24.1.1955
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ocak 1955

Ankara:

TSK Maarif Vekillerinden merhum Mustafa Necati'nin ölümünün 26 ncı yıldönümü münasebetiyle bugün saat Î4.30 d.a Dil ve .Tarih - Coğrafya Fakül­tesinde bir anma toplantısı yapılmıştır'.

Ankara Öğretmenler Derneği ile Da­rende Kültür Derneğinin müştereken tertip ettikleri bu anma toplantısında, Büyük Millet Meclisi Reis Vekillerin­den Tevfik İleri, Maarif Vekâleti Müs­teşarı Osman Faruk Verim er. öğret­menler ve seçkin bir davetli kitlesi ha­zır bulunmuştur.

Toplantıda söz alan hatipler, merhum Mustafa Necati'nin hayatından, şahsi­yetinden ve çalışmalarından bahsede­rek, memleketimizde modern maarif anlayışının yerleşmesi ve gelişmesi yo­lunda sarfettiği gayretleri, meslekî ça­lışmalarını, millî mücadele yıllarında­ki kahramanlıklarını belirtmişler ve şahsî hatıra ve müşahedelerini nakletmişlerdir.

Son olarak söz alan Büyük Millet Mec­lisi Reis Vekillerinden Tevfik İleri, kafası ve gönlü memleket ve millet için çalışması, yıpranmış ve çile çekmiş bü­yük insanları anmanın bir kadirşinas­lık olduğunu söyledikten sonra kendi müşahedelerine istinaden umumiyetle bütün öğretmenlerin eski Maarif Vekillerimizden merhum Mustafa Necati ile 'Reşit Galip'i sevdiklerim ifade et­miş ve bunun sebepleri üzerinde dura­rak, bu sevginin sağlam temellere da­yandığını, merhum Necatinin maarifi­mizin ana dâvalarına, canlı taraflarına el attığını, maarif dâvamızın mihrakı­nı öğretmen meselesinin teşkil ettiğini kavradığı için bu hususta çok hassas davrandığını ve öğretmenleri hakikî bir heyecan ve samimiyetle sevdiğini ve iyi yetişmeleri için büyük gayret sarfettiğini söylemiş ve: «Necati işte bunun için çok seviliyor demiştir.

Tevfik İleri'nin bu konuşmasından son­ra toplantıya son verilmiş ve kafile ha­linde otobüsle merhumun kabrine gi­dilerek ziyaret edilmiş ve çelenkler ko­nulmuştur.

3 Ocak 1955

Ankara:

Haber  aldığımıza  göre Ankara'da   Sadettin Geredel'e ait muhtelif bölgeler­deki maden ocaklarını işletmek ve çı­kan cevherleri gerek memleket dahilin­de gerek dış piyasalara satmak maksadıyla teşekkül edecek şirkete İsviç­re'de kâin Moderna Bierma S.A. Mües­sesesi tarafından vazedilecek olan 50. bin İsviçre Frangı nakdî ve 200.000 İsviçre Frangı aynî sermayenin 6224 sayılı kanundan faydalandırılmasına, ayrıca, Birleşik Amerika'da kâin Fertilizer Corporation Of Amerika firma­sı mümessili Erol Beker'in yerli ser­mayedarlarla birlikte memleketimizde sunî gübre imal etmek üzere tesis edecekleri komple süperfosfat fabrikası­na ecnebi şerikin vaz edeceği 500.000 dolarlık kısmı aynî, 350.000 dolarlık kısmı da 10 senede ve müsavi taksitler-İe ödenmek üzere %5 faizle yapılacak aynî ikraz olmak üzere ceman 850.000 dolar tutarındaki sermayenin 6224 sa­yılı kanundan faydalandırılmasına ve Birleşik Amerika'da kâin British Ame­rican And Eastern Co. İne ile Mr. David B. Carmel firmasının İstanbul'da Natan S. Eskenazi müessesesi ile müştereken memleketimizde kombine tesis ederek pamuklu imal etmek üzere ku­racakları 5.500.000 T.L. sermayeli Tateks Türk Amerikan Tekstil T.A.Ş. ne ecnebi şerikin vaz edeceği 1.200.000 dolar tutarındaki aynî sermayenin 6224 sayılı kanundan faydalandırılmasına, İcra Vekilleri Heyetince izin verilmiş­tir.

İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes'e, Kapalı çarşı'da dükkânları yanan esnaftan 104 kişiye, Nuruosmaniye avlusunda yaptırılan barakaların dağıtılması ve bunların tekrar ticarî hayata kavuş­ması münasebetiyle Kapalı çarşı Es­nafı Tesanüd ve Koruma Cemiyeti Baş­kanı tarafından, aşağıdaki teşekkür telgrafı gönderilmiştir:

Sayın Adnan Menderes

Başvekil

İstanbul

Son vukua gelen müessif Kapalı çarşı yangını dolayısiyle mutazarrır olan es­nafımızın acılarını paylaşmak suretiy­le yüksek alâkanızın mahsulü Nuruosmaniye avlusunda infa edilen baraka­lara bugün 104 esnafın yerleşmesiyle duyduğumuz memnuniyet ve sevinç hudutsuzdur. Bütün çarşı esnafı adına. en derin minnet ve şükranlarımızı arz. eder ellerinizden öperim.

Kapalıçarşı Esnafı Tesanüd" ve Koruma Cemiyeti Başkanı

Mehmet Esiner

4 Ocak 1955

Ankara:

Irak'ı resmen ziyaret edecek olan Baş­vekilimiz Adnan Menderes'le Hariciye Vekili Prof.  Fuad Köprülü ve    Nafıa Vekili   Kemal   Zeytinoğlu'ya   su   zevat refakat etmektedir:

Hulusi  Köymen:  Bursa  mebusu     eski" vekil ve D.P. Meclis Grupu Başkanı.

"Rüknettin Nasuhioğlu: Edirne mebusu". .eski vekil ve Adliye Encümeni Reisi.

Atıf Benderlioğlu: Ankara mebusu ve D.P.  Genel Kurulu  azası.

Lütfi Kirdar: İstanbul mebusu ve Ha­riciye Encümeni azasından.

Faruk   Nafiz   Çamlıbel:   İstanbul   mebusu.

Rauf Onursal: İzmir mebusu ve    Eski İzmir Belediye Reisi.

Kâmil Gündeş: Kayseri mebusu ve D.. P. Genel Kurulu azası.

Sebati Ataman: Zonguldak mebusu.

Ahmet Salih Korur:  Başvekâlet müs­teşara:

Nuri Birgi: Büyükelçi, Hariciye Vekâ­leti Umumî Kâtibi.

Çükrü Kaya: Eski Vekil ve eski me­bus.

Muzaffer Ersü Başvekâlet Hususî Ka­lem Müdürü.

Şerif Arzık: Anadolu Ajansı    Umum' Müdürü.

İbrahim Deriner: Elektrik İşleri    Etüt Dairesi Umum Müdürü.

Üsteğmen Hayrettin Sümer: Başvekâ­let yaveri.

Safa Kılıçlıoğlu: Yeni Sabah Gazetesi sahibi.

Burhan Belge: Türk Gazetesi baş­muharriri.

İlhan   Çevik:   Zafer   Gazetesi     muha­biri.

İstanbul:

Bu sabah şehrimize gelen Hindistan Ticaret Heyeti üyeleri, Öğleden sonra Ticaret Odasında tacirlerin iştirakiyle yapılan toplantıda hazır bulunmuşlar­dır.

Bu toplantıda, iki memleket arasında­ki ticarî münasebetlerin geliştirilmesi hususunda alınması gereken tedbirler hakkında fikir teatisinde bulunulmuştur.

                                                '

Toplantıdan sonra heyet başkanı M.P. Birla, kendisile görüşen bir arkadaşı­mıza şunları söylemiştir:

Muhtelif Yakın Şark memleketleriniziyaretten sonra memleketinize gelmiş bulunuyoruz.

Türkiye ile Hindistan arasında ticarî münasebetleri geliştirmek için memle­ketimiz her türlü kolaylığı temine ha­zırdır.

Türkiye'den Blister bakırı, pamuk, in­cir, üzüm ve kuru yemiş mubayaa et­memiz mümkündür.

Buradaki temaslarımızın her bakımdan iyi neticeler vereceğine inanıyoruz.»

Ankara:

Sıhhat ve İçtimaî MuavenetVekâletin­den aldığımız habere göre Birleşmiş Milletlerin çocuklara yardım fonu (Unicef) ile varılan anlaşma gereğince alman anne ve çocuk sağlığı prog­ramına yardım olarak şimdiye kadar memleketimize gelen malzemeye ilâve­ten bu defa, programın tatbik edilmek­te olduğu sağlık merkezlerimiz için 5670 kilo sabun, 82343 libre süt tozu, 336 adet ebe çantası, 90 adet baskül, 90 adet dikiş makinası ve çeşitli tıbbî sıhat ve ecza gönderilmiş olup, yerleri­ne sevk edilmek üzere bulunmuştur.

Gelmiş olan bütünbu malzeme takri­ben 145.000 lira değerindedir.

5 Ocak 1955

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 teReis Vekillerinden Fikri Apaydın'ın reisliğinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman önceruznamede mevcut bulunan sözlü soruların mü­zakeresine geçilmiştir.

Temyiz Mahkemesinde münhal bulu­nan Daire Başkanları ile azalık ve ra­portörlüklere dair Adliye Vekiline va­ki şifahi suali cevaplandıran Vekil Os­man Şevki Çicekdağ, temyiz mahke­mesinde halen münhal daire reislikleri ile raportörlüklerin mevcut olmadığını, sadece dört azalığın münhal halde bu­lunduğunu ve yakında bunlara da mü­nasiplerinin tayin edileceğini söylemiş­tir.

Son bir sene içinde demiryollarında vu­ku bulan kazaların neticesinde ve bu kazaları önleyici ne gibi tedvirlerin dü­şünüldüğüne dair Münakalât Vekilin­den sorulan sual. Vekil Muammer Çavuşoğlu tarafından cevaplandırılmış­tır. Muammer Çavuşoğlu cevabında şöyle demiştir:

1.1.1954 tarihinden 31.12.1954 tarihine kadar bir sene içinde can ve mal kay­bını intaç eden 22 tren kazası olmuş.

2. Bu kazalarda cem'an 33 kişi Ölmüş ve 76 kişi yaralanmıştır. Yaralıların şahıslarında, ölülerin varislerine 140.000 liralık   yardım  yapılmıştır.

3.Arzedilen 22 vak'ada 19 makine, 191 vagon hasara  uğramış  olup 450 bin liralık makine, 980 bin lirası vagon ve 302 bin lirası yol hasarı olmak  üzere malzeme   kaybı   miktarı cem'an   1.757.660 lira olarak tesbit edilmiştir.

4.Kaza ve hâdiselerin vukua gelme­sinde saik ve âmil olan ballıca sebepler arasında, bilhassa iktisadî sahada beliren umumî gelişmelerle mütenasiben demiryol nakliyat hacminin gün geçtikçe artması ve buna muvazi ola­rak modern emniyet tesislerinin he­nüz yapılmamış bulunmasıdır.

Filhakika bir fikir verebilmek için arz edeyimki nakliyat hacmi 1938 sene­sinde 5 ve 1950 senesinde 9 küsur milyar ham ton kilometre iken 1954 te bu miktar 14 milyar ham ton kilomet­reye yükselmiştir.

Demiryol işletmesi gerek yolcu ve ge­rek yük nakliyatını bütün .şebekede, günde sefere koyduğu 500 adet trenle. yapmağa çalışmaktadır. Bazı miktar­larda tek hatlı demir yollardaki işletme imkânının azamî haddi olan karşılıklı 40 trenin sefere konulması mecburiyeti hasıl olmaktadır. Hizmet ağırdır, me­sai gece gündüz' devamlıdır. Bunlara inzimam eden birçok ruhî sebeplerle memurların bir an için olsa, yaptıkları dikkatsizlik ve ihmalleri, hattâ birçok hallerde işlerin bir an evvel bitirilme­si gayretiyle trenin sevk veya kabu­lü için isticalleri, demir yol nizamna­me veya talimatnameleriyle tayin ve tahdit edilmiş olan hükümlerin tanı olarak zamanında tatbik edilmemiş ol­ması, murakabe elemanlarının müte­madi takip ve ikazlarına rağmen ka­za ve hâdiselerin vukua gelmesine se­bep olmaktadır.

Bahis mevzuu 22 tren kazası hâdise­sinde demir yol personelinden 35 kişi sorumlu görülmüş olup bunlardan bir Yol Kısım Şefi, bir Yol Bölge Kısım Şefi, dört hareket memuru, üç katar şefi, beş makinist, iki mandaracı, bir yol çavuşu, iki makasçı, iki yağcı, iki gardöfren, bir revizör, bir ambar şefi hakkında selâhiyetli Müddeimrumiliklerince lüzumu muhakeme (kararı verilmiştir. Muhakemeleri devam et­mektedir.

Ayrıca bir yol çavuşu, bir katar şefi, bir makinist hâdise esnasında öldükle­rinden haklarında takipsizlik 'kararı ve­rilmiştir. Bir müfettiş, iki kısım şefi, bir başmakinist, bir başrevizör, bir yol çavuşu ve bir yağcı hakkında da selâhiyetli adlî makamlarca takibat yapılmaktadır.

Saydığım personel hakkında adlî ma­kamlarca tedbirsizlik ve ihmal ile ölüme sebebiyet suçlarından takibat ya­pılmaktadır.

5. Evvelce de arz ettiğim gibi kazaları  önliyecek en cezrî tedbir, modern em­niyet tesisleridir. Senelerden beri dü­şünüldüğü halde bugüne kadar tahak­kuk ettirilememiş olan bu tesisi erin/ yaptırılmasına geçen sene başlanmış­tır, îlk merhale olarak Sirkeci - Soğuk­su kısmına ait elektrikli emniyet te­sisatı ve otomatik muhabere tesisler ihale edilmiştir.

İkine; merhale olarak seyrüsefer kesa­fetinin en fazla bulunduğu Haydarpa­şa - Ankara - Zonguldak hattının em­niyet tesisleri ile telekominikasyon mevzuu ele alınmıştır. Buna ait proje­ler hazırlanmaktadır. Yakında ihalesi­nin yapılması mukarrerdir.

Bundan başka şebekenin emniyet te­sisatı bakımından umumî ihtiyaçları' tesbit edilmiş ve senelere taksim edil­mek suretiyle programa bağlanmıştır. Ayrıca atölyelerde lokomatif ve vagon, imalatının seyrüsefer emniyeti bakı­mından kontrolleri reflektoskop ve magneflex aletleriyle dingil vesair ak­samının muayeneleri yapılmaktadır.

Seyrüseferin selâmet ve emniyetle te­mini maksadiyîe alman fennî tedbir­lerden maada bir taraftan da personel' türlü vasıtalarla devamlı dikkat ve te­yakkuza davet edilmekte ve muraka­be kuvvetlendirilmekte, bundan başka personelin ruhî halleri ve geçim du­rumları gözönünde tutularak yaşama' imkân ye şartlarının İslahına gayret" edilmektedir.»

Üzüm, pamuk ve tütün gibi ürünlereprim verilerek istihsallerinin teşviki ve bu sayede. döviz kaynaklarımızın ge­nişletilmesi hakkındaki suali cevaplan­dıran İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı: Yırcalı da şunları söylemiştir:

"Hububat müstahsili köylümüzün ha­yat seviyesi gibi ekim sahasının ve topraklarımızın verim kabiliyetinin de çok dûnunda kalmış olan hububat is­tihsalini artırmak için tatbik edilen fiyat politikasının müsbet neticelerini ifade buyuran sayın arkadaşıma derhal arz edeyimki bu teşvik politikası bir bölge veya bir mahsule münhasır de­ğildir. Hükümetimiz, hububat gibi ge­niş bir müstahsil topluluğunun refahiyle birlikte bir döviz kaynağı yara­tacak olan her istihsal sahası için ica­bında aynı tedbirleri almakta tereddüt etmemektedir. Ancak bunun için ge­rekli şartların tahakkuku lâzım geldiği gibi, her maddeye göre de iç ve dünya piyasalarının ve ticarî icapların zaru­rî kıldığı metotlar tetkik edilmekte­dir.

Muhterem arkadaşımın saydığı üç mahsulden biri olan kuru çekirdeksiz üzüme 1953 eylülünden beri, tevzi fo­nundan fiyat farkı şeklinde prim şa­sen ödenmektedir. Ancak bu prim, dış pazardaki rekabet fiyatlarına intibakı temin edecek, yani aynı malı istihsal eden rakip memleketlerin prim tatbiki dolay isiyle dış pazarda aleyhimize tahassül eden farkı bertaraf edecek nisbettedir.

Hükümetimizin, ihraç mallarımıza prim tatbiki hususundaki prensibi tevzi fo­nu kararında bu şekilde tesbit edilmiş­tir.

«Rakip vaziyette olan ihracatçı mem­leketlerin, devlet yardımı, maliyeti düşürme gibi normal rekabet şartları­nıihlâl eden tatbikatı yüzünden sü­rüm imkânları selbedilmiş bulunan ih­raç maddelerimizin dış pazardaki re­kabet şartlarına intibaklarını kolaylaş­tırmak. »

İltihak etmiş bulunduğumuz Gatt An­laşması da ancak yutardaki şartlara dayanan bir prim tatbikatını derpiş et­mektedir.

Dünya rekabet şartlan bakımından ol­duğu kadar ihracat seyri ve iç pazar ve fiyat durumları noktasından da pa­muk ve tütün müstahsillerimize hu­bubat ve üzüm de olduğu gibi prim ödenmesi yoliyle, fakat bu mahsulleri­mizi Ve fındığı muhtelif şekillerde mü­dahale mubayaası, kooperatiflerin müstahsili koruyucu fiyatlarla satın alma­ları gibi ihracat priminden daha ziya­de müstahsile doğrudan doğruya inti­kali temin edilen yardımlardan fayda­landırmaktayız.

Şunu derhal belirteyim ki, eskiden ol­duğu gibi dış piyasa şartları nazara alınmadan tesbit edilen iç mubayaa ve­ya asgarî ihraç fiyatları gibi gayri ik­tisadî himaye sistemlerine katiyen yer vermemekteyiz. Bu şekildeki himaye­ler, netice İtibariyle müstahsilin menfatma değil, bilâkis aleyhine olmakta, dahilî fiyatların yükselmesi neticesin­de ihracat imkânları ortadan kalkmak­ta ve normal dış piyasalarımızın kaybı bahasınamuvakkat ve anormal bir durum hasıl olmaktadır.

Bütün bu şartlar karcısında iki mese­leyi birden halletmek zarureti vardır,

1.- Devletçe prim veya malî külfet olarak kabul edilen miktarı mutavassıt­lardan kurtarıp müstahsile intikal et­tirmek,

2.- Bütün bu mallarımızın dünya fiyatlariyle ihracatını sağlamak.

Binaenaleyh sabit bir fiyat ilânı, da­hilde yüksek bir fiyat seviyesinin te­sisi suretiyle ihracatı imkânsız bıraka­bileceği gibi ayrıca bu fiyatla devlet hesabına mubayaa yapacak bir teşek­külün ve bir fonun mevcudiyetini is­tilzam eder; Hububatta bu, toprak mah­sulleri ofisi vasıtasiyle yapılmaktadır. Bütün mahsuller için bu gibi müesse­selerin ihdası, devlete kolayca iktiham edîlemiyecek bir malî mükellefiyet tahmil edeceği gibi, serbest ticaret an­layışı ile de kabili telif bulunmamak­tadır.

Hükümetimiz aynı maksadı, tütünde,, pamukta, üzümde, fındıkta, zeytinde, daha iktisadî bir yoldan, inhisarlar ve­ya kooperatif birlikleri yoliyle icabın­da piyasaya müdahale etmek suretiyle tahakkuk ettirebilmektedir. Bunu ya­parken de, dış piyasa şartlarını göz. önünde bulundurmakta, müdahalenin ancak müstahsilin malını dış pazarda tekabül eden hakikî değerinden aşağı elden çıkarmasını önliyecek bir sevi­yede kalmasına itina etmekteyiz.

Biraz evvel arzettiğim gibi, tütün, pa­muk, çekirdeksiz kuru üzüm istihsali­miz ve ihracatımız, memnuniyet verici, bir inkişaf göstermektedir. Bunu teyiden birkaç rakam vermeme müsaade etmenizi rica ederim.

Tütün ihracatımız: 1951-52 de getirdiği bedel 169 milyon lira,   1952-53  de   195 'milyon lira, 1953-54 de 197 milyon lira.

Yalnız şunu arz edeyim ki, 954 kam­panyası, gerek seçim münasebetiyle gerekse dış piyasalardaki bir takım temevvüçler dolayisiyle normal olarak mayıs'ta ihraç edilmesi lâzım gelen tü­tünlerin mühim bir kısmı bu devreye kalmıştır. Mahsulümüzün miktar itiba­riyle geçen senelerden daha yüksek ol­ması itibariyle bu rakam memleketin hakikî ihraç durumunu ifade etmemektedir. Bunu da ilâve edecek olursak as­garî 250 milyon lirayı bulduğunu gör­müş oluruz.

3 Ocakta açılan piyasada, 55 bin ton hesaplanan miktardan 25 bin tonu- iki gün içinde, 280-365 kuruş gibi çok mü­sait fiyatlarla satılmıştır. Bu fiyatlar ge­çen seneye nazaran %20 kadar yüksek bulunmaktadır.

ve vasıtaların kolayca temini gibi is­tihsal maliyeti düşürücü yardımlar ve piyasayı ayarlayıcı müdahale mubaya­aları 'dışında bir prime' ihtiyaç gös­termekle, hükümetimiz dış ve iç şart­ların zarurî kıldığı hallerde muayyen ihraç mal]arımızın müstahsillerini hi­maye ve daha geniş istihsale teşvik edici tedbirleri reddetmemektedir. An­cak bunu, paramızın kıymet istikrarı­nı bozmayacak metodlarla ve zaruret halinde başvurulacak bir çare telâkki etmekte ve böyle bir himayenin, kar­şılıksız yapıldığı takdirde mahzurları­nı ve istilzam edeceği malî külfeti he­saba katmak zaruretini gözönünde tut­maktadır. Nitekim bu bakımdan yirmi kadar madde, bu meyanda balık, balık yağı, sünger hâlen tevzin fonundan is­tifade ettiği gibi bu sene pirinç için de toprak ofis kanalıyla müdahale mubayaasına girişmiş bulunuyoruz

Çekirdeksiz kuru üzüm ihracatı:
İhraç mevsimi ton  tutan                     

1951/52

42.000

1952/53

37.000

1953/54

43.000

23 Milyon tl

26   ‘’         ‘

36    ‘’        ‘’
                                                    

1954/55 mevsiminin 4  aylık    ihracatı da 39 bin tonu bulmuştur. Fiyatlar da 9 No:  da geçen senenin 56    kuruşluk borsa fiyatına mukabil 65 kuruştur.

Pamuk ihracatı:

İhracat mevsimi ton                                               

1951

56.000

   1952

70.090

1953

101.000

1954

56.000


Tutan sırasiyle 216,193,220,136 milyon Türk lirasıdır.

(Ocak - Kasım)

fiyatlar da, geçen senenin 215-218 ku­ruşa mukabil 260 -270 kuruş etrafındadır. Dahilî istihlâk artısında da kam­çıladığı bu fiyatlar, dış fiyatlara nazaran oldukça yüksek bulunmaktadır.

Görülüyor ki, tütün, pamuk ve çekir­deksiz kuru üzüm mahsullerimiz nor­mal piyasa şartlarına günden güne da­ha iyi intibak eden ve dış pazarlarda da sürümünde güçlük çekilmiyen memnuniyet verici bir seviyeye erişmiştir.

Bu maddelerimiz,  teknik    methodların Hülâsa her maddenin bünyesine iç ve dış piyasa şartlarına göre uygun olan himaye sistemini tatbik etmekteyiz.

Sözlerimi bitirirken, Vekâletimin, dış Ödeme gücümüzü arttıracak istihsal sahalarında tatbik edilecek teşvik siste­mi üzerinde çalışmalar yapmakta oldu­ğunu ilâve etmek isterim.»

Sözlü soruların konuşulmasından son­ra, arzuhal encümeninin heyeti umumiyeye sunduğu dört mazbatanın da müzakeresi tamamlanmıştır

6 Ocak 1955

Ankara:

Bazı İstanbul gazetelerinde, 25 nisan 1953 tarihinden sonra Yunanistan'dan gelmiş bulunan Türk soylu mültecile­rin iade olunacaklarına dair bir haber çıkmıştır.

Yetkili makamlardan aldığımız malû­mata göre, bu tarihten evvel ve sonra Türkiye'ye gelmiş bulunan mültecile­rin yerlerine iadeleri hiçbir surette dü­şünülmemiştir.

.İzmir:

Bugün şehrimiz Eşrefpaşa hastahanesinin poliklinik ve servis pavyonunun temel atma ve emrazı sâriye hastahanesinin yeni bir pavyonunun açılış tö­renleri yapılmıştır.

Her iki tören de şehrimizde bulunan Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz'un huzuriyle olmuştur.

Eşrefpaşa hastahanesinde muhtelif yıl­larda belediye tarafından yapılan mü­him masraflarla meydana getirilen ye­ni tesisler, dahiliye, hariciye, röntgen, fizyoterapi servisi ve bunlara ait mü­him cihaz ve makineler hakkındaki projeleri tetkik eden Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, saat 9.30 da hastahane avlusunda inşa edi­lecek olan poliklinik binasının yerine gitmiştir. Burada bir konuşma yapıl­mıştır.

Merhum belediye reisi Eşref Paşa tara­fından kurulan Eşrefpaşa Hastahanesinin, şimdiye kadar geçirdiği safhalar, yeni pavyonlar ve son yıllarda beledi­ye tarafından bu müessesede halk sağ­lığı ve hizmeti bakımından vücuda ge­tirilen yeni eserler bu konuşmada be­lirtilmiştir. Senede 20 ilâ 30 bin has­ta muayene ve tedavi eden bu mües­sese, şimdi modern ameliyathanesi ve diğer tesisleriyle, yalnız İzmir'in değil, bütün Ege bölgesinin ihtiyacına cevap verecek mükemmeliyete ulaşmıştır.

Hastahane Baştabibi, yardım v.e alâka­larından dolayı Sıhhat Vekili ile bele­diye reisine teşekkür ederek poliklinik binasının temeline ilk harcı uğurlu eliyle atmasını Dr. Behçet Uz'dan rica .etmiştir.

Dr. Behçet Uz, «izmir'e ve bütün memlekete hayırlı ve uğurlu olması te­mennisiyle» ilk harcı temde atmış, sonra Vali Kemal Hadımlı ve mütea­kiben Belediye Reisi Dr. Selâhattin Akçiçek de temele harç koymuşlardır. Hastah.an.enin bütün koğuşları, pav­yonları Vekil ile diğer zevat tarafın­dan gezilmiş ve hastaların hatırları so­rulmuştur.

Müteakiben aynı zevat, emrazı sâriye hastahanesine gitmiş ve orada hasta­hane baştabibi Dr. Lütfi Sabri Serin kent ve doktor arkadaşları tarafından karşılanmışlardır.

Şehir bandosu bu sırada İzmir marşını çalıyordu.

Bu hastahanede şimdiye kadar yapılan solaryum ve müteaddit pavyonlar ara­sında yeni inşa edilen 150 yataklı ve çocuklara mahsus pavyonun önüne ge­linmiştir.

Pavyon mermer merdiveni üzerinde davetliler yerlerini aldıktan sonra İzmir Tıp Fakültesinin yakında kurulacağı müjdesini veren ve İzmir'in sağlık mü­esseseleri bakımından yemi sağlıyacağı kazançları da belirten Dr. Behçet Uz, şu konuşmayı yapmıştır :

Muhterem Vali, Nato'nun sayın ku­mandanı Korgeneral Kendall. muhte­rem davetliler, Feragatla çalışarak göğüslerimizi if­tiharla kabartan değerli meslektaşla­rım, aziz vatandaşlar,

İki ay evvel bu pavyonun temelini at­mıştık. Şimdi açılış resmini yapıyoruz. Şu ilerideki pavyonları da bu şekilde yapmıştık. Bunların yanı başlarında yeni pavyonlar da yükselecektir. Şim­di açacağımız bu pavyon 120 yatak ih­tiva etmek üzere inşa edilmişse de 150 yatak alabilecek ve mühim bir ihtiya­ca cevap verecek büyüklüktedir, İzmir şehri ve Ege bölgesi, daha birçok yeni sağlık müesseseleri kazanacaktır.

İzmir, Ege'nin, hattâ Türkiye'nin en mühim bir limanıdır. Sağlık müesseseleri noktasından da aynı ehemmiyet ve değere yükselmesi ve faaliyetini ona göre arttırması lüzumludur.

Tabiat güzelliği, renk enmuzeci bakı­mından kıymet 'taşıyan güzel İzmir'in mühim sağlık müesseselerine kavuştu­rulması ve bir sağlık merkezi halini al­ması için hamlelere girişilmiştir.

Enerjik ve değerli Başvekilimiz Adnan Menderes'e İzmir'de Ege Tıp Fakülte­sinin açılması zamanının gelmiş, hattâ geçmiş olduğunu söylediğim vakit, bu mühim ihtiyacın derhal karşılanması hususunda direktif vermişlerdir. İz­mir'de bir tıp fakültesinin açılması için birçok hastaheneler, sağlık müesseseleri bulunması lâzımdır. İşte sık sık temeli atılan veya açılış merasimi yapılan yeni sıhhat müesseseleriyle bir tıp fakültesinin açılması için bir vasat halini almış bulunuyoruz. En iyi bir çocuk hastahanesi, göğüs hastalıkları hastahanesi, devlet hastahanesi ve bunlan takiben de Manisa'da kurulması­nı düşündüğümüz akıl ve sinir hasta­hanesi, Ege Tıp Fakültesinde ders gö­recek gençlerimizin çalışarak yetişme­lerini, asistanlık yapmalarını temin edecektir.

Medenî âlemin ortadan kaldırmış ol­duklarını söyledikleri veremin kökünü kazımak için mühim hamleler yapmak tayız. Göğüs hastalıkları hastahaneleri, verem mücadele cemiyetleri, bu saha­da faydalı şekilde çalışmakta ve iyi ne­ticeler elde etmektedirler.

Veremden en çok vefiyat verilen İz­mir'de bu hastalık, teknik, ilim ve bil­gi ile çalışma sonunda ezilmeğe mah­kûmdur. İzmir'de veremden ölüm nisbetinin yüksek olduğunu söylerken, bu nisbetin yalnız İzmirlilerin bu hastalı­ğa fazla musap olduklarını söylemek istemiyorum. Göğüs hastalıklarını te­davi için bu şehirde ve civarında mev­cut birçok müessese, yurdun her tara­fından bu kabil hastaların İzmir'e gelmesine ve tedavi görmesine sebep ol­maktadır. Tabiatiyle bunların bir kıs­mı da hayata gözlerim yummaktadır. Tekrar ediyorum, bu hastalık yakında tamamen ezilecektir. Çocukları, öğren­cileri, hattâ orta yaşlıları aşılamak su­retiyle veremin yere serildiğini, mahvolduğunu görmek az zamanda bizlere nasip olacaktır.

Medenî memleketler, vereme karşı na­sıl hareket ediyorlarsa, biz de aynı metodları tatbik ederek çalışıyoruz. Bi­zim yolumuz da aynı yoldur. Yurttaki veremlileri bulmak için gayret sarf ederken, bu sahada verem mücadele cemiyetlerinin muvaffakiyetlerini bil­hassa zikretmek isterim. İzmir'de ve Konya'da bu sahada nasıl müsbet ne­ticeler elde ediyorsak, diğer vilâyetle­rimizde de aynı şeyi yapacağız. Hasta­yı bulduktan sonra aile içinde onları ziyaret etmek, tecrit ederek etrafında­kilere zarar vermelerini önlemek kolaylaşır. Evvelce vereme tutulan bir hastanın bir an evvel ölmesi temenni edilirdi. Şimdi ise, iyi ilâçlar, ve tedavi usulleri ile kısa zamanda tedavileri mümkün olmaktadır. Bu kabil hasta­lar, cerrahî tedavilerle vücutlarında büyük bir arıza kalmadan iyileşerek tekrar aile ve cemiyet içindeki vazife­leri başına dönmektedirler. Tıbbın ev­velce âciz kaldığı bu mevzu'da, şimdi elimizde silâhımız vardır. Tıpta ve fende büyük işler ve yenilikler ba­şarmış olan ilim adamlarını hürmetle anmağı bir vazife bilirim. Tedavi gö­ren vatandaşlar, fotoğrafçılık, daktilo­luk vesair hafif işlerde çalıştırılarak cemiyet içinde vazife görmektedirler. İleride bu müessese içinde bir de re­habilitasyon merkezi kurulacaktır.

Beş altı sene evvel verem dâvası, mu­azzam bir mevzu idi. Şimdi ise dâva halinden çıkmıştır. İdare başında bu­lunanlar, bunlardan büyük gurur du­yarak bu güzel vatanın nüfusunun art­masını ve imârını hedef olarak ele al­mış bulunuyorlar.

Birleşmiş Milletler Sağlık Teşkilâtı, bu mevzuda bizimle sık sık temas etmek­te, vasıtalar vermekte ve yardımlarda bulunmaktadır. İki milyonu mütecaviz vatandaşımız, yurdun ayrı ayrı yerle­rinde aşılanmıştır. Aşı faaliyetine de­vam edilmektedir.

Hepinizi hürmetle selâmlar, bu bahti­yarlığı bizimle birlikte idrâk eden Na-to'nun sayın kumandam Korgeneral Kendaîl'dan kurdeleyi keserek pav­yonu-açmasını rica ederim.»

Bundan .sonra. Korgeneral Kendall, «bu şerefli vazifeyi ifa etmek fırsatını bana bahşettiğinizden dolayı teşekkür ederim» demiş ve kurdelâyı kesmiştir.

Pavyon ve hastananenin muhtelif pav­yonları gezilmiş, hastaların hatırları sorulmuş ve davetlilere ikramda bulu­nulmuştur.

Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz daha sonra beraberinde Va­li, Yurtiçi Bölge Kumandanı ve basra mensupları ile birlikte Buca'da Ve­rem Savaşı Derneği Sanatoryumuna gitmiştir.

Verem Savaş Demeği Reisi, Sıhhat Ve­kilini sanatoryomda öğle yemeğine da­vet etmiş ve Vekilin beraberindeki ze­vat da bu yemekte bulunmuştur.

Vekil ve beraberindekiler     yemekten sonra İzmir'e dönmüşlerdir.

Ankara:

Lübnan'da y.eni bir vazifeye tâyin edilmiş olması hasebiyle ayın 14 ünde memleketimizden ayrılacak olan Lüb­nan Sefiri Ekselans Vafik Elkassar ajansımıza şu beyanatta" bulunmuştur:

«Türkiye ile Arap memleketlerinin sı­kı bir yaklaşma ve samimî bir işbir­liğine müteveccih münasebetlerinin kaydettiği seyir, diğer Arap memleket­lerinde olduğu gibi, Lübnan'da da de­rin bir memnuniyet uyandırmıştır. Bu mühim hâdise, Türkiye ile Arap mem­leketleri arasında mevcut bulunan dostluğu sağlamlaştırdıktan başka şüphesiz bu dostluğun iyi neticeler vermesine müncer olacaktır.

Binaenaleyh Türkiye ile münasebetle­ri büyük 'bir samimiyet nişanesi taşı­yan Lübnan'ın evvelemirde müteka­bil menfaatlerde karşılıklı bir anlayışa müteveccih bulunan Türk - Arap mü­nasebetlerinin inkişafından memnuni­yet duyması tabiîdir.

Bu mevzuda Türkiye'yi idare eden devlet adamlarının samimî ve fasıla­sız gayretlerini takdirle karşılamak lâ­zımdır. Muhterem     Başvekil    Adnan Menderes'le muhterem Hariciye Vekili Fuat Köprülü'nün devamlı faaliyetleri muhakkak ki Türk milleti ile Arap milletlerinin muhtelif âzalarının kalpleri arasında bir beraberlik tesis etmek yolundaki 'gayenin tahakkukunu müm­kün kılacaktır. Takdire şayan olan bu gayretler Arap memleketleri idarecile­ri nezdinde en iyi akisler uyandırmış ve bunlar memleketleri ile - Türkiye arasında sıkı yakınlık arzularını izhar etmişlerdir.

Lübnan, Bağdat'tan avdetlerinde Baş­vekil Adnan Menderes'le Hariciye Ve­kili Fuat Köprülü'yü resmî ziyaretçi o-iarak kabul etmekten bahtiyar olacak­tır. Bu ziyaret Lübnan halkına ve dev­letine. Türk milletine ve idarecilerine karşı duyduğu sempati ve dostluğu iz­har etmek için güzel bir vesile olacak­tır. Aynı zamanda da, emval mevzuhun katî olarak halli için âdilâne bir esas tesbit etmek fırsatını verecek ve her iki memleket idarecileri arasında mütekabil menfaatleri ve Türk - Arap menfaatlerinin küllünü alâkadar eden bilumum meseleler hakkında karşılık­lı nokta nazar teatisini mümkün kı­lacaktır.

Lübnan'a avdet etmek üzere Türkiye'­den ayrılışımın arifesinde büyük as­ker ve ebedî şöhreti haiz bulunan dev­let adamı Atatürk'ün Türkiye'yi kal­kındırmak ve modernleştirmek mevzu­unda meydana getirdiği muazzam eser karşısında duyduğum büyük ve derin hayranlığı ifade etmekten bahtiyarım. Derin ve cezri bir inkılâbı tahakkuk ettiren ve Türkiye'yi en modern siyasî hukukî ve içtimaî müesseselerle teç­hiz eden bu eser, her zaman O'nun is­mi ile anılacak ve tarih boyunca insan dehasına bir misal teşkil edecektir.

Büyük inkılâpçının prensiplerinden il­ham alarak o'nun çizdiği yolda yürü­yen yüksek selefleri o'nun hatırasına sadık kalarak o'nun eserini devam et­tirmek yolundaki kutsî vazifeyi müd­rik bulunarak Türkiye'nin iktisadî ve içtimaî gelişmesinde manevî şahsiye­tinin yükselmesine ve milletler camia­sında ehemmiyetli bir rol oynamasın­da takdirle karşılanacak bir sekilide hissedar olmuşlardır.»

7   Ocak 1955

Ankara:

Demokrat Partinin kuruluşunun 9 un­cu yıldönümü yurdun her tarafında olduğu gibi Ankara'da da bugün yapı­lan bir merasimle kutlanmıştır.

Demokrat Parti Ankara Vilâyet İdare HeyetiReisliğinin hazırladığı program gereğince Ankara mebuslarıile De­mokrat Parti temsilcileri bu sabah saat 11.30 da Büyük Millet Meclisi Önünde toplanmışlar ve buradan doğruca Anıtkabre giderek Atatürk'ün manevî hu­zurunda tazim duruşunda bulunmuşlar ve kabre bir çelenk koymuşlardır.

Öğleyin Atatürk Orman Çiftliğinde mebuslar ve partililer bir arada yemek yemişlerdir.

Akşam 21 deAnkara Palas salonların­da büyük bir balo verilmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar berabe­rinde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Vekiller olduğu halde saat 23.00 de baloya şeref vermişlerdir.

Toplantı geç vakte kadar samimî bir hava içinde devam etmiştir.

Ocak 1955

Ankara:

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Dünkü bazı gazeteler Şark Ajansının, Başbakan Adnan Menderes'in Irak'ı ziyareti esnasında yapılacak görüşme­ler sonunda Türkiye - Irak arasında si­yasî, iktisadî ve askerî bir ittifak ak­dedileceğine dair haberlerin İngiltere, İsrail ve Amerika'yı endişeye düşür­müş olduğu, mezkûr memleketlerin Ankara'daki sefirlerinin hükümetle­rinden aldıkları talimat üzerine baş­vekil yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu ile .görüştükleri, İsrail ve İngiltere sefir­lerinin hükümetimizden Irak ile askebix ittifak akdedemiyeceğine dair katî teminat talep ettikleri ve bunun üze­rine başvekil yardımcısının, Başvekil Adnan Menderes'ten talimat almak üzere Bağdat'a hareket ettiği yolunda­ki bir haberini yayınlamışlardır.

Şark Ajansı verdimi bu haberde ayrı­ca, sözü edilen memleketleri endişeye sevketmiş olan bir takım hayalî sebep­ler de zikretmektedir.

Başvekil yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu nezdinde sefirler tarafından böyle bir teşebbüs yapılmamıştır.

Başvekil yardımcısı İngiltere ve Ame­rika Büyükelçileriyle İsrail Elçisini, evvelce tesbit edilmiş olan. randevula­ra göre, carî isleri görüşmek üzere ka­bul etmiştir.

Başvekil yardımcısının her üç sefirle vâki olan görüşmesi, Başvekil'in Irak seyahati ile ve Bağdad'da yapılacak görüşmelerle hiçbir veçhile alâkalı de­ğildir.

Bu itibarla Şark Ajansının «siyasî çev­relere» atfen ve «inanılır kaynaklar­dan öğrenildiği» kaydiyle verdiği yukardaki haber tamamen hayâl mahsu­lüdür ve hiçbir asıl ve -esası yoktur. Şark Ajansının bu şekilde neşriyatta bulunması, memleket menfaatlerini düğünmeyerek, sansasyonel havadis ver­mek hevesinden ileri gelmiş olsa gerek­tir.

Ankara:

Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Mü­dürlüğünden aldığımız malûmata göre:

1. haziran. 1954 tarihinden 31. aralık 1954 tarihine kadar müstahsilden (411. 175) ton buğday, (20.690) ton çavdar, (19.321) ton mısır, (54.101) ton arpa, (8.096) ton yulaf satın alınmıştır. Alım yılı başından itibaren Almanya'­ya (93.000) ton, Avusturya'ya (10.000) ton. İtalya'ya (1.090) ton, Romanya'ya 65.000 ton, Yunanistan'a 10.000 ton buğday, ayrıca îta1ya'ya 15.000 ton buğday, ayrıca İtalya'ya (15.000) ton çavdarla Almanya'ya (20.000) ton. arpa olmak üzere cem'an (214.090) ton hububat satışı yapılmış ve bunlardan Almanya'ya (92.887) ton, Avusturya'ya (11.000) ton, İtalya'ya (1.040) ton, Ro­manya'ya (68.245) ton, Yunanistan'a (10.122) ton buğday, İtalya'ya (15.000> ton çavdar, Almanya'ya (20.000) ton. arpa olmak Üzere (218.294) ton hubu­bat teslim edilmiştir.

Yeni kampanya yümda Birleşik Amerika'ya (148.000) kilogram, Japonya'ya (16.000) kilogram, Almanya, Belçika, İngiltere, İtalya, İsviçre v.e Norveç'e (24.000) kilogram olmak üzere cem'an <7.O51.080) liralık afyon satışı yapılmış­tır.

Ankara:

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Milli Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Millî Müdafaa Vekâleti bütçesi müna­sebetiyle bugün meclis bütçe encüme­ninde hülâsatan aşağıdaki konuşmayı yapmıştır.

Ordu .mevzuu üzerinde bütün arkadaş­larımın konuşmaları esnasında göster­dikleri sehabet ve anlayış zihniyeti karşısında bahtiyarlık duymamak mümkün değildir. Bizleri tebrik, teşvik ve taltif eylemeniz vazifemizde daha faz­lasını temin ederek itimat ve teveccühünüze lâyık olmak suretiyle manevî mükâfatımızı istihsal edeceğiz.

Arkadaşlarımızın gösterdikleri bu bü­yük alâka karşısında çalışmalarımız kolaylaşıyor ve vazifemizin ağırlığı ha­fifliyor. Bu sebeplerle cümlenize teşek­kür ederek, mevzuumuzun içine girip umumî maruzatta bulunmak ve teknik cevapları da beraberimde gelen arka­daşlarıma tevdi etmek  istiyorum.

Muhterem seleflerim yıllardan beri bir kısım mühim mevzuları ele almak sursitiyle mesai sarfeylemişler, bu mev­zulardan uhdeme intikal .edenleri ta­mamlamakla beraber onların başlamış oldukları istikamet üzerinde yürümek­teyim.

Malûmları bulunduğu üzere geçmişte­ki klâsik telâkkide bir ordu ile İkinci Cihan Harbinden sonra muazzam tek­nik inkişaflara mazhar olan bir ordu arasında çok büyük ve mühim farklar vardır.

Bunun kısaca ifadesi eski silâh ve in­san kütlesinden ibaret bulunan ordu zihniyeti tamamen motorize ve mekanize bir kütle haline gelmiş ve bu tek­nik makine ve malzemenin liyakatli ellerde büyük bir maneviyatla kullanıl­masını  istihdaf  eylemiştir.

İkinci Cihan Harbinden sonra demok­rasi cephesine ayrılan Nato çerçevesi­ne girmemiz, Amerikan yardımı ve Nato'nun alâkası dolayisiyle askerî kud­retimiz çok mahabetli bir hal almıştır.

Bu inkişaf durmadan devam etmekte­dir. Yardımcı milletler ve dostlarımız Türklerin yüksek harp kabiliyetini müşahede etmişler ve harp tarihimizi de tetkik ederek ordumuza karşı alâ­kalarını arttırmışlardır.

Aldığımız yardımın muhtasaran izahı­nı yaparsak: Birinci kısım eslihâ, mü­himmat ve bilumum motölü vasıtalar ve harp gereçleri yardım voliyle aynen ve ayrıca her yıl Millî Müdafaa büt­çemize iktisadî yardım yoliyle aynî ve nakdî yardımlar şeklindedir. Başvekili­mizin Amerika seyahatlerinde .evvelce tahsis edilip tedahülde kalmış olan as­kerî yardımın alınması kararma varıl­mış ve bunların da yarısından fazlası gelmiştir.

Nato'ca kabul edilmiş bulunan esasla­ra göre Türk ordusunun birkaç sene içerisinde varacağı kudr-et ve kuvvet hedefi ayrıca izah olunacaktır. Bun­lardan başka Kanada hükümetince tayyare ve malzemesi yardımı yapıl­makta ve bunların personeli mahallin­de yetiştirilmektedir. Bütün bu yardımlardan kara, deniz ve hava kuvvetle­rimiz muayyen plâna göre istifade et­tirilmektedir. Nato'nun müşterek enfrastrüktür tesisleri adiyle- bir mevzu vardır ki Nato'ya dahil bütün devlet­ler buna sanayileleriyle mütenasip ola­rak bir iştirak 'hissesiyle katılırlar. Biz ayrıca bu menbadan da istifade etmek­teyiz. Motorize ordumuz çok mükem­mel ve örnek atölyelerimiz sayesinde her türlü bakım ve tamiri yapmak im­kânlarına malik olmuştur. Hedefe par­ça imali işinde de makina ve kimya endüstrisi kurumumuz ecnebi serma­yenin de iştirakiyle her türlü imkânla­rı sağlayacak duruma doğru ilerlemektedir.

Bunu müteakip Millî Müdafaa Vekili sözlerine devamla bu seneki Millî.Mü­dafaa bütçesinin geçen senekinden. 125 milyon lira fazla olduğunu ve bunun halen ihtiyaca kâfi geldiğini ve fakat zamanla gerekli plânlarımız için daha fazlaya da ihtiyaç olabileceğini ve "bunun memleketin ekonomisi geldik­çe temin olunabileceğini bildirdikten sonra askerî vasıtalarımızı ve askerî kudretimizi idame v,e ayakta tutmaya matuf amme hizmetleri emrine de da­ima verildiğini ve verileceğini ifade et­miştir.

Vekil, bunu müteakip subay ve er ye­tiştirilmesi ve Kuleli Askerî Lisemi­zin örnek bir hale getirilmesi için alı­nan tedbirleri izah ile subaylarımızın lisan bilgilerinin de arttırılması hu­susunda  alman  tedbirleri  belirtmiştir.

Subayların terfih ve terfikti de ihtisas­larına göre düzenliyecek modern ihti­yaçları 'karşılayacak bir personel kanu­nu tasarısının da yakında heyeti aliyeye arz edileceğini ve subayların en iyi şartlar dahilinde iskânları için subay siteleri proje ve plânlarının hazırlan­dığını ve işe Şarktaki birliklerimizin ihtiyaçlarından bağlanacağını, bundan başka subay çocuklarının okutulabil-meleri imkânları üzerinde durulduğu­nu, subaylarımızın tayinlerinde liyakat ve ehliyetleriyle mütenasip mevkilere getirilmenin esas tutulduğunu ve ya­bancıların da takdirine mazhar olan bugünkü Harp Okulumuzun daha da mükemmel bir hale getirileceğini, li­san tedrisatı saatlerinin arttırıldığını izah etmiştir.

Erlerimizin bilhassa gıda ve giyim iş­lerinin memleketin muhtelif iklim şartlanna göre ayarlanmakta olduğunu v.e bu hususta en önemli tedlbirlerin alın­dığını, erlerimizin eğitimlerinin yeni kurulan eğitim merkezlerinde en mo­dern bir şekilde nasıl yapıldığını açık­lamıştır.

Orduda astsubay ihtiyacı mevzuunun Önemle ele alındığını ve bunların ta­kım subayı vazifesini görecek şekilde yetiştirilmesi üzerinde durulduğunu izah ettikten sonra silâhlı kuvvetlerimi­zin büro ve geri hizmetlerinde bayan­larımızın, istihdamı işinin de ele alın­dığını izah eylemiştir.

Millî Müdafaa Vekâleti bütçesinin mü­zakeresine pazartesi günü devam edi­lecektir.

Adana:

Ziraat Müdürlüğü tarafından hazırla­nan ziraat alet ve makineleri sergisi bugün saat 15 te Vali Cemal Dinç ta­rafından açılmıştır. İki gün devam edecek olan serginin .açılışında Seyhan.mebusları ve diğer davetlilerle kalaba­lık bir halk. hazır bulunmuştur.

Ziraat alet ve makineleri satan muh­telif müesseselerin katılmış olduğu ser gide bilhassa yerli firmaların memle­ket şartlarına uygun olarak meydana getirdikleri alet ve makineler dikkati çekmiştir.

9 Ocak 1955

İzmir:

Bu sabah 7.55 te Halkapmar'da RefaeL Barki'ye ait olup Ege bölgesinin en büyük rafine u, ^ı ve sabun fabrikala­rından biri olan Yağ Sanayi T.A.Ş. fabrikasında, prina yağı dairesinde her birinin içerisinde binlerce litre sülfürdökarbon bulunan 11 adet depodan biri infilâk ederek derhal binanın ça­tısını uçurmuştur. İnfilâkın tesiriyle üç kişi derhal ölmüştür. İtfaiye teşkilâtı kısa bir zamanda ve muhtelif gruplar halinde yangın yerine yetişmiştir. İn­filâk devam ettiğinden hemen ateşin içine girmenin tehlikeli olmasına rağ­men, yangına müdahale eden itfaiye­ciler, sülfür dökarbon depolarının ateş almasını önlemişlerdir. Bu sırada kul­lanılmakta olan gaz maskelerinin kar­bon ve kükürtün tesiriyle işe yarama­dığı anlaşılmış olmakla beraber, itfa­iyeciler alevlerle 45 dakika cansipera­ne bir mücadeleden sonra, yangının mevzii kalmasını temin etmişlerdir.

Yangının devamı sırasında zehirli gaz­lar ve müthiş hararetin tesiriyle bay­gınlık geçiren itfaiye erlerinin değişti­rilmesi icap etmiştir. Merkezden yan­gın mahalline bir ateş motopompu gi­derken, Dr. Mustafa Bey Caddesinde 1362 plâka numaralı hususî bir oto­mobilin çarpması neticesinde delinmiş, ve itfaiye şoförü Hasan Kerekoğlu der­hal ölmüş ve başçavuş Süleyman Sani­yeliyle er Mustafa Atıcı yaralanmışlardır. Yangın sahasında vazife gören it­faiyeciler, bu müthiş yangını hayatları pahasına önlemek için çök hırpalan­mışlardır. Bu suretle yangın neticesinde bir itfaiyeci ve '5 fabrika İşçisi ölmüş, 2 itfaiyeci ile 9 işçi de ağır surrette yaralanmışlardır.

.İzmir Valisi ile Belediye Reisi ve Müd«deiumumî yangının bütün seyrini yakından takip etmişler ve yaralıların : muhtelif hastahanelere yerleştirilmeleri ."için ilgilileregerekli direktifleri    vermişlerdir. Yangın mahallinde buulnan "İşçi Sigortaları Kurumu Müdürü de gerekli yardımın yapılması, hususunda .faaliyete  geçmiştir.

İtfaiye şoförü ile işçilerin cenazeleri yarın büyük bir törenle kaldırılacaktır.

_"Maddî zarar ehemmiyetli değildir, zira .fabrikanın en mühim kısımları, itfaiyenin büyük gayretiyle yangından kurtarılmıştır.

Ankara:

"Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz, verem haftasının açılışı münasebetiyle bu akşam saat 20.30 da Ankara Radyosunda aşağıdaki konuş­mayı yapmıştır:

Sevgili vatandaşlarım,

Birçok memleketlerde olduğu gibi yur­dumuzun da büyük bir sosyal derdini "teşkil eden veremle sava? çarelerini bildirmek ve güzel bir an'ane halinde «devam eden, vesreni haftasını açmakla sevinç duymaktayım. Bir hafta müd­detle kıymetli meslektaş ve arkadaş­larımız, sizlere, veremden korunmak ve verem tedavisi hakkında en yeni ve «en iyi malûmatı vereceklerdir.

"Verem âfeti bazı ileri memleketlerde, "bugün, artık büyük sıhhî ve sosyal dâ­va olmaktan çıkarak kolayca kontrol .altına alınabilen ve gitgide azalan bir ".hastalık haline gelmiştir. Bunun sebebi yalnız, bu memleketlerde tababetin ilerlemesi, yani yeni keşifler yapılma­sı, devletin geniş teşkilât kurması de­ğildir. Muvaffakiyetin asıl sırrı, tıpkı huduttan. içeri dalan bir düşmana karsı olduğu gibi,  devletle milletin ele vermesinde, sağlık teşkilâtiyle işbirliği ederek, halkın da verem savaş dernek­leri kurmasında ve bu mühim dâvanın bütün milletçe canla başla benimsen­mesinde ve her şahsın kendini koru­masını bilmesindedir. Zira verem mü­cadelesi tek cepheli ve sabit tıbbî teda­viye dayanan bir mevzu değildir. Bilâ­kis bu mücadelenin, hepsi birbirine yakın veya aynı derecede mühim olmak üzere çeşitli tıbbî, sıhhî, sosyal ve kültürel cepheleri vardır. Bu cephe­lerin her birinde faal ve verimli şekil­de ve birbiriyle ahenkli surette çalışılmazsa, umulduğu kadar güzel neti­celer alınamaz. Muvaffakiyet, bu mü­him sahalarda bilgili, programlı, şuur­lu v-e içten gelme arzu ve gayretle ça­lışıp herkesin kendine düşen vazifeye dört elle sarılmasiyle sağlanır. Verem haftalarının en büyük faydası da bu hususta yapılanlar ve yapılacak olan­lar üzerine bütün memleketin dikkat nazarını çekmek, yurttaşları ve efkârı umumiyeyi harekete getirmektir.

Vatandaşlar, biz hükümet olarak verem hastalığını ve onun teşkil ettiği sosyal âfeti, kısa zamanda, yurdumuz için tehlike teşkil etmez hale getirmek ve daha sonra da büsbütün ortadan kal­dırmak mecburiyetindeyiz. Bu muvaf­fakiyetli savaş yolunda da ilk adımları atmış bulunuyoruz. Bu yolu kısa zamanda geçip kat'î zaferle ulaşmamız sizlerden göreceğimiz maddî ve mane­vî müzaheret ve yardımlarla çak kolaylaşacaktır. Bu sebeple devletçe kuru­lan teşkilâtın esas ve gayelerini size, kısaca anlatıp sonra da halkın verem savaşı yolunda çalışacağını bildirmek istiyorum:

Verem savağının esası sağlamları ve­rem mikrobu kapmaktan korumak, hastaların mikrop saçmalarına mâni olmak ve bunları tedavi etmek diye hü­lâsa edilebilir.

Sağlamları mikrop kapmaktan koru­mak için bunlara ve bilhassa vereme istidatlı olanlara muntazam ve sıhhî bir hayat yaşamak, kendini kollamak, hastalarla temastan kaçınmak gibi hu­suslar hakkında bilgi verilir ve ken­dilerine bu gibi imkânlar temin edilmiş. Bundan maada çok yüz güldürücü ve kütlevî bir korunma vasılası da verem, savaşdır. Biz bu aşıyı icat eden nüfus gruplarım tüberkülin muayenesiyle kontrol ettikten sonra, büyük ölçüde yapmaktayız. Son birkaç senelik rakamlar bu yolda ne hızla ilerlediğimizi göstermektedir. 1949 da bütün memlekette 69.618 kişi muayene edilip bunlardan 14.925 kişi aşılandığı halde 1953 de 2.163.479 kişi muayene edilerek bunlardan icat eden 904,445 i aşılanmıştır. Bu yekûn 1954 senesi i-çinide daha da yükselmiştir. Ve önü­müzdeki senelerde büsbütün hızlana­rak bütün memlekete şamil olmak yo­luna girecektir.

Verem hastalarını gerek başlangıç ha­linde, gerek etrafa mikrop saçacak de­recede ilerleme vaziyetinde bulup mu­ayene etmek ve kendilerini tedavi mü­esseselerine sevk etmek için en verimli teşkilât verem mücadele dispanserleri­dir. Teçhizatı modern bir dispanser iyi yetişmiş elemanların elinde mücadele hususunda paha biçilmez faydalı ça­lışmalar temin eder. Yalnız bunların sayılarının çok ve memleketin her ta­rafına yaygın olmaları şarttır. Bu ba­kımdan da son yılların rakamları çok dikkat çekicidir. 1949 da bütün Türki­ye'de Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Ve­kâletine ait olmak üzere 8 dispanser bulunurken, bugün, taunların sayısı 44 e çıkarılmıştır. Ayrıca verem savaş derneklerine ait olup, Vekâletimizin her husustaki yardımlariyle, vilâyetle­rimizde kurulan dispanserlerin sayısı da 37 yi bulmuştur. Bu derneklere Vekâletimiz elden gelen bütün yardım­ları yapmayı  vazife bilmektedir.

Veremden korunma yolunda elde edi­lecek en faydalı netice çocuk doğarken mektebe girerken ve askere alınırkenverem aşısını tatbik etmek ve yurdun her tarafında yeteri kadar ve iyi bir teknikle işleyen kontrollü dispanserler kurmaktır.

Bu dispanserlerde tesbit edilen hasta­ların tecrit ve tedavisi de istenilen miktarda hasta yatağına sahip olmaya ihtiyaç gösterir. Aynı zamanda bu ya­takları hâvi tesislerin, bütün modern tedavi vasıtalariyle teçhiz edilmiş ol­ması da lâzımdır. Bu hususta son yılların rakamları ne derece ilerledi­ğimizin beliğ bir şahididir. 1950 de Sıhhat Vekâletinin elinde, bütün mem­lekette 1.097 verem; yatağı bulunma­sına karşı bugün bunların sayısı 6.557 ye çıkarılmıştır. Biz bu miktarla da kalmayacağız. Prevantoryum, sanatoryum, verem hastahanesî, kemik hastahaneleri ve verem pavyonları gibi tesislerimizdeki yatak mecmuu en  az: 10.000 i aşınca veremle mücadele bir hayli kolaylaşmış olacaktır. Bugün çok şükür verem tedavisi de pek ilerlemiş­tir. Yeni bulunan ilâçlar dikkatli kont­rollü ve birbirleriyle müşterek surette ve mutlaka bir mütehassıs eliyle ye­rinde ve zamanında ve diğer tedavi vasıtalariyie birlikte tatbik edilince bu hastalığın bir çok safhalarında iyi neti­celer vermektedir. Bundan maada cer­rahî tedavi de veremin dahilî tedavi­sinin pek kuvvetli bir yardımcısı ve hattâ bazen yegâne şifa vasıtası haline gelmiştir. Müesseselerimizde bu usul­lerden de istifade etmekteyiz. Verem­den kalkanları, icap ediyorsa, sıhhî du­rumlarına uygun bir meslekte yetiştir­mek üzere rehabilitasyon tesisleri de kurmuş .bulunuyoruz ve bunların' sayı­larını da; arttıracağız.

Muhterem vatandaşlar,

Devlet bu yolda teşkilât kurduğu, te­sisler vücuda getirdiği sırada halk ta­rafından da sıkı bir işbirliği görmezse başarı gecikir ve tam olmaz. Evvelâ devletin veya savaş derneklerinin ve­remle mücadele, hakkında radyo, bro­şür, afiş, film, seyyar sergi ve sağlık müzesi gibi vasıta ve tesislerle verdiği bilgiler, veremle mücadele ve verem­den korunmak bakımından çok fayda­lıdır. Halk bunlardan istifadeyi vazife bilmelidir. Onun kadar ve belki daha mühim olan diğer bir vazife de verem savaş derneklerine aza olmak, bu der­neklerin sayısını arttırmak, verem mü­cadelesine her gün daha fazla bir kuv­vet ve tesirle katılmaktır. Vekâletimiz-ce yardım gören, desteklenen ve 1949 da bütün memlekette 56 tane iken ha­len sayılan 109 u bulan bu dernekler şimdiye kadar çok hayırlı ve başarılı işler görmüşlerdir. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya Ve daha birçok yerlerdeki verem savaş derneklerinin çalışmaları buna bir misaldir. Bu teşbit ve fedakârlıkla büyük bir yurtseverlik vazife gören idealist arkadaşlara, .millî sağlığa olan büyük hizmetlerin­den dolayı tefekkürü bir vazife foilmekteyim. Türkler eskiden beri hayrı savaş," düşkün; yardım eder. faziletli 'insanilerdir. Bunun verem savaşındaki misallerini d s birçok vatandaşlarımız .göstermiştir. Bütün milletin şuurlu ve kütlevî süreçte verem savaşı demekle­rine yardımı is.e, bu çok tehlikeli sos­yal âletle savaşta, ileri memleketlerde "halkla devletin elele vermelerini yurdumuzda gerçekleştirecek ve mücade­lenin az zamanda kat'î ;;afere ulaşma­sına  sağlıyacaktır.

Hepimize bu davanın kökünden halle­dildiğini .görmek günlerinin yakın olmasını bütün kalbimle temenni  eder, sevgili milletimize muvaffakiyetler di.

Ankara:

Zafer gazetesi yarınki nüshasında «fır­sat kolluyanlara fırsat veremiyecektir» başlığı altında. mühim bir başmakale 21.2 retmektedir. Bu başmakaleyi, binaen, aynen neşrediyo­ruz i

Amerika ile1 Türkiye arasındaki,dostluk münasebetleri, başkalarının gıpta mucip olacak kadar esaslıdır. Tür­kiye'nin sulhu korumaktaki azmi, da­na Nato'ya girmeden önce görül­müştü ve bu. iki memleket arasındaki görüş ve beraberlisinin eseri idi.

Memleketimizin vaziyetini, memleke­timizdeki hâdiseleri takip eden, tahli­le tâbi tutan hiçbir kimse bu büyük ve tarihî hakikati gözönünden uzak bulunduramaz. Zira gerek iç politikamız­da gerek dünya sulhunun korunması hususundaki gayretlerimizde, memle­ketimizde cereyan etmiş olan bu kök­ten değişikliğin tesirleri kafidir.

Hakikat şu'dur ki, Türkiye'de artık ta­hakküme dayanan, seçimle uzaktan ya­kından hiçbir alâkası olmayan ve za­man zaman takrir-i sükûn kanunları­na, istiklâl mahkemelerine, örfî idare­lere yahut seçim şekavetlerine daya­nan idareler devri sona ermiş ve Türk milleti kendi işlerine bizzat elkoymuş bulunuyor.

Ne teessüfe ?ayan bk haldir ki, bütün bu hâdise ve hakikatlerden tamamiyie tegafül gösterilerek memleketimizi iç­te ve dışda zayıf göstermeğe matuf tez­vir ve iftiralar hâlâ devam etmektedir.

Halbuki 1950-1954 arasında iç ve dış politikamızda,, iktisadî gidişimizde ik­tidarımıza  kargı  söylenmedik sözyapılmamış iftira bırakılmamıştı.

Buna rajmen bu tezvir ve iftiralar partimiz iktidara geldiğinden beri âdeta temit plâvı gibi bin defa söylendikle­ri halde genele alının tazelenip tek­rarlanmak vadisine saplanmış bulu­nuyor.

Şu halde hem içte ve dıştaki bu mak­satlı teşebbüslerin arz ettiği aşikâr muvazilik üzerine hem de bu tezvir ve if­tiraların hangi Ümitlerle harekete gel­diği noktasında durmak lâzımıdır. Bu hâdiseleri çünkü bütün dikkatimizle adım adım takibetmek bizim için bir vatan borcudur.

Asıl şayanı dikkat olan cihet, bu neş­riyat ve tezviratın, başka memleket­lerde ancak uzun seneler zarfında ta­hakkuk ettirilebiliri iş siyasî ve içtimaî inkılâpların, memleketimiz tarafından Üç beş sene gibi kısa bir müddet zar­fında tahakkuk ettirildiği ve dünya barışını müdafaa bahsinde memleketi­mizin her taraftan fazla temayüz et­miş gayretler sarfettiği bir zamana rastlamasıdır.

Dâva bizim için asıl bu bakımdan mü­himdir. Bundan dolayıdır ki, üzerinde ısrar ediyoruz.

Bu memleket siyasî istiklâlini kazana­bilmek için nehirler gibi kanlar akıt­mış, dünyanın emeğini harcamış bir memlekettir. İstiklâlimizin tamamiyle tehlike altında bulunduğu senelerden henüz uzaklaşmış değiliz.

Fakat siyasî istiklâlin yanında, mesele­nin diğer tarafı da mühimdir.    .    ,

Sanayiini kurmamış, ziraâtini İlerlet­memiş, limanını, silosunu, barajlarını yapamamış velhasıl iktisadî cihazlarınıda iptidaî merhalede saplanmış kal­mış olan bir memleketin hakikî mâ­nasında iktisadî istiklâlimden bahsedi­lemez.

Dünyanın böyle bir devrinde ve bizim bulunduğumuz gibi bu kadar tehlikeli bir coğrafî mevkide, iptidaî bir iktisa­dî bünye ile ve bunun bir neticesi ola­rak kendini müdafaa etmenin imkân­larından mahrum bulunarak mevcudi­yetini idame etmenin imkânları ne ka­dar daralır.

İktisadî ve siyasî istiklâllerin birbiriy­le mütedahil mefhumlar olduğunu ay­rıca izaha hacet yoktur.

İşte bundan dolayı, her zorluğu yenerek siyasî istiklâlimizi her fırsatta teyit etmek istiyen ve diğer taraftan iktisadî ve kalkınmasını sürat­le itmam, etmek dâvasını bekasının te­minata mânâsında ailen memleketimi­zin ve hükümetimizin bu iki esas üze­rinde ne derecelere kadar hassas ola­bileceğinin içte ve dışta iyice bilinmesi ve dostlarımız tarafından iyice tak­dir edilmesi icap eder.

Bizim bu dâva üzerinde böyle bu ka­dar ısrarla durmamızın ve daha da duracağımızın sebepleri işte bunlardır.

Şimdi aleyhimizdeki sistemli tezvirat ve neşriyatın mahiyeti üzerinde durdu­ğumuza göre 'bir de neden bunlara şu. sıralarda bilhassa hız ve genişlik ve­rilmek istendiğini düşünelim:

Bugün ve yarın Türkiye'nin sulh cep­hesi namına arzetmekte olduğu imkân. ve başarılar bakımından da mütalâa edilecek olursa, tam şu sırada ona öl­çüsüz ve 'gözü kapalı hücum etmenin, mânası daha büyük- ehemmiyet alır.

Şu sırada çünkü, Türkiye geçirmekte olduğu derin iktisadî inkılâbın yanın­da bir de siyasî ve askerî bünyesini de süratle takviye etmektedir.

İşte tanı bu sıradadır ki, bizi vurmak-istiyorlar. Anlaşılan bugünü son fırsat-zamanı addediyorlar ve bunu kaçır­mak istemiyorlar.

10 Ocak 1955

Ankara:

Göçmenlere Yardım Derneği Ankara: Şubesinin senelik kongresi bugün Türk ocağı salonunda toplanmıştır. İdare ve murakabe heyetlerinin raporları okunup tasvip edildikten sonra yeni idare kurulu seçilmiştir.

Ayrıca kongre tarafından Reisicumhur Celâl Bayar'a ve Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'a ve Başvekil Ad­nan Menderes'e ve diğer devlet adam­larına saygı telgrafları çekilmiştir.

Kongre üyeleri Anıt-kabre giderek Atatürk'ün manevî huzurunda saygı du­ruşu yapmış ve göçmenler adına bir çelenk koymuşlardır.

Adana:

Seyhan Veremle Savaş Derneğinin ilk modern dispanseri bugün saat 11 de açılmıştır. Seyhan mebuslarından Si­nan Tekelioğlu. ile Yurtiçi.Altıncı Bölge Kumandanı, Belediye Reisi, Sağlık, Maarif, Teknik Ziraat Müdürleri, dok­torlar ve davetlilerin hazır "bulunduğu açılış töreninde dernek başkam Dr. Ali Menteşeoğlu ile Sağlık Müdürünün konuşmalarından sonra y.eni dispanser Vali Muavini Hadi Koçak tarafından hizmete açılmıştır.

Dispanserin arsasını Vilayet Umumi Meclisi vermiş ve röntgen cihazın. Kı­zılay hediye etmiştir. Sıhhat ve İçti­maî Muavenet Vekâlleti İ5 bin lira yardımda bulunmuştur. Arsa, röntgen ve bahçe tanzimi hariç el arak yalnız bina Ver.emle Savaş Derneğine 84.280 liraya mal olmuştur. Halkın nisbeten kesif bulunduğu Karşıyakada inşa edi­len bu dispanser, 50 bin nüfuslu bir sa­hanın hastalarıyla meşgul olacaktır. Dernek ayrıca iki yeni dispanser açma­ğı kararlaştırmıştır.

Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da, Amerika Birleşik Devletleri Hava Erkânı Harbıyei Umumiye Riya­seti İlmî İstişare Kurulu ve Nato Ha­vacılık Araştırma ve Geliştirme İsti­şare Grubu Başkanı Dr. Von Kaoman'ı kabul etmişlerdir.

Bu kabulde Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes de hazır bulunmuştur.

. Ankara:

Makine Kimya Endüstrisi Kurumu Umum Müdürü Hulki Yanat kurumun son senelerde şeker sanayinin inkişa­fında makine ve slât temini yolunda giriştiği faaliyet hakkında kendisinden malûmat rica eden Anadolu Ajansı mu habisine aşağıdaki izahatı vermiştir;

Son senelerde şeker istihlâkinin geniş mikyasta artmış olması muvacehesin­de mevcut şeker fabrikalarına ilâveten yeni fabrikaların kurulduğu ve haltta bunlardan bazılarının kısa bir zamanda ikmal olunarak istihsale açılmış bu­lundukları malûmdur.

Şeker fabrikalarının "bu inkişafı karşı­sında, Makina ve Kimya Sanayinin te­mel taşı olan Makina ve Kimya En­düstrisi Kurumu bu inkişafı desteklemek vazifesini üzerine almanın bir yurt hizmeti olduğunu düşünerek der­hal faaliyete geçmiştir.

Müessesemizin bu husustaki faaliyeti­nin esası şeker istihsalimde kullanılan pancar ziraati için lüzumlu alet ve makinaları yaparak bir an evvel müs­tahsil köylünün emrine amade kılmak şeklinde tecelli etmiştir.

Üç yıldır Ziraat Vekâletinin direktif­leriyle köylünün ihtiyacı olan değişik tipte ve binlerce adet olmak üzere zi­raat aletleri imal ;ederek ziraî donatım eliyle köylüye tevziini sağlamış bu­lunmakta ve böylece mühim miktarda. dövizin harice gitmesini önlemiş bulun maktadır.

Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu bu defa hububat ziraat aletlerine ilâ­veten ş.eker pancarı ziraat aletlerinin imalini ele almağı millî menfaat ve iktisadî İrikiş arlarım.z icabı olarak te­lâkki etmiş bulunmaktadır.

Değişik işler yapan 5 fabrikasının de­vamlı ve programlı olarak inkişafını ve yurdumuzun her sahadaki ihtiyaç­larını tatmin yönünden gösterdiği ba­şarılı çalışmalarını yakınen takip eden. şeker şirketinin kıymetli idarecileri mevcut ve kurulan şeker fabrikaları­nın pancar ihtiyacını karşılayacak pan­carın istihsalinde kullanılan lüzumlu ve zarurî olan aletlerinin kurumumuz­da imalinin uygun olacağını göz Önün­de tutarak 12.770.000 liralık sipariş vermişlerdir,

Pancar istihsalinde kullanılan makine ve aletlerin imalâtı hazırlıklarında, şe­ker şirketinin kıymetli ve bu hususta geniş tecrübe ve bilgiye sahip eleman­ları ile işbirliği sağlanmış ve fikirle­rinden çok istifade olunmuştur. Bunu burada bilhassa teşekkürlerimle kay­detmek isterim.

Bu siparişlere lüzumlu malzemenin tak­mamı Kırıkkale Çelik fabrikamızla, Karabük Demir Çelik Müessesesinde hazırlanmış ve hariçten hiç bir şey alınmamıştır. Böylece şeker şirketi ile işbirliği yapan kurumumuz 12.770.000 liranın memlekette kalmasını sağlamış­tır.

Şeker şirketi ilebirlikte çalışmalarımı­zın esasının şu prensibe dayandığını bilhassa  tebarüz ettirmek isterim:

Kurumumuz, imalâtçı ve şeker şirketi ise sipariş veren bir müşteri olmakla"beraber pancar istihsalinde kullanılan değişik tip ve evsaftaki makine ve aletlerinsürekli ve külliyetli İmallerini temin .etmek için tesislerimizin takvi­yesine ve noksanlarının ikmalineaynı zamanda şeker şirketi de maddî yar­dımlarla iştirak  edecektir.

Bu şu demektir ki, Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu devamlı olarak şe­ker istihsali irin pancar müstahsili köylünün hizmetine girmiştir.

Şeker ziraatine verilen ehemmiyeti göz önünde tutan Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu istikbale matuf ol­mak üzere pancar ziraat aletlerinin her çeşidinden yeter miktarda imal etmek için gerekli etüdleri yapmakta ve bu maksadın tahakkuku için de tesislerine lüzumlu ilâveleri yapmağa karar ver­miş bulunmaktadır.

Bu yıl imalâtı devam eden ziraat âlet­lerinin zamanında köylünün eline geç­mesini temin maksadiyle imalâta hız la devam olunmakta ve mamul hale gelen aletler şeker şirketinin tertiple­diği mürettep mahallerine muntaza­man sevk oluşturmaktadır.

Ezcümle, bugüne kadar 10 bin adet tırmık ve dörtyüz otuzbeş adet hazır­lanmış olan dörtlü pancar minzerinden 135 adedi aşağıda açıklanan mahallere sevk olunmuşlardır:

Akhisar, Soma, Susığırlık, Bandırma, Balıkesir, Burdur, Eğridir. Kırkağaç, Keçiborlu.

Diğer mıntakalara da zamanında yetiş­tirilmek üzere imalâta ara vermeden devam olunmaktadır.

11 Ocak 1955

Ankara:

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

1955 yılı için Büyük Millet Meclisi bütçe encümeninde kabul edilenMillî Mü­dafaa Vekâleti bütçesi 725 milyon li­radır. Bu miktar geçen seneki Millî MüdafaaVekâleti  bütçesinden125 milyon lira fazladır,

İstanbul:

Milletlerarası İktisadî İşbirliği Nazırlar toplantısına ve Kato Konseyi içtimalarına iştirak edecek olan ve bu sabah trenle Ankara'dan İstanbul'a gelen Başvekil Yardımcısı Devlet Vekili Fatin. Rüştü Zorlu saat 12.30 da uçakla Paris'e müteveccihen Roma'ya hareket etmiştir.

12 Ocak 1955

İnegöl:

Kazamızda inşa edilen 65 adet göçmen evi, bugün yapılan bir merasimle sahiplerine verilmiştir.

Merasimde Bursa Valisi, Vilâyet Erkâ­nı, Kaymakam. Belediye Reisi ve ka­labalık bir vatandaş kitlesi hazır bu­lunmuştur. Vali kısa bir konuşma ya­parak hayırlı ve uğurlu olması temen­nisiyle evleri sahiplerine tevzi etmiş­tir.

13 Ocak 1955

İstanbul:

Millî Müdafaa Vekâletinin davetlisi olarak memleketimizde bulunan Ameri­kan Hava Kuvvetleri Erkânı Harbiy-Eİ Umumiye Riyaseti İlmî İstişare Kuru­lu araziye Nato Havacılık Araştırma vs Geliştirme Grup Başkanı Prof. Thodore Von Karman bugün saat 17. 30 da Teknik Üniversitenin 50i No. lu salonunda roket motorları mevzulu bir konferans vermiştir.

İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili, Vali. Muavinleri, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerimize mensup yüksek rütbe­li subaylar Üniversite profesör ve Öğ­rencileri ile basın mensupları tarafın­dan başından sonuna kadar büyük bir alâka ile takip olunan bu konferansta Prof. Karman projeksiyonla mevzu ile alâkalı resimler göstermiştir.

Roketin en eski ve en saf bir tepkili motor olduğunu söyleyen Profesör Karman roket en eskidir çünkü 13 ün­cü asırda kullanılmıştır. En saftır, çünkü tahrik için lüzumlu havayı at­mosferden almaz demiştir.

Filhakika Dr. Karınan eski Türkçe ya­zılmış kitaplardan aldığı resimlere da­yanarak Türklerin o tarihte roket prensibine dayanan oklar kullanmış olduk­larını söylemiştir.

Prof. 4. Murat zamanında hezarfen Hasan Çelebinin roket imal ettiğini de söylemiştir.

Müteakiben Theodore Von Karman 1865 yılında! İngiliz Congreve'in ro­ketlerin ilk defa ve sistemli olarak harp silâhı halinde kullanılmasından zamanımıza gelinceye kadar geçirdik­leri istihaleyi anlatmış ve bugün mev­cut muhtelif cins ve sistem roketlerle karşılaşılan teknik zorlukları izah et­miştir.

Prof. Karman yarın saat 10 da uçakla Roma'ya gidecek bir gece orada kal­dıktan sonra Paris'e geçecektir.

14 Ocak 1955

İstanbul:

B.M.M. nin davetlisi olarak bugün memleketimize gelen Fransa Millî Mec­lisi Heyeti şu zevattan müteşekkildir:

Gaston Palewski (R.S. Partisinden es­ki nazır ve meclis birinci başkan veki­li, gazeteci, heyet başkanı)

Pierre Pflimlin (M.R.P. ve parti lider­lerinden, eski nazır ve avukat)

Felix Gaillard (Radikal Sosyalist, .bir­çok nezaretler siyasî müsteşarlığında bulunmuştur, maliyeci )

Haingeard (A.R..S. partisinden gazete­ci)

LrS toueneau (M.'R.P. eski nazır ve par­tinin nüfuzlu şaihsiy etlerin d en)

Conte (S.F.Î.O. partisinden gazeteci)

Louis Christians (Müstakil Cumhuri­yetçi ve eski hava nazırı, ses duvarını , tacir)

Max'orusset (R.S. partisinden, sanayici)

Edouard Bonnefous (U.D.S.R. partisin­den meclis grubu başkanı, eski nazır, yüksek beynelmilel ilimler enstitüsü profesörlerinden)

Ankara:

Ankara Radyosu bu akşam saat 21,15 de Adliye Vekili Osman Şevki Çiçek-dağ ile radyo muhabirinin yapmış ol­duğu bir röportajı yayınlamıştır. Kar­şılıklı konuşma şeklinde cereyan eden röportajda Adliye Vekili radyo muha­birinin muhtelif suallerini şöyle cevap­landırmıştır:

. Adliye Vekili adli teşkilâtın 1950 den beri kaydettiği inkişaflar, mahkemele­rin iş hacmi ve. faaliyet durumları ile-merî kanunların memleket ihtiyaçla­rını karşılayıp karşılamadığı ve yeni kanunlar üzerinde sorulan suallere ce­vaben demiştir ki:

950 yılında 800 mahkeme ve adalet dairesi mevcut iken adaletin halkın yanına götürülmesi ve ihtilâfların süratle ve icabında mahallinde halledil­mesi, ceza dâvalarının sürüncemede kalmaksızın intacı düşünce ve prensip­leriyle 586 yeni mahkeme ve adalet dairesi kurularak bu miktar halen 1336 ya çıkarılmıştır. Bu şekilde yeniden kurulan mahkemeler arasında 118 na­hiye sulh, 45 gezici arazi ve kadastro, 17 gezici topraklandırma ve 15 iş mah­kemesini zikredebiliriz. Ancak birçok nahiyeler kazaya çevrildiği cihetle bu­ralarda bulunan sulh mahkemeleri de asliye mahkemesi haline ifrağ edilmiş ve bazı yerlerde mürettep ağır ceza mahkemeleri kurulduğu gibi vilâyet merkezlerindeki mürettep ağır ceza mahkemelerinden bazıları da müstakil ağır ceza mahkemesi haline getirilmiş ve işi çok olan yerlerdeki asliye mah­kemelerinin adedi de arttırılmıştır.

Teşkilâtın bu genişlemesine muvazi olarak hakimlere adliye mensupları kadrolarında da takviyeler yapılmış ve 351 hakim ilâvesi suretiyle hakim kadrosu 3294 e yükselmiştir.

Adaletin mânevi varlığı ilemütenasip olarak peyderpey adalet sarayları ve binalar yapılmış bulunmakta ve baş­lanmış olan inşaatın ikmaline de de­vam olunmaktadır. Ayrıca mahkeme­lerin çalışabilmesini, işlerin süratle ve kolaylıkla intacını. temin maksadiyle yazı makinası, kasa gibi lüzumlu vası­talar temin edilerek mahallerine gön­derilmiş bulunmaktadır.

Bütün hukuk ve ceza mahkemelerimi­ze senede vasati olarak 1,5 milyon iş gelmekte olup burüarm intacı hususunda hakimlerimiz feragat ve faziletle çalışmakta ve yıllık mesailerini az bir devirle kapamaktadırlar.

Bu günkü mevzuatımıza göre mahkemelerimiz tarafından verilen nihaî ka­rarların tetkik mercii temyiz mahke­mesidir. Temyiz mahkemesi 1954 yılı­nın 11 ayında gelen 159 bin küsur iş­ten 143 binini intaç etmiştir. Bu rakam, haddizatında içtihat tesisiyle vazifeli bir prensip mahkemesi olan temyiz mahkemesinin ne kadar mahmul bir durumda olduğunu göstermektedir. İş adedinin artmış olmasına mukabil de­vir adedini azaltmak suretiyle" büyük bir gayret ve faaliyette bulunan tem­yiz mahkemesi mensuplarına teşekkü­rü bir borç bilirim.

İlk mahkemelerle temyiz mahkemesi arasında ikinci bir merci olarak kurul­ması düşünülen ve hükümet progra­mında yer almış olan İstinaf Mahkeme­lerinin teşkili, personel ve bütçe imkân lan dairesinde bir an evvel tahakku­kunu arzu ettiğimiz bir husustur.

Demokratik hayatın icapları ve içti­maî bünyemizde mevcut bulunan inki­şaflar, yürürlükteki kanunların tatbi­katından elde edilen neticeler bir ta­raftan bunların esaslı bir revizyona ta­bi tutulması ve diğer taraftan içtimaî hayatımızda kendini hissettiren bazı noksanlık ve aksaklıkları gidermek maksadiyle yeni kanunlar hazırlanma­sı lüzumunu doğurmuştur. Bu cümle­den olarak Türk Ceza Kanununun memleket sathında en çok tatbik edilen 106 maddesi tadil edilmiş ve kanuna günün ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeni hükümler ilâve olunmuştur. Ay­rıca ateşli silâhlar ve bıçaklarla işle­nen suçların ikama ehemmiyetli dere­cede ve şekilde mâni olucu mahiyette hüküm ve tedbirleri muhtevi bulunan «ateşli silâhlar ve bıçaklar hakkındaki kanun  meriyet mevkiine girmiş bu­lunmaktadır.

Hususi hukuka müteallik mevzuatta da muvazi çalışmalarda bulunulmakta­dır. Ticaret hayatımıza bugünkü mün keşif haliyle daha iyi intibak eyleye­cek yeni «ticaret kanunu lâyihası» ve bizde de büyük bir gelişme kaydeden hava seyrüsefer faaliyetini madam esaslara ve beynelmilel anlaşmalara uy-;gun olarak tanzim .eden hava seyrüse­fer kanunu lâyihası hazırlanmış ve Bü­yük Millet Meclisine sevk olunmuş­tur. Diğer taraftan Medenî Kanunu­muzun 28 senelik tatbikatının meyda­na çıkardığı ihtiyaçlar dairesinde ve demokratik ruhuna ve ilmî esaslarına sadık kalınmak şartiyle tadiline teşeb­büs olunmuş ve bu maksatla Vekâleti­mizde kurulan mütehassıslardan müte­vekkil bir komisyon kanunun 500. maddesi üzerindeki çalışmalarını ik­mal etmiştir. Çalışmalara sür'atle de­vam edilmektedir. Avukatlık Kanunu üzerinde de avukatlık mesleğinin en iyi şartlar dairesinde inkişafını sağla­maya matuf bir tadil hazırlanarak Bü­yük Millet Meclisine sunulmuş olduğu gibi icra işlerimizi yeni -esaslara göre ayarlamak gayesiyle İcra ve İflâs Ka­nunu üzerinde de çalışmalara başlan­mıştır. Hukuk ve ceza dâvalarının sür­at v.e emniyetle intacını temin etmek maksadıyla hazırlanmış olan usül ka­nunu lâyihası Büyük Millet Meclisine sevkedilmiş bulunmaktadır. Türk Ce­za Kanununun bünyemize daha uygun bir hale getirilmesi için biri tatbikat­çılardan, diğeri profesörlerden . müte­şekkil iki komisyon tarafından hazırla­nan lâviha üzerinde son çalışmalar in­taç edilmek üzeredir.

Osman Şevki Çiçekdağ, «matbuat hür­riyeti, bu hürriyetin suiistimali, şeref" ve haysiyetlerin ve devlet itibarının korunması ile 'sağ ve sol cereyanlara karşı ne gibi tedbirler alınmıştır?» su­allerini söyle cevaplandırmıştır:

«Matbuatın millet bünyesinde icra eylediği müsbet tesirlerin kıymet ve ehemmiyetini öteden beri kabul etmiş olası iktidarımız, eski devrin mahsulü olan ve demokratik inkişafımıza uymayan 1931 tarihli matbuat kanunu ye-Tine, Teşkilâtı Esasiye Kanununun 70 ve 77 inci maddelerindeki esaslar dai­resinde hazırlanan ve matbuat hürri­yetini teminat altında tutan yeni basın kanunu ile matbaalar kanunu meriyet mevkiine konmuştur. Yine bu cümle­mden olmak üzere matbuat hürriyetinin suiistimaliniönlemek, vatandaş şeref ve haysiyetini korumak ve devletin âli menfaatlerini vikaye eylemek üzere yeni bazı hükümler ve tedbirler ka­bul edilmiştir. Ayrıca Matbuat hürri­yetini uzaktan veya yakından gölge­lendirmesi muhtemel görülen Türk Ceza Kanununun 161 inci maddesi hükmü de demokratik inkişafımıza muvaziolarak tâdil edilmiştir.

"Bu arada vatanın kurtarıcısı ve Cum­huriyetimizin kurucusu büyük Ata­türk'ün manevî varlığına ve hatırala­rına karşı işlenen ve aynı zamanda amme efkârında derin akisler ve tep­kiler yaratan suç faillerinin cezalandı­rılması lüzum ve zarur.eü muvacehe­sinde Büyük Millet Meclisince kabul Duyurulmuş olan kanunun hayırlı ve semereli neticelerini memnuniyetle mü şahede etmiş bulunuyoruz.

Millî birliği yıkmak, millî istiklâl ve hâkimiyeti kaldırmak, vatan bütünlü­ğünü parçalamak gibi ağır ve vahim gayeler istihdaf eden bu nevi faaliyet­lere karşı temkinli mahiyette gereken tedbirleri ittihaz etmiş bulunmaktayız. Kanun dışı addettiğimiz komünizm ile mücadele mevzuunda bilhassa Türk Ceza Kanununun 141 ve 142 inci mad­delerinde 1951 yılında yapılmış olan bir tadil ile yeni hükümler kabul edil­miş cezalar şiddetlendirilerek idama kadar giden cezalar derpiş olunmuş­tur.

"Lâyıkıyla aykırı sağ cereyanlara karşı mevcut kanunî müeyyideler hassasi­yetle tatbik edilmekte ve dinin siyase­te alet edilmemesi için de müessir hü­kümler derpiş edilmiş bulunmaktadır.» .Adliye Vekili Çiçekdağ bazı suçlara müteallik  dâvaların  duruşmalarının gizli yapılmakta olduğu bahsindeki bir suale de cevaben demiştir ki:

«Türkiye'de millet adına kaza hakkını kullanan ve tamamiyle müstakil olan mahkemelerimizdeki muhakemeler Teşkilâtı Esasiye Kanunu ve usul hü­kümleri dairesinde açık olarak rüyet edilir. Herkes duruşmalarda bulunabi­lir. Şu kadar ki, bazı hallerin duruş­maların açıklığı esasına istisna vaze­dilmesi zaruretini doğurabileceğini derpiş eden kanun vazi ileri demok­rasiler mevzuunda olduğu gibi gizlilik kaidesini ve bunu icap ettiren husus­ları Teşkilâtı Esasiye ye, Ceza Muha­kemeleri Usulü ve Hukuk Usulü mu­hakemeleri kanunlarının mahsus mad­delerinde zikir ve tadat eylemiş bu­lunmaktadır.

Ezcümle umumî âdap ve emîüyeti muhafaza maksadiyle duruşmanın bir kısmının veya tamamının gizli yapıl­masına hâkim veya mahkeme ya resen veya alâkalıların talebi üzerine karar verebilir. Bu selâhiyet mahkemelerin, hâkimlerin mutlak hakları cümlesindendir. Ancak hataya düşülmesi sure­tiyle aleniyet prensibinin ihlâli hük­mün bozulmasını mucip aslî sebepler­den maduttur.

Mahkemelerimizde kanun ve usul hü­kümleri dışında gizli duruşma yapıl­ması asla bahis mevzuu değildir ve ola­maz.

Adlî Tıp Müessesesi hakkında da Os­man Şevki Çiçekdağ şunları söylemiş­tir:

«Günün ihtiyaçlarına uygun, fennin ve tıbbın en son inkişafları nazarı dikka­te alınarak hazırlanmış olan ve halen tatbik edilmekte bulunan 6119 sayılı kanuna göre adlî tıp müessesesi yeni­den kurulmuş, gerekli malzeme ile teç­hiz edilmiş ve şubeleri .de takviye görmüştür. Yalnız 8 mütehassıs azadan teşekkül edecek olan adlî tıp meclisine lüzumlu vasıfları haiz âza tedarikin­deki müşkülât sebebiyle meclis henüz kurulamamış ise de bunun pek yakın­da» kurulabileceğini ümit etmekteyiz. Maamafih kanunun verdiği selâhiyete dayanarak hizmetlerin ifası temin edilmektedir."

Adliye VekiliÇiçekdağ, mahkemelerin istiklâli, hâkimlerin teminatı, tayin, terfi ve nakillerinde takip edilen usul­lerle, emekli sandığı kanununun 39 uncu maddesinde yapılan son tâdilin hakimlerin durumlarında ne derecede müessir olacağına dair sorulan iki su­ali su şekilde cevaplandırmıştır:

"Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzun 54 üncü maddesi hâkimlerin bilcümle dâ­vaların muhakeme sinide ve hükümleri de müstakil ve her türlü müdaha­lelerden azade olduklarını tasrih et­mektedir. Bu sebeple verecekleri ka­rarlardan dolayı mahkemelerimizin herhangi bir tesir altında bırakılmala­rı bahis mevzuu olamayacağı gibi ka­nun dairesinde ittihaz ettikleri karar­lardan dolayı hâkimlerin muahezeleri cihetine de gidilemez.

Hâkimin teminatına gelince, hâkim­ler kanunumuzun tesbit ettiği esaslara göre ve bazı istisnalar dışında bu ye­dinci dereceden itibaren başlayarak herhangi 'bir sebeple dahi olsa. hâkim­lerimizin maaşlarından mahrum edilemeyeceği, muvafakatları alınmadan mevki ve memuriyetlerinin değiştirilemeyeceği ve Vekâlet emrine alınamıyacağı prensibine toplanmaktadır.

Hâkim ve müddeiumumilerimiz hukuk tahsili yapmış kimseler arasından seçi­lerek muayyen bir müddetmahkeme­lerde staj yaptırıldıktan sonra vazife­ye tâyin olunmaktadırlar. Herhangi bir takdire gidilmeyerek ilk tâyinler kur'a ile yapılmaktadır.

Hâkimlerin mesleğe alınmaları ile, meslekteki terfi ve nakilleri ve bu. hu­suslara ilişkin sair cihetler hâkimler kanununun hükümleri dairesinde cere­yan etmektedir. Bu kanun hükümleri­ne göre, hâkim ve müddeiumumilerle muavinleri temyiz mahkemesi reisi ve azaları ile vekâlet mensuplarından mü­teşekkil ayırma meclisleri tetkikatı esas alinmafe üzere terfie lâyık 'görü­lerek iki senede bir terfi ettirilmekte­dirler. Vazifede gösterilen liyakata göre bu terfiler mümtazen, tercihan veya adiyen yapılır.

Nakil hususuna gelince, bu da adliye cihazımızın aksamadan işlemesi, başlı­ca hedefi teşkil eylemek ve hâkimlerin şahsî ve ailevî durumları da nazara alınmak suretiyle tahakkuk ettirilemektedir. Bu mevzuda memleketin mahru­miyet bölgelerinde feragatle çalışan adliyecilerimizin daha müsait şartlar arzeden yerlere nakillerinin teminine gayret edilmektedir.

Emekli Sandığı Kanununun muaddel 39 uncu maddesine göre, 25 sene hiz­met müddetini doldurmuş olan hâkim ve müddeiumumilerin kendi istekleriy­le veya resmen tekaüde şevkleri müm­kün bulunmaktadır. Meslekten ayrıl­mak isteyen .bazı hâkim ve müddeiu­mumilerimiz bu imkândan faydalana­rak istekleri üzerine tekaüde sevk e-dilmişlerdir. Amme hizmetlerinin ras­yonel bir şekilde yürütülmesi gayesini istihdaf eden yaş haddine müteallik mezkûr kanun hükümleri de adalet bünyesinde, münhasıran adalet hizme­tinin en mükemmel şeklinde ifası maksadiyle ve mahalline sarf ve tev­cih suretiyle tatbik edilmiş ve edil­mektedir. »

Hâkimler arasında istifalar, hakimliğin daha cazip bir hale getirilmesi, Vekâlet Merkez Teşkilât Kanunu ile yeni bir hâkimler kanunu mevzuun­daki suallere Adliye Vekili su cevapla­rı vermiştir:

"Filhakika her meslekte olduğu gibi hâkimlikten de zaman zaman istifalar vuku bulmaktadır. Bunu tabiî karşıla­mak ve lüzumsuz endişelere kapılma­mak lâzımdır. Her ne kadar 1954 yılı içinde 134 hâkim, müddeiumumi ve muavinin istifa suretiyle meslekten ayrıldığı görülmekte ise de, bu istifaların sebebini mesleğin cazip halden çıkmış olmasında aramak doğru değildir. Ya­pılan tetkiklerde bir kısım meslektaş­larımınmebus seçimine iştirak. bir kısmının sıhhî ve ailevî zaruretler, di­ğer bir kısmının da avukatlığa ayrıl­mak, yabancı memleketlerde tah­sillerine devam etmek ve mühim bir kısmının da kur'a ile tayin edildikleri yerlere gitmeği arzu etmemek gibi muhtelif sebepleri meslekten ayrılmış oldukları görülmektedir ki, bunlara da mevcut hâkim kadrosu karşısında tabiî addetmek lâzımdır.

Hâkimlik mesleğinin daha cazip bir hale getirilmesi mevzu hazırlanmış bulunan hâkimler kanunu lâyihasında derpiş edilmiş bulunmaktadır. Sıhhî ve ailevi sebepler ileri sürerek ayrılan­lardan bir çoğunun 4 senelik hâkimlik müddetini yeni ikmal ettikkri ve bin netice bunların da avukatlık yapmak gayesiyle hareket etmiş oldukları an­laşılmıştır. Bu şekilde avukatlık yap­mak maksadiyle meslekten ayrılmak ve serbest hayatta çalışmakisteyenleri uzun müddet mesleğe bağlamağa ve her veçhile tatmin etmeye imkân ol­madığı aşikârdır. Terfi edememek veya haksız muameleye maruz kalmak gibi sebeplerin istifalarda âmil olmalığı verilen rakamlardan anlaşılmak­tadır. Hâkimler kanunu hâkimlerimi­ze diğer devlet memurlarındanfarklı olarak iki senede bir terfi hakkını ta­nıdığı gibi .5017 sayılı kanunla hâkim­lerimiz maaşlarından başka bir de hâ­kimlik tazminatı almakta bulundukla­rından kendilerinin rüçhanlı bir mev­kide bulundukları meydandadır. Esa­sen hâkimliğin istiklâl içinde hüküm vermek .gibi mesleği bizatihi cazip kı­lan büyük bir mazhariyeti de var­dır.

Vekâlet teşkilâtının bugünkü ihtiyaç­larına cevap veren ve rasyonel çalış­ma sistemini esas kılan merkez teşkilâ­tı kanunu lâyihası hazırlanmıştır. Yine hazırlanmakta olanyeni hâkimler kanunu lâyihası ile ve her ikisi arasın­daki ahenk temin edilmek suretiyle meclise sevk edilecektir. Bahis mevzuu hâkimler kanunu lâyihasında hâkim­lik mesleğine alınma şartları ve usülleri, hâkimlerin tâyin, nakil ve terfileri "ve hâkimlik teminatı müessesesi mo­dern Garp devletleri mevzuatına ve memleketim izin coğrafî ve içtimaî " bünyesine daha uygun bir hale getiril­mek istenmiştir. Bu arada bütün hâkimlerimizin muayyen müddetlerle mahrumiyet bölgesinde vazife görme­leri kaidesi de derpiş edilmiş bulun­maktadır. »

-Osman Şevki Çiçekdağ ceza infaz mü­esseselerihakkındaki son suale de şu cevabı vermiştir:

-Bu sahada da mazi ile mukayese ka­bul etmiyecek inkişaf ve hamleler sağ­lanmıştır. 674 e yükselen ceza ve tevkif evlerine senede vasatı olarak yüzbin vatandaş girip çıkmaktadır. Her­hangi bir sebeple hürriyeti bağlayıcı bir ce2a ile mahkûm edilen vatandaşla­rın, eskiden olduğu gibi intikam veya kefaret düşünceleri ile değil onların ıslâhı ve cemiyet için faydalı bir unsur .haline getirilmeleri gayesini güden mütekâmil bir infaz sistemi tatbik edil­meye başlanmıştır.

Malî imkânlar nisbetinde yeni ceza evleri inşa ettirilerek bütün mahkûm­ların çalıştırılmasını temin, takip etti­ğimiz 'gayeler arasındadır. Ceza evle­rimizin çoğu eski ve kullanılmaz bir halde iken ve bir kısım da modern infaz usullerinin tatbikine inlâm ver­meyecek bir durumda iken bunların yeniden inşası bilhassa 950 yılından sonra bir program içinde ele alınmış ve 4 sene gibi kısa bir müddet içinde 151 ceza evi binası inşa edilmiştir. İs­tiap hadlerine göre ve mahallî ihtiyaç­lar nazara alınarak muhtelif tipte in­şa ettirilen» bu ceza .evleri arasında bari mühim merkezlerde büyük bölge ceza evleri yaptırılmış ve İstanbul, İz­mir ve Adana'da da büyük mikyasta mahkûmu barındırabilecek modern techizatlı ceza evlerinin inhası için teşebbüslere geçilmiştir.

Mahkûmların sağlığım korumak mev­zuunda da ceza evleri doktorlarının adedini, ceza evleri revirl-eriyle hasta-harı eler indeki yatak adedini arttırmak ve yeni hastahanden, pavyonlar inşa ettirmek suretiyle ciddî tedbirler al­maktayız. Ceza Kanununun 13 üncü maddesinde yapılan değişiklikle mah­kûmların tekrar suç işlemelerine mâni olacak tedbirlere tevessül edilmiş ve münferit hücre devresinin azamî haddi 1 seneye çıkarıldığı gibi, hücre mik­tarı da 950 de 251 İken bugün 591 e yükseltilmiştir. Malîimkânların mü-sadesi nisbetinde hücre adedinin daha da   arttırılması   derpiş  olunmaktadır.

Mahkûmların kültür seviyelerini yük­seltmek ve ahlâkî durumlarını islâh et­mek, kendilerini bu mesleğe alıştırmak gayesiyle birçok ceza evlerinde üçer sınıflı birer okul, kitaplık, atölye ve iş yurtları kurulmuştur. Mahkûmların çalıştırılması mecburiyeti islâhın te­mel şartı olarak kabul edilmiş ve bu

kaide tatbikatında mühim neticeler el­de edilmiştir. Ezcümle 36 merkez ce­za evinde iş yurtları açıldığı gibi, 9 adet is esâsı üzerine müesses ziraî ve sınaî ceza evlerinin durumları takvi­ye ve inkişaf ettirilmiştir. Halen ceza evleri iş şubelerinde 3977 mahkûm ça­lıştırılmaktadır ki: bu mahkûmlar böylece geçimlerini de temin 'etmek suretiyle devlete yük olmaktan kur­tarılmış ve müstahsil bir zümre haline getirilmiş bulunmaktadırlar.

Bu vesile ile adalet cihazımızın, ka­nunların kendisine tevdi ve tahmil et­tiği hizmet ve vazifenin ifasında göstermiş olduğu azimli ve feragatli mesaiyi umumî efkâra arz etmekle bahtiyarım. Ayrıca, Vekâletimizi ilgilendiren mev­zular hakkında umumî efkâra malû­mat arzetmek fırsatını verdiğinizden dolayı size de teşekkür ederim.»

Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan, Bir­leşmiş Milletler Kadın Hakları Komis­yonunda Amerikan delegesi Misis Lo-rena Kahn- gelirimizdeki tetkik ve te­maslarına başlamıştır. Misis Kahn bu­gün Yardımseverler Derneği ve Kız Teknik Öğretim Enstitüsünü ziyaret et­miştir. Mrs. Kahn akşam saat 18.30 da Türk - Amerikan Derneği tarafından şerefine verilse çayda hazır bulunmuş, bilâhare, azası bulunduğu Birleşmiş Milletler Kadın Hakları Komisyonu­nun muhtelif faaliyetleri hakkında bir konferans vermiştir.

Mrs. Kahn kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatta bulun­muştur:

Memleketinize geleli çok olmadı. Fa­kat edindiğim ve geri götüreceğim intibalanının pek müsbet olduğunu hiç çekinmeden söyleyebilirim. Gerek memleketinizi ve gerekse diner birçok memleketleri ziyaretimin sebebi, ka­dınların arzu ve emellerinin nelerden ibaret olduğunu öğrenmektir.

Birleşmiş Milletler anayasası kaleme alındığı sıralarda dünya nüfusundan yarısından fazla bir kütlenin yaşadığı bazı memleketlerde kadınlar erkeklerden farklı muameleye tâbi tutuluyor­du. İşte. bu sebeptendir ki, anayasaya, cinsiyet farkı gözetilmeyeceği hususun­da bir fıkra konmuştur. Azası bulun­duğum komisyonun en büyük vazifesi yeryüzünde erkek ve kadın arasındaki tefriki   kaldırmaktır.

Gayelerimizden bir diğeri de kadın­lara müsavi siyasî haklar tanınmasıdır. Bugün 60 memleket kadına rey hakkı tanımış bulunuyor. Geri kalan 17 mem­lekette de aynı hakkın temini başlıca gayemizdir.

Teminine çalıştığımız başka bir husus da, bütün dünya memleketlerinde aynı hükümleri ihtiva edecek, vatandaşlık kanunlarının çıkarılmasıdır. Bildiğiniz gibi bugün, vatandaşlık kanunları ara­sındaki mübayenet, bilhassa değişik. teb'alara mensup kimselerin evlenme­sinde ve bunlardan doğacak çocukların durumlarının tayininde ciddî ihtilâf­lara sebebiyet vermektedir.

Üzerinde ciddiyetle durduğumuz meselelerden biri de, yaptıkları işin ma­hiyetinin aynı olması halinde kadınla­rında erkeklerle müsavi ücret alması­dır. Memleketinizin sade mevzuat  bakımından değil, pratik hayatta da bu hususu temin etmiş olması şayanı teb­riktir. Amerika'da dahi bu mevzuda federal bir kanun çıkarılması için çalı­şılmaktadır. »

Misis Kahn: Türk - Amerikan Derneği ve Türk Kadınlar Birliğine mensup seçkin bir davetli kitlesi önünde yap­tığı konuşmada, muhabirimize verdiği beyanata ilâveten, Birleşmiş Milletler Kadın Haklar: Komisyonunun, ailevî münasebetleri tanzim eden kanunları da yakından tetkik, ettiğini ve bu ka­nunların, kadın haklarını koruyacak şekilde tadili meselesi üzerinde ciddiyetle  durduğumu  söylemiştir.

Misis Kahn konuşmasına, Türk ve Amerikan milletleri arasındaki yakın dostluk bağlarını belirtmek suretiyle son vermiştir.

Misis Kahn şehrimizde üç gün kalacak, sonra tekrar İstanbul'a gidecektir.

Ankara:

Maarif Vekili Celâl Yardımcı. Büyük Millet Meclisinin bugünkü oturumun­da müzelerimiz- ve Fransa'da teşhir edilen tarihî eserlerimiz hakkında .sorulan şifahî suali aşağıdaki şekilde cevaplandırmıştır:

«Geçen celsede teftiş neticesine intizalencevap verilmek üzere mehil rica ettiğim, Paris'e giden müze eşyaları hakkında arkadaşınım suallerini cevaplandıracağım.

Muhterem arkadaşlar, Mevzubahis olan müze eşyası 10 aralık 1952 tarih ve 3/16006 sayılı Vekiller Heyeti karariyle Paris'teki eski Türk Sanatlari Sergisinde teşhir edil­mek üzere, 410 parça orijinal eser ile rolöve ve fotoğrafların Paris'e gönde­rilmesine karar verilmiştir.

Fransa hükümeti ile yapılan mukavele ve bunun yanında ayrıca mutad oldu­ğu veçhile yapılan bir sigorta muka­velesini müteakip eşyalar Müzeler Umum Müdürü Cahit Kınay, eşyalara .komiser olarak vazifelendirilmiş yanı­na da yine müze memurlarımızdan Afaat Bikkul verilerek ikisinin mesuli­yetleri altında bu eşyalar Fransa'ya sevk edilmiştir. Eşyalar İstanbul'dan 12. 12.1952 tarihinde gönderilmiş, 24 de Marsilya'ya, 25.12.1952 de ise Paris'e vasıl olmuştur. 28.12.1952 de Fransız mesul memurlar mm huzuru ile açıl­mış ve sergide 23.1.1953 de teşhire baş­lanarak 12.4.1953 de sergi kapanmış ve eşyalar, bilâhare giden Kemal Çı£ is­mindeki bir memurun refakatinde ve muhafazasında yurda getirilmiştir.

Şimdi arkadaşların bu eşyalar yurda avdet ettikten bir s-sne sekiz ay sonra ve iki müdür arkadaş arasındaki, ya vazifeten ya şahsî bir antipatiden mü­tevellit bir hissin tesiri altında, Aya sofya 'Müzesi Müdürü Muzaffer Kamazanoğlu tarafından. Umum Müdür Cahit Kmay hedef ittihaz edilmek su­retiyle2 Vekâlete kargı 2.12.1954 tari­hinde Vatan gazetesinde bir acık mek­tup neşredilmiştir. Yurda iade edilen bu eyaların yurdundan bir sene sekiz ay sonra. neşredilsin açık mektupta hulasaten şöyle denilmektedir:

1.- Umum Müdür bir tarih hazinesini Fransızlara  teslim   etmiştir.

2.- Umum Müdür bu tarih hazinesini Fransızlara  teslim   ettikten  sonra  ce­bine koyduğu  11  bin lira  dövizi sefa ve seyranı uğruna harcamak üzere Av­rupa'da seyahate çıkmıştır.

3.-Umum Müdür Avrupa'nın diğer memleketlerinde safa ve seyranda iken dostumuz Fransızlar murassa silâhlar dan elmasları çalmışlardır.

4.-Bu sahipsizlik sebebiyle eşyalar ve bunun arasında büyük Türk Fatih'inin kaftanı, büyük Türk  İmparatoru Kanunî'nin entarisi yerlerde, ayak altın­da   çiğnenmiş,   yırtılmış   ve   harap  ol­muştur.   Diye  bir   ihbarda   bulunduk­tan sonra bu umum müdür halâ nasıl yerinde durur diye de şikâyet etmek­tedir.

Arkadaşlar,

Biz bu mektup üzerine millî mefahiri tarihî hazineleri, Malazgirt'ten başla­yarak Edirne'ye kadar vasıl olan Ana­dolu ve bütün Türk İmparatorluğunun tarihini, menkıbelerini, zaferlerini gö­ren ve nesilden nesile intikali gereken bu eşyalar üzerindeki iddia, hassa­siyetle ve vakit kaybetmeden ele alın­mış ve müfettişlerimiz İstanbul'a be-rayı tahkik izam olunmuştur.

Şimdi, yapılan tahkik ve teftiş netice­lerini huzurunuzda arzedeceğim.

Arkadaşlar,

Paris Sergisine gönderilen 410 parça eşya adeden noksansız olarak yurda ge­tirilmiş bulunmaktadır. İddia edildiği gibi çalınmış ne bir eser ve ne de kıymet bir taş vesaire yoktur.

Bir sesDeğişme de yok mu?

Maarif Vekili Celâl Yardımcı (devam­la) değişme de yoktur. Tafsİlâtiyle arz  edeceğim.

Yurda avdette eşyalardan 6 parça üze­rinde muhtelif hasarlar müşahede olun­muştur. Bu" hasarları arzedeyim:

Bu eşyada Fatih'e ait bir kaftanla han­gi hükümdara ait olduğu tesbit edilemiyen diper bir kaftanın hafif derecede hasara uğradığı, Kanunî'ye ait en­tarinin ve diğer bir kaftanın ehemmi­yetli sayılacak derecede zedelendiği ve yeşim taşından mamul bir topun ki iddia edildiği gibi imparatorluğun asa­sı filân değildir. 16 ncı asra aittir ve yarım metre boyundadır.

Üzerindeki nikel kuruşluklar ve üzerinde küçük altı tane yakut taş bulunan yaftanın düştüğü, ayrıca sapı beş köşe olan ve her köşesi sedef bir bağ ile kaplanan balta bağa ve sedeflerden 22 tanesinin düş­tüğü  tesbit  edilmiş bulunmaktadır.

Şimdi arkadaşlar, yırtılarak ayaklar altında çiğnendiği iddia olunan Fatih'­in bu kaftanı altın ve gümüş sırmalar­dan, tellerden örüldüğü için ağır bir kaftandır. 500 seneye yakın bir zamandan beri gerek ağırlığı sebebiyle çek­mesi, gerek senelerin tabiî âmillerinin inzimamı, rutubet, kuruluk vesaire se­beplerle esasen bel kısmında hasıl olan ayrılma ve akan elyafı bilirkişi raporunda sarahaten tesbit olunduğu ve aleyine bu nakil sırasında dikkat­sizlik neticesi olarak iyi ambalaj ya­pılmaması, tazyik görmesi, taşımlırken. atılması, sarsılması ve bir de ehlivu­kuf raporunda işaret edildiği gibi, bel­ki giyilmiş olması yüzünden büyüdüğü ki bu resmi takdim ediyorum ve 'gö­rülmesini rica ediyorum. O elyafın genişlemiş olduğu anlaşılmıştır. Am­balajlanmada, muhafazada, sevk sıra­sında, sarsılma ve tazyike dikkat olun­madığı sabittir.

Kanunî'nin entarisine gelince, bunda da yine arz ettiğim sebeplerden dolayı yani zamanın tesiri, kendiliğinden kavrulması, rutubet, kuraklık dolayisiyle gerilme, kısalma vesaire gibi zaman unsurunun tesiriyle kendiliğinden esa­sen az çok vukua gelen örselenme ve akmalar, yine Fatih'in kaftanı müna­sebetiyle arz ettiğim sebepler yüzünden biraz daha artmış bulunmaktadır. Fa­kat bu örselenme ve zedelenme hariç kaftan ve entari hali aslisini ve sanat örgüsünü ve desenini tamamen muha­faza etmiş bulunmaktadır.

Şimdi arkadaşlar, topuzla baltaya ge­lince, topuzun üzerinde arzettiğim gi­bi o yafta ve üzerindeki 6 tane küçük yakut tagım acaba bunlar hakikaten, zikıymet, sureti fevkalâdede zikıymet birer eşya idi de, bu sebeple herhangi bir betbahtm .elinin uzanması suretiy­le çalınmış olup olmadığı ve bu balta­nın bağlarının birisi tarafından aşınlip aşırılmadığı mevzuu üzerinde durduk..

Arkadaşlar.

Bilirkişi raporiyle de tesbit edilmiştirki. o yafta âzasız olarak ne tarihî ne de maddî değer ifade etmez. Müsaade buyurun arzedeyim.

Arkadaşlar, o yafta üzerinde bulunduğu âsa ile birlikte paha biçilmezbir kıymettir. O âsa ile birlikte muazzam bir maddî kıymettir, manevî kıymettir.

Şunu arz etmek istedim: Yani o yafta topuzun üzerinden alınmakla, acaba-alan eller o yaftayı sırf tarihî bir de­ğer veyahut maddî bir değerle almış­lar mı, almamışlar mı? Bu noktadan da İ5-İ tetkik ettik. Bu sebeple o yafta­nın tarihî, maddî ve manevî değerini tesbit ettik. Baktık ki, ehlivukufun. verdiği rapora göre bunun üzerinde ne bir tarih, ne .bir yazı, ne bir tuğra ve ne de başkaca hiçbirsey bulunmamak­tadır. Maddî kıymeti itibariyle 120 li­ra değerinde bir kıymeti vardır:

Sedef ve bağlara gelince, bunlar1$ ya­rım parmak kadar büyüklüğünde se­defle bağadan ibarettir. Her devirde bu sedefle bağalar bulunmuş ve bu­lunmaktadır. İşte bunlar da bu bal­tanın üzerinden düşmüştür. Nihayet tahkikat bize şunu gösterdi ki, gerek bağalar ve gerekse "bu yafta, yine ar­zettiğim sebepler yani ihmal, dikkatsiz­lik, tazyik, ambalaj vesair sebeplerle. düşmüştür.

Şimdi arkadaşlar, şunu arzedeyim ki müzelerimizin Fransaya gitmiş olan eşyaya ait olmaksızın bugün müzeleri­mizde zamanın asdırmasiyle birçok eşyanın kakmaları, pırlantaları, elmas­ları, yakutları ve kaplamaları düşmüş bulunmaktadır ve fakat bunlar toplan­mış, torbalarda ve kasalarda muhafaza edilmiştir.

Şimdi arkadaşlar, Fransaya gidip dö­nen eşyalar üzerindeki kaftan, entari, topuz ve baltadaki hasar bunlardan ibarettir.

Gelelim bu işin mesuliyetine arkadaş­lar, bu eşyalara" Cahit Kmay komiser olarak gönderilmiştir. Eşyaların mu­hafazasında komiser olarak vazifelendirilmiştir. Ahad Bikkul adında bir memurumuz da kendisine refakat et­miştir. Ahad Bikkul bir ay kadar müd­detle orada kalacak ve bursu Fransa tarafından verilecekti. Bu müddet hi­tama, erdiği için Ahad Bikkul 39 gün sonra Fransadan avdet etmiştir.

Cahit Kmay'a gelince: Cahit Kmay ko­miser olarak bu eşyanın muhafazası ile vazifelendirilmekle beraber, yine sebe­bini anlayamadığımız bir muciple ay­nı zamanda Fransaya gitmiş iken di­ğer bazı Avrupa memleketlerinde mü­zeler ve âbideler üzerinde tetkikat yap mak üzere bir seyahata çıkması için Maarif Vekâleti tarafından bir mucip de verilmiştir. Ancak, mucipte, komi­ser vazifesiyle muvazzaf olan umum müdür beyin, eşyalar hali teşhirde i-ken seyahatlerine devam edeceklerine cfair bir kayda rastlamadık. Böyle bir kayıt olsa bile., kanaati âcizanemce ve hepinizin kanaatince Cahit Kmay'm eşyalar t-sşhir edildiği andan toplandı­ğı ane kadar vazifesinin başında bulu­narak eşyalar toplanıp ambalaj yapı­larak yurda sevkedildikten sonra bu mucip dairesinde seyahatini yapması lâzımgelirdi.

Fakat Cahit Bey bunu yapmamıştır. Cahit beyin bu eşyalar hal: teşhirdey­ken 25 çün Avrupanın diğer memleket­lerinde biraz evvel arzettiğim maksat­larla seyahate çıktığı sabittir. Ve Cahit Bey seyahatte  iken  sergi  kapanıyor.

Arkadaşlar,

Berayı malûmat bu pasajına temas et­tiğim veçhile bu sanat eserlerimizin Paris'te teşhirde bulunduğu pavyonun bir an evvel boşaltılarak diğer millet­lere ait olan tarihî eserlerin teşhirine zaruret hasıl olduğu irin eşyaların top­lanmasına mecburiyet hasıl olmuş ve bittabi Cahit Kmay Bey de vazife ba­şında bulunmadığı için derhal Vekâle­te malûmat 'gelmiş, ve Vekâlet Kemal Çığ ismindeki bir memur arkada bu eşyaları tesellüm etmek üzere Fran­saya göndermiştir. (Taaccüp nidaları) evet, maalesef hakikat böyledir.

Arkadaşlar,

Netice itibariyle Kemal Çığ bu eşyayı tesellüm etmek üzere gitmiştir. Fakat itiraf edeyim ki Kemal Çığ'ın dahi te­sellüm etmek üzere gittiği bu eşyalarla yakından alâkalanmadığı, onun da bu işde mesuliyeti bulunduğu teftiş neticesindeki tahkikatla sabit olmuştur.

Şimdi cari muameleyi bu şekilde hu­zurunuzda arzettikten sonra mesuliye­tin taharrisi mevzuunda kısaca arzı cevapta bulunayım.

Müfettiş raporları ve cari tahkikata göre umum müdür de Kemal Çığ da mesul görülmüşlerdir. Cahit Kmay di­siplin bakımından ve idarî olarak umum müdürlük vazifesinden alınmış­tır.

Aynı zamanda fiil ve hareket Türk Ce­za Kanununun hükümleri dairesinde de bir mesuliyeti tazammun ettiğinden dolayı bu hususlarda da takibat yapıl­mak üzere fezlekesi birkaç gün sonra Cumhuriyet Müddeiumumiliğine tev­di edilecektir.

Arkadaşlar,

Netice olarak size şunu arzedeyim ki, hükümetinizher ne zaman ye mesuliyetleri nerede görür, nerede mutta­li olursa, failini" hesapsız bırakmıya-caktır. Bu meselenin esasını huzuru­nuzda arzettim ve hesabını verdim. Takrir sahibi muhterem arkadaşımın sualine eşyaların nasıl gittiği, eksiksiz gelip gelmediği, mesullerinin bulunup bulunmadığı ve hasar derecesinin neler den ibaret bulunduğudur. Bendeniz sözlü sorunun hududu ile mukayyet olarak ve bunun bir soru,mahiyetinde olmasına göre huzurunuzda açıkladım. Eğer Muzaffer Ramazanoğlu'nun neden Vekâlet emrine alındığı ciheti önerge­de bulunsa idi onun da cevabını arz edecektim. Bendenize tevcih olunan su­al budur. Dahilî nizamnamenin hudu­du ile ve hükümleri ile mukayyedim. Sizden nihan ne var ki, .sizden ne sak­lanabilir? Size hesap vermemek selâhiyetini hiç kimse haiz olamaz. Eğer bu da ayrı bir sual olarak Vekâletimi­ze tevcih edilirse bunun da cevabını her  zaman  vermeğe  ânıade  bulunduğumu hürmetlerimle arz ve ilâve ede­rim.

Maarif Vekili Celâl Yardımcı müzeler hakkında ne düşünülüyor, müzelerin durumu nedir? sualini de şöyle cevap­landırmıştır: 

Arkadaşlar:

Müzelerimizdeki eşyalar, müzelerimi­zin muhtevası ve müzelerimizin dün­yanın hiç "bir milletinin sahip olmadı­ğı tarihî değeri ve envanteri hakkında iştibaha mahal .bırakacak haber ve şa­yiaların çıkarılmasından müteessirim. Bunu kaydettikten sonra sonrasını arz edeyim:

Müzeler hakikaten üzerinde durulma­ya, islâh edilmeye değer hazinelerim iz­dir. Tasnifi ile rutubet ve kuruluğa karşı muhafaza edilmesi ve maddî ve manevî değerlerini tesbit ve buna ben­zer tedbirlere muhtaçtır. Bilhassa bu sene yüksek Meclisin beliren temayül­leri bütçe encümeninde müzeler için gösterilen: semahat bu işin ele alınmasında ve tanziminde bize istikamet vermîş bulunmaktadır. 955 senesi bütçe­sinin tatbiki sırasında bu tanzim hare­ketlerine girişeceğimizi arzederim. Bil­hassa müzeler 'komitesi teşkil etmek suretiyle bu işin ilmî olarak ve gayet dikkatle tanzim ve tertibini takibetmek suretiyle müzeler meselesini gelecek sene ve müteakip seneler milletimize ve hazinemize lâyık bir şekilde tan­zim etmenin niyetlerimiz ve kararları­mızdan bulunduğunu tekrar arzetmek isterim.

15 Ocak 1955

İstanbul:

Foa Teknik Yardım Teşkilâtı gıda ve tarım seksiyonu uzmanlarından İzlan­dalı J.O.N. Einarsson, bu sabah uçakla İstanbul'a gelmiştir.

Bilhassa balıkçılık mevzuunda ihtisas sahibi olan Einarsson, Birleşmiş Mil­letler teknik yardım kurulu başkanı Mr. Weitz v.e Et ve Balık Kurumu mensuplariyle birlikte Marmara ve Kara-denizde tetkiklerde bulunacaklardır. Bu çalışmalar neticesinde balıkçılık sanayimizin makineleştirilmesi ve kal­kındırılması için gerekli tedbirler itti­hazını derpiş eden bir program hazır­lanacaktır.

ı.Bu hususta bugün malûmatına müra­caat ettiğimiz J. Finarsson şunları söy­lemiştir:

«Bir sene müddetle memleketinizde kalarak diğer uzmanlarla birlikte ba­lıkçılık sanayimizin kalkındırılması için gerekli yolu tesbit edeceğiz. Bilhas­sa modern balık avlama mahsulleri ve balıkçılığınızın makineleştirilmesi mevzuunda çalışacağız. Amerika'dan almış bulunduğunuz yeni balıkçı ge­milerini kullanmak tasavvurundayım, Denizlerinizde balık geçitlerini tesbit etmek üzere Echosounders aksi seda makineleri kullanacağız. Bu makinele­rin prensibi, bilindiği gibi gemilerden, denize ses dalgaları neşretmek ve bu dalgaların balık sürülerine çarpıp ak­setmesi, geri gelmesi üzerine onların geçit yerlerini tesbit etmekten ibaret.

Bu sabah Et ve Balık Kurumunun yeni inşa edilen modern soğuk hava depola­rını gezdim ve bu tesisleri çok iyi bul­dum.

Ankara :

Türk Hava Kurumu'nun kadın para­şütçüler kursu, bugün öğleden sonrar Etimesgut'ta Türkkuşu okulunda ça­lışmalarına başlamıştır. Türk Hava Kurumu Genel Başkanı, Amasya mebusu Mustafa Zeren, kursu bir konuşma ile açarak öğrencilere başarılar dile­miş ve davetlilere paraşütçülüğe ait filimler gösterilmiştir. Bundan son­ra paraşüt öğretmeni Abdurrahman, Türkkuşu, kursun ilk dersini ver­miştir. Kursa katılan Gazi Terbiye Ens­titüsü ve Ankara Kız Lisesi öğrencile­rinden üstün başarı gösterecekler ma­yısta Hollanda'da yapılacak milletler­arası hava gösterilerine iştirak edecek Türk kadın paraşütçü ekibine seçile­ceklerdir. -

17 Ocak 1955

  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, memleketi­miziziyaret etmekte bulunan Fransız Parlâmentosu R-sis Vekili Mösyö Palevski'nin riyasetindeki Fransız Par­lâmento Heyetini' bugün saat 11.30 da Çankaya köşkünde kabul buyur­muşlardır.

Bu kabuldeFransa BüyükElçisi Ekse­lans JasguesTarbe de Saint - Hardouin ile 'Büyük- Millet Meclisi İdare Âmiri İzmir .'mebusu Mehmet Aldemir veKayseri mebusu Basri Aktaşda hazır bulunmuşlardır.

  Ankara :

Nafıa Vekâleti su. işleri bölge müdür­leri bu sabah saat 10 da Nafıa Vekâle­ti konferans salonunda toplanmışlardır.

Toplantıya, Nafıa Vekâleti merkez ida­re müdürleri,.Bölge Müdürleri, mühen­dis ve teknisyenleriiştirak etmiştir. Devlet Su İsleri Umum Müdürlüğünün bu ilk toplantısını, Nafıa Vekili Ke­mal Zeytinoğlu'nun seyahatte bulun­ması dolayısiyle yüksek fen heyeti re­isi Ali Talip Güran, yeni sene çalışma­ları için alınacak kararların memleke­timizehayırlı olması temennileriyle açmıştır. Müteakiben DevletSu İşleri Umum Müdürü Hikmet Turat bir ko­nuşma yapmıştır. Teşkilâtın genişle­mesi mevzuunda izahat veren Umum Müdür sözlerine şöyle devanı etmiş­tir:

Etüdve plânlama sanasmda su isleri programı 4 grup halinde ele alınmış olup birinci gruptakiler irin 300 milyon lira, ikinci gruptakiler ehemmiyet de­recelerine göre 3 sıraya ayrılıp birinci sıradakiler için 700 milyon lira ve üçüncü grupta bulunan münferit ve mü­teferrik küçük su işleri için 200 mil­yon lira ve dördüncü grupta bulunan yeraltı suları araştırılması için 150 mil­yon lira tahsis edilmiştir.

Bu umumî program çerçevesi içinde teşkilât kanunumuzun 22 nci maddesi hükmüne göre hazırlamış olduğumuz 3 yıllık program Nafıa Vekâletince tasdik edilmiş olun bunun 1954 yılma ait kısmı, bütçe imkânlarımıza göre yap­makta olduğumuz işlerin ikmaline ma­tuf ve 58 milyon lira tahmin ettiğimiz 65 adet işi ihtiva etmektedir ve tatbi­kine de başlanılmıştır. Bu umumî prog­ram Vekiller Heyeti karariyle katiyet kestetmiştir.

1951 yılından beri üzerinde durduğu­muz harita mevzuunda oldukça büyük  gelişmeler kaydedilmiş olup 600.000 hektar arazinin haritası yaptırılmış­tır. İhale ettiğimiz nirengitesisleri peyderpey ikmal edildikçe bunların da fotoğrafları alınmak suretiyle daha 3.200.000 hektar sahayı ihtiva eden ha­ritalara sahir) olacağız. Barajlar mevzuunda programımıza lahil 3 baraj bugün fiiliyat sahasına in­tikal etmiş olmakla beraber dairemize-yapılan müracaatların tetkikinden, küçük mikyasta olmak üzere, daha 15 adet barajın süratle ele alınması lüzu­muna kani bulunuyoruz.

Bilhassa kurak bölgelerde bulunan ve sulama, bataklıkları ve taşkınları Ön­leme gibi müteaddit maksatları ihtiva eden Hirfanlı, Demirköprü, Kemer, Seyhan barajları inşaatlarıtahakkuk ettiği takdirde muhitlerinde yapacağı tesirler bakımından büyük ehemmiyet­ler arz etmektedirler.

Taslak halinde hazırlanmış olan ve 220 milyon gibi oldukça büyük bir mahi­yeti bulunan bu programın, komisyon­larımızda incelenerek son ve katî şek­linin verilmesi bu toplantınızın mühim mevzularından birini teşkil edecektir. Yeraltı suları mevzuundaki jeolojik ve jeofizik etüdler ve sondaj araştırma­ları memleketimiz ikliminin kurak bir" devreye doğru gitmekte olması bakı­mından ehemmiyetle üzerinde durdu­ğumuz bir mevzudur. 3.000 kuyulufe 140 milyon tutarında bir sondaj prog­ramı hasırlanmış, Konya, Urfa, Niğde, Merzifon mıntakalarında yapılan son­dajlardan müsbet neticeler alınmış ve Diyarbakır bölgesinde geniş bir arazi üzerinde araştırmalara  devam olun­maktadır.

Nehir havzalarında çeşitli mevzuların her yönden tetkik edilmesi ve en ik­tisadî ve teknik imkânların    araştırılması mânasında kullandığımız esas faaliyetlerimizden birini etmektedir.

Şimdiye kadar Gediz, Seyhan Mende­res Ye Sakarya havzalarının amenajmanları ecnebî firmalar vasıtasiyle yaptırılmış ve diğer geri kalan nehir havzalarının amenajmanlarını kendi imkânlarımızla tahakkuk ettirmek ga­yesiyle bir teşkilât kurulmuştur. Kıs­men Ziraat Vekâleti kısmen de .elek­trik işleri etüd idaresi personelinden faydalanan bu teşkilât bir seneden be­ri faaliyete geçmiş bulunmakta olup Yeşilırmak vadisindeki etüdleri ikmal etmiştir. Bunu Kızılırmak, Fırat Dicle ve diğer havzaların amenejmanian takip edecektir. Memleketimiz için. büsbütün yeni olan bu tarz çalışmala­rımızda Amerikan müşavir heyetinin rehberliğinden v.e yardımından ehem­miyetli istifadeler sağlanmıştır.

Geçen seneki programlara dahil olup Devlet Su İşleri teşkilâtı Umum Mü­dürlük şekline geçtikten sonra muka­veleye bağlanan işlerimiz arasında:

2.390.000 dekar ve 157 adet arazinin taş­kından korunması,

3.030.000 dekar ve 91 adet sahamın su­lama işleri,

920.000 dekar ve 39 adet sahadaki ba­taklıkların kurutulması,

63.000 kw. lık enerji isi,

3.200.000 dekarlık ve 36 araziye ait ha­rita işlerini sayabiliriz.

Yeraltı suyu araştırmaları ve Seyhan, Ayrancı ve diğer barajların inşa masrafları da dahil almak üzere bütün bu işler iran 280.500.000 lira tahsis edil­miştir.

Bu işlerden 52 adedi 1954 yılında ik­mal edilmiş olun 160 adedi 1955 yılında ve geri kalanları da müteakip yıllarda tamamlanmış   olacaktır.»

Bundan sonra Umum Müdür,. 1954 yılı faaliyeti hakkında ve  Hirfanlı, Demirköprü ve Kemer barajları inşaatına da­ir bilgi vermiş, 1954 yılı içinde 5.595 köye içme suyu getirildiğini, 4 sene­lik mesai sonunda 18.611 köyün temiz içme  suyuna  kavuşmuş  bulunduğunu

belirtmiştir.

Umum Müdür, işlerin süratle ve kolaylıkla - yürütebilmesi bakımından F.O.A. (İktisadî İşbirliği teşkilâtı) nın göstermiş olduğu yakın alâka ve yar­dımlardan bahsetmiş, gerek ihtiyaç du­yulan makine ve teçhizatın satın alın­ması için lüzumlu dolar dövizini te­min etmek suretiyle işlerin istenilen sür'atle başarılmasını sağlamış olma­larının ve gerek Amerikan Müşavir Heyetinin faydalı işbirliğinin ehemmi­yetini belirterek şükranlarını kaydet­miştir.

Bundan sonra Umum Müdür, makine ve nakil vasıtaları ihtiyacı, teknik per­sonel durumu, hukukî mevzular, mu­hasebe işleri ve bütçe durumu hakkın­da izahat vermiş, bu toplantıda mem­lekete hayırlı kararlar alınması ve ba­şarılar temennileriyle sözlerine niha­yet vermiştir.

Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş olan, ta­nınmış İngiliz anayasa mütehassısların­dan sir Stephen King-Hall, saat 18.00 de Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi salonlarında. «İngiliz Anayasası» mev­zuunda alâka çekici bir konferans ver­miştir.

Hazır bulunan seçkin ve kalabalık dinleyici kitlesine! Dil ve Tarih i- Coğ­rafya Fakültesi Dekanı tarafından tak­dim edilen sir Stephen King-Hall ko­nuşmasında ezcümle şunları söylemiş­tir:

İngiliz anayasasının belki de en güzel tarafı Büyük Britanya'nın idare tar­zını tâyin eden kaide, teamül ve usullerin heyeti mecmuasıdır, şeklinde ifade olunabilir.

Bu usul ve kaidelerin koleksiyonu dev­rin gerçek veya farazi ihtiyaçlarına göre devamlı olarak değişmektedir. İn­giliz anayasasının yüzde yüz nisbetine ulaşan bu elastikiyeti İngilizlerin na­zarlarında en çok değer Özelliklerinden biridir.

Bu yazısız anayasa sistemini ilhanı e-

den belli başlı esas kanunların hâkimi­yeti prensibidir. Bunun yanında parlâmento tarafından kabul edilip otuz küsur cilt dolduran kanunlar vardır ki bunlara statü 'hukuku adını verebiliriz. Bir statü parlâmentoya tasarı halinde takdim edilmektedir. Her iki kamarada müzakere -Edilip tâ hükümdarın tasdi­kine mazhar olduktan sonra kanun hü­viyetini iktasap eder.

Daha sonra kanunlar gibi yazılı bir şe­kilde tesbit edilmemiş olan Common Law, yani müşterek hukuk gelir. Bu hukuk statülerin tefsiri veya emsal teşkil eden kaza içtihatları yolu ile vücud bulmaktadır.

Bazan kesin olarak anayasanın Örf ve âdet Kısmında bir değişikliğin ne za­man ve nasıl cereyan ettiği kestirile­mez. Henüz tartışılmakta olan mesele­lerden biri meselâ, kraliçenin parlâ­mentonun feshi irin başbakan tarafın­dan vâki müracaatı reddedip edememesidir. Kraliçe Vİktorya hiç şüphesiz bu yetkiye sahipti. Fakat Kraliçe Eli-zabeth'in bugün böyle bir fesih tale­bini redde de bilmesi ihtimali kanaatim­ce hayli şüphelidir.»

Sir Stephs-n Kirag-Hall daha sonra, anayasa fikrinin tekâmül seyrinden bahsetmiş, devamla demiştir ki:

«Nihayet sıra bütün siyasî kudretin temerküz etmiş olduğu Avam Kamara­sına, .gelmiş bulunuyor. Halk tarafından seçilerek 15 basına getirilen ve hâkimi­yete sahip meclis budur. Kabine veya icra kuvveti çalışmalarına devam ede­bilmesi inin bu mecliste parlâmento ço­ğunluğuna sahip olmalıdır. Vasat İn­giliz parlâmento tâbirini kullandığı za­man iste bu meclisi yani Avam Kama­rasını kastetmektedir. Eğer herhangi ciddî bir buhran baş göstermişse ve parlâmento oturum halinde değilse, herhangi bir İngiliz vatandaşının yapa­cağı ilk tepki bu meselenin halli zım­nında parlâmentonun hemen davet edilmesine müteveccih olacaktır.

İngiliz anayasa sistemine giriş kısmı­nı özetlemek için şunu söylemek is­terim ki İngilizlere göre hükümet hal­kın iyiliği için mevcuttur. Onların as­la tahammül edemedikleri bir görüş halkın hükümet için bir nevi ham malzeme teşkil etmesi düşüncesidir. Yeni bir problem ortaya çıktığı zaman İn­giliz vatandaşı hükümetinden bunu pratik bir şekilde halletmesini bekler. Eğer meselâ bir Fransız, bir İngiliz hükümetinin teklif etmiş olduğu hare­ket tarzının mantıkî veya hukukî ol­madığını ileri sürerse, ingiliz muhte­mel olarak, şöyle cevap verecektir: "Benim bildiğime göre pratik olan mantıkî olanıdır. Mademki parlâmen­to hudutsuz selâhiyetler ve hâkimiyete sahip bir meclistir, parlâmentonun ka­rar verdimi her husus otomatik bir şe­kilde hukukî vasfını kazanır ve ana­yasanın bir parçası sayılır.»

İstanbul :

Hükümetimiz ile milletlerarası çalışma teşkilâtının, İstanbulda müştereken ih­das ettikleri yakın ve Orta-doğu ça­lışma enstitüsünün açılış merasimi bu­gün saat 10, da Galatasaray Lisesinin konferans salonunda yapılmıştır.

Bu merasimde Çalışma Vekili Hayreddin Erkmen, İstanbul Vali ve Belediye R.5İ3 Vekili Prof. Gökay, Milletlerarası Çalışma Teşkilâtı Umum Müdür Mua­vini Rens, Birleşmiş Milletler teknik yardım teşkilâtı daimî temsilcisi Weitz, enstitü idare ve öğretim üyeleri ve seç­kin bir davetli kitlesi hazır bulunmuş­tur.

Toplantıya İstanbul şehri adına Vali ve Belediye P.eis Vekili Prof. Gökay'm yaptığı şu konuşma ile başlamıştır:

"İnsanlık tarihine göz gezdirdiğimiz zaman çalışma hayatında dün ile bugün arasında çok. sevindirici bir tekâmüle şahid. oluruz. Dün kamçı altında kü­rek mahkûmu gibi çalıştırılan işçi bu­gün insan cemiyetinde takdirle kar­şılanmaktadır.

Bugünkü muasır cemiyette iş artık bir işkence unsuru olmaktan çıkmış, insan topluluğunun refahına yarar ve taksi­mi amal kaideleri ışığında sevilir bir mevzu haline gelmiştir. Dünya maki­nesinin işlemesi için i? mevzuunun ge­niş görüşle 'ele alınması lâzım oldu­ğuna göre fizyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik esaslar dahilinde mevzu­un incelenmesi insan kuvvetiyle, insan

.zekâsının ayarlı bir şekilde iş sahasına konulması bugünün müsbet bulguların dandır. Bilhassa gerek insan hakları ve gerekse cemiyetin zaruretleri bakımından iş ve işçi dâvasını incelemek ve âdil kararlara vâsıl olmak demokratik rejimler içinde birer idealdir.

İşçinin ferdî ve ailevî huzurunuz, sos­yal ve ekonomik refahını sağlamak bir cemiyete saadet getirir. Avrupa ce­miyeti bu seviyeye gelebilmek için çok acı tecrübeler geçirmiştir. Fakat bugün memleketimiz ve Avrupa iş yerlerinin birçoklarını gezdiğimiz zaman sevin­dirici yenilikler görüyoruz.

Milletlerarası yakın ve Orta-doğu ça­lışma enstitüsünün say ve amelin tan­zimi, işveren ve işçinin saadeti yolun­daki çalışmaları çok verimlidir. Mem­leketimizdeki kalkınma hamleleri içe­risinde iş veren ve işçiye çok ağır va­zifeler terettüb etmektedir.

~t.

Cumhuriyet rejiminde sosyal kanun­larla isçi hakkının garanti edildiğini if­tiharla görüyoruz Esasen yurdumuzda işçi ve işveren şuurlu bir ahenk ara­sında işbirliği yapıyorlar. Bu bizim İçin sevindirici bir garantidir. İstanbul gibi büyük endüstri tesisleriyle geniş bir isçi kütlesine malik bir şehirde iş. ve işçi hayatını ilmin müsbet esaslarına göre tanzim edecek milletlerarası bir teşekkülün vücudu ile iftihar ediyoruz.

Bilhassa bu teşekkülün dünya sulhu bakımından yakm ve Orta-şark böl­gesi için çok faydalı olacağı kanaati de mevcuttur.

Bu kanaatle muhterem heyetimizi hür­metle selâmlar ve başarılar dilerim.»

Ord. Prof. Fahreddin Kerim Gökay'ın alkışlarla karşılanan bu konuşmasın­dan sonra söz alan, milletlerarası ça­lışma bürosu Umum Müdür Muavini Reus «sanayimizin hızlanmasında ve ekonomik kalkınmasında mühim ro­lü olan bu eseri milletlerarası teşkilât­la birleştirmiş olmamızdan dolayı du­yulan memnuniyeti» müteakiben de, "Birleşmiş Milletler teknik yardım bü­rosu daimî temsilcisi Weitz de «Teknik yardım programı içinde Türkiyenin mümtaz durumunu» belirten konuşma­lar yapmışlardır.

Bu arada., milletlerarası Çalışma Teşki­lâtı tarafından gönderilen uzmanlar­dan enstitünün Genel Sekreteri Ruch, bu vazifeye tâyininden dolayı duydu­ğu büyük memnuniyeti belirtmiştir. 

Nihayet alkışlar arasında mikrofona gelen Çalışma Vekili Hayreddin Erkmen, şu konuşmayı yapmıştır:

«D.evletin, çalışma münasebetleri ve şartlarını tanzim ve ıslaha teşebbüs etmesi, 19 uncu asrın en karakteristik sosyal vakasını teşkil eder. Sanayi inkilâbının tevlit ettiği bu vakıa, po­litik, sosyal ve enternasyonal faktörler tesiriyle gelişmiş, ve asrımızda mü­him bir âmme hizmeti kolu haline gel­miştir. Ekonomik ve sosyal inkişaf ve istikrarın şartlarım bu sahada görmek­te hata yoktur.

Sıhhatli bir sosyal politika her mem­leket için bir istikbal teminatı olduğu gibi, sulh ve adalet esaslarına müste­nit dünya nizamına inanan mületlerin bu politikalarında müşterek kaideler kabul ve tatbik etmeleri de kollektif emniyet sisteminin temel taşlarından birini teşkil eder. Hemen ilâve etmek isterim ki, mücerret kaide vaz'ı hede­fe varmağı sağlamaz. Kaideleri mües­sir kılan iyi yetişmiş tatbikat eleman­larıdır. Ancak müşterek formasyon sa­hipleri ahenkli tatbikat elemanjlarıdır. Ancak müşterek formasyon sahip­leri ahenkli tatbikat temin edebilirler. Bu igayeyi temin İçin B.İ.T. ile müşte­reken kurduğumuz Çalışma Enstitüsü, gerek memleketimiz ve gerek dost yakın ve Orta-şark memleketlerine de­ğerli mütehassıslar elinde seçkin ele­manlar yetiştirecektir. Enstitüyü ay­rıca, Birleşmiş Milletler teşkilâtının mühim bir uzvu olan milletler arası ça­lışma teşkilâtı ve onun bürosu ile Tür­kiye yakın ve Orta-çark memleketleri için samimî işbirliğine açılmış yeni bir kapı telâkki etmekte olduğumu memnuniyetle belirtmek isterim. Bu vesile ile büro idaresine -ve bu proje­nin hazırlanmasında emeği geçen men­suplarına teşekkür ederim.

Enstitümüz, ilmî esaslara müstenid bir mesai mahalli "olacak ve binaenaleyn objektif bir tarzda çalışacaktır. Umu­mî prensipleri tedris edecek ve müda­vimlerine vakıaları tahlil ve tertro imkân ve kolaylıklarını iktisab ettirecek­tir.

"İfası ile şeref duyduğum açış dersi va­zifesini arzulamamın sebebini bu an­layışta aramak lâzımdır.»

Bundan sonra Çalışma Vekili büyük bir alâkayla takib edilen çalışma mev­zuatının beynelmilel karakteri ve tek­nik yardım» mevzulu ilk dersi vermiş­tir.

"Muvakkaten iş ve işçi bulma kurumu binasında faaliyete gece çek olan yakın ve Orta-doğu çalışma enstitüsünün ifa edeceği hizmetler bilhassa şu nok­ralarda toplanacaktır.

.Hükümet tarafından ele alınmış bulunan çalışma şartları işçi sağlığı ve iş emniyeti, işçi-işveren münasebetle­ri, işgücü ve sosyal güvenlik mevzu­larının tanzim ve murakabesinde va­zifeli bulunanların bu sahalardaki bil­gilerini arttırmak ve ihtisas edinmele­rini mümkün kılmak.

Enstitü yakın ve Orta-doğu memleket­lerinde çalışan memurların hizmetine .açık bulunacaktır.

Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak, dün sabah Ankaraya gel­miş olan dost Fransız Parlâmento He­yeti mensupları bu sabah saat 10.00 da Anıt-kabre giderek bir çelenk koymuş­lar ve saygı durusunda bulunmuşlar­dır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan, saat 10.30 da. Fransız meb'uslarını kabul etmiş, kendileriyle .bir müddet görüşmüştür.

38 Ocak 1955

İstanbul:

"Başvekilimiz Adnan Menderes ile Ha­riciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü, Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve he­yetimizin diğer azaları, bugün saat 16. 40' da hususî bir uçakla Beyrut'tan İs­tanbul'a dönmüşlerdir.

Başvekilimiz Adnan Menderes, bay­raklarla donatılmış olan Yeşilköy ha­va meydanında Başvekile vekâlet et­miş olan Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Başvekil yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Dahiliye Vekili 'Dr. Namık Gedik, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Emin Kalafat, Çalışma Vekili Hayreddin Erkmen. mebuslar, İstanbul Vali ve Be1ediye Reis Vekili, generaller ve ami­raller, Vilâyet Belediye ve Adliye er­kânı, Üniversite Rektör ve Dekanları, Genel Meclis ve Belediye Meclisi üye­leri bankalar umum müdürleri, Tica­ret Odası mensupları, cemaat reisleri, hususî teşekküller temsilcileri ve par­tililerle Irak, Suriye ve Lübnan Kon­solosları ve basın temsilcileri tarafın­dan karşılanmıştır.

Başvekilimiz, meydanı dolduran kala­balık bir vatandaş topluluğunun teza­hürleri ve hoşgeldiniz, yasa, varol ses­leri arasında mütebessim bir çehre ile uçaktan inmiş, kendisini karşılamağa gelenleri ve halkı samimî surette selâmlamıştır.

Başvekilimiz, meydanda selâm resmi­ni ifa etmek üzere yer almış bulunan ihtiram kıtasını teftiş ettikten sonra kendisini karşılamağa gelenlerin teker teker ellerini sıkmıştır. Başvekilimize bu arada birçok buket verilmiştir.

Müteakiben Başvekilimiz Adnan Men­deres ile Hariciye Vekilimiz Prof. Fu­ad Köprülü îstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili ile beraber bir otomobile binerek kendisini karşılamağa gelen­lerin alkışları arasında şehre hareket etmiştir.

Başvekilimizin otomobilini, vekiller mebuslar ve kendisini karşılamağa gel­miş olanların otomobilleri takip et­mekte idi.

Yeşilköy hava meydanından şehir rned-haline, oradan da Park oteline kadar yol boyunca yer yer toplanmış olan îstanbul halkı Başvekilimizi hararetle veiçten gelen bir samimiyetle selâm­lamakta, sevgi tezahürlerinde bulun­makta idi. Bilhassa kale dışında, Top kapıda. Edirne kapida, Atik Alipaşa'da, Unkapanı köprüsünün her iki ucunda, Tarlabaşın'da ve Taksim'de yer yer büyük topluluklar Başvekilimizi hara­retle alkışlıyordu.

Gene bütün yol boyunca ve yollardan geçmekte ve evlerine gitmekte olan vatandaşlar da otomobilde, Başvekili­mizi görünce, durmakta, şapkalarını ve ellerini sallayarak güler yüzle, ha­raretle, samimiyetle kendisine.' hoş geldiniz demekte idi.

Başvekilimiz böylece, İstanbul halkı­nın samimî tezahürleri arasında saat 18 de Park oteline gelmiştir.

Başvekilimiz bu akşam İstanbulda ka­lacaktır.

19 Ocak 1955

İstanbul :

İlim sahasında çeşitli ve değerli ça­lışmaları, İstanbul ve bilhassa Türki­ye hakkındaki sayısız milletlerarası etüt ve eserlerile İstanbul şehrine bü­yük hizmet etmiş olan Prof. Albert Gabriel'e bu çalışmalarını takdir eden İstanbul genel meclisi tarafından veri­len İstanbul fahrî hemşehrilik unvanı bugün saat 17.30 da Vilâyet salonların­da yapılan bir törende bizzat verilmiş­tir.

Törende Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, mebuslar, Vali, Vali muavin­leri, profesörler, şehir meclisi üy.eleri, Fransız Kolonisi ile basın mensupları pe güzide bir davetli kitlesi hazır bu­lunmuştur.

Toplantıyı açan Vali ve Belediye- Reis Vekili Prof. Gökay, bir konuşma ya­parak ezcümle demiştir ki:

«Muhterem vekil beyefendi, muhterem üstad ve değerli misafirlerimiz, Şehir Meclisinin sayın üyeleri.

Bu salon bugün ilk defa olarak haya­tında bir ilmî toplantıya mazhar ol­du. Bu toplantı, İstanbul şehrinin ta­rihinde b&slı başına bir hâdisedir. Mec­lisi Vükelâ içtimalarına sahne olmuş, diğer taraftan çeşitli toplantılar bura­da yapılmıştır. Fakat bugünkü top­lantının müstesna bir değeri, ayrı bir ehemmiyeti vardır?

İstanbul şehrinin tarihini tetkik etti­ğimiz zaman böyle şerefli bir hâdise­nin ilk defa olarak bugün tecelli et­miş olduğunu görürüz. Bugünkü toplantımıza şeref verdiğiniz için hepinizi hürmetle selâmlar teşrifinizden dola­yı   teşekkür ederim.       

Toplantımızın mevzuu üzerinde konuşmayı zait telâkki ederim.

Prof. o bahtiyarlardandır ki hayatı boyunca vücuda getirdiği eserler onun ebedî şahsiyetinin taçlanmış bir mefhare­tidir. Biz kendisini otuz yıla yakın bir zamandır bu memleketin kültürüne, bu memleketin sanat hayatına, bu mem­leketin fikir tarihine hizmet etmiş bir" şahsiyet olarak selâmlıyoruz.

Milletler tarih ve manevî hayatlariyle.ihnî eserleriyle, sanat değerleriyle ken­dilerini   ebedileştirirler.   Türk   milleti­nin san'at tarihinde kendisine ait eserlerin yabancılara mal edilmek istenildi­ği bir zamanda Prof. Gabriel ilmin müs bet metodlarma.  istinat ederek    Türk. eserlerini ilim dünyasına tanıtıyor. Bi­naenaleyh Prof. Gabriel enternasyonal bir şöhret olduğu kadar Türk milletine mal edilmiş bir ilmî değerdir. Bir var­lıktır.  Önünde hürmetle eğilirim.

İstanbul şehri bu müstesna âlime fah­rî hemşehrilik tevcih ederken en büyük iftiharı duymuştur. Şehir meclisi itti­fakla kararını verdiği gün en mesuf günlerinden birini yaşamıştır. Bugüa-şehir meclisinin hasır bulunan azaları bu sürura iştirak etmektedir. Hüküme­timizden değerli âlim ve Prof. Fuad Köprülünün bugün aramızda bulunma­sı, yalnız İstanbul'un değil bütün memleketin gönülden iştirak ettiği­nin bir remzidir. Diğer, bütün kıymet­ler üniversitelerimizin mensupları ba-. sın mensupları ve Türk - Fransız dost­luk cemiyetinin muhterem Reisi ve bu­na munzam olarak Fransa hükümeti­ni temsilen hazır bulunan Başkonso­los ve diğer salâhiyetler hepsi bizim: bu sevincimize iştirak etmektedir. Mü­saade ederseniz şehrimizin bu armağa­nını .değerli hocamız İstanbul mebusu Prof. Fuad Köprülüden kendilerine-vermelerini rica ediyorum.»

20 Ocak 1955

Ankara :

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, iki günden beri bütçe komisyonunda devam etmekte olan vekâletin bütçe­sine ait müzakerelerde ileri sürülen hususlara, tenkid ve temennilerle Ve­kâletin çalışmaları hakkındaki muhtelifsuallere çok geniş izahatta bulun­muş ve soru sahiplerine tatmin edici cevaplar vermiştir.

.;İki günden beri cereyan eden müza­kerelerde sayın arkadaşlarımızın umumî olarak iktisadî politikamız hakkındaki ikazlarına ve bundan sonraki çalışmalarımızda bize ilham verecek tenkidlerine teşekkür ederim" diye sö­ze başlıyan Vekil, meseleleri münferit olarak ele aldığımız zaman bazı eksik­liklerin ve güçlüklerin mevcut olduğu­nu, ancak meseleyi kül halinde müta­lâa ederek Demokrat Parti iktidarının "Türk milletinin umumî partimuvanını yükseltmek bakımından iktisadî ha­yatta ne getirmiş olduğunu gözönünde bulundurmak ve ona göre hüküm ver­mek lâzım geldiğini ifade etmiş, ve kâletin mütevazi bütçesi konuşulur­ken ortaya konan meselelerin hü­kümetin kül halinde iktisat politika­sına taallûk edecek genişlik ve ehem­miyette oldunmu bu hususta kendisi­ne konuşmak fırsatı verildiğinden ve İktisat Vekâletinin işlerine alâka gös­terildiğinden dolay da ayrıca müteşek­kir bulunduğunu söylemiş ve eğer muvaffakiyetler vs güzel neticeler varsa bunların tamamen meclise ve onun vasıtası olan hükümete ait olduğunu, eğer hatalar varsa onları kendisinin ve teşkilâtının üzerlerine almayı ve he­sabını vermeyi vazife bileceğini ilâvet etmiştir.

Ticaret Vekili, iktisadî vaziyetimizin, kalkınma ve hamlemizin umumî bir zahım yapmış, Demokrat Parti hükü­metinin ilk gününden itibaren bütün kaynak ve imkâlarmı harekete getirevek memleketin iktisadî bünyesini kuvvetlendirmeye ve geliştirmeye ça­lıştığını, evvelâ işe ziraat ve ziraata yardımcı kollardan başlıyarak nüfusumuzun yüzde 80 nini teşkil eden köylü­nün müstakar bir fiat politikası içinde istihsale teşvik edildiğini, ölü bir ikti­sattan, canlı, dinamik bir iktisadî ha­yata geçmek için "bütün kuvvetlerin ha­rekete getirildiğini, bunu temin için zi­raî kredinin arttırıldığını ve bu suretle vatandaşın emniyet ve şevkle istihsa­le sarılmasının yanında, elde edilen mahsulü değerlendirmek için yol, silo, köprü, liman inşaat politikasının da tatbikine geçildiğini ve âmme sek­töründe girişilen «baraj, enerji, termik santrallar ve sulama gibi» Büyük envestismanlarla bir taraftan memle­ketin istihsal ve hayat seviyesini art­tıracak teşebbüslere diğer taraftan hu­susî teşebbüsü harekete getirecek memlekette yeni kıymetler yaratacak ve iktisadî hayatı canlandıracak bir faa­liyeti teşvik ettiğini ve bütün bunla­rın neticesi olarak kısa zamanda şim­diye kadar iktisadî mânada bir mev­cudiyet olmayan büyük bir vatandaş ekseriyetinin hem müstakil hem de iş­tira kudretine sahip bir müstehlik olarak, şeker, radyo, traktör, makine, akaryakıt alıcısı sıfatiyle pazara girme­sinin gerçekleştiğini, ziraî istihsal sa­hasında neticenin süratle alındığını ve artan iştira gününün bir kısmı halkın düşük olan yaşama seviyesini yüksel­tecek olan istihlâk sahasına giderken bir kısmının da yeni tesislere intikal ettiğini, hükümetin çimento, şeker, pa­mukla giriştiği büyük sanayi teşebbüs­lerine dahi hususî sermayeye iştirak ettiren bir politika takip ettiği, bütün, yapılan işlerin birer programı ve he­sabı olduğunu, bu programların mecmu u hükümetin envestismanda takip et­tiği politikayı gösteren bir plân sayı­labileceğini, ancak girişilen iktisadî fa­aliyetin hiç bir zaman statik ve dar bir plân. içine sıkıştırılmasının doğru bu­lunmadığını çünkü memleketimizde tahakkuk ettirilen kalkınmanın önce­den tasarlanmalarla çeşitli istikamet­lerde inkişaf gösterdiğini söylemiştir.

Hükümetin sanayi politikasında takip ettiği programın esasını vatandaşın hayat seviyesini yükseltecek, memleket­te mevcut ham maddeleri işleyip de­ğerlendirecek, yeni istihsal imkânları ileride mamul ihracatını azaltarak, döviz celp edecek sahalarda yatırımları tercih etmek şeklinde hülâsa edilebile­ceğini, iştira gücümüzün artması netice sinde bir iç pazar teşekkül etmesinin bizi yabancı memleketlerin karşısına sağlam, kendisiyle münasebete girişi­lir bir iktisadî mevcudiyet olarak çı­karmış olduğunu, bu vaziyetin ve ar­tan istihsal gücümüzün bu memleket­ler tarafından bize geniş krediler tek­lif -edilmesini ve ecnebi sermayenin doğrudan doğruya veya yerli sermaye ile iştirak halinde memleketinize gel­mesini mümkün kıldığım söylemiş ve bu hususta rakamlara müstenit izahat vermiştir.

Dış ticaretimizin durumu, transfer va­ziyetleri, dış ticaret rejiminin tatbika­tında vekâletin takip ettiği, objektif kıstaslar ve sanayi ihtiyaçlarına, istih­sali arttırıcı sahalardaki ithalâta tat­bik edilen rüçhanlı muameleler, dış ticaret muvazenemiz, muhtelif memle­ketlerden elde edilen ve 800 milyonu, mütecaviz bulunan kredilerin vaziyeti üzerinde geniş izahat veren Sıtkı Yır-calı, son zamanlarda yapılan mutaba­katlarla transfer mevzuundaki vaziyet­lerin de hal ş;ekline bağlanmış olduğu­nu, bu anlaşmaların ihracatımız üzerin de de müsbet neticeler vereceğini be­lirtmiştir.

İktisat ve Ticaret Vekili, banka kre­dilerinin durumu ve bunların arza ve bina spekülâsyonu veya mal stoku gi­bi verimsiz ve zararlı sahalardan alı­narak istihsal ve ihracatı arttıracak, iktisadî faaliyeti teşvik edecek fayda­lı ve verimli sahalara tevcihi için alı­nan kararları izah etmiş ve bunların tatbikatının yeni kurula bir komite tarafından yakında takip edilmiye baş­landığını, sanayiye şimdiye kadar ve­rilmiş olan kredilerin miktar ve ma­hiyeti, sanayi ve madenlerin inkişaf­larına muvazi krediye kavuşmaları için yeni bir kredi müessesesi ve mekaniz­ması üzerinde ehemmiyetle çalışıldığı­nı, ziraî istihsalin teşvikine ehemmi­yet verildiğini, takip edilen fiat ve himaye politikasının müstahsili koru­yucu ve ayni zamanda ihracatı müm­kün kılacak bir şekilde mütalâa edildiğini tebarüz ettirmiş, ziraî sigor­ta kooperatifler,  bankalar, tütün müessesesini kanunları üzerinde temenni­lere karşı da izahat vererek bunlara ait kanun tasarılarının hazırlanmış ol­duğunu söylemiştir.

Vekil Öğleden sonra da devam eden ver beş saatten fazla süren bu umumî ko­nuşmasının sonunda müteferrik mevzulara müteallik sorulara da ayrı ay­rı cevaplar vermiş, bu meyanda Et ve" Balık Kurumunun çalışması ve iktisadî devlet teşekkülü haline getirilme­si, petrol ofise devamlı ve bünyesine' uygun bir şekil vermesi mevzuların:' da izah etmiştir.

21 Ocak 1955

İstanbul:

Türkiye Millî Talebe Federasyonu, Va­li Gökay'ın Münihe yapacağı seyahati: vesile bilerek Türk gençliğinden    Al­man gençliğine aşağıdaki mesajı gön­dermiştir:

Dost Alman gençliğine,

İnsanlık saadetinin istikbalinden emir olabilmemiz için dünya memleketleri­nin geçleri arasında en samimî temasla­rın daimî olması icap ettiğine inanarak Türk Yüksek Tahsil gençliğinin tem­silcisi olan Türkiye Millî Talebe 'Fede­rasyonu, Alman gençliği ile Türk gençligi arasındaki ananeleşmiş dostluk" hislerine dünya gençliği için örnek ola­bileceği kanaatindedir.

Alman gençliğine bir defa daha en sa­mimî ve dostane hislerimizi tekrarla­maktan büyük haz duyuyoruz.

Türk Gençliği Temsilcisi-Türkiye Millî Talebe Federasyonu

22 Ocak 1955

Ankara:

Devlet Demiryolları Umum Müdürlü­ğünde Umum Müdür Nedret Esmen ile muavini Safa Yalçuk'un başkanlığı' altında ve  Limanlar  dairesi reis     ve  devlet demiryollarının İskenderun, Haydarpaşa, Samsun ve Mersin liman müdürlerinin iştirak et­tikleri toplantı sona ermiş bulunmak­tadır.

Bu toplantılarda 1955 senesi zarfında yapılacak işler ve gündemde bulunan mevzular etrafında teknik görüşmeler yapılmış ire Mlhassa. liman işletmele­rinin teşkilâtı üzerinde durularak iş­lerin daha rasyonel ve programlı bir şekilde yürütülmesi için çalışma ve iş sistemlerinde yapılacak tadilât üzerin­de durulmuş, iş icaplarına ve artacak olan İş hacmine göre standart bir ça­lışma sisteminin tatbikine karar veril­miştir. Ayrıca personelin yaşama şart­larının, .günün rayicine ve verilen işin d-eğerine göre kıymetlendirilmesi esa­sında da mutabakata varılmıştır.

Tahmil ve tahliye işlerinde büyük ehemmiyeti haiz olan mekanik cihaz ve vasıtaların idame ve bakım hususları­nın, fennin son terakkiyatını ihtiva eden usul ve şartlara bağlanması da alınan kararlar meyanındadır.

Diğer taraftan limanların bütçe ve tah­sisat vaziyetlerinin artmakta olan iş hacmine muvazi olarak yürütülmesi her türlü personel ve teçhizatın eko­nomik ve verimli bir çalışma progra­mının fennî şekilde tatbikiyle mümkün olabileceği neticesine varılmış, liman­ların bugünkü iktisadî ve rasyonel ça­lışmaların senenin iş hacmine tam şe kilde cevap verilmesi için icap eden tedbirlerin alınması hususlarının da bu toplantıda kararlaştırıldığı öğrenilmiş­tir.

İstanbul:

Doğu Almanyadan 7 kişilik bir tica­ret heyeti Türkiye ile Doğu Almanya arasındaki ticaret anlaşmasının yürür­lüğü mevzuunda hükümet. ve ticarî mahfiller ile temaslarda bulunmak üzere memleketimize gelmiştir.

23 Ocak 1955

İstanbul:

Başvekilimiz Adnan Menderes, gazete sahip ve başmuharrirleri tarafından Büyük Kulüpte şerefine verilen öğle ye­meğinde hazır bulunmuştur.

Başvekilimiz beraberinde Başvekil Yardımcısı vs Devlet .Vekili (Patin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve Maliye Vekili Hasan Polatkan olduğu halde Büyük Kulübe gelişlerinde Akşam 'gazetesi sahip ve başmuharriri   Kâzım Şinasi Dersan, Sonposta 'gazetesi sahip ve başmuharbiri Bursa mebusu Selim Ragıp Emeç, Milliyet 'gazetesi sahip ve  başmuhabiri Ali Naci Karacan Cumhuriyet ga­zetesi sahip  ve başmuharriri İstanbul mebusu   Nadir   Nadi,   Vatan     gazetesi sahip ve  başmuhabiri Ahmet Emin Yalman, Dünya gazetesi sahip ve baş­ muharriri Falih  Rıfkı  Atay,   Yeni  İs­tanbul gazetesi başmuharriri M. Nermi, İstanbul Ekspres gazetesi sahip ve başmuharriri Mithat  Perin   tarafından karşılanmıştır.

Saat 16 ya kadar devam eden bu ye­mekte muhtelif mevzular üzerinde sa­mimî hasbihallerde  bulunulmuştur.

Ereğli:

Ereğli Kömürleri İşletmesi Umum Müdürü  Cemal  Zühtü  Aysan,  bir  basın toplantısı yaparak şu açıklamada    bu­lunmuştur:

«1954 yılı kömür istihsalini 3.562.731 tonla kapatmış bulunmaktayız. 1955 yılı için tahmin edilen miktar 3.818.250 tondur. Bu suretle geçen yılki istihsale nazaran, bu yıl 200 bin tonun üstün­de bir artış görülmektedir.»

Umum müdür, bundan sonra işçilerin: verimli çalışmaları halinde kendilerine verilecek prodüktivite primi üzerinde durmuş ve randımanlı çalışan bir iş­çinin yevmiyesini bu prim esası dahi­linde iki misline çıkartma yolunun bü­tün işçilere açıldığını müjdelemiştir. Daha sonra briketin iyi bir ev yakıtı olduğu üzerinde duran umum müdür, İngiltere'den getirilen sellüz cihazları sayesinde hâlen eski lâvvarlardan denize akan ve heba olan toz kömürlerin toplanabilmekte olduğunu, bunun senede 60 bin ton kadar bir tasarrufa yol açacağını ve sellüz cihazlarının muhtelif istihsal bölgelerine de tatbik edileceğini belirtmiş ve 100 yataklı bir işçi sanatoryumunun kurulacağını söz­lerine ilâve etmiştir.

24 Ocak 1955

  Ankara:

Haber aldığımıza göre, Zonguldak'ta, Ereğli kömürleri işletmesinin çelik ocağında zait 25-80 rakımları arasında­ki sular dama kömür istihsal yerinde dün gece saat 23 e doğru bir grizu in­filâkı vuku bulmuştur.

Bu müessif kaza neticesinde vefat eden 36 vatandaşımızın cesetleri ocak­tan dışarı çıkarılmıştır. İnfilâk tesiriy­le vuku bulan çöküntüler altında 15 İtişinin daha kaldığı tahmin edilmek­tedir. Ayrıca grizu gaziyle yanmış olan 19 vatandaş imletme hastahanesinde tedavi altına alınmıştır. Göçük altında­kilerin çıkarılması için tahlisiye ame­liyesi devam etmektedir. İnfilâkın se­bebi henüz anlaşılamamıştır. Adlî ve fennî  tahkikata   başlanmıştır.

işletmeler Vekili Samed Ağaoğlu ile Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ve Zonguldak mebusları beraberlerinde Etibank Umum Müdürü vs Etibank İş­letmeler Şubesi Müdürü olduğu halde vaka mahalline gitmişlerdir. Ayrıca İktisat Vekâleti Maden Umum Müdürü ve Başvekâlet Umumî Murakabe Hey'-ti uzmanları da Ankara'dan Zonguldak'a hareket etmişlerdir.

Vak'a hakkında tafsilât geldikçe malû­mat verilecektir.

  İstanbul:

14 ocaktanberi Türkiye Büyük Millet Meclisinin davetlisi olarak memleketi­mizde bulunan Fransız Millî Meclisi üyelerinden müteşekkil parlâmento grubu, bugün saat 9 da uçakla Paris'e hareket etmiştir.

Misafir mebuslar, Yeşilköy hava mey­danında, Türkiye Büyük Millet Meclisi idare Amiri İzmir mebusu Mehmet Aldemir, Büyük Millet Meclisi Türk  -Fransız dostluk grubu umumî kâtibi Kastamonu mebusu Basri Aktaş, Vali muavini Nafi Tamer ve Fransız Baş­konsolosu ile konsolosluk erkânı tara­fından uğurlanmıştır.

Fransız parlâmento heyeti reisi M. Gaston Palewski, şu beyanatta bulun­muştur:

«Türkiye'den ayrılacağımız için üzülü­yoruz. Ve burada herkes tarafından bize gösterilen hüsnükabulden Ötürü derin bir şükran hissi ile meşbu bulu­nuyoruz. Bu hüsnükabul, nezaket ve misafirperverlik sınırlarını da aşmış­tır. Memleketinizde Fransaya bağlı bir milletin kalbinin atışını duyduk. Mil­letiniz cesaret, anlayış ve realizm çer­çevesi içinde gayretlerine devam et­mektedir. İktisadî cihazlanma bakımın dan olduğu gibi, Fransız kültürünün yayılması bakımından'da ananevî bağ­larımızın daha da .sıkılaşması lâzım geldiğine dair bir kanaatle ve bu yol­da çalışmak azmiyle memleketimize dönüyoruz. Batı Akdenizin iki kıyısın­da faik bir durumu olan Fransa, Doğu Akdeniz ve Orta-Şark müşterek gü­venlik ve savunma teşkilâtı ile ilgili gayretleri hususî bir dikkat ve alâka ile takip etmektedir. Fakat bu gayret­ler hem bizim memleketimizin iştira­ki, hem de bu bölgedeki statükonun tam manasiyle muhafazası temin edil­meden tasavvur olunamaz.

Bu statükonun herhangi bir şekilde değişmesi sulhun idamesinde büyük alkışlar meydana getirir. Bu bakımdan gerek ifade olunan niyetleri gerekse bize verilen teminatı memnuniyetle kaydetmiş  bulunuyoruz.

Memleketinizden ayrılırken, bize olan muhabbeti, milletimiz nezdinde itti­faklarımız kadar kıymetli bulunan Türk dostlarımıza onları tekrar gör­mek ümidimizi bildiriyoruz.»

Konya :

Konya'da altı milyon lira sermaye ile hususî teşebbüs erbabı tarafından ku­rulmuş bulunan çimento sanayi Türk Anonim Şirketinin idare meclisine mensup bir heyet senelik kapasitesi 150 bin ton olan çimento fabrikasını Al­manya'nın maruf «Krupp» fabrikasiyIe yapılan bir anlaşma neticesinde ken­dilerine sipariş etmİ3 bulunmaktadır. Bu münasebetle Kolonya şehrinde ter­tiplenen bir toplantıda Türkiye'nin Bonn Büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü vs ticaret müşavirlerinin huzurlarında Konya heyetine dahil Muhittin Güzel-kılınç, Himmet Ölçmen, Nafiz Tahralı, Hilmi Kulluk, Mehmet Civelek, Meh­met Karacığan ve Kemal Erkan ile Krupp fabrikası mümessilleri tarafın­dan merasimle mukavele parafe edil­miştir.

Bu vesile ile söz alan Krunp fabrikası mümessili Türkiye'nin son senelerdeki sınaî ve iktisadî sahadaki kalkınmasını Almanya ile Türkiye'nin iş ve ticaret birliğini ve Türklerin asalet ve misa­firperverliklerini öven bir konuşma yapmış, buna Suat Hayri Ürgüplü, Himmet Ölçmen ve Muhittin Güzelkılınç tarafından samimî bir şekilde mu­kabele edilerek akdin her iki taraf için verimli ve eserin Türk milleti v.e Kon­yalılar için hayırlı ve uğurlu olması temenni .edilmiştir.

Konya heyeti, nebatî yağ, prese ke­reste ve lâstik fabrikaları mevzuunda tetkiklerine devam etmektedir.

25 Ocak   1955

Ankara:

Ereğli kömürleri işletmesinin çelik o-cağına ait zait 25-80 rakımları arasında sulu damar kömür istihsal yerinde bir grizu infilâkı neticesinde vuku bulan müessif kaza hakkında alâkalılardan aldığımız mütemmim malûmata naza­ran saat 12 ye kadar durum şöyledir: Dündenberi hummalı bir şekilde de­vam eden göçük'ün kısmen temizlen­mesiyle vefat eden vatandaş sayısı 47 yi bulmuş, yaralı olan 20 vatandaş iş­letme hastahanesinde tedavi altına alınmış ve 13 kayıbın mevcudiyeti tesbit edilmiştir. Ancak sayılan 13 vatan­daşın yüzde yüz bir katiyetle göçük altında bulundukları henüz belli ol­mayıp bunlardan bir kısmının köyle­rine gitmiş olmaları ihtimali düşünülmekte ve devam etmekte olan adlî ve fennî tahkikatta bu husus üzerinde de durulmaktadır.

Diğer taraftan, hâdise Ankara'da du­yulur duyulmaz dün derhal vak'a ma­halline gitmiş olan İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu ile Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, Zonguldak mebus­ları ve diğer alâkalı zevat bugün suludamar kömür istihsal ocağına inmiş­lerdir. Hâlen büyük bir gayretle de­vam eden göçük'ün temizlenmesi ame­liyesine, adlî ve fennî tahkikata yerin­de nezaret etmektedir.

Ankara:

Kalkınma dâvamızda birinci derecede rol oynayan enerji mevzuundaki ham­leler birbirini talep etmektedir. Nafıa Vekâleti ile tanınmış Amerikan .mü­şavir mühendislik firmalarının müşte­reken yaptıkları etüdler tamamlanmış, Kızılırmak havzasını taşkınlardan ko­rumak ve Kuzey-batı Anadolunun elektrik enerjisi ihtiyacına cevap vere­bilmek gibi çok maksatlı tesislerden bi­rinin daha ihalesi yapılmış bulunmak­tadır.

6 milyar 300 milyon M3 suyu depo edebilecek ve yılda 350 milyon kilovat saat enerji verebilecek olan Hirfanlı Baraj ve hidroelektrik santralı ta­nınmış iki İngiliz firmasına 100 mil­yon liraya ihale edilmiştir. İnşaatın şantiye tesislerinin mühim bir kısmı ikmal 'edilmiş ve 24 Km. lik irtibat yolu tamamen yapılmıştır. Ayrıca şan­tiyede malzeme ve yedek parça depo­ları da yapılmış bulunmaktadır.

Memleketimizin ekonomik kalkınma­sında büyük faydalar sağlıyacak olan bu büyük tesisin temel atma merasi­mi önümüzdeki aylar içinde yapılacak ve baraj 1958 yılında ikmal edilmiş olacaktır.

Ankara:

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 19.30 da Başvekâlette, Birleşik Amerika Büyükelçisi Ekselans Avra Warren'i  kabul  etmiştir.

Bu kabulde, Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Harici-

ye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve hari­ciye vekâleti umumî kâtibi büyükelçi Muharrem Nuri Birgi hazır bulunmuş­tur.

Zonguldak:

Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ile İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu bu akşam gazetecilere aşağıdaki müşterek beyanatı yapmışlardır:

«Zonguldak maden işçilerinin çok mü­essif bir grizu hâdisesi dolayısiyle ma­ruz kaldıkları felâketin acılarını pay­laşmak ve bütün işçilerimize, havzada­ki idareci ve mühendislerimize başsağ­lığı dilemek ve aynı zamanda hâdise­nin teknik sebepleri üzerinde tenevvür etmek için buraya geldik. Beraberimiz­de bulunan alâkalı daireler mütehas­sısları tetkiklerine devam edecekler­dir. İşin adlî safhası selâhiyetli makam tarafından idare edilmektedir. Bu hususta bizim herhangi bir mütalâa­mız bahis mevzuu değildir.

Ereğli kömürleri işletmesi vefat edenlerin ailelerine ve yaralılara kanun­ların bahşettiği haklara ilâveten en geniş yardımlarda bulunacağı gibi ço­cuklarının tahsil ve terbiyelerinde de icap eden devamlı yardımları esirgemeyecektir. Zonguldak mebusları, Zonguldak Valisi ve mütehassıslarla bugün ocağa ve kaza mahalline indik, çöküntüler süratle temizlenmektedir. Bu ocakta normal istihsal faaliyetine çok' kısa bir zaman sonra tekrar baş­lanacaktır.

Son. olarak sunu söyleyelim: İşçileri­miz ye mühendislerimiz hâdiseden de­rin teessür duymakla beraber üzerin­de çalıştıkları büyük memleket istih­saline yine şevk, heves ve heyecanla devam halindedirler.»

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu ve Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen ile' diğer zevat yarın sabah . otomobille Ankara'ya hareket .edeceklerdir.

26 Ocak 1955

Ankara:

Haber aldığımıza göre, İşçi Sigortaları Kurumu Zonguldak'taki müessif kaza­da ölen işçi vatandaşlarımızın cenaze masraflarını üzerine almış, hastahaneye kaldırılan yaralıların da tedavileri ile meşgul olmağa başlamıştır. Ayrıca, ölenlerin ailesi efradına gelirlerinin %60 ı nisbetinde de maaş bağlanması için gerekli teşebbüse geçilmiş, mua­mele tekemmül edinceye 'kadar, bu gi­bilere birer miktar avans verilmiştir.

Bundan başka, gerek ölenlerin ailelerine ve gerek yaralananlara sosyal yardım faslından da yardım yapılması için Zonguldak İşçi Sigortaları Müdür­lüğüne gerekli talimat verilmiştir. Ka­zaya uğrayanların işten kaldıkları gün­lere ait yevmiyeleri tediye olunacağı gibi, bunlardan malûl kalanlar olursa, onlara da hayatları boyunca devam et­mek üzere maaş bağlanacak, sakat ka­lanlara da sun'î âza yaptırılacaktır.

Ankara:

Vatandaşlarımıza küçük sanatları öğ­retmek ve bu sanatı bilenlerin mes­lekî teknik ve bilgilerini arttırmak maksadiyle İşletmeler Vekâletince muhtelif kürük sanat kursları açıl­maktadır. Bu kurslar şimdilik doku­macılık, halıcılık ve çorapçılık mevzularına. inhisar etmekte olup tedricen diğer sahalara da teşmil  edilecektir.

1954 senesi zarfında (25.1.1954 tarihine kadar) 24 ü çorapçılık, 31 i dokuma­cılık ve 22 si halıcılık olmak Üzere 77 kurs açılmış ve bunlar hitama ermiş­tir.

Hâlen muhtelif vilâyetlerimizde 10 kurs daha devam halinde bulunmak­tadır. 1954 de açılan kurslardan ceman 1941 vatandaşımız mezun olmuş ve bunlara numune mahiyette olmak üzere meccanen 369 dokuma halı tez­gâhı yardım olarak verilmiştir.

Diğer taraftan 1955 yılındaki kurs fa­aliyetlerine esas olmak üzere Trabzon, Rize, Çorum, Nevşehir, Kütahya, Ba­lıkesir,. Muş, Kars, Erzurum vilâyet­lerinin mahalli etüdleri yapılmıştır.

Küçük sanat kooperatiflerini fennî ve mekanik tesis ve cihazlarla donatmak maksadiyle 1954 yılı içerisinde 4 küçük sanat kooperatifine cem'an 101.000 li­ralık kredi yardımı yapılmıştır.

Küçük sanat kurslarının personel, malzeme ve yardım masrafı olarak 1954 yılı içinde Vekâletimizce sarf edilen para yekûnu 300.000 liraya baliğ ol­maktadır.

Ankara:

1950 yılında kurulmuş bulunan T.C. Emekli Sandığının kuruluş yılında varlığı 331.773.735.- lira iken 1954 so­nunda 839.774.396.- liraya baliğ olmuş aynı tarihte 5600 e yakın emeklilerin adedi ise bu devre zarfında 33.226 a-dede, 253 bin adet olan iştirakçi ve tevdiattı adedi 274 bin adede yüksel­miştir.

Sandık, emeklilerin, hayat standardının yükseltilmesi, geçimlerinin mümkün olduğu kadar kolaylaştırılması maksadiyle kurulmuş bulunmaktadır.

Bu bakımdandır ki, büyük meblâğlara varan varlığının en iyi şekilde istima­li daima göz önünde tutulmuş ve bu varlık, ilmî esaslara müsteniden hazır­lanan plasman programlarına göre i-dar-e edilmiş bulunmaktadır. Bu suret­le gecen 5 senelik devre zarfında san­dık varlığına 142.135.158.- lirayı bulan bir kârın ilâvesine muvaffak olunmuş­tur.

Diğer taraftan iktisadî teşekkülleri ve millî bankalarca girişilen envestismanların büyük meblâğlarla sandık tara­fından finanse edildiği ve bu suretle sandığın millî kalkınmada başlı başı­na bir yer aldığı memnunlukla müşa­hede olunmuştur.

Ayrıca turizm endüstrisi bakımından ehemmiyeti aşikâr bulunan'300 odalı İstanbul Hilton oteli inşaatının 1955 iş programına göre, yüzme havuzu ve dükkânları gibi tali inşaatının ik­malini birçok mimarî hususiyetleri ta­şıyacak olan birinci sınıf İzmir ve An­kara otellerinin, 5300 metrekarelik bir saha üzerine inşa edilecek olan Ulus iş hanının, Eskişehir .iş hanı ve oteli­nin, Bursa Santral garajının ve Ankara, İstanbul blok apar tim anlarının inşası­nın takip edeceği haber alınmıştır.

Bütün bunlardan başka sandığın, rantabı iştirakler tesisine yöneldiği, bu cümleden olarak 25 milyon lira ile Türk Petrolleri Anonim Ortaklığına, 52 milyon lira ile 110 milyon lira ser­mayeli Şilepçilik Şirketine iştirak et­tiği, Çimento Sanayineiştirakin prog­rama alındığı ve bu suretle sandık menabine iyi bir "plasman temin ettiği ve memleket ekonomisine direkt ola­rak katıldığı Öğrenilen, hususlar ara­sında bulunmaktadır.

Ankara:

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Karşılıklı yardım programı gereğince Kanada'dan Türkiye'ye verilmekte olan f-86 tipi 7 tepkili uçak yüzbaşı Or­han Germiyan kumandasında bugün Eskişehir'e vasıl olarak, hava kuvvet­lerimize katılmışlardır.

Çanakkale:

Çanakkale'de Nara Burnu önünde vu­kua gelen kaza neticesinde batan Dumlupınar denizaltımıza ait dâvanın gemi süvarisi binbaşı Sabri Çelebioğlu'nun beraatine dair olan kısmının Temyiz Birinci Ceza Mahkemesi tarafından bo­zulması üzerine dâvaya bugün saat 9. 30 da Çanakkale Ağır Ceza Mahkeme­sinde yeniden başlandı. Mahkeme he­yeti reis Sedat Çumralı, üye Abdülkadir Töre, aza Orhan Ertuğrul ve sav­cı Salim Ertem'den teşekkül ediyordu.

İlk olarak maznun mevkiinde bulunan Sabri Çelebioğlu'nun hüviyeti tesbit edildi. Sanık ve müdahil avukatlar dâ­vanın bu günkü duruşmasına gelme­mişlerdi. Temyiz kararının okunması­nı müteakip kendisine söz verilen sav­cı Salim Ertem, Temyiz Mahkemesi ilâmının bir hülâsasını yaparak muh­telif noktalardan bozma kararma iş­tirak ettiğini söyledi.

İddia  makamı Temyiz  Mahkemesinin

Sabri Çelebioğlu hakkındaki beraat kararını bozma sebeplerini şu şekilde tasnif ve hülâsa etmiş bulunuyordu.

1- Hâdise esnasında Hasan Yumuğun sancak alabanda kunmandası vermesi üzerine Dumlupınar denizatlısının  san­cak istikametinde kar saniye ve kaç metre seyredecek,  ne  kadar  mesafe kat  ettiğinin,

2- Müteakiben Sabri  Çelebioğlu'nun kumandasiyle iskele alabanda, iskele makine stop Her iki makine tam   yol yapması için geçen veya bu manevra­lar  için geçecek zamanın  tesbit  edil­mesi,

3- Dumlupınar'ın uzunluğu ve sancak alabanda    yaptığı sırada Naboland ile arasındaki mesafe her iki geminin sürati göz önünde bulundurularak bu ka­dar zaman içinde Dumlupınar'ın  san­cak  istikametindeki rotasına devam etmesi hâlinde Nabolandın tehlikeli seyri ve hareketinden kurtulmasının mümkün olup olmıyacağının,

4- Hâdiseye tekaddüm eden zamanda Dumlupınarın denize dalmak suretiy­le Naboland'ın tehlikesinden kurtulup kurtulamayacağının,

5- Naboland'm asgarî 1.8 mil mesafe­de görülebileceğinin  anlaşılmış  olma­sına göre. orta hattın iskeleye tecavüz etmiş   olan   ve  beynelmilel   kaidelere aykırı hareket  eden Naboland'm    bu tehlikeli   seyrinden kurtulması için Sabri Çelebioğlu'nun vakit ve zamanın­ da niçin gerekli tedbirleri almamış ol­ması hususlarının  izahsız  bırakılması,

6 - Çanakkale Boğazında Sabri Çele­bioğlu'nun kumandayı bidayetten iti­baren bizzat eline almamasının sebebi ve bunun kendisi için ayrıca bir ted­birsizlik teşkil edip edemiyeceği husu­sunun belirtilmemiş olması,

Savcı Salim Ertem bundan sonra Tem­yiz ilânındaki maddeler üzerinde ay­rı ayrı durarak söyle devam etti:

«8Ü.1953 tarihli raporu veren bilirkişi­ler bu raporu hazırlamadan evvel 7.6. 1953 tarihli zabıtla ye mahkemece sorulan suallere neticeyi tesbit etmiş bu­lunmaktadırlar. Yapılan bu tesbite gö­re Hasan Yumuğun sancak    alabanda kumandası vermesi üzerine denizaltı gemisinin sancak istikametine on sani­yede 36 metre seyrettiği müteakiben Sabri Çelebioğlu'nun verdiği emirle, yani, iskele alabanda, iskele makine stop, her iki makine tam yol tornis­tan emirleriyle 775 metre mesafe kat ettiği, Dumlupmar'm uzunluğunun 95 metre, Nabolantla arasındaki mesafe bir mil. Naboland'm akıntı istikame­tindeki hızının 18,5 mil., Dumlupmar'm ters akıntı muvacehesindeki süratinin, 9 mil olduğu tesbit edildiği gibi bah­sedilen hususlar Dumlupmar gemisi yerine tatbikatta seyri yapan ikinci înönü denizaltısı gemisinin pilot kâğıt­ları  üzerine  alman  grafikleri  ile  de tesbit olunmuştur. Bundan başka Dum­lupmar'm sancak istikametindeki ro­tasına devam etmesi halinde Nabo­land'm tehlikeli seyri ve hareketinden kurtulmasının mümkün olamayacağı, karaya oturmadan evvel çarpışmanın, vuku bulacağı 8.6.1953 tarihli bilirkişi raporunun 14 üncü maddesinde açıkça cevaplandır ildiği gibi 1,8 mil mesafe­den görülebilen Nabolandm ortahattı iskeleye tecavüz etmesi ve bu suretle beynelmilel kaidelere aykırı hareket et mesi neticesi; bu tehlikeli seyrden kur­tulmak için Sabri Çelebioğlu'nun ev­velâ hakiki dönüş yerinden 20 derece evvel sancağa dönüşe başlıyarak dö­nüşü kolaylaştırdığı, yoldan çıktığı, buna karşı Naboland'm sancağa gele­cek yerde iskeleye geldiği görülmesi üzerine, iskele alabanda, sonra iskele makine stop ve daha sonra her iki makine tam yol tornistan yapılmak suretiyle kaçınma manevrasına geçmiş olduğu Naboland'm müsademe mahal­line 2C0 metre kalıncaya kadar rotasın­da -hiç bir değişiklik yapmadığı ve son anda sancağa dönmesiyle çarpış­manın vuku bulduğu 8.6.1953 tarihli bilirkişi raporunun 3,7 ve 9 uncu mad­delerinde yine açıklanmış bulunmak­tadır. Bozma ilâmının kendimize göre tasnif etmiş olduğumuz dördüncü sebe­bi tahkik edilimemiştir. Yani, Dumlu­pmar'm denize dalmak suretiyle Na­bolandm tehlikesinden kurtulmasının mümkün olup olmıyacağı araştırılma­mıştır. Ayrıca Çanakkale Boğazı ge­çildiği sırada Sabri Çelebioğlu'nun Ha­san Yumuğun kumandalarını tesbit edecek yerde kumandayı bidayetten itibaren bizzat eline alması icap edip etmiyeceği hususu da  araştırılmamıştır.

Bu bakımdan mevzubahis iki sebebin tahkiki zımnında bozma kararma uyul­masını talep ediyorum.»

Bundan sonra Sabri Çelebioğlu'na bir diyeceği olup olmadığı soruldu, Sabri Çelebioğlu avukatının gelmemiş ol­duğunu, hukukî bakımdan onun fikri­ni alması icabettiğini ve kendisinin an­cak mesleğini ilgilendiren teknik hu­suslarda konuşabileceğini ileri sürerek duruşmanın talikini istedi, bu arada iddia makamının da mehil talebini uy­gun Örmesi üzerine duruşma 31 Ocak 1955 pazartesi gününe bırakıldı.

Ankara:

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 12.00 de Başvekâlette, İngiltere Bü­yükelçisi Sir James Bowker'i kabul et­miştir.

Bu kabul esnasında Devlet Vekili Baş­vekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu ile Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü de hazır bulunmuştur.

27 Ocak 1955

Ankara:

Bir ajansın 27 Ocak 1955 tarihli bül­teninde «Ankara'da Mısır - Sovyet te­masları» başlığı altında intişar eden. Mısır'ın Ankara Büyükelçisi ve elçilik erkânı ile Sovyetlerin Ankara Büyük­elçisi ile elçilik erkânının bu ayın 20 sindenberi müzakerelerde bulundukla­rına dair haberin asılsız olduğu Mısır Büyükelçiliği  tarafından     açıklanmış.

Ankara:

M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Nato üyesi devletlerin sefer ulaştırma imkânlarını kontrol, ulaştırma perso­nelini sefer görevlerine hazırlamak, ha reket kontrol sistemlerini ve ulaştır­ma vasıtalarının kapasite imkânlarını etüd etmek maksadiyle yapılmakta olan tatbikatlardan "Yunan senfoni 1» tatbikatı 25 Ocak 1955 günü Yunanis­tan'da başlamıştır.

Beş gün sürecek olan bu tatbikata mü­şahit olarak katılmak üzere E.H.U. lo­jistik dairesi muavini Albay Tahsin Bekman, Ulaştırma dairesi muavini Yarbay Mehmet Akın ve Münakalât Vekâleti (NSDR) üyesi deniz Yarbayı Burhan Güreli Atina'ya gitmişlerdir.

  Ankara:

Mısır'ın Ankara Büyükelçisi ve elçilik erkânı ile Sovyetlerin Ankara Büyük­elçisi ve elçilik erkânının bu ayın 20 sinden beri yapmakta oldukları sıkı te­maslardan, aralarında bazı müzakere­lerin cereyan etmekte bulunduğu an­laşılmaktadır.

  Ankara:

İktisat ve Ticaret Vekâleti Sanayi İş­leri Umum Müdürlüğünden aldığımız malûmata nazaran memleketimizdeki sınaî faaliyetler iktisadî kalkınmaya muvazi olarak büyük hızla ilerlemek­tedir.

Bankaların sanayiye açtıkları kredi, iş­tirak ve teminatlar yekûnu 1951 de 176.731.699 lira iken bu miktar 1954 senesinde 549.705.989.03 lirayı bulmuş­tur.

Diğer taraftan sınaî faaliyetler için 1950-1954 senelerinde kurulan anonim ve limited şirketlerde de büyük bir ar­tış kaydedilmiştir. 1950 senesinde 1. 360.000 lira sermayeli cem'an 3 ano­nim şirket teessüs etmiş iken 1954 se­nesinde 161.275.150 lira sermayeli 36 anonim şirket ve 5.910.000 lira serma­yeli 20 limited şirket kurulmuş bulun­maktadır.

1950 yılında memleketimizde mevcut olan fabrika sayısı 2.335 iken 1954 de 4.527 yi bulmuştur. Ayrıca 165 fabrika inşa halindedir.

Sanayi işleri umum müdürlüğü sanayi faliyetleri günün ihtiyaçlarına lâyıkiyle cevap verebilmek üzere teşkilât ka­nunu, sanayi kanunu, ihtira beratı ka­nunu marka ve menşe  işaretleri kanunu, model v.e resimler kanunu ve küçük sanatlar kanunu üzerindeki ça­lışmalarını da hızlandırmıştır.

Ayrıca sanayiye ait istatistiki malûmat toplamak üzere çalışmalara başlanıl­mıştır.

Ankara:

Memleketimizde çok eski senelerden " beri hayırlı hizmetleri ifa etmiş olan Kızılay Cemiyeti, saflık ve içtimaî yardım mevzularındaki faydalı çalış­malarına, yurdumuzdaki sür'atli inki­şafa lâyık olan bir muvaffakiyetle de­vam eylemektedir.

1954 senesinde yurdumuz büyük âfet ve felâketlerden masun kalmakla be­raber Kızılay mevzii mahiyetteki sel, zelzele, yangın, heyelan gibi âfetlere uğrayan vatandaşların imdadına koşa­rak 'çadır, battaniye, giyecek ve yiyecek ile ilâç ve sıhhî malzeme yardım­ları yetiştirmek suretiyle ıztırablarını tehvine çalışmıştır. Bundan başka kı­zılay büyük âfetlere mâruz kalan ya­bancı memi ekstierdeki bu meyanda komşumuz Irak. İran ve Pakistan, Hin­distan, Avusturya, Cezayir ve Cenubî "Vietnam'daki felâketzedelere de im­kânları nisbetinde yardım elini uzat­maktan fariğ  olmamıştır.

Kaza veya hastalık sebebiyle sakat malûl kalan fakir kimselere sunî aza yaptırılması da Kızılayın sosyal yardım mevzuları arasında mühim bir yer tutmaktadır. Bu hizmetin dana faydalı ve verimli olmasını temin maksadiyle, memleketimize modern teçhi­zat ve ileri bir teknikle çalışan bir sun'î aza müessesesi kurulması mevzu­unda faaliyete geçirilmiştir.

Son bir sene içinde bu maksatlarla ya­pılan yardımların tutarı 2.663.702 li­raya baliğ olmuştur.

Kızılayın beynelmilel hüviyetiyle sebkeden hizmet ve faaliyetleri arasında, Kore'deki esirler mübadelesinde hür milletler safında vazife almış olduğunubelirtmek lâzımdır.

Kızılayın saflık sahasındaki yardım ve b ismetlerine gelince, yurdumuzun şark bölgelerinde  dokuz  tane  sağlık  merkezi ile muhtelif yerlerde üç binası hizmete açılmak üzere çok yakında Sıhat Vekâletine teslim edi­lecektir. Ayrıca Ankara'da çocuk sağ­lığı mevzu ile alâkalı hastahane bina­sı kızılayca inşa ettirilmektedir. Mem­lekette kurulacak kanser enstitüsü ve üniversite sanatoryumu ile mevcut radyoloji enstitüsü için kızılay tahsi­sat tefrik etmiş bulunmaktadır.

Tıp sahasındaki ilerlemelerle hayatî bir ehemmiyet kesbetmiş olan kan nakli hizmetlerini memleket Ölçüsün­de hal irin Kızılayca girişilen teşebbüs tahakkuk safhasına girmiştir. Tama­men modern cihazlarla kuru kan plaz­ması da hazırlıyacak şekilde kurula­cak olan iki kan bankası Ankara ve İstanbul'da önümüzdeki sene faaliyete geçecektir.

Memleketimizde ilk hemşire okulunu açan kızılay bu mevzudaki çalışmala­rına da .ehemmiyet vermektedir, mek­tep tesisleri ve tedris kadrosunun İs­lah ve takviye edilmesi mevzuunda çalışılmaktadır. Bir taraftan da gönüllü hastabakıcı yetiştirmek İçin kurslar açılmaktadir.

Kızılayın gençlik teşkilâtı kuvvetli hamlelerle gelişmektedir.

Mekteplerimizin çoğunda faaliyette bulunan bu teşkilât bu sene memleketin bir çok yerinde sağlık kampları açtığı gibi İstanbul'da da büyük bir muvaf­fakiyet ve takdir kazanan beynelmilel gençlik kampı açmıştır.

Kızılayın saydığımız bu yardım ve faiz metleri için yapılan sarfiyat ve ayrı­lan tahsisat yekûnu sekiz milyon do­kuz yüzbin lirayı bulmuştur..

İşletme imtiyazı Kızılay Cemiyeti uh­desinde bulunan ve memlekete bir sağlık hizmeti olarak büyük bir titiz­likle işletilen Afyonkarahisar Maden Suyu menbalarında fennî ve tam oto­matik tesislerle istihsal edilen maden suyu ve tabiî soda büyük rağbet gör­mektedir.

İşletmede 1954 yılında altı milyon altıyüz .elli bin şişe doldurulmuş ve pi­yasaya arzedilmiştîr. Bir sene evvelki istihsal dört milyon  dörtyüz bin şişe. 1955 yılında daha verimli netice elde edilmek için program hazırlan­mıştır.

- Ankara:

Büyük Millet Meclisi Bütçe Komisyo­nunda Nafıa Vekâleti, Karayolları ve Devlet Su İşleri Umum Müdürlükleri büçelerinin müzakeresine iki günden-beri devam edilmiş ve bu arada yol, köprü, su. liman ve baraj mevzuları üzerinde muhtelif mebusların konuş­maları Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu tarafından cevaplandırılmıştır.

Nafia Vekili bu konuşmasında, müza­kereler  sırasında, hükümetin nafia hizmetleri bakımından vâki büyük gö­rüş ve gayretlerine ve Nafia Vekâleti camiasının cansiperane    çalışmalarına karşı ittifakla gösterilen takdirkâr ve teşvik .edici beyanlarından dolayı mebus arkadaşlara teşekkürlerini bildir­miş ve bu takdirlerin vekâlet taşkilâtında en ucra köşelerdeki şantiyelerde vazife gören küçüklü, büyüklü bütün personele duyurulacağı  beyanından sonra, bütçenin 1950 yılından beri kaydettiği inkişafa işaret ederek,    950 yılında 150 milyon liradan ibaret olan bütçenin 1955 yılında 585 milyon liraya yükseldiğini  ve buna.   karşılıkları  diğer vekâletler bütçelerinde  bulunup Nafia Vekâleti tarafından ifa edilecek hizmetler de ilâve edilince 640 milyon liranın üstüne çıkacağını, bütçenin bu artışı ile mütenasip olarak yurt hiz­metlerinde d-s büyük ilerlemeler kay­dedildiğini ve bu bütçe ile derpiş edi­len hizmetler meyanmda gerek devam etmekte olan ve gerekse yeniden ele .alınacak birçok işlerin başarılması için hükümetin, eleman, iç ve dış tediyeler bakımından bütün maddî ve manevî   imkânlarını   seferber   etmiş      ve mütezayit bir çalışma sistemi içerisinde bulunduğunu beyan etmiştir.

Vekil, bununla beraber ortaya atılan geniş ihtiyaçları ve büyük talepleri "karşılamak için başkaca çareler aran­makta olduğunu ve bu teşebbüslerin tahakkuku halinde daha birçok büyük­lerin de ele alınacağını müjdelemiştir.

Bu arada teknik eleman mevzuuna te­mas eden vekil, bu kadar muazzam iş hacmi karşısında teknik eleman bakı­mından çok sıkıntı çekildiğini ve bu sıkıntının yalnız Türkiye'de değil, İkinci Cihan Harbini müteakip yeni bir imar ve kalkınma programı tatbik eden Avrupa'da, hattâ Amerika'da da­hi hissedilmekte olduğunu, bu sıkıntı­yı gidermek için bazı tedbirler alındı­ğını, bu meyanda Maarif Vekâleti ile teşriki mesai edilerek yeni şubeler aç­mak, kurslarla teknik eleman yardım­cıları yetiştirmek suretiyle bu buhra­nı kendi bünyemizde Önlemeye çalış­tığımızı, teknik elemanların terfihi mevzuunda da personel kanununda hükümler bulunduğunu bildirmiştir.

Ayrıca büyük inşaatın etüd, proje ve kontrollerini yerli ve ecnebi müşavir mühendislik firmalarına yaptırmak su­retiyle de sıkıntıyı hafifletici tedbirler alındığını söylemiştir.

Nafia Vekili bundan sonra, mukavele ve şartname hükümlerindeki ayrılıkla­rın tevhidi, yeniden tanzimi, arttırma ve eksiltme mevzuu, müteahhitlerin si­cilleri, yeni bir teşkilât kanunu hazır­lıkları üzerinde de çalışılmakta oldu­ğunu beyan ve hâlen meclis komisyon­larında müzakere edilmekte olan istim lâk kanunu hakkında da izahlarda bu­lunmuştur.

Bu arada şehir imâr plânları, mesken dâvası, inşaat malzemesi v.e mimarî sistem mevzuları üzerinde görüşmek üzere yakında bir imâr kongresinin toplanacağını, kongrenin alacağı ka­rarlara göre tatbikata geçileceğini ifa­de etmiştir.

Karayolları, büyük ve küçük su iğleri, limanlar, iskele ve barınaklar, baraj ve santral tesisleri hakkında da geniş izahatta bulunan vekil ele alman bü­yük işlerden her birinin maliyet ve kapasiteleri hakkında rakamlara müstenit malûmat vermiş, müteakiben mahallî mahiyetteki temenni ve talep­leri de cevaplandırdıktan sonra bütçe­nin maddeleri üzerindeki müzakereye geçilmiş ve Nafia Vekâletinin bütçesi kabul edilmiştir.

28 Ocak 1955

Ankara:

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Türkiye Hükümetinin vâki dâvetine icabetle İngiltere Hariciye Vekili ve Başvekil Yardımcısı Sİr Anthony Eden, 16 mart 1955 de bağlayıp 19 mart'ta ni­hayete ermek üzere Ankara'ya resmî bir ziyaret yapacaktır.

Ankara:

Muhtelif vilâyetlerden şeker pancarı çiftçilerini temsilen gelen heyetler bu­rada lâzım gelen temasları yaptıktan sonra avdet etmişler, Başvekil Adnan Menderes'le temas etmeye Eskişehir mebusu ve Demokrat Parti Grup Re~ 'is Vekili Abidin Potuoğlu'nu vazifelendirmişlerdir.

Abidin Potuoğlu'nun pancar fiatlarının arttırılması mevzuunda Başvekille yaptığı temas neticesinde bir buçuk kuruş zam yapılması mümkün 'görül­müştür.

Anadolu Ajansının bu hususta mütalâ­asını soran muhabirine Başvekil Ad­nan: Menderes demiştir ki:

"Pancar fiatlarınabirbuçuk kuruş zam yapılması muvafık olacaktır. Bu hu­sustaki Heyeti Vekile Kararnamesi ha­zırlanmaktadır. Bu münasebetle şura­sını ifade edeyimki pancar fiatlarına yapılan zam dolayısiyle seker fiatları-na herhangi bir zammın yapılması ba­his mevzuu değildir. Mühim olan bir noktaya daha temas edeyim. Yani fab­rikalarımızın yapılması, nakliye üçretlerinden vesaireden bir takım tasar­rufları mucip olmaktadır ki bu, pancar fiatlarına zam yapılmasına rağmen şe­kerin maliyetinde esaslı bir fark husu­le getirmeyecektir.»

İstanbul:

Birleşmiş Milletler İçtimaî Yardım Müşaviri (Mr. Ernest Grigg, iki 'gün-denberi   şehrimizde       bulunmaktadır.

Dün Sağlık Bakanlığına ait tesisleri gezen Mr.   Grigg,   bugün     şehrimizde mevcut kızılay şubelerini, Aksaray'da­ki hemşire okulunu ve üniversitede kı-zılay tarafından verilen ucuz ve ücret­siz yemek mevzuunu incelemiştir.

Mr. Grigg, kızılay'ın çalışmalarını takdirle karşılamıştır.

29 Ocak 1955

İstanbul:

Ermeni Katolik Cemiyetine mensup; bir heyet bugün vilâyeti ziyaret ede­rek, katolik emvaline dair ihtilâfın hallini Vali Prof. Gökay'dan istemişlerdir.

Vali, tetkik edeceğini bildirmiş" mütevelli heyetlerin seçimini ihtilâ­fın hallinden sonraya bırakmıştır.

Ankara:

İngiltere Mahrukat Nazırının Ankara'daki Büyükelçileri vasıtasiyle İşletme­ler Vekili Samed Ağaoğlu'na gönder­diği" mesaj aşağıdadır:

«Zonguldak maden ocaklarında vukua gelen ve 40 kadar madencinin ölümü­ne, 20 sinin ağır yaralanmasına ve bir kısmının âkibetinin meçhul kalmasına: sebep olan büyük mülâkin haberini derin bir teessürle (Okudum.

Britanya Mahrukat Nezareti adına leîâketzedels ailelere ve yakınlarına en derin sempatilerimin iblâğını rica eder, henüz toprak altında bulunan ma­dencilerin kurtarılabilmelerini ve yara iılarm şifayap olmalarını samimiyetle temenni eylerim.

En derin ihtiramatının kabulünü rica. ederim, sayın vekil.»

İşletmeler Vekili Samed Ağaoğlu'nun Londra Büyükelçiliğimiz vasıtasiyle İngiltere Mahrukat Nazırına gönder­diği cevabî mesaj  aşağıdadır:

Ekselanslarının, Zonguldak'ta vuku bulan son felâkette hayatlarını ' fecî bir surette kaybeden madencilerin ai­lelerine sempatilerini izhar için bana göndermek lutfunda bulundukları me­sajı büyük bir minnetle aldım.

Gerek felâketzede aileler, gerekse şah­ısım adına ekselanslarına tahassüsle »dolu teşekkürlerimi sunar, en derin ihtiramatımm kabulünü rica  ederim.»

. Ankara:

.Hindistan millî bayramı münasebetiyle sayın Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Hindistan Reisicumhuru Ekselâns Rajendra Prasad arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

  İzmir:

"Batı Almanya'daki 4 üncü v.e 12 inci müttefik taktik hava kuvvetleri ku­mandanı Tümgeneral Lee, beraberinde yüksek rütbeli yedi subay olduğu halde dün İzmir'e gelmiş ve Cumaovası "hava alanında merasimle karşılanmış-

General Lee. dün öğleden sonra Nato'nun İzmir'deki Güneydoğu Avrupa Kara.ve Hava Kumandanlariyle mü­zakerelerde bulunmuş ve bugün Tahran'a müteveccihen uçakla    İzmir'den ayrılmıştır.

30 Ocak 1955

İstanbul:

Tanınmış   doktorlarımızdan      Gülhane Tatbikat Okulu ve 1 inci Cerrahî Kli­niği Ordinaryüs Profesörü Mim Kemal Öke'nin  bu sabah  saat 9.30 da    Şişli -Sıhhat Yurdunda vefat ettiği teessürle öğrenilmiştir.

Ankara:

Bağdad'dan şimdi aldığımız bir habere göre sefaretimize yapılan suikastın şüyunu müteakip Irak Veliahdı Emir Abdullâh Hazretleri bizzat Büyükel­çiliğimize gelerek Büyükelçiye teşekkürlerini bildirmiş ve «geçmiş olsun- de­miştir.

Ayrıca Irak hükümeti âzası ve birçok siyasî şahsiyetler de Büyükelçiliğimize giderek teessürlerini beyan ve memleketimize karşı olan dostluk hislerini teyid etmişlerdir.

31 Ocak 1955

Ankara:

Zonguldak'ta vuku bulan grizu infilâ­kı dolayısiyle Federal Almanya Bü­yükelçisinin İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu'na göndermiş olduğu mektup metni aşağıdadır:

Ekselans Samet Ağaoğlu işletmeler Vekili Ekselans, Zonguldak'ta vukua gelen ağır ve müessif kaza sebebiyle en iç­ten gelen teessürlerimi, asıl Türk mil­letine ve zatı devletinize arz,etmek is­terim.

Tehlikelerle dolu vazifeleri başında ça­lışmakta olan 50 ye yakın Türk işçisi­nin bu kazaya kurban gittiğini derin bir elemle haber aldım. Bu fecî habe­rin Almanya'da ve bilhassa Almanyadan işçileri arasında büyük teessür­ler uyandıracağına itimat ve kazazede­lerin elemdide ailelerine en kalbî tazi­yelerinin ulaştırılmasına lütfen tavas­sut buyurmanızı bilhassa rica ediyo­rum.

Hissiyatımın samimiyetine itimat bu­yurmanız ricasıyla hürmetlerimin lüt­fen kabulünü dilerim.»

Zonguldak'ta vuku bulan grizu' infilâki dolayısiyle Federal Almanya Büyük .elçisinin İşletmeler Vekiline göndermiş olduğu mektuba İşletmeler Vekili" Samet Ağaoğlu'nun verdiği cevabın metni de şudur:

»Muhterem Büyükelçi,

Zonguldak felâketi münasebetiyle ba­na göndermek lütfunda bulunduğunuz ve şahsınızın, memleketinizin ve bilhassa Alman maden işçilerinin teessürle­rine tercüman olan dostane taziye mektubunuzdan dolayı en derin teşekkür­lerimi arzederim.

Bu mektubunuzu olduğu gibi matbu­ata tevdi .edeceğim. Bu suretle Türk milletine ve bilhassa kazaya kurban gidenlerin matemli ailelerine yüksek hislerinizi en iyi şekilde ulaştırmış ve onların eterin tahassüslerine en müna­sip şekilde ifadesini bulmak imkânını vermiş olacağımı düşündüm.

Hürmetlerimin lütfen kabulünü rica ederim.»

Antalya:

Astma hastalığına şifa bahşedici tesir­leri olduğu ileri sürülen, Alanya kazasındaki stalaktik ve stalagmit «dam­lataş» mağarasında Sıhhat Vekâletin­ce yaptırılan tıbbî ve fennî inceleme­nin üçüncüsü, geçen hafta nihayete er­miştir.

İlk tetkik. Alanya Devlet Hastahanesi Dahiliye Mütehassısı Dr. Naci Arun tarafından yapılarak, Alanya'da on hasta muayene edilmiş ve hastalar der hal mağara kürüne 'başlamışlardır.

İkinci tetkik, yine Dr. Naci Arun ve birlikte Sıhhat Vekâletinin vazifelen­dirdiği bulaşıcı ve salgın hastalıklar hastahanesi dahiliye mütehassısı Dr. Hüsnü Aydmer, Bakteriyolog Sait Ça­lık ve Hayatî Kimya Mütehassısı Lütfi Özgün'den müteşekkil dört kişilik bir heyet tarafından yapılmıştır. Heyet, Alanya'ya "gelen hastaların muayene­lerini yapmış, ancak bunların "yüzde onunun astmalı, diğerlerinin ise, ast­ma ile alâkası olmayan hastalıklardan muztarip oldukları anlaşılmıştır. Hastaların kanında eozinofili miktarı aranmış ve bu incelemeler sonunda ba­zı hastaların kanında bu hücrelerin azaldığı, yani hastalığın salaha doğru gittiği müşahede edilmişti;:. İyi olan üç hastayı, bir iki sene müddetle mü­şahede ve tedavi altına alan tabibler, bunların hastahanelerle cirımî surette temasta bulunmalarını bildirmiştir.

Ancak, birçok hastalar üzerinde, böy­le uzun bir müşahede neticesindedir ki, bu mağaranın şifakâr bir tesiri olup olmadığı hakkında fennî bir müta­lâa serdine imkân görülecektir.

Üçüncü heyet ise, bundan iki hafta evvel. Ankara Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Farmokordinami mü­tehassısı Şükrü Kaymakcalan ve An­kara Mamak Gaz Fabrikası mütehas­sısı Yüzbaşı Dr. .Selim Aktan'dan mü­teşekkil olarak tetkiklerde bulunmuş­tur. Heyet bu arada, 50 kobay üzerin­de denemeler yapmıştır. Aynı zaman­da heyet, modern cihazlarla, mağarada ki havanın radyo aktivite durumunu-helyum gazı miktarım, havanın terki­bini ve kirlenen havanın temizlenme zamanını tesbit etmiştir.

Birer ay ara ile yapılan bu tetkikle­rin neticesi, her üç heyet tarafından bir raporla Sıhhat Vekâletine bildiril­miştir. Tetkikleri yapan heyetlerin katî. mütalâaları henüz alınmamış olup bilhassa son heyetin laboratuvar tet­kikleri de nihayete ermemiştir. Bütün bu mütalâalar alındıktan sonra mağa­ranın astma üzerinde sadece bronşiyalmenşeli astmalara münhasır olacağı kat'iyetle beyan edilmektedir. Binaen­aleyh, menşei kalbten, tüberkülozdan anfizen veya diğer sebeplerden müte­vellit astmalılar üzerinde herhangi bir" tesir bahis mevzuu olamaz. Bu itibar­la hastaların mağaraya girmeden evvel mutlak surette sıkı bir tıbbî muayene  eden   geçmeleri   ic ab etmektedir.

Selâhiyetli hekimlerin mütalâalarına. göre, yukarıda bahsedilen evsaftaki bir kısım astmalılarm Alanya'ya gel­mekle maruz kaldıkları iklim ve hava. değişimi gibi faktörler ile bulunduk­ları yerlerde astma nöbetini tevlid eden sebeplerden uzaklaşmış olmaları­nın ve belki de mağaraya girmekle şi­faya kavuşacaklarına inanmak gibi ru­hî tesirlerin de dikkate alınması ge­rekmektedir.

Hastalar günde iki sabah ve iki de Öğ­leden sonra olmak üzere dört saat küre-tâbi tutulmaktadırlar. Kür miktarı azamî 60 saattir. Alanya Turizm Cemiyei tarafından tutulan istatistiklere-göre, 2 eylül 1954 tarihinden bugüne kadar 371   kişi  astara kürü yapmıştır.-

Çanakkale:

Çanakkale Boğazında Nara Burnu Ön­lerinde İsveç Bandıralı Naboland şi­lebi ile çarpışma neticesi batan ve 81 denizcimizin şehadetiyle neticelenen Dumiupmar - Naboland hâdisesine ait" dâvanın ikinci safhasına bugün saat 14-de Ağır Ceza Mahkemesinde devam e-dîldi. Bu duruşmada mahkeme heyeti" reis Sedat Çumrali, üye Abdülkadir Töre, üye Orhan Ertuğrul'dan teşekkül etmişti. İddia makamını C. Müddeiu* tnumisi Salim Erten işgal ediyordu.

Duruşmada maznun Sabri Çelebioğlu hazır bulunuyordu. Maznun Ve müdahil vekilleri duruşmaya gelmemişlerdi.

Maznun vekili Avukat Suat Tahsin Türk tarafından mahkemeye gönderi­len dilekçede, duruşmada bulunamayan sebepleri izah edilmekte ve yeni­den soruşturma ve araştırma yapıla­rak, mesuliyetsizliğin, bütün cepheler­den tesbiti icra olunmak ve dosyada mevcut maznun Çelebioğlu'nun beraa­tı için fazlasiyle kâfi olan delillere de ayrı ayrı istinat edilerek izahları ya­pılmak ve bu delilleri beraete müntehi olan netice için mânalandırıp kıymet­lendirilmek suretiyle vicdanı âmmeyi, dünya efkârını ve üst merci Yüksek Temyiz Mahkemesini tatmin edecek mahiyette yeniden mufassal, müdellel bir karar ittihaz edilmesine ciddî bir imkân hazırlamayı teminen bozmaya bir kül halinde uyulması talep edil­mektedir.

Bu arada Sabri Çelebioğlu'ndan Bir diyeceği olup olmadığı soruldu. Sabrî Çelebioğlu da, müsademeden kurtul­mak için denizaltının dalıp dalamayacağı mevzuunda diğer hususlar yük­sek mahkemenizce külliyen ve en in­ce teferruatına kadar tetkik ve tesbit edilmiş olup dosyalarınızda mevcuttur.

Ancak kararda ayrıca zikredilmemiştir.

*

Binaenaleyh evvelce tahkiki noksan bütün hususatın tahkik edilmesi ve diğerlerinin de kararda belirtilmesi maksadiyle bozma kararma uyulması­nı talep etti.

Celseye ara verildi. Saat 14.30 da ye­niden başlayan duruşmada reis Sedat Çumralı, Temyizin bozma kararma uyulup uyulmaması hakkında mahkemenin, Temyiz Mahkemesi Birinci Ceza Dairesinin ilâmında gösterilen bozma sebepleri uyulmayı gerektirdiğinden nakza uyulmasına ittifakla karar ver­diğini tebliğ etti.

Müteakiben reis Sedat Çumralı tara­fından maznun Sabri Çelebioğlu'na muhtelif sualler soruldu. Sabri Çelebioğlu bu sualleri cevaplandırdıktan sonra söz alan C. Müddeiumumisi Salim Ertem, bozmaya esas teşkil eden nok­taların aydınlanması için bir ehlivukuf, heyetinin teşkili ve gerekli hususların Deniz Kuvvetleri Kumandanlından sorulması talebinde bulundu.

Durum mahkeme heyetince incelendik­ten sonra aşağıdaki hususlar karar al­tına alındı;

1- Amme şahidi Hasan Yumuğun   İs­tanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkeme­sinde bahis konusu ettiği hususlar hak­kında kendisinden izahet alınması için celbine,

2- Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinde 953/212 sayılı dosyada mevcut Hasan Yumuğun şehadetine dair ifade  zabıt­ namesinin getirtilmesine,

3- Boğazlar ve dar geçitlerde gemi ku­mandanlarına, kumandayı ellerinde tutmak mecburiyetinde bulunup bulunmadıklarına dair emir veya yazılı ta­limat verilip verilmediğim, denizaltı kumandanının kumanda mevkiinde bu umduğu sırada  vardiya    subaylarının, geminin  seyrine kumanda edip  etmeyeceklerine ve kritik mevkilerde vardi­ya subaylarının gemileri sevk ve idare edip etmeyeceklerine dair    hususların
Millî Müdafaa Vekâletinden sorulmasına,

4Üâma göre, ehlivukuf tatbikatına esas olmak üzere denizaltı gemilerinde gemi kumandanlığı,  makina seyir  ve hidrograflık yapmış subaylardan   mü­teşekkil yedi kişilik bir ehlivukuf lis­tesinin Millî Müdafaa Vekâletinden istenmesine,

- Gemi süvariliği ve'makina subaylı­ğı yapmış birinci sınıf mütehassıs ge­mi kumandanlarından mürekkep yedi kişilik bir ehli vukuf  listesinin daha Denizcilik Bankasından istenilmesine ve duruşma safahatım tayin ve teshil, zımamda evvelce dinlenmiş olan şahit­lerle bilirkişi raporlarının tefrik edile­rek yeni bir dosya teşkiline karar ve­ verildi.

Duruşma 21 Şubat 1955 e bırakıldı.

Çalışma Vekili Hayreddin Erkmen'in Çalışma Enstitüsündeki nutku: 17 Ocak 1955

İstanbul:

Bu sabah Yakın ve Orta-Doğu Çalışma Enstitüsünün açılış merasiminde Çalışma Vekili Hayreddin Erkmen tarafından söylenen nutkun metnidir:

«Devletin, çalışma münasebetleri ve şartlarını tanzim ve İslaha teşebbüs etmesi, 19 uncu asrın en karakteristik sosyal vakıasını teşkil eder. Sanayi; inkılâbının 'tevlit ettiği bu vakıa, politik, sosyal ve enternasyonal faktör­ler tesiriyle gelişmiş ve asrımızda mühim bir âmme hizmeti 'kolu haline gelmiştir. Ekonomik ve sosyal inkişaf ve istikrarın şartlarını bu sahada -görmekte hatâ yoktur.

Sıhhatli bir sosyal politika her memleket için "bir istikbal teminatı olduğu gibi, sulh ve adalet esaslarına müstenit dünya nizamına inanan milletlerin bu politikalarında müşterek kaideler kabul ve tatbik etmeleri de kollektif emniyet sisteminin temel taslarından bir'ini teşkil eder. Hemen ilâve et­mek isterim ki, mücerret kaide vaz'ı hedefe varmağı sağlamaz. Kaideleri müessir kılan iyi yetişmiş tatbikat elemanlarıdır. Ancak müşterek formas­yon sahihleri ahenkli tatbikat temin edebilirler. Bu gayeyi temin için B. İ.T. ile müştereken kurduğumuz çalışma enstitüsü, gerek memleketimizde ve gerekse dost Yakın ve Orta-Şark memleketlerinde değerli mütehas­sıslar elinde seçkin elemanlar yetiştirecektir. Enstitüyü ayrıca, Birleşmiş Milletler teşkilâtının mühim 'bîr uzvu olan milletlerarası çalışma teşkilâtı ve onun bürosu ile Türkiye Yakın ve Orta-Şark memleketleri için sami­mî işbirliğine açılmış yeni bir kapı telâkki etmekte olduğumu memnuni­yetle belirtmek isterim. Bu vesiyle ile büro idaresine ve bu projenin ha­zırlanmasında emeği geçen mensuplarına teşekkür ederim.

Enstitümüz, ilmî esaslara müstenit bir mesai mahalli olacak ve binaena­leyh objektif bir tarzda çalışacaktır. Umumî prensipleri tedris edecek ve müdavimlerine vakıaları tahlil ve terkip imkân ve kolaylıklarını iktisap ettirecektir.

İfası ile şeref düvduŞum açış dersi vazifesini arzulamamın esbebini bu anlayışda aramak lâzımdır.»

Emek - sermaye münasebetleri sahasında vaz edilen koruyucu ve  kaidelerin heyeti mecmuasına «çalışma mevzuatı» denir. Bu mevzuat grubunun «işçi hukuku «isçi mevzuatı - legislatiom ouvriere isimlerîvle de anıldığı vakidir. Ancak, mevzuun sahsa veya gruolara değil, mücerret iş mefhumuna izafe edilmesi lüzumu artık yerleşmiş bir kanaat halindedir.

Çalışma mevzuatı, bugün tedvin ve tatbik edilmekte olan hüviyetiyle sa­nayi inkılâbından, yani iktisadî âmillerinden doğmuş siyasî, içtimaî ve fikrî âmillerin tesiri altında daimî bir gelişme takip etmiştir. Filhakika, sanayi inkılâbiyle, kitle halinde insanlar emeklerini tanımadıkları pat­ronlara kiralamağa ve maişetlerini, ağır iş şartları altında temine mecbur kalmışlardı. Beşerî münasebetlerin eksikliği, iş şartlarının ağır ve ücret­lerin düşük olmasına sebep oluyordu. Çocukların ve kadınların, uzun müddet tahammülü imkânsız ve gelecek nesilleri sağlık ve ahlâk bakımın­dan tehdit eden iş şartlarına tabi tutulmaları, hükümetleri bigâne bıraka­mazdı. Diğer taraftan, işçiler çalışma, ve yaşama şartlarını islâh çarelerini aramak ve bu hususda teşebbüslerde bulunmak maksadiyle kendi arala­rında birleşip teşkilâtlanmak lüzumunu da anlamış bulunuyorlardı. Niha­yet fikir muhitleri gerçekleştirilmesi zarurî olan sosyal reformu etüd ve neşriyat mevzuu yapmakta gecikmiyeceklerdi.

Fakat bütün bu âmillerin tahrik ettiği İslâhatı güçleştiren mühim bir ortadan kaldırılması icap etmekte idi: Milletlerarası iktisadî rekabet, bu maniin izalesi, ancak çalışma mevzuatının milletleraası bir karakter ta­şıması, diğer bir tabirle «milletlerarası çalışma mevzuatı legislation internationale du travil» doğması ile mümkün olabilirdi. Dersimizin mev­zuunu teşkil eden ve muhtelif memleketlerde bir bucuk asırlık devamlı fa­aliyetlerin neticesi olan bu vakıada umumî seyir ve esaslarına işaretle ik­tifa edeceğim.

Çalışma mevzuatının beynelmilel mahiyet iktisabını, itibarî de olsa, üç safhada mütalâa etmek mümkündür, kanaatindeyim.

1.19 uncu asır bidayetinden Versailles muahedesine kadar geçen devre.

2.- İki Dünya Harbi arası devresi.

3.İkinci Dünya Harbini takip eden yıllar.

İ.Yukarıda işaret ettiğimiz üzere, çalışma mevzuatının milletlerarası bir karakter iktisab etmesinin ilk âmilini -doğusunda olduğu gibi iktisa­dî zaruretler teşkil etmektedir. Sosyal reformların imalât maliyeti üzerinde yapacağı tesir, çetin rekabet şartları altında ürkütücü olmuştur. İşçi­nin himayesi, rakip memleketlerin hepsinde muvazi surette alınacak ted­birlerle sağlanmadığı takdirde, bir hayal olarak kalmağa mahkûmdur. Bu hakikat, çalışma mevzuatı ihtiyacı ile hemen hemen ayni zamanda anla­şılmıştır. Filhakika, daha 1818 yılında Robert Öven, Francfort ve Aixla-chapelle de Avrupa ve Amerika hükümetlerine hitaben, is mevzuatının beynelmilel sahada mütalâası gerektiğini belirtmiştir.

1838-1859 yıllarında, Alsaslı bir Fransız patron olan Daniel Legrant'nin aynı istikamette gayretleri göze çarpıyor . Gene ayni yıllarda Blangui isimli Fransız iktisadcısı, derslerinde ve kitabında bu fikri kuvvetle des­tekliyor. Nihayet siyaset adamları parlâmentolarda bu haklı cereyanın müdafaasını üzerlerine alıyorlar. Nitekim, 1883 yılında bir Fransız mebu­su, Mebırsan Meclisinde şu beyanatta bulunuyordu: «Harp kaidelerini tes-bit için muahedeler yapılabiliyor, posta kolilerinin nakli de muahede mev­zuu olabiliyor. Çalışma şartlarını tesbit işi neden yapılmasın? Elektrik, Güzel Sanatlar ve milletlerarası 'kongre mevzuları oluyor da, «iş» neden olmuyor?»

Beynelmilel kongreler toplanması fikrine İsviçre'nin ön ayak olduğunu götüyoruz. Fakat ilk kongre 1890 senesinde Alman hükümetinin teşebbüsü üzerine, Berlin'de toplanıyor. Berlin Kongresi maden işlerinde çalışma, pazar çalışması, genç işçilerin çalışma şartları, kadınların çalışma şart­ları ve kongre mukarrer atının tatbik mevkiine konulması usulleri üzerin­de kararlar alıyor.

"1897. yılında Zurich'de toplanan kongre, işçi haklarının müdafaası bakı­mından daha müs'bet bir teşebbüs olarak görünmektedir. Filhakika Zürich kongresi, milletlerarası iş bürosu kurulmasını derpiş ediyor. Nihayet bu fikir, 1900 yılında Paris'de toplanan kongrede karara bağlanıyor, «işçile­rin kanunî müdafaası milletlerarası derneği» ismi ile kurulan teşkilât ve omm bürosu, daimî mahiyet arzeden, gayri resmî, ilk milletlerarası ça­lışma teşkilâtı telâkki olunabilir. Bu derneğin faaliyeti semereli   olmuştur.

Filhakika, kadınların gece mesaisini ve beyaz fosforun kibrit sanayinde istimalini meneden anlaşmalar bu cemiyetin faaliyetleri cümlesindendir.

Kongreler ve onların kabul ettikleri anlaşma projeleri devam edip gider­ken Birinci Dünya Harbi gelip çattı. İktisaden rakip durumda bulunan memleketler, çalışma mevzuatı birliğine doğru, pek mühim bir mesafe katedilmiş sayılamazlardı.

'Bu memleketlerin ayrı muharip gruplara bölünmeleri ve nihayet harp ekonomisi rejimine girmiş bulunmaları ayrıca çalışma mevzuatının inki­şafı için ciddî maniler ihdas etmişti, Fakat bir asra yakın bir müddet de­vam eden faaliyetin büsbütün neticesiz olduğunu da inkâr mümkün de­ğildi. Zira, esas fikir yerleşmesi, çalışma mevzuatının tedvin ve tatbikinde milletlerarası esas ve normlar teissi ve idame lüzumu anlaşılmıştı.

'2.İki dünya harbi arası:

Birinci Dünya Harbi, muharip memleketlerde sosyal bütünlük ve sosyal adalet fikirlerinin yerleşmesine vesile verdi. Hükümetler, istikbale ait ta­ahhütlere girişmişlerdi. Lloyd George, 1919 yılında milyonlarca genç kah­raman yeni bir dünya için döğüştüler. Yüzbinlere insan bu idealin muzafferiyeti uğrunda canını verdi. Şayet onlara yaptığımız vaaleri yerine getirmezsek, kendi şerefimizden kaybederiz» diyordu.

Harp içinde hakim olan bu görüş, sulh muahedesinde meyvasmı verdi. Versailles muahedesine eklenen 13 üncü kısım, âkid tarafların çalışma ha­yatını tanzim edecekleri esasları ihtiva ediyordu. Sa'yin bir emtia olmadı­kı ana prensibini vaz eden bu mühim vesika, iş saatlerinin tanzim edilmesi, günlük ve haftalık azamî çalışma müddetlerinin tesbiti, işe yerleştirme, İşsizlikle mücadele, asgarî ücret, umumî hastalık, meslek hastalığı ve iş "kazası, çocukların, gençlerin ve kadınların himayesi, ihtiyarlık ve maluli­yet gelirleri, sendika kurma hürriyeti, meslekî öğretim ve ise yöneltme ve diğer hususatı ihtiva ediyor ve netice olarak milletlerarası çalışma teş­kilâtına vücut veriyordu.

Bu ahdî teşkilâtın, daimî bürosu ve değerli mütehassısları İle İkinci Dünya Harbine kadar ifa ettiği hizmetler, dersimizin kadrosuna sığmaz.

Enstitü müdavimleri arkadaşlarım, selâhiyetli ağızlardan bu hususta ge­rekli bilgiyi temin edeceklerdir. Ben şunu söylemekle iktifa    edeceğim:

İkinci Dünya Harbi gibi muazzam bir buhrana mukavemet eden milletler arası çalışma teşkilâtı, çalışma mevzuatının beynelmilel karakterinin ya­pıcısı ve muhafızıdır.

3.İkinci Dünya Harbini takip eden yıllar:

Beynelmilel çalışma mevzuatı yolundaki yürüyüş, İkinci Dünya Harbinden sonra yeni bir safhaya girmiştir. Gene müesseselerin kuruluşunda sadece şeklî bir değişiklik bahis mevzuudur. Milletlerarası çalışma teşkilâtı, yeni ve ideal 'bir anlayışa göre kurulan Birleşmiş Milletler teşkilâtının sipecialize bir organı haline inkılâp etmiştir. Fonksiyonları ayni gibi götürmektedir. Fakat 1919 teşkilâtı, ileri sanayi memleketlerinin pazar re­kabetleri tehlikesinden doğmuş ve binaenaleyh dünyanın saha olarak mahdut kısmında gayelerini tahakkuk ettirmeye çalışan bir kuruluş âdi.

Günümüzün teşkilâtı ise, üniversalite iddiasındadır. Yani gayesinin sınır­ları, ekonomik kadro değil, sosyal kadro olmak yolundadır. İktisaden geri "kalmış veya sadece sanayileşmesi gecikmiş memleketlerin kalkınma ve sanayileşme hamlelerinden, sanayi; inkılâbının garp memleketlerine tah­mil ettiği ıstırap ve mücadeleleri bertaraf etmek gibi asil bir meşgalesi vardır. Bölge konferanslarını bu maksadla yapmakta, mütehassıslarını dünyanın dört 'bucağında 'bu maksad için çalıştırmaktadır. Buna mukabil, teşkilâtın muvaffakiyet şansı ve imkânları düne nazaran daha fazladır. Evvelâ, demokrasi ve kollektif sulh fikirlerini 'benimsemiş memleketlerde içtimaî, siyasî ve fikrî muhitleri, gayelerini anlamış ve kendisine yardımcı olarak bulmaktadır. Saniyen, hedefine varmak için teknik yardım gibi mühim bir vasıtaya sahiptir.

 Netice:

Çalışma 'mevzuatının ve binaenaleyh bu mevzuatın hedef tuttuğu içtimaî emniyetin müesseriyeti, beynelmilel karakteri haiz olması ile mümkün­dür. Ancak iktisaden .geri kalmış ve ana sanayi kurmak azminde bulunan memleketlerin, beynelmilel normlara uygun çalışma mevzuatı tedvin et­meleri, iç pazarlarında bile yabancı menşeli mallara rekabet edememek gibi gayri iktisadî bir durum yaratırsa, seyrini ana hatları ile takip ettiği­miz «tekâmül - evolut'ion» yer yer haleldar olmağa mahkûm kalır. Bu iti­barla milletlerarası çalışma teşkilâtına, hizmetinde bulunduğu gayeyi te­min bakımından mühim vazifeler terettüp etmektedir. Teknik yardım, teş­kilâtın olduğu kadar, mevzuat ve tatbikat boşluklarını doldurmak isteyen bu kabil memleketlerin de ümit bağladıkları bir müessesedir.

Büyük Millet Meclisi Reisimizin bugünkü konuşması:

17 Ocak 1955

Ankara:

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan bugün Fransız parlâmento he­yeti şerefine verdiği yemekte söz almış ve şunları söylemiştir:

Muhterem reis, aziz misafirlerimiz,

Dost ve müttefik Fransız milletinin kıymetli mümessillerini aramızda se­lâmlamakla benim ve Büyük Millet Meclisi arkadaşlarımın duyduğumuz büyük şeref ve sevinci belirtmek isterim. Sayın misafirlerimizin Fransız parlâmentosunda Türk - Fransız dostluğunu temsil etmek ve bu dostluğun çeşitli sahalardaki inkişafına hizmet etmek vazifelerini üzerlerine almış "bulunmaları sevincimizi bir kat daha arttırıyor.

Bu ziyaret 'bizim için .hususî bir mâna taşımaktadır. Çünkü biz Türkler Fransız milletinin yüksek hasletlerine, Fransa'nın büyük demokratik ananelerine, parlak Fransız kültürüne karşı derin bir hayranlık duymakta­yız. Sayın misafirlerimiz bu ziyaretleri sırasında Türk milletinin Fransa'­ya karşı hislerinin ne kadar içten geldiğini, ne derece derin olduğunu mü­şahede edeceklerdir. Kökleri asırlar boyunca uzanan Türk - Fransız dost­luğu tarihin bütün imtihanlarını muvaffakiyetle geçirmiş ve bu imtihan­lardan daha sağlam ve daha kuvvetli olarak çıkmıştır.

Bu dostluk yalnız iki memleket münasebetleri bakımından değil aynı za­manda dünya sulh ve emniyeti bakımından da. büyük bir ehemmiyet ta­şımaktadır. Çift ittifakla bağlı bulunan memleketlerimiz bugün dünyayı tehdit eden büyük tehlikeye karşı aynı yüksek fikirleri, aynı ahlâkî ve si­yasî prensipleri, aynı insanlık ideallerini bir kelime ile, aynı medeniyeti müdafaa etmek vazifesini deruhte etmiş bulunuyor. Bu medeniyet Fran­sa'nın her sahada en parlak hizmetleri ile doludur.

İki memleket mebuslarının temaslarına imkân bahşeden bu ziyaret mem­leketlerimiz arasındaki ananevî dostluğun yeni ve çok mes'ut bir tezahü­rüne vesile 'teşkil etmektedir. Türk - Fransız dostluğu tarihin sinesinden gelen kuvvetini her zaman muhafaza edecek ve hür dünya camiasının sağlam ve müstakar dayanaklarından birisi olmakta   devam eyliyecektir.

Bu kanaatledir ki kadehimi, dost ve müttefik büyük Fransız milletinin sa­adet ve refahına ,

Sayın reisicumhurunuzun sıhhatlerine, Zatıâlinizin ve,

Ziyaretleri ile bizlere şeref vermiş olan kıymetli parlâmento heyeti aza-' sının sıhhatlerine kaldırıyorum.»

Meclis Reisimiz nutkunu şöyle bitirmiştir:

«Şunu ilâve etmeme müsaade buyurmanızı rica edeceğim: Seyahat kara­rını müteakip hastalanarak bu tarihî seyahate iştirak edemiyen dostumuz Joannes Dupraz'm muhterem heyetinizin de hislerine tercüman olarak bir an Önce iade afiyet etmesini temenni eylerim.»

Refik Koraltan'dan sonra söz alan Fransız parlâmento heyeti reisi Gaston Palewski de şu konuşmayı yapmıştır:

«Sayın Meclis Reisi,

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Fransız Millî Meclisindeki aziz meslekdaşlarım,

Seyahatimizden önce bize dikkatli olmamızı tenbih etmişler, Anadolu kı­şının şiddetinden bahsetmişlerdi, halbuki biz burada ilkbaharın tatlı ışığı­nı bulduk.

Fakat bize gösterilen hararetli hüsnükabule, sayın meclis reisinin büyük bir belâgatle yâd ettiği ve mazide çok kuvvetli 'bağları bulunan bu Türk -Fransız dostluğunun derin realitesine, bize karşı gösterilen ihtimama, he­nüz tanımış olmakla beraber bize çok eski dostlarmıs gibi gelen idareci üye bay Aldemir ve Genel Sekreter Bay Aktaş'ın bize karşı olan ilgi ve itinasına, içten gelen bu tezahürlerin değerine gelince, bu hususta asla bize yanlış malûmat vermemişlerdir.

'Türk - Fransız dostluk grupu reisi dostum Joannes dupras'm bunu size söylemek için burada bulunmayışına esef ederim. Hastalığı onu bizlerden uzak kalmaya mecbur etmiştir. Fakat, Akdeniz ötesinden kendisine en samimî şifa temennilerimi iletirken hepinizin hislerine tercüman olduğu­ma eminim.

Sayın meclis reisi, dün İstanbul'da dikkatimizi çeken mazinizin zaferleri olmuştur.

Bugün de, halin ve istikbalin başkentinde bulunuyoruz.

Az önce, modern Türkiye'nin dâhi kurucusu Atatürk'ün mozolesi önünde "huşu ile" eğilirken, imkânsızı fevkalâdeden ayırt etmek imkânını veren o kahraman muhayyeleye sahip bulunan adama karşı olan müşterek borç­larımızı daha mükemmel hissettiğimi söylememize müsaadenizi rica ede-Tİm.

Onun bağımsızlık uğrundaki mağrur mücadelesini, her şeyde ileriye git­mek azmini, kurmuş olduğu büyük esere devam etmek kararında olan kuv­vetli ve dinamik bir 'gençliğin yürüyüşünde devam ettiğini hissediyoruz.

Kendisine modern, bir iktisadî bünye vermek amaciyle sarfettiği gayret­lerle, ki Fransa'nın da bu gayrete iştirak etmekte olduğunu görmekle bah­tiyarım, muazzam bir şantiye haline gelmiş olan Türkiye'de her an bunun tesirlerini müşahede ediyoruz.

Bu muazzam »gayreti ti ey açanla takip etmemeğe imkân var mı? Bunun için de, havacılık, ekonomi ve Fransız birliği sahalarında önemli çalışmalariyle dikkati çeken eski vekillerden, dışişleri komisyonunun eski reisi, dışişleri vekâleti bütçe raportörü ve en yüksek mevkilere gelmeleri kuv­vetle muhtemel diğer seçkin genç parlâmento üyelerinden müteşekkil bu­lunan ıb'u parlâmento heyetine verilen öneme hayret etmezsiniz.

Onlar, size Fransa'dan bahsetmek için geldiler.

Siz dostlarımıza Fransa'dan haberler getirdiler, bu haberlerin ne kadar iyi olduklarını söylemekle sizleri memnun edeceğimi biliyorum.

Hiç şüphesiz uzaktan geliyoruz: İstilâ, harp, sürgünler -içimizden biri eski "bir sürgündür- fabrikalarımızın, makine ve âletlerimizin metodlu bir şe­kilde yağma edilmesi, çıkarma sırasında şehirlerimizden birçoğunun müt­tefik havacıları tarafından mecburen imha edilmesi, bütün bunlar bizleri büyük fedakârlıklara, muazzam gayretlere mecbur etti.

Fakat, rakamları her 'sene artmakta olan nüfusumuz içinde sorumlu mev­kilerde görülmeğe başlamış olan gençlik hareket ve yenilik azmini hisset­tirmektedir.

Bunun için de .gayretimizi yalnız ananevî entellektüel ve kültür safrasın­da aramak lâzımdır. Şüphe yok ki bu sahalardaki üstünlüğümüz bakidir.

Biz para ile elde edilmesi imkânsız olan bir şeye malikiz: Yalnız kültür sahasında değil, fakat aynı zamanda teknik sahasında da icatlarımızın se­meresini vermekte devam ediyoruz.

Fransız televizyon âletlerinin dünyanın en iyileri olduğunu bilmem sizesöylediler mi? İnce kanatlı uçağımızın, hemen hemen işletme.masrafların yarı yarıya indirmek suretiyle ticarî havacılıkta ihtilâl yaratmak üze­re olduğunu biliyor musunuz? Fransa'nın, diğerlerinin bize gıpta, ile bak­tıkları, ilk atom denizaltısını yapan yegâne Avrupa memleketi olduğu ve atomu uranyumdan ayırma çalışmalarında Fransız bilginlerinin büyük bir hissesi olduğu malûmunuz değil midir?

Böylece, sadece eski taşlar ve zevk memleketi bir Fransa masalına son ve­relim.

Fransa iş başındadır ve kendisine mümkün olan her sahada yol gösteril­mektedir, zira o muazzam sorumluluklarını müdriktir.

îki Fransa, Avrupa Fransa'sı ve Afrika Fransa'sı vardır.

Afrika'da, dünya gelişmesinde yerini isteyen muazzam bir kıt'a nüfusu­nun dörtte ve topraklarının da üçte birini, artan bir tempo ile terakkiye götürmekle sorumluyuz. Bu milletler temsilcileri bizim yanımızda millî meclisimizde yer almaktadırlar: Onlar bu gelişme azminin beliğ sözcüleri­dir. Böylece Fransa, Batı Akdenizin iki sahili üzerinde sahip bulunduğu bütün mevkiin sağladığı imkânları Avrupa'yı götürmesini mümkün kıla­cak olan bu büyük Fransız Federal Cumhuriyetinin kurulmasına doğru yürümektedir.

Şüphe yok ki, bu hususta karşılaşılan güçlükler henüz çok büyüktür. Zi­ra gelişmemizin bir dönüm noktasında bulunuyoruz. Fakat bu güçlükler yeni değildir. Bir kere daha onları yeneceğiz, zira bunu istiyoruz.

Sayın meclis reisi, az evvel, dostluğumuzun dünya barış ve 'günvenliğî bakımından Önemli olduğunu söylediniz. Filhakika, müşterek politikamı­zın kanını ve etini teşkil eden yalnız idealimiz ve Atlantik Paktı değildir.

Aynı zamanda bizi, geçmişte nasıl yakınlaştırmışsa  bugün de yine coğ­rafya birleştirmektir. Nasıl ki Fransa, klâsik silâhlar bakımından Batr Avrupa'nın en mühim silâhlı kuvvetini teşkil ediyorsa, siz de aynı bakım­dan Doğu Akdeniz'de başlıca askerî kuvveti teşkil ediyorsunuz.

Müşterek ittifaklarına olduğu gibi Atlantik anlaşmasına da değişmez bir şekilde sadık olan, statükonun kıskançça idamesinde bağımsızlıklarını ve hürriyetlerini müdafaaya azmetmiş bulunan iki devletimizin bu iki kilit mevkiini yerinde bulundurmaları ne kadar iyi. Bu hususta, teşebbüsü­müzle imzalanmış olan Bied antlaşmasında, idamesi Fransa'nın ananevı siyasetinin daima bir kısmını teşkil etmiş bulunan, kıt'a muvazenesinin ananevî bir elemanını bulmakla büyük bir memnuniyet duyduk.

Mümtaz Başvekiliniz ve Dışişleri Vekilinin yapmakta oldukları seyahati büyük bir dikkatle takip ettik, Fransa'nın ananevî menfaatlerini teyak­kuzla takip ettiği Doğu Akdeniz'de güvenliğin takviyesi ve statükonun muhafazası şüphesiz ki bizler için mucibi memnuniyettir.

Fransız hükümeti, birçok vesilelerle, bu hususta gayretlerini burada da yine barış için çalışan memleketinizin gayretlenne terfike hazır olduğum bildirmiştir.

Sayın Büyük Millet Meclîsi reisi, meslekdaşlarim, fahrî reis ve Fransız 'Millî Meclisi adına kadehimi kaldırmama müsaade buyurunuz, Türkiye 'Cumhurreisinin şerıefine,

Müşterek idealin tahakkuku için iki memleketimiz arasında her zaman­dan daha fazla sıkılaşması gereken bağların takviye ve idamesine içiyorum.»

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

17 Ocak 1955

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Refik Koraltan'm reisliğinde top­lanmıştır.

Celsenin açılmasından biraz sonra, memleketimizde misafir olarak bulu­nan Fransız parlâmento heyeti azaları, şiddetli ve sürekli alkışlar arasında salona girerek kordiplomatik locasında yerlerini almışlardır. Bu münase­betle Meclis Reisi Refik Koraltan aşağıdaki hitabede bulunmuştur:

Koraltan'ın konuşması:

«Muhterem arkadaşlar, yüksek meclisiniz namına yapılan davet üzerine memleketimizi ziyaret için gelmiş bulunan Fransız Millî Meclisinden çok güzide bir heyet, içlerinde parlâmentoda mühim rolleri olanlardan, kabi­nede vazifeler alan muhterem şahsiyetlerden müteşekkil on kişilik bir heyet dört günden beri memleketimizin aziz misafiri bulunuyorlar. Şimdi de aramızda olduklarını sizlere iblâğ ederken büyük bir şeref ve bahtiyar duymaktayım.

'Şu anda Türk - Fransız dostluğunun tarihin tâ derinliklerinden gelen an'anevî kuvvetinin bir yeni tecellisi ve ifadesi de siz muhterem azalarımı­zın sevgi tezahürlerinde görülmektedir. Filhakika Türk - Fransız dostlu­ğunun kökü tarihin derinliklerinden gelmektedir. 15 inci asrın başında başlayan, yani Türk milletinin Avrupa ile ilk siyasî münasebete .girdiği gün­den başlıyan ve 16 mcı asrın ortalarında muhteşem Kanunî Sultan Süley­man zamanında en hakikî ve kuvvetli şeklini bulan dostluk bağlarımız sayesinde iktisadî, siyasî, kültürel sahalarda büyük münasebet ve inki­şaflar sağlamıştır. 16 mcı asırdan 'başlayan bu siyasî, iktisadî, kültürel münasebetler asırlar boyunca tarihî hâdiselerden hızını ve kuvvetini ala­rak mesut inkişaflar kaydetmiştir. Fertlerin hayatında bazı dönüm nok­taları olduğu gibi takdir buyurursunuz ki, milletlerin hayatında da 'bazı duraklamalar olabilir. Fakat derhal arzedebilirim ki bu duraklamalar o zamanın .şartlarının icabı olsa dahi yine bu çetin hâdiselerden, bu imti­hanlardan daha çok kuvvetli olarak, daha cok büyük hakikatlere, reali­telere dayanarak Fransız - Türk siyasî münasebetleri devam etmiş ve müsbet neticelerini vermekte gecikmemiştir.

Biraz evvel arzettiğim gibi fertlerin hayatında fazla müşkül anlar olabi­lir. Bunun gibi milletlerin hayatında da bazı elim hâdiseler tekevvün ede­bilir. Her milletin siyasî hayatında böyle hâdiseler, seyrek dahi olsa vukua 'gelmiştir. Büyük Fransız milleti bunun, tarih, boyunca bazı acı ve 'tatlı hatıralarım tatmış olan 'bir millettir. Böylece Türk milleti, kendi ha-

yatında vakit vakit duraklamalar kaydetmiş olsa dahi bu hâdiselerde, bit imtihanlarda büyük hamleler yaparak bu siyasî münasebetleri iyileştirme­ğe devam etmiştir.

Bizim nesil, hepiniz takdir edersiniz, Türk milletinin hayatında yirminci asrın ilk rubuna doğru yani 918,919,920 tarihlerinde bir buhran olmuştur O zaman Türk milletini biraz geç anlamış olan ve o günkü şartlara göre anlamamak yoluna düşen bazı yanlış politikalar karşısında kalmış olma­mızı bizim nesil hatırlar. Fakat o zaman dahi, hepinizce malûm olduğu veçhile, Türk milletinin istiklâl, şeref ve haysiyet mücadelesinin en ham­leli bir zamanında Fransız Meclisinde milletimizin bu asıl mücadelesi, bu asıl hamlesi devam ederken, bazı milletler yanlış görüş neticesi bu ham­leyi yanlış (bir şekilde ifade ediyorlardı. İste o tarihlerde büyük devlet adamı Briand Türk milletinin istiklâl, haysiyet ve şeref mücadelesini va­tanperverlikle, kahramanlıkla tavsif eden büyük bir devlet adamıdır. Türk milleti vefakârdır, iyilik bilen bir millettir. Tarihin her devrinde kendisine-ne zaman dost eli uzatılmışsa, onun kahraman ve asil hareketi nasıl tak­dir edilmişse, Türk milleti bunun mânasını, kıymetini bilmiş, gerektiği" zaman en değerli jestini göstermekten çekinmemiştir. Böylece bizim ne­sil bilhassa Franclin Bouillon'un aziz hatıralarına bağlanmış onu daima' kalbinin derinliklerinde hissetmiştir.

Şimdi dünya yepyeni bir durum içindedir. Şartlar tamamen değişmiş, me­denî ve sulhsever âlem büyük bir tehlike ile karşı karsıya gelmiştir. Sulh­sever ve medenî dünya cephesinde yer alan aziz milletimizin duygusuna tercüman olan Türkiye Büyük Millet, Meclisi böylece insanlık dünyasını tutmağa, faziletleri müdafaa etmeğe büyük bir azim ve şiddetle devam ediyor. İşte bu güzel anlayış içinde 'medenî ve toarısçı âlemle yanyana bu­lunuyoruz. Şimdi Fransız Meclisinin çok muhterem ve güzide heyeti ara­mızda bulunuyorlar. Eminim ki tarihi olan, vefası olan, kahramanlığı bü­tün dünyaca bilinen Türk milletinin Fransız milletine karsı dostluğu ve sıcak misafirperverliğini yakınen müşahede edecekler ve memleketlerine döndükleri zaman, eminim, her yerde görcekleri bu dostluğun kıymetli delillerini unutulmaz bir hatıra olarak memleketlerine    götüreceklerdir.

Ben milletimizin ve onun mümessili olan yüksek heyetinizin bu asıl duy­gularının hakikî tercümanı olarak arzederken asîl şahsiyetiniz namına ve Türk milleti namına aziz misafirlerimizi bir kere daha hürmetle selâmlarım, hoşgeldiniz.»

Bundan sonra sözlü soruların müzakeresine geçilmiştir. Tahrip edilen or­manların ihyası için ne düşünüldüğüne ve orman getistirme hususunda' bir programın mevcut olup olmadığına dair Ziraat Vekilinden şifahî su?" Vekil Nedim Ökmen tarafından cevaplandırılmıştır, Nedim Ökmen    ce­vabında şöyle demiştir:

«Arkadaşımızın birinci suallerinin cevabı: Eskiden orman olup da yan­gın, tabiî âfetler ve usulsüz kesimlerle açılmış olan sahaların yeniden or­man haline getirilmesi için evvelâ bu sahalar tesbit edilmekte ve sahanın karakterine göre ağaçlama raporları tanzim edilmektedir.

Bugüne kadar tesbit edilen orman içi açıklık sahaların yekûnu 155.969 hektar olup bunun 33.768 hektarının ağaçlama raporu yapılmış ve 9.948.421 fidan dikilmek suretiyle 3.506 hektar saha ağaçlandırmıştır. Hâlen her yıl 2.000 ilâ 3.000 hektarlık bir saha ağaçlandırılmaktadır. Bu miktar beş yıllık plânların ikmali ve orman kanununun meriyete girmesiyle art­tırılacaktır.

İkinci .sualin cevabı: Ağaçlandırma çalışmaları orman içi ve orman dışı olmak üzere iki grupta toplanmış ve buna göre plânlaştırılmıştır. Birinci cevapta izah edilen çalışmalar orman içi ağaçlamaları olup bilhassa Aydın, Muğla, Denizli, Tokat, Kastamonu, Sinop, Sivas, Samsun, Yozgat, Çorum, Eskişehir, Kütahya, Ankara, Çankırı, Antalya, Erzurum, Çoruh, İzmir, "Uşak, Balıkesir, İstanbul, İzmit vilâyetleri dahilindedir.

Bu ağaçlamalara lüzumlu fidanlar da Dursunbey, Antalya, Köyceğiz, Kal­kan, Kızılcahamam muvakkat orman fidanlıklarında yetiştirilmektedir.

155.696 hektarlık sahanın rapora bağlanması çalışmalarına muvazi olarak "bu fidanlıkların adedi ve kapasiteleri de arttırılacaktır.

Orman dışı ağaçlamalar ise, muhtelif cephelerden yürütülmektedir:

a)    3116 sayılı orman kanunu gereğince ağaçlandırılmasına Vekiller He­yetince lüzum görülen orman sınırları dışında yapılan ağaçlamalar.  Si­vas'ta Çamlıbel, Eskişehir'de Kocakır ve Çatakbayırî, Bayburt'da Masat Deresi, Tuncelinde Har'çik, Turuşmik vadileri, Antep'de Düllük baba mev­kindeki çalışmalar olup 1954 ilkbaharına kadar 4.266 hektar saha 12.424.152 fidan dikilerek amaçlandırılmıştır.

b)     Aynı kanunun   80-82 inci maddelerine göre mükellefiyet usuliyle köy ve belediyelertarafından yapılan ve fidanları orman fidanlıklarından meccanen verilen ağaçlamalar, bu mevzuda Çankırı, Kastamonu, Çorum, Er­zurum, Kars, Eskişehir, Kütahya, Konya,  İsparta, Afyon,  İstanbul. An­kara, Denizli, Aydın, Manisa, İzmir, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Elâzığ
ve Malatya olmak üzere 21 vilâyette yekûnu 477 hektar tutan    çalışmalardır.

c)   Vekâlet tarafından köy ve belediyelerde bütün masrafları idarece de­ruhte edilen ağaçlamalardır ki, bunlar da Ankara, Konya, Sivas, Kayseri, Eskişehir,  Çankırı. Denizli, Tekirdağ ve Kırklareli, Maraş, Gümüşhane.İzmir, Balıkesir vilâyetlerinde 205 köyde 1954 yılındabaşlanılmış ağaç­lamalardır. Hâlen 975 hektar saha 1.577.304 fidan dikilmek suretiyle ağaçlandırılmıştır.

d)Sellere ve yer kaymalarına .mâni olmak üzere yapılan ağaçlamalar bu maksatla Tokat'sel havzasına ilk plânda 40 hektarlık bir sahaya 200.000 fidan dikilmiş ye 1600 hektarlık kısanın ağaçlandırılması isi programa alın­mıştır.Ayrıca İskilip, Senirkent ve Beyşehir'de buna benzeretüdve çalışmalara başlanmıştır.

e)Ziraat arazisinin korunmasına matuf rüzgâr perdeleri ve eksibe ağaç­lamaları.

Hâlen, Bâlâ devlet üretme çiftliklerinde bu maksatla ağaçlamalar yapıl­mışolup alınacak neticelere göre daha geniş mikyasta tatbikata geçilecek­tir.

Beş madde halinde izah edilen orman dışı ağaçlamalarına lüzumlu fidan­lar, Ankara, İzmir, Eskişehir, Elâzığ, Sivas, Çankırı. Tarsus, Manisa, Erzurum,Hatay, Samsun, Lüleburgaz. Kayseri, Konya Ereğlisi, Van ve El­bistan'da bulunan 17 orman fidanlığında yetiştirilmektedir.

Arkadaşımızın 3 üncü sualine cevap arzediyorum:

Memleketimizdeki arazinin durumu İtibariyle bu kabil yerler ekseriyetle-şahıs mülkiyetinde ve zirat arazisi olarak kullanılmaktadır. Ancak devle­te ait arazi bulunduğu takdirde (Tuncelinde Harçik ve Turşhek, Bayburt'­ta Masat Deresinde tesis edilen kavaklıklar gibi) buralarda bilhassa ka­vak ağaçlamaları yapılmaktadır.

Sivs ve Gümüşhane vilâyetleri dahilinde yapılan ağaçlamaların çoğu su­lar kenarındaki iboş arazide tesis edilen kavaklıklardır. Ayrıca şahısların, yetiştirmesini temin ve kolaylaştırmak üzere 'kavak fidanının adedi se­neden seneye arttırılmakta ve müteşebbislere cüz'î bir bedelle dağıtılmak­tadır.

Esasları Ziraat Bankasınca hazırlanmakta olan kavak kredisinin tatbikata vaz'ı ile !bu çalışmalar daha da genişliyecektir.»

Meclisin bugünkü toplantısında, Posta, Telgraf ve Telefon İşletme Umum Müdürlüğünün 1951 bütçe yılı hesabı kafisine ait mutabakat beyanname­sinin sunulduğuna dair Divanı Muhasebat Reisliği tezkeresi ile Postar Telgraf ve Telefon İsletme Umum Müdürlüğünün 1951 malî yılı hesator kat'î kanunu lâyihası kabul edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi Çarşamba günü toplanacaktır. Fransız parlâmento heyetinin basın toplantısı: 19 Ocak 1955

Ankara :

Büyük Millet Meclisinin davetlisi olarak 'birkaç günden beri memleketi­mizi ziyaret etmekte olan Fransız parlâmento heyeti bu akşam saat 18'de Ankara Palasta bir basın konferansı tertip etmiştir.

Basın konferansında heyet azalan,  mihmandarları ve Fransız Büyükel­çisiyle yerli ve ya'bancı basın ve ajans mümessilleri hazır bulunmuştur. Fransız parlâmento heyeti Reisi M. Gaston Palewski, basın konferansını kısa bir konuşma ile açarak ezcümle şöyle demiştir: «Suallere geçmeden önce şunu bilhassa ifade etmek isterim ki, memleke­tinize ayak bastığımız    gündenberi matbuat    tarafından    heyetimize ve Fransa'ya karşı gösterilen yakın alâkadan ve bu münasebetle yapılan ge^-niş neşriyatla yayınlanan lehte tefsir ve makalelerden dolayı Türk mat­buatına teşekkür etmek bizim için bir borçtur.»

Bundan sonra suallere geçilmiş ye Şimalî Afrika durumu hakkında soru­lan sual Fransız parlâmento heyetinin muhtelif azaları tarafından etraflı bir şekilde cevaplandırılmıştır.

Gazetecilerden birinin Fransa'da son yıllar zarfında vukua gelen ve umu­mî hayatı felce uğratan grevler hakkında Fransız meclisince ne gibi ted­birler düşünüldüğü yolundaki sua şöyle cevaplandırılmıştır:

«Kanaatimizce bu husustaki haberler yanlış aksettirilmiş olsa gerektir. Zira Fransa'da önemli mahiyette yani bir nevi ihtilâl havası taşıyan grev­ler en son 1947 ve 1948 senelerinde cereyan etmiştir. O zaman komünist partisi bazı .karışıklıklar yaratmağa çalışmıştır. Fakat bunlar zamanında alman tedbirlerle önlenmiş ve o zamandan beri Fransa'da mühim bir sos­yal buhran olmamıştır. Artık Fransa'da komünist partisi âmme nizamını ciddî surette sarsacak hareketlere girişmek kudretinde değildir. 1953 se­nesinde vukua gelen 'grev hareketleri ise, tamamen bir iş İhtilâfı mahiye­tini taşımıştır. Gerçi bu grevler de Fransa'nın iktisadî bünyesini biraz sarsmışsa da bugün Fransa'da her sahada istihsalde yüzde on bir artış müşahede edilmektedir ki, böylece bu sarsıntılar da önlenmiş olmakta­dır".

Diğer bir gazetecinin «Fransa'dan Türkiye'ye yapılan ihracat hakkında bundan bir müddet evvel bir karar alınmış ve bu karara göre Türkiye'ye mal gönderecek tüccarların ihracatı muayyen bir müsaadeye tâbi kılın­mıştı. Acaba bunun sebebi nedir ve bugün durum ne vaziyettedir?» suali­ni de heyet azalarından bir mebus şöyle cevaplandırmıştır:

«Filhakika bundan bir müddet evvel muvakkat olarak böyle bir karar alınmıştı. Bunun sebebi de her iki memleket arasındaki ticarî mübadele hacminde bir muvazenesizliğin mevcut olması idi..Fransızlar alacaklı du­nunda bulunuyorlardı. Bunun üzerine Türkiye ile Fransa arasında müza­kereler cereyan etti ve netice olarak Türkiye'nin borçlarını Fansa'ya pa­muk teslimi suretiyle ödemesi kararlaştı. Bugün artık böyle bir karar mevcut değildir. Esasen müşterek arzumuz da her iki memleketimiz ara­sındaki ticarî mübadelelerin hacmini en geniş ölçüde arttırmak ve en bü­yük gayemiz de Türkiye'nin başlıca meselelerinden biri olan cihazlanma siyasetinde kendisine yardım etmektir. Şunu belirtmek isteriz ki, Türki­ye'nin cihazlanma gayretinde kendisine 'yardım eden memleketlerin başın­da Fransa gelmektedir».

Bir başka gazetecinin sormuş olduğu «Türkiye ile Irak arasında akdi mu­karrer pakt hakkında ne düşünüyorsunuz?» suali de şöyle cevaplandırıl­mıştır:

«Yakın-Doğu ve Doğu Akdeniz bölgesinde barısı takviye edecek her tür­lü hareket ve 'gayretten dolayı ancak memnunluk duymaktayız. Bu böl­gede sulhun idamesi -yolunda sarfedilen bütün gayretler bugün mevcut statükonun muhafazasına mütealliktir ki, bu da Fransa, İngiltere ve Ame­rika arasındaki üçlü beyanat ile tesis edilmiş bulunmaktadır. Ötedenberi bu bölgede bir sistem kurulmasına çalıştık. Bu yoldaki gayretlerimiz ya­vaş yavaş inkişaf etti. şimdi bunların şafağını seyretmekle memnunluk duymaktayız.

Hâlen Türkiye'nin diplomasi sahasında idare ettiği faaliyet tek ziyade şa­yanı memnuniyettir. Bu vadide sayın Başvekiliniz Adnan Menderes'i se­mereli faaliyet ve gayretlerini alâka ile yakından takip etmekteyiz. Ken­disi bu yolda büyük muvaffakiyet kazanmıştır. Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki Balkan ittifakiyle Balkanlarda sulhu temin ettiler.

Şimdi de Irak ile bir pakt mukarrerdir. Barısın takviyesi yolunda sarfedi­len bu gibi gayretlerin sulhsever milletler tarafından tenkidi cidden in­safsızlık olur.»

Fransız parlâmento heyeti radyoevinde:

Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisinin davetlisi olarak memleketimizde bulu­nan Fransız parlâmento heyeti bu akşam saat 19'da Ankara radyosunu zi­yaret etmiştir. Heyet reisi ve Fransız Millî Meclisi Reis Vekillerinden M. Gaston Palewski radyo ile yayınlanan bir konuşma yaparak Türkiye intibalarını anlatmıştır. M. Palewski bu konuşmasında şöyle demiştir:

«Heyetimiz Fransız Millî Meclisinin selâmlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine iblâğa gelmiştir. Bugün size radyo ile hitap ederek Fransa'nın dost ve müttefik Türkiye'ye selâmlarını bildiriyorum. Müşterek bir ideal­le, bu idealin müdafaası için müşterek bir hareket azmi ile, yine bizce müşterek olan kalkınma gayretlerimizle birleşmiş olduğumuzu biliyorum. Fakat Fransa'dan hareket ederken ziyaretimizin bu derece cesaret verici, bu derece ferahlatıcı neticeler vereceğini zannetmiyorduk. Eski bir darbı­mesel vardır, derler ki: ((Ayağını özerügiye takmadan hakikati söyleme..1' "biz şimdi seyahatimizin yarısındayız, bununla beraber size milletiniz için ziyadesiyle güzel bir hakikati söyliyebilecek durumdayım. Zira bu haki­kat gördüklerimizin bize ilham ettiği hayranlık hislerini aksettirmekte­dir. Yeni Türkiye'yi kü.ran o büyük adamın vaz'ettiği prensiplere sadık kalarak sarfetmekte olduğunuz devamlı gayretler bizi hayran bıraktı. An­kara'da muazzam bir şehircilik hamlesi gördük. Bu sabah numunelerini s'ğ:düğümüz maarif kadrolarının yetiştirilmesi gayretini müşahede ettik. Harp Okulunuzu ziyaret ettiğimiz sırada müşahede eylemiş olduğumuz gi­bi, bir yandan asîl askerî an'anelerinin ruhunu muhafaza etmekle beraber aynı zamanda modern tekniğin gerektirdiği vazifeleri ifaya ehil bir ordu­nun teşkili yolundaki gayretleri gördük. Memleketimizin, iktisadî bünye­nizin modernleştirilmesine yakından iştiraki bizi memnun etmektedir. Zi­ra biz teknik ve endüstri donatımı bakımından sizinle işbirliği eden mem­leketlerin başında geliyoruz. Kültürel irtibatımız yolundaki gayretlerimi­zin Fransızca dilinin öğretilmesi bahsinde yeni imkânlarla takviyesinden de pek mütehassis bulunmaktayız.

Nihayet Atlantik çerçevesi içinde Akdeniz müdafaası için gayretlerimi­zin, sizin Balkan paktı bağlantısında oynadığınız rol ve Orta-Doğu savun­ması teşkilâtı yolunda girişilen teşebbüste tamamlayıcı bir unsur bulmuş olmasından ve Batı Akdenizin iki kıyısındaki faik durumumuzun bu ta­mamlayıcı unsurla daha yakından işbirliği etmemizi âmir bulunuşundan da memnunuz.

Vazifemizin Orta-Doğunun heyeti umum iyesinde statükonun idamesi ol­duğunu unutmuyoruz. Fakat iktisadî bağlar, dil, askerlik ve siyaset bağla­rı bir ittifakın ancak iskeletini teşkil eder. Bu ittifaka kuvvet ve hayat ve­ren bizi birleştiren duygulardır, yani milletlerimiz arasındaki ananevî dostluktur.

Başkanlık etmekle şeref duyduğumuz Fransız parlâmento heyetinin ziya­retinin bu dostluğa yeni bir kuvvet vermesini temenni ederiz. Eser bu te­mennimiz tahakkuk ederse, bizi davet eden ve hakkımızda ibzal ettikleri alâka ve lütufkârlıkla kalplerimizde en derin hâtıralar bırakan zevata çok daha ziyade minnettar kalmış olacağız ve gönlümüz sevinçle dolu olarak Fransa'ya döndüğümüzde memleketimize, Türkiye'nin Fransa'ya gü­venebileceği gibi Fransa'nın da Türkiye'ye güvenebileceğini söyleyeceğiz».

Misafir Fransız parlâmento heyeti Ankara radyosunda bu akşamki neşri­yatın bir kısmında ve bu arada Batı enstürümanlariyle Türk müziği yayı­nında hazır bulunmuştur.    .

Fransız parlâmento heyeti âzasından ve ,eski Vekillerden Edouard Bun nefous ve Pierre Pflirolin'in Anadolu Ajansına beyanatı:

Ankara ;

Türkiye Büyük Millet Meclisinin davetlisi olarak hâlen memleketimizi zi­yaret etmekte olan Fransız parlâmento heyeti üyelerinden ve eski Vekil­lerden Edouard Bonnefous ve Pierre Pflimlin, kendilerini ziyaret eden. Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatta bulunmuşlardır:

«Türkiye'ye geldiğimiz gündenberi gerek kendi intibalarımızı, gerek ar­kadaşlarımızın duygularını ifade etmek fırsatını bize verdiğiniz için çok bahtiyarız. Hiç şüphesiz, güzel memleketinizde yenilik yolunda sarf ettiğiniz gayretlerin bâriz belirtilerine intizar ediyorduk. Bundan başka tohum­ları Atatürk tarafından ekilen büyük fikirlerin tam gelişme devresine eriştiğini ve daima ileriye, doğruya yürüyen, bir memleketi ziyaret edece­ğimizi de biliyorduk. Burada Fransanm dostları ile karşılaşacağımızdan da şüphemiz yoktu.

Bu hususlarda hayal kırıklığına uğramak şöyle dursun, gördüğümüz çeh­re, sadece kuvvetli ve hayat başaresiyle dolu bir milletin çehresi değil, ayni zamanda, dostluğu çok samimî olan bir milletin teiniz yüzüdür. Bütün bunlardan başka, burada, şimdiye kadar ancak zekâ yardımı ile sezebildi­ğimiz bir hakikati bütün kalbimizle de derinden duyduk: bu da, Fransa ile-Türkiyeyi bağlayan bağların ne kadar kuvvetli olduğu ve ne derin kökle­re sahip bulunduğu hakikatinden ibarettir.

Biz bugün, sahalarda işbirliğimizin idamesi zaruretini yeni bir zaviyeden mütalâa, ediyoruz.

Kültür sahasında Fransa, gençliğinizin yetişmesine dâima daha faal bir şe­kilde iştirake devam etmekte merinisin dedir. İktisadî alanda cihazlanma gayretlerinizi, mübadelelerini iz in inkişafı için geniş ufuklar açmaktadır.

Milletlerarası sahaya gelince: Her şeyden evvel barışı korumak gayesiyle? hareket eden politikalarımız, iki memleketi bağlayan çift ittifakta belir­mekte ve birleşmektedir.

Ananevi dostluğumuz, en temiz ifadesini, müşterek ittifakımıza olduğu gi­bi Atlantik misakma da pürüzsüz sadakatte bulmaktadır.

Fransa, Doğu Akdenizin bu hayati bölgesinde emniyetin takviyesi ve sta­tükonun muhafazası için hükümetinizin sarf ettiği gayretleri dikkatle ve-tam bir itimatla takip eylemektedir.

Türkiyeden ayrılırken yalnız kuvvetli ve sadık bir müttefikin hâtırasını değil, ayni zamanda samimî bir dostun hâtırasını da beraber   götüreceğinizitekrar etmek, bizim için derin bir sevinç kaynağı olacaktır. İki mil­leti birbirine bağlayan asırlık rabıtaların daha da sıkılaşması en büyük te­mennimizdir ».

Pakistan Başvekili ile Başvekilimiz arasında teati edilen telgraflar:

21 Ocak 1955

İstanbul:

Müşterek Türk Irak tebliğinin neşri üzerine Pakistan Başvekili Muhammed Ali, Başvekilimiz Adnan Menderes'e şu telgrafı göndermiştir:

«Bağdat'a yapmış olduğunuz ziyafet sonunda 13 ocak tarihinde ilân edi­len tebliğde Türkiye ile İrak'ın Orta-Doğu bölgesinde istikrar ve emniye­ti teminat altına almak ve bu bölgenin içinden veya dışından her iki mem­lekete karşı- vâki olabilecek herhangi bir tecavüzü önlemek maksadiyle bir işbirliği anlaşması akdine karar vermiş olmalarından dolayı ekselan­sınızı tebrik ederim.

Pâkistanın hemtebliği Orta-Doğuda kollektif bir emniyet sisteminin tesisi­ne doğru atılmış mühim bir adım olarak selâmlamakta olduğunu ve her iki memleket arasında aktedilecek anlaşmanın arzu eden her milletin ilti­hakına açık bulunduğunu da not eylediğini arzederim.

Pâkiskan Başvekili Muhammed Ali

Başvekilimiz Adnan Menderes, Pakistan Başvekilinin bu telgrafına aşağı­daki telgrafla cevap vermiştir:

(İrak hükümetiyle birlikte neşrettiğimiz Bağdat tebliği münasebetiyle" ba­na göndermek lütfunda bulunduğunuz tasvip ve teşci edici mesai dan dolayı size hararetle teşekkür ederim.

İrak milletinin ve 'devlet adamlarının geniş ve «realist görüşleri sayesinde vücuda gelen Bağdat kararları bundan bir sene evvel kardeş Pâkistanla Türkiyenin aktetitikleri dostane işbirliği andlaşması ile, adilâne bir sulhun teessüsü ve emniyetin kuvvetlenmesi emrinde açtıkları yolda atılmış ye­ni ve çok mühim bîr adımdır.

Bu münasebetle, aramızdaki işbirliği antlaşmasının bizce ne kadar kıy­metli olduğunu (bir kere daha ifade etmek isterim,

Civanmert ve azimli Pâkistanın bölgemizin refahı, tealisini ve emniyetini istihdaf eden her tertipte daima çok mutena bir yeri olacaktır.

Adnan Menderes

Başvekilin 0. H. P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'e telgrafı: 23 Ocak 1955

İstanbul :

"Başvekil Adnan Menderes, hâlen yapılan davete icabetle konferanslar ver­mek maksadiyle Birleşik Amerika'da bulunan    C. H. P. Genel Sekret".Kasım Gülek'in 'bugünkü gazetelerde çıkan ilk beyanatı üzerine, kendisi-jıe şu telgrafı çekmiştir:

«Sayın Kasım Gülek

Waldorff-Astoria oteli

New-York

Birleşik Amerika'daki ilk konuşmanızı gazetelerde memnuniyetle oku­dum. Bu konuşmanın memleketimiz için ancak hayır getireceğinde şüphe yoktur. Büyük bir milletin mensubu bulunmanın telkin ettiği haysiyet duygusu ile hareket etmek hepimiz için şerefli bir vazife olduğu kadar, memleketimiz 'için de maddî, manevî kuvvet kaynağı teşkil eder. Bu yolda güzel muvaffakiyetlerinizi ve beşaretli haberlerinizi memleket elbette memnunlukla karşılıyacaktır.

Adnan Menderes»

Müşterek tebliğ:

27 Ocak 1955

Ankara :

Bugün Ankara'da imzalanan Türk-İtalyan ticarî anlaşması münasebetiy­le aşağıdaki müşterek tebliğ neşrolunmuştur:

Türkiye ile İtalya arasındaki ticarî münasebetlerin geliştirilmesi ve Türki­ye'deki müterakim İtalyan ticarî alacaklarının tasfiyesi meselesi üzerinde,' "bir müddettenberi Ankara'da iki hükümet mümessilleri arasında cereyan eden müzakereler müspet şekilde neticelenmiş ve bu hususta varılmış olan anlaşma bugün Türk hükümeti adına Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Bü­yükelçi Muharrem Nuri Birgi ve İtalya hükümeti adına da İtalya Büyük­elçisi Ekselans Luca Pi'etromarchi tarafından Hariciye Vekâletinde imzalanmıştır.

Varılan anlaşmaya göre, iki hükümet müşterek gayretlerle memleketleri arasındaki ticarî mübadeleleri arttırmağa çalışacaklardır. Bugünkü şartlar altında bunun bilhassa, İtalya'nın Türkiye'den mümkün mertebe fazla mal alması ile tahakkuk edebileceği hususunda iki hükümet mutabık kal­mışlardır.

İki hükümet Türkiye'deki müterakim İtalyan ticarî alacaklarının hangi esaslar dairesinde tasfiye olunacağını tesbit etmişlerdir.

İki hükümet, memleketleri arasındaki iktisadî münasebetleri kuvvetlen­dirmek maksadiyle bir iktisadî işbirliği anlaşması akdine karar vermişler­dir. Bu anlaşma çerçevesi içinde Türkiye'nin İtalya'dan kredi ile teçhizat malzemesi ve Türk piyasasının ihtiyaç hissettiği diğer maddeleri temin etmesi kabil olacaktır.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri:

31 Ocak 1955

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15Jde Reis Vekillerinden Esad Budakoğlu'nun reisliğinde toplanarak ruznamesindeki maddelerin müzakeresini yapmıştır.

Celse açıldığı zaman, yurt dışına çıkmış bulunan Bavekil Adnan Menderes'e, Millî Müdafaa Vekili Eth'em Menderes'in, Hariciye Vekili Fuad Köprülü'ye de, Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu'nun ve­kâlet edecekler ine dair Reisicumhurluk tezkeresi okunmuş, müteakiben sözlü soruların konuşulmasına geçilmiştir.

Sözlü sorular:

Makine ve tarım makineleri yedek parçalanman her türlü karaborsacılığı önleyecek ölçüde yurda getirilmesi hususunda ne düşünüldüğüne dair İk­tisat ve Ticaret Vekilinden sorulan sual Vekil Sıtkı Yırcalı tarafından ce­vaplandırılmıştır. Sıtkı Yırcalı cevabında şunları söylemiştir:

«Muhterem arkadaşımız Manisa Mebusu Hikmet Bay ur'un sanayi ve ziraat makinaları yedek parçaları hakkındaki sualine arzı cevap ediyorum:

Bu husustki ihtiyacın büyük mikyasta artması neticesinde, bir taraftan da­ha bol ölçüde ithalât yapılamamasından ve diğer taraftan da ithal edilmiş bulunan bu gibi parçaların vaktinde ve yerinde ihtiyaç sahiplerine    tam intikal etmemesinden doğan darlığı gidermek için her türlü imkânlarımı­zı kullanmakta ve lüzumlu tedbirleri almaktayız.

Filhakika, mevzubahis yedek parçalara ait fiilî ithalâtın birkaç senelik neticeleri bile bu hususları daha 'baştan teyit etmektedir.

1951yılında sadece 25 milyon liradan ibaret bulunan bu kısım ithalâtımız 1952 yılında 40.359.000 liraya, 1953 yılında 46.749.000 liraya ve 1954 yılının yalnız yedi ayında ise, 25.443.000 liraya yükselmiş bulunmaktadır.

Buna rağmen büyük kalkınmamıza 'muvazi olarak gittikçe artan ihtiyacı" karşılamak, diğer taraftan ihracatımızın temel maddelerini teşkil eden. ziraî istihsal sahasında müstahsili bir kat daha takviye etmek ve gayretle­rini arttır ab ilmek için, yedek parçaların zamanında ve bol olarak temini­ne ait tertipler de yapmış bulunmaktayız.

Bu cümleden olarak:

1Bu gibi ithalâta döviz tahsisinde tercih hakkı tanımaktayız.

2 Ayrıca döviz vaziyeti nazarı dikkate alınarak, mevzubahis yedek parçaları, ithalâtta kolaylıklar temin eden dış 'ticaret rejiminin (VI) sayılı listesine dahil edilmek suretiyle, 'bunların daha şimdiden gerek Birleşik Amerika'dan gerekse E. P. U. memleketlerinden kredili olarak ithali! için tahsisler yapmış bulunmaktayız.

3Yine küçük bir takım ikmal parçalan veya yedek parçalarıyla derhal faaliyete geçebilecek veyahut randımanı    arttırabilecek    tesisler için de kanuni tahsisler dışında her ay muayyen nispetlerde döviz tahsisleri yapmaya başlamış bulunuyoruz.

Nitekim bu gibi âcil ihtiyaçlar için sanayi yedek parçalarına geçen aralık ayının başından ibu yana iki partide 500.000'er dolarlık olmak üzere cem'an 1.000.000 dolarlık, yani 3.000.000 Türk lirasına yakın miktarda tahsis ve transfer yaptığımız gibi, bilhassa son zamanlarda daha çok darlık görülen Avrupa tediye birliğine dahil memleketlerden ithal edilen yedek parçalar için de 2,5 milyon liralık bir tahsis kararı verilmiştir.

Bunlara ilâveten her ay vekâletimize âcil ihtiyaçlar için verilen 100.000 dolarlık kontenjan da tarafımdan yüzde yüzüne yakın miktarı bu gibi ihtiyaçlarda, kullanılmaktadır.

4E. P. U. memleketleri dışında bulunan memleketlere de yapılan tahsislerde imkânlarımızı, hesap vaziyetimizin müsaadesi nispetinde, sanayi ve ziraî sahalardaki bu gibi ihtiyaçlarımıza tercihan hasretmekteyiz.

"Yedek parça ihtiyaçları için aylık muayyen nispetler dahilinde her acentaya tanınmakta olan muayyen otomatik ithalâtın yeniden tatbikine baş­lanmıştır.

Bu hususlardan başka, bilhassa ziraî sektörün ihtiyacı olan yedek parça­ların yıllık ihtiyacını Ziraat Vekâleti ve ilgili meslekî teşekküllerle binlik­te tesbit ederek, bunların, kasım, nisan ve ağustos aylarma ait olmak üze­re, üç partide muntazaman tahsis ve transferlerinin yapılması hususu da kararlaştırılmıştır.

'Sanayi sektöründe de,   'belli 'başlı ve 'büyük   miktarlara 'baliğ olan   ham maddelerin, odalar birliği ve ilgili meslekî teşekküller, Maliye Vekâleti ve vekâletimizle kurulmuş olan bir komite vasıtasiyle bir elden ithal ve tevzii tanzim, edildikten sonra, bütün sanayicilerimizin ihtiyacı olan ham madde ve yedek parçaların da yine aynı teşekküllerle işbirliği yapılarak tesbit edilen yıllık miktarlarının her ay muayyen taksitlerle ödenmesi ka­rarlaştırılmış. birara geciken tatbikat geçen aydan itibaren yeniden ve muntazam bir surette fiiliyatta girmiştir.

Bu hususta tahsis ve transferlerin dışında ayrıca ithal kolaylıkları temin edebilecek bir takım tedbirler üzerinde de yine vekâletimizle meslekî te­şekküllerin temsilcileri arasında işbirliği1' yapılarak durulmaktadır. Bu yollardan ithal edilen ve edilecek yedek parçaların hakikî ihtiyaç sahiple­rine ve normal fiatlarî intikalini temin için de daha cezrî tedbirler almak ve ilgili meslekî teşekküller ve bilhassa ziraî donatım ile müştereken bazı tertipler yapmak üzere bulunmaktayız.

Bunun üzerinde hassasiyetle durarak, müştereken ve hattâ memleketçe yaptığımız gayretlere rağmen, bu gibi ihtiyaç maddelerinin bir taraftan ihtiyaç sahiplerine zamanında gitmemesine, bir taraftan da bir takım fu­zulî mutavassıtların anormal fiat artışına sebep olan âmilleri önlemeğe azamî dikkat ve itina ile çalışmaktayız. Bu vesileyle de, bu çalışmaları­mızda halkımızın da bizimle el ve iş birliği etmesi zarurî olduğuna bilhassa işaret etmek isterim.

Ayrıca, 'badema yapılacak ziraat âlet ve makine tahsislerinde de tahsis 'kıymetinin % 20'sinin yedek parça olarak kullanılması hususunda da gerekli tedbirleri almış bulunmaktayız.

Bütün bu ithal ve kontrol işlerinin yanında yedek parça meselesinin, her şeyden evvel memlekette.bu gibi sanayi gelişmesiyle kat'î olarak halledi­lebileceğine kani bulunmaktayız.

Bu bakımdan bu işlerle meşgul olan küçük müesseselere her türlü kolay­lık gösterilmekle beraber, bir yedek parça fabrikası kurulması mevzuubahis olamayacağına göre, ancak memleketimizde   motor, traktör ve   ziraat âletleri imal edecek müesseselerin tesisi ve faaliyete geçmesiyledir ki, her" gün artan bu ihtiyacın tam karşılanması teminat altına alınmış    olabile­cektir.

Bu mevzuda Ziraat Bankası, Etibank, Makina ve Kimya Şeker Şirketi, Zi­raî Donatım Kurumu ile müştereken, memleketimizde mevcut tesislerden de istifade edilmek suretiyle, bir büyük traktör ve ziraî âletler   fabrikası kurmak için bir Amerikan firması ile ortaklık tesis edilmiş ve bunun tek­nik çalışmaları da başlamış bulunmaktadır.

Diğer buna benzer iki müessese de, ecnebi sermayesini teşvik kanunundan. istifade ederek, memleketin iki ayin yerinde ilk çalışmalarına    başlamış­lardır.

Ümit diyoruz ki, üç sene içinde, tam randımanla çalışmaya başlıyacak olan bu müesseseler, bilhassa ziraî bakımdan yalnız memleket içi ihtiyaçlarına: cevap vermekle 'kalmıyacak, hattâ   imalâtının 50'sini dış memleketlere' ihraç etmek suretiyle bir taraftan da bize yeni bir döviz kaynağı sağlayacaklardır.

Binaenaleyh, mevcut darlığı, hükümet olarak, bugünün ihtiyaçlarına göre­ ve istikbale muzaf olarak önlemek için, elimizden gelen ve memleket im­kânlarının verdiği nisbetler içinde gerekli tedbirleri almış  bulunmakta­yız.»

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı keza, Tütün Bankasının kurulup kurulmayacağına dair olan soruyu da cevaplandırarak demiştir ki:

«Arkadaşımız muhterem Manisa .mebusu Hikmet Bayur'un tütün ekicile­ri için kurulacak müessese hakkındaki sualine arzı cevap ediyorum:

Bir taraftan tütün 'ekicilerinin arzuları göz önüne alınarak, diğer taraftan yüksek heyetinizde vaktiyle geçen müzakereler esnasında dermeyan olu­nan fikirlerden faydalanarak tütün ekicileri için kurulacak müesseseye ait kanun lâyihası hazırlanmış bulunmaktadır.

Lâyihada kabul edilen esaslara göre,

1Bu müessese anonim şirket halinde bir banka hüviyetinde olacaktır.

2Bu bankanın sermayesinin ilk 'temelini, şimdiye kadar tütün ekicile­rinden evvelâ yüzde 5 ve müteakiben yüzde 4 ve son olarak yüzde 2 kesilnek suretiyle toplanan ve her ekicinin namına faiziyle beraber   mahfuz tutulan ve bugünkü miktarı 65 milyon liraya baliğ olan meblâğ teşkil ede­cektir. Aynı zamanda bu sermayeye   bazı millî   bankalarımız da katıla­
caktır.

3Böylece kurulacak olan bankanın gerek tütün   piyasasını tanzim etmek, tütün ekicilerini korumak ve gerekse tütünlerimizi içerde ve dışarı­da kıymetlendirmek bakımından rolü mühimdir. Çalışma esaslarını da, bu kanuna göre bu müesseseyi eline alacak olan tütün ekicileri ve millî ban­kalardan teşekkül eden ortaklar tesbit edecektir.

Kanun lâyihası yakında yüksek meclisinize sunulacaktır. Müşterek fikir­lerinizden ilhanı alarak en güzel şeklini   alacağına kani bulunmaktayım.»

Tunceli vilâyeti ile Muş vilâyeti dahilindeki köprülerin inşasına dair sua­li cevaplandıran Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, her iki vilâyet dahilin­deki köprü inşası hakkında izahat vermiş ve bu arada yapılacak olan yeni köprüler hakkında da tamamlayıcı malûmat serdet mistir.

Bundan sonra kanun lâyihalarının ve encümen mazbatalarının müzakere­sine geçilmiştir.

Kanun lâyihaları:

İkinci defa müzakeresi yapılacak maddeler meyanında bulunan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile Yunanistan Kraliyet hükümeti arasında Anka­ra'da imzalanan ticaret ve ödeme anlaşmaları ile eklerinin tasdiki hakkın­daki kanun lâyihasının konuşulması sırasında söz alan Antalya Mebusu Dr. Burhanedd'in Onat, bu lâyihada Yunanistan'la balıkçılık anlaşmasının mevcut olup olmadığını sormuş, suale cevap veren İktisat ve Ticaret Veki­li Sıtkı Yırcalı, mezkûr lâyihada Yunanlılarla daha evvel prensip kararı­na varılmış olan balıkçılıkla ilgili herhangi bir hükmün yer almadığını söylemiş ve lâyiha kabul edilmiştir.

Keza vali muavinlerine 125 lira temsil ödeneği verilmesini tazammun ey­leyen kanun lâyihası ile, jandarma mensubini subayların sicillerini alâka­dar eden kanun lâyihasının ikinci müzakereleri yapılarak, lâyihalar ka­nunlaşmıştır.

Birinci müzakeresi yapılacak maddeler meyanında bulunan askerî mem­nu mıntakalar hakkındaki kanun lâyihası, bu mevzuda verilen bir değiş­tirme takririnin nazarı dikkate alınmasıyla, redaksiyonu yapılmak üzere komisyona geri verilmiştir.

Kadrodan çıkarılmış bulunan harp gemilerinden Mecidiye, Bandırma. Baf­ra, Kemalreis gemileri ile Dumlupınar denizaltı gemisi, Şimşek, Borsa, Kasırga, Yıldırım, Doğan, Martı, Tayfun hücumbotları, çamur du­bası ve torpido takip motoru ile Zorlu motorunun satılmasına dair olan kanun lâyihası ile, devlet kitapları mütedavil sermayesinin arttırılmasını tazammun eyleyen kanun lâyihalarının ilk konuşulması tamamlanmış ve yabancı memleketlerle yapılan ticarî ve tediye .anlaşmalarına ait iki lâyiha öa müzakere edilmiştir.

Meclisin bugünkü toplantısında onfoir mebusun teşri masuniyetlerinin kaldırılmamasına dair karma komisyonun raporu kabul edilerek, teşriî masuniyetlerin kaldırılması devre sonuna bırakılmıştır.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır.

Onuncu Mecliste "Hak» mefhumu 2/1/955 tarihli (Medeniyet) den:

Onuncu Meclisin siyasî hayatını tetkik edecek tarihçiler, Büyük Millet Meclis­leri arasında bu devrenin ferdî hakları telâkki şuuru Üzerinde muhakkak du­racaklardır. Bu hakikatin birbirini ta­kip eden tecellilerini arzuhal .encüme­ninin umumî heyete sevkedilen karar­larında görüyoruz.

Kanunlar, hak mefhumunu korumak için ne kadar titiz dikkat sarfetmiş olurlarsa olsunlar, tatbikatta 'hata payı ayırmak zarurettir. Hakssızlığa maruz kalan birçok kademelere baş vurur. Son merci de. millî iradenin tecelli ye­ri olan Büyük Millet Meclisidir.

Büyük Millet Meclisine yapılan müra­caatları ikaz vesilesi olabilmek ve tat­bikatta vukua gelen arızaları ortaya koymuş bulunmak gibi, hükümet için olduğu kadar, mebuslarımız için de ışık hâdise olabilmek değerini unutmamak gerekir:

Malûmdur ki, bizde, Teşkilâtı Esasiye hükümlerine göre iki yoldan kanun tedvin etmek mümkündür: Hükümet, manevî şahsiyet olarak Meclise kanun teklif ettiği gibi, mebuslar da, ferden veya müştereken kanun teklifi yapa­bilirler. Her iki halde de, teklifi kabul edip etmemek hakkı, Büyük Millet Meclisinindir.

Arzuhal encümeninin kararları, selâhiyetli komisyon kararı olarak meriyette olan kanunların mevzu olan hâdise ile alâkalı bütün hükümlerini, tetkik süz geçinden geçirmektedir. Netice, heyeti umumiye 'huzurunda tatminkâr addedilmezse, ya kanunların hükümlerinin yetersizliği  veyahut  bu     hükümlerin vuzuha muhtaç olduğu meydana çıkar. İki şıkda da, Meclise düşen vazifeler vardır. Bu sebepledir ki, arzuhal encü­meninin mazbatalarının işleyiş tarzı, kanunların ihtiyaçlara cevap verip ver­mediği bahsinde en iyi miyarlardan bi­risidir.

Onuncu Mecliste bir takrirle ruznameye alınan Arzuhal Encümeni kararları­nın mevzuu bize gösteriyor ki, bu Mec­lis, ferdin hak mefhumu üzerinde gu­rur veren hassasiyet ve ilgiyi temsil e-diyor. Türk milletinin hürriyet siste­minin bu temel müessesesinin, bazan, bir vatandaşın hakkı üzerinde saatler­ce durması, içtihat ve kanaat münaka­şası yapması, görüşmeler sonunda da çok zaman, hakkın tanınması anlatıyor ki, bu Mecli-s ferdin hakkında cemiye­tin saadet ve huzurunu bulan, yani, de­mokrasinin muasır tarifini yapabilen salahiyetli ihtisas meclisidir. Türk olarak, bu neticeden hey scan duymamak mümkün müdür?

Vatandaşda, rejime olan muhabbet ve emniyet, ancak bu suretle teşekkül eder. Onuncu Meclis demokrasimizin müssisi olan selefi dokuzuncu Mecli­sin başladığı esere haşmetle devam ediliyor. Arzuhal Encümeninin kararla­rından en tipik tezahürünü vermiş ci­lan bu hakikat, demokratik sistemimi­zin hayatiyet ve samimiyetini anlatır.

D.P. nin 9 uncu yılı

Yazan: M. Faik Fenik

7/1/955 tarihli (Zafer )den:

Demokrat Parti bugün 9 uncu yıldönü­münü kutluyor. Türkiyenin siyasî ha­yatında demokrasiyi yerleştirmek gi­bi çok büyük ve çok şerefli bir vazifeyi liyakatle başaran bu partinin bun­dan sonra da daha mes'ut inkişaflara mazhar olmasını Cenabı Haktan niyaz ederiz.

Hep biliyoruz: Demokrat Partinin ta­rihi Büyük Millet Meclisindeki dörtlü takrirle başlar. Halbuki bugün sade kayıtlı üyeleri milyonları aşmaktadır. Bütün milletin böyle akar oluk halin­de Demokrat Partiyi tutmasının, sev­mesinin ve ona bağlanmasının sebebi nedir? Sebebi sadece mukaddes bir ide­ale bağlılıktır. Memlekette halkın re­yini hâkim kılmak, millî iradeyi her şeyin üstünde telâkki etmek, ve vatan­daşın benliğini, şeref ve haysiyetini ta­nımaktır. Mayası millî haysiyet olan bir partinin muvaffak olmaması için sebep var mıdır?..

Demokrat Parti hiçbir zaman bir ihti­ras partisi olmamıştır. Eğer bugün ik­tidara gelmişse bu ihtirastan değil, mil­letin kalbine telkin ettiği itimattan, ve demokratik sahada müdafaa ettiği fi­kirlerin herkes tarafından benimsenmesindendir.

Dokuz yıldan sonra şunu yine katiyet­le ifade edebiliriz ki, eğer Demokrat Parti kurulmamış olsaydı, bugün üze­rine hepimizin heyecanla titrediğimiz demokrasi mefhumu, sadece kuru bir lâftan ibaret kalır, bu mefhum, eski Halk Partisinin elinde yine eskisi "gibi bir oyuncak haline gelebilirdi.

Ya başka partiler, onlar muvaffak ola­mazlar mıydı?, diye bir sual sormak akla gelemez. Çünkü o partilerin prog­ramları, tuttukları yolda başlarındaki insanlar, ve bu insanların Türk milleti tarafından ne derece itimatla karşılan­dığı malûmdur. Şurasını memnunluk­la söyliyebiliriz ki, Demokrat Partinin muvaffakiyeti tek partili devirden çok partili devre geçerken memlekette parti kavgaları yüzünden çekilecek daha büyük ıstırapları önlemiş ve mil­letin en kestirme ve en doğru yoldan demokrasi sahasına "ulaşabilmesi im­kânını hazırlamıştır.

Dokuz sene bu, dile kolay.. Fakat bu neticeye ulaşmak kolay olmamıştır. Tek parti zihniyeti içinde yoğurularak istikbalin keyfine alışmış olanlar da­ha ilk kurulduğu andan    itibaren Demokrat Partinin inkişafını önlemeye çalışmışlar, onu sadece bir kukla mu­halefet partisi halinde bırakmak iste­mişlerdir. Bugün bu memlekette de­mokrasi tarihini yazacak olanlar, bu müddet zarfında cereyan eden fecî hâdiselerin hikâyelerini elbette anla­tacaklardır. Ama Demokrat Parti ide­aline, âdeta hayat bağı ile bağlı olan­lar hiçbir tazyik karşısında yılmamış­lar, üzerlerine aldıkları vazifeleri cesaretle başarmak için her çareye baş­vurmuşlardır. İşte muvaffakiyetinin tek sırrı bu azim ve imandır. Bugün dahi, Demokrat Partide bundan 9 yıl evvelki ayni heyecan vardır.

Biraz evvel, Demokrat Partinin bir ih­tiras partisi olmadığını söylemiştik. Bu partiye bir idealle bağlı olan milyon­larca vatandaşın, memleketi daha ma­mur ve müreffeh, milleti her türlü haklarına sahip görmekten başka ne ihtirasları olacaktır ?

Bu partide kimse mevki, mansıp pe­şinde değildir . Köylü vatandaştan, şe­hirdeki münevvere kadar herkes, sa­dece seçim zamanları birer oya  sahip bulunduğunu ve bu kullandığı oyun, hiç bir şekilde tağyire, hileye . uğra­madan, Türk milletinin hakikî iradesi­ni göstereceğine inanmıştır. İşte de­mokrasi dediğimiz zaman, kasdettiğimiz şey bu ter temiz, bu su katılma­mış ve musaffa oydur.

Demokrat Parti hiçbir şey yapmamış olsa dahi, bunu temin etmiş ve Türk seçiminin haysiyet ve şerefini tanımış ve tanıtmış olmakla iftihar edebilir...

Kaldı ki, bir parti iktidarı ele aldık­tan sonra, memleketin çehresini tanınmayacak bir şekilde değiştirmiş, o-na hariçte en büyük itibarı, dahilde en ileri bir seviyeyi temin eylemiştir.

İktisadî sahada ümran sahasında ya­pılanları burada tekrar edecek değiliz. Bütün bunlar milletin gözü önünde se­rilen hâdiselerdir. İşte bu mesut hâdi­selerin ilk tohumu, küçücük nüvesi de yine bu ter temiz vatandaş oylarıdır.

Bugün Demokrat Partinin 9 uncu yıl­dönümünü heyecanla kutlarken hepi­miz sevinç içindeyiz. Çünkü hem par­timize inanıyoruz; hem kendimize inanıyoruz, ve istikbale daha büyük    bîr emniyetle ve itimatla bakıyoruz.

Bize de gelseler

Yazan: N. Nadi

30/1/955 tarihli (Cumhuriyet) den:

Türkiyede bir türlü ele alamadığımız turizm dâvası, bugün hür dünyada başlıca ekonomik faktörlerden biri olarak hızlı adımlarla yürümektedir. Turizme elverişli Avrupa memleketle­ri, hattâ kapı komşumuz bazı yakın şark memleketleri bu verimli endüstri kolunu   durmadan   geliştirmektedirler.

Son yıllarda elde edilen başarılara da­ir Avusturya misalini ibretle seyrede­biliriz. Avusturya küçük bir memle­kettir. Nüfusu altı buçuk milyonu geç­mez. Üstelik kısmen Rus ordusunun iş­gali altındadır ve doğu tarafından de­mir perde ile ayrılmıştır. Macaristan'­dan, Çekoslovakyadan, Romanyadan turist bekleyemez ve buralara gitmek isteyecek turistlere de Bolşevik yaban­cı kabul etmediği için transit vazifesi göremez. Kısaca, bugünkü Avusturya, turizm endüstrisini kendi hesabına iş­letmek bakımından en uygunsuz şart­lar altındadır. Öyle olduğu halde bu altı buçuk milyonluk küçük memleketi 1953 yılı zarfında tam üç milyon tu­rist ziyaret etmiştir. Her ziyaretçinin ortalama yüz dolar kadar harcadığını farz etseniz üç yüz milyon dolar der. Ödemeler muvazenesinin ne demek ol­duğunu bilenler için bu akıllara dur­gunluk verici bir rakamdır. Avusturya bu hârikayı nasıl başarmıştır? Sadece bilgisine, tekniğine ve iradesine da­yanarak, Birinci Cihan Harbînden son­ra imparatorluğunu kaybederek sefa­lete düsen bu sevimli millet 1938 yı­lında Hitîer tarafından resmen ilhak edilmiş, harita âlemden silinmişti. İkinci Cihan Harbi boyunca ve onu ta­kip eden devrede Avusturyalılar bü­yük felâketlere uğradılar, ümitsiz de­nebilecek anlar yaşadılar. Devlet ye­niden kuruldu, fakat bu devletin    istiklâli yoktu (barış muahedesi hâlâ da imzalanmış değildir).

Elindeki sayılı imkânlarla kıt kanaat endüstrisini geliştirmeğe çalışırken, Avusturya, turizm konusunu ciddî olarak ele almayı düşündü. Kış ve yaz sporla­rı için memleketin elverişli yerleri var­dı. Sanat bakımından Avusturya ün salmıştı. Fakat İsviçre, Fransa ve İtal­ya gibi turizmde ihtisas yapmış mem­leketlerle yarışmak gerekiyordu. Otel­cilik endüstrisi Avusturyada fazla ge­lişmemişti. Lüks palaslar, konforlu pansiyonlar orada azdı. Bu eksiğini Avusturya bir yandan küçük otelciliği teşvik ederek, bir yandan da hayat pa­halılığını önleyici tedbirler üzerinde dikkatle durarak gidermeğe çalıştı. Kı­sa zamanda da muvaffak oldu ve İsviçrenin en tehlikeli bir rakibi haline geldi. Şimdi Almanyadan, Fransadan, İngiltereden, kuzey ve güney Amerikalardan kalkıp bu şirin memlekette bir­kaç, hafta geçirmeğe giden insanların sayısı durmadan artmaktadır. Avustur­ya parası kuvvetli dövizler sırasına geçmiştir.

Turizm endüstrisini geliştirmek uğru­na milletlerarası çalışmalara da hız verilmiştir. Meselâ tecrübe ve kapital sahibi İsviçreli, gruplar Yunanistancla, Lübnanda, Mısırda kollektif seyahat­ler tertip ederek hem kendilerine, hem işbirliği ettikleri memleketlere fayda sağlamaktadırlar.

Bu konuda şimdiye kadar gerilerde, hem de pek gerilerde kalmış olmamız yazıktır.

Güzel yurdumuzun bir köşesinden işe başlasak!

Diye yıllardan beri söylenir dururuz. Böyle boşuna çene çalacak yerde, ih­tisasın önderliği altında, sahiden ça­lışmağa koyulsaydık, bugün tuttuğu­muz köşeyi genişletmiş olur ve döviz sıkıntımızı hafifletmek için her yıl gökyüzüne avuç açıp yağmur duasına çıkmak zorunda kalmazdık.

*   Fakat ne yaparsınız? bize sadece yaz­mak düşüyor. Karar işbaşındakilerde.

3 Ocak 1955

Kahire :  

Kahire'ye tâyin edilmiş olan Büyükel­çimiz Rıfkı Zorlu bu sabah Mısır baş­kanlık sarayında Başvekil Cemal Abdülnasır'a Dışişleri Vekilinin de bu­lunduğu bir merasimle itimatnamesini takdim .etmiştir.

Büyükelçimiz başkanlık sarayına geli­şinde muhafız kıtası tarafından selâm­lanmış ve millî marşlar çalınmıştır.

4 Ocak 1955

Kahire :

Türkiye'nin yeni Kahire Büyükelçisi Kıfki Zorlu «El Ahbar» gazetesine ver­diği bir mülakatta şöyle demiştir:

«Mısır ve Türkiye için geçmişte kar­şılıklı bir anlayışa mâni olan .engelleri ortadan kaldırmak zamanının artık geldiğini sanıyorum. Siyasî ve iktisadî tahada memleketlerimizin arasında yeni bir işbirliği devri başlamış bulunuyor.»

Siyasî, askerî ve kültürel sahada ya­kında Türkiye ve Mısır arasında bir seri mübadelenin başlayacağını bildi­ren Büyükelçi, sözlerine son verirken Orta-doğu'nun başlıca iki meselesi olan Süveyş kanalının tahliyesi ve İran petrolleri meselelerinin halledilmiş ol­duğunu ifade etmiştir.

7 Ocak 1955

Washington :

Başkan Eis,enhower, 84 üncü    Amerikan kongresine gönderdiği birlik mesa­jının dış siyasete müteallik kısmında Türkiyeden de bahisle ezcümle şunla­rı söylemiştir:

"Geçen yıl zarfında dünyada sulhun idamesi, hürriyet ve adaletin temini yolunda ümide düşmeyi haklı göstere­cek ilerleme kaydedilmiştir. Hür dev­letler son senelerde daha önce görül­memiş bir şekilde, hep birlikte kuv­vetlerini arttırmışlardır.

Dünyanın bu kısmındaki" devletlerin tarihî Caracas ve Sio konferanslarında olduğu gibi emperyalist komünizme kapılarını kapayıp, ekonomik bağları­nı kuvvetlendirdikleri gibi, dünyanın diğer kısımlarındaki hür devletler de yeni birlik bağları ihdas etmişlerdir.

Geçenlerde Türkiye ile Pakistan ara­sında imzalanmış olan andlaşmalar Orta-doğu'da artan bir kuvvetin teme-îini atmıştır. Anlayışlı yardımımız ile Mısır ile İngiltere, Yugoslavya ile İtal­ya ve İngiltere ile İran, aralarındaki tehlikeli ihtilâfları halletmiş bulun­maktadırlar. Türkiye Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki ittifakla Akde-nizin güvenliği daha da sağlanmıştır.

Batı Avrupadaki anlaşmalar Avrupanın ekonomik kuvvetini el altından yıkmış olan geçmişteki ayrılıkların ye­rini alacak birleşmelere zemin hazır­lamıştır. Batı savunması nihayet Nato konseylerine müsavi haklara sahip de­mokratik bir memleket olarak, batı Almanyayı da dahil etmektedir.

14 Ocak 1955

Bağdad :

Nafıa Vekilimiz Kemal Zeytinoğlu Bağdat'tan   hareket   ederken Irak'ta yaptığı görüşmeler ve alman neticeler hakkında Anadolu Ajansına şu beya­natta bulunmuştur:

«Türkiye ve Irak hükümetleri, Fırat ve .Dicle nehirleri ile kollarından her iki memleketin de azamî istifade ede­bilmesi irm bu iki nehrin membaların­dan mansaplanna kadar umumî bir etüdün yapılmasını kararlaştırmışlar­dır. Bu etüd Türkiye hükümeti tarafın­dan yaptırılacak, masrafları her iki hü­kümetçe karşılanacaktır. Suriye hü­kümeti de alâkalı bir devlet olarak an­laşma .esaslarını kabul ettiği takdirde bu faaliyete iştirak edebilecektir.»

15 Ocak 1955

. Paris :

Avrupa iktisadî işbirliği vekilıev kon­seyi toplantısına iştirak etmek için Paris'e gitmiş bulunan Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zor­lu, "Vekiller Konseyinin bugünkü top­lantısında İtalya'nın kalkınma plânı müzakereleri sırasında yaptığı konuş­mada teşkilâta dahil ve iktisaden az gelişmiş memleketlerin iktisadî inki­şaflarının bütün Avrupa iktisadiyatın­da yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu Tür­kiye'nin iktisadî sahada sağladığı ge­lişmenin daha da süratlendirilmesi için tetkiklerde bulunulmasını teklif etmiş ve bu teklif çok müsait karşı­lanmıştır.

Avrupa iktisadî işbirliğine mensup bir heyet bu hususta incelemelerde bulun­mak üzere yakın zamanda memleketi­mize gelecektir.

.Diğer taraftan Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, bugün Paris'te Amerikan yabancı faaliyetler dairesi müdürü Harold Stassen ile ya­rım saat süren bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede Türk - Amerikan ikti­sadî işbirliği ve yardım münasebetle­ri üzerinde fikir teatisinde bulunul­muştur.

17 Ocak 1955

Almeria  (İspanya) :

Pamuk ve ay çiçeği tohumu    nakletmekte olan »Nadir» adındaki Türk ge­misi, ambarlarından birinde yangın çıkması üzerine Almeria limanına sı­ğınmak mecburiyetinde kalmıştır. Li­man itfaiyesi derhal müdahale ederek yangını söndürmeğe muvaffak olmuş­tur. Zarar vs ziyan miktarı henüz tespit  edilmemiştir.

20 Ocak 1955

- Karaşi:

Pakistan Başvekili Muhammed Ali, Türkiye Başvekili Adnan Menderes ile Irak Başvekili Nuri Said'e, Orta-doğu'nun bu bölgesinde istikrar ve emniye­ti sağlamaya matuf bir işbirliği antlaş­ması aktetmeye karar vermelerinden dolayı tebriklerini bildiren1 birer me­saj göndermiştir. Pakistan Başvekili bu telgraflarında, bugün Pakistan Dış­işleri Vekâleti tarafından yayınlanan resmî notada belirtilen görüş tarzını tekrarlamaktadır.

20 Ocak 1955

Londra :

Türk - İngiliz ticarî münasebetlerini geliştirmek maksadiyle bir müddet­ten beri iki memleket temsilcileri arasında yapılmakta olan temasların bir anlaşma ile neticelenmiş olması İngiliz basınında geniş alâka uyandırmıştır. Anlaşmanın mahiyeti hakkında ver­dikleri malûmata ilâveten İngiliz ga­zeteleri yorumlarda bulunmakta ve iki memleketin ticarî münasebetlerindeki bu gelişmeyi memnuniyetle kar­şılamaktadırlar. Bu meyanda Times gazetesi, İngiltere'nin evvelce Brezil­ya ile imzaladığı ticaret anlaşmasiyle mukayese ederek yeni Türk - İngiliz anlaşmasını daha realist ve bilhassa is­tikbaldeki imkânları teşvik bakımın­dan daha faydalı bulmaktadır.

Bu anlaşmayı Türk piyasasını İngiliz ihracatçılarına yeniden açmak bakı­mından cesurane bir hamle şeklinde vasıflandıran Manchester Guardian ise İngiltere'nin Brezilya'dan sonra ilk defa Türkiye ile böyle bir anlaşma yap­tığını v.e bu anlaşmanın daha büyük muvaffakiyetler sağlaması için İngilterenin Türkiye'den daha fazla mal alması gerektiğini bildirmektedir.

Aynı mevzuda uzun bir yorumdan baş­ka bir de başmakale yayınlayan Finan­cial Times de anlaşmanın İngiltere hükümetinin ticarî politikasında yeni bir adım olduğunu kaydetmektedir.

23 Ocak 1955

  Cenevre :

Türkiyenin yeni İsviçre Büyükelçisi Faik Zihni Akdur, Türk - İsviçre der­neğinin şerefine tertiplediği bir ka­bulde bulunmuştur. Bu kabulde İsviçredeki Türkiye Büyükelçilik erkânın­dan başka birçok tanınmış İsviçreli şahsiyet te hazır bulunmuştur..

Türk - İsviçre derneğinin Başkanı yap­tığı bir hitabede derneğin gayesinin iki memleket arasındaki münasebetleri daha sıkılaştırmak olduğunu belirterek Türkiye ve İsviçre münasebetlerinin bir tarihçesini yapmıştır.

  Münich :

.Alman üniversitelerinin davetlisi ola­rak Münih'de bulunan İstanbul Valisi ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'a bugün tıp fakültesi psikiyatri dersha­nesinde yapılan bir merasimle fahrî doktorluk payesi tevcih edilmiştir.

Merasime Üniversite profesörleri, aka­demik kıyafetler ile iştirak etmişler, Türk kolonisi, basın mensupları da hazır bulunmuşlardır.

2. Dünya Harbine tekaddümeden yıllar­da Ankara Tıp Fakültesinde hizmet görmüş olan Münih Üniversitesi Rektörü Prof. Marchionini tarafından söylenen açılış nutkundan sonra Prof. Gökay Türk - Alman kültür münasebetleri hakkında alâka ila karşılanan bir kon­ferans vermiştir.

Prof. Gökay son asrın müsbet ilim gö­rüşleri ile perçinlenen Türk - Alman kültür münasebetlerinin tarih zaviyesinden bir tahlilini yapmış, bunların XVI. asra kadar kök saldığını, büyük Türk imparatoru Kanunî Sultan Sü­leyman tarafından kabul edilen Al­man âlimi Rusbeck'in yazdığı Türk mektupları adlı eseriyle o zamanki garp dünyasına getirildiğini belirtmiş; ve bu güne kadar varan tıp, asker­lik, tarih, teknik, ziraat, fen jeoloji, meteoroloji ve diğer ilim şubelerindeki münasebetleri misallerle göstermiş ve iki memleketin çok derin .tarihî bağ­larına işaret etmiştir. Bilhassa. Türk -Alman tababet çalışmaları üzerinde duran Vali, hocası meşhur Kraeepelin' in psikiyatri'yi müsbet bir ilim haline getirdiğini, psikoloji sahalarında ilk eksperimental laboratuarın Birinci Dünya Harbinde İstanbul darülfünun­da kurulduğunu, 1923 te de Dr. Kraepelin'den ikinci defa edindiği tecrübe­lerle kendisi tarafından Toptaşında te­sis edildiğini bildirmiştir.

Son defa yapılan yüksek mektepler rekorunda İstanbul ve Ankara üniver­sitelerinde Türk - Alman işbirliğini ha­tırlatan Prof. Gökay Türkiye tıp kül­tür uzmanlarından mühim bir kısmı­nın bugün Alman üniversitelerinde va­zifeli bulunmalarının dostluk hislerinin kuvvetlenmesi yolunda müsbet ve ha­yırlı bir âmil olarak telâkki edileceğini söylemiştir.

Büyük mütefekkir ve insanlık dostu Goethe'nin bir sözünü ve eserlerinde­ki fikirlerini inceliyen Vali, bu dahi­nin dünyanın atisini en iyi şekilde gör­düğünü ve büyük Alman Kralı Frederik'in zamanından beri daima dostane bir gelişme takib eden Türk - Alman, münasebetlerinin sağlam temellere istinat .ettiğini ifade ederek Türk ve Al­man milletleri arasındaki yeni temas­ları belirtmiştir.

Prof. Gökay sözlerini kendisine tevcih edilen ilmî payeye teşekkür ederek ve-Türk - Alman ilim ailelerine de saadet dileyerek bitirmiştir.

24 Ocak 1955

Atina :

Basın Yayın ve Turizm Umum Müdü­rü Dr. Muammer Baykan, Pariste toplanacak olan Nato haberlesme siyase­ti konferansına iştirak etmek üzere bu­radan ayrılmadan evvel Atinada tu­rizm teşekküllerini tetkik etmiş, ali kalı şahıslarla temaslarda bulunmuş ve muhtelif tesisleri;    gezmiştir.

Dr. Muammer Baykan Paristen, La Haye, Londra, ve Bonn'a gidecektir.

25   Ocak 1955

  Zonguldak :

Ereğli Kömürleri İşletmesinin Gelik ocağında bir grizu infilâkı neticesinde vuku bulan müessif kaza hakkında mahallinden aldığımız mütemmim ma­lûmata nazaran saat 23 e kadar du­rum şöyledir:

Göçük kısmın temizlenmesiyle vefat eden vatandaş sayısı 50 yi bulmuş, ya­ralı olan 19 vatandaş işletme hastahanesinde tedavi altına alınmıştır. Kayıp vatandaş sayısı 11 dir.

26   Ocak 1955

  Kudüs :

Bugün İsrail meclisinde Türk - Irak Paktı hakkında sol cenah partilerinin sordukları sorulan cevaplandıran İsra­il Başvekili Moşe Şaret, «Orto-doğu'da İsrail'in iştiraki olmadan meydana ge­len tedafüi mahiyetteki anlaşmalar, bu bölgede siyasî ve askerî muvazeneyi "İsrail'in aleyhine olarak bozmaktadır» demiştir. İsrail Başvekili, 12 ocakta "Bağdad'da Türk - Irak anlaşması hak-.kmaa neşredilen resmî tsbliğin İsrail için endişe tevlid edecek bazı unsur­lar ihtiva ettiğini söylemiştir.

Bundan sonra, Moşe Şaret. bu husus­ta fazla telâşa düşülmemesini, bu alan­da endişeyi giderek bazı noktalar bu­lunduğunu, nitekim. Türk - İsrail dost­luğu hususunda muhtelif zamanlarda belirtilmiş tezahürler mevcut olduğunu ve Türkiyenin, müteaddit defa, baş­ka memleketlerle yapılacak olan dost­luğun bunlardan zedelerim iveceği hak­kında teminat vermiş olduğunu sözle­rine ilâve etmiştir.

     Londra :

İngiltere Yakıt ve Enerji Vekili Geoff-rey Lloyd bugün Türk hükümetine gönderdiği bir mesajda Zonguldak ma­den ocaklarından birinde vuku bulan. müessif kazadan dolayı İngilterenin duyduğu teessürü belirmiştir.

     Londra :

İngiltere millî kömür sanayi Başkanı Sir Hubert Houldsworth Türkiye'deki Ereğli Kömürleri işletmesi Umum Mü­dürüne bir telgraf göndererek Zonguldaktaki grizu felâketinde ölenlerin ai­lelerine en içten teessür ve taziyetlerini bildirmiştir.

27 Ocak 1955

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün saat 18.30' da İtalyan Büyükelçisi Ekselans Comte Luca Pietromarchi'yi. saat 19 da Yugoslav Büyükelçisi Ekselans Miso Paviceviç'i, saat 19.30' da İsrail El­çisi Ekselans Maurice Fisher'i, saat 20 de Yunan Büyükelçisi Ekselans Jean Kalergis'i Başvekâlette kabul etmiştir.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem. Nuri Birgi hazır bulunmuştur.

Yugoslav Büyükelçisi, görüşmesi so­nunda Zonguldaktaki grizu faciası mü­nasebetiyle hükümetinin, hükümetimi­ze ve felâketzedeler ailelerine, samimî taziyetlerini resmen ifade eylemiştir.

28 Ocak 1955

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bu sabah sa­at 10 da Pakistan Büyükelçisi Ekselans Mian Aminuddin'i Başvkâlette kabul etmiştir.

Ankara :

Başvekili Adnan Menderes  bugün saat 2 de "Ürdün Büyükelçisi Ekselans Şe­rif Abdülmecit Haydar'ı Başvekâlette kabul etmiştir.

Bu kabulde Başvekil yardımcısı Devlet "Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Ve­kili Prof. Fuat Köprülü ve Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Mu­harrem Nuri Birgi hazır bulunmuşlar­dır.

Ankara :

" Başvekil Adnan Menderes bugün saat 12.30 da İngiliz Büyükelçisi Ekselans Sir James Bowker'i Başvekâlette ka­bul etmiştir.

Bu kabulde Başvekil Yardımcısı Dev­let Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye V-skili Prof. Fuat Köprülü ve Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi hazır bulunmuşlardır.

Kahire :

Türkiyenin Kahire Büyükelçiliği bugün Mısır basınında  çıkan iki haberi yalanlamıştır.   Birinci yalanlama     bir israil  askerî heyetinin Türkiye'ye da­vet .edildiği yolundaki haber, diğeri de " Türk hükümetinin Mısır'a mutasavver Türk - Irak Paktına katılmasını teklif ettiğine dair olan haber hakkındadır.

Büyükelçilik birinci yalanlamasında şöyle demektedir: «Mısır basını, Türki­ye ile İsrail arasında aktolunan bir an­tlaşma1 gereğince, bir İsrail askerî he­yetinin pek yakında Türkiyeye gide­rek kara ve hava üslerini ziyaret ede­ceği ve yapılacak manevraları takip edeceği yolunda bir haberi ısrarla yay­maktadır. Türkiye Büyükelçiliği ta­mamen asılsız olan bu haberi yalanma­ya yetkili kılınmıştır.»

" Büyükelçiliğin ikinci yalanlamasında .da şöyle denilmektedir: «Mısır gaze­teleri birkaç günden beri, Türk hükü­metinin mutasaer Türk - Irak Pakma katılmasını Mısır'a teklif ettiği yo­lunda bir haber yayınlamaktadırlar. Mutasavver pakt bütün Arap memle­ketlerine açık olduğundan, buna iş­tirak etmesi için herhangi bir memle­kete  hususî  bir   davette  bulunulması bahis mevzuu olamaz. Bu sebepten Türkiye Büyükelçiliği, tamamen asıl­sız olan bu haberi yalanlamaya yetkili kılınmıştır.»

30 Ocak 1955

Bağdat:

Dün gece saat yarımda Bağdat Büyük­elçiliğimizde bir dinamit patlatılmış ve bunun neticesinde birkaç canı kırıl­mıştır. Başkaca insan ve mal  kaybı yoktur.

Bunun komünist tahrikçiler tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Irak hü­kümeti, muhtelif partilere mensup li­derler ve müstakil siyasî zevat tarafın­dan bu vak'adan dolayı beyanı tees­süf edilmiş ve sempati tezahüratında bulunularak Türk - Irak dostluğuna ve anlaşmalına olan itimad ve bağlılıkları ifade olunmuştur.

31 Ocak 1955

Ankara :

Hariciye Vekâletinden tebliğ edilmiş­tir:

Türkiye ve Arjantin hükümetleri, An­kara ve Buenos-Aires'deki elçiliklerini karşılıklı olarak, Büyükelçiliğe yükseltmeğe karar vermişlerdir.

Bu karar 1 şubat 1955 tarihinden itiba­ren meriyete girecektir.

Roma :

İtalyan basını, Başvekil Adnan Men­deres ile Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü'nün Roma'da samimiyetle karşılanacaklarını belirtmekte ve İtalyan - Türk müzakereleri sırasında ele alınması muhtemel meseleleri yorum­lamaktadırlar:

Muhafazakâr «.İl Globo» bu mevzuda şöyle demektedir: «Türkiye Başvekili Adnan Menderes'in İtalya'yı, Türk -Yunan - Yugoslav paktına katılmaya davet etmeyi tasarladığı yolundaki söy­lentiler çok ilgi çekicidir. Bununla be­raber, bu yolda hakikî bir davet pakt üyesi devletlerden yalnız biri tarafın­dan değil, bütün üyeler adına yapılma­lıdır. Bunun için de, önceden bazı en­dişelerin, bazı çekingenliğin ortadan kaldırılması gerekir. Mamafih bu, İtalyan Balkan Paktına katılması ihtima­linin tetkik ve müzakere edilmiyeceğini ifade etmez. Kalyanın Balkan pak­tına girmesiyle bir taraftan İtalya, Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında ve diğer taraftan da Brüksel ve Paris anlaşmalarının imzacıları arasında doğrudan doğruya bir temas tesisi sağlanacaktır. İtalya bu iki zin­ciri bağlıyan halka olacaktır. Şimdi Triyeste meselesi halledilmiş olduğun­dan, bu tasarının tahakkuku mümkün­dür. »

Aynı gazete Arap memleketleriyle mü­nasebetler mevzuuna temas ederek şunları yazmaktadır:

Ankara hükümeti gayet faal bir dış politika takip etmektedir. Irak ile va­rılan   son   anlaşma,   Irak'ın,   Sovyetler Birliği ile münasebetlerini kesmeye gi­decek derecede katiyetle batılıların sa­fında cephe aldığını ispat etmektedir... Türkiye daha umumî olarak, hem ba­tıya (Balkan Paktı, batı Avrupa Birli­ği, Nato) ve h.em de güney doğuya fi­rak, Pakistan, vesaire) bakmaktadır.»

Gazete İtalya ile Türkiye'nin iktisadi. münasebetleri mevzuuna da temas ederek, «Menderes ile Köprülü'nün hâ­len cereyan etmekte olan ticarî müza­kereler her hangi bir müdahalede bu­lunmalarına lüzum kalmayacağını» ile­ri sürmektedir.

Diğer taraftan «Messaggero» da (mute­dil) şunları yazmaktadır:

«Yarın buraya gelmeleri beklenen iki yüksek şahsiyeti, bu iki Akdeniz mem­leketi arasındaki yeni ve müstakar mü­nasebetlerin, başlıca vasıflarını teşkil. eden büyük samimî ve canlı işbirliği arzusu ile karşılaşacaklardır. Menderes ve Köprülü buraya, Türk siyasetimin teşebbüs sahasını genişlettiği ve dün­yanın ilgisini üzerine çekmeğe başla­dığı bir sırada gelmektedirler.»

14 Ocak 1955

Beyrut :

'Başvekilimiz Adnan Menderes ve he­yetimizi hâmil uçak saat 17. de Beyrut'a gelmiş, hava meydanında Başvekil .Sami Sulh, Hariciye Vekili Alfret Nakkas, sivil ve askerî erkân ile Elçimiz ve "Elçilik erkânı tarafından karşılanmış, "bir askerî kıta selâm resmini ifa et­miştir.

Bando İstiklâl Marşı ile Lübnan mar­şını  çalmıştır.  Hava alanından kortej ".halinde Riyaseti Cumhur sarayına gidilmiş, orada da askerî törenle karşı­lanmıştır.

Lübnan Reisicumhuru Camii Chamoun Başvekilimizi kabul etmiş ve samimî "bir görüşme yapılmıştır. Bu akşam .Başvekilimiz şerefine Reisicumhur bir .akşam ziyafeti vermektedir.

"Yarın Başvekil ve Hariciye Vekili   ziyaret edilecek ve fikir teatilerinde  bu­lunulacaktır.

16 Ocak 1955

. Beyrut:

Başvekilimiz Adnan Menderes ve heyetimiz bu sabah otomobillerle Baalbek'e gitmiş ve harabeleri gezmiştir.

Yol boyunca kasabalardan geçilirken Başvekilimize samimî tezahüratta bu­lunulmuş ve bilhassa Baalbek harabe­lerinde toplanan Baalbek'liler Başvekilimiz 'hararetle   alkışlamışlardır.

Başvekilimiz.Adnan Menderes ve heye­timiz arası, sayfiye oteline inmişler ve "burada Lübnan Hariciye Veziri ve "Hariciye erkânı 51e musahabelerde bulunmuş.


Bu akşam Elçiliğimizde bir yemek ve­rilecektir. Yemekte Lübnan Reisicum­huru, Başveziri ve diğer vezirler hazır bulunacaktır.

Beyrut :

Beyrut gazeteleri Başvekilimiz Adnan Menderes'in ziyareti haberlerine ve Bağdat tebliğinin akislerine geniş sü­tunlar tahsis etmektedir. Bazı gazete­ler Bağdad tebliğinde münderiç pakta iltihak daveti aleyhinde fikir yürüt­mekte iseler de, gazetelerin ekserisi Türkiye ile Arap memleketleri arasın­daki temaslardan ve realitelere daya­nan dostluktan memnunluklarını ifa­de etmektedirler. Gazeteler, Bağdat tebliğinin Orta-Doğu Arap dünyası si­yasetinde yeni bir devre açmış oldu­ğunda müttefiktirler.

El Hayat» gazetesi, Şam'da ve Ha­lep'te vukua gelen bazı lise talebesi te­zahürlerini bahis mevzuu ederken, baş­lığında bu gibi hareketleri takbih et­mekte, akıl ve mantıkla hareket olun­ması temennisini izhar ederek, Tür­kiye'nin Arap dünyasında ağır basan ve göz önünde tutulması gereken bir mevkii bulunduğunu belirtmektedir.

Gazeteler, Şam meclisinde müzakere­ler sırasında solcu mebuslara " cevap veren Suriye Hariciye Vezirinin Tür­kiye ile dost geçinmek siyasetine de­vam edileceği mealindeki beyanatına ayrıca yer vermiş bulunmaktadır.

Lübnan .gazeteleri sureti umumiyede Türk-Arap münasebetlerini ve Bağdat tebliğinin akislerini realist ve tarafsız bir görüşle ele almakta, tam mânasiyle vaziyetten haberdar olmadan, mese­lâ Mısırda olduğu gibi, derhal Bağdad tebliği aleyhinde bir durum alınması­nın katiyen doğru bulunmadığını kay­detmektedir.

«El Hayat» gazetesi, başmakalesinde şöyle diyor:

«Bağdatla Ankara arasındaki yaklaş­ma bizim için çok büyük ve ehemmi­yetli bir hâdisedir. 40 sene süren ayrı­lıktan sonra yeni bir devre başlıyor. Türk-Arap milletleri arasındaki bağ­ları inkâr edemeyiz. Ancak, çok kuv­vetli itazyikler yapılması üzerinedir, ki, Türkiye ile Arap Orta-Doğusu ara­sında manialar dikebilmişür. Araplarında, Türklerin de mesul bulun­dukları bazı hatalar yapılmıştır. Fa­kat bugün hâlâ bu maziye bakmak gülünç olur. Müşterek mesuliyetleri­mizi daha iyi teminat altına almak için objektif tarzda düşünmek mecburiye­tinde bulunduğumuz bir istikbalde sa­mimî ve sıkı bir işbirliğini niçin der­piş etmiyelim? Her iki tarafın da üzüntülü bir vaziyeti ortadan kaldır­mak için samimî gayretler sarfetmesi ve çok daha dostane bir iklim hazır­laması lâzımdır. Türk Başvekilini böy­le bir ümitle karşılıyoruz ve Bağdad'a, Şam'a ve Beyrut'a yaptığı ziyaretlerin semereli yeni bir işbirliği devresinin başlangıcı olmasını temenni ediyoruz.»

«Beyrut» gazetesinin de fikri; aynıdır.

Maziyi unutmak lâzım geldiğini kay­deden bu gazete şöyle diyor: «Siyaset­te dostluk veya düşmanlık diye mücer­ret mefhumlar mevcut olamaz. Millet­leri yaklaştıran veya uzaklaştıran yal­nız menfaatlerdir. Türk ve Arap mil­letleri arasında çok kuvvetli bağlar da. mevcuttur. Türkiye ile Lübnan arasın­da ayrıca hiçbir hâdise de münasebet­leri zedelemiş bulunmamaktadır. Bu;, vaziyette niçin bu komşuluğu göz önünde tutmayalım ve Arapların ve Türkle­rin yüksek menfaatlerini temin edecek açık bir işbirliğinden istifade etmeye­lim? Şurasını unutmayalım ki, Orta-Doğunun müdafaası mesuliyeti, Arap milletlerine olduğu kadar, Türk mille­tine de terettüt eder.»

17 Ocak 1955

Beyrut;

Bugün Öğleden evvel ve öğleden sonra iki uzun Türk-Lübnan toplantısı ya­pılmıştır. Bu toplantılarda iki memle­ket Başvekilleri ile Hariciye Vekilleri. Hariciye Umumî Kâtipleri ve Elçileri hazır bulunmuşlardır.

14 Ocak 1955

Şam :

Başvekilimiz Adnan Menderes'le Hari­ciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü'yü ve heyitimizi Bağdattan Şam'a getiren uçak mahallî saatle 12'de Mezze hava meydanına inmiştir.

Başvekilimiz: Adnan Menderes ve he­yetimiz âzası meydanda Suriye Baş-veziri Faris El ) <Kuri3 Hariciye Veziri Feyzi Attasi, Münakalât ve Nafıa Ve­ziri Fahir Keyyali, Suriye'nin Ankara Büyükelçisi Kâzım El Cezain ile Riyaseticumhur Umumî Kâtibi, Başvezaret ve Hariciye Umumî Kâtipleri vesair Suriye erkânı ile maslahatgüzarımız İs­mail Soysal ve sefaret erkânı tarafın­dan karşılanmıştır. Karşılamaya gelen­ler arasında eski Başvezirlerden Hasan Hâkim ve Zühtü Barazî de bulunmak­ta idi.

Bir askerî  Başvekilimize selâm resmini ifa etmiş ve bando İstiklâl Mar­şı ile Suriye millî marşını çalmıştır. Takdim merasiminden sonra biri kor­tej halinde Şam'a Cumhuriyet kasrına hareket edilmiştir. Kortej Şam şehrine girmesinden itibaren çarşı, meclis önü, Salihiye caddesi ve Nazım Paşa cadde­si yolunu takip etmiş, böylece 25 daki­kada Muhacirin mahallesindeki Cum­huriyet sarayına girmiştir. Yollar çok kalabalıktı. Halk Suriye Başveziri ile beraber bir tarafında Türk, diğer tara­fında Suriye bayrağını taşıyan bir oto­mobilde bulunan Başvekilimizi yer yer alkışlamakta idi.

Cumhuriyet sarayında Başvekilimiz, Hariciye ve Nafıa Vekillerimizle heye­timiz âzası hususî defteri imzalamışlar, bunu müteakip yukarı kata çıkarak: Suriye Reisicumhuru Ekselans Haşim El Attasi tarafından kabul edilmişler­dir. Başvekilimiz, heyetimizin azasını teker teker Reisicumhura takdim et­miş;, bunu müteakip Suriye Reisicum­huru Türkçe olarak kısa bir hitabede bulunarak ezcümle şöyle demiştir:

Memleketimizi ziyaret etmekte oldu­ğunuzdan dolayı çok memnun ve bah­tiyarım. Türk ve Arap, islâmiyetin zu--hurundanberi her zaman beraber ya­nşamış, aynı medeniyete hizmet etmiş, aynı medeniyeti beraberce meczetmiş-tir. İki' kardeş kavuştuğu zaman nasıl bir meserret hâsıl olursa, bende de-simidi o meserret hâsıl olmuştur.»

Başvekilimiz Adnan Menderes Reisi­cumhurun hitabesine cevaben şöyle de­miştir:

"Memleketinizi ziyaretten dolayı bü­yük bahtiyarlık duymaktayız. Zâtı dev­letlerinin bu güzel sözleriniz bahtiyar­lığımızı çok daha fazlalaştırmıştır. A-sırlarca beraber yaşamanın aramızda tesis ettiği bağlar, müşterek vicdanî inanışlar, müşterek hayat ve tefekkür tarzı, iki memleketin kolayca anlaş­masını mümkün kılacak mahiyettedir. Eğer bu ziyaretimiz bu yolda bir adım teşkil ederse, bundan memnuniyetimiz; çok büyük olacaktır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın zâtı devletlerine selâmını getirmiş olmak­la mübahiyim. Tek teessüf ettiğim nok­ta, sadece bu ziyaretimizin kısa olaca­ğıdır. Bunu da inşallah zamanla telâfi ederiz.»

Bunu Reisicumhur ile Başvekilimiz ve heyetimiz âzası ile Suriye devlet adam­ları arasında kısa bir hasbıhal    takip etmiş, kahveler içilmiş, bilâhare görüş­melere başlanılmıştır.

Suriye tarafından Reisicumhur. Baş-vezir, Hariciye ve Nafıa Vezirleriyle, "Hariciye Umumî Kâtibi ve Suriye'nin Ankara ve Bağdat Elçileri, Türkiye tarafından da Başvekilimiz, Hariciye ve Nafıa Vekillerimiz, Hariciye Umu­mî Kâtibimiz, Bağdad Büyükelçimiz ve Şam maslahatgüzarımız iştirak etmiş­tir.

-Görüşmeleri müteakip Başvekilimiz Adnan Menderes ve heyetimiz âzası Suriye Reisicumhurunun öğle yemeğin­de bulunmuşlardır.

"Başvekilimiz v.e heyetimiz âzası saat 16.30'a doğru uçakla Beyrut'a hareket edecektir.

Şam :

Başvekilimizin ve heyetimizin Suriye'­yi ziyareti hakkında kendisine sorulan suallere Suriye Hariciye Veziri Fevaj Attasi bugünkü gazetelerde çıkan şu cevabı vermiştir:

«Biliyorsunuz ki. bugünkü Türkiye Başvekili ve Hariciye Vekiliyle bsrs-berlerindeki bazı siyaset ve matbuat mensupları bir Arap memleketi - baş­kentine dostluk ziyareti yapıyorlar. Bugün de Bağdattan kalkıp diğer bir kardeş memlekete yani Lübnana gidi­yorlar.

Bağdattan Beyruta uçarken Suriye'nin üstünden mutlaka geçmeleri de tabii­dir. Bunun için Suriye'nin toprağında ve ahalisinin gönlünde kökleşmiş bir Arap ananesine uyarak kendilerini Şam'a davet ettik.

Bundan başka, Türkiye aynı zamanda bir doğu memleketidir. Doğulu olma­sıyla beraber îman taşıyan bir memle­kettir. Bizimle onun arasında komşu­luk ve yüzlerce kilometrelik müşterek hudut vardır. Bu sebeple aramızda tat­lılıkla idare olunması lâzım bazı münasebetlerin vücuda getirilmesini icap ettirmektedir. Ben o kanaattayım ki, Türkiye Cumhuriyeti ile iyi anlaşma­lara dayanan münasebetler yapmak-lığımız dış siyasetimizde takibi lâzım gelen hakimane tedbirlerdendir.»

30 Ocak 1955

Roma:

İtalyan resmî kaynaklarından bildiril­diğine göre Türkiye Hariciye Vekâleti Umumî Kâtip Muavini Melih Esen bel'in başkanlığı altındaki bir Türk heyetiyle bir İtalyan heyeti arasında Roma'da bir haftadan beri cereyan eden müzakere neticesinde Türkiye ile İtalya arasında bir ekonomik ve teknik işbirliği anlaşması imzalanmıştır.

Bu anlaşmalar .gereğince İtalya Türki­ye'ye sınaî teçhizat verecek ve bunla­rın bedelleri malzemenin şevkinden itibaren dört sene zarfında muayyen taksitlerle ödenecektir.

Ankara :

Türkiye ile İtalya arasında iki gün ev­vel Ankara'da imzalanan ticaret ve ariyelerin tasfiyesine ait anlaşılamaya zamimeten bu anlaşmada derpiş olun­duğu veçhile iki memleket arasında ik­tisadî işbirliği ve İtalya'nın Türki­ye'ye 25 milyon dolar tutarında mal ih­racına kredi garantisi vermesine mü­tedair bir anlaşma Romada cumartesi günü saat 22.30'da imzalanmıştır.    .

Roma :

Bağımsız «Giorcıale D'İtalia», Türkiye Başvekili ile Dışişleri Vekilinin Roma ziyaretine hasrettiği bir yorumunda şunları yazmaktadır;

Türkiye, Orta-Doğunun istikrarsız zemini üzerinde, bir güvenlik unsuru ve çok faal bir eleman olarak yükselmek­tedir. «Biri Balkanlarda ayrıca bir nü­fuz sağlamış olan iki Akdeniz memle­keti arasında sadece bir protokol ziya­reti mevzuu olamaz» diyen muharrir Türkiye politikasının dinamik vasfına,. Türk inkılâbının gelişmesine işaret et­mekte ve Ankara diplomasisi Atlan­tik ittifakının Akdeniz kanadını teşkil eden bir memleket sıfatiyle durumunu kuvvetlendirmek için giriştiği diplo­matik hareketi belirtmektedir.

Gazete, ayni zamanda, Türkiye-İtalya görüşmelerinin Atlantik çerçevesi içinde cereyan edeceğini ve bu müza­kerelerde görüş teatisi için enteresan maddeler bulunacağını yazmaktadır.

Liberal temayüllü «Le Tempon gazete­si başmakalesinde şunları yazmakta­dır:

Milletlerarası durum çok dikkate şa­yan olduğundan yapılacak müzakerele­rin, daha geniş bir mahiyet almak üze­re protokol dairesinin dışına çıkmama­sı imkâsızdir. Roma ve Ankara tam mutabakat halinde hareket etmeğe alışmışlardır, binaenaleyh görüşlerini, Atlantik ittifakı dairesinde, hakikatle­re intibak ettireceklerdir.

Gazete Arap birliğinin yedi memleket temsilcilerini, Şam ve Kahire hükü­metlerinin arzu -ettiği uzak durma for­mülünden ayırmaya muvaffak olmuş olan Türk diplomasisinin tesirliliğine işaret etmekte ve şunları ilâve eyle­mektedir:

İtalyan diplomasisi, Arap memleketle­riyle dostluk siyaseti gütmekle bera­ber, Batı müdafaasında bu derece ileri bir durumda bulunan Türkiye'nin, daha geniş, daha organik ve daha mües­sir bir sistemi tahakkuk ettirmek ar­zusunun meşruiyetini de .elbette ki tes­lim edecektir.

31 Ocak 1955

Roma :

"Başvekilimiz Adnan Menderes ile Ha­riciye Vekili Prof. Fuat Köprülü'nün Roma'ya muvasalatlarını manşet ha­linde belirten mutedil temayüllü «Messâgero» gazetesi bu sabahki nüshasın­da hükümet başkanımızın bu ziyareti .hakkında neşrettiği makalede şunları yazmaktadır:

«İki mümtaz Türk dsvlet adamının Roma'yı ziyaretleri, 1953 yılı kasım ayın­da o zaman Başvekil bulunan M. Guissepp.e Pella'nm Türkiyeyi ziyaretinin iadesinden daha da başka bir mâna ta­şımaktadır. Bu ziyaret her iki millet arasındaki münasebetlerin takviyesinde yeni bir devrenin başlangıcını göster­mektedir. Son günlerde Ankara'da im­zalanmış olan anlaşma, bu münasebet­lerin iktisadî sahadaki mes'ut inkişa­fının kat'î bir delilini vermiştir. Siyasî sahaya gelince, Türkiye ile İtalya ara­sındaki münasebetler fevkalâdedir ve "bundan daha iyi de olamaz. Bu husus­ta, Türkiye'nin Atlantik camiasına alınması hususunda İsrar eden ilk dev­letin İtalya olduğunu hatırlatmak kâ­fi değil midir?"

«Messagero» makalesine devamla di­yor ki:

Diğer taraftan Balkan Paktı'nın İtal­ya'ya teşmili hususunda Türkiye'nin arzusu malûmdur. Şayet muhtelif sebepler dolayısiyle ki bunlar arasında Yugoslavya ile İtalya arasındaki an­laşmanın pek yeni bir tarihte olması keyfiyeti mevcuttur bu arzu şimdilik tahakkuk edemezse de, Türkiye'nin memleketimize karşı duyduğu sempati ve itimat hislerinin bir delilini teşkil etmektediri.»

«.Messagero» gazetesi makalesini şöy­le bitiriyor:

«Bütün bunlar Scelba ve Martlno ile Menderes ve Köprülü arasında cere­yan edecek diplomatik müzakerelerin ehemmiyetini gayet iyi belirtmektedir. Bu müzakerelerde her iki devlet adamları sadece iki memleketi müşte­reken alâkadar eden meseleleri değil, fakat aynı zamanda bugün mevcut beynelmilel en belirli mevzuları da gözden geçireceklerdir.»

Roma :

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Ha­riciye Vekilimiz Prof, Fuat, Köprülü bu sabah İtalya Riyaseticumhur sarayı­na gitmişler ve defteri mahsusu imza­lamışlardır.

Başvekilimiz ve Hariciye Vekilimiz ile refakatlerindeki heyet daha sonra meç­hul asker âbidesine giderek saygı du­ruşunda bulunmuşlar ve âbideye çe­lenk vazetmişlerdir. Başvekilimiz ve Hariciye Vekilimiz meçhul asker âbi­desine geldiklerinde merkez kumanda­nı general Alber tarafından karşılan­mışlardır. Bir ihtiram kıt'asi selâm res­mini ifa etmiş ve bando Türk ve İtal­yan millî marşlarını çalmıştır.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Ha­riciye Vekilimiz Fuat Köprülü Venedik meydanında toplanmış bulunan ka­labalık halkın alkışları arasında meç­hul asker âbidesinden ayrılmışlar ve Başvekâlete giderek İtalyan Başvekili Mario Scelba'yı ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaretten sonra İtalya Hariciye Ve­kili Gaetano Martino'yu ziyaret eden Başvekilimiz ve Hariciye Vekilimiz bu gün önleyin İtalyan Reisicumhuru Luigi Einaudi tarafından kabul edilecek­lerdir.

' Roma :

İtalyan Hariciye Vekâleti tarafından yayınlanan siyasî bültenin son sayısın­da memleketimizin dünya siyasetinde oynadığı mühim rol ve işgal ettiği stratejik durum belirtilmiştir. Bülten Türkiye'nin hem doğu Avrupa, hem de Orta-doğuyu temsil edecek vaziyette olduğunu yazmakta ve şöyle demektedir:

«Türkiye'nin dış siyaseti iki istikamet­te muvazi olarak ilerlemekte ve gelişmektedir. Türkiye, doğu Avrupa'daki toprakları dolayıslyle Avrupa siyasetine katılmakta ve faal bir rol oynamak­ladır. Asya'daki toprakları dolayısiyla Türkiye, batı ile Orta ve yakın doğu arasında bir bağ vazifesini görmektedir.

Bu iki kollu dış siyasetin birinci kıs­mının neticesi, Türkiye'nin Nato'ya imzası ve kuzey Atlantik Paktı cemisema dahil memleketler arasında Avrupanınve bütün hür dünyanın mü­dafaasını takviye etmek için yapılan ralişmalara 'katılmasıdır.»

"Türkiye'nin Orta-doğu'daki rolü ile il­gili olarak bülten.bir müddet evvel ba­tı devletlerinin iştirakiyle bir Orta-doğu savunma sistemi kurulması husu­sundaki teşebbüsleri hatırlatmaktadır. Bültene nazaran şayet bu teşebbüsler bir netice verseydi Türkiye ve Mısır Orta-doğu savunmasının kuzey ve güneyindeki iki lideri vaziyetinde ola­caktı. Fakat bu tahakkuk edemedi. Türkiye Başvekilinin Irak'a yaptığı zi­yaret neticesinde, Türkiye ile Irak arasında Orta-doğuda istikrarın temini ve bir tecavüz vukuunda iki memleke­tin birbirine yardım etmesi gayesiyle bir anlaşma imzalanmasına karar ve­rildi. Bu, Adnan Menderes'in ziyareti­nin mantıkî bir neticesiydive hayret uyandırmamalıydı.

İtalyan Hariciye Vekâletinin bülteni yazısına devamla, Türk - Irak paktı­nın batılı devletlerde çok büyük mem­nuniyetle karşılanmasına mukabil, Orta-doğu'da itirazlara yol açmasının müessif olduğunu belirtmektedir. Yoruma şöyle devam edilmektedir:

Mısır'ın ileri sürdüğü itirazlar ve ta­kındığı menfî tavır, yalnız Arap dev­letleri arasında değil aynı zamanda Arap memleketlerinin içinde gerginlik yaratabilir ve ilgililerin hepsi için zararlı olabilir. Bu vaziyet karşısında, Orta-doğu bölgesindeki diğer bir mem­leketin Pakistan'ın Türk - Irak paktı­nı memnuniyetle karşılaması çok se­vindirici bir haberdir.

Muhakkak olan bir cihet varsa o da Türkiye'nin Orta-doğu siyasetinin ilk meyvelerini vermeğe başlamış olma­lıdır. »

  Roma :

İtalya Başvekili Mario Scelba bu sabah Başvekilimizle Hariciye Vekilimizin kendisini ziyaretleri sırasında Reisi­cumhur Luigi Einaudi adına Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Köpürülü'ye İtalya Cumhuriyeti Liyakat Nişam'nın büyük haç rütbe­sini tevcih etmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes'e ayrı­ca, Asya kültürü sahasında dünyaca tanınmış bir mütehassıs olan Prof. Giuseppe Tucci tarafından Tibet parşöme­ni üzerine yazılmış ve tersim edilmiş ve İtalyan devlet matbaasınca yayın­lanmış bulunan üç ciltlik bir eser de hediye olunmuştur.

  Roma :

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Ha­riciye Vekilimiz Profössör Fuat Köprü­lü bugün saat 13' te İtalya Reisicum­huru Liugi Einaudi tarafından Quirinal sarayında kabul .edilmişlerdir. Bu kabulde İtalya Reisicumhuruna Refi­kası bayan Einaudi de refakat etmek­te idi.

Takdim merasiminden sonra yapılan kısa bir sohbeti müteakip İtalya Rei­sicumhuru ve bayan Einaudi misafir­lerini öğle yemeğine alıkoymuşlardır.

Bu yemekte Başvekilimiz ve Hariciye Vekilimizden başka refakatler indeki heyet âzası, Roma Büyükelçimiz Cevad Açıkalın, İtalya Başvekili Mario Scelba, Hariciye Vekili Gaetano Martino, İtalya Ayan v.e Mebusan Meclisi Reisleri, Riyaseticumhur Umumî Kâ­tibi, Hariciye Vekâleti Siyasî İşler Da­iresi Umum Müdürü ve Roma Belediye Reisi hazır bulunmuştur.

  Roma :

Türk - İtalyan görüşmeleri bugün öğ­leden sonra mahallî saatle 17 de açıl­mıştır.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Ha­riciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü İtalya Başvekili Mario Scelba ve Hari­ciye Vekili Gaetano Martino ile dünya meseleleri hakkında umumî bir görüş­mede bulunmuşlardır.

Bu görüşmelerde Başvekilimiz ve Ha­riciye Vekilimizden başka Hariciye Ve­kâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Nuri Birgi, Hariciye Vekâleti İktisadî İşbir­liği Teşkilâtı Umum Müdürü Elçi Me­lih Esenbel ile Roma Büyükelçimiz Cevat Açıkalın ve İtalya Hariciye Vekâ­leti Umumî Kâtibi Büyükelçi Rossi Longhi, Hariciye Vekâleti Siyasî İşler Dairesi Umum Müdürü Magistrasi ve İktisadî İşler Dairesi Umum Müdürü Coarrias hazır bulunmuşlardır.

Villa Madama'da başlamış bulunan Türk - İtalyan görüşmeleri mahallî saatle 19 a kadar devam etmiştir. İtalya Başvekili Mario Scelba toplantı salo­nundan çıkışında Türk devlet adamlariyle yapılmış olan görüşmelerin «çok dostane» bir hava içinde cereyan etti­ğini beyan etmiş ve görüşmelere yarın da devam edileceğini bildirmiştir.

Roma : »-o-

İtalya Başvekili Mario Scelba bu    akşam saat 20.30 da Başvekilimiz Adnan: Menderes şerefine Braschi sarayı sa­lonlarında bir yemek vermiştir.

Bu yemekte Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ile heyetimiz azaları, Roma Büyükelçimiz Cevat Açıkalm ve Bü­yükelçilik mensuplariyle İtalya Hari­ciye Vekili Gaetano Martino, İtalya Mecils Reisvekili, Riyaseti cumhur pro­tokol şefi, Hariciye Vekâleti Umumi Kâtibi, Hariciye Vekâleti Siyasî İşler Dairesi Umum Müdürü ve Hariciye Ve­kâleti Haberler Dairesi Umum Müdürü hazır bulunmuştur.

İtalya Başvekilinin bu yemeğini Roma' da akredite bulunan diplomatik misyon şeflerinin de hazır bulunduğu bir ka­bul resmi takip etmiştir. Bu kabul resminde yüksek devlet memurları, İtal­ya Parlâmento mensupları ve siyasi şahsiyetleri. İtalyan sanat ve edebiyat âlemine mensup şahsiyetlerle yüksek İtalyan sosyetesine mensup seçkin bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

.Beyrut'ta neşredilen Türk - Lübnan müşterek tebliği:

Ocak 1955

Beyrut:

Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti Başvekili Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü'yü ve refakati erindeki yüksek Türk şahiysetlerini, 5 gün süren bir resmî ziyaret için Lübnan'a davet etmiştir.

. İki memleketin Başvekilleri ve Hariciye Vekilleri, mesai arkadaşlariyle beraber, muhtelif toplantılar yapmışlardır. Bu toplantılarda Türkiye'yi, Lübnan'ı ve diğer Arab memleketlerini alâkadar eden umumî politika meselelerini ve ayni zamanda, hepsi arasında işbirliği ile bölgelerinde umumî emniyeti temin edebilecek tedbirleri görüşmüşlerdir.

Lübnan tarafı, Bağdad'da 13 ocakta neşredilen müşterek tebliğ ile ve Türk devlet adamları tarafından verilen mütemmim izahat ile Türkiye ile Irak arasında vukua gelen anlaşmadan ahzı malûmat etmiştir. Bu anlaşma, âkidlerine, müştereken ve Birleşmiş Milletler andlasmasının 51 inci mad­desinde ileri sürülen meşru müdafaa hakkına istinaden, bölgenin içinden veya dışından gelecek her türlü tecavüze karşı koymak taahhüdünü ih­tiva etmektedir.

"Türk tarafı, Orta Doğu'da emniyetin teşkilâtlanmasının ortaya koyduğu meselelerin heyeti umunıiyesi ile alâkalı olarak Lübnan'ın noktayı nazarı "hakkında Lübnan devlet adamları tarafından verilen izahattan ahzı ma­lûmat eylemişlerdir.

Her iki taraf, müşterek gayelerinin 'tahakkukunu temin maksadiyle Türkiye, Lübnan ve diğer Arab memleketleri arasındaki münasebetleri ge­liştirmek için bu konuşmalara devam etmeği kararlaştırmışlardır.

"Bu görüşmelerin içinde cereyan ettiği samimiyet havası ve arz eylediği karşılıklı itimad mahiyeti, görüşmelerin, bu memleketlerin istikbali için en iyi neticelere varacağı hakkında katî ümidler vermektedir.

Lübnan Başvezirinin beyanatı:

Beyrut:

Lübnan Başveziri Sami Sulh bugün Türkiye - Lübnan görüşmelerinin sona ermesi münasebetiyle Beyrut radyosu ile neşredilen şu demeçte bu­lunmuştur :

«Hâdiselerin gelişmesinden umumî efkârı aydınlatmak ve haberdar et­mek hususunda takip ettiğimiz âdete uygun olarak Türk ve Lübnan dev­let adamları arasında cereyan eden müzakerelerin kapanması münasebe­tiyle bu müzakerelerin umumî hatları hakkında size bir hulâsa vermek istedim.

14 Ocak 1955 cuma günü, Lübnan hükümetinin daveti üzerine Beyrut'a. Bağdad'dan donen Türk heyeti gelmiştir. Türk heyeti Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Fuat Köprülü'nün başkanlığında Nafia Ve­kili, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi ve bazı mebuslardan teşekkül edi­yordu.

Türk heyeti Bağdad'da geçirdiği birkaç gün zarfında kard'eş Irak hükü­metiyle müzakerelerde bulunmuştu.

Bu görüşmeler sonunda neşredilen müşterek Türk - Irak tebliğinde, mü­zakerelerin büyük bir itimad ve samimiyet havası içinde cereyan ettiği ve Orta Doğuda istikrar ve barışın tahakkuk ettirilmesi maksadiyle ikî memleket arasındaki işbirliğini takviye edecek bir muahede akdi için bir anlaşmaya varıldığı belirtilmektedir, Bu işbirliği zarureti Nuri Said'in geçen ekim ayında Türkiye'ye yaptığı ziyaret esnasında cereyan eden müzakereler sırasında meydana çıkmıştı.

Bu anlaşma, iki tarafın, her iki memlekete teveccüh edecek gerek Orta Doğu bölgesinden, gerekse hariçten gelecek her türlü tecavüze karşı koy­maları için işbirliği yapmalarını derpiş etmekte ve bu keyfiyetin Birleş­miş Milletler anayasasının 51 nci maddesindeki meşru müdafaa hakkına uygun olduğunu ileri sürüyordu.

Türk - Irak tebliği iki hükümetin böyle bir muahedenin, Birleşmiş Millet­ler anayasasındaki prensiplere ve bu prensiplere uygun olarak alman ka­rarlardan mühüm olarak Orta Doğu'da istikrarın sağlanmasına yardım edeceğinden emin bulunduklarını ilâve etmektedir. Tebliğde bu muahe­denin, her ne şekilde olursa olsun her türlü mütecaviz niyeti muvaffaki yetsizliğe uğratarak barış ve güvenliği takviye etmek gibi bir tesiri de olacağı beyan edilmektedir.

Bu durum karşısında iki 'hükümet bu anlaşmaya, yukarda zikredilen ga­yelerin tahakkuku hususundaki arzuları sabit olan memleketlerin iştira­kinin faydalı ve zarurî olduğunu kabul etmiştir.

Mezkûr tebliğ Türkiye ve Irak'ın, muahedenin kat'î şeklinin kaleme alın­masından önceki kısa zaman zarfında bu mevzuda kendileri ile işbirliği yapmak arzusunda olan devletlerle temas edeceklerini ilâve etmektedir.

Bu tebliğin neşrinden sonra Irak Devlet Vekili Burhanettin Baş Ayan, Irak El Ahbar gazetesine şu beyanatı vermiştir :

«Bu anlaşma Arap Birliği umumî heyetinin son defa aldığı kararlarla te­nakuz halinde olmadığına göre Irak, bu anlaşmaya Mısır'ın iltihakının faydalı ve zarurî olduğuna kanidir.

Baş Ayan, Irak'ın Arap Birliğine mensup memleketler arasında, bu böl­gede barışın takviyesine çalışan memleketlerle müsbet bir işbirliği yapan ilk devlet olduğunu ve bu Türk - İrak anlaşmasının Ortadoğu için büyük ehemmiyeti haiz bir hâdise olduğunu, zira bunun Türkiye ile Arap mem­leketleri arasında ilk yakınlaşmayı teşkil ettiğini sözlerine ilâve ile, an­laşmanın iki memleketin durumunu Birleşmiş Milletler dahilinde ve haricinde takviye edeceği muhakkak olduğu mütalâasında bulunmuştur.

"Baş Ayan beyanatına devamla, Irak'ın ordusunu hudutları dışına yollamayacağını ve bu anlaşmanın aktinden önce Amerika'dan kayıtsız şartsız askerî yardım aldığını ve bunun bütün dünya devletlerine Irak'ın bu si­lâhları siyonist propagandasının inandırmak istediği gibi mütecaviz mak­satlarla kullanmıyacağını isbat ettiğini, ifade etmiştir.

Irak Devlet Vekili, Arap devletleri arasındaki kollektif müdafaa paktının "bir Arap devletinin, yabancı bir devletle ittifak yapmasını menetmediğini belirtmiştir. Vekile göre meselâ Mısır, İngiltere ile bir muahede akteylemiştir ve bunun gibi Irak ve Ürdün'de İngiltere'ye birer muahede ile bağ­lıdırlar. Bu da bu gibi anlaşmaların kollektif müdafaa paktı metni ile mü-tenakız olmadığını isbat eder, demiştir.

Baş Ayan, beyanatına son verirken, Türk - Irak muahedesinin Türk - Pa­kistan muahedesi ile hiçbir münasebeti olmadığını fakat bu keyfiyetin Pakistan veya İran'ın arzu ettikleri takdirde buna iltihak etmelerine mâ­ni teşkil etmediğini ve kapının arzu eden bütün devletlere açık bırakıl­dığını söylemiştir, bu metin, icap eden harekete tevessül etmeleri için bütün Arap vte Şark devletlerine bildirilecektir.

Türk ve Lübnan hükümetleri arasında 14 ve 18 ocak tarihlerinde tam bir anlaşma ve dostluk havası içinde cereyan eden görüşmelerde, taraflardan herhangi birisine Ortadoğu'dan veya hariçten gelecek herhangi bir teca­vüzü bertaraf etmek için Türk ve Irak hükümetleri arasında varılan an­laşmayı nazarı dikkate aldık. Biz aynı zamanda Türk ve Irak hükümetle­rinin bu anlaşmanın Birleşmiş Milletler prensiplerine uygun olarak Or­tadoğu'da güvenlik ve istikrarın tahakkuku hususundaki inançlarını da nazara aldık. Bu prensipler bilhassa Filistin meselesiyle alâkalı prensip­lere de uygundur.

Türk heyetiyle uzun görüşmelerimiz karşılıklı bir itimad ve samimî bir arzu havası içinde cereyan etmiş ve Türkiye ile Lübnan ve bütün Arap ve Şark devletleri arasında müşterek menfaatlerin tam bir anlaşması vasfını haiz bulunmuştur. Bu müzakerelerin Türkiye ile Lübnan ve bü­tün Arap devletleri arasında, devletlerin menfaatine olduğu ve bu bölge­de barısı sağlamak için bağların takviyesine yardım edeceğinde mutabık kaldık.

Bu müzakereler ve neticelerinin yeni bir çağın başlangıcı olduğu husu­sunda kuvvetli ümidimiz vardır. Bu çağ, kardeş ve dost memleketler ara­sındaki işbirliğinin 'geliştiği bir devre olacak ve bu müzakereler dünyanın bu bölgesinde barış ve güvenliğin takviyesini temin edecektir.

Önümüzdeki cuma günü Lübnan'dan Kahire'ye hareket edeceğim. Bura­da kardeş Mısır hükümetinin daveti üzerine yapılacak olan Arap hükü­met başkanları toplantısına iştirak edeceğim.»

Başvekilimiz ve Hariciye Vekilimiz Roma'da:

30 Ocak 1955

Roma:

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Hariciye Vekilimiz Prof Fuat Köprülü ve refakatlerindeki heyet bugün saat 16.10 da Roma'ya muvasalat etmiş­lerdir.

Başvekilimiz ve Hariciye Vekilimiz Ciarnpino hava meydanında uçaktan inişlerinde başta İtalya Başvekili Mario Scelba ile Hariciye Vekili Gaetano Martino ve İtalya hükümetinin ileri gelen şahsiyetleri-, İtalya Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Rossi Longi, Riyaseticumhur Protokol Şefi Ba­ron Michele Scammaca, Hariciye Vekâleti Siyasî İşler Umum Müdürü' Maissimo Ma'gistrati ve Roma Belediye Reisi Salvatore Rebecchini, Ro­ma Büyükelçimiz Cevat Acıkalın ve Büyükelçilik mensupları, İtalya'nın Ankara Büyükelçi'si Kont Luca Pietromarchi tarafından merasimle karşılanmışlardır.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ken­dilerini karşılayanların ellerini sıktıktan sonra bandonun çaldığı Türk ve italyan millî marşları dinlenmiş ve müteakiben selâm resmini ifa ederi İtalyan hava kuvvetlerine mensup ihtiram kıtasını teftiş etmişlerdir.

Başvekilimiz Adnan Menderes hava meydanında bir beyanat vererek şun­ları söylemiştir :

«Müttefikimiz ve yakın dostumuz İtalya'ya gelmiş; olmaktan duyduğum bahtiyarlık çok büyüktür. Medeniyetin ve ayrıca Akdeniz medeniyetinin en parlak ve zengin sahalarından biri olan ve yalnız o medeniyetin birçok harikulade eserlerini bünyesinde taşımakla kalmayıp onları devam ve in­kişaf ettiren İtalya'ya ve asil İtalyan .milletine Türkiye'nin ve Türk mil­letinin selâm, muhabbet ve hürmet hislerini getiriyorum. Yüksek insan­lık idealine hizmet edebilmek için Türkiye ve İtalya hem kendi araların­da, hem de tarihin 'kaydettiği en geniş sulh ve emniyet teşkilâtı olan At­lantik andlaşması topluluğu içinde sıkı işbirliği halindedirler. Bütün ya­kın dostlar arasında görüşme ve danışma daima geniştir ve bu görüşme­ler elbette daima velûd olur. Bu itibarla değerli İtalyan Başvekili, Hari­ciye Vekili ve mesai arkadaşları ile şahsen tanışmak ve görüşmek benim: için büyük bir zevk ve şeref kaynağı teşkil ettikten başka memleketleri­miz ve mensup olduğumuz sulhsever milletler camiası için de faydalı ola­caktır. Pek muhterem İtalyan Reisicumhuru tarafından kabul edilmiş ol­mak dostum Prof. Köprülü ve diğer arkadaşlarımla benim için büyük bir şeref teşkil edecektir. Vatikan'a da bir ziyaret yapmak ve Papa Hazretlerine bir an evvel düzelmesini temenni ettiğimiz sıhhatleri müsaade ettiği' takdirde hürmetlerimizi sunmak bizi muhakkak ki çok bahtiyar edecek­tir.»

Başvekilimiz Adnan Menderes'ten sonra söz alan İtalya Başvekili M. Ma­rio Scelba da Türkiye Başvekili ile Hariciye' Vekilinin Roma'ya yapmak­ta oldukları ziyaretten duyduğu büyük memnunluğu ifade ederek demiş­tir ki:

«Türk Devlet adamlariyle yapacağımız görüşmelerin Türkiye ile İtalya'yı Atlantik andlaşması çerçevesi dahilinde hürriyet ve sulhun müdafaası uğrunda birbirine bu kadar yakından bağlayan mevcut rabıtaları daha da fazla kuvvetlendireceğine eminim. Ayni zamanda misafirlerimizle me­sai arkadaşlarına gerek kendi adıma, gerekse İtalyan milleti namına en dostane selâmlarımızı sunmak ve bu vesile ile dost Türk milletine en ha­raretli muhabbetlerimizi bildirmekle büyük bir zevk duymaktayım.»

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü bundan sonra İtalyan devlet adamlariyle birlikte nükûplarma tahsis edi­len otomobillerle hava meydanından ayrılmışlardır.

İtalya seyahati

29/1/955 tarihli (Yenİsabah) tan :

Hükümet Reisi ve Hariciye Vekili, I-rak, Ürdün ve Suriye temaslarından sonra  sabık İtalya Başvekili Sinyor Pella'nm Ankaraya yaptığı ziyareti iade etmek meksadivle bugün Roma'ya gidiyorlar.

Son zamanlarda Menderesin, dış politi­kada büyük bir faaliyet gösterdiği ve durmadan batı merkezlerine, Orta-şark memleketlerine seyahatler yaptığı ma­lûmdur. Türk Hükümet Reisi, mümkün olsaydı bu gezintilerini Kahireye ka­dar da uzatmak emelindeydi. Hattâ hâ­lâ o emeli taşıdığını da tekrarlamaktan hâli kalmıyor. Yeter ki Mısır liderleri böyle bir ziyareti iyi karşılamağa ha­zırcı bulduklarını bildirsinler. Bütün bu faaliy-s-t ve gayretin gayesi, Orta-şark' ta sulh ve sükûnun kesin ve tam ola­rak yerleşmesi, garp dünyasının ve hür âlemin müdafaasının tâ Atlantik kıyı­larından Pakistana kadar devamlı hat halinde uzayıp gitmesidir. Bu çizgi İn­giltere, Fransa, Belçika, batı Almanya, İtalya, Yunanistan, Yugoslavya, Türkiye Irak, İran, ve Pakistan'a kadar fasılasız uzar ve Suriye, Lübnan, Ür­dün ve Mısır yâni Arap Birliği devletleri de buna katılırlarsa hayli heybet­li ve düşündürücü bir mahiyet alır. Şu dakikada bu müdafaa plânının gevşek ve delik rioktaları vardır. Meselâ İran bu zincirin halkası değildir ama, ya­kında Tahran'm da bu birliğe dahil olacağını umduran sebepler vardır. Irak, Kahirede olup bitenlere ve olacak­lara rağmen Türkiye ile yapmağı ka­rarlaştırdığı paktı imzalamıyacaktir.

İşte şimdi Türk Hükümet Reisi Roma'da İtalya'nın daha faal bir surette Balkan ittifakına ve Orta-şark müda­faasına "katılmasını istiyecektir. Roma radyosunun  yorumcuları,  Türk ricalinin seyahatlerini çok iyi karşılamakta ve İtalya'nın, batı ve hür âlemin mü­dafaasına en verimli bir şekilde katıl­mağa hazır bulunduğunu ifade etmek­tedirler. İtalya hükümetinin, bu mev­zuda, bir takım iç zorluklarla karşr-karşıya   olduğu  herkesce malûmdur..

Komünist partisi bu şekilde antikomünist herhangi bir harekete tabiatiyle muarız bulunacaktır. Zaten Moskova'­dan alacakları direktifler de bu isti­kamette olacaktır Fakat Yugoslavya hele Trieste ihtilâfı halledildikten son­ra Roma ile bir yakınlık göstermeğe pek mütemayil sanılıyor. Türkiyenin tavassutu bu konuda iyi tesirler ya­ratabilir. . Nitekim- Ankaradan ayrıl­mazdan evvel Menderes'in kabul etti­ği diplomatların arasında Yugoslav Se­firi de vardı.

Türkiye - İtalya ticaret ve mübadele müzakereleri de, iki gün evvel iki ta­rafı da memnun edecek bir hal şekli­ne bağlanmış bulunduğundan Roma temaslarının en verimli bir şekil alma­sına hiçbir ensel tasavvur edilemez.

Hür âlem ne kadar kuvvetlenirse niza' imkânı o mertebe ortadan kalkar ve sulh o derece kuvvetlenir .Bu itibarla Roma seferi de bir sulh müeyyidesi sayılmalıdır.

Dostça bir ziyaret

Yazan: N. Nadî

30/1/955 tarihli (Cumhuriyet) ten:

Başbakan Adnan Menderesin Roma se­yahati her iki memleket halk efkârın­da müsaid yankılar uyandırdı. Bu zi­yareti vesile ederek, Türkiye ile İtal­ya arasındaki dostluk ve iyi münase­bet duygularını bir daha tebarüz ettir­meyi gazetelerimiz ihmal etmiyorlar.

Gerçekten, kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı'nın doğu güney ucunda Orta ve do­ğu Akdeniz bölgesinde bulunan mem­leketlerimiz, dünya barışı ve hür mil­letler savunması uğruna önemli vazi­feler yüklenmişlerdir. Batı Avrupadan bağlıyarak Akdenizin, yakın ve Orta-doğunun ve giderek bütün hür dünya­nın güvenliği konusunda milletlerimiz çok büyük bir rol oynamaktadırlar. Bencil duygulara kapılmaksmn söyleyebiliriz ki. kuvvetli ve sağlam bir Türkiye barış dünyasına ne kadar fay­dalı ise kuvvetli ve sağlam bir İtalya da o kadar faydalıdır. Bu itibarla, İkin­ci Cihan Harbi sonundan buyana dost milletin başardığı hızlı kalkınma ham­lelerini biz Türkler derin bir takdir duygusiyle takip etmekteyiz. Abluka altında uzun mahrumiyet yılları geçi­ren, muhtelif cephelerde yüz binlerce evlâdını kaybeden, denizden ve hava­dan limanlarıyla, şehirleriyle yıkıcı bombardımanlara uğrayan İtalya, sa­vaş biter bitmez büyük bir cesaretle derhal yaralarını parma&a koyuldu ve beş altı yıl gibi kısa bir zaman içinde hemen bütün kayıblana yerine getir­meğe muvaffak oldu. Bugün İtalyan endüstrisi 1938 deki istihsal seviyesini geride bırakmış. İtalyan parası istikra­ra kavuşmuş, komünizm ve anarfi teh­likesi bir tehlike olmaktan uzaklaşmış­tır. Bütün bunlar bir Akdeniz çocuğu olan İtalyan vatandaşının ışıklı zekâ­sı, çalışkanlığı sayesinde başarılmıştır.

İtalyaya mahsus ekonomik ve sosyal dâvaların bütün bütün çözülmüş sayılamıyacağını biliyoruz. Bu bakımlar­dan bir de büyük dâvalarla karşı karşıyayız. Hür milletler müşterek güven­liği bakımından bunların önemini tak­dir ederiz. Beraberce üyesi bulunduğu­muz milletlerarası teşekküllerde birbi­rimize ait problemleri anlayışla karşılayacağımıza şüphe olmadığı gibi ara­mızda dostça yürüttüğümüz ekonomik ve sosyal münasebetler çerçevesi için­de de müşterek menfaatlerimizi kolla­mak suretiyle, millî kalkınma dâvalarımızda elele yürümeği tabiî buluyor Başbakanın ziyareti vesilesiyle bu hu­susların esaslı bir şekilde gözden ge­çirileceğine ve belli konular üzerinde realist ilerlemeler kaydedileceğine eminiz.

Sayın Menderes'in Roma'da Papa XII. Piuis tarafından da kabul edileceğini öğreniyoruz. Bir hükümet başkanının Vatikanı ziyareti, eğer aldanmıyorsak Türk tarihinde ilk defa görülmektedir. Bu olayın önemini azımsamamalıdır. Devletler hukuku bakımından birkaç hektarlık arazinin hükümranı sayılan Papalık gerçekte beş kıtaya serpilmiş yarım milyar insanın manevî kaderine hükmeden muazzam bir kuvvettir. Lâîk bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti objektif olarak bu kuvveti ne inkâr, ne de ihmâl edebilir. Memleketimize karşı daima yakın bir sempati besle-yen şimdiki Papa XII. Pius ve Başba­kan Adnan Menderes'in görüşmelerin­den sonra Vatikanlâ Türkiye Cumhu­riyeti arasındaki münasebetlerin da­ha sağlam esaslar üzerinde bir devam­lılık haline kavuşacağını umuyoruz. Vatikan ötedenberi Türkiyede diplo­matik bir temsilci bulundurmağa önem verdiği halde Cumhuriyet hükü­metleri bu hususu dikkate almayı ne­dense geciktirmişlerdir. Katolik dün­yasının manevî liderini resmen tanı­dığımız p;ün, siyasî bir eksiğimizi gi­dermiş olacağız. Komünizm tehlikesine karşı bütün kuvvetlerin işbirliği ettiği" bir sırada bu konuyu daha fazla ih­mâl edemiyeceğiz.

6 Ocak 1955

İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes ile Harici­ye Vekili Proi Fuat Köprülü. Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve refakatlerindeki resmî heyet. Irak'ı ve Lüb­nan'ı her iki hükümetin vaki daveti üzerine resmen ziyaret etmek için bu sabah saat 10.20 de uçakla Bağdad'a müteveccihen. İstanbul'dan hareket et­mişlerdir.

Yeşilköy hava meydanı bugün yine müstesna günlerinden birini yaşamak­ta idi. Meydan "terminal binası baştan­başa Türk. Irak ve Lübnan bayraklariyle donatılmış bulunuyordu. Başve­kilimize selâm şetmini ifa edecek olan ihtiram kıtası da meydandaki ye­rini almıştı. Daha sabahın erken saat­lerinden itibaren onbinlerce İstanbul'lu Başvekilimizi selâmlamak ve ken­disine hayırlı yolculuklar dilemek üze­re Yeşilköy hava meydanında toplan­mıştı.

Başvekilimiz Adnan Menderes beraber­lerinde Başvekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Ve­kili Dr. Mükerrern SaroL Millî Müda­faa Vekili Ethem Menderes. İstanbul Valisi ve Belediye Reis Vekili Prof Gökay olduğu halde saat 9.30 da Park ote­linden ayrılmıştır. Parkotel cıvariyle Taksim meydanında. İstiklâl caddesin­de, Tünel. Şişhane ve unkapanı mey­danlarında. Fatih ve Edirnekapı cad­delerinde yer alan çok kalabalık va­tandaş toplulukları Başvekilimizi selâmlıyor ve dost Irak'a, dost Lubnan'a selâmlar götürün», yolunuz açık olsun»  temennilerinde bulunuyorlardı.

Başvekilimizin bulunduğu otomobil Kara gümrükte çok kalabalık bir va­tandaş topluluğu tarafından durdurul­du. Burada caddeyi boydan boya kesen ve üzerinde «yolunuz açık olsun» iba­resi yazılı bir levha mevcuttu. Yolun iki tarafını dolduran vatandaşlar içten gelen coşkun sevgi tezahürleriyle Başvekilimizi selâmlıyor ve kendisine iyi yolculuk temennisinde bulunarak oto­mobilini bir serpantin ve konfeti yağmuruna tutuyorlardı.

Başvekilimizin bulunduğu otomobil ve onu takip eden muazzam kafile yine yol boyunca toplanmış çok kalabalık halk kütlesinin muhabbet tezahürleri ve coşkun alkışları arasında Edirne kapıya ve oradan Topkapıya geldi: Topkapıda da ellerinde bayraklar ve dö­vizler bulunan vatandaşlar Başvekili­mizin yolunu keserek kendilerine iyi yolculuklar temennisinde bulunmuşlar ve kardeş devletlere selâmlar yolla­mışlardır.

Başvekilimiz Adnan Menderes vs be­raberler indekiler tam saat 10 da Yeşil­köy hava meydanına muvasalat etmiş­lerdir. Başvekilimiz burada vekiller, mebuslar, birinci ordu Müfettişi ve çok kalabalık bir vatandaş topluluğu tarafından karşılanmış ve selâmlanmıştır. Burada Başvekilimizi, kendisi­ni Irak'a götürecek olan uçağın başpilotu ve pilotu da takdim edilmiştir. Meydanda ihtiram kıtası ve kıtanın başında da Başvekilimize iyi yolculuklar dilemek üzere kumandanlar generaller ve amirallerle yüksek rütbeli subay­lar yer almış bulunuyorlardı. Başve­kilimiz hepsine ayrı ayrı veda ederek ellerini sıkmış y.e müteakiben ihtiram kıtasını teftiş etmiştir.

ihtiram kıtasının diğer ucunda vekiller, mebuslar, Vilâyet, Belediye, Adli­ye erkânı, genel meclis azaları, üniversite rektör ve dekanları, cemaat reisle­ri, Irak ve Lübnan konsolosları, ban­kalar umum müdürleri, Ticaret Odası mensupları, partiler v.e Başvekilimizin şahsi dostları yer almış bulunuyor­lardı.    .

Başvekilimiz Adnan Menderes kendisi­ni uğurlamaya gelen bu zevatın da ay­rı ayrı ellerini sıkarak veda etmiş ve yaşa, varol, yolunuz açık olsun, dost Irak'a ve Lübnan'a selâmlar götürün» nidaları alkışlar arasında uçağa bin­miş, bu arada Başvekilimize mütead­dit buketler verilmiştir.

Başvekilimiz ve beraberindeki vekil­ler ile resmî heyeti Bağdad'a götüre­cek olan uçak meydanı dolduran onbini mütecaviz vatandaş topluluğunun sevgi ve bağlılık gösterileri ve alkışla­rı arasında saat 10.20 de Yeşilköy'den hareket .etmiştir.

Irak'ı resmen ziyaret edecek olan Baş­vekilimiz Adnan Menderes'le Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu'ya şu zevat refakat etmektedir:

Hulusi Köymen. Bursa mebusu eski vekil ve D.P. Meclis Grupu Başkanı. Rüknettin Nasuhioğlu. Edirne mebusu eski vekil ve Adliye Encümeni Reisi.  Atıf Benderlioğlu. Ankara mebusu ve D.P. Genel Kurulu âzası.

Lütfi Kırdar. İstanbul mebusu ve Ha­riciye Encümeni âzasından.

Faruk Nafiz Çamlıbel. İstanbul mebu­su.

Rauf Onursal. İzmir'mebusu ve eski İzmir Belediye Reisi.

Kâmil Gündeş. Kayseri mebusu ve D. P. Genel Kurulu âzası.

Sebatı Ataman. Zonguldak mebusu.

Ahmet Salih Korur. Başvekâlet Müs­teşarı.

Nuri Birgi. Büyükelçi, Hariciye Vekâ­leti umumî kâtibi.

Muzaffer Ersü. Başvekâlet hususî ka­lem müdürü.

Şerif Arzık. Anadolu Ajansı Umum. Müdürü.

İbrahim Deriner. Elektrikişleri etüd. dairesi umum müdürü.

Üsteğmen Hayrettin Sümer. Başvekâ­let yaveri.

Safa  Kılıçlioğlu.   Yenisabah     gazetesi sahibi.

Burhan Belge. Türksesi gazetesi baş­muharriri.

İlhan Çevik. Zafer gazetesi muhabiri.

Irak'ın Ankara Büyükelçisi Ekselans-İbrahim Akif El-Alousi de aynı uçak­la Irak'a hareket etmiştir.

Başvekilimizin Irak seyahati dolayısiyle beyanatı:

İstanbul :

Dost Irak ve Lübnan'ı resmen ziyaret etmek üzere bu sabah 10.20 de Bağdad"la hareket eden Başvekilimiz Adnan. Menderes hareketinden evvel Yeşil­köy hava meydanında Anadolu Ajansı muhabirine seyahati münasebetiyle şu beyanatta bulunmuştur:

«Irak hükümetinin  davetlisi    olarak: kardeş Irak'ı ziyaret etmek üzere ol­duğumuzdan  dolayı büyük bir bahti­yarlık duymaktayım.

Muhterem Irak Başvekili Nuri Sait Paşanın geçen sonbaharda memleketi­mizi ziyareti yalnız Türkiye ile Irak arasında değil, diğer Arap devletleriyle memleketimiz arasındaki münasebet­ler üzerinde de çok hayırlı tesir ve ne­ticeler hasıl etmiştir.

Hariciye ve Nafıa Vekilleri ve diğer ar­kadaşlarımla yapacağımız bu seyaha­tin asırlar ve asırlarca beraber yaşamış olmanın aramızda tesis etmiş oldu­ğu müşterek ananelere, iş ve fikir bir­liğiyle vicdanî bağlara dayanan dost­luk ve kardeşlik hislerimizi, Nuri Sa­it Paşanın ve arkadaşlarının memleke­timizi ziyareti nasıl takviye etmiş isebu ziyaretimizin de aynı hayırlı neti­celeri doğuracağını ve yalnız Irak mil­leti ile'değil, bütün Arap milletleriyle aramızda çok hayırlı münasebetlerin teessüsünde büyük bir merhale teşkil edeceğine eminim.

"Irak'ı ziyaretimizden sonra yine kar­deş Lübnan hükümetinin davetlisi olarak Lübnan'ı da ziyaret edeceğim. Bu dost, kardeş memleketi ziyaret etmek­ten de büyük bir memnuniyet duymak­tayım.

"Kardeş Lübnan ve Irak milletlerine Türk milletinin selâm ve muhabbetle­rini götüreceğimden dolayı bahtiyarım. Şimdi asırlardan beri mevcut olan Türk - Arap kardeşliğinin tarsini ve takviyesi için el -sie gittiğimiz yolda Tanrı hepimize muvaffakiyetler ihsan "buyursun.»

Bağdad :

Başvekilimiz Adnan Menderes ile Ha­riciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü ve Nafıa Vekilimiz Kemal Zeytinoğlu'-nu ve heyetimizi getiren hususî uçak Türkiye saatiyle 14.30 da (Irak saatiy­le 15.30) Bağdad hava meydanına in­miştir.

Başvekilimiz ve heyetimiz hava ala­nında Başvezir Nuri Sait Paşa, Harici­ye Veziri Şehbender, Nafıa Veziri Sa­lih Suat, Bağdad Şehremini Fahri, Ha­riciye Müsteşarı Baha Avni. Bağdad Mutasarrıfı Fehmi. Emniyet Umum Müdürü Vecih Yunus, Propaganda Umum Müdürü Ali Sait Cemil. Teşrifat Umum Müdürü ve Hariciye Erkânı ile Büyükelçimiz Muzaffer Göksenin, El­çiliğimiz Erkânı ve Türk vatandaşları tarafından karşılanmışlardır.

Dost ve kardeş Irak'ın Başveziri beşuş bir çehre ile Başvekilimize doğru iler­lemiş ve Türkçe olarak kendisine «hoş geldiniz- demiştir. Nuri Sait Paşa he­yetimizin bütün azalarına da teker te­ker «hoş geldiniz» demiş, bunu müte­akip başta bando olduğu halde askerî kıt'a teftiş edilmiştir. Bando İstiklâl Marşım çalmış, teftişten sonra biraz ileride kurulmuş olan saltanat çadırı­na geçilmiştir.

Hava ılık ve güneşli idi. Hava alanı ve "bina Türk ve Irak bayraklariyle süs­lenmişti. Çadırda kısa v.e çok samimî hasbıhalde bulunulmuş ve kahve içil­miştir.


Oradan otomobille hareket edilerek baştanbaşa Türk ve Irak bayraklariy­le süslenmiş caddelerden", halkın alkış­ları ve tezahüratı arasında geçilmiş ve beyaz saraya muvasalat edilmiştir. Be­yaz sarayda Başvekilimizi Irak Veli­ahdı Prens Abdülilah karşılamıştır. Çok samimî bir surette musafahada bulunulmuş, Başvekilimiz heyetimiz azasını Veliahde takdim etmiştir. Bu­rada birlikte çay içilmiş, bunu mütea­kip Veliahd ve Başvezir Nuri Said Pa­şa beyaz sarayı terketmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes, Harici­ye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü ' ve Nafıa Vekilimiz Kemal Zeytinoğlu ile heyetimiz âzası müteakiben Kraliyet mezarlığına giderek birinci Faysal'm kabrine Türkiyeden getirilmiş olan bir çelengi vazetmiştir. Başvekilimiz, Ha­riciye Vekilimiz ve Nafıa Vekilimizle heyetimiz âzası müteakiben Kral sara­yına giderek hususî defteri imzalamış­lardır. Kral hazretleri Başvekilimizi kabul etmiştir.

Akşam beyaz sarayda yemek hususî olarak yenecek ve Türk devlet adamlarıyla Irak devlet adamları arasında. hususî konuşmalar yapılacaktır.

Bağdad :

Başvekilimiz Adnan Menderes Irak radyosuna şu beyanatta bulunmuş­tur:

«Dost Irak'a gelmiş olmaktan büyük bahtiyarlık duymaktayım. Kardeş Irak milletine Türk milletinin derin sevgi, saygı ve itimat hislerini getiriyorum. Bu resmî ziyaretimizin bundan birkaç ay evvel Veliahd Prens Abdülilah haz retlerinin ve Başvezir Nuri Sait Paşa hazretlerinin memleketimize yaptıkla­rı ziyaretlerin yarattığı samimiyet ve itimad havası içinde yapıcı ve hayırlı fikir teatisine imkân vereceğinden e-minim. Biz Türklerin kardeş Irakla da­ima daha ileri, daha yakın ve samimî dostluk hisleri içinde yaşamaya büyük ehememiyet vermemiz bu kardeş mem­lekete karşı beslemekte olduğumz de­rin takdir ve itibar hislerinin tabiî bir neticesidir. Ayni zamanda necip Arap milletiyle olan münasebetlerimizin en güzel inkişaflara mazhar olması balamından da iratla tesis etmekte olduğumuz çok yakın münasebet ve   alâkanın keza büyük ehemmiyeti    ola­cağına inanıyoruz. İşte bu his ve fikir­lerle 'güzel memleketinize ayak bastı­ğım şu anda kardeş Irak milletini mu­habbetle selâmlar, güzel ve hayırlı bir tesadüf eseri olarak  ziyaretimiz     gü­nünde kutlanmakta olan ordu bayra­mınızı can ve gönülden tebrik ederim.»

7 Ocak 1955

Bağdad :

Bütün Irak ve Bağdad gazeteleri Başvekilimiz Adnan Menderes'in ve Türk heyetinin ziyaretine birinci sahifelerini tahsis etmiş bulunmaktadır.

Gazeteler dünkü istikbal haberlerini vermekte ve Başvekilimizin Irak rad­yosuna beyanatını ve bu beyanattaki dostluk v.e kardeşlik fikirlerini belirt­mektedirler.

El Ahval»   gazetesi     başmakalesinde ezcümle şöyle diyor:

«Bu kıymetli ziyaret Orta-doğuda son ayların dostluk hâdiseleri arasında ehemmiyetlidir. Türk Arap münasebet1eri üzerindeki bulutları tamamiyle 'izale edecektir. Bu ziyareti Irak Baş­vekilinin İstanbul ziyareti hazırlamış­tır. İki memleket münasebetlerinin iyi­ye doğru gitmesinde bu ziyaretlerin büyük rolü vardır. Burada Türk ve Irak ricali arasında yapılacak görüşme­lerin Orta-doğu müdafaasındaki boş­luğu dolduracak müsbet neticelere var­masını dileriz.»

«El Şaap» gazetesi de başmakalesinde şöyle diyor:

«Dost ve komşu milletler arasında yar­dımlaşma esas olmuştur. Bu hükümeti­mizin isabetli hareketidir. Türkiye ile Irak  arasındaki münasebetir esasen dostane ve kardeşçedir. "Komşu ve dost memleket    Başvekilinin bu ziyareti mevcut dostluk ve kardeşliği takviye edecek ve tamamlıyacaktır. Türkiye'nin bugünkü kuvvetli durumu milletlerarası sahada ve bilhassa Orta-doğudaki bu ziyaretin kıymetini arttırır.

Irak'da Arap âleminin mühim bir rük­nü olduğu için iki tarafın kardeşliği hayırlı ve müsbet neticelere varacak­tır. Bu ziyaretin İstanbul temasların­dan ve Türk Başvekilinin Arap dostlu­ğu hakkındaki beyanatından sonra vukubulması  ayrıca ehemmiyetlidir.

Bağdad'da yapılacak konuşmaların ha­yırlı olmasını dileriz. İki memleket arasındaki. yardımlaşmayı ve iki mem­leket ve dünya menfaatleri lehine te­min .etmesi en büyük ve en samimî ar­zumuzdur. »

8 Ocak 1955

Bağdad :

Başvekil" Adnan Menderes ile Irak Başvekili Nuri Sait Paşa beraberlerin­de Başvekil yardımcısı ve Devlet Ve­kili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu olduğu halde heli­kopterle bugün Necef ve Kerbelâyı zi­yaret etmişlerdir Heyetimizin diğer âzası daha evvel otomobillerle hareket ederek iki dost hükümet reislerini bu ziyaret mahallerinde karşılamışlardır. Necef te Hazreti Ali'nin merkadi, Kerbelâda ise Hazreti Hüseyin ile imam Abbasm merkadleri ziyaret olunmuş­tur.

Başvekilimiz gerek Necef'te, gerek Kerbelada bütün yolları ve marketlerin etrafını hıncahınç dolduran halk tarafından hararetli tezahüratla selamlanmıştır.

Kerbelada ayrıca büyük Türk şairi Fuzuli'nin mezarı da ziyaret olunmuş­tur.

Bu akşam Başvekilimiz ve heyetimiz âzası sarayda Kral ikinci FaysaFın da­vetlisi olarak akşam yemeğini yiyecek­lerdir. Bunu müteakip Kral Faysal ti­yatrosunda   konserde     bulunulacaktır.

Maarif Vezirinin davetiyle yapılmakta olan bu konserde Mes'ut Cemil Tel ve Münir Nurettin Selçuk idaresindeki saz "ve ses heyetimiz Türk musikisinin en iyi örneklerini vereceklerdir. Bun­dan başka konserde Irak'ın ileri gelen ses ve saz sanatkârları da dinlenecektir. Bu konserde Irak Kralı İkinci Fay­sal, Veliahd Prens Abdülilah, bütün devlet ve hükümet erkâniyle Irak'ın yüksek sosyetesine mesup çok seçkin bir davetli kitlesi hazır bulunacaktır.

Başvekilimizin Irak'ı ziyareti tam bir samimiyet havası içinde devam et­mektedir. Bağdad gazeteleri bu ziyare­te geniş sütunlar tahsis etmekte ve ha­berleri manşet halinde vermektedirler.

İki hükümet başkanı arasında yapılan ilk görüşmelerin çok iyi "bir hava için­de devam ettiğini kaydeden gazeteler, alman neticelerin çok iyi olduğunu da ilâve etmektedirler. Bir taraftan siya­sî görüşmeler yapılırken diğer taraf­tan da Nafıa Vekilleri arasında iki memleketi bu sahada alâkadar eden ve bilhassa Dicle ve Fırat ile bu ne­hirlerin feyezanı ve bu nehirler üzerin­de yapılması mutasavver barajlar gi­bi mevzular etrafında da konuşmalar olmaktadır. Bağdad gazeteleri Irak kaynaklarına atfen Başvekilimiz Ad­nan Menderes'in Kral ikinci Faysal'ı memleketimize davet ettiğini ve bu dâ-v-£tin kabul olunduğunu bildirmekte­dirler.

Yine Irak gazetelerine göre ziyaret so­nunda neşredilecek olan Türk - Irak müşterek tebliğinin çok ehemmiyetli bir mahiyet taşıyacağı ifade edilmek­tedir. Gazeteler ayrıca Türkiye hak­kında sitayigkâr makaleler neşretmekte ve bilhassa son senelerde kaydedilen büyük terakkileri belirtmektedirler.

Başvekilimiz ve Türk heyetinin bura­da gördüğü hüsnükabul her bakımdan çok samimî ve fevkalâde dostanedir. Başvekilimiz Adnan Menderes bu kar­deşçe hüsnü kabulden fevkalâde mü­tehassis bulunmaktadır. Ayni zamanda heyetimiz âzası da kendilerine gösteri­len samimî hüsnü kabulden dolayı çok mütehassis  olduklarını  belirtmektedir.

9 Ocak 1955

Bağdad :

Başvekilimiz Adnan Menderes ile he­yetimiz yarın Irak Başveziri ve Irak heyetiyle esas görüşmelere başlıyacaktır. Şimdiye kadar yapılmış olan ihzarî. görüşmeler ve karşılıklı fikir teatileri yarın bağlıyacak olan resmî görüşmele­rin süratle ve çok müsbet bir şekilde gelişeceğine bir işaret teşkil etmekte­dir. Bu işaret buradaki siyası mahfil­lerin kanaatine göre dostluk ve sık kardeşlik münasebetlerinde yeni bir devrin başlangıcı olacaktır.

  Bağdat :

Başvekilimiz Adnan Menderes berabe­rindeki Irak İktisat Veziri Nedim Pa­çacı ile Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü, Nafıa Vekilimiz Kemal Zeytinoğlu ve heyetimiz âzası olduğu hal­de bu sabah uçakla Kerkük'e gitmiş­tir. Başvekilimiz ve heyetimiz âzası burada Irak petrol tesislerini gezmiş­ler ve kendilerine ilgililer tarafından izahat verilmiştir.

Müteakiben şehirde. gezinti yapan Başvekil Adnan Menderes'e ve heye­timiz azasına yollarda ve meydanlarda toplanan halk büyük tezahüratta bu­lunmuştur.

Başvekilimiz ve heyetimiz âzası öğle­den sonra uçakla Bağdad'a avdet et­mişlerdir.

  Bağdad :

Dün gece Kral Faysal konser salonun­da İstanbul Belediyesi Konservatuarı azalarından bir grupla Bağdad Güzel San'atlâr Enstitüsü talebesi tarafından verilen konser çok muvaffak olmuş ve Türk - Irak dostluğu ve işbirliğinin yeni ve güzel bir tezahürü olarak çok alkışlanmıştır.

Kral İkinci Faysalla Veliahd Emir Ab­dülilah refakatinde Başvekilimiz    Ad­nan  Menderes'in,  Irak Başveziri Nuri Said Paşanın ve heyetimiz azasının şe­ref locasına   girişleri   tezahürle karşılanmış ve orkestra Irak millî marşını çalmıştır.  Müteakiben    Mesut    Cemil' Tel, Kral hazretleri ile Irak Maarif Ve­zirinin salonu dolduran mümtaz davet­lilerine hitab en kısa bir konuşma yap­mıştır. Mes'ut Cemil Tel bu konuşmasinda demiştir ki:

«İstanbul     Beledivesi     Konservatuarı:

'Türk Musikisi İcra Heyetinden bir kı­sım sanatkârlar ile birlikte davet edilmiş olmak şerefini kazanmış bulu­nuyoruz. Bu şeref bizlere. Iraklı sanat­kâr kardeşlerimizle aynı sahne üzerin­de bulunmak fırsatını da bahsetmiş­tir. Böylece, milletlerin birbirlerini da­ha iyi tanımaları için en mühim vasıta­lardan birisi olan musiki lisanı ile mü­teakiben birbirimize hitap edeceğiz.

Zannederim ki musikinin doğrudan doğruya kalblere nitap etmek suretiy­le  kardeşlik  rabıtalarını kuvvetlendiren ilâhi bir kudret olduğunu tekrar etmenin, bugün tam zamanıdır. Türk sanatkârlarıbu kalb lisaniyle iki mil1et arasındaki samimî müveddeti tak­viye yolunda naçiz ve mütevazimetlerine istikbalde de devam etmekle şeref ve iftihar duyacaklardır.

Üstad Münir Nureddin Selçuk ve bil­umum sanatkâr arkadaşlarımnamına-Sahibülcelâl Haşmetmean Kral Hazret­lerinden, Veliahd Hazretleriyle Başvezir Nuri Said Paşa Hazretlerinden Türk sanatkârlarının lâyezal ihtiramat .v.e tazimatını kabul buyurmalarını rica ve istirham eylerim.»

Bu konuşmadan sonra Münir Nured­din Selçuk idaresindeki heyetimiz kon-.sere başlamıştır. Bu kons.erde sanat­kârlarımız rast, mahur ve hüzzam ma­kamlarından eski ve yeni eserler icra etmişler, müteakiben Iraklı sanatkâr­lar önce garp musikisinden Hayda'nın yaylı sazlar kuartetini, daha sonra da şark musikisinden muhtelif eserleri koro halinde ve Arapça metinle icra eylemişlerdir. Konser yine sanatkârla­rımız tarafından icra edilan çeşitli saz eserleri ve solo şarkılarla sona ermiş­tir.

Bağdad radyosu tarafından nakledilen konser büyük bir rağbet görmüş ve perde arasında Kral İkinci Faysal sa­natkârlarımızı kabul ederek kendileri­ni tebrik etmiş, iltifatta bulunmuştur. Herkesçe bu gibi temasların sıklaştı­rılması temennileri de izhar olunmuş­tur.

Başvekilimizle heyetimizin bu ziyareti münasebetiyle iki dost memleket dev­let adamları arasında yapılmakta olan görüşmeler, cok samimî bir hava içinde devam etmekte ve ziyaret sonunda neşredilecek olan müşterek resmî teb­liğin gerek Türk - Irak ve gerek Türk-Arap münasebetleri bakımından yapıcı bir mahiyet taşıyacağı şimdiden belir­tilmektedir.

Bugün Başvekilimizle heyetimiz Ker­kük'ü ziyaret etmiş, Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zor­lu da, Paristeki iktisadî işbirliği nazır­lar toplantısına ve Nato konseyi içtimalarına iştirak etmek üz-ere Ankaraya dönmüştür.

10 Ocak 1955

Bağdat :

Bağdat gazeteleri Başvekilimiz Adnan Menderes ve Türk heyetinin ziyareti­ne geniş sütunlar tahsisine' devam et­mektedir.

Heyetimiz kendilerine ait haberlerden başka bu ziyaretin Arap dünyasında ve Batı memleketlerinde yarattığı de­vin alâkayı aksettiren haberlere de Bağdat gazetelerinde geniş yer veril­mektedir.

Bağdat gazetelerinin başmakaleleri, de­rinden Türk - Irak dostluğu, genişle­yen Türk - Arap işbirliği gibi, bizatihi memnunluk verici bir mâna ifade eden başlıklar taşımaktadır. Bu yazılarda, Türkiye ile Arap âlemi arasında evvel­ce mevcut olabilen suitefshhümlerin ortadan artık tamamiyle kalkmış ol­duğu. Irak "Veliahdı ile Başvezirinin İstanbul ziyaretlerini takip eden Baş­vekil Adnan Menderes'in Bağdat ziya­reti ile gerek Türk-Irak ve gerek bü­tün Orta-Doğuya şâmil Türk-Arap mü­nasebetler inde yepyeni ve herkös için çok hayırlı bir devrin açılmış bulun­duğu ve bu yeni işbirliği devrinin hem Türkiye için hem Arap memleketleri için. hem de bütün Orta-Do&u ve dün­ya için çok memnunluk ve ferahlık verici netice doğurarak sulh ve sükûn ve istikrar mevzularında kaydedilecek terakkilerin umumun nef'ine yaraya­cağı kaydedilmektedir.

Başvekilimiz Adnan Menderes'in Bağ­dat ziyaretinin Beyrut ziyaretini takip edeceği, bu arada Bağdattan Beyrut'a geçilirken Türk Başvekilinin Suriye "hükümeti tarafından yapılan davete icabetle Samda birkaç saat kalarak Suriye devlet ricaliyle de kısa fikir teati­sinde bulunacağı, nihayet Adnan Men­deres'in daha bir müddet sonra Kahi-rtye de bir ziyaret yapacağı haber ve­rilmekte ve bu ziyaretlerin bütün Or­ta Şarkta ve Arap âleminde yeni bir dostluk ve işbirliği örgüsü dokuyacağı belirtilmektedir. Siyasî sahada olduğu gibi iktisadî ve ticarî sahalarda da bu gayretler sonunda kaydedileceği mu­hakkak olan gelişmeler aynı bölgede yaşayan kardeş milletlerin müşterek menlaetlerine yarayacak ve nihayet bu gelişmeler Orta-Doğuda istikrarın tarsini şıbi bütün dünyaya şâmil ehem­miyet ve kıymette bir netice ile taçlanacaktır. Irak matbuatı Türk - Irak ve Türk - Arap münasebetleri hakkın­daki hararetli yazılarına, bu çok ha­yırlı yoldaki gayretlerinde Türk -Irak ve diğer Arap memleketleri dev­let adamlarına can ve gönülden muvaf fakiyet temenni ederek son vermekte­dir.

Irak siyasî mahfilleri de, Başvekilimi­zin Bağdadi ziyaretinden çok meitı-nünl'-ik. a bahsetmekte, Bağdat gazete­lerinin Irak halk efkârına tercüman olarak yaptığı neşriyatmdaki dostluk ve işbirliği fikirlerine tamamiyle işti­rak eylemekte, bu ziyaretten çok kıy­metli neticeler beklemektedir. Başta Başvekilimiz Adnan Menderes olduğu halde bütün Türk heyeti Bağdatta görülen çok hararetli ve candan hüsnü-kabul karşısında fevkalâde mütehassis bulunmakta, heyetimiz de bu ziyaret­ten ve umumiyetle Türk-Irak ve Türk-Arap münasebetlerinin müstakbel ve hayırlı gelişmelerinden duydukları se­vinci şimdiden izhar etmektedir.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve he­yetimiz âzası bugün öğleden evvel Prens Abdülilah Numune hastanesi ile Erkânı Harbiye mektebini gezecek, öğleden sonra da Türk-Irak heyetleri arasında ilk umumî toplantı aktedilecektir. Görüşmelere, Basra ziyaretin­de Şattularapta vapurla yapılacak ge­zintide devam olunacaktır.

Başvekilimiz Adnan Menderes'in   çarşamba günü Irak millî meclisini ziyaretinde Irak Milletvekilleri adına bir" nutukla selâmianması ve Başvekilimi­zin de buna mukabelede bulunarak" Türk-Irak ve Türk-Arap dostluğu: mevzuunda Irak milletvekillerine hi­tap etmesi beklenmektedir. Irak millî", meclisi tarihinde ilk defa olarak cere­yan edecek tezahüre büyük ehemmi­yet ve kıymet verilmektedir.

Bağdad :

Türk ve İrak heyetleri bugün öğleden sonra saat 18'de Başvekilimizin misa­fir kaldığı Beyaz Sarayda ilk büyük toplantılarını yapmışlardır. Bu top­lantıda İrak adına Başvezir Nuri Said Paşa, Başvezir yardımcısı Ahmet Muh­tar Baban, rahatsız bulunan Hariciye? Vezirine vekâlet etmekte olan Dev­let Veziri Burhaneddin Başayan, İrak'ın Ankara Büyükalçisi İbrahim Akif El Alusi ve İrak Hariciyesi Umumi. Kâtibi Bahaeddin Ayni bulunmuşlar­dır.

Türk heyeti de Başvekilinizi Adnan-Menderes riyasetinde Haricîye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Hariciye Vekâleti" Umumî Kâtibi Muharrem Nuri Birgi. ve Bağdad Büyükelçimiz Muzaffer Gb'ksenin'den teşekkül .etmekte idi.

Görüşme saat 20.30'a kadar    ikibuçuk" saat sürmüş ve iki hükümet reisi    ile iki dost memleket ricali    toplantıdan, çok beşuş cehre ile çıkmıştır. Müzake­relerin seyrinden her iki    tarafın çok memnun bulunduğu sarahaten belli ol­makta idi. Yarın, Basra'ya    yapılacak" ziyaretten avdette ikinci bir içtima da­ha akdedilecek, bu içtimai öbür gün­kü toplantılar takip edecektir. Ziyare­tin cereyanında görülen samimi    hava neticelerin çok memnunluk verici olacağını şimdiden belirtmektedir.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve neyetimiz âzası bugün öğleden evvel Er­kânı Harbiye! Umumiye Mektebini zi­yaretlerinde Erkânı Harbiyei Umumiye-Reisi tarafından karşılanmış v.e orada harita üzerinde yapılmakta olan   harp oyunlarını alâka ile takip etmiştir. Zu­hur eden bir vesile üzerine İrak Erkânı" Harbiyei Umumiye Reisi Başvekilimi­ze kendisinin burada ev sahibi bulunduğunu ve bu sebeple izaz ve ikramın İraklı subaylara düşmiyeceğini, kendi­sinin ev sahibi sıfatiyle istediği şekil­de emir vermesi gerektiğini söylemiş­tir. .

Öğleden sonra da Bağdad Şehrimizin verdiği cay ziyafetinde bulunul­muş ve orada Başvekilimiz Bağdat şeh­rî ileri gelenleriyle tanışarak samimî hasbihaller yapmıştır.

Akşam Bağdad Büyükelçimizin verdi­ği ziyafette Başvezir Nuri Said Paşa ile diğer vezirler, mebuslar, sivil ve askerî erkân ile kordiplomatik hazır bulunmuştur.

11 Ocak 1955

Bağdat :

Başvekilimiz Adnan Menderes berabe­rinde Irak Devlet Veziri Burhaneddin Başayan, Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü, Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve heyetimiz âzası olduğu halde bu sabah uçakla Basraya gitmiş­tir.

Başvekilimizi götüren uçak Abadan petrol tasfiyehanelerinin, tesisleri üze­rinde bir dolaşma yaptıktan sonra Bas­ra hava meydanına inmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes Basra hava meydanında askerî merasimle karşılanmış ve selâm resmini ifa eden ihtiras kıtasını teftiş etmiştir.

Müteakiben Başvekilimiz Adnan Menderes ve heyetimiz âzası Irak Devlet Veziri ile birlikte kendilerini bekliyen yata geçmişler ve Şattülarap üzerinde bir gezinti yapılmıştır.

Başvekilimiz ve heyetimiz azasiyle Irak Devlet Veziri öğle yemeğinden sonra uçakla Bağdad'a avdet etmişler­dir,

Türk ve Irak heyetleri arasındaki mü­zakerelere bugün de Beyaz Saray iç­tima salonunda devam edilmiştir. Her iki heyet saat 17.30'da toplanmış ve müzakereler saat 19.30'a kadar devam etmiştir.

Akşam Irak Hariciye Veziri Başvekili­miz Adnan Menderes ve refakatindeki zevat şerefine bir ziyafet vermiştir. Bu ziyafette Irak Başveziri Nuri Said Paşa ile diğer vezirler, mebuslar, sivil ve askerî erkân ile kordiplomatik hazır bulunmuştur.

Irak ve Bağdad gazeteleri bugün    de hararetli neşriyatlarına devam etmek­tedirler. Gazeteler gerek Washington, gerekse Londra ile diğer Arap memleketlerin­den alman ve BaMad'da yapılan Türk-Irak görüşmelerinin memnunlukla mü­şahede ve takibedildiğine dair haberle­ri de geniş başlıklarla neşretmektedir­ler

12 Ocak 1955

Bağdat :

Başvekilimiz, bugün öğleden sonra he­yetimiz âzasiyle birlikte Büyükelçilik­te Irak'ta bulunan Türk vatandaşları ile tanışıp konuşmak üzere tertip edi­len toplantıda bulunmuşlar, müteaki­ben Irak devlet adamlarıyla Beyaz-Sarayda bir toplantı daha yapmışlar­dır. Bu toplantıyı müteakip müşterek resmî tebliği yayınlanmıştır.

Bağdad :

Irak gazeteleri halk efkârına tercüman olarak Başvekilimizin ve heyetimizin Irak ziyaretine geniş sütunlar tahsisi­ne devam etmektedirler. Heyetimizin buradaki gezileri ve görüşmeleri hak­kında geniş tafsilâttan başka Türk matbuatının ve Ankara radyosunun neşri­yatı da gazetelerde geniş yer bulmakta dır. Ayrıca bu ziyaret hakkında ya­bancı memleketlerde ve diğer Arap hükümet merkezlerinde kaydedilen müsbet intibalar da Bağdat gazetele­rinde belirtilerek gösterilmektedir. Bu sabahki «El Ahbar» gazetesi başmu­harririnin Başvekilimizle dün yaptığı bir görüşmeyi neşretmiştir. Başvekili­miz «El Ahbar» gazetesine Reisicum­hurumuzun Majeste Kralı Türkiye'ye, Majeste Kralın da Reisicumhurumuzu Irak'a davet etmiş olduğunu bildirmiş.

Bağdat'daki Türk-Irak görüşmelerinin, muvaffakiyetle devam ettiğini, yakın­da bunların neticelerinin ilân edilece­ğini ilâve etmiştir. Başvekilimiz «El Ahbar» başmuharririnin intibalarim is­teyen bir sualine cevaben şöyle demiş­tir:

«Hem memleketini, hem milletini hem de devlet adamlarım ziyadesiyle sevdi­ğim Irak'a gelmekle büyük memnunluk duymaktayım. Kardeş Iraklılarla yeniden buluşup görüştük. Noktaî na­zarlarımızın birbirine ne kadar yakın olduğunu bir kere daha büyük bir haz­la müşahede .ettik.. Irak'a ayak bastığımdanberi Irak milletinden ve hükü­met adamlarından derin bir muhabbet "ve iyi kabul görmekteyiz. Bundan ben ve arkadaşlarım çok mütehassis olduk. Aynı hayranlık Altes Veliahd ile Başvezir Nuri Sait Paşa için de vâkidir... Başvekilimiz El Ahbar başmuharriri­nin diğer suallerine cevap olarak da şunları söylemiştir:

«Türk-Irak dostluğu hiç de yeni bir şey değildir. Bu geçmiş asırların biz­lere intikal eden bir mirasıdır. Bu son senelerde de daima ve teyit edilmiş ola­rak devam etmiştir. Başvezir Nuri Sait Paganın Türkiye'yi ziyareti gibi bizim de Irak'ı ziyaretimiz karşılıklı tam bir anlayış zihniyeti içinde yapıl­maktadır. Bağdad ve diğer Irak şehir1eri halkı da bizi hararetli tezahürlerle kabul etmişlerdir, bu da dostluğumu­zun müstakbel inkişafları için bizleri teşci edici bir mazhariyet taşımakta­dır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'dan Ma­jeste Kral İkinci Faysal'a ve Altes Veliahde memleketimizi ziyaret için res­mî bir davet getirmiş olmakla çok memnunum. Majeste Kral ve Altes Ve­liahd bu daveti kabul etmişlerdir. Ancak ziyaretin tarihi henüz katî. olarak tesbit edilmiş değildir. Önümüzdeki yaz ayları irin olması muhtemeldir. Majeste Kral da benim vasıtamla Rei­sicumhurumuz Bayar'ı Irak'a davet et­ti. Reisicumhurumuzun da bu daveti memnunlukla kabul edeceğini zanne­derim. Bu ziyaretin de tarihi henüz tesbit edilmemiştir. Bilâhare kararlaş­tırılacaktır.

Lübnan Reisicumhuru Camille Chamoun'un memleketimizi martın 31'inde ziyaret etmesi takarrür etmiş bulu­nuyor.

Mısır'a yapacağım ziyaretin tarihi he­nüz takarrür etmiş değildir. Bu ziyare­ti büyük bir memnunlukla yapacağım. Ziyaretin tarihi Ankara'ya avdetimiz­de taayyün edecektir. Mısır hükümet Reisi Cemâl Abdülnasır'm da Türki­ye'yi ziyaret etmeye karar vermiş ol­duğu malûmdur. Bu ziyaretin tarihi de henüz tesbit edilmemiştir. Cemâl Ab­dülnasır'm memleketimize yapacağı ziyaretten dolayı şimdiden fevkalâde memnunum.

Bütün bu karşılıklı ziyaretler Türkiye ile Arap milletleri arasındaki dostluğu ve işbirliğini takviye edecektir. Bun­dan dolayı hepimizin memnunluk duy­mamız gerekir.»

Bu sabah Bağdad'da çıkan bütün, ga­zeteler Başvekilimizin bugün saat 12.30'da Irak parlâmentosunu ziyaret edeceği haberini manşet olarak ver­mekte ve Irak parlâmento tarihinde ilk defa olarak dost ve kardeş bir hükûmetin reisi olarak konuşacağını be­lirtmektedirler. Başvekilimizin bugün parlâmentoda irat edeceği nutka ve buna riyaset makamı tarafından verilecek cevaba büyük ehemmiyet atfe­dilmektedir.

Gazeteler yapılan görüşmelerde dünya meselelerine  ve  bilhassa     Orta-Doğu meselelerine temas edildi çini kaydet­mekte ve muhtemel komünizm teca­vüzlerine karşı müdafaanın da bahis mevzuu oldu&unu ilâve etmektedir­ler.

«Ez Zaman» gazetesi bugünkü başya­zısında durmadan kalkınmakta olan Türkiye'nin beynelmilel çok -mümtaz bir mevki işgal etmekte olduğunu^ se­sini duyuracak ve nüfuzunu hissetti­recek bir kuvvete sahip olduğunu kay­detmekte ve «Bizzat Türkiye'nin de menfaati Türk-Arap işbirliğinin tahak­kukunu âmirdir» demektedir. «Ez Zaman'a göre her iki tarafın da bütün Orta-Doğunun nefine olan bu işbirli­ğinin sağlam temelleri Başvezir Nuri Sait Paşanın İstanbul'u ziyareti ve Başvekil Adnan Menderes'in Bağdad'ı

ziyaretiyle atılmıştır. İki memleket arasındaki tarihî bağlar, Atatürk ile Bi­rinci Faysal arasındaki dostluklar te­mel atmada büyük kolaylıklar temin etmiştir. Türkiye-Irak ve Türk-Arap dostlukları büyük bir istikbale nam­zettir ve bundan her iki tarafla bera­ber bütün dünya da istifade edecek­tir.

13 Ocak 1955

Bağdad :

Daima dost ve kardeş olmuş olan Tür­kiye ile Irak dün müşterek resmî teb­liğin neşrindenberi artık aynı zaman­da fiilî bir ittifak durumundadırlar. Dünkü müşterek Türk - Irak resmî teb­liği Bağdat'taki yüksek Türk ve Irak mehaf ilinde böyle selâmlanmış ve bu derece mesut bir neticenin istihsa­li umumî sürür ile karşılanmıştır.

Irak Başveziri Nuri Sait Paşa Anado­lu Ajansına, «İnşallah başarılan işin inkişafları çok daha mesut ve hayır­lı olacaktır demiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes de Anadolu Ajansına intibalarmı şu suret­le ifade etmiştir:

«Orta-Şark münasebetlerinde yeni bir tarih başlamaktadır. Çok mesut inki­şafların arifesinde olduğumuza inanı­yorum. »

Bağdad siyasî mahfillerince, son mü­zakereler sonunda Türkiye ile Irak arasında Orta-,Şarkın istikrar Ve emni­yetini hedef tutan işbirliğinin bir an evvel tahakkukunu ve genişletilmesini temin maksadiyle süratle bir muahe­de akdine karar verilmesi ve bilhassa bu. yüksek sulh . ve müdafaa gayeleri­ne hizmet azmini ispat etmiş olan dev­letlerin buna iltihaka davet edilmesi, müşterek bölgemizin muhtemel teca­vüzlere karşı korunması gayretlerinde yapıcı mahiyetli çok ileri bir adım te­râkki edilmektedir. Şurası muhakkak tır ki, dünkü tebliğde Orta-Doğu em­niyetinin takviyesi ve sulhunun vika­yesi yolunda yepyeni bir merhale kaybolunmuş. Bu yeni merhalede, gerek Başvekil Adnan Menderes'in, gerek Başvezir Nuri Sait Paşanın kaydettik­leri gibi, iki tarafın gayretlerini tak­viye edici ve işbirliğini genişletici in­kişaflara intizar edilmektedir. Irak'taki umumî memnunluğa tercü­man olan Bağdad gazeteleri, dünkü tebliği büyük manşetler halinde ver­mekte ve başlıklarında iki memleket arasındaki görüş beraberliğini ve di­ğer memleketlere yapılan müşterek daveti belirtmektedir. Bağdad'taki ba­tılı diplomatik mahfillerde de Türk -Irak görüşmelerinin neticeleri büyük memnunlukla kaydedilmiştir.

Bugün, Türk heyetinin Irak ziyareti­nin son günü, Başvekilimiz ve heyeti­miz âzası bazı mektepleri gezmiş, öğ­le yemeğini Kralın ve Veliahdin davet­lisi olarak «Rahap» sarayında yemiştir. Bağdat'ta yapılan gezintilerde halk yer yer Başvekilimizi hararetle alkışla­mıştır.

Bu akşam Başvekilimiz Adnan Mende­res, Nuri Sait Paşa şerefine Şehrema­neti merasim salonlarında bir ziyafet vermektedir. Yarın sabah saat 10'da Bağdat'tan Şam'a hareket edilecektir.

Başvekilimiz ve heyetimiz programa göre Şam'da dört bucuk saat kalacak, Cumhuriyet sarayında öğle yemeğini müteakip görüşmeler yapılacak ve hu­susî uçak saat 16.30'da Şam'dan Bey­rut'a hareket edecektir.

Londra:

Türkiye ve Irakarasında karşılıklı güvenlik anlaşması imzalanacağına dair Bağdad'dan gelen 'haberler Lon­dra siyasî çevrelerinde gayet iki karşı­lanmıştır.

.Buradaki müşahitlerin kanaatine göre, Türkiye-Pâkistan ittifakına yeni bir halka ilâve edecek olan bu anlaşma, Orta-Doğunun istikrar ve güvenliğini arttıracaktır. Şubat ve mart ayları içinde Karaşi, Kahire ve Ankara'yı zi­yaret edecek olan Sir Anthony Eden, Orta-Doğu müdafaa meselesini görüşe­cektir. İngiltere hükümetinin görüşü­ne göre, stratejik Orta-Doğu'da teşkil edilecek bölgeyi bir müdafaa teşkilâtı, Kuzey Avrupadan Güney-Doğu Asyaya kadar uzanan komünist    aleyhtarı müdafaa kordonunu tamanlayacaktır. Türkiye-Irak paktı böyle bir müdafaa hattının ehemmiyetli bir düğüm nok­tasını teşkil edecektir. Arap birliğine dahil bir memleketin Nato ittifakına dahil Türkiye ile bir müdafaa paktı hazırlıklarına başlaması burada bilhas­sa ehemmiyetle karşılanmıştır.

Londra :

Türk - Irak güvenlik' paktı hakkında malûmatına müracaat edilen İngiltere Dışişleri Vekâleti sözcüsü, bu pakt ta­sarısının cesaret verici olduğunu söy­lemekle beraber, bu hususta Bağdat Büyükelçiliğinden tafsilâtlı raporun henüz alınmadığını beyan etmiştir.

Diğer taraftan, selâhiyetliçevreler, Türkiye ile Irak arasındaki dostluk bağlarının sağlamlaştırılmışının' Orta-Doğu emniyetini ve bu bölgedeki istik­rarı kuvvetlendireceğini söylemekte­dirler.

14 Ocak 1955

- Washington :

Türk ve Irak hükümetlerinin, Orta-Doğu istikrar ve güvenliği için bir iş­birliği antlaşması aktetmek hususun­daki kararları Washingtonda büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Ha­riciye Vekâleti uzmanları Orta-Doğu bölgesindeki memleketlerin çoğunun bu antlaşmaya katılacağını ümit et­mekte ve antlaşmayı hür dünyanın komünist tehlikesine karşı kurduğu savunma sisteminin yeni bir halkası saymaktadırlar.

Beyrut :

Bütün Arap memleketleri matbuatın­da olduğu gibi Beyrut gazetelerinde de esas mevzuu .Türk-Irak tebliği teş­kil etmektedir. Gazeteler bu hususta İngiltere ve Amerika'daki çok müsbet akisleri belirtmekte, ayni zamanda Mı­sır'ın bugünkü durumunu kaydeden haberleri de neşretmektedir.

Türk-Irak görüşmeleri neticesinin bü­yük ehemmiyeti üzerinde durulmakta, bunun çok geniş ve derin inkişaflara namzet bulunduğu ve bu gelişmelerin Orta-Doğuya takviye edeceği keyfiye­ti izah edilmektedir.

Bu arada akşamları çıkan tarafsız Soir gazetesi» «Üstadane bir darbe» başlığı altında ezcümle şöyle demekte­dir:

«Arap birliği fena durumdaydı. Bunu çoktan beri biliyorduk. Fakat bu key­fiyet kabul edilmek istenmiyordu. Son zamanlarda yapılan bütün toplantıların ve istişarelerin bu hasta vücuda yeniden can. vermekten başka gayesi yoktu. Fakat hastalık nisbidir. Türkiye ile elele verecek Orta-Doğunun müdafaa sisteminde bir nevi vaziyet alan İrak'ın ayrılık hareketi Arap birliğine vurulan birinci ciddî darbedir. Kahire bunu böyle anlamış ve bu haber kar­şısında derhal harekete geçmiştir. Fakat Mısır'ın gayri memnun olmasının başka sebepleri vardır. Üzerinde bu derece kıskançlıkla durduğu Arap memleketlerinin liderliğinin e]inden git­mekte olduğunu müşahfede etmekte­dir. Çünkü Aran birliğinden bir âza bu husustaki tavsiyeleri nazarı dikkate al­mamıştır. Menderes ve Köprülü Bağ­dat'ta güzel bir muvaffakiyet kazan­mıştır. Türklerin iyi diplomat oldukla­rı biliniyordu. Bu son muvaffakiyet Türklerin bu hasletlerinden hiç bir şey kaybetmemiş olduklarını isbat etmiş­tir,.

Bağdat :

Başvekilimiz Adnan Menderes, Hari­ciye Vekilimiz Profesör Fuat Köprülü, Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve he­yetimiz âzasiyle beraber bugün mahal­lî saatle ll'de uçakla Bağdat'tan Şam'a hareket etmiştir. Başvekilimiz hava meydanında Başvezir Nuri Sait Paşa bütün vezirler, sivil ve askerî erkân ta­rafından uğurlanmış, bir askerî kıta selâm resmini ifa etmiş, bando Türk ve Irak millî marşlarını çalmıştır.

Başvekilimizle Nuri Sait Paşa uçağın hareketinden önce hararetle musafahada bulunmuşlardır.

Başvekilimiz Adnan Menderes hava meydanında Iraklı ve yabancı gazeteçileri kabul etmiş ve kendilerine şu be­yanatta bulunmuştur:

Arkadaşlarım ve ben hakikî dostunu bulmuş, öz kardeşlerine kavuşmuş ol­manın heyecanı içinde Irak'tan ayrıl­maktayız.

Melik hazretleriyle Veliaht hazretleri ve muhterem Başvezir Nuri Sait Paşa ve onun değerli kabine arkadaşları, âyan ve mebusan meclisi azalan ve ta­nışmak şerefine mazhar olduğumuz bü­tün Irak siyaset ve devlet adamları bizlere büyük dostluk ve candan itibar gösterdiler. Aynı sıcak alâkayı gezdi­ğimiz ve geçtiğimiz her yerde kardeş Itfak milletinden de gördük. Irak'la si­yasî işbirliğimizin en kuvvetli mesnet ve membanın burada olduğu muhak­kaktır. Bu hakikati daima göz önünde bulunduracağız ve bize gösterilen derin hisleri hiç bir zaman unutmayacağız.

Siz muhterem Irak matbuatı mümes­sillerinden bu his ve düşüncelerimizin tercümanı olmanızı ve büyük sevinç ve şükran hislerimizi bütün Irak mil­letine iblâğa tavassut etmenizi rica ederim. 

İşte, Bağdat'tan kalplerimiz böylesine bir muhabbet ve itimat ve teşekkür duygulariyle meşbû olarak ayrılıyoruz. Memleketimize döndüğümüz zaman burada gördüğümüz samimiyet ve ya­kınlık v.e kardeşlik duygularını, Tür­kiye'ye karşı beslenen hisleri vatan­daşlarımıza iftihar ve sevinçle anlata­cağız. Milletimizin Irak'a karşı besle­mekte olduğu .sevgi ve itimadın çok derin olduğunu ifade etmek isterim. Bu itibarla Irak'la esasen mevcut olan kardeşlik münasebetlerimizin siyasî sahada da tam mânasiyle tesis yoluna girilmiş olmasından memleketimizin büyük bir bahtiyarlık duymakta oldu­ğunu söyleyebilmek benim için hakikî bir. zevk ve derin bir saadet kaynağını teşkil etmektedir.

Siyasî görüşmelerimize gelince, müza­kerelerin ne derece semereli olduğunu dün neşredilen tebliğden anlamış ola­caksınız.

Her şeyden evvel .şurasını " belirtmek isterim ki, vaktiyle 1946 senesinde im­za edilmiş ve esaslı hiçbir tatbik yeri bulunmamış olan vesika ile bugün va­rılmış olan neticeleri mukayese etmek doğru olamaz. Hakikat şudur ki, bu tebliğde ilân ettiğimiz işbirliği azmi ve ittifak kararı, bütün Orta-Şarkın, ve sulhsever milletler camiasının hay­rına ve menfaatine olacak yepyeni bir devrenin başlangıcını teşkil edecektir. Tuttuğumuz yol, sulhun korunması, adalet kasidelerince taayyün eden hakla­rın vikayesi, her türlü tecavüz emelle­rinin ve tehditlerin bertaraf edilmesi için müşterek çalışmayı istihdaf eden yoldur.

Müşahede etmiş olacağınız veçhile neş­redilen tebliğde yalnız iki taraflı de­ğil, çok taraflı bir işbirliğinin tahakku­ku bahis mevzuudur. Bu vesile ile bü­tün Arap milletleri camiasına ne ka­dar büyük bir ehemmiyet atfetmekte olduğumuzu bir kere daha belirtmek yerinde olur.

Görüştüklerimiz ve imzaladıklarımız hiç bir zaman sözde kalacak değil, bi­lâkis her gün kaydolunacak inikişaflarla ve kısa bir zamanda bu işbirliği­nin büyük ehemmiyeti, bugün onu lâyıkiyle takdir edemeyenlerce de kav­ranmış ve anlaşılmış olacaktır. Hattâ denebilir ki, aldığımız neticeler daha bugünden geniş tesirini göstermiş ve dost ve anlayışlı muhitlerde derin bir memnuniyet yaratmış, dar görüşlü ve­ya kötü niyetli muhitlerde ise, telâş ve infialler uyandırmıştır.

Diğer taraftan bu teşriki mesaide ken­dimiz için maddî veya manevî herhan­gi bir üstünlük veya hususî bir şeref veya menfaat temini düşüncesiyle de hareket etmek, ne Irak'ın ne de Tür­kiye'nin asla aklından geçmemiştir. Vücuda gelecek olan eser her şeyden evvel müsavatı ve yüksek bir gaye et­rafında kardeşçe elele vermeyi istihdaf eden en güzel bir örnek olmalıdır. Biz bu tebliğde mümkün, olduğu kadar kı­sa bir zamanda böyle bir antlaşma im­zalamak azmini ifade ederken, kendi­miz için bir nevi müessis âza vasfını muhafaza etmek kaygısına bir an bile kapılmadık. Maksadımız ancak çok kıymetli olan vaktin kazanılmasından ibarettir.

Kardeş Irak milletinin salim görüşü ve onu idare edenlerin büyük kiyaseti sayesinde başlanmış olan işin kıymet ve ehemmiyeti, biraz evvel arz ettiğim gibi, zaman geçtikçe daha iyi takdir olunacaktır. Bu eseri küçültmeye çalı­şanlar bulunacaktır, fakat bizlere dü­şen vazife, bütün menfî harekat ve ce­reyanlara kar?ı azim ve kararımızı birbirimiz hakkında beslediğimiz de­rin itimatla her an teyit ederek bu gü­zel eseri bir gün evvel tekemmül ve tahakkuk ettirmek olmalıdır.»

Heyetimizle beraber Bağdat'tan Şam'a Suriye'nin Bağdat Büyükelçisiyle Bağ­dat Büyükelçimiz de hareket etmiştir.

15 Ocak 1955

Bağdad :

Irak Devlet Veziri Burhaneddin Başayan, Türk - Irak görüşmeleri ve akdi mutasavver Türk - Irak paktı hakkın­da «El Ahbar» gazetesine bir beyanat vermiştir. Irak Devlet Veziri bu beya­natında ezcümle şunları söylemiştir:

«Irak hükümeti, Mısır'ın Türk-Irak an­laşmasına iltihakını lüzumlu ve hattâ iadeli telâkki etmektedir. Bu anlaşma Arap birliğinin almış olduğu son ka­rarlarla asla tearuz halinde değildir. Irak, Arap birliğine mensup memleket­ler arasında bu bölgenin güvenliği ile alâkalı devletlerle müsbet bir şekilde işbirliği yapabilmiş ilk devlettir.»

Irak Devlet Veziri Türk - Irak müşte­rek tebliği hakkında sorulan bir sua­le cevaben bu anlaşmanın Orta-Doğu için fevkalâde mühim bir hâdise ola­rak telâkki edilebileceğini ve Arap memleketlerinden biri ile Türkiye ara­sında ilk yakınlaşmayı temin etmiş ol­ması itibariyle bu neviden ilk bir an­laşma olduğunu belirtmiştir.

Burhaneddin Başayan bu münasebetle .şunları ilâve etmiştir:

«Bu anlaşma bir taraftan alâkalıların menfaatine olması gayet tabii bulun­duğu gibi diğer taraftan da bu iki mem­leketin Birleşmiş Milletler teşkilâtı dahilinde ve haricindeki durumlarını da takviye etmektedir.    Bu anlaşmayı imza ederken Türkiye ve Irak, her şeyden önce dünyada barışı ve bu barışı sağlamanın çarelerini takviye gayesini istihdaf eden Birleşmiş Milletler prensipleriyle anayasasını hiç bir suretle ihlâl etmiş değillerdir.»

Irak Devlet Veziri Arap memleketlerinin bu anlaşmaya iştirakleri ihtima­li hakkında sorulan bir suale şu cevabı vermiştir:

Eğer Arap memleketleri Orta-Doğunun bu bölgesinde hakikaten barışı ar­zu ediyorlarsa başta Mısır olmak üze­re hepsinin bu anlaşmaya iştiraklerini lüzumlu ve faideli addetmekteyiz.

Müşterek Arap güvenlik paktı Arap memleketlerinden hiç birisini yabancı devletlerle ittifak akdinden men etme­miştir. Meselâ Mısır bir andlaşma ile İngiltere'ye bağlıdır. Irak ve Ürdün de aynı vaziyettedir. Bu vaziyet, Arap memleketlerinden biri ile bir yabancı memleket arasında mevcut herhangi bir anlaşmanın adı geçen paktın hü­kümlerin  mugayir olmadığını ispat etmektedir.»

Irak Devlet Veziri Burhaneddin Başa­yan beyanatına devamla şöyle demiş­tir:

«Yeni Türk - Irak anlaşmasının Türk -Pakistan paktı ile hiç bir ilgisi yoktur. Bununla beraber, Pakistan ve İran'ın arzu ettikleri takdirde bu anlaşmaya iltihaklarında hiçbir mâni olmadığı gi­bi buna iştirak etmek isteyen diğer herhangi bir devlete de kapı açıktır. Bu anlaşmanın muhtevası yakında bü­tün Arap ve Müslüman devletlere malûmaten bildirilecektir. Öte yandan bu devletlerin anlaşmaya iltihaklarını memnunlukla karşılıyacağımız ve birlikte ve aynı zamanda imzala­mak için elimizden geleni yapacağı­mız şüphesizdir. Anlaşma o şekilde olacaktır ki, tasdikinden sonra dahi di­ğer devletlerin iştiraki kabul edilecek­tir.»

Irak Devlet Veziri beyanatına son ve­rirken Türk ve Irak heyetleri arasında­ki müzakerelerin tam bir anlayış ve dostluk havası içinde cereyan ettiğini ilâve eylemiş ve sözlerine şöyle son vermiştir:

«Türkiye Başvekili Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, ile heyetin diğer âzası, Irak vesair Arap memleketleri ile işbirliği arzusunu iz­har etmişlerdir. Bu hiç de garip bir şey değildir, zira Türklerle Araplar arasında münasebetler mazinin çok de­rinlerine uzanmakta ve müşterek men­faat, âdet ve ananeler bunları kuv­vetlendirmektedir,

- Kahire :

Bugün Mısır Başvekili Cemâl Abdülnasır tarafından kabul edilen İrak'ın Kahire Büyük Elçisi basın mensupla­rına verdiği demeçte, Mısır devlet ada­mına Türk-İrak konuşmaları hakkın­da izahat verdiğini beyan etmiştir.

Büyükelçi, bilhassa:

1Türk-İrak anlaşmasının yeni bir olay olmadığını, 21946'da aktedilmiş olan anlaşmayı tamamlayıcı bir mahiyet taşıdığını ve Adnan Menderes ile Nuri Sait Paşanın Ankaradaki ko­nuşmalarının bir neticesi olduğunu 3Arap birliği ile tezad teşkil etme­diğini tebarüz ettirmiştir.

Memleketinin Arap birliğini ve Arap müdafaa sistemini kuvvetlendirmek için daima gayret sarf edeceğini söyle­yen büyükelçi, İrakın, Arap devletleri Dışişleri Bakanları toplantısını geriye bıraktırmak için  teşebbüslere geçmiş olduğu hakkında ortada dolaşan riva­yetleri kesin olarak yalanlamıştır.

3undan sonra, İrak Büyükelçisi, İrakın Mısırla ve diğer Arap devletleriyle mü­nasebetleri daima dostluk çerçevesi içinde inkişaf edecektir. İrak Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, diğer 'Arap devletleri Erkânı Harbiyei Umumiye Reisleri ile 17 ocakta müzakerelerde bulunmak üzere yarın buraya gelecek­tir, demiştir.

Karaşi :

Ortadoğu bölgesinin istikrarını temi­nat altına almak gayesi ile Türkiye-Irak arasında imzalanması kararlaştı­rılan anlaşma, Müslüman devletlerini .saran müdafaa sistemini kuvvetlendirmesi itibariyle, Pakistan hükümet çev­relerinde gayet iyi karşılanmıştır.

Hükümet sözcüsü, umumî memnuniye­ti bildirmiştir. Hariciye Vekaleti kay­nakları ise, Türkiye'nin dahil olduğu her iki pakta dikkati çekmişler ve bu anlaşmaların Orta-Doğuda daha geniş bir işbirliğine yol açacağı ümidini iz­har etmişlerdir.

Bağdad :

Burada yayınlanmakta olan gazeteler, Türkiye ile mutasavver bir Türk-İrak güvenlik paktını çok müsait karşıla­maktadır.

«Ez Zaman» gazetesi bu konuda şunla­rı yazıyor:

«Böyle bir anlaşma imzalamak için iki memleket arasında dostane münase­betleri desteklemek ve geliştirmek için gösterilen gayretlerin tabii bir ne­ticesidir. İki memleket arasındaki mü­nasebetler daima müşterek gayeler ve mütekabil işbirliğine dayanmıştır ve dayanmaktadır. Orta-Doğuda istikrarı idame ve güvenliği temin bu bölgede refah ve tekâmülün esas şartları oldu­ğundan her iki memleketin menfaati­nedir.

Irak ve Türkiye sadece aralarındaki münasebetle ilgili olarak değil, fakat aynı zamanda herhangi bir milletin münferit güvenliğinin bütün bölge gü­venliğinden ayrılamıyacak. bir mevki­de bulunan milletler grubunun istikba­li bakımından yeni bir sahife açmış­lardır.»

Londra :

Muhafazakâr Sunday-Times gazetesi, Türkiye-Irak antlaşma tasarısından bahisle şunları yazmaktadır:

Türkiye Başvekili Adnan Menderes umulmadık isleri başarmak suretiyle, şüphecileri hayrete düşürmekte Fran­sız Başvekili Mendes-Frence'dan aşağı kalmıyor, Adnan Menderes, kısa za­manda ve vakit geçirmeden Türkiye ile Irak arasında aktedilecek olan karşı­lıklı müdafaa antlaşması ile Övülmeğe lâyıktır.

"Üç yıldan beri çok ciddî bir stratejik gediği doldurmak irin Amerikâ  ve İn­giltere gayret sarfetmekte ve bölge memleketlerine ittihada yanaşmama­nın arzettiği tehlikeyi izaha uğraşmak­ta idil ar.

Karşılıklı güvenliğe giden mâkul yolu .Arap devletlerine Türkiye'nin göstermiş olması dikkate şayandır.

Bugün Türkiye kendisini bir Şark dev­leti olmaktan ziyade Avrupa'lı bir dev­let olarak hissetmekte lâkin yine -Orta-Doğu komşuları arasındaki mev­kiini muvaffakiyetle değerlendirmek­tedir.

"Mısır'ın durumuna gelince, Menderes önümüzdeki ay Kahire'ye gidecektir. Türkiye Başvekili burada da Mısırlıla­ra varlıklarını hissettirebilecek değer­de olgun bir devlet adamıdır.

Geriye Arap-Israil ihtilâfının ortaya çıkardığı siyasî ve psikolojik dâva ka­lıyor. İhtimal ki, bunu halletmek de yine Menderes'e nasip olacaktır.

Batı ile Doğuyu birbirine vasletmekte oynadığı rolden ötürü hür dünya Men­deres'e teşekkür etmelidir.

17 Ocak 1955

Londra :

Müstakil Observer gazetesi, Türkîye ile Irak arasındaki mutasavver müda­faa anlatmasının Mısır'ın kendi presti­jine veya Aran birliği liderliğine karşı yönetilmiş bir hareket telâkki etmiyeceği ümidini izhar ederek şunları yaz­maktadır:

Irak, Batı müdafaasıyla daha sıkı bir bağ tesis etmek yolunda diğer Arap memleketlerine nazaran umulmadık derecede süratli hareket etmektedir. Irak'ın, Amerikan yardımını kabulünü ve Sovyet Rusya ile siyasî münasebet­lerini kesmesini müteakip Türkiye ile bir pakt akdetmek kararma bağlan­ması diğer Arap memleketleri muvacelısinde ileriye doğru bir hamle sayıl­mak lâzım gelir.

Öte yandan 'Türkiye ve batılı devletlerin Orta-Dogu'nun siyasî veçhesini tam manasıyla tâyin etmek hususunda en uygun zamanı bekleyecekleri ve bu hususta Arap memleketlerinin duru­munu dikkate alarak ısrarda bulunmayacakları şüphesizdir.

Şimdi Süveyş ihtilâfını halletmiş v.e Müslüman kardeşler buhranına son vermiş olan Mısır'ın yeni taahhütler kabul etmeden evvel siyasî ittihadını temin ve iktisadî ıslahatı başarmak için zamana ihtiyacı olabilir. Başvekil Nuri Said'in bugünkü teşebbüse giriş­mek hususunda nefsine olan itimadı yalnız hükümetinin otoriter durum ve mevkiinden değil, fakat aynı zamanda Irak'ın gelirlerini mahallî inkişaf ve ıslahata hasr ve sarf etmesinden elde edilmekte olan terakkilerden ileri gel­mektedir.

18 Ocak 1955

  Şam :

Suriye Millî Partisi organı «El Meha» gazetesi, Türkiye ile Irak'ın bir pakt akdetmek hususundaki kararlarına carşı düşmanca bir durum takınmış olan bazı Suriye'li unsurları tenkit et­mekte" ve ittifak siyaseti lehinde bu­lunmaktadır.

Gazete, büyük devletlerin dahi, komşu memleketlerle veya politika istikamet­leri aynı olan devletlerle ittifaklar ak­detmeleri lâzım geldiğini belirttikten sonra şunları yazmaktadır:

Politikacılar, dünyanın geri kalan kıs­mından ayrı yaşayan memleketlerin içinde bulundukları buhran ortasında memleketimi yalnız mı bırakmak ar­zusundadırlar? Bu şahısların tazyiki altında şimdiye kadar takip ettiğimiz siyaseti değiştirmek ve memleketimizin etrafını saran tehlikelere karşı kendi­ni korumak istediğini bildirme zamanı­nın geldiğine kaniiz. İttifaklar kur­mak siyaseti, memleketini bir malmış gibi satmak arzusunda olunduğu mâ­nasına gelmez.

  Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dul 71 es bugünkü basın toplantısında    şunları söylemiştir:

-Türkiye ile Irak arasında akdi muta­savver   olan  pakt,  bütün Orta-Doğu " bölgesinin güvenliği için faydalı, yapı­cı bir tedbir olacaktır. Türkiye ile Pârkistan arasında hâlen mevcut boşluğu doldurmak için İran. ile Irak yerlerini almaya karar verirlerse, dünyanın bu kısmında güvenlik ve istikrar geniş mikyasta takviye edilmiş olacaktır.

-              Londra :

. Dün gece radyoda yaptığı bir konuş­mada    İngiltere    Hariciye    Vekili Sir . Anthony Eden, Türk-Irak anlaşmasına temasla şöyle demiştir:

«İran ve Mısır'la yaptığımız anlaşma­ların bütün. Orta-Doğunun    atmosferinin iyileşmesine    yardımı     olmuştur.
Türkiye ile Irak karşılıklı bir güvenlik
paktı yapmak niyetlerim açıklamış­lardır. Bunu memnuniyetle karşılıyo­ruz. Anladığıma göre bu iki memleket daha sonra bu pakta diğer memleketlerin de İltihakını ümit    etmektedirler.

Bu muhakkak ki; bütün Orta-Doğunun istikrar ve güvenliğini artıracaktır, Bizim görmek istediğimiz de zaten   bu­ldur.»

  Bağdat:

Irak -Millî İstikamet Genel Müdürü ve resmî sözcüsü Halil İbrahim bugün terüplediği bir basın toplantısında Irak'ın yakın bir gelecekte Türkiye ile bir işbirliği antlaşması    imzalamak kararını izah -ederek şöyle demiştir:

«Irak'ın dış politikası iki esasa müste­nittir: Arap devletleri arasında tesanüdü sağlıyarak hayatî mahiyetteki menfaatlerine hizmet etmek ve Irak'ın bağımsızlık ve hükümranlığını "koru­mak için. .güvenliğini sağlamak.

"Irak, bu prensiplerden ilkine uygun olarak Arap birliğinin teşkiline çalıştığı ve Arap dâvası için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığı gibi, ikinci prensibe uygun olarak menfaatleri kendi men­faatlerine uyan konuları ve diğer büyük devletler de münasebetlerini takviye etmeye çalınmaktadır.

Türk-Irak antlaşma tasarısında, gerek Birleşmiş Milletler anayasasının 51'inci maddesine ve gerekse Araplar arası müşterek güvenlik paktının ll'inci maddesine aykırı hiçbir şey mevcut değildir. Filhakika bu anayasa ve pakt, imzacı devletleri gerek tek başlarına ve gerekse diğer devletlerle müştere­ken hareket ederek, kendi güvenlikle­rini sağlamaya çalışmakta serbest bı­rakmaktadır. Bu sebepten Araplar arası müşterek güvenlik paktının ne ruhu ve ne de lâfzı ihlâl edilmiştir.

Bazı Arap memleketleri Irak'ın bu hususta kendileriyle önceden istişare­de bulunmadığından şikâyet etmiştir. Mısır da «İngiltere-Mısır» anlaşmasını, Arap memleketlerine danışmadan ak­detmiştir. 'Mamaiih Irak, Türkiye'nin feu antlaşmada bahis mevzuu olduğu­nu görerek bunun akdinden memnun­luk duymaktadır. Bilindiği gibi Türki­ye'nin bir tehdide mâruz kalması halide İngiliz kuvvetleri antlaşma gere­ğince, Süveyş üssüne dönebilecektir.

Bundan başka, bu memleket sevilsin veya sevilmesin, Irak'ın Türkiye ile münasebetleri yeni bir  şey     değildir.

Çünkü bu münasebetler Araplar 'arası müşterek güvenlik paktının akdinden çok evvel. 1926 da aktolunan bir anlaş­maya dayandığı gibi, 1937 tarihli an­laşma ve 1946 tarihli antlaşma ile de idame ettirilmiştir.»

20 Ocak 1955

Irak Başvekil yardımcısı Ahmet Muh­tar Baban bugün Ayan Meclisindeki izahatı sırasında şöyle demiştir:

.«Irak ile Türkiye arasında akdi muta­savver tedafüi işbirliği antlaşması he­nüz tasarı halindedir. Metin hazırlan­dığı zaman, iştirak edebilmelerini sağ­lamak için, bütün Arap devletlerine sunulacaktır.

Başvekil yardımcısı, bu konuşmasını muhalefet üyelerinden Salah Cabir'in bir sualine cevaben yapmıştır. Salah. Cabir, Mısır ile Irak arasında beliren buhran hususunda hükümetin aldığı durumu memnunlukla karşıladığını bildirmiştir.

24 Ocak 1955

Ankara :

Başvekil Adnan Menderes Irak, Suri­ye ve Lübnan'a yaptığı ziyafetten son­ra birkaç gün İstanbul'da kalarak, bu­gün saat 16.30 da uçakla Ankara'ya gelmiş, hava alanında kendisini karşı­lamaya .gelmiş bulunan Reisicumhur Celâl Bayar'a mülâki olarak Reisicum­hurla birlikte şehre hareket etmiştir.

Başvekil Adnan Menderes'le birlikte aynı uçakla Başvekil yardımıcısı Dev­let Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Millî Mü­dafaa Vekili Ethem Menderes, İzmir mebusu Rauf Onursal, Başv-skâlet hu­susî kalem müdürü Muzaffer Ersü, yaveri üsteğmen Hayrettin Sümer ve Devlet Vekâleti hususî kalem müdürü Selâhattin Karakaş da Ankaraya gel­mişlerdir.

Başvekilimiz hava alanında Büyük Mîllet Meclisi Reis Vekilleri ve mebus­lar Başvekâlet ve diğer vekâletler müs­teşarları, generaller, amiraller, Ankara Vali ve Belediye Reis Vekili, İl Genel Meclisi ve Belediye Meclisi azaları, si­vil ve askerî erkân tarafından karşı­lanmış ve kendisine muhtslii buketler verilmiştir.

Reisicumhurumuzla beraber Başvekil Adnan Menderes'i şehre giriş metha­linde de Esnaf Dernekleri Federasyonu mümessilleri kalabalık bir kafile halin­de istikbal etmişler, tezahüratta bu­lunmuşlar ve buketler takdim etmiş ilerdir. Başvekil de burada otomobil­den inerek bu tezahürata aynı samimî hislerle mukabelede bulunmuştur.

Buradan sonra Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan ile birlikte Başvekil Ad­nan Menderes ve Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü aynı otomobille doğru Çankaya'ya gitmişlerdir.

29 Ocak 1955

Washington :

«Washington Post» bugün Türkiye - Irak anlaşmasına dair yayınladığı bir" makalede, Türkiye'yi Orta-doğu bölge­sinin en kuvvetli kalesiolarak tasvir etmekte ve Türkiye ile Irak ara­sında Bağdad'ta yapılan anlaşmaya işaret ederek şunları yazmaktadır:

Türkiye hudutlarının herhangi bir te­cavüze karşı sağlamlaştırmağa azmet­miştir. Eğer, Orta-doğu komşularına bu temaldersi diplomatça öğretilebilirse, hür dünya kendisine minnettar ka­lacaktır.

30 Ocak 1955

- Ankara :

Türk - Irakanlaşmasının tevlitettiğ müsbet havayı bozmak kaseliyleTür­kiye ile İsrail arasında askerî ittifak akdedüdiğine veya yapılacak Türk - Irak paktına İsrail'in de dahil olacağı­na dair her türlü ciddiyetten âri bir" takım haberlerin neşredilmekte oldu­ğu müşahede edilmektedir. Bu haber­lerin her türlü asıl ve esastan  ol­duğunu tekzip etmeğe Anadolu Ajansı memur edilmiştir.

Kahire :

Resmî bir Mısır kaynağından bu sa­bah ifa edildiğine göre.Irak hüküme­ti dün Arap memleketlerine Türk - Irak anlaşmasının Irak'ın Pakistan. İran ingiltere ve Birleşik Amerika ile imza­lamak arzusunda olduğubir eseri mü­dafaa anlaşmalarının başlangıcını teş­kil ettiğini bildirmiştir.

Yine aynı kaynaktan ilâve edildiğine göre, Kahire konferansındaki Irak he­yeti Başkanı Fazıl Cmeali. Irak Baş­vekili NuriSait Pahadan aldığı talimat üzerine beyanatta bulunarak «Irak si­yasetinin milletlerarası cereyanları karşılıyacak bir kuvvete sahip olmayan Arap memleketleri tarafından yöneltilemeyeceğini» söylemiştir.

31 Ocak 1955

Bag'dad :

Özel Arap heyeti ile Irak Başvekili TMuri Said arasındaki ilk görüşme bu akşam Bağdad'ta başlamıştır. Yetkili "bir kaynaktan bildirildiğine göre, prensip itibariyle çarşamba gününe kadar devam etmesi gereken konferans nihayetlenmeden Önce bir tebliğ yayınlanmayacaktır.

Propaganda ve millî istikamet müdürü gazetecilere müracaat ederek, yersiz ifşaatla konferansın çalışmalarını ih­lâl etmemek için, delegelerden haber almaya çalışmamalarını istemiştir.

Başvekiîimiz Adnan Menderes, Irak Millî Meclisine hitap etti: 12 Ocak 1955

Bağdad :

Irak Millî Meclisi bugün saat 14 te Türk - Irak dostluk ve kardeşliğinim çok kıymetli bir tezahürüne sahne olmuş, Başvekilimiz Adnan Menderes» Irak parlâmento (tarihinde ilk defa olarak bir dost ve kardeş memleketin hükümet reisi sıfatiyle Millî Meclis kürsüsünden Irak mebuslarına ve milletine hararetli bir dostluk hitabında bulunmuştur.

Başvekilimiz Adnan Menderes ile Hariciye Vekilimiz Fuat Köprülü, Nafia Vekilimiz Kemal Zeytinoğlu ve heyetimizin diğer azaları Beyaz Saray­dan otomobille Meclise gelişlerinde, Millî Meclis binası Önünde Meclis Re­isi Abdülvehap Mürcan ile Riyaset Divanı âzası ve Basvezir Nuri Said Pa­şa tarafından karşılanmışlardır.

Irak parlâmentosu, inşa halinde bulunan yeni büyük saraya çıkmasına intizaren halen Bağdat valiliği zamanında Mithat Paşanın yaptırmış olduğu sanat mektebi binasında toplanmaktadır.

Başvekilimiz ve heyetimiz âzası evvelâ Möbusan Meclisi Reisinin odasın­da İzaz edilmiş, bilâhare ayan meclisi riyaset odasına gidilmiştir. Başve­kilimiz orada da Irak ayan âzası tarafından karşılanmıştır.

Önde Başvekilimiz Adnan Menderes olduğu halde heyetimiz âzası saat 13.30 da Mebusan Meclisi toplantı salonuna nazır dinleyici ekâbir locası­na girmiştir. Meclis bu esnada bütçe müzakerelerine devam etmekteydi. Irak milletvekilleri, İngiliz parlâmentosu usulünce riyaset kürsüsünün sağında ve solunda kürsüye amut olarak uzanan üçer sırada yer almış bu­lunuyordu. Celseyle Meclis Reisi Abdülvehap Mürcan başkanlık etmek­teydi. Başta Başvezir Nuri Sait Paşa olduğu halde hükümet âzası da riya­set kürsüsünün sağındaki ön sıra yerlerini almış bulunuyordu.

Başvekilimiz Adnan Menderes'i, bulunduğu locadan alkışlar arasında Irak Mebusan. Meclisi azasının selâmlamasını müteakip Meclis Reisi Abdül ve­ Mürcan söz almış, şu nutlku söylemiştir:

«Pek muhterem Mebusan Meclisi âzası,

Şahsım ve Mebusan Meclisi azaları adlarına sevgili komşumuz Türkiye Cumhuriyetinin Başvekili Ekselans Adnan Menderes hazretleriyle muh­terem arkadaşlarını selâmlar, kendilerine en samimî temennilerimi tak­dim ederim.

Başvekil hazretleriyle arkadaşlarının aramızda bulunmaları ve meclisimizi ziyaret etmeleri fırsatını vesile ittihaz ederek muhterem komşumuz Türk milletini selâmlar ve muvaffakiyetle ilerlemesini ve yükselmesini candan temenni ederim.

Muhterem zevatı kiram,

Irak milletini, sevgili Türk milletine bağlayan alâkalar pek çoktur. En başta din birliği olduğu halde komşuluk ve tarihî alâkalar, müşterek di­nimiz bütün İslâm milletlerini birbirine bağlar ve bu din, muhtelif İslâm milletlerini müsavi sayar. Bu münasebetle Kur'anın bir âyetini tekrarla­mayı münasip görüyorum.

Meclis Reisi burada Kur'anı Kerimden «Vecealnaküm guuben ve kabaile» diye başlıyan bir âyeti okumuştur ki bunun mânası şudur: Ben sizi kabi­leler ve milletler şeklinde halkettim tâ ki, birbirlerinizî tanımazmış. Al­lah nezdinde en yakın olanınız en iyi olanınızdır.

Meclis Reisi sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Şariki âzamimiz bu mukaddes âyetle islamlar arasında birlik ve müsa­vat kurmuştur. Konulan bu değerli kaideye hürmet etmek, milletlerin saadetini korur ve insaniyete hizmet yollarını kolaylaştırır.

Dinî alâkamızdan başka tarihî bağlar da, bu iki dost milleti birbirine yaklaştırmaktadır. Ümit ederim ki istikbalde kuracağımız kardeşlik bağ­ları da Türk ve Irak milletlerine ve hükümetlerine faydalı ve bu.iki mu­azzez milletin millî emeller çerçevesi içinde onlara muin olacaktır.

Sözlerime son verirken Türkiye'nin muhterem Başvekiline ve muhterem, arkadaşlarına Irak'ta güzel vakitler geçirmelerini temenni eder ve ken­dilerini tekrar selâmlarım.»

Meclis Reisinin bu nutku alkışlarla karşılanmış, daha sonra bir divan kâ­tibi tarafından nutkun Türkçesi okunmuştur. '

Bunu müteakip Meclis Reisi, Başvekilimizi toplantı salonuna, kürsüye davet etmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes, Meclis azasının alkışları arasında içtima salonuna girmiş ve kürsüye çıkarak şu nutku söylemiştir :

«Komşu ve kardeş Irak'ın Mebusan Meclisinde 'bulunmak ve yüksek hu­zurunuzda sizlere ve kardeş Irak milletine hitap edebilmek bizim için müstesna bir fırsat olmuştur. Yüksek meclisinizi ve zatı devletlerini de­rin bir hürmet ve muhabbetle selâmlarken memleketimizin ve hüküme­timizin kardeş Irak'a karşı duymakta olduğu derin kardeşlik hislerine de tercüman olduğuma emin bulunuyorum.

Bundan başka memleketlerimiz arasında mevcut derin ve samimî bağlı­lık ve kardeşlik duygularının biraz evvel zatı devletleri tarafından irad buyurulmuş olan nutukta tam bir ifadesini bulmuş olmasının kalplerimiz­de en müsait tesirler yaratmış olduğunu da derin teşekkürlerimizle arz etmekten büyük bir bahtiyarlık duymaktayım. ,

Güzel memleketinize ayak bastığımız andan beri mazhar olduğumuz kar­deşçe kabulü yüksek meclisiniz şu anlarda bu çatı altında hüküm süren samimî tezahürlerle ve tam mânasiyle tetviç etmiş bulunuyor.

Kanaatimce bu vakıa ve güzel memleketinizi ziyaretimizin yarattığı akisler, dem'in çok güzel ve beliğ' olarak tahlil buyurmuş olduğunuz veçhile, esasını ve kuvvetini uzun maziden ve ayni vicdanî inançlara bağlı olarak yaşanmış olan asırların sinesinden, alan karşılıklı kardeşlik duygularımı­zın ne kadar samimî ve engin olduğunu bir kere daha ispat Ve teyid etmektedir.

Bu kadar müsbet, müsait ve vicdanlarda yer eden bir temel üzerinde her tehlikeye karşı kuvvetinden hiçbir şey kaybetmiyecek hakikî dostluk ve işbirliğinin kurulabilmesi, elbette nihayet kısa bir zaman meselesi olarak telâkki edilmek icab ediyor. Yine dirayetle temas buyurduğunuz üzere yakın İstikbalde aramızda teessüs etmesi böylece mukadder görünen bağ­ların Irak milleti ve memleketimiz için hayırlı olması hususundaki asil temennilerinizle bütün kalbimizle iştirak ediyor ve memleketlerimiz ara­sında mevcut münasebetlerin .en güzel bir istikbal vâdetmekte olduğuna inanıyoruz.

Teşebbüslerimizin, memleketlerimiz için çok hayırlı neticeler vereceği muhakkaktır. Bu suretle muhtelif şekillerde kendini gösteren tehlikelere karşı memleketlerimizin masuniyetini teyid ve takviye yaşıyan endişeleri bertaraf edebilmek elbette mümkün olacak­tır.

Bu hayırlı yolda ve teşebbüslerimizde muin olmasını Allah'tan niyaz ederim.»

Alkışlar arasında kürsüden inen Başvekilimiz Adnan Menderes, Başvezir "Nuri Sait Paşanın daveti üzerine, Irak hükümet azalarına ait sırada Başvezirin yanında yer alarak oturmuştur.

Başvekilimizin .nutku Burhan Belge tarafından Arapçaya tercüme edil­miş, Türkcesi olduğu gibi Başvekilimizin nutkunun Arapça tecrümesi de şiddetle alkışlanmıştır.

"Irak Millî Meclisinde ilk defa olarak vuku bulan bu büyük ve çok kıymetli dostluk ve kardeşlik tezahürünü müteakip Meclisin o celsesine son ve­rilmiştir.

Müşterek resmî tebliğ:

Bağdad :

Irak hükümetinin davetine icabetle, Türkiye Başvekili Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü, refakati er indeki heyetle bir­likte, Irak'a 6 ocakta başlıyan resmî bir ziyaret yapmışlardır.

Bu ziyaret sırasında, Türk devlet adamları ve yardımcıları ile Irak Baş­vekili Nuri Paşa Essaiid, Irak devlet adamları ve yardımcıları arasında, en derin itimad ve samimiyet havası içinde cereyan eden müzakereler ne­ticesinde, iki taraf ezcümle aşağıdaki hususlar üzerinde tam mutabakata varmışlardır :

Nuri Pasa Essaid, geçen ekimde istanbul'da bulunduğu zaman ve görüşmelerde, Orta-Şark mumtakasının istikrarı ve emniyeti için tesis edilmesi gerektiği bir müşterek tebliğ ile de ilân olunan İşbirliğinin bir an evvel tahakkukunu ve genişlemesini temin maksadiyle, Türkiye ve Irak. bîr antlaşma akdini kararlaştırmışlardır.

Bu vesika, Birleşmiş Milletler antlaşmasının 51 inci maddesinde ifade edil­miş olan meşru müdafaa hakkına istinaden, âkidlere, gerek bölgede, ge­rek dışından, yani her nereden olursa olsun, kendilerine vuku bulabilecek tecavüzlere müştereken karşı konulması için onlar arasında işbirliği ya­pılması taahhüdünü ihtiva edecektir.

Bu andlaşmaya, vakit kaybedilmeksizin, çok yakın bir zamanda, nihaî şekli verilip imzalanacaktır.

Türkiye ve Irak hükümetleri, Orta-Şarkta, Birleşmiş Milletler antlaşmasının prensiplerine ve bu prensiplere dayanan karârlara uygun şekilde is­tikrarın tesisine, her ne şekilde olursa olsun tecavüz niyetlerinin önlen­mesi suretiyle emniyetin takviyesine ve sulhun vikayesine hizmet edece­ğine kani bulundukları böyle bir andlaşmaya, onun gayelerinin tahakku­kuna hizmet azmini ispat etmiş olan veya coğrafî mevkiinden dolayı veya elindeki imkânlar sayesinde bu yolda faaliyet sarf edebilecek vaziyette bulunan devletlerin iltihakını faydalı ve lüzumlu telâkki eylemektedirler.

Bu itibarla, bu andlaşmanın nihaî şeklini almasına takaddüm edecek çok kısa zaman zarfında bu mevzuda kendileriyle beraber hareket etmek arzu­sunu gösterecek devletlerle sıkı temas halinde bulunacaklar, mümkün olur­sa vesikanın imzasının onlarla birlikte yapılmasına çalışacaklar ve her hal ve kârda imzadan sonra dahi aynı gayretlere devam edeceklerdir.

Başvekilimizin Irak Kralı, Veliahdı e Başveziri ile Meclis Reisine gön­derdiği telgraflar:

14 Ocak 1955

Bağdad :

Başvekilimiz Adnan Menderes, Bağdattan hareketi müteakip uçaktan Irak Melik'i İkinci Faysal'a, Veliahd Emire, Meclis Reisine ve Başvezire şu telgrafları göndermiştir :

«Majeste Melik İkinci Faysal Hazretlerine

Bağdat

Dost ve kardeş Irak'ın zatı hastanelerinin idare ve rehberliğinde terak­ki ve itilâ yolunda süratle ilerlemekte olduğunu iftihar ve sevinçle ve yakından müşahede ederek dost ve kardeş Irak'tan ayrılırken zatı hastaneleri tarafından heyetimize karşı diriğ olunmayan kıymetli müzahere­ti ve ayrıca ibzal buyurulmuş olan uluvvücenap ve iltifatlarından dolayı şükran hislerimizi en derin tazimlerimle yüksek huzurlarına arz etmekle kesbi mubahat eylerim.

Adnan Menderes

«Altes Emir Abdülilâh Hazretlerine

Bağdat

Naçiz şahsım hakkında ibzal buyuruları iltifatlarının daima medyunu şük-xam olduğum halde bu defaki ziyaretimiz esnasında gerek vazifesinin ifa­sında 'heyetimize yüksek yardımlarınızı esirgememek ve gerekse şahsen daima iltifatlarınıza müstağrak kılmak suretiyle ibzal buyurulan uluvvü cenabınızı şükranla anarak en derin tazimlerimi arzeyler ve yakında tek­rar görüşmenin bizler için ne büyük saadet olacağını temin ve müzaheret ve iltifatlarınızın devamını temenni ederim, pek muhterem Veliahd haz­retleri.

Adnan Menderes

«Pek muhterem Irak Meclisi Reisi- Abd'ülvehap Mürcan 

Bağdat

Irak Mebusan Meclisinin huzuruna kabul olunmak ve muhterem Meclis azalarına ve zatı devletlerine h'itap etmek fırsatına mazhar olmuş bulun­maktan derin bir bahtiyarlık hissetmekteyim. Memleketimiz ve şahsımız "hakkında veciz ve manalı hitabenizde izhar buyurulan hissiyata, ve ibzal buyurduğunuz müzaherete candan teşekkürlerimi derin hürmetlerimle ar­ız eylerim.

Adnan Menderes

«Nuri Essaid Pasa Hazretleri

Reisülvüzera

Bağdat

-Kalplerimiz şükran, memnuniyet ve kardeşlik hisleriyle dolu olarak gü­zel memleketinizden ayrılmakta olduğumuzu kendim ve bütün arkadaş­larım adına bir .defa daha arzederken varılan neticelerin istihsalinde şah­sen zatı devletlerinin geniş bir idrâk ve çok samimî bir dostluk hisleriyle hareket etmiş bulunduğunuzu tebarüz ettirmekle de mübahi bulunuyorum. Basta zatı devletleri .olmak üzere muhterem kabine ve mesai arka­daşlarınıza hepimiz namına en derin hürmet ve muhabbet nişlerimizle teşekkürlerimizi tekrar arzeylerim efendim.

Adnan Menderes

Amerikan Hariciye Vekilinin Başvekilimize gönderdiği mesaj: 17 Ocak 1955

Beyrut:

Amerika Birleşik Devletleri Hariciye Vekili John Foster Duiles Başveki­limiz Adnan Menderes'e Beyrut'taki Amerika Büyükelçiliği vasıtasiyle şu mesajı göndermiştir :

«Türkiye ve Irak hükümetlerinin Orta-Doğu'da istikrar ve emniyetin artkırılması maksadiyle bir muahede akdetmek niyetlerini büyük memnun­lukla, hafcer aldım. Size samimî tebriklerimi ve girişmiş olduğunuz yapıcı gayretlerde âcil muvaffakiyet temennilerimi takdim ederim.»

Başvekilimiz bu telgraf mesajıma şu cevabı vermiştir :

-«Orta Şarkta sulbün ve istikrarınvikayesi hususunda Irakla prensip an­laşmasına, varmamız münasebetiyle bana gönderdiğiniz mesajı bugün aldım. Birleşik Amerika'nın cihanda adilâne bir sulhun tesisi, emniyetin takviyesi için tarihte misli mevcut olmayan maddî ve manevî gayret sarf etmek suretiyle bütün dünyanın minnettarlığını. kazanmış bulunduğu bir hahükattır. Irak'la giriştiğimiz ve diğer alâkalı hüsnüniyet sahibi dev­letlerle birlikte başarmaya çalışacağımız eseri mesajınızla, desteklemiş ol­manızın: bu gayretlerimizin muvaffakiyeti bakımından çok büyük bir kıy­met ifade ettiğini kyidetmek yerinde olur. Bu itibarla mesajınızı bu manasiyle değerlendirerek bizde uyandırdığı bahtiyarlığı teşekkürlerimlebirlikte ifadeye müsaraat ederim.»

Başvekilimiz Adnan Menderes'in beyanatı: "21 Ocak 1955

İstanbul:

"Başvekil Adnan Menderes, Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuştur :

Dost ve (kardeş Irak hükümetiyle Bağdat'ta neşretmiş olduğumuz tebliğin yaratmış olduğu geniş akisler ve bu münasebetle yapılan türlü "tefsirler "karşısında efkârı tenvir etmek ihtiyacını duymaktayız.

"Malûm olduğu üzere, Türkiye Orta.-Şark müdafaasının teşkilâtlanması""hususunda uzun zamandan beri mütemadi .gayretler sarf etmektedir. Kar­deş Pakistan'ın devlet ve hükümet reislerinin memleketimizi ziyaretleri vesilesiyle daha da inkişaf eden münasebetlerimiz nihayet İki memleket arasında bir işbirliği muahedesi akdedilmesi gibi mesut bir neticeye va­sıl olmuş bulunuyor. Şüphe yok ki Pakistan'la yapılan bu muahedeOrta-Şark müdafaasının kurulmasında pek mühim bir merhale teşkil eder.

Dost ve kardeş Arap devletleriyle de mütemaditemaslar aradık. Libya "hükümet Reisive mesai arkadaşlarının memleketimizi ziyaretlerinihasmetlû HaşimîÜrdün Kralı ile Irak Veliahdı Emir Abdülillâh Hazretleri­nin ve daha sonra da Irak Başvekili muhterem Nuri Said Paşanın ziya­retleri takip etti. Bu .temaslardan tamamiyle faydalanılarak Orta-Sark müdafaasının teskil; antlaşması hususunun haiz olduğu büyük ehemmiyet tebarüz etitirilmis ve Türkiye'nin bu kardeş; memleketlere karsıderin muhabbet ve müveddet hisleri ifade ve teyid edilmek imkân ve fırsatı hasıl olmuştur. Bundan başka Arap memleketlerine gazeteci, mebus ve ilim adamlarımızdan müteşekkil ve mevcut dostluk rabıtalarını "kuvvetlendirmek maksadıyla muhtelif heyetler gönderilmiş ve dost Arar) memleketlerinden, de mümasil heyetler davet olunmuştur.

'Görülüyor ki Orta-Sark müdafaasının teşkilâtlanması. bölgemizde teca­vüz emel ve hareketlerine karşı tedbirler alınması ve kardeş memleketlerle münasebetlerimizin takviyesi suretiyle aramızda işbirliği kurulması yolunda sarf olunan mütemadi gayretler bugünün işi değildir ve kardeş Irak'la son verdiğimiz prensip kararı, bazılarınca gösterilmek istendiği gi­bi hiçbir veçhile beklenilmeyen bir hâdise teşkil etmez. Hatta geçen yaz sonunda Nuri Said Paşa Hazretlerinin memleketimizi ziyaretlerinde ya­pılan müzakerelere ait neşrolunan tebliğ bu hususta katî kararlar arife­sinde bulunulduğunu açıkça gösterecek mâna ve mahiyet taşımakta idi.

Mısır'la olan ve yine bu mevzu ile alâkalı bulunan münasebet ve temas­larımıza gelince, bu dost memleketle karşılıklı itimad ve muhabbetin sü­ratle inkişafı İçin bütün temaslarımızda1 fevkalâde cemilekâr hareket et­mek şiarımız olmuş ve muhterem Başvekil Abdülnasır'dan gördüğümüz nazik mukabelelerden cesaret alınarak geçen eylül iptidasında Mısır hü­kümetine tafsilâtlı surette vaziyeti izah ve memleketimizin kardeş Mısır milleti hakkında beslediği itimat ve muhabbeti ifade eden uzun bir şifa­hî mesaj gönderilerek ilk resmî temasa geçme teşebbüsü tarafımızdan ya­pılmıştı.

Bu mesajda bilhassa iki memleket Başvekilleri arasında bir temas temin edilmesini Mısır hükümetinden hürmet ve muhabbetle rica ettik. Memle­ketimize şeref vermek ' _/asunu izhar ettikleri takdirde muhterem Mısır Başvekilinin bu ziyaretinin Türk hükümetini ye milletini bahtiyar ede­ceğini ve kendisine elden .gelen her türlü itibar ve hürmetin gösterilece­ğini bildirdik. Kendilerinin bu ziyareti arzu etmemeleri takdirinde iste­dikleri tarihte Mısır'ı ziyarete hazır olduğumuzu ve bizimle herhangi bir sebeple Mısır'da görüşmek arzu olunmaması halinde ise, hatta diğer dost bir memlekette bu temasın yapılmasının da mümkün olabileceğini ilâve olarak arzeyledİk.

Bu ısrarlı ricalarımıza karşı memleketimizle birdenbire sıkı temasa ge­çilmesine Mısır .umumî efkârının müsait bulunmadığı ve bu hususta za­mana ve bir takım zemin ve efkârı hazırlayıcı fâaliyetlere ihtiyaç bulun­duğu cevabı verildi ve muhtelif heyetler .teatisi lüzumu bildirildi. Biz bu işte tamamiyle Mısır hükümetinin takdir ve arzusuna uyduk. Bize evvelâ benim Mısır'ı ziyaretim münasip olacağı ve ziyaretin kasım ayı içinde* olabileceği haber verildi. Bu tarih Mısır hükümeti tarafından tehir edile edile ,mart'a bırakıldı. Fakat bunun da katî olup olmadığını maalesef bi­lemiyoruz.

Zuhur eden müessif sefir hâdisesinin tarafımızdan fevkalâde mülâyemet ve anlavışla halledilmesinden başlıyanak bütün bunlar. Türk - Mısır mü­nasebetlerinin takviyesine ne derecelerde ehemmiyet verdiğimizi açıkça göstermeğe kâfidir, sanırım. Şu anda ifade edebilirim ki, bugün dahi gö­rüşmek arzu ederlerse nereye ve ne zaman isterlerse derhal gitmeğe ha­zır bulunuyoruz.

Mısır'la olan münasebetlerimizi böylece hülâsa olarak ifadeden sonra, sözü simdi, Irak hükümetiyle varmış olduğumuz prensip anlaşmasına ve bunun yaratmış olduğu bir taraftan çok müspet tesirlere diğer taraftan bazı sayanı teessüf aksülâmellere intikal ettirmek istiyorum.

Evvelâ şurasını belirteyim ki, Irak'la müşterek beyannamemizin esası. Türkiye'nin Orta-Sark bölgesine içten ve dıştan gelebilecek muhtemel te­cavüzlere karsı bütün Arap memleketleriyle beraber hareket etmek ka­rarında ifadesini bulmaktadır. Şu hale göre, Arap birliğine karşı bir hareket olarak telâkki edilmek şöyle dursun, bilâkis Arap birliğinin esas gayesine hizmet eden ve bütün Arap memleketleriyle mesai teşrikini is­tihdaf eyliyen bir vesika karsısında bulunduğumuzda kimsenin şüphesi olmamak lâzım .gelir.

'Saniyen Irak'la aramızdaki bu tebliğ ve prensip anlaşması, yukardan be­ri izah ettiğim vech üzere bir günde elde edilmiş bir netice ve beklenme­dik bir hâdise değildir. Aksine olarak Türkiye bu husustaki niyet ve ar­zusunu uzun zamandan beri Arap devletlerine izah etmekten hiç de hâli kalmamıştır.

Bunlara ilâve olarak şurasını kaydetmeliyim ki, Irak hükümeti, bu azim­li hareketiyle, kısa bir zaman için üzerine bir takım tarizler çekmek ba­hasına da olsa, bütün Arap âlemine büyük bir hizmette bulunmuş ve ge­niş bir anlayış Ve vatanperverlikle hareket etmiştir.

Şurasını ehemmiyetle kaydetmek isterini ki, yapacağımız muahede bütün Arap devletlerine acıktır, hatta cümlemizin birden imzalamamız çok şa­yanı arzudur. Kendilerini hazır hissetmeyenleri dahs ileride iltihaka teş­vik etmekte musirrane devam edeceğiz. Bugünden kendilerini hazır his­sedenlerle derhal birleşmekten en büyük bahtiyarlık duyacağız. Irak hü­kümetiyle meseleye ilk olarak mübaşeret etmiş olmamız, sırf vakit kay­betmemek maksadına mebnidir. Diğer taraftan bizim ilk alarak harekete geçmemiz çok tabiî telâkki edilmek icabeder. Çünkü Irak'la Türkiye'nin coğrafî vaziyetleri diğer Arap memleketlerininkinden farklıdır. Mamafih ilk teşebbüse geçmek müteşebbislere bir rüçhan hakkı verecek değildir. Bu camia içinde hepimiz müsavi ,şartlarla ve karşılıklı olarak emniyeti mazin takviye »ve menfaatlerimizin korunması yolunda kardeşçe işbirli­ği yapmak azim ve kararındayız.

Sözlerime son verirken, türlü tefsirler ve aksülâmeller karsısında vaziye­tin aydınlanmasına yarayacak olan bu Deyanatimla. aynı zamanda kardeş Mısır'ın cümlemizin hayrına olan bu teşebbüsümüzü iyi mânasında alarak her suretle bizi takviye etmesini ve bütün Arap devletlerinin de 'kardeşlik esasına dayanan böyle bir müdafaa camiası teşkilinde bize ilti­hak eylemesini tekrar ve alenen rica etmek maksadını da temine çalış­mış olmaktan memnunluk duymaktayım. Dost ve kardeş Mısır'ın Irak'la vardığımız prensip anlaşmasından teessür duyması bize elem vermekte­dir. Dost ve kardeş Mısır'ın bu teessürünü anlamak bizce hakikaten müşküldür. .Bu beyanatımın aynı zamanda Mısır'ın muhterem devlet adamlarına karsı ,en sarlih dostluk ve kardeşlik teminatı teşkil edecek bir mahi­yet ve mâna taşımakta olduğuna da emin bulunuyorum.

Orta şark'ın müdafaası

14/1/955 tarihli (Yenisabah) tan:

Başvekil Menderes'in yanında Harici­ye Vekili bulunduğu halde Irak payi­tahtını ziyaret etmesi ve Iraklı devlet adamlariyle temas ve müzakerelerde bulunması, bu memleketle Türkiye arasındaki çözülmez bağların yeniden canlanmasını mucip olmuştur. Hele Başvekilin Irak Millet Meclisinde hi­tabet kürsüsüne çıkarak Irak mebus­larına nutuk söylemesi, bu Parlâmento hayatında ilk defa yabancı bir devlet adamının bu kürsüye çıkmış bulun­ması dolayısiyle hususî bir ehemmiyet kazanmıştır. Bilindiği gibi Amerika Millet Meclisinde Churchill, İngiltere Başbakanı sıfatiyle nutuk irat ettiği vakit bu hâdise, tarihî bir mahiyette sayılmıştı.

Türkiye ile Irak'ın bağlılıkları, " her­halde Anglosakson. Amerika ve İngil­tere'nin dil bağlılığından daha fazla bir peydir. Nitekim Irak Mebusan Meclisi Reisi bu münasebetle söylediği bir nu­tukta Türkiye ile Irak'ı birbirine bağlıyan rabıtaların başında din vahdeti bulunduğunu tebarüz ettirmiş ve söz­lerine Kur'anı Kerimden âyetler da katarak Müslümanların aynı topluluk sayılabileceklerini belirtmiştir.

Türkiyenin bütün Ortaşark memleket­lerinde ne derece büyük kudret ve nütuza mâlik bulunduğunu ve yurdumu­zun ne kadar derin bir muhabbetle se­vildiği bu vesile ile bir kere daha ka­pacık görülmüştür.

Türkiye Başvekili, söylediği nutukta bu iman ve vicdanî kanaat birliğini en az Irak Meclisi Reisi kadar tebarüz ettirdikten sonra Türkiye hükümetinin ve Türk halkının sevgisini bütün Irak­lılara ulaştırmıştır.

Bu parlak kardeşlik tezahürleri bittik­ten sonra iki hükümet adamları ara­sında yapılan konuşmalar ve varılan neticeler hakkında müşterek bir teblig yayınlanmıştır. Bu bildiride her­hangi bir taarruz ve tecavüz karşısın­da her iki memleketin, bu taarruz ne­reden gelirse gelsin birlikte mukevemet edecekleri tasrih olunmuştur. Bu tedafüi birliğe mümkün olduğu kadar çok Orta-şark devletlerinin iltihakı zi­yadesiyle temenniye şayandır. Bu iti­barladır ki muahedenin tanzim ve ak­di tarihine kadar ki bu tarihin, pek yakın olacağı da muhtelif fesatçı yo­rumlara meydan vermemek için he­men ifade edilmiştir diğer Arap-memleketlerinin de bu anlaşmaya ka­tılmalarına fırsat vermek için gayret, sarf olunacağı da tesbit edilmiştir. Ma­mafih kısa bar gelecekte bu durum tahakkuk edemezse bu tedafüi anlaşma yine sair Orta-şark hattâ bu mıntaka dışındaki memleketlere de acık bulun­durulacaktır.

Türkiye ile Irak arasında bu çeşit bir anlaşma esas itibariyle ilk de sayıla­maz. Bundan aşağı yukarı yirmi sene evvel 'de, 1937 "tarihinde, Sâdabâd pak­tı imzalanmış ve bu pakta İran da da­hil olmuştu. O zamanlar bu pakt âdeta, Bulgaristan hariç bütün Balkanların Romanya dahil  katıldıkları bir' gruplaşmanın Asyada bir benzeri ol­muştu. Sâdabâd paktı hâlâ yürürlükte sayılabilir. Çünkü bunun feshedildiği âkıtlerden hiç biri tarafından bilidirilmediğine göre hukuk bakımından öl­müş sayılmaz. Fiiliyatta ise İkinci Dün­ya Harbi hâdiseleri, bu antlaşmayı bir dereceye kadar küllendirmişti. İran komşumuza Amerika, İngiltere ve Rus­ya'nın, Nazizmle boğuşma günlerinde geçici bir surette el koymaları 1937 paktının fazla faal ve canlı olmadığını göstermiştir. Nitekim Yunanistan da, Faşist İtalya'm hücumuna uğrayınca Balkan Paktı hükümlerinden    faydalanmak lüzumuna kani olduğunu izhar etmişti ama bütün diğer Balkan dev­letleri ya Yunanistana muarız veya ta­rafsız kaldıklarına göre bu ittifakın da ipek hassas olmadığı    anlaşılmıştı.

Şimdi varlığı münakaşalı bir pakta değil fakat yeni esaslara dayanan uzlaş­malara ve müdafaa sistemlerine gidil­miş bulunuyor, üçüzlü Balkan anlaş­ması, yakında Irak ve muhtemelen diğer Orta-şark İslâm devletleriyle im­zalanacak müdafaa muahedeleri nere­den geleceği pek belli olan tehlikeye karşı kuvvetli sedler teşkil, edecektir.

Bu manianın sağlamlığı Nato devletle­rinin ve bilhassa Amerika ve İngilterenin de bu sahanın emniyetine göste­recekleri fiilî alâka ile yakından ilgi­lidir. Zaten bu son seyahatin her ta­rafta tepkiler yaratması, bu ehemmi­yet bakımındandır

Siyasetler kin üzerinde kurula­maz!

Yazan: M. Faik Fsnik

1.9/1/955 tarihli (Zafer) den:

Birleşik Amerika Devletleri Dışişleri Vekili Foster Dulles, Başvekilimiz Ad­nan Menderese, bir mesai gödererek Bağdad'ta varılan ye Orta-şarkta emniyet ve istikrarı temin eden anlaşma rolsvjsivle bnk ve teşekkürlerini bil­dirmiştir. Böylece Londrada çıkan Sunday Times'în tavsiyesi yerine gel­mekte ve hür dünya, Başvekilimiz Ad­nan Menderes barış cephesine yaptığı hizmetlerden dolayı ilk defa, Bir­leşik Amerika Dışişleri Vekilinin kale­minden "şükranlarını bildirmektedir.

Bu da gösteriyor ki, Bağdad anlaşma­sı, hürriyetlerine ve istiklâllerine bağlı olan ve bunları kuvvetle müda­faaya azmetmiş bulunan bütün mem­leketlerde çok büyük akisler yapacak derecede mühim bir basarıdır. Bu yal­nız Türkiyenin menfaatine deşil, bel­ki cihan sulhunun lehine bir kazanç­tır. Çünkü böylece, bir hamlede Tür­kiye ile, "Pakistan ittifakı arasındaki boş "kalan halka tamamlanmakta, barış cebiresi Himalayaların eteklerine kadar uzanmaktadır. Adnan Menderes gibi büyük çapta bir devlet adamının, bu ittifaklarla, Nato camiasına yaptı­ğı büyük hizmeti ve barış zincirinin Hindistan sınırlarına kadar uzatılma­sından doğan menfaati siyasî tarihler elbette takdirle yazacaklardır.

Türkiye, bu ittifaklar sistemini ge­nişletirken ne istiyor?. Herkes bilir ki, bizim başkalarının bir karış toprağın­da gözümüz yoktur. İstediğimiz şey, insanlığın bundan sonra artık herhan­gi bir tecavüz yüzünden ıstırap çekme­mesi, şeref ve haysiyetlerinin korun­ması, huzur ve emniyet içinde yaşa­masıdır.

Ama maalesef, bu mukaddes ideale göz dikenler ve hür milletleri hâlâ kendi­lerine köle etmek istiyenler vardır. Bunların hareketlerini önlemek, ve kötü niyetlerini fiiliyat sahasına ko­yamaz bir hale irca etmek, sağduyu­nun ve basiretin bir icabıdır.

Birleşik Amerika'nın Orta-şark dev­letlerinden, hürriyet ve istiklâllerini korumalarından başka bir şey istediği yoktur: ve olmaması lâzım gelir.

Bugünkü İngiltere de emperyalist si­yasetine çoktan nihayet vermiştir. Orta-şarkta bazı Arap memleketlerinde bulundurduğu   askerlerini çekmiştir.

Mısır tahliye olunmuştur. Süveyş'in, tahliyesi için tam bir anlaşmaya varılmıştır. Hattâ İngilizler anlaşma­da tâyin edilen mühletten evvel de tahliye işlerini itmam için ellerinden gelen bütün gayreti sarfetmektedirler.

Ama İsmailiyedeki İngiliz komutanı­nın söylediği gibi, yarım milyar ton tutan malzemeyi derhal nakletmek ko­lay bir iş değildir. Her şeye rağmen bu­nun da en kısa bir zamanda tahakkuk ettirilebilmesi için bütün imkânlar se­ferber edilmiştir.

Herkes biliyor .ki. batı demokrasilerin­den dünyaya zarar gelmez. Nasıl böy­le bir şey düşünebiliriz ki bu demokra­siler. İkinci Cihan Harbinde, bir hu­dut içinde yaşıyan ve devlet halinde taazzuv etmiş bulunan hür milletlerin kendi mukadderatlarına kendilerinin sahip olmaları için  savaşmışlar, milyonlarca evlâtlarını, milyarlarca ser­vetlerinibu uğurda feda    etmişlerdir.

Şimdi artık demirperdenin bu tarafın­da, yani hür milletler topluluğu için­de kuvvete dayanan, ve onunla ayak­ta durabilen imparatorluklar zihniyeti tamamiyle ortadan kalkmıştır. Bugün için maziden kıyaslamalar yaparak, istikbal irin ters hükümler çıkarma­nın mânası kalmamıştır. Milletler arasındakilerine dayanarak değil, fa­kat haldeki ve istikbaldekiyüksek menfaatlerini düşünerek hareket ederler ve politikalarını ona göre tan­zim ederlerse, elbette daha mesut olur­lar...

Cumhuriyet Türkiyesi, Millî Mücadele­nin hemen akabinde bu yolu tutmuş, mazinin kinlerini ve husumetlerini bir tarafa bırakarak daima istikbale bak­mıştır. Bu politikanın güzel neticeleri kims-snin  gözünden kaçmış     değildir.

Türkiye, topraklarını istilâya gelmiş olanlarla dahi, zaferden sonra dostluk bağlarını kurmuş, ve böylece Akdenizin bu bölgesinde barısın tarsinine hiz­met etmiştir. İstanbulu kimlerin işgal ettiği, Andoluyu kimlerin paylaşmağa kalktığı meçhulümüz değildir. Yine ay­nı Türkiye, Kıbrıs meselesi gibi Yu­nanlıların yüzde yüz haksız oldukları bir dâvada basiret ve temkini, ağır­başlılığı bir an elden bırakmamış, ve dışarıda birtakım tahrikçilerin saçmak istedikleri düşmanlık havasını itidalle bertaraf etmesini bilmiştir. Çünkü Tür­kiye, şuna kaanidir ki, Kıbrıs kuru gürültü ile kimseye verilemez. Ama öbür tarafta,. Türkiye ile 'Yunanistan arasındakiittifak ise Balkanlarda ba­rışın en  mühim  âmillerinden    biridir.

Bunun temin ettiği büyük menfaat, tehevvürle, asabiyetle bir tarafa itilemez, çünün birinde elbette sular duru­lur. Ve karşı taraf da yanlış hareketle­re tevessül edenlerde de nihayet ak­lın ve mantığın yoluna girerler. Bizim kanaatimizce, bugün Orta-doğu' da da sular durulmuştur. Hâdiseleri soğukkanlılıkla mütalâa edip beliren tehlikelere karsı beraberce ve dostça tedbirler almak zamanı çoktan gelmiş­tir. Millî menfaatler küçük kaprisler ve hele maziden gelen kinler uğruna fe­da edilmemelidir.

Irak hükümeti işbu böyle hakimane hır­gürüsün ve dünya anlayışının çok gü­zel bir Örneğini vermiştir, önümüzde açılan bu yeni devrin daha da inkişa­fına yardım etmek, Orta-şark'taki memleketler için bem hayatî hem de millî bir vazifedir.

Orta doğu müdafaası

Yazan: M. Faik Fenik

21/1/955 tarihli (Zafer) d.en:

Bugün harb tekniği o kadar ilerlemiş-ve stratejik meseleler o derece muğlâk" bir hal almıştır ki, bir devletin kendi' kabuğu içine çekilerek, müdafaasına imkân yoktur. Buna ne maddî vasıta­lar, ne insan mevcudu, ve ne de eko­nomik kaynakları kâfidir. Harp vasıtaları 1945 de ateş kes em­rinden sonra da aklın almıyacagı şe­kilde gelişmiştir. O zaman atom silâhı sadece bomba halinde idi. Şimdi, hiç deniz üstüne çıkmadan Atlantiği bir hamlede geçebilecek, atomla mütehar­rik denizaltılar yapılmıştır. Hidrojen, bombalarında ve hele ölüm şuaların­da, füzelerde, i et uçaklarında ne kadar ilerlemeler kaydedildiğini, bu işleri ya­kından takip edenler, çok daha iyi bi­lirler...

Eskiden hattı müdafaa yerine sathı müdafaa vardı. Şimdi, hâdise hacmi müdafaaya geçmiştir. Diğer taraftan ideoloji propagandalarının, kızıl tah­rikçilere karşı tahaffuz, şimdi müdafa­ada «dördüncü budur.

Eğer maazallah bir üçüncü cihan harbi" çıkarsa, bunun cephesi, bütün kıtala­rı, kutuplara kadar içine alan bir dün­ya cephesi olacaktır. O zaman ya hepi­mizin bağlı bulunduğumuz hürriyetler,, haklar rejimi yani tek kelime ile in­sanlık mefhumu ayakta kalacak, ya­hut da dünya: baştanaşağı karanlıklara gömülecektir.

Düşüneceğiz: Onu mu istiyoruz, buna mı katlanacağız? Eğer hürriyet ve is­tiklâllerimizi hakkiyle müdafaaya ka­rar vermiş isek, maddî, manevî, iktisa­dî siyasî bütün tedbirlerimizi almak: mecburiyetindeyiz-

Bugünkü Türkiye bu yoldadır. Ve şunun merhaleler katetmiştir. Nato cami­ası içindeki mevkiimiz, üçlü Balkan it­tifakı, Pakistanla yaptığımız andlaşma, Bağdad'da varılan netice. Türkiyenin hem kendi müdafaası, hem de. hür mil­letler cephesinde barışın tarsiniiçin ne kadar büyük gayretler sarf ettiğini gös­teren canlı delillerdir.

Denilebilir ki, Nato camiası içinde, buyolda Türkiye kadar gayret sarf eden ve muvaffakiyet ilde eden başka bir devlet gösterilemez.

Bir harbin nerede, nasıl patlak verece­ği, bilinmez, bütündünyayı hegemon­yası altına almak istiyen bir mütecavi­zin ilk olarak nerevi hedef alacağı kes­tirilmez. Ama şu da muhakkak ki, evvelâ toprak kazanmaktan ziyade, harb vasıtalarım takviyeye yarıyacak kay­naklar ele 'geçirmeğe bakacaktır. Bu kaynaklar, İran petrolleridir, Irak pet­rolleridir. Bahreyn petrolleridir. Çün­kü tank petrolle yürür; tayyare petrol-I-a uçar, ikinci hedef, stratejik mevkilerdir. Bu mevkilerin bacında Boğaz­lar, Basra körfezi, Süveyş kanalı, hat­tâ Cebelüttarık, yani hülâsa olarak, Arabistan yarımadası, Giridi ile Kıbrısı ile, Malta, Pantilleriya ve Sicilyasiyle Akdeniz vardır. Buralarını alır veya­hut alamaz. Askerî meseleleri müna­kaşa fetmek bizim mevzuumuzun dı­şındadır. Ama şu muhakkak ki, bir ta­raftan ordularımızın ve müdafaa gü­cümüzün takivyesine bakarken, müşterek müdafaa plânlarına esas oalcak siyasî tedbirlerimizi burada ittihaz et­mek bir zarurettir.

Türkiye, Bağdad'da esasları tesbit edi­len bir Orta-doğu müdafaası sistemi ile bunun için elinden gelen bütün gay­reti göstermiştir. Dünyanın bu bölge­sinde milletlerinin hürriyet ve istik­lâllerini korumak istiyen bütün vatan perver devlet adamlarının yapacağı iş, realiteleri görüp, yarınki hayatî men­faatleri, bugünkü küçük hislere ve büyük tehevvürlere feda etmemek ve önlerine serilen bu güzel imkânlardan faydalanmaktır.

Böylece hür devletlerin müdafaa cephesi bir zümre daha kazanacak, ve bütün  Orta-doğuda istikrarı  temin  edenler büyük istifadeler temin edecek­lerdir.

Hiddetle kalkan zararla oturur darbı­meseli, hiç bir zaman kıymetini kay­betmemiştir.

Irak ve Libya'nın kararları 27/1/955 tarihli (Yenisabah) tan:

Mısır hükümet Reisinin daveti üzerine Kahirede toplanmış bulunan Arap Baş­vekilleri konferansına İti bu içtima-da Türk - İrak müdafaa paktı tasarısı hakkında münakaşalar cereyan ede­cekti  Irak Başvekili Nuri Sait Pa­şanın artık hiç katılmayacağı anlaşıl­mıştır. Paşa, konferans üye ve reisi­nin mükerrer müracaatlarına cevap olarak hasta bulunduğundan bu seya­hati yapamayacağım bildirmiştir. Hal­buki konferansın ilk günlerinde aynı şekildeki müracaata verdiği cevapta1 sıhhati müsaade eder etmez ve çarşam­ba veya perşembe günü için Kahireye gelmeği umduğu yolunda rnütalealar ileri sürmüştü. Öyle bissolumiyor ki Kahire konuşmalarının takip ettiği akış Irak Başvekilini bu toplantılara katılmaktan alıkoyacak bir manzara almıştır. Aynı zamanda Libya hükü­met Reisi. Mısır hükümeti tarafından yapılan daveti, manilerin mevcudiyeti dalayısiyle katî mahiyette reddetmiş­tir.

Öyle görünüyor ki Arap âlemine men­sup devletlerin mühim bir kısmı Türk-Irak müdafaa paktının mâna ve şü­mulünü iyice kavramış ve bunda her­hangi bir Arap memleketinin menfa­atlerini ihlâl eder mahiyet olmadığına kanaat getirmişlerdir. Suriye ve Lüb­nan'ın da gayet itidalli bir dil kullan­dıkları, sızabilen haberlerden istidlal olunu^ er.

Dikkati çekecek noktadır, İtalya mat­buatı da Türk - Irak paktı projesini gayet müsait karşılamaktadır. Meselâ mühim organlardan biri olan Giornale ditaliana diyor ki:

«Bu muahede, gayet mühim stratejik bir boşluğu doldurmakta ve umumî .emniyeti sağlamaktadır. Bu itibarla bu keyfiyet Moskovayı  kızdırdığı  nisbette Arap memleketlerini ve İtalyayı memnun etmelidir. Müdafaa dâvası boş prestij iddialariyle asla telif edilemez. Bu itibarla umulur ki Mısır hü­kümeti de Türk - Pakistan paktına Irak'ın eklenmesiyle hâsıl olacak kuv­vetli zincire iltihak edecektir.

İtalya Hariciye Müsteşarının da bu sı­ralarda Beyrutta bulunması hususî bir mâna taşımaktadır. Sinyor Benvennti Lübnan devlet adamlariyle tam Türk Başvekili Menderes'in bu memlekete uğradığı günlerde temas etmektedir ve Lübnan hükümet Reisi Bay Şaman da ya Türkiye'ye gitmeden evvel veyahut sonra Romaya gelecektir. Bütün bun­lar İtalyanın Türk - Irak paktının ak­dine taraftarlığım ve Orta-şark'a at­fedilen ehemmiyeti isbat etmektedir.»

Bu yazı Kahire devlet adamlarının ve bilhassa kabine reisi Abdünnâsırın nazarı dikkatinden kaçacak mahiyette değildir. İtalya da bu Orta-şark zinci­rinde bir halka .teşkil etmek ister vs-böylece Atlantik camiasını tâ Pakistana kadar -fasılasız uzatmak arzu ey­lerken Mısır hükümetinin bu umumî osr.eyanm dışında kalması hiç de ma­zur görülecek bir hal sayılmaz.

Bütün olup bitenlere rağmen biz hâ­lâ Mısır'ın da Orta-şark'ın ve hür âlemin umumî büyük menfaatini kavrıyacağma inanmakta ısrar ediyoruz. Aksi hal bizzat Kahire için parlak "bir-muvaffakiyet sayılmayacaktır. Coğra­fî ve siyasî durum bütün Orta-şark'ın  birleşmesini emretmektedir. Buna bir­çok hissi ve vicdanî .diğer âmiller de pekâlâ katısürılabilir.

Ocak 1955

  Birleşmiş Milletler (New-york) :

Güvenlik konseyi bugün toplanarak İs­rail'in Mısır hakkındaki şikâyetlerini tetkike devam etmiştir. Bilindiği gibi İsrail «gemilerin Süvsyş kanalından serbestçe geçerek İsrail'e gelip gitme­sine müsaade Edilmediği» iddiasiyle şi­kâyette bulunmaktadır.

Mısır, eylül ayında tevkiî etmiş olduğu İsrail bandıralı Bât Galim gemisinin mürettebatını İsrail'e iade etmiştir ve gemiyi de geri vermeye - hazır bulun­maktadır. Bununla beraber Kahire hü­kümeti bu geminin kanaldan geçmeye hakkı olmadığını iddia etmektedir. Konsey şimdi bu iddiayı tetkik et­mektedir.

Mısır delegesi Ömar Lütfi Bat Galim'ın iadesi için müzakerelere girişilmesi­ni teklif etmiştir: Temsilci gemi ha­mulesinin, Havfa'ya gidecek diğer herhangi bir gemiyle naklinin müm­kün olduğunu da hatırlatmıştır.

  Birleşmiş Milletler :

İngiliz delegesi Sir Pierson Dxon, Mı­sır delegesinin, müzakerelere girişil­mesi teklifini memnunlukla karşıla­mıştır. Bunula beraber İngiliz delegesi. Bat Galim meselesinin hal yolunda ol­masından memnunluk duymakla be­raber Mısır'ın bu gemiyi kanaldan ge­çirtmemesine esef ettiğini belirtmiş­tir.

Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Atom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılmasını müzakere edecek olan beynelmilel konferansın hazırlıklarını yapmaya memur olup yedi devlet mü­messilinden müteşekkil komite 17 ocak pazartesinden itibaren Birleşmiş Milletler merkezinde toplantılarına bağlıyacaktır.

Bu komitede âza bulunan memleket­ler şunlardır:

Brezilya, Kanada, Fransa. Hindistan, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Birleşik Amerika.

13 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Genel Sekreter Dag Hammars'kjoeld" Pekin'den dönmeden evvel Birleşmiş Milletler merkezine gelen haberlere göre, komünist Çinliler, Genel Sekre­ter ile yaptıkları müzakerelerde, kıta-Çin'ine karşı Formoza veya Koreden yapılacak ve Amerika tarafından des­teklenecek bir taarruz ihtimali karşı­sında endişelerini belirtmişlerdir.

Yine ayni haberlere göre. Çin Başve­kili Cu En Lai, genel sekreterden, Ko­re'deki bütün yabancı kuvvetlerin çe­kilmesini istemiş, Çin'in Birleşmiş Mil­letler çalışmalarına iştiraki ve Ameri­ka'da oturan ve memleketlerine dön­mek istiyen talebelerin iadesi üzerinde' İsrar etmiştir.

Bundan başka, komünist Çinliler, Cin­de mevkuf tutulan Amerikalı havacı­larla Birleşmiş Milletler kuvvetleri mensupları meselesinin, Hammarek joeld ile müzakere edilen diğer mese­lelerden tamamiyle ayrı olduğunu bil­dirmişlerdir.

Birleşmiş Milletler :

Güvenlik konseyi İsrail bandıralı Bat Galim gemisinin Mısır tarafından tev­kifi meselesini müzakereye bugün de­vam etmiştir.

Belçika delegesi Langenhove, Süveyş kanalının milletlerarası statüsünü be­lirterek Mısır'ın kanalda gemileri tev­kif etmek hakkına sahip olmadığını söylemiş vs hâdisenin memnunluk ve­rici bir şekilde halledilmesi temenni­sinde 'bulunmuştur. Belçika delegesi "bu gemi ile hamulesinin iadesi şekli­nin müşterek mütareke komisyonunun bir tâli komitesi tarafından tesbiti yo­lundaki Mısır teklifini desteklemiştir.

Beru delegesi Belaunde müşterek mü­tareke komisyonu başkanının geminin iadesini temin için lüzumlu teşebbüs­lerde bulunmasını istemiştir.

14 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Uçaktan inmesini müteakip beyanatta bulunan M. Dag Hammarskjold ez­cümle şunları söylemiştir:

«M. Çu En Lai ile konuşmalarım 11 Amerikan havacısiyle henüz Çin'de mavkuf tutulan diğer Birleşmiş Milletler esirlerinin serbest bırakılmasını sağ­lamak için açıkça faydalı olmuştur.» Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Çin Başvekiliyle yaptığı görüşmelerin bu yolda ilk merhaleyi teşkil etmiş olduğunu tasrih etmiştir.

Birleşmiş Milletler :

Pekinden donen Birleşmiş Milletler Gen.el Sekreteri Dag Hammarskjoeld ile bir saat konuştuktan sonra, basın men­suplarına bir demeçte bulunan Birle­dik Amerika'nın Birleşmiş Milletler kurulundaki baş delegesi Henry Cabot Lodge ezcümle şöyle demiştir: «Çin'de "hapse mahkûm edilmiş olan havacıla­rımızın derhal serbest bırakılmam ala­rma üzülmek beraber,, bu havacıla­rın hürriyetlerine kavuşmaları husu­funda bir hayli terakki kaydedilmiş olduğuna kanım Bu havacıların serbestilerini elde et­meleri için elimizden gelen gayreti sarf edeceğiz ve bunu da yapmağa mec­buruz,

Birleşik Amerikanın Birleşmiş Millet­ler baş delegesi sözlerine şöyle devam etmiştir: ««Durum çok naziktir. Azim­li olduğumuz kadar, sabır da göster­memiz icap eder. Vakit geçirmeden, Dışişleri Vekili Foster Dulles ile te­mas edeceğim ve Dag Hammarskjoeld' in bana anlattıklarını ona nakledip du­rumu birlikte, itina ile inceliyeceğiz.»»

Diğer taraftan, burada dolaşan söylen­tilere göre, Cabot Lodge, Amerika hü­kümeti ile temas etmek üzere, bugün Washington'a  gidecektir.

New-york :

Bugün buraya vasıl olan Birleşmiş Mil­letler genel sekreteri Dag Hammarsk­ioeld, Çin'de mahpus bulunan Amerikalı havacıların ve Birleşmiş Mil­letler silâhlı kuvvetlerine mensup di­ğer eşhasın hürriyetlerini temin etmek hususunda Pekin'e yaptığım seyahat faydalı bir merhale teşkil etmektedir.» demiştir.

Genel Sekreter sözlerine şöyle devam etmiştir: «Komünist Çin Başvekili Şu-En Lai ile yaptığım konuşmaların bizi bu hedefe yaklaştırdığını zannediyo­rum. Çin devlet adamlariyle temaslara devam edeceğimi ümit ediyorum. Her iki tarafta icap eden itidali, gösterir­se, açılmış olan kapı kapanmadan, bu şekilde kalabilir.»

Birleşmiş Milletler :

Birleşik Amerika'nın Birleşmiş Millet­ler nezdindeki daimî murahhası M. Henry Cabot Lodge, Birleşmiş Millet­ler çocuk fonu müdürü M. Maurica Pate'a dün akşam 7.773.550 dolarlık bir çek tevdi etmiştir. Bu meblâğ fonun programına Birleşik Amerika'nın 1954 senesi için iştirak hissesinin bir kısmı­nı teşkil etmektedir.

Amerikan kongresi mevzubahis ço­cuk fonuna 1954 senesi için 8.300.000 dolarlık tahsisat kabul etmiştir. Ancak Amerikan iştirak hissesinin diğer âzâ memleketlerin mecmuu iştirak hissele­rinin yüzde altmışını tecavüz etmeme­si kongrenin kararında meşrut bulun­duğundan mütebaki kısım, henüz di­ğer memleketlerce tamamen yapılma­yan ödemelerin neticesine göre tediye edilecektir.

15 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

M. Dag Hammarskjoeld dün öğleden sonra Sovyetler Birliğinin Birleşmiş Milletler nezdindeki murahhası M. Arkady Sobolef ile görüşmüştür.

Bu görüşme Genel Sekreterin Birleşmiş Mili silerde ki ballıca âzâ memleketler murahhaslarına Pekin ziyaretinin neticeleri hakkında izahat vermek üzere dünden beri yaptığı konuşmalar çerçe­vesine dahildir.

Bu cümleden olarak M. Hammarskjoeld daha evvel sırasiyle M. Cabot Lodge (Birleşik Amerika). M. Henry Hoppenıot (Fransa) ve Sir Pearson Dixon (Ingiltare) ile de görüşmüştü. Genel sek­reter Kanada murahhası M. David Johoon ve Hollanda murahhası Daniel Von Ballusck ile de görüşecektir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler genel sekreteri Dag Hammarskjoeld bugün Türkiye baş delegesi Selim Sarper, Kolombiya de­legesi Francisco Urrutia ve güney Af­rika delegesi Jordan ile görüşerek kendilerine son Pekin seyahati hakkın izahat vermiştir.

17 Ocak 1955

  Birleşmiş Milletler :

Atomun barışçı gayelere kullanılması­nı tetkik edecek milletlerarası kon­feransı hazırlamakla vazifesi istişare komitesinin ilk toplantısı bugün Bir­leşmiş Milletler genel sekreteri Dag Hammarskjoeld tarafından açılmış­tır.

Komite  genel  sekreterin,  konuşmasını müteakip gizli olacak çalışmalarına de­vam etmiştir. Komite toplantısının sonunda öğrenildiğine göre, milletler­arası konferansın Cenevre'de Birleşmiş-Milletler merkezinde toplanması itti­fakla kararlaştırılmıştır.

19 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Formoza boğazında, Birleşmiş Milletler tarafından ilân, müzakere veya ga­ranti edilecek bir ateş kes emrini Amerikanın müsait karşılayacağı hak­kında Foster Dulles'in verdiği beyanat, Birleşmiş Milletler merkezinde bü­yük bir alâka ile karşılanmıştır.

Hindicini, Keşmir ve Filistin'de birçok. mahalli' ihtilâfın,   Güvenlik   Konseyi tarafından verilen ateş kes emriyle so­na  erdiği  hatırlatılmaktadır.

Hiç şüphesiz Formoza meselesi bun­lardan çok daha karışıktır, zira, Birleş­miş 'Milletleri en çok ayıran meseleye temas etmektedir: Çinin teşkilâtta temsili.

Tabiatiyle bu maksatla yanılacak her türlü müzakereler için Çinin mevcudi­yeti elzemdir ve Pekinin Formoza tem­silcileri yanında toplantılara iştiraki kabul edeceği şüphelidir. Ateş kes fikri, tahakkuk edebildiği takdirde, hiç şüphesiz Birleşmiş Milletlerde derin bir tesir yaratacaktır. Bilhassa teş­kilâttaki batı Avrupa temsilcileri, uzak doğudaki ihtilâfın makul bir hal tarzıyla sona ermesi arzusunu izhar et­mişlerdir.

Anayasa gereğince, ateş kes meselesi­ni Birleşmiş. Milletlere sunmak teşeb­büsü teorik olarak genel sekretere düş­mektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri  şimdi Çiniikrin fikrini ivice bilmektedir. Bugün de Foster Dulles'inkini öğrene­cektir. Esasen Foster Dulles'in bu hu­susta ne düşündüğü Henry Cabot Lod­ge tarafından kendisine kısmen bildi­rilmiştir. Bununla beraber, her ne ka­dar Çin'de mevkuf Amerikalı havacı­lar meselesi uzak doğudaki durumun çerçevesi içine giriyorsa da, bu esirle­rin serbest bırakılması, Çin - Amerika münasebetlerinin   gevşemesi yegâne şart olarak kalmaktadır.

Bu sebeptendir ki, esirlerin serbest bı­rakılması meselesinin bir pazarlık mevzuu olmayacağını müteaddit de­falar belirtmiş olan Dag Hammarsk-joeld, ateş kes fikri kâfi derecede ol­gunlaştığı takdirde bunun Birleşmiş Milletlere kendi tarafından değil de "bir veya birkaç hükümet tarafından sunulmasını hiç şüphesiz tercih et­mektedir.

21 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammarskjoeld, Pekin hükümetinin müsaadesi üzerine, Cinde mevkuf A-merikali havacıları ziyarete gidecek akrabalarının emniyetini tekeffül etti­ğini bildirmiştir.

22 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Atom enerjisinin sulhcu gayelerde kul­lanılmasını sağlamak üzere toplanacak olan milletlerarası konferans toplantılârına 8 ağustos 1955 günü Cenevre'de başlayacaktır.

Bu karar, hâlen Newyork'ta toplan­tılarına devam eden ihzarî komisyon tarafından alınmıştır.

80 milletin bilginlerinin iştirak edeceği Cenevre "konferansının iki hafta devam edeceği tahmin edilmektedir.

25 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Fransa'nı Birleşmiş Milletler temsilci­si Henry Hopnenot, genel sekreter Dag Hammarskjoeld: ile dün akşam bir saat görüşmüştür. Bu görüşme hakkında "hiçbir yorumda bulunulmamışsa da, bunun, genel sekreterin Yeni Zelanda Başvekili ile daha Önce yaptığı konuş­ma gibi, Formoza boğazındaki duru­mun barış için bir tehdit teşkil ettiği hususuna Güvenlik Konseyinin dikka­tini çekmek maksadiyle yapılan isti­şareler çerçevesi içine girdiği şüphe­sizdir.

Komünist Çin Başvekilinin, ateş kesil­mesi için Birleşmiş Milletlerin herhan­gi bir müdahalesine muhalefeti, Gü­venlik Konseyinin müdahalesinin mü­essir olacağından şüphe edenlerin ka­naatini kuvvetlendirmiştir. Fakat Amerika tarafından kuvvetle destekle­nen Yeni Zelanda'nın Formoza dolay­larında durum daha da vahimleştiği takdirde Güvenlik Konseyinin müda­halede bulunmasını mümkün kılacak bir teşebbüse geçmek istediği sanıl­maktadır.

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler mahfilleri, Başkan EîsenhCAver'in Formoza hakkında kon­greye gönderdiği mesajı yorumlamak­tan henüz içtinap ediyorlar. Fakat, Bir­leşik Amerika'nın Formoza'yı her ne bahasına olursa olsun müdafaa kara­rında bulunduğu yolunda Komünist Çin'e yapılan ikaz ve Taipeh ile Pe­kin arasında bir ateş keşi sağlamak için Birleşmiş Milletlerce vaki olacak her türlü müdahaleye karşı Çu En Lai tarafından dün ileri sürülen muhalefet Birleşmiş Milletler teşkilâtı merkezin­de şiddetli bir alâka uyandırmıştır.

Başkan Eisenhower'in mesajını yorum­larken üzerinde bilhassa durulan nok­ta Formoza'nm kuzey bölgesinde mu­hasamatı durdurmak için Birleşmiş Milletlerin müdahalede bulunması ar­zusunun teyiden izhar edilmiş olması­dır. Fakat Washington ve Pekin'in dün ilân edilmiş olan hareket hatları, Bir­leşmiş Milletlerin ve bilhassa güvenlik' konseyinin mevzubahis bölgede bir ateş kese varılması inin ne gibi faydalı teşebbüslerde bulunabileceği hususunu meselenin daha evvelki safhalarına na­zaran şimdi daha sarih bir şekilde ta­yin edecek bir mahiyette görünme­mektedir. Bilâkis bu daha muğlak bir hal almıştır.

^Esasen bu mevzuda yapılan istişarele­re hâlen de devam edilmektedir. Bu cümleden olarak Yeni Zelanda Başve­kili Birleşmiş Milletler genel sekrete­riyle dün sabah uzun bir görüşme yap­mıştır. Bilindiği gibi Yeni Zelanda'nın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî murahhası ocak ayı devresi için güven­lik konseyinin başkam bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ye­ni Zelanda Başvekiliyle vaki görüşme­den evvel Sovyetler Birliği murahhası M. Sobolef ile bir görüşme yapmış bu­lunuyordu. Fakat her iki görüşmede te­ati edilen fikirler hakkında hiçbir ma­lûmat verilmemektedir.

İleri sürülen fikirlere göre bugünkü şartlar altında düşünülen har.ek-st hat­tı, iki Çin hükümetine bir tenbihte bulunmak suretiyle muhasamatın der­hâl durdurulmasını sağlamağa çalış­mak olmamalıdır. Zira böyle bir tenbihi iki taraf da nazarı itibare alma­yacaktır. Yapılacak şey, daha ziyade Formoza boğazındaki durumun arz ettiği tehlike üzerine dikkati çekmek olacaktır. Bununla beraber bu fikirler henüz birer ihtimalden ibaret bulun­maktadır.

Birleşmiş Milletler nezdindeki batılı murahhaslara göre ise şöyle bir for­mül de düşünülmektedir: Güvenlik konseyi manevî bir müdahaleyi tazammun eden bir ikaz ile uzak doğu barı­şının muhafazasiyle mükellef olanları muhatap tutarak kendilerinden tehli­keli bir durum yaratabilecek' her türlü hareketten içtinap etmelerini isteyecek­tir.

26 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler genel sekreteri M. Dag Hammarskjold, İspanyol hüküme­tinin Birleşmiş Milletler nezdinde mü­şahit olarak bir temsilci bulundurul­ması hususunda İspanya tarafından yapılan müracaata dün akşam muva­fakat cevabı vermiştir.

27   Ocak 1955

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Ame­rikan daimî murahhası M. Henry Cabot Lodge, Komünist Çin mahkemeleri tarafından casusluk suçiyle hapse mah­kûm edilen 11 Amerikan havacısından birinin kardeşi olan M. John Kiba'yı bu sabah kabul ed-cektir.

  Birleşmiş Milletler:

Pekin hükümetinin mevkuf tuttuğu Amerikan havacılarından ikisinin aile efradı için seyahat masraflarını temin etmeği deruhte etmiş olan bir Ameri­kan ticaret şirk&ti, bu mevkuflardan birinin kardeşi olan M. John Kiba'yı görüşmek üzere nezdine kabul etmesini Birleşmiş Milletler genel sekreteri M. Dag Hammarskjold'dan istemiştir.

M. Hammarskjold, bir Amerikan vatan daşı bulunması hasebiyle M. Kiba'nın daha evvel Birleşmiş Milletler nezdin­deki Amerikan murahhas heyetini zi­yaret etmesi lâzım geldiğini bu şirkete cevap olarak bildirmiştir.

28  Ocak 1955

  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletlerdeki Çin. heyeti men suplarından biri, heyet başkanı Tsiang, Komünist Çin hükümeti temsilcisinin, güvenlik konseyi müzakerelerini taki­be davet edilmesine tamamen muhalif olduğunu açıklamıştır. Bununla bera­ber aynı şahıs, bu hususta verilecek muhalif oyun herhalde bir veto mahi­yetini   haiz   olmayacağını   belirtmiştir

 

Birleşmiş milletler:

 

Birleşmiş Milletlerdeki Yeni Zelanda heyeti Formoza meselesini «Çin top­rakları açıklarındaki bazı adalar böl­gesindeki muhasemat meselesi» başlı­ğı altında güvenlik konseyine sunmuş­tur.

Güvenlik konseyinin pazartesi günü bu meseleyi tetkik için mahallî saatle 11 de (16 gmt) toplanacağını basma bildiren Yeni Zelanda delegesi ve konsey başkanı Munro, «bazı adalat tâbiri­nin yalnız Taşen, Kemoy ve Matsu adalarına şamil olduğunu ve Formoza ile Peskador'u ihtiva etmediğini belirt­miştir. Munro bundan başka konseyin P-skin hükümetini bu meselenin, mü­zakeresine iştirake davet edeceğini ümit eylediğini de açıklamıştır. Delege bu teşebbüsünün tek gayesini, hukukî durumu dikkat nazara almaksızın, ger­ginliği azaltmak ve barısı kuvvetlen­dirmek için muhasemata son vermek olduğunu bildirmiştir.

29 Ocak 1955

  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan mah fillerinde yapılan beyanata göre Bir­leşmiş Milletler nezdindeki Amerikan murahhas heyeti, kıt'a Çin'ini etrafın­daki durum hakkında yapılacak mü­zakerelere iştirak etmesi için Komünist Çin temsilcisinin güvenlik konseyi ta­rafından davet olunmasına itiraz etmeyecektir.

  Birleşmiş Milletler-:

Atom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması için toplanacak milletler­arası ilmî konferansa, Birleşmiş Mil­letlere mensup 60 memleketten başka katılacak devletler şunlardır: Habeşis­tan, Avusturya, Bulgaristan, Kamboç, Seylan. İspanya, Finlandiya. Batı Al­manya, Ürdün, İtalya, Japonya, Güney Kore, Laos, Libya, Manaco, Nepal, Portekiz, Romanya, İsviçre, Vatikan ve Vietnam.

Bu devletler Birleşmiş Milletlerin Özel teşekküllerine üyedir.

  Birleşmiş Milletler:

20 ağustosda Cenevre şehrinde topla­nacak olan atom enerjisinin sulhcu gayelerde kullanılmasını sağlayacak milletlerarası konferansın hazırlıklarıyla meşgul olan istisarî komitedeki Birleşik Amerika delegesi Profesör Rabi bugün tertiplediği bir basın konferansı sırasında. Sovyetler Birliğin ir.;-, konferans gündemine, Sovyetler Birliği bilgilerine Rusyada atom enerji­siyle işliyen elektrik fabrikası hakkın­da izahat vermelerini temin edecek bir" madde koydurmuş olduğunu açıklamış­tır.

31 Ocak 1955

Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler nezdindeki  Sovyet" murahhas heyeti dün güvenlik konsey; başkanlığına müracaat  ederek  «Birle­şik  Amerika  tarafından  Çin     Halk Cumhuriyetine karşı Formoza bölgssİn de v.e Çin'in diğer adalarında girişilen tecavüz hareketleri meselesini»   tetkik " etmek üzere konseyi acele toplanmağa -davet etmesini istemiştir.

Sovyet şikâyetine bir karar sureti de' bağlı bulunmaktadır.  Bu karar    suretinde   "Birleşik   Amerika'nın   bu   teca­vüz hareketlerinin takbihi»,     «bunlara bir son verilmek üzer.e derhal tedbirler" alması hususunun Birleşik Amerika'ya tavsiyesi»   ve   «Birleşik     Amerika'nın Formoza'da ve Çin'e ait diğer toprak­larda  bulunan  deniz,  hava  ve     kara kuvvetlerini 'geri çekmesi» istenilmektedir.

Sovyet karar suretinde bundan mada' «Formoza bölgesindeki adaların Çin Halkçı Cumhuriyetinin kontrolü altın­da olmayan kuvvetlerden tahliyesini" kolaylaştırmak üzere bu bölgede her türlü askerî hareketten içtinap etmesi hususunda Birleşik Amerika nezdinde İsrar edilmesi» det talep edilmekte­dir.

Sovyet karar suretinde, «Birleşik Amerika'nın tecavüzü hareketlerinin Çin'in dahilî işlerine açık bir müda­hale teşkil ettiği ve bu müdahale ile Çin arazisinin ayrılmaz cüzünü teşkil eden Formoza ile di^er Çin adalarına müteallik beynelmilel anlaşmalar çerçevesi dahilinde Birleşik Amerika'nın -kabul etmiş olduğu vecibelerin ve Birleşmiş Milletler anayasası prensipleri­nin ihlâl edildiği beyan olunmaktadır. Sovyet karar  sureti,   «Birleşik Amerika'nın kontorlü altında bulunan silâhlı kuvvetlerin Çin şehirleriyle sahil "bölgelerine bir tahrik neticesi olmadan vukubulan silâhlı hücumlarını, bu "bölgede Amerikan deniz ve hava kuv­vetlerinin toplanmasını ve Amerikan şahsiyetlerinin Halkçı Çin'e karşı silâh­lı kuvvetler kullanılacağı tehdidini tazammuneclen resmî beyanatını» teca­vüz hareketleri olarak vasıflandırmak­tadır.    .

Gerek Sovyet karar sureti gerekse Sov­yet murahhası M. Arkady Sobolef ta­rafından güvenlik konseyi başkanına gönderilen ve "Birleşik Amerika'nın tecavüzî hareketlerinin» konseye arzı­nı isteyen mektup. «Bu hareketlerin uzak doğuda gerginliği vahimleştirdiğini ve yeni bir hap tehlikelerim ar­tırdığını-» beyan etmektedir.

Birleşmiş Milletler:

'Güvenlik konseyi, Uzak-doğu'daki du­rumu ve bilhassa Çin kıyıları açıkla­rında husule gelen hâdiseleri tetkik maksadiyle bugün mahallî saatle 11.33 d.e Yeni Zelanda delegesi Munro'nun başkanlığında toplanmıştır.

""Toplantının hemen başında, Sovyet delegesi Sobolef, Milliyetçi Çin tem­silcisinin yerine, bu memleketin ye­gâne meşru temsilcisi olan Komünist 'Çin delegesinin alınmasını teklif et­miştir. Fransız delegesi Hoppenot, Çin'i konseyde temsil eden ve' temsil yetkisi Birleşmiş Milletler genel sekreteri ta­rafından kabul edilmiş olan mevcut delegenin yetkilerini iptal için herhan­gi bir sebep bulunmadığını ve bundan dolayı Sovyet teklifinin reddi gerekti­ğini   belirtmiştir.

Amerikan delegesi Lodge da, konseyin " Milliyetçi   Çin  delegesinin   çıkarılarak yerine  Komünist   Çin   delegesinin  kabulüne matuf her türlü teklifin tetki­kini reddetmesini ve bu husustaki takririnin Sovyet teklifinden önce müza­keresini istemiştir.

" İngiliz delegesi, Sovyet delegesinin bu meseleyi ortaya atmasına esef ettiğini belirtmiş ve Komünist Çin'in müzake­releri  takibe  bir  temsilci  göndermesi hususunda  yapılacak   daveti  destekleyeceğini bildirmiştir.

Konsey Amerikan takririnin müstace­liyetle görüşülmesine bir muhalife (Sovyet) karşı 10 oyla karar vermiştir. Müzakere sonunda Amerikan teklifi de 10 oyla kabul edilmiştir. Sovyet dele­gesi aleyhte oy vermiştir. Bu durura karşısında Sovyet teklifi oya konma­mıştır.

Bunu müteakip Yeni Zelanda delegesi, Çin kıyıları açıklarında bulunan bazı adalar bölgesindeki muhasemat mese­lesini güvenlik konseyine sunmaya sevk eden sebepleri izah etmiş ve Ko­münist Çin'in müzakereleri takibe bir temsilci göndermeye davet edilmesini ileri sürmüştür. Yeni Zelanda delegesi, müzakerelerin tek gayesinin muhasernaün tehlikeli bir şekilde yayılmasını önlemek olduğunu, çünkü aynı arazi ü-zerinde hak iddia eden bu iki hüküme­tin her birinin dünyanın en kuvvetli devletleri tarafından desteklendiklerini belirtmiştir.

Sovyet delegesi Sobolef, Eisenhower'in mesajını ve Amerikan kongresinin ka­rar suretini şiddetle tenkit ederek bu­nun Çin'in işlerine müdahale teşkil et­tiğini ve Komünist Çin topraklarına karşı silâhlı bir tecavüz hazırlığı mahi­yetinde olduğunu ileri sürmüştür. Sov­yet delegesi de Komünist Çin'in bu müzakereleri takibe dâvet edilmesini is­temiştir.

Birleşmiş Milletler:

Sovyet delegesi, Amerika'nın Komü­nist Çin'e karşı giriştiği mütecavizane hareketleri meselesinin ehemmiyet ve müstaceliyetini belirtmiş ve hüküme­tinin bu meseleyi konseye sunduğunu hatırlatmıştır. -Sovyet delegesine göre, bu bölge ve dünya barışı için bir teh­like teşkil eden bu durum. Birleşik Amerika silâhlı kuvvetlerini Formoza ve Cin denizinde bulundurduğu müddetçe devam edecektir. Diğer taraftan Sovyet delegesi, Yeni Zelanda teklifinin1 gün­deme alınmasına itiraz etmiş ve bu­nun asıl gayesinin Komünist Çin hü­kümetini, (Formoza üzerindeki meşru haklarından feragate zorlamak olduğu­nu ileri sürmüştür.

Sovyet delegesinin konuşmasının ter­cümesini müteakip konsey mahallî saat 15 e (20,00 gmtj kadar çalışmaları­na ara vermiştir.

Birleşmiş Milletler:

Güvenlik konseyinin öğleden sonraki toplantısında Milliyetçi Çin delegesi, gerek Yeni Zelanda ve gerek Sovyet­ler Birliği tarafından İleri sürülen iki meselenin: gündeme alınmasına muha­lif olduğunu bildirmiştir.

Amerikan delegesi Lodge,Yeni Zelan­da teklifinin gündeme alınmasına ta­raftar olduğunu bildirmiştir. Lodge bundan başka Sovyet teklifinin de gün deme alınmasını istediğini, çünkü bu sayede Sovyet ithamlarının    tamamen asılsız olduğunu isbat fırsatım bulaca­ğını belirtmiştir. Amerikan delegesinin. kanaatince, Sovyetler bu teklifi, Çin denizinde ateş kesilmesine taraftar ol­madıkları ve bu arzularını gizlemek istedikleri için, ileri sürmüşlerdir. Lod­ge,Sovyet delegesinin Eisenhower'in Formoza hakkındaki mesajı hususun­da ileri sürdüğü tenkitlere cevaben bu mesajın meseleyi sadece savunma ba­kımından ele aldığını ve katiyyen bir «önleyiciharp» tehdidini haiz olmadı­ğını belirtmiştir.

Brezilya,Belçika ve Peru delegeleri, de Yeni Zelanda teklifinin kabulüne-, Sovyet teklifinin ise reddine taraftar' olduklarını bildirmişlerdir.

1 Ocak 1955

Lefkoşe:

Yunan tezine karşı Ada Türklerininhukukunu müdafaa etmek üzere Kıb­rıslı Türkler tarafından Birleşmiş Mil­letler kuruluna gönderilmiş olan heye­te mensup iki temsilci cumartesi günü New-York'tan Lefkoşe'ye    dönmüştür.

Heyetin üçüncü âzası Müftü Dânâ Efendi, onbeş gün Londrada kalmak ü-zere arkadaşlarından ayrılmıştır. Hava meydanında toplanan binlerce Kıbrıs­lı Türk uçaktan inen Türk cemaati baş­kam Feyyaz Kaymak il? avukat Ahmet Zaimi hararetle alkışlamışlardır.

8 Ocak 1955

Atina:

Atina Radyosu dün geceki hususî bir yayınında, Kıbrıslıların İngiltere tara­fından teklif edilen anayasayı bir şart­la kabul edeceklerini bildiriliştir. Yeni anayasanın ilk maddesinde, muayyen bir müddet sonra, Kıbrıs halkına kendi kendini idare hakkının tanınması şart koşulmalıdır.

Atina Radyosu ilk defa olarak İngilte­re tarafından hazırlanacak bir anaya­sanın kabulü imkânından bahsetmek­tedir.

Geçen ağustos ayından beri Kıbrısa mü­teveccihen hususî yayın yapan Atina Radyosu. Kıbrıslıları İngiltere tarafın­dan teklif edilen her türlü anayasayı kayıtsız şartsız redde teşvik etmekte idi.

İngiltere Kıbrısa anayasa teklifini 1948 de yapmıştır.   Fakat  bu   teklif  istişarî  meclisin <edi   Rum   âzası   tarafından reddedilmiştir.

Buradaki siyasî temsilciler Atina Rad­yosunun yayını hakkında henüz bir fi­kir beyan etmemişlerdir.

Diğer taraftan Yunan kilise konseyi, dün sabah Kıbrıs Piskoposu ve ilhak hareketleri lideri Makarios'un Kıbrıs Valisi ile görüşeceğini bildirmiştir. 1931 den beri Kıbrıs piskoposu ile İn­giltere Valisi arasında hiçbir görüşme vuku bulmamıştır.

Londra:

Hariciye Vekâleti tarafından dün gece bildirildiğine göre Başpiskopos ile Kıb­rıs Genel Valisi Sir Robert Armitage arasında yapılacak olan görüşmeler mahallî münasebetlere inhisar edecek­tir.

Hariciye Vekâleti, Robert Armitage'nin Kıbrıs'ın muhtariyeti meselesini görüşmek istediğine dair dün ortaya atılan rivayeti yalanlamıştır.

New-York'dan dönmekte olan Kıbrıs kilisesi delegesi Zenon Rossides dün bir basın toplantısında, Makarios'un Kıbrıs Valisiyle ancak muhtariyet me­selesini   görülebileceğini   söylemiştir.

15 Ocwk 1955

Atina:

Yunanistan'ın Kıbrıs hakkındaki tale­bi Birleşmiş Milletler siyasî komisyo­nunda görüşüldüğü sırada 14  aralıkta yapılan nümayişlerde tevkif edilen öğ­renciler, ceza mahkemesi tarafından suçsuz addedilmiştir.

17 Ocak 1955

  Lefkoşe:

Kıbrıs Başpiskoposu Makarios dün' çok şiddetli bir nutuk vererek İngiliz anayasasını kabul edecek her Kıbrıs­lıyı vatan haini ve enosis düşmanı ola­rak kabul edeceğini söylemiştir.

Enosis hareketinin beşinci yıldönümü münasebetiyle binlerce Rum Kıbrıs'ın muhtelif yerlerinden Lefkoşe'ye gel­meye başlamıştır.

Polis birlikleri dikenli tellerle çevril­miş bölgede beklerken telsizle müceh­hez polis otomobilleri de sokaklarda devriye gezmekteydi.

Kilisede toplanan bu kalabalıkta üze­rinde «Ya hürriyet ya ölüm» - «İngilte­re defol» ve «kahrolsun anayasa» iba­relerini taşıyan bazı levhalar dolaş­maktaydı.

Makarios'un Kıbrıs'ın Yunanistan'a il­hakı için mücadelenin Kıbrıs'ta olaca­ğını söylediği sırada dinleyiciler «ha­sırız» diye bağırmışlardır.

Toplantıyı müteakip kalabalık hiçbir hâdise çıkarmadan dağılmıştır.

  Atina:

Atina'da dün Kıbrıs için yeniden bir nümayiş yapılmıştır. Kıbrıs'ta yapılan bir plebisitin beşinci yıldönümünü ve­sile ederek Kıbrıs'ın Yunanistan'a il­hakı hususunda faaliyet gösteren bir •çok Yunan teşekkülleri meçhul asker âbidesine gelerek nümayişlerde bulun­muşlardır.

Bilindiği gibi, "bundan beş sene evvel 'Makaryos tamamen hususi mahiyette ve kanunsuz bir şekilde adada sözde bir plebisit yapmıştı.

Atina'da yıldönümü kutlanan da bu plebisittir. Sabahleyin yapılan nüma­yişte hiçbir hâdise olmamıştır. Meç­hul asker âbidesine celenkler konmuş millî marş söylenmiş ve nümayişçiler Kıbrıs'ın ilhakı için sonuna kadar mü­cadele edeceklerine dair ant içmişler­dir. Polis kuvvetleri sabahın erken sa­atlerinden itibaren caddeleri ve elçi­liklere giden sokakların başlarını tut­muş ve sıkı tedbirler alınmıştır;

19 Ocak 1955

Lefkoşe:

Kıbrıs'a gizli olarak sokulduğu anlaşı­lan bir gazete, ilhak dâvasını gerçek­leştirmek için Kıbrıs Rumlarını «mau mau'larm lisanı ile konuşmaya» davet etmektedir.

Yunanistan'dan gönderildiği zannedi­len «Enosis» adındaki bu gazete şunla­rı yazmaktadır:

«Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs hakkın­da aleyhte karar almasına sebep, bu davada dinamik bir kampanyaya baş­vurulmamış olmasıdır.

İnsanlar, kanlı mücadelelerle ve feda­kârlığa katlanmadan hürriyete kavuşa­mazlar. Dâvamızı tanıtmak için müs­temleke idarecilerinin anladığı lisan­la hitabetmeliyiz. Bu lisan, Mısır halkı­nın Yahudilerin ve Mau mau'larm kullandığı «kan, sabotaj ve dinamitdir.

Gazete, «ya istiklâl ya ölüm» parolası­nı taşımaktadır.

26 Ocak 1955

Lefkoşe.

Bir kilise sözcüsünün bildirdiğine göre, Kıbrıstaki Yunan kilisesi idare heye­tinin dün yaptığı toplantıda, Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı mevzuunda ileride takip edilecek hareket tarzı hakkında karar verilmiştir.

Toplantıya, ilhak hareketi reisi Baş­piskopos Makarios nezaret etmiştir. Varılan kararlar hakkında herhangi bir açıklamada bulunulmamıştır. Ha­ber verildiğine göre, kilise umumi he­yeti cuma günü bir toplantı yaparak dün  verilen kararları   inceleyecektir.

27 Ocak 1955

  Chloraka (Kıbrıs):

Batı Kıbrıs sahilini arayan polis ve askerî birlikler, burada bir su haznesi­ne saklanmış dört sandık silâh ele ge­çirmişlerdir.

Dün gece yarısı silâh ve cephane geti­ren bir Yunan motorunun İngiliz kuv­vetleri tarafından müsadere edilmesin­den sonra yedi kişinin evleri aranmış­tır.

Chloroka köyü sakinleri tevkif edilen sekiz kişiden yedisini tanıdıklarını bil­dirmiş, sekizinci şahsın bir müddet ön­ce Kıbrıstan çıkarılmış bir siyasetçi olabileceğini, söylemişlerdir.

Köylüler batı sahilinden Kıbrıs'a za­man zaman, silâh ve cephane sokulmuş olabileceğini tahmin etmektedirler. Köyde İngiliz aleyhtarlığı umumidir. Her tarafta «İngilizler çekilmelidir» «anayasa kabul edilmelidir" gibi iba­reler taşıyan levhalar asılıdır. Bu iba­relerin altında garip işaretler bulun­maktadır. Köylüler, bunların Yunanis­tan'da kurulmuş ve burada da taraftar­ları olan gizli bir teşkilât tarafından yazıldığını söylemektedirler.

Polis dünden beri köye girip çıkanları sıkı bir muayeneden geçirmektedir. Yapılan aramalarda, son altı aydan beri Kıbrıs'da intişar etmekte olan gizli bir gazetenin nüshaları ele geçmiştir.

  Lefkoşe:

İngiliz kuvvetleri dün gece Kıbrıs'ın ıssız bir limanına giren 100 tonluk bir Yunan motorunu yakalamış, motorun silâh ve cephaneden ibaret olduğu söy­lenen yüküne el koymuştur.

Saint George adındaki motorun, 3 kişilik mürettebatı ile limandaki Chloraka kasabasından 8 Kıbrıslı Rum, ne­zaret altına alınmıştır.

Kıbrıs hükümeti tarafından neşredilen tebliğde şöyle denilmektedir:

Polis ajanlarından alman bazı haber­ler,  Kıbrıs'a silâh ve  cephane  sokulması için teşebbüslerde bulunulduğu­nu göstermiştir. Lefkoşe'nin 100 mil batısındaki Paphos'dan aldığımız ha­berde, Saint George motorunun mayın, el bombaları ve dinamitle yüklü oldu­ğu bildirilmiştir. Bu silâh ve cephaneler, şimdi Kıbrıs makamlarının elin­dedir.

Motorun Güney Yunanistan'da İdhara Adasından   geldiği   söylenmektedir.

Kıbrıs selâhiyetli makamları, daha aralık ayından beri Kıbrıs'a silâh sokma teşebbüsünden malûmatları olduğunu söylemişlerdir.

28 Ocak  1955

Lefkoşe:

Polis dün gece, Lefkoşe'nin kenar ma­hallelerinden birindeki bir Rum kulü­bünü basarak, evrakı karıştırmış ve bina içinde arama yapmıştır.

Baskının sebebi açıklanmamıştır.

Atina:

Yunan hükümeti Kıbrıs açıklarında silâh ve cephane yüklü motorun tevkifi hâdisesi hakkında hiçbir malûmata sa­hip olmadığını beyan etmektedir. Bu akşam çıkan bütün gazeteler hemen hemen ayni ağzı kullanmaktadır.

Gazeteler selâhiyetli siyasî çevrelere atfedilmiş bir beyanat neşretmişlerdir. Bütün Yunan basınında çıkan bu yazı şöyle dernektedir:

«Yunan hükümeti Kıbrıs işinin hallini İngiltere hükümeti ile yapılacak iki taraflı görüşmelerle halletmek arzusu­nu izhar etmiştir.' Bu görüşmelerden kaçınılması üzerine dâva Birleşmiş Mil 1 etlere aksetmiş fakat maalesef burada da Yunanistanın sesi dinlenilmem iştir. Kıbrıs Adasının İngiliz idarecileri şu­nu iyi bilmelidirler ki, istibdat altında bulunan insanlar hürriyetlerini elde etmek için. şiddete başvurmağa mecbur kalır. Yunan, hükümetinin bu motor hâdisesi hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Esasen Yunan hükümeti böyle hâdise­lerin çıkmaması için daima çalışmış­tır. .

Lefkoşe:

Kıbrıs Müftüsü Mehmet Dânâ New-York'a yaptığı seyahatten Lef köşeye dönmüş ve binlerce Kıbrıslı Türk tara­fından; tezahüratla karşılanmıştır.

Kıbrıs Müftüsü New-York'a, ada'nın Yunanistanla birleştirilmesi talebiyle mücadele etmek için gitmişti.

Mehmet Dânâ buradaki müftülük bina­sından kalabalık Kıbrıs Türklerine hi­taben yaptığı konuşmada demiştir ki: Kıbrıs Türklerinin Enosis'e karşı kuvvetli muhalefeti hakkında Birleşmiş Milletleri, İngiliz ve Türk hükümetle­rini   aydınlatmış   bulunuyoruz.»

Kıbrıs Türklerinin Enosis mevzuunda hiçbir endişeleri olmaması hususunda teminat almış bulunuyoruz.

 

Londra:

Devlet Vekili Henry Hopkinson bugün Avam Kamarasında Kıbrıs'a infilâk maddeleri taşıyan, bir Yunan gemisi­nin, yakalanması mevzuunda beyanatta bulunmuştur.

İşçi Partisi mebuslarından John Dugd ale'in sorusunu yazılı olarak cevap­landıran Hopkinson şöyle demektedir: «25 ocak gecesi Pafos civarında Agios Georgios adında bir tekne küçük bir kovuğa 27 kasa infilâk maddesi boşalt­tıktan sonra yakalanmıştır.

Mürettebat ile civardaki Khlorakas köyünden bu sandıkların boşaltılmasına yardım edenler tevkif edilmiştir ve soruşturma devam etmektedir. Tevkif edilenlerin hepsi 'kaçakçılık yapmak ve patlayıcı madde saklamak suçlariyle nezaret altına alınmışlardır.

Mürettebat yakalanınca hiçbir mukavemet göstermemiştir

Kıbrıs, ikinci bir Girit mi oluyor?

Yazan: M. Nermi

29/1/955 tarihli (Yeni İstanbul* dan :

Kıbrıs dâvasının Birleşmiş Milletler gündemine alınmış olması, dünya ba­rışı ile çok yakından ilgili demokrasi­lerin en büyük bir hatası sayılmaya de­ğer. Birçok yazılarımızda, bilhassa bu noktayı, yaratacağı büyük tepkilerle belirtmiş olduğumuzu hatırlarsınız. Toplantıda bir karara varılmamış ve askıda bırakılmış olması, hiç şüphesiz, daha büyük hatâdır. Çünkü: Birleşmiş Milletler'in ilerdeki oturumlarında, ay­nı konunun tekrar ele alınması v,e mil­letler birliğinde yeni yeni gerginlikler yaratması kaçınılmaz ve gerçeklik ha­line gelmiştir artık.

Kıbrıs işinin bir sonuca bağlanmamış oluşu, bütün yunanlığı son derecede sinirlendirmiştir. Biz, basınımızda, bu dâvayı, genel olarak, yalnız Makariosla ilgili görmekteyiz. Bu kilise serseri­sinin Moskova ile işbirliği bilmem bir şeydir. Fakat henüz aydınlanmasını unuttuğumuz bir nokta vardır: Mosko­va mı Makarios'u yaratmıştır, yoksa Makarios mu Moskova'yı harekete geçirmiştir? Bu sorunun cevaplandırıl­ması, durumun daha açık bir surette anlaşılmasına yardım eder.

Kıbrıs dâvasını imperialist Yunan hü­kümetinin iç ve dış politikasından ay­rı bir şeymiş gibi düşünmek imkânsız­dır. Artık, en ufak bir şüphemiz ol­mamalıdır: Makarios'u Kıbrıs Adası'-mn sözcüsü yapan ve geniş para yardımlariyla destekleyen, eli bayraklı dostumuz Mareşal Papagos'tur. Yunan ülkesinde, bir zamanlar, yapılan bütün gösteriler, hükümetin emriyle hazırlan­mıştır. Onun için, Sovyetler Birliğinin hazıra konmuş olduğunu, hiçbir vicdan üzüntüsü   duymaksızın,   sÖyliyebilliriz.

Halk yığınları, heyecanlı gösterilerle çılgına çevrildikten sonra, aynı Yunan hükümeti, aramızdaki andlaşmaların hiçbir değeri yokmuş gibi, politikasın­dan şaşmamış ve Birleşmiş Milletler çevrelerinde, bize ve İngiltere'ye karşı şiddetli bir propagandaya girişmiştir. Yunan dilekçesi oya konduğu zaman Yunanistanın, Sovyetlerle tam bir iş­birliği yapmış olduğunu kim saklaya­bilir?

Bugün aynı politikanın gittikçe şiddet­lenen tehlikeli belirtileri karşısında bulunuyoruz. Ayos Georgios adlı bir Yu­nan gemisi, Kıbrıs'a yanaşmış ve silâh çıkarırken, İngilizler tarafından yaka­lanmıştır. Bunun ilk silâh kaçakçılığı olmadığım tahmin edebiliriz. Halka dağıtılan silâhlar, hiç şüphesiz, Sovyet fabrikalarından değil, Amerika'nın Yunanistan'a yaptığı savunma yardım­larından olmalıdır. Yunan hükümetinin sorumluları, Birleşmiş Milletlerden hiç bir karar koparamadıklarım anladıkla­rı zaman, uluorta söylemişlerdi: «Bu iş ancak silâh kuvvetiyle yoluna konabi­lir. Onun için, Kıbrıslılar'a buna baş­vurmaktan başka bir şey kalmıyor.» Bu sözler söylendiği zaman ciddiye alınmamış ve iç-politika gerginliklerimi yatıştırmak fikriyle düşünülmüş bir taktik sayılmıştı! Biz, Girit adasında, bir zamanlar, neler yapılmış olduğunu, tarihten, çok iyi öğrenmiş olduğumuz için, olayların gelişmesini sabırla bek­lemiştik. Şimdi tahmin ettiğimiz gibi, bütün hazırlıklariyle, bize Girit'i ha­tırlatan silâhlı bir Yunan politikası karşısında  bulunuyoruz.

Hazırlıklar bittikten ve yerliler silâh­landırıldıktan sonra, kanlı çarpışmala­rın başlaması çok mümkündür. Kime kargı bu ayaklanıp? İngilizlere karşı mı? Görünürde öyle belki.. Fakat ha­kikatte evet hakikatte, Kıbrıs Türklerine karsı, silâhsız Türklere, milletlera­rası anlaşmalardan başka desteği ol­mayan Türkler.e karşı. Bu korkunç ih­timaller, günün birinde, gerçekleşirse, gözümüzün önünde dökülen kardeş ka­nana nasıl seyirci kalabiliriz biz? Başın da, en büyük kilise rütbesini kazanmış bir papas olmak üzere, hiristiyanlık adı­na girişilmek istenen 'bu kanlı teşeb­büs tam zamanında önlenmezse, büyük .felâketlere yol açabilir.

Birleşmiş Milletler her işi oluruna   bırakmakla gerginlik yuvalarının doğma sim kolaylaştırmıştır. Kıbrıs'ta olup bitenler de, düşünülmeden verilen ka­rarların yemişleridir. Fakat bunun bütün savunma sistemimizi çok yakından ilgilendiren bir karakter taşıdığını gör­mek ve ona göre tesirli tedbirler almak lâzımdır. Eski Osmanlı İmparatorluğu'nun yerinde kudretli bir Türkiye vardır artık.. Kıbrıs ikinci bir Girit olursa, sorumlularından tarih Ölçüsün­de hesap aramak bize düşer elbette.

7 Ocak 1955

Beyrut:

Dün akşam parlâmentonun yaptığı giz­li bir oturumda son Kahire toplantısı sırasında Arap Birliğinin aldığı gizli kararlar Dışişleri Vekili Alfred Nak­kaş tarafından izah edilmiştir:

Bugünkü Orient gazetesi, parlâmento koridorlarında dolaşan rivayetlere is­tinat ederek Arap Birliği toplantısın­da şu kararların alınmış olduğunu açıklamıştır.

1)Arap devletleri arasındaki yardım­laşma paktının takviyesi.

2)Arap devletleri arası bir ordunun ihdası.

3)Harp halinde Arap ordularının   bir komuta altında toplanması.

4)Arap orduları  arasında     müşterek manevralar tertibi ve Arap memleket­lerinin birbirlerine askerî heyetler göndermeleri.

5)Arap ordularının ikmal ve iaşe teş­kilâtının ayarlanması.

6)Arap Birliğine dahil memleketler arasında  iktisadî birlik tesisi.

7)Filistin gibi askıda bulunan meseleler  adalet  dairesinde  Arap  devletleri lehine halledildiği takdirde,  batı  ale­miyle işbirliği yapılması, batıdan ge­lecek askerî ve iktisadî yardımın ka­bulü.

15 Ocak 1955

Kahire:

Arap Birliği Genel Sekreterliği bugün yayınladığı bir tebliğde, Arap Birliği anlaşmasının 17 nci maddesine göre, birliğe dahil olan her arap devletinin herhangi bir yabancı devletle aktedeceği her nevi anlaşmanın bir suretini birlik genel sekreterliğine tevdi etmek mecburiyetinde olduğunu beyan etmiş­tir.

Birlik anlaşmasının zikredilen madde­sine göre, Irak Türkiye ile aktedeceği muahedenin bir suretini Arap Birliği Genel sekreterliğine tevdi etmekle be­raber, diğer arap devletlerini de an­laşmadan, haberdar edecektir. Bu an­laşma hususunda diğer devletlerin iti­raz ettikleri noktalar bulunursa, keyfi­yet, Arap Birliğinin icra komitesinde münakaşa edilecektir.

Tebliğde, Arap Birliği Genel sekreter­liğinin Türk - Irak anlaşması müzake­releri hakkında gerekli malûmatı al­madığı ve bu bakımdan yayınlanan ha­berleri tefsir edemiyecek durumda ol­duğu beyan edilmektedir. Bundan baş­ka", tebliğde, Arap Birliği anlaşmasının 17 inci maddesine göre, birliğe dahil devletlerin Arap müşterek müdafaa anlaşmasına aykırı bulunan hiç bir milletlerarası pakta iştirak edemeyeceklerine işaret edilmektedir.

17 Ocak 1955

Kahire:

Resmen bildirildiğine göre, Ürdün Baş­vekili Tevfik Ebülhüda, Kahire'de top­lanacak olan Arap memleketleri başve­killeri konferansına katılmayı kabul etmiştir. Başvekili olmayan Suudî Arabistan'ı temsil için Kral Suud'un ti­mi tayin edeceği henüz bilinmemektedir. Kahirecleki Suudî Arabistan Bü­yükelçiliğinden bildirildiğine göre, kralın bu işe halen Kahirede bulunan müşaviri HalitEbül Veîsd'i memur et­mesi mümkündür.

18 Ocak 1955

  Kahire:

Yemen hükümeti, Mısır'ın bir Arap başvekilleri konferansı toplanması i-çin yaptığı daveti kabul etmiştir.

  Kahire:

Arap memleketleri müdafaa yüksek konseyi toplantısının hazırlıklarına te­vessül etmek üzere dün Kahire'de iç­tima eden Arap memleketleri genel kurmay şefleri konferansı mevzubahis toplantıyı geri bırakmağa karar ver­miştir. Bu. karara göre müdafaa yüksek konseyi Arap memleketleri tarafından müdafaa mevzuunda ittihaz edilecek müşterek politikanın önümüzdeki cu­martesi günü Kahire'de toplanacak olan başvekiller konferansınca tasrihinden sonra toplanacaktır.

Arap memleketleri müdafaa yüksek konseyi, Araplar arası müşterek güven­lik paktın: imza eden memleketlerin hariciye ve müdafaa vekillerinden mü­teşekkil bulunmaktadır.

22 Ocak 1355

Kahire:

Suriye, Lübnan ve Ürdün Başvekilleri bu sabah Mısır Başvekilleri ile ayrı görüşmeler yapmışlardır. Dün gece Millî İstikamet Vekili Salâh Salim, Arap başvekillerinin ikamet ettikleri otele giderek kendileriyle birer saatlik bir görüşme yapmıştır.

Bu görüşmelerin gayesi başvekillerin bu akşam saat 16 da (gmt) Dışişleri Vekâletinde yapacakları toplantıyı ha­zırlamaktı. Bugün başlıyacak olan mü­zakereler birkaç gün devam edecek­tir. Bu arada öğrenildiğine göre, Libya Başvekil: de bu akşamki toplantıya davet edilmiştir.

Kahire:

Mısır Dışişleri Vekâleti Arap işleri da­iresi Müdürü General Mahmut Riad, bu gün Amerika'nın Kahire Büyükelçili­ği Başkâtibi Howard'ı kabul etmiştir. Bu görüşmede mutasavver Türkiye -Irak Paktı hususunda Mısır'ın aldığı durum müzakere edilmiştir.

General Riad, bu görüşmeyi müteakip basma verdiği beyanatta, Mısır hükü­metinin, müşterek Arap güvenlik pak­tı dışında hiçbir savunma paktına ka­tılmamak hususunda kararını bir defa daha teyit ettiğini bildirmiştir.

ı Kahire:

Arap Birliği Başvekilleri konferansı "bugün mahallî saatle saat 16 da. Mı­sır Dışişleri Vekâleti binasının Arap Birligî konferanslarına tahsis edilen salonunda,   toplantılarına   başlamıştır.

Mısır Başvekili Cemal Abdülnasır ta­rafından açılan ilk celsenin, konferan­sın toplanma mevzuu ile alâkalı bîr izahata inhisar edeceği tahmin edil­mektedir.

Konferansa iştirak eden bütün Arap devletleri temsilci heyetlerinin kanaa­ti, toplantıların bir hafta kadar sürece­ği hususunda ittifak etmektedir.

Konferansa iştirak eden Arap devletleri temsilcileri   şu   zevattan   mürekkeptir:

Mısır heyeti: Mısır Başvekili Yarbay Cemal Abdülnasır, Millî İstikamet Na­zırı Binbaşı Salâh Salim, Dışişleri Vekili Doktor Mahmud Fevzi, Dışişleri Vekâleti Arap Devletleri Dairesi Reisi General Mahmud Riad ve Başvekâlet hususî kalem müdürü binbaşı Ali Sabri.

Lübnan heyeti: Lübnan Başvekili Sa­mi el Sulh, Dışişleri Vekili Alfred Nakkaş. Dışişleri müsteşarı Fuad E-min ve Lübnan'ın Kahire Elçiliği mas­lahatgüzarı Nedim Şamî.

Ürdün heyeti: Başvekil Tevfik Ebüî Hûda, Dışişleri Vekili Halid Salih.

Suriye başvekil Faris el Huri, Dışiş­leri Vekili Faz:l el Attaşi.

Suudî Arabistan: Başvekil ve Dışişleri Vekili Emir Faysal, Kral Suudun şahsî müşavirleri Halid el Velid ve Cevad  , Zikri.

Yemen ve Libya yeni davet edildikleri için heyetlerin   kimlerden     mürekkep -olduğu Henüz öğrenilmemiştir.

Kahire:

Arap Birliği Başvekiller konferansı toplantısının ilk celsesinin açılmasın­dan önce, Mısır Başvekili Cemal Abdül nasır'ın konferansın açılışı sırasında, mutasavver Türk - Irak anlaşması hak kında yapacağı konuşmanın bir hülâ­sası Kahire'de bulunan basın mensup­larına dağıtılmıştır.

"Mısır Başvekili Cemal Abdülnasır'ın sözlerinin 'hülâsasından  çıkan mânaya göre, Türkiye Başvekili Adnan Mende­res ile Irak Başvekili Nuri Said Paşa'nın tasarladıkları anlaşma Irak için lüzumsuz ve diğer Arap devletleri için tehlikelidir.

Cemal Abdulnasır'ın basın mensupla­rına tevzi edilen beyanatında, bilhassa Türkiye'ye karşı sert davranılmaktadır. "Mısır, Türkiye'nin herhangi bir harpte Irak'ı ve dolayısı ile, diğer Arap devlet­lerim bir badireye sürükleyeceğini iddia etmektedir.

Mısır hükümetinin düşüncelerini be­lirten bu beyanat hülâsasında,  «İngil­tere ile akdetmiş olduğu karşılıklı mü­dafaa paktı ile korunan ve Amerika'­mdan kâfi derecede yardım alan» Irak'­ın Türkiye ile bir anlaşma   yapmasına "lüzum olmadı ippata çalışılmaktadır. "Bundan  sonra.   Cemal     Abdül nasır'ın "beyanatında  ezcümle şöyle denilmek­tedir:   «Mısır, hiçbir  zaman Irak     ile "Türkiye'nin bazı mahallî ve nıntıkayı meseleleri müzakere etmelerine ve bu hususta   anlaşmaya   varmalarına  itiraz etmez. Ancak, Mısır, Türkiye'nin Irak'a askerî bir yardımda    bulunabileceğin­den şüphe 'etmektedir.  Irak  bir teca­vüze   uğradığı takdirde, Türklerin Kuvvetlerinden bir kısmını Irak'lı kam yularının yardımına tahsis etmeleri İh-şimali vârid midir?

Diğer taraftan, Iraklıların Moskova ile siyasî münasebetlerini kesmelerinin ve komünizme karşı bu kadar şiddetli bir kampanya açmalarının sebepleri ne­lerdir? Mısır, bu hareketlerin, Irak'ın batı devletleriyle çok sıkı bir işbirli­ğinde bulunmak arzusundan ileri gel­diğini görmekte haksız mıdır?»

Mısır Başvekilinin Arap Birliği konfe­ransını açış nutkunda Türk - İsrail meselelerine de temas edilmekte ve ezcümle şöyle denilmektedir: «Türki­ye'ye gelince, onun İsrail'le olan mü­nasebetlerine bir göz atalım. Bu iki devlet arasındaki münasebetler ne du­rumdadır? Bu hususta Arap devletleri temsilciler i ne Mısır Dışişleri İktisadî İşler Dairesi tarafından hazırlanmış olan mufassal bir rapor takdim edilmiş­tir. Bu raporda belirtildiğine göre, İsrail’in doğudaki en iyi ve en kuvvetli yardımcısının Arap devletleriyle iş­birliğinde bulunmak isteyen, Türkiye olduğu anlaşılmaktadır.»

Kahire:

Arap Başvekilleri konferansının dün akşamki toplantısında evvelâ söz alan. Mısır Başvekili Abdunnasır birbuçuk saat süren bir konuşma yaparak Mısır noktainazarını izah etmiştir. Bunu mü­teakip diğer Arap hükümetlerinin re­isleri sıra ile söz almış ve kendi nok­tainazarlarını ileri sürmüşlerdir.

Toplantı sonunda Başvekil Abdunnasır İrak Başvekili Nuri Sait Paşaya bir telgraf çekerek, kendisine âcil şifalar temenni etmiş ve rahatsızlığının geçmesi üzerine derhal Kahire'ye gelmesi ricasında bulunmuştur.

Öğrenildiğine göre, Irak Başvekili bu telgrafa verdiği cevapta, gösterilen alâkaya teşekkür etmekte ve sıhhî du­rumu müsaade ettiği zaman Kahire'ye geleceğini bildirmektedir.

Diğer taraftan dün davet edilmiş olan Libya Başvekili Mustafa bin Halim'in bugün akşama doğru veya yarın Kabireye gelmesi beklenmektedir.

Yemen Kralının kardeşi Seyfülislâm Abdullah'ın da yurduna intizar olun­maktadır.

24 Ocak 1955

  Kahire:

Arap devletleri Başvekillerinin gmt. ayarıyla 16 da başlayan dünkü toplan­tıları saat 20 de sona ermiştir.

Mısır (Mili! İstikamet Vekili Binbaşı Salâh Salim, toplantıdan sonra verdiği beyanatta, bugün, biri sabah biri öğ­leden sonra olmak üzere iki toplantı akdedileceğini bildirmiştir.

Dünkü toplantıdan evvel, Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Rıfkı Zorlu, Mısır Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi ile Arap heyetlerini ziyaret etmiştir.

  Kahire:

Arap Başvekillerinin bu sabah Mısır Dışişleri Vekâletinde yaptıkları toplan ti dört saat kadar sürmüştür. Konfe­ransta, Mısır heyetinin sunduğu ve Araplar arası müşterek güvenlik paktı­nın takviyesini derpiş eden tasarı mü­zakere edilmiştir. Irak'ın bu toplantı­da temsil edilmemesi, çalışmaların ba­şarıyla neticelenmesine engel olacağı­na kanaat getirildiğindenIrak Başve­kili Nuri Said'in sağlık durumu konfe­ransa katılmasına müsaade etmediği takdirde, Başvekilden, bir temsilci göndermesi istenmeye karar verilmiş­tir. Bu karar konferansın hemen aka­binde Mısır Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi tarafından Irak'ın Kahire Bü­yükelçisi El Ravî'ye bildirilmiştir.

  Londra:

İngiliz siyasî çevrelerinde hasıl olan kanaate göre İngiltere, Irak hüküme­tinin, Mısır'ın muhalefetinin tesiri al­tında kalmayarak, Türkiye ve diğer il­gili memleketler la askerî işbirliği poli­tikasına devam edeceğini ümit etmek­tedir. Tabiatiyle bu arada İngiliz Dış­işleri Vekâleti, Arap memleketleri Baş­vekillerinin hâlen Kahire'de yapmakta oldukları toplantı hakkında resmen herhangi bir beyanatta bulunmaktan içtinap etmektedir.

Siyasî çevrelerin kanaatince, Mısır'ı» Arap Birliği umumî efkârını mutasav­ver Türk - Irak Paktı aleyhinde cephe almaya sevk teşebbüsü daha şimdiden akamete uğramış ve Mısır fiilen tek ba­şınakalmıştır. Yarbay Abdülnasir şim­di diğer Arap idarecilerinin 'görüş tarz­larını öğrenmiştir. Bu idareciler, her ne-kadar şimdilik bir Türk - Irak ittifa­kına katılmaya tereddüt etmekteyseler de, İngiltere ve Amerika'nın, des­teklediği bir Orta-doğu müdafaa ta­sarısı karşısında menfî bir durum al­maya da hazır değildirler.

Mısır hükümetininbugün, pek ihtiyat­sız bir şekilde, düştüğü oldukça nazik, durum Londra'da pek iyi anlaşılmak­tadır. İngiliz hükümeti bu durumu da­ha da nazikleştirecek bir şey yapmayacaktır. Filhakika İngiltere, bir Or­ta-doğu savunma sisteminin mümkün olduğu kadar süratle kurulmasına ta­raftar olmakla beraber, Mısır'ın stra­tejik ve siyasî ehemmiyetini kabul et­mekte ve bu memleketin sonunda bu. anlaşmaya iltihaka karar vereceğini daima  ümit eylemektedir.

Bilindiği gibi Sir Anthony Eden 20 şubat'ta Kahire'de Yarbay Abdülnasır ile görüşecektir. O tarihe kadar Mısır'ın yeni tasarı hakkında katî ve dönülme­si imkânsız bir karar almayacağı ümitedilmektedir.

26 Ocak 1955

Kahire:

Mısır Başvekili Cemal Abdünnasır bir gün basma verdiği bir beyanatta, «Mı­sır'ın Araplar arası kollektif güvenlik paktının tadili için Arap Birliğine hiç­bir tasarı sunmadığını» bildirmiştir. Bununla berabar, Başvekil şunları ilâ­ve etmiştir: «'Bu paktın en kısa bir zamanda tatbik safhasına girmesi için. pratik bir metodun kabul edilmesi tek­lifinde bulunduk.»

Kahire:

Kahire konferansına katılacak olan Irak heyeti bugün uçakla Beyrut'dan buraya gelmiştir. Heyet eski başvekil Herden Fadıl El Cemali ile Irak Dışiş­leri Vekil Vekili Burhanettin Paşayan’dan müteşekkildir.

---- Kahire:

" Mısır Başvekili Albay Abdünnasır, yakın çevrelerden Öğrenildiğine göre, Mısır, Arap başvekilleri konferansının "bu akşam yapılacak celsesinde tek bir "kumandanlık altında toplanan birle­şik Arap ordusuna dair bir teklifte bu­lunacaktır.

Avrupa müdafaa ordusu örnek alına­rak vücuda getirilen bu Aran ordusu, Mısır'ın Arap Birliğine muhalif gör­düğü mutasavver Türk - Irak paktına esvap teşkil edecektir.

"İyi haber alan bir kaynaktan öğrenil­diğine göre, Mısır ve Suudî Arabistan, Orta-doğu müdafaasının münhasıran Araplara ait olmasında İsrar etmekte-.dir.

"Yine bazı kaynaklar, yeni Arap ordu­cu plânı mucibince Arap kollektif gü­venlik paktının Avrupa'dan Güney-doğu Asya'ya kadar uzanan batı müdafaa zincirine dahil edileceğini bildirmektedirler. Mısır'ın İngiltere - Mısır - Sü­veyş anlaşması mucibince Türkiye tecavüze uğradığı takdirde Süveyş Kanal "bölgesinin yeniden  faliyete  geçmesini kabul etmesi ve Irak'ın İran tecavüze uğradığı takdirde Habbaniye üssünü harekete geçireceğini bildirmesiyle Orta-doğudaki askerî boşluk doldurulmuş olacaktır. Mutasavver Arap kumandanlığının karargâhı Süveyş Kanal bölge­sinde  kurulacak   ve   batılı   büyüklerle müdafaa  hususunda  fikir  teati edilecektir.

"Bu projeyi ileri sürenler, Arap memle­ketlerinin kendi imkânlariyle  almağa ve yapmağa muktedir  olamayacakları silâhların batılılar tarafından verilece­ğini ümit etmektedirler.

-Kahire:

"Eski Irak Başvekili Fazıl Cemalî, bu­gün Beyrut'tan hareketinden önce Irak’ın Orta-doğu meseleleri karşısında ki durumu hakkında gazetecilere izahat vermiştir.      

Fazıl Cemalî şunları söylemiştir:

-Arapların şimdiki durumu ve millet­ler arası gelişmeler Arapların yabancı kuvvetler tarafından desteklenmesini icap ettirmektedir. Zira bizim strate­jik durumumuz, askerî ve iktisadî ba­kımdan kâfi derecede gelişmemiş bu­lunmamız bunu elzem kılmaktadır.

Bugünün dünyasında tarafsızlığın im­kânsız olduğuna inanıyoruz ve kendi müdafaamız için bir tedbir olarak mümkün olduğu kadar kendimizi batı'nın askerî ve iktisadî kaynaklarından fay­dalandırmak mecburiyetinde hissedi­yoruz.

Müdafaa kuvvetlerimizi takviye etme­liyiz, fakat hiç kimseye karşı herhangi bir tecavüz niyetimiz yoktur.»

27 Ocak 1955

Kahire:

Arap memleketleri Başvekilleri konfe­ransına iştirak etmek üzere Kahire'ye gelmiş olan Irak heyeti âzasından' sa­bık Irak başvekili Fadıl Cemalî Mısır basınına verdiği beyanatta, dünyanın, iki bloka ayrılmış bulunduğunu ve hür milletler için Birleşmiş Milletler anayasasının prensipleri gereğince iş­birliği yapmak lâzım geldiğini tebarüz ettirmek suretiyle memleketinin Türk-Irak Paktı projesi hakkındaki noktai nazarım Kahire'de- toplanmış olan "baş­vekillere izah edeceğini söylemiştir.

Fadıl Cemali, Irak'ın Arap Birliği ta­raftarı olduğuna ve Arap camiasının müdafaa plânlarını beynelmilel kon­jonktürle alâkalı olarak ve Türkiye, İran ve hattâ Pakistan ile işbirliği ya­parak tanzim etmesi lâzım geldiğine işaret  etmiştir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre Lib­ya Arap Birliği âzasından olup Kahi­re konferansında temsil edilmemiş bu­lunan yegâne Arap memleketi oldu­ğundan Mısır Hariciye Vekili Libya Büyükelçisine yeniden müracaat ede­rek Libya Başvekilinin ve olamadığı takdirde bir Libya heyetinin konferans çalışmalarına iştirak etmesini ısrarla istemiştir.

  Kahire:

İyi haber alan bir kaynaktan öğrenil­diğine göre, Arap hükümetleri başkan­ları bir ay sonra bir konferansa daha davet edileceklerdir. Bu kararın yarın nihayete ermesi gereken konferans sı­rasında alındığı ilâve edilmektedir. Bu bir aylık müddet zarfında Arap hükü­metleri, Araplar arası müdafaa meseleleri hususunda şimdiki konferansta sunulan vesikaları tetkik fırsatım bu­lacaklardır.

İyi' haber alan çevrelerin kanaatince yarın sona erecek olan konferans so­nunda yayınlanacak tebliğin büyük bir ehemmiyeti haiz olması beklenme­melidir.

  Kahire:

Arap Birliği Başvekilleri konferansının bu sabahki dokuzuncu oturumunda, ilk defa olarak, Arap Birliğine dahil bü­tün Vekâletlerin temsilcileri iştirak et­mişlerdir. Irak'a eski başvekillerden Fazıl Cemali, Libya iss1. Kahire Büyük­elçisi Halil El Hallal tarafından temsil edilmişlerdir.

Bu sabahki oturumunda, Irak delegesi Fazıl Cemali, Irak'ı Türkiye ile bîr pakt yapmağa teşvik eden âmilleri izah etmiştir.

  Kahire:

Arap Başvekillerinin dokuzuncu top­lantısı bu sabah Arap Birliğine dahili bütün memleketlerin temsilcilerinin iş­tirakiyle açılmıştır. Bilindiği gibi son olarak Libya'nın da Kahire'deki Büyük elçisi tarafından temsil edilmesine karar verilmişti.

29 Ocak 1955

Kahire:

Arap memleketleri Başvekilleri dün öğleden sonraki celseye ait saat 19.30 da kısa bir fasıla verdikten sonra yeni­den toplanarak saat 21.30 a kadar mü­zakereye devam etmişlerdir.

Cem'an dört .saat süren bu celse sonun­da alman malûmata göre bu akşam Ü-zeri yapılacak olan başvekiller toplan­tısını «hazırlamak» üzere hususî bir talî komitenin teşkiline karar verilmiş­tir.

Bu sabah saat dokuzda toplanacak olan bu talî komite Suriye Hariciye Ve­kili Feyzi Attasi, Ürdün Hariciye Veki­li Velid Salih, Irak Hariciye Vekil Ve­kili Burhanettin, Lübnan: Hariciye Ve­kili Fuat Ammun ve Mısır Millî İstika­met Vekili binbaşı Salâh Salim'den müteşekkildir.

Kahire:

Arap Başvekilleri konferansının nihaî tebliğini hazırlamakla vazifeli beş ü-yeden mütevekkil komite bu sabah toplanmıştır. Komitenin hazırlayacağı me­tin tasvip için başvekillerin son top­lantısına .sunulacaktır. Yetkili bir kay­naktan öğrenildiğine göre, bu tebliğde,. Arap memleketlerinin batıyı destekle­dikleri ve komünizme muhalif olduk­ları belirtilecektir,

Kahire:

Bugün son celsesini yapması icap eden, Arap Birliği Başvekiller konferansı, ni­haî tebliğ neşredilmeden gmt. saat ayarıyla, saat 19.50 de dağılmıştır.

Nihaî tebliğin nehrinin tehir edildiği anlaşılmıştır.

Başvekiller yarın sabah 8.30 (gmt) da: yeniden tonlanacaklardır.

 Ocak 1955

 

Kahire:

Kahire'de toplanmış bulunan Arap Birliği Başvekiller konferansı bugün iki' karar alarak dağılmıştır. Bu kararlara göre, konferans önümüzdeki 3 şubat perşembe günü (gmt saat ayariyle) saat. 16 da yeni bir toplantı yapacak ve bu celse aktedilinceye kadar geçen za­man zarfında da Bağdad'da meydana gelen durumu izah etmek üzere., bir heyet gönderilecektir.

Yarın Kahire'den ayrılacak olan bu heyet Lübnan Başvekili Sami El Sulh, Suriye Dışişleri Vekili Faiz El Attasi, Mısır Millî İstikamet Vekili Yarbay Salâh Salim ve Ürdün Dışişleri Veki­linden mürekkeptir.

Diğer taraftan. Irak temsilci heyeti başkanı Fazıl Cemali bu akşam uçakla Kahire'den Bağdad'a hareket edecek ve Irak Başvekili Nuri Said Paşa'ya, Irak'ın Türk - Irak Paktının kuvveden fiile çıkarılması hususundaki kesin az­mi karşısında Arap Birliğine dahil memleketler  idareci  çevrelerinde tepkileri izah edecektir.

Arap 'Birliği heyeti yarın Öğleden son­ra Bağdad'a vararak temaslarına baş­layacaktır.

Kahire:

Arap Başvekilleri konferansı, Irak hükümeti ile doğrudan doğruya müza­kerelere girişmek üzere bağdad'a bir hey.et göndermek kararını almıştır.

Kahire konferansı

.25/1/955 tarihli (Yeni Sabah) tan:

Arap devletleri Başvekillerinin Kahiredeki toplantıları devam etmektedir. Daha ilk günden ayrılıklar belirdiği ve zıd tezlerin ortaya atıldığı bildiriliyor. "Her ne kadar müzakereler çok gizli cereyan  ediyorsa  da...

"Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudî Arabis­tan ve Mısırın katıldığıve yakında Libya ve Yemenin de katılacağı bu içtimada yalnız Irak Başvekili Nuri Sait "Paşa namevcuttur. Bunun. sebebi de si­yasi olmaktan ziyade sıhhîdir. Bağ­dadin hükümet reisi, odasından hattâ yatağından çıkamıyacak kadar rahatsız olmuştur. Bu hastalık o kadar garip bir vakte rastlamıştır ki herkes bunu "temaruz saymak istemiş hattâ bizzat Arap Başvekilleri, bu düşünceye sap­lanmışlardı. Kahire Radyosunun Nuri Sait Paşayı uydurma hasta diye vasıf­landırması, hakikat anlaşılınca, değiş­miş ve şimdi kendisine aynı radyo âcil şifalar dilemeğe başlamıştır. Müşterek bir müracaata verdiği cevapta ise Nuri Sait Paşa, iyileşince derhal Kahireye koşacağını açıklamıştır. Yarma kadar rahatsızlık seyahate müsaade etmiyecek bir seyir takip ederse belki Irak Hariciye Vekili, Başvekil adına, Mısır hükümet merkezine, gidecektir.

Nuri Sait Paşanın, Arap devletleri top­luluğundan gizlenmeğe veya çekinmeğe hiç ihtiyacı yoktur. Türk Başvekîliyle yaptığı temas ve müzakereler ve akdetmeği kararlaştırdıkları pakt, Arap devletlerinin ve Orta Şarkın men­faatlerine aykırı olmak şöyle dursun, tamamiyle bu bölgenin selâmetini temine matuftur. Binaenaleyh Nuri Sait Paşa, açık ve yüksek" bir alınla, görü­şünü ve tasavvurlarını bütün Arap dün Vasma ifade ve izah edecek ve çok mümkündür" ki salim düşünce, sürekli ve sarsılmaz menfaatler, günün hasis düşüncelerine galip gelerek onun tezi tasvip edilecektir. Çünkü Kahire ve belki de Hicazda bugün esen hava ne kadar sert olursa olsun, hakikatlerin nihayet anlaşılacağına inanmak lâzım­dır.

Türkiye, geçen gün de yazdığımız gibi, herhangi bir hegemonya ve tahakküm peşinde değildir. Tam eşitlik içinde Or­ta Şarkın- muhtemel tehlikelere karşı müştereken müdafaa edilmesini iste­mektedir. Zaten Pakistanla yapılmış böyle tedafüi bir pakt mevcuttur. Bu zinciri genişletmek, bu mıntakadaki emniyeti saklamak bakımından en te­sirli devadır. Tehlikeyi görmemek ve­ya görmemezlikten gelmek, hiçbir şeyi halletmez. Türkiyenin, Sovyetlere kar­şı bir tecavüz harbine girişmesi ihtima­li ise, Kahirenin bütün iddialarına rağ­men, ham bir vehim ve hayalden başka bir şey değildir. Türkiye, değil Rusya ile kadavraya benzeyen bir komşusu­na bile taarruz niyetinde değildir. Eğer Ankarada aksi düşünce hâkim ol­saydı çoktan bazı ufak komşularımız Türk sillesinin değerini ölçmek fırsatını bulmuş olurlardı.

Mesele, sadece meşru nefis müdafaa­sından ibarettir. Nitekim Sayın Nuri Sait Paşa, cevval zekâ ve kabiliyetiy­le bu hakikati derhal anlamış ve bütün Irak devlet adamları da bu hususta kendisiyle mutabık kalmışlardır. Haki­katin her yerde hakikat olması zarurî olduğuna göre Kahirenin de nihayet anlayış göstereceğine inanmak iyi olur.

€ Ocak 1955

  Taipeh:

Milliyetçi Çin Dışişleri Vekili Doktor Shen Chang Huan, Formoza hakkında­ki İngiliz görüşünün son zamanlarda değiştiğini, İngilizlerin eskiden Çin olarak yalnız Pekin hükümetini tanıdıkları halde şimdi iki Çin nazariyesini desteklediklerini söylemişitir.

Vekile göre bu değişiklik son Amerika-Formoza karşılıklı yardım paktının imzası üzerine vukubulmuştur.

13 Ocak 1955

  Washington:

Milliyetçi Çin Birleşik Amerikanın muvafakati olmaksızın Komünist Çin topraklarını istilâya, teşebbüs etmiye-ceğini yazıyla taahhüt etmiştir. Bu ta­ahhüt, Amerikan ve Çin Dışişleri Ve7 killeri arasında 10 aralık günü, yani karşılıklı müdafaa paktının imzasın­dan 8 gün sonra teati edilen mektup­ların bugün resmen yayınlanması üze­rine açıklanmıştır. Bu mektuplar, iki memleket arasında aktolunan pakt ile birlikte, tasvip edilmek üzere, birkaç gün Önce Başkan Eisenhower tarafın­dan1  ayan meclisine sunulmuştur.

16 Ocak 1955

Taipeh (Formoza)

Birleşik Amerika Kara Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Muavini General Charles Bolte Milliyetçi Çin kuvvetlerini iki gün süren teftişten,ve General Çan Kay Şek ile iki görüşme yap­tıktan sonra bugün buradan ayrılmış­tır.

18 Ocak 1955

Washington:

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dullesbugünkü basın toplantısında bir su­ale cevaben şöyle demiştir:

«Birleşmiş Milletlerin Formoza boğa­zı bölgesi için vereceği bir ateş kes-emri, anlaşmazlıkların barış yoliyle hallini derpiş eden Amerikan politika­sının temel prensiplerine uygun olacak tır. Amerika Uzak-doğuda ateş kesil­mesini temin için teşebbüse girişmedi­ği gibi, dünyanın bu bölgesindeki müt­tefikleriyle istişarelerde bulunmadan böyle bir hareket yapmayacaktır.»

Vekil diğer bir suale cevaben, «Formo­za ve Peskador adalarının müdafaası için Taşen adalarının lüzumlu olduğu­nu, iddia edecek kadar ileri gitmiyeceğim. Fakat Formoza ile Peskador ada­ları Amerika'nın güvenliği için hayatî bir ehemmiyeti haiz telâkki .edilmek­tedir»  demiştir.

Yikian Şan adasının Amerika bakı­mından stratejik bir ehemmiyeti haiz olup olmadığı sualine cevaben vekil bu adanın geçen mayıs ayında büyük bir kısmı komünistlerin eline düşmüş olan takımadalara dahil bulunduğunu ve o zaman bu harekâtın pek mühimsenmediğini hatırlatmıştır.

Hammarskjold'un temasları hakkında Dulles şunları söylemiştir:  «Ancak Amerikan havacıları Amerika'ya dön­dükleri takdirde, Hammarskjold'un va­zifesinin başarıyla neticelenmiş olduğu söylenebilir. Gen-£İ sekreter Pekin se­yahati hakkında bana izahat vermek üzere yarın buraya gelecektir.»

19 Ocak 1955

Londra:

Bugün Dışişleri Vekâleti sözcülerin­den birinin beyan ettiğine göre, İngil­tere hükümeti, uzak-doğuda gerginli­ğin azalmasını istemekle beraber, Formoza boğazında akdi temenni edilen mütareke meselesinin Birleşmiş Mil­letler kurulunda, müzakere .edilmesine taraftar değildir.

Sözcü, İngiltere hükümetinin Formoza'da muhasematın kesilmesi hususun­da birçok kere teşebbüse geçtiğini ha­tırlatmıştır.

20 Ocak 1955

Londra:

Başkan Eis.enhower'in dünkü basın toplantısındaverdiği beyanatı tefsir eden Londradaki siyasî mahfiller şöyle de­mektedirler:

«Başkan Eisenhower. Milliyetçi Çin İle Komünist Çin arasında mütareke şart­larını araştırmağa Birleşmiş Milletleri davet etmekte ve aynı zamanda Çin sahilleri yakınlarında bulunan adaların işgaline Birledik Amerika'nın müma­naat etmeyeceğini Pekin hükümetine alenen bildirmektedir.»

İngiliz Hariciye Vekâletinde ise Vekâ­let sözcüsünün bu hususta yapmış ol­duğu beyanata hiç bir şey ilâve edil­memektedir. Bilindiği gibi sözcü bu beyanatında muhasemata son verilme­sini mümkün kılacak her hareketi İn­giliz hükümetinin sempati ile karşıla­yacağını, fakat Birleşmiş Milletlere ih­tilâfta hakemlik etmesini teklif husu­sunda İngiltere'nin bizzat teşebbüsü ele almak niyetinde bulunmadığını söy­lemiştir.

Her ne kadar ba;kan Eisenhower'in mevzubahis beyanatındanİngiliz hü­kümetininhaberdar edilmemiş olduğu temin edilmekte ise de mevsuk bir menbadan öğrenildiğine göre Birleşik Amerika, Çin'e mücavir adaların mü­dafaası İçin hiç bir teşebbüste bulunmayacağını Londraya daha evvel bildirmiş. bulunmaktadır.

Londra'nın iyi hab-tr alan mahfilleri bu mevzu etrafında su mütalâaları ileri sürüyorlar:

«Esasen Birleşik Amerika'nın bu tavrı. Pormoza hükümetiyle taati edilmiş olan mektuplar muhteviyatının ifşa edilmiş olmasiyle açıklanmış bulunmak­tadır. Bu mektuplara göre Formoza hükümeti. Birleşik Amerika'nın tasvi­bi olmadıkça kıta Çin'ine karşı hiç bir askerî harekete girişmemeği taah­hüt eylemektedir.

M. Foster OuUes'in daha ihtiyatlı bir lisanla yaptığı beyanat ve Başkan Eisenhower'indaha sarih bir şekildeki sözleri, şimdi bu tabloyu tamamlamak­ta ve Birledik Amerika'nın uzak-doğu siyasetini tebellür -ettirmektedir."

Lordra'daki müşahitlerin fikrine göre uzak-doğudıa umumî bir hal tarzı için hâlan yol açılmış bulunmaktadır ve bunun hattâ bu sene içinde tahakkuk edebileceği  de  ümit olunmaktadır.

Aynı müşahitlerinmütalâasına göre bu hal tarzı bilhassa üç veche gösterebilir:

1- Çin komünistleriyle milliyetçileri arasında muhasematın kesilmesi ve ile­ride Birleşmiş Milletlerin vesayeti al­ıma konulabilecek olan    Formoza'nın tarafsız bir hale getirilmesi.

2- Ya veni bir beynelmilel konferans­ta akdedilebilecek bir anlaşmanın çer­çevesi dahilinde veyahut  zımnî    bir muvafakat neticesinde Kore'deki ya­bancı kuvvetlerin geri alınması.

3- Komünist Çin'in Birleşmiş Millet­lere alınması ve Formoza hükümetinin güvenlik konsey inci eki    murahhasının yerine Pekin murahhasının getirilme­si.

Londradaki müşahitler mütalâalarına şöyle  devam   etmektedirler:

"İzahtan müstağnidir ki bu sahadaki her türlü, diplomatik teşebbüsten evvel Çin'de, mevkuf tutulan harp esirlerinin serbest bırakılması lâzım gelir. Filha­kika 11 Amerikan havacısının Komü­nist Çinlilerce mahkûm edilişleri, tam Amerikan Uzak-doğu siyasetinin ve Cumhuriyetçi Parti sağ cenahının mu­halefetine rağmen taayyün etmeğe başladığı bir sırada vukua gelmiştir.

Ve nihayet Londra'da şu kanat ileri sürülmektedir:

 

Bu hâdise memnuniyet verici bir şe­kilde halledilir ve bunu Uzak-doğuda askerî ve siyasî bir mütareke takip ederse nitecede bu bölgede umumi bir hal tarzına varılabilir.

  Washington:

Milliyetçi Çin Hariciye Vekili M. George Yeh dün Amerikan Hariciye Ve­kâletinde M. John Foster Dulles ile 20 dakika kadar görüşmüştür.

Görüşmenin sonunda, Formoza boğa­zında muhtemel bir «ateş kes» hak­kında ne düşündüğünü soran gazeteci­lere M. Yeh bu hususta hiç bir fikri bulunmadığını söylemiş, Formoza'ya yakında avdetinin Taşen adalarındaki durumla hiçbir alâkası olmadığını ye bunun esasen on günden beri kararlaş­tırılmış bulunduğunu ilâve etmiştir.

  Washington:

Milliyetçi Çin'in Washington'daki Bü­yükelçiliği, Taipeh hükümeti Hariciye Vekili M. George Yeh'in M. John Fos­ter Dulles'e Formoza boğazında bir ateş kes halinin iki muhtelif Çin rejiminin tanınmasını tazammun edeceğini söylemiş olduğu yolundaki haberleri tekzip etmiştir.

Büyükelçilik sözcüsü şöyle demiştir: M. Yeh bunu söylememiştir ve Ameri­kan Hariciye Vekâleti nezdinde de hiç "bir protestoda bulunmamıştır.»

Sözcü, bununla beraber M. Yeh ile M. Foster Dulles arasında dün Öğleden sonra 20 dakika kadar süren görüşme­nin mevzuunu tasrih etmekten imtina eylemiştir.


21 Ocak 1955

  Washington:

Washington askerî çevrelerindebeliren kanaate göre, Komünist ve Milliyetçi Çin arasındaki ihtilâfın sureti halli hu­susunda Eisenhoweridaresi ile amiral Radford. arasında hiçbir görüş ayrılığı mevcut değildir.

Halbuki ?erek Amerika ve gerek dün­ya basının mühim "bir kısmı Birleşik Amerika devlet reisi ile mü?terek er­kânı harbiyei umumiye heyeti başka­nı arasında bu alanda geniş görüş far­kı bulunduğundan bahsetmektedir. Bu gazetelere göre. amiral Radford, Ame­rikan 7 inci filosunun Milliyetçi Çin'-lilerin ellerinde bulunan adaları müda­faa etmesine ve Çin kıtasının abluka­sına taraftardır.

Fakat Washington askerî çevreleri, amiral Radford'un kıta Çinine yakın olan adaların stratejik ehemmiyetlerini takdir etmekle beraber, bunların Formoza'nın müdafaası hususunda elzem, olmadığına inandığını belirtmektedir­ler.

Washington askerî çevrelerinin İsrarla üzerinde durduklarına göre, Formoza boğazında ateş kesilmesinin temini me­selesinde Başkan Eisenhower'le Birle­şik Amerika erkânı harbiyesi arasında hiçbir ihtilâf yoktur. Askerî mahfiller, aktedilecek mütarekenin faydalı ola­cağına bunun Pekin hükümeti ile Ta­ipeh rejiminin bu bölgedeki durumla­rını kat'î olarak tesbit edeceğine ve bu .vesile ile komünizmin gelişmesinin durdurulacağına mutlak surette inan­maktadırlar.

Fakat, gerek Korede ve gerek Hiridiçîni'de mütarekenin birkaç kere komü­nistler tarafından ihlâl edilmiş olma­sına işaret eden askerî çevreler, Birleş­miş milletler tarafından Çan-Kai Şek rejiminin sıkı bir teminat altına alın­ması hususuna işaret etmektedirler.

  Londra:

Daily Exnress gazetesinin siyasî muha­biri de Formoza meselesinin halli   için. lngiltereninmilletler arası bir konferans toplanması İmkânlarını araştırdı­ğını bildirerek şunları ilâve etmiştir:

Sanıldığına göre, SirAnthony Eden, Çin kıtasını Formozadan ayıran boğaz ile Formoza adasının tarafsızlaştırmasını sağlamaya çalışmaktadır. Bu ise komünist cinlilerin Formoza'da Çan-Kay-Şek hükümetinin mevcudiyetini tanımaları buna karşılık da Formoza hükümetinin komünist Çini tanımayı kabul etmesi ile mümkündür.»

Aynı muhabirin tahminlerine göre, Sir Anthony Eden, Birleşik Amerika hü­kümetine eğer «komünist hücumların­dan sonra Amerika Milliyetçi Çin ada­larında silâhlı bir müdahalede bulunur sa» İngilterenin kendisini destekleyemeyeceğini bildirmiştir.

Paris:

Yeni Çin Ajansı bugün Çin komünist partisinin başlıca organı olan Jen Min Jeu Pao gazetesinin Yikiang Şan ada­sına karşı girişilen son harekât hakkın daki yorumlarını naklederek şöyle de­miştir :

-Çin kıtası kıyılarında bulunan diğer adalarla Formoza'ya karsı girişeceği­miz gelecek harekât için Yi Ki Ang Şan adasının ele geçirilmesi büyük bir mâna taşımaktadır. Bu adanın kurta­rılması Çan-Kay-Şek'i Çin kıyılarına karşı hırpalama hücumlarında bulun­mak için kullandığı bir çıkış üssünden mahrum bırakmıştır.»

Birleşik Amerika'nın Formoza'ya avcı uçağı ve destroyer sevkıyatını arttır­dığını ve ayrıca Formozadaki Ameri­kan heyetinin de Çan-Kay-Şek birlik­lerinin hazırlık çalışmalarım daha hız­landırdıklarını iddia eden gazetenin yorumları Çan Kay Şek hükümeti ile Birleşik Amerika'ya karşı şiddetli hü­cumlar 'şeklinde devam etmektedir.

Taipeli:

Bu sabah tertiplenen bir basın toplan­tısında Savunma Vekâletinden bir sözcü: «Her ne pahasına olursa olsun Milliyetçi Çinin elinde bulunan bütün adaların müdafaa edileceğini, söylemiş ve Başkan Eisenhower'in Taşen adalarının tahliyesi için milliyetçilere yar­dımda bulunmayı teklif edeceği yolun­daki haberleri de yorumlayarak «vekâ­letinin 'bu konuda resmî hiçbir malû­mat almadığını» bildirmiştir. Sözcü, bundan başka, Yi Kiang Şan adasının kaybının Taşen üzerindeki tehdidi art­tırdığını, fakat şimdilik komünistlerin derhal bu adaya hücum niyetinde ol­duklarını sanmadığını söylemiştir.

22 Ocak 1955

  Los Angeles:

Amerikanın pasifik filosu kumandanı Amiral Felix Stump dün gece Los Angeles'te yaptığı konuşmada 7 nci filo­nun bir tecavüz vukuunda Formozayi müdafaa edecek kadar kuvvetli oldu­ğunu söylemiştir.

  Hongkong:

İçlerinde üç tane de büyük uçak gemi­si olan Amerikan harp gemileri bugün Formozaya hareket etmiştir. Gemilerin hareketi Çin açıklarındaki Tachen ada­sının tahliyesi haberleri ile ilgili gö­rülmektedir. Hongkong'daki askerî mü şahitler Milliyetçi Çin'in böyle bir ha­rekete tamamiyle muarız bulunmasına rağmen tahliyenin başlamış olduğu ka­naatini izhar etmektedirler. Milliyetçi Çin makamları bu bölgede 20.000 kişi­lik bir kuvvet bulundurduklarını bil­dirmiştir.

Washington'dan alman haberler reisi­cumhur Eisenhower'in Milliyetçi ve Komünist Çin ilgili şahsiyetlerinin her hangi bir vesika imzalamalarına lü­zum bırakmayacak bir ateş kes plânını tetkik ettiğini bildirmektedir..

İngiltere "bugün bir İngiliz şilebinin milliyetçiler tarafından batırılmasını şiddetle protesto etmiş ve bu hususta tahkikat açılmasını istemiştir.

Amerikan donanmasının Manila'daki otuzar bin tonluk «Yorktown «Kearsarge» ve «Essex» uçak gemileri bugün limandan ayrılmışlardır. Bir donanma sözcüsü gemilerin güney Çin denizin­deki mutat manevra sahalarına hareket etmiş olduklarını söylemişse de iyi hacer alan çevreler bu bölgenin Formoza civarı  olduğunu  söylemektedirler.

Milliyetçi Çin ile Amerika arasında imzalanan karşılıklı müdafaa paktı Tachen adalarını içine almamaktadır. Reisicumhur Eisenhower'in milliyetçi­lere deniz yardımı yapılabilmesi için kongrenin muvafakatini talep etmesi­nin muhtemel olduğu söylenmektedir.

  Londra:

Formoza boğazında ateş kesilmesini temin maksadiyle İngiltere, Amerika ve Yeni Zelanda arasında müzakereler devam etmektedir. Bu husustaki gö­rüşmeler diplomatik yoldan olduğu gi­bi Birleşmiş Milletlerdeki temsilcileri vasıtasiyle yapılmaktadır. Yetkili İn­giliz çevrelerinden ilâve edildiğine gö­re, bu hususta Fransız hükümetine de malûmat verilmektedir.

23 Ocak 1955

  Pekin:

Çin hükümet merkezinin iyi haber ;alan mahfillerinde dün akgam ileri sü­rülen tahminlere göre komünist Çin, milliyetçilerin Formoza boğazındaki Tagen kalesine karşı yeni bir hareke­te geçmek için hazırlıklarda bulunmak­ladır.

Öğrenildiğine göre ehemmiyetli sayıda deniz, hava kuvvetlerinin taşıdığı ko­mando birlikleri, başlıcalarından biri bu defa denizden ve havadan yapılan §iddetli bir hücum neticesinde komü­nistlerin eline düşmüş olan Taşen ta­kım adalarının karşısındaki sahillere çıkarılmış ve sahil boyunca tahşit edilmiştir.

Komünist Çin hükümet merkezinde milliyetçilerin elindeki başlıca müstah kem mevkilerden birinin mukadderatı­nı tayim edecek olan pek yakın bir hü­cuma intizar edilmektedir.

"Bu mevzuda yapılan tahminler meyanında Kemoy adalarının Komünist Çin kuvvetlerinin müstakbel hedefini teş­kil edebileceği ve böylece daha sonara Pescadore adalarının ve hattâ «kurta­rılması»  komünist Çinlilerce devamlı bir bahis haline getirilen Formoza'ya karşı girişilecek istilâ inin meydanın serbestleşeceği söylenmektedir.

On günden beri Komünist Çin deniz ve hava kuvvetleri, Taşen adalarını bom­bardımana tabi tutmaktadır. Bu bom­bardımanlardan maksat, bu milliyetçi kalesini tecrit etmek ve iaşe yollarını kesmektir.

  Hongkong:

Komünist Çin hükümeti tarafından bu gece bildirildiğine göre, Formoza böl­gesinde ateş kes hali temin maksadiyle Birleşmiş Milletlerin arabuluculuğun­dan faydalanmak hususundaki görüş­meler Çinin dahilî işlerine müdahaleye teşebbüs ve Birleşmiş Milletler bayra­ğı altında tecavüzü yaymak ve genişlet mekten başka bir şey ifade etmemekte­dir.

Pekin Radyosu bugün Pekin Halk Ga­zetesinin bir makalesini yayınlamıştır. Gazete bu yazısında ezcümle şöyle de­mektedir:

Amerika Uzak-doğuda sulhtan hakika­ten endişe ediyorsa, silâhlı kuvvetle­rini derhal Formozadan .geri çekmeli­dir. Uzak-doğu gerginliği, Formozayı işgal suretiyle giriştiği mütecavizane hareketten ileri gelmiştir. Uzak-doğuda gerginliği yumuşatmak, azaltmak yolu orayı tahliyedir.

Filhakika diğer bütün şekiller tecavü­zü körüklemekte, Çini bölmekte, Uzak-doğuda gerginliği şiddetlendirmekte­dir. Bütün bu olup bitenlere Çin halkı .tahammül edemez.

  Taipeh (Formoza):

Milliyetçi Çin Millî Müdafaa Vekâle­tinin bugün yayınladığı bir tebliğe gö­re, milliyetçi Çin kuvvetleri komünist­lerin Fuçeu karşısındaki Kaoteng ada­sına karşı yaptıkları çıkarma hareke­tini fark etmişlerdir. Tebliğde, bu ha­reketin, mahallî saatle, saat 14 de vuku bulduğu ve komünistlerin ondan faz la çıkarma gemisiyle adaya yanaşma­ğa çalıştıkları belirtilmektedir. Milli­yetçi Çin sahil bataryaları beş komü­nist çıkarma gemisi batırmışlardır.

24 Ocak 1955

Londra:

Başkan Eisenhower'in bugün Ameri­kan kongresine Formoza bölgesinde barışın sağlanması ile ilgili olarak vere­ceği mesaj hakkında görüşlerini .bildi­ren Manchester Guardian gazetesi bu konudaki Amerikan plânını tenkid et­mektedir.

Liberal bir gazete olan Manchester Guardîan'a göre, Çan Kay Şek birlikleri için kıyıları yakınında bulunan bütün küçük adaları tahliye etmiyeceklerdir. Başkan Eisenhower'in barış plânının bir başarı elde edebilmesi için Çan Kay Şek kuvvetleri ile komünist Çin kuv­vetleri arasında serbest bir deniz böl­gesinin kalması gereklidir. Bu bölge­nin iki taraf kuvvetlerini birbirinden ayırması şarttır. Eğer milliyetçiler ta­mamen Peskador adalarına ve Formoza'ya. çekilirlerse, yedinci Amerikan filosu da tarafsızlaştırıcı rolünü yeni­den ele alırsa ve nihayet İki taraf ara­sında topçu atışları ve bombardıman­lar durdurul ursa ancak o zaman bu meselenin halledilebileceği yolunda bir ümit belirebilir.

Yine aynı gazeteye göre, Matsu ve Kemoy adalarında bulunan Milliyetçi Çin kuvvetlerinin korunması Amerikan de­niz ve hava kuvvetlerine verildiği tak­dirde, teklif edilen bu plânın komünist Çin hükümeti tarafından kabul edilme­si ihtimal dahilinde değildir.

Bununla beraber, Manchester Guadian, netice olarak Başkan'ın plânının ihtiva ettiği niyetlerin Formoza tehlikesini artıracak bir mahiyette olmadığını, aksi­ne bu anlaşmazlıktan doğan tehlikele­ri azaltabileceğini ifade etmektedir. Yorkshire Post gazetesi ise şimdilik ya­pılacak en iyi işin bir mütareke temi­ni olduğunu yazmaktadır. Bu kesin bir hal çaresi olmamakla beraber, Ko­re misali böyle bir mütarekenin savaşı sona erdirebileceği yolundaki kanaati kuvvetlendirmiştir.

Taipeh:

Yedinci Amerikan filosu komutanı Amiral Alfred Pride bugün Amiral ge­misi «Helena» da yaptığı bir basın top­lantısında beyanatta bulunarak şöyle demiştir:

«Birkaç güne kadar her türlü ihtimale karşı koyabilecek bir durumda olaca­ğız. Yedinci filo hâlen Formoza boğa­zında mutad talimlerine devam etmek­tedir. Umumi durumun gelişmesini de dikkatle takip etmekteyiz. Taşen bil­hassa dikkatimizin üzerinde toplandığı bir bölgedir."

Washington:

Başkan Eisenhower bugün saat 17 de (gmt) kongreye özel bir mesaj gönde­rerek Formoza ve Peskador adalarının güvenliğini sağlamak ve bu bölgede barışı yeniden tesis etmek maksadiyle gerekli bütün tedbirleri almak yetkisi­nin kendisine verilmesini istemiştir. Başkan mesajında Formoza ve Peska­dor adaları dost olmayan ellere düştü­ğü takdirde «Pasifik bölgesinde barı­şın bağlı bulunduğu, manevî, iktisadî ve askerî kuvvetler arasında hâlen mevcut muvazenenin bozulacağını« be­lirtmektedir. Başkan, bu bölgedeki son askerî ve siyasî hâdiseleri hülâsa .ettik­ten sonra komünist Çin'in aşikâr gaye­sinin Formozayı zabdetmek olduğunu haber vermekte ve şunları ilâve etmek­tedir: «Bu durumun, Amerika'nın gü­venliği ve Pasifik bölgesinin bütünü için ciddî bir tehlike teşkil ettiği aşi­kârdır. Kanaatimce, Birleşmiş Millet­ler, bu bölgedeki savaşlara son vermek için, anayasalarına uygun olarak hare­kete geçebilecek bir durumdadır. Bir­leşmiş Milletlerin bu yoldaki hareketi­ni  müsait  bir  şekilde karşılayacağız.

Bu arada durum o kadar nezaket kestetmiştir ki, Birleşmiş Milletlerin ha­reketini beklemeksizin kongreden, sarih bir kararla, barış imkânlarını tak­viyeye matuf tedbirlere katılmasını is­temem icap etmektedir. Bu tedbirler arasında, gerektiği takdirde Formoza ve Peskador adalarının müdafaası için Amerikan silâhlı kuvvetlerinin kulla­nılması yetkisi de vardır.

Birleşik Amerika'nın almaya hazır ol­ması gereken tedbirler çeşitlidir. Mese­lâ, Milliyetçi Çin'in, kuvvetlerini iste-

eliği yerde toplayıp düzenlemesine, yar­dıma hazır olmalıyız. Bundan başka. Komünist Çinlilerin Formoza'ya taar­ruz için kuvvet toplamaya başlamala­rı imkânını yakından takip etmeli ve gerektiği zaman lüzumlu askerî tedbir­ler almaya hazır bulunmalıyız.

Gereken bazı lüzumlu tedbirleri almak yetkisi başkumandanlık otoritesinden doğmaktadır, Kongre kararını verinceye kadar, Amerika'nın hak ve güven­liğini korumak için, anayasanın bana bağışladığı yetkiler dahilinde bütün âcil tedbirleri almakta tereddüt etmiyeceğim.

Kanaatimce, mevcut durumun tehdit edici veçhesi, mukabeleye karar verildiği takdirde, geçici bir mahiyet alaçaktır. Birleşmiş Milletlerin bu bölge­de muhasemata nihayet vermek için girişeceği bir hareketi memnunlukla karşılayacağımızı     belirtmek     isterim.

Bu nazik durumun ortaya çıkmasına sebebiyet veren biz değil, koministlerdir. Onlar bu durumun husulüne sebep oldukları gibi istedikleri takdirde buna son da verebilirler.» Komünist Çin Başvekili Ye Dışişleri Vekili Çu An Lai'nin Formoza mevzu­undaki beyanatı yeni Çin Haberler Ajansı tarafından yayınlanmıştır. Baş­vekil bu beyanatında, Çin milletinin kendisine ait olan Formoza toprağını «kurtarmak» azmini Pekin hükümeti­nin müteaddit defalar hatırlattığını be­lirtmiştir. Çu An Lai'ye göre Formoza «kurtarılması» meselesi, herhangi bir yabancı müdahalesinin kabul edilmiyeceği, dahilî bir meseledir. Bundan başka Birleşmiş Milletler anayasası Formoza'nm Çin tarafından kurtarıl­masına müdahale etmek hakkını Bir­leşmiş Milletlere veya diğer herhangi bir millete veren bir maddeyi havi de­ğildir. Bundan başka Pekin hüküme­ti Çin milletinin reddetmiş olduğu Çan-Kay-Şek grubuyla sözde bir ateş kes anlaşması akdini kabul edemez.

■Çu An Lsi bundan ba?ka Uzak-'doğu'-da'ki gerginliğin doğmasına sebebiyet vermiş olan Amerikan    kuvvetlerinin Formoza'dan geri alınmasını istemiş­tir.

Washington:

Temsilciler meclisi Demokrat üyelerin­den James Eichards, Formoza v.e Pes-kador adalarının murafaası için Ame­rikan kuvvetlerini kullanmak yetkisi­ni Başkan Eisenhawer'e vermeyi der­piş eden bir karar suretini bugün mec­lise sunmuştur.

Dışişleri Vekili Foster Dulles, temsil­ciler meclisi dışişleri komisyonu üyele­riyle yaptığı birbuçuk saatlik görüşme sonunda gazetecilere verdiği beyanat­ta şöyle demiştir: «Kanaatimce, Baş­kan Eisenhower'e, Formozanın müda­faası için Amerikan kuvvetleri kul­lanması yetkisini verecek olan tasarı kabul edilirse bu bölgede harp tehli­kesi azalacaktır. Kabul edilmezse teh­like artacaktır.

Dulles, bu tasarının, komünist Çine karşı askerî bir harekete girişmek yet­kisini verip vermiyeceği sualini ce­vaplandırmayı reddetmiştir.

25 Ocak 1955

  Washirigton:

Temsilciler meclisinin koridorlarında dün akşam öğrenildiğine göre meclisin hariciye komisyonu Formoza'nm mü­dafaasında Amerikan silâhlı kuvvetle­rinin kullanılması yetkisini başkan Eisenhower'e veren tasarıyı sıfıra karşı 28 reyle (Yani mevcut azaların ittifakiyle) kabul etmiştir.

  Washinıgton:

Amerikan Hariciye Vekili M. Foster Dullesin hariciye komisyonundaki iza­hatını müteakip M. James Richards ta­rafından basma tevdi edilen yazılı be­yanatında, M. Dulles'in komisyonda ezcümle şunları söylediği bildirilmek­tedir,

«Bugünkü ahval ve şerait altında Bir­leşik Amerika Komünist Çin'in harp tehditleri karşısında geriliyecek olur­sa ve Formozanın ileri karakolları bir biri arkasından alınacak olursa Formo­za, bir hücum halinde daha az müda­faa edilebilecek bir duruma girer ve güvenliği daha muğlak bir hal alır. Zi­ra o takdirde Çin Komünisti erinin sal­dırganlık ile elde edecekleri muvaffa­kiyetlerin azim ve kararımızda zaa­fa uğrayabileceğimiz yolunda uyana­cak hislerin tesiri altında uzak doğudaki bütün anti komünist cephe yıkı­labilir. Dost kuvvetlerin imhası ve ko­münist Çin kuvvetlerinin Formozaya karşı tahşidi muvacehesinde müsama­hakâr bir vaziyet alınması, Filipinler­de, Korede, Japonyada ve Asyanın di­ğer memleketlerinde hürriyete aşık milyonlarca insanın nazarında Birleşik Amerikanın kararsızlık ve zaafına bir işaret telâkki edilebilir.

Yine M. Richards'm mevzubahis yazı­lı beyanatına göre M. Dulles Komünist Çinlilerin milliyetçi Çin elinde bulu­nan topraklara karşı izahatta bulun­muş ve Formoza ve Pesdakor adaları­nın Amerikan stratejisi için olan e-hemmiyetlerine  de   işar.et   etmiştir.

M. Dulles tarafından izhar edilen bu görüşlerin Amiral Radford tarafından hararetle desteklendiği yine aynı be­yanatta tasrih edilmektedir.

Washinigton:

Milliyetçi Çin'in Washington Büyükel­çisi M.W. Hington Koo, Formoza'nm müdafaasında Amerikan silâhlı kuvvet îerinin kullanılması irin Başkan Eisenhowsr'e yetki veren ve Amerikan tem­silciler meclisi hariciye komisyonu ta­rafından kabul edilen tasarı hakkında gazetecilere hitaben yaptığı yorumda Şöyle demiştir:

"Bunun Komünist Çinlileri yeni bir tecavüzden men edeceğini ümit ve zan­nediyorum.

M. Willington Formoza Çin kuvvetleri kumandanlığının Taşen adalarını tah­liye hususunda henüz bir karar verme­miş bulunduğunu bununla beraber bu hususta bir karar alınırken yalnız gü­venlik mülâhazalarının değil batı Pasifikte ve bütün dünyada barışın mu­hafazası hususundaki umumî menfa­atin de göz Önünde tutulacağını söyle­miştir.

 

  "Washington:

Senatör Mccarthy dün verdiği beya­natta, Başkan Eisenhower'in Formoza hakkında mesajını .esas itibariyle iyi bulduğunu fa'kat Komünist Çin'le ti­carî münasebetler idame eden memle­ketlere Amerikan yardımının kesilece­ğine dair bir tedbiri de ihtiva etmiş olsa idi daha mükemmel bir mesaj ola­cağını söylemiştir.

  Ottawa:

Formoza'nm müdafaasına dair Başkaır Eisenhowerin dün kongreye sunduğu mesaj Ottava hükümet çevrelerinde fe­rahlıktan ziyade sinirlilik yaratmıştır. Bu çevrelerin kanaati şu merkezdedir.

Formoza'nm komünistlerin eline düş­mesi istenmiyorsa, Pekin'e karşı hiç olmazsa uzun vadeli bir veçhe ile daha. az menfi bir siyaset güdülmesi, hâlen hüküm süren tehlikeli durumu önleyebilirdi.

Birleşmiş Milletlerin mümkün ve muhtemel müdahalesine gelince, eğer bu teşkilât, vazifesini duruma bir istikrar vermek hususunda teksif ederse, Kana­da  kendisini   kayıtsız   destekleyecektir..

Buna .mukabil, Birleşmiş Milletlerin. Koredeki gibi, Formozaya karşı muhte­mel bir taaarruzu püskürtmek için gi­rişeceği bir harekete Kanada çok az ta­raftar bulacaktır. Kanada, Çin toprağı Formoza'ya karşı yapılacak bir taar­ruzla Tailand veya Komünist Çin'in diğer herhangi bir komşusuna yapıla­cak taarruzu ayni şekilde karşılıyam az.

- Washington:

Ayan Dışişleri komisyonu başkanı Walter George, Dulles'in komisyonda beya­natını müteakip bir gazetecinin sorduğu suale cevaben şöyle demiştir:

"Formozanin müdafaası için Ameri­kan kuvvetlerini kullanmak hususunda Başkan Eisenhower'e yetki verilmesi­ne dair karar suretinin Çin kıtasında ihtilâfın genişlemesine yol açacağını sanmıyorum. Kanaatimce, ihtilâfın genişlemesini, bir harp haline gelmesini önlemek için bu, alacağımız yegâne tedbirdir.

Bahis mevzuu karar suretinin, Çin kı­tasının bombardıman edilmesine de yet ki verip vermediği hakkında diğer bir .gazetecinin sorduğu suale Walter 'George şu cevabı vermiştir: «Bu, For-moza'ya, taarruzun hangi şartlar altın­da yapılacağına bağlıdır.

Ayan meclisi komisyonunun, takrir hakkında mümkün olduğu kadar ça­buk karar vereceğini belirten senatör, söz almaya davet edilen şahsiyetlerin, izahatı zamanında tamamlanırsa oy "verme işinin bugün sona ereceği ümi­dini izhar etmiş, aksi takdirde komis­yonun kararını çarşamba günü bildire­ceğini söylemiştir.

Bağımsız senatör Wayne Morse da, Dulles'in beyanatını müteakip söz alarak demiştir ki: «Başkanın istediği yet­ki, harbe yol açabilir. Fakat niyetleri­mizi kesin olarak bildirmek suretiyle harbi önleyip önleyemeyeceğimiz bahis mevzuudur.

Ayan meclisi dışişleri komisyonu üye­si Cumhuriyetçi Francis Case ise, Baş­kan Eisenhower'e verilecek yetkinin, fâyan ve temsilciler meclisinin karariyle geri alınması hususunda kongreye rs-Bİâhiyet verilmesi hakkında bir tadil teklif etmiş,  olduğunu söylemiştir.

Demokrat senatör John Stennis de şöy­le demiştir:

Bu karar sureti bizi, Çin kıtasına san­dığımızdan daha ziyade yaklaştırmak­ladır. Bu. beni ciddi surette endişelen­dirmektedir.

"Demokrat ayan üyesi Hubeet Humphrey de endişesini şöyle izhar etmiştir: «Bütün bunlar ciddi işlerdir ve baş­kana verilen yetki çok geniştir.-

Diğer birçok senatör de; gazetecilere verdikleri demeçlerde, Dulles'in, izahatı sırasında, Amerika başkanlarının memleketi harbe sokmak için kâfi yet­kiye daima sahip olduklarını, fakat E-isenhower'in böyle bir ihtimali önle­mek hususunda itidal ve sabır göstere­ceğine kongrenin emin olabileceğini söylediğini belirtmiştir.

26 Ocak 1955

Şanghay:

France Pres Ajansının hususî muhabi­ri bildiriyor:

İyi haber alan Çin mahfillerinde serdedilen tahminlere göre yedinci Ame­rikan filosu Taşan adasındaki milliyet­çi Çin kuvvetlerinin tahliyesine işti­rak teşebbüsünde bulunduğu takdirde komünist Çin kuvvetlerinin hücumuna maruz kalacaktır.

Filhakika Pekin'deki telâkkiye göre Taşen'in Çin kıtasma pek yakın ol­ması hasebiyle Amerikan deniz birlik­lerinin bu adalar grubunun açıkların­da mevcudiyeti bir tecavüzî hareket addedilebilir ve âcil misillemelere se­bep olabilir.

Her ne kadar Çin komünistleri aylardan beri müşterek deniz ve kara hare­kâtına alıştırılmış hücum birliklerin­den müteşekkil ehemmiyetli mikdarda kuvvetleri büyük hava ve deniz birlik­lerinin himayesi altında Fukyen sahil­leri 'boyunca tahşit etmekte iseler de Milliyetçi Çin garnizonunun adayı kendiliğinden tahliyeye teşebbüs edeceği düşünülmekte ve bu itibarla tahşit edilen bu kıtaların hiç bir mukavemet­le karşılaşmamalarına intizar edilmek­tedir. Bu takdirde Taşen'i sahilden ayı­ran 30 kilometre kadar mesafenin müşkülâtsız aşılacağı tahmin edilmekte­dir.

İçlerinde tepkili bombardıman uçakla­rı da bulunmak üzere her tipten çok sayıda uçak adanın karşısına düşen ha­va meydanlarına tevzi edilmiştir. Li­manlarda da seri botlardan mürekkep filolar tahşit edilmiş bulunmaktadır.

Komünist Çin mahfillerinde Formoza'yı ne bahasına olursa olsun "kurtar­mak» hususundaki değişmez karar ha­tırlatılmakta, M. Çu-En-Lai tarafından evvelki gün. irad edilen ve Birleşik Amerika'ya karşı alenen ve resmen bir ikaz mahiyetinde telâkki olunan nut­ka verilen ehemmiyet üzerinde durul­maktadır.

Bu nutuk, Amerikan kıtaları 38 nci arz dairesini aştıkları takdirde Çin'in Kore'de müdahalede bulunacağını Birle­şik Amerika'ya ikaz eden Çin Harici­ye Vekilinin 1951 ekiminde söylediği nutukla   mukayese   edilmektedir.

Bununla beraber Çin halkının çok bü­yük bir kısmı kapısı önünde cereyan etmekte olan hâdiselerin vehâmetini külliyen gayrı müdrik görünmektedir. Herkes yeni seneyi kutlamakta ve ga­zeteler iki günden beri çıkmamaktadır. Pekin'de ve bütün Çin'de olduğu gibi Şanghay'da da binaların ve mağazala­rın duvarları Amerikan aleyhtarları yazılarla ve Formozanın "kurtarılma­sını" isteyen hitabelerle donanmıştır.

  Washington:

İyi haber alan siyasî çevrelerin bildir­diklerine göre Formoza'da ateş kesil­mesini görüşmek üzere bir komünist Çin temsilcisinin Birleşmiş Milletler güvenlik konseyine daveti konusunun üzerinde durulmaktadır. Bu çevreler böyle bir davetin hâlen İngiltere, Amerika ve Yeni Zelanda arasında gö­rüşme mevzuu olan bir eğmiş Mil­letler ateş kes kararma müncer olabi­leceği ihtimalini ileri sürmektedirler. Komünist Çin'in günvenlik konseyine temsiici göndermesinin bir üyelik ma­hiyeti taşımıyacağı komünist Çin he­yeti Birleşmiş Milletler'de Çin görü­şünü anlatmıştı.

Bu konuda ileri sürülen diğer iki ihti­mal de Birlenmiş Milletler genel sekre­teri Dag Hammarskjold'un iki taraf arasında mutavassıt bir rol oynaya bileceği ve müzakerelerde bulunmak üze­re  Cenevre'de   bir  konferans   akdidir.

  Washington:

Amerikan idarecileri Uzak-doğu siya­setlerinin ve başlıca olarak Formoza işine taallûk eden siyasetlerinin tanzi­minde Sovyet - Çin münasebetlerinin durumunu daima göz önünde tutmuş­lardır. Bu fikir silsilesi dahilinde ol­mak üzere Kremlin'in gerek Formoza boğazında bir ateş kes ihtimali mev­zuunda gerekse başkan Eisenhower ta­rafından kongreye gönderilen mesajda Pekin'e yapılan ikaz muvacehesinde sükûtu ihtiyar etmekte olması dikka­ti çekmiş değildir.

Bazı Amerikan mütehassıslarının serd ettikleri mütalâaya göre Birleşik Âmerika'nın Formoza'yı müdafaa etmek hususundaki kararını teyit etmiş ol­masını, bu teyidin akisleri Birleşmiş Milletlere yapılan müracaatla tadil edilmiş olmakla beraber, yine de Sov­yet diplomasisini meselede bir vaziyet almağa fiilen mecbur bırakacak bir mahiyettedir. Hattâ bu karar, icabında, Pekin ile Moskova arasındaki münase­betlerde bir buhran da tevlit edebilir.. Amerikan mütehassıslarının bu husus­ta ileri sürdükleri muhakeme şudur:

Eğer idarecilerinin tekrar edip dur­dukları gibi Komünist Çin Formoza'yı kurtarmağa karar vermiş bulunuyorsa artık Birleşik Amerika'nın bir ade­mi müdahalesini hesaba katamaz. Bu böyle olunca  mühim maddî imkânlara lüzum gösterecek olan geniş ölçüde as­kerî bir harekete hazır olması lâzım gelecektir. Ve hattâ Birleşik Ameri­ka'ya en kudretli bulunduğu bir saha­da yani denizde ve havalarda karşı koyması icap edecektir. Filhakika For­moza harbi Kore harbinde olduğu gi­bi bir kara muhasematı olmayacaktır.

Halbuki Komünist Çin böyle bir hare­keti Sovyetler Birliğinin kütle halinde bir müzahereti olmadıkça göze alamaz. Komünist Çin'in, söylendiğine göre 2000 kadar tepkili uçağı ihtiva eden ehemmiyetli bir hava kuvvetine malik bulunduğuna şüphe yoktur. Fakat bil­hassa avcı uçakları yani taarruz uçak­larından ziyade müdafaa ve taciz uçakları mevzubahistir.

Yine Çin'in Sovyetler Birliği tarafın­dan verilmiş bir mikdar denizaltısı var­dır. Bunlar düşman tarafın harekâtı­nı ehemmiyetli surette zorlaştırabilir. Fakat Çin sahilleriyle Formoza'ya ka­dar olan adalar boyunca yapılacak ha­rekâtın muvaffakiyetini temin edemez­ler. Formoza'yı kurtarmak inad ve arzusiyle meşbu askerleri hamil binlerce yelkenlinin manzarası şüphesiz ki ko­münist Çin milletinin hayalini okşa­maktadır. Fakat böyle bir yelkenli ka­filesi Amerikan erkânı harbiyesinin teknisyenlerini ancak tebessüme sevk edebilir.

Süzün kısası, Formoza'ya karşı yapılacak hareketin biraz muvaffakiyet şan­sı olabilmesi için Sovyetler Birliğinir buna iştirak etmesi lâzım gelecektir. Bu ise pek çok babalıya mal olacak ve genişliği Moskova idarecilerini te­reddüde sevk edebilecek derecede mad­dî ve askerî kaynakların seferber edil­mesini  icap ettirecektir.

Yine, Washington'daki mütehassısların mütalâasına göre meselenin askerî veç­hesinin yanında bir de siyasî veçhesi vardır.

Şüphesiz ki Sovyet idarecileri Formo­za ihtilâfında batı müttefiklerini bir­birinden ayırmak ve Birleşik Ameri­ka'nın dikkatini Avrupa'dan uzaklaş­tırmak ihtimalini varit görebilecekler­dir. Ancak, diç'er taraftan Komünist Çin'in bir muvaffakiyeti ona o dere­ce muazzam bir prestij kazandıracak­tır ki Moskova'nın kendi elinde 'gör­mek istediği komünist dünyasının li­derliği meselesi ortaya çıkabilir. Me­selenin yine aynı siyasî veçhesinde komünist Çin'in muvaffakiyetsizliği de Sovyetler Birliği için mânen bir muvahakiyetsizlik sayılacaktır. Bütün bu mülâhazalarla bu hareket Rusya ba-, kınımdan fayda temin edecek bir ha­reket telâkki edilmemek lâzım gelir.

Bunun içindir ki Washinıgton'da daha faz.!a hakim olan fikir, Moskova idarecilerinin Uzak doğuda hem kararsız ve hem gerek Birledik Amerika ge­rekse Komünist Çin için tehlikeli ol­mağa müsait bir durumun idamesini tercih edecekleri merkezindedir. Belki de Kremlin, Pekin'in Formoza'yı kur­tarmak hususundaki tehditlerinin Washington'u heyecanlandıracak bir nok­taya kadar varmamasını tercih etmek­tedir.

Sovyetler 'Birliğinin Uzak doğu poli­tikasında ne gibi prensipler takip et­tiği hususunda ancak Formoza mesele­si Birleşmiş Milletler Güvenlik Kon­seyine sunulduğu zaman biraz daha fazla aydınlanmak mümkün olacaktır.

Moskova:

Pravda gazetesi, bu sabah, Başkan Eisenhow.er'in Formoza ve Peskador adalarına dair mesajına ilk Sovyet tepkisini teşkil eden bir makale yayınla­mıştır. Borovski'nin imzasını taşıyan bu makalede şöyle denilmektedir:

Eisenhower'in mesajı, Çin'in içişlerine doğrudan doğruya ve silâhlı bir mü­dahaledir. Bu, Amerikan idarecilerinin Çin Halkını Cumhuriyetini hedef tutan mütecaviz teşebbüsleri zincirinin yeni bir halkasıdır.

Çin halkı, millî topraklarının bir par­çası olan Taiwan adasını kurtarmağa azmetmiştir. Hiçbir tehdit ve hiçbir tahrik hareketi kendisini 'bundan alı­koyamaz. Çin milleti, yanında, bütün barışçı milletlerin sempati ve desteğini. bulacaktır.

Paris:

Yeni Çin Ajansının bildirdiğine göre, Kwangming Jeu Pao adlı Çin gazetesi Birleşik Amerika'nın Formoza plânları hakkında şunları yazmaktadır:

»Çin'de ateş kesilmesini sağlamak maksadiyle ortaya atılan Amerikan teşeb­büsleri, Formoza'nm Amerikalılar ta­rafından işgal edilmesini Çin halkına kabul ettirmek gayesini güden acaip bir takım plânlardan başka bir şey de­ğildir. Formoza'nın Komünist Çin'e karşı bir tecavüz üssü olarak Ameri­kalılar tarafından kullanılması Uzak doğudaki gerginliğin başlıca sebebidir. Bu hal Asya, hem de dünya barı­şı   için   bir   tehdit   teşkil   etmektedir.

Şimdilik Çin Mukden hadisesi zama­nındaki Çin olmadığı gibi bugünkü dünya da Munich zamanının dünyası değildir. Çin halkının Formoza'yı kur­tarma kararı sarsılmamıştır.»

Washington:

Formoza'nm müdafaası için Amerikan kuvvetlerini kullanmak yetkisini Baş­kan Eisenhower'e verecek olan karar sureti Ayan Meclisi Dışişleri ve Silâhlı Kuvvetler Komisyonlarında 2 muhalife karsı 26 oyla tasdik edilmiştir.

Londra:

Dışişleri Vekili Eden bugün öğleden sonra Avam Kamarasında muhalefet lideri Atlee tarafından sorulan bir su­ale verdiği cevapta şöyle demiştir:

«İngiliz hükümeti, Formoza boğazın­da Çin kıyıları açığında bulunan ada­lara karşı Komünist Çinlilerin giriştik­leri taarruzlar üzerine doğan tehlikeli durum hakkında, son aylar zarfında Amerikan hükümeti ile sıkı ve daimî "bir temas halinde bulunmuştur. Bun­dan başka İngiliz Milletler Caiması memleketleri ve bilhassa Yeni Zelan­da ile temasa 'geçmiş bulunuyoruz. Bilindiği gibi 'hâlen Güvenlik Konseyi­ne Yeni Zelanda delegesi başkanlık et­mektedir.»

"Eden sözlerine şöyle devam etmiştir: «İngiliz hükümeti, Amerikan hüküme­tinin gayesinin, savaşların genişleme­sini önlemek olduğuna kanidir. Baş­kan Eisenhower kongreye sunduğu me­sajda, Çan-Kany-Şek ile aktolunan karşılıklı savunma antlaşmasında der­piş olunduğu gibi, Amerika'nın For­moza ve Pesdakor adalarından başka bir şeyin müdafaasını teklif etmediği­ni belirtmiştir.

Diğer taraftan İngiliz hükümeti, kıyı­lara yakın bulunan adalar hakkında Çin hükümetinin kendi hakları olarak telâkki ettiği hususlara aykırı bir du­rum almasının beklenmiyeceğini kabul etmektedir. Bununla beraber kıyı ci­varındaki adalar meselesinin, bütün ilgililer arzu ettikleri takdirde, barışçı "bir şekilde halledilebileceğine kaniiz. "İngiliz hükümeti, Amerika ye diğer dost memleketler hükümetleriyle isti­şarelerde bulunmakta ve bu meselenin hallini kolaylaştıracak bir hal çaresi "bulmaya çalışmaktadır.»

Londra:

Dışişleri Vekili Edendin Avam Kamara­sındaki izahatını müteakip söz alan muhalefet lideri Atlee, bir iç harbe müdahalede bulunulduğunu ve bu mü­dahalenin Birleşmiş Milletler tarafın­dan değil, 'Birleşik Amerika tarafından yapıldığını belirtmiştir.

Atlee, savaşların genişlemesini her ne pahasına olursa olsun önlemek gerekti­ğini ve Komünist Çin'in Birleşmiş Mil­letlere alınması icabettiğini bildirmiş­tir.

Dışişleri Vekili tekrar söz alarak, mu­halefet liderinin kıyı civarındaki ada­lar, meselesini Formoza meselesine bağ­lamasına hayret ettiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Geçen asırda Formoza  hiçbir zaman Çin'in olmamış­tır. Kıyı civarındaki adalar ise daima Çin'indi. Bundan başka Komünist Çin'­in Birleşmiş Milletler e alınmasına, bu memleketin Kore'ye karşı giriştik­leri taarruz engel olmuştur.

Tekrar ediyorum, daha umumî bir an­laşmaya varmadan önce savaşların durması lâzımdır.»

Atlee de tekrar söz alarak Japonya'nın bir tecavüz hareketi sonunda Formo-za'yı Çin'den aldığını ve harpten son­ra toplanan Sanfaransisco Konferansın­da da Formoza'nm Çin'e dahil olduğu hususunun kabul edildiğini belirtmiş­tir. Bundan başka Atlee, Komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere alınması meselesinin de Kore'ye karşı tecavüz hareketi başlamadan çok önce ortaya atıldığını   hatırlatmıştır.

Washington:

Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komis­yonu Başkanı Russell bugün şu açık­lamada bulunmuştur: «Formoza hak­kındaki karar sureti, durum yeter de­recede nezaket kesbettiği takdirde, ka­ra kuvvetlerinin kullanılmasını her­hangi bir şekilde tehdit edecek bir mad­deyi havi değildir. Amerikan milleti bunun basit bir manavradan veya başka­nı desteklemek için yapılan basit bir hareketten daha fazla bir şey oldu­ğunu anlamalıdır, çünkü bu karar su­reti, tasdik edildiği takdirde, memle­ketimizin bütün kaynaklarını Formo­za ve Peskador adalarının müdafaası için kullanmak hususunda taahhüt al­tına sokacaktır."

27 Ocak 1955

Washington:

Amerikan Silâhlı Kuvvetlerinin For­moza'nın müdafaasında kullanılması hususunda Başkan Eisenhower'e yetki veren takririn müzakeresi dün Ame­rikan Ayan Meclisinde Cumhuriyetçi azınlık lideri Senatör William land İI müstakil Senatör Wayne Morse arasında şiddetli görüş teatilerine vesile olmuştur.

M. Morse irat ettiği uzun .bir nutukta bu takriri «Asya'da önleyici bir har­bin nîm tastikini» tazammun eden bir takrir olarak vasıflandırmış ve bunun meselâ Komünist Çin'deki kıt'a toplu­luklarının bombardımana cevap verebileceğini söyleyerek şunu ilâve etmiştir: Eğer Birleşik Amerika, komünistlerin açık bir tecavüz hareketlerinden evvel Çin kıtalaşma bombalar atacak olursa bu bombardıman Amerikan tarihinde kara bir sahifa teşkil edecektir.»

Birleşik Amerika'nın Çin ve Asya mu­vacehesinde yeniden daha azimli bir siyaset tatbik etmesi fikrini uzun bir zamandan beri müdafaa eden M. Knowland bu nutka cevap vermiş, Başkanın bir önleyici harp açmayacağını söyle­miş ve bu ifadesinin üzerinde şiddetle durarak şöyle devam etmiştir: «Mem­leketin en yüksek tabakalarında hâkim olan fikir şudur ki eğer Çin komünist­lerinin adadan adaya bir muhalefetle karşılaşmadan ilerlemelerine müsaade edilecek olursa bunlar Formoza'ya kar­şı kitle halinde bir hücuma geçecek­lerdir. Formoza'mn düşmesi Okina,wa ve Filipinleri tehdit altında bırakacak Japonya ile ve diğer dost memleketler­le olan deniz muvasala yollarımızı ke­secektir. Bu da onların siyasî ve ikti­sadî sahalarda çökmelerini intaç ede­cektir. »

TM. Knowland sözlerini şöyle bitirmiş­tir.:

«Takririn ihtiva ettiği tek niyet, Formoza etrafındaki nazik duruma istik­rar vermektir.»

Müteakiben söz alan üç cumhuriyet­çi senatör, M. Knowland'm sözlerini desteklemişlerdir.

Buna mukabil komisyonda takrir lehin de rey vermiş olan diğer bir Cumhu­riyetçi senatör, M. Ralph Flanders, Âyan Meclinde reye müracaat sırasında reyini aleyhte kullanacağını bildirmiş­tir.

Washington:

Amerikan yedinci filosu, Formoza su­larında Çin komünistlerine atış mesa­fesi dahilinde bulunduğu müddetçe mu­habirlerin verecekleri haberlere sansür konmuştur.

Bu sansür keyfiyeti, Amerikan Pasifik Filosu Kumandanı Amiral Fe1ixt Stump'un, Amerikan Yedinci Filo Ku­mandanı Amiral Alfred Pride'a gön­derdiği bir mesajda açıklanmıştır.

Amiral Felix'in tebliğ ettiğine görer yedinci filoda bulunan muhabirlerin, gazetelerine yollayacağı haberler tetkik edilmek üz.ere washington'a gönderi­lecektir. Filonun harekâtı, kuvveti ve seyir kabiliyeti hakkında hiç bir malû­mat verilmeyecektir. Fakat bu malû­matın çoğu kısmının taarruz tehlikesi savulduktan sonra yayınlanması ihti­mal dahilindedir.

Şan

Amerikalı senatörlerin kararlan ve ye­dinci Amerikan filosuna mensup uçak gemilerinin hareketleri, dün akşam Komünist Çin'de dikkatle takip edil­miştir.

Formoza'y1 müdafaa için Amerika'nın askerî harekâta geçmesine yetki veril­mesi için Başkanın mesajı Ayan Mec­lisince tasdik edilmek üzere olduğu şu. sırada, yedinci filo Formoza'nm ku­zeyinde, Amerikan taahhütlerini yeri­ne getirmek için harekâta hazır bek­lemektedir.

Komünist Çin idarecileri, yedinci Amerikan filosunun bu sularda bulun­masından doğan tehdidi gözden kay­betmemektedirler ve .gerginlisin gittik­çe artmasıyla Çin'de endişenin yayıl­dığı müşahede edilmektedir.

Bununla beraber Tachen meselesinin bir kuvvet denemesine yol açacağını Çin'de kimse sanmamaktadır. Fakat her ne kadar şimdilik Amerika hava kuvvetlerinin taarruza geçeceği samimi yorsa da, Souatou'dan Şançha'ya kadar sahil boyunca hava müdafaası için özel tedbirler alınmaktan da geri ka­lınmıyor. Şanghay'da, tehlikeli bölge­ye 300 kilometre mesafede hava    daf bataryaları yerleştirilmiştir. Keza pro­jektör tesisleri de takviye edilmiş ve doğruluğunun tahkiki imkânsız bulu-Tian bazı haberlere göre de «mig» tep­kili avcı uçak filoları acele olarak hu­dut bölgesine gönderilmiştir.

Şimdilik Taşen'deki duruma dair hiç bir haber gelmemiştir. Milliyetçiler komünistlerin yeni ele geçirdikleri Yikiang Shan adasını bombalamışlardır. Fakat komünist makamları, herhalde Taşen adalarının alındığını bildiren bir tebliğe intizaren şimdilik herhangi bir yorumda bulunmayı reddetmekte­dirler.

  Washington:

Millî Güvenlik Konseyinin' toplantısı sonunda basma beyanatta bulunan Be­yaz Saray Basın Sekreteri Haggerty, Formoza'nm müdafaasına tahsis edi­len Amerikan kuvvetlerinin kullanıl­ması hususunu bizzat Başkan Eisenho wer'in kararlaştıracağını açıklamıştır. Bu beyanattan anlaşıldığına 'göre, Baş­kan Eisenhower Millî Güvenlik Kon­seyinin toplantısında, Amerikan kuvvetlerinin tamamen tedafüi bir rolü haiz olduklarını ve bu kuvvetleri ge­rek bizzat kendi müdafaaları ve ge­rekse Formoza ve Peskador adalarının müdafaasından başka bir vazifa için kullanmak kararını bizzat kendisinin vereceğini belirtmiştir. Bu toplantıyı müteakip Başkan müdafaa, ordu, hava ve deniz kuvvetleri vekilleri ve müş­terek kurmay heyeti başkanı Amiral Radford ile bir görüşme yapmıştır. Haggerty'in bildirdiğine göre, bu top­lantıda Formoza bölgesinde Amerikan Deniz ve Hava Kuvvetlerinin yerleşti­rilmesi meselesi müzakere edilmiştir.

  Washington:

Mareşal Çankayşek'in geçen ekim ayında. Dışişleri Vekâleti Vekil Yardım­cısı Walter Robsrtson'a Formoza boğa­zında barışı temin için Birleşmiş Mil­letlerin girişeceği bir harekete muha­lefet etmiyeceği yolunda teminat ver­miş olduğu bugün Amerikan basının­da çıkan haber Amerikan Dışişleri Ve­kâleti tarafından yalanlanmıştır. Bu­nunla beraber Dışişleri Vekâletinin tebliğinde, Çankayşek'in Amerikan hükü­metine de aynı yolda bir teminat ver­miş olduğu haberi ne yalanlanmış ve ne de teyit edilmiştir.

  Washington:

Amerikan kuvvetlerinin Formoza'nm müdafaasından gayri bir iş için kul­lanılması hususunu bizzat Başkan Eisenhower'in kararlaştıracağı yolunda bugün Beyaz Saraydan yapılan açıkla­ma, Ayan Meclisindeki müzakereler sı­rasında ileri sürülen bazı' itirazlara ce­vap telâkki edilmektedir.

Bilindiği gibi Ayan Meclisindeki mü­zakereler sırasında Wayne Morse ile Kefauver, Formoza'nm müdafaası için Başkan tarafından istenen yetkilerin hakikatte müşterek kurmay heyeti baş­kanı Amiral Radford'a, Çin toprakla­rına karşı bir askerî harekete girişip girişmemeyi kararlaştırmak hakkını bağışladığını iddia etmişlerdir.

Yetkili Amerikan çevrelerinde bu açıklamanın, Formoza meselesi hususunda Amerika'nın takib ettiği politika bakımından milletlerarası umumî efkârda husule gelen bazı endişeyi ya­tıştırmak gayesini gütmesinin de müm­kün olduğu belirtilmektedir.

Tokyo:

18 inci gruba dahil avcı bombardıman uçaklarının Formoza'ya hareket ettiği­ni bu sabah bildiren General Partridge, bunların f- 86 tipi olduğunu tasrih etmiş ve daha başka hava taarruz bir­liklerinin ileri üslere gönderildiğini ilâve eylemiştir.

Amerika Müdafaa Vekilinin muvafa­katiyle alman bu tedbir, hava müdafa­asının, gereken her yerde desteklen­mesine matuf Amerikan siyaseti çer­çevesi içine girmektedir.

  Londra:

İngiltere Dışişleri Vekâleti sözcüsü bugün tertiplediği bir basın konferan­sında, Birleşik Amerika Formoza böl­gesinde deniz ve hava kuvvetleri gön­derirken İngilterenin muvafakatini al­mağa mecbur değildir, demiştir.

Dışişleri Vekâleti sözcüsü, bu bölgeye deniz ve hava kuvvetleri gönderilirken, Amerika'nın İngiltere'ye haber verip vermediği hakkındaki soruya «İngiltere ile Amerika arasında bir müddetten-"beri devam eden temasların bu mevzu ile bir ilgisi yoktur. Yalnız, şunu söyleyeyim ki, «İngiltere'nin bu bölgede doğrudan doğruya yüklendiği mesuli­yeti mevcut değildir» cevabını vermiş-lir.

' Diğer taraftan, Dışişleri Vekâletine bağlı Devlet Vekili Lord Reading dün Lordlar Kamarasında sorulan sorulara verdiği cevapta, İngiltere'nin Formoza ve Peskador adalariyle olan alâkası­nın bir Birleşmiş Milletler üyesi ol­maktan ileri .gitmediğini beyan etmiş­tir.

28 Ocak 1955

Sydney:

«Melbourne Herald» gazetesinin Can­berra muhabiri dün geceki toplantıda Avustralya hükümetinin Formoza ile alâkalı iki mühim karar aldığını bildir­mektedir.

Vekiller, Cin sahiline yakın küçük adaların .büyük bir ihtilâf mevzuu ya­pılmamasına ve fakat hür dünya için hayatî ehemmiyeti haiz olan Formoza'nın ne pahasına olursa olsun müda­faasına karar vermişlerdir.

Taipeh:

İnanılır kaynaklardan bildirildiğine göre, Komünist Çin destroyer ve tor­pidoları, Milliyetçi Taşen garnizonu­nun tahliyesine mani olmak irin adayı abluka altına almaktadırlar.

Yaralı askerleri Formoza'ya nakletmek te olan bir milliyetçi Çin gemisi bugün Formoza'nın kuzey limanı Keelunga hayli gecikme ile gelebilmiştir.

Dün Okinawadan Formoza'ya gönde­rilen Amerikan tepkili uçakları Formoza boğazı üzerinde devriye gez­mektedirler.

Washington:

Gerek Formoza'yı ve gerek Uzak doğudaki Amerikan menfaatlerini koru­mak üzere Birleşik Amerika silâhlı kuvvetlerinin kullanılması hususunda­ki kararı yalnız kendinin alacağı hak­kında Başkan Eisenhower'in vermiş olduğu beyanat Ayan Meclisinde yük­selen şiddetli tenkit havasını yatıştır­mağa kâfi gelmemiştir. Perşembe günü öğleden sonra, Washington da cereyan eden müzakerelerde,-birçok Cumhuri­yetçi ayan azası başkanın bu tasavvu­runa itiraz etmişlerdir.

Diğer taraftan, ayan dışişleri komisyo­nu başkanı Demokratlardan Walter George arkadaşlarından tasarının ka­bulünü rica etmiş ve «bu selâhiyet Amerika Cumhurbaşkanına mânevi bir destek olacaktır. Başkanın beyanatı, ne Formoza'daki Çin Cumhuriyeti baş­kanının, ne de onun hükümetine men­sup herhangi bir üyenin harp açamayacağını tazammun etmektedir. Bu beya­nat bundan başka, hiçbir amiralin, Çin sahilleri açıklarında, Formoza boğa­zında veya Uzakdoğunun herhangi bir noktasında bulunan yüksek rütbeli bir subayın harp açmak selâhiyetinde ol­madığını tasdik etmektedir.» demiştir. Bundan sonra, Formoza. adasının mü­dafaa edilmesi zarureti üzerinde duran Demokrat Ayan üyesi, «Birleşik Ame­rika, düşman adaya ayak basmadığı müddet müdahalede bulunmayacağını ilân ederse dünyaya gülünç olur. İsti­lâyı durdurmak için zamanında müda­hale etmek lâzımdır» diyerek sözlerini bitirmiştir.

Bundan sonra söz alan Ayan Dışişleri Komisyonu Cumhuriyetçi üyelerinden Alexandsr Smith, «Başkanın beyana­tından anlaşıldığı üzere, komünist Çin­lilerin asker tahşidatmı ve harp gemi­si yığınaklarını bombalama kararını Eisenhower çahsen alacaktır» demiş ve böyle bir hareketin, ancak, komü­nist teşebbüslerinin Formoza ve Peskador Edalarını istihdaf ettiği anlaşıl­dığı takdirde vuku bulacağını sözlerine ilâve etmiştir.

Cumhuriyetçi ayan üyelerinden çoğu başkanın beyanatına muhalif oldukla­rını belirtmişler ve tasarıyı şiddetle tenkit etmişlerdir.

Oregon'un müstakil ayan üyesi Wayne Morse gazetecilere, «kongreye sunu­lan teklifte, başkanın, Çin toprakla­rında yapılan asker ve gemi tahşidatını tehlikeyi önleme gayesiyle bom­balama selâhiyetini almak emelinde ol­duğunu » söylemiş ve bu tasarının aley­hinde oy vermedi düşünmüş ise de, şimdi bu fikrinden vazgeçtiğini ve baş­kanı destekliyeceğini bildirmiştir.

Pesrl Harboun:

Birleşik Amerika'nın Pasifik Donan­ması Komutanı Amiral Felix Stump bugün verdiği beyanatta, «Komünist­ler Formoza'yı almaca kalkışırlarsa, bu adada ayaklarındaki pantalonları bıra­karak  geri  kaçacaklardır»   demiştir.

Amiral, Komünist Çinliler, böyle bir şeyi göze aldıkları takdirde, bu bölge­de ciddî bir savaşın başlaması ihtima­li olduğunu fakat, Pekin idarecilerinin böyle bir şeve yanaşmayacaklarını zan­nettiğini   sözlerine   ilâve   etmiştir.

Melbourne:

Hariciye Vekili Richard. Casey, Avust­ralya'nın. Formoza ve Peskador adala­rının Komünist Çin'e bırakılmasına ta­mamen muarız olduğunu, fakat Çin kit'asma yakın adalarda muhasemata son verilmesi için, Birleşmiş Milletler de sarf edilen gayretleri destekleyece­ğini söylemiştir.

Paris:                              .

Bütün Paris basını iç politika mesele­lerini bir tarafa bırakıp, Başkan Eisen-hower'in kongreden istediği selâhiyete ye 7 nci Amerikan filosunun Taşen adasının tahliyesi hususunda aldığı va­zifeye önem vermekte ve makalelerini bu konuya hasretmektedirler.

Mutedil sa^cı Le Parisien Libere gaze­tesi, Birleşik Amerika devlet adamla­rının, hâlâ, Kore harbinin tesiri altın­da kaldıklarını, komünistlerin bazı yan­lış hesaplarla, yâni, Amerika'nın te­cavüze uğrayanın yardımına koşama­yacağı gibi bir zehabla harekete geç­mesinden endişe ettiklerini yazmakta­dır. Parisien Libera gazetesi bazı emin kaynaklardan alman haberlere istina­den, komünistlerin geçen haftalar zar­fında, kıta Çininde asker ve malzeme; yığmakları yaptıklarını söylemektedir.

Bundan sonra, «azimli müdafaa» ile  «koruyucu harp» "arasında kesin bir hudut çizmenin müşkülâtına temas eden gazete, İngiltere'nin bu meselede takındığı ihtiyatlı duruma ve Sir Ant-hony Eden'in kaçamaklı beyanatına işaret etmekte, Fransız devlet adamları­nın bu mevzuda fikir dermeyan etme­melerinden şikâyet etmektedir. Bundan sonra gazete şöyle demektedir: «Baş­kan Eisenhower'in kararları, Formoza boğazında ateş kesilmesi, adanın em­niyet altına alınması ve Komünist Çin'­in Birleşmiş Milletlere kabulü imkânı­nın bir bütün teşkil ettiği hususunda diğer devletler idarecilerinde bir ka­naat meydana getirirse, hiç de fay­dadan hali olmaz. Diğer taraftan kulis arasında gizli olarak cereyan eden müzakerelerin müsbec bir netice vermesi ve sulhun mesut bir şekilde sağlamlaş­ması için, Komünist Çin'in Güvenlik Konseyine mühim bir temsilci gönder­mesi lâzımdır. Sulh isteyen kimseler bunu temenni etmektedirler.»

Radikal - Sosyalist temayüllü Auror gazetesi de su suali sormaktadır: «Ko­münist Çin'in hakiki niyeti nedir? Formoza'ya taarruz etmek ve 7 nci Ame­rikan filosu ile karşılaşmak mı? Gaze­te bundan sonra şunları yazmaktadır; «Komünistler böyle bir ihtimalin ne gibi tehlikeler ihtiva ettiğini gayetle iyi bilirler. Fakat, bunun neticelerin­den hür dünya da endişe etmektedir.»-

Gazete yazısına şöyle devam etmekte­dir: «Bu buhran atlatıldıktan sonra, ya. Pekin, Birleşmiş Milletler Kurulunun tavassutu ile bir «ateş kes» müzakere­lerini kabul etmeli, ya da, bir beşlî konferansta 'bu mevzu münakaşa edil­melidir. Bu bölgede, harb veya sulh. ihtimali bir tek kişinin elinde bulun­maktadır. Bu adam, Çu-En-Lai'dir.»

Müstakil solcu Combat gazetesi de, Tagen adalarının tahliyesi sırasında teh­likeli olayların patlak vermesinden en­dişe etmekle beraber, müzakere ihti­malinin de mevcut olduğunu belirtmek, tedir.

"Komünist Humanite gazetesine gelin­ce, Amerika aleyhinde çok şiddetli bir makale neşretmektedir.

  Moskova:

İngiltere hükümeti. Sovyet hükûmetine İngiltere'nin Pekin nezdinde te­şebbüse geçerek Formoza meselesini müzakere etmek üzere güvenlik konse­yinin toplantıya davet edilmesi için "Yeni Zelanda hükümetimin teşebbü­sünü desteklediğini bildirmiş ve Sov­yet hükümetinin de bu hususta kendi­si ile mutabık olduğunu ümidettiğini İfade etmiştir.

Bu haber Moskova'daki İngiltere Bü­yükelçiliğinde tertipeden bir basın toplantısında bildirilmiştir.

İngiltere'nin' Moskova Büyükelçisi Sır AVilliam Havter Sovyet Dışişleri Vekili Molotof nezdinde sözlü bir teşebbüste bulunarak Sovyet hükümetinin Cin hükümetine itidal tavsiyesinde buluna­bileceği ve yatılmaların genişlemesine sebep olacak hâdiselerin durdurulma­sı k-tyfivstinin ehemmiyetini Pekin nez dinde belirtebileceği ümidini besledi­ğini ifade etmiştir.

<