24.2.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Şubat 1955

Ankara:

Dün şehrimize gelmiş olan, Birleşmiş Milletler Sosyal Hizmetler Müşaviri Mr. Ernest C. Grigg tetkik ve temas­larına başlamış bulunmaktadır. Mr. Grigg bugün, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâleti Müsteşarı Nail Karabuda'yı ziyaretle, kendisiyle adı ge­çen vekâlete sosyal Hizmetler mev­zuunda hazırlanmış olan kanun tasarı­sı ve bu mevzudaki faaliyetle alâkalı yardımların temini hususunda görüş­melerde bulunmuştur.Mr. Grigg kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine tetkik ve temasları hakkında  şu malûmatı  vermiştir;

Memleketinize, kurulması mutasav­ver sosyal hizmetler dairesi mevzuun­da görüşmeler yapmak üzere gelmiş bulunuyorum. Bu dairenin vazifesi sıh­hat ve İçtimaî Muavenet Vekâletinin mükemmel bir hale getirmek olacak­tır. Tabiatiyle bu dairenin kurulması, sosyal yardım programlarını daha da 'bu yoldaki kanun tasarısının kabulüne bağlıdır. Birleşmiş Milletler teşkilatı, dairenin faaliyete geçmesi için gerek­li   teknik  yardımı  yapmıya  hazırdır.

Şimdiye kadar bu yolda yapmış oldu­ğumuz görüşmeler bizi ziyadesiyle mü­tehassis etmiş bulunuyor. Türk hükü­metinin sosyal hizmetler programına karşı göstermiş olduğu yakın alâka hakikaten şayanı dikkattir. Birleşmiş Milletler, kanun tasarısının kabulünü memnuniyetle karşılayacaktır. Kanun tasarısı, bir sosyal hizmetler dairesi kurulmasını derpiş etmektedir. Bu da­ire, Türkiye'nin sosyal hizmetler prog­ramını tanzimle tavzif edilecektir. Bu meyanda bir de sosyal hizmetler okulu açılacaktır. Umumî hatlariyle, sosyal hizmetler programı, bilhassa şehirler haricinde? Yaşıyan kimselerin hayat standartlarını yükseltmeye matuf ted­birleri ihtiva edecektir.Alâkalı makam ve şahısların, sosyal hizmetler mevzuunda göstermiş olduk­ları fevkalâde alâkayı burada bilhas­sa kaydetmek isterim.»

Mr. Grigg cumartesi gününe kadar şeh­rimizde kalacak, bilâhare tekrar İstan­bul'a gidecektir.

  Ankara :

Amerikan Büyükelçisi Avra M. Warren, bugün saat 17.00 de, opera binası­nın alt kat fuayesinde Amerikan re­sim san'atmin 36 şaheserinin reprodüksüyonundan müteşekkil sergiyi aç­mıştır.

Sergi 15 şubata kadar, cumartesi ve pazar günleri hariç her gün, saat 17.00 den 19.00 a kadar halka açık olacaktır. Cumartesi ve pazar günleri sergi, dev­let tiyatrosu temsillerine gelenlere a-çık olacaktır.

  Ankara :

Bugünlerde bazı ecnebi matbuatta Türkiye'nin israil bir ademi teca­vüz paktı imzaladığına, Başvekilimizin ve dişer devlet adamlarımızın İsra­il'i ziyaret edeceklerine. İsrail İle he­yetler teati edileceğine dair asılsız ha­berlere tesadüf edilmektedir.Tama­men uydurma o]an ve memleketimizin Arap devletleri ile münasebetlerini baltalamak gayesiyle iade edildiğine şüphe olmayan bu haberler resmî ma­kamlarımız tarafından kat'iyetle tek­zip edilmektedir.

2 Şubat 1955

 Ankara :

Fransız Millî Meclisi parlâmentolar arası Türk - Fransız grubu Başkanı M. Joannes Dupraz, Büyük Millet Mecli­si Reisi Refik Koraltan'a gönderdiği bir telgrafta bir müddet evvel memleketimizi ziyaret etmiş olan Fransız parlâmento heyeti azalarına gösterilen sıcak kabulden dolayı teşekkürlerini bildirmektedir.

Telgrafın  metni   aşağıdadır:

-Sayın Refik Koraltan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

Ankara

Türkiye'de Fransız parlâmento heyeti­ne gösterilen sıcak kabulden dolayı. Ekselansınıza, Fransa  - Türkiye dostluk grubu namına şükranlarımı arz ile? yeni Türkiye'nin eserine hayranlığımı­zı ifade etmek isterim.

Asırlar boyunca devam eden dostluğumuzu takviye ile hür dünyanın sulfcyolundaki tesanüdüne bir delil teşkil eden bu temaslardan dolayı bahtiyarız.

Joannes Duprazı

Ankara:

İstatistik makamlarına göre 1954 yı­lında iş ve işçi bulma kurumuna mü­racaat eden iri sayısı 412.360, işe yer­leştirilenler sayısı 356.547 dir.

1953 yılında müracaat edenler sayısı 257.203, işe yerelleştirilenler sayısı L94.862 idi. 1954 yılma nisbetle müra­caatlarda yüzde 60, işe yerleştirmeler­de yüzde 83 artış vardır.

Müracaat ve işe yerleştirmelerdeki ar­tışın en başta çelen sebebi memleket­te ziraî, sınaî ve iktisadî kalkınmanın iş gücüne büyük saha acmıs olmasıdır..

Diğer sebepler, evvelce kurum vasıtasiyle işçi tedarik etmiyen iş verenle kurumdan iş istemeyen isçinin, kuru­mun iş yerine en Elverişli isçiyi ve iş­çiye de en 'Uygun işi temin etmesini' takdir etmiş bulunmaktadır.

Bundan başka az kazançla iktifa eden1 ve senenin birçok ayında âtıl kalan: kimseler memleketteki terakki hamleleri karşısında daha müreffeh bir ya­şama standardına malik olmak için .ev­velce âtıl kaldıkları aylarda iş sahala­rına atılmaktadırlar. Bu arada sanayi işçileri rakamlarına bakılacak olursa: geçen yıl muhtelif sanayi müessese­lerine 5453 kadın işçi yerleştirilmiş" iken bu yıl aynı sahaya 13.447 kadın işçi yerleştirildiği görülür. Bu da kadı­nın sanayi istihsalinde mühim bir mev­ki işgal etmekte olduğunun bariz bir" delilidir.

Müracaatlarla işe yerleştirilmeler arasındaki farka gelince, bu fark hiçbir' zaman memleketteki işsiz sayısının' ifadesi olamaz. İşi olup kendine daha uygun veya daha fazla gelir sağliyacak iş arıyanlarla kuruma müracaat ettiği halde ayrıca bizzat da iş arayıp1

-işe  girenler   müracaatlarla   işe  yerleş­tirmeler arasındaki farka dahildir.

3 Şubat 1955

 İstanbul :

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Ha­riciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü. İtalyan hükümetinin vâki daveti üzerine İtalyaya yapmış oldukları resmî ziyaretten bugün saat 15.30 da uçakla İstanbul'a avdet etmişlerdir.

Başvekilimize bu seyahatinde refakat etmiş olan heyetimiz âzası da yurda dönmüştür.

"Başvekilimiz Adnan Menderes ve Ha­riciye  Vekilimiz  Prof.   Fuat Köprülü,

"bayraklarla süslenmiş bulunan Yeşil­köy hava meydanında Başvekile ve­kâlet etmiş olan Millî Müdafaa Vekili "Ethem Menderes, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Devlet Vekili Osman Kapanî, Ziraat Vekili Nedim Ökmen, mebuslar,   İstanbul Vali ve     Belediye

"Reis Vekili, kumandanlar, Vilâyet, 'Be­lediye erkânı, üniversite rektör ve de­kanları, şehir ve genel Meclis üyeleri,

'Ticaret Odası mensupları, gençlik te­şekkülleri, bankalar umum müdürleri,"işçi ve müesseseler mensupları, parti­liler,   cemaat    reisleri ve     temsilciler, "Başvekilin şahsî dostları, İtalyan Kon­solosu, ve konsolosluk erkânı ve basın mensupları ile kalabalık bir halk top­luluğu tarafından hararetle karşılan­mıştır.

Beşuş bir çehre ile uçaktan inen Baş­vekilimiz Adnan Menderes, önce ordu mensuplarının teke teker ellerini sık­mış ve selâm resmini ifa etmek üzere meydanda yer almış bulunan ihtiram "kıtasını teftiş etmiştir.

Müteakiben, kendisini karşılamağa ge­len diğer zevatın ellerini de ayrı ayrı sıkan Başvekilimize, bu arada müte­addit buketler verilmiştir.

Hava meydanından otomobille ayrılan "Başvekilimizi, Parkotele kadar yollar­da, islerine gitmekte olan vatandaşlar, güler bir yüzle, ellerini veya şapkala­rım sallıyarak samimî bir  şekilde selâmlamakta, Başvekilimiz de onlara ayni samimiyetle mukabele etmekte idi.

4 Şubat 1955

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, Birleşik Amerikanın Ankara Büyükelçisi Ekse­lans Avra M. Warren'i bugün saat 11 ds Vilâyette kabul etmiştir.

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes bugün saat 12 'de İngilterenin Ankara Büyükelçi­si Ekselans Sir James Bowker'i Vilâ­yette kabul etmiştir.

 İstanbul:

Ramide inşa edilen 2014 göçmen evİ ve diğer tesisler bugün öğleden sonra İstanbul basın mensuplarına gezdiril­miş ve izahat verilmiştir.

Verilen izahata göre Rami'de 11 bin göçmeni barındırmak üzere 2014 ev, bir çarşı, bir hamam inşa edilmiş ve mahallenin yol, su ve elektrik tesisle­ri ikmal edilmiştir.

Evler için beş milyon lira elektrik te­sisatına 212 bin lira, yollara 117 bin lira, çarşıya 115 bin lira, su tesisatına 82 'bin lira ve hamam inşaatına 75 bin lira sarf edilmiştir.

- Ankara :

Müteaddit tekziplerimize rağmen, Mı­sır hükümetinin telkiniyle hareket eden Mısıt matbuatı günlerden beri Türkiye ile İsrail arasında siyasî ve askerî mahiyette bir anlaşma olduğu­nu yayınlamaktadır.

Bu gazeteler işi yalan maddeler neş­retmeğe kadar ileri götürmüşlerdir. Bazı Mısır hükümet adamlarının da Kahire ve Bağdat toplantılarında ya­lan olduğunu bile bile aynı mahiystte beyanatta bulunmaktan çekinmedikle­ri mevsuken ve muhtelif menabiden öğrenilmiştir.

Yalnız devlet münasebatı kaidelerine değil, fakat en iptidaî ahlâk kaideleri­ne bile uymayan bu yakışıkstz hareket tarzını nefretle karşılar ve alâkalıları teyakkuza davet ederiz.

 Ankara ;

Haber aldığımıza göre, yeni kurulan Türkiye petrolleri anonim ortaklığı" faaliyete geçmiş bulunmaktadır.

Bu şirket Raman ve Garzandaki petrol yataklarını işletecek, Reşan ve Adanada sondajlar yapacak, ayrıca Batman' da büyük modern bir petrol rafinerisi inşaatını ikmal ederek bunun sonba­harda işletmeye açılmasını temin eyliyecektir.

Şirketin idare meclisi reisliğne işlet­meler vekâleti eski müsteşarı Kemalettin Apak ve umum müdürlüğüne Dr. mühendis Şahap Birgi getirilmiştir.

Şubat 1955

 Ankara :

Bir İsrail heyeti ile ticaret müzakere­leri yapılacağı hakkında duyulan ha­berlerin asıl ve esası olmadığını beya­na Anadolu Ajansı mezun kılınmış­tır.

Şubat 1955

 İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün öğ­le yemeğine İstanbul gazetecilerini da­vet etmiş, yemekte memleket mesele­leri üzerinde samimî hasbıhaller yap­mıştır.

Başvekilimizin bu yemeğinde Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatin Rüş­tü Zorlu, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol. Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu İle Son Posta gazetesi sahip ve başmuharriri Bursa mebusu Selim Ragıp Emeç, Cumhuriyet gazetesi sahip ve başmuharriri İstanbul mebusu Na­dir Nadi Vatan başmuharriri Ahmet Emin Yalman, Milliyet sahip ve baş­muharriri Ali Naci Karacan,  Akşam sahibi Kâzım Şinasi Dersan. Dünya sa­hip ve başmuharriri Falih Rıfkı Atay Yeni İstanbul başmuharriri M. Nerm ve İstanbul Ekspres sahip ve başmu­harriri Mithat Perin, bulunmuşlar.

 İstanbul:

Hayır müesseselerine ve işçi sigortalarma yapmış olduğu birçok bağışlarla memleketimize büyük hizmetlerde bu­lunan Süreyya İlmen (Süreyya Paşa)" bu sabah saat 10.15 de 81 yaşında ol­duğu halde Moda'daki evinde hayata gözlerini kapamıştır.

Süreyya İlmen'in naşı salı günü saat 11 de evinden alınarak cenaze namazı Kızıltoprak Zühtüpaşa camiinde kılın­dıktan sonra işçi sigortaları kurumu­na devrettiği arazide hayatta iken in­şa ettirmiş olduğu kabrine defnedile­cektir.

Hal tercümesi:

Süreyya İlmen Karadağ'da Pastariç'de doğmuş ve 1896 senesinde erkânr Harbiye mektebini yüzbaşı rütbesiyle1 bitirerek  orduya katılmıştır.

Bilâhare generalliğe yükselen Sürey­ya İlmen, meşrutiyetin ilânı sıraların­da Harbiye Nazırı Mahmut Şevket pa­şa tarafından yabancı devletler ordularını tstkik etmek üzers Avrupa'ya gönderilmiş ve bu arada orduda tay­yareciliğin kurulması için çalışmalar­da bulunmuştur.

Harbiye Nazırı Enver Paşa zamanında  ordudan ayrılan Süreyya Paşa bilâha­re adalet mensucat fabrikasını kurmuş-ve İstanbul mebusu olarak serbest fır­kaya girmiştir.

Son senelerinde siyasî hayattan tamamiyle ayrılan Süreyya İlmen, Ka­dıköy'deki Süreyya Sinemasını Da-rüşşafakaya, Yakacık civarındaki çam­lık araziyi ve Maltepe'de yaptırdığı biroteli işçi sigortaları kurumuna bağış­lamıştır.

7 Şubat 1955

 Ankara :

Turizm işlerini  görüşmek ve  alınacak tedbirler hakkında fikirlerini bildir­mek üzere, devlet daireleri, belediye­ler, turizm cemiyetleri, turizmle ilgili meslek teşekkülleri, seyahat acenteları, gazeteci dernekleri v.e mütehassıs zevattan teşekkül eden turizm danış­ma kurulu, 4 üncü toplantısını bugün saat 10.30 da Dil Tarih - Coğrafya Fa­kültesinde yaparak çalışmalarına baş­lamıştır.

Toplantıyı, Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdürü Muammer Baykan, şu konuşma  ile  açmıştır:

Dördüncü turizm kurulunun, muhte­rem azaları.

Kurulun bu toplantısını, Devlet Veki­limiz Dr. Müekrrem Sarol açacaktı. Toplantıda bulunmak üzere dünkü tay­yarede yer dahi rezerve edilmişti. Fa­kat hükümet işlerinin arzettiği ehem­miyet dolayısiyle  İstanbul'da birkaç gün daha kalmaları icabettiğinden, bu­lada bulunamamış olmalarından duy­dukları teessürü arza, yüksek heyeti­nize muvaffakiyet temennilerini ib­lâğa ve hükümet adına toplantıyı aç­mağa beni memur etti.

Muhterem arkadaşlar.

Turizm, son devrin en mühim iktisadî ve kültürel mevzularından biridir. İn­sanlar, bu sür'at çağında mesafelerin kısalmasından, türlü nakil vasıtaları­nın sağladığı ucuz ve konforlu seyahat imkânlarından fazlasiyle istifadeye başlamışlar ve bu devri bir seyahat ve hareket devri olarak kıymetlendir mis­lerdir.

Birinci Dünya Harbine takaddüm eden yıllara kadar münferit kimselerin, zen­ginlerin ve maceraperestlerin mahdut gayelerle yaptıkları seyahatler, bu­günkü -geniş kitlelerin, hareketi yanın­da unutulmuş ve turizm beynelmilel sahada muazzam iktisadî meseleler ya­ratan büyük bir kuvvet ve ihtiyaç ola­rak şiddetle kendini hissettirmiştir.

Turizm bu zamanın büyük iktisadî mevzuları arasında yer alıp mühim ticarî neticeler vermeye başladığı gün­den itibaren birçok memleketler bun­dan faydalanma çarelerini bulmuşlar, her yıl dış ticaret muvazenelerindeki açıklarının muazzam bir kısmını bu yolla kapatmak imkânını elde -etmiş­lerdir. Bununla beraber, bugünkü mâ­nada turizmin faydaları, yalnız iktisa­dî ve ticarî sahalara inhisar etmemek­tedir. Turizm voliyle milletlerin bir­birlerini tanımasına, karşılıklı saygı ve sevginin doğmasına ve böylelikle Bir­leşmiş Milletler ideali olan dünya sulh1 ve selâmetinin tahakkukuna da yar­dım edilmektedir.

Turizmin, Birinci Dünya Harbinden sonra tevlit ettiği bu neticeleri, batı memleketlerinin turizm hareketlerini" kolaylaştırıcı tedbirler almağa, husu­sî teşebbüse turizm sanayiinde geniş imkânlar bahşedecek mevzuat meyda­na getirmeğe, resmî vs hususî turizm teşekkülleri   kurmağa   sevketmiştir.

Batı medeniyetinin bir uzvu olarak Türkiye, bu hareketelerin dışında ka­lamazdı, hususiyle yurdumuzun sahip bulunduğu turistik servetler, inkılâp­larımız, siyasî ve askerî sahadaki mu­vaffakiyetlerimiz, memleketimiz  ve halkımız hakkında dünya milletlerinin alâkalarını tahrik etmiştir ve etmekte­dir, 'Bu netice karşısında lâzumlu ted­birleri almak, memleketimizi ve halkı­mızı bütün değerleriyle dostlarımıza tanıtma, refah ve saadete erişme ham­le ve kalkınmaları yaptığımız bu sı­ralarda, diğer memleketler gibi tu­rizmden faydalanmak için; sistemli bir şekilde çalışmak ve bir zemin hazırla­mak icabediyordu.

Hükümetimiz, büyük memleket 'dâva­ları yanında, bir imar kültür ve bir medeniyet dâvası olan turizmi de ih­mal etmemiştir. Umumî kalkınma için­de yol ve ulaştırma dâvalarımızın hal­imdeki süratli tempoya muvazi olarak çeşitli tedbirlerin alınmasına, hususî teşebbüsü bu sahaya sevkedecek teş­vik kanunlarının çıkartılmasına çalış­mıştır. Atılan adımlar çok müsbet ve verimlidir.

Devlet Vekilimiz Dr. Mükerrem Sarol'un alâka ve çalişmalariyle, turizm sanayiimizin kuruluşunu süratlendire­cek ve hususî yeşebbüse büyük yar­dımlar sağlıyacak olan turizm banka­sının kurulmasını, son çalışmaların şükranla karşılanacak müşahha Hükümetimizin büyük alâkası netice­si, bütün devlet sektöründe turizm sanayiinin tesisi ile, iç ve dış turizmin inkişafına müneallik müşterek tedbir­lerin alınmasına doğru gidilmesini, geniş bir anlayışla işbirliği yapılarak turizm meselelerinin mesuliyetini Ü-zerine almış olan  umum müdürlüğü­müze her sahada müzaheret ve yar­dımlarda bulunmuş olmalarını teşek­kürle kaydetmek isterim.

Muhterem Adnan Menderes hükümeti­nin iş başına gelişiyle fiilî olarak ele alman, ve değer verilen turizm mese­lelerimiz, umum müdürlüğümüze bü­yük vazifeler ve bunun yanında bü­yük mesuliyetler yüklemiştir. Zira, Basın - Yayın ve Turizm Müdürlüğü­ne 6086 sayılı turizm endüstrisini teş­vik kanunu ve diğ-sr kanunlarla bir takım yeni ve mühim vazife ve mesu­liyetler verilmiştir. Bundan başka yük­sek heyetinizin talep buyurduğu ve kıymetlendirdiği meselelerde, şüphesiz yeni vazife ve mesuliyetlerin terettü­bünü icap ettirmekte, buna muvazi olarak turizm dairemizin dar kadrosu içinde yapabildiği ve y-etiştirebıl&iği kadar  iktisadî, içtimaî birçok mevzularla ilgisi olan. tetkik ve tatbik ba­kımından bütün memleketi alâkalan­dıran etüd ve çalışmaları da. bu vazife ve mesuliyetleri binnetice çoğaltmak­ladır.

Bu çalışmalara bazı misaller vermek için. turizm işbirliği nizamnemesi ile talimatnameler ve kanun taslakları yanında, bazı turizm mevzularının ehemmiyetle ele alınmış olduğunu söyliyebilirirn. Bu çalışmalar arasında gençlik ve talebe turizmi ile sosyal tu­rizm, turizm terbiye ve bilgisi ve tu­rizm mütehassıs eleman yetiştirilmesi gibi mühim  etüdler vardır.

îç turizm bakımından üzerinde hassa­siyetle durulması icap eden mevzular, gençlik ve talebe turizmi ile halk ve işçi turizmidir. Talebe turizmi ve sos­yal turizm, gençlerin, halkın ve işçile­rin tatillerini iyi ve ucuz şartlarla, is­tifadeli vs dinlendirici bir şekilde ge­çirmeleri demek olduğu, malûmunuz­dur. Turizmde ileri gitmiş batı memleketlerince, gün geçtikçe, bunlara fev­kalâde eehemmiyet    verilmekte,    kanunlar tedvin edilmekte, alâkası bu­lunan amme müesseselerine vazifeler verilmekte, resmî teşekküller vücuda getirilmektedir.

Memleketimizde de gençlik, talebe, halk ve sosyal turizmin muhtaç oldu­ğu zeminin hazırlanması için alâkalı devlet daireleri ile ve müesseselerle sıkı işbirliği yapacağımıza şüphe yok­tur. Bu mevzu esasen tarafımızdan alâkalı vekâletlere arzedilmiş bulunuvor.

Umum Müdürlüğümüzün turizm saha­sında m-ssuliyetler kabul edip şevk ve cesaretle ve büyük ümitlerle çalışma­sına müessir olan âmillerden birisi de, memlekette turizmin, müsbet bir anlayışla kavranmıya başlanmış olmasıdır. Meselâ, birkaç yıl öncesine kadar mem­lekette bir iki turizm cemiyeti ve teşek­külü varken, bugün bunların sayısı kırkı bulmuş ve yenilerinin meydana getirilmekte olduğu da haber alınmış­tır.

Bundan başka, bütün memleket mat­buatının, bu sahada gösterdiği alâka ve yaptığı neşriyat, çalışmalarımızı kıymetlendirmekte ve bize rehberlik yapmaktadır.

IV. Turizm Danışma Kurulunun muh­terem azaları,

Evvelkilerine ilâveten, son bir yıl için­de olan çalışmaların nelerden ibaret bulunduğu elinizdeki raporun teklif­ler kısmındadır. Kıymetli irşatlarınız­la önümüzdeki yu daha verimli neti­celere ulaşacağımıza şüphe yoktur. Umum müdürlüğümüz her zaman muh­terem kurulun rehberliğinden fayda­lanacaktır.

Sözlerime son vermeden evvel umum müdürlüğümüzün turizm faaliyetleriy­le ilgili olarak yaptığım ve henüz dün avdet ettiğim seyahatime temas etme­me müsaadelerinizi rica edeceğim:

Geçen eylül ayında icra komitesi üye­liğine ve Ortagark komisyonu baş-r kanlığına seçildiğimiz resmî turizm teşekkülleri milletlerarası birliğinin "Lahey'de yapılan icra komitesi içti-mama iştirak ettim. Kendi millî hu­dutları dahilinde olduğu kadar beynel­lan icra komitesi üyeleriyle ayrı ayrı hususî konuşmalarda bulundum. Bu temaslarım sırasında, söz memleketi­mize intikal ettikçe, bu turizm üstadlarınin sözleriyle ve gözleriyle, Tür­kiye'yi istikbalin bir turizm yıldızı te­lâkki  eylediklerini     müşahede     ettim.

Bu tahassüsümü yüksek huzurunuza arzetmekle bahtiyarım. Birlik İcra Ko­mitesi, kırkıncı içtimaını haziran ayın­da İstanbul'da yapmayı karar altına almıştır. Bu vesile ile, kendilerini siz­lerle tanıştıracağımı ve bu müşahede­lerime bizzat şahit olacağınızı ümit etmekteyim.

Hususî konuşmalarımda memleketi­mize muhtelif sahalarda yapılan tek­nik yardımı turizm sahasına da inti­kal ettirmek çarelerini aradım. Devlet Vekilimiz Dr. Mükerrem Sarol'un mü­saade ve yardimlariyle bu hususu ta­hakkuk ettirme yolunda derhal te­şebbüse geçeceğim.

Muhterem arkadaşlar,

Turizm sahasında çok ilerlemiş mem­leketlerle yakın bir gelecekte boy öl­çüşeceğiz demiyorum. Bu hayalperest­likten de fazla birşey olur. Fakat şu­nu katiyetle söyliyebilirim ki, elbirli­ğiyle ve plânlı hareket edildiği takdir­de birkaç sene içinde bugün bizden, ileride olduklarını gıpta ile gördüğü­müz bazı komşularımıza yetişecek ve hatta onları geçeceğiz. Buna kat'î su­rette inanmaktayız.

 Üç kit'anın birleştirildiği, dört ikli­min aynı zamanda hüküm sürdüğü, ta­rihle yaşıt medeniyet varlıklarını si­nesinde saklıyan 'bir yurda sahibiz.

Tarih yapmış, medeniyetler kurmuş, cesur, misafirperver milletimiz, yeni hamlelerle ileri bir millet ve memleket haline gelmeğe azmetmiş bulunmakta­dır.

Hükümetimizin her sahada olduğu gi­bi, turizm sahasında da plânlı ve ve­rimli çalışmalariyle ve yüksek heye­tinizin işbirliği ve irşatlariyle bu işte de muvaffak olacağımız tabiidir.

Hepinizi saygı ile selâmlar, mesainiz­de muvaffakiyetler temenni ederim.» Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdü­rünün bu konuşmasını müteakip kon­gre divanı secimi yapılarak, reisliğe parlâmentolararası turizm, birliği Türk grubu başkanı Seyhan mebusu Dr. Se­dat Barı, vekilliklerine Türkiye Turizm Federasyonu Başkanı İzmir mebusu Gihat Baban, ile Afyon belediyesi tem­silcisi Afyon mebusu Rıza Çerçel, kâ­tiplikler ise Türkiye Turing ve Otomo­bil kurumu temsilcisi Feridun Dirim-tekin, Türkiye Millî Talebe Federasyo­nu temsilcisi Silviyo Mutal, İller ban­kası temsilcisi Recai Akçav ve İşletme­ler Vekâleti temsilcisi Ferruh Sanır getirilmişlerdir.

Kongre divanı yerini aldıktan sonra reis Dr. Sedat Barı, şahsına ve arka­daşlarına karşı gösterilen itimad ve teveccühe teşekkür etmiş ve Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol'un kongre başkanlığına gönderdiği şu telgrafı okumuştur:

c Dördüncü  Turizm   Danışma     Kurulu Başkanlığına

Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Ankara

Müstacel işlerimin toplantınıza iştira­kime mâni oluşundan duyduğum tees­sürü Etrzeder, turizm faaliyetlerinize yeni bir hız verecek çalışmalarınız için muvaffakiyet temennilerimi ve hür­metlerimi yüksek heyetinize takdim, ederim.

Dr. Mükerrem Sarol

Bundan sonra, mevzuat, vasıflar ve di­lekler komisyonları seçimleri yapılmış, müteakiben turizm çalışmaları hakkın­daki rapor okunarak müzakere edil­miştir.

 Urfa :

Ziraî Donatım Kurumu tarafından 180 bin liraya yaptırılan ve çeşitli tesisleri ihtiva eden donatım kurumu binasının açılış merasimi dün parlak bir şekilde yapılmıştır.

Törende Vali, Vilâyet erkânı, Ziraî Do­natım Kurumu mensupları ve çok kalabalık "bir vatandaş kitlesi hazır bu­lunmuştur.

  İstanbul:

Denizcilik Bankası umumî heyeti ta­rafından tesisine karar verilen «deniz nakliyatı Türk anonim ortaklığının kurucuları olan Denizcilik Bankası, Emekli Sandığı, Petrol Ofisi, Toprak Mahsulleri ofisi, Etibank, Türk Ticaret Bankası, İş Bankası ve Türkiye Emlâk Kredi Bankası temsilcileri bugün ilk toplantılarını   yapmışlardır.

Toplantıda yeni şirketin ana statüsü tetkik edilerek son şeklini almıştır, ayrıca 110 milyon lira sermaye ile ku­rulan şirketin tesisine ait formalite­lerin tamamlanması için gerekli çalış­maların yapılmasına karar verilmiş­tir.

Alâkalı şirketin kışa bir zamanda fa­aliyete geçebileceğini ifade etmekte­dirler.

  İstanbul :

1954 yılında Belgrad'da çalışan Üçlü Balkan paktı genel sekreterliği nizamnemesi mucibince, 1955 yılında da Ankara merkez ittihaz edilecektir.

Bu münasebetle hâlen Balkan Paktı sekreteri bulunan M. Cimorios, eşi ve sekiz sekreteriyle birlikte, bugün saat 12.15 de Simplan ekspresiyle diğer 12 memuru da Önümüzdeki günlerde tren ve uçakla memleketimize gelecektir.

(.Ananevi ve meşhur Türk misafirper­verliği sayesinde, sekreterliğin memle­ketimizde mükemmel bir çalışma mu­hiti bulacağının söyliyen M. Çimarios ve beraberindekiler bu akşam trenle Ankaraya hareket edeceklerdir.

8 Şubat 1955

 İstanbul :

Hariciye Vekâleti ticarî anlaşmalar dairesi umum müdürü Hasan Işık'ın başkanlığında bir ticapet heyetimiz bu sabah uçakla Belçikaya hareket et­miştir.

 Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekâletinden veri­len malûmata göre, evvelce toprak mahsulleri ofisinin silo ve mekanik te­sisatı için Simon Handlin;g Engineering Limited İngiliz firmasından temin edi­len takriben 50 milyon Türk liralık kredinin kullanılması için yapılan mü­zakereler sona ermiş ve bu husustaki mukavele Toprak Mahsulleri Ofisinin selâhiyetli mümessilleriyle mezkûr İn­giliz firması arasında Londrada imza­lanmıştır.

Bu mukaveleye göre, Mersinde 100.000 tonluk, Konya ve Ankarada altmışar bin tonluk 3 betonarme silo ile Konya'­da günde 150 ton kapasiteli bir un fab­rikası ve Tekirdağda 20.000 ton ka­pasiteli bir sahil silosunun mekanik te­sisat ve inşası saklanmıştır. Ayrıca memleketimizde hayvancılığı teşvik bakımından lüzumlu yem endüstrisi­nin kurulması maksadiyle de 12 adedi saatte 6, ve 3 adedi de saatte 3 ton imalât yapabilecek kapasitede yem değirmenleri temin edilmiştir.

Bu tesislerden başka bilhassa memle­ketimiz güney-doğu illerinde yetişen hububatlarımızın ihracatında zaman zaman müşkülâta sebep olan Pelemirin temizlenmesi jçin de şimdilik biri­si sabit diğeri seyyar 2 adet Pelemir, temizleme makinesi ve ayrıca tahmil" tahliye işlerinin daha mütekâmil ve süratli bir tarzda yapılarak masraf­ları indirmek ve maliveyi düşürmek yönünden faydalı olacak 5 adet sa­atte 25 ton kapasiteli pnömatik yük­leyici âletlerin satın alınıp kurulması hususları mukaveleye bağlanmış bu­lunmaktadır.

Temin olunan krediden yukardaki te­sis ve inşalar için kullanılacak meb­lâğ ihtiyatlariyle beraber 5 milyon 540. bin sterlingten başka 460.000 sterlinglik kısmı da bu tesislere muvazi olarak do­ğacak diğer intaçlara sarfedilecektir. Bu miktar kredinin takriben 13 milyon Türk lirasına muadil kısmı ta­rafımızdan ve beş senede, bakiyesi 37 milyon liralık kısmı ise 7 senelik taksitlerle firmaya dönecektir. Hububat ihracatının en büyük kısmının yapıla­cağı   Mersinde   inşa   edilecek   100,000 tonluk sahil silosu, yalnız memleketi­mizin değil, Avrupa memleketlerinin de en büyük silosu olacak aynı za­manda burada dört vapurun birden yüklenmesine imkân verecektir.

Şimdiye kadar toprak mahsulleri ofi­si tarafından ziraî mahsullerimizin muhafazası, zamanında nakil ve tesli­mi, iç ve dünya piyasalarında hem ka­lite bakımından, hem fiyat bakımın­dan değerlendirilmesi için girişilmiş teşebbüslere ilâveten bu yeni tesisler sayesinde gerek başka pazarlar, bil­hassa İngiltere için de istenilen evsaf­ta mahsul ihracı sağlamış olacak, di­ğer taraftan da hayvancılık bakımın­dan yem meselesi ve hususî sektörle beraber çalışarak esaslı bir şekilde hal yoluna girmiş olacaktır.

Filhakika anlaşma yapılan firma, bir taraftan malî ve teknik imkânlariyle bu tesislerin kurulmasına iştirak et­tiği gibi diğer taraftan de memleketi­miz hububatının İngiltere piyasasında tanınması ve satış imkânlarının ha­zırlanması hususunda Toprak Mahsul­leri   Ofisiyle müşterek   çalışacaktır.

 Ankara :

Türmesan Türkiye madenî sanayi anonim şirketinin tezyidi sermaye kara­rı gereğince ecnebi ortağı Belçikadamu kim Travil Mscanique de la Tole'un vaz edeceği 58.800 Türk lirası ve Samesco Societe Cooperative şirketinin vazede­ceği 30.000 Türk lirası olmak üzere ceman 88.000 lirası tutarındaki nakdî sermayenin,

İstanbulda Vebolit Ltd. Şirketi ortak­larından Ziya Tahsin Ay.gün'ün İngil­tere'de Road Weybridg Surrey'de kâin Lawes Rabjohns firmasiyle birlikte memleketimizde kuracakları ozalit ti­pi kumaşlarla katranlı imal etmek üzere kuracakları fabrikaya ecnebî şe­rikin vazedeceği fikrî hak ve hizmet şeklindeki sermayeye mukabil kendi­sine ödenecek yüzde 5 rotayt hakkı­nın,

İstanbul'da Gavel Ltd. şirketinin plâs­tik izoleli tel ve kablo imal etmek üzere memleketimizde tesis ettiği fabri­kaya Almanyada kâin Simens firma­sı   taramdan   vazedilecek     fikrî  hak ve hizmet şeklindeki sermayeye muka­bil ecnebî firmaya ilk iki sene, senevi satış tutan üzerindeki yüzde e2 ve mü­teakip senelerde yüzde 1 nisbetinde ötenecek lisans hakkının,

Birleşik Amerika'da İllinois şehrinde Douglas Avenue Elgin'de mukim David Hayde Ekwall tarafından bilumum malzeme analizleri yapmak üzere memleketimizde tesis edilecek labora­tuar için vazedilecek olan 21 bin dolar tutarındaki aynî ve 24 bin dolar tuta­rındaki nakdî sermayenin,

Avusturya'da Viyana Branner Verzinkerei Brüder Bablik firmasının Türk İnter makineleri A. O. G. Bruneglo, Hilmi Baymdırlı ve Yako Mizrahi'nin teşkil ettiği grupla birlikte memleketi­mizde tesis edecekleri bir milyon lira sermayeli şirket vasıtasiyle madenî ve nebati yağlar ile akaryakıtların mu­hafazasına mahsus demir fıçı ve madenî kaplar imâl etmek üzere kuracakları fabrikaya ecnebî şerikin vazedeceği 146 bin dolarlık aynî ve 50 bin dolarlık nakdî sermayenin,

Amerika Birleşik Devletlerinin New-York şehrinde Remington Rand Inc. müessesesinin yazı makineleri imal et­mek üzere memleketimizde tesis edece­ği fabrika için vazedeceği 25.000 dolar­lık maddî ve 275.000 dolarlık kısmı ay­nî olmak üzere cem'an 300.000 dolar tutarındaki sermayedir.

6224 sayılı kanundan faydalandırılma­larına icra vekilleri heyetince karar verilmiştir.

 Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bu ak­şam, saat 20.15 de Çankayada. mem­leketimizdeki yabancı misyon şefleri­ne bir akşam yemeği vermişlerdir.

Bu yemekte, ecnebî misafirlerden ma­ada, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekilimiz Adnan Mende­res. Devlet Vekili Başvekil Yardımcı­sı Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili, Dr. Mükerrem Sarol, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Riyaset'icumrmr umumî kâtibi Büyükelçi Haydar GÖrk, Harici­ye Vekâleti umumî kâtibi Büyükelçi Muahrrem Nuri Bîrgi, Riyaseticumhur hususî kalem müdürü Fikret Belbez, Başyaver Kurmay Albay Refik Tulga Prof. Recai Ergüder, Hariciye Vekâleti protokol dairesi reis vekili Kenan Gökart refikalariyle birlikte hazır bulun­muşlardır.

Şubat 1955

 İstanbul :

Bir Türk korosu ve İstanbul Valisi önümüzdeki temmuz ve ağustos ayların­da İtalya'nın Arezzo şehrinde yapıla­cak olan beynelmilel koro müsabaka­sına davet edilmiştir.

Daveti yapan teşekkülün ikinci başka­nı Dr. Mario Bucciolotti senelerden be­ri devam eden müsabakalara Türk ko­rosunun iştirakinin mümkün olmadı­ğını bildirmekte, bu defa bunun imkân dahiline girmesi hâlinde büyük bir memnuniyet duyacaklarını ilâve et­mektedir.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Şûrayı Devlette açık bulunan beşinci daire reisliği seçimi yapılmış ve Rifat Göksu 1&5 reyle beşinci da­ire reisliğine seçilmiştir.

10   Şubat 1955

 Ankara :

Memleket hayvancılığının inkişafını sağlamak ve besiciliği ileri memleket­lerdeki usul ve tarzlarda verimli bir ha­le sokmak, aynı zamanda sanayi artıklarını değerlendirmek suretiyle hem ucuz, hem de besi değeri ve kalori ba­kımından yüksek bulunan kesil yem imâl etmek üzeri hususî teşebbüs ta­rafından Et ve Balık Kurumunun da iştirakiyle «kesif yem sanayii limited şirketi» ismi altında merkezi İstanbul' da bulunan şirketin sermayesi 500.000 Türk lirası olup Et ve Balık Kurumu yüzde 24 hisseye sahiptir. Makinelerin Avrupa'dan getirilmesi ve inşaatın bir an evvel bitirilmesi için hararetle ça­lışılmakta ve bütün bu işlerin 1955 se­nesi yaz sonunda ikmali ile şirketin istihsale banlaması hususunda şirket ortaklariyle Et ve Balık Kurumu arasın­da İşbirliği yapılmaktadır.

12 Şubat 1955

 Ankara:

İktisadî ve sınaî kalkınmamızın çok mühim bir merhalesi addedilmiye lâ­yık bir teşebbüs bugün tahakkuk et­miş ve memleketimizde kamyon ve ye­dek parça sanayiinin kurulmasına ka­rar verilmiştir.

Amerika'da ve bütün dünyada çok ta­nınmış bir kamyon ve motorlu nakil vasıtaları şirketi olan uFederal motor Truck co. ile Makine ve Kimya En­düstrisi Kurumu, Türkiye Cumhuriye­ti Ziraat Bankası, Türk Ekspres Ban­kası, Çukurova Tarım Satış Koopera­tifleri Birliği, İzmir Tarım Satış Koo­peratifi arasında bugün imzalanan protokol mucibince merkezi Ankara'da olmak üzere "Federal Kamyonları T. A.Ş." isimli bir şirket kurulacaktır. Şir­ketin sermayesi 20 milyon Türk lira­sıdır. Bunun 8 milyonu Amerikan fir­ması tarafından temin olunmuştur. Mü­tebakisi diğer kuruculara aittir.

Bu şirket Federal Motor Truck Co.'nın Amerika'da imâl ettiği ve edeceği 10 tonluğa kadar olan çeşitli askerî ve sivil motorlu nakil vasıtaları ile bun­lar için lüzumlu vinç, yarım trepler gi­bi aksamı ve Amerika vesair memle­ketler mamulü bütün kamyon ve bi­nek otomobilleri yedek parçalarını imâl ve tevzi edecektir. Ayrıca, baş­ka memleketlere de ihracat yapılabile­cektir.

Şirket Kırıkkale'de mevcut tesislerden bir kısmında, maksadına elverişli ha­zırlıklar yapıldıktan sonra hemen fa­aliyete geçecek ve ilk altı ayda 250 ve faaliyet senesi sonunda da 1.000 kam­yon yapacaktır. Şirket senelik imalât programım beş sene içinde, sene için­de en az 5.000 kamyon imâl .edecek şe­kilde hazırlıyacak ve bu müddetten sonra senelik imalâtını 10.000 e çıkar­mağa gayret edecektir.

Bundan başka şirket memleketimizde askerî ve hususî motorlu nakil vasıta­ları, traktörler ve mümasilleri için ye­dek parçalan imâl etmek hususunda gerekli bütün çalışmaları yapacaktır.

Yedek parça imâl edecek fabrika için. en münasip mahallin Eskişehir olabi­leceği düşünülerek burada fabrikanun yeri için hemen tetkiklere başlanacak­tır.

Bu suretle memleketimizde pek kısa zaman sonra motor imâli imkânlarını da temin edecek olan motorlu nakil va­sıtaları sanayiinin temeli atılmış bu­lunmaktadır.

Bu şirketin kuruluşunun ehemmiyetli diğer bir hususu da sermaye ekseriye­tinin, ecnebi sermaye ile birlikte Türk Ekspres Bankası. Tarım Kooperatifle­ri gibi hususî teşebbüslere ait bulun­masıdır. 

 Ankara :

Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, bugün saat 13 te bir basın toplantısı tertipetmiş ve bu toplantıda, Türkiye Büyük Millet Meclisine sevkedilmiş bulunan ve ceza muhakemeleri usulü kanununda bazı tadilâtı derpiş eden kanun, tasarısı hakkında izahatta bu­lunmuştur.

Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, ceza muhakemeleri usulü kanun tasa­rısı hakkında şu malûmatı vermiştir:

«Bu defa Büyük Millet Meclisine tak­dim edilmiş bulunan ceza muhakeme­leri usulü kanunu lâyihası hakkında son günlerde bazı neşriyat yapılarak ezcümle, mezkûr lâyihanın Adliye Ve­kâletince çok acele v-e tek taraflı hazır­lanmış olduğu ve tevkif sebeplerine iki yeni unsur ilâvesi suretiyle şahsî hür­riyetin zedelendiği ve bu ilâvenin bil­hassa matbuat suçları faillerine matuf bulunduğu iddia edilmektedir. Lâyi­hanın tanzimindeki maksat v.e gayeye tamamiyle muhalif olan bu neşriyat münasebetiyle gerekli açıklamada bu­lunmayı lüzumlu görmekteyiz.

1 20/8/929 tarihinden beri mer'i bu­lunan ceza muhakemeleri usulü kanu­numuzda o tarihten bugüne kadar ehemmiyetli bazı tadiller yapılmış ol­masına rağmen hâlen tatbikatta aksak­lıklara ve' muhakemenin süratle gö­rülüp intacına mâni formalitelere rast­lanmakta ve binnetice kanunun bu­günkü ihtiyaçalrımıza, örf ve âdetleri­mize tam ve kâmil mânasiyle cevap vermediği müşahede ve tesbit edilmiş bulunmaktadır.

îşte tebarüz ettirilen bu lüzum ve za­ruretler gözönünde tutulmak ve hu­susimle tahkik ve takip işlerinde sa­deliği, kısalığı ve kolaylığı binnetice muhakemelerin süratle intacını sağlıyacak mahiyette hüküm ve tedbirlere de yer verilmek suretiyle ceza muha­kemeleri usulü kanunu lâyihası hazır­lanmıştır. Lâyiha hiçbir suretle Vekâletimizce acilen ve tek taraflı hazır­lanmış değildir. Bilâkis tatbikatçılar­dan ve nazariyatçılardan müteşekkil muhtelif komisyonların yıllardan beri sebk eden faaliyetleri neticesi meyda­na gelmiş olan bu lâyiha 1951 yılında Büyük Millet Meclisine sevkedilerek Adliye Encümeninde uzun müddet tet­kik ve müzakere edilip bazı ilâve ve tâdiller de yapılmış ve daha mütekâmil bir hale ifrağ suretiyle kabul «dilmiş ve ancak 9 uncu devre Büyük Millet Meclisi faaliyetinin sona ermesi mü­nasebetiyle hükümsüz kalmış bulun­maktadır. Bu kere Vekâletimizce yeni ihtiyaçlarımız ve usul hukukundaki te­kâmül veya inkişaflar gözönünde tu­tularak tekrar tetkik edilen mezkûr lâyiha Adliye Encümeninin kabul et­tiği esaslar ile. basit ve serî muhakeme usulleri de aynen ve tamamen ithal edilmek suretiyle Büyük Millet Mecli­sine takdim edilmiş bulunmaktadır.

Yeni lâyihada, vuzuhu, sürati, sadeli­ği, işlerde kısalığı temin edici hüküm ve tedbirler kabul edilirken amme ve fert haklarının korunmasına ve yekdi­ğerine zıt hukukî mefhumlarla menfa­atlerin telifine ve tarafların müsavi muameleye tâbi tutulmasına matuf o-lan ve bu nevi hak ve menfaatler için teminat teşkil eden hükümlerden, aslî ve umumî prensiplerden hiç bir suret­le feragat edilmemiştir.

2  Lâyihanın maznunun tevkifini mucip hallerin tadat ve tasrihine mü­teallik olan 108 inci maddesine haki­katen iki yeni unsur ilâve edilmiş ise de bu unsurların Jİâvesindeki sebep ve gayenin neden ibaret olduğunun tav­zihi, bu hususta matbuatımıza akset­tirilmiş olan iddia ve tefsirlerin haki­katle asla alâkalı bulunmadığını ispa­ta kâfi gelecektir   Şöyle ki:

1951 yılında Büyük Millet Meclisine takdim edilmiş olan lüyıhada dahi aynen mevcut olan yeni tevkif sebep­leri ikidir:

1) Maznunun,    serbest    bırakıldığında başka su işlemek suretiyle bu serbest­liği   suiistimal  edeceği   kanaatini     ve­ren vakıaların bulunduğunun anlaşıl­ması,

2)Sucun ağırlığı ve bu yüzden halkın üzerinde husule getirdiği heyecan dolayısiyle maznunun serbest bırakılma­sına tahammül edilemiyeceğinin anla­şılması.

Hallerinde maznun ancak, suçu işle­diğine dair aleyhinde kuvvetli emrareler bulunduğunda hâkim tarafından tevkif edilebilecektir. Sistemimize gö­re, tevkif, mecburi değil, ihtiyarîdir ve sebepleri kanunda tadat ve teşrih edil­miştir. Teşkilâtı Esasiye Kanununun haklarından olan şahıs hürriyetinin her türlü tesirden masun ve azade kalması­nın arzettiği kıymet ve ehemmiyeti gözönünde tutarak bu müessese hak­kında azamî dikkat ve itinayı göster­miş bulunuyoruz.

Nitekim, iktidarımızla birlikte ilk ola­rak mecburî tevkife müteallik kanun hükümlerinde gerekli tadilât yapıp bu sistemi, ana kanun olan ceza muhake­meleri usulü kanunundaki ihtiyarî tev­kife irca ederek islâh etmiş bulunuyo­ruz.

Maddeye ilâve edilen iki yeni unsur, yukarıda da tebarüz ettirildiği üzere 1951 yılında Büyük Millet Meclisine takdim edilmiş olan hükümet lâyiha­sında aynen mevcut olup Adliye Encü­menince de tasvip edilmiştir. Bu se­beple hiç bir suretle matbuat suçları­mın failleri matuf değildir. Bilâkis, ya­kın ve uzak tatbikatımız bize göster­miştir ki bazı hallerde, ezcümle inti­kam ve ailevî husumet sebebiyle maz­nunlar serbest bırakıldıklarında yeni suçlar islenmektedir. İşte buna mâni olmak mülâhazasiyle yeni bir tevkif sebebi lâyihaya ithal edilmiştir. Bun­dan başka, cemiyet ve vatandaşları zi­yadesiyle heyecana sevk eden bazı suç­ların failleri serbest bırakıldıkları tak­dirde, halkın bu yönden aksülameline maruz kalmakta, hayatları sıhhatları tehlikeye girmektedir. İjte bu ciheti de karşılamak ve dolayısiyle maznunu hi­maye edebilmek için ikinci yeni tevkif sebebi lâyihada yer bulmuştur.

İlâve edilen bu iki yeni unsur, kanu­numuzun mehazı olan Alman ceza mu­hakemeleri usulü kanununa 1935 yılın­da, cemiyeti ve maznunu himaye maksadiyle ithal edilmiş bulunmaktadır.

İkinci Dünya Harbinden sonra, Alman­ya'da demokratik idarenin kabulü ve Federal Almanya Cumhuriyetinin te­şekkülü üzerine, mevcut mevzuat ye­niden gözden geçirilmiş ve bu arada, Alman ceza kanunu ile ceza muhake­meleri usulü kanununda da lüzumlu tadiller yapılmış ve fakat tevkif şart­larına müteallik olan madde aynen ka­bul ve ibka olunmuştur. Bu itibarla, mezkûr tevkif unsurlarım da ihtiva e-den madde hükmü Federal Almanya Cumhuriyetinde de hâlen ayniyle tat­bik edilmektedir.

Bu izahata göre, cemiyetin ve maznu­nun himayesini istihdaf ettiğinde en ufak bir şüpheye yer vermiyen mez­kûr yeni unsurların, şahıs hürriyetini zedeleyici bir mahiyet taşımakta ve matbuat surları faillerine matuf bulun­makta olduğuna dair ileri sürülen id­dialar ve tenkidlerde asla isabet yok­tur.

Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, gazetecilerin, ceza muhakemeleri usu­lü kanun tasarısı hakkında sormuş ol­dukları muhtelif sualleri etraflı bir şekilde cevaplandırdıktan sonra, yeni avukatlık kanun tasarısına dair su iza­hatta bulunmuştur:

«Memleketimizde Cumhuriyetin ilânı­nı takiben girişilen adlî inkılâbın mü­him bir cephesini teşkil eden avukat­lık mevzuu Üzerinde ciddiyetle duru­larak dâva vekillerinin durumlarm. tanzim eden eski hükümler yerine ol­dukça yeni esaslarla mücehhez bir avukatlık kanunu kabul edilmiştir.

3499 sayılı olup 1/12/1938 tarihinde mer'iyete giren bu kanun üzerinde za­manla kendini gösteren ihtiyaçları kar­şılamak maksadiyle tadiller yapılmış ve mesleşe kabul, staj, nakil, baro ida­re meclisi seçimi ve mukayyet avukat­lık gibi mühim mevzular üzerinde İslâ­hata gidilmiştir. Ayrıca 21/12/1953 de edilen (avukatlar yardımlaşmakanunu) ile de meslekî yardımlaşma İmkânları sağlanmış bulunmaktadır.

Ancak, memleketin son dört yıl içinde mazhar olduğu büyük inkişaf karşisinda avukatlık kanununun da yeni   zihniyet ışığı altında tekrar gözden geçirilme ;si zarureti hasıl olmuş ve bu maksatla teşkil  edilen  bir komisyon tarafından yapılan incelemeler sonunda hazırlanan bir lâyiha ile kanunun 30. maddesi değiştirilmiş,   117   nei  maddesi  kaldırılarak muvakkat bir madde ilâve   olun­muştur,

"Hazırlanan lâyiha ile derpiş olunan "başlıca   yenilikler   şunlardır:

1  Mesl-sğe gireceklerin tâbi tutul­dukları stajın verimli neticeler sağla­masını ve mesleğe yetişmiş olarak giTİlmesini temin maksadiyle imtihan sası kabul edilmiştir (Madde 19).

2  Avukatlık mesleğinin yakın mura­kıbı olan baroların vazifelerini lâyıkiyle yapmalarını temin zımnında hü­kümler  tedvin edilmiştir.

3 Disiplin muamelâtı, tatbikatta gö­rülen aksaklıkları önliyecek surette islâholunmuştur.

4 Meslekî lüzumsuz ve tehlikeli ka­yıtlara tâbi tutan 117 nci madde kaldı­rılmıştır.

ö  Çalışma serbestisini ve müteaddit "büro meslekî faaliyeti sekteye uğratmıyacak şekle sokmak maksadiyle 43 "üncü maddeye bi hüküm konmuştur.»

33 Şubat 1955

 Ankara :

Memleketimiz  mevcut yüzü mütecaviz verem savacı derneklerinin ittiha­dı mahiyetinde bulunan Türkiye ulu­sal Verem Savaş Derneğinin yıllık kongresi bugün saat. 10.30 da Kızılay genel merkez binasında Sıhhat ve İç­timaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uzun bir konuşması ile açılmış ve çalış­malarına başlamıştır.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili bu 3konuşmasmda   şunları   söylemiştir:

Verem savaş, derneklerinin fedakâr nümesrilleri, muhterem arkadaşlar,Ulusal Verem Savaş Derneği kongresi­ni açmakla büyük bir bahtiyarlık duy­maktayım. Böylece, her yerde olduğu gibi memleketimizde de, verem savaşı bakımından pek mühim bir organ olan gönüllü teşekküllerin düşünce ve ka­naatlerini ve iyi çalışmalarını bir daha gözden geçirmek fırsat ve imkânını ka­zanmak sevincini duyacağız.

Medenî dünyadaki verem savaşı ta­rihine bir göz atmak, bu mühim sıhhî sosyal âfetle mücadele hususunda, gö­nüllü teşekküllerin oynadığı büyük rolün değerini derhal meydana kor. Bu teşekküller bazı yerlerde verem sa­vaşının ilk nüvesini teşkil etmiş ve güzel neticeler alınmıştır. Avusturya'­da 1944 te Gleichenberg kaplıcasında akciğer hastalıklarına mahsus kurulan müesseseden, 1871 de de Viyana'da «akciğer hastalıklarına parasız bakma­ğa mahsus birlik- ten çok istifadeler edilmiştir. Gün geçtikçe bu gibi teşek­küller orada artmış daha kuvvetli ve şamil bir merkez komitesi etrafında toplanmış ve birleşmişlerdir.

İngilterede ilk teşebbüs hükümete ait­tir. 1791 de Royal Sea Rathing Hosbital adiyle bir verem hastahanesi açilmıştır. İlk verem dispanseri de bu memlekette, 1887 de kurulmuştur. Ni­hayet 1899 da «veremden korunma mil­lî birliği» teşekkül etmiş, verem sava­şında büyük hizmetler yapmış vs yap­makta bulunmuştur.

Almanya'da, ilk defa 1888 de, Hanovre de bir sanatoryum derneği kurulmuş, arkasından 1890 da Frankfurt'a diğer bir dernek tesis olunmuş, nihayet 1895 de bu savaş dernekleri Gerlin'de kuru­lan merkez komitesi etrafında birleş­mişlerdir.

Fransa'da 19 uncu asır nihayetlerine doğru veremden korunmak üzere ma­hallî birlikler kurulmuş bulunuyordu. Bunlar 1892 de lig halinde birleşme­ye başlamışlardır. İlk dispanser de meşhur Calmette tarafından, 1903 de, Lille şehrinde kurulmuştur. Res­mî dispanserlerin açılması daha son­raki tarihlerdedir.

Verem savaşında muvaffakiyet bakı­mından bütün dünyanın başında    gelen Danimarkada da mücadele bida­yette gönüllü dernekler tarafından baş­lamış, 1905 den itibaren devletçe de teşkilât kurulmuştur.

Belçika'da ilk verem dispanseri, asrı­mız başlangıcında, Mal Woz tarafından Mons şehrinde kurulmuştur. Bu dis­panser, kara Avrupasında, bu yolda ilk kurulan müessese olmuştur. Birinci Ci­han Harbine kadar Belçikada verem mücadelesinin bütün yükü gönüllü teşkilâtın sırtında kalmış bulunuyor­du. Devletin de savaşa karışması ve bu teşkilâta yardım etmesi Birinci Ci­han Harbinden sonraya rastlar.

Avrupa dışında Birleşik Amerika'ya bakacak olursak ilk sanatoryumun, 1857 de, Channing tarafından Boston' da ve Gleitmann tarafından da, aynı tarihte, Asheville'de kurulduklarını gö­rüyoruz. Bununla beraber Birleşik Amerika'da sanatoryum kurma hareke­tinin babası Trudiau'dur. Kendisi de verem hastası olan ve şehirlerden ka­çıp temiz havalı yerlerde yaşamak su­retiyle iyileşen Dr. Trudeau, 1885' de, verimlilers «temiz hava kürü» temin etmek üzere, New-York eyaletindeki Saranac gölünün bir mil şimalinde bir sanatoryum kurmuş ve müessese az zamanda büyük bir şöhret kazanmış­tır. Birleşik Amerika'da bugün d-s mü­teaddit i'Trudeau dernekleri» bulun­duğu gibi. 1905 de de millî verem sa­vaşı birliği kurulmuştur.

İlk. dispanser 1891 de Philadelphia'da . Dr. Lawrence Flick tarafından tesis edilmiştir. 20 kasım 1954 tarihli Ameri­kan tıp birliği gazetesinin verdiği bir habere göre bu sanatoryum 1 aralık 1954 den itibaren kapanmaya karar vermişti. Sebebi de yeni tıbbî ve cer­rahî tedavi sayesinde hastaların sa­natoryumda pek az müddet yatmaları, nükslerin azalması ve sanatoryumluk hasta sayısının düşmesidir. Çünkü 1900 de Amerika'da veremden ölüm 100.000 nüfusta 200 iken şimdi 100.000 nüfusta 12.6 ya inmiştir.

Verem savaşının tarihçesi üzerinde yaptığımız bu kısa inceleme bugünün en ileri memleketlerinden bir haylisin­de ilk savaş tesisinin gönüllü derneklerce mahallî olarak kurulduğunu, sonra bunların bütün memlekete şamil birlik, lig veya federasyonlar halinde? birleştiğini, nihayet devletin de savaş-teşkilâtı kurduğunu ve her iki tarafın. işbirliği etmesinin bu tehlikeli âfeti ölüm sebebi olmak bakımından yedinci,, sekizinci dereceye indirdiğini göster­mektedir.

Memleketimizde de resmî müesseseler" yanında gittikçe sayıları artan mahal­lî verem savaş derneklerinin iyi ve metodlu çalışmaları çok mühim ve ümit arttıran bir rol oynamağa başla­mıştır. Bizde ilk verem mücadele ce­miyeti 18 şubat 1923 te İzmir'de ku­rulmuş ve bunu bu millî dâvanın ele alınmasmda ve ilerlemesinde çok fay­dalı adımlar takibetmiştir. 1947 den itibaren savaş derneklerinin memle­ketin her tarafında teşmiline ehem­miyet verilmiştir. Biz halkımızın bu derneklere kaydolunmasım, teşkilâtı her bakımdan kuvvetlendirmesini mü­cadelenin muvaffakiyeti inin büyük bir âmil saymaktayız. Derneklerin ken­di bölgelerinde, bu anlayışla, faal me­sai göstermeleri, devlet teşkilâtiyle1 yakın bir işbirliği yapmaları çabuk muvaffak olmamızı sağhyacaktır. Mev­zuatımız ve zihniyetimiz böyle bir iş­birliğine çok müsaittir. Diğer taraftan dernekler yalnız mahallî bir teşekkül olarak kalmamalı, birbirleri İle anlaş­mak, verem hastalığının yurdumuzun her tarafında meydana getirdiği dert­leri tek kalb halinde duymak ve tek dimağ halinde çaresini bulmak üzere hep birden aynı hedefe müteveccih ve birbirini her yönden tamamlıyan bir fedarasyon halinde çalışmalıdır. Böy­lece elde edeceğimiz netice maksada daha uygun ve verimli olacaktır.

Bugün verem tesislerimizde yedibirt yatak bulunduğu gibi dispanserlerimi­zin sayısı da 44 ü bulmuştur. Aynı za­manda verem savaş dernekleriyle ya­kında işbirliğine, kendilerine yardı­ma ve sayılarının artmalarını teşvike de büyük ehemmiyet veriyoruz. Bunla­rın veremle savaş bakımından en bü­yük yardımcılarımız olduklarına ina­nıyoruz. Verem savaş dernekleri son yıllarda büyük "bir inkişaf göstererek 1948 de sayıları 48 iken 1954 de 109 ol­muştur. Ve daha da    artacaktır. Derneklerin kurdukları dispanserlerin sayısı da 1954 te 37 idi. Biz bu dernekle­rin de, yukarıda saydığım    misallerde olduğu gibi,sağlam ve kuvvetli bir merkez  teşekkülü etrafında    toplanıp birleşmelerini verem savaşında büyük .bir muvaffakiyet  âmili     saymaktayız.

'Tarih de, tatbikat da ve bugünün ileri görüş v anlayışı da bu yolu gös­termektedir. İşte bu samimî inanış   ve Sezişle ulusal verem savaş derneğinin muhterem temsilcilerini, hürmetle selamlar, kongreye başarılı ve yurdumuz için hayırlı çalışmalar dilerim.»

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekilinin .alâka ile takip edilen bu konuşmasın­dan sonra yıllık faaliyet raporu okunmuş, müteakiben Anıt-kabre gidilerek bir çelenk konulmuştur.

Kongre öğleden sonra çalışmalarına devam edecektir.

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bugün saat 11.30 da Başvekâlette Irak Büyükelçi­li Ekselans İbrahim Akif el Alusi'yi kabul etmişlerdir.

_Bu kabulde Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, ve Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi hazır bulunmuşlardır.

. Konya :

Vilâyetimizde bu yılki hububat eki­mi tesbit edilmiş bulunmaktadır. Bu (ekimin en büyük kısmım buğday teşki1 etmektedir. Ocak ayı sonuna kadar vilâyetimizde 10 milyon 872 bin 330 -dekar hububat ekilmiştir. Eu ekiliş ge­çen seneye nazaran 1 milyon 585 bin edekar fazladır.

~ Ankara :

Amerikan haberler merkezinin hazır-iamış olduğu ve Amerikan san'at eserlerinin rönrodüksiyonlanndan mü­teşekkil sergi, 15 rubat salı akşamı ka­panacaktır.

1 şubatta rcra binasının fuayesinde Amerikan Büyükelçisi Ekselans Avra larren taralından açılmış olan bu sergi, birincisi 1674 sonuncusu da 1948 de yapılan 36 resmin rÖprodüksiyonunu ihtiva etmektedir. Sergi Ankara'lı sanats e veri er ve halkımız tarafından büyük bir alâka toplamıştır.

14 Şubat 1955

  Ankara :

Federal Almanya Cumhurreisi tara­fından profesör Eduard Zuckmayer'e verilen büyük Haçlı liyakat nişanı (Croix de Commandeur) 8 şubat günü Almanya Büyükelçisi Ekselans Dr. Ha­as tarafından kendisine tevdi olun­muştur.

Profesör Zuckmayer, Almanya'da Pe­dagog, orkestra şefi ve piyanist olarak gösterdiği kabiliyet ve Türkiye'de İ934 yılından beri Ankara devlet konserva­tuarında hocalık ve Gazi Terbiye Ensti­tüsünde müzik şube şefliği yapmak suretiyle Türk - Alman kültür münase­betlerinin gelişmesinde gösterdiği gay­retler yüzünden bu tevcihe hak kazan­mıştır.

  Ankara :

İkinci Türk tüberküloz kongresi bu basah saat 10 da Dil Tarih^ ve Coğraf­ya Fakültesinde Sıhhat ve İçtimaî Mu­avenet Vekili Dr Behçet Uz'un bir nutku ile açılmıştır.

Memleketin muhetelif yerlerinden kongreye katılmış bulunan üç yüze yakın delegeyi temsilen bir heyet sa­at 9.00 da Anıt-kabre giderek Atatürk-ün manevî huzurunda saygı duruşunda bulunmuş ve kabre bir çelenk koymuş­tur.

Kongrenin açılısında, Reisicumhur Ve­kili, Büyük Mille; Meclisi Reisi Re­fik Koraltan, vekiller, mebuslar, fa­külteler dekanları, profesörler ve Sıh­hate İçtimaî Muavenet Vekâleti ile­ri gelenleri hazır bulunmuşlardır.

S'hhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz kongreyi şu nutukla açmış-

«Sayın Reisicumhur Vekilimiz ve Meclis reisimin, değerli vekil arkadaşlarım, aziz misafirlerimiz,

İkinci Türk tüberküloz kongresinin muhterem âzası, memleketimizin verem gibi büyük bir sosyal derdini etraflıca tetkik ederek, idare ve ilim adamla­rına kıymetli fikirler verecek ikinci tüberküloz kongresinin toplandığını görmek ve kongreyi açmak mazhari­yeti ile pek sevinmekteyim.

İlmî kongreler, bilhassa, bütün mem­leketi meşgul eden hayatî mevzuları ele alındığı vakit çok büyük bir alâka uyandırır. Çünkü otoriteler konuşacak, böylece değerli fikirler karşılaşacak ve en güzel neticeler alınacaktır. Ve­rem hastalımı, bugün ileri memleket­lerde bile, bu afete karşı elde edilen büyük başarılara rağmen, ilmî kongre­ler için çok çekici bir mevzu olmakta devam etmektedir. Tüberküloz kongre­leri verem mücadelesine esaslı  reh­berlik eder, kıymetli tetkik mahsulü çalışmaların meydana konmasına ya­rar, bu bakımdan hiç bir tabip bu kongrelerin vereceği neticeleri öğ­renmekten ve icabında tatbik etmek­ten müstağni kalamaz. İkinci Türk tüberküloz kongresinde ele alınacak mevzuları verem mücadelesinin geliş­mesi için çok faydalı bulmaktayız. Çünkü bu mevzular verem hastalığının fertlerin uzviyetindeki seyriyle alâkadar Gİdugu kadar cemiyetin ve çeşitli halk tabakalarının bünyesinde de veremin nasıl yayıldığını göster­mek bakımından mühimdir.

Filhakika primo-enfeksiyon ve miliyer tüberküloz bugün artık sade, hastalık­lı veya hastalığa namzet uzviyetteki bir allerji nişanesi veya patoloji teza­hürden ibaret telâkki edilemez bunlar bir memlekette gösterdikleri ehemmi­yet bakımından korunma ve tedbir al­ma hususunda da mühim kariyeryulardir.

Hastaların tarama ile tesbiti de, bugün­kü imkânların verem epidemiyolojisine bahşettiği, pek müessir kütlevî bir araştırma usulüdür.

Rehabilitasyona gelince tam mânasiyle sıhhî ve sosyal bir programı ifade etmektedir.Kongrenin ele aldığı bu dört mühim', mevzu tüberküloz enfeksiyonu ile-hastalığının mahiyeti, teşhisi ve teda­vi görmüş eski veremlilerin, sosyal ve ekonomik hayata iadeleri bakımın­dan gerekli bir çalışmanın ana hat­larını çizmektedir.

Primo-enfeksiyon ve militer tüberkü­loz, artık ismi tüberküloz tarihinde en. büyük simalardan biri olan Ranke'nirr. tasnifini ilk iki safhasını gösteren bi­rer tabirdir, Alman âliminin bu meş­hur tasnifi, malûm olduğu üzere, pato­lojik ve radyolojik bulgularla birlik­te ipersansibite ve üminite gibi hâdi­seleri de birbirine bağlıyan derin birgörüş mahsulüdür. İlim âleminde de,bir inkilâp yapmıştır. Primo-enfeksi­yon, muhitindeki lenfa uktelerini şi­şirdiği gibi vücudda bir allerji hali de-uyandırır. Bu allerjik durumun umu­miyetle 2-3 yaşından, büyük çocuklar­da uzviyetin mukavemetine sebep ol­duğunu, daha küçüklerle buluğ çağındakilerde ve bunlardan da büyüklerde zuhur eden primo-enfeksiyonnün, ken­di haline bırakılırsa, tehlikeli bir seyir gösterdiğini de biliyoruz. Bu hâdise koruyucu tababet bakımından iki mü­him kazanç meydana getirmiştir. Bun­lardan biri BCG aşısı vasıtasiyle ta­bii mukavemeti primo- enfeksiyonun gösterebileceği arızalardan salim ola­rak, temin etmek, diğeri de aşıya en müsait kimseleri yaşlarına göre, he­men hemen, riyazi katiyetle takdir e-dip tüberküloz reaksiyonunu terciharr bunlara tatbik etmektir.

Eskiden primo-enfeksiyon daha çocuk­luk çağından itibaren bilhassa şehir halkında yüzde yüze yakın bir ekse­riyetle müsbet telâkki edilirken, nis^ beten yakın zamanlardaki araştırma­lar hâdisenin tamamen böyle olmadı­ğını, şehirli gençlerin hayli kalabalık birkısrmnda da primo-enfeksiyon bu-lunmıyacağım   göstermiştir.

Vereme karşı kuvvetli bir mücadele tatbik edip bu hastalığı azaltan mem­leketlerde vaziyet bilhassa böyledir. Çünkü bunlarda halkın basille teması azalmıştır. Ancak o zaman ordu, mek­tep, işyeri gibi topluluklar yaşanan ve çalışılan tesislerde alınacak kimselere tüberkülin reaksiyonu ve icabında BCG

aşısı tatbiki büsbütün ehemmiyet ka­zanmaktadır.

Prim o enfeksiyonun selâha gitmeyip de'allerjiyi uzviyet için zararlı hale getirecek şekilde, şiddeti enir. es ine, niha yet kan ve lenfa yoluyla hastalığın vü­cut iğinde yayılmasına sebep olur, ki bunu radyolojik muayenede miliyar tüberküloz halinde gördüğümüz ma­lûmdur. Bu hâdisenin de vaktiyle teş­hisi, afetzeâe şahsın lâyikiyle tedavisi bugün büyük bir ekseriyetle hayatı kurtarmaya ve uzviyeti, verem basili­nin istilâsı gibi büyük bir tehlikeye maruz bulunan fertleri sıhhate iadeye imkân, verir. Şu halde elimizde mikro­film gibi teşhis vasıtalariyle antibiyo­tikler gibi tedavi maddelerinin bulun­duğu bu devirde, tüberkülozdun mahi­yetini bize «lâyikiyle tanıtan Ranke'-nin adını ne kadar şükranla ansalc ye­ridir.

Cemiyet içinde dolaşan basil sağıcıları, hastalığı gerek kendisi gerek etrafı  için tehlike teşkil edebilecek tüberkü­loz hastalarını hafif hafif erime­sine ve kuvvetten düşmesine rağ­men, henüz doktora müracaat lüzumu­nu hissetmiyen başlangıç vak'alarını meydana çıkarmak için en iyi usul ta­ramadır. Bugün mikro-filim bu araştır­ma için en seçkin bir vasıta teşkil et­mektedir. İyi teşkilâtlanmış ekipler mikrofilmle geniş bölgeleri pek kısa zamanda tarayabilirler. 1948 de Ko­penhag'da, tüberkülozun en çok rast­landığı 15-34 yaş gruplarındaki 212.320 şahıs aynı zamanda tüberkülin reak­siyonu ve icabedenlere BCG aşısı da yapılmak üzere kütlevî mikro-film mu­ayenesine tabi tutulmuştur. Bir tabip, bir başhemşire, sekiz hemşire ve on ye­di yardımcı personelden mürekkep bir ekip 35 milimetrelik filmlerle günde 5.000 kişiyi kolayca muayene .etmişler­dir. Bunlar mikro-filmde şüpheli çı­kan vak'alarm ayni günde makro-radyografisini de yapmışlardır ve böylece bugünkü imkânlar sayesinde tarama da pek ziyade kolaylaşmıştır.

İngiltere'de, iyileşmiş tüberkülozumların koloni halinde bazı köylere iskân edilerek tıbbî nezaret altında çalıştırılmalariyle, Birleşik Amerika ve İsviçre'de sanatoryumlara bağlı müessese­ler vesair tesislere başlıyan rehabili­tasyon da bugün çok ehemmiyet ka­zanmıştır. Zamanımızda bütün ileri memleketlerde, iyileşmiş veremlilerin, sıhhî durumlariylo mütenasip bir mes­lekte yetiştirilmeleri ve ekonomik ba­kımdan cemiyete yük olmaktan kur­tarılmaları işini gayet dikkatle ele alan tesisler vardır. Eski hastalar dikkatli bir tıbbî muayeneden geçirilerek ça­lışma güçleri tesbit edildikten sonra bu tesislere sevkoiunmakta ve pek iti­nalı bir tıbbî nezaret altında, istidat ve kabiliyetlerine göre, hayatlarını kazanacak bir işte yetiştirilmektedir. Bu da verem hastasının mukadderatı­nı normalleştirmek bakımından en. mühim bir sosyal hizmettir.

Muhterem meslekdaşlarım, tüberkü­lozdaki yeni görüşlerin ve sosyal ted­birlerin icaplarını biz de son senelerde memleketimizde tatbik yoluna girmiş bulunuyoruz. Yatak sayımız 7000 i bul­muştur. Yaptığımız BCG aşısı yekûnu. 2 milyona yaklaşmaktadır. Sade ve­kâletimizin açtığı dispanserlerin sayı­sı 44 ü bulmuştur. Rehabiltasyon mer­kezleri kurmuş bulunuyoruz. Mikro­film ekiplerimiz vardır. Memlekette bir fitiziyoloji ihtisası teessüs etmiş­tir. Verimli ve faydalı çalışmalarını yakından takip etmekte olduğumuz ve sayıları gün geçtikçe artan verem mü­cadele dernekleriyle sıkı işbirliği ha­lindeyiz. Teşkilâtımız ve tesislerimiz henüz veremi tamamiyle tehlikesiz bir hale getirecek mes'ut dereceye var­mış olmamakla beraber çok yüz güldü­rücü neticeler vermektedir. İyi bir yol­da olduğumuz kanaatindeyiz. Onları daha ziyade ve gayeye eriştirecek ka­dar tekâmül ettirmeyi en esaslı bir millî vazife biliyoruz.

Verem mücadelesinde tesiri anlaşılmış, kudreti tanınmış usulleri ve tedbirleri tatbik etmek kararındayız. Bunların yanı sıra yeni görüşler, daha mütekâ­mil usul ve çareler de memleketimizin bu sahadaki otoritelerinin, mütehas­sıslarının ve fikir adamlarının toplan­dığı böyle kongrelerden doğacaktır. İkinci Türk tüberküloz kongresinin bu bakımdan memlekete çok faydalı ola­cağını ümit eder, hayırlı feyizli ve mutlu   çalışmalarınıza  şahit     olmakla bahtiyar olacağımızı hürmetlerimle bildirir, kongreye başarılar dilerim.»

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekilinin nutkunu müteakip Türk tüberküloz ce­miyeti başkanı Prof. Tevfik Sağlam "bir konuşma yapmış ve kongreye ça­lışmalarında başarılar dilemiştir.

Bundan sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fa kültesinde hazırlanmış olan tıbbî ilâç v.e âletler ve kitap sergisi açılmış ve hazır bulunanlar tarafından gezilmiştir.

Kongre Öğleden jonra toplanarak ça­lışmalarına başlıyacaktır.

  İstanbul:

Yedikule Ermeni hastahanesi müte­velli heyeti tarafından bir balo ve­rilmiştir. 'Bu baloda İstanbul Valisi hastahane hekimleri ve birçok zevat hazır bulunmuştur.

"Hastahane menfaatine verilen. bu ba­loda, Başvekilimiz Menderes adına Va­li, heyete 1000 lira teberru etmiştir.

  İzmir :

İzmir - Alsancak limanının temeli, bu­gün saat 15 de merasimle atılmıştır.

Merasimde Başvekil Adnan Menderes, Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fa-tin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Osman. Kapanı, Naîia Vekili Kemal Zeytin-oğlu, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, Münakalât Vekili Muam­mer Çavuşoğlu, İşletmeler Vekili Sa-met Ağaoğlu, (Meclis Rsis Vekillerin­den Tevfik İleri, bazı mebuslar, erkâ­nı Harbiye! Umumiye Reisi Orgeneral TMurettin Baransal, Nato Güney doğu Avrupa kara -kuvvetleri kumandanı orgeneral Kendall, altıncı taktik ha­va kuvvetleri kumandanı Eaton, ya­bancı faaliyet misyonu başkanı Leon Dayton, Başvekâlet hususî kalem mü­dürü Muzaffer Ersü. şehrimiz banka, ticaret ve ziraatçüerinden müteşekkil seçkin bir davetli toplululğu ve onbinlerce halk hazır bulunmuştur.

Bayraklar ve dövizlerle süslenmiş bu­lunan merasim meydanı bir bayram yeri arzediyordu. Merasime şehir ban­dosunun çaldığı İstiklâl Marşı ile baş­landı.İzmir Belediye Reisi SelâhaLtin Akçi çek hükümete minnet ve şükranlarını arzetti ve bu güzel tegebbusundan do­layı duyulan sevinci belirten bir ko­nulma yaptı.

Müteeakiben Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu vurdun imarı ve kalkınma mevzularını ihtiva eden, alkışlar ve tezahürata vesile olan nutkunu irad et­ti.

Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlundan sonra İzmir Ticaret ve Sanayi Odası Reisi Burhan Maner, liman mevzuun­da duyulan, ihtiyacı ve Alsancak li­manının İzmir iktisadî hayatına ge­tireceği refahı belirten bir konuşma yaptı.

Bundan sonra kürsüye gelen Başveki­limiz Adnan Menderes büyük sevgi te­zahürlerine vesile olan memleket me­seleleri hakkındaki nutkunu irad etti. Başvekilimiz, müteakiben temel bloku-na konulacak vesikaları imzaladı. Bu vesikalar bloka yerleştirildikten sonra Başvekilimiz ve vekiller tarafından ilk harç kondu.

Müteakiben bolk vinç tarafından kal­dırılarak denize vazedildi.

Başvekilimiz ve refakatindekiler hal­kın coşkun sevgi tezahürleri arasında merasim yerinden, ayrıldılar.

İzmir Alsancak limanının temel at­ma merasiminde bir hitabede bulunan Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu'mm konuşmasının metni aşağıdadır:

Çok  muhterem  vatandaşlarım,

İzmir-Alsancak limanının temel atma m-erasimi vesilesiyle hükümetinizin, yurdun imârı ve Kalkınması mevzula­rında mühim bir mevki işgal .eden ik­tisadî cihazlanmanm büyük unsurların­dan birisi olan liman, iskele ve barı­nak inşaatı çalışmaları hakkında top­luca malûmat arzetmek isterim. İkti­darı devraldığımız 1950 yılında üç ta­rafı denizle çevrili güzel ve kabiliyet­li yurdumuzun bütün kıyılarını tabi­atla başbaşa bırakılmış bir halde bul­duk. Derhal muhtelif kanunlarla te­mi nettiğimîz 600 milyon liralık İç ödenek ve 16.3 milyon dolarlık dış öde­nek selâhiy eti eriyle bir taraftan ç-E$it-

li iskele ve barınakların, diğer ta­raftan, da büyük limanlarımızın inşa­atına başladık. Şöyle ki, Karadenizde Hopa'dan itibaren Hopa, Pazar, Kize, Çayeli, Vakfıkebir, Bulancak, Ordu, Akçakoca, Marmara'da Boğaziçi iske­leleriyle Gemlik, Mudanya, Lapseki Çanakkale iskeleleri ve Ege ve Akdenizde. Marmaris, Fethiye Fenike, Alan­ya, Anamur, Taşucu iskeleleri inşaa­tına başlanmış ve Pazar, Akçakoca, Mudanya, Lapseki, Şarköy, Çanakkale, Finike, Alanya, Anamur, Taşucu iske­leleri inşa edilerek hizmete açılmıştır. Diğerlerinin inşaatı, programları ge­reğince devam etmektedir.

Limanlardan, Trabzon, Ereğli, Zonguldak, İnebolu ve Amasra inşaatı da ik­mâl edilerek işletmeye açılmıştır. İstanbuldaki Salıpazarı rıhtım ve ant­repoları, Haydarpaşa. Samsun, Mersin limanları inşaatı ile İskenderun lima­nı ıslahatı ve Giresun ara limanı in­şaatı devam etmektedir. Şimdi de bu manzumeye dahil İzmir - Alsancak limanı inşaatının başladığını görmekle bahtiyarlık duymaktayız. Bu geniş iş hacminin yalnız 1955 yılı büt­çesine sirayet eden miktarı 70 milyon liradır. Bu bir yıllık tahsisin liman, iskele ve barınaklar irin bütün bir devir içinde yani 1950 yılma kadar sarfedilen paranın iki misline yak­laştığını ifade edecek olursam, iki dev­rin çalışma tempoları arasındaki bü­yük fark daha iyi tebarüz eder.

Tamamlanmış ve hâli inşada olan, li­manlarımızın kapasiteleri:

Trabzon limanı:

850 metre tulünde dalga kıranı, 400 merte tulünde rıhtımı vardır. 5.000 ilâ 10.000 tonluk üç gemi yanaşabilir. Yıl­lık tahmil ve tahliye kabiliyeti 400.000 tondur. Liman 26 milyon liraya mal olmuştur.

Ereğli Limanı:

850 metre tulünde dalga kıranı, 600 met timi vardır. Limanda 30 - 35 gemi ve 100 e yakın motor barınabilir. Yıllık tahmil ve tahliye kapasitesi 1.5 milyon tondur. 26 milyon liraya mal olmuş­tur.

İnebolu  Limanı:

580 metre tulünde dalga kıranın 400; metresi ve 190 metre rıhtım inşa edil­miştir. 2 bin tonluk bir gemi, 300 ton­luk beş motor yanaşabilir. Yıllık ka­pasitesi 100.000 tondur. Limanın ma­liyeti 8 milyon liradır.

Samsun Limanı:

4.500 metre dalga kıran, 670 metre rıh­tıma malik olacak bu limanın inşası sür'atle devam etmektedir. Üç sene sonra gemilerin barınması sağlanacak­tır. Yıllık tahmil v.e tahliye kapasitesi 800 bin ton olacaktır. Rıhtımlara beş adet 5-10 bin tonluk gemi yanaşabi­lir. İnşaat 90 milyon liraya mal ola­caktır.

Sahpazari   rıhtım ve ambarları:

310 metre rıhtım inşa edilecek ve 3 adet 5-10 bin tonluk gemi yanaşabile­cektir. Yıllık kapasite 250.000 tondur.

Tophaneye doğru uzatılmak suretiyle rıhtımın kapasitesi 400.000 tona çıka­rılacaktır. İnşaat 1956 yılında tamamla­nacaktır.   Maliyeti  12  milyon     liradır.

Haydarpaşa limanı:

'(50 metre tulünde dalga kıran ve 540" metre tulünde rıhtım inşa edilecektir.

Limandan 1956 yılında faydalanmağa başlanacaktır. Hâlen 300 bin ton olan. limanın kapasitesi 1 milyon tona çıka­rılacaktır. Liman 30 milyon liraya mal olacaktır. Ayrıca liman arazisinde 34 bin ton kapasiteli bir silo inşa edilmek­tedir.

İskenderun limanı İslâhatı:

Burada krom, zahire ye kömürün ge­milere yükletilip boşaltılması için mo­dern tesisler yapılmakta olup, takri­ben 10 milyon liraya mal olacak bu te­sisatla günlük tahmil ve tahliye kapa­sitesi on bin ton ve yıllık kapasite iki milyon tona çıkarılabilecektir. İnşaat 1955 yılı sonlarında tamamlanarak hiz­mete açılacaktır. Liman arazisinde ay­rıca 20 bin ton kapasiteli bir silo inşa halindedir.

Limanın bu bölgede göreceği hizmetin ehemmiyeti nazara alınarak büyük öl­çüde genişletilmesi için projeleri hazır­lanmaktadır.

image001.gifMersin limanı:

100 milyon liraya çıkacak olan liman inşa halindedir. Beş kilometre uzunlu­ğunda dalga kıranı vs 1.400 metr3 rıh­tımı ihtiva edecektir. Üç yıl sonra li­mandan faydalanmağa başlanacaktır. "Yıllık kapasitesi iki milyon tondur. 5-10 bin tonluk 8 gemi ayni zamanda rıhtımlara yanaşarak tahmil tahliye yapabilecek, on büyük gemi şamandı­rada bağlı olarak barınabilecek tir.

Giresun limanı:

İnşası devam eden bu ara liman 11 milyon liraya mal olacak, 750 metre dalga kıran ve 200 metre rıhtımı ihti­va edecektir. Üç. yılda tamamlanacak olan bu limanın yıllık kapasitesi 150 bin ton civarındadır.

Bu sayılan limanların hepsinde rıhtımlar modern mihaniki tahmil ve tahli­ye cihazlariyle teçhiz edilecektir.

İzmir limanına gelince:

"Kilometrelerce imtidat eden bir körfezin müntehasmda yerleşmiş olan İz­mir, müstesna durumu itibariyle geniş bir hinterlandın tabiî mahrecini teşkil .etmektedir. İlk Akdeniz iklimi, son derecede mütenevvi ve kıymetli yer­üstü ve yeraltı servetleri, mert ve ça­lışkan halkı, asırları dolduran muhte­rem tarihi ile Ege bölgesi böyle bir limanın mahrumiyeti içinde bulunuyordu,

"Liman inşaatının tamamlanmasıyla yılda bir milyon ton tamamen modern ve mihaniki cihazlarla tahmil ve tahli­ye imkânı hasıl olacak ve 1.150 metre boyundaki rıhtıma, 10 bin tonluk 4 "Victory tipi gemi ile 5 bin tonluk üç geminin ayni zamanda yanaşıp tahmil ve tahliye yapması mümkün olacaktır. Hihtım arkasında mecmuu sathı 7.500 metrekare olan iki antrepo da inşa edilecek ve zamanla bu iki misline çı­karılabilecektir.

Bu limanda hususî bir tarzda imal edi­lecek olan betonarme kazıklar üzerin­de 56 bin metrekarelik bir betonarme tabiyenin inşası teknik bakımdan em­sali arasında mühim bir değer taşımak­tadır. Ayrıca liman sahasında yirmi bin tonluk bir da silo  inşa  edilmektedir.


 

Gemilerin rıhtıma kolayca yanaşabil­mesi için 1.700 bin metre mikaplık bir de tarama ameliyesi vardır. Liman 1957 yılı sonunda tamamlanacak ve 40 mil­yon liraya mal olacaktır.

Bu inşaatı deruhte eden müteahhit fir­maya ve şantiyedeki bütün vazifelile­re muvaffakiyetler temenni ederken, limanın ilk temel blokunun çok kıymetli Başvekilimizin uğurlu elleriyle ko­nulmasını arz ve istirham ederim.»

16 Şubat 1955

 İstanbu:

Federal Almanya Hariciye Vekâleti İktisa'dî Anlaşmalar Umum Müdürü Kurt Daniel bundan bir müddet evvel Ankarada parafe edilen Türk - Alman Ticaret anlaşmasını imzalamak üzere bu gece 22.10 da uçakla İstanbul'a gel­miştir.

Dr. Krut Daniel yarın sabah uçakla Ankaraya hareket edecektir.

Etibank enerji tesislerinin kalifiye ele­man ihtiyacını karşılamak maksadiyla banka tarafından tatbik olunan mesle­kî yetiştirme plânına gore Amerika, İn­giltere, Fransa ve Almanya'ya pratik fabrika stajına gönderilecek teknik elemanlar için bugün Ankara Gazi Lise­sinde İngilizce, Fransızca ve Almanca pratik lisan kurslarının açılış merasi­mi yapılmıştır.

Bu merasimde İşletmeler ve Maarif Vekâletleri erkânı ile Amerikan, İn­giliz, Fransız ve Alman kültür ataşe­likleri ve kültür heyetleri erkânı ha­zır bulunmuşlardır.

Merasim samimî bir hava içinde cere­yan etmiştir. Toplantıda, sırasiyle Eti­bank İdare Meclisi Başkanı Rifat Ayaydm, Umum Müdür Cevdet Aydırelli ve Maarif Vekâleti Müsteşarı Os­man Faruk Verîmer, birer konuşma yaparak Etibankın bu hayırlı teşebbüsü­nün ehemmiyetini belirtmişler ve pro­jeye dahil 300 e yakın Öğrencîye bağan temennisinde bulunmuşlardır.

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reis vekili erinci en Fikri Apaydın'm riyasetinde toplanmıştır.

"Meclisin bugünkü ruznamesinde, Fe­deral Almanya Cumhuriyetinin Kuzey Atlantik andlaşmasma iltihakına dair protokolün tasdiki hakkındaki kanun lâyihası ile Türkiye Cumhuriyeti, Yu­nanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında 9 ağustos 1954 tarihinde «Bled» de aktedilen ittifak, siylsî işbirliği ve karşılık­lı yardım andlaşmasımn tasdiki hakkın daki kanun lâyihası mevcuttu. Bu mü­nasebetle Federal Almanya Büyükelçi­si Ekselans Dr. Haas ile Yugoslavya Büyükelçisi Ekselans Paviçevic, Yu­nanistan Büyükelçisi Ekselans Kallergis kordiplomatik locasından müzake­releri takip etmekteydiler.

Hariciye Encümeni Mazbata Muharri­ri İstanbul Mebusu Füruzan Tekil'in, mezkûr lâyihaların tercihen ve müs­taceliyetle konuşulmasını tazammun eyleyen takrirlerinin kabulünden son­ra ilk önce Federal Almanya'nın Ku­zey Atlantik Paktına iltihakına dair -protokolün tasdiki hakkındaki kanun lâyihası müzakere .edilmiş ve bu mev­zuda söz alan hatipler, Federal Alman­ya'nın NATO camiasına iltihakının dünya barışının korunmasındaki ehem­miyetini belirtmişler ve lâyihanın ka­bulünü istemişlerdir. Hariciye Vekili ."Prof. Fuad Köprülü de metnini ayrıca vermiş olduğumuz konuşmasında, Federal Almanya'nın NATO topluluğuna girişi hakkında geniş izahatta bulun­muştur. Neticede lâyiha, meclis heyeti umumiyesinin ittifakı ile  346 reyle alkışlar arasında kabul edilmiştir.

"Bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti ile "Yunanistan Krallığı ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti arasında aktedilen "Bled» ittifaknamesinin tasdiki hakkındaki ^kanun lâyihasının konuşulmasma geçilmiş ve Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, bu defa «Bled» anlaşması hakkında bir konuşma yapa­rak,   anlaşmanın   değerini  belirtmiştir.

"Mezkûr kanun lâyihası da ittifakla ve alkışlarla kabul edilmiştir. Prof. Köprülü'nün "Bled" anlaşması hakkındaki konugması ayrı olarak bültenimize a-İmmıştır.

Eözlü sorular:

Meclisin bugünkü ruznamesinde bu­lunan sözlü sorulardan ikisi alâkalı Ve­killer tarafından cevaplandırılmıştır.

Kore'de esir düşen ve Komünist Çin Hükümeti elinde bulunduğu bildirilen. Türk esirlerinin yurdumuza kavuşma­larının ne zaman mümkün olacağına dair Hariciye Vekilinden sorulan sua­li Vekil Köprülü cevaplandırmıştır. Prof. Köprülü cevabında şunları söyle­miştir müterakesini müteakip hasım tarafın esir üstelerinde gösterilmiş bu­lunan subay ve erlerimiz mütareke ah­kâmı gereğince iade olunmuştur.

Ancak gaip olup kendilerinden haber alınamayan 166 askerimiz vardır. Bun­ların kısmen esir bulunmaları ihtimali mevcuttur. Kendileri hakkında malû­mat temini ve iadelerini saklamak üzere elimizdeki bütün imkânları kul­lanmaktayız.

Bu cümleden olarak , Birleşmiş Mil­letler son genel kurulu esnasında müt­tefiklerimizle birlikte hazırladığımız ve bütün esirlerin iadesini Komünist Çin hükümetinden talep eden bir karar is­tihsal ettik.

Takrir sahibi arkadaşımız Sabri Dilek'in tebarüz ettirdiği, bu esirlerin hâlâ düşman tarafından muhafaza -edilmesi hem mütareke ahkâmına mugayirdir, hem de devletler hukuku esaslariyle kabili telif değildir. Bu hususların Bir­leşmiş Milletlerin kararında tebarüz et­tirilmesine itina ettik ve mezkûr ka­rar bunu da sarahatla ifade etmekte­dir.

Diğer taraftan geçenlerde Birleşmiş Mili eler Genel Sekreterinin Pekin nezdinde teşebbüste bulunacağı sırada, esirlerimizin iadesini temin edebilmesi için kendisine bunların künyelerini ulaştırdık. Fakat, maalesef bildiğiniz gi­bi Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kore mütareke anlatmasına açıkça ay­kırı olarak mevkuf tutulmakta olan müttefik esirlerinin serbest bırakılmalan teşebbüsünde muvaffak olamamış­tır. Hukuku düvel esaslarına ve ahit­namelere açıkça aykırı olan bu hare­ket karşısında çocuklarımızı kurtarmak için çalışıyoruz.

Şimdiye kadar karşı taraftan ne dü­rüstlük ne de hüsnüniyet emareleri görmediğimiz cihetle, esir Türk asker­lerinin ne vakit serbest bırakılacaklarını şimdiden söylemek kabil değildir. Fakat, bunun için her şeye rağmen eli­mizden gelen bütün gayretleri sarfetmeğe devam edeceğiz.

Maruzatım bundan ibarettir.»

Kadın ve çocuklara karşı yapılan muh­telif tecavüz hâdiselerine dair gazete­lerde çıkan havadisler hakkında Adli­ye Vekâletinden sorulan suali cevap­landıran Vekil Osman Şevki Çiçekdağ, bu mevzuda bir kanun teklifinin mec­lise takdim edilmiş olduğunu ifade et­tikten sonra, keyfiyetin tetkik edilmekte olduğunu ve teklifin alâkalı encü­mende müzakeresi sırasında Vekâletin görüşünün   arzedileceğini   söylemiştir.

Kanun lâyihaları:

Büyük Mîllet Meclisinin bugünkü top­lantısında, bir defa müzakereye tâbi olan maddeler m ey anında bulunan, casusluktan suçlu Todorovinç oğlu 1908 doğumlu İvane Ademidi ile Gavriyel oğlu 1924 doğumlu Nikolay Antonof'un ölüm cezasına çarptırılmala­rı hakkındaki Başvekâlet tezkeresi ve Adliye Encümeni mazbatası müzakere edilmiş ve mazbata kabul olunmuş­tur.

Bundan sonra, hükümetimiz ile yaban­cı memleketler arasında imzalanan ödeme ve ticaret anlaşmalarının tasdiki hakkındaki kanun lâyihaları ile, bazı umum müdürlüklerin bütçelerinde na­killeri derpiş edilen kanun lâyihaları­nın müzakereleri tamamlanmış, bu arada Askerlik Kanununun 35 nci mad­desine bir fıkra eklenmesi hakkındaki 5010 sayılı kanunun tâdiline dair ka­nun lâyihası ile İnhisarlar Umum Mü­dürlüğünce yaptırılacak tütün bakım ve işletme evleri için gelecek yıllara gecici yüklenmelere girişilmesi hakkındaki 5113 sayılı kanun lâyihasının, bi­rinci konuşmaları yapılmıştır.Büyük Millet Meclisi cuma günü top­lanacaktır.

18 Şubat 1955

 Ankara:

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Taktik hava kuvvetlerinin Türk ve Yunan kara kuvvetleri ile işbirliği ve hava savunması mevzularını tetkik et­mek üzere İzmir'de 6. ncı müttefik tak­tik hava kuvvetleri kumandanlığı ka­rargâhında, General Eato'nun başkan­lığında bir toplantı, yapılmıştır.

Türk Hava Savunması Kumandam Tümgeneral Fahri Göknart, 1 nci Tak­tik Hava Kuvvetleri Kumandanı Ge­neral Enver Akoğlu, 28 nci Yunan Ha­va Kuvvetleri Kumandam General Diyamantopolos, 3 ncü Taktik Hava Kuv­vetleri Kumandanı Albay Suat Eraybar, 29 ncu Yunan Hava Savunma Ku­mandanı Albay Sikalzolyanis'în katıl­mış olduğu bu toplantı dün başlamış ve bugün bitmiştir. Toplantının dünkü oturumuna Güney Doğu Avrupa Müt­tefik Kara Kuvvetleri Kumandanı da katılmış ve müttefik kara kuvvetleri­nin kullanılmaları hakkında izahat ver­miştir.

Yabancı ve Türk olarak önemli vazi­felerde bulunan muhtelif zevatın ka­tılmış olduğu bu toplantıda, hava kuv­vetlerinin bakım ve ikmali mevzuları da tetkik edilmiştir.

 Ankara:

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir: Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın, Rei­sicumhur Ekselans Camille Chamoun'un ve Lübnan hükümetinin davetlisi olarak Lübnan'a resmî bir ziyaret yapması iki devlet arasında evvelce ka­rarlaştırılmıştır.

Mezkûr ziyaretin 8 mayıs 1955 tarihin­de yapılması hususunda bu kere iki taraf arasında mutabakat hasıl olmuş­tur.

19 Şubat 1955

 Ankara:

Verilen malûmata göre, Tuncelinde zi­raat basmakinisti bulunan Mehmet "Fahri Sungur ismindeki vatandaş, oto­mobillerde vukua gelecek kazaları, önceden haber veren bir cihaz icat et­miş ve beratını almıştır.

Bu cihaz, bilumum otomobillerin fren donanımlarında meydana gelecek arı­zaları önceden haber vermektedir.

Bu cihazı icat eden vatandaş, Tuncelinde Pertek kazasında seri halinde ci­hazı yapmağa başlamıştır.

20 Şubat 1955

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10-13 ve 15 ten sonra iki celse yaparak 1955 .malî yılı bütçe lâyihasının müzakere­sine devam etmiştir.

Meclisin sabahki celsesinde bütçenin heyeti umumiyesi üzerindeki müzake­reler sona erdiğinden, öğleden sonraki -toplantıda söz alan Maliye Vekili Hasan Polatkan, ileri sürülen tenkidleri ce­vaplandırmıştır.

Hasan Polaikan'ın konuşması:

Maliye Vekili Hasan Polatkan, yapmış olduğu bu konuşmasında ezcümle şun­ları söylemiştir:

«C.H.P. si sözcüsünün bütçe müzakere­leri münasebetiyle yaptığı konuşmayı ve ileri sürdükleri tenkid Ve mütalâa­ları dikkatle dinledik.

Diğer muhalefet partisinin konuşmam da bunun aynı idi, yahut o diğerinin aynı idi. Onun için vereceğim cevaplar yalnız birisini muhatap kabul etsek "kendiliğinden diğerine de «amil olacaktır.

C.H.P. si sözcüsü bu tenkidlerinde hiç bir yeni iddia, yeni bir fikir, yeni bir görüş ve yeni bir mevzu ortaya atmıyor.İktidara gelişimizin hemen ertesi günündenberi Halk Partisinin tenkid mevzuu diye ele aldığı noktalar yine bunlardı. Aradan beş yıla yakın bir zaman ve bir seçim geçmiş olmasına rağmen ilk günden itibaren ileri sürü­len umumi mütalâalar yine ortaya sü­rülmekte devam ediyor. Sözcü diyor ki: «Demokrat Parti birkaç ay içinde bütün anti-demokratik hükümleri or­tadan kaldırmak, söz, yazı ve fikir hür­riyetini kısa zamanda tesis .etmek va­adiyle iktidara gelmişti» bu vaad ile iktidara gelmiş ve vaadimizi tutmamış olduğumuz iddiası bir hakikat olsay­dı, 954 seçimini, kazanmamız mümkün olamazdı. Kaldı kİ, söz, fikir ve yazı hürriyetini son hudutlarına kadar gö­türmek değil, mesuliyetsizlik sahasına kadar götürmüş olmanın cezasını memleket çekti. Bu devre zarfında bir kı­sım matbuatta çıkan yazılardan numu­ne vermek hem iddiamızın ispatına hem de aksi iddiada bulunanların mahcubiyetine medar olur.

Sözcü diyor ki: Bütçe gerekçeleri', za­manında, demokratik memleketlerin siyasî hayatında ehemmiyetle üzerin­de durulan birer milli vesika telâkki edilmektedir. Halbuki bizim gerekçe­mizi siyasî bir propaganda maksadiyle kaleme almış bir vesika telâkki ediyor ve bu gerekçenin millî ekonomi­den bahsetmesi, dünya vaziyetinden bahsetmesi, yani geniş olmasını isti­yor. Etraflı ve realist görüşle ilmî şe­kilde hazırlanmış olması lâzımdır di­yor. Halbuki 1951 den bu yana her se­ne biraz daha tekemmül ettirmek su­retiyle hazırlamakta olduğumuz ge­rekçelerin mahiyet vasfı ortadadır.

Yine sözcü diyor ki: Bu gerekçe bir siyasî propaganda vesikasıdır, edebiya­tıdır. Nedir kendisinin siyasî propagan­da dediği bu şey. Arkadaşlar, kendisi­nin siyasî propaganda telâkki ettiği bu vesika iktidara geldiğimiz gündenberî yaptığımız işleri saymamız ve nuzurunuza gelmiş olan bütçe kabul buyurulduğu takdirde alınacak tahsisatla yapılacak işleri saymamız, yani yaptıklarımızı göstermemiz, yapacaklarımızı izah .etmemizdir. Üç milyar liralık ver­gi veren bir millete karşı bu paralarla ne iş yapıldığını ve ne iş yapılacağını söylemek bîr propaganda mıdır? Bir hükümetin en tabiî ve riayete mec­bur olduğu bir vazifedir.

N.e idi kendisinin siyasî propaganda saydığı Sulama, bataklıkları kurut­ma, taşkınları önleyici tesisler için 500 milyon lira sarfettik ve edeceğiz. Ba­raj ve elektrik santralları için bir mil­yar lira harcadık ve harcayacağız. Ma­den kömürü tesisleri için Etibank'a 480 milyon. Sümerbank tesisleri için 230 milyon lira, rafineri tesisatı petrol ku­yuları 76 milyon lira, yeni şeker fab­rikaları 300 milyon lira, yeni çimento fabrikaları 250 milyon lira, demiryolu inşaatı 579 milyon lira, limanlar inşa­atı 700 milyo nlira, kara yolları, bu­güne kadar sarfedilmis ve sarf edilmekte olan 1 milyar 230 milyon lira...

Arkadaşımız tabii ne iktidarları zama­nında böyle bir rakam gördükleri, ne düşünmeğe alışık oldukları ve ne de tatbik kabiliyetinde oldukları için, bunları  propaganda   zannediyorlar.

Sözcünün üzerinde durduğu noktalar­dan birisi de şu prensip, program hi­kâyesi.. Bizi programsızlıkla itham ediyor.

Arkadaşlar,

Düşünüyoruz, hangi iğimiz program­sız, hangisinin programı yok? Bunlar, yapılan işler tetkik edilerek hepsi bi­rer programa  bağlanmıştır.

Karayolları diyoruz, şu kadar yol ya­pılması lâzım, bu kadar yolun bakım altına alınması lâzım, şu kadar yolun kaplaması lâzım ve bunlar bu tempo ile şu kadar yılda yapılabilir.

Köprüleri ele alıyoruz, memlekette şu kadar köprünün yapılması lâzım, bun­lardan şu kadar beton, şu kadarının demir olması icab ediyor, geçmişte şu kadar yapılmıştır, şu kadar daha ya­pılacaktır diyoruz.

Limanları ele alıyoruz, şu şu limanlar yapılacaktır, şu tesisler kurulacaktır, şu limanlar yapıldığı ve şu tesisler ku­rulduğu takdirde kapasite şu olacaktır, diyoruz.

Bütün diğer işleri, köy içme suyunu ele alıyoruz, şu kadar köyün içme suyuna ihtiyacı vardır, şu kadar köyün su işi yapılacaktır, portresi şudur, diyo­ruz ve bunların hepsi birer birer prog­rama bağlanmıştır.

Yine bu arada toptan eşya fiyatlarının yükselmekte olması münasebetiyle bütçelerin reel değerlerine menfi bir te­sir icra edeceği söyleniyor ve 955 büt­çesinin bu suretle bugünkü yekûndan daha dûn bir yekûnda olduğu ifade edilmek isteniyor.. Fakat burada ya­pılan tahliller tamamen hatalıdır. Çün­kü devlet bütçeleri sadece toptan eşya fiyatlarıyla kıyaslanacak ve değerleri ona göre takdir olunacak masraf nevi­lerini ihtiva etmez. Memur maaşları, ücretler ve. diğer personel masrafları toptan eşya fiyatına mı tâbidir? Dışa­rıdan ithal ettiğimiz emtia ve yatırım malzemesinin fiyatları, bugün yurt içindeki fiyat seviyesi ile mi alâkalı­dır?

Arızî olarak husule gelen fiyat dalga­lanmalarını esas alarak bugünkü ye­kûndan daha dûn bir yekûndaymış gi­bi bir netice çıkarmak, ancak menfi bir sonuca varmak için verilmiş kararla hareketten başka bir şey olamaz.

Sözcü diyor ki, biz bu sanayiin ku­rulmasına memnunuz. Ancak kurulan bu sanayiin yüz milyonlarca dış öde­meye ihtiyaç gösterdiğini ve dış finans manlarla krediler sağlamak mümkün olsa dahi, gelecek dış ödeme kabiliyet­lerinin ne gibi bir ölçüde olacağını ve bunu büyük bir ipotek altına koydu­ğumuzu gözönünde tutmanız gerekir.

Şimdi bahsettikleri ipotek bir defa mevcut değildir. Hiçbir malımızı gelecek senelerde dahi ipotek altına almadık. Bu söz bir defa tamamiyle hilafı haki­kattir. Çünkü kendilerinin kurmakta olduğumuz sanayiden dolayı memnun olmuyoruz demelerine imkân yoktur. Meselâ şeker fabrikası kurulmasın di­ye nasıl söylenebilir.

Çimento fabrikası kurulmasın diye na­sıl söylenebilir. Hidro-elektrik tesisleri yapılmasın diye nasıl söylenebilir. Mil­let kendisini taşlar. Bunu söyliyemeyince bu faaliyetler üzerinde şüpheli bir hava yaratmak istiyor.

Yine sözcü bütçenin samimî olmadığı­na temas ediyor ve burada 1954 senesinde memurlara verilen üç maaş nis­petindeki tahsisatın bu tarihte bütçe­ye alınmadığını bildiriyor.

Arkadaşlar,

Memurlara üç maaş nisbetinde tahsi­satın verilmesi ve emekli maaşlarına muayyen nisbetlerde zam yapılması hakkındaki kanunları kabul buyurdu­nuz. Bu kanunlar, bütçe fazlalarının .hesabı katilerde bu masraflara karşı­lık tutulacağı hükmünü ihtiva etmek­tedir. Onun irin bu husustaki kanunu okursa kendisi tenevvür eder. Bunun üzerine uzun vaktinizi   almıyayım.

Sözcü millî gelirin arttığını kabul ediyor. Fakat sebepleri arasında söylediği şeylerden birisi şayanı dikkat. Diyor ki, «fert olarak ve milletçe ikti­sadî ve ticarî kabiliyet ve şevkimizin hızlanmış olması» diyor. Yani millî ge­lirin artmasında birçok noktayı zikre­diyor. Bu noktalardan bir tanesi de fert olarak ve milletçe iktisadî ve ti­carî kabiliyet ve şevkimizin hızlanmış olması gösteriliyor. Burası biraz tu­haf vaziyette. Çünkü sözcü bu sebebi söylemekle istemeden kendi partisi aleyhinde bulunuyor. Yani eski iktidar devrinde fert olarak ve milletçe ikti­sadî ve ticarî kabiliyet ve şevkimizin az olduğunu kabul ediyor. Nasıl olsun "ki krediyi kesmişsiniz. Ziraate bir yar­dımınız olmaz. İnsanda istihsal şevk ve gayreti mi kalır? Piyasa dar, ithalât güç. ondan sonra her çeşit yardım esir­genmiş, sert devletçilik tatbik mevki­inde, kolonya istihsali dahi devlet elinde. Vatandaşlara istihsal ve iş saha­sı kalmamış. Hangi şevkten bahsedi­yor. Bu baskı altında ticaret sevk ve gayret: mi kalır insanda. Ziraî kredi 300 küsur milyon civarında idi. İktida­rımız zamanında arzettim. Gerekçede de vardır. Son bir sene zarfında dağıt­tığımız tohumluk miktarı eski iktida­rın on yılda dağıtmış olduğu tohumluk miktarından daha fazladır. Adeta nu­mune cinsinden bir tohumluk verili­yordu. Bizim zamanımızda bir yılda yapılan toprak dağıtımı onların iktidar­ları zamanında yapmış oldukları top­rak dağıtımı miktarından daha fazla­dır. Ziraî mücadeleye ehemmiyet ver­memişlerdir, yol yoktur, yol olmadığı .için İstihsal olsa bile bu istihsali  pazarlara göndermek mümkün değildir. Bu durum karşısında müstahsilde ve ticaret erbabında istihsal, ticaret yap­mak şevk ve gayreti kalır mı? Bu su­retle sözcü istemiyerek kendi iktidar­ları zamanındaki zihniyeti, durumu burada izah etmiş olmuyor mu?

Muhterem arkadaşlarım,

1955 bütçe teklifleri ile beraber yüksek heyetinize takdim ettiğimiz gerekçe ve nutkumuzda ve bütçe komisyonunda müzakere sırasında ileri sürdüğümüz noktai nazarlar, verdiğimiz mütalâalar ortada bulunmaktadır. Bunun hepsi de dikkatle tetkik ve tesbit edilmiş olan rakamlara müstenittir ve nihayet bü­tün bunların üstünde memleketimiz ve milletimizin vasıl olduğu seviyede, bü­tün vatandaşlarımızın ve bütün dün­yanın gözü önünde durmaktadır. Bun ların dışında emisyon hacmi, banka kredileri, yatırımlar gibi çeşitli mev­zulara ait ileri sürülmüş olan tenkidler ve mütalâalar vardır. Esasen bu mevzularda kendileriyle bizim görüş ayrılığımız vardır. Onlar isterler bu işler durdurulsun, biz isteriz günün icaplarma uygun bir hale getirelim, onlar isterler envestisman işleri kalsın biz isteriz bu işleri bir an evvel yapalım. Arzettiğİm gibi, gerek gerekçede ve ge­rek nutukta görüleceği gibi, kısa za­manda muazzam telâkki edilecek neti­celer elde edilmiştir. Her sahada, ziraî sahada, sınaî sahada ve bunların her sektöründe artışlar kaydedilmiştir. Yol­lar, limanlar, barajlar, santrallar, fab­rikalar yapılmıştır ve yapılmaktadır. Bütün bunlar herkesin gözü önünde, görmek istemiyenlere karşı, buna ka­rarlı olanlara kargı müşahhas misaller halinde mevcuttur. Bütün bu hamlele­rimiz, bu muazzam işler, inkâr etmeğe kararlı hareket edenlere karşı, ne söy­lense, ne kadar müsbet deliller verilse, onları tamamiyle ikna, etmeğe belki de imkân yoktur. Biz, onları bu dar ve kı­sır görüşleri içinde, kendi batil düşün­celeriyle başbaşa bırakarak inandığı­mız ve doğruluğunu bildiğimiz ve doğrulduğu büyük Türk milletinin tasvib ettiği bu yolda azimle yürümeğe devam edeceğiz.

Maliye Vekilinin konuşmasından son­ra C.H.P. Meclis Gruou adına söz alan

Malatya Mebusu Nüvit Yetkin, ikinci defa olarak fikirlerini serdetmiştir.

 Ankara:

Riyaseticumhurdan bildirilmiştir:

Irak Kralı Majeste İkinci Faysal'm vâ­ki davetine İcabetle Reisicumhurumuz Celâl Bayar. 4 mart 1955 tarihinde baş­lamak  üzere  Irak'a   resmî  bir   ziyaret yapacaklardır.

 İstanbul:

Federal Almanya Şansölyesi Konrad Adenauer'in memleketimize vaki ziya­reti esnasında, tedavileri Almanya'da yapılmak üzere, Almanya'ya davet edilen 10 Kore yaralısından altısı, Al­manya'da 5 aya yakın bir müddet te­daviyi müteakip dün gece yarısı yur­da avdet etmiştir.

24 ekim 1954 tarihinde Almanya'ya gi­den Kore yaralı kafilesinden dönenler şunlardır:

Yüzbaşı Kâmil Günay. Üsteğmen Mehmed Varol, Astsubay Müzekkar Yenar, çavuş Necati Gündoğdu. er Ahmed Ço­lak ve er Nuri Cam.

21 Şubat 1955

- Ankara:

Büyük Millet Meclisinde bugün Diya­net İşleri Başkanlığı bütçesi konuşu­lurken, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, bu mevzu üzerinde ez­cümle şunları söylemiştir:

«1951 yılı bütçesinin tanziminde Sayın Başvekil, her sene kademeli bir şekil­de bu bütçenin tahsisatını ve kadro­sunu arttırmak suretiyle gayeye ula­şacağız diye vaadde bulunmuşlardı. 1950 senesinde 5.478.000 lira olan Diya­net İşleri bütçesi, 1955 bütçesinde ise 14.902.000 lira olmuştur.Yine 1950 yı­lında 4503 olan Diyanet İşleri hademei hayrat kadrosu, huzurunuza, 3247 ha­demei hayrat kadrosu ilâvesiyle 7750 olarak   gelmiştir.   Ayrıca   bu   sene  bin hademei hayrat kadroya alınmış bulu­nacaktır. Bunun 200 tanesi (L) cedvej inden çıkarılmıştır. Yeniden  bunlara tahsislere girişilip,  tayinler yapılacak­tır. Bunun 3424 adedinin dışında ola­rak Diyanet İşleri Reisliği bütçesinde­ki   tahsisatın   arttırılmış   olması      bizi müşkülâttan kurtarmıyor. Şimdi birçok milletvekillerinin yüksek huzurunuzda belirttikleri gibi mevcut   .olan eleman­lardan şikâyet edilmekte olduğu halde yenilerini   bu   vaziyet   karşısında   bul­makta hakikaten müşkülât içerisinde­yiz.   İmam-Hatip  okulları  ve  İlahiyat. Fakültesi henüz mezunlarını vermiş de­ğillerdir.   İmam   -Hatip   okullarından mezun alabilmemiz için daha dört son-3-lik  müddete ihtiyaç  vardır.   Bu     o-kullar açılalı üç sene olmuştur. Yedi senelik  tahsilden sonra mezun alacağız. O zaman yüksek mecliste  evsafı belirtildiği şekilde imam, hatip ve di­ğer hademei  hayratı tayin edebilece­ğiz. Kur'an kurslarının durumuna    ge­lince,  bunun  tatbikatında  iki  vaziyet vardır:

Birisi, fahrî Kur'an kurslarıdır. Diğeri de maaşlı hocalar tarafından idare edilmektedir ve Diyanet İşleri Reisliğinin murakabasi altındadır.

Fahrî olan kurslarda hakikaten hoşa gitmiyecek bazı vaziyetler tesbit ettik. O kursları derhal kaldırdık. Bugün İs­tanbul Vilâyetinde böyle kurslara te­sadüf etmek imkânı yoktur. Kur'an kurslarının bu fena vaziyetim açıkla­yan sayın milletvekillerine Diyanet İş­leri Reisliğinin murakahası ve evkafın yardımı il-s yürüyen Nuruosmaniye Ca­miindeki Kur'an kurslarını ziyaret et­melerini rica edeceğim. Diğer kurslar arasında hoş görünmeyenler tamamiyle kaldırılmıştır.»

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Tanu ve Kadastro Umum Müdürlüğü bütçesinin müzakereleri sırasında, Devlet Vekili Osman Kapani, tapulama faaliyeti hakkında ezcümle-şunları söylemiştir:

"1950 senesinde iktidara geldiğimiz za­man 18 komisyon vardı. Bugün 103 komisyon faaliyet halindedir.

bu­gün 103 komisyon ile 570 ekip çalış­maktadır. Önümüzdeki sene içinde bu­na 14 komisyon ile 117 ekip ilâve et­mek suretiyle kadastro faaliyetine de­vam edeceğiz.

Kadastro işlerinde arzu edilen sür'atin yapılamadığının ifadesi ise ortalama söylenecek bir sözdür, fakat hakikaten, vaziyet düne nazaran böyle midir, de­ğil midir, bu ancak yerinde yapılacak bir tetkikten sonra iddia edilebilir ki, hakikat bu merkezde değildir.

Bizim gayemiz eldeki mevcut ekiple­rimizle Türkiye'nin umumî olarak ta­pulama işlerini ele almaktır.

Gecen sene bütçemizde bir uçağımız vardı. Bu uçağımız gelmiş bulunuyor. "Bu seneki bütçeye de bir uçak koymuş bulunuyoruz. Beher uçak senede 200 saat uçuş yapmaktadır. Bunların uçuşu neticesinde çekilecek olan filmlerin kıymetlendirilmesi sonunda mühim mesafeler katedeceğimize kani bulunuyo­ruz.

'Size bir fikir verebilmek İçin bir ka­dastro ekibimizin 16 saatte yaptığı işi aero-fotometrik usulü ile bir saatte yaptığımızı söylersem zamandan ne kadar tasarruf edeceğimiz hakkında sizi kâfi derecede tenvir etmiş olurum. Aero-fotometrik usulü bugün, bütün dünyada tatbik edilen bir usuldür. Ni­çin süratle gitmiyoruz? Arkadaşlar, biz yalnız vatandasın eline bir temellük vesikası vermek istersek Türkiye'nin tapulama işini çok kolaylıkla halletmek mümkündür. Fakat bizim yapmak is­tediğimiz niğrengili tesviye münhanili haritalarla yalnız vatandaşların işini değil aynı zamanda haritaya ihtiyacı olan, harita ile iş gören sular idaresi, karayolları vesaire gibi dairelerin işi­ni de görüyoruz.»

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Tapu ve Kadastro Umum Müdürlüğü bütçesinin müzakeresi sıra­sında Devlet Vekili Osman Kapani aşa­ğıdaki konuşmayı yapmıştır:

■ Muhterem arkadaşlar, devlet meteoroloji Umum Müdürlüğünün çalışmaları­nı arzediyorum:

1.- 1953 yılı ortalarına doğru bir kıs­mı yeniden açılan meteoroloji istasyonlan  sayısı 1954  yılında   273   e yüksel­tilmiş ve bir kısmı yazıcı rasat aletle­riyle takviye -edilmiş   ve sühunet va­satları da ilâve edilmiştir.

2.-   1954 senesinde, umum  müdürlük senelerdenberi kira ile oturduğu bina­dan çıkarak  elinde mevcut binayı tâ­dil ederek tam bir meteoroloji   merkez binası haline ifrağ etmiş ve ev sahibi olmak mazhariyetine kavuşmuştur.

3.-  Memleketimizin  bir  ziraat  sahası olması   dolayısiyle bu  seneki çalışma­larımızın bu sahaya    teksif    edilmesi müsbet  neticeler   vermiş   bulunmakta­dır.

Nitekim ekiliş ile hububatın tenebbüt devresindeki hava durumu istidlalleri­miz ve bilhassa yağış durumunun çok yakinen takip edilmesi ve radyo ile çiftçiye duyurulmasının müsbet netice­leri görülmüştür.

4.- Karayollarının meteorolojik duru­mu ve don istidlali için yaptığımız ça­lışmalar ve radyo ile yapılan yayınlar semereli neticeler vermiştir.

5.- Umum müdürlük bu yıl dört adet 2500 AVatlık  tesis cihazları ile Ankara merkezini takviye etmiş ve ayrıca   as­kerî birliklerden aldığı hurda cihazla­rı   kendi   atelyelerinde   tamir   ve   tâdil ederek memleketin muhtelif yerlerin­deki meteoroloji istasyonlarına monte etmiş ye çalıştırmağa başlamıştır.

6.- Bu yıl teşkilâtımızda ilk defa ola­rak meteoroloji istasyonları     arasında teletayp muhabere sisteminin tatbika­tına geçilmiş ve ilk olarak İzmir - Cu­ma Ovası ile Amerikan Altıncı Taktik Hava  Kuvveti merkezinin, ve Ankara merkez  analiz  bürosu  ile    Etimesgut hava meydanını  birbirine bağlamıştır.

- Deniz meteorolojisine gerekli Önem verilmiş ve bilhassa Karadeniz'e çıka­cak gemilerimiz ve donanmamız    için hava  durumunu   bildirmek  ve  fırtına ihbarını   yapmak  maksadiyle   boğazda ve Gölcük'te birer sinyal istasyonları tesis etmiştir. Gölcük deniz meteoroloji istasyonumuz donanma hizmetleri­miz ve ticaret gemilerimizin meteoro­loji destecini saŞhyacak bir hale kon­muştur, îzmir limanında deniz, seviye­si hareketlerini tespit etmek üzere yar­dımcı bir istasyon tesis edilmiştir. Sam­sun deniz meteoroloji istasyonumuz ta­rafından, motorlu küçük teknelere ya­pılan yayımlar bu teknelerde çalışan­ların anlıyabileceği şekle konulmuş ve müsbet neticeleri alınmıştır.

8. - Hava meydanları meteoroloji istas­yonlarımızda yapılan istidlal ve uçuş yolu maktalarına Önem verilmiş ve bu işle son. teknik usullere göre tertiplen­miştir.

9.- Bu yıl seyyar meteoroloji istasyon­larımız muhtelif tarih ve yerlerde ya­pılan altı Nato manevrasına iştirak et­miştir.

10.- Nato ile olan müşterek çalışmala­rımız neticesi bu yıl muhtelif yerlerde ve muhtelif yabancı memleketlerde yapuan Nato toplantılarında temsil edil­miş ve yurt dışında yapılan Nato ma­nevralarına   istidlalel   ekiplerimiz   işti­rak ettirilmiştir.

11.- İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesinde     açmış     olduğumuz kursa Amerika'dan iki profesör hoca olarak getirtilmiş ve bu kursa 40 me­murumuz iştirak ederek muvaffakiyet­le  ikmal etmiştir. Önümüzdeki     gün­lerde devam edecek olan ikinci kursada 60   memurumuzun   iştiraki  sağlan­mıştır.

32. - Günden güne inkişaf eden teknik çalışmalarımızın ve hava meydanları­nın tanzim etmiş oldukları hava hari­talarını tetkik, daha ilmî metodla ya­pılması için merkezde bir kontrol bü­rosu ihdas edilmiştir.

13.- Hâlen di? memleketlerde 12 raelurumuz staj görmekte, bunlardan be­şi yurda dönmüş bulunmaktadır.

14.-  Memleketin muhtelif yerlerinde bulunan 278 meteoroloji istasyonunun yapmış   olduğu çeşitli  rasatlar milletletarası usullere göre istatistik döküm­leri  yapılmış,   yurdun   bölgelerine  ait iklim dökümleri ve haritaları hazırlanmış, devlet daire ve müesseseleri    ile şahısların istemiş oldukları çok çe­şitli bilgiler kayıtlardan çıkarılarak ve­rilmiştir.

15.- 1954 yılı için umum müdürlüğü­müz, devlet karayolları, elektrik   etüdişleri ve devlet su isleri umum müdür­lüğü  ile   işberaberliği yapmağı  karar­laştırmış ve bu üç idare muhtelif ta­rihlerde toplantılar yaparak memleke­timizin idrolojik ve meteorolojik prob­lemleri üstünde üc senelik bir iş bera­berliği  programı hazırlamıştır.

16.-  1954  senesi  zarfında merkezden 14 ve vilâyetlerden altmış memur   üst dereceye terfi ettirilmiştir. Bu yıl içe­risinde üç  defa memuriyet müsabaka imtihanı açılmış Ve bu üç imtihan neticesi 30 maaşlı  ve 55 ücretli memur alınmıştır. Ve yine bu yıl zarfında 65 maaşlı memurla 37 ücretli    memurun nakilleri   yapılmıştır.

 Çanakkale:

Çanakkale Temyiz Mahkemesi Birinci Ceza Dairesi tarafından bozulan Dumlupınar - Naboland dâvasına bugün sa­at   i 4.30  da Açhr  Ceza Mahkemesinde-devam   edildi.   Mahkeme  Heyeti  Reis Sedat  Çumralı   üye  Orhan     Ertuğrul, Abdülkadir Töre ve Müddeiumumi Sa­lim Erkinden teşekkül ediyordu. Dumlupnar  kumandanı  Sabri   Çelebioğhi ve müdafi Suat Tahsin Türk duruşma­da hazır bulunuyorlardı. Müdahil veki­li Sami Başoğlu yapılan tebligata rağ­men duruşmaya gelmemişti. Geçen du­ruşmada ilk ifadeleri ile Üçüncü Tica­ret Mahkemesinde verdiği ifadeler arasıda  rnübayenet  görülen ve tekrar dinlenilmesine  karar  verilen   vardiye subayı Üsteğmen Hasan Yumutun Ça­nakkale denizaltısı ile Amerikaya git­miş olduğu ve mahkemede bulunamı-yacağl anlaşıldı. Bundan sonra    geçen celsede Millî  Müdafaa     Vekâletinden sorulan hususlara dair gelen cevap okundu. Bu yazıda deniz dahili hizmet talimatnamesinin 655 nci maddesi 2 ve 3 ncü fıkraları gereğince  boğazlarda manevralarda ve dar geçitlerde gemile­rin gemi kumandanı nezaretinde vardi­ye subayları taralından idare edilece­ği ve açık denizlerde ise idarenin sa­dece vardive subavları tarafından ele alınabileceği bildirilmekte idi. Ayrıca mahkeme tarafından istenilen yedişer kişilik .ehlivukuf listeleri de gelmiş bu­lunuyordu. Millî Müdafaa Vekâletince gönderilen üstede deniz hidrografi da­iresi reisi Albay Halil Aydıner deniz harp okulu seyrisefain Öğretmeni Al­bay Sabri MengiL donanma baş çark­çısı Albay Namık Taşkın denizaltı filotilâ komodoru Kur. Albay Kemal Ülergin Boğazlar ve Marmara Kuman­danlığı Kurmay Bgk. Albav Cemil Mo-nus, denizaltı filosu başçarkçısı Yar­bay Niyazi Serdaroşlu ve Deniz Harp Okulu müdürlüğünde makine binbaşı­sı Adnan Ertemin isimleri bulunuyor­du. Denizcilik Bankası tarafından gön­derilen ehlivukuf listesinde ise işlet­me mücaviri Rahmi Özok. kaza tahkik komisyonu üyesi Salt Ozej?e Ankara vapuru süvarisi Şefik Özö«en, Tarsus vapuru süvarisi Necdet Or, Denizyol­ları makine baş ensrektörü Nevzat Üler, Denizyolları bas enspektörü Yusuf Yalgın ve Ankara vapuru baş makinis­ti Salim Böte'nin isimleri vardı. Ehli­vukuf listelerinin okunmasından sonra iddia makamı ve maznun müdafiine bir diyecekleri olup olmadığı soruldu. Her iki taraf da listelerdeki isimleri kabul ettiklerini bildirdiler. Bu arada İstanbul'da Emirgân'dâ oturan emekli bir deniz albayının bilir'kişi olarak dinlenilmesi hususunda mahkemeye yapmış olduğu şahsî müracaat incele­nerek lüzumsuzluğuna kani olundu. Ve mahkemece dinlenilmemeğine karar verildi. Emekli albay Abdurrahman Benlioğlu bu müraca.tmda birinci İnö­nü, Sakarya, Gür ve Eski Dumlupmar denizaltılarmda altı sene bilfiil kuman­danlık yaptığını ve bu arada 933 sene­sinde Akdeniz manevralarından döner­ken yine Nara burnu önünde başından buna benzer bir vak'a geçmiş olduğu­nu ifade etmekte ve mahkeme tarafın­dan dinlenilmesini istemekte idi. Bun­dan sonra iddia makamından ehlivu­kuf tetkikatı hakkında bir diyeceği o-lup olmadığı soruldu. Savcı Salim Er­tem Millî Müdafaa Vekâleti ile Deniz­cilik Bankası tarafından tayin edilen zevattan karma bir liste yapılarak te­şekkül edecek ehlivukuf heyetine dair dosyası ile haritalar raporlar ye gra­fiklerin tetkikatı irin verilmesini iste­di.  Savcılık     makamının ve  maznun Sabri Çelebioğlu müdafiinin talepleri, üzerine âmro şahidi Hasan Yumuğun dinlenilmesinden vazgeçildi. Bu arada söz alan Avukat Suat Tahsin Türk, Ha­san Yumuğun Denizcilik Bankası İda­re Meclisi âzası germi inşaiye mühen­disi ve ayni zamanda: Naboland acen­tesinin müşaviri olduğu tesbit edilen. Ata Nutkunun bir beyanatı üzerine ifa­de değiştirdiğini söyledi ve Ata Nutkuya tarizlerde bulundu. Müteakiben maznun Sabri Çelebioğlu'nun verdiği emirle Dumlupmarın iskele alabanda yapması iskele makinasmı nstop etme­si ve her iki makinanın tam yol tor­nistana alınması için geçen veya bu manevralar için geçecek zamanın tesbiti - Dumlupınarm uzunluğu ve san­cak alabanda yaptığı sırada Naboland ile arasındaki mesafe ve her iki gemi­nin sürati de .çöz önünde bulundurula­rak bu kadar zaman içinde Dumlupı­narm sancak istikametindeki rotasına-devam etmesi halinde Nabolandm teh­likeli seyir ve hareketinden kurtulma­sının mümkün olup olmadığı; hâdiseye takaddüm eden zamanda Dumlupına­rm denize dalmak suretiyle Nabsland'ın tehlikesinden kurtulmasının keza mümkün olup olmadığı; Naboland sü­varisi maznun kantan Lorentzon tah­minen bir mil mesafede beyaz ve yeşil aşıkları gördüğünü söylemesine ve eh­livukuf raporunda da mütekabilen ta­rafların normal hava şartlan dahilin­de asgarî 1-8 mil mesafeden yekdiğe­rini görebilecekleri bildirilmesine ve-?u suretle daha büyük ve ışıkları daha fazla olan Naboland gemisinin en az bu kadar mesafeden görüldüğü anlaşılma­sına göre orta hattı iskeleye tecavüz" ederek ve beynelmilel seyir kaideleri­ne ve nizamname hükümlerine muha­lif olarak üzerine doğru gelmekte bu­lunan Naboland gemisinin bu tehlikeli seyrinden kurtulmak için maznun Sab­ri Çelebioğlu tarafından zamanında alınması gerekli tedbirlerin nelerden ibaret olduğu ve hâdisede bu tedbirlerin alınmış olup olmadığı hususunun vu­kuf ehline tetkik ettirilmesine yukar­da yazılı sualler muhtevası dahilinde icap eden diğer hususların da ehüvukuf heyetinden sorulmasına ve bu da­irede ehlivukufların lüzumlu görecek­leri hususat vesairenin de ifasına ve vukuf ehli tarafından tanzim olunacak mucip sebepli izahlı ve müstenidatlı raporun mahkemeye tevdiine; Vekiller Heyetinin 21,4.1938 gün ve 2- 8633 sa­yılı kararnamesiyle meriyete konulan Deniz Dahilî. Hizmet talimatnamesin­den bir nüshasının temin ve mahkeme­ye tevdii için müzekkere yazılmasına bu sebeplerle duruşmanın 21 mart 1955 pazartesi günü. saat 14 e talikine itti­fakla karar verildi. 15 dakikalık fa­sıladan sonra yeniden başlıyan duruş­mada P.eis Sedat Çumralı mahkemenin ittifakla almış olduğu kararı okudu bu kararda şöyle deniliyordu:

1- Geçen celsede dinlenilmesine karar verilen Hasan Yumukun hâlen Amerikada olduğu ve ne vakit döneceğinin belli olmadığının anlaşılmasına, adı ge­çen   sanidin   celbinden   ve   dinlenilme­sinden sarfınazar olunması hususunda iddia makamı ile maznun vekilinin it­tifak  etmiş bulunmalarına  ve bu şa­hidin ifadelerinde ctermeyan ettiği tek­nik hususatın ehlivukuflarca her yön­den tetkik edilmesi de mümkün görül­düğünden celbinden bermueibi    talep vazgeçilmeaine.

2- Millî Müdafaa Vekâleti ile Denizci­lik Bankasından gelen listelere göre İs­tanbul Kasımpaşada  Deniz Seyir     ve İdrografisi Dairesi Reisi Albay     Halil Aydmer İzmit Gölcük'te Denizaltı Fi­lotilla Komodoru Kurmay Albay Ke­mal Ülergil, Gölcük'te Denizaltı Filosu "Başçarkçısi   Yarbay   Niyazi   Serdaroğlu ile Ankara vapuru kaptanı    Şefik Gögen, Tarsus vapuru kaptanı Necdet Örfi ehlivukuf olarak seçilmelerine ve ehlivukuf tetkikatmm  16 mart     1955 çarşamba günü saat 9 da başlamasına ve tetkikatin. yapılacağı günden bahis­le bilirkişiler namlarına davetiye çıka­rılmasına. 2 - Hasan Yumukun sancak alabanda   kumandası   vermesi  Üzerine Dumlupmar  deniz altısının    sancak istikametine    kaç   saniye    seyrede­rek ne kadar mesafe kat'ettiğinin tespi­tine.

22 Şubat 1955

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Millî Müdafaa Vekâleti büt­çesinin müzakeresi dolayısiyle söz alan Millî Müdafaa Vekil Vekili Fatin Rüş­tü Zorlu ezcümle şunları söylemiştir:

«Muhterem arkadaşlar, milletimizin güvenini ve emniyetini sağlıyan Türk ordusunun karşısında bütün partilerin aynı hislerle meşbu olduğunu görmek­le sevincimi ifade ederek sözlerime toaş lamak istiyorum. Muhterem hatip ar­kadaşlarımızın sordukları sualler ve yaptıkları temenniler başlıca üç esas­ta toplanabilecektir, Kanaatindeyim.

İlk önce, muhterem arkadaşlarımız, Türk ordusunun vatan müdafaasında alacağı vazife karşısındaki tertiplenme si üstünde durdular. Bu vazife muhak­kak ki askerlik şubelerinden başlaya­rak bütün personelin kuvvetler içinde tevziine kadar giden bir meseledir. Bil­diğiniz gibi Türk ordusu her zaman, bütün tarihi boyunca daima en ileri or­dulardan biri olmuş ve ekseriyetle bü­tün ordulara örneklik vazifesini yap­mıştır. Bugün de Türk ordusu modern icaplara göre teşkilâtlanmakta ve içi­ne girdiğimiz NATO camiasında en modern esasları göz önünde tutarak tertiplenmektedir. Ordumuz tamamen hareket halindedir, modern .esaslara in­tibak etmiştir. Şimdiden size tebşir edeyim ki, bütün temennileriniz tama­men yerine getirilecektir. İlk Önce as­kerlik şubelerinden başlıyalım Bu me­sele kurmaylarımızca etüd halindedir. Yeni esaslara göre, en modern şekilde tertip edilmek üzere bir kanun hazır­lanmaktadır ve "umumiyetle ileri sürü­len temennileri tatmin edecek mahiyet­tedir.

İkincisi eğitim merkezleri mevzuudur. Alman askerlerin şevki için ihdas edilmiştir. Biliyorsunuz, evvelden Türk ordusunda .eğitim merkezi mevcut de­ğildi, askerler doğrudan doğruya kıta­larına giderler ve muhtelif derecelerde bulunan erat, acemi efratla muallem efrat aynı kıtalarda, aynı şekilde talim terbiye görürlerdi. Bunun neticesi or­dunun müessiriyetine tesir edecek bir mahiyet arzederdi. Yani ileri talim terbiye ile yetiştirilen asker yeni gelen efratla birlikte acemi talim terbiyesine tâbi tutulduğumdan kıtalar talim ter­biyeye  çıkmadan,   müessir  şekilde  çalışmadan terhis olur giderlerdi. Şimdi Sğitim merkezleri açılmağa başlanmış­tır. İlkönce üç eğitim merkezi açılmıştır. Bunların adedi altjya çıkarılacaktır. Askere gelelıı erler acemi talim ve terbiye merkezlerinde talim ve terbiye gördükten sonra vatanın asıl müdafaa­sını üzerlerin-» almış olan ve dolayısiyle muharebe talim ve terbiyesine tâbi tutulan ve daima bunun için hazır bulunmak vaziyetinde bulunan kıtalara sevkedil.ec eklerdir.

Üçüncü nokta doğrudan doğruya sevkü idaredir, lojistiktir ve bunu temin edecek teknisiyendir.

Bugün vatan müdafaasının kuvvetlen­mesi şu esasa istinad etmektedir: Bügün NATO memleketlerinde olduğu gi­bi biz de bir baskın karsısında kendi­mizi müdafaa edecek şekilde tertiplen­miş bulunuyoruz. İlk baskını karşıla­yacak kuvvetlerimizin seferberliği beklemesine. ikmal almasına vakitleri ol-miyacaktır. Onlar daima., ilk tüfek pat­ladığı anda. hio bir cephane almadan, tek nefer almadan, hiçbir kamyon ve top almadan düşmanı karşılamağa âmade bulunacaktır. İşte Türk ordusu­nun tertiplenmesi esası budur ve per­sonel bu esas üzerinden hazırlanmak­tadır. Birlikler, kıtalar bu esasa göre yetiştirilmektedir. Subay nerede la­zımsa orada bulunacaktır. Bugün şark, garp, mahrum mıntaka, gayri mahrum mıntaka artık kalkmıştır, Türk vata­nının müdafaası meselesi vardır. Bina­enaleyh subaylarımız asıl kıt'a başın­da ve ilk =oku, tecavüzü karşılayacak kıt'alarda olacaktır. Bunların nisbeti taayyün etmiştir, tevzileri de ona gö­re yapılmıştır. Şimdiden sizlere söyliyebilİrim ki ileri cephelerde, yerlerde bulunan subay miktarı yüzde 75 i bul­muştur ve bunlar doğrudan doğruya NATO kaidelerine göre yerlerini ala­caklardır.

Bunun yanında personelin tâyin, tesbit ve bunların sınıflandırılması mese­lesi geliyor. Bu konuya da müsaade ederseniz şubelerden başlayalım.

Yapılan etüdlere göre, muayeneler doğrudan doğruya doktorlar tarafın­dan değil, yavaş yavaş seyyar muayene ekipleri tarafından mikrofilm ve röntgenle yapılma yoluna gidilmektedir. Bu suretle muayenelerin çok daha esaslı ş.ekilde neticeler verdiği muhakkaktır.

Diğer taraftan ordumuzun subaylarını doğrudan doğruya kendi liyakatlarma, kendi ihtisaslarına göre sınıflandırmak: için şimdi mekanize etme yoluna gidil­mektedir. Alman makinalarla, fiş usu­lü doğrudan doğruya subayların bilgi­lerine, ihtisaslarına, kabiliyetlerine göre sınıflandırılması, şahsî vaziyetleri üzerinde tevakki edilmesi sağlanacak­tır. Makineler de vardır, mesele tatbi­kata geçilmesidir ve geçilecektir.

Birçok arkadaşlar mühim bir nokta üstünde durdular, bu da ordumuzun subaylarla ve teknisyenlerle gereği nisbette beslenmesidir. Bir ordunun bel kemiğini teşkil edecek olan subay -teknisyenin durumu hakkında genel kurmayımız epey zamandır tetkiklerde bulunuyor, iyi neticeler alacağımı­zı ümit ediyoruz. Di&er taraftan subay­larımızın meskenlerinin oturulur bir' hale gelmesine ve binaenaleyh hayatla­rının mümkün olduğu kadar müreffeh, bir şekilde geçirmelerine çalışmaktayız. Biliyorsunuz, bu maksatla, bu sene' 2 milyon liralık "bir tahsisatı bütçemize' koymuş bulunuyoruz. Bu para ile ilk önce Şarkta hizmette bulunan subaylarımız için meskenler yapılmağa baş­lanacaktır.

Askerlerimizin kışlaları, hastahaneleri, iaşeleri ve ibateleri meselesine gelin­ce: İlk önce sıhhat meselesinden başlıyahm, ordumuzda hamdolsun verem miktarı son zamanlarda çok azalmış" bulunmaktadır. Bir zamanlar orduda 670 kişiye çıkan vefiyat şimdi 50-60 de­recesine inmiştir. Binde yirmi beş olan vefiyat nisbeti binde bire alçalmıştır. Orduda iki senedenberi verem aşısı tatbik edilmektedir. Geçen sene 177 bin. kişi aşılanmış bulunmaktadır.

Bu acılanmış bulunanların sade 177 bin kişi olması da yapılan muayene ne­ticesinde bu 177 bin kişinin aşılanma­sı icabettiği içindir. Bu suretle üstün­de bihakkın durulan portörlük mesele­sinin de halline doçru gidildiğini zan­nediyorum. Bu suretle vefiyat nisbetf çok düşmüştür. Bunda daha da ileriye-gitmek lâzımdır.

Kışlalar meselesine geliyorum: Kışla­lar üzerinde büyük gayretler sarfechlmektedir. Bunların, şehirlerin dışına götürülmeleri ve daha modern ve sıh­hî tesisatla mücehhez bir hale getiril­mesi için gayret sarf edilmektedir. Aynı zamanda eğitim merkezlerinin daha muntazam ve barakalar sistemi tatbik edilerek daha mükemmel hale getiril­mesine çalışılmaktadır. Bu barakalar­dan şimdiye kadar iki bin küsur gel­miştir ve daha da gelecektir. Altı eği­tim merkezinde bu barakalar şimdiden temin olunmuştur.

Ordumuzda iaşe meselesi, bu bir ka­nun meselesi olmuştur. Fennî bir şe­kilde ele alınmıştır, muhterem arkadaşlarımızın üzerinde durdukları vitamin­li gıdaların verilmesini derpiş eden esaslara göre bir kanun hazırlanmıştırümit ediyoruz yakında yüksek mecli­sin huzuruna getirilecektir.

Üçüncü nokta, ordunun harp gücünü takviye edecek sanayi meselesidir. Bu Türkiye'nin büyük ekonomik dâvası içinde, ekonomik inkişafı içinde yer alan bir mevzudur ve bu mevzu iki şekilde els almmı^tırr ve iki şekilde yürütülmektedir. Memleketimizin umumî iktisadî inkişafında, fabrikalaşrma yolunda ne kadar ileri gidilirse, ta-biatiyle bunların askerî güçleri des­teklemesi bakımından o kadar büyük taydaşı olacaktır. Biz bu yolda, fabri-kalaşma yolunda gittiğimize gör-s aynı zamanda askerî destek gücümüz de art nıış olacaktır.

İkincisi, doğrudan doğruya kendi vasıtalariyle sanayileşme, kendi harp gü­cü ile harp zamanında ikmalini yapma­sı meselesidir. Bu yolda atılmış pek büyük adımlar vardır. Buna misal ol­mak üzere. Ankara'da beşinci kademe bakım evleri ziyaret edilirse, bunun bu hususta sizlere çok iyi fikirler ve­rebileceğine kani bulunmaktayım. Ha­kikaten Avrupa için dahi pırlanta dene­bilecek bir bakım evimiz mevcuttur. Buna haricen bakıldığı zaman bir fab­rika denebilir, bu kadar büyüktür. Bu­rada en küçükten, en. büyüğe kadar "her türlü motorlu vasıtaların alât  ve edevatları, en küçük parçalarına varın­caya kadar, lâstikleri de dahil sökülüp tekrar monte edilmesi mümkün olduğu gibi tamirleri de yüzde yüz yapıl­maktadır. Bu meyanda başkalarının da  yapılacağından emin olabilirsiniz.

Yine bunun yanında son zamanlarda temelleri atılan traktör fabrikası ve kamyon fabrikası muhakkak ki ordu­nun ikmalini çok kuvvetlendirecek iki müessese olacaktır.

Diğer taraftan, orduda kullanılan motörlü vasıtaların yedek parçalarının i-mali meselesini ele aldık. Bu fabrika­lar sayesinde yedek parçalar işi de halledilmiş olacaktır.»

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Adliye Vekâletinin bütçesi müzakere edilirken, Adliye Vekili Os­man Şevki Çicekda» yapmış olduğu ko­nuşmasında ezcümle şunları söylemiş­tir:

Arkadaşlarımın üzerinde durdukları noktai nazarlar hemen hemen bilhassa teminat babında ve basın mevzuunda-dır. Müsaade ederseniz evvelâ bunla­ra cevap vereceğim.

Muhterem arkadaşlarım,

Elde bir Teşkilâtı Esasiye Kanunumuz vardır. Bu kanuna göre mahkemeleri­miz müstakildir ve yine bu Teşkilâtı Esasiye Kanununun hükmüne göre, mahkemelerin isdar ettiği hükümler hiçbir kuvvet ve kudret tarafından, ne İcra Vekilleri Heyeti tarafından vs ne de Büyük Millet Meclisi tarafından ta­dil edilmez. İnfaz edilmiş ahkâm asla tehir edilmez. Yine Teşkilâtı Esasiye Kanunumuz derki: Hâkimlerin huku­ku, hâkimlerin mesuliyeti, hâkimlerin sur.eti nasbi azli kanunu mahsusla ta­yin edilir.

Şimdi Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzun teyid ettiği bu aına hükümler, prensip­ler muvacehesinde mevzuatımız ne haldedir?

2556 sayılı Hâkimler Kanununun 79 ncu maddesine göre hâkim hakikaten rızası tahsil edilmeden velevki tevfiz suretiyle de olsa başka bir yere nakledilemez.

Emekli Sandığı    Kanununun 39    ncu maddesi 30 seneyi dolduran temyiz re­is ve azaları hariç olmak üzere bütün hakimlerin diğer memurlar gibi teka­üde sevkedilebileceğini âmir bulunmak tadır. Bunlar bizim iktidara geldiğimiz zaman bulduğumuz hükümlerdir. Mü­temadiyen    teminattan    bahsediliyor.

Mevcut hüküm, mevcut teminat pren­sibi 2556 sayılı kanunla kendilerinin bahsettiği, teyid ettiği, tesbit ettiği hü­kümdür. Fakat teminat meselesinin bilhassa arkadaşlarımız tarafından sık sık ileriye atılması ve bir münakaşa- îksv-zuu olması bunun hakikaten müsbet bir surette her türlü tesirden azade bir şekilde tatbikatından ileri gelmektedir.

Bazı arkadaşlarımızın üzerinde durdu­ğu ve bazı matbuat mümessillerimizin dokunduğu bir nokta var, hâkimlerin tekaüde sevk keyfiyeti.. Bu ayrı bir statü, Emekli Sandığı Kanununu ilgi­lendiren bir mevzudur. İktidara geldi­ğimiz zaman bulduğumuz mevzu şu­dur: Demin de arzettim, 30 senesini dolduran hâkim tekaüde sevkedilebilir. Temyiz Mahkemesi reis va azaları hariç...

Sizler cemiyetin, Türk milletinin en yakın derdini, en yakın ıztrrabını du­yan arkadaşlarımız, hizmetin daha fa­al, verimli ve daha mükemmel bir halde işleyebilmesini sağlamak için bu 30 senenin fazla bir müddet olduğu kanaatına vardı. Bundan ilham alan hü­kümetinizin getirdiği teklif, kanun lâ­yihasını tasvibetti. Bunun 25 seneye indirilmesini kabul buyurdunuz. Bu ihtiyaç bir zaruretin icabı idi. Bunu Vekil olarak yalnız basımıza yapmıyo­ruz. Bunu sizlerin kabul buyurduğu­nuz kanuna dayanarak, istinad ederek ve büyük Türk milletinin, önünde eği­lerek yapıyoruz. Bizzat Türk milleti­nin selâmeti, onun işlerinin daha iyi bir şekilde yapılması ve ona daha iyi hizmet edebilmek için yapmaktayız.

Muhterem arkadaşlar,

Hâkimlerin teminatı mevzuunda ar­kadaşlarımın iliştiklerine bu suretle ce­vap verdikten sonra bir de Basın Ka­nununun çıkmasını endişe ile karşıla­yan yani 6334 sayılı kanunun hürriyetleri tahdit ettiğini, demokratik sisteme ve   rejime   aykırı   bulunduğunu     ileri sürdüler.

Muhterem 'arkadaşlarım,

14 mayısta iş basma gelen Demokrat Parti ilk iş olarak bir Matbuat Kanu­nunun tedvinine teveccüh eylemiştir. İçimizde matbuat müntesibi olan arka­daşlarımız var. Demokrat Parti Gru­bu olarak, hükümeti olarak, hattâ hiç bir hakları bulunmadığı halde matbu­at cemiyetinin idare heyetini teşkil eden arkadaşlar da olmak üzere bir çok muhterem zevat Adliye Encümenine çağırılmışlar ve matbuata mensup di­ğer muharrir mebus arkadaşlarımızın nokta! nazarları, fikirleri, mütalâaları , alınarak en hür, en demokratik bir matbuat kanunu, basın kanunu hazır­lanmış ve tedvin edilmişti.

Fakat matbuat hürriyeti denince hür­riyetin, hürriyetler nizamının ihlâli de demek değildir. Vatandaş haysiyet ve şerefi matbuat hürriyeti kadar muaz­zez ve muhteremdir. Kalemini iyiye i-yi, kötüye kötü diyerek kullanmak  buriyetinde bulunan bir kalem sahibi, vatandaş haysiyet ve şerefini paymal etmeğe, onu terzil etmeğe ve teşhir et­meğe hak sahibi değildir. Matbuat sah­nesinde bazı kalem erbabının oynadık­ları bazı gûna hareketleri, vatandaş haysiyet ve şerefini kırıcı hareketleri ve faaliyetleri 6334 sayılı kanunun yük sek huzurunuza getirümesine badi ve müessir olmuştur Ve siz de o kanunu olduğu gibi kabul buyurdunuz. Bu ka­nun dolayısiyle eğer bazı kalem erba­bı huzuru adalete sevkediliyorsa bunu o kanunun rehakâr tesirinde aramak lâzımgelir. Kanun tenkid etme demi­yor. Tenkid et, fakat sövme diyor. Hay siyetlerle, şereflerle oynama diyor. Va­tandaşın haysiyetiyle, şerefiyle oynıyan kalem erbabı kim olursa olsun elbette bu hareketinden dolayı huzuru adalet­te hesabını verecektir. Muhalefet sa­fında vazife almış olsun, partimizde vazife almış olsun, matbuat suçu işle­yen herkes muhakkak huzuru adale­te sevkedilecektir. Nitekim hesap_ ve­renler de olmuştur ve olmaktadır. İkti­dara mensup suçlulara hâkimler, C. Müddeiumumileri göz yumacak, yal­nız muhalefeti kendisine cephe yapa­cak, asla.

Muhterem  arkadaşlarım,

Bütçenin tümü üzerindeki müzakere­ler sırasında konuşan Abdullah Ayte-miz arkadaşıma. Adliye Vekili olaraic bu mevzua temas etmeden buradan ay­rılmayı gerek Vekâletim adına ve ge­rekse Türk milletinin uyanık şuuru adina yerinde görmedim. Bu bahiste bir iki cümle ile muhterem arkadaşıma cevap vermek isterim.

Muhterem arkadaşlar,

Türk milleti büyük bir istiklâl savaşı ile hayat ve varlığına tevcih edilmiş ci­lan en ağır hücumları oluklarla kan­ları pahasına def etmiş ve Türk milleti Atatürk'ün önderliği altında büyük bir istikbale mazhar olmuştur. Atatürk sadece memleketin harp gücü ile kur­tulmanın na kâfi olduğunu görmüş, Türk milletini mazinin karanlıkların­dan almak ve medeniyetin nurlu var­ağına doğru sevketmek azim ve karariyledir ki, muasır milletler kanunla­rını da Örnek ittihaz ederek milletimi­zin, memleketimizin millî vahdetimizin siyasî vahdetimizi., iktisadî ve içtimaî inkişafımızı tarsin ve takviye etmek hedefini gütmüştü ve ilk iş olarak ka­nunu medenî bu sebep ve saikla ha­zırlanmış ve yüksek meclise takdim edilerek kanunlaştırılmıştı. Kanunu Medeninin yegâne hedefi bizi mazinin karanlık ve geriliklerinden korumak ve kurtarmak, medenî milletler seviye­sinde aynı hukuk telâkkisine kavuş­turmaktı. Kanunu Medenî bu ruhu, bu şuuru böyle ifade etmişken bu kanu­nu medeniyi hazırlıyan âlimlerin içeri­sinde en mütebahhir din adamları ve en tanınmış hukuk âlimleri mevcut iken arkadaşımızın bu kanunu istihfaf etmesini veya istihfaf eder görünmesi­ni teessürle ifade etmek isterim.

Muhterem arkadaşlarım, biz hukuk sa­hasında bir karış geriye dönmiyeceğiz, gerilemeyi sureti katiy.ede reddederiz. Hedefimiz gayemiz nura ve medenî, münevver milletlerin nurlu ufukları­na doğru kanat açmak olacaktır.

 Ankara:

Bir müddettenberi Sirkeci - Soğuksu arasında inşaatına devam olunan .elekt-


 

rifikasyon  işlerinin   bugünkü  durumu hakkında kendisinden malûmat rica e-den Anadolu Ajansı muhabirine Dev­let Demiryolları Umum Müdürü    Ned­ret Esmen şu izahatta bulunmuştur: Sirkeci elektrifikasyon işlerini üç grup ta toplamak mümkündür.

a - Bir Fransız grubuna ihale edilmijbulunan .elektrifikasyon işleri.

b - Bir Alman firmasına ihale edilmiş bulunan sinyal ve emniyet tesisat işle­ri.

c - İdaremiz tarafından yapılmakta olan yol yenilemesi, Km. 28 katar teş­kil istasyonu, bir kısım hattın çift hat­ta ifrağı, binalar ve diğer teferruat,. Sirkeci bakım atslyesi.

a - Elektrifikasyon işleri:

1953 yılında Fransız Alstom .grubuna i hale  olunan işler şunlardan ibarettir r

1)  35 Kw lık enerji nakil kabloları.

2)Veliefendi   transformotör merkezi.

3)Havaî hat tesisatı.

4)Telefon,  saat,   telekomand  tesisleri. .

5)Üç adet elektrik lokomotifi.

6)Beheri üc vagondan müteşekkil    18'grup tren.

Bütün bu işler mukavele hükümlerine göre  aksamadan   devam     etmektedir. Şöyle ki:

Bir   taraftan  Silâhtarağa,   diğer   taraf­tan Beyazıt enerji merkezleri Zeytin-burnu ve Velieferıdi transformotör mer ' kezlerine      bağlanmıştır.    Veliefendi" transformotör merkezi gelecek haftalar' içinde tamamiyle  kurulmuş  olacaktır.Havaî hat tesisatı büyük ölçüde ikmal edilmiş olup direklerin boyanmasına ve havaî  hat  telinin  çekilmesine başlanmıştır.

Telefon, saat telekomand    tesislerinin kabloları bütün hat boyunca çekilmiş- -tir.  Cihazların irtibat işleri yapılmak­tadır.

Tren   ve  lokomotiflerin   inşaatı     hızla  ilerlemekte olup yakında    Fransa'dan, gelecek ve işletme tecrübelerine    başlanacaktır.

TBütün bu işler ikmal edildikten sonra .Sirkeci - Soğuksu üzerinde, modern bir

"banliyö işletmesi bütün icaplariyle ku­rulmuş olacaktır.

Elektrifikasyon kısaca şu faydaları sağlıyacaktır:

Seyir müddeti yarı yarıya düşecektir. Peronların yükseltilmiş olması yolcu­lara her bakımdan rahatlık sağlayacak tır. Kömür dumanlarının mevcut ol­maması ayrıca temizlik ve rahatlık bakımmdan faydalı olacaktır. Trenlerde her bakımdan rahatlık, temizlik ve konfor nazarı itibare alınmıştır. Beş dakikada bir otomatik olarak tren seyketmek imkânı hasıl olacak ve saatte her istikamete 18 bin yolcunun nakli mümkün olacaktır.

fa - Sinyal ve emniyet tesisatı:

Sirkeci - Soğuksu hattı .üzerinde halen ve gelecekte kesif bir nakliyat bahis mevzuu olduğundan 5 dakikada bir  tren şevkini mümkün kılacak modern bir sinyal ve emniyet tesisatı kurulmak tadır. Bir Alman firmasına ihale edilmiş bulunan bu tesisatın ikmalinden .sonra trenler sinyalleri otomatik olarak büyük bir emniyetle sevku idare ede­cek ve bu suretle son derece emniyetli bir sinyal ve emniyet tesisatı kurulmuş olacaktır.

c - İdaremiz tarafımdan yapılmakla ci­lan işlere gelince:

Bugüne kadar Kumkapı, Yenikapı, Samatya, Bakırköy, Yeşilköy istasyon­larının merkezleri ve istasyon binaları yükseltilmiş, istasyon binalarında elek­trikli işletmeye uygun bir sakilde her türlü tadilât yapılmıştır. Ayrıca, Can­kurtaran, Kazliçeşme, Zeytinburnu, Yenimahalle, Yeşilyurt duraklarında eski peronlar tadil edilerek durak bi­naları bu hattın hususiyeti olan hatlar arasında durak binası şeklinde inşa editmişler dır.

Eski ve yeni duraklarda elektrikli trenlerin işletilmesi esnasında yolcula­rın kolaylıkla vagonlardan çıkmaları­nı Ve vagonlara girmelerini mümkün kılacak surette tertiplenerek yükseltil­miştir.

. Bunlara  ilâve olarak yolcu kesafetini ve gelecekteki trafiğin özellikleri mu­hafaza edilerek Florya ve Soğuksu gi­bi bazı durakların yerleri değiştirilmiş ve Km. 22, Km. 24 de yeni duraklar tesis edilmiştir.

Sirkeci Garı içinde peronların yeni ih­tiyaca göre uzatılması ve eskiden mev­cut olan iki peron yerine 4 adet mo­dern ve her türlü sinyal ve emniyet işaretlerini ihtiva eden peron İnşaasına başlanmıştır.

Ayrıca gar dahilindeki bütün yolların ve makasların yerlerinin değiştirilmesi ve tekrar trafiğe arzedilmesi için faa­liyete geçilmiştir.

Bir taraftan elektrifikasyon işleri hız­la ilerlerken bu esnada yolun büyük öl­çüde tamir, takviye ve teçhizine de girişilmiştir. Bu cümleden olarak Sir­keci - Soğuksu arasındaki mevcut 13.5 tona mütehammil büyük köprülerin' 25 tona dayanacak bir hale getirilmesi ve şehir ulaştırmasının gelecekteki hali düşünülerek İstanbul belediyesinin ta­lebi üzerine genişletilmesi işleri de ele alınmış ve mevcut kara, deniz yol­ları üzerindeki 76 köprüden 55 köprü yeniden imal edilerek yerlerine kon­muştur. Geri kalan 21 köprünün bü­tün malzemeleri hazır olup program ge­reğince inşaasma devam olunmakta­dır.

Yine bu faaliyet'cümlesinden olmak üzere birçok ara istasyonlarda alt ge­çitler inşa   edilmiştir.

İnşaat mmtakasmda mevcut bütün hemzemin geçitler ve hem de gelecek­teki emniyetli trafiği temin etmek ga­yesiyle ihtiyaca göre alt veya üst ge­çitler haline ifraş olunmaktadır.

Bir taraftan elektrifikasyon tesisleri ikmal olunurken diğer taraftan, da ta­biî ömrünü çoktan "ikmal etmiş bütün ray, makas, ve traverslerin toptan de­ğiştirilmesi işi''ele alınmıştır. Bu meyanda şebekemizde ilk defa olarak bu hat üzerinde ray kaynağına gidilecek ve «2 şer metre uzunluğundaki raylar ikişer ikişer kaynatılarak ray tulü 24 metreye iblâğ edilecektir. Bu hal rahat ve sarsıntısız bir işletmeyi sağlıyacağı gibi demiryol malzemesinin daha az yıpranmasını temin edecektir.

Metre tulü 30 ve 25 kilogram olan ray­ların yerine metre tulü 46 kilogram olan raylar ikams edilecektir. Bu mal­zemenin trahs-feramen yapılmış olup yakında memleketimize gelecek ve derhal döşenecektir.

Diğer taraftan Alman kredisine bağ­lanmış olan makasların da imaline baş­landığı ve çok kısa zamanda memleke­timize sevk edileceği de bildirilmekte­dir. Bunların gelinini müteakip inşaat sahasındaki bütün eski v-5 r-ok çeşitli hurda makaslar ve raylar değiştirilecek ve bu suretle çok sağlam ve istikrarlı modern bir yol tesis edilmiş olacaktır.

Bu arada birçok kurplar da büyütüle­rek büyük hızlara el verecek bir hale ifrağ edilmiş olacaktır.

Traversler baştan başa değişecektir. Bu malzemenin büyük bir kısmı hazır bulunmaktadır. Geri kalanı yakın bir zamanda inşaat yerine sevk edilecek­tir.

28 Km. çift hattan ibaret bulunan Sir­keci - Soğuksu hattına istasyon hatla­rı da dahil olmak üzere 60 Km. ray döşenecektir. 133 makas değiştirilecek­tir. Ayrıca Km. 22 den 28 e kadar olan kısımda tek olan yol çift hale geti­rilecektir. Hâlen bu yolun büyük bir kısmı tamamlanmıştır.

Küçükçekmece civarında Karayolların ca demiryolu üzerinden geçmek üzere büyük bir betonarme köprü inşa edil­mektedir. Bu köprü üzerinden Londra asfaltı geçecektir. İnşaat mmtakasıntia bütün yol boyunca yarmaları ve dolmaları takviye maksadiyle muhtelif yerlerde istinat duvarları inşa edilmiş­tir.

Elektrikli taşıtların tamir ve bakımını sağlamak İçin Sirkeci garında elekt­rikli tren bakım atelyesi kurulmakta­dır.

Elektrikli işletme tesis edildikten son­ra Sirkeciden Km. 28 e kadar buharlı işletmeye dolayısiyle kömür, dumanı ve bunlara bağlı olarak diğer bütün te­sisler ortadan kalkacak bu suretle da­ha temiz bir işletme kurulmuş olacak­tır.

Elektrikli cer sistemi  ilk  defa olarak İstanbul banliyösünde tahakkuk ettiril­mek üzeredir. İdare İstanbul halkına dünyanın en modern banliyö işletme­leriyle boy ölçüşecek evsafta bir iş­letmeyi hizmete arz yolunu tutmuş bulunmaktadır.

idaremiz tarafından yapılan inşaat İş­lerinde rimdiye kadar 30.000 metre mi­kap  toprak   hafriyatı yapılmış,     9.000 metre mikap beton  dökülmüş ve    80 ton da demir sarfedilmistir.

 Antalya:

Sosvoloji ve tarih felsefesi üzerine dün yanın .en büyük otoritelerinden biri o-larak kabul edilen Almanya Munster Üniversitesi Profesörlerinden Hans Frejer Ludwig, beraberinde Prof. Ya­vuz Abadan olduğu halde pehrimiza gelmiş ve vilâyetimiz dahilinde on gün devam eden tetkiklerde bulunmuştur.. Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi ile Siyasal Bilgiler Fakültesinde bir sens ders vermek üzere memleketimizde bu lunan profesör Ankara'ya hareketin­den evvel intibalarmi röyle ifade et­miştir:

'Osmanlı İmparatorluğu kuruluncaya-kadar, siyasî vahdet ve sosyal tesanüt­ten mahrum birçok devlet ve sitelerin Antalya dahilindeki mevcudiyeti ve bu beldede Osmanlılar tarafından tesis e-dilen hükümanlıktan sonra teessüs eden siyasî vahdet ve içtimaî tesanü dün ilk defa Türkler tarafından başa­rıldığını görerek modern Türkiyenin ilk tarihî çağını Antalya'da bütün hu-susiyetleriyle bulmanın memnuniyeti içindeyim? Antalya'da yaptığım tetkik­lerden büyük kazançlar elde etmiş bulunuyorum.»

Aynı zamanda vilâyetin sosyal ve iktisadî mevzularla orman konusu üzerin­de de incelemeler yapan profesör, An­talya'nın tarihî ve turistik    hazineleri ile dünyanın en büyük turist şehirle­rinden  biri   olmava   namzet  bulundu­ğunu ilâve etmiştir.

- Ankara:

Dünya   hava   eğitim   sistemlerinin   genîs bir tetkiki ve Türk ordusunda tatbik edilmekte olan eğitim programla­rının, teknik değerlendirilmesinden sonra, 1953 senesinde Türk hava kuv­vetlerinin tertiplediği millî şartname­ye uygun olarak ordumuzun ilk eğitim ihtiyacını karşılayacak bir uçağın pro­jesine Makine ve Kimya Endüstrisi Ku­rumunca başlandığı hatırlardadır.

Hazırlanan M.K.E. model 4 uğur tipi uçağı ilgili askerî tecrübe pilotları ta­rafından uzun uçuş tecrübelerine tâbi tutulduktan sonra, hava kuvvetlerimizce mühim miktarda bir sipariş verilmiş bulunmaktadır.

Seri imalâtına 1954 yılında geçilen uğur uçakları, hâlen hazırlanmakta ve hava kuvvetleri kontrol komisyonu ta­rafından yer ve uçuş tecrübeleri yapı­larak tessellüm edilmektedir.

Türk işçisi, teknisyeni ve mühendisle­rinin bu eseri, di^er milletlerin ilk eğitim uçaklarından beklenen evsafı vermiş ve bir çok ahvalde bunlardan üstün hususiyetler göstermiştir. Emni­yetle 6 tacil emsaline göre, her türlü hafif ve ağır akrobasi hareketlerine mütehammil olan bu uçak modern teç­hizatı ve muharebe tertibatı ile, bariz bir üstünlük arzetmektedir. Azamî ve asgari süratleri arasındaki geniş fark, bu sınıf uçaklardan beklenen neticele­ri tam olarak tahakkuk .ettirmiştir.

Kesik ünlü kanatları ise, akrobasideki talebe hatalarını ve tehlikelerini asga­riye indiren bir hususiyeti olmuştur.

Hükümetimizin yerinde bir kararı ile bu uçaklardan üç tanesinin, dost ve kardeş Ürdün hava kuvvetlerine hedi­ye edilmesi, Türk havacılığını haklı bir sevince sevketmiştir. Ordu ve diğer ha­va müesseselerinin daha mütekâmil eğitim uçaklarını yapmak, Türk hava teknisyenlerinin müteakip hedefi ola­caktır.

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu bu yoldaki çalışmalarına hızla devam etmektedir.

 Ankara:

Uzun yıllardan beri Güzel Sanatlar A-fcademisinde ve Teknik Üniversitede hocalık yapan Profesör Belling ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde iç hastalıkları okutan Profesör Frank ve Alman hastahanesi şefi olarak Tür­kiye'de olduğu kadar yabancı memle­ketlerde de tanılan Profesör Quincke'ye mesleklerindeki basarı ve Türkiye -Almanya aracındaki yakınlık duygula­rının gelişmesi hususunda sarfettikleri devamlı gayreti takdiren Federal Almanya Devlet Reisi tarafından bü­yük liyakat madalyası tevcih .olunmuş­tur.

Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Dr. Wilhelm Haas, sureti mahsusada İstan­bul'a giderek nişanlan merasimle sahiplerine vermiştir.

23 Şubat 1955

 Ankara:

Amiral Hughes'in yerine, Amerikan yardım heyeti deniz gurubu başkanlı­ğına tâyin olunan Amiral Serral, bu­gün saat 16.30 da özel bir uçakla şehri­mize gelmiştir.

Amiral Serral Etimesgut hava alanın­da Deniz Kuvvetleri Lojistik Başkanı Amiral Fevki Gürel, Merkez Kuman­danı, Garnizon Kumandanı, Deniz Kuvvetleri Haber Alma Başkanı, Amerikan Yardım Heyeti Başkanı Gene­ral Shepart ve diğer ileri gelen askerî zevat tarafından merasimle karşılan­mıştır.

Amiral Serral, askeri bandonun çaldığı Türk ve Amerikan millî marşlarını din­lemiş, bilâhare selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmiştir.

Amiral Serral, kendisiyle görüşen Ana­dolu Ajansı muhabirine memleketimi­ze tayininden duyduğu memnuniyeti ifade etmiştir.

 Ankara:

Türk Kanser Araştırma Ve Savaş Ku­rumu Ankara'da Atatürk Bulvarı üze­rindeki İşçi Sigortaları Kurumunun iş hanında bulunan kurum merkezinde bir enformasyon bürosu açmıştır.

Bu büroda, müracaat eden vatandaşlarımıza, kanserle ilgili bütün bilgiler verileceği gibi, kanserli veya . kanser şüphesi taşıyan hastalar parasız mua­yene edilerek kendilerine gerekli tav­siyeler yapılacak ve icabı halinde te­davileri için mümkün olan yardımlar­da bulunulacaktır.

Büro cumartesi - pazar günleri dışın­da her gün saat 10 dan 13 e kadar açık bulunacaktır.

 Ankara:

Pazartesi günü memleketimize gelmiş bulunan Birleşmiş Milletler Çocuk Fo­nu Direktörü Mr. Maurice Pate ve yi­ne aynı teşkilât bölge müdürlerinden Mr. Hans Ehrenstrale, Ankaradaki tet­kiklerine devam etmektedirler.

Bugün Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kâletinde bir basın toplantısı tertip eden Mr. Pate vs Mr. Ehrenstrale, men­sup oldukları teşkilâtın faaliyeti hak­kında etraflı izahlarda bulunmuşlardır. Mr. Pate şimdiye kadar gezmiş olduğu memleketlerde ve Türkiye'de çocuk ba­kımı mevzuunda son seneler zarfında kaydedilmiş bulunan terakkilerden si­tayişle bahsetmiş ve ezcümle demiştir ki:

-Çocuk bakımı mevzuunda süt, çocuk için aslî bir gıda teşkil eder. Mensup bulunduğum teşkilâtın üzerinde ehemmiyetle durduğu meselelerden biri de teşkilâtın çalışma sahasına giren mem­leket çocuklarına temiz ve sıhhate el­verişli süt sağlanmasıdır. Bu sebepten, Ankara'daki süt fabrikasına ilâveten, yeni bir süt fabrikası daha inşası için, teşkilâtımıza mensup mühendisler Tür­kiye'ye gelecekler ve mevzuda neler yapılabileceğini tesbit edeceklerdir. Böyle bir süt fabrikasının tesisi için elzem malzemenin mühim bir kısmı teşkilâtımız tarafından temin edilecek tir.

Bu yanda Türk hükümeti ile yapaca­ğımız teşriki mesai neticesinde, bilhas­sa şehirler dışında yaşıyan çocukların sağlık durumunu ıslah ile tavzif edil­miş sağlık merkezleri daha mükemmel bir hale gelecek ve yeni sağlık merkezleri açılacaktır. Bu sağlık merkezleri ve klinikler için zaruri malzeme   yine teşkilâtımız tarafından sağlanacaktır.» Mr. Ehrenstrale ise, mensubu bulun­duğu teşkilâtın şimdiye kadar çocuk bakımı mevzuunda yaptığı müsbet iş­leri belirtmiş çocuklar arasında bir za­manlar çok yüksek, olan ölüm nisbetinin bu çalışmalar sayesinde hissedilir şekilde azaldığını kaydetmiştir.

Mr. Maurice Pate, şehrimizde cuma gü­nüne kadar tetkiklerine devam edecek ve bu meyanda, çocuk bakımı mevzu­unda tasavvuru düşünülen iğler hak­kında alâkalılarla görüşmelerde bulu­nacaktır.

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Maarif Vekâleti bütçesinin müzakeresi sırasında söz alan Maarif Vekili Celâl Yardımcı, ezcümle şun­ları söylemiştir:

«Arkadaşlar, şimdi müsaadenizle sual, temenni ve tenkitlere, vaktin imkânı ve halin icabı nisbetinde cevap vermeye çalışacağım.

Bir arkadaşımız Maarifin bir programı var mıdır dediler.

Maarifin programı vardır. Maarifin programı ilk tedrisat programı ile baş­lar. Öğretmenleri refaha kavuşturmak bir programdır. İlk tedrisat kanununu hazırlamak bir programdır. Maarif but çesini h.er sene eski devirlerle muka­yese etmek, icabederse bu bütçeyi ast­ronomik rakamlara iblâğ etmek bir programdır. İlkokulların adedini art­tırmak bir programdır. Bütün kazala­rı ortaokula, bütün vilâyetlerimizi lise­lere kavuşturmak bir programdır. İn­tibak kanunları programdır. Bütün bunlar birer program ve plâna dayan­maktadır. Bütün bunlar tezekkür, te­emmül ve tefekkür edilerek icraat tez­gâhına konulmuş meselelerdir.

Şimdi ilk öğretimden başlıyalım İlk Öğretim kanununa benden evvelki vekil ve mesai arkadaşlarım tarafından baş­lanmış, zamanında revizyon geçirmiş ve meclisi âliye şevke amade bir hale gelmiş bulunmaktadır. Bu kanunun memleket dâvasında çok büyük.ihtiya­cı karşılayacağı, meclisi âliye geldikten, sonra kıymetli, tecrübe görmüş    arkadaşlarımızın irşatlarından, fikirlerin­den, ilâvelerinden kuvvet alarak mem­leketimiz için şaheser bir kanun halin­de tecelli edeceğine inanıyoruz.

Mevcut olan derslerin açıklığına ge­lince:

Arkadaşlar, bugün memleketimizde haftada 1-8.-98 ders saatinden 8-.138 i aslî ve muvazzaf öğretmenlerle kapa­tılmıştır. 11.860 saati branş dışı asîl öğretmenler tarafından idare edilmek­te ve 5.677 si de ücretli öğretmenlerle kapatılmış bulunmaktadır.

Öğretmenlerin azlığı aşikârdır. Fakat Öğretmenlerimizin fedakâr ve feragat-kâr çalışmaları ve anlayışları sayesinde bu azlığın meydana getirdiği noksan giderilmiye çalışılacaktır. Bu fedakâr öğretmen ve mesai arkadaşlarıma hu­zurunuzda teşekkür etmeyi bir vazife addederim.

Muhterem arkadaşlar, işaret buyurulan teknik tedrisata verdiğimiz ehemmiyet bütün milletimizce malûmdur. Bugün­kü kalkman Türkiyenin teknik tedrisat tan beklediği meselelerin ne olduğunu müdrikiz. Teknik tedrisata azamî ehemmiyet ve    gayret    sarfetmekteyiz.

Mütemadiyen bu vadide .gayretlerimi­zi arttırarak, mevcutların üzerine gün­düzlü ve geceli olmak üzere teknik okul, enstitü, sanat okulları ve kursla­rın adetlerini çoğaltmaya çalışacağız ve çoğaltıyoruz.

Yüksek okullarımıza verdiğimiz ehem­miyet teknik tedrisata verdiğimiz ehemmiyetten geri değildir arkadaşlar. Bu sene Ankara'da mevcut yüksek okulla­ra ilâveten bir gece yüksek ticaret oku­lu açmak kararındayız.

Eğer kanun halini iktisap eder, Teknik Üniversite Kanunu kabul edilecek olursa Trabzon'da bir teknik okul, Konya'da yine bir teknik okul açmak kararındayız. Yüksek okulların adet­lerini arttırmak bizim için esaslı mese­leler arasında yer almış bulunmakta­dır.

Halk eğitimi ile ciddî surette meşgu­lüz arkadaşlar. Bir taraftan tahsil ça­ğında bulunan çocuklarımızı okutmakle beraber  diğer taraftan  memleketin geçmiş zamanlardaki mahrumiyeti se­bebiyle okuma imkânı bulamıyan. daha yaşlı vatandaşlarımıza halk eğitimi yo­lu ile hizmet etmekteyiz vs onları okumağa kavuşturmak bizi mesut ve bahtiyar edecektir. Bunun için de bir halk eğitimi kanunu hazırlamaktayız, bu devrede meclisi âliye sevkedecşğiz. Halkevlerinin halk eğitim merkezi ha­line getirilmesine devam ediyoruz. Şim­diye kaiar 9 halkevini eğitim merkezi haline ifraş etmiş bulunuyoruz. 1955 te de buna devam edeceğiadedi­ni arttıracağız.

Yayın faaliyetimiz hızla devam etmek­tedir. Garek Garp, gerekse Şark klâ­siklerini neşretmekte - devam adiyoruz ve bunu memleket kütüphanesi için büyük bir kazanç telâkki etmekteyiz. Vazifemizi bu görüşün ışığı altında ile­ri götüreceğiz.

Devlet tiyatrosuna ve devlet konservatuvarma verilen ehemmiyet Heyeti C,e-lilenizce malûmdur. Büyük bir arzu ve heyecan içinde Türk sahnesinin bü­tün vilâyetlere gitmesi hususunda ge­len müsbet cevaplar bizi bahtiyar et­miştir. Vilâyetlerde birer devlet tiyat­rosu sahnesini kurmak bize nasip ola­caktır arkadaşlar. Bilhassa devlet ti­yatrosunun bu sene içinde tertip etme­yi düşündüğü turneler, devlet resim ve heykel sergisine bu sene verilmek istenen istikamet bu mevzudaki ba­şarılı hizmetlerin yüksek meclisçe tas­vip edileceğine inanmış bulunmakta­yız.

Lisan öğretimini ehemmiyetle ele al­mış bulunmaktayız. Bir kerre tesisini düşündüğümüz dört lisenin altıya iblâ­ğını ve ecnebi liaan üzerine tedrisat yapacak olan liselerimizin bir taraftan dünya kültüründen Türk çocuklarının alacağı nasibi düşünmekle beraber Ga­zi Terbiye Enstitüsünde, İstanbul'daki eğitim' enstitüsünde ve diğer öğretmen okullarımızda ve bilhassa Jorjtavn anlaşmasiyla elde .ettiğimiz imkânlardan faydalanarak lisan öğretmeni yetiştir­mek ve liselerimizde de lisan öğretimi­ni daha esaslı bir şekle icra etmek su­retiyle öğrencilere de lisan, öğretmek hususunda aldığımız karar, bu ise ver­diğimiz ehemmiyetin bir ifadesini teş­kil eder.

Arkadaşlar, memleket irfanı hakkında bir parolamız var. Bu parola, müşkü­lü yenmek, imkânsızı mümkün kılmak tır. Bu sene 11 lise açtık. Gelecek sene, lisesi olmayan, ve adedi 9 dan ibaret olan vilâyetlerimizde, 1955 bütçesi içinde liselerini açacağız.»

- Ankara:

Büyük (Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Dahiliye Vekâleti bütçesi müzakere edilirken Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik, yaptığı konuşmada ez­cümle şunları söylemiştir:

«Çok muhterem arkadaşlarım,

Dahiliye Vekâleti bütçesi münasebetiy le konuşan arkadaşlarıma gerek tenkidleri gerek, temenni ve ikazları bakı­mından sıra ile arzı cevap ediyorum: Arkadaşlarım, bazı noktalara temas et­tiler, belediye reislikleri vekillerle ida re ediliyor, dediler. Zannederim ki, bu kanunî bir tasarruftur. Kanunsuz bir hareketimiz mevcut ise tenkide değer. Onun dışında âmme menfaati ve belde menfaatim esas almak üzere yaptığımız tasarruf, kanunî olduğu takdirde mu­cibi tenkid olmamak icab eder.

Dahiliye Vekâletinin merkez teşkilat kadrolarının ele alınması, mülkiye müfettişleri kadroları, köy, belediye ve özel idareler kanunları mevzularına ge­lince:

Şunu arzedeyim ki, biz Vekâletimizde gerek merkez gerek taşra teşkilât ka­nunlarımızı ıslâh edici mahiyette bir çalışma içinde bulunuyoruz. Bilhassa Vekâletimizde masa mesuliyeti ihdas etmek suretiyle işi yakinen kontrol edecek şekilde formüle etmekteyiz.

Teftiş kadromuzu adet bakımından dalıa kifayetli hale getirme hususunda teşebbüslerimiz vardır.

Köy kanunu, geçen devrede ele alın­mış ve üzerinde çalışmalar yapılmış bir mevzudur. Vekaletimiz bu kanun üzerindeki çalışmaları bitirmiş bulun­maktadır. Heyeti Vekileye şevki hazır­dır. Bundan sonra da belediye ve özel idareler kanunu ile-meşgul olacaktır. Bir arkadaşımız, tam teşkilâtlı nahiye­lerin kazalara tercihan kurulması hususunda bir temennide bulundular. Biz, idarî hizmet kademesi olan en kifayet­li kademeyi kaza teşkilâtı şeklinde ka-idui -ediyoruz ve memleket realiteleriyle bu_. mutabakat halindedir. Bu itibar­la tam teşkilâtlı nahiyelerimizi müs­takbel kazalarımızın çekirdeği olarak kabul ediyoruz. O itibarla, Vekâleti­miz, yüksek heyetinizden yeni şekil­deki nahiyelerimiz için kadro talebinde bulunmıyacaktır. Tam teşkilâtlı nahiyelerimizden, kaza haline getirdik­lerimizden bakiye kadroları diğer köy­lerimize tevzi .etmek suretiyle yeni ih­daslar yapacağız. Bunun için de 1955 senesi içinde yani su sıralarda bize ge­çen yıldan bakiye 36 kadroyu bir ka­rarname mevzuu olarak Başvekâlete intikal ettirmiş bulunmaktayız.

Emniyet teşkilâtımızın su son yıllar içinde yüksek Meclisin takdiri ile ka­zanmakta olduğu imkânlar hiç şüphe yok ki eskisi ile mukayese edilemiyecek kadar müsaittir ve minnete ve şükrana lâyıktır. Elbette <bu teşkilâtın da­ha modern mânada gelişmesi hususun­daki gayretlerimiz ve yüksek meclisin arzuları devam etmektedir. Bugün ke­mali fahr ile söyliyebilirim ki üzerle­rine çok ağır hizmet mesuliyeti almış olan bu teşkilât mensupları, bazı mem­leketlerdeki emsaline nazaran yıpratı­cı bir mesai içinde bulunmaktadırlar. Fakat bunalmamaktadırlar. Bu hizme­ti seve seve yapmaktadırlar. Yüksek meclis bunu zaman zaman takdir et­mektedir ve bu arada geçenlerde ge­tirmiş olduğumuz tasarı yüksek tasvi­binize mazhar olmuş ve bir kısım em­niyet mensuplarının terfileri bu mü­nasebetle sağlanmıştır. Bu defa da ha­zırlamış olduğumuz emniyet müdürle­ri ve muamele memurlarının terfileri hakkında bir tasarıyı yakında yüksek meclise arzetmek üzereyiz. Zabıtamı­zın tevhidi işi üzerinde görüşen arka­daşlarım eski bir meseleyi haklı olarak burada yeniden dikkatimize sundular ve 'bu mevzuda biz de Vekâlet olarak ilk günden itibaren çalışmaktayız.

Biz yurt emniyetini huduttan başla­yan bir sisteme bağlamak ve imkâa nisbetinde peyderpey polis teşkilâtımı­zı kazalara ve nahiyelere kadar götür­mek kararındayız Hudut emniyeti de­yince akla hiç  şüphe yok ki  gümrük

muhafaza teşkilâtı ve hudut taburları gelir. Millî Müdafaa Vekâleti Gümrük ve İnhisarlar Vekâleti, Dahiliye Ve­kâleti temsilcileri tarafından bu mese­le etüd edilmiş ve bir rapor hazırlan­mıştır.

Yapacağımız tetkikler sonunda, güm­rük muhafaza teşkilâtı ve Millî Müda­faa Vekâleti iştirak ederse, hudut bir­likleri sevk ve idaresinin bir elde selâhiyetle kontrol ve idaresi hakkının bu Vekâlette toplanacak şekilde tedbirlenmesi mümkün olacaktır. Dahiliye Vekâleti bu mevzuu kendi bünyesinde toplamak temayülündedir.

Nüfus işlerimizden bahseden arkadaş­larımıza kısaca arzı cevap edeyim:

Bu mevzuda Vekâletimizin 952 sene­sinden itibaren çalışmaları mevcuttur. Nüfus yazımı işi bizim de mensup ol­duğumuz ve altı milletin dahil bulun­duğu beynelmilel ahvali şahsiye ko­misyonunda ittihaz edilmiş bazı karar­lara göre ayarlanmaktadır.

Bu husustaki çalışmalar Vekâletimizce devam etmekte ve bir müddet daha devam edeceği gözükmektedir. Sayım­da malî külfetlere de katlanılması mecburiyetinde kalacağız. Bugünkü he­saba göre bu. 20 milyon kriteryum olan bir iştir. Bu sayım yapıldıktan son­ra yeniden ele alınmış olan nüfus ka­nunu da elbetteki yüksek heyetinize arzedilecektir. Buna intizaren bu sene, elimizde mevcut hakikaten fersude ha­le gelmiş olan nüfus kâğıtlarınızın bir kısmını yeni tatbikatımıza takaddüm ederek yenileme ve kabili istifade bir hale getirmek için bütçemize ödenek koymuş bulunmaktayız. Arkadaşlarım, muhtelif vesilelerle teşkilât ve taksi­matı mülkiye mevzuunda görüştüler. Bu mevzudaki prensibimiz Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzda sarahaten ka­yıtlıdır. Yeni yapacağımız ihdaslarda ve Vekâletçe yapacağımız bu mevzular da tasarruflarda iktisadî ve coğrafî şartlan dikkate almak mecburiyetin­deyiz. -Küçük vilâyet, büyük vilâyet gibi çok rejit ve bugünkü gelişmemi­ze pek uymayân şeyler için bu mesele­yi mütalâa etmiyoruz. Bu mevzuu kül halinde ve esaslı bir tetkike tâbi tu­tarak ele almak hususundaki temenni ve ikazlarınıza Vekâletimiz tamamen iştirak etmekte ve bu iş için bilhassa. kendi merkez teşkilât bünyemizde va­zifeli bir büro ihdas edilmiş bulunmak tadır. Bize gerek kaza ve gerek vilâ­yet kanaîiyle gelen bütün meseleler evvelâ bu büroda tetkike tâbi tutulmak ta ve yeni tasarruflara gideceksek bun­ları bizzat mahallinde tetkik ve şartla­rını yerinde tesbitini faydalı ve zaru­rî görmekteyiz. Mahallî idareler, özel idareler hakkında da Vekâletimizin gö­rüşü, hazırlanacak olan kanun tasarısiyle yüksek mecliste olgunlaşmış ola­rak intikal edecektir. Bu arada bir ar­kadaşımın Garbî Trakya Türkleri hak­kında Vekâletimizce ne muamele yapıl makta olduğu hususundaki suallerine kısaca cevap arzedeyim.

Batı Trakya Türkleri hakkında, eski­den bazı tahdidat mevcut idi. Bu tah­didat, 30.3.954 tarih 2781 numaralı ka­rarname ile kaldırılmış bulunmakta­dır. Gerek buradan ve gerek 12 ada­dan 3657 sayılı kanun hükümlerince serbest göçmen vizesiyle gelenler, bu­raya geldikten sonra tabiiyet beyanna­meleri vermek şartiyle vatandaşlığımı­za kabul edilmektedirler. Bunların ha­zırladıkları beyannameler Vekâletimi­ze gönderiliyor. Emniyet Umum Mü­dürlüğünün mütalâası alındıktan sonra kararnamesi tanzim ve Başvekâlete arzediliyor. Şimdiye kadar 1947 kişi vatandaşlığımıza alınmış bulunmakta­dır. 360 kişinin de kararnamesi Başve­kâlete sunulmak üzeredir.»

24 Şubat 1955

 Ankara:

Türkiye İş Bankasının Kıbrıs'ta, Lef-koşa şehrindeki şubesinin açılış mera­siminde bulunan İş Bankası Genel Mü­dür Muavini Bülent Osma Ankara'ya dönmüştür.

İş Bankasının Kıbrıs'ta faaliyete ge­çen bu şubesi büyük bir alâka topla­mıştır.

25 Şubat 1355

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekâletinin bütçesi görüşülürken söz alan Vekil Dr. Behçet Uz ezcümle şun­ları söylemiştir:

Muhterem arkadaşlarım,

Milletvekili arkadaşlarımız, yerinde ve bizi daha çok çalıştıracak birçok temen nilerde bulundular. Bu temennileri, mümkün olan çalışmalarımızla, az bir zamanda tahakkuk ettirmek suretiyle kendilerini tatmin edeceğimizi sanıyo­rum.

Arkadaşlarım bilhassa karuyucu he­kim mevzuu üzerinde sigorta mevzuu üzerinde, hastahanelerimizin bakımsız­lığı, kifayetsizliği üzerinde durdular. Kendilerine hak veriyorum. Fakat şu­rasını daha evvel arzedeyim ki, 950 den bu yana cidden şükrana şayan bü­yük hamleler yapılmıştır, hizmetler gö­rülmüştür. Fakat adetleri bugün hususî hasta han el erle beraber 35 bine çık­mıştır.

Bilirsiniz ki, hükümet programında be­lirtildiği gibi biz, şu 4 sene içerisinde her kazamızda bir kaza sağlık merke­zi kurmaya söz verdik. Bugün 170 sağ­lık merkezini çalıştırmakta bulunuyo­ruz. Şayanı şükran olan şudur ki, her kazada en a?ağı bir iki tane doktor vardır. Saflık merkezi yapılmış olan kazalarımızda hatta benim yakında gördüğüm 10-15 vilâyetimizde ve bun­dan başka, sağlık merkezlerimizin ida­releri ve işleyiş tarzlarını tetkik için yaptığım seyahatlerde müşahede etti­ğim ^ibi 3-5 doktorla idare edilmekte olan sağlık merkezlerimiz vardır.

Arzettiğim bu 170 rakamı bu sene içe­risinde mutlaka 200 ü aşmış bulunacak­tır ve bu merkezlerimizin en iyi bir şekilde hizmet yapabilmesi, en iyi bir şekilde idare edilmesi için hazırlanmış bulunan talimatnamenin vücuda geti­rilmesine mütehassıs bir heyet altı ay çalışmıştır ve dağınık olan mesai bir arada toplanmıştır. Bugün kaza­larımızın yalnız   12 sinde doktor yoktur. Ki bundan 4-5 sene evvel 200 dok­tor, 250 doktor bulamadığımız için sı­kıntı içindeydik. Şayanı şükrandır ki bu birleşme vaziyetinden sonra ancak 12 kazamız doktorsuz kalmıştır. Tah­min ederim ki birkaç ay sonra yeni tahsislerle bunlar da tamamlanacaktır. Sıtma ehemmiyetli bir mevzudur ve ehemmiyetini uzun bir müddet daha kaybetmiyecektir Bunun için koruyu­cu hekimlik vasfını göstermesi lâzım­dır hekimin. Koruyucu hekim vasfı ha­yatın v.e doktorun sanitasyon mevzuu olmalıdır. Basit bir köyün kanal işini düzeltmek suretiyle temizliği temin et­mek, sivrisinekleri ortadan kaldırmak, gübreleri kaldırmak, bataklıkları ku­rutmak, kasabada, şehirde gıda mad­delerini kontrol .etmek inin hekimlerin birbiriyle daima müşterek çalışması suretiyle iyi neticelere varmanın yolları­nı bulmak lâzımdır. Kaza sağlık teş­kilatındaki arkadaşlarımız köyleri tarıyacaklar, fişler tutacaklardır. Binaen­aleyh asıl teşkilâtı olan kaza sağlık teşkilâtı kurulduğu zaman da memle­ketimizde gerek rocuk diyareleri ve gerek diğer hastalıklar bu vaziyette daha süratli bir şekilde tedavi edile­ceklerdir. Asıl neticeyi üç, dört sene sonra istihsal edeceğiz. Bu ekipleri ka­zalara göndermeğe çalışıyoruz. Bunlar bir hemşire, ebs ve saflık memurun­dan terekküp edecektir. İcabettiği za­man doktor da sık sık -kontrolünü ya­pacak, konsültasyon icabettiği zaman diğer arkadaşlardan istifade edecek, hastayı lüzumunda en yakın vilâyete gönderecektir.

Hastahanelere gelince:

Hastahanelerimiz özel idarelerde oldu­ğu için hiç şüphesiz ki derin boşluk­lar içindedir. Bina itibariyle; içerdeki materyel itibariyle büyük güçülükler İçindedir. Bunlara bütçenin verdiği ki­fayet ve selâhiyetlerle yardımlar yapı­larak binalarını tamir ettirmek, bazı ilâveler yapmak hastaların azamî bir şekilde istifade etmesinin lâzimgelen gayretler sarfedilmektedir. Önümüzde­ki günlerde gelecek tasarı ile daha bir çok şeyler de yapılacaktır. Bundan aj ka bundan evvel bilmünasebe arzetti­ğim gibi getireceğimiz teşkilât kanu­nunda memleketimizin geniş ve coğra­fî vaziystini nazarı itibare alarak    16

bölgeye ayırmak için bir düşünce vardır. Bu teşkilât kanunumuzu getirdi­ğimiz zaman bir çok hususlarda dok­torlarımız tatmin edilmiş olacak ve hastalar da daha iyi bakılma yolu bul­muş olacaklardır. Sorira yeni hazırla­dığımız hastahaneler nizamnarnesi ay­rıca bugünkü şikâyetlerin irühim bir kısmını bertaraf etmek iğin baş he­kimlere, hemşirelere, hademelere va­zifelerini daha iyi yapabilmelerini Bağ­lıyacak v.e bu suretle de birçok şikâ­yetler ortadan kalkmış olacaktır, ümi­dindeyiz.

Burada B.C.G. verem mevzuu hakika­ten bundan 5-10 sene evvel cidden he­pimizi endişeye düşüren bir vaziyette idi. 1600 yataktan bugün 7000 yatağa gelinmiştir. Bu yatak adedi önümüzdeki bir iki sene içinde onbin yatağa çı­karılacaktır. Ger.ek kongrelerde ge­rek kongrelerin, gerekse müte­hassısların vermiş oldukları rapor­lar ve bizim yeniden yaptırmakta oldu­ğumuz hastahanelerle beraber sirkülas­yon imkânlarımız çok artacak ve çabu­cak bir dâva olmaktan çıkacaktır.

Biz iki üç senede yatak derdinden kur­tulduk. Şimdi yatak beğendirmek du­rumuna geldik. Meselâ Kastamonu'da boş yatağımız var, gidin deriz, gitmez­ler, Trabzonda boş yatağımız var de­riz, gitmezler. Bu itibarla, yatak ade­dini 10.000 e çıkardığımız zaman dâva kendiliğinden hal yoluna girmiş olacak­tır. Demek ki bir taraftan koruyucu vasfiyle aşı yaparken ve bunu bütün memlekete teşmil etmek suretiyle ve şiddetli bir şekilde hız verirken, di­ğer taraftan yatak adedini arttırmak suretiyle, bu korkunç dâvayı kontro­lümüz altına almış bulunuyoruz.

Bize verilen rakamlara göre hasta ade­di 45.000 den 30 bine inmiş bulunmak­tadır. Hiç şüphesiz ki, bu, hepimizin sevineceği bir mesainin neticesi olsa gerektir.

Komşularımızda, yakınlarımızda, hattâ medeniyet âleminin sağlık teşkilâtının en kuvvetli olduğu ve bir çoklarımızın ilim ve irfan menba olan Paris gibi yerlerde, emrazı sariye dediğimiz ve bunların en şiddetlisi ve vahimi olan çiçek hastalığı son zamanlarda endişe verecek bir halde iken bizim memleke­timizde aşağı yukarı birbuçuk iki senedenberi tek bir çiçek vak'ası olma­mıştır. Bu itibarla Sağlık Bakanlığı­mızın enstitüsü ile, hastananeleriyle diğer vaziyetleri ile her ferdinin almış olduğu vazife ile vatan çocuklannın bir an evvel kurtarılması için gece gündüz yapmış olduğu feragati takdir buyurmanızı rica eder, sözlerime son veririm."

Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Gümrük ve İnhisarlar Ve­kâleti bütçesinin müzakeresi sırasında, Vekil Emin. Kalafat bir konuşma yapa­rak ezcümle şöyle demiştir:

»Arkadaşlarıma evvelâ tuz mevzuu üzerinde izahat vereyim: Tuzda en mükemmel tesisatımız çamaltı tuzlasmdadır. Fakat 1953 senesi yarısına kadar bu tuzladan, yapmış ol­duğumuz masraflara mukabil, ilk se­nelerde beklediğimiz randımanı ala­madık. Tavalardaki bazı arızalar dolayısiyle beklediğimiz istihsal biraz nok­san oldu. Fakat onların tamamlanmasiyle geçen sene 250.000 ton istihsal ya­pıldı. Diğer iç tuzlalarımızla beraber umumi istihsal 400 bin tondur. Memle­ket ihtiyacı ise 300 bin ton civarında seyretmektedir.

Bu s.ene 100 bin ton kadar tuzu ihraç edeceğimizi ümit etmekteyiz. Hattâ bunun için Japonlarla henüz neticesi alınmamış olan teşebbüslerimiz mev­cuttur.

Hakikaten devlet elinde bulunan işlet­melerden bir kısmının serbest sektöre geçirilmesi programımızda yer almış bir maddedir. Fabrikaları satamadık, şunu, bunu devredemedik, fakat bu­nun yanında imtisal edilecek örnekleri vermeye teşebbüs etmiş bulunuyoruz. Tuzu, birayı, patlayıcı maddeleri, 22 dereceden az olan içkileri, viskinin it­halini inhisardan çıkarmayı kararlaştır­dık. Alâkalı Bakanlıklarla mutabık kal dik ve Büyük Millet Meclisine sevkedilmek üzere hazırladığımız kanunları Başbakanlığa sunmuş bulunuyoruz.

Suna da ibaret edryim: Viskinin ithali­ni serbest bıraktık. Kzo bildiğiniz gi­bi, Amerika da dahil oîa«*u halde İngiltere'de yakılan viskinin vasfını temin etme imkanları en zencin ve müsait olan memleketler dahî yapmağa muvaffak olamamakta ve valnız İngi­liz viskilerini İthal etmektedirler. Bu­nun derecesi 22 dereceden üstün oldu­ğu İçin ithalini de serbest bıraktığımız takdirde viski namı altında yüksek de­receli yapılacak olan içkiler halkın sıhhatini bozması ihtimal ve endişesi ile yalnız ithalini serbest bırakmış bu­lunuyoruz, imal serbestisi kanunda yer almamıştır.

Tekel mamullerinden en ziyade in­kişaf kaydeden metaımızm biri de tü­tündür. 1950 senesinde 18 milyon kilo mamul tütüne mukabil bu seneki istih­lâkimiz 25 milyon kilo mamul tütün­dür. Aradaki fark hakikaten çok bü­yüktür ve hep bildiğimiz gibi kendi varidatımızdan %60 hattâ %70 ini tü­tün varidatı teşkil etmektedir.

Yine arkadaşlarımızın üzerinde dur­dukları %5 ler ve onlarla kurulacak banka meselesine geçiyorum:

Bu mevzula yakından alâkadar olan bir arkadaşınızım, Bursa Tütüncü­ler Kongresinde izhar edilen ar­zuya uyularak bir banka kurul­ması sekliyle tasarı ele alındı, son re­daksiyonu bitmiş, pek yakında buraya gelecektir.

Yeni bira fabrikaları kurmak mesele­sine gelince, Hollandalılarla hâlen te­mastayız. Bira fabrikası için bize İz­mir'den, Sivas'tan, Eskişehir'den, Af­yon'dan, Diyarbakır'dan, hattâ dün ev­velki gün Amasya'dan bir takım tek­lifler oldu. Biz hakikaten memleketin bira ihtiyacını temine çalışırken yine bizim yardımımızla iştirak halinde ve­yahut kendilerine lâzım gelen serma­yeyi bulmak hususunda alâkalanmak suretiyle bunu hususî teşebbüse yap­tırmanın peşindeyiz. Kısa bir zaman­da hususî teşebbüsün bunu yapamaya­cağını anladığımız takdirde on milyon litrelik yeni -bir bira fabrikası yapaca­ğız.»

2Şubat 1955

Ankara:

Büyük Millet Meclisinde bugün Çalış­ma Vekâleti bütçesinin müzakeresi sı­rasında söz alan Çalışma Vekili Hay­rettin Erkmen ezcümle şunları söyle­miştir:

"Arkadaşlar, Çalışma Vekâleti, gittik­çe genişliyen bir saha içinde gittikçe sayıları süratle artan insanlarla vazi­fesine devam etmektedir. Bunun ilk sebebini memleketin içinde bulunduğu mesut İnkişafa bağlamak lâzımdır. Memleketin dört bucağında her gün yeniden hasıl olan iş imkânları, yeni­den işveren ve işçi münasebeti ihda­sına sebebiyet vermekte ve çalışan va­tandaşlar miktarları, her gün biraz da­ha artmaktadır. Bu sebepledir ki, Ve­kâlet, kendisine bağlı kurumlariyle gittikçe gelişen, memleketin inkişafına muvazi olarak çalışan bir tempo ile karşılanması gereken vazifeler altında bulunmaktadır.

Sadece bir rakama ve bir nisbete işa­ret etmekle iktifa edeceğim:

1950 yılında 9.000 civarında bulunan iş yeri 1954 son aylarında 19.000 s baliğ olmuştur. Artış miktarı yüzde yüzü almış bulunmaktadır. Bu artış süratle devam edecektir ve bu artış nisbetinde de memleketin kalifiye işçiye, yetiş­miş işçiye ve bu münassbetlerî düzenliyecek unsurlara ihtiyacı artacaktır. Tadâdî surette zikrettiğimiz bu rakam­ların tahdidi surette nazara alınmama­sını bilhassa rica ederim.. Her gün yeni meseleler çıkageliyor. Bunlar arasında sosyal emniyst manzumesini ikmal var dır. Bunlar arasında tam çalışmağa doğru gidecek yolları bulmak ve tatbiketmek vardır. Bunlar arasında iç­timaî bir i? nizamı tesisi vardır. Bun­lar arasında hükümet ve âmme makamlariyle temasların tanzimi vardır. Bunlar arasında sosyal politikanın te­min ettiği himayeyi müessir kılacak tedbirler vardır. Bunlar arasında fikren çalışan vatandaşların iş nizamını te­sis vardır. Bunun yanında bunlar ara­sında ziraatta çalışan vatandaşların, sosyal   bakımdan   himayelerini   derpiş tedbirleri almak vardır. Nihayet işçi ve i? veren müesseseler arasındaki münasebetleri tanzimde büyük rolü olan kollsktif mukavele hakkmda kanun lar vücude getirmek vardır. Asgarî üc­ret sistemini süratle genişletmekteyiz. Yine geniş surette bu müesseseyi tat­bik etmek vardır. Hülâsa her gün geniş İş hayatının yeniden ortaya koyduğu veya ıslahını icabettirdiği meselelerle Vekâlet karşı karşıyadır.

Sözlerime başlarken Vekâlet fonksiyonlarının her gün biraz daha gelişmekte olduğunu ifade ettim. Bu ifadem arka­daşlarımın teşkilât kanunu hakkmda ileri sürdükleri fikri bizim de benimse­diğimize delâlet eder. Filhakika bir defa tâdile uğrıyan teşkilât kanunu ile her gün gelişen ihtiyaçlara cevap ver­mek zordur. Bu vaziyetlere ve ihtiyaç­lara uvgun bir teşkilât kanununu kısa bir zamanda getireceğiz. Bu husustaki tetkiklerimiz sona ermek üzeredir.

Sosyal güvenlik sistemi ve onu yürüt­mekle vazifeli bulunan İşçi Sigortası Kurumu hakkındaki temennilerden faydalanacağımız çok şeyler mevcut­tur. Yalnız bir noktayı hemen tasrih etmek mecburiyetindeyim. İşçi Sigor­taları Kurumu bir arkadasın ifade et­liği gibi bir maliye idaresi gibi sade­ce gelir tahsil sd.en ve bunlgrı binala­ra tahvil edip iratlarını mütemadiyen iddihar eden bir tevekkül olarak tasvir olundu. İşçi Sigortaları Kurumunun keşke böyle bir hüviyeti olsaydı haki­katen hepimizi memnun edecek bir manzara teşkil edebilirdi. Fakat haddi­zatında İşçi Sigortaları Kurumunun kanunlarla kendisine yüklenmiş birçok vecibeleri vardır ki, görülen yalnız bi­na e akardır. Fakat vecibe kanun rnaddel eri  arasında,  görünmemektedir.

Har gün yapılmakta olan hizmetlerin yekûnunu tenkil eden paralar ve ileri­de bilhassa gelip çatacak kazaların ve ihtiyarlık tazminatlarının karşılığın: bugün ^öze çok görünen ve tükenmez telâkki edilen İşçi Sigortaları fonlar; teşkil etmektedir. Elbette işçi sigorta fonlarının işletilmesi lâzımdır, bu ve­cibeleri ifa için işletmede prensip ranlablite ve umumî iktisadî hayata faide1i olmaktır. Bu icapları yakında huzurunuza getireceğimiz teşkilât kanunu­muzla temin Etmiş olacakız. Esasen İfçi Sigortaları faaliyeti yeni sayılmak lâzım gelen bîr müessesedir. Teknik bilançosu henüz hazırlanmış değildir. Beş yılı ihtiva .edecek bu bi­lanço hazırlandıktan sonra bilhassa iş­letmecilik bakımından bütün bunlar daha iyi bir şekilde tayin ve tesbit edilecektîr.

Asgarî ücret mevzuuna da bazı arka­daşlarım temas ettiler. Asgari ücreti lüzumlu bir müesses.e telâkki etmek­teyiz ve bu, genişleyen bir tatbikat seyri takip etmektedir. Bugün Seyhan, Ha­tay, İzmir, İstanbul, Bursa gibi, Sam­sun gibi vilâyetlerimizde muhtelif iş kollarında asgarî ücret tatbik ediliyor.

Bunlar mensucattır, nebatî yağdır. Bu minval üzerine bütün memleket ça­pında asgarî ücret tatbikatını genişe ıstmekte bulunuyoruz. Burada bir ar­kadaşım asgarî ücret baremi de yapıl­malıdır, yapılmamıştır dediler. Bu­nun memleketşümul bareminin yapıl­ması mevzuubahis değildir. Belki sis­tem olarak meslekler arası asgarî üc­retler tesbit edilmesi ve mahallî icap­lara göre onların tatbik edilmesi mevzuubahistir.

Arkadaşların ısrarla üzerinde durduk­ları iş emniyeti, iş yeri emniyeti mev­zuları hakikaten ehemmiyetle -ele al­dığımız ve huzurunuza sunacağımız teşkilât kanunlarında seyrini bulacak olan bir müessesedir. Bu tedbirleri iş nizamının icabı, işçi sağlığının icabı olarak tatbik, edeceğiz."

 Ankara:

Başvekil Adnan Menderes dün. Ankara'ya gelmiş olan. Amerika Birleşik Devletleri Kuzey-doğu Atlantik v.e Akdeniz Kuvvetleri Kumandanı Ora-miral John H. Cassady'yi bu sabah sa­at 9 da Başvekâlette kabul etmiştir.

Bu kabulde, Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Harici­ye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve Ame­rika Büyükelçisi Ekselans Avra AVarren de hazır bulunmuşlardır.

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, Ziraat Vekâleti bütçesi müsîektrİk istihlâk etmek suretiyle tak­riben 400 bin ton kömür tasarruf et­miş olacağız.

'Şunu huzurunuzda arzedeyim ki, İş­letmeler Vekili arkadaşımla yapmış ol­duğumuz mutabakatnamede bize tah­sis edecekleri bu kömürle, mütezayit bir şekilde inkişaf eden nakliyat hac­mini tamamen karşılayacağız. Önü­müzdeki sene herhangi bir sefer lağvı mevzuubahis olmayacaktır.

Geçen sen.e bir ara lâğvedilen seferlerden gerek Gaziantep ve Meram Eksp­resleri, gerek Erzurum, Güney Ekspre­si yeniden servise girmiş bulunmakta­dır.

Muhterem arkadaşlarım, kömür mese­lesi mevzuunda elektrifikasyona git­mek hakikaten bir lüzum ve zarurettir.

Bugün Haydarpaşa - Ankara - Zongul­dak -elektrifikasyonunun takriben 153 milyon lira ile temini mümkündür. Almanlarla, Fransız, Belçikalı ve İsviç­relilerden mürekkep bir grupla yapmış olduğumuz temas neticesinde elektrik1i trenlerin Haydarpaşa'dan başlamak üzere ikinci senenin, sonunda Adapa--zanna, üçüncü sene sonunda Eskişe­hir'e, dördüncü senenin sonunda An­kara'ya, beşinci senenin sonunda da "Zonguldağa varması mümkündür. Bu takdirde 1960 in ihtiyaçlarına göre aşağı yukan 700 bin ton kadar hasıl ol­ması muhtemel olan kömür ihtiyacını -da tasarruf etmek mümkün olacaktır. " Bu itibarla hakikaten elektrifikasyon bizim için yalnız kömür tasarrufu ba­cımından değil aynı zamanda işletmenin daha ucuz olması bakımından ve "kabiliyetlerinin en yükseğine kadar çıkmış olan Ankara - İstanbul hattının müstakbel sevkıyatının karşılanması noktasından da lüzumlu ve zaruridir. Bu bakımdan bu mevzuun ehemmiyet­le üzerinde duruyoruz.

27 Şubat 1955

- Antalya:

'Türkiye'de   imal   edilmeyen   ince  poplin ve natiska  dokumak  üzere  şehrimizde takriben 10.5 milyon liraya mal olacak bir iplik ve dokuma fabrikası­nın tesisi kararlaştırılmıştır.

Şirkete, Antalya halkı 4,5, Sümerbank 2, Ziraat Bankası 1 milyon lira serma­ye ila iştirak etmişlerdir.

Bu hususta şirketin müteşebbis heyeti Ankara'da ilgili makamlarla temaslar­da bulunmuştur.

 Ankara:

Meclisin bugünkü müzakereleri, arazi vergisine dair hükümetçe takdim edi­len ve muvakkat komisyonca bir ra­pora bağlanıp 6 ya karşı 7 reyle redde­dilen lâyiha atrafında olmuştur. Mü­zakereler hararetli geçmiş ve Başvekil birkaç kere hükümet namına yapılan teklifin he mâkul, hem de ziyadesiyle mutedil zamları ihtiva ettiğini izah et­miştir.

Başvekilimiz bu bahiste ezcümle şun­ları söylemiştir:

«Muhterem arkadaşlar, birkaç rakam söyliyeceğim. Bu rakamları görmemezlikten gelmek imkânı mevcut de­ğildir. Onlar şunlardır: Bütün Türk toprakları mer'asiyle, sulanmış arazisiyle sulanmamış arazisi ve bağıyla bahçesiyle, çiçek bahçelerine varıncaya ka­dar Türk vatanının en ehemmiyetli ve kıymetli gayrı menkul servetini teşkil eden Türk toprakları, zeytinlikleriyle, incİrlikleriyle senede 14 milyon vergi­ye tâbidir. Diğer taraftan sadece sey­yar esnafın ödediği vergi yine 14 mil­yondur. Verginin vatandaşlar arasın­daki tevezzüü bakımından bariz bir adaletsizlik mevcuttur. Bu verginin esasmda da bir adaletsizlik mevcut ol­duğunu sizler söylemektesiniz. Şu hal­de yapacağınız tâdillerle yüz üzerinde duran bir adaletsizliği hiç olmazsa el­liye indirmek bu memleketin faydası­na değil midir? Bu istikamette atılmış bir ivi adım değil midir? Hem sonra memleket büyük bir kalkınma içindey­ken binbir ihtiyacı karşılamak üzere hazinenin böyle bir kaynaktan fayda­lanması tabiî de&il midir? Arkadaşlar, yüz dönüm toprak sahibi olan bir çift­çinin bir vatandaşın dönümü üç ku­ruttan olmak üzere senede ödediği verslektrik istihlâk etmek suretiyle tak­riben 400 ^bin ton kömür tasarruf et­miş, olacağız huzurunuzda arzedeyim ki, İş-Metrneler Vekili arkadaşımla yapmış ol­duğumuz mutabakatnamede bize tah­sis edecekleri bu kömürle, mütezayit "bir şekilde inkişaf eden nakliyat hac­mini tamamen karşılayacağız. Önü­müzdeki sene herhangi bir sefer lağvı. mevzuubahis olmayacaktır.

Geçen sene bir ara lâğvedilen seferlerden gerek Gaziantep ve Meram Eksp­resleri, gerek Erzurum, Güney Ekspre­si yeniden servise girmiş bulunmakta­dır.

Muhterem arkadaşlarım, kömür mese­lesi mevzuunda elektrifikasyona git­mek hakikaten bir lüzum ve zarurettir.

Bugün, Haydarpaşa - Ankara - Zonguldak elektrifikasyonunun takriben   153 milyon lira ile temini mümkündür. Almanlarla,   Fransız,   Belçikalı   ve  İsviç­relilerden mürekkep bir grupla yapmış olduğumuz temas neticesinde elektrikli trenlerin Haydarpaşa'dan    başlamak üzere ikinci  senenin sonunda Adapazarına, üçüncü sene sonunda    Eskişe­hir'e, dördüncü senenin sonunda    An­kara'ya,  beşinci senenin sonunda    da Zonguldağa varması mümkündür.    Bu takdirde  1960 m ihtiyaçlarına göre aşağı yukarı 700 bin ton kadar hasıl ol­ması muhtemel olan kömür ihtiyacınıda tasarruf etmek mümkün olacaktır. Bu   itibarla  hakikaten   elektrifikasyon bizim için yalnız kömür tasarrufu bakimından değil aynı zamanda işletmenin daha ucuz olması bakımından   ve kabiliyetlerinin  en   yükseğine kadar  çıkmış olan Ankara - İstanbul hattının müstakbel sevkiyatının  karşılanması noktasından da lüzumlu ve zaruridir. Bu bakımdan bu mevzuun ehemmiyet­le üzerinde duruyoruz.

27 Şubat 1955

- Antalya:

Türkiye'de   imal   edilmiş   ince pop­lin  ve  natiaka   dokumak  üzere   şehrimizde takriben 10,5 milyon, liraya mal olacak bir iplik ve dokuma fabrikası­nın tesisi kararlaştırılmıştır.

Şirkete, Antalya halkı 4,5, Sümerbank 2, Ziraat Bankası 1 milyon lira serma­ye ile. iştirak etmişlerdir.

Bu hususta şirketin müteşebbis heyeti Ankara'da ilgili makamlarla temaslar­da bulunmuştur.

 Ankara:

Meclisin bugünkü müzakereleri, arazi vergisine dair hükümetçe takdim edi­len, ve muvakkat komisyonca bir ra­pora bağlanıp 6 ya karşı 7 reyle redde­dilen lâyiha atrafmda olmuştur. Mü­zakereler hararetli geçmiş ve Başvekil birkaç kere hükümet namına yapılan teklifin he mâkul, hem de ziyadesiyle mutedil zamları ihtiva ettiğini izah et­miştir.

Başvekilimiz bu bahiste ezcümle şun­ları söylemiştir:

«Muhterem arkadaşlar, birkaç rakam söyliyeceğim. Bu rakamları görme-mezlikten gelmek imkânı mevcut de­ğildir. Onlar şunlardır: Bütün Türk topraklari mer'asiyle, sulanmış arazisiyle sulanmamış arazisi ve bağıyla bahçe-siyle, çiçek bahçelerine varıncaya ka­dar Türk vatanının en ehemmiyetli ve kıymetli gayrı menkul servetini teşkil eden Türk toprakları, zeytinlikleriyle, ine iri iki eriyle senede 14 milyon vergi­ye tâbidir. Diğer taraftan sadece sey­yar esnafın ödediği vergi yine 14 mil­yondur. Verginin vatandaşlar arasın­daki tevezzüü bakımından bariz bir adaktsizlik mevcuttur. Bu verginin esasında da bir adaletsizlik mevcut ol­duğunu sizler söylemektesiniz. Şu hal­de yapacağınız tâdillerle yüz üzerinde duran bir adaletsizliği hiç olmazsa el­liye indirmek bu memleketin faydası­na değil midir? Bu istikamette atılmış bir iyi adım değil midir? Hem sonra memleket büyük bir kalkınma içindey­ken binbir ihtiyacı karşılamak üzere hazinenin böyle bir kaynaktan fayda­lanması tabiî değil midir? Arkadaşlar, yüz dönüm toprak sahibi olan bir çift­çinin bir vatandaşın dönümü üç ku­ruttan olmak üzere senede ödediği vergi topu topu üç liradır. Bin dönüm top rağı olanm da ödediği yine senede otuz liradır. Yani lâşey mesabesindedir.

Bu sebepledir ki lâyihanın tekrar tet­kik edilmesini ve yine sizin tarafınız­dan sizin tasvibinizle ayarlanarak hem arzetmiş olduğum adaletsizliğin tashi­hini, hem de hazineye elzem bir mun­zam varidatın teminini rica etmekte­yiz. Bu yapılmıyacak olursa, taşıyaca­ğı mâna şu olacaktır: Bütün toprak sahiplerinin sahip oldukları servetle seyyar esnafın kazanç kaynakları bir seviyede ve teadül halinde tutulmuş olacaktır.

Ayrıca toprak vergisi yüzde bir oldu­ğuna göre .bütün Türk topraklarının re'sülmali bir milyar dörtyüz milyon liradan ibarettir, demek olacaktır. Di­ğer taraftan haydi Bolu'nun dönüm ba­şına 41 kuruşuna, Rize'nin 49 kuruşu­na, Trabzon'un 29 kuruşuna mukabil Çorum'un 13 kuruşuna ilâve yapmayın. Fakat Manisa'nın 6 kuruşuna da bir ilâve yapmıyacak mısınız?

Bundan on sekiz sene evvel konmuş olan bir vergiyi on sekiz sene sonra ba­zı tâdillere kavuşturmak, bu 18 sene zarfında, en az bir harbin vuku buldu­ğu, para hacminin değiştiği, muamele hacminin arttığı, iştira kuvvetinin yükseldiği ve bunun gibi birbirinden mü­him kemiyet ve keyfiyet değişiklikle­rinin karşımızda yer almakta olduğu düşünülecek olursa., elbette ki böyle bir meseleyi ele almak ve mütalâa et­meğe, tetkik etmeğe, müsbet istika­mette halletmeğe başlamak lâzımdır."

Başvekil, Halk Partisinin bu hususta­ki mütalâalarını da cevaplandırmış ve lâyihanın yeniden tetkik edilmesini meclisten rica etmiştir.

Bunun üzerine riyaset makamı yine buna dair ve ayni mealde olan bir tak­riri reye koymuş ve lâyihanın komis­yonca yeniden tetkiki kabul edilmiş­tir.

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü top­lantısında, İşletmeler Vekâleti bütçe­si müzakere edilirken söz alan Vekil Samet Ağaoğlu ezcümle şunları söyle­miştir:«Bir arkadaşımız, kömür yetmiyor de­diler, ithal etmek tehlikesi mevcut olabilir mi dediler.

Arkadaşımız bu kadar endişeli konuş­mamış olsalardı, ben de bu meseleyi ilk plâna almakta hakikaten istical göstermiyecektim.

Kalkmıyoruz, büyük hamlelerle kaklı Diyoruz. Bu kalkınmamızın şartları arasında kömür, mahrukat mevzuu bellibaşlı bir yer almaktadır. O halde bu­rada gayet sarih olarak, açık olarak ha­kikati bilmek lâzımdır. Evvelâ Türki­ye'nin jeolojik bakımdan, yapılışı ba­kımından hakikaten kömür memleket­lerinden birisi olduğunu kabul etmek icap eder. Taş kömürü cinsinden bir kısımdır. Bunun yanında linyit vardır, arkadaşlar. O halde kömür mevzuu­nu hem ta? kömürü hem linyit olarak mütalâa etmek, ikisini ayrı ayrı tetkik ettikten sonra kül halinde memleket sanayiinde işgal ettikleri yer bakımın­dan .ele almak lâzımdır.

İstikbalde kömür ithal etmek asla mevzuu bahis olmayacaktır. Kömür ithal etme dâvasını aktüel bir dâva olarak ele alınmasını asla uygun bulmamak­tayız. İki sene sonra hattâ belki da­ha evvel istikbal Türkiye'de bilhassa taş kömürünün çok kıymetli bir ihraç maddemiz haline geldiğini bütün Türk milletine gösterecektir.

Müsaade ederseniz tas kömüründen başlıyayım. Taş kömürünü ikiye ayıra­biliriz. Ev mahrukatı olarak yani kok olarak kullandığımız, sanayi mahruka­tı olarak kullandığımız. Kok olarak kullandığımızı kısaca gecelim. Şunu söyliyeyim ki 400 küsur bin ton kok istihsal edilmektedir. Bu memleketin muhtelif vilâyetlerinde ve bilhassa nü­fusu kesif vilâyetlerinde halkımızın ancak bir kısmına tevzi edile gelmekte­dir. Bir itiyat ve an'ane halinde böyle bir tevzi sistemi tutulmuştur. Birçok vilâyetlerimizde ise açıkça ifade ede­yim, bunun kayıp ve israf olduğu in­tibaını veren bir dağıtma sistemi mev­cuttur. Bu ilerde tashih edilir.

Bugünkü tevzi sisteminin hudutları içerisinde kok kömürü ihtiyacımız kat'iyyen bahis mevzuu değildir. Önümüzdeki sene, aldığımız ve muvaffak ola-cağını ümit ettiğimiz tedbirlerle hal­kın yakacak, ısınma için muhtaç oldu­ğu kok kömürünü nihayet en geç teş­rinisani sonuna kadar bir buçuk ton alanlara bir defada ondan fazla alan­lara ise iki defada muhakkak surette temin edeceğiz.

Şimdi arkadaşlar, sanayi mahrukatı olarak taş kömürü mevzuuna gelece­ğim. Bu ihtiyacı karşılayan tek menba havzadır. Rezervden endişemiz bahis mevzuu değildir. Tahminimiz beş yüz milyon tondur. Arkadaşlar, madenci­likte rezervler daima ihtiyatlı olarak kullanılması lâzım gelen rakamlarla tecelli ediyor. İyi bildiğimiz şudur, Zongudak şehrinin altında işlenmemiş, denize doğru çok muazzam, çok kuv­vetli bir damarın ilerlediği tesbit edil­miştir. Bugün işlenmemiş daha birçok sahalar vardır. Bu miktar belki milyar­lar, milyarlar olacaktır. Binaenaleyh ne bizim neslimizin zamanında, ne de bi­zim çocuklarımızın yaşadığı zamanda bu havza kömürünün biteceği hakkın­da en ufak endişemiz olmasın.. Çok ro­mantik vatandaşlar gelecek torunları­nın akibetini düşünerek endişeleniyor­larsa da biz bu kadar romantik değiliz.

Binaenaleyh rezervden kat'iyyen endi­şemiz yoktur.

Sanayide kullanılan taş kömürünün hakikî bir israfa maruz kalmış oldu­ğu tesbit edilmiştir. Bu durumu ıslah edeceğiz.

Kömür tasarrufu yüzünden istihsal ve trafiği azaltmak değil, tamamen aksi­ne olarak mütemadiyen istihsalimizi arttırmak yolunu tuttuk. Taahhütleri­miz iki aydanberi sadıkane yerine ge­tirilmekte olduğumuzu, arzetmek iste­rim. Bundan sonra inşaallah Cenabı Hak bu sözümü tâ sonuna kadar daha fazlasiyle yerine getirtir.

Şunu ilâve edeyim ki bugün için de, yarın için de, Öbür gün için de sanayi­mizin muhtaç olduğu taş kömürü mu­hakkak karşılayacaktır.

İstanbul Belediyesi Mürefte tabiî gaz­larından istifade etmek için teşebbüse girişmiştir. Temin edeceği kömür 300 bin tondur, bizim tasarrufumuz da 300 bin olacaktır.Şimdi arkadaşlar, yalnız bu kadar de­ğildir. Linyiti taş kömürünün yerine ikame .etmek için Vekâletimiz en ciddî tarzda üzerinde durmaktadır. Bir kerre Devlet Demiryolları ile yaptığımız, anlaşma ile 60-70 bin ton linyit kömü­rü 150 bin tona kadar çıkacaktır. Yani. Devlet Demiryolları linyiti kabul et­miş bulunmaktadır.

Ayrıca, yeni fabrikalarımızın büyük kısmı linyite göre kurulmaktadır. Mev­cut fabrikalarımız kazanlarını linyite göre çevirmektedir. Derhal değiştiril­mesi mümkün olanlar bu ameliyeyi yapmakta ve bunun için icabeden bü­tün yardımı biz de yapmak suretiyle bunu bir an evvel temin etmeğe çalı­şıyoruz arkadaşlar.

Muhterem arkadaşlarım, linyiti taş kö­mürünün yerine ikame edeceğiz. Seyid Ömer havzasında daha evvel tesbit edilmiş bulunan 11 milyon tonluk re­zervin yanında, yeni iki tane 30 mil­yon tonluk rezerv temin, edildiği gibi, oranın asgarî kömür muhtevası 70-80 belki 200 milyon tondur. Azot sanayii orda kuruluyor, temellerini atacağız. Belki briket fabrikasını da orada kura­cağız. Şu maruzatım gösteriyor ki kö­mürün ileride ithali şöyle dursun taş kömürünü ileride ihraç etmeğe doğru dev adımlar  atmaktayız.

İkinci mesele, şeker meselesi. Muhte­rem arkadaşlar, vatandaşlarımız şeker yiyor. Bunu hepiniz görüyorsunuz, bi­liyorsunuz, şeker istihsalimizin müte­madiyen artmış olmasına rağmen istih­lâk arzusu ve hevesi daha da artmak­tadır, arkadaşlar. Geçen sene istihsal ettiğimiz şeker 178 bin tondu. Evvelki sene 174 bin. ton, daha evvelki sene-165 bin tondu. Bu sene geçen seneye nisbetle 15 bin ton fazla istihsal etti­ğimiz halde bugün memlekette bir buhran mevcuttur. Bunun muhtelif sebep­leri vardır. Vatandaşlarımız, köylüleri­miz artık şeker yiyebiliyor. İkincisi, havaların kurak gitmesi dolayısiyle, toprak ümit ettiğimiz randımanı ver­medi. Dönüm basma vasati iki ton pan­car beklerken bir küsur ton pancar mahsulü elde ettik. Toprağın randıma­nının havalar dolayısiyle az olması ri­vayeti çıkar çıkmaz piyasada bir ha­reket başladı. İlk ihtiyatlı hareket etmek düşüncesiyle üç yerine beş kilo aldı. 3-5 muhtekir stoklar kurdu. Bü­tün bu s-sebepler birdenbire ortaya se­ter buhranını çıkardı. 3u buhran şim­di aşağı yukarı kalkmış gibidir.

İstihsale temmuz 20 den sonra başlıyacağız. O zamana kadar elimizde hal­kımızın zarurî ihtiyaçlarını karşılama­ğa yeter derecede şekerimiz vardır. 1955 senesinde 250-300 bin ton ş.eker istihsal -edeceğiz.

Makine Kimya Endüstrisi Kurumun­dan da bahsedeyim: Makine Kimya Endüstrisi Kurumu yeni -bir teşekkül­dür. Belki henüz tecrübesizdir. Hattâ bizim de müşteki olduğumuz tarafı vardır, iş yapıyor değil, hakikati teba­rüz ettirmek için soyliyeyim 1954 de Millî Müdafaaya 23 milyon liralık, İn­hisarlara 6 milyon liralık, diğer müşte­rilere 2 milyon, NATO için 2 milyon yekûn 33 milyon liralık mal yapmış, teslim etmiştir. İyi bir vaziyettedir. Bu gün makine sanayiimizi kurmak için traktör, motor, kamyon sanayiine dai­ma sermayesiyle iştirak etmektedir.»

  Ankara:

Bled anlaşması Hariciye Nazırları Kon­seyinin mezkûr andlaşma hükümleri mucibince bu defa Ankarada 28 şubat

-    2 mart  tarihleri  arasında  yapacağı içtimaa iştirak etmek üzere, Yugoslav­ya Hariciye Nazırı Koca Popoviç bu­gün saat 15,20 de, Yunan Hariciye Na­sırı Stefanopulos saat 18.10 da maiyet­leri erkânı ile birlikte hususî uçaklarla Ankara'ya muvasalat etmişlerdir.

Misafir Hariciye Nazırları hava mey­danında Hariciye Vekili Profesör Fuad Köprülü, Hariciye Vekaleti erkâ­nından alâkadar zevat, Yugoslavya ve Yunanistan Büyükelçileri ve elçilik er­kânı, Ankara Valisi ve Belediye Reisi, Garnizon ve Merkez Kumandanları, "Emniyet Müdürü tarafından karşılan­mışlardır.

Meydanda bir ihtiram kıtası selâm resmini ifa etmiş, bando millî marşları çalmıştır28 Şubat 1955

  Ankara:

30 mayısta Hollanda'da yapılacak mil­letlerarası hava gösterilerine, Türk Hava Kurumu tarafından 10 Türk kadın paraşütçünün gönderilmesine karar verilmiştir.

Ayrıca paraşüt takımının hazırlanma­sı için hevesli ve cesaretli Türk kızla­rı için bir de kurs açılmış bulunmak­tadır.

  İstanbul:

Belediye ile Basın - Yayın ve Turizm İstanbul Temsilciliği, Galata Yolcu Sa­lonunda bir turizm danışma bürosu kurmuşlardır.

Büro, limanımıza gelmekte olan turist gemilerinin yolcularına, şehrimiz ve memleketimiz hakkında malûmat ver­mekte, kendilerine her türlü yardımda bulunmakta, rehber ve tercümanlarla nakil vasıta temini bahsinde yakından meşgul olmaktadır.

Yıllardanberi şikâyet mevzuu olan ko­nular üzerinde belediye ve turizm temsilciliğinden müştereken aldıkları ted­birler memnunluk yaratmıştır.

Britanİc Turist gemisinden sonra bu­gün de Gueen Freceria adlı turist ge­misiyle gelirimize 1000 seyyah gelmiş­tir.

- İstanbul:

Koreden yaralı getirmekte olan Gene­ral Bledford hastahane gemisi, 2 mart çarşamba günü Pire'ye muvasalat ede­cektir. Gemide 3 subay, 2 assubay ve 22 erden mürekkep bir Türk yaralı kafilesi de bulunmaktadır.

Yaralılarımız 5 mart günü hava kuv­vetlerimize mensup naklive ucaklariy-"le Atina'dan Yeşilköy'e getirilecek ve şehrimizdeki askerî hastahanelere yer­leştirileceklerdir.

Bu münasebetle o gün Yeşilköy hava planında bir karşılama töreni yapıla­cak ve Kızılay İstanbul Temsil Heyeti Başkanlığı   tarafından   hazırlanan  hazırlanan dîyeleri Kızılay Hemşire, Okulu talebe­leri yaralılarımıza vereceklerdir.:

Kurmay Yarbay Zeki Okçu'nun baş­kanlığındaki yaralı kafilemiz; yedek asfteğmen-. Yılmaz OktarT yedek ast-teğmen Raşid Girginkaya, .Başgedikli Muzaffer Kayhan, başçavuş Mustafa Sönmez, çavuş Sadri Özdemir, çavuş Rıdvan Uysal, çavuş. Tahir Kaçar, ça­vuş Adil Güler, onbaşı Feridun, Yücel, onbaşı Hüseyin Doğru, onbaşı Hasan Topuz, onbaşı Kâmil Kırmızı, onbaşı Hüseyin Kocabıyık, onbaşı Şaban Özer, er Mehmed Kurnaz, er Zekeriya Ba­kar, er Ahmed Cümbüş, er Muhlis Güçlü, er Süleyman İlik, er Durmuş Yılmaz, er Haydar Diler, er Nuri Al­dan, er Mustafa Akran, er Hasan Mey­veli ,er Cemil Binek, er İbrahim Erteli'den müteşekkildir.

 Ankara:

Irak ayan ve mebusan meclisleri reis­leriyle bu meclisler azalarından onar kişilik bir heyetin Türkiye Büyük Mil­let Meclisinin misafiri olarak memle­ketimizi ziyarete davet edilmeleri, Bü­yük Millet Meclisi Riyaset Divanının 27 şubat tarihli toplantısında takarrür etmiştir.

 İstanbul:

British Broadcasting Corporation BBC nin Türkçe neşriyat müdürlüğüne tâ­yin olunan Stanley Hyland, bu vazife­sine başlamadan evvel memleketimizi görmek ve milletimizi tanımak üzere uçakla İstanbul'a gelmiştir.

Shyland, yarın Bursa'ya hareketle 15 gün zarfında sıra ile Batı Anadolu şe­hirlerimizi dolaşacak ve Ankara'ya gi­decektir.

 Ankara:

Bled Andlaşması Hariciye Nazırları Konseyinin içtimama iştirak etmek ü-zere dün Ankara'ya gelmiş olan Yu­goslavya Hariciye Nazırı Koca Popoviç ile Yunanistan Hariciye Nazırı Ste-fanopulos bu sabah saat 10.45 de bera­berlerinde Yugoslav ve Yunan Büyük elçileri olduğu halde Çankaya'ya giderek Riyaset icumhur defteri mahsusu­nu imza etmişlerdir.

Misaiir .nazırlar, müteakiben saat 11.00 de Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprü-lü'yü makamında ziyaret etmişlerdir.

 Ankara:

Başvekil Adnan Menderes bu sabah sa­at 11.30 da Yugoslav Hariciye Nazırı Koca Popoviç ile- Yunan Hariciye Na­zırı Stefanopulos'u Başvekâlette kabul etmiştir.

Bu kabulde Başvekil Yardımcısı Dev­let Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Yugos­lav Büyükelçisi Paviçeviç v.e Yunan Büyükelçisi Lergis hazır bulunmuşlar­dır.

Misafir Hariciye Nazırlarının bu ziya­retleri Ankara palas otelinde iade e-dilmiştir.

 Ankara:

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Hükümetimiz tarafından Ürdün hükü­metine hediye olarak gönderilecek U-ğur tipi eğitim uçaklarımız yarın sa­bah saat 10.30 da Etimesgut askerî hava alanından merasimle yola çıka­rılacaktır. Bu maksatla yarın alanda. hükûmet büyüklerimizin ihtiram kıta­sını teftişini müteakip millî marşlar çalınacak ve uçak mürettebatı Ürdün Büyükelçisine takdim edildikten son­ra uçaklar meydan üzerinde akrobasi ve paraşütle atlama gösterileri yapa­caklardır.

 Ankara:

Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, bugün saat 13.15 de Hariciye köşkünde, Bled Andlaşması Hariciye Nazırları Konseyi içtimamda hazır bulunmak üzere Ankaraya gelmiş olan, Yunan Ha­riciye Nazırı Stefanopulos ve Yugoslav Hariciye Nazırı Koca Popoviç şerefine bir öğle yemeği vermiştir.

Bu yemekte Türkiye Büyük Millet Mec­lisi Hariciye Komisyonu Başkan Vekili Füruzan Tekil, Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi Orgeneral Nurettin Baran-sel, Riya s eti cumhur Umumî Kâtibi Büyükelçi Haydar Görk, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Harici­ye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi, Hariciye Vekâ­leti Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teş­kilâtı Umumî Kâtibi Elçi Melih Esen-bel, Hariciye Vekâleti Nato Dairesi Reisi Sadi Kavur. Protokol Umum Mü­dür Vekili Nejdet Kent ile Yunanis­tan'ın Ankara Büyükelçisi Ekselans Kallergis, Yugoslavya'nın Ankara Büyükelçisi Ekselans Pavirevir, Yuna­nistan'ın Belgrad Büyükelçisi Filon, Yugoslav Dev'et Mücaviri Büyükelçi Cercİa, Yugoslav Hariciye Nezareti Da­imî S-ekreterlik Umumî Kâtibi Büyük­elçi Kadoranoviç, Yunan Hariciye N.e-zareti Balkan Dairesi Müdürü, Yunan Hariciye Nezareti Hususî Kalem Mü­dürü, Yugoslav Hariciye Nezareti Hu­susî Kalem Müdürü ve Hariciye Vekâ­leti Hususî Kalem Müdürü Hamit Batu. hazır bulunmuşlardırimage002.gif.

3 Şubat  1955

Müşterek tebliğ

 Ankara;

Türkiye ile Japonya arasında ticarî münasebetlerin geliştirilmesi v\-kmâs bir müddetten beri Ankara'da iki hükümet temsilcileri arasında ce­reyan eder. müzakereler müsbet bir şekilde neticelenmiş ve bu hususta üzerinde mutabakata varılmış olan ticaret ve tediye anlaşmaları bugün, Türkiye hükümeti adına, Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumî Muavini Elçi "Melih Esenbel ve Japon hükümeti adına da Japon Büyükelçisi Ekselans Shinichi   Kamimura  tarafından Hariciye Vekâletinde  imzalanmıştır.

"Her iki hükümet arasında imzalanan ticaret anlaşması karşılıklı olarak '6.550.000 dolarlık mal mübadelesini derpiş etmektedir Mezkûr anlasma---nın ilk altı ay zarfında her iki hükümet tarafından kabul edilen ticarî mübadeleler programına göre, Japonya Türkiye'den krom cevheri ve di­ğer cevherler, tuz, pamuk, yağlı tohumlar, yapağı ve tiftik, deriler satm alacak, diğer taraftan, Türkiye de Japonya'dan pamuklu, makine ve ak­samı, demir ve çelik, kimyevî gübreler, iç ve dış lâstikler, optik âletler, porselen, yer ürünleri ve .gazete kâğıdı ithal edecektir.

14 Şubat 3955

Izrnn- Alsancak Limanının temel atma merasiminde Başvekil Adnan Menderes'in nutku

 İzmir:

"Başvekilimiz Adnan Menderes Alsancak Limanının temel atma merasi­minde "sağıdaki nutku irad etmiştir-

TVIubterem Egeliler, ?z'z dostlarım ve hemşehrilerim İzmirliler, yine ara­nızda bulunmaktan bakınız ne kadar bahtiyarım. Hir b;r zaman esirff^ Tnediffiniz muhabbet ve itimadınızın telkin ettiği derin ^ükran hisleriyle günlüm do]u olarak huzurunuzdayım.

Az'z arkadaşlarım,

"Sizlere ferah verici şeylerden bahsedeceğim, iç açıcı haberler vereceğim, çinkü memleketimizin umumî hayatiyle alâkalı mevzularda gönül karar­tıcı, keder verici manzaraların yeri yoktur.

3 Şubat  1955

Müşterek tebliğ

 Ankara;

Türkiye ile Japonya arasında ticarî münasebetlerin geliştirilmesi bir müddetten beri Ankara'da iki hükümet temsilcileri arasında ce­reyan eder. müzakereler müsbet bir şekilde neticelenmiş ve bu hususta üzerinde mutabakata varılmış olan ticaret ve tediye anlaşmaları bugün, Türkiye hükümeti adına, Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumî Muavini Elçi "Melih Esenbel ve Japon hükümeti adına da Japon Büyükelçisi Ekselans Shinichi   Kamimura  tarafından Hariciye Vekâletinde  imzalanmıştır.

"Her iki hükümet arasında imzalanan ticaret anlaşması karşılıklı olarak '6.550.000 dolarlık mal mübadelesini derpiş etmektedir Mezkûr anlasma---nın ilk altı ay zarfında her iki hükümet tarafından kabul edilen ticarî mübadeleler programına göre, Japonya Türkiye'den krom cevheri ve di­ğer cevherler, tuz, pamuk, yağlı tohumlar, yapağı ve tiftik, deriler satm alacak, diğer taraftan, Türkiye de Japonya'dan pamuklu, makine ve ak­samı, demir ve çelik, kimyevî gübreler, iç ve dış lâstikler, optik âletler, porselen, yer ürünleri ve .gazete kâğıdı ithal edecektir.

14 Şubat 3955

Izrnn- Alsancak Limanının temel atma merasiminde Başvekil Adnan Menderes'in nutku

 İzmir:

"Başvekilimiz Adnan Menderes Alsancak Limanının temel atma merasi­minde "sağıdaki nutku irad etmiştir-

TVIubterem Egeliler,dostlarım ve hemşehrilerim İzmirliler, yine ara­nızda bulunmaktan bakınız ne kadar bahtiyarım. Hir b;r zaman esirff^ Tnediffiniz muhabbet ve itimadınızın telkin ettiği derin ^ükran hisleriyle günlüm do]u olarak huzurunuzdayım.

Az'z arkadaşlarım,

"Sizlere ferah verici şeylerden bahsedeceğim, iç açıcı haberler vereceğim, <Xinkü memleketimizin umumî hayatiyle alâkalı mevzularda gönül karar­tıcı, keder verici manzaraların yeri yoktur. İşlerimiz daima gönül ferahhı verecek bir seyir, istikamet takip etmektedir. İç politikada, dış politi­kada, askerliğimizde, iktisadî ve malî iğlerimizde kederli manzaralar de­ğil, beklenen daima güzel inkişaflardır, İktidarımızın ve hükümetimizin, aziz milletimize her zaman beşaretli, iyi ve güzel şeylerden bahsetmek mazhariyetine sahip olmasını Cenabı Haktan niyaz ederim.

Evvelâ iç politikamızın manevî cephesinden, yani kurmakta olduğumuz hürriyet rejiminin inkişafı bakımından manzarayı tetkik edince görüyo­ruz ki, hiddetler, şiddetler, her türlü tezahürleriyle sinirlilikler artık azalmakta ve tesirini kaybetmektedir. İyi neticelere varmak için anlaşılı­yor ki muayyen bir zamanın geçmesi lâzımdı. Bütün bu hiddetler, şid­detler, infialler, sinirlilikler karşılıklı idi. Çünkü iktirada gelen, muha­lefette iken çektiği eziyet ve ıztırablarm tesiri altında idi. İktidardan gi­denlerde İse, iktidarı tamamiyle kendi hakları saydıklarından, böyle bu mânâsiyle benimsemiş bulunduklara bir iktidarı kaybetmiş olmanın ken­dilerine verdiği yeis ve ıztırabın derecesi çok şiddetli idi ve bu ıztırap-lar kendileri için her türlü tahammül hududunu aşmış görünüyordu.

İşte böylece karşılıklı kinler ve infialler hüküm sürdüğü devrede iktidar ile muhalefetin birbirlerine yardım etmek zihniyet ve istidadını ümit edebilmek ise muhal idi.

Artık görüyoruz ki, birbirimize tahammül etmenin, beraberce mevcut bu­lunmanın ve hattâ birbirimize yardımcı olmanın bir zaruret olduğu ha­kikati, zaman geçip de hiddet ve infiallerin şiddeti azaldıkça, ruhlara ve şuurlara hâkim olmaya başlamıştır, Böylesinedir ki. memleketimiz hür­riyetin vatanı olmak mevkiine gelmektedir. Bunun müsbet ve şayanı if­tihar neticesi şudur ki. artık siyasî kanaatlerinde şu veya bu partiye mensup olmasından dolayı vatandaşlarımız arasında, hükümet vazifeleri ve âmme hizmetleri bakımından en küçük bir tefrik yapabilmek müm-• fcün değildir. İktidara mensup olmak en küçük bir imtiyazın ve üstünlü­ğün sebebi olamayacağı gibi, muhalefette bulunmanın da en küçük bir taksir ve eksiklik telâkki edilmesi bu memlekette bahis mevzuu değildir. İşte vatandaşlar ancak bu mânevi iklimde hürriyetin bütün nimetlerinden

faydalanabilirler.

Dış politikamıza gelince, evvelâ söyliyevim ki, memleketimiz için husu­sî keder ve kaygu menbaı teşkil edecek hiçbir derdimiz ve sıkıntımız yoktur. Aksine olarak bugün mevcut en kuvvetli emniyet sisteminin teş­kilât ve tertibatlarının içinde itibarlı bir uzuv olarak bulunmaktayız. Ay­rıca, mensup olduğumuz bu emniyet teşkilâtı içinde hareketsiz kalmakla da iktifa etmiyoruz, bulunduğumuz sulh cephesini bölgemizde ve her yerde takviye için hiç bir gayreti esirgemiyoruz, imkânları kaçırmıyoruz.

Eu ifadelerimizin son delilini Orta şarktaki faaliyetimiz ve kardeş Arap milletleriyle olan sıkı temas ve işbirliği teşebbüslerimiz teşkil eder. Fil­hakika kardeş Irak ile herhangi birimiz taarruza uğradığı takdirde mü­dafaada sıkı bir işbirliği yapmak hususundaki prensip anlaşmamızdan sonra, bu maksatla birbirimize bir muahede ile bağlanmamız mukadder­dir.

Sevahatimde Suriye ve Lübnan'a da uğradım. Bu memleketlerde bize karşı derin bir itimad ve muhabbet beslenmekte olduğunu görmekle bah­tiyar oldum.Bazı Arap devletleri idarecilerinin gösterdikleri şiddetli aksülamel ise, fevrî olduğu kadar gayrı kabili izahtır da. Yalnız memnuniyeti mucip cihet şudur ki, bunlar sadece bazı idarecilerin temayül ve istidadlarmm tezahüründen ibaret olup asla milletlere mal olmuş değildir. Bu itibarla bütün Arap devletleriyle en iyi bir vifak ve tesanüt içinde yaşayacağı­mız zamanın yakın olduğuna inanıyorum. Dostluğumuzun ne kadar kıy­metli olabileceğini ve niyet ve maksatlarımızın ne derecelerde halisane ve samimî olduğunu, en mânâsız şüphe ve tereddütlerden en ileri giden­ler dahi yakında anlıyacaklardır.

Sırası gelmişken Irak ile anlaşmamızda ve Orta-şark'taki faaliyetlerimiz­de büyük müttefiklerimiz Amerika ve İngiltere'nin bize ve siyasetimi­ze karşı gösterdikleri anlayış ve derin itimadın kainlerimizi şükran his­leriyle meşbu kıldığını ifade etmek isterim. Bu anlayış ve itimad netice­sidir ki bütün gayretlerimizi adım adım takviye etmişler ve hiçbir yar­dımı bizden esirgememişlerdir.

Görülüyor ki, dış. politikamızda esef ve kederi mucip olacak hiçbir cihet yoktur, aksine olarak, bugün mümkün olabilen emniyetin istihsalinde bize mühim muvaffakiyetler teveccüh etmiştir. Fakat dünyanın umumî manzarası esef ve keder verici olmakta devanı ediyor.

Dünya iki karargâha bölünmüştür, tehdidin nereden geldiğini, sulhu ko­rumak isteyenler-n ve sadece hürriyet ve istiklâllerini müdafaa etmek kaygusuyla hareket edenlerin kimler olduğunu biliyorsunuz. İstiklâl ve hürriyetimizi müşterek emniyet teşkilâtı içinde ve bu zihniyetlerle her ne pahasına olursa olsun müdafaa etmeğe, korumağa azmetmiş bir milletiz. Tedbirde kusur etmemek şarttır ve buna en büyük dikkatimizi sarfet-mekteyiz. Bundan ötesi Türk milletinin vatanını arslanlar gibi müdafaa etmek hususundaki kat'i azim ve kararma ve Allah'ın himaye ve saha­betine kalır.

Bu sebeple biz bütün tedbirleri dikkatle ittihaz edenlerin ve hak bildik­leri dâvada kat'î kararlarını vermiş olanların mutlak vicdan huzuru için­de, memleketimizin süratle kalkınması ve kuvvetlenmesi mevzuu ile geceli gündüzlü meşgulüz.

Şimdi iktisadî mevzulara geleyim: Burada müstakbel İzmir limanının te­melini atmak için toplanmış bulunuyoruz. O halde, memleketimizin ikti­sadî gelişmesini limanlar, iskeleleı mevzuundan misal alarak anlatmaya çalışayım.

Kısacası şudur:

Bu mevzua eski iktidar zamanında 41 milyon küsur lira sarfedilmiştir. Halbuki yalnız içinde bulunduğumuz 1955 yılı içinde sarfolunacak para 70 milyon liradan fazladır. Dıştan aldığımız 35 milvon lira raddesind kredi de ilâve edilecek olursa, Büvük Millet Meclisinden aldırımız ^pTo-cek senelere de sarı tahsisat yekûnu 700 milyona yaklaşır. .Bunun 450 milyon lirası üç sene içinde tamamiyle taahhütlere bağlanmış bulunu­yor. İşte iki devir arasında iktisadî kalkınma bakımından, limanlar mev­zuu misal olarak alındığı takdirde, aradaki fark bu kadar büyüktür.

Pekâlâ diğer sahalarda teşebbüsler başka mıdır?

Derhal arzedeyim ki hiçbir sahada hiçbir rakam limanlar misalinde olduğundan aşağı değildir. Meselâ, şimdi eski devir ile zamanımıza ait ol­mak üzere elektrik işlerimizi mukayese edelim ve buna da İzmir'de gör­düğünüz .gibi ortaya koyalım.

Sevgili vatandaşlarım, güzel İzmirimizde 1950 senesinde istihsal edilerek şehirde sarfedüen elektrik kuvvetinin yekûnu 7 bin kilovatı geçmiyordu. Bu 7 bin kilovata iktidara geçer geçmez İzmir Belediyesi derhal 10 bin kilovat ilâve etmek teşebbüsüne geçerek bunu kuvveden fiile çıkarmış ve şehrin elektrik istihlâk haddi bir kalemde 17 bin kilovata    çıkmıştır.

Ancak bu 7 bin, 17 bin kilovat İzmir için gülünç rakkamlardan ibarettir. İzmir şehri bir iki sene sonra yüz bin kilovat elektriğe kavuşmuş olacak­tır.

Muhterem arkadaşlar, muhterem İzmirliler,

Gediz barajını yapacağız. İnşaallah bundan 15-20 gün sonra tekrarİz­mir'e geleceğim ve sizinle beraber Gediz barajının temelini atmağagi­deceğiz. Aydın civarında Akçay üzerindeki barajın temelini de aynıta­rihte atmak nasip olacaktır.

Bundan başka Soma'da Soma Linyitleri üzerinde bir elektrik santrali daha yapılmasına başlanmaktadır. Üç dört sene sonra İzmir'in elektrik ihtiyacı 100 bin kilovata vardığı zaman bu yapmakta olduğumuz tesisler tamamen bitmiş ve İzmir 100 bin kiloyatlık elektriğe kavuşmuş olacak­tır. Bu yalnız İzmir şehri için değildir. İzmir üç beş sene içinde fevkalâde mühim bir sanayi merkezi olmak yolundadır. Bu büyük miktardaki elekt­rik süratle gelişen sanayide kullanılacaktır.

Demek ki, 1950 senesinin 7 bin kilovatlık takatına mukabil bundan altı ay sonra 37 bin kilovatlık takata, nihayet iki üç sene sonra da 100 bin ki-lovatlık takate sahip olacaksınız. Yani «1950 ile 1957 arasının inkişaf hızı 7 bin ile 100 binin arasındaki fark gibidir» dersem ne dereceye kadar süratli bir gelişme kaydedilmekte olduğunu takdir etmekte güçlük çek­mezsiniz.

Muhterem İzmirliler, şurasını arzedeyim ki 1957 senesinde bitecek olan bir programla elektrik işleri için sarf edeceğimiz para 900 milyon lirayı aşacaktır. Biraz evvel sizlere limanlara ayırdığımız tahsisatın 700 milyon liraya yaklaştığını ifade etmiştim. Bir de buna 957 de bitecek olan elekt­rik işlerimiz için 900 milyon lira sarfedeceğimizi ifade dersem yalnız bu iki rakamı bir araya getirmekle elde edeceğimiz yekûnun iş basma gel­memizden evvel Türkiye Cumhuriyetinin edvarı hayatiyesine sarf edil­miş bilcümle envestismanlara muadil olduğu görülür. Halbu ki bu iki ra­kamın haricinde iktidarımızın bu memleketi'.'! sathına şamil ve. dahs bir co kis nevilerini kucaklayıcı hamleleri vardır ve bunların müsbet in'ikâs-ları sizlere kadar aksederek tarafınızdan müşahede edilmektedir.

Muhterem İzmirliler, silonuz yapılıyor, soğuk hava deponuz da bitmek üzeredir. Birçok işlerinize el atılmış bulunuyor. Bunun ötesinde size se­vineceğiniz bir mevzuu daha haber vereceğim. Bir hafta içinde sizleri güzel ve kudretli bir radyo istasyonuna sahip kılmak teşebbüsümüz ta­hakkuk safhasına girmiş olacaktır. Birbuçuk sene zarfında tamamlanacak olan radyo istasyonunuzun ihalesi tahmin ediyorum kî bu hafta içindeduğundan aşağı değildir. Meselâ, şimdi eski devir ile zamanımıza ait ol­mak üzere elektrik işlerimizi mukayese edelim ve buna da İzmir'de gör­düğünüz .gibi ortaya koyalım.

Sevgili vatandaşlarım, güzel İzmirimizde 1950 senesinde istihsal edilerek şehirde sarfedüen elektrik kuvvetinin yekûnu 7 bin kilovatı geçmiyordu. Bu 7 bin kilovata iktidara geçer geçmez İzmir Belediyesi derhal 10 bin kilovat ilâve etmek teşebbüsüne geçerek bunu kuvveden fiile çıkarmış ve şehrin elektrik istihlâk haddi bir kalemde 17 bin kilovata    çıkmıştır.

Ancak bu 7 bin, 17 bin kilovat İzmir için gülünç rakkamlardan ibarettir. İzmir şehri bir iki sene sonra yüz bin kilovat elektriğe kavuşmuş olacak­tır.

Muhterem arkadaşlar, muhterem İzmirliler,

Gediz barajını yapacağız. İnşaallah bundan 15-20 gün sonra tekrarİz­mir'e geleceğim ve sizinle beraber Gediz barajının temelini atmağagi­deceğiz. Aydın civarında Akçay üzerindeki barajın temelini de aynıta­rihte atmak nasip olacaktırBundan başka Soma'da Soma Linyitleri üzerinde bir elektrik santrali daha yapılmasına başlanmaktadır. Üç dört sene sonra İzmir'in elektrik ihtiyacı 100 bin kilovata vardığı zaman bu yapmakta olduğumuz tesisler tamamen bitmiş ve İzmir 100 bin kiloyatlık elektriğe kavuşmuş olacak­tır. Bu yalnız İzmir şehri için değildir. İzmir üç beş sene içinde fevkalâde mühim bir sanayi merkezi olmak yolundadır. Bu büyük miktardaki elekt­rik süratle gelişen sanayide kullanılacaktır.

Demek ki, 1950 senesinin 7 bin kilovatlık takatına mukabil bundan altı ay sonra 37 bin kilovatlık takata, nihayet iki üç sene sonra da 100 bin ki-lovatlık takate sahip olacaksınız. Yani «1950 ile 1957 arasının inkişaf hızı 7 bin ile 100 binin arasındaki fark gibidir» dersem ne dereceye kadar süratli bir gelişme kaydedilmekte olduğunu takdir etmekte güçlük çek­mezsiniz.

Muhterem İzmirliler, şurasını arzedeyim ki 1957 senesinde bitecek olan bir programla elektrik işleri için sarf edeceğimiz para 900 milyon lirayı aşacaktır. Biraz evvel sizlere limanlara ayırdığımız tahsisatın 700 milyon liraya yaklaştığını ifade etmiştim. Bir de buna 957 de bitecek olan elekt­rik işlerimiz için 900 milyon lira sarfedeceğimizi ifade dersem yalnız bu iki rakamı bir araya getirmekle elde edeceğimiz yekûnun iş basma gel­memizden evvel Türkiye Cumhuriyetinin edvarı hayatiyesine sarf edil­miş bilcümle envestismanlara muadil olduğu görülür. Halbu ki bu iki ra­kamın haricinde iktidarımızın bu memleketi'.'! sathına şamil ve. dahs bir co kis nevilerini kucaklayıcı hamleleri vardır ve bunların müsbet in'ikâs-ları sizlere kadar aksederek tarafınızdan müşahede edilmektedir.

Muhterem İzmirliler, silonuz yapılıyor, soğuk hava deponuz da bitmek üzeredir. Birçok işlerinize el atılmış bulunuyor. Bunun ötesinde size se­vineceğiniz bir mevzuu daha haber vereceğim. Bir hafta içinde sizleri güzel ve kudretli bir radyo istasyonuna sahip kılmak teşebbüsümüz ta­hakkuk safhasına girmiş olacaktır. Birbuçuk sene zarfında tamamlanacak olan radyo istasyonunuzun ihalesi tahmin ediyorum kî bu hafta içindecaklarımızı, önümüzdeki iki üç sene içinde yapacaklarımızın ancak bir başlangıcını teşkil edecek bir ehemmiyettedir. Asıl büyük işler, ehemmi­yetli işler, Önümüzdeki üç dört sene içindedir. Ve şimdiye kadar yüz mil­yonlarca lira sarfedilmiş olup henüz inşa halinde bulunan birçok eserler de Önümüzdeki iki üç sene İçinde bitirilmiş ve Türk milletinin hizmetine tevdi edilmiş olacaktır.

Türk ekonomisinin bundan elde edeceği büyük faydalar bugünden tah­min edilemiyecek kadar geniş olacaktır.

Bu münasebetle sözlerimi bitirirken, sizlere mühim bir mevzudar daha bahsetmek isterim.

Ziraatımızı şimdiye kadar olduğundan daha büyük bir hamle ile ileriye1 götürmek, kalkındırmak için hazırlıklı bir vaziyetteyiz. Dünyanın menfi fiat temevvüçleri karşısında himaye edilmesi lâzım gelen mahsullerimizi korumak için her türlü tedbiri almaya hazırız ve bunda asla tereddüt et­meyeceğiz.

Biz, ziraatimizi iktisadî kalkınmamızın temeli telâkki etmekteyiz. Ziraatı­mıza vereceğimiz büyük ehemmiyet sanayiimizin aleyhine asla olmaya­caktır. Bilâkis kuvvetli bir sanayiin vücuda gelebilmesi için gayet kuv­vetli bir ziraî bünyeye sahip olmanın zarurî bulunduğuna eminiz. Ziraa-timiz memleketin ümranı, sanayileşmesi ve bütün servet kaynaklarımı­zın işletilmesi için dışarıdan getireceğimiz ve her gün daha geniş mik­tarlarla dışarıdan getirmek mecburiyetinde bulunduğumuz bütün enves-tisman maddelerinin ihtiyacı olan  dövizi  temin  edecek bir     kaynaktır.

Aynı zamanda kurulmakta olan kuvvetli ve büyük Türk sanayiinin ham maddesini yetiştiren kavn.?k da ''/ine ziraatimizdir. Fakat ve bunun ka­dar mühim"*rjir nokta ziraatimizin, üç dört milyon küçük isletme sahip­lerinin hayat standartlarını yükseltmekle memleketin her türlü iktisadî' faaliyeti üzerinde bir muharrik rolü oynamasıdır. Biz ziraatimizi bu manzarasiyle kavradığımız içindir ki, ziraî kalkınmamızda en küçük gay­reti dahi esirgemenin bir hata teşkil edeceğine inanmış bulunmaktayız.

Sevgili vatandaşlarım,

Görüyorsunuz ki, bayındırlık sahafında, ziraat sahasında, ticaret saha­sında, limanlarda, barajlarda, yollarda, mektep inşaatında velhasıl ikti­sadî, ticarî, maddî hayatın bütün şubelerinde, bütün bölümlerinde toptan bir kalkınmanın hummalı hızı içinde Türkiye en parlak bir istikbale te­veccüh etmiş bulunuyor.

İşte sevgili İzmirlirler, sizlere ve milletimize daima ferah ve inşirah ve­rici manzaralardan bahsetmek mümkün olacağına inanıyor ve Cenabı' Hakkın iktidarımız için daima bunu mümkün kılmasını, bunu mazhar kılmasını dua ve niyaz ediyorum.

Sevgili İzmirliler,

İzmirlilere hayırlı olması temennisiyle, sizin için İzmirin yakın âtisi için mühim bir eser teşkil edecek olan limanın temelini atmak, biz fâniler için büyük bir bahtiyarlık kaynağı teşkil eder. Bu vazifenin ifası için huzu­runuzdan ayrıhkrken, daima bizden esirgemediğiniz itimat ve muhabbet­lerinizin karşılığı olarak gönül dolu şükranlarımızı huzurunuzda ifade, eder, hepinizi ayrı ayrı kucaklar ve bağrıma basarım.

16 Şubat 1955

Hariciye Vekilinin, Federal Almanya'nın NATO'ya girmesi münasebetiy­le Mecliste  yaptığı konuşma:

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü.toplantısında Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, ederal Almanya'nın 'NATO'ya girmesine dair protokolün tasdiki hakkındaki kanun lâyihasının müzakeresi sırasında aşağıdaki ko­nuşmayı yapmıştır:

^Muhterem arkadaşlar,

Bugün yüksek hey etinizin, tasvibine arzedilmiş bulunan, «Federal Alman­
ya Cumhuriyetinin Kuzey Atlantik antlaşmasına katılmasına mütedair
protokol Kuzey Atlantik antlaşması teşkilâtı âzası devletlerin temsilci­
leri tarafından 23 ekim 1954 tarihinde imzalanmıştır.                                          "" .

Yüksek malûmları olduğu veçhile, bundan evvel Almanya?nın hür dün­ya müdafaasına iştirakini temin için «Avrupa Savunma Birliği Antlaş­ması» tanzim edilmişti. Bu antlaşma tamamen milletlerüstü karakterde, ekseriyetle karar veren ve kararları icraî mahiyet taşıyan bir teşekkül ihdas etmekteydi. Komiserlik adı verilen ve mensup olduğu memleket­lerden tamamen müstakil şekilde hareket eden azadan mürekkep olan bu teşekkül, kuvvetlerin miktarı, silâhların kontrolü gibi hayatî 'ehem­miyetteki mevzular hakkında icraî selâhiyeti haiz bulunmaktaydı. Bilin­diği üzere mezkûr antlaşma bizzat Fransa tarafından teklif edilmiş ol­masına rağmen malûm sebepler dolayısiyle Fransa meclisi tarafından reddedilmiştir. Bu durum muvacehesinde, 4 şubat 1953 tarihli ve 6041 sa­yılı kanunla şarta muallâk olarak yürülüğe konmuş bulunan «NATO ta­rafından Avrupa Savunma Birliği antlaşmasına taraf memleketlere ga­ranti verilmesine müteallik protokol hükümden sâkit olmuştur. Bu proto-ı^ol'un müzakeresi sırasında Kuzey Atlantik ittifakı ile tesbit edilen sa­vunma bölgesinin muvaffakiyetle müdafaa edilebilmesi için, Batı AI-manya'mn insan ve sanayi gücünden istifade edilmesini hükümetimizin zarurî gördüğünü ve. gerek NATO hükümetlerinin, gerek bu teşkilâtın askerî ve sivil organlarının bu hususta mutabık bulunduklarını beyan etmiştim. Avrupa Savunma Birliğinin tahakkuk edememesi üzerine, bu zaruret müttefik hükümetleri âcil bir hâl tarzı bulmağa sevketmiştir.

Filhakika, meseleyi NATO konseyi namına incelemek ve konsey'in tet­kik ve tasvibine sunulmak üzere projeler hazırlamak için 18 eylül ile 3 ekim tarihleri arasında Londra'da NATO âzası memleketlerden bir kıs­mının katıldığı ihzarı bir 'konferans toplanmıştır. Evvelce mukarrer ol­duğu veçhile, çalışmaların her safhasından muntazaman haberdar edilen diğer âza memleketlerin görüşlerini açıklamak hakları da bittabi mah­fuzdu.

Bu esaslar dairesinde çalışan Londra konferansı, tarihî ehemmiveti haiz uc grup vesika hazırlamış ve NATO konseyinin tetkik ve tasvibine ar-zetmiştir. Konseyce tasvip edilen vesikalar şunlardır:

2.1.  Almanya'ya hükümranlık haklarının iadesine müteallik protokol, 1948 enesinde İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg:arasında imzalanmış bulunan Brüksel antlaşmasını, İtalya ve Almanya'­yı da içine alacak ve bazı tamarnlyıcı hükümleri ihtiva edecek şekildetadil eden protokol,

3. Almanya'nın NATO'ya İltihakına mütedair protokol.

Bu son protokol gereğince, Almanya'nın NATO'ya iltihakı, bütün proto­kollerin tasdik edilmesini müteakip tahakkuk etmiş olacaktır.

jŞin.tdi bu protokollerin her biri hakkında kısaca izahatta bulunacağım:

Almanya'nın hükümranlık haklarının iadesine müteallik protokol ve ek'-leri mucibince, üç işgal devleti Federal Almanya'nın işgal rejimine niha­yet vermete ve işgal statüsünü lâğv etmektedir. Bu suretle, Almanya'ya dahilî ve haricî islerinde tam hükümran bir devlet olarak hareket etmek hakkı yeniden tanınmaktadır.

Bu protokolün, ilgili devletler olmak sıfatiyle sadece Amerika Birleşik Devletleri. İngiltere, Fransa ve Federal Almanya tarafından tasdik edil­mesi  gerekmektedir.

Brüksel paktına ait tâdil protokolü ise, İngiltere, Fransa. Belçika. Hollan­da, Lükssmburg, Federal Almanya ve İtalya tarafından tasdik edilecek­tir. Bu paktın başlıca hükümleri şunlardır:

a)Brüksel antlaşması Avrupa ittihadının tahakkuku yolunda bir mebdeteşkil edecektir.

b)âkitlerden birine karsı bir tecavüz vuku bulduğu takdirde, diğer âkit memleketler  taarruza  uğrayan  tarafa   otomatik  şekilde  yardım?koşa­caklardır.

(?) Üye memleketlerin NATO'ya tahsis edecekleri silâhlı kuvvetlerin mik­tar]  tesbit olunmaktadır.

â)  Silâhlar kontrole ve bazı tahditlere tâbi tutulmaktadır.

e)    Bilumum  NATO devletlerine  ait kuvvetler ibi,  Brüksel  antlaşmasrâzası memleketlerin NATO'ya tahsis edecekleri kuvvetler de, yer değiş­tirme, harekât, teftiş ve aralarında yapacakları «İntegration» bakımların­dan NATO konseyinin umumî talimatı dahilinde hareket e^en   (AvrupaMüttefik Kuvvetlen Başkumandanlığı)   na tâbi olacaklardır.

f)    Antlaşma diğer memleketlerin iltihakına açık tutulmuştur.

Ayrıca, Brüksel paktının hür dünyanın müdafaası bakımından ehemini--yeii aşikâr olan şu hususiyetine de işaret etmek isterim:

Bilindiği üzere İngiltere, şimdiye kadar sulh zamanında Avrupa kıtasın­da silâhlı kuvvetler bulundurmak hususunda istikbale muzaf taahhütler' almakta tamamiyle çekimser davranmaktaydı. İngiltere, Fransa'nın bu:, husustaki ısrarlarına muvafakat ederek Brüksel paktı çerçevesi içinde,. mezkûr kıtada 4 tümen ile bir taktik hava kuvveti bulundurmayı taah­hüt etmiştir. İngiltere'nin, sulhun vikayesine büyük Ölçüde hadim olan bu hareketi bütün sulhsever milletler tarafından memnuniyetle karşı­lanmıştır. Görüldüğü veçhile, NATO'nun içinde taazzuv eden Garbı Avrupa Birli­ğinin de gayesi, haricî siyasetimizin esasını teşkil eden ve sulh arzuları­mızın müşahhas ifadesi olan NATO'yu takviye etmek ve onun temsil ve müdafaa ettiği ideallerin tahakkukuna çalışmaktır.

Bu itibarla hükümetimiz, Avrupa ittihadının gerçekleşmesini gayeler içi­ne alan Brüksel paktı üzerindeki çalışmaları en yakın bir alâka ile ta­kip etmektedir. Nitekim, Başvekilimiz Almanya ziyaretinde, iştirak şekli ve icra zamanı hakkında kat'î bir şey söylememekle beraber Türkiye'­nin hür milletler camiası içinde tesanüdü ve beraberliği temin gayesine matuf olan. böyle bir teşekküle girîneyi arzu ettiğini beyanla Brüksel pak­tı ile yakın alâkamızı belirtmiş bulunmaktadır. Ben de, NATO'nun „ Ba­kanlar Konseyinin son toplantısında hükümetimizin bu paktla yakından ilgilendiğini söylemiştim.

Almanya'nın NATO'ya iltihakına daiı olan üçüncü protokole gelince, bu­nun yürürlüğe girebilmesi için bütün NATO memleketleri tarafından tas­dik edilmiş olması lâzım gelmektedir.

Malûmları olduğu üzere hâlen, Kuzey Atlantik antlaşmasının V inci ve VI inci maddeleri sarahatiyle, NATO sahasında bulunan Almanya'ya bir taarurz vukuunda, bu taarruz bütün âza devletlere karsı vuku bulmuş sayılacak ve mezkûr antlaşmanın karşılıklı yardıma müteallik hükümleri, tatbik sahasına girmiş olacaktır. Hâlen yukardaki mükellefiyete müte­nazır bir taahhüdü bulunmıyan Almanya'nın, NATO sahasının müdafa­asına iştirak edebilmesi ancak yüksek tasvibinize arzedilmiş olan bu pro­tokolün mer'iyete girmesiyle tahakkuk etmiş olacaktır.

Âza memleketlerin bir kısmı, ana hatlarını arzettiğim bu protokolleri tasdik etmiş, diğer bir kısmı da, tasvip edilmek üzere teşriî organlarına arzetmi.s bulunmaktadır.

Muhterem arkadaşlar,

Yüksek malûmunuz olduğu gibi, hâlen dünya sulhunun başlına mesne­dini, tarihte ilk defa olarak daha sulh zamanında müttefik kuvvetleri' müşterek bir kumanda altında toplayan ve muhtemel bir tecavüze karsı sulhu silâhla korumağa azmetmiş hür milletler topluluğu Kuzev Atlan­tik antlaşması teşkil etmektedir. Birleşmiş Milletler nrensiplerinden mül­hem ve sulhun korunması yüksek idealine müstenit olan bu antlaşrm tamamen tedafüi mahiyettedir. Esasen, NATO'nun bir tecavüz âleti n1-duğunu iddia edenler dahi bu iddialarının ne kadar esassız "oluğunu bi­lirler. Bu itibarla, bütün milletlerin istiklâllerini ve fertlerin hürrivet-lerini tehlikeden masun bulundurarak, daha iyi ve müreffeh hayat şartls-n-na erişmelerini sağlayacak müstakar bir emnivetin teessüsüne hadim olan NATO'nun kuvvetlenmesinden ve genişlemesinden antlaşma âz?*=ı memleketler gibi antlaşma haricinde kalan sulhsever memleketlerin de memnuniyet ve huzur duymuş olacakları şüphesizdir.

Avrıca, Kuzey Atlantik antlaşmasının gayesi valnız askerî sahada işbir­liği yapmaktan ibaret de değildir. Bir askerî ittifaktan çok daha vâsi ve PÜmulIü olnn antlaşma Kuzey Atlantik memleketlerinde refahın artma­sını ve halkların kalkındırılmasını temin için iktisadî ve içtimaî sahalar­da teşriki mesaide bulunulmasını, ve aynı medeniyete ve ideallere ba&h büyük bir hürriyet ve medeniyet camiası teşkil edilmesini derpiş  eylemektedir. Bu sahada şimdiye kadar ciddî gayretler sarfedilmiş ve beşe­riyetin âtisi için çok müsbet neticelere doğru esaslı hatveler atılmıştır.

TVIuhterem arkadaşlar.

Hükümetimiz, iş basına geldiği gündenberi, medeniyetin ve hür dünya­nın savunması, dünyada emniyet ve istikrarın tesisi için yapılmakta olangayretlere Almanya'nın da iştirak ettirilmesinin, bu büyük milletin hemtabiî hakkı hem de tarihî vazifesi olduğunu her vesiyle ile tekrardan ge­ri kalmamıştır.

Harp yaralarını hayret uyandırıcı bir süratle sararak büyük devletler arasında lâvık oldu&u mümtaz mevkii alan salhcu ve demokrat Alman­ya'nın NATO'va iltihakı, hür milletlerin, sulhun korunması, emniyetin tarsini ve bütün insanlığa içinde yaşamağa değecek, tazyik ve haksızlık­tan kurtarılmış bir dünya kurulması yolunda sarfettikleri devamlı gay­retlerin yeni ve müsbet bir neticesini teşkil etmektedir.

Protokolün mer'iyete girmesiyle-, hem Federal Almanya Cumhuriyetinin hür milletlerin savunma gayretlerine iştirakini temin eylemiş, hem de, her sahada samimî münasebetler idame etmekte olduğumuz dost Alman milleti ile NATO çerçevesi içinde müttefik sıfatiyle de en.yakm işbirliği yapmak imkânını elde etmiş olacağız.

Sulhun ve insanlık ideallerinin tahakkuku yolunda sarfedilen bütün gavretleri desteklemiş ve bu sahadaki faaliyetlerin daima öncüsü olmuş bulunan vüksek meclisiniz bu protokolü tasdik etmekle, memleketimizin sulh cephesinin takviyesi yolunda şimdiye kadar vermiş olduğu müsbet misallere bir yenisini ilâve etmiş olacaktır.

Prof, KÖprülü'nün «Bled» anlaşması hakkındaki konuşması:

 Ankara:

"Büyük Mi]let Meclisinin bugünkü toülantısmda, Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü,   «Bled»  ittifaknamesi hakkında şu konuşmayı yapmıştır:

«Muhterem arkadaşlar,

Müsaade buyurursanız, bugün yüksek tasvibinize arzedümiş bulunan Bled ittifaknamesi hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. 28 şubat 1953 .tarihli Ankara andlasmasının tasdikinden bugüne kadar ge­çen zaman zarfında Yugoslavya ve Yunanistan ile işbirliğimiz daima in­kişaf etmiş ve nihayet 9 ağustos 1954 tarihinde Yugoslavya'nın Bled şeh­rinde, üç devlet arasında «ittifak, siyasî işbirliği ve karşılıklı yardım an­laşması )i nın imzasına müncer olmuştur.

"Filhakika, kısaca Bled ittifaknamesi diye andığımız ve bugün tasvibi­nize arzedilmis bulunan andlasma doğrudan doğruya Ankara andlasması­nın tabiî ve zarurî bir tekâmül ve inkişafıdır.

Ankara andlasmasmda. üc âkit taraf mevcudiyeti erinin bekası için el­zem  bulunan  emniyeti tesis zımnında gereken istişareleri yapmayı plânları hazırlamayı birbirlerine taahhüd etmişlerdi. Bu suretle, üç âkit taraf bir tecavüz muvacehesinde birbirlerine karşı bigane kalmamaları­nı bilâkis müştereken neler yapılabileceğini tesbit etmenin zaruretini teslim eylemiş bulunuyorlardı. Çok mühim olmakla beraber bu taahhüt­ler bir merhaleden ibaretti. Çünkü, derpiş edilecek müşterek tedbirlerin zamanında ve müessir bir şekilde tatbik mevkiine konulabilmesi için tarafların nasıl,, hangi şartlar dahilinde bir tecavüze karşı harekete ge­çeceklerinin tesbiti lâzımdı. Diğer bir ifade ile, Ankara andlaşması ile kurulan işbirliğinin bir siyasî ittifakla tamamlanması icabediyordu.

İşte, bugün yüksek meclise arzetmiş bulunduğumuz Bled andlaşması böy­le bir ittifak andlaşması şeklinde Ankara andlaşması ile başlanan işi tetvic etmektedir.

Filhakika, bu ittifaknamenin 2 inci maddesinde âkit taraflar aralarından herhangi birine, ülkelerinin herhangi bir yerine müteveccih olarak vu-kubulacak bir tecavüzü kendilerine de vukubulmuş telâkki etmeği taah­hüt evlemekte ve tecavüze uğrayan tarafa hem münferiden, hem de to" lu halde, silâh istimali de dahil olmak üzere, icabeden yardımı derhal yapmayı üzerlerine aimıs bulunmaktadırlar.

Bundan başka, muahedenin 6 ncı maddesinde âkit taraflar di^er "".ki ih­timalde de harekete geçmeyi.birbirlerine taahhüt etmiş bulunmaktadır­lar.

Bu ihtimallerden" birincisi, milletlerarası vaziyetin doğrudan doğruya ve­ya, bilvasıta, âkit tarafların bulundukları mmtakanın emniyeti üzerinde zararlı tesir yapacak şekilde bozulmasıdır. Bu takdirde taraflar derhal, nasıl bir hattı hareket takip etmelerinin icabettiğini tesbit için birbirle­rine danışacaklardır.

Avnı maddede derpiş edilen ikinci ihtimal de, âkit taraflardan birisi­nin veya birkaçının, yardımına koşmayı taahhüt etmiş bulunduğu Bled' andlasması harinindt bir devlete tecavüz vukubulroası üzerine mezkûr taraf veya tarafların bu taahhütlerim yerine getirmesi vaziyetidir. Bu takdirde âkit taraflar vaktü zamanında gereken tedbirleri aralarında tes~ bit etmeyi birbirlerine taahhüt etmektedirler.Görülüyor ki, Bled ittifaknamesinde âkit tarafların emniyeti bakmımdan türlü türlü ihtimaller derpiş edilmiştir.İttifaknamede tedbirli olmak bakımından ne kadar büyük bir titizlik-gösterildiğinin diğer bir delili de, tarafların erkânı harbiyei umumiyele-rinin icabeden plânları ve tedbirleri derpiş ve tesbit için tehlikenin ta­hakkuku anını beklemekszin derhal lüzumlu çalışmalar yapmaları taah­hüdünü ihtiva etmesidi.

tttifaknamenin 4 ncü maddesinin 2 nci fıkrasının mânası .budur ve itti-faknameve müessirlik temin eden en mühim hükmünü de bu teşkil ey­lemektedir.Sırası gelmişken memnuniyetle şu ciheti kaydetmek isterim ki daha An­kara andlaşmasmm arefesinde başlayan Türk - Yugoslav ve Yunan erkâ­nı harbiyelerinin müşterek görüşmeleri Ankara andlaşmasmdan sonra-inkişaf eylemiş ve bugüne kadar çok faideli ve hayırlı semereler elde edil­miştir. Bu yolda İhtimamla devam olunmaktadır. Huzurunuzdaki metnin 11 nci maddesinde müşahede buyurmuş olacağı­nız veçhile, Ankara andlaşmasiyle Bled ittifaknamesi, yekdiğerinin cüz'ü ve tamamlayıcısı haline getirilmiştir. Bu suretle Ankara andlaşması akit­ler arasındaki işbirliğinin ve tesanüdün yalnız askerî sahaya değil iktisa­dî, kültürel vesair sahalara taallûk eden cephesini tanzim ve derpiş et­mekte, Bled ittifaknamesi de askerî işbirliğini ittifak mertebesine yüksel­terek refahın, iyi geçimin anahtarı ve bekçisi olan müşterek emniyeti te­min eylemektir.

Bu suretle, iki andlasmanm birleşmesiyle tam ve kâmil bir tesanüd ese­ri vücude gelmiş bulunmaktadır.

Bu eser, sulha, adalete, hak ve hürriyetlere riayete, bir kelime ile Birleş­miş Milletler andlaşması prensiplerine tam bir iman ve itimadla bağlı bulunan ve bu derece samimiyetle bu prensiplere inandıkları için ica­bında onları silâhla da müdafaa etmeye azimli olan ve prensipler bakı­mından idealist ve bu prensiplerin korunması mevzuunda realist üç dev­letin eseridir.

Bu suretle, Bled andlaşması tam rnânasiyle Birleşmiş Milletler andlaş-masmın lâfz ve ruhuna tetabuk etmektedir. Filhakika, bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler andlaşması sulha, adalete ve hürriyetlere riayet ve tecavüz tehdidini menetmek prensiplerini vazetmekte ve fakat bu pren­siplere riayet etmeyenlerin meydanı boş bulup tecavüzlere kalkışması ihtimalini de derpiş ederek, 51 nci maddesinde, meşru müdafaa hakkını tanımaktadır.

Ankara ve Bled andlaşrnalarmda herhangi bir tecavüz maksadı kokusu görmek ve göstermek isteyenlere kısaca cevabımız şudur: « O halde Bir­leşmiş Milletler andlaşması da bir tecavüz andlaşmasıdır.»

Esasen, çok şükür ki bu andlaşmamızm cihan sulhuna ne büyük bir yar­dım teşkil ettiği ve onun ne kadar hayırlı bir andlaşma olduğu bütün hüsnüniyet sahibi milletlerce derhal teslim edilmiştir. Bu andlasmanm kıymeti hakkında muhtelif memleketlerde çıkan sayısız yazıları ve bir çok mes'ul devlet adamları tarafından yapılan takdir ve teşekkür hisle­riyle dolu beyanatı benim kadar sizler de hatırlarsınız.

Andlasmanm ne kadar geniş bir hayırhahlık eseri olduğu, onun 12 nci maddesinde tebarüz etmektedir. Filhakika, mezkûr maddede Ankara and-Jaşmasınm iltihaka müteallik 11 nci maddesine atıf yapılmak suretiyle Bled ittifaknamesinin de, onun yüksek .gayelerinin tahakkukuna sami­miyetle hizmet edeceğine kanaat getirilen bilcümle devletlere iltihakına açık bulunduğu ifade edilmektedir.

Hükümetinizin dış siyaset sahasında en büyük azim ve ihtimamla takip ettiği müşterek emniyeti en tesirli şekilde temin gayesi yüksek malûmu­nuzdur.

Bugün huzurunuza getirilmiş bulunan Bled ittifaknamesi bu siyasetin en mütekâmil tezahürlerinden biridir.

Evvelce muhtelif fırsatlarla tebarüz ettirmeye çalıştığım veçhile sulh ve emniyet ayrılmaz bir bütündür. Bu itibarla, sulhun teessüsü ve emniye­tin kuvvetlenmesi maksadiyle akt edilmiş her andlaşma, kendine mahsus teferruata müteallik bazı mevziî hususiyetleri olsa bile, aynı    maksada

matuf diğer andlaşmalarm teşkil ettiği ailenin bir ferdi mahiyetini arzeder.

Bu itibarla, sadık ve imanlı bir âzası bulunduğumuz Atlantik andlaşmasının teşkil ettiği sulh camiasına, Bled ittifaknamesiyie çok hayırlı bir kardeş kazandırmış bulunmaktayız ve bununla müftehiriz.

Biz, her iki andlasmanın da âzası olduğumuz için bunlar arasında tabiî bir hattı vasıl teşkil etmekteyiz. Bu hayırlı durumumuzun, ruhu ve ga­yesi aynı olan bu iki sulh ve müsalemet müessesesi arasında sistemli ve müessir işbirliği tesisi suretiyle birinin ötekini mütekabilen destekler .ve tamamlar bir vaziyet iktisabını temin bakımından vazife ve mes'uliyet-lerimizi müdrik olarak çalışacağız.

"Ümid ederim ki, bu maruzatım, tasdikinize arzolumn Bled  ittifakname-sinin yalnız kendi zaviyemizden değil, dünya çapında olmak üzere    ne kadar hayırlı sulh ve emniyet ufukları açtığını ispata kâfidir. Muhterem milletvekilleri,

Bled andlaşımsı Yunan ve Yugoslav parlamentolarınca lâyık olduöu sevk ve imanla tasdik edilmiştir. Mer'iyete girmesi şimdi yüksek meclisinizin kararma bağlı bulunuyor."

18 Şubat  1955

Büyük Mil'et Malisinin bıurffiökü toplantısında Maliye Vekili Hasan Po-îatkan'iia 1955 yıh bütçesinin takdimi nutku:

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında. 1955 yılı bütçesinin mü­zakeresine başlanırken. Maliye Vekili Hasan Polatkan, 195^ yılı muvaze­ne: umumiye kanunu lâyihası üzerinde aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

Muhterem arkadaşlar.

Teşkilâtı Esasiye Kan ""umudun hükümlerine uvgun olarak 30 kasım 1954 tarihinde Büvük Mîllet Meçisin e takdir edilen 1955 malî vılı bütçe lâyihaları, muhterem ^eve+inîz adına bütçe encümeninin titiz ve itinalı tetkikleri ile tekemmül ederek yüksek huzurunuza gelmiş bulunmakta­dır.

Bütçe teklifleri ü?erndaki umumî müzakerelerin açılması münasebetiy­le vereceğim izahat iic kısımda toplanmaktadır.

Birinci kısımla, umumî olarak îktiea-dî hâdiseler sonra memleketimizde son vjllards elde edilen ve tahakkuk olunda bu­lunan serî inkişaf ve iktisadî kalkınma faaliyetleri ana hatlariyle izah olunacak, etkinci kısımda, 1954 yıl bütçe tatbikatı ve neticeleri arzedilecek. Üçüncü kısım da, 1955 bütçe lâyihalarının umumî bir tahlili yapılacak­tır.

Maruzatıma başlamadan önce, bütçe encümeninin iki  aylık vukuflu ve-değerli çalışmaları neticesinde bütçe teklifleri üzerine yapılan tâdil, ilâ­ve ve tenzillere hükümetinizce de iştirak olunduğunu arzetmek isterim. Encümende yapılan değişikliklerden sonra,  1955 malî yılı devlet bütçe­sinin tahsisat teklifleri de 2 milyar 976 milyon 60 bin 1 liraya baliğ olmak­tadır. Mülhak bütçeli idarelere ait bütçelerle birlikte tahsisat tekliflerim 3 milyar 98 milyon 17 bin 54 lira, varidat tahminleri de 3 milyar 98 mil­yon 20 bin 636 liradır.

Bu suretle, ilk defa 1954 yılı bütçeleriyle ulaşılmış bulunan denk bütçe esasının gerek devlet hizmetlerinde, gerek bütçe içi yatırımlarda pek mü­him yükselmelere ve gelişmelere rağmen 1955 senesinde de aynen muha­faza edilmiş bulunduğunu tebarüz ettirmek isterim. Bu muvaffak neti­cenin istihsalinde, hükümetinizin iş başına geldiği tarihten itibaren taki­bine başladığı yapıcı, iktisadî ve malî politika ve bu politika sayesinde devlet gelirlerinde kaydedilen emsalsiz inkişaf bilhassa âmil olmuştur.

Nitekim, 1950 yılında umumî ve mülhak bütçeler bir arada   devlet gelir­lerinin yekûnu 1 milyar 388 milyon liradan ibaret iken bu gelirler 1954 de 2 milyar 381 milyon liraya baliğ olmuş, 1955 senesinde ise, biraz önce ifade ettiğim veçhile 3 milyar lirayı da aşmıştır.

Devlet gelirlerinde ve bütçelerde  1950 senesinden bu yana kaydedilen bu  muazzam  inkişafın kaynağını teşkil eden     iktisadî     kalkınmamızın âmillerini ve takibettiğimiz iktisadî ve malî politikanın esaslarını izaha -girmeden önce  dünya  ekonomisinin  bir  yıllık seyrini gözden  geçirmek faydalı olacaktır.

İkinci Dünya Harbinin hitama erdiği tarihten bu yana, dünya ekonomi­sinin takibettiği seyri başlıca üç safhada hülâsa etmek mümkündür.

1946 - 1954 yıllarından 1950 ortalarına kadar devam eden birinci safha, harp tahribatının giderilmesi, harp ve harp sonrası yıllarının yarattığı ağır enflâsyoncu tesirlerle mücadele ve millî ekonomileri yeniden işler hale getirmek ve istihsal hacmini artırmak makasdiyle girişilmiş geniş sermaye yatırımları devresidir,

1950 yılı iptidalarında, nisbî bir istikrara doğru meyletmeğe başlıyan bu devreyi aynı senenin haziran ayında âni bir şekilde kendini gösteren Ko­re ihtilâfının yarattığı süratli silâhlanma, ham madde ve ziraî maddeler--den başhyarak bütün mallara sirayet eden fiyat yükselmeleri ve    yeni enflâsyoncu tesirlerin başgöstermesi safhası takip etmiştir.

1952yılı ortalarından itibaren Kore harbinin önce durgunlaşması ve son­ra da bir hal şekline bağlanmasiyle yeni bir safhaya girilmiş bulunmak­tadır.

1953senesinden itibaren bariz vasıflariyle tezahür eden bu yeni devre­nin, ilk aylarında ham madde müstahsili memleketler aleyhine kaydedi­len mühim fiyat tenezzüllerinden sonra, 1954 yılında dünya ekonomisininnisbî bir muvazene ve istikrar safhasına girdiği müşahede edilmektedir.

1952 yılının ikinci yarısı ile 1953 yılı başlarından itibaren ziraî mahsul ve ham madde fiyatlarında vukua gelen tenezzüllerin neticesi olarak, tica­ret hadlerinin yeniden ham madde müstahsili ve ihracatçısı memleket­ler aleyhine dönmesine ve bu memleketlerin mühim  tediye    bilançosu açıklan ve dış tediye güçlükleriyle karşılaşmalarına mukabil, sanayi _memleketlerinde ehemmiyetli inkişaflar kaydedilmiş bulunmaktadır.Harpten sonra girişilmiş bulunan mühim sermaye yatırımlarının seme­relerini vermesi ile müterafik olarak, sınaî istihsal hacmi süratle yüksel­meğe başlamış, imalâtta kalite ve vasıf üstünlüğü temin olunmuş ve is­tihsal maliyetlerinde mühim tenezzüller kay dedilmiştir.Bu inkişaf sa­yesinde, hususiyle Garbı Avrupa memleketlerinin sınaî istihsal ve mamulâtı, Amerika ve Kanada malları ile fiyat ve kalite bakimnıdan daha kolayca rekabet edebilir hale gelmiş, Almanya ve Japonyanm da dünya piyasalarında tekrar görülmeğe başlamasiyle, sanayi memleketleri ara­sındaki rekabet şiddetlenmiştir.

1953 senesinin son üç aylık devresi ile 1954 yılının ilk üç aylık devresi içinde, Amerika Birleşik Devletlerinde hissedilen iktisadî gerilemenin, Garbı Avrupa ve diğer memleketlerin ekonomileri üzerindeki menfi te­sirleri, evvelce yapılan tahminlerin hilâfına, gayet hafif olmuş ve mev­ziî kalmıştır.

Senelerdenberi ciddî bir tehlike olarak beklenen bu iktisadî gerilemenin .Amerikan sınaî istihsalini %9, ithalâtını da %12 nisbetinde azaltmış ol­masına rağmen, tesiri pek kısa süreli olmuştur. Nitekim gecen nisan ayın­dan itibaren bu memlekette de sınaî istihsalin yeniden artmağa başladı­ğı, işsiz sayısının gittikçe azaldığa istihlâk ve sermaye yatırımlarının sü­ratle yükseldiği görülmektedir.

Sınaî istihsalin yükselmekte devam etmesi, gayri safî istihsal ve ferdî ge­lirlerin muntazam bir tempo ile artması, dış ticaretin yer yer bir çok tah­ditler ve takyidlerden kurtarılarak serbestleştirilmesi, istihlâk ve iş hac­minin genişlemesi, bir taraftan ham madde ve ziraî madde fiyatlarının hafif tereffüler kaydetmesine yardım ettiği gibi, diğer taraftan da, hu­susiyle sınaî mamullerde, satıcı piyasası şartlarının yerini alıcı piyasa­sı şartlarına bırakmasına âmil olmaktadır.

Milletlerarası politikada, bugünkü nisbî istikrar ve emniyet havasını bo­zacak yeni hâdiseler zuhur etmediği, ani deprasyonlar veya ağır enflâs-yoncu tesirler bir takım huzursuzluklar yaratmadığı takdirde dünya eko­nomisinin, hafif temevvüçlerle bugünkü istikrarlı ve muvazeneli seyrini takibetmekte devam eyleyeceğini gösteren kuvvetli sebepler bulunduğu ifade edilebilir.

Dünya ekonomisinin seyrine böylece temas ettikten sonra memleketimiz­deki iktisadî kalkınmanın ve süratli inkişafın ana hatlanyle izahına ge­çiyorum.

Muhterem arkadaşlar,

1950 senesinde is basma geldiğimiz zaman, ne istihsal kollarmda; ne dış ticarette ne de bütün zorlamalara ve ağır istihlâk vergilerine rağmen devlet gelirleri ve bütçelerinde hissolunan bir hareket, ve inkişaf kavdet-miyen, düşük sevİveli ve statik bünyeli pek zayıf bir ekonomi devir a'l-mış bulunuyorduk.Bu durumu iyice belirtmek üzere 1934 - 1938 devresi ile 1946 - 1949 dev­resine ait bazı rakamlara bir göz atalım. 1934 - 1938 senelerinde vasati hububat istihsalinin 6 milyon 802 bin ton olmasına mukabil 1946 - 1949 senelerinden vasati hububat istihsali ancak-6 milyon 900 bin tondan ibarettir. Bakliyat İstihsali de 1934 - 1938 yılla­rında 325 bin ton, 1946 - 1949 senelerinde tondur.

Ziraî istihsal ekiliş sahası 1934 - 1938 senelerinde vasati olarak 7 milyon 342 bin hektar iken, 1946 - 1949 senelerinde ancak 8 milyon 695 bin hek­tar olmuştur.

1948 fiyatlarına göre, 1938 senesinde gayri safî millî istihsal 8 milyar 37 milyon lira bulunduğu halde, 1948 gayri safî millî istihsali 9 milyar 206 milyon lira, 1949 gayrı safî millî istihsali de 8 milyar 811 milyon liradır.

Toplu rakamlardaki bu cüz'î farklara mukabil, memleket nüfusunun 1938 senesinde 17 milyondan 1949 senesinde 20 milyon 505 bine yükseldiği na­zara alınırsa, nüfus basma düşen vasati yıllık gelirin 1938 senesinde, 387 lira iken, 1948 senesinde 396 lira olduğu, buna mukabil 1949 senesinde 353 liraya düştüğü görülür.

Keza 1934 - 1938 devresinde vasati ihracatımız, 1 milyon 461 bin ton iken 1945 - 1949 senelerinde 853 bin tona düşmek suretiyle %42 ye yakın bir azalma kaydetmiştir. İthalât da 1934 - 1938 senelerinde .vasati olarak 599 bin ton, 1945 - 1949 senelerinde de 690 bin tondur. Geniş Amerikan yar­dımları ve külliyetli altın ve döviz satışları ile finanse edilmek suretiyle 1 milyon 220 bin tona yükselmiş bulunan 1949 senesi ithalâtı nazara alın­madığı takdirde de 1945 - 1948 senelerindeki ithalât vasatisi ancak 557 bin tondan ibarettir.

Muhtelif iktisadî sektörler itibariyle kolayca taaddüt ettirilmesi müm­kün olan bu nevi mukayeselerle muhterem heyetinizi daha fazla yorma­dan, 1934 - 1938 seneleri vasatileriyle 1945 - 1949 veya 1946 - 1949 vasa­tilerini mukayese ettiğimiz takdirde 15 seneyi aşan bir devre zarfında memleket ekonomisinin hiç bir inkişaf meyli göstermediği, bilâkis yer yer bariz gerilemelere maruz kaldığı kolayca tesbit olunur.

Buna mukabil iş başında bulunduğumuz son dört sene zarfında bütün istihsal kollarında ve her sahada, istatistik rakamlarının en az bir misli, iki misli artışlar kaydettiği görülmektedir.

Nitekim hububat istihsali 1950 senesinde 7 milyon 764 bin tondan üç se­ne içinde 14 milyon 300 bin tona, ziraî ekiliş sahası 1946 - 1949 senelerin­deki 8 milyon 695 bin hektardan 12 milyon 862 bin hektara, gayri safî millî istihsal 1949 da 8 milyar 811 milyon liradan 1953 de 16 .milyar 321 milyon liraya, ferd başına düşen yıllık vasatı gelir 353 liradan 726 lira­ya, ihracatımız, 853 bin tondan 2 milyon 400 bin tona, ithalât da 1949 da 1 milyon 220 bin tondan 2 milyon 600 bin tona yükselmiş bulunmak­tadır.

Biraz sonra, muhtelif sektörler itibariyle etraflı bir şekilde ortaya ko­nulacak olan bu muazzam kalkınma, bütçelerimizde ve devlet gelirlerin­de tahakkuk ettirilen süratli yükselmeleri kâfi derecede izah etmektedir,-

1950 den sonra, memleket ekonomisinde kaydedilen serî İlerlemenin te­ferruatına girmeden ve girişilen geniş sermaye yatırımları hakkında ma­lûmat arzına başlamadan önce bu vadideki çalışmalarımızın, daha evvel­ki yıllara nisbetle ağır şartlar altında ve çetin mücadelelerle yürütüldügüne ve iktisadî kalkınmamızın derpiş edilen hedeflere emin bir şekilde' ulaştırılmakta bulunduğuna bilhassa işaret etmek isterim.1950 senesine kadar uzun yıllar hep aynı düşük istihsal ve verim seviye­sinde, her türlü gelişme ve kalkınma imkânlarından mahrum ve kısır bir ekonominin, birkaç sene gibi kısa bir müddet içinde harekete .getiril­mesinin ve bütün istihsal kaynaklarının birer birer işletmeye açılmasının arzettiği müşkülâtı takdir buyuracağınızdan eminim. İstihsal kapasitesi her sahada mahdut, istihsal verimi her sahada noksan, vasıtaları tam mânasiyle iptidaî, halkının pek büyük kısmı asgarî bir gelir ve mais?.t seviyesinin her türlü mahrumiyetine tam bir tevekkülle maruz bir iç­timaî ve iktisadî bünyenin, bir hamlede, daha fazla istihsal, daha fazla kazanma, şuur ve anlayışına ulaştırılması, ziraatın ve diğer istihsal kol­larının modern vasıta ve teknik elemalarla teçhiz edilmesi, yeni cok geniş istihsal kapasitelerine sahip kılınması, her vatandaşa tasa:ruf ede­bildiği türlü vasıta ve imkânlardan faydalanarak istihsal kudretlerini ar­tırma heyecanının aşılanması, durgun ve âtıl bir iktisadî nizamdan di­namik ve yaratıcı bir iktisat sistemine pek kısa bir devrede geçilmesi her devirde ve her cemiyette esine kolayca rastlanması mümkün yakılardan değildir. Bu' muvaffakiyetli neticenin istihsalinde hükümetinizin, is ba­şına geldiği tarihten itibaren takip ve tatbikine başladığı yapıcı iktisadî ve malî politika kadar milletimizin emsalsiz hasletlerinin ve halkımızın teşebbüs kudretindeki üstünlüğünün hissesi bulunduğunu iftihar ve şük­ranla kaydetmek lâzımdır. İkinci Dünya Harbinden 1951 yılı ortalarına kadar gecen uzunca bir dev­re zarfında, ziraî istihsal ve ham madde memleketleri lehine seyreden dünya konjonktürü ve ticaret hadlerinin Kore ihtilâfının bir hal yoluna girmesiyle ani olarak aksi istikamete döndüğüne biraz önce işaret etmiş­tim. Bu hal hizmet mesuliyetini deruhte eder etmez istihsalini süratle arttırdığımız ve 1951 senesi sonlarından itibaren Avrupa piyasalarına sevketmeğe başladığımız, buğday, pamuk, stratejik madenler gibi aslî ihraç mallarımızın kısa zamanda, pazar daralmaları ve cok büyük fiyat sukutlanyla karşılaşmasını mucip olmuştur. Memlekette umumî istih­sal kudretini süratle artırmak, zengin tabiî kaynakları isletmeye açmak, millî ekonomimizi emin bir şekilde geliştirmek, hususî teşebbüsün muh­telif istihsal kollarında giriştiği sermaye yatırımlarını desteklemek ve bu yatırımları geniş mikyasta müsmir kılmak, vatandaşların istihsalleri­ni daha iyi bir şekilde değerlendirmek üzere muazzam bir iktisadî ci-hazlanma programını tatbik mevkiine vazetmiş bulunuyoruz.

Bunlar, hususî sektörün, devlet, sektörünün iktisadı devlet teşekkülleri­nin, akla gelmiyecek, hattâ şimdi tadat ve tescili dahi büyük müşkülât arzeden yapılması dahi gayri mümkün olan bütün memleket sathına ya­yılmış çok geniş tesirli fevkalâde yatırımlardır.

Böyle bir programın kısa zamanda tahakkuk etmesini temin bakımından hayatî bir ehemmiyeti haiz olan yollar, köprüler, limanlar, barajlar, bü­yük hidro-elektrik tesisleri ve termik santraller, elektrik tevzi şebekele­ri, havaî hatlar inşaatının bir an önce ikmal edilmesi için lüzumlu mar­kine ve tesisatı hariçten ithal etmek mecburiyetinde bulunan memleke­timizin döviz gelirlerine olan ihtiyacı, buna mukabil ihracat kapasitesi­nin mühim mikyasta artmasına rağmen dış gelirlerden fiyat sukutları ve ihtiyaçların artması muvacehesinde daralmış gibi görülmesinin arzetti-ği müşkülâtı elbette takdir buyurursunuz. Bu müşkülâta rağmen 1950 senesinden bu yana ve çok kısa bir zaman zar­fında madde ve rakam olarak tahakkuk ettirilen geniş istihsal hacmi ve istihsal kapasitesi artışlarını, ziraat, sanayi, maden ve münakale kolla­rında çiftçi ve müteşebbislerimizin emirlerine tahsis edilmiş bulunan ve geçmiş yıllarla kıyaslanmıyacak vüsat ve kıymetteki modern makine ve teçhizat, kısa zamanda ikmal edilerek isletmeye açılan veya inşa halinde "bulunan yeni ve muazzam tesisleri nazarı dikkate aldığımız ve bunların memleket ekonomisine getirdikleri üstün kuvvetleri hesaba kattığımız takdirde hükümetinizin, memleket hizmetinde deruhte ettiği tarihî vazi­feleri nasıl bir azim ve muvaffakiyetle ifa ettiği ve hedeflerine nasıl bü­yük bir süratle isal etmekte bulunduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bu izahatım aynı zamanda, hükümetinizin 1950 den sonra tatbikine baş­ladığı iktisadî kalkınma programlarının ve ihracatı artırma gayretlerinin daha evvelki yıllarda, hiç değilse ikinci dünya harbinin hemen akabin­de ele alınmasının, memleketimiz için ne büyük kazançlar temin eyliye-ceğini de bütün vuzuhiyle ortaya kovmaktadır. İkinci dünya harbinin, ziraî istihsalimizi ve ham madde ihracatımızı arttırmak bakımından ar-zettiği cok müsait şartları bir tarafa bıraksak dahi, 1945 den sonra, bu memleketin iktisadî kudretini ve ihrscat hacmini artırmak üzere isabet­li bir yatırım ve iktisadî kalkınma programı tatbik mevkiine vazedilmiş olsaydı 1950 senesine kadar bu memleketin bir cok mühim ihtiyaçları karşılanmış, ana tesisler vücude getirilmiş, millî ekonomi kâfi imkân­larla takviye edilmiş, gayrı safî istihsalde ehemmiyetli artışlar sağlanmış dış tediye müşkülâtı da büyük mikyasta giderilmiş olurdu.

Bu mülâhazaları teyid etmek üzere ikinci dünya harbinden 1952 yılı baş­larına kadar buğday fiyatlarının ton basma 140 doların fevkinde olduğu­nu ve buğdayın Avrupa memleketlerine Amerikan dolariyle satıldığını hatırlatmak isterim.Filhakika 1946, 1947, 1948 senelerinde, tıpkı bizim 1951, 1952. 1953 senele­rinde yap tısımız ffibi, dünya piyasalarına milyonlarca ton hububat ve buğday sevkolunabilseydi, o zamanki şartlar içinde elde edilecek imkân­ların azametini tasavvur gayet kolaydır. 1950 de iktidarı devralan hükü­metinizin 1951 senesinden itibaren hububat ve .buğday istihsal ve ihra­catını çok geniş mikyasta arttırmaya muvaffak olmasına mukabil 1952 yılından itibaren buğday fiyatları süratle tenezzül ettiğinden ton başına ancak 60 dolar civarında fiyatlar bulunabilmistir. Bu gayri müsait şart­lara rağmen hububat ihracatından elde ettiğimiz yıllık dış gelirlerin 250-300 milyon lira arasında bulunduğunu, bunun önümüzdeki yıllarda da­ha da artacağını ifade etmek mümkündür.

Muhterem arkadaşlar,

Yapıcı ve dinamik karakterde iktisadî ve malî politikaların hedefini gay­ri safî millî istihsalin arttırılması, mal ve hizmet arzının çoğaltılması,, vatandaşların gelir ve refah seviyelerinin yükseltilmesi teşkil  eder. Mevzuu bu cepheden ele alarak 1938 senesinden bu yana, muhtlif yılların rakamlarını tetkik ettiğimiz takdirde, 1950 senesine kadar gecen 12 se­nelik devrenin müsait şartlara rağmen, gayrı safî millî istihsal ve ferdî gelirlerde bariz bir artış kaydedilmemesine, bilâkis gerilemeler vukua gelmesine, millî ekonominin düşük bir istihsal ve gelir seviyesinde ki-sirlaşarak adeta tahaccür etmesine mukabil, 1950 den sonra çok süratli bir gelişmenin Üstün rakamlar ve nisbetler halinde bütün azametiyle te­zahür ettiği müşahede olunur.

Biraz önce de temas ettiğim veçhile, 1948 fiyatları üzerinden 1938 sene­sindeki gayri safî millî hasıla yekûnu ile 1948 ve 1949 yılları gayri safîmillî hasıla rakamları arasında yekûn itibariyle pek az fark bulunmasınave ferd başına isabet eden yıllık vasatı gelirin 1949 senesinde, kücürnsenmiyeoek nisbette düşmesine mukabil 1951 den sonra, gayri safî millî is­tihsalin ve ferd basma isabet eden yıllık vasati gelirin ehemmiyetli mik­
tarlarda yükselmekte olduğunu görmekteyiz.Nitekim 1950 senesinde 9 milyar 881 milyon lira olan gayri safî millî is­tihsal, 1951 senesinde 12 milyar 53 milyon liraya, 1952 senesinde 14 mil­yar 210 milyon liraya, 1953 senesinde de 16 milyar 321 milyon liraya yük­selmek suretiyle 1949 senesine nazaran yüzde yüz bir artış kaydetmiştir.

Dört sene gibi kısa bir zamanda elde edilen bu neticeler son derecede göğüs kabartıcı olmakla beraber muhtelif iktisadî sahalara yapılan yatı­rımların ikmal edilerek işletmeye açılmalarının ve birer istihsal ve gelir kaynağı olarak iktisadî faaliyetlerde müessir olmağa başlamalarının, ya­tırımların nevilerine ve vüsatlerine göre az çok zamana mütevakkıf bu­lunduğunu hatırlatmak isterim.

Biraz sonra, mevzular itibariyle ve rakamlarla izah edeceğim veçhile hü­kümetinizin 1950 den sonra giriştiği ve yekûnu birçok milyarları aşan yatırımların büyük kısmı henüz inşa veya ikmal safhasındadır. Önümüz­deki yıllarda bu yatırımların tamamlanarak fiilen istihsale açılmaları temin olunduğu vakit gayri safî millî istihsal rakamlarının da daha bü­yük mikyaslarda artmağa başladığı görülecektir.

Nitekim Garbî Avrupa memleketlerinin 1945-1946 yıllarından itibaren gi­riştikleri sermaye yatırımları ancak 5-6 sene sonra semerelerini vermeğe başlamış ve bu memleketlerin millî ekonomilerinin son yıllarda birden kuvvetlenerek sağlam bir muvazeneye ulaşmalarının en mühim sebebini teşkil etmiştir. Halbuki, bu memleketlerde tahrip edilen sanayi ve tesis­leri yeniden kurmak için lüzumlu iklim, her türlü şart ve vasıtalar, yol­lar, limanlar, barajlar, teknik elemanlar ve bunları yetiştiren mektepler, üniversiteler, kurulmakta olan fabrikalarla tesislerin makine ve teçhiza­tını imal eden sanayi ve nihayet gerekli sermaye kaynakları esasen mev­cut bulunuyordu. Buna mukabil memleketimizde her vasıta ve tesisi ye­niden vücuda getirmek, teknik eleman yetiştirmek, gerek inşa, ıgerek iş­letmenin icabettirdiği her türlü makine ve teçhizatı döviz sarfı ile hariç­ten getirmek, hepsini birer birer, tam zamanında ve yerinde hazır bulun­durmak ve bütün bunlara zamimeten yol, baraj, liman, sulama tesisleri, silolar,hangarlar, hattâ mektepler, üniversiteler, hastahaneler yapmak, bütün köy, kasaba ve şehirlerin elektrik ve su şebekelerini inşa etmek, bilcümle içtimaî hizmetleri ve tesisleri yeni baştan kurmak ve bunların yanında iktisadî emniyeti, devamlılığı ve istikrarı temin etmek ve heyeti umumiyesiyle mevcut olmayan toptan ve geniş ölçüde iktisadî cihazlan-nıanın ve muazzam bir iktisadî kalkınmanın umumî vasatını, diğer bir tabir ile iklimini yaratmak gibi cidden müşkül bir vazife ile karşılaşmış bulunuyoruz.Bu izahat, uzun yıllar ihmal edilmiş olan memleketimizde iktisadî kal* Icınma faaliyetlerinin misal verdiğimiz Garp memleketlerine nazaran as­la kıyas kabul etmeyen ne ağır şartlar altında ve ne büyük müşküllere rağmen başarılmakta olduğunu açıkça göstermektedir. Bu sebepledir ki 1949 ve 1950 ile 1953 yılları arasında gayri safî millî istihsal rakamlarında kaydedilen inkişaf, iktisadî kalkınma mevzuunda girişilmiş olan ve yapıl­makta bulunan hamlelerin pek cuz'î bir kısmını ve ancak 1953 den önce ikmal edilmiş islerin istihsale in'ikâsını göstermektedir.Diğer taraftan memleketimizde millî gelir istatistiklerinin ve bu istatis­tikler üzerindeki çalışmaların çok yeni olduğunu hatırlatmak isterim. Bu mevzuda ancak yıllar süren devamlı çalışmalar ve bir seneden diğe­rine yapılacak mukayeseler sonunda memleket ekonomisinin hakikî in­kişaf seyrini sıhhate yakın bir şekilde tesbit etmeğe elverişli esaslara ve metodlara vasıl olmak mümkündür.

Bu itibarla, millî gelir komitesinin son seneler için verdiği rakamlar: ih­tiyatla telâkki' etmek ve gayri safî millî istihsaldeki inkişafı sıhhatli bir şekilde aksettirecek esaslar bulunduğu vakit rakamların daha da yükse­leceğini şimdiden derpiş eylemek lâzımdır.Zira, gerek muhtelif istihsal kollarında ve gerek bellibaşlı istihlâk ra­kamlarında kaydedilen bir kaç misli artışlar, gayrı safî millî istihsalde ve vatandaş gelirlerinde 1950 den bu yana vaki inkişafın, elde mevcut ra­kamların çok fevkinde olduğuna gösteren kuvvetli endekslerdir.Bununla beraber, hemen bütün ileri sanayi memleketlerinde gayrı safî millî istihsal artışları yıllık vasatisinin %2,5 ile %3 arasında seyrettiği nazara ahnırsa, dört sene gibi çok kısa bir zamanda ve tamamen gayrı müsait dünya şartları içinde tahakkuk ettirilen ve yıllık vasatisi 9r25 i bulan bu muazzam gayrı safî millî istihsal artısının ehemmiyet ve kıy­meti daha iyi takdir edilir.Muhterem  arkadaşlar,

Elde edilen bu neticeler, hükümetinizin iş basma geldiği günden itibaren memleketin zengin tabii ve beşeri kaynaklarım faaliyete getirmek üzere takibine başladığı yapıcı, iktisadî ve malî politikanın ilk senelerini teş­kil etmektedir. Bu politikanın mesnetlerini ve umumî istikametlerini şu üç esasta toplamak mümkündür.

Bu esaslardan birincisini istihsale, sermaye yatırımlarına ve hususî .te­şebbüsün geliştirilmesine verilen ehemmiyet teşkil etmektedir. Hükü­metiniz, iktisadî kaynaklan ağır bir şekilde ihmal edilmiş olan bu mem­lekette, iktisadî kalkınmanın ve gayrı safî millî hasıla, iş ve istihsal hac­minin artırılmasının, yıllık millî .gelirin en büyük kısmının istihsale, ser­maye yatırımlarına tahsisi ve hususî teşebbüsün çok geniş mikyasta teş­vik ve takviye edilmesi sayesinde tahakkuk eyliyeceğine kani olarak memleket hizmetini deruhte etmiş bulunmaktadır. Bu sebepledir ki 1950 den önceki yıllarda cok sert bir şekilde tatbik edilmiş bulunan kısır dev­letçilik politikasına derhal son verilmiş, buna mukabil, zengin tabii kav-naklarımızı birer birer işletmeye açacak geniş serrnave yatırımları sle alınmış, vatandaşların muhtelif istihsal kollarında veni veni teşebbüs­lere ve yatırımlara girişmeleri bütün vasıta ve imkânlardan favdalanılarak teşvik ve takviye olunmuştur. Bu suretle,, memlekette ilk defa ola­rak: sermaye terakümünü ve bu sermayelerin muhtelif işletme ve istihsal kollarına akmasını mümkün kılacak şartlar .tahakkuk ettirilmiş, geniş vatandaş kitlelerine, yeni teşebbüsler kurmak, mevcut işlerini ve işlet­melerini tevsi etmek için lüzumlu imkânlar ve emniyet şartları temin olunmuştur. Ayrıca bellibaşlı ziraî mahsullerimize tatbik edilen nıüste-kar fiyat politikası ile çiftçimizin daha. fazla istihsalde bulunma, daha fazla çalışma ve kazanma şevk ve gayreti teşvik edilmiştir.

Tatbik ettiğimiz iktisadî politikanın ikinci mesnedini istihsale matuf kre­dilerin arttırılması teşkil etmektedir.

Filhakika hükümetiniz, iş başına geldiği tarihten itibaren evvelâ ziraî kredilerden başlıyarak bütün istihsal kollarında, çiftçi ve müstahsilleri­mizin ve teşebbüs erbabının muhtaç oldukları yatırım ve işletme kredi­lerinin arttırılmasına büyük bir ehemmiyet atfetmiş bulunmaktadır. Bu suretle istihsal faaliyetleri muhtaç olduğu en mühim kaynaklardan biri­ne kavuşturulmuş, müstahsil ve teşebbüs erbabı, kredi darlığının ağır tazyikinden kurtarılarak daha geniş mikyasta istihsal etmek ve mahsu­lünü değer fiyatına satmak imkânlarına kavuşturulmuştur.

Üzerinde ehemmiyetle durduğumuz üçüncü nokta da, malî politikanın ve bütçelerimizin istihsal faaliyetlerini teşvik ve takviye edecek şekilde ayarlanması keyfiyetidir.Bu cümleden olmak üzere, iş ve istihsal hacminin inkişafına mani olan vergilerin ya tamamen ilgası veya hafifletilmesi ve iktisadî faaliyetleri tazyik etmiyecek şekilde ayarlanması yoluna gidilmiştir. Diğer ver kanunlarının da, iktisadî faaliyetleri teşvik edecek esaslara göre yeniden tadil veya mevcutların yerine yeni gelir kaynaklarının ve vergi usulle­rinin ikamesini temin edecek çalışmalara başlanmıştır.Diğer taraftan devlet bütçelerinden yapılan yatırımlar yeni bir anlayış­la ele alınmış ve 1950 den önceki senelerde olduğu gibi devlet parasının verimsiz sahalarda israf edilmesi usulüne son verilmiştir. Buna mukabil her .sene miktar ve nisbeti gittikçe arttırılan yatırım tahsisatının, mem­leketin iktisadî kalkınmasını ve vatandaşların istihsal faaliyetlerini des-tekîiyecek en hayatî mevzulara tevcihi prensip ittihaz olunmuştur. Bu suretle, eski devirlerin ağır ihmalleri yüzünden bir türlü ele alınmamış olan yol, barınak, iskele, liman, bataklıkların kurutulması, sulama tesis­leri ,barajlar, termik ve hidro-elektrik santralları, elektrik nakil hatla­rı, silolar, mektep ve hastahane inşaatı gibi memleketin iktisadî ve iç­timaî kalkınması bakımından ön plânda ve birinci derecede ehemmiyeti haiz bulunan yatırımlara ve hizmetlere geniş tahsisat ayrılması mümkün kılınmıştır.Filhakika, devraldığımız 1950 bütçesindeki yatırımlar yekûnu 280 mil­yon liradan ibaret bulunduğu halde, bu defa tetkiklerinize arzedilen 1955 bütçesinin yatırım tahsisatı yekûnu 886 milyon liraya çıkarılmak sure­tiyle üç mislinden fazla bir seviyeye yükseltilmiştir.

Bu miktara, iktisadî devlet teşekkülleriyle, muhtelif iktisadî müessesele­rin ve nihayet hususî teşebbüsün 10 milyar liraya yaklaşan kitle halin­deki yatırımları da ilâve olunursa 1950 den bu tarafa memleketin nasıl hummalı bir kalkınma faaliyeti ve heyecanı içinde bulunduğu, nasıl   birkuruluş ve yeniden doğuş safhasına girdiği, vatan sathının bir şantiye haline geldiği kolayca takdir olunur.

Muhterem arkadaşlar,

3 950 den önceki yıllarda ziraat istihsalimizin komşu memleketlerle dahi esasları hakkındaki bu izahattan sonra, ziraat, sanayi ve maden kolların­daki istihsal artışlarına ve çalışmalara kısaca bir göz atmak faydalı ola­caktır.

Gayrı safî millî istihsal rakamları ve iktisadi kalkınma faaliyetlerinin Memleketimizin bir ziraat memleketi olara'k vasıflandırılmasma rağmen kıyaslanmıyacak kadar düşük bir seviyede kaldığını ve halkımızın yi­yecek ihtiyacını dahi 'güç kar sılay ab ildiğini göz önünde tutan hükümeti­niz, iktidara gelişimizin ilk günlerinden itibaren ziraî istihsali süratle art­tırmak için elde mevcut bütün kaynakları seferber etmiştir. Bu cümle­den olmak üzere çiftçimiz modern teknik vasıta ve makinelerle teçhiz edilmiş, ziraî kredi hacmi kısa zamanda birkaç misline yükseltilmiş, top­rak ve tohumluk tevziatı eski senelerle kıyaslanmıyacak bir seviyeye çı­karılmış, teknik ziraat bilgilerinin yayımına ve sun'î gübre istimaline ehemmiyet verilmiş, küçük ve büyük suisleri geniş ölçüde ele alınmış, ziraî mahsuller müstekar fiyatlı emin pazarlara kavuşturulmuş, istihsal mmtakaları her mevsimde geçit veren yollarla istihlâk piyasalarına ve ihraç limanlarına bağlanmıştır. Derhal tatbikine başlanan bu ve benzeri tedbirler sayesinde hububat istihsalimiz, 1950 senesinde 7 milyon 764 bin tona mukabil 1951 senesinde 10 milyon 679 bin tona, 1952 senesinde 12 milyon 242 bin tona, 1953 senesinde de 14 milyon 344 bin tona yükselmiş­tir. İklim şartlarının tamamen gayri müsait olmasına ve hemen hemen bütün istihsal mmtakalarmı ağır bir şekilde müteessir eden umumî bir kuraklığa rağmen 1954 istihsali de 9 milyon 598 bin tondur. Hububat is­tihsalinde 1934-1938 seneleri vasatileri ile 1946-1949 vasatileri arasında bariz hiç bir fark bulunmadığı, her iki vasatinin de 6 milyon 900 bin ton civarında kaldığı ve 1949 istihsalinin 5 milyon 350 bin tondan ibaret bu­lunduğu nazara alınırsa 1950 senesinden bu yana, ziraî istihsal sahasın­daki çalışmalarımızın muvaffakiyet derecesi daha iyi anlaşılmış olur.

Ziraî ekilis sahası da 1946-1949 senelerinde, 8 milyon 695 bin hektardan ibaret iken 1954 yılında 12 milyon 862 bin hektara yükselmek suretiyle */o48 artış kaydetmiştir. Aynı veçhile 1946-1949 senelerinde hektar basma hububat istihsal vasatisi 908 kilodan ibaret iken 1953 senesinde %42.7 nisbetinde bîr artışla 1295 kiloya yükselmiştir.

Bu suretle, tamamen gayrı müsait iklim şartlarına rağmen 1954 senesin­deki hububat İstihsali 1949 senesine nazaran r/r79.5 ve 1946-1949 yılları vasatisine nazaran da % 39 nisbetinde daha fazla 'olduğu gibi 1951 den Önceki bütün yılların en yüksek istihsalinin de fevkindedir.

Bu rakamlar, 1951, 1952, 1953 senelerinde ziraî İstihsalde kaydedilen mu­azzam artışların sadece müsait iklim şartlarının bir neticesi olduğu yo­lundaki iddiaların ne kadar yersiz ve hakikatten uzak bulunduğunu açık­ça göstermektedir. Cok iyi hatırlanacağı veçhile, hükümetiniz bu müna­kaşalar şırasında, iklim şartlarının daima değişebileceğini, fakat münirn olan şeyin çiftçimizin teknik vasıta ve istihsal usullerivle teçhizi, lüzum­lu kredi imkânlarına kavuşturulması, ziraî istihsal faaliyetlerinin desteklenmesi sayesinde elde edilen büyük faydalar ve istihsal kapasitesi ar­tışları olduğunu ifade etmişti.Şimdi istatistik rakamları da 1950 den bu tarafa sarfedilen üstün gay­retlerle elde edilen istihsal kapasitesi artışları sayesinde, 1954 senesine ait istihsalin 1950 den önceki en feyizli senelerin istihsal rakamlarının dahi kat kat fevkinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Son üç senede ge­rek ekiliş sahasında ve gerek istihsal veriminde sağlanan ve her biri % 50 ye yakın oîan artışlar sayesinde, diğer sahalarda olduğu gibi ziraî is­tihsal sahasında da 1950 deri önceki yıllara nazaran adeta ikinci bir vatan sathı elde edilmiş olduğunu göstermektedir.Madenciliğimizin inkişafını sağlamak üzere 1950 senesinden sonra, giri­şilmiş bulunan geniş yatırımların büyük kısmı henüz ikmal edilerek iş­letmeye açılmamış olduğu halde, maden, kömürü istihsali 1949 senesinde 4 milyon 182 bin tondan 1953 senesinde 5 milyon 654 bin tona ve bellibaşlı madenlerimizden bakır, krom, demir, kükürt ve manganez istihsali de1949senesinde 699 bin tondan 1953 senesinde 1 milyon 533 bin tona yük­
selmek suretiyle  120 ye yakın bir  artış kaydetmiş bulunmaktadır.Diğer taraftan, son zamanlarda memleketimizde volfram, uranyum ve toryum gibi dünya stratejisinde pek büyük ehemmiyeti haiz kıymetli madenler keşfedilmiş bulunmaktadır. Bu madenler üzerindeki çalışma­lar süratle ilerlemektedir.1950 den bu tarafa, hususi teşebbüsün maden araştırma ve   işletmelerinebüyük bir alâka gösterdiğini    memnuniyetle üşahede etmekteyiz.  1945senesinden 1950 yılı sonuna kadar hususî müteşebbislere verilmiş olanmaden arama ve işletme ruhsatnamelerinin yekûnu 1822 den ibaret bu­lunduğu halde, 1950 den 1954 yılı sonuna kadar cem'an 3883 ruhsatnameverilmiştir. Ayrıca 15 bine yakın ruhsatname talebi de tetkik edilmekte­dir.Geçen devrede meriyete vazedilmiş olan maden kanununun bu sahadaki faaliyetleri pek ziyade teşvik ettiğini memnuniyetle kaydetmek isterim. Ayrıca, geçen sene yüksek Meclisin kabul buyurduğu Petrol Kanununun tatbikatından elde  edilecek  neticeleri  büyük bir  ümitle beklemekteyiz.Hâlen sekiz yabancı petrol şirketi memleketimizde jeolojik araştırmalar­da bulunmaktadır. Bu araştırmalar ikmal edildikten sonra istihsal ve iş­letmeye geçilecektir.Sanayi sahasındaki çalışmalara gelince, dört senedenberi alınmış olan tedbirler ve sarfedilen gayretler sayesinde sanayi sahasında kaydedilen inkişaf ziraat ve madencilik sahalarındaki kalkınmadan daha az olmamış­tır. 1948 senesinin sanayi istihsal endeksleri yüz itibar edildiği takdirde 1954 senesinin ilk dokuz ayı zarfındaki sanayi istihsal hacmine ait endeksler 150 nin fevkindedir.Ancak sanayi istihsal endekslerinin, sanayi istihsal hacminde kaydedilen hakikî inkişafı aksettirmediği görülmektedir. Zira, muamele vergisine ta­bi müesseselerin istihsalleri yekûnu dahi 1949 senesinde 583 milyon lira­dan ibaret olduğu halde 1954 senesinde 1 milyar -303 milyon liranın fev­kineKe.cii 1949 senesinde muamele vergisine tabi müesseselerin adedi 2500 den ibare' iken, bu miktar da 5612 ye yükselmiştir.Bu rakamlar son dört sene İçinde sanayi sahasında kaydedilen artışların çok mühim yekûnlara baliğ olduğunu açıkça göstermektedir.Ancak sanayi sahasına vaki yatırımların ziraat sektöründe olduğu gibi kısa zamanda ve ekseri ahvalde birkaç ayda netice verecek neviden ol-mdıklannı ve yatırımın nev'ine ve vüs'atine göre uzunca zamana ihti­yaç arzettiklerini daima hatırda tutmak lâzımdır. Diğer taraftan halen inşaları devam eden veya ikmal edilmek üzere bulunanlar yanında 1954 senesinin muhtelif aylarında isletmeye açılan yeni fabrika ve teşekkülle­rin temsil ettikleri yüksek istihsal kapasitelerinin 1954 istihsal endeksle­rine tesirinin pek cüz'î kalacağını da nazarı dikkate almak icabeder. Bu nevi teşekküller, ancak Önümüzdeki senelerden itibaren tam kapasiteleri ile çalışır hale gelecekleri için sanayi sahasındaki gayretlerimizin ne­ticelerini asıl gelecek yıllarda idrak etmiş olacağız.Sanayi sahasına vaki yatırımlarımızın vüsat ve ehemmiyeti hakkında top­lu bir fikir vermek üzere memleketin iktisadî kudretini arttırmak mak-sadiyle 1950 den bu tarafa girişilen ve yekûnu 10 milyar liraya yaklaşan kitlevî sermaye yatırımları ile son dört senede tahakkuk ettirilen işler hakkında muhtelif sektörler itibariyle daha teferruatlı izahat vermeyi faydalı bulmaktayım.

Muhterem arkadaşlar,

Buraya kadar verdiğim izahat ve gayrı safî millî istihsalde ziraat, sanayi ve madencilik sektörlerinde bir mislini aşan artışlar, hükümetinizin 1950 den bu yana memleketin iktisadî kalkınmasını bir an önce tahakkuk et­tirmek üzere giriştiği muazzam teşebbüsleri ve sarfedilen gayretleri lâyıkı veçhile tebarüz ettirmeğe, elde edilen neticeler hakkında tam bir fikir vermeğe kâfi değildir.Biraz sonra, vapılan ve yapılmakta olan işler, kurulmakta olan yeni ve muazzam tesisler hakkında, sektörler itibariyle vereceğim izahat ve ra­kamlar, bu memlekette istihsal kaynaklarını süratle isletmeye açmak, ik­tisadî kudretimizi ve halkımızın gelir ve refah seviyesini daha çok yük­seltmek için nasıl bir geniş programla çalışıldığını ve tesbit edilen hedef­lere nasıl emin bir şekilde ulaşılmakta olduğunu gösterecektir.

Ancak girişilmiş olan bu muazzam yatırımların rjek büyük_kısmı halen inşa safhasındadır. SarfediJen geniş gavretlere vs şimdiye kadar milyar­lar harcanmış olmasına rağmen bu tesisler, henüz isletmeye açılamamış­tır. Bir kısmı ikmal edilmek üzeredir. Bir kısmının da temelleri atılmış, inşalarına hızla devam olunmaktadır.

Bövle bir safhada memleketin bütün kaynaklan ve imkânları seferber edilerek pek bü^ük isler vaDÜdım veya yapılmakta olduğu halde, kuru­lan ve kurulmakta olsn tes'^r henüz istihsale başlamadıkları ic'n, fiilî neceleTî rneı-r^eket ekonomisine getirilmekte olan büvük kuvvetler ve ÖnümÜ7deki yılH-Ha ulanılacak olan istihsal kapasitelerin vüsat ve aza­meti lâvıkı veçhile anlosılamam.akt.adır. Fakat önümüzdeki 'iki ür sere-i^ind" bu isİPT- bİror birer tamamlanarak isletrneve açıldıkları zaman memleketin iktisadî ve içtimaî çehresinin birden değiştiği yüksek istihsal seviyeli, yüksek gelir seviyeli ve çok geniş imkânlara sahip, yeni bir Türkiye'nin bütün azametiyle dünya ekonomisinde lâyık olduğu mevkii aldığı görülecektir. Nitekim, 1950 den bu tarafa girişilmiş olan yatırım­ların pek mahdut kısmı ikmal edilmiş olduğu halde, muhtelif istihsal sektörlerinde daha şimdiden elde edilen neticelerin, 1950 seviyesinin en az bir misli fevkinde olması bunun kuvvetli bir delilini teşkil eder."Bu izahattan sonra, 1950 den bu tarafa muhtelif sahalara yapımış ve ya­pılmakta olan yatırımların umumî bir tahliline geçebiliriz.Evvelâ sulama ve kuvvei muharrike tesislerinden başlıyacağım.Millî ekonomimizde ziraat sektörünün ehemmiyeti aşikâr bulunduğu halde memleketteki su cereyanlarını islâh etmek, bataklıkları kurutmak, her sene birçok şehir ve kasabalarla en münbit ziraat mıritakalarında çiftçiye büyük zararlar iras eden su taşkınlarını ve afetleri önlemek, mümkün olan yerlerde ve sahalarda kurak arazinin sulanmasını temin etmek hususunda 1950 senesine kadar hemen 'hiçbir faaliyet gösterilme­miş olması ziraî istihsalimizin düşük seviyede kalmasının âmillerinden "birini teşkil etmekte idi.Bu sebepledir ki, 1950 senesinde 9 milyon hektarı aşan ekiliş sahasından ancak 63 bin hektar sulanabilmekte idi. O 'tarihe kadar kurutulan batak­lıkların miktarı 30 bin hektar idi. 107 bin hektar arazi ve ancak 16 kasa­ba veya köy selden korunabiliyordu.

Hükümetinizin 1951 yılından itibaren aldığı devamlı tedbirler sayesin­
de halen sulanan arazinin yekûnu   
..............................................  350.500 hektara

Kurutulmuş bataklıkların sahası    ................................................  204.250 hektara

"Taşkın ve selden korunan arazinin sahası   ..............................  363.250 hektara

Taşkın ve selden korunan şehir, kasaba ve köylerin adedi de 131 e yük­seltilmiş bulunmaktadır.

1955 bütçesiyle teklif olunan tahsisat ile yapılacak işler de nazara alı-Tiırsa

"Sulanan arazi                  .............................................................................   550. bin hektara

Kurutulmuş     bataklıkların     sahası     .....................................  300 bin hektara

'Taşkın, ve selden korunan arazi  ............................. ,.....................   550 bin hektara

T-.-V--1 ı?e selden korunan şehir, kasaba ve köylerin adedi de 160 a yükselcektîr.

Bu rakamlara, yapılmakta olan bebüyük baraj ile mıntaka hidroelektrîk ait barailann sağlıyacakları pek mühim istifadeler dahil  değildir.

Avrıca hükümetinizin yeraltı sularından istifade ederek geniş sahaları  hulusunda büvük gavretler sarfettiğini ve halen üzerinde çsh tamamlandipı vakit eem'an 100 bin metre derinliğinde 500 arteziyen kuyusu açılmış olacağını  da ifade etmek isterim.

Diğer köylerimiz içme suyundan mahrum bulunuyordu. O tarihten bit yana devlet bütçesinden ayrılan tahsisatla 20.245 köy içme suyuna ka­vuşturulmuş olup geri kalan köylerin içme suyu da önümüzdeki yıllar­da temin edilmiş olacaktır.

Bu işler için, 1950 den bu tarafa devlet bütçelerinden sarf edilen parala­rın yekûnu 276 milyon lirayı bulmaktadır. 1955 bütçesiyle verilen tahsi­sat da bu miktara ilâve edildiği takdirde 432 milyon liraya baliğ olacak­tır.

Bunlara zamimeten, İller Bankası vasıtasiyle 238 şehir ve kasabanın su tesisatı için. 28 milyon lira sarfedüdiğini, hâlen, inşaları devam edenler tamamlandığı vakit Î950 den sonra su tesisatına kavuşturulan şehir ve-kasaba adedinin 302 ye beliğ' olacağını ve bu maksat için İller Bankası kanaliyle harcanacak para miktarının da 73 milyon liraya yükseleceğ­imi arzederim.

Arkadaşlar,

Memleketimizin sanayileşmesinde, is ve istihsal hacminin arttırılmasın­da büyük ehemmiyeti haiz bulunan kuvvei muharrike mevzuunun 1955senesine kadar tamamiyle ihmal edildiği malûmunuzdur. Nehirlerimiz­den ve diğer su cereyanlarımızdan istifade ederek ucuz ve bol miktarda, elektrik istihsali kolayca mümkün oldu&u halde 1950 senesinde büyük kısmı mazot veva kömürle isleven mahdut miktardaki şehir ve kasaba santrallan ile 60 bin kilovat takatindeki Catalağzı Termik santral m dair istihsal edilen yıllık elektrik enerjisi 790 milyon kilovat saati geçmiyordu,

O tarihte Türkiyede nüfus başına isabet eden yıllık elektrik istihsalinin: ancak 38 kilovat saattan ibaret bulunmasına mukabil, Norveç,te 5700f Kanada'da 4330, Birleşik Amerika devletlerinde 2940, İsveç'te 2880. İs­viçre'de 2670, İngiltere'de 1170,. İspanya'da 295, Bulgaristan'da 190, Yu­goslavya'da 163. Yunanistan'da da 114 kilovat saat olduğu nazara alınırsa memleketin elektrik istihsali ve kuvvei muhaırike bakımından ne dere­cede geri   bir seviyede bırakılmış olduğu daha iyi takdir edilir.

Bu durumu gözönünde tutan hükümetiniz, kısa zamanda 15 adet orta çapta mmtaka hidroelektrik santralı ile 5 adet büyük hidro-elektrik te­sislerinin ve bunlara ilâveten düşük kaliteli kömür ve linyitlerden isti­fade etmek üzere kurulan ikinci Çatalağzı. Tunçbilek ve Soma termik: santrallarınm inşasına girişmiş bulunmaktadır.

Zikrettiğim bu barai ve elektrik santrallarınm, maliyeti 430 milvon lira­lık kısmı dış finansman olmak üzere 900 milvon liranın fevkindedir. Hep­si de 1956 - 1958 yıllarında isletmeye,açılmış olacaklardır.

Diğer taraftan İller Bankası, 366 şehir ve kasabanın elektrik santrallarî-île 13 mmtaka hidro-elektrik santralının inşasına başlamış olup bunlar-' dan 33 milyon lira değerinde 214 santralın da inşaları devam etmekte­dir.

Muhtelif elektrik santrallarmda üretilen ve ileride üretilecek olan elekt­rik eneriisini büyük istihlâk merkezlerine nakletmek üzere elektrikli na­kil hatları şebekesi de ehemmiyetle ele alınmış bulunmaktadır. 1952 se­nesinde ikmal edilerek isletmeye açılan ve 30 milyon lirava mal olan' 458 kilometrelik Catalağzı - İstanbul hattına ilâveten 125 milyon lira sarîı ile, ceman 3546 kilometrelik yeni hatların inşasına başlanmış ve bun-İardan 289 kilometrelik kısmı işletmeye açılmıştır.Bu çalışmalar neticesinde elektrik İstihsali 1954 sonunda 1,5 milyar kilo­vat saata yükselmek suretiyle 1950 senesine nazaran % 100 artmış bulun­maktadır. İnşa edilmekte olan büyük ve küçük santrallar ikmal edildiği -zaman memleketteki elektrik istihsali 3 milyar kilovat saati aşacak ve 1950 seviyesinin 5 misline yaklaşacaktır.

"Bunlara ilâveten yakın zamanda ele alınmak üzere, Kızılırmak, Sakarya, "Yeşilırmak, Büyükmenderes, Göksu, Aksu, Dicle ve Fırat üzerinde ve di­ğer muhtelif yerlerde 20 ye yakın baraj ve hidroelektrik tesislerinin pro­jeleri üzerinde çalışılmaktadır. Bu itibarla elektrik istihsalimizin 1958 yılı içinde 5 milyar kilovat saati aşacağını şimdiden söylemek mümkün­üdür.Bu izahat ve rakamlar, hükümetinizin, memleketin iktisadî kalkınması bakımından birinci derecede ehemmiyeti haiz bulunan kuvvei muhar­rike istihsalim artırmak maksadiyle nasıl geniş, bir programla ve ne dere­celerde büyük bir azimle çalıştığım açıkça göstermektedir.Diğer bir kuvvei muharrike kaynağı olan kömür istihsalini arttımrak üzere de 1950 den bu tarafa büyük gayretler sarfediİTniştir.Zonguldak kömür havzasının İslahı suretiyle istihsal kapasitesini arfrtır--mak üzere hazırlanan 381 milyon liralık ameneiman programının 1954 -yılma kadar 223 milvon liralık kısmı ikmal edilmiştir. Bu program tamawen tahakkuk ettirildiği zaman Zonguldak kömür havzasının 1949 se­nesinde 4 milyon 182 bin ton olan istihsal kapasitesi 1957 yılında 7 milyon tonun fevkine yükselecektir.Avrıca Garp linvitlerinin 1949 senesinde 1 milyon 272 bin ton olan istih­sal kapasitesini 3 milyon tona yükseltmek üzere tatbikine başlanan 62 milvon liralık İslâhat programının da 34 milyon liralık kısmı fiilen ta­hakkuk ettirilmiştir. Bu tesisler de 1957 senesinde tamamen ikmal edile­cektir.

"Diğer taraftan Azdavav kömür yataklarını işletmeye açmak üzere lü­zumlu hazırlıklara geçilmiş bulunmaktadır.T3u bahse son vermeden önce, hususî teşebbüsün madencilik sahasındaki çalışmalarının teferruatına girmeksizin maden mevzuundaki diğer yatı­rımlara da kısaca temas etmek isterim.Son aylarda kurulmuş olan petrol anonim ortaklığı Güney-doğu Anadolu petrol mmtakasmdaki çalışmalarına ve araştırmalarına hızla devam  et­mektedir. Yeni kuyular açmak üzere 1950 den bu tarafa sarf edilen pa­raların yekûnu 20 milyon lirayı mütecavizdir. Bu mmtakadan elde edi­lecek ham netrolleri  isletmek üzere kurulan ve Önümüzdeki aylarda iş­letmeye açılması beklenen rafineri tesisleri 30 milyon lirası dış finans--man olmak üzere 56 milyon liraya mal olacak ve yılda 330 bin ton ham -petrol işliyecektir. Bu rafineriden istihsal edilecek petrol ve petrol müş-tekatmm temin eyliyeceği döviz tasarrufuna zamimeten 200 bin ton da ".Tk-ömür tasarrufu sağlanacağı hesaplanmaktadır.Divriği demir, Keçiborlu - kükürt ve Murgul - bakır madenlerinin istihsal kapasitelerini arttırmak ve istihsal maliyetlerini düşürmek mak-sadiyle Etibank'm giriştiği cem'an 37 milyon liralık yeni amenejman programları, bu sene ve önümüzdeki yıl içinde ikmal edilerek işletmeye -açılacaktır. Kömür ve linyit madenleri de dahil olmak üzere yalnız başı­na Etibank'm madencilik sahasına yapmakta olduğu yatırımların yekûnu 479 milyon lirayı bulmaktadır.

Bunlara ilâveten bir kısım millî bankalarımızla Etibank, bazı yabancı müteşebbislerle birlikte, memleketin muhtelif mmtakalarında ve Garbi Anadoluda yeni demir madeni yatakları araştırmağa başlamıştır. Bu araştırmalar neticesinde, tesisin kurulacağı en münasip yer tesbit edilir edilmez ikinci demir ve çelik fabrikamızın temeli atılacaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Hükümetinizin, ziraat ve madenciliğimizin inkişafı yanında, memleketin tabii şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun bir şekilde süratle sanayileşme­sine çok büyük bir ehemmiyet atfettiğini bilhassa belirtmek isterim. Zi­ra ancak bu sayededir ki, memlekette bol miktarda yetişen ham madde ve ziraî mahsullerimizi işleyerek değerlendirmek, hariçten milyonlarca liralık döviz sarfiyle ithal ettiğimiz birçok sınaî maddeleri memleket da­hilinde imal ederek döviz tasarrufu sağlamak mümkün olacağı gibi mil­lî ekonominin muvazeneli 'bir şekilde inkişafı, memlekette iş ve istihsal veriminin arttırılması, teknik bilgilerin yayılması ve birçok vatandaşla­ra yeni ve emin iş sahaları yaratılması da kabil olacaktır.

Memleketimizin sanayileşmesi mevzuunda büyük faideler sağlayaca­ğından emin bulunduğumuz Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun mer­iyete vaz'ından bugüne kadar geçen müddet zarfında müracaatları ka­bul edilen 105 müessesenin temsil ettiği yabancı sermaye miktarı 82 mil­yon lirayı bulmaktadır. Bu müesseselerin İş finansmanını teşkil eden 150 milyon lira ile birlikte yalnız basma yabanci sermayenin iştirakiyle sanayi sahasma yapılan yatırımların yekûnu 232 milyon lirayı tecavüz etmektedir.

Müracaatları halen tetkik safhasında bulunan altı müessesenin temsil et­tiği 32,5 milyon liralık yabancı sermaye ve bunların iç finansmanı da ilâve edildiği takdirde, yabancı sermaye kanununun tatbikatından olmak üzere girişilen yatırımların  yekûnu  350  milyon liraya yaklaşacaktır.

Son zamanlara kadar, bu memlekete sermaye yatırmak maksadiyle, ne doğrudan doğruna ve ne de kredi açmak suretiyle hiçbir yabancının en ufak bir alâka göstermediği nazara alınırsa kısa zamanda elde edilen bu neticenin kıymeti ve memleketimize karşı duyulmağa başlanan emniyet ve itimadın mânası daha iyi anlaşılmış olur.Yabancı sermayeyi teşvik kanununun nesrinden sonra alâkalı ecnebi mu-hitîerce bu kanuna ıttua hasıl edilmesi ve tetkik edilerek bu mevzuda. harekete geçilmesi hususu uzunca bir zamana ihtiyaç gösterdiği hesaba katıldığı takdirde birkaç ay içinde meydana gelen 350 milyon lira gibi büyük rakam, yabancı sermaye kanununun ve onun mevzuunu teşkil eden sahanın ne derecelere kadar varit olduğu derhal takdir olunabilir. Memleketimizin süratle kalkınmasını temin edecek ve pek mühim kay­nak da artık bütün hızıyla harekete geçirilmiş addolunabilir.Yurdumuzun sınaî kalkınmasında ecnebi     kaynaklardan faydalanmayı temin eden diğer bir saha ve kaynak olarak, smaî kalkınma bankasının faaliyetlerine bir :göz atacak olursak, bu bankanın 1951 senesi ortaların­dan itibaren müteşebbislere açmağa başladığı yatırım kredileri ile alâ­kalıların kendi kaynaklarından bu kredilere ilâve ettikleri miktarlarla, bu kanaldan sanayi sahasına 400 milyon liralık yeni yatırımlar temin edildiğini görürüz.

Bunlar, yani yabancı sermayeyi teşvik kanununun tatbikatı ve sınai kalkınma bankası, yabancı sermayeden faydalandığımız iki kaynaktır. Ancak diğer milletlerin ekonomileriyle temasa geçmek suretiyle iktisadî kalkınmamız hususunda temin ettiğimiz yatırımlar ve faydalar bunlar­dan ibaret değildir.

Büyük baraj ve hidroelektrik tesislerinin, limanlar, silolar, çimento fab­rikaları, şeker fabrikaları, azot sanayii ve benzeri bir çok ana tesislerin kurulması hususunda temin edilen orta ve uzun vadeli dış kredilerle yardımları yukarıki rakamlarla birlikte nazara aldığımız takdirde diğer dost milletlerin ekonomileriyle temasa geçmiş olmamızın hayırlı netice­leri olarak yekûnu milyarları aşan bir yabancı sermayeyi memleketin iktisadî kalkınmasına iştirak ettirmiş bulunuyoruz. Bu sahada elde edi­len neticeler temin edilen istifadeler, bir günden diğerine, süratle ve büyük miktarlarda artmaktadır.

Hükümetinizin, memlekette hususî teşebbüsü teşvik ve takviye etmek üzere aldığı tedbirler sayesinde hususî teşebbüslerin sanayi sahasına ya­tırımları ve istihsal kapasiteleri gün geçtikçe artmaktadır. Mevcut son malûmat memleketimizdeki fabrika adedinin 1950 senesinde 2335 den 1954 sonunda 4 bin 527 ye yükseldiğini ve ayrıca 165 fabrikanın da inşa halinde bulunduğunu göstermektedir.

Hususî teşebbüsün sanayi sahasına sermaye yatırımları hakkında verilen bu umumî malûmattan sonra, bir kısım iktisadî devlet .teşekküllerinin de iştirakiyle kurulmakta olan bellibaşlı sanayi gruplan ve ezcümle, seker ve çimento fabrîkalariyle, azot sanayii ve Sümerbankm yatırımları hak­kında kısaca izahat arz etmek isterim.

Şeker sanayiinin ,mühim bir isletme mevzuu olduğu kadar, ziraî işlet­meciliğimize münavebe imkânlarını, modern ziraat tekniğini getirmesi, çiftçimizin gelir ve refah seviyesini yükseltmesi ve hayvancılığın kalkın­masında mühim faydalar sağlaması bakımından hususî bir ehemmiyeti haiz bulunduğunu izaha lüzum dahi görmüyorum. Diğer taraftan halkı­mızın gelir seviyesinin süratle yükselmesi muvacehesinde ya yeni fab­rikalar kurmak suretiyle seker istihsalini gittikçe artan talep hacmini karşılayacak seviyeye yükseltmek veyahut hariçten her sene külliyetli miktarda  seker  ithal  etmek mecburiyetiyle  karşılaşmış  bulunuyorduk.1927 - 1934 yılları arasında kurulmuş olan 4 şeker fabrikasından sonra, eski hükümetlerin şeker sanayiine ehemmiyet vermedikleri ve zaman zaman talep hacminde müşahede edilen yükselmeleri fiyat zamlariyle bertaraf etmeğe çalıştıkları nazara alınırsa 1950 den sonra hükümetini­zin bu mevzuu da nasıl müsbet bir şekilde ele aldığı ve bir taraftan çift­çilerimize yeni istihsal ve gelir sahaları yaratmağa çalışırken diğer ta­raftan artan ihtiyaçları memleket içinden temin etmek ve halkımıza yeni iş sahaları açmak hususunda ne büyük gayretler sarfettiği anlaşılmış olur.Temin eden diğer bir saha ve kaynak olarak, smaî kalkınma bankasının faaliyetlerine bir :göz atacak olursak, bu bankanın 1951 senesi ortaların­dan itibaren müteşebbislere açmağa başladığı yatırım kredileri ile alâ­kalıların kendi kaynaklarından bu kredilere ilâve ettikleri miktarlarla, bu kanaldan sanayi sahasına 400 milyon liralık yeni yatırımlar temin edildiğini görürüz.

Bunlar, yani yabancı sermayeyi teşvik kanununun tatbikatı ve sınai kalkınma bankası, yabancı sermayeden faydalandığımız iki kaynaktır. Ancak diğer milletlerin ekonomileriyle temasa geçmek suretiyle iktisadî kalkınmamız hususunda temin ettiğimiz yatırımlar ve faydalar bunlar­dan ibaret değildir.

Büyük baraj ve hidroelektrik tesislerinin, limanlar, silolar, çimento fab­rikaları, şeker fabrikaları, azot sanayii ve benzeri bir çok ana tesislerin kurulması hususunda temin edilen orta ve uzun vadeli dış kredilerle yardımları yukarıki rakamlarla birlikte nazara aldığımız takdirde diğer dost milletlerin ekonomileriyle temasa geçmiş olmamızın hayırlı netice­leri olarak yekûnu milyarları aşan bir yabancı sermayeyi memleketin iktisadî kalkınmasına iştirak ettirmiş bulunuyoruz. Bu sahada elde edi­len neticeler temin edilen istifadeler, bir günden diğerine, süratle ve büyük miktarlarda artmaktadır.

Hükümetinizin, memlekette hususî teşebbüsü teşvik ve takviye etmek üzere aldığı tedbirler sayesinde hususî teşebbüslerin sanayi sahasına ya­tırımları ve istihsal kapasiteleri gün geçtikçe artmaktadır. Mevcut son malûmat memleketimizdeki fabrika adedinin 1950 senesinde 2335 den 1954 sonunda 4 bin 527 ye yükseldiğini ve ayrıca 165 fabrikanın da inşa halinde bulunduğunu göstermektedir.

Hususî teşebbüsün sanayi sahasına sermaye yatırımları hakkında verilen bu umumî malûmattan sonra, bir kısım iktisadî devlet .teşekküllerinin de iştirakiyle kurulmakta olan bellibaşlı sanayi gruplan ve ezcümle, seker ve çimento fabrîkalariyle, azot sanayii ve Sümerbankm yatırımları hak­kında kısaca izahat arz etmek isterim.

Şeker sanayiinin ,mühim bir isletme mevzuu olduğu kadar, ziraî işlet­meciliğimize münavebe imkânlarını, modern ziraat tekniğini getirmesi, çiftçimizin gelir ve refah seviyesini yükseltmesi ve hayvancılığın kalkın­masında mühim faydalar sağlaması bakımından hususî bir ehemmiyeti haiz bulunduğunu izaha lüzum dahi görmüyorum. Diğer taraftan halkı­mızın gelir seviyesinin süratle yükselmesi muvacehesinde ya yeni fab­rikalar kurmak suretiyle seker istihsalini gittikçe artan talep hacmini karşılayacak seviyeye yükseltmek veyahut hariçten her sene külliyetli miktarda  seker  ithal  etmek mecburiyetiyle  karşılaşmış  bulunuyorduk.1927 - 1934 yılları arasında kurulmuş olan 4 şeker fabrikasından sonra, eski hükümetlerin şeker sanayiine ehemmiyet vermedikleri ve zaman zaman talep hacminde müşahede edilen yükselmeleri fiyat zamlariyle bertaraf etmeğe çalıştıkları nazara alınırsa 1950 den sonra hükümetini­zin bu mevzuu da nasıl müsbet bir şekilde ele aldığı ve bir taraftan çift­çilerimize yeni istihsal ve gelir sahaları yaratmağa çalışırken diğer ta­raftan artan ihtiyaçları memleket içinden temin etmek ve halkımıza yeni iş sahaları açmak hususunda ne büyük gayretler sarfettiği anlaşılmış olur.Bu itibarla 150 milyon liralık kısmı dış finansman olmak üzere 300 mil­yon lira sarfiyle memleketin muhtelif mmtakalarmda 11 yeni şeker fab­rikası inşasına girişmiş bulunuyoruz. Bunlardan Adapazarı, Konya, Anı­ya ve Kütahya fabrikaları ikmal edilerek işletmeye açılmış bulunmak­tadır. İstihsal kapasiteleri yekûnu 93 bin ton olan bu dört fabrika 50 mil­yon lirası dıs finansman olmak üzere 103 milyon liraya mal olmuştur.

Geri kalan fabrikalardan Susurluk, Burdur, Kayseri fabrikaları bu sene içinde, Erzurum, Erzincan, Malatya ve Elâzığ fabrikaları da 1956 yılın­da işletmeye açılmış olacaklardır. Ayrıca beş fabrikanın da 957 yılında işletmeye açılması plânlaştırılmaktadır ki, bu suretle iktidarımız zama­nında 1957 yılma kadar kurulacak fabrikaların yekûnu 20 yi bulacaktır.

'Bu yatırımlar sayesinde, 1950 yılında şeker fabrikalarının istihsal kapa­sitesi 130 bin ton olduğu halde, hâlen 223 bin tona yükselmiştir.   1955 de açılacaklarla beraber bu yaz sonunda    şeker istihsal kapasitemiz 300 bin tonu bulacaktır. Biraz evvel de arzettiğîm gibi 1957 de 20 yeni seker fab­rikasına sahip olacağız.Bu vesile ile kurulmuş ve kurulmakta olan yeni şeker fabrikalarının, mahallî müteşebbisler, millî bankalar ve pancar ekicileri kooperatifleri­nin koydukları sermayelerle finanse edilmekte olduğunu ve bu suretle şeker sanayiinin kalkınmasının geniş kitlelerin teşebbüs ve alâkalarivle-yürütülmekte bulunduğunu memnuniyetle kaydetmek lâzımdır. Şimdiye kadar tesis edilmiş olan 16 pancar ekicileri kooperatifinin ortak savımı 170.420 ye, taahhüt ettikleri sermaye yekûnu 62 milyon beşyüz bin lira­ya baliğ olmuştur.Memleketin iktisadî kalkınmasını sağlamak üzere kurulmakta olan te­sislerin ve her türlü inşaatın en ziyade muhtaç olduğu maddelerden biri­si de çimentodur. 1949 - 1950 nenelerinde, rn emi eke t îrn izdeki çimento fabrikalarının yıllık istihsali 400 bin tonun dûnunda bulunuyordu. "Yîn? o tarihlerdeki çimento ithalât miktarı da 22 bin tondan ibaretti.O halde memleketin 1950 de istihlâk ettiği çimento miktarı 422 bin ton gibi çok küçük bir miktardan ibaretti. 1950 senesinden sonra girişilen te­şebbüsler neticesinde çimento istihsal kapasitesi bir milyon tonun fevki­ne çıkarıldığı halde, 1953 senesinde 537 bin ton, 1954 senesinde de 630 bin ton çimento ithal edilmiş, bu suretle fiilen istihlâk edilen çimento mikta­rı 1 milyon 600 bin tonu astığı halde zaman zaman çimento darlığı ile karşılaşılmıştır.

İnşaat ve tesisatın genişlemesiyle müterafik olarak memlekette çimenta ihtiyaç ve taleplerinin süratle arttığını ve daha büvük süratle artmakta devam edeceğini gözönünde tutan hükümetiniz 1953 yılında 21 çimento fabrikası kurmağa karar vermiş ve derhal lüzumlu teşebbüslere girismis;-1ir. 125 milyon liralık kısmı dıs finansman olmak üzere 250 milvon lira­ya mal olacağı hesaplanan bu fabrikalardan 3 ü bu sene içinde, 10 u 1956 yılında, mütebakisi cîe 1957 yılında isletmeve açılacaktır. Bu çi­mento istihsalimiz 1949-1950 yıllarının 395 bin tonuna mukabil 1957 pe­nesinde 2,5 milyon tona yükselecek ve mühim yekûnlara baliğ olan dö­viz sarfiyatı kalemlerinden biri daha bertaraf edilmiş olacaktır.Seker sanayiinde olduğu gibi, çimento fabrikalarının da mahallî bislerin ve millî bankalarımızın iştirakiyle teşekkül eden hususî şirketler tarafından inşa ettirilmekte olduğuna işaret etmek isterim. Ayrıca bir kısım fabrikalara % 10 nisbetinde yabancı sermaye de igtirâk etmiştir.

Ziraî istihsalimizin genişlemesi ve yer yer çeşitli ziraata gidilmesi, mem­lekette sun'î gübre ithalât ve sarfiyatını büyüK mikyasta artırmış bulun­maktadır. Bundan başka azot sanayiinin millî savunma ihtiyaçları bakı­mından arzettiği ehemmiyeti nazara alan hükümetiniz, Kütahyada 70-75-milyon lira sarfı ile bir azot ve sun'î gübre fabrikası kurmağa karar ver­miştir. Senede 270 bin ton linyit ve 106 bin ton alçı taşı kullanacak olan. bu fabrikada 60 bin ton amonyum sülfatlı gübre, 50 bin ton amonyum nitratlı gübre, 6 bin ton kesif asit nitrik ve bin ton amonyak istihsal edi­lecektir.

Bu fabrika daha hali inşada iken vakit kaybetmeksizin ikinci bir fab­rikanın daha temellerini atmak tasavvur ve teşebbüsleri üzerindeyiz.

Ayrıca, Ziraat Bankası ile bir yabancı müteşebbisin müştereken İskende-runda tesis ettikleri 100 bin ton istihsal kapasiteli süperfosfat fabrikası geçen sene işletmeye açılmıştır. Aynı yabancı firmanın iştiraki ile Garbı Anadolu'da ikinci bir süperfosfat fabrikasının projeleri üzerinde çalışıl­maktadır.

Bunlara ilâveten Etibank, 13 milyon 300 bin lira sarfı ile Murgul bakır madeninin bacasından intişar eden zehirli gazlardan her sene 70 bin ton. asit sülfrik istihsal etmek üzere yeni tesisler vücuda getiriyor.

1956 yılında işletmeye açılacak olan bu tesisler sayesinde, süperfosfat sa­nayiinin en mühim iptidaî maddesini memleket dahilinde istihsal etmek mümkün olacağı gibi Murgul bakır madeninin civardaki çiftçilere iras et­tiği ve her sene 3 milyon lira tutan zararlar da önlenecektir.

Ziraatimizin makineleştirilmesinin yarattığı mühim bir ihtiyacı karşıla­mak üzere, bir Amerikan firması ile müştereken ve Ankaradaki motor fabrikasından istifade suretiyle, traktör istihsal etmek üzere 20 milyon lira sermaye ile kurulmuş olan anonim şirket imale başladığı traktörleri yakında satışa çıkaracaktır. Bu tesislerin her sene 5 bin traktör ve kâfi miktarda yedek parça istihsal edeceği ve bu suretle dövizle karşılanan mühim bir ihtiyacın daha memleket dahilinden temin edilmiş olacağı he­saplanmaktadır. Yine bu mevzudan olmak üzere bir kamyon fabrikası­nın derhal faaliyete geçirilmesi hususu da mukaveleye bağlanmış bulu­nuyor. İlk mamulleri 1955 yılı içinde elde edeceğimizi ümit ettiğimiz bu yeni tesis ve teşebbüsümüzü memnuniyetle haber vermekteyim.

Son 4 yıl içinde süratle inkişaf eden sanayi gruplarımızdan birisi de men­sucat sanayii olmuştur. 1950 senesinde, pamuklu ve yünlü mensucat sa­nayii tesislerindeki iğ adedi 300 binden ibaret iken halen 1 milyona yak­laşmış bulunmaktadır. Sadece Sümerbank camiasına bağlı pamuklu men­sucat fabrikalarındaki iğ adedi 1950 senesinde 126 binden halen 215 bi­ne, yünlü fabrikalarındaki iğ adedi de 29 binden halen 53 bine yükselmiş bulunmaktadır.

Memlekette yeni kurulan fabrika ve tesisler sayesinde istihsal kapasite­sinin süratle arttırılmasına rağmen, halkımızın gelir ve refah seviyesinin yükselmesi neticesinde, başta pamuklu olmak üzere, mensucat ithalâtı­nın, 1950 senesine nazaran büyük ölçüde artarak, 1953 senesinde 120 milyon liraya yükseldiği görülmektedir Halen inşaları devanı etmekte olan yeni tesisler ikmal .edildiği zaman bu sahada da mühim döviz tasarrufları sağlanacaktır. Daha şimdiden elde edilen neticelerin fevkalâde memnu­niyet bahş olduğunu söylenebiliriz.Bu arada Sümerbanka bağlı kâğıt fabrikalarının yıllık istihsalinin 1959 senesinde 18 bin tondan halen 50 bin tonun fevkine yükseldiğini ve yıllık kâğıt sarfiyatının pek mühim bir kısmının memleket dahilinden temin edilebilir hale geldiğini ifade edersem hayret edilmemek icap eder.iktisadî kalkınma faaliyetlerinin artışı ile müterafik olarak demir ve çe­lik istihlâkinin de çok geniş mikyasta arttığı malûmunuzdur.Bu ihtiyacı daha Önceden nazara alan hükümetiniz Karabük demir ve çe­lik fabrikalarının istihsal kapasitelerini yükseltmek üzere lüzumlu İsla­hat ve tesislere başlamış bulunuyordu. Bu sayede, 1950 yılında hadde ma­mulleri istihsali 78 bin ton ve çelik mamulleri istihsali de 92 bin ton iken bu sayededir ki bugün, haddehane istihsali 137 bin tona, çelikhane istih­sali de 162 bin tona yükselmiştir.

Ciğer taraftan Karabük tesislerinin istihsal kapasitelerindeki tıkanıklık­ları bertaraf .ederek istihsal kudretlerini artırmak ve mevcut iki yüksek fırını tam kapasiteyle çalışır hale getirmek maksadivle 100 milyon lira­lık yeni yatırımlara girişilmiştir. 1956 senesinde bu tesisler ikmal olun­duğu vakit çelikhane istihsali 350-400 bin tona, haddehane istihsali de 300 bin tona yükselecektir.Avrıca Karabük'te yeniden inşa edilmiş olan 18 bin tonluk santrfui boru fabrikası gecen sene basında işletmeye açılmıştır. Sümerbank. bir yaban­cı firmanın iştirakiyle ikinci bir boru fabrikasının projeleri üzerinde ça­lışmaktadır.Sümerbanka bağlı mensucat fabrikaları ile, Karabük tesisleri ve kâğıt sa­nayiinin islâh ve tevsii için 1950 den bu tarafa girişilmiş bulunan yatı-Timların yekûnu 230 milyon liraya baliğ olmaktadır.

Muhterem arkadaşlar,

Hububat istihsalinin kısa zamanda iki misline yükseltilmesi, depolama ve silo tesislerine olan ihtiyacı da süratle artırmıştır. 1950 senesinde 39 bin tonu silo ve 2G8 bin tonu ahsan ve kârffir amb^r olmak üzere, bütün de­polama tesislerinin kapasitesi 411 bin tondan ibaretti.

Bu mühim ihtiyacı bir an önce karşılamak ve İstihsal edilen hububatın muhafaza ve temizlenmesini temin etmek üzere hükümetiniz 56,5 milyon liralık kısmı dıs finansman olmak üzere 110 milvon liralık bir yatırım programını tatbik mevkiine koymuş bulunmaktadır.

1954 vılı sonunda bu programın 24 milvon liralık kısmı fiilen tahakkuk ettirilmiş olup, halen hububat depo ve silolarının kapasitesi 1 m-lyon tona yükseltilmek suretiyle 1950 yılma nazaran bir mislinden fazla arttırıl­mış bulunmaktadır.Tatbikatına süratle devam edilmekte olan bu program önümüzdeH yıl­larda tamamlandığı zaman. 40 beton silo, 456 çelik hangar ve 84 rçVk re­podan  müteşekkil olmak üzere toprak mahsûlleri ofisinin depolama vs temizleme tesislerinin kapasitesi 2 milyon 200 bin tona yükselmek sure­liyle 1950 seviyesinin beş mislini tecavüz edecektir.İngiltere hükümetinin iyi anlayışı sayesinde 50 küsur milyon liralık ingiltereden bir dış kredi temin olunmak ve bununla Mersinde 100 bin, Konya ve Ankarada 60 ar bin tonluk üç dev silo ve bunların yanında değirmenler ve buğday temizleme tesisleri vücuda getirilmesi temin edil­miş ve mukavelesi bu ny içinde imza olunmuştur. Şurasını kaydedelim ki, Mersinde yapılacak 100 bin tonluk süo bütün Avrupamn en büyük si­losu olacaktır.Hayvancılık ve balıkçılığımızın süratle inkişafım sağlamak için 1 inci de­recede ehemmiyeti haiz bulunan tesisleri kurmak üzere teşkil edilmiş bulunan Et ve Balık Kurumu 58 milyon liralık bir programla Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbulda dört adet et kombinası ve memleketin muhtelif yerlerinde 12 soğuk hava deposu tesisine başlamıştır.Bu kombinalarda günde 9463 adet büyük ve küçük baş hayvan kesilmesi ve 2794 ton et depolanması mümkün olacağı gibi, soğuk hava depoların­da da günde 2950 ton buz imal edilecek ve 7060 ton balık ve et depolana-"bilecektir. Et ve Balık Kurumu ayrıca 6,5 milyon liralık, soğutma terti­batını haiz, kara ve deniz nakil vasıtalariyle vagon mubayaa etmiştir.'Bu yatırımlara ilâveten Et ve Balık Kurumunun yapacağı yeni yatırım­lar da 56 milyon lira tutmaktadır.

içinde bulunduğumuz yıl bitmeden bu program da bitirilmiş olacaktır. İş "bununla da kalmıyacak, bu programla derpiş edilen kapasite bir misli tevsi edilmek üzere teşebbüslere girişilmiştir ve müteaddit müsait teklif­ler de, almış bulunuyoruz.

Arkadaşlar,

Bütün medenî memleketlerde, yol ve liman dâvalarının senelerce önce halledilmiş bulunmasına mukabil, memleketimizde 1950 senesine kadar en ziyade ihmal edilen mevzulardan birisi de karayolları ve liman tesis­leri olmuştur.

İktisadî kalkınmamızın bir an Önce tahakkuk ettirilmesi, istihsal faaliyet­lerinin mahallî ve beytî ihtiyaçların dar çerçevesinden kurtarılarak mil­lî pazarlara kavuşturulması ve beynelmilel piyasalarla temasa getirilme­di, istihsal edilen malların değerlendirilmesinin temini suretiyle müstah­silin teşvik ve takviye edilmesi bakımından pek büyük ehemmiveti haiz "bulunan geniş ve emniyetli yol sebekeleriyle yüksek kapasiteli ve her türlü fennî vasıtalarla mücehhez liman tesislerinin kurulması dâvasının "biran önce tahakkuk ettirilmesi vazifesi de hükümetimize nasip olmuş­tur senesın uzunlumu lb.VH teh 6 en ibaretken halen 27 b;n kilometreyi tecavüz etmiştir. Bakım, altında­ki yolların uzunluğu da 1950 de 19 166 kilometreden 1954 sonun eh 36 bin kilometreye .çıkmıştır. Mevcut vollarm ehemmiyetli bir kısmında Veza 1950 senesinde ceman 13 bin metre uzunlusunda 289 köprü mevcut iken Tıalen 41  bin metre uzunluğunda 591 köprüye sahip olmuş bulunuyoruz.

Buraya kadar, memleketin iktisadî kalkınmasını bir an önce tahakkuk et­tirmek maksadiyle girişilmiş bulunan belli başlı sahalar itibariyle toplu sermaye yatırımları hakkında bazı misaller vermeğe çalıştım, sadece mi­sal olarak verdiğim bu yatırımların yekûnu 7,5 milyar liraya yaklaşmak­tadır. Bunun esasını elbette bu rakamın çok üstünde düşünmek lâzımdır ki, bu kadar büyük envestismanlardan ancak çok küçük bir kısmı henüz işletmeye açılmış bulunuyor.

1950 den bu tarafa tahakkuk ettirilmiş olan işlerin memleket ekonomisi­ne getirdiği üstün kuvvetler ve her sahada en az bir mislini aşan istihsal artışları nazara alınırsa üzerinde büyük bir titizlikle çalışmakta olduğu­muz asıl mühim işlerin ve büyük projelerin, ikmal edildikleri vakit sağlı-yacakları geniş imkânların vüs'at ve kudreti daha iyi anlaşılmış ola­caktır.Bu mevzudaki izahlarımı bitirmeden önce 1950 senesinden bu tarafa dev­let bütçelerinden, iktisadî ve içtimaî .kalkınma mevzuları için yapılmak­ta olan diğer yatırımlar hakkında da kısaca maruzatta bulunmak isterim. 1950 senesinden 1954 yılı sonuna kadar muhtelif mevzular için devlet büt­çelerinden yapılan yatırımların yekûnu 2 milyar 193 milyon lirava baliğ olmaktadır. Bu miktara 1955 bütçe tekliflerinde derDİs edilen 888 milvon Kravı da ilâve ettiğimiz takdirde umumî yekûn 3 milyar 82 milyon liraya yaklaşmaktadır.Bu muazzam meblâğların tahsis edildiği mevzulardan, su işleri, karayol­ları, limanlar, demiryolları, hava meydanları inşaatı ile diğer bir kısım hususlar hakkında biraz önce  ayrı ayrı izahat vermiş bulunuyorum.Bunların dışında kalan ve yekûnu 1955 bütçelerinden ayrılan tahsisatla birlikte 1 milyar 225 milvon lirayı bulan diğer va tiranlar m Dek büyük kısmı. Ziraat, Ulaştırma, Nafia, Sağlık, Maarif, İnhisarlar, Millî Savunma ve umumî idare mevzularma taallûk etmektedir. Bu sahaların her birin­de 1950 den bu tarafa yapılan işlerin ve elde edilen neticelerin 1950 senesinden önceki yılların bir kaç misli olduğunu bilhassa ifade etmek lâzım­adır.

Arkadaşlar,

Memleketin iktisadî kalkınması ile alâkalı mevzularla, Maarif, Sağlık, Ulaştırma, Nafıa, Millî Savunma için yapılan ve yapılmakta olan bu ge­niş yatırımlar ve bu yatırımların hizmete arzının istilzam ettiği diğer mevzular için bütçelerimizden ayrılan tahsisat grupları durumları da he­saba katıldığı takdirde, 1950 den bu tarafa girişilmiş olan işlerin ve ya­tırımların 10 milyar lirayı tecavüz ettiği kolayca anlaşılır. 1950 senesin­den önce gayri safi millî istihsali 9 milyar lira civarında olan bir mem­lekette tatbik mevkiine vaz edilen bu derece geniş bir kalkınma progra-.mımn nasıl büyük gayretler pahasına yürütüldüğünü ve milletimize ne muazzam bir İstikbal hazırlamakta olduğunu takdir buyuracağınızdan eminim. Kurulmakta olan tesislerin tamamı pek yakın bir âtide ikmal edilerek isletmeye açıldığı vakit, bu yatırımların millî ekonomiye getire­ceği yeni ve üstün kuvvetler bize daha büyük isleri ve yatırımları kolay­ca ortaya koymak ve yürütmek imkânlarım da temin etmiş olacaktır. Muhterem arkadaşlar.

1950 den bu tarafa girişilmiş olan sermaye yatırımları hakkındaki bu top­lu izahattan sonra, istihsal faaliyetlerinin en mühim yardımcı kavnakla-nndan birini teşkil eden banka kredileri mevzuuna temas etmek isterim.

"Muhterem arkadaşlar,

Memleketin iktisadî kalkınmasının süratle tahakkuk ettirilmesinde, is­tihsal kaynaklarının işletmeye açılmasında, mevcut fabrika ve tesislerin azamî kapasiteleriyle çalıştırılmasında ve istihsal hacminin yükseltilme­sinde müsait maliyetli istihsal kredilerinin oynadığı mühim rolü hatır­latmağa lüzum  dahi görmüyorum.

1950 senesinden önceki yıllarda istihsal ve is hacminin düşük bir seviye­de kalmasında ve umumî bir durgunluk halası içinde bir türlü gelişme­mesinde, o zamanlar takip edilen hasis ve kısır kredi politikası da geniş mikyasta amil olmuştur.

3938 senesi sonunda banka kredilerinin umumî yekûnu 288 milyon lira, 1949 senesi sonunda da 1 milyar 330 milyon lira idi. iki tarih arasında toptan eşya fiyatları endeksinin, 5 misli arttığı nazara alınırsa, banka kredilerinde, rakamların zahiri ifadesinin hilâfına olarak, bir yükselme değil bilâkis bariz gerilmeler mevcut olduğu görülür.

Buna mukabil, hükümetiniz iş basma geldiği günden itibaren kredi hac­mini istihsal faaliyetlerinin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde arttırmak hu­lusunda mevcut imkânları ve kaynakları topyekûn harekete getirmiştir. Bu sayede, 1950 senesi basında 1 milyar 330 milyon lira olan banka kredi­leri yekûnu J954 yılı eylül ayı sonunda 4 milyar 772 milyon liraya yük­selmek suretiyleri   259 artış kaydetmiştir.

Bu umumî kredi yekûnu içinde ziraî krediler hacmi, 1950 mayıs ayında 324 milyon liradan ibaret iken, 1954 yılı sonlarında 1  milyar 407 milyon

"liraya yükselmiştir. Bunun nisbetle ifadesi yüzde dörtvüzellidir.1951'se­nesi ortaklarında  Birleşmiş Milletler teskilâhna mensup mütehassıslarında iştirakiyle yaptırılan  bir  tetkike nazaran, çiftçimizin muhtaç  bulunduğu ziraî kredi hacminin 3 milyar olarak hesaplandığı nazara alınırsa iktidarı devraldığımız tarihteki ziraî kredi yekûnunun ne derece düşük bir seviyede bulunduğu, buna mukabil ziraî kredi hacmini süratle arttırmak hususunda hükümetinizin sarfettiği gayretlerin ehemmiyeti daha iyi tak­dir olunur.

Sanayi sahasına sermaye yatırımlarını desteklemek üzere kurulmuş olan Sınaî Kalkınma Bankasının, ikrazata başladığı 1951 yılı ortalarından 1954 yılı sonlarına kadar, yeni sınaî tesisler, tevsi ve ikmaller için hususî mü­teşebbislere açtığı kredi yekûnu 135 milyon lirayı bulmaktadır. Alâka­lıların kendi kaynaklarından tefrik ettikleri sermayelerle birlikte mü­talâa edildiği takdirde, sanayi sahasına sadece bu yoldan 400 milyon li­rayı bulan bir yatırım yapılmış olduğunu biraz  önce  arzetmiştim.Bu yatırımlarla kurulmuş ve kurulmakta olan fabrika ve tesislerin, her sene memlekete 600 milyon lira civarında yeni bir istihsal gücü sağlıyacağı hesaplanmaktadır.Zikrettiğim bu rakamların münhasıran Sınaî Kalkınma Bankasının aç­tığı kredilerle alâkalı yatırımlara taallûk ettiğini bir kere daha hatırlat­mak isterim.Bu arada ticarî krediler adı altında mühim miktarlara baliğ olan ve ey­lül 1954 sonundaki yekûnu 3 milyar 40 milyon lirayı bulan kredilerin de-büyük kısmının, hususî müteşebbisler ve bankalar tarafından sınaî ya­tırımlara ve sınaî isletmelerin ihtiyaçlarına tahsis edildiğine işaret et­mek yerinde olur.Son zamanlarda ticarî krediler mevzuunda bir birine zıt çeşitli müta­lâalar ileri sürülmektedir. Bu mütalâaların bir kısmı, bu kredilerde mü­essir tahditlere ve takyidlere lüzum olduğu, bir kısmı da bilâkis daha-genişletilmesine ihtiyaç bulunduğu yolundadır.

Hükümetiniz,  iyi bir şekilde kullanılan kredi kolaylıklarının     sermaye yatırımları ve istihsal faaliyetleri üzerindeki faydalı  ve müsbet tesirlerini bilerek çalışmaktadır. Dar bir  anlayışla  sermaye yatırımlarının ve istihsal faaliyetlerinin kredi imkânlarından mahrum bırakılması ve yer­siz kredi tahditlerine gidilmesi, memleketin iktisadî kalkınmasını yavaş­latmaktan ve istihsal hacmini daraltmaktan başka bir netice vermez ki. bizim inanışımız ve yolumuz bu değildir. Bizim gibi iktisadî    kalkınma sahasında bulunan ve bütün iktisadî tesislerini yeni bastan kurmak mev­kiinde olan memleketlerde bilcümle kaynakların istihsale sermaye yatı­rımları ve istihsal faaliyetleri emrine verilmesi ve bu faaliyetlerin her" vasıta ve imkândan faydalanarak teşvik ve takviye edilmesi lüzum    ve-zaruretini hiç bir zaman hatırdan çıkarmamak lâzımdır. Bövle bir safha­da mutlak bir muvazene gayretiyle hareket edilmesi, ağır tahdit tedbir­lerine başvurulması,  iktisadî kalkınma hamlelerini     duraklamaktan    ve-akamete uğratmaktan başka bir netice vermiyecektir.

Bütün millî kaynaklarımız gibi banka kredileri de iktisadî ve     içtimaî" kalkınmamızın  emrine  tahsis  edilmiştir:  Bu  itibarla banka  kredilerinin muhtelif istihsal kollarının ihtiyaçlarına ve iktisadî kalkınmamızın icap-larma uygun olarak tevzii ve en müsmir bir şekilde kullanılmasını temi­ne matuf yapıcı tedbirler üzerinde ehemmiyetle ve ciddiyetle durmakta­yız-

Arkadaşlar,

1950 den bu yana millî ekonominin her sektöründe istihsalde ve iş hac­minde, gayrı safî millî istihsal ve fert basma düşen yıllık gelirlerde gö­rülen artışlarla müterafik olarak bankaların mevduat yekûnlarında da mühim yükselmeler kaydedilmiştir.

1938 senesinde bankalardaki umumî mevduat hacminin 312.5 milyon lira olmasına mukabil 1949 senesi sonunda ancak 989 milyon liraya çıkabil­diği, toptan eşya fiyat endekslerindeki 5 misli tezayüt muvacehesinde isa hakikatta bir artış değil, bilâkis %50 ye yakın bir azalma kaydettiği hatır­lanırsa, izahlarımızın başında, 1950 ye takaddüm eden yıllarda millî ekonominin ilerlemek şöyle dursun mühim gerilemelere duçar olduğu hakkındaki müşahedelerimiz bir kere daya teyid edilmiş olur.

T3una mukabil 1950 den sonra bankalardaki mevduat hacmi süratle arta­rak 1954 eylül ayı nihayetinde 3 milyar 56 milyon liraya yükselmek sun-retiyle 3 mislini ^tecâvüz etmiştir. Vatandaşların gelirlerinden tasarruf ettikleri bu meblağların bankalarımız vasıtasiyle istihsal hayatına emin bir şekilde kanalize edilmesini . temin eden bu süratli inkişaf aynı zamanda halkımızın millî paranın selâbetine gösterdiği yüksek itimadın bir delilini de teşkil etmektedir.

Bu vesile ile para politikamızın esasları ve emisyon hacmi hakkında da "kısaca izahat vermek isterim.

Arkadaşlar,

Malûmunuz olduğu üzere memleketin iktisadî kalkınmasını bir an önce tahakkuk ettirmek maksadiyle bütün millî kaynaklarımızı seferber ederek sermaye yatırımlarını azamî seviyeye çıkarmak ve istihsal hacmini süratle arttırmak asıl hedefimizdir.

Bu hedefe doğru ilerlerken memlekette malî istikrarı temin ve idame etL mek, içinde bulunduğumuz kitlevî yatırımlar devresinde muhtelif isti­kametlerden gelmesi melhuz her türlü enflâsyoncu veya deflasyoncu te­sirlere karşı Türk parasının değerini korumak, millî ekonominin selâbet ve hayatiyetini muhafaza etmek, para politikamızın esasını teşkil etmek tedir.Bu esastan hareket eden hükümetiniz Merkez Bankasının emisyon poli­tikasını da iktisadî hayatın gidisi ile hiç. bir alâkası bulunmıyan indî li­mitlerden kurtararak is ve istihsal hacminin ve iktisadî faaliyetler ni­zamının zarurî icaplarına göre isler hale getirmiştir. Bu hususu göz önün­de tutarak son bir yıl zarfında Merkez Bankasının emisyon hacminde kaydedilen tahavvülleri rakamlarla tetkik edelim.Geçen sene 31 aralık 1953 tarihinde Merkez Bankasının emisyon miktarı 1 milyar 468 milyon lira, ticarî ve ziraî senetler yekûnu da 588 milyon lira idi. Buna mukabil 31 aralık 1954 tarihindeki emisyon miktarı 1 mil­yar 533 milyon liraya yükselmek suretiyle 65 milyon liralık bir artış kaydettiği halde ticarî ve ziraî senetler yekûnu 1 milyar 88 milyon lira -olmuştur. Bu rakamlar tedavüldeki para miktarında iktisadî icaplara uvgun olmayan, gayrı tabiî herhangi bir artış mevcut olmadığını göster­mektedir.Buna rağmen piyasada bazı maddelerin arızî olarak azalmasından müte­vellit fiat dalgalanmaları ileri sürülerek hayat pahalılığından ve fiat. yük­selişinden bahsedildiği müşahede edilmektedir.Memlekette çok taraflı muazzam bir iktisadî kalkınma hamlesini ta­hakkuk ettirmeğe çalışıyoruz. Bütün milletçe yekûnu milyarları aşan kit-levî sermaye yatırımlarına girişilmiştir. Bu yatırımlardan büyük kısmı inşa ve ikmal safhasındadır. Memleketin her kösesinde hummalı bir fa­aliyet vardır. Her yerde yeni bir fabrikanın ve millî ekonomiye büyük kuvvetler getirecek muazzam tesislerin ya temelleri atılmakta veya ça­tıları kapatılmaktadır. 3u tesisler Önümüzdeki aylarda veya senelerde inşaları tamamlanarak isletmeye açıldıkları zaman istihsalimizi ve ihra­catımızı birden yükseltecektir. Bunlardan yollar, limanlar, sulama tesis­leri, barajlar, hidro-elektrik ve termik santralları gibi hayli para ve dö­viz sarfını icabettirenler diğsr memleketlerde senelerce önce tamamlana­rak işletmeye açılmışlardır. Halbuki biz, asırlarca arhr bir şekilde ihmaî edilmiş olsn bu memlekette her sev; veniden kurmak ve kısa zamanda meydana getirmek millotim'zin emrine Hhs's etmek î e i 11 calışıvoruz. Di­ğer taraftan yapılan her tesisin, inşa edilen her fabrikanın malzeme ve m?kine!erinin döviz sarfı suretivle "ithali tabetmektedir. Mazide aynı kalınma merhalelerinden geçmiş memleketlerde olduğu gibi, bu kitlevî yatırımların ve bu yatırımlar için gerekli sermaye ve döviz kavnakları-nın seferber edilmesinin muvakkat zaman icm de olsa vatandaşların ha­yat seviyelerini düşürmesi, bazı mahrumivetlere duçar olmalarını intaç etmesi beklenebilirdi. Buna rağmen, 1950 ien önceki yıllara nisbetle; bu gün halkımızın gelir ve refah seviyesinde kaydedilen mes'ut inkişaf, o zamanlar en basit ihtiyaçlarını dahi teminde güçlük çeken geniş kitlele­rin birçok yeni ihtivac maddelerinin müfterisi sıfatiyle pivasada ver al­mış  bulunmaları,  iktisadî  kalkınma  faaliyetlerimizin  nasıl     muvazeneli

bir şekilde gelişmekte olduğunu bir kere daha teyid etmektedir. Muhterem arkadaşlar.

955 bütçesinin yüksek meclise takdimi münasebetiyle hazırlanmış bulu­nan gerekçede tediye muvazenesi hakkında etraflı izahat verilmiş ve 1953-1954 devresinin tediye ve bilançosuna ait rakamları tetkiklerinize arzoîunmuştu.

1Q5O senesinden bu tarafa memleketin iktisadî kalkınmasını bir an önce tahakkuk ettirmek üzere bütün milletçe yekûnu on milyar lirayı asan çok geniş sermaye yatırımlarına girişilmiştir.

Bu yatırımlar ikmal edilerek isletmeye açıldıkları zaman millî ekonomi­miz ne 1950 den önceki durumu ile. ne de bugünVfj ileri spvivesivle mu­kayese edilemiyecek derecede üstün bir kudret iktisap evlevecektir. En hücra kövlerimizde yasayanlardan büyük şehirlerimiz sakinlerine kadar bütün vatandaşlarımız yol. elektrik, su, barai, liman, fabrika, mektep, hastahane istemektedir. 1950 senesine kadar en dü^ük istihsal ve gelir se­viyesinin bir türlü fevkine çıkılamamış olmasında bilhassa âmil olan iptidaî istihsal vasıtalarından, geri istihsal usullerinden kurtularak mev­cut kavnaklanmizi bir an Önce isletmek ve halkımızın istifadesine aç­mak yolundayız.Bu memleket cok zencin tabiî kavnaklara. milletimiz de ferd ve topluluk olarak emsalsiz hasletlere sahiptir.  Bu     kıymetlerin     değerlendirilmesi,mevcut tsbiî ve beşerî hazinelerimizin faaliyete getirilmesi ve millî eko­nominin bütün kolları itibariyle ahenkli bir şekilde inkişaf ettirilmesi geniş sermaye yatırımlarına bağlı bulunmaktadır.

1950 senesine kadar geçen yıllarda İstihsal sahalarına gerekli sermaye yatırımlarından kısır vs korkak bir zihniyetle tevakki edildiği, iktisadî kaynakların geliştirilmesi ve istihsale açılması ihmal olunduğu içindir ki, milletimiz düşük bir istihsal, düşük bir gelir seviyesinde kalmıştır.

Ancak bu maksatla girişilecek sermaye yatırımlarının iç sermaye kay­nakları kadar, hattâ ondan da fazla dış tediyeye ihtiyaç gösterdiğini, ku­rulan bütün tesislere ait makine ve malzemenin hariçten ithali gerektiği­ni daima hatırlamak lâzımdır. İktisadî tarihimizin bu en mühim devre­sinde ya lüzumlu sermaye yatırımlarının icabettirdiği munzam dıs fi­nansmanları ve döviz sarfiyatını göze alarak iktisadî kalkınmamızı bir an önce tahakkuk ettirmek, düşük bir gelir ve istihsal seviyesinin ağır tazyikine, yarattığı maddî imkânsızlıklara karşı iktisadî mücadelemizi muvaffakiyetle neticeye ulaştırmak, yahut da 1950 den önceki yıllarda olduğu gibi bu nevi yatırımları ihmal ederek, eski iktisadî geriliğin bütün ıstıraplarına tevekkülle katlanmak mevkiindeyiz.

Zaman zaman bazı muhitlerden, iktisadî kalkınma istihsale sermave yatı­rımı elbette lüzumlu bir şeydir, fakat bu yatırımların daha küçük mik­yasta tutulması icabeder yolunda mütalâalarla karşılaşmaktayız.

Halbuki, iktisadî kalkınma faaliyetleri bir küldür. Bu faaliyetlerin sür'-atle muvaffak olması millî ekonominin bütün kollarının tam bir ahenk içinde yekdiğerini destekliyerek inkişaf etmesiyle kaimdir. Mevzuu bir iki misalle izah edelim. Lüzumlu âlet ve vasıtaları temin etmek ve ica-beden tedbîrleri almak .suretiyle ziraî istihsal arttırıldığı anda, istihsal fazlasını büyük istihlâk piyasalarına sevketmek ve ihraç ederek dış te­diye imkânlarına kalbetmek için, g^nis yol şebekelerine bol miktarda sür'atli nakil vasıtalarına, bu nakil vasıtaları için petrol ve diğer yakıt­lara, yedek parça ve tamir malzemesine ihtiyaç vardır. Keza aynı mak­satla memlekette Uman tesislerinin, sür'atle kurulması, tahmil ve tahliye cihazlarının miktar ve kapasitelerinin kısa zamanda birkaç misline çıka­rılması icabeder.Ayrıca gerek istihsal mmtakalarmda ve gerek istihlâk merkezlerinde ve ihraç limanlarında silolar, temizleme tesisleri kurulması zaruridir. Bü­tün bunlar için geniş sermaye yatırımlarını göze almaksızın bu yatırımla­rın iç ve dış finansman ihtiyaçlarını karsılamaksızm yalnız basma ziraî istihsalin birkaç misline çıkarılması bir mâna ifade etmiyebilir. 1947 se­nesinde müsait bir mahsul yılı sonunda ihracı mümkün iki, üç yüz bin ton hububatın, yolsuzluk, nakil vasıtasızlığı ve liman tesisleri yokluğu yüzünden ihracında karşılaşılan ağır müşkülâtı hatırlarsak bu izahları­mızın mâna ve kıymeti daha iyi anlaşılmış olur.Diğer taraftan memleketin iktisadî kalkınması, istihsal edilen iptidaî maddelerin memleket içinde değerlendirilmesi kadar, döviz tasarrufları­nın sağlanması, birçok vatandaşlara yeni iş sahaları temini, geniş kitlele­rin gelir ve refah seviyelerinin yükseltilmesi yeni yeni sanayi kollarının kurulmasına bağlı bir keyfiyettir.Tesis edilecek fabrikalar için geniş mikyasta makine ve teçhizat ithal etmevcut tsbiî ve beşerî hazinelerimizin faaliyete getirilmesi ve millî eko­nominin bütün kolları itibariyle ahenkli bir şekilde inkişaf ettirilmesi geniş sermaye yatırımlarına bağlı bulunmaktadır.1950 senesine kadar geçen yıllarda İstihsal sahalarına gerekli sermaye yatırımlarından kısır vs korkak bir zihniyetle tevakki edildiği, iktisadî kaynakların geliştirilmesi ve istihsale açılması ihmal olunduğu içindir ki, milletimiz düşük bir istihsal, düşük bir gelir seviyesinde kalmıştır.Ancak bu maksatla girişilecek sermaye yatırımlarının iç sermaye kay­nakları kadar, hattâ ondan da fazla dış tediyeye ihtiyaç gösterdiğini, ku­rulan bütün tesislere ait makine ve malzemenin hariçten ithali gerektiği­ni daima hatırlamak lâzımdır. İktisadî tarihimizin bu en mühim devre­sinde ya lüzumlu sermaye yatırımlarının icabettirdiği munzam dıs fi­nansmanları ve döviz sarfiyatını göze alarak iktisadî kalkınmamızı bir an önce tahakkuk ettirmek, düşük bir gelir ve istihsal seviyesinin ağır tazyikine, yarattığı maddî imkânsızlıklara karşı iktisadî mücadelemizi muvaffakiyetle neticeye ulaştırmak, yahut da 1950 den önceki yıllarda olduğu gibi bu nevi yatırımları ihmal ederek, eski iktisadî geriliğin bütün ıstıraplarına tevekkülle katlanmak mevkiindeyiz.

Zaman zaman bazı muhitlerden, iktisadî kalkınma istihsale sermave yatı­rımı elbette lüzumlu bir şeydir, fakat bu yatırımların daha küçük mik­yasta tutulması icabeder yolunda mütalâalarla karşılaşmaktayız.Halbuki, iktisadî kalkınma faaliyetleri bir küldür. Bu faaliyetlerin sür'-atle muvaffak olması millî ekonominin bütün kollarının tam bir ahenk içinde yekdiğerini destekliyerek inkişaf etmesiyle kaimdir. Mevzuu bir iki misalle izah edelim. Lüzumlu âlet ve vasıtaları temin etmek ve icabeden tedbîrleri almak .suretiyle ziraî istihsal arttırıldığı anda, istihsal fazlasını büyük istihlâk piyasalarına sevketmek ve ihraç ederek dış te­diye imkânlarına kalbetmek için, g^nis yol şebekelerine bol miktarda sür'atli nakil vasıtalarına, bu nakil vasıtaları için petrol ve diğer yakıt­lara, yedek parça ve tamir malzemesine ihtiyaç vardır. Keza aynı mak­satla memlekette Uman tesislerinin, sür'atle kurulması, tahmil ve tahliye cihazlarının miktar ve kapasitelerinin kısa zamanda birkaç misline çıka­rılması icabeder.Ayrıca gerek istihsal mmtakalarmda ve gerek istihlâk merkezlerinde ve ihraç limanlarında silolar, temizleme tesisleri kurulması zaruridir. Bü­tün bunlar için geniş sermaye yatırımlarını göze almaksızın bu yatırımla­rın iç ve dış finansman ihtiyaçlarını karsılamaksızm yalnız basma ziraî istihsalin birkaç misline çıkarılması bir mâna ifade etmiyebilir. 1947 se­nesinde müsait bir mahsul yılı sonunda ihracı mümkün iki, üç yüz bin ton hububatın, yolsuzluk, nakil vasıtasızlığı ve liman tesisleri yokluğu yüzünden ihracında karşılaşılan ağır müşkülâtı hatırlarsak bu izahları­mızın mâna ve kıymeti daha iyi anlaşılmış olur.

Diğer taraftan memleketin iktisadî kalkınması, istihsal edilen iptidaî maddelerin memleket içinde değerlendirilmesi kadar, döviz tasarrufları­nın sağlanması, birçok vatandaşlara yeni iş sahaları temini, geniş kitlele­rin gelir ve refah seviyelerinin yükseltilmesi yeni yeni sanayi kollarının kurulmasına bağlı bir keyfiyettir.

Tesis edilecek fabrikalar için geniş mikyasta makine ve teçhizat ithal etettiğine dikkat etmek icabeder. Yapılan ithalâta verilen açıklara mukabil memleketin iktisadî kudret ve istihsal kapasitesi sür'atle  yükseltiliyor.İktisadî kaynaklar harekete geçiriliyorsa, memlekette iş ve istihsal hac­mi, ihracat ve dış gelir kaynakları inkişaf ettiriliyorsa veya ithalât mal­larının büyük bir kısmı memleket dahilinde istihsal edilebilir hale geti­riliyorsa böyle bir neticeden üzüntü duymak değil bilâkis memnun olmak icabeder.

Tediye bilançosu hesapları yıllık devreler itibariyle hazırlandığı ve bun­dan dolayı da iktisadî faaliyetler ve kalkınma hamlelerinin yıllara parça­lanmak suretiyle muhasebesi yapılmak istendiği için mütalâa ve muha­kemelerimizin bu birer senelik hesapların mahdut mânalarının çerçevesi içinde mahsur kaldığı görülmektedir. .Halbuki, girişilen işlerin, yapılan yatırımların tamamlanarak netice veımesi daha uzunca zamana ihtiyaç göstermektedir. Bir barajın, bir limanın, hattâ bir fabrikanın inşası için birkaç yıl müddetle yüzlerce milyon lira sarfedildiği, kitle halinde maki­ne ve tesiat malzemesi ithal edildiği, bunlar için keza yüzlerce milyon li­ralık döviz harcandığı veya borçlanmalara girisildiği halde neticeleri, iş­lerin tamamlanarak istihsale geçmelerinden sonra elde edilecektir. İşte, nazarlarını yalnız bu inşa ve kuruluş devresinin hâdiselerine teksif eden--ler ve kanaatlannı buna göre kıymetlendirenler huzursuzluk duymakta ve kapkara bir manzara tasvir etmektedirler. Buna mukabil vakıaları bir kül halinde tetkik ettiğimiz, yıllık rakamların fevkine çıkarak bütün, yatırım devresini ihata etmek surrctiyle muhakeme ettiğimiz takdirde durum tamamen başka türlüdür. Hakikî ve yüksek seviyeli muvazene o zaman kendisini gösterecektir.

Memleketimize ait tediye bilançosu rakamlarını kıymetlendirirken, mu­ayyen projelerin   dış finansmanına tahsis edilmiş bulunan Amerikan ik­tisadî yardımı ile keza muayyen projelerin tahakkuk ettirilmesi için. &k-tedilmiş bulunan orta veya uzun vadeli dış kredileri ve yabancı sermaye-kanunu hükümlerine göre aynî sermaye olarak gelen makine ve teçhiza­tın mukabillerini tediye bilançosu açığı olarak mütalâa etmek hatalı bir-hareket olur. Limanlar ve silolar kredileriyle, Seyhan, Hirfanlı,    Gediz, Kemer barajlarına ait krediler, muhtelif sınaî yatırımlarda kullanılmak üzere  milletlerarası  imar  ve  kalkınma  bankasından   alman krediler ve benzerleri mukabilinde yapılan ithalâtın  karşılıklarının,  önceden temin edilmiş   bulunduğu,  bu projelerin tatbikata vaz'ınm  kredilerin     temini' üzerine ele alındığı ve bu nevi kredilerin umumî yekûnunun 800 milyon liranın fevkinde bulunduğu nazarda tutulursa durum daha iyi anlaşılmış olur.

Muhterem arkadaşlar,

Şimdi maruzatımın ikinci kısmını teşkil eden 1954 yılı bütçesinin tatbi­katı hakkındaki izahlarıma geçiyorum. Bu mevzuda arzedeceğim malû­mat sona ermek üzere bulunan 1954 maîî yılı varidat ve masraf bütçele­ri fiilî neticelerinin, bidayetteki tahminlerimize ne derece mutabık ola­rak seyir ettiğini gösterecektir. Şurasını hemen memnuniyetle tebarüz ettirmek isterim ki, 1954 yılı bütçemizin tatbikatı da ihzarında gösteri­len samimiyet, titizlik ve itinanın temin ettiği ferahlık içinde ve tahmin­lerimize tamamen mutabık bir şekilde muvaffakiyetle devam etmekte­dir.

Bu mevzuda vereceğim izahat, tahsisatın kullanılması, gelirlerin tahsili ve hazine muameleleri ve devlet borçlan olmak üzere üç kısımda topla­nacaktır.

Muhterem arkadaşlar,:

1954 yılında bütçelerimizin ilk defa olarak denk bir şekilde tanzimine muvaffak olunduğu vüksek heyetinizin malûmudur. Yüksek seviyeli bu denk bütçe ile umumî muvazene için kabul olunan cem'an 2.288.475.000 "liralık tahsisatın 1.693.338.876 lirası carî masraflara ve 595.136.124 lirası da yatırımlara ait bulunuyordu.

Sona ermek üzere bulunan 1954 yılı içerisindeki aktarma veya Ödenek alınması suretiyle bu bütçe üzerinde, ancak 41.920.558 liralık bir değişik­lik yapılmıştır. Bu miktarın 22 Milyon lirası, verilen ek ödenekten ve 19.920.558 lirası da kanunî aktarmalardan tahassül etmiş bulunmaktadır.Yukarıda zikrettiğim aktarma ve ek ödeneklerin ancak 41.920.558 liraya varan yekûnunun, 1954 yılı umumî bütçe yekûnu olan 2.288.475.000 liraya nisbeti  1,8 civarındadır.

Yüksek heyetinizce de malûm olduğu üzere bahsettiğim bu nisbetin böy­le- düşük seviyelerde kalması, bütçe tahminleri sırasında bütün masraf tertiplerine, ihtiyaca kifayet edecek derecede tahsisat konulduğuna, da­ha ioğrusu bütçede samimivet kaidesine riayet edildiğine ve ihtiyaçla­rın ihmal olunmadığına delâlet eder,Eski yıllarda bütçeler üzerinde yapılan bu nevi değişiklilerin, umumi­yetle bütçe yekûnunun %10 ilâ 15 ine baliğ olmasına mukabil 1951 yı­lından bu yana, bu nisbetin rî 1 ilâ %2 arasında kalmış bulunması, şüp­hesiz, bütçelerin gerek ihzarında, gerek tatbikinde göstermekte olduğu­muz isabet, samimiyet ve titizlik sayesinde mümkün olabilmiştir.Bu münasebetle, hükümetinizin devlet muhasebesi sisteminde vaptığı mühim bir ıslah ameliyesine de burada kısaca temas etmek yerinde ola­caktır.Devlet muhasebesinin nıakineleştirümesi suretiyle devletin çeşitli faali­yetleri ile ilgili kıymet hareketlerinin ve bunların neticelerinin tam bir sıhhat ve vuzuh içinde aksettirilmesi ve devlet hesaplarının sür'atle te­şekkülü ve umumî efkâra arzı temin olunmuştur.

'Sistem ve teknikte yapılan bu ıslahatın henüz ilk tatbik yılı olmasına rağmen 1953 yılma ait hesabı kat'î kanunu lâyihası, malî tarihimizde ilk defa olarak, kanunî miadından dokuz ay Önce ve 1955 bütçe lâyihası ile ' birlikte yüksek meclise sunulmuş bulunmaktadır. Yeni sistemin henüz ilk yılında elde ettiğimiz bu müsbet netice, bize ilerisi için daha büyük ümitler vermektedir.

1954 malî yılı içinde devlet gelirlerinden 2.288.475.000 lira tahsil olunaca­ğı tahmin edilmişti. Malî yılın 11 nci ayı nihayeti itibariyle bu miktarın 2 029.070.944 liralık kısmı tahsil edilmiş bulunmaktadır. Buna enre geçen yılın aynı devresinde yapılan tahsilata nazaran bu yıl 237.050.358 lira bir fazlalık sağlanmış bulunmaktadır.Aylık tahsilat ortalaması geçen yıl 11 nci ay sonu itibariyle 162.9 milyon lira iken bu yıl 21.5 milyon lira fazlasiyle 184.4 milyon liraya yükselmiştir.Buna muvazi olarak geçen yılın en yüksek aylık tahsilatı ocak ayında ■200.1 milyon lira iken bu yıl ekim ayında 207.8, mart ayında 215.6, eylül .avında 234.7 milyon lira sağlamak suretiyle mezkûr rakamın çok üstün­de hasılalar temini mümkün olmuştur.Bu yıl aylık hasılalar geçen yıla nazaran her ay büyük farklar arzetmistür. Nitekim mart ayında 55, nisan'da 22, temmuz'da 28, ağustos'da 18, eylül'de 54,.ekim'de 31, kasım'da 32 milyon lira fazla gelir sağlandığı gö­rülmektedir.Bu fazlalıklar, bilhassa, gelir imalât muamele, banka muamele vergileri, tekel hasılatı ve tekelden alman savunma vergisi, şeker istihlâk vergisi, damga resmi, tapu harçları gibi vergi ve resimlerde vâki olmuştur.

İçinde bulunduğumuz 1954 malî yılının 10 uncu ayı gayesi itibariyle yapı­lan hesaplara nazaran, bu yıl tahsilatının geçen yıl tahsilâtına nisbetle arzettiği fazlalıkların. 128.6 milyon lirası gelir, 5.2 milyon lirası kurum­lar, 22.6 milyon lirası imalât muamele, 8.5 milyon lirası bankalar muame­le, 7.5 milyon lirası gümrük vergisi, 8.5 milyon lirası seker ve glikoz istih­lâk vergisi, 8.9 milyon lirası akaryakıtlardan alman yol vergisi, 12.1 mil­yon lirası damga resmi, 7.4 milyon lirası tapu harçları, 34.9 milyon lirası da tekel hasılatı kalemlerinden elde edilmiştir.

Heyeti umumiyesiyle tahsilat durumunun arzettiği bu manzara, istihsal ve istihlâk ile gelirler arasındaki ahenkli gelişmenin bir tezahürüdür, bilhassa smaî sahada yapılan geniş yatırımlar devlet gelirleri üzerinde tesirlerini gösterecek derecede semerelerini vermeğe başlamış bulunmaktadır.

Henüz inşa ve ikmal halinde bulunan yatırımlarla birlikte bütün yatı­rımlar bir arada nazara alındığı takdirde, devlet masraflarını daha ge­niş bir Ölçüde ve kolaylıkla karşılama bakımından istikbale emniyetle bakabiliriz.

Muhterem arkadaşlar,

2,5 milyar liraya yaklaşan muazzam bir bütçe hacmine ve bütün iktisadî devlet teşekküllerinin çok geniş sermaye yatırımlarında bulunmalarına rağmen 1954 yılında da hazine muamelelerinin büyük bir seyyaliyetle idare edildiğini, bilcümle tediyatın zamanında ve muntazam bir şekilde icrasını temin etmek üzere zaman zaman merkez bankasına vâki müracaatların asgarî hadlerde tutulduğunu bilhassa tebarüz ettirmek isterim.Devlet borçlarına gelince, 1950 den bu tarafa, gayrı safî millî istihsalin ve devlet gelirlerinin bir misli asan yükselmeler kaydetmesine mukabil devlet borçlarının umumî yekûnun daki ar tıslar miktar itibariyle pek mütevazi kalmıştır.

Filhakika, bilcümle devlet borçlarının umumî yekûnu 1950 yılının mayıs ayı sonunda 2 milyar 297 milyon lira iken, 1954 takvim yılı sonunda, 2 milyar 579 milyon liraya yükselmek suretiyle sadece 282 milyon liralık"bir artış kaydetmiştir. Bu artısın nisbetle ifadesi %12 den ibarettir.Buna mukabil devlet gelirlerinin 1950 senesinde 1 milyar 300 milyon liradan 1954 senesinde 2 milyar 288 milyon liraya yükselmek suretiyle %76 nisbetinde bir artış kaydettiği nazara alınırsa, devlet borçları yü­künde artma değil bilâkis mühim azalmalar kaydolunduğu görülür. Esasen muhtelif tarihlerdeki devlet borçları yükünün ağırlığı veya hafif­liği hakkında bir fikir edinmek için. bu borçların o tarihlerdeki devlet gelirlerine olan nisbetierinin yekdiğeri ile mukayesesi lâzımdır. Mevzuu-bu şekilde ele aldığımız takdirde, 1950 senesinde devlet borçlarının dev­let gelirlerine nis-betinin % 117 olmasına mukabi1, 1954 senesinde % 112" ye düştüğü tesbit olunur. Bu hale nazaran devle borcu vükünde 1954 senesinde, 1950 -yılma nazaran mühim bir azalma kaydedilmiş demektir.Aynı mukayeseyi 1955 bütçesinin gelir tahminleri ile yaparsak devlet borçlan yekûnunun yarı yarıya hafiflediği anlaşılacaktır.Keza 1950 yılında devlet borçlarının taksit ve faizleri için bütçe ile ve­rilen 116 milyon 730 bin liralık tahsisat, aynı sene devlet varidatının %9 unu teşkil etmekte olduğu halde, 1955 bütçesinde devlet borçlan için derpiş edilen 141 milyon 244 bin liralık tahsisat, 1955 varidatının ancak 4.7 sine tekabül etmektedir.Bu netice hükümetinizin iş başına geldiği tar:hten itibaren, münhasıran memleketin iktisadî kalkınması için lüzumlu hallerde ve miktarlarda-uzun vadeli borçlanmalara gitmek sermaye piyasasını zorlamamak, bu mühim "kaynağı, geniş mikyasta hususî müteşebbislerin istifadelerine acılc bulundurmak  hususunda  takip  ettiği  titiz  politikanın  bir mahsulüdür.

Bu arada eski. devirlerden kalma ve büyük kısmı müstehlek maksatlar' için aktedilmis borçlarda, mühim indirmeler sağlandığını da tebarüz et­tirmek icabeder. Bu cümleden olmak üzere faizleri ile birlikte 40 miKon sterline baliğ olan teslihat kredilerine ait borçlar, 7 milyon 725 bin ster­lin mukabili Türk lirası ile ödenmek üzere 7 senelik bir itfa plânına raptedilmiş ve bu suretle 1954 yılı içinde devlet borçlarında 254 milyon: liralık mühim bir indirme sağlanmış bulunmaktadır.Keza malî tarihimizin acı bir hatırasını teşkil eden Osmanlı düyunu ıımu-miyesinin de, ilk Osmanlı dıs istikrazının akti tarihinden tam bir asır sonra 25/ mayıs/ 1954 tarihinde nihayete erdirilmiş bulunduğunu tebşir etmek isterim.1955 bütçe gerekçesinde umumî muvazeneye ait borçlarla mülhak büt­çeli idarelere ve iktisadî devlet teşekküllerine ait borç gruDİarmin her biri hakkmda etraflı izahat verilmiş olduğu için burada teferruata slr-miyeceğim.

Ancak umumî muvazeneye ait borçlar vekûnu 1 milyar 580 milyon li­radan 1 milyar 748 milyon liraya yükselmek suretiyle 168 milyon liralık bir artış kaydetmiştir.

Bu artış. Amerikan yardımlarının borç kısmını teşkil eden 38. 36 ve 11 küsur milyon dolarlık kredilerle, Avrupa Tediye Birliği anlaşması iîe memleketimize tanınan 25 milvon dolarlık inisiyal pozisvon ve 30 milvon dolarlık kota kredilerinden, milletlerarası imar ve kalkmma bankasın­dan istihsal edilen limanlar ve Seyhan barajı inşaat kredilerinden ve ni­hayet, 1951 ve 19,53 yılları yatırım bütçelerinin açığını karşılamak üzere aktedilen 60 ve 125 milyon liralık iç istikrazlardan tahassül etmektedir.Tamamı, memleketin iktisadî kalkınması iîe birinci derecede ilgili mev­zularda kullanılan bu borçlara mukabil, aynı devre zarfında eski istik- -razlardan cem'an 405 milyon liralık iç ve dış borç ödenmiş olduğu nazara alınırsa, iktidarımız zamanında devlet borçlarının kompozisyonunda da büyük bir salâh temin edilmiş olduğu anlaşılır.

Mülhak bütçeli idarelerle iktisadî devlet teşekküllerine ait borçlar ise, mayıs 1950 sonunda 717 milyon liradan 331 milyon liraya yükselmek su­retiyle 114 milyon liralık bir artış kaydetmiştir.

Büyük kısmı dış konsolide borçlara taallûk eden bu artışlar bilhassa Kı­zılırmak - Hirfanlı, Gediz, Demirköprü ve Akçay - Kemer baraj ve hid-ro-elektrik tesislerinin inşaları için İngiltere ve Fransa'dan alınan ve kul­lanılmasına yeni başlanmış olan krediler dolay isiyle müteahhitlere ve­rilen avans mahiyetindeki bonolardan tahassül etmektedir.

Bu izahattan da anlaşılacağı üzere 1950 den bu tarafa devlet borçlarının miktar ve muhteva itibariyle memnuni'yetbâhş bir seyir takip ettiği ve borç mürettebatının devlet bütçelerine olan in'ikâsının büyük mikyasta hafiflemiş olduğu görülmektedir.

Muhterem arkadaşlar,

Şimdi mevzuatımızın üçüncü kısmına geçiyorum. Bu kısımda değerli tet­kiklerinize arzedilmiş olan 1955 yılı bütçe lâyihalarını, ana hatları itiba­riyle izah ve tahlile çalışacağım.1955 yılı bütçe lâyihasında, umumî muvazeneye dâhil daireler için teklif olunan tahsisat yekûnunun 2.976.058.419 lira ve varidat yekûnunun da 2.976.060.000lira olduğunu sözlerimin başında arzetmistim. Umumî Ve mülhak bütçeler bir arada nazarı itibara alındığı takdirde varidat ye­kûnu 3.098.020.636 liraya ve masraf yekûnu ise 3.098.017.054 liraya baliğ olmaktadır.

Yukarda umumî rakamlarını arzettiğim 1955 bütçesinin masraf ve vari­dat itibariyle tetkik ve tahliline geçmeden önce bu bütçenin mümeyyiz vasıflarına kısaca bir göz atmama müsaadelerini rica ederim.

Bu izahatım yüksek heyetinize aynı zamanda, hükümetinizin, bütçe denkliğine erişmek ve bu denkliği yüksek bir seviyede devam ettirmek imkânlarını hazırlamak için, ne derecede metodlu ve müsbet bir yolda çalışmış olduğu hakkında da bir fikir verecektir.

İktidarımızın, programına dahil hususlardan birisini teşkil eden bütçe denkliği prensibini 1954 yılında tahakkuk ettirmiş olduğu hatırlanacak olursa 1955 yılı bütçesinin 2 nci denk bütçemizi teşkil ettiği anlaşılır.

1955 bütçe lâyihalariyle umumî ve mülhak bütçeli daireler için teklif olunan tahsisat yekûnu, 1954 vılı tahsisatına nazaran rA 30.09 nisbetinde 716.653.078 lira gibi ehemmiyetli bir artış göstermektedir.

Aynı mukayeseyi 1950 yılı ile yaptığımızda bu artısın C4 98.31 nisbetinde 1.535.811.891 lira olduğunu görürüz. Bütçelerimizin varidat ve masraf bakımından hatta bir evvelki yıla nazaran mazhar olduğu bu muazzam inkişaf seyri, .1951 yılından bu yana takio ettiğimiz iktisadî ve malî politikanin plânlı ve tedricî bir neticesi olmuştur. Son 4 yıllık bütçeleri­mizden yatırımlara  ayrılan ve her yıl biraz  daha  arttırılmak suretiyle bugünkü seviyesine ulaştırılan tahsisatla, memleketin iktisadî havatm-da ven' veni faalivet sahaları acümı hususî teşebbüs gelişmiş, ferdî ve millî gelirde büyük artışlar vukua gelmiş ve bütün gelişmelere muvazi

olarak bütçe gelirleri de çok yüksek seviyelere vasıl olmuştur. Yatırım­ların bu suretle yıldan yıla arttırılmasına    mukabil bütçe açıkları aksf-bir seyir takip ederek her sene tedricen biraz daha azaltılmıştır. Filha­kika 1951 yılında umumî bütçenin %14.8 ine baliğ olan 234.7 milyon lira­lık bir bütçe açığı mevcut iken bu açık 1952 yılında  %11.4 nisbetinde 199.4 milyon liraya, 1953 yılında yüzde 7.9 nisbetinde 167.6 milyon lira indirilmiş ve bilindiği gibi 1954 yılında ise açık tamamen ortadan kaldı­rılarak bütçemiz denkleştirilmiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Yüksek heyetinizce de malûm olduğu veçhile vatandaşların devlet mas­raflarına iştirak payları, tanzim olunan bütçelerin karakterlerine göre türlü şekillerde kullanılır. Devlet varidatı, eğer, galip vasfı itibariyle ca­rî masrafların karşılanması için harcanıyor, yatırımlar ihmal olunuyor­sa, bu bütçenin karakteri müstehliktir. Böyle olmayıp da devlet varida­tının mühim bir kısmı istihsalin ve.ya verimin artmasını temin eden ve­ya mevcut istihsal vasıtalariyle diğer kıymetlerin idamesine yarayan mevzulara sarf olunuyorsa böyle bir bütçe de yapıcı karakterdedir. Fay­dası yalnız bir yıla değil müteaddit yıllara sâri olan böyle bir yatırım politikası hem bütçenin varidat kaynaklarını takviye ve tersim eder ve hem de devletin vatandaşlarından aldığı paraların vasıta ve değer olarak tekrar vatandaşların istifade ve emrine tahsisini mümkün kılar.

1955 bütçe teklifinin yapıcı karakterini ortaya koymak için bu teklifin sadece umumî bütçe içinden yapılmasını derpiş ettiği yatırımların 857 milyon liraya baliğ olduğunu zikretmek kâfidir. Şurasını bilhassa yük­sek heyetinizin nazarlarına arzetmek isterim ki, sadece bu bir yıllık ya­tırım tahsisatı, 1947, 1948,1949 ve 1950 bütçeleriyle, dört yıl zarfında ve-rüen yatırım tahsisatı yekûnu olan 743 milyon liradan yüzde 15.34 daha fazladır. Eski yıllara doğru gidildikçe yatırımların azalmakta olduğu nazara alınırsa bu bir senelik 1955 yatırım tahsisatının 1950 yılma takaddüm eden 5 yıllık yatırım tahsisatları yekûnuna tekabül edebileceğini de ayrıca tebarüz ettirmek yerinde olur.

1955 bütçemizin yüksek seviyeli, denk ve yapıcı karakterine böylece te­mas ettikten sonra şimdi de huzurunuza sunmakta olduğumuz bütçe tek­liflerinin umumî muvazene ve mülhak bütçeler  itibariyle tahliline geçiyorum.

1955 malî yılı bütçe lâyihası ile umumî muvazene için talep olunan tah­sisat yekûnunun 2.976.056.419 lira olduğunu sözlerimin basında arzet-miştim. Bu miktarın 2.119.021.712 lirası carî masraflara ve 857.034.707 li­rası da yatırımlara tahsis edilmiş bulunmaktadır- 1954 bütçesiyle umumî muvazene için kabul buyurulmuş olan tahsisat yekûnunun 1.693.338.876 lirası carî masraflara ve 595.136.124 lirası da yatırımlara ait olmak üzere cem'an 2.288.475.000 lira olduğu hatırlanacak olursa 1955 bütçe teklifinin 1954 yılma nazaran carî masraflarda %25.1 nisbetinde 425.7 milyon lira ve yatırımlarda %44.01 nisbetinde 261.9 milyon lira ve yekûn itibariyle-ise %30 nisbetinde 687.6 milyon lira bir fazlalık arzettiği müşahede olu­nur.

Aynı mukayese 1950 yılı ile yapıldığı takdirde, 1955 yılında umumî mu­vazeneye dahil daireler için teklif olunan tahsisatın 1950 yılı tahsisatın­dan, yekûn itibariyle yüzde yüz nispetinde 1.488.847,856 lira fazla olduğu.

görülür. Bu yekûn içerisinde carî masraflardaki artış %72.81 nisbetindc 892.8 milyon lira yatırımlardaki artış ise % 228.38 nisbetinde 596 milyon liradır.

Bu mukayeseler, carî masraflar bir yıldan diğer yıla ancak zarurî art"1' lar kaydederken, yatırım tahsisatının, 1955 yılında, bir yıl öncesine naza­ran %44.01 nisbetinde ve 1950 yılma nazaran ise 228.38 nisbetinde art­tırıldığını ifade etmektedir. Bu neticeler şüphesiz, memleket ekonomi­sine yeni yeni servet, sermaye ve istihsal kaynakları ilâve sden yatırım­ların, yurt kalkınmasındaki ehemmivetini müdrik bir politikanın eseri olmuştur.

Carî masraflar mevzuundaki prensibimiz, bu masrafları lüzumsuz yer o arttırmaktadır. Ancak âmme hizmetlerinin daha kolay ve tatmin edici bir şekilde ifadesini temin eden teşkilât ve kadroların icabettirdiği mas­raflar, demokratik hizmet anlayışımızın bir neticesi olarak, bütçeleri­mizde gerekli yerlerini almaktadır.

Bütçelerimizin A/l cetvelinde toplanmış oları carî masraflar grubunun 6 kısımdan müteşekkil olduğu yüksek malûmunuzdur. Carî masrafların 1 nci kısmı tahsisat ve benzeri özlük haklarıdır. 1955 yılı bütçe teklifimi­zin bu kısmının yekûnu 18.565,100 lira olup 1954 yılma nazaran 1.303.915 lira bir fazlalık arzetmektedir.

İkinci kısım her türlü personel masraflarını ihtiva etmektedir. Bu kıs­mın ihtiva ettiği tahsisatın geçen yıla nazaran fazlalığı 266.534.405 lira­dır.

Bu artışın kısmen memur ve hizmetlilere verilen 3 maaş nibsetindeki tah­sisattan, kısmen de devlet hizmetlerini vatandaşa daha yakından ve da­ha kolaylıkla arzetme gayretlerimizden tevellüt ettiği yüksek malûmu­nuzdur.

Carî masrafların üçüncü kısmı olan yönetim masrafları bu yıl 89.043.595 liradan ibaret olup geçen seneye nazaran fazlalığı 22.708.067 liradır.

Bütçe lâyihasında daire hizmetler kısımları yekûnu 573.293.542 liradan ibaret olup geçen yıla nazaran fazlalığı 70.562.606 liradır. Bu kısımdaki tahsisatlarla dairelerin esas vazifelerinin ifası için lüzumlu bulunan mal ve hizmetler temin olunmaktadır.

Carî masrafların 5 nci kısmını teşkil eden borçlar grubundaki tahsisat yekûnu 145.712.869 liradır. Bu kısım tahsisatının 1954 yılma nazaran ar-zettiği fazlalık 5.294.956 liradan ibarettir.

Yekûnen 160.563.559 liradan ibaret bulunan yardımlar kısmının geçen seneye nazaran fazlalığı ise 59.278.887 liradır.

Mülhak bütçeli dairelerimize gelince: 1955 bütçe yılında bu idareler için teklif olunan tahsisat yekûnu 145.951.365 lirası cari masraflara ve 507.196. 651 lirası da yatırımlara ait olmak üzere cem'an 653.148.016 liraya baliğ olmaktadır. Bu miktar aynı idarelerin 1954 bütçeleri yekûnundan r/i 50.88 nisbetinde 220.258.147 lira fazla olup bu fazlalığın 31.729.305 lirası carî masraflara ve 188.528.842 lirası da yatırımlara ait bulunmaktadır. Geçen yıla nazaran carî masraflardaki artış nisbeti %27.78 olduğu halde yatırım­lardaki artış nisbeti %59.16 dır. Bu nisbeti er, mezkûr idarelerin bütçele­rinin de daha çok yatırımlara tevcih edilmiş olduğunu sarahatle göster-

mektedir. Mülhak bütçeli idareler İçin 1955 yılında teklif olunan tahsisat yekûnunun 1950 bütçe yekûnları ile yapılacak mukayesesi ise bu artışın 321 nisbetinde 498 milyon lira olduğu neticesini vermektedir.Carî masraflardaki artış nisbeti %75.62 olduğu halde yatırımlardaki artış nisbeti 604 dür.

Mülhak bütçeli idarelerin 1954 yılma nazaran artan masraflarının 29 mil­yon liradan ibaret küçük bir kısmı kendi öz gelirleri ile ve bakiyeyi te kil eden 93 milyon liralık büyük kısmı da umumî bütçeden yapılan yar­dımlarla karşılanmaktadır Dört mülhak bütçeli idaremiz ise masrafları­nı hazine yardımına ihtiyaç göstermeden kendi varidatları ile karşıla­maktadırlar.

Yukarıda umumî ve mülhak bütçeli idareler itibariyle ayrı ayrı verdiğim izahat ve rakamlar bir arada mütalâa olunduğu takdirde, 1955 yılı büt­çe teklifleri yekûnunun 3.098-017.054 liraya baliğ olduğu görülür Bu masraf yekûnu, umumî ve mülhak bütçeli idarelerin 1954 yılı masraf "bütçeleri yekûnundan carı masraflarda % 25,21 nisbetinde 444.949.184 lira ve yatırımlarda da %44.03 nisbetinde 271.703.894 lira fazladır. Umura? ve mülhak bütçeli idarelerin 1950 yJı bütçe yekûnları ile yapılacak ay­nı mahiyetteki bir mukayese, bu artısın, carî masraflarda72.48 nöbe­tinde 607.281.971 lira olduğunu göstermektedir.

Muhterem arkadaşlar,

Bütçemizde masrafların, vekâlet ve daireler itibariyle gösterilmiş olduğu yüksek malûmunuzdur. Buyüzden muayyen bir hizmete matuf olan mas­raflar, muhtelif vekâlet ve daireler bütçelerinde yer almaktadır. Bu iti­barla bütçelerimizin ihtiva ettikleri masraflar:, hizmet gruplarına göre bir tasnife tâbi tutarak tetkik etmek, bunların mahiyetlerine daha iyi nüfuz etmek bakımındın lüzumlu ve faydalıdır. Masrafları, Millî Müda­faa, Sağlık, Maarif, İktisadî Kalkınma, sosyal güvenlik, borç ödeme ve umumî İdare hizmetleri olmak üztre 7 gruba ayrılarak 1950 ve 1954 yıl-lariyle mukayeseli bir tahlile tâbi tutmak, bütçelerimizin fonksiyon iti­bariyle yapısı hakkında yüksek heyetinize bir fikir verecektir. Bütçe gerekçesinde, yapılmış ve yapılmakta olan isler hakkında yüksek heyeti­nize topluca bir fikir vermeğe gayret ettik. Bütçelerin teker teker tetki­ki sırasında alâkalı vekil arkadaşlarımız bu hususta daha geniş izahat vermeğe âmâde bulundukları için hizmet itibariyle yapacağım tahliller sırasında başarılan işlere, ancak fırsat düştükçe ve kısaca temas etmekle iktifa edeceğim.

Muhterem arkadaşlar,

Her sene olduğu gibi bu yıl da masraf bütçemizin büyük kısmı yine Mil­lî Müdafaa hizmetlerine tahsis olunmuştur. Filhakika 1954 yılında Millî Müdafaa bütçesine tefrik olunan tahsisat 600 milyon lira iken 1955 tekli­finde bu miktarın 725 milyon lira gibi şimdiye kadar erişilmemiş bir se­viyeye yükseltilmiş bulunması, Millî Müdafaamıza ne büyük bir kıymet ve ehemmiyet verdiğimizi açıkça gösterir.

Diğer taraftan bu miktara, dost Birleşik Amerika'dan 1955 yılında eHe ederek karşılıklarını Millî Müdafaa Vekâleti emrine tahsis edeceğimiz 200 milyon liralık yardımın da ilâve edilmesi gerekir. Bu suretle bu iki kay-

naktan Millî Müdafaa Vekâletine tahsis olunan paraların tutarı 92o mil­yon liraya baliğ olmaktadır. 1954 yılında aynı kaynaklardan verilen tah­sisat yekûnu 800 milyon lira idi.

Bunlardan başka, koruyucu asker müfrezeleri, Başvekâlet, Millî Savun­ana Yüksek Kurulu, Gümrük Muhafaza ve Jandarma Umum Kumandan­lıkları gibi askerlikle doğrudan doğruya alâkalı teşekküllere ait masraf­lar ile teslihat ve teçhizat kredileri mürettebatı ve diğer müteferrik sa­vunma masraflarının. Millî Müdafaa Vekâleti haricinde kalan diğer dai­reler bütçelerinde yer aldıklaıı yüksek malûmunuzdur. Bu tahsisatlarla birlikte şimdiye kadar saydığım kaynaklardan 1955 yılında Mîllî Müda­faa hizmetlerine sarfedeceğimiz paralar 1 milyar Türk lirasının çok fev­kinde olacaktır.

Bütün bunların dışında, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da, büyük dostumuz Amerika Birleşik devletlerinden değeri 250 milyon dolar civa­rında olan askerî malzeme yardımı göreceğimize de memnuniyetle temas etmek isterim. Bu kanalla 1955 yılında ordumuz yeniden 800 milyon Türk lirası civarında çeşitli malzeme ile teçhiz edilmiş olacaktır. Burada di­ğer mühim bir noktaya daha işaret etmek lâzımdır:

Amerika Birleşik Devletleri tarafından geçmiş yıllarda ordumuza tahsisi kararlaştırılmış olup da, henüz bize teslim edilmemiş bulunan malzeme yardımı bakiyesi olan 500 milyon dolarlık, yani 1 milyar 400 milyon Türk liralık kısmın teslimine devam olunması sayın Başvekilimizin bu dost memleketi ziyareti sırasında takarrür ettirilmiş bulunmaktadır.

Bu karar gereğince başvekilimizin yurda avdetini müteakip ehemmiyetli miktarda teslimat yapılmış olup hâlen sevkiyata hızla devam olunmakta­dır. Bu suretle millî müdafaamız 1955 bütçe yılı içinde bu yoldan da esaslı malzeme yardımı görmüş olacaktır. Bu hususu büyük dostumuz Amerika Birleşik Devletlerine karşı şükranlarımızın bir ifadesi olduğu kadar ordumuzun sür'atle takviye edilmesi bakımından da büyük bir memnuniyetle kaydetmek isterim.

Müşterek enfrastrüktür programı gereğince, memleketimizde yapılmakta olan askerî tesislerin bedelleriyle birlikte, 1955 yılında kahraman ordu­muzun takviyesi için harcanacak paralar yekunununun 3 milyar Türk li­rasına yaklaşacağını ve yeni bütçemizin ordumuza bu yıl da, mukaddes vazifelerini ifada devamını sağlayacak bütün imkânları verdiğini yüksek heyetinize arzetmekle derin bir iftihar ve gurur duymaktayım.

Şanlı mazisi, maddî ve manevî müstesna kabiliyet ve hasletleriyle bütün bir cihanın takdir ve hayranlığını kazanmış olan kahraman ordumuzun yapılan fedakârlıklara lâyık olduğuna hiç kimsenin şüphesi yoktur.

Büyük yardımlariyle kahraman ordumuzun takviyesini teshil eden dost Amerika Birleşik Devletlerine karşı duyduğumuz şükran hislerimizle, sulhun korunması müşterek gayesine hizmet maksadiyle ve memleketi­mize karşı büyük bir dostluk eseri olarak ordumuzun takviyesi İçin yap­makta olduğu yardımdan dolayı dost Kanada'ya teşekkürlerimizi sun­maktan derin bir haz duymaktayız.

Muhterem arkadaşlar,

Sağlık hizmetleri  için ayrılan tahsisatın bütçelerimizde mühim  bir  yer işgal ettiği yüksek malûmunuzdur. 1955 yılında umumî ve mülhak büt­çelerden sağlık hizmetlerine saifı derpiş olunan paraların yekûnu 150.044. 464 liradır. 1954 yılında aynı hizmete ayrılan para 128.263.331 lira olduğu­na göre 1955 yılının bu tahsisatı 1954 yılma nazaran % 17 nisbetinde 21.8 milyon lira bir fazlalık arzetmektedir. Sadece bir yıl içinde vâki bu ar­tış dahi vatandaş sağlığının korunması için sarfolunan gayretlerin vüs'-atini göstermeye kâfidir.

1955 yılı bütçe lâyihalariyle 1954 yılma nazaran ayrılan bu fazla tahsisat ile ezcümle, yeniden hizmete girecek verem dispanserleri ile sağlık mer­kezlerinin ve artacak yatak adetlerinin gerektirdiği personelin maaş ve ücretleri, devlet hastahaneleri, sağlık merkezleri ve çocuk doğum ve ba­kım evlerinde tedavi gören hastaların masraflarmdaki artışlar ve di­ğer müteferrik ihtiyaçlar karşılanacaktır.

1955 yılında bütçelerimizde sağlık hizmetlerine tahsisi derpiş olunan pa-Talarm 150.044.464 liraya baliğ olduğunu yukarıda arzetmistim. 1950 yı-hnda aynı islere cem'an 60.986,329 lira ayrılmış olduğu göz önünde bu­lundurulacak olursa, 1955 vılı sağlık işleri tahsisatının 1950 yılından 14fr nisbetinde 89 milyon lira fazla olduğu anlaşılır. Carî masraflardaki artış nisbeti % 1274 yatırımlardaki artış ise 416 dır.

1951 den bu yana, imkânların âzamisi nisbetinde her yıl biraz daha arttı­rılmak suretiyle bugünkü seviyesine getirilen tahsisatlarla memleket öl­çüsünde muvaffakiyetli isler başarılmaktadır.

Bu başarıları, yeniden tesis olunan sanlık merkezleri, verem, hastahane, pavyon ve dispanserleri, doğum ve çocuk bakımevleriyle, buralarda mev­cut yatak ve tedavi gören vatandaş adedi ve sıtma mücadele mevzuları­nın her birind_e teker teker tesbit etmek mümkündür. Sağlık mevzuunun her şubesinde açıkça müşahede olunan bu gelişmeler, eski yıllarla kıyas-lanamıyacak derecede muazzam olmuştur.

Muhterem arkadaşlar,

Maarif hizmetleri, çeçen vülarda olduğu gibi bu yıl da bütçelerimizde ehemmiyetli yerini muhafazada devam etmektedir. Filhakika 1955 yılın­da umumî ve mülhak bütçelerden maarif hizmetleri için yapılması der­piş olunan masrafların vekûnu, 355.789.782 lirası carî masraflara ve 75. 836.388 lirası da yatırımlara ait olmak üzere, 431.626.170 liradır. 1954 yı­lında avnı hizmet için ayrılan tahsisat yekûnu 313.778.893 lira olduğuna göre 1955 de bütçe teklifleri 1954 yılma nazaran maarif hizmetleri için %37.56  nisbetinde   117.847.277  lira fazla  tahsisatı ihtiva  etmektedir.

Maarif hizmetlerine ayrılan tahsisatın, sadece bir .yıl içinde bu derecede geniş bir artışa mazhar olması, bu islere atfettiğimiz ehemmiyetin bariz bir misali-nî teşkil evlemektedir. 1955 yılındaki bu fazla tahsisat ezcümle, Atatürk Üniversitesi tesis masrafları, veni okul binası vaptırılması veva mevcutlara pavyonlar ilâve edilmesi, öğrenci yurtları inşası, tamire muh­taç okul ve müesseselerin onarılması, ilk ve ortaokul inşası, müteşebbis derneklerine yarnlan varlımın arttırılması, müze ve anıtlarla vüksek. or-ta. teknik ve ilkokulların inkişaflarının lüzumlu kıldrjh masraflar, öğret­men avhklarmda yapılan intibak ve terfi farkları gibi masraflara harca­nacaktır.İktidarımızın maarif sahasında sarfettiği gayretlere bir misal olmak üze­re müsaadenizle bir mukayese daha yapayım.

1955 yılında maarif hizmetleri için 431.6 milyon lira tahsisat teklif edil­miş bulunduğunu yukarıda arzetmiştim. 1950 yılında ise aynı hizmetlere ancak 197 milyon lira tahsisat ayrılmış olduğu hatırlanacak olursa 1955 bütçe teklifinin 1950 ye nazaran %119 nisbe tinde 234.6 milyon lira fazla olduğu anlaşılır. Bu yekûn içinde carî masraflardaki artış nisbeti, %91 yatırımlardaki artış nisbeti ise % 572 dir. Halk tarafından kurulacak or­taokullara bütçeden yaptığımız yardımlar da artan bil seyir takip ede­rek 19-55 yılında 2.100.000 liraya çıkarılmıştır. 1950 yılı bütçesinde yer alan bu nevi yardım tahsisatı sadece 150.000 liradan ibaret bulunmakta idi. 1950 yılına nazaran maarif hizmetleri tahsisatında bu mühim artış­ların akislerini, bu hizmetlerin muhtelif kollarında kısa zamanda başa­rılan işlerden de takip etmek mümkündür.

Gerek okul ve öğretmen adedi, gerekse bu okullarda okuyan talebe adet­leri bakımından ilk, orta, teknik ve halk eğitimi sahalarının her birinde elde edilmiş olan müsbet neticelerin dört yıl öncesine nazaran arzettik-leri çok yüksek seviye hepinizin malûmudur. Başarılan bu işler çocuk­larımıza kâfi okul temin etmek ve onları buralarda daha iyi yetiştirmek maksadiyle kısa zamanda atılmış büyük adımların bir ifadesidir. Bu gay­retlerimize, maarif sistemimizi en medenî memleketler seviyesine çıka-rıncaya kadar ısrarla devam edeceğiz.

Muhterem arkadaşlar,

Yüksek tahsil müesseselerimiz de her gün biraz daha inkişaf etmektedir. Üniversitelerimize son senelerde yapılan hazine yardımlarının tetkiki, bu müesseselerimize karşı ötedenberi gösterdiğimiz yakın alâkanın bir deli­lini teşkil etmektedir. Filhakika 1955 yılı bütçe teklifi ile Ankara, İstan­bul Üniversiteleriyle Teknik Üniversiteye yapılması derpiş olunan yar­dım 57.672.496 liradır. Aynı müesseselere 1954 yılında yapılan yardım 44. 187.989 lira, 950 senesinde yapılan yardım ise 21.972.000 lira idi. Bu ra­kamlar 1955 yılında üniversitelere yapılacak hazine .yardımının 1954 yar­dımlarından %30.5 nisbetinde 13.484.507 lira ve 1950 yılının yardımların­dan da %162 nisbetinde 35.700.496 lira fazla olduğu hakikatini ortaya koy­maktadır.

Yurdumuzun irfan hayatında mühim bir vazife ifa edecek olan Atatürk Üniversitesinin kuruluş hazırlıklarına hızla devam olunduğu yüksek ma­lûmunuzdur. Bu yeni üniversitemizin tesis masraflarını karşılamak üze­re geçen sene verilmiş olan bir milyon liralık tahsisat, huzurunuzdaki bütçe teklifimizde 8.000.000 liraya yükseltilmiştir.

Bir kültür vasıtası olması dolayısiyle burada radyo yayınlarına da kısaca temas etmek isterim. Bilindiği gibi geniş halk kitlelerine hitap eden rad­yo yayınlarımızın inkişafına muvazi olarak alıcı radyo cihazlarının ade­di de yıldan yıla büyük artışlar kaydetmektedir. Filhakika 1950 yılından adetleri 332.618 den ibaret olan radyo alıcı cihazları 1954 yılında 828.042 ye yükseltilmiştir. Bu, 1950 yılma nazaran %249 bir artışın ifadesidir. Diğer taraftan memleketin muhtelif mıntakalarında yeniden üç radyo istasyonu tesisi için hazırlıklara devam edilmekte olup bunların ihalesi yapılmak üzeredir.

Muhterem arkadaşlar.

1950 yılma kadar yapılan yatırımların memleket âlçüsünde hiçbir mâna ifade edemiyecek derecede cüz'î olduğu ve bunların ekseriya verimsiz sahalara tevcih edilmiş bulunduğu malûmunuzdur. Memleketi topyekûn kalkındırmak azmiyle is basma gelmiş olan hükümetiniz ise, bütçe içi ve bütçe dışı imkânlarının azamisini iktisadî kalkınma faaliyetlerine tah­sis etmeyi prensip olarak kabul etmiştir. İktisadî kalkınmanın, ana hedef ve gaye olarak alınmış olması yüzündendir ki 1951 yılından bu yana hu­zurunuza getirilen her bütçede, kalkınma faaliyetlerine tahsis olunan paraların bir evvelki yıla nazaran muazzam miktarlarda artışlar kaydet­tiğine şahit oldunuz. 1955 yılı bütçe tekliflerimiz de bu artış seyrini daha büyük bir hızla devam ettirmektedir. Filhakika 1955 yılında umumî ve mülhak bütçelerden iktisadî kalkınma işlerine ayrılması derpiş olunan paraların yekûnu 156 milyon lirası carî masraflara ve 710 milyon lirası da yatırımlara ait olmak üzere, cem'an 866 milyon liradır. 1954 bütçelerin­de aynı işlere tahsis olunan paraların 119.7 milyon lirası carî masraf ve 494.2 milyon lirası da yatırım olmak üzere cem'an 613.9 milyon lira ol­duğu nazara alınırsa 1955 yılı iktisadî kalkınma tahsisatının 1954 yılın­dan carî masraflarda 30,25 nisbetinde 36 milyen lira ve yatırımlarda ise ^43.68 nisbetinde 216 milyon lira olmak üzere yekûnen %41 tıisbe-tinde 252 milyon lira fazla olduğu anlaşılır. 1950 yılı ile yapılacak bir mu­kayese ise artışın %163.3 nisbetinde 537.2 milyon lira olduğu neticesini vermektedir.1955 yılında iktisadî kalkınma islerine tahsisi derpiş olunan paraların umumî ve mülhak bütçelerin masrafları yekûnunun dörtte birinden faz­lasına, yani 9'28 e tekabül ettiğini yüksek nazarlarınıza bilhassa arzetmek isterim.

Huzurunuza sunmakta olduğumuz bütçelerimizde yer alan 866 milyon li­ralık iktisadî kalkınma tahsisatının 66.3 milvon lirası endüstri, madenci­lik ve enerji islerine, 271.2 mil/on lirası ziraat islerine, 421.1 milyon li­rası münakale işlerine ve 107.4 müyon lirası da diğer nafıa hizmetlerine ait bulunmaktadır.

Tş başına geldiğimiz tarihten bu yana, her yıl biraz daha arttırılmak su-retivîe buaünkü seviyesine ulaştırılmış olan bu tahsisatlarla başarılmış ve başarılmakta olan isler, b'r taraftan yurdun ziraat, sanayi ve müna­kale sistemlerinde esaslı ilerlemeler temin ederken diğer taraftan hususî teşebbüsün gelişmesine müsait bir zemin ve imkân hazırlamış bulunmak­tadır.

Simdi iktisadî kalkınma faaliyetlerini endüstri, madencilik ve enerii, zi­raat, münakale, su isleri seklinde kısımlara ayırarak her biri hakkında kısaca maruzatta bulunacağım.

Muhterem arkadaşlar.

1955 yıb bütçe tekliflerinde endüstri, madencilik ve eneru işleri için av-rılması düşünülen tahsisat 66.330.155 liradır. 1954 yılmda aynı işlere tah­sis olunan paralar 46.721.259 lira olduğuna göre, 1955 yılının bu tahsisatı 1954 yılma nazaran %41.97 nisbetinde 19.6 milyon lira bir fazlalık arzet-mektedir.

Ancak, endüstri, madencilik ve enerji mevzuunda yapılmış ve yapılmak­ta olan muazzam işlerin tamamının, bütçe içinden tahsis olunan bu pa­ralarla temin olunmadığını, bütçe dışından da bu mevzulara milyarlara baliğ olan harcamalar yapıldığını tekrar hatırlatmak isterim.

İktisadî kalkınma hamleleri arasındaki mümtaz mevkiini her zaman be­lirttiğimiz ziraat işlerine atfedilen ehemmiyet ve bu sahada gösterdi­ğimiz gayretler, müsbet neticeleriyle birlikte, hepinizin malûmudur. Bu müsbet neticelerin elde edilmesinde, bütçelerimizden bu mevzua ayırdı­ğımız yüksek miktardaki tahsilatlar kadar makineli ziraatın yayılması, geniş kredi imkânları, ekiliş sahasının arttırılması, müstekar fiat politi­kası, toprak ve tohumluk tevzii ve ziraî mücadele gibi isabetli tedbirler manzumesinin büyük hissesi olduğu da şüphesizdir.

1955 bütçe lâyihalariyîe ziraat işlerine ayrılması teklif olunan paraların yekûnu 271.198.079 liradır. Bu tahsisat, 1954 yılında aynı işe tahsis edil­miş olan 174.601.616 liradan Çf 55.32 nisbetinde 96.596,463 lira fazladır. 1950 yılı ile yapılacak bir mukayese ise bu fazlalığın %133.5 nisbetinde 175.5 milyon lira olduğunu göstermektedir. Vereceğimiz birkaç misal ziraat sa­hasındaki faaliyetlerimizin hangi ölçülerde cereyan etmekte olduğunu göstermeye kâfi gelecektir.

1950 senesine tekaddüm eden 10 yıl içinde çiftçimize dağıtılmış olan to­humluk miktarı 270 bin tondan ibaretti. Halbuki sadece 1954 yılında tev­zi olunan tohumluk miktarı 268 bin tona varmıştır. Böylece 1950 yılma kadar 10 yıl içinde tevzi olunan tohumluğun iktidarımız zamanında yal­nız bir yılda dağıtılımış olduğunu görmekteyiz. İki devir arasındaki bu mukayesenin rakam ve nisbetle ifadesindeki müşkülâtı yüksek heyetini­zin takdir buyuracağına eminini.

Toprak dağıtımı da aynı durumdadır. Çiftçiyi Topraklandırma nun ilk tatbik yılı olan 1946 dan mayıs 1950 tarihine kadar tevzi olunsa arazi ve mer'a 831.598 dönüm olduğu halde mayıs 1950 den 1954 yılı so­nuna kadar geçen devre içinde tevzi olunan arazi ve mer'anm sahası 14. 680.461 dönüme baliğ olmuştur. Her iki devre arasındaki bu mukayese, toprak dağıtma işlerinin 1950 den önceki devreye nazaran 18 misle yakın bir süratle tahakkuk safhasına sokulduğunu    sarahatle    göstermektedir.

Bu mevzudaki faaliyetlerimize diğer bir misal olmak üzere yalnız 1954 yılında tevzi olunan arazi ve mer'anm 3.630.534 dönüm olduğunu zikret­mek kâfidir. Bir yıl içinde dağıtılan bu miktar, 1946-1950 yıllarını ihtiva eden devre içinde dağıtılan topraktan yüzde dörtyüz daha fazladır.

1950 yılında dağıtılan pamuk tohumu 350 ton idi, bugün 9.600 tondur. 1950 de temizlenen hububat miktarı 121.000 ton idi. 1954 de bu miktar 300 bin tonu asacaktır. İlaçlanan tohumluklar 115.622 tondan 481 bin tona çık­mıştır. Halk için açılan çeşitli ziraî kursların 1950 de 103 den ibaret bulu­nan adedi 1953 de 989 a çıkarılmak suretiyle çiftçiyi teknik bilgilerle teç­hiz etme faaliyetleri genişletilmiştir.

Münakale islerine gelince: Bu sahada sarfolunan devamlı gayretler saye­sinde münakale sistemimiz daha şimdiden geniş bir inkişafa mazhar ol­muştur. Bu inkişafın sebepleri hakkında bir fikir edinebilmek için büt­çelerimizden bu işlere tahsis ettiğimiz paraları mukayeseli bir şekilde tetkik etmek kâfidir.  1955 bütçe lâyihalariyîe münakale  işlerimiz için ayrılması derpiş olunan meblâğ 31.044.923 lirası carî masraflara ve 390. 095.300 lirası da yatırımlara  ait olmak üzere cem'an 421.140.223 liradır.

Aynı isler için 1954 yılında 271.200.038 lira ve 1950 yılında ise 120.535.018 lira tahsisat verilmiş olduğu göz önünde bulundurulacak olursa 1955 yılı tahsisatının 1954 yılma nazaran % 55.29 nisbetinde 150 milyon lira ve 1950 vıhna nazaran ise %249 nisbetinde 300.6 milyon lira bir fazlalık arzettiği müşahede olunur.

Münakale hizmetleri arasında bulunan karayolları' dâvası üzerinde ne büyük bir dikkat ve itina ile durulduğu malûmunuzdur.

1955 bütçesinde de lâyık olduğu ehemmiyetle ele alman bu mevzua 302.5 milyon lira ayrılmış bulunmaktadır. 1954 yılında aynı işlere 191.2 milyon lira verilmiş olduğuna göre karayollarına 1955 yılında, 1954 yılma naza­ran %58.18 nisbetinde 111.3 milyon Ura fazla bir para tahsis edilmiş bu­lunmaktadır. Bu artışın mânasını daha iyi bir şekilde canlandırabilmek için 1950 yılında aynı işler-e sadece 53 milyon lira harcanmış olduğunu zikretmek kâfidir. Bu hale göre 1955 yılı karayolları tahsisatının 1950 yı­lına nazaran artış nisbeti %467 dir.

Karayolları meyanmda köy yolları da mütemadi bir inkişafa mazhar ol­muştur. 1950 yılında köy yollarının inşasına yardım olmak üzere bütçe­den ayrılan tahsisat sadece 7 milyon lira iken bu miktar 1951 den beri her s.ene büyük artışlar kaydederek 1955 de 55 milyona yükselmiştir.

X>emiryollarırmza gelince: Bu bütçemizde demiryolları inşaatına ayrılan para 28,865.000 liradır. 1954 yılında bu tahsisat 20.600.000 lira idi. Alman bu tahsisatlarla üzerinde çalışılan hatlar Elâzığ - Van, Erzurum - Kars, Narlı - Gaziantep - Karkamıs ve Ereğli - Kozlu hatlarıdır. Elâzığ - Van hattının Gene - Mus kısmı geçide müsait bir hale getirilmiş olup hâlen Muş'a doğru ray ferşiyatma devam olunmaktadır. Erzurum hudut hat­tının 74 kilometrelik Horasan - Sarıkamış parçasının inşaatına üç kısım nalinde devam edilmektedir.

Narlı - Gaziantep - Karkamıs hattının Narlı - Gaziantep kısmının 1953 de işletmeye açıldığı malûmdur. Hâlen bu hattın 94 kilometrelik müte-*baki kısmı üzerinde çalışılmaktadır. Bunlardan başka iltisak ve kavşak 'hatlarının Küçükçekmece - Soğuksu çift hattının inşa faaliyetine devam olunmaktadır.

Havayolları işletmemizi modern vasıta ve tesislerle teçhiz etme gayret­lerimiz devam etmektedir.

Bunu kısa bir zamanda temin edebilmek gayesiyle bu işletmemize geniş bütçe imkânları sağlanmaktadır. Nitekim 1950 yılında bu işletmemizin bütçesi 7.5 milyon liradan ibaret iken bu miktar 1954 de 26.7 milyon li­raya ve 1955 tekliflerinde ise 28.3 milyon liraya yükseltilmiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Liman dâvasının, iktisadî kalkınmamızın en esaslı dayanaklarından biri olduğunu müdrik olarak bu. mesele üzerinde bidayettenberi ehemmiyetle durduğumuz ve bu mevzuda bütçe İçi imkânlarımızı dış kredilerle de tak­viye ve tarsin ettiğimiz malûmdur. 955 yılımda liman inşaatına bütçe için­den tahsisi teklif olunan meblağ 54 milyon liradır. Bu miktar 1954 yılın•da 25.6 milyon lira ve 1950 yılında ise ancak 9 milyon liradan ibaret bu­lunmakta idi. 1955 yılı limanlar tahsisatının 1954 yılma nazaran artış nis-beti %115 ve 1950 ye nazaran artış nisbeti ise %493.4 dür.

Xİman inşaatı faaliyetimizin müsbet neticelerine sözlerimin başında te-înas etmiştim. Bunun yanıbaşmda daha ziyade küçük ticaret merkezleri ile sahil şehirlerimizin inkişafını sağlayacak olan iskele ve barınaklar İnşaatı da yeni merhaleler kaydetmiştir. Bu cümleden olmak üzere 1954 vihnda Kefken barınağının inşaat faaliyetine devam olunmuş ve Lapseki, Pazar, Akçakoca, Mudanya iskelelerinin inşaatı tamamlanmıştır. înşası-na başlanan  iskeleler Hopa,  Vakfıkebir, Çayeli,  Gemlik ve Fethiye'dir.

Muhterem arkadaşlar,

"Su işleri 1951 denberi üzerinde durulan en mühim mevzulardan biri ol-- ımıştur. Bütçe rakamları bu sahada sarf ettiğimiz mütezayit gayretlerin bir delilidir. Filhakika 1950 yılında su işlerine ayrılan para 18.5 milyon liradan ibaret iken bu miktar 1954 yılında 93.6 milyon liraya ve 1955 yılarda ise 166 milyon liraya yükseltilmiştir. 1954 yılma nazaran artış %77 -r>isbetinde 72.4 milyon lira, 1950 yılma nazaran artış ise %797 nisbetinde 147.5 milyon liradır.

Muhterem arkadaşlar,

Bütçeler imiz d ek i hizmet gruplarından beşincisi sosyal  güvenlik hizmet­leridir. 1955 bütçe teklifinde sosyal maksatlar İçin teklif olunan tahsisa--tm yekûnu 202.7 milyon liradır. Emekli aylıkları, emekli kesenekleri, co-«cıık, doğum, ölüm yardımları ve sigorta primleri gibi sarfiyatı ihtiva eden mx gruba tefrik olunan tahsisat 1954 yılında 176 milyon lira ve 1950 yı­lında ise 132.6 milyon lira idi.

Hizmet gruplarından bir diğerini teşkil eden borç ödemesi için 1955 yı-imda teklif olunan tahsisat -Millî Müdafaa hizmetleri tahsisatı arasında j*österîlen a=vpn teçhizat kredisi mürettebatı hariç- 131.4 milyon liradır. "P-n miktar 1954 bütçe tahsisatından 4 9 milyon lira fazladır.

"Muhterem arkadaşlar,

Bütçelerimizde, carî masrafların, ve bilhassa lüzumsuz teşkilâtın icap p+-

'îîrece^i masrafların, artırılmamasına azamî derecede dikkat ve itina gös--t^rd iğim izi arzetmistim. Ancak adalet, emniyet, maarif ve sağlık gibi hiz--metlerle ilgili teşkilâta ait carî masraflardan muhakkak surette kaçınmak hizmetleri geri bir seviyede tutmanın doğru olmıyacağmda takdir buyurursunuz.

.Aksi halde demokratik hizmet anlayışımızın icabını vapmamış, vatandaş­ların devlet hizmetlerinden daha kolaylıkla faydalanmasını temin etme­miş oluruz.

'Muhterem arkadaşlar.

Bu yekûnu terful eden  başlıca varidat kalemleri hakkında izahata geçmeden önce Î95Ö yılından bu yana devlet gelirlerimizin arzettiği inkişaf seyrine kı­saca temas etmeyi faideli buluyorum. 1950 yılında 1.300.420454 lira olarak fiilen tahakkuk eden devlet gelirleri,, müteakip 1951 yılında %4 bir fazlalıkla 1.353.210.334 liraya, 1952 yılında 27.2 bir fazlalıkla 1.653.763.915 liraya, 1953 yılında %43.2 fazlalıkla 1-927.274.575 liraya baliğ olmuş bulunmaktadır.

Bu mukayeseyi 2.238,475.000 liralık tahminleri tahakkuk etmekte olan 1954 yılı gelirleriyle yapacak olursak artış nisbetinin %75.9 a yükseldiği görülür. Bu vesile ile hatırlatmak isterim ki, 1950 yılından bu yana yapı­lan vergi tenzillerinin net yekûnu olan 186 milyon liralık indirim yapıl­mamış olsaydı gelir hasılasının artış miktarları elbetteki arzettiğim ra­kamların da üstünde olacaktı.

Yüksek tasviplerinize sunulmuş olan 1955 yılı bütçe gelirleri 2.976.060.001 lira olarak tahmin edilmiş olup bu miktar 1950 yılı hasılasına nisbetle %128.8 bir fazlalığı ifade etmektedir.

Bu fazlalığı meydana getiren varidat kalemleri içinde gelir vergisi başta çelmektedir. 1951 yılında 209 milyon lira hasıla temin eden bu vergiden. 1952 yılında 299 milyon, 1953 yılında 394 milyon lira elde edilmiş ve 1954 yılı içinde yapılmış olan 435 milyon liralık tahminin de fevkinde 525 mil--yon lira civarında hasıla sağlanacağı tahakkuk etmiştir. Gelir Vergisin­den Önümüzdeki yıl 645 milyon lira hasıla temin edileceği tahmin olun­muştur.Kurumlar vergisi 1951 yılında 25 milyon lira hasıla sağlamıştır. Bu ver­eden 1955 yılında 110 milyon liralık hasıla elde edileceği tahmin olun­maktadır. Aynı mukayeseyi diğer başlıca gelirler hakkında da yapacak olursak gö­rürüz ki, 1950 yılında 235 milyon lira olan muamele vergilerinden 1955 d~ 515 milyon lira, 120 milyon lira olan gümrük resminden 270 milyon li­ra. 116 milyon lira olan şeker ve glikoz istihlâk vergisinden 215 milyon lira, 18 milyon lira olan akaryakıt vergisinden 80 milyon lira, 99 milyon lira olan tekel savunma vergisinden 159 milyon lira, 33 milyon lira olaii. damga resminden 110 milyon lira, 11 milyon lira olan tapu harçlarından 55 milyon lira, 82 milyon lira olan tekel safi hasılatından 194 milyon lira gelir temin edileceği tahmin olunmaktadır.Bunlara ilâveten 1955 yılı hasılasının tahmininde yeni bazı unsurlar da nazara alınmış bulunmaktadır.

Şimdi bunlar hakkında kısaca malûmat arzedeyim:

Bina. arazi vergisi ve binalardan alman buhran vergisi, trafik resimleri, petrol harçları, petroldan devlet hakları ve petroldan devlet hissesi, ma­denlerden devlet hakkı ve trafik cezaları gibi yeni hükümlere taallûk eden gelirlerin yekûnu  173.945 001 liraya baliğ olmaktadır. Yine bu mey anda 200.000 liradan yüksek olan gelirlerin vergi nisbetîeri-nin %35 den %45 e çıkarılması suretiyle gelir vergisi tahminlerinde 25" milyon lira civarında bir artış olacağı son dela tekel maddelerinin fi-atlarında yapılan ayarlamalar ve istihlâk artısı neticesinde de 62 milyon lira civarında bir hasılat fazlası elde edileceği tahmin olunmuştur.1955 yılı tahminleri yapılırken, geçen yıllarda olduğu gibi realist ve ob­jektif esaslara istinat edilmiş ve önümüzdeki yıl sağlanacak gelirlerin tam-ve sıhhatli bir şekilde tahminine bilhassa dikkat ve itina gösterilmiştir. Bu münasebetle, 5 senelik bir devre içinde hasılası 1 milyar 300 milyon Jiradan 2 milyar 976 milyon liraya yükselen, yani endeksi 100 den 228 e -çıkan gelirlerimizin bünyevî istihalesine de temas etmek yerinde    olur.

Filhakika, Ü950 denberi yapılmakta olan ıslahat hamleleri ile bir taraftan devlet masraflarını daha geniş ölçüde karşılayabilecek şekilde verimli bir vergi sistemi kurulması, diğer taraftan vergi adaleti bakımından modern anlayışa ve ihtiyaçlara uygun esaslar tesisi hususlarının hedef tutulduğu yüksek malûmlarıdır.'Bu ıslahatın neticesi olarak devlet gelirleri, bir mislinden fazla artarken aynı zamanda bünyesi içinde bir istihaleye uğramış ve vergi adaletinin başlıca miyarlarından olan umumî vergi hasılatı içinde vasıtasız vergi­ler nisbetini %30 civarında değiştirmiştir.

1951 yılında vergi hasılası içinde %72.02 olan vasıtalı vergiler nisbetinin 1955 de %61.02 ye tenezzül edeceği ve yine 1951 yılında aynı hasıla içinde "%27.98 olan vasıtasız vergiler nisbetinin önümüzdeki yılda % 38.98 e yük­seleceği tahmin olunmuştur.

"Diğer taraftan vasıtalı vergilerimizin hasılası 1951 yılında 1 milyar 179 milyon lira iken 1955 de bu gelir grubundan 1 milyar 575 milyon 'lira hasıla elde edileceği tahmin olunduğuna göre bu nisbet değişikliğinin vasıtalı vergilerdeki büyük artışa rağmen hasıl olduğu anlaşılır. Filha­kika vasıtasız vergiler 1951 de yalnız 330 milyon lira olduğu halde 1955 de bu gruptan 1 milyar 6 milyon lira, yani 3 mislinden fazla gelir sağla­nacağı tahmin olunmaktadır.Bir bakımdan iktisadî faaliyetlerdeki hayatiyetin ve yaşama standardığımdakî yükselişin bariz bir delili olan bu rakamlar diğer bakımdan da ver­gi ıslahatı mevzuunda yapılmış olan hamlelerin müsbet neticeleri olarak kabul edilmek icap edeı. Filhakika geçen devre içinde sosyal faaliyetle­rin değişik cephelerinde alman tedbirler, bir taraftan sınaî, ziraî ve tica­rî sahalarda geniş satm alma gücü ve istihlâk kabiliyetleri yaratmış, di­ğer taraftan, bu durumun teşvikkâr tesirleri ile hem vasıtasız hem vası­talı vergilerin hasılalarında da büyük artışlar elde edilmiştir.

Bu istihale içinde gelir ve kurumlar vergisinin takip ettiği seyir şövledir: 1951 yılında yalnız 46504 olan beyannameli mükelleflerin sayısı, 1952 de 54444.e. 1953'de 62703 e ve 1954 da 82111 e yükselmiştir. 1955 de bu mik­tarın 90.000i asacağı tahmin olunmaktadır. Rakamların bu seyri 1951 de­ki mükellef sayısının 5 yıllık devre içinde yüzde yüz arttığını göstermektedir.

"Bu vergi mükelleflerinin gelirleri ise, 1951 .yılında ancak 278.260.000 lira olduğu halde 1954 yılında 3 mislinden fazla artarak 1.002.342.000 liraya baliğ 'olmuştur. Bununla muvazi olarak 1951 yılında bu mükellef grubun­dan ancak 50.256.000 lira, hasıla sağlandığı halde 1954 yılında bu miktar 211.802.000 liraya yükselmiştir.Kurumlar vergisi mükellef adedinde 1951 yılma nazaran yüzde yüz, ku-Tumlarm kazançlarında ise yüzde üçyüze yakın bir artış görülmektedir.1951 yılında kurumlar vergisinden ancak 25.996.000 lira tahsil edildiği hal­de 1954 de bu miktarın 90.000.000 liraya yükseleceği anlaşılmaktadır. Vergi tatbikatı içinde hususiyet ve ehemmiyet arzeden bir diğer nokta­ya da burada işaret etmek isterim. Hususî teşebbüsün iktisadî faaliyetlerde almakta olduğu mevki, mevcut ve mukayesesi mümkün rakamlara nazaran, büyük bir vüs'ati iktisap et­mektedir. 1952 yılma nazaran 1954 yılında hususî teşebbüs sahasından el­de edilen kurumlar vergisinin artış nisbeti %59.80 e varmaktadır. Bu du­rumu .takip etmekte olduğumuz iktisadî politikanın müsbet ve hayırlı bir neticesi olarak ifade etmek isterim.Vergi ıslahatı hamlelerine gelince, bu sahadaki çalışmalarımıza devam et­mekteyiz.Vergi mevzuatımız bir taraftan iktisadî hayatımızdaki kalkınmanın meydana çıkardığı ihtiyaçlar ve diğer taraftan şimdiye kadar vergilendirme sahasında yapılan ve yapılmakta olan tecrübelere dayanan müşahedeler esas tutularak gözden geçirilmekte ve gerekli tâdil tasarıları hazırlanmak­tadır. 1950 yılından bu yana yaptığımız ıslahata ilâveten Önümüzdeki" devrede yüksek tetkiklerinize bazı tasarılar arzolunacaktır.

Sosyal maksatlara müstenit daha iyi bir vergi adaleti ve ekonomik ge­lişmemizi hızlandıracak usuller tesis ve mükellefle idare münasebetle­rinin daha iyi düzenlenmesi gibi prensiplere istinat eden bir anlayış yapılan çalışmalar neticesinde hazırlanan gelir ve kurumlar .vergileri ka­nunları tâdil tasarıları bu devrede yüksek meclisin tetkik ve tasviplerine-arzedüecektir.

Bu suretle esnaf vergisinin ilgası ve sayıları 300.000 civarında olan ve-geliıleri asgarî geçim hadlerinin altında bulunan sabit ve gezici küçük esnafın vergi dışı bırakılması mümkün olacaktır.Vergi usul kanununun tadilâtına müteallik tasarı da bunlarla birlikte1 yüksek meclisin tetkiklerine arzolunacaktır.Bu çalışmalarımız arasında muamele vergisi mevzuu da bütün ehemmî-yetiyle "ele alınmış bulunmaktadır. Bu mevzuda hazırlanmakta olan ta­sarı Önümüzdeki birkaç ay içinde yüksek meclise takdim olunacaktır.

Gelişmekte bulunan ticarî ve sınai hayatımız itin artık hususî bir ihtiyaç halinde belirmiş bulunan (muhasiplik mesleğinin tanzimi) işi de üzerin­de çalıştığımız mevzular arasında bulunmaktadır.

Diğer vergi ve gelir kanunları üzerindeki çalışmalarımız devam etmek­tedir. Bu çalışmaların sonu alındıkça tasarıları peyderpey yüksek mec­lise arz ve takdim olunacaktır.

Muhterem arkadaşlar,

1955 bütçe lâyihaları, iktisadî kalkınmamızı bir an evyel tahakkuk ettir­mek maksadiyle giriştiğimiz faaliyetler ve şimdiden elde edilen neticeler hakkında yüksek heyetinize izahlarda bulunmağa çalıştım.

1955 bütçe lâyihalarımız yüksek tasviplerinize iktiran ettiği takdirde ge--cen yıllarda olduğu gibi, Önümüzdeki malî yıl içinde de bu faaliyetleri­mize daha büyük bir şevk ve gayretle devam edeceğiz.1955 bütçelerimizin değerli tetkikleriniz neticesinde en mütekâmil şek­lini alacağından emin bulunuyoruz.

Türk - Alman İktisadî Anlaşması: 18 Şubat 1955

 Ankara:

Hariciye Vekâletinden tebliğ edilmiştir:

Türkiye ile Almanya arasındaki iktisadî işbirliğini daha ziyade geliştir­mek ve iki memleket arasında yürürlükte bulunan ticaret ve tediye an­laşmasının tatbikatından doğan meseleleri halletmek maksadiyle Türki­ye ve Federal Almanya Cumhuriyeti hükümetlerinin ticaret heyetleri arasında 15 kasım 1954 tarihleri arasında Ankara'da cereyan eden müza­kereler sonunda taraflarca müzakere edilen konular üzerinde tam bir mutabakata varılarak bu hususta hazırlanan vesikalar parafe edilmiş ve bu vesikalar her iki hükümetin tasvibine iktiran ettikten sonra nihaî şe­kilde imzalanmak suretiyle yürürlüğe konulması kararlaştırılmıştı.

İşbu anlaşmalar dışında kalan ve teferruata taallûk eden bazı hususla,-rm da halli hükümetlerce tasvip olunan, mezkûr vesikalar bugün Harici­ye Vekâletinde Türkiye Cumhuriyeti hükümeti adına İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreteri Elçi Melih Esenbeî ile Federal Almanya Cum­huriyeti hükümeti adına Alman Heyeti Başkanı Kurt Daniel tarafından imzalanarak yürürlük mevkiine konulmuştur. Bu anlaşmanın esasları, aşağıda hülâsa edilmiştir:

1. İki memleket arasında ticarî mübadelelerin daima artan yüksek birseviyede tutulmasını teminen iki hükümet birbiriyle teşriki mesaiye de­vam edecekler ve icap eden tedbirleri alacaklardır.

2. Ziraat mahsullerinin modernleştirilmesi yolu ile Türkiyenin ziraî mahsul ihracatı imkânlarını geliştirmek için Federal Almanya'nın daiştirakiyle Türkiye'de bir numune çiftlik tesisinde fayda görülmüş ve bunun tahakkuku için tetkiklerin yapılması kararlaştırılmıştır.

3. İki memleket arasındaki ticaret ve tediye anlaşmaları 30 haziran

1955 tarihine kadar temdit edilmiştir,

4.    26 mayıs 1954 anlaşması esasları dairesinde Türkiye'nin envestismanprogramının tahakkukuna Alman sanayiinin iştirakini teshile devam ar­zusunda olan Federal Almanya hükümeti, evvelce tahsis edilmiş olanla­ra ilâveten şimdi de 225 milyon marklık Türkiye'ye müteveccih    krediliihracatın garantiye bağlanması için icap eden tedbirleri ittihaz etmiştir.

Mezkûr meblâğın 180 milyonu devlet müesseselerine, 45 milyonu da hususî müesseselere tahsis edilmiştir.

5.    İki heyet hükümetlerinin, imkân olur olmaz aralarında 1953 senesi­nin ağustos ayında tesbit edilmiş olan esaslar dairesinde, uzun vadeli hu­bubat anlaşmasını mevkii tatbike koymak hususundaki müşterek arzula­rını teyid etmişlerdir.

6.    Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile Federal  Almanya   Cumhuriyetihükümeti, iki memleket arasındaki deniz nakliyatına mütedair işbirliği­ni geliştirmek ve bu sahada zuhur edebilecek güçlükleri halletmek içinicap eden tedbirlere tevessül etmeği kararlaştırmışlardır.Dördüncü fıkrada yazılı kredili envestisman malzemesi ithalâtına müteallik mukavelelerin Bonn'da Türk ve Alman eksperlerince müştereken tetkiki anlaşmada ayrıca derpiş olunmuştur. Bu .maksatla ahiren Alman­ya'ya gitmiş olan bir heyetimizin iştiraki ile mukaveleler üzerinde yapı­lan inceleme sona ermiş bulunduğundan bu siparişlerin, anlaşmanın bu­gün yapılan imzası ile beraber, hermes garantisine bağlanarak tahakkuk safhasına intikal ettirilmesi kararlaştırılmıştır.

Büvük Millet MecHsindp bütçe müzakereleri:

18 Şubat 1955

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de reis vekillerinden Fikri Apaydm'-m reisliğinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, Reisicumhur ile birlikte Pakistana giden Millî Mü­dafaa Vekili Ethem Menderes'in dönüsüne kadar kendisine Devlet Vekili Ve Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu'nun vekillik edeceğine dair Riyaseticumbur tezkeresi okunmuş, müteakiben 1955 yılı muvazeneı umu­miye kanunu lâyihasının müzakeresine geçilmiştir. Kısa bir ara Veriş hariç olmak üzere iki celsede beş saat devam eden bugünkü toplantıda ilk önce Maliye Vekili Hasan Poîatkan söz almış ve tam metnini ayrıca vermiş olduğumuz Maliye Vekilinin bu konuşması büyük bir alâka ile takip edilmiş ve sık sık alkışlanarak tasvip olunmuştur, Maliye Vekilinin nutku üçbuçuk saat sürmüştür.

Maliye Vekili Hasan Polatkan'm alkışlarla sona eren konuşmasından son­ra, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Ğrupu adına Malatya mebusu Nüvit Yetkin soz almıştır. Nüvit Yetkin, bu konuşmasında, evvelâ iç politika manzarasını kendi görüşüne göre tasvir etmiş, dış. politika sahasında hü­kümetin basanlarına işaret ederek şunları söylemiştir: Dış siyasette hükümetimizin dünya sulhuna bağlılık, bunun tahakkuku uğrunda gayret ve fedakârlık, sulh ve demokrasi cephesinde taahhütle­rimize ve dostlarımıza sadakat düsturlarından kuvvet alan dış politika anlayışında iktidarla ittihat halinde bulunmaktan ve onun bu sahada gay­retlerine müzahir olmaktan milletçe aldığımız kuvvet ve duyduğumuz if­tiharı bir kere belirtmek isteriz.Hatip bundan sonra hükümetin takip etmekte olduğu iktisadî ve maîî politika üzerinde sÖzlerin'e devam eylemiş, bütçenin samimî ve denk ol­madığını ileri sürerek, kapalı malî ve iktisadî siyasetten vaz geçilmesi" keza bütçe esbabı mucibesinin ilmî bir karakter tasımayıp, bir propagan­da havası içine gömüldüğünü iddia etmiştir.

Nüvit Yetkin'in konuşmasından sonra, Cumhurivetçi Millet Paresi Mec­lis Grupu adına söz almış bulunan Kırşehir mebusu Osman "Böh'ikbaşı kürsüye  çağırılmıssa  da  Bölükbaşmın mecliste  olmadığı  görülmüştür.

Büyük Millet Meclisi bu arada, bundan böyle bütçe müzakereleri neti?e-leninceye kadar her enin sabahları saat 10-13 arasında öğleden sonra da saat 15 de toplanma kararını almıştır.

Meçlis yarın saat 10 da toplanacaktır. Meriç ve Tunca nehirlerinin İslahı mevzuundaki protokol imzalandı.

19 Şubat 1955

 İstanbul:

Meriç ve Tunca nehirlerinin İslahı mevzuunda iki gündenberi yapılan ça­lışmalar sonunda varılan mutabakat üzerine iki taraf heyetleri tarafın­dan hazırlanan protokol bugün saat 15.30 da İstanbul Nafia Müdürlüğün­de Türkiye hükümeti adına Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve Yunan hükümeti adına da Yunan Nafıa Vekili Constantin Karamanilis tarafın­dan merasimle imzalanmıştır.

Bu merasimde Türk heyetini teşkil eden Devlet Su İşleri Umum Müdürü Hikmet Fırat, Devlet Su İşleri 1 nci Bölge Müdürü Celâl Ergene, Yunan, heyetini temsil eden Yunan Sular Umum Müdürü Kanelopulos, Sulsr Umum Müdür Muavini Andonopuloi, ve Devlet Vekâletinden Yüksek Mühendis Limberidis ile Meriç Evros Komitesi Başkanı Selahi Demirbi-lek ve komitesi azası Yanakinas ve basın mensupları hazır bulunmuşlar­dır.İmza merasimini müteakip Türk ve Yunan Nafıa Vekilleri yapılan ça­lışmalar ve imzalanan protokol hakkında müştereken aşağıdaki beyanat­ta bulunmuşlardır:Dost ve müttefik Türk ve Yunan hükümetleri Nafıa Vekilleri olarak bu­gün, Meriç nehrinin İslahı imkânını ve şeklini tayin eden bir protokol imzalamış bulunuyoruz.

Malûm olduğu üzere Meriç nehri her iki devlet arasında hududu teşkil eder. Şimdiye kadar nehirin İslahı ele alınamadığı için başta Edirne ol­mak üzere birçok kasaba ve köyler ile besyüz bin dönümü mütecaviz bir arazi her sene su altında kalmakta ve yine bu miktara yakın bir arazî de bataklık hale gelmektedir. Bu hâdiselerin tevlit ettiği zararlar ise her iki taraf için bir milyon liraya yaklaşır.

İki devletin müşterek bir mevzuu olan, İslah, kurutma ve sulama işleri için evvelâ umumî bir proje yaptırılması ve bu projenin her iki tarafın da menfaatlerini sağlayacak şekilde ve tarafsız bir fen heyetince hazır­lanması kararlaştırılmış ve 1951 senesinde bir Amerikan firmasına îr edilmişti.

Bu firma tarafından hazırlanan projeye göre, Tunca nehrinin Edirne c rine verdiği zararlar da gözonünde tutulmak üzere nehrin huduttan iti­baren denize döküldüğü noktaya kadar İslahı ve her iki tarafda bulunan şehir, kasaba ve köylerin feyezanlara karsı muhafazası ve bütün batak­lıkların kurutulması ve Ergene kolunun İslahı ve bundan sonra da yer yer sulama yapılması imkânları hasıl olmaktadır.

Bütün bu neticeleri elde etmeye matuf olan umumî projenin maliyeti doksan milyon lirayı bulacaktır.Feyezanları önleyici tedbirler tamamlanmadan, kurutma ve sulama işle­ri yapılamayacağı için evvelâ İslah işinin ele alınması lâzım gelmektedir.İşte bugün imza ettiğimiz protokol ile nehrin baştan sona kadar İslahı ve feyezanların önlenmesi işinin ele alınmasını ve 1955 yılı inşaat mevsimin­den faydalanmak üzere ihalesinin 11 nisanda yapılmasını ve mümkün olan en kısa bir müddet içerisinde ikmalini kararlaştırmış bulunmakta­yız.

Mevcut projeye göre, her iki sahilde de kasaba ve araziyi koruyucu sek­ler yapılacak ve nehir 3 mmtakada yeni yataklar açılmış bulunacak­tır. Bu şekilde beş yüz bin dönümü mütecaviz muazzam bir arazi nehrin taşkınlarına karşı muhafaza edilmiş olacağı gibi şeddelerin üstü stabilize bir yol haline getirileceği için bu civardaki köylerin de kış ve yaz mü­nakale imkânları sağlanmış olacaktır.

Her iki hükümet kendi hudutları içerisindeki inşaatı müteahhitlere iha­le etmek suretiyle yaptıracaklardır, İşlerin süratle tamamlanmasını te­min etmek bakımından geniş bir makine parkı tesis edilmesi de kararlaş­tırılmıştır, îş programı her iki sahildeki inşaatın birbirlerine muvazi ola­rak devam etmesi ve bir tarafta yapılan tesislerin diğer sahile zarar ver­memesi esasına göre hazırlanmıştır.

Projelerin hazırlanmasında vazifeli olan Meriç - Evros komitesi, inşaat programının

Anlaşmalar bir senelik olup hitamından iki ay evvel taraflarca feshi ih­bar edilmediği takdirde senelik müddetler için kendiliğinden uzatılmış sayılacaktır.

İktisat ve Tiearet Vekâletimi» bütçesi münas.ebfetiyle Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı'mn Meclisteki konuşması:

25 Şubat 1055

 Ankara :

Büvük Millet Menlisinin bugünkü toül'ân tısında İktisat vp Ticaret Vekâ­leti bütçesinin müzakeresi sırasında bir konuşma yanan İktisat ve T'ca-ret Vekil- Sıtkı Yırcalı, Vekâletin geçmişteki çalışmaları üzerinde yapı­lan ikazları ve bundan sonraki çslişmalar için gösterilen veçheyi mem-nunivetle karşıladığını ve bunları nazara alarak daha büyük bir gayret­le- çalışma vekâletinin bir vazife telâkki ettiğini ifade ederek söze b^sla-mıs ve evvelâ Cumhuriyet Halk Partisi adma Kâmil Kmkoğhı'mm. büt­çe umumî müzakeresinde daha evvel mevzuubahs edilmiş meseleleri tek­rar ele alan konuşmasına cevap vererek plân ve program tatbiki, toprak mahsullerinde takip edilen sabit fist ve kredi politikası ve para hacmi mevzularında hükümetin görüsünü etraflı bir şekilde açıklayarak ezcüm­le Hakikaten bizim, memleketin bütün hayatına şamil, kadrolasmıs. don­muş, statik bir plânımız yoktıu ve biz böyle bir pîânm memleketimiz için sosyal bakımdan, iktisadî( zihniyetimiz bakımından, lüzumlu olmadığına kani bulunmaktayız. Biz memleketimizde, başka memleketlerden, ileri bir iktisadî ve sınaî bir seviyeye gelmiş memleketler'den avrı olarak sadece tekâmüller halinde bir gelişmeyi değil, bir sıçrama halinde sosyal ve ik­tisadî kalkınmayı kendimize gaye ittihaz etmiş bulunuyoruz. Ama bunun içirt de bizim bir programımız vardır diyerek bu iktisadî kalkmmavı memleketin her sabasında tahakkuk ettirmek için hükümetin daha ilk "iktidara geldiği zamandan itibaren toprak mahsullerinde müfakar bir fiat ve geniş bir kredi politikası takip ederek memleketin  80 ini teş­kil ed;en çiftçinin istihsal ve iştira gücünü arttırmak ve buna muvazi ola­rak vol, naki1 vasıtaları sahalarında sarfedilen gayretlerle istihsali verim-"lendirmek yolundan nasıl kararlı ve programlı bir politikanın, tatbik edilrnis olduğunu izah etmiş ve bunun neticesindedir ki o zamana kadar sadece iptidaî şartlar içinde yaşayan ve günlük geçimi ötesinde pazara müşteri olarak giremez halde bulunan büyük kütlenin pamuklu mensu­cat, şeker., traktör, benzin vesair ihtiyaç maddelerinin alıcısı olarak hat­ta şeker fabrikaları, mensucat fabrikaları, çimento fabrikaları hisse se­netlerinin sahibi olarak pazara gelmeye başladığını ve böylece yepyeni bir iştira gücü ile yeni bir iktisadî vasat meydana geldiğini izah etmiştir.Yircali. attan istirâ gücünün neticesi olarak istihsal maddelerine karşı talebi karşılamak üzere hükümetin giriştiği envestisman politikasını da belirterek envestisman politikasına memlekette bir iftira gücü yaratıl­madan girişilmesinin mümkün olmadığını, bu sebeple hükümetin evvelâ zirdî istihsali teşvik politikasiyle ise başladığını, bugün memlekette böy­le bir iştira gücünün yaratılması ve memleketin hesaba katılacak iktisa­dî bir varlık teşkil ettiğinin meydana çıkması üzerinedir ki valnız dahil­de değil, ecnebi sermaye iştiraki yolu ile de envestisman politikasına ge­nişlik vermek imkânının hasıl olduğunu, memlekette 1950 denberi sınaî tesisat adetlerindeki artış, bu sahada kurulan anonim ve limitecl şirket­ler sayısı ve sermayeleri, ecnebi sermaye ile kurulan teşebbüsler hakkın­da rakamlar vermek suretiyle, izah etmiştir.İktisat ve Ticaret Vekili, bu programlı iktisat politikasının neticesi ve bir merhalesi olarak HidroElektrik santralları, barajlar, trenlerin elektrifi­kasyonu gibi büyük envestismanlara da girişilmiş bulunduğunu, bunların hepsinin umumî bir Drogramm icabı olduğunu, mutlaka bir plân isteni­yorsa, bunların bir plân telâkki edilebileceğini ifade etmiş, ancak mem­leketimizin hamle yapan bir iktisadî gelişme halinde bulunmasının, ön­ceden tasarlanmış plânların hududunu asan şaşırtıcı inkişaflar da göster­diğini hesaba katmak lâzım geldiğini ilâve etmiştir.

İktisat ve Ticaret Vekili, hükümetin hususî teşebbüsü teşvik prensibiyletezat teşkil eden devlet onvestismaniarı yoluna gittiği tenkidine karşılık olarak da hususî estebbüsün dört senedir nasıl teşvik edilmiş olduğunu ve bunun rakamları müstenit neticelerini belirterek, hükümetçe yapılanın sadece hususî teşebbüsü teşvik, yardım ve iştirak şeklinde olduğunu, bu yolda git'silen ve rehberlik vazifesi gören "tesislerin de pek yakında ta-mamiyle hususî sermayeye intikali gayesinin güdülüğünü söylemiştir.İktisat ve Ticaret Vekili, kredi ve oora hacmi ve toptan eşva fiatmdaki' yükseliş üzerinde Cumhurivet Halk Partisi sözcüsünün mütalâalarına ce­vap vererek, bugünkü iktidarın, bir milyarlık bütçe yerine üç milyarlık bütçevi Meclise getirdiğini, 1.5 milyarlık dış ticaret hacmine karşılık bu­gün beş milyar tonluk bir hacim tahakkuk ettirildiğini, aynı şekilde dü­nün 1.5 milyarlık kredi hacmi yerine bugün mevudat bakımından 4 mil­yar küsur, kredi bakımından da 5 milyar küsur lirayı bulan bir seviyeye geldiğimizi ifade etmiş ve dünün durgun, ölü ticaret hacmi içinde 1 milvar civarında olan para hacminin bugün sadece 1,5 milyara çıkmış bu­lunduğunu söylemiştir.Diğer taraftan daraltıldığı da bir vesile ile tenkit edilen kredilerin bugün­kü ticaret hacmi içinde normal cereyan ettiğini, yapılanın daraltma değil, krediyi, istihsali arttıran, kıvmet yaratan sahalara tevcihe matuf bir se-lektif ayarlamadan ibaret olduğunu, gayrimenkuller ve stoklar üzerindekredilerin spekülatif bir vasıta olarak kullanılmasını önleyici gerekli ted­birlerin de alınmış ve bunun için bir tanzim komitesi kurulmuş olduğu­nu izah etmiştir.Toprak mahsulleri fiat politikası tatbikatının memleketin iktisadî ve iç­timaî kalkınmasında nasıl müspet neticeler verdiğini, bunun dış ticare­timize temin ettiği imkânı, 1950 de hububat satışının ancak temin edebil­diği 14 milyon liralık dövize mukabil o tarihten bu yana hububat ihra­catından eld'e edilen dövizlerin 800 milyonla bir milyar arasında bir dö­viz kıymeti ifade ettiğini, bunun 1950 senesinde umumî ihracat tutarı o-lan 736 milyon liranın fevkinde bulunduğunu söylemiştir.

"İktisat ve Ticaret Vekili, dış ticaret durumumuz ve 1954 senesi ithalât, ih­racatı arasındaki 841 milyon liralık farkın bir tediye açığı mahiyetinde olmadığını, kredi ile ithal edilen malların bu ithalât rakamına dahil bu­lunduğunu, bedellerinin ise Önümüzdeki senelerde 7 seneye kadar uzanan kredi vâdeleri, içinde peyderpey ödeneceğini, dış ticaret sahasında tedivs ve transferlere taallûk den mevzulardaki bütün meselelerin halledilmiş, alâkalı memleketlerle anlaşmalara ve tam mutabakata varılmış olduğu­nu bildirmiştir.

İktisat ve Ticaret Vekili, hububatta Jakip edilen fiat ve himaye politika­sının aynı şekilde istihsal gücümüzü arttıracak, dış ticaretimize yeni doviz kaynakları temin edecek, memleketin tabiî servetlerini değerlendire­cek ziraat, maden ve sanayi kollarına da teşmil ve tatbik etmekte hükü­metin asla tereddüt etmiyeceğini, bu husustaki hükümet kararlarının za­manında açıklanarak tatbik mevkiine konulacağını beyan etmiştir.İktisat ve Ticaret Vekili sözlerine devamla ubugün gelişen ve kalkman iktisadî hayatımızın doğurduğu bir kısım meseleler elbetteki mevcuttur ve bunun neticesinde üç sene gibi kısa bir zamanda 1500 den 5.000 k çı­kan sınaî tesislerin topyekûn memleketin cihazlanmssmm doğurduğu bir takım intibak müşkülleri mevcuttur, amma memleketin sosyal kalkınma­sını teinin etmek ve 1950 den 'bu yana iki misli artan iktisadî-mevcudiye­tin daha da gelişmesi için bütün bunları göze almak mecburiyetindeyiz.

Çünkü bu gibi müşküller ve halleiüecek meseleler bütün memleketin imkânlarını insan kuvvetinden tabiî zenginliklerine kadar canlı bir hale getiren politikanın neticesidir. Hayatiyeti olan bir iktisadî hayatın da her gün halledilen meseleleri yerme yenileri çıkacaktır. Biz bunları bi­lerek böyle bir politika takip ediyoruz ve bunların yine milletimizin müş­terek imkânlariyle halledilebileceğine kaniiz  demiştir.

Diğer müteferrik suallere de gerekli izah ve cevapları veren ve hüküme­tin takip etmekte olduğu iktisat ve kalkınma politikasının geniş bir iza­hını yapmış olan İktisat ve Ticaret Vekilinin konuşması umumî tasviple karşılanmıştır.

26 Şubat 1955

Oramiral Cassady'nin basın toplantm:

- Ankara:

Amerika Birleşik Devletleri Kuzey-doğu Atlantik ve Akdeniz Kuvvetleri Kumandanı Oramiral H. Cassady, bu sabah saat 10.30 da Amerikan Bü­yükelçiliğinde bir basın toplantısı yapmıştır.

"Oıamiral Cassady, Ankara'yı tekrar ziyaretinden büyük bir zevk duydu­ğunu söylemiş ve beyanatına şöyle devam etmiştir:

«(Hepinizin bildiği gibi, Ankara vey ı Türkiye'ye yabancı değilim. Bütün meslek hayatınım en güzel hatıralar; arasında Birleşik Amerika Altıncı Filosu ile İstanbul'u ziyaretim de vardır. Asırlar boyunca denizciler in­san oğlu için en parlak manzaralardan birinin İstanbul'a denizden giriş -olduğunu söylemişlerdir. Altıncı File- Kumandanı sıfatiyle memleketimin savunma kuvvetinin biı kolunu dostluk ziyareti için dört defa İstanbul'a getirmek benim için zevkli bir vazife olmuştur. Türk halkının bize gös­terdiği hüsnükabul ve an'anevî misafirperverliği her zaman hatırlıyacağım.Bugün, buraya, altıncı filo kumandanlığından ayrıldığımdanberi deruhte etmiş olduğum Doğu Atlantik ve Akdeniz Kuvvetleri Kumandanlığı ka­rargâhının bulunduğu Londra'dan gelmiş bulunuvorum. Altıncı filo şim­diki vazifemin bir parçasını teşkil ettiğinden altıncı filo ve Türkiye'ye karsı bir alâka duymaktayım.

Ankara'da iki gün kalarak Türk ve Amerikan resmî şahsiyetleriyle isti­şarelerde bulunmak ve Türk bahriyesindeki eski dostlarla görüşmek ni­yetindeyim. Ziyaretimin «hususî" bir sebebi yoktur. Mutad ziyaretlerden biridir. Oramiral Cassady, müteakiben gazetecilerin sormuş oldukları muhtelif sualleri cevaplandırmış ve bu meyaııda, Bağdad'da imzalsnan Türk - Irak andlaşması hakkındaki suale su cevabı vermiştir:

«imzası tamamlanmış olan Türk - Irak rjaktı, hic süohe vok ki. kumandam-altmda bulunan kuvvetler için de büyük bir ehemmiyeti haizdir.   Bu paksulhun vikayesinden ibaret olan vazifemi kolaylaştıracak ve kıymetli yar­dımlarda bulunacaktır. Esasen, bir  asker için, her ilâve pakt y£ni  bir yardım kasnağıdır, Oramiral Cassadv, İran'ın. he^hant»! bir Orta-doğu paktına iltihakının nasıl karşılanacağı hakkındaki suali ise su şekilde cevaplandırmıştır:Hiçbir kumandan, elinde mevcut kuvvetlerin kâfi olduğuna kani değil­dir. Bu bakımdan, her yeni kuvvet büyük bir hüsnü kabul görecektir.»

Oramiral Cassady. Amerikan Büyükelçiliğindeki basın toplantısını mü-teakiu. hususî uÇ^Sı ile Ba^dad'a müteveccihen şehrimizden avrılmıs ve Ebynboğa hava meydanında gelişinde olduğu gibi ayrılısında da askerî merasimle uğurlanrnıştn.

Hariciye Vekilinin Büvük  Millet  Meclisindeki  konuşması:

26 Şubat 1955

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Türkiye ile Irak arasmda-imzalanan karşılıklı işbirliği andl as masının tasdikine ait kanun lâvihası-nm müzakeresi sırasında Hariciye Vekili Fuad Köprülü aşağıdaki konuş­mayı yapmıştır:

Muhterem arkadaşlar,

dığım ve maddî neticeye, fiilî neticeye doğru gittiğini, oldukça vazıh bir şekilde meydana koydu.

Bunu müteakip Başvekilimizle birlikte Bağdad'a yaptığımız seyahatte bu' müzakereler daha ilerledi ve muayyen noktalar üzerinde, muayyen pren­sipler üzeainde aramızda mutabakatlar teessüs etti ve bildiğiniz gibi, Bağdad'da müştereken neşredilen bir tebliğ ile, aşağı yukarı bugün hu­zurunuza arzettiğîmiz muahedenin, hükümlerin ruhu, esprisi müşterek'. bir surette meydana çıkarılmıştı.Biz bu emniyet, sulh ve müdafaa paktının yalnız iki hükümet arasında, .Irak ile Türkiye arasında değil daha geniş bir surette Orta-şarkm huzur ve sükûnu, sulhu müdafaa edebilecek bir şekle gelmesini istiyen ve hiç olmazsa menfaatleri bunda bulunan memleketlerin, Arap memleketleri­nin iştirakiyle meydana getirilmesini şiddetle arzu ettik.Bağdad'dan Şam'a ve sonra Beyrut'a yaptığımız seyahatlerde oraların devlet adamları ile bu meseleler üzerinde fikir müdavelesi yapıldı, mak­satlar kendilerine izah edildi. Binaenaleyh bazan her nedense, hattâ ken­di menfaatlerini tamamiyle gösönüne alamıyarak, hissi âmillerin tesiriy­le bunun aleyhinde bulunmak isteyenler tarafından başka türlü gösterilmek istenmesi doğru değildir. Çür.kü hür dünva efkârı umumiyesi ve bilhassa bu isle alâkalı olan Arap memleketleri bu hareketlerden ve bu teşebbüslerden tamamiyle haberdar bulunuyorlardı.İşte muhterem arkadaşlarım, bizim Bağdad'dan ve bilhassa Şam ve Bey­rut'tan ayrılmamızı müteakip bir kısım Arap memleketlerinin bu muahe­deye karşı tamamiyle muarız bir vaziyet almaları ve bunu âdeta o mm-takanın sulh ve sükûnuna karşı yapıımış bir suikast şeklinde göstermek istemeleri ve bu maksatla da bildiğiniz mahut tarafsızlık siyasetini ileri sürmeleri, ne bu memleketin menfaatleri ile ne bu rnmtakanm menfaati ile ve ne de yer yüzündeki sulh cephesinin, hürriyet cephesinin menfaat-leriyle kabili telif değildir. Esasen tarafsızlık cepheleri bugün taayyün etmiştir.

Arkadaşlarım,

Yer yüzünde bir taarruz cephesi vardır. İdeolojisi itibariyle siyasetiyle ve o siyasetin tatbikatı ile bir taarruz cephesi vardır. Bir de o cephe karsı­sında, medeniyeti, insanların, ferdlerin hürriyetini ve milletlerin istiklâ­lini, manevî ve mukaddes kıymetlerini müdafaa eden büyük bir müdafi cephesi vardır. Bu iki cephenin ortasında, tarafsızlık cephesi diye bir cephe kurmağa karkısmak. mütearm cepheye iltihak etmekten, ona bil-miyerek hizmet etmekten başka hiçbir şey ifade etmez.Bu bitaraflık cephesini teşkil ettiklerini zannedenler, bilhassa Orta-şark sahasında bitaraflık siyaseti ile kendi memleketlerini tehlikeden korucaklarmı zannedenler hiç düşünmüyorlar ki eğer bugünkü müdafaa cep­hesi, hürriyet cephesi mevcut olmasa idi o memleketler şimdiye kadar çoktan mütearnzm birer küçük lokması halinde ortadan kalkmış bulu­nacaklardı.

İste sevgili arkadaşlar, bu fikirlere, bu görüşe sahip olan yani Birlesin^ Milletler prensiplerine hakikî surette inanan ve sulhun, mutlak hürriyet ve istiklâlin tahakkukunu isteyen milletler tarafından bir takım ağır fe­dakârlıklar pahasın» olsa bile korunması lüzumuna kant olan iki devlet,Irak hükümetiyle Türkiye hükümeti bu düşünce ile, bu geniş'düşünce ile ve hiç de hodbin olmavan, umumî menfaati gözönünde bulunduran bu esaslara sadık kalarak bu muahedeyi son Bağdad seyahatimizde im­zaladılar. Seyahatimizin ne kadar kısa sürdüğü ve orada derhal tabakata varıldığı, su'nu göstermektedir ki uzun zamandanberi devam eden temaslarımız, müzakerelerimiz artık son şeklini almış bulunuyordu.

Muhterem arkadaşlarım.

Bugün tasdikinize arzetmekle mübahi olduğumuz bu andlaşma bütün emsali andlaşmalar gibi bir mukaddime, preambül İle mahdut maddelerden, sekiz maddeden teşekkül etmektedir. Mukaddimede andlaşmanm han­gi esaslara, hangi hâkim fikirlere ittiba edilerek tanzim edilmiş olduğu ifade edilmektedir. Yani Türkiye ile Irak arasında" eskidenberi mevcut olan münasebetler, sonra Birlenmiş Milletler içinde aynı ideallere sami­miyetle inanan iki milletin, teşriki mesaisi ve dünya sulhunun herhangi bir taarruza karşı, korunması hususunda teşriki mesaî etmeleri, kuvvet­lerini birleştirmeleri ve maddî, manevî birçok hazırlıklarını tamamlama­ları esasları bu mukaddemede tasrih edilmiştir. Bunu takip eden kısa maddelerde ve bilhassa ikinci madde, muahedenin meriyete girmesini müteakip her iki tarafın bu niyetlerini, bu maksatlarını ne şekilde tan hakkuk ettirecekleri zımnında hemen müzakereye girişip, fikir mübade­lesine girişip bir neticeye varmaları tahtı karara alınmıştır. Bu, herhan­gi imzalanan bir muahedenin bazen olduğu gibi, bir kenarda unutulup kalmaması bilâkis canlılığını muhafaza etmesi için hakikî bir ihtiyacın zaruret ve ifadesi olarak konulmuş bir maddedir.

Üçüncü madde pek tabiî olarak âkit tarafların aralarındaki her ihtilâfı dostça ve muslihane bir şekilde halledecekleri ve birbirlerinin ic işlerine karışmıyacakları tasrih edilmiştir. Biliyorsunuz bu da bu çeşit andlaşma-larda bir teamül mahiyetindedir.

Dördüncü madde, bu muahede ile  tarafların şimdiye kadar  ayrı     ayrı, başka milletlerle yapmış oldukları anlaşma hükümleriyle bunun hüküm­lerinin bir tearuz arzetmediği ve hiç bir maddenin o şekilde tefsir edile-miyeceği izah edilmektedir.

Yalnız bunun ruhuna ve lâfzına aykırı, yani buna mugayir, buna zıt hiç­bir taahhüde giremiyeceklermi ifade etmektedir. Bu suretle biz NATO'-da. Irak'ın dahil bulunmadığı bizim dahil bulunduğumuz NATO'da ve Balkan ittifakındaki taahhütlerimize tamamen sadık kaldığımız gibî Irak hükümeti de Arap Birliği içindeki taahhütlerine sadık kalmaktadır.

Sonra beşinci madde andlaşmanm, demin arzettiğim geniş şekilde başka­larına nasıl teşmil edileceğini, hududunun nerelere kadar genişletileceği­ni göstermektedir. Bir defa, Irak hükümetinin dahil bulunduğu, uzvu bu­lunduğu Arap Birliğine mensup memleketlerden herhangi birisi arzu et­tiği takdirde kendi talebi ile otomatik olarak girebilecektir.

İkincisi, Irak'ın ve Türkiye'nin muvafakati ile Orta-şark müdafaasında faydalı olacak, bizimle teşriki mesaide faydalı olacak devletler de, iki âkit tarafın muvafakati ile bu andlaşmaya girebileceklerdir. Bunun için yalnız coğrafî sahaya mensup olmaları şart değildir. Her iki taraf, bu andlaşmaya girmek isteyen ve mezkûr coğrafî saha dışında bulunan her­hangi bir devletin bu ise faydalı olacağı hakkında karar,verildiği takdir-. de bu iltihak takarrür eder.

Üçüncüsü buraya girebilmek için, girmek isteyen herhangi bir devlet iki âkit tarafça da hukukan tanmmış bulunmalıdır. Eğer taraflardan biri hukuken bir devleti tanımıyorsa o devlet bu anlaşmaya iltihak edemez. Bundan sonra diğer maddeler geliyor. 6 ncı madde tatbikata aittir. Kuv­vetle tahmin ettiğimiz gibi bir müddet sonra bu anlaşmaya başka dev­letler de iltihak edip tarafların adedi asgarî dörde baliğ olması halinde âkit taraflar o vakit bu devletleri vekiller seviyesinde yüksek mümessil­lerinden mürekkep daimî bir konsey teşkil edeceklerdir ki. bu konsey bu ahidnameye bağlı olacak, bunun işlerini tedvir edecektir. Ona nezaret edecektir. NATO'da da böyledir ve bütün bu nevi teşekküllerde böy­le organlar kurulur. Yüksek tasvibinize iktiran eden Ankara ve daha sonraki Bled andlasmasmda birer nazırlar heyeti mevcuttur. Bu anlaş­maya ait isleri muntazaman bunlar tedvir  etmektedirler.Yedinci madde, müddete aittir. Beş sene sürecektir. Beş sene sonra bu­raya dahil olan devletlerden herhangi bilisi altı ay önce haber vermek suretiyle andlasmadan çekilebilecektir. Yani mukavelenin hitamından altı ay önce haber vermek suretiyle buradan çekileceğini ifade ederse çe­kilmekte serbesttir. Onun çekilmesiyle diğer devletler arasında muahede kuvvetini muhafaza edecektir.Sekizinci madde, formaliteye ait bir maddedir. Muhterem arkadaşlar.Malûmunuz olduğu üzere Arap memleketleriyle İsrail devleti arasında sürüp gelen derin ihtilâflar mevcuttur ve bu ihtilâflar devam ettikçe ta-biatiyle Arap devletleri İsrail'i hukukan tanımamaktadırlar. Tamamen tedafüi olan taarruza karsı meydana getirilmiş olan bu ahitnamede iki taraf arasında, andlaşmanm metni dışında, Irk ve Türkiye hükümetleri arasında şu mektuplar teati edilmiştir. Müsaadenizle bu mektupları oku­yayım.

Şimdi okuyacağım mektup Irak Başvekili tarafından Başvekilimize ve­rilmiştir.

Ekselans,

Bugün imza ettiğimiz andlasma münasebetiyle, bu andlaşmanm, memle­ketlerimizden herhangi birisine tevch edilen herhangi bir tecavüz hare­ketine karsı koymak için memleketlerimizin işbirliği yapmalarını müm­kün kıldığı hususundaki anlaşmamızı kayıt ve yine Orta-doğuda sulh ve emniyetin idamesini temin maksadiyle Filistin hakkındaki Birleşmiş Milletler kararlarının tatbikinin tahakkuku için sıkı işbirliği halinde ça­lışma  hususunda  mutabık kaldığımızı  bildirmekle  şeref  kazanırım.

Ekselansınızdan ihtiramatı faikamm kabulünü rica  ederim.

Şimdi Başvekilimiz tarafından Irak Başvekiline hitaben, bu mektuba verilen cevabı okuyorum.

Ekselans,

Aşağıda meali yazılı bugünkü tarihli mektubunuzu aldığımı bildirmekle şeref kazanırım.

Ve şimdi okuduğum mektubun metri tekrar ediliyor.

Cevap: Yukar'daki mektubunuzun muhtevası hakkındaki mutabakatımı teyid ederim. İhtiramat.

Arkadaşlar,

Bu yeni bir madde değildir. Geçen seyahatte Bağdad'da iki hükümet ta­rafından mutabakat halinde neşrolunan komünikede bu mesele tasrih edilmiştir. Yani bir prensip meselesidir: Birleşmiş Milletler tarafından verilmiş fakat tatbik mevkiine konulmamış olan kararların tahakkuku için Türk hükümetinin sarfı gayret edeceği meselesidir. Fakat hemen şu­nu arzedeyİm ki, bu da yalnız Bağdad müşterek komünikesinde mevcut ve oraya yeni girmiş bir hüküm değildir. Çünkü hükümetinizin şimdiye kadar siyasetinin esası olan hakka ve adalete riayet, hak ve adalet ve meşruiyet prensiplerini müdafaa ve Birleşmiş Milletler kararlarının hü­kümsüz kalmaması suretiyle Birleşmiş Milletlerin manevî nüfuzunu mu­hafaza etmek prensibi daima müdafaa ettiği ve daima tatbik ettiği bü-yuk bir prensip olmuştur ve bundan dolayı biz şimdiye kadar Birleşmiş Milletlerde, burada müdafaa ettiğimiz noktai nazarı, şu mektupta ifade edilen noktai nazarı, yani Birleşmiş Milletler tarafından şimdiye kadar Filistin meselesi hakkında verilmiş c-^an kararların tatbikini daima ve daima müdafaa ettik. Bunu arzdan maksadım, hükümetinizin dış siyase­tinin şu güne göre. rüzgârlara göre bi.r dıs siyaset değil, muayyen prensip­lere ve insanî ve ahlâkî prensibe istınad eden bir hattı hareket olduğunu arz etmektir.

Bu itibarla bu mektup da, hiçbir zaman başka bir devlet aleyhine bir ve­sika olarak telâkki edilemez. Biz bununla şimdiye kadar takibettiğimiz bir siyaseti bir defa daha ifade etmiş olayoiuz   Mesele bundan ibarettir.

Muhterem arkadaşlarım,

Şimdi maddeleri kısaca aniettim. Görüyorsunuz ki bu anlaşma münhası­ran tedafüi mahiyöt taşıyan yalnız taarruza karsı koymayı istihdaf eden bir anlaşmadır. Onun için yer yüzünde taarruz niyetinde olmayan, sulhun muhafazasını isteyen iyi niyet sahibi hiçbir devlet bu anlaşmamızın aley­hinde bulunamaz.

Böyle bir harekette bulunacak olursa, böyle bir tefsirde bulunacak olur­sa, bu bedahat ve vuzuh karsısında sadece onun fena tefsirini yapan ta­rafın kötü niyetini göstermekten başka hiçbir şey ifade etmez.

Maruzatım bundan ibarettir,  yüksek heyetinizin takdirine arzediyorum.

Hariciye Vekilinin Meclisteki konuşması: 27 Şubat 1955

 Ankara:

B.M.M. nin bugünkü toplantısında. Haricive Vekâleti bütçesinin müza­keresi sırasında söz alan Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü şu konuş­mayı yapmıştır:

Muhterem arkadaşlar,

Müsaade buvurursanız, her sene gibi bu sene de, haricive bütçemizin vük-sek Meclis umumî hevetine arzı münasebetiyle, dıs sivasetimiz hakkında kısa ve umumî izahatta bulunacağım: Fakat doprudan doS-rnva dıs pivîv setimizin tahliline girişmeden evvel, hükümetimizin dünya durumu bık­kındaki görüşlerini umumî hatlarla anlatmak isterim:

ikinci Cihan Harbinin fiilen sona ermelinden beri, sulhsever mil!etlerm karşılaştığı başlıca hayatî mesele, tecavüze uğramak korkusundan azade olarak her memleketin kendi "hürriyetinden, istiklâlinden ve toprak bü­tünlüğünden emin şekilde hakikî bîr sulh içinde yaşayabilmesini temin edecek bir dünya nizamının kurulabilmesi meselesi olmuştur.

Görünüşlerin zaman zaman bazı değişiklikler arzetmesine rağmen, o va­kitten bugüne kadar hayatî mesele bütün vehametiyle ve kısmen dahiolsun halledilmeden devam edegelmiştir. Demek oluyor ki, dün olduğugibi bugün de sinirleri yıpratıcı bir soğuk harp devresinde yasamakta­yız. Bu soğuk harbin bugün arzetttiği manzarayı söyle tarif etmek müm­kündür;                                                                                                                              ___
Dünyayı boyunduruk altına almak is t iy enlerin âleme meydan okur şekil­de hareket etmeleri neticesinde tecavüz emelleri besledikleri ortaya çı­kınca, hür olan ve hür yasamak istiyen b^r kısım milletler sulhu koru­mak için yegâne çarenin, bütün hür milletlerin tesanüd halinde olması vekuvvetlenmesi olduğunu anladıkları cihetle, müşterek emniyet tertibatıkurmuşlar ve bunu gittikçe daha geniş ve kuvvetli bir hale getirmek yo­
luna girmişlerdir. Tecavüz emelleri besleyenler, hür dünyayı gafil avla­mak imkânlarının gittikçe azaldığını görünce tabiyelerini değiştirdiler,tazyik ve tehditleri neticesinde uyandırdıkları, intibaha sevkettikleri hürmemleketleri şimdi tekrar uyutmak çarelerini aramağa koyuldular. Dün­yada bugünkü vahim durumu tevlid eden muallâk meselelerin, iddia vefiilî surette halline yanasmaksızm sulhun, karşılıklı teminat teatisi su­retiyle elde edilebileceği zehabını zihinlerinde kanaat haline getirmeğeçalıştılar ve hâlen de çalışıyorlar. Onların yaratmak istedikleri kanaatşudur: Siyasî müzakereler yolu ile tarafların yek diğerine tecavüz etmiyeceklerini taahhüt eylemeleri ve bu maksatla bir umumî andlaşma yap­maları, umumî gerginliği izale edecek, ve bu suretle hasıl olacak gev­şeme sayesinde bütün muallâk meselelerin birer birer halledilmesi im­kânlarını sağlayacaktır. Bu şekilde telkinlerde bulunmakla takip ettik­leri maksadın, hür dünyada vücude gelen müdafaa tertiplerinin gevşeme­si, en erinin tesisinden sarfınazar edilmesi ve nihayet hür milletlerintesanüd halinde hareket etmek ihtiyacını artık duymamaları olduğu aşi­kârdır. Huzura ve manevî istirahate susamış olan sulhsever milletler üzerinde bu gibi yalancı, aldatıcı fakat ilk nazarda cazip telkinlerin tesir yapması imkânsız bir sey değildir. Bundan dolayıdır ki, kanaatimizce, hâlen için­de bulunduğumuz bu psikoloiik taarruz devresi, maddî ve manevî muka­bil tedbirleri almadığımız takdirde, soğuk harbin en tehlikeli ve tahripkâr safhası haline gelebilir.

Biz de, diğer bütün sulhsever milletler gibi, huzura ve manevî istiraha­te susamış bulunuyoruz. Fakat, çok şükür, aklı selim sahibi .olan ve bu itibarla realistliği elden bırakmayan Türk milleti ihtiyat ve teyakkuzdan asla ayrılmamaktadır. Biz biliyoruz ki. hakikî sulhu temin için, evvelâ onu tehdid eden âmillerin bertaraf edilmesi ve böylece gafil avlanmak tehlikesinin ortadan kalkması lâzımdır. Ancak bu temin edildikten son­radır ki yapılacak ademi tecavüz andlasmaları çok yakın bir mazide tür­lü misallerini gördüğümüz gibi, kâğıt üzerinde kuru sözler olmaktan çı­kıp hakikî bir manâ ifade edebilir.Dünyadaki gerginliğin izalesi için karşı tarafça ortaya atılan fikir ve pro­jelerin hic birini peşinen menfî bir haleti ruhiye ile karşılamıyoruz. Sa­dece, her biri muvacehesinde kendi kendimize şu suali soruyoruz: «acababu teklif, bizi uyanık ve hazırlıklı davranmağa mecbur eden dünya va­ziyetini fiilî surette ıslaha yarıyacak mıdır? Ve teklifin samimiliği vakı­alarla sabit olmakta mıdır?» Şimdiye kadar hiçbir defa bu sualimize ken­di vicdanımızda müsbet cevap verebilmek imkânını bulamadık.Menfi şekilde karşılanması zarurî bulunan bir sürü teklifleri üstüste, âde­ta bir çığ halinde ortaya atmak suretiyle karsı taraf, hür dünya'da şöylte-bir ruhî kompleks yaratmağa çalışmaktadır: O istiyor ki hür milletlerin içinde kendi kendilerine karşı bir şüphe uyansın ve kendi kendileri ne acaba bizim menfi davranmamız yüzünden mi bu dünya durumu düze-leiniyor? Bir kere de «evet» desek karşı tarafın eğer varsa, iyi niyetleri­nin .tezahürüne yardım etmiş olmaz mıyız?» tarzında düşünmeğe başla­sınlar, ve böylece, yavaş yavaş ruhî mukavemetleri kırılmağa yüz tutsun, çok şükür, yer yüzünde sulhun ve istikrarın en samimî tarafdarı olmak­la beraber, bu cihanı tehdit eden tehlikenin büyüklüğünü olduğu gibi gören Türk milleti bu türlü aldatıcı telkinlere ve hayalî düşüncelere ka­pılmaktan da.^ma uzak kalmıştır.

İşte, milletimizin dünya vaziyetini böyle realist bir tarzda anlamış ve si­yasetini ona> göre tanzim etmiş olmasıdır ki beynelmilel sahada itibanm ve kendisine olan umumî güveni gittikçe yükseltmiş ve kuvvetlendirmiş­tir. Türkiye'nin bu son senelei içinde dünyada herkesçe tanınan bu vas­fının bilhassa iftihar verici tarafı sudur ki, memleketimizin kıymeti, milletimizin ruhî kudreti dünyanın İçinde bulunduğu zor şartlar altında daha ziyade tebarüz etmiştir. Zira, hakiki dostluklar gibi memleketlerin, hakikî kudret ve kıymeti de bilhass?. kara günlerde belli olur.

Biz de bütün dostlarımızla birlikte, en tabiî hakkımız olan refahtan fe­dakârlık yapmak suretiyle müdafaamızı temine çalışmağa mecbur olduk. Coğrafî vaziyetimiz ve iktisadî şartlarımız itibariyle, bizim bu hususta­ki fedakârlığımızın, hemsn hiç bir rn'lletle kıyas edilemiyecek kadar ağır olduğu meydandadır. Füfeat, gerek memleketimiz hesabına, gerek bütün hm dünya hesabına felâketli bir taarruzu önliyebilmek için. buna katla-nıvoruz. Kendilerivlü mukadderat birliği ettiğimiz sulhsever milletlerin bizim bu fedakârlığımızı lâyıkiyle takdir edeceklerinden eminiz.

Bugün dünvada doğru düşünen herkes, bu bugünkü zaruretler karşısın da hür milletlerce alman müdsfaa tedbirlermin, sadece harbi önlemeğe matuf olduğunu bilir. Sulhsever milletlerin müşterek kuvveti muhtemel bir mütearrızı harekete geçmekten çekindirecek derecede müessir oldu&u müddetçe, herhangi bir tecavüzün ve dolavısiyle bir harp felâketinin önü­nü almak kabil olacaktır. Lâkin aldatıcı sözlere ve hayâllere kapılarak askerî kudretimizi azalttığımız takdirde,  umumî    felâket    muhakkaktır.

Tehlikesinin teşhisi nisbeten kolay olan ve şimdilik mukabil tedb'rl&ri almmıs bulunan tecavüz politikasının vanında, bugün dünvada tarafsız­lık politikası denilen diğer bir siyaset daha göze çarpıyor. Vehim ve ha­vai eserinden başka bir şev olmayan ve takip eden milletleri gaflet ve atalete sürükleven bu tarafsızlık siyaseti dünya tahakkümü altına al­mak isteven mütecaviz kuvvetin en büvük vprdımcısı ve öncüsüdür, Mü­tearrızı ancak kuvvetle durdurmak kaabil olduğuna inanan hür railleHer cephesi mevcut olmasaydı, tarafsızlık siyaseti taraftarı memleketler, hürriyet ve istiklâllerine çoktan vedo etmiş bulunurlardı.

Muhterem arkadaşlar,

Şimdi sizlerden, gayeleıimizin tahakkuku uğrunda çalışırken, hükümeti­nizin yaptığı işleri biraz teferruatlı olarak anlatmama müsaade buyurma­nızı rica edeceğim.

Evvelâ, size, çok taraflı beynelmilel işler sahasındaki faaliyetimizi arze-dteyim. Sathî bir bakışla bir çokları bizi alâkadar etmez gibi görünen dün­ya meselelerinin hemen hepsiyle yakından alâkadar bulunuyoruz. 20 nci asrın küçülmüş dünyasında, müşterek emniyet prensibine sadık ve har­bin de sulhun de bölünmez bir bütün olduğuna kani bir millet ve NATO' nun bir uvzu sıfatiyle, böyle hareket etmeğe mecburuz.

Muhterem arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi, geçen sene şubatta Berlin'de toplanan beşler konferansı, ele aldığı birçok mühim mevzuların hiç birinde müsbet bir neticeye va­ramamıştı. Bu konferansın o.zaman ümit verici gibi görünen yegâne ka­rarı Korie ve Hindicini meselelerini ele alacak daha geniş bir konferan­sın Cenevre'de toplanması 'karan olmuştu. Gecen sene nisan'da başlayıp-yaz ortalarına kadar devam eden ve bizim de iştirak ettiğimiz Cenevre Konferansı, Kore meselesini halletmek şöyle dursun, bu meseledeki nok-tai nazar ihtilâflarını bir kere daha tebarüz ve tebellür ettirdi. O1 kadar ki, dünya sulhunu korumak için büvük fedakârlıklara girişmiş bulunan Birleşmiş Milletlerin bu meseledeki rolünü, karşı taraf yalnız inkârla kalmadı, hattâ Birleşmiş Milletleri mütecaviz olarak vasıflandırdı. Bu vaziyet karşısında Birleşmiş Milletler cephesi, Birleşmiş Milletlerin Ko­re'deki irolü tanınıncaya1 ve bu memlekette demokratik usullerle intiha­bat yapılması kabul olununcaya kadar, konferanstan faide ümid etmedi­ğini ifade etmek ve konferansı devam ettirmemek mecburiyetinde kaldı. Kore'de hâlen, konferanstan evvel temin edilmiş bulunan mütareke de­vam etmektedir. Bunun hakikî ve âdil bir sulha müncer olmasını temen­ni ederiz.

Cenevre konferansında, umumî toplantıların sulhun temini bakımından netice vermediği bir kere daha anlaşılınca, sulh cephesinin Asya'daki büyük gediğini kapatmak için geçen eylül başlarında, bu cepheye men­sup sekiz memleket, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Pakistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Filipin ve Tayland arasında. Manilla'-da aktedilen bir konferans sonunda, Güney Doğu Asya. müşterek müda­faa andlaşmasmı meydana getirmişlerdir. Bu andlaşmanm, cenubu şarkî Asya ve cenubu garbi Pasifik bölgesinde emniyeti takviye bakımından memnuniyet verici bir eser olduğu meydandadır.Umumî siyasî meseleleri gözden geçirirken, geçenlerde bir müddet, mat­buatı işgal etmiş olan Sovyetlerin bir konferans akdi teklifinden de bah­setmek isterim: Sovyetler Birliği, 13 kasım 954 tarihinde 23 Avrupa dev­letine ve bu meyanda bize tevdi ettiği bir nota ile, Avrupada bir müş­terek emniyet sistemi meselesini tetkik için Paris'te veya Moskova'da bir konferans akdini teklif etmiştir. Müsbet ve yapıcı bir unsur ihtiva et­mediği ve sadece Paris anlaşmalarını baltalamaya matuf olduğu müşahe­de edilen bu teklife karşılık olarak, diğer NATO devletlerinin cevapla-rivle aynı mealde bulunan 29 kasım 1954 günü Sovyetlere tevdi edilen cevabî notamızda: Sovyet hükümetinin Avrupa'nın güvenliği meselesi­ne gösterdiği alâkayı memnunlukla karşılamakla beraber, 13 kasım. 1954

tarihli notanın, müzakere esaslarının hâlen mevcut olduğuna alâkadar hükümetlerce kanaat getirilmesini mümkün kılacak herhangi bir yeni unsur ihtiva etmediğini müşahede ederek, sukutu hayale uğradığımız beyan edilmiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Sulhun takviyesi için Almanya'nın cephemize katılmasına öterienberi verdiğimiz büyük ehemmiyet malûmunuzdur. Bunun temini için düşü­nülmüş olan tedbir ve tertiplerin bidayette bazı müşküllerle karşılaştığı ve nihayet son eylül ayında Londra'da toplanan konferans neticesinde bu meseleye memnuniyet verici bir hal çaresi bulunduğu malûmdur. Da­ha beş on gün evvel, Federal Almanya Cumhuriyetinin Kuzey Atlantik andlaşmasma katılmasına mütedair protokolün tasdikinize arzı vesile­siyle, Almanya'nın hür milletler camiasının müdafaasında faal vazife al­ması yolunda şimdiye kadar sarfolunan gayretleri ve elde edilen neticele­ri sırasiyle ve teferruatlı olarak izah etmiştim. Binaenaleyh, bu sefer, meselenin büyük ehemmiyetine rağmen, tafsilâta girmiyeceğim ve Lond­ra konferansına iştirak eden NATO devletlerinin bu mevzuda tam biT mutabakata vasıl olmalarından duyduğumuz memnunluğun 'tekrarı ile iktifa edeceğim.

Kuzey Atlantik andlasması bugün dünya sulhunun en kuvvetli mesnedi­dir. Aynı medeniyet, hürriyet ve sulh ideallerine bağlı milletler, arala­rında tedafüi mahiyette bir askerî andlasma akdetmişler ve muhtemel tehlikeyi bertaraf etmek ve bir gün tehlike kaçınılmaz bir hale gelirse birbirlerinİTi yardımına koşmak üzere, daha sulh zamanında anlaşmış­lardır. Kuzev Atlantik andlasmasmın şümul sahası, mutad askerî anlaş­malardan cok daha geniş tutulmuş, asken meselelerin yanında iktisadî ve içtimsî meselelerin de halli için aza devletlerin teşriki mesai etmele­ri derpiş olunmuştur.

Avrupa'nın kilit noktalarından biri olan coğrafî mevkii ile, uzun bir ma­ziye dayanan medeniyeti ile, insan ve sanayi gücü ile ve bugünkü demok­ratik recimi ile Federal Almanya Cumhuriyeti ilânihaye bu andlaşmanın dışında kalamazdı. Türk milletinin his ve düşüncelerine tercüman olarak" geçenlerde tasdik etmiş olduğumuz protokol, Londra konferansında ihzar edilen diğer İki protokolle birlikte, iste bu gediği kaoamı.s. Almanya'ya Tnülptîersif"1'' sahada lâyık olduou mevkii vermiş ve NATO devletlerine kendisine güvenilir bir müttefik kazandırmış olacaktır. Bunların, sair alâkalı dpv^e+ler tarafından bir an evvel kabulü ile meriyete geçmesini bütün kalbimizle temenni edıerk..

Simdi müsaadenizle umumî siyasî hareketlerden bizi bilhassa vakmdan alâkadar eden dost, mücavir Memleketlerle birlikte takip ettiğimiz si­yasetten bahsediyorum.

28 şubat 1953 tarihimde Ankara'da Yunanistan ve Yugoslavya ile tipimiz dostluk ve işbirliği s.ndlasması, 9 ağustos 1954 de vine bu iki dev­letle aramızda imzalanın vüksek heyetinizin tasvibine iktiran etmiş bu­lunan ittifak, sivasî işbirliği ve karşılıklı yardım andlasmasiyle tamam­lanmış 9. memleketlerimizin Hahil oldup.u bölgede sulh ve emniyetin takviyesine yeni bir mesned ilâve edilmiştir.Yunanistan ve Yugoslavya ile aramızdaki dostluk ve işbirliğini daha verimli surette devam ve inkişaf ettirmek gayesiyle 7 kasım 1953 de Belg-rad'ta imzalanan ek anlaşma ile teessüs eden Ankara andlaşması daimî sekreterliği şimdiye kadar Belgrad'fa faaliyette bulunduktan sonra bir kaç gün evvel Ankara'ya nakledilmiştir.

Andlaşma hükümlerine tevfikan hariciye nazırları bü kerre 28 Şubat 1955de Ankara'da içtima edeceklerdir. Bu toplantıya iştirak etmek üzere memleketimize gelecek Yunan ve Yugoslav Hariciye Nazırlarını devlet merkezimizde karşılamak ve kendileriyle görüşmekten büyük memnun­luk duyacağımız gibi bu içtimain da daha Öncekiler gibi verimli olaca­ğından emin bulunuyoruz.

Türkiye. Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki dostluk ve işbirliğini ge­liştirmek yolundaki müşterek gayretlerimiz önümüzdeki toplantı sonun­da bir Balkan istisarî asamblesinin kurulmasiyle yeni bir hız kazanacak­tır.Sulh cephesinin takviyesine ve iyi unlandığımız devletlerle teşriki mesa­inin teminine hasrettiğimiz gayretler arasında Pakistan'la 2 nisan 1954 tarihinde akdetmiş olduğumuz dostane işbirliği andlaşmasının hususî ehemmiyetini bir kere daha tebarüz ettirmek isterim. Bugün artık tat­bik mevkiine girmiş olan bu andlaşmanm iki memleket arasındaki icap­ları muntazam ve feyizli bir surette yerine getirilmektedir. Gerek her iki memleket arasındaki münasebetlerin artması bakımından, gerek diğer iltihaklara açık tutulması dolayısiyle birçok gelişmelere namzed bulunan bu andlaşmanm pek yakında kuvvetli inkişaflara, mazhar olacağından eminiz.

Muhterem arkadaşlar,

Dünya sulhunun teminine çalışırken bu sulhun sağlam esaslar üzerinde tesis ve idamesi için, Orta-sark mmt akasının, gerek bizim bakımımızdan, gerek bizzat bu mmtakada oturanlar hattâ bütün sulh cephesine mensup milletler bakımından ne kadar büyük bir ehemmiyeti haiz olduğunu göz­den uzak bulundurmamak kanaatimizce büyük bir hatâ olurdu. Nitekim Arap memleketlerine karsı takibettiğimiz siyasetin, ancak ve ancak on­lardan he bririnin refahı, tealisi, hürriyet ve istiklâli ve toprak bütünlü­ğü hususundaki en halisane ve kardeşçe temennilerimize istinad ettiği ötedenberi vaki birçok beyanatımızla ve hareketlerimizle sabittir. Bunun içindir ki haricî siyasetimizin mesuliyetini ele alır almaz, hükümetiniz, Orta-şarkı dünyada sağlam bir sulh mesnedi haline getirmek için elinden geleni yapmıştır ve yapmağa devam edecektir.

Gayemizin tahakkuku yolunda yürürken zaman zaman büyük manilerle karşılaştığımız olmuştur. Buna mukabil bizim gibi, aynı aklıselim ve hüsnü niyetle mütehalli realist düşünmesini bilen dostlar da bulduk. Bun­ların başında kardeş Irak devletini zikretmekle büyük bir haz duyarım. Muhterem arkadaşlar,Sarfettiğimiz mesainin en büyük semerelerinden birini bugünlerde idrâk etmiş bulunuyoruz.Bildiğiniz gibi 24 şubat tarihinde Bağdad'da Başvekilimizle birlikte, Irak ile memleketimiz arasındaki karşılıklı işbirliği andlasmasmı imza ettik. İnsanlığın en yüksek sulh ve ttrakki ihtiyaçlarını hedef tutan ve Birleş­miş Milletler andlaşmasının hak ve hürriyet prensiplerinden mülhem buliman bu andlaşmamn, bizimle Irak için olduğu kadar Orta-doğu milletle­ri  daha doğrusu dünyanın bütün hür milletleri cephesi için de emni­yet ve istikrar sağlayan ve âti için büyük ümitler veren bir unsur teşkil ettiğine kaniiz. Bu andlasmanın dün yüksek Meclisinizce ittifak ve teza­hüratla tasdik edilmiş olması kendisine memleketimizce verilen değerin en büyük ve samimî delilidir. Böyle yüksek idealler uğrunda ms dünya ölçüsünde büyük menfaatler temini gayesiyle yapılan bu andlasmanm iyi niyet sahibi milletlerce de değerine göre takdir edilip iyi karşılanmasını "beklemek lâzımdır. Biz bu işin henüz hazırlık safhasında iken dışarıdan gelen bazı tenkidlerle karşılaştık ve hattâ bazı hücumlara maruz kaldık. Bu tenkidlere cevap verirken hiçbir zaman itidalimizi kaybetmedik, öl­çüyü kaçırmad'ik. Biliyorduk ki, bu tenkid ve hücumlar bizi seven ve men­faatlerini bizimki gibi sulhun tahakkukunda bulan milletlerin hissiya­tını aksettirmiyordu. Yine biliyoruz ki, bütün menfi propaganlara rağ­men, Arap milletleri kendilerine karşı beslediğimiz hislere aynen muka­bele ederek, Türk milletini içten gelen bir imanla sever.

Muhterem arkadaşlar,

Irakla akdettiğimiz andlaşma kendileriyle asırlarca kard*eşce beraber ya­şadığımız bu bölgenin realist ve sağlam düşünceli insanları için hayırlı ve ümit verici bir eserdir. Diğer kardeş Arap milletlerinin de bu çok ha­yırlı andlaşmaya bir an evvel iştiraklerini samimiyetle temenni etmekte­yiz. Bu memleketlerle olan münasebetlerimizi gerek kendi bakımımızdan gerek bütün Orta-şark bakımından en feyizli bir mertebeye ulaştırmak için bütün imkân ve fırsatları tehalükle karşılamakta ve kullanmakta­yız. Bu cümleden olmak üzere geçen sene kardeş Arap memleketlerinin kıymetli devlet adamlariyle şahsî temaslarda bulunmak talihine mazhar olduk.

Irak devlet adamlariyle yaptığımız karşılıklı ziyaret ve temasları da, andlasmanm yüksek heyetinize takdimi vesilesiyle tafsilen arzetmiştik.

Bunun dışında, Başvekilimizle, geçen Bağdacİ seyahatimizden dönüşümüz-dû Şam'dan geçerken Suriye'nin çok kıymetli reisicumhuru ve devlet adamlariyle görüştük.

Bevrut'ta Lübnan'ın devlet adamlariyle verimli görüş teatilerinde bulun­duk. Lübnan reisicumhuru Ekselans Kâmil Şamun'un önümüzdeki nisan iptidasında memleketimizi ziydreti ve bunu sayın reisicumhurumuzun mayıs ayında resmen iadesi de birkaç gün evvel ilân edilmiş bulunmak­tadır.

Genç Ürdün Kralı Maieste Hübcyin'in geçen ağustos ayında, bizi ziyadesiyle mütehassis eden ziyaretleri hatırlardadır.Biılesik Libya Krallığı Başvekili ile Hariciye, Maliye ve Millî Müdafi Vekilleri geçen yıl içinde hükümetimizin davetlisi olarak memleketimize gelmisilerdir. Bütün bu karşılıklı ziyaret -ve temaslar çok semereli ve hayırlı görüşme­lere imkân vermiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Pek yakında teşekkülünün 6 ncı dönümünü idrak edeceğimiz NATO üzerinde biraz durmak isterim.liman bu andlaşmamn, bizimle Irak için olduğu kadar Orta-doğu milletle­ri  daha doğrusu dünyanın bütün hür milletleri cephesi için de emni­yet ve istikrar sağlayan ve âti için büyük ümitler veren bir unsur teşkil ettiğine kaniiz. Bu andlasmanın dün yüksek Meclisinizce ittifak ve teza­hüratla tasdik edilmiş olması kendisine memleketimizce verilen değerin en büyük ve samimî delilidir. Böyle yüksek idealler uğrunda ms dünya ölçüsünde büyük menfaatler temini gayesiyle yapılan bu andlasmanm iyi niyet sahibi milletlerce de değerine göre takdir edilip iyi karşılanmasını "beklemek lâzımdır. Biz bu işin henüz hazırlık safhasında iken dışarıdan gelen bazı tenkidlerle karşılaştık ve hattâ bazı hücumlara maruz kaldık. Bu tenkidlere cevap verirken hiçbir zaman itidalimizi kaybetmedik, öl­çüyü kaçırmad'ik. Biliyorduk ki, bu tenkid ve hücumlar bizi seven ve men­faatlerini bizimki gibi sulhun tahakkukunda bulan milletlerin hissiya­tını aksettirmiyordu. Yine biliyoruz ki, bütün menfi propaganlara rağ­men, Arap milletleri kendilerine karşı beslediğimiz hislere aynen muka­bele ederek, Türk milletini içten gelen bir imanla sever.

Muhterem arkadaşlar,

Irakla akdettiğimiz andlaşma kendileriyle asırlarca kard*eşce beraber ya­şadığımız bu bölgenin realist ve sağlam düşünceli insanları için hayırlı ve ümit verici bir eserdir. Diğer kardeş Arap milletlerinin de bu çok ha­yırlı andlaşmaya bir an evvel iştiraklerini samimiyetle temenni etmekte­yiz. Bu memleketlerle olan münasebetlerimizi gerek kendi bakımımızdan gerek bütün Orta-şark bakımından en feyizli bir mertebeye ulaştırmak için bütün imkân ve fırsatları tehalükle karşılamakta ve kullanmakta­yız. Bu cümleden olmak üzere geçen sene kardeş Arap memleketlerinin kıymetli devlet adamlariyle şahsî temaslarda bulunmak talihine mazhar olduk.

Irak devlet adamlariyle yaptığımız karşılıklı ziyaret ve temasları da, andlasmanm yüksek heyetinize takdimi vesilesiyle tafsilen arzetmiştik.

Bunun dışında, Başvekilimizle, geçen Bağdacİ seyahatimizden dönüşümüz-dû Şam'dan geçerken Suriye'nin çok kıymetli reisicumhuru ve devlet adamlariyle görüştük.

Bevrut'ta Lübnan'ın devlet adamlariyle verimli görüş teatilerinde bulun­duk. Lübnan reisicumhuru Ekselans Kâmil Şamun'un önümüzdeki nisan iptidasında memleketimizi ziydreti ve bunu sayın reisicumhurumuzun mayıs ayında resmen iadesi de birkaç gün evvel ilân edilmiş bulunmak­tadır.

Genç Ürdün Kralı Maieste Hübcyin'in geçen ağustos ayında, bizi ziyade^ siyle mütehassis eden ziyaretleri hatırlardadır.

Biılesik Libya Krallığı Başvekili ile Hariciye, Maliye ve Millî Müdafi Vekilleri geçen yıl içinde hükümetimizin davetlisi olarak memleketimize gelm i silerdir.

Bütün bu karşılıklı ziyaret ve temaslar çok semereli ve hayırlı görüşme­lere imkân vermiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Pek yakında teşekkülünün 6 ncı dönümünü idrak edeceğimiz NATO üzerinde biraz durmak isterim.

Bu programlar mucibince memleketimizde takriben 1500 kilometre uzunlu­ğunda petrol borusu, cem'an 262.500 metreküp hacminde akaryakıt dtepo-ları, 15 hava meydanı, muhabere tesisleri ve ayrıca memleketimizin muh­telif yerlerinde deniz üsleri, radar ve radyo syrüsefer tesisleri ve harj karargâhları inga edilmektedir.

Bu arada, makine ve kimya endüstrisi kurumuna verilen mühimmat si­parişleri de mühim bir döviz kaynağı olmaktadır.

Muhterem arkadaşlar,

Prensip ve gayelerine sadakatimizi ve inancımızı fiilen yaptığımız feda­kârlıklarla ispat ettiğimiz Birleşmiş Milletlerdeki çalışmalarımız evvelki seneler zarfında olduğu gibi geçen sene de devam etmiştir.

Bir kısım azasının beynelmilel teşriki mesaisinin lüzumuna samimiyetle-inanmaması yüzünden kendisinden beklenen büyük neticeleri veremeyen bu müesseseyi dostlarımızla birlikte imkân dahilinde takviye etmek, ver­diği kararların âdil olmasını temin etmek ve bu suretle Birleşmiş Millet­lerin prestijini muhafaza eylemek için çalışıyoruz.

Bildiğiniz veçhile Birleşmiş Milletlerin birçok komitelerinde aza bulun­duğumuz gibi bu müessesenin en mühim iki uzvu olan emniyet konseyi, ile ekonomik ve sosyal konseyde de azayız. Gerek bu komite ve konsey­lerde gerek genel kurul toplantılarında karşımıza çıkan mevzularda, mil»--l^tleretası tesanüd zihniyetinden mülhem olarak hak ve adalet prensiple­ri dahilinde hareket etmek hususunda her vakit, bilhassa itina ediyoruz. Birkaç sernedenberi olduğu gibi bu sene de Birleşmiş Milletleri işgal etmiş, olan en mühim mevzuu silâhsızlanma işi olmuştur. Fakat ne yazık ki,, »silâhsızlanmayı kontrol mevzuunda" yıllardan beri süren ihtilâfın hal yoluna girdiğini söylemek kabil değildir.

Bu sene yeni bir mevzu olarak Birleşmiş Milletlere Kıbrıs işinin getiril­diğini biliyorsunuz. Memleketimizi pek yakından alâkadar eden bu dâ­vada dostluk ve ittifaklarımızın havasını bozmamak için azamî itidal gös­termekle beraber bu işdeki yakın alâkamızı pek tabiî olarak tebarüz et­tirdik.

Şimdi müsaade buyurursanız kısaca Avrupa Konseyinden de bahsedeyim* Muhterem Meclisinizin bazı âzalarının, gayesine bilfiil hizmet etmek su­retiyle içinden ve yakından iy:: tanıdığı bu teşekkülün gerek vekilleri komitesinde gerek istişarî meclisinde gerekse vekil delegeleri komitesin­de ve muhtelif teknik komisyonlarında muntazaman çalıştık. Malûmunuz' olduğu gibi Avrupa konseyinin nihaî gayesi âzası bulunduğumuz Avrupa ailesini müşterek bir mazi ve medeniyete dayanan bir birliğe götürmek­tir.

Kolayca takdir edileceği veçhile, bu gayeye erişmek, ne bir tek karar mevzuu, ne de âni olabilir. Müşterek tarihin yanında, halâ Avrupalılar arasında görüş ve yaşayış bakımından bir takım farklar mevcuttur kr­onların izalesi, istenen nihaî birliğin temini için, birer başlangıç teşkil edecektir.Gaye ve imkânlarını iyi bilen ve hüsnü niyetli ve samimî bir hava içi n daha şimdiden bütün Avrupalılar iğin bazı sahalarda müşterek bir hayat tarzı temin edecek kanunlar hazırlanmakta, bazı sahalarda da bu memle­ketlerin kültür birliğini geliştirecek anlaşmalara girişilmek üzere bu­lunulmakta ve Avrupa dahilinde Avrupalılara hususî kolaylıklar temin eden tedbirler alınmaktadır.

İnsan hakları sözleşmeleri, kültür sözleşmesi, vize muafiyetlerine     dair anlaşmalar işte bu cümledendir, Avrupa konseyinin bütün bu faaliyet sa-" halarmdaki iştirak hissemiz büyük olmuştur.

.Muhterem arkadaşlar,

Simdi de yüksek heyetinize muhtelif devletlerle olan iki taraflı münase­
betlerimizden bahsedeceğim.                                                                                                       ;

Birleşik Amerika ile olan dostluğumuz her sahada yapmakta olduğumuz İşbirliği, iki memleket halkının samimî hissiyatına uygun olarak en mes'-ut şekilde inkişaf etmektedir. Siyasetimizin esaslı unsurlarından biri olan "bu dostluğun ve işbirliğinin muhtelif tezahürlerini gördükçe, kalpten ge­len bir sevinç ve gurur duymaktayız.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın 1954 senesi ocak ve şubat aylarında Başkan Eisenhower'in davetlisi olarak, Amerika'ya yaptığı ve hatırasını "hepimizin muhafaza ettiğimiz tarihî ziyaretini müteakip, yine Amerikan hükümetinin davetlisi olarak Başvekilimiz Adnan Menderes'in 1954 ha­ziran ayında Amerikayı ziyaret ettiği malûmlarıdır.

İki hükümetin karşılıklı memnunluğunu mucip olan bu ziyaret Başveki­limizle Başkan Eisenhovver'i Hariciye Vekili Dulles ve diğer Amierikan ricali arasında iki memleketi alâkadar eden meselelerin etraflı müzake­resi için kıymetli bir fırsat teşkil etmiştir.

"Burada büyük dostumuz ve müttefikimiz Amerika'nın, sulhun ve yüksek insanlık ideallerinin muhafazası için sarf ettiği muazzam gayretleri, bi­ze ve diğer hür memleketlere yaptığı büyük yardımları bir kerte daha şükranla anmak isterim.

1939 muahedesi ile ve Atlantik andlaşması çerçevesi içerisinde müttefiki­miz İngiltere ile olan münasebetlerimiz, bu çift ittifak icaplarına ve tari­hî dostluğumuzun an'anelerine en uygun bir şekilde inkişaf etmektedir. 1952 yılının ekim ayında İngiltere hükümetinin resmî davetlisi olarak "Başvekilimizle birlikte Londra'yı ziyaretimiz sırasında tarafımızdan va­ki davete, bize üzüntü eren bazı sıhhî mâniler dolayısiyl'e bugüne kadar icabet edememiş olan İngiltere Hariciye Vekili Sir Anthony Eden ,16-19 mart 1955 tarihleri arasında memleketimizi resmen ziyaret edecektir.

Mümtaz İngiliz devlet adamını aramızda görmekten büyük bir zevk du­yacağız. Bu ziyaretin, birbirlerine görüş ve menfaat birliği ile merbut her iki memleketin dostluk münasebetlerini daha da kuvvetlendirece­ğinden eminiz.

"İngiltere ile oldusu gibi 1939 muahedesi ve Kuzey Atlantik andlaşması ile müttefikimiz bulunan Fransa ile de gerek siyasî sahada, gerek diğer sahalarda mevcut tarihî, sıkı ve samimî münasebetlerimize devam et­mekteyiz.:Bu memleketle son senelerde mes'ud bir an'ane haline girmiş bulunankarşılıklı ziyaret ve temasların temadisi olmak üzere Fransız Millet Mec­lisi Fransa - Türkiye dostluk grubuna mensup mebuslardan mürekkep bir heyetin yüksek meclisinizin daveılisi olarak geçen ay memleketimize yaptığı ziyaret, aramızdaki sağlam dostluğun yeni bir tezahürüne vesile teşkil etmiştir. Bu münasebetle Fransa'nın iktisadî meselelerimize karşı.. gösterdiği anlayışı ifade etmekten de derin bir zevk duymaktayım.

Federal Almanya ile münasebetlerimiz bu memleketle olan an'anevî dostluk çerçevesi içinde gelişmeye devam etmektedir. Federal Almanya Cum­huriyeti Şansölyesi Dr. Konrad Adenauer, hükümetimizin davetine icabetle 1954 maırt ayında memleketimizi ziyaret etmişti. Bu ziyareti, geçen ekim ayında Başvekilimizle bitlikte Almanya'ya yaptığımız ziyaretle de ettik.

Bu iki ziyaret sırasında gerek siyasî gerek iktisadî sahalarda yapılan gö­rüşmeler karşılıklı büyük bir anlayış havası içinde cereyan etmiş ve dünya meseleleri karşısında aramızdaki tam görüş birliğini .teyid eyle­miştir.

Hükümranlığına kavuşmuş Federal Almanya'nın hür memleketler cami­ası ile, Garbı Avrupa Birliği ve Atlantik Paktı çerçevesi dahilinde teşri­ki mesaisinin, dünyanın sulh ve istikrarını temin etmesi ve herhangi bir" tecavüzü Önlemesi bakımından çok mühim bir unsur olduğuna inanıyo­ruz. Bu sebeple Paris anlaşmalarının bir an evvel tatbik mevkiine girme­sine büyük ehemmiyet atfetmekteyiz.

NATO teşkilâtı içerisinde diğer müttefikimiz ve Akdeniz komşumuz dost: İtalya ile münasebetlerimiz, güzel seyrini takip etmektedir.

İtalya Başvekili Mösyö Pella'nm memleketimize yapmış olduğu ziyareti iade için bu şubat başlarında Başvekilimizle birlikte Roma'ya gittik.

Yapıcı bir işbirliği zihniyeti içerisinde cereyan eden görüşmeler, gerek umumî gerek iki memlekete taallûk eden meseleler üzerinde faydalı gö­rüş teatilerine imkân vermiş ve Türk - İtalyan tesanüdünün temelini teş­kil eden menfaat birliği ve sulh idealini bir defa daha tebarüz ettirmiştir..

Bu güzel ve yapıcı temasların temadisi olmak üzere, bilindiği gibi. bir İtalyan Parlâmento heyeti de memleketimizi ziyaret için davet edilmişv bulunmaktadır.

Bir taraftan Kuzey Atlantik andlaşması ve diğer taraftan Ankara ve Bled anlaşmaları >le ahden bağlı bulunduğumuz Yunanistan ile münasebetle­rimiz, hem bu hukukî bağların hem 5e senelerdenberi milletlerimize esasen mal olmuş bulunan dostluk ve kader birliği şuurunun müşterek bir neticesi olarak memnuniyet verici bir tarzda inkişaf etmektedir.

Mart ayının son haftasında yüksek heyetinizin davetlisi olarak memle­ketimizi ziyaretini beklediğimiz 15 kişilik Yunan Meclis heyeti iki mem­leket arasındaki dostluğun tezahürüne bir vesile verecektir.

Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti ile münasebetlerimiz, Ankara ve Bled andlasmaları çerçevesi içinde karşılıklı anlayış, samimiyet ve iş­birliği havası içinde inkişaf etmektedir.

Yugoslavya Reisicumhuru Mareşal Tito'nun gecen nisan sonlarında mem­leketimize yaptığı unutulmaz ziyaret ve bu ziyareti iade için Reisicum hürümüzün eylül ayında Yugoslavya'ya vaki seyahati iki memleket hal­kı arasında geniş bir makes bulmuş ve hükümetlerimiz arasında tahak­kuk ettirilen dostluk ve işbirliğinden milletlerimizin ne kadar bahtiyar olduğunu meydana koymuştur. Yugoslavya ile memleketimiz arasında inkişafını büyük bir memnuniyetle gördüğümüz bu dostluk ve işbirliği, iki memleketin alâkalı makamları tarafından teşvik edilen 'kültürel, spor­tif, artistik ve ilmî temaslarla gün'deıı güne artmaktadır.

Kuzey Atlantik andlaşması teşkilâtı çerçevesi dahilinde müttefikimiz bulunan Portekiz, Belçika, Lüksemburg, Hollanda, Danimarka, Norveç ve İzlanda ile olan samimî münasebetlerimiz gün geçtikçe gelişmektedir.

NATO'ya dahil olmamakla beraber Avrupa konseyi azası bulunan İsveç ile ve keza Kuzey Atlantik andlaşması teşkilâtı ve Avrupa konseyine da­hil bulunmuyan İsviçre, Avusturya, İspanya ile eski ve kuvvetli an'ane-lere dayanan dostane münasebetlerimize devam etmekteyiz.

Muhterem arkadaşlar,

Geniş görüşlü yüksek bir devlet adamı olan Ekselans Gulam Muham-medln kasım. 1953 de memleketimize yaptığı ziyaret ve o ziyaretin bırak­tığı güzel hatıralar hepimizin aklmdadır. Bu ziyareti iade etmek üz]ere sayın Reisicumhurumuz Celâl Bayar 18 şubattanberi bu kardeş memleke­tin misafiridir ve dost memlekette gördüğü müstesna hüsnü kabul mem­leketlerimiz arasındaki münasebetlerin canlı ve unutulmaz bir ifadesi ha­linde tezahür etmiştir.

Malûmunuz olduğu veçhile Türkiye ile Pakistan arasında 2 nisan 1954 de bir dostane işbirliği andlaşması akd edilmiştir. Bu andlaşma ahkâmı gereğince her sahada mesut İnkisarlar kaydeden münasebetlerimize bir misal olarak. General Yahya'nın riyasetindeki Pakistan askerî heyetinin Ankaraya ve bir1 Türk askerî heyetinin Karaşi'ye vaki ziyaretleri : ile başlanan askerî temasları zikretmekle iktifa edeceğim. Herhalde bu bü­yük kardeş memleketin Orta-doğu'nun müdafaa teşkilâtında çok mühim ve çok hayırlı bir rolü olduğu muhakkaktır.

Kardeş ve dost Afganistan ile artık sarsılmaz bir an'ane halini alan iyi münasebetlerimiz bilhassa kültür sahasında günden güne çok büyük ve semereli inkişaflar kaydetmektedir.Kâbil'dekji Afgan Üniversitesinin, başta tıp fakültesi olmak üzere, muhtelif fakültelerine profesör, doçent temin ettiğimiz gibi askerî sahasında da bu dost memleketle her türlü işbirliği yapmaktayız. Bu kadim dostumuzun, refah ve yükselme yolun­daki başarılı hamlelerine devanı edişini müşahede etmekle bahtiyarlık duymaktayız.

Komşu ve kardeş İran'da geçen senedenberi vukua gelen hayırlı inkişaf­lar neticesinde, bu dost memleketin dahilî durumunun tarsm edilmiş ve müzmin petrol ihtilâfının halloluoımuş bulunmasını büyük bir memnun­lukla müşahede etmekteyiz.

İran milletinin iktisadî ve askerî kudretinin süratle gelişmesi ve Orta-do-ğuda hatırı sayılır bir sulh unsuru olarak belirmesi bizim en samimî te­mennimizdir.Orta ve Uzak-şark'm diğer emleketleriyle olan karşılıklı dostane mü­nasebetlerimiz normal seyrini akibetmefctedir.Sovyetler Birliği ile münasebetlerimizde bir değişiklik olmamıştır. Sov­yetler Birliği Yüksek Şûrasının 8 şubat 1954 tarihli celsesinde dış poli­tikaya dair uzun bir nutuk veren Hariciye Nazırı Molotov, memleketimizle de temasa geçerek: «Türkiye'ye yaptığımız dostane teklifler karşı­lıksız kaldı» demiştir.Hiç şüphe yok ki herhangi bir devletle ve bilhassa bu kadar kuvvetli bir komşumuzla münasebetlerimizin İslaha muhtaç bulunduğunu müşahe­de etmek bizim için bir zevk değildir. Ancak İslaha muhtaç münasebet­ler mevzuubahs olunca, bizden, hür dünyanın emniyet meselelerini ve buna sıkı sıkıya bağlı.olan kendi emniyet meselelerimizi unutarak hare­ket etmemizi beklemek elbette realist bir hareket olmaz. Geçmişin acı tecrübeleri bize poli'tikamn .sadece sözle değil aynı zamanda maddî delil­lerle teyidi lâzım geldiğini göstermiştir. Sovyetler Birliğinin Türkiye'ye müteveccih politikasının, pek tabiî olarak, dünya çapındaki umumî si­yasetinin bir cüz'ünü teşkil ettiği asla unutulmamak icap eder. Bu itibar­la bizim, karşılıklı münasebetlerimizin de, Sovyetler Birliğinin hürriyet cephesi ile olan münasebetlerinin mahiyeti ile mütenazır olacağı pek ta­biidir.Dünyadaki rolleri her gün biraz dans artan Lâtin Amerika memleketle­riyle iyi münasebetlerimiz devam ve inkişaf etmektedir. Bu arada, Bir­leşmiş Milletlerde daima müzaheretlerini gördüğümüz Şili ve Arjantin ile orta elçiliklerimizin karşılıklı olarak büyük elçiliğe yükseltilmesini, dostluklarımızın güzel bir tezahürü olduğunu memnuniyetle kaydetmek isterim.

Muhterem arkadaşlar,

Bu umumî siyasî tabloyu bitirdikten sonra, müsaadenizle, Hariciye Ve­kâletinin faaliyet sahası içinde bulunan dış ticaret münasebetleri ve Bir­leşik Amerika'dan temin edilen yardımlar hakkında da kısa malûmat arzedeyim:

Dış ticaretimiz, geçen yıl zarfında, memleketimizin iktisadî kalkınması­na muvazi olarak inkişaf etmeğe devam etmiştir. Dış ticaretimizdeki bu canlılık dolayısiyle memleketimizle anlaşması olmayan diğer memleket­ler arasında yeni ticaret ve tediye anlaşmaları imza edilmiş veya eski an­laşmaların '.yeni şartlara uyacak şekilde tadili gerekmiş ve bu ihtiyacı karşılamak üzere, anlaşmamız bulunan devletlerin kısmı âzami ile gö­rüşmeler yapılarak, ya mevcut anlaşmaları tadil edilmiş veya bunların yerine yenileri ikame edilmiştir.

Bundan başka, bir taraftan gecikmiş transferler meselesi halledilirken, diğer taraftan da, memleketimizin son yıllardaki iktisadî kalkınmasına ve yatırım çalışmalarına yabancı teknik ve sanayii iştirak ettirmek gaye­siyle birçok memleketlerle ,de kredi anlaşmaları imza edilmiş bulunmak­tadır.Bu suretle, teknik sahada en ileri gitmiş memleketlerin sermaye ve sa­nayiinin işbirliği temin edildiği gibi yatırımlar için Rhal edilen malzemetin tediye yükü gelecek yıllara taksim edilmek suretiyle bir muvazene te­min olunmuştur.

.Bu krediler sırasiyle şunlardır:

1. Batı Almanya'dan evvelce alınanlara zamimeten 225 milyon mark,.

2. Fransa'dan 20 milyar Fransız frangı tutarında teçhizat kredisi,

3. İtalya'dan kredili ithalâtımızı mümkün kılmak üzere 25 milyon do­larlık kredi,

4.  Avusturya'dan envestisman malzemesi siparişleri için 20 milyon do­lar tutarında kredi,

5.. İngiltere'den, Toprak Mahsulleri Ofisimizin yaptıracağı silo, değir­men vesair abrika ve tesisler için 12 mliyon sterlinlik bir kredi temim edilmiştir.

6.  Amerika'dan, yine Toprak Mahsulleri Ofisinin ihtiyaçları için altıbuçuk milyon dolarlık bir kredi temin edilmiştir.

7. Hâlen Belçika'da bulunan bir ticaret heyetimiz bu konularda müza­kerelerde bulunmaktadır.

Muhterem arkadaşlar.

Müsaadenizle şimdi de Amerika Birleşik Devletlerinin memleketimize yapmakta olduğu iktisadî yardımlara temas etmek istiyorum. Dost Ame­rika Birleşik Devletleri hükümeti tarafından bugüne kadar Türkiye'ye yapılan iktisadı yardımlar 565.848.000 dolara baliğ olmuştur. Bunun 70 milyon doları 1954-1955 devresine aittir.

Burada üzerinde ehemmiyetle durulması lâzımgelen bir nokta, diğer memleketlere yapılan yardımların büyük mikyasta azaltılmasına ve hat­tâ bir kısım memleketlere yapılan yardımların tamamen kesilmesine mu­kabil, Türkiye'ye yapılan yardımların seviyesinin muhafaza ile idame-ettirilmiş olmasıdır.

Bugüne kadar aldığımız yardımın 366.003.000 doları doğrudan doğruyaAmerika'dan mal ve hizmet mubayaasına imkân veren direkt yardım,192 022.000 doları Avrupa İktisadî İşbirliği teşkilâtına dahil memleketlerüzerinde kullanılan endirekt yardım ve mütebaki 3.823.000 doları da tek­nik yardımdır.Diğer taraftan bu yardımların 405.648.000 doları hibe ve 160.200.000 dfo-lari da kredidir.Memleketimize yapılan hibe mahiyetindeki yardımların Türk lirası mukabilinin Merkez Bankasına karşılık paralar hesabına yatırıldığı ve burada tekevvün eden paraların da, yapılan liberasyon anlaşmalariyle Millî Müdafaa ihtiyaçlarına ve iktisadî kalkınma mevzularma tahsis edil­diği malûmunuzdur.Şimdiye kadar karşılıklı paralar hesabından: 665.410.315 lira fiilen serbest bırakılmış ve bunun 424.424.000 lirası Millî Müdafaa ihtiyaçlarına, 186486.315 lirası muhtelif kalkınma mevzularma ve 54.500.000 lirası da hususî teşebbüsün ihtiyaçlarına tahsis edilmiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Sizlere bugünkü dünya siyasetinin umumî manzarasını, bunun içinde memleketimizin mevkiini ve bu mevkii teminde hükümetinizin sarf etti­ği mesaiyi kısaca ifadeye çalıştım.

Bugün haricî siyaset sahasında memleketimiz şerefli bir mevki işgal et-.mekte, ağır mesuliyetler taşımakta ve bunun yanında kendisiyle aynı ide­allere bağlı emin ve kuvvetli dostlara malik bulunmaktadır.

Gönül isterdi ki mensup olduğumun hürriyet cephesinin mütemadi gay­ret ve fedakârlıkları neticesinde, harp tehdidinden kurtulmuş samimî bir barış dünyasında, her millet sadece iktisadî ve içtimaî saadetinin temini­ne çalışsın. Bundan henüz çok uzak bulunmakla beraber, böyle bir dev­renin geleceğinden büsbütün ümidi kesmiş değiliz. Fakat realist görüşlü bir millet olarak refaha ve yüksek bir hayat seviyesine erişebilmek için evvelâ hür ve müstakil bir millet sıfatiyle şerefle yaşamak lâzımgeldiğini pek iyi biliyoruz ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan çekinmiyerek müda­faa kudretimizi daima arttırıyoruz. Hürriyet cephesini teşkil eden dost­larımızla birlikte takibet'tiğimiz müşterek sulh ve müdafaa siyasetimizin bizi taarruzdan ve harpten koruyacak, varlığımızı inkişaf ettirecek ve ni­hayet istediğimiz huzur ve saadete ulaştıracak tek yol olduğundan emi­niz.

İktidara geldiği ilk gündenberi, Türk milletinin müşterek iradesi ve Bü­yük Millet Meclisinin direktifleri dairesinde, muayyen prensiplere raüs-tenid açık, samimî bir dış siyaset takip eden hükümetinizin hareket hattı yüksek Meclisin tasvibine mazhar olduğu müddetçe, sarsılmaz bir azim-İe bu yolda devam edeceğimiz tabiidir.»

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısı: 28 Şubat 1955

  Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 11-14 ve 16-17 arasında toplanarak 1955 yılı bütçe kanunu lâyihasının müzakeresine devam etmiştir.

Öğleden sonraki celsede, bütçe kanunu lâyihasının maddeleri üzerindeki konuşmalar nihayete erdikten sonra, C.M.P. Meclis Grupu adına Kırşeıir mebusu Osman Bölükbaşı, D.P. Meclis Grupu adına da Bursa mebusu Hulusi Köymen partilerinin bu mevzu üzerindeki görüşlerini belirtmiş­ler, bunu takiben bütçe kanunu lâyihası açık oya sunulmuş ve reye 488 mebus iştirak etmiş, bunlardan 455 i lehte, 33 ü de aleyhte oylarını kul­lanmışlar, böylece lâyiha alkışlar abasında kabul edilmiştir.

1955 yılı bütçe kanunu lâyihasının kabulünü müteakip kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes bir konuşma yapmıştır.

1955 yılı bütçesinin kabulü dolayısiyle Başvekil Adnan Menderes'in Mec­liste yaptığı konuşma:

  Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında 1955 malî yılı bütçe kalîuııu lâyihasının kabulünden sonra söz alan Başvekil Adnan Menderes aşağıdaki konuşmayı yapmıştır;

Pek aziz arkadaşlarım,Bütçede oldukça mühim değişiklikler yapıldı.Masraflarda çok cüz'î eksiltmeler yapılmış olmasına mukabil, oldukça .mühim zamlar yapıldı.Gelir kısmına gelince:Arazi vergisine yapılması mutasavver tezyid ile yüzüç küsur milyon lira ve ayrıca gelir vergisinde tasavvur olunan artırma ile de yirmi beş mil­yon lira, ki cem'an yüz yirmi sekiz milyon, liralık mühim bir gelir, bun­lara ait lâyihalar kanuniye! kesbetnıediği için, bütçeden tenzil edildi. Bu suretle hükümetçe denk olarak takdim ettiğimiz 1955 yılı bütçesi, neti­cede, yüzellibir küsur milyon liralık bir açıkla bağlandı.

İJc milyar lirayı bulan bir bütçede yüzelli bir küsur milyonun, açık ola­rak mühim bir nisbet teşkil ettiği idcüa olunamaz. Bununla beraber, der­hal söylemeliyim ki, esasen gelir tahminleri ve hizmetlere karşılık konu­lan tahsisler yüksek bir seviyede bulunmaktaydı. Buna, denk bütçe ye­rine, bir de yüz elli bir küsur milyon liralık açık ilâve edilince, hüküme­tin eline verdiğimiz bütçenin bir yıl sürecek tatbikatında çok dikkatli olmak ve titiz bir itina ve gayret sarfetmek icap edeceği derhal takdir olunabilir.

Arkadaşlar,

Derhatır buyuracağınız veçh üzere gelir kısmı bir milyar 300 küsur mil­yonluk 1951 bütçesini, Büyük Millet Meclisi 234 milyon liralık bir açıkla kabul etmişti. Verimli masrafların ve hizmetlerin hiçbirisinden feragat etmemek şartiyle, bütçe yılı sonunda, yanılmıyorsam 234 milyon yerine ancak 105 milyon lira civarında bir açıkla bütçeyi bağlamak mümkün ve müyesser oldu. Bu da gösteriyor ki, bütçelerin tanziminde ne dereceler­de dikkat ve itina sarfolunursa olsun, tatbikinde hâkim olacak zihniyet ve tutum netice üzerinde daima mühim Ölçüde müessiı olur.

Aziz arkadaşlarım,

^Elimize, mühim devlet ve âmme hizmetleri ihtiva eden ve çok mühim envestisman tahsisleri ile dolu geniş bir hizmet bütçesi tevdi buyurmuş oluyorsunuz. Bunun tatbikatında, en küçük teferruatına kadar, memleket menfaatlerine en uvgun sekli ve sureti arayan bir zihniyetle hareket ede­ceğimizden emin olmanızı istirham ederim.

Yarın başlayacak olan bütçe yılı nihayete erdiği zaman, memleketimizin, dışta emniyet, içte huzur ve sükûn, iktisadî hayatın her sahasında ka1-kmma ve milletçe refah ve saadete kavuşma volları'nda cok mühim bir merhale daha aşmış olacağına emin bulunmakla bahtiyarız.

Arkadaşlar,

Gelir vergisi nisbetlerinde bazı arttırmalar yapan kanun tasarısını geri almış olmakla hükümet memnunluk duymaktadır. Arazi vergisini arttı­ran tasarının da kanuniyet kesbetm em esinden ve hükümetimizin ricası üzere tetkik için komisyona iade buyurulmuş olmasından yine hükümet. aynı suretle memnundur. Bu münasebetle şurasını da arz ve ilâve etmek isterim ki, arazi vergisi­nin arttırılmasını derpiş eden tasarının müzakeresinde, bir ara hâkim olan heyecanla, bazı incitici sözler sarfolunmuş ise, bunların üzerinde bir an için bile durmak yerinde bir hareket olmaz. Bu tasarının mazbatası­nın komisyonca yazılış tarzında da, nihayet bir dâvanın ispatı hususun­da mümkün olduğu kadar şayanı dikkat deliller serdedebilmek ve mühim sözlerle dikkati çekebilmek gayretinden başka bir mâna aramamak icap eder, kanaatindeyiz.

Sözlerim buraya gelince, muhalefetin fırsat bulmuşcasma bu mevzuu is­tismar gayretine düşmüş olmasını doğrusu beğenmek güçtür. Cenabıhak memleket meniaatlariyle alâkalı herhangi bir meseleyi politika mevzuu yapmak, ve bunu parti ve siyaset istismarcılığının şikârı ve oyuncağı haline getirmek hatasına düşmekten, iktidarıyla muhalefetiyle, meclisimizin bütün mensuplarını korusun,

Muhterem arkadaşlar,

İşlerin daha iyi yürütülmesini hedef tutan bütün tenkitlere karşı teşek­kür etmeyi zevkli bir vazife saymaktayız. Muhalefetin samimiyet ve ob­jektifliğe son derece aykırı olan acı tenkitlerini bile aynı hislerle karşı­lamaktayız.

Hakkımızda ibzal buyurulan itiınad, iltifat ve bu kelimeyi mahcubiyet­le kullanıyorum, muhabbet ifade eden sözlere ve tezahürlere karşı ise^ tabiatiyle minnettarız. Millet iradesini hakkıyla temsil etmekte olan siz­lerin, hakkımızda lütuf buyurduğunuz -bu itimad, iltifat ve muhabbet de­ğil midir ki, kalblerirnizi takatinin Sön haddine kadar heyecan ve şükran hisleriyle doldurarak bizi, yüksek iradenizin kulu gibi memleket ve mil­let hizmetlerine bağlamaktadır.

Aziz ve muhterem arkadaşlarını,

Bu itimad ve muhabbet biraz evvel büyük bir ekseriyetle verilmiş beyaz treyler halinde tecelli etti Buna karşı, tekrar ediyorum, şükranlarımız pay ansızdır. Kırmızı reylere gelince, bunların çoğunda biz, siyaset men­şurunun maksadlı rengini görmekte ve gene bunların süzülüp geldiği vic­danlarda beyaz rengin ve hattâ itimadım iltimâlarmı sezmekteyiz.

Bütçenin Türk milletine hayırlı olmasını Cenabıhaktan dua ederken iti­madınıza lâyık olmağa çalışmanın, şükran borcumuzu Ödemenin en doğ­ru ve en güzel yolu olduğu hususundaki inancımızı arzeyliyoruz.»

Hariciye Vekilimizin verdiği Öğle yemeğinde söylenen nutuklar:

 Ankara;

Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü, bugün misafir hariciye nazırları şerefine verdiği Öğle yemeğinde şu nutku irad etmiştir: le duyduğum memnuniyetin ne kadar büyük olduğunu sizlere tarif edemeyeceğim. Bu muahedeler, hürriyetlerine asık üç memleket arasındaki işbirliğinin temellerini teşkil etmektedir. Bu işbirliği, yalnız memleketle­rimizin istiklâllerinin sağlam bir garantisi değil, aynı zamanda umumî barışın idamesi için de çok müessir bir unsurdur.Toplantı günümüzün, Bled ittifakını doğuran Ankara andlasmasmın iki sene evvel imzalandığı günün 'yıldönümüne rastlamış olmasından bilhassa sevinç duymaktayım.

Çok sevindirici diğer bir hâdise de, Bled muahedenamesinin üç parlâmen­to tarafından da ittifakla tasdik edilmiş olmasıdır. Milletlerimizin azim ve iradesinden doğan bu ittifak, öyle bir oy birliğini üzerinde toplamağa lâ­yık bir vesika idi Ankara'da ikametiniz esnasında yapacağımız görüşmelerde Bled'deki son loplantımizdanberi milletlerarası sahnede birbirini takip etmiş olan hâ­diseleri gözden geçireceğimiz gibi dünyada ve bölgemizdeki durumun son gelişmeleri hakkında da haber ve fikir teati edeceğiz. Aynı zamanda, müşterek bir kaderle bağlı üç memleket arasındaki ittifaktan mütevellit mesut işbirliğini daha da genişletmek ve takviye etmek imkânlarını inceliyeceğiz Meşbu bulunduğumuz anlaşma zihniyeti ve samimî iradeyi öz önünde tutarak, her zaman olduğu gibi, bu sefer de iyi neticeler el­de edeceğimizden ve yapıcı bir faaliyet göstereceğimizden daha şimdiden emin bulunuyorum.Statüsünü bu devrede kabul edeceğimizi ümit etmekte olduğum Balkan îstişarî Meclisinin kurulması, işbirliğimizin genişlemesine ve derinleşme­sine, hin şüphesiz önemli surette yardım edecektir.Üç parlâmento temsilcilerinden terekküp edecek olan bu daimî heyet, Birleşmiş Milletler beyannamesi prensiplerine uygun olarak âkit taraf­ların hükümetlerini, her birinin hürriyet, hak ve istiklâllerine riayeti temin yolunda ve milletlerine daha İyi bir istikbal hazırlamak gayesiyle sarfettikleri gayretlerde irşad edecektir. Bu kıymetli yardımın, gayeleri­mizin tahakkukunda cok tesirli bir rol oynayacağından, şüphe etmiyorum. "Her zaman olduğu gibi, ittifakımızın ve işbirliğimizin bütün sahalarda yüksek değerine ve tesirine kani bulunarak, kadehimi, asıl Yunan ve "Yugoslav milletlerinin refah ve saadeti ile, müşterek eserimizin sadık ve kıymetli banileri mümtaz devlet reislerinin şahsî saadetleri şerefine ve zatıdevletlerinin ve burada hazır bulunan yüksek şahsiyetlerin sıhhatine kaldırıyorum.Hariciye Vekilimizden sonra Yunanistan Hariciye Nazırı Ekselans Ste-fanopulos söz almış ve su nutku irad etmiştir:Her şeyden evvel hakkımda ibzal buyurduğunuz nazikâne sözlerden ötü­rü teşekkür etmek ve avnı fırsatla dostumuz ve müttefikimiz olan mem­leketinizde bulunmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Sulhsever isbirîiklerine devam hususunda birbirlerine bu derece bağlı ve millî istiklâl prensiplerine bu kadar derinden merbut üç müttefik mem­leketlerimiz arasındaki dostluk ve karşılıklı anlayışın tezahürleri karşı­sında duyduğum büyük memnuniyeti ifade etmem lâzımdır. Mesut bir tesadüfle, dost Türkiye'nin misafirperver başkentinde, feyizli bir tesanüdün başlangıcını kaydeden ve üçlü ittifakımızın kurulmasına müncer olan Ankara Paktının ikinci yıldönümüne rastlayan günde top­lanmış bulunuyoruz. Hatırımızda daima kalacak olan bu tarihtenberi el­de edilen neticeler, bütün müşterek faaliyet sahalarındaki işbirliğimizin inkişafı, sulh ve hürriyet uğrundaki büyük dâvada kaydedilen gayrikabibili inkâr muvaffakiyetler, bizi devamlı yapıcı bir eser meydana getirmiş olmanın tam itminan ve memnuniyeti ile meşbu kılmaktadır.Memleketlerimiz dahilindeki siyasî istikrar, milletlerarası siyaset saha­sında aralarındaki birlik ve tesanüd, sulh ve hürriyet hizmetinde büyük ve saygı telkin eden bir kuvveti temsil etmektedir. Müşterek siyasetimi­zin her türlü tezahür ve ifadesinde, üçlü işbirliğinin sulhsever ve teda­füi mahiyeti, bu işbirliğinin karşılıklı itimad zihniyeti içinde teessüs et­tiğini ve haklarda ve vazifelerde tam eşitlik prensibine müstenit olduğu­nu belirttik.

Milletlerimizin heyeti umumiyesince desteklenen bu azimli ve uzağı gösteren siyasetin şimdiye kadar gittikçe artan terakkiler kaydederek bizi çi­zilmiş olan bu yolda faaliyetimize devama sevk ve teşvik etmektedir.

Müşterek arzu ve emellerimiz, sulh idealine bağlı milletlerin arzu ve emellerine uymaktır. Siyasetimizin mülhem olduğu temel prensipler hep aynıdır. Bunlar üçlü pakta sadakat, Birleşmiş Milletler anayasasına ve milletlerarası taahhütlere saygı ve sulhu takviye ve adaleti temin husu­sundaki gayretlerimizi paylaşan bütün hür milletlerle yapıcı işbirliğidir.

İçinde bulunduğumuz nazik devrede, milletlerarası münasebetlerde bir mülâyeinetin husul bulmasına müessir surette yardım etmek gayesiyle hareket ve faaliyetimizi koordine etmeğe karar vermiş bulunuyoruz. Zi­ra ancak böyle bir mülâyemet dünyayı yeni trajedilerden masun kılabi­lir.

Bu yolu takibederken, bugünkü güçlükleri yenmeğe matuf her türlü te­zahürü müsait karşılayacağız, fakat bunu yaparken tedafüi gayretlerimi­zi yavaşlatmiyacağız. Zira bu gayretin, memlekenlerimizin güvenliğine ve milleılerimizin istiklâline karşı herhangi bir teşebbüsün cesaretini kır­mağa matuf bulunduğuna kaniyiz.

Milletleri birleştiren bağları da takviye etmek arzusuyladır ki, bir istişarî asamblenin ihdasına tevessül etmek kararım verdik. Bu istişarî asamblenin vazifesi, hükümetlere, ittifakımızı ilham etmiş olan prensip­lerin tatbikatında yardım etmek ve onları tenvir eylemek olacaktır. Bü­yük ehemmiyet atfettiğimiz bu istişaî asamble, milletlerimizin iradesine müstenit olan üçlü tesanüdün canlı bir ifadesini teşkil edecektir.

Şuna kaniim ki, iktisadî ve teknik sahadaki işbirliğimizin inkişafı sos­yal ve iktisadî meselelerde hal tarzı bulmasına ve mes'uliyetlerini müd­rik her hükümetin başlıca gayelerine uygun olarak, milletlerimizin hayat seviyelerinin yükselmesine müessir surette yardım edecektir. Bled andlaşmasmın ruhuna deı inden bağlı bulunan Yunan hükümeti bir sulh ve istikrar unsuru teşkil eden üçlü ittifakın takviyesine bütün vasıtalariyle yardım etmek hususundaki sarsılmaz azim ve kararını teyid et­mek arzusundadır.Kadehimi, dost ve müttefik Türk ve Yugoslav milletlerinin ikbal ve re­fahına, Türkiye Cumhuriyeti Reisicumhurunun ve Yugoslav Halkçı Fe­deratif Cumhuriyeti Başkanının şahsî saadetleri, ekselansınızın ve mümtaz mesai arkadaşlarının sıhhati için kaldırıyorum.Yemekte son olarak Yugoslav Hariciye Nazırı Ekselans Koca Popoviç ,söz almış ve şu nutku irad etmiştir:

Ekselanslar,

Ankara'da aktedeceğimiz içtimaa bağlı görüş ve ümitleri bu kadar mesut bir şekilde kıymetlendirmiş olan Ekselans Profesör Koprülü'ye hara­retli sözlerinden dolayı teşekkür etmek isterim. Ben de Ankara andlaşmasının imzalandığı günün ikinci yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti­nin başkentinde bulunmaktan ve mümtaz meslekdaşlarım Köprülü yer Stefanopulos ile görüşmekten duyduğum memnunluğu ifade edebilmek­ten bahtiyarım. Bu seferki üçüncü içtimaimiz, işbirliğimizin temellerini atmış ve geçen sene Bled'de aktedilen ittifaka sevketmiş olan üçlü andlaşmanm akdinin ikinci yıldönümüyle aynı güne tesadüf etmektedir. Böyle bir günde içti­ma etmek üzere toplanmayı kararlaştırdığımız zaman işbirliğimizin daha "bidayettenberi istinad ettiği istiklâl, hak müsavatı ve itimad prensipleri­ne olan bağlılığımızı bir kere daha açıkça belirtmek istedik. Filhakika, Birleşmiş Milletler anayasasındakilerle tam bir mutabakat halinde bu­lunan bu prensipler sayesindedir ki aramızdaki işbirliğinin her üç mem­leketimiz ve bu bölgede barışın kuvvetlenmesi İçin bu derece müessir -olduğu  anlaşılmıştır.Bizlere düsen müşterek vazifeyi göz önünde bulundurarak bu husustaki görüşlerimin Ekselans Profesör Köprülü'nün görüşleriyle müşabih ol­duğunu ifade etmek isterim. Bundan başka Balkan İstişarî Asamblesinin kuruluşuna verdiği kıymet ve ona atfettiği rol hususunda da kendisiyle tamamen mutabık bulunduğumu da bilhassa belirtmek istiyorum.Bugüne kadar katetmiş olduğumuz yol ve elde edilen neticelerden tamamiyle memnun olmamız icabettiği kanaatindeyim. Eminim ki, birleşik gayretlerimiz gelecek günler zarfında, aramızdaki işbirliğini daha da genişletecek ve bu içtimain barış dâvasına ve milletlerarası işbirliğine kıymetli bir yardım teşkil etmesini mümkün kılacak yeni müsbet netice­lere müncer olacaktır.Müsaadenizle kadehimi dost Türk ve Yunan milletlerinin refah ve saa­detine, devlet reislerinin sıhhatine, sizlerin de ekselanslar ve baylar, şahsî saadetinize kaldırıyorum.Bled andlaşması Hariciye Nazırları konseyi toplantısı:

 Ankara:

Üc memleket Hariciye Nazırları, Başvekil Adnan Menderes ve  Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatîn Rüştü Zorlunun da iştirakiyle, yardım acılan ile birlikte ilk toplantılarını bugün saat 18.00 de yapmışlardır.Üç devletin parlamentolarınca tasdik muamelesi ikmal edilmiş bulun­duğu cihetle hukuken meriyete girmesi bir formalite işinden ibaret bu­lunan Eled ittiiaknamesinin 4 üncü maddesinde derpiş edilen daimî kon­seyin ilk toplantısı olarak kabul edilmesi taraflarca kararlaştırılan bu iç­tima, saat 20.00 ye kadar sürmüştür.

Bu toplantıda taraflar dünya durumu hakkındaki malûmat ve görüşleri­ni teati eylemişler ve Bled toplantısmdanberi hükümetlerinin yaptık­ları siyasî faaliyetler hakkında birbirlerini tenvir eylemişlerdir.

Daimî konseyin mezkûr îçtimamda, tesisi mukarrer bulunan Balkan İs-tişarî Meclisi statüsüne son şeklini verip heyeti umumiye içtimama ar-zetmesi için Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumisi Büyükelçi Muharrem Nu­ri Birgi, Büyükelçi Radovanoviç ve Büyükelçi Filon'dan müteşekkil bir talî komisyon kurulmuş ve talî komisyon umumî celsenin hitamını mü­teakip mesaisine başlamıştır.Daimî konsey toplantısında, yukarıda zikrolunan devlet adamlarının yar­dımcısı olarak aşağıdaki zevat iştirak etmiştir:Ekselans Kallergis: Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi, Mösyö Fistopuoi,: Yunan Hariciye Nezareti Balkan Dairesi Müdürü. Mösyö Gourdeos  Ankara Yunan Sefareti Müsteşarı Ekselans Cercia Devlet Müşaviri Büyükelçi, Ekselans Paviceviç: Yu­goslavya'nın Ankara Büyükelçisi, Mösyö Radoviç: Yugoslavya'nın An­kara Büyükelçiliği Müsteşarı.

Atina Büyükelçimiz Settar İksel, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Mua­vini elçi Sadi Kavur, İkinci Daire Umum Müdür Vekili Mustafa Boluvalı...

İktisat ve Ticaret Vekilinin bir ma­kalesi

10 Şubat 1955

Ankara:

iktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, «La Revue Franeaise» isimli derginin 1 Şubat 1955 nüshasında «Türkiye'nin iktisadî hamlesi» mevzuunda bîr ma­kale v aymla m ıştır. Bu makaleyi, ehemmiyetli binaen, aşağıda aynen veri­yoruz:

Türkiye; dört yıldan beri. insan ener­jisi dahil bütün tabiî zenginliklerini günün teknik icaplarına uygun şartlars harekete getirip iktisaden kıymet­lendirmek inin büyük bir hamle yap­maktadır.

Nüfusumuzun %82 sinin geçim vasıta­sı çiftçiliktir. Fakat, memleketin ekip­man noksanlığı ve halkımızın istihsal vasıtalarının gerilimi bu sahadaki ikti­sadî ve sosyal şartların gelişmesini ve iâyıkiyle istihsal yapılmasını şimdiye kadar önlemiştir. Elde etlisi mahsul ancak kendi genimin: sağlayabilmiş hattâ bazı bu] seneler mahsulerini gayri nıiinbit mmtakalara bile s-svkedip kıy­metlendirmek imkânından mahrum bı­rakmıştır. Bunun tesir ise bütün ik­tisadî hayatın, devlet bütçesinin, umu­mî hizmetlerin, envestismanların ve dar bir devlet sektörünün yine dar Imkânları   içinde  sıkışık bırakmış  olmasıdır.

Cumhuriyet devrinde yaptığımız bütün manevî ve sosyal inkılâplara rağmen iktisadî kalkınmamız memleket imkânlariyle mütenasip Ölçüde ilerleme­ler kaydememistir.

1950 den itibaren memleketin tamamen serbest secimle gerçekleştiği bir siya­sî demokrasi ile beraber Türk milleti­nin ferdî teşebbüsüne dayanan yapıcı gayri istikbale ait emniyet ve ümit "içinde iktisadî hayatın da   yeni bir devir açılmıştır. Hükümet bu tarihten iti­baren bu geniş ziraî istihsale dayanan bünyede bütün vatandaşların el eme­ğinden sermayedarlara kadar her sı­nıf halkın mahsullerinin ve gayretleri­nin ic ve dünya pazarlarındaki Ölçüler­le değerlenmesini sağlıyacak istikrarlı bir fiat ve kredi politikasını gütmeğe  başlamıştır. Bu emniyet ve istikrar her sahada halkı büyük bir şevkle işe sa­rılmağa sevketmiştir. Binnetice ziraî istihsalde teknik vasıtalar, yardımcı fennî malzeme kullanmağa, hem mik­tar hsm de kalite bakımından, tek mah sul devrinden çeşitli mahsul istihsaline doğru maddî ve manevî seferberlik gayreti bütün Türkiye'yi kaplamıştır . İnsan .enerjisi toprakın üstü ve altı, ner türlü tabiî zenginlikler ve imkânlar yeni bastan uyanıp harekete geti­rilmiştir. Bunun neticesi olarak Tür­kiye'nin şimdiye kadar kuru meyva ve tütün gibi birkaç maddeye dayanan ihracat imkânları genişlemiş, hububat aleyhten lehe dönerek büyük bir ihra­cat metai haline gelmiştir. Krom, man­ganez, demir cevheri gibi bazı madde­lerin ihracatı dört beş misli artmış pa­muk ve diğer bir kısım maddelerde aynı şartlarla bunları takibe başlamış­tır. Bu suretle son yıllarda Türkiye'nin, dış ticaret hacmi asgarî 3 misline yük­selmiştir.

Buna muvazi olarak hükümet halkın bu müşterek gayretlerini kıymetlendirebilmek ve onları çalışmalarında ve dünya pazarlariyle temasta muvaffak kılabilmek için karayolları, limanlar, şimendifer vs vapur nakliyâtı, sağlık teşkilâtı, ilk okuldan üniversiteye ka­dar yeni tahsil ve teknik vasıtalar bakımmdan memleketin âmme hizmetlerini geliştirmek yolunu tutmuştur. Böy­le bir Ölnüdeki yeni iştira kudreti yal­nız ziraî istihsalle meşgul olanlarda kalmamış, bu iştira kudretiyle günlük ihtiyacını, malının naklini yeniden mahsul elde etmek için giriştiği gay­retler  bakımından yaptığı masrafları karşılamak için harekete gelen ticarî hayat vasıtasiyle her sınıf ve meslekte­ki vatandaşa da intikal etmiştir.Bunun neticesi olarak halkın artan sa­tın alma kudretine cevap verebilmek için sanayi hayatı da muvazi bir öl­çüde gelişmeye başlamıştır. Yavaş ya­vaş yalnız şehirlerdeki sanayici veya tüccar değil bizzat köylüler bila bu gi­bi tesislerin kurulmasına kooperatifls anonim şirketler veya bizzat kendi ye­tiştirdikleri mahsulleri işlemek için kurdukları sınaî tesislerin sahipleri or­takları, hisse senetleri sahibi olarak en vestismana katılmağa başlamışlardır.Devlet bütün bunlarda serbest teşebbü­sün teknik rehberi eksik malî imkân­ların yardımcısı veyahut da dağılmış sermaye veya müteşebbislerin işin baş­layın gelişmesi bakımından fikrî orga­nizatörü olarak rol oynamağa başlamış­tır. Teşebbüs bir defa fikirden fiiliya­ta geçince hususî teşebbüs onun idare­sini tamamen eline almaktadır. Ziraî istihsaldeki gelişme kısa mevsim­ler idinde derhal neticesini verebilmek­tedir. Fakat, gerek halkın yükselen ha yat seviyesinin icabettirdiği miktarda istihlâk maddesi saklamak ve gerekse bunlara cevap verecek yeni sınaî te­sislerin verimini almak derhal mümkün olamıyor. Ve bu müddet içinde mem­leketin ihtiyacı olan maddelere ait ta­lepleri temin bir zamana mütevakkıf bulunuyor. İşte bunun neticesidir ki, mantıkî ve İktisadî bir silsile içinde takip edilen ve elemanter iktisadî prsn sipîerin ifade ettiği bir gelişme ve bü­yüme devresinin saflarını geçiren mem leketimizde dış tediyelerde bazı geçi­ci zorluklara karşı karsıya geliniyor. Bu zorlukların en had bulunduğu dev­relerde biledi? tediyelerimizle ticaret hacmimiz geçmiş yıllara nazaran asga­rî %30,40 fazladır. İçerideki istihsal tempomuz aynı hızla devam etmekte­dir. İthalâtımız ya zarurî ihtiyaç mad­delerine veyahut da üc dört sene evvel­kine nazaran asgarî %100 bir yükseliş­le sınaî tesisi fennî âlet ve makinelere taallûk etmektedir.Bankalardaki halkın mevduatı iki mis­linden fazla artmış krediler o nisbette yükselmiş iç ticaret hacmi bununla bile rahatça çalışılamiyacak bir seviyeye varmıştır. Devlet tahvilleri sınaî husu­sî tesislerin bankaların hisse senetleri ve menkul kıymetler sağlam bir ölçüde gelişmektedir. Zarurî ihtiyaç maddele­ri sınaî tesisler normal ticarî faaliyet­ler dışındaki bir takım keyfî ve bu günün geçici zaruretleri içinde kendi zevkine göre bir kısım maddeler ve sahalar için bazı kimselerin tamamen gayri ticarî mahiyetteki döviz karabor­sası yaratmak yolundaki iktisadî ha­reketleri izah ettiğimiz bir faaliyete dayanan akıp ve gelişen bir bünyenin karşısında fena tahminler için bir işa­ret diye kabul etmece imkân yoktur.Buna rağmen ecnebi memleketlerden mal ithal etmiş bazı kimselerin istedi­ği anda parasını harice çıkarmamış olması ve dışarıdaki ile istediği anda alamamış olması halinde her ikisi için, ierdî olarak birer şikâyet mevzuu ol­ması tabiîdir. Muhtelif memleketlerle mübadelelerimizin bazı kısımları bu gibi ferdî sıkıntılara seben olmuştur.Fakat, biraz evvel izah ettiğim gibi kül olarak memleketimizin hem sata­cak mal bakımından hem satın alma kuvveti bakımından seviyesi ve hacmi üç dört sene evveline nazaran bu en sıkıntılı devirlerimizde bile bir kaç misli yükselmiş bulunmaktadır. Kaldı ki, bu gibi aramızda sıkıntılarımız bulunan memleketlerin bir kısmı ile şim­diden anlaşmış ve diğer bir kısmı ile de müzakere haline girmiş bulunmaktayız. Bu anlaşmalarla yalnız geçmişteki ge­cikmeleri halletmekle kalınmıyor, önü­müzdeki günlerde daha da geniş ölçü­de Türkiye'nin envestisman politikasiyle iftira kudretine cevap verebilecek İmkânları hazırlamak mümkün oluyor. Türkiye bütün bu gayretleriyle bile imkânlarının henüz başındadır. Her türlü ziraî istihsale imkân veren 'geniş sahaları petrol, taşkömür, bakır, krom, tabiî gaz, volfram, demir cevheri, man­ganez, molipten, kurşun maddeleriyle hayvancılık ve balıkçılık sahalariyle iktisadî bir kudret ve istikbale sahip­tir.

Düne kadar sadece müşteri olarak beş on milyon nüfusluk bir saha iken bu­gün büyük kitlelerin yeni iştira    kud­retiyle her  çeşit malın müşterisi olarak piyasaya girmesi suretiyle 22 mil­yon nüfuslu yeni bir pazar olarak da meydana rikmış bulunmaktadır. Bu pa­zar sadece Türk müstahsili için değil,

Avrupa'nın ve dünyanın her türlü sa­nayi ve 15 âlemi için bir pazar bulun­maktadır.

Bütün dış tediye İmkânlarındaki geçi­ci güçlüklere rağmen iç pazar o kadar sağlamdır ki, ziraî kredilerin tahsilat miktarı büe bu senenin kuraklık dev­resine rağmen % 85 i geçmiş bulunmak­tadır.

Bu pazara girip kazanmak isteyenler icin yalnız Türkiye'nin kalkınmasında değil fakat kendi kazanmasını da en geniş Ölçüde ve normal şartlarla temin etmenin ecnebi müteşebbisler için en müsait zamanıdır. Çünkü Türk köylü­sü ileri hamlelerde n; kadar hevesli ve kabiliyetli ise, göreneklerine da öy­le ballıdır. Başka memleketlerde de ol­duğu gibi alıştığı maddeler üzerinde beyendiği makineler bakımından mu­hafazakârdır. Bu sahada ilk defa piya­sayı kazanacaklar devamlı olmak im­kânına şahin olacaklardır.Hükümetimiz petrol kanununiyle ec­nebi sermayeyi teşvik kanuniyle Tür­kiye'nin yukarıda izah ettiğimiz imkân larmdan istifade etmek ve onların iş­letilmesine bizimle elbirliği etmek is­teyen ecnebi firmalara her türlü fiilî imkânlar kadar hukukî zemini dahi ha zırlamış bulunmaktadır. Türkiye ve Türk halkı siyasî kaderini hür insan­lığın ve demokrat id-sallerin müdafii olan milletlerle birleştirmiş ve onların ilk öncü kalesi olarak memleketini ve naikmı bu yolda vazifesini görebilecek bir ölçüde yeni baştan inşa ve teçhize başlamıştır.Bütçesinin %50 sinden fazlasını bu uğurda harcamaktadır. Şimdi bol tabiî imkânları kendisine, hürriyete imanı ve hayatiyetine ve istikbaline güveni ve fütur getirmeyen cesaretiyle iktisa­dî kaderini de aynı miUetlerle elbirli­ği etmek suretiyle yükselteceğine kani bulunmaktadır.İğneyi kendimize batıracağız

MotÖrle ilgili sanayii bir tarafa bırakı­nız, ve, artık kendisine «ağır endüstri» bile denilemiyen şu tekstil sanayine göz atınız: Pamuk istihsalimiz handiy­se bir milyon balyayı bulacak. Pamuk satıyoruz, fakat pamuklu alıyoruz.. İt­halâttan müstağni kalabilmek için, bugünkünün dört misli iğ adedine ihtiya­cımız var. Nerede Çukurova'nın, Eğe­nin, Karadeniz'in, himayeli fiat siste­miyle .milyoner olmuş is adamları? Ne­rede, nihayet bunlardan iki üçünün bir araya gelmesiyle kurulabilecek yeni ve modern tekstil fabrikaları Bu vatan, tarihinin hiç bir devrinde bu kadar şef katli ve toleransa sahip bir, «devlet ba­ba » görmedi. Takip edilen siyasetin te­min ettiği büyük servet terakümleri­nin, bu toprağa karşı, maddî olmasa da.. Manevî borçları yok mudur? Pa­muk istihsalini milyon baîyenin eteğinde tutan bir memlekette, sadece pa­muktan yüzden fazla milyoner varken, tekstil sanayii için, yine devletin him­metini mi bekliyeceğiz?Bankacılık sahasına akan hususî ser­mayenin aldığı neticeler ortadadır. Fa­kat, bu kâfi midir? Değildir Aynı himmetin sanayi sahasında da teksif edilmesini istiyor ve millî intibaha hi­tap ediyoruz.

1955 bütçesinin mânası

Yazan: Ali Naci Karacan

23/2/1955 tarihli (Milliyet) den:

Bütçe denilen, bir yılda devlet kasa­sına girip çıkacak üç milyar liranın hi­kâyesini teşkil eden gelir ye giderler, yarınki Türkiye'yi bugünden göstermeğe çalışan resimler gibidirler. Rakkamlar, hakikatte rakamlar değil, köprüler, barajlar, santrallar, kombinalar, fab­rikalar, madenler, mektepler, silolar, li manlar, prevantoryumlar, hastahaneler dir. Dünkü, bugünkü, yarınki bütçeler, yirminci asrın yeni. modern, ileri Tür­kiye'sini inpa etmektedirler.

Türkiye'nin iktiâsadî cihazlanmasmı ta­mamlamak için geniş bir sermaye ya­tırımına girişmiş bulunuyoruz. Tıpkı, elindeki mahdut imkânlarla, borç harç, muazzam bir tesisi, daha doğrusu, bir­birinden muazzam bir tesisler manzu­mesini yapmağa, kurmağa, işletmeğe çalışan, kan ter içinde kalan gayretli bir adama benziyoruz. Büyük gayretler, yatırımlar sayesinde şimdiye kadar uyuklayan tabiî kaynak iarımız, semerelerini vermeğe başlamıştır. Memleketin istihsal ve ihracat kud­reti artmaktadır. Bu kadar yatırımı kaldıramayız, ağırdır! diyenler vardır. Cevap: O yatırımlar yapılmazsa istih­sal fazlalığına kavuşamayız. Yâni mem leketin iktisadî kudretini arttırmak mümkün olmaz.

Memleket içinde yapılan bütün inşa be deUerinin, ziraî gelişmemiz için zarurî âletlerin yarısından fazlası dış tediyeyi, döviz sarfını icab ettirmekte dir. Pa­muklu ve yünlü mensucat fabrikaları, çimento ve şeker sanayii, maden kay­naklarımızın açılması, mevcut maden tesislerinin istihsal artırımları, sulama, liman, yol, köprü, baraj, elektrik tesis­leri yapılması, halkımızın ileri bir re­fah ve medeniyet seviyesin-e ulaşılma­sı için zarurî şeylerin hepsi, her şey döviz sarfını  icabettirmektedir.

Dövizimiz olmayınca Döviz olmayın­ca, devlet tediye bilançosu açıklarını göze almağa mecbur olmaktadır.

Şimdiye kadar memlekette kaç lira­lık tesis yapıldı?

Altı milyar liralık!

Dış âleme ne kadar borçlandık?

Aşağı yukarı bir milyar lira!

  Asırlarca ihmal edilmiş Türkiye'nininşası ne kadar sürecek?

Türkiye'nin inşası boyuna sürecektir. Türkiye zenginleştikçe, Türkiye devle­tinin bütçeleri, büyük devletlerin sevi­yelerine doğru yükselecektir.. Milletçe temennimiz, o günleri görmek olmalı­dır.

  Bütün bu ağırlığı, fedakârlığı,  birnesle mi, yoksa, parça parça birçok ne­sillere iyi i dağıtmalı?

Bu hodgâm düşünce, memleket aley­hinedir. Türkiye ile garp âlemi arasın­daki medeniyet farkları -bilhassa mad­dî sahada o kadar muazzamdır ki bu farkları bir an evvel kapatmak h-epimiz için millî bir vazife halini almıştır. Onun için her çareye başvurarak kalkınmamızı sağlayacak imkânları aramak, bulmak zorundayız. Yoksa ithalâtı kı­sarak zahirî bir muvazene bulmak güç değildir.

Vatandaş olarak, hep bir ağızdan, yol istiyoruz, köprü istiyoruz, su istiyoruz, elektrik istiyoruz, silo istiyoruz, baraj istiyoruz, mektep istiyoruz, hastahane istiyoruz,   istiyoruz,  istiyoruz. Bunlar gökten zenbille inecek değillerdir. Bun iarı yarıdan yarıya dövizle dışarıdan tedarik edeceğiz. Borç edeceğiz, harç edeceğiz, ne yapıp yapacak, bunları mutlaka temin edeceğiz.

Temin edeceğiz Çünkü Türkiye'yi kur tarmanın, Türkiye devletini yirminci, asırda büyük devletler, Türk milletini medenî milletler hizasına çıkarmanın başka çaresi yoktur.

2 Şubat 1955

 Roma:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisvekili Tevfik İleri ile Demokrat Parti Grup Başkan; Hulusi Köymeh ve Hariciye Komisyonu Başkanı Cihat Baban, bu­gün İtalyan Meclis Reisi Giovanni Groncshi'yi Montecitorio sarayında zi­yaret etmişlerdir.

Bu zjvarstten sonra mebuslarımız sara­yın eski tarz üzerine inşa edilmiş kıs­mıyla modern kısmını gezmişler ve mec Üs çalışmaları hakkında izahat almış­lardır.

5 Şubat 1955

 Washington:

Bileşik Amerika Haricî Faaliyetler İdaresi, İstanbul'da yapılmakta olan Hil-ton otelinin mefruşatı için Türkiye'ye 1.069.800 dolarlık kredi açılmasını ka­bul -stmiştir.

Otelin bu ilkbaharda tamamlanması beklenmektedir.

 Londra:

Yugoslav Tanlug Ajansı, Türkiye, Yu­nanistan, Yugoslavya Balkan İttifakı Daimi Sekreterliğinin vazifesine mu­vaffakiyetle devam ettiğini, üç memle­ket temsilcilerinin tam bir ahenk ve işbirliği ile çalıştıklarını bildirmiştir.

Daimî Sekreterlik bu yıl Ankara'da va­zife göreceğinden, delegeler. bugün Ankara'ya müteveccihen Belgrad'dan ayrılmışlardır.

6 Şubat 1955

 Bağdad:

Irak parlâmentosu Başvekil Nuri Said Paşanın takip ettiği siyaseti tasvip ile Türk - Irak Paktının İtmamı hakkında verilen bir takriri ittifakla kabul etmiştir.

7 Şubat 1955

  Şam:

Birleşik Amerika'nın Suriye Büyükel­çisi James Moore, Suriye Hariciye Ve­kilini ziyaret etmiştir.

Bu görüşmede, Amerikan Büyükelçisi­nin, Türk - Irak ittifakı muvacehesin­de, Amerika'nın noktai nazar ve duru­munu Suriye hükümetine iblâğetmiş olduğu anlaşılmaktadır.

  New-York:

New-york Times gazetesi, Başvekil Adnan Menderes ile Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü'nün İtalya'ya yap­tıkları resmî ziyaret münasebetiyle neş rettiği «Türkiye önderliği ele alıyor başlıklı bir makalede şunları yazmak­tadır:

-Türkiye Başvekili Adnan Menderes'in Rorna'ya yaptığı üç günlük ziyaret, Türkiye ile İtalya arasındaki bağlılı­ğın bir tezahürü mahiyetinde olmuş ve Atlantik ittifakının güney cenahında Batının savunmasını kuvvetlendirmesi gereken kararların alınmasına yol aç­mıştır.

Mutaddan daha simimi tedbirlerle doğru resmî tebliğde, müzakerelerin en samimî ve müsb.et bir işbirliği havası içinde cereyan ettiği ve her iki tarafı memnun edecek anlaşmalarla neticelen diği belirtilmiştir. İki memleket, bilhassa Kuzey Atlantik İttifakının esas ehemmiyeti üzerinde fikir birliğine var­mışlar ve bu teşkilâtın sadece askerî rsahada değil aynı zamanda ekonomik .sosyal ve kültürel bakımdan da takvi­ye   edilmesi  çarelerini   incelemişlerdir.

Türkiye ile İtalya, aynı zamanda Ak­deniz'in vs bilhassa iki devletin ken­dilerini Batının kaleleri addettiği Doğu Akdenizin müdafaasında sağlam bir iş­birliği mevzuunda da anlaşmışlardır. Buna ilâveten Türk ve İtalyan devlet adamları Trieste meselesi halledildiğine göre, Türkiye, Yugoslav ve Yuna­nistan arasındaki üçlü paktın içine İtalya'ya alacak şekilde genişletilmesini de müzak.ere etmişlerdir.

Bu mevzuda diğer devletlerin de kana­atleri bahis konusu olduğundan Roma tebliği Balkan Paktından bahsetmemiştir. İtalya'nın bu pakta katılması hiç değilse eskiden beri Kuzey İtalya'yı fethetmek için başlıca yol olarak kul­lanılan Ljubljana bölgesindeki savun­ma boşluğunun NATO ile işbirliği ya­pılarak kapatılması için kifayetli ted­birler  alınmasını  mümkün  kılacaktır.

Bu yoldaki Türk teşebbüsünün Yugoslavya'da ve bilhassa Kıbrıs  meselesi dolayısiyle üzüntüde olan Yunanistan'­da nasıl karşılanacağı henüz bilinme­mektedir. Türkiye'nin  Irak  ile  aktine karar verdiği  ittifak Akdeniz'in diğer kıyısında  siyasî,  münasebetlerin  kesil­mesi tehdidini ortaya atacak derecede şiddetli itirazlara sebep olmuştur. Ba­tının müdafaası bakımından ilgili bü­tün devletlerin hayatlarının idamesini mümkün kılmak için müşterek savunma gayretlerine katılacağım ümid ede-. riz.

 Washington:

Washington Evening Star gazetesi başmakalesinde, Türkiye üs Irak ara­sında akdi mutasavver pakt karşısın­da Mısır'ın aldığı hasmane duruma esef ettiğini bildirmektedir.Gazete,Başvekil Adnan Menderes'in, Türkiye ve Irak arasında imzalanması mutasavver olana müşabih bir anlaş­ma akdi hususunda Mısır hükümetiyle müzakerelere girişmek ümidinde oldu­ğunu bildirdiğini hatırlattıktan sonra şunları ilâve etmektedir Batının enerjik bir dostu ve komünizmin azim­li bir hasmı olduğunu isbat etmiş bulu­nan Türkiye, duygularını yapıcı bir hareketle İfade eylemiştir.»

9 Şubat 1955

 Beyrut:

Bugün Lübnan Dışişleri Vekâleti tara­fından yayınlanan bir tebliğde bildiril­diğine göre, Reisicumhur Celâl Bayar, Lübnan Reisicumhuru Camille Chamoun'un Türkiye'yi ziyaretinden son­ra, Lübnan ziyaret etmesi hususunda yapılan daveti kabul etmiştir.

 Şam:

Türkiye'nin Şam Maslahatgüzarı bu­gün Suriye Dışişleri Vekili Attasi'yi zi­yaret ederek, Arap hükümetleri Baş­kanlarının Kahire'deki konferansında Suriye heyetinin aldığı bitaraf durum­dan dolayı hükümetinin teşekkürlerini bildirmiştir.

10 Şubat 1955

 Brüksel:

Türkiye - Belçika ticaret müzakerele­rine bu sabah Belçika Ticaret Vekâle­ti binasında başlanılmıştır.

 Kahire:

İskenderiye Başkonsolomuz Ferid        İl­den, kısa bir hastalığı müteakip busabah Ağuzaastahanesinde vefatet­miştir.

12 Şubat 1955

 Kahire:

iskenderiye Başkonsolomuz Ferit İlcien'in cenaz-s merasimi dün Kahire'de Kahire Valisi, Dışişleri Vekâleti tem­silcisi, Türkiye Büyükelçisi ve Türk kolonisi üyelerinin İştirakiyle yapılmış­tır. Merhumun cenazesi, pazar günü İskenderiye'den hareket edecek olan Adana vapuruyla İstanbul'a nakledile­cektir.

19 Şubat 1955

 Beyrut:

İngiltere Dışişleri Vekaletinden bildi­rildiğine göre, Eden'in Arap başşehirlerindeki görüşmelerinin esas mes'elesini mutasavver Türk - Irak Paktı mu­vacehesinde Ortadoğu müdafaası teş­kil edecektir. Eden'in aynı zamanda Arap - İsrail münasebetlerinin İslahı im­kânlarını arayacağı da sanılmaktadır

23 Şubat 1955

 Bağdad:

Başvekilimiz Adnan Menderes, bera­berinde Devlet Vekili ve Başvekil Yar­dımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Kocaeli me­busu Hamza Osman Erkan, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini Elçi Melih Esenbel, Başvekâlet Hususî Ka­lem Müdürü Muzaffer Ersü, Hariciye Vekâelti İkinci Daire Umum Müdür Muavini Talât Benler, Hariciye Vekâ­leti Hususî Kalem Müdürü Hamit Batu, Hariciye Vekâleti Şube Müdürlerinden Turgut Aytuğ ve Başvekâlet Yaveri Hayrettin Sümer olduğu halde bugün saat 17.00 de Bağdad'a muvasalat et­mişlerdir.

Başvekilimiz ve maiyeti erkânı hava a-ianında, Irak Başvekili Nuri Sait Pa­şa, Başvekil Muavini Ahmet Muhtar Baban, Hariciye Vekil Vekili Burhanettin Başayan, Adliye Vekili Ali Mah­mut, Şehremini ve Bağdad mutasarrıfı, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Ha­riciye Vekâleti Müsteşarı, Protokol Umum Müdürü, Matbuat Umum Müdürü, Emniyet Umum Müdürü, Türkiye'nin Bağdad Büyükelçisi Muzaffer Gökse­lin,  Türkiye Sefareti mensupları ve gazeteciler tarafından merasimle kar­şılanmışlardır.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve refakatindekiler Türk ve Irak milli marş­larını dinledikten sonra selâm resmini ifa eden ihtiram kıt'asını teftiş etmiş­ler ve otomobillerle ikametlerine tah­sis edilen beyaz saraya gitmişlerdir.

 Bslgrad:

Yugoslav Tanjug Ajansının bildirdiği­ne göre, Yugoslav firmaları Orta-doğu dahil dünyanın her yerinden sınaî is­tihsalleri için yeni siparişler almıştır.

Yakın ve Ortadoğu memleketlerine bu sene takriben 2.000 elektrik motörü sevkedilecektir. Ayrıca Güney Amerikaya altı jeneratör ve Türkiyeye altı elektrik fabrikası tesisatı gönderilecek-

Tanjug Ajansı geçen sene yapılan sev­kıyatın bu memleketleri memnun bırak tığını bunun için bu sene yeni sipariş­ler verildiğini bildirilmektedir

24 Şubat 1955

 Bağdad:

Başvekilimiz Adnan Menderes refaka­tinde Başvekil Yardımcısı Devlet Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu ve Hariciye Ve­kili Profesör Fuad Köprülü olduğu hal­de bugün saat Î3 de saraya gitmiş ve Irak Kralı Majeste Faysal II tarafın­dan kabul buyurulmuşlardır.

Bu kabulde Emir Abdülillah Hazretle­ri ile Irak Başvekili Nuri Paşa El Said de hazır bulunmuşlardır.

25 Şubat 1955

 Ceuta:

Ceuta limanında Türk bandralı Turnar gemisiyle çarpışan İngiliz bandralı Walter Scott gemisine Turnar'm tamir masrafı karşılığı olarak bir milyon pe-çeta teminat akçasını yatırmadıkça. li­mandan ayrılmasına müsaade edilme­yeceği bildirilmiştir.

__ Bonn:

Alman Temsilciler Meclisinde bugünkü müzakereler sırasında muhalefetin tenkidlerine cevap veren Başvekil Ade­nauer, «Londra ve Washington hükü­metlerinin barış antlaşması imzalanır­ken Sarr.e hakkındaki Fransız istekle­rini desteklemek lüzumunu hissetmi-yeceklerini yetkili çevrelerden öğren­miş olduğunu» bildirmiştir.

Müzakerelerin diğer bir safhasında Baş v.ekilin Sosyal Demokratlardan Mommer'e verdiği bir cevaptan sonra Libe­rallerden Max Beeker söz almış ve Basvekli Adenauer'in siyasetini tenkid ederek Başvekilin 1951 de Sarre idare­cilerini «ayrılık taraftarı şahıslar» te­lâkki etmiş olduğunu iddia ederek o zamandanberi Liberal Partinin siyase­tine sadık kaldığını, fakat diğerlerinin Sarre meselesi etrafında hükümet ko­alisyonunu bozduğunu» söylemiştir.

Becker'e göre Plebisit önemli bir mâna taşımaktadır ve Sarre anlaşması tezat­larla doludur. Beeker şunları ilâve et­miştir:

Alman gençlerine vatanlarını müdafaa hakkı yermek irin vatanlarından bir parçanın koparılmasına lüzum yok­tur.»

Hatip, sözlerine şöyle son vermiştir: Hürriyet satm alınmaz. Para ve mal vermeye razıyız fakat toprak ve insan veremeyiz.Bunun üzerine Başvekil Adenauer der­hal söz almış ve «Almanyaya karşı bü­yük bir haksızlık olan bu son derece kötümser sözlere» esef ettiğini bildir­miştir. Başvekil bundan sonra Fransa'­nın bütün temsilcileri tarafından Sarre anlaşmasının Fransız - Alman mese­lelerinin halli inin bir şart olararak öne sürüldüğünü hatırlatmış ve sonra Becker'e dönerek «böyle bir anlaşma­yı siz bu nosyonalist nutuklarınızla te­min edemezdiniz»  demiştir.

Adenauer bundan sonra 1951 deki de­meçler ind.en hiçbir şeyi geri almıyacağmı bildirmiş ve Sarre hakkında der hal bir plebisit istenemiyeceğini söyle­miştir. Yenilmiş ve memleketi işgal edilmiş bir millet irin Sarre imtiyazlarına karşılık Fransa'dan malî tazminat isteme imkânının mevcut olmadığını hatırlatan Adenauer bahis konusu im­tiyazların Fransa ve İngiltere tarafın­dan tanındığını da ilâve etmiştir.

27 Şubat 1955

 Londra:

Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Hüse­yin Ragıp Baydur, dün gece evinde uy­kusunda vefat etmiştir.

Büyük elçilik sözcülerinden biri ver­diği beyanatta ezcümle şöyle demiştir: 65 yaşlarında bulunan Büyük elçi bir ikşam gezintisinden dönüşünde, yemektsn evvel mutad uykusuna yattı ve uşağı öldüğünü bize haber verdi.Hüseyin Ragıp Baydur,1952 den beri İngiltere Büyükelçiliğinde bulunmakta idi. 1953 senesinde de mühim bir ame­liyat geçirmişti.

 Londra:

İngiltere Hariciye Vekâleti Türkiye Büyükelçisi Hüseyin Ragıp Baydur'un vefatından dolayı İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Sir James Bowker'i, İngil­tere hükümetinin taziyelerini Türkiye hükümetine iblâğa memur etmiştir.Ayrıca, İngiltere Hariciye Vekili Sir Anthony Eden adına da Londra'daki Türkiye Müsteşarı Faruk Berkol'a ta­ziyede bulunulmuştur.

28 Sîîbat 1555

 Atina:

Ankara Paktının imzasının ikinci senei devriyesinde, bir beyanatta bulu­nan Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos, Yunanistan, Yugoslavya ve Tür­kiye'nin bu mutlu hâdiseyi, her zaman, bir barış ve müşterek itimat havası içinde kutlayacağından emin bulundu­ğunu söylemiştir.

Mareşal Papagos, iş başına gelmezden evvel  dahi,  sulhun  temini  ve vukumuhtemel bir tecavüzün önlenmesi için, her üç memleketin teşriki mesaitmesi lâzım geldiği kanaatinde olduğunu, sözlerine ilâve etmiştir. Mareşal Papagos devamla şöyle demiş Üçlü paktın imza tarihi olan 28 şubat 1953 hayatımın en mes'ut günlerinden: biridir. O zamandanberi  emniyet ve istikrar şartlarının daha da inkişaf ettiğini hepimiz müdrikiz. Şuna eminim ki bu husus sadece Üç memleket    içinleketleri ve bütün komşularımız için varittir,

1 Şubat 1955

 Ankara:

Başvekilimiz Adnan Menderes, 21 ocak tarihinde Anadolu Ajansına yaptığı be­yanatta, dost ve kardeş Irak hüküme­tiyle Bağdad'da neşredilen müşterek tebliğin yaratmış olduğu akisler ve tef­sirler karşismda efkârı ümumiyeyi et­raflı surette tenvir etmişti. O zamandanberi Kahire'de cereyan eden Arap Başvekilleri toplantısı esna­sında gerek Mısır basınında gerekse resmî ve rûm resmî Mısır mahafilinin beyanlarında tesadüf edilen bazı tef­sir ve iddialar muvacehesinde,selâhiyetli makamlarımızdan aldığımız ma­lûmata istinaden umumî efkâra izahat yermeği faideli görmekteyiz.

Bağdad müşterek komünîkesinin neş­rini müteakip Mısır hükümeti Arap memleketleri Başvekillerini acilen Ka­hire'de toplanmaya davet etmişti. Bu toplantının gayesi Irak hükümetini Arap Birliğinden ayrı olarak Türkiye ile bir anlaşma akdetmek hususundaki ka­rarı dolayisiyle, Arap Birliğinin tesa-nüdünü yıkmak töhmeti altında neva­ma sorguya çekmekte idi. Aynı zaman­da Mısır basını ve radyosu Irak hükü­meti aleyhinde geniş bir kampanya açarak âdeta Iraklıları hükümetleri aleyhine ayaklandırmağa çalışıyordu. Bütün bunlara rağmen Irak milletinin ve gerek iktidarda gerek muhalefette olan başlıca Irak devlet adamlarının eski Başvekil ve Vekillerin velhasıl Irak efkârı umumiyesinin büyük ek­seriyetinin hükümetlerinin bu uzak gö­rüşlü, vatanperverane ve azimli kararları etrafında toplandığı ve bunu kuvvetle desteklediği görülmektedir.Mısır'ın bu meselede Irak'a karşı al­dığı durumun esasını şu nokta teşkil etmektedir: Güya Irak diğer Arap Bir­liği azasına danışmadan ve Arap Bir­liğinin müesses siyaseti hilâfına kendi başına diğer bir devletle bir anlaşma imzalamağa karar vermiştir. Halbuki vakaları tahlil edince bu iddianın yer, siz olduğu kendiliğinden ortaya çık­maktadır. Evvelemirde Irak'ın Arap Birliği âzasmm malûmatı olmaksızın böyle bir karara vardığı keyfiyeti varid değildir. Geçen ekim ayında Irak Başvekili Ekselans Nuri Said Paşa'nm İstanbul'u ziyareti esnasında Türkiye Başvekili, Başvekil Yardımcısı ve Ha­riciye Vekili ile yaptığı görüşmeler ne­ticesinde varılan kararlar hakkında bü tün Arap memleketlerine zamanında malûmat verilmişti. Bu görüşmeler es­nasında Irak Başvekili, Arap Birliğine dahil olan devletlerin Türkiye ile iş­birliği yapmak zaruretini her vakit Arap Devletleri Birliğine anlatmış oldu­ğunu ve Mısır'ı son ziyaretinde Mısır Hükümetine bu yolda yeniden izahat verirken Mısırlıların da bu fikre mu­tabık olduklarını memnuniyetle müşa­hede ettiğini ve Mısırlıların bu işbirli­ğinin fiile intikal etmesi için münasip bir zamanın hululünü beklediklerini ifade etmişıti. Ayrıca Nuri Said Paşa Türkiye ile yapılması gereken bu işbir­liğinin gecikmesinden Irak'ın mutazar­rır olacağını Mısır hükümetine izah et­miş ve eğer mümkünse Türkiye'ye kom şu olan devletlerin de iltihakı ile va­kit gecikmeden bir işbirliği yapmanın faideleri üzerinde durmuş ve bu tarzı hareketin belki de Türkiye ile işbirliği yapmak için münasip zaman bekleyen Arap devletlerini teşci edeceği kanaa­tinde bulunduğunu da bildirmişti.Irak'la Türkiye'nin  artık bölgelerinin emniyetini sağlamak için bir tertip kurulması zamanının geldiğine kani bu­lunduğunu ifade eden görüşme zabıtları daha ekim ayında bütün Arap devlet­lerine tebliğ edilmiş bulunuyordu.Bundan başka, Nuri Said Paşa'nın İs­tanbul'u ziyareti sonunda neşredilen müşterek komünikede aynen şöyle de­nilmekte idi:

Bugünkü şartlar muvacehesinde te­cezzi kabul etmez bir bütün teşkil fi­den cihan sulhu ve istikrarının te­essüs edebilmesinin ancak, Birleşmiş Milletler andlaşmasının ideallerine ve prensiplerine samimiyetle bağlı mil­letlerin,onları topyekûn tahakkümü altına almak ve mevcudiyetlerini yok etmek gayesini güdenlere karşı arala­rında tam tesanüd halinde ve gediksiz bir müşterek emniyet cephesi kurmalariyle mümkün olabileceği hususunda mutabık kalınmış ve böyle bir müş­terek emniyet cephesinin tam müsavat şartları içinde Orta-şark'ta kurulabil­mesi için daha fazla gecikmeden elbir­liği ile çalışmak gerektiği neticesine varılmıştır.»

O tarihtenberi Türkiye Arap memleket lerin-e- karşı duyduğu dostluk ve kardeş lik hislerini en açık şekilde belirtmiş ve bütün Arap âlemini, yalnız bu böl-gey ideğil bütün dünyayı tehdit eden tehlikeye karşı berabere-? hazırlanma­ğa teşvik için büyük gayretler sarfetmiştir. Yine bu arada Başvekilimizin Kahire'ye resmî ziyarette bulunması takarrür etmiş olmakla beraber. Baş­vekilimizin 21 ocak tarihli bu vanatda belirttiği gibi, bu ziyaret. Türkiye'­ye atfedilemeyecek sebepler dolavısiyle, bir türlü tahakkuk edememiştir.Başvekilimizin Bağdad'ı ziyareti sıra­sında yapılan görüşmeler esnasında he­yetimiz âzası Bağdad'daki Mısır sefiri ile temas halinde bulunmuş ve görüş­meler hakkında kendisine izahat ver­miştir. Bu izahat ile Irak'ın ve Türki­ye'nin hayatî menfaatlarını korumak için emniyet tedbirlerinin alınması hu­susunda daha ziyade gecikmelerine im kân olmadığı belirtilmiş bulunmakta idi.Bütün bunlardan görülüyor ki Mısır'­ın Irak - Türkiye prensip kararı ile bir sürpriz karşısında bırakıldığı yolunda­ki iddiası kabili müdafaa değildir.

Irak'ın Arap Birliğinin müşterek siya­setine aykırı hareket ettiği yolundaki isnadlara gelince, bunun da vakılara uymadığı görülmektedir.

Herşeyden evvel şunu hatırda tutmak lâzımdır ki, Irak, kendi varlığını korumak ve emniyettini sağlamak için herhangi bir memleketle anlaşmak hu­susunda tamamen serbestisine sahip müstakil bir memlekettir. Arap Birli­ğinin diğer azasının da başka memle­ketlerle anlaşmaları, hatta ittifak mu­ahedeleri vardır. Irak'ın İngiltere ile bir muahedesi mevcut olduğu gibi Ürdün'ün de İngiltere ile bir ittifak muahedesi vardır ve Ürdün 1948 sene­sinde bu muahedeyi yenilerken Arap Birliğinin müsaadesini veya tasvibini almak mecburiyetinde bulunmuş değil dir. Bizzat Mısır bu kere İngiltere ile Kanal anlaşmasını müzakere ve aktederken. Arap Birliğine veya bunun âzalarına danışmamıstir.

Bundan map.da, AraD Birliği siyasî ko­mitesinin aralık ayında Kahire'de yap­mış okluğu toplantıda Irak hüküme­tinin, Irak'ın diğer Arap devletierine nazaran coğrafî ve stratejik durumun­daki hususiyeti itibariyle Birleşmiş Milletler misakı hükümlerine görs Arap devletlerinden gayri devletlerle an­laşma akdi hakkını muhafaza ettiğini resmen beyan etmiş olduğu bir vakıa­dır.

Bütün bu hakikatler karsısında Irak'ın Arap Birliğinden gizli olarak bir em­rivaki halinde anlaşma kararma var­mış bulunduğunu iddia etmek mümkün müdür?

Kaldı ki Irak ile Türkiye arasında ak-tedilmesi kararlaşan anlaşma Arap Birliğini hariçte bırakmak şöyle dursun bilâkis bütün. Arap devletlerinin müsavi şartlarla iştirakine açık bulu­nan bir vesikadır. Bağdad komünikesinden açıkça anlaşıldığı ve yine Baş­vekilimizin 21 ocak tarihli beyanatın­da belirtildiği gibi, bütün Arap mem­leketlerinin anlatmanın hazırlanma saf" hasında çalışmalara iştirak etmelerine ve muahedeyi beraberce imzalamaları­na hiçbir mâni yoktur. Ancak hayatîtehlike karşısında, bu tehlikeye en ya­kın olan iki devletin. Birleşmiş   Milletler misakınm 51 inci maddesine daya­narak emniyetlerini sağlamak husu­sunda daha fazla beklemeleri mevzuu bahs olamaz. Anlaşma imzalandıktan sonra dahi iştirak kapıları, yine mü­savi şartlar içinde ve ilk âkidler le­hine hiçbir imtiyaz veya tefrik gözet­meksizin bütün Arap devletlerine ve anlaşmanın gayelerinin tahakkukuna hizmet azmini ispat etmiş olup elinde­ki imkânlar sayesinde bu yolda faali­yet sarfedebilecek vaziyette bulunan devletlere açıktır.

Arap kardeşlerine karşı en hâlis his­ler besleyen Türkiye'nin ümidi, arada ortaya çıkan ve lüzumsuz hassasiyet­lere ve prestij dâvalarına dayanan bütün bu gürültülerin bir an evvel zail olması, gün geçtikçe hâkim olmaya başladığını memnuniyetle gördüğümüz aklıselimin galebe çalması ve bütün Arap âleminin Iraklı kardeşlerinin re­alist ve azimkar hattı hareketini ör­nek ittihaz etmesidir.

3 Şubat 1955

 Ankara:

Bağdad ve Kahire'den alman haberlere göre Nuri Said Paşanın Türk - Irak an­laşmasını imzalamak hususundaki azimkâr durumu ve bu anlaşmanın Arap milletlerinin menafiini koruduğuna dair verdiği izahat neticesinde, Arap hükümetleri Mısır hükümeti nezdinde, bu anlaşma karşısında aldığı vaziyeti değiştirmesi hususunda, teşebbüste bu­lunmaya başlamışlardır. Bu teşebbüs­ler neticesinde Mısır hükümetinin men­fi durumunu değiştireceği umulmak­tadır.

 Ankara:

Selahiyetli menbalardan öğrendiğimize göre, Türk - İrak paktı imzalanırsa Arap devletlerinin Türkiye ile münase­betlerini keseceklerine ve bu paktın imzalanmaması hususunda Arap dev­letlerinin Türkiye üzerinde tazyik ic­ra ettiğine dair bazı yabancı gazeteler­de çıkan haberler her türlü asıl ve e-sastan âridir. Bilâkis bütün hu memleketler Türk - Irak paktının Arap mil­letlerinin menafime uygun olduğunu anlamakta ve Mısır'ın hareket tarzın­dan teessür duymaktadırlar.

Ankara:

Bağdad'dan alman haberlere göre Irak'm azimli kararı karşısında Bağdad konferansı Mısır'ın arzularını tat­min etmemiş ve bu bakımdan akame­te uğrayarak dağılmıştır. Irak Başve­kili Nuri Said Pasa Türk - Irak anlaş­masını imzalamaya kararlı olduğunu bildirmiştir. Mısır Başvekili Abdünnasır ile Nuri Said Paşa arasında Bey­rut'ta yapılacak görüşme vukubulduğu takdirde bu sadece ikisi arasında ce­reyan edecek ve bu görüşmeler Irak hükümetinin Türk hükümetiyle takar­rür ettirdikleri paktı imzalamalarına kat'iyyen tesir etmiyecektir. İki hü­kümet bu husustaki kararlaımdan dön memeye azmetmişlerdir.

tin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Kocaeli mebusu Hamza Erkan, 'Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini Elçi Melih Esenbel, Başvekâ­let Hususî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü, Hariciye Vekâleti İkinci Daire "Umum 'Müdür Muavini Talat Benler, Hariciye Vekâleti Hususî Kalem Mü­dürü Hamit Batu, Hariciye Vekâleti Şube Müdürlerinden Turgut Aytuğ ve Başvekâlet Yaveri Hayrettin Sümer olduğu halde bugün öğleyin hususî bir uçakla Bağdad'a hareket etmiştir.

  Ankara:

îrak ile memleketimiz arasında bir müddettenberi hazırlığı yapılmakta olan askerî paktı imza etmek üzere Baş­vekil Adnan Menderes ile refakatinde-kilerin Bağdad'a gitmesi münasebetiy­le anlaşma hususunda kendisine bir mülakat rica eden Ankara Ajansına Irak Büyükelçisi Ekselans Dr. İbrahim El Alusi aşağıdaki beyanatı vermiştir;Bildiğiniz gibi Türkiye Başvekili Ad­nan Menderes refakatindeki zevatla bugün Türk - Irak paktıriı imzalamak üzere Bağdad'a hareket etmişlerdir.

Paktın en geç iki üç güne kadar imza edileceğini tahmin ediyorum.»

Bu pakta başka herhangi bir devletin katılıp katılmayıcağı ile ne gibi şart­ları havi olduğu hususunda sorulan su­ale Büyükelçi cevaben demiştir ki:

Bu pakt bütün dost ve kardeş devlet­lere açıktır. Biz Türkiye ile bir kapı­nın  iki kanadını   açmış  bulunuyoruz.

Oda geniştir. Herkesi içine alabilir. Ümit ediyorum ki Arap devletleri ile di­ğer dost devletler bu pakta yakın bir zamanda katılacaklardır. İngiltere şim­diden bu pakta müzaheretini bildirmiş ve başmdanberi bunun tahakkukunu desteklemiştir.

Öyle tahmin ediyorum ki İngiltere ya­kında bu pakta karşı elinden gelen yardımı yapacaktır.»

Mısır'ın bu pakta karşı durumunun ne olacağı hakkındaki suali Dr. İbrahim El Alusi şöyle cevaplandırmıştır:

Er geç bu anlaşmanın faydası anla­şılacaktır. Şuna .eminim ki Mısır buntt yakında anhyacak ve Irak'a hak vere­rek bu mevzudaki fikrini değiştirecek­tir...

Büyükelçi sözlerine şöyle son vermiş­tir:

Sayın Reisicumhurunuz Celâl Bayar 4 mart'ta Bağdad'ı resmen ziyaret ede­cektir. Bu ziyaret Irak Kralı İkinci Faysal tarafından önümüzdeki yazın ilk aylarında iade edilecektir. Bu paktın her iki memleket için uğurlu olmasını temenni ederim.

24 Şubat 1955

 Bağdad:

Başvekilimiz Adnan Menderes'in riya­setinde Başvekil Yardımcısı Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Ve­kili Profesör Fuad Köprülü, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Vekili Elçi Me­lih Esenbel ve Bağdad Büyükelçimiz Muzaffer GÖksenin'den müteşekkil he­yetimiz bugün saat 10 da Irak Başve­kili Nuri Paşa El Said'in riyasetindeki Irak heyetiyle müzakerelere başlamış­tır.

Bu müzakereler çok samimî ve müsa­it bir hava içinde cereyan etmiştir.

 Bağdad:

Türkiye ile Irak arasında akdi muta­savver bulunan andlaşma, Irak Veli­ahdı Emir Abdülillâh Hazretlerinin hu­zuruyla Türkiye adına Başvekilimiz Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, Irak adına Başvezir Nuri Said Paşa ve Hariciye Vezir Vekili Burhanettin Başayan tarafından bu akşam mahallî saatle 23.30 da im­zalanmıştır.

Merasimde Başvekil Yardımcısı Fa­tin Rüştü Zorlu da bulunmuştur.

Andlaşma metni iki hükümet tarafın­dan cumartesi günü ilân edilecektir.

25 Şubat 1955

 Washington:

Türk - Irak andlaşmasımn dün akşam Bağdad'da imza edilmiş olduğu haberi Birleşik Amerika Hariciye Vekâletinde derin bir memnuniyetle karşılanmıştır. Amerikan yüksek memurları Türk ve Irak idarecilerinin bu paktı imzalamak la gösterdikleri realizmi sitayiş ve tak­dirle karşılamaktadırlar. Washingtorıda izhar edilen ümitlere göre bu pakt, Türkiye ve Pakistan arasındaki paktla birlikte diğer Ortaşark memleketleri­ni de ihtiva edecek olan daha geniş bir ittifaka muhtemelen bir esas teş­kil edebilecektir. Amerikan idarecilerinin fikrine göre, bu pakt, beynelmilel komünizmin ya­yılmasına karşı olan Orta-şarkta ku­rulması temenni edilen şedde yeni bir taş ilâve etmektedir.

Bağdad idarecilerinin, Türkiye ile ve dolayısiyle Batı'nın hür devletleriyle bu işbirliği politikasını iltizam etmek suretiyle bugün için Orta-şark'ta haki­kî tehlikenin diğer Arap memleketleri­nin hükümet merkezlerinde ileri sürül­düğü gibi îsrail'den değil fakat komü­nist devletlerden geldiğini zımnen ka­bul etmiş bulunmaları Amerikan Ha­riciye Vekâletinde memnuniyet uyan­dırmıştır.

Yetkili Amerikan mahfilleri, Türkiye'­nin bu antikomünist ittifaka diğer hü­kümet merkezlerini de iştirak ettirmek üzere gayretlerine devanı edeceği ümi­dini izhar etmektedirler. Amerikan Hariciye Vekâleti mütehassısları bil­hassa, Suriye ve Ürdün'ü hatıra getir­mektedirler.

İmza edilmiş olan pakta muhalif bulu­nan Sabri Assali hükümetinin dün Şam Meclisinde çoğunluğu elde etmiş ol­ması Amerikan mütehassıslarını fazla hayr-ette bırakmıştır.

Bu mütehassıslar Suriye'nin de vakti gelince bu andlaşmanın faydasını an­layacağını ve iştiraki düşüneceğini ümit etmektedirler.Diğer taraftan muhtelif siyasî şahsi­yetlerle yapılan görüşmelerden anlaşıl­dığına göre Türk Irak kararının karşismda Kahire'de alenen izhar edilen tepkiler Amerikan yüksek memurları­nı fazla  endişelendirmemektedir.

Bu Amerikan yüksek memurlarına gö­re Mısır'ın da kendi efkârı umumiyesi kâfi derecede aydınlandıktan sonra şu üç yoldan birini ihtiyar etmesi müm­kündür:

1 - Teşekkül etmekte olan it­tifaka iltihak etmek,

2 - Suriye, Irak, Ürdün ve Libya ile birlikte ayrı bir grup teşkil etmek fikrini yeniden ka­bul etmek,

3 - Amerikan yüksek me­murlarının temenni ettikleri rolü ifa edebileceği zamanı beklemek üzere muvakkaten çadırına çekilip oturmak.

 Ankara:

Türkiye ile Irak arasında tedafüi işbir­liği antlaşmasını imzalamak üzere çar­şamba günü Bağdad'a gitmi? olan Baş­vekilimiz Adnan Menderes beraberinde Başvekil Yardımcısı Devlet Vekili Fa-tin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü ve maiyeti erkânı olduğu halde bugün saat 15.30 da hususî bir uçakla Başdad'dan Ankara'ya avdet etmiştir.

Başvekilimiz bayraklarla donatılmış bu lunan Etimesgut hava alanında Reisi­cumhur V.ekili ve Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, Vekiller, Bü­yük Millet Meclisi Reis Vekilleri, me­buslar, Başvekâlet Müsteşarı, Riyaseti Cumhur Umumî Kâtibi, Ankara Vali­si ve Belediye Reisi, Erkânı Harbiy.ei Umumiye Birinci ve İkinci Reisleriyle Kra, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kuman danları, generaller, amiraller, Garni­zon ve Merkez Kumandanları, Vekâlet­ler Müsteşarları, Diyanet İşleri Reisi, Temyiz Mahkemesi, Devlet Şurası ve Divanı Muhasebat Reisleri, Umum Mü­dürler. Vekâletler ileri gelenleri, Üni­versiteler dekanları, Umumî Meclis Azaları. partililer, muhtelif teşekküller temsilcileriyle Irak Büyükelçisi Ekse­lans İbrahim Akif Alusi ve Irak Bü­yükelçiliği Erkânı, Basın-Yayın ve Tu­rizm Umum Müdürü ile yerli ve ya­bancı basın mensupları tarafından kar­şılanmıştır.

Çok kalabalık bir vatandaş topluluğu meydanı ve civarını hancahmç doldur­muş ve Başvekilimizi coşkun tezahü­ratla selâmlamıştır.

Başvekilimiz Adnan Menderes uçaktan beşuş bir cehre ile inmiş ve evvelâ Re­isicumhur Vekili ve Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan tarafından karşılanmıştır. Müteakiben Vekillerin ayrı ayrı ellerini sıkan Başvekilimiz bundan sonra ihtiram kıtasının yanın­da yer almış bulunan generallerle amirallerin ellerini sıkmış ve başta ban­do bulunan ihtiram kıtasını teftiş et­miştir.

Başvekilimiz ihtiram kıtasının teftişi­ni müteakip kendisini karşılamaya gelmiş olanların da ayrı ayrı ellerini sıktıktan sonra halkın coşkun sevgi teza­hüratı ve alkışlan, «yaşa, varol