14.9.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

EYLÜL 1954

 

2 Eylül 1954

 

— İstanbul:

 

Başvekil Adnan Menderes'in davetli­si olarak memleketimizi ziyaret eden İrak V.eliadi Abdülilâh bugün saat 10,30 da uçakla İstanbul'a muvasalat etmiştir.

Emir Abdülillâh, Yeşilköy hava ala­nında Başvekil Adnan Menderes, Baş­vekil Yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu. Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, İstanbul Vali ve Bele­diye Reis Vekili Prof. Gökay, Merkez Kumandanı, Başvekâlet Kalemi mah­sus Müdürü Muzaffer Ersü. Irak'ın Ankara Büyük Elçisi ve Elçilik erkâ­nı, Irak'ın muhtelif memleketlerdeki büyük elçileri, Prens Naif. Irak'ın es­ki başvekili Erset Pasa El Ömerî, Emir Abdülillâh'm şahsî dostları ve basın mensupları tarafından karşılan­mıştır.

"Irak Veliahdİ tayyareden indiklerin­de Başvekilimiz kendilerine «Hoş geldiniz» demiştir. Emir Abdülilâh 'bundandokuz sene evvel bir defa daha memleketimizi ziyaret etmiş ol­duklarını, fakat o zarran kalamadık­larım ifade etmişler, Başvekilimiz de memleketimizin dost Irak Veliahdını misafir etmekle bahtiyar olduğunu be-litmişler ve bu defa «daha fazla kalır­sınız inşallah» temennisinde bulun­muşlardır.

İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay da, İstanbul şehri adına Emir Abdülillâh'a «hoş geldiniz» de­miştir.

Baştanbaşa Türk ve Irak bayraklariyle donatılmış bulunan Yeşilköy hava meydanında bir polis müfrezesi kıy­metli misafirrimize selâm resmini ifa etmiştir.

Veliahta tayyareden inince buketler takdim olunmuştur. Bundan sonra, E-mir Abdülülah, Başvekil Adnan Men­deres Başvekil Yardımcısı ve Dev­let Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü ve İstan­bul Valisi Prof. Gökay ile diğer karşı­layıcılar otomobillere binerek hep birlikte Doîmabahçe'ye gelmişler ve buradan Acar motoriyle misafirimi­zin ikametgâhına tahsis olunan Küçüksu kasrınagitmişlerdir.

 

4 Eylül 1954

 

— Ankara:

Toprak Mahsulleri Ofisinden aldığımız malûmata göre, 1 haziran 1954 tari­hinden 31 ağustos 1954 tarihine kadar müstahsilden 325.567 ton buğday, 4.982 ton çavdar, 10.000 ton mısır, 17.367 ton arpa ve 5.290 ton yulaf sa­tın alınmıştır.

Alım yılı başından itibarea Almanya-ya 93.000 ton, Avusturya'ya 11.000 ton, İtalya'ya 1-090 ton, Romanya'ya 65.000 ton, Yunanistana 10.000 ton buğday, ayrıca İtalya'ya 15.000 ton çavdarla, Almanya'ya 20.000 ton arpa olmak üzere cem'an 215.090 ton hubu­bat satışı yapılmış ve bunlardan Al-manyaya 11.013 ton, Avusturya'ya 11.000 ton, İtalya'ya 1.090 ton, Ro­manya'ya 54.450 ton buğday olmak üzere cem'an 77.553 ton hububat tes­lim edilmiştir.

Yeni kampanya yılında harice satılan 105.961 kilo afyondan 77.621 kilosu teslimedilmiştir.

—İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes, saat 19,30 da Dolmabahçe sarayında, bugün meni leketimize gelen İngiltere Müdafaa Müsteşarı Nigell Birch ile İngiltere Büyükelçisi James Bowker'i kabul et­mişlerdir.

Başvekil Yardımcısı Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu ve Hariciye Vekili Prof. Köprülü, bu kabulde hazır bu­lunmuşlardır.

—İstanbul:

Türkiye .Kızılay Cemiyetinin Pakis­tan'a yaptığı iki uçak dolusu malzeme yarmımmdan sonra, sel felâketine ma­ruz kalmış olan komşumuz İran'a da çadır .gönderilecektir. Ayrıca Hindis­tanlı felâketzedelere de 20 bin lira değerinde çeşitli ilâç gönderilecektir.

—Sivas:

BugünşehrimizdetarihîSivas Bu münasebetlehazırlanan progran gereğince askerî bando ve kıtamn iş­tirakiyle yapılan merasimi müteakip günün ehemmiyetini belirten hitabe­lerde bulunulmuştur. Bundan sonra halkın ziyaretine açılan kongre salonu gezilmiştir.

— İstanbul:

Keystone manevralarının III. ordu. bölgesinde cereyan eden safhalarını takip edecek olan, Yugoslav askerî heyeti, bugün saat 10.00 da askerî bir uçakla, Yeşilköy hava alanından Er' zuruma müteveccihen hareket etmiştir.

— Dikili:

Bugün Dikili sahillerine yapılmış olan ve Kaystone tatbikatının ikindi kıs­mını teşkil eden çıkarma harekâtını takip eden Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, tat­bikat sonunda, Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuştur:

Bugün, gördüğünüz gibi, bu harekât, Nato kuvvetleri arasında ve bu kuv­vetler içinde kara, deniz ve hava bir­likleri arasındaki işbirliğini gösteren bir tatbikattır. Bunun ne -kadar mü­kemmel cereyan ettiğini siz de gör­dünüz. Çıkarma sırasında, kara bir­liklerimizin, dost ve müttefikimiz. Amerikan donanma ve piyadesinin harekât tarzları mükemmeldi. Bilhas­sa hava kuvvetlerimizin vaktinde bu muharebelere müdahale etmeleri, her türlütakdirin üstündedir.

Amerikan donanmasını kendi kara sularımızda ve piyadesini de topraklarımızda görmekten çok memnun ol­dum. Harekât devam etmektedir. Ya­rın da devam edecek ve 6 eylülde ni­hayete erecektir.

Şimdiden görülüyor ki, bütün hare­kât sonuna kadar tam bir Latizaam içinde devam edecektir.

Eylül 1954

 

—İstanbul:

'Son günlerde Yabancı Sermayeyi Teş­rik Kanununa istinaden, memleketi­mizde muhtelif fabrika ve tesis kur­mak üzere yapılan müracaatlar artmistir.

Öğrendiğimize göre, son olarak mem­lekete kabul edilen ecnebi sermaye gruplarının sayısı yirmi biri bulmuştur. Ecnebi sermaye tutarı ise 21 mil­yon 570.000 türk lirasına baliğ olmuş­tur.

—Gaziantep:

Geniş bir arkeolojik bölgenin merke­zinde bulunan Gaziantep'te, bugüne kadar bir müze deposu olarak kullanılan Nuri Mehmet Paşa tarihî âbide­sinin, Maarif Vekâletince yaptırılmak­ta olan tamiri tamamlanmış ve ye­niden tanzim edilmiş bulunan müze. 30 ağustos 1954 tarihinde umumun "hizmetine açılmıştır.

—İpsala:

Bugün İpsala'da Meriç köprüsünün temel atma merasimi münasebetiyle görüşme yapan Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu ve Yunan Nafia Vekili Karamanlis, Meriç nehrinin ıslahı hak -kında mutabakata varmışlar ve şu müşterektebliği neşretmişlerdir:

Türkiye ve Yunanistan Nafia Vekille­ri, her iki hükümetin müştereken Me­riç nehri ıslah ameliyelerinin tatbiki hususunda mutabık kalmışlardır.

Bu hususun teferruatı yakın zamanda iki Vekilin müştereken yapacakları bir toplantı sırasında karara bağlana­caktır.

—Balıkesir:

Balıkesir'in kurtuluşunun 32 inci yıl­dönümü, bugün Cumhuriyet Alamda yapılan. bir merasimle kutlanmıştır. Merasime İstiklâl Marşı ile başlanmış ve hatipler günün önemini belirten ."konuşmalar yapmışlardır.Yapılan resmi geçidi müteakip, me­rasime son verilmiştir, Gece şehrin muhtelif yerlerinde millî oyunlar oy­nanmış ve fener alayları tertip edil­miştir.

— Ankara:

Millî Müdafaa Vekâleti sundan bildirilmiştir:

Avrupa müttefik kuvvetleri yüksek kumandanı General Alfred Gruenther, İngiliz Millî Müdafaa Vekâletinin tav­siye ettiği, Sir Guy Grontham'ı aralık ayı başında vazifesinden ayrılacak olan, Amiral Lord Mountbatten'in yerine Akdeniz Müttefik Kuvvetleri Başku­mandanlığına tâyin ettiğini bugün teb­liğ tmiştir.

— Ankara:

İstanbul, Sirkeci Yalıköşkü caddesi numara 7 de. Liman hanı altında mu­kim Muhlis Em ek'in Almanya'da Benteler Werke A. G. firması ile müş­tereken memleketimizde iki milyon D. M. sermaye ile tesis edecekleri kay­naklı karyola borulariyle siyah hava­gazı ve su boruları imâl edecek boru fabrikası için ecnebi şerikin vazedece­ği yedi yüz elli bin d. m. tutarındaki aynî sermaye ile, iki yüz ellin bin d. m. kıymetindeki fikri haklar ve hiz­metlerin 6224 sayılı yabancı sermaye­yi teşvik kanunundan faydalandırıl­malarına İcra Vekilleri Heyeı.'nce ka­rar verilmiştir.

7 Eylül 1954

 

— Aydın:

Bugün Ayjdın'ın kurtuluşunun 32 inci yıldönümü münasebetiyle çok parlak bir tören yapılmıştır. Garnizon ku-mandanlığmca tertiplenen asker ve efelerden mürekkep kuvvetler, üç kol­dan şehrin istirdadını temsil etmek üzere, hükümet meydanına doğru yü­rüyüş yaparak, halkın içten gelen te-zahüratiyle karşılanmışlardır. Kıt'a kumandanı tarafından hükümet kona­ğına şanlı bayrağımız, İstiklâl marşı ile çekilmiştir.

Bunu müteakip Atatürk'le aziz şehit­lerimizin ruhlarını taziz için ihtiram vakfesi yapılmıştır.

Daha sonra Belediye Reisi tarafından günün manâ ve ehemmiyetini belirten bir nutuk söylenmiş ve geçit resmi yapılmıştır.

—Erzurum:

Nato'nun Kilittaşı manevraları, doğu­da Üçüncü Ordunun yaptığı karşı ta­arruzun başarıyle neticelenmesi üzeri­ne kat'î ve nihaî bir safnaya girmiş bulunmaktadır.

Orgeneral Fevzi Mengüç'ün kumanda­sındaki üçüncü ordunun yaptığı karşı taarruzla mütecaviz düşman kuvvet­leri geri püskürtülmekle kalmamış, geri çekilen düşman birlikleri, nihaî netice alınıncaya kadar takip edilmeğe başlanmıştır.

Düşmanın yüz geri edilişini müteakip, birliklerin toplanması ve takip plânla­rının tatbiki sırasında cephede nispe­ten bir durgunluk olmuştur. Bu an­larda ana rolü hava kuvvetleri üzerine alarak, üçüncü Türk taktik hava kuv­vetlerine ve altıncı filoya mensup jet uçakları, düşmanın ricat yollarına ve guruplanmağa çalışan düşman bir­liklerine alçaktan taarruzlarda buluna­rak, bunları tamamen dağıtmışlardır.

Doğudaki düşman tehdidinin tamamen bertaraf edilmesi, Yunanistan ve Ba­tı Türkiye'deki mütecaviz düşman ha­rekâtının tanı bir muvaffakiyetsizlikle neticelenmesi üzerine, Nato Güney doğu Avrupa kuvvetleri kumandanı Korgeneral Paul Kendall, bugün Ki-littaş harekâtının bu gece yarısı sona ereceğinibildirmiştir.

Diğer taraftan Üçüncü Ordunun Erzu­rum dolaylarında yaptığı tatbikatı takip etmek üzere Erzurum'a gelen Nato komutan ve generalleriyle aske­rî müşahitler Erzurum'dan ayrılmağa başlamışlardır.

—İzmir:

Şehrimizde tetkiklerde bulunan dost Libyadevleti Ticaret Veziriekselans Mustafa Saraç, Anadolu Ajansı muha­birine, İzmir intibaları hakkında şu beyantta bulunmuştur:

Türkiye hükümetinin nazik davetiy­le İzmir fuarını ziyaret etmeye geldim.-. Bu fırsattan istifade ederek, Ankara. ve İstanbul'da temaslarıma devam, edeceğim. Maksadımız Türkiye'nin ik­tisadî ve ticarî sahalardaki inkişafla­rını tetkik etmek, öğrenmek ve bun­dan istifade edersk, istiklâline yenî. kavuşmuş. olan memleketimizde dost-ve kardeş Türkiye'nin bu sahadaki tecrübelerinden faydalanmaktır.

Bu seyahati daha verimli kılmak için. memleketimin iktisadî ve ticarî haya­tındamühim mevkiişgaleden Ayan ve Mebusan azalarından 5 kişi ile bir­likte geldim.Bu arkadaşlarım içinde-aynızamandaBingazi ve Trablus ti­caret odaları reisliklerinide uhdesin­debulunduranlarvardır.Diğerleri memleketinmümtazticarîşahsiyetle­ridir.

İzmir'de gördüğüm istikbâl ve hüsnü-kabul, beni fevkalâde mütehassis etti .

Gerek tabiî durum, gerek iklimi iti­bariyle gördüğüm diğer şehirlerden fevkalâde güzeldir.

Birçok beynelmilel fuarlar ziyaret et­tim. Bu münasebetle diyebilirim ki:. İzmir fuarı, gördüklerim arasında en mükemmellerinden biridir. Gerek or-gazinasyon, gerek dekorasyon ve tertip-' bakımından muvaffak olmuştur.

İzmir'de sınaî tesislleri de gezmek fır­satını buldum. Zengin Ege bölgesinde ziraî mahsul ve sinaî ham maddeleri kıymetlendirmek hususunda kurulan tesislerin maksada erişmiş bulunduğu­nu müşahede ettim. İzmir fuarı bana, Türkiye'nin kalkınması bakımından, toplu bir fikir vermiştir.

İzmir'den en güzel hâtıralarla ayrılı -yorum. Ayrılmadan evvel de İzmir'in değerli Valisine, Belediye Reisine ve çalışkan İzmir halkına, gösterdikleri"' misafirperverlikten dolayı, şükranları­mı ifade etmek isterim.

— Ankara:

Yabancı sermayeyi teşvik kanunundan faydalanmak maksadiyle, vâki olan müracaatlar devametmektedir.

İlgililerden aldığımız malûmata göre, yabancı sermayeyi teşvik kanunun­dan faydalanmak üzere yapılan mü­racaatlardan bugüne kadar 48 tanesi kabul edilmiş ve bu suretle memleke­timize ceman 45 milyon 270 bin 726 Türk lirasına baliğ olan yabancı ser­mayenin getirilmesine İcra Vekiller: Heyetince karar verilmiştir.

Vâki olan diğer müracaatlar, gerek kanunun 8 inci maddesinde yazılı ko­mitece ve gerek İcra Vekilleri He­yetince tetkikedilmektedir.

— Erzurum:

Keystone tatbikatının Erzurum dolay­larında yapılan son kısmım takip et -mekte olan kara kuvvetleri kumanda­nı Orgeneral Abdülkadir Seven, tatbi -kat hakkında Anadolu Ajansına aşa­ğıdaki beyanatta bulunmuştur:

Üçüncü ordunun Keystone tatbika­tının azamî muvaffakiyetini görmekle zevk duyuyorum. Yeni silâh altına alı­nan ihtiyat .efradının kısa zamanda muvazzaflar kadar bilgili ve mukavim hareketlerinigörmeklemübahiyim.

Sevk ve idarenin yüksek derecesini arkadaşlarım gösterdiler. Bu, bana ay­rıca iftihar vesilesi oldu. Bu topraklala gelmek istiyenlerin def edileceği hakkında mevcut kanaatim, bir kere daha takviye edilmiştir. Ordu kuman­danından itibaren son neferine kadar bütün silâh arkadaşlarımın başarıları­nı şükranla karşılamaktayım.

8 Eylül 1954

 

— İzmir:

Haber aldığımıza göre, İzmir Nato kumandan muavini Yunan Generali Antzou, bugün Vilâyete ve Belediye Reisliğine yazdığı berer mektupla, İz­mir kurtuluş bayramını şöylece tebrik etmiştir:

Bugün ve yarın, kutlamakta olduğu­nuz mühim ve kutsal günü tebrik et­meyi bir borç addederim..

Bu şerefli gün, Yunan ordusuna gale­be çalıp İzmir'i kurtardığınız gündür..

Biz o zaman sizin hasmınız idik, fakat şimdi bir asker sıfatiyle emsalsiz lide­liniz Kemal Atatürk'ün ve Türk mil­letinin başarısına hayranım. Şunu da. arzetmek isterim ki, Türk milleti, bu kalkınışını, aziz Kemal Atatürk'e borçludur. Kemal Atatürk, kahraman­ca yaptığı savaşlarla, bütün Anadolu­lun hâkimi olmuştur. Bunu takiben büyük kahraman Venizelos il-e daimî sulhvjsdostluk paktınıimzalamıştır. Sizin bu büyük başarınızı tebrik et­meseydim, Kemal Atatürk ve Veni-zelos'un neslini inkâr etmiş olacak­tım.

Candan ve samimî tebriklerimin ka­bulünü rica ederim.»

— Manisa:

Manisa'nın düşman istilâsından kur­tuluşunun 32 inci yıldönümü bugün sonsuz bir heyecan ve sevinç içinde kutlanmıştır.

Saat 9.30 da Turgutlu istikametinden şehre giren süvarilerin, hükümet ko -nağma bayrak çekmesiyle merasime başlanmıştır.

Atılan toplarla şehrin düşman istilâ­sından kurtuluşu temsilî olarak ilân edilmiştir.

Hatipler, kurtuluş yıldönümü müna -sebetiyle günün önemini belirten ko­nuşmalaryapmışlardır.

Merasime Atatürk heykeline ve Şe­hitliğe gidilerek çelenk koymak sure­tiyle son verilmiştir.

Gece meydanlarda millî oyunlar oy­nanmış ve fener alayları tertip edil­miştir.

9 Eylül 1954

 

— İzmir:

İzmir'in 32 inci kurtuluş yıldönümü bu sabah yapılan parlak bir törenle kutlanmıştır.

14 Eyîûl 1954

 

—İstanbul:

Birleşmiş milletler gıda ve ziraat teş­kilâtının İstanbul'da açtığı Yakın Şark memleketleri ormancılık politikası se­miner çalışmalarına bugün İstanbul Üniversitesi salonlarında devam edil­miştir.

öğleden evvel yapılan çalışmalarda Hamburg ve İstanbul Üniversitesi Ord. Profesörlerinden Dr. Franz Heske, uzun vadeli ormancılık politikasının esaslarını izah etmiştir.

Profesör, yaptığı konuşmada, orman politikasının araziyi kıymetlendirme politikasının tamamlayıcı bir kısmı ol­duğunu, insan topluluğu ile kültürel ihtiyaçların bu hususu dikte ettiğini belirtmiştir. Daha sonra Akdeniz mem­leketlerinde olduğu kadar. Yakın Şarkta da ormanların, gerek sosyal, gerek iklim şeraitinden ve bilhassa "uzun bir tarih boyunca devamlı ola -rak kullanılmasından dolayı dünyanın diğer memleketlerinden çok daha tah­rip edildiğini misâller vererek anlat­mıştır.

öğleden sonraki toplantıda, Kıbrıs or­man umum müdürü Dr. Chapman, uzun vadeli ormancılık politikası üze­rinde bir konferans vermiştir.

—İstanbul:

Türk - Hindistan .kültür cemiyetinin tertiplediği Hindistan sergisi, bugün saat 18,00 de Beyoğlu Olgunlaşma Ens­titüsü salonunda Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol tarafından açılmıştır.

Sergi 24 eylüle kadar açık kalacaktır.

—İstanbul:

tlnesco teşkilâtı genel müdürü Dr. Lu-ter H. Evars bu akşam saat 21.15 de uçakla İstanbul'a gelmiştir.

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimize gelen gsnel müdür Dr. Evars, burada Unesco Türkiye Millî Komitesi ve Ankara'ya giderek Maarif Vekâleti ileri gelenleri ile temaslarda bulunacaktır.

—İstanbul:

İzmir ve Erzurum civarında cereyan eden Kilittaşı (Keystone) manevraları­nı takip etmek üzere memleketimize gelen, Tuğgeneral Petroviç Dragoliub başkanlığındaki bir albay ve bir yar­baydan müteşekkil Yugoslav askerî he­yeti, dün Erzurumdan avdetle bu ak­şam semplon ekspresiyle Belgrad'a hareket etmiştir.

Yugoslav askerî heyeti, Sirkeci istas­yonunda İstanbul Merkez Kumandanı Tuğgeneral Kâzım Demirkan, Yugos -lav ataşemiliteri binbaşı Nikola Grobisio, 1 inci ordu ikinci şube erkânı ile İstanbul temsil bürosu mensupları tarafından uğurlanmiştır.

15 Eylül 1954

 

—İstanbul:

Birkaç gündenberi şehrimizde bulunan sabık İtalyan Kralı Umberto II, bera­berinde eşi ye çocukları bulunduğu halde, dün sabah gitmiş olduğu Bursa-dan avdetle bugün saat 9 da uçakla Cenevreye hareket etmiştir.

—İstanbul:

Avrupa mülteci meselelerini tetkik birliğinin IV. milletlerarası kongr.esi bugün saat 10.15 de Yıldız'da Şâle köş­künde merasimle açılmıştır.

Bu merasimde, Büyük Millet Meclîsi Reisi Refik Koraltan, Devlet Vekili Osman Kapani, mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih korur. İstanbul Vali ve Belediye Reis vekili Fahreddin Kerim Gökay, kordiplomatik, belediye meclisi azaları, toprak ve iskân umum müdürlüğü temsilcileri, 11 memleket -ten gelen 120 delege ve beş milletler­arası teşekkülü temsilcileriyle basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

— İstanbul:

'Londra'dan Karaşi'ye dönmekte olan Pakistan Kara Kuvvetleri Kumandanı Muhammed Eyüp Han, bu gece uçakla şehrimize gelmiş ve Yeşilköy hava alanında ordu mensupları tarafından karşılanmıştır.

Pakistan Kara Kuvvetleri Kumandanı, Yeşilköy hava alanında kısa bir müd­det kalmış ve şerefine verilen kokteyl­de hazır bulunduktan sonra Karaşi'ye müteveccihen hareket etmiştir.

—Eskişehir:

Başvekil Adnan Menderes ile Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol. Hariciye, Maliye, Nafıa Vekillerinin, mebusla -un, mahallî erkânın, gazetecilerin ve "Eskişehir'de mevcut bütün vasıtalarla Çukurhisar'a akın etmiş olan binlerce ."Eskişehirlinin huzurunda, bugün saat 12 de, Eskişehir çimento fabrikasının temeli atılmıştır.

Başvekilimiz, hava alanından itibaren Eskişehir'e kadar yüzlerce otomobille takib edilmiş, Eskişehir'de caddeler bo­yunca iki dizili vatandaş toplulukları iarafmdan hararetli sevgi tezahürleciyle selâmlanın ıştır.

Başvekilimizin Eskişehir'e bu mesut vesile ile gelmesinin şerefine kurulan takların altından geçen ve yol aldıkça her türlü taşıt vasıtasının iltihakiyle "büyüyen kafile, ancak bir saat sonra fabrikanın kurulacağı yere vasıl ola­bilmiştir. Orada da binlerce- kişilik bir kalabalık, hükümet reisimizi karşıla­mış ve alkışlamıştır. Törene İstiklâl marşı ile başlanmış ve ilk sözü Eski­şehir çimento fabrikası şirketi idare meclisinden Eskişehir mebusu Muhtar Başkurt almış, Başvekille vekillere ve vatandaşlara, bu törene şeref vermiş olduklarından dolayı, teşekkür etmiş, teşebbüsün fiile çıkmasında hükümetten görülen alâka ve yardımları şük -Tanla anmış, şirket ve fabrika hakkında izahat vermiştir. Şirket, tamamiyle nususî teşebbüse ait bulunmaktadır. 218 ortaktan terekküp etmekte ve 5 milyon lira sermayesi bulunmaktadır. Makineleri şimdiden ısmarlanmış, montajın: bir Alman şirketi taahhüt etmiş bulunmaktadır. Günde 450-500 ton, senede ortalama 140 ilâ 150 bin ton istihsâl yapacak olan fabrika, 1956 senesi içinde işlemeye açılacaktır.

Daha sonra çimento sanayii umum mü-aürü, memleketimizde çimento sana -yiinin son senelerde kaydettiği geliş­meleri belirten bir konuşma yapmıştır. Müteakiben Başvekil Adnan Menderes hararetli alkışlar arasında söz alarak, bir hitabede bulunmuştur. Başvekil hitabesini, bu yeni medeniyet ve üm­ran eserinin de memlekete ve Eskişe­hirlilere hayırlı olması temennisiyle ?lkıplar arasında bitirmiş ve temele ilk harcı koymuştur. Başvekil Adnan Menderes Çukurhisar'dan Eskişehir'e condüğü zaman da yine caddelerde halkın hararetli tezahürü ile selâm-İpnm ıştır.

Başvekilimiz ve beraberindeki zevat geceyi Eskişehir'de geçirecek ve yarın Konya'ya hareket edecektir.

Bayraklarla bastan ba?a donatılmış olan Eskişehir, bir bayram manzarası arzetmektedir.

19 Eylül 1954

 

— Konya:

Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu, mebuslar ve gazeteciler olduğu halde, bugün saat 11.30 da uçakla Konya'ya gelmiş ve hava alanında çok büyük bir vatandaş topluluğu tarafından hararetle kargılanmıgtır.

Otomobillerle kafile halinde Konya' dan geçilerek doğruca Konya şeker fabrikasının bulunduğu . mahalle gi­dilmiştir.

Başvekilimiz, şehirden geçerken sokakları ve hükümet meydanını doldu­ran, Konyalılar tarafından sevgi teza-Tıürleriyle alkışlanmıştır.

işlemeye açılacak olan Konya şeker fabrikasının esas binasının önündeki büyük meydan, her türlü nakil vasi-talariyle akın etmiş olan Konyalılarla hıncahınç doluydu. Başvekilimizin fab-Tika meydanına gelişi bir alkış tufanı ile karşılanmış ve geçen sene 13 ey -iûlde Reisicumhurumuz ve Başvekili -mizin huzuruyla temeli atılmış plan "büyük Konya şeker fabrikasının ça­lışmaya açılış törenine başlanmıştır. İlk sözü Konya Belediye Keisi İbrahim .Aşcigil almış, Başvekilimize ve diğer misafirlere hoş geldiniz demiş, Konya­lıların hükümete olan şükranlarına tercüman olmuştur. Daha sonra Konya şeker-fabrikası idare meclisi reisi Kon­ya mebusu Himmet Ölçmen bir nutuk söylemiş, şeker fabrikasının ve pancar .ziraatının Konya için önemini belirt -miş ve Demokrat Pati iktidarının memleketin diğer bölgelerinde olduğu gibi, Konya'ya da vermiş olduğu bü­yük ehemmiyetten dolayı halkın şük­ranlarını bildirmiştir.

Bunu müteakip Türkiye Şeker Şirketi "Umum Müdürü Baha T.ekand söz ala­rak, Türkiye şeker sanayii ve Konya şe-ker fabrikası hakkında malûmat ver­miştir:1954 yılının dünya ölçüsünde şeker tekniği bakımından en yeni ve ileri tesisleri bu fabrikada kurulmuş bulun­maktadır. Konya şeker fabrikası gün­de vasaü 1800 ilâ 2000 ton ve senede normal bir kampanyada vasati 200.000 ton kadar pancar işleyecektir. Fabrika­ya pancar veren sahalar, Konya vilâ-

yetinin Akşehir, Ilgın, Kadmhan, Mer­kez, Beyşehir, Seydişehir, Çumra, Ka­raman ve Ereğli bölgelerinden maada İsparta vilâyetinin Şarkikaraağaç, Yal­vaç kazalarını içine almaktadır. 1954 yılında 87.409 dönüm pancar ekimi yapılmıştır. Gelecek yıllar pancar ekim sahası 130.000 dönüme yaklaşacaktır. 1954 yılında.pancar ekili sahalardan 180 ilâ 200 bin ton kadar pancar, fab­rikadaişlenecektir. Gelecek yıllarda bu miktarın 260.000 tona yükselmesi tasarlanmış bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda yapılan etüdler, ku­rak ve verimsiz olduğu iddia edilen Konya topraklarında yalnız 50.000 ton pancar işleme kapasitesinde bir fabri­ka kurulabileceğini derpiş etmekte idi.

Daha ilk yılda pancar ekimine yeni açılan bölgelerden 95.000 ton pancar alınması eski kanaatlarm ne kadar yanlış olduğuna beliğ bir cevap teşkil eder.

Konya şeker fabrikası her yıl vasaü 30.000 ton kadar şeker imâl edecek, Konya vilâyetinden maada civarında -ki bölgeler ihtiyacını müsait şartlarla karşılama durumunda olacaktır.

Şirket sermayesi tanıamiyle hususî olup, çiftçi parasiyle halk parasının iştirakinden meydana gelmiştir. 6 mil­yon lirası çiftçi sermayesinden, 4 mil­yon lirası Konya ve civarı pancar eki­cileri istihsâl kooperatifi, 1 milyon li­rası Akşehir, Ilgın pancar ekicileri is­tihsâl kooperatifi, 1 milyon lirası Es-Kişehir ve civarı pancaı ekicileri istih­sâl kooperatifi sermayesiyle teşekkül etmiştir. Konya halkının Konya sanayi kalkınma şirketiyle Konya fabrikası sermayesine iştiraki 3 milyon liradır. Türkiye şeker fabrikaları anonim şir­keti de 1 milyon lira ile ortak bulun­maktadır.

Bu fabrikadan maada Amasya'nın Su­luca mevkiinde bu kadar azametli bir fabrika ve tesislerinin acuma merasimi iki gün sonra yapılacaktır. Bir ay son­ra da Kütahya şeker fabrikası hazır olacaktır. Bu suretle plânlara tama -miyle uygun tarihlerde üc fabrika 1954 yılında tamamlanmış bulunacaktır. Vaktiyle bir fabrikanın kuruluşu dahi mühim bir hâdise olurken, bugün aynı sene içinde üç fabrika bitirilmiş, bun­lardan maada Susurluk, Burdur, Kay­seri ve Erzurum'da dört şeker fabrika-s'nın inşaatı ilerletilmiştir. Bu yıl açı­lacak üç fabrikadan maada, gelecek yıllarda daha 7 şeker fabrikasının bi­rer birer memleketin iktisadî hayatına yüksek kıymetler olarak gireceğine hepimiz gönül huzuru ile intizar edebiliriz.Türkiye şeker şirketi umum müdürü bu fabrikanın Konya'da kurulmasında yüksek ve kıymetli direktifleriyle irsat eden Reisicumhur Celâl Bayar'a karşı Konya'nın, şeker şirketi teşkilâ­tının ve bütün memleketin minnetleri­ni ve fabrikanın kurulmasında büyük maddî ve manevî destek olan, her türlü imkânları esirgemeyen Başvekil Adnan Menderes'e de şükranlarını arz ederek sözlerini bitirmiştir.

Başvekilin KonyaŞeker şirketi umum müdürünün ko­nuşmasından sonra, halkın muazzam tezahürleri arasında Başvekil Adnan Menderes kürsüye gelmiştir. Başvekil, Türk medeniyetinin en mühim mer -kezlerinden biri olan tarihî Konya'nın bugün de Türkiye'nin belkemiğini teş­kil edecek kadar bir .ehemmiyet arzet-tiğini belirtmiş ve «Konya'yı bu ehem­miyeti ile anlamak ve onun işlerini bu ehemmiyet çapında başarmak, millet iradesiyle iş başına gelen hükü­metlerin ilk vazifelerinden olmak lâ­zım gelir» dedikten ve yapılmakta bu­lunan işleri üç mühim baraj, üç mo­dern tuğla ve kiremit fabrikası, bir et kombinası, bir şeker fabrikası ve bir çimento fabrikası olarak saydıktan sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

-Bunlar Konya'da hangi istikametteçalışıyor olduğumuzu gösteren eserler­dir. Konya'nın az yağmur alan bölge­lerden bulunması sebebiyle, su işlerinede büyük ehemmiyet vermekteyiz.

Konya'nın sanayileşmek suretiyle ile­ri ve medenî bir hayat seviyesine eriş­mesi ve ziraat mahsullerinin kıymet lendirilmesi yolunda gayretler sarfe erken, su bulma gayretlerimize deaynı hızla devamdayız. Konya bölge sinde hâlen iki baraj inşa halindedir.Jki sene evvel inşasına'başlanan Gök­su hidr o-elektrik barajına sarfedilenpara 15 milyonu aşacaktır. Sille barajı 5 küsur milyona mal olacaktır. Yarında, Ayrancı barajının temelini ataca­ğız. Yalnız bunlarla da kalınmayacaktır. Altmapa ve May barajları üzerin­de de hazırlıklar bitmiştir. Onların datemelini atmak üzere yakında hareketegeçeceğiz. Pek yakın bir istikbâldeçok mühim bir ziraat ve sânayi merkez: olacak Konya'yı en kısa yoldandenize bağlayacak Konya - Antalya§üsesinin de derhal inşasına geçilecek­tir.Başvekil Adnan Menderes, aynı zi­raatçı ilerlemenin ve kalkınmanın Konya'da olduğu gibi memleketin her tarafında da kaydedilmekte bulundu­ğuna işaret ettikten sonra, şeker fab­rikası mevzuuna geçmiş ve şöyle de­miştir: Bu şeker fabrikasının bugün işleme­ye başlamasından dolayı sevinç ve he­yecan içindeiniz. Bunda tamamiyle-haklısınız. Yalnız Konya'da bir şeker fabrikası kuruldu diye sevinmiyorsu -nuz, milletçe kalkınmamızın bir eseri­nin daha Konya'da yükselmiş olmasın­dan dolayı sevinç duyuyorsunuz. Bu fabrikanın faydası yalnız Konya'ya, değil, bütün Türk yurdunadır. Bunun bir delilini geçen mayısta memleketin şeker buhranına mahruz kalmış olma­sında görmek mümkündür. Şeker is­tihsâlimiz 1950 dekinin bir misli fazla­sına ulaşmış olmasına rağmen, halkı­mızın gittikçe artan iştira gücü netice­sinde, bu kadar yükselmiş olan istih­sâl ihtiyaca kafi gelmemeye başlamış­tır. Eğer Konya'da ve Adapazarmda ve ayrıca Amasya ve Merzifon gibi diğer vilâyetlerimizde çalışmaya başhyacak olan fabrikalar kurulmamış olsaydı,, milletçe büyük şeker sıkıntısı çekile­cek, şeker karaborsaya düşecek, ihti­yacımız bulunduğu bir samanda elimi­ze geçen dövizleri alacak, makine ye­rine, yiyecek şekere vermek lüzumu hasıl olacaktı.Geçen sene bir şeker fabrikası açıldı. Bu sene üç şeker fabrikası daha kurul­du. Gelecek sene dört şeker fabrikası daha işlemeye başlıyacaktır. Bunu es­ki devirle kıyaslarsak, ileri hamleleri­mizin ne derece süratle inkişaf etmek­te olduğu kolayca meydana çıkar. Es­ki devirde, 25 sene zarfında ancak dört şeker fabrikası kurulabilmişti. Son beş sene içinde, bundan evvelki 25 senedekinin iki mislini, yâni 8 şeker fabrikasını kurmak bize müyesser ola­caktır. Bununla da kalmıyacağız. Öbür seneye 3 şeker fabrikası daha, Türk milletine sıhhat, Türk çiftçisine gelir, Türk işçisine yeni çalışma sahası verecektir.

Şeker sanayiinde bu ilerlemeler kay­dedilirken, çimento sanayiimiz de dur­madan inkişaf etmekte, büyük küçük sulama işleri, muazzam limanlar, ener­ji santralları, sanayim bütün diğer şu­beleri Üzerinde çalışılmakta, vatanın dört köşesinde temeller atılmakta, te­sisler işlemeye açılmaktadır. Bundan 3asa bir müddet evvel alâkalı daire erden, hangi yeni işlere başlıyoruz, hangi tesisler ilemeye açılacaktır diye önümüzdeki iki aya ait bir liste istedim. Bana verdikleri listede yalnız iki :?y içinde sayısı yüzleri aşan iş vardı. İ° yapmaktaki bu sürat, daha da hız­lanacaktır. Devletin ve millî iktisadın yapıcı kudreti her yeni tesiste daha da genişlediği için, bundan sonra gi -rişeceğimiz işlerin hem sayısı hem. de ölçüsü bugünkülerle kıyas edilemiyecek derecede büyük olacaktır.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, bugün işlemeye açılan fabrika­lar ve tesisler üzerinde evvelce konu­şulurken, o zaman bunların şirketleri dahi kurulmuş bulunduğu halde, bun­ların katiyen doğru olmadığını, sade­ce rey avcılığından ibaret bulunduğu­nu söyleyenler olduğunu hatırlatmış ve millî gururumuzu ve sevincimizi yükseltmesi lâzım gelen bu hâdiseleri ;ya idrâk edemiyen, yahut ta idrâk et­tikleri halde halkımıza kötü göstermek istiyenlerin, öyle zannediyorum ki, bugün her temel atma ve her faaliye­te açılma töreninde yürekleri sızlamış olmak lâzım gelir» dedikten sonra sözlerini sürekli alkışlar arasında şöy­le bitirmiştir:

«Bugün yapılmakta olan eserler, bu Mübarek vatan üzerinde, onun geniş­liği ve imkânlarının çokluğu nisbetinde çalışabilmek için yalnız ilk vasıta­larımız, ilk adımlar imizdir. Yalnız bunlardan dahi, istikbâlin Türkiye'ye ne derece geniş bir ikbâl ve saadet "vadetmekte olduğunu görmek müm"kündür. Büyük vatanımızın mesut, hür, müreffeh ve kuvvetti manzarasını, böyle bir vatana doğru atılanilkadımları teşkil eden her temel atma,her faaliyete açılma töreninde biraz

cîaha yakın olarak görmekte ve bun­can millî bir gurur ve heyecan duymaktayız.Başvekil Adnan Menderes'in konuşmasını sürekli alkışlar takibetmiş ve daha sonra Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü söz almıştır.

Konyalıları selâmlamakla hitabesine başlıyan Prof. Fuat Köprülü, bütün memleket sathında ve bu arada Kon­ya'da yapılmakta olan işlerin haddi -zatında ne kadar büyük olursa olsun istikbâle muzaf olarak ancak mütevazı bir başlangıç olduğunu kaydetmiş ve ^sizlerin itimadınız ve muhabbetiniz devam ettikçe hükümetiniz emrinizde gittikçe artan bir hızla çalışmaya de -vam edecek ve bunu kendisine çok şerefli bir vazife bilecektir» dedikten sonra şu suali sormuştur: «Bu memle­ketin iktisadî hayatı uzun zaman çok durgundu. Çok batı adımlarla ilerli­yorduk. Memleketimizin son dört sene zarfında gösterdiği bu süratli ilerleyi­şin ve bu yapıcılık kudretinin sebebi acaba nedir? Memleketimiz daima ay­nı büyük imkânlara, milletimiz aynı büyük vasıflara maliktir. Acaba neden bunların verimlerinden mahrum bıra­kıldık?

Prof. Fuat Köprülü sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

cBunun sebebi çok basittir.Bunu he­piniz bilirsiniz. Bir memlekette ancak millî hâkimiyet kurulduğu, bir mille­tin kendi mukadderatını kendi eline aldığı ve onu inandığı ellere tevdi et­tiği zamandır ki, hayat ve faaliyet baş­lar. Memleketimizde hürriyet rejimi­nin teessüs etmesi ve memleketin mil­let iradesiyle idareye başlanması bu vnesut devrin başlangıcını teşkil eder. Memleketimizin 1950 den 1954 e kadar kaydettiği terakki hamleleri ancak bir başlangıçtan ibaret olmakla bera -ber, ondan evvelki devirlere nazaran, her sahada üç dört misli hızla İlerlen­miş ve çok büyük eserler ortaya kon­muştur. Eğer karşımızda bir takını kötü niyetilerle ve ihtiraslarla hareket edenler bulunmasaydı, güya hürriyeti müdafaa ediyormuş gibi yanlış ve memleket menfaatine aykırı hareket­lerle karşılaşılmasaydı, çok daha bü­yük nisb etlerde işler yapılabilirdi. Mil­let 1954 seçimlerinde iradesini tekrar tecelli ettirdi ve iktidarımız aleyhinde haksız yere insafsızca yapılan propa­gandalara rağmen tekrar Demokrat Partiye itimadım bildirdi. Bu itimatla hükümetiniz şimdiye kadar bu derece büyük başarılar temin etme yolunda daha büyük "bir hızla çalışmaktadır ve bu çalışmalarına devam edecektir.»

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü alkışlar arasında sözlerini şu cümleler­le bitirmiştir:

'Bugün memleketimizin hudutları Türk milletinin sarsılmaz iradesi ve onun en aziz bir parçası ve gözbebeği elan ordumuzun her gün daha ziyade kuvvetlenmesi ve nihayet hükümeti -nizin takibettiffi dost ve müttefikler bulmak ve onlarla beraber insanlık uğrunda beraber yürümek siyaseti sa­yesinde müemmendir. Bugün bu hu­dutlar içinde huzurla çalışabiliyoruz ve milletimizin lâyık olduğu daha mesut ve daha müreffeh bir hayat seviyesine süratle ulaşması için büyük bir şevkle bütün gayretlerimizi sarfediyoruz.»

Prof. Fuat Köprülü'nün bu hitabesini müteakip Başvekil Adnan Menderes, fabrikanın kapısındaki kordelâyı kes­miş ve fabrikayı. "Memlekete ve kon-yalılara hayırlı ve uğurlu olsun» te-menniyisiyle faaliyete açmıştır.

— İzmir:

Reisicumhurumuz, İzmir Vilâyet Konağma muvasalatlarım müteakip, bal­kona çıkmışlar ve hükümet meydanını dolduran binlerce İzmirlinin alkışları ve yaşa, varol nidaları arasında aşağı­daki hitabede bulunmuşlardır:

Sevgili vatandaşlarım,

İzmir'e gelmeyi ne vakit kararlagtırsam, tabiî olarak içimde bir heyecan başlar. Bunun mânasını, siz cok iyi anlarsınız. İzmir'i ve bu güzel tarihî şehrimizin aziz sakinleri olan vatan­daşlarımı özlediğim içindir.Bu heyecanım sizlerle karşı karşıya geldiğim anda eksilir mi, fazlalaşır niı? Bunu tâyin etmekte müşkülâta uğra Fakat aranıza karıştıktan ve siz­lerin bu sıcak ve çok samimî muhab­betinizi gördükten sonra, heyecanım ertar, katmerleşir.Bunun sebebini, bunun köklerini, ma­zide, tarihte aramak lâzımdır. İzmir'de geçen çok mücadeleli hayatım vardır. İzmir,Türkvatanınınbirpırlantasıdır ve Türk vatanı daim oldukça, İz­mir Türk olarak kalacaktır.

İşte bu umdei esasiyeyi tâ küçüklüğümdenberi kandime esas ittihaz etti­ğim ve iman ettiğim içindir ki, İzmir kelimesi, izmirliler lâfzı, beni heye­candan heyecana sürükler.

Bugün de. bu çok samimî muhabbeti­nizin ve tezahürlerinizin karşısında duyduğum haz, bundan başka birşey değildir. Vatandaşlarım burada, arazda bulunmak şerefine'nail olduğum, zamanlarda, sizinle memleket mesele­lerini uzun uzun konuştuğumu hatır­larsınız.Ben, burada siyasî bir nutuk vermek niyetinde değilim. Fakat sizin hâtıra­larınızı yoklamak istiyorum. Sizinle çok ve uzun konuştum, çok şeyler söyledim. Bunlar, birer hakikat halini rlmak yolunda mıdır, değil midir? bunların hepsi hakikat olmuştur ve-hakikat olma yolundadır.Tahakkuk etmektedir, doğrudur sesleri.

Sevgili vatandaşlarım,

Çok yakında ecnebi, fakat dost ve müttefik memleketten vatanıma avdet etmiş bulunuyorum, Yugoslavya'dan dönüyorum. Öyle ümit ediyorum ki, ziyaretimin bütün safahatını siz takip ettiniz. Fakat bunun gazetelere akset-miyen cihetleri de vardır. Orada bana dediler ki, Türk milleti ile mukadder birliği yaptık. Türk milleti de dahil olduğu halde bu mmtaka, yâni ittifak mmtakasmm hudutları içersinde mil -letlerin hürriyet ve istiklâllerini müdafaa edeceğiz, can ve kan beraberliği içindeyiz. Biz Türk milletinin asaleti ne güveniyoruz, inanıyoruz. Onlara,, bizim selâm ve muhabbetlerimizi, iti­matlarımızla beraber söyleyiniz, bunu sizden istiyoruz.

İşte ben, bu anda, bana tevdi edilmiş bir vazifeyi, yâni dost ve müttefik bir milletin selâmlarım sizlere bildirmek­le, millî bir vazife ifa etmiş bulunuyorum.

Bu vesile ile sevgili milletime sunu söylemek isterim:

Türk ve Türk vatanı kuvvetlenmiştir. Bundan evvelki seyahatlerimizde bü­yük vatandaş kitleleri, ellerinde taşı­dıkları dövizlerle bizden Ayrancı ba­rajının yapılmasını istediler. Hattâ derdimizin ilâcı Ayrancı'nm barajı şeklinde- mukaffa cümlelerle bunu asırların derdi olarak da ortaya koydu­lar. Şimdi gelirken yol boyunca oku­duğumuz dövizlerde, May barajının yapılması istenilmektedir. Geçen defa talep edilen Ayrancı barajının, şimdi inşasına başlıyoruz. Gelecek sefer de "May barajının temel atmasını Cenabı Hak, yine bizlere nasip edecektir. Bu­na temas etmekten maksadım şudur ki: bugünkü iktidar, Türk milletinin emrinde v.e hizmetinde bulunmanın ilhamı içersindedir. İradei milliyenin mümessili ve Türk milletinin her tür­lü haklarının bir yırtıcı kuş gibi aman­sız koruyucusu olarak bu ilham kay­naklarımızı, yâni sizlerin asırlara da­yanan geniş, medenî tecrübelerinizi dikkatle takip edeceğiz.

Ayrancı baraj: inşaatının hazırlanma­sında emeği gecen bütün arkadaşlara tefekkür ederken, bu işi taahhüt eden müteahhit firmaya da başarılar dile -rim ve inşaat başlangıcı olarak ilk kazmanın çok kıymetli Başvekilimizin uğurlu ellerivle vurulmasını arz ve istirham ederken, bu tesisin de büyük milletimize ve civanmert Konyalılar'a hayırlı ve feyizli olmasını niyaz eyle­rim.

— Konya:

"Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Maliye Vekili Hasan Polatkan. Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu. mebuslar v,e gazeteciler olduğu halde, bu sabah trenle Karaman'a. Ayrancı ve Ereğli'­ye giderek 10 milyon liralık Ayrancı barajı inşaatının başlama töreninde "bulunmuş, 6.5 milyon liralık Ereğli iplik ve makara fabrikasının küşadını yapmış v.e akşam saat 21,30 da Koyaya dönmüştür.

Başvekil Adnan Menderes, tren yolu boyunca bütün istasyonlarda toplanmış bulunan büyük vatandaş kitleleri­nin tezahürleriyle karşılanmış, bu zahürler bilhassa Karaman'da cok büyük ve heyecanlı olmuştur.Karaman­lıların tezahürlerine cevaben kısa bir hitabede bulunan Başvekilimiz, ezcümle şöyle demiştir: Sizin hizmetinizde bulunmak, dilek­lerinizi yerine getirmek mesuliyet mevkiinde bulunanlar için en mutlu işlerdendir. İstemekte olduğunuz iplik fabrikanız elbette yapılacaktır. Çekti­ğiniz susuzluk derdine barajlarla ve yeraltı sularını' meydana çıkramk su­retiyle en kısa zamanda son verilecek­tir. Memleketin diğer bölgelerinin ol­duğu gibi Karaman'ın da kendisine lâ­yık olan mevkie yükselmesi için daha neler yapmak lâzımgelirse, mutlaka yapılacaktır. Karamanlıları gurbete düşüren sebepler neler ise. onların hepsini ortadan kaldırmak ve Kara­manlıları kendi yuvalarında mesut ve müreffeh kılmak, boynumuzun borcu olsun.»

Başvekilimizin bu sözleri, tezahürleri en yüksek zirveye çıkarmış ve tren dinmeyen alkışlar arasında Karaman­dan ayrılmıştır.

Ayrancı'da da büyük bir vatandaş topluluğu Başvekilimizi beklemektey­di. Tezahürler arasında otomobil kafilesiyle Ayrancı Derbent'ten Ayrancı barajının yapılacağı mahalle kadar gidilmiş, orada da etraftan gelen bü­yük bir köylü ve çiftçi vatandaş top­luluğu Başvekilimizi hararetle istik -hâl etmiştir.Nafia Vekili Kemâl Zeytinoğlu bir konuşma yaparak, hükümetin su iş­leri siyasetini anlatmış, bu siyasetten şimdiye kadar alman müsbet ve fe­yizli neticeleri saymış, daha yapılacak işleri bahis mevzuu etmiş ve Ayrancı barajı hakkında tafsilât vermiştir. 36 metre yüksekliğinde inşa edilecek olan bu toprak barajın arkasında 30 milyon metre mikâp su toplanacak, bu su ile 50.000 dönüm arazi sulanacaktır. 10 milyona çıkacak olan baraj, 1956 yılı içindetamamlanmışolacaktır.

Nafia Vekilinin konuşmasını müteakip Başvekil Adnan Menderes, ekskavatö­rü işletmiş ve böylece barajın inşasına başlanmıştır.

Başvekilimiz beraberindeki zevatla birlikte Ayrancı'dan, yine trenle Ereğ'ye harekat etmiş, Ereğli'de de bü­yük tezahüratla karşılanmıştır. Bu te­zahürlere teşekkür etmek üzere söz aîan Hariciye Vekili Prof. Fuat Küp -julü, irat ettiği bir nutukta, millet iradesinin idareye hâkim olmasiyle memleketimizde başlayan ve gittikçe hızlılaşarak devam eden kalkınma faaliyeti üzerinde durmuş, memleketin iktisadî kalkmmasiyle bir taraftan mil­lî refaha da kavuşulurken öte yandan ordumuzun teçhiz edildiğini ve millî müdafaamızın kuvvetlendiğini kaydet­miş, dış siyaset sahasındaki müsbet faaliyetler neticesinde emniyetimizin îam olduğunu belirtmiş ve sözlerine alkışlar arasında son vermiştir.Ereğli'de Sümerbank'ın bez fabrikası gezilmiş ve bu fabrikanın yanıbaşmda 6r5 milyon liraya kurulmuş olan iplik ve makara fabrikasının kurdelâsı Baş­vekilimiz tarafından kesilmiştir. Bu yeni fabrika yerli pamuktan, ithal malı makara ile hi? farkı olmayan iplik ve makara imâl etmektedir.Akşam saat 21,30 da trenle konyaya avdet eden Adnan Menderes, yarın s^bah uçakla Merzifon'a ve oradan da Amasya'ya- oradan da Erzuruma gide­cektir.

21 Eylül 1954

 

— Ankara:

Dcğu'da kurulacak Atatürk Üniversitesi hakkında bir gazetede yayınlanan asılsız isnatlar hakkında Maarif Vekili Celâl Yardımcı, şu beyanatta bulunmuştur:

Halkçı gazetesinin bu neşriyatı, siya­sî ihtirasların ve hakikatleri tahrif et­menin en kötü bir örneğini teşkil etmektedir. Çünkü aziz Atatürk'ün ebe­dî ve tarihî ismine yakışır şekilde en esaslı ve memleketin kalkınması dâ­vasında büyük hizmetler sağiıyacak olan bu Üniversiteye, hükümetin ver­diği.ehemmiyeti ve aynı zamanda dostumuz ve müttefikimiz Amerika'­nın gösterdiği alâka ve anlayışı bu derece yalan ve yanlış iddialarla kü­çültmeğe çalışmak, memleket hesabı­na elemle karşılanacak bir hâdisedir.


Bir meslek teşekkülü ve meslek okulu, vasfında gösterilen Nebrasca Üniversi­tesi hakkında vereceğim şu kısa bil­giler, bu üniversitenin hukukî ve ilmî: bünyesini kâfi derecede ortaya koya­cağı gibi, Halkçı gazetesine de en ye­rinde bir cevap tenkil edecektir.'

Nebrasca Üniversitesi, Nebrasca dev -leti anayasasının bir hükmüyle kurul­ması emredilmiş ve kurulmuş bir üni­versite olup, 90 senelik bir maziye sa­hiptir.

Amerika'da 48 devletin her birinde birer Örneği bulunan bu üniversitenin üç nevi faaliyeti vardır: Öğretim, araş­tırma ve araştırma neticelerini halkın ayağına götürme faaliyeti. Hebrasca, bu cephesiyle, bir halk üniversitesidir ki, Atatürk Üniversitesinin kuruluş gayelerinden birine tetabuk etmektedır.

Nebrasca Üniversitesinin halihazır rektörü Mr. Harden, Michigan devle­tindeki benzeriüniversiteninziraat fakültesi dekanlığından seçilerek bu vazifeye getirilmiştir.

Nebrasca Üniversitesinin on bölümlü bir ziraat ve ev ekonomisi fakültesi, 15 bölümlü edebiyat ve fen fakültesi, siyasî ilimler fakültesi, hukuk fakültesi, tıp fakültesi, dişçilik fakültesi, eczacılık fakültesi, mühendislik ve-mimarî fakültesiki, bu fakültede inşaat, mimarî, makine, elektrik ve ayrıca ziraî saha elektrifikasyonu bö­lümleri vardır, eğitim fakültesi, iş­letmecilik fakültesi gibi fakülteler yaranda, bir de, müzik, gazetecilik, beden terbiyesi, tiyatro ve hitabet, güzel sanatlar okulları bulunmaktadır.

Bir üniversite kampı içinde 80 e ya­kın binası, kız ve erkek talebeler için 2000 kişilik pansiyonu. 8000 e ya'km talebesi, muazzam bir kütüphanesi ve öğretim kadrosu 500 ün üstünde bulu­nan ve bunun dışında yüzlerce müte­hassıs çalıştıran 40 bin kişilik üniver- -site stadyomu, 5000 kişilik kapalı sa­lonu ve yüzme havuzuna mâlik olan, yalnız ziraî araştırmalar için senede iki milyon dolar para harciyan, ziraat âlet ve makinelerinin deneme ve kon­trolü bakımından Amerika'nın en bü­yükmerkeziniteşkileden,bilhassa eğitim fakültesinde muhabere yoluyla öğretimi yayma kolunda en eski bir ilim merkezi sayılan, bütün faaliyetle­rinin mühim bir kısmını da halk .eği­timi bakımmadn, gece kurslarında yapmak suretiyle vazife gören bu üni­versiteye, Halkçı gazetesinin taktığı ismin ne gibi maksatlara müstenit ol­duğunu, âmme efkârının takdirine bı­rakıyorum.»

— Suluca:

Amasya şeker fabrikasının faaliyete açılış töreni bugün.saat 14 de Başvekil Adnan Menderes ile Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Hariciye Vekili Prof. "Fuat Köprülü. Maliye Vekili Hasan Polatkan, Nafia Vekili Kemâl Zeytin-cğlu, mebuslar, gazeteciler ve çok bü­yük bir vatandaş topluluğunun huzu-lunda yapılmıştır.

Amasya mebusu Kemâl Ören'in Baş­vekilimize ve di?er misafirlere hoş geldiniz demesinden ve civar halkının hükümete karsı şükranlarına tercüman olmasından sonra, şeker şirketi umum müdürü Baha Tskand. bugün yeni ça­lışmaya başlayan fabrika hakkında teknik malûmat vermiştir. 363 gün gi­bi kısa bir zamanda bitirilmiş olan bu fabrikanın kapasitesi günde 2.000 ton pancardır. Senede 250 bin ton pancar işleyebilecektir. Kapasitenin şimdiden genişletilmesi derpiş edilmiş bulunmaktadır. Fabrika 10 milyon lira ser­mayeli bir şirkete aittir. Bu şirket ser­mayesinin 7,5 milyon lirası Turhal ve Amasya pancar ekicileri istihsâl koo­peratifine, 1.5 milyon lirası Türkiye İş Bankasına ve 1 milyon lirası da Tür­kiye şeker fabrikaları anonim şirke­tine aittir. Sermaye terkibinde çiftçi hissesinin 7,5 milyon lira gibi mühim ve hâkim bir miktarda olması, bu bölgedöki çiftçilerin iktisadî olgunlu­ğuna, seker sanayii teşkilâtına güven­lerine bir misâldir. Bu şeker fabrikasının pancar sahaları Amasya vilâyeti­nin Merkez, Gümüşhacıköy ve Merzi­fon kazalarına. Samsun vilâyetinin Havza, Lâdik ve Kavak kazalarına, Çorum vilâyetinin Osmancık kazaları­na kadar yayılmaktadır. 1954 yılında bu sahalarda 69 bin dönüm kadar ekim yapılmıştır. Gelecek yıllarda ekim 100 bin dönüme kadar yükselecek­tir. Fabrika bu seneki tecrübe kam -panyasında 180 bin ton kadar pancar işleyecektir. Gelecek yıllarda bu mik­tar 250 bin tona yükselecektir. Bu fab-ı ikadan bu sene 27 bin ton kadar şe­ker alınacak, gelecek yıllarda istihsâl edilecek şeker miktarı 40 bin tona ka­dar yükselecektir.

Şeker Şirketi Umum Müdüründen son­ra Başvekil Adnan Menderes, halkın coşkun tezahürleri arasında kürsüye gelmiş ve heyecanlı tezahürler bir tür­lü dinmsmiştir.

Başvekil Adanan Menderes, dinmeyen alkışlar arasında kısa bir hitabede bu­lunmuş, vatandaşların bu fabrikanın faaliyete açılması dolayısiyle hissettikleri heyecanı takdir ettiğini bildir­miş, daha geçen yıl bu günlerde bura­da toz toprak deryası varken, bugün muazzam bir fabrikanın yükselmekte olmasının büyük bir başarı, hakikaten övünülecek bir hâdise teşkil ettiğini ifade etmiş, bu fabrikanın bu kadar süratle bitirilmesinde iki Alman fir -masının gayretlerini teşekkürle anmış ve bu fabrika memlekete ve sizlere hayırlı, uğurlu, kazançlı ve mübarek olsun, diyerek kordelâyı kesmiştir.

— İstanbul:

Milletlerarası Havacılık Federasyonu­nun 47 nci konferansı bugün, saat 10.30 da Yıldız Şale köşkünde merasimle açıl mıştır. Bu merasimd.e Münakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu, Mebuslar, İstan­bul Valisi ve Belediye Reisi Vekili Prof. Gökay, Kumandanlar, 29 memleketten gelen yüzü aşkın delege, muhtelif Mil­letlerarası Havacılık kulüpleri ile Türk Hava Kuvvetleri, Hariciye Vekâleti, Devlet Havayolları, Posta, Teleîon-Tel-iofon Uumum Müdürlüğü Makina ve Kimya Endüstrileri Kurumu, Denizyol­ları, İstanbul Belediyesi, Basın Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü temsilci­leri, yerli ve yabancı basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

Merasime askerî bandonun çaldığı Milli Marşımızın dinlenmesile başlanmış, mü teakiben Delegasyon Şefleri Münakalât Vekilimize takdim edilmişler ve sonrada toplantı salonuna geçilerek konferansa başlanmıştır.

İlk konuşmayı Hükümetimiz adına Mü­nakalât Vekili Muammer Çavuşoğlu yapmış,şunları söylemiştir:

Sivil Havacılık Konfederasyonunun seç kin delegelerine Türk Hükümeti adına "hitap etmek ve hoş geldiniz demekle "bahtiyarım

'Toplu olarak slyil Havacılık faaliyeti­nin milletlerin hayatları üzerindeki şok önemli tesirlerini bütün şümulü ile kabul ve takdir etmekteyiz. Sivil Hava­cılık hizmetleri mey anında bulunan ve beynelmilel sivil Havacılık Konfederas­yonunun maksat ve gayesini teşkil e-derı faaliyetlerin ise, bilhassa, beynelmi lel iyi münasebetlerin kuvvetlendiril­mesi ve içtimaî sahada ortaya koydu­ğu müsbet eser bakımından avrıca müstesna değeri olduğu şüphesizdir.

"Hava kudretinin, her safhasiyle, mil­letlerin harp ve sulh hallerinde birinci derecede bir faktör olarak oynadığı ve oynayacağı rol bugün münakaşa edil­mez, bir hakikattir. Bu realite karşısın­da milletlere düşen en mühim vazife­lerden birisi bu muazzam kudreti, in­sanlığın beka ve saadetine sarfetmeğe matuf gayretler göstermektedir.

Her sahada olduğu gibi hu mevzular­da da beynelmilel işbirliği zihniyetinin verimli neticeler istihsal edeceği mu-"hakkaktjr. Nitekim havacılığın geliş­mesi sevrlne muvazi olarak teşebbüs -olunan her beynelmilel konferans ha­vacılığın inkişafını sağlavan müsbet ve yapıcı eserler bırakmakla beraber milletlerarası yakınlık münasebetlerini de daima arttırmıştır.

1944 Sikago konferansının eseri olan "beynelmilel sivil havacılık teşkilâtının, "bugün, havacılığın nizam ve murakabe unsurlariyle her çeşit imletme mevzula­rında ulaştığı .teknik standartların el­de edilmesinde gösterdiği faaliyet tak­dire şayandır.

Diğer taraftan yine beynelmilel bir or­ganizasyon olarak kıymetli konfederas­yonunuzun, havacılığı, halkın ta yakın­larına getirerek günlük hayatımızın Vbir parçası, haline sokan ve bilhassa insanlığın manevî vasıfları üzerinde iş-, leyen ve neticede milletlerin havacılık potansiyelini arttıran, faaliyetleri, bü­yük bir tasvip ve takdir hissi ile takip edilmektedir. Hâlen yaşadı £jm3£ çağda ve gelecek çağlarda mille^rin ancak içtimaî, iktisadî ve kültürel sahalarda iyi niyete istinat eden azamî işbirliği ve yakınlık münasebetleri ile mesut ola­caklarına kani bulunuyor ve havacılı­ğı, elindeki büyük imkânlarla, bu iyi "nivetin teessüsünde en mühim rol oy-nıyacak faktörlerden birisi olarak mü­talâa ediyoruz. Konferansa mesaisinde en iyi baranlar diler, hepinizi saygı ile selâmlarım.»

Münakalât Vekilinin alkışlarla karşıla­nan nutkundan sonra Türk Hava Ku­rumu Balkanı Mustafa Zeren söz almıstır. Türk Hava Kurumu Başkanı Türkivede tavyareciliğin memleketi­mize diğer Avruoa memleketleriyle be raber sirmi; olduğunu belirterek bu­nun bir tarihçesini yapmıştır.

Mustafa Zeren sözlerini şöyle bitirmiş­ti :

Müteakiben Milletlerarası Havacılık Federasyonu Başkanı M. C. Kolff, bir konuşma yaparak bu konferansı hazır-lıyanlara teşekkür etmiş ve tayyareciligin daha çocukluk devresinde bulun­duğunu söyliyeriek sivil havacılığın kalkınması için 'gerekli tedbirleri izah etmiştir.

Genel raportör Yavuz Kansunun Fede­rasyonun faliyet raporunu okumasın­dan" sonra Münakalat Vekilimiz tara­fından Federasyon Başkanı Kolff a ve Amerikalı kadın tayyareci Miss Jac-tjueline Cochrane'e tayyarecilikle gös­terdiği olağanüstü başarıdan dolayı şe­ref madalyası verilmiş ve müteakiben diğer liyakat madalyalarının tevziatı yapılmıştır.

Son olarak Türk Hava Kurumu Başka­nı Mustafa Zeren'e delegelerin ayak­ta aıkışıarı arasında yaptığı hizmecler-den dolayı diplomasının verilmesiyle açılış merasimi sona ermiştir.

— istanbul:

Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge bugün saat 15 de Liman lokan­tasında bir basin toplantısı yaparak yarın sabah saat 10 da Şale köşkünde toplanacak olan. Milletlerarası Ziraî Kredi Konfederasyonu kongresi hak­kında gazetecilere izahat vermiştir.

Ziraat Bankası Umum Müdürü şunla­rı söylemiştir :

..Bankamızın dahil bulunduğu Millet­lerarası Ziraî Kredi Konfederasyonu, üçüncü, umumi heyeti yine "bankamı­zın teşebbüs ve daveti üzerine yarın, is­tanbul'da toplanacaktır. Konfederasyo­nun başlıca hedefi «Ziraî kredi mese­lelerini milletlerarası kongre ve içti-malarda müzakere ederek bu meselele­rin muhtelif memleketlerde nasıl hal­ledilmelerine çalışıldığını ortaya koy­mak, iktisadî bakımdan tamamen hu­susî bir mahiyet taşıyan ziraî kredi me­selelerini ilim gözü ile incelemektir.

T. C. Ziraat Bankası birçok yabancı memleket ziraî kredi müesseselerinin mümessilleriyle yine bu sahada mil­letlerarası bir şöhret yapmış birçok ilim adamlarını iştirak ettikleri böyle bir ilmî heyetin memleketimizde toplan­masını temin ettiğinden dolayı cidden memnundur. Dört senelik ziraî kredi tatbikatımızla, yani 350 milyon liradan bir buçuk milyar liraya çıkardığımız^ ziraî kredi hacmimizle zirai kredinin.. bir memleketin kalkınmasında ve bil­hassa istihsalin artmasında ne kadar" büyük rol oynadığını, fiilen göstermiş bulunuyoruz.

Ziraî kredi gibi çok kuvvetli bir ikti­sadî faktörün yabancı ilim mütehassıs adamları tarafından müzakere ve mü­nakaşa edilmesinden diğer bir ifade ile ziraî kredi meselelerinin milletlerarası bir ilim kürsüsünden müzakere ve münakaşa edilmesinden büyük fay­dalar sağlanacağına, bizim için kıy­metli bazı dersler alınabileceğine emin. bulunuyoruz.

Bu umumi heyete Akdeniz havzası memleketleriyle, Yakın Doğu memle­ketleri,murahhaslar göndermiş bulu­nuyorlar. Bunların haricindeolarak Belçika, Hollanda, Avusturya, Batı Al­manya murahhaslarıdagelmiş bulunacaklardır.

Umumî heyetteraporlarıokunacak. memleketler şunlardır:

Fransa, İtalya, Hollanda. Fas, İspanyol. Fas'ı. Cezair, Tunus, Mısır, Lübnan, İsrail ve Suriye. Biz de umumî heyet için mufassal bir-rapor hazırladık ve bunda dört senelik. kreditatbikatımızı,bununamelîne­ticelerinibildirdikten,sonra,yeniden elealmakİstediğimizmevzuları,birer birer saydık, bunlar m ey anında mese­lâ, köylü işletme binaları meselesiyle, hayvancılık kredisinin arttırılması me­seleleri vardır. Umumî heyette yer a-lacak mevzulardan biri de, ticaret ve sanayi sahasında olduğu gibi ziraî -kre­di sahasında da milletlerarası işbirliği sağlanması, yani sermaye terakümü ge niş memleketlerden bu hususta ayni du­rumda olmayan memleketlere, serma­ye ve kredi nakli işidir. İkinci Dünya Harbinden sonra, birçok memleketler­de ortaveuzunvaedlikrediler için-kâfi kaynak bulunmamaktadır. Bu ek­sikliği bir iki memleket müstesna ol­mak üzere hemen bütün memleketlere teşmiledebiliyoruz.Bumevzu bizim için de büyük bir ehemmiyet arzetmek tedir. Ziraî kalkınmamızı daha büyük, hadler dahilinde başarabilmek ancak, ziraî faaliyet sahasındauzunvadeli plasmanları yapmak suretiyle müm­kündür. Bu cihet de pek alâ takdiredebiliyorsunuz ki, orta ve uzun vade_li kredilere müsait kaynakların arttırılmasiyle kabildir. Bu itibarla bu çe­tin mevzuun milletlerarası bir ölçüdetekrar ele alınmasını memnunlukla kar.siliyor ve bundan memleketimiz içinde hayırlı neticeler doğmasını "bekli­yoruz.

Umumî heyet yarınki çarşamba günü saat onda Şale köşkünde çalışmalarına "bağlıyacaktır. Misafirler ve üç gün bu­rada kaldıktan sonra cuma günü akşa­mı Ankaraya hareket edeceklerdir. Cu­martesi günü Ankaradan kapanış top­lantısını yapacağız. Umumî heyet baş­kanlığını ziraî kredi sahasında millet­lerarası bir otorite sayılan Prof. Louis Tordy yapacaktır.

21üteakiben Umum Müdür Ziraat Ban­kasının faaliyet hakkında da gazeteci­lere malûmat vermiş ve sualleri ce­vaplandırmıştır. İhtiyaç sahibi köylü vatandaşlara kredi temini hususundaki çalışmalara temas eden Umum Müx, çeşitli sebeplerle borcunu ödeye­meyen köylü vatandaşların borçlarını tecil ve mahsulünü satarak borcunu ö-deyecek hale geldiği halde umumî bir tecil Ümit ederek vadesini geçiren sui­niyet sahibi olanların takip edildiğini belirterek umumî tahsilatın yüzde dok­sanın üstünde bulunduğunu, hâlen mevcut tahsilatın da yüzde altmışı geç­tiğini söylemiştir.

"Bankanın umumî kârının 1949 da 11 milyon lira iken 1953 te 39 milyonu geçtiğini ifade eden umumî müdür, An­kara'da kurulacak tarktör fabrikası ile Kütahyada kurulacak olan sun'î güb­re fabrikası ve çiftçiye verilecek inşaat kredisi hakkında da izahat vermiş ve demiştir ki

Yüzde üç faizle çiftçiye verilecek kredinin tevziine 1955 senesi başından itibaren başlanacaktır. Kredinin tevzii için bu sene 80 milyon lira tahsis e-'dilecektir. Müteakip seneler bu miktar arttırılacaktır. Bu mevzudaki hazırlık­larımız sona ermek üzeredir. Ayrıca ya pılacak evler için bir proje müsabakası açtık. Bölgelerin hususiyetlerine göre yapılan bu ev modelleri köylü vatandaşlarımıza hizmetine arzedilecek ve bu cepheden de yardımlarına koşula­caktır.»

—Merzifon :

Başvekil Adnan Menderes, refakatin­deki vekiller, mebuslar, gazetecilerle beraber bu akşam saat 19 da Suluca'-daki şeker fabrikasından Merzifon'a geldiği zaman kendisini saatlerden be­ri beklemekte olan binlerce vatanda­şın misline ender tesadüf edilen heye­canlı tszahürleriyle karşılanmıştır. Şehrin methalinden belediye binasına kadar bütün yollar ve evlerin pence­releri, damları hıncahınç doluydu. De­vamlı alkışlar, iki taraftan atılan kon-fetler ve -Ya?a, varol» sedaları arasın­da ilerliyen Başvekilimiz, kendisine muhabbetlerini izhar eden vatandaş­ları selâmlıyarak belediye binasına gel­miş, civarda meydanı ve bütün yolla­rı kaplayan ve durmadan tezahürleri­ne devam eden halka hitaben evvelâ Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprü­lü, daha sonra Başvekilimiz Adnan Menderes birer konuşma yapmıştır.

Çılgınca alkışlar arasında balkondaki mikrofon basma gelen Başvekilimiz sözlerine şöyle başlamıştır:

«Gecenin bu geç saatinde yolumuzu bekleyip bu derece sevgi tezahüratı göstermek lütfunda bulunduğunuzdan dolayı Köprülü üstadımızın ifade etti­ği gibi duyduğumuz minnet ve şükran hissi pâyansızdır.

Burada bir partiyi ve onun hükümeti­ni selâmlamakta ve ona karşı tezahür­de bulunmakta değilsiniz. Aranızda partili, partisiz birçok vatandaş mev­cuttur. Bu tezahürler Türk milletini temsil etmekte olan hükümetinize kar­şı yapılmaktadır. Bu gösteriyor ki, siz­ler hükümeti bir zümre veya partinin hükümeti olmaktan ziyade bütün Türk milletinin haklarını müdafaa mesuli­yetini taşıyan bir hükümet olarak te­lâkki etmektesiniz. Hakikatin tâ ken­disi de bundan ibarettir. Bu manzara ve düşünceleriniz aynı zamanda Türk milletinin vatanına, devletine ve hükü­metine ne -derecelerde merbut olduğu­nu da açıkça gösterir. Maruf tâbiri ile rnillî tesanüdün Türk yurdunda bu derecelerdekuvvetli olarakmevcut bulunması, dostlarımızı ve müttefikle­rimizi son derecede memnun edecek, yurdumuza kem gözle bakacak olanla­rın ise cesaretini kıracak bir vakıadır. Kim ne derse desin, Türk milletinin kuvvetli ordusu, gittikçe kuvvetlenen iktisadiyatı ve maliyesi, çok geniş ve mükemmel bir mahiyet arzeden dış münasebetlerimizin yanında, asıl kuv­vet menbaını teşkil eden unsur, yur­dumuzun bu derece kuvvetli bir mil­lî tesanüde sahip olmasıdır. Biz bu­nunla iftihar ediyoruz. İktidar partisi­ne mensup olsun, muhalefet partisin­den olsun veya hiç bir partiye kayıtlı bulunmasın, bütün vatandaşlarımızı millî tesanüdün bu muhteşem manza­rasını vücuda getirmeye şitap etmele­rinden dolayı tebrik etmekte ve ayrı ayrı kendilerine teşekkürlerimizi bil­dirmekte kendimizi haklı görmekte­yiz.

Başvekil Adnan Menderes, hararetle alkışlanan bu sözlerden sonra öğle üze­ri Merzifon'a 20 kilometre mesafede bulunan Suluca'da çalışmaya açılan şeker fabrikasını bahis mevzuu etmiş, vatandaşların bundan büyük bir mem­nunluk duymakta olduğundan şüphe yoktur, demiş, bu müesses.e Türk top­rağının cevherinden şeker yapacak, Türk köylüsüne servet getirecek, Türk medeniyetine kuvvet verecek, bütün Türk milletinin sıhhatine sıhhat kata­caktır, diye ilâve etmiş, bundan millî bir gururla kalplerimizin dolmuş bu­lunduğundan şüphe olmadığını kayd ile şeker sanayiinin inkişafı hakkında ma­lûmat vermiştir :

«Geçen serte Adapazarmda bir fabrika açıldı. Son bir kaç gün içinde Konya ve Merzifon fabrikaları çalışmaya baş­ladı. On beş gün sonra Kütahya şeker fabrikasının açılması töreni yapılacak­tır. 25 senede yapılan 4 şeker fabri­kasına son dört senede 4 tane daha ilâve edilmiştir. İnşa halinde olan fab­rikalardan 4 ünün de gelecek sene açı­lış merasimi yapılacaktır. Böylece 1955 senesinde şeker fabrikalarının sayısı % 200 bir artışla 12 ye .baliğolacaktır.

Bu, Türk milletinin çalışkanlığının if­tihar edilecek bir .eseridir. Şeker is­tihlâki 100.000 tondan 300.000 tona yükselmektedir.

Başvekil Adnan Menderes bundan son­ra sözlerine devamla demiştir ki:

«Türkiye'de fabrikaları fabrikalar, ba­rajları barajlar, yolları yollar, liman­ları limanlar, medenî ve iktisadî tesie-olarak ne akla geliyorsa bunlar kafile kafile birbirlerini takip ederek Türk., saadetinin temelini teşkil edecek suret­te memleketimizin her tarafını süsle­meğe başlamıştır. Memleketimiz bugü­ne kadar görülmemiş bir süratle terak­ki yolundadır. Önümüzdeki üç beş se­ne içinde çok ilerilere gidileceğinde ve Türk Milletinin refah ve saadetini, hu­dutlarında emniyetini, içte sosyal siyasî hayatında huzur ve sükûnu emniyeti kemaliyle temin edecek bir~ yolda yüründüğünde şüphe yoktur.

Sizlerin hâlâ bir takım ihtiyaçlarınız, vedertleriniz olduğunubiliyoruz.Uzun asırlarınihmallerinin biriktirdiğiihtiyaçları dört yıl içinde bir hamlede-yokedıvermeningayrimümkünoldu­ğunu, eski devirlerin bati yürümeleriye kıyas ederek takdir edersiniz. Biz. elimizde bulunan mevcutimkânları son haddinekadarkullanarak,hatta mevcut olmıyanları yaratmak hususun, da beşer takati fevkinde gayretler sar-federek bu asil milletin bunca ihtiyaç, ve mahrumiyetlerinisüratlesonaer­dirmek ve onu ileri bir medenî haya­tın seviyesine ulaştırmak gayesini ta­kipetmekteyiz.Bumahrumiyetleri çok iyi bildiğimiz içindir ki fırsat ve imkânlarınbirzerresinidahifevtet--memekazmindeyiz. Bumemlekette-. hiçbir hükümetin şu veya bu mahru­miyet yüzünden Türk milletinin artık. daha fazla ve daha uzun müddet ızdı-rap çekmesine tahammül etmesine hak­kı yoktur. Asırlarca hürriyetin, saade­tin ve refahın güneşi üzerine tam ola­rak doğmamış bulunan bu memleketin, kaderini değiştirmek ve bu topraklar üzerinde bu asîl milleti şanına lâyık büyük bir kuvvet halinde mevcut kıla­bilmek için kaybedecek bir dakikamız yoktur.Bizim iktidarımız geçmişza­manların temposu iledeğil, görülmemiş bir hızla vatandaş derdinin gide­rilmesine ve milletin kuvvetlenmesine çalışmak mecburiyetini hissetmekte­dir. Adına ihtiyatkârlıkdenen fakat-haddizatında âdeta meskenet ifade eden bir politikayı biz başkalarına ter-kettik. Bize yapılan tenkitler iş yap­madınız, yapmıyorsunuz, diye değildir. İçte ve dışta bizlsre karsı ne kadar ga-razkâr olurlarsa olsun bize çalışmıyor diyemiyorlar. Ancak süratli gidiyorsu­nuz, belki hesapsız hareket ediyorsunuz gibi tenkitlerde bulunuyorlar. Şimdi batacak, yıkılacaksınız endişelerini iz­har ediyorlar.

Hayır vatandaşlarım. Türkiye'nin ikti­sadî ikbalinde siyasî istikrarında, sos­yal bünyesinin kuvvetinde gelecek için herhangi bir korkuya mahal verecek jen küçük bir gölge dahi mevcut değil­dir. Türk milleti bu çalışkanlıkta ve bu iz'anda oldukça ne iktisadî güçlük­lerden eser kalır, ne de herhangi bir zaaf veya tehlike mevcut olabilir. Şun­da şüphe etmemelisiniz ki, bu gidiş ve bütün hesaplar tamamiyle teminat al­tındadır. Eğer ihtiyatsızlık senede yüz­lerce iktisadî müesseseyi açmak ve bu­nun neticesinde Türk milletinin refah ve saadetini bir an evvel temin etmek ise, bu bizim için mukaddes ihtiyatsız­lıktır. Biz bunu kabul ediyoruz. Mes­kenet mahiyeti arzeden ihtiyatkârlığı da onlara terketmiş oluyoruz.Başvekil Adnan Menderes sözlerini "al­kışlar arasında bitirirken yarın Erzu­rum'a gideceğini, orada ve memleketin muhtelif köşelerinde millete refah geti­recek tesislerin temlini atarak veya­hut bunları işlemeye açarak konuşa­cağını, oralardan gelen seslerle bütün milletin bu ilerlemelerden haber ala­cağını söylemiş, elinde bulunan iş liste­sinde yüzlerce müessese bulunduğunu bildirmiş, şu birkaç gün içinde temeli atılan veya açılan iktisadî müessesele­rin kıymetinin 100 milyonu aştığım belirterek bundan bütün milletin ifti­har duymakta olduğunu kayd ile al­kışlar arasında sözlerine son vermiş­tir.Başvekilimizden .evvel konuşan Hari­ciye Vekilimiz de, Merzifon halkının muhabbet tezahürlerine teşekkür et­miş, 1954 de tekrar milletin itimadına mazhar olan hükümeti millete fayda­lı olmak, onu .en yüksek medeniyet se­viyesine ulaştırmak, Türk milletine bütün dünya milletleri arasında evvel­ce işgal ettiği yüksek mevkiini vermek, ona tarihimizin derinliklerinden gelen azamet ve parlaklığı sulhsever bir vasıfla yeniden iade etmek için elin den gelen bütün mesaiyi sarfetmekte olduğunu söylemiş, dört senedir her gün daha ziyade kuvvetlenen şanlı ve fedakâr ordumuz sayesinde Türk mil­letinin müsterih olarak çalışmakta ve istikbalini hazırlamakta olduğunu be­lirtmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Yalnız burada değil, memleketin her tarafında da sanayi kurulmaktadır. Her yerdeki vatandaşlarınız tıpkı bugün sizler gibi bayram yapmaktadır. Nâsiyelerinizde okunan huzur, sükûn ve iti madı bulundırmak isteyenler varsa bun larm muvaffak olamayacağına sizlerin bugünkü bu büyük cemaatiniz şahadet etmektedir. Bu tezahürleriniz bize hü­kümetinizin şimdiye Kadar tuttuğu yo­lun sizin istediğiniz yol olduğunu da. gösteriyor.»

Başvekil Adnan Menderes, bugün öğ­leden sonra, bütün., civar vilâyetler -den ve bu arada Samsun, Çorum, To­kat ve Amasya'dan başta valileri ve mebusları olduğu halde gelen heyetle­ri de kabul etmiştir.

—Ankara:

Belçika endüstri federasyonlarının muhtelif kollarına mensup üyelerle il­gili memurlardan müteşekkil 14 kişi­lik olup dün şehrimize gelmiş bulunan Belçika iktisat heyeti bu sabah Ata­türk'ün anıt kabrini ziyaret ederek saygı duruşunda bulunmuş ve kabre buket koymuştur.

Heyet a,ynca, bu sabah Hariciye Vekâ­leti Umumî Kâtip muavinlerinden Me­lih Esenbel'i de makamında ziyaret et­miştir.

Heyet ihzari çalışmalara başlamış bu­lunmaktadır.

22 Eylül 1954

 

—İstanbul:

Milletlerarası Ziraî Kredi Konfederas­yonu kongresi bu sabah saat 10.30 da Yıldız Şale köşkünde mebuslar, İstan­bul Vali ve Belediye Reis Vekili, Ziraat Bankası Umum Müdürü ve diğer "bankalar ileri gelenleriyle muhtelif memleketlerden gelen 100 e yakın de­legenin ve basın mensuplarının hutu­ru ile açılmıştır.Kongrede Almanya, Cezayir, Avustur­ya, Belçika, İspanya, Mısır, Finlandi­ya, Fransa. Yunanistan, Hollanda, İtal­ya, Lübnan, İspanyol Fas'ı, Fransız Fas'ı, İsviçre, Suriye, Tunus ve Türki­ye delegeleri iştirak etmiştir.

Vali v.e Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, yaptığı açış konuşmasında ez­cümleşunlarısöylemiştir:

Muhterem delegeler,

Milletlerarası Ziraî Kredi Konfederas­yonunun kongresini açmakla bahtiya­rım. Son iki hafta içerisinde şehrimiz 5 enternasyonal ve bir nasyonal kon­greye makarolmakla iftihar eder.

Milletlerin yekdiserlerini tanımaları, dünya sulhunun bir garantisidir. Bil­hassa bu tanışma ve yakınlaşmanın entellektüeller arasında vuku, bu ga­rantiyi ayrıca perçinler.

Halihazırda dünyamızın en mühim dâ­vaları, iktisadî ve onunla raralel yü­rüyen ziraî problemler olduğuna göre, sizin kongrenize ay bir değer veri­yoruz. Bilhassa nüfusunun büyük bir ekseriyeti köyde olan Türk milleti bu­gün 40.000 e yakın traktörle yepyeni bir iş hayatına girmiştir.

Ziraa+ sahasında hastalıklarla müca­dele ve teknik ziraat gelişmesi bakı­mından, dünyada çok sayıda buğday rekoltesi temin eden memleketler ara­sında ön safın yer alan memleketimiz seçkin ziraat maliyecilerini bir arada görmekten sevinç duyar. Türk köylü­sü, son yıllarda kendisine verilen ziraî krediler sayesinde büyük inkişaflar kaydetmiştir.Bu vesile ile hepinize hoşgeldiniz der ve kongrenize muvaffakivetler dilerim. Hepinizi hürmetle selâmlarım.Müteakiben Milletlerarası Ziraî Kon-federasvonu Reisi Prof. Louis Tardoy. bir foiabede bulunmuş ve Ziraat Ban­kası İktisat Müşaviri ve Tertib Komi­tesi Bsş.kam Asım Süreyya İioğlu'nun kongre üyelerine Hoş geldiniz» de­mesinden sonra Ziraat Bankası Umum Müdürü Midhat Dülge, bir konuşma yapmış ve şunları söylemiştir:

Muhterem Vali ve Belediye Reisimiz, hanımefendiler, aziz misafirlerimiz,

Milletlerarası Ziraî Kredi Konfederas­yonu, üçüncü umumî heyeti münase­betiyle vaki davetimizi lütfen kabul ederek buraya teşrifinizden dolayı en samimî teşekkülerimi arzeder, hepini­zi Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Ban­kası adına hürmet ve muhabbelte se­lâmlarım.

Yüksek huzurunuzda bulunduğum şu esnada hudutsuz bir heyecan içinde olduğumu itiraf etmek mecburiyetin­deyiz. Akdeniz havzası ve Yakın Doğu memleketlerinin mümtaz delegele­riyle Belçika, Hollanda, Batı Almanya ve Avusturya'dan muhtelif kredi mü­messillerini temsilen buraya kadar zahmet ederek gelen murahhasları, bü­tün bu dost simaları yurdumuzda gör­mek ve kendilerini birkaç gün misa­fir edebilmek şerefinin verdiği büyük heyecan kadar, ziraî kredi dâvası gi­bi, Türkiye bakımından da hayatî bir ehemmiyet arzeden çok önemli bir mev zuun, milletlerarası bir topluluğun ö-nünde tetkik ve teşvikine imkân ha­zırlanmış olmasının verdiği büyük he­yecanın da tesiri altında bulunuyo­rum.

Ziraatin ve ziraî istihsalin, bazı mem-îeketlerd.e olduğu gibi, bizim yurdu­muzda her zaman ayni şümul ve ehem niyetle ele alınmamış olduğunu söy­lersem, yalnız tarihî bir hakikati ifa­de etmiş olurum. Ziratin bu memleke­tin en büyük servet ve refah kaynağı olduğu düşüncesi, seneler boyunca, ga­yet nazarî bir mütalâa olmaktan çık­mamış, millî bir realite haline sokul­ması için atılması icab eden cezrî a-dımlar, hiç şüphesiz ihmale uğramış idi. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Ban­kası, 4 seneden beri hükümetimiz ta­rafından alman tedbirlere muvazi ola­rak bu sahada cidden büyük adımlar atmağa muvaffak olmuş, uzun seneler nihayetinde ancak 350.000.000 lirayı bulmuş olan bir kredi hacmini sistem­li,muayyenbir plânaistinadettirilmiş, hedefi lâyikiyle taayyün etmiş bir kredi politikasının ışığı altında 4,5 sere gibi kısa bir müddst içinde bir bu­çuk milyar liraya çıkarmasını bilmiş­tir.

Pek muhterem delegeler, bu iki rakam arasındaki büyük fârkm. ehemmiyeti, bunun tatbikat sahasında tevlid 'ede­bileceği çeşitli akislerin şümulünü ta­mamen takdir ediyorum. Fakat itiraf edeyim ki. su 4 senelik imtihan devre­si, bizim için cidden muvaffakiyetli ol­muş ve Adnan Menderes hükümetinin hamleli ve şuurlu bir azimle tatbik et­tiği ziraî ve iktisadî politika sayesinde çok eski ziraat usulü, adeta kökünden sıyrılarak yerini modern bir ziraat tar­zına bırakmış, ziraî istihsalimiz çok kuv vetlenmiş ve zaman zaman hariçten buğday ithal eden yurdumuz, bugün dünya ölçüsünde buğday ihraç eden memleketler arasında 4 üncü mevkii almağa muvaffak olmuştur.

4 senelik bir intikal devresi, bankamız­dan büyük gayretlerin sarfını, büyük mesuliyetler deruhde olunmasını istih­zam etmiş olmakla beraber, burada yüksek huzurunuzda Türk köylüsü ve müstahsilinin gösterdiği büyük intibak kabiliyetini, ananevi bir ziraatçılıkten yeni usullere geçiş hususunda göster­diği büyük başarıya da işaret etmek ve ziraî inkılâbımızın tahakkuk ettiril­mesindeki kıymetli hizmetleri takdir ve teşekkürle yâd etmek isterim.

Muhtelif memleketler ziraî kredi mü-esselerinin umumî heyetimize tevdi et­tikleri kıymetli raporları biraz sonra dinlemeğe başlayacağız. Üst memle-retlerin ziraî kredi ' alanında yaptığı tecrübelerden büyük istifadeler sağla­yacağımıza katiyyen emin bulunuyo­rum. Biz de huzurunuzda kendi rapo­rumuzu okuyarak şimdiye kadar yap­mağa muvaffak olduğumuz işlerden ve henüz .elde edemediğimiz hedeflerden bahsedeceğiz.

Buradaki samimî münakaşa ve fikir teatilerimizin ziraî kredi politikası ile ilgili birçok noktaların daha etraflı bir surette takviye edilmesine hizmet ede­ceği şüphesizdir.Türkiye her sahada olduğu gibi, mil­letlerarası ziraî kredi sahasında da işbirliğine şiddetle taraftardır. Böyle bir işbirliği, şüphesiz netice itibariyle zi­raî istihsalin arttırılmasına, memleket­lerde hayat standardının yükseltilmesi­ne va geniş bir ziraî mübadeleye yol açacaktır. Ziraî İstihsalin yalnız eko­nomik değil, ayni zamanda, belki ayni derecede mühim olarak sosyal tesir­leri de daima gözönünde tutulmalıdır. Hakikaten ziraî istihsalin tezyidini, bi­rinci derece içtimaî bir istikrar vs hu­zur âmili olarak da telâkki ediyoruz. Nihayet bu sahada atılacak adımların, senelerdenberi üzerinde çalışılan ve henüz bir hakikat haline sokulamayan diğer bir hedefin, yani Avrupa'nın ik­tisadî ve siyasî bütünlüğünün meyda-dana getirilmesi hususunda kuvvetli bir âmil olacağını da kabul ediyoruz.Sözlerime nihayet verirken üçüncü umumî heyet azalarını v.e misafirlerimi­zi hürmetle selâmlar, asamble çalışma­larında başarılar dilerim.

Konuşmalardan sonra kongre çalışma­larına başlanmıştır.

Delegeler, şehrimizin muhtelif yerle­rinde gezintiler yapacaklardır. Cuma günü Ankara'ya gidecek olan degeler, pazar günü İstanbul'a dönecekler ve 29 eylül çarşamba günü memleketi­mizden ayrılacaklardır.

— İstanbul:

İktisat ve Ticar&t Vekili Sıtkı Yircalı, bugün saat 17 de Vilâyette bir basın toplantısı yaparak Avusturya seyahati ve iktisadî mevzular hakkında gazete­ciler izahat vermiştir.

iktisat ve Ticaret Vekili, Avusturya se­yahatinin müsbet intibalarım ifade ile söze başlamış ve demiştir ki:

Avusturyadan çok müsait intibalarla dönmüş bulunmaktayım. Başta Devlet ve Hükümet Reisleri olmak üzere bü­tün devlet erkânı resmî şahsiyetler ve temas ettiğimiz hususî teşekkül ve şahsiyetler, memleketimiz hakkında çok samimi dostluk hissiyatını izhar ettiler ve bize büyük misafirperverlik gösterdiler.Avusturya kısa bir zamanda büyük ik­tisadî kalkınmayı gerçekleştirmiş ve müspet neticelerini almıştır.

25 Eylül 1954

 

— Diyarbakır :

Başvekil Adnan Menderes, beraberin­de Devlet Vekili Dr. Mükerrem Saroi, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Mebuslar, "Üçüncü Ordu Müfettişi Korgeneral Nu­rettin Aknoz ve gazeteciler olduğu hal­de, bugün, saat 10.30 da uçakla Van'dan "Diyarbakır'a gelmiş ve hararetle kar­şılanmıştır.Başvekil Adnan Menderes, Van'dan hareket ederken Anadolu Ajansına şu beyanatta bulunmuştur:

Van en mühmel kalmış vilâyetlerimizdendir. Vaktiyle büyük bir medeniyet merkezi olan ye 75-80 bin nüfusu ba­rındıran Van, uzun yıllar o derece ih­male uğramıştır ki. bir şehir ve bir vi­lâyet merkezi olarak elektriği ve içme suyu dahi yoktu. Hâlen mevcut elek-'trik. tesislerinin 120 beygirlik bir dizel, motoründen ibaret bulunduğunu v,e 70 "kilovat gibi gülünç bir takati ifade et­tiğini sovlerken ihmalin derecesini, Van'ın bugünkü halini anlatmış olu­rum.

Yeni iktidarın Van'da yaptığı ve yap­mak üzere bulunduğu işler ehemmiyet "lidir. Buna rağmen, gönül isterdi ki, mazinin ihmalleri neticesinde bir ta­raftan imkânların bu derece daralmış olması, diper taraftan da ihtiyaclann öylesine muazzam yekûnlar teşkil et­mesi gibi bir vaziyet. eğer tâbiri 7 îse. ihtiyaçların ve imkânların nispet­sizliğinin doyurduğu bir acz karşısında kalmış olmasaydı.

Böylesine bir vaziyete rağmen yeni iktidar Van'da esaslı işlere başlamış ve başlamak üzere bulunmuştur. Meselâ, şehrin içme suyu getirilmiştir. Yollar üzerinde esaslı surette çalışılmaktadır.

145 kilometrelik Ağrı - Erciş yolu ta­mamen yeniden geçide açılmıştır. Er­ciş - Van arası 113 kilometrelik kısım esaslı şekilde tamir olunmuş ve mühim güzergâh değişiklikleri yapılmıştır. 46 kilometrelik Van - Gevaş yolu bitiril­miştir. Bu yol, gölün cenubundan ge­çerek Van'ı Tatvan'a, oradan Diyarba­kır'a ve böylece büyük devlet yolları şebekesine bağlıyacak yolun başlangı­cıdır. Cenup yolunun inşasına 1955 yı-l:mn ilkbaharında süratle başlanmış ça­lacaktır. Bundan başka, 80 kilometrelik Van - Çatak.. 70 kilometrelik Van Özalp yollarında esaslı onarma yapılmış, bir tanesi 20 metrelik olmak üzere Van vilâyeti dahilinde 14 beton köprü in­şa edilmiştir.

Bendimahi - Muradiye yolunun 13 ki­lometrelik kısmı ihale olunmuştur.

Van - Hakkâri yolu da iki kısım üze­rinden ele alınmıştır. 120 kilometrelik Van - Başkale yolu geçide açılmıştır.

Başkale - Hakkâri arasındaki 90 kilo­metrelik kısımda da önümüzdeki yıl çalışmalara devam olunacaktır.Sulama işlerine de ehemmiyet veril­miş. Şamran kanalı üzerinde gerekli İslahların yapılması neticesinde 80 bin dönüm arazinin sulanması sağlanmış­tır. 50 bin dönümü alâkadar eden Erciz ürene çayı sulaması bitmek üzeredir. Gevaş - Peyvari'nin 13 kilometrelik kısmı tamamen bitmiş, mütebaki 14 ki­lometrelik kısmı da ihaleye konulmak üzere bulunulmuştur. Bu tesisler, 65 bin dönüm araziyi sulayacaktır. Doni ve Ermanis gölleri sulama tesisleri ü-zerinde çalışılmaktadır. Bu tesisler 60 bin dönüm arazi içindir.Muraidye ovasının sulama etüdlerî ya­pılmış ve önümüzdeki sene tatbik mev­kiine konulmak üzere bulunmuştur.Van'da ayrıca 450 dönümlük bir or­man v.e ziraat fidanlığı ihdas edilmiş­tir.Gerek yol ve köprüler, gerek sula­ma işleri mevzularında daha geniş bir faaliyet programının üzerindeyiz. Bu arada Van merkezinde Karayolları 11 İnci bölgesinin kurulmuş olduğunu söy Üyebİlirim. Bu bölgenin hâlen 1,5 mil­yon lira kıymetindeki atölye ve diğer tesislerinin inşaatı devametmektedir.Van, âdeta memleketin diğer tarafların dan tecrid .edilmiş bir durumda idi. Ya­pılmış olan ve yapılmakta bulunan yollarla memleketimizin diğer kısım-lariyle en elverişli surette irtibatı te­min edilmek üzeredir. Van'ın tecerrüt manzarasını tamamla­mak için telefonla da hiç bir tarafta bağlı olmadığını ve bir hava meydanı­na da sahip bulunmadığını ifade et­mek kâfi gelir. Şehirlerarası telefonun tesisi için teşebbüse girişildiği gibi, ye­niden inşa edilecek 7 hava meydanı meyanında Van'da da bir hava meyda­nı inşası ihaleye çıkarılmış, fakat ma­alesef bunun talibi zuhuretmemiştir. Bu medenî ihtiyacı daha da geciktir­memek maksadıyle hava meydanının «manet yoluyla, derhal inşasına başla­nacaktır. Geçen devir her sahada olduğu gibi, maarif sahasında da Van'ı adeta kasdî denilecek bir ihmale uğratmıştır. 27 yılda Van vilâyetinde yapüan iîkmek-îeplerin adedi sadece 27den ibaretti. Buna mukabil dört senelik bir iktidar devresinde Van'a yeniden 75 ilkmek-tep açmış bulunuyoruz. Bu yoldaki ça­lışmalarımız da devam edecektir. Van'ın, şarkın ve bütün memleketin kültür hayatında fevkalâde ehemmi­yetli bir rol oynıyacak Doğu üniversi­tesinin merkezlerinden biri olacağına, bu husustaki tetkikler henüz bitmemiş bulunmakla beraber, eminim.

Van'da iktisadî sahada geçmişe naza­ran çok farklı bir gelişmenin mevcut olduğukolayca müşahedeedilebilir.Bunu Van vilâyetinde yaşıyan bütün vatandaşlarımız müdriktirler. Bunun âmillerini burada saymayı lüzumlu addetmiyorum. Ancak, Van'ın iktisadî ve sosyal hayatını kökünden değiştirecek olan esaslı tedbirler üzerinde bu­lunduğumuzu ifade ile iktifa edeceğim..

Meselâ, Van'ın yak:nmda bulunan lin­yit madeninin işletmeye açılması ve ge niz ölçüde mahrukat sıkıntısı çeken. Van'm bu derdini karşılamakla kalma­yıp, burada kurulacak sınaî tesislerin­de ihtiyacını karşılaması gibi bir ted­birin tatbikatı günlerindeyiz. Bunun ifade ettiği ehemmiyeti izahtan kendi--mi vareste görürüm.

Bundan başka, bugün 70 küsur kilovat gibi bir rakamla ifade olunan Van elektriğini, bütün ekipmanı bitmiş olan. bendimahi hidroelektrik santralının in. sası neticesinde bir hamlede 6.000 ki­lovata kadar çıkartacak olan teşebbü­sü de keza tatbik sahasına koymak gün lerindeyiz. Bu miktar elektriğin de ya­kın bir âtide Van'ın ihtiyaçlarına kâfi. gelmiyeceğini bugünden söylemek mec­buriyetindeyim. Çünkü bu elektrikten Van'ın bazı kazalarının da faydalana­cağı, yakında Van'da ehemmiyetli sı­naî tesislerin kurulması ayni mevzu iîe alâkalıdır. Meselâ, toprak tahlilleri ve diğer tetkikleri henüz kat'î netice­ye varmamış olmakla beraber bir çi­mento fabrikasının Doğu'nun istikbal-' de mühim bir merkezi olacak bulunan Van'da kurulmasını büyük bir ihtimal­le derpiş etmekteyiz. Bundan başka elimizde tatbikte bulunan' 11 fabrikalı programdan sonra, bir taraftan bu il­lerde program tatbik edilirken 1955 te-etüdleri biterek 1956 da tatbikine ge­çilecek ikinci şeker fabrikaları inşaatı programında Van'ın da yer almasını keza kuvvetle ümid etmekteyim. Bu te sislerden başka ucuz ve bol .elektriğin. sanayi hayatındaki sanatlar mevzuun­daki yaratıcı kudretinin ne dereceler­de geniş olduğunu ve ucuz, bol elek­triğe kavuşan mahallerde sanayiin âde­ta yerden biter gibi inkişafa mazhar ol­duğu malûmdur. Bu arada, şu muka­yeseyi de yapmama müsaade ediniz:

Van için bugün 6.000 kilovathk bir ta­kati kâfi görmüyoruz. Buna ekleyece­ğimiz elektrik enerjisini nereden teda­rik edeceğimizi düşünüyoruz. Halbuki İzmir gibi üçüncü büyük şehrimizde ve başta gelen bir ticaret ve sanayi merkezimizde, 1950 senesinde mevcut. elektrik enerjisi sadece ve sadece 3.000'

kilovattan ibaret idi. Bu sözlerim Van­lıların bugün içinde bulundukları du-Tumdolayısiyle ferahlatıcıtedbirleri-vmizi kendilerine bildirerek muhterem Türk umumî efkârını muhtelif vilâyet­lerimizin ve bölgelerimizin iktisadî ve içtimaî durumları hakkında tenvir et­mek maksadına matufolduğu kadar .alâkalılar içinyapılacak iş hakkında yeniden hükümetimizin görüş ve iste-_ğini tespit itmek gayesini de gütmek­tedir.

26 Eylül 1954

 

— Ankara:

Maarif Vekili 1954-55 ders yılını aşa­ğıdaki nutku ile açmıştır:

«Değerli yurttaşlarım, yarın1954-55 ders yılma giriyoruz.

.Aziz vatanımızın himayesinde yüksele­ceği kuvvet ve kaynakların, vasıl ola­cağı refah ve saadetinin en büyük un­surlarından olan Türk çocuklarından İlkokul çağında 1.800.000 öğrenci, orta, lise, teknikokullarla Maarife bağlı yüksek okullaramensupolanlardan 206.000 öğrenci ki, cem'an 2 milyonluk göğsümüzü kabartan, ruhumuzakuv­vet veren, bizi yarma ümitle bağlıyan muhteşem bir öğrenci ordusu bilgi ve feyiz almak, ahlâk ve faziletle donan­mak gayesiyle, kendilerine veyurda faydalı olmak aşkı ve emeliylemek­teplerimize devama bağlıyacaklardır.

3ilhassa bu sene bazı okullarda çift -tedrisat yapmak mecburiyetini ihdas e-deeek kadar büyük nispetteki artışlar­la vâki müracaatlar bizi bir taraftan .-sevindirmekte Öte yandan düşündüre­rek ehemmiyetli tedbirler almaya da­vet etmektedir. Tek kelime ile, millet olarak, devlet olarak, topluluk ve fert olarak bir maarif seferberliğine giriş­mek zorundayız.

Hükümetin 1950'den bu yana .maarif bütçesini 177 milyon liradan 263 mil­yon liraya çıkarmasına, ilkokullara 3095, orta okullara 127, liselere 16, tek­nik öğretime 51, öğretmen okullarına !6 okul, köy ve halk eğitimi kurslarına 450 kurs ilâve etmesine, bu sene yeni­den 500 ilkokul inşa ve 700 ilkokulun tamirini tamamlaması gibi üstün başarılar sağlamasına rağmen bizi bekliyen çok mühim vazifelerin mevcut olduğu­nu müdrikiz. Hâlen okula devam eden­lerden gayri, ilkokul çağındaki bütün çocuklarımıza okul ve öğretmen te­min etmek, orta, lise ve sanat okulu ve enstitülerine yapılan müracaatı karşı­lamak, yatılı mekteplerimizin adedini çoğaltmak ve balk eğitimini sağlamak bu vazifelerin başında gelir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve ıiü-kûmetiniz bu problemleri dikkatle, ta­kip etmekte ve buna hususî bir ehem­miyet vermektedir. Bu sebepledir ki, büyük gayretler sarfederek kanun, plân, proje ve programların hazırlanmasiyle meşgulüz. Bu işde azimli ve kararlıyız. Yalnız şurasını dikkatten uzak tutmamak lâzımdır ki, maarif dâ­vasının halli için girişilmesi gereken seferberlikte topluluğun, mahallî hal­kın ve idarelerin manevî cenheden hü­kümetle elele vermesi şarttır. Dünya­nın her yerin â e ve en ileri memleket­lerde bile bu böyledir. Biz de imkân ve şartlarımız gözonünde tutularak toplu­luktan, mahallî halkın ve idarelerin fa­aliyetinden ne derecede istifade olun­ması icap eylediğinin, yollarını araştı­rıyoruz. Bu işbirliğinin plânları üze­rindeki çalışmalarımızın neticelerini zaman zaman milletimize duyuracağız ve onların manevî yardımlarım îstiyeceğiz. Maarif meselelerini halkımızın itilâma ulaştırabilmek için yayın va­sıtalarından ve bilhassa radyodan fay­dalanmayı düşünüyoruz.

Halkımızın manevî müzaheretinden bahs açılmışken bu mevzuda küçük birkaç misal vermek isterim.

Evleri yatılı okullara yakın olanlar ço­cuklarını yatılı olarak bu okullara ver­meği istemem eli diri er. Yatılı kadroları, aile ocakları, uzak köy, kasaba ve şe­hirlerde bulunanlara bırakmak gerekir. Keza bu okullara ilmî esaslara dayanı­larak talebe seçip almak kararma rıza Göstermek ve bunu gönül hoşluğu ile karşılamak icap eder. Okul aile müna­sebetlerini katiyen gevşetmemek ve hattâ takviye cihetine gitmekte büyük faydalar mülâhaza ediyoruz.

Yurttaşlarım,Hepinizin bildiği gibi bu yıldan itibaren lise. tahsilini 3 seneye indirmiş bu­lunmaktayız. 4 senelik devrenin bekle­nen randımanı sağlıyamaması, ailelere ye devlete bir yük teşkil etmesi, genç-ierimizin bir an evvel yurt hizmetine "girmesini geciktirmesi bakımından bu karara varmayı faydalı bulduk.

Ve guna inanıyoruz ki, lise tahsilinde kemiyetten ziyade keyfiyetin değeri vardır. İyi bir programla, sağlam me­totlarla seviyeli bir tahsil sağlanma­dıkça, öğrenmen yetiştirmede, öğrenci yetişmede gereken gayret ve faaliyeti göstermedikçe mücerret senelerin az­lığı veya çokluğu ile matlûp neticeyi elde etmeğe imkân yoktur. Bu sebep­ledir ki, lise tahsilini üç yıla indirir­ken dâvanın bu cephesine dikkatle ve titizlikle bakacağız, ona göre çalışaca­ğız, mürakebe edeceğiz ve takip eyliyeceğiz.

Maarifimizin her kolu için semereli programlar hazırlamak vazife ve me­suliyeti vekâletimizindir. Bu işi itina ile yerine getirmeğe çalışacağız, tet­kiklerimiz devam etmektedir.

Bu programların semeresini almak ev­velâ öğretmen arkadaşlarıma düşer. Görevin bu kısmındaki şeref veya me­suliyetten, şeref payının, feragatli ve çalışkan olduklarına inandığım öğ­retmen ve gerek öğrenci oıarak bu temenni ederim. Kendilerinden halisa­ne dileğim budur. Bu mevzuda müte­yakkız olacağız.

Size gelince, sevgili Türk çocukları: jaerjey sizin için ve bu vatan için de­ğil midir? Siz olmazsanız bir millet neslini, bekasını, mazisini ve âtisini na­sıl koruyabilir. Dünya milletleri için­de, medeniyeti ile, ilmi ve irfanı ile, her türlü ilerleme ve kalkınmalar iyi a mevkiini hasıl muhafaza edebilir.

Bu itibarladırki, analarınız, babaları­nız, öğretmeniniz, hükümetiniz, tek kelime ile. milletiniz sizin için çalış­makta size imkânlar hazırlamaktadır. O halde Türk gençliğinin çalışma şev­kinin ve gayeye erişme azminin çığ gibi büyümekte ve artmakta olduğunu, Türk milletinin yükselme gayretinin bir âbidesini teşkil eylediğini görmek bir milletin hakkıdır. Şu anda gözleri­mizişefkatve muhabbetlekendisine çevirdiğimiz gençliğin ruhunda fazile­tin vefa ve sadakatin, her türlü ilerle­me ve yenilik arzusunun, cehaleti yen­me gayretinin cevheri bulunduğuna inanıyoruz. Tek meselebu cevheri yıl­madan, usanmadan işlemektir.

Çalışınız aziz yavrular, bu cevheri iş­lemek için durmadan çalışınız. 6 yaşın­da ilkokula almak lise tahsilinizi üç-yılda bitirmek suretiyle size kolaylık­lar da sağladık. Programlarınızın üze­rinde duracağız. Bir taraftan kaliteli­ne bilgiye sahip kılmak, öte yandan si­zi zihnen ve bedenen bitap düşürmiyecek şekilde programlarınıza dikkat saredeceğiz.

Sevgili Türk çocukları.

Başöğretmenimiz aziz Atatürk'ün, hü­kümetin, bütün bir milletin size bağ­ladığı ümidi, size verdiği ehemmiyeti boşa çıkarmayınız. Muvaffak olmak. jçin çalışınız ve inanınız ki, gerek öğ­retmen ve gerekse öğrenci olarak bu muvaffakiyetlerinizin karşılığını bü­yük Türk milleti ve baş döndürücü bir kalkınma halinde bulunan bu vatan, maddeten ve manen size bol bol öde­yecektir.

Dünya medeniyeti bilgi üzerine kurul­muştur. Onun içindir ki, medenî dün­yada, bilginlerin, okuyanların, çalışan­ların, hakkını ve refah imkânlarım cö­mert bir ruh haleti içinde sağlamayı, en ileri vazifelerinden saymaktadır. Bu yurdun refah, saadet ve selâmetinin bilgili, hamiyetli, vakarlı ve ahlâklı Türk gençliğine -.dayandığına inanıyo­ruz. Size bu gözde bakacağız ve sizi bu. zaviyeden gözetliyeceğiz.

Vatanımızın hürriyet ve istiklâli bah­sinde aziz Atatürk'ün size emanet et­tiği inkılâplar ve Türkiye Cumhuriye­tinin ilelebet paydar olması dâvasın­da ne derece hassas iseniz, çalışmanız­da da aynı ruh ile hareket etmek mev­ki ve mecburiyetindesiniz. Bu iki esas-birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Zira, si­zin karakter, bilgi, meharet ve türlü, kazançlarınız, vatan müdafaasının ve terakkiyatmm -en değerli silâhlarıdır. Bu mülâhaza ile size içten gelen duygularla bir tavsiyede daha bulunaca­ğım. Hepiniz çalıştığınız yerde, odanız­da, masanızınönünde,minderinizin. Yanında uygun bir şekilde karşınızda küçük bir Türk bayrağı bulundurunuz. En yorgun anlarınızda, çalışmalarınız sırasında bile başınızı kaldırdığınız za­man onu görünüz. İçiniz açılır. Onun birbirine sarlmış kırmızı beyaz rengi, yeni açılmış bir gül gibi ruhlara ferah verir. Onun üzerinde dalgalandığı büyük vatanımız için çalıştığınızı, ça­lışmak mecburiyetinde olduğunuzu bir kere daha, bin kere daha hatırlamış o-lursunuz. Ona baktıkça, onun sizden neyi beklediğini gözünüzün önüne ge­tirirsiniz. O size çok güzel şeyler duyu­rur, çok kıymetli fikirler ilham edsr ve fırsat buldukça bu fikirlerinizi ve duy­gularınızı, yayınız, yazınız, arkadaş­larınıza duyurunuz, Öğretmenlerinize anlatınız, ana ve babalarınıza ulaştırı­nız. Bu hal, çalışmalarınızda size her an taze kuvvet verecektir. Buna inanı­nız. Üstelik kazancı da büyüktür. Çün­kü, vatanımıza ve bayrağımıza lâyık olma duygusu içimize işledikçe, o de­rece en üstün bir ahlâka, en ileri ilim ve teknik değerlerine sahip olur ve yurdu ileriye ve iyiye doğru götürür. Tarih, memleketimize en büyük hiz­metleri yapmış, Türk evlâtlarına ve şe­hitlerine, vatan duygusunun ve bayrak aşkının rehberi olduğunu kaydeder.

Aziz vatandaşlarım,

Yarın, sabahın erken saatlerinden iti­baren bu hür vatanın mesut havasını ciğerlerine sindire sindire, içlerindeki îman ve yüzlerindeki neg'e ile okula doğru yol alaca kolan çocuklarımızın yurt kalkınması uğruna daha büyük neticeler istihsal etmek hasretiyle, ha­yatta kendilerinin ve ailelerinin mu­vaffak ve müreffeh olmasını temin ey­lemek gayretiyle çalışacaklarına inanı­yorum. Onların bu hasret ve gayretini paylaşarak şunu ifade edeceğim: Ye­ni ders yılının ve yıllarının bu gayeyi tahakkuk ettirmesi milletimiz için hayırlı ve başarılı olmasını Allahtan diler, hepinizi hürmet ve muhabbetle selâmlarım, hoşça kalınız.»

— Denizli :

Reisicumhurumuz, Denizli vilâyet ko_ nağma muvasalâtlarını mütaakıp bal­kondan, binlerce halkın tezahürleri arasında Denizlilere bir hitabede bulu­narak demişlerdir ki:

«İnsanların hayatında izüstesna gün­ler vardır ve bunlara bahtiyar gün­ler denir. Beni de hayatımda bugünü. bahtiyar bir gün olarak kabul etmeğe şevkettiniz. Güzel şehrinizi ve aziz, Denizlileri, çok muhterem ve kahra­man vatandaşlarımı ziyaret etmek, on­larla karşı karşıya gelip zevk almak. başlıca emelimdi. Bugün buna muvaf-iak oldum. Şehrinizin medenî bir müesseseye ka­vuşması vesilesiyle yani yaptığınız hidroelektrik tesisatının açılma töreni, münasebetiyle aranızda bulunuyorum ve bundan iftihar duyuyorum. 35 senedenberi sizleri ve güzel şehrinizi ta­nırım. İlk tanıdığım günlerle bugünü mukayese edip bir neticeye bağlamaklığımız lâzımgeldiği takdirde, gözünü­zün önünde canlanan manzara da an­cak bize sevinç verir.

Reisicumhurumuz bundan sonra, De­nizlilerin istiklâl ve hürriyetlerini el­de etmek için yarattığı kahramanlıkla­rı, ümitsiz zannedilen günlerde gös­terdikleri vatan aşkını övmü§tür.

Reisicumhurumuz, kendilerine gösteri­len muazzam ve muhteşem hüsnü ka­bulden dolayı teşekkürlerini bildirmiş ve ikinci kısım hidroelektrik santralı­nı açmak üzere gökpmara gitmiştir.

Voida Teke köylüler Reisicumhurumu­zu karşılamış, yaşlı kadınlar, genç kız­lar, ihtiyarlar, delikanlılar Reisicum­hurlarını candan bir muhabbetle ku­caklamışlardır.

Reisicumhurumuz bu tezahürlerden çok mütehassis olmuşlardır.

Gökpmar'a muvasalâtlarında kendile­rini bekliyen mühendis ve teknisyen­lerle halka iltifat eden Reisicumhuru­muz, yeni tesis hakkında alâkalılardan izahat almışlardır.

Bunu mütaakıp çalman İstiklâl Mar­şından sonra, Denizli Belediye Reisi kürsüye gelerek, bu açılışa şeref ver­diklerinden dolayı Reisicumhurumuza ve Dahiliye Vekiline teşekkür etmiş ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştır: Son senelerde memleketimizin imar ve kalkınma sahasında giriştiği büyük hamle bilhassa şiddetle muhtaç oldu­ğumuz elektrik enerjisini de istihdaf etmektedir. Filhakika Adnan Mende­res hükümetinin takdir ve iftiharla müşahede ettiğimiz enerji politikası, Türk vatandaşının senelerce ve sebep­siz yere mahrum kaldığı medeniyet nu-.Tunu ve terakki unsurunu memleketin -dört köşesine götürmek, millî kalkın­mamızda -bol ve ucuz enerjiden büyük istifadeler elde etmek esasına dayan­maktadır. Gayesi kadar parlak olan bu politikanın müsbet eserlerinden biri olarak Gökpmar santralının işletmeye açılacağı şu anda muhterem hüküme­timizden görmüş olduğumuz büyük ayardım ve müzahereti huzurunuzda tekrar etmeği bir vicdan borcu bili-:rim.

Elektrik enerjisinin ne büyük bir âmil olduğu artık münakaşa kabul etmez "bir hakikat olarak tecelli etmiş bulunmaktadır. Bunun canlı misalini Deniz­lide müşahede etmek, şehrimizde son yıllarda hem de süratle gelişen hayat seviyesine hâkim olan sebeplerden olarak elektrik enerjisinin oynadığı göstermek mümkündür. Nitekim son senelerin elektrik enerji istihsal ve .İstihlâk rakamlarının mukayesesinden çıkan netice, mütalâamızın en bariz delilini teşkil edecek mahiyettedir. Ez­cümle 1950 yılının 902.400 kilovat saat istihsaline mukabil 1954 yılının ilk 6 aylık istihsali 1.240.600 kilosat saat fazlasiyle 2.143.000 kilosat saattir. Keza 1350 yılının 685.000 kilovat saat is-tıklâk-ine mukabil 1954 yılının ilk altı sylık istihlâk miktarı 879.000 kilovat saat fazlasiyle 1.564.000 kilovat saattir.

Memleketin birçok yerlerinde olduğu gibi Denizli bölgesi de tabiatin bir lüt-.fu olarak hidro-elektrik tesisleri kur­maya elverişli pe kçok akar suları ih-rtiva etmektedir. Bu sulardan biri olan Gökpmar membaı üzerinde 1949 yılın­da İller Bankasının yardımı ile kurulan -ve takati 380 kilovattan ibaret bulunan i)ir numaralı santral zamanla ve büyük tir süratle artan şehir ihtiyacına cevap veremiyecek duruma girmiş, bu arada Sümerbankm tesis ve ikmal ettiği ip­lik fabrikasının ihtiyacını karşılamak üzere mevcut santralin tevsiine ve bu­gün işletmeye açtığımız ikinci kade­menin tesisine lüzum Ve zaruret hâsıl olmuştur. Filhakika istikraz ve cere­yan verme mukavelelerinde derpiş o-lunan esas ve şartlar dahilinde Sümer -banktan 1951-1953 yılları içinde yekû­nu 1.625.000 liraya varan bir yardım sağlamak suretiyle 380 kilovat takatli birinci kademe tevsi olunarak takati 470 kilovat fazlasiyle 850 kilovata çı­karılmış, buna ilâveten 480 kilovat ta­katli ikinci kademe tesis olunarak iş­letmeyeaçılacakhalesokulmuştur.

Böylece her iki santralın mecmu taka­ti son üç senede yapılan ilâvelerle 380 kilovattan1320 kilovata yükselmiştir.

Bu cümleden olmak üzere hemen ilâve edelim ki, şehrimizin şu andaki ihti­yacı bu rakamın çok üstünde bulun­maktadır. Bütün tahminleri aşan had­dizatında memnuniyeti mucip olan bü­yük inkişaflar karşısında gelecek yıl­ların misil misil artması muhtemel görülen istihlâk seviyesine ulaşmak üze­re hazırlanmış ve kısmen tatbik mev­kiine konmu? etüt ve projelerimiz mev­cuttur.

Bunlardan Derindere namı marufu ile Cukursuyu derivasyon projesi. 12 Şu­bat 1954'te müteahhide ihale edilmiş olup, ke?if tutarı bulunan 680.000 lira kısmen İller Bankasındaki istikraz he­sabından, kısmen de dahiliye vekâleti emrindeki fondan yapılan yard'mlarla sağlanmıştır. 1955 baharında ikn.ali ge­reken bu proje ile Gökpmsr s iyu çı­kış tüneli ağzına saniyede 450 ilâ 500 litreden fazla su akıtılmış olacak, e-nerji gücümüz de bu sayede 370 ilâ 400 kilovat artacaktır. Bundan başka projeleri tamamlanmak üzere olan ve ilk tahminlere göre takati 2 bin kilo­vat civarında bulunan Halkapmar san­tralının hükümetimizin kıymetli yar­dımlarıyla 55 yılında tahakkuk saf­hasına konabileceği hakkında ki, kuv­vetli ümidimi bu vesile ile ifade et­mekten ayrıca bahtiyarlık duymakta­yım, Sümerbankla aramızda aktedilen mukavelelerin tanziminde ve mütevazı eserlerin vücuda getirilmesinde Sü-merbank ve diğer devairden gördüğü­müz yardım ve müzahereti inşaat v.e montaj devresinde hizmeti sspkeden bilûmum vazifelerin değerli mesailerini huzurunuzda bir kere daha şükranla anmak isterim. Memleketimiz için ha­yırlı olmasını temenni ettiğim bu ye-t!İ tesislerimizi uğurlu elleriyle işlet­meye açmalarını pek muhterem Reisi­cumhurumuzdan tazimlerimle arz ve istirham eylerim.»

Belediye reisinden sonra Dailiye Veki­li Dr. Namık Gedik kürsüye gelerek, Denizli belediyesinin davetine teşekkür ettikten sonra, Denizli için çok mana­lı ve çok verimli bir eserin açılış tö­reninde bulunmaktan mütevellit mem­nuniyetini bildirmiş ve demiştir ki:

Kurmakta bulunduğumuz fabrikala­rın dinamolarını çalıştıracak kuvvet, bu memleketin akar sularında bol bol mevcuttur. Bugün günden güne artan ziraî kalkınmasına mütenazır ve ona yardımcı karakterde sınaî gelişme i~ cinde bulunan memleketimiz, artık kaybedilecek bir dakikayı boşuna aka­cak bir damla suyu israf telâkki et­mektedir. Bir taraftan hükümet yar­dımları, bankalarımızın yardımları, bir taraftan da halkımızın iştiraki sure­tiyle bunları değerlendirmek ve bun­lardan temin edeceğimiz enerjilerle memleketimizin iktisadi, sosyal hayatı Üzerine müsbet sahada müessir olmak hükümetimizin birinci derecede ele al­dığı meselelerden biri olmuştur. Bin­lerce ve yüzbinlerce kilovattık elektrik " santralları yurdun muhtelif bölgelerin­de akan sularımızın bulunduğu yerler­de kurulmaktadır. Bunların bir kısmı hizmete girmiş ve karanlık gecelerimi­zi aydınlatmış, topraklarımıza feyiz ve bereket vermiştir. Önümüzdeki yıl­larda bunların yenilerini açacağız de­miş, GÖkpmar santralının hayırlı ve uğurlu olmasını temenni etmiştir.

Bundan sonra Reisicumhurumuz kurdelâyı keserek santral binasına girmiş­ler ve manivelayı işleterek Denizli ikinci hidro-elektrik santralını hayırlıolması temennisiyle işletmeye açmış­lardır.

Müteakiben tesisleri gezen Reisicum­hurumuz, Sümerbank iplik fabrikasını şereflendirmişler v.e bîr müddet istira-hati müteakip, fabrika salonlarında be­lediye tarafından şereflerine verilen ziyafette hazır bulunmuşlardır. Ziyafeti. 400 kişilik bîr resmi kabul takip et­miştir.

—Söğüt:

Ertuğrul Gazi'nin 662'nci Ölüm yılı dö­nümü münasebetiyle bugün şehrimizde büyük bir ihtifal yapılmıştır. Bu ihtifa­le mebuslar, vali ve etraftan, millî kı­yafetlerle gelen binlerce atlı ve davet­liler iştirak etmiştir:

—Ankara:

Son seneler zarfında muhtelif Orta Doğu memleketlerinden Tükiye, Birleşmiş. Milletler teknik yardım teşkilâtına ka­rayolları plânlaması, yapımı ve idare­si mevzularında modern görüş ve usul­leri takip edebilmek için müteaddit teknik yardım talepleri gelmiştir.

Eu talepleri topluca ve bu mmtakanm ihtiyaçlarına en uygun bir şekilde karşılamak gayesiyle tetkikler yapan mezkûr teşkilât hâlen Türkiyede tat­bik edilmekte olan yol çalışmaları prensip ve usullerinin talepleri en iyi şekilde karşılıyacak bir durumda ol­duğunu tesbit etmiştir:

Teşkilât bu yolda çalışmalarına devam etmektedir.

—Ankara:

Dil inkılâbının yıldönümü münasebe­tiyle bugün saat 15 te Dil Kurumunda bir toplantı yapılmıştır. Genel yazman Agâh Sırrı Levend ve daha sonra söz alan muhtelif hatipler, muhtelif dil me­seleleri üzerinde fikir teatisinde bulun­muşlar ve bilhassa gençliğin dil mese­lelerine karşı gösterdiği yakın alâkayı memnuniyetle belirtmişlerdir.

Toplantıdan sonra hazır bulunanlar toplu bir halde Atatürk'ün Anıt Kabrini ziyaret ederek, kabre buketler koymuşlar ve saygı duruşunda bulun­muşlardır.

27 Eylül 1954

 

— Ankara :

Yurdumuzun Trakya bölgesindepet­rol araştırmaları yapmak üzere müra-

caat eden Deilmann Montan G.N.B.H. .adlı Alman şirketine, bugün işletme­ler vekâleti petrol dairesi reisliğinde ^yapılan bir merasimle petrol arama müsaadesiverilmiştir.

Merasimde Petrol Dairesi Reisi Emin İplİkçi, muavini ve müşavirleri ile fir-rna mümessili Sıtkı Koçman ve basın mensuplarıbulunmuşlardır.

"Halen Almanya, îspanya, Yemen'de ve Yunanistan'ın hudutlarımıza müca­vir yerlerinde çalışmakta olan şirket, laha evvel Raman ve Garzan'da bu­lunmuş petrollerimizin kıymetlendiril­mesi hakkındada tetkikat yapmıştır.

"Bu bakımdan memleketimizce tanınan firma, aynı zamanda petrol araması i-çin müracaat eden ilk Alman firması­dır.

— İstanbul :

27 eylül Prevez.e zaferi ve donanma günü, bugün öğreden evvel Taksimde ve Begiktaşta Barbaros anıtı önünde yapılan merasimlerle heyecanlı bir şe­kilde kutlanmıştır.

Deniz Harpokulu ve kolejli talebeleri, başta alay sancağı olmak üzere deniz kuvvetlerine mensup bir birlik, ve bah­riye bandosunun iştirakiyle yapılan Taksimdeki merasim saat 10'da İstik­lâl Marşı ve sancak direğine bayrağı­mızın çekilmesi ile başlanmış ve âbi­deye çelenklerin konulmasından sonra Boğazlar ve Marmara kumandanı Kor­amiral Ridvan Koral tarafından hâtıra defteri imzalanmıştır.

Taksimde merasime iştirak eden bir­likler bundan sonra Beşiktaşa inmiş ve buradaki merasime katılmışlardır.

Barbaros anıtı önündeki merasimde vi­lâyet adına Vali Muavini Nafi Taner, Marmara ve Boğazlar kumandanı Kor­amiral Rıdvan Koral, merkez kuman­danı, generaller, amiraller, bahriye er­kânı ve bu arada Hamidiye kahramanı "Rauf Orbay, limanımızda misafir bu­lunan İngiliz filosu kumandan ve su­bayları ile sayısı binleri aşan kesif bir "halk kitlesi hazır bulunmuştur.

Merasime saat 11.30'da İstiklâl Marşı île başlanmış ve Beşiktaş önlerinde demirli bulunan harp gemilerimizden atılan ton sesleri ve aik'ıçlar arasında sancak direğine Barbaros'un bayrağı çekilmiştir.

Bundan sonra deniz, kuvvetleri adına Binbaşı Yavuz Sinenoğlu, denizcilik cemiyeti adına Bahaeddin Elkız, Erzu­rum mebusu Emrullah Nutku ve Tuğ­amiral Fahri Korurturk heyecanlı birer hitabede bulunarak Preveze zaferinin mâna ve .ehemmiyetini ve bahriyemizin bugün varmış olduğu seviyeyi belirt­mişlerdir.

Halkın coşkun heyecanı arasında yapı­lan bu konuşmalardan sonra toplu o-larak Barbaros'un türbesine gidilmiş ve ziyarette bulunulmuştur.

Türbenin ziyaretinden sonra mehter ta­kımının, başta Barbaros'un sancağı ol­mak üzere leventlerin, bahriye bando­su ve alay sancağı ile merasim alayı­nın iştirakiyle geçit resmi yapılmış ve saat 13'de merasime- son verilmiştir.

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bu akşam saat 19'da şehrimizde bulunan Alman-yanm tanınmış iş adamları ve Envestisman müesseseleri direktörlerinden müteşekkil heyeti Başvekâlette kabul ermiştir.

Bu kabulde, Devlet Vekili Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Harici­ye Vekili Prof. Fuat Köprülü, İş Ban­kası Umum Müdürü Üzeyir Avunduk, Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî Berk, Etibank Umum Müdürü Cevdet Aydmelli de hazır bulunmuş­lardır.

— Ankara :

Sayın Başvekilimiz Adnan Menderes Almanya Federal Cumhuriyeti hükü­metinin daveti üzerine ve Şansöliye Adenauer'in memleketimize yaptığı lesmî ziyareti iade için 2 Ekim 1954'de Batı Almanya'yıziyaretedeceklerdir. Bir hafta sürecek olan bu ziyaret esna­sında Sayın Başvekilimize refakat edecek olan resmî heyetle, eksperler heye­tine dahil zevatın ve basın mensupla-Timn adları sırasiyle aşağıya dercolunmuştur:

Eesmî heyet: Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Hariciye Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyükelçi Nuri Birgi, Bonn Büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü, Ha­riciye Vekâleti İşbirliği Genel Sekre­teri Elçi Melih. Esenbel, Maliye Vekâ-' leti Müsteşarı Mehmet İzman, Ticaret ve İktisat Vekâleti Müsteşarı Munis Faik Ozansoy, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Umum Müdürü Nail Gidel, Bonn Büyükelçiliği Müsteşarı İlhami Müren, Başvekâlet Hususî Ka­lem. Müdürü Muzaffer Ersü, Hariciye Vekâleti Ticaret Dairesinde Şube Mü­dürü Doğan Türkmen, Başvekalet Ya­veri Üsteğmen Hayrettin Sümer.

Eksperler heyeti:

Nafıa Vekâleti Müsteşar Vekili Daniş Koper, İşletmeler Vekâleti Müsteşar Vekili Hayri Tokay, Ziraat Bankası U-mum Müdürü Mithat Dülge, Emlâk ve Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî .'Berk, Sümeranbk Umum Müdür Veki­li Mehmet Akın, Etibank Umum Mü­dürü Cevdet Aydmelli, İş Bankası U-mum Müdürü Üzeyir Avunduk, İller Bankası Umum Müdürü Nafiz Ergene-

;ii, Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Mü­dürü Feridun Üstün, Makine ve Kim­ya Ensdüstrisi Umum Müdürü Hulki Yanak, Maden Tetkik ve Arama Ens­titüsü Umum Müdürü Prof. Hamit Na­fiz Parnir, Azot Sanayii Umum Müdü-tü İzzet Erksal, Tariş Umum Müdürü Şevket Kaya, Fisko Birlik Umum Mü­dürü Bedri Sirmen, Çuko Birlik Umum Müdürü Feyzi Alptekin, İnhisarlar Tüün Mütehassısı Abdullah Alaybey.

Basın mensupları:

Cihat Baban (Son Saat), Mümtaz Faik Fenik (Zafer), Selim Ragıp Emeç (Son Posta), Nadir Nadi (Cumhuriyet), Ba­badır Dülger (Türk Sesi), Ş.evket Bil­gin (Yeni Asır), Cavit Oral (Hürses), Muammer Baykan (Basm Yayın ve Tu-Tizm Umum Müdürü), Şerif Arzık (A-nadolu Ajansı Umum Müdürü), Ahmet .Emin Yalman (Vatan), Burhan FelekCumhuriyet), Haldun Simavi (Hürriyet, Şinasi Dersan (Akşam), Habip Edip Törehan (Yeni İstanbul), Mustafa Nermi (Yeni İstanbul), Ethem İzzet Benice (Son Telgraf), Nihat Kürşat (Ege Ekspres), Burhan Belge (Hâkimi­yet), Mithat Perin (İstanbul Ekspres), Alâaddin Şeker (Film operatörü), Ad­nan Atar (Foto muhabiri), Mehmet 8ü-r.enkok (Foto muhabiri). İki memleket arasında mevcut çok sa­mimî dostluk ve işbirliğini bir kat da­ha takviye edecek olan bu ziyarete ait program mucibince Sayın Başvekili­miz ile Hariciye Vekilimiz ve maiyet­leri erkânı 2 Ekim 1954 cumartesi gü­nü İstanbul'dan uçakla hareketle Mu-nich'e varacaklar ve Baviyera başveki­li tarafından karşılanacaklardır.

2 ekimde ezcümle Siemens amele ma­hallesini ve büyük ziraat sergisini tet­kik edecek olan devlet adamlarımız 4 ekim sabahı Bonn'a muvasalat edecek ve başta Şansöliye Adenauer bulun­mak üzere Federal Alman hükümeti ricali tarafından karşılanacaklardır. O gün resmî ziyaretler teatisine hasredil­miştir.

Ekim günü Oberhausen,Duisburg,Essen-Bredeney, Düesseldorf vediğerbazı yerlerde muhtelif fabrikaları tet­kik edecek olan Başvekilimiz ile Hari­ciye Vekilimiz,AlîredKrupp, VonBehlen tarafından şereflerine tertip edilecek çaya ve Nod Heim Westfalenlandı,Başvekili tarafındanverilecek akşam yemeğine icabet edeceklerdir,

Ekim 1954'de öğleden evvel ve öğle­den sonra Başvekâlette resmî görüşme­ler yapılacaktır.Aynı günAlmanya Heisicumhuru tarafından Sayın Başve­kilimiz ile Hariciye Vekilimiz şerefine bir öğleyemeğiverilecekveakşamda Bonn Büyükelçimiz tarafından bir kabul resmi tertip olunacaktır.

ekim perşembe günü civardaki bazımüesseseler tetkik edilecek ve akşamıTürk - Alman cemiyeti tarafından ve­rilecek r.esmi kabule icabet olunacak­tır.

Yakın Şark memleketleri ormancılık politikası semineri üyeleri, bugün şeh­rimize gelmişlerdir. Uludağa çıkan or­mancılar, seminerde münakaşa edilen orman mevzularını yerinde tetkik et­mişler ve Uludağm ağaçlandırılması ve millî park ormanı olarak muhafaza edilmesi hususunda, ziraat vekâletiy­le, Bursa Uludağı sevenler cemiyetinin işbirliğini takdir ile karşılamışlardır. Misafir ormancılar bugün şehrimizde kalacaklar, yarın İstanbul'a dönecek­lerdir.

29 Eylül 1954

 

—Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün saat 20.15'de İş Bankasının davetlisi olarak şehrimizde bulunan Amerikalı ve Ka­nadalı iş adamları ile basın mümessil­lerini başvekâlette kabul etmiştir.

Bu kabul esnasında Devlet Vekili Baş­vekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, İş Bankası Umum Müdürü Üzeyir Avun­duk da hazır bulunmuşlardır.

—İstanbul:

Bir müddettenberi milletlerarası çalış­ma teşkilâtı ile hükümetimiz arasında, Türk ustabaşılarmin Avrupa memle­ketlerinde staj görmelerini temin mak-sadiyle yapılan görüşmeler müsbet ne­tice vermiş ve ilk olarak altmış Türk ustabaşısınm muhtelif Avrupa memle­ketlerine gitmeleri hususunda muta­bakata varılmıştır.

Bu anlaşma 1955 yılında da tatbik olacaktır.

Tekâmül kursu görecek ustabaşıları-mızdan ilk grup, Saar bölgesinde Vol-kingenn şehrine gitmek üzere bugün. saat 9.15'te uçakla hareket etmiştir.

İleri endüstri merkezlerinde tatbik olunan en yeni usulleri öğrenmek üze­re kursa giden bu grup, Ahmet Kan başkanlığında Talât Doğanay, Fethi Kançm, Yılmaz Şit ve Nuri Şentürk'-ten müteşekkildir.

---Ankara :

Birkaç gündenberi İş Bankasının da­vetlisi olarak .şehrimizde bulunan Ame­rikalı ve Kanadalı iş adamları ile ba­sın mümessilleri bu sabah saat 9.30'd.a Türkiye ticaret odaları, sanayi odaları ve ticaret borsaları birliğini ziyaret et­mişlerdir. Birlik Başkanı Üzeyir Avun­duk ve umumî kâtip Faruk Sünter ta­rafından karşılanan misafirlerle iki sa­at süren uzun bir toplantı yapılmıştır.

Bu toplantıda Türkiye Odalar Birliği­nin çalışmaları hakkında Amerikalıla­ra izahat verilmiştir. Amerikalı iş adamları odalar birliği mesaisi etrafın­daki müsbet intihalarını anlatmışlar ve bunun Amerikadaki teşkilâta çok; benzediğini ifade ederek memnuniyet­lerini belirtmişlerdir. Toplantı sırasın­da misafirler tarafından sorulan Tür­kiye ekonomisi hakkındaki çeşitli sual­lere ilgililer ile birlik mütehassısları tarafından cevaplar verilmiştir. Ame­rikalı iş adamları birlikten ayrılırlar­ken Türk meslektaşları ile yaptıkları bu konuşmaların pek faideli olduğunu: soylemişl erdir.

Türkiye Odalar Birliğinden saat 12 detoplu halde Anıt Kabre gidilmiş ve Atatürk'ün mânevi huzurunda saygı duruşunda bulunulmuştur.

Akşam saat 18'de Ankara Palasta mi­safirler şerefine İş Bankası Umum Mü­dürü Üzeyir Avunduk tarafından bir kokteyl parti verilmiştir. Bu kokteyl­de şehrimizin tanınmış simaları hazır bulunmuşlardır.

— Ankara :

Ticaret anlaşması yapmak üzere bir müddettenberi memleketimizde bulunan Belçika ticaret heyeti ile birlikte gelmiş olan serbest sektör mümessille-.ri bugün Türkiye ticaret odaları, sana-:yi odaları ve ticaret borsaları birliğini .ziyaret ederek sabah ve öğleden sonra olmak üzere birlik mümessilleri ile .iki uzun toplantı yapmışlardır. Birlik Başkanı Üzeyir Avunduk ve umumî .kâtip Faruk Sünter'in de hazır bu­lundukları bu toplantılarda Türk ve Belçikalı tüccarları, ticaret müzakeresini yapan heyetlerine serbest sektörün görünüşünü ifade eden müşterek bir rapor hazırlamağa karar vermişlerdir.

—İstanbul:

İrigilterede Cambridge'de toplanan bey-.nelmilel 23 üncü müsteşrikler kongre­sine iştirak eden Türk heyeti Avrupa-,âa ilmî tetkiklerde bulunduktan sonra şehrimize dönmüştür.

Türk heyetinin İslâm ve Türkoloji kısımlarında kongreye arzettiği tezler alâka uyandırmıştır.

Kongre münasebetiyle Queen's College'de açılan kitap sergisinde bilginleri­mizden Nimet Akter, Bekir Sıtkı Baykal, Ahmet Frat ve Abdülkadir Karahan teşhir ettikleri eserler takdirde karşılanmıştır.

—Burdur :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Bur--dur'a muvasalâtlarını mütaakıp geniş meydanı dolduran Burdurlulara hitap­la bulunmuştur. Reisicumhurumuz, bu "konuşmalarında, seyahati er indeki mak­sadın, halk toplulukları arasında bu­lunarak ihtiyaçları hakkında malûmat edinmek olduğunu söyliyerek demiştir Td:

«Derler ki, Burdur münevver yatağı­ndır. Bu, bir hakikattir. Ben. de teslim --ediyorum. Münevverlerin iltifatına mazhar olmak şüphesiz büyük bir kıy­mettir. Bugün bilaistisna büyük, küçük bütün Burdurlularm gösterdikleri muhabbetten çok mütehassisim.

Burdur'u müteaddit defalar ziyaret ederek, her gelişimde memleketinizde yepyeni terâkki eserlerinin mevcudiye­tinigörmekleiftiharduyarım.Şimdi de başımı çevirip etrafa baktığım za­man yeni aile yuvalarının, büyük bi­naların kurulmuş olduğunu görüyo­rum ve bundan sevine ve iftihar duyu­yorum. Demek ki, münevverler yatağı olan Burdur, ilerlemek yolundadır. Bi­zim maksadımız da, bunu görmekle bahtiyar olmaktır.

Burdurlu vatandaşlarımın hepsinde güler yüz ve sevinç görüyoruz. Ben de bundan mesut oluyorum. Hep bera­ber sevinç içinde oluşumuzun mânası, şüphe yok ki: başta dahilî ve haricî si­yasetimizin, tam emniyet altında bu­lunmasıdır. Bugün Türkiye'nin munta­zam v.e güvenilir haricî bir politikası vardır ve Türk diplomasisi her yerde itibar görmektedir.

Dahilî politikamıza gelince, asayiş de­nilen mesele, asla konuşulamıyacak de­recede kıymetini kaybetmiştir. Herkes hakkından emindir ve mâruz kaldığı haksızlığı süratle gidermektedir. Bu hal, memleketimizde tabiî bir hal ola­rak yerleşmiştir.

Reisicumhurumuz, Atatürk'ün bir düs­tur olaraf ifade ettiği gibi, milletimizin en büyük ümidinin sulh içinde mesut olmak ve refaha ulaşmak, ailesiyle be­raber muntazam ve müreffeh, bir ha­yat yaşamak olduğunu ifade ederek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Memleket iktisadiyatının, millî eko­nomimizin cihâzlanmasma büyük e-hemmiyet veriyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi bizim millî ekonomiden anladığımız mâna, memleketimiz bün­yesine göre hareket etmektir. Bizim memleketimizin bünyesi toprak mah­sullerine dayanan, ziraate dayanan, bir de ziraatimizi İnkişaf ettirmek, ziraate yardımcı olan sanayii korumak, millî ekonomimizden hâsıl olan kıymetleri emrinde tutmak politikasına ehemmi­yet veriyoruz.

Su meselelerini ele alıyoruz. Su mese­lesi yalnız nehirlerin tanzimi, batak­lıkların kurutulması, köylerde yer yer yapılan içme suları meselesi değildir.

Sularımızdan sanayiimize, içtimaî ha­yatımıza en büyük tesiri olan enerjiyi elde etmek istiyoruz.

Bunlar kül halinde muntazam, başarılı ve cesur bir programla tatbik edil­mektedir. Memleketimizi imar sahasm-.da emin adımlarla ilerlemekteyiz. Doğ­rudan doğruya sizin malınız olan, Türk milletinin malı olan ve kısmen de hi­tama eren eserler tamamlandığı za­man, vatanın mâmur çehresi büsbü­tün değişecektir. Memleketimiz çok e-sasli bir refaha kavuşacaktır. Manevi­yat bakımından, ahlâk bakımından, ce­saret bakımından dünyanın en müm­taz milletlerinden Türk milleti, maddî kuvveti ile de bütün cihana tanınmış olacaktır. Çalışkan, mütecanis, yekvücut Türk milletinin istikbalini böyle görüyorum. Şiddetli ve sürekli alkışlarla karşıla­nan bu hitabelerinden sonra Reisicum­hurumuz, şereflerine belediye tarafın­dan Göl Köşkünde verilen öğle yeme­ğinde hazır bulunmuştur. Reisicumhu­rumuz yemekten sonra, kurulmakta olan şeker fabrikası tesislerini gezmiş ve fabrika müdürü ile mühendislerin­den izahat almıştır. Reisicumhurumuz, müteakiben vilâyet konağına gelerek, merkez ve Tefenni, Yeşilova, Gölhisar kaza heyetlerini kabul etmiştir.

30 Eylül 1954

 

—Ankara :

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, bugün saat 10'da İtalya Büyükelçisi Ekselans Comte Luca Pietromachryi ve saat ll'de de İspanya'nın yeni Ankara Büyükelçisi Ekselans Dük Dö Baena'-yı makamında kabul etmiştir.

—Ankara :

Kızılay tarafından Şarkî Pakistan fe­lâketzedelerine yapılan yardım dolayısiyle Şarkî Pakistan Valisi General İs­kender Mirza tarafından Hariciye Veki limize aşağıdaki mesajgönderilmiştir:

Kızılay tarafından yapılan yardımı Şarkî Pakistan halkı namına memnu­niyetle kabul ederken felâketimiz â-nında gösterilen bu âlicenabâna mua­venetten dolayı Türk milletine bütün, kalbimle teşekkür ederim.

Yardım için gösterilen tehalük Türk:müttefiklerimizin sel felâketzedeleri­mize karşı duydukları büyük alâkayı gösterir. Bu âlicenabâne hayrıhahane jestin memleketlerimiz arasındateyemmünen mevcut kardeşlik bağla­rını daha da sıklaştıracağı muhakkak­tır.

— Ankara :

Doğu vilâyetlerimizde kurulacak Ata­türk üniversitesi ile ilgili olarak mem-İtketimizde bulunan Nebraska üniver­sitesi profesörler heyeti, bugün saat 9 da Atatürk üniversitesi hazırlık büro­sunda çalışma programına uygun ola­rak bir toplantı yapmışlardır. Üniver­siteler hakkında incelemelerde bulu­nan heyet ayrıca dil tarih ve coğraf­ya, siyasal bilgiler, ziraat, veteriner ve fen fakülteleri binalariyle tesislerini ziyaret ederek dekanlardan gerekli izahati almışlardır. Öğleyin Orman Çiftliği Ziraat Vekili Nedim Ökmen, misafirler şerefine bir yemek vermiştir.

Bu ziyafete Maarif Vekili Celâl' Yar­dımcı, Ankara üniversitesi rektörü, maarif ve ziraat vekâletleri müsteşar­ları ile vekâletlerin erkânı, F. O. A, Türkiye misyon başkan ve yardımcı­ları ve üniversite dekanlarıyla Ata­türk üniversitesi hazırlık bürosu üye­leri hazır bulunmuşlardır.Öğleden sonra yine Atatürk üniversite­si hazırlık bürosunda çalışmalara de­vam edilmiştir.1954-1955 adalet yılı törenle açıldı:

-— Ankara :

20 temmuzdanberi tatil devresine girmiş olan mahkemeler, bugün saat 11 de Ankara Hukuk Fakültesi konferans salonunda yapılan bir törenle 1954-1955 yılı çalışmalarına başlamışlardır.

Törende, Devlet Vekili Osman Kapani, Adliye Vekili Osman Şevki Çicekdağ, mebuslar, profesörler, temyiz ve askerî temyiz mahkemeleri azaları, adliye vekâleti ileri gelenleri, adliye erkânı, hâkimler, avukatlar, sivil ve askerî erkân ile seçkin bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Törene İstiklâl Marşı ile başlanmış, müteakiben temyiz mahkemesi Reisi Bedri Köker, 1954-1955 adalet yılını şu konuşma ile açmşıtır:Muhterem vekillerimiz, muhterem misafirlerimiz, aziz ve sevgili meslekdaşlanm,Hukuk ve ceza muhakemeleri usulleri kanunlarımız 30 temmuz ile 5 evlûl arasındaki müddet içinde mahkemelerin faaliyetlerini tatil edip ancak bu sürede müstacel savılan islerin görülmesini tecviz eder. 6 eylül tarihli ad­liye cihazının tam faaliyete geçmesi günüdür. Bir cok memleketlerde ol­duğu gibi bizde de bu acılıs sebebiyle böyle bir toplantının yapılması tea­mül halini almıştır. Davetimizi lütfen kabul buyurarak bu toplanmava yüksek huzurları ile şeref veren aziz misafirlerimize teşekkürlerimi sunar ve 954-955 yılının feyizli ve başarılı geçmesini dilerim.Bu sene içinde fânî havata gözlerini yumarak Hakkın rahmetine intikal .eden arkadaşlarımın aziz hâtıraları Önünde hürmetle eğilirim.Yine bu sene içinde emeklilik sebebiyle hâkimliğin muhtelif kademelerin­den ayrılmış olan arkadaşlara şimdiye kadar ifa etmiş oldukları yüksek hizmetlerden dolayı teşekkür eder ve bundan sonraki hayatlarında ken­dilerine başarılar ve mesut ve uzun ömürler dilerim.Bugün temyiz mahkemesinde onbeş arkadasın yeri boştur. Bir an evvel bu yüksek vazifelere ehil ve mümtaz arkadaşların tâyinleriyle vazifenin daha sürat ve emniyetle ifasının mümkün olacağı tabiidir.Bu toplantılarda adîî islerimiz hakkında bir nevi hesap vermek faydalı ol­maktadır. İs hacmi seneden seneye artıyor. Bunu şöylece tebarüz ettirme­ğe lüzum görüyorum, diğer adlî muamelelerden kat'mazar resmî is cedvel-'lerine de'v an arak şu rakamları arzetmeme müsaadelerini dilerim. Cumhuriyet mahkemelerine 1943 senesinde hukuk ve ceza kısımlarına ta~ -allûk eden (599083) is arzedilmişken 1953 takvim yılında iş miktarı bir mil--yon onbirbin dokuzyüz otuzdokuz'a baliğ olmuştur. Aynı 1943 senesinde beşyüz seksensekiz bin üçyüz üç iş karara bağlanmış olup, 1953 senesinde kararların baliğ olduğu rakam ise, dokuzyüz yetmiş bin beşyüz seksen do­kuzdur. Bu işleri görmekle mükellef hâkim kadrosu 1943'de ikibin yüz yir­mi altı olup 1954'de üçbin yüz seksen sekize çıkmıştır. îşin artışı ile hâkim, kadrosunun artısı tam bir tenazur temin edecek derecede değildir, iş hac­minin bir misle yakın artmasına mukabil hâkim kadrosu ancak üçte bir nispetinde arttırılmıştır. Bu noktada şunu da kaydetmek yerinde olur: Ar­tan kadroların çoğu yeni teşkil edilmiş olan kaza ve nahiye mahkemelerine tahsis edilmiştir. Buraların is hacmi eskiden mevcut olan mahkemelerîn iş hacimlerine göre çok küçüktür, bu nokta da nazara alınırsa işin ar­tışının tam teşkilâtla karşılanamadığı görülür.

Biraz da ve kısaca temyiz mahkemesi faaliyetinden bahsetmek istiyorum1. ve kıyas yapabilmek için on sene evvelki varide ile son varideyi karşılaş­tırıyorum :

1943 senesinde temyiz mahkemesine gelmiş olan islerin adedi yetmiş yedi' bin ikiyüz yetmiş altı idi. 1953 takvim yılında ise. bu rakam yüz ondokuz bin yediyüz seksen altıya yükselmiştir. İçinde bulunduğumuz 1954 yılının yirmi temmuzuna kadar seksen bin yediyüz kırk altı is aldık, geçen sene­nin aynı müddetinde gelen is bundan ikibi küsur oksm idi, 1953 senesi ey­lülünde işe başlarken elimizde kırkdört bin yüz otuzbeş iş mevcut idi. Bu sene tatile girerken bu rakamı yirmi bine düşürmeğe muvaffak olduk, ge­len işleri karşılamakla beraber teraküm etmiş islerin yarısından fazlasını karara bağlamış b uluyor uz. dairelerimizin ekseriyetinde bugün mütera­kim iş kalmamıştır, bu neticeyi beser takatinin üstünde mesai sarfederek" elde etmiş olan aziz arkadaşlarıma huzurunuzda teşekkür etmeği borç bi­liyorum, önümüzdeki faaliyet yılında alacağımız tedbirlerle bu müteraki­mi ortadan kaldıracağımızı kuvvetle ummaktayım.

Temyiz mahkemesinde işler arttıkça yeni daireler kurulması düşünülür idi, bu sene bundan ayrılarak mevcut dairelerin takvivesi için yeni âza kadrolarının kabul buvurulmuş olması çok hayırlı neticeler vermiştir, dai­reler arasında vazife taksimine her zaman imkân bulunmamakla beraber aynı nevi işler hakkında başka başka dairelerden birbirine uymıyan ka­rarların çıkmasını önlemekteki müşkilât zahirdir. Nitekim bu yüzden iç-tihadlarm birleştirilmesine sık. sık zaruretler hâsıl olmaktadır, temyiz' mahkemesinin.basta gelen vazifesi ise, kanunların her yerde aynı şekilde tatbikini sağlamaktır, elimizde birleştirilmesi lâzım gelen pek rok içtihat ihtilâfı mevcuttur. Geçen faaliyet yılında bunlardan karara bağlanabilen­ler şunlardır:

3116 sayılı orman kanununun 5653 sayılı kanunla değişen birinci madde­sinin (d) fıkrasını mânasının tayinine, medenî kanunun 639 uncu madde­sinin 6333 sayıh kanunla değiştirilmesinden evvel ittihaz edilmiş olan 2T nisan 1949 tarihli tevhidi içühad kararının tatbik kVbiliveti bulunup bu­lunmadığına, 5813 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihten evvelki za­mana ait Alman hakikî ve hükmî şahıslarına müteallik dâvalara bakılıp-bakılamıyacağma. 5521 sayılı kanunun 11 inci maddesindeki muafiyetin İşçi Sigortaları Kurumunun açacağı dâvalara şümulü olup olmadığına, dâva arzuhalinin tanziminde kanunî noksanlar bulunması halinde veri­lecek iotal kararı sebebi'vle vekâlet ücreti tayini lâzım gelip gelmiyece-ğine, ilâmında kıymeti gösterilmeyen orman mahsullerinin iadesi işlerin­de icra ve iflâs kanununun 24 üncü maddesinin tatbiki icabedip etmedi-

gine, mirasçılardan intifa hakkı sahiplerini tereke borcundan şahsî mal­ları ile mes'ul olup olmadıklarına, İşçi Sigortaları Kurumunun 4772 sa­yılı kanunun 37 nci maddesine müsteniden rücuan açacakları tazminat dâvalarının tâbi olması lâzımgelen müruru zaman müddetine, yine aynı "kanunun aynı maddesine göre açılacak tazminat dâvalarında Borçlar Ka­nununun 44 üncü maddesinin tatbik edilip edilmiyeceğine, mahkûmunbih meblâğ miktarı üzerinden nisbî avukatlık ücreti tayinini muntazamm mukavelelerin hasılı dâvaya iştirak mahiyetinde olup olmadığına, icra takibinden dolayı mütekabilen açılrnayıp da müstakilleri açılan iptal dâ­valarının rüyet merciine, 2292 sayılı kanunda yazılı bir yıllık müddetin sukutu hak müddeti olup olmadığına, eceli ile ölen işçinin mirasçısına kı­dem tazminatı verilmesi lâzım gelip gelmediğine, Devlet Demiryolları memurları tarafından Umum Müdürlük aleyhine açılacak tazminat dâvalarmm tâbi olduklar; müruru zamana, izalei şuyû dâvalarında gayri menkulün tapu kaydmdaki ipotek ve haciz şerhlerinin taksime mâni bu­lunup bulunmadığına, tapuda kayıtlı olup. firarı veya mübadil eşhasdan rıasbelkanun hazineye intikal eden gayri menkuller hakkında medenî ka­nunun 639 uncu maddesinin ikinci fıkrasının tatbik edilip edilemiyeceği-•ne, hazine veya muhtaç çiftçi namına tescil edilen toprak hakkında zilyed tarafıdan tapunun iptali veya men'i müdahale dâvası açılıp açılamı-yacağma, toprak bedeli hakkında idarî mercilere müracaat lâzım gelip gelmediğine ve namına tescil yapılan çiftçi aleyhine acılan dâvada ayrı­ca hazineye husumet tevcihi gerekip gerekmediğine ve karı koca arasın­daki gayri menkule ait muvazaa iddialarına dair içtihad ihtilâfları geçen faaliyet yılında müzakere ve halledilerek karara bağlanmışlardır. Bu ka­rarlar usulen neşir ve İlân edilmiş ve alâkalılarca malûm bulunmuş ol­duğundan burada tekrar ve tafsilinde fayda görmemekteyim. Biraz evvel umumî mahkemelerin iş hacimlerinden bahsederken arzet-tiğim rakama bir an için avdetime müsaadelerini diliyorum, bir takvim yılında mahkemelerimize arzedilen dâva adedinin milyonu geçtiğini söy­lemiştim. Bir dâvada tarafları lâakal iki kişinin teşkil ettiğini düşünür ve "bunu umumî nüfusumuz miktarı ile karşılaştırırsak büyük bir vatandaş kütlesinin doğrudan doğruya adliye cihazımızın faaliyeti ile ilgili bulun­duğunu görürüz. Bu artışta şüphe yok ki, içtimaî ve iktisadî bir çok âmil­lerin rolü vardır. Bunların tetkiki ilim adamlarının yapabileceği işler­dendir. Biz bu tetkikin lüzumlu olduğuna kaniiz. Dâvalar artar dururken İDİr yandan bunları önleyici tedbirler üzerinde tevakkuf etmek ve diğer taraftan bu kadar işi hakkıyle başarabilmek için adlî cihazımızı takviye eylemek zarurîdir. Mahkemelerimizi kurarken başta düşüneceğimiz un--sur hakimdir. Hakimlerimizi bu İşleri lâyıkı ile başarabilecek duruma ge­tirmek zorundayız. Hâkim günden güne artan mevzuatı takip ve tetkik edebilecek zamana da muhtaçtır. Adliye daireleri mahkeme kütüphane-'lerî inşa, ve tesis edilmedikçe hâkim 'kolay çalışabilir durumda olmadık­ça faaliyetinden müspet netice beklenilemez. Türk milleti adına adalet tevzii ile vazifelendirilmiş olan hâkimde çok büyük vasıflar aramak ve •onu lâyık olduğu mevkide bulundurmak zarureti aşikârdır. Bunun için de hâkimlik mesleğini daha cazip bir hale koymak icabettiğine kaniim.Adalet mülkün esasıdır. Adalet tevzii devletin başta gelen vazifesidir.Bunu samimiyetle müdrik olan hâkim arkadaşlarım feragat ve vazifeperverlikle işleri başındadır. Kendilerine mukaddes vazifelerinde büyükjmületiraize lâyık başarılar dilerim. «Sanayiin her sahasındaki fabrikalar, yollar, baranlar, hava meydanları, radyo istasyonları bir tarafa bırakılsa da yalnız bu liman isleri hakkın­daki maruzatımın dahî ne kadar azamet ifade ettiğini kolayca takdir ede­ceğinizden emmim. Bütün bunlar memleketin akim bırakılmış olan im­kânlarına göre cok büyük eserlerdir. Bununla beraber Türk milletinin îhtjvaclânna ve vatan sathının genişliğine kıvasla yine de ancak müteva­zı birer başlangıçtan ibarettir. Bu memleketin ve bu milletin daha pek cok derdî vardır. Bu memlekette hiçbir hükümet, bu asîl ve büyük mil­letin hâlâ bu dere^R zarurî ve iptidaî ihtiyaçlar içinde kıvranıp ıstırap cekminmmül gösteremez. Biz bunların giderilmesi için sözde ihtivatkârhk denen meskenet yolunu ihtiyar etmek değil, Türk milletinin ihtivaclardpn do&an ıstıraplarını bir an evvel dindirmek yolunda süratle üerîemevi kendimize vazife bilmiş bulunuyoruz.

Şavet bütün bu vaptıklarımızı büyük bir süratle vücude getirmiyecek olurssk. bu topraklar üzerinde bizi başkalarının rahat bırakacağını zan­netmek bir havai olur. Bütün bunların, hayat sevivemizin -vükseltilmesi gavesini gütmekle beraber, bundan da mühim olmak üzere, bu topraklar üzerinde bekamızın ilk şartını ve teminatını teşkil etmekte olduğuna inan­mamız lâzım gelir. Türkive kudretli bir iktisadî bünyeye malik olmazsa, bu toprakları müdafaa edecek b'r orduyu vücude getirmek ve adakta tı­rnak imkânsız olacaktır. Halbuki bugün şanlı ordumuz., mazideki sanlı varlısına lâvk b*r kudrete cok yakında erişmiş bulunacaktır. Bütün gav-retler^n hedefi, her ^evden evvel vatanımızın -emniyetini, hudutlarımızın ve millî mevcudiyetimizin masuniyetini istihsalden ibarettir.

Eğer hudutlarımız emniyet altında olmazsa, ne fabrikalar, ne saadet, ne Tıuzur, ne hürriyet, ne de istiklâl kalır. Bunların mevcut olabilmesi hu­dutlarımızın müemmen olmasına bağlıdır.»


"Başvekil Adnan Menderes alkışlararasında mistir :


Bunu Erzurumlular kadar takdir edecek vinsanlar cok az bulunur. Bu serhat şehrimizde, hudut boyunun kahraman ve- şerefli evlâtlarını selâm­lamak nasıl büyük bir zevk ise, aynı zamanda şark hudutlarımızın bekçi­si üçüncü ordumuzun karargâhı olan bu şehirde bu ordunun en yüksek kumandanından en gene mensubuna kadar bütün subay ve erlerini muhabbet, hürmet ve itimatla selâmlamak da aynı derecede zevkli bir vazi­fe, bir vatan borcudur. Erzurum fevkalâde mühim bir m erk ez im izdir. Üçüncüordumuzun karargâhı olmak bakımından da ayrı bir hususiyet arzeder. Erzurumu bu., hususiyetleri ile ele alıp ona göre süratle gelişmesini temin etmek gaye­mizdir.Başvekil Adnan Menderes bundan sonra. Erzurum'da yapılan işleri say­mış ve ezcümle şöyle demiştir:Bugün bîr şeker fabrikasının temeli atılıyor. Bundan 6 ay evvel hazır­lıklarına başlanılmışolanbu şeker fabrikasına ait malzemenin tüccara ait bulunduğu, seçimlerden sonra başka yerlere götürüleceği söylenmiş­ti. Bu gibi iddiaların mahiyet ve mânası bugün anlaşılmış, o zamanhü­kümetin söylediklerinin bir hakikat olduğu meydana çıkmıştır. Çok ya­kın bir zamanda Erzurum'da bir çimento fabrikasının da temeli atılmış olacaktır.Erzurum'un esaslı bir isteği Tortum şelâlesi idi. Yakında bu. bölgeye ışık saçacak olan bu şelâlenin gecikmesine sebep olan halleri ye­rinde tetkik edilerek bir an evvel bitirilmesi temin edilecektir. Erzurum'u. en kısa yoldan denize bağlıyacak olan Erzurum - İspir - Rize yolunu da bir an evvel bitirmek için eksik kalan tedbirler 'yerindegörülecektir.Esasen bu yol bitmek üzeredir.

Başvekil Adnan Menderes sözlerini sürekli alkışlar arasında "3u güzel" ve kahraman serhad şehrimizin bir an evvel kalkınması için bugüne ka­dar yapılıp başarılmış olanların çok üstünde tasavvur edilemiyecek ka­dar geniş ölçüde hizmet için hazırlanmaktayız», diyerek bitirmiş. «Mem­lekete ve Erzurumlulara hayırlı olsun temennisiyle» Erzurum şeker fab­rikasının temeline ilk harcı koymuştur.Törende evvelâ söz söyliyen Şeker Şirketi Umum Müdrü Baha Teakand' 'in verdiği izahata göre, bu seker fabrikası bütün dünyada deniz seviyesin den bu derece yüksek irtifada yapılmış ilk şeker fabrikasıdır. Bütün te­sisler şiddetli ve uzun bir kısa göre hesaplanmıştır. Fabrikava Erzurum vilâyetinin merkez, Aşkale ve Pasinler kazasiyle Ağrı'nın Karaköse ve-Eleşkirt kazaları pancar verecektir. Her sene 70 bin dönüm pancar ekile­ceği tahmin edilmektedir. Azamî 60 günlük kampanya devresinde 100 ilâ 120 bin ton pancar işlenecek, 15 ilâ 18 bin ton şeker istihsal olunacaktır.

Fabrikanın küp seker tesisleri bütün sene çalışacak ve istahsaîin yüzde 60' ilâ 70'ini bu bölgenin çok talep ettiği küp seker teşkil edecektir. Erzu-rumun iklim durumuna göre fabrikanın işleme kapasitesi günde 1800 ilâ 2000 ton tutulmuş, geniş pancar depoları tesis olunmuştur. Fabrika kuru', küspe imal edecek ve bunu çiftçi soğuk ve uzun kış aylarında kiolayca kullanabilecektir. Bu küspenin beher kilosu ıslanınca sekiz kiloluk besi maddesi verecetir. Erzurumda inşaat devresi kısa olduğu için fabrika'. 1956 eylülünde işlemeye başlıyacaktır.

Şeker şirketi umum müdüründen sonra konuşan Rıfkı Salim Burçak, bu-bugün Erzurum'un mesut günlerinden biri olduğunu belirtmiş, bu me­sut günü Erzurumlularla beraber yaşamak için buraya gelmiş olan Baş­vekile şükranlarını bildirmiş, ihmale uğramış olan serhad bekçisi Erzu­rum'un çok yakın bir zamanda bütün ihtiyaçlarının temini yolundaki" hükümet gayretlerini övmüştür.

Bundan sonra konuşan Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, elektrik işleri, su işleri ve daha diğer işler hakkında izahat vermiş, Maliye Vekili Hasan Polatkan da 7 günlük son seyahatte temeli atılan veya işlemeye açılan:Afyon'da 13 milyon liraya yapılacak bir çi­mento fabrikasının temeli atıldı. Kütahya'da 35 milyonluk bir santralın demeli atıldı, Eskişehir'de 30 milyonluk bir çimento fabrikasının temeli atıldı, Konya'da 30 milyonluk bir şeker fabrikası işletmeye açıldı, Ayrancı'da 10 milyonluk bir barajın temeli atıldı, Amasya'da 30 milyonluk bir -şeker fabrikası işletmeve açıldı. Burada, Erzurum'da 30' milyonluk bir şeker fabrikasının temeli atıldı. Böylece 7 günde yekûnu 200 milyona yaklaşan ve memleketin mühim ihtiyaçlarına cevap veren eserler işlet­meye açıldı veya temelleri atıldı, demiştir.

"Başvekilin Elâzığ nutku:

25 Eylül 1954

 

— Elâzığ :

Başvekil Adnan Menderes beraberinde Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sa-rol, Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprülü, Malive Vekili Hasan Poîat-"kan. Nafia Vekili Kemal Zevtinoğlu, mebuslar, üçüncü ordu kunıandanı Korgeneral Nurettin Aknoz ve gazeteciler olduğu halde saat 17'de uçakla Divârbakır'dan Elâzığa gelmiş ve hava alanında yüzü mütecaviz nakil vasıtasivla hava alanına akın etmiş olan Elazığlıların hararetli te­zahürleri ile karşılanmıştır.

Başvekil Adnan Menderes Elâzığda vatandaşların devamlı tezahürleri arasında bir hitabede bulunmuş ve kendisine gösterilen samimî kabul­den ve aynı zamanda son seçimlerde de demokrat partive karşı gösteri­len itimattan dolayı 'şükranlarını bildirmiş ve sözlerine devam demiştir Tu: Bu muhabbetinize ve bu itimadınıza lâyık olmıva durmadan calışmıva azmetmiş bulunmaktavız. Bugün Elâzığa 8-9 vilâyeti dolaştıktan sonra geldik. Vakıa bu sevvahatîmiz kısa sürdü. Buna rağmen bir takım müsahedelerîmiz vardır ki, sizlere naklettiğim zaman herhalde çok memnun olacaksınız.

Bütün gittiğimiz ve gördüğümüz yerlerde vatandaşlar, huzur ve sükûn içindedirler. Fmnivetle iş ve güçleriyle meşguldürler. Asayiş vurdun her tarafında mükemmeldir ve başka memleketlere gıpta ettirecek bir sevi­yeye varmış bulımdır. Gidı'rj gördü&ümüz ve^lerin birçoğu büvük ve uzun süren ihmallerin neticesinde geri kalmış olan bölgelerimizdendir. Bu bölgele yavas vavss nisoî bir refaha do^ru süratle mesafe kat -etmektedirler. Hattâ bazı verlerimizde daha bugünden yakın istikbalin -parlak manzarası belirmiş bulunuyor.

Memleketimizin iktisadî bakımdan kalkınmakta olduğunu siyasî bakım­dan gıpta edilecek bir vaziyette bulunduğunu, içtimaî bakımdan da yep­yeni bir millet olarak ortaya çıktığını ifade etmek benim için bugün gu­rur verici bir vazifedir.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, Elâzığdan bahsetmiş ve şöyle idemiştir:

Elâzığ vilâyetinin, halkı hem zekidir, hem çalışkandır. Eski yıllardaki ih­mallerin neticesinde memleketinde ve yurdunda beklediği, umduğu ve lâyık olduğu refahı bulamıyan Elazığlılar kısmetlerini başka yerde ara­mak için gurbetlere dökülürlerdi. Elazığlılar için bundan sonra Amerikaya gitmek değil, iktidarımızın en kuvvetle azmettiği husus Amerikayi buralara getirmektir. Bütün vatandaşlarımız kendi yurtlarında ve evle­rinde refah ve saadete kavuşmanın yolunu bulacaklar, başka yerlerde işaramak mecburiyetinde kalmryacaklardır.Yalnız Elâzığdadeğil,yur­dun hertarafında iktisadî kalkınmsmihrakları vücuda getirmek sure­tiyle giriştiğimiz ileri iktisadî hareketin hedefi bundan ibarettir. Pek ya­kında Elâzığm arzedeceği manzaranın ne derecelere kadar süratle deği­şeceğini Elazığlılar zekalarıyla herkesten daha iyi kavrıyacak vaziyette­dirler. İplik fabrikası, buğday ve makarna fabrikası, elektriğiniz ve sula­ma işleriniz pek yakında el atacağımız çimento fabrikanız ve nihayet-önümüzdeki ilkbaharda temelini atacağımız şeker fabrikası, sevgili Ela­zığlıların yakın bir âtide refah ve saadetlerinin kaynağını teşkil ede­cektir.

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra sözlerine devamlı ve harareti! alkışlar arasında şöyle devam etmiştir:

Çimento fabrikalarından bahsederken şu noktayı da kaydetmek isterim -ki, "buradakiçimentofabrikasını yapmayıderuhteeden Alman firması ve diğer 10 çimento fabrikasını da taahhüt etmiş bulunan Alman firma­ları memleketimizin kalkınmasında ehemmiyetli bir vazife almış bulun­maktadırlar. Almanya'nın iktisadî kalkınmamızla çok yakından alakadar* oluşunun bir delilini de buradaki çimento fabrikası teşkil edecektir.

Yakında Hariciye Vekilimizle beraber Almanya'yı ziyaret edeceğim ve*-pek muhterem Alman Başvekilinin memleketimize yaptığı ziyareti iade-etmek üzere oraya gideceğim. Bu büyük memleketi ziyaret etmek şerefi­ni duyacağımız günü şimdiden sabırsızlıkla beklemekteyiz.

Bu büyük ve kuvvetli devletle çok yakın iktisadî ve siyasî münasebetler1 tesis etmiş olmaktan dolayı bahtiyarlık duymaktayım ve Almanya'nın Avrupa'nın müdafaası için silâhlanarak hür milletler camiasını mühim nispetlerde kuvvetlendireceği günün ve zamanın yakın olmasını temen­ni etmekteyim. Yakında Almanya'yı hür milletler cephesinde eşit ve şe­refli mevkiini almış bulmakla kendi emniyetimizin de mühim nispetler­de temin edilmiş olduğunu görmek bizim için büyük bir bahtiyarlık teş­kil edecektir. Başvekil Adnan Menderes'in bu sözleri büyük vatandaş topluluğunun-hararetli alkışlarıyla karşılanmış ve yine hararetli alkışlar arasında Baş­vekil sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Doğu üniversitesinin lâzımgelen ilk muamelelerinin bitirilmiş olduğu­nu biliyorsunuz. Bu- üniversitenin kurulması büyük paralara ve fedakâr­lıklara dayanmakta idi. Büyük dostumuz ve müttefikimiz Amerika'nın da iştirakiyle bu husus artık temin edilmiş bulunmaktadır. Büyük Doğu üniversitemizin kurulması böylece bir zaman meselesi olmuştur. Doğu­nun maarif nimetinden mahrum ve mühmel olarak kendi haline terke­dilmiş vaziyeti ve Doğuya kendi haline terketmiş olan devir artık tamamiyle tarihe karışmış bulunabilir. Şarkta, Elâzığda ve diğer bölgelerimiz­de girişmiş olduğumuz imar hareketleri ve diğer hareketler bizim Şarfela, Garp arasında hiçbir fark gözetmediğimizi, iktisadî refah seviyesini de aynı yükseklikte birleştirerek vatan bütünlüğünü vücuda getirmek az­minde bulunduğumuzu bir defa daha belirtir. Şark veya Doğu dilimizde artık sadece bir coğrafya ıstılahından ibarettir. Vatanın en uzak köşeleri dahi Ankara'nın ta ortasından hiç farklı değildir. Gaye odur ki, vatanın en uzak parçalarındaki hayat seviyesini dahi en ileri yerlerdeki refah se­viyesine ulaştırmak mümkün olsun.

Başvekil Adnan Menderes sözlerini alkışlar arasında Elâzığ'ı kısa bir müddet sonra çimento fabrikasının temelini atmak, önümüzdeki baharda da şeker fabrikasının temelini atmak gibi iki sevinçli sebep ve vesilesiy­le ziyaret edeceğini söyliyerek ve bundan duyduğu sevinci ifade ederek bitirmiştir.

Başvekilin Diyarbakır'da bir kitabesi:

25 Eylül 1954

 

— Diyarbakır :

Bugün öğle üzeri Başvekilimiz Adnan Menderes'le, vekiller, mebuslar ve gazeteciler şerefine belediye tarafından verilen öğle yemeğinde, Diyar­bakır Belediye Reisi bir hitabede bulunarak Başvekili ve diğer misafirle­ri selâmlamış, hükümetin dört senedenberi Diyarbakira yaptığı işleri be­lirterek bunlar karşısında vatandaşların şükran hislerine tercüman ol­muş, ayrıca Diyarbakırlıların isteklerini de sıraladıktan sonra sözlerine bütün memleketin olduğu gibi Diyarbakır in da siyasî bir inkişafla iler-liyeceği hakkında bütün vatandaşların emin bulunduğunu ilâve etmiştir.

Bundan sonra alkışlar arasında söz alan Başvekil Adnan Menderes, Di­yarbakırlıları bu sofra etrafında toplu olarak görmek ve bir kere daha selâmlamak şerefine nail olduğundan dolayı memnunluğunu belirtmiş ve demiştir ki:

Halk Partili arkadaşlarımızın da bizimle beraber burada bir arada bu­lunmaları bizim için büyük bir bahtiyarlıktır. Eski arkadaşlarımı hep bu­rada görmekteyim. Gruplarıyla hava meydanında da kendileriyle kar­şılaşmak mazhariyetine nail oldum. Bunun hususiyeti millî tesanüdü he-ülmizin ne derece üstün tuttuğumuzu ifade etmesindedir. Bir takım si­yasi faaliyetler ve sunî tahrikler ne derecede yapılırsa yapılsın. Türkün devlet kurmak ve müstakil yaşamak hususundaki ezeli ve ebedî istida­dının daima üstün bir tesir icra edeceğinin ve istiklâl ve hürriyetin te­mel taşı olan millî tesanüdümüzün nereden gelirse gelsin hiçbir tesirle, herhangi bir sarsıntıya uğramıyacağmın bir delilini teşkil ettiği için bu. beni çok memnun etmiştir. Diyarbakırlılara bana bir daha müşahede et­mek ve söylemek fırsatını verdiklerinden dolayı teşekkür ederim. Seçim­lerde siyaset mücadeleleri ne suretle cereyan ederse etsin seçim sonun^ da meşruiyetinde zerrece istibahi olmıyarak is başına gelen hükümet hiç şüphe yok ki. devleti, milleti ve bütün memleketi temsil eder. Muhale­fete mensup Diyarbakırlı arkadaşlarımızın bu hususu kemaliyle idrak et­miş olmalarını görmek cidden memnunluğa şayandır. Böyle hareketin ba­zı mahfillerde takdire uğramaz görünmesine rağmen, bu, memleketin esas unsurunu teşkil eden geniş halk kütlelerinin gayet iyi takdir etmek­te olduğu her türlü şüphenin üstünde bir hakikattir. En büyük kuvveti­miz işte bu millî tesanüdümüzdür. Hepinizi hürmetle selâmlar, partimiz­den olmıyan arkadaşlara iltifat ederek soframızı şereflendirmiş olmala­rından dolayı ayrıca teşekkür ederim. Başvekili mütaakıp Halk Partisinin Diyarbakır İl Başkanı söz almış, Baş­vekilin Diyarbakıra gelip, Diyarbakırm kalkınması mevzuunda ilgililer­le temasta bulunmasını büyük bir memnunlukla müşahede ettiklerini söylemiş, Türkiyenin kalkınma dâvasını ele alan Demokrat Partiye mu­vaffakiyet temenni etmiştir. Diyar bakırın misafirperver vilâyetlerimiz­den biri olduğunu, hürriyete âşık bir memleket parçası bulunduğunu, bu­gün de bu tarihi hüviyetiyle siyasî ve içtimaî mücadelesini yaptığını, 19dS dan 1954'e kadar memlekette yeni bir rejimin teessüsü volunda büyük merhaleler kaydedilmiş olduğunu belirtmiş ve 1950 ve 1954 seçimlerine sportmence bir zihnivetle iştirak ettiklerini söylemiş, 1950'de olduğu gibi 1954'de de muhalefeti muhafaza ettiklerini ifadeyle, bu mücadelede mu­zaffer olanları samimî surette tebrik ettiğini ilâve etmiştir. C. H. P. İl Başkanı devamla, «Bizim dâvamız bir rejim davasıdır» demiş, son zaman­larda seçim arifesinde bu reüm dâvasının bazı arızalara uğradığına işa­retle bundan sonra belediye reisinin eski iktidar hakkında kullandığı bir sıfatı tarizkâr bulduğu için bu hususta serzenişte bulunmuş ve memle­ket dâvasında hükümetin, kendilerinin de büyük memnunluk duyacak­ları başarılar kaydetmesi temennisiyle sözlerine son vermiştir.

Yeni Türk ordusu :

Yazan: A. E. Yalman

3/IX/954 tarihli(Vatan)dan:

Bugünlerde büyük bir millî zaferin hâ­tıraları içinde yaşıyoruz. Mükemmel bir şekilde teçhiz edilmiş bir Yunan ordusu; ancak iki yıl içinde yoktan var edilen bir Türk ordusu tarafmdan otuz iki yıl" evvel denize dökülmüştü.

Böyle bir mucize nasıl mümkün olmuş­tu? Ondan sonra neler oldu? Yeniden kurulan Türk ordusunun nasıl bir si­ması var? Ne gibi istidatlar gösteriyor? istiklâl harbi zaferinin yıldönümü, bu meseleleri gözden geçirmek için iyi bir vesiledir.

Ordu deyince, nice nice hâdiseler, eski bir gazeteci sıfatiyle, bir sinema şeri­di halinde gözümün önünden geçiyor: Abdüihamid'in ürktüğü ve rehavete mahkûm ettiği bir mukaddes ocak, kü­lün altından canlanan ruh, Reval mü­lakatı neticesinde varlığımız tehlikeye düşünce girişilen 1906 Meşrutiyet kıyamı, Makedonya çer.e çarpışmaları, 31 Martta irtica perdesi altında hariçten tertip edilen suikast, orduyu hakikî bir kuvvet haline yükseltmek için sis­temle çalışan Mahmut Şevket Paşanın yine yabancıların tertibiyle şehit edil­mesi, ihanetin ve bozgunculuğun mah­sulü olan Balkan felâketi, Çanakkale-de bunun öcünü alan ve harikalar ya­ratan ordunun dört senede on dört cep­hede bin bir mahrumiyet içinde takat: aşan yükler taşıması, bunların altında ezilmesi ve dağılması, tam mağlûbiyet ve ecnebi işgali-, bütün silâh depoları­nın işgal kuvvetlerine geçmesi, topla­rın kamalarının alınması, vatansever askerlerin takibata uğraması, dağınık çetelerden bir mukavemet kuvveti ku­rulmağa başlanması, yabancıların her tarafta muntazam orduya karşı tertip ettikleri isyanlar ve kıyamlar, abluka altındaki bir memlekette, bir kaç fa­kir vilâyetin geliriyle işe girişilmesi, mucize halinde bir araya getirilen mal­zeme ile ve tasavvuru aşan gayretler­le modern bir ordu kurulması, büyük bir devletin silâhlandırdığı ve paraya boğduğu düşman ordusunun nihayet denize dökülmesi...

İstiklâl Harbinden sonra haricî tehli­ke yeni yeni şekillerde mevcuttu. Fa­kat 1920 ile 1922 arasında yoktan var eoilen ordu, modern bir ruhla gelişme­ğe devam edebildi mi? Bunu iddia et­mek güçtür. İkinci Cihan Harbinin a-rifesinde ordumuz öyle bir hale sukut etmişti ki, taarruz şeklinde yerinden kımıldanması hatıra bile gelemezdi. Müdafaa yolundaki hareketlere de teş­kilâtlı bir kuvvet halinde girişmeğe kadir değildi. Olsa olsa bir çete harbin­de milletin şecaat ve fedakârlığından istifade olunabilirdi. 1947 de Amerikalılar İkinci Cihan Har­bi esnasında gelişen usulleri, elde edi­len tecrübeleri; modern silâhlarla, mo-törlü vasıtalarla, kıymetli talim he­yetleri ile beraber ayağımıza kadar getirdikleri zaman bilhassa kara ve deniz kuvvetlerinin bir kısım unsurla­rı arasında beliren cereyan, eski alışı­lan gidişi müdafaa etmek ve yeniye mukavemet etmekti. Üç sene müddet Amerikalıları oyalamakla vakit geçi­rildi venek mahdut netice alındı. O sı­ralarda tam kadro ile vazifegörecek


kuvvet, bir tümeni aşmıyordu. Koreye, bilhassa assubay bakımından teşkilâtı noksansız bir tugay gönderilmesi için nice diğer tugayın kadrolarından isti­fade etmek lâzım geldi.

Koreye bir tugay göndermek ve müş­terek emniyet sistemini yaşar bir ha­le koymağa hizmet etmek kararı; mem-letin talihi ve askerî kuvvetlerimizin gelişmesi bakımından bir dönüm nok­tası teşkil eder.

Yeni iktidar bu meselede en cesur ve en hayırlı adımını atmış, bunu bir ara­lık baltalamağa çalışan muhalefet ise, çok berbat bir imtihan geçirmiştir.

Kore harbi, Türk cesaret ve hamasetruhunun var kuvvetiyle yaşadığını bi­ze göstermiştir. Bu ruh, her askerî kuv­vetin ana temelidir. O olmadıktan sonla teçhizatın, silâhın, talim ve terbiye­nin kıymeti çok mahduttur. İşte bu esasli temele dayanan Türk askerî kuv­vetleri, süratli bir gelişme için bu es­ki hamaset toprağında çok müsait birzemin bulmuş ve bugünün en birinciaskerî kudretleri arasında şimdiden yerlerini almışlardır. Nato standartla­rına uygun geniş miktarda tümeninsessizce meydana çıkması ve ordumu­zun bugünün teknik icaplarım toptanbenimsemesi, cidden iftihar edilecek birmillî başarı teşkil eder. Bunun hazzmmhakkiyle millete aksettirilememesi umumî efkârı tenvir dâvasına kâfi de­recede ehemmiyet verilmediğini ve iyiçalışan ordu temsil teşkilâtının bir katdaha genişlemeğe muhtaç olduğunugösterir. Gazetelerimizin yeni orduyutanıtmak vazifesini kâfi derecede yaamadıklarını da itiraf etmeğe mec­buruz. Müdafaa kuvvetlerimizde eskiden ka­lan ve henüz düzelemiyen bazı taraf­lar bulunabilir. Fakat esas itibariyle askerî gelişmelerimiz hızını almıştır, müdafaa kuvvetlerimiz, memleketin en modern ve ileri müesseselerinden biri olmak yolundadır. Daha şimdiden bizdeki askerî ilerlemelerin sürati ve şekli, diğer bazı Nato memleketlerine örnek diye gösteriliyor.

Şuurlu ve asil Türk millî, siyaseti, Türk müdafaa kuvvetlerinde en kuvvetli mesnedi buluyor. Saldırıcılar, ilk hamlede karşılarına çıkacak olan bu kuv­vet ve bunun dayandığı müttefikler kargısında, saldırış heveslerini gitgide tasfiye etmek ihtiyacını duyacaklardır. Türk müdafaa kuvvetleri, bugün mem­leketin en geniş sanat mektebi ve ter­biye müessesesi mevkiindedir. Bu mü­essese, artık kapalı, esrarlı bir âlem ha­linde kalmak ihtiyacında değildir. Her şeyini göğsünü gere gere ortaya koya­bilir.

En mühim olan nokta da şudur: Emni­yet olmiyan yerdeki çalışmaların veri­mi mahduttur. Müdafaa kuvvetlerimiz-deki gelişme, bize, her sahada sistem­li ve devamlı surette çalışmak için muhtaç olduğumuz havayı temin edi­yor.

Eski emniyetsizlik günlerinin acılarını hatırlıyan ve mukayese denilen güç sa­natı bilen vatandaşların, bugünkü as­kerî neticeler karşısında sonsuz bir hu­zur ve bahtiyarlık duyduklarına şüphe edemeyiz.

1954 seçiminin amiyane tahlili: Yazan: Bahadır Dülger 5/9/954 tarihli (Zafer) den:

1950'den 1954'e kadar geçen dört sene­lik devrede, C. Halk Partisi idarecileri partilerinin yeniden iktidara gelebilme­si imkânlarını Demokrat Partiye haklı haksız hücumlarda bulunmakta ara­mışlardır. Bu hücumların ölçüsü Siyasette beceriksizdirler» gibi nispeten hafif bir tenkidden başlayarak «Vata­nı satıyorlar» cümlesiyle ifade edilen en ağır bir tahrik ve tahkir derekesine kadar indirilmiştir. Seviyesi kademe kademe düşürülerek şiddetlendirilen bu çekişmenin 1354 umumî seçimlerin­de parti lehine bir netice verebileceği umuluyordu. Fakat hâdiseler başka türlü cereyan etti. Türk seçmeni De­mokrat Partiyi kahir bir ekseriyetle iktidarda tutmak kararını verdi. Bu karar, dört senelik Demokrat Parti ic­raatının bütüniyle tasvip edilmiş ol­duğunu ifade ettiği gibi, Halk Partisi mücadele taktiğinin müessir olmamış ve beğenilmemiş olduğunu da açıkça İfade ediyordu.

Aklı başında par:: idarecilerinin, bu dersten ve sade bundan değil, 1948 danberi Halk Partisini hüsrana mah­kûm eden daha nice nice hâdiselerden ibret almaları lâzım gelmez miydi? Geçmiş bir devrede yapılan hataları tekrar etmemek, partiyi hezimete gö­türmüş usullere yeniden müracaat et­memek en basit zekâların bile kabul e-deceği birer sevk ve idare prensibi ol­malı değil miydi? Bilhassa partinin te­mellerinin sarsıldığı manevi bağlantı­larının çözüldüğü, birbirine düşmanca diş bileyen hiziblerin bir gösteriş ci­lâsı altında anlaşmış görünmelerine rağmen, hâlâ birbirleriyle çekişmekte devam ettiği bir revrede daha uyanık, daha tedbirli ve daha ihtiyatlı hareket etmek iktiza etmez miydi?

Bütün bunlar varid değilmiş gibi, C. H. P. Genel Sekreteri yeni çıktığı yurd gezisinde, eski taktiğin devamına delâlet eden bir dille, bir iftira, tezvir ve tah­rik diliyle konuşmalar yapıyor. Bu ko­nuşmalarından birinde, 1954 seçimleri­ni kaybetmiş olmalarını kendince şöy­le izah ediyor: «Biz 2 Mayıs seçimleri­ni kazanacağız diye çıktık. Kazanacak­tık da... Fakat son üç gün içinde olan oldu. Bizim bazı karakteri zayıf arka­daşlarımızı para ile satın aldılar.

Bu cümlelerde, sade karanlık bir ru­hun değil, bindiği dalı kesen gafil ve "beceriksiz bir yaradılışın bütün husu­siyetlerini görmek kabildir. Bir muha­lefet partisinin genel sekreteri, bütün milletin gözü önünde cereyan etmiş ve partisinin 'kahkahri hezimetiyle netice­lenmiş olan bir seçimi bundan daha â-miyane bir tarzda tahlil edemezdi. Ve iktidarı Demokrat Partiye tevcihte çok haklı bir İsrar gösteren milyonlarca seçmen heyetini bundan daha ağır bir töhmet altında bulunduramazdı. Onun "Son üç gün içinde olan oldu...» kabi­linden âdi bir cümle ile ifade etmek is­tedikleri doğrudan doğruya Türk seç­meninin siyasi karakter ve nezahetine ağır, hem de çok ağır bir iftira mahiyetini taşıyor. Demek ki, Türk seçmeni, dört senelik Demokrat Parti icraatının memlekette ve kendi şahsî hayat şart­larında yarattığı büyük ferahlıklara rağmen Halk Partisini iktidara getir­mek kararım kat'î olarak vermiş,fakat seçime Ü£ gün kala. bu kararından herhangi bir sebebin tesiriyle caymış­tır. Ve bu geniş karar değiştirme ha­reketine de, Halk Partisi saflarında yer alan ve reylerini para ile satın alınabi­len zayıf karakterli bazı kimseler âmil olmuştur.

Bu sözler, Halk Partisini uçurumlara sürüklemiş olan eski inanışların millet reyinin para ile satın alınabilen bir me­ta olduğunu sanan gafletli düşüncenin hâlâ Halk Partisi zimamdarlarının ka­fasında yaşamakta olduğunu gösteri­yor. Eğer, milletin reyi para ile alınıp satılabilir bir meta olsaydı ve eğer Türk seçimlerinin kaderi Halk Partisi saflarında yer almakta devam eden ba­zı karakteri zayıf kimselerin karar ve teşebbüslerine tâbi bulunsaydı Halk Partisinin millet kesesinden zimmetine geçirdiği milyonları hesapsız kitapsız sarfettiği 1950 seçimlerini kazanması lâzım gelmez miydi? Öyle ya, o zaman iktidar onlarda, hudutsuz para ve im­kân onlarda, karakteri zayıf arkadaşlar onlarda değil miydi?

Görülüyor ki, Gülek'in 1954 seçimleri hakkındaki düşünceleri ve kanaatleri, sathî bir incelemeye dahi tahammül edemiyor ve hazan yaprakları gibi tu­tunmağa çalıştığı kuru dallardan birer birer yerlere seriliyor. Fakat, kanaati­mizce iş bu kadarla bitmiş değildir.

Genel sekretere bu fikirlerini ifadeden sonra, başka bir vazife, partisinde bir tasfiye vazifesi de düşmüyor mu? Biz, Halk Partisinin bir mensubu olsaydık, partinin son mağlûbiyetini bu şekilde izah eden genel sekretere su suali sor­maktan kendimizi alamazdık:

— Seçimi kaybetmemizde başlıbaşma âmil olan o karakteri zayıf arkadaşlar kimlerdir? Onlara ne yaptınız? Ne ya­pacaksınız?

Bu, cevap bekleyen bir sualdir. Ve bu­nun cevabı verilmedikçe, Gülek'in ile­ri sürdüğü bütün iddialar, mağlûbiye­tinin sebeplerini kendisinde aramıyacak kadar derin bir gaflet içinde yaşa­yan ve kendi kendisini bilmiyen bir acemi pehlivanın gülünç iddiaları ma­hiyetinden ileri geçemiyecektir.'

Türkiye ve turizm:

Yazan: Dr. Muhlis Eie 9/9/1954 tarihli (Zafer) den:

Bundan evvelki bir yazımda başka memleketlerin turizme verdikleri e-hemmiyetten bahsetmiş ve turizm iyi istismar edildiği takdirde, memlekete bir hayli gelir sağlıyacağma işaret et­miştik. Bu arada iklim bakımından bi­ze benzerliği olan İspanya, İtalya, Yu­goslavya ve Yunanistan'ın bu mevzu-,dan ne kadar faydalandıklarını izah etmiştik. Bugünkü yazımızda doğru­dan doğruya tatbikata geçelim:

Bir memlekete seyyah gelmesi için a-şağıdaki şartlardan bir kısmının ta­hakkuk etmesi lâzımdır: Bu şart veya maksatlar:

1 — Kültürel ve bediî- maksatlar (Ta­rihî .eserler, müzeler, âbideler ve bil­hassa tabiî güzellikleri seyretmek ar­zusu).

2-— Sıhhî gayeler (Kaplıcalar, ılıcalar, plajlarda istirahat etmek arzusu).

— İlim ve tetkik arzusu (Memleketinkültürel ve sosyalmüesseselerinigörmek, araştırmalar yapmak arzusu).

— Kongreler ve spor müsabakalarınaiştirak etmek.

— Eğlenmek arzusu.

Bugünün turizm hareketlerini şu say­dığımız gayelere göre tasnif etmek mümkündür.

Gelen seyyahların çoğunun bu mak­satlardan birkaçını birden tahakkuk ettirmeğe çalışacakları tabiidir.

Nitekim bize başka memleketlerden ge­len seyyahların birçoğu "eski eserleri görürken tabiî güzellikleri de seyret­mektedirler.

Fakat bu saydığımız mevzulardan memlekete en fazla döviz getireni so­nuncusu yani eğlence mevzuudur. İsti­rahat etmek ve eğlenmek başka mem­leketlere gidecek kadar geliri ve dövi­zi olan insanın güttüğü başlıca gaye­dir. Bu sebepten dolayıdır ki, turizme ehemmiyet veren devletler politikalarını ve teşkilâtlarını bu mevzua doğru yöneltmişlerdir.

Gelelim memleketimize, bize de zaman zaman yabancı seyyah gelmektedir, fa­kat gelenlerin mühim bir kısmı İstan-bula ve burada da tarihî eserleri sey­retmek için ancak birkaç gün geçir­mektedirler. Hususî vapurlarla âdeta günübirliğine gelenleri gözonüne geti­rirsek, memleketin turistlerden pek fazla döviz sağlıyamadığmı anlıyabiliriz.

İşaret ettiğim bu noktalara muhtelif yazarlar tarafından müteaddit defalar işaret edilmiştir. Buna dair sayfalarca raporlar yazılmıştır. Esasen turisti ra­porla değil, kendisini meşgul edecek, ilgilendirecek hattâ eğlendirecek cazip mevzular arzetmekle getirebileceğimiz için, bunlardan bahsetmek daha yerin­de olur.

Türkiyeye hangi memleketîen seyyah gelir?

Bir defa Türkiyeye hangi memleket için ne resmî, ne yarı resmî ne de hu­susî teşekküllerin fazla bir faaliyetine de maatessüf şahit olamıyoruz. Geçen yazımızda işaret ettiğimiz gibi, iklim ve eski eserler bakımından bize rakip olan İtalya, İspanya, Yunanistan ve Yugoslavyanın Avrupa ve Amerikadaki propagandalarını biz yapamıyoruz. Amerikada bilmiyorum, fakat Garbi Av­rupa memleketlerinde bu saydığımız memleketlerin türlü teşekkülleri, tür­lü şekillerde propaganda ve reklâmla­ra baş vurmaktadırlar.

Bugünkü durumumuz ile propaganda yapmalı mıyız?

Turizm mevzuiyle ilgili bazı arkadaşla­rımızın mütalâalarına göre, yollarımı­zın ve otellerimizin bu haliyle seyyaha «Bize gel» demek doğru değildir; tu­rist bize gelip de ne yapacak, nerede ve nasıl eğlenecek, otellerimiz mahdut olduğuna göre gelen seyyahı nerede yatıracağız?

Şüphesiz ki, bu itirazlar kısmen yerin­dedir. Bugünkü otellerimiz, değil ya­bancı seyyahı, yerli seyyahı bile tam mânasiyle tatmin etmekten uzaktır. Yabancı seyyahı birkaç gün eğlendirecek yerlerimiz yok dememek için, pek fazla değildir, diyoruz. O halde, 'imdiden propagandaya baş­lamanın sırası olmasa gersktir! Böyle düşünürsek ve şimdiden herhangi bir şeye tevessül etmezsek., bize rakip olan memleketler diğer birçok mevzularda olduğu gibi, gene bize takaddüm eder­ler, kendilerini daha fazla tanıtırlar, kendilerine ziyareti bir anane haline getirirler ve biz Açıkta kalırız, veya bugün olduğu gibi «Artık» larla iktifa etmek zorunda kalırız.

O halde ne yapmalı?

Yapılacak şey, bugünkü haliyle dahi, memleketimizde yabancı seyyahı cezbedecek, ona istirahat ve eğlence im­kânı sağlıyacak mevzuları birbir tes­pit etmek suretiyle işe başlamamız lâ­zımdır. Memleketimizin muhtelif yer­lerinde görülecek yerleri, gidilecek yol­ları, kalınacak otelleri değil yabancılar, turizmle alâkalı olan bizler bile lâyıkiyle bilmiyoruz! Belki bunlar malûm olsa, yabancı turizmden evvel, dahilî turizm inkişaf etmeğe başlar.

Turizm propagandasını hangi ieşekküller yapacak?

Turizm propagandası denince ilk ev­velâ devlet hatıra gelir. Nitekim bizde de Basın-Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğü bu işlerle meşguldür. Fakat bu teşekkülün memleket ölçüsünde fa­aliyete geçecek teşkilâtı yoktur. Esasen devlet dairesi olarak bu merciin tica­rî turizmle uğraşacak ne personeli ve ne de parası yoktur. Ve bu isleri bu daireden beklemek doğru da değildir. Nitekim ki, başka memleketlerin turizm dairesi, ticarî propaganda ile uğ­raşmaz. Bu işlerle meşgul olmak üze­re ofisler, yarı resmî teşekküller veya hususi teşekküller vardır. Bizim dü­şüncemiz, bizde de bu nevi propagan­da ve istihbarat işleriyle meşgul ola-csk bir yarı resmî teşekkülün vücude gelmesidir. Yarı resmî diyoruz, çünkü turizm mevzuunun âmme cephesi de vardır. Bizdeki hususî seyahat şirket­leri dünya ölçüsünde propagandaya girişemezler. Hususî teşebbüsün ticarî zihniyeti ile âmmenin malî imkânları­nı tevhid edecek bir teşekkülün mey­dana getirilmesinde isabet olacaktır.

Bizim düşüncemiz, hususî kanunların­da turizme de yer veren Devlet Demir­yolları, Denizcilik Bankası, Devlet Ha­vayolları gibi teşekküllerle hususi se­yahat şirketlerinin iştirakiyle vücude getirilecek bir turizm şirketi, başına mütehassıs kimseler geçmek ve sık sık değişmemek şartiyle, bu işe başlıyabi-lir ve zamanla muvaffak da olabilir. Nitekim başka memleketlerde buna benzer seyahat şirketleri, büroları var­dır.

Bu teklifimizle, şimdiye kadar ayrı ayrı ve dağınık olarak yapılmasına ça­lışılan propaganda merkezî bir yerden ve plânlı bir surette ele alınmış olur!

Nutkun iki esaslı noktası: Yazan: Doğan Nadî

17/IX/954 tarihli (Cumhuriyet) den:

Başvekil Adnan Menderes'in Afyonka-rahisarda kurulacak çimento fabrika­sının temel atma merasiminde bugün söylediği nutkun iki esaslı onktasi üze­rinde bilhassa durmak yerinde olur:

—- Yurt içinde birlik,

— Yurt dışında Türkiye Cumhuriye­ti hükümetinin tek bir karış toprakta dahi gözü olmadığı.

Demokrasilerde iç politikada birlik di­ye birşey yoktur. Fakat tıpkı dış siya­sette olduğu gibi bazı meselelerde bü­tün partilerin birleşmeleri mümkün­dür, hattâ şarttır. Bu cümleden olarak, memleket ihtiyacını karşılamak İçin yapılması elzem bir sanayileşme hare­ketine itiraz edecek bir muhalif parti­nin mevcut olduğunu zannetmiyoruz. Sayın Adnan Menderes «Yurt içinde birlik» ten bahsederken bu ciheti teba­rüz ettirmiş olsa gerektir. İçinde bu­lunduğumuz çekişmeli siyasî havanın bu bakımdan olsun birlik v.e beraber­lik manzarası arzetmesi hiç şüphesiz faydalıdır.

Yurt dışında bir karış toprakta dahi gözümüz olmadığı seneler senesi Cum­huriyet hükümetleri tarafından tekrar tekrar resmen beyan edilmiştir.

Evvelâ şeker fabrikası mı kuralım, çi­mento mu, oraya mı kuralını buraya mi, şu büyüklükte mi olsun, bu bü­yüklükte mi, gibi münakaşalar; başüstüne. Senin rakamın yalan, benim ra­kamım doğru çekişmesi pek kıymetli bir vaktin boş yere kaybından başka hiç bir işe yaramaz.

Menderes'in bugünkü nutkunun satır­ları arasından biraz da bu mâna çıkı­yordu, bizce doğrudur.

Yazan: A.E. Yalman 20/9/1954 tarihli (Vatan) dan:

Başvekil Adnan Menderes'le beraber seyahatteyiz. Bütün bir tayyare dolu­su insanız. Aramızda vekiller, millet­vekilleri, banka umum müdürleri, ga­zeteciler var. Yolculuğun ilk kısmı Af­yon,' Kütahya, Tunçbilek, Eskişehir, IConya, Ayancık, Merzifonda seri ha-'Ünde temel atmalar ve açılmalarla ge­çiyor. Ondan sonra Erzurum ve Vana doğru uzamlacakmış. Fakat İstanbul-da çok acele işlerim olduğu için ben izin isteyip ikinci kısma iştirak etme­meyi düşünüyorum.

İlk merhale olarak bir saat bir çeyreklik rahat bir uçuştan sonra Afyona geldik. Gözlerim derhal şehre mûtat simasını veren kayalığı aradı. O se­vimli kaya ve kale nerede?» diye sor­dum.

Afyon, yalnız kendine mahsus bir si­ması olan bir şehir değildir. Kendine ait bir şahsiyeti, bir seciyesi de vardır. Bu seciye çetindir, Afyonlular müca­deleyi severler, icabında hâkim kuv-vstlere kafa tutmaktan çekinmezler, fakat aynı zamanda içleri temizdir. Neticede doğru yolu mutlaka bulurlar. Sonra geçim imkânları var, liereme ar­zuları ateşli olan bu muhitte mahallî tesanüt kuvvetlidir. En şiddetli parti kavgaları bile Afyonluları vatandaş ve hemşeri olarak birbirinden ayırmaz, şahsî münasebetleri bozmaz.

Tayyare meydanında coşkun, candan tezahüratLerlekarşılaştık.Bufada temeli atılacak olan çimento fabrikası;. bir Fransız şirketi tarafından yapıldı­ğı için Fransa'nın Ankara sefaretinin. memleketimizi ve dilimizi pek iyi bilen, bize dost ve yakın başkâtibi merasime-iştirake gelmişti. Şimdiye kadar böy­le tezahürlere hiç şahit olmamış. Hü­kümet reisiyle halk arasındaki coşkun sevginin hayranı kaldı.

Doğrusunu isterseniz hava meydanın­daki ateşli tezahürleri, sonradan şehir­de Adnan Menderes'e gösterilen sevgL helirtilerini ben de biraz hayretle, fa­kat büyük bir hoşnutlukla seyrettim. Afyonun merkezinde yakın vakte ka­dar Millet Partisinin nüfuzu hâkimdi Şehirde hâlâ Cumhuriyetçi Millet Par­tisine mensup bir belediye heyeti var­dır. Vatandaşlar, hükümet reisine ya­kınlık göstermekle, millet ve parti mefhumlarım birbirinden pek iyi ayıra. bildiklerini belli ediyorlardı.

Afyonun siyasî mazisine dair şu no. talan hatırlatayım: Afyon, 1946 da tek. partinin baskısına başarı ile göğüs ve­ren yerlerden biriydi. Demokrat Parti namzetlerini kuvvetli bir ekseriyetle. seçmeğe ve rey sandığının namusunu muhafazaya muvaffak olmuştu. Fakat Demokrat Partinin iç ayrılığında Af­yon mebuslarının büyük bir kısmı müf­rit tarafı tuttular. O sıralarda Adnan Menderes, Afyon D. P. teşkilâtını yeni­den kurmağa gelince bugüne hiç ben-zemiyen bir şekilde karşılandı ve te­şebbüsten muvakkat surette vazgeçe­rek Kütahyaya çekilmeğe mecbur kal­en. Fakat Afyonlular, hâdiselerin cere­yanını ibret gözüyle temaşaya devanı ettikten sonra tam mânasiyle memle­ketçi bir görüşe vardılar ve dünkü ka-bulleriyle Adnan Menderes'e eski bir acı hâtırayı tamamiyle unutturdular.Demiryolu lokalinde Afyon gazetecile­ri taralından havuz başında verilen bir davette, sonra akşam yemeğinde bir hayli Afyon münevveri ile tanışmak. ve konuşmak fırsatını buldum. Neti­cede şu karara vardım ki, bir gazeteci için sık sık masa başından uzaklaşmak ve memleketin dört tarafına koşmak mutlaka lâzımdır. Masa başında iken,. müfrit muhalif gazetelerde çıkan yazı­lara, bir avuç ihtiras sahibinin hare­ketlerine göre hükümlerinizi veriyorsunuz ve Türkiye münevverlerinin düş­man hiziplere ayrıldığına hükmediyor­sunuz. Fakat asıl hakikatlarla temas e-dince görüyorsunuz ki, böyle bir ayrı­lık ancak ihtiras sahiplerinin teşkil et­tiği küçük grupun içindedir. Umumi­yetle vatandaşlar hangi partiye mensup olurlarsa olsunlar, millî tesanüdü unut­muyorlar, hemşerice ve insanca müna. sebetlere nihayet vermiyorlar.

Afyon gibi bir şehrin hayatına biraz karışınca, eski günlerle bugünün ara­sında bünyemizde peyda olan farkı derhal anlıyorsunuz. Eskiden Afyon gibi bir şehirde memurlar da dahil ol­mak üzere bir, iki yüksek mektepliye tesadüf ederdiniz, bugün yüzlercesi var. Ortada yeni bir Türkiye kurmak için lâzım gelen insan malzemesi bi­rikmiştir. Yeni bir sisteme sarılmak, hepsini yerinde kullanmak, kabiliyet­lerinden verim almak şartiyle...

Afyon münevverleri arasında tesadüf ettiğim çok kıymetli bir şahsiyetten bahsetmeden bu bahsi kapamak iste­mem. Afyon Ziraat Bankası Müdürü Fahri Bilge Türkiyenin en mühim hu­susî kütüphanelerinden birine sahip­tir. Başka nüshası olmıyan nice müs­tesna eser bu kütüphaneye dahildir. Fahri Bilge kitaplarını süs için tedarik etmez. Bunları okur, yanlarına şerh ve­rir, hükümler çıkarır. Bu faaliyet şim­dilik kendisine ait bir mânevi haz kay­nağından ibarettir. Fakat bir gün her halde bu ilmî faaliyeti umumî meyve­ler de verecektir.

Afyonun yeni çimento fabrikasından ve ihtiyaçlarından bahsetmeği bir ikin­ci makaleye bırakıyorum.

Fabrikaların açılışı artık gündeye bindi;

Yazan: M. F. Fenik

22/IX/954 tarihli (Zafer) den:

Başvekile refakat eden başmuharri­rimiz Mümtaz Faik Fenik telefonla bil­diriyor. Kaç gündür yollardayız. İn­san yolculuğa çıkınca yorulur. Fakat biz kalkman Türkiye'nin medenî çehresini gördükçe yorgunluğumuzun art­ması şöyle dursun, bilâkis dinçleşiyo-ruz. Afyon, Kütahya, Eskişehir, Kon­ya, Amasya! Bütün bu vilâyetlerimiz­den kimi 3'eniden bir fabrikaya kavuş­muş, kiminde bir yenisinin temeli atıl­mıştır.

Dün Konya'da idik, Konya şeker fab­rikasının açılmasında bulunduk. Bu­gün Amasya civarında Suluca nahiyesindeyiz. Burada da bir başka fabrika­nın açılış töreni yapıldı. İki günde iki fabrika! Bu ancak Demokrat Parti ik­tidarına nasip olan bir başarıdır.

Daha bundan bir kaç sene evvel yeni şeker fabrikalarının açılması ortaya a-tıldığı zaman bir sürü prodüksüyondan. bahsedenler olmuştu. Bu kadar seker fabrikasını ne yapacağız? Memleket şeker hastalığına uğrayacak, bu yüz­den süzülüp zayıflıyacak, diyenler var­dı. Fakat şeker hastalığı ne kelime! İş­te bu fabrikalarla iktisadiyatımız tam gıda alarak verem olmaktan kurtul­muştur. Sonra da gürbüzleşip kuvvet­lenmiştir.

Halk her geçtiğimiz yerde Sayın Men­deres'e karşı duyduğu derin şükran hislerini ifade için coşuyor, âdeta ka­bına sığamıyor.

Halk yapılanların büyük ehemmiyetini şuurla takdir ve heyecanla ifade ediyor.

Adnan Menderes hükümeti şeker fab­rikaları siyasetiyle Türkiye'yi bir an­da medenî seviyeye ulaştıracak mani­velayı keşfetmiş ve derhal işe koyul­muştur. Şimdi memleketimiz muazzam bir itilâ devrindedir. Halkın refahı ile muvazi olarak ihtiyacı da artmaktadır.

Eğer bu şeker fabrikalarının kurulma­sına tevessül edilmemiş olsaydı, o za­man hükümet şeker ithaline mecbur kalacak ve her defasında belki bir şe­ker fabrikası kurmak için gereken dö­vizi sırf bir istihlâk maddesi uğrunda dışarı verecekti. Halbuki yeni fabrika­lar hem bunu önlemiş, hem vatandaş­lara yeni iş sahaları açmış, hem köylü­nün yüzünü güldürmüş, hem de bu­lundukları yerlere medenî bir çehre getirip millî serveti arttırmıştır. Ziraatten sanayie geçen memleketler için ziraate dayanan sanayi kadar müim bir şey yoktur. Çünkü bu nevi sa­nayi memleketin her cephesini birden kaldırır ve birbirini itmam eder.

Demokrat Parti iktidarı zamanında başlanan 4 seker fabrikası bitmiştir. Adapazarı geçen s.ene işledi. Konya, A-roasya bu sene işliyor. Kütahya 15 gü­ne kadar açılacaktır. Dün artan ihtiya­cı ancak karşılıyabiliyorduk, yarın bu ihtiyaç daha fazla yükselecek, bu son yeni fabrikayla beraber bunu yine güç­lükle karşılıya cağız. Onun içindir ki, daha yenilerinin peşindeyiz. Belki bir .kaç sene sonra, yeni bir kaç fabrika­dan sonra ancak 50 bin ton kadar şeker ihraç edebilecek bir duruma gelebile­ceğiz.

Menderes hükümeti ve Demokrat Par­ti iktidarının en büyük vasfı parti ik­tidarının en büyük vasfı ihtiyaçları vaktinde görmek ve hattâ onları belir­meden zamanında tedbirler almaktır.

.Artan ihtiyaçlara karşı iki şekilde ha­reket etmek kabildir: Biri fiyatları yükseltmek, o maddeyi halkın alarmya-cağı bir hale koymak veya bir kısmaya tâbi tutmak, differi de istihlâkin fazlalığı karşısında derhal istihsale hız vermektir.

'Halk Partisi vaktiyle birinci şıkkı ter­cih etmiş, Demokrat Parti bugün ikin­ci şıkka ehemmiyet vermiştir. İki zih­niyet arasındaki bariz farklardan biri tu dur.

Yarın istihlâk 400 bin tonu bulduğu za­man şeker fiyatlarını da indirmek katbil olabilecek, hem istihlâk böylece da­na fazlalaşacak, hem de bir taraftan dsvlet çeliri artmış olacaktır. Dâvanın .esası bu tılsımı bilmekte ve tatbik sanasına koyabilmektedir.

İşte Adnan Menderes hükümeti bunu yapıyor.

Erzurum'dan Van'a tay­yare ile tam bir saatte gidiliyor. Erzu­rum'dan hareket ettikten sonra gittik­çe yükselmiye bafladık. Palandökenler çoktan arkada kaldı. Üçbiiı beşyüz met­rede uçuyoruz. Ama toprak yine altta yakın görünüyor. Belli ki çok dağlık bir bölgenin üzerinden geçiyoruz. İşte nihayet Van gölü göründü. Bir taraf­ta Süphan dağı bulutlar arasından ba­şı daima ihtiyar, beyaz yükseliyor. Ö-bür taraftan N.emrut krateri yayılıyor. Göl her zamanki gibi denize inad eder­miş Pibi masmavi uzanıyor. 15-20 daki­ka sonra Van kıyılarındayız.

Vanlılar Başvekilimizi büyük bir se­vinç içinde candan tezahürlerle karşı­ladılar. Küçük şehrin büyük imanlı bü­tün halkı meydandan itibaren yollara dökülmüştü.

Vanlılar bu sevinçlerinde haklı idiler. Çünkü, sayın Adnan Menderes'e karşı duydukları derin sevgiyi izhar için se­çimlerden sonra ilk defa böyle bir fır­sat bulmuşlardı. Bundan başka Başve­kilimiz ayrıca müjdeli haberlerle de geliyordu. Meselâ, daha Van'a ilk ayak bastığımız toprak, yani şu tayyare meydanı en kısa bir zamanda modern bir şekle konacak, Van bu suretle, kı­ğın ve yağmurlu havalarda, tecrit edil­mekten kurtulacak, seyrüsefer tabia­tın keyfine tâbi olmıyacaktır.

Bu benim Van'a ikinci gelişimdir. Bu ciefa toprağa iner inmez ilk ziyaretimin hâtıraları bütün tazeliği ile zihnimde canlandı. Ve derhal Van ile Gevaş ara­sında evvelce dört buçuk saatte yaptı­ğımız 45 kilometrelik yolun şimdi ne halde olduğunu sordum. Vanlılar güle­rek, artık yol yapıldı. Gevaş'a bizde 45 ilâ 50 dakikada gidebiliyoruz.

Sade bu yol dahi bu iktidarın Van'da­ki, hizmetlerinden bir örnektir. Başve­kilimizin verdiği beyanatta belirttiği gibi «Hükümet Van'ın iktisadî ve sos­yal hayatını kökünden değiştiren çak esaslı tedbirler üzerindedir.Misal mi istiyorsunuz? İşte, Van elek­triği. Burada ancak 70 kilovat veren bir santral mevcut. Bu elektrik bir ka­sabaya değil ufak bir imalâthaneye da­hi zor kâfi gelir. Halbuki simdi Bendimâhi santrali bittikten sonra takat6 bin kilovata çıkacaktır. Aşağı yukarı bin misline yakın bir artış!... Şüphesiz elektrik Van'a yeni ve medenî bir çeh­re getirecektir. Artık güzel Van gece­leri karanlıkta göz kırpan bir halde bu­nalmaktan kurtulacaktır. Van'da yeni fabrikalar kurulduktan sonra insan o zamana hakikaten cesaretle, dünyada Van, ahirette iman diyebilecektir.

Vanlılar çok zekî, çalışkan insanlardır. Fakat nedense senelerce ihmal edilmiş­ler, koskoca bir gölün kenarında unu­tulmuşlar, kendi hallerine bırakılmış­lardır.

Van şimdi bütün bu gayretlerle ve Van îılarm da candan himmetiyle en kısa zamanda Doğunun parlıyan bir incisi olacaktır. Çünkü Demokrat Parti ikti­darı bir defa ise el koydu mu artık o yürür... Mütecanis bir vatan, müteca­nis bir medenî seviye ile kabildir. Bu tahakkuk edecektir.

Siz.e bir tek misal olmak üzere şunu söyliyeyim; eskiden 27 senede Van vi­lâyetinde ancak 27 mektep yapılmıştı. Yani senede bir mektep. Halbuki son dört senede yapılan mekteplerin adedi 70'dir. Yani eskisine nispetle 18 misli!... İşte Doğu mahrumiyet bölgesi olmak­tan böyle kurtulacak, Doğu bir kültür, bir umr'an, medeniyet bölgesi olacak­tır.

Vanlılar, memleketin diğer kısımların­da yapılan işleri pek iyi biliyorlar. O-nun için istikbale emniyetle bakıyor­lar. Bu çalışkan, bu emsalsiz millete hizmet etmek bizim için bir vatan bor­cudur. Van'a bu imanla gittik ve ora­dan bu azimle dönüyoruz...

(Gelişmelerin baskısı:

Yazan: A. E, Yalman

26/IX/954 tarihli (Vatan) dan:

Yeni Konya__şeker fabrikasını gezmiş görmüştük. Öğle yemeğini içinde yiye­ceğimiz depo binasına doğru gidiyor­duk. Nazik, mütevazı tavırlı bir vatan­daş yolumu kesti. Her hali güven uyan­dırıyordu. İdealist, feragatli bir vatan­daşın örneği düşünülse, bundan iyisi bulunamazdı. Bana dedi ki:

— Yedi senedir Ilgında hükümet dok­toruyum. " On iki senelik okuyucunu-zum. Bir ricamı size bildireceğim: Kon­ya'da bizim kasabamızın civarında Al­tın Apa bataklıkları var. Bunların ku­rutulması ve yeraltı sularından istifa­de edilmesi dâvasını ele alın, dâvanın üzerine bütün milletin dikkatini çek­meğe çalışın. Ilgına-da, Konyaya da, bütün memlekete de büyük bir hiz­mette bulunmuş olursunuz. Sular bi­zim için düşman bir kuvvet... Fennin yardımiyle bunu çok dost bir kuvvet haline çevirmek mümkündür.))

O zamana kadar Altın Apa diye bir isim duymamıştım. Fakat o gün, o ak­şam Konyada kiminle konuşmuşsam Altın Apa ve May bataklıklarının bah­sini dinledim. Demek ki bataklıkların kurutulması meselesi, hem şuurlu bir mahallî hemşeriliğin tesbit ettiği ilk hedef, hem de bir memleket dâvası di­ye Konyalıların zihninde yer etmiştir. Konyalılar, tuttuklarını koparan adam­lardır. Altm Apa ve May bataklıkları­nın kurutulma işinin yakında ele alın­dığını duyarsanız hayret etmeyin, sa­dece sevinin...

Bir ziraat memleketi diye bildiğimiz Konya, canlı bir sanayi muhiti haline gelmek yolunda... İşe girişen şeker fab­rikası, modern un, tuğla ve kiremit fab­rikaları, idealist akıncı Kemal Şile'­nin Türk halıcılığını ihya ederek ve yeniden kalite seviyesine yükselterek, ak yüzle dünya piyasasının karşısına çıkması ve Konya Ve memleket hesabı­na yeni yeni bazı sanayi projelerini yü­rütmeğe hazırlanması gibi gelişmeler ortada duruyor. Sonra da birazdan bah-sini edeceğim büyük et kombinası var.

Mahdut fabrikaların vatanının sathına serpildiği devirde olsak. Konyalılara şöyle diyebilirdik: «Siz Konyalılar, su­sun, payınızı, hakkınızı aldınız, biraz da başka yerlere nimet serpiştirelim.»

Fakat köklü bir gelişme devresinde­yiz. Durmak yok,.. Her atılan adım, gelecek adıma acele bir iş mahiyetini verdiriyor. Konyalılar, Altın Apa ve May bataklıklarının ortada durmasını şimdiye kadar belki de olağan bir şey diye telâkki etmişlerdir, vardıkları yeni gelişme seviyesinde artık öyle te­lâkki edemiyorlar. Bu bataklıklar bir kâbus halinde rüyalarına giriyor, ken­dilerini rahatsız ediyor. Bu rahatsızlı­ğı bütün Türkiye vatandaşlarının da duymasını istiyorlar.

Haksız da deliller... Mesele şu: Devlet, bu isi ele almıştır.. Eğridir - Kavada ba­rajının ilk kısmını ihale etmiştir. Asıl iş, geniş yeraltı sularından istifadeyi mümkün kılacak olan ikinci kısımda... 3u takdirde, biri 180 kilometre mu-rabbaı, diğeri 360 kilometre murabaı tutan iki geniş ve çok münbit toprak sahasından istifade edilecek, bugün düşman bir bataklık yaratan sular; su­lamak için, elektrik enerjisi yaratmak için vazifeye koşulacak, münbit, zengin "bir ova bomboş dururken, dağ köyleri­ne kaçan, topraksız yaşıyan, geçinmek için gurbete giden, şurada, burada kü-fecilik eden kıymetli vatandaşlar îurer yaratıcı kuvvet haline gelecek... .Etüt ve projeler bitmiş, şimdi iş, para­yı bulup faaliyete geçmeğe gelmiş. Kendi kendini bir, iki yılda ödeyecek böyle bir işe para ve imkân nasıl bu­lunmaz?

Konya, ziyaret programımızda .et kom­binası var. Program yüklü olduğu için .ziyaretimiz geç vakte kaldı. Karanlık basmıştî. Kombina tesislerinin inşaatı çok ilerlemiş olmakla beraber henüz e-lektrlk şebekesi tamamlanmamış. Tek tuk el fenerlerinden istifade ederek karanlıkta yol aramağa çalışıyoruz. Yetmiş milyonluk tesislerin muazzam bir mahiyeti var. Hele karanlıkta bun­ların sahasında dolaşınca, ucu bucağı "bulunmaz, bir esrarlı âleme nüfuz et­mişsiniz gibi bir intiba duyuyorsunuz. Yarın bütün makineler yerli yerine ta­kılıp kombina faaliyete geçince, günde bir ekiple üç bin, iki ekiple altı bin ko­yun işlenecek, hayvanların derisinden, kanından, kemiğinden, barsağmdan, her.şeyinden sınaî maksatla ve tam u-suliyle istifade .edilince, et kısmı üze­rine düşen maliyet azalacak, canlı hay­vanların yollarda nakliyatı üzerine zi-yaa uğrayan ve fiyata binen kilolar "kazanılacak, celeblerin saltanatı sona .gelecek, et tevzi sistemini modern bir şekle koymak ve fuzulî mutavassıtları hazfetmek mümkün olacak. Ebedî ve müzmin birrahatsızlık halindeki et meselesi ortadan kalkacak. Sonra bu kombina gibi rahat bir alici ortaya çı­kınca, Konyada ve kombina kurulan diğer yerlerde hayvancılık yeni bir in­kişaf alacak, yölile beslemek, hastalığa, kışa karşı korumak suretleriyle mem­leketin belki de en kârlı bir gerim yo­lu; esaslı bir surette dal budak salıve­recek...

Akşam yemeğini D.edeler bahçesinde büfe usuliyle yedik. Bu sayede bir mu­hataptan diğer bir muhataba geçmek, dolgun bir günün intihalarını birbiri­mizle münakaşa etmek, için bol bol imkân bulduk. Bu intibalardan ve bil­hassa açılışında bulunduğumuz İmam ve Fatip mektebinden üçüncü bir yazı­da bahsedeceğim.

Nurlu ufuklar:

Yazan: A. E. Yalman

27/IX/954 tarihli (Vatan) dan:

Konya İmam ve Hatip mektebinin ye­ni binasmdayız. Yarım milyon lira­ya mslolmus. güzel, bol ışıklı bir bi­na... Paranın çoğunu Konyalılar teber­ru etmişler, böylece Allahm, emriyle, Mevlânânın yüksek ruhunun" ilhamiy-İ5 yobazlığa, taassuba, cehalete, hurafe­lere karsı metin bir kale meydana ge­tirmişler...

Başvekil Adnan Menderes'in huzuriy-le açılış resmi yapılıyor. Müteşebbis heyetin ismini zaptedemediğim reisi ortaya çıkıyor, vekarlı bir tavırla kısa, veciz bir nutuk söylüyor ve maksadı anlatıyor. Konya İmam ve Hatip mek­tebi, lise bilgisine tamamiyle sahip mü­nevver imamlar, hatipler yetiştirecek, fakat bunu da kâfi görmiyecek, bina­nın bulunduğu sahada geniş bir yer var. Burada günün birinde - inşaallah yakın bir istikbalde - bir İlahiyat 'Fa­kültesi kurulacak, bu da Konyalıların hasretini duydukları bir Konya üniver­sitesinin ilk admını teşkil edecek...

Bu güzel niyetlerin haberini, bu müj­deleri büyük bir hazla dinliyorum. Başvekil tarafından kordelâ kesilince, güzel binaca giriyoruz. Her tarafını dolaşıyoruz, liseye mshsus seviyede fen

Jâboratuvarlarını görüyoruz. Zaten müessesenin başında da tecrübeli bir .lise müdürü var.

.Konya İmam ve Hatip mektebini ge-. zerken, üç kişiyi andım. İkisini rah­metle, birini hürmetle...

Bunlardan biri, Atatürk'tür. Asırlarca müddet bütün Müslüman memleketle-:rini tedenni halinde tutan, birçoğunun yafeanc: devletlerin kölesi olmasına yol açan taassup vb cehaletin temellerini .yıkmış, Müslüman bir milletin terak­ki edemiyeceği hakkındaki vâhimeyi •ortadan kaldırmış, fakat işini tamam­lamağa vakit bulamamış, mübarek di­ni istismarcı bir kara kuvvetin ve onun içine barınan sinsi düşman beşinci "kolcularının elinden kurtarmak, aslın­daki nurlu yol haline koymak vazife-.sini bize bırakmıştır.

İkincisi, son harp esnasında Mısırda tanıştığım büyük ve münevver Müslü­man âlimi ve büyük Ezher camii med­reselerinin o zamanki reisi şeyh mer­hum Merağği'dir. En münevver Ame­rikan âlimlerinden ve meslek adamla­rından mürekkep olarak Amerikada bir Müslüman cemiyeti kurulduğunu ve bu cemiyetin mensuplarının Müs­lümanlığı en geniş ruhlu ve en münev­ver din diye telâkki ettiklerini kendi­line söylediğim zaman bana dedi ki:

— Allahtan dilerim, o Amerikan Müs­lümanları, İslâm memleketlerini do­laşmasınlar, akim, terakkinin ve fazi­letin dini olan Müslümanlığa cahille­rin ve yobazların ne dereceye kadar karşı geldiklerini, onların yüzünden taassup, gerilik ve pislik içinde nasıl ömür sürüldüğünü görmesinler..Üçüncü şahsiyet, Pâkistanm muhterem -ve dini bütün devlet reisi Gulâm Mu-hammed'dir ki, büyük bir anlayışla Kur'anın yüksefe ruhuna nüfuz etmeğe çalışmış ve Müslümanlıkta ruh.baniy.et olmadığı, her müminin Allahla doğrudan doğruya temas hak ve imkânını ta­şıdığı, ancak Allahın bir mümin hak­kında hüküm verdiği, diğer müminle­rin birbirlerine karşı hüsnü zanla mü­kellef oldukları, İslâmiyetin her türlü cebir ve ikrahı reddettiği, kimseden akla aykırı bir iman istemediği, zama­nın değişmesiyle her türlü hükümlerin değişmesine lüzum gösterdiği, Allahla kul arasında mütevassıtlık iddia eden, taassubu körükliyen ve kendi hesabına nüfuz ve menfaat arayan mollaların doğrudan doğruya kâfir ve münkir ol­duğu kanaatine varmış ve bunu her suretle ilân etmiştir.

Akşam Dedelerin bahçesinde bir ye­mek daveti vardı, ilmin ve fennin en üeri cihazlariyle silâhlanmak suretiy­le Konyanm giriştiği dört başı mamur gelişme ve kalkınma hareketinden bah­sediyorduk. Bu arada bir Konyalı dedi ki:

— Bilir misiniz ki. yirmi sene evvel 'buraya ilk biçer bağlar geldiği zaman bir yobaz: «Bu gâvur icadıdır. Bunun­la devşirilen buğday haramdır» diye modern ziraat teçhizatını kullanmamı­za karşı elaltmdan tahriklere giriş­mişti!»

Bir diğer zat, galiba Konyanm şimdiki ve Erzurumun eski valisi muhterem Cemâl Göktan ilâve etti:

— Merinos koyunu, diğer koyuna nis­petle iki misli gelir temin ediyor ve Merinos yünü için harice verdiğimiz milyonların memlekete kalmasına im­kân açıyor. Halbuki bazı yobazlar, «Do­muza benziyor» diye Merinos koyunu yetiştirilmemesi için tahrikler yapmış-laf dır.»

Sorarım size, sevgili okuyucular, böy­le tahrikler yapanlar, eli öpülecek din adamları mıdır? Yoksa Türkiyeyi te­rakki ve ümran yolundan her istika­mette ilerlemekten alakoymağa çalışan düşman beşinci kollarının sinsi ve me­lun adamları mı?

Sırası gelmiş iken profesör doktor Ge­neral Nüzhet Şakir'den duyduğum şu fıkrayı anlatayım: Yobazın biri, teda­vi görmek üzere Ankarada Gülhane hastanesine gider. O akşam radyo çal­mağa başlanınca:

—Susturun, günaha girersiniz, kâfirolursunuz,gâvur icadıdır,diye bağırmağa başlar.

Meseleyi profesöre anlatırlar. O da yo­bazı çağırır, der ki:

—Haydi, eşyanı topla, evine dön.


Nasıl olur, ben tedavi görmek üze­re bu kadar masraf ederekburalara kadar geldim.

İyi amma, buradaki tedavi âletlerin­den çoğu gâvur memleketlerden gelme­dir, seni günaha sokmak istemeyiz.Yobaz, riyakârlığın sökmediğini görür, hapt olur, sessiz, sadasız yatağına dö­ner, radyonun gâvur icadı olduğundan bir daha bahsetmez.Konyada kurulan İmam ve Hatip mek­tebi, işte bu mekruh, meFun ve riya­kâr gerilik zihniyetine kargı kurduğu­muz kalelerden biri olacak, memleket­te İslâm dininin yüksek ruhuna lâyık dinî telâkkilerin yayılmasına, bunu neşredecek rehberler ve mürşitler ye­tişmesine hizmet edecektir. Bu sayede de istismarcı kara kuvvet yok edile­cek, düşman beşinci kolları türlü türlü, ayırıcı .cereyanlar onun sinesinde ba~ rmma imkânı bulamıyacaklardır. Hem dinin ulviyeti, hem de memleketin se­lâmeti, emniyeti, terakkisi, tesanüdü bakımmdan böyle mühim vazifeleri o-lan nurlu dinî müesseseleri bağrımıza basmak, vazifelerini görmelerine yar­dım etmek, İstanbuldaki İlmi Yayma Cemiyeti gibi cemiyetlerin İmam ve Hatip mekteplerini bir gerilik ocağı haline koymalarına mâni olmak, hepi­mizin boynumuzun borcudur.

4 Eylül 1954

 

— "Washington :

Bir haftadariberi Nebraska'nm merke­zi Lincoln şehrinde bulunan Maarif Vekilimiz Celâl Yardımcı, dün akşam Washington'a dönmüştür.

Bugün, Yabancı Faaliyetler Reisi ile üniversite mevzuunda bir görüşme ya­pan Celâl Yardımcı, bu akşam uçakla NewYork'a hareket edecektir.

Maarif Vekilimiz, N,ew-York'ta bir iki _gün,"muhtelif mevzulardatemaslar

yaptıktan sonra memleketimize döne­cektir.

5 Eylül 1954

 

— Belgrad :

Anadolu Ajansının hususi muhabiri bildiriyor : MİM Müdafaa Vekilimiz Ethem Menderes, Yugoslav Millî Mü­dafaa Vekili General İvan Gosnjak'ı .makamında ziyar.et etmiş ve kendisiy­le bir saat kadar çok samimî bir şekilde görüşmüştür.

9 Eylül 1954

 

— New-York :

Türkiye Maarif Vekili Celâl Yardımcı, dün akşam uçakla Londra'ya mütevec­cihen hareket etmiştir. Maarif Vekili Türkiye'ye dönmeden evvel Londra'da iki ıgün kalacaktır.

Üç haftadanberi -Birleşik Amerika'da bulunan Celâl Yardımcı yeni Atatürk üniversitesine numune ittihaz edile­cek olan Nebraska Üniversitesinin, teş­kilât tarzını tetkik etmiştir.

Türkiye Maarif Vekili kendisiyle gö­rüşen gazetecilere, Washington'da kal­dığı üç gün müddet zarfında yabancı memleketlere yardım idaresiyle gö­rüştüğünü ve müteakiben Nebraska üniversitesine gittiğini söylemiş, vazi­fesinin neticelerinden çok memnun kalmış olduğunu ilâve etmiş ve şöyle demiştir:

«Yabancı memleketlere yardım idare­siyle ve Nebraska üniversitesiyle bir anlaşma akdettik, bu anlaşma gereğin­ce Nebraska üniversitesi, tedris heyetinden altı kişiyi, Atatürk üniversite­sinin kurulmasına tevessül edilmek üzere 20 .eylülde Türkiyeye gönderecek­tir. -



7 Eylül 1954

 

— Floransa :

Fransa, Hollanda, Belçika, İsveç, Tür­kiye ve İtalyayı temsil eden 62 hava subayı ve assubaymın iştirak edeceği ve 8-12 eylül arasında cereyan edecek pentatlon müsabakalarının açılış me­rasimi bu sabah yapılmıştır.

10 Eylül 1954

 

— Londra :

Ankara ye Londra hükümetlerinin tas­vibi ile İngiltere'de bir Türk - İngiliz ticaret odası ihdas edilmiştir. Bu ti­caret odası Türkiye ile İngiliz milletler camiasına dahil memleketler arasında-

ki ticarî münasebetlerin korunması ve İslahı ile meşgul olacaktır.

13 Eylül 1954

 

— Atina :

Milletlerarası Eğitim, İlim ve Kültür Teşkilâtı (Unesco) Başkanı Evans, dün Atina'ya gelmiştir.

Yunan hükümetinin davetlisi olarak burada toîulunan başkan, Unesco'nun îertib .etmiş olduğu ve 1 eylülden 10 ekime kadar devam edecek müzeler se­minerinin açılış merasiminde hazır bu­lunmuştur.

Seminere 72 devlet davet olunmuş, an­cak 13 ü iştirak .etmiştir.

Türk mümessili D. Duyuran, Seminerin bir şubesine başkan seçilmiştir.

M. Evans, Atina'da iki gün kaldıktan sonra Türkiye'ye gelecek, bir gün İs­tanbul'da kalıp resmî temaslarda bu­lunmak üzere Ankara'ya hareket ede­cektir.

14 Eylül 1954

 

—New-York :

Avrupalılararası Birlik Başkanı Ric-hard Coudenhove Kalergi, 12 eylûl'de îransa Başvekili Mendes France'a bir açık mektup göndermiştir. «New-York Herald Tribüne» gazetesi bu sabah mektubun metnini yayınlamıştır.

Coudenhove Kalergi bu mektubunda, Fransız Başvekiline, Almanya Başve­kili Konrad Adenauer ile görüşmek için teşebbüsü ele almasını tavsiye et­mekte ye "Sizin Adenauer ile Fransız-Alman münasebetlerine dair yapaca­ğınız şahsî bir görüşme Avrupa mese­lesinin halline, sekizli müzakerelerdenaha tesirli bir surette yardım eder demektedir.

Türkiye ile Yunanistan arasında vuku bulan son fecî harpten sonra Mustafa Kemal Atatürk ile Venizelos'un ver­dikleri büyük ve parlak misali hatırla­tan Kalergi şöyle demektedir: «Şimdi Alman meslekdagmızla bu büyük micanlandırmaksizeKalergi, Mendes France'm karşılaştığı başlıca meselelere aşağıdaki hal çare­lerini tavsiye etmektedir:

— Sarre meselesi, hakemlik vasıtasiyle,

— Avrupa ordusu meselesi, bütün si­lâhların birleştirilmesiyle,

— Avrupa siyasîcamiası meselesi bir Avrupa meclisi fikrinin tatbikiyle.

Ancak bu meseleler halledildikten son­radır ki, müttefiki Amerika'nın destek­lediği kuvvetli ve Birleşmiş bir Avru­pa'nın doğacağı gün gelebilir. Böyle bir Avrupa, soğuk harbe nihayet vermek ve yeni bir barış ve güvenlik devri aç­mak için komünist dünyasiyle eşit kuvvetlerle müzakerelere girmeğe ha­zır olur.

17 Eylül 1954

 

— Saint Sebastien :

İspanya Hariciye Vekili M. Martin Ar_ tajo dün akşam Türkiyenin İspanya. Büyükelçisi Kemal Köprülü'yü kabul etmiştir.

19 EylüI 1954

 

— Viyana :

Türkiye İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı'nm Viyana fuarını ziyareti mü­nasebetiyle Avusturya sanayicileribir-liği tarafından Sacher otelinin hususî salonlarında bir kokteyl parti tertip edilmiştir. Toplantıda Avusturya sai-nayi kollarının en mühim şahsiyetle­riyle bankacılar ve tanınmış iş adam­larıhazırbulunmuştur.

Sanayi Odası Başkanıyle Umumi Kati­bi Türk İktisat Vekilini Viyanada ve kendi aralarında görmelerinden müte­vellit memnunluklarını ifade ederek her iki memleketin karşılıklı ticarî mü­nasebetlerinin bu vesileyle bir kere da­ha kuvvetlenmesiiçinzeminin hatırlanmasına imkân bulunacağını be-..yan etmişlerdir.

Sıtkı Yırcali, sanayici ve iş adamlarına teşekkürden sonra Türkiyenin son yıl­lardaki iktisadî gelişmesinin muhtelif safhaları hakkında izahat vermiş ve bilhassa bizzat müşahede eylediği A-vusturya sanayiinin kalkınması neti­cesinde Türkiye ile her iki memleketin menfaatlerine uygun bir işbirliğinin daha da müsait şartlarla tahakkukunun .mümkün olabileceğini söylemiştir. Ve­kil bilhassa halen Viyanada bulunan Türk ticaret heyetinin yapmakta oğlu müzakerelerin bu yolda müsbet ne­ticeler vereceğine kani bulunduğunu /ia ilâve eylemiştir.

Bu izahat Türkiye - Avusturya ticarî münasebetleri hakkında iyi temenni­lere vesile veren samimi tezahürata vesile olmuştur.

İki saat devam eden bu toplantıdan sonra Türk Ticaret Vekili, Beynelmilel Viyana Fuarı adına belediye tarafın­dan verilen akşam yemeğinde hazır bu­lunmuş ve burada da Belediye Reis Ve-"kilinin memleketimiz ve milletimiz .hakkında sitayişkâr ifadeleri büyük alâka uyandırmıştır.

Ticaret Vekilinin fuarı ziyareti müna­sebetiyle gazeteler Vekilin muhtelif zi­yaretlerinden ve Türkiye - Avusturya. münasebetlerindenbahsetmektedirler.

— Marsilya :

Otuzuncu Marsilya fuarı dün buyuk bir merasimle açılmıştır. Bu fuardaki Türk pavyonunu ziyaret eden Fransız Ticaret ve Endüstri Vekili pavyonun tertip ve tanzim şekli karşısında tak­dirlerini pavyon komiserine bildirmiş­tir. Türk pavyonunu ziyaret edenler bilhassa eüşleri, seramik ve halıların teşhir edildiği standiar önünde uzun uzadıya durarak eşyaları tetkJ k etmek­tedirler.

21 Eylül İ954

 

— Ankara :

Amerika'dan buraya gelen haberlere göre, san'atkâr Bedri Rahmi Eyüboğlu' nun eserlerinden müteşekkil bir resim koleksiyonu hâlen Nev-York'ta WiL-denstein galerisinde teşhir edilmekte­dir. Sergi 2 ekime kadar devam ede­cektir.

San'at münekkitleri Eyuboğlu'nun eser lerinden Türk folkloru ve muasir mo­dern sanatm karışmasından meydana geldiğini söylemektedirler.



20 Eylül 1954

 

— Washington :

Yabancı memleketlere iktisadî yardım dairesinden bugün bildirildiğine göre, bazı memleketlerde sivil havacılığın geliştirilmesi gayesiyle hazırlanan bir program tatbik mevkiine konacaktır. "Bu programdan faydalanacak ilk mem­leketler Türkiye ve Pakistan olacak­tır. 15 gün içinde bir Amerikan hava ekibi Pakistan'a gönderilecektir. Bu ekip bir Pakistan hava personeli ye­tiştirmekle görevli olacaktır. Buna "benzer bir başka ekip de Türkiye'ye gönderilecektir.

—Ankara :

Almanya'da yapılacak ve 23 eylül 1954 tarihinden 26 eylül 1954 tarihine ka­dar devam .edecek olan Shootingstar manevralarına iştirak etmek üzere Al­manya'ya hareket eden Balıkesir jet üssü kumandanı komutasındaki 16 a-det F. 84 jet tayyaremizin manevra sahasına bugün vasıl olduğu Millî Mü­dafaa Vekâleti Temsil Bürosundan bil­dirilmiştir.

—Londra:

Milletlerarası seyahat müesseseleri kongresine katılmak üzere dün gece Londra'ya gelmiş olan Türkiye Basın -Yaym ve Turizm Umum Müdürü Mu­ammer Baykan, Reuter muhabirine verdiği beyanatta, en aşağı ekimin 3 üne kadar Londra'da kalacağını ve bu­radan muhtemelen Türkiye Başvekili Adnan Menderes'e mülâki olmak üze­re Almanya'ya gideceğini söylemiştir.

Muammer Baykan, bu müddet zarfın­da, bir muddettenberi mütekabil prog­ramlar hakkında görüşmelerin cereyan ettiği O. O. C. ilgilileri ve İngiliz ga­zetecileri ile temaslarda bulunacaktır.

— Bonn :

Nato manevralarında hazır bulunmak üzere Almanya'ya gelmiş olan Türki­ye Millî Savunma Vekili Ethem Men­deres bu sabah Başvekil Adenauer ta­rafından kabul edilmiştir.

Türkiye Savunma Vekili bundan baş­ka Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Walter Hallestein ve Federal Güvenlik Kon­seyi Komiseri Theodor Bank ile de gö­rüşmüştür. Öğleden sonra da Cumhur-başkam Theodor Heuss tarafından ka­bul edilmiştir.

25 Eylül 1954

 

— Stokholm :

İsveç Kralı bugün memleketlerine dö­necek olan Türkiye Elçisi Cevdet Dül­ger ile Uruguay Elçisi Ramon Coelho'-yu kabul etmiştir.

Kral ayrıca itimatnamesini takdime gelen yeni Çekoslovak Elçisi Jaroslav Vlcek ile Afganistan Büyükelçisi Gulam Yahya Tarzî'yi kabul etmiştir.Hükümetinin tam bir şekilde destekle­diğini belirtmektedirler. Haberde Baş­vekilin Almanya hakkındaki bu sözle­rinin kendisini dinleyen büyük kalaba­lık tarafından hararetle alkışlandığı ay rica kaydolunmaktadır. Haber, bütün Alman radyoları tarafından da yaymınmıştır.

Türkiye Başvekili Adnan Menderes ile: Hariciye Vekili Profesör Köprülü'nün, refakatlerinde geniş bir mütehassıs he­yet ve tanınmış bir gazeteciler grubu ile önümüzdeki ay başında, bir taraf­tan Almanya ile Türkiye arasındaki dostluk ve iktisadî münasebelter geli­şir ve diğer taraftan da Avrupa ordu­su hakkındaki 9 lar konferansı topla­nırken, Batı Almanyaya yapacağı bu: bir haftalık ziyarete, Alman siyasi man: fillerinde ve Bonn diplomatik çevrele­rinde hususî bir ehemmiyet verilmek­tedir. Türkiye ile Almanya arasında.; mevcut an'anevî dostluğun nasıl yeni bir tezahürünü Doktor Konrad Adena.;er'in Türkiye'ye yaptığı ziyaret teş­kil etmiş ise, başka ve daha da önemli' yerii bir tezahürünü Türkiye Başveki­linin Almanya'ya yapacağı bu ziyaret teşkil edecektir.

Başvekil Adnan Menderes tarafından: bu ziyaret arifesinde yapılan ve bura­da çok derin ve hararetli akisler uyan­dıran sarih ifadeli beyanat, bu ziyare­tin nasıl bir hava içinde cereyan ede­ceğini gösteren bir işaret gibi telâkki olunmaktadır. Almanya ile alâkalı dip­lomatik temasların bu derece sıkı bir gündem ile devam ettiği bu günlerde Türkiye Başvekilinin ziyareti tarihin­de herhangi bir değişiklik yapılmama­sı da buna ayrı bir işaret olarak kabu; edilmektedir.



28 Eylül 1954

 

— Bonn:

Başvekil Adnan Menderes'in son mem­leket içi tetkik seyahatindeki bir nut­kunda Federal Almanya devleti hak­kında söylediği sözleri, bütün Alman gazeteleri (A.A.) ve Alman (D.P.A.) ajanslarından naklen neşretmekte ve bu haberin başlıklarında Federal Al-manyanın Avrupa müdafaasına iştira­kini dünya sulhu lehineolarak Türk

30 Eylül 1954

 

— Washington :

Milletlerarası Para Fonu ve Banka İdarecileri toplantısının son oturumund söz alan Türkiye delegesi Feridun Ceıjg mal Erkin, fon idarecilerinin. 1955 de Lg yapacakları toplantı yerinin İstanbul olarak seçilmesinden dolayı hükûmeti-JS nin duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve İstanbul'un muhtelif kıtalara giden yol lar kavşağı olması doiayısiyle de bu ka rarm yerinde olduğunu ilâve etmiştir Delege, Para Fonu idarecilerinin gele- cek yıl İstanbul'da kaldıkları müddetistirahatlerinintemini hususunda hükümetinin elinden gelen bütün gayretisarfedeceğinibeyanederekşunlan ilâve etmiştir: Milletlerarası Para Fonu İdarecileri İstanbul'a gelmekle görmekimkanını da bulacaklardır

3 Eylül 1954

 

— Belgrad :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bu sa­bah saat 10 da Belgrad civarındaki Avala tepesine giderek meçhul asker abidesine çelenk koymuştur.

Beraberlerinde Millî Müdafaa Vekili­miz Ethem Menderes, hey'etimiz azala­rı ve refakatlerine verilmiş olan Yu­goslav generalleri ve amirali, kendi ya­verleri ve büyükelçimiz olduğu halde bir kortej hâlinde Avalaya hareket et­miş ve orada Belgrad askerî kumanda­nı ve diğer askerî erkân tarafından kar şılanmıştır.

Bando ve alay sancağı ile bir askeri kıt'a selâm resmini ifa etmiştir.

Önünde çelengi tutan iki Türk ve iki Yugoslav subayı bulunduğu hâlde kab­re doğru ilerliyen Reisicumhurumuz, çelengi koyarak bir tazim duruşu yap­mıştır.

Bunu müteakip bando millî marşları çalmış ve Reisicumhurumuz hususî def teri imzalamıştır.

Sayın Bayar'ın izhar ettiği arzu üze­rine Belgrad askerî kumandanı, Bel­grad kurtuluş savaşları hakkında ken­dilerine izahat vermiştir.

Askerî kit'ayı teftiş eden Reisicumhu­rumuz, saat 11 de Dedinj& sarayına dönmüştür.

Gerek Avalaya gidişinde, gerekse dö­nüşünde yollarda bulunan Yugoslav vatandaşları Reisicumhurumuzu hara­retle alkışlamışlardır.

Bugün saat 13 de «Türkiye saatiyle 14 Yugoslav Reisicumhuru Mareşal Tito, Reisicumhurumuz şerefine 120 kisilik bir yemek vermektedir. Bu ziya­fetle nutuklar teati eidlecektir.

—Rijeka :

Rjiska Belediye Reisi Edo Jardas, Re­isicumhurumuzu Rijeka'ya getiren Sa-varona Okul gemisi ile 4 refakat harb-gemisi subayları şerefine,dün saat 17' de bir kabul resmi tertib etmiştir.

Bu kabul resminde şehir ileri gelenleri ve Yugoslav denizcileri hazır bu­lunmuştur.

—Belgrad :

Bugünkü bütün Yugoslav gazeteleri,. Reisicumhurumuzu ve onun yüksek şahsında Türk milletini selâmlamakta1 ve birinci sahifelerini tamamen bu. mevzua tahsis etmektedirler.

Başta Yugoslavya'nın iki büyük gaze­tesi Borba ve Politika olmak üzere ga­zeteler, Sayın Bayar'ın Belgrad'a mu­vasalatına ait haberleri 6 sütun üzerine büyük puntolarla neşretmişler ve re simler basmışlardır.

Borba gazetesi, Reisicumhurumuzun: siyasî ve iktisadî muvaffakiyetlerini' belirten bir başmakale yayınlamıştır.

Gazeteler, ayrıca Reisicumhurumuz: Celâl Bayar'ın dün Yugoslav radyola­rına verdiği beyanatı övmekte, bu zi­yaretin kısa olmasına rağmen Yugos­lav halkının Bayar'm şahsına ve tem­sil ettiği asil millete takdir, sevgi ve muhabbetlerini sunabilmek fırsatına sahip olacağından ötürü bahtiyar oldu­ğunu belirtmektedirler. Diğer taraftan bazı gazeteler, bu ara­da ordunun naşiri efkârı Marodno Ar-mije ile Slobodana Dalmacia ve Nova Makedonya gazeteleri memleketimi­zin Cumhuriyet devri ve bilhassa son 5 yıl zarfındaki ileri hamlelerine ait istatistiklimalûmatvermektedirler.

Belgrad'da cuma günleri intişar eden naftalık siyasî Beogradski Novine ga­zetesi bu nüshasını Türkiye'ye hasret­miştir. Gazete, neşrettiği makalede Ba-yar'm Yugoslavya'yı ziyaretinin Türk, Yugoslav ve Yunanlıları birbirine bağ­layan bağları daha da sağlamlaştıraca­ğını belirtmekte, Bayar'm şahsiyeti hakkında izahat verdikten sonra bu ziyaretin Türk - Yugoslav münasebet­lerinde olduğu kadar üçlü ittifak mü­nasebetlerinde de yeni bir devir aça­cağını kaydetmektedir.

— Belgrad :

Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru Mareşal Josip Bros Tito, Reisicumhurumuz Celâl Bayar şerefi­ne bugün saat 13 te resmî bir yemek vermiştir.

Yugoslav Reisicumhuru, bu ziyafette aşağıdaki .nutku irad etmiştir:

Muhterem Reisicumhur,

Yugoslav milleti adına ve kendi namı­ma zatıdevletinizi kendi toprağımız üzerinde dost ve müttefik milletin en yüksek temsilcisi sifatiylen kalbi şe­kilde selâmlamaktan duymuş olduğum sevinç ve memnunlu&u ifade- etmeme müsaade buvurmanızı rica ederim. Memleket iniz? yakında vaki ziyareti­miz sırasında şahsen zatıdevietiniz ve ayni zamanda Türk milleti nezdinde görmüş olduğumuz yakın alâka ve bü­yük hüsnükabulün hafızalarımızda de­rin hatıralar bırakmış olmasından ötü­rü bu sevinç ve memnunluk daha da büyüktür.

Her iki memleketimiz arasındaki mü­nasebetlerin her gün biraz daha arta­rak ilerlediğini ve karşılıklı işbirliğimi zn neticesi olarak siyasî, kültürel, as­kerî ve iktisadî sahalarda gittikçe da­ha ehemmiyetli muvaffakiyetlerin ta­hakkuk ettiğini müşahede edebilmekle bilhassa bahtiyarım. Bu müeessir ve umumî işbirliği, iki memleketimiz ara­sında mevcut samimî sempatilerin ve elerin anlayışın teyidini teşkil etmek­tedir. Türk milletinin bu derece derin bir surette meşbû bulunduğu vatanper­verlik ruhunu istiklâlini muhafaza az­mine ve terakkiyi gerçekleştirmek ima­nına karşı milletimiz büyük takdir ve-saygi hissi beslemektedir. Bu müşte­rek temayüllerle meşbu bulunan mil­letlerimiz, mütekabil ihtilâflarla göl­gelenmemiş münasebetler tesis etmiş­lerdir.

Bu münasebetlerin bariz vasfı, müşte­rek menfaati ilgilendiren meselelerin Vallinde tam bir anlayışa sahib olmak­tır. Muhterem Reisicumhur, ziyaretiniz, dost Yunanistan ile birlikte akdetmiş olduğumuz ve münasebetlerimizin kuv­vet ve kudretini gözle görülür bir şe­kilde aksettiren Balkan İttifakının a£> dı devresine rastlamaktadır. Bu itti­fak, karşılıklı münasebetlerimizde ye­ni bir devir açmaktadır. Hiç şüphe yok-rur ki, bu ittifakın akdi sadece istiklâ­limizi ve dünyanın bu bölgesinde ba­rışı muhafaza hususundaki müşterek azmimizin ve milletlerimizin arzusu­nun bir ifadesi değil, fakat ayni za­manda bu bakımdan misal teşkil -ede­bilecek umumî işbirliğinin inkaşafi yo­lundaki müşterek gayretlerimizin de-bir neticesidir. Her sahadaki bu işbir­liği ve bu işbirliğinde mündemiç itti-had ve sıkı rabıtalar, her ün memleke­timizde dünyanın bu bölgesinde sulhu ve memleketlerimizin istiklâlini temi­nat altına alan kuvveti sağladığı gibi kati peklini geçenlerde Bled andlaşma-smın imzasında bulan birlik duygusu­nu da bahşetmektedir. Bunun içindir ki, Türk. Yunan ve Yugoslav milletle­ri, münasebetlerinin derinleşmesi uğ­runda takibe devam etmeleri icab eden yolu Balkan İttifakında bulmaktadır­lar.

Bugün milletlerimizin müşterek emni­yet sistemine büyük yardımını teşkil eden ittifakın hakikî kudreti işte bu­radadır. İttifakın oynadığı bu rolü, de­mokratik dünya efkârının heyeti umumiyesi selâmlamış v.e onu, mühim ide­allerinden,BirleşmişMilletleranayasasının prensiplerinden mülhem yapıcı bir işbirliği ve milletlerarası bir anla­yış misali olarak takdir etmiştir.

Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti milletleri ve hükümeti, Türkiye Cum­huriyeti ve Yunanistan Krallığı ile her gün daha sağlam ittifak münasebetle­rinin tahakkuku yolunda sarfedilen fa­sılasız gayretleri haricî siyasetlerinin esas unsuru ve devamlı menfaati, ayni zamanaa karşılıklı saygı ve iç mesele­lere ademi müdahale prensiplerine da­yanan sağlam ve kuvvetli bir camianın kurulması yolunda da bir vasıta telâk­ki etmektedirler. Bu camia dahilî it­tihadı, teşkilâtı ve milletlerarası itiba­rı sayesinde Balkan memleketlerinin birbirlerine devamlı bir şekilde yakın­laşmalarına, dünyada ve hususiyle Av_ rupa.da münasebetlerin normalleşme­si uğrunda sarfedilen umumî gayretle­re en son haddine kadar hizmet ede­cektir.

Mümtaz ziyaretinizin her üç memleke­timiz arasındaki dostluk ve ittifak bağ­larının kuvvetlenmesine ve derinleş­mesine her gün daha fazla yardım ede­ceğinden emin bulunarak kadehimi za­tı devi eti erinin ye Bayan Bayar'm sıh­hatine kaldırıyorum ve dost Türkiye Cumhuriyetinin refah ve itilâsına ve ittifak münasebetlerimizin inkişafı şe­refine içiyorum.»

— Belgrad :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Yugos~ lav Reisicumhuru Mareşal Josip Broz Tito'nun bugün saat 13 te şereflerine verdiği yemekte söylediği nutka, aşa­ğıdaki nutukla mukabele etmişlerdir:

Muhterem Reisicumhur,

Çok samimî ve gayet dostane sözleri­mizden dolayı zâtı devletlerine hararet ie teşekkür ederim.

Kıymetli dost v.e müttefik Yugoslavya' r,m topraklarına ayak bastığım andan itibaren, şahsımda milletime karşı her geçtiğim yerde halk tarafından göste­rilen hararetli sevgi tezahürlerine şa-Jnd oldum.

Belgrad'daki azametli hüsnükabulün tesiri altındayım.

Hür yaşamasını bilen ve hayat müca-celesini dürüstlükle kazanmağa azimli elan vekarlı ve merd milletlere hâs ebedî gençliğin ifadesini, hürmet ve sevgi telkin eden bakışları bütün çe-h-ı elerde müşahede ettim. Böyle büyük meziyetlere malik bulunan kahraman Yugoslavya halkının kendi memleket­leriyle Türkiye arasındaki dostluk ve jşbirliği hakkında izhar ettiği memnu­niyet ve kuvvetli alâka, bu dostluk ve işbirliğinin en kuvvetli teminatıdır.

Demin söylediğiniz veciz sözlerde ayni teminatın beliğ bir ifadesini görerek derin bir bahtiyarlık hissettim.

Türkiyeye yaptığınız ve milletimin kalbinde silinmez güzel hatıralar bıra­kan seyahatiniz sırasında Türkiye'nin de Yugoslavya ile olan dostluk ve iş­birliğine ne kadar büyük ehemmiyet ve kıymet atfettiğini müşahede eyle­miş bulunuyorsunuz.

Ben, Yugoslav - Türk işbirliğini, gayet münbit bir toürağa atılmış tohuma benzetiyorum. Bu toprak, asırların yu-ğurduğu. menfaat ve kader birliği ile hiçbir ihtilaflı meselenin bulandırma-c.ığı karşılıklı sevgi ve hürmetin feyiz-lendirdiği dostluk toprağıdır. Bu top­rakta biten tohumun her sahada zen­gin dal bulak salacağı, bol meyve ve­receği muhakkaktır. Nitekim bu, böy­le olmağa da başlamıştır.

Bu güzel dostluğa müşterek komşu ve dostumuz Yunanistan'ın da işbirliği­nin ilâvesiyle doğan Bled ittifakname-sinden, sizin gibi ben de bahsetmeden geçemiyeceğim: Bu ittifakname, gerek vücude gelişi, gerek tazammun .ettiği mana bakımından numune olarak gös­terilebilecek bir eserdir. Filhakika bu ittifak, hayatî ve devamlı ihtiyaçların neticesi olarak üç devlet arasında sü­ratle olgunlaşan fiilî bir ittifak vazi­yetinin hukukî ifadesi şeklinde orta­ya çıkmıştır.

Bu itibarla fiziyoloiideki «ihtiyaç, uzuvları doğurur.» kaidesinin siyaset sahasında tecellisini teşkil etmektedir. Binaenaleyh ihtiyacın doğurduğu her uzuv gibi daima inkişaf etmeğe ve kuv­vetlenmeğe namzedbulunmaktadır. İîtifaknamenin mahiyetine gelince, onu biraz evvel gayet güzel tahlil bu­yurdunuz. Bu ittifakname ile onu ha­zırlayan ve şimdi bir cüzünü teşkil e-der, Ankara Andlaşması, insanlık ide­allerine ve binnetice hakikî sulha bağ­lı bulunan mîlletlerin, karşılıklı hür­met, ve yekdiğerinin hususiyetlerine riayet içinde, aralarında nasıl ve ne şe­kilde elele verebileceklerini gösterme­si bakımından çok geniş manevî bir intişar kabiliyetini haizdir.

Bunlara benzer tertiblerin dünyada ku­rulması ve bunların aralarındaki ha­kikî münasebetlerin icabı nisbeilnde tam müsavat şartları içinde ve kendi hususiyetlerinden hiçbir şey kaybet­meksizin, tarafların serbest rizasiyle, münasib şekilde yekdiğeriyle irtibat­larıdır:] ması suretiyledir ki, Birleşmiş Milletler andlasmasınm prensiplerine samimiyetle inanan ve onlara hizmet et meğe azimli bulunan milletler, bugün­kü şartlar dahilinde sulhun korunabil­mesi için elzem bulunan müşterek em­niyeti tesis etmiş olabileceklerdir.

Emniyet ve sulh üzerinde durdum, çünkü dünyanın bugünkü çok muha­taralı vaziyetinde bu mevzu, realist ol­masını bilen milletleri bihakkın en çok düşündüren ve işgal eden bir mev­zudur. Türkiye, Ankara andlaşması ile Bled ittifaknamesinin tazammun etti­ği iktisadî kültürel v-ssair hususlarda­ki işbirliğine de en büyük ehemmiyeti atfetmekten hâli kalmamaktadır. Çün­kü hakikî sulhun teessüsü için bir yan­dan emniyetin kuvvetlenmesi lâzım ol­duğu gibi öteyandan, mili etlerin, hür­riyet ve istiklâlleriyle birlikte onu ko­rumak için azamî fedakârlığı göze al­mak isteyecekleri müsbet bir hayat se­viyesine ulaştırılmaları elzemdir.

Ankara andlaşması ve Bled ittifakna-mesi memleketlerimizin ve bilcümle sulhperver milletlerin refahının artma­sını, İstikbalimizin vikayesini ve em­niyetimizin sağlamlanmasını daima mü tekâmil bir şekilde temin edecek kıy­metli vesikalardır. Bu vesikaların de­lâlet ettiği haletiruhiyenin, memleket­lerimiz arasında daima inkişaf .ettiğini görmenin verdiği inşirah ile kadehi­mi, zatıd evi eti eriyle madam Josip Broz Tito'nun sıhhatine kaldırıyorum ve büyük Yugoslav milletininsaadetve itilâsı ile ittifak işbirliğimizin daima derinleşip Genişlemesi şerefine içiyo­rum.»

4 Eylül 1954

 

— Belgrad :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar.bu sa­bah Belgrad Üniversitesinde kendileri­ne Belgrad üniversitesi fahrî hukuk doktorluğu pay.esinin tevcihi törenin­de aşağıdaki hitabeyi irad etmişler­dir :

«Sayın Rektör, Sayın Hukuk Fakülte­si Dekanı, muhterem hazirun,

Belgrad Üniversitesinin bana Fahrî Doktorluk unvanını tevcih etmiş ol- -masından dolayı büyük .bir iftihar duy maktayım. Hakkımda söylenen dostan sözlerden çok mütehassis oldum.

Devlet işleriyle meşgul olmağa başla­dığımdan beri yaptığım çalışmaları muhterem Üniversite Rektörü ve Hu­kuk Fakültesi Dekanı hülâsa ettiler. Bu faaliyetler, tahakkukuna çalıştığım ga­yeler ve bunun için gözönünde tuttu­ğum nazariyeler bakımından Sayın Hukuk Fakültesi Dekanının ifadelerini tefsir etmek isterdim. Fakat bunun için vakit müsaid olmadığından ancak şunu söylemekle iktifa .edeceğim. Türki­ye'de başarılmış olan işlerin muvaffa­kiyetle tetevvüc etmiş olmasında en büyük âmil bizzat Türk milletinin ha­yatiyeti ve kendisine gösterilmesi bi­lindiği takdirde o yolda muvaffakiyet­le yürüyebilmek için gereken vasıfları haiz olmasıdır.

Bu itibarla bana karşı bugün gösteri­len dostluk ve itibarı, Reisicumhuru olmakta şeref duyduğum memleketime raci telâkki etmekteyim, yüksek mües­sesenize en samimî teşekkürlerimi ifa­de etmek isterim.

Kıymetli dost ve müttefikimiz Yugos­lavya'ya yapmakla pek bahtiyar bu­lunduğum ziyaretin, beni en fazla mü­tehassis eden safhalarından birini, bu. yüksek ilim müessesesinde geçirmek­te olduğum zaman teşkil edecektir.. Çünkü, insanlık ideallerine bilâkaydü şart hadim olmak isteyen bir kimse sı-fatlyle bu ideallere tamamen bağlı bir devletin reisi olarak ilim ve irfanın müşterek bir servet halinde terakkisi­nin ve onun nimetlerinden müştereken istifade olunmasının milletlerara­sındaki münasebetlerin muslihane bir şekilde inkişafı için çok mühim oldu­ğu kanaatindeyim.

Bunun içindir ki, biz, Atatürk'ün mil­letine miras bıraktığı yüksek prensip­lerden biri olan «Hayatta en hakiki mürçid ilimdir 3 vecizesinin, icraatımız­da en geniş şekilde yer almasına ha­raretle çalışmayı, yalnız millî değil, ayni zamanda milletlerarası bir vazife telâkki etmekteyiz.

Dünyanın bugün geçirmekte olduğu çok muhataralı devirde, bu şekilde ha­reket olunmasının, ne hayatî bir ihtiya cm ifadesini teşkil eylediğini daha da kuvvetle hissetmekteyiz. Filhakika, bugünkü milletlerarası durum, şu ha­zin manzarayı arzetmektedir: Bir ta­raftan Birleşmiş Milletler andlaşma-sinda ifadesini bulmuş olan milletler arasında iyi geçim ve müsavat şartları içinde kardeşçe işbirliği yapılmasını temine matuf prensipler, ciltlerle eser­lere ve sayısız beyanata mevzu teşkil eylemekte, halbuki öte yandan bu prensipler, dünyaya tahakküm etmek isteyenler tarafından ya bilmemezlik-ten gelinmekte veya (daha da hazini) haksız ve yolsuz faaliyetler için pa­ravana olarak istismar edilmektedir.

Bu vaziyet adaletin ve hakiki sulhun teessüsünü samimiyetle isteyen devlet­lere, idealist oldukları nisbette realist şekilde hareket etmek vazifesini tah­mil eylemektedir.

"Bu devletler Birleşmiş Milletler and-laşmasmdaki yüksek idealleri koruya­bilmek ve onların tatbikini temin ede­bilmek için askerî güçlerini ferden ve müştereken azamî hadde çıkarmak, sözlere, vaidlere, fiiliyatta sabit olma­dıkça, itimad etmemek zaruretindedir -ler. Çünkü, maalesef, insanlık pren­siplerinin henüz bizatihi bir müeyyi­de kuvvetine malik bulunmadığı, bilâ­kis tenkidler ve bir de cebir ve silâh istimali yoliyle kuvvetli olanın haklı olanagalebe çalmasıtehlikesinin vahim şekilde hüküm sürdüğü bir de­virde yaşamaktayız.

Bundan dolayıdır ki Atatürk'ün «Yurt-da sulh, cihanda sulh prensibini Tür­kiye gibi benimsemiş olan ve binneti-ce, tehdidden, cebirden, kuvvet isti­malinden nefret eden milletlerde dün­yada silâhsızlanmanın samimî istisna­sız ve icabı veçhile kontrollü şekilde teminine kadar cebrî hareketlerin va­sıtası ve timsali olan silahlanmağa de­vam etmek mecburiyetindedirler. Yıkıcı propagandacılar, sarih delillere ıstinad etmeyen sözlere karşı ihtiyatlı davranmamızı, anlaşmadan kaçındığı­mız silâhlı tecavüzü Önlemek için ge­reken kuvvete malik olması husuusn-daki gayretlerimizi, tecavüz emelleri beslediğimiz veya bu emelleri besleyen lere âlet olduğumuz şekilde gösterme­ğe çalışmaktadırlar. Bu propagandala­rın bizi ürkütmeyip, bir yandan haki­ki sulha götürecek siyasî imkânları, inisyatifleri elimizde tutmamız, diğer yandan daima daha kuvvetli olmağa, daha mütesanid hareket .etmeğe çalış­mamız takip edilecek yegâne salim yol­dur.

Hakiki sulhun kahramanı olmak, hiç şüphe yok ki, harpte kahraman olabil­mek ksdar cesaret, azim ve fedakârlık istilzam eder.

Yüksek irfan müessesenizde siyasetten bahsetmemeği tercih ederdim, fakat bana tevcih ettiğiniz çok şerefli fahrî doktorluk unvanının, biraz evvel muh­terem Hukuk Fakültesi Dekanı tara­fından izah edilen esbabı mucibesi, be­ni bugünkü durumu açıkça tahlil etme­ğe sevkeyledi.

Esasen, kanaatimce, bilhassa içtimaî ilimler sahasında, hakiki manada in­sanlığın nefine çalışan siyaset adamla­rını, ilim adamlariyle aralarında müş­terek mevzular bulunmayan kimseler telâkki etmek doğru değildir. İlim ada­mını, kuru bir tecessüs saikasiyle mü-cerred formüller arayan bir kimse gör­mek ne kadar yanlış ise, siyaset adam­larını da ilimden müstağni birer «am­pirik oportünist» telâkki etmek ds o kadar hatalı olur. Her ikisinin mssai tarzı başka, fakat gayeleri birdir:Hakikati aramak, onun icabatına göre ha­reket etmek. Bugün bana, bir ilmî heyet olarak, bir devlet adamı sıfatiyle yüksek müesse­senizin fahrî doktorluk unvanını tevcih etmeniz bu hakikatin beliğ bir ifadesi­dir.

Biraz evvel tahlil ettiğim idealizm ve realizmi mezceden doğru ve isabetli yolu bulmuş olan Yugoslavya ile Tür­kiye, yakın komşuları Yunanistan ile birlikte, Bled ittifaknamesi ile onu ha­zırlayan, ayrılmaz bir cüzünü teşkil eden Ankara andlaşmasını imzalamak suretiyle, tesiri kendi memleketlerinin hudutlarını çok aşan kıymetli bir sulh, emniyet ve refah unsuru vücuda ge­tirmiş bulunmaktadırlar.

"Yüksek heyetiniz huzurunda, Ankara andlaşmasmm kültür sahasındada iş­birliğini derpiş eden hükümlerine işa­ret etmek isterim. Metinler, onları tat­bik ile mükellef bulunanların hüsnü­niyet gayreti nisbetinde mana kazanır ve tesir İktisap ederler.

Diğer bütün hükümler gibi bu andlaşmanm, memleketlerimiz arasındaki kültürel işbirliğine müteallik hüküm­lerini, tarafların prensiplerine, müte­kabil hürmet ve riayet içinde, daima daha müessir daha geniş şekilde tatbik sahasına intikal ettirmek ve bu suretle, yalnız üç memlekete değil, hem haleti ruhiy.emiz, hem de yazılı adetlerimiz icabı olarak mensup bulunduğumuz sulhperver milletler ailesine karşı olan. iyiliği ve doğruluğu, maddî ve manevî itilâyı temin eylemek vazifelerini ye­rine getirmekle mükellef bulunmakta­yız. Müsaade buyurursanız bu telkinle­rimi yüksek heyetinize arzederken ba­na tevcih ettiğiniz kıymetli payeden cesaret alarak, kendimi valnız samimi bir misafir gibi değil, Belgrad üniver-" sitesinin idare kurulunda biraz hak kelamı olan bir rükün gibi telâkki ede­ceğim.

Hasbıhalimi burada bitirmek, istiyo­rum. Bunu yaparken, yüksek müesse­senizin kapılarını bana bu kadar ce-milekâr bir şekilde açan Belgrad Üniversitesine onun benam Rektörü ile Hukük Fakültesi D.ekanm şahıslarında bir kerre daha samimiyetle teşekkür etmek isterim.

— Belgrad :

Bu sabah Belgrad Üniversitesinde Re­isicumhurumuz Celâl Bayar'a Fahrî Hukuk Doktorluğu payesinin tevcihi töreninde Belgrad Üniversitesi Rektö­rü, aşağıdaki hitabeyi irad etmiştir:

Belgrad Üniversitesi adına Türkiye Cumhuriyeti Reisicumhuru Ekselans Celâl Bayar'ı selâmlamakla hususî bir şeref ve bahtiyarlık duymaktayım.

Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar sa­dece muasır Türkiyenin üstün ve ileri görüşlü bir devlet adamı değil, fakat ayni zamanda dünya siyasetinin büyük şahsiyetlerinden biridir.

Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar, bü­yük önder Kemal Atatürk'ün Türki-y&de içtimaî sahada olduğu kadar kül­tür sahasında da yaratmış bulunduğu büyük İnkılâp hareketlerine fiilen ve Atatürk'ün en yakın mesaî arkadaşı sı­fatiyle önce Başvekil ve şimdi de Dev­let R'Sİsi sıfatiyle bu inkılâpların ta­hakkukuna şahsen iştirak eylemiştir.

Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar'm milletlerarası işbirliğinin inkişafına, milletlerarasındaki dostluk ve barışın korunmasına olan hizmeti asla küçüm­senemez.

Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar'm sulhsever ve insaniyetsever gayretleri Ankara Andlaşmasiyle Balkan İttifakı muahedelerinin akdinde bilhassa ken­dini göstermiştir. Milletlerarası bu iki vesika, sulha, milletlerin istiklâl ve hürriyetine geniş Ölçüde müessir ol­muştur. Ayni gayeler Yugoslav Fede­ratif Halk Cumhuriyeti idarecilerine de ilham kaynağı olmuş ve böylece Birleşmiş Milletler anayasası zihniye­tine tamamiyle mutabık bulunmuş­tur.

İlim ve irfanın şulesini her zaman üstun tutmuş ve ayni zamanda terakki­perver ve liberal fikirlerin sahibini bulmuş olan Belgrad üniversitesi, hür­riyet, istiklâl ve umumî terakki müca­delesinde mümtaz mevki işgal etmiş ve etmekte olduklarına inandığı şahsiyetleri daima saygı ile yad ve takdir eylemiştir. Bunun içindir ki Belgrad Üniversitesi, bu muhteşem vesile ile evvelâ yani Türkiye'nin kuruluş mü­cadelesinde ön safta yer almış bulunan ve modern Türkiyenin başlıca yaratı­cılarından biri olarak, sonra da ve hu­susiyle milletlerarası işbirliği sahasın­da ve ayrıca iki memleketimiz arasın­daki dostluk ve ittifak münasebetleri­nin tahakkukundaki gayretleri dolayısiyle Reisicumhur Eksalâns Celâl Bayar'a en tazimkârane hürmetlerini sun­mayı vazife sayar.

Bu itibarladır ki Belgrad Üniversitesi, Hukuk Fakültesinin teklifi üzerine Türkiye Reisicumhuru Ekselans Celâl Bayar'a Belşrad Üniversitesi Fahri Hu­kuk Doktoru payesini tevcihe karar vermiştir.

Hukuk Fakültesi Dekanı Profesör Dr. Javon Lovçevi'den, Reisicumhur Ekse­lans Celâl Bayar'm, Türkiye'nin dahi­lî inkişafı sahasındaki eserinin ehem­miyetini ve bilhassa milletlerarası iş­birliği münasebetlerinde sarfetmiş ol­duğu büyük gayret ve hamleleri kısa­ca izah etmesini rica ediyorum.

"Reisicumhur Hazretleri, Hukuk Fakül tesinin teklifi ve Belgrad Üniversitesi­nin karariyle zatı devletlerini Belgrad Üniversitesi Fahrî Hukuk Doktoru ola­rak ilân etmek ve bu diplomayı takdim etmekle büyük şeref ve gurur duyuyo­rum. »

— Belgrad :

Öğleden evvel askerî müzeyi gezen Reisicumhurumuz, bundan sonra Yu­goslav Halk Meclisi Sarayında Meclis Reisi Mosha Pijade'nin şerefine verdi­ği öğle yemeğinde hazır bulunmuş­tur.

Bu yemekte Yugoslav Reisicumhuru Mareşal Tito, Meclis Reis Vekilleri, İc­ra Konseyi Reisvekilleri ile azaları ve vekiller, meclis encümenleri reisi ve sözcüleri, heyetimiz âzası da hazır bu­lunmuşlardır.

Meclis Reisi Moshe Pijade kısa bir hi­tabede bulunmuş, Reisicumhurumuz Yugoslav Halk Meclisi Sarayında Mec­lisin misafiri olarak görmekten duyduğumemnunluk veşerefibelirtmiş.. Türk ve Yugoslav Meclisleri arasında» teatiedilenparlâmentoziyaretlerini. hatırlatmış, Türkiyede iken gördüğü, samimiyet ve iyi kabulü hiç bir zaman unutamıyacağımsöylemişve kadehi Reisicumhurumuzun sıhhatine ve Türk milletininsaadetvetaalisînekaldırmıştır.

Reisicumhurumuz verdiği cevapta Yu-goslavyada görmekte olduğu iltifatı ve muhabbet eserlerini memleketine dön-düğü zaman tam manasiyle aksat tire-niemek endişesini duyduğunu söylemiş ve bu muhabbeti nakletmekteki aczine rağmen Yugoslavyada Türk. milletine karşı derin bir muhabbet ve itimadın mevcut olduğunu söyleyebile­ceğini ifade etmiş ve devamla demiş­tir ki :

u Yakın komşumuz ve kıymetlidostu­muz Yunanistan ile beraber üçlü ola­rak yaptığımız ittifakımızın bubölge­de emniyeti tesis edeceğini, hattâ yal­nız bu kadar ile de kalmıyarakbütün dünya milletlerinin emniyet ve istiklâl­lerine hizmet eyleyeceğinigörüyorum. ki, bunun Türk milleti gibi bütün Yu-yoslav milleti de takdir etmektedir.

Bu hislerin tesiri altında ve Yugoslavyada karşılaştığımız samimî havanın verdiği heyecan içinde bütün Yugoslav dostlarımızı selâmlarım ve kadehimi, büyük lider Mareşal Tito'nun, Yugos­lav halk meclisi reisi Mosha Pijade'nin ve kendisinin parlâmento arkadaşları­nın sıhhatine kaldırırım. Millî bünye­si çok kuvvetli olan, dünya yüzünde hatırı sayılır bir millet haline gelmiş bulunan ve itilâ yolunda yükselen Yu­goslav milletinin şan ve saadeti için içerim.»

Reisicumhurumuz Celâl Bayar öğle­den sonra Belgrad civarındaki iki as­kerî fabrikayı gezmiştir.

— Belgrad :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a fahrî., hukuk doktorluğu payesinin tevcihi tö­reninde üniversite rektöründen sonra söz alan hukuk fakültesi dekanı Lovçeviç, hukuk fakültesi adına Reisi­cumhurumuzu selâmlamış ve kendisine fahrî hukuk doktorluğu unvanının tevcih edilmesi esbabını tekraladıktan sonraşöyle demiştir:

Muhterem Reisicumhur Celâl Bayar, nazarımızda v.e bütün dünyanın naza-rında muasır Türkiyenin iktisadî ve si­yasî sahadaki faaliyeti itibariyle en mümtaz şahsiyetlerinden biridir. Bun­dan maada, milletlerarasındaki tesanüt ve emniyetin teessüsünde, büyük Ke­mal Atatürk'le yakın işbirliği yap­mış olması itibariyle demokratik Tür­kiyenin tarihî hedeflerindeki mânayı en iyi kavramış ve önderlerinin Türk cemiyetinin maddî ve manevî bünye­sinde vaplagelen inkılâpların sadık hadimi kalmış olan şahsiyetler grupu arasında çok yüksek bir mevkie de sa­hip bulunmaktadır.

Atatürk'ün su sözleri herkesçe malûm­dur:Yeni Türk devletinin temelleri süngüye değil, fakat iktisadiyata da­yanacaktır. Yeni devlet iktisaden ya­rayan bir devlet olacaktır. Onu lâyık olduğu seviyeye eriştirmek irin bütün dikkatimizi iktisadî menfaatlerimize hasretmeliyiz.

Ekselans Celâl Bayar, hayatındaki bü­tün hareketlerinde iste bu fikirlerden ilham almıştır.»

Bundan sonra dekan Reisicumhurumu­zun hayatını ve siyasî faaliyetini an­latmış, iktisadî sahadaki faaliyetlerine ibaret etmig, Türkiyenin iktisadî iler­leyişini ve her sahadaki terakkilerini tahlil eylemiş ve devamla demiştir ki:

Kemal Atatürk'ün önderliği altında 'Türk milletinin dışarıdaki müteaddit düşmanlariyle mazinin son bakiyesi iç kuvvetlere karşı giriştiği ve Celâl Ba-yar'm fiilen iştirak ettiği muazzam mücadele, nihayet meyvalarını vermek­te gecikmemiştir ve o zamana kadar pek az inkişaf etmiş tâbi bir memleket olan Türkiye, terakkiperver ve mun­tazam teşkilâta şahin bir devlet haline gelmiştir. Türkiyenin tam bir gelişme halinde bulunan ekonomisi kuvvetli ya muharip ordusu ona, milletlerarası münasebetlerde de, enerjik ve kahra­man bir milletin lâyik olduğu çok e-hemmiyetli roller oynamak imkânını bahsetmektedir.

Sulha bağlı milletler arasındaki işbir­liğinin inkişafı ve takviyesi hususunda Ekselans Celâl Bayar'm hizmetlerini bi­hakkın takdir etmek imkânsızdır. Bir-, lesmiş Milletlerin kurulu şundanb eri Türkiye Cumhuriyeti bu teşkilâtın a-nayasasmda tâyin edilmiş olan hedef­lerin tahakkuku idn âzami gayret sar-f-stm İştir.

İkinci Cihan Harbinin sonunda barışın tam mânasiyle kazanılmadığmı rnüdrit bulunan Celâl Bayar, milletler arasın­daki dostluk, itimat ve tesanüdün ge­linmesi uğrunda girişilen her harekete iştirak etmiştir. Memleketinin terakki­perver ve mükemmel bir teşkilâtçısı fi­lan Ekselans Bayar siyasî hayatının zirvesine ulaşmış ve dünyada şayanı takdir bir devlet adamı olmuştur. O-nun bu meziyetleri, Balkan memleket­leri için hürriyet ve sulhun muhafaza­sında ve dünyanın bu bölgesinde mus­lihane bir şekilde işbirliğinin teessüsü yolunda kuvvetli bir vasıta olan Anka­ra andl asmasın m akti sırasında pek parlak bir surette tebarüz etmiştir.

Biz Yugoslavlar, bu andlaşmanm akti suretiyle Ekselans Celâl Bayar'm mil­letimizin de ba?lı bulunduğu bir pren-sipin gerçekleştirilmesinde fiilen hiz-m-et etmekle kalmayıp ayni zamanda memleketimize karsı mevcut samimî ve devamlı dostluğunun da aşikâr bir delilini vermiş olmasından dolayı müs­tesna bir memnunluk ve iftihar duy­maktayız. Ankara andlaşması Bled'-tie# imzalanan ittifaka müncer olmuş­tur. Bu ittifak bir işbirliği vesikası teş­kil ettikten başka ayni zamanda mil­letlerarası daha geniş bir şümule de sahip bulunmaktadır. Mareşal Tito'-r.un ifade ettiği gibi, bu ittifakname-mn akti uğrunda sarfedilen gayretleri ve milletlerimizle idarecilerimizin dü­rüst gayelerini sulhsever insaniyet takdirle yâd edecektir.»

5 Eylül 1954

 

— Belgrad :

Borba gazetesi, bugünkü sayısında, Reisicumhurumuzun Yugoslavya'yı zi­yareti vesilesiyle neşrettiği başmaka­lede ezcümle şövle demektedir: Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar'ın Yugoslavya'yı ziyareti, milletlerarası siyasî, askerî, iktisadî, kültürel ve di­ğer bütün sahalarda Türkiye - Yugos­lavya işbirliğinin gelişmesinde yeni bir adımın ifadesidir.

Türkiye ve Yugoslavya'nın harhangi bir dostluk tezahürü, ayni zamanda Balkanlarda üçüzlü işbirliğine bir yar­dımdır.

Bayar'm Yugoslavya'yı ziyareti, bu it­tifakın takviye ve tarsinine medar ola­cak bir keyfiyettir ki. bu suretle mâna ve ehemmiyeti büsbütün artmakta­dır..»

Mareşal Tito'nun, dün verdiği öğle zi­yafetinde irad ettiği hitabe sırasında, dünya kollektif güvenliği dâvası için Balkan ittifakının mâna ve ehemmiye-t:ni belirten sözlerini nakleden Borba gazetesi, yazısına şunları ilâve etmek­tedir:

Mübalâğaya düşmeksizin denebilir ki böyle bir camianın mevcudiyeti, fev­kalâde mühimdir, manalıdır.

Borba gazetesi, yazısını şöyle bitir­mektedir:

Celâl Bayar, üçüzlü münasebetlerde yeni bir devrin başladığı sırada Yu­goslavya'ya gelmiş bulunmaktadır ve bu vesile ile yapılmakta olan ziyaret, mülakat v.e görüşmelerin, bu yeni de­vir için büyüi; bir mâna ve ehemmi­yeti vardır.

—Belgrad :

Bugün öğle üzeri Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Didinja sarayında, Mare­şal Tito şerefine bir öğle yemeği ver­miştir.

Çok samimî bir hava içinde geçen bu yemekte, Yugoslav devlet ricali ile as­kerî erkân ve heyetimiz azaları haz., bulunmuştur.

—Belgrad :

Bugün Reisicumhurumuz tarafından Dedinje sarayında Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru Mare şalJosipBrozTitoşerefineverilen öğle yemeğinden sonra, Reisicumhuru­muz Celâl Bayar, Mareşal Tito ve re­fikasına hediye olarak memleketimiz­den getirilen ilk Karacabey tipi kır" kısrak hediye etmiştir.

Her ikisi de 2 Nisan 1950 doğumlu o-lan kısraklardan Ardahan adlısı Mare­şal Josip Broz Tito'ya, K.aragüliü ad­lısı ise sayın bayan Broz'a hediye e-dilmiştir. Reisicumhurumuzun, hediye­leri çok makbule geçmiş, gerek Mare­şal Tito ve gerekse bayan Broz, atla­rıyla şahsen meşgul olmuşlar, bilâhare^ atlar, seyislere teslim edilmiştir.

Mareşal Josip Broz Tito da, Reisicum­hurumuza Yugoslavyada yapılmış is-kra markalı bir sinsma makinesi, sayın bayan Broz da sayın bayan Reşide Bayar'a bir sırma işlemeli elbise ile .elişi bir yemek takımı vermiştir.

Ayrıca, Sırbistan Millet Meclisi Reisi de Sırp motifleri İle süslü bir salon takı mı hediye etmiştir.

Mareşal Josip Broz Tito, bundan sonra, başta Millî Müdafaa Vekilimiz Ethem Menderes'e Yugoslav sancağı nişanının büyük kordonu olmak üzere, diğer he­yet azasına da muhtelif Yugoslav ni­şanları vermiştir.

ReisicumhurumuzCelâlBayar,öğle­den sonra beraberinde heyetimiz aza­ları olduğu halde, Yugoslav Millî Mü­dafaa Vekilinin mihmandarlığında Yu­goslav atom araştırma merkezini gez­miştir.

3u akşam büyükelçiliğimizde büyük bir kabul resmi tertip edilecektir. Ka­bul resmini mütaakıp gece saat 23'te Reisicumhurumuz, Mareşal Josip Broz. Tito ile birlikte trenle Saray Bosna'ya hareket edeceklerdir.

— Belgrad :

Müttefik Yugoslav ordusunun,' bugün Reisicumhurumuz Celâl Bayar şerefi­ne tertip ettiği geçit resmi çok büyük bir intizam ve aynı derecede mükem­meliyetle icra edilmiş ve müşterek böl­gemizde şanlı ordumuz ve müttefik Yunan ordusu ile sulhun ve emniyetin-zimanibulunan Yugoslav silâhlı bir Ekleri heyecanla ve şiddetle alkışlan­mıştır.

Geçit resminin yapılacağı zaman hava meydanında kurulan tribinlerde davet­li bulunan Yugoslav devlet erkânı ile kordiplomatik ve gazeteciler saat 09.10 da yerlerini almış bulunuyorlardı.

Başta Millî Müdafaa Vekilimiz Ethem Menderes olduğu halde, heyetimiz âza­sı biraz sonra kortaj halinde gelerek kendilerine ayrılan yerleri aldılar.

Tam saat 10 da Reisicumhurumuz Celal Bayar, Yugoslav Reisicumhuru Mareşal Tito ile beraber, önünde Türk ve Yugoslav Devlet Reisi forsları dal­galanan açık bir otomobille, yollardaki halkın alkışları arasında geçit mahal­line geldiler. Orada bir sahra otomo­biline binerek, biraz sonra geçecek olan birlikleri teftiş ettiler. Millî marşların çalınmasını müteakip, sayın Bayar ve Mareşal Tito, otomobilde ayakta ola -rak, birliklerin önünden geçtiler ve da­ha sonra tribündeki yerlerini aldılar.

Geçit resmi tam saat 10,30 da başladı. En önde, ikişer muhafızın refakatinde Türk ve Yugoslav bayrakları, yanyana ilerliyor, bunları takviye edilmiş bir bando takip ediyordu. Bayraklar, şeref tribününün sağında ve solunda olarak Devlet Başkanlarının hizalarında yer aldılar. Bu esnada B.elgrad açıklarında, Yugoslavya ve Türkiye'nin ilk harfleri olan (Y) ve (T) formasyonunda yanya-. na ilerliyen uçak birlikleri, tribünler üzerinden geçiyordu. En önde Merasim Kumandanı ile Kurmayı geçti. Merasim Kumandanı Devlet Reisinin hemen ar­kasında yer aldı.

Şimdi, sert adımlarla tam bir intizam içinde ilerleyen piyadelerin geçidi baş­lamıştı. Alay sancağı ile bir piyade tu­gayı, uçaksavar, tanksavar, muhabere ve istihkâm birlikleriyle beraber geçti. Bunu, sancağı ile bir motorlu piyade alayı, ve ona bağlı birlikler, arkasın­dan bir süvari alayı, daha sonra Kur­may Birlikleri, bir topçu alayı, hava defi topçu alayı ve bir tank alayı takip etti. Geçit tam 45 dakika sürdü. Geçit esnasında jet uçakları da, filolar halin­de yüksekten ve alçaktan uçuşlar yapı­yordu. Geçidin sona ermesiyle Reisi­cumhurumuz, Mareşal Tito'ya ihtisaslarını bildirdi ve Merasim Kumandanı­nı hararetle tebrik etti. Reisicumhurumuzla Mareşal Tito'nun Geçit meydanından hareketinden son -ra, bütün davetliler fevkalâde ihtisas­larım birbirlerine anlatarak, yavaş ya­vaş geçit resmi sahasını, terkediyorlar-

6 Eylül 1954

 

— Saraybosna:

Bosna Hersek Cumhuriyet Halk Mecli­si Reisi bugün Reisicumhurumuz Celâl Bayar şerefine İcra Konseyi sarayında bir öğle yemeği vermiştir.

Reisicumhurumuz yemekten evvel, Ga­zi Hüsrev Bey camiini, millî müzeyi ve civardaki Vagosci cephene fabrikasını gezmiş ve yollarda, köylerde devamlı surette toplu bulunan halkın tezahür -leriyle karşılanmıştır.

Sayın Bayar, şerefine verilen- yemekte hazır bulunmak üzere İcra Konseyi sarayına giderken de, aynı şekilde ha­raretle alkışlanmış ve sarayın önünde­ki meydanda toplanan halkın bitmek bilmeyen alkışları üzerine, Mareşal Josip Broz Tito ile beraber pencereden halkı selâmlamıştır.

Heyetimiz âzasından başka Bosnaher -sek Cumhuriyeti Meclisi ve İcra Kon -şeyi Başkan Vekilleri ve Âzalarının ve Hükümet Erkânının, Generallerin hazır bulunduğu yemek sonlarına doğru Bos-nahersek Meclisi Reisi, bir hitabede bulunmuş, Reisicumhurumuz, Türki­ye'yi ve üçlü paktı övmüştür. Bunun üzerine söz alan Reisicumhurumuz sa­yın Bayar, ezcümle demiştir ki:

Mareşal Tito bana güzel memleketi­nizde asîl Yugoslav milleti arasında bu­lunmak şerefini bahşetti. Kendileri memleketimizi ziyaret ettikleri zaman, her Türkün kalbinde muhterem bir mevki elde etmiştir.Bu ziyareti iade için Yugoslavya'ya ayak bastığım andan itibaren, her yer­de ve son defa Belgrad'da halkın son derece samimî tezahüratına buradaki muhterem halkın rekabet edercesine

gösterdiği tezahüratın heyecanı içinde­yim. Bu asil halkı temsil eden muhte­rem Meclis Reisine teşekkür ederim.Benim hususî bir kanaatim var, bir memleketi ve halkı anlamak için sek­sen kitap okumaktan ziyade, o halkla sekiz saat beraber kalmak daha fayda­lıdır. Ben de buraya geldim ve gördüm, her yerde bahsedilğibi gibi, burada da "bu Paktın kıymeti tebarüz ettirildi. Bu ittifak, biz Türkler nezdinde, dünyanın bu tehlikeli devrinde, bütün Devletlere numune olarak gösterilecek bir vesika gibi kabul edilmektedir. Milletlerimizin sulh içinde yaşamalarını sağlayacak ve binnetice refaha kavuşmalarına ya­rayacaktır. Diğer büyük iddia sahibi olanlara da bir imtisal nümunesidir.

Burada da bütün Yugoslav halkının bu ittifakın kıymetini böyleceanladığını & ve takdir ettiğini görmekle ayrıca bahS Uyarım.

Dostlarımın şerefine veittifakımızın kuvvetinle kadehimi kaldıryorum.

Sayın Reisicumhurumuzun bu sözleri hazır bulunanlar tarafından şiddetle alkışlanmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar. İcra Konseyi Sarayını terkederken de, ye­mek saati boyunca meydanı terketme-miş olan halkın tezahüratına yeni bir vesile teşkil etmiş, İcra Konseyi Sara­yından istasyona kadar yolları iki ta -raflı doldurmuş bulunan halkın hara­retli tezahürleri arasından geçen Ba -yar, istasyona 15.10 da gelmiş ve yapı­lan uğurlama törenini müteakip saat 15,20 de Zagreb'e müteveccihen Saray bosna'dan hareket etmiştir.

— Saraybosna:

Bütün Saraybosna bu sabah Reisicum­hurumuz Oalâl Bayar'ı emsaline az te­sadüf edilir bir samimiyet ve heyecan­la karşılamıştır.

İstasyon meydanından Koonağa kadar üç küsur kilometrelik yol boyunca iki taraflı toplanmış bulunan kadın, erkek, küçük, büyük onbinlerce Saraybosna'lı Reisicumhurumuzu hararetle selâmla -mış, halkın alkışları, bütün kortej bo­yunca durmadan devam etmiştir.

Türk - Yugoslav dostluğunun ve üçlü ittifakın yeni bir halk plebisitini teşkil eden bu tezahürlerin coşkunluğu karşı­sında sayın Bayar, Mareşal Tito ile be­raber bindiği açık otomobilde ayağa kalkmış ve halkın tezahürlerine böyle­ce mukabelede bulunmuştur.

Reisicumhurumuzu ve Mareşal Tito'yu hâmil hususî tren, saat 8.30 da 42 pare top atımı sesleri arasında Saraybosna istasyonuna girdiği zaman, kendisini Bosnahersek Cumhuriyeti Meclisi Rei­si, İşra Komitesi Başkanı ve Âzalariy-le bütün Hükümet ileri gelenleri ve Generaller karşılamış, başta sancağı olduğu halde bir ihtiram taburu selâm resmini ifa etmiş, bando. Türk ve Yu­goslav millî marşlarını çalmıştır.

Mareşal Tito ile birlikte, refakatlerinde Başyaverleri olduğu halde kıtayı teftiş rden Reisicumhurumuz, askeri, kendi lisanlarında selamlamış, bunu mütea­kip karşılamağa gelenler kendisine tak­dim edilmiş '.re oradan halkın tezahüra­tı arasında ve »Tito-Bayar, Bayax-Trto» sesleri arasında yollardan geçe­rek Saraybosna'da ikametine tahsis edilen «Konak» Sarayına gitmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, öğleden evvel Gazi Hüsrev Bey camiini ve şeh­rin bazı görülmeğe değer diğer yerle­rini ziyaret ettikten sonra, öğle yeme­ğini Bosnahersek Cumhuriyeti Hükû -met Sarayında, Bosnahersek Cumhuri­yeti Halk Meclisi Reisinin şeref misafi­ri olarak yemiştir.

Sayın Bayar, saat 15.30 da Zenica yo­lu ile Zagreb'e hareket edecektir.

Saraybosna'da çıkan gazeteler, bugün­kü nüshalarını her zamankinden daha geniş bir şekilde Reisicumhurumuzun ziyaretine tahsis etmiş bulunmaktadır­lar. Saraybosna gazeteleri gibi Belgrad ve Zagreb gazeteleri de Reisicumhuru­muzun ziyareti haberlerini resimlerle süslü olarak vermekte ve bilhassa sa-ym Bayar'm Üniversitede söylediği nutkun ehemmiyetini belirtmektedir. — Birleşmiş Milletler (Newyork):

İngiltere adına söz alan Sir Pierson Dixon da, Amerikan teklifini destek­lemiş, Genel Kurulu bu sırada büyük bir ihtilâf mevzuu olan bu mesele hak­kında bir karar almaya zorlamanın yersiz ve gayri mantıkî bir hareket o-lacağmı belirtmiştir.

Delege, hükümetinin Komünist Çin'i hatırlattıktan sonra, Uzak Doğu mese­lelerinin halline çalışmak için Çin'in temsili meselesinin bir karara bağlan­ması icabettiğini söylemiş, bununla beraber Komünist Çin hükümetinin iyi niyetini ve işbirliği arzusunu isbat etmesi gerektiğini bildirmiştir.

Sovyet Delegesinin teklifi Polonya, Çekoslavakya ve Birmanya delegeleri tarafından da desteklenmiştir.

Hint Delegesi Krişna Menon, Ameri­kan teklifinin kabulüne imkân olma­dığını, çünkü temsil yetkisini tetkikle vazifeli komisyona kendi görüşünü kabul ettirmek gayesini güttüğünü, ve Çin'in temsili mevzuunda karar ver mek etkisinin yalnız bu komisyona ait olduğunu söylemiştir.

Amerikan teklifi nihayet oya konulmuş ve 11 muhalif, 6 müstenkife kar­şı 43 oyla kabul edilmiştir. Bu suretle Komünist Çİin'in kabulü meselesinin müzakeresi bu yıl sonuna kadar ön -lenmiş olmaktadır.

Amerikan teklifi aleyhinde oy veren­ler: Birmanya, Beyaz Rusya, Çekos­lovakya, Danimarka, Hindistan, Nor -veç, Polonya, İsveç, Ukrayna, Sovyet Rusya, Yugolsavya.

Müstenkif kalanlar: Afganistan, Mı­sır, Endonezya, Suudî Arabistan, Su­riye, Yemen.

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun dokuzuncu toplantı devresi bugün ma­hallî saatle 15.15 te eski başkan Bayan Vijiaya Lakshmi Pandit tarafiridan açılmıştır. Başkan, bu münasebetle kısa bir hitabede bulunarak, Genel Kurulun, ağır vazifesi karşısında Ümitsizliğe düşmeksizin, müşterek gay­retler vasıtasiyle, barış dâvasını takvi­ye için her fırsattan faydalanacağı ü-midini izhar etmiştir. Başkan, bu ara­da Hindicini harbine nihayet veren müzakerelerin muvaffakiyetle netice -lenmiş olmasına da dikkati çekerek bu­nun, -en müşkül ve en tehlikeli müca­delelerin müzakereler vasıtasiyle dur­durulabileceğini isbat ettiğini söyle -mistir.

Bunu müteakip Bayan Pandit, delege­lerin yetkilerini tetkikle vazifeli komis­yonun kurulması meselesine temasa hazırlanırken, Sovyet Delegesi Vişins-ki söz istemiştir.

Sovyet Delegesi, Genel Kurul toplantı­sının Berlin ve Cenevre Konferansları­nın sağladığı yumuşak bir hava içinde başladığını belirterek, Cenevre Konfe­ransının bu kadar mühim neticeler sağlamasının ancak, hakikî mânasiyle büyük devletleri bu arada Komünist Çin temsilcilerini bir araya toplamasiy-le mümkün olduğunu beyan etmiştir. Vişinski sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Eğer Birleşik Amerika'nın tek taraflı muhalefeti mevcut olmasaydı, kabulü­ne imkân bulunmayan bir durum şim­diye kadar bir hal çaresine bağlanmış olacaktı.

Bu sözleri müteakip Vişinski, bir tak­rir tarasısı sunarak, Çin Halk Cumhu­riyetinin Birleşmiş Milletler teşkilâtı­nın bütün teşekküllerine mevkiini al­masına karar verilmesini istemiştir.

Bundan sonra söz alan Amerikan Dele­gesi Cabot Lodge, mukabil bir takrir tasarısı sunarak Genel Kurulun bu yıl zarfındaki toplantıları müddetince, Milliyetçi Çin heyetinin teşkilâttan çı­karılıp yerine Pekin Hükümeti temsil­cilerinin alınmasını isteyen bütün tek­liflerin tetkikini reddetmesini istemiş­tir. Lodg.e, nizamname gereğince kendi teklifinin Vişinski'nin teklifinden önce oya konulması gerektiğini hatırlatmış ve bu. Milliyetçi Çin Delegesi ve Dışiş­leri Vekili Yen tarafından desteklen­miştir.


22 Eylül 1954

 

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 uncu toplantı devresinin açılmasın­dan biraz evvel, Amerikan Heyeti, Si­lâhsızlanma Tâli Komisyonu ile Genel Komisyonunun Londra ve Newyork'taki çalışmalarına dair bir rapor yayın­lamıştır.

Raporda, bu müzakerelerin, Sovyetlerin silâhsızlanma sahasındaki fikrini açıkça belirtmeye yaradığı ve silâh -sızlanma hakkında bir anlaşmaya va­rıldığı zaman bu anlaşmanın ihlâli ha­linde müessir tedbirler almakla görev­li bir kontrol teşkilâtının kurulmasına Rusya'nın müsaade etmiyeceğini ve bu teşkilâta silâhsızlanma programında vaki ihlâlleri cezalandırmak yetkisini tanımayacağım gösterdiği kaydedilmek­tedir.

.Amerikan raporunda şöyle devam edil­mektedir:

Silâhsızlanma hakkındaki müzakerele­rin ençok endişe verici tarafı Rusya-nın, atom silâhlarının kullanılmasının kayıtsız şartsız yasak edilmesi hususun­da bir propaganda kampanyasına gi­rişmek üzere olduğudur. Rusya'ya gÖ-re, bir memleket atom taarruzuna ma­ruz kalsa dahi, buna aynı silâhlarla mukabeledebulunamıyacaktır.

Görülüyor ki, Rusya'nın "bu mevzuda ciddî müzakerelere girişmeğe hiç niye­ti yoktur.

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bu -günkü toplantısında muhtelif komis -yonlarm başkanlarınıseçmiştir.

Siyasî Komisyon Başkanlığına Kolom­biya Büyük Elçisi Francisco Urrutia getirilmiştir. Bu şahsın ismi, Belçika Delegesi Langenhovc tarafından teklif edilmiş ve Meksika Delegesi Padilla Nervo tarafından desteklenmiştir.

Özel Siyasi Komisyon Başkanlığına1 Türk Delegesi Selim Sarper'in teklifi ve Brezilya Delegesinin müzahareti üzerine, İzlanda Delegesi Thor Thors se­çilmiştir.

İktisadî Komisyon Başkanlığına Avus­tralya Delegesi Sid Douglas Copland, Sosyal Komisyon Başkanlığına Ç,ek De­legesi Jiri Nosek, Vesayet Delegesi Başkanlığına da Suriye Delegesi Refik Aşa, Hukuk Komisyonu Başkanlığına Küba Delegesi G. Amador seçilmişler­dir.

Bütçe ve İdarî İşler Komisyon Başkan­lığına Tayland1 Delegesi Pofco Sarazin 40 oyla seçilmiştir. Polonya Delegesi Eirecki 10 oy alabilmiştir.

Genel Kurulun yedi başkan yardımcı­lığı şu memleketlere verilmiştir: İngil­tere, Birmanya, Fransa, EkuatÖr, Ame­rika, Sovyetler ve Milliyetçi Çin.

Komisyonlar mahallî saatle 15 de top­lanacaklardır. Genel Kurul yarın sa -bah toplanmak üzere saat 12.23 de da-siîmıstır.

23 Eylül 1954

 

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun yeni başkanı Van Kleffens, Birleşmiş Milletler radyosuna verdiği mülakatta silâhsızlanma meselesine temas ederek şöyle demiştir: Bir taraftan Atlantik Paktı üyesi dev­letler, demirperde gerisindeki devlet­lerle eşitliği temin için silahlanmakta, diğer taraftan Birleşmiş Milletlerde si­lâhsızlanmaktan bahsedilmektedir. Eger demirperde gerisindeki memleket­ler silahsızlanmayı arzu ederlerse, bu mevzuda bir müzakere açmaya ve ilk hareketi yapmaya bizler hazırız.»

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles, bugün Birleşmiş Milletler Genel Kuruîunda yaptığı konuşmasında, Birleşik Amerika'nın Birleşmiş Milletlere, atom enerjisinin barışçı gayeler için kullarıılmasım temin maksadiyle Milletler­arası bir teşkilâtın kurulmasını teklif ettiğini açıklamıştır.Vekil, bu maksatla Amerikanın 1955 baharında, atom enerjisinin barışçı gayeler için kullanılması meselesini bütün itibariyle tetkik için Birleşmiş Milletlerin himayesi altında milletler­arası bir ilmî konferansın toplanmasını Genel Kurula teklif edeceğini haber vermiştir.Bunu müteakip milletlerarası politika ile ilgili meselelere temas e'den Dulles, Avrupa savunma camiası tasarını red-c'eden çoğunluğa Komünistlerin çok yardımı dokunduğunu belirtmiş, bununla beraber hür milletlerin Avrupa-nm bölünmesiyle doğan tehlikeyi id­râk ettiklerini ve bu duruma bir çare bulmak için çok gayret sarfettiklerini söylemiştir.

Almanya hususunda Vekil, bu memle­ketin ikiye ayrılmış olarak kalmaya devam ettiğini, fakat Amerikanın Al­manya aleyhine işlenen bu feci hak­sızlığı bir barış zihniyeti içinde hallet­mek hususunda azminin de ga:/et kafi olduğunu belirtmiştir. Dulles, Güney­doğu Asyadaki duruma temasla «Hin-diçini'de savasın bitmiş olmasından memnunluk duyabiliriz demiş ve şun­ları ilâve etmiştir:

Bununla beraber milyonlarca insanın kendi iradelerine aykırı olarak yabancı tirdespotizmetâbikalmayadevam ettiğini unutamayız. Harp bitmişse de,, kafi netice henüz kararsızdır.»

Silâhsızlanma mevzuunda Dulles şun­ları söylemiştir:

«Rusyamn bu mesele hakkında ciddî müzakerelere girişmek arzusunda ol­madığını esefle kaydediyoruz. Fakat biz ümit etmeye, Sovyetler Birliğinin dünyanın kaynaklarının feci bir şekil­de ziyan edilmesine nihayet verecek bir program hazırlamak için işbirliğin­de bulunması için çalışmaya devam ede ceğiz.»

Hitabesinin sonunda Dulles «Guatema­la milletinin nasıl bizzat komünist teh­likesini ortadan kaldırmaya muvaffak olduğunu» hatırlatmış ve Amerikan Devletleri Teşkilâtının bu yıl da dün -yanın bu kısmında barışı idameye muktedir olduğunu isbat ettiğini belirtmiştir. Dulles sözlerini şöyle tamam­lamıştır.

Birleşik Amerika adına, netice olarak milletlerarası barışa tahakkuku müm-kün bir hedef olarak inandığımızı ve plânlarımızın bu inanç dayandığını' söylemek isterim.»

24 Eylül 1954

 

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi" bugünkü toplantısında Batı Yeni Gine-maddesinin gündeme alınmasını 12 muhalif, 9 müstenkife karşı 39 reyle1 kabul etmiştir.

Aleyhte rey verenler: İsveç, Türkiye,, Güney Afrika. İngiltere, Avustralya, Belçika, Çin. Danimarka, Fransa, Lük--semburg, Hollanda ve Norveç.

Müstenkif kalanlar1 da, Birleşik Ame­rika, Venezüella, Kanada. Kolombıa, Dominik Cumhuriyeti, Habeşistan, İz­landa, Yeni Zelanda ve Peru'dur.

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genei Kuruludün* başlıyan müzakerelere bu sabah da de­vam etmi? ve iki takriri kabul eylemiş­tir. Bunlardan biri Kamboç ve Laos'un-Birleşmiş Milletlere kabulü, diğeri de GüneyAfrikahükümetininırk farkı gözetmek suretiyle1 sebepolduğu ırkî" anlaşmazlık meseleleridir. Birinci tak­rir 9 müstenkife karsı 43 oyla kabul edilmiştir. (Komünistgrubuna dahil" devletler müstenkif kalmışlardır.) Güney Afrika meselesinin müzakeresi' ise 6 muhalif ve 4 müstenkife karşı oyla kabul edilmiştir. (Güney Afrika, Fransa, İngiltere. Avustralya, Belçika-ve Lüksembur^ aleyhet oy vermiş. Hol­landa. Türkiye. Yeni Zelanda ve Domi­nik de müstenkif kalmışlardır).

Kore ve silâhsızlanma meseleleri de-kat'i olarak gündeme ithal edilmiştir.

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Baş­kanlık Divanının bugünkü toplantısın-

da Amerikan Delegesi Lodge, perşembe .günü Dışişleri Vekili Dülles'in ortaya atmış olduğu meselenin gündeme alın­masını istemiştir. Bilindiği gibi bu me­sele Atom enerjisinin barışçı gayeler­de kullanılmasını sağlamak için mil -letlerârası sahada işbirliği edilmesi hakkındadır.

Lodge, Sovyet Rusyanm reddine rağ -men, Amerikanın bu yoldaki ilerlemek istediğini belirtmiş ve bu talebi İngilüz Delegesi Sehvyn Lloyd tarafından desteklenmiştir.

Sovyet Delegesi Vişinski, hükümetinin 22 eylül tarihli notasiyle Amerikan hü­kümetine, atom enerjisinin barışçı ga­yelerde kullanılması mevzuunda ikili raüzakerele devama hazır olduğunu bildirdiğini hatırlatmıştır. Bunu mü­teakip Vişinski neden perşembe günü Dullss'in .bugün de Lodge'un notadan bahsetmediklerini sormuştur. Vişinski, bir atom birliğinin kurulması yolunda Başkan Eisenhower'in yaptığı teklif hakkında iki taraflı müzakerelere gi-şilmesi için Washington'un tekliflerine "Sovyet hükümetinin b.eş aylık bir müd­det zarfında cevap vermediğini beyan eden Dulles'in bu iddiasının da doğru olmadığını beyan etmiş ve şunları ilâ­ve etmiştir:

Sovyet Rusya'nın Amerikanın teklif­lerini kabul etmediği yanlıştır. Bu msvzudaki Sovyet durumunu daha son­ra izah edeceğim. İlk önce, kütle ha­linde tahrip silâhlarının menedilmesi lâzımdır. Ancak dünya milletlerine em­niyet aşılandıktan sonradır ki, atom enerjisinin barışçı gayelere kullanılma­sı işine kendimizi hasredebiliriz.»

Bu müzakereleri müteakip Başkanlık Divanı teklifin gündeme alınmasına "ittifakla karar vermiştir. Vişinski, ka­rarın ittifakla alındığı hususunun zabıtlara bilhassa kaydedilmesini iste­miştir.

25 Eylül 1954

 

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

«Atom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması için milletlerarası sahada işbirliği edilmesi» meselesi, Amerika­nın teklifi üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun gündemine ittifakla alınmıştır.

28 Eylül 1954:

 

—Londra:

Birleşmiş Milletler çocuk fonu idareci­lerinden Bayan Grace Holmes, Orta'do-ğu'ya yaptığı bir tetkik seyahatinden dönüşünde basma verdiği demeçte, Milletlerarası Çocukları Koruma Teş -kilâtmm Arap - İsrail münasebetleri üzerinde mühim tesir icar ettiğini söy­lemiş ve demiştir ki:

«Son Ortadoğu seyahatinde Arap ve Yahudi çocuklarının bir arada kardeş­çe oynadıklarına şahit oldum. Bu Bir­leşmiş Milletler Çocukları Koruma Teşkilâtının çalışmasının neticesidir.

Birleşmiş Milletler mütehassıslarının yardımı ile Ortadoğunun hayat seviye­si yükselmektedir.

Bir zamanlar şiddetle kaçınılan hasta -bakıcı ve ebeler, şimdi bedevi çadırla­rına ve en iptidaî köylere bile davet edilmektedirler.

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Genel Kurulun dün öğleden sonraki celsesinde yapılan umumî müzakereler sırasında ilk hatip, Holanda Murahhası M. J. Luns ile Milliyetçi Çin Murahha­sı M. Georges Yeh söz almışlardır.

Holarida Murahhası M. X Luns konuş­masında bilhassa Birleşmiş Milletlere düşen vazifelerden biri, yani yeter de­recede gelişmemiş olan memleketlerin iktisadî gelişmeleri için yapılacak fi­nansmanlar meselesi üzerinde durmuş ve Birleşmiş Milletlerde bu hususî bir fonun süratle ihdas edilebileceği ümi­dini izhar etmiştir.

Milliyetçi Çin Murahhası M. H-eorges konuşmasında Cenevre Anlaşmalarını şiddetle tenkit etmiş ve ezcümle şöyle, demiştir. Kuzey Vietnam'daki serbest bölgede daha şimdiden verlesmis olan komünist

ajanlarının faaliyetlerini önlemek hu -susunda Vietnam hükümetinin çok bü­yük güçlüklerle karşılaşacağına eminim.»

Genel Kurul umumî müzakerelerine bu sabah da devam edecektir.

29 Eylül 1954

 

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail Murahhas Heyeti, Mısırh'lar tarafın -dan Süveyş Kanalında tevkif edilen İs­rail gemisi hâdisesi hakkında hükû -netle temas halinde bulunduğunu dün akşam bildirmiş ve meseleyi Güvenlik Konseyine intikal ettirmesinin münı -}:ün bulunduğunu da imâ etmiştir.

İsrail gemisinin tevkifini protesto eden İsrail heyeti, Mısırlıların ididasi hilâ­fına olarak geminin silâhsız bulundu­ğunu beyan etmektedir.

Diğer taraftan İsrail mahfilleri, sillâh-sız bir gemiye karşı vâki bu tecavüzün Süveyş Kanalında seyrüseferin serbes­tisini derpiş eden Güvenlik Konseyi kararını ihlâl edici bir hareket oldu -ğunu ileri sürmektedirler.

Birleşmiş Milletler (Newyork):

Ekim ayı zarfında Güvenlik Konseyi -•nin toplantılarına Danimarka Delegesi Willîam Borberg başkanlık edecektir. Aynı ay zarfında Silâhsızlanma Komis­yonuna da Türk Delegesi Selim Sarper başkanlık edecektir.

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler İtisadî ve Malî Ko­misyonudün AvustralyaMurahhası Sir DouglasCopland'm başkanlığı al­tında toplanmıştır.

Komisyon, ikinci başkanlığa İran Mu­rahhası Nadir Umari ve raportörlüğe Peru Murahhası Jose Encinas'ı seçtik­ten sonra, bu toplantı devresine ait gündemini tesbit etmiştir. Bu gündem­de kayıtlı meselelerin başlıcaları şun­lardır: Az gelişmiş memleketlerin ikti­sadî gelişmeleri,beynelmilel birgıda

maddeleri İhtiyacının vücuda getiril -mesi, teknik yardım programları.

Kore meselesi, iktisadî konseyin rapo­ru ve idarî meselelerle bütçe meselele­ri hakkında istişarî komite raporunun bir çoklarının tetkik ve müzakeresi de komisyonun çalışma programına dahil bulunmaktadır.

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

Macaristan, Bulgaristan ve Romanya hükümetleri, bugün Birleşmiş Milletler' Genel Sekreterine gönderdikleri tel -graflarda, memleketlerinin 1947 den beri Birleşmiş Milletlere katılmak iste­diklerini hatırlatmakta ve bu hususta Gene; Kurulun bir hal çaresi bulma­sını talep etmektedirler. Üç memleket Birleşmiş Milletler üyesi tarafından do­ğan bütün vecibeleri kayıtsız şartsız:Kabul ettiklerini ve milletler toplulu­ğunun milletlerarası gerginliği azalt­mak ve devamii bir barış sağlamak için sarf ettikleri gayretlere faal bir-şekilde katılmak istediklerini belirtinektedirler. Bundan ba?ka bu memle­ketler Birleşmiş Milletler bazı teşkilât­larına, meselâ Avrupa İktisadî Komis­yonuna kabul edilmiş olduklarını ha­tırlatmaktadırlar.

Ayrıca Bulgar Hükümeti, Bulgar mil­letinin diğer bütün milletlerle barış ve-anlayış havası içinde yaşamak arzu­sunda olduğunu ve Yugoslavya ve Tür­kiye ile münasebetlerini normalleştir­mek için gayret sarfettiğini, Yunanis -tanla diplomatik münasebetleri yeniden kurmaya çalıştığını ileri sürmektedir. Bilindiği gibi Birleşik Amerika, bu üç memleketin kabulüne muhalif oldu -ğımdan. üyeliğe alınmaları için gerekli çoğunluk Güvenlik Konseyinde sağla­namamıştır.

30 Eylül 1954

 

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

Dün öğleden sonra toplanarak umumî müzakerelerine devam eden Birleşmiş Milletler Anayasasının fena tesirini almıştır.

Panama ve Küba mümessilleri yeter derecede gelişmemiş memleketlere ya­pılan teknik yardımın ve sermaye ya­tırımlarının arttırılması lehinde konuş­muşlardır.

Güney Afrika murahhası Birleşmiş Milletler Anayasasının fena tesirini protesto etmiş ve bunun memleketle­rin dahilî işlerine müdahaleye yol aç­tığını söylemiştir.

Genel Kurul bugün Öğleden sonra da toplanacak ve ilk olarak konuşmak için yazılma olan M. Andrei Vişinski'yi dinleyecektir.

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Vesayet Komisyonu dün öğleden sonra toplanarak Venezü­ella Murahhası M. Victor Manuel Ri-vas'i başkanlığa ve Yugoslavya murah­hası M. Alexandre Bozoviç'i rsuortör-îüğe seçmiştir.

—Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşik Amerika'nın kâfi bir müzahe­ret gördüğü takdirde, Birleşmiş Millet­ler Kuruluna tevdi etmek niyetinde bu luıiduğu bir tasarı gerekince kurul aza­ları reye iştirak hakkını haiz olmak ve olmamak üzere iki sınıfa aynlacak. Birleşik Amerika'nın fikrine göre Ku­rul, .Sovyet vetosu dolayısiyle Birleş­miş Milletlere kabul edilmek hususun­daki talepleri şimdiye kadar yerine ge­tirilememiş olan memleketleri Güven­lik Konseyinin fikrine müracaat etme­ğe lüzum kalmadan Birleşmiş Millet­lere kabul etmek imkânını bulacaktır. Mevzuubahs memleketler ezcümle şun­lardır: italya, Avusturya, İrlanda, Fin­landiya, Japonya, Ürdün, Kamboç, Laos, Portekiz.

Birleşik Amerika Hariciye Vekili M. Foster Dulles, Genel Kurulda irat ettiği nutukta, sulhcu ve beynelmilel hukuka riayetkar 14 devletin Sovyet vetosu yüzünden şimdiye kadar Birleş­miş Milletlere amiasma girememiş bu­lunmalarından duyduğu teessür üze­rinde bilhassa durmuştur.

Birleşik Amerika bu yeni tasavvuru, hakkında Birleşmiş Milletler nezdindeki murahhas heyetlerle istişarede bu­lunmuştur. Lâtin Amerika memleketleri hariç, murahhas heyetlerden bir çoğu bu teklifi ihtiyatla karşılamışlar­dır.

Filhakika bu Amerikan projesinin, Bir­leşmiş Milletlere kabul edilecek yeni azalar için bütün büyük devletlerin iehte reyini derpiş eden Anayasa hü­kümleriyle nasıl telif edilebileceği an­laşılamamaktadır. Bundan başka Bir­leşmiş Milletlere mahdut hakları haiz bir âza olarak kabul edilmenin bütün namzetleri tatmin edebileceği de şüp­he ile karşılanmaktadır.

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşik Amerika Hükümeti, atom ner-jisinin barışçı bir şekilde kullanılması ipin, kurulması tasarlanan milletlerara­sı teşkilâtın şeklini ve çalışma kadro­sunu tesbit maksadiyle bu meseleyle-ilgili olan devletlerle istişarelere başla­mıştır. Şimdiki halde bu mevzuda şu üç şekil mevcuttur:

— Milletlerarası teşkilâtın nazarî olarak Birleşmiş Milletler teşkilâtı çer­çevesinde kurulması.

— Birleşmiş Milletler dışında ve hü­kümetler arası bir teşkilât olarak ku­rulması.

— Birleşmiş Milletlere bağlı olmakla beraber, oldukça geniş bir muhtariyet­ten faydalanan mütahassıs bir teşkilât mahiyetinde kurulması.

Görünüşe göre Washington'da Ameri­kan, İngiliz, Kanada, Fransız, Avustral­ya ve Güney Afrika temsilcileri arasında cereyan eden müzakereler bilhassa bu sonuncu şekil üzerine ilerle­mektedir.

— Birleşmiş Milletler (Newyork):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu saat 21.10 da (gmt) toplanarak müzakerele­re devam etmiştir.

İlk olarak söz alan Endonezya Delege­si ve Dışişleri Vekili, memleketinin Tunus ve bilhassa Fas'taki durumda husule gelen gelişmeleri yakından ta­kibe devam ettiğini haber vermiştir.

Bunu müteakip kürsüye gelen Sovyet Delegesi Vişinski, beklenen konuşmasını yaparak ezcümle şöyle demiştir:Birleşmiş Milletler, Amerikan hükü­metinin tesiri altında hareket ederek, Çin Cumhuriyetine Birleşmiş Milletlerdeki meşru yerini vermemek suretiyle Teşkiltın Anayasasındaki prensipleri ihlâl etmiş ve vazifelerini ihmâl lyle -mislerdir.»

Vişinski sözlerine şöyle devam etmiştir: Atom silâhlarının men'i ve silâhlarla askerî kuvvetlerin esaslı bir şekilde azaltılması, milletlerarası sahada bir gevşeme teminine çok yardım edecek­tir.»

Bunu müteakip Sovyet Delegesi. Sov­yet liderlerinin ileri sürdükleri barış idinde bir aradada yaşama doktrininin taktik bir harektten ibaret olmadığını ve Sovyetlerin politikasının esas tez­lerinden birini teşkil ettiğini beyan et­miştir.

Muhasım gruplar teşkilini tenkit eden Vişinski, Batı Avrupa devletlerine hi­tap ederek, bazı memleketleri bağlı -yan askerî ittifaklar aktetmemelerini, bunun yerine Avrupa güvenliğine te -nıinatlar bahsedecek bir plân hazırla -n.ak için bütün Avrupa ile birleşmele­rini tavsiye etmiştir.

Sovyet delegesi sözlerine devamla Al­manya'nın demokrat ve bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesi "hakkında­ki Sovyet teklifinin Avrupa'nın güven­liği menfaatine uyduğunu, Alman mi-litarisleri tarafından tasdik olunan Ba­tılı plânlarının ise yalnız Avrupa için değil, bütün dünya barışı için ciddî bir tehlike teşkil ettiğini haber vermiştir. Vişinski, Uzakdoğuda'ki durumdan da bahsederek Manilla Konferansının ga­yesinin «bazı Asya devletlerini diğerle­rine karşı cephe almaya sevketmek ol­duğunu» söylemiş ve Senato Teşkilâtı­nı. Kore'de Birleşmiş Milletler bayrağı altında toplanan kuvvetlere benzetti­ğini ilâve etmiştir.

19 Eylül 1954

 

— Londra :

İngiltere Hükümeti dün Fransa, Birle­şik Amerika, Kanada, İtalya, Alman­ya ve B.enelux memleketlerini Alman­ya ve Batı Savunması meselesini ele plmak üzere bir konferansa davet et­miştir.

Konferans 27 eylûl'de Londra'da top­lanacak, fakat çalışmalarına yarından itibaren başlanacaktır.

20 Eylül 1954

 

—Washington :

Batı Almayna'nm silâhlanması mevzu­unu görüşmek üzere gelecek salı günü Londra'da yapılacak Dokuzlar Konfe­ransına katılması hususunda İngiltere-nin yaptığı teklifi Birleşik Amerika resmen kabul etmiştir.

—Bonn :

Batı Almanya'deki İngiliz Büvükelçi-si ve Yüksek Komiseri Sir Frederic Hoyer Millar bu'gün Alman Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Profesör Waîter Hallstein'i ziyaret ederek, Londra'da toplanacak olan Dokuzlar Konferansı­na katılması için İngiliz hükümetinin Bonn hükümetine yaptığı daveti bil­dirmiştir. Profesör Hallstein, hüküme­tinin bu daveti kabul ettiğini derhal Sir Frederic'e haber vermiştir. İyi ha­ber alan çevrelerden bildirildiğine gö­re bu konferansa katılacak olan Alman heyetindeBaşvekil Adenauer,müsteşar Hallsteinve Dışişleri Vekâletinin mütehassısları bulunacaktır.

21 Eylül 1954

 

—Londra :

İngiliz Kabinesi Batı Almanya'nın si­lahlandırılması hakkında gelecek haf­ta Londra'da toplanacak olan 9 devlet konferansında takib edilecek siyasetin ana hatlarını tesbit etmek üzere bu­gün bir toplantı yapmıştır.

Bugünkü toplantıda kesin bir karar a-İmmamıştır. Bununla beraber siyasî müşahitler, Batı Almanya'nın Avrupa müdafaasına iştiraki hususunda Avru­pa ordusu yerine kaim olacak bir plâ­nın kabul edileceği kanaatindedirler.

Şimdiki halde İngiltere ve Frensa ara­sında başlıca görüş ayrılığını kontrol selâhiyeitnin Brüksel Paktı devletleri­ne veya NATO teşkilâtına bırakılma­sı teşkil etmektedir.

îngiletre, bu selâhiyetin 14 devletten müteşekkil NATO devletlerine veril­mesini, Fransa ise daha mahdut bir grup olan Brüksel Paktı müttefikleri­ne bırakılmasını istemektedir.

24 Eylül 1954

 

— Bonn :

9 lar Konferansı arifesinde Almanya'­nın arzularını belirten bir muhtıranın, konferansa katılacak devletlere gön­derildiği bugün Batı Almanya Dışişle­ri Vekâletinden bildirilmiştir.


2 Eylül 1954

 

— Londra :

Londra'ya muvasalatında beyanatta "bulunan Amerika Hariciye Vekili Pos­ter Dulles, «Dokuzlu Konferansın iyi neticeler vermesi lâzımdır dedikten sonra konferansa sunulmak üzere hiç bir tasarı getirmediğini, şimdi teşebbü­sün Avrupalı memleketlerde olduğu­nu söylemiş ve Eden'in bu konuda sarfettiği gayertleri şükranla anarak meselenin müsteceliyetine işaret te-miştir!

"Dulles, konferansın iyi neticeler elde edeceğinde nümitvar bulunduğunu tekrarlamıştır.

— Londra :

Amerika Hariciye Vekili Foster Dul­les Londra hava meydanına muvasa­latında beyanatta bulunarak şöyle de­miştir:

Burada, tarihî bir ehemmiyeti haiz -olacağını zannettiğim bir toplantıya inirâk etmek üzere bulunduğumdan ötürü bahtiyarım.

"Haricive Vekili Dulles, İngiliz Harici--ye Vekili Eden'in Avrupa başkentleri dolaşmak suretiyle girişmiş olduğu müessir teşebbüs karşısında hayranlı­ğını belirttikten sonra şimdi serî bir Tıal çaresi ve hareket tarzını seçmek lâzımgeldiğini ifade etmiş ve demiştir "ki, çabuk hareket .etmezsek hersey çö­kebilir. 9 memleket mümessillerinin burada, bugünkü vahim durum karşı­sında, toplanmak için bu derece ça­buk karar vermiş olmaları haddizatın­da iyi bir alâmettir.

. Amerika'nın bu teşebbüse yardım etmek niyet ve kararını belirten Dulles sözlerine şöyle son vermiştir:

Buraya, iyi neticeler almak hususun­da ümitli olarak geliyoruz. Filhakika neticeve varmak da bugün elzem görünüyor.»

— Londra :

Fransız Başvekili Mendes-France bu­rgun uçakla Londra'ya vasıl olmuş ve meydanına şdu beyanatı vermiş­tir:

Bu memlekete beni bağlayan hatıralar dolayısiyle şimdi Londra'da bulun­maktan bahtiyarım, Harb içinde İngil­tere'yi ziyaret etmiş olan bir kimse bu hâtırayı ilelebet muhafaza eder. O za­manlar yüksek idealler uğruna mü­cadele ediyorduk. Bu idealler bugün de değişmemiştir. Hal böyle olunca bu­rada Salı günü açılacak olan konfrans-ta iyi ve faydalı çalışmalarda buluna­cağımıza kaniim.

Bir gazetecinin, konferans çalışmaları hakkında malûmat vermesini Başve­kilden istemesi üzerine Mendes-France şöyle demiştir: «Bu konuda herhangi birşey söylemek için vaktin erken ol­duğunu zannediyorum. Fakat, hafta jçinde çalışmaların son inkişaflarından sizleri haberdar etmek fırsatını bula­cağıma kaniim.

Bu arada hava meydanı kumandanı, Fransız Başvekilini şeref salonunda bir kadeh içki içmeğe davet .etmiştir. Mendes-France bu daveti kabul et­miş, müteakiben Fransa'nın Londra Büyükelçisi ile birlikte, hava meyda­nından pehre müteveccihen hareket edilmiştir.

27 Eylül 1954

 

-— Londra :

Güvenilir bir kaynaktan öğrenildiğine göre. İngiliz Dışişleri Vekili Eden, bu­günkü temasları sırasında şu çalışma programını teklif etmiştir:

— Almanya'nınyenidensilâhlanma­sı ve hükümranlığının iadesi mevzuun­da Dokuzlar konferansta ve buna mu­vazi olarak Dörtler arasında (İngiltere,Amerika.Fransa,Almanya)müzake­relerde bulunulması.

— Buikimesele hususunda umumî prensipler bakımından bir anlaşmaya varıldığıtakdirde,prensiplerintatbik şartlarınıkararlaştıracak ve bir ay içinde dokuz hükümete bir rapor su­nulacak mütehassıslar heyetinin tâ­yin edilmesi.

3—Dokuz devletin vardığı neticeleri tekik için NATO Konseyinin ekimin nihayetinde ve Kasımın ilk haftasında toplanması.

28 Eylül 1954

 

—Londra:

Davet .eden memleket delegesi sıfatiy-lo Eden Lancaster House'da Londra Konferansının ilk oturumunu açmış­tır. Konferans salonuna yalnız fotoğ­rafçılar kabul edilmiştir.

Konferansa İngiliz alfabesi sırasına göre bütün delegeler başkanlık ede­cektir. Konferans masasının etrafına da bu sıraya göre oturulmuştur. Kare şeklinde oian masanın üzerinde bu çeşit toplantılarda kullanılması âdet olan yeşil kadife yerirfe koyu mavi bir örtü vardır.

Başkanın sağında tercümanlar için yerler ayrılmıştır. Konuşmalar NATO çalışma dilleri olan Fransızca ve İngi-lizceden başka Almancaya da çevrile­cektir.

Bugünden itibaren gündemde yer alan esas meselelere geçilmesi her ne kadar arzu edilmekteyse de bu ilk oturumun uzun sürmiyeceği sanılıyor.

—Londra :

Dokuz devlet konferansının açılışına birkaç saat kaldığı şu sırada Londra gazeteleri bu sabahki nüshalarının manşetlerini ekseriyet itibariyle İşçi Partisi kongresine, bu kongrenin dün­kü celsesinde müzakere edilen Güney Doğu Asya meselelerine ve en mühim-mi Almanya'nın yeniden silâhlanması mevzuunda kongrenin bugün vereceği reye tahsis etmiş bulunmaktadırlar. Bu­nunla beraber gazetelerin siyasî mu­harrirleri siyasî icmallerinde Londra Konferansında bahsetmekte ve Konfe­ransın muvaffakiyeti mevzuunda öiçü-îü bir iyimserlik göstermektedirler.

Müstakil Times Gazetesinin siyasî mu­harriri bu mevzuda ezcümle şunları yazmaktadır:

Konferansın mevzuunu teşkil edem meseleler muvacehesinde muhtelif devletlerin ittihaz ettikleri hareket hatlarına müteallik bütün tahliller, bir anlaşmaya varılmasına engel ola­bilecek hiç bir görüş ayrılığının mev­cut bulunmadığını göstermektedir.. Fakat, Fransız ve Alman murahhas heybetleri dahilî güçlükler karşısmda-dırlar ve bu itibarla millî menfaat ka­dar dahilî meseleler de takip etmekte bulundukları siyaset üzerinde hüküm ve tesirini göstermektedir. Konferans, için mesele, yalnız mâkul bir plân ha­zırlamaktan ibaret değildir. Bu, o ka­dar güç bir mesele olmamalıdır. Esas mesele, birbirlerine karşı şüphelerin, derin köklere dayanan iki memleketin. gerek Fransanm gerekse Almanya'nın umumî efkârına makul görünecek bir plân hazırlamaktır.

İsçi Partisinin fikirlerini neşreden Dai­ly Herald Gazetesinin siyasî icmalinde-ise bağlıca olarak şu tahmin ve müta­lâa yürütülmektedir:

Her dokuz devletin murahhas hey'et­leri umumiyet itibariyle şu cihetleri kabul etmiş bulunuyorlar.»

1—Batı Almanya NATO teşkilâtına girecek ve teşkilâta askerî kıt'alar ve­recektir.

2 — Gerek yeni Alman ordusunun teş­kil edeceği kuvvet hususunda gerekse Batı Almanya'nın istihsal edecsği ve elde bulunduracağı silâhlar hakkında bir karar vermek ve bu tahditleri kontrol hakkını haiz olacak teşekkülü tâyin etmektir.

Sol temayüllü müstakil Daily Miror gazetesi, konferansın çok çok yüzde elli bir muvaffakiyet şansı olabilece­ğini mütalâa etmekte ve şöyle demek­tedir:

Konferansım gayesi, Batı Almanya'yı:

1 )Fransız Millet Meclisini korkutmıyacak

2 )Almanlarhakkındafarklıbir muameleyi istilzam etmiyecek olan bir plân esasları dahilinde batı müdafasına idhal etmektedir.

Muhafazakâr Daily Telegraph gazetesi de buna oldukça yakın bir mütalâa ile şöyle diyor:

Esas mesele, Almanya'nın yeniden si­lâhlanması lâzım gelip gelmediği me­selesi değildir. Bu, M. Mendes-France' de dahil olduğu halde konferansa işti­rak eden bütün murahhasların muta-"bık kaldıkları bir keyfiyettir. Mesele şudur: Bu silâhlanma için gerek Fran­sız gerekse Alman efkârını tatmin e-debilecek şekiller süratle bulunabile-cekmidir? Eğer bir anlaşmaya varıla-ca kolursa bir kan sene evvel «Batı Birliği» adiyle adlandırılmış olanı ye­niden tesis etmi? olacağız. Aksi takdir­de bütün ağır neticeleriyle Batı Çö­zülmesi" ne şahit olacağız.»

— Paris:

"Bugün Dokuzlar Konferansının Lon­dra'da başladığını bildiren Moskova radyosu, bu konferansın gayesinin «C. E. D.'nin akameti üzerine Batı Almanya'nın silahlandırılması hurunda yeni bir plânı hazırlamak ol­duğunu» söylemekle iktifa etmiştir.

— Londra:

İngiliz Dışişleri Vekâletinin bir sözcü­sü, bu akşam şu beyanatta bulunmuştur:

Dokuzlar Konferansının bugünkü toplantısında gayet memnunluk verici teerakkiler kaydedilmiştir. Delegeler, usul' meseleleri hakkında süratle murabakata vardıktan sonra, esas mese­leler hakkındaki müzakerelerinin bi­rinciffününûtamamlamışlardır.»

Yetkili bîr kaynaktan bildirildiğine göre. konferansın tahmin edilen tarih­ten göre nihayet bulması da mümkün­dür. Öğleden sonraki toplantıda nu­tuk söylenmemiş, yalnız görüş teati-sinde bulunulmuştur. Müzakereler su­nulmuş bulunan üç muhtıra üzerinde cereyanetmemiştir.Bununlaberaber

iiu vesikalar, muhtelif heyetleri en fazlailgilendirenmevzuların listesinin zimde esas olarak alınmışlar. Tabi-stiyle bu l'stede Federal Almanya ile italya'nın Brüksel Antlaşmasına katılmaları ve Federal Almanya'nın Na-toya kabulü meseleleri mevcuttur.

Nato nezdindeki daimî İngiliz delegesi Sir Christopher Steele, bu konferansa katılmıyan 6 Nato üyesi memleketin ttmsilcileriyle (İzlanda, Norveç, Dani­marka. Portekiz, Yunanistan ve Tür -kiye) her gün temasa geçip, Dokuzlar Konferansının çalışmaları hakkında malûmat vermekle vazifelendirilmiş tir.

— Londra:

Dokuzlar Toplantısında bugün alman ilk karar, İngiliz HÎariciye Vekili Eden'in daimî başkanlığa seçilmesi olmuştur. Eden'in daimî başkanlığa getirilmesini Hollanda Hariciye Veki­li Dr. B.eyen teklif etmiş ve bu teklif Foster Dulles tarafından desteklenmiş­tir.

Eden, başkanlığa seçilmesini müteakip konferansta takip edilmesi icap eden usul meseleleri hakkında arkadaşları­na fikirlerini söylemiştir.

Buna. toplantı müddetleri ve basma verilecek tebliğler meselesi dahildir.

29 Eylül 1954

 

— Londra:

Fransa Başvekili Mendes - France ile Batı Almanya Basvrkili Kornad Ade-nau.er'in bu sabah Dokuzlu görüşme­lerden bir saat evvel hususî mahiyette anıklan görüşmede, senelerden beri Fransa ile Almanya arasında bir ihti­lâf konusu olan saat meselesinin halli ve Batı Almanya'nın silâhlanması ba-hSı konusu, olmuştur. Fransız Parlâ­mentosunun geçen av Avrupa ordusu plânını reddetmesinden sonra, her iki inarpVlgefe Ba^vp-krieri ilk defa ola­rak hususî bir görüşme yapmışlar­dır.

— Londra:

Dnkuzlsr Konferansının dördüncü vr-B'Sİ toplantısı saat 17 ye (gmt) doğru nihayet bulmuştur.Gayriresmî bir kaynaktan öğrenildiğine göre, bu top­lantıda bazı müsbet neticeler sağlan­mıştır. Bu arada îngilterenin, bilhassa Avrupada bulundurduğu dört tü­men ile ilgili olarak, askerî bakımdan bazı taahhütler altına girmek suretiy­le ileri bir adım attığı söylenmektedir.

Konferans hakkında bu akşam yayın­lanan tebliğde Amerikan Dışişleri Ve­kili Foster Dulier'm Avrupa Birliğini takviye için alınması gereken tedbir­ler hakkında mühim bir konuşma yaptığı bildirilmekte v.e şunlar ilâve edilmekledir:

-İngiliz Dışişleri Vekili Eden, hükü­metinin şimdi, Avrupa ile olan bağları hakkında yeni bir delil ver­mek istediğini bildirmiş ve bu İngiliz hükümeti adına bir beyanatta bulun­muştur.

Bjelçika,Fransa,Almanya,Lüksemburgve HollandaDışişleri Vekilleri LulıeileKden'mbeyanatınıbüyük birmemnunluklakarşılamışlardır.

— Londra:

Dokuzlar Konferansının bugün öğle­den sonraki toplantısmda, İngiliz Dış­işleri Vekili Eden şunları söylemiştir:

İngiltere, hâlen Avrupadaki müttefik kuvvetleri başkumandanlığına bağlı bulunan kuvvetlerini veya bu kuman­danlığın buna müsavi bir savaş kud­reti haiz olduğunu bildireceği birlikle­ri, Almanya da dahil, Avrupa kıtasın­da bulundurmaya devam edecektir. Bahis mevzuu .kuvvet dört tümen ile Atlantik hava kuvvetinden müte­şekkildir.

İngiltere bu kuvvetleri, Brüksel. Ant­laşması devletlerinin çoğunluğunun isteğine aykırı olarak Avrupa'dan ge­ri çekmemeyi taahhüt eder. Bu devlet­ler kararlarını, Müttefik Başkumandan lığının görüşünü dikkat nazara alarak vermelidirler. Bununla beraber, deniz aşırı. topraklarda âcil bir durumun doğması halinde İngiliz hükümeti, bu usulü takibetmemek mecburiyetinde kalabilir.

İngiliz kuvvetlerinin Avrupa kıtasın­da bulundurulması bir an gelip te în-gilterenin dış maliyesine ağır bir yük olmaya başlıyacak olursa, o zaman, Atlantik Konseyi, bu birliklerin ida­mesini temin maksadiyle malî şartlar­da gerekli değişiklikler yapmaya dâ -vet edeceğiz. Meslektaşlarım şimdi ha­ber verdiğim hususun bizim için ileri atılmış mühim bir adım mahiyetinde olduğunu her halde anlıyacaklardır.»

— Londra:

Dokuzlar Konferansının 3 üncü oturu­mu yarın için çok elverişli bir intibs bırakarak sona ermiş bulunuyor .

Konferans dağıldıktan sonra, birçok delegeler neticenin müsbet olacağı yo­lundakikanaatlerinibelirtmişlerdir.

Bu sabahki toplantıdan önce Mendes -France ile Adenauer'in yapmış olduk­ları görüşme iyi bir başlangıç olmuş­tur. Fransa ve Almanya'yı ilgilendiren bütün meseleler, bu arada en cok ik­tisadî meseleler ele alınmış ve 1 saat 15 dakika süren müzakerelerden son­ra, her iki taraf da bu buluşmanın, faydalı olduğunu belirterek ayrılmış­tır.

9 lar toplantısında ise iki mesele ele-alınmıştır:

1 — Askerî meseleler,

2 — Silâh meseleleri.

Bugün . ele alınan- bahislerin bir çoğu. mütehassıslara devredilmiştir, yani bu hususta kesin kararlara varılmıştır.. En az iki mesele üzerinde Mendes -France'm öne sürmüş olduğun deliler sonunda diğer Vekilleri de ikna edebilmiştir. Bunlardan biri azamî as­ker sayısı, diğeri de silâhların kontro­lü eselesidir.

Fransız tezine göre, bu mesele Brük­sel Anlaşması çerçevesi içine girmeli­dir. Müzakerelere önce «Askerî meseleler» diye adlandırılan çeşitli millî kuvvet­ler arasındaki işbirliği, komuta, bir liklerin yer değiştirmesi gibi mesele­lerden başlanmıştır. Bu arada azamî asker sayısı meselesi ele alınmış ve önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Mendes - France'a göre bu mesele en iyi şekilde Brüksel Antlaşması çer -çevesi içinde Halledilebilir. Bu meşe-lenin incelenmesi mütehassıslara bıra­kılmıştır.

9 lar, bundan sonra Stratejik bölge­ler ve bunların sınırlandırılması me­selesine geçmişlerdir. Bu mevzuda muhtsmel bir mütecavize yakın böl­gelerde silâh fabrikalarının bulunduğu ve bunların kaybının savunma toplu­luğu için pek tehlikeli olacağı öne sürülmektedir. Bu mesele de mütehas­sıslara gönderilmiştir.

Almanya'nın ortak savunmaya katıl -ması bahsinde Paris Antlaşması ile tesbit edilen 12 tümenlik miktar uy­gun görülmüştür.

Askerî meselelerin bu genel müzake -resinden sonra konferans, silâhlar me­selesine geçmiştir. Bu konuda hissedi­lir derecede bir ilerleme kay.eddilmiş-tir. Kontrolün Brüksel Andlaşması sınırları içinde yapılmasını öne süren Fransız tezi hakkındaki itirazlar, ya­vaş yavaş bertaraf edilmektedir.

9 lar bugün Mendes - France'm sun­duğu muhtırayı esas alarak, çalışmış­lar ve bilhassa yeni fabrikalar imâli ile siparişler hakkındaki Fransız tek­lifleri üzerinde durmuşlardır. Bu me­selenin incelenmesine bugün Öğleden sonra devam edilecektir.

Bu sabahki toplantıdan sonra yapılması kararlasan Mendes - France -Spaak görüşmesi bu akşama bırakıl­mıştır.

—Londra:

Dokuzlar Konferansının Belçika Dışiş­leri Vekili Spaak'ı y.eni Brüksel Ant­laşmasına katılacak emleketlerin si­lâhlarını, silâh imalâtını ve kuvvetle­rini kontrol çareleri hususunda bir proj hazırlamakla vazifelendirdiği yetkili bir Alman kaynağından Öğre­nilmiştir. Bu tasarıda menedilmesi ge­reken silâh tipleri ile teftiş usulleri belirtilecektir. Aynı kaynaktan ilâve edildiğine göre, Fransız heyeti de bu husustaki fikirlerini açıklayan bir ta­sarı hazırlayacaktır.

—Londra:

Yetkili bir Alman kaynağından bu akşam öğrenildiğine göre, Başvekil Adenauerin kanaatince, Eden ile Fos-ter Dulles'in bugün öğleden sonra yap­tıkları beyanat, Londra Konferansı. için bir dönemeç mahiyetindedir. İn­gilizlerle Amerikalıların kuvvetlerini Avrupa'da tutmaya devam etmek vaadleri, Adenauer'in fikrince diğer bütün meselelerin hallini p.ek kolay­laştıracaktır.

Yine Alman çevrelerinde belirtildiği­ne göre, Adenauer'in bu sabah Men-des-France ile yaptığı görüşme, umu­miyet itibariyle savunma meselesi ile Almanya'nın Natoya ve Brüksel Ant­laşmasına iştiraki hususları bakımın­dan gayet faydalı olmuştur. Bu görüş­mede Saar meselesine doğrudan doğ-rupa temas edilmemiştir.

— Londra:

Dokuzlar Konferansı çevrelerinden. bildirildiğine göre, İngiltere Hariciye-Viekili Eden, konferansın bugünkü toplantısında, 1998 yılma kadar Atlan­tik Paktı Kumandanlığı emrinde Av­rupa kıtasında dört İngiliz tümeni ve bir hava kuvvetleri filosu bulundur­mayı teklif etmiştir Eden bu tümen­lerin tam kadrolariyle muhafaza edi­leceklerinisöylemiştir.

Fakat yine ayni kaynaklara göre, Eden bu teklifine bir kayıt koymuştur; «Dünyanın diğer bölgelerinde fevkalâ­de âcil bir durum olduğu takdirde, İn­giltere'nin bu birliklerden bir kısmını çekmek imkânına sahip bulunması.»

Anthony Eden'den sonra konuşan di­ğer 8 Hariciye Vekili, Eden'i tebrik etmiş ve teklifini büyük bir memnu­niyetle karşıladıklarını beyan etmişlerdir.

Müşahitlerin bildirdiklerine göre, bu, İngiltere'nin Avrupa kıtasına yapmayı vaadettiği en büyük yardımdır ve Av­rupa ordusu projesini desteklemek için yaptığı teklifi de bol bol aşmak­tadır.

Eden, bu mevzuda yaptığı açıklama­da, Dokuzlar Konferansı başarı ile ne­ticelenmediği takdirde, İngiltere'nin bu vaadiyle bağlı kalmıyaeağmı bildir­miştir.

— Londra:

Amerikan Dısifleri Vekili Foster Dull.es, bugün Dokuzlar Konferansın­da yaptığı konuşmasında Birleşik A-merika'nm C. E. D. yi desteklemek .kararının iki Amerikan partisiyle isti­şarelerde bulunduktan sonra verildi­ğini ve meselenin o sıralarda Anayasa bakımından bazı güçlükler doğurdu -ğunu hatırlatmıştır.

Vekil, Dokuzlar Konferansı sonunda Avrupanm birlik yolunda ilerliyeceği anlaşıldığı takdirde, Başkanın C. E. D. hususundaki giriştiği taahhüdü yenile­mesini tavsiye edeceğini belirtmiş, fa­kat Avrupa'da ayrılık ve kargaşalık hüküm sürdüğü takdirde, böyle bir taahhütte bulunulamıyacağmı haber vermiştir.

Dulles sözlerine şöyle devam etmiştir: Mantık muzaffer olduğu takdirde, bi­te güvenebilirsiniz. Sizleri tam manâ-siyle desteklemek üzere tedbirler ala­cağımıza itimat edebilirsiniz. Fakat "birlik yolundaki gayretler neticesiz kalırsa bu daimî bir ayrılık uçurumu doğuracaktır. BöyJ.e bir durum ortaya çıkmadıkça, Avrupa'nın yaptığı işe devam etmesini Amerika'nın destek­leyeceğine güvenebileceğinize emi­nim.»

30 Eylül 1954

 

—Londra:

9 lâr Konferansının 5 inci oturumu bu sabah saat 10 da Cgmtj Lancaster House'ad açılmıştır.

Toplantıdan Önce Mendes-France ile Paul Henri Spaak, yarım saat kadar görüşmüşlerdir. Bilindiği- gibi Spaak, Brüksel Antlaşması dahilinde silâhla­rın teşkilâtlanması meselesini incele­mekle vazifelendirilmiştir.

—Londra:

Alman kaynaklarından öğrenildiğine göre, bu sabahki müzakereler sırasın­da 9 lar Almap kuvvetlerinin 12 tü­men olarak tesbiti üzerinde anlaşmışlardır.

Silâhların kontrolü meselesinde Spaak tasarısı üzerindeki müzakerelere de­vam edilmiş ve daha ba=ka meşale­lerdedeanlaşmalaravarılmıştır.

— Silâhların ağır, orta ve hafif ola­rak sınıflandırılması,

— Silâhimâlinin kontrolü.

— Güvenlikendişesiyüzündensilâhlarınimâlinin yasak edildiği stratejikbölgelerin sınırlandırılma­
sı, (bilindiği gibi Almanlar bu mevzu­da adı geçen bölgelerin yalnız Fede­ralAlmanyatopraklarınamünhasır olmamasınıistemektedirler.)

— Amerikanyardımınıntaksimi. Alman kaynaklarına göre Dulles, bu taksimleilgiliusûlmeselelerindeAmerikanm nazaret hakkıalmasınıar­zuetmektedir.Yinebukaynaklar,
BirleşikAmerika'nınAvrupamillet­lerine yaptığısilâh yardımıbahsinde faal olarak müdahalesine meydan vermiyen bir hal çaresini Dulles'în eklemiyeceğiniilâve etmektedirler.

Belçika Dışişleri Vekili Henri Spaak bu akşam basma verdiği beyanatta, yarın nihaî bir anlaşmaya varmanın mümkün olduğunu ve- Dokuzlar Kon­feransı nihaî tebliğinin de cumartesi günü hazırlanabileceğini bildirmiştir. Bununla beraber Spaak, henüz şu iki meselenin bir neticeye bağlanamadı-ğim belirtmiştir:

— Silâh imalâtının kontrolü, bu me­sele mütehassıslara havaleedilmiştir.Tetkiklerin iki üc hafta devam etmesi mümkündür.

— Amerikanmalzemesinin Avrupa devletlerine tevzii. Foster Dulles bu malzemenin bir Avrupa teşkilâtı tara­fından dağıtılması fikrine muhalif bu­lunmaktadır.

Bu arada Spaak, Almanya hükümran­lığının iadesi hususundaki müzakerelerin bazı güçlüklerle karşılaşmaya cevam ettiğini belirtmiştir. Nihayet Spaak, 12 Alman tümeninin kurulma­sı hususunla prensip itibariyle anlaş­maya varıldığını ve bu miktarın arttı­rılması halinde Brüksel Antlaşması devletleriyle istişarelerde bulunulma -sının kabul edildiğini haber vermiştir.

—Londra:

Dokuzlar Konferansının altıncı top­lantısı şimdiye kadar yapılanların en uzunu olmuş ve 3 saat 15 dakika de­vam ettikten sonra 17,45 de (gmt) ni-hayetlenmîştir. Dört Dışişleri Vekili saat 18 de yarın bir toplantı yapacak­lardır.

Bu toplantı sonunda basma beyanatta bulunan Lüksemburg Dışişleri Vekili Joseph Bech, şöyle demiştir:

Muhakkak ki, bir anlaşmaya varıla çaktır. Konferansın bu kadar uzun sürmesinin sebebi, teknik hususların müzakeresine girişmişolmamızdır.

—Londra:

Kanada Hariciye Vekili M. Lester Pearson, Dokuzlar Konferansında dün yaptığı konuşmada evvelâ M. Foster Dulles ile M. Anthony Eden'in korrfe -ranstaki beyanlarının, gerek Avrupa birliğinin geliştirilmesi, gerekse da -ha büyük bir Atlantik camiası için arzettiği ehemmiyete işaret eylemiş -tir.

Kanada'nın vaziyetine gelince M. Pearson, meselenin Atlantik v.echesin-de Kanada'nm oynayacak rolü bulun­duğunu söyledikten sonra şöyle de -mistir: «Bunun içindir ki, Kuzey At­lantik Andlaşması teşkilâtına katılma­mızın tazammun ettiği vecibeleri der-uhde etmeğe devamı kabul ediyoruz.» Avrupa müdafaacamisaıandlaşması ortadan kalkmış olmasının Ka­nada'nm taahhütlerine fesir etmediği­ne işare teden M. Pearson, Dokuzlar Konferansının araştırılmasını hedef ittihaz ettiği diğer hal tarzının, Al­manya'nın yalnız Batı Avrupa müda­faasına değil Atlantik camiasının ge­liştirilmesinedeiştirakinitazammun

etmesi lâzımgeldiğini söylemiştir.

Kanada Hariciye Vekili, Natonun Ka­nada haricî siyasetinin temelini teşkil etmekte devam ettiğini söyle-aikten sonra Brüksel Paktının geniş­letilmesi tasarısının Kanada tarafın -can büyük bir memnuniyetle karşıla­nacağını ilâve ederek konuşmasını bi­tirmiştir.

— Londra:

Almanya'nın yeniden silahlandırılma­sı için Londra'da bütün delegeler, İn­giltere'nin Avrupa'da askerî birlik bu­lundurma kararını övmektedirler.

Yetkili çevrelerde hasıl olan kanaate göre, İngiltere'nin 44 yıl müddetle Avrupa'da dört kara tümeni ve bir hava kuvvetleri filosu bulundurma kararı, Fransız Millî Meclisinde Al­manya'nın silâhsızlanmasına itirazları ortadan kaldıracaktır.

Fransa'nın talep ettiği şekilde Alman silâhlı birliklerinin çok sıkı kontrola tâbi tutulmasına muhalif Hariciye Ve­killeri, İngiltere'nin kararından sonra Fransız Başvekilinin isteklerini azal­tacağını ümit etmektedirler.

Dokuzlar

Yazan: O. S.Coşar

7/IX/954 tarihli (Cumhuriyet)ten:

Avrupa ordusunun kurulmasına ve bu camia içinde Almanya'nın da yeniden silâhlanmasına muhalefet edenler Farnsız Meclisindeki müzakerelerden muzaffer (!) çıktılar, bu yoldaki çalış­maların neticesiz kalmasına sebep oldular.

Şimdi de, Avrupa ordusu tasarısını müdafaa etmiş olanlar mukabil taar­ruzu hazırlamakla meşguldürler. Ara­larında Reynaud, Pinay, Laniel, Bi-cault, Schuman gibi birçok eski baş­bakan bulunan bu grup, bir beyanna­me neşretmiş ve Alman millî ordusu­nun kurulmasına katiyetle muhalefet edeceklerini ilân etmişlerdir.

Fransız Meclisi son derece istikrarsız bir manzara arz ettiğinden, dün Av­rupa ordusu tasarısını reddeden ekse­riyetin yarın da millî Alman ordusunu tasvib edemiyeceğini ilân etmesi kuv­vetle muhtemeldir. Esasen, ortalığı karıştırmaktan başka vazifeleri olnr. yan komünist mebusların önümüzdeki günlerde, Avrupa ordusu taraftarı, fa-;kat Alman millî ordusu aleyhtarı si­yasî gruplara reylerini eklemesi mu -hakkakbirşekildebeklenmelidir.

Böyle bir durum husule geldiği tak­dirde, Almanya silâhlanmıyacak, onu, Doğudan gelebilecek herhangi bir te­cavüz hareketine karşı müdafaa mak-sadiyle de işgal kuvvetleri Alman top­raklarında kalacaktır. Böyle bir hal ise bu memleketin ısrarla istediği tam hükümranlık haklarına kavuşmasına fırsat ver.emiyecektir.

DünLondrabir (9 larKanferansı) teklif etmiştir. Bu konferansa Avrupa ordusunu kurmaları beklenen altı dev­letten başka İngiltere, Amerika ve Kanada da katılacaklardır. Esas me­sele, Almanya'nın ne şekilde silâhla­nabileceğin!araştırmakolacaktır.

Avrupa ordusu tasarısının esas vasfı, millî orduları ortadan kaldırması ve bütün silâhlı kuvvetlerin idaresini, parlâmentolar üstü salâhiyeti haiz müşterek bir savunma bakanlığına bı­rakması idi. Fransa bunu istememiş, reddetmiştir.

Londra'nın teklif etti fi (Dokuzlar Konferansı), bu vasfını kaybetmiş müşterek bir ordunun kurulmasını sağlamakla mükellef tutulacaktır. Böy­le bir konferansın, vakit kaybına yol açmaktan başka bir işe yaramamasın­dan korkulur. Bugün için hedefe gi­den en emniyetli ve .en kısa yol, mu­hakkak ki Almanya'yı NATO'ya da­hil edecek yoldur. Böylelikle Fransa. NATO çerçevesi içinde silâhlanacak Almanya'ya karşı ısrarla istediği ga­rantilere de .elli senelik uzun bir müd­det için sahip bulunacaktır.

Almanya'nın silâhlanması meselesinin Dokuzlar Konferansında da neticeye bağlanamaması ve nihayet işin NATO Bakanlar Konseyine havalesi' beklen­melidir.

Sovyet akmını durdurmak müm­kün mü?

Yazan:M.Nermi

28/IX/954 tarihli(Yeni İstanbul) dan:

Bugün Londra'daDokuzlu Konferans toplanıyor.Sonzamanlardataplanan konferanslardan hiç biri bu kadar çe­tin ve gür. bir durumla kar?ı karşıya kalmamıştır, Bunu ana çizgileriyle anIıyabilmek için, dünyamızın başlıca politika güçlüklerini gözönüne getirmek lâzımdır. Fransa, bir parlâmento oyunu ile, Avrupa Savunma Birliğine girmek andlaşmasını hükümsüz bırak­mış ve bu suretle, Orta Avrupa poli­tikasında, anarşiye yaklaşan bir kud-rret denksizliğinin meydana gelmesine, doğrudan doğruya, sebep olmuştur. Biz bunun, gerçekten çok ağır tepki­lerini, Alman iç politikasının tehlikeli gelişmelerindeapaçıkgörmekteyiz.

Dr. Adenauer'in grupu, 1953 seçimle­rinde, Schlesewig - Holstein'da, yüzde 41.1, Sosyalistler ise yüzde 26.5 oy der­lemişlerdir. Bu ay yapılan seçimlerde ise, aradaki geniş fark birdenbire kaybolmuş ve Adenauer, ancak, Sos­yalistler kadar oy sağlıyabilmiştir. Oy dağılımı belli olur olmaz, Amerika Dışişleri Bakanı J. F. Dulles. hemen özel uçağına binerek Avrupa'ya gel -miş ve Dr. Adenauer'le durumu yakm­adanincelemekzorundakalmıştır.

Sovyetler Birliği, bildiğimiz gibi, Dr. Adenauer hükümetini düşürmek için, "bütün politika hünerlerini kullanmak­tadır. Çünkü: Adenauer hükümeti, parlâmento çoğunluğunu kaybedip ik­tidardan çekilirse, Sovyet ;polifcik,asını destekliyen bir hükümet kurmak mümkün olacak ve, bu suretle, Av­rupa'nın en kudretli bir sanayi bölgesi, Sovyet nüfuzu altına girecektir. Schlesewig - Hollstein seçimleri ise, ümitsiz halk yığmlrmm, yavaş yavaş, Sovyetlere doğru kaymakta oldukla -Tim göstermektedir. Onun için, Dul-les'in kaygılarını anlamak kolaydır.Çünkü: bu. yalnız, bir Alman dâvası değil, aynı zamanda. memleketimizi de çok yakından ilgilendiren bir dün­ya davasıdır. Sovyet politikasının ga­yelerine göre gelişen bir Almanya, dünyamızın kudret düzenini birdenbi -re altüst edebilir. Londra Konferansı da, böyle bir ihtimâli önlemek maksa-diyle toplanmış bulunuyor.

BirleşikDevletlerleİngilterearasındaki anlaşmazlık, Kıbrısdâvası yüründen, hiç şüphesiz biraz daha azal­mamıştır. Amerika, bildiğimiz gibi, Birleşmiş Milletlerin Gündem Komis­yonunda, Genel Kurulunda, çekinimser kalmış ve dostlarını desteklemek ihtiyacını duymamıştır. Halbuki, Kıb­rıs dâvası, hic olmazsa, Orta Avrupa dâvası kadar öemnlidir. Amerikanın, bir umde bahanesi öne sürerek, impe-rzalist Yunan iddiasına karşı neden göz yumduğunu anlamak güçtür. Biz, bu davranışı, Londra Konferansı için, yeni bir gölge saymaktayız. Görülü -yor ki, Londra Konferansının belli başlı devletleri, daha acık bir sözle, Amerika, Fransa, İngiltere ve Alman­ya arasında önemli görüş ayrılıkları vardır.

Konferansın temel konusu, Almanya-dır. Şimdiye değin güdülen politika­da direnilirse, bu ayda yapılan seçim­lerin verdiği sonuçlara göre, Alman­ya, ergeç Sovyetler Birliği ile işbirliği yapmak zorunda kalacaktır. Bu ihtimâlin önlenmesi iıçia, tek bir yol açık bulunuyor: Tam egemenlik hakkı ve­rerek Almanya'nın, en son hızla silâhlanmasma yardım etmek ve yeni yeni gürlükler çıkarmaktan, şartlar koşmaktan kaçınmak. Fakat Avrupa Savunma Birliğini histerik bir politi­ka anlayışiyle baltalarken kutsal bir heyecan yaşadığını sanan Fransa, aca­ba, Londra'da birdenbire iman değişti­recek midir? Biz, bunun, çok zayıf bir ihtimâl olduğuna inanmaktayız. Çün­kü: bugünkü Fransız Kabinesi, ikti­darda kalışını yalnız ve yalnız Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov'a borçludur. Dulles, hür milletlerin bahtını Alman dâvasının çözülmesiyle ilgili görmekte, ve, bu konuda, hemen karar ve­rilmesini istemekte, hiç şüphesiz, çok haklıdır. Biz, Türkler de, bu görüşü, istisnasız, paylaşmaktayız. Fransa, bir yana bırakılmak şartiyle, öteki konfe­rans üyelerinin de az çok farklarla başka türlü düşünmediklerini biliyo­ruz. Fakat Fransa, şimdiye değin olduğu gibi, gene aykırı bir yol- tutarsa, Londra Konferansına dağılmaktan başka bir iş kalmaz. Onun için, en kestirme yol Almanya'ya bütün ege­menlik haklarını tanımak ve Fransayı tamamiyle serbest bırakmıztır.

1 Eylül 1954

 

— Paris :

Fransız Millî Meclisi C. E. D. anlaş­masının reddiyle sona eren ew.elki günkü müzakerelerden sonra dün öğ­leden sonra toplanarak Batı politika­sının senelerdenberi istinad ettiği bir projenin böylece akim kalmasiyle bey­nelmilel sahada hasıl olan boşluğun neticelerini tetkik ve müzakereye baş­lamıştır.

Bu hususta söz alan ve ekseriyetini sa­bık Vekiller veya Başvekiller teşkil eden muhtelif grup şefleri, yeni esas­lar üzerinde hareket edilmesi icaD et­tiği bugünkü durumda hükümetçe ta­kibi düşünülen siyaset hakkındaki en­dişelerini izhar etmişlerdir. Ortada halli gereken en ehemmiyetli mesele, Almanya meselesidir ve bu meselenin Almanya'nın hükümranlığı ve yeniden silâhlanması ile ifade edilen iki vec-hesidir. Müzakereler sırasında söz alan hatiplerden .ekserisi, Fransa'da yakın bir mazinin hatıralarından mütevellit karışık bir çak meseleleri ortaya çıka­ran bu silâhlanma meselesine temas etmişlerdir.

Başvekilin takibini düşündüğü yeni si­yaseti, şimdiden tafsilâtlı bir şekilde ortaya atması bittabi mevzuubahs ola­maz. C. E. D. anlaşması henüz dün reddedilmiştir ve her ne kadar hükü­metin rolü hâdiseleri evvelden tahmin etmeği icap ettirmekte ise de bunla­rın neticelerini de sarahatle tayin et­mesi kendisinden istenemez. Kaldı ki başlıca muhataplar, ki bu işte bunlar Birleşik Amerika ve İngilteredir, her ş,eyden evvel MeclisinC.E.D.hakkındaki kararını bildirmesini istemek­te idiler.

Anlaşmasının reddinden sonra M. Mendes France, durumu «Şimdi bu iş olup' bitmiştir» şeklinde hülâsa etmiş ve müteakiben takip edeceği politikanın .esas hatlarını izaha çalışmıştır. Her şeyden evvel Fransız - Alman barışı Fransız harici politikası için esaslı bir zaruret teşkil etmektedir. M. Mendes France takip edeceği ikinci gaye, Al­manya'nın Batıya yardımını mümkün olacak yeni bir siyasetin inşasında İn­giltere'nin de mevcudiyetini temin et­meğe müteveccih olacaktır. Başvekilin Telmihte bulunduğu müzakerelerin mesnedini herhalde Fransız ve İngi­liz politikasındaki bu sıkı müşterek. teşkil etmektedir. Muhakkak olan ci­het şudur ki Başvekil, sonradan Fran­sız parlâmentosu tarafından kabul e-dilmesi tehlikesiyle karşılaşacak olan taahhütler imzalamak suretiyle selef­lerinindurumunadüşmeyecektir.

Başvekilin dün öğleden sonra yaptığı beyanata bakılarak Fransız diploma­sisinin sarih tasavvurları hakkında bir fikir edinmek müşküldür ve bunun başka türlü olması şimdiden istene­mez.

Bununla beraber bazı müşahitler Al­man meselesinin başlıca alâkadar ile yani Başvekil Adenauer ile derhal bir müzakereye geçilmesini istilzam etti­receği mütaleasmda bulunmaktadır­lar. Bunun arkasından diğer ikinci bir müzakerenin yani M. Foster Dulles'in dün öğleden sonra basma tevdi ettiği beyanatında teklif ettiği müzakerenin de pek yakında vukubulması lâzım ge­lecektir. Nato konseyinin teklif edilen bu fevkalâde toplantısı esnasında 'ya­pılacak bu müzakere de tahmin edili-

yor ki, Fransız hükümeti, Alman me­selesinin nasıl karşılanması lâzım gel­diği hususunda sarih fikirlere sahip olabilecektir.

Bütün bunlardan anlaşıldığına (gere, önümüzdeki günler İFransız ^iyaseti-üin tesbitine hasredilecektir. Müteaki­ben başlayacak olan müzakereler ikin­ci merhaleyi teşkil edecektir.

— Saint Etienne :

Eski Fransız Başvekili Georges Bida-ult, burada intişar eden «La Depeche De Saint Etienne» gazetesine C. E. D. antlaşmasının reddi hakkında şu be­yanatta bulunmuştur:

Millî Meclisin bu menfi oyu endişe verici bir hâdisedir. Bunun sebepleri­ni şöyle sıraliyabiliriz:

— Başvekilin hükümetprogramını Meclisesunduğu sıradaitimat oyun için hiçbir ehemmiyet atfetmediği ko­münist reylerini bundan sonra nazarı itibare alması lâzımdır.

— Başvekil Mendes France'm tasvip etmediği Atlantik Paktı siyasetini ida­me ettirmek için bu paktı imza eden­lerin Fransa'yakarşıolanitimatları­nın sarsjmarnasımteminetmekicap edeceğigibi memleketimizleayni fi­kirde olmayan devletlerinde oyuna ih­tiyaç vardır.

3 — Cumhuriyet tarihinde ilk defa ola­rak, Fransa'yı taciz eden bütün mese­leleri halledeceğine dair evvelâ söz vermiş olan, Mendes France hüküme­ti" bu meselede aldığı bir kararla mil­lî meclis çoğunluğunu susturulmasını kabul ediyor ve bunu gayet normal karşılıyor.

2 Eylül 1954

 

— Londra :

Moskova radyosu dün Birleşik Ame­rika'yı Doğuya karşı tecavüz gayesi ile Batı Almanyayı silâhlandırmakla İtham etmiştir.

Radyo, Almanyanm silâhlanmasına karşı yükselen itiraz seslerinden takdirle bahsetmiş ve Fransa, Avrupa ordusu tasarısını reddetmekle dünya­yı sulhe bir adım daha yaklaştırmış­tır» demiştir.

3 Eylül 1954

 

— Paris :

Halkçı Cumhuriyet hareketi (M. R. P.) icra komisyonu dün yayınladığı .be­yannamede şöyle demektedir.

Avrupa Savunma camiası aleyhinde bir usûl oyununun hür dünyayı büyük bir ümitten mahrum etmesi kabul edile­mez. Avrupa'yı yeniden kurtarmaktan vazgeçmek cesur hareketleriyle bütün hür dünyanın takdirini kazanmış olan memleketimizi itibardan düşürmek, olur.

Beyannamede komünizme karşı koy­mak için ancak bir ümit camiası kur­manın mümkün ye lüzumlu olduğu be­lirtildikten sonra Avrupa'yı birleştirmekten vazgeçmenin Fransız dış si­yasetini her türlü muhtevadan mahrum etmek olduğu iddia edilmekte ve şöyle devam edilmektedir;Almanya'nın silâhlanmasına aleyhtar olanlar sözde bir zaferi kutladıkları gün müttefik başkentlerden bir teklif gel­miştir. Bu teklifte Almanya'nın doğru­dan doğruya Atlantik Paktına bağlan­ması İstenmektedir. Güya Amerika muvacehesinde istiklâl ifade ve ilân olundu. Halbuki bu bizi 1950 de ileri sürülen ve ancak Fransa'nın itiraziyle bertaraf edilmiş olan tekliflere dört sene sonra uymaya sevketmekten baş­ka bir netice vermedi.

Beyannamede netice olarak Avrupa yi kurmaktan vazgeçmenin Amerika->ı ve İngiltere'yi kıt'adan uzaklaştıra­cağı ve bu suretle Alman Militarizmi­nin yeniden dogması gibi bir netice vereceği belirtilmektedir.

—Bonn :

Amerikan Ayan Meclisi Dışişleri Ko­misyonu Balkanı Alexander Wiley, bugün yabancı basın mensuplarının şerefineverdiğiöğleyemeğindebe-

yanatta bulunarak, kanaatince C. E. D. hakkında henüz son sözün söylenme­diğini bildirmiştir.

Batı Almanya'nın Nato teşkilâtına a-İmmasma Fransa'nın muhalefet edip etmiyeceği ve Fransa'nın iştiraki ol­maksızın bir Avrupa savunma camia­sının kurulup kurulamıyacağı sualine cevaben Wiley. fark gözetecek bir hal çaresinin cevap teşkil edemiyeceğini belirtmiş ve şunları ilâve etmiştir:Komünist tehdidine karşı Avrupa milletlerinin birliğini sağlamak çaresi bulunmalıdır. İyi niyetli insanlar için hiç birşey imkânsız değildir.

Bu kadar çok sayıda basın muhabiri Almanya'da bir «Neofaşizmin» tekrar doğuşundan bahsedecek olursa, ben sizlere Amerika'da 'bir «yeni infiratçı-j.'ğm» mevcudiyeti hususunda teminat verebilirim. Avrupa'da sözde bir Neoiaşizmiı:» doğuşundan endişe etmeğe mahal olduğunu zannetmiyorum. Fa-Kat bundan daha büyük bir tehlike vardır, o da, hakikatlerin karşısından kaçabileceklerini aannedenlerin müş­terek tarafsızlık vasfıdır. Bu temayül yalnız bir millete veya bir tek kıtaya münhasır değildir.»

Bunu müteakip Wiley, milletlerarası münasebetlerde şu prensiplere dayanıl­ması gerektiğini bildirmiştir:

— Daimî bir barış ancak ferdî hür­riyete dayanan bir cemiyet vasıtasiyle kurulabilir.Bucemiyettedevlet fer­din hizmetkârıdır, yoksa ferd devletin değil.

— Ferdî hürriyeti müdafaaeden devletler ya birleşirler veya ayrı ayrı mahva sürüklenirler.

— Batı Avrupa'nın hür milletleri harp içinde yaptıkları gibi, barış için­ de de işbirliği etmelidirler.

— Almanya gibi, hiçbir devlet, hü­kümranlığından daimîolarak feragat edemez.

— Müreffeh ve hür bir Avrupanın yaşamayadevamedebilmesi için Al­manyave Fransa,mazininşüphe ve kinleriniebediyenyok etmelidirler.

Almanya Fransaya muhtaç olduğu gi­bi, FransadaAlmanya'yamuhtaçtır ve bu î-kî devlet ferdî hürriyete hür­met eden milletlerle sıkı bir birlik kurmalıdırlar.

6. — Amerika devletleriyle hür Avru­pa devletleri, daha iyi bir hayat sağla­mak maksadiyle azamî imkân elde et­mek istiyorlarsa, birbirleri aleyhine değil, ahenkli bir şekilde çalışmalıdırlar.

4 Eylül 1954

 

— Paris :

Fransız Başvekili Mendes Franse, mû-tad haftalık nutkunda, Avrupa savun­ma camiası andlaşmasının Fransır Millî Meclisi tarafından reddedilişini yorumliyarak demiştir ki:

3ütün hükümranlığın sahibi olan mec­lis kararım vermiştir. Şimdi hepimiz jge koyulalım ve her zamandan çok bu gün lâzım olan uzlaştırıcı zihniyet için­de mevcut meselelerin halline çalışa­lım.

Başvekil, hitabesinin başlangıcından itibaren, Fransa için bir tercih yapmarım zaruri olduğunu anlatmış ve şöy­le demiştir: «Şüphe yok ki hükümet, devlet gemisini uzlaşmanın sakin su­larına yöneltmemiştir. Bunu istemiş, fakat yapamamıştır. Fakat hükümet, esası, mühim olanı kurtardığına kani­dir. Herşeyden evvel, an'anevî ittifak­larımızı kurtarmış bulunuyoruz. Bu it­tifaklar her türlü müzakere ve müna-kaşanm fevkinde kalmışlardır. Müna­kaşa mevzuu olmamışlardır ve siyase­timizin temeli olmakta devam edecek­lerdir.

Mendes France devamla demiştir ki :

Avrupa savunma camiası hakkındaki cevabımızın, bu kadar geciktikten son­ra, nihayet menfi tezahür etmesinden ctürü ortak ve müttefiklerimiz hayal sukutuna uğramış olabilirler. Fakat hiç olmazsa şimdi ne evet, ne hayır di-yememek gibi bir durumdan ve duraklıyarak başkalarını da durdurmak töh­metinden kurtulmuş bulunuyoruz. Millî Meclisinkararıtenkidediliyor.

Fakat ne de olsa artık bu karardan .sonra, karar vermekten âciz durumu­muzun istihza mevzuu olmaktan çık­tığı aşikârdır. Haysiyetli bir millet bundan ancak gurur vesilesi çıkarabi­lir ve yine bu noktadan hareketle netayici vekar ve sükûnetle, yapıcı bir irade iie bekler ve kabul eder.

— Paris :

Başvekil Mendes Frsnee konuşmasına devamla demiştir ki :

Eğer, Avrupa savunma camiası hak­kında mecliste açılan müzakere mantı­kî yolu takip edip normal neticeye ka­dar gitmiş olsaydı, bu andlaşmaya aleyhtarların çoğunluğu çok daha faz­la kabaracaktı. Bugün bana, matbuat­ta türlü sual açan eski Başvekillere so­rarım: Çığ gibi büyüyen bu aleyhte çoğunluğu durdurmak için benim ye­rimde olsalardı, ne yaparlardı? Ne ya­pabilirlerdi?

Mendes France. müteakiben, Avrupa savunma camiası müzakerelerinde mec üsteki komünistlerin bir nevi hakem rolü oynadıklarım iddia edenlerin bu fikirlerini reddetmiş ve demiştir ki:

t.Komünistlerin reyi, aslmda, terazinin zaten eğilmiş olan kefesini birsz daha meylettirmiştir.

Başvekil sözlerine son verirken Fran­sa'yı tekrar birliğe davet ederek şun­ları söylemiştir:

Gayemize, ayrılık içinde değil, ancak birlik sayesinde vasıl olabiliriz. Bir yenilik yaptık. Bu yeniliğin hayal ol­madığını siz de duyuyor ve anlıyorsu­nuz. Bunun elle tutulur, gözle görülür 'bir imkân halinde belirdiğini idrâk e-diyorsunuz. Bilhassa geçirdiğimiz bu fırtınadan sonra, haksız iğbirarları, hiddetleri unutalım, zira mesele çö­zülmesi mutlaka lâzım olan bîr mese­ledir.

Size,bir haftanınverdiğiderslerden anladığımınakletmeğeçalıştım.Bir-.birimize yaklaşmalıyız. Ayrılık ve kavga yeter.

7 Eylül 1954

 

—Toronto :

Kanada Dışişleri Vekili Lester Pear-son, burada verdiği nutukta şöyle de­miştir :

»Federal Almanya Cumhuriyetine ka­yıtsız şartsız hükümranlık verilmesine Kanada muhaliftir. Böyle bir hareket Batı Almanyanm bir veya daha fazla Batılı devletle ayrı bir ittifak akdet­mesi veya Batı Almanyayı herhangi müşterek bir sistem dışında bırakmak gibi bir tehlike doğuracaktır. Her iki ihtimal de Atlantik ittifakının sonu demek olacaktır.»

8 Eylül 1954

 

— New-York :

Dün akşam «Cölombia Broadcasting System.- televizyon şebekesi, Amerika' daki bütün kollarında Alman Başve­kili Kondrad Adenauer ve Fransız Başvekili Mendes France'la yapılan ve yorumcu Edvard R. Murrow'un hafta­lık yayım programları dahilinde hazır­lanmış olan mülakatları neşretmiştir.

Mendes France'la mülakat, Başvekilin Marly'deki evinde yapılmıştır. Mendes France bu mülakatında, bir Batı Av­rupa müdafaa sistemi içinde hüküm­ranlığı teslim edilecek olan Batı Al­manya askerî kuvvetinin kurulması ga yesi ile sene sonundan evvel yeni bîr anlaşmaya varmak kaçınılmaz bir ha­kikattir, demiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir:

Avrupa savunma camiasının reddi, Atlantik ittifakının dağıtılması tehli­kesinitevlidetmemiştir.»

Başvekil Mendes France konuşmasını bitirirken, bir Alman - Fransız anlaş­masına daima taraftarım, demiştir.

Alman Başvekili Adenauer ise Baden

— Baden'deki yazlık malikânesinde ko­nuşmuş ve ezcümle şunlarısöylemiş­tir :

Almanya, Birleşik bir Avrupa için her zaman hükümranlığından bir kısmını fedaya hazırdır. Memleketim hudutsuz

bîr silahlanmaya asla taraftar değil­dir.»

Adenauer bundan sonra, Fransa'yı müttefiklerinden ayırmak niyetinde ol­duğuna dair yayınlanan bazı gazete makaleleri ile söylenen sözlerin ken­disine ait olmadığını tekrarlıyarak ko-ruşmasını şu sözlerle nihayetlendirmiş tir :

-Almanya halkının Fransa ile arasında hakikî bir anlaşmanın imkânsızlığını görerek bir gün sözlerini Doğu Dünya­sına çevirmek mecburiyetinde kalaca­ğından korkuyorum. Bununla beraber böyle yakın bir tehlikenin mevcudiyeti rnevzuubahs değildir.

— Londra :

Jlalen İngiltere'de bulunan Amerikan ingiltere ve B. Amerika ve C. E. D. Ayan Meclisi Hariciye Komisyonu Baş­kanı Senatör Willey, dün akşam rad­yoda yaptığı bir konuşmada Avrupa müdafaa camiası meselesinden bahse­derek şöyle demiştir:

"Bu mesele, Fransa ve Almanya'nın memleketleriyle iş birliklerini kıymet­lendirmek ve barış yolunda böyle bir tedbir almağa meyyal olan bütün dev­letler arasında konfederasyon kurmak saretiyle halledilebilir."

Bu sözleriyle İngiltere ve Birleşik Amerika'nın C. E. D. O. müşabih yani bir teşkilâta katılmaları lâzım geldiği manasını mı kasdettiği sualine Sena­tör Will.ey şu mukabelede bulunmuş­tur :

*Böyle bir projenin tahakkuk ettiğini görmekten bahtiyar olacağım. İngil­tere'nin bu meseleyi yeniden gözden geçirmesi icap ettiği kanaatindeyim.

Senatör, istenilen neticeye varabilmek için Almanya'ya hükümranlığını iade etmenin kâfi gelemeyeceğini de söyle­miş ve Avrupa müdafaa camiası pren­sibinin daima lehinde bulunduğunu da kaydederek şunu ilâve etmiştir:

"Fransız devlet adamlariyle ayni ma­sa etrafmda oturmamız ve onlarla ken­dilerini ikna edebileceğimiz ümidiyle müzakere etmemiz lâzımdır.

— Toronto :

Kanada Dışişleri Vekili Lester Pear-fon bugün Toronto'cta verdiği bir de­mekte, Avrupa savunma camiasını ih­das eden Paris antlaşmasının redidn-den doğan durumu inceliyerek demiş­tir ki :

--Nato'nun diğer üyeleri Paris antlaş­masının reddinden son derece mütees­sir iseler de biz bunun sebeplerini an­lamaya ve sükutu hayalden daha sağ­lam temellere dayanan neticeler çıkar--maya çalışmalıyız.

C. E. D. antlaşmasının reddi şüphesiz nahoş bir haldir, fakat bunun için te­essüre ve ayrılığa düşmek doğru de­ğildir. »

Pearson. Mendes France'm realizmin­den sitayişle bahsederek, Brüksel kon­feransının akamete uğramasından son­ra Fransız Başvekilinin Almanya'nın Batı camiasına iştiraki lehinde bulu­nan sözlerini hatırlatmış ve demiştir ki:

«Bunlar çok makul sözlerdir ve kanaatimce Atlantik memleketlerinin çoğu­nun fikrine tercüman olmaktadır. Son asır içinde iki defa tecavüze uğrayan ve askerî işgal yükünü çeken Fransız­ların endişesini ve hislerini anlamaya çalışmalıyız.

Silâhlandırılmış bir Almanya şeklindeki hal çaresini imkânsız olarak vasıf­landıran Pearson şunları söylemiştir:

Birinci Dünya Harbinden sonra Al­manya'nın bitaraf ve silâhsızlanmış1 kalması mümkün olmadığına göre,. İkinci Dünya Harbi galiplerinin bir­birlerinden ayrılmış ve birbirlerine düşman oldukları, kuvvetli ve müte­caviz Sovyet Rusya tarafından silâh­landırılmış bir komünist Doğu Alman­ya mevcut olduğu şu anda, başka tür­lü olabilir mi?

Lester Pearson Almanya'ya kayıtsız şartsız hükümranlık vermenin kana--atince tehlikeli olacağını nutkunun bu, kısmında belirtmiştir.

Pearson, şöyle devam etmiştir:

(cMümkün yegâne hal çaresi Almanya yi, ittifaka veya üyelerden birine hâkim olmayacak duruma sokarak kol-lektif güvenliğe yardım edebilecek şe­kilde hür milletler camiasına almak­tır.

Pearson, bu hal çaresine C. E. D.'nin tâdil edilmiş bir sekli, yani tahdit edil­miş miiletlerüstü yetkileri havi bir antlaşma ile varılacağı kanaatindedir. Bundan başka, Pearson'a göre Alman­ya'nın Nato'ya iştiraki, daha sıkı bir Avrupa birliği hareketine mâni olmaz, bilâkis yardım eder.

Kanada Dışişleri Vekili sözlerine son verirken, bu mesele ile doğrudan doğ­ruya veya bilvasıta ilgili bütün Nato üyelerinin bir hal çaresi bulma gay­retlerine katılmaları lâzım geldiğini belirterek, «Atlantik ittifakı ve onunla birlikte, tecavüzü önleme ümidimizin baki kalması isteniyorsa bu hususta süratle bir hal çaresine varılmalıdır demiştir.

9 Eylül 1954

 

— Paris :

Fransa Başvekili ve Dışişleri Vekili Pierre Mend.es - France bu sabah Na-to'ya dahil 14 memleket daimî temsil­cilerinin hazır bulunduğu kuzey At­lantik Konseyi oturumuna başkanlık etmiştir. Başvekil, nizamnameye gö­re, başkanlık sırası Fransa'dan Yu­nanistan'a geçmeden önce konsey üye­leri ile temasa geçmek istemiştir.

Bu münasebetle yaptığı konuşmada, Mendes - France, Fransa millî meclisi­nin Avrupa savunma topluluğu tasarı­sı (C.E.D.) hakkındaki son kararım hatırlatarak bunun Fransa dışında iyi karşılanmadığını kabul etmiş ve şunları ilâve etmiştir :

;<Bruxelles konferansı bir anlaşmaya varamadıysa da Batılı devletlerin kar­şısında bulundukları meseleleri toplu­ca ortaya koydu ve hedeflerinin ben­zerliğini mejdana çıkardı.»

Mendes France, bundan sonra, Avru­pa'nın savunması ile ilgili tasarıların süratle ele alınmasını arzu ettiğini ve bundan dolayı da Londra'da bir 9 lu konferans akdini müsait karşıladığını söylemiş ve şöyle devam etmiştir :

»Almanya'nın silâhlanması bazı endi­şeler yaratmaktadır. Bu endişeler an­cak daha sıkı bir Atlantik dayanışma­sının tezahürü ile yatışabilir. Fransa halk: tek basma en Önemli sahalarda hükümranlığın tefrikine muvafakat e-demez. Fakat Atlantik ittifakının sağ­lamlaştırılması ve takviyesi yolunda­ki bütün gayretlere iştirak .etmeğe ka-ıar vermiştir. Bu, geçen yıllar içinde de Fransa tarafından Atlantik Konse­yine yapılan çeşitli tekliflerde de ken­dini göstermiştir. İttifakın askerî kud­retinin artması, üyelerden her birinin halk efkârının muvafakatine dayanan siyasî bir yakınlaşmanın takviyesi ile birlikte yürümelidir.»

konuşmasının sonunda Fransa Baş­vekili. Sovyetler Birliğinin son teklif­lerine de temasla şöyle demiştir:

«Fransa hükümeti, verimli olabilecek her türlü müzakere fırsatını ihmâl et­memek kararındadır. Fakat, Alman meseleleri karşısındaki Sovyet hareket tarzında şimdilik hissedilir derecede bir değişiklik olabileceğini kabul et­mek maalesef imkânsızdır.»

10 Eylül 1954

 

— Paris :

Üç Batılı Hükümet 24 Temmuz 1954 tarihli Sovyet notasına ayni mealde­ki cevaplarını Moskova hükümetine tevdi etmişlerdir. Fransız hükümeti notasında, «Avrupa'da güvenlik mese­lesine hususî bir ehemmiyet» atfetti­ğini belirttikten sonra Sovyet hükü­metinin teklif ettijji neviden umumî bir anlatmanın imzalanması suretiyle Avrupa'da güvenlik kurulamıyacağım haber vermektedir. Fransa'ya göre bu, ancak müşahhas meselelerin halli su­retiyle sağlanabilir ve bunların da en âcilleri Alman ve Avusturya meselele­ridir.

Bunu müteakip notada, Nato teşkilâ­tının sırf tesadüfle maksatlar için kurulduğu ve Batının bu telâkkiyi de­ğiştirmesi veya bundan feragat etmesinin bahis mevzuu olarmyacağı bildi­rilmektedir.

Bundan sonra nota şöyle devanı et­mektedir:

«Federal Almanya Cumhuriyetinin, 'Batı Avrupa'nın diğer barışçı devlet­lerini toplayan bir müdafaa sistemi­ne katılması, Avrupa güvenliği için herhangi bir tehdit teşkil etmedikten başka tehdide veya kuvvet Istismali için müstakilleri girişilecek herhangi bir hareketi önlemeye matuf olacak­tır.

Fransız hükümeti, Almanya'nın her tarafından serbest seçimler icrası için Berlin Konferansında üç Batılı devle­tin arzettiği müspet plâna dayanarak müzakereleregirişmeyehazırdır.

Avrupa güvenliği yolunda terakki kay d etmek için en basit teşebbüs, Avus­turya meselesinin süratle bir hal ça­resine bağlanması suretiyle olabilir. Bu hususta Fransız hükümeti Avus­turya antlaşmasının akdinin, Sovyet hükümetinin ileri sürdüğü gibi, 'Avru­pa i-çin umumî bir hal - çaresine, Al­manya ile barış akdine veya Avustur­ya antlagmasiyle alâkası olnııyan di­ğer herkangi bir meseleye bağlı olma­ması icabettiği Kanaatindedir.

Bundan sonra notada silâhsızlanma meselelerine temas edilerek su husus­lar hatırlatılmaktadır:

«Fransız hükümeti silâhların ve silâh­lı kuvvetlerin müttefikan tesbit edile­cek bir seviyeye ayni anda indirilme­sini mutazammm bir sistem dahilinde her türlü atom, hidrojen veya kütle halinde tahribe yarıyan diğer silâhla­rın kullanılmasının, elde bulundurul­masının ve imâlinin men'ini sağlamak temennisindedir. Böyle bir program milletlerarası bir kontrol altında ve müştereken tesbit edilecek safhalar halinde tatbik edilecektir.»

Nota, Avusturya ve Almanya mesele­lerine tekrar temas ederek şu beyanat­la nihayet bulmaktadır:

«Eğer bu yolda ilerleme mümkün ola­bilecekse, Fransız hükümeti bu mese­lelerin hallini bir neticeye bağlamak ve bunumüteakipAvrupa'dagüvenlik meselesinin diğer veçhelerini tet­kik etmek üzere Fransa, İngiltere, Bir­leşik Amerika ve Sovyet Rusya Dışiş­leri Vekilleri toplanmalarını kabule-hazırdır.

Fransız hükümeti ayni zamanda, Bir­leşmiş Milletler çerçevesi dahilinde si­lâhsızlanma hakkında girişilmiş olan müzakerelerin bir, anlaşmayla netice­lenmesi arzusunu izhar eder.»

14 Eylül 1954

 

— Roma :

Bugün cereyan eden İtalyan-îngiliz görülmeleri sonunda aşağıdaki resmî tebliğ yayınlanmıştır:

«İtalyan Dışişleri Vekili Piccioni ile ingiliz Dışişleri Vekili Anthony Eden 14 Eylül 1954 günü Boma'da Villa Ma--dama'da tam bir görüş teatisinde bu­lunmuşlardır.

Görüşmeler M. Eden'in, C. E. D. ant­laşmasının reddi üzerine doğan durum la yakından ilgili bulunan Avrupa memleketlerinde yaptığı ziyaretler çerçevesi dahilinde cereyan etmiştir. M. Eden, M. Piccioni'ye İngiliz hükü­metinin görüşü ve Brüksel ile Bonn'­daki temasları hakkında izahet ver­miştir.

Barışın takviyesi iki memleketin baş-hca hedefi olarak kalmaya devam et­mektedir. İki Vekil, Federal Almanya Cumhuriyetinin kabulü ve İngiltere-nin tam bir işbirliği sağlamak için hü­kümetlerinin mümkün olanı yapması gerektiği hususunda mutabakata var­mışlardır. Hâlen Avrupa'da mevcut müesseselerin daha da gelişmesi bu cahadagayet faydalıolacaktır.

İki Vekil mevcut durumla ilgili faali­yete derhal geçilmesi lüzumunu ka­bul etmiş ve bir konferansın süratle toplanması hususunda mutabık kal­mışlardır. Bu konferansın ilk vazifesi daha sıkı bir Avrupa Birliği sağlamak ve hür 'Dünyanın müdafaasına da yar­dım etmek maksadiyle federal Alman­ya Cumhuriyetinin .mümkün olduğu kadar süratle ve iyi ne şekilde Batılı milletler camiasına dahil edilebileceği" meselesini tetkik etmek olacaktır.Nihayet iki vekil İtalya ile İngiltere arasındaki münasebetlerin karşılıklı bir ahenk içinde geliştiğini müşahade etmiştir.

15 Eylül 1954

 

— Paris :

Fransız Başvekili M. Pierre Mendes-i"rance ile İngiliz Hariciye Vekili M. Anthony Eden arasındaki görüşmele­re dün öğle vakti başlanmış ve gece ?aat 23.15 e (grm) kadar devam edil-niştir.

"Dünkü görüşmelerin ilk kısmı Fransız iariciye Vekâletinde cereyan etmiştir. İngiliz Hariciye Vekili Fransız Başve­kiline Almanya'nın yeniden silâhlan­ması meselesini bir hâl tarzına bağla­mağa matuf plânın Avrupa hariciyeVekillerinde hasıl ettiği akisleri uzun uzadıya izah etmiştir. Benelux .mem­leketleri Hariciye Vekilleriyle Alman­ya ve İtalya Hariciye Vekillerinin M. Eden tarafından kendilerini sunulan plânı hey'eti umumiyesi itibariyle kabul etmi? oldukları anlaşılmakta­dır. M. Eden'in Bruxeu.es, Bonn ve rioma'da yaptığı görüşmeleri müte-a-xip neşredilmiş olan resmi tebliğlerin her üçü de tam bir anlaşmaya varıl-dığını ifade etmektedir. Şimdi, işin en çetin ciheti kalmıştır: Fransa'nın mu­tabakatım elde etmek.

Fransız Hariciye Vekâletinde cereyan eden görüşlemer sırasında M. Pierr Mendes France İngiliz Hariciye Ve­kilinin kendisine verdiği izahettan sonra muhatabına Fransa'nın teklif ve telkinlerini bildirmiştir. Her şey­den evvel meselenin safhalarına yeni­den bir göz geçirmek lâzımdır. Bu iğ­de Fransa müddei bir taraf değildir. 1950 senesinde Birleşik Amerika ve ingiltere. Almanya'yı Nato teşkilâtına kabul etmek suretiyle yeniden silâh-landırılmasmda İsrar ettikleri zaman Fransa, Avrupa müdafsa camiası and-laşmasrm teklif etmişti. O vakit hazır-ianmış olan andlaşms geçen Ağusto­sun 30 unda Fransız millî meclisi ta­rafından reddedilmiştir.

Şu hale göre şimdi meselenin hareket noktasına dönülmektedir ki o da şu­dur; Almanya'nın yeniden silâhlan­ması için Fransa tarafından kabul e-dilebilecek bir hal tarzı bulmak.

iki nokta işaret edilmeğe değer:

—Mesele,1950senesindebirderecece kadar bir müstaceliyat arzetmekte idi.O zamanki bazıteşebbüslerdi.
Görünüşegöreşimdikidurumozamariki telâkkiye meydan verendurumun ayni olmamalıdır.

— Sonüçsene zarfındadoğan Av­rupa Birliği fikri,terakki kaydecmiş Bu fikir, geçen ay yapılan Buxelles konferansınımüteakipneşredilmişolan tebliğde de tasdikan ifadesini bul­muştur.

Bütün bu unsurlarıgözönünde tu­tan M. Eden yeni bir plân hazırlamış matuftur.

1 — Bahis mevzuu Avrupa Birliği fik­rini, 1948 tarihli Bruxelles muahede­sine yeni bir şekil vermek suretiyle idame etmek. Buna göre Almanya vs italya bu pakta idhal edilecek ve mu­ahedede Almanya'ya müteveccih olan hükümlerkaldırılacaktır.

— Almanyayı Nato Teşkilâtına kabul etmek. Alman silâhlanması işi Bjtı çerçeve '-dahilinde1 gerçekleştirile­cektir. Atlantik ittifakı azaları statü­lerini ve bu meyanda kendilerinden istenecek tümen sayısını tesbıt etmek bu teşkilâta ait olacaktır. Diğer taraf-dan silâh imalâtı meselesi de yeni hü­kümlere mevzu teşkil edecek ve bu hükümlere göre tehdide maruz top­raklardan taarruzî silâhlarla atom si­lâhlarının imaline tevessül ediiemıyecektir.

Fransızlar ise, Almanya'nın Nato teş-Killâtma kabul edilmesine - Fransız. Millî Meclisinin 1952 de muhalefet et­miş bulunduğunu göz önünde uzak tutmamaktadırlar. Bu itibarla Alman-yanın yeniden silâhlanması meselesi­ne bulunacak her hal tarzında bu vâ-kianm göz önünd.e tutlması icap ede­cektir. Şu halde Bruxelles andlaşmasmı, bir taraftan Avrupa Birliği fik­rini tasdik edici bir mahiyet arze-ı-mesinidiğertaraftan Almanya'nın diğer taraftan Almanya'nın hangi çer­çeve dahilinde yeniden silâhlanması icap ediyorsa o surette silâhlanması­nı mümkün kılacak bir şekilde tadili cihetine gitmek lâzım gelecektir. Bu tez, Fransız Hariciye Vekâletinde yapı­lan dünkü görüşmeler sırasında M. 7"endes-France tarafından izah edil­miştir. Ve görünüşe göre M. Eden'in kabul ettirmek istediği pek yakın bu­lunmaktadır.

Hariciye Vekâletindeki görüşmeleri müteakiben hotel Mantignon'daki öğ­le yemeğinde ve ondan sonraki gö­rüşmelerde, ele alman, mevzu bilhas­sa meselenin bu veçhesini teşkil et­miştir. Anlaşıldığına göre M. Eden Almanya Nato teşkilâtına alın­ması hususunda İsrar etmiştir. Men-des-France ise Avrupa birliği fikrinin ve Almanya'nın yeniden silâhlanmasinin yapılacak tadilatla 1948 ta­rihli Bruxelles muahedesi çerçevesi ö.anilinde halledilmesini istemiştir.

Birleşik Amerika Hariciye Vekili M. Foster Dulles'm Bonn ve Londra'ya seyahati bu görüşmeler sırasında ba­his mevzuu edilmemiştir. Ancak, mu­hataplar bu seyahatin tazammun et­tiği hususları istidlal etmiştir. M. Eden'm teklif ettiği ve altı memleketin kabul edeceği hal tarzına Birleşik Amerika'nın muvafakat edeceği her ne kadar muhakkak ise de meselenin hey'eti umumiyesini Bruxelles paktı dahilinde halledilecek bir tesfiye tar­zı Birleşik Amerika'yı kenarda bırak­mış olacaklar ve işte Birleşik Ameri­kanın Almanya'yı Nato'ya kabul et­tirmek hususundaki İsrarda bundan ileri gelmekteydi.

Pariste bir hal tarzına varılamıyacak olursa, bugün Bonn'da bulunacak o-lan M. Dulles'm İngiliz Hariciye Ve­kili tarafından vaki teşebbüsün akim kalmış olmasından sonra meseleye ne gibi hal tarzları bulunabileceğini Al­man Eaşvekilile birlikte mütalâa et­mesi mümkündür.

Bazı haberlere göre M. Mendes France Birleşik Amerika Hariciye Ve­kiline kendisiyle görüşmek arzusun­da bulunduğunu bildirmiştim. M. 'Dulles'm seyahat plânını değiştirerek Paris'egelmesişüpheligörülmekte

dir. Bu itibarla bazı müşahitler ya­rın Londra'da üçlü bir toplantının ya­pılmasını ihtimalden uzak bulma­maktadırlar.

Her ne olursa olsun mütehassıslar bu sabah toplantılarına devam edecek­lerdir. M. Eden'le M. Mendes-France arasındaki görüşmelerin neticesi de ancak öğleden sonra anlaşılabilecek­tir.

16 Eylül 1954

 

—Paris :

Amerika Ayan Meclisi Dışişleri Ko­misyonu Başkanı Alexander Wiley, Amerikan kulübünde veridği öğle ye­meği sırasında bir konuşma yaparak Avrupanm ne Fransasız ne de Almanyasızsavunulamıyacağınıbelirtmiştir.

C. E. D. tasarısının reddedinin bu ta­sarının gayelerine dokunmadığı, sade-bu gayelere götürecek metodları he­def tuttuğu yolundaki görüşünü bir defa tekrarlıyan Wiley, Avrupalı dev­let adamları ile yaptığı görüşmeler sonunda, Nato üyesi olmıyan diğer kuvvetler arasında tesirli bir işbirliği yolunda anlaşmaya mevcut olduğuna kanaat getirdiğini söylemiştir.

Şimdiki durumun birleşik Amerika tarafından anlayışla hareket edilmesi­ni gerektirdiğine işaret eden Wiley, Amerikalıların çoğunun Batı Alman­ya hür dünyanın savunmasında maddî bakımdan faydalı olmadıkça Avru­pa'ya toplu bir yardımda bulunmanın Amerikanın Millî menfaatleri ile bir ilgisi olmadığı kanaatini taşıdıkların: belirtmiştir.

—Paris :

Yetkili çevrelerde Mendes-France ile Anthony Eden'in takip olunan gayele­re varmak için Brüksel antlaşması mekanizmasını örnek olarak almak hususunda tamamen mutabık kaldık­larıbevanedilmekteve ikidevlet

adamının görüşmelerinin gayet müsa­it bir hava içinde cereyan ettiği ilâ­ve olunmaktadır.

Bu arada îngüiz devlet adamının Fransanm siyasî meselelerine karşı gösterdiği anlayışlılık takdirle karşı­lanmaktadır. Anlaşıldığına göre şu esas noktalar hususunda tam bir mu­tabakata varılmıştır.

1—Atlantik camiası, Batı müdafaa­sının esasıdır.

— İngilterenin tam iştirakiyle Av­rupa birliğinin tahakkuk ettirilmesi takip edilen hedeflerden biridir.

—C. E. D. tasarıyla takip edilmekteolan gayelerin tahakkukunaesas ola­rakBrükselantlaşmasıalınmalıdır.
C.E.D. nin bankça iki kusurumilletler ûstü bir mahiyet taşıması ve Irfgilterenin buna atnmasıyd:.

Şimdi derpiş olunan hal çaresinin bu müşkülleri bertaraf ettiği belirtil­mektedir. Almanyanm Nato'ya alın­ması mevzuunda isa başvekil Mendres France'm bu meseleye daha önce temas ettiği ve bazı şartlar koşmuş ol­duğu hatırlatılmaktadır.

17 Eylül 1954

Bu beyanattan sonra Dulles Churchillin öğle yemeğinde bulunmak üzere otomobille hava alanından ayrılmış­tır.

— Londra :

Eden - Duîles görüşmesini müteakip-aşağıdaki resmî tebliğ yayınlanmış­tır:

"John Foster Dulles ile Anthony Eden, C. E. D. antlaşmasının Fransız Millî Meclisi tarafından reddini mü­teakip husule gelen durumla ilgili o-iarak Avrupada yaptıkları son seya­hatlerin ışığı altında 17" eylül günü Londrada görüş teatisinde bulunmuş­lardır.

İki Vekil süratle harekete geçmek lüzumu üzerinde mutab:k kalmışlar­dır. Vekiller, Alman federal Cumhu­riyetini tam bir eşitlik esasına daya­narak Batılı devletler arasına katmak için en iyi çarenin ne olacağını tet­kik maksadiyle bir hazırlık konferan­sının bir an Önce toplanmasına taraf­tar olduklarını beyan etmişlerdir.»

19 Eylül 1954


 


Amerika Dışişleri Vekili John Foster Duliss 10.55 de Londra hava alanına gelmiştir.

Dulles

Gazetecilereverdiğidemect: şöyle demiştir:

«Avrupa savunma topluluğu tasarısı­nın başarısızlığa uğraması ile hem at-lantik hem de Avrupa topluluğu cid­dî bir durum karşısında bulunuyor­lar. Avrupa savunma topluluğu (C. E. D.) daima daha kuvvetli bir Nato için esas telâkki edilmiştir.

Biz Amerikalılar bu meseleye bir hal çaresi bulmak üzere Eden'in sarfettiği gayretler kaşşısmda büyük bir hayranlık duymaktayız. Buraya Eden­in yaptığı temasların neticelerini ve

— Nevars :

Başvekil Mendes-France nutkunun dış politika bölümüne devamla şöy­le demiştir:

Alman meselesi artık daha belirli bir şekilde ele alınmıştır. Bu mevzudaki sorulara ilk cevabımız Fransa ile Al­manya arasında kesin bir uzlaşma yo­lunda samimî bir arzu ve iradenin te­sisine taraftar olduğumuzu bildirmek Fransız - Alman uzlaşması Avrupa'­nın siyasî istikrarını ve iktisadî ve-sosyal gelişmesinin şartlarından biridir.»

Eden ile yaptığı görüşmelerde Fran­sız ve İngiliz görüşlerinin ne birbirin­den uzak ne de uzlaşmaz bir durumda olmadığım belirten Başvekil Fransa hükümetinin bu hususta bazı karar­lar aldığını ve bunların ilgili milletle­re bildirdiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Yarın Strasbourg'da Avrupa konse­yi toplantısında daha etraflı izahat vereceğim. Fakat Fransa içinde ve dışında herkesin şimdiden şunu bil­mesini istiyorum ki askerî meseleler, Avrupa dâvasının sadece bir yüzünü, teşkil ediyor. Bunlar bizim nazarımız­da dâvanın en önemli tarafı değildir..

Mendes-France. bundan sonra, Fran­sa ile Almanya arasında devamlı bir anlavıs-n tam mânasiyle gerçekleşme­si için. başbasa görüşlerden daha baş­ka şevlere ihtiyaç olduğunu söyle­miş ve Avruna birlisinin çok daha ge­niş tutulması, komu diğer memle­ketleri de içine alması gerektiğine işa­retederek şöyle demiştir:

Bu birlik yalnız kıtava münhasır ka­lırsa kendisinden ayrılmak istemedi­ğimiz îngilterevi içine almaz. C. E. D. tasarısına itirazların çoğu bunun bizi Almanva'ya yaklaştırdığı nisbette İn­giltere'den uzaklaştırması etrafında toplanıyordu. Birincisini ne kadar is­tiyorsak, ikincisini de o kadar istemi­yoruz. İngiltere'nin Avrupa'nın inşa­sına katılması bu hareketin başarılı olmasıiçin gerekli bir âmildir.»

22 Eylül 1954

 

— Londra :

İngiltere İsçi Partisi icra komitesi bu­gün bir takrir kabul etmiştir. Gelecek hafta Scarborough'da toplanacak olan parti kongresine sunulması kararlaş­tırılan takririn metni aşağıdadır.

C. E. D. Tasarısının Fransa tarafın­dan reddedilmesi keyfiyeti karşısında işçi partisi kongresi Almanya'yı ba­rış ve hürriyet içinde görme arzusunu bir kere daha belirtir ve batılı' dev­letlerin Sovyet Rusya ile bu memle­ket Doğu Almanya'da serbest müsa­ade ettiği andan itibaren müzakere­lere girişmeye kazır olmalarını arzu eder.

Kongre C. E. D. tasarısının reddini ba­tılı devletlerin yeni bir siyaset takibi zarureti karşısında bıraktığına kani­dir.

Millî icra komitesi, diğer Avrupa sos­yalist partileri ile aşağıdaki esaslara dayanan müşterek bir siyaset takibi içinistişarelerdebulunacaktır.

—Alman demokrasisinin kendikendiniidareyemuhtedir olduğunutanıma? ve BatıAlmanyanınişgali­
ne son vermek.

— Batı Almanya'nınkollektif gü­venlik sistemine girebilmesiiçin en elverişli hal çaresiniaraştırmakve bunun Birleşmiş Milletlerprensiple­rine bağlıkalmasınave Almanmili tarizmini yenidencanlandırmamasına dikkat etmek.

S — Hür seçimler esasına dayanarak Almanyanın birleştirilmesini temin etmek üzere Sovyetler Birliğini buna sevkedecekgayretlersarfetmek.

— Roma :

Amerika D. îtleri Vekil Yardımcısı Robert Murphy'nin İtalyan devlet adam-lariyle müzakereleri, İtalyan Dışişleri Vekili Gaetano ile dün akşam yaptığı konuşmaları müteakip sona ermiştir. Bu müzakereler hakkında hiçbir teb­liğ yaymlanmıyacaktır.

Yetkili çevreler, sadece Amerikan devlet adamının Mario Scelba ve di­ğer İtalyan id ar ec ileriyle yaptığı gö­rüşmelerde Trieste meselesine de te­mas ettiğini kaydetmekle yetinmek­tedir.

Bu mesele üzerindeki müzakerelerin vardığı neticeye dair Murphy olduk­ça iyimser görünmüştür ve Amerikan gazetecilerine veridği beyanatta, Yu­goslav ve İtalyan muhataplarının umakul» davrandıklarını, hür Trieste topraklarının iki bölgesini ayıran hu­dut hattına dair elan müzakere edilen son noktaya dabundan böyle büyük bir mâni nazariyle bakılamıyaca-ğîm söylemiştir.

Demek oluyor ki teknisyenlerin vazi­fesi bitmiş telâkki edilebilir. Nitekim yarı resmî bir yorumcu (Stamoa) ga­zetesinde, «Şimdi söz politikacılara aittir» demiştir. Ayni yorumcu su mütalâada bulunmuştur. Şimdiki du­rumda, nihaî karar, askıda kalmış, su veya bu nokta üzerindeki diplomatik istiharelerin muvaffakiyetinden ziva.de, anlaşmayı imzalamak veya imzalama­mak "hususundaki umumi mahiyetteki mülâhazalara bağlıdır.»

Bu beyanat, yanlış veya doğru ola­rak edinilen şu intibaı kuvvetlendir­mektedir:İtalyanidarîçevreleri,hür Triesîe toprakları meselesinin hallini şimdilik tacil arzusunda değillerdir. Bu da. birçok müşahidin kanaatince, milletlerarası durumun şimdiki mer­halesinde, C. E. D. tasarısının reddin­den sonra hâdiselerin alacağı sekli bek lemenin tercih edilmesinden ileri gel­mektedir. Filhakika Roma hükümeti­nin siyaseti bu antlaşmaya dayanıyor­du ve onun ortadan yok olması, me­sul çîvreleri güç duruma düşürmüş­tür. Diğer taraftan Belgrad'a gitme­den önce B o n n' d a n geçen ve bundansonraParis'egidecek olan Murphi. Roma'dan ayrılırken duru­mun inkisafiyle ilgili diğer messlelari de nazarı itibara alacaktır. Binaenaleyh Scelba Hükümetinin, anlaşmaya imza­sını atmadan önce biraz beklemek is­temesi haklı görülür.

— Paris :

Fransız Başvekili Mendes-France'm Strazbourg'da söylemiş olduğu nutuk­ta ileri sürdüğü plân ilgililerce umu­miyetle müsbet karşılanmıştır. Hattâ bazı kimseler Fransız plânının bir müzakere zemini çerçevesini aştığına da kanidirler.

Filhakika Fransız, Başvekili, yalnız Almanya'nın silâhlanması ile ilgili fi­kirler beyan etmekle iktifa etmemiş, ayni zamanda hakikî bir Avrupa ve "hakikî bir Avrupa birliği için gereken i esbabıda- zikretmiştir.Mendes France bu bahiste bilhassa meselenin ikti­sadî veçhesi üzerinde durmuştur ki, bu veçhenin İhmali ile ele alınacak her plân akamete mahkûm görülmekte­dir.

Simdi öyle anlaşrlıyor ki. Bruxelles Paktına iştirak eden 7 memleketten başka diğer bazı memleketler de Fransız tezini desteklemektedirler. Bu husus memnuniyetle kaydedili­yor. Çünkü ileri sürülen plân ne ka­dar genişlerse elbette ki o kadar fay­dalı ve sağlam olacaktır. Bu zaviye­den bilhassa mareşal Tito'nun pazar cünü söylemiş olduğu nutukta Yugos­lav basınında intişar eden yazılar ele aiınmakts ve bunların Fransız tezi­ni destekler mahiyette olduğu belir­tilmektedir.

Federal Batı-Almanya'nm reaksiyo­nuna çelince. Bonn' da hâkim olan. kanaat şudur: Fransa şimdi Almanya meselesini Avrupai bir hal tarzı için­de mütalâa etmek kararını vermiş­tir. Mendes-France'm ileri sürdüğü si­lâhlanma i^ini kontrol edecek merkezi komite fikri de ilgililerce kabul edil­mesine hi? bir mâni bulunmayan bir tr-san teşkil etmiştir.

Her ne kadar şimdi Batı-Almanyanm Nato kapısına kadar gelip orada kal­dığına dair bir intiba mevcut ise de, Almsnva'nm evvelâ Avrupa ölçüsün­de silahlanmayı kontrol edecek bir tevekküle girdikten sonra Nato'ya işti­rakine bir mâni görülmemektedir. Bu itibarla Almanya Başvekili Konrad Adenauer. Londra'ya hiç de menfi o-larak vasıflandırılamıyacak bir zihni­yetle gidecek demektir.

Yalnız Adenauer'in Londra'da Ameri­kan murahhaslarının takındıkları tav­rın tesiri altında kalması ihtimali de varit görülüyor. Gerçekten, Vaşingtonun, Fransız plânına karşı göstermiş olduğu reaksiyon, bu plânın tetkik edilmekte olduğuna dair verilen be­yanattan ibaret kalmıştır. Bu beya­nat ışığında yine de bazı endişelerin, belirdiğine şahit olunuyor. Fransa ta­rafından ileri sürülen plânın Ameri­kalıları biraz üzdüğü anlaşılmaktadır. Filhakika bu plân Almanya meselesi­ni Nato haricinde ve Avrupa çerçevesi dahilinde halletmeğe matuf sayıl­maktadır. Bu itibarla Amerikalıların Londra konferansında, Almanya'nın doğrudan doğruya esas itibariyle üye­lerinin silâhlanmasını azamî hadde çıkarmaya matuf bulunan bu teşkilâ­tın yani Nato'nun Almanya'yı da aşırı bir silahlanmaya sevketmesinden korkmaktadırlar ki, bu husus şimdilik Amerikalıları lakayt bırakır gibidir.

Londra'da hâkim olan kanaat ise Fransız ve İngiiiz tezlerinin gayri kabili telif olmadığı merkezindedir. Bununla beraber şimdilik, müşkülât doğurması ihtimali bulunan bir mese­le halledilmemiştir. O da İngiltere'­nin Avrupa işlerine iştirak derecesi­dir. Mamafih konferansın kararlaştı­rılması haddizatında, fikirlerin yak­laşmış olduğunu gösteriyor demekte­dir. İlgili hükümetlerin bir kısmı şimdi Almanya meselesi hakkında Fransa'­nın ileri süreceği nihaî plânın kaba hatlarını bilmektedirler. Bununla be­raber Londra Konferansından evvel Fransız hükümetinin bu plânı açıkla­ması mevzuubahs değildir. Mendes-France ancak Londrada Brüksel pak­tı çerçevesi içinde hazırlamış olduğu teferruatlı tasarıyı ilgililerin ıttılaına arzedecektir.

25 Eylül 1954

 

— Washington ;

Birleşik Amerika Hariciye Vekili John Foster Dulies, Avrupa Müdafaa ordu­su tasarısının akim kalmasından son-la, Batı Avrupa'nın kollektif güvenli­ği programının yeniden gözden geçi­rilmesini istemiş ve demiştir ki:

«Amerikalılar bugün geri dönerek infiradçılık siyasetinden fayda umul-mıyacağım idrak etmişlerdir.

Bundan başka biz, güvenlik ve beka­mızı mantıki olmıyan ve samimiyet­ten uzak programlara istinad ettire-roiyeceğimizi biliyoruz.

İngiltere ve Fransa hükümetlerinin yenitekliflerüzerinde durduklarını öğrenmekten memnunuz.

Birleşik Amerika yeni tekliflerin Av­rupa devletleri tarafından yapılması­nı beklemektedir. Bu itibarlar hususi teklifler hazırlanmamıştır.

28 Eylül 1954

 

— Scarborough :

Clment Attlee bu sabah işçi kongresi. önünde .en kısa nutuklarından birini. söylemiştir. İşçi lider bu nutkunda bilhassa Almanya'nın Batı savunması­na iştirakinin reddedilmesi halinin do­ğuracağı menfi tesirler üzerinde dur­muştur.

Attlee önce Almanya'nın birleştiril­mesi, fakat bunun komünist hakimi­yeti altında cereyan etmemesi gerek­tiğinibelirtmiştir.

Fransa'nın C. E. D. tasarısını reddet­mesi bahsinde, Attlee, bu memleketin başlangıçta şimdi reddetmiş olduğu tasarının De Gaulle'cülerle komünist­lerin teşkil ettiği bir koalisyon tara­fından bertaraf edilmiş olduğuna işa­ret etmiştir.

İşçi liderin belirttiğine göre, eğer iş­çi partisi başa geçecek olursa Alman--yanm silâhlanmasına muhalif bir po­litika takibetmiyecektir. Almanyanm silahlanmasının reddi İngiliz temsilci­lerinin batılı devletlerle ve hatta Rus­ya ile yapacakları görüşmelerde elle­rini bağlamak demek olacaktır. Al­manya'nın batı savunmasına iştiraki Sovyet Rusya ile Alman birliği mev­zuunda yapılacak müzakere imkânla­rını ortadan kaldırmıyacaktır. Alman­ya'nın bölünmüş halde bulunmasına batılılar değil, Sovyetler sebep olmuş­tur.

Nutkunun sonunda, Clement Attlee, Almanya'nın silâhlanması meselesini, kabul edecek ve yakında kesinleşecek, .olan kararın daha sonraki görüşmeler üzerinde faydalı tesirleri olacağını be­lirtmiş ve sözleirne şunları ilâve et­miştir:

Avrupa kıtasındaki Sopyalistpartilerle işbirliği yaparak Almanyanm or- tak savunmaya katılması için yeni bir yolbulmayaçalışmalıyız.Almanya' mnsilâhlanmasınıreddetmektama- men menii bir hareket olur.

Almanyalı müdafaa Yazan : A. E. Yalman

4/DC/954 tarihli (Vatan)dan:

Zavallı Fransa, bir taraftan iç siyaseti­ne ait anarşinin zebunu, diğer taraf­tan sinsi Sovyet oyunlarının kurbanı­dır. Fransanm Almanyaya karşı bes­lediği 'korku, bir perde ve bahane di­ye kullanılarak, gizli eller, Fransayı meçhul akıbetlere doğru sürüklüyor­lar, ayni zamanda da hür dünyanın müşterek müdafaasını baltalamağa uğraşıyorlar.

Hür dünya tesanüdünde beraber olan her insan, buna kan ağlarken ve her­kes derde sür'atle deva ararken İstan­bul'da çıkan ve menfi ve yıkıcı mesleği ile malûm olan bir sabah gazetesi, bize Fransanm halini bir örnek diye göster­meğe kalkışıyor. Ona bakılırsa, bütün bu işler olup biterken, Fransaad hiç kimse bir diğerini komünist ajanlığı ile ithama kalkışmayormuş, herkes birbiri nin fikrine saygı gösteriyormuş, hâttâ komünist mebuslardan on kişi, ekseri­yetten ayrılmış, reylerini Avrupa ordu­sunun lehinde kullanmış. Bizde ise şu­nun bunun kanaatine uymayan her ha­reket, komünistlik diye damga yiyor­muş...

Bu gazete, Fransadaki bozgunculuk ve gaflet manzarasını bize bir zafer, bir örnek diye göstermekle zaten ru­hunun içyüzü ne olduğunu belli etmiş tir. Fransadaki keşmekeş içinde kim­senin kimse ile uğraşmağa ne vakti, ne hali vardır. Medeniyet tarihinde ni ee başarıları kaydedilmiş olan çok me ziyetli Fransız milleti, bugün baş dön­dürücü bir sukut içindedir. İrtişa me­yilleri, Fransız siyasî hayatının ke­miğine kadar işlemiş, olağan bir man­zara almıştır. Nereden gelirs.e gelsin, para kabul etmek ve kanaatini sat­mak; Fransız gazetelerinden çoğunun hazin bir an'anesidir. Böyle bir manzara karşısında hayranlık duymak vts Fransanm halini bize örnek diye gös­termek için ne tıynette olmak icap et­liğini kavramak güç değildir. Şunu da^ ;iâve edelim ki Fransız komünist me­buslarından ıonu, Avrupa ordusunun lshinde rey kullanmışlarsa, bunu, hür~ bir kanaate sahip olduklarının bir bs-lirtisi diye değil, umumî oyunu gizle­mek için Moskovadan öyle emir al­dıklarının bir alâmeti diy.e kabul et­mek lâzımdır.

İşin esasına gelelim: Fransa, şekil iti­bariyle Avrupa ordusuna girmeği ka­bul etsin, etmesin, bu ordunun bir kıy met peydaetmesiiçinmutlakaAl­nı anyayıiçinealması lâzımdır. Moskovayıharpyoliyledünyayahâkim olmak fikrinden vazgeçirecek, iki cepheli bir Avrupa müdafaa sistemi, gar' bî Avrupa cephesinde mutlaka Alman yayadayanmalıdır.GjarbîAlmanya bir takımmenfaathesaplarıyla ve kısa vadeli ve çok yanlış politika görüşleriyleMoskovayakarşıyatıştı­rıcı bir siyaset takip ettiğini ve kendi kendini silâhla müdafaa fikrini bir ta. rafa bıraktığımbir an için tasavvur edelim, Avrupamüdafaasınıntemeli yok olmuş olur. Amerika, infirat va­ziyetindekendibaşınınçaresine bak mak ve dünyayı kurtarma fikrini bir tarafa bırakmak vaziyetinedüşer, Moskova,bunupekiyibildiğiiçin­dir ki müşterekemniyet fikrini yıkmağa, AvrupamüdafaasınıAlmanya-şizbırakmağavarkuvvetiyle çalışıyor.

Fransaistesin,istemesin, Ajlmanya dünya yüzünde birinci derecedebir' kudret rolünüoynamağanamzettir. 1945deharabeler arasındasürünen, 1946dailkkımıldanmaistidatlarını gösteren Alman milleti, sekiz yıl için­de sırf azmi,iradesi,çalışmabilgisi sayesinde öyleeserler yaratmıştır ki, bu kadar başarıyı ve bunların dana­da gelişecek şekillerini, asayişsiz birdünyada silâhla müdafaa ihtiyacından vareste göremez. Bilhassa yanıbaşmda tepeden tırnağa kadar silâhlı, hiç bir sözüne güvenilmez Moskof barbar lığı pusuda her fırsatı kollarken.

Almanyanın Avrupa müdafaasına iş­tiraki için elbette bir yol bulunacak­tır, fakat bu esnada Fransa birinci sı­nıf devlet rolüne veda edecek, Birin­ci Cihan Harbinden evvelki Belçika haline inmeğe yüztutacaktır.

Çok acı çeken Fransız milletinin Al­man militarizminden korkması hak-Ei2 değildir. Fransa buna karşı elbet­te deva aramak ihtiyacmdadır. Fakat keşfettiği devalar, Prusya militarizmi ni, umumiyetle her türlü militarizmi ortadan kaldıracak bir mahiyet tagı-mayor, yeniden hortlatmak 'inadının bir ifadesini teşkil ediyor.

1918 de Almanya mağlûp olmuş, mili­tarizme karşı nefret eder bir hale gel­mişti. Fransa bundan istifade ederek müşterek bir Avrupa ve dünya ordu­su fikrine sarılacak ve hiç bir nevi militarizme yer bırakmamağa çalışa­cak yerde, silâhsız Almanyalım karşı­sında silâhlandı, askerî ittifaklar kur­du, Almaıayada bir Hitler'in iş başına gelmesi ve İkinci Cihan Harbinin ha­zırlanması için ne mümkünse yaptı. İ-kinci Cihan Harbinden sonra da tec­rübeden ders alamadı, kendisi için bir can kurtaran olacak olan müşterek emniyet sistemini baltalamağa koyuldu.

Fransa bütün hızıyle intihar yolunda­dır. Bakalım, bir yerde tutunup ken­dini toplayabilecek mi? Bugün için hür dünyanın düşüneceği şey, bu in­tihar teşebbüsünün yarattığı boşluğu, Almanyailedoldurmaktanibarettir.

Tarihe karışan proje

Yazan: NadirNadi

6/IX/954 tarihli (Cumhuriyet)ten:

Bir Avrupa ordusu kurulması sfilkri, ilk defa olarak, 1949 yılında sayın Churchill tarafından ortaya atılmışti. BatıAvrupa milletlerinin birleşmesi tezini savunan Sir Winston, bu müşterek ordu fikrini o sıralarda belki de bir felsefe oyunu diye kullan inak istiyordu. Bir yıl sonra, Kore har bi patlak verdiği zaman, Birleşik Amerika, Batı Almanyanın silahlandı­rılması lüzumuna kuvvetls inanma­ğa başladı. Yoksa, hür dünyayı komü­nizme karşı savunmak imkânsız bir hal alıyordu. İşte bunun üzerine Fran sızlar Sir Winston'un yarı fantezik. yarı felsefeli projesini ele alarak işle­diler. Made : ki Alman ordusunu ih­ya etmekten başka çare yoktu, hiç ol­mazsa öteki orduların kalabalığı için­de bunu bir zapt-ü rapt altına alma­lı idi. Yetmiş yıl boyunca üç defa Al­man işgaline uğrrıyan Fransa naza-iında bağımsız bir Alman ordusu, en aşağı komünizm kadar büyük bir teh­like sayılıyordu. Fransanm bu haklı kaygusunu Birleşik Amerika anlayış­la karşıladı. Adına Pleven Plânı ' de­nilen 'Avrupa savunma birliği tasarı­sı ele alındı. 1950 yazından 1952 baha-rina gelinceyedek tasan üzerinde eni­ne boyuna çalışıldı. Nihayet 1952 yılı mayıs ayının 27 nci günü proje Paris- . te imzalandı. Parlâmentoların tasdi­kinden sonra yürürlüğe girmesi gere­ken bu anlaşmaya göre kurulacak Al­man birlikleri Avrupa savunma birliği emrine verilecek, savunma birliği de Nato teşkilâtının bir parçası olarak Batı dünyasının hizmetinde çalışacak­tı. Böylelikle hem Alman kuvvetlerin­den faydalanmak imkânı düşünülüyor, hem de Almanyanın ileride Batıya kar­şı yeniden bir belâ kesilmesi ihtimal­leri Önlenmek isteniyordu. Anlaşmayı imzalıyan altı devletten dördü (Alman ya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg} tasdik muamelesini parlamentoların­dan geçirerek tamamladılar. Bir İtalya ile Fransa kalmıştı. Bilhassa bu sonun­cu devletin tereddütleri gitgide üzücü bir hal alıyordu. Hükümetler düşüp kalkıyor ve her yeni gelen hükümet bir takım değiştirge önergeleriyle işi savsaklamağa çalışıyordu. Nihayet şim­diki Başbakan Mendes France, işin da­ha fazla sürüncemede kalmağa taham­mülü olmadığını gördüğü için andlaşmayı meclise sunmadan önce Brüksele giderek öteki imzacı devletlerle son bir pazarlığa girişti. Fransızların ileri sürdüğüteklifler ortaklar tarafından


Avrupa savunma birliği sisteminin ruh ve manasına fazla aykırı görüldü ve Brükselde bir anlaşmaya varılamadı. Bunun üzerine hükümet de kendi var­lığını ortaya koymaksızm andlaşmayı Meclisin tasdikma sundu, "ister kabul, ister reddediniz, ben karışınıyorum dedi.

İşte, fikir olarak ele almışından dört ve imza merasiminden de iki yıl üç ay sonra Fransız Meclisinin reddi ile ta­rihe karışan Avrupa savunma birliği projesinin kısaca hikâyesi bundan iba­rettir.

Bu neticenin, her şeyden önce Ruslar hesabına büyük bir zafer sayılması ge­rektiği söyleniyor. Rus propaganda kaynaklarının ve saym Molotov'un son aylar zarfmad tasdik muamelesini Fran sız Meclisinde boğmak uğruna harca­dıkları gayretlere bakılırsa bu iddiaya hak vermemek güçtür. Avrupadaki sa­vunma teşkilâtının ciddî bir şekilde kuvvetlenmesi elbette Rusyayi üzecek, daha doğrusu Rus hayallerini büyük ölçüde kırmağa yarıyacaktır. Bununla beraber, Batı Avrupayı kolay yutulur "bir lokma olmaktan kurtaracak biricik tedbir de savunma birliğini bu sekli ile kurmaktan ibaret olmasa gerektir. Almanyanm ifade ettiği maddî ve ma­nevî kuvvetleri su veya bu şekilde Ba­tı savunmasına yarar bir hale getirmek daima mümkündür. Bu hususta bir iki değil, sekiz on türlü proje yapılabilir, tatbik de edilebilir.

Bence, Avrupa savunma birliği ma­cerasında Rusların asıl büyük kazancı, ara yerde kaynayıp giden dört koca yıldır. Rusya, kafasında bir takım he­sapları olan ve bunları birer birer yü­rütmek için zamana şiddetle ihtiyaç duyan bir devlettir. 1936 yılında dün­yaya hayretten küçük dilini yutturacak bir pişkinlikle Hitler'e kucağını açan Stalin, bu hareketi ile sadece iki yıl (belki o kadar "bile değil) kazanmıştı. Fakat bu iki yıl sonradan Rusyamn Alman ordularına başarı ile mukave­met etmesine yetmiş ve nihayet Berline kadar yürümesine imkân sağla­mıştı. Rusya o zaman samimî olarak harp istemiyen bir devlet olsa idi, Hit­ler'e el uzatıp onu kışkırtacak yerde Batıdemokrasileriyleanlaşır, böylece İkinci Cihan Harbi ya hiç olmaz, ya da hür milletler elbirliği ile daha kısa yoldan zafere ulaşırlardı.

Avrupa ordusu hikâyesi bu sefer Rus-yaya dört yıl, dört koca yıl kazandır­mıştır. Bu müddet içinde Rusya atom. silâhlarını geliştirme imkânını bulmuş, hidrojen bombaları imâline bile başla­mıştır. Zamanın karşı taraf hesabına işlediğine hiç şüphe yoktur. Aradaki mesafeyi korumak istiyenler her alan­da insan üstü bir gayret harcamak zo­runda bulunduklarını .unutmamalıdır­lar.

Kör sokak Yazan : Nadir Nadi

9/9/1954 tarihli (Cumhuriyet)ten:

Dört yıllık müzakereler, projeler, karşı projeler, değiştirgeler, andlaşmalar, ek andlaşmalar, tasdikler ve tehirler­den sonra nihayet bir politika iflâs et­miştir. Bu politikaya göre Batı savun­ma sistemini kuvvetlendirmek için Al­man ordusunu yeniden kurmak ve Al­manya bağımsızlığını tanımak gereki­yordu. Fakat Öyle bir ordu ve Öyle bir bağımsızlık ki. Almanya, ileride Fran­sa hesabına bir tehlike teşkil edemelî, Doğuda kaybettiği topraklarını silâh gücü ile geri almağa heveslene-rnemeli, bir gün Nazizmin hortlaması­na imkân verememeli, kendi silâhlarını kendi ordusuna kendi kumanda ede­memeli idi. Bu kadar çok şarta bağlı bir bağımsızlığı Batı Almanya hükümeti nasıl ve ne maksadla benimsiyordu? Avrupa savunma birliği aleyhtarlarına bakılır­ca, Başbakan Adenauer ileri sürülen şeklin bir intikal rejiminden başka bir şey olamıyacağmı biliyordu. Ne kadar sıkı kayıdlar altında tutulmak istense, komutası yabancı generallerin kontrouna bırakılsa da, bir defa Alman bir­likleri kuruldu mu, büyük Alman or­dusunun temeli atılmış demekti. Artık o temelin üzerine yapıyı kuruvermek, millî orduya tam manasiyle hâkim ol­mak ve politik fırsatlar gerektirdiği za­man Batı savunma sistemine tekmeyi itip dünya sahnesinde bildiğini oku-mağa kalkışmak işten bile sayılmazdı.

Avrupa savunma birliğini istemiyen Fransızlar, Avrupa ordusu çerçevesi içinde böyle bir akıbetin önlenemiyeceğini iddia ediyorlardı. Bunlar iddia larım Fransız Meclisine kabul ettire­rek dört yıldır üzerinde çalışılan çet­refil bir politikayı iflâsa sürüklediler.

Şimdi ne olacaktır? Batı Almanyanm iyi niyetlerine inanmadıkça bu devlet hür milletler cephesine taze bir kuv­vet kaynağı olarak nasıl alınacaktır? Şüphesiz gene bir takım kayıdli şartlı formüller ortaya sürülecek, bunlar üzerinde tartışmalar açılmak istenec&k, şayed Birleşik Amerika yanaşırsa, po­litikacılar arasında toplantılar başlıyacak, ara yerde kıymetli vakitler kay­bedilecek, aylar ve belki de yıllar böy­lece geçip gidecektir.

Artık gülünç bir hal alan bu çıkmazın içinden Batı dünyası bir ân önce kur­tulmağa bakmalıdır. Yoksa gittikçe ce­sareti artan komünist emellerine bir sed çekmek, dünyayı barışa kavuştur­mak ümidleri yıldan yıla azalacak, o kadar korkulan harb bir gün bir olup bitti halinde kendiliğinden patlak ve­recektir.

Çıkmazdan kurtulmanın tek çaresi de sözde ara bulucu kombinezonları pe­şinde koşmaktan vazgeçip realiteyi ol­duğu gibi görmek, bunu da karşı tara­ta açıkça anlatmak lâzımdır. Alman­yanm birleşmek ve bağımsızlığına ka­vuşmak istemesi meşru bir haktır. Hiç bir sebep ve bahane ile bu hakkı Al-manyaya reddetmeğe imkân yoktur. Yalnız Doğu Almanya'nın değil, İkinci Cihan Harbi sonunda Rus işgaline uğ-rıyan bütün milletlerin bağımsızlıkla­rına kavuşmaları zarurîdir. Dünyanın selâmeti bu şarta bağlıdır. Doğu ile Ba­tı arasında temelli bir barış ancak bu. şartla kurulabilir. Sovyet Rusyaya bu­nu aç:kça anlatmalıdır. Prensip üzerin­de mutabık kalınırsa, anlaşmanın şek-iine ve tatbikına aid öteki meseleleri kısa zamanda çözmemek için hiç bir sebep yoktur. Silâhlar azaltılır, Atlan­tik Paktı lâğvedilir, yahud Rusya da bu pakta girer, atom enerjisi beraber­ce kontrol altına alınır, karşılıklı gü­venliği arttırmak uğruna ne gerekiyor­sa yapılır. Yok eğer Rusya birinci şarta yanaş­mak istemiyorsa, o zaman ne şekilde olursa olsun Batı dünyasını kuvvetlen­dirmek, alabildiğine kuvvetlendirmek, dakika kaybetmeksizin kuvvetlendir­mek lâzımdır. Gevşeklikleri ve bencil kayguları tarihaffetmiyecektir.

4 Eylül 1954

 

—Londra :

ingiltere, Dışişleri Anthony Eden'in faniladaki Seato konferansını mühim-semediği hakkındaki ithamları katiyet le reddetmiştir. Dışişleri Vekâleti söz­cüleri bu hususta şunları söylemekte­dirler :

Maniladaki görüşmelere iştirak ede­memesinden hiç kimse Anthony Eden kadar müteessir değildir. Eden'in Lon-drada kalması Fransız Meclisinin Av­rupa buhranı muvacehesinde Eden'in meydana gelen durum yüzünden ol­muştur. İngiltere, Güney-Doğu Asya müdafaa ittifakına büyük önsm ver­mektedir. Konferansda İngiltereyi tem­sil edecek olan Lord Reading, hükü­metin bütün yetkisini haizdir. Son Av­rupa buhranı muvacehesinde Eden'in Avrupada kalmasının daha lüzumlu ol­duğu neticesine varılmıştır.»

—Manilla :

Birleşik Amerika - Filipinler karşılık­lı müdafaa anlaşması için yapılan mü­zakereler sona ermiş ve netice bir res­mî tebliğ ile bildirilmiştir.

Neşredilen resmî tebliğe göre, Birle­şik Amerika. Filipinlerin hava ve de­niz kuvvetlerini arttırmasına yardım edecek, dış ticaret ve döviz meselele­rini halledecek ve bi rsivil müdafaa sis temi kurulmasına çalışacaktır.

—Manilla :

Birleşik Amerika Hariciye Vekili John Foster Dulles, bugün Filipinler - Ame­rika müdafaa paktı konseyine yaptığı hitabede, Filipinler taarruza uğradığı takdirde Amerikan silâhlı kuvvetleri­nin derhal harekete geçeceğini bildir­miştir.

6 Eylül 1954

—Manilİa :

Güney Doğu Asya Güvenlik Konfe­ransına iştirak eden delegeler, bölgeyi müdafaa için askerî bir ittifaka ihtiyaç olduğunu kabul etmişlerdir.

"Diğer taraftan delegeler, bölgenin ik­tisadi ve içtimaî bakımlardan kalkın­dırılması lüzumuna da işaret etmişler­dir.

—Manilla :

Filipin Başvekili ve Dışişleri Vekili Carlos Garcia. Foster Dulles'in teklifi üzerine oy birliğiyle konferansa başkan seçilmiştir.

—Manilla :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles Güney-Doğu Asya teş­kilâtı (Seato) konferansının bu sabah­ki açılış oturumunda şunları söylemiş­tir : Manilla'ya GüneyDoğu Asya için kolektif bir savunma anlaşması tesis etmek üzere geldik. Birleşmiş Milletler Anayasasına dayanarak ve prensiple­rine bağlı kalarak hareket etmekteyiz ve yaptıklarımız hiçbir millete karşı yöneltilmiş değildir. Birleşik Amerika­nın Güney Doğu Asya ile arazi bakı­mından doğrudan doğruya hiçbir ilgisi yoktur. Bununla beraber bu bölge halki ile kaderlerimizin müşterek olduğu­nu hissediyoruz.

Müşterek bir tehlike bizi tehdit etmek­tedir. Bu, milletlerarası komünizm ve onun doymak bilmeyen ihtirasıdır. Bi­liyoruz ki, komünizm, hangi bölgede başarı elde ederse, meselâ Hindicinde olduğu gibi, bununla asla yetinmemek­te, her yeni ele geçirdiği bölgeyi bir di­ğerine karşı sıçrama tahtası gibi kul­lanmaktadır. İşte bundan dolayı her-birimiz kendi bölgemizin dışında olup bitenlerle ilgilenmek zorundayız. Teh­like birçok şekillerde kendini belli ede­bilir. Bunlardan biri de doğrudan doğ­ruya silâhla tecavüzdür. Buna karşı büyük bir tedbir alabiliriz, yani antlaş ma ile belirtilecek sınırlar içinde kalan bölgeye herhangi bir tecavüz vuku bu­lursa buna kuvvetli ve müşterek bir mukabelede bulunulacağını açıkça ilân ederek tehlikeyi azaltabiliriz.»

Dulles, sözlerine şunları da ilâve et­miştir :

Antlaşmanın şamil olduğu bölge İçin­de bulunan bazı memleketler konfe­ransta temsil edilmiyorlar. Bunlar ara­sında Kamboç, Laos ve Vietnam var­dır. Fakat bu memleketler halkı ve hükümetleri kendilerini burada manen mevcut farzetmemizi temenni ediyor­lar ve ben bu memleketlerin güvenli­ğini de teminat altına alabilecek du­rumda olduğumuzu sanıyorum. Daha sonra antlaşmaya dahil olmak istiyecek memleketler vardır. Bu hususun da gözönünde bulundurulacağını ve antlaşmaya başka memleketlerin de dahil olmasını sağlıyabilecek bir mad­de konulacağını ümid etmekteyim.»

Bundan sonra sömürgecilik meselesi­ne geçen Dulles şöyle devam etmiştir:

Ele aldığımız meselenin bir başka yü­zü daha var ki, bunu daima hatırda tutmamız icabediyor: Asya halkının sömürgecilikten kurtulma arzulan. Ko­münizm daima «milliyetçilik» mefhu­munu araya sokarak bu milletler üze­rinde önce bir kontrol teminine çalışı­yor ve sonra da milliyetçiliğin tama-rr.en zıddı olan emperyalizmi onlara kabul ettiriyor. Komünist tehlikesine karşı gayret sarfediyoruz, fakat Batılı devletler bu gayret sarfetme sırasında Batıda sömürgeciliği devam ettirenle­rin hisselerini de daima gözönünde bu­lundurmalıdır. Güney-Doğu Asya mil­letlerinin bağımsızlıklarını daha tesirli oır hale koymıya ve kendilerine bunu geliştirip koruyacak imkânlar vermi-y.e çalıştığımızı açıkça göstermeliyiz. Ancak bu şekilde Doğu ile Batı haki­ki bir arkadaşlık zihniyeti içinde işbir­liği yapabilirler.»

Konferans arifesinde beliren görüş ay­rılıklarına da temas eden Foster Dul­les, şöyle demiştir:

'Bunda bizi .endişeye düşürecek hiçbir şey yoktur. Başlangıçtaki görüş ayrı­lıklarının bizi sonunda çok manalı bir anlaşmaya götüreceğinden şüphe etmi­yorum.

— Manilla :

İngiliz Başdelegesi Lord Reading, bu sabah Manilla konferansının açılış cel­sesinde şu konuşmayı yapmıştır:

«Cenevre konferansı Hindicini harbi­ne son vermiştir. Manilla konferansı­nın gayesi ise Cenevre'de yapılan feda­kârlıklara hür dünyanın ikinci bir de­fa tahammülü olmadığını ilân etmek­tir. Mütecaviz, bu konferansa iştirak eden devletlerin hür kalmak azminde olduklarını bilmelidir.

Konferansa iştirak eden ve etmeyen hür dünya milletlerinin, dünyanın bu bölgesinde faal bir müdafaa sistami teşkil etmekteki gayemizi anladıkları­nı ümid ederiz. İttifakımız tecavüzî de­ğil, tedafüidir. Gayemiz, sulh içinde yaşamak ve komşularımızın birbirleri ile dost geçindiklerini görmektir.

İngiltere hükümeti, Güney-Doğu Asya ve Pasifik milletlerinin sulh ve huzur içinde yaşamaları ve iktisadî ve içti­maî sahalarda gelişmelerine imkân ve­recek bir andlaşma yapmak arzusun­dadır.

Heyetimiz, düşünce, enerji ve ümidini bu gayede teksif edecektir.

— Manilla :

Başkan M. Gsaysay. bu sabah, Güney-Doğu Asya müdafaası için toplanan Manilla konferansını eç:s söyle demiştir :

«Bu toplantımız tecavüzî hiçbir mak­sat gütmemektedir. Tecavüzü püskürt­mek için müştereken girişeceğimiz en iyi hareket tarzını tespit etnick üzsre bugün burada toplanmış bulunuyoruz. Hiç şüphe yok ki, tecavüzü, silâh kuv­veti dahil bütün vasıtalarla durdurma­ya hazır olduğumuz takdirde, püskür­tebiliriz.

Bugünkü atom devrinde, hür dünya ile komünist dünyanın barış içinde bera­ber yaşamaları tezi hiç şüphesiz gayet caziptir. Fakat bu beraber yaşama ne şekilde olacaktır? Hayat tarzları birbi­rinden çok farklı olmakla beraber ba­rışçı bir işbirliği içinde yaşayan hür milletlerin beraber yaşama şekli mi, yoksa komünistlerin teklif ettiği ve nur yaşayışımızı sistemli bir şekilde yıkmak irin bütün vasıtalara boyun eğmek mânasına gelen şekil mi? Ken­di kendimizi sukutu hayale uğratma-malıyız. Gayretlerimizi gevşetirsek za­yıf düşeriz ve bu takdirde komünist dünyasiyle beraber yaşama, kurt ile kuzunun bir arada yaşamasına benzer.

Konferansın vazifesi hür dünyanın tsh likeye maruz kesimlerinde tesirli bir müdafaa sistemi kurmaktır. Asya ba­rışı ve hür dünyanın hürriyeti, pekâla bu konferansın muvaffakiyetine bağlı olabilir.

Biz barış istiyoruz, zira harp felâket­lerinden çok çektik. Fakat hürriyet aş­kımız harp korkumuzdan çok daha "kuvvetlidir.«

— Manilla :

Seato konferansının bugün öğleden sonraki gizli oturumundan sonra aşa­ğıdaki tebliğ neşredilmiştir:

Manilla konferansı toplantısına 14.30 dan itibaren gizli olarak devanı etmiş ve Güney-Doğu Asya kollektif savunma paktı tasarısı üzerinde çalış­ma grubunun verdiği raporu incele­miştir. Müzakereler sırasında bir gaye birliği hasıl olmuş ve antlaşmaya alın­ması istenen teklifler üzerinde yapılan görüşmelerde önemli ilerlemeler kay­dedilmiştir. Konferansçalınmalarına7eylülsalı günü saat 9.30 da gizli olarak devam edilecektir.

7 Eylül 1954

 

— Londra :

Hindistan'ın Birleşmiş Milletlerdekî daimi delegesi ve Başvekil Nehru'nun hususî temsilcisi Krişna Menon bugün Londra'daki Hint gazetecileri birliği tarafından şerefine verilen ziyafette söylediği nutukta şöyle, demiştir:

"Yeni Delhi hükümetinin kanaatince, Hindicini ortak devletlerinin S. E. A. T. O. Paktına katılmaları Cenevre'de aktolunan mütareke anlaşmasının ru­huna aykırı olacaktır. Bu paktı ayni bölgede bulunan memleketlere iki gru­ba ayrılmak neticesini doğuracaktır.»

8 Eylül 1954

 

— Manilla :

Ssx ewsj.eato konferansının kapanış oturu­munda söz alan Amerika Dışişleri Ve­kili Foster ç:Dulles şöyle demiştir:

Güney Doğu Asyada bir güvenlik sistemi tesisi yolunda büyük bir adım atmış olduk. Hükümetim bundan duy­duğu memnunluğu açıkça ifade etmek­tedir.

Başkan Eisenhower 16 nisan 1953 ta­rihli nutkunda Güney-Doğu Asyada. komünist tehdidine karşı bir birlik ku­rulması fikrini ortaya atmıştı. Ben de aynı mevzuu 29 mart 1954 tarihli nut­kumda ele almıştım.Bu paktı tam bir hukukî gerçek hali­ne getirmek için daha bazı esaslı ted­birlere ihtiyaç vardır. Burada yaptığı­mız toplantılar bu durumu kuvvetlen­dirmeğe yarıyacaktır. Bize sadece bu antlaşmanın kelimeleri değil, bu keli­melerin arkasındaki fedakârlık zihni­yeti ve azim gereklidir.Kindiçinî hakkındaki Cenevre konfe­ransı ile ayni zamanda bu bölgede ko­münistlerin şiddetli bir askerî faaliye devam etti. Burada temasta bulundu­ğumuz günlerde, çok yakınlarımızda komünist askerî faaliyetinin ve pro­pagandasının arttığını gördük. Hiç şüphe yoktur ki, hürriyete düşman o-Janların başlıca hedefi, daha önce de olduğu gibi, Güney - Doğu Asyadır. Ya doğrudan doğruya tecavüz veya kışkırtıcı usullerle karışıklığa sebep olarak harekete geçtikleri zaman biz­leri daha kolaylıkla altedilebilir bir durumda bulmak ümidi ile aramızdaki birliği bozmıya çalışıyorlar. Eğer bu hareketlerinin birliği bozmaktan çok kolaylaştırdığını açıkça görecek olur­larsa belki de muhtemel mütecavizler usullerinı değiştirebilirler. Antlaşmaya dahil olanların hepsinin de ayrı ayrı belirttiği gibi, bu hiçbir hükümet veya millete karşı yoreitilmiş bir hareket değildir. Sadee" ten-likeye, h^r tecavüz tehlikesine karşı yö­neltilmiştir.Müşterek faaliyetimizi kuvvetlendiren bu antlaşmanın her türlü tecavüzü önliyeceğini ümid edi­yoruz.

— Manilla :

Seato Konferansının beşinci oturumu, 15 dakika ara verildikten sonra Gmt. ayariyle saat 4.51 de bitmiştir.

Sekiz Vekil, Hindicini hakkındaki pro­tokolü oy birliğiyle kabul etmişlerdir.

Yetkili bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Filipinler tarafından teklif edi-ien ve ayrı bir beyanname olarak ka­bul edilen «Pasifik şartı» bugün öğle­den sonra yapılacak gizli oturumda parafe edilecektir.

Bu şartta şu hususlar teyit edilmekte­dir :

— Milletlerin kendi kendilerine ka­rar verme ve bağımsız bir hükümete sahipolmahaklarınındesteklenmesi,

— Güney-Doğu Asya'da bütünsa­halarda milletlerarası işbirliğinin arzu edilmesi,

— Güney-Doğu Asya ve Güney-Bati Pasitifteki bağımsız devletlerin hür­riyet ve toprak bütünlüğüne karşı ya­pılacak yıkıcı teşebbüsleri Önlemek için gerekli harekete girişmek hususun­da karar verilmesi.

— Manillâ :

Seato konferansında kollektif güven­lik antlaşması imzalandı.

9 Eylül 1954

 

— Paris :

Tass Ajansı, Şanghay mahreçli bir ha­berinde, Seato antlaşmasını ilk defa yorumlayarak şöyle demektedir:

8 eylülde Manillâ'da, 8 devlet temsil­cileri arasında, Güney-Doğu Asya kol-iektif müdafaa paktı ismi verilen fa­kat hakikatte Asya milletlerine karşı tevcih edilmiş askerî bir ittifak olan antlaşma imzalanmıştır.

Bu antlaşmaya göre, imzacı devletler birbirlerini destekliyecek ve karşılıklı olarak askerî kuvvetlerini arttıracak­lardır. Antlaşma metninde komünist tehdidi zikredilmemişse de, Amerika temsilcisi, paktın bu tehdide karşı ol­duğunu tasrih etmiştir.

Pakta ek protokolde, paktın Kamboç, Laos ve Vietnam'ı da içine aldığı be­lirtilmektedir ki bu, Cenevre anlaşma­larına aykırıdır.

14 Eylül 1954

 

— Paris :

Moskova radyosu bu akşam Sovyetler Birliği Dışişleri Vekâletinin Manillâ konferansı hakkındaki bir demecini yayınlamıştır. Vekâlet bu demecinde S. E. A. T. O paktına itiraz etmekte ve bunu Tecavüz gayesi güden yeni bir askerî topluluk diye vasıflandırmak­tadır.

Kemoy savaşı Yazan: M. Topalak

7/IX/954 tarihli (Zafer) den:

Amerika Hariciye Vekili Foster Dulles'm, Güney-Doğu Asya konferansına iştirak etmek üzere Manilla'ya geldiği gündenheri komünist Çin bataryaları, Milliyetçi Çin'in elinde buluann Ke­moy adasını bombardıman ediyorlar. Komünistler, Formoza'ya tecavüz vâ­ki olduğu takdirde 7 nci Amerikan fi­losunun adayı koruyacağına dair Baş­kan Eîsenhower'i teyiden beyanatta bulunmuş olan Amerikan Hariciye Ve­kilinin sözlerine, bu bombardımanla â-deta cevap vermektedirler.

Filhakika, Amerikan devlet adamları­mın beyanları Formoza'ya münhasır­adır ve Kemoy adasının, 7 nci Amerikan filosuna verilen vazife hudutları dahi­linde bulunup bulunmadığı henüz bi­linmiyor, fakat, Formoza'nın etrafını çevreleyen adalardan biri olan ve n-uhtemel komünist tecavüzüne karşı İleri karakol vazifesi görecek olan Ke-moy'un bu suretle biteviye dövülmesi ve bu arada iki Amerikan subayının da ölmesi, Komünist Çinlilerin, Formoza hakkındaki tehditlerini fiiliyata dökmeğe hazırlandıkları intibaını ver­in ektedir.

Gerçekten, geçen ay Komünist Çin Ha­riciye Vekili Şu En Lai'nin, Formoza'-yı «Kurtarma» mn şimdi Pekin rejimi için ilk hedeflerden biri haline geldiği­ni söylemek ve bütün dünyaya yay­mak suretiyle Formoza'ya savurduğu tehdit tahakkuk edecekse, Kemoy ada­sının bombardıman edilmesini bu yol­da ilk hazırlık hareketlerinden saymak mümkündür. Zira bir çıkarma ve isti­lâ için bol malzeme ve vasıtaya malik bulunnladığı zannedilen Komünist Çin için doğrudan doğruya Formoza'ya hü­cum etmeden evvel, ada ile kıt'a sahil­leri arasında bir nevi emniyet hattı teşkil eden bu takım adamları birer birer elde etmek ve buradan nihaî ta­arruza hazırlanmak elbette ki daha el­verişli bir hareketşekliolacaktır.

Lâkin, Kemoy'un bombalanması ve bu suretle Formoza meselesinin bugün ilk plâna getirilişi, elbette ki, sadece askerî mülâhazaların neticesi değildir.

Pekin rejiminin, bütün diktatörlükler gibi, dahilî tasaları v.e güçlükleri dai­ma haricî meseleler delaletiyle unut­turmağa, örtülemeğeihtiyacı vardır.

Feodalite hayatından sıyrılarak yepye­ni bir rjime ayak uydurmağa çalışan kitleleri uyanık tutmak için müşahhas tehlikelere, hedefler ve vaad ihti­yaç vardır. Kore savası mütareke ile lîisbî bir istikrara girip Hindiçinî'de de keza muvakkatan da olsa muhasa­mat durunca, Komünist Çin idarecile­rinin demagoji kaynakları da kuruma­ğa yüz tutmuştur. Şimdi yeni prestij vesileleri, halk için yeni güçlükler, ko­münist rejim için yeni fedakârlıklar ve «Kahramanlıklar» icat etmek gerek­mektedir.

Bundan başka, Komünist Çin idareci­leri kadar halkın da az çok, Çin etra­fındaki ablukanın devam ettiğini ve daha da daralmak istidadını gösterdi­ğini bildiğine şüphe yoktur. Pekin, bu ablukadan, milletlerarası sahada Şikâyetle bahsederken, dahilde de, bu­nun pek yakında kırılacağı ve Çin'in, en kısa zamanda cenup denizlerine i-neceği hususunda vaadlerde bulunul­duğu da şüphesizdir. Bu itibarla, Formoza'nın şimdi yine birinci plâna ge­tirilmesi dahilî siyasetin bu mülâha-zalariyle de ilgili olmak gerekir. Bakat Kem oy'un bombardımanını, dolayısiyle Formoza üzerindeki tehdidin sivrilmesini izah için ne askerî mülâ­hazalarınnede Çin'indahilîsiyaset zaruretlerinin kâfi olmadığı ve işin e-sasıni Şu En Lai'nin dış politikasının hedeflerinde aramak lâzım geldiği şüp­hesizdir. Formoza'nm Milliyetçi Çin'in bir kalesi halinde idamesi ve müdafaa­mı, yahut da aksine, bu adanın terke­dilmişi,İngiltere ile Amerika arasın­daki görüş ayrılıklarının en mühimle­rindenbirini teşkil ettiği malûmdur. Şu En Lai'nin bunu istismar etmekten "bir an fariğ olmadığı da müteaddit ve­silelerle görülmüştür. Çin Hariciye Ve­kili bu yolda, daha Cenevre'de ilk par­tiyi kazandığına kanidir. Şimdi İngiliz İşçi Partisinden bir heyet Çin'i ziya­retinden faydalanarak İngiltere'nin gözleri parlak ümitlerle kamaştırıldığı ve daha mühimi komünizme karşı ko­yacak paktı hazırlamak üzere Manilla konferansının toplandığı şu sırada, Çinlilerin, Amerika ile İngiltere ara­sındaki bu görüş ayrılığını had safha­ya getirmeyi ümit etmelerinden tabiî bir şey olamaz. Bunun için de Formo­za meselesini top, tüfek sesiyle konfe­rans masas:na atmak elbette ki, en uy­gun şekildir. Bütün bu siyasî mülâhazalardan baş­ka, Kemoy'un bombardımaniyle Ko­münist Çin'in pratik sahada da bazı ölçüler aradığı söylenebilir. Amerika'­nın Formoza'yı mutlaka müdafaa et­mek azim ve kararma inandığı müd­detçe Çin'in ciddî bir harekete geçme­si beklenemez. Kemoy'un bombardı­manı, davet edeceği reaksiyonla, Ame-Tİka'nm bu kararının ciddiyet derecesi hakkında Çinlilere bir fikir de vere­cektir.

Güney-Doğu Asya Paktı Yazan: Ö. S. Coşar

10/EK/954 tarihli (Cumhuriyet) ten:

Filipinlerde Manilla şehrinde toplan olan sekiz memleketin temsileile, hayret uyandıran bir süratle Güney-Doğu Asya müdafaa paktını (SEATO) hazırlamaya, imzalamaya muvaffak ol­dular.

Yalnız şurası kaydedilmelidir ki, böy­le bir hedefe acele varılması için yapı­lan karşılıklı tavizler, bu müdafaa pak­tını Nato evsafında olmaktan uzaklaştırmıştır. Paktın hükümleri arasında, âkid devletlerden birine tecavüz edildi­ği takdirde diğerlerinin otomatik şekilde silâhlı müdahalede bulunacakla­rına dair bir kayıt mevcut değildir.

Manilla konferansına iştirak eden dev­letlerden bazıları Formoza için geniş bir harbe katılmak niyetinde olmadık­larını izhar etmişlerdi. Bu sebepledir İni, Milliyetçi Çin bu pakta iştirak et­mediği gibi Formoza adası da SEATO andlaşmasmm müdafaa hudutları da­hilinde gösterilmemiştir. İngiliz müs­temlekesi Hong Kong da aynı şekilde müşterek müdafaa hattı dışında tutul­muştur.

Diğer taraftan andlaşmada tecavüz Komünist tecavüzü olarak tasrih edilmemiştir. Birleşik Amerika bu hu­susta ısrar etmemiştir.Bu yolda bir karar alınmasında muhtelif sebepler rol oynamıştır. Bu arada Pakistan, kendisine yalnız komünistlerin değil, fakat Hindistanm da tecavüz edebile­ceğini belirtmiş, umumî mahiyette bir tecavüz nazarı itibara alınarak mu­kabil tedbirlerin gözönünde tutulma­sını talep etmiştir.

Manilla andlaşması, esas hedefe giden yolda atılmış bir adımdır. Bu yolda i-lerlemsys devam edildiği, müsbet mü­dafaa plânları üzerinde durulduğu takdirdedir ki, ana gayeye ulaşmak mümkün olacaktır. Ancak o zaman, Güney-Doğu Asyada komünist yayıl­masına çizilen sınırı muhafaza etmek imkân dahilinde bulunacaktır.

Paktm, iktisadî ve sosyal yardımla alâkalı 3 üncü maddesi, bu bölgedeki memleketlerin komünizmle mücadele­lerinde belki de en kat'î rolü oynıya-caktır. Bu sahada alınacak tedbirler yeni paktın kâğıt üzerinde kalıp kalmıyacağmı tâyin edecektir. Ancak o zaman, SEATO dün başlayan ve önü-müzr.eki günlerde şiddetlenmesi bek­lenen hücumlara göğüs gerebilecek, yı­kı Imıy a çaktır. Rusya ve Komünist Çin, yeni andlaşmayi malûm şekilde itham etmişler­dir; Fakat Hindistandan gelen tenkid-îer bilhassa manidardır. Hind Başba­kanına göre Nato gibi yeni Güney-Do­ğu Asya /paktı da «Sömürgeciliği koru­yan bir teşekkülnüş, zarar getire­cekmiş, karışıklıklar yaratacakmış! Nehru'ya bakılacak olursa, Güney-Do ğu paktı, Asyalı olmıyan devletler ta­rafından meyadna getirilmiş ve bu memleketler, himaye edilmek istemiyen ve bunu açıkça ilân eden diğer ba­zı memleketleri himaye etmek gayesiy­le bir araya geliyorlarmış!

Hind Başbakanının bir taraftan Natc ya yersizhücumları,diğer taraftan Güney-Doğu Asya paktı ile ilgili ter kidleriyakındagideceği Pekinde ko­münistler tarafından parlak bir şekil­deistikbaledilmesinisağlıyacaktır. Bundan emin olabilir.

Güney-Doğu Asya Faktı Yazan: A. Kılıç ll/9/1954 tarihli (Vatan)dan:

Manilla'da üç gün süren konferans ne­ticesinde 8 memleketin temsilcileri Güney-Doğu Asya paktını (S. E. A. T. O.) imzaladılar. Zaman azdı, çok zıt görüşleri telif etmek gerekiyordu: Ne­ticede karşılıklı tavizler verildi. Bu­nun için de Güney-Doğu Asya paktı, Kuzey Atlantik paktı kadar bile mü­essir bir pakt olmadı.

Bağlıca eksiklik: İmzalayan memle­ketlerden birisine bir tecavüz vâki ol­duğu takdirde, diğerlerinin otomatik olarak yardıma koşacakları belirtilmemiştir.Böyle bir halde taraflar istişa­relerde bulunacaklar ve kendi anaya­salarının gösterdiği usullere göre bir karara varacaklardır.

Bundan başka (Daha metin elimize-geçmedi, ajans havadislerine bakarak söylüyoruz), mahallî harplerin (Kore ve Hindicini gibi) tecavüz addedilme­mesi, Formoza ve Hong-Kong'un pakt-sahasma dahil edilmemesi de aridlaş-mayı zayıflaştıran şeylerdir.

Tabiî en mühim eksiklik, başlıca Asya memleketlerinin (HindÜstan, Birman­ya ve Endonezya gibi) pakta katılma­mış olmalarıdır. Bu memleketler, bil­hassa Hindistan, bilâkis pakta karşı cephe almışlardır. Nehru paktı «Sö­mürgeciliği koruyan» bir teşekkül o-Inrak tavsif etmiştir. Aşikârdır ki, bü­tün Asya memleketlerini içine alma­yan ve sahası tahdit edilmiş bir pakt, bu haliyle pek tesirli olamaz. İşin as­lına bakılırsa, Asya milletleri Batıya £Üphe ve kinle baktıkları müddetçe, bu eksiklik de tamir edilemez.

Bütün eksikliklerine rağmen Güney-Doğu Asya paktına bir adım, bir te­mel taşı olduğu da muhakkaktır. Esa­sen paktı hazırlıyanlar da realitenin farkındadırlar ve kendilerini mükem­mel bir şey yaptıklarını zannederek aldatmıyorlar, «Bir adım attık» diyor­lar.

Paktın sahası içine alınmayan Formo­za ne olacak? Bu dolaylarda, yine pak­ta girmeyen, «Mahallî savaşlar» dan birisinin başlaması yakm gibi.

Anlaşılan bu savaş da bir Asya veya dünya harbine s.ebep olmadan, kıyıda kö?ede devam edecek. Üçüncü dünya. harbi galiba farkında olmadan, mahalî savaşlarla başladı, mahallî savaşlar­la devam edecek...

S Eylül 1954

 

— Londra :

Geçenlerde Kıbns'ı ziyaret etmiş olan İngiliz iççi mebusu Tom Criberg'in sualine verdiği cevapta. Makarios şöy­le demiştir:

«Kıbrıs Yunanistan'a ilhak edildiği taikdirde, İngiltere ile Yunanistan her ikisi de Nato'ya üye olduğuna göre,askerî tesisler meselesi müttefikler arasında karşılıklı bir anlaşma ile hal­ledilir.

Yunanistan'ın Birleşmiş Milletlere mü­racaatı neticeye varırsa varsın.Kıbrıs'ın Yunan halkı mücadeleye devamı azmîndedir.

Kıbrıs meselesinin bir müstemleke meselesi olmadığına işaret eden Ma­karios sözlerine şöyle son vermiştir:

Her türlü anayasa şeklini, onu takip edecek şartlar ne olursa olsun, prensip İtibariyle reddediyoruz. Adanın Yu­nanistan'averilmesininyegânahal çaresi olduğu kanaatindeyiz teklemek için "bütün güçleri ile çalış­malarım tavsiye etmiş ve demiştir ki: «Dünya kiliseler konseyinin Kıbrıs meselesini ittifakla desteklemesi bü­yük ehemmiyet taşımaktadır.

Bu mesele, dünya kiliselerinin hürri­yet ve adalet mefhumları karşısında faal olduklarını ispat etmişlerdir. Kıb­rıs halkının istiklâle kavuşması mese­lesinin Önemli bir dâva olduğu, dünya ruhanî liderleri tarafından tasdik edil­miştir.

Bu dâvan'n dünya kiliseler konseyin­de, İrigiliz kiliseleri tarafından da des­teklenmiş olması ayrı bir ehemmiyeti haizdir. Bu, bize İngiliz milletinin, hak ve adalet mefhumu karşısında vicda­nın sssine hürmet etmekte olduğunu göstermektedir.

Halen Kıbrıs'ta müstemlekecilik zih­niyeti ve siyasî bir görüşün sebep ol­duğu hâdiseler geçicidir. Bunların ar­kasında kuvvetini vicdandan alan bir hak ve adalet mefhumu mevcuttur.



S Eylül 1954

 

— New-York :

Yunanistan'ın Birleşmiş Milletlerdeki delegesi Christian Palamas, bütün dünya hristiyanlarmı Kıbrıs'ın İngiliz hâ­kimiyetinden kurtularak hürriyete ka­vuşması için yardıma davet etmiştir.

Dün Birleşmiş Milletler genel merke­binde bir beyanname neşreden Pala-mas, Kıbrıs meselesi ile ilgili memle­ketlerdeki kiliselerin bu meseleyi Başvekil Adnan Menderes Anadolu şu beyanatta bulunmuştur:

Kıbrıs meselesi hakkında miting akdi için mütemadi müracaatlar karşısında­yız. Hattâ hükümet, mitingler akdi ve siyasî teşebbüslere geçilmesi hususun­da haftalardanberi geniş ve şiddetli bîr tazyikaltındabulundurulmaktadır.

ıBu cümleden olmak üzere, İzmirin kur tuluş yıldönümü olan 9 eylül tarihin­de ve yüzbinlerin iştiraki ile İzmirde miting yapılmak üzere gayretler sari olundu.

9 eylülün kudsi mânasının, herhangi bir siyasî buhran sebebi İle istismar e-dilmesini tecviz etmek, millî vicdanı rencide eder kanaatindeyiz. Çünkü, 9 eylül Türkün Anadoluda hür ve müs­takil olarak bekasını kafi teminat altına alan bir büyük zaferdir ve kanaa­timizce bu zafer, herhangi bir millete veya devlete karşı kazanılmış olmak­tan ziyade tarihî hâdiselerin milleti­miz ve memleketimiz aleyhine asırlar­ca devam eden akışına son veren mu­azzam bir tarihî zafer ve hâdise ola­rak- mânalandırılmak ve bu mânada kutlanmak icap eder.

İzmirin ve Türk vatanının istilâdan i-.urtuluşu tarihinin, yıldönümü olan 9 eylülde ve İzmirde miting yapılması hususunda hükümetimizin kat'i reddi karşısında şimdi 10 eylül tarihinde ve yine İzmirde ayni mitingin yapılması­na karar verilmiş olduğunu resmî ma­kamlara yapılan müracaatlardan öğ­renmiş bulunuyoruz. Bu vaziyet kar­şısında hükümet görüşünü umumî ef­kâra olduğu gibi açıklamak mecburi­yetini hissetmekteyiz.

13k önce şurasını kaydetmek icap eder ki, muhtelif teşekküller ve vatandaş toplulukları tarafından Kıbrıs mesele­si etrafında büyük bir hassasiyet gös­terilmektedir. Bu hassasiyeti en ya­kın komşumuz, dostumuz ve müttefi­kimiz Yunanistanda hesapsızca yapı­lan bir takım gösterişli teşebbüslerle, gürültülü mitinglerin tahrik ettiğine şüphe yoktur ve bir mukabsle bilmi-siT olarak mütalâa edildiği takdirde bizdeki miting yapmak teşebbüsleri­nin haklı olmadığım iddia etmeğe de imkân yoktur. Fakat dost ve müttefik memlekette vukua gelen bu hareket­leri, şayet hatalı buluyorsak, ayni ha­tayı irtikâp etmeğe kendimizi mahkûm saymamız asla doğru olamaz.

Dünyanın bu karışık ve çok tehlikeli devrinde hür milletler cephesinin kar­şısında bulunduğu bir çok müşküller vardır ki, bunlar, maalesef cephemi­zin çok zaruri olan siyasî vahdetini ko­rumamıza mâni teşkil etmektedir. Hal böyle iken, bir de bu bakımdan çok hatalı ve hattâ tehlikeli bir harekete imtisal eder gibi, bizim de bir takım hareketlere girişmemiz ve hür milletler camiasının esasen ağır olan müş-killerine bir yenisini ilâve etmemiz an­cak ve ancak milletlerin hürriyet ve istiklâllerine kasdetmekte olanları sevindirebilir.

Biz, Kıbrıs meselesinde, din kisvesine bürünen, sanki millî .emelleri tahakkuk ettirmek gayesini güder gibi görünen bir hareketin hakikî mânasının dost ve müttefik Yunanistanda da ergeç takdir edileceğine kani bulunuyoruz.

Bize gelince, daha dün imzaladığımız-üçlü Balkan ittifakının, bugünün v.e yarının hakikî zaruretlerine tekabül etmekte olduğu kanaatini daima mu­hafaza edeceğiz ve bundan asla nadim değiliz. Sonra, hükümet, hâdiseleri, çok yakından takip etmekte ve.nıillt m eni a a ti erimiz olduğu kadar sulh,, hürriyet ve milletlerin istiklâli gayele­rini savunan cephemizin müşterek, menfaatlerini bir an gözden uzak tut­mamaktadır. Ayni zamanda hükümet., hiç bir hâdise karşısında aciz hisset­memektedir.

İşte bu mülâhazalarla Kıbrıs meselesi üzerinde başkalarından beğenmediği­miz tahriklere benzer hareketlerin. memleketimizde yapılmasını hükümet olarak millî menfaatlere aykırı gör­mekte ve bu suretle bu gibi mitingle­rin aktini kat'i surette men etmek ka­rarındayız. Hükümet olarak buna ka­nunî hakkımız olduğu gibi, miting akti hususunda teşebbüs eden herhangi bir cemiyetin böyle bir talep ve teşebbüs­te bulunmağa hakkı olmadığını da bi­liyoruz. Bütün cemiyetlerin harekât-ve 'faaliyetleri cemiyetler kanunu hü­kümleri dairesinde cereyan etmek i-câp eder.

Siyasî partilerden başka cemiyetlerin nizamnamelerinde gösterilen kuruluş maksatlarının dışında siyasetle iştigal etmeleri iss, kanuna aykırı hareket teşkil eder. Hükümet kanuna aykırı. her hareketi olduğu gibi, bu teşebbü­sü de önleyecektir.

— Lefkoşe :

Kıbrıs Baş Piskoposu Makarios Birleş­miş Milletlerde Kıbrıs müzakerelerine iştirak etmek üzere yarın New-York'a hareket edecektir. Makarios, genel kurula Kıbrıs mese­lesi hakkında malûmat vereceğini ve karar verilinceye kadar New-York'ta kalacağını söylemiştir. Selâhiyetli kimseler tarafından davet edildiği takdirde genel kurula hitabe­ce bulunacağını bildiren Makarios şunları söylemiştir:

Düşmanlarımızın birçok delegeler üzerinde tesir icra etmeye çalıştıklarına biliyor vebunu küçümsemiyorum. Bununla beraber,dâvamızın, Birleş­miş Milletler hükümleri çerçevesinde bağımsızlık istemekten ibaret olduğu­na muhaliflerimizi dahi ikna edeceği­mizden ümitvarız.

Adalet yerini buluncaya kadar, yani Yunanistanla birleşinceye kadar, mü­cadeleye devam edeceğiz.

«Şimdiye kadar mücadelemizi sulh yo­lundan yürüttük, fakat İngiltere'nin takındığı tavır bundan sonraki hare­ketlerimizde mücadelenin nevini de­ğiştirmemize yol açabilir.»

İngiltere'nin Kıbrıs için hazırladığı yeni anayasa hakkında fikri sorulan Makarios şöyle cevap vermiştir:

Seçimleri boykot edeceğiz, zira, eğer Kıbrıs komünistleri seçimlere iştirak ederlerse vaziyet milliyetçiler için utanç verici mahiyet alacaktır. Bunun­la beraber komünistlerle mücadele yo­lunu- bulacağız. İngiltere Kibrisin Yunanistana ilhakına mâni olduğu tak­dirde dâvayı halletmek için tek çare plebisittir.

10 Eylül 1954

 

— San Francisco :

Yunanistan eski Hariciye Vekili Geor-ge Melas ve bir mebus, Kıbrıs'ın Yu­nanistan'a ilhakı dâvasına taraftar zoplamak üzere dün buraya gelmişler­dir.

Papagos hükümetini temsil eden iki devlet adamı, «Birleşmiş Milletler ge­nel kurulunda Birleşik Amerika ve diğer hür devletler, Kıbrıs'ın Yunanistan'a verilmesi talebim desteklemiye-ceık olurlarsa komünistlere mükemmel bir fırsat vermiş olacaklardır.» ihtarın­da bulunmuşlardır.

Yunan devlet adamlarının bildirdikle­rine göre, Yunanistan dâvasını şu yön­den müdafaa edecektir;

Yunanistan bir Nato üyesi olarak Kıbrıs'ta müşterek müdafaa için lü­zumlu askerî üs ve tesislerin kurulma­sına müsaade edecektir.

Şayet İngiltere adayı vermemekte İs­rar ederse, düşman bir muhitte kal­mış olacak, binaenaleyh adanın üs olarak değeri azalacaktır.»

 

20 Eylül 1954

 

— Londra :

Kıbrıs'tan buraya gelen bir Türk he­yeti bugün burada yaptığı bir basın toplantısında, Enosis, yani Kıbrıs ada_ smın Yunanistan'a ilhakı komünist blokunun mütecaviz maksatları için bir atlama taşı olacaktır demiş ve şun­ları ilâve etmiştir.

"Ekseriyet, yani 380.000 Kıbrıs Yu­nanlısının yüzde sekseni Moskovadan idare edilen' ve gayet iyi teşkilâtlan­dırılmış bir komünist camiasına men­suptur.»

Faiz Kaymak Midhat Berberoğlu ve Ahmet Zain'den mürekkep Kıbrıs Türkleri heyeti Birleşmiş Milletler a-samblesine iştirak etmek üzere per­şembe günü buradan ayrılacaklardır. Asamblede Yunanlıların iddialarına cevap vermek mevzuunda İngiliz mu­rahhas heyeti ile işbirliğinde buluna­caklardır.

Heyet, Enosis iddiasiyle mücadelede Amerikan murahhas heyetinin muza­heretine mazhar olacağı kanaatinde­dir.

21 Eylül 1954

 

— New-York :

Yunan Hariciye Vekili M. Stefan Stefanopulos Birleşmiş Milletler Genel Ku rulımda Kıbrıs Adası için yapılacak raizakereler sırasında Yunan heyetine başkanlık etmek üzere dün Atina'dan uçakla buraya gelmiştir.

Kendisini Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî murahhası M. Kristiyan Palamas, Yunan Harici­ye Vekâleti Umumî Kâtibi M. Aleksis Kiyru ve Yunanistan'ın New-York Baş­konsolosu M. Kristofer Akselos karşı­lamışlardır.

22 Eylül 1954

 

—New-York :

İngiltere Devlet Vekili ve Birleşmiş Milletler genel kurulunda İngiliz he­yeti başkanı Sehvyn Lloyd bu sabah New-York'a gelmiştir.

Gazetecilere verdiği beyanatta vekil,Kıbrıs meselesinin gündeme alınması­na heyetinin itiraz edeceğini, bu me­sele üzerinde Birleşmiş Milletlerin bir karar hakkına sahip olmadığını söyle­miştir. Ayrıca, Kıbrıs meselesinin mü­nakaşasının dost ve müttefik memle­ketleri birbirinden ayıracağını ve hür dünya cephesini zayıflatacağını ilâve etmiştir.

Selwyn Lolyd, Komünist Çinin Birleş­miş Milletlere alınması bahsinde hiç­bir yorumda bulunmak istememiştir.

—Londra :

Devlet Vekili Sehvyn Lloyd, Birleşmiş milletler genel kurulunda İngiliz heyetine başkanlık etmek üzere dün u-çakla Londra'dan New-York'a hareket etmiştir.

Basma verdimi beyanatta Selwyn Lloyd şöyle demiştir:

Genel kurulun 9 uncu toplantı devre­si daha iyimser bir hava içinde baş­lamaktadır, zira Kore'de 12 aydanbeti barış hüküm sürmektedir ve Hindiçinî'de de muhasemat durmuştur.

Yunanistan tarafından ortaya atılan Kıbrıs meselesine temas eden devlet vekili, İngiltere'nin bu husustaki gö­rüşünü şu şekilde teyit etmiştir: Bir­leşmiş Milletlerin, bir İngiliz toprağı­nın hükümranlığını müzakereye yetki­si yoktur, bu müzakereler ancak dost memleketleri birbirinden ayırır ve hür dünyayı zayıflatır.

S.ehvyn Lloyd, bundan sonra, İngiliz heyetinin, silâhsızlanma tâli komitssi-nin geren ocak ayında Londra'da yaptığı toplantılar esnasında hazırlanmış olan İngiliz Fransız tekliflerini genel kurul önünde müdafaa ümidinde ol­duğunu belirterek, Bu tekliflerin şim­di daha iyi karşılanacağını umuyoruz» demiştir.

 

23 Eylül 1954

 

—Lefkoşe :

Süveyş Kanal bölgesinde bulunan 500 İngiliz eri bugün Kıbrıs'a getirilmiştir. Önümüzdeki aylar zarfında Kanal böl­gesinde Kıbrisa bir İngiliz tugayı nak­ledilerek, halen inça edilmekte olan kışlalara yerleştirilecektir.

—Birleşmiş Milletler :

Kıbrıs Başniskopo-su Makarios, Yu­nanistan'ın Kıbrıs hakkındaki takple-rini destekliyeceğini bildirmiştir.

Kıbrıs Rumlarımn siyasî ve ruhanî li­deri Makarios, dün açıklanan bir me­sajında İngiltere'yi Kıbrıs halkının hürriyetlerini tahdit .etmekle suçlan­dırmış ve ada halkının Birlenmiş Mil­letler anayasası mucibince plebisit ya­parak Yunanistan'la birleşmeyi kabul edebileceklerini söylemiştir.

Birleşmiş Milletlerdeki Yunan heyeti 21 ağustosta teşkilâta müracaat ede­rek Kıbrıs meselesinin genel kurul gündemine alınmasını talep etmiştir. İngiltere ise. Kıbrıs dâvasının İngilte­re'nin dahilî siyaseti olduğunu söyliyerek Birleşmiş Milletlerde görüşül­mesine müsaade etmiyeceğini bildir­miştir.

Diğer taraftan Yunanistan'ın Birleş­me Milletlerdeki delegesi Christian P^lamss,dünssbahSovyetdelegemi

Visinski'yî ziyaret etmiştir.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Baş­kanlık divanı gündemini tesbit için giriştiği müzakerelere bu sabah devam etmiştir. Gündeme alınması istenen hususlar arasında Kıbrıs meselesi de bulunmaktaydı.

Yunan delegesi Aleksis Kiru, hüküme­tinin Kıbrıs meselesinin neden genel kurulun gündemine alınmasını istedi­ğini izaha davet edilmiştir. Yunan de­legesi bu talebin, milletlerin kendi mu­kadderatlarını kendilerinin tâyin et­meleri esasını belirten Birleşmiş Mil­letler anayasasının ikinci maddesinin ikinci paragrafına istinat ettirildiğini belirtmiştir. Bu arada delege, hüküme­tinin Kıbrıs meselesine bir çare bul­mak için müteaddit defalar İngiliz hü-" kûmetine müracaat .ettiğini, fakat bun­ların neticesiz 'kaldığını söylemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Meseleyi Bir­leşmiş Milletlere aksettirmemek için elimizden geleni yaptık. Bugün kanaa­timizce Kıbrıs meselesi, Birleşmiş Mil­letlerin önlemesi gereken tehlikelerden biri mahiyetini almıştır».

Yunan delegesinden sonra söz alan İn­giliz delegesi Selwyn Lloyd bu mese­lenin genel kurul gündemine alınması­na şiddetle itiraz etmiş ve şöyle de­miştir: «Yunanistanm bu meseleyi Bir­leşmiş Milletlere arzetmekle bugün gi­riştiği harekete çok esef ediyoruz. Böy­le bir talep, dostlar ve müttefikler ara­sında ayrılığa sebep olmak suretiyle ancak barışın zayıflamasına yol aça­bilir».

Sehvyn Lloyd, Kibrisin kısa bir tarih­çesini yaptıktan ve adanın hiç bir za­man Yunanistana ait olmadığını belirt­tikten sonra «Birleşmiş Milletler ana­yasası gereğince bir memleketin içiş­lerine müdahale edilemiy.eceğini ha­tırlatmıştır.

İngiliz delegesi, Yunan hükümetinin gayesinin yalnız İngilterenin Kıbrıs ü-zerindeki hükümranlığına tâbi kılmak olduğunu hatırlatarak şunları ilâve et­miştir:Hakikatte Yunanistan kenii lehine bir toprak değişikliği istemekte­dir.

Sehvyn Lloyd bu meselenin günderr alınmaması icapettiğini, çünkü alına­cak olursa, başka bir devletin toprağı­na göz dikecek Birleşmiş Milletler üyesi bir devletin bugün Yunanistanm verdiği misali takip etmeye kalkaca­ğını ve artık yolun teknik grupların talep ve mukabil taleplerine açık bu­lunacağını hatırlatmıştır. İngiliz dele­gesinin kanaatince Birleşmiş Milletler teşkilâtında bu mevzuda girişilecek bir müzakere Kıbrıstaki muhtelif un­surlar arasında mevcut duyguları ga­leyana getirmekten başka bir şeye ya-ramıyacaktır.

Bundan sonra söz alan Fransız delege­si Henri Hoppenot İngiliz delegesini destklemiş, bununla beraber bu me­sele hususunda Yunan delegesine mu­halif bir durum almak mecburiyetinde kalmış olmasına esef ettiğini belirt­miştir. Hoppenot, yalnız hukukî se­beplerden İngiliz delegesini destekle­diğini bildirmiştir. Fransız delegesinin kanaatince İngilizlerin 1878 antlaşma­sı ve 1923 Lozan antlaşması hükümle­rince Kıbrıs üzerinde haiz bulunduk­ları hükümranlık hakkından kimse şüphe edemez. Birleşmiş Milletler anayasasımn hiç bir maddesi de, Kıbrısla İngiltere arasındaki münasebet­lere müdahale etmeye imkân verme­mektedir.

Yunan delegesi tekrar söz aldıktan son­ra mesele oya konulmuş ve 3 muhalif ile 2 müstenkife karşı 9 oyla gündeme alınmasına karar verilmiştir.

Gündeme alınmamasını istiyenler: Avustralya, Fransa, İngiltere.

Müstenkif kalanlar: Kolombiya, Ame­rika.(Başkan da oya katılmamıştır).

Gündeme alınmasını istiyenler: Bir­manya, Çin, Küba, Çekoslovakya, Ek­vator, İzlanda, Suriye, Siyam, Rusya. Bu mesele şu kayıtla gündeme alın­mıştır:Kıbrıs ahalisi hakkında, mil­letlerin eşit haklara ve kendi mukad­deratlarını bizzat kendilerinin tâyin etmek hakkına sahip oldukları prensi­binin, Birleşmiş Milletlerin müzaharetiyle, tatbiki.

24 Eylül 1954

 

—Birleşmiş Milletler :

TCıbrıstaki Türk azınlığının temsilcile­ri bugün Birleşmiş Milletler genel mer­kezinde tertipledikleri basın konfe­ransında adanın mukadderatını tâyin için bir plebisit yapılmasına muhalif olduklarını bildirmişlerdir. Temsilciler adadaki Yunanlıların büyük bir kısmı­nın «Moskovaya tâbi .komünistler» ol­duğunu ve bir plebisitin ancak komü­nist tahrikine yarıyabileceğini belirt­mişlerdir. Bundan başka temsilciler «Adadaki Türk ve Yunanlılar arasında istikrarı sağlayan» İngiliz idaresinden sitayişle bahsetmişlerdir.

"Bu basın konferansında hazır bulunan Taa'zı Yunanlı gazeteciler Türk temsil­cilerinin sözlerine itiraz etmiş ve mu­kabil iddialarda bulunmuşlardır.

—Birleşmiş Milletler :

Müzakereleri müteakip Kıbrıs mesele­sinin gündeme alınıp alınmaması oya konulmuş ve 19 muhalif ile 12 müsten­kife karşı 30 oyla gündeme alınması kararlaştırılmıştır.

—Atina :

Birleşmiş Milletler gündem komitesi­nin Kıbrıs hakkındaki Yunan talebi­nin genel kurul gündemine kaydı hak­kında vermiş olduğu karar haberi hü­kümet çevrelerinde büyük memnun­lukla karşılanmıştır. Bu münasebetle dün aksam basma beyanatta bulunan Başvekil Mareşal Papagos, hükümetin ve Yunan halkının duymuş olduğu memnuniyetten bahsetmiş ve gündem komitesinde bu konuda lehte oy ver­miş olanlara teşekkür etmiştir.

Diğer taraftan, Atina radyosu ile ya­yınlanan hitabında Mareşal Papagos ezcümle şöyle demiştir:

Birleşmiş Milletler gündem komitesi­nin, Kıbrıs meselesini genel kurul gün­demine kaydetmek hususundaki kara­rı milletlerin Birleşmiş Milletler teşki­lâtına olan güvenlerini takviye etmiş­tir.

Başvekil, milletlerin kendi mukadde­ratları hakkında bizzat karar verme haklarının Kıbrıslı Yunanlılara da ta­nınması için Yunanistan'ın sonuna ka­dar mücadele edeceğini söylemiş ve bu suretle hareket etmekle Yunanis­tan'ın yalnız millî bir vazifeyi değil aynı zamanda manevî bir vecibeyi de yerine getirmekte olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

25 Eylül 1954

 

— Birlşmiş Milletler :

Genel kurulun dün öğleden sonraki toplantısında konuşmasına devam eden İngiliz murahhası Selwyn Lloyd, Kib­risin Avrupa güvenlik teşkilâtı bakı­mından ehemmiyetini ve bu mesele için bir müzakere açılmasının Türkiye ile- Yunanistan arasındaki dostluğa bir darbe vurmak suretiyle Batı dünyası­nın istikrarına verebileceği zararı be­lirtmiştir.

Müteakiben konuşan Yunan Hariciye Vekili S. Stefanopulos, Lozan muahs denetmesinin «Osmanlı İmparatorluğu­nu tasfiye ederken Kıbrıslıların hür­riyetlerini ve esas haklarını İngiltersye terk ve devrstmemiş olduğunu söy­lemiştir.

Yunan Hariciye Vekili, bu mesele mîl­letlerin kendi kendilerine sahip olma­ları hakkına temas eder, demiş ve bu itibarla meselenin genel kurulun selâ-hiyeti dahilinde olduğu iddiasında İs­rar etmiştir.

M. Stefanopulos İngiliz murahhasının ileri sürdüğü mesnet ve delilleri ce­vaplandırmak üzere yaptığı konuşma­da daİngilterenin Kıbrıs'ta mevcudi­yeti, İngiliz üslerinin etrafı düşman bir halk ile çevrili bulunursa stratejik tir bölge olarak Kibrisin istikrarını sağlayamaz, demiş ve gÖyle bir sual sormuştur: İngiltere, milletlerin hür­riyet .haklarını coğrafî vaziyetlerine nazaran mı tâyin etmektedir.»

Türkiye adına söz alan Türk baş mu­rahhası Selim Sarper, Kıbrıs statüsü­nün îngilterenin dahilî bir meselesi ol­duğunu ve bunun genel kurulun niyeti haricinde bulunduğunu söylemiştir.

"Müteakiben reye müracaat edilmiş ve .genel kurul, Yunanistan tarafından i-Jeri sürülen meselenin yani «Milletle-xin hukuk eşitliği ve kendi kendileri­ne sahip olmaları hakkının Birleşmiş Milletlerin himayesi altında Kıbrıs halkı hakkında tanınması» meselesinin .gündeme alınmasına 19 muhalif ve 11 müstenkif reye mukabil 30 reyle ka­rar vermiştir.

Yunanistan tarafından ileri sürülen mânada rey verenler arasında Yugos­lavya, Sovyet grupu, Irak hariç olmak üzere Arap grupu, Birmanya, Endonez_ya, Filipinler ve Meksika vardır.

! Meselenin gündeme alınması aleyhin­de İngiltere'nin yanı başında rey ve­renler ise şunlardır:

Avustralya, Belçika, Kanada, Şili, Ko­lombiya, Danimarka, Dominik Cum­huriyeti, Fransa, Liberya, Lüksem-burg, Holânda, Yeni Zelanda, Norveç, :Praguay, Peru, İsveç, Türkiye, Güney Afrika birliği.

Müstenkif kalanlar da şunlardır:

Birleşik Amerika, Arjantin, Bolivya, Brezilya, Habeşistan, Hindistan, İran, .Irak, Pakistan, Panama, Venezüella.

Genel kurul bu sabah da toplanacak­tır.

— Lefkoşe :

Türk Milliyetçi Partisi lideri Fazıl Küçük bugün Birleşmiş Milletls-r genel sekreterine bir mesaj göndererek Kib­risin Yunanistana ilhakı meselesinin genel kurulda müzakeresini, adanın Türk halkı adına protesto etmiştir.

Mesajda, Türk ahalinin, Kibrisin Yu­nanistana ilhakına şiddetle muhalefet edeceği bildirilmekte ve şayet ada sta­tüsünde bir değişiklik yapılmak icap ederse, adanın ilk ve hakikî sahibi olan Türkiyeye iadesi istenmektedir.

29 Eylül 1954

—Soarborough :

İşçi partisi kongresinde, müstemleke siyaseti ha'kkında verilen reyleri ta­kiben, Kıbrıs'taki durumla alâkalı kı­sa bir müzakere cereyan etmiştir.

Kongre, muhafazakâr hükümetin 'üu adada takip etti&i siyaseti takbih eden bir teklifi ittifakla tasvip etmiştir.

Eski Harbiye Nazırı John Strachey bu arada, İngiliz askerî üsleri hususunda bir anlaşmaya varmak şartiyle adanır istiklâlinetaraftar bulunduğunu beyan etmiştir.

KIBRIS MESELESİ HAKKINDA ZA­FER GAZETESİNİN BAŞMAKALESİ:

—Ankara :

Yarın çıkacak ohn Zafer gazetesinde Mümtaz Faik Fenik, Kıbrıs meselesi hakkında şu başmakaleyi neşretmekte­dir :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ge­çen cuma günü Kıbrıs meselesinin ken­di gündemine alınmasına 19 muhalif ve 11 çekimsere karşı 30 reyle karar verdi.

Bundan sonra mesele, sanki hakikaten Birleşmiş Milletlerce tetkiki gerekiyor­muş ve onun salâhiyeti çerçevesine gi­riyormuş gibi, genel kurulun siyasî ko­misyonunda müzakere edilecek ve ora­da varılacak netice genel kurulun u-mumî heyetinde nihai bir şekle bağ­lanacaktır.

Bilindiği gibi Yunanistan, meselenin gündeme alınması hususundaki müra­caatını yaparken, ^Milletlerin eşit hak­lara malik olmaları ve kendi mukad-ideratlarmı bizzat kendileri tâyin et­mek hakkına sahip bulunmaları pren­sibinin Kıbrıs ahalisi lehinde, Birleş­miş Milletlerin himayesi altında tat­biki» ni ileri sürmüştür. Halbuki ha­kikat gün gibi aşikârdır: Yunanistan' m maksadı, Kıbrıs'ı ingiltere'den ayı­rıp ilhak etmektir. Bu işin, gösterilmek istendiği şekilde basit ve yüksek prensiplerin tatbikine müteallik olmayıp tam tersi kötü akı­betler doğuracak mahiyette siyasî bir İŞ olduğunu Genel Kurulda 11 devle­tin çekimser kalmayı tercih etmiş ol­maları da isbat etmektedir.

11 devletin çekimser kalmasına ve 19 devletin de, aleyhte rey vermiş olma­sına rağmen 30 devletin neden günde­me alınmasını terviç ettiği incelenmeye değer sanırız.

Bu 30 devletten beşi kominform blo-kuna mensuptur. Bunlar, meselenin elbette sulhsever devletler camiasında huzursuzluklar ve gerginlikler yarata­cak mahiyette olduğunu gozönünde tu­tarak hareket etmişlerdir. Geri kalan­lara gelince, bunlardan büyük bir kıs­mının, Yunanistan hükümetinin vazi­yeti, masumane bir edâ ile milletlerin kendi mukadderatlarını kendileri tâ­yin etmeleri hususunda Birleşmiş Mil­letler Andlaşmasmdaki yüksek insanî prensibin tatbikinden ibaret gibi gös­termiş olmasına kandıkları muhakkak­tır. Bazılarının ise, bir meselenin gün­deme alınmasının onun esası hakkında kst'î kanaatin, iş icabı veçhile tetkik edilirken ortaya çkacağı düşüncesini güttükleri anlaşılmaktadır.

Meseleye ayrıca bir de sömürge aleyh­tarlığı çeşnisi de vermiye muvaffak o-lunduğu için bunun da bazı reyler üze­rinde tesirini gösterdiği kolaylıkla tah­min edilebilir.

Türkiye temsilcisi meselenin gündeme alınması aleyhinde rey vermiş ve ko­nuşmuştur. Çünkü, Yunanistan'ın da imzasını taşıyan Lozan Muahedename-siyle Kıbrıs Adası İngiltere'ye intikal etmiş ve bu suretle beynelmilel bir ve­sikaya istinaden, Ada İngiliz Krallığı camiasına girmiştir. Hukuki durum böyle olunca, Kıbrıs hakkında karar vermek İngiltere Krallığı için tama­men dahili bir meseledir. O halde dev­letlerin iç işlerine müdahale edilmiye ceği prensibim koymuş olan Bîirleşmiş Milletler Andlaşmasmin ikinci maddesinin yedinci fıkrası mucibince, Yunan hükümetinin talebini, Birleş­miş Milletler Genel Kurulu tetkike se-lâhiyetli değildir.

Nitekim İngiltere hükümeti aynı kuv­vetli teze dayanarak yalnız Birleşmiş Milletler Kurulunun selâhiyetsizliğinî tebarüz ettirmekle kalmamış, herşeye rağmen mesele görüşülecek olursa, mü­zakereleri terkedeceğini de ilân etmiştir.

Genel Kuruldaki İngiliz temsilcisi, hü­kümetinin görüşünü anlatırken aynen şöyle dmiştir: «Bu meselenin Genel Kurul gündemine alınıp alınmaması Birleşmiş Milletlerin kiyasetinin bir miyarını teşkil edecektir. Eğer Yunan talebi gündeme alınacak olursa, bu, âza devletlerden her hangi birinin.. kendisinin de imzası bulunan bir mua­hede mucibince teessüs .etmiş hudut­ların ve hükümranlıkların münakaşa mevzuu olması işini Birleşmiş Millet­lere getirebileceği prensibinin kabul, edilmesi demek olacaktır.

Daha açık bir ifade ile, her hangi bir devlet bu suretle teessüs etmiş olacak misale dayanarak ve milletlerin kendi mukadderatlarını kendileri tayin etme­leri prensibini ileri sürmek suretiyle kendisinin de imzaladığı bir muahede de tesbit edilmiş bulunan hudutları de­ğiştirmek imkânını bulmuş olacaktır.»

Bu sözler üzerinde, başta, bizzat ken­di ülkesinde hiç de mesut olmayan bir takım ekalliyetler bulunan ve Oniki ada ile ne coğrafî ne de iktisadî alâ­kası bulunmayan Yunanistanın iyice düşünmesi gerektir.

İşin bugüne kadarki manzarası şudur: Bir yandan Yunanistan İngiltereye ait bir adayı istemiş ve talebinin Birleş­miş Milletlerce görüşülmesini temine çalışmıştır. Diğer yandan İngiltere bu­na şiddetle mümanaat etmiştir.

Bu bakımdan ihtilâf bir İngiltere - Yu­nanistan ihtilâfı mahiyetini arzediyor-du. Fakat, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun cuma günkü toplantısında geniş bir çekimserler grubunun mey­danı boş bırakması yüzünden husule gelen rey muvazenesizliği neticesinde-Yunan talebinin ihtiyatsızca gündeme kabul edilmesi Kıbrıs'ın akibetiyle bi­linci derecede alâkalı bulunan Türki­ye'nin faal surette münakaşalara ka­rışması zaruretini ortaya çıkarmıştır. Gerçekten, coğrafî ve iktisadî bakım­dan Türkiye topraklarının bir devamı ulan, Türkiyenin emniyeti, bakımından bu günkü düzenli ve istikrarlı durumun muhafazası elzem bulunan ve beşyüzbin nüfusunun yüz bini Türk elan Kıbrıs'ın milletlerarası durumda _her hangi bir değişiklik bahis mevzuu olduğu takdirde Türkiye'nin, ksndi muvafakati haricinde bir karar alın­masını kabul etmesine imkân yoktur. 'Cihan efkârı umumiyesinin, Kıbrıs'ın Türkiye için ehemmiyetini bilmesi ve .adanın akibeti mevzuunda fikir yürü­türken bunda Yunanistan'ın değil Türkiye'nin birinci derecede söz sahibi -olabilmesi lâzımdır. İngiltere, kendisi­ne ait bulunan bu adanın işlerine baş­kalarını karıştırmamak hususunda bu ..gün takındığı azimli tavrı muhafaza ».ettiği müddetçe, tamamen sun'î şekil­ce ortaya çıkarılan «Kıbrıs mes.elesi» adanın akibeti bakımından bizim için bir endişe mevzuu teşkil etmez.

Fakat bizi endişeye düşüren başka ci­het vardır ki oda Yunanistan hükûme-îinin bugünkü ihdas ettiği durumdur.

Yalnız Atlantik Andlaşması içinde değil «Kıbrıs meselesi nin Birleşmiş Milletler gündemine sokulması için resmî teşebbüsünü yapmasından ancak bir kaç gün evvel en büyük ümitler ve samimi niyetlerle ve bütün sulh sever memleketlerin alkışları arasında imzalanan Bled ittifaknamefci ile de müttefikimiz bulunan Yunanistan'ı ida re edenlerin bugünkü vaziyeti ve bu­run doğuracağı buhranı, hatta bütün dostlarının ikazlarına rağmen, ihdas et niye nasıl razı olabileceğini anlamak bizce imkânsızdır.

İngiltere ile Yunanistan arasında hu­sule gelen çok nahoş hava meydanda­dır. Bize gelince, Türk efkârı umumiyesi pek haklı olarak şöyle düşünü­yor :

Yunanistan'la kardeşlik yemini ettik, iki defa müttefik olduk. Jeo - Politik durumun ve hâdiseler mantığının iki memleketin birbiriyle sıkı sıkıya işbir­liği yapmasını emrettiğini idrâk edip, .iki milletin her ferdinin karşılıklı tam .bir itimat ve hürmetle kol kola çalış­masını icabettiren bir işbirliği kur­duk.

«Uzak olmıyan bir mazide kanlı boğuşmalara sahne olan izmir'de şimdi iki milletin askerleri, memleketlerinin em­niyet ve istiklâlini müştereken koru­mak için, azametli bir müşterek em­niyet tertibinin iyi işlemesi mesuliyeti­ni üzerlerin? almış olarak gece gündüz beraberce çalışmak durumundadırlar. Her şey iyi gidiyor ve işbirliğimizi ve realistliğimizi dünyaya göğsümüz ka-bararak misal olarak gösteriyorduk.Kıbrıs meselesi nerden çıktı? Neden Yunanistan hükümeti bunu çıkardı? Bundan iktisadî bir menfaat bekleme­si bahis mevzuu olamaz. Çünkü, far­zımuhal Kıbrıs Yunanistana ilhak edi­lirse iktisadî durumu bozulacak ve bu memlekete de bir yük olacaktır. Coğ­rafî bakımdan, bu ada, yalnız Yunanis tan yarım adasından değil, Yunanis­tan'a ait olan adalarm en şarkında bu­lunanından dahi fersah fersah uzakta­dır. Bütün mesele Kıbrıs'taki 400.000 kadar rumca konuşan halkın Yunan tabiiyetine geçtiğini görmekten mi iba­rettir? Dünyanın bir çok yerlerinde, Amerika'da, Mısır'da, İstanbul'da Yu­nan toplulukları var. Tarihte hiç bir zaman Yunanistana ait bulunmamış o-îan Kıbrıs'taki Yunanca konuşan hal­kın hayatı onlarmkinden ve Yunanis­tan'daki Yunanlılardan farklı değildir. Bunların adanın Yunanistan'a iltihakı­nı istedikleri de iddia edilemez.

Diğer taraftan bizzat adada ve Yuna­nistan'da Moskova direktifleriyle hare­ket eden kimselerin ilhak işini bizzat yaratıp körükledikleri malûm. Demek huzursuzluk yaratmak istedikleri aşi­kâr.

Bundan maada, «Kıbrıs meselesi» nin Türk - Yunan dostluk ve işbirliği ha­vasını vahim surette ifsad edeceği de malûm, bunun İngiltere'de de aynı te­siri yapacağı muhakkak.

O halde, mantık bunun neresinde?

Bütün bu hakikatlere rağmen Yunan hükümetinin Kıbrıs meselesi» diye meseleyi zorla, sunî şekilde ortaya çı­karmakta İsrar etmesinin herhalde ale­nen söylenenlerden başka çok mühim sebepler oîaeaktır. Çünkü, bilhassa bu gün, hür dünyanın sıkı bir tssanüde muhtaç bu bir sırada bu me­selenin bütün tehlike ve mahzurlarına rağmen ortava çıkarılmasını başka türlü izaha imkân yoktur. Öyle ise aca­ba «Megalo İdea» hayalinin yeniden canlandırılmak istenmesine mi şahit oluyoruz? Bir çoğu sahillerimize, sesin dahi duyulabileceği bir mesafede bulu­nan bir takım adaların vaktiyle Yu­nanistan'a verilmiş olmasının şimdi bi­zim için bir tehlike mevzuu teşkil et­mesi gerektiği neticesine mi varmamız lâzım?»

Bütün bu düşünceleri zihinden geçir­mekte Türkiye umumî efkârı elbette tamamen mazurdur. Bunun bütün me­suliyeti Yunan hükümetine ve Yunan matbuatına racidir.

Türkiye hükümeti bugüne kadar cid­den örnek bir temkin ve itidal göster­miştir. Geçenlerde Başvekilimizin Kıb­rıs meselesi hakkında yaptığı son de­recede efendice beyanat bazı Yunan muhitlerinde dahi hayranlığı mucip olmuştur. Yunanistan'a hükümetin teş­vikiyle tertiplenen nümayişler yapı­lırken bizde hükûmat, mukabil nüma­yişler yapmak istiyen muazzam toplu­lukları bu fikirlerinden vazgeçirmiye çalıştı, hattâ bazı toplantıları menetti, Yunan matbuatının Türk - Yugoslav münasebatmı bile soğutmayı istihdaf etmiye kadar çerçevesini genişleten Türkiye aleyhindeki neşriyatına muka­bil, Türk matbuatı sükûnetini muha­faza etti. Geçenlerde Selanik'te çıkan bir gazetenin neşrettiği, memleketimi­ze ve Başvekilimizin şahsına karşı gay-zıiıı korkunç ve iğrenç yalanlarla ifa­de eden bir makaleyi okuduğumuz za­man yalnız gazetecilik değil insanlık şeref v.e vekarı namına yüzümüz kı­zardı. Bu makaleyi halen Yunanistan' da kabinede bulunan bir nazırın yazdı­ğını işittik, bu rivayetin doğru olma­masını temenni ederiz.

Bütün bu fikir perişanlığı içinde yük­selen mâkul seslerin Yunan hüküme­tince unf ve şiddetle susturulduğu gö­ze çarpmaktadır. Geçenlerde bir Yu­nan gazetesinin «Kıbrıs meselesi nin ortaya çıkarılmış olmasını tenkid etti-çi için derhal kapatıldığı ve Müseb­biplerin» hapse tıkıldığı herkesin ma­lûmudur. Bu vaziyet karşısında Yu­nan hükümetinin Ne yapalım efkârı umumiyemiz Kıbrıs'ı istiyor» demesi­nin ne kadar sudan bir mazeret olduğunu bir kere daha hatırlamamak ve «Kıbrıs meselesi» hakkında Birleşmiş Milletler Andlaşmasımn yüksek pren­siplerinin tatbikini istemesinin hakika­ten sırf yüksek ideallere bağlılığından ileri geldiğinden şüphe .etmemek müm kün müdür?

Ajans haberlerinden öğrendiğimize gö-ze, gündeme alınma meselesinin mü­nakaşa edildiği sırada, Yunanistan de­legasyonuna riyaset eden Yunanistan Hariciye Nazırı, kanaatimizce ortaya çıkardıkları dâvanın müdafaasını güç­leştirecek olan Türkiye'ye müteveccih ifadelerde bulunmuştur. Filhakika M. Stefanopoulos Türkiye'nin Kıbrıs'ı is-iemiye hakkı olmadığını çünkü Lozan Muahed'enamesiyle terkettiği toprak­lar hakkında herhangi bir talepte bu-iunmıyacağmı taahhüt ettiğini söyle­miş ve Yunanistan'daki Türk ekalli­yetinin gayet iyi şartlar altında yaşa­dığına göre, Kıbrıs'ın Yunanistan'a il­hak edildiği zaman oradaki 100.000 Türkün akibeti hakkında endişe izhar etmesinin doğru olmıyacağmı iddia et­miştir.

Bu sözlerin «Kıbrıs meselesi» hakkın­da Yunan hükümetince tatbik edilen, tabiyeyi şu bakımlardan güçleştirece­ği muhakkaktır :

— Yunanistan hükümeti şimdiye kac^ar,«Kıbrısmeselesinde Türkiye'yi görmemezlikten geliyor, onunhiçol­mazsa dört yıldanberi devam eden dosiane ihtarlarını duymamış gibi yapıyorve «İngiltere ile aramızda olan bir me­seledendolayıTürkiye'ninhassasiyet göstermesi bize karşı dostça bir hare­ket değildir» der gibi oluyordu ve Tür­kiye'nin bu işle alâkalı olduğunu bile bilmemezliğegeliyordu.Yunanistan HariciyeNazırı,Türkiye'ninde,ken­disi gibi Kıbrıs'ı ilhak etmek istediği­ni iddia .ettikten sonra, artık, bu görmemezlik, duymamazlik ve bilmemezlik tabiyesini tatbike devam etmek im­kânınıelindenkaçırmışbulunmakta­dır.


— Nazır, bir muahedeye bir devle­tin imza koymasının o muahedeye ria­yet .etmesini icap ettirdiği tezini ileri sürerken, bahsettiği Lozan Muahede­sini Yunanistan'ın da imzalamış olma­sı hasebiyle, Kıbrıs'ın İngiltere'ye ai­diyetini ve netice olarak Kıbrıs'ın du­rumunun İngiltere için dahili bir me­sele teşkil etmesi lâzım geldiğini iti­raf etmiş olmuyor mu?

— Şunu da tasrih edelim ki, Nazır, Türkiye'ye Kıbrıs'] ilhak etmek arzu­sunu atfederken halihazırdaki durumu bir hayli tahrif etmektedir. Çünkü bu gün, İngiltere'nin haklı olarak «Bu me­sele benim dahili meselemdir» dediğini ve Kıbrıs'ı herhangi bir devlete dev­retmek için açılacak bir müzakereyi, yine haklı olarak, kabul etmediğine göre, Türkiye için Kıbrıs'ı istemek ba-"hİs mevzuu değildir. Türkiye'nin de-ı.nek istediği ve açıkça ilân ettiği şudur:

Kıbrıs'ın durumunun tesbiti İngiltere için dahili birmeseledir, fakat eğer

Kıbrıs'ın başka bir devlete devri İn­giltere'nin rızasiyle görüşülecek olur-38, o zaman bir numaralı alakadar Tür­kiye'dir.

Tezimiz bu olduğuna ve böylece bilin­diğine göre, Türkiye'yi sevimsiz gös-iermsk için vaziyetin yanlış gösteril­mesi sevimsiz bir hareket teşkil etmez

mi?

— Yunanistan Hariciye Nazırı, Yu­nanistan'daki Türk ekalliyetleri duru­munun iyi olduğundan bahsederken, kendisini dinleyenler veya ifadeleriniokuyacak olanlar arasında hakikatinne hazin şekilde aksine olduğunu bi­lenlerin bulunacağını hiç düşünmemişdir?

Bundan kısa bir müddet evvel, Yunan hükümetinin o da sadece garbi Trak ya'daki Türk ekalliyetine raci olmak üzere- birdenbire, Yunanistandaki Türk ekalliyetine karşı vaidkâr ve tatlı söz­ler sarfetmiy.e ve bu yolda alenî beya­nat yapmıya koyulduğunu gördüğü­müz zaman, Yunanistan hükümetinin Kıbrıs meselesi" nin Birleşmiş Millet­lere götürmek için zemin hazırladığını bildiğimiz için «A?aba, bu gösteriş, Kıbrıs'ın Yunanistan tarafından ilhak edilmesi ihtimali karşısında Türkiye' nin oradaki 100 bin Türkün akibetin-den endiş.eye düşerek işi baltalamak is­temesini önlemeye mi matuftur» diye bir şüphe gelmişti. Şimdi, Yunanistan Hariciye Nazırının yukarıya nakletti­ğimiz sözlerini duyunca kendi kendi­mize «Maalesef bu tahminimiz de doğ­ru imiş dedik.

Herhalde Yunanistan Hariciye Nazırı­nın bu meseleye temas etmesi, Türki­ye'nin Kıbrıs'la olan bir sürü alâkası­nın en mühimlerinden birini kendi eliyle ve kendi tezine hiç de hizmet edemiyecek bir tarzda ortaya koydu­ğunu, hâdiseleri bitaraflıkla tahlil et­mesini bilenler ve arzu edenler kolay-lıkia farkedeceklerdir.

Gazetemiz bu sütunlarda Türk - Yu­nan dostluk ve işbirliği lehinde bir çok hararetli fikirleri, hisleri ve ümit­leri ifade tmiştir. Şimdi aynı sütun­larda bu acı hakikatleri ve haklı ten­kitleri neşretmek mecburiyetinde kal­dığımızdan dolayı duyduğumuz üzün­tü çok büyüktür. Fakat kabahat ve me suliyet, insafa ve makul olmıya davet üflenin değil, insafsız davranan ve mâ­kul olmiyanmdır. Bir zaman geliyor ki sükûneti bozmak istememek hatalı olanlara karşı dah"i bir hata mahiyetini alıyor.

Biz, Türk - Yunan dostluk ve işbirliğin­den henüz ümidi kesmek istemiyoruz. Buna gönlümüz ve mantığımız razı ol­muyor. Bunun içindir ki, burada yaptı­ğımız gibi, hakikatleri bütün çıplaklı­ğı ile ifade ederken, en aşağıdan bizim ona muhtaç olduğumuz kadar, onun da bize muhtaç bulunduğu muhakkak ci­lan müttefikimizi hırpalamak değil, sa­dece ikaz etmek hedefini takip ediyo­ruz. Gayemiz asla yıkıcı değil, yüzde yüz yapıcı olmaktır.

Henüz tamamen iş işten geçmiş değil dir. Vaziyeti tashih etmek imkânları, müttefikimiz Yunanistan'ın elindedir. Kendisini, her nasılsa ihtiyatsızca dü­şürdüğü müşkül vaziyetten kurtarabil­mek için ona yardım etmemiz mümkün ise bunu yapmalıyız. Ancak onun, ziyetin düzelmesini, karşı tarafın tek başına gayret sarfetmesi ve mâkul ol-mıyan peyleri kabul etmesi şeklinde ta­savvur etmemesi lâzımdır.

Henüz iş işten geçmemiştir. Bu sözü­müz, aynı zamanda Birleşmiş Millet­ler Genel Kurulunda rey sahibi bulu­nan bilcümle, dost ve müttefiklerimize ve hüsnüniyet sahibi azalara da raci-dir.

«Kıbrıs meselesi», yukarıda izah ettiğimiz garip bir rey tecellisi ile Genel Kurulun gündemine alınmış bulunu­yor. Gündeme alınma lehinde rey ver­miş olanlar arasında yakın dostumuz, hattâ müttefikimiz olanlar da vardır. Bunların kötü niyetle veya körü körü­ne dostlarından birini ötekine tercih etmek maksadiyle böyle hareket ettik­lerini, hatırımıza bile getirmeyiz. Me­selenin gündeme alınması, yukarıda izah ettiğimiz sebeplerden dolayı biza­tihi kötü bir emsal teşkil etmekle be­raberbununzararsızhalegetirilmesi imkânları henüz mevcuttur. Bunun için­de yapılacak şey basittir:

Ziyanın neresinden dönülse k,âr ola­cağına göre Kıbrıs meselesinin bir karar mevzuu yapılmamasını temin et­mek ve hür dünyayı bir sıtma gibi sin­si sinsi zehirliyen v.s Genel Kurulun her toplantı zamanı yaklaştıkça kirli çamaşırların muntazaman ortaya çık­masını intaç eden müzmin mevzular-araşma bu mevzuun da katılmasını ön­lemek lâzımdır.

Yunanlı müttefikimizin, bu şekilde bir" netice ile Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs meselesine kapılarını kapamasını te­min edecek olanların herkesten evvel Yunanistan'ın nefine hareket etmiş ola caklarmı, belki derhal bugün değil fa­kat ergec teslim edeceklerini ümit ey­leriz. Çünkü kendi mevcudiyetinin ko- . runması için yegâne çare olan müşte­rek emniyet sisteminin tatbikatında aksaklıklar vücude gelmesi herkesten evvel onun aleyhine olur. Son sözümüz şudur: Çocukluk etmenin zamanı de­ğildir.

Kıbrıs meselesinde srörüsümüz

Yazan: M. F. Fenik

15/IX/954 tarihli (Zafer) den:

Başvekilimiz sayın Adnan Menderes, 'K'bm meselesinde hükümetimizin görüsünü açıklamıştır. Bu görüş, memleketimizin müttefikleriyle bera­ber, mensup olduğu barış cephesinin menfaatlerini de koruyan realist "bir nolitikaya dayarımaktad'r. Biz elbet­te. Yunanistan'da bir takım pervasız­ca hareketlerde bulunan insanların 'hatasına dü^rnivecegiz. Bugünkü dün­yada, hiç bir mesele, bu sütunlarda müteaddit defalar izah .ettiğimiz gibi, kuru gürültü ile. ^avsara ile halledi­lemez. Eğe^ böyle bir harekete cesaret edenler çıkarsa sonunda elbette hüs­rana uğrarlar: sözlerinin alt olduğunu vo politika sahasında tam bir mağlû­biyetle karşılaştıklarını görürler meselesi üzerinde Türkiye'de gösterilen has^asiveti ve izhar edilen heyecanı takdir etmemek mümkün Değildir, heüimiz elbette Kıbrıs'ta ya-sıyan soydaşlarımızın mukadderatiyle sıkı sıkıya alâkalıyız. Ve nihayet bu adanın el deriştirmesi, yani bu bölg.e-de statükonun bozulması, hem Türki­ye'nin, hem de hür milletlerin dahil "bulunduğu barış cephesinin müdafaa sistemi ve A kdeniz strateiisi üzerine tesir .eder. Böyle bir meselenin durup dururken ortaya atılması, hür devlet­ler politikasını olduğu kadar Nato'nun müdafaa sistemini de alâkadar ettiği muhakkaktır.

"Bugün dünya Öyle nazik bir durumda­dır ki. baŞlı bulunduğumuz barış idea­li, hiç kimsenin kaprisine ve küçük menfaat hislerine feda edilemez. Yunanistanda Kıbrıs meselesi diye bir mesele çıkarmağa kalkan bir takım maceracıların bu hakikati anlamala­rında fayda vardır. Yaptıkları hareket sade ayın değil, ayni zamanda barış cephesinin prensiplerinedeaykırıdır.

Başvekilimiz Adnan Menedrs. basiret­li, ilerîjini geren, ve aynı zamanda millî menfaatleri bir an gözden uzak tutmayan bir devlet adamına yakışan vekar ve ciddiyetle konuşmuştur. Biz eğer başkaları yaptığı zaman ayıpla­dığımız ve hatalı olduğuna kanaat ge­tirdiğimiz hareketleri sırf bir misille­me olsun diye tekrar .edemeyiz. Türk­lüğün asaleti, aynı zamanda bağlı bu­lunduğumuz müspet politika buna manidir. Memleketimizde mukabil mi­tingler yapılmasına müsaade edilme­mesi, çok yerinde bir karardir. Şimdi­ye kadar milletlerarası sahada kim nümayişle, tezahüratla, galeyanla bir netice istihsal etmiştir? O halde bu şekilde hareketlerin, Türkiye ile Yu­nanistan arasında mevcut olan ittifak-ve dostluk bağlarına ufak da olsa bir r:üphe bölgesi katmaktan başka ne te­siri olabilir?

Bu gibi kışkırtmaların düşmanları­mızın ekmeğine tereyağ süreceği bir an hatırdan çıkarılmamalıdır. Türki­ye. Yugoslavya ve Yunanistan ara­sında aktedilen askerî ittifak, bu böl-gelde emelleri bulunan ve bu voldan ılık denize akmak istiyen istilâcıları çileden çıkarmıştır. Onun için şimdi bunlar, Yunanistan'da millî hisleri tahrik ederek araya fit sokmağa bak­maktadır. Hayır. Türkiye böyle bir oyuna g.elmiyecektir. Yunanistan'la a-ramizda Bled anlaşması dolayısiyle tahakkuk eden ittifaka ufak bir pü­rüz girmesine imkân verecek en kü­çük bir harekete Türkiye tarafından asla tevessül edilmivecek, aynı za­manda devamlı bir sulhun temin ede­ceği menfaatlerin. Her evın üstünde olduğu da Yunanistan'daki maceracı­lara elden geldiği kadar anlatılacak­tır. Elbette akıl ve iz'an ve idrâk kısa bir zamanda galebe çalacaktır. Ve on­lar da düştükleri hatayı anlamakta gecikmiyeceklerdir. Çünkü bu yolda bir hareket Yunanistan'ın da menfa­atlerinin icabıdır.

Birleşmiş Milletler veKıbrıs dâ­vası

Yazan: M. Nermi

15/IX/954 tarihli(Yeni İstanbul) dan:

Birleşmiş Milletler, bir hafta sonra toplanmış ve çalışmalarına başlamış olacaktır. Gözden geçirilmesi ve karara bağlanması düşünülen konuların gündemi gerçekten yüklüdür. Bu yet­miyormuş gibi, son zamanlarda, Yu­nan hükümetinin imperialist ümitler­le, getirdiği bir dâva daha vardır:Kıbrıs dâvası. Birleşmiş Milletler teş­kilâtında sözü geçen başlıca demok­rasilerin Yunan hükümetine karsı gevsek davranmış olmaları lüzumsuz güçlüklerin ortaya çıkmasına yardım etmiştir. Milletlerarası politika duru­munun da bunda önemli bir tesir pa­yı olduğunu söyliyebiliriz. Amerika "Birledik D^vletlerivle İneilter büyük politika konularında henüz sağlam bir görü*; birliğine varamamıştır. Fransa, kend: başına bir yol tutmuştur. Biz, imza, karşılıklı andlasmalara bakarak, Yunanlıların bu kadar dü«ünc°siz bir adım atacaklarına inanmak iptememişizdir belki: Bövle T)ir durumda müspet bir işe girişme­ningüçlüğükendiliğindenanlaşılır.

Kıbrıs dâvasının Birleşmiş Milletler gündemine girmemesi. adanın idare durumunda değişiklik yapılma­sını, hiçbir suretle, gerektirmez. Fa­kat Yunan hükümetinin verdimi ka­rar, dolayısivle, çok kötü tepkiler ya­ratacak ölçüdedir. Durumu daha ivi kavrayabilmek için, Birleşmiş Millet­ler teşkilâtının karşılaştığı ağır buh­ranları hatırlamak lâzımdır. Güvenlik Kurulunun. Sovyetler Birliğine veri­len veto hakkı yüzünden, hiçbir İş göremiyecek ve kımıldanamıyacak bir halde olduğunu hepimiz biliyoruz. Denokrasiler, daha doğrusu Amerika ile, barış ve savunma dâvasına yürekten bağlı memleketler, bu güçlüklerden sıyrılmanın imkânlarım araştırmakta­dırlar. Birleşmiş Millet? sr. olduğu gibi kalırsa, hiçbir görenez ve tarihe karışan eski Milletler Derneği (Societedes Nations) nin bahtını yakında paylaşmış olur. İnsanlık bakımından bunun ne büyük bir tehlike olduğunu belirtmeye bile lüzum voktur.

'Birleşmiş Milletlerde köklü bir reform


yapmak fikri genel toplantılarda ol­duğu gibi, özel komisyonlarda da bir­kaç kere görüşülmüş ve. şimdilik. Gü­venlik Kuruluna dokunulmayarak, bir takım dâvaların genel toplantılara a-lınmasi gayeye daha uygun sayılmış­tır. Çünkü: Amerika Birleşik Devlet­leri, genel toplantılarda çoğunluğun saslanacağma ve Sovyet Blokunun baltalamalarına fırsat verilmiyeceli­ne inanmaktadır. Kıbrıs dâvasını Birleşmiş Milletlere getirmekle. Yunan hükümeti, bu reform ümidine de ilk sersemîetici yumruğu indirmiş olu­yor. Onun için, Ytmanistanın düşün­cesiz politikası Türkiye'den ve İngil­tere'den önr Amerikaya karşı çevril sayılabilir.

Amerikan yardımından en büyük öl­çülerde faydalanmasını bilen Yuna­nistan, aynı zamanda. Atlantik Pak­tında da üyedir de.. Bu memleket, Bir­leşmiş Milletlerin genel toplantısında Kıbrıs gibi insanlık savunmasının en büyük bir kalesi sayılan bir konuda Sovyet Bloku ile iş birliği yapmaya karar verirse, yapılması düşünülen reformun hiçbir pratik değeri kal­maz. Bize öyle geliyor ki, Sovyet ve­tolarının yapamıvacağı şeyi. Yunanis­tan, teşkilât hükümlerinden faydala­narak, yapmaya çalışmaktadır. Biz, durumu bütün ciddiliğiyle kavramış olduğumuz için, gündeme alınır da genel toplantıya getirilirse. Kıbrıs ko­nusunun görüşülmemesini istemeye karar vermişizdir. Fakat bu. Yunanis­tan gibi, Atlantik Pakt] üvelerinden birinin Sovyet Bloku ile dâva kardeş­liği yaparak uyandıracağı büyük gü­vensizliği, hiçbir şekilde, dağıtamaz. Arada yedi günlük bir zaman kalmış­ken. Yunan kararının bir yandan At­lantik Paktına, Öte yandan Birleşmiş Milletlere yapacağı çok hötü tesirleri düşünerek harekete geçmek lâzımdır. Biz,e göre yapılması gereken şey. Kib­risin gündeme alınmam asıdır. Barış zamanlarında demokrasi dâvasına iha­net gösterenler ciddî zamanlarda dâ­va arkadaşlığı yapamaz. Bu hakikati Amerikalılar da öğrenmelidirler artık.


1 Eylül 1954

 

— Seul:

193 Amerikan ve hüviyeti tesbit edi-lemiyen 7 asker cesediyle yüklü ko­münist kamyonu bu sabah, askerlik­ten tecrid edilmiş bölgenin kesim hattından, geçmiştir. Bugün başlıyan mübadele birkaç hafta devam edecek­tir. Bu işle vazifeli komünist kuman-lanlığını altı subay temsil ediyordu. Bunlar hepsi de maskeler takmış dört Kuzey Kore'li ve iki Çin subayı idi.

Mütftefik askerlerinin ceketleri, elle­rinde beyaz eldiven, olan Birleşmiş Milletler kumandanlığına mensup su­baylartarafındanteslimalınmıştır.

14 Eylül 1954

 

— Seul:

Bugün GüneyKore makamları tara

bunuancak, Millî Mec­lislerindeyenidentasdikmuamelesi:. gerektiî en hususlar hakkında yapmış­lardır. Beş memleketin reddettiği şey andlaşinanınmilletlerüstüotoritelerini bertaraf eden tekliflerdir ki,bız tekiifleresasenAvrupaordusunun, dsğerir.iortadankaldırıyordu.Baş­vekilMendes-France'm,üzerindeehemmiyetle durduğu taleplerdenbiri öe 8 yıl müddetle her üyeye vebil­hassa Fransa ya bir veto hakkı sağla­maktı. Diğer bütün üyeler şuna kanat getirmişlerdir ki,böyle birveto hakkınıkabuletmekandlaşmayıor­tadan kaldırmak olur. Fransa'nın bu konudatakındığıtavır,andlaşmanm diğer âkidleri için ne derece esef ve endişeye değer olursa olsun, beş mem­leket arasında tam bir Avrupalı şuu­rununbu münesebetîetezahür etmiş olmasıferahlatıcıbirkeyfiyetsayıl­mak lâzımgelir.

— Bonn :

BaşvekilAdenauer,dahasonraAl­manSosyal-DemokratPartisiLideri­min,dört işgal devletiarasındader­hal bir konferans toplamak hakkında­kitekliflerine temasla, Almanya me­selesinin, bunun gibi, Avrupa Güven­liğidâvasının,gününbirinde vege­reklihazırlıklardansonra,dörtlübir" konferansmüzakerelerinemevzuteş­kil edebileceğini ve fakat bugüniçim böylebîrkonferarjsıtertipetmenin Almanya'nın menfaatlerine uygun olmıyacağmı söylemiş ve demiştirki:

«tan bildirildiğine göre. Batılı Devlet­lerin Sovyet noiasmda verecekleri cevabın metnini Başvekil Adenauer tasvip etmiştir. Bu metin hafta so­nunda Federal Almanya Başvekiline tevdi edilmişti.

10 Eylül 1854

 

— Kiel :

Federal Almanya Başvekili Konrad Adensuer bu akşam şu beyanatta bu­lunmuştur:

«Federal Hükümet, Almanya'nın si­lahlandırılması hususunda en süratli ve en iyi çarenin. Federal Cumhuri­yetin Nato teşkilâtına alınması oldu­ğu hususunda İngiltere ile mutabık­tır.»

11 EylûI 1954

 

—Strasbourg :

Dün Palatinat'dan Strasbour'a bir Amerikan atom lopu getirilmiştir. Dört yeni topla malzemeyi ihtiva eden yüz kamyonun da bugün gelmesi beklenmektedir.

Bu top ve malzemeler subay okulu talebelerine ve Fransız Atom Ordu­sumütehassıslarınagösterilecektir.

Basın mensupları da bu gösteride ha­zır bulunacaklardır.

—Kiel:

Alman Federal Cumhuriyeti Başveki­li M. Adenauer, dün akşam Kiel ya­kınında Neumuenster'de yaptığı bir Konuşmada Federal Almanya'nın Na­to teşkilâtına alınmasını istihdaf eden ingiliz tasarısını yorumlarken bunun «en münasip ve en serî bir çare teş­kiletçiğimütalâasınıilerisürerek:

»Bu gayet açük bir keyfiyettir, bir memleket ilânihaye işgal altında tu­tulamaz» demiş ve bu mevzuda Feidferal Cumhuriyete Demokratik bir devlet olmak haysiyetiyle itimat edi­lebileceğinişaretetmiştir.»

Scleswıghostein'da pazar günü cere­yan edacefc seçimlerden evvel hazır bulunduğu ilk seçim toplantısında bu konuşm&sınj yapan Batı Almanya Başvekili sözlerine şöyle devam, et­miştir;

«Almanya hürriyetine kavuştuktan sonra bu hürriyeti ölçü ile ve man­tıkî b:r tekilde kullanmağa kazırdır ve bu hürriyetin tarzı istimalini biz­zat serbestçe tahdit edebilecektir.M. Adenauer, Almanya'ya hükümran­lığını jade mevzuunda Paris'te ha­zırlanmış olabilecek olan muhtelif ta­sarılar hakkında Federal hükûmîtidn henüz sükûtu ihtiyar etmekte oldu­ğunu muhataplarına ihsas ettikten sonra şöyle demiştir. Federal Cum­huriyet kendisine bazı tasarıların tev­di edilmesini bekliyecektir.

Batı Almanya Başvekili bunu mütea­kip M. Athony Eden'in beş hükü­met merkezine yapacağı seyahatten bahsetmiş ve İngiliz Hariciye Vekili­nin bu kararından dolayı memnuni­yetini izhar etmiştir.

M. Adenauer beyanatına şöyle devam etmiştir:

-Bruxelîes'de hiç kimse Fransa'nın vaziyetini alçaltmadiğı veya bu mem­leketi .şu veya bu şekilde küçük dü­şürmeği hatırından geçir m emiştir. Bi­lâkis, Fransız Murahhas Heyetiyle bir anlaşmaya varabilmek için elimiz­den geleni yaptık.

Doktor Adenauer bir Dörtler Konfe­ransının toplantıya çağrılmasını he­def tutacak her türlü tasavvuru red­detmiş ve Avrupanm ve Batının hâ­len bir birlik manzarası arzetmediği-ni buna sebep göstermiştir.

Alman Beşvekili bu arada şöyle de­miştir:

«Hâdils olan vakia, Sovyet Rusya'­nın hür Dünyaya karşı giriştiği harbte şimdiye kadar elde etmiş olduğu en büyük bir muvaffakiyet olmuş­tur, M. Adenauer, Birleşik Amerika'da te­zahür eden bazı infiratçılık temayül­leri dolayasiyle bir Dörtler Kdsnfef ransımntehlikeliolacağımütalâasını da serdettikten sonra. Batıda tam bir birlik teessüsünü müteakip iyi neticeler alınabileceği kanaatinde bu­lunduğunusöylemiştir.

Alman Federal Cumhuriyeti Başveki­li sözlerini şöyle bitirmiştir:

Eğer Batı Dünyası, Alman müdafaa kudretlerini kullanmayacak olursa karanlık bir istikbale doğru gitmiş olacağız.»

— Bonn :

Güney Afrika Başvekili Doktor Ma­lan Başvekil M. Adenauer'e gönder­diği bir mesajda ezcümle şöyle de­mektedir: "Güney Afrika Birliği Hü­kümeti, Alman hükümranlığının sür­atle iadesini Dünya sulhu için elzem telâkki etmektedir."

Doktor Malan'm bu mesajı hâlen Ba­tı Almanya'yı ziyaret etmekte bulu­nan Güney Afrika münakalât Vekili M. Sauer tarafından Alman Başveki­line tevdi edilmiştir.

13 Eylül 1954

 

— Bonn :

Şlezvik-Holştayn Diyet meclisi için yapıları seçimler neticesi Başvekil A-denauer'in Hrıstiyan-Demokrat Par­tisi hesabına kat'î bir hezimet olmuş, Sosyal-demokratiarın da 1953 seçim­lerinde kaybettikleri mevkii almala­rına vardım etmiştir. Sosyal Demok­rat Partinin geriliyeceği her ne ka­dar tahmin ediliyor idiyse de, 1953 seçimlerine nazaran oyların üçte bi­rine yakınını kaybedeceği beklenme­mekteydi. Gerçi Hnstiyan Demokrat­ların ;nndiki durumu 1950 seçimleri­ne nazaran daha iyidir, zira oy sayı­sı itibariyle Sosyal demokratlarla ay­ni derecededir,fakat 953 seçimlerine kıyasla 250.000 oydan fazla kaybet­tikleri de bir vakıadır. 1953 seçimle­ri Adenauer'in taraftarlar hariç bü­tün partiler, Komünistler ve müfrit sağcılar da dahil olmak üzere 1953 seçimlerine nazaran daha fazla oy al­mışlardır.

Dahilî ve haricî sahadaki son hâdi­seler Alman mukabil casusluk teşki­lâtı Şefi Dr. John ile Hnstiyan De­mokrat mebus Schmidt-Wittmark'm Doğuya geçmeleri, C.E.D.' nin Fransız Meclisinde reddi, Hamburg ve Bav-yera'ds Sosyal kaynaşma ve grevler, bütün bunlar, Başvekil Adenauer'in taraftarlarının bir kısmını ciddî su­rette sarsmıştır.

Seçim kampanyası esnasında Liberal­lerin, Dr. Adenauer'in Hnstiyan De-moktar siyasetine karşı taarruzları ve dış siyaset bahsinde demeçlerine iti­razları seçimlerin neticesine tesir et­miştir.

Pazar günkü seçimlerin en mühim ta-raflanr.dan biri de müfrit solcu ve sağchlarm tarriatmiyle elemine edil­miş olmasıdır. Ne Alman Reich Par­tisinin Yeni - Nazileri ne de Komü­nistler en ufak bir rol oymyamamış-lardır. Eski Başvekil "Wirth'in taraf­sız Alman Birliğine gelince, oyların yüzde birini dahi elde edememiştir.

Hnstiysn Demokratların hezimeti kat'î ise de, bu müstakbel Şlezvik-Holştayn hükümetinin teşekkülüne tesir edecek gibi görünmemektedir. Eski hükümet Hnstiyan Demokrat­lar ve Mülteciler blokundan müteşek­kil bir kaolisyon hükümeti idi. Bun­lar yeni diyette yine mutlak çoğunlu­ğu teşkil edecektir.

—Bonn :

Batı Almanya Dışişleri Va-kâleti ve Almanya'daki İngiliz Yük­sek Komiserliği tarafından yayınla­nan müşterek bir tebliğde 12 ve 13 Eylül tarihlerinde İngiltere Dışişleri Vekili Eden ile Alman Başvekili Ade­nauer arasında Avrupa siyasî duru­munu :ncelemek üzere görüşmeler ya­pıldığı ve sonunda tam bir anlaşma­ya varıldığı bildiriliyor.

—Bonn:

Schleswig - Holsteİn Dieti için yapı -lan seçimlerin resmîneticeleri şunlar

Seçmen sayısı İştirakedenler İştirak nisbeîi

Pariile?Oysayısı

image001.gifSosyalDemokratlar...396.067

HıristiyanDemokratlar..348.770

Tehcire uğrayanlar bloku ..167.319

Liberaller89.414

Schleswig bloku62.278

Danimarkalıazınlıklar ...42.242

Reieh Partisi17.318

Komünistler24.730

Almanlar Birliği10.009

Seleswig Partisi1.028


16 Eylül 1954

 

— Bonn:

Bu sabah Federal Almanya Meclisinin açılışından sonra Sosyal Demokratla­rın Dr. Otto John hâdisesi hakkında­ki sorularına cevap veren İçişleri Ve­kili Dr. Gerhard Schroeder, Doğuya geçmiş olan gizli servis şefinin 1952 yılmdanberi Do£u ile temasta oldu -ğundan şüphelenildiğini, Batıdaki va­zifesinde bırakılmakla beraber İçişleri Vekâleti tarafından o zamandanberi t ak ib edilmekte olduğunu ve hiçbir giz­li malûmata sahip olmadığını bildir­miştir.

17 Eylül 1954

 

—Bonn:

Bu sabah Federal Mecliste Otto John meselesi üzerindeki müzakerelere de­vam edilmiş ve Sosyal Demokratların İçişleri Vekili Gerhard Schroeder'e bu mesele yüzünden Meclisin güvensizli­ğinin bildirilmesini isteyen takrir 50 çekimser ve 128 karşı oya mukabil 223 oyla reddedilmiştir.

—Bonn:

Foster Dulles'm Londra'ya hareketi sırasında neşredilen tebliğre, Amerikan Hariciye Vekili ile Federal Al­manya Başvekili Adenauer'in yaptık­ları görüşmede, Avrupa'nın birleştirilmeşinin ehemmiyetinin tebarüz ettirüdiği ve bu ehemmiyet muvacehe -sinde tefe bir muvaffakiyetsizlikten ümitsizliğe düşerek çalışmaların terk-edilmemesi lâzım geldiği hususunda tam mutabakata varıldığı bildirilmek­tedir.

19 Eylül 1954

 

— Berim:

Doğu Almanya Meclis Başkanı Dr. Dickmann, Federal Meclis Başkanı Dr. Ehlers'e gönderdiği mektupta, Batı Almanya ile Doğu Almanya tem­silcileri arasında müzakereler yapjL-ınası hakkında yeniden teklifte bulun­muştur. Dr. Dickmann'a göre bu mü­zakereler, barışı teminat altına almak, barış antlaşması elde etmek ve Alman Birliğini tesis eylemek için Doğu ile Batının müştereken alacak­ları tedbirler etrafında cereyan et­melidir.

Meclis Sekreteri Wilhelm Koenen bu mektubu Dr. Ehlers'e vermek üzere Bonn'a gitmekle vazifelendirilmiştir.

25 Eylül 1954

 

— Bonn:

Hıristiyan Demokrat Partisinin Parlâ­mento Grup Başkam Dr. Heinrich Von Brentano, Sosyal Demokrat Parti Baş­kanı M. ErichOllenhauer'indün gzetecilere verdimi beyanatı yorumlayan bir konuşmasında "Almanya'nın Birliğini sağlamak için bugünkü günde Dörtlü müzakerelere yeniden başla -manın mümkün bulunduğunu zannet­mekle muhalefetin bir hayale kapıldı­ğını ve bunu hatalı olduğunu söyle-raiştir.»

Dr. Von Brenato, kendi partisinin ha­ricî siyasetteki ana hatlarını hatırlat­tıktan sonra, şunları ilâve etmiştir:

"Federal Almanya Batı Dünyaya men­suptur v.e bu itibarla Batı ile yapaca­ğı işbirliğinin bir muahede ile tesbit edilmesi lâzımdır. Almanya'nın taraf­sız kalması kabule şayan bir keyfiyet değildir. Zira böyle bir hal yalnız Al­manya için değil, bütün dünya barışı için öldürücü bir tehlike teşkil eder.

Dr. Von Brentano sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«Sovyetler Birliğiyle müzakereler. Ba­lı Dünyanın görüş birliğini yeniden tesis ettiği zaman başlayabilir.

Almanya'nın birleştirilmesine ancak hür seçimler esas alınmak jsuvjttiyle tevessül edilebilir. Bu hürriyetin temi­nat alîma alınabilmesi için hür se­çimlerden sonra kurulacak olan hü­kümetin tam bir haTeket serbestisine mâlik olması icap eder. Mevzuubahis müzakereler başlamadan evvel. hiç bir tereddüde mahal vermiyecek olan sarih siyasî kararların alınması lâzım­dır. Bütün Bat'h hükümetlerin fikri udur ki, bugünkü günde Sovyetlerden hic bir tâviz beklenemez.

Dr. Von Brantano, bir batı müdafaa camiası kurmak için yapılan gayret­lerle muvazi olarak Sovyetler Birliğiyle müzakerelere yeniden girişmek icap edip etmediğini kararlaştırmak: hususunun Londra'da toplanacak olan dokuz devlete terettüp ettiğini İşaret ettikten sonra şunu ilâve etmiştir:

eKremlin'in şimdi bize hediyeler ver­meyeceğini de her halde göz önünde tutmak lâzımdır.»

Hıristiyan Demokrat Partisi Lideri, Başvekilin otoriter bir politika takip ettiği yolunda muhalefet tarafından Heri sürülen iddiayı reddettikten son­ra sözlerine şöyle nihayet vermiştir:

Alman haricî siyasetinin başlıca ga­yesinin Fransa ile işbirliği olduğu, izahtan müstağnidir. Hiç kimse Fran­sa'nın dahilî işlerine karışmayı aklın­dan geçirmemektedir.»

27 EylüI 1954

 

—Washington:

Amerikan Dışişleri Vekâleti Doğu Almanya'dan Batıya geçen Almanlar hakkında şu bilgiyi yayınlamıştır:

»Mültecilerin sayısı 1953 yılma naza­ran hafif bir azalma kaydetmekle be­raber, her ay Sovyet işgal bölgesin -den Batı Almanya'ya 20.000 mülteci sığınmaktadır. 1949 yılından beri 1 milyon 900.000 kişi Doğu Almanya'dan Batıya geçmiştir. 1950 yılından heri Doğu Berlin Par-

iâmentosunun 15 üyesi, Doğu Alman­ya Hükümetinin 5 üyesi, Vilâyet Par-iâmentclarınm 13 üyesi ve Merkez Hükümetine mensup en az 30 yüksek memur, Sovyet işgal bölgesinden Ba­tıya geçmeyi tercih etmiştir.

Batı Almanya'dan ise yalnız üç şahsi­yet Doğuya sığınmıştır. Bunların biri parlâmento üyesi, diğeri eyalet parlâ­mentosu üyesi, üçüncüsü de yüksek rütbeli bir memurdur.

28 Eylül 1554

 

— Borm:

Eski Alman mareşallerinden Maxi Von Weich bugün 73 yaşında Bonn civarındaki Voesberg şatosunda Ölmüştür. İkinci Dünya Harbinde Ba­tı cephesindeki ikinci Alman ordusu­na kumanda eden Von Weichs, sonra Balkan harekâtını idare etmiştir. Von Weichs, buradan Rus cephesine nak­ledilmiş ve 1943 yılında Mareşalliğe yükseltilmiştir.

29 Eylül

 

— Bremehaverı :

BatıAlmanyahavaüslerine yerleşecek olan Amerika'mınikinci pilotsuz bomba filosu, bugün buraya gelmiştir.

tâbi tutulduğundan, akşam geç vakit tahliye edilmiştir.


— Brunswick:

20 temmuz 1944 de Hitler aleyhine ter­tiplenen komployu akim bıraktıran eski general Otto remer, iki yıl yaban­cı bir memlekette yaşadıktan sonra, Almanya'ya dönmüştür. Remer, bu komployu hazırlamış olanlara hakaret suçundan 20 temmuz 1952 de üç ay hapse mahkûm olduktan sonra mem­leketi terkederek, cezasını çekmekten kurtulmuştu. Eski general, Öğleden sonra mahkûmiyetini çekmek için Oldenburg hapishanesine müracaat et­mişse de, cezaumumî af hükmüne

30 Eylül 1954

 

— Berlin:

Batı Berlin komünist aleyhtarı istih­barat bürosunadn bugün bildirildiğine göre, Doğu Almanya Liberal Demok­rat Parti ileri gelenlerinden Werner Wurche,dün BatıBerlin'e kaçmıştır.Batı Almanya'ya siyasî iltica hakkı isteyen Wurche. gelecek ay yapılacak umumî seçimlerde komünist siyasetini sabote etmekle itham edilmiştir,.

Türk - Alman ekonomilerinin iş­birliği:

Yazan : M. Mermi

30/IX/954 tarihli (Yeni İstanbul) dan :

Sayın Başbakan Adnan Menderes, üç gün sonra, Yeşilköy 'hava alanından ayrılarak, Almanya yolculuğuna çık­mış olacaktır. Bu yolculuk, görünür -de, Alman Başbakım Dr. Adenauer'in ziyaretine bir karşılıktır. Zamanımız­da, karşılıklı buluşmaların, kuru for -malite çerçevelerini aştıklarını dü­şünürsek, Adnan Menders'in yapacağı görüşmelere büyük bir önem vermek gerekir. Memleketimizde bulunduğu sıralarda, Dr. Adenauer'le birçok eko­nomik konular görüşülmüş ve karşı -lıklı işbirliğini ilgilendiren prensip yakınlaşmalarına varılmıştı. Adnan "Menderes, oldukça kalabalık Uzmanlar Heyeti ile, başlanılanı işlemek, ge­liştirmek ve sonuçlandırmak gibi, memleket ölçüsünde, bir vazife karşı-.smdadır.

Türk vr- Alman Hükümet adamları -um, ekonomik konularda, cok daha geniş anlaşmalara varacaklarını sez­diren ciddî sebepler az değildir. Bun­ların en başında iki dost memleketin birbirine karşı gösterdiği temelli gü­ven gelir. Bankalarımızın konuğu o-larak yurdumuza gelen tanınmış Al­man bankacılariyle sanayicileri fabri­kalarımızı, istihsâl bölgelerimizi, gün­lerce, dolaşmış, gezmiş ve kalkınma hamlemizi çok yakından görmüşler -dir. Çalışıyoruz. İmkânlarımız çok bü­yüktür. Kaynaklarımız yıpranmamış -tır.Ekonomikkudretimiz,tahminleri San ölçülerde gelişecek bir durumda­dır. Güvenilir işbirliklerinin temel şartları da ancak bunlardır.

Türkiye, ağır bir sarsıntıdan sonra derlenerek yepyeni bir varlık hamlesi gösteren Almanlığm büyük başarıları karşısında dostça bir hayranlık duy -maktadır. İstediğimiz şey, bu memle­ketin ,barış ve savunma dâvasında, kendine düşen şerefli' rolü oynaması­dır. Millet ekonomilerinin barış için­de geliştikleri öteden beri bilinen bir şeydir. Onun için barış ve savunma politikasının temelleri ne kadar sağ -Ir.m olursa, dünya ekonomisi de o ka­dar derlsnir, kendine gelir ve kud,-retlenebilir. Bu bakımdan, Almanya -mn kayıtsız ve şartsız egemenlik hak­larına kavuşmasında bütün hür millet­lerin kuvvetli bir ilgisi vardır ve ol­malıdır da.

Alman ülkesinin parçalanışı ve zorla ikiye bölünüşü, bu memleketi, daha çetin ekonomik dâvalar karşısında bı­rakmıştır. Öteden beri çekilen ham madde ve yiyecek sıkıntısı, İkinci Dün­ya Harbinden sonra, daha geniş Ölçü­leri bulunmuşsa da, Adenauer Hükü­metinin uzak görüşlü ve sistemli yö­netimiyle bir çok güçlükler giderilmiş ve Alman Mucizesi adı verilen bahti­yar başarılar elde edilmiştir. Hamle­leri ne kadar kudretli olursa olsun, alışılmamış bir hızla gelişen memleket ekonomilerinin zaman zaman güçlük­lerle, kaçınılmaz sürprizlerle karşılaş­maları muhakkaktır. Biz, bunları, ken­di genç yapımızda da görmekteyiz. Her ekonomik ilerlemenin bir yandan daha geniş donatıma, ote yandan da daha kabarık işletme sermayesine ih­tiyacı vardır. Almanya'nın, bir takım, farklarla, buna benzer bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Bizim için donatım ve işletme sermayesi neyse, Almanya için de ham mad­de ve sürüm dâvası odur. Bu çeşit dâ­valar çözülmedikçe, millet ekonomileriferahlığa kavuşmuşsayılamazlar.

Alman ve Türk ekonomilerinin, özel karakter bakımından, ayrı ayrı oluş -lan, karşılıklı ve tamamlayıcı işbirli­ğinin gelişmesine ve serpilmesine son aerecede elverişlidir. Maliyetimizin az çok yüksek oluşu ciddî bir engel sa -yılmamalıdır. Biz, hiç şüphesiz mali­yet dâvamızı adım adım çözmek ve tasfiye etmek zorundayız. İstihsâl tempomuz geliştikçe fiyat ayarlamala­rı da kolaylaşır elbette.

Türkiye, boyuna artan istihsâl ve kal­kınma ihtiyaçlariyle günden güne çok

önemli bir pazar haline gelmektedir. Pazarların değeri, bilindiği gibi, mil­letlerin harcamagüçleriyleölçülür.Fakat Alman pazarının da, bizim için, özel bir önemi vardır. Dünya pazarları bugün, düne göre, çok daralmıştır. Onun için karşılıklı anlaşmalar, zamanimizin millet ekonomilerinde, ilk plânda yer almaktadır. Türk - Alman ekonomik işbirliğinin başlıca özelliği, birbirini tamamlamakta olduğuna gö­re, iki taraflı anlaşmaların sağlıyacağı menfaatler de gerçekten büyüktür. Bu bakımdan, Bonn'da yapılacak görüş -melerden her iki millet için çok hayırlı sonuçlar beklenebilir. Karşılıklı iyi niyet, milletlerarası dostluğun biricik güvenilirdesteğidir.

20 Eylül 1954

 

— Viyana:

Dün gece kapanan Altmışıncı Viyana Ticaret Fuarını, altmış memleketten tahminen 560.000 kişi ziyaret etmiş, Fuara üç bine yakın firma, Sovyet Rus­ya, Çekoslovakya, Bulgaristan ve Ma­caristan da dahil olmak üzere, on yedi memleketkatılmıştır.

27 Eylül 1954

 

— Viyana:

Avusturya Dışişleri Vekili Leopold Figl, Avusturya Hükümeti adına Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold'a bir mektup göndere­rek Avusturya'nın bundan tam yedi sene önce Birleşmiş Milletlere kabulü­nü istediğini hatırlatmış ve şunları ilâve etmiştir:

«Bu talep, bugüne kadar nıüsbet bir muameleye tâbi tutulmadığından, Avusturya hükümeti bu vesileden fay­dalanarak, Avusturyanm Birleşmiş Milletler üyesi olmakta .elde edeceği yüksek menfaati hatırlatmak ister, A-vusturya milleti iştirak talebinin kabul edildiğini büyük bir memnunlukla karşılayacaktır.»

7 Eylül 1954

 

— Cenevre:

Çekoslovakya'da sellerden zarar gö­denlere Amerikan Hükümetinin yapmayı teklif ettiği yardımın tevzii hususunda Kızılhaç Cemiyetleri Birliği ils Çekoslovak Kızılhaç'ı arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Anlagma gere-.ğince yardım maddeleri, ırk, milliyet,din veya siyasî kanaat farkı gözetmeksizin yalnızihtiyaç .esasınagöre dağıtılacaktır.

Eylül 1954

 

— Viyana:

Irak radyosunun bildirdiğine göre, îbu senek: Sulh Mükâfatı, Çekoslovak­yalı alimpiyad şampiyonu Albay Zae verilmiştir.

11 Eylül 1954

 

— Viyana:

Prag radyosunun bildirdiğine göre, Brezilya ve Çekoslovakya Hükümet­leri yeni bir ticarî anlaşma imzalamıglardır.

28 Eylül 1954

 

— Viyana:

Çek rodyosunun bildirdiğine göre, Prag 'Hükümeti, Fransız, İngiliz, Bel­çika, Norveç ve Danimarka Elçilerine bugün tevdi ettiği birer nota ile Al­manya'nın yeniden silahlandırılmasına itiraz ettiğini bildirmekte ve barışçı ve müttehit bir Almanya'nın kurulması için bütün Avrupa Devletlerini, hü­kümet şekilleri her ne olursa olsun, müşterek bir güvenlik sistemi kurmak için çalışmaya davet etmektedir.

11 Eylül 1954

 

— Paris:

Romen Basın Ajansının bildirdiğine göre, Romanya Hükümeti, Bükreş'teki İsrail Elçiliğine bîr nota göndererek, birinci sekreteri Daniel Laoor'u «arzu edilmeyen» kimse olarak ilân ettiğini bildirmiştir.

Notada, İsrail Elciliği Birinci Sekrete­ri, bir İsrailliye Komen hududunu aş­ması için sahte pasaport vermekle suçlandırılmaktadır.

Rumen Agerpress Ajansının bildirdiği-yakın zamanda memleketi terketmesi-ni istemektedir.

26 Eylül 1954

 

— Paris:

Rumen Agerpress Ajansının bildirdiği­ne göre, Romanya, Genel Kuruluo-9 uncu oturum devresinde. Birleşmiş Milletlere kabulünü yeniden istemek­tedir.

Romanya,. Birleşmiş Milletlere kabulünü isteyen devletlerin başında geldiğini hatırlatarak, Romen Anayasasının, Birleşmiş Milletler Anayasasın­da mevcut prensipleri tanıdığına işaret etmektedir.

8 Eylûl 1954

 

—Bogota:

Kolombiya Millî Meclisi, Komünist "Partisini kanun dışı eden kanunu dün 19 muhalife karşı 36 reyle kabul et -iniştir.

—Denver:

Birleşik Amerika Cumhurreisi Eisen-"hower, bugün Ayan Meclisi Çoğunluk Lideri William Knowland'e bir mek­tup göndererek Amerika'mın Sovyet Rusya ile olan siyasî münasebetlerini neden kesmemesi gerektiğini izah et­miştir.

Ayandan William Knovland, geçen pazar, Cumhurreisi Eisen Hower'e bir telgraf çekerek, Sovyet Rusya ile mü­nasebetlerin derhal kesilmesini iste -misti.

"Eisenhower'in iyice düşündükten ve meseleyi tetkik ettikten sonra hazırla­dığı cevap, bugün posta ile Kaliforni-1 yalı Cumhuriyetçi Ayan azasına yol­lanmıştır.

Beyaz Saray Basın Sekreteri James Hagerty, mektubun muhteviyatını açıklamaktan imtina etmiştir.

—New York:

General Electric Kumpanyası, gözle .görülemiyen şeyleri büyütmeği ve .fotoğraflarını almayı mümkün kılan sualariyle çalışır bir mikroskop imâline muvaffak olmuştur.

1500 defa büyütme hassasına mâlik bu­lunan bu cihazın maden tozlarını, in­san kemikleriyle nesiçlerinin hücrele­rini, çok küçük haşerelerin dahilî or­ganlarını ve ışığın nüfuz edemediği ci­simleri tetkike imkân verebilecektir. General Elektrik Kumpanyası, bu ye­ni âletiserihalindeimâledecektir.

10 Eylûl 1954

 

—Washington:

Amerikan Federal Atom Enerjisi Komisvonu Safkanı Amiral Lewis Stra-uss'un dün yaptığı basın1 konferansın­da ele aldığı esss mevzu, atom enerji­sinin barışçı gayelerde kullanılması projesi olmuştur. Bununla beraber A-miral Strauss, Birleşik Amerika'da a-tom sahasında elde" edilen terakkiler meyanmda bu sene imâl edilen atom silâhları miktarının geçen seneye na­zaran çok daha fazla olduğunu da bu arada tebarüz ettirmiştir.

Atom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması mevzuuna gelince, Amirai Strauss'un bu hususta verdiği iza­hata göre:

— Atom enerjisinin barışçı gayeler­de kullanılması meselesinimüzakereetmeküzereBeynelmilelbirilmî konferansın 1955 senesi bidayetlerindetoplanacağınıümitetmektedir.NobelMükâfatınıkazanmış olanAmerikanâlimlerindenDr.Robb,muhtelif hü­kümetmerkezleriniziyaretetmişvebu mevzuda yaptığı görüşmeler hak­kında bir rapor hazırlamıştır. Toplan­ması mutasavver elan onferansta­mamenmeslekîmahiyetteolacaktırve hükümetlerarasındahiçir mü­zakereyitazammunetmiyecektir.

— Beynelmilel Atom Birliğine ge ünce, Sovyetler Birliği böyle birte­şekküle katılmayı kabul edecek olurss, buteşekkülBirleşmişMilletlerin himaye ve idaresi altında kurulabile­cektir. Aksi takdirde bu teşekkül, iş­tiraki kabul edecek olan memleketler tarafından kurulacak ve idare oluna­caktır.

— Atom enerjisi mevzuunda Birleşik Amerika ile Belçika asında pek yakında müzakerelerebaşlanacaktır.

Bu müzakerelerde Belçika'da atom enerjisi kullanmak suretiyle elektrik enerjisi istihsâlini sağlayacak bir fab­rikanın kurulması ve Belçika Kongo undan Birleşik Amerika'ya uranium. ihracatı meseleleri görüşülecektir.

4— Birleşik Amerikaadına Amiral Strauss ve Kanada adına Kanada Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı M.William Bennett arasındaWashigtonda bugünlerde başlamış olan müzake­reler henüz hazırlık safhasında bulunmaktadır. Birleşik Amerika, Kansdadan ehemmiyetli miktarlarda uranium madenisatın almaktadır.

5 — Atom enerjisi mevzuunda Birleşik Amerika ile İngiltere arasında yapılan müzakereler Bermuda Konferansıdanberi devam etmektedir.

Amiral Strauss bu izahata ilâveten İn­giltere, Belçika ve Kanada'dan başka ileride diğer memleketlerle de iki ta­raflı müzakereler yapılmasının muhte­mel bulunduğunu ve ancak, şimdilik bu hususta bir malûmat vermek im­kânınamâlik olmadığınısöylemiştir.

Bunu müteakip atom silâhlarından bahseden Amiral Strauss, önümüzdeki sene zarfında yeni atom silâhları tec­rübelerinin yapılması çok muhtemel bulunduğunu açıklamış, fakat bu hu­susta hiç bir izahattabulunmamıştır.

Bu tecrübelere müteallik programın henüz hazırlanmamış bulunduğuna işaret eden Amiral Strauss, bu prog­ramın atom silâhları ile hidrojen bombaları arasında bir fark gözetmiyece-ğini açıklamıştır.

Amiral Strauss, Birleşik Amerika'nın geçen sene mevcut olmayan yeni atom silâhları imâl edip etmemekte olduğu­nu soran gazetecilerin bu sualini ce­vaplandırmaktan imtina etmiş ve be­yanatının bir yerinde Birleşik Ameri­kanın geçen sonbahardan beri mütte­fiklerine atom infilâklarının insanlar üzerindeki tesirleri hakkında malûmat vermekte bulunduğunu açıklamıştır.

Amerikan Federal Aatom Enerjisi Komisyonu Başkanı, atom enerjisiyle hareket eden bir uçak imâl .edilip edil­mediği yolunda sorulan bir suale, bu­nun gizli bir mesele olduğunu ve an­cak böyle bir uçağın imâl edilmesinin pek yakm bir âtide tahakkuk edemi-yeceğini de ilâve etmiştir.

En son olarak bahsi atom infilâklarının yer yüzünün iklimi üzerinde bir tesir hasıl edip etmediği meselesine intikal ettiren Amiral Strauss, bunun varit bulunmadığını söylemiş ve küçük bir fırtınanın bir atom bombasın­dan daha fazla enerji tevlit ettiğini İlâveetmiştir.Yine AmiralStrauss'a göre bir zelzele, bir hidrojen bomba­sının hasıl ettiği enerjiden çok üstün bir enerjinin husulüne sebep olmakta­dır.

33 Eylül 1954

 

— Washington:

Dışişleri Vekilinin iktisadî işler yar­dımcısı Samuel Waugh, bu sabah A-merikan endüstri, ticaret ve ziraat çevrelerinin G. A. T. T. Anlaşmasında yapılması muhtemel değişiklikler hak­kındaki görüşlerini anlamak için, ya­pılması kararlaştırılan tahkikatı şu sözlerle açmıştır:

Ticaret tarifeleri hakkındaki umumî anlaşmaların tâdili hakkında yakında girişlecek olan müzakerelere yalnız G. A. T. T. in değil, aynı zamanda hür dünya ticaretinin istikbâli için gayet mühim tesirler husule getirebilecektir. Amerikan hükümetinin nazarında G. A. T. T. in istikbâli bakımından bil­hassa şu beş nokta ehemmiyetlidir:

— G. A. T. T. in teşkilâtlandırılma­sı ve buaradadaimî bir teşekkülün tesisimeselesi.

— İkitsadengerimemleketlere,ekonomileriningeliştirmelerine yardım için, tarife bakımından hususî bir muarrele yapılması meselesi.

— Ziraî mahsullerinithalinin kon­tenjanabağlanmasındandoğanme­sele.

— Tediye muvazenesinin bozulmasıhalinde ithalâtı tahdit edici tedbirlerin konulmasına mütedair G. A. T. T.Anlaşmasıhükümlerinintâdili meselesi.

— Tarife bakımından bahşedilen tâ­vizlerin müddetiyle ilgili G. A.T. T.Anlaşması hükümlerinin yeniden göz­den geçirilmesi.

— Washington:

Haftalık «U. S. Nevre And World Report» dergisinin bugünkü sayısı, Ko­re'deki 8 inci Amerikan ordusu eski almamış olduğu hususunda gazetecile­rin sorduğu sualleri cevaplandırmaktan imtina eylemiş ve ancak, Ameri­kalıların gösterecekleri mukavemet olay isiyle Çin komünistlerinin Formoza'yı istilâ etmelerine imkân hasıl olamıyacağım sözlerine ilâve etmiştir.

Amerikan Haricye Vekili, bu beyana­tının müteaddit yerlerinde Quemoyav müdafaası işinin tamamen askerî mülâhazalara bağlı bir mesele olduğunu, her şeyden evvel Amerikan Er -kânı Harbiye Reislerinin tavsiyelerine tâbi bulunduğunu işaret etmiş ve bu­nunla beraber, «bu, mevzuu bahis tav­siyeler her halde tatbik edilecek de­mek değildir» sözlerini ilâve ederek, beyanatında bir mâna farkı tebarüz ettirmiştir.

M. Dulles, yedinci filonun sarih olarak .ne gibi emirler almış olduğunu İsrarlı .bir şekilde sormağa devam eden gaze­tecilere, bu suale, millî müdafaayı il ilendirmesi bakımından cevap vere-iniy.eceğini söylemiş ve ancak, Milli­yetçi Çin adalarının durumu hakkında şu birkaç izahatı vermiştir:

— Çin komünistleri Amoy bölgesine kuvvetler yığmışlardır. Fakat bu kuv­vetler fevkalâde birehemmiyet arz etmemektedir.

— Amerikan Hariciye Vekâleti, Quemoy adasına karşı pek yakın bir ko­münist hücumunun vaki olacağına da­ir hiç bir fikir sahibi değildir.

—Formoza'nırı Komünist Çinliler tarafından ele geçirilmesihususunda bir plânınmevcutolmasıvekomü­nistlerin böyle bir hareketi başarabil­meleri şayanı hayretolacaktır.

— Kendisiyle Mar.e;al Şan Kay Şekarasındavukubulansongörüşmede, ki taraftan biri, hiç bir taahhüt altı­na girmemiştir.

Manilla Muahedesi meselesine temas eden Amerikan Hariciye Vekili, bu hususta Başkan Eisenhow.er'e bir ra­portevdiettiğinisöylemişveeğer bir muahede bundan iki veya üç sene evvel mevcut bulunmuş olsaydı, hür dünyanın Hindiçinî'de uğradığ! ka -yıplaramaruz kalmışolacağınızamietmezdim» demiştir.Beyanatının sonunda Manilla Konfe ransmda ortaya çıkan en mühim me­seleyi müstemlekecilik meselesinin teşkil ettiğini hatırlatan ve Güneyda-ğu Asyanm müstemlekeciliği artık ka­bul etmemekte olduğunu söyleyen M. Dulles, Pasifik'te harbin Önüne geçi­leceğine tam bir ümidi bulunduğunu ilâve ederek sözlerini bitirmiştir.

— Denver:

Birleşik Amerika Adliye Vekili M. lîeıbert Brownel ve Federal Tahkikat Bürosu Müdürü M. Edgar Hoover, Birleşik Amerika'da Komünist Partisinin faaliyetini meneden kanunun Tatbikatı hakkında Başkan Eisenhovverle görüştükten sonra verdikleri beyanatta. Amerikan Hükümetinin Komünist Partisini yok etmek» ve bu partinin harekât ve ef'aline son ver­mek kararında bulunduğunu söylemiş-j erdir. M. Hoover ayni beynatmda Amerikan Kongresinin, Komünist Partisi hakkın­da son defa kabul ettiği kanunun yü­rürlüğe girmesinden beri bu partinin faaliyetlerine karsı takibatın şiddet -lendirlmiş olduğuna ayrıca işaret etmiş ve Adliye Vekâletinin komünist temayüllü bazı teşekküllere ve ez cümle komünist kontrolü altında bu­lunan işçi senidkalarma karşı takiba­ta geçmek üzere bulunduğunu açıkla­mıştır.

14 Eylül 1954

 

— Portland (Maine):

Maine eyaletinde dün yapılan ihzarı î:eçimlerd.e, Demokrat aday Edmund Muskie, Cumhurivetci rakibi Burton Cross'u 84.230 oya karşı 95.557 oyla geçerek Eyalet Valiliğine seçilmiştir. Bu mevkiie 20 senedenberi ilk defa bir Demokrat getirilmektedir.

Diğer taraftan, Cumhuriyetçi Madam Margaret Chase Smith; Ayan Meclisin­deki mevkiini, 10,139 oy alarak muha­faza etmiştir. Demokrat rakibi Paul Fulham 70.192 oy almıştır.

15 Eylül 1954

 

—Washington:

Birleşik Amerika. Fasifikte anî bir taaruzu karşılamak maksadiyle büyük tir donanma bulundurmaktadır.

İlgili makamlardan bildirildiğine gö­re bu bölgede bulunan on beş uçak gemisi, on kruvazör, 125 destroyer ve altmış denizaltı ile takviye edilmiştir. Bu donanma Formaza'yi müdafaa ile vazifeli, Yedinci Amerikan Filosu ile işbirliği yapmaya hazır vaziyettedir.

16 Eylül 1954

 

— Denver (Colorado):

Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesinde, hastaların muayenesinde kullanılmak üzere yeni bir âlet hazırlanmaktadır. Bunu bulan Dr. Douglas Howry, âletin başlıca hususiyetinin, radar sistemine dayanması olduğunu söylemiştir. Has­ra, su dolu bir küvet içine oturtul -makta v.e radar cihazmdakine benzer şualar neşreden âlet de, keza bu suya sokulmaktadır. Doktor, bu şuaları tıp­kı televizyon postasında olduğu gibi, bir perde üzerinde takip ederek insan vücudunun herhangi bir uzvunu mua­yene .edebilmektedir.

17 Eylül 1954

 

— İndianapolis:

Eski Başkan Truman, bugün Demok­rat Parti Başkanına gönderdiği bir mektupta Amerikan seçmenlerine, de mokrat bir kongre seçme suretiyle «Başkan Eisenhower'in tarihte hür dünyayı kurtarmaya yardım .eden Baş­kan sıfatını kazanmasına yardım et­melerini tavsiye etmektedir. Truman mektubuna şöyle devam etmektedir:

Zanmnıca Başkan Eisenhower, gizli­den gizliye demokrat çoğunluğa sahip bir kongrenin seçilmesini temenni et­mektedir. Çünkü Eisenhower'in, dış politika sahasında diğer hür milletler­leişbirliğisiyasetine, kendi partisine mensup liderlerin çoğunluğu muhale­fetetmektedir.»

Truman mektubunun nihayetinde, doktoru müsaade etmediği için, seçim mücadelesine fiilen katılamıyacağmı haber vermektedir.

Aviation Age adındaki Amerikan mecmuası dün intişar eden nüshasın­da,şu malûmatıvermektedir:

«Sovyet hava kuvvetlerinin takriben üzde altmışı, Kuzey Buz Deniziyle Kuzey Pasifik sahillerindeki üslerin­den hareketle, Amerika kıtasına hü­cum etmeğe hazır bir vaziyette bulun­maktadır. »

Amerikan mecmuasının öğrendiğine göre, uzak mesafe stratejik bombar -dnnan uçaklarını barındırmakta olan Sovyet hava üslerinin Kuzeydeki sil -şilesi, Kuzey Avrupa Rusyasmda Ko­la Yarımadasında başlamakta, Kuzey Buz Denizi sahilini takip ederek Uska'nın karşısında Şukot Yarımada­sına kadar uzanmakta ve oradan da Kamçatka istikametinde Güneye doğ­ru kıvrılmaktadır.

Aviation Age mecmuası, şöyle devam etmektedir:

«Daha birkaç ay evveline gelinceye kadar, Sovyetler Birliğinin elinde bu­lunduğu bilinen uzun mesafe bombar­dıman uçaklarından mürekkep 54 filo­dan hiç biri bu bölgenin Batı veya Güneyinde bulunmamakta idi. Şimdi ise Kuzey Buz Deniziyle Kuzey Pasi­fik sahilleri boyunca mevcut hava üs­leri şebekesi, 150 ilâ 200 uçak merke­ziyle güdümlü füze, teçhizat, münakale ve radar merkezlerini ihtiva et­mektedir.»

Yine ayni Amerikan mecmuasına gö­re, Sovyetler Birliği, kutup bölgelerini çüncü bir' dünya harbi takdirinde muharipler kin başlıca bir hava ko­ridoru telâkki etmektedir.

18 Eylül 1954

 

— Nebraska City (Nebraska):

Birleşik AmerikaMüdafaaVekili Charles Wilson,Birleşik Amerika'yı askerî hazırlıklarını, ikmâle teşvik et­miş, fakat dünya sulhunun yalnız si­lâh kuvvetiyle tesis edilemiyeceğini belirtmiştir.

Wilson,sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Diğer devletler, bilhassa hür devlet­ler naikı ile dostane münasebetler kurmak hususunda fazla gayret sarfet-meliyiz. Dünya milletlerine, Birleşik Amerikanın ne müstemlekecilik, ne (îe önderlik emelinde olmadığını açık­ça göstermeli ve Amerika'nın fert hür­riyetini her şeyin üstünde tuttuğuna inandırmalıyız.»

— İndianapolis:

Geçen başkanlık seçimlerinde mağlûp olan Demokrat aday Adlai Stevenson, bugün burada söylediği bir nutukla. "Demokratların gelecek kasım ayında yapılacak olan seçimler için. kampan­yalarını resmen açmıştır.

Demokrat Parti Lideri, Cumhuriyetçi­lere şiddetle hücum .etmiş, ezcümle bugünkü hükümetin dış politikasına temasla demiştir ki:

Bütün dünyada, Amerika'nın itibarı, şöhretimiz ve dosta olsun, düşmana olsun, tslkin ettiğimiz hürmet, bu po­litikadan müteessir olmuştur. Hükû -met teşebbüsü ele aldıŞını söylerken, bu teşebbüs komünistlere geçmiş, bu­lunuyor. Cumhuriyetçiler askerî mas­rafları azaltırlarken, komünistler ken­di masraflarını çoğaltıyorlar. Bunun gibi Cumhuriyetçi hükümet geri kal­mış memleketlere yapılan yardımı dirirken, Komünistler Asya'da ve Af­rika'da şiddetli bir kampanyaya giriş­tiler. Cumhuriyetçi hükümet, gümrük manialarını yükseltirken. Komünistler Batıya yeni mübadele imkânları teklif ediyorlardı.»

Stevensoon, sözlerini şöyle bitirmiştir: Cenvere'de ve her yerde Cumhuri­yetçiler dostlarımıza öyle bir intiba verdiler ki. sanki biz., fikirlerimizde ısrar ediyor ve tavrımızı asla değiştirmiyermuguz ve yine sanki biz dünya yüzünde bir uzlaşmaya yanaşmıyan ve dünyanın sulhsever yoldan yeniden teşkilâtlanmasına yanaşmıyan tek millet misiz..

20 Eylül 1954

 

— Tokyo:

Birleşmiş Milletler Kumandanlığı, Ko­re'deki Amerikan üçüncü piyade tü­meninin ekim ayında Amerika'ya nak­ledileceğini bu sabah neşrettiği res­mî bir tebliğde bildirmektedir. Bu tü­menle mütarekenin akdindenb.eri Ko-le'dsn ayrılan Amerikan tümenlerinin sayısı beşi bulcaktır. Bu tümenin nak­linden sonra Birleşik Amerika'nın Ko­re'de ancak iki tümeni, yedinci piyade tümeniyle. üçüncü bahrîye tümeni kalmış olacaktır.

Bunlara Birlenmiş Milletlerin bir tü­men tutarındaki kuvvetlerini de ilâve etmek lâzımdır.

21 Eylûl 1954

 

—Denver:

Yabancı Faaliyetler İdaresi Müdürü Harold Stassen, Başkan Eisenhower ile yaptığı bir görüşmeyi müteakip, Güney Kore'ye yapılan askerî ve ikti­sadî yardımın 100 milyon dolar arttı­rılmasını Başkanın tasvip ettiğini ha­ber vermiştir. Bu suretle tahsisat 700 milyon dolara çıkarılmış olmaktadır. Stassen bundan başka yabancı memle­ketlere yardım faslına ayrılan 10 mil­yon ton kömürün en büyük kısmının İspanya'ya sevkedileceğini açıklamış­tır. Bu kömürlerin bedeli İspanya'da Amerikan hava üslerinin inşasına tah­sis .edilecek, para kredilerinin karşılığı ise Amerika için pirit ve Libya gibi bazı Ortadoğu memleketleri için de narenciye satın almıya tahsis edilecek­tir

—Buenos Aires:

Arîant'n - Yugoslav ticaret anlaşması-na baŞh eşya listelerinin tecdidine dair anlatma, dün Buenos Aires'de im­zalanmıştır.

—Şikago:

ikinci Dünya Harbinde açık denizlerde ale geçirilen Alman «U 505» denizalti-s'hm Şikago'ya verilmesi münasebetiy­le bu şehirde dün bir nutuk irat etmiş olan Amerikan Bahriye Vekili M. Thomas, ezcümle şöyle demiştir:

Birleşik Amerika, tarihte misline hiç tesadüf edilmemiş bir kudrette bulu­dan ve deniz kuvvetlerimizi zararsız bir hale getirmek için kullanılabilecek cîan bir denizaltı filosiyle mücadele etmek mecburiyetinde kalabilecektir.

Sovyetler Birliği 901 Pasifikte bulu -nan ceman 350 denizaltısiyle, Birleşik Amerika'nın hâlen malik bulunduğu -.nun iki mislinden fazla ve İkinci Dün­ya Harbi bidayetinde Almanların e-ünde bulunandan takriben yedi misli fp.zla denizaltıya mâliktir.»

Rusya'nın hâlen haftada bir denizaltı inşa etmekte olduğundan malûmatı ol­duğunu ilâve edan Amerikan Bahriye "Vekili. Amerikan donanmasının karşı­laşabileceği tehlikeye işaret ettikten sonra Birleşik Amerika'nın, bu tehli-'keyi hususî bir metodla denizaltılar, mükemmel keşif ve tahrip vasıtalariy-le mücehhez uçaklar ve hangi vasıfta bulunurlarsa bulunsunlar, denizaltıları takip ve imha etmeğe elverişli güdüm­lü iüzeler inşa ve imâl etmek suretiy­le bu tehlikeye karşı koyabileceğini sözlerine ilâve etmiştir.

—Washington:

Milletlerarası Para Fonu Başkanı İva Rooth. Milletlerarası Banka ve Para Fonu İdarecilerinin dokuzuncu yıllık toplantısına, faaliyet raporunu sunar­ken, şöyle demiştir:

Bütünü itibariyle, dünya ekonomisi sağlam esaslara dayandırılmaktadır. Fakat ticaretle ilgili büyük devletler­de konvertibilite olmaksızın kuvvetli bir dünya ekonomisi sağlanamaz. Ti­caretle ilgili büyük devletlerin konvertibilîteyi tekrar ne zaman sağlıyabileceklerini henüz bilen yoktur.

Başkan, birçok memleketlerin harpten sonra "husule gelen tediye güçlüklerini makul bir şekilde önliyeb ildikler ini vte sağlam malî politikaların kabulünü, milletlerarası tediye durumunda göze çarpar, derecede salâh temin ettiğini belirttikten sonra şunları ilâve .etmiştir:

1953 yılında hür dünyanın ticarî mü­badelelerinin yarıdan biraz azı konvertibl dövizler esası üzerinde yapıl -mistir. Sterling de kovertibl vasfını kazandığı zaman bu nisbet dörtte üçü geçecektir. Sterling ile aynı zamanda daha bazı Avrupa paralarının konver-tibl vasfını kazanacaklarını ümit ede­rim.^

Bunu müteakip Başkan, para sandğı-nın tekrar konvetibiliteyi ihdas edebi­lecek durumda bulunan bütün memle­ketlerin, mübadele hususunda derhal bütün tahdit edici ve fark gözetici tedbirleri kaldırmasını beklemediğini belirtmiştir.

İvar Rooth, iktisadî bakımdan geri kalmış memleketlerin halletmesi ge­reken meşelere temasla şöyle demiştir:

«Mütevazin bir tediye muvazenesinin temini bu memleketler için olduğu kadar endüstrileşmiş memleketler için de elzemdir. Kâfi derecede gelişmemiş memleketlerin tediye muvazenesiyle ilgili meselelerin halli, bu muvazenenin istikrarını feda etmeksizin devamlı bir iktisadî gelişme sağlayacak politikalar kabulüyle mümkündür.»

Rooth, sözlerini bitirirken sandık üye­lerinin son iki yıl içinde teşkilâta gü­venlerini arttırmış olmalarından duy­duğu memnunluğu belirtmiş ve bu durumun herkes için cesaret verici ol_ cmğunu ilâve etmiştir.

25 Eylül 1954

 

— Washington:

Birleşik Amerika Hükümeti 7 ekim 1952 günü Japon kıyıları açıklarında bir Amerikan bombardıman uçağının deniz.e düşürülmesine sebep olduğu için, Sovyet Hükümetinden 1.620.295 dolar 1 sent tazminat istemiş veya mefrlenin Milletlerarası Yüksek Adalet Divanına arzını teklif etmiştir. Uçağın sekiz kişilik mürettebatından kimseyi bulmak mümkün olamamıştır.

— Washington:

Birleşmiş Milletlerin kontrolü altında Milletlerarası Atom Birli&i kurulması hakkında Balkan Eisenhower'in 8 ara­lık 1953 te ileri sürdüğü tekliflere dsir Amerika ile Sovyet Rusya arasmia teati edilen ve çimdiye kadar gizli tu­tulan notalara dair tam dosyayı, Ame­rika Dışişleri Vekâleti, Sovyet Hükü­metinin de muvafakatiyle dür. akşam yayınlamıştır.

Ayni zamanda Moskova'da da yayınla­nan bu dosya atom enerjisinin beynel-milelleştirilmesi hususundaki Ameri­kan _ Rus müzakerelerinin girdiği'çık­mazı açıklamaktadır. Bununla beraber her iki memleket müzakerelere deva­ma hazır olduklarını bildirmektedir -ler.

Şimdiye kadar aşılamayan mânilerden biri. 27 nisanda Molotov'un Cenevre de John Foster Dulles'e tevdi ettiği Sovyet muhtırasında zikredilmiştir. Bu vesikada. Balkan Eisenhavrer'in üsküflerinin atom silâhları imâlinin tahdidine imkân yermiyeceği belirtil­mekte ve şöyle denilmektedir:

Atom malzemesinden küçük bir kısmı ayırarak, barışçı gayelerle kurulacak milletlerarası teşkilâtın emrine ver -mek hususundaki Amerikan teklifi, Başkan Eisenhawer'in zikrettiği hedef­lere ulaştırmaz. Atom malzemesinin başlıca maddesi evvelce olduğu gibi, atom ve hidrojen bombalan imalâtına girsr ve böylece bu gibi silâhları imâl edebilen milletler, atom stoklarını "ge­liştirmekte hiçbir tahdide tâbi tutulmamış olurlar.

Sovyet vesikasında tsknik bir delil de ilâve edilmiştir: Malûmdur ki, atom malzemesi kullanmak süratiyle endüs­tri sahasında elektrik

— Tahran:

İran Komünist Partisi Lideri Yahya Hudahhad, Sovyetler hesabına casusluk yapan şebeke ile alâkalı görülerek dün tevkif edilmiştir.

Moskova'dan aldıkları talimatla çalışan şebeke efradı içinde mühim mevkiler" işgal edenkimselerbulunmaktadır,. Bunlararasında Şahın uzak akrabası olanlar da vardır.



23 Eylül 1354

 

— Tahran:

İran Başvekili General Zahidî'nin im­zasını taşıyan ve bütün Tahran gazete­leri tarafından yayınlanan bir tebliğ­de mahallî gazete idarecilerine «son hâdiseler vesilesiyle yabancı memle -ketleri tahkir etmekten çekinmeleri» ihtar edilmektedir. Tahmin edildiğine göre, bu tebliğ Sovyetlerin Tahran Büyükelçisi Lavrentiyef'in dün Dış­işleri Vekiline yaptığı ziyaretle ilgili­dir. Lavreııtiyef, bu görüşmesi sıra -sında İran ordu ve polis teşkilâtından meydana çıkarılan komünist şebekesi sebebiyle bazı ıgazeteUerde Sovyetler Birliği aleyhine girişilen hücumlardan şikâyet etmiştir.

30 Eylûl 1954

 

— Abadan:

Abadan petrol tasfiyehanelerinin yet­miş beşinci bölümü de bugün işletme­ye açılmıştır. Bundan evvel de Essa -fid bölgesinde dört kuyu faaliyete ge­çirilmişti. İşletmeye yeni açılan yet­miş beş sayılı bölüm, yüksek dffrecede akaryakıt istihsâl etmektedir.

Bu, beynelmilel petrol konsorsiyom ile-yapılan anlaşmadan sonra işletmeğe açılan ikinci tasfiyehanedir. Yetmiş üç numaralı birinci bölüm, İran petrolle­ri millüeştirildikten sonra, bir kaç ke­re çalıştırılmış, fakat yetmiş beşinci bölüm üç yıldır muattal kalmıştı.

17 Eylül 1954

 

—Kahire:

Londra'ya gitmek üzere bu akşam Ka-hire'den ayrılacak olan Irak Başvekili Nuri Sait Paşa, gazetecilere verdiği beyanatta, 1949 da Arap Birliği tara­fından alman kararları hatırlatarak, şöyle demiştir:

1949 danberi, Arap Birliğine üye olan bütün memleketler Batı ile işbirliğine daima taraftar oldular. Arap Birliği­nin o yıl içinde almış olduğu kararlar Arap memleketlerini Doğu ile Batı arasında tarafsız bir hareket tarzı takip etmesi ihtimâllerini ortadan kal­dırmıştır. Çünkü, kendilerini savuna­bilmek için çok zayıf olan bu memle­ketlerin dışardan gelecek bir yardıma ihtiyacı vardır. Arap memleketlerinin Batı ile işbiliği hususunda öne sürmüş oldukları tek şart Mısır'ın isteklerinin yerine getirilmesi ve Filistin meselesi­nin çözülebilmesidir.»

23 Eylül 1954

 

—Bağdat:

İrak Hükümeti yeni bir Cemiyetler Kararnamesi çıkararak 1922 tarihli kanunu ilga etmiş ve siyasî partilerin teşkili için yeni şartlar ihdas etmiştir.

Yeni Kararname, aym programa sahip iki partinin aynı zamanda mevcut ol­masını, talebelerin siyasî partilere kaydolmalarım ve ırk veya din esas­larına dayanan cemiyetler kurulmasını znenetmiştir. Irak'ta halâ mevcut bulunan tek siyasî parti de, bu suretle lâğvedilmiş olmaktadır. Bilindiği gibi bu Sosyalist Umma Partisidir. Diğer partilerin bir kısmı kendi kendilerini, geri kalanı -nını da hükümet kapatmıştır.

28 Eylül 1954

 

Londra:

Hariciye Vekili Anthony Eden, dün Irak Başvekili Nuri Sait Pa?a şerefi­ne bir öğle yemeği vermiştir.

Yetkili kaynaklardan öğrenildiğine gö­re Eden, bu yemek sırasında İngilte-renin Araplarla İsrail arasını bulma teklifini yenilemiştir.

İsrail bu teklifi kabul etmiştir, fakat iArap devletleri Ortadoğu'da İsrail'in mevcudiyetini tanımadıklarından doğ­rudan doğruya müzakereye girmeğe razı olmamaktadırlar.

Eden ve Nuri Sait Paşa, bundan başka, 1957 de sona .erecek olan Irak - İngiliz Andlaşmasmm gözden geçirilmesi hu­susunda Irak'ın talebi üzerinde de durmuşlardır.

1932 de meriyete giren bu Andlaşmaya göre, İngiltere Bağdat civarında Hab-baniye ve Basra civarında Ş.eyba hava üslerini muhafaza etmektedir.

Tedavi maksadiyle Londra'ya gelmiş bulunan Nuri Sait Paşa'nın Bağdad'a dönüş tarihi kararlaştinlmamıştır.

3 Eylül 1954:

 

— Kudüs:

Birleşmiş Milletler Mütareke Heyeti bugün İsrail'e müracaat ederek, çar­şamba günü dört Ürdün köyüne vaki taarruz gibi hareketlerin önüne ge­çilmesini ve mütareke hükümlerine riayet edilmesini istemiştir.

5 Eylül 1954

 

—Moskova:

İsrail'in Moskova Büyük Elçisi. M. Elpayhio ilk İsrail Cumhurreisi müte­veffa "Weisman'm evvelki gün Mosko­va'ya gelmiş olan eşi şerefine bir ka­bul resmi vermiştir.

Sovyetler Birliğinde hususî mahiyette ve üç hafta kadar kalmak niyetinde oulunan Madam Weisman bu müddet zarfında içtimaî meseleleri ve ezcümle harb malûlleri meselesini tetkik ede -cek ve Sovyetler Biriliğindeki sanat ve kültür hayatı hakmda malûmat topla­yacaktır.

—Telaviv:

İsrail silâhlı kuvvetleri Genelkurmay Başkanı General Layan, bugün kadm subaylar okulunda söylediği bir nu­tukta, İsrail'e silâh teslimatına konan ambargoya ve Arap memleketlerine sevkedilen silâhlara rağmen, İsrail'in elan .en iyi askerleri yetiştirmekte de­vam ettiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Harp taliini tâyin eden sev yalnız si­lâh değildir. Bu silâhları kullananların da büyük rolü vardır.»

13 Eylül 1954

 

—- Telaviv:

İsrail _ Ürdün müşterek müzakere ko­misyonu 5 eylül günü bir İsrailli sivi­lin katlinden ve 9 eylül günü de Ne-cefde su borularının tahribinden Mı­sır'ı suçlu buluduğunu bildirmiştir. Ko misyon, Mısırlıları bundan sonra »bu gibi tedhişçilik ve baltlama hareketle­rinden» sarfınazar eylemeğe davet etmiştir.

18 Eylül 1954

 

—Londra:

israil Büyük Elçiliği sözcülerinden biri Londra'daki eskiz Arap Büyük Elçisi­nin beyanatını yorumlayarak ezcümle şöyle demiştir:

«Arap memleketleri İsrail ile sulh mü-rakerelerine devam etmek arzusunda değillerdir ve hattâ muhasamata başla­mak tehdidine bile baş vurmuşlardır. Bu şartlar altında İsrail Hükümeti, Ortaşark memleketlerine silâh teslima-t'nm İsrail'e karşı muhasamatın tama­men kesilmesi şartiyle yapılması lâ­zım geldiği fikrindedir. Buna rağmen Aîrap memleketlerine silâh, teslimatı devam edecek olursa kuvvetler muva­zenesinin idame edebilmesi için İs­rail'e de aynı nisbetlerde silâh verilmesi lâzımdır.

25 Eylül 1954

 

—Telaviv:

Dün akşam yaptığı bir gazeteciler toplantısmda beyanatta bulunan İsrail Başvekili şöyle demiştir:

«İsrail her Arap memleketiyle ayrı ay­rı veya bütün Arap memleketleriyle müştereken müzakerelerde bulunmaya hazırdır.»

M. Şaret, bununla beraber Arap mem­leketlerinin İsrail ile herhangi bir temas bahsinde tamamen menfî bir ha­reket hattı taşımakta devam ettiklerini ilâve etmiştir.

Araplarla İsrailliler arasında doğrudan doğruya müzakerelere başlanmasını sağlamak üzere vaki İngiliz teşebbü -dünden dolayı İsrail Devletinin duy -riuğu memnuniyet hislerinin Londra-daki İsrail Elçisi tarafından M. Eden'e bildirildiğini söyleyen M. Şaret, Arap Devletleriyle İsrail arasında tavassutta bulunmak üzere İngiliz hükümetinin İs rail ile henüz temasa geçmemiş bu­lunduğunu tasrih etmiştir.

israil Başvekili İsrail - Ürdün muhte­lit komisyonu reisi Amerikan murah­hası M. Hutchison'nm değiştirilmesini müteakip İsrailin tekrar bu Komisyo­na iştirakedebileceğini söylemiştir.

Müteakiben Kanal bölgesi hakkındaki İngiliz - Mısır anlaşmasından bahse -den İsrail Başvekili, hükümetinin bu ^nlagma üzerine duyduğu endişeleri açıklamış ve bu mevzuda İsrail tara -fmdan İngiltere'ye verilmiş olan bir notanın cevapsız kaldığını da söyle -mistir.

Arap Birlisinden bahseden M. Şaret, bu teşkilâtın Ortadoğunun müdafaası-r.a hizmet edemiyeceğini, zira israile karşı' ballıca bir taarruz unsuru oldu­ğunu söylemiştir.

Ortadoğunun müdafaası için kurula­cak bir teşkilâta İsrail'in iştirak ar züsundan bahseden M. Şaret, böyle bir iştirakin Sovyetler Birliğine mütevec­cih taarruzî bir pakta" İsrailin katıla -mıyacağı yolunda geçen sene M. Mo-lotofa verilmiş olan teminata aykırı olmadığını beyan etmiş ve şöyle de­miştir:

»İsrail'in böyle bir pakta iştiraki an­cak demokrasinin müdafaası gayesiyle olacaktır.»

11 Eylül 1954

 

—Şam:

Ürdün, Irak ve Suriye Müslüman Kardeşler teşekküllerinin reisleri bu­gün Şam'da neşrettikleri bir beyanna­mede, Mısır Başvekili Abdünnasır ta­rafından Mısır Müslüman Kardeşleri ve bu camianın lideri Hasan Hudeybî'ye karsı alman tedbirleri protesto etmişlerdir. İrak, Ürdün ve Suriye Müsülman Kardeşler Liderleri Mısır'­daki kardeşleriyle tesanüd ifade ettik­ten sonra Cemâl Abdünnasır'm Mı-Fir Müslüman Kardeşlerine yönelttiği ithamların her türlü asıl ve esastan âriolduğunubildirmişlerdir.

19 Eylül 1954

 

—Kahire:

Suriye Başvekili Said El Gazi, Kahi-re'ye muvasalatında basın mensupla -rina şu beyanatta bulunmuştur:


«Ziyaretim Suriye - Mısır münasebet­lerinin askıda kalan bazı meselelerine temasla iki memleket arasındaki si­yasî havayı aydınlatmak gayesine ma­tuftur. »

Suriye'nin Kahire Büyükelçisi Başve­kilin görüşmelerini müteakip Şam'a müteveccihen bu akşam üzeri Kahire-denayrılacağınıbildirmiştir.

24 EylÛl 1954

 

— Şam:

Bir milyon Suriyeli seçmen, bugün Parlâmento seçimleri için reylerini gizli olarak kullanmışlardır.

Seçim bu sabah yedide başlamıştır. İlk haberlere göre sandık başlarında bir hayli kalabalık toplanmıştır.

Kadın seçmenlerin kendilerine siyasî aklar tanınmayı vaad edenler lehin­de rey kullanacakları tahmin edil -mektedir.

10 Eylül 1954

 

— Beyrut:

İki gün önce kabinesinin istifasını Devlet Şefi Camille Chamoun'a vermiş olan Abdullah Yafi, yeniden kabine kurmakla vazifelendirilmiştir.

17 Eylül 1954

 

— Beyrut:

Yeni Lübnan Kabinesi, Aşağıda isimle­ri yazılı zevattan müteşekkil olarak kurulmuştur:

Başvekil ve Plânlama Vekili: Sami Sulh. Başvekil Yardımcısı ve Dahiliye Vekili: Gabriel Murr. Hariciye Vekili:Alfred Nakkaş. Savunma Vekili: Mucid Aslan. Adalet ve Sihhat Vekili: Charles He-îou. İktisat ve Sosyal İşler Vekili: Raşid Keram. Z:raat ve P.T.T. Vekili: Selim Haydar. Maliye ve İstihbarat Vekili: Muhiddin Nesuri.

Maarif Vekili: Maurice Zouein. Nafia Vekili; Naim Mukab.

28Eylül1954

 

— Beyrut:

Bugün Parlâmentoda itimat oyunu kazanan Başvekil Sami Sulh. oya mü­racaat .edilmeden, önce söylediği nu­tukta, Lübnanm, Arap Birliği Anaya -sası çerçevesinde, Arap memleketleriy le diğer devletlere de Birleşmiş Millet­ler Anayasası çerçevesinde işbirliğine devam edeceğini beyan etmiştir. Baş­vekil Filistin meselesinin de; Birleşmiş Milletlerin tavsiyelerine uygun olarak halletmek için gayret sarf edileceğini, Suriye ile iktisadî müzakerelere yeni­den başlanacağını haber vermiştir.

İç sahada, Başvekil, bazı tasarıları ta­hakkuk ettirmek, bilhassa Adliye ve idarede tasfiye yapmak ve yeniden teş­kilâtlandırmak, Seçim Kanununu ye­nilemek ve işçiler için beş yerde mes­ken inşası için üç aylık bir müddetle kendisine tam yetki verilmesini istemistir. Başvekil, Parlâmento binasın­dan -ayrılırken, hararetle alkışlanmıştır.

5 Eylül 1954

 

— Amman:

Ürdün Kralı Hüseyin, dün, geçenlerde İsraillilerin bir hücumuna maruz kal­mış olan Beytlihya'yı ziyaret etmiştir. Burada köylülere hitap eden Kral «İs-lail tecavüzlerinin, Ürdünlülerde mu­kavemet azmini ve vatanperverlik his­lerini artırmaktan başka bir netice vermediğini»söylemiştir.

Kral bunu müteakip yanında Hariciye Vekili bulunduğu halde, Tullukerem'e gitmiş ve öğle yemeğini, Mısır Millî İktisat Vekili Salâh Salim ile birlikte köyün okul salonunda yemiştir. Kral, akşamleyin Amman'aödnmüştür.

Eylül 1954

 

Amman:

Arap Lejyonu Kumandanı Glüb Paşa Londra'ya yaptığı altı haftalık seya­hatten dün dönmüştür.

Glüb Paşa, Amman'a gelir gelmez Kral Hüseyin, Başvekil Abülhüda Tevfik ve Hariciye Vekili Cemal Turan tarafın­dan kabul edilmiştir.

Glüb Paşa İngilterede bulunduğu za­man zarfında Arap Lejyonunun kuvvetlendirilmesi için. İngilterenin yardimi hakkında müzakerelerde bulunmustur.

6 Eylül 1954

 

— Tokyo:

Japon Kızılhaç'ı bugün İran'ın Kuze­yinde su baskınlarına maruz kalan halka yardım gayesiyle 250.000 yen kıymetinde 50 adet su geçirmiyen ça­dır göndermek üzere olduğunu bildir­miştir. Bu çadırlar «İdemitsu Koşan» Petrol Şirketinin Nagaşak'den 15 ey­lülde İran'a müteveccihen ayrılacak olan «Suei Mera» petrol gemisine yük­letil eceklerdir. Bu yardım, geçen sene İran'ın Kiu Siu adasında vukua gelen seylâp felâketzedelerine 353 varillik petrol yardımına karşılık olarak yapıl­mıştır.

13 Eylül 1954

 

— Paris:

Sovyet Rusya Dışişleri Vekili Molo-tofun. "Şuhu Şimbu» gazetesi başmu­harriri tarafından sorulan suallere verdiği yazılı cevaplar 11 eylül 1954 tarihini taşımaktadır. Bu cevapların metni pazarı pazartesiye bağlayan ge­ce Tass Ajansı tarafından yayınlanmış­tır.Suallerin başlıcaları şunlardır:

1 — Japonya ile Sovyet Rusya arasın­da tarafsızlık veya ademi tecavüz pak­tı imzalanması ihtimâline dair, Molo-tov şu cevabı vermiştir:

Cenevre Konferansından sonra, dün -ya halk efkârı, Doğu ile Batının bir arada yaşaması imkânlarının bir an evvel tesisine gittikçe daha çok taraf­tardır. Keza Japon milleti, ehemmiyet­siz bir azınlık hariç, Rusya ile dünyaca münasebetler idamesine taraftar değildir. Hükümetin, diğer memleket­lerle olan münasebetlerinde, sosyal sis­temleri farklı devletlerle olan barışçı bir şekilde yaşamak prensibine dayan­makta ve milletlerarası meselelerin, taraflar yardım ettiği takdirde, anlaş­malarla halledilebileceği kanaatinde -dir. Sovyet halkı, böyle bir siyasetin, sadece kendi menfaatlerine değil, ay­nı zamanda, milletlerarası gerginliğin gevşemesi ve barışın kuvvetlenmesi için savaşan diğer milletlerin de men-iaatine tercüman olduğuna emindir. Bu bakımdan, Sovyet Hükümeti, ara­larında normal münasebetler bulun -mayan, fakat münasebetlerin normal­leşmeğe müsait duruma geldiği Japon­ya'ya karşı aynı siyaseti takip etmek­tedir.

— Japonya ile Rusya arasında nor­mal münasebetlerintesisineyegâne mâni, kanaatimce, Japonya'yı tâbidevlet durumunda bırakmakisteyen Amerikanidarecilerinindiktalarınabazı Japon çevrelerinin riayet etmesi­dir. Tabiatiyle Japonya,«yarı işgal edilmişmemleketdurumunda daha uzun müddet kalamaz. Sovyet Rusya, Japonya ile normal münasebetler kur­maya, Japonya aynı arzuyu izhar et­tiği takdirde, hazırdır.

—Japonya ile Sovyet Rusya arasın­da ticaretin geliştirilmesibahsinde, Molotov, Japonya ile Rusya'nın mü­him ticaret münasebetleriidame et­tikleri ve bunun her iki taraf için defaydalı olduğu,senelerinverdiğitec­rübeleri hatırlatmış ve demiştir ki:

«Bu bahiste alınacak müsbet tedbirler sık sus temaslarda bulunmaktır. Eşit­likesası üzerine resmî ticaret heyetlerinin mübadelesi meselesi ds görüşü­lebilir.

4 — Japonya'nın yeniden silâhlanma­sına gelince,Şubu Şimbu» gazetesi başmuharriri, sualinde şöyle demekte­dir: Japon milleti, yeniden silâhlan­ması veya silâhlarının arttırılması yü­zünden hayat seviyesinin düşmesini istememekte, fakat bağımsız ve hü­kümran bir memleketin, iktisadî im­kânları müsaade ettiği nisbette ba­ğımsız silâhlı kuvvetlere sahip olabi­leceğifikrinibeslemektedir.»

Eu husustaki kanaatini soran gazete­ciye Moiotov, şöyle demiştir:

Rusya, ilk önce. bütün devletlerin silâhlarının tahdidini, atom ve hidro­jen bombalarının kayıtsız şartsız ya­sak edilmesini derpişetmektedir.

Sovyet Rusya, aynı zamanda, hüküm­ran bütün devletlerin, müdafaaları için gerekli silâhlı kuvvetlere sahip olabileceği kanaatindedir. Bilindiği gibi, Sovyet Hükümetinin, Japonya ile bir barış akdetmek hususundaki tek­lifleri, bağımsız, demokratik v.e barışçı bir Japonya'nın, müdafaası için gerekli silâhlı kuvvetlere sahip olması­nı derpiş etmektedir.»

Mülakatının sonunda, Molotov, iki' memleket arasında kültürel münase -betlerin gelişmesine taraftar olduğunu söyliyerek, şunları ilâve etmiştir:

Bu, hiç şüphe yok ki, Japonya ile Rusya arasında dostane münasebetle­rin gelişmesine yardım eder ve bu münasebetler sadece iki memleketi de­ğil, milletlerarası bir anlaşma ile dün­yada barışı kuvvetlendirmek isteyen diğer birçok milletleri de alâkadar eder.

15 Eylül 1954

 

— Tokyo:

Japon Başvekili Şiguri Yoşida, hükü­met memurları arasında rüşvet ve yolsuzluk iddiaları mevzuunda Parlâ­mentoya izahat vermeyi reddetmiştir.

Muhalefet partileri, Başvekil, Parla mentoya izahattan kaçındığı veya tat­min edici izahat vermediği takdirde, hakkında dâva açacaklarını söylemiş­lerdir.

—Tokyo:

Bugün basında çıkan raporlardan öğ­renildiğine göre, Bikini'de yapılan son atom tecrübeleri hakkında Japon me­teoroloji servisinin sorduğu suallere Amerikan atom enerjisi komisyonu, aşağıdakicevapları vermiştir:

— Enivetok ve Bikini adaları dolay­larında tutulan balıkların yenmesinde tehlike melhuzdur.

— Eu adalarda yapılan atom tecrü­beleri meteoroloji bakımından hiç birdeğişiklikhusulegetirmemiştir.

— Atom enerjisinin milletlerarası kontrolünü Rusya reddettiğinden,bu tecrübelerinyapılması elzemdir.

— Komisyon «Ukuryumaru»balıkçıgemisi mürettebatının uğradığı kazadan çok müteessirdir, fakat bir Japon âliminden balıkçıların sıhhî durumu­nun düzelmekte olduğunu öğrenmiştir.

Tazminat meselesine gelince, Komisyon, Tokyo'daki Amerika Büyükelçili­ğinin bunlarla meşgul olduğunu bildir­miştir.

17 Eylül 1954

 

—Tokyo:

İki Japon âlimi Sovyetlerin geçen ay zarfında hidrojen bombası infilâk et­tirmiş olduklarım söylemişlerdir.

Dün bir basın toplantısında Japon a-tom âlimi Profesör Radao Namerikava ve asistanı infilâk tarihlerinin 26 ve 29 ağustos oldlığunu bildirerek gu izahatı vermişlerdir:

— Tokyo:

Pekinradyosunun Tokyo'dadinlenen biryayımındanöğrenildiğinegöre, Komünist ÇinBaşvekili Şu En Lai, Halk Meclisi önünde söylediği bir nu­tukta Japonya'yı Amerika'nın iktisadî boyunduruğundan kurtularak ger­çekten bağımsız bir Asya Devleti ol­maya davet etmiştir. Başvekil ayrıca barışa ve Asya'nın refahınahizmetnıaksadiyle» Çin'in Japonya ile normal münasebetler kurmaya ve ticaret münasebetlerine girişmeye hazır olduğu­mu da söylemiştir.

24 Eylül 1954

 

— Tokyo:

Hokkaidc adasındaki birinci bindiril­miş Amerikan tümeni genel karargâhı­nın Japonlara teslimi münasebetiyle, bir nutuk söyleyen Birleşmiş Milletler Kuvvetler: BaşkumandanıGeneral John Hull, ezcümle şöyle demiştir:

Japonya, Hokkaido adasının müda -îsasmı taahhüt eylemekle askerî is tiklâli yolunda önemli bir merhaleye erişmiştir. Bu suretle Japonya, kısa bir zamanda hür dünya camiasına ka­tılabilecektir. Bugün burada bu karar­gâhı Japonlara devretmekle Uzakdo­ğu'daki mesuliyetlerimizi terketmiş ol­muyoruz. Bir tecavüz tehlikesi baki Çaldıkça Amerika, Pasitifk'teki önemli -'üslerini muhafazaya devam edecektir.

25 Eylül 1954

 

— Tokyo:

Japonya'nın Birmanya'ya olan tazmi­nat meselesini halleden ve iki memle-"ket abasında iktisadî işbirliğini tanzîm eden bir anlaşma, dün Tokyo'da parafe edilmiştir.

27 Eylül 1954

 

— Tokyo:

Hokkaido adasında İwauchi şehrinde bu sabah çıkan bir yangında 4500 ev tamamenyanmıştır.

Bu bölgede hüküm süren tayfun, yan­gının süratle yayılmasına ve büyüme­sine sebep olmuştur.

28 Eylül 1954

 

—Tokyo:

Japon pilisinin verdiği malûmata gö­re aralarında Amerikalı, İngiliz, Hint­li, Çinli ve Pakistanlı da bulunan muh­telif milliyetlerde 80 den fazla kim­senin Rastvorof işinde ve diğer bey -nelmilel kaçakçılık işlerinde methal -ieri bulunduğu tesbit edilmiş ve bun­lardan yalnız 22 si tevkif olunabilmiş-t:r. Japon polisi bu sabah şafakla be­raber geni? bir baskın ve araştırma hareketine tevessül etmiştir.

—Tokyo:

Batan Doya Maru vapurunda bulunan 1257 kimiden yalnız 177 si kurtulmuş-t"r. Denizden 437 ceset çıkarılmıştır. Geri kalan 643 kişinin en son neşredi­len resmî tebliğe göre, bu faciada bo-ğululp ölmüş addedilmeleri lâzım gel­mektedir.

29 Eylül 1954

 

— Tokyo:

Sahil muhafaza teşkilâtından bildirildi­ğine göre, Janon deniz tarihinde en büyük can kaybı ve hasara sebebiyet veren son tayfunda 876 gemi batmış, 3467 gemi hasara uğramış, 137 g.emi raraya düşmüş, 154 dü sularda sürük­lenmiştir.

— Tokyo:

Japon atom tahribatı araştırma komis yonu, bugün bir raporneşredek, halra filtreden geçmemiş yağmur ve göl sularını kullanmamayı ihtar etmiştir.

2 Eylül 1954

 

— Hong-Kong:

İngiliz İşçi Partisi Lideri Clement Attlee, bu sabah yaptığı basın toplan­tısında, Doğu ve Batı bloklarının yan-yana ve sulh içinde yaşayabilmeleri için Kızıl Çin Lideri Mao-Çe-Tung'un bazı fikirler ileri sürdüğünü söylemiş­tir.

Bu fikirle Birleşik Amerika'nın Japonyayı ve Batı Almanya'yı silâhlan­dırmaktan vazgeçmesi, ve yine Birle­şik Amerika'nın Komünist Çine karşı daha anlayışlı bir vaziyet almasıdır.

Attlee, Kızıl Çin Liderine, Sovyetlere de ayni teklifleri yapmasını söylemiş­tir.

Diğer taraftan Attlee Kızılların For -moza meselesinde tamamiyle birlik olduklarını Formoza'yı Çinin ayrılmaz bir parçası telâkki ettiklerini bildir -mistir.

8 Eylül 1954

 

— Taipeh:

Milliyetçi Çin. harp gemileri ve bom­bardıman uçakları, Kemoy adasını isti­lâya hazırlanan komuinst kuvvetlerine karşı bu sabah şiddetli bir hücuma geçmişlerdir.

Sabahın erken saatlerinde taarruza ge­çen Milliyetçi Çin uçakları, Kemoy adasından 7 mil uzakta Amoy limanın­da toplanmakta olan Kızıl Çin birlik­lerinetonlarca bombaatmışlardır.

15 Eylül 1954

 

—Hong-Kong:

Bekin radyosunun bildiridiğine göre, Komünist Çin Lideri Mao-Çe-Tung, bugün açılan ilk Çin Millî Halk Kon­gresine Başkanlık etmiştir.

Çin Parlâmentosunu teşkil eden ve 1000 kişiden müteşekkil olan Halk Kon, gresi, Çin Halk Siyasî İstişare Mecli­sinin yerine kaim olmuştur.

23 Eylül 1954

 

—Hong-Kong:

Yeni Millî Halk Kongresine senelik ilk raporunu vermesi vesilesiyle bir konuşma yapan Komünist Çin Başve­kili Ç. En Lai, Yagtse ile Huai nehirlerinin taşması ve meydana ge­len seller yüzünden Çin'in 1954 ziraat plânını tahakkuk ettir.emiyeceğini söylemiştir.

Bu seller yüzünden milyonlarca metre murabbaı ekili arazi mahvolmuş ve 600 milyonluk nüfusun 80 milyonu ev­siz, barksız kalmıştır.

27 Eylül 1954

 

— Hong-Kong:

Pekin Radyosunun Hong-Kong'da din­lenen bir yayımından öğrenildiğine göre, Çin Halk Meclisi Mao Çe Tung'u oybirliği ile Çin Halk Cumhuriyetinin ilk başkanı olarak seçmiştir.

25 Eylül 1954

 

— Taipeh:

23 haziran günü Formoza sularında Milliyetçi Çin deniz kuvvetleri tarakından yakalanarak Formoza'da bir li­mana getirilen Sovyet Tuapse petrol gemisi mürettebatından üç kişi daha iltica hakkı istemiş ve bu talepleri peisicumhur Çan Kay Şek tarafından irabul edilmiştir. Bu suretle Formozaya iltica eden «Tuapse» tayfasının sa­yısı 13 e yükselmiş olmaktadır.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, ge­ne Milliyetçi Çin deniz kuvvetleri ta­rafından yakalanmış olan Polonya bandıralı «Praca» ve «President Gott--wald» gemisi mürettebatından iltica "hakkı istemiş bulunan 23 Polonyalı de­nizci, ay sonunda Amerika'ya hareket edecektir.

28 Eylül 1954

 

—Hon-Kong:

Pekin radyosunun bugün bildirdiğine göre, Komünist Çin Başvekili Şu En Lai, kabinesinde bir değişiklik yapa­rak üç Generali hükümet Konseyine almıştır.

Bu Generaller Konseye Başvekil Mua­vini olarak dahil olmaktadırlar. Bu suretle Başvekil yardımcılarının sayısı 10 a yükselmektedir.

29 Eylül 1954

 

— Paris:

Pekin radyosunun bildirdiğine göre, 26 eylül tarihine kadar Kuzey Kore'ds bulunan Komünist Çin gönüllülerinin teşkil ettikleri tümenlerden dördü ge­ri alınmıştır. Bu tümenler mütareke anlaşması hükümlerince, tesbit edilen Kore limanlarından gemiye binerek Çin'.e dönmüşlerdir.

30 Eylül 1954

 

— Paris:

Çin Haberler Ajansının bildiridiğine göre» Çin Halk Cumhuriyetinin kuru­luşunun beşinci yıldönümü münase -betiyle bugün Pekin'de yapılan bü­yük tezahürat sırasında, bir hitabede bulunan Başvekil ve Dışişleri Vekili Çu En Lai. Çin Halk Cumhuriyetinin bütün dünya milletleriyle barışçı mü­nasebetler idame ettirmek istediğini» belirtmiş ve şunları ilâve etmiştir: Birleşik Amerika ile de barış içinde birlikte yalamak isteriz. Bununla be­raber Amerikan kuvvetleri, Çin mille­tinin Formozayı kurtarmalarına engel olmakta ve Formoza toprakiarımaza nüfuz etmektedirler». Biz Formoza'ye kurtaracağız ve memleketin tam birli­ğini bu suretle tamamlamış olacağız.

 

1 Eylül 1954

 

— Kahire:

Mısır Kabinesinde yapıldığı dün gece "bildirilen değişikliğin, şimdiye kadar hiç bir vekâlet almamış olan İhtilâl Konseyi âzalarının Kabineye girmele­rini sağlamıştır. Bu değişiklikle Kabi­neye daha fazla asker girmekte ve bundan maada Vekiller Heyetiyle İh­tilâl Konseyinin yapılmakta olan müşterek toplantılarını bundan böyle lüzumsuz bir hale getirmektedir. Zira her iki teşekkülde bulunanlar şimdi­den sonra hep aynı kimselerdir.

Müşahitlerin işaret ettiklerine göre bu yeni tertip, evvelce müşterek toplan­tılarda tetkik ve müzakereyi icap et­tirmiş olan meseleler hakkında şimdi daha süratli kararlar alınmasını müm­kün kılacaktır.

2 Eylül 1954

 

—Kahire:

:BaşvekiI Cemal Abdühtasır, Yüksek Askerî Mahkemesi tarafından komünist liderlerine verilen 1 ilâ 8 yıl hapis cezalarını tasdik etmiştir.

Askerî Mahkeme. Mısır'da kızıl hare­ketinin İsrail Siyonistleri tarafından idare edildiğinibildirmiştir.

Eylül 1954

 

— Kahire:

Başvekil AlbayCemal Abdülnasır,

dün gece Kurtuluş Hareketi merkezin­de verdiği beyanatta, «Mısır, Batılıla­rın emperyalizmine olduğu kadaiy Do­ğudan gelecek bir hâkimiyete de muhatiftir» demiştir.

Komünistlerle Müslüman Kardeşleri ihtilâli baltalamağa çalışmakla itham eden Cemal Abdülnasır, ihtilâlin he­definin hakikî bir demokrat rejini kurmak olduğunu söylemiş ve «Bu yolda çalışıyoruz),demiştir.

8 EylüI 1954

 

—Kahire:

Arsp Birliği Siyasî Komitesi bugün yayınladığı tebliğde söyle demektedir:

«Arap Birliği, Fas, Cezayir ve Tunu­s'un dâvalarını bütün teşkilâtlarda v.e herkesin nezdinde, her çareye başvu­rarak destekleyecektir, n

9 Eylül 1954

 

—Kahire:

Arap Birliği Siyasî Komitesinin dünkü toplantısında müzakerelerin büyük bir kısmı Kuzey Afrika meselelerine has-ı edilmiştir. Siyasî Komite, toplantıya iştirak eden Fazıl El Vartalani Cezayir, Ali El Balhavan (TunusJ ve Ab-dülmecid bin Galvun ile Ahmed El Melih (Fas) tarafından verilen izahatı dinlemiştir.

Toplantının sonunda neşredilen tebliğ, Kuzey Afrika temsilcilerinin şu üç is­tekte bulunduklarını arkalamaktadır:

1 — Halen yapılmakta olan Fransız -Tunus müzakereleri ile ileride yapıl­ması ümit edilen Fransız - Fas müza­kereleri için müzaheratte bulunma­sı.

— Kuzey Afrika'da mücadelede bu­lunanlara maddî yardımlarda bulunul­ması ve bu bölgelerde halen tehditemaruz bulunan Arap kültürünün korunması,

— Genel Kurulun önünmüzdeki top­lantısı gündemine alınmış olan Tunus Ve Fasdâvalarının desteklenmesi.

Arap Birliği Siyasî Komitesi, Kuzey Afrika temsilcilerinin izahat ve istek­lerini dinledikten sonra Fas, Cezair ve Tunus dâvalarını «bütün devletler nezdinde v.e bütün teşeküllerde her çareye bas vurarak" desteklemek ka­rarını vermiştir.

Diğer taraftan yine ayni tebliğ, Siyasî Komitenin Kıbrıs hakkındaki Yunan şikâyetini de tetkik ettiğini ve «bu meseleyi Birleşmiş Milletler nezdin -deki Arap heyetlerinin takdirine bırakmağa» karar verdiğini de bildir­mektedir.

— Kahire:

İhtilâl Konseyinin bir kararı ile Millî İstikamet Vekili Binbaşı Salâh Salim belirli olmayan bir müddet için bütün vazifelerindenaffedilmiştir.

İyi haber alan çevrelerde söylendiğine göre, Binbaşı Salâh Salim, arkadaşları ile arasında çıkan bir anlaşmazlık yü­zünden vazifelerini terketmiştir. Ken­disinin Dışişleri Vekilliğini istediği ve dış siyasetin idaresini eline almayı ar­zu ettiği söyleniyor.

İhtilâl Konseyinin sözcüsü. Yarbay Hüseyin Şafernin geçici olarak Millî İstikamet Vekâleti ve Sudan işlerinin başınagetirilebileceğinibildirmiştir.

13 Eylül 1954

 

— Kahire:

Nil sularının süratle kabarıp yükselmesinden dolayı, Mısır,bugün elli yıldan beri görmediği en büyük seylâp tehlikesine maruz bulunmakta­dır.

Kahire'nin, alçak seviyedeki bölgeleri daha şimdiden su altındadır ve seller,. Köyleri yalıyarak cenuba doğru yayıl­maktadır. Sudan'da su baskınları vahim bir hal almış .ve yüzlerce kişi evsiz barksız kalmışlardır. Mısır Hükümeti, sel fe­lâketzedelerine dağıtılmak üzere Su­dan Hükümetine 200.000 sterlin teber­ruda bulunmuştur. Mısır Nafia Vekâ­leti makamları, seylâbı önlemek üzere memleket boyunca tedbirler almıştır.

14 Eylül 1954

 

Santiago de Chiü:

Mısır'ın Şili Elçisi bugün Şili Reisi­cumhuruna Hükümeti adına Nil nişa-mnın büyük kordon rütbesini tevdi et­miştir.

— Kahire:

İngiliz kuvvetlerinin Süveyş bölgesini tahliyeleri hakkındaki anlaşmanın ni­haî metnini hazırlamak üzere yapılan müzakereler anî olarak kesilmiştir. în-giliz Büyükelçisi Stevenson, Mısır Baş­vekili Abdülnasır ile yaptığı bir görüşmeyi müteakip Londra'dan talimat siması gerektiğini bildirmiştir. Bunun üzerine hafta sonunda yapılması bek­lenen görüşme, başka bir tarihe bıra­kılmıştır.

15 Eylül 1954

 

— Kahire:

Mısır basınına Şam'da toplanan Müs -lüman Kardeşler Birliğinin 4 oturum devam eden toplantı devreleri sonun­da almış oldukları kararları yayınlama müsaadesi verilmiştir.

Bu toplantıda Mısır Müslülman Kar­deşleri Birliği Genel Sekreteri Abdül-hakim Abbin ve konsey üyesi Sait Ra­mazan tarafından temsil edilmiştir.


Müslüman Kardeşler toplantıda Başve­kil Cemal Abdülnasır ile hükümetini İsrail'i memnun eden bir anlaşma yapmak ve Müslüman msmleketleri Batılı emperyalistlerle bir ittifaka girmeye zorlamakla» itham etmişlerdir.

Mısır gazeteleri, aynı zamanda, Millî İstikamet Vekili Binbaşı Salâh Sali­min Müslüman Kardeşlere verdiği sert bircevabıdayayınlamaktadırlar.

19 Eylül 1954

 

— Kahire:

İspanya, Belçika ve İsveç hükümetleri Süveyş kanalı hakkındaki İngiliz -"Mısır anlaşmasından sonra Mısır Hü­kümetine silâh sevkiyatı üzerindeki ambargonun kaldırıldığını ve bundan sonra Mısır'ın bütün silâh ihtiyaçlarına cevap vermeğe hazır olduklarını bildirmişlerdir. Bu haber, basma. Harici­ye Vekâletinin bir sözcüsü vasıtasiyle aksettirilmiştir.

Diğer taraftan bu mevzu ile alâkalı temaslara girişmek gayesiyle, bir Mı­sıraskerî murahhas heyeti, İspanya ve Belçika'ya gitmek üzere hazırlıkla­ra başlamıştır.

24 Eylül 1954

 

— Kahire:

Başvekil Cemal Abdülnasır ilk Mısır hafif silâh fabrikasınıbugün açmıştır.

Yalnız tüfek ve hafif makineli tüfek imâl .edecek olan bu fabrika, 14 ayda inşa ve teçhiz edilmiştir.

Bu münasebetle Mısır basınında çı­kan bazı yazılar Mısır hükümetinin inşasna giriştiği altı silâh fabrikasının yalnız Mısır'ın değil, bütün Arap mem­leketlerinin ihtiyacına cevap verebile­ceğini belirtiyorlar.

29 Eylül 1954

 

—Kahire:

Süveyş Kanal üssüne ilk Mısırlı ko -mutan tâyin edilmiş bulunuyor. Genel kurmay Başkan Vekili General Ali* Âmir, Mısır ile İngilltere arasında ni­haî anlaşma imzalanır imzalanmaz bu vazifeye başlıyacaktır.

6 Eylül 1954

 

—Melbourne:

Avustralya Basvekli Robert Menzies, dün yaptığı bir hitabede hür dünya milletlerini komünist tecavüzüne kar­şı silahlanmağa teşvik ederek demiş­tir ki:

«Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, komünistlere geniş topraklar kazan -dırmıştır. İkinci Dünya Harbinden be­ri Kzıllar, Avrupa'nın yarısını istilâ etmiş, daha sonra tecavüzü Uzakdoğu memleketlerineyöneltmişlerdir. .

Komünistler küçük devletlere kargı giriştikleri taarruz hareketleriyle yal­nız kuvvete hürmet ettiklerini göster­mişlerdir.

İkinci Dünya Harbinin başlangıç gün­lerine tesadüf eden bu günlerde 20 nci asır tarihinden alacağımız dersle, müşterek düşmana karşı tek ve kuv­vetli bir cephe halinde birleşelim.

34 Eylül 1954

 

—Darwin:

Avustralyanm Kuzey kıyılarının 60 ki­lometre kadar açığındaki Melville a-dasmda tetkikler yapan bir ilim heye­tinin başkanı, adadaki kazılar sonunda 20 milyon senelik nebat, yengeç ve diğer bazı kabuklu hayvanlara ait fo­sillerin bulunduğunu haber vermiştir.

15 Eylül 1954

 

Adelaide:

Avustralya Müdafaa Vekâleti sözcüsü beyanatta bulunarak Woomera atom

deneme sahasında, radyo ile idare edi­len mermiler üzerindeki tecrübe dev­resinin artık nihayet bulduğunu bil­dirmiş ve şunları ilâve etmiştir:

o Geliştirme devresi epeyce ilerlemiştir. Artık bu gibi silâhların seri ha­linde imâl edilerek ordu birliklerine teslimine başlanacağı nihaî devreye-yaklaşmış bulunuyoruz.»

Bu arada pilotsuz yeni tip bir tepkili uçağın da denendiği ve gayet müsait neticeler sağlandığı açıklanmıştır.

17 Eylül 1954

 

—Danvin:

Kuzey Avustralya'da Darwin'in 10O lrilometre kuzeyinde Rum Jungle'de-kurulan Avustralya'nın ilk uranyum, tasfiye fabrikası, Başvekil Robert Menziestarafındanaçılmıştır.

Başvekil bu münasebetle bir nutuk söyliyerek Avustralyanm bu fabrika sayesinde hür dünyanın müdafaasına geniş mikyasta yardım edeceğini be­lirtmiş ve insanlığın yakında atom bombalarını unutarak uranyumu ba­rışçı gayeler için kullanması temenni­sinde bulunmuştur.

28 Eylül 1954

 

—Canberra:

Avustralya Başvekili Robert Menzies, bugün Temsilciler Meclisinde kendisine sorulan sualleri cevaplandırırken, Avustralya'da meydana çıkarılan casus­luk hâdisesi ile alâkalı olarak Kraliyet Komisyonu Önünde, her vatandaş gibi ifade vermeğe hazır olduğunu söylemistir.

3 Eylûll 1954

 

—Yeni Delhi:

Hindistan Dahiliye Vekil Yardımcısı, .son beş sene zarfında Kidistan aley -hinde faaliyetlerde bulunan dört A-merikalı, iki İtalyan ve bir Fransız' diplomatın Hindistan'ı terke davet e-dildiğinisöylemiştir.Bu izahat, Hindistan Komünist Parti ..si lideri A. L. Gopal'm sualine cevap teşkil etmiştir.

 

9 Eylül 1954

 

—Yeni Delhi:

Hint Basın Birliğinin yıllık toplantı -smda konuşan Hindistan Başvekil Ve­kili Nehru, Güneydoğu Asya Paktı Teşkilâtı (Seato) hakkında şunları söy­lemiştir:

«Dün imzalanmış olan Güneydoğu As­ya Savunma Paktı, Asya'da barış ve .güvenliği hedef tutmaktadır. Fakat bu .Antlaşma esas itibariyle Asyalı olma-.yan devletler tarafından meydana ge­tirilmiştir. Bu memleketler, himaye e-dilmekistemiyen ve bunudaaçıkça ilân eden di§erbazımemleketleri hi­mayeetmek gayesiyle bir arayageli­yorlar. Ben bunu anlamıyorum.

Bu reşit gruplanmalar, milletlerarası siyasî durumda bazı karışıklıklar ya-ı atıyor, bir teşkilât mensup bir meraleket, diğer 2 veya 3 teşkilâta da da­hil oluyor. Nato, Anzus, Seato gibi. Böylece bu anlaşmalar sömürgecilik bahsindeÖnemlibir roloynuyorlar.

Taahhüt altına giren milletler, umumiyetle statükoyu muhafazaya ve anlaşmalarınyayılmasınıtemineçalışıyor.

Bu, bazan Birleşmiş Milletler Anaya­sasına aykırı hallere de sebep oluyor.

Nehru, bundan sonra, Birleşmiş Mü -ietler Anayasasının methine geçmiş ve sözü tekrar sömürgecilik bahsine ge­tirerek şöyle devam etmiştir:

Biz sömürgeciliğin ortadan kaldırıl _ masını istiyoruz, çünkü bu daimî ola­rak bir çatışma ve harp kaynağı olu­yor. Bunun için bütün memleketlerin sömürgeciliğin kaldırılması yolunda çalışmaları icap eder. Fakat bu yolda birçok engeller ortaya çıkarılıyor.

Bugün hür olmıyan milletlerin dünya hâdiseleri karşısında bir tek tepki­leri vardır: Hanpi hâdise bizim kurtul­mamıza yardım eder veya etmez? Se-ato'nun bu yolda kötü tesirleri olaca­ğındankorkuyorum.

Nehru. bundan sonra sözü Nato'ya ge­tirerek şöyle devam etmiştir:

((Nato, mükemmel bir şekilde kurul­muştu, fakat sonra koruma fikrinden daha başka şeylere geçildi. Goa mese­lelerinde Nato'ya müracaat edilmiş ol­ması çok şaşılacak bir şeydir. Bu. be­nim anlayışımın dışında kalıyor. Nato kuruluşundaki gayeye varmamıştır. Kuzey Atlantik bölgesinin savunulma­sı maksadiyle kurulan teşkilât, sö -mürgeciliği koruyan bir teşekkül ha­linegeliyor.»

İl Eylül 1954

— Yeni Delhi:

Hint Hükümeti bugün Yeni Delhi'deki


Portekiz Elçilif-ne verdiği yeni bir no­tada, Portekiz Hükümetinden, Goa ile mücavir topraklardaki durumun taraf­sız müşahitleri tarafından tetkik edil­mesini hakikaten isteyip istemediğini bildirmesini talep etmektedir. Bun -dan başka Nato'da Dadra ve Nager Aveli'ye üçüncü bir devlete ait müşa­hitlerin gitmelerine müsaade edilmesi nususunda Portekiz tarafından ileri sürülen talebin Portekiz'in meşru hak­kı kabul edilemiyeceği belirtilmekte -dir. Nato'da bu ikinci meselenin, ta­rafsız müşahitler hakkında bundan önce Portekiz tarafından ileri sürülen laleple ilgisi olmadığı beyan edilmek­tedir.

 

14 Eylül 1954

 

— Yeni Delhi:

Fransız Maliye ve İktisat Uzmanı Gabrîel, Hindistandaki Fransız arazile­rinin devri hususunda Fransız ve Hint temsilcileri arasında cereyan eden mü­zakerelere katılmak üzere bugün Pondichery'den Yeni Delhi'ye gelmiştir.

Bu müzakereler büyük bir gizlilik için­de devam ediyorsa da başlıca nokta­lar hususunda bir prensip anlaşmasına varıldığı ve görüşmelerin şimdi tefer­ruatla ilgili meseleler üzerinde cere­yan ettiği öğrenilmiştir. Müzakerele­rin bu ay sonunda bitmesinin mürakün olacağı tahmin edilmektedir.

19 Eylül 1954

 

— Bombay:

Goa Millî Kongre Başkanı Peter Alvares, Goa hududundaki Hint şehri Belgaum'da bugün verdiği beyanatta, Goali'lardan, şiddete başvurmamak prensibine aykırı olacak her türlü ha­reketten kaçınmalarını İstemiş ve Go-p'da vukubulacak her türlü şiddet ha­reketinden mesul olmıyacağını belir­terek demiştir ki:

'Bazı kimseler, bizim şiddete başvur­mamak prensibimizi paylaşmıyorlar. Onlarınhürriyetdâvasınabağlılıklarından şüphemiz olmamakla beraber,. metodları, girişilen harekete p.ek uy-, rnamaktadır. Bu kimselerden, kabul ettiğimiz prensibe aykırı hareketlerde bulunarak Goa, Daman ve Diu'da du­rumu daha karışık hale getirmemele­rini talep ediyoruz. Birbirine zıt iki petoddan ikisinin birden muvaffak olması beklenemez. Goa Millî Kongre­si, şiddete başvurulmaması prensibini kabul etmiştir, bundan gayri her türlü, harekete muhaliftir.»

20 Eylül 1954

 

—Yeni Delhi:

Bir referandum sonunda Hindistan'a terkedilmiş olan ilk Fransız arazisi Şandernagor, bugün resmen Hint Bir­liğine dahil olmuştur. Parlâmento bu bölgeyi Batı Bengal eyaletine dahil eden bir kanun kabul etmiştir.

28 Eylül 1954

 

—Yeni Delhi:

Bayan Vijayalakshmi Pandit, Hindista­n'ın İngiltere Yüksek Komiserliğine-tayin edilmiştir. Bayan Pandit'in va­zifesine ekim ayının ortalarında başla­ması beklenmektedir.

30 Eylül 1954

 

—Yeni Delhi:

Başvekil Nehru'nun dış siyaseti bugün. Hint Parlâmentosunda büyük bir ço­ğunluklatasvipedilmiştir.

Başvekil Nehru, bugünkü konuşma -sında Hindistanın İngiliz milletleri top-luluğuna dahil olduğunu belirterek, Söyledemiştir:

«Bizim siyasetimiz, İngiliz milletler topluluğu ile bu bağlılılktan hiçbir şe­kilde müteessir olmamaktadır. Bu hal bugüne kadar bize hiçbir zarar verme­diği gibi, faydalı da olmuştur.

Nehru bundan sonra bu durumun İn­giltere ile Çin arasındaki münasebet­lerin iyileşmesine yaradığına işaretle sözü KomünistÇin'e getirmiş ve Çi-

n'in bufün «Amerika devletleri ve Sov­yetler Birliğinden sonra üçüncülük mevkiini işgal etmekte olduğuna» te­mas ederek, «sanayi sahasında Çin'den -daha ileride olan Hindistan'ın dünya­nın dürdüncü büyük devleti olmaya âoğrugittiğinisöylemiştir. Hint Başvekili bundan sonra Güney Afrika'daki«ırk politikasına' ederek şunları söylemiştir:

«Bu siyasetin Avrupa'da ve Birleşik Amerika'da çak az ilgi uyandırmasına hayret ediyor ve bu durumdan üzün­tü duyuyorum. Birleşmiş Milletlerin bu ciddî meseleye bir hal çaresi bu­lamamış olması da üzüntü verici­dir.»

—Karesi:

Pakistan Başvekili Muhammed Ali, Pakistan'ın Mekke'de daimî bir İslâm Sekreterliği ihdas edeceğim bildirmiş­tir.

Sekreterlik Müslümanlar arasında an­laşma ve birlik tesisine çalışacaktır.

Muhammed Ali, bu teklifin son Mek­ke seyahatinde Mısır Başvekili Cemal Abdülnasır tarafından ileri sürüldüğü­nü söylemiştir.

8 Eylül 1954

 

—Karesi:

Karaşi yetkili çevrelerinde Güneydoğu Asya Paktının sadece bir komünist tecavüzü» ihtimaline karşı sınırlandırılmasına dair Amerikan talebinden duyulan infial gizlenmemektedir. Bu çevrelere göre, meselâ Doğu Pakistan'a karşı bir Hint tecavüzü, komünist te­cavüzü tehlikesinden daha yakın değilse bile, daha kestirme bir tecavüz' olabilir.

Diğer taraftan, Karaşi çevreleri ko­münist Çin ile ticaret münasebetlerim aksatmamak arzusundadır. Pekin hü­kümeti, Pakistan'dan Önemli miktarda pamuk satın almaktadır.

Ayrıca bildirildiğine göre, Manilla gö­rüşmeleri sırasında Komünist Çin Hü­kümeti, Pekin'deki bir Pakistan diplo-' matınayarıresmîmahiyetteÇin'in. SeatoKonferansınaPakistan'ı da ka­tılmışgörmektenduyduğuendişeleri bildirmiştir.

28 Eylül 1954

 

— Karesi:

Damarka bölgesinde eski bir mabet harabesi bulunmuştur. Bu harabe, eski Jndus vadisi medeniyetini İran'a bağ­ladığı tahmin edilen birçok eserlerden, biridir. Bunların içinde en mühimi Mi­lâttan 3,000 sene evveline ait çanak, çömleklerdir.

4 Eyiûl 1954

 

—Tunus:

Fransa Başvekili Pierre Mend.es-France'm vaadi üzerine, Tunus'a muh­tariyet verilmesi için yüksek rütbeli Fransız ye Tunus temsilcileri arasında müzakereler bugün başlamıştır.

ilk olarak Fransa ile Tunus arasında münasebetleri tanzime çalışacak ko­misyonlar teşkil edilmiştir.

Tunus'ta yerleşmiş Fransızların hakları hususunda şiddetli tartışmalar olacağı-anlaşılmaktadır.

Tunus îvîilliy.btçileri, Fransa'nın mü­dafaa ve haricî münasebetler üzerinde-kontrol tesis'etmesine itiraz etmemek­tedirler.

Fransamn Tunus ve Fas isleri Vekili Christian Fouchet, Fransız heyetine başkanlık etmek üzere, dün gece Tu­nus'a gelmiştir.

Tunus heyetine, Başvekil Tahir Bin Ammar başkanlık etmektedir.

—Tunus:

Fransız - Tunus müzakerelerinin ilk oturumu bugün Tunus hükümet mer­kezinde 15,15 te başlamıştır. Tunus ve Fas İşleri Vekili Christian Fouchet ile Tunus Başvekili Tahir B.en Amar müzakerelerde hazır bulunuyorlardı.

Fouchet, evvelâ müzakerelerin bun­dan böyle Paris'te cereyan etmesini teklif ettikten sonra, Fransız murahhas heyetinin listesini sunmuş, müteaki­ben, ileride bazı mütehassısları değiş-drmekhakkınımuhafazaettiği kaydiyie Tunus müzakere heyeti üyeleri­nindeisimleriniaçıklamıştır.

Oturum saat 16 da son bulmuştur.

5 Eylül 1954

 

—Tunus:

Fransız - Tunus müzakerelerinin açılış celsesinin sonunda neşredilen bir teb­liğ, bu celsenin karşılıklı bir anlayış havası içinde geçtiğini kaydetmekte­dir.

Tebliğ şöyle devametmektedir:

Tunus ve Fas İşleri Vekili M. Fouchet ile Başvekil Ben Ammar tarafından, leati edilen ve büyük bir nezaket ve tam bir samimiyet ile meşbu bulunan sözler, Fransız - Tunus münasebetle­rini tanzim edecek olan anlaşmaların en yakın tarihlerde gerçekleşmesi hu -susunda iki heyetin beslediği karşılık­lıarzuyugöstermiştir.

Tebliğ, iki heyetin ralışma program ve usulleriyle Paris'te devam edilecek olan müzakerelerin tarihi hususunda müşterek mutabakata vardıklarım da tasrih etmektedir.

7 Eylül 1954

 

—Tunus:

Tunus resmî gazetesinde yayınlanan' bir kararname ile yeni Düstur Partisi­nin hukuki varlığının kabul edilmesini müteakip, parti merkezlerinin ye­niden açılması münasebetiyle memleketin muhtelif yerlerinde Milliyetçiler.-tarafından nümayişler yapılmıştır.Diğer taraftan dün Ain Draham'da 200 kişilik bir grup, nümayişler yaparak cehrin belli başlı caddelerinden geçmiş ve Habib Bourgiba ailesinden bi­rinin evinin önünde durarak nutuklar irat etmişlerdir. Bu arada 2 Fransız jandarmasına hakaret eden biri tevkif edilmiştir.

29 Eylül 1954

 

— Tunus:

Fransa'nın Tunus Yüksek Komiseri General Boyer de la Tour, dün akşam radyo ile yayınlanan bir konuşmasın­da, kabilelerin ve tedhişçilerin so"-günlerdeki faaliyetlerinin Fransız hü­kümetini endişelendirmekte ve Fran­sız umumî efkârını huzursuzlandırmakta olduğunu söylemiştir.Tunus'un şimdi nazik bir intikal dev­resinde bulunduğunu işaret eden Fransız Yüksek Komiseri, Tumıslu'lara sabır, iyi niyet ve Fransa'nın Tu­nus'ta kurulmasını istediği demokrasi­ye has plan başkalarının fikirlerine hürmettavsivesinde bulunmuştur.

9 Eylül 1954

 

— Cezayir:

Cezayir'de dün gece vukua gelen şid­detli bir zelzelenin merkezi olan Or-İeansville, bu sabah bombalanmış bir şehirmanzarasıarzetmekteydi.

Zelzeledeki insan kaybının 300 ü aştı­ğı bildirilmektedir. Diğer taraftan bu sayının800 eçıkacağısöyleniyor.

.Cezayir'in 160 Km. Güneybatısında bulunan bu şehirde birçok binalar yı­kılmıştır. Bunların arasında ıslâh evi­nin bir kısmı, P.T.T. binası ve enka­zının altında 40 kişinin öldüğü bir otel ilk göze çarpanlardır.

Resmî makamlar acele imdat ekipleri tertip etmişlerdir, o cerrah ve 400 ya-. taklı bir seyyar hastahane, zelzele ma­halline gitmek üzere yola çıkarılmış -tır. Askerî uçaklar Cezayir'le Arle-ansvüie arasında bir hava köprüsü ku­rarak durmadan yaralı taşımaktadır­lar. Şimdiye kadar gelen yaralılardan çoğunun kafa taslarının çatladığı mü­şahede edilmektedir.

Miliana bölgesinde üç Arap şehri ta­mamen yıkılmıştır. Yüzlerce insan ev­siz kalmıştır. Diğer taraftan, Flatters, Hanoteaux v.e Ponteha köylerinde de hasar büyüktür.

Keza, Orlens ville'in civarı da zelzele­yi bütün şiddetiyle hissetmiştir.

Rouina Caynot, Montenotte köylerinin büyük bir kısmı, Vauben köyü tama­men yıklımıştır.

Diğer taraftan bu sabah saat 8 e ka­dar sarsıntılar şiddetini kaybetmekle beraber devam etmiştir.

13 Eylül 1954

 

— Orleansville:

Zelzele bölgesini gezmekte olan Fran­sız Dahiliye Vekili M. Francois Mit -terand dün Orieansviile Ölüler Âbidesi, önünde yapılan sade ve sade olduğu, kadar hazin bir merasime başkanlık etmiştir. Abide yanında zelzelede ö-îenlerin adına dikilen bir taşa çelenk, koyan Vekil, bu münasebetle yaptığı bir hitabede, felâketzedeler için gere­ken yardımları süratle bakaran sivil ve askerlere, hususî şahıs ve idarecilere Fransız hükümetinin minnet ve şük­ranlarını bildirdikten sonra, şöyle de­miştir: Orleansville'i yeniden inşa edeceğiz., yıkılmış olan köyleri keza yeniden ku­racağız. Bir aya kadar yine aranızda, bulunacağım. Gelecek ay bütün Ce-zair'de yapmak tasavvurunda bulun­duğum bir seyahat esnasında buraya tekrar uğrayacağım.Fransız Dahiliye Vekili bunu müteakipmaiyetiyle birlikte 700 metre yüksek­likte bir dağ yamacında bulunan Beni Raşit köyüne de gitmiş ve zelzele mer­kez üssünün bulunduk ve şimdiye kadar 307 Ölünün sayıldığı bu felâket mahallini de gezmiştir.Burada muazzam bir yarığın dağı iki­ye bölmüş olduğu ve köye giden şose-yolunda da yer yer büyük çukurlar ve çatlaklar husule geldiği görülüyordu. Cezair Mebusu Salâh Münevver, yaz­lıkevinin enkazıaltındaezilip Ölen 14 kişilikailesinibuköyde kaybetmistir. Orleansville zelzelesi kurbanlarının kafi sayısını tesbit etmek henüz mümkün değildir. Fakat ölü sayısının 1300 ü geçtiği şimdiden söylenebilir. Bazı hücra köylerde ölülerin derhal gömül­memiş olması ve Müslüman ahali ara­sındaki Ölülerin ancak sonradan bildi­rilmesi, kayıpların kat'î olarak tesbiti-ni geciktirmektedir.

M. Mitterand ve Umumî Vali General Leonafri B^ni F, asit't en Orleansville'e maiyetleriyle beraber şose tarikiyle dönmemişler ve hastahaneye kaldırıl­ması icap eden yaralı bir çocuku daha evvel getirebilmek için, helikopterle gelmişlerdir. Bundan bilistifade heli­kopter yolda zelzele bölgesinde harap olan bir kaç köyün üzerinde de dolaş­mıştır.

Felâket bölgesinin teftişini bitiren M.Mitterand dün öyleden sonra Cezair'e avdet etmiştir.

15 Eylûl 1954

 

— Orleansville:

Orleansville'de vukua gelen zelzele fe­lâketinde Ölenlerin sayısı resmen 1.409 olarak bit edilmiştir. Ayrıca 566 a-ğır yaralı da muhtelif şehirlerin has-tahanelerine nakledilmiştir. Bazı hafif yaralılar evlerinde tedavi görmekte ol­duklarından, yaralı miktarının katiyetle tesbit edilemiyecegi beyan olun­makta ve bunların sayısı 5.000 civarın­la tahmin edilmektedir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106