14.12.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

ARALIK 1954

 

1 Aralık 1954

— Adapazarı :

Sakarya vilâyetimizin kuruluşuna dair kanun bugünden itibaren yürürlüğe girmiştir.

Senelerdir bu mutlu günü bekleyen Adapazarı :ki gundenberi bir bayram ha­vası ininde bulunmaktadır. Civar ka-23 ve köylerle komşu vilâyetlerden A-dapazarı'na gelen vatandaşların sayısı  binleri asmıştır. Adapazarinda günler-de-nberi devam eden hazırlıklar niha­yet dün son peklini almış ve şehir, bü­tün binalar ve resmî daireler dahil ol­mak üzere baştan başa bayraklar vş defne dallariyie donatılmış, ordu bir­likleri, fabrikalar, resmî ve hususi mü­esseselerle belediye tarafından hazır Irman "taklar şehrin muhtelif yerlerin-s konulmuştur.

Sabahın erken saatlerinden itibaren 3Phri kesif bir sis tabakasının kapla­mış olmasına rağmen bütün    halk sokaklara çıkmış ve kalabalık gruplar halinde merasimin yapılacağı eski kay­makamlık binasının bulunduğu gümrük meydanına akmıştır. Sakaryalılar, en derin minnet ve şükran hislerinin kabul edilmesini çok muhterem Devlet Reisimizden is­tirham etmekle müstesna bir bahtiyar­lık: duymaktadır, Sayın Refik Koral tan Büyük Millet Meclisi ReisiTürkiye Büyük Millet Meclisinin kıy­metli lütuflarma ınazhar olmanın saa­deti içersinde bulunan Sakaryalılar, £n derin minnet hislerini arz ve yeni vi­lâyetimizin Türk milletine hayırlı ol­masını candan temenni ederler.»

«Sayın Adnan Menderes Başvekil

Sakarya vilâyetinin on binlerce evlâ­dı vilâyet idaresine kavuşmanın derin, heyecanı içinde bayram, yapmaktadır­lar. Bu mes'ut günlerinde kalplerinden taşan minn-st ve şükran hislerinin ka­bulünü muhterem hükümet reisimiz­den istirham ederler."

Sayın Dr. Namık Gedik Dahiliye Vekili

Sakarya vilâyetinin kuruluşu münase­betiyle, Sakaryalılar vekillerine derin sevgi ve saygı hislerini arzetmekle bahtiyardır.»

— Ankara :

1955 malî yılı bütçe lâyihasının Büyük Millet Meclisine sunulması münasebe­tiyle Maliye Vekili Hasan Polatkan Anadolu Ajansına su beyanatı vermiş­tir:

1955 malî yılı bütçe lâyihası ile buna bağlı cetveller ve katma bütçeler. Teş­kilâtı Esasiye Kanunumuzun 5 inci maddesi hükmü gereğince zamanında, 30 kasım günü, yani dun Büyük Millet Meclisine sunulmuş bulunmaktadır.

Yeni bütçe hakkında izahat vermeye başlamadan önce hâlen devam etmek­te olan 1954 yılı bütçe tatbikatından kısaca bahsetmek isterim.

9 uncu ayını bitirmiş olan 1954 bütçe­si ihzarında gösterilen titizlik ve samimiyet sayesinde kemali muvaffakiyetle tatbik edilmektedir.

ilk defa denk olarak tanzim ve kabul edilmiş bulunan bu bütçede, tatbiki-lî-s başlandığı tarihten bugüne kadar ek ödenek alınması veya kanunî aktar-malar yapılması suretiyle icra olunan bütün ameliyeler 26 milyon liradan i-baret kalmıştır. Bu miktarın 2 milyar 283 milyon lira olan umumî bütçe ye­kûnuna nisbeti ise yüzde bir civarında­dır. İktidarımızdan evvelki yıllarda, bütçeler üzerinde yapılan bu mahiyet­teki derişiklik nisbetlerinin umumi­yetle yüzde 15 ile yüzde 20 raddesin­de olduğu hatırlanacak, olursa bütçe ihzar ve tatbikinde gösterdiğimiz sa­mimiyet, ciddiyet ve titizlik kolayca anlaşılır.

2 milyar 288 milyon 475 bin lira ola­rak tahmin edilmiş bulunan 1954 büt­çe gelirlerimizden, malî yılın sekizin­ci ayı olan ekim sonuna kadar 1. mü->ar 505 milyon 604 bin 983 liralık kıs­mı tahsil edilmiş bulunmaktadır. Bu. rakam, geçen yılın aynı devresine na­zaran 230 milyon 996 bin 449 lira bir fazlalık .göstermektedir. 1953 senesinin 8 aylık d-avresi- içinde aylık ortalama tahsilat miktarı 159 milyon lira oldu­ğu halde, bulunduğumuz malî yılın 8 aylık tahsilat vasatisi 188 milyon lira olmuştur. Halbuki bu vasatiler 1949 yılında 106 milyon. 1950 de ise 108-milyon liradan ibaret bulunuyordu.

Devlet gelirlerinde temin edilmiş bu­lunan bu yüksek seviyelerin, millî ekonomide, iş ve istihsal hacminde, va­tandaş gelirlerinde tahakkuk ettirilen büyük inkişafın bir neticesi olduğunda şüphe yoktur.

1954 malî yılının ilk 8 aylık devresin­de £elir ve kurumlar vergilerindeki hasıla artışları pek fazla omluştur. Bir evvelki yılın 8 aylık devresinde 280 milyon lira olan gelir vergisi tahsilâtı­na mukabil bu yılın aynı devresinde 413 milyon liralık gelir vergisi tahsila­tı yapılmıştır. Yine 1953 yılının ilk 8 aylık devresinde, 58 milyon liralık: ku­rumlar vergisi tahsil edilmiş iken bu yıl ayni devre içinde bu verginin tah­silatı 71 milyon liraya çıkmıştır. Bu. durum, vergilerimizde vasıtasız vergiler nisbetlerini vasıtasızlar lehine bir miktar daha tâdil etmiş ve geçen yıl sekizinci ay sonunda umumî vergi hasılasının içinde vasıtasız ver­gilerin nisbeti yüzde 41,3 olduğu .halde bu yıl bu nisbet yüzde 48,1'e yüksel­in iştir.

Ezcümle hiç bir zsm yaoılmadığı hal­de şeker ve glikoz istihlâk vergisinde % 12, imalât muamele vergisinde % 18, tekel hasılatında ve elektrik hava­gazı vergisinde % 15, tapu harçların­da % 33, damga resminde % 27 nisbetinde artıklar olmuştur. Bu nisbetlerin yıl sonuna doğru daha da artacağını tahmin etmekteyim.

Sanayi sahasına yapılan geniş yatırım­ların, neticeleri alındıkça bununla alâ-' kalı gelirlerimizin de ehemmiyetli su­rette artacağına ve böylece gelecek yılların bütçelerinde daha çok geniş imkânlar elde olunacağına ayrıca işa­ret etmek isterim.

Şimdi 1955 bütçe lâyihası hakkındaki izahatıma geçiyorum.

Memnuniyetle beyan edebilirim ki. ge­çen yıl bütçesiyle tahakkuk ettirdiği­miz denk bütçe prensibini bu yıl da devam ettirmekteyiz. Yüksek Meclise takdim edilmiş bulunan 1955 bütçesi de iktidarımızın  ikinci denk     bütçesidir.

1955 yılı umumi muvazene masraf ye­kûnu 2 milyar 976 milyon 056 bin 419 liradır. Buna karşılık gelir tahmini ye­kûnu da 2 milyar 976 milyon 60 bin 1 liradır.

1 Müllhak bütçelerle birlikte masraf ye­kûnunun baliği 3 milyar 91 milvon 262 bin 815 lira. çelir tahmini yekûnu ise 3 milyar 91 milyon 266 bin 397 liradır.

Bu rakamlar, 954 bütçesin'e nazaran masraflarda ve gelirlerde % 30 nisbe­tinde 710 milyon lira gibi mühim bir artışın, tahakkuk ettirildiğini göster­mektedir. Aynı mukavese. bizden ön­ceki iktidarın son bütçesi olan 1950 yı­lı ile yapıldığı takdirde, masraflarda yüzde 98 nisbetinde 1 milyar 530 mil­yon, gelirlerde ise vüzde 126 nisbetin­de 1 milyar 721 milyon liralık bir ar­tışın meydana gelmiş olduğunu göste­rir. Bu büyük muvaffakiyet, memleketin maddî ve manevî kaynaklarının de­ğerlerini çok iyi takdir etmiş, bu de­ğerleri vatandaşların refahını arttırma gayesiyle1 seferber etmenin yollarını bulmuş isabetli bir iktisadî ve malî po­litikanın plânlı ve tedrici surette tat­biki neticesinde hâsıl olmuştur.

Burada, 1955 yılı bütçe teklifinin yapı­cı .karakterine bilhassa işaret etmek is­terim. Semerlerini vermeğe başlamış olan iktisadî kalkınmamızı tamamla-mafc üzere umumî muvazene için der­piş edilmiş bulunan, yatırım tahsisatı yekûnu 854 milyon liraya baliğ olmuş­tur. Geçmişte 1947. 1948, 1949 ve 1950 bütçeleriyle 4 yıl zarfında verilmiş ci­lan yatırım tahsisatı yekûnunu 743 milyon lira olduğu hatırlanacak olursa iktidarımız devrinde memleketimizin iktisadî kalkınması için sadece bir yıl içinde ayırdığımız tahsisatın eski ikti­darın 4 senede aynı mevzua verdiği tahsisattan yüzde 15 daha fazla olduğu görülür.

1955 yılı bütçe teklifi ile carî masraf­larda 1954 yılı bütçesine nazaran yüz­de 25 nisbetinde 428 milyon lira, yatı­rımlarda ise yüz'de 44 nisbetinde 259 milyon lira 'bir artış vardır.

Lüzumsuz teşkilâttan içtinap edilerek vatandaşın bilcümle devlet hizmetle­rinden daha yakından ve daha sürat­le faydalanmasın: temin edecek cari masraflarda bir seneden diğerin-e1 an-cs-k normal ve zarurî artışlar kabul e-tülirken memleketimizin İktisadî kal­kınmasındaki ehemmiyetli yerini müd­rik bir politika, yatırım tahsisatım 1955 de bir yıl öncesine nazaran yüzde 44 nisbetinde 1950'y.s nazaran ise, yüz­de 227 nisbetinde arttırmış bulunmak­tadır.

Bu derece yüksek bir yatırım tahsisa­tının denk bir bütc° içinde tahakkuk ettirilmiş olmasının hususî bir ehem­miyeti olduğunu da bilhassa tebarüz ettirmek isterim.

1955 Îmtçesi gelirlerimizin 1954 bütçesi gelirlerine nazaran 688 milyon lira faz­la olacağını tahmin .etmekteyiz. Bu sa­yede önümüzdeki malî yıl içidne âm­me hizmetlerine ve çeşitli ihtiyaçlara carî yıla nazaran 688 milyon lira fazla tahsisat verme imkânı hâsıl olmaktadır. Masraf bütçemizin tanziminde ta­sarruf esasını daima gözönünde bulun­durmaktayız.

Dünyadaki siyasî kararsızlığın devamj karşısında yurt müdafaasının ve vatan selâmetinin [gerektirdiği her türlü fe­dakârlık 1955 bütçesi ile de yapılacak­tır.

Büyük milletimizin arzu ve temayülle­rine uygun olarak dünya tarihinin em­salsiz iktisadî kalkınma faaliyetlerin­den birini tatbi-k m-svfeiine koymuş ve muvaffakiyetle tahakkuk ettirme yo­lunda olmamızı daima gözönünde tuta­rak bütçe imkânlarımızı bu istikame­te çevirmiş bulunuyoruz.

1955 bütçesiyle, 1954 bütçesine naza­ran karayollarına 108 milyon, su işle­rine 69 milyon, maarif hizmetleri için 112 milyon, iktisadî kalkınma hizmet­lerine topyekûn 249 milyon lira daha fazla tahsisat teklif edilmiştir.

Hükümetçe ,bu sahalarda bu suretle önümüzdeki yıl içinde daha büyük iler­lemelerin kaydedilmesi derpiş edilmiş bulunmaktadır.

Millî Müdafaa Vekâleti için bu yıl, büt­çemizden ayrılan tahsisat geçen yıla nazaran 125 milyon lira fazlasiyle 725 milyon liradır.

Malî imkânlarımızın azamisini kullan­mak suretiyle tefrik ettiğimiz bu mik­tar, şimdiye 'kadar millî müdafaamıza verilmiş olan tahsisatlar ininde en yük­sek seviyeyi ifade etmektedir.

Millî savunma hizmeti mahiyetinde o-lup başka vekâletlerin bütçeleri için­de yer alan tahsisat da nazara alına­cak -olursa millî savunma hizmetk'ri i-çin 1955 bütçeleri ile yerilmekte olan tahsisat 811 milyon liraya baliğ ol­maktadır.

Bundan başka 1955 yılı muvazenei u-mumiye kanununun 3'üncü maddesin­de derpiş edildiği veçhile dost Ameri­ka Birleşik Devletlerinden karşılık pa­ralar yoluyla aldığımız 200 milyon li­ralık yardım da ayrıca millî müdafaa hizmetlerimize tahsis olunacaktır. Bu suretle millî müdafaamız için bu kay­naklardan   19-55 yılında nakden sarfedeceğimiz paralar 1 milyar Türk lira­sının çok fevkine çıkmaktadır.

Bütün bunların dışında, geçen yıllar­da olduğu gibi bu yıl da dost Ameriks:. Birleşik devletlerinden 250 milyon do­lar civarında askerî malzeme yardımr. göreceğimizi ve bu kanalla ordumuzun. 1955'te yeniden 800 milyon liraya ya­kın değerde çeşitli malzeme ile teçhiz" olunacağını memnuniyetle belirtmek, isterim.

Bundan başka dost    Amerika Birleşilc: Devletleri  tarafımdan  geçen     yıllarda, millî müdafaamıza tahsisi    kararlaştı­rılmış olup henüz teslim edilmemiş bu­lunan malzeme    yardımından    bakiye-500 milyon dolarlık kısmın    teslimine devam  olunması  sayın Başvekilimizin bu büyük dost memleketi ziyareti sı-ıasında takarrür ettirilmiştir ve hâlen, teslimata hızla davam olunmaktadır.

Millî üd&faamızın önümüzdeki bütçe yılı içinde bu kanallarla esaslı malze­me yardımına mazhar olacağını dost Birleşik Amerikaya karşı duyduğu­muz şükranın bir ifadesi olarak ve or­dumuzun süratle takviyesi bakımın­dan da büyük bir memnuniyetle kaydetmtek isterim.

Müşterek enfrastrüktür programına göre Nato teşkilâtına dahil memleket lerce finanse edilen fondan memleketi­mizde yapılmakta olan tesis bedelleri" de hesaba katılacak olursa, 1955 mali yılında kahraman ordumuzun takviyedi için harcanacak paraların yekûnu 3-milyar liraya yaklaşacaktır.

Maddî ve manevî kabiliyet ve haslstleriyle bütün bir cihanın takdir ve hayranlığını  kazanmış olan,  yurdumuzunkahraman müdafii ve Nato'nun    kuv­vetli uzvu Türk ordusunun fedakârlık­ların en büyüğüne lâyık olduğunda hiç kimsenin şüphesi yoktur. 1955 yılı büt­çemiz ordumuza bu yıl da sulh yolundaki vazifelerini ifada devamını temin.edec-ek imkânları vermektedir.

Sözlerimi bitirirken, yüksek meclisin, değerli tetkikleri ile en mütekâmil şeklini alacak olan 1955 bütçesinin mem­leketimize ve milletimize yeni ve ha­yırlı başarılar getirmesini temenni ederim.

—  Ankara :

Hatay bölgesine ışık v.e enerji vere­cek olan Termik hidroelektrik santrali­nin kat'î kabulü, bundan üç gün evvel, 27 kasımda yapılmıştır. Bu santral, 7 Nisan 1950'de ihaleye çıkarılmış ve ge­çen senenin 30 martında inşası bite­rek tesislerin muvakkat kabulü yapıl­mıştı.

Bundan üc gün evvel kat'î kabulü de yapılarak devamlı şekilde işlemeye a-çılan santral. Hatay bölgesinin sınaî ve iktisadî hayatında büyük bir rol oyna­yacaktır. Santral, 3180 kilovat taka­tinde olup 3.750.000 liraya malolmuş-tur. Tesiste, beheri 1060 kilovat taka­tinde üç türbin jeneratör grupu mev­cuttur. Bu hidro-eîektrik santralinden Antakya, İskenderun, Kırıkhan, Bey-lan, Harbiye. Soğukoluk ve Nergislik havalisi istifade edecektir.

—  İstanbul :

İstanbul Kapalıçarşı yangını dolayı-siyle dört gündenberi şehrimizde bulu­nan v.e çalışmalara bizzat nezaret et­mek suretiyle tahribatın biran evvel bertaraf edilmesi yolunda bir Kapalı-çarşı imar ve ihyası programını tesbit eden Nafia Vekili Kemâl Zey-tinoğlu bugün saat 16'da vilâyette bir basın toplantısı yapmıştır. Bu toplantıda İs­tanbul Vaâisi ve Belediye Reis Vekili Prof. GÖkay, Vali Muavini Nafi Tamer de hazır bulunmuştur.

Kapalıçarşı'nm imarı mevzuundaki fâilasız ve çeşitli çalışmaları ve alman kararları bütün teferruatiyle izah eden Nafia Vekili demiştir ki:

Evvelâ bu yangın âfeti k-arşısında duyduğumuz derin teessürü ifade et­mek isterim. Türk milletinin kuvvetli İradesi, sosyal yardım telâkki ve bu­günkü iktidarın bu hasletlere dayanan anlayışı içersinde kemâle gelmiş ve is­tikametini bulmuş ticaret kudreti bu gibi felâketleri karşılamaya ve kısa za­manda tamir ve telâfiye müsait bulun­maktadır. Nitekim hükûmst olarak 950 yılından bu tarafa pek çok tabiî âfet­lerle karşılaştık. Bazen sel. bazen bir heyelan v.e bazen de bir zelzele ve yan­gın yurdumuzun muhtelif mıntıkalarında tahribat yaptı. Vatandaşlarımızı ıztıraba sürükledi. Bu arada maalesef can kayıpları da oldu. Fakat bütün bu hâdiselerle felâketzede vatandaşları­mız, hükümetlerini derhal yanıbaşlarında buldular. Yepyeni bir hizmet anlayışının imanlı ve gayretli iş tutumu sayesinde, felâket mıntıkalarının bi­rer saadet bölgesi ve harap olan yerle­rin de birer mamure haline geldiğini müşahede ettiler.Bu arzettiğim hükümet icraatı ve alı­nan neticeleri hakkmda sizlere bir ka­naat vermek için hatırıma gelen bazı mıntıkaları ve hâdiseleri saymak, me­selâ Erzurum'da Hasankale, Kars'ta Kötek, Demirci ve Balıkesir yangınlaliyle Edirne, Çanakkale ve Balıkesir zelzelelerini zikretmek mümkündür.İşte güzel İstanbul'umuzun tarihî ve orijinal Kapalıçarşısma da yangını sön­dürülmeden vazifeliler tarafından aynı hassasiyet gösterildi ve saniye fevte-dilmeden devlet ve hükûmeit felâket­zede vatandaşların emrine ve hizmeti­me sirdi. Bir taraftan aziz Devlet Rei­simizin, diğer taraftan kıymetli Hükü­met Reisimizin yakın alâkaları ve de­vamlı çalışmaları sonunda bir çok ka­rarlar alındı ve bu kararların süratle tatbikine geçildi.

Şimdi sizlere üç günlük devamlı ve hummalı bir çalışma sonunda meydana getirilen programı izah edeceğim, is­terseniz bu programa Kapalıçarşımn veniden i-mar v-s ihyası programı diye­bilirsiniz.

Birinci toplantımızda ilk iş olarak sırf imar ve iskân işleriyle meşgul olmak üzere selâhiyetlilerden ve mütehassıs­lardan mütevekkil bir komite seçildi ve derhal faaliy-ste geçirildi. Çarşının yan­gından azad.e kalan kısmının bir an ön­ce tekrar ticaret hayatına kavuşturul­ması başta gelen meselelerden birisi i-di. Hâlen yanan ve yanmıyan çarşı kısımları arasında bölgeler inşrek tehlikeli saha tecrit edilmiş ve yanmıyan kısmının bütün elektrik te­sisatı gözden geçirilerek cereyan ve­rilmesi sağlanmış bulunmaktadır. Bu-s,:in saat 15'den itibaren çarşının bu kısmında esnafın faaliyeti başlamış bulunuvor. Bu suretle en kısa bir zamanda 1506 esnafın ve bunlarla beraber çalışan binlerce işçi vatandaşın işleri başıma dönmesi temin edilmiş oluyor.

İskân ve imar komitesi ikinci bir me­sele olarak tamamen yanan ve harap olan 1225 dükkânın yeniden inşa ve ihyası mevzuunu ele almıştır. Burada yapılacak inşaat bir tamir değil, fa­kat bunun çok üstünde bir ihya ola­caktır ve Kapalıçarşın eski mimarî îiarakteriyle ahenktar yepyeni bir pro­jenin tatbiki sonunda güzel bir eser meydana getirilecektir. Başvekilimizin de emrettiği şekilde hükümet, imkân­larının âzamisini kullanmak ve her fe­dakârlığı yanmak hususunda kararlı­dır. Oldukça uzun vadeli olan bu inşaatın devamı müddetince açıkta kalan esnaf vatandaşlar için yer temin etmek v.e muvakkat mahiyette bir çarşı tesis et­mek üzene harekete geçmiş bulunuyo­ruz. Diğer toplantılarımız, felâket do-layısiyle âksıyan malî ve tüccarı müna­sebetlerin islâhı hususunda bütün ban­kalar ve sigorta şirketleri mümessille-iınm iştirakiyle yapılmıştır ve bu top­lantılarda alınan çok müsbet ve anla­yışlı kararlarla diğer tamir, islâh. ve yeniden inşa mevzuundaki düşünce ve icraatın, daha evvel bütün felâketzede Çarşı esnafı teşekkülleriyle yaptığımız toplantılarda tesbit edilen ihtiyaç ve temennilere tamamen tetabuk etmek­tedir.

Meselâ felâketzede esnafın bankalara olan borçlarının tecilleri, yeniden ser­maye ihtiyacı karşısında., sermaye kre­disinin temini, toptancı ve perakende­ci esnafın aralarındaki senet münase­betlerinin kolaylaştırılması v.e ilâahırı mevzular bu cümleden sayılabilir. Ay­rıca vergilerinin teciliyle sigorta mua­melelerinin tacili hususları da sağlan­mıştır. Yukardaki mevzuların günlük malî ve ticarî muamele ve münasebet­lerini malî ve ticarî komite ile banka­cılar arasında kurulan kredi komisyo­nu titizlikle takip etmektedir.Atandasın refah ve saadetini temin ve onun dert ve ıstıraplarını süratle gidermek vazifesiyle mükellef bulu­nan ve bidayettenberi bunu kendisi igin en büyük manevî kıymet ve şeref sayan hükümetinizin Kapalıçarşı yan­gınında felâkete uğrayan vatandaşları­mızı tekrar günlük hayatlarına kavuş­turmak için bütün vasıtalarını ve her türlü imkânlarını harekete getirmiş ve deta seferber etmiştir. Şunu arzetmek isterim ki, yanan ve harap olan Kapalıçarşı aksamının yerine yakın bir ati­de mükemmel bir şaheser meydana ge­tirilecektir.

2 Aralık 1954

— İstanbul :

İstanbul Valiliği ve Belediye Reis Ve­killiğinden :

—Şehrimizin mümtaz ve tarihî Kapali çarşi mâruz kaldığı   felâketkarşısında ilk dakikadan itibaren dev­let ve hükümetçe alman tedbirlerle açılan yaraya şefkat eli konulmuştur.

İssiz kalan vatandaşların ıstıraplarını dindirmek ve çarşının yeni bir şekilde tamir ve restorasyonuna kadar yapacağımız muvakkat tesisler için yardım ol­mak üzere her vakit hamiyet ve işbirliği duyıguüarından emin olduğum muhterem hemşehrilerim için yardım defteri açılmış ve Belediye Reis Mua­vinlerinden Sedat Erkoğlu'nun başkanlığında bir yardım heyeti kurul­muştur. Bu büro belediyede faaliyet halindedir.

Şehrimizin bütün banka şubelerinde de bu yardımların kabulü için bir hesap açılmıştır.

—Yangın münasebetiyle başta sayın Devlet Reisi. Büyük Millet MeclisReisi,  Başvekil,  Vekillerimiz olduğu halde İstanbul mebuslarından muhte­lif vilâyetlerimiz belediyelerinden gör­düğümüz alâka ile memleketimizde bu­lunan yabancı devlet temsilcileri ve konsolosluklardan aldığımız teessür mektup ve telgraflarına Belediye Reis Vekili sıfatiyle İstanbullular adına şükranlarımızı arzederim.

3 — Yangın esnasında vilâyet ve bele­diye ilgilileriyle emniyet teşkilâtı ve itfaiyenin gösterdiği g'ayreti takdirde yâd eder ve sivil teşkilâta bütün kuvvetiyle müzaher-st gösteren ordu, gar­nizon, merkez kum an darılar iyle teşki­lâtlarına ve vazife alanlara şükranları­mızı bildirmeyi bir vazife telâkki eder,

4 —Vilâyette bütün komiteler vazife­leri 'başında işlerine devam    etmektedirler.

Vali ve Belediye Reisi Vekili Prof. Gökay

— İstanbul :

İran Büyükelçisi, Almanya, Fransa, İn­giltere, İtalya, Arjantin, Avusturya, Finlandiya, Hollanda, Lübnan. İsveç başkonsoloslar iyle Portekiz ve İsrail konsolosları, Arapkir Belediye Reisi, İzmir Yüksek İktisat vs Ticaret Oku­lu Talebe Derneği, Bolu Mebusu Lütfi Oğuztürk, Kıbrıs Türk Kurumları Fe­derasyonu, Içdır Belediye Reisi, Türk Belediyecilik Derneği, Samsun Beledi­ye Reisi, Tokat Valisi. Bilecik Mebusu Yümnsü Üresin, Lapseki Ulucakök İlk­okulu öğretmen ve Öğrencileri, Çorlu Kaymakamı vilâyete birer telsiz gön­dererek Kapalıçarşi yangınından dola­yı duydukları teessürü bildirmişlerdir.

— Zonguldak :

Bu sabah Zonguldak'ı teşrif eden Re­isicumhur Celâl Bay ar Kömür İşletmesi Umum Müdürü Cemal Zühtü Ay­san ve diğer ilgililerden hâle ve istik­bale matuf çalışmalarla amenejman programı 'hakkında izahat almıştır.

Reisicumhurumuza verilen bu izahata göre amenejman programının gayesi Havza ocaklarının rasyonel esaslara göre yeniden teçhizidir.

B-U program gereğince Havza ocakları temerküz ettirilerek istihsal üç büyü'k manzumeden temin edilecektir. Bu manzumelerden bir tanesi olan ÇataL-ağzı grubu 1955 senesi ortalarına doğ­ru faaliyete geçecektir. Bu gruptan amacak istihsal günde 8.000 ton tuven veya 5.500 civarında satılık kümür dür. Bu kömürler Devlet Demiryolları vasıtasiyle memleket dahiline sevkedilecektir.

İkinci ihtihsal grubu olan- Zonguldak grubundan da günde 12 bin ton tuvenan veya 8.000 ton satılık kömür is­tihsal edilecektir. Ve bu grubun teçhizide 1958 senesi ortalarında ikmal edile­cektir.

Üçüncü grup olan Ereğli grubunda ise 3 bin ton tuvenan istihsal edilecektir. Bu gruba dahil olan Kireçlik ocağında ayrıca aramalar yapılmakta olup müs­pet netice alındığı takdirde de bu ocak­tan da iki bin ton kömür istihsal edi­leceği ümit edilmektedir.

Müteakiben umumî istihsal meseleleri v.e istihsali kalkındırmak için yakın istikbalde alınacak olan tedbirler üze­rinde izahat verilmiştir.

3 Aralık 1954

—- Ankara :

Ankara ra:yosu bu akşam saat 21.15 d?, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu ile radyo muhabirinin yapmış olduğu bir radyo röportajını yayınlamıştır. Sualli cevaplı olarak yapılan bu röportajda Nafia Vekili inşa ediimekte olan liman hakkında şu izahatı vermiştir:

Hatırlayabildiklerimden bazılarını söyliyeyim. Meselâ. Karadenizde Gire-pun, Marmara'da Haydarpaşa ve Salı pazarı. Ege'de İzmir (Alsancaik) ve Ak­deniz'de Mersine İskenderun liman­ları inşaatı ele alınmış bulunmaktadır. Giresun limanı 10 küsur milyon liraya rralolacaktır. Bu limana orta büyük­lükte iki gemi yanaşabilecek ayrıca üç gemi ile 30-40 küçük taşıt barmabile­cektir. Yıllık yükleme boşaltma kapa­sitesi 150 bin tondur. Samsun limanı 70 milyon liraya malolacaktır. Limanın büyüklüğü hakkında bir fikir edinebil­mek için iki dalga kıranın uzunluğu­nun 4.5 kilometre olduğunu söylemek kâfidir zannederim. Liman inşaatının tamamlanmasından sonra 10 bin ton­luk 5 gemi yanaşabilecek, 15-20 gemi barınabilecek ve yılda 800 bin ton yük­leme boşaltma yapabilecektir. Haydar­paşa limanı 25 milyon liraya maloluyor. Bu limana 5-10 bin tonluk 4 gemi yanaşabilecek, yılda 750 bin ton yükleme ve boşaltma yapılabilecektir.Sa-hpazarı rıhtım ve antrepoları ise 10 milyon, liraya malolacaktır. 5-10'bin tonluk üç gemi yanaşabilecektir. Yılda 200 bin ton yükleme ve boşaltma yapı­labilecektir. Ayrıca küçük taşıtların da burada barınması imkânları kabil o-îacaktır. 32 milyon liraya mal edilecek olan İzmir (Alsancak) limanına 10 bin tonluik 4,5 bin tonluk 3 gemi yanaşabi­lecek, 10 büyük gemi de barmabil-ecek­tir. Yıllık yükleme ve boşaltma kapa­sitesi 1,5-2 milyıon tonu bulacaktır. 40-50 milyon liraya maledilecek olan İs­kenderun liman tesisatının alt yapısı ihale edilmiştir. 4,5 milyon liraya, mal-oîan Mihaniki tesisler 1955 yılı ortala­rında yurda gelmiş olacaktır. Bu te­sisatın ikmalinden sonra yılda 2,5 mil­yon ton yükleme ve boşaltma yapmak kabil olacaktır.

Bütün bunlardan başka, ana limanla­rı besleyici mahiyette olan ara barınak limanlariyle müteaddit iskelelerde bü­tün kıyılarımızda inşa edilmektedir.

Liman mevzuunda konuşurken bir nok­taya işaret .etmek faydalı olur kanaa­tindeyim. Liman inşaatının durmaksı­zın devam etmesi bir memleketin in­kişaf ve hayatiyetine delil sayılır. Bu itibarla liman çalışmalarının bitmesi diye birşey ifade etmek yanlış, olur. Meselâ uzun inşaat mazisine sahip Marsilya, Hamburg, Anvers ve Roterdam gibi beynelmilel şöhreti haiz li­manlarda hâlâ inşa ve tevsi çalışma­ları .devam etmektedir.

Bundan sonra Nafia Vekili enerji-ça­lışmaları hakkında sorulan suale de şöyle cevap vermiştir:

«Enerji mevzuundaki çalışmalarımızın en mühim kısmını enerji kaynağı pren­sibinin halledilmesi teşkil eder. 1950 yılma kadar elde edilen elektrik ener­jisinin çok büyük bir kısmı kömürden veya sudan agyri kaynaklardan te­min ediliyordu.Halbuki akarsularımız enerji bakımından sonsuz imkânlar sağlamakta ve dünyada dördüncü gel­mektedir.

Bunun için bol ve ucuz enerji elde edilmesine imkân verecek olan hidro-e-üektrik santralleri inşaasma ehemmi­yetle girişmiş bulunuyoruz. Meselâ, Sarıyar, Seyhan, Durusasu (Amasya)' Tortum (Erzurum) Göksu (Konya) Gölcük (Elâzığ) Hatayda Defne Harbiye, Kovada (İsparta) Değirmenderede (Trabzon) ve Sızır (Kayseri) baraj ve hidro elektrik santralleri gibi birkaç tanesini sayabiliriz. Soma ve Tunçbilek termik santralleri inşaatı da başla­mıştır. Çatalağzı termik santralinin bir misli tevsii işine dahi buıgün baş­lanmış bulunmaktadır. Bütün bu inşa ihalinde bulunan santrallerin ikmali sonunda 4 milyar kilovat saat yıllık elîerji temin edilmesi kabil olacaktır.

Sade düşünce ve tasavvur halinde de­ğil, hattâ ,etüd ve proje çalışmaları baş­lamış bulunan daha birçok enerji mev-zularımız vardır. Meselâ bu kabil ba­rajlardan hatırlayabildiğim birkaç ta­nesini hemen sayabilirim: Fırat, Dicle, Kızılırmak üzerinde Kargı. Kızılırmak üzerinde Kesirköprü, gene Kızılırmak üzerinde Kapalukaya, Sakarya nehri üzerinde Gemibükü, Göksu üzerinde Kadıncık, Büyük Menderes üzerinde Çukurköy ve Yegilırmak üzerindeki baraj ve lıidro-elektrik santralleri. Ba­kın en son ihale ettiğimiz büyük ba­rajlardan size bahsetmedim. Akçay üzerinde Kemer, Gediz nehri üzerinde Demirköprü ve Kızılırmak üzerinde Hirianlı gibi büyük baraj ve hidro elektrik santrallelinin de inşaatı fiilen başlamış 'bulunmaktadır. Yalnız bu üç baraj için 260 milyon lira sarfetımekteyiz ve yine yalnız bu üç barajdan se­nede 800 milyon kilovat saat enerji el­de edeceğiz ki bu miktar 950 yılma ka­dar, ta elektriğin keşfinden bu tarafa, bütün yurdumuzda meydana getirilmiş bulunan santrallerin verdikleri .enerji yekûnunun üstündedir.

İnşa halinde bulunan santrallerin ta­hakkuku sayesinde bir taraftan kömür tasarrufu, diğer taraftan da sınaî ve iktisadî gelişmenin ana unsuru olan bol ve ucuz enerji temin edilmiş ola­caktır.

Kemal Zeytinoğlu yol çalışmaları hak­kında da şunları söylemiştir:

Artık bugün serahatle bilinen bir ha­kikat vardır: Medeniyet, refah, bilgi ve sıhhat ancak yollar üzerinden geçe­rek yurdun her köşesine ulaşabilir. İş bu steple 1950 yılından bu 3'ana yol mevzuu lâyik olup ehemmiyetle ele alınmış ve şuurlu, bilgili çalışma­larla bu sahada döndürücü bir sür­atle muazzam merhaleler katetmiştir. Bugün yol inşaatında tamamiyle ikti­sadî düşünceler hâkimdir. Üzerindeki trafiğin artışına muvazi olarak, kade­me kade-m.e yol ıslah edilmekte ve böy­lelikle standart yol meydana getiril­mektedir. Bu sistemin mevsimde ge­çit veren muntazam yolların uzunluğu 27 bin kilometreyi bulmuştur. Bundan başka devlet yolları, il yolları ve köy yolları şebekeleri halinde her türlü im­kânların azamisi kullanılmak suretiy­le yol programının en kısa zamanda ta­hakkuk ettirilmesine çalışılmaktadır.

Hakikatte bugünkü yol inşaatı her­hangi bir milletin normal kalknıması içersinde mütalâa edilen lalettayin bir yol inşa faaliyeti değildir. Türkiyemi-An bugünkü yol faaliyeti, halka hü­kümetin tam bir itimat içersinde müş­terek çalışmalarının tarattığı büyük bir yol seferberliğidir. Ve muvaffaki­yetin sırrını dr. teknik çalışmaların ya­nı sıra, geçmişin büyük ihmallerini en kısa zamanda fcslâfi etmek azminde, ka­rarında ve limanında olan bir milletin ssil heyecanında aramak lâzım ge­lir. Bir hükümet olarak işte, halkımızın yakın alâka ve teşvikinin derin minrettarlığı içersindeyiz.

Kara yollarımızın mühim bir sahasını teşkil eden köprü inşaatı süratle devam etmektedir. 1950 yılından sonra 46.000 metre uzunluğunda 800 küsur köprü inşası ele alınmış, bunun otuz bin metreye yakın kısmı ikmal edilmiştir.Size hükümetin' bütün yurda şamil ge­riş nafia çalışmalarının sadece liman­lar, santraller ve yol köprü kısıntıların hemen çok kısaltılmış bir şekilde bahsetmekle bana ayırabildiğiniz za­manı, görüyorsunuz ki doldurmuş bu­lunuyorum. Halbuk' daha birçok ve ehemmiyetli mevzularımız vardır. Me­selâ çeşitli yapı işlerimiz ve meselâ ha­va meydanları gibi...

Bilhassa bunlardan yepyeni bir mevzu ve program olarak yeraltı sularından istifade için geniş bir hazırlığımız mev­cuttur.

Bütün bunlardan fırsat buldukça, ça­lınmalarımızla yakından ilgilenen va­tandaşlarımızı zaman zaman haberdar etmek elbetteki vazifemiz olacaktır.

— İstanbul:

Askerî okullarda tedrisatı ve birlik­lerdeki eğitim sistemlerini tetkik et­mek üzere hükümetimiz tarafından da­vet olunan beş kişilik bir Pakistan as­kerî hey'eti, bugün saat 15.10 da uçak­la İstanbul'a gelmiştir.

Kurmay yarbay Bahadır Sh.sr Khan riyasetindeki heyet kurmay yarbay Dürrani, kurmay yarbay Muhammed Latif, kurmay binbaşı İhsanüllah ve kurmay binbaşı Abdüllâtif den müte­vekkildir.

Hey'et, Yeşilköy hava meydanında kurmay yarbay Eyüb Mater, kurmay yarbay Feridun. Aker ile Pakistan as­kerî ataşesi ve Pakistan basın ataşesi tarafından karşılanmıştır.

Heyet yarm saat 9.30 da birinci ordu müfettişliğini, saat 10.30 da Harb Aka­demilerini ziyaret edecek ve öğleden, sonra şehrin tarihî yerlerini gezdikten sonra saat 20 treniyle Ankaraya hare­ket edecektir.

Perşembe günü. İstanbul'a avdet ede­cek olan heyet pazar günü memleketi­mizden ayrılacaktır.

4 Aralık 1954

— Karabük :

Dün geceyi ilçemizde geçiren Reisi cumhurumuız Celâl Bayar bu sabah De­mir ve Çelik Fabrikasını gezmiş ve alâkalılardan çalışmalar hakkında iza­hat almıştır.

Reisicumhurumuz Bayar saat 10 da fabrika müdürlüğü binasını teşrif et­mişler ve burada fabrika müdürü Or­han Uçok ve fabrika mühendisleri ta­rafından kendisine fabrikanın çalış­maları, hâlen yapılmakta olan tevsii inşaatı ve yapılması kararlaştırılmış bulunan işler hakkında geniş Ölçüde izahat verilmiştir.

Kara'bük Demir ve Çelik Fabrikası hâ­len hadde mamulleri, pikboru, kok ve muhtelif kok tâli mamulleri ile süper fosfat ve sülfrik asit imal ederek piya­saya vermektedir. Önümüzdeki yılda savurma boru İmalâtı iki misline çı­kacaktır. Fabrikanın hâlen çelikhane ve haddehane kısımlarının tevsii ele alınmış olup inşaat hızla devam etmek­tedir. 1956 yılı ortalarına doğru ele alınmış olan ıbu tevsiatm biteceği ümit edilmektedir. Bu tevsiattan sonra mü­essese kalın profiller, ray ve travers imâl. imkânlarını çok arttırmış olacak­tır. Ayni zamanda kurulacak olan bü­yük haddehaneler ve mutasavver bu­lunan ince çubuk ve levha haddeha­nelerinin yarı mamul ihtiyacı da te­nin edilecektir. Çubuk ve levha had­dehaneleri kurulduğu zaman Karabük takriben senede bugünkünün iki misli külçe çelik işliyerek ince çubuk, şe­rit lama, boru şeridd ince ve kaim pro­filler ray ve travers, saç ve levha imâl edecektir. Bunlardan başka Karabük'­te büyük bir çelik konstrüksiyon atöl­yesi ile merdane ve parça dökümhane­leri kurulması, kararlaştırılmıştır. Hâ­len yapılmakta olan tevsii inşaat tak-ri'ben 52 milyon liraya mal olacaktır. Yapılması tasavvur edilen: işler için ise 58 milyon lira sarfedilecektir.

Tevsii inşaat sonunda Denizcilik Ban­kasına gemi inşaatı için daiha çok saç levha vermek kffoil olacaktır. Hâlen Denizcilik Bankası yapmakta oolduğu gemiler için bir miktar saçı Karabük fabrikasından temin etmektedir.

Reisicumhurumuz, verilen 'bu izahatı müteakip fabrikanın savurma boru imalâthanesini gezmiş ve savurma u-sulü ils boru yapılışını yakından tet­kik etmiştir. Fabrika içinde hâlen ya­pılmakta olan tevsii inşaata ait çalış­maları da bizzat mahallerinde inceliyen Reisicumhurumuz Celâl Bayar mütea­kiben sosyal tesisler binasına gelmiş ve burada Safranbolu'dan gelen Safran­bolu heyetini, işçi mümessillerini ve işçi sendikası heyetini ka-bul etmiştir. Reisicumhurumuz işçi mümessilleri ve sendika mensupları ile bir müddet görüşmüştür.

Fabrika müdürlüğü tarafından şeref­lerine verilen öğle yemeğinde hazır bulunan Reisicumhurumuz Celâl Bayar Öğleden sonra inşa edilmekte olan iş­çi evlerini gezmiş ve Ödeme şekilleri hakkında izahat almıştır. Saat 17.30 d:a ela şereflerine verilen kokteylde ha­zır bulunduktan sonra Reisicumhuru­muz Kırıkkale'ye gitmek üzere bu ak­şamki 23.15 trenine bağlanacak husu­sî vagonlariyle Karabükten ayrılacak­tır.

— Elâzığ :

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan Elâzığ'ı ziyareti sırasında yap­tığı konuşmada, ilk Elâzığ seyahatin­den bahisle söze başlamış, şehrin mü­tevazı bir binası içinde geçen ve şimdi tamamen bir hâtıra olan günleri ha­fıza ve kelâm kudretiyle canlandıra­rak birer ibret levhası halinde göz önü­ne sermiştir. Bundan sonra memleket­te keşif bir hâl alan ümran ve kalkın­ma ihtiyacının bugün derece derece ve yer yer çevaplandırıldığını, son dört yıl içinde Elâzığ'ın en esaslı ve hayatî meselelerinin de ele alındığını sözle­rine katan Meslis Reisi, ezcümle şöy­le demiştir:

Ümit güneşi bugün bütün heyecanı le asil mületimizin kalbini ve vicdanı­nı sarmıştır. Elde ettiğimiz bugünkü, mes'ut neticeler ve memlekette satfha safha gördüğümüz ilerlemeler ümitle­rimizin tahakkukunun ifadesidir. Gö­nüllerimizi aydınlatan, şuurumuza nü­fuz eden hedefimize daha süratle var­mak için bize rehber olan milletimizin arzu ve istekleri asla ihmal edilmiyecek birer millî meseledir. Derece de­rece mesuliyet mevkiine getirdiğânia arkadaşlarınız meclis ve hükümet olarak ele aldığı bu meseleleri tahaıkkuk yoluna koymakla yarının daha müref­feh Türkiye'sini yükseltmeye çalışıyor­lar. Türk medeniyetin beşiğidir. Türk vatanı ilmin, faziletin vatanı olarak in­şa edilmektedir, feyzin, meziyyetin tahtlar kurduğu bu toprağın üstünde yaşıyanlar  elbet mes'ut olacaktır.»

Sık sık alkışlanan Meclis Reisi Refik Koraltan sözü doğu üniversitesine ge> tirmiş ve hitabesini şu cümlelerle bi­tirmiştir:

Memleketimizin  ilim  ve kültür  müesseselerin e olan ihtiyacını günden gü­ne daha çok anlamaktayız. Doğu üni­versitesi bu ihtiyaç ve anlayışın eseri olacaktır. Üniversite irin dört bin dö­nüm arazi sağlarsak bu hayırlı ve müsbet İ5e hükümetten evv-sî ilk kara­rı siz vermiş bulunuyorsunuz. Bu ha­reket demokrasi rpjrmine 'kuvvetle ve süratle intibakın en beliğ şeklidir. Ze­kâsı, gayreti, bilgisi ile temayüz eden Elazığlılar medenî âlem karşısında parlak bir yoi tutmuş bulunuyorlar. Bu yol elbstteki selâmete varacak. ve bunun ne kaaar isabetli bir teşebbüs olduğunu kısa zamanda bütün mem­leket çocukları görecektir. Sizin ken­di kendinize daha bugünden verdiğiniz Irarar şüphesiz ki Elâzığ'ın dolayısiy-le doğunun istikbali için atılmış en emin adımdır. Teşebbüs azmi bütün va­tandaşlara hattâ milletlere örnek ola­cak derecede yüksek bir seviy.eyi bu­lan Elazığlıları   tebrik   ederim.

P^eisicumhurumuz Celâl Bayar Amerikan döner dönmez kendilerine şu suali sormuştum: «Amerika'da en çok dikkatinizi çeken ne oldu?» Bir keli-.rne ile cevap verdiler: «Üniversiteler». İşte bugün ele alman doğu üniversite­si yakın istikbalde yer yer yükselecek üniversitelerimizin ilk müjdesidir.

3 Aralık 1954

— Ankara :

Coiumbia Üniversitesinin 200 üncü yıl dönümü münasebetiyle bugün saat 16 da, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi konferans salonun­da, Türk Tarih Kurumu tarafından bir tören tertip edilmiştir.

Töre'nde, Maarif Vekili Celâl Yardım­cı, profesörler, temyiz mahkemesi re­isi ve başsavcısı. Maarif Vekâleti Müs­teşarı ve kordiplomatik mensubu ile güzide bir davetli kitlesi hazır bulun­muştur.

Hariciye Vekili Ord. Prçf. Dr. Fuat Köprülü tarafından1 açılması kararlaş-tılmış olan töreni, Prof. Köprülü'nün rahatsızlığı dolayısiyle Türk dil kuru­mu genel sekreteri Prof. Ekrem Akurgad açmış ve Coiumbia Üniversitesinin, bütün dünya üniversite ve ilim mües­seseleri tarafından üzerinde çalışılmak üzere ortaya .koyduğu «bilgi ecanme v.e bunu serbestçe kullanma 'hürriyeti* fikri etrafında dört yıl tince yaptığı da­vete Türk dil kurumunun da katıldı­ğı, bu münasebetle mezkûr üniversi­tenin hazırladığı serginin Ankara Üni­versitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakül­tesi holünde açıldığını, ayrıca kuru­mun neşir organı olan Belleten de de bu konu etrafında araştırmaların yayınlanacağını' söylemiş ve sözü Prof. Yavuz Abadan'a bırakmıştır.

Prof. Yavuz Abadan, «bilgi edinme ve "bunu serbestçe kullanma hürriyeti» nirt tarih boyunca geçirdiği felsefî ve hukukî safhaları geniş bir şekilde izah et­miştir.

Bundan sonra söz alan Prof. Necati Akder, ayni konuyu felsefe yönünden incelemiştir. Nihayet Prof. Ahmet Şükrü Esmer, Coiumbia Üniversitesin­de devlet hesabına okuyan ilk Türk Talebesi sıfatiyle, üniversitenin kısaca tarihçesinden, hususiyetlerinden ve in­sanlığa yaptığı büyük hizmetlerden bahsetmiştir.

— Ankara :

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol'u mevzu alarak dünya» gazetesinde mu­harrir Bedii Faik tarafından yazılan makale ve fıkralardan dolayı bu yazı­ların Dr. Sarcl'un vekar ve şerefine tecavüzkâr bir mahiyet taşıdığı iddia-siyle Bedii Faik'in tevkif edildiği ve aleyhine İstanbul Toplu Basın Mahke­mesinde ceza dâvası açıldığı malûm­dur.

Bu arada, Dünya Gazetesi başyazarı Falih Rıfkı Atay, Devlet Vekili Dok­tor Mükerrem Sarol'un umumî vekili olan avukat Burhan Apaydm'a1 aşağı­daki mektubu yazmıştır:

-Sayın Burhan Apaydın,

Arkadaşım Bedii Faik'm sıhhî duru­munu biliyorsunuz. Bir hekim olan devlet başkanz sayın Mükerrem Sa-rol'un bu durumda bir genç fikir ada­mını tevkifhanede bırakmak istemiyeceğini pek iyi takdir ederim.

Arada geçen hâdiseye gelince: Mesele, 3c îr kooperatifin bazı mensuplarının bi-2 e iyi niyetli görünen müraea atlarından çıkmış ve verüen malûmat gaze­tenin ve Bedii Faik'in yazılarına mesnet teşkil etmiştir. Bir gazetenin ve gazetecinin tahkik imkânlaTinin güç­lük derecesini ayni zamanda meslekdaş olan devlet vekilinin takdir ede­ceğinden şüphe etmiyorum. Size te­min ederim ki, ne Bedii Faik, ne de gazetemizin Devlet Bakanı sayın Mükerrem Sarol'un hsysiyet ve şerefi üs iîgili bir arka niyetleri yoktur. Sarfe sözler Devlet Vekiline karşı kas, da makrun oımayjp bir münakaşanın .asabiyet havası içinde fcullamlmışlar. Bu bakımdan bazı neşriyat ve hâllerin tahriki ile münakaşanın     eld'eolmaksızın  anide  aldığı  şekilden müteessir ve müteessir olduğumu da sizelemek isterim. Bence, aslı hiç de ehemmiyetli olmıyan dedikodulardan
basil olan sui tefehhümü izale etmelyiz mümkün olursa pek de müteşekkir olacağımı ilâve ederim. Hürmetler...

İstanbul, 1 aralık 1954 Falih Rıfkı Atay

Avukat Burhan Apaydm'm bu mek­tup üzerine   vaki   olan tavassutundan

sonra Devlet Vekili doktor Mükerrem sarol, Bedii Faik ve Dünya gazetesi aleyhine dâva açılması hususunda ev­velce verdiği muvafakati geri almıştır.

6 Aralık 1954

— istanbul:

Hükümetimizin dâvetine ica'betle   dün akşam  memleketimize   gelen.  Douglas Makhiray (Daliy Herald), Patrick Odonovan (Gbserver), Nicholas Carrol fSunday Times), Ronald Harker (News Ohronicl), Jack Jellen (Scotsman), Ri-chard   Scolt   (Manchester Guardıian), ve Sandy Reridall  (Times)  den müte­vekkil yisıdi kişilik İngiliz gazeteci   he­yeti bugün saat 9 30 da İstanbul   Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'ı ziyaret etmişler, saat 11.30 da İstanbul radyoevinde  gazete  sahip  ve   başmu­harrirleri ile tanışmışlardır.

Öğle yemeğini Sarıyer'de bir lokanta­da yiyen ctast îrigili? basın temsilcileri Öğleden sonra şehrin turistik ve ta­rihî mahallerini gezmişler ve saat 17.30 da Gazeteciler Cerrryeti binasında şe­reflerine tertip edilen toplantıya ge­lerek basın mensuplar iyi e tanışmışlar­dır.

Bu .toplantıda, heyetin en yaşlı âzası Scotsman gazetesinden Jack Jellen ar­kadaşları adına da yaptığı bir konuş­mada hükümetimizin daveti üzerine memlektim iki ziyaret etmekten duy­dukları büyük memnuniyeti belirtmiş ve Türkiyenin bir batılı memleket ol­mak ve demokrasi yolunda ilerlemek için yaptığı çalışmaları, kaydettiği bü­yük terakki hamilelerini yakından görmek ve bunu İngiliz efkârı umumiyesine nakletmek bizim için çok istifa­deli olacaktir demiştir.

Türk gazetecilerinin misafir meslek­taşlarından Kıbrıs meselesi hakkında­ki görüşlerini sormaları üzerine Manche'ster Guardian gazetesinin siyasî muıharriri Richard Scolt bu husustaki düşüne elerini şu şekilde ifade etmiş­tir:

Kıbrıs meselesinde size evvelâ İngiliz hükümetinin görüşünü hatırattayım, hükümetimizce Kıbrıs mevzuu beynel­milel bir mes.ele olmayıp sadece ve doğrudan doğruya îngilterenin iç poli­tikasını alâkadar eder, bunun beynelmilel bir mesele olabilmesi için İngilterenin Yunanistanla bu mevzuu mü­zakere etmesi lâzım gelirdi.

Kendi kanaatime-, hükümetimiz bu mevzuu Yunamstanîa karşılıklı müza­kere etmiş olsaydı, herhangi bir me­selenin muallakta kalmasını önlemiş Gİraaffc bakımından daha iyi ederdi...

Müteakiben söz alan N.ews Chroriicle gazetesinden Ronald Harker, şöyle de­miştir :

Şayet Kıbrıs bir gün İngiliz kontrolün­den çıkacak olursa, gerek tarihî gerek Eoğrafî gerekse ananevi sebeplerden dolayı mutlak surette Türkiyeye verilmesi gerekir.

Heyetin diğer âzâkrı arkadaşlarının hu fikirlerini tasvip -etmişlerdir   ve bigazetecisinin acaba İngiltere bir gün Kıbrıs meselesini Yunanistanda müzakere etmeyi kabul eder minealindeki sualini, katiyen hayır diye cevaplandırmıştır, tâ ki iktidarda bulunan hükümet değişsin, demişlerdir.

Misafir gazeteciler bu akşam 20.05 tre­niyle Ankaraya müteveccihen hareket edeceklerdir.

— Ankara   :

Etibank Umum Müdürlüğü memleket ölçüsünde çok geniş bir -elektrifikasyon programının tatbikina devam etmek­tedir.

Etibank'in elektrik mevzuu üe "bellibaşjlı yeni teşebbüsleri, memleke­timizin bilhassa iktisadî bakımdan en hareketli ve nüfuz bakımından da en kalaihalık kısımlarını teşkil eden ku-zey-'batı ve batı Anadiolu bölgelerinin enerji ihtiyacını karşılamak hedefini gütmektedir. Etibank programına da­hil bulunan yeni santraller ile yüksek voltajlı enerji nakil hatlarının ve is­tihlâk merkezlerinde kurulmakta olan ?na transformatör istasyonlarının mümkün olan en kısa zamanda, inşa ve ikmaline  devanı   edilmiektedir.

Çatalağzı, Karabük, Silihtar, İzmit, Tunç/bilek ve Ankara termik santralle­ri ile Sanyar ve hirfanlı hidroelektrik santrallerini enterkonekte etmek sure­tiyle beslenecek olan kuzey-batı elek­trik şebekemiz İstanbul, İzmit, Zon­guldak, Çankırı, Ankara, Bolu Eskişe­hir, Bilecik, Bursa, Kütahya ve Afyon vilâyetleri içinde bulunan şehir ve ka­sabalar ile buralardaki sanayiin ihti­yacı olan elektrik enerjisini nakil ve tevzi edecektir. Bp şebeke bundan baş­ka İstanbul Eskişehir Ankara Irnıak Zonguldak arasında işletilecek elek­trikli trenlerin ihtiyacı olan enerjiyi de temin edecek şekilde ele alınmıştır.

Satı Anadolu elektrik şebekesi ise So­ma ve İzmir termik santralleri ile Ge­diz ve Akçay hidrolik santralının pa­ralel çalıştırılması suretiyle tağdiye e-dilecek, ve İzmir, Manisa, Balıkesir, Aydın vilâyetleri içinde bulunan şe­hir ve kasabalar ile buralardaki sanayinin elektrik enerjisini temin edecek­tir.

Bugün 365.000 kilovatı kuzey batı ve batı bölgelerinde olmak üzere bütün Türkiye'deki elektrik santrallerinde 500.000 küovat takat kurulu olup se­nede 1 milyar 200 milyon kilovat saat enerji istihsal edilmektedir. Buna mu­kabil Etibank'm ve diğer idarecilerin. giriştikleri programlar ikmal edildik­ten sonra bütün Türkiye'deki elektrik santrallerinde, 475.000 kilovatı Etibank elindeki santrallerde olmak üzere, bir milyon kilovat takat bulunacak, ve bü­tün Türkiyenin elektrik sarfiyatı dayine 1.750.000.000 kilovat saati Etibank elindeki santrallerden temin edilmek, üzere 3.000,000.000 kilovat saat kadar olacaktır. Kuzey-batı ve batı Anadolu elektrik­le bekel erim izi tağdiye edecek olan Sarıyar Hirfanlı ve Gediz santralleri su kuvvetleri'ile, Çatalağzı, Tunçbilek ve Soma santralleri de kömür istüısalâtırnızin tabii ve kaçınılmaz bir netice­si olarak meydana gelmekte olan ve başka maksatlar için kullanmak çare­si bulunmadığından satmak ve uzak mesafelere taşımak ımkânnı düşük ka­liteli kömür ve artıkları ile çalışmak suretiyle bu millî servetleri değerlen­direcekler dir.

Enterkonekte şebekelerimizi tağdiye edecek olan santrallerin çalışma rejim­leri, iyi cins kömür kullanmak üzere kurulmuş bulunan Silâhtar, İzmir ve Ankara santrallerinde mümkün oldu­ğu kadar az, fakat su kuvvetleri ve düşük kaliteli kömürler ile çalışacak olan santrallerimizde ise mümkün ol­duğu kadar çok istihsal yapılacak şe­kilde derpiş edilmiş bulunmaktadır..

Böyle bir çalışma rejimi memleketin gerek mahrukat -ve enerji, gerekse nak­liye ekonomisine, yani kısaca millî Konomimize uygun düşmektedir. Fil­hakika kuzey-batı ve batı Anadolu şe­bekelerimizde su kevvetLari ve düşük kaliteli kömürler ile çalışacak olan santrallerimiz senede 800.000 ton ka­dar iyi cins kömürden tasarruf etmek-imkânmı vereceklerdir.

Amerikan Büyükelçisi Mr. Avra Warren, Yardım Heyeti Başkanı Tümgene­ral Shepard, Eteniz, Grubu Kurmay Başkanı Albay Havk, Amerikan askeri ataşesi Albay Blok da misafir amirali karşılamışlardır.

Hava alanındaki merasimi müteakip şehre gelen misafir amiral, Anıt - Kab­ri ziyaret etmiş, Riyaseti cumhur def­teri mahsusunu imzalamış ve saat 17 de Millî Müdafaa Vekili Ethem Mende­res'i ve müteakiben de E.H.U. Reis Ve_ 'kili Orgeneral Abdülkadir Seven'i ve Deniz Kuvvetleri Kumandanı Korami­ral Sadık Altmcan'ı makamlarında zi­yaret etmiştir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de toplanarak ruznamesinde'ki maddelerin müzakeresini yapmıştır.

Celse açıldığı zaman, istifa .eden İşlet­meler Vekili Fethi Çelikbaş'm yerine Manisa mebusu Samet Ağaoğln'nun tayin edildiğini bildiren Riyasetieum-hur tezkeresi okunmuş, müteakiben, Milli Müdafaa Vekili Ethem Mende­res'in kendi vekâletini alâkadar eden bir 'kanun lâyihasının tercihan ve müs­taceliyetle konuşulmasını tazammun eyleyen takririn kabulü ile mezkûr lâ­yihanın   müzakeresine  geçilmiştir.

— Ankara:

Başvekil Adnan Menderes, Urfa vilâ­yetinin merkez, Akçakale ve Viranşe­hir kazaları köylerinde onbinlerce dö­nüm arazinin muhtaç çiftçilere tevzii ve tapularının verilmesi münasebetiy­le aşağıdaki telgrafı almıştır :

Sayın Adnan Menderes Başvekil Urfa'nm merkez kaza ve Akçakale köylerinden, toprağa muhtaç binlerce vatandaşın toprağa kavuşturulmasından sonra, hâlen Viranşehir'de faaliyet te bulunan üç toprak komisyonu'nnn toprak tevziatına ait hazırladığı tapu­ların da dağıtılmasına devam edilmek­tedir.

Geçen ay içinde Dahiliye Vekilimiz Dr. Namık Gedik;in uğurlu .elleriyle Ceylânpmar'da 100 aile için hazırla­nan 15.000 dönüm arazinin dağıtımına ait tapular bizzat köylüye verilmiş ve bugün de Viranşehir kazasının Arslan-baba köyünde 200 aileye 25.000 dönüm­lük arazinin tapuları da valimiz tara­fından tevdi edilmiştir. Valimiz yaptı­ğı konuşmasında, hükümetimftin köy­lüyü kalkındırma ve topraklandırma politikasını izah etmiştir.

Arslanbaba köylüleri ve civar nahiye ve köylerden gelen binleri aşan atlı ve yaya köylü kitlesinin ve kadınların katıldıkları bu merasim pek parlak ol­muştur. Millî oyunlar oynanmış, at ko­kuları ve cirit oyunları tertip edilmiş­tir. Bu meyanda bütün köylü bu sevinçli günleri kendilerine yaşatan, hürri­yet ve istiklâllerine kavuşturup toprak sahibi kılan kudretli hükümetimizin büyük reisi olan zatı devletlerine hür­met ve tazimlerimizi sunmağa bizleri iremur eylemiştir. Gelecek haftanın tevzi programına dahil 250 aile için 30.000 dönüm araziyi ihtiva eden ta­puların da hazırlandığını şükranla arzeder ve bu mesut olaydan büyük gu­rur ve iftihar duyduğumuzu ifade et­menin bahtiyar ellerinizden öper, daima sihha ve afiyetinizi dile­riz.

Ceylânpmar, Arslanbaba, Telhane köy­leri adına Seydo Atillâ, İbrahim Be­den, Alut Koşa

9 Aralık 1954

— İstanbul:

Üniversiteler arası kurul toplantısı ve vekâletini ilgilendiren diğer mevzular­da tetkiklerde bulnnmak üzere İstan­bul'da bulunan Maarif Vekili Celâl Yardımcı, bugün çalışmaları hakkında Anadolu Ajansı muhabirine geniş iza­hat vererek ezcümle şunları söylemiş­tir:

11 Aralık 1954

— İstanbul:

Türkiye Turizm Kurumunun 3 üncü kongresi bugün saat 15.30 da Galatasaray Lisesi konferans salonunda yapıl­mıştır.

Kongrede Devlet Vekili Doktor Mükerrem Sarol, mebuslar, İstanbul Valisi ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Başvekâlet adına Basın Yayın ve Tu­rizm Umum Müdürü Dr. Muammer Baykan, Çalışma Vekâleti, Devlet De­mir ve Hava Yolları ile Denizcilik Bankası  mümessilleri, muhtelif şehirlerimiz belediyeler ve diğer turizm ku­rumları temsilcileri ile kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur. Kurum reisi Dr. Lütfi Kırdar kısa bir konuşma yaparak kongrede hazır bulu­nanları selâmlamış ve komgreye başka vilâyetlerden g-sle^leri takdim etmiş­tir. Bundan sonra kurnmun geçen se-neki faaliyetine temasla, yapılan müs-bet işleri belirten Lütfi Kırdar, bütün' dünyaya memleketimizi tanıtan ve bu .arada bir Türk modasının doğmasına sebep olan çalışmaları saymıştır.

.Müteakiben kongre riyaset divanı se­çimi yapılmış ve kongre başkanlığına Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, ikinci başkanlıklara da Ankara-mebusu Atıf Benderlioiîiu ve İstanbul Valisi ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay ile 4 divan kâtibi seçilmiştir.

Alkışlar arasında riyaset mevkiindeki yerini alan Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol yurdumuzun turizm mevzuu ile .ilgili olarak bir konuşma yapmıştır. Dr. Mükerrem Sarol bu konuşmasında de­miştir ki:

Türkiye Turizm Kurumnnun kongre­sinde, turizm davasına inanmış güzide zevattan mürekkep böyle bir toplulu­ğa hitap Etmekten büyük bir bahtiyarlık duymaktayım.

Turizmde çok ileri  vaziyette bulunan memleketlerde yarım asırdan bu tara­
fa olduğu gibi, Türkiye'mizde de tu­rizm dâvasının tahakkukuna    çalışan,gönüllü, münevver vatandaşlardan mürekkep cemiyetler sayılarının    yıldanyıla artmakta bulunduğunu memnun­lukla görüyoruz. Şimdi d-s bizleri bu­rada, bir taraftan serbest vatandaşları ete taraftan devlet sektöründeki vazi­feliler olarak müşterek gayemiz üzerin de konuşmak, yapılacak işlerimizi, hal edilecek müşküllerimizi bera'bsrce mü­talâa etmek üzere bir turizm cemiyeti toplamış bulunuyor.

Her şey den evvel, Türkiye Turizm Ku­rumu raporunu, başarılı çalışma dev­resinin müsbet bilançosu halinde gör­düğümü ifade etmeliyim. 2 yılda ve nihayet bir cemiyet imkânları içinde yapılan muvaffak çalışmaları şahsen ancak takdir ve teşekkürle karşılarım. Bu raporun bir hususiyeti, bellibaşlı diğer turizm cemiyelleriyle devlet or­ganlarının son yıllar faaliyetlerin de hulâsa halinde önümüze sermiş olmalıdür. Bu itibarla Türkiye'de turizmi tesis ve di? 'propaganda hususlarında yaptığımız çalışmaları huzurunuzda ayrıca uzun boylu izah ederek vaktini­zi almıyacağım. Bununla beraber bu güzel vesilsden istifade ederek turizm mevzuu üzerindeki görüş ve tasavvur-J arımız:! an kısa da olsa bahsetmek isterim.

Bir defa Türkiye'mizin bir tnrizm mem leketi olmak hususunda pek çeşitli ve 'i derecede kıymetli cevherleri elinde tuttuğuna kimsenin şüphesi buluna­maz. İklim ve ta'bia1" güzellikleri, tarih yadigârları zengin mimarî, arkeolojik eserler, şifalı sular, dağ ve deniz spor­ları yapmaya elverişli mahaller, her türlü gıda maddeUri bolluğu, millî îolklorumuz ve diğer hususiyet ve ca-;:ibeleriyle Türkiye birinci plânda bir turizm memleketi olmağa namzettir.

Fakat uzun yıllar ihmal içinde bırakıl­mış vatanımızı fiilen bir turizm memle keti haline ıgetirmak için çeşitli saha­larda küçüklü büyüklü hamleler yapıl­ması, mânevi hazırlık da dahil olduğn maddî bakımdan emeklerin ve imkânların hizmete koşulması lüzumu aşikârdır.

1950 den itibaren turizm mevzuu et­rafında yaptığımız çalışmalar, mahiyet ieri itibariyle belki de ilk bakışta göz dolduran bir kemmiyet arzetmiyecek-tir. Ancak memleketin topyekûn iktissden  kalkınmasını, umumi refahın artmasını ve bu mey anda sosyal haya­lın canlanıp değelenmesini hedsi tu­tan devamlı çalışmalarımız neticesinde vptan sathında husule gelmekte olan "büyük gelişme binnetice turizme .elve­rişli vasatın yaratımına hizmet ettiği­ni kabul etmek lâzımdır. Bu arada me-.Siîlâ devlet yolları ve turistik yollar, -&İektrik santralleri, şehirlerimizin irnar v.e tezyini gibi üzerinde önemle çalışılan ve çalışılmakta bulunan mev­zuların memleketi turizme hazırlamak bakımından arzetiiği değeri takdir eceğinize şüphe etmiyorum.

Turizmi tesis için baş şartlardan te­lâkki ettiğimi?, kaliteli bir turizm en­düstrisinin y.eniden vücude getirilimesi keyfiyeti üzerinde ehemmiyetle dur­maktayız.

Geçen sene çıkarılan 8086 sayılı tu­rizm endüstrisini teşvik kanunu bu .gayeyi temine hizmet yolundadır. Tu­rizm endüstrisi kurmak, işletmek, bil­diğiniz Pibi esasında hususî sermaye ve teşebbüsün işidir. Hükümet, diğer sa­nayi' şubelerinde olduğu gibi bu saha­da da hususî teşebbüsü destekleyici mütemmim tedbirleri ihmal etmeye­cektir.

Bu meyanda kuruluşu ve bilhassa iş­leyişi hususiyet arzeden turizm endüs­trisine kendi bünyesine uygun bir kre­di makanizması hazırlamak üzere ça­lışmalarımız devam etmektedir. Bu, başlangıçta belki de pek geniş çapta bir makanizma olmayacaktır. Fakat atılacak temel üzerinde ihtiyaçla mü­tenasip takviyeler, gelişmeler yapılma­sı elbette gözden ksçırılmıyacaktır.

Turizm mevzuunu her tarafından kav­rayan bir topluluk huzurunda 'konuştu­ğum için söylemeliyim ki, vatanımızın hemen her kösesi iç ve diî turizm ba­kımlarından ayrı ayrı cazibeler arzetmekle beraber ilk çalışmalarımızı da­ha elverişli rnmtakLdarda teksif etmek isabetli olacaktır.Böylece mevcut ve yenidsn elde edilecek imkânlar bir plân ve program dahilinde kullanarak iç ve dış turizmin yerini bugünden taz­yik altında tuttuğu mmtakalarda kül halinde bir kalkınma yapabiliriz. Bu plân, birkaç merhalede bütün memle­kete hitap edecek bir mahiyet alma­lıdır. Böyle bir plân ve program hakkında­ki görüşlerini anlamak içîn memleket­te turizm mevzuunda ihtisasları ve alâkalariyle tanınmış zatlardan mürek­kep bir heyeti yakında toplantıya da­vet etmeği kararlaştırmış bulunuyo­ruz.

Kongrenize sunulan idare heyeti rapo­runda turizm teşkilâtı mevzuu üzerin­de haklı olarak durulmuş, esaslı tetkik lere müstenit faideli teklifler ileri sü­rülmüştür.

Merkezi turizm teşkilâtımızın genişle­tilip takviye edilmesi ciddî bir lüzum halindedir. Büyü!: Millet Meclisine takdim edilecek yeni bütçede Basın, Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğüne yeni kadrolar verilmek suretiyle bu i-şin bir dereceye kadar daha müsait şekilde takibi cihetine gidiiimiştir.

Turizm teşkilâtımızın ileride alması icap eden esaslı hüviyet hakkında ocak syi içinde toplantıya çağıracağımız tu­rizm danışma kurulu ile, biraz evvel bahsettiğim diğer mütehassıs heyetin mütalâalarından istifade edeceğiz.

Turizm çalışmalarının hakikî bir koorclinasyon mevzuu olduğu şüphesizdir. Bu koordinasyonun Devlet Vekâleti bünyesinde lüzumu gibi teşekkül ede­bileceğini zannediyorum. Turizmde iş­birliği, görüş birliği fence yalnız dev­let daireleri arasında değil, fakat dev­let ile bizzat halk arasında da teessüs etmelidir. Nasıl bir gümrük memurun­dan, bir belediye ve polis memurundan turizm hizmetleri ve anlayışında ol­gunluk bskliyorsak. bir gümrük hama­il, bir şoför, bir otelci, lokantacı vatan­daş dahi memleket içinden gelsin, mem leket dışından gelsin misafire karşı iyi kabul, güler yüz, kolaylık gösterme­lidir. Misafirperverlik milletimizin manevî şiarıdır. Mekteplerimizde yeni nesle yapılacak telkinler ve turizm ce­miyetlerinin kendi muhiti erindeki propagandalariyle bu millî hasletimiz ta­zeliğini daima muhafaza etmelidir.

Mevzuumuz derin ve şümullüdür. Kıy­metli kongrenizin en mühim turizm meselelerini konuşmak ve bunlara hal yolları aramak hususnnda değerli ça­lışmalar yapacağından eminim. Adnan Menderes hükümeti memleketin turis­tik kalkınması işinde de halktan gelen temayül ve istekleri değerlendirmek ü-zere mümkün olan her şeyi yapmaya azimlidir.

Sizlere başarılar diler, kalpten sevgi ve saygılarımı arzederira.»

Kongre reisi Dr. Mükerrem Sarol, ko­nuşmasını müteakip gündeme geçerek kongrede hazır bulunanları Atatürk'ün ve vefat eden kurum âzalarının mâne­vi huzurlarında bir dakikalık saygı du­ruşuna davet etmiştir.

Bu arada Türkiye Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Komltan'm kongre baş­kanlığına göndermiş olduğu mesaj okunmuştur.

Bundan sonra hesap ve murakıp rapor­larının ve yeni bütçe teklifinin tetkik için 3 kişilik bir hesap komisyonu seçimi yapılmış ve kongrede Başvekâlet ;.dina hazır bulunan Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü Dr. Muammer Baykan'a söz verilmiştir.

Basın Yayın ve Turizm Umum Müdü­rü Dr. Muammer Baykan'ın konuşma­sı:

Hükümet adına konuşan Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürü şu konuş­mayı yapmıştır:

Türkiye Turizm Kurumunun muhte­rem azaları,

Muhterem misafirler.

Demokrat iktidarın, turizm hareketle­rini ve turizm sanayiini, teşvik ve hi­maye için, 'geçmiş yıllara nisbetle çok daha esaslı ve şümullü tedbirlere te­vessül ettiği yüksek, malûmunuzdur.

1950 senesinden bu yana, demokrat hü­kümetlerin ve Büyük Millet Meclisinin, Türkiye turizminin kalkınması sade­dinde sarfettiği gayretler, semerelerini yermeğe başlamış, turizm anlayışı geniş bir sahaya intikal etmiş ve bir kı­sım fiilî tedbirler alınmasına başlan­mıştır.

Memleketimizin turizm gerçeklerini millî sınırlar içinde ve dışında tanıt' m ak ve bunları değerlendirmek için resmî makamların çalışmalarına en bü jük yardımcı, turizm cemiyetleridir. Hükümetin turizm faaliyetlerini te§-ik ve koordine etmek, bunların üstün de nâzım bir mevkide kalmak prensi­bi yanında, bilfiil turizm hareketleriy­le, turizm meslsk terbiyesi Ve turizmin halka mal edilmesiyle uğraşacak, tu­rizm cemiyetleridir. Memleket cüz'ü o-İan şehir ve kasabalarımızda kurulan ve kurulacak cemiyetler, umumî tu­rizm kalkınmamızın başlıca dayanak­larıdır.

Bir memleket-5 turist ıgelif, o memleke­ti gezer, memleketin kıymetlerinden is­tifade eder ve gider. Fakat o memleke­tin hakikî çehresini, millî bünyesini ta-rıyamaz. Bu milli bünye, turizmin a-£il hazinesidir. Bunu tanıtacak, turizm cemiyetleridir. Faaliyet sahası dahilin­deki mmtakayı bilen, orasının değerli evlâtlarını sinesinde toplayan, turizm cemiyetidir, turisti millî bünye ile kay naştırarak, insanların birbirini tanıyıp sevmesinde en mühim âmil, gene bu cemiyetlerdir.

Turizm cemiyetleri bu bakımdan, mil­lî olduğu kadar, beynelmilel bir ehem­miyet taşımaktadırlar.

Bütün Garp memlelketleri, hususiyle halk turizminin inkişaf ettiği ve orta gelirli kimselerin asıl büyük turist kit­lelerini teşkil ettiği bu devirde, turis­tik faaliyetlerinin mihrakını turizm ce­miyetlerinde bulmuşlardır.

Fransa gibi, turizm geliri Avrupa dev­letlerinin en başında olan ve dış tica­ret muvazenesinin %25 ini bu gelirle emin eden bir memlekette, 900 turizm cemiyeti faaliyet halindedir. Geliri, üye aidatı, propaganda malzemesinin satışı ve geziler tertibiyle temin edilen ve ancak müstesna hallerde kira be delleriyle propaganda malzemesinden bir kısmının karşılığı verilmek suretiy­le tecelli eden resmî yardımlara maznar bulunan bu turizm cemiyetleri, ma-nailin ticaret ve sanayi erbabiyle münevverlerini sinesinde toplamak sure­tiyle bugün bütün Fransa'da milyon­ları aşan bir üye kitlesine sahiptirler. Taptıkları muazzam propaganda neşri­yatı ve reseptif turizm faaliyeti bir yana bırakılsa dahi, yalnız bu üye sayısı İle turizm cemiyetlerinin, turistik faaliyetlerin millî bünyeye imtisalinde oynadıkları mühim rolü tebarüz ettirreye bir miyardır.

Turizm cemiyetleri, turizm faaliyetle­rinin halka ve mahallî ticaret .erbabı-.na intikal ettiği en mühim köprüdür.

3izde turizm hususî faaliyetleri, Tür­kiye Turing Kulübü ile başlar. Bu ba­kımdan Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, turizm tarihimizde hususî bir mevkie sahiptir. Daha sonraki devre-ierde, mmtıkavî bir teşekkül olarak E-Şe Turizm Cemiyeti, Türkiye Turizm Kurumu ve yurdun muhtelif yerlerindeki turizm cemiyetleri meydana gel­miştir.Sayılarının gittikçe arttığını görmekle bahtiyarız. Devlet turizm plân ye programında, turizm cemiyetlerine düşen vazifelerin .yerine getirileceğinden eminiz.

Memleketin münevver ve değerli ev­lâtlarını bir araya toplamış ve ikinci kongresini yapmakta olan muhterem Türkiye Turizm Kurumu, kuruluşun­dan beri turizm dâvamızı ve meselele­rimizi büyük bir hassasiyetle ve kül halinde ele alarak, resmî çalışmalarımıza değerli yardımlarda bulunmaktadır. 3u vesil-e ile kuruma devamlı muvaffakiyetler temenni eder, yüksek heyeti­nizi hürmetle selâmlarım.Müteakiben söz alan hatipler turizm dâvasının muhtelif cephelerine temasla bu dâvanın esaslı şekilde halledile­bilmesi inin kendi noktai nazarlarından yapılması lâzımgelen işleri saymışlar­dır.

Bu arada Ankara Turizm Kurumu Baş­kanı kongre başkanlığına bir kutu bal etmiştir.

Kifayeti müzakere takriri verilimesi il­lerine Türkiye Turizm Kurumu İkinci Başkanı İzmir Mebusu Cihat Baban sözz alarak idare heyeti adına hatiplerin tenkitlerini cevaplandırmıştır. İdare heyeti faaliyet ve hesap raporla­rının ibrası ile murakıplar raporunun tasdikinden sonra, memleket ölçüsün­de faaliyette bulunacak bil millî tu­rizm seyahat acenteliğine iştirak ede­bilmek için kongrenin idare heyetine ystki vermesi istenmiştir.

Bunun üzerine söz alan Devlet Vekili Mükerrem Sarol hükümetin esasen bu mevzuda hazırlayıp tatbik mevkiine koymak üzere bulunduğu bir tasarı hakkında izahat vermiş ve 6086 sayılı Turizm Endüstrisini Teşvik Kanunu istihdaf edilen gayelerin tahakkuku­na yardım etmek maksadiyle Türkiye Turizm Bankası Anonim Şirketi» adı altında 10 milyon lira sermayeli bir banka kurulmasının lüzumlu ve faideli telâkki olunarak bu hususta gereken hazırlıklara başlanmış oldnğunu bildir­miştir.

Bundan sonra seçimlere geçilmiş ve başkanlığa tekrar eski başkan Dr. Lüt-fi Kırdar ve mart heyetine de eski azalar seçilmişlerdir.

Son olarak dilekler görüşülmüş ve kongre nihayete ermiştir.

— Ankara:

Tafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Kızıl­ırmak barajının büyük şantiye hazır­lıkları ve yakında yapılacak temel at­ma merasimi hakkında dün Anadolu Ajansı tarafından yayınlanan haberle alâkalı olarak, bugünkü radyo gazete­cine agağıdaki mütemmim malûmatlı beyanatı vermiştir:Bu baraj inşaatına başlanmış barajla­rın bilhassa yıllık enerji istihsali ba­kımından en büyüğüdür diyebiliriz. Uç maksatlı bir proje olan Kızılırmak üzerindeki Hirfanlı Barajı Avrupa'nın da büyük barajlarından birisi olacak­tır. Asırlar boyunca civarını nimetten ziyade hasara ve ıstıraba garkeden bu kızıl suları yakın bir âtide mavi halin­de, insana ümit ve nur saçan temiz kö­püklü dalgalar halinde seyretmek im­kânı hasıl olacaktır. Yılda 400 milyon kilovat saat 'gibi mu­azzam bir enerji kaynağı güzel yurdunuzun yalnız bu hücra köşelerini ışı-ğa boğmakla kalmıyacak fakat aynı zamanda Kuzey - Batı Anadolu .elektrik şebekesi ile tâ İstanbul'a kadar, nakle­dilerek Boğaz'm mavi snlarmda da in'-ikâslar yapacaktır.

İşte nafia hizmetlerinin yurtta manevî bütünlüğü ve gönüllerde ferahlığı sağ-liyan meseleler olarak da mütalâa etti­ğimiz yolundaki izahlarımızın en güzel ve tipik misallerinden birisini Kızılır­mak ^Barajı ile vermiş oluyoruz.

400 milyon kilovat saat elektrik takati hatırı sayılır büyük bir kuvvettir. Ra­kamla mukayese edersek bu miktarın Türkiye'mizin, elektriğin keşfinden bu tarafa 950 ye kadar çeşitli kuvvei muharrikeler yoliyle kavuştuğu elektrik enerjisi yekûnunun yarısından fazla elektriği meselâ, mazot sarfı ile temin etmeğs kalksaydık 160 bin ton mazot istihlâk etmek icat edecekti. Bundan da anlaşılıyor ki Kızılırmak döviz ta­sarrufu, bakımından da ayrıca ehemmi­yeti haizdir.

85 metre yüksekliğinde ve 450 metre boyundaki bu kaya dolgulu bendin ar­kasında toplanacak suyun yani teşek­kül -edecek göl'ün, Çubuk Barajına na­zaran 400 misli, Porsuk Barajına naza­ran 40 misli ve Sarıyar Barajına na­zaran da 3 misli büyüklükte olacağını ifade edecek olursam işin azameti hakında size vazıh bir fikir vermiş olu­rum.

Baraj inşaatı bu hizmetlerinden başka 250 bin dönüm arazinin taşkından ko-ruhmasım ve 300 bin dönüme yakın miktardaki arazinin, de sulanmasını bağlıyacaktır. İstimlâk bedelleri hariç yalnız baraj ve hidroelektrik santralı 100 milyon liranın üstünde bir maliyet srzetmektedir.

Bütün gayretlerimizle 1957 sonuna ka­dar bitirmeğe çalıştığımız bu büyük in­şaat da Türk milleti için hayırlı ve uğurlu olsun.

12 Aralık 1954

— Ankara:

Başvekil  Adnan  Menderes, Aksaray köylerinde onbinlerce dönüm arazinin muhtaç çiftçilere dağıtılması ve tapu­larının tevzii münasebetiyle aşağıdaki telgrafı almıştır:

^Muhterem Adnan Menderes Başvekil

Evvelce 2.032 çiftçi ailesine dağıtılan 188.242 dönüm toprağa ilâveten, bugün de kıymetli mesai arkadaşlarınızdan Devllet Vekili Sayın Osman Kapani ile Ziraat Vekili Sayın Nedim Ökmen'in yüksek huzurları ve uğurlu elleriyle altı köyde 1.123 çiftçi ailesine 50.509 dönüm toprağın tapuları verildi.

Yıllar boyunca, bu muazzam toprak deryasında toprak hasreti çeken, bu toprağın bahtsız evlâtları, artık topra­ğının hakikî efendisi olmanın zevkli gurur ve sevinci içinde, bizleri bugün­lere eriştiren Demokrat Parti iktidarı­nın hükümet reisine en derin bağlılık ve en samimî minnet ve şükranlarım, sunarken iktidarımızın,, bu toprakları­mızı kuraklık tehditlerinden koruya­cak, Orta Anadolu'nun zahire anbarı olan Aksaray ovasını altın anbarı hali­ne 'getirecek olan Mamasun Barajını, da en yakın bir zamanda bizlere hedi­ye etmek için bütün imkânları sefer­ber ederek çalıştığına bütün kalbimiz­le inanıp güvendiğimizi arzeder, toprak gibi mübarek ve ebedî olmanızı dilel-riz, aziz ve muhterem başvekilimiz.

Toprak alan Aksaray köylüleri

13 Aralık 1954

— Ankara:

İktisat ve Ticaret Vekâletinden bildi­rilmiştir:

1) Birlksik Amerika:da kâin The Ralph M. Parson Company firmasının Müref-te vesair bölgelerdeki tabii gaz yatak­larını geliştirmek ve istihsal olunacak gazı borularla İstanbul'a nakletmek ve du şehirde tevzi yapan müesseselere toptan satmak maksadiyle teşekkül eden İstanbul tabii gaz Ltd. şirketinin vazedeceği 85.714,29 dolar tutarındaki nakdî sermayenin 6224 sayılı kanun­dan faydalandırılması,

2)image001.gifİstanbul'da Hasırcılar Caddesinde No, 22 de mukim İbrahim Duşi firma­
sının Belçika'da kâin Etablissement Duesberg de Lamorinerie dokuma sa
Jiayiine mahsus  taraktelleri (garnitures de Cadre) irml etmek üzere kura­
cakları fabrikaya ecnebi şerikin vaze­deceği 6 milyon Belçika Frangı tuta­
rındaki   aynî   sermayenin  6224  sayılı kanundan faydalandırılması,

3)Fransa'da kâin Herbager Ferin firmasının Türk - İngiliz ithalât ve ihra­cat şirketiyle birlikte memleketimizdetesis edecekleri 30.000 T.L.  sermayeliperin yeşil ot cihazları komandit şir­keti vasıtasiyle araziye lüzum    görülmeksizin topraksız-olarak taze hayvanyemi yetiştirmek için icad edilimiş pe­rin sistemi cihazını burada yerli mal­zeme  ile  imal  etmek  ve memleketin muhtelif bölgelerinde ayrı ayrı mmtakalarda ihtiyaca göre arzu edilecek terisieri kurmak, bu tesisat ile hüküme­tin ehemmiyetle üzerinde durduğu hayvan  yemi ihtiyacın: karşılamak üzerekuracakları fabrika için vaz   edeceği 10.000 T.L, tutarındaki aynî sermayenin ve senevi satış yekûnu üzerinden kendisine ödenecek %4 icat hakkının G224 sayılı kanundan faydalandırılma­sı İcra Vekilleri Heyetince kabul edilmetir.

—Ankara:

Amerikan Kongresi Atom Enerjisi Ko­mitesi azalarından mürekkep bir hey'-ot: hususî bir uçakla bu sabah saat 10. 45 te Esenboğa hava meydanına muva-talat eumiştir. Senatör John W Bric-ker'in riyasetindeki bu heyete, mümes­siller meclisinden W. Sterling Cole, Ja-rr.es E. Van Zand.t ve Thomas A. Jen_. kins dahil bulunuyordu.

Kava meydanında heyet, Hariciye Ve­kil vekili namına hususî kalem müdür vekili Hamit Batu ve Hariciye Vekâleti Birinci Daire Umum Müdürü Talât Miras tarafından karşılanmıştır. Ame­rika Büyükelçisi Ekselans Avra M. Warren ve dün şehrimize gelmi? bulu­nan Millet 11 er arası Atom Enerjisi Ajansı kurulması ile alâkalı müzakereler için Amerika mümessili Büyükelçi Ek­selans Morehead Patterson da ziyaret­çileri  karşılamağa  gidenler arasında idi.

15 Aralık 1954

— Ankara:

Başvekil Adnan Menderes heyeti teş­yi ettikten sonra Anadolu Ajansına şun lan söylemiştir:

Gazeteci ve mebuslarımızla General Ali Fuat Cebesoy gibi cephe kuman­danlığı, meclis reisliği ve vekillik yap­mış kıymetli bir asker ve devlet ada­mımızı da ihtiva .eden hey'etimızin, Mısır hükümetinin davetlisi olarak Ka-hire'ye hareket etmekte olduğuna çok sevinmekteyim.

Arada geçen hâdiseler ne olursa olsun mazinin iki millet için mukadder kıl­mış, olduğu müşterek hayat ve hatıra­ların ördüğü içtimaî ve vicdanî rabıta­ların çok kuvvetli bulunduğunu ifade etmek benim için büyük bir bahtiyar­lıktır. Bu sözlerimin bütün Arap- âle­mine müteveccih bulunduğunu da iza­ha hacet  görmüyorum.

Kaldı ki bugün dünyanın içinde bu­lunduğu karışık ve tehlikeli şartlara bakılınca, aynı bölgede kâin ve sıkı alâkalarla birbirine bağlı memleketle­rimiz arasında daha sıkı münasebetle­rin kurulmasının müşterek selâmet ve saadetimiz için çok hayırlı olacağı da derhal kabul olunacak bir hakikâttir.

Su güznde hey'etimizin dost Mısır hü­kümetine ve kardeş Mısır milletine memleketimizin ve hükümetimizin dostluk hislerinin /samimiliğini ve de­rinliğini kardeşlik rabıtalarımızın kuv­vetini lâyıkıyle ihsas ve ifade edebi­leceklerine eminim

Bu münasebetle Mısır'ın kıymetli baş­vekili muhterem Cemal Abdülnasır'm, bir müddet şvvel Türk - Mısır müna­sebetlerine dair yayınlanan bir kita­ba yazdığı mukaddemenin, kendisinin memleketimiz ve milletimiz hakkında ne derecede samimî duyguların ve bir anlayışın sahibi bulunduğunu vuzuhla göstermekte olduğunu kaydet­mek isterim. Bu sözlerim aynı zamanda yazıya karşı duyduğumnz şükranın bir ifadesidir de.

Türk - Mısır münasebetlerinin günden güne ne kadar iyileşmekte olduğuna büyük bir memnuniyetle işaret eder­den heyetimizin yapacağı ziyaretin bu münasebetlerin dsha da kardeşçe bir mecraya girmesine yardım edeceğine ve yine bu ziyaretin Arap milletine memleketi in izin duyduğu güzel ve kardeşçe hislerin ifadesine vesile teş­kil edeceğine kani bulunuyorum.

17 Aralık 1954

— Konya:

Büyük Türk Mütefekkiri Mevlâna Celâleddini Rumi'nin ölümünün 681 inci yıl dönümü münasebetiyle şehrimizde büyük bir anma töreni yapılmıştır.

Bu törene iştirak etmek üzere, memle­ketimizin dört bucağından muhtelif iıey'etler ve bini mütecaviz ziyaretçi Konya'ya gelmiş bulunuyordu.

Şahin sinemasında tertiplenen aneninde. Ziraat Vekili Nedim Ökmen, Büyük Millet Meclisi Reis Vekillerin­den Kayseri mebusu Fikri Apaydın ve Samsun mebusu Tevfik İleri, mebus­lar, Şûrayı Devlet ve Temyiz Mahkerresi azaları, profesörler, Konya Vali­si, sivil erkân, şehrimiz ileri gelenleri, Afganistan, Ürdün, Irak, Lübnan Bü­yükelçi ve elçileri hazır bulunmuşlar­dır.

Reisicumhurumuzun refikaları sayın Bayan Reşide Bayar ile Hariciye Veki­limizin refikaları ssyın Bayan Behice Köprülü de anma törenine iştirak et­mekteydiler. Anma törenine katılmak üzere, Sadi Hoşses idaresindeki Millî Türk Talebe Birliği Ankara Üniversitesi korosu, Halil Can ve Afvon Vilâyeti Mutrip Hey'eti, Sivas Semazen Hey'eti şeh­rimize gelmişlerdir.Törene saat 20.30 da Konya Belediye Reisinin açış konuşmasıyla başlanmış­tır.Bundan sonra Mevlâna ahfadından Dr,. Hulki Âmil Keymen, Mevlâna'nın ha­yatı) hakkında bir konuşma yapmış» nâtişerif okunmuş, bunu Hayri Tümer'in ney taksimi takip etmiş ve Yusuf Paşanın segah peşrevi neyle çalınmış­tır.

Müteakiben programın birinci kısmın­da bulunan selâm ve zehi-aşk yürük semailerinden mürekkep (hüzzam âyi­ni) icra edilmiş, Refik Ahmet Sevengil'in, Mevlâna'mn fikir, felsefe ve sanat) hayatımızdaki yerini belirterı. konuşmasmdan sonra Nezihe Araz Mevlâna -hakkında bir şiir okumuştur.. Anma törenine katılan Sadi Hoşses idaresindeki Millî Türk Talebe Birliği Ankara Üniversitesi Korosu (ferah, se­gah) makamlarındaki mevlevî âsârm-dan örnekler terennüm etmiştir. Kısa bir fasılayı müteakip programın İkinci kısmı, edebiyat ve ilahiyat pro­fesörü Anna Mari Schimmel'in (Gar­bın Mevlâna'yı gömüşü) mevzuundaki konuşmasıyla açılmıştır. Bunu musiki faslı takip etmiş, Ulvi Erguner'in ney taksimi, nsyzen Emin Dede'nin (suzi­nak peşrevi), Ferkâi Dede'nin (suzinak âyini şerifi) icra edilmiş ve Halil Can tarafından da ney taksimi yapılmış­tır.

Müteakiben, Abdülbâki Gölpmarlı (Mevlâna'nm felsefssi) nden bahsetmiş, Muhiddin Celâl Duru. (Mevlâna tefek­kür sisteminin Şarlcta ve Garp'taki te-sirkri)   mevzulu  bir  konuşma yapmış Afyon ve Konya heyetleri mutrıbini. Muhlis Koner'in (Mevlâna'da tasavvuf) konuşması takibetmiş, en son olarak, bütün grupların iştirakiyle kapanış mu. dikişi icra edilimişür.

— Ankara:

Ankara Radyosu bu akşam saat 21.15-te radyo muhabirinin Sıhhat ve İçtimai Muavsnet Vekili Dr. Behçet Uz ile yapmış olduğu bir röportajı yayınla­mıştır. Karşılıklı konuşma şeklinde olan bu röportajda, Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz rad­yo muhabirinin sormuş olduğu sualle­ri ezcümle şöyle cevaplandırmış ve ve­rem mevzuunda şunları söylemiştir:

sî muhasebe hastahanelerinin de vekâ­lete intikali dolayısiyle yekûnları 93 ve yatak sayıları mecmuu 13.095 dir. 1950 başında sayılar: 16 ve yatak mec­muu 710 olan doğum ve çocuk bakım­evlerinin bugünkü miktarları 20 ve ya­tak yekûnu 1.646 dır. 1950 başında sa­yıları 16 ve yatak mecmuu 160 olan sağlık merkezlerinin ise 'halen mikta­rı 1227 ye ve yatak yekûnu 1.370 e yükselmiştir.

Tedavi tebabetinin çeşidli sahalarına aid olmak üzere halen muhtellif vilâ­yetlerimizde 44 hastahane ve pavyon yapılmaktadır. Bunlara ilâveten daha 11 hastahane ve pavyon ile bir kanser enstitüsü inşasını düşünmekteyiz.»

Müteakiben sorulan, bulaşıcı hastalık­larla aşı ve serom mevzuu il-s ilgili su­allere Dr. Behçet Uz şu cevapları ver­miştir :Her memlekette bulaşıcı hastalıkların mühimleri için ihbar mecburiyeti var­dır. Miktarları buna göre tesbit edilir. Bu miktar da umumiystle, yıldan yıla, vasati bir adet etrafında normal olarak biraz artma veya eksilme gösterir. Memleketimizde 1950 de bu suretle ih­bar edilen bulaşıcı hastalık yekûnu 2, 744 iken 1953 de 2.145 dir. Bunlardan ölüm miktarı ehemmiyetli değildir. Ti­fo, kızamık ve boğmaca, memleketi­mizde bulaşıcı hastalıkların başında gelmektedir.Bulaşıcı hastalıklara karşı aşı tatbiki­ne ehemmiyet vermekteyiz. 3 seneden beri yurdumuzda hiç çiçek hastalığı vu: kuatı yoktur. Yılda takriben 19.000 lit­re aşı ve 5000 litre serom istihsal et­mekte ve bunları teşkilâta sevketmekteyiz. Bulaşıcı hastalık savaşında aş: ve seromdan maada yeni ilâçlara ve haşaratla savaşta d d t ye de lâyık ol­dukları -ehemmiyet vermekteyiz.

Çotuk hastalıkları ve çacuk felci mev­zuunda ise Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili şunları söylemiştir:

Memleketimizde başta gelen çocuk hastalıkları, çocuk ishali, kızamık ve boğmacadır. Çocuk felci daha ziyade büyük şehirlerde münferid vakalar" halinde çıkmakta olup yekûnu yılda 20-50 arasındadır. Bu senenin 9 ayı zar­fında bu hastalıktan iki ölüm tesbit edilmiştir.

Çocuk ölümü tabiri,' sağlık hizmetle­rinde teknik bir terim olarak, bir ya­ğma basmamış çocukların bir yıllık ölüm miktarının o yıldaki 1000 diri doğuma olan nisbetmi 'gösterir. Bu nisbeti memleketimizin her tarafında sağ­lık merkezleri kurulup sağlık teşkilâ­tı kazalardan köy1 er e nüfuz ettikçs-hakkiyle tesbit edebileceğiz. Geniş bir nüfus kütlesini ihtiva eden sıtma mü­cadele bölgelerinde çocuk ölüm nisbeti 1951 yılında 1000 diri doğumda 83 iken J953 de 1000,diri dokumda 69 a inmiştir. Fakat memleketin her tarafı bu derece müsait değildir ve daha yüksek olduğu yerler vardır.

Vekâletimize aid hastahanelerle doğum evlerinde halen cem'an 2,234 çocuk; yatağı bulunmakta olup bunların 596 sı doğumevlerinde yeni doğmuş ço­cukların yatırıldıkları bebek yataklarıdır. 1950 nüfus sayınıma nazaran memleketimizde 14 yaşında ve bundan küçük çocuk yekûnu 7.953.000 olup umum nüfusumuzun yüzde 38 ine mü­savidir. Bu kadar nüfusa 2.234 yatağın kâfi gelmiyeceği aşikârdır. Nitekim ou miktarı çocuk nüfusumuza nisbeî edersek 10 000 çocuğa 3 yatağa yakın sayıda yatak düştüğünü görürüz. Hal­buki çocuk sağlığı bakımından iyi in­kişaf etmiş memlelketierde çocuk ya­tağı miktarı değil, yalnız çocuk nüfu­sunda, bütün nüfusta 10.000 kişiye 6' yatak düşecek şekilde hesaplanır. Biz­de ise buna göre 10.000 nüfusa bir ço­cuk yatanı bile düşmemektedir^ Çocuk­larımızın sağlığını yüks-sk bir duruma eriştir.ebilmek için sair tedbirlerle bir­likte çocuk yatağı sayısını da çok da­ha yükseltmemiz lâzımdır. Biz, 'bu yol­da yürümekteyiz. »

Müteakiben Sıhhat ve İçtimaî Muave­net Vekili doktorlar, hemşireler, koru­yucu hakimlik ve bulunmayan ilâçlar mevzuunda sorulan sualleri de şöylece cevaplandırmıştır:

«Yurdumuzda halen 7.013 doktor mes­lekte çalışmakta olup, 3.137 nüfusa bir doktor düşmektedir. Bu miktarın ihti­yaca kâfi geldiği iddia olunamaz. Münhal kadrolarımız vardır. Hemşire bah­sine gelince, Vekâletimiz teşkilâtında, yardımcı hemşireler de dahil, halen 1. C13 hemşire ile 2 371 hastabakıcı ve çocuk bakıcısı çalışmaktadır. Buna göre yuvarlak hesap 25 yatağa bir hemşire ve 10 yatağa bir hastabakıcı nisbet etmektedir. İyi bir hastabakıcı hizmeti kurmuş olan ileri memleket­lerde mektepli hemşirelerin umumiyet­le 5 ve nihayet 7 yataktan fazlasiyle meşgul olmaması esastır. Daha. az ya­tak sayısına bir hemşire isabet eden hastahaneler de vardır . Bu vaziyete nazaran bize, elimizdeki miktardan kat kat fazla hemşire lâzımdır.

Koruyucu hekimlik yurddaşm ferdî ve yurdun sosyal sağlığını temin etmek üzere çok geniş saha ve şubelere ayrı­lan bir amme hizmetidir. Biz bunu iler­letmeye çalışıyoruz. Veba ve kolera gibi hastalıkların, hududa kadar .gel­miş iken memleketimize girememesi, 3 yıldan beri yurdumuzda çiçek çıkma­ması, sıtmanın büyük ölçüde azaltıl­ması, lekeli hummanın salgın yapma­sına meydan veriirnem.esi di§er bulaşı­cı hastalıkların da başgösterecek olur­sa kontrol1 altına alınabilmesi memleketimizdeki koruyucu hekimlik faali­yetinin en nratik neticelerine cevap teşkil etmektedir.

İlâç mevzuuna gelince, memleketimiz­de ciddî lüzumlu ve faydalı olup da bulunamıyan ilâç yoktur. Yalnız bir tekim ilâçların döviz mukabili hariçten ithali bazan piyasada azalmaya .sebep olunca halk da bunları lüzumundan iazla almakta ve neticede muvakkat bir bulunmazhk hali ba göster m ekte­dir. Bunun çaresi, ihtiyaca kâfi mik­tarda döviz tahsisidir. Bu hususta alâ­kalı vekâletle anlaştık.

Halen yabancı tıbbî müstahzarların idhali için 10 milyon Türk Liralık dö­viz tahsis edilmiştir. Yerli müstahzar­larımız inkişaf etmekte ve kendilerin­den beklenen hizmeti yapmaktadır. Has tahane, eczahane, tıbbî müstahzar la­boratuarları gibi tesislerimizin ham madde ve tıbbî ecza ihtiyaçlarını'gider­mek için de 6 milyon liralık döviz tah­sis edilmiştir.

 

18 Aralık 1954

— Ankara

Ekim 1954 ayı sonlarında.. Türk Hava Kurumu, Yunanistan Krallık Hava. Kulübu ve Yugoslavya Havacılık Birli­ği Koordinasyon Komitesi tarafından Atina'da tertip edilen Atina hava gös­terisinde başarı gösteren Türkkuşu fi­losu mensupları, Türk Hava Kurumun­ca madalya ile taltif edilmişler ve ma­dalyalar bugün saat 16 da Türk Hava Kurumu Genel Merkezinde merasimle kendilerine verilmiştir.

Merasimde, bazı mebuslar, kurum bi­rinci ve ikinci reisleri, umumî kâtip, İdare hey'eti üyeleri, Türkkuşu men­supları ve güzide bir davetli kitlesi ile basm temsilcileri hazır bulunmuşlar­dır.

Kurum Başkanı Amasya mebusu Mus­tafa Zeren, kısa bir konuşma yaparak,, havacılarımızı gösterdikleri başarıdan dolayı tebrik etmiş ve başarılarının de­vamı temennisinde bulunmuştur.

Bundan sonra madalyalar, hazır bu­lunanlardan Kemal Eren, Ali Çobanoğ-lu, Huiki Yanat Lâtif Aküzüm, Safa Gürs'oy, Feridun Söğütlüğü, Burhan. Göksen v.e Adil Ünlü tarafından hava­cılarımızın yakalarına takılmıştır.

Madalya alan havacılarımız şunlardır Edibe Subaşı, Hasan Zeynallı, Mehmet Esengil, Abdurrahman Türkkuşu, Avni Yaykm, Cemal Uygun, İsmail Ada­li ve Naci Filibeli.

19 Aralık 1954

— Kahire:

Mısır gazeteleri ve sureti umumiyede Mısır halk efkârı Türk gazetecilerin­den mürekkep dostluk hey'etiyle çok yakından alâkadar olmakta ve bu ziya­retle gazetecilerimizin tetkik program­larına Mısır gazeteleri geniş yer tah­sil etmektedir.

Ayrıca, gazetelerde Türk - Mısır dost­luğu hakkında hararetli tefsir yazıları: da çıkmaktadır.İki­sinin iştirakiyle yapılmıştır. Şehir bandosunun, çaldığı İstiklâl Marşı ile sancak, direğine bayrağımız çekilmiş ve müteakiben binanın üzerindeki Kay­makamlık levhası alkışlar arasında indirilerek yerine «Sakarya vilâyeti» levhası konulmuştur. Bundan sonra kı­sa bir konulma yapan Belediye Reisi Suavi Damalı şehrin sembolik anahtarımı vilâyetin ilk Valisi Nazım Üner'e tevdi etmiştir.

— Adapazarı :

Sakarya vilâyetinin kuruluşu münase­betiyle Sakarya Valisi Nazım Üner ve Adapazarı Belediye Reisi Suavi Dama tarafından Reisicumhur Celâl Bay ar, Büvük Milktt Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes ve Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik'e agağldâki  telgrafla çekilmiştir:

«Sayın Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru

Sakarya vilâyetinin köyleri, kazaları re merkezindeki vatandaşlarımız viyst idaresine kavuşmuş olmanın de Mısır gazeteleri bu haberleri veren geniş başlıklarında Başvekilimiz Ad­nan Menderes'in Türk - Mısır münase-oetlerine ait olan son beyanatında iki memleket arasındaki dostluğun sağlam temellere dayandığını kaydeden cümlelelrini belirtmekte ve Adnan Men­deres'i, Türk - Mısır dostluğunun yeni kurucusu olarak vasıflandırmaktadır­lar.

Mısır gazetelerinde çıkan tefsir yazıla­rındaki esas fikirler şunlardır: «Tür-jdye ile Mısır arasında, iktisadî ve kültürel olduğu kadar siyasî sahada da "birçok müşterek ve benzer noktalar vardır. Bundan başka asırlar boyunca tarih hâdiseleri Türk ve Mısır millet­lerine müşterek bir talih dokumuş ve iki milleti kardeşçe birleştirmiştir. Müşterek menfaatler adına Türkiye'ye elimizi uzatmalıyız. Nasıl ki Türkiye de bize elini uzatmaktadır. Kardeşçe birleşecek olan bu iki el., karşılıklı mil­lî menfaatlerin ve bütün insanlık ca­miası menfaatlerinin hizmetinde işbir­liği yapmak taahhüdünü tazammun edecek ve herkese yüksek bir imtisal numunesi teşkil edecektir.Gazetelerimiz ayrıca Başvekilimiz Ad­nan Menderes'in resimlerini neşret­mekte ve genç ve dinamik hükümet reisinin1 idaresinde Türkiye'de kayde­dilen terakkileri ve başarılan işleri bellirtmektedirler. Batı demokrasisi­nin ileri kalesi olarak Türkiye'ye Amerika'nm yaptığı yardım da Mısır gazetelerinin üzerinde durduğu mev­zular arasındadır. Dün sabah Ehramları gezen Türk ga­zetecileri heyeti şerefine Öğle üzeri Millî İstikamet Vekâleti Müsteşarı Dr. Ali Zeynelabidin Menakusa otelinde bir öğle yemeği vermiştir, öğleden son ra Sakkara gezilmiş, ayrıca Kahire şeh­ri içinde dolaşmalar yapılmıştır. Ak-Şjm Semiramis otelinde Millî İstika­met Vekili Binbaşı Salah Salim'in ga­zetecilerimiz şerefine bir akşam yeme­ği vardı. Binbaşı Salah. Salim İsken­deriye'de bulunduğu için, kendisini bu y.emekte müsteşar Dr. Ali Zeynel abidin temsil etmiştir. Yemeğin son­larına doğru müsteşar kısa bir hitabe irad etmiş, Türk gazetecilerine dost "Mısır'a hoş geldiniz  demiş, Millî İstikamet Vekilinin Türk gazetecilerini pazar akşamı kabul edeceğini bildirmiş ve hey'et azasına Mısır'da iyi günler geçirmelerini ve mümkün ise ziyaret­lerini daha da uzatmalarım temenni etmiştir. General Ali Fuat Cebesoy, he­yetin Mısır'da gördüğü samimî hüsnü-kabulden dolayı hararetle teşekkür et­miş, ne diplomat olarak ne de gazeteci olarak konuşmadığını kaydettikten sonra, Türklerle Mısırlıların kardeş ol­duklarını, Arap ve Mısırlı kanı karış­mamış Türk kanı dmadığı gibi Türk kam karışmamış Arap ve Mısırlı kanı bulunmadığını söylemiş ve Mısır için refah ve saadet temennisiyle hitabesi­ne son vermiştir.

Ankara:

Başvekilimiz Adnan Menderes'e Ma-iatya Umumî Esnaf Dernekleri Birliği­nin kurularak ilk i! kongresini akdet­mesi münasebetiyle şu telgrafı gönde­rilmiştir:

Sayın Adnan Menderes

Başvekil Ankara

Bugün büyük bir olgunluk havası için­de cereyan eden ATalatya Umumî Es­naf Dernekleri Birliği kurulmuş, kong­re zatıâlinize en derin hürmet ve min­netlerini arzetmeyi ittifakla karar al­tına almıştır.

Sn derin saygılarımla arzederim.

Abdullah Caner

Kongre Başkam ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârlan  Teşkilâtı  Konfe­derasyon  Başkanı

21 Aralık 1954

Ankara:

Başvekilimiz Adnan Menderes'e, Ha­tay'da Reyhanlı kazasının Acar ve Ka-rasüleymanlı köylerinde toprak tevzi edilen 263 muhtaç çiftçi ailesi adına şu telgraf gönderilmiştir:

Sayın Adnan Menderes

Başvekil Ankara Demokrat Parti iktidarı zirai kalkınma politikasına muvazi olarak devam eden çiftçiyi topraklandırma, mevzuunca sarfedilen azamî gayretin faydalı neticeleri meydandadır. Bugün toprağa kavuşmuş olmanın coşkun sevinci için­de bulunan 263 çiftçi ailesi minnettar­lık duygularını zatı devletlerinize ilet­mek vazifesini bana vermiştir.

Hürmetlerimle arzederim.

Hatay, Reyhanlı, Acar ve Karasü 1 ey mani  köylerinden  topraklanan 263 çiftçi ailesi adına Suphi Sönmez

Bu santralin katı: kabulü münasebe­tiyle Başvekilimiz Adnan Mend-sres'e, Hatay Defne Hidro elektrik Birliği Baş­kanı şu telgrafı göndermiştir:

Sayın Başvekil Adnan Menderes

Değerli himayelerinizle kurulan Hatay Defna Hidro-elekrtrik santralinin ka­bul muamelesi yapılmıştır. Bu vesile ile nura kavuşan Hatay'dan teşekkür­lerimizin kabulünü saygılarımızla arzederiz.

Hatay Defne id i dr o-elektrik Birli­ği Başka;Atıf Seylanlı

Başvekilimiz, bu telgrafa şu cevabı vermiştir:

Sayın Atıf Beylanlz

Hatay Defne Hidro-elektrik Birliği Başkam Antakya

Hatay Defne Hidro-elektrik santrali­nin kabul muamelesinin yapıldığını bildiren nazik telgrafınıza çok teşekkür eder yeni tesisin Hatay için hayırlı ol­masını candan temenni ederek hürmet­lerimi arzederim.

Başvekil Adnan Menderes

22 Aralık 1954

— Ankara:

Amerika'dan alman buğdayların ilk partisi Santa Venezis Soft White, North Plote  ve   Trans   Atlantica   gemileriyle ay sonunda memleketimize gelecektir. Toprak Mahsulleri Ofisinden aldığımız malûmata göre, 13û bin ton olan ilk parti buğdayın kısa zamanda gemiller-cen tahliyesi için g?rekli bütün tedbir­ler alınmış bulunmaktadır.

3u ilk parti ile gelen buğdaylar İstan­bul, İzmir, İskenderun ve Derince Li­manlarında  boşaltılacaktır.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de reisvekillerinden Esad Budakoğlu'-nun riyasetinde toplanmıştır.

Celse açıldığı zaman, Tokat mebusu Ahmet Gürkan'm neşir yoliyle veya radyo ile içlenecek bazı cürümler hak­kındaki 6334 sayılı kanunun 3 üncü maddesinin tadiline dair olan kanun teklifinin seri verilmesi hakkındaki îakriri okunmuş, müteakiben, Türk Ceza Kanununun fi 123 sayılı kanunla nuaddel 46 mcı maddesinin tatbikine imkân olup olmadığına dair Adliye ve Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekillerin­den sorulan şifahî sual her iki vekil tarafından cevaplandırılmıştır.

Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ cevabında şunları    söylemiştir:

«Suçu işledikleri zaman akıl hastalı­ğına müptelâ olan ve bu sebeple hak­larında ceza tayin ve hükmedilemiyen. şahıslarm, serbest birakılmaları halin­de cemiyete iras edebilecekleri zararla--rı bertaraf etmek hususundaki tedbiri ihtiva -sden Türk Ceza Kanununnn 46 mcı maddesinin 9.7.953 £ün ve 6123 sayılı kanunla tadilinden evvelki şek-Hnde, suçlunun serbest bırakılması teh­likeli olduğu mahkemece takdir edi­lirse, hakkında muamelei kanuniye ic­ra edilinceye kadar muhafaza edilmek üzere ait olduğu makama teslimine, kezalik mahkemenin emredeceği yazılı idi.

Fakat tatbikatta suç işliyen ve salâh-bulduklarından bahisle serbest bırakı­lan akıl hastalarından bazılarının tek-lar suç işlemelerinin ve böylece cemi­yet için zararlı bir hal almalarının mü­şahede edilmesi dolayısiyle bu mad­denin tadilini de ir.utazammm olmak" üzere  yapılan  Ceza  Kanunnnun  bazı maddelerinin tadiiine müteallik kanu­nî teklifin Adliye Encümeninde tetkik ve müzakeresi sırasında bahis mevzuu olan 46 mcı maddenin ikinci fıkrası (muhafaza v.e tedavi altında bulundur­mak, müddetle mukayyet değildir. Şu kadar ki muhafaza ve tedavisine hük-molunan şahıs, muhafaza ve tedavinin icra kılındığı müessesenin mes'ûliyet icra kılındığı müessesenin mesul hâkimliğince salahın tıbben tebeyyun et­tiğine ve maluliyet sebebiyle yeniden suç islemesi ihtimali bulunmadığına dair verilen rapor üzerine' hükmü ve­ren mahkemece serbest bırakılır) sure­tinde tâdil edilmiş ve bu tâdil Büyük Millet Meclisince de aynen kabul bu-yurulmuştur. Büyük Millet Meclisince bu suretle kabul buyurulan bu fıkra­nın tatbikattaki neticeleri hakkında Mahmut Goloğlu arkadaşımızın sual takririne kadar gerek teşkilâttan ve gerek tıp müesses el er inden vekâleti­mize herhangi bir müracaat sebketmemistir.

Memnuniyetle arzedeyim ki, arkadaşı­mızın bu suali üzerine derhal gerekli araştırmalara başvurulmuş ve bu mev zııda selâhiyetli ilim ve tıp müessesele­rimizden katî mütalâa ve raporlar a-immıştır.

Bu hususta gerek vekâletim ize e ve ge­rek Sıhhat ve İçt;maî Muavenet Ve­kâletince de, salah; tebeyyun eden suçlunun maluliyeti sebebiyle yeniden suç işlemesi, ihtimali bulunup bulun­madığının tıbben tayini mümkün ol­madığı "ve bu kaydı kanunî sebebiyle de maddenin tatbik kabiliyeti bulun­madığı neticesine müştereken varmış bulunuyoruz.

Arzettiğimiz bu sebepledir ki, bahis mevzuu 46 mcı maddenin tadili lüzu­muna kani olarak hazırladığımız tadil "lâyihasını da yüksek huzurunuza takdim etmiş bulunmaktayız.»

Sağlık Vekili Dr. Behçet Uz da aynı mevzuda   şöyle  demiştir:

46 mcı maddenin tatbikatı bakımın­dan akıl hastalıkları üçe ayrılmaktadır.

1) Şifası kabil olan ve bilâhare hiç oiv suretle nüksetmiyen hastalıklar,

2)Şifası kabil olmakla beraber sonra­dan nüksetmesi ihtimali bulunan has­talıklar,

3)Şifası kabil olmayan hastalıklar.

Alkol psikozları, konfüziyonmantal, demans husule getirmemiş genel para-lizi, frontal ur sendromu ve pellegra psikozu gibi pek mahdut birkaç akıl hastalığının şifadan sonra nüks ihtima­li yoktur. Bu hastalıklar yüzünden suç işlelyenler tamamen şifa bulduktan sonra aynı hastalık bir daha nüksetmi 7 ceği cihetle bu kabil hastalıklardan kurtulan kimseler hakkında eski malu­liyeti sebebiyle tekrar suç işlemek ih­timali bulnnmadığına dair kat'î rapor verilmesi düşünülebilir.

Yukardaki birkaç hastalık haricinde kalan biliumum ?kıl hastalıkları ya şifası kabil değildir, yahut şifa bulan hastalıkların sonradan nüksetmesi ih­timali vardır.

Bu münasebetle bir konuşma yapan Birlik Başkanı Üzeyr Avunduk toplan­tıda hazır bulunanları selâmlamış ve ezcümle şunları söylemiştir:

Bugün ilk toplantısını yapan «Türk Sanayi Yardım Komisyonu» hüküme­timizin yakın alâks ve tasvibi ile mey­dana konulan ve Amerikalı dostlarımı­zın maddî ve manevî müzaheretleri ile meydana getirilen müşterek bir eser­dir. Takriben üç ay önce hükümetimiz adına İktisat ve Ticaret Vekili Sayın Sıtkı Yırcalı, Milletlerarası İktisadî İş­birliği Genel Sekreteri Muhterem Me­lih Esenbel. F O.A direktörü kıymetli dostumuz Mr. Davton'la tatbikatçı idare olarak birliğimiz arasında bir muka­vele imzalanmış ve bu mukaveleye gü­re Türkiye Odalar Birliğinde gerekli teşkilât kurularak faaliyete geçirilmiş-fcir. Türk Sanayi Komisyonunun bu ilk ıçtimama bahis mevzuu mukavelenin taraftarı, şeref misafirleri olarak da iştirak etmek suretiyle bu günümüzün büyük mânasını bir kat daha değerlen­dirmişlerdir.

Burada kendilerine birliğimizle her safhada yaptıkları ve bugün de y^ni bir tezahürüne şahit olduğumuz yakın işbirliği için tekrar teşekkür etmeği zevkli bir vazife saymaktayım.

Muhterem misafirlerimiz, aziz arkadaş­larım, bugün çalışmasına başlayan «Türk Sanayi Komisyonu» memleketi­mizin büyük bir ihtiyacına cevap ver­mek üzere kurulmuştur. Her sahada kalkman ve hergün yeni yeni' başarı örnekleri gururla takip olunan Türki­ye'mizin, bilhassa maden ye sanayi sa­hasında ortaya koyduğu pek çok im­kânlarının bir an evvel memleketin is­tifadesine arzolunması lüzumu üzerin­de hissolunan ihtiyacın giderilmesinde bu komisyon çalışmalarının büyük ro­lü olacaktır.

Bundan sonra Türk Sanayi Komisyo­nunun faaliyet mevzuunu etrafiyle i-zah eden Üzeyr Avunduk konuşması­na son vermiştir.

Kesif ve devamlı gayret istiyen bu işe, komisyonu teşkil eden kıymetli ilim ve iş adamlarımızın değerli idare­cilerimizle beraber gerekli direktifleri tesbit edeceklerine ve onların tahakku­ku için her birinin sahasına isabet edecek yardımları esirgemiyeeekl erine dair olan kanaatimiz sonsuzdur.

Türkiye Odalar Birliği bu işte ken­disini bütün varlıkları toplayan bir müessese addetmekte v,e yurdun top yekûn kalkınması için hükümetimizin yaptığı muazzam çalışmalara kısmen olsun yardımcı olan komisyonu her ba­kımdan desteklemeği kendisine vazife yapmış bulunmaktadır.

Asıl iş hepimize aittir.

Güzel bir tesadüf eseri olarak sanayi­mize yardım için kurulan bu yeni teşkilâtı, bütün bu kalkınmaların ölmez kurucusu büyük Atatürk'ün Ankara'­mıza ilk defa teşriflerinin yıldönümü­ne rastlamaktadır.

Onunla başlayan her şeyin mutlaka mn vaffak olacağı şüphesizdir. Bizim komisyonumuzda böyle bir şansla da tak­viye edilerek işe uğurlu bir günde başlamanın manevî yardımım da hissede­rek kendisinden beklenen memleket hizmetini gereği gibi yapacaktır. He­pinizi mutlu vazifenizden dolayı teb­rik eder, mesainizde muvaffak olma­nızı temenni ederim.»

— İstanbul:

Et ve Balık Kurumunun Beşiktaş'da inşa ettirmiş olduğu soğuk hava tesis­leri bugün saat 11 de yapılan bir me­rasimle, Başvekilimiz Adnan Menderes tarafından işletmeye açılmıştır.

Merasimde Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Adliye Vekili Osman Şev­ki Çicekdağ, Nafıa Vekili Kemâl Zeytinoğlu, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yircalı, mebnslar, İstanbul Vali ve Be­lediye Reis Vekili Prof. Gökay, Şehir Meclisi Üyeleri, Et ve Balık Kurumu temsilcileriyle basın mensupları ve kalabalık bir davetli kitlesi hazır bu­lunmuştur.

Merasimde ilk sözü Et ve Balık Kuru­mu Umum Müdürü Ekrem Barlas al­mış ve demiştir ki:Bugün işletmeye açılacak olan bu te­sis 5 milyon liraya malolmuştur. İnşa­at ve montajı birbuçuk senede ikmâl edilmiştir.Başta Başvekilimiz olduğn halde hü­kümetten gördüğümüz teşvik v.e yardı­mın ebediyyen minnettarıyız.Bu tesisler Türk personelinin her ihti­sastaki elemanları ve müteahhitlerinin büyük hizmet ve başarılarını şükran­la anarak sözlerime başlamak istiyo­rum. Ekrem Barlas sözlerine devam etmiş ve bu tesislerin günde 100 ton buz imâl ve 300 ton buz, 2000 ton taze ve donmuş balık ve 20.000 gövde et mu­hafaza edebileceğini, buna mukabil 50 ümura müdür bundan sonra Et ve Ba­lık Kurumunun kurulusundan bugü­ne kadar geçirdiği safhaları vs çalışma­ları izah etmiştir.

Bu izahata göre, iki sene evvel faliyete gecen Et ve Balık Kurumunun "bugün 10 tesisi faaliyet halinde bulun­maktadır ve 1955 yılında isletmeye a-çılacak tesislerin adedi 20 yi bulacak ve 4-5 bin vatandaş bu tesislerde çalı­şabilecektir.

Bundan sonra Erzurum, Konya, Ankara Zeytinburnu Et Kombinaları hak­kında izahat veren Ekrem Barlas bu tessilerin çalışma kapasitesini ve fay­dalı olduğu bölgeleri işaretle sözlerine şöyle devam, etmiştir:

«Kurum aynı zamanda müsait şartlar­la hayvan besiciliğini teşvik etmekte­dir.

Hayvancılara yaz mevsiminde %25, kış mevsiminde %35 nisbetinde avans verilmekte v.e muayyen miktar ve randmanda hayvan teslim edenlere ayrı­ca %5 nisbetinde prim ödenmekte ve %50 randımandan yukarı hayvanlara canlı fiatına nazaran beher kilo et faz­lasına %80 nisbeîinde ayrı bir prim d.e ilâveten verilmektedir.»

Bundan sonra soğuk hava depoları ve balıkçılık hakkında da izahat veren u-mum müdürün konuşmasını müteakip kürsüye gelen İktisat ve icaret Vekili Sıtkı Yırcalı şu hitabede bulunmuştur:

Sayın Başvekilim, aziz arkadaşlarım, muhterem misafirlerimiz,

Ziraî sahada, sanayj sahasında olduğu gibi hayvancılık ve balıkçılık sahasın­da da, hükümetinizin, vatandaşların alan terlerini, em-sklerini ve sermayele­rini kıymetlendirmek için müşterek bir anlayışla vatandaşla elbirliği etmek suretiyle bu eseri gerçekleştirmek ol­duğunu ifade etmek istemiştir.

Bütün diğer sahalarda olduğu gibi hü­kümetimiz, bu sahada da köylü vatan­daşın, balıkçının ve nihayet bütün bu maddeleri istihlâk edecek vatandaşla­rın müşterek menfaatlerini memleketin bütün menfaatleri ile telif ederek bugün yepyeni eserler ortaya koymnştur.

Bizim bütün çalışmalardaki gayemiz, muayyen bir tesisi sadece muayyen bir iktisadî hedefle değil, aynı zaman­da onun etrafında doğuracağı sosyal Sayelerle, vatandaş hayatını dünden ertesi güne. ertesi günden daha ileriye vp daha iyi şartlar içinde götürecek şartları hazırlamaktır.

Balıkçılığımız için şimdiye kadar her­hangi bir kredi meselesi mevzuubahis değilken, hükümetimiz, Ziraat Vekâle­ti ve Ziraat Bankası eliyle umumî ola­rak bu meseleyi ele almış ve yeni bir ksnunla, balık çili ğmı izin gelişip ol-gunlaşabilmesi ve Türkiyenin bütün bir sene içinde balık ihracatçısı, balık yiyicisi bir memleket haline gelebilme­sini temin etmenin imkânlarını hazır­lamış bulunmaktadır.

Et ve Balık Kurumu Erzurum'da, An­kara'da, Konya'da. Trabzon'da, İstan­bul'da ve nihayet Türkiyenin her ye­rinde 20 küsur müessesesiyle balık ko-opsratifleri ile elbirliği etmek suretiy­le bu tesislerin faydalarını memleketin. ?n uzak köşelerine kadar götürmüş bu­lunmaktadır.

işte bu zihniyetledir ki ele alman dâ­valar gerçekleşmek imkânını bulmuş­tur, bulmaktadır.

Bu işleri meydana getirirken hüküme­tiniz, tepeden emreden, muayyen kai­deler koyarak onları empoze eden bir zihniyetle değil, belki ağır gibi görü­nen fakat küçük emekleri, gayretleri, fikirleri ve sermayeleri kendi etrafın­da toplayan ve onları kıymetlendiren ve onun enirinde kendi imkânlarını ek­leyen bir zihniyetle hareket etmekte­dir.

Her sahada yapmış olduğumuz hamle­lerin bu kadar kısa bir zamanda, mu­vaffak olması ve netice vermesinin sır­rı, daima halkla ve çalışan vatandaşla elbirliği hattâ kese birliği etmemizdedir.

Bundan böyle bütün memlekette sade­ce vatandaşların rahatını paylaşan değil, onun derdini, onun ıstırabını, onun yorgunluğum, paylaşan bir iktidar olarak hizmetinizde devam etmek bizim.Arızalı bölgeleri yaya olarak teftişte bulunan 3 üncü Ordu Müfettişi Korge­neral Nureddin Aknoz, müşahedesin­den m-smnuniyetini izharla ve sunaylarımızı semerli ve gayretli başa­rılarından dolayı tebrik etmiş ve ma­vi tarafın mukabil bir tank taarruzu île tatbikata son verilmiştir.Tatbikat bölgesinde görevli bulunan İjir zırhlı birliğimizin hareket ve eği­tim subayı ile konuşan temsil bürosu subayı, tank yüzbaşısı Osman Attila'cian şu izahatı alnustir:Gecenin karanlığına ve havanın şid­detli tipisine rağmen zırhlı birlikleri­miz görevlerini başarmışlar, istenilen .zaman ve yerde daima emre hazır bu­lunmuşlardır. Kar ve tipinin, evvelden alınacak tedbirler sayesinde önemli bir tesiri olmıyacağı üç gün iki gece süren bu tatbikat esnasında tebarüz etmiş­tir.

— İstanbul:

Türk gazetecilerinin Mısır'ı ziyaretle­ri münasebetiyle El ittihadül Arabi., teşkilâtı tarafından pazartesi günü sa­at beste cemiyetin merkezinde mühim bir davet tertip edilmiş ve bu. davette Arap âleminin mühim simaları hazır bulunmuştur.

Türk - Arap dostluğuna dair toplantı­da çok dikkate lâyık nutuklar söylen­miş ve General Ali Fuat Cebesoy hey'-et namına mukabelede bulunmuştur.

Nutuklar arasında vaktiyle İstanbul'da tahsil gören ve Osmanlı Ordusunda bir askerî doktor olara!; hizmet eden bu teşkilâtın umumî kâtibinin türkçe o-iarak söylediği nutkun bazı kısımları şöyledir:

Arap milletinin muhtelif memleketle­rinin halkını temsil eden El İttihadül Arabi (Arap İttihadı) namına sizleri selâmlarım.

Cemiyetimiz Garp'te Muhiti Atlas Sa­hillerinden, Şark'ta İran hududuna kacar uzanan arazide mukim muhtelif müstakil ve gayri müstakil Arap mem ieketlerinin  halkına  mensup âzadan mürekksptir. İşte bu muhtelif Arap memleketlerinin halkı namına sizlerin şahıslarınızda Türk kardeş halkın* selâmlarım.Osmanlı İmparatorluğunun iki evlâd: olan Türk ye Arspîar, o imparator­lukta hâkim ve mahkûm srfatiyle ya­lamıyorlardı. O imparatorluğun idare­sinde ortak idiler. Yüzlerce sene be­raber yaşadılar. Bir orduda düşmana karşı omuz omuza albayrak gölgesinde harp ettiler. Müşterek varlıklarını mü­dafaa uğruna şeref sahalarında kanla­rını döküp karıştırdılar. Senelerce de­vam eden müşterek hayatların dindaş; elmaları neticesi olarak biribirlerind-en aile kurdular.

Bugün Birinci HarDi Umumî felâketin­den kıriî sene geçmiş olduğu halde yi-r^e Türkiye'nin veya Arabistan'ın her-nangi bir şehrinde ve hattâ bir köyün­de bile bir Arabm Türkiye'de bir am­ca veya dayısı bir büyük ana veya ba­basını gördüğümün gibi, bir Türk'ün­de Arabistanda böyle bir Arap amca veya dayısı, bir büyük ana veya ba­bası bulunduğunu hepimiz biliyoruz. Bu asrın başlangıcıma kadar bu iki kardeş milletin tarihleri de birdir.

Bundan dört sene evvel cemiyetimizin kinci başkan bay Tevfik Halil ile Türkiye'yi ziyaret etmiştik. Cemiyeti­miz namına büyük harp felâketinden ponra Arap - Türk kardeşleri arasında mevcut olan anlaş/n azlığı ortadan kal­dırmaya çalışmak için bazı gayretler sarfettik. Halkın mümessil ve düi olan gazeteleriniz bizi teyid ettiler.

Bugün aramızda bulunan muhterem şahsiyetler gazetelerinde samimiyetle bizi desteklediler ve gayemize vasıl ol­mak için .kıymetli yardımlarda bulun­dular.

Bu ziyaretimizde Türk kardeşlerimizin muhtelif tabaka ve heyetlerine mensup zevatla görüştük.Araplara karşı halâ da muhabbet ve hürmet beslediklerini anladık.Ankara'da ziyaretime gelen Ankara Ü-niversitesi genç talebeleri, gayemizi teyid ettikten başks Arap memleketle üniversitelerinin gene talebeleri ile ziyaret teati etmek arzusunu bize bil­dirdiler.

Sayın Hariciye Vekiliniz Prof Fuat Köprülü beni Başvekile takdim eder­ken Mısırlı dostlarımızdan» dsmiştir. Fakat Adnan Menderes şunu söylemiş­tir. Mısırlı dostlarımızdan demek kâfi değildir.Mısır'lı kardeşlerimizden demeliyiz.

Bunları zikretmekteki maksadım, muh terem  Türk kardeşlerimizin  bize gös­terdikleri kardeşlik ve samimiyet ve muhabbeti mevcut Arap kardeşlerimize nakletmektir. Çünkü siz bugün bunu benden daha iyi biliyorsunuz.

Türkiye'de gördüğümüz şu kardeşlik hislerini takviye için sizleri ve üniver­siteler genç talebelerini ziyaretimize davet etmiştik. Fakat o zamanlar mü­şerref olmadık. Şimdi genç hüküme­timizin davetini kabul edip Mısır'ı zi­yaretinizden memnunuz ve böylece .anlaşmak ümidinin ikinci adımını attı­nız. Sizler, milletin dili gazete mümes­silleri Mısır'a geldiniz. Birkaç günden bsri memleketimizde bulunuyorsunuz.

Mısır halkının muhtelif tabakaları ile iemasda bulundunuz. Sizlere karşı gös­terdikleri muhabbet ve hürmeti ve muhtelif vesileleri? Türkleri kardeş ifcıbar ettiklerini herhalde  hissettiniz. 3u  hisler  yalnız  hâdiselerin  tesiriyle . gelişmiş arızî duygular değüidir, dai­mî ve tabiî bi şeydir.

Aralarında yüzlerce sene mevcut muh­telif sıkı rabıtalar bu kardeşliğin ne­ticesidir. Bir -svde yaşayan bir baba İle evlâdının, ne sebepten olursa olsun bir j-aman- araları açılabilir, birbirinden ayrılırlar, herfcirı bir eve çekilir, fakat Tbu anlaşmamazlık devam edemz. Bir gün gelir, kan onları çeker ve bâr "biri­si, evinde yaşadığı halde, birini diğerine yanaştırır ve tekrar aralarında kar­deşlik ve samimî muhabbet avdet eder. Ailenin bir düşmanı olursa karşı­sına beraberce elele inkarlar. Bu hal hususî bir ailede olduğu gibi kardeş İki millet arasında, da olur.

TBirincİ Umumî Harpte Arap - Türk kardeşler arasında biraz anlaşmamazlık oldu. Fakat bu anlasmamazlık iki millet halkı arasında değildi. O zaman­lar idare başında bulunan hükümetler­de idi. Bu hükümetin yanlış idaresi o koca Osmanlı İmparatorluğunun felâ­ketine sebep oldu.

rla dünya piyasa­sında satılması ve bu yoldan azamî döviz temin edilmesi için, hükümetçe alman tedbirlerin Taris ile elbirliği edilerek tatbiki suretiyle şimdiden müsbet neticeler elde edilmiştir.

Standardize edilmiş kuru üzüm dışında kalan üzüm. mahsulümüzün mü­him bir kısmı memleket içinde yas olarak İstihlâk edilmekte, diğer kısmı da Tekel tarafından alkol ve soma için satın alınmakta, kısmen de şarap, pekmez, bulama, pestil gibi mamuller şeklinde sarfolunmaktadır.

Bu yıl Tekel'in mubayaa hacminin büyük bir kısmı bu nevi üzümlerin' satın alınmasına hasredilmek suretiyle bunların değerlendirilmesine gay­ret gösterilmiştir.

Bu hususta Gümrük ve İnhisarlar Vekili arkadaşım tafsilâtlı izahatta bu­lunacaktır.

Yaş üzüm mevzuuna gelince, memlelketimizdek; vas mevve, bunlar rûe-yanında bilhassa üzümün Orta Avrupg'va ihracı hususundaki çalışmaları­mızın neticeleri fiilî sahaya intikal etmek üzeredir.

Son zamanlarda yaş meyve islerinde bilgi ve tecrübe sahibi olan ve mem-lleketimizde de vaktiyle çalışmış bulunan ve mevvanmızı tanıyan bazı ecnebi mütehassıslarla elbirliği yapan bir Alman grubu ile Vekâletimiz arasında prensip kararma varılmış bulunmaktadır.

Bu anlaşmaya göre, çeşitli vas meyva ve bu arada hasssten üzümün dış" piyasada satışını ve naklini bu grup tamamen üzerine almaktadır.

Bir taraftan müstahsilinin organize edilmesi, diğer taraftan da mübavaa-larm tanzimi için tarİs'e vazife verdiğimiz gibi, aynı zamanda karşılıklı" anlaşma içinde lüzumlu soğuk hava tertibatlı nakil vasıtaları temin edi-linceve kadar et ve balık kurumunun elinde bulunan vysıtalardan istifa­de edilmesi hususunda bu kurum da tavzif edilmiştir.

Bövlece giriştiğimiz yolda hiçbir teehhüre mahal verilmemesi için gerek­li tedbirler de alınmıştır.

Bu suretle mezkûr anlaşmanın elimizdeki bütün imkânlarla şimdiden tatbikine geçmiş bulunuyoruz.

Önümüzdeki aylar ve yıllarda müsbet neticeler elde edildikçe bu ecnebi" grupmanla ortaklık halinde bütün memlekete şamil bir yaş meyva ihra­cının organizasyonu ikmal edilmiş bulunacaktır.

Bunun dışında Emlâk ve Kredi Bankasının re'sen yaptırıp ihtiyaç sahiple­rine tahsis ettiği evler hariç olmak üzere, 1950 yılma kadar topyekûn an­cak 3279 ev İçin 37 milyon 203 bin liralık bir tahsis yapmış olduğu halde, 1950 yılından bu tarihe kadar finanse ettiği bina miktarı 25.988 küsur ade­de yükselmiş ve tahsis ettiği para miktarı ise 254 milyon 248 bin lirayı bul­muştur, Ayrıca 3586 işçinin ev için yaptığı (12) milyon liralık ikrazla hesabın miktarı 256 milyon 248 bin liraya yükselmiştir. Buna muvazi olarak, çi­mento, sun'î kereste, cam, sıhhî malzeme ve her türlü elektrik malzemesi gibi inşaat malzemesinin memleketimizde imali ve modern kiremit ve tuğ­la fabrikalarının kurulup işletilmesi bakımından her türlü teşebbüse aza­mî imkânlar sağladığımız gibi, bir taraftan da hususî teşebbüsün yeteme-diği sahalarda ve bilhassa bu malzemenin icabettirdiği ağır sanavide ec­nebi* sermaye ile ortak olarak veya resen bu boşluğu doldurmak için hü­kümet elindeki İmkânları kullanmaktadır.Bütün bunlara ilâveten de, bu yıl Ziraat Bankamızca çiftçi evleri inşası için 60 milyon liralık bir kredi tefrik ve tahsis edilmiş bulunmaktadır.Bu kredilerin kullanılabilmesini gerçekleşti! mek için şimdiden gerekli hazırlıklar tamamlanmış bulunmaktadır. Bu meyancla memleket 7 bölge­ye tefrik edilmiş ve bu 7 bölgede ovsda ve dağda olmak üzere yapılacak evlerin plânları müsabakava çıkarılmış ve bu müsabaka neticesinde 14 ayrı tipte 45 proje kabul edilmiştir.Bu projelere göre ev yaptırmak isteyecek olan çiftçi vatandaşlara %3 gibi ucuz bir faiz ve 10 sene gibi uzun bir vâde ile kredi sağlanmış olacaktır. Bu suretle mesken politikamızın en geniş ölçüde ve şimdiye kadar ele alınmamış bütün sahalarda hakikî ihtiiyac sahiplerine ve memleketin bü­tün vapısma tesir edecek bir ölçüde ve mahiyette olmak üzere, tatbikine geçilmiş bulunmaktadır.»

İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu da soruda kendi vekâletini alâkadar eden kısım hakkında İzahat vererek demiştir ki:

«1955 yılında 227.500 metreküp maden direkine ihtivacımız olacaktır. Bu­nun 212 bini Ereğli için 15.500 metreküpü ele garp linyitleri içindir.

Bu miktarın 1955 yılında 48 bin metreküpünü dahilden temin edceğiz. Ge­çen sene ise dahilden temin ettiğimiz 32.159 metreküp idi.

İthal fiatlarımızm ne olacağını katı olarak bilmek mümkün değildir. Bu yapılacak münakaşa ile taayyün ve takarrür edecektir.

Avanos - Himmetdere yolunun yapılmaması sebebine ve Avanos - Kalaba yolunun hangi tarihte ikmal edileceğine dair Nafia Vekilinden sorulan suali cevaplandıran vekil Kemal Zeytinoğlu. Avanos - Kalaba güzergâhı­nın Avanos - Himmetdere güzergâhına nazaran tercih sebeplerini izah et­miş ve Avanos - Kalaba güzergâhı yollarının inşasına 1955 yılında da de­vam edileceğini ifade etmiştir.

Samsun hava alanının iki defa eksiltmeye çıkarılmasın?- rağmen ne se­beple ihale edilmediğine dair yine Nafia Vekilinden sorulan şifahî suale cevap veren Kemal Zeytinoğlu, Samsun hava meydanının ihaîlesi yapıl­mak üzere eksiltmeye çıkarıldığını, fakat bu işi makine ile yapacak mühendis bulunmadığını, bu durum karşısında vekâletçe makine yardımı ya­pılması imkânlarının araştırıldığını bildirmiştir. Van'ın yakınında bulunan linyit madeninin ne zaman işleltmeye açılacağı sualini cevaplandıran İşletmeler Vekili Samet Ağaoğlu Van civarındaki linyit kömürü madeninde bir milyon tona yakın bir rezervin mevcut ol­duğunu ve gelecek sene sonunda bunun işletmesinin mümkün görüldü­ğünü söylemiştir.Bundan sonra ruzn.am.ede mûvcut bulunan kanun teklu ve lâyihalarının konuşulmasına geçilmiştir. Bu meydanda Trabzon mefcusu Emrullah Nutku'nun Üsküdar vilâyeti teşkili hakkındaki kanun teklifini reddeden Da­hiliye ve Bütçe Encümenleri mazbataları kabul edilmiştir.

Müteakiben, 20 lira aslî maaşlı 150 polis memuru ile 25 hra maaşlı 50 po­lisin ve 35 .lira maaşlı 50 komiser muavininin kad-oya ilâvesini sağlıyan, devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne daiv olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvelin emniyet umum müdürlüğü kısmına ilâ­ve yapılması hakkındaki kanun lâyihasının ve Sıhhat ve içtimaî Muave­net Vekâletince evvelce saftın alınmış olan Ankara'daki Kızılay Hastaha-nesinin şantiyesinde mevcut 352.381.43 lira değerindeki kızılaya ait inşaat ve tesisat malzemesinin, mezkûr hasiahanenin inşaatının ikmali işlerinde kullanılmak üzere yine aynı vekâlet tarafından satın alınmasını derpiş eden kanun lâyihasının birinci müzakereleri tamamlanmıştır. Türk - Alman Ticaret Görüşmeleri hakkında müşterek tebliğ:

21 Aralık 1954

— Ankara:

Türkiye ve Almanya arasında iktisedî sahadaki işbirliğini daha ziyade geliştirmek ve-verimli kılmak ve aynı zamanda da hükümetleri arasında mün'akid ticaret ve tediye anlaşmalarının tatbikatından doğan meseleleri tetkik ve halletmek maksadiyle Türkiye ve Federal Almanya hükümetleri­nin ticaret hey'etleri arasırîda 15 kasım 1954 tarihinde Ankara'da başlayan müzakereler, taraflar arasında tetkik edilen meseleler üzerinde anlaşma­ya varılmak suretiyle, bugün hitam bulmuş ve bu anlaşmayı tevsik eden vesikalar tanzim edilmiştir.

Türk hey'eti adına hey'e't başkanı İktisadî İşbirliği Tesküâtı Genel Sekre­teri Elçi Melih Esenbel ile Federal Almanya Cumhuriyeti Ticaret Hey'etİ Başkanı Dr. Kurt Daniel tarafında heyet arasında varılan mutabaka­tı müşir vesikalar bugün imza edilmiştir.

Tanzim edilmiş olan bu vesikalar iki hükümetin tasvibine iktiran eder et­mez mevkii tatbike konulacaktır.

İmzayı müteakip aşağıdaki müşterek komünike neşredilmiştir:

1. — İki memleket arasında ticarî mübadelelerin daima artan yüksek bir seviyede tutulmasını teminen.iki hükümet birbiriyle teşriki mesaiye de­vam edecekler ve icap eden tedbirleri alacaklardır. nin ağustos ayında tesbit edilmiş olan esaslar dairesinde, uzun vadeli hu­bubat anlaşmasını mevkii tatbike koymak hususundaki müşterek arzularını teyid etmişlerdir.Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti, iki memleket arasındaki deniz nakliyatına mütedair işbirliğini geliştir­mek ve bu sahada zuhur edebilecek güçlükleri halletmek için icap eden tedbirlere tevessül etmeyi kararlaştırmışlardır.

2.— Ziraat usullerinin modernleştirilmesi yoluyla Türkiye'nin ziraî mah­sul ihracatı imkânlarını geliştirmek için Federal Almanya'nın da iştira­kiyle Türkiye'de bir numune çiftlik tesisinde fayda görülmüş ve bunun tahakkuku için gereken tetkiklerin yapılması kararlaştırılmış/tır.

3.— İki memleket arasındaki Ticaret ve Tediye Anlaşmaları 30 haziran 1955 tarihine kadar temdit edilmişlerdir.

4.— 26 mayıs 1954 anlaşması esaslar: dairesinde Türkiye'nin envestisman programının tahakkukuna Alman sanayiinin iştirakini teshile devam arzusunda olan Federal Almanya hükümeti, evvelce tahsis edilmiş olanlara ilâveten simdi de 225 milyon mark'lık Türkiye'ye müteveccih kredili ihracatın garantiye bağlanması için icap eden tedbirleri ittihaz etmiştir. Mezkûr meblâğın 180 milyonu devlet müesseselerine, 45 milyonu da huşu-

5.— iki hev'et hükümetlerinin, imkan olur olmaz aralarında 1953 senesi sî müesseselere tahsis edilmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes'in beyanatı:

28 Aralık 1954

— İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuştur:

Dost Irak hükümetinin davetlisi olarak yakında Bağdad'ı ziyaret edece­ğimiz için büyült bir memnunluk duymaktayım.

Irak Başvekili aziz dostum Nuri Said Paşanın ve ayrıca kadim dostumuz Irak Büyükelçisi Sayın Akif el Alusi'nin bu ziyaret, münasebetiyle mem­leketimiz hakkında çok dostane ve kardeşçe hislerin ifadesini teşkil eden beyanatını keza sevinç ve iftiharla karşıladık.

"Mısır Başvekili pek sayın Cemal Abdülnasır'm bir hey'etimizin Mısır'ı zi­yareti münasebetiyle yaptığı beyanatı da aynı sevinç ve iftihar hisleriyle kavdetmek isterim.

Bundan başka Mısır'ın dirayetli büyükelçisinin de memielketimize karşı duymakta olduğu dostluk ve kardeşlik hislerini belirten beyanatına da keza1 teşekkür etmek benim için zevkli bir vazifedir.

Bundan başka Mısır'ın dirayetli büyükelçisinin de memleketimize karşı mazhar olabilmesi için birinci derecede ehemmiyetli olan hissi ve vic­danî rabıtaların aramızda mevcut olduğunu göstermektedir.

Filhakika Türkiye ile Irak ve Mısır arasındaki münasebetler   dostlukdanda ilenidir. Asırlarca beraber varmıs ve bu sebeple birçok derin rabıta­larla birbirlerine bağlanmış bulunan milletlerimizin tarihin sinesinden aldıkları bu birleştirici tesirlerin yanında ve ayrıca bugün aynı bölgede aym siyasî şartlara maruz bulunarak yaşamanın husule getirdiği kadsr birlisi ile de memleketlerimiz birbirlerine sıkı rabıtalarla bağlıdırlar ve en mühim olanı da budur.

Yalnız Irak ve Mısır milletleriyle doğil, fakat bu kardeşlik duygularının Tütün Arap alemine de şamil bulunduğunu bu vesile ile ifade etmek ica-beder. Eiz Türkler, Arap milletlerinin de milletimize karşı aynı hislerle meşbu bulunduğuna daima inandık ve inanmaktayız. Eğer bazan bu his­ler bir sis perdesi altında gizlenmiş gibi görünmüş İse bunun geçici sebep­lerden ileri geldiğine ve bundan böyle büsbütün zail olmasının da mukad­der, bulunduğuna hiç şüphe etmiyoruz.

Bütün dünvavı olduğu gibi Arar komşularımı 7.1 beraber yaşadığımız böl-gevi de tehdit altında bulunduran büyük tehlikeve gelince. Orta-şarkta Tîâin olan bizler için buna karsı ilk emniyet tedbiri aramızda esasen mev­cut ve cok dostane rabıtaların daha da kuvvetlenr! irilmesidir. Fakat bu da kâfi delildir. Çünkü vasadıe'îmis devrin cok dikkate şayan hâdisesi sulhun bölünmez bir bütün haline gelmiş olmasıdır.

Bu hakikat karşısında ise bölgemizin hür dünya ile münasebetleri sıkı bir işbirliği seviyesine çıkarılmadıkça emniyet tedbirlerinin ciddî ve kâfi surette alınmış bulunduğuna kani olabilmek mümkün değildir.

Hakikat sudur ki, eğer bu bölgede yasayan bizler bugün kendimizi nisbî "bir emniyet ic'nde hissedebiliyorduk, bunu sadece dünyayı tehdit eden teh­likelere karsı Türkiye'nin de dahil bulunduğu sulh ve emniyet cephesinde yani «NATO» adı verilen müdafaa teşkilâtının kurulmuş olmasına borçlu bulunduğumuzu kimse inkâr edemez.

Diğer taraftan bu emniyetin takviyesi, askerî hazırlıkların, büyük gav-retler ve fedakârlıklar pahasına da olsa büyük bir hızla deva mettirilme-sine bağlı bulunduğu da vakiadır.

Bundan başka Nato camiası içinde siyaset ve askerlik bakımlarından da gayede vahdet ve harekette işbirliğinin daha mükemmel clarak tesis edil­mesi fevkalâde mühim bir şarttır. Teessüfe şayandır ki, bu mevzuda hepi­miz için ciddî üzüntülerin sebebini teşkil eden hâdise ve vakıalar eksik olmuyor.

Mille tiler arasında işbirliğinin teessüs edebilmesi için evvelâ karşılıklı emniyet've itimadın teessüs etmesi lâzımdır. Bu sebeple Mısır'ın ve diğer Arap dostlarımızın herşeyden evvel karşılıklı emniyetin teessüsü mevzu­unda gösterdikleri hassasiyete temamiyle hak vermekteyiz.

Buna mukabil şurasını da ehemmiyetle belirtmek lâzımdır ki, muayyen bir bölgede sakin olanlar, sadece kendi aralarında birleşmek ile emniyet içinde yasayabilecekleri hayaline kapılamazlar.

İstiklâl ve hürriyete sahip olarak devlet kurabilmek ye onu devam ettire­bilmek mütemadiven büvük «avretlere ve türlü fedakârlıklara ihtiyaç gösterir. Hele yaşadığımız devrin tehlikeleri o derecelerde umumî ve şü­mullü ve Öylesine bütün dünvavı irine alan bir vüs'at arzetnıektedir ki. -meselâ bizler, Orta şark olarak her bakımdan tam ve mükemmel siyasî ve askerî vahdet vücuda getirmiş c3sak dahi, tehlikeye karşı asıl kalkara vazifesini gören Nato müdafaa sistemi meveud olmadıkça kendimizi hiçbir" suretle emniyette hissedebilin em iz e imkân yoktur.

Hulâsa, istiklâl ve hürriyete âşık bütün milletlerin, bugünkü dünyanın son derece tehlikeli manzarası karşısında suîhle beraber milletlerin hür­riyet ve istiklâllerinin muhafazası emrinde ellerinden gelen her fedakâr­lığı yapmak m cburiy et indedirler. Fakat bunun yegâne şartı, hepimizin-, dünyanın bugünkü tehlikeli vaziyeti karsısında milletleirimize, İnsanlığa" ve tarihe karşı çok ağır bir vazife ve mes'uliyet karşısında bulunduğumu­zu anlatmalıyız.

Arap kardeşlerimize   ıstırap veren ihtilâflar ruhlarında ne derece tesir ya­parsa yapsın tehlikenin azameti ve istikameti hakkında onl-arı yanlış teş­hislere sevfcedemez. Bu hakikati, büyük Arap liderlerinin sözlerinden öğ­renmekle kalmıyoruz. İstiklâl ve hürriyetleri için derîn bir heyecan içinde-bulunan Arap milletlerinin derin seziş ve vatanperverlik hislerinin haki­kat yolunda kendilerine rehberlik edeceğine emin bulunuyoruz.

Hakikat şudur ki, bugün dünya sulhu bölünmez bir bütün haline gelmiş­tir ve âdil bir sulhun takarrür ettiril ekilmesi, emniyet nizamının kurula­bilmesi için de hürriyet ve istiklâline âşık bütün sulhsever milletler arasın­daki anlaşmazlıkların bir an ortadan kalkması ve itimadın bir an hüküm­ran olması bir zaruret olmuştur.

Türkiye, Arap milletlerine karşı hissetmekte olduğu kardeşlik duygula­rının onların kalbinde de tam bir rnakes bulunduğuna emindir. Ve bu -em­niyetin verdiği şevk ve azimle arada geçici mahiyette olduğuna asla şüp­he olmayan güçlüklerin yenilmesine dostluk ve kardeşlik münasebetleri­nin hızla gelişmesine çalışacaktır.

Karşılıklı gayretlerimizin hayır ile neticeleneceğine inanıyoruz, çünkü ALLAH ın iradesi de bize bu yolu göstermektedir.

Bu hislerimizi ve düşüncelerimizi kardeş Arap milletlerine bu suretle de­rin bîr samimiyetle duyurabilmek benim için müstesna bir bahtiyarlıfc. teşkil etmektedir.

Şimdilik gördüğümüz ve işittiğimiz, Londranm çalmakta olduğu «Hapisha­ne türküsü» nün naklen yayınlanma­sından ibarettir. Amma bilinmez; belki yann yahut yarıdan da daha yakın bir zamanda, bir devlete malik olduğumuz, bu devletin bir bütçesi mevcut bulun­duğu ve bütçeden bütçeye fark olaca­ğına göre. 54/55 bütçesinin işte böyle bir farklılaşmayı hem d-3 muazzam ra­kamlar halinde lehimize olarak taşıdığı göze çarpar da, hâdisenin üzerinde lüt­fen ve tenezzülen durulur.

Onun için, sabredelim ve erken hayıf enmiş olmiyan.

Gelelim 1954/55 bütçesine.

Biliyoruz ki bu, 1950 bütçesinin iki misline baliğ olmaktadır. Denktir, sa­mimîdir ve bu sebeple ayrıca müsbettir. Bunun artık üzerinde durmasak da olur çünkü bundan böylesi için, bu gibi prensiplerden uzaklaşmak esasen aklımıza gelmez.

Bizce, Demokvat Parti hükümetlerinin geçen senekinden sonra, ikinci büyük hamlesi -olan yeni bütçe de hattâ ya­pıcılık vasfı dahi tâli sayılmalıdır. Çün­kü bu bütçeden itibaren en büyü ve en kıymetli vasıf, küçük devlet bütçele­rinde artık uzaklaşmaya başlamış bn-iunmamizdır.

Küçük devlet derken, toprakları dar ve nüfusu mahdut devi et tipini kasdetmi-yoruz. Edemeyiz de Danimarka ya­hut İsviçre gibi nir/e küçük devletler vardır ki, bütçeleri, nisbetler esası göz önünde tutulunca, Fransa yahut İtalya-nın bütçelerinden üstündür. Çünkü, da­ha kudretli iktisadî bünyelere malik-Iirler. Adam basma düşen millî gelir miktarı zaviyesinden, dünya milletleri .üstesinin doğrudan doğruya başında gelmektedirler.

Hayır, küçük devlet derken, iktisaden geri bulunduklarından millî gelir ha­sılaları ehemmiyetsiz memleketlerin devletlerini kasdediyoruz ki biz böyle idik ve hâlâ da. ileri memleketlere na­zaran böyleyiz.

Amma böyle olmamak yahut böyle kalmamak kararımızı, artık gözle gö­rülecek yahut hesaba alınacak kadar tatbik mevkiine koymuş, neticelerini de almaya başlamış bulunuyoruz. 1954/ 55 bütçesi, bu neticelerden biridir.

Bu bütçenin 3 milyar liranın üzerinde^ ve 1950 bütçesinin iki misli olması, a-ladaki dört sene içinde alınmış tedbir­ler sayesinde, istihsal cihazları m ızrra. takviye edilmiş olmasından ve bu su­retle de millî gelirimizin artmasından ileri gelmektedir.

Çünkü bütçe rakamlarını şişirmenin. bir de yeni vergiler ihdas etmek ve> matrahları aşındırmak yolu vardır.

Keza, bütçe rakamlarının bariz ve süratli bir enflasyon dolay isiyle kabarma­sı keyfiyeti vardır.

Ki, her iki şıkta, ortaya konan büt­çelerin alelade hizmetleri ve müsteh­lik masraf kalemlerini dahi güç balâ. karşılaması ve sene sonundan Önce da­ha istikrazlar vesaire için öteye beriye bâş vurulması, o neviden bütçelerin. gaşmıyan    hususiyetleridir.

1954/55 bütçesi, bunlardan biri değil­dir,, çünkü bir yandan artmakta oldu­ğu (tonaj adediyle de sabittir) tesbit edilen millî gelirin bir hasılasını teşT kil etmekte bh yandan da, kendini bes­lemekte olan millî istihsal cihazlarımız, ile millî gelirimizin daha da kudretlen-mesi için muazzam yatırım fasılları ih­tiva eylemektedir.

Binaenaleyh, bu bütçe devlet hayatı­mızı, iktisaden daha müterakki ve bu. sebeple de malî bakımdan daha verim­li bir halin yüksek rakımları üzerinde kuran bir bütçedir

Bir büyük devlet bütçesi olmak ka­rakterini taşıması da bundandır.

Her şeyden evvel millî birlik

Yazan: A. N. Karacan

10/3UI/954 tarihli (Milliyet) den:

Memleket topraklarına bir fevkalâde nebat heyecaniyle diktiğimiz demokra­tik rejimi tutturmak v.e kökleştirmek için talnız siyasî partilerce değil, ayni zamanda milletçe hususî bir dikkat ve itinaya mecburuz. Niçin? Çünkü hiç bir rejim, vatandaştan, bir demokra­tik rejim kadar siyasî terbiye ve fazi­let istemez. Bu konuda o kadar itina etmeğe mecburuz ki, İngiltere ve Fran­sa gibi demokvasiyî nice zamandan be­ri tatbik eden memleketleri bile kendi­mize örnek alarak onlar ne yapıyor­larsa bir de öyle yapalım» diyemeyiz.

Başkalarının başka cins topraklarda, başka hava şartları altında tatbik ettik­leri usûlleri Türk yurdunda aynen tat­bike kalkışırsak ağacı geliştirmekten ziyade kurutmak ihtimalini daha kuv­vetli addederiz. O takdirde demokra­siyi ya Avam Kamarasının sıfır altı soğukluğuna düşürerek dondurur, ya­hut Fransız Parlâmentosunun sıra ka­pakları gürültüleriyle tokat sesleri ara-smda kırk dereceyi bulan fırın hara­reti içinde yakar, kavururuz.Memleketimizde millî hâkimiyet reji­mini kökleştirmek ve demokratik an'aneleri yerleştirmek için bizim hususi­yetlerimize uygun bir hareket tarzı ihtiyar etmek zaruretmdeyîz. Yâni ne İnigilizler ;giibi tenkidleri nezaketin tür­lü kalıpları içinde binbir formaliteye tâbi tutacağız, nede Fransızlar gibi tenkidlerimizi hakaret vesilesi veya bir siyasî sille hâline koyacağız. Efen­dice oturacağız, efendice görüşeceğiz, efendice anlaşacağa Her şey bu efen­dice .görüşüp bu efendice anlaşmak ka­rarını vermekle belki mümkün olacak­tır. Milletin sağ duyusu bunu istemek­te, memleketin yüksek menfaati bu­nu emretmektedir.

Harice karşı itibar ve emniyetimizi sağlamak için millî birliğe, dahilde her nevi tahrik ve tertibin muvaffak olamaması için millî birliğe, memleketi kalkındırmak, diriltmek, medenî cemi­yetler seviyesine yükselkmek için mil­lî birliğe, her şey için daima millî bir­liğe ihtiyacımız vardır.

Bilmeyiz ki daha başka türlü nasıl ko­nusalım?

Menderes ve dıs Kiyaset

Yazan: C. Ora!

19/12/1954 tarihli (Hürses) den:

1950 de iktidar değiştiği zaman başlı­ca endişelerden birisini genç demokrat iktidarın dış politikada nasıl bir hare­ket hattı takip edeceği teşkil etmişti. Bu belki de pek haksız bir endişe de­ğildi. Çünkü, dünya şartları karışıktı. Sulh e kavuşmak şöyle dursun, dünya siyaseti gün geçtikçe buhranlı bir saf­haya giriyordu. Kore harbi başlamış­tı.Birleşmiş Milletlere mensup bütün milletlerin bu harbe iştirakleri bahis konusu oluyordu. Bu vaziyette Türki­ye de bir karar vermek arifesinde bu­lunuyor demekti. Dış siyasetimiz ger­çekten çok büyük bir ehemmiyet kes o etmişti.

Böyle kritik bir anda genç v& tecrü­besiz görünen Menderes hükümetinin vereceği kararın mânâsı elbette bü­yüktür ve bu da herkesi merak ve en.4 cSigeye s.evkeden ciddî bir durum do­ğurmuştu.

îşte, böyle bir zamanda başta Başve­kil Menderes ve sonra arkadaşları te-, reddüt etmeden "büyük bir cesaretle Koreye bir askerî birlik göndermek ka­rarım aldılar. Bu karar bilhassa Baş­vekile karşı çeşitli tenkit ve hücumla­ra sebep oldu. Memleketi bir çıkmaza sürüklediğini iddia edenler eksik de­ğildi. Fakat hâdiseler yapılan bu feda­kârlığa karşı, kararın doğruluğunu ve daha çok isabetli olduğunu yakın za­manda gösterdi. Korede müşterek bir iueal uğrunda Türk askerinin eşsiz kahramanlığı bütün dünyada ve bil­hassa Birleşik Amerika'da hudutsuz bir sempati yarattı. Bütün dünya . le­himize konulmağa başladı.

Evet, bu karar Türkiyeye Atlantik Paktının kapısını açtı. Bu karar'Türki­yeye milletlerarası siyasette sevilir ve sayılır bir rol sağladı. Bu suretle Baş­vekil Menderes dış siyasetteki uzak görüşlülüğünü karar verebilen cesa­retli bir devlet adamı olduğunu isbat etmişti.

Aradan zaman geçti. Yeni bir hâdisekarşımıza çıktı. Mısır Sefirimizin eline pasaportu verildi ve (hudut dışına çı­karıldı. Mesele pek de ehemmiyetsiz değildi. Bu vaziyetten matbuatımız si­nirlendi, ileri geri neşriyat yapıldı. Fa­kat Menderes soğukkanlılığını munafaza etmesini bildi. Hâdiseyi değe­rinden fazla manalandırmadı. Ne Mısır sefirini hudut harici ettirdi ve ne de Mısırla siyasî münasebetleri kestirdi, sabırla olayların inkişafını bekledi.

Bu geçici hâdiseden ziyade Türkiyenin Mısırla olan menfaatlerinin üzerinde durdu ve dükündü. Nihayet bu görü­şünde de muvaffak oldu. Bugün iki memleket arasındaki münasebetler gün geçtikçe iyileşmekte ve kuvvet bul­maktadır. Elbette bu netice de sevini­lecek bir olaydır.

Üçüncüsü Kıbrıs hadisesidir. Yunanis­tan müttefikimiz olmasına rağmen Kıb­rıs meselesinde tek: taraflı hereket etti. Bir muhteris papazın tahrikiyle Türkiyeyİ rencide edecek bir siyasî hâ­dise ortaya çıkarıldı. Bir kısım akıl­sız ve hesapsız Yunanlıların yapma­dıkları tahrikler, tezvirler ve taşkın­lıklar kalmadı. Mitingler yapıldı müt­tefik olan Türkiyeye utanmadan hü­cuma geçildi. Hattâ Yunan hükümeti el altından bu hareketleri teşvik et­medi değil.

Tabiatiyle bu vaziyet karşısında Tür-kiyede haklı bir reaksiyon uyandı. Ga­zetelerimiz dâvayı ele aldılar. Gençli­ğimiz asilâne bir heyecan gösterdi. Hâ­dise büyümekte idi. Fakat yine Baş­vekil Menderes soğukkanlılığını muha­faza etti. îcabettiği zamanda umumî efkârımızı tatmin teskin eden beya­natlarda bulunmakla yetindi. Mitingle­re ve coşkunluklara meydan vermedi. Çünkü hâdiselerin lehimize inkişaf edeceğinden ve Kıbrıs'ın Yunanistana î.hak ediîmiyec&ğinden emindi. Zira o

bu neticeyi realist ve kuvvetli bir dev­let adamının vasılariyle görmek im­kânına sahipti.

İste Birleşmiş Milletlerde verilen son kararın Yunanlıları nasıl perişan bir hale 'getirdiği malûm. Bu kararla bütün çığırtkanlıklar, siyasî şantajlar heyecanlar ve taşkınlıklar hep heba olup, gitti: Kıbrıs yerinde kaldı. Yuna­nistan ne manen ve ne de maddeten bir şey kazanabilirdi. Fakat, Türkiye gerek siyasî ve gerekse manevî saha­da büyük bir muvaffakiyet temin et­ti. Siyasî prestijimiz bir kat daha yük­seldi.

Şimdi Öğrenmek isteriz, acaba hangi vicdanlı ve insaflı bir insan Başveki­lin dış siyasetteki olgunluğunu, dira­yetini, zaman zaman sabırsızları sinir­lendiren ihtiyatlı ve temkinli davranışlarını ve zaman geldiği takdirde isabetli ve süratli karar alma cesaret ve kabiliyetini gösteren su üç canlı ve güzel başarıdan dolayı onu tebrik ve takdir etmekten kendini alakoyabilir?

Hakikaten bu gün Türkiye dış siyeset-t? büyük bir devlet rolündedir. Bu gün Türkiye Balkanlarda ve yakın şarkta sözüne inanılır ve kuvvetine güvenilir tek bir devlet vaziyetindedir. Öyle ise bu muhteşem manzaradan hepimizin gurur duyması lâzım gelmez mi? Hiç değilse arada sırada biraz da bu ha" katleri yazmak ve umumî efkâra du­yurmak samimî ve yapıcı tenkidçilere vicdanî bir vazifeni teşkil etmez mi?

Neticeyi şöyle bağlıyacağız: Demek oluyor ki devlet adamı olmak yalnız tecrübe ile mümkün olmuyor. Şüpheciz ki bir devlet adamının yetişmesin­de ve başarısında tecrübenin payı in­kâr edilemez. Fakat yaradılışta devlet damı vasıf ve meziyetlerinden mahlum olanlar iktisapla devlet adamı hiç bir zaman olamazlar.Pagos ve Hariciye Vekili Stefanopulos i'e yapmış olduğu mülakatı ele alan Yunan basını iki günden beri Türk Yunan münasebetleri hakkında ya­zılar neşretmektedir.

Bu hususta Akropoüs gazetesi Başvekil Papagos'un sözlerinin Yunan hal­kının düşünüş ve görüşünü ifade etti­ğini yazdıktan sonra, bu görüşün son zamanlarda Türkler tarafından biraz gevşek tutulan dostluk bağlarının kuv­vetlenmesini sağlıyacağmı söylemek­tedir.

Katimerinî'de çıkan bir başmakalede Yunan milletinin ik; memleket arasın­daki dostluğu idrâk etmiş olduğunu fa­kat Türk basınının zaman zaman Yu­nanistan'a ağır hücumlarda bulunduk­larını yazmaktadır. Vima gazetesi de aynı mealde bir yazı neşretmiş ve megalo ideam bundan 30 sene evvel Atatürk ve VenizeJos tarafindan ku­rulan Türk-Yunan dostluğu ile sona erdiğini yazmıştır.

9 Aralık 1954

— Napoli :

Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Nu­rettin Baransel il Hava Kuvvetleri Kumandanlığından General Tekin Arınurnu bu sabah Napoliye gelmişler­dir.

Orgeneral Nurettin Baransel ile Te­kin Arıburnu, güney Avrupa kesimi müttefik kuvvetler başkumandanı Amiral William Fechteler ile görüştük­ten sonra bir konferansa iştirak ede­cekler ve öğleyin amiral, şereflerine ziyafet vereceklerdir.

Türk generalleri öğleden sonra uçakla Paris'e hareket edeceklerdir.

— Strasburg :

Avrupa konseyi istişare kurulunun bu sabahki açılış oturumunda ilk olarak söz alan Türkiye temsilcisi Zeyyat Mandalinci Paris anlaşmalarının yener derecede tatminkâr olmadığını ifa­de etmiştir. Bununla beraber, İngilte­re'nin de iştiraki meselesini hatırlatan Zeyyat MandalincI askerî bakımından anlaşmaların gayfct elverişli olduğunu belirtmiş ve siyaset sahasında da batı Almanya'nın işgaline son verdiğine ve Sarre hakkında da bir anlaşmaya va­rıldığına işaret etmiştir.

Bunun dışında kalan hususlarda Türk temsilcisi memnuniyetsizlik' izhar et­miştir. Bunlar bilhassa Avrupa teşki­lâtının kuruluşu ve demokratik kont-iüi noksanlığı etrafında- toplanmakta­dır. Mandalinciye göre, teşkilâtlı bir birlik bahis konusu değildir, sadece. birlikte çalışma sisteminin zaferini ifa­de eden bir anlaşmalar zinciri vardır.

Hatip bundan .sonra Avrupa milletleri arasında fark gözetme zihniyetinin mahzurlarına işaretle, bunun batı Av­rupa birliği dışında kalan memleket­lerde bir nötralizm doğurmaktan baş-ka bir faydası olmıyacağını belirtmiş­tir.

Türk temsilcisi sözlerine şunları ilâve etmiştir: Avrnpa güvenliği bir bütün­dür. Atlantik Paktı teşkilâtı bütün kudretini muhafaza etmelidir. Bu teş­kilât, batı Avrupa birliği dışında bı­rakılan memleketlerle tek bağlantı un­surudur. Londra anlaşmaları anlayışlı bir adım olmuştur. Fakat mahdut bir bünyeye sahiptir, bundan dolayı daha da genişletilmesi icap edir.

10 Aralık 1954

— Strasbourg :

Avrupa istişarî meclisinin dünkü mü­zakerelerinde söz alan Türk delegesi Zeyyat Mandalinci, batı Avrupa birli­ğinin İskandinavyaya ile güney-doğu Avrupa memleketlerini içine alacak şekilde genişletilmesi temennisinde bulunmuştnr.

İstişarî meclis bundan sonra Paris anlaşmalarım müzakere etmiş ve bu anlaşmalar ekseri hatipler tarafından müdafaa 'edilmiştir. Yalnız Alman de-ı.egesi sosyal demokrat Gerhard Luetkens, bu anlaşmaların dünya sulhu, ve Almanyanm sulh yolu ile birleştiril­mesini imkânsız hale getireceğini söy­lemiştir.

23 Aralık 1954

— Kahire :

Gazeteciler heyetimiz Başvekil Cemal Abdülnasır tarafından dün Başvekâ­let dairesinde kabul olunmuştur.

Heyetimize refakat eden maslahatgü­zarımız mahmut Dikerdem, gazetecile­rimizi Başvekile takdim etti.

Uzun süren samimi bir hasbıhal sı­rasında, Başvekil Abdülnasır, Türkiye ve Türk milleti hakkındaki samimî duygularını hararetli bir lisanla ifade etmiş, heyetimizin Mısır'ı ziyaretine temas ederek:

Bu fırsatı uzun zamandır bekliyor­dum» diyerek şunları söylemiştir:

Bugün bu fırsattan faydalanarak, son seneler zarfında Türkiye ile Mısır' ı birbirinden uzaklaştırmak için bazı teşebbüslerde bulunulmuş olduğunu belirtmek isterim. Fakat biz, sun'î su­rette yaratılan bu faktörlerin, işin so­nunda mağlûp olacağını biliyorduk.Biz, Türk-Mısır münasebetlerinin takviyesi için bizim tarafımızdan ya­pılması lâzımgelen herşeyi yapıyoruz. Sizin de bu hususta gerekeni yapmak-latan hâli kalmadığınızı bilmekteyiz. Son zamanlarda intişar eden Türkiye hakkındaki bir kitaba yazdığım nra-kaddercvede belirtmiş olduğum gibi Türkiye'nin ve Mısır'ın tarihleri bir­birine bağlıdır. Memleketlerimiz a-rasmdaki münasebetlerin, müşterek menfaat edma, yakın bir zamanda da­ha da sıkılaşacağıu ümit ediyorum.

Mısırlıların Türkiye hakkındaki duy­guları dürüst ve halisanedir.»

Başvekil Cemal Abdülnasır Mısırlı ga­zetecilerin de Türkiyeyi ziyaret et­melerinin şayanı temenni olduğunu ve bu gibi ziyaretlerin  dostluğu takviyeye yaralandığını söyledikten son­ra devamla demiştir ki: «Dostluk duy­gularımızın mütekabil olduğundan eminim. Doğu-Akdeniz, asırlardan beri Türkiye ile Mısır arasında bir bağlan­tı unsuru olmuştur. Dostluk ve anlayış zihniyetiyle memleketlerimiz arasında­ki münasebetlerin inkişaf edeceğine kaniim.

Başvekil Abdülnasır, müneakiben, iki memleket arasında arızî surette zuhur eden maniaların bertaraf edilmesine vâki yardımlardan Ötürü Türk hükû-rnetint ve Türkiye Başvekiline teşekkür etmiş ve Türk milletinin, Akdeni, zin bu kıyısında dost bir milletin mev­cudiyetinden emin olmasını istemiş­tir.

Başvekil Abdünnasır, kanaatince, matbuatın ve neşir vasıtalarının mü­nasebetleri takviye ve iyi duyguların idamesi için en iyi vasıtalar olduğunu söylemiş ve Türkiye hakkındaki kita­ba yazdığım mukaddemede hissiyatımı ifade etmekle bunu ispat etmiş bulu­nuyorum» diyerek sözlerine şöyle de­vam etmiştir: Bu kitap Mısır milletine Kemalist Türkiyenin hakikî veçhesini tanıtmak için yazılmıştır. Hissiyat bir­liği, milletlerin birliği için en büyük esastır. Bütün gayretlerimizle yönel­miş bulunduğumuz hedef iki memle­ketimizin birbirine yaklaşmasıdır.

Başvekil sözlerini bitirirken şöyle de­miştir :

Tercümeye ihtiyaç kalmadan size doğ­rudan doğruya hitap edebilmeyi ister­dim. Bu görüşmeden çok memnunum. Zira duyguları birleştirmek, siyasî gö­rüşmelerden daha mühimdir.»

Bunun üzerine maslahatgüzarımız, Miarlı gazetecilerin de Türkiye'yi ziya­ret etmelerinin Türkiyede memnuni­yet uayndıracağmı söylemiştir.

General Ali Fuat Cebesoy, Kahire'ye muvasalatlarından itibaren gerek res­mî makamattan gerekse Mısır milletin­den gördükleri sıcak hüsnü kabulden Ötürü heyet namına teşekkür etmiş ve demiştir ki: Türkiye ile Mısırı birbirinden ayırmak maksadiyle müşterek düşmanlarımızın sarfettikleri gayretler muvaffak ol­mamıştır. Türk hükümetinin ve Başvekil Menderes'in, aradaki güçlükleri "b.ertaraf etmek için elden jelen gayre­ti sarfettikisrine i;aret etmek isterim. Şimdi birbirimize yaklaşmağa başhyalim. Türkiyenin prensibi şudur ki. her millet mukadder ati m, hükümetini serbestçe. mutlak istiklâl içinde tâyin etmelidir. Mısır'ın tam istiklâlini, Mı­sır'la Türkiye arasında işbirliğini ve dostluğun takviyesini arzu ettiğimiz­den emin bulunmasını şahsen Başvekil Abdünnasır'dan rica ederim. Bu, Türk milletinin de arzusudur. Bu gayenin tahakkuku için gazeteci arkadaşlarım da çalışacaklardır.

—  Bonn :

Türkiye Denizcilik Bankasmîn hazırla­dığı Bir şehrin hikâyesi» isimli renkli film, tertip edilen program veçhile, Bonn, Hamburg, Aachen, Gotin'gen, Vluenich koblenz, Kolonya şehirleriyle bazı mekteplerde, Türkiye hakkında Türk talebeleri tarafından verilen kon­feransları müteaklip göstermiş ve üı-er defasında büyük alâka ve takdir gör­müştür. Filmin diğer şehirlerde de gösterilmesine devam edilmektedir. Bu toplantılarda bulunan Alman münev­verleri ve gençliği tarafından Türkiye-miz hakkında çeşitli izahat verilmek­tedir.

—Bonn :

Türkiye hükümeti tarafından Alman harb malûllerine ve muhacirlerine da­ğıtılmak üzere Almanyaya gönderil­miş olan 22.500 paket Türk sigarası, 'bugün, Türkiye büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü tarafından Alman kızılhaçı başkanı   Weitz'e takdim edilmiştir.

Weitz Alman Kızılhaç adına, Türk hü­kümetine iblâğ edilmek üzere, Türki­ye Büyükelçisine memrmniy.et ve şük­ranlarını   bildirmiştir.Diğer taraftan, Alman muhacirlerine tevzi edilmek üzere Fisko birlik tara­fından gönderilen sandıklar da alâkalı makamlara tevdi edilmiştir.

25 Aralık 1954

—  Ankara :

Hariciye Vekâeltinden tebliğ edilmiş­tir:

Türkiye ile Fransa arasındaki ticarî münasebetlerin inkişafı ve Fransız ihracatçilarmın Türkiye'deki müterakim alacaklarının tasfiyesi meseleleri üze­rinde bir müddetten beri Ankara'da iki hükümetin mümessilleri arasın­da yapılmakta olan görüşmeler müsbet rekilde neticelenmiş ve tam bir anlaş­maya varılmıştır.Türkiye Hariciye Vekâleti ile Fransa Büyükelçiliği arasında bugün teati olunan mektuplarla Türkiye ve Fransa hükümetleri bu görüşmeler neticesinde varılmış olan anlaşmayı tasvib ettik­lerini müştereken beyan etmişlerdir.Bu görüşmeler ve varılmış olan anlaş­ma iki hükûmeti.ı memleketleri ara­sındaki ticarî münasebeteri inkişaf et­tirmek hususundaki arzularının fiilî sahaya intikaline imkân vermiş bulun­maktadır.Varılmış olan anlaşma aşağıdaki esas-iara istinad etmektedir:

1)   İki hükümet bugünkü şartlar altın­da, memleketleri arasındaki ticarî mübadelelerin artmasının büyük ölçüde Türkiye'den Fransa'ya müteveccih ih­racatın artmasına  vabeste olduğuna kanaat getirerek gayretlerini bilhassa bu sahada temerküz ettirmeyi kararlaş­
tırmışlardır.

Ru cümleden olmak üzere Türkiye'den Fransa'ya içinde bulunduğumuz sene zarfında, dünya fiyatları üzerinden 20 bin ton pamuk ihracı derpiş olunmuş ve ilgili Türk ve Fransız müesseseleri­nin bu hususta birbirleriyle temasa geçmeleri tes'hil edilmiştir.

Bahis mevzuu müesseseler 20 bin ton pamuğnn satış şartları üzerinde arala­rında tam bir mutabakata varmışlar­dır. 10 bin tonluk İlk kısmın mukave­lesi aktedilmiş bulunmaktadır. Diğer kısma ait mukaveleler de tesbit edilmiş bulunan esaslar dairesinde yakın bir zamanda akdolunaeaktır.

2)İki hükümet Türkiye'de müterakim Fransız ticarî alacaklarının hangi esas Jar.dairesinde tasfiye olunacağını datalarında kararlaştırmış bulunmakta­dırlar.

3)Fransa tarafından Türkiye'ye açıl bulunan ve miktarı 80 milyon do­lara balifj olan kredinin mukaveleye Çağlanarak fiiliyat safhasına intikal et­miş olmasının iki memleket arasında­ki ticarî mübadeleler üzerinde çok müsbet bir tesir yaptığı ve aynı zaman Ja Türkiye'nin envestisman programı­mın tahakkukuna kıymetli bir yardım teşkil etti: iki hükümet tarafındanmemnuniyetle müşahede edilmiştir.

4)Türk - Fransız ticarî ve ekonomik münasebetlerinin seyrini yakından ta­kip .edip bu münasebetleri en iyi bir şekilde idame ettirebilecek tedbirlerin ittihazı için iki hükümetin selâhiyetli mümessilleri arasında sık sık fcemas-iarda bnlunulması kararlaştırılmıştır

Şimdi ise yeni kurulan Batı Birliği, Kuzeyde Danimarka, Islanda ve Nor­veç'i, Batıda Portekiz'i, Güneyde de Türkiye İle Yunanistan'ı dışarıaa bı­rakmaktadır. Buna neden lüzum gö­rüldüğünü anlamak güçtür. Batı Al-iiianyayı Atlantik antlaşmasının 15 inci üyesi diye kabul etmek varken, yukarıda andığımız dört devleti dışa­rıda bırakmak ayrıca bir topluluk yapmak yersizdi. Siyasada yersiz v.e amaçsız iş görülemeyeceği için bun­dan birbirine daha yakın, daha sıkıca bağlı; daha ufak bir teşekkül kurul­duğu ve dışarıda kalan devletlerin bel ki ikinci sınıf bağlaşık durumuna dü­şecekleri kaygısına kapılmak gere­kir..

Şunu eklemek isteriz ki her ne olursa olsun Batı Almanyanm süâhlanarakbizim tarafa katılmasını büyük bir kazanç saymaktayız.

Bizi ne de olsa, kenarda bırakan yeni bir topluluk kurulunca bize askerlik bakımından Amerikan yardımı kuv­vetle devam ederken Başbakanın Amerika'da bulunduğu sırada yayımla­nan müşterek tebliğde Türkiye'yi dört yıl içinde elionomik bakımdan bendine yetecek bir duruma getirme vadini gerçekleştirmek için en ufak bir adımın dahi atılmamış olması ister istemez şu kuşkuyu uyandırıyor: Batı Birliğinin kurulması ümitleri arttığı ölçüde Amerikan ekonomik yardımının onun üyelerine ve henüz nazlı davra­nan Uzak Doğu devletlerine hasrı da­ha uygun görülmüş, Türkiye'nin ise ancak dışarıdan gelecek yardımlarla tam savaş gücünü muhafaza eden bir erduya sahip olması yeter sayılmıştır. Olayların yakın bir gelecekte bu görü­şümüzü yalanlamasını çok isteriz.

Türkiye - Batı Almanya anlaşması Yazan: Cavid Oral

23/XI/954 tarihli (Hürses )den:

Batı Almanya ticaret heyetiyle devam etmekte olan müzakereler son bulmuş

ve dün de buna ait bir komünike neş­rolunmuştur.

Sayın Başvekilin Almanya'yı ziyare­tinde yapılan görülmelerin bir devamı­nı teşrii eden bu müzakereler böylelikle, müsbet bir şekilde halledilmiş bulunmaktadır. Halbuki, yakın günle­re kadar bu karşılıklı müzakerelerin bir çıkmaza doğru gittiği söylenmekte idi. Fakat fiiliyat fîu esassız- iddiaiarın. bir dedikodudan ibaret olduğunu gös­terdi. Komünikede görüldüğü gibi; Ba­tı Almanya Türkiye'ye eski anlaşmala­ra ilâveten ikiyüz yirmi beş. milyonluk yeni bir kredi daha açmaktadır. Ve bu ıiredinin 180 milyonu devlet müessese­lerine, 45 milyonu da hususî müessesere tahsis edilecektir. Bu suretle iki devlet arasındaki ticarî münasebetler daha fazla sıklaşmıg ve kuvvet bulmuş demektir.

Su ciheti kabul etmek lâzımdır ki, Tür­kiye ve Almanya ax asında gittikçe ar­tan ve kuvvetlenen bu ticarî ve iktisa­dî münasebetler tabiî ve coğrafî şart­ların bariz bir neticesi sayılmalıdır. Çünkü, Batı Almanya, yalnız Avrupa'­nın değil, dünyanın .en mütekâsif sınaî devle!ilerinden birisidir. İkinci Dünya Harbinden sonra modern bir şekilde teçhiz edilen, endüstrisiyle bu memle­ket başlıca sanayi maddeleri ihraç eder. Buna mukabil Türkiye de kesif bir ziraat memleketi olarak Almanya'­nın karşısında hem satıcı ve hem de alıcı bir vaziyettedir.

Kaldı ki Türkiye, harp sonu dünyası­nın en büyük ve süratli bir iktisadi Kalkınmasını yapmaktadır. Kurmakta olduğu çeşitli sınaî müesseseler için bir çok ihtiyaçlar karşısındadır. Bu durum da olan bir memleketin elbette, Al­manya için kaybedilmez çok kıymetli bir müşteri olması icabeder. Keza, mü-lemadiyen istihsali artmakta bulunan Türkiye için de Almanya mükemmel bir mahreçtir.Şu halde iki memleketin anlaşması karşılıklı millî menfaatlere dayanır. Hem, Türkiye ve Batı Almanyanm bir­biriyle anlaşma ve kaynaşması yalnız ticarî ve iktisadî yönlerden değil ayni zamanda çok mühim olan siyasî bir kıymeti haizdir. Çünkü coğrafya şartlan bu İki milletin kaderini de birleş­tirmektedir. Bu itibarla, aralarındaki münasebetlerin takviye bulması, her i-ki devletin menfaatleri iktizasındandır ve sevinilmeğe deleri vardır.

Bu netice de gösteriyor ki, Türkiye günden güne itibarı, kıymeti ve kuvve­ti tezayüt eden bir memlekettir. Ve bunun iran de birçok endüstriyel mem­leketler Türkiyenin kalkınma hamle­sine iştirak etmek arzusiyle birbirleriy­le rekabet haline girmektedirler. Fakat, bu hakikati göremiyenler ve nazarî ik­tisat maliye düsturlarına saplanıp kalanlar, memleketimizin mütemadi­yen inkişaf etmekte bulunan ferah ve­rici vaziyetini kısır bir ölçü ve dar bir çerçeve içinde mütalâa ederek yanlış v.e hatalı görüş izhar ediyorlar.

Maamafih, hâdiseler bu gibi sakat gör rüş ve mütalâaları kendiliğinden tek­zip etmektedir ve dikkate şayan olan en mühim nokta da, ileri sürülen bu nazarî ve yanlış iddiaların fiiliyatla ve hem de kısa zamanda aleyhlerine te­cellî etmesidir. Nitekim bunun açık ve canlı misallerinden birisi de memnun­luk verecek bir şekilde neticelenmiş olan Türk Alman anlaşmasıdır. Zira bu mesut neticede bilerek, bilmiyerek ya­pılan menfi propaganda ve ileri sürü­len hatalı mütalâaların yeni ve canlı bir tekzibini teşkil etmiştir ketlerin temsilcileriyle bugün öğleden sonra müşterek bir toplantı yaparak, komünist Çin hükümeti tarafından ca­susluk suçuyla muhtelif hapis cezala­rına çarptırılmış olan 13 Amerikan ha­vacısının durumunu Birleşmiş Millet­lere sunmak çareleri araştırmıştır. Amerika heyeti bu teşebbüsü, Başkan Eis.enhower'in Amerikalı havacıların tahliyesini sağlamak maksadiyle Bir­leşmiş Milletlerin gerekli tedbirleri al­ması gerektiğini bildirmesi üzerine yap mıştır.

—  Birleşmif Milletler:

Kore'ye çarpışmak üzere kuvvet gön­dermiş olan 15 memleketin temsilcile­ri bugün siyasî komisyona sundukları bir karar suretinde Birleşmiş Milletle­rin, demokrat, bağjmsız ve Birleşmiş bir Kore kurmak gayesini teyit etmiş­ler ve Kore meselesinin genel kurulun gelecek toplantı devresi gündemine a-İmmasmı ;stemişlerdir.

Bu karar sureti Hindistan tarafından sunulanın aynı olmakla beraber fazla olarak Cenevre konferansı hakkında 15 memleketin sunmuş olduğu raporu da tasvip etmektedir.

—  Birleşmiş Milletler: .

Sovyetler Birliği, Kore meselesinin bir­leşmiş, müstakil ve demokratik bir Ko­re devletinin tesisini hedef ittihaz e-derek barışçı bir hal tarzına bağlanma-smı sağlayacak bir anlaşmaya varmak üzere Cenevre'deki ne müşabih beynel­milel bir konferansın toplantıya çağ­rılmasını siyasî komisyonun dün öğle­den sonraki toplantısında teklif etmiş­tir.

Sovyetler Birliği murahhası M. Jacob Malik siyasî komisyona bu teklifi muh­tevi bulunan ve aynı zamanda Kore'­nin yeniden imarı için müteşekkil Bir­leşmiş Milletler komisyonunun ilgasını tavsiye eden bir karar sureti tevdi et­miştir.

Sovyet murahhası bu karar suretini tevdi ederken uzun bir nutuk söyle­miş ve bu nutkunda şu temaslar üze­rinde durmuş ve mütalâalarını serdetmiştir:

1 - Kore hakkındaki noktai nazarların birbirine yaklaştın i ması lâzımdır. Me­selenin bir hal tarzına bağlanması, iki Kore arasında bir anlaşma ile müm­kündür.

2-15 lerin genel kurula sundukları rapor kısmî mahiyettedir, tek taraflı­dır ve meseleyi bir hal tarzına bağla-yabilmesi ihtimali de azdır.

3- Kore meselesi. Birleşik Amerikanın inad ve ısrarı olmasa idi Cenevre de Hindicini meselesi gibi   halledilmiş bulunacaktı,

4- Singman Ri diktatörce hareket et­mektedir ve Kore'nin her türlü birleş­mesine mani olmaktadır.

5- Güney Kore feci bir durumda bu­lunmaktadır ve Birleşmiş Milletler ko­misyonu oradi yapıcı hiç 'bir faaliyet­te bulunmamıştır.

6- Genel kurul, halkçı Çin'e ve Knzey Kore'ye yapılan stratejik madde ihra­catına ambargo konulmasını tavsiye eden 18 mayıs 1954 tarihli kararını ilga etmelidir.

Sovyet murahhasından evvel konuş­muş olan Amerikan murahhası M. Ja­mes Wodsworth, Cenevre konferansın­da Birleşmiş Milletleri temsil eden memleketler tarafından mevzu iki e-33S prensipin komünistler tarafından reddine devam .edildiği müddetçe Bir­leşik Amerika'nın yeni müzakerelere tevessül edemiyeceğini söylemiştir. Amerikan murahhasının mevzuubahs et-üği iki .esas prensip şunlardır:

1- Kore meselesi için varılacak her haltarzı, Birleşmiş Milletlerin Kore'de te­cavüzü püskürtmek için girişilmiş olan müşterek hareketlerinin tanınması ve meseleye barışçı bir sureti tesviye araştırılması esaslarına dayanmalıdır.

2- Kore halkının bir nisbet dahilinde temsil edileceği bir millî meclisin' ku­rulması için Birleşmiş Miletler kontro­lü altında hür secimler yapılmalıdır.

Siyasî komisyon yine dünkü celsesin­de ve toplantının bidayetinde Siyam murahhası tarafından verilmiş olan bir karar suretini tasvip etmiştir. Bu karar suretinde Güney Kore'nin siyasî komisyon müzakerelerine rey hakkı olmadan davet edilmesi talep edilmektedir.

"Buna mukabil komisyon bu davetin Kuzey Kore ve halkçı Çin'e de gönde­rilmesi hususunda Sovyet murahhası israfından yapılan teklifi reddetmiştir.

Bu davletin sadece Kuzey Koreye ya­pılmasını teklif eden bir Suriye takri­rini de komisyon keza redle karşıla­mıştır.

Siyasî komisyon ba .sabah da toplana­rak müzakerelerine devam edecektir.

Aralık 1954

— Birleşmiş Milletler (New-york):

Birleşmiş Milletler hususî komisyonu, -dünya milletlerini anlaşma ve barışın esas şartlarından biri olan haber ve fikir teatisi hürriyetine mani engelleri kaldırmağa davet eden bir karar su­retini 5 muhalif (Sovyet foloku) ve 10 müstenkife karşı 35 reyle kabul etmiş­tir.

Aralık 1954

Birleşmiş Milletler (New-york):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Adlî Komisyonu, sahile bitişik denizaltı böl­gelerinin yer altında bulunan fakat ka­ra suları haricinde kalan maden da­marlarının mülkiyet ve işletme hakkı­ma dair meselenin müzakeresini dün tamamlamıştır. Komisyon, 9 a karşı 44 oyla, meselenin incelenmesini genel ku rulun 1956 oturum devresine talik et­meyi kararlaştırmıştır.

—Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu srünkü toplantısında, atom enerjisinin sulhcu gayeler uğrunda kullanılması hususunda, milletlerarası bir teşekkül kurulmasını ittifakla kabul etmiştir.

Atom enerjisinin sulhcu gayelerde kul­lanılmasını sağlıyacak olan bu ilmî toplantı 1955 yılı ağustos ayında ya­pılacaktır.

 

5 Aralık 1954

— Birleşmiş Milletler  (New-york)  :

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan he­yeti, dün basma verdiği tebliğde, Ame­rika'nın diğer memleketlerin deneme reaktörleri için yapacağı yüz kiloluk atom malzemesi yardımının derhal yü­rürlüğe girebileceğini bildirmiştir. Bu­nun için atom enerjisi ajansının kurul­ması beklenmiyecek sadece. Amerikan kanunlarına göre, ilgili memleketlerle yapılacak anlaşmalar kâfi gelecektir.

Tebliğde, yardım gören hiçbir memle­ketin, bununla atom silâhı imal edemi-yeceği tasrih olunmaktadır.

— Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletlerin takriben 46 mil­yon dolarlık 1955 bütçesinde üye dev­letlerin iştirak nisbotleri dün genel kurulda nihaî olarak tespit edilmiştir. Bu karar 40 oyla alınmıştır. Sovyet bloku aleyhte oy vermiş iki üye müstenkif kalmıştır.

Geçen &sns olduğu gibi, bütçeye en yüksek rakamla iştirak eden Amerika teşkilâtının masraflarının yüzde 33,33 ünü verecektir. Rusya'nın iştiraki yüz­de 14,15 ten 15,08 e yükselmiştir. İn­giltere masrafların yüzde 8,85 ini öde­yecektir. Geçen sene iştirak nisbeti 9, 80 idi. Fransa'nmki 'yüzde 5,50 den 5.70 e çıkarılmıştır. Kanada'nmki ise yüzde 3,63 dür.

6 Aralık 1954

— Birleşmiş Miletler (New-york) :

Birleşmiş Milletler genel kurul baş­kanlık divanı, Amerikan havacılarının komünist Çin tarafından gayri kanunî olarak mevkuf tutulmaları hususunda Amerikanın ileri sürdüğü şikâyetin ge­nel kurul gündemine alınması mesele­sini tetkik için bugün öğleden sonra toplanmıştır.

Amerikan delegesi Lodge, bu havacı­ların komünist Çin tarafından mev­kuf tutulmasının, bütün harp esirleri­nin iadesini emreden Kore mütareke

anlaşması hükümlerine aykırı olduğu­mu belirtmiştir.

Sovyet delegesi Job Malik bu iddi­aya itiraz ederek mahkûm edileln bütün havacıların casnsluk yapmak ve meşru Çin hükümeti aleyhine bir ayaklanma tertiplemek maksadiyle Çin topraklarına girdiklerini vakıaların isbat ettiğini ileri dürmüştür.

Müzakereler sonunda Amerikan şikâyetinin gündeme alınması iki muhalif (Sovyetler, Çekoslovakya) ve iki müstenkife karşı Birmanya, Suriye) 10 oyla tavsive edilmiştir.

7 Aralık 1954

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler iktisadî komisyonu beynelmilel bir malî şirket kurulması lehinde Türkiye, Fransa, Birleşik Amerika ve Brezilya dahil olmak üzere iiökuz memleket tarafından verilen bir "harar suretini Sovyet blokuna dahil beş memleketin muhalif reylerine mukabil ittifakla kabul etmiştir.

Dokuz memleketin bu takrirleri kuru­lacak olan bu beynelmilel malî şirketin yeter derecede işletilmemiş böl­gelerin iktisadî gelişmesine ve dünya ekonomisinin umumi istikrarına hiz­met edeceği fikrindedirler.

Kabul edilen bu takrirde beynelmilel hankanm Birleşmiş Milletlerde izha edilen görüşler ile mevcut malî mües­seselerin çalışma sekilerini göz önün­de tutarak bu malî şirket için bir sta­tü tasarısı hazırlaması istenmektedir.

Yine aynı takrirde hazırlanacak bu statünün tetkik edilmek üzere bu te­şebbüse iştirak eden memleketlere gön derilmesi ve kendilerinden şirketin ku­rulması için gerekli sermayeyi tesis için ne mikdar muzaherette bulunabile­ceklerinin sorulması da bu bankadan ialep edilmektedir.Bundan maada takrir, iktisadî ve sos­yal konseyden genel kurulun gelecek devresine sunulmak üzere bir rapor hazırlamasını temenni etmektedir. Takririn kabulünden evvel yapılan mü zakereler srrasmda söz alan bir çok na­ipler kurulacak beynelmilel malî şir­ketin beynelmilel bankaya bağlı bir te­şekkül olarak çalışması lüzumu üzerin­de durmuşlardır.

— Birleşmiş Milletler;

Birleşmiş Milletler gazetecileri cemiye­ti tarafından dün tertip edilen bir zi­yafette söz alan Yugoslavya'nın Ame­rika Büyükelçisi Leo Mates şunları söy lemistir:

Yugoslavya, Rusya'nın kendisine karşı elan durumunu değiştirmesini memnu­niyetle karşılamıştır, fakat Rus - Yu­goslav münasebetlerinin normalleşme­si, Rusya'nın bağımsızlığımıza koyma­ya çalıştığı tahdidatı kabul edeceğimiz mânasına kat'iyyen gelmez.

Rusya'ya, aramızdaki münasebetlerin normalleşmesi için, bizi en güç zaman­larımızda desteklemiş olan memleket­lerin dostluğundan vazgeçmiyeceğimizi açıkça anlattık-

İtalya'nm Balkan ittifakına muhtemel iştirakine dair sorulan bir suale, Yu­goslavya Büyükelçisi Yugoslavya'nın italya ile münasebetlerinin süratle iyi­leşmekte olduğunu, fakat İtalya'nın Balkan paktına iştirakinin müşterek münssebet'erirnn gelişmesine bağlı bu­lunduğunu söylemiştir.

Londra ve Paris anlaşmaların, gelince, Mates, meselenin sadece askerî veçhe­sini değil, aynı anda iktisadî veç­hesini de belirten her türlü işbirliği ve birleşme tasarılarına taraftar olduğunu , belirtmiştir.

— Birleşmiş Milletler:

Güvenlik Konseyi bugün saat 15.15 de (gmt) Lübnan delegesi Charles Malik'-in başkanlığında toplanarak, İsrail'e ait Batgâlim gemisi meselesini müzakere­ye devam etmiştir.Mısır hükümeti geminin hamulesiyle mürettebatını iadeye hazır olduğunu bildirmiştir.İsrail delegesi Abba Eban geminin de iadesini istiyerek gerek güvenlik konsevinin ve gerekse Mısır - İsrail müş­terek komisyonunun bütün kararları­nın bu isteği haklı gösterdiğini ve kuv­vetlendirdiğini belirtmiştir.Mısır delegesi de ezcümle şöyle demişdir: «Adalet ve hakkaniyet prensipleri­ne sahip hiç kimse, Mısırın ve Kana­lın güvenliğini tehlikeye düşürmesi mümkün düşman gemilerinin serbest­çe kanaldan geçmelerine müsaade et­mek suretiyle, kendimizi koruma ve meşru müdafaa hakkımızdan feragat etmemizi isteyemez.İngiliz delegesi Si"c Pierson Dixon3 Mı­sır hükümetinin Bi galim gemisi mü­rettebatını ithamları geri almak ve ge­minin mürettebat ve hamulesini ser­best bırakmak kararı üzerine doğan du­rumu konsey üyelerinin mütalâa ede­bilmelerine vakit bırakmak için müza­kerelerin talikini teklif etmiştir.

Bunu müteakip konsev başkam, du­rum gerektirdiği zaman konseyi toplan tıya çağırmak üzete müzakereleri tatil etmiştir.

— Birleşmiş Milletler:

Fransız delegesi Henri Hoppenot dün siyasî komisyonda verdiği beyanatta, Kore'ye dair yeni bir milletlerarası konferans toplanması hakkında Sov­yetlerin teklifini tenkit etmiştir.

Hoppenot'ya göre, Sovyet delegesi Jacob Malik'in birkaç gün evvel Kore hakkında söylediği nutuk, durumun Cenevred enberi gelişmediğini göster­mektedir ve herhangi bir diplomatik müzakere için fikirler henüz olgun de­ğildir.

Hoppgnot demiştir ki:

Malik'in bizi davst ettiği bu yeni kon­feransa niçin gidelim? Bütün söyleni­lenleri tekrar etmek için mi? İhtilâf­larımızı daha da derinleştirmek için mi? Milletlerin ve bilhassa zavallı Ko­re milletinin ümitlerini kırmak için mi?

Fransız delegesine göre genel kurulun yapabileceği yegâne şey, Kore'de sa­vaşmış 16 milletin karar suretinin tav­siyesini yerinp getirmek, yani Kore hakkındaki Cenevre konferansının muvaffakiyetsizliğe uğradığını müşan ede ve kaydederek. Birleşmiş Millet­ler üyelerinin bu konferansta vazifele­rini ifa şeklini tasvip etmek, Birleşmiş Milletlerin Kore'deki hedeflerini yeni­den ilân etmek bu hedeflere ancak barışçı usullerle varılabileceğini hatır­latarak bu yolda ilerlemenin mümkün. olduğu temennisinde bulunmak. Bu belki basit fakat dürüst, makul ve itidalli bir karar suretidir ve karşılaştı­ğımız duruma uymak, iyi niyetin ce­saretini kırmamak ve hiçbir ümide ka­pıyı kapamamak gibi de bir değeri var­dır.

Brezilya ve Irak delegeleri 15 devlet karar sureti tasarısını desteklemişler­dir.

8 Arahk 1954

—  Panmunjom:

Birleşmiş Milletler kumandanlığı, Korelilerin Kore'nin birleşmesi mevzuu­nu görüşmek üzere serbestçe Güney ve Kuzey Kore arasında gidilip gelmele­rini ileri süren bir komünist teklifini reddetmiştir.

Müşterek askerî mütareke komisyo­nundaki Birleşmiş Milletler Başmurah-nası General Carte komünistlere tek­lifin selâhiyeti haricinde bazı hususla­rı ihtiva ettiğini söyleyerek menfi ce­vap vermiştir.

—  Birleşmiş Milleter:

Genel kurul siyasî komisyonu bugün Kore meselesini müzakereye devam et­miştir. Kore hakkındaki Cenevre kon­feransının akim kalmasının mesuliye­tini komünist devletlere yükleyen bir yarar sureti 5 muhalif (Sovyet bloku> ve 8 müstenkife karşi 46 oyla kabul etmiştir. Müstenkifler arasında Hin­distan da mevcuttur.

Bunu müteakip komisyon, Kore mese­lesinin genel kurnam bundan sonraki toplantı devresinin gündemine alınma­sını tavsiye eden ve müttefik devlet-ier tarafından sunulan karar suretini 5 muhalif (komünist blokuj ve 5 müs­tenkife karşı 50 oyla kabul etmiştir.

1936 anlaşmasına göre. imzacı devlet­ler, kendi topraklarında bulunan veri­ci istasyonları, komşularına ve millet­lerarası duruma karar verecek mahi­yetteki haberler kullanmamayı ta­ahhüt etmektedirler.

Sosyal komisyonun kabul ettiği karar suretinde, genel sekreter tarafından kaleme alman protokol tasarısının aşa­ğıdaki yeni maddeyi ihtiva etmesi is­tenmektedir: Bütün hükümetler, diğer milletlere karşı haksız hücum teşkil e-ifecek radyo neşriyatına girişmemeyi, milletlerarası bar'ş menfaatine ahlâk kaidelerine riayeti ve hâdiseleri oldu­ğu 'gibi aksettirmeyi taahhüt ey ley e-'cekler-dir. Ayni maddeye göre. Âkit devletler kendi topraklarında ecnebi ııeşriyatı bozmaya calışmıyacaklardır.

Bu tasarıyı sunmuş olan Sovyet heyeti, Lasarı Hollanda. İngiltere ve Türkiye tarafından tadil edildiğinden oya işti­rak etmemiştir.

— Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler genel kurulu bugün 49 oyla sulhu koruyacak komisyona on dört üye seçmiştir.

Komisyona sekilen devletler, şunlardır: Milliyetçi Çin, Birleşik Amerika. Fran­sa, Honduras, Hindistan, Irak, İsrail, Yeni Zelanda, Pakistan, İngiltere, İs­veç, Çekoslovakya, Sovyetler Birliği ve Uruguay. Sovyet blokuna dshil olan memleket­ler. -Milliyetçi Çin'in yerine Komünist Çin'in komisyona girmesi icap ettiğini ileri sürerek seçimlere iştirak etmemiş­lerdir.

1950 de kurulmuş olan komisyon, bugüne kadar yalnız bir kere, Balkanlara bir mücahit heyet göndermiştir. Bu her yet vazifesini ikinal ettikten sonra da­ğılmıştır.

— Birleşmiş Milletler: Birleşmiş Milletler idarî ve malî komisyonu dün akşamki toplantısında, Kore'nin birleştirilmesi ve kalkındırıl­ması için kurulmuş olan komisyon em­rine 163.000 dolar tahsisini beş muha­life (komünist 'grubu) karşı 37 reyle ve Birleşmiş Milletler muhafızlar servisi ıcin 484.000 dolar "tahsisini 5 muhalife karşı 38 reyle kabul etmiştir.

Komisyon bundan maada milletlerara­sı telsiz muhabere birliğinde ve dünya meteoroloji teşkilâtına tahsis edilmek Çizere Cenevre'de lüzumlu binaların in­şası için 1.750.000 ile 2.500.000 dolar arasında bir meblâğ ayrılması imkânı­nın gelecek toplantı devresinde tetkiki hususunu da genel kurula tavsiye et­meğe karar vermiştir.

—  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarrskjoeld'un komünist Çin Baş­vekili Çu En Lai'ye cuma günü gönder d;ği ve ertesi gün yayınlanan mektu­bun metni şudur:

«Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ben den, 12 ocak 1953de Çin kuvvetleri ta­rafından esir alman Birleşmiş Milletler personelinden 11 üye ile Birleşmiş Mil­letler personelinden elan mahpus tutuan diğer üyelerin serbest bırakılma­sını temine bizzat çalışmamı istedi.

Genel sekreter, bütün vakıa ve şartları özonünde tutarak özel mesuliyetler yüklenmek mecburiyetindedir. Bu me­selenin bende uyandırdığı endişe dola-yısiyle bu hususta sizinle şahsen görüş m ek arzusundayım.

Beni Pekin'de kabul edip edemiyeceğinizi öğrenmek istiyorum. 26 aralık­tan biraz sonra sizi ziyareti teklif edi­yorum. Eğer teklifimi kabul ederseniz, 26 aralığa yakın ve size münasip ge­lecek bir tarihi bildirmenizi rica ede­rim.

—  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Baş­kanı Van Keffens dünya milletlerine hitabeden bir mesajında 6 yıl önce Bir­leşmiş Milletler tarafından kabul edi­len insan haklan beyannamesinin ger­çekleşmesi için çalışmalarını istemek­tedir.

—  Birleşmiş Milletler:

Genel kurul umumi heyeti, Fransız daimî murahhası M. Henri Hopp-snot-un başkanlığı altında dün yaptığı top­lantıda, insan hakları komisyonundan milletlerin kendi kendilerini idar.e hak^ larma riayet edilmesi mevzuunda tav­siyelerini havi raporunu bir an evvel bitirmeğe davet eden bir karar su­retini dün kabul etmiştir.

Bu karar sur.eü, mühim çoğunlukla kabul edilmiştir.

—  Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler genel kurulu dün çocuk esirgeme ve çocuk günü mevzu­larında iki karar suretini, muhalefet­siz olarak kabul etmiştir. Bu takrirler­den birinde âzâ memleketler Birleşmiş Milletler Çocuk Esirgeme Teşkilâtı em­rine verilen menbalsrı artırmağa davet edilmektedir. İkine karar sureti ise 7956 senesinden itibaren bütün dünya­da bir çocuk gününün ihdası tavsiye edilmektedir.

—  Birleşmiş Milletler:

Genel kurul bütçe komisyonu Birleş­miş Milletlerin 41 milyon 67.110 dolara baliğ olan 1955 bütçesini dün kabul et­miştir.Yalnız Sovyet blokuna dahil beş memleket murahhasları bütçe aleyhin­de rey vermişlerdir.

Birleşmiş Milletler genel sekreteri, Bir­leşmiş Milletler anayasasının imzasının 10 uncu yıl dönümünü kutlamak üzere Sanfranciscoda iki haftalık bir içti­ma devresinin yapılmasına genel ku­rulca karar verildiği takdirde ayrıca 162.500 dolarlık munzam bir tahsisata da ihtiyaç hasıl olacağını bildirmiştir.

—  Birleşmiş Milletler:

Genel kurul beynelmilel iktisadî mü­nasebetlerin genişletilmesi ve gelişti­rilmesi lehindeki bir karar suretini dün hiç bir muhalif rey olmadan kabul et­miştir.

Genel kurul beynelmilel çalışma teşki­lâtını çalışmalarında bu gayeyi hedef' tutmağa memur etmiştir.

Sovyet bloku bu karar sureti hakkında, reye müracaat edildiği sırada müşteri-: kif kalmıştır.

Washington:

Dün umumi heyet halinde toplanan ge­nel kurul Csnevr.e'de Birleşmiş Millet­lere bağlı bir uyuşturucu maddeler laboratuvarmm kurulmasına karar ver­miştir.

Bu karar muhalif rey olmadan kabul edilmiştir. Bununla beraber beş mem­leket müstenkif kalmıştır.

— Birleşmiş Milletler:

Bıirleşik Amerika Dışişleri Vekâleti Birleşmiş Milletler genel sekreteri Dag Hammarskjold'ün, Çin'de hapse mah­kûm edilmiş olan Amerikalı havacılar-meselesini Çin devlet adamlariyle gö­rüşmek üzere Pekin'e yapacağı seya­hat 'hususunda her türlü tefsirden ka­çınmaktadırlar.

Dışişleri  Vekâletinin   sözcüsü  Lincoln White, Hammarskjold'e    bu    vazifeyi.". Birleşmiş MiLetler  genel     kurulunun, tahmil etmiş olduğunu söylemekle ik­tifa etmiştir.

Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Genel    Kurulunun dokuzuncu devre toplantıları bu gece

saat 22 de (gmt), (Türkiye saatiyle 24 ona ermiştir.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler genel kurulu, Bir­leşik Amerika'yı- komünist Çin'e karşı milliyetçi Çin tarafından girişilen te­cavüzü desteklemekle itham, eden Sov­yetler Birliği teklifini 5 aleyhte ve S' müstenkif reye kargı 44 oyla reddetmistir.

Çin'de temsilcisi yoktur. Genel sekre­ter de görevmin özel mahiyeti dolayısiyle beraberinde gazeteci götürmeyi uygun bulmamıştır Demek oluyor ki dünya, Hammarskioeld heyetinin faali­yetinden ancak Pr;kin'den gelecek teb­liğ ve raporlar vasıtasiyle haberdar olacaktır.

4 Aralık 3954

— Ankara:

Kıbrıs'ın ve Kıbrrj Türklerinin mu­kadderatı mevzuun?, temaslarda bulun mak üzere bir müddet evvel Ankara, Londra ve New-yo:k'u ziyaret etmiş o-î£n Kıbrıs Türk Heyeti Bcşkanı Faiz Kaymak, bugünkü havayolları uçağı i-1e Ankara'ya j?elirııgtir.

Faiz Kaymak buradaki tetkik vs te­maslarını bitirdikten sonra Kıbrıs Müf­tüsü Mehmet Dânâ ve Avukat Ahmet Zaim'in iltihakiyle teşekkül edecek he­yetin 'başkam olarak İngiltere'ye ve oradan da Amerika'ya gidecektir.

Kıbrıs Türk Heyeti Birleşmiş Millet­ler Siyasî Komitesinde Kıbrıs meselesi etrafında cereyan edecek müzakerele­ri takip edecek ve gerekli faaliyetlerde bulunacaktır.

5 Aralık 1954

Lef koşa:

Orta-doğu İngiliz diplomatları konfe­ransına başkanlık eden İngiltere Dış­işleri Vekâleti Müsteşar Muavini Evelyn Shuckburgh bu akşam Lefkoşaya gelmiştir.

Dışişleri Müsteşar Vekili Ankara'ya nareket etmeden önce idare adamlariye ve askerî erkânla görüşmelerde bu­lunacaktır.

7 Aralık 1954

Atina:

Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleştirilmesi meselelsinde İngiltere ile Yunanistan: arasmda çıkan ihtilâf hakkında Hari­ciye Vekili Stefanapulos bugün yüz sa hifelik bir beyaz kitap yayınlamıştır.

Bu beyaz kitabın, İngiliz Devlet Vekili Se!wyn Lloyd'un 23 eylülde Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmaya bir ce­vap teşkil .ettiği sanılmaktadır.

İngiliz Devlet Vekilinin konuşmasını yaptığı Birleşmiş Milletler Komitesi Kıbrıs meselesinin umumi heyet gün­demine alınmasını üç çekimser ve üç al-syhte oya karşı 9 oyla kabul etmişti Aleyhte oy kullanan memleketler in­giltere, Fransa ve Avustralya olmoştur. Selwyn Lloyd oya müracaat edil­meden yaptığı konuşmasında bu me­selenin gündeme alınmasının Birleşmiş Milletlerle olan münasebetleri üzerin­de bütük neticeleri olacaktır demiş­tir.

8 Aralık 1954

— Londra:

Muhafazakâr Parti mebuslarından biri,. Atina radyosunun Kıbrıs hakkındaki neşriyatı sırasında İngiltere hüküme­tinden ağır bir dille konuştuğundan oahsetmiş ve Dışişleri Vekilinden hü­kümetin bu alanda ne gibi bir tedbir aldığını sormuştur.

Bu soruya cevap' veren İngiltere Dışiş­leri Vekili Sir Antbony Eden, Yunanis­tan'daki İngiltere Büyükelçisinin Yu­nan hükümeti nezdinde, Atina radyo­sunun bu hareketini şiddetle protesto ettiğini ve bundan böyle Kıbrıs husu­sunda yapılacak neşriyatın İngiltere aleyhinde hiçbir bakaretâmiz sözü İhtiva etmiy.eceğl hakkında vâd aldığını beyan etmiştir.

— Yeni Delhi

Hindistan Başvekili Nehru, Kıbrıs hal-îrmin kendi istikbalini tâyin hususun­da serbest bırakılması lüzumunu belir­ten bir konuşma yaparak demiştir ki: -İngiltere'nin Kıbrıs'ı bir iç mesele ad­detmesi doPTu değildir. Ancak Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler genel durulunda müzakeresi için, Yunanis­tan tarafından yapılan müracaat daha başka bir şekilde olmalı idi. Takririn genel kurula sunuluş tarzı, Kıbrıs halkının serbest karar verme hakkını tehdid etmektedir

10 Aralık 1954

-— Atina:

Yunanistan siyasî faaliyetlerini tamamiyle Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı dâ­vasına teksif etmip bulunmaktadır.

Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler faalivptlerini merakla takip etmekte, ve âzâ devletlerden mümkün olduğu adar fazla taraftar toplamağa çalış­maktadırlar. Bu itibarla, Birleşmiş Mil­letler müzakerelerinin aleyhte netice vermesi veya hattâ tehir edilmesi, Yu­nanistan'ın hem dahilî hem de haricî siyasetine şiddetle tesir edecektir.

Yunan hükümeti, Birleşmiş Milletlerde kendisine bu dâvayı kazandıracak üçte :ki çoğunluğu eldp etmenin güç oldu­ğunu bilmektedir. Siyasî çevreler, bu dâvada Türkiye'nin tuttuğu yolun da İki komçu memleket ve müttefikler a-rasmda arzu .Edilmeyen bir gerginliğe sebep olacağı fikrindedirler.

Yunan hükümeti ve halkı, bu dâvaya verdikleri ehemmiyete rağmen, Yuna­nistan ile İngiltere arasında dostane münasebetleri zedeleyecek herhangi "bir hareketten kaçınmaktadırlar. Bir zamanlar İngiltere'ye ateş püsküren Yunan basını, simdi yalnız hâdiselerin inkişafını belirtmekle iktifa etmekte­dir. Bununla beraber Birleşik Ameri­kanın bu dâvadaki resmî görüşü Yunânistan'da infial uyandırmıştır.

Birleşik Amerika'nın Yunan dâvasını desteklemeyeceğini açıkça bildirmesi, Birleşik Amerikanın an'anevî siyaseti­ne aykırı telâkki olunmaktadır.

Yunan resmî şahsiyetlerine göre, Ame­rikan Hariciye Vekâletinin, bu mesele­de tuttuğu yol Amerikan efkârı umu-miy esine aykırıdır.

Yunanistan bazı Asya, Afrika ve Gü­ney Amerika devletlerine de müraca­at ederek kendisini desteklemelerini is temistir. Evvelce verdikleri teminat hi­lâfına, bu memleketler delegelerinin, Yunan dâvasını desteklemekten kaçın­maları Yunanistan'da hayret ve tees­sür uyandırmıştır. Hindistan, Hab.eşis-tan. Arjantin, Bolivya, Liberya ve hat­tâ Arap devletleri Yunan dâvasını des­teklemek hususunda birlik tesis ede­memişlerdir.

Adis Ababa'dan eden son haberlere göre, imparator Haile Selasiye. Lake Success'deki Habeş heyetine yeni tali­mat göndermiş, Habeşistan hükümeti de Yunan dâvasın: desteklemesi için Liberya vı teşvik etmek vaadinde bu­lunmuştur. Ariantin Reisicumhuru Peron'a da yardıma hazır olduğu bildi­rilmiştir. Ayrıca Lübnan, Yunanistan'ı desteklemevi vaad etmiş ve bunu AraD Birliği Kongresinde bahis mevzuu edeceğini söylemiştir.

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu Kıbrıs meselesi ile meşgul oluncaya ka-dar, bu gayretlerin ne netice vereceği tayin edilemez.

13 Aralık 1954

— Birleşmiş Milletler (New-york) :

Sanıldığına .göre Amerika, genel kurul­da, Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı lehin­deki herhangi bir Yunan teklifi aley­hinde oy vermeğe karar vermiştir.

Bilindiği gibi Atina hükümeti bugün, Birleşmiş Milletle genel kurulundan, Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı hareke­linin meşruiyetini tanımasını istiyecek

— Atina:

Amerika'nın Atina Büyükelçisi Cannon'un Kıbrıs işinde Amerikan görüşünü açıklaması siyasî mahfillerde şim­dilik Ynnan tezinin sukut etmiş olduğu fikrini uyandırmıştır.Amerika'nın bu şekilde Yunan tezine açıkça aleyh­tar ıgÖrünmesiyle. Birleşmiş Milletlere dahil ve şimdiye kadar Yunan tezi le­hinde veya çekimser birçok memleke­tin de bundan sonra Yunan tezi aley­hinde cephe alacakları tahmin edilmektedir.Yunan sivasî çevrelerinde Kıbrıs işinin bırakılacağı ve Amerika'nın müzahe­retini saklayacak yeni bir şekilde orta­ya atılacağı söylenmektedir. Hükûmet çevreleri, bu yeni peklin ne olacağını henüz açıklamamıştır.

14 Aralık 1954

-— Atina:

Bugün ölen üzeri bin üniversite ve lise öğrencisi Kıbrıs meselesi ile ilgili olarak Yunanistan'ın Birleşmiş Millet­lere yaptığı müracaat vesilesiyle Atina sokaklarında nümayişler yapmışlar­dır.

ingiltere ye Birledik Amerika Büyük­elçilikler Amerika'nın Yunanistan'a yardım servislerinin bulunduğu binalar polis kordonu altına alınmıştır. Öğren­cilerinolis arasında hâdiseler olmuş­tur.Öçrenciler Amerikan Ysrdim Ser­visi binalarını taşa tutmuşlardır.

— Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu bu sabah Kıbrıs meselesinin incelenme­sine Yunanistan'ın verdisi bu karar ta­sarısı üzerinde bağlamış bulunuyor. . Kıbrıs Adası halkma. Birlenmiş Mil­letlerin himayesi altında, milletlerin e-şitlik ve kendi kendilerini idare hak­larının tanıması prensibinin tatbiki».

Oturum açılır açılmaz, Yeni Zelanda delegesi Kıbrıs müzakerelerinin geri bırakılmasını isteyen bir karar tasarısı vermiştir. Bu karar tasarısını desteki'imek maksadiyle yaptığı konuşmada Yeni Zelanda delegesi Leslie Knox Munro. Kıbrıs meselesi hakkında yapı­lacak müzakerelerin Birleşmiş Millet­ler üyesi bazı memleketler arasındaki iyi münasebetlere zsrar verebileceğini ve böylece milletlerarası dostluk hava­sının bozulacağın söylemiştir.

Yunanistan adına konuşan Alexis Kvou müzakerelerin talik edilmesi aley­hinde bulunarak böyle bir hareketin ingiltere hükümeti, Fransa'nın Tnnus halkı ile yaptığı gibi, Kıbrıs temsilcileri ile müzakereye girişmeyi kabul et­liği takdirde ancak faydalı olabileceği­ni belirtmiştir.

Yunan delegesine göre değer kurul Kıbrıs meselesini bugün sükûnetle müza­kere etmezse, daha sonra ciddî hâdise­lerin baskısı altında buna mecbur olaçaktır.

Türk delegesi Selim Sarper, Yeni Ze­landa takririni destekliyerek. Birleşmiş Milletler anayasasının, milletlerin ken­di kendilerini idare; etmek haklarını kabul ettiği gibi. ayni zamanda, ferdî, kollektif veya bölge teşkilâtları vasıtasiyle meşru ve tabiî müdafaa hakkı­nı da tanıdığını söylemiş ve Kıbrıs İn­giltere İmparatorluğundan ayrıldığı takdirde bu hakkın tehlikeye düşece­ğini belirtmiştir.

Müteakiben söz alan Amerika murah­hası Hanri Cabot Lodge da Yeni Zellanda takririni desteklemiş, bununla beraber müzakerelerin, Yunan delege­sinin tezini müdafaa etmesinden sonra talik edilebileceğini ileri sürmüştür.

Buna mukabil Sovyet murahhası mü­zakerenin talikine muhalefet ederek Birleşmiş Milletler genel kurulunun, kendi mukadderatı hakkında serbestçe karar verm-sk isteyen Kıbrıs halkının müracaatını bilmemezlikten gelemiye-ceğini iddia etmiştir.

İngiltere namına söz alan Anthony Nutting, komisyonun herşeyden .evvel Yeni Zelanda tarafından sunulmuş olan takrir hakkında bir karar verm-sk durumunda olduğımu söylemiş ve bu takriri desteklemiştir.

Birleşmiş Milletler;

Genel kurul siyasî kanıisyonu, bugün Öğleden sonraki toplantısında, Kıbrıs hakkındaki müzak3relere devam etme­meğe 11 müstenkife karşı 49 reyle ka­rar vermiştir. Bu karara göre, komis­yon, ada halkının kendi kendilerini idare haklarının tanınmasını isteyen Yunan karar suretini reye koymaya­caktır.

Kabul edilmiş olan ve Kıbrıs müzake­relerinin talikini isteyen Yeni Zelanda karar suretinin mukaddimesinde Kıb­rıs meselesi üzerinde bir karar alma­nın şimdilik uy.gun olmayacağı beyan edilmektedir.

Birleşmiş Miletler:

Bu sabah siyasî komisyonda Kıbrıs hakkındaki müzakerelerin devamında ilk sözü Ekvator delegesi almıştır.

Delege demiştir ki:

«Biz Yunanistan ile İngiltere arasında hükümranlık hakkında bir ihtilâf me­selesi tetkik etmiyoruz. Çünkü bu hü­kümranlık ne Yunanistan'a ve ne de İngiltere'ye aittir. Hükümranlık Kıb­rıslılara aittir v.e bu memleket sadece İngiltere tarafından idare edilmekte­dir. İngiltere Kıbrıs üzerinde hüküm­ranlığa sahip değildir.

Delege sözlerine söyle devam etmiştir: «Kendi mukadderatını bizzat kendisi­nin tayin etmesi imkânı imadan, ken­di kendini idare ve serbest müesseseler tesis imkânı nasıl bulunabilir? Kıbrıs meselesi büyük bir karışıklık içinde ortaya atılmıştır. Enossis hareketi bir anschluss a benzetilmiştir. Fakat münakaşa mevzuu enossis değildir.

Asıl mevzu kendi kendini idare hakkı­na sahip olmayan bir toprak için ken­di mukadderatını bizzat tayin etmesi prensibinin tatbik edilmesidir. Zamanı gelince arzu ediler hükümet şeklini Yunanistan değil Kıbrıslılar kararlaş­tıracaklardır. »

Ekvator delegesi sözlerini bitirirken Yunan delegesinin teklifi lehine oy ve­receğini söyliyerek şunları ilâve etmişlir:

Bunu Yunanistan'ın Kıbrıs üzerinde bir hakka sahip olduğunu kabul ettiği­miz irin değil, milletlerin kendi mukad eratlarını, bizzat tayin etmeleri pren­sibini tanıdığımız için yapacağız.

Müteakiben söz alan Suriye delegesi, Yunan iddiasının esas itibariyle mâkul olduğunu fakat, bugünkü şartlar altın­da Kıbrıs'ta sükûneti muhafaza etme­zim en ehemmiyetli bir zaruret teşkil ettiğini söylemiş ve bu ihtilaflı bölge­nin Suriye'ye uçakla yarım saatlik bir mesafede bulunduğunu hatırlatmıştır.

Delege diâer taraftan. İngiltere'ni». Kıtorıs bahsinde güvenlik meselesini i-ieri sürüş şekline temas ederek demiş­tir ki:

«Müdafaa mülâhazaları ile bu adaya muhtaç olunması, oradaki halkın hak­larından feragat etmeleri için bir sebep teşkil etmez. Kıbrıs'ın, Arap dünyası­nın müdafaası için lüzumlu olduğu söylenmektedir. Arap dünyası kime-karşı müdafaa edilecektir.Arap dün­yasının nazik meseleleri Batı iledir. Ve Arapların müdafaası bu camianın hürriyete kavuşmasına bağlıdır.»

Bununla beraber, Suriye murahhası, ihtilâfta taraf olanların müzakereye--girmelerini arzu ettiğini ve Suriye'nin meselede takındığı tavrın bu mülâha­zaya istinad ettiğini belirtmiş ve de­miştir ki:

«Çünkü başlıca arzumuz Kıbrıs halkı­nın sulh ve sükûn içinde yaşamasını görmektir.»

Suriye delegesinden sonra söz alan. Yu­nan delegesi, dün akşamki toplantıda Türk delegesi tarafından dermeyan e-dilen mütalâaları cevaplandırır şekil­de irad ettiği nutkunda, ezcümle Kıb­rıs'ın coğrafi bakımdan Yunanistan'­dan ziyade Türkiye'ye yakın olması bahsine temas etmiş, Ege'deki bazı. Yunan adalarının Türkiye sahillerine Kıbrıstan da daha yakın olduğunu kay­detmiştir.

Ayrıca Enossis'in anschlussa benze­tilmesinin doğru olmadığını, Yunanis­tan'ın ikinci dünya harbinde Naziliğe karşı savaşmış bulunduğunu söylemiş ve diğer iktisadî, siyasî ve kültürel mü­lâhazalardan ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki münasebetlerden bah­settikten sonra şöyle demiştir:

Kıbrıs Türkiye ile Yunanistan arasın­da bir münazaa sebebi değildir. İki hükümet sadece meseleyi «le alma ba­kımından ayrılmaktadır. Sarper'in ko­nuşmasının büyük kısmı halkın kendi kendini idare etmesinin tenkidine tah­sis edilmiştir. Bunlar, sömürgeciler grubunun Birleşmiş Milletlerde millet­lerin kendi kendilerinin idareleri hak­kı bahis konusu olduğu zaman yayma­ya çalıştıkları aynı eski delillerdir. Biz bu hakka ve bu prensibe inanıyoruz. Sömürgeciler ise inanmıyorlar, ms selenin esası bundan ibarettir. Kıbrıs meselesi Yunanistan'la Türkiye arasın­da bir dâva haline getirilemez.»

Irak delegesi ise; Kıbrıs meselesi hak­kında, bugünden açık ve sarih bir ka­rar almanın imkânsızlığını gozönünde tutarak, Yeni Zelanda takriri lehinde rey vereceğini belirtmek suretiyle sö­ze başlamış ve Kıbrıs'ın kendi mukad­deratı hakkında karar vermesine dair ileri sürülen prensibin mâkul bir pren­sip oldnğunu kabul etmekle beraber bu hususta Birleşmiş Milletlere, lehte veya aleyhte karar vermeye medar ola­bilecek kâfi delil ve sebep gösterilme­miş olduğunu ileri sürmüştür.Irak delegesine göre, Orta-doğu bölge­sinde istikrarın sağlanması en önemli keyfiyettir. Ancak bu suretle bu böl­genin memleketleri kaynaklarını ve imkânlarını geliştirerek sulh ve huzur içinde yaşamak imkânını bulabilecek­lerdir. Coğrafî bakımdan Türkiye, Su­riye ve Lübnan Kıbrıs'a çok yakındır.Bu bölgenin bir 'kısmına dokunulursa bu hepsine tesir eder ve Irak da bun­dan uzak kalamaz.

Daha sonra söz alan. Salvator delegesi, müzakerelerin tâlfls ini isteyen Yeni Zelanda takririnin hiçbir yapıcı unsur ihtiva etmediğini, zira bu takririn me­seleyi olduğu gibi ortada bıraktığını, halbuki 'Birleşmiş Milletlerde, mesele­lerin müzakere ve münakaşasının esas olduğunu ve bu müzakerelerde millet­lerin kendi mukadderatları hakkında karar vermeleri prensibinin evvelâ göz önünde bulundurulması icap ettiğini soyliyerek Yunan karar suretine müza­heret etmiştir.Müteakiben Polonya delegesi konuşmuş, Salvator delegesinin sözlerine iş­tirak etmiş, bilhassa sömürgecilik aley­hinde mütalâalar serdetmiş ve netice olarak da Yeni Zelanda takriri aleyhin­de oy vereceğini bildirmiştir.Endonezya delegesi İngiltere ile Yuna­nistan'ın bu meseleyi barış prensibine uygun olarak ve muslihane bir şekilde bir hal çaresine bağlıyacakları ümi­diyle Yunan teklifi lehine oy verece­ğini bildirmiştir. Dege, barış dâvası­nın küçümsenmeyecek kadar ehemmi­yetli bir dâva olduğunu sözlerine ilâve etmiştir. Çekoslovakya delegesi ise, Yeni Zelan­da teklifine muhalif olduğunu ve teklif aleyhinde oy vereceğini    bildirmiştir.

Çek delegesi, milletlerin kendi mukad derat arını bizzat tayin etmeleri pren­sibinin bütün medenî milletler tarafın­dan tanınması gerektiğini söylemiş ve Kıbrıs'ın kendi mukadderatını bizzat tayin etmesi talebini de destekliyeceği-ni ilân etmiştir.

Bu konuşmadan sonra, Öğleden evvelki celse talik edilmiştir.

— Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler genel kurulu siyasî komisyonu bugün öğleden evvelki top lantısmda Kıbrıs meselesinin müzake­resine devam etmiştir.

Bu celsede sıra ile, Ekvator, Yunan, Irak, Salvador, Polonya, Endonezya, Çekoslovakya delegeleri söz almışlar­dır. Suriye ve Irak delegeleri İngiliz ve Yunan hükümetlerinin müzakere j oluyla Kıbrıs meselesine sulhcu bir bal çaresi araştır maları tavsiyesinde bulunmuş, Ekvator, Endonezya, Polon­ya ve Çekoslovakva delegeleri ise Yu­nan tezi lehinde konuşmuşlardır. Yu­nan delegesine gelince, Aleksi Kiru, dün akşamki celsede Türk delegesinin sözlerine cevap vermiştir.Hatiplerin ekserisi Kıbrıs meselesinin, Birleşmiş Milletlerde müzakere edilen diğer meselelerden başka bir mahiyet

arzettiğini belirtmişler ve ilk defa olarak bu mesele doğu ile batı arasında bir ihtilâf mevzuu olmayıp bir mütte­fik cephenin iki âzası arasında bir ih­tilâf teşkil ettiğini kaydetmişlerdir.Müzakerelere Öğleden sonra saat 16 da (Türkiye saatiyle 23 de) başlayacak olan celsede devam edilecektir. Bu cel­sede bir netice alınacağı knvvetle tah­min olunmaktadır.

16 Aralık 1954

—  Lefkoşe:

Kıbrıs meselesinin geri bırakılması, kararı ile ilgili olarak bugün Lefkoşe'­deki Yunan öğrenciler sınıflarını terkederek sokaklara dağılmış ve kahrol­sun Amerika, kahrolsun Birleşik Devletler, enosis'i istiyoruz diye bağıra­rak nümayişler yapmışlardır. Öğrenci birliklerine katılan öğretmenler de kendilerini Amerika Birleşik Devlet­leri Konsolosluğu önüne gitmeye teş­vik etmişlerdir. Patrikhanenin bir sözcüsü, «Birleşmiş Milletlerin kararı bizi büyük bir tees­sür içinde bıraktı. Amerika Yunan te­zi aleyhinde oy vereceğini bildirinceye kadar büyük ümitler besliyorduk de­miştir.New-york'ta bulunan Makarios'un dö­nüşüne kadar hiçbir faaliyet olmıyacağı anlaşılıyor.

—  Birleşmiş Milliler:

Dün öğleden sonraki toplantısında Kıbris hakkındaki müzakerelere devam e-den genel kurul siyasî komisyonu, bu meselede bir karar almanın şimdilik uygun olmadığı mütalaasiyle meşele­rsin tetkikine devam etmemeğe karar vermiştir.Bu karar İngiltere ve Yunanistan ta­rafından kabul .edilen Yeni Zelanda takriri esas alınmak suretiyle ve 11 müstenkife karşı muhalefetsiz olarak 49 reyle ittihaz edilmiştir.Bu takrirde, genel kurulun Kıbrıs me­selesinde bir karara varmanın şimdilik uygun görünmediğini nazara ala­rak «Kıbrıs halkı hakkında Birleşmiş Milletlerin himayesi altında, milletle­rin hukuk eşitliği ve kendi kendilerini idare hakkmm tatbiki» başlığını taşı­yan meselenin tetkikine devam edilme meşine karar verildiği beyan olunmak­tadır. Bu, Yunanistan tarafından genel kurulda müzakeresi için ortaya atılan meselenin başlığıdîr.Yunanistan, bu hususta siyasî komis­yona tevdi ett:âi bir karar suretinde Kıbrıslıların kendi kendilerini idare nakları lehinde genel kurulda bir ka­rar alınmasını istemekte idi.Yeni Zelanda teklifinin kabul edilmiş ülmasiyle Yunanistan karar sureti re­ye konulmamıştır.Yeni Zelanda karar suretinin kabulün­den evvel Kolombiya ve Salvador mu­rahhasları tarafından bu karar sureti için bir tadil uygun olmadığını beyan eden mukaddeme de reye konulmuş ve 16 müstenkife karşı 44 reyle kabnl e-dilmişti. Bu istinkâflar su muhtelif mülâhazalara istinit ettirilmiştir;

Sovyet grupu, genel kurulun Kıbrıs hakkında bir karar almasını istediği i-çin Yugoslavya ve Birmanya Kıbrıs meselesinde bir variyet almak isteme­dikleri için, Avustralya, Belçika ve Fransa ise Krlombiya tadil teklifinin Kıbrıs meselesinde bir karar almanın şimdilik uygun olmadığını beyan su­retiyle Kıbrıs hakkında yeni bir mü­zakereye kapı açmasından çekindikleri için müstenkif kalmışlardır.Yunan murahhası M. Alexis Kiru işte bu sebepledir ki tadil teklifi ve karar sureti lehinde rey vermiştir.İngiltere adına konuşan M. Anthony Nutting karar suretini, İngiliz hükü­metinin Kıbrıs hakkında bir müzake­reyi Birleşmiş Milletlerin selâhiyetlerî dışında telâkki eden tezine mugayir görmediğin: beyan etmiştir.Karar suretinin komisyonca kabulün­den evvel bir-çok hatipler söz almışlar­dır.Bu meyanda konudan Fransız murah­hası M. Henri Hoppenot, bu müzakere­lerin  ihtirasları  körüklemekten başka bir şeye yaramadığını ve Birleşmiş Mil­letlerin bu işde müdahalesinin hukukan gayri meşru ve fiilen vahim ola­cağı hakkındaki Fransız görüşünü teyit etmiş olduğunu söylemiştir.

Fransız murahhasına göre meselenin ancak prensiplere ve andlasmalar hü­kümlerine riayet etmekle ve huzur ve sükûnetle bir hal tarzına bağlanması mümkün iken bu müzakereye devam edilmesi beynelmilel bir ihtilâf ocağı­nı körüklemekten başka bir şeye yaramıyacaktir.

Daha sonra söz alan Sovyet murahha­sı M. Georgi Zarnbin, Kıbrıs vaziyeti­nin insan haklarını ihlâl mahiyetinde olduğunu ve sulh için bir tehdit teşkil ettiğini beyan ederek Kıbrıs halkının kendi kendilerini idare haklan lehin­de konuşmuştur.

Avustralya adına konuşan Sir Percy Spender, bu hakken Çekoslovak, Bul­gar, Polonya veya Letonya milletleri için tatbik edilip edilmemiş olduğunu ve Sovyetler Birlisinin bu hakkı doğu Almanya ve kendi arazisi dahilinde bulunan birçok milletler için tanıma­ğa hazır bulunnp bulunmadığını sor­muştur.

Veraen ve Filipin murahhasları, Yunan tezini desteklemekle beraber müzake­reler yoliyle bir hal tarzının bulunabil­mesi ümidini izhar etmişlerdir.

Türkiye murahhası Selîm Sarper, Yu­nan murahhası tarafından ileri sürü­len bazı iddialara cevap vererek Yu­nanistan Lozan andlaşmasmm bütün hükümlerini kabul etmiyorsa bunun mantıkan mânasının, Yunanistanm Kıbrıs'ı henüz Türk hükümranlığı al­tında tanıdığı demek olacağını söyle­miştir.

Türkiye murahhası sözlerini bitirme­den Yunanistan, Türkiye ve Yugoslav­ya arasındaki dostluk ve ittifak bağla­rının olduğu gibi kalması lâzım geldiği ve bunun yalnız bu üç memleketin de­ğil bütün müttefiklerinin ve bütün hür dünyanın nefi için öyle olması gerek­tiği yolunda M. Kim tarafından izhar edilen kanaata kendisinin de iştirak ettiğini memnuniyetle kaydetmiştir.

Atina:

Birlelşmiş Milletlerde Kıbrıs meselesi hakkındaki müzakerelerin geri bırakıl­ması üzerine Selanik'te öğrenciler ta­rafından büyük nümayişler tertiplen­miştir.

Polis ve ordu birlikleri tarafından teş­kil edilen muhafaza hatlarını yarmaya muvaffak olan öğrenciler, İngiltere Konsolosluğuna yaklaşarak camlarını kırmışlar ve Amerikan heyetinin bu­lunduğu binaya da çirerek kütüphane­nin kitaplarını yağma etmişlerdir. Bi­namın içinde cereyan eden mücadeleler sırasında 20 nümayişçi ve 1 polis me­muru ağır surette yaralanmıştır. Ame­rikan kütüphanesinin kitaplarının bir­çoğu tahrip edilmiştir.

Türkiye Konsoloslu ğn önünde de hasmane gösteriler ve nümayişler yapıl­mış, fakat emniyet kuvvetlerinin şid­detle mukavemeti harsısında nümayiş­çiler çekilmeye mecbur olmuşlardır.

Atina'da ve Yunanistan'ın diğer şehir­lerinde Birleşmiş Milletler siyasi ko­misyonunun kararı büyük bir yas ha­lası yaratmıştır. Gazeteler, müzakere­lerin geri bırakılmasını, Yunanistan'ın Birlelşmiş Milletlere yaptığı müracaa­tın red edilmesi ihtimalini de göz önünde bulundurarak, teselli ve teskin edici bulmakta ve makul bir hal ça­resi için açık kapı bulunduğuna işa­ret etmektedirler,Sadece Hellen Birliği organı olan iki gazete Apoevmatmi ve Estia İngil­tere'ye karşı kültürel bir boykot hare­keti ve «daha faal mücadele çareleri tavsiye etmektedirler.

 

Aralık 1954

Atina:

Hükümet sözcüsü, Kıbrıs ihtilâfı hak­kında Birleşmiş Milletlere verilen ka­rar hakkında mütalâada bulnnnıaktan istinkâf etmiş fakat liberallerden eski Başvekil Sofokles Venizelos şunları söylemiştir:Birleşmiş Milletlerde Kıbrıs mesele­si mevzuunda elde edilen netice, hürriyet mihrabında her şeyini feda etmiş olan bir millete karşı bariz adaletsiz­liğin ifadesidir.»

"Yarı resmî sayılan Mesaager dathenes gazetesi de şunları yazmıştır:

Yunanistan dün muharebeyi kaybetti. Herkese karşı ne yapabilirdi? Mütte­fikler Kıbrıs Üssünü ellerinde tutmuş­lardır fakat bundan böyle onu her gün korumak zorunda kalacaklardır.

— Atina :

Yunan hükümeti dün Selânikte yapı-.an nümayişleri şiddetle takbih etmiş­tir.

Başvekil Mareşal Papagos Kıbrıs hak­kında, bundan böyle her hangi bir nümayişin yapılmasını menetmiş ve mniyet kuvvetleri şeflerini doğrudan doğruya mesul kılmıştır.Şimalî Yunanistanın yeni umumî vali­si, dün Selânikteki yeni vazifesinin ba­sma hareket etmiştir.Mezun bulunan bütün kaymakamlar, asayişin temini için alman kararları tatbik irin derhal vazifeleri basma git­mek emrini almışlardır.Dahiliye Vekili Nikolitsas tarafından yayınlanan tebliğe göre, Selanik nüma­yişlerini önleyemediklerinden dolayı şimalî Yunanistan Vali vekili ile Sela­nik Emniyet Müdürü  azledilmişlerdir.

Lefkoşe :

Mahallî hükümet, çarşı ve pazar yerle­rinin kapatılması ile âmme işlerinde çalışanların greve girişmelerinin ka­nuna aykırı olduğunu ilân etmiştir.

Hükümetin bu kararı, Birleşmiş Millet­ler kurulunun Kıbrıs hakkında ittihaz eylediği kararı protesto etmek üzere ada halkını greve teşvik eden mahallî beş siyasî teşekkülün neşrettikleri be­yanname üzerme alınmıştır.

18 Aralık 1954

Atina :

Bugün sabahın erken saatlerinde Atinada talebeler tarafından Kıbrıs yer yer nümayişler yapılmıştır.

Saat 9.30 da iki üç yüz talebe, Atina üniversitesinin önünde toplanmış, fa­kat polis kuvvetleri, nümayişçilerin üniversiteye bahçesine girmelerine ma­ni olmuştur.Bundan sonra, Atmanın muhtelif yer­lerinde, bilhassa Amerikan haberler bürosnna ait kütüphanenin, Amerikan misyonunun bulunduğu binaların ömründe nümayişler yapılmış ve binala­ra portakal ve taşlar atılmıştır.

Nümayişlere mâni olmak istiyen po­lis kuvvetlerinin hareketlerini önlemi-ye çalışan nümayişçiler bunlara hain­ler diye bağırmışlar, binalardan İngi­liz va Amerikan bayraklarının indiril­mesini istemişlerdir.

Polis kuvvetleri ile nümayişçiler arasında arbedeler olmuştur, polis kuv­vetleri, nümayişin büyüyüp yayılma­ması için çalışmaktadır.

Bütün cadde ve sokaklar polis kuvvet­lerine ait kamyonlar ve zabıta kuvvet­leri ile doludur.

Amerikan ve İngiliz sefarethaneleri ve bu arada Türkiye sefarethanesi sıkı polis kordonu altındadır.

Nümayişçilerden bir kısmı tevkif edil­miş ise de sonra bunlar serbest bıra­kılmıştır.

Pirede daha bu ssbah Kıbrıs için nü­mayişlere karar verilmiş ise de kay­da değer bir hâdise olmamıştır.

— Lefkoşe :

Birkaç yüz Rum talebe bu sabah Lef­koşe sokaklarında nümayişte bulun­duktan sonra resmî turizm dairesinin camlarını kırmış, ingiliz bayrağını yırtmış ve büro malzemesini tahrip et­miştir. Bu arada talebeler polisleri şişe ve taş yağmuruna tutmuşlar ve mağa­zaların cemekânlarım kırmışlardır.Niriayet hâdise mahalline gelen, miğferli ve coplu polis birlikleri nümayişçileri dağıtmıştır. Limasol'da da talebeler bir polis kara­koluna hücum etmişler ve İngiliz baylâğım indirerek yerine Yunan bayra­ğını çekmişlerdir.

19 Aralık 1954

— Lefkoşe :

Lefkoşe polisi şehrin beliibaşlı yerleri­ne, halkı yeni bir nümayiş teşebbüsüne geçmekten sakınmaya davet eden enirnameler yapıştırmıştır.

Umumî yerlerde 5 den fazla şahsın bir irada bulunması yasak edilmiştir. Top-lanjldığı takdirde bu çeşit grupiar kuv­vet zoru ile dağılacaktır. Her türlü rilâh, bu arada taş ve sopa ile ateşli si­lâhların taşınması da yasaktır. Şiddet kullanmaya teşebbüs edecek her şa­hıs tevkil edilerek üç yıla kadar ha­pis cezasına çarptırılacaktır. Panik ya­ratacak yanlış haberler yayanlar da tevkif edilerek iki yıla kadar hapis ce­zasına çarptırılabileceklerdir.

Halk bu emiriere ve polis ile askerî birliklerin arzularına uymaya davet e-diliyor ve yangın ve karışıklık çıkar­maya teşebbüs edenlere veya yağmacı­lığa kalkışanlara karşı ateş açılması için askerî birliklere emir verildiği bil­diriliyor.

20 Aralık 1954

— Londra:

İngiltere hükümetinin Kıbrıs'a, Birle­dik Amerika'nın Porto-Ttiko'ya verdi­ğine benzer bir anayasa tanımak niye­tinde olduğu yolundaki bazı haberler Londra yetkili çevrelerinde teyid edil­memektedir.

İngiltere hükümeti, temmuz sonunda, Kıbrıs'a yakın bir gelecekte» yeni bir anayasa tanıyarak Kıbrıslılara daha geniş bir muhtariyet vermek ve böy­lece teşrii ve icraî selâhiyetlere katıl­malarım sağlamak yolundaki kararını bildirmişti. Bununla beraber, adanın hükümranlığı bahsinde hiçbir değişik­lik düşünülmüş değildir.

İngiliz tasarısına göre, 1948' de teklif edilen anayasanın tadili ve böylece çoğunluğu «resmî ve tâyin edilmiş şa­hıslardan, azınlığı da seçilmiş üyeler­den meydana gelecek bir teşrii meclis knrulması düşünülmekteydi. Seçilen, üyeler arasından bir kısmı bir icra konseyi teşkil edeceklerdi.PortoRiko anayasası ise üyeleri seçimle tâyin edilen bir ayan bir de tem­silciler meclisi olmak üzere iki meclis esasına   dayanmaktadır.

—  Londra:

Sömürgeler Vâkili Lennex Boyd bugün Avam Kamarasındaki müzakereler sı­rasında Kıbrıs'ta hâlen durumun sa­kin olduğunu bildirdikten sonra işçi mebusların suallerine cevap vererek şöyle demiştir' İngiliz hükümeti, ada­nın hükümranlığı meselesini tekrar ba­his mevzuu edemez. Esasen bu mesele Birleşmiş Milletlerin reyi ile halledil­miştir.Bununla beraber hükümet Kıb-ristaki muhtelif etnik grupların tem­silcileriyle çeşitli meseleler hakkında müzakerelere girişebilir.Kıbrıs Valisi ve resmî makamlar, ga­yet müşkül şartlar dahilinde elden gel­diği kadar iyi hareket etmişlerdir. İn­giliz milletler topluluğnnun hiçbir ye­rinde meşru bir hükümetin yerine bir 5erseriler hükümetinin kurulmasına ve­ya talebe nümayişleri vasitasiyle de­ğiştirilmesine katiyen müsaade etmek niyetinde değiliz.

—  Lefkoşe :

Kıbrıs başpiskoposu Makarios'a vekâ­let etmekte olan Kireniya. Birleşmiş Milletler genel sekreterine, Winston Churchi'e, Avam Kamarası başkanı­na, Clement Attlee,ye Ve Liberal parti lideri Clement Davies'e birer telgraf göndererek, cumartesi günü Lefkoşe ve Limnasol'da «millî duygularım izhar etmekte olan silâhsız» nümayişçiler üzerine ateş açılmasını ve göz yaşartıcı bombalar kullanılmasını protesto et­miştir.

Lefkoşede bu sabah emniyet tedbirle­ri kaldırilmışs a da. Limnasolda alman tedbirler muhafaza edilmektedir. Ma­mafih durum burada da sakindir.

H8 Aralık 1954

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs meselesi hakkın­da aldığı kararla ilgili olarak Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuş­tur :

«Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs meselesi hakkında aldığı karar, bu hususta­ki müzakereye devam olunmasının taiz görülmediğini sarahaten ifade, bu işe son vermektedir.

Yunan resmî makamlarının bu mesele dolayısiyle ortaya çıkan hâdiseler­den aramızdaki dostluğun haleldar olmaması için gayret sarf ettiklerini ve tedbirler aldıklarını belirten ifdcîelerini memnuniyetle kaydetmekte­yiz.

Bu mesele tamamiyle kapandığı için artık müttefikimiz Yunanistan ile aramızdaki dostluğun hatta gölgelenmemesine dikkat ve itina göstermek zamanı gelmiş bulunuyoruz.

Esasen ilk gündenberi itidalini muhafaza etmiş ve dostluk hisleriyle itti­fakımızın manevî vecibelerine riayette asla kusur etmemiş bulunan Türk hükümeti, bu görüş ve inançla iki memleket münasebetlerinin yeni veni inkişaflarına mazhar olması yolundaki gayretlerine samimiyet ve azimle devam evliyecektir.»

Kıbrıslı üniversitelilerin Reisicumhurumuza çektikleri telgraf:

15 Aralık 1954

— Ankara :

Öğrendiğimize göre, Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler siyasî komis-yonunda müzakere edilmesine başlanması münasebetiyle memleketimiz­de tahsilde bulunan Kıbrıslı üniversite öğrencileri adına.Reisicumhuru­muz Celâl Bayar'a Kıbrıs mevzuunda gösterdikleri yakın alâkadan dola­yı bir teşekkür telgrafı çekilmiştir.

Telgrafta şöyle denilmektedir :

Sayın Celâl Bayar Cumhurreisi

Ankara

76 senenin acı hasretini kısa bir zamandanberi anavatanın hür dâvasında dindirme zevkine eren biz Kıbrıslı üniversite öğrencileri şu anda size son­suz minnet hisleri ve sevinç göz yaşları ile teşekkür ediyoruz. Atalarımızın bizlere emanet ettikleri Yeşilada'yı bir kapris, haksız ve yersiz bir iddia ile bizlerden ayırmak yoluna gidenlerin haksızlıklarını yüzüne vuran Birleşmiş Milletlerin bu yoldaki faaliyete girişmesinde;., daima minnet ve şükranla yad ettiğimiz siz büyüğümüzün çalışmalarını. Atatürk'çü ve devrimci gençler olarak daima takdirle anacağız.

Sevinç göz yaşları içersinde en derin hürmet ve saygı İrslerimizin kabu­lünü bilhassa istirham ediyoruz.

Kıbrıslı üniversiteliler adına Mehmed Özdural ve Erol Özcelik.

Birleşmiş Milletlerde Türk delegesinin Kıbrıs hakkındaki nutku :

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Türk delegesi Selim Sarper dün akşam siyasî komisyonda Kıbrıs mesele­sinin müzakeresi esnasında Türk tezini belirten şu konuşmayı yapmıştır :

1— Kıbrıs meselesi diye sun'î olarak ihdas edilen bu meselenin günde­me alındığı gün, yani 24 eylül 1954 tarihinde umumî hey'et toplantısında da söylemiş olduğum gibi, bu konunun Birleşmiş Milletlere intikal etme­mesini tercih ederdim. Benim fikrimce, bu mevzua karşı başlıca alâka ve hassasiyet gösteren Türkiye, İngiltere ve Yunanistan arasında mevcut
olan dostluk ve ittifak bu üç memleket halkının da fikirlerine ve ruhla­rına nüfuz etmeye başladığı tam şu sıralarda, bu sun'î gürültünün kopa­rılması üç memleket halkının fikirlerinde ve hislerinde bazı tereddütle­rin uyanmasına sebebiyet verecek kadar hatalı bir harekettir.

2— Bu meselenin Birleşmiş Milletlere getirilmesine mani esaslı bir sebep daha vardır. Bunu evvelce de arzetmiştim. Müsaadenizle yine tekrar ede­ceğim. Birleşmiş Milletler anayasasının ikinci maddesinin yedinci fıkrası Kıbrıs meselesinin değil bir karara bağlanmasına asamblece müzakeresi­ne bile manidir. Mezkûr fıkra «İşbu antlaşmanın hiçbir hükmü....» ibare­
siyle başlar.  Dikkat buyurmuş  olacaksmızdır ki,  münferit ve müşterek"
meşru müdafaa hakkına...» ait olan 5!1 inci madde dahi, «işbu antlaşmanın, hiçbir hükmü...» ibaresiyle başlar.

«Bölge anlaşma veya teşekküllerine» müteallik 52 nci madde dahi, «işbu anlaşmanın hiçbir hükmü.» ibaresiyle başlar.

Delege arkadaşlar, su cihete ehemmiyetle nazarı dikkatinizi çekmek is­terim ki, «işbu antlaşmanın hiçbir hükmü...» ibaresi ikinci maddenin ye­dinci fıkrasının ve 51 inci ve 52 nci maddelerin basma tesadüfen iliştiril­miş, mânâsız veya hattâ asamblenin tefsirine tabi bir hüküm değildir. Sa­rihtir, kafidir ve işbu serahat ve kat'iyeti ihlâl edecek her nevi   tefsiremanidir. «İşbu antlaşmanın hiçbir hükmü...» sözleri ile vazedilen hüküm o kadar kafidir ki maddeyi tefsire mütemayil olanların iddialarını ispat sadedinde zikrettikleri şartın diğer    maddelerini bile hükümsüz bırakır.

Bu mülâhazalara ilâveten müsaadenizle şunu da söyleyeyim kî, her şey­den evvel dünyada sulh ve sükûnun temini ve âzalarının istiklâlini koru­mak için kurulmuş bulunan Birleşmiş Milletlerin (geçirdiği uzun tecrü­belere) bakılırsa şart'ın sarih hükümlerinin yanlış tefsir yolu ile ihlâlinden mütevellit durumlar, devletler arasında tesisi ve muhafazası lâzım ,:gelen dostlukları tehlikelere ve Birleşmiş Milletlerin prestijini de sarsın­tılara maruz bırakmıştır. Bundan 9 sene evvel San Fransisko'da bu şartı vücude getiren devletlerden bir çoğu, şart hükümlerinin böyle gelişi güzel tefsir edileceğini bilselerdi, eminim ki şartı imza ederken en hafif ta­birle,çok tereddüt ederlerdi.

3 — Esasen bu meselenin gündeme alınması sırasında lehte rey kullan­mış olan biçrok delegasyonlar sırf müzakere ve münakaşa» hakkının hiç bir veçhile takyit edilmemesi prensibine Universality of the right of discussion taraftar oldukları için bu şekilde hareket ettiklerini ve rey­lerinin, zatı meselede asamblenin selâhiyetini peşinen kabul etmek şek­linde tefsir edilmemesi icabettiğini yaptıkları rey izahında dahi belirtmiş Merdi. Buna bir misal olmak üzere muhterem El Salvador    delegesinin asamblede 24 eylülde yaptığı beyanattan şu kısmı okumama müsaadenizi rica ederim :

Kanaatimizce geçen senelerdeki genel kurul müzakereleri, bu tezimizi -takviye edecek mahiyette müteaddit emsalle doludur herhangi, bir me­selenin gündeme alınması zatı meselede asamblenin selâhiyeti olduğunu teyit manasına gelmez ve pek tabiî olarak mesele hakkında tavsiyelerde bulunmak veya karar İttihaz etmek yetkisini de bahşetmez.Bu sebeple­re mebni ve asamblenin selâhiyeti meselesi mevzuunda şimdiden bir va-rziyet almış olmaksızın, gündeme alınmayı sadece usule müteallik bir ka­rar olarak telâkki ederek El Salvador delegasyonu lehte rey kullanmış­tır. Genel kurul 477 nci toplantı zabıtları Paragraf bu mülâIhazalar dairesinde sırf bahsi geçen prensibe taraftar oldukları için gün­dem lehinde rey kullanmış olan delegasyonların, o tarihten bu ana kadar 7geçen zaman zarfında yaptıkları daha geniş tetkikat neticesinde zatı me­selenin mudil ve çok veçheli mahiyetini ve tevlit edeceği müşkülleri daha yakından tetkike de vakit bularak bu kerre hareket hatlarını ona göre ta­yin edeceklerinden şüphe etmiyoruz. Sayın Başkan ve delege arkadaşlar,Türkiye delegasyonu başlangıçta arzetmiş olduğum adcsmselâhiyet pren­siplerine sadık ve riayetkardır ve böyle kalacaktır. Fakat, işbıu prensipler bir takım yanlış tefsirlerle zedelendiği takdirde bunun ne gibi ihtilât-"lara yol açabileceğini göstermek ve Yunanistan delegesi arkadaşımın id­dialarının ne kadar sakat olduğunu tavzih etmek maksadiyle bu Kıbrıs meselesinin, muhtelif zaviyelerden, arzettiği veçheler hususunda müsa-zadenizle, bazı izahlarda bulunacağım.

Yunanistan delegasyonu ve başkaca bir takım cemiyetler tarafından dağıtılan propaganda broşürlerinden görerek bugün muhakkak hatırladığı­nız Rumca bir kelime vardır: «Enosis». Bu kelimeyi İngilizce lisanında «Union-Birlik» olarak tercüme etmek mümkündür. Fakat. «Enosis» in tam. ve hakiki karşılığı Almanca, «Ansc'hluss» kelimesidir. Demagojik mahi­yeti, ruhu ve gizlediği maksat itibariyle bibaht (Unfortunate) «Anschluss» "kadar insanın içine endişe veren bir kelimedir. Hırsa mı yoksa heyecana mı dayandığını tahminde aciz olduğum bu nevi teşebbüsler insanın ak­lında ne kadar acı hatıralar uyandırıyor «Anschluss» «Südet Almanları».Meseleleri de sözde milletlerin kendi mukadderatlarına hâkim olmaları prensibine dayandırılıyordu. Haddizatında benim memleketimde de muteber ve muhterem olan bu prensiple «Anschluss» arasındaki mesafe ne kadar uzaksa hakikî maksat olan «Enosis» ile bu maksadı maskelemek için ortaya atılan iddianın arasındaki mesafe de o kadar uzaktır. Filhaki­ka Yunanistan'ın muhterem Başvekili tarafından 16 ağustos 1954 tarihin­de Birleşmiş Milletler kâtibi umumiliğine gönderilen ve a/2703 remizli 20 ağustos tarihli doküman halinde âza devletlere dağıtılan vesikanın, tetkikinden de anlaşıldığı gibi, Kıbrıs halkının kendi mukadderatına ken­disinin hâkim olması prensibiyle Kıbrıs'ın Yunanistan'a aidiyeti iddiaları birbirine karıştırılarak, ortaya bir takım iddialar atılmaktadır.

Bu vesikada, Kıbrıs halkı için güya kendi akibeti hakkında söz sahibi ol­ması talep olunurken, hemen ayni nefesle, «Kıbrıs Yunanistan'ın ta ken­disidir», denilmektedir. Tarih ve numarasını arzettiğim bu vesikayı dik­katle okumanızı ve üzerinde derin derin düşünmenizi sizlerden rica ede­rim.

Bu meseleye başka bir zaviyeden daha baknlım. Kıbrıs, Türkiye'nin, cenubundaki İskenderun körfezinin methalinde, Türk sahillerine 40 mil mesafede, fizikî coğrafya bakımından Türk   topraklarının bir parçasıdır. Son jeoloji tetkikatı Kıbrıs'ın bir zamanlar İskenderun taraflarında Anadoluya bitişik bir yarımada olduğunu ve dibin bir' çöküntüsü neticesinde
bir ada halinde ayrıldığını göstermektedir. Filhakika Kıbrıs adasını biraz şimalî şarkiye doğru itmek mümkün olsa, adanın gir:nti ve çıkıntıları­nın İskenderun körfezinin girinti ve çıkıtılarını tam dolduran bir toprak parçası teşkil ettiği dikkat nazarlarınızdan kaçmıyacaktr-:  İklimi, jeolojik, botanik ve zoolojik karakteristikleri itibariyle de Anadolu yarımadasının
(Asia Minör) cenup bölgesinin tevali eden bir kısmıdır ve tekrar ediyo­rum, Kıbrıs adası Türkiye sahillerine 40 mil ve Yunanistan'a takriben 600 mil (1100 Km.) mesafede kâin bulunmaktadır.Kıbrıs adası, kadîm tarihte Akdeniz havzasında bulunan birçok mil­letlerin hâkimiyeti altında kaldıktan sonra, Lozan muahedesi mucibinceİngiltere tarafından ilhakı kabul edilinceye kadar, üç buçuk asır Türki­ye'nin bir adası olarak kalmış ve bu müddetin tam 307 senesi imtidadmca Türkiye Kıbrıs'ı fiilen ve hukukan idaresi altında bulundurmuştur.Buna mukabil ada hiçbir zaman Yunanistan'ın hâkimiyeti altına girme­miştir.

Gündemin müzakereleri sırasında Yunanistan'ın muhterem Hariciye Na­zırı yaptığı demeçte: «Kıbrıs adasının Yunanlılığının ispst edilmesini Yu­nanistan hiçbir zaman talep etmemiştir», demişlerdi (Genel Kurul'un 477 nci toplantısı, resmî zabıtlar paragraf 161.

Yunanistan'ın muhterem hükümet reisinin yukarıda da bilvesile zikret­tiğim gibi, «Kıbrıs Yunanistan'ın ta kendisidir» sözlerine istinat eden. ekspozesiyle tezat teşkil etmekle beraber, ekselans Stefanopulos'un ifa­delerinin hakikate daha yakın olduğunu beyan etmek mecburiyetindeyim.

Zira, coğrafi ve tarihi bakımlardan, yukarda gösterdiğim veçhile Kıb­rıs'ın Yunanlılıkla hiçbir alâkası olmadığı gibi, bu ada halkı da Yunanlı değildir. Beşyüz bin kadar nüfusu olan ibu adada halen yuzbin Türk, onbin kadar muhtelif ırklara ve dinleri mensup bir zümre ve 380 "bin kadarda Ortodoks kilisesine mensup ve adaya mahsus bir lehçe ile Rumca ko­nuşan halk vaTdır. Rumca konuşan bu kütlenin Yunanlılıkla ırkî 'bakım­dan hiçbir münasebeti yoktur. Bunlar tarihçilerin Akdeniz ırkı tabir ettikleri bir soydandırlar. Cenubî şarkı Akdeniz sahillerinin hemen her ye­rinde rastlanan bu topluluğun da birçok milletler gibi kendilerine has. va­sıfları ve meziyetleri vardır. Bunları diğer ırklardan ayırt etmek için her nedense kendilerine, «Levantin» derler. Akdeniz havzasının «Levantin» leri muhtelif kiliselere mensupturlar ve muhtelif diller konuşurlar. Me­selâ, İstanbul'da yaşıyan «Levantin» lerin katolik kilisesine mensup olan­larının bir kısmı Fransızca, diğer bir kısmı İtalyanca konuştukları gibi, Kıbrıs'da yaşıyan «Levantin» lerin ekserisi Rum, Ortodoks kilisesine men­supturlar ve kendilerine mahsus bir Rumca konuşurlar. Bu bakımdan, «İspanyolca ne kadar Lâtince ise veya İngilizce ne kadsr Saksonca ise, Kıbrıs Rumcası da o kadar Yunancadır» diyen Montevideo'da münteşir «La Manana» gazetesinin mütalâası .gayet yerindedir.-.Çok. garip bir tari­hi hakikatten size kısaca bahsedeceğim. Kıbrıs'ın Rumca konuşan halkı, din hürriyetini de Türklerin müsamahakâr idaresine medyundurlar. Fil­hakika Kıbrıs Lâtin «Lusignan» larm işgali altındayken, Ortodoks kilise­si kapatılmış, Ortodoks başpiskoposluğu ortadan kaldırılmış ve kilise li­sanının konuşulması menedilmisti. 1571 senesinde Türk hükümdarı İkin­ci Selim, Kıbrısı işgal ettiği zaman vaziyeti böyle bulmuştu. Bu hüküm­darın vefatından sonra oğlu Üçüncü Murat 1575 senesinde Kıbrıs Orto­doks başpiskoposluğunu tekrar ihdas etmiş, adanın Rum Ortodoks kilise­lerini açmış ve Ruhbanın halka Rumca öğretmesine müsaade etmiştir. Böylece adanın Levantin halkının tedricen Katoliklikten ayrılıp Orto­doksluğa teveccüh etmesine imkân hazırlamıştır. Adanırı Rum Ortodoks mezhebine mensup Sekenesinin Yunanlılıkla alâkasının ne kadar az ol­duğu yukarıdaki izahattan anlaşılmaktadır.Buna mukabil adadaki 100 binden fazla Türk, çok eski zamanlardan baş-lıyarak ve Anadoludan buraya gelmiş Osmanlı imparatorluğunun adada­ki hâkimiyeti için gereken içtimai cemini temin etmiş ve ötedenberi ana­vatanla alâkalarını sıkı bir şekilde devam ettirerek, hiçbir zaman Türk kültüründen ayrılmamıştır. Bunlar, ırk, Örf, adet ve maşerî duygu bakı­mından Öz Türktürler.Kıbrıs adası 1571 senesinden emaneten İngiliz idaresine geçtiği 1873 se­nesine kadar 307 sene, yani bütün yeni zamanları kaphyan 3 asır imtidadınca, Türkler, Kıbrıs'ta müstakar bir idare kurmuş ve devam ettirmiş­lerdir. Kıbrıs'taki Türk idaresi adanın zamanla gelişen şeraitine uymadığı için zeval bulmuş değildir. Osmanlı İmparatorluğu şimalden gelen tehli­kenin karşısında müttefiki İngilterelim kendisine yardım edebilmesini te­min en ve Türkler tarafından kurulmuş içtimai müesseselerin temadi et­tirilmesi şartiyle idareyi bu müttefikine muvakkaten emanet etmişti.Yunan hükümetinin Kıbrıs üzerindeki iddiasına bir de iktisadi zavi­yeden bakmak lâzımdır. İktisaden kendi kendine yeter olmayan Kıbrıs adası Türk anavatanının bir parçası iken iktisaden «Hinterland olan Anadoluyla iktisadi işbirliği halinde halkını yaşatabilmekte idi. Daha son­ra İngiliz idaresinde iken daima bu memleketten yardım görmüştür. 1927 yılmdanberi Kıbrıs'ın âmme hizmetlerinin İfa olunabilmesi için İngiltere bu adaya doğrudan doğruya veya bilvasıta malî yardımlarda bulunmuş ve vergileri yükseltmediği cihetle halkın refah seviyesini düşürmemiştir.Halbuki Yunanistanm iktisadi durumu adaya böyle iktisadi bir yardım­da bulunmaya müsait değildir. Adanın Yunanistan tarafından ilhakı ha­linde iktisadi şartların son derece zorlaşacağını ve köOeseceğini Rumca konuşan halk da idrâk etmektedir ve kendilerini hakiolarak endişeye düşüren «Enosis» hareketi sun'i bii şekilde tahrik edildiğinden beri, .Rum­'ca konuşan Sekenenin mühim bir kısmının bir yolunu bularak, nakit ser­vetlerini ecnebi memleketlerdeki bankalara kaçırmakta oldukları da giz­li birşey değildir. «Enosis» fikri küçük fakat «Militant» bir zümrenin ika ettiği sosyal tazyik sayesinde ancak sun'i bir şekilde ayakta tutulabilmek­tedir. Bu noktaları ileride daha mufassal bir şekilde açıklıyacağım.Yukarıdaki izahattan da anlaşılabileceği veçhile, coğrafî ve iktisadî bakımlardan Türkiye Kıbrıs'a çok yakından bağlı ve irin. tarihî ve ahdî sebepler dolayisiyle de Kibrisin durumu ile birinci derecede alâkalıdır.Görüldüğü gibi, ne eski, ne de yeni devrelerde Yunanistan'a bağlı buulnmuş olmayan, toprağı coğrafî bakımdan Yunanistan'a değil Türkiye'ye merbut bulunan, ırkan ahalisinin mühim bir kısmı öz Türk olan ve Türk olmayan sakinleri de Yunanlı bulunmayan bu ada hakkında Yunanistan tarafından ortaya atılan iddiaların, gayet enteresan bir tecahülü arifa­ ne ile gösterilmek istendiği gibi basit ve tek taraflı, hatta iki taraflı bir mevzu teşkil ettiği tarafımızdan kabul olunamaz.

Say m başkan ve delege arkadaşlar,

Bu meselede, Yunan hükümetinin ne istediğini çok dikkatli bir tahlile ta­bi tutmak lâzımdır. Bu tahlil neticesinde talebin mahiyeti berrak bir şe­kilde gözükmeden hareket ettiğimiz takdirde hataya düşmemiz ve büyük "bir haksızlığa alet olmamız mümkündür. Meselelere şöyle bir göz atalım:

a)New-York'taki Yunan delegasyonu ve başka memleketlerdeki resmi Yunan daireleri tarafından bol bol dağıtılan propaganda broşürlerinde bütün talepleri  «Enosis» fikri üzerinde teksif edilmektedir.

b)A/2703 remizi! dokümanda, Yunan hükümetinin talepleri müphem ve muğlak bir şekilde, tarihin yanlış tefsiri ve şairane bir «Irredentisme» si­sine bürünmüş olarak, kâh ilhak kâh «Autodetermination hakkındaki ta­lepler birbirine karışarak ileri sürülmektedir.

c) Yunan delegasyonu tarafından asambleye takdim edileceğini haber al­dığımız bir karar taslağında ise Kıbrıs halkına kendi mukadderatını ken­disinin tayin etmesi hakkının tanınması istenmekteymis;

İstedikleri hakikatte nedir?

Meseleyi gürültüye getirerek ve demagojiye boğarak bütün makbul hu­kuku düvel kaidelerini çiğniyerek, mevcut ve muteber beynelmilel mua­hedeleri yırtarak bir devletin hükümranlığı altındaki bir toprak parçası­nı o devletin elinden alıp, hükümranlığını başka bir devlete nakletmemiz mi, yani Birleşmiş Milletler teşkilâtının böyle bir oyuna alet olması mı is­tenmektedir?

Demecim başında belirtmiş olduğum veçhile, ademî selâhiyet hususunda­ki görüşümüz tabiatiyle mahfuz bulundurularak, Yunan iddialarını bir'an için hakiki mahiyetinden tecrit ile, gösterilmek istendiği sekliyle mütelea etsek, acaba bu iddiaları ve talepler: teyit ve tevsik mümkün olur mu? Fikrimizce bu bakımdan dahi talepler sağlam hukukî mesnetlerden mah­rumdur. Birleşmiş Milletler sarfının gayeler ve prensiolerinden bahis bi­rinci maddesinde yazılı olan milletlerin kendi mukadderatlarını kendile­rinin tayin etmeleri prensi'bi, bugür>kü fiilî duruma göre, şart'a umumî

bir prensip olarak yer almıştır. Yani âza devletlerin geliştirmeyi gaye edindikleri bir prensip.Halk ve milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat tayin etmeleri gayesi­ni istihdaf eden bu ulvî prensip, kendisine hayat vermiş olan Fransız ih­tilâlinden beri o kadar çeşitli maksatlar için istismar edilmiş, o kadar değişik hâdiselerin tahakkukuna zemin teşkil etmiştir ki. meselenin esa­sına temas eylemeden önce gerek «Self-Determination^ prensibi, gerekse bu prensibin muhtelif şekillerdeki tatbikatı neticesinde vuku bulan tarihî olaylar hakkında, kolieglerimin bilgi ve hatıralarını tazelemekte faide mü­lâhaza ediyorum.

Lâyıkiyle tatbik edildiği takdirde, halk ve milletle hürriyet ve istiklâlin nimetlerini bahşeden, kötü kullanıldığı takdirde ise. sulh ve sükûnu teh­dit sudetiyle mazlum insanları anarşiye sevkeden bu prensip üzerinde bi­raz durmak ve hattâ, bir an için geriye dönerek uzak ve yakın tarihteki bazı hâdiseleri tetkik etmek, öyle zannediyorum ki, Kıbrıs meselesinde ittihaz olunacak hareket hattının hakkaniyete uygun bh şekilde tecellisi­ne yardım edecektir.

«Selfedetermination» umumi mânada, her milletin müstakil bir devlet kurmak ve kendi hükümetini seçmek hakkını ifade eden bir prensiptir. Bu prensibi, milletle hükümet arasındaki münasebetlere müteallik bir nazariye olarak da tarif edebiliriz.

«Self-determination» prensibinin iyi anlaşılabilmesi için «Halk» ve «Mil­let» mefhumlarının tarifi lâzım gelmektedir. Bu noktaya temas ederken, gayemiz, gerek insan hakalrı komisyonunda ve gerek asamblenin selâhi-yetli diğer organlarında bu mefhumların tarifi mevzuunda girişilmiş olan uzun münakaşalara avdet etmek değildir. Maksadımız, «Şelf determina-tion» prensibinin tatbiki hususunda, daha başlangıçta baş gösteren müş­külâta işaret etmektir. «Millet», Prof. Toynbee'nin iddia ettiği gibi, «Aynı dili konuşan insanların vücuda getirdiği bir topluluk» mudur?Yoksa, Charles Maurras'm doğum esasına bağladığı tarihi ve tabii bir cemiyet midir«?

Milletin çeşit çeşit tarifleri vardır ve bu tarifler, istihdaf edilen gayeye £Öre tahayyül etmektedir.

İnsan hakları komisyonunda ve Birleşmiş Milletlerin diğer komisyonla­rında, «Halk» ve «Millet» tâbirlerinin tarifi hususunda İsrar edenler «Self-determination» prensibinin tatbikini geciktirmekle itham edilmek­tedirler. Burada, bu ithamın doğru oiup olmadığını münakaşa edecek de­ğiliz. Şunu her halde kabul etmek lâzımdır ki, «Halk» ve «Millet» tarif­lerinin ademi mevcudiyeti, self-determination prensibinin tatbikini güç­leştirmektedir.

«Şelf determination», Birleşmiş Milletler şartında, bir prensip olarak yer almıştır. Bu prensibin bir «Hak» mahiyetine yaklaşabılmesi hiç değilse insan haklarına müteallik paktların mer'iyete girmesine mütevakkıftır.

«Self-determination» prensibini biı «Hak» olarak iddia edebilmek için, evvelâ bu hakkın kime ait olduğunu bilmek lâzımdır.

1)A. J. toynbee «The world aîter the peace conference» 1926 page 18.

2)C. H. rnaurras «Mes idees politiques» 1937 page 252.

3)Sahipsiz hak olamayacağına göre «Hak» kın sahibini meydana çıkarmak icabeder. «Halk» ve «Millet» tâbirlerinin tarifi bu noktadan ehemmiyet arzetmektedir. «Şelf determinatîon» bir haksa, ne çeşit bir Haktır? Herhangi bir hu­dudu yok mudur? Acaba, bütün haklar gibi Selfd'etermination hakkı da başka haklarla mı, takyit edilmiştir?

Ve nihayet, bu hak, her türlü ahval ve şerait altında tatbik edilmeğe mü­sait midir?

'«Millet» tâbiri, daha ziyade, politik mahiyet arzeden bir tâbirdir. Zira "Millet» denilen topluluğun, ya bir devlet olarak teşekkül etmiş bulun­ması, veyahut bunu gaye edinmiş olması icabeder.

Millet denilen topluluğa izafe edilen «Selfedetermination » nazariyesi «Devlet hâkimiyeti» prensibi ile tezat teşkil etmekte ve binnetice ortaya, halli güç meseleler çıkmaktadır. Sadece «Devlet hâkimiyeti» nazariyesi­ne bağlanılıp da selfedetermination» ihmal edildiği takdirde, zulüm ve istibdada yol açılmakta, buna mukabil yalnız «Selfedetermination» a kıy­met verilip, «Devlet hâkimiyeti» nazarı itibare alınmadığı takdirde ise. anarşiye sebebiyet verilmektedir. Bundan çıkan netice sudur ki. «Devlet hâkimiyeti» ve «Self-determination» hudutsuz birer hak olarak ele alındı­ğı zaman meselenin halline imkân kalmamaktadır. Bu iki «Hak» nasıl telif edilmelidir? «Self-determination» in tatbiki neticesinde husule gelen parçalanmalar   (Desagregation - desintegration) nerede durdurulmalıdır?

Bütün bu meseleler, o kadar karışık, o kadar muğlak bir mahiyet arzet­mektedir ki, tatbikatta, cok defa, «Selfedetermination» prensibinden fay­dalanması icabeden mazlum milletler yerine, bu prensibin tatbikini ta-lebetmeğe hiç de hakkı olmayan bir takım    fırsatçılar kaim olmaktadır.

1871 ile 1910 seneleri arasında, yarım milyon Fransız, Alsace Lorraine'i terketmiş, buna mukabil 300.000 Alman ayni mıntıkaya yerleştirilmişti. Sistemli bir şekilde tatbik edilen bu tehcir siyasetinin gayesi, icabında, «Self-determination» a istinaden mezkûr mıntakanm Almanya'ya ait ol­duğunu isbat edebilmekti.

«Eğer «Self-determination» m hudutsuz bir şekilde tatbikine cevaz veri­lecek olursa, bu gibi garabetler ortaya çıkacak ve emperyalist bir devlet işgal eylediği yerlerdeki ahalivi dağıtıp, yerine kendi vatandaşlarını ika­me ederek, seîf-determination'a istinaden buraların kendisine aidiyetini daima iddia edebilecektir. «Self-determination» m bu şekilde tahrif ve suiistimali hususunda, misaller bulmak için yalnız uzak tarihe değil, yakın zamanlara dahi bakmak kâfidir.

Bu arada hatırlatılmasında faide mülâhaza edilen bir mesele daha ortaya çıkmaktadır: Her sene muhtelif memleketlere hicret eden muhacirler me­selesi... Birçok memleketler ve bu mey anda bilhassa    Cenup    Amerika

memleketleri, ekonomik ve sosyal sebeplere müsteniden., her sene, bin­lerce muhaciri, cömertçe memleketlerine kabul etmektedirler. «Self-de-ternıination» prensibinin sureti tatbiki bir kayıt ve nizam altına alınma­dıkça bu muhacirlerin, günün birinde yapılan tahrikler neticesinde. Kıb­rıs misalinde olduğu gibi, selfedetermination istinaden bulundukları mıntıkaların anavatana ilhakını talep etmeleri pekâlâ beklenebilir. Muh­terem heyete burada su hususu da hatırlatmama müsaade etmenizi rica ederim: 1790 senesinde Kıbrıs'ta 60.000 Türk'e mukabil ancak 20.000 Rum­ca konuşan, zümre mevcuttu. (Report of m., de vezin, erglish consul gene­ral in cyprus, exerpta cyria, page 368. by C. D. cobham).«Selfedetermination» mevzuu ile ilgili olarak yapılan plebisitler çok defa reyine müracaat edilen kütlenin umumî kanaatini ifade etmekten uzak­tır. 1862 de Yunan adalarının (İles ioniennes) Yunanistan'a ilhakına se­bep olan plebisit, bu mevzuda enteresen bir misal teşkil etmektedir. Bu plebisite mzkûr adaların umumi nüfusunu teşkil eden 250.000 kişiden sa­dece 13.419 kişi iştirak etmiş ve bu kadar küçük bir ekalliyetin reyi, ada­ların Yunanistan'a ilhakı için kâfi telâkki edilmişti. (Wambaugha mono gram on plebiscites. 1920 page 129). Bu plebisit, «Self-determinationn prensibinin zemin ve zamana göre ne şekilde tatbik edilebileceğinin ve tatbikat esnasındaki siyasî temayüllerin ne kabil neticelere müncer ola­bileceğinin hazin bir misalidir.

Self-determination» talebine zemin teşkil eden esaslar, politikacıların maksatlarına, talepte bulunanların menfaatlerine velhasıl ahval ve serai-göre daima tahavvül arzetmekte, hattâ muayyen bir hâdisede ileri sürü­len sebepler, mümasil bir diğer hâdisede dermeyan edilememektedir. Bi­rinci Dünya Harbini müteakip Polonyalılar Almanya'dan toprak talebin­de bulunurken bu taleplerini, o topraklarda yaşayan halkın lehçe konuş­ması sebebine istinat ettirdikleri halde, Şarkî Galiçya mevzuunda ayni prensibe istinat edilmesini kabul etmediler.

'Birçok toprak taleplerini, son Avusturya ilhakında olduğu gibi, dil esasına istinat ettiren Almanlar, ayni kriterin. Şarkî Prusyamn cenup kısımları için tatbikine şiddetle muhalefet etmişlerdi,

Venizelos, sulh konferansında, Şimalî Epir'in Arnavutça konuşan halkla meskûn arazisine talip olduğu zaman, talebini, «Bu halkın, millî hisleri "bakımından Yunan oldukları» iddiasına istinat ettirmek istemişti. (Na­tional self-determination. Alfred Cobban, page 25).

Toprak ilhakı arzusu, bazen politikacıları o kadar büyük ihtiraslara sev-ketmektedir ki, bunlar, icabında mânâsız iddialarda bulunmaktan dahi "kaçınmamaktadırlar.

1939'dan evvelki senelerde ve bilhassa İkinci Dünya Harbi esnasında, Hit-ler Almanyası tarafından ika edilen hareketler, «Self-determination» prensibinin n egibi maksatlara alet olabileceğinin, şayanı dikkat misalle­rini teşkil eder.

Nasyonal sosyalist partisi programınm l'inci maddesi: «Büyük Almanya-nm kurulabilmesi için bütün Almanların self-determination prensibine İstinaden birleşmeleri lâzım geldiğini» ifade etmekte idi.

Asil bir prensibin mütecaviz emeller için ne şekilde tahrif ve suistimal edilebileceğini göstermesi bakımından, Nazilerin parti programı, tarihî bir vesika olarak daima zikredilecektir.

Memleketinin mevcudiyetini,     «Self-determinaton»    prensibinin    mâkulbir şekilde tatbikine borçlu bulunan büyük Çek devlet adamı, müteveffa Beneş'in «Self-determination» hakkındaki aşağıdaki sözleri şayanı dik-kattir: Milletlerin kendi mukadderatlarını kendilerinin tâyin etmeleri    prensikinin bizzat kendisi dahi gayet teferruatlı ve sarih bir şekilde tarif ve-izaha ihtiyaç gösterir. Bu prensip mazide inanılmıyacak derecede suiisti­mal edilmişti ve hâlen de edileg e İm ektedir Herkes bu prensibi kendi gayelerine ve menfaatlerini hadim olabilecek bir şekilde tefsire tâbi tut­maktadır. Harp-sonrası siyasî tecrübeler siyaset ilmini ve siyaset erbabı­nı bu konuyu hakikî ve tam bir rezivyona tâbi tutmağı icbar edecektir.)» (National self-determination. Alfrcd Cobfoan, Sahife 41}

Yunanistan «Milletlerin kendi mukadderatlarını kendilerinin tâ­yin etmeleri» prensibine istinaden Kıbrıs adasını ilhak teşebbüsüne giriş­mekle, bizlere, bu ulvî prensibin suiistimali mevzuundaki kötü misallerin maateessüf bir yenisini daha vermiş oluyor.

Filhakika, Kıbrıs meselesi diye ortaya atılmış olan mesele yukarıda bir vesile ile de arzettiğim gibi, sun'idir ve bizzat Yunanistan'dan da idare edilen geniş çapta propaganda ve tahriklerle körüklenmekte ve adanın Rumca konuşan sekenesi arasında yaratılmağa çalışılan "Heyecan» bu su­retle ayakta tutulmak istenmektedir. Bu hareket hattının ciddî olabile­cek in'ikâsları (İmplications) zannımızca izahtan varestedir.

Diğer taraftan, ada içinden ufak fakat «Militant» bir zümre tarafından alabildiğine körüklenen bu «Heyecar-.», meseleye tamamen yabancı iysa-sî maksatlar güden bir partininde gayet 7/akından muzaheretini görmek­tedir. Bu hususta şimdilik fazla birşey söyiemiyeceğiz. Zira, muhterem delegasyonlardan hemen kâffesinin meselenin bu veçhesine agâh olduk­larını zannediyoruz.

Salisen, adanın Rumca konuşan halkının vicdanları üzerinde Ortodoks Ruhban sınıfı tarafından icra edilen tazyikler de, hemen herkesin malû­mu olan bir keyfiyettir. Kıbrıs müstakil Ortadoks kilisesi mensuplarının, büyük sair din adamları gibi, gayet tabii olarak sadece muhterem dinî vazifeleri ile meşgul olmaları, hayatlarını, saliklerine hörmete şayan din prensiplerini tedrise ve onları irşada vakfetmeleri kadar arzuya şayan ne olabilir? Halbuki bahsini ettiğimiz kimseler, din kisvesine bürünerek ve dinin yüksek manevî otoritesinden faydalanarak maateessüf ulvî vazife­lerini tamamiyle suiistimal ederek, faaliyetlerini dünya ve politika işle­rine hasretmişler ve tahriklere ön ayak olmuşlardır. Çok dindar olan Or­tadoks halkın, afaroz edilme (Excounication) tehdidiyle, siyasî kanaatle­ri üzerinde yapılan tazyikler maatteessüf müessir olmakta ve bugünkü idarenin sağladığı siyasî ve iktisadî emniyet sayesinde müreffeh bir ha­yat sürmekte olan zümre bile, arzu ve kanaatleri hilâfına, enosis hareke­tine mütemayil görünmek mecburiyetinde bırakılmaktadır. Kıbrıs Orto­doks kilisesine mensup yüksek şahsiyetlerin dinî vazifeleriyle hiçbir gû-na alâkası olmayan faaliyetlerine bir misal vermek üzere, bu kiliseye mensup yüksek rütbeli bir din adamının kısa bir zaman evvel Birleşmiş Milletlere yaptığı ziyareti ve bu vesile ile vermiş olduğu beyanatı, muh­terem heyete hatırlatmak isterim. İşin . bu veçhesi de esasen cümlenin malûmu olduğu cihetle, buna kısaca temas etmemden maksat tertipli ha­reketlerin nasıl geliştirildiğini muhterem heyete hatırlatmaktır.

Bu konuda ilâve etmem gereken dördüncü bir nokta da, Kıbrıs'taki 100 binden fazla Türk'ün Enosis'e şiddetle muhalif olduklarıdır. 1950'denberi adanın Türk sekenesinin bu mevzuda teşkilâtımıza yaptıkları müracaat­lar bütün delegasyonların malûmudur. Burada muhterem İngiliz delegesi

Selvyn Lloyd'un gündem müzakereleri esnasında söylemiş oldukları şu sözleri tekrar etmeme müsaade buyur ulsun: «Türkçe konuşan müslü-man Kıbrıslılar Enosis'e şiddetle muhaliftirler.Ne denilirse denilsin, memnuniyetle zikredilecek bir husus vardır ki, o da Kıbrıs şimdiye kadar muhtelif etnik gruplar arasındaki mücadelelere sahne olmamış ve bu konuda ıztırap çekmemiştir. Bu Türkçe konuşan müslüman 100 bin kişilik topluluk, tıpkı Rumca konuşan halk gibi ve onun kadar, kendi dinî inanışlarına bağlı bulunmaktadır ve ayrıca Türkiye ile mevcut ırki ve kültürel rabıtalarını müdriktir. Müftüsü, dinî müesseseleri ve vasıf­ları ile tamamen mütesanit ve yekpare bir müslüman topluluğu teşkil eden bu .grup, adanın iktisadî inkişafında ehemmiyetli bir rol oynamak­ta ve Kıbrıs'ta faal bir teşrii hayatın tesisi hususundaki harekete müza­heret etmeğe hazır bulunmaktadır. Biraz evvel söylediğim gibi Kıbrısta «tnik topluluklar arasında şimdiye kadar bir mücadele olmamıştır. Me­seleyi gündemde tutmak suretiyle genel kurul, hakikaten, böyle bir mü­badelenin meydana gelmesini mi arzu ediyor?» (Genel kurul. 477. ci top­lantı. Resmî zabıtlar. Paragraf 137).

İngiltere'nin mesul bir devlet adamı tarafından ifade edilmiş olan bu .sözlerin muhterem heyetinizce ehemmiyetle dikkat nazarına alınacağın­dan eminim.

Bu mudil meselenin diğer bir veçhesi de sudur: Yunanlıların sözde iddiaları, yukarıdanberi verilen izahattan da açıkça anlaşılacağı veçhile, sadece nüfus faktörüne istinat eder görünmektedir. Irkî menşei hakkın­da lüzumlu malûmatı verdiğimiz bu Rumca konuşan kütlenin bugün ek­seriyeti haiz olması keyfiyeti, diğer cerhi gayri kabil argümanlarımızı biran için bir tarafa bıraksak, acaba adanın statüsünde Yunanlıların talep ettikleri tadili muhik göstermeğe kâfi gelir mi? Fikrimizce tabiatiyle ha­yır. Bunun devletler hukukunda birçok misalleri vardır     Konuda derin bilgi sahibi olan muhterem delegelerin vakitlerini suiistimal etmek   iste­mem. Yalnız bu münasebetle Aland adaları hakkında cemiyeti akvamın
verdiği karar hatırlanmağa değer. Bilindiği gibi cemiyet bu adaları Finlândiyaya verirken coğrafî yakınlık faktörünü ada halkının ırkî terkibi­nin fevkinde ve birinci derecede nazarı itibare 'almıştı.

Diğer taraftan, bu faktörle ilgili olarak, şu mülâhaza da ileri sürülebilir: Kıbrıs, verdiğim izahattan da anlaşılacağı veçhile Anadolu yarım adası­nın (Asia minör) bir devamından ibarettir ve hemen hemen Türk kara sularının içinde denecek kadar Türkiyeye yakındır. Anadoluya coğrafî, iktisadî, tarihî ve nüfus bakımından sıkı sıkıya bağlıdır. Bahsini ettiği­miz nüfus faktörü ile mütalâa edilse dahi, adadaki Rumca konuşan birkaç yüzbin kişilik grup 24 milyon Türkle birlikte nazarı dikkate alınmak ge­rekir ki, bu takdirde bu grup-ancak «İnsignifiant» bir ekalliyetten başka bir mahiyet arzedemez.

Muhterem delege arkadaşlara bu münasebetle işin diğer bir veçhesinden daha bahsetmek istiyorum. Kıbrıs'tan muhtelif sebeplerle harice çıkmış 300 binden fazla Türk vardır. Bunlar bugün Türkiye'de,Ameri­ka'da,İngiltere'de vesair memleketlerde bulunmaktadırlar. Kıbrıs'ın "Statut Quo'sunda bir tahavvül icra edebilecek herhangi bir durumda, bunların da reylerinin alınması gayet tabii bir haldir   Nitekim hukuku düvelde buna emsal de 'gösterilebilir. Bu bapta bir misal vermiş olmak
için şu vakıayı zikretmeme müsaadenizi rica ederim. Bilindiği üzere, Birinci Dünya Harbi sonunda ilk sulh hazırlıkları yapılırken, «Yukarı Şi-lezya» nın kamilen ve plebisitsiz olarak Polonyaya verilmesi kararlaştı­rılmıştı. Almanya etnik sebeplerden dolayı buna itiraz etmiş ve Siiez^?. halkının çoğunluğunun, Alman olması itibariyle, müttefiklerce tasarla­nan bu hareketin, bizzat kendileri tarafından ilâve edilen «Milletlerin kendi kendilerini idare etmeleri prensibine» aykırı olacağını, ileri sür­müştü. Bunun üzerine müttefikler bu arazinin mukadderatının bir ple­bisit neticesinde tâyin edilmesini derpiş eden bir hükmü sulh muahedesi­nin 88. inci maddesine ithal etmişlerdi.

Muahede, cinsiyet farkı gözetmeksizin, 20 yasını doldurmuş ve plebisit yapılacak mıntakada doğan veya plebisit komisyonunca tesbit edilecek bir tarihten itibaren orada ikamet eden herkese rey vermek hakkını ta­nımıştı. (Komisyon bilâhare bu tarihi 1904 olarak tesbit etmişti). Bu ha­valide bulunan ihtilâlci cemiyetler, amele ve asker birlikleri dağıtılmıştı.

Plebisit günü, bu havalide doğmuş olup bilâhare buradan göç etmiş bulu­nan 350.000 Alman plebisit takasma gelerek o anda Yukarı Silezyada dır.

Bu bahisteki izahlarıma bir son vermeden evvel şu hususu muhte­rem delegelerin dikkat nazarlarına tekrar arzetmek isterim. O da başka türlü gösterilmek hususundaki «Son ve acele» gayretlere rağmen Yu­nanistan'ın maksadının sadece ilhak olduğunu muhterem delege arka­daşların anlamakta güçlük çekmemiş olmalarıdır. Filhakika daha gün­dem müzakereleri sırasında muhterem hatipler bu hususu tebarüz ettir­mişlerdi. Muhterem Norveç delegesi Mr, Lange, genel kurulda şö'yle demişti: Fikrimizce, bize arzedilen şeldile. Kıbrıs meselesi, ada sekenesinin kendi mukadderatlarını kendilerinin tâyin etmeleri hakkının Birleşmiş Millet­ler yardırniyle korunması için yapılmış bir müracaattan daha ileri bir mahiyet arzetmektedir. Meselenin esasına nüfuz edildiği takdirde, bu müracaatın tarafların rızaları ile aktedilmiş bir muahede olan Lozan andlaşmasma müsteniden bir devletin hükümranlığı altında bulunan bir toprağın diğer bir devletin hükümranlığına devri için Birleşmiş Millet­lerin müdahalede bulunmasını talep etmeğe müncer olduğu anlaşılır." (Genel kurul. 477. ci toplantı. Resmî zabıtlar. Paragraf 352).

Mr. Lange, bu müşahedesinden sonra, haklı olarak paylaştığımız ve muh­terem heyetçe de paylaşıldığından emin bulunduğumuz bu endişeyi de izhar etmişti: «Kanaatimizce böyle bir talebe ittiba edilirse Birleşmiş Mil­letler tamamiyle yeni ve neticeleri, meş'um olmazsa bile, her halde şim­diden kestirilemiyecek bir yola sevkedilmiş olur. Şayet Birleşmiş Mil­letler, millî hudutların tadiline, ilhak taleplerine veva gayri mütecanis grupları ihtiva eden devletlerin bünyesinde tadilât icrasına matuf kam­panyalara teşkilâtın âlet edilmesine müsaade ederse, karşılaşacağı müs-kilâtm yükü altında dağılıp yıkılmasından cok korkulur.» Norveç dele­gasyonunun samimiyetle inanmakta olduğu bu kanaat Birleşmiş Millet­lerin istikbali ve onun beynelmilel meselelerdeki rolü zaviyesinden çok Keza, muhterem Hindistan delegesinin de, aynı müzakereler sırasında bu hususta söylediği şu sözler ne kadar şayanı dikkattir: «Hindistan hükü­meti ve halkı milletlerin istiklâllerini istihsal etmelerine taraftardır. Bu­rada dinlediğimiz iddialar ise, Kıbrıs milleti veya Kıbrıs halkının millet olarak taazzuvu ile hiçbir veçhile alâkalı değildir. Bu mesele, bir taraf­tan Yunanistan'ın diğer taraftan da İngilizlerin adaya tesahup etmek id­dialarından ibarettir.» (Genel kurul, 477. ci toplantı, resmî zabıtlar, pa­ragraf 198).

"Muhterem heyetinizin daha ziyade vaktini almamak için, bu hususta av~ nı kanaat ve endişeleri izhar etmiş olan muhterem Kanada, Hollanda. Venezuela vesair delegelerinin sözlerini tekrar zikretmeyeceğim. Onların ifadeleri de hepimizin hafızalarında henüz tazeliklerini muhafaza ediyor­lar. Bu muhterem delegasyonları, insan haklarının ve Milletlerin kendi mukadderatlarını kendileri tâyin etmeleri prensibi nin samimî müda­fii olan diğer delegasyonların da takip edeceklerinden şüphe etmiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, «Self-determination» prensibinin hakkaniyete uygun bir şekilde tatbikinin temini, bu prensibe ümitlerini samimiyetle bağla­mış olanların selâmeti için elzemdir.Muhterem Yunan delegesi Kıbrıs'ın İngiltere tarafından Yunanis­tan'a vaad edilmiş olduğundan da bahisle, bundan bazı neticeler çıkar­mak istemiştir. Daha zivade politik mülâhazalara    istinat eden bu kabiltekliflerden Birleşmiş Milletler huzurunda nasıl bahsedilehileceğine hâ­lâ mütehayyirim. İs bu kerteye getirilirse her halde bazı    memleketler'ada üzerinde Yunanistan'ın bu iddiasından çok daha esaslı hakları dermeyan edebilirler. Bu sebeple, bu mevzuda tevakkuf edecek değilim. Sa­dece, hâtıraları tazelemek için bu kabil Yunan iddialarının da, genel ku­ruldaki demecinde, muhterem İngiliz delegesi tarafından bizzat Yunandevlet adamlarının beyanatı da zikredilerek reddedilmiş (Refuter) oldu­ğunu hatırlatmakla iktifa edeceğim.

Bay başkan, delege arkadaşlar,

16   — Sun'i olarak yaratılmış olan bu meselenin çok mudil ve nazik (Delicate) bir mahiyet arzeden veçhelerinden bir çoğuna, vaktinizi suiistimal etmemek için, gayet kısa bir şekilde temas etmeğe bilhassa itina ettim. Ancak, bu bahiste üzerinde birkaç söz söylemem zarurî olan bir cihet da­ha vardır ki. müsaadenizle arzedeceğim. Yunanistan'ın, dramatik bir veç­he vermeği de ihmal etmiyerek Birleşmiş Milletlere yaptığı,    yukarıda bahsini1 ettiğim 16 ağustos tarihli müracaattan ve muhterem Yunan dele­gasyonunun bundan önceki m üz ak etelerdeki muhtelif müdahalelerinden sonra, insanın kendi kendisine şöyle bir sual sormak istemesi gayet tabii görünüyor:Kıbrıs'taki normal politik gelişmeler acaba, ada ile uzaktan yakından alâkalı devletlerin bigâne kalamayacakları kadar yanlış bir yo­la mı müteveccihtir ki, bu mevzu etrafında b.u derece gürültü    koparıl­maktadır? Adanın iktisadî refahı herkesin malûmudur ve daha evvel söylediklerimi burada tekrar edecek değilim. Adanın sekenesi ise, dışarıdan ve içeriden yapılan 'bunca tahriklere rağmen, işinde ve gücündedir ve her türlü serbestî ve emniyet içinde yaşamaktadır. İngiltere, idareyi tedricen yerli halka devretmek üzere birbirini takip eden reform teşebbüslerine giriş­miştir. Bu teşebbüslerin bugüne kadar arzu edilir bir inkişafa varama­mış olmasındaki sebepler nelerdir? İç işlerde muhtariyeti temine matuf bu teşebbüsler tahriklerle ve kışkırtıcı unsurların baltalamaları ile sek­teye uğratılmıştır. Bu kötü tahriklerle bir misal olan vilâyet konağının ateşe verilmesiyle başlayan 1931 kargaşalıkları her halde birçoklarımızın hafızasındadır. Bu gibi taşkınlık ve kargaşalıklarla bu ıslahat teşebbüsle­ri daima akamete uğratılmak istenmiştir. Selfgoverment yolundaki bu muhtelif teşebbüslerin, normal bir Constitutionnel inkişafın aleyhle­rine netice vereceğinden korkan etmişteler tarafmdan hazırlanan tahriklerle baltalandığı hepimiz tarafından bilinen bir hakikattir. Bu hu­susta fazla tafsilât vererek vaktimizi israf etmiyeceğim. Yalnız sunu be­lirtmek lâzımdır ki, İngiltere, bütün bu menfi tecrübelere ve Enosis hu­susundaki sistemli tahriklere rağmen, yeni bir anayasanın tatbikine te­vessül edileceğini, geçel kuruldaki muhterem delegesi vasıtasiyle heyeti­nize de bildirmiş bulunuyor. SÖzleıimin tâ basmdanberi verdiğim izahla­rın da ışığı altında, fikrimizce, bu meselede takip edilecek en doğru yol. İngiltere'nin, adadaki bütün bu şartları gözönünde tutarak, takip etmek­te olduğu, adayı tedricen iç işlerde muhtar bir idareye kavuşturmak hu­susundaki gayretlerini tehlikeye düşürecek veya geciktirecek vaziyetlere meydan bırakmamak ve herhangi bir reform hareketi için elzem bulu­nan sulh ve emniyet atmosferinin bulanmasına sebebiyet vermemektir. Bu suretle ada sekenesinin bir kısmı tahakkuk etmesi ne hak ve ne nasa-fete uyan, ne de mümkün olan, hayallere sürüklenmiyecek, diğer kısmr da haksızlığın, adaletsizliğin ve binnetice tevellüt edecek ümitsizliğin' saik olabileceği hareketlere sürüklenmekten korunmuş bulunacaktır.

Bay başkan, delege arkadaşlar,

Maruzatıma nihayet vermeden evvel, önümüze getirilen ve mute­ber hukukî mesnetler üzerine istinat ettirilmiş olmayıp sadece hissî se­beplere dayandığında pek çok delegasyonların müttefik bulundukları.

Yunan iddialarının gayet tehlikeli bir veçhesi de, gündem müzakereleri esnasında bir çok hatipler tarafından açıkça ve belâgatle tebarüz ettiril­miş olduğu gibi, mevcut ve muteber beynelmilel muahedelerin t:ek taraf­lı olarak ihlâline çığır açması ve tarafların rızasiyle aktedi]miş muteber bir muahede mucibince bir devlete ait bulunan toprakların ilhakını istih­daf etmesidir. Bu iddiaları bir an için sayanı kabul telâkki etmek, bey­nelmilel muahedelerle tanzim edilmiş bulunanmilletlerarasımünasebet­lerintesevvüsüna etnik mülâhazalarla dünya haritasının yeniden tanzi­mi gibi garabetlere yol açmak demektir ki, "bu keyfiyetin Birleşmiş Mil­letlerin gayeleriyle hiçbir suretle telifine imkân olmadığı varestei izah­tır. Benden evvel bu mevzua temas etmiş bulunan muhterem arkadaşla­rımın da ifade ettikleri gibi. boyîe bir temayüle müsaade etmek, bizzat teşkilâtımızın inkırazına zemin hazırlamak demek olur ki. Birleşmiş Mil­letler idealine samimiyetle bağh olanların bunu asla terviç etmiyeceklerf şüphesizdir. Bütün bu mülâhazalar, hemen ekseri hükümetleri olduğu gibi. Türkiye'yi de saminıivetle inandığı ve harici siyasetinin umdelerin­den birini teşkil eden «Milletlerin kendi mukadderatlarını kendileri tâ­yin etmeleri» prensibi kadar ve ondan hiç de az kutsî (Sacred) olmayan «Ahde vefa» prensibine sadakat ve riayete    şevket inektedir.    Birleşmiş Milletler şartının bu esaslıFundanı en tal) ve büyük prensiplerinin de-înagojik manevralara âlet edilmesin mâni olmak şüphesiz ki hepimizin vazifesidir. Şartm bazı hükümlerini tamamen yersiz bir şekilde kendi emellerinin tahakkukuna müsait bir surette tefsire kalkışanlara «Muahe­delerden ve beynelmilel ahkâmdan neş'et eden taahhütlere sadakatten bahis»  aynı şartın mukaddemesini (Preamle) hatırlatmak isteriz.Bu konudaki sözlerimi muhterem Kolombiya delegesinin gündem müza­kereleri sırasında söylediği ve büyük bir ekseriyet tarafından tasvip edil­diğine şüphemiz olnıryan şayanı dikkat beyanatından aşağıdaki kısmı ha­tırlatmakla bitirmek isterim:

«Meselenin bazı hukukî veçheleri hakkındaki tereddüdümüz hasebile ge­nel komitede müstenkif kalmıştım. Bugün, aşağıdaki sebepler dolayısiy-le bu maddenin gündeme ithali aleyhinde rey vermeğe mecbur kaldım. Evvelâ müstenkif kalışımızın dahi muahedelerin tek taraflı olarak tadil edilemiyeceği prensibi hususunda Kolombiya delegasyonunun ötedenbe-ri ittihaz etmiş olduğu hareket hattından inhiraf eylediği şeklinde yan­lış bir tefsire mâruz kalması melhuzdu.

Diğer taraftan bütün Amerika devletlerinin akdettikleri muahedelerde ve hassaten Amerikan devletleri teşkilâtı şartında ve Chapultepec anlaş­masında münderiç bulunan ve Pan Amerikan hukukî sisteminin an'anevî esasını teşkil eden prensiplerden mülhem olan Kolombiyanın durumun­da hic bir değişiklik vuku bulmamıştır ve hükümetim bu husustaki duru­mu hakkında tereddüt duyulmasına asla müsaade edemez.

Saniyen şartın 103. cü maddesinin. Birleşmiş Milletler teşkilâtına muay­yen muahedeleri hükümsüz addetmek yetkisini bahsettiği yolunda    bir tefsir ileri sürülmüştür. Halbuki hükümetim böyle bir tezi, bilindiği s?" San Fransisco konferansındanberi reddetmektedir."   (Genel kurul 477. ci toplantı, resmî zabıtlar, paragraf 222).

Bay başkan ve delege arkadaşlar,

Başlangıctanberi verdiğim oldukça uzun izahat sun'i şekilde ortava çıkarılmış olan bu meselenin muhtelif veçheleri ve muhtemel ihtilâtlarî (İmplicatİon) hakkında muhterem heyetinizce malûm olan hususları, ümit ederim ki, bütün açıklığı ile ortaya koymuştur.

Demecime nihayet vermeden evvel şu hususu da dikkat nazarlarınıza ehemmiyetle arzetmek isterim ki, Türkiye efkârı umumiyesi ve matbuatı Kıbrıs mselesini büyük bir hassasiyet ve heyecanla takıp etmekte ve ku­rulan cemiyetler vasıtasıyla alâkasın şiddetle hissettirmektedir. Türk hükümetinin bütün bu tazvikl-ere rağmen takibetmekt;-, olduğu temkinli hareket hattı onun. mevcut ahdî vaziyete ve beynelmilel ahkâma riayet hususundaki samimî arzusundan ve dostlarına vefakârlığından ileri gel­mektedir. Fakat herhangi bir sebepls ve her ne şekilde olursa olsun, gü­nün birinde Kıbrıs'ın mukadderatı ve âtisi bahis mevzuu yapılırsa, takdirde Türkiye'nin de işbirliği ve muvafakati inzimam etmedikçe hiç­bir hal sekli, hakka istinat ettirilmiş sayılamıyacağındari» binnetice de­vamlı d 3 olamıvacaktır.

Bu mütecaviz kalabalık hiç düşünmü­yor mu ki Kıbrıs bahsinde en büyük selâhiyet sahibi her zaman Türkiyedir. Sarper, Kibrisin değil yalnız tarih hat­tâ jeolojik bakımdan bile Anadolunun ve İskenderunun bir uzaması ve çıkın­tısı teşkil ettiğini güzelce ve etraflıca izah etmiştir. Zaten yalnız Kıbrıs de­ğil, mübarek Anadolu kıyılarımıza v.e Çanakkale boğazına yapışmış, onların tamamlayıcı bir cüz'ü ve ayrılmaz bi­rer parçası olan Ege adaları da hele onların bir kısmı kamilen ve aynen Kıbrıs durumundadır. Türkiye idareci-ı-eri, gerek eski devirlerde gerek hâ­len, bu yaralara dokunmak istemediler ve istemiyorlarsa bunun sebebi, gerek Türkiyenin (gerek Yunanistanm daha büyük tehlikelerle karsı karşıya bu­lunmaları, şimdiki halde bu Slav ve Bolşevik seline karşı dayanmak mec­buriyetinin zihin ve vicdanlara hakim bulunmasıdır. İş sokak nümayişlerine ve ayak takımlarının yaygaralarınakedilirse o vakit Türk'ün yüksek va­kur ve asil sesini de işitmek fırsatına Yunanlılar nail olabileceklerdir.

Türk ve İngiliz görüşleri bu meselede ittiffak halindedir Atinada çıkan bir gazete Ankarayı. Londranm teşvik ve tahrikleriyle ve sırf kestaneleri İngi­lizler hesabına ateşten çıkarmak için harekete geçmiş gibi göstermek cüre­tinde bulundu. Halbuki hiç bir Türk hükümeti, yabancı bir devletin kışkır­tıcılığına ne âlet olur ve ne de böyle bir teşebbüsü başka bir devlet aklın­dan geçirebilir. Türkiye, geçici bir za­man için ve Orta-doğuda emniyeti muhafaza bakımından adalardaki sta­tükonun devamına ses çıkarmamakta­dır. Fakat bir tebeddül olacaksa bu de­ğişiklik mutlaka Türkiyenin de reyile ve onun lehine olacaktır.

Kıbrıs işinde Atmanın kızıl tahriklere âlet olduğunda zerre kadar tereddüt caiz delildir. Çünkü Yunan sokakların, daki naralar üçlü Balkan paktının da temelini sarsacak kadar vehamet ar-zetmiştir. Hem Yunanlılarla aynı ida-al uğrunda kan göğüsleri siper etmiye hazırlanmak hem de tam bu sırada ar­kadan vurulmak, bunu Türk mertliği havsalasına sığdıramaz. Akıllarını baş­larına almak istemiyenlere icabında bu zorla yaptırılabilir.

Daha sonra söz alan Amerika Dışişleri Vekili Dulles Nato için şu üç tehlike ihtimali üzerinde durmuştur:

1)Sovyet siyasetinin görünüşteki akı­şına   kapılarak dipte  kalan  ve değiş-miyen   cereyanları   bundan  ayırama­mak,

2)Paris anlaşmalarının tasdikine mâniolmak maksadını  güden  Sovyet faali­yetlerine kapılmak,

3)Bazı komünist faaliyetlerinin batılı­ları acele ve iyi düşünmeden kararlar vermeye sevketmesi.

Fransa Beşvekili ve Dışişleri Vekili Menides France da son Sovyet nota­sına temasla şöyle demiştir:

«Ruslar bu çeşit tehditlerle bizim siya­setimize tesir edebileceklerini umuyor­larsa Fransızları tanımıyorlar demek­tir. Sovyetlerin bu hareketi Fransa hü­kümetini Paris anlaşmalarının tasdi­kini mümkün olduğu kadar çabuk sağ-!amak yolundaki kararından vazgeçi-r em iye çektir.»

1 Men d es -France. bundan sonra Paris anlaşmalarının kimseyi tehdit etmedi­ğini ve Rusların son hareketini bir 'manevra»   olduğunu söylemiştir.

ingiltere Dışişleri Vekili Eden, Lond­ra ve Paris anlaşmalarının Nato için ileriye doğru kesin bir adım olduğunu ve şimdi askerî ve siyasî bazı mesele­lerin halline sıra geldiğini belirtmiş­tir. Nato'ya düşen vazife bunların en iyi hal çaresi olduğunu ve Almanya'­nın batı blokuna alınması suretiyle bu anlaşmaların tatbik mevkiine konma­sı gerektiğini dünyaya anlatmıştır.

Eden bundan sonra batı Avrupa birli­ğinin Nato'rmn kuvvetlenmesi yolun­da önemli bir rolü olduğunu belirtmiş­tir.

— Paris (Chaillot sarayı) :

Atlantik konseyinin on üçüncü oturu­mu gündeminin beşinci maddesini teş­kil eden «gelecek yıl faaliyeti» madde­si bugün Öğleden sonraki celsede ince­lenmiştir.TTye devletler hükümetleri ve askerî makamlarının verdiği kayıtlar üzerine müesses olan ve genel sekreterlikçe kabul edilmiş bulunan bu rapor mü­nakaşa edilmeden kabul edilmiştir.

Bu rapora göre, 1955 yılı içinde Nato'­ya dahil memleketlerin askerî kuvvet­leri arttırılmıyacak, hattâ, hafif nis-bette azaltılacaktır Fakat, buna muka­bil, pakta dahil askerî birliklerin harb gücü arttırılacaktır. Şimdiye kadar, teçhizat bakımından zayıf kalmış bir­likler, bu yıl içinde tasarlanmış olan plân veçhile teçhiz edileceklerdir.

Bundan başka, enfrastrüktür hava meydanları, radar tesisleri, petrol a-na borularının döşenmesi, muhaberat sistemi ikmal edilecek, hava kuvvetle­rine çok seni? bir önem verilecektir.

Atom silâhlarının istimali keyfiyeti bu yılkî programda yer almamakla bera­ber, ÎP56 senesinden sonra yeni bir stratejinin gözönür.de tutulacağı belir­tilmektedir.

Rapor. Paris anlatmaları alâkalı mem­leketler parlâmentoları tarafından tasrek edildiği takdirde.. Atlantik Paktı .kuvvetlerine iltihak edecek olan on iki Alman tümeninin oymyacağı büyük işaret etmektedir. On dört dev­letin erkânıherbiyei umumiye reisleriniden gözden geçirilmiş olan S.H.A.P.F. pâlnları da bu Alman birlikleri unsurunu ihtiva etmektedir.

Atlantik konseyi bu askerî gayret ve gelişmelerin yanısıra, pakta dahil mem­leketlerin iktisadî durumlarının kuv­vetlenmesi hususu üzerinde durmuş ve b'p.U âleminin müdafaası zımnında on dört memleketin içtimaî ve iktisadî du­rumlarının istikrar içinde bulunması icap ettiğini müşahede etmiştir.

Muhtelif mevzuları ihtiva eden altın­cı madde üzerinde hiçbir münakaşa ol­mamıştır.

Bundan sonra. Atlantik Paktı konseyi gelecek toplantısını nisan nihayetinde Atinada yapmağa karar vermiştir.

Atlantik konseyi yarın sabah bir son toplantı yapacak ve neşredilecek res­mî tebliğe son seklini verecektir.

Emri kini versin? Yazan: Nadir Nadi

26/12/1954 tarihli (Cumhuriyet) fîsn:

Kuzey Atlant;-k Paktı teşkilâtının son Toplantısında en fazla tartışılan konu­lardan biri cU oldu: Batı Avrupa mil­letlerinden biri saldırıya uğradığı ve bu yüzden harb çıktığı takdirde atom ilâhları kullanılsın mı kullanılmasın im? Kullanılacak bu işin sorumunu 'îtim yüklensin? Askerler mi, politika­cılar mı?

Atom silâhlarının dehşeti hakkında bi-"üim adamları tarafından ısrarla söyle-Tî&n sözleri hatırlayacak olursak, yu-İ:arıki soruların önemini kavramama-ya imkân yoktur. Öteden beri çekiraek filizi ile meşgul olan ve atom si­lâhlarının bütün gelişmelerini yakın­dan takib ed^n savın bilginler, bu hu­susta sözbirliği .etmişçesine, gözlerimi­zin önüne heo aynı tabloyu seriyor ve sanki icad pden kendileri değilmiş de "bizmisiz gibi:

— Zinhar bn oyuncağa el sürmeyiniz. felâket olur. yeryüzünâe insanlığın köfcü kuiur. Diye kıyameti koparıyorlar. Geçenler­de bir dergide yan teknik bir makale yaymlıyan bir İngiliz bilgini yeni si­lahların dehşeti hakkında okurlarına bir fikir vermek maksadiyle şöyle di­yordu :

Cihan Harbi boyunca İngilte-renin kulland'.ğı bütün bombardıman uçaklarını bir araya getiriniz. Hepsine taşıyabilecekleri kadar bomba yükle­yiniz ve bunları b?]li bir bölgeye gön­dererek oraya bir anda bombalarını bo îSalttırmız.   Bunların  orada  sebeb olacağı yıkıntı, bugün bir tek uçağın ay­ın yere bırakt'gi bir tek atom bomba-siyle meydana getireceği yıkıntı ka-aar fecî olamayacaktır.*

Evet, saym fizik profesörlerine göre durum pek kötü, bizim gibi cahillerin havsalasına sığmıvacak derecede kö­tü. Her biri üniversitelerde kürsü sa-hibliği eden, atom sırrını bulmak uğru­na, ömür tüketen bu adamların, durup dururken, bizi korkutmak için ağız birlimi ederek böyle bir propaganda­ya girmiş olacaklarını düşünemeyiz. Bu çocukluk olur.

Zaten onların söylemesine lüzum yok, atom silâhının ne müthiş bir şey oldu­ğunu karşı taraf da pekâlâ takdir edi­yor. Demir perdeyi batı Avrupaya ve hür dünvaya karsı açık bir saldırıdan bugüne kadar alıkoyan kuvvetin sade­ce bizim taraftaki atom üstünlüğü ol­duğu hususunda bütün uzmanlar bir­iktir.

O halde bu silâhı kullanmamak, yahut da bu silâhın kullanılmıyacağma dair .(.'emir perde gerisinde herhangi bir zan uvandırmak harbi önlemez, tersine o-nu kışkırtır. Bu defaki Nato toplantı­sı bu gerçeği böylece görmüş ve gerek­tiği zaman atom silâhlarının kullanıl­masını kabul etmiştir.

Ancak, yeni silâhlar ne zaman, hangi hallerde kullanılacak ve buna kim ka­rar verecektir? Savaş gerçi askerlerin ididir. Stratejik ve taktik manevraları komutanlar hazırlar, komutanlar yü­rütür. Atom silâhlarını da elbette on­lar bildikleri gibi kullanacaklardır. Fa­kat bir anda milyonlarca insanı peri­şan edecek, hattâ kısa zamanda mede­niyeti ve insanlığı tehlikeye .düşürecek olan böyle bir silâha başvurma sorumunu askerlere bırakmak doğru mu­dur? Silâhı askerler kullansın, pekâlâ. Fakat   kullan!   emrini    kim    versin?

19 Aralık 1954

— Paris :

Mendes-France ile Eden'in İngiltere ve France ilgilendiren meseleleri müzakere için yaptıkları görüşme saat 9'a doğru bitmiş va iki vekil "bunu mü­teakip Avrupa konseyi vekiller komi­tesi toplantısına gitmiştir. Yunanistan 'Dışişleri Vekili Stefanopulos'un baş­kanlığında toplanmış olan komitenin gündemi şudur:

1— Avrupa konseyinin, Avrupanm teşkilâtlandırılması bakımından rolü,

2—İstişare meclisinin, Paris anlaş­maları,Batı Avrupa birliği ve Saar meselesi hakkındaki kararının.

3 — Pierre Schniter'in mülteciler me­selesi hakkındaki ropru.

— Paris :

Eu sabah Muetteşatosunda topla­nan Avrupa konseyi vekiller komitesi 12.30'da çalışmalarına ara vermiştir. Öğleden sonra 14'te ikinci bir toplantı yapılacaktır. Saat 16'da da bir basın toplantısı tertip edilecektir.

Sabahki oturumda, vekiller, Konsey üyesi bütün memleketler tebaları nez-dinde karşılıklı olarak birbirlerinin dil, tarih ve medeniyetlerinin ve bu a-rada ayrıca müşterek Avrupa medeni­yetinin tetkikini kolaylaştırmak mak-aasiyle «Bir kültür sözleşmesi imzala­mışlardır. Bu sözleşmenin metni Avru­pa konseyi danışma kurulu tarafından eylül aymda imzalanmıştı.

Diğer taraftan «ihtira beratlarının mil­letlerarası tasnifi» ni mümkün kılacak bir sözleşme daha imzalanmıştır.

Bugünkü toplantıya başkanlık eden Yunan Dışişleri Vekili Stefanopulos bu iki sözleşmenin imzası dolayısiyle şu beyanatta bulunmuştur ihtira beratlarının milletlerarası tas­nifi meselesi ilk bakışta göründüğün­den daha da Önemlidir. İhtira beratla­rının tasnifinde tek bir sistem kabu­lü diğer memleketlerde ihtira beratı tesis etmek istiyen millî büroların araştırmalarını çok     kolaylaştıracaktır.Böylece üye devletlerdeki mucitlere de maddî bir yardim sağlanmış olacak­tır. İhtira beratı talepleri üzerine bir yıl Önce imzalanmış olan -sözleşmeden sonra, bu yeni sözleşme ile 1949'da tek­lif edilen «Avrupa, ihtira beratı ofisi­nin» kuruluşuna doğru bir adım daha atılmış oluyor.»

— Paris :

Avrupa konseyi vekilleri komitesine başkanlık eden Yunan Dışişleri Vekili Stefanopulos bugün imzalanan kültür sözleşmesi hakkında da şunları söyle­miştir:Avrupa kültür sözleşmesi konsey üyesi memleketleri arasında kültür bağ­larının kuvvetlenmesine yarıyacak ve aynca her birine kendi kültürünü di­ğer memleketlerde tanıtma fırsatını verecektir.Üye memleketlerden her biri diğerlerinin tebaalarına kendi memleketlerinde yapacakları dil, tarih ve diğer kültür sahalarındaki araştır­malar için 'kolaylılar gösterecektir.Rus manevrası bu defa kimseyi aldatamıyacak kadar meydandadır.Kuşlarla karşı karşıya geçip konuş­mak ve genel silâhsızlanma, barış gü­venliği gibi konular üzerinde bir an-ıaşmaya varmak ihtimali varsa, böyle bir ihtimal ancak Avrupa savunması fikri gerçekleşmeğe başladığı zaman kuvvetlenebilecektir. Bu itibarla Pa­ris ve Londra anlaşmaları parlâmento­larda onaylanıp yürürlüğe   konulduk tan sonra Ruslarla temas imkânını ara­mak, hattâ Moskovaya açıkça başvur, mak gerekir. Batılı milletler:

Hazır ol cenge eğer isler isen sulhu salâh

Sözüne göre mi davranacaklar, yoksa, elele verip, dünya barışını Sovyetlerle beraber mi kuracaklar? Bunu öğren­mek için baka çare göremiyoruz.

Fransız - Alman meselesidir. Anlaşmanm bazı maddelerinde muahha-ren görüşmeler yapılacağının derpiş edilmiş bulunduğuna şüphe yoktur ve "buna göre de iki taraflı görüşmeler olacak ve hattâ bizzat anlaşmada batı Avrupa briliğinin bu mevzudaki salâ­hiyeti derpiş edilmiş olduğundan her­hangi bir merhalede mesele batı Avrupa birliği çerçevesinde de görüşüle­cektir. Ancak, bu görüşmeler anlaşma­nın tefsiri değil tatbiki mevzuunda celeyan edecektir.

Hindicini meselesinde üç hariciye veki­linin bu defaki görüş teatileri, geçen eylül aymda M. Edgar Faure ile M. Guy la Chambre'm onu takiben de M. Mendes France'm Birleşik Amerika'­ya vaki seyahatleri sırasında Washing-ton'da yapılmış olan görüş teatilerinin "bir devamını teşkil etmiştir.

Veniden temas edilen bu meselede Hindicini durumundaki inkişaflar na­zara alınmış, Washington'da müştere­ken ittihaz edilmiş olan kararlar neti­cesinde bazı terakkilerin kaydedilmiş olduğu ve general Paul Ely ile gene­ral Lawton Collins idaresindeki servis­ler arasında kurulan koordinasyon sis­temlerinin memnuniyet verici bir şe­kilde işlemekte bulunduğu müşahede •edilmiştir.

Güney Vietnam'da iktisadî ve içtimaî sahalarda fa'al bir politikanın gelişti­rilmesi lüzumu üzerinde de mutabık kalınmıştır. Bu politikanın tatbik ve icrasından esas itibariyle güney Viet­nam hükümeti mesul bulunmakta ise de Birleşik Amerika ve Fransa bu hususta gerek teknik gerekse malî yar­dımlarda bulunmağa hazırdırlar.

Vç hariciye vekili Laos ve Kamboç'da durumun Vietnam'dakinden çok daha iyi olduğunu müşahede etmişlerdir. Bu ;ki devlet istiklâlleri çerçevesi dahilin­de memnuniyet verici şekilde inkişaf etmektedirler.

Müneakiben mütareke hükümlerine Hindiçinî'de ne şartlar dahilinde riayet edildiği ve bilhassa Çin hududu boyun­ca gerekli kontrollerin yapılıp yapıl­madığı noktaları üzerinde durulmuş­tur.

Fransanm İsrarı üzerine mütareke ko-nnsyoonu seyyar ekipler gönderecek ve bunlar tarafından hudutta eskisine na­zaran daha sıkı b:.r kontrolün yapıla­bilmesi sağlanacaktır.

3u meselede üç hariciye vekili son Sovyet notasının vaziyeti değiştirme­mekte olduğu fikrindedirler. Her üç vekile göre bu nota hiç bir sürpriz teş­kil etmemiştir ve Sovyet hükümeti tarafından ileri sürülen hukukî tez ka­bili müdafaa değildir.

M. Mendes France, M. John Foster Dulles ve Sir Anthony Eden doğu ile mü­nasebetlerde gerginliğin azalmasına ve bir dörtlü konferansa taraftardırlar. Ancak, şu şartla ki bu konferans bîr propaganda kürsüsü mahiyetini alma­sın. Bu İtibarla konferansın itina ile nazırlanması gerekmektedir. Bunun için de en az ifci veya üç aylık bir za­mana lüzum bulunduğu nazarı dikka­te alınmalıdır.Son Sovyet notasına verilecek muhte­mel cevaba gelince, Fransa hükümeti­nin bu notaya cevap verip vermiyece-ği henüz kararlaşmamıştır. Bu keyfi­yet, bilhassa millî mecliste bu hafta 3 apilacak olan müzakerelere bağlıdır.Nihayet bu meseleyi de görüşen üç hariciye vekili, Manila paktını imza­layan memleketler arasında önümüzde­ki sene bidayetinde bir konferans akdedilmesini derpiş etmişlerdir.

8 Aralık 1954

— Ankara :

Nato güney doğu Avrupa kara kuvvetleri kumandanı korgeneral Kendall •nugün saat 17.20 de uçakla Ankaraya gelmiştir. Korgeneral Etimesgut hava meydanın­da Erkânı Harbiyeti Umumiye ikinci reisi korgeneral Rüştü Erdelhun, yük­sek rütbeli subaylar ile garnizon ve rnerîssz komutanlar tarafından karşı­lanmıştır. Korgeneral Kendili, yarın saat 9 da Devlet Vekili Başvekil yardımcısını saat 9.30 da Milli Müdafaa Vekilini ve saat 10 da Erkânı Harbiyei Umumiye Reisini makamlarında ziyaret edecek Korgenerale altı kişilik maiyeti refa­kat etmektedir.

8 Aralık 1954

— Ankara : M.M.V. Temsil Bürosundan bildirilmiş-

Paris'te Nato karargâhı camiasına da­hil bütün hava kuvvetlerini kontrol e--cen Antag filosu mensuplarından 14 kişilik bir heyet bugün Ankaraya mu­vasalat ederek hava kuvvetleri ku­mandanı korgeneral Fevzi Uçaner'i makamında ziyaret etmiştir. Hava kuv­vetleri kumandam hava kuvvetlerimizin eğitim, sistemini bizzat izah etmiş Muhtelif milletlerin hava kuvvetleri­ne mensup dünyanın sayılı pilotların­dan müteşekkil bu filo mensupları iza­hatından dolayı hava kuvvetleri ku­mandanına {teşekkürlerini bildirmiş­lerdir.

Bu pilotlar, Türk hava kuvvetlerinde­ki pilotları görerek hava kuvvetlerimi­zin dış memleketlerde yetiştireceği pi­lot kontenjanı hakkında karara vara­caklardır. Heyet yarın hava harb oku­lunda tetkiklerde bulunmak üzere İz­mir'e hareket edecektir. Heyet arasında Türk hava kuvvetlerin­den yüzbaşı Cihat Üstündağ da var­dır.

13 Aralık 1954

— Paris :

Nato devletleri üç askerî erkânı harbi­yei umumiye reisleri, batı stratejisinde takip edilecek yem veçhenin nihaî rö­tuşlarını yapmak üezere bugün burada toplanmışlardır.

Bahis konusu strateji, herhangi bir te­cavüz vukuunda atom vasıtasiyle der-bal verilecek karşılığı derpiş etmekte­dir.

Askerî şeflerin Nato müttefik devlet­lerine, bu hafta sonlarında vekiller konseyine verecekleri rapor, konseyde bulunan siyasî liderlerin tenkidlerine maruz kalınca. Nato tarihinde ilk ihti­lâflardan birini meydana getireceği sanılmaktadır.Umumiyetle güvenilir kaynaklardan bil dirildiğine göre, bazı Avrupalı üyeler general Gruenther'in atomla mukabil bir taarruza geçmeden evvel, üye hü­kümetlerin müsaadesini istihsal et­mesi gerektiğinde İsrar eylemektedir­ler. Diğer taraftan, general Gruenther'-jn muavini, feld mareşal Montgomery, bir taarruz halinde, ibtida siyasî isti­şarelere girişildiği takdirde, ilk muha­rebenin kayıp edilebileceğini söylemek suretiyle askerî çevrelerin noktai na­zarlarını Önceden belirtmiş bulunmak­tadır.Erkânı harbiyei umumiye reisleri, sür' atle gelişen askerî durumun ışığı al­tında, müttefik stratejisinin yeni bir veçhesini tesbit eden raporlarını iki gün müzakere edeceklerdir.

14 Aralık 1954

— Paris :

Nato tarafından yaınlanan bir tebliğ­de bildirildiğine göre, 1955 yılı için ka­bul edilen enfrastrüktür programının yekûnu 31 milyar franktır. Bu suretle son beş yıl içinde Nato'nun özel inşa­atı için sarfedilen paranın yekûnu 650 milyar frank'a yükselmiş olacaktır. Bu 81 milyar franklık meblâğın yüzde 40 ı yeni uçak meydanlarının inşasına v.e eskilerinin ıslâhına, yüzde 25 i deniz üs ve tesislerinin geliştirilmesine, yüz­de 20 si petrol boruları şebekesinin ge­nişletilmesine, yüzde 10 u muhabere te­sislerine, geri kalanı da radar şebeke­sinin inşasına sarfedilecektir. Bu yıl sonuna kadar Nato emrinde 132 uçak meydanı hizmete girmiş olacaktır.

15 Aralık 1954

— Paris :

Nato'ya dahil on dört devletin erkânı harbiyei umumiye reislerinden mürek-.kep askerî komite, bugün öğleden sonra son bir toplantı yaparak, müzakere­lere son vermiştir Çarşamba günü, daimî delegelerle bir müşterek toplan­tı yapılarak, cuma .günü başlıyacak olan Atlantik konseyine tevdi edilecek rapor gözden geçirilecek ve buna son bir şekil verilecektir, Atlantik   konseyini teşkil eden vekiller, sadece mü­him noktalar üzerinde duracaklar ve bazı prensip meselelerini inceliyeceklerdir.

Atlantik konseyine tevdi edilecek enmühim raporlardan biri, Atlantik dev­letlerinin yeni teşkilâtı ile ilgili olanıdır.Bunda Nato'nun tatbik edeceği strateji, atom silâhlarının sureti isti­mali gibi meseleler incelenmektedir ki, bu da Shape'nin bütün plânlarında ge­niş ölçüde değişikliği icap ettirmekte­dir. Bilhassa, atom silâhlarının ne gibi. hallerde kullanılacağı meselesi büyük bir ehemmiyet arzetrnektedir. Bunun. derhal kullanılması veya Nato'ya da­hil devletler hükümetlerinin muvafa-katlarmı aldıktan sonra istimal edile­bilmesi keyfiyeti hakkında Atlantik, konseyi karar verecektir.Bu hususta oir anlaşmaya varılacağına muhakkak nazariyle bakılmaktadır.

— Paris :

Bugün Chaillot sarayında bir basın top­lantısı tertipleyen Nato askerî komite­si bu devre için başkanlık eden Fransız generali Guillaume. komitenin top­lantı sırasında, atom silâhlarının is­timali selâhiyeti de dahil olmak üzere, bir takım askerî meseleleri müzakere-ettiğini ve her mesele üzerinde ittifaka. varıldığını beyan etmiştir.Atom silâhlarının istimali selâhiyeti hakkındaki soruya general Guillaume harb ilân etmek hükümetlerin selâ­hiyeti dahilindedir. Fakat, harb ilân edilmeden de muhasamat başlıyabilir. Bütün ihtimaller gözönünde tutularak müzakere edilmiştir.fl demiştir.

General Guillaume bundan sonra, mü­zakereler sırasında, Paris anlaşmaları neticesinde Alman birliklerinin Nato'­ya girmeleri keyfiyetinin de incelen­diğini ve bu hususta bütün heyetlerin, Alman birliklerinin batı müdafaası a-lanmda ver almaları lüzumunda ittifak ettiklerini söylemiştir. 2 Aralık 1954

— Seul:

Güney Kore hükümeti, şubat ayında Panmunjom veya Kaesong'da Kore hakkında bir konferans aktsd ilmesin e dair Sovyet teklifini bu sabah reddet­miştir. Hükümet sözcüsü Kari Hong Kee bu ihususta şunları söylemiştir:

Komünistler bizi ne derece aptal zan­nediyorlar? Kore cumhuriyeti ateşi a-îeşle bastırmak siyasetinde musirdir.

Komünistler mütecavizdir ve tecavüzlerinden elde ettikleri n-eticelere iti­raz edilmezse; barışı arzu eden millet­lere arzularını kabul ettirmeğe devam edeceklerdir. Komünistler siyasî bir konferans akdetmek istiyorlar.Neden? Çünkü bu suretle, silâh kuvvetiyle edemedikleri bazı kazançları kanakıtmadan elde edebilirler.

1 Aralık 1954

— Paris :

Vransız millî meclisi anayasa İslâhat projesini dün akşam kabul etmiştir. Bu tadil projesinin reye konulan heyeti umumiyesi 141 muhalife karşı 412 me­busun lehte reyile tasvip edilmiştir. Re­ye iştirak edenlerin sayısı itibariyle üç­te iki çoğunluk nisbeti bu suretle aşıl­mış bulunduğundan proje metnini bir referanduma tabi tutmağa mahal kal­mamakta ve binaenaleyh İslâhat kat'ı bir mahiyet almaktadır.

Bu İslâhat projesi derhal yürürlüğe gir­mektedir. Bunun başlıca neticeleri aşağıda gösterilmiştir.

—Millî meclisle cumhuriyet konseyiJasdiki   için   elinden   geleni  yaptığın!, kanun lâyihalarının metinleri üzerinmüteaddit defalar birbirlerine iade etiebileceklerdir.

(1946 anayasasında millî meclis kanun lâyihalarını ikinci okunuşunda kati o-larak kabul etmekte idi ve bu hususta cumhuriyet konseyinle müzakereye ne zaman ve ne de imkâna malik bulunu­yordu.)

—Kabine buhranlarında Başvekil aielâde çoğunlukla tâyin edilmektedir.

(Bundan evvelki anayasada mebusların mutlak çoğunluğuna lüzum gösterilmekte idi ve bu itibarla istinkâf hal­lerinde namzetler gerekli çoğunluğu alamamakta ve buhran uzamakta idi.

Buna mukabil olarak ve sık sık kabine buhranlarına meydan verme­mek üzere ademi itimadın mutlak ço­ğunlukla beyan .edilmesi usulü konul­muştur. Takbih takrirlerinin de muteber olabilmesi için mutlak çoğunluk­la kabul edilmesi lâzım gelmektedir.

— Fesih halinde, eğer fesih keyfiyeüne   müracaat  alelade  bir  ademi  iti­mat  beyanından  ileri  gelmişse hükü­met, mevkiini muhafaza edecektir. Şa­yet bu keyfiyet bir takbih takririninkabulünden  ileri gelirse meclis  reisi,Başvekâleti ve aynı zamanda DahiliyeVekâletini deruhte eyleyecektir.

(Fakat bu takdirde 1946 anayasasında olduğu gibi millî meclisin beher gru-punu temsil eden birer devlet vekili tâyin edilmiyecektir. Filhakika bu u-&ul, meselâ komünist grupun da bir devlet vekiliyle temsil edilmesi netice-smi verebilirdi.)

— Millî meclislerin idare heyetleribundan böyle grupların nisbeti itibai;yle değil rey çoğunluğiyle seçilecek­lerdir.

Meselâ komünist grupunun, meclis idare heyetlerinde bundan böyle her halde temsil edilmeleri zarureti hâ­sıl olmayacaktır.)

—Meclisin toplantı devresi her seneekim ayının ilk salı günü başlıyacak ve hükümet tarafından  ittihaz  edile­cek bir kararname ile yedi ay nihaye­tinde toplantı  devresine  son verilebi­lecektir.

(1946 anayasasına göre meclis nazarî olarak daimî şekilde toplantı halinde bulunmakta idi.Başvekil M. Mendes France anayasada daha geniş tadilât yapılmasını iste­mekte olanların bu temennilerine ce­vap olarak hükümetin ikinci bir tadilât projesi üzerinde çalışmakta olduğunu da bildirmiştir.

Kotanın diğer kısımlarında Fransa ve "diğer Atlantik Paktı memleketlerinin tecabüzkâr plânları» bahis konusu edilmekte ve nihayet Moskova konfe­ransı sonunda yayınlanan ve Sovyet Kusya ile diğer 7 devlet terefmdan im­zalanıp komünist Çin tarafından da tasvib edilen beyannameye temas edil­mektedir.

Avusturya meselesine en sonda temas edan nota şöyle sona eriyor:

Avusturya meselesine taallûk eden hususlarda Sovyet hükümeti Berlin konferansında yapmış olduğu teklif­leri ve daha sonra belirttiği görüşlerini muhafaza etmektedir. Paris anlaşmalar tasdiki tabiat;yle Avusturya ve ilgili diğer devletler arasında bu ko­nuda bir anlaşmaya varılması bakımın­dan faydalı olmıyacaktır.

17 Aralık 1954

— Paris :

Sovyet Hariciye Vekâleti tarafından Moskova daki Fransız Büyükelçisine dün tevdi ediien nota hakkında res­mî hiç bir yorum yapılmamış olmakla beraber o kadar sıkı bir ihtiyat ile mukayyet olmıyar, Paris siyasî mahfil-ieri bu yeni Sovyet notasını bir hayret izhar etmeden karşüamışlardır.

"Filhakika demir perde gerisinden son günlerde akseden bazı işaretler böyle bir kararın yakınlığını derpiş ettirmek­te idi. Bundan maada Fransız-Sovyet andlaşmasınm 10 uncu yıldönümünün kutlanmasına Mos-kovada istisnaî ola­rak verilen parlak şekil, hâdiseleri ya­kından takip eden müşahitlerin naza­rında bu andlaşmamn ansızın feshini gizleyen kanalı bir tehdit mahiyetini taşımakta idi.

Bununla beraber Sovyet idarecilerinin bu jestleri bazı veçheleri itibariyle mü­şahitleri hayrette bırakmaktan hâli kalmamıştır. Şöyle ki:

1— Bu yeni nota. mahiyet itibariyle esasen tedafüi bir anlaşma olan Paris anlaşmasının hin bir veçhile kendisine müteveccih olmadığı yolunda Rusya'­ya verilen kat'! teminattan tamamiyle tecahül eder gibi görünmektedir.

— Yin;, Sovyet hükümeti, bu husus­ta, duymuş olabileceği endişeleri izale için Fransız hükümeti tarafından kendisiyle görüş teatisine başlanılması
hususunda vaki olan teklifi de  unut­muş gibi görünmektedir.

— Nota metninin bir mehasînde kullanılan  halka hitap şekli de ol­dukça yersiz addedilmektedir.

Görülüyor ki, Sovyet idarecileri, Pa­ris anlaşmalarını Fransız Millî Mecli­sinde müzakeresi tarihi yaklaştıkça bu tasdiki önlemeğe teşebbüs maksadiyle baskı ve korkutma yollarını da arttır­mağa gayret etmektedirler.

Şu cihete de işaret edilmektedir ki, Sovyet hükümeti sırf hukukî mülâha­zalar dolayısiyle bu karan vermiş bu­lunuyorsa normal olarak müşabih bir notayı İngiliz hükümetine de gönder­mesi ican ederdi Zira, İngiliz-Sovyet «ındlaşmasma nazaran, Paris andlaşma-larınm Fransız-Sovyet andlaşmasma hangi İtibarla daha fazla gayri kabili telif olduğu anlaşılamamaktadır.

Böyle bir tefrik yapmak Kremimin nazaranda belki bir maharet addedilir. Fakat bu hareketin ağır bir eksik ta­rafı vardır ki o da millî izzetinefisle pek az kabili telif olan bazı korkutma usullerinin Fransa'ya karşı tatbikini ta-zammun eder görünmesidir.

18 Aralık 1954

— Paris :

Dördüncü cumhuriyetin en mühim parlâmanter müzakereleri önümüzdeki pazartesi günü saat 9.30 da parlâmen­toda bağlıyacaktır. Fransız millî mec­lisi, bu müzakereler sonunda geçen 23 kasımda imza edilen ve Paris anlaşma­ları adiyle anılan sivasî vesikaların tas­diki leh veya aleyhinde kararını vere­cektir.

Tasdik edilmek üzere Fransız millî meclisine sunulacak olan bu vesikala­rın mahiyet ve gayeleri esas itibariyle şöyle hülâsa  edilebilir:

1 — Sarre meselesini ancak sulh andlaşmasmda mevzu bahs edilmek kaydi ihtirazısiyle yeniden ortaya atılarnıyacak bir şekilde halletmek.

— Almanya Federal Cumhuriyetini kuzey Atlantik Paktına  tadil  edilen

1948 Brükselles Paktı delaletiyle ka­bul ettirmek.

— Batı Almanya işgal rejimine bir ni­hayet vermek

Böylece millî mecisin 625 mebusu iki kanun tasarısı üzerinde reylerini be­yan edeceklerdir.

1   — Birinci tasarı  Fransız Reisicum­hurunu, Fransa ile Almanya arasında 23 kasım tarihinde akdedilen anlaşma­yı tasdike yetkili kılmaktadır.    Sarre için kabul edilen Avrupa statüsü, ve Fransız Sarre para, gümrük ve ticaret.anlaşmalarının mevriyette bırakılması bu anlaşmanın esaslı iki vechesidir.

2 — İkinci kanun tasarısı,

.a. — Brükselles anlaşmasını tadil ve ,kmal eden protokol ile batı Avrupa birliği devletlerinin askerî kuvvetleri­ne, silâhların kontrolüne ve silâhların .kontrolü ajanlığına müteallik muhte­lif ek protokolleri,

b — Almanya Federal Cumhuriyetinin I.uzey Atlantik Paktına iltihakını mü-lazammm protokolü,

e — Almanya Federal Cumhuriyeti arazisinde yabancı kuvvetlerin, bulun­durulmasına müteallik mukaveleyi,

Tasdik etmeğe keza cumhurreisini yetkili kılmaktadır.

Bu vesikalar takriben 450 sahifelik bir metin tutmaktadır

Müzakereler, günde üç celse İtibariyle tıört gün devam edecektir.

Kanun tasarılarının reye konulması normal olarak 23 aralık gününü 24 a-ralık gününe bağlıyan gece celsesinde vukubulacaktır.Müzakerelerin saat itibariyle 38 saat devam etmesi deroip edilmektedir ki bunun 22 saati siyasî gruplara tahsis edilmiştir.Müzakerelere,yetkili komisyonların meclise sunulacak  metinlerin başlıcahükümlerine müteallik olarak tan­zim etmiş bulundukları 11 raporun o-kunmasiyle pazartesi sabahı başlana­caktır. Bu rapcrlardan üçü hariciye ko­misyonu, ikisi sina: istihsalât komisyo­nu ve diğer altısı millî müdafaa, mali­ye, iktisadî, emek-.i tahsisatı, deniz a-£irı memleketler vo millî eğitim komis­yonları adına sunulacaktır.

Müzakerelerin başlamasına iki gün ka­la, bahsi geçen komisyon bu tasarılar hakkında durumlar; şöyledir:

Başlıca ilgili komisyon, yani, hariciye komisyonu, mütalâaları sorulmuş o-lan millî istihsalât ve iktisadî işler ko­misyonları tarafından da tasvip edil­miş olan anlaşmaların tasdikini umu­mî heyete teklif edeceklerdir.

Müzakerelerin mahiyeti itibariyle mü­talâası ikinci derecede bir ehemmiyet srzeden millî müdafaa komisyonu tas­dik müzakerelerinin taliki lehinde mü-.talâa beyan etmiştir.

Maliye komisyonu tasdik aleyhinde bulunmuştur.

Diğer alâkalı komisyonlar henüz bir mütalâa beyan etmemişlerdir. Müta­lâalarını ya pazartesi günü bildirecek­lerdir ve yahut henüz bir karara var­mamış bulunmaktadırlar.

Normal olarak, yani daima varit olan usul hakkında bir müzakere açılması veya meselâ bir talik takriri verilmesi ihtimalleri hariç tutulursa Paris an­laşmalarının metinlerinin umumî mü­zakeresine salı günü geçilebilecektir.

Müzakerelerde söz almak istiyen 26 hatip şimdiden isimlerini yazdırmış bulunmaktadırlar.

Bunlardan 10 u Halkçı Cumhuriyet partisindendir ve eski Hariciye Vekili lîob.ert Schuman bunlar m ey anındadır.

5 i Sosyal Cumhuriyetçidir. 5 i Sosya­listtir. (Avrupa müdafaa camiası seki raportörü M! Jule^; Mosch bunlar ara-;;mdadır.) 2 si Radikal Sosyalist, 2 si Müstakil Cumhuriyetçi, 2 si Çiftçi, 2 si "J.Ü.S.R. partisinden 1 i Komünist 1 i Terakkicidir. Bu liste bittabi muvak-rattır. Konuşacak olan Radikal Sosya­listlerden biri M. Daladier,    MüstakilCumhuriyetçilerden biri de eski Baş­vekil Paul Reynaud'dır.

Fransız millî meclisine bu mevzuda şimdiden vedi tadil teklif verilmiştir. Ancak, vekiller heyetinin, M. Mendes-France'a itimat meselesini ileri sürmek veya her türlü tadil veya ek madde tekliflerini reddet;nek için yetki ver­miş olduğu malûmdur.

20 Aralık 1954

Paris :

Fransız millî meclisi Paris anlaşmala­rının tasdiki müzakerelerinde bağlamış tır. Dışişleri komisyonu raportörü, ko­misyonun tasdik lehindeki raporunu o-kuduktan sonra, saat 20'de (Gmt) top­lanmak üzere görüşmelere ara veril­miştir.

Bu müzakerelerin 23 aralığı 24'e bağlı-yan gece bitmesi kararlaştırılmış bu­lunmaktadır.

Paris :

Bağımsız Cumhuriyetçi Quilici ile te­rakkiperver Gübert Chambrun'ün oy meselesi hakkında verdikleri izahatı müteakip, Mendes-France saat 9.10'da kürsüye çıkarak beyanatım vermiştir.

Vietnam'ın geçen ilkbaharda arzettiği durumu hatırlatmakla sözle baghyan Başvekil şöyle demiştir:

«Hindiçinî'de bizi hakikî bir felâket tehdit ediyordu. Seferi heyetimiz bir çızmazda bulunuyordu. Bizi oraya sü-rükliyen sebepler sekiz senedir devam eden hatalardı. Hükümetimin ilk işi, seferi heyetimizi takviye İçin gereken âcil askerî tedbirleri almak olmuştur. Kumandan, istediği takviye kuvvetleri gelinceye kadar vaziyetten, sorumlu ol­madığını söylemişti. Biz kendisine üç tümen göndermeğe karar vermiştik.

Hindiçinî'ye takviye kuvvetleri gön­derme Kararı, buna başvurulmaksızın orada bulunan seferî kuvvetlerimizin kurtarılmasına imkân olmadığını söy-liyen askerî şefler tarafından talep e.dilmişti. Bu sebepten, mütareke yapıl­madığı takdirde tehlikede bulunan as­kerlerimizi kurtarmak için çok büyük ve acı fedakârlıklarda bulunmak ge­rektiğini söyledim. Takviye için gön­derilecek kontenjan ancak 25 tem­muzda hareket edebilecekti.Bundan sonra hasım tarafın o zaman­ki isteklerine de temas eden Mendes-France sınır hattını 13'üncü paralel­den geçirmek istediklerini hatırlatmış­tır.

Eski Dışişleri Vekili Georges Bidault'-nun 14 mayısta Cenevre'de söylediği sözlere temas eden Başvekil o zaman bu meselenin aceleliüine işaret edilmiş olduğunu ve askerî meselelerden ön­ce siyasî meseleleri ele almanın redde­dildiğini hatırlatmıştır. Bidault bu nutkunda «Barış temin edilmeden ön­ce seçimlerin bahis konusu olamıyaca-ğını belirtmişti. Bu nutuktan bazı par­çalar okuduktan sonra Başvekil şöyle devam etmiştir:

«Mösyö Bidault'nun bu izahatının be­nim söylemek istediklerimin aksini belirten bir tarafı olacağını sanmıyo­rum. Ben Vietnam topraklarının birliği ve serbest seçimler tesisine dair kara­rın şimdiki hükümetin kuruluşundan önce alındığını söylemek istedim ve yukardaki izahat da benim bu iddiamı yalanlamıyor. Hattâ bizim işgalimiz altındaki kısım o zamanki Dışişleri Ve­kili yine aynı nutkunda bazı taahhüt­lere girişmişti. Fransız hükümeti, en ufak bir şüpheye yer bırakmıyacak şe­kilde, Fransız birliklerinin Vietnmin nüfuzu altına giren bölgede ancak Vi­etnam hükümetinin arzu ettiği nisbet-te kalacağını belirtiyordu. İşte ben bu çerçeve içinde müzakerelere başla­dım.

Bundan sonra. Mendes-France.. müza­kerelerin ana hatlarının kendinden ön­ceki hükümet tarafından tâyi edilmiş-bulunduğu üzerinde yeniden İsrarla durmuş ve «Kendisinin muhataplarını önceden verilmiş; bazı tavizlerden de vaz geçirmeye muvaffak olduğunu» ilâve etmiştir.

Bu iddia üzerine Başvekil ile eski Dış­işleri Vekili Bidault arasında şiddetli bir tartışma başlamıştır.

—  Paris :

Hindicini ortak devletleri bütçelerinin müzakeresi sırasında millî meclis. Ba§-millî meclis. Başvekil Mendes-France'a 172 muhalife karşı 310 oyla güvenini ".bildirmiştir. Oya 482 mebus katılmış­tır. Bu suretle ortak devletler bütçssi-niJi tümü kabul edilmi5tir.

Bunu müteakip millî meclis, saat 17.20 de (Gmt) Paris anlaşmalarını müzake­reye başlamıştır, ilk olarak General Billotte kürsüye çıkarak, Dışişleri ko­misyonunun anlaşmaların tasdiki le­hindeki raporunu izaha başlamıştır.

—  Paris :

Başvekil Mendes-France beyanatına devamla temmuzdanberi takip edilen -Hindicini siyaseti üzerinde durmuştur:

-.Cenevre anlaşmalarının tatbik şekli memnunluk vericidir. Fakat bu me­selede en fazla takdire şayan olan mil­letlerarası komisyondur.^

Başvekil bundan sonra Saygon'da Bir­leşik Amerika, Fransa ve Vietnam a-Tasında bu memlekette girişilecek ıs­lâhat hareketleri bahsinde görüş teati­lerinde bulunulduğunu bildirmiştir. "Vietnamm içişlerine Fransa'nın karış­mak emelinde olmadığını hatırlatan Fransa Başvekili şöyle demiştir:

"Hindicini'de kurduğumuz ilim, endüs­tri ve ticaret tesislerinin muhafaza e-dilraesini ve barış içinde beraber ya­şama imkânlarının bu memlekette yerleşmesini temenni ediyoruz.»

aşvekil Mendes-France beyanatının bundan sonraki kısımlarında Kamboç, Laos ve Vietnam'ın Asya memleketle­ri topluluğu içinde yerlerini almaları­nı arzu ettiğini belirtmiş ve Fransa'­nın Colombo plânına dahil olmak is­tediğini bildirmiştir. Birleşik Ameri­ka'nın Vietnam'a hür dünyanın muha­fazası için 400 milyon dolar ayırmayı düşündüğünü de ilâve ed-sn    Mendes-

"Franc& son olarak Dulles ile Paris'te yaptığı görüşmelere de temas etmiş ve aralarında görüş birliği olduğunu, Araerika'nm Hindiçinî'de Fransız tesiri­ni azaltmak niyetinde olmadığı gibi kendi nüfuzunu da arttırmayı düşünmediğini, ayrıca, Vietnam millî ordu­suna yardım edilerek Fransız askerle­rinin dönüşünün cabuklaştırılacağmı bildirmiştir.

Beyanatının sonunda, hükümetinin ça­lışmalarına devam edebilmesi için meclisten güven oyu istiyen Başvekil "Hindicini siyasetinin bir bütün oldu­ğuna» İşaret etmiştir.

21 Aralık 1954

— Paris :

Bilindiği gibi Fransız millî meclisinde Hindicini bütçesi reye konulurken, iti­mat meselesini ortaya atan hükümet, 172 muhalife karşı 310 reyle yani ümit edildiğinden çok geniş bir farkla mec­lisin itimadını elde etmiştir.

Bundan ewsl meclisin aynı münakalı mesele üzerinde usul hakkında aldığı kararlarda hükümet, bir defasında 10 rey farkla azınlıkta kalmış ve iki defa­sında da ancak 2 rey farkla çoğunlu­ğu temin edebilmişti.

Bazan çok gürültülü safhalar arzet-miş olan son iki celse nihayetinde M'Sndes France hükümetinin elde etti­ği gayri kabili red muvaffakiyetle baş­lıca âmil Cumhuriyetçi halk hareketi­nin müstenkif kalmış olmasıdır. Eğer dün Başvekile sert hücumlarda bulu­nan bu parti mensupları bidayetteki temayüllerini takip etmiş olsalardı muhakkak surette aleyhte rey verecek­lerdi. Fakat her şeyden evvel Paris an­laşmalarının tastikine müteallik mü­zakerelerin açılmasını görmek istedik­lerinden bunu sağlamak üzere ister is­temez müstenkif vaziyetinde kaldılar.

Ancak, Cumhuriyetçi halk hareketinin bu tabiyesi muhalif rey adedinin 173'ii geçmemesi seb-sbini anlamağa kâfi ge­lirse de müsait rey adetlerinin artmış olması sebebini izah edemez. Bu artış görünüşe göre, bundan evvel muhalif rey kullanmış olan bazı De Gaulle'ci Sosyal CumhüViy.etçilerin ve mutedil­lerden de azımsanmıyacak kadar bir kısmının M. Mendes France'm daveti­ni dinlemiş olmalarından İleri gelmiş­tir.

Bu hatioe göre anlaşmalar kâfi dere-ceda garantiler sağlamadan millî bir .Alman ordusunun kurulmasına mey­dan veımekteJir. İhdas edilecek kon­trol ajanlığının salâhiyetleri fazla ge­niş olmadığından silâhların kontrol ve men:i bakımından â.2. fazla sarih bulun­mamaktadırlar.

Tasdik müzakerelerinin taliki hakkın­ca millî müdafaa komisyonunca ileri sürülen talep için bütün bunların kâ­fi bir seb-sp olduğunu beyan eden ha­tip sözlerini şöyle bitirmiştir: «Acele bir karar tehlikeli olur. Müzakere şansları tecrübe edilmeden evvel telâ­fisi mümkün olmıyan hiç bir hareket­te bulunmamak lâzımdır».

Son olarak konuşan iktisadî komisyon sözcüsü Radikal Sosyalist M. Andre Hughes komisyonun lehte mütalâ be­yan ettiğin: söylemiş, anlaşmalarda derpiş edilen iktisadî hükümlerin bi­rer başlangıç olduklarına işaret etmiş ve onları tatbik edecek olan devletlerin iyi niyetlerine göre bir kıymet ifade e-decekleri   mütalâasında   bulunmuştur.

Fransız millî meclisi tasdik müzakere­lerine bu sabah saat 8.30 da akdedece­ği celsede devam edecektir.

22 Aralık 1954

— Paris :

Fransız millî meclisinde Paris anlaş­maları müzakerelerinin üçüncü günün_ .de ilk sözü kendi adına, fakat Birleş­miş Milletler1 silâhsızlanma komisyonu üyesi yetkisi ile sosyalist lider Jul.es Moc'n almıştır.

C. E. D.'njn eski muhasımlarmdan ci­lan Jules Moch. silâhsızlanma hakkın­daki müzakerelerin son aylar zarfında aldığı müsait durumu hatırlatarak de­miştir ki:

Şimdilik harn tehlikesi yoktur. Ger­ginliğin gevFevgcep' ve Rusyanın    te­cavüz niyetinde    olmadığı    hükr-' vardıracak birçok emareler vardır.

Atom silâhları da kaydedilen ilerleme­lere işaret eden Moch gün geçtikçe Bir düğmeye basmak suretiyle patlatılacak harp» devrine yaklaşıldığını ve hiçbir memleketin bu hususta inhisarı elinde tuttuğunu iddia eyleyemiyece-ğini söylemiş ve insanlık için silâhsız­lanma veya yokolmaktan başka çare olmadığını belirtmiştir.

— Paris :

Jules Moch konuşmasına devamla hü­kümetin hem hür dünyanın takviy&si, h.em de do^u ile müzakerelere giriş­me hususundaki niyetlerinden şüphe etmediğini belirtmiş, fakat şu soruları ortaya atmıştır: Acaba Fransa'nın müt­tefiklerinin  de niyetleri  aynı    mıdır?

Bu iki ayrı faaliyetin birbirine psra-lel olarak ve aynı tempoda devam etr tiriîm.esini kabul ediyorlar .mı?

Jules Moch ayrıca Fransa'nın mütte­fiklerinin Almanya'yı silâhlandırarak alınacak böyle büyük bir kararda Fıansa'ya ne derece ağır bir yük düş­tüğünü takdir edip etmediklerinde ve Fransayı milletlerarası 'gerginliği azalt­ma yolundaki gayretlerde takip .edip etmiyeceklerinde  endişe  duymaktadır.

Jules Moch'a göre, anlaşmaların tasdi­ki ancak bu sonuncu şart altında ka­bul edilebilir. Çünkü Fransa'nın arzu­su barışa hizmettir.

Jules Moch'dan sonra sosyalist mebus­lardan Gerard Jaauet söz alarak «Av­rupa'nın müşterek müdafaa yolundaki gayretlerine devam etmssi gerektiği­ni" belirtmiştir. Jaquet'ye göre, Sovyet­ler Birliği ile müzakereler ancak Av­rupa güvenliği sağlandığı takdirde fay­dalı olabilir. Tarafsız hale getirilmiş bir Almanya barış için büyük bir teh-li'kedir. Bunun üzerine Halkçı Cumhu­riyet hareketinden de Menthon müda­hale ederek bunun mânasının 4'lü bir konferansın birleşmiş ve tarafsız bir Almanya mevzuu üzerinde açüamıya-cağı demek olup olmadığını sormuş ve hatip buna müsbet cevap vermiştir. Başvekil. Mendes-France hükümetinin de aynı fikirde olduğunu oturduğu yer­den bildirmiştir.

Müzakerelere öğleden sonra gmt aya-riyle saat 14'te devam edilecektir. Din­lenecek 27 hatin daha vardır.

— Paris :

Paris anlatmalarının müzakeresi için meclisin öğleden sonra yaptığı top­lantıda ilk olarak söz alan Teitgen, C. E. D. anlaşmasının reddine esef et­tiğini bildirmiş ve Paris anlaşmasının "bir «Avrupalılık» görünüşü altında, bîr Alman ordusu kurduğunu, bir İngiliz kontrolü tesis ettiğini ve bunların hep­sini bir Amerikan generalinin otorite­sine tâbi kıldığını belirtmiştir. Teit-gen'e göre. gene eski millî ordular ve ittifaklar sistemine dönülmekte, -sski endişelere avde.t edilmektedir vs böy­le bir politikanın tasvibine imkân yoktur.

Sosyalist Mebus Jean Le Bail, Fransa'­nın sözünü tutması ve meclisin Paris -anlaşmaların: tasdik etmesi gerektiği­ni bildirmiştir. Bu mebusa göre Paris Enlaşmalannm tasdiki Moskova ile müzakerelere girişmeye katiyen engel olamıyac aktır. Tasdikten hemen sonra, tatbikata geçmeyi beklemeksizin bir doğu-batı   konferansı   toplanmalıdır.

Pierre De Chevigne'nin kanaatince Paris anlaşmaları Batı Avrupa memle­ketlerini umumî bir zaaf halinde tut­maktadır, bu memleketlere stratejik bir hava kuvvetine ve atom silâhları, na sahip olmak imkânlarını bahşet-memekte&ir. 1956 yılma kadar Fransız hükümeti gereken gayretleri sarfet-mezse o tarihte Fransız ordusu Alman ordusuna nazaran daha az kuvvetli o-lacaktır.

Gaston Palewski, Paris anlaşmalarını tasdik etmemenin Atlantik ittifakı da­hilinde bir buhrana sebep olacağını, kontrolsuz bir tasdikin ise, milletler­arası bir anlaşma saklamak imkânları­nı çürüteceğini belirtmekle söze başla­mıştır. Bu mebus silâhların azamî had-dinin tesbiti "hususunda Lleon Noel ta­rafından sunulan teklifi desteklediği­ni bildirmiş ve Başvekil Mendes-Fran_ ce ufak bir değişiklik yapılması şar-tiyîe bu teklifi kabul edeceğini bildir­miştir. Bu değişiklik teklifi gereğince "Psris anlaşmalarında derpiş olunan âzamî silâh hadlerinde yapılacak her türlü değişikliğin meclisin tasvibine sunulması istenmektedir.

Eski Başvekillerden Paul Reynaud Pa­ris arılaşmalarının siyasî Hegemonya­yı İngiltere'ye, askerî Begemonyayı da Almanyaya bahşettiğini belirtmekle söze başlamıştır. Reynaud'un kanaatin­ce Almanya tümenlerini süratle teçhiz edecektir ve eğer Fransa askerî ba­kımdan aşağı bir durumda kalmak is­temiyorsa, askerî masraflarını arttır-malıdır. Saar anlaşmasına gelince, Al­manya ve Fransa bu anlaşmayı farklı bir şekilde yorumladıkları için bu me­sele halledilmiş değildir. Reynaud'ya göre, asü tehlike bir Alman-Rus anlaş­masıdır ki, bu artık Avrupa'nın sonu demek olacaktır. Reynaud sözlerini bi­tirirken, başka çare olmadığı için an­laşmanın tasdiki lehinde oy vereceğini bildirmiştir.

Gene eski Başvekillerden Edouard Da-ladier, anlaşma aleyhinde oy vereceği­ni bildirmekle söze başlamıştır. Dala-dier bir saat süren konuşmasında, bu anlaşmaların, Avrupa'daki ayrılığı va­himi eştir meşin d en endişe ettiğini söy­lemiştir. Eski Başvekil Alman ordusu­nun mevcudu meselesine temasla c~ man 450.000 kişilik 12 tümen .kurul­masından bahsedildiğini ve her tüme­nin 36.000 kişiden müteşekkil olacağı­nı belirterek aslında bunun 24 tümen demek olacağını ileri sürmüş ve Hit-ler'in de başlangıçta 360.000 kişilik bİr ordu istemekle iktifa ettiğini hatırlat­mıştır. Daladier sözlerini bitirirken doğu ile mahdut mahiyette son bir mü­zakereye girişilmesi kabul edilmediği takdirde, anlaşmanın tasdiki lehinde oy veremiyeceğini bildirmiştir.

23 Aralık 1954

_  Paris :

Fransız Başvekili M. Pierre Mendes France dün gece Bourbon sarayından ayrılmadan evvel şöyle demiştir:

Ne bir talik takririni, ne bir tadili ve ne de yeni bir mühl-eti tazammun ede­cek olan bir zevil metni kabul edecekdeğilim.»

Fransız Başvekili, Paris anlaşmalarının tasdiki hakkında müzakereler netice­sinde alınacak kararın talikini veya bu anlaşmaların mukaddema derpiş ge­dilmiş olandan daha sonraki bir tari­he bırakılmasını mutazammm bazı ta­dil tekliflerinin ileri sürüleceğine dair olan şayialar üzerine bu kısa beyana­tını basma vermiştir.

— Paris :

Fransız Meclisi dün gece saat 20 de (Gmt) akdettiği celsede Paris anlaş­malarının tasdiki hakkındaki müzake­relere devam etmiştir.

Celsenin açılmasını müteakip konuşan hatiplerden M. Andre Denis'e göre Fransa Almanyamn silahlandırılması­nı kabul etmemektedir ve Paris anlaş­malarının kabulü lehinde rey verecek olanlar bunu Atlantik ittifakının bo­zulmasına meydan vermemek için ya­pacaklardır.

Bonn hükümetinin kendisine üçüncü Rayş'a ait toprakların salahiyetli bir temsilcisi sıfatını veremeyeceğini söy­leyen M. Andre Deniş, Sovyetler Bir­liğiyle bir anlaşma zemini bulmak için Başvekil tarafından bidayetsn bir te­şebbüs yapılacağı kaöul edilmediği tak­dirde anlaşma aleyhinde rey vereceği­ni söylemiştir.

Müteakiben söz alan .Halkçı Cumhuri­yetçi M. Coste-Floret, bir Fransız il­hamı olan Avrupa Birliği fikrine bir İngiliz ilhamı olan Avrupa ortaklığı fikrinin ikame edilmiş olduğunu söy­lemiştir.

Hatibin Paris anlaşmalarında ihdası derpiş edilen silâhlanma ajanlığına te­rettüp edecek rol hakkm'daki anlayışı M. Pierre Mendes France'm bir izahı­na yol açmıştır.

M. Coste Fioret şöyle demiştir:

«Atom silâhlarının Almanya'da imali­nin yasak edilmiş olduğuna şüphe yok­tur. Fakat anlaşmalar silâhlanma ajan­lığına, yani fiiliyatta bir Alman da olabilecek olan bu teşekkülün müdürü­ne bu silâhların dışarıdan mubavaası hususunda mutlak denebilecek bir sa­lâhiyet tanımaktadır.»

Hatibin bu tefsirine cevap veren M~ Mendes France. silâhlanma ajanlığının silâh mubayaa ve tedariki işiyle hiç bir-alâkas; bulunmadığını söylemiştir.

Başvekilin verdiği izahata göre ajanlı­ğın her ortağı için tâyin edilecek âza­mi asker mevcudu ve verilecek silâh nevileri Batı Avrupa konseyince tes-bit edilecektir. Silâhlanma ajanlığı yal­nız kontrol ifiyle vazifelendirilecek ya­ni âzami asker mevcudunun tssbit edi­len haddi geçip geçmediğini ve yasak 'edilen 'silâhların imal edilip edilmedi­ğini tstkik ve tahkika memur .ede­cektir. Bu ajanlığın müdürüne gelince-bu zat Batı A"runa birliği vekiller kon,-seyine bağlı olacak ve onun kontrolü altında hareket edecektir. Bu zatın ta­rafsızlık bakımından tamamen güveni­lebilecek bir kimse olması bittabi te­menniye şayandır.

Başvekilin bu     izahatına     rağmen M. Coste Fioret fikrinde İsrar etmiş     ve-İngiliz Müdafaa Vekili M. Harold   Mac Millan'a göre' Almanyamn atom  silâh­ları tedarik edebileceğini söylemiş, İn­giliz ve Fransız mütehassıslarının aynı metni ayrı ayrı tefsir etmekte oldukla­rından dolayı teessür izhar etmiştir.

Millî bir rekabet politikasına avdet e-dilmesini v-a Alman ordusunun yeni den ihyasını ne kendisinin ne-de arka­daşlarının kabul edemiveceklerini söy­leyen M. Coste Fioret bu itibarla Pa­ris anlaşmalarını tasdik lehinde bulu-namıyacaklarmı bildirerek sözlerini bitirmiştir.

Avrupa müdafaa camiasının en hara­retli bir tarafdarı olmu? olan eski Baş­vekillerden Radikal Sosyalist M. Rene Mayer dün 'geceki müzakerelerde .en son olarak söz almış ve mütalâalarını Sarre mevzuuna hasretmiştir.

Sarre topraklarının mukadderatı mev--zuunda Alman ve Fransız tefsirleri a-rasında mübayeneü hatırlatan bu ha­tibe göre Sarre hakkındaki anlaşmala­rın ne suretle tatbik edilecekleri ve bunların Fransız-Alman işbirliğine yardım edip ed-smiyecekleri meselenin-esasını tenkil etmektedir .

Bundan sonra Başvekil, gerekli garan­tilerle emniyet altına girdikten son­ra, deniz aşırı toprakları kıymetlendir­me hususunda Almanya'nın ve İtalya'­nın teknik yardımlarından faydalan­mamağa hiç; bir sebep olmadığını söy­lemiştir.

Mendes-France sözlerine devamla «Bir politik tercinde bulunmak zorun­dayız. 1954 yılının ihtiva ettiği endişe .ve tehlikeler meclise arzedilen tasarı­lar tasdik edilip de yürürlüğe girdiği takdirde şiddetini kaybedecektir. Şa-y-et bir talihsizlik eseri olarak meclis Paris anlaşmalarını reddederse, bu tehlikeler şiddet ve dehşetini  arttıra­caktır. -

Meclisin çoğunluğunun şiddetli alkış­lan arasında, Fransız Başvekili, 1955 mayıs ayı içinde bir dörtler toplantısı yapılması hakkındaki teklifini tekrar­lamış ve «Meclis Paris anlaşmalarını tasdik ederse böyle bir konferansın top­lanma ihtimalini teshil etmiş olur» di­yerek sözlerine son vermiştir.

Paris :

Fransız millî meclisi tasdik kanununa .ek maddeler olarak ilâve edilecek ta­dillerin bu geceden itibaren müzakere edilmesi hususunda Başvekil tarafın­dan yapılan teklifi işarı reyle kabul et­miştir.

Başvekilin ileri sürmüş olduğu ve bu arada ileri süreceği itimat meseleleri i-se önümüzdeki pazartesi görüşülecek­tir.

— Paris :

Vendroux tarafından tevdi edilen, Sar-re anlaşmasının tasdiki hakkındaki ka­nun teklifi 145 aleyhte reye karşı 363 oyla kabul edilmiştir.

Paris :

Gece mahallî saat 3.15'de celsenin açılmasiyle Paris anlaşmaları hakkındaki müzakereler kati safhasına girmiştir. Pazartesi günü başlayan   müzakerelercelse boyunca şimdiye kadar 40 saata yakın devam etmiştir.

10komisyon sözcüsünden ve başvekil­den maada 33 hatip umumî müzakerelerde söz almışlardır. Celse açılır açılmaz    Halkçı Cumhuri­yetçi ğrupu    mebuslarından M. France Menthon, 85 mebustan mürekkep olan kendi gruounun kararlarını bildir­miştir.

Bu kararlar şöyledir: M. R. P. grupu. Almanya'nın silâhlanması ve Atlantik paktına  girmesi aleyhinde rey vere­cektir.

M. Menthon şöyle demiştir:

Paris anlaşmaları eski milliyetler ve hükümranlıklar    politikasını    yeniden. yürürlüğe    koymaktadır.    Bu politika hiç   bir   zaman   Halkın     Cumhuriyetçi hareketinin politikası olmıyacaktır.»

M. Mendes France derhal kürsüye çık­mış ve şunları söylemiştir:

Elimden gelirse son dakikaya kadar bir tek mebusu bile şimdi verilecek reylere bağlı olan yüksek menfaatler-hakkında ikna için hiç bir ihmalde bu-lunmıyacağım.

M. Pierre Mendes France Londra an­laşmalarım tasvip etmiş olan 350 meb'-usa bir kere daha hitap ettiğini soy İL.. yerek şöyle demiştir: Bunlar, tasvip et­miş oldukları mukaveleye sadık kal-' malıdırlar.»

MÜneakiben bütün meclise hitap eden Fransız Başvekili şöyle demiştir:

Yabancı memleketJerde müttefikleri­mizle işbirliği yapmak hususunda bu meclisde hakikî bir çoğunluk bulunma­dığının söylenmesine meydan verebile­cek olan bir karardan sakınmanızı is­tiyorum.»

Müteakiben birinci maddenin reye ko­nulmasına geçilmiştir.

Bu madde, Fransız Cumhurreisini. Bruxelles paktını dâdil eden ve tamamlayan portokol ile batı devletleri kuvvetlerirre, silâhların kontrolüne ve ih-tias edilecek silâhlanma ajansına mü­teallik protokolleri tasdike yetkili kıl­maktadır.

Reylerin tasnifi için celseye ara veril­miştir.

— Paris :

.Fransız millî m-sclisi Paris anlaşmaları-.nm birinci maddesini 259 reye karşı 280 reyle reddetmiştir.

.Saat 4.30 da, Başvekil anlaşmaların 2. maddesi (Almanyanm Nato'ya kabulü) ve 3. maddesi (Federal Almanya Cum­huriyetinde işgale son verilmesi) hak­kında itimat meselssİTii ileri sürmüş­tür.

Bundan maade keza itimat meselesini ileri sürmek üzere birinci meddenin yeniden okunmasını istiyeceğini de bildirmiştir.

Paris :

Paris aksam basını, Paris anlaşmaları­nın tasdiki hakkında mecliste csreyan eden müzakereleri ba? sahifelerinde yayınlamaktadır.

Paris Presse l'İntransigeant» gazetesi manşetinde «Mendes-France tehlikede» demekte  ve  şunları   ilâve   etmektedir:

Gayet hararetli geçen bir gece müza­keresi sonunda sabahın dördünde Pa­ris anlaşmasının birinci maddesi husu­sunda 21 oy farkla mağlûp olan Başve­kil, beş defa güven oyu istemiye mec­bur olmuştur. C.E.D.' nin reddinden birkaç ay sonra, Fransız Meclisi halâ Almanya hakkında bir politika karar­laştırmaya muvaffak olamamıştır. Bu sefer hükümet muhalefetin değil, çö­zülen çoğunluğun kurbanı, olmakta­dır.,

France Soir» gazetesi Başvekilin şa-iak vakti Dışişleri Komisyonunda « an­laşmaların sonunda kabul edileceğine eminim» demiş olduğunu hatırlatarak şunları ilâve etmektedir: «Mendes-.France'm dün "dahilî ve haricî tazyik­ler» diye adlandırdığı hususlar iyice be­lirecek   olursa,   pazartesi   günü. Başvekil kaybettiği çoğunluğu tekrar sağlıyabilir. 8 ekim günü Londra anlaşma­larını 350 mebus tasvip etmişken, bu­gün ancak 259 kişi lehte oy vermiştir.

Başvekil bunlardan birçoğunun iyice düşündükten sonra, tasdik lehinde oy vereceklerini düşünmekte haklıdır.

«Le Monde» gazetesi şunları ileri sür­mektedir: Meclis, Saar hakkındaki an­laşmayı tasdik etmeden önce, Alman­ya'nın tekrar silâhlanmasına aleyhtar olduğunu göstermiş, bununla beraber güven oyu istemek suretiyle, lehte 20 kadar oy daha temin ederek, tasdiki sağlamayı ümit edebilir. Fakat bu oy­la meclisin takbih etmek istediği husus baki kalacaktır.»

«L'information» gazetesi de «kaybedi­len ve kazanılan bir mücadele» başlığı altında şöyle demektedir: «Bu hayret verici karar hiçbir şeyi halletmiş değil­dir. Pazartesi günü oya müracaat edile­cektir ve hükümetin çoğunluğu sağla­ması kuvvetle muhtemeldir. Diğer ta­raftan, hükümetin bu oy neticesinde daha da kuvvetleneceği iddia edilebi­lir, çünkü anlaşmaları hazırlamış olan hükümetin bunları tatbikle vazifelen­dirilmesi gayet tabiidir."

25 Aralık 1954

— Paris :

Fransız Başvekili M. Mendes-France dün ak^am radyo ile yayınlanan bir ko­nuşmasında noel münasebetiyle Fran­sa hakkında temennilerini izhar et­miş ve ezcümle şöyle demiştir:

«Bu noel ar-sfesin.de size siyasetten bahsetmiyeceğim. Size yalnız bulundu­ğu mevki itibariyle müşterek refah için ne yapılmak lâzım geldiğini de­vamlı olarak düşünmek vazifesiyle mü­kellef olan bir kims-snin, taşıdığı mes'-uliyetler dolayısiyle karşılaştığı şıklar karşısında hem müşkül ve hem herkes tarafından daima ve hemen anlaşama­dıkları için çok defa zalimane görünen tercihleri yapmak mecburiyetinde bu­lunan bir adamın temennilerini bildi­receğim.»

Stalin İngiliz mebusu Zilliacus'e beya­natta bulunarak, kanaatlnce İngiliz -Sovyet ve Fransız - Sovyet paktları­nın tarihe karışmış olduğunu ve artık hiç bir değer ifade etmediklerini, zira başlıca hedef olan Almanya'nın mağ­lûbiyetinin temin edilmiş olup Birleş­miş Milletler teşkilâtının da kuruldu­ğunu ve bütün bunların bahis konusu paktları lüzumsuz bir hale getirdiğini, söylemiştir.

Diğer taraftan terakkiperver mebus­lardan d'Asti'er de la Vigerie söz ala­rak, Paris anlaşmalarının tasdiki mü­zakereleri cereyan ederken İngiltere ve Amerika'nın Fransa üzerinde taz­yik icra etmeğe teşebbüs eylediklerini ileri sürmüş ve millî meclis Paris an­laşmalarını reddedecek olursa bu tak­dirde Fransa'nın bir yandan Atlantik Paktı garantilerinden diğer yandan Fransız - Sovyet paktı teminatından istifadeye devam edebileceği kanaati­ni serdetmiştir.

Eski de Gaulle'cülerden Charles Rous-seau anlaşmalar aleyhinde rey vere­ceğini açıklamıştır.

Yine eski de Gaulle'cülerden Pierre de Benouville ise "Sırf Atlantik Paktını kurtarmak maksadiyle lehte oy vere­ceğini bildirmiştir.»

Radikal Sosyalistlerden Maurice Bour-gel-Maunorury ise şöyle demiştir:

«Yüreğim parçalanarak Paris anlaşma­ları lehinde oy vereceğim.))

Eski de Gaulle'cülerden Caillet sırf İn­giliz ve Amerikan tazyiki yüzünden a-ieyhte oy vereceğini söylemiştir.

Komünist Pierrarg aleyhtedir.

Eski Gaulle'cülerden general Cornigli-onmolinier bir kısım dostlarıyla bera­ber anlaşmalar lehinde oy vereceğini zira Almanya'nın kontrolsüz silâhlan-masmdansa Atlantik Paktı çerçevesi içinde silâhlanmasını tercih ettiğini bildirmiştir.

— Paris :

Paris ani aşmalar iyle ilgili iki güven oyun saat 20.30 da (gmt) başlıyan top­lantıda müzakere edilecektir. Neticenira saat 23 sıralarında belli olmas; mümkündür.

Başvekil Mendes-France'm söylediği yarım saatlik nutuk başlıca üç kısma, ayrılmaktadır. Birinci kısımda Başve­kil hukukî bir anlaşmazlığı açıklamış­tır. Buna göre, anlaşmalar bir bütün­dür ve anlaşmanın bir kısmı lehinde oy veren her mebus manen, bütünü le­hinde de oy vermek mecburiyetinde­dir.

Mendes-France nutkunun ikinci kis-mmda C.E.D. anlaşmasiyle batı Avru­pa birliği arasında bir mukayese yap­mıştır, buna göre, batı Avrupa birliği İngiliz teminatlarının maddeten be­lirdiği ve Saar hakkında Fransa ile Almanya arasında bir anlaşmaya va­rıldığı nisbette, C.E.D. ye nazaran bir terakki arzetmektedir.

Başvekil nutkunun üçüncü kısmında: meclise ihtarda bulunarak şu dört nok­tayı belirtmiştir:

1—Bugünkü durumda İngiliz ve Am erik ahlarla yeniden müzakerelere gi­rişmeyi düşünmek imkânsızdır.

2—Nato üyesi 14 memleket Almanyanrn yeniden silâhlanmasını tasvip et­mişken, Fransa tek ba?ma buna muha­lefet edemez.

3—Almanya'nın Avrupa savunması­na iştirakini önlemek istense dahi buimkânsızlaşmıştir.

4— Paris anlaşmaları tasdik edilmedi­ği takdirde Fransa, İngiliz ve Amerika­lılar, nezdindeki  bütün  kredisini kay­bedecektir. Esasen, Fransa böyle  birhalde tecrit  edilmiş bir  şekilde kala­cağından, Sovyetlere karşı kredisini dekaybetmiş olacaktır.

Başvekil anlaşmaların tasdikinden son­ra dörtlü bir müzakere imkânlarının daha müsait olacağına kani bulundu­ğunu belirterek şunu sormuştur:

«Ruslara gelince, ne yaptılar? Fransa-nm C.E.D. anlaşmasını tasarısmı red­dettiğini gördüler. İşte o zaman ko­nuşmasının sırasıydı. Fakat onlar hiç­bir şey söylemeden vakit   geçip   gitti.

Meclîs geri kalan bu tadil teklifini işa-rî reyle kabul etmiştir. Bilindiği gibi bu takdirde Sarre anlaşmasının mecli­sin tasdikine sunulmuş olan metinler­den ayrılmaması ve bütün anlaşmala­rın bir kül halinde tutulması istenmek­te idi.

Fransız millî meclisi müteakiben ge­çen cuma günü reddedilmiş olan Pa­ris anlaşmalarının birinci maddesinin tekrar müzakeresine geçmiştir. (Bilin­diği gibi bu madde Almanya'nın Bruk^ selles paktına v-s batı Avrupa birliği­ne kabul edilmesini derpiş eden mad­dedir.) Fakat parlâmento müzakere u-suallerine göre metnin tekrar müzakere sine geçilmeden evvel hariciye komis­yonuna mütalâasının alınması için havalesi icap etmiştir.

Bu itibarla metin hariciye komisyonu­na gör.d-srilmiş v.e celseye bir saat ara verilmiştir.

Başkan tarafından ikinci defa müza­kereye konulması istenilmiş olan bi­rinci maddenin hariciye komisyonun­ca reddedildiği bir az sonra Öğrenil­miştir,

Komisyon bu kararını 19- muhalif ve 4 müstenkife karşı 20 reyle almıştır.

Bunun üzerine M. Mendes-France ge­rek X inci maddenin gerekse Alman-yanm Brukselles anlaşması delaletiyle Nato teşkilâtına alınmasına ve batı Av­rupa birliğinin kurulmasına müteallik metinleri heyeti umumiy-esinin kabul edilmesi için itimat meselesini ileri sürmek niyetinde bulunduğunu bildir­miştir.

— Paris :

İkinci ve üçüncü maddeler hakkında güven oyu meselesi;

Müzakerelere gmt ayariyle 1.10 da de­vam edilmiştir. Hükümet, derhal, an­laşmaların hâlen kabul edildiğini şek­liyi eyani ikinci ve üçüncü maddeleri Almanya'nın Natoya kabulü - birinci madde olmaksızın ve batı Avrupa birliği teşkili hakkında güven oyu me­selesini ortaya atmıştır. Güven mese­lesi yarın saat 15 de oya konulacak­tır. Saat 1.50 de Mendes-France «Cumhurreisini, Brukselles anlaşmasını ve bu­na ek protokoolleri tadil eden ve ta-mamlıyan protokolü imzalamaya yet­kili kılan» yeni bir kanun tasarısı sun­muştur. Bu ek protokoller batı Avru-pa devletlerinin kuvvetlerine ve . si­lâhların kontrolüne dairdir. Yeni ka­nun tasarısı ayni zamanda, millî mec­lis ve cumhuriyet konseyinde, batı Av^ rupa birliğine üye devletlerin kuvvet seviyesinin herhangi bir şpkil&e yük­seltilmesine dair her türlü tasarıyı mü­zakere ile görevli bir parlâmento ko­misyonu kurulmasını derpiş etmekte­dir.

Parlâmento usulüne göre, dışişleri ko­misyonu yeni kanun tasarısını müza­kere etmek üzere toplanacak tfr.

Hiç olmazsa nazarî bakımdan hatipla-rin müdahaleleri, sözlü sorular ve izah­larla dolu bir müzakere açılması müm­kündür.

Tekrar müzakereye başlandığı zaman.. dışişleri komisyonu başkanı batı Avru­pa birliğinin teşkiline dair olan bu ye­ni kanun tasarısını komisyonun 17 aleyhte ve 4 müstenkife karşı 18 oylsı kabul ettiğini bildirmiştir. Bu, Paris anlaşmalarının yeni birinci meddesidir.

-Bundan sonra müzakereler bu kanun tasarısı üzerinde cereyan edecektir. Bu mevzuda hükümete 10 dakika söz hak­kı verilmiştir. Bu müddet hiçbir grup ve partiyle ilgisi olmayan mebuslar için bir dakikadır.

Dışişleri komisyonu raportörü general Billotte'un oy hakkındaki kısa izaha­tını müteakip, mebuslar sirasiyle kür­süye çıkmışlardır: Bir komünist me­bus Paris anlaşmalarını takbihle sö­ze başlamıştır. Hatipler söz hakların­dan vazgeçtikleri bu son müzakereler kısa sürmüştür. Hükümet kanun tasa­rısı metninin yegâne maddesi hakkın­da ve herhangi tadil veya ek madde a_ leyhinde güven oyu meselesini ortaya atmıştır.

30 Aralık 1954

— Paris :

Fransız millî meclisinin gece toplantı­sında konuşmasına dev-am .eden M. Claudius P-etit son müzakerelerin ken­disinde uyandırdığı şüpheleri izhar et­miş ve şöyle demiştir: «Başvekil can sıkıcı bir tavır almıştır. Bazı ">. tadillerin verilmesini veya geri alınmasını sırf bir cemile olsun diye kabul etmiştir.»

Bunun üzerine haübl-e Başvekil arasın­da kısa ve şiddetli bir münakaşa ol­muş ve Başvekil kürsüye çıkarak şöy­le konuşmuştur:

«Hükümet, şimdi yapıldığı gibi bu kürsüde bazı iymalarda bulunulma­sına tahammül edemez. Hükümetin bü­tün yaptıkları ve bütün yapmak ta­savvurunda bulundukları söylenmiş­tir. Hiç bir şey ^izlenmemiştir. Pazar­lıklardan, koridor konuşmalarından "bahsediliyor. Protesto etmek hakkım­dır.

İlk defadır ki bir itimat reyi lehte bir iki rey fazla almak irin bu kadar sı­kıntı çekiyorum. Zira. memleket men­faatlerine uygun hareket ettiğime ka­niim.»

M, Mendes France ihtizazli bir sesle sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Meclisin, dedikodulara değil, fakat bu kürsüde açıkça konuşulanlara göre kararını vermesini istiyorum.

Bu gece iki meselede meclisin itimat reyine müracaat edilecektir. Bunlar­dan birincisi, batı Avrupa birliğinin teşkili ile ve silâhlanma ajanlığının ihdasiyle Fransaya sağlanan kontrol ve garantilere aittir. Almanya'nın Atlan­tik Paktına alınması lehinde meclisçe geçende ittihaz edilmiş olan karardan sonra bu projenin mantıkan geniş ço­ğunluk bulması gerekir.»

M. Mendes - France konuşmasına şöy­le devam etmiştir:

<; Fransa menfi bir karar verilmesini anlayamıyacaktır. Filhakika, Fransız­lardan bir çoğunun işgalden on sene sonra Almanların eline yeniden silâhlar verilmesi fikri karşısında büyük iztırap duymakta olmalarının mânası anlaşılır. Fakat bir reddin neticeleri ne olabilir? O takdirde Atlantik Paktında Fransa'nın 14 müttefiki yeni müzake­reler açılmasını kabul etmiyeceklerdir. Atlantik camiası vahim bir buhran geçirecektir ve Batı Almanya biz olma­dan da silahlandırılacaktır, nasıl ki doğu Almanya Sovyetler Birliği tara­fından silahlandırılmaktadır.»

Konuşmasına devam eden Fransız Baş­vekili şöyle demiştir:

«Almanya'nın silahlandırılması dört seneden beri müzakere edilmektedir. Bu müddet zarfında Sovyetler Birliği, bu silâhlanmanın talikini haklı göste­recek hin bir teşebbüste bulunmamış­tır. Şu halde, Avrupa milletlerini mü­zakerelere girişirken daha kuvvetli bir' durumda bulunduracak olan ve bazıla­rının iddia ettiği gibi hiç bir tecavüz: mahiyet taşımayan bu anlaşmaların tasdikini talik için hiç bir sebep mev­cut değildir.

Fransa emniyeti için tedbirler ittihaz etmek mecburiyetinde kalıyorsa bu o-nun hatası değildir.»

M. Mendes France konuşmasına devam ederek demiştir ki:

«Avrupanın inşası hususnudaki gayret­lerimize batı Avrupa birliği ümidlerini siyasî, sosyal ve ekonomik sahalarda işleterek devam edecejnz. Batı Avrupa birliği ne arızîdir.  Ne de bir safhadır.

Bu ,bizim vakfı vücut ettiğimiz ve te­kemmül ettirmek istediğimiz bir bina­dır. Barıçı kolaylaştırmak ve tahkim etmek hususunda hiç bir şey ihmal e-dilmiyecektir. Fransa, Paris anlaşma­larını tasdik vasikalarmi tevdi işini ge-ciktirmiyecektir. Fakat, aynı zamanda doğu ile müzakere hususunda da gay­retlerini arttıracaktır. Meclis, Paris an­laşmalarını tasdik edecek olursa Fran­sa, mütavasser dörtlü konferansta kat'î bir rol oynayabilecektir.»

Evvelce güven oyu ileri sürülerek ve­rilmiş olan metinde (teklif edilen bir tadile müteallik) bir pragra'fm hükü­metçe geri alınmak istenmesi üzerine oya müracaatın 24 saat talik edilmesine lüzum olup olmayacağamm başkan­lık divanınca kararlaştırılması için celseye saat 22.25 (gmt) de ara veril­di.

Gece yarısını beş dakika geçe celse­nin tekrar açılımda meclis başkanı ilk itimat meselesini (Almanya'nın batı birliği çerçevesinde yeniden silâhlan­ması) için oya müracaatın geriye bı­rakılacağını söylemiştir.

8 Aralık 1954

— Washington :

Başkan Eisenhower basın toplantısın­da, devamlı bir barış ihtimalinin şim­di daha kuvvetli görünüp görünmedi­ği sualine, yalnız bir evet vçya1 ha­yır kelimesiyle cevap verilemiyeceğini belirtmiş, bununla beraber şimdiki hal­de hür dünyanın bir dünya harbinden daha az endişs ettiği kanaatinde ol­duğunu söylemiştir.

Pekin hükümetinin. Kore mütarekesi­ni imzalıyanlar arasında olmadığı için, mütareke hükümlerini ihlalle itham e-dilemeyiceği yolundaki iddiası husu­sunda ne düşündüğü sualine cevaben başkan Eisenhower, komünist Çin kuv­vetlerinin kuzey Korede tam manâsiy-le muharip .sıfatiyle bulunduklarını söylemiştir.

Ayan üyesi Mccarthy'nin dün kendisi hakkında sarfettiği şiddetli sözler hak­kındaki bir suali cevaplandıran baş­kan, Mccarthy ile şahsî bir polemiğe girişmek niyetinde olmadığını belirt­miştir. Bununla beraber başkan, her zaman için musbet ve akıllıca bir ihti-yatlılık göstermek taraftarı olduğunu ve Amerikada şahsın haklarına hür­met edilmesi işinin başlıca vazifelerin­den addettiğini söylemiştir.

Diğer taraftan başkan Eisenhower az gelişmiş memleketlere iktisadî yardım­da bulunmak için yakında kongreye bir plân sunulacağını ve bu plânda başlıca yerin, Japonya da dahil, Asya tarafından işgal edileceğini açıkalmış-tır. Gazetecilerden birinin, d.evamlı bir bütçe açığı karşısında yabancı mem­leketlere nasıl yardımda bulunmaya karar verileceğinin sorulması üzerine Eisenhover, bu meselenin  Amerika bizzat kendi menfaatlerini ve Amerika ile dost memleketlerin karşı­lıklı güvenliğini ilgilendirdiğini belirt­miştir.

Nihayet başkan Eisenhoower 1956 daki başkanlık seçimine katılıp katılmamak hususunda henüz bir karar vermediği­ni bildirmiştir.

15 Aralık 1954

—  Washington :

Hariciye Vekili M. Foster Dulles dün Paris'e hareketinden evvel basma şu kısa beyanatta bulunmuştur:

«Parİs"e Kuzey Atlantik Paktı teşkilâ­tının altı ayda bir yaptığı mutad top­lantılarında bulunmak üzere gidiyo­rum. Hazine Vekili M. Humphrey, Mü­dafaa Vekil muavini M. Anderson ve Hariciye Muameleler İdaresi Müdürü M. Stassen de bu toplantılara iştirak e-deceklerdir.

Bu konferansta biz ve dost müttefikle­rimiz şimdiye kadar gerçekleştirilmiş olan ilerlemeleri tetkik ve müteakiben nazarlarımızı istikbale tevcih edece­ğiz. Bunu, yirmi aydan beri kabul ve tatbik etmekte' bulunduğumuz uzun vadeli siyaset anlamı gereğince yapa­cağız. . Bizim Nato teşkilâtı dahilinde yaptıklarımızdan hiçbir memleketin en dişe duymasına mahal yoktur. Bilâkis, diğer devletlerin hareket hatları, bizi kuzey Atlantik Paktını takviye husu­sunu mütemadiyen düşünmeğe sevk et-miyecek çekilde olsa idi hakikatte çak daha bahtiyar olacaktık.

Bununla beraber, komünistlerin teca­vüz ve yayılma tavırlarından hakiki değişiklik alâmetleri müşahede edince­ye kadar gayretlerimizi gevşetmemek -liğimiz lâzımdır. Ne bizi korkutmak istiyenlerin tesiri altında kalacağız ne de yalancı bir güvenlik hissi altında kendimizi uyutacağız. Müşterek güven­liği sağlamak için tedbirler almağa sa­bırla devam edeceğiz.»

—  Washington :

Başkan Eisenhower bugünkü basın toplantısı sırasında, Nato konseyi sırasında atom silâhlarının istimali selâhi-yeti meselesinin müzakere edileceğini teyid eylemiştir.

Eisenhower, bu salâhiyet meselesinin bazı bölgeler için bahis konusu olma­yacağını, fakat, diğer mmtakalarda Birleşik Amerika'nın müttefiklerini iş1 ortağı olarak telâkki ederek onların noktai nazarlarını nazarı itibare al­ması icap ettiğini beyan etmiştir.

16 Aralık 1954

Washington :

Sovyet Dışişleri Vekâleti tarafından dün gece yayınlanan ve Amerika'nın Formoza'yi, boğazı ve Peskador adala­rım «terketmesini» istiyen beyanat, şimdiye kadar Amerikanın resmî bir yorumuna   mevzu   teşkil      etmemiştir.

Bununla beraber Amerikan . mütehas­sısları bu beyanatı 'Sovyet dış politika­sı, bilhassa Moskova ile Pekin arasın­daki münasebetler hakkında bazı fi­kirler ysrecek bir unsur olarak karşı­lamışlardır. Filhakika Sovyet Rusya'­nın. Formoza meselesi hususunda ilk defa olarak açıkça ve resmen bir du­rum aldığı müşahede .edilmektedir.

Washington'daki bazı mütehassısların kanaatince, Sovyet Dışişleri Vekâleti­nin bahis mevzuu beyanatı, Moskova ile Pekin'in Avrupa'da «daha yumuşak bir şekilde hareket etmek», buna kar­şılık Asyada daha sıkı bir durum al­mak hususunda mutabık kaldıkları dü­şüncesini teyid etmektedir.

Filhakika Avrupa'da batı birliği ko­layca sarsılacak birşey değildir ve, Al­manya'nın yeniden silâhlanması heyu­lası ise beklenilen tesirleri doğurmak­tadır. Bu birlik Asyada, bilhassa For­moza hususunda, Pekin ve Moskova'­nın kanaatince, o kadar sıkı değildir.

Diğsr bazı Amerikan mütehassısları ise son Formoza. - Amerikan paktı ile Formoza hakkındaki dünkü beyan­ları, Moskova'nın «yumuşak edasının» artık sona erdiğini ve Paris anlaşma-larmm tasdikini önlemiye matuf gayretlerinin akim kalacacağını anlıyarak, soğuk harbin- mutat lisanına avdet et­tiklerini göstermektedir. Bunun için de Moskova Formoza meselesini seç­miştir. Çünkü bu. Birleşik Amerika'nın müttefikleri arasında tam bir birliğe güvenemiyeceği yegâne milletlerarası meseledir.

17 Aralık 1954

— Washington :

Sovyetler Birliğinin Japonya ile mü­nasebetlerini normal bir şekle koyma­ğa hazır bulunduğu yolunda M. Molo-tof tarafından yapılan beyanat, esasen bir müddetten beri Tokyo'ya mütevec­cih bir Sovyet «sulh taarruzuna» in­tizar etmekte olan Washington'da hiç bir hayr-et uyandırmamıştır.

3u hususta fikirlerine müracaat edi­len Amerikan yüksek memurları, M. Işiro Hatoyama'nm başkanlığındaki yeni Japon hükümet ekibine itimadla-rı olduğunu beyan etmekle iktifa et­mişlerdir.

Bu mevzuda mütalâalarını beyan eden mütehassıslara göre Birleşik Amerika, Tokyo ile Moskova ve muhtemelen Tokyo ile Pekin arasında münasebet­lerin normal bir şekil almasına esas itibariyle muhalif değildir ve böyle bir muhalefeti ileri sürmemek için şunu da göz önünde tutmaktadır ki Moskova için Japonya ile bu maksada mütevec­cih müzakerelere girişmek nisbeten ko­lay ise de, şimdi idaresi altında bu-lundudruğu eski Japon topraklarını ta­mamen veya kısmen Japonya'ya iade 'etmeğe muvafakat etmedikçe bu mü­zakereleri müsbet bir neticeye bağla­mak pek daha zor olacaktır. Siyaseti­nin Formoza mevzuunda takındığı sert tavırla birlikte tezahür .etmiş olması­dır. Washington bu iki siyasetin önü­müzdeki haftalar zarfında yani Japon seçim tarihi yaklaştıkça daha ziyade belirli bir şekil alacağına intizar et­mektedir.

 

20 Aralık 1954

— Washington :

Milliyetçi Çin Hariciye Vekili George Yeh, dün gece televizyonda yoptığı bir konuşmada, kızıl Çin'de esir edilen 11 Amerikalı havacının serbest bıraktırıl-ması için daha başka bir yol takip edilmesi gerektiğini belirterek demiş­tir ki:

«Birleşmiş Milletler komünistleri hak­sız bir hareketten döndürmek için yal­varır gibi bir vaziyet ihdas etmiştir.

Kanaatimce kızıl Çin'e her cepheden siyasî ve iktisadî tazyik yapılması mümkündür.»

Diğer taraftan Amerikanın Birleşmiş M illetler deki baş delegesi Henry Ca-cot Lodg& ayni gün başka bir televiz­yon yayınında, mahkûm havacılar me­selesinde herhangi bir yola başvurma­dan önce, Birleşmiş Milletler genel sek­reteri Dağ Hammarskjoeld'un Şu En Lai ile mülakatını beklemek gerektiği­ni, söylemiştir.

21 Aralık 1954

— Washington :

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Vekili John Foster Dulles bugünkü ba­sın toplantısı sırasında, Sovyetlerin, son Avrupa ve Asya hâdiseleri karşı­sında sinirlilik gösterdiklerini ve yu­muşak bir siyasetten, daha sert ve teh­dit edici bir politikaya geçmelerinin muhtemel olduğunu söylemiştir.

Dulles, Sovyet politikasının tehditkâr durumunu hiçbir zaman kaybetmediği­ni ilâve etmiştir.

Paris anlaşmaları tasdik edildiği tak­dirde, Fransız - Sovyet ve İngiliz -Sovyet dostluk ve karşılıklı yardımlaş­ma anlaşmalarının feshedileceği teh­didi hakkında ne düşündüğü sorusuna, Amerika Dışişleri Vekili. Yugoslavya Sovyet bloku ile olan boğlarını ko­pardığı zaman Sovyetler Birliğinin Yu­goslav - Sovyet dostluk ve karşılıklı yardım anlaşmasını fesh-edeceği yo­lunda bir tehdit savurduğunu, fakat böyle bir şeyin tahakkuk etmediği ce­vabını vermiştir.

22 Aralık 1954

— Washington :

John Foster Dulles, dün yaptığı basın konferansında, Amerikan silâhlı kuv­vetlerinde yapılması tasarlanan tah­didin sadece kara kuvvetlerine inhisar ettiğini ve Avruoada üslenmiş kuv­vetlerin azaltümıyacağını söylemiş Amerika'nm Avrupa'daki kıtalarını çekmek tasavvurunda olmadığını be­lirten Dışişleri Vekili, askeri kuvvet­lerin tahdidi tasarısının askerî tekni­ğin ilerlemesinden doğduğunu ve A-merikamn askerî gücünün azaldığı şeklinde tefsir edilemiyeceğini teyit eylemiş ve demiştir ki:

Kore'deki Amerikan kuvvetlerinin çe­kilmesiyle, bir taraftan. Vietnam kuv­vetlerinde yapılması tasarlanan azalt­ma, diğer taraftan Amerika'nın Asya siyaseti arasında hiçbir tezat yoktur. Vietnam kuvvetlerinin başlıca vazife­si Vietnam'da harb etmek değil dahilî nizamı   muhafaza   etmektir.

Güney Vietnam'da bir istilâ vukuunda, Manilla Paktı gereğince mukabelede bulunulacaktır.

26 Aralık 1954

— Augusta (Jorjiya) :

Beyaz Saray sözcüsü M. James Hager-ty'nin bildirdiğine göre başkan Eisen-hower Önümüzdeki ocak aymm onun­da yeni kongreye hususî bir mesaj gön­dererek bundan evvelki 83 üncü kong-:re tarafından reddedilmiş bulunan dış politika progrmamm kabul edilmesini istiyecektir.

Başkenm mesajı şu hususları ihtiva e-decektir:

1 — Yabancı memleketlere mal satmak istiyorsak onlardan mal satın almamız lâzımdır. Prensibine istinad eden ti­caret anlaşmaları kanununun üç sene müddetle uzanılması. (Eski kongre bu kanunun ancak bir sene müddetle u-zatılmasını kabul etmişti.)

2 — Gümrük servislerinin yeniden teş­kilâtlandırılması ve basitleştirilmesi.

3— Gümrük rüsumunun senede yüzde beş nisbetinde olmak üzere üç senelik bir devre zarfında yüzde on be? nis-betinde indirilebilmesi için başkana salâhiyet verilmesi.

4 — JRİo kongresinde derpiş edildiği veçhile, beynelmilel bankanın himaye­si altında bir beynelmilel finansman o-fisinin kurulması.

Bankanın kongreye umumî durum hakkındaki ilk mesajı 6 ocakta gönde­rilecektir.

Washington :

Birleşik Amerika ticaret odasmm naşi­ri efkârı olan «Business Nations» der­gisi pazar günkü sayısında, Birleşik Amerika'nın 1955 yılı içinde takip ede­ceği dış politika hakkında Dışişleri Ve­kili John Foster Dullss'm bir makale­sini yayınlamıştır. Birleşik Amerika Dışişleri Vekili yazısında ezcümle şun­ları kaydetmektedir:

1.—Bir üçüncü dünya harbinin pat­lak vermesine meydan verecek olanhâdiseleri elimizdsn geldiği kadar ön­lemeğe çalışacağız.Herhangi bir mütecavizin     tecavüzüne  cevap   vermekiçin elde bulundurulması gereken, de­nizaşırı üsleri muhafaza edeceğiz.

2.— Günün şartlarına    uygun olmaküzere, Milliyetçi Çin ile aktedilen mü­şabih,   anlaşmalar imzalıyacağız. Budostluk ve yardımlaşma paktları gü­venlik sistemimizdeki    boşlukları dolduracaktır.

3.— Karşılıklı yardımlaşma politika­mıza devam  edeceğiz.  Bu  hem  bizim,için, hem de hür dünya için en büyükbir güven meselesidir.

 

26 Aralık 1954

Augusta (Georgia) :

Paris anlaşmaları hakkında Fransız Meclisinin takındığı durum hususunda Birleşik Amerika Cumhurbaşkanlığı Basın Sekreteri James Hagerty gazete­cilere şu beyanatta bulunmuştur:

Geçen hafta içinde Fransız Meclisinin Paris anlaşmaları hususunda menfî "bir tavır takınması üzerine Başkanla Dış­işleri Vekili John Foster Dulles mü­teaddit telefon konuşması yapmışlar­dır. Bunu. sizler de biliyorsunuz."

Fransız Meclisinin kararını takip eden cuma günü, Başkan Eisenhower, bu kararın hür dünya için elim bir hâdi­se olduğunu beyan .etmiştir. Fakat, bu kararın kesin olmayacağına ve Fransız Meclisinin, durumu ciddiyetle gözönün de bulundurarak müsbet bir adım ata­cağına emin olduğunu söyleyen Baş­kan, ne olursa olsun yıl başı tatiline son vermek niyetinde olmadığını be­yan etmiştir.»

Cumhurbaşkanlığı Basın Sekreteri, Baş kan Eisenhower'in yeni kongrenin açı­lışı- münasebetiyle söyliyeceği nutku hazırladığını ve yeni yıl bütçesi üze­rinde çalıştığını sözlerine ilâve etmiş­tir.

27 Aralık 1954

— Washington :

M. Dulles için oldukça yüklü olacağı tahmin edilen hafta sonunda Dışişleri "Vekâleti sözcüsünün muhafaza ettiği ketumiyet, müşahitler tarafından, Amerikanm, Fransız siyasetine müdaha­le ediyormuş hissini vermekten kaçın­ması arzusuna atfedilmektedir.

Filhakika, Almanyanm yeniden silâh­lanmasına dair Fransız Meclisinde va­rılan oy neticesinde Dulîes'in izhar et­tiği endişeyi aksettiren sözcünün be­yanatını hiç bir demeç takip etmemiş­tir. Başkan, Eisenhower'in istirahatte bulunduğu Augusta'da, basın sekrete­ri de keza durumu yorumlamayı red­detmiştir. Washington'dâ, Dullss'in son. 48 saat zarfında muhakkak ki kabul et tiği Amerikalı veya müttefik şahsiyet­lerden birinin dahi- ismi zikredilme-mistir.

Washington'daki kanaat şu merkezde­dir :

Fransız Meclisinin verdiği oy dolayı-.siyle son derece güçleşen durum, burada her şeye rağmen ümit edildiği gibi değişmediği takdirde Fransız - Ame­rikan münasebetlerinde vahim bir bun. ran doğabilir. Ne olursa olsun, Was­hington ve Londra'nın Batı Almanya-yı yeniden silâhlandıracakları muhak­kaktır. »

Amerikan diplomatik çevreleri, şimdi­ki endişelerine rağmen, Fransanın Al-manyayı silâhlandırmayı reddetmiye-ceği ümidinde diri er, zira aksi takdir­de, hür dünya müdafaasının kalesi o-Ian Atlantik dayanışması zarar görür ve bunun neticesinde' Amerikan kon­gresinde ve milletinde şiddetli bir in­firatçılık cereyanı doğar.

Fransız Millî Meclisinde müzakerelerin başlayacağı şu sıralarda Washington, durumu «ciddi fakat ümitsiz değil» şeklinde vasıflandırmaktadır. Hülâsa, herhangi bir tazyikte bulunmaktan ka­çınılarak ve Batı Avrupa Birliği muha-sımları tarafından istismar edilemiye-cek bir sükût muhafaza edilerek şu son iki gün içinde durumu vahimleştirme-meğe son derece dikkat edilmiştir.

—  New-York :

Noel tatili sırasında cuma günü saat 13 dsn pazar günü gece yarısına kadar vukua gelen kazalarda ölenlerin sayısı 475 e varmıştır. Bunlardan 362 si tra­fik, kazalarında ölmüştür. Bilindiği gi­bi Noel arifesinde «Yol güvenliği kon­seyi» trafik kazalarının sayısını 370 o-larak tahmin etmişti. Bundan başka 59 kişi muhtelif yangınlarda, 54 kişi de çe şitli kazalar sonunda ölmüştür.

—  Washington :

Milletlerarası çalışma konfederasyonu, Amerika'nın, gelişmemiş memleketle­re ve bilhassa Asya: Latin Amerika ve Afrika memleketlerine yaptığı yardı­mın arttırılmasını talep etmiştir.

Amerika'nın büyük sendika santralı başkanı Walter Reuther'in yardımcısı Robert Oliver, Ayan ye Temsilciler Meclisi üyelerine gönderdiği mektupta bu memleketlerle daha geni? bir ikti­sadî işbirliği yapılmasını .derpiş etmiş, komünist emperyalizme- karşı giriştik­leri  savaşta favdalanmak üzere aske-xî yardım görmeleri lehinde bulunmuş ve "iktisadî durumumuz bu yardım: yapacak  derecede kuvvetlidir demiş.

28 Aralık 1954

Washington :

Almanyanın Natoya kabulü lehindeFransız Millî Meclisinde verilen ilkgüven oyu karsısında Washington'unilk tepkisi İhtiyatlı bir iyimserlik ol­muştur. Her ne kadar Dışişleri Vekâ­leti yorumda bulunmayı reddetmişsede, buna mukabil Başkanın sözcüsü, Augusta'da verdiği beyanatta. Ameri­kan Devlet Başkanının Paristeki müza­kerelerin aldığı seyirden memnun ol­duğunu söylemiştir. Wasngton'da, Mendes - France'm mu vaffakiyet ihtimallerine işaret edilmek­tedir. Zira, Fransız Meclisinin 2 nci ve 3 üncü maddeleri kabul ettikten sonra, ikinci defa müzakerede ilk mad­deye dair takındığı durumu yeniden gözden geçirmeyi kabul etmemesinin imkânsız olduğu sanılmaktadır.

—  Washington :

Bağımsız ((Washington Post» gazetesi­nin iyi haber alan bir kaynağa atfen bildirdiğine göre, Eisenhower idaresi, .Amerika'nın yabancı memleketlere yap tığı askerî yardım programına 1955/56 senesi için kongreden 1 milyar 400 mil­yon dolar istemek tasavvurundadır. Böylelikle bu bütçe, bü seneye naza­ran 900 milyon dolarlık bir azalma kay dedecektir.

Gazeteye göre, 1 milyar 400 milyon do­ların yüzde 80 i Asyaya tahsis edile­cektir. Bu azalma Amerika'nın 1955/56 senesinde yapacağı askerî yardımda bir kesintiyi intaç etmiyecektir. Zira ev­velki senelerde kabul edilen bütçeye dahil olup henüz harcanmamış kredi­lerin yekûnu yüksektir.

30 Aralık 1954

—  Washington :

Bogor konferansı sonunda, Kolombo devletleri 'Başvekilleri tarafından ya­yınlanan tebliğ, Washington resmî çev relerinde henüz hiçbir yoruma yol aç­mamıştır. Bu çevreler konferansı mute dil bir ilgi ile takip etmişlerdir.

Bununla beraber, resmi olmıyan yetki­li çevrelerde, önümüzdeki nisanda top­lanacak olan Afrika - Asya konferan­sından yapıcı neticeler alınacağından biraz şüphe edilmekte ve su mütalâada bulunulmaktadır :

Menfaat farklarından başka, görüşülen mevîJulajfin (genişliği (atom ^bombası, ırkçılık, müstemlekecilik, barışı kurma çareleri v.s.) davet edilen memleket­leri ayırmaktadır. Pekin hükümetine yapılan davet, bu memleketin gururu­nu okşamakla beraber kendisini çok mahtut bir şekilde tatmin edecektir.

Bundan başka, bazı hükümetler, bil­hassa Manilla, davetiyeleri herhalde az çok soğuk bir şekilde karşılıyacaklar ve belki de konferansa iştiraki reddede­ceklerdir.

Nihayet, bu konferans, bir bakıma Bir­leşmiş Milletlerle bir rekabet teşebbü­sü olacak ve İsrail, Formoza, Güney Afrika gibi Asya ve Afrika memleket­lerinden bazılarının iştiraki olmaksı­zın cereyan .edecektir ki bu da konfe­ransın başlıca hedefi olan dünyada ba­rış tesisini nakzetmektedir.

— Washington :

Dışişleri Vekili Foster Dulles, Fransız  Meclisinin son kararını bahis mevzuu ederek şöyle demiştir :

"Fransa'dan gelen haberler iyidir. Vat-tanseverliğin eski husumetlerin gömül­mesini emrettiğini anlayan Fransızla­ra minnettar olmalıdır. Bu kararın alın mış olması gelecek yıllar için iyi bir belirti teşkil etmektedir.»

31 Aralık 1954

— Washington :

Dışişleri Vekili Foster Dulles bugünkü basın toplantısında 1954 yılında vukua gelen mühim hâdiseleri gözden geçire­rek şöyle demiştir :

Sona eren yıl zarfında hür dünya esas kazançlar sağlamış ve harp tehli­kesi azalmıştır. 1955 yılma güvenle gi­rebiliriz. Bununla    beraber hür dünya 3ı-3r  peye  hazır beklemeye  devam  et­melidir. Barış ancak, insanlar gayretle--rinin  en büyük kısmını harp ihtima­lini dikkat nazara alarak hazırlandık­ları takdirde kazanılacaktır.»

'Su arada gazetecilerden biri Vekile Seylan Başvekilinin Pekin nezdinde -tavassutta bulunmayı teklif ettiğinden .haberi olup olmadığını sormuştur. Dul-"_İ3S buna su cevabı vermiştir: «Birleş­miş Milletler Genel Sekreteri Ham-.marskjoeld'in hapse mahkûm edilen .Amerikalı havacılar meselesiyle ilgili olarak Pekin'e yapacağı seyahatin ba­şarısızlıkla neticeleneceğini tahmin et-aniyoruz. Seylan Başvekilinin bu mevzuda tavassut teklifinde bulunduğun­dan haberdar değilim.»

Bu arada Dışişleri Vekili .Sovyet hü­kümetinin Moskova'daki Amerikan Büyükelçiliğine yeni bir nota tevdi et­tiğini teyit eylemiştir. Bununla bera­ber Dulles, notanın metnini henüz al­madığını ileri sürerek bu hususta her­hangi bir açıklamada bulunmayı red­detmiştir.

Dışişleri Vekili, Manilla paktı üyeleri­nin şubat sonunda Bangkok'da yapa­cakları toplantıda daimî bir konsey ku rulması ve seyyar bir savunma kuvve­tinin teşkili meselelerini görüşecekle­rini bildirmiştir. Bu seyyar kuvvetin İngiliz, Fransız ve Amerikan harp gelenmilerinden müteşekkil olması mümkündür.

2 Aralık 1954

— Tahran :

Beyrut'a vasıl olmuş ve öğle yemeğini Lübnan Cumhurreisi Camille Chamo-un'un misafiri olarak yemiştir.

Tahran'dakî Sovyet Büyükelçisi Lav-rentief ile İran Dışişleri Vekâleti Rus­ya işleri bölümü şefi Hamid Sayan bu sabah İran ile Sovyet Rusya arasında­ki bütün anlaşmazlıkları halleden an­laşmayı imzalamışlardır.

Basma verdiği beyanatta Hamid Sa-yah anlaşmanın şu esaslara dayandığı­nı bildirmiştir:

1)   1828 de İran'la Sovyet Rusya ara­sında imzalanan bir anlaşmadan sonra İran tarafından istenilen hudut tashih­lerinin yapılması,

2)   Harp  sırasında Sovyet işgal birlik­lerinin masrafı olarak İran'dan alman paraların mukabili olan 11 ton altınınİran'a verilmesi ve 8 milyon dolardan
fazla tutan ve yine aynı devreye  ait lan Rus borçlarının mal şevki ile ödenmesi.

Her iki ödeme de anlaşmanın tasdikin­den sonra 15 gün içinde tamamlanacak­tır.

5 Aralık 1954

— Tahran :

Kraliçe Süreyya ile birlikte iki ay sü­recek bir seyahate çıkarak bugün uçakla Tahran'dan hareket eden, İran Sahi

24 Aralık 1954

— Sanfrancisco :

Kuzey California dünya işleri konseyi", tarafından İran Şahı ve Kraliçe Sürey­ya şerefine dün gece verilen bir ziya­fete 300 kadar iş ve sanayi adamı iş­tirak etmiştir.

Bu ziyafette söz alan Şah Rıza Pehlevi. İranı batılı devletler safında bulundur­mak için memleketinde siyasî hâdisele­ri ordu kanaliyle kontrolü altında tu­tacağını söylemiş ve demiştir ki:

Lüzum hasıl olunca müdahale etmek benim vazifemdir. Nitekim bu şekilde bir Başvekili kovduğum malûmunuz-dur.

İran silâhlı kuvvetlerinin idaresini dai­ma şahsen elimin altında bulundura­cağım. Ayrıca orduyu siyasetten uzak. tutacağım.»

Şah, İran ordusunu kuvvetlendirmeğe çalıştığını ve bu sahada Amerikadan büyük yardım  gördüğünü söylemiştir.

Ziyafette bulunan şahsiyetler arasında California Standart Oil Company idare heyeti başkanı da vardı. Bu zat ayni zamanda İran petrolünü idare eden gruba mensuptur.

5 Aralık 1954

Müslüman teşkilâtları,    gelecek cuma günü İçin matem ilân etmişlerdir.

— Sam :

Suriye Parlamento Dışişleri Komisyo­nu dün akşam acele toplanarak, hükü­metten, cumartesi günü Kahire'de ölü­me mahkûm edilen Müslüman Kardeş­ler lehinde, Mısır idarecileri nezdinde harekete geçmesini istemeğe karar ver­miştir.

Diğer taraftan Suriye Başvekili, Kahi­re'de Arap Birliği konseyine iştirak eden Dışişleri Vekili Faydı Attasi'ye gönderdiği telgrafta, Suriye hükümeti-, nin mahkûm edilmiş Müslüman Kar­deşlerin affedilmesi hususundaki arzu­sunu Mısır hükümetine tebliğ etmesini istemiştir.

Bundan başka, Başvekil, Suriye'deki Mısır askerî ataşesini kabul ederek, kendisinden, Meclisin çoğunluğu tara­fından izhar edilen arzuyu hükümetine bildirmesini talep etmiştir.

8 Aralık 1954

— Şam :

Altı Müslüman Kardeşler azasının dün Mısır'da idamı, bugün burada büyük nümayişlere yol açmıştır.

Nümayişçiler «Kahrolsun Nasır, kah-' rolsün ihtilâl konseyi» diye bağırmış­lardır.

19 Aralık 1954

— gam :

3 gün müddetle Şam'da yapılan Orta Doğu Amerikan diplomatları toplantısı sonunda Şam'daki Amerikan Büyükel­çiliği bir tebliğ yaymlıyarak bu tip top­lantıların 5 incisini teşkil eden bu son konferansta Orta Doğuda vazifeli A-merıkan diplomatlarının bu bölge mem­leketlerinin durumları hakkında görüş teatisinde bulunduklarını bildirme-m ektedir.

Orta Doğu memleketleri hakkında ta­kip edilen Amerikan siyasetinin diplo­matik heyet başkanları tarafından de­ğil, Washington'da tesbit edildiği ha­tırlatıldıktan sonra tebliğde bu siya­setin ana hatları olarak şu noktalar be­lirtiliyor :

1—Arap memleketleri ve İsrail ara­sındaki münasebetler hakkında tam bir tarafsızlık muhafaza etmek,

2— Bütün Orta Doğu    memleketleri ile dostluk bağları kurma  imkânlarıaramak,

— Bu memleketleri kuvvetli ve is­tikrarlı hükümetler kurma yolundaki gayretlerinde    desteklemek ve onlarayardımda bulunmak,

4. — Arazi statükosu hakkında 1950 üç­lü beyannamesini muhafaza etmek,

5 — Filistin mütarekesini kontrol ile görevli komisyon ile işbirliği yapmak.

Tebliğde, son olarak, Suriye hükûmetinin değerli bir devlet adamı olan Faris El Huri'nin başkanlığında ve parİamento rejimi ile idare edildiğini görmekle  Amerikalı diplomatların  çok memnun kaldıkları ifade ediliyor

Aralık 1954

— Kudüs :

Neşredilen resmî bir tebliğe göre İsrail Başvekili M. Mo.şe Şaret, Birleşmiş Milletler güvenlik konseyinin daimî âzalarının mümessilleri sıfatiyle dün İngiliz, Amerikan ve Sovyst Büyükel­çilerini ve Fransız maslahatgüzarını kabul ederek kendileriyle Bat Galam .meselesini görüşmüştür.

Aynı tebliğde ilâve edildiğine göre İs­rail Başvekili bu görüşmelerde deniz­ci büyük devletlerin Süveyş kanalında seyrüsefer hürriyeti bahsindeki müşte­rek menfaatlerine işaret etmiş ve gü­venlik konseyinin son kararını ileri sü­rerek Mısır hükümetinin İsrail ve Mı­sın iki muharip devlet addeden iddia­sının bu karardan sonra kabili müda­faa olmadığını bevan etmiştir.

 

2 Aralık 1954

— Tokyo :

Dışişleri Vekâleti sözcüsü, Amerika ile Formoza arasında karşılıklı güvenlik anlaşması akdini memnuniyetle karşı­lamış ve bunun hür dünyanın komünist tehdidine karşı müdafaasının kuvvet­lenmesi ve Asya'da güvenliğin tesisi yolunda yeni ve mühim bir adım ol­duğunu söylemiştir.

Bununla beraber, Dışişleri Vekâletine mensup bazı yorumcular bu anlaşma­nın imzalanmasının biraz geç kaldığını yarı resmî bir şekilde belirtmişlerdir. Zira onlara göre Formoza'nm mukad­deratı tehlikeye girdiği şu anda Ko­münist Çin küçümsenemiyecek derece­de kuvvetlidir.

7 Aralık 1954

-- Tokyo :

Yoşida hükümeti tarafından yayınla­nan beyannamede söyle denilmektedir:

Hükümet, Diet meclisini feshetmek hu­susundaki plânlarından vazgeçerek, teh likeli bir siyasi boşluğu önlemek mak-sadiyls istifa etmiştir.

Beyannamede, Yoçidanm iktidarda bu­lunduğu altı sene zarfında, rejiminin vatanperver vasfına işaret edilmekte, halk arasında emniyet hissini geliştir­meğe ve iktisadî istikrarı hazırlamağa çalıştığı belirtilerek şunlar ilâve edil­mektedir:


Hükümet başkanı, Japonya'nın duru­munu yabancı memleketlere izah için bir seyahate girişmiş ve muhalefet gü­vensizlik takririni sunduğu zaman si­yasi istikrarsızlığı tashihe çalışmıştır.

— Tokyo :

Demokrat Partideki 120 muhafazakâr unsurun sağcı ve solcu sosyalistlerle birleşerek kurdukları itaktik ittifakı­nın neticesinde Yoşida'nın düşmesi, ay­ni zamanda parlamento çevrelerinin, hükümetin 6 sene gibi uzun zaman ik­tidarda kalmasından duydukları bık­kınlığı da aksettirmektedir.

Prensip itibariyle yeni Başvekil yarın seçilecektir. Bununla beraber, muhale­fet partileri, bugün öğleden sonra mec­listen geçecek olan güvensizlik takrir­lerinden vazgeçmişlerdir.

Müşahitlere göre, halen Demokrat Par­ti başkanı olan fakat 1946 da Liberal Partiyi kuran İkiro Haftoyama, önü­müzdeki ilk baharda yapılacak genel seçimlere kadar iktidarda kalacak olan geçici bir hükümete başkan seçilecek­tir.

Meslekten yetişme politikacı olan Ha-toyama. 3 mayıs 1946 da Başvekil Şi-deharan'm yerine geçmeğe hazırlandı­ğı sırada, Amerikan makamları tarafın­dan tasfiye tedbirine uğramıştı. Buna sebep, «Dünyanın Veçhesi» adlı bir ki­tap yayınlamış olmasıdır. Hatoyama bu kitabında Amerika'nın harpten evvelki siyasetini tenkit etmiş ve Japonya'nın fetih faaliyetlerini müdafaa etmiştir.

Sosyalistler Hatoyama'ya oy vermeğe hazır olduklarım bildirmişlerdir.

10 Aralık 1954

— Tokyo:

Bugün1 yeni Japon kabinesi imparator Hirohiko'nun huzurunda yemin etmiş­tir.

17 vekilden müteşekkil bu yeni kabi­nenin 10 üyesi vaktiyle müttefik işgal makamları tarafından harp Öncesi du­rumları yüzünden tasfiye edilmişti.

Yeni  Japon  Hariciye Vekili,   1945  de Amerikan harp gemisi Missouri'de Ja­ponya'nın teslim vesikasını imzalayan . tek   bacaklı  Mamdru     Şigemitsu'dur.

Daha önce üç defa Hariciye Vekilliği yapmış olan bu şahıs bir zamanlar Londra ve Moskova büyük elçiliklerin­de de bulunmuştu.

Maliye Vekilinin tayininde son dakika­da çıkan ihtilâf yüzünden yemin töre­ni dört saat.gecikmiştir. Yeni hükümet Balkanı ve üç gün önce istifa eden Yoşida'nm halefi Hatoyama'dır ve 71 yaşındadır. Yeni Başvekil bugün yap­tığı konuşmada şunları söylemiştir:Bizim korkumuz üçüncü dünya harbi­dir. Komünistleri kendimize düşman edersek üçüncü dünya harbi patliyabi-lir. Onlarla, yapacağımız ticaret buna mâni olabilir.Hükümetimizin siyasî ve iktisadî ba­kımdan Komünist Çin ve Rusya'ya Ya& laşması Amerika'yı hiçbir suretle en­dişeye sevketmemelidir.Başvekil bu konuşmasını ilk kabine toplantısından sonra yapmıştır.

11 Aralık 1954

— Tokyo:

Japon Hariciye Vekili Mamoru Şige-mitsu, bugün dış siyasete dair yaptığı konuşmada, memleketinin Sovyet Rus­ya ve Komünist Çin ile normal siya­1 münasebetler kurmak istediğini be­lirterek demiştir ki :

-Doğu bloku ile yapacağımız anlaşma, hür milletlerle işbirligimize hic bir su­retle halel vermeyecektir.

Japonya, ideoloji farkı gözetmeksizin, bütün milletlerle dostluk münasebetle­ri ^kurmak ve geliştirmek arzusunda­dır.

Bugün için en mühim vazifemiz hür dünya memleketlerinin ve bilhassa Birleşik Amerika'nın işbirliği ile Doğu Asya'da güvenlik ve istikrarı teminat altına almaktır.»

Asya'da komünist tazyikinin artmakta olduğu gozönünde tutulursa, Japonya şimdiki vaziyette sulhun kuvvet ile ko­runabileceğine inanmaktadır.

Bu hâl ve şartlar içinde Japonya kendi müdafaa gücünü iktisadî kaynaklariy-le, takviye ederek, arttırmaya hazırlan maktadır.

Asya'da komünizmin yayılmasına baş­lıca amil olan sefaletin önlenmesine ça­lışmak ve bunun için iktisadî bir kal­kınma plânı yapmak, müdafaa hazır­lıkları kadar mühimdir. Bu sebepten kardeş Asya devletleri ile teknik ve di­ğer sahalarda işbirliği tesis etmek baş­lıca gayemizdir."

Japonya'ya

Yazan : M. Topalak

28/12/1954 tarihli (Zafer) den:

Çin Halk Cumhuriyeti danışma konse­yi millî komitesine Başvekil Şu En Lai tarafından verilen bir rapor, komünist "Çin radyosu neşriyatiyle dünya basını­na aksetmiş bulunuyor. Bu raporunda Şu En Lai, Çin'in bilhassa dış politika: prensiplerini belirtmekte ve dünya me­seleleri muvacehesindeki tavrını açık­lamaktadır.

Cenevre kor.feransmdanberi ikinci de­fadır ki, komünist Çin, bütün dünya meselelerini bu kadar teferruatlı bir şekilde ele almakta ve Asya meseleleri gibi doğrudan doğruya Avrupa'yı ilgi­lendirir gibi görünen meseleler üzerin­de de noktai nazarım belirtmektedir. Her ne kadar Çin Başvekilinin rapo­runda başlıca yeri'tutan bahis yine As­ya 'dâvaları ve bu arada bilhassa For-moza ihtilâfı ise de, bu. Şu En Lai'yİ Güney Doğu Asya'dan ve Orta Doğuya, oradan da bütün Avrupa meselelerine kadar bahsi genişletmekten alıkoyma­mıgtır.

Tahmin edileceği veçhile raporda, bu dâvalara temas edilirksn başlıca ten-kidlere Amerika hedef kılmıyor. Bir­leşik Amerika Kore'de bir Sigman >Ri ordusunu ayakla tutmak suretiyle sul-:hü tehlikeye düşürmekle itham edili­yor. Günev Doğu Asya paktının h-e-men yegâne mesulü olarak Amerika gösterilmektedir. Orta Doğuda «Teca­vüz gayeleri güden» paktları teşvik ve tertip etmekle keza yine Amerika suç­landırılmaktadır.

Sonunda.. Şu En Lai'nin kanaatince, Formoza'yı desteklemek ve Formoza sularında kuvvet bulundurmakla Amerika Çin'in toprak bütünlüğüne de te­cavüz etmektedir.

Komünist Başvekile göre, Asyada Ame rika'nm himayesi altında alman bü­tün bu tertip ve tedbirler, hattâ bir harp tehdidini de omursarmyarak, ko­münist Çin'i Formoza'yı kurtarmaktan menedemiyecektir. Buna muvazi ola­rak, Asyalıların ademi tecavüz, ademi müdahale, sulh içinde beraber yaşama gibi pr-snsiplere müsteniden anlaşma­ları yerinde ye faydalı olacaktır.

Bu noktaya kadar Şu En Lai'nin ra­porunda bir yenilik yoktur. Ancak Av­rupa meselelerine temas .edilince, yu­karıda da belirtildiği gibi, komünist Çin'in ikinci defadır ki bu bahiste Sov­yet Rusya ile tam muvazi, bir görüş serdetmiye çalıştığı belli oluyor. Avru­pa meselelerinde de Şu En Lai, Sovyet Rusyanm teklif ettiği veçhile kollektif bir güvenlik sistemi kurulmasını esef­le karşılamakta, buna mukabil Batılı­ların bugün kurmıya çalıştıkları Batı Avrupa birliğini harbe götürmesi mu­kadder olan tehlikeli bir tertip gibi gös­termektedir.

Komünist Çin'in bu müdahalesindeki yenilik şimdi biraz da. 29 kasımda Mos kova'da toplanan sekiz memleket kon­feransına, müşahit sıfatiyle de olsa, iştirak etmiş olmak sıfatından ileri gel-m-sktedir. Zira bilindiği gibi, Sovyet Rusya'nın Avrupa güvenliğini görüş­mek üzere toplanmasını teklif ettiği bu konferanssa Batı grupu üyeleriyle ta­rafsız memleketlerin iştiraki reddetme leri üzerine' konfarans yalnız komünist memleketlerin iştirakiyle toplanmış ve buna komünist Çin de müşahit gönder­mişti.

Şu En Lai.. Moskova konferansı sonun­da yayınlanan müşterek beyanatı ta­mamen tasvip ettiğini kaydetmektedir.

Sovy-st Rusya'nın Asyalı büyük p.eykihamisinin Avrupa'daki gidişini bu su­retle plâtonik dahi olsa tasvip ettikten ve bu gidişe ayak uydurduktan sonra, belli belirsiz bir şekilde Japonya mese­lesine de temas ediyor. Fakat "bu belli belirsiz, temas, Japonya'ya, münasebet­leri normale irca hususunda önemli bir avans şeklinde tezahür etmektedir.

Esasen, Şu En Lai'nin raporundaki di­ğer bütün hususat bu noktaya hazırlık mahiyetindedir. Komünist Başvekil, Asya ve Avrupa işlerinde noktai naza­rını açıkladıktan sonra Japonya mese­lesinde Sovyet Rusya'mnkine hakika­ten muvazi bir görüş belirterek Molo-tof'un münasebetleri islâh için bir yıl zarfında iki defa resmen teşebbüs et­tiği yaklaşmıya iltihak etmektedir.

nit Çin tarafından devam ediliyor de­mektir.

Öyle anlaşılıyor ki, komünist blok Ja­ponya'da kabine değişmesini ve işba­şına henüz temayülleri iyice bilinmiyen bir hükümetin gelişini bu diplo­matik taarruz için en iyi fırsat saymak tadır.

Şu En Lai'nin bu beyanatı öğrenilir­ken, diğer taraftan muhtelif başkent-lerdeki Japon elçilikleri nezdinde de­mir perde gerisi memleketlerin müna­sebetleri islâh için teşebbüse geçtikle­rine dair haberlerin gelmesi de bu fik­ri teyid edivûi1.

Çin danışma konseyi millî komitesine verilen ve bütün dünyaya ilân olunan dış siyaset raporunun bu suretle, hemer. yegâne hedefi meydar- çıkmakta­dır.

I Aralık 1954

— Washington :

Dışişleri Vekili Foster Dulles basın top lantısında şu "beyanatta bulunmuştur;

-Birleşik Amr:ka ile Milliyetçi Çin, karşılıklı bir güven antlaşması im­zalamak için gerekli müzakereleri ta­mamlamışlardır antlaşma, Formo-za ile Peskador Edalarının, Komünist Çin ile bir pazarbâa mevzu teşkil ede-rrıyeceğini açıkça belirtmektedir. Formoza'nm bir taarruza maruz kalma­sı halinde. Kore savaşlarında takibedi-1-en politikanın aksine. Amerikan mu­kabelesinin Çin topraklarına teşmili kuvvetle muhtemel olacaktır. Bununla beraber bu mukabele muhakkak suret­te bir stom muharebesi mahiyetini alacak değildir.

Duûes, bunu müteakip Chicago'da söy­lediği son nutku hatırlatarak, bir teca­vüz hali için derpiş olunan mukabele bilmisilin, topyekûn bir harp mahiye­tini almaksızın, mütecavize kazançtan ziyade kayıplara uğrayacağını anlata­cak kadar sert olması gerektiği kana­atinde olduğunu söylemiştir. Dulles, Çin Amerikan güvenlik paktının iki veya üç güne kadar imzalanmasının mümkün olduğunu ilâve etmiştir. Bu anlaşma şimdilik Kemoy ve Pei Chen gibi kıyı adalarına şami olmıyacaktır.

Dulles, diğer taraftan, Çin'de mahkûm 13 Amerikan hTvaejsmm duru­muna da temas ederek söyle demiştir: Mahkûm edilen Amerikcn havacıları meselesinin halli için barışçı vasıtalar asim kaldığı takdirde, komünist Çin'in 'îeniz ve karadan ablukaya alınması .imkânı mevcuttur.»

2 Aralık 1954

 

— Washington :

Bugün öğleden sonra (Gmt 21 de) Dışiş leri Vekâletinde Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles ve Milliyetçi Çin Dışişleri Vekili Yen tarafından imzala­nan Amerika - Çin karşılıklı savunma antlaşmasının beşinci maddesinde iki memleket, Batı Pasifik bölgesindeki topraklarına karşı girişilecek silâhlı bir tecavüzün kendi barış ve güvenlikleri­ni tehlikeye düşüreceğini ve müşterek tehlikeye karşı koymak üzere, anaya­salarında derpiş olunduğu veçhile ha­rekete geçeceklerini beyan etmektedir­ler.

Her türiü silâhlı tecavüz ve bunun ne-ticesind.e alınacak her türlü tedbir gü­venlik konseyine bildirilecektir. Gü­venlik konseyi, milletlerarası barış ve güvenliği iade için gerekli tedbirleri aldığı zaman, bu tedbirlere son verile­cektir.

Altıncı maddede, toprak tâbirinden, Milliyetçi Çin için Tai "Wan-Formoza ve Peskador adalarının, Amerika için de Batı Pasifikte Amerikan idaresinde bulunan adaların anlaşılması gerekti­ği belirtilmektedir. 5 inci maddenin hükmü, daha sonra müşterek anlaşmay la tesbit edilecek diğer topraklara da teşmil edilebilecektir.

7 nci madde ile Çin hükümeti. Ameri­kan hükümetine, savunmalarının icap­larına uygun olarak v.e müşterek bir anlaşma çerçevesi dahilinde Formoza ve Peskador adalarında Amerikan ka­ra, hava ve deniz kuvvetlerini üslen­dirmek hakkını bahşetmektedir. Bu antlaşma  gayri  muayyen bir müddet

yürürlükte bulunacak ve her iki taraf bir yıllık ihbar müddetini müteakip buna" son verebilecektir.

5 Aralık 1354

 

—  Hongkong :

Komünist Cinde iki sene esaret çektik­ten sonra bugün tahliye edilen Kana­da hava kuvvetlerine mensup Maçkenzie adında bir pilot, Çinin geçen ay ca­susluktan hapse mahkûm ettiği 11 Amerikan esirden mâda, Korede aldığı birçok Amerikalı esir vardır, demiş­tir.

Kore harbinde uçağı düşürülerek eisr .edilen Mackenzi-e, sözlerine şöyle de­vam  etmiştir :

Esir kampında Çinlilerin hapse mah­kûm ettikleri ile değil de başka Ame­rikalılarla beraber bulundum.

26 Aralık 1954

—  Paris :

Yeni Çin radyosu tarafından yayınla­nan bir raporda Çin Halk Cumhuriye­ti Başvekili Şu En Lai, danışma kon­seyi millî komitesine hitaben, «Çin'in, Formoza'nm kurtarılması için giriştiği gayretlerden asla vazgeemiyieceğini, Formoza'nm bir Çin toprağı olduğunu ve hiç bir harp tehdidinin Çin'i millî hükümranlığı ve arazisi uğrundaki mü­cadeleden alıkoyamıyacağını» söyle­miştir.

Bundan başka Şu En Lai, Birleşik Ame rika'dar, Formoza, Penşu adaları ve Formoza boğazmdaki kuvvetlerini çek­mesini istemekte ve «Çin toprak bü­tünlüğü ve hükümranlık haklarının çiğnenmesine bir son verilmesini» is­temektedir. Çin Başvekili ayrıca For­moza ile Birleşik Amerika arasındaki karşılıklı güvenlik paktını da protesto ederek Formoza için herhangi bir ta­rafsızlaştırma veya vesayet plânını reddetmektedir.

—  Paris :

Çin Halk Cumhuriyeti danışma konse­yi millî komitesine  21 aralık tarihinde verdiği bir raporda Komünist Çin. Başvekili Şu En Lai başlıca şu husus­lar üzerinde durmuştur:

Çin hiç bir tecavüzü hoş görmiyecek ve buna daima muhalefet edecektir. Barışı seven diğer bütün milletlerle be raber milletlerarası gerginliğin azalma sı yolunda r-ılişacaktir. Birleşik Ame­rika, Orta Doğuda bir takım «tecavüz blokları» kurmak ' SovyetJsr Birliği, Çin ve diğer halkçı demokrasileri ku­şatmaya ve dünyayı ikiye bölmeye ça­lışmaktadır. Kore'de ise bir «Singmart Ri ordusu» kurarak ve Birleşmiş Mil­letler üzerine baskıda bulunarak Kore meselesinin barış yoluyla halline en­gel olmaktadır.

Molotof'un Japonya'ya yaotığı son tek­lifler uzak doğuda barış dâvası yolun­da büyük bir ilerlemedir ye milletler arası gerginliğin azalmasına yarıya-caktır.

Formoza meselesi rapor d/ı en fazla yer tutmaktadır: Birleşik Amerika, Formo­za adası ve boğazından ve civarındaki diğer adalardan kuvvetlerini çekmeli ve Çin'in toprak bütünlüğü ile millî hükümranlığını ihlâl etmemelidir. Ma­reşal Çankay Şek hükümeti ile Birle­şik Amerika arasında imzalanan kar­şılıklı güvenlik paktı Çinin günvenli-ğini tehlikeye sokmaktadır. Formoza hakkında herhangi bir tarafsızlaştırma veya vesayet plânı tamam iyle yersiz ve manasız bir fikirdir. Çin böyle bir görüşü hiçbir zaman kabul etmiyecek-tir.

Komünist Çin Manilla paktına şiddet­le muarızdır. Fakat, Çin, Hindistan ye Birmanya'nın öne sürdüğü ve Asya memleketleri arasında barış içinde be­raber yaşama esasına dayanan 5 pren­sibin tatbiki lehindedir.

Avrupa'da, Sovyetler Birliğinin kollek tif bir güvenlik sistemi kurulması için; sarf ettiği gayretlerin önemi büyük­tür. Çin hükümeti, Moskova konferan­sı sonunda yayınlanan beyannameyi tamamiyle tasvip eder v.e Paris anlaş­maları aleyhinde olduğunu bildirir.

Çin - İngiliz münasebetlerinin «Birle­şik Amerika siyasetini takip eden İn-

giltere'nin hatası yüzünden son zaman- larda   biraz   gölgelenmiş     olmasından Çîn hükümeti teessür  duymuştur Rapor Çin halkım barış yolunda mü- cadeleye  davet ederek  sona ermektedir.

Pekin'i ziyaret

Yazan : M. Topalak

30/XII/954 tarihli (Zafer) den:

Komünist Çin'de casusluk suçuyle yar­gılanıp hapis cezalarına çarptırıldıkla­rı bildirilen Amerikalı havacılar hak­kında Çin idarecileriyle görüşmek üze­re Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammerskjold'un Çin'e yapacağı seya­hatin tarih ve programı tesbit edilmiş­tir.

Genel Sekreter, 30 aralıkta Amerika "hükümetinin, emrine tahsis ettiği bir uçakla Londra'ya gelecek, oradan Ye­ni - Delhi'ye ve nihayet komünist Çin'e gidecektir.

Kore'de esirlerin ifadesi ile ilgili an­laşma gereğince iade edilmeleri lâzım gelirken, hür dünyanın sıhhatini kon­trol edemiyeceği bir casusluk iddia ve isnadiyle hapis cezasına çarptırılan bu Amerikalı havacıların durumu bida­yette Amerika'da payet şiddetli bir asa­biyete yol açmıştı. Hattâ Cumhuriyetçi lider Knowland gibi bazı ayan üyeleri, bu yüzden komünist Çin'in denizden ve havadan abluka edilmesi gibi an­cak harp halinde tatbik edilen bazı a-ğır tedbirler ds tavsiye etmiş bulunu­yorlardı.

Fakat başta Eis.enhower olmak üzere Amerikalı idareciler bu gibi zecrî ted­birlere müracaat etmeden evvel, ba­his mevzuu Amerikan vatandaşlarını kurtarmak için bütün sulhsever yolla­ra başvurmak gerektiğini ileri sürmüş­lerdir. Nitekim Amerika hâdiseyi Bir­leşmiş Milletler teşkilâtına aksettirmiş-tir. Teşkilâtta Amerikan tezi, Kore'de çarpışmış olan 16 memleketin sunduğu müşterek takririn kabul edilmesiyle te­zahür etmiş bulunmaktadır. Bu karar­da komünist Çin: Amerikan havacıları meselesinde haksız görülmüştür.

Genel Kurulun bu konuda kabul etti­ği karar suretinde Teşkilât Genel Sek­reteri teşebbüse geçmekle vazifelendi-rilmişti. HammerksjoH, bu hükme müs. terlidendir ki. komünist Çin Başvekili Şu En Lai'ye yazdığı bir mektupta,. Amerikan havacıları meselesi hakkın­da görülmek üzere 26 aralık tarihinden sonra Çin'in tâyin edeceği bir tarihte-Pekin'e'gelmek istediğini bildirmiştir.

Bu arada mesele ile ilgili ve buna mu­vazi olarak üç ayrı teşebbüsün daha belirdiğine şahit olundu. Bir yandan Gen-sl Sekreterin Pekin'e gitmeden ev­vel Londra'ya uğrayarak Sir Anthany Eden ile görüşmesi lüzumu belirtilir­ken, diçer yandan Hindistan Başvekili Nehru da Şu En Lai'y.e bir mektup ya­zarak Hammerksjold'un ziyaret tekli­fine müsbet cevap vermesini iltimas etmiş olduğunu bildirmiş ve o da Ge­nel Sekreterin Yeni - Delhi'ye uğra­masını telkin etmiştir.

Buna muvazi olarak Birmanya Başve­kili Nu da komünist Çin ile Amerika'" nın arasını bulacak bir formül araştır­makta olduğunu bildirmekte idi.

Bu suretle Birleşmiş Milletlerin teşeb­büsü, bir yandan komünist Çin'i tanı­mak ve Amerika'nın da aynı yola gir­mesi için ısrar etmekte bulunan İngil­tere'nin, diğer yandan komünist Çin'le-iyi münasebetler idame eden iki Ko-lombo devletinin hususî bir alâka ve. itinasına mazhar olmak ve bu suretle, hâdisede başlıca alâkalıların sert gö­rünen tavırlarına rağmen, iyi neticele­ri düşündüren bir hava esmiye başla-. mıştır.

Şu En Lai'nin Birleşmiş Milletler Ge­nel Sekreterine verdiği cevapta Gene! Kurul kararı reddedilmiş, bununla be­raber Genel Sekreter'in Pekin'e git­mek hususundaki arzusu kabul olun­muştur.

Şimdi Genel Sekreter, evvelâ Eden. sonra da Nehru ile yapacağı görüşme-

müteakip Çin idarecileriyle müza­kereye girmek üzere Pekin'e harekete hazırlanmaktadır.Bu arada, komünist Çin ile Amerika arasındaki münasebetlerde herhangi bir gevşeme kaydedilmiş değildir. Ak­sine olarak, bir yandan Amerika'nın Formoza ile akdettiği güvenlik paktı, diğer yandan Şu En Lai'nin Çin istişa­re meclisi millî konseyine verdiği ra­porda Formoza'ya dair kullandığı sert iade ve nihayet Sovyet Rusya'yı taki­ben komünist Çin'de şimdi Japon­ya'ya açıktan açığa avans vermesi a-sabiyeti biraz daha arttırmış gibidir.Bununla beraber, hâlen Endonezya'da Koiombo  devletleri  konferansına iştirak etmekte olan Nehru'nun biraz da bütün bu devletler adına istimal etme­si melhuz bulunan nüfuzun, dâvayı ay­dınlatması, herhalde bir çıkmazdan kurtarması mümkündür.

Komünist Çin'in bu meseleyi Birleş­miş Milletlere girmek veya teşkilâta biraz daha yaklaşmak için bir fırsat ittihaz etmiye çalıştığı anlaşılıyor. Teşkilât Genel Sekreterinin bizzat Pekin'e kadar ihtiyarı zahmet etmesi ise Çin'in bu yoldaki ümitlerini kuvvetlen direcek bir teşebbüsütür. Bu teşebbüs, en azdan,, bütün gürültü ve asabiyete rağmen komünist Çin'in teşkilâta ka­bul edilme şanslarının hangi dereceler de olduğunu gösterebilir.

3 Aralık 1954

— Paris :

Bu sabahki Figaro gazetesi, Kahire Ö-zel muhabirinin Mısır Başvekili Cemal Abdülnasir ile yaptığı bir mülakatı neş­retmektedir.

Suikast komplosu hakkındaki soruya Âbdülnasır şu cevabı v-armiştir :

"Bana karşı girişilen suikast teşebbü­sünden general Necibin mesul olduğu kanaatindeyim, zira kendisi dâvalarını ve unsurlarını iyi bildiği sorumsuz kim seleri buna teşvik etmiştir. Daha ihti­lâlden 5 ay sonra halkın sevgisine gü­venen Necip, bizden uzaklaşmaya baş­lamıştı. Kendisi ihtilâlin kahramanıy­dı ve sadece buna inanmakla kalmı­yordu. Biz kendisini makul yola getir­meye çalıştık. Fakat bu gayret boşuna oldu. Bütün partilerin, vafdcı, komü­nist ve Müslüman Kardeşlerin destek­lemesine dayanmayı tecrübe ederek kendi sahasını genişletmeye çalışıyor­du.»

Figaro'nun muhabiri bundan sonra Başvekil Abdülnasıra «Arap Sesi» rad yosunun Kuzey Afrika'daki Fransız hareket tarzına şiddetle hücum eden yayımları bahsine temas etmiştir: Mı­sır Başvekili bu hususta şunları belirt­mektedir:

Yanlış haberlerle birlikte öldürmeye teşvik edici her türlü yayımların da durdurulması gerekir. Fakat, bize gü­venenler için yaptığımız bu radyo ya­yımlarını durduramayız. Bu insanların meseleleri halen incelenmekte ve mü­nakaşa edilmektedir. Yabancı bir mevcudiyet, her ne olursa olsun, daima bir" milletin vakarına aykırıdır. Siz Ceza-yirin Fransız olduğunu söylüyorsunuz. Cezayirliler ise aynı şeyi söylemiyor, aranızda bir prensip mücadelesi var: Milletlerin kendi- kendilerini idare pren. sibi ile hususî menfaatler prensibi.

4 Aralık 1951

—  Kahir-s :

İki askerî nolis eri arasında birer birer' halk mahkemesi huzuruna getirilen 19 Müslüman Kardeşler üyesi aralarından yedisini idam sehpasına, bir kısmını da müebbet hapse- gönderen kararları görünürde' hevecansız bir şekilde din­lenmiştir. Kararların tefhimi bir saat­ten fazla sürmüştür. Sanıkların ekse­risinde verilecek kararı bekliyormuş gibi bir hal vardi Başvekil üzere kizel ateş etmiş olan Abdüllatif hükmü hafif bir tebes­sümle dinlemiştir.

Vaktiyle yargıçlık etmiş ve bu sıfatla. idam kararları vermiş olan Müslüman Kardeşler Birlimi başkanı Hasan El' Hudeybî ise kendi idam kararını, cid­dî ye müteessir bir tavırla dinlemiş­tir.

Sanıklardan yalnız biri bitkin bir hal­de y-s dualar okuyarak hâkimlerin hu­zuruna çıkmıştır. Mamafih Abdürrah-man El Banna adındaki bu şahıs berat kararı almıştır.

—  Kahire :

Halk mahkemesince idama mahkûm.

edilmiş olan Müslüman Kardeşler Bir­liği lideri Hasan El Hudeybi'nin ölüm cezası müsbbed hapse tahvil edilmiş­tir.

İhtilâl konseyi, Hasan El Hudeybi'nin cezasından, gayri ölüm kararlarının hepsini tasdik etmiştir.

6 Aralık 1954

— Kahire :

Müslüman Kardeşler teşkilâtının lâğ­vedilmesi kararından sonra Mısır poli­si memleketin her tarafında faaliyete geçmiş bulunuyor.

Bu cümleden olarak, Süveyş belgesi teşkilâtından 30 kişi halk mahkemesi önüne çıkarılmak üzere Kahire'ye ge­tirilmiştir.

Kahire'nin kuzeyinde bulunan Tantah bölgesinden de 56 kişi getirilmiştir.

Bugün birinci halk mahkemesi Kahire bölgesinden 4 kişiyi, 2 ncisi de batı Eyaletinden 13 kişiyi muhakeme 'ede­cektir.

Kesmen bildirildiğine göre, mahkeme­ler bu dâva için şahit dinlemiyecekler­dir. Sanıkların tahkikat sırasındaki ifa deleri kâfi görülmektedir.

10 Aralık 1954

— Kahire :

Arap birliğinin dün öğleden sonraki toplantısında konuşan Mısır Başvekili Cemal Abdülnasır, bütün Arap mem­leketlerinin Arap birliği teşkilâtına karşı Öne sürülecek ciddi tenkitleri ol­duğunu hatırlatarak  şöyle demiştir:

Gelecek ekim ayında Dışişleri Vekil­leri kademesinde yapılacak toplantı Arap memleketleri için müşterek bir siyaset takibi yolunda karar verme im­kânları sağhyacak son bir fırsat ola­caktır.

Mısır Başvekili, Arap memleketleri arasmdaki ihtilâflar halledilmedikçe ve -müşterek bir Arap  dış siyaseti tesbit edilmedikçe mamleketinin genel bir Arap birliği toplanmasına katilmıyacağım da ilâve etmiştir.

Dünkü toplantıları sırasında Arap bir­liği üyesi memleketlerin Dışişleri Ve­killeri şu üç meseleyi kararlaştırmış­lardır :

1— Dış siyasetlerinin birleştirilmesi,

2— Arap  birliği anayasasının  takvi­yesi,

3— Araplar arası paktı takviye çare­lerinin araştırılması.

12 Aralık 1951

— Paris :

Arap birliği iktisadî konferansının bu­gün Kahire'de çalışmalarına başlaması, dolayısiyle, Kahire radyosunda bir ko­nuşma yapmış olan Lübnan heyeti baş­kanı Lübnan İktisat Vekili Raşid Ka­ram, «Bugün Kahire'de toplanan Arap birliği iktisadî konferansı çok büyük bir önem taşımaktadır ve çalışmaların müsbet bir şekilde neticelenmesiyle birliğe dahil memleketler arasında tam. bir tesanüt meydana gelecektir.» de­miştir.

Bundan sonra, Lübnan İktisat Nazırı konferansta şu meselelerin görüşülece­ğini bildirmiştir:

1.—Arap devletleri arasında bir de­niz ticaret şirketi kurulması,

2.—Müşterek bir sivil 'havacılık şir­ketinin tesisi,

3.— Lût denizindeki tuzlaları işletmeküzere bir Arap şirketinin meydana getirilmesi.

4.— Arap devletleri müşterek müda­faa masraflarını karşılamak üzere bir fon tesisi,

5.— Arap devletleri arasında gümrük tahdidinin kaldırılması.

22 Aralık 1954

— Kahire :

Mısır   kabinesi, müstakbel  hükümet şeklini tayin, iç ve dış siyasetin esas­larını tesbit etmek üzere dün geceden itibaren çalışmalarına başlamıştır.

Başvekil Cemal Abdülnasir, Mısır'da demokratik rejimin 1956 ocağına ka­dar teessüs -edeceğini söylemiş ve de­miştir ki :

«Muhtelif memleketlerde tatbik edil­mekte olan anayasa sistemleri tetkik edilmektedir. Bunlar içinde Mısır'a en uygun olanı kabul edilecektir.

25 Aralık 1954

— Kahire :

Mısır Hariciye Vekili Mahmud Fevzi, dün, gazeteciler heyetimizi kabul etti­ği sırada iki memleket arasında çeşitli sahalarda mübadele fikrine taraftar ol­duğunu belirterek demiştir ki:

Mevcut çeşitli imkânları araştırmalı ve iktisadî, kültürel ve siyasî sahalarda mübadele ile işe başlamalıyız.

Müteakiben söz alan general Cebesoy, şunları söylemiştir:

Temennimiz iki memleketimiz arasın­da dostluktur ve Mısırı müstakil gör­mektir. Mevcut kardeşlik bağları tak­viye edilmelidir.

Buna karşılık Hariciye Vekili Mahmud Fevzi, bu rabıtaların başkaları tara­fından sun3î surette gölgelendirilmesi-ne veya taraflardan birinin ihmal ve dikkatsizliği yüzünden haleldar olma­sına müsaade edilmemesi gerektiğini belirterek demiştir ki:

Mazideki hataları tekrarlamamalıyız. Gayretlerimizi arttırarak iktisadî mü­nasebetlerimizi islâh etmeliyiz. Müba­delemiz ayrılık sebeplerini ortadan kaldırmalı ve yalnız nezaket sahasına mahsur kalmamalıdır. Bunun için Tür­kiye ile Mısır arasında plânlar tesbit etmek,   meseleleri  halletmek,   marazın kökünü araştırarak tedavisine teves­sül etmek lâzımdır. İs adamları arasın­daki temaslar iki senedenberi iyi neti­celer vermiştir.Kültür mübadele vasıtası olarak rad­yo bahsine temas edilmesi üzerine Mahmud Fevzi, basın ve radyonun gür­lük haberleri vermekle iktifa etmeme­si, fakat aynı zamanda Arap dünyası­nı ilgilendiren temel unsurlara temas ederek bütün sahalarda karşılıklı ta­nınmayı sağlaması gerektiğini söyle­miş, diğer taraftan her iki memlekette mütekabüen turist ziyaretleri, üniver­site temasları tertiplenmesine taraftar olduğunu, bu suretle. Türklerin Mısır da, Mısırlıların da Türkyie'de kendile­rini, memleketlerinde hissedebilecek­lerini ilâve etmiştir.

Vekile göre, sinema, tiyatro, sergi, es­ki eserler ve san'at sahalarında müba­dele bu gayeye götürecek vollardır.

28 Aralık 1954

— Paris :

Mısır Millî İstikamet Vekili Binbaşı Salâh Salim. Kahire'yi ziyaret etmek­te olan Suriyeli gazeteciler cemiyetinds verdiği ve Kahire radyosu tarafından yayınlanan beyanatında şunları söyle­miştir:

Mısır, 1 milyon dolar tutarında askerî yardım yapılması hakkındaki Ameri­kan teklifini reddetmiştir. Bu teklifi daha yapıldığı gün reddettik. Zira mü­dafaamız için sadece kendimize güven­mek arzusundayız. Gerçi Mısır bun­dan evvel Aemrika'dan iktisadî yar­dım kabul etmiştir. Fakat bu, hiçbir si­yasî veya askerî şartı ihtiva etmemek­teydi.

Salâh Salim 1955 de Mısır'ın silâh ve patlayıcı madde imalinin, bütün Arap memleketlerine yetecek derecede ola­cağına işaret etmiştir.

15 Aralık

— Yeni Delhi :

Statesman gazetesinin bildirdiğine gö­re, Hindistan Başvekili ve Hariciye Vekili M. Nehru M. Şu En Lai'ya bir mesaj göndererek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjold' un kendisiyle şahsen görüşmek için yaptığı müracaatı kabul etmesini iste­miştir.

Bu sabah bu haberi veren tek gazete olan Statesman'nınl siyapî muharriri, Hindistan Başvekili tarafından yapı­lan bu teşebbüsün ne Çin'de hapsedi­len Amerikan havacıları lehinde bir te­şebbüsü, ne de Yeni Delhi hükümeti­nin Birleşmiş Milletlerde taayyün eden hareket hattında bir değişikliği ifade etmediğini yazmaktadır.

22 Aralık 1954

Yeni Delhi :

Başvekil Nehru, bu sabah parlamento­da bir mebusun sorduğu suale cevap vererek, ocak ayı sonunda Londra'da yapılacak olan İngiliz milletler camiası memleketleri başvekilleri konferansı esnasında ne Güney Afrika Birliği meselesinin, ne de Pakistan ile olan mü­nasebetlerinin bahis mevzuu edilmi-yeceğini söylemiş ve "Eğer Hindistan hususi meseleleri görüşmek arzusunda ise bunu doğrudan doğruya yapabilir; zira Londra konferansında umumi ma niyetteki meseleler görüşülecektir de­miştir.

Londra'da Pakistan Başvekili Muhammed Ali ile buluşacağını söyleysn. Nehru, bugün en mühim meselenin ba­rışın muhafazası oldu Şunu belirtmiş­tir

23 Aralık 1954

— Yeni Delhi:

Yugoslav Reisicumhuru Mareşal Tito ve Hindistan Başvekili bugün yayın­ladıkları müşterek bir tebliğde Doğu ve Batı bloklarına dahil olmayan mem leketlerin üçüncü bir grup teşkil et­meleri fikrini reddetmişlerdir.

Titonun Hindistanı ziyareti münasebe­tiyle yapılan müşterek görüşmelerde, her iki devlet adamı, dünyayı atom harbi tehlikesinden kurtarmak ve sulh temin etmek için, müsbst, faal ve ya­pıcı bir siyaset takib edilmesi karar-' laştirmışlardır.

7 Aralık 1954

— Cezayir :

Polis dün gece Cezayir'in şarkında Tizouzu'dan Makta'ya giden yolda iki otobüsle bir otomobili çevirdiklerin­den şüphelenilen beş kişiyi bugün tev­kif etmiştir. Meçhul şahıslar otobüs­lerden biriyle otomobili bir hendeğe yuvarlamış, diğer bir otobüsün de mo­toru ile pencerelerini kırıp parçalamış­lardır. Mukavemetçiler, otomobilde bulunan 25 yaşlarındaki bir genci alıp götürmüşlerdir. Mukavemetçilerin gen cin babasını yakalamak istedikleri, bu­lamayınca delikanlıyı alıp gittikleri sa­nılmaktadır.

19 Aralık 1954

— Cezayir :

Fransız asayiş kuvvetleri dün Cezayir Tunus hududu yakınında Ouenza ma­den bölgesinde 12 bin nüfusluk Bayad kasabasında bir araştırma yapmışlar­dır.

Bir çok mukavemetçinin saklanmak v& yiyecek tedarik etmek üzere iltica et­tikleri bu kasabayı baştan başa araştı­ran polis., iandarma ve ordu birlik! ""' 600 şüpheli şahıs yakalamışlardır. Bu­nunla berab-s-r ele geçirilen silâhlar zannedildiği kadar fazla olmamıştır.

Aures'de devriye faaliyeti devam et­miştir. Mukavemetçiler tarafından alı-' nıp götürülen ve sonradan Öldürüldük­leri anlaşılan iki yerlinin cesetleri bu­lunmuştur.

Nikira kasabasında bir rençpsr muka­vemetçiler tarafından tabancı kursu-nivle öldürülmüştür. Bundan maada Cezayir eyaleti dahi­linde faaliyette bulunan bir çok muka­vemetçiler tarafından yangınlar çıka­rıldığı da bildirilmektedir.

23 Aralık 1954

— Cezayir :

Dün gece Kuzey Cezayir'deki Dellys havalisinde emniyet kuvvetleri ile mu­kavemetçiler arasında vukubulan çar­pışmada, İki Fransız askeri ölmüş, bir asker de ağır surette yaralanmıştır.

Mukavemetçilerden de 5 kişi öldürül­müştür. Polis,, dun Kuzey Cezayir ve Constantine'de. Cezayir valisinin iki yardımcısı da dahil olmak üzere 142 kişiyi tevkif etmiştir. Milliyetçi hare­ketin reisi Tekli Muhammed de tevkif ■sdilenler -arasındadır.

Kazablanka'da baş gösteren yeni ayak lanmalar neticesinde bomba ve maki­neli tüfek ateşi ile 3 kişi ölmüş, 10 ki­şi de yaralanmıştır.

Şehrin merkezinde infilâk eden bir bomba, 30 yaşındaki bir kadın hasta­bakıcının ölümüne sebep olmuştur.

27 Aralık 1954

— Cezayir :

Polis hükümet aleyhtarı faaliyetlerin­den ötürü yeniden 190 kişiyi tevkif et­miştir. Bir otobüs baskınında alâkası olduğunu itiraf ederek mahkemeye ve­rilen iddir Muhammed adında bir mu­kavemetçi muhakemesi sırasında haki­min tetkik -etmekte olduğu tüfeği ka­parak ateş etmiş, fakat polis tarafın­dan öldürülmüştür.

                                                                     ***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106