24.8.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

AĞUSTOS 1954

 

 

2 Ağustos 1954

 

—  İstanbul

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 22.30'da Hâşimi Ürdün Meliki Majeste Hüseyin Bin Tallâl şerefine Beylerbeyi sarayında bir suvare vermişlerdir.

Suvare bir kabul resmi ile başlamış, kor diplomatik, askerî ye mülki erkân,

basın mensupları ve şehrin güzide ze­vatı aileleri ile birlikte Majeste Hüse­yin Bin Tallâl'a  takdim   edilmişlerdir.

—  Ankara :

Yurdumuza gelmiş bulunan 206 göç­menin Türk vatandaşlığına dair dahili­ye vekâletinin yapmış olduğu teklif, vekiller heyetince kabul edilmiş vs bu göçmenler Türk tabiiyetine girmiş­lerdir.

—  İstanbul :

Denizcilik Bankası Umum Müdürlü­ğünden aldığımız malûmata göre muh­telif hatlara işletilecek yeni gemilerin siparişi işi tahakkuk etmiş bulunmak­tadır.Hava üsleri tesislerini gezdikten sonra ayın 7'sinde İstanbul'dan memleketine müteveccihen ayrılacaktır.

— Ankara :

Belçika milli bayramı münasebetiyle Reisicumhur Celâl Bayar'la Belçika Kralı Majeste Baudouin 1. arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati etmiştirlerde zarar gören halka sarfedilmek üzere yardım elini uzatarak Kıbrıs, İran,.. Yunanistan, Hollânda, Japonya, Yu­goslavya, Cenubî Kore ve yabancı mül­tecilere cem'an 120 bin 183 lira 41 ku­ruşluk eşya ve para yardımında bu­lunmuştur.

Ayrıca Yunanistan ve Kıbrıs'ta son günlerde vukua gelen zelzeleye mâruz, kalmış halka dağıtılmak üzere cemiyet kanalıyle hükümetimiz, kızılhaç komi­tesine 137 bin 780 lira 51 kuruşluk yar­dım sağlamış bulunmaktadır.

— İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Flor­ya köşkünde üçlü pa'kt nazırlar top­lantısına iştirak etmek üzere Yugoslav-yaya giden Hariciye Vekili Prol Fuat Köprülü ile, hükümetimizin daveti ii-zerine yurdumuza gelmiş bulunan Bir­leşmiş Milletler nezdine daimî dele­gemiz Büyükelçi Selim Sarper'i kabul etmiş ve öğle yemeğine alıkoymuşlar­dır.

4 Ağustos 1954

 

— Ankara :

Yurdumuzun muhtelif bölgelerinde, muhtelif zamanlarda tabiat felâketine uğramış bulunan vatandaşlarımıza Kı­zılay genel merkezi 1953 yılı içinde şu yardımlarda bulunmuştur:

Zelzele, sel, yangın, heyelan ve şiddet­li kış dolayısiyle yakacak sıkıntısı çe­ken yoksullara, muhtaç durumda olan hastalara, vereme tutulmuşlara, has­talıkla mücadele eden sağlık müesse­se ve tesislerine, veremli öğrencilere cem'an 3 milyon. 391 bin lira 90 kuruş yardım yapmış, ayrıca 2 milyon 482 bin 687 lira 99 kuruşluk eşya ve para yardımında bulunmuştur.

Diğer taraftan .genel merkez İstanbul, Ankara, Konya ve Bursa vilâyetlerinde muhtaç vatandaşlarımız için açmış olduğu aş ocaklarına da 644 bin 773 li­ra 50 kuruş sarf edilmiştir.

Bunlardan başka Kızılay genel merke­zi, yurt dışında vukua gelmiş olan âfet

— İzmir :

Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi Orge­neral Nurettin Baransel Koreden yuroa dönen kahramanlarımıza bir mesaj, göndermiştir.

Kahramanlarımızın karşılanışı müna­sebetiyle yapılan merasimde izmir gar­nizon kumandanı Korgeneral Cemâl Gürsel tarafından okunan mesaj şu­dur:

Vatan topraklarımıza ayak basmak ü-zere bulunduğunuz şu dakikalarda siz­lere hoş geldiniz demekle bahtiyarım.. Milletimizi ve ordumuzu Korede bir yıl şerefle temsil ettiniz. Şimdi, vazife­lerini başarmış şanlı askerler    olarak, yurdumuza, aile ocaklarınıza    kavuşu­yorsunuz. Sevinmek, yaptıklarınızla if­tihar etmek hakkınızdır. Geride bırak­tığınız bir yıl sizleri her hususta ileri götürmüş,   sizleri  yurt     hizmetlerinde. muhakkak ki,  en ümitbahg memleket evlâtları mertebesine ulaştırmıştır.

Koredeki görgüleriniz ve edindiğiniz tecrübelerinizi bundan sonra alacağı­nız vazifelerde en faydalı bir şekilde kullanacaksınız. Bu, sizlerin en az mu­harebe vazifeleriniz kadar lüzumlu, muharebe vazifeleriniz kadar mukad­destir. Bilhassa bundan sonra tecrübe­li, görgülü, bilgili evlâtlarımız olarak çalışacağınızdan, ve her hususta fayda­lı olacağınızdan eminim.

En iyi dileklerim daima sizinle bera­berdir.

gözlerinizden.

Hoş  geldiniz hepinizin öperim».

5 Ağustos 1954

 

—   İstanbul :

"Bir müddettenberi İstanbul, Ankara ve Bursa'da tetkiklerde bulunan Gümülcine Celâl Bayar lisesi Öğretmen ve öğrencilerinden müteşekkil 105 kişilik grup. Yunanistan'a dönmek üzere trenle memleketimizden ayrılmıştır.

—   İstanbul :

Suriye'nin Ankara ataşemiliteri Tuğ­general Talib Dağistani, İstanbul'a gelmiştir.

 

€ Ağustos 1954

 

— Ankara :

"Cumhuriyet Halk Partisi kurultayının 27 temmuz tarihli toplantında vâki konuşma sırasında Başvekil Adnan Menderes'e sıfat ve hizmetinden dolayısıyla havsivet ve itibarı kırıcı mahiyetin hakaret etmekten maznun Hatay .Ahmet Küçük’ün duruş­masına bu.sabah, saat 10'd? 4 üncü asıro neza mahkemesinde devam edil­miştir.

Celse açıldığında maznunun avukatı ve manu söz alarak müdafaalarını vapmışlardır. Ve konuşmada tenkid ve ikaz kasamın mevcut olup hakaret un­surunun bulunmadığını sövliverek beraatlerine veva tecziye cihetine gidile­cekse cezanın tecilini talep etmişlerdir.

Duni'ma sonunda kurultayda yapılan  hakaret kasdını tanıdığı Tek maznunun 2 ay 10 gün hapsi ile 175 lira para cezasıpa vp tecil talebinin reddine temvizi kabil olmak üzere karar verilmiştir.

— Ankara :

Hasimî Ürdün Elcisi Ekselans Şerif Abdulmecit Hayder busun trenle An­kara'ya muvasalât etmiş ve garda hü­kümet adına protokol umum müdür muavini tarafından karşılanmıştır.

— Ankara :

Öğrendiğimize göre is ve işçi bulma kurumunun 1954 yılının ilk altı ayın­daki mesaisinin neticesi diğer yıllara nispetle çok verimli olmuştur. 1953 yılının ilk altı ayında kurumdan iş isti yenlerin sayısı 89.484 ve işe yerleştiri­lenlerin sayısı da 54.777 iken 1954 yı­lının ilk altı ayında kuruma 190.690 ki­şi müracaat etmiş ve 161.981 kişi de muhtelif islere yerleştirilmiştir. Müra­caatlarda % 113.10 işe yerleştirilenler­de ise, % 195.59 bir artış vardır.

— Ankara :

Atatürk'ün AnıtKabri için yabancı devletler tarafından hediye edilen ağaç ve tohumların gönderilmesi devam et­mektedir.

Bu cümleden olmak üzere Çin hükü­meti 2 paket tohum hediye etmiş ve mezkûr hükümete Nafia Vekâleti te­şekkürlerini  bildirmiştir.

 

7 Ağustos 1954

 

— Ankara :

Polonya millî bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuzla Polonya devlet şû­rası Reisi Aleksander Zawadzki ara­sında tebrik ve tefekkür telgrafları teati olunmuştur.

10 Aeustos 1954

— Eskişehir :

Nato yardımlaşma çerçevesi dahilinde Kanada hükümeti tarafından memle­ketimize verilmekte olan 82 adet f 86 e tipi tepkili uçaklardan bir ikinci grup, bugün Eskişehir'e gelmiş, merasimle karşılanmış ve uçaklar ikmal merkezi­ne teslim edilmiştir.

Bu ikinci grup, Türk v.e Kanada'lı pi­lotlar tarafından getirilmiş olup, 7 uçaktan müteşekkildir.

8 Ağustos 1954

 

—  Balıkesir :

Dün saat 14 ile 15 arasında vilâyetimi­ze bağlı Kepsut kazasının Durak nahi­yesinde yağan şiddetli ceviz büyüklü­ğündeki dolu ve yağmurun meydana getirdiği seylâp neticesi İsaalan köyün­den 11, Danahısar köyünden 3, Meh-nıetler köyünden 2 ve Keçidere kö­yünden 1 olmak üzere 17 vatandaş boğularak ölmüşlerdir. Bunlardan 8'i erkek, 4'ü k a din ve 5'i çocuktur.

Çok fazla olan büyük ve küçükbaş hayvan telefatının miktarı tesbıt edil­mektedir. Bu dört köyün susam, mısır ve pamuk mahsulâtı i1e bağlar hemen hemen tamamen mahvolmuştur.

Balıkesir Valisi beraberinde Kızılay Müdürü ve Jandarma Kumandanı olduğu halde derhal Durak nahiyesine gi­derek tetkiklerde bulunmuş, lâzımgelen direktifleri vermiş ve Kızılayca da derhal âcil yardımlar yapılmıştır. Mah­sul ve hayvan telefatı kargılığı olarak da yapılacak yardımlara tevessül olun­muştur.

Diğer taraftan Edremit kazasının Hav­ran nahiyesine bağlı Kabaklar köyüne düşen bir yıldırımdan bir kişi ölmüş ve sekiz kişi yaralanmıştır. Yaralılar derhal Edremit hastahanesine kaldırıl­mış ve tedavilerine başlanmıştır.

—  İstanbul:

Avrupa konseyinin kuruluşunun be­şinci yılı münasebetiyle P. T. T. idare­si tarafından Ankarada Güzel Sanatlar matbaasında tab ettirilen 10, 15 ve 20 ile 30'ar kuruştan ibaret dört değerde bir seri hatıra pulu bugünden itibaren p. T. T. merkezlerinde satışa arzedilmiş bulunmaktadır.

9 Ağustos 1954

 

— Ankara :

Kurban bayramı münasebetiyle Mısır Başvekili Cemâl Abdülnasir'ın Başve­kilimize ve Başvekilimiz Adnan Men­deres'in Mısır Başvekiline gönderdikleri tebrik ve teşekkür telgrafları aşağı­dadır:

Ekselans Adnan Menderes Türkiye Başvekili

Ankara

Büyük bayram münasebetiyle ekselan­sınıza samimî tebrikâtımı takdim ederken şahsî saadetiniz ve Türk milleti­nin ve bütün müslüman milletlerin re­fah ve muvaffakiyeti için en iyi dilek­lerimi arzederim.

Cemâl Abdülnasır

Ekselans Cemâl Abdülnasır Mısır Başvekili

Kahire-

Büyük bayram münasebetiyle gönder­mek lütfunda bulunduğunuz tebrik telgrafına karşılık derin bir memnuni­yet ve samimî teşekkür hislerimle ek­selansınızı tebrike müsaraat ederken memleketlerimiz ve bütün müslüman âlemi için selâmet ve saadet ihsan bu­yurmasını Cenabı Hak'tan niyaz eder. ayrıca, şahsî muvaffakiyet ve saadeti­niz irin de en samimî temennilerimi hürmetlerimle birlikte arzederim.

Adnan Menderes

— Ankara :

Bir müddet evvel memleketimizi ziya­retle, hava kuvvetlerimize ait tesisle­ri gezen v.e Yugoslavya'ya avdet etmiş olan Yugoslav hava kuvvetleri kuman­dam Tümgeneral Ulepic Zenko, hava kuvvetleri kumandanımız Korgeneral Fevzi Ucaner'e aşağıdaki mesajı gön­dermiştir:

q Güzel memleketinizi terkederken Türk hava kuvvetlerini ziyaretimiz es­nasında bize karşı lütfedilmiş olan ga­yet samimî kabul ve büyük misafirper­verliğe karşı ekselansınıza kalbî şük­ranlarımı   arzederim.

Kudretli hava kuvvetlerinizi görmek bize mümtaz bir zevk bahşetti ve ek­selansınızı tekrar temin ederim ki, meslekî bakımdan kıymeti haiz olduğuda girişilen kalkınma hareketleri ile dünya sulhu uğrundaki çalışmaları an­latmış ve son olarak geçenlerde imza­lanan Türkiye - Pakistan paktının ta­şıdığı ehemmiyeti tebarüz ettirmiştir.

15 Ağustos 1954

 

— İstanbul :

Fransada bulunan Roussel ilâç fabri­kaları grupu Istanbulda bir milyon ser­mayeli modern ve büyük bir ilâç fab­rikası tesis etmeye karar vermiştir. Kurulacak fabrikanın sıhhi tesisat malzemesi Fransadan getirilecektir. Bu fabrikanın tesisine 6224 sayılı ka­nunun birinci maddesine göre icra ve­killeri heyetince 13-7-954 tarihli ve 4/3314 sayılı karar ile müsaade edil­miştir.

— İzmir :

Bugün tevdi edildiği Dominiken kili­sesinden katolik gençliği adına Delpino taralından alman mukaddes meş'ale merasimle Efes'te, Bülbül dağında "kâin ve Meryem Ananın son ikametgâ­hı olan Panayakanulu'ya merasimle getirilmiştir.

Sabahleyin saat 7.3C'da Dominiken ki­lisesinden otobüsle hareket eden heyet, Panayakapulu'ya 3 kilometre kala, na­kil vasıtalarını terk ile, aradaki mesafeyi yava olarak katetmiştir. Burada İzmir Arşeveki tarafından karşılanan mukaddes mes'alenin etrafına topla­nan kalabalığın iştiraki ile, İzmir Ar­şeveki Monsenyör Deskuffic'nin idare­sinde büyük dinî merasime başlanmış­tır. Mütaaddit dualar okunmuş ve Monsenyör Deskuffi hazır bulunanlara hitaben, bir seremonide bulunarak ez­cümle şöyle demiştir:

»Sevgili kardeşlerim ve oğullarım,

Bugün hıristiyan dinine göre, Hazreti Meryem'in göğe orucunu yadettiren merasime iştirak edenlere bu yortu­muz münasebetiyle hükümetçe ziya­retçilere yerinde, yollarında büyük ko­laylıkları temin eden dostlarımıza te­şekkürlerimizi sunarız.Bu yakılan rneş'ale, dünyada miktarı milyonları bulan aziz bakire         Meryem Ana sevdalılarım birleştiren bir bağ­dır.

Basın Yaym ve Turizm Umum Müdürü Muammer Baykan ile İzmir radyo mü­dürü ve müteaddit İzmirli gazetecile­rin hazır bulunduğu bu dinî merasim saat 12'ye kadar devam etmiştir.

Öğleden sonra saat 14.30'da Hazreti Meryem adına bir dinî tören tertip edilmiş bazı  dualar  okunmuştur.

Panayakapulu'daki törenlerden sonra mukaddes meş'ale, Efes harabelerine nakledilmiş, saat 16'da Çifte Kiliseler­de İzmirli bir din adamı olan «Patre Polikarponun idare ettiği ikinci bü­yük dinî âyin yapılmıştır.

Hazreti Meryem adına inşa edilmiş bulunan ve halen ancak duvarlarının bir kısmı ayakta duran bu mabedde mukaddes meş'ale merasimle dolaştı­rılmış ve Monsenyör Deskuffinin bü­tün insanlara iyilik ve huzur dileyen sözleri ile törene son verilmiştir.

Mukaddes meş'ale tekrar Dominiken kilisesine iade edilmiştir.

16 Ağustos 1954

 

— Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Astsubay kanunu yönetmeliği gereğin­ce subay olmak üzere bu yıl kara, de­niz ve hava kuvvetlerinden astsubaylar imtihana tâbi tutulmaktadır.

Bu imtihanda muvaffak olan assubaylarımız subay temel kursuna tâbi tu­tulduktan sonra subay nasbedileceklerdir.

Ordumuzda ilk defa astsubaylığa yük­seltilenlerin isim ve resimleri bütün askerî dergilerde neşredilecektir.

Erkânı Harbiye Umumiye Riyaseti, as subay hazırlama, orta okulu bitirme imtihanını pek iyi derece ile kazanan öğrencilerin askerî liselere alınarak subay yetiştirilmelerine karar    vermiş

ve bu hususta ilgililere gönderilmiştir.

— İstanbul :

Tarsus yolcu gemisi Türkiye turizm kurumu tarafından tertiplenen iki ay­lık Amerika gezisinden bugün saat 1.30'da limanımıza dönmüştür.

Turizm kurumu adına genel sekreter T-r. Semih Tanca, geminin Amerika seferi hakkında basın mensuplarına şu izahatı vermiştir:

«Tarsus'un Amerika gezisi ve kalkı­nan Türkiye seyyar sergisi tam bir muvaffakiyet kazanmıştır.

Birleşik Amerikada gördüğümüz dost­luk tezahürlerinin mahiyeti ve Türki­ye lehine gerek radyo, gerek televiz­yon ve gerek basın ve filmlerle temin edilen propagandanın vüs'at ve şümu­lü Birleşik Amerikanın her tarafına yayıldı.

Fevkalâde güzel hava şartları içinde gittik ve aynı şekilde avdet ettik.»

17 Ağustos 1954

 

— İstanbul :

Türk hacı namzetlerinin sıhhî vaziyetleriyle yakından ilgilenmek üzere Kı­zılay tarafından bir ekibin Hacca gön­derildiği evvelce bildirilmişti.

Öğrenildiğine göre, Suudî Arabistan Kralı Suud, Türk Kızılay ekibini ka­bul ederek kendileriyle görüşmüş ve Türk hacılariyle yakından ilgilendiği­ni, her türlü kolaylığın gösterilmekte olduğunu bildirmiştir.

— Ankara :

Yurdumuzun muhtelif bölgelerindeki petrol aramalarına devam olunmakta­dır.

Alâkalılardan aldığımız malûmata gö­re, petrol ihtiva ettiği zannedilen böl­gelerin jeolojik etütleri ikmal edilmiş ve bu yolda tatbikata geçilmiştir.Diğer taraftan Raman, Garzan, Kentalan ve Reşan bölgelerini ihtiva eden Güney-Doğu kısımlarında işletme ha­zırlık ve sondajlarıyla müteaddit ku­yular açılmış bulunmaktadır.

Açılan bu kuyulardan, Raman ve Gar­zan bölgelerinde ikİ5er olmak üzere cem'an 4 kuyudan müspet netice elde edilmiştir.

Mevcut istihsal kuyularından elde edilen ham petroller Batman'daki kü­çük Rafineride tasfiye edilmekte olup, istihsal olunan benzin, motorin ve as­falt, memleketimizin istifadesine arzolunmaktadir.

Bu faaliyetten başka, tasfiyeden arta kalan ham petroller, devlet demiryol­larının Güney-Doğu hatlarında işle­mekte olan lokomotiflerde yakıt ihti­yacını temin etmektedir.

Ayrıca istihsal olunan ham petrollerin memleket dahilinde tasfiyesi için de Batman'da kurulmakta olan modern Rafineri tesisatının inşası ve kısa bir zamanda hizmete girmesi için çalış­malar hızlandırılmıştır.

— Ankara :

Birleşik Amerika sivil hava teşkilâtı­nın davetlisi olarak Amerikaya gitmiş olan Türk hava kurumu genel başkanı Amasya mebusu Mustafa Zeren'in ri­yasetindeki heyet bir Amerikan aske­rî uçağı ile Ankaraya avdet etmiştir.

Diğer taraftan 23 temmuzdan beri memleketimizin misafiri bulunan Al­bay Donald Speirs riyasetindeki he­yet de Amerika'ya müteveccihen şeh­rimizden ayrılmıştır.

— Elâzığ :

Elâzığ Atatürk üniversitesini koruma ve geliştirme derneğinin umumî he­yet toplantısı, fahri başkan Vali Hıfaj Ege'nin bir konuşmasiyle açılmıştır. Hıfzı Ege, bu konuşmasında, derneği^ kuruluşundan bugüne kadar olan ça­lışmalarını belirtmiş ve bundan sonra­ki çalışmalarının da semereli olması temennisinde bulunmuştur. Mütaakıben, dilekler dinlenmiş ve yeni idare heyeti, haysiyet divanı üyeleri ile mü-

rakiplerin seçilmesinden sonra top­lantı sona ermiştir.

18 Ağustos 1954

 

—  Ankara :

Etibank Umum Müdürlüğü, memleke­timizde günden güne artmakta olan kömür ihtiyacına tam mânasiyle cevap verebilmek için istihsal kapasitesini arttırmış bulunmaktadır.

Buna göre, 1954 yılmın altı ayında Ereğli kömürleri isletmesi tarafından 1.820.376 ton elenmiş ve yıkanmış taşkömür istihsal edilmiş ve bu müddet içinde muhtelif istihlâk yerlerine ve­rilen taşkömür miktarı da 1.774.520 tonu bulmuştur.

Diğer taraftan, geçen yılın ilk altı ayı­na nazaran 954 yılının altı aylık istih­sal fazlalığı 38.175 ton, satış fazlalığı ise, 44.113 tondur.

Garp linyitleri işletmesi tarafından bu devrede istihsal olunan linyit miktarı 500.532 ton olup bunun 477.344 tonu satılmıştır.

Geçen yılın altı ayına nazaran linyit istihsalinde ise, 26.500 ton ve satışta 38.500 ton bir artış elde edilmiş bulun­maktadır.

Bu faaliyetlerden başka kömür havza­larında vasatı olarak çalışan 35.000 iş­çinin günde 3 öğün yemeği, giydiril­mesi, sağlık ve tedavileri ve diğer sosyal ve kültürel ihtiyaçları da ciddî bir şekilde sağlanmaktadır.

—  Ankara :

Reisicumhurumuzun davetlisi olarak birkaç gündenberi İstanbul'da bulu­nan Amerikan filmciliğinin tanınmış artist ve reüsörlerinden Douglas Fair­banks Jr., bu sabah uçakla şehrimize gelmiştir.

Hava meydanında Reisicumhurumuz adına riyaseücumhur yaveri Binbaşı Mustafa Tayyar ve mihmandarı Semih Akbil tarafından karşılanan artist, Atatürk'ün Anıt-Kabrine giderek bir çelenk koymuş ve saygı duruşunda bu­lunmuştur.Douglos Fairbanks Jr., daha sonra Çankaya'da, Atatürk'ün eski ve yeni köşklerini gezmiş ve büyük sinemada gösterilen Atatürk'e ait muhtelif film­ler seyretmiştir.

Öğleyin Devlet Vekili Başvekil Yar­dımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Douglas Fairbanks Jr.'a Marmara köşkünde bir Öğle yemeği vermiştir.

Yemekte Hariciye Vekâleti ileri gelen­leri ve Douglas Fairbanks Jr.'un mih­mandarı Hariciye Vekâletinden Semih Akbil hazır bulunmuştur.

Öğleden sonra tanınmış Amerikalı ar­tist Basın-Yayın ve Turizm Umum Mü­dürlüğüne ve mütaakiben de erkânı harbiydi umumiye reisi Orgeneral Nu­rettin Baransel'e birer nezaket ziyare­tinde bulunmuştur.

Douglas Fairbanks Jr., Orgeneral Nu­rettin Baransel ile görüştüğü sırada, «Uzun zamandanberi methini işiterek tanıdığım kahraman ve asıl Türk or­dusu mensuplarını sayın Generalin şahsında selâmlarım» demiştir.

Tanınmış Amerikan artisti saat 17'de uçakla İstanbul'a gitmiş ve hava mey­danında Riyaseticumhur yaveri Binba­şı Mustafa Tayyar ile mihmandar Semih Akbil ve millî talebe federasyonu temsilcileri tarafından uğurlanmıştır.

— Ankara:

Millî bankacılığımızda önemli bir ye­ri olan Türkiye İş Bankası 30 uncu yıldönümü dolayısiyle memlekete üç büyük armağan hazırlamış bulunmak­tadır.

Bunlardan birincisi Reisicumhurumuz vb İş Bankasının kurucusu Celâl Bayar'ın 1920 - 1955 yılları arasında Tür­kiye Büyük Millet Meclisindeki söylev ve demeçleridir. înkilâp tarihimizin en mühim vesikalarından birini teşkil eden bu muazzam eser banka tarafın­dan hazırlanmıştır.

İkincisi, Türkiye İş Bankası'nın tesis ettiği «bankacılık ve ticaret hukuku araştırma enstitüsü» dür. Memleketimizde ilk defa olarak bankacılık ve ti­caret hukuku sahasında araştırmalar­da bulunmak üzere Ankara Üniversitesi bünyesinde kurulan bu enstitünün masraflarını banka deruhte edecek­tir.

Üçüncüsü, İş Bankası'nın «millî kül­tür eserleri tesisi» dir. İstanbul üni­versitesinin nezaretinde kurulan bu tesis de, millî kültür eserlerimizin neş­ri ile meşgul olacaktır.

— İstanbul:

Geçen sene Paris'in beynelmilel marsan salonunda açılarak büyük bir tak­dir ve alâka gören Türk san'at eserle­ri sergisine dair renkli bir film hazır­lanmıştır.

Bu film yakında şehrimizde gösteril­meğe başlanacaktır.

— İstanbul:

Parlâmentolararası birliğinin 28 Ağus­tosta Viyana'da yapılacak senelik toplantısında memleketimizi temsil edecek olan meclis heyetimiz, bugün saat 12.00 de. Adana vapuru ile İstan­bul'dan hareket etmiştir.

İzmir mebusu Cihad Babanın riyase­tinde giden 14 kişilik parlâmento he­yetimiz   şu- zevattan   müteşekkildir:

Cihad Baban, Büyük Millet Meclijsİ kâtibi umumîsi Refet Sezen, Prof. Hamdi Ragıp Atademir, Ömer Mart, Şevki Yazman, Halil İmre, Tahsin İnanç, Ahmet Tokuş, Cevdet San, Hamdi Bozbağ, Hulusi Köymen, Ha­lûk Şaman, Nuriye Pınar, Kasım Küf-revi.

—  İstanbul:

Ürdün'ün ana kraliçesi Fatma Zeyn, beraberinde 10 kişilik maiyeti olduğu halde, bugün saat 15'de uçakla, İstanbula muvasalat etmiştir.

Ana kraliçe, Dolmabahçe sarayında kendisine tahsis olunan dairede ikâ­met edecektir.

—  İstanbul:

Mançuryalı Türk muhacirlerden mü­teşekkil 11 kişilik bir grup bugün saat13.30  da, Tokyo yoluyla uçakla İstanbula gelmiştir.

19 Ağustos 1954

 

—  Doğubeyazıt:

Haber aldığımıza göre, Zürih yüksek politeknik okulu profesörlerinden İmhofu başkanlığında ve bayan İmhof, Prof. Egli ve Dr. Keller'den müteşek­kil İsviçre heyeti 15 Ağustos tarihin­de Ağrı dağmm zirvesine ulaşmıştır.

—  Ankara:

Reisicumhur  Celâl  Bayar  bugün  saat 17de   itimadnamesini   takdime  gelen yeni  Bulgar, elçisi  ekselans  Gueorguî Bogdanov'u  Çankaya'da mûtad mera­simle kabul buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevat Aşikahn hazır bulunmuştur.

—  Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 16.00 da itimadnamesini takdime gelen yeni Libya elçisi ekselans Ali Essat Jerbi'yi Çankayada mutad merasimle kabul  buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevat Açık-aün hazır bulunmuştur.

— Ankara:

Reisicumhur  Celâl  Bayar  bugün  saat18       de   itimadnamesini   takdime  gelen yeni   Haşimî   Ürdün   elçisi      ekselansŞerif    Abdul Mecit    Hayder'i Çan­kaya'da   mûtad   merasimle   kabul   bu­yurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalın hazır bulunmuştur.

—  Ankara:

Nato sulh yolu sergisi bugün saat 17.30 da gençlik parkında yapılan bir mera­simle açılmıştır.

Merasimde,  Ankara Vali ve  Belediye reis vekili Kemal Aygün, garnizon ku­mandam tümgeneral Mithat Akçako­ca, generaller, sivil ve askerî erkân, sefaretler ataşemiliterleri, davetliler, basın mensupları ve kalabalık 'bir halk topluluğu   hazır   bulunmuşlardır.

Vali ve Belediye Reis Vekili Kemâl Ay gün, beraberinde garnizon kumandanı Tümgeneral Mithat Akçakoca olduğu halde, merasim mahallinde yerini al­mış bulunan askerî kıt'ayı teftiş ettik­ten sonra İstiklâl marşı ile 14 devlete ait bayraklar gönderlere çekilmiştir.

Daha sonra Vali ve Belediye Reis Vekili Kemal Aygün, şu konuşma ile ser­giyi açmıştır:

 muhterem misafirlerimiz, değer­li dost milletlerin aziz ordu temsilci­leri,

Bugün, küçük büyük bütün vatandaş­ların adım duyup ilgilendikleri Nato teşkilâtının ve onun kurulmasını ge­rektiren umumî havanın rakam ve şekillerle müşahhas ve beliğ şekilde te­barüzünü sağlayan sergiyi açmakla bahtiyarım.

Demokrasi ruhunun .en mühim icapla­rından birisi de, memleketin dahil ol­duğu müşterek sistemleri, içine girdi­ği içtimaî ve hukukî müesseseleri hal­kın manevî tasvip ve müzaheretine arzetmektir. Demokratik sistemde va­tandaşı ilgilendiren her teşekkül onun tasvip Ve takdirine muhtaçtır. Dünya­nın müşterek sulh nizamı veya mem­leketin korunma sistemleri gibi ince ve anlaşılması zor noktalarda dahi "halk efkârını tenvir etmek ve bu hu­susta atılan adımlara can ve gönülden müzaheretlerini temin etmek şarttır. îşte Nato sergisi bu demokratik anla­yışın ve içinde bulunduğumuz işbirli­ği ve sulh sistemini müşahhas olarak anlatma ihtiyacının bir mahsulüdür.

Muhterem misafirler:

Tarihin gördüğü en büyük ve mühlik harp olan ikinci dünya savaşı sonun­da da insanli'k yine devamlı bir sulh nizamı sağlamaktan çok uzak kalmış­tı. Bu kadar iztirap ve bu kadar kan boşuna gitmiş ve muitler arasında mesut bir U birliği ve ahenkli bir dünya nizamı kurulamamıştı. Bilâkis hür milletlerin mevcudiyetlerine karşı dünyanın eşini kaydetmediği yeni teh­likeler ufukta belirmişti. Bugün de şiddetini tamamen kaybetmeyen bu tehlikeli hava müşterek medeniyet ve sulh arzusuna sahip hüsnüniyetli de­mokrat memleketlere ikaz. ve intibah hisleri verdi. Bunlar, maruz bulunduk­ları vahim tehlikeleri teker teker göğüsleyemiyeceklerini çabucak anladı­lar.

İstiklâllerini, hürriyet ve demokrasi­nin hepsinde müşterek olan ana teşek­küllerini korumak arzusiyle elele ça­lışma lüzumuna kani oldular. Böyle­ce müşterek tehlike hissi birlik ve be­raberlik doğurdu. Küçük büyük hür memleketler içlerinden birinin varlı­ğına karşı yapılacak ve bittabi sonun­da diğerlerine sirayet edebilecek alan taarruzu müştereken karşılamağa ka­rar verdiler. İşte âzası bulunduğumuz Atlantik paktı bu anlayışın fiiliyat sa­hasına intikal etmiş mahsulüdür.

Yine tarihte ilk defa olarak bu anlaş­maya katılan devletler askerî kuvvet­lerini bir kumanda altında birleştirdi­ler. Tecavüzü vukuundan .evvel önle­mek gayesiyle ve Birleşmiş Milletler misalkının meşru müdafaa esasına da­yanılarak yapılan bu kumanda birliği­nin neticesi olarak güney doğu Avrupa kara kuvvetleri komutanlığıyla altın­cı taktik hava kuvvetleri komutanlığı karargâhlarının İzmir'de kurulmuş bulunmaktadır.

Muhterem  vatandaşlar:

Milletlerin demokrasi prensiplerine ve hukuk hükümranlığı esasına dayanan, müesseselerini ve garp medeniyetini korumak gayesiyle kurulan bu pakt bizzarur sadece tedafüi ve askerî ma­hiyette basit bir muahede hüviyetinde kalamazda. Bunun aktif saha'da teza­hürü olarak evvelâ milletlerin yegân yegân kalkınmalarını sağlamak, sani­yen de bu teşkilât içinde iktisadî, iç­timaî ve kültürel bir işbirliği ve da. yanışmamn temellerini kurmak lâzım­dı. Tanıtma ve kültürel münasebetler sahasında çalışan muhtelif komiteler bu ruhun birer meyvesidir.

Gerek milletlerin kalkınmaları gerek içtimaî işbirliğinin tahakkuku için bagta Amerika Birleşik Devletleri ol­mak üzere Kanada gibi zengin men-balara ve geniş, imkânlara sahip dev­letlerin dikerlerine yardım hususunjda gösterdikleri olgun anlayış ve cö­mertlik zihniyetini burada takdir ve teşekkürle zikretmek lâzımdır.

Memleketimiz kendi iktisadî ve içti­maî kalkınmasına olduğu kadar da nato işbirliği zihniyetinin tahakkukuna £n büyük azim ve gayretle mesai sarfetmekltedir. Nato'ya girmeden evvel olduğu gibi girdikten sonra da aziz Ata'mizın «yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesiyle tesbit ettiği ana prensibi­ne sadakattan ve dünya sulhu uğrun­da işbirliği, samimî anlayış zihniyeti­ne mümkün olduğu kadar riayetten bir an geri kalmamıştır.

Şjmdi gezeceğiniz sergide, memleketi­mizin ve ordumuzun kalkınmasını ve nato zihniyetinin semerelerini tebarüz ettirilmiş şekilde göreceksiniz. Bunlar Türkiye'nin azim ve imanının olduğu kadar sulh dâvasına ve nato zihniyeti­ne, bağlılığının müşahhas tezahürleri olarak göğsümüzü kabartacaktır. Bu, ayni zamanda nato'nun sosyal ve kül­türel sahada göstereceği müstakbel in­kişafların bir zaman olarak bize imkan vermektedir.

Bu sergi belki hacim itibariyle ufak fakat nato zihniyetinin takviyesi ve ona bağlılığımızı izhara vesile teşkil etmek bakımından çolc büyük manevî  taşır.

Vatandaşların gerek memleketin eko­nomik ve askerî kalkınmada attığı ile­ri adımları ölçmelerini temin eyleme­si, gerekse, arşivlere geçip unutula­cak alalâde bir muahede mahiyetinin Şok üstünde, kitlelere ve milletlerin vicdanına hakkedilmiş mânevi bir bağ olan nato'nun gayesini daha iyi anlat­ması bakımından çok faydalı ve ye­rinde bir teşebbüs olan bu sergiye emekleri geçenlere şükranlarımızı bil­dirip müteşebbislerini tebrik eylemeği zevkli ve şerefli bir vazife telâkki ede­rek  sergiyi  açıyorum.»

Vali, bu konuşmasını müteakip kurdelâyı kesmiş ve sergi, hazır bulunanlar tarafından gezilmiştir. Serginin ge­zilmesini takiben bir resmî geçit ya­pılmış ve misafirler hazırlanan büfe­de izaz edilmişlerdir.

20 Ağustos 1954

 

—   İzmir: 

Bu sabah şehrimize gelen müttefik Yunanistanın Millî Savunma ve İçtimai Muavenet Vekilleri, Anadolu Ajansı­na aşağıdaki beyanatta bulunmuşlar­dır:

Savunma Vekili Kanellopulos'un beya­natı :

Türkiye'de bulunduğum müddetçe kendimi vatanımdan ayrılmamış gibi hissediyorum.

İki milletin ittifakı, basit bir ittifak­tan ibaret değildir. Bu ittifak, iki mil­let   arasında   bir   kardeşlik   bağıdır.

Yunan Savunma Vekili sıfatiyle Yu­nan silâhlı kuvvetlerinin selâmını Türk silâhlı kuvvetlerine hususî surette arzetmekten   şeref   duymaktayım.»

— İzmir:

£3 üncü İzmir Enternasyonal Fuarı bu­gün saat 18 de yapılan büyük bir me­rasimle  açılmıştır.

Şehir, günlerdenberi fuara hazırlan­makta, yerli müessese ve firmalardan başka 17 yabancı devlete mensup mü­essese geceli gündüzlü faaliyetle pav­yonlarını tamamlamaya çalışmakta idiler.

Birkaç gündenheri fuar ziyaretçileri­nin adedi büsbütün artmış hava deniz ve kara yolları vasıtaları 23 üncü en­ternasyonal İzmir fuarını gezmeğe ge­len alâkalıları ve meraklıları şehre ulaştırmağa devam etmişti.

İzmir dündenberi resmî  şahsiyetleri karşılamağa başlamış bugün de komşu Yunan ve İsrail vekilleri İzmir'e mu­vasalat etmişlerdir. Bu arada Batı Al­manya, Irak ve İsrail elçileri de gel­mişlerdir.

Kalabalık halk kitlesi saat 17 den İti­baren kültürparkın Lozan kapısının civarım doldurmaya başlamıştır Bayraklarımızla birlikte fuara iştirak eden Avusturya, Batı Almanya, Belçika, Fransa, Finlandiya, İngiltere, İspanya, İsveç, İsrail, İtalya, Portekiz, Polonya, Macaristan, Hollanda, Sovyet Rusya, Yugoslavya ve Yunanistan bayrakları fuarın giriş kapısını süslüyordu.

Büyük Mill'Eît Meclisi Reisi Refik Koraltan. Devlet Vekili Osman Kapani İk­tisat ve Ticaret vekili Sıtkı Yircah, mebuslar, misafir Yunan ve İs­rail vekilleri, fuara iştirak eden mem­leketler büyükelçi ve elçilerinden "bir­çoğu, vali, partililer, ve çeşitli teşek­küller mensupları ile basın mümessil­lerinin huzuru ve istiklâl marşının ça­lınması ile saat 18.00 de merasime baş­lanmış ve İzmir belediye reisi Dr. Selâhattin Akçiçek, yaptığı konuşmada 23 üncü İzmir enternasyonal fuarının açılışı münasebetiyle törene şeref ve­ren misafirlere teşekkürlerini bildir­dikten sonra demiştir ki:

muhterem Büyük Millet Meclisi reisimiz, vekillerimiz, mebuslarımız, yabancı devletlerin mümtaz mümessil­leri aziz misafirlerimiz, davetimizi ka­bul buyurarak 23 üncü İzmir enternas­yonal fuarının açılış merasimine şeref verdiğinizden dolayı teşekkürlerimi ararzeder hepinizi hürmet ve muhab­betle   selâmlarım.

Biraz sonra açacağımız 23 üncü İzmir enternasyonal fuarımızın, ticaret, gü­zel sanatlar ve kültürün bir arada top­lu ifadesi oldu&una ve bu eserin yal­nız jzmirin değil, Türkiyemizin müş­terek bir malı olarak iktisadî faaliyet­lerin mâkesi ve memleket ekonomisini yabancılara tanıtan değerli bir eser bulunduğuna inanıyoruz, iktisadî bir karakter taşıyan fuarımız, şüphesiz ti­careti teşvik etmekle beraber turizm ve milletlerarası münasebetlerde bil­hassa kültür mübadelesinde çok mü­him hizmetler ifa etmektedir.

Kıymetli devletlilerimiz,

23 üncü İzmir enternasyonal fuarımı­zın bu yıl da haklı şöhretine lâyık bir tarzda hazırlanması için belediye ola­rak elde mevcut bütün imkânlardan faydalanmış   bulunuyoruz.   Geçen  yıllara nazaran her sene İçin daha mütezayit bir tekâmül arzeden bu eserin, bu yıl da biraz daha ileri bir merhale­ye vasıl olduğunu ifade etmekle zevk duymaktayım. Bu seneki fuarımızda yakın bir alâka neticesi olarak on yedi ecnebi devlet vs üç bine yakın yerli v.e yabancı firma yer almış bulunmak­tadır.

Kültürparkin müstesna güzellikleri içinde kurulan fuarımızı ziyaret ede­ceklerin her bakımdan tatmin edilmiş olacaklarına  kani  bulunuyoruz.

Sevgili vatandaşlarım, milletlerarası dostluğun ve karşılıklı anlayış zihniye­tinin bu müessesede görüleceği şekil­de bütün dünya sathında teessüs et­mesini de canü gönülden temenni ederT sözü muhterem İktisat ve' Ticaret Ve­kilimize bırakır, hepinizi tekrar hür­met ve sevgi ile selâmlarım.»

Daha sonra iktisat ve Ticaret vekili Sıtkı Yırcalı aşağıdaki konuşmayı yap­mıştır.

«Sayın Büyük Millet Meclisi Reisimiz, muhterem misafirlerimiz, aziz vatan­daşlarım,

23 üncü İzmir enternasyonal fuarının açılışında hükümetimiz adına sizlere hitab edebilmek fırsatını bulduğum, için bahtiyarım.

Bu zevkli ve şerefli vazifeyi huzuru­nuzda ifa ederken, fuarın, tertip ve iş­tirak edenler için başarılı, memleketi­miz iktisadî hayatı için de verimli ol­masını temenni ederim.

Çeşitli istihsal mevzulariyle memleke­timizin mühim bir faaliyet .sahasını1 teşkil eden Eğenin bu güzel şehrinde kurulan 'beynelmilel fuarımız, memnu­niyetle müşahede ediyoruz ki, her se­ne artan bir rağbet kazanmaktadır. Dostluk bağlarımızın v.e ticarî müna­sebetlerimizin gelişmesiyle mütenasip olarak yabancı devlet iştiraklerinin ço­ğaldığını, katılan devletler pavyonla­rına her sene yenilerinin ilâve edildi­ğini görmek de bizim için büyük bir sevinç vesilesi teşkil ediyor.

Bu sene fuara resmen .iştirak ederi devletlerin adedi on yediyi bulmuştur.

Aramızdaki iktisadî münasebetleri inkişaf ettirmek arzusunun fiili bir te­zahürü olan bu iştiraklerinden dolayı, "biraz sonra takdirle gezeceğimiz ecnebî navvonlarin temsilci ve idarecileri­nin şahsında hükümetlerine teşekkür -etmeyi bir vazife bilirim.

"Fuarda memleketimizin geniş istihsal ve imalâtının güzel örneklerini tek tek teşhir ederek millî mahsul ve mamul­lerimizi tanıtmak yolunda değerli emeklerini esirgemiyen yerli müessese ve firmalarımıza da takdir ve teşek­kürlerimizi huzurunuzda ifade etmek isterim. Bu vesile ile sunu da belirt­mek isterim ki, beynelmilel fuarlar, bilhassa çok taraflı mübadele ve mü­nasebetlerin inkişaf ettiği zamanımızda, muhtelif memleketlerin, bu meyanda fuarın açıldığı memleketin mah­sul ve mamullerini karşılıklı teshire ve tanıtmağa müsait zemin hazırlayan ve hattâ mahallinde geniş mikyasta satış ve mübadelelere imkân veren bir müşterek nazar mahiyetini almakta­ndır. İzmir fuarının da, bir taraftan ya­bancı iştirakler adedinin artması, di­ğer taraftan yerli müessese ve firma­larımızın millî mahsullerimizi daha ge­niş mikyasta teşhire gayret sarfetmeleri neticesinde bu vasfı her sene da­ha çok kazanmakta olduğunu görmek­ten de bahtiyarlık duymaktayız. Şunu da ilâve edeyim ki, büyük istihsal ve kalkınma hamlemizin heyecanı ile mütenasip olarak, bu iştiraklerin önü­müzdeki yıllarda asıl beklediğimiz ha­kikî mahiyetini çehresini iktisab edeceğini ummakta ve vatandaşlarımı­zın bu iktisadî gelişmenin tahakkuku­na iştirakte gösterdiği şevk ve gayre­tin bunu sür'atle başaracağına inanmaktayız. Hükümetimiz bu yoldaki tesebbüs ve ^avretleri bütün imkânlariyle desteklemekte olduğu gibi, İzmir fuarının âz bu hamlelerin neticelerini aksettirecek bir duruma erişmesi için gerekli yardımları yapmakta asla te­reddüt etmemektedir. Dış ticaret mü­nasebetlerimizin gelişmesinde şimdi­den hizmeti sebkeden İzmir fuarının, her türlü yardım ve müzaherete hak "kazandığını huzurunuzda bilhassa teyid etmek isterim.

Enternasyonal İzmir fuarının açılış ta­lihi,  ihraç  mevsimimizin  de  başladığı tarihe rastlamaktadır. Bu itibarla fu­arı açarken ayni zamanda 1954 - 1955 ihraç yılını da açmış oluyoruz. Yeni ihraç mevsimimizin de memleket ikti­sadiyatı için hayırlı olmasını candan temenni ederim.

Bildiğiniz gibi, fuarın açılışı vesilesiy­le, her sene huzurunuzda iktisadî du­rumumuz hakikında vatandaşlarımıza izahat vermek bir gelenek halini al­mıştır. Ben de bu güzel geleneğe uya­rak, fakat müsamahanızı suiistimal et­memek için rakamlara ve teferruata gi­rişmeden, kısa bir izahatta bulunmak­tan kendimi alamıyacağım. Gecen yı­lın muhasebesini yapmakta, gelecekte hareket hatlımızı çizmek bakımımdan şüphesi fayda vardır.

Söyleyeceğim hususlar, bu faaliyetin içinde yaşayan siz Egeliler için hiç de meçhul ve yeni şeyle değildir. Fakat onları bir defa daha birlikte ve mem­leket umumî efkârı önünde tekrarla­mak yersiz de sayılmamalıdır.

Bu gibi fuarların ehemmiyeti, bilhas­sa iktisadiyatımızın ve ticarî mübade­lelerimizin bugünkü hacmine eriştiği zaman daha da bariz bir şekilde tecel­li eder. Filhakika, geçmiş dört yıl için­de iktidarımızın bütün hedefi memle­ketin her çeşit mahsulünü vatandaşın emek ve zekâsını, sermayesini, iç piyasanın ve dünya şartlarının imkân ver­niği ölçüde kıymetlendirmek için her türlü tedbiri almak olmuştur.

O zamana kadar büyük nisbette ziraî bir iktisadî sisteme dayanan bünyemi­zi ve bunun içinde bulunan vatandaş­ların mahsullerini müstakar bir fiat müsmir bir kredi politikası ile derhal desteklemek yoluyla işe başladık. Kı­sa bir zamanda bu politika sadece zi­raî sahada de&il ayni zamanda nakli­yecilikte, ticaret hayatında, ihracatta ve memleketin her il sahasında müsbet netice vermece başladı. Yeni bir iştira gücüne kavuşmuş olan vatan­daşlarımız bu fazla kazançlarını sade­ce hayat seviyelerini yükseltecek gün­lük istihlâk maddelerinin mubayaasın­da değil, ayni zamanda memlekette bu yeni iştira gücüne cevap vermek için 'esişine ballanan her çeşit sanayi ko­lunda ortak olmak suretiyle yatırımlı kullanmağa başlanmıştır. Böylece şimdiye kadar tamamen piyasının dışında kalmış milyonlarca vatandaş sigara, pamuklu mensucat, çay, radyo alıcısı olarak   ortaya   çıkmasına kalmamıştır.

. lyoU de 320 bin tondan 600 bin ton raddelerınde ithalât miktarını buan akar­yakıt, dört bin traktörden kırk bini bu­lan makineli ziraat, 950 den evvel Türkıyede yirmi bin suratlı nakliyat İşle­ri, yuzte 2UU artan pamuklu mensucat, yuzde yüz artan yünlü mensucat, dört şeker fabrikasına mukabil yemden kuran ve yirmi çimento fabrikasının bizzat sanıbı or­tağı veya müstehliki olarak pazarın muşterısı haline gelmiştir, ürunun tesrımıılı hayatımızm her sahasına ken­disim göstermiştir. .Bütçemiz bir müyaraan ıkı buçuK muyaıa, bankalarda­ki tevdiatımız oır muyar araaan uç milyar liraya, oankaiarm yaptıkları ikrazat bir buçuk mııyaraan aort mııyar lira raddesine yuKselmış bulunmaktadır.

Asıl şayanı dikkat olan nokta bugün zorluklarımızın dışında olarak edilen dış ticaret hacmimiz yüyılın ve ihraç olarak ancak iki bu­çuk milyon tonu bulmazken, fpugün -beş muyon tona yükselmiş, bulunmaktadır. Memlekete 19öQ de temin edilen ctovız miktarı yedi yüz otuz milyon li­ra raddesinde iken bugün bir milyar iki yüz milyon liraya yaklaşmak sure­tiyle yüzde yüze yakın bir artış göster­mektedir. Bir misal vermek lazım ge­lirse, 1950 yılında dış memleketlerden yiyecek hububat ithal ederken ve an­cak altı milyon liralık bir arpa satışı ile hesabımızı kaparken bugün fiyatla­rın yüzde yüz düşmesine rağmen iki yüz kırk üç milyon liralık döviz temin eden ve bir milyon tonu geçen hubu­bat ihracaatcısı seviyesine erişmiş bu­lanmaktayız. Madende, pamukta, bir­çok diğer maddelerde ayni nisuetler içinde ve dünya piyasasında başlarda sıra alacak bir dereceye ulaşmış du­rumdayız.

Bütün bu neticelere varabilmemiz için Türk milleti 1946 dan bu yana hareke­te geçip 1950 de her sınıf halkı ile si­yası kaderine sahip olmuştur. 1950 den buyana nerede bulunursa bulunsun,, hangi fikirden olursa olsun memleke­tin iktisadî kalkınmasında    zekâsiyle,emeğiyle, sermayesiyle, mahsulü ile, yaratıcı kudretini kullanabilir halde şevkle iğine sarılmak suretiyle iktisadî kaderini de eline almak için yaptığı cehitle  hızla  bu  neticelere  erişmiştir.

Böylece memleketin o zamana kadar köye, kasabaya veya şehire hitap eden. Üar iktisadî pazarı ve kağnı yürüyüşü, ile giden istihsal sisteminin durgunlu­ğu bir hamlede ortadan kalkmış ve bu­nun yerine motorlu vasıtaları, barajla­rı, elektrik santralleri, her çeşit fabri­kaları, fennî ziraatle ve mübarek memleketin ve Türk milletinin her türlü ta­biî v.e insanî zenginliklerini iktisaden. yeniden fetih için bütün imkânlarını harekete getirmiş bulunmaktadır. Böy­lece bir gayretin doğurduğu güçlükler,, meseleler elbette mevcuttur. Bunlar halledildiği zaman yeni şartlara ve ye­ni icaplara göre elbetteki halledilecek, yeni meseleler, hattâ güçlükler çıkacak­tır. Bu hayatiyeti olan iktisadî bir bün­yenin icabıdır.

Fakat biz dünün durgun, meselesiz ve uyuşuk sisteminin yerine hayat sevi­yesini yükseltmeğe Türk milletine da­ha müreffeh yeni ufuklar açmaya im­kân verecek zorlukları göze alacak canlı bir iki iktisadî sistemi tercih et­mekte tereddüt etmedik. Ve tercih et­mekte de devam edeceğiz. Memleketin, bugün içinde bulunduğu bir takını ge­çici ve böyle büyük bir kalkınmanın, her memlekette görülen zorluklarını bir çıkmaz gibi, bir malî ve iktisadî irtibatsızlık gibi göstermek isteyenler, Türk milletinin siyasî ve sosyal kade­rini değiştirmek için zorluklar iktiham edecek cesaretini görmeyen bir zihni­yeti ifade etmektedir. Biraz evvel arzettiğim gibi 1950 den bu yana dış öde--me kabiliyetimiz v.e döviz imkânları­mız yüzde yüz artmış bulunmaktadır.

Bununla beraber, bir taraftan vatan­daşların kendisine lâyık bir dereceye gidebilmek için yola çıkması, bir ta­raftan da bunları cevaplandıracak, en. kısa yoldan memleketi yolu ile, elek­triği ile treni ile, iptidaî maddesi, tek­nik istihsal vasıtaları ve sınaî imkân larıyla teçhiz edecek yatırımla bizi ba­zı zorluklarla karşı karşıya bırakmış­tır. Fakat bunların dâvaları yine kendi işlerinde    mündemiçtir. Diğer    bütün.

tedbirler geçicidir. Filhakika yarı mem­leketin ihtiyacına cevap verecek çi­mento fabrikalarımız, dokuma tezgâh­larımız, motor ve traktör müesseselejri, barajlar ve elektrik santralleri ve­rimlerini ve hizmetlerini millet hayatına dökmeğe başladıkları zaman müş­küllerimizin hakikî ve devamlı çarele­ri bulunmuş olacaktır. Buna rağmen dıştaki itibarımız dünkü ölü iktisat devrimimize nazaran kıyaslanmayacak şekilde yüksektir. En müşkül zamanlamamız diye ifade edilen geçmiş bir sene içinde münasebette bulunduğu­muz memleketlerin bir kısmı ile karşılıklı ve sadece ticarî mübadelelere da­yanan anlaşmalarla gecikmiş transfer­lere ait meselelerimizin hallini müşte­rek bir anlayış içinde sisteme bağlamış bulunmaktayız. Diğer memleketlerle de bu yoldaki temaslarımız devam etmek­tedir. Onlarla da mütekabil menfaat­lerimizin bugün ve yarın için zarurî kıldığı anlaşmalara pek yakında vara­cağımızı ummaktayız. Hattâ yine bu en sıkışık olduğumuz devirde sadece tas­fiye meselelerinin halliyle iktifa edil­memiş ayrıca bir milyar liraya yakla­şan kredi imkânları temin edilmiştir. Bu krediler devlet ve hususî sektör sa­hasında kullanılacaktır. Bilhassa yatı­rımlarda tesislerin kuruluncaya kadar ancak bedelinin yüzde yirmisi ödene­cek mütebakisi ise o tesislerin verimle­rini vermeye başladıktan sonra üç se­neden yedi seneye kadar varan müd­detler i-çind e ve normal faizlerle itfa edilecektir. Bu hacim ve bu mânada ve bu kadar kısa bir müddet içinde ta­mamen iktisadî ve ticarî itibara müstenid bir garanti ile sağlanan kredi im­paratorluk devri dahil memleketimizin cUş ticarî münasebetlerinde hiçbir za­man görülmüş de&ildir. Bunu bize sağliyabilen ölü bir iktisadî sistemden bu­günkü faal, hareketli ve 22 milyon nü­fuslu yeni bir pazara sahip olan. sata­cak malı ve satın alınacak ihtiyacı bu­lunan bir iktisadî hüviyete kavuşmuş olmamızdır. Görülüyor ki, bu krediler­den başka bilhassa yeni kabul ettiği­miz ecnebi sermayesi teşvik kanunun­dan istifade etmek suretiyle memleke­timize gelerek yeni motor, sun'î gübre, liamyon, sun-'î kereste, ilâç gibi birçok zarurî ve faydalı sahalara 200 milyon liralık   sermaye   yatırım   talebi   yapılmıştır. Bunlardan tetkik edilip kabul edilen miktar şimdiden yüz milyon li­rayı bulmuştur. Her gün yeni yeni ta­leplerle karsı karşıya kalınmaktadır. Ayrıca petrol kanununa dayanarak memleketimize yeni, sade devletin sö­züne ve milletin iktisadî istikbaline gü­venerek milyonlarca lira sarfını icap et­tirecek petrol araması için ona yakın dünyaca tanınmış firmanın müracaatı kabul edilmiştir.

Bundan böyle yalnız kahramanlıklarıyla millî hakimiyetine bağlılığı ile ve onun için çarpışmasının cesaretini her tercübede göstermiş bir siyasî kud­ret olmasıyla değil, iktisadî sahada da dostunu ve düşmanını hesaba katacak bir varlık olmak hüviyetini de kazan­mış bulunuyoruz.

Geçmişteki dört yıl içinde yaptığımız büyük hamleleri tarsine etmek ve önü­müzdeki yıllarda hep yeni hamlelere girişebilmek için derlenip toplanmak ve bugünün zaruretlerine uygun tedbir­ler almak lâzımdır. İşte son günlerde dış ticaret rejimimizde ve iç pazarla­rımızda bu ihtiyaçlara muvazi kararla­rı da almış bulunuyoruz. Memlekette siyasî ve içtimaî hürriyet ve emniyet havasının tesisine matuf bir mücadele île iktidara gelmiş olan Demokrat Par­tinin iktisadî ve ticarî hayatta da is­tikrar, hususî emek ve teşebbüsün bi­rinci emniyet şartı sayan görüşüne uy­gun olarak, dış ticaret rejiminin esas hükümlerimi muhafaza etmekte fayda gördük. Aldığımız kararlar, onun daha iyi işlemesini sağlayacak ayarlamalar Türk parasının kıymet istikrarını bir kat daha muhafaza ve dış ticarette spe­külatif müracaat ve hareketleri berta­raf etmeğe hizmet .edecek tertip ve tedbirler mahiyetindedir. Bu kararları alırken, ticaret âlemi ve onların mes­lek teşekkülleriyle işbirliği ederek gö­rüş ve arzularını da dikkatle nazara almış bulunuyoruz. Bu husustaki ka­rarlarımızın ihraç mevsimimizden ev­vel yayınlanmasına bilhassa itina et­miş olduğumuzu da burada belirtmek isterim. Bu kararların tatbikatına ait esaslarını açıklayacak ve ilgililere bir rehber hizmetini görecek olan talimat­name de birkaç güne kadar neşredilmiş olacaktır.

Memleketin sınaî teçhizatını elimizde­ki bütün imkânlarla devam ettirece­ğiz. İptidaî madde, yedek parça ve za­rurî ihtiyaçlarımızı azami gayretle te­min edeceğiz. Şimdiye kadar başka memleketlerde ancak orta ve uzun va­deli kredilerle temin edilen tesisleri biz bir an evvel muayyen hedeflere vara­bilmek, halkın hayat seviyesini yüksel­tebilmek ve millî geliri arttırabilmek gayesiyle peşin ödüyorduk. Şimdi bun­ları sağladığımız kredilerle tedarik im­kânım bulmak suretiyle, diğer sahalara tahsisler yapmak imkânlarını çoğalt­mış bulunuyoruz.

Mallarımızın ve mahsullerimizin nor­mal şartlar içinde ve normal piyasalar­la satılmasını, ihtiyaçlarımızın da karı­şık yollarda ve üçüncü ellerden geçerek değil menşe piyasalarından müsa­it  şartlarla teminine gayret ede­ceğiz. Bütün mallarımızı ihtiyaç sahip­lerinin ve dış alıcıların aradığı vasıf­larda ve bol miktarda yetiştirmek ve dünya piyasasının şartlarına uygun fi­yatlarla satabilmek için icabeden gay­retleri, müstahsil, tüccar, ve devlet ola­rak elbirliği ile sarfetmek mecburiye­tindeyiz. Bunun yanında iç pazarda müstahsil, tüccar, müstehlik olarak memleketin müşterek menfaatler mı telif .edecek şartları ve zemini hazırla­mamız zaruridir. Biz bütün iktisadî dâ­vaların ve meselelerin yeni iktisadî ted­birlerle halledileceğine kaniiz. Fakat cemiyetlerin dinde, ahlâkta, hukukta muayyen nizamları bozanlara karşı da­ima müeyyideleri vardır. Bunun gibi iktisadî hayatta da onun nizamını nor­mal seyrini bozanlara kargı "iktisadî asayişi» koruyacak ve memleketin her sahada çalışan halkının menfaatlerini muhafaza edecek tedbirleri almak ve müeyyideleri  koymak  zarureti  vardır.

İşte son defa piyasanın kontrolüne ait aldığımız kararlarda şu veya bu sınıf meslek sahiplerine karşı değil, iktisadi nizam ve asayişi korumak için alınmış kararlardır. Ve bunları böylece bir zih­niyetle tatbik, edeceğiz, tatbikat esnasında da şimdiye kadar olduğu gibi meslekî teşekküllerle elbirliği etmekte devam edeceğiz.

Hükümetimiz gerek dış mübadeleleri­mizde,   gerek  iç  iktisadî     hayatımızdatedbirlerinin ve kararlarının müsbet neticeler verebilmesini o sahalarda fa­aliyette bulunan vatandaşların ve bü­tün halkımızın kendisi ile elbirliği et­mesinde ve gayretlerini birleştirmesin­de görmektedir.

Dışarıya daha fazla ve daha iyi mal satabilmek, elde ettiğimiz dövizin tek santimine kadar memleketin iktisadî hayatını daha verimli kılabilecek şe­kilde kullanılmasını sağlamak ve niha­yet iç pazarlarda meşru sayılmıyacak birtakım yollara ve usullere sapmayı Önlemek bütün vatandaşlarımızın hü­kümetle müşterek bir ruhla çalışması, birbirini karşılıklı ikaz etmeleri sure­tiyle   kaabil   olacağına   inanmaktayız.

Bankalarımızın bugün biraz evvel ra­kamlarını verdiğimiz 1950 den bu yana yüzde 300 ve 400 e yükselen tevdiat ve ikraza t hacimleri içinde kredilerin memlekete en müsmir bir şekilde kul­lanılması tedbirleri başta Merkez Ban­kası olmak üzere bütün bankacıları­mızla aldığımız müşterek tedbir ve kontrollerle sağlamaya çalışmaktayız. Vatandaşların ve müstehlikin menfa­atine aykırı istifçiliğe ve muayyen ba­zı maddeler ve mallar üzerinde spe­külâsyona imkân verecek kredileri ön­lemeğe çalışacağız. Fakat buna muka­bil ihraçta ithalde iç ticaret ve sana­yide memleket ihtiyaçların cevap verecek sahalardaki kredilerde herhangi bir kısıntı yapılması mevzuubahs değil­dir. Aksine olarak son zamanlarda bile bu gibi muameleler, gerek ticarî, ge­rekse ziraî krediler kül olarak artışlar kaydetmektedir.

Dört yıl gibi kısa bir zaman içinde bütçesiyle dış mübadele hacmiyle, iç iktisadî ve sınaî faaliyetleriyle banka­lardaki tevdiat miktariyle, sahalarına göre yüzden yüzde 300'e kadar bir in­kişaf kaydetmiş ve millî gelirinde 1949 a nazaran yüzde 41 nisbetinde artış te­min etmiş bir iktisadî faaliyeti günün mübadele vasıtalarının miktarı içinde doldurmağa hakkımız yoktur. Kaldı ki. bu her türlü iktisadî realitelere de ay­kırı olur.

Türk iktisadî mucizesi diye adlandırıl­maya hak kazanan yeni açtığımız bu devir,   Türk milletinin  top  yekûn hayatiyetinin ve iktisadî sahada kaderine sahip olduğunu gösteren eserinin bir başlangıcıdır. Onun bunlardan çok da-ha üstününe, mükemmeline de lâyık olduğuna inanıyoruz, biz ancak onun hizmetinde, onum tou gayretinin daha müsmir olmasını sağlıyabilmek için onun vazife iradesiyle vazife almaktan dolayı müftehiriz.»

Müteakiben kurdelânin kesilmesi Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltandan rica edilmiştir.

Refik Koraltan «memlekete hayırlı ve uğurlu» olması temennisiyle kurdelâyı kesmiştir.

Müteakip fuar açılmış ve hazır bulu­nanlar pavyonları gezerek ilgililer ta­rafından verilen izahatı dikkatle takip etmişlerdir.

— Ankara:

Bize verilen malûmata göre, Türkiye ziraî donatım kurumu, 1950 yılından 1953 yılı sonuna kadar 4 senelik müd­det zarfında 208 milyon liralık çeşitli ziraat âlet ve makinasıyla kimyevî gübre, mücadele âlet ve makinasını çiftçiye intikal ettirmiş bulunmaktadır. Bu vaziyete nazaran, 1950 den 1963 yı­lı sonuna kadar:

11011 adet traktör

22453  adet muhtelif traktör ekipmanı

2261 adet hasat âlet ve makinası

9427 adet mücadele âleti 40000 ton kimyevî gübre 14000 ton mücadele ilâcı tevzi edilmiştir.

Yine 1950 den 1953 yılı sonuna kadar küçük ve orta ziraî işletmeler ihtiya­cını karşılamak üzere Adapazarı Ziraat âletleri fabrikası mamulü olarak: 90533 adet çeşitli hayvan pulluğu

5406 adet tırmık,

2149 adet tınaz makınasi, 10314 adet araba,

1902 adet makinalı yayjk

4786 adet arı kovam, çiftçiye intikal ettirilmiştir.

Müstahsilin istihsal gücünü arttırmak gayesiyle    ve 1954 yılı iş programının tatbiki icaplarından olarak yıl bidaye­tinden   bugüne   kadar:

638 adet traktör,.  

594 adet traktör pulluğu ve Oneway

708 adet diskaro ve kültivator,

354 adet mibzer,

146 adet çayır makinasi,

217 adet biçer bağlar,

204 adet Orak makinası,

267 adet Tarak,

452 adet Kendi yürür biçer döğer,

8 adet Harman makinası, 300 adet Tınaz makinası, 1429 adet Araba, 2789 adet Arı kovanı, 340 adet Mücadele âleti, 1313 adet Ziraî sulama motopompu 25448 kilo gesarol, 5207449 kilo amonyum sülfat 523838 kilo granüle süperfosfat, 675148 kilo toz süperfosfat, 104429 torba kükürt, tevzi edilmiştir.

Ziraî donatım kurumu, memleketin 19& yerindeki teşkilâtiyle mevcut ziraî mal­zemenin çiftçiye intikali faaliyetine hız­la devam etmektedir.

Müstahsilin, kimyevî gübrenin, modern ziraatteki ehemmiyetini idrâk etmiş ol­masının ifadesi olmak üzere satışlarda yıldan yıla vâki inkişaf gözönüne alı­narak İskenderunda kurulmuş olan kimyevî gübre fabrikasının 1954 yılı is­tihsalinden 20 bin ton süperfosfat güb­resi ziraî donatımın teşkillerinde çift­çinin istifadesine arzedilmiştir.

21 Ağustos 1954

 

—  İzmir:

Fuar münasebetiyle şehrimizde misafir bulunan. Yunan Sıhhat Vekili Salomonides, dün, Sıhhat Vekilimiz Dr. Beh­çet Uzla birlikte şehrimizdeki çocuk hastahanesini, Buca'daki Verem Savaş Derneği Sanatoryumunu, Kahramanlar'daki Eczacıbagı Dispanseri ile Em­razı Sariye Hastahanesini ve diğer bazı sağlık müesseselerini gezmiş, tetkikler­de bulunmuş ve gördüğü intizam ve mükemmellikten dolayı memnuniyet ve takdirlerini izhar etmiştir.

—  İstanbul:

Eirkaç gün evvel Oslo da toplanan dün­ya öğretmenler ve profesörler federasyonu ile konfederasyonu kongrelerine Türkiye Muallimler Birliği 4 raporla iştirak etmiştir. Kongrelerde büyük alâka ile karşılanan ve takip edilen bu raporlar, federasyonların bültenlerinde neşredilerek dünya Öğretmen teşekkül­lerine ve bu meyanda Türkiye Mual­limler   Birliğine   gönderilmiştir.

—  İstanbul:

Bugün Istanbulda çıkan gazetelerin bir çoğunun sahip ve başmuharrirleri Baş­vekil Adnan Menderesi, Hariciye Veki­li Prof. Fuat Köprülü ve Devlet Veki­li Mükerrem Sarol'u öğle yemeğine da­vet .etmişlerdir.

Bu yemek esnasında muhtelif memle­ket meselelerine temas edilmiş ve bu arada gazeteciler Kıbrıs hâdiseleri üze­rinde durmuşlardır.

Cevap olarak bu hâdiselerin hükümet­çe pek tabiî yakın bir alâka ile takip edildiği ve son günlerde vaziyetin da­ha da nezaket kesbettiği ifade edilmiş­tir.

Bunlara ilâve olarak sükûnet ve itida­lin bugün her zamandan daha zarurî olduğunu dost ve müttefik Yunan mil­let ve hükümeti tarafından takdirde gecikilmiyeceği ümidi de izhar olun­muştur.

—  İzmir:

23 üncü İzmir enternasyonal İzmir fu­arının en çok alâka çeken köşelerinden "birini de sergi sarayı arkasındaki, re­isicumhurumuz-Celâl Bayar'm Amerika seyahatim resimlerle canlandıran sergi teşkil etmektedir.

Ankara'daki Türk fotoğraf ajansı sahi­bi Mehmet Sürenkök tarafından hazır­lanan sergi reisicumhurumuzun bu seyahatini Beyaz Saray'dan başlayarak, Amerika'nın muhtelif eyaletlerinde yaptığı gezileri müşahhas bir şekilde canlandırmakta ve Amerikan milleti­nin reisicumhurumuzun şahsında Türk milletine gösterdiği sıcak hüsnü kabu­lü ve sevgiyi tebarüz ettirmektedir.

—  Zonguldak:

Kozlu'da İncirharmanı istihsal bölgesine bağlı Hacı petrol damarı ayağında grizu iştiali yüzünden 9 .kişinin ölümü ve ikisi ağır olmak üzere 34 kişinin ya­ralanmasıyla neticelenen müessif hâdi­se hakkında müddeiumumilikçe yapı­lan tahkikatta sebep anlaşılmıştır.

Hâdise, Sefer Güler adında bir kazma­cının elindeki fenerin yanmamasına si­nirlenerek .kazma ile feneri parçalamasıyla husule gelen kıvılcımdan ileri gel­miş ve grizunun iştialine sebebiyet ver­miştir.

Kömür ocağında bu sabahtan itibaren normal faaliyet başlamıştır. Yaralıla­rın tedavilerine devam    edilmektedir.

Hâdiseye sebebiyet veren Sefer Güler de hafif yaralılar arasında olup hakkın­da müddeiumumilikçe tahkikata devam olunmaktadır.

—  İstanbul:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bugün Florya köşkünde İstanbul mebusu Hamdullah Suphi Tanrıöver riyasetin­de, Türkiye Muallimler Birliği idare heyeti azalarından müteşekkil bir he­yeti kabul etmişlerdir.

—  İzmir :

Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığının davetlisi olarak memleketimize gelen Amerikan Hava Kuvvetleri bandosu bu gün İzmir'e gelmiştir.

Yüz kişiden müteşekkil olan bando İzmirdeki ilk konserini bu gece Fuarda Kasitlî havuz önünde vermiştir.

Konserde, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcah, mülkî ve askerî diğer eş­has hazır bulunmuştur.

Büyük bir dinleyici tarafından takip edilen konser gayet başarılı olmuştur.

22 Ağustos İ954

 

— İstanbul:

Maarif Vekili Celâl Yardımcı, Atatürk Üniversitesi mevzuunda tetkiklerde bu­lunmak üzere beraberindeki ilim he­yeti ile birlikte bugün saat 17.30 da Amerikaya gitmiştir.

Vekili hava alanında, Maarif mensup­ları ile dostları uğurlamıştır.

Vekil, hareketinden evvel, seyahati ve muhtelif Maarif meseleleri hakkında Anadolu Ajansı muhabirine izahatta bulunmuş ve şunları söylemiştir:

»Atatürk Üniversitesi gibi mes'ut bir teşebbüsün tahakkuku maksadı ile me­sai arkadaşlarımla birlikte Amerikaya yapacağımız seyahatle hayırlı bir hiz­met ifa .edeceğimize inanıyoruz. Ata­türk Üniversitesinin meydana gelme­si, Türk irfan ve içtimaî hayatı için bü­yük bir merhale teşkil edecektir.

İlerlememizi, kalkınmamızı iyi niyet­lerle takip v.e temenni eden, ayni za­manda destekleyen dostumuz ve müt­tefikimiz Amerikan hükümeti, Atatürk Üniversitesini Türk milletine sağ­layacağı faydalardan emin bulunduğu için bu üniversitenin vücut bulmasın­da işbirliği yapmayı arzu etmiştir. Bu­nunla ilgili olarak Amerikan hüküme­ti tarafından Nebraska üniversitesinin bu işbirliğine memur edilmesi ile be­raber, Fİ O. A'nin da müzahereti sağlanmıştır. Bu sebeple Türkiye'ye ge­len Nebraska üniversitesi ve F. O. A' nın temsilcileri ile devam eden müza­kere ve muhaverelerimiz sonunda, Ma­arif Vekilinin riyasetinde bir heyetin Amerika'ya gitmesi kararlaştırılmıştır.

İşbirliğinin esas anlaşmalarından bir kısmı da memleketimizde tamamlan­mış bulunmaktadır.

Vekil, muhtelif Maarif mevzuunda da şunları söylemiştir:

«İlk, orta ve lise olmak üzere hususi teşebbüslerin hususi mektep açmala­rına yardım edeceğiz ve kendilerini bu yolda teşvik edeceğiz,

Bundan sonra altı yaşını ikmal etmiş çocuklarımızı ilk o.kullara almak, lise­leri onbir sınıfa indirmek, ciddi bir programla tedrisat yaparak hem Öğren­cilerin kültür seviyesini yükseltmek ve hem de ailelere, devlete iki seneyi ka­zandırmak kararındayız.

Bundan başka İzmir, İstanbul ve Ankarada Türkçe ve ecnebi lisan üzerinden tedrisat yapacak üç lise açacağız.. Bunu 1955 bütçemizde teklif edeceğiz. Ancak şurasını da belirteyim ki, bu şe­kilde açacağımız liselerle bu çeşit hu­susi liselerde güzel Türkçemizin inki­şafı, vikayesi ve bir ilim lisanı olarak gelişmesini temin edecek her türlü tedbirler alınacak ve lisanımızın zarar görmemesi için bütün teyakkuz ve ba­siret gösterilecektir. Ancak dünya li­sanından ve kültüründen faydalanmak için lisan meselesine ehemmiyet vere­ceğiz.

Bu arada, Amerikan kolejinin mühen­dislik kısmından mezun olanların tek­nik üniversitede tahsillerine devam edebilmeleri için tadil ve intibak: hu­susunu temin etmek üzere çalışmakta­yız.

Memleketimizden ayrılırken yurdumu­za ve yurttaşlarımıza, maarif camiası­na refah ve saadet diler, dost Ameri­kan halkına selâm ve sevgilerimin ib­lağını buradan rica ederim.»

Uçağın hareketinden evvel Amerikan Millî Talebe Federasyonu eliyle Ame­rikan gençliğine gönderilen bir mesaj federasyon temsilcisi tarafından Ma­arif Vekili Celâl Yardımcıya tevdi edil­miştir.

Vekil ve beraberindeki heyet onbeş gün sonra Amerikadan memleketimize dönecektir.

— İstanbul:

Yarın şehrimizi ziyaret edecek olan Ürdün Meliki Hüseyin Bin Tellalın memleketimizdeki tetkiklerim takip-etmek üzere Ürdün Basın Yayın Mü­dürü ile dört Ürdünlü gazeteci bugün uçakla şehrimize gelmiştir.

— Çorum :

Çorum çimento fabrikasının temeli bu gün yapılan parlak bir törenle atılmış­tır. Törende Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Çorum mebusları, Çimento Sanayii Umum Müdürü Orhan Kubat, Çorum Valisi, Çimento Sanayii İcra Meclisi azaları ve Umum Müdürlük ileri ge­lenleri,  faıbrikayı  kuracak  olası firmasının mümessili, sivil ve as­kerî erkân, Ankaradan gelen basın mensupları, ile kalabalık bir vatandaş topluluğu hazır bulunmuşlardır.

Töreni, Çimento Sanayii Umum Mü­dürü. Orhan Kubat şu konuşma ile aç­mıştır:

Sayın misafirlerimiz ve sayın Çorum­lular,

Evvelâ hepinize davetimize gelmek lütfunda bulunduğunuzdan dolayı Ço­rum Çimento Sanayii T.A.Ş. adına te­şekkürlerimi arzederim.

Bugün, burada temeli atılacak olan çi­mento fabrikası, yurdumuzun geniş ve devamlı iktisadî kalkınmasının parça­sını teşkil eyliyecek ve bunu muhtelif yerlerde diğer çimento fabrikaları ta­kip edecektir.

Bu fabrika, sermayesinin 1.629.250,— lirası 500 e yakın Çorum ve kazaları halkına ait olmak üzere 5/5/1954 ta­rihinde teşekkül eden Çorum Çimento Sanayii T. A. Ş. nin malı olacaktır.

Makinaları Fransız Fives  Lüle fir­masına sipariş edilmiş bulunan fabrika ,bütün arazi, bina. tesisleri vs 5.000 kilovat takatındaki termik santralı ile beraber 12.500.000,— liraya mal ola­caktır. İstihsal kabiliyeti senede 85.000 ton Portlant çimentosudur. Bugünkü rayiçlere göre bu miktar çimentonun bedeli 7-8 milyon lira civarındadır. Fabrika, gerek santralında, gerekse çi­mento imâlinde senede 50.000 ton lin­yit kömürü kullanacak ve bunu da Ço­rumun Dodulga ocaklarından temine çalışacaktır. Bu kısa izahatım fabrika­nın Çorum için nasıl iktisadî bir kal­kınma hamlesi yapacağını göstermeye kâfidir zannederim.

'Depo, hangarlar, silo ve fabrika binası inşaatının ikmâlini müteakip makinaların montajına başlanacaktır. Fives -Lüle firması imalât vs sevkıyatını 10-12 ay içinde ikmâl .edecektir. Mon­taj ve tecrübe isletmeleri de nazarı dikkate alındığı takdirde fabrikanın piyasa için istihsale başlaması 1856 se­nesi başlarında mümkün olacaktır.

"Fabrikanın  bütün  memlekete  ve  Corum'a hayırlı ve faydalı olmasını diler vs sayın vekillerimize ve valimize uğurlu elleri ile ilk temel harcım koy­malarını rica ve istirham ederim.»

Çimento Sanayii Umum Müdürünün konuşmasından sonra Çorum Valisi söz almış ve kurulacak olan bu fabri­kanın, Çorumun çehresini değiştirece­ğini belirttikten sonra, halkla hükü­metin elele vererek beraberce çalışma­sı sayesinde yenilmiyecek hiç bir kuv­vet olmayacağını ve bunun en güzel delilinin, temeli atılmakta olan Ço­rum çimentG 'fabrikası olduğunu söy­lemiştir.

Bundan sonra Maliye Vekili Hasan Polatkan şu konuşmayı yapmıştır:

Bundan 4,5 yıl Önce, Çorum'da bü­yük bir çimento fabrikasının kurulaca­ğını size söylemiş olsalardı, bunu an­cak, cazip bir fikir olarak kabul eder­diniz. Halbuki bugün, Çorum çimen­to fabrikasının temelini attığımız su anda durum cazir bir fikir olmaktan çıkmış, bir hakikat olmuştur.

Bugün, bir ziraat bölgesi olarak tanı­nan Çorum, yakın bir gelecekte, ayni samanda bir sanayi şehri olarak da anılacaktır.

1954 selimlerinden önce 21 çimento fabrikasının kurulacağı ilân edildiği zaman, bir kısım kimseler bunu «se­çim fabrikaları« diye vasıflandırdılar. Fakat, bugünkü iktidar ele aldığı bü­tün isleri teker teker, milletin hizme­tine anmakla ve söylediklerini aynen yapmakla bunun bir hayal mahsulü ol­mayıp hakikat olduğunu ispat etmiş­tir. Şu anda temelini atmakta olduğu­muz Çorum çimento fabrikası da bu­nun canlı bir misalidir.

Çorumda kurulacak olan bu fabrika­nın hususiyetlerinden birisi de ecnebi sermaye ile hususî teşebbüsün işbirliği yapmasıdır.

Muhterem vatandaşlar, bugün bazı kimseler döviz darlığından bahsetmek­tedirler. Size pu kadarını arzedeyim ki, sadece pişmiş topraktan ibaret olan çi­mentoyu dahi ithal etmek mecburiye­tinde kalırsak ve ithal etmek durumun­da devam edersek elbetteki döviz darlığı çekilir. Eğer kurulmakta olan bu çimento fabrikalarının bir kaçı iktida­rımızdan, evvel yapılmış olsaydı ve bu .sahadaki çalışmalar yüz üstü bırakıl­mamış bulunsaydı şüphesiz, bu şekil­deki .sıkıntılara maruz kalmıyabilirdik.

İşte hükümet bu düşünce iledir ki memleketin çimentoya olan ihtiyacını göz önünde bulundurarak yurdun muhtelif yerlerinde fabrikalar kurmadı karar­laştırmış ve bunları kurmağa bağlamıştır. Böylece hem dövizden tasarruf edilmiş olacak, hem de çimento gibi memleketin bilcümle imar işlerinde kullanılan mühim bir madde ihtiyaca cevap verecek bir miktarda memleket dahilinde istihsal edilmiş bulunacaktır.

1949 - 1950 devrinde 500 küsur bin ton civarında olan çimento istihlâkimiz 1953 yılında % 300 bir artışla 1,5 milyon tona yükselmiştir. Eğer iç istih­sali arttırmak veya ithalâtı istenildiği kadar fazlalaştırmak imkânı .buluna­bilseydi 1,5 milyon tonluk istihlâk ha­len 2,5 milyon tona ulaşabilecekti.

Bugün yeniden bir vatan yaratılmakta ve bütün bir vatan sathı imar edil­mektedir. Böyle bir faaliyet devrinde çimentoya karşı olan ihtiyaç elbetteki pek büyüktür.

Biraz önce konuşan Umum Müdür ar­kadaşımız bu fabrikanın 12,5 milyon liraya mal olabileceğini ve bir yıllık çi­mento istihsalinin ise 8 milyon lira ci­varında bulunacağını ifade etti. Bu de­mektir ki. kurulacak olan bu fabrika­nın 1,5 yıllık istihsal kıymeti fabrika­nın bedeline tekabül etmektedir. Bu fabrikayı kurmakla nasıl bir döviz ta­sarrufu temin edeceğimiz de bu suretle  kolayca anlaşılır.

Bu büyük eser, Çorumlulara, memleke­te ve millete hayırlı ve uğurlu olsun." Daha sonra Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu demiştir ki:

«Çok muhterem Çorumlular,

Demokrat iktidar 2 mayıs seçimleri sonunda yarattığı imar ve kalkınma devletinin ikinci safhasına daha büyük bir kuvvetle gitmiş bulunmaktadır.Biraz evvel yaptığımız parti kongre­sinde hemen bütün delege arkadaşla­rım adeta sözbirliği etmişçesine yoldan, sudan, köprüden, barajdan bahsettiler ve haklı olarak birçok yeni taleplerde bulundular.

Hiç şüphe yok ki .bu girişilen yurt ima­rı hareketlerinin başlıca iptidai mad­desi çimentodur.

Biz ilk iş olarak mevcut fabrikalarımı­zın tevsiatını yaptık, istihsallerini mü­him miktarda arttırdık. Şimdi de 21 çi­mento fabrikasını vatanın her köşesi­ne uzatmakta ve serpiştirmekteyiz.

Günde 250 ton senede 85.000 ton kapa­siteli Çorum çimento fabrikası da bun­lardan bir tanesidir.

32 milyon 500 bin liraya maledilecek elan, hususi teşebbüsün, hususi serma­yenin yani sizlerin eseriniz bulunan bu fabrika istihsalatının bugünkü ra­yiçle kıymetlendirilmesi bize mevzu­un ne kadar verimli olduğunu göster­mektedir. Ayni zamanda imâlatı çok basit olan ve malzemesi bol bol mem­leketimizde bulunan bu fabrikalar sa­yesinde mühim miktarda döviz tasar­ruflarımız da kabil olacaktır. Henüz yolumuzun başlangıcındayız. Yeniden, kurulacak fabrikalar ile ihtiyacımızı yüzde yüz karşılamak kararındayız.

Bu işte emeği geçen bütün arkadaşla­ra teşekkür eder, müteahhit firmaya muvaffakiyetler dilerim. Çorum çimen­to fabrikası inşatının aziz Türk mille­tine ve muhterem Çorumlulara hayır­lı ve uğurlu olmasını niyaz eylerim.

Bu konuşmalardan sonra kurbanlar kesilmiş, vekiller ve diğer zevat tarafindan temele hayırlı v.e uğurlu olma­sı temennisiyle ilk harçlar konulmuş­tur.

Daha sonra misafirler hazırlanan büfe­de izaz edilmişler ve bu arada Çorum oyun ekibi tarafından millî oyunlar oynanmış ve gösteriler yapılmıştır.

Önümüzdeki yıllarda çimento fabrika­ları faaliyete geçecek olan Çorumlular sevinç içindedirler.

23 Ağustos 1954

 

— İstanbul :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyarete gelen, Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Talal ve maiyeti, bugün, tam saat 12 de hususî uçağı ile İstanbul'a muvasalat etmişlerdir.

Majeste Kral, Yeşilköy hava meydanın da Reisicumhur Celâl Bayar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Ha­riciye Vekili Fuat Köprülü, Maliye Ve­kili Hasan Polatkan, Nafia Vekili Ke­mal Zeytinoğlu, İstanbul'da bulunan mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı- Ah­met Salih. Korur, Erkânı Harbiyei U-mumiye Reisi Orgeneral Nureddin Ba-ransel, Ürdün Elçisi ve elçilik erkânı, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi Büyük elçi Haydar Görk, İstanbul Vali vekili Mehmet Ali Çeltik, Riyaseticumhur Hususî Kalem Müdürü Fikret Belbez, Riyaseticumhur Başyaveri Kurmay Al­bay Refik Tulga, Birinci Ordu Müfet­tişi İsmail Hakkı Tunaboylu, İstanbul Garnizon Kumandanı Korgeneral Ne­cati Tacan, Marmara ve Boğazlar Ku­mandanı Koramiral Rıdvan Koral, Harp Akademisi kumandan vekili tuğ amiral Fuad Uzgören ve İstanbul merkez kumandanı tuğgeneral Kâzım Demirkan, vilâyet ve belediye meclisi azaları, diğer sivil ve askerî erkân ile İstanbul emniyet müdürü tarafından karşılanmışlardır.

Majeste kralın İstanbul'a varışları 21 pare top atımı ile sel anılanını ştır.

Yeşilköy hava meydanı, Türk ve dost Ürdün bayrakları ve çiçeklerle baştan başa tezyin edilmişti. Büyük ünifor­malarını giymiş bulunan Kral Talal, uçaktan iner inmez Sayın Reisicumhu­rumuz Celâl Bavar'ın elini sıkarak ken­dilerine şunları söylemiştir: «Zatı âli­nizle teşerrüf etmekten ve çok sevdi­ğimiz Türkiye'ye gelmekten dolayı pek bahtiyarım.»

Reisicumhurumuz kendilerine: «Hoş geldiniz»  demişlerdir.

Majeste Kral bunu müteakip maiyetle­rini Reisicumhurumuza takdim etmiş­lerdir.

Reisicumhurumuz da Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekili Fu­at Köprülü, Maliye Vekili Hasan Po­latkan, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğ­lu, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel'i takdim etmişlerdir.

Ürdün elçiliği erkânı, Ürdün tarafın­dan ve hazır bulunan diğer zevat da prtokol umum müdürü tarafından Ma­jeste Krala takdim olunmuşlardır.

Takdim merasimini müteakip askerî bando Ürdün ve Türk millî marşlarını çalmıştır.

Başta alay sancağı olduğu halde 26 ncı piyade alayı selâm resmini ifa etmek üzere meydanda yer almış bulunuyor­du.

Majeste Kral. ihtiram kıtasını teftiş ettikten sonra meydanı dolduran kesif halk kitlesinin alkışları arasında açık bir otomobile binerek Yeşilköy'deki. «Yeşilyurd» mevkiine gelmişler ve buladan Acar motoruyla Dolmabahçe sa­rayına hareket etmişlerdir.

— İstanbul :

Mısır'ın İngiltere ile akdettiği anlaş­manın izahı maksadiyle Mısır başveki­linin dün yaptığı beyanat hakkında mütalâasını soran Anadolu Ajansı mu­habirine, Başvekil Adnan Menderes şu cevabı vermiştir:

Mısır Başvekili muhterem Cemâl Abdülnasır'm bahsettiğiniz dünkü beya­natını geniş ve ileri bir dünya 'görüşü­nün ifadesini teşkil eden mühim bir adım olarak vasıflandırmak isterim.

Bu beyanatın yalnız Orta-Şark bölge­sinin emniyeti için değil, fakat dünya sulhunun muhafazası bakımından da­hi haiz olduğu ehemmiyeti tamamiyle takdir etmekteyiz.

Bu beyanatın, memleketimize karşı taşıdığı dostane eda bakımından da, ayrıca hükümetiniz nezdinde olduğu kadar Türk umumî efkârında da derin akisler yaratacağına ve memleketi­mizde büyük bir memnuniyet uyandı­racağına eminim.

— .Kastamonu :

Şapka inkılâbı sıralarında ilk defa şapka giymiş bir halde yurt gezisine çıkan ve birinci merhale olarak Kas­tamonu'yu ziyaret eden Atatürk'ün vilâyetimize gelişlerinin 29'uncu yıl­dönümü münasebetiyle bu yıl ilk defa olmak üzere büyük bir merasim ter­tip edilmiş bulunmaktadır.

Hükümet ve millet olarak Atatürk in­kılâplarının korunması yolunda bü­yük bir hassasiyet gösterildiği bugün­lerde vilâyetimizde gençlik ve halk el­birliği yaparak bir komite teşkil et­miş ve bugünün kıymetine lâyık bir şekilde kutlanması için .gerekli bütün tertibatı  almış 'bulunmaktadır.

'.29 sene evvel Atatürk bu sabah (Anka­ra'dan hareketle saat 18'de Kastamo­nu'ya vasıl olmuştu. Bugün aynı saat­te baştan başa bayraklarla süslenmiş olan şehirde Vali Niyazi Akı, vilâyet erkânı ,gençlik teşekkülleri ve bütün Kastamonuların huzuru ile yapılan tö­rene 21 para top atımı ve İstiklâl mar­şıyla başlanmış ve günün mânasını be­lirten konuşmalar yapılarak Atatürkün anıtı ziyaretle çelenk konulmuş­tur.

Bu törene muhtelif vasıtalarla ve Atatürk'ün o zaman uğradığı kazalarda da devam .edilecek ve vilâyetimizde irad ettiği tarihî nutuklar tekrarlana­caktır.

—  İstanbul:

Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl bugün saat 17'de Taksim âbidesine giderek bir çelenk koymuşlardır. 

Çelenk koyma merasiminden sonra Majeste Kral defteri mahsusa şu cüm­leyi kayıt buyurmuşlardır:

«Türkiye'ye yaptığımız bu mesut ziya­ret esnasında cumhuriyet âbidesinde bu şerefli millete ebedî bir terakki ve refah temenni ederiz."

—  İstanbul :

Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl bugün saat  17.30'da     Dolmabahce sarayında memleketimizde bulunan yabancı misyon şeflerini kabul 'buyur­muşlardır.

24 Ağustos 1954

 

— İstanbul :

Memleketimizi resmen ziyaret etmek­te olan Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl şerefine bugün saat 10'da Taksim Cumhuriyet meydanında bü­yük bir geçitresmi yapılmıştır.

Taksim meydanı ve Taksime çıkan bü­tün yollar bu münasebetle baştanba­şa Ürdün ve Türk 'bayrakları ile do­nanmış idi.

Resmigeçitte Ürdün Kralı Majeste Hü­seyin Bin Tallâl Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan, Başvekil Adnan Mende­res, 'Devlet Vekili Mükerrem Sarol, Ha­riciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, İstanbulda bulunan mebuslar, başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nu­rettin Baransel, İstanbul Vali Vekili Mehmet Ali Çeltik, birinci ordu müfet­tişi vekili Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, diğer sivil ve askerî erkân, kordiplomatik ve Ürdün ana kraliçesi ile yerli ve ecnebi basın mensupları ve kalabalık bir davetli topluluğu hazır bulunmuştur.

Geçitresmi ayrıca Taksim civarını dol­duran binlerce kişi tarafından büyük bir alâka ile takip edilmiştir.

Merasime saat 10'-da Majeste Ürdün Kralı ile sayın Reisicumhurumuzun halkm candan ve coşkun tezahürleri arasında üstü açık bir araba ile Tak­sim meydanında gelişleri mütaakip Ürdün ve Türk millî marşlarının çalınmasiyle başlanmıştır.

Majeste Ürdün Kralı ve Reisicumhu­rumuzun şeref mevkiindeki yerlerini almalarından sonra başta alay sancak­ları olmak üzere sırasiyle 26 inci ve 2 inci piyade, 125 inci jandarma, süva­ri ve motorlu top alayları ve tank bir­likleri büyük bir intizam içinde şeref tribününün önünden geçmişlerdir.

Majeste Kral ve Reisicumhurumuz ge­çit resmini müteakip askerî birlikleri­miz hakkında derin takdirlerini izhar buyurmuşlardır.

Geçit resminden sonra Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl ve Reisi­cumhur Celâl Bayar meydandan ayrı­lırlarken halkın büyük tezahüratı ile uğurlanmışlardır.

— İstanbul :

Bu akşam Dolmabahçe sarayında Ür­dün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl'a verilen ziyafeti, bir kabul resmi takip etmiştir.

Kabul salonunda, Majeste Hüseyin Bin Tallâl, Reisicumhur Celâl Bayar ile Başvekil Adnan Menderes'in arasında oldukları halde, kendilerine takdim edilen vekiller, mebuslar, askerî ve mülki erkân, kor diplomatik, basın mensupları ve diğer bütün davetliler­le eşlerinin ellerini sıkmışlardır.

Bundan, sonra davetliler büfede ağır­lanmışlardır.

25 Ağustos 1954

 

— İstanbul:

Memleketimizi resmen ziyaret etmek­te olan Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl şerefine, 66 inci tümen bir­likleri tarafından, bu sabah Metriste, bir atış tatbikatı yapılmıştır.

Bu tatbikatta Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl, Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan, Başvekil Adnan Mende­res, 'Devlet Vekili Mükerrem Sarol, Ge­nel Kurmay Başkanı Orgeneral Nureddin. Baransel ile diğer sivil ve askerî erkân hazır bulunmuşlardır.

Majeste Ürdün Kralı, Reisicumhuru­muz ve beraberlerindeki zevat, saat 11.00'de Metris mevkiine muvasalât et­mişler ve Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nureddin Baransel ta­rafından merasimle karşılanmışlardır. Harekâtın takip edileceği çadıra Ürdün ve Türk bayrakları çeilmiş bulunuyordu. Ürdün ve Türk millî marşları­nın çalınmasını mütaakrp, Erkânı Har­biyei Umumiye Reisi, harekâtta hazır' bulunan generallerimizi Majeste Kra­la takdim etmiştir.

Bundan sonra harekât müdürü Tüm­general Namık Ergüç tatbikat hakkın­da bir önsöz yapmış, Kurmay Binbaşı Nuri Ersöz de arazinin durumunu ve plânlarımı izah etmiştir.

Harekât, uçakların hedef bölgesini bombardımanları ile başlamış ve sırasiyle topçu, tank ve piyade ağır silâh­larının taarruzlariyle gelişmiştir.

Son olarak süvari alayının hücumu ve hedef bölgesini ele geçirmesiyle hare? kât muvaffakiyetle sona ermiştir.

Tatbikattan sonra, Majeste Ürdün lı, duyduğu derin takdir hislerini 66 ıncı tümenin şeref defterine yazdı­ğı su sözlerle ifade etmiştir:

«Görmüş olduğumuz bu tatbikat so­nunda, harekâta iştirak eden ve hazırlıyan herkese çok teşekkür ederim, ha­kikî bir .muharebe sahnesi seyretmiş gibiyim, hepinize iyi şans diler ve ba­na bu tatbikatı seyretmek fırsatını ver­diğiniz iğin çok teşekkür ederim».

Majeste Ürdün Kralı, Reisicumhuru­muz, Büyük Millet Meclisi Reisi, Baş­vekilimiz ve Erkânı Harbiyei Umumi­ye Reisi, harekâtı hazırlıyanları tebrik etmişler ve merasimle Metristen ay­rılmışlardır.

.İzmir :

Amerikan Akdeniz filosuna mensup-ve Albay J. D. "Wagner ve C. D. Mo-ney komutasında 12 parçadan ibaret nakliye, çıkarma, denizaltı ve mayın tarama gemilerinden müteşekkil filo bu sabah limanımıza gelmiştir.

Filo, limanımızda beş gün kalacak ve bu müddet zarfında misafir filo men­supları Efes ve Bergama gibi tarihî yerleri gezeceklerdir.

Ankara :

Hariciye vekâletinden bildirilmiştir: 29 Mart 1956 tarihli Türkiye-Irak dost-

luk ve iyi komşuluk andlaşmasına ek 3 numaralı protokol hükümleri gere­ğince kurulmuş bulunan «Türk-Irak eğitim işbirliği komisyonu» 19-25 Ağustos 1954 tarihleri arasında 3 üncü toplantısını İstanbul ve Ankara'da yapmıştır.

Bu toplantıya Irak adına maarif neza­reti kültür işleri umum müdürü ve ıraarif umum müdür vekili, aynı za­manda komisyonun Irak genel sekre­teri olan Doktor Muhammet El-Yasin, maarif nezareti mütehassıs müfettişi Hagim El-Alûsi, Irak'ın Ankara 'Bü­yükelçiliği kültür ataşesi Tahsin İbra­him, Türkiye adına maarif vekâleti talim ve terbiye dairesi reisi ve müs­teşar vekili Kadri'Yörükoğlu, harici­ye vekâletinden 2 nci daire umum mü­dür muavini Fuad Bayramoğlu, milli kütüphane müdürü ve komisyonun genel sekreteri Adnan Ötüken iştirak etmişlerdir.

"Dost ve komşu iki memleket heyetleri arasında yapılan görüşmeler dostluk ve tam bir anlayış havası içinde geç­miş ve iki taraf hem.en bütün mesele­ler üzerinde mutabık kalmış ve 1954-1955 yılları içinde iki memleket ara­sında kültür sahasındaki temas ve iş­birliğini takviye edici bir karar sure­ti  imza edilmiştir.

— Manisa :

İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcali, bu sabah saat 9'da izmir'den şehrimize gelmiştir. Vekil vilâyet hududunda "Manisa mebusu Semi Ergin, Vali, Be­lediye Reisi, tümen kumandanı ile si­vil ve askerî erkân tarafından karşı­lanmıştır.

Vilâyet, belediye, adliye ve tümen ku­mandanlığını ziyaret eden Sıtkı Yırcali, saat 10.30 da Manisa üzüm borsası­nın açılışında hazır bulunmuştur.

"Sırasiyle ticaret odası ve küçük esnaf­lar kooperatifinin tertiplediği toplantı­larda da bulunan vekil: bu arada çeşit­li mevzular üzerinde izahatta buluna­rak ezcümle demiştir ki:

«Takip ettiğimiz politika, her sahada vatandaşın emeğini, sermayesini, mah­sulünü iç ve dünya piyasaları ölçüsünde kıymetlendirmek, gayret ve çalış­malarını daha verimli kılmaktır.

Bu ihraç mevsiminin başında da piya­sası açılan üzüm mahsulümüzün değerliile satılıp ihraç edilmesini temin için lüzumlu tedbirleri almış bulun­maktayız. Dünya şartları, fiyatların müsbet inkişaf edeceğini ümit ve tah­min ettirmektedir.

Binaenaleyh kabul ettiğimiz primlerin müstahsile intikalinin bizzat tüccar­larımız tarafından normal mubayaa­larla sağlanacağına kani bulunuyoruz. Fakat, şartlar icap ettirdiği takdirde bu primlerin müstahsile intikali için lüzumlu müdahalelerde de bulunma­ğa karar verdik.

İki günlük piyasa durumu vaziyetin önümüzdeki günlerde daha da iyiye inkişaf edeceğini bize tahmin ettir­mektedir.»

Mevsimin müstahsillerimiz, tüccarla­rımız ve memleketimiz için hayırlı ol­masını temenni eden iktisat ve ticaret vekili, memleketimizin ziraî, iktisadî ve sınaî sahalarındaki kalkınmasına da işaretle bu nevzuda rakamlar verdik­ten sonra sözlerine şöyle devam etmiş­tir: 

zamanlara kadar Türkiye'nin ik­tisadî hayatı, ziraî bir bünyeye dayan­makta idi. Onun desteklenip hamleler yapması, ağır sanayiden, ticarî hayat­tan esnaf ve küçük sanatkâra kadar bütün iktisadî bünyemize asgarî % İ00 bir çalışma v.e inkişaf sağlamıştır. Bu ise her türlü yeraltı ve yer üstü servetlerimizin kıymetlendirilmesi için halkımızı bir istihsal ve çalışma şevk ve heyecanına sevketmiştir. Bunun do­ğurduğu büyük inkişaflar ve istihsal «üçünün hemen cevaplanması bir ta­kım meseleler ortaya koymaktadır. Fa­kat, yarın bu eserler meyvelerini ver­meğe başlıyacağı zaman memleketin sosyal ve iktisadî hayatındaki gelişme bjr meselelerin hallinin en müessir si­lâhı olacaktır.

"Fakat, dünün değil, halkımızın, yeni fabrikalar, yeni yollar, yeni tesisler, yeni makinalarla varlığı kurulmuş ile­ri bir Türkiye'nin ümit ve hasretiyle çalışacağına şahit olmak ve onları böyle bir hamle duygusu içerisinde işitip duymak, bizim yarınki çalışmalarımız için en büyük ilham kaynağı olacak­tır.

Sıtkı Yırcalı, saat 14'te halkın coşkun tezahüratı arasında Manisadan Balıke­sir'e müteveccihen hareket etmiştir.

—   Eskişehir :

Bugün saat 18.30 sıralarında, askerî meydandan pilot Üsteğmen Süleyman Altıner idaresinde gece uçuşu için ha­valanan bir jet uçağı, bilinmiy.en bir sebepten dolayı infilâk etmiştir. Pilot derhal uçağı terkederek aşağıya atla­mış, fakat paraşüt açılmadığından şe­hit olmuştur.

İdaresiz kalan tayyare, Odunpazarı Şe­refiye mahallesinde bir evin üzerine düşerek 5 evin yanmasına sebep ol­muştur. 5 yaşında bir erkek çocuğun­dan başka can kaybı yoktur.

Yanan evlerden 4'ü tamamiyle tahli­ye edilmiş ve diğer birinden hiçbir eş­ya kurtarılamamıştır. Yangın söndü­rülmüştür.

—   İstanbul :

Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tallâl, bu gece Dolmabahçe sarayında Reisicumhur Celâl Bayar şerefine bir akşam ziyafeti vermişlerdir.

Ziyafette Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, ve­killer ve diğer mülkî ve askerî zevat hazır bulunmuşlardır.

26 Ağustos 1954

 

—- Ankara :

Birleşmiş Milletler Ankara yol eğitim merkezi, bugün saat 10.30'da dil ve tarih-coğrafya fakültesi konferans sa­lonunda yapılan bir törenle açılmıştır.

Törende, nafia vekâleti müsteşar veki­li ve Karayolları Umum Müdürü Yük­sek Mühendis Daniş Koper, Karayolla­rı Umum Müdür Muavini Yüksek Mühendis Orhan Mersinli, Birleşmiş Mil­letler teknik yardım teşkilâtı idaresi teknik projeler uzmanı Yüksek Mü­hendis Orhan 'Barım, karayolları ileri gelenleri, Birleşmiş Milletler teknik, yardım teşkilâtı Türkiye daimî mü­messili Prof. Marshall E. Dimock, eği­time iştirak eden İran, Lübnan, Mısır, Suriye ve Ürdün hükümetlerinin mü­messilleri, misafir olarak bulunan Su­riye nafia vekâleti müsteşarı ve kara­yolları umum müdürü ile seçkin bir davetli kitlesi ve basın mensupları ha­zır bulunmuşlardır.

Nafia vekâleti müsteşar vekili ve Ka­rayolları Umum Müdürü Daniş Koper, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu'nun,, eğitim merkezine çalışmalarında başa­rılar dileyen telgrafını okuduktan son­ra töreni bir konuşma ile açmış ve ez­cümle şunları söylemiştir:

«Pek muhterem misafirlerimiz,

Birleşmiş milletler Ankara yol eğitim merkezinin 10 hafta sürecek olan çalışma devresini açarken hepinize Nafia Vekâleti ve Karayolları Umum Müdür­lüğü namına hoş geldiniz demek fırsa­tını bulduğum için deri  bir memnunluk ve bahtiyarlık hissetmekteyim.

İkinci büyük harpten sonra dünyanıniçine düştüğü karışıklık arasında mil­letlerin gene bir araya gelerek müş­terek çalışmalara gayret sarf etmeler i-vi Birleşmiş Milletler idealine inanmış olan herkesle beraber biz de dünyanın istikbali için büyük bir beşaret olarak kabul etmekteyiz

Bugün hep bir arada açılışını yapmak--ta olduğumuz Birleşmiş Milletler An­kara yol .eğitim merkezi de bu gibi müşterek ve hayırlı çalışmalar silsile­sine yeni bir halka ilâve etmektedir.

Kabul edilmelidir ki, milletlerin çeşit­li olan faaliyet mevzuları arasında-müşterek çalışmanın mümkün olduğu' pek çok sahalar vardır. Bu böyle olunca da, işbirliğine evvelâ bu sahalardan başlamak, bu işbirliğini tarpin, takvi­ye ve idame edebilmek için en doğru yol olmaz mı?

Müspet ilimlerin istinat ettiği sna ka­nunlar, bu kanunların tatbik    tarzları:

ve nihayet bunlardan doğmuş olan tek­noloji hemen her devirde siyasî mütâhazalara hiç kulak asmadan sınırlar aşmış ve tam mânasiyle beynelmilel bir görüşün doğmasına ve bundan il­ham alan beynelmilel görüşlü bir tek­nik zümrenin meydana gelmesine ve­sile olmuştur. Bu sebeple teknik saha­da beynelmilel işbirliğini hem en koloylıkla kabili tahakkuk, hem de mil­letlerin müşterek refahı için .en verim­li yollardan biri telâkki etmekteyiz.

Yol mevzuu ise, teknik sahada millet­lerin ve fertlerin günlük hayatı ile en sıkı rabıtası olan bir mevzudur.

Bu e&itim merkezine iştirak eden memleketler beşeriyetin ve medeniye­tin beşiği olmuş bir mıntakada bulu­nuyorlar. Vaktiyle insaniyete bu hiz­metleri vapmış olan memleketlerden dünya medeniyeti gene hizmetler bek­lemektedir. O halde bu mmtakadaki milletleri görüş ve anlayış birliğine götürecek her teşebbüs bu yolda ha­yırlı bir adım teşkil eder.

Binlerce sene .evvel dünyaya bilhassa fikir ve vicdan sahasında önderlik et­miş olan bu memleketlerin asrımızda işbirliği etmek için teknik sahayı seç­meleri, bu milletlerin kadim tecrübe­lerinden hâsıl olmuş aklı selimini gös­terir. Bu görüş ışığı altında bugün al­çılısını yaptığımız Birleşmiş Milletler Ankara vol eşitim merkezinde bu mil­letlerin beraber çalışması, anlaşması ve tealisi volunda ne büyük müjdeler gördüğümüzü arzetmekle bahtiyarlık duymaktayız.

Münakalât ekonomisinin bugün mil­letlerin umumî ekonomisi arasında ne mühim "bir mevki işgal ettiği malûm­dur. Münakalât ekonomisi ne kadar geniş bir mintaka üzerinde aynı plân­lama, tatbikat ve isletme prensipleri­ne istinat ederse, o kadar verimli olur. Bu mevzuda bütün Orta-Doğu memle­ketlerine şâmil bir görüş birliği mu­hakkak ki münferiden her memlekete doğuracağı faidelerden kat kat fazlası­nı bütün memleketlere müştereken te­min eder.

"Bugün   açılışını  yaptığımız     Birleşmiş .Milletler .Ankara yol eğitim  merkezinin çalışmalarına bu düşüncelerle baş­lıyoruz. Burada şadedecekleri mesai­nin iştirak eden bütün meslekdaşlara ve mensup oldukları memleketlere âzami derecede hayırlı ve verimli olma­sını temenni eder, cümlesine başarılar dilerim.

Daniş Koper sözlerini, böyle hayırlı bir çalışmıya imkân verdiği için Bir­leşmiş Milletler teknik yardım teşkilâ­tına, bu eğitim merkzinin kurulmasın­da irşatları ile kendilerini destekliyen Birleşmiş Milletler teknik yardım teş­kilât; Türkiye daimî mümessili Prof. Marshall E. Dimock'a ve kıymetli me­sai ve vardimlarmı esirgemiyen Birleş­miş Milletler teknik yardım teşkilâtı mümessili Orhan Barım ile emek ve gayretleri sebketmis ve edecek olan organizasyon ve eğitim komitelerine teşekkür ederek bitirmiştir.

Karavolları umum müdüründen sonra söz alan Birlenmiş Milletler teknik yar­dım teşkilâtı Türkive daimî mümessili Prof. Marshall E. Dimock, bu mevzudaki görüşlerini izah ederek, karavollarının sağlıyacağı faydaları çeşitli yönlerden ele almak suretiyle incele­miş ve vol yapımında takip edilmesi lâzım gelen hususları belirttikten son­ra karayollarının planlanması hakkın­daki  şahsî .görüşlerini  açıklamıştır.

Prof. Dimock. Ankara'da açılan eği­tim merkezinin çok mükemmel bir şe­kilde organize edildiğini de bildirmiş Ve Karadeniz sahillerimizde yaptığı seyahat intihalarından sitayişle bah­sederek sözlerini bitirmiştir.

Daha sonra Karayolları Umum Müdür Muavini ve eğitim merkezi organizas­yon komitesi başkanı Yüksek Mühen­dis Orhan Mersinli bir konuşma yapa­rak ezcümle şöyle demiştir:

Eğitim merkezimizin kuruluş mev­zuunu teşkil eden karayollarının, mev­cut münakale sistemlerinin en eskisi olduğu bugün herkesçe bilinen bir ha­kikattir. Tekniğin ilerlemesi, medenî cesaretin artması, muhtelif devirlerde insanları karayollarından, sulardan, demiryollarından ve havalardan istifa­deye doğru şevketmiş olmakla bera­ber, karayolları hiçbir çağda ehemmiyetini kaybetmemiş, bilâkis en iptidaî şeklinden, en mütekâmil şekline doğ­ru daimî bir inkişaf gösterecek tarzda ilerlemeler kaydetmiştir.

Her nevi vasıta ve her türlü ihtiyaç inkişaflarını bütün şümulü ile tek ba­ğına hiçbir idarenin tetkik ve takip etmesine ve bunların ortaya koyduğu veya koyacağı problemleri zamanında halletmesine maddî imkân bulunmadı­ğına göre, bu vadide çalışmakta olan idare ve müesseselerin birbirlerinden istiane ve istifada etmeleri en tabiî ve zarurî bir harekettir.»

Orhan Mersinli bu arada, karayolları mevzuunda yapılan beynelmilel kon­ferans ve işbirliğinden misaller ver­miş ve yeni ve metotlara göre çalışmıya başlıyan karayollarımızın idarî du­rumuna temasla demiştir ki:

"Yeni bir teşkilât kanunu ile karayol­ları idaresine hükmî şahsiyeti haiz bir hüviyet verilmiş ve bilhassa malî cep­heden büyük bir yenilik yapılarak, muayyen vergilerin doğrudan doğruya karayolları bütçesine tahsisi sağlan­mıştır.

Diğer taraftan, yeni görüş ve ihtiyaç­lara cevap verecek bir teşkilâtın ka­nunlaştırılması ile de işlerin daha ko­lay ve efektif bir tarzda yürütülmesi imkân dahiline sokulmuş bulunulmak­tadır.

Yeni teşkilâtın muhtelif hizmet un­surları arasında eğitim mevzuuna da lâyık olduğu ehemmiyet verilmiş ve çeşitli sahalarda bu maksadın tahak­kuku için bir organizasyon kurularak faaliyete geçilmiştir. Bugün, bu orga­nizasyonun kurulmasında istihdaf edilmiş olan gayenin en kıymetli bir semeresini idrak  etmiş  bulunuyoruz»

Ankara yol eğitim merkezi organizas­yon başkanı Orhan Mersinli, eğitim merkezinin çalışma programını da izahla şunları söylemiştir:

«Birleşmiş Milletler teknik yardım teş­kilâtının, bir eğitim merkezi kurulma­sı hususunda Hariciye Vekâleti vasıtasiyle idaremize vâki davetini kabul ederken, üzerimize almış olduğumuz vazifenin ehemmiyetini, azametini ve mesuliyetini müdrik  bulunuyorduk.Bu itimada lâyık olmak, bu eğitim merkezine iştirak eden komşu ve dost meslekdaşlanmızı memnun ve müstefid edebilmek için elimizdeki bütün imkân ve gayretleri sarfeder.ek on haf­ta sürecek olan çalışma programını tanzim etmiş bulunuyoruz.

Bu 10 haftanın ilk üç haftası umumî, mevzuları ve müşterek mesaiyi ihtiva edecektir. Bu mey anda muhtelif yol problemlerine ait 23 konferans verile­cek, idarenin lâboratuvarları, proje bü­roları vs atölyeleri gezilerek bunlar' hakkında izahatta bulunulacak ve muhtelif bölgelere ve inşaat mahalle­rine tetkik seyahatleri yapılacaktır.

Bunu takip eden 5 hafta zarfındaki" çalışmalar ihtisas gruplarına hasredil­miştir.

Programda dört ihtisas grupu mev­cuttur: v

1   — Yol idaresi ve plânlaması,

2   — Yol etüd, proje ve araştırma   iş­leri,

3   — Makinah yapım ve bakım işleri,

4   — Köprü proje ve yapım işleri.

Herkes istediği ve alâka duyduğu grupu seçerek bu grupun 5 haftalık mesaî programını  takip  edecektir.

9'uncu hafta müşterek olarak yalnız tetkik gezilerine hasr ve tahsis olun­muştur. Bu meyanda mütaaddit bölge­ler vs iş yerlerine gidilerek 24 ekim'-de Ankara'ya avdet edilmiş olunacak­tır.

Son haftanın ilk dört gününde bir se­miner çalışması yapılacak ve bu vesi­le ile program tatbikatında ele alınmış olan mevzuların topluca münakaşa edilmesi imkânları sağlanmış olacaktır.

Nihayet son üç gün ise, eğitim mer­kezi çalışmalarına iştirak etmiş olan muhterem meslekdaşlarımızin raporla­rım yazmaları için ayrılmıştır. Bu su­retle program 2 Kasım 1954 tarihindesona ermiş olacaktır.

Böyle bir programı tertip ve tatbik, etmek, hiç şüphesiz ki karayolları u-mum müdürlüğü teşkilâtına da pek. çok şeyler öğretmiş olacaktır; Bize bu:

fırsatı bahşetmiş olan Birlsşmiş Mil­letler teknik yardım teşkilâtına bu ve­sile ile derin minnettarlığımızı arzederken, eğitim merkezi faaliyetine ka­tılan dost ve komşu meslekdaşlarımıza da memleketimizde iyi günler ve mesailerinde muvaffakiyetler temenni eyler, hepinizi saygı ile selâmlarım.»

— İstanbul :

Türkiye İs Bankasının 30'uncu yıldö­nümü münasebetiyle Suadiye plaj ga­zinosunda tertip ettiği 1.500 kişilik ye­mekli toplantıda Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Adnan Menderes, Ha­riciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, Ma­liye Vekili Hasan Polatkan, Nafıa Ve­kili Kemal Zeytinoğlu, şehrimizdeki mebuslar ve daha birçok tanınmış ze­vatla basın temsilcileri hazır bulun­muşlardır.

—  İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün saat 16.15'te vilâyette, İngiliz Büyükelçisi Sir James Bowker'i kabul etmiştir.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti umumî kâtibi Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi de hazır bulunmuştur.

— İstanbul :

Kara, deniz ve hava kuvvetlerine ait terfi listesi bugün yüksek tasdike ik­tiran etmiştir.

27 Ağustos 1954

—  Ankara :

Hariciye müsteşarı Büyükelçi Muhar­rem Nuri Birgi'nin hariciye vekâleti u-mumî kâtipliğine, umumî kâtip Bü­yükelçi Cevat Açıkalın'ınRoma Bü­yükelçiliğine, Roma Büyükelçisi Faik Zihni Akdur'un münhal bulunan Bern Büyükelçiliğine tâyinleri hakkındaki kararnameler yüksek tasdike iktiran etmiştir.

—  İstanbul :

Öğrendiğimize göre, Reisicumhurumu­zun davetlisî olarak memleketimizde bulunan Haşimi  Ürdün Kralı  Majeste Hüseyin Binlallân'ın ziyaretini iade etmek üzere Reisicumhurumuz Celâl Bayar'in Amman'ı ziyareti tekakrür etmiştir. Ziyaretin tarihi henüz tesbit olunmamıştır.

— Malazgirt :

Malazgirt savaşının 883 üncü yıl dö­nümü süvari ve motorlu birliklerin iş­tirakiyle  dün kutlanmıştır.

Törene bir gün evvelinden gelen ordu. müfettişi General Feyzi Mengüç, ko­lordu Kumandanı Fasih Kayabalı, sü­vari kumandanı General Hayati Ataker, 48 inci tümen kumandam Celâl Alkoc, Ağrı valisi ve civar kazalar kaymakamları ile kalabalık bir halk topluluğu iştirak etmiştir.

Merasimde muhtelif hatipler günün mâna ve önemini belirten birer konuş­ma yapmışlar, bunu ordu müfettişi­nin sık sık alkışlanan hitabesi takip etmiştir. Bilâhare geçit resmi başlamış ve bunu temsili milis kuvvetleri takip etmiştir. Gece ayrıca fener alayı da. tertip edilmiştir.

— İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar limanımızı ziyaret etmekte olan altıncı Amerikan filosunun Kumandam Koramiral Thomas S. Combs'u bugün saat İ8.30'da Beylerbeyi sarayında kabul etmişler­dir.

Bu kabul esnasında Millî Müdafaa Ve­kili Ethem Menderes ve Dz. Kuv. Kum. Koramiral Sadık Altıncan da hazır bulunmuştur.

— Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Tokyo Türk irtibat heyeti başkanı Korgeneral Vedat Garan'ın 5'inci ko­lordu kumandanlığına, 18'inci kolordu kumandanı Korgeneral Rüştü Erdelhun'un erkânı harbiyei umumiye ikin­ci reisliğine, Millî Müdafaa Vekâleti. Müsteşarı Korgeneral Salâhattin Selışık'ın 18'inci kolordu kumandanlma, Kara    Kuvvetleri    Personel    Başkan

Tümgeneral Hayri Aytepe'nin Erkânı Harbivei Umuîniye Personel Başkanlı­ğına. 6'ıncı tümen komutanı Tümgene­ral Canip İskilipligiT'in 8'inci yurdiçi böIge kumandanlığına, erkânı harbiyei umumiye reisliği merkez dairesi baş­kanı Tümgeneral Vahit Aykar'un 4'üncü yurdici bölge komutanlığına, 6'5'inci tümen komutanı Tümgeneral Ragıp Gümüspala'nm ll'inci kolordu komutan vekâletine, kara kuvvetleri lojistik başkanı Tümgeneral Fahri Özdilek'in 39'uncu tümen komutanhğma, Trakya sınıf tugay komutanı Tuğgene­ral Hakkı Önel'in 65'inci tümen ko­mutanlığına. 3'üncü hava kuvvetleri komutam Tümgeneral Seygi Turagay'ın erkânı harbiyei umumiye lojis­tik başkanlığına ve l'inci hava kuv­vetleri komutanı Tümgeneral Tekin Anburnu'nun hava kuvvetleri komu­tanlığı kurmay başkanlığına tâyinleri yüksek tasdike iktiran etmiştir.

28 Ağustos 1954

 

— İstanbul :

Bir müddet evvel, milletlerarası migros teşkilâtının kongresinde memleke­timizi temsil etmek üzere. İsvicreye gitmiş bulunan İşletmeler Vekili Fet­hi Celikbaş bugün saat 17.10'da Ada­na vapuru ile İstanbul'a avdet etmiş­tir.

Vekili Anadolu  Ajansı   muhabirine deki temasları hakkında  su malûmatı vermiştir:

"30 kadar memleketin resmî ve husu­sî teşekkülleriyle yüksek mektep ve fakültelerinden. 200'ü mütecaviz cesitli mesleklere zümre mümessillerinden mürekken bir topluluk dört gün müd­detle öğleden evvel ve sonraları topla­narak çalıştı.

Bu toplantılarda ticaretin memleket icinde ve milletlerarası münasebetler­de oynayabileceği mühim roller üze­rinde müzakereler ve çeşitli satış şe­killeri, ezcümle memleketimizde son yıllarda taammüm eden taksitle satış­ların leh ve aleyhinde münakaşalar yapılmıştır.

Yine ticaretin buhranlarını önlemek veya tesirlerini hafifletmek için oynayabîleceği roller üzerinde durulmuş­tur. Toplantının memleketimiz için mühim olan tarafı istihsalin müstah­silden tüccara ve tüccardan müstehli­ke intikalinde fuzulî masrafların gide­rilmesi, zayiata meydan verilmemesi gibi hususlarda hükümetlerin iş âle­minde işbirliği halinde çalışmaları te­menni olunmuştur, öyle tahmin ediyo­rum ki. Türk-Migro şirketinin çalışma­larında da bütün bu hususlar idare he­yeti tarafından titizlikle tatbik olun-mıya çalışılacaktır.

îsviçredeki ikametim esnasında migrosun. muhtelif tesislerini ve satış usul­lerini tetkik imkânını buldum. İsviçrede hayatı ucuzlatan bu teşkilât bil­hassa, pazardan yiyecek maddelerini satın alan ev kadınlarının çok büyük gayretiyle muvaffakiyete ulaşmıştır. Bizde de ev kadınlarımızın kendi aile bütçeleri icabı bu teşkilâta dört elle sarılacaklarını   ümit  ediyorum.

İsviçre migrosu 10.000'i mütecaviz or­tağa sahiptir ki. memleketimizin bazı ihraç mallarını İsviçre piyasasının is­teklerine uydurmak suretiyle ve bu teşkilât delaletiyle sattırmamız müm­kündür. Nitekim ilk olarak 5000 kilo kavun İsviçre migrosu tarafından sa­tın alınmış bulunup 2 eylülde sevkolunacaktır.»

— İstanbul :

Devlet Vekili Ve Başvekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, bugün saat 18'de İtalva Büyükelçisi Luca Pietromarchi' yi vilâyette kabul etmiştir.

— İnebolu :

İnkılâplarımızın kilit taşlarından biri olan şapka ve kıyafet inkilâbını Ata­türk milletimize tebşir etmek üzere ilk ve mühim nutkunu 29 sene evvel 27 Ağustos 1925''de İnebolu'da yaptığı seyahat esnasında irat etmişti. Bu mü­nasebetle dün burada büyük bir tören yapılarak bu tarihî gün kutlanmış ve İnebolu müstesna bir bayram havası yaşamıştır.

Kastamonu valisinin de katıldığı bu törene Atatürk anıtına çelenk konul­makla başlanmış, günün mâna ve ehemrniyetini belirten bir konuşmadan sonra her bir cümlesi derin bir fikr ifadesi olan Atatürk'ün nutku aynen okunmuştur.

İnebolu gençlerinin heyemola gösterileriyle törene son verilmiştir.

— İstanbul :

Bir kaç gün evvel İstanbul limanına gelen Amerikan filosu kumandanı Ko­ramiral Thomas S. Comos bugün saat 16:da Park Otelde bir basın konferan­sı yapmıştır.

Bu konferansta Amiral Thomas S. Co­mos ezcümle şunları söylemiştir:

«Bugün sizinle İstanbul'da olmak be­nim için büyük bir zevktir. Altıncı fi­lo komutanı sifatiyle memleketinize yaptığım ilk ziyarettir.

Memleketim, Akdeniz devletlerinin dostluğu ile iftihar etmektedir ve Türk milleti ile o derece sıkı bir işbirliği yapmaktan bilhassa memnuniyet duy­maktadır. Uzun zamandanberi meta­net ve cesaretinizin hayranıyız. Kore-de komünist mütecavizlerle kahraman­ca savaşmanız bu hayranlık duygusu­nu kuvvetlendirmiştir. İki seneden faz­la bir zaman orada. Birleşmiş Milletle­rin diğer üyeleri ile omuz omuza çar­pışan askerleriniz, savaş meydanında büyük cesaret göstermişlerdir.

Eski idare şeklinden yeni hükümet şekline süratle ve sükûnetle geçmekle de, Türkiye dünya için bir örnek teş­kil etmiştir. Büyük Atatürk'ün Önder­liği altında memleketiniz, modern de­mokrat devletler arasında süratle ön plânda yer almıştır. Kuzey Atlantik paktı teşkilâtı çerçevesi dahilinde, gü­venilir bir dost ve müttefik olduğunu­zu ispat ettiniz.

Birkaç gün sonra altıncı filo, komşu­nuz Yunanîstanın müdafaa sistemleri­ni tecrübe etmek maksadiyle girişilen bir tatbikata iştirak edecektir. Keystone adiyle tanınan bu tatbikata, altın­cı filonun büyük bir kısmı iştirak edecektir. Türkiye ile Yunanistamn ka­ra, hava ve denizaltı kuvvetleri ve İtalya., Kanada ve Birleşik Amerika ha­va kuvvetlerine mensup uçaklar, bu tatbikata iştirak edecektir. Tatbikat, Birleşik Amerika ordusundan Korge­neral Kendall'ın komutası altında da. İzmirdeki Nato karargâhından ahenkli bir şekilde ayarlanacaktır.

Keystone tatbikatından olmak üzere, altıncı filoya mensup Birleşik Ameri­ka bahriye silâhhendazları, Türkiye'­nin batısında bir sahile çıkartma ya­pacaklardır. Altıncı filoya mensup uçak gemileri Türkiye'nin doğu ve ba­tısında cereyan edecek kara savaşlarım uçaklarla destekliyecektir. Altıncı filoya mensup uçaklar, hava takviye­sinin ancak bir kısmını teşkil edecek­tir. Filhakika bu, muhtelif Nato dev­letlerinin, müştereken sarfettikleri ha­kikî bir gayrettir.

Bütün bu kaynaklardan gelen hava takviyesi, Türkiyede üç müşterek ha­rekât merkezinden ahenkli bir şekil­de ayarlananacaktır. Bu iş, Türk ka­ra ve hava kuvvetlerine mensup su­bayların idaresi altında yapılacaktır. Altıncı filo da dahil olmak üzere, tatbi­kata iştirak eden diğer komutanlıkla­rın temsilcileri, irtibat gayesâ ile ha­zır bulunacaklardır. Fakat harekâtın her safhasında, takviyenin icap ettiği şekilde tahsis edilmesini kontrol ede­cek olan Türk subaylarıdır.

Bu sıkı işbirliğinin hepimiz için son derece kıymetli olacağından emin bu­lunuyorum. Bir veya daha çok Nato devleti ile çok sayıda tatbikata iştirak ettik ve her tatbikatta beraber çalış­manın daha kolay olduğunu gördük. Hepimizin öğreneceği daha çok şey var ve birlikte öğrenmekle denkleştir­diğimiz tekniklerimizi daha mükem­mel hale getireceğiz.

Türkiye'de ziyaret ettiğim her yerde,. Atatürk'ün ruhunun sizi hâlâ irşat et­mekte olduğunu birçok delillerle mü­şahede ettim. (Fikrimce, Atatürk'ün bir ilham kaynağı teşkil eden önderliği, istikbalde karşılaşabileceğiniz herhan

mekte hâlâ âmil olmaktadır. Hürriye­tinizi muhafaza etmek v.e milletinizin hayatını daha mükemmel hale getir­mek hususundaki azminiz hayranlık ve sevinç vericidir.

Altıncı filoya mensup olan bizler, li­manlarınızda bize gösterilen misafir­perverlikten dolayı son derece minnet­tarız. Sulhta veya harpte, kuvvetli ve hazır vaziyette bir. müttefik olarak, dostluğunuza daima lâyik olacağımızı ümit ediyoruz.

— İstanbul :

Ecnebi bir haber ajansının İstanbul mümessili Phedon Meursault, İngilte­re Kraliçesi Majeste Elizabeth 2'nin tac giyme merasimine ait bir sahneyi, Türk posta pullarından istifade ede­rek mozaik tekniği ile bir tablo haline getirmiştir.

Gazeteci, tabloyu ingiltere Kraliçesi Majeste Elizabeth 2'ye takdim etmek üzere bugün İngiltere'ye mütevecci­hen şehrimizden ayrılmıştır.

İngiltere Büyükelçisi Ekselans J. Ja­mes Bowker bu tablo hakkında tak­dirlerini bildirmiştir.

Mumaileyh, .evvelce Türk posta pulla­rından vücuda getirdiği Fatih Sultan Mehmet'in tablosunu İstanbul beledi­yesi müzesine hediye etmişti.

29   Ağustos 1954

 

— Ankara :

30    Ağustos zafer bayramı     münasebe­tiyle Erkânı Harbiye Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin  Baransel'in Reisi­cumhurumuz Celâl Bayar'a göndermiş olduğu tebrik telgrafına    Reisicumhu­rumuz aşağıdaki mesajı göndererek si­lâhlı kuvvetlerimizin bayramını     kut­lamışlardır:

Savın   Orgeneral Nurettin Baransel Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Ankara Tarih, milletlerin talihi üzerinde mevcudiyetlerinin korunması bakımından hayatî tesiri olan zaferler kaydetmiş, bizim 30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesinde milletimizin şerefle varolmasını sağlamıştır. Dahi­yane bir kumanda altında kahraman ordumuzun kanı, canı bahasına elde etmiş olduğu bu büyük zaferi temsil eden bayramın yüksek maneviyatı ile beraber yeni ve modern silâhlara sa­hip silâhlı kuvvetlerimize kutlu ol­makta devam etmesini dilerim.

Reisicumhur Celâl Bayar

— Ankara :

Millî Müdiafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Erkânı Hsrbiyei Umumiye Reisi Or­general Nurettin Baransel, 30 Ağustos zafer bayramı münasebetiyle Reisi­cumhur Celâl Bayar'a aşağıdaki tebrik telgrafını göndermiştir:

SayiTı Celâl Bayar Reisicumhur

Yüksek azim ve iradesi ve feragatli çalışmalariyle her gün ileri hamleler yaparak aziz Türk milletinin sevgi ve güvenine mazhar olan ve bu güveni en büyük şeref bilerek ona lâyık kal­mağa çalışan kahraman Türk ordusu mensuplarının zafer bayramı münase­betiyle tebriklerini ve en büyüklerine karşı besledikleri içten gelen saygı ve bağlılıklarını arzederim.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral

Nurettin Baransel

İstanbul :

30 Ağustos zafer bayramı münasebe­tiyle Başvekil Adnan Menderes Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel'e aşağıdaki tebrik telgrafını göndermiştir:

Sayın Orgeneral Nurettin Baransel Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi

Ankara

"Mazisi sanlı ve emsalsiz kahramanlık­larla dolu olan Türk ordusunun bü­yük bir süratle kuvvetlenmekte oldu­ğunu müşahede etmek hepimiz için en derin bahtiyarlık kaynağını teşkil et­mektedir.

Milletçe en aziz varlığımız ve bekamı­zın .en kuvvetli teminatı olan kahra­man ordumuzun, azası olmakla şeref ve emniyet duyduğumuz istiklâl ve hürriyet idealine bağlı milletler top­luluğu için olduğu kadar, aynı bölge­de beraber yaşadığımız sulhsever ve muhterem komşularımız için de çok_ kıymetli bir varlık olduğuna şüphe yoktur. Rütbesiz ve genç kahramanla­rından yaşlı ve yüksek rütbelere sahip olanlarına kadar bütün mensuplarının sarfetmekte oldukları vatanperverane gayretler, dünyanın içinde bulunduğu -ağır ve tehlikeli şartların ordumuzca tamamen kavranmış olduğunun huzur ve emniyet veren delillerini teşkil ediyor.

Milletimizin ordumuz için hiçbir za­man esirgemediği büyük fedakârlıklar ve büyük dost ve müttefikimiz Ameri­kanın maddî kıymetlerinin azameti kadar derin mâna ifade eden yardımla-u sayesinde, bugünkü tekemmül yo­lunda hızla ilerliyen ordumuzun pek yakın bir istikbalde, millî mevcudiye­timizin muhafazası, sulhun korunması, ve dünvada emniyetin takarrürür hususlarını tahakkuk ettirmekte bugün­künden çok daha üstün bir kıymet ve kuvvet olmak vasıflarını kazanacağın­dan   tamamiyle   emin   bulunmaktayız.

Bu emniyet ve şükran duygulariyle sanlı ordumuzun büyük bayramını tebrik ederken hükûmetce büyük bir sevine ve iftiharla bu bayrama iştirak {.etmekte olduğumuzu  arzevlerim.

Başvekil  Adnan Menderes

— Ankara:

Millî Müdafaa Vekâleti temsil bürosun­dan bildirilmiştir:

"Erkânıharbiyei Umumiy.e Reisi Orge­neral Nurettin Baransel Zafer Bayramı dolayı siyle orduya aşağıdaki mesajı .göndermiştir:.Tarihin şan ve şerefle öğdüğü, bü­yük ve sayısız zaferlerin sahibi, ileri ve yaratıcı hamleleriyle bugünkü mu­asır milletler ordularının saflarında mümtaz mevkiine ulaşmış bulunan, aziz cumhuriyetimizi koruyarak onun hizla yükselmesinde sadık ve. sarsılmaz bir mesned olan yüce Türk ordusu kahraman mensuplarının ateş ve zafer sahalarında vücutlarını civanmerdane harcıyarak azizleşmiş malûl gazileri­mizin ve mukaddes vazifeleri yolunda şerefle hizmet etmiş emekli ve bütün eski muhariplerimizin 30 Ağustos Za­fer bayramlarını sevgi ve saygı ile kut­lar, istikbalde daha üstün basarılar te­menni ederek bu uğurda canlarını fe­da etmiş bulunan aziz şehitlerimizi rahmetle anarım.»

Erkânıharbiyei Umumiye Reisi O ng ener al Nurettin Baransel

— İstanbul:

Hicri yılbaşı münasebetile Mısır baş­vekili ekselans Cemâl Abdülnasır ile başvekil Adnan Menderes arasında aşa­ğıdaki telgraflar teati edilmiştir:

Ekselans Adnan Menderes Başvekil

Hicri yılbaşı bayramı münasebetile ek­selanslarınıza samimi tebriklerimle be­raber şahsî saadetiniz ve Türk milleti­nin saadeti, ayni zamanda bütün müslüman âlemi milletlerinin refahı te­mennilerini bildirmek fırsatını buldu­ğumdan  ötürü bahtiyarım.

Cemâl Abdülnasır

Ekselans Cemâl Abdülnasır hazretleri Mısır Başvekili

Kahire

Hicri yılbaşı münasebetile keşide et­mek lûtfunda bulunduğunuz telgrafı­nızdan dolayı ekselanslarınıza en de­rin teşekkürlerimle birlikte bilmuka­bele tebriklerimi arz ve şahsî saadet ve muvaffakiyetiniz temennilerimi ifa­de ederken bu yeni yılın bütün islâm âlemine ve memleketlerimize huzur ve

249 — 3

saadet getirmesini cenabı haktan niyaz ederim.

Adnan Menderes

İstanbul:

Doğu Bengal'de vukua gelen sel felâ­ketinden dolayı Türkiye tarafından ya­pılan yardım münasebetile Pakistan iriaşv.ekiii Muhammed Ali, Başvekil Aanan Menderes'e aşağıdaki telgrafı gön­dermiştir:

Başvekili Haz-

Türkiye Cumhuriyeti retlerine

Ankara

Pakistan hükümeti adına ve kendi na­mıma doğu Bengal'de vukua gelen sel felâketinden dolayı izhar buyurmuş ol­duğunuz sempati hislerine karşı zatı-alinize ve Türkiye Cumhuriyeti hükü­metine derin, teşekkürlerimizi arzederiz.

Bu vesile ile, memleketinizden görmüş olduğumuz alicenabana yardım müna­sebetile ekselansınıza en samimi teşek­kürlerimi bildirirken yardım malzeme­sinin Pakistana sevkindeki sür'at ve İhtimamdan dolayı da hepimizin fev­kalâde (mütehassıs bulunmuş olduğu­muzu ilâve etmek isterim.

Pakistan Başvekili Muhammed Ali

Başvekil Adnan Menders bu teşekkür telgrafına aşağıdaki cevabı vermiştir:

Ekselans Muhammed Ali Pakistan Başvekili

Karaşi

Memleketimizin B,engal felâketzedeleri için yaptığı nıütevazi ve naçiz ve fa­kat asıl kıymeti, ifade ettiği kardeşlik ve muhabbette bulunan yardımdan do­layı göndermek lûtiunda bulunduğu­nuz teşekkür telgrafı vesilesile cenabı hakkın kardeş Pakistam her türlü afet­lerden masun bulundurması duasını tekrar eylerim.

Türkiye Başvekili

Adnan Menderes


30 Ağustos 1954

 

— Ankara:

30 Ağustos Zafer bayramının 32 nci yıl­dönümü, bugün şehrimizde parlak bir şekilde ve  büyük  bir   merasimle  kut­lanmıştır. Bu  münasebetle bütün An­kara   bayraklar  ve millî renklerimizle süslenmış bulunuyordu.  Daha sabahın erken   saatlerinde,   binlerce     Ankaralı akın akın, büyük askerî geçit resminin yapılacağı şehir hipodromuna gidiyor­du.

Anıt - Kabri ziyaret

Hazırlanmış bulunan kutlama progra­mına göre, merasime, sabah saat 8 de,, cumhuriyetimizin kurucusu aziz Ata­türk'ün Anıt - Kabrinin ziyaretile baş­landı. Erkâmharbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, berabe­rinde malûl gaziler birliği ile Türkiye harp malûlleri birliği başkanları, kala ve deniz kuvvetleri kumandanları, hava kuvvetleri kurmay başkanı, ge­neraller, malûl gaziler, yüksek rütbeli subaylarla ordu temsilcileri erler oldu­ğu halde, Anıt - Kabre gelmişlerdir. Lâhte çelenklerin konulmasını müte­akip büyük Atatürk'ün manevî huzu­runda 5 dakikalık bir ihtiram duruşu yapılmış ve kabrin hâtıra defteri im­zalanmıştır.

Tebriklerin kabulü

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orge­neral Nurettin Baransel, müteakiben. Erkânı Harbiy.ei Umumiye binasına ge­lerek saat 9 ile 9.50 arasında, malûl ga­ziler birliği başkanıyla beraber, ordu adına, sırasıyla askerî erkânın, Ame­rikan yardım kurulu üyelerinin, vekil­lerin, Büyük Millet Meclisi üyelerinin, Ankara valisinin, sivil erkânın ve muh­telif umum müdürlük, siyasî partiler, kurumlar ve dernekler temsilcilerinin ve yabancı devletler kara, deniz ve ha­va, ataşelerinin tebriklerini kabul etmiştir.

Askerî geçit resmi

Tebrik merasimini müteakip Erkânı Harbiyei Umumiye reisi Orgeneral Nu­rettin Baransel,  beraberinde    Ankara.

Valisi ve Belediye reis vekili Kemal Aygün olduğu halde geçit resminin ya­pılacağı şehir hipodromuna gelmişler ve burada bir acık askerî arabaya bi­nerek geçite iştirak edecek kit'aları ve birlikleri teftiş etmişlerdir.

Bundan sonra verilen hazırol işareti üzerine Harpokulu bandosu tarafından İstiklâl marşı çalınmış ve bunu Harp okulundan yeni mezun olan bir suba­yın, Türk Hava Kurumundan bir ba­yanın ve merasim kumandanının 30 Ağustos münasebetiyle yapmış olduk­ları konulmalar takip etmiştir.

Geçit resmi başladığı zaman şeref tri­bününde, devlet vekili Osman Kapani, şehrimizde bulunan vekiller, mebuslar, "Erkânı Harbiyei Umumive reisi Orge­neral Nurettin Baransel.. Kara ve Deniz kuvvetleri kumandanları. generaller, başvekâlet müsteşarı, Ankara valisi ve belediye reis vekili, sivil .erkân, Ameri­kan vardım kurulu balkanı, ecnebi devletler askerî ataşeleri, kordiploma­tiğe mensup zevat yer almış bulunu­yordu. Di&er tribünler on binleri alan Ankaralılar tarafından hıncahınç" dol­durulmuştu.

Geçit resmi saat tam 11 de Harp Malûl­lerinin ve Harpokulundan yeni mezun olan subayların ve talebelerin geçişiy­le başladı. Harpokulunu Yedek Subay Okulu, Süvariler. Takviyeli Motorlu birlikler, motorlu toplar ve tanklar takip etti. Yerde bu geçit resmi yapıl­makta iken havada da jet uçakları ve diğer uçaklar filolar halinde geçite iş­tirak ediyorlardı.

"Bir buçuk saatten fazla süren büyük askerî geçit resmi genis'bir alâka  ve takdirî e   takip      edildi   ve     kahraman Mehmetçikler sık sık alkışlandı.

— Afyon:

30 Ağustos Zafer bayramının 32 nci yıl­dönümü münasebetiyle bugün Zafer tepede vekâletler, vilâyet ve gençlik temsilcileri ile askerî ve mülkî erkânın ve Kütahya. Afyon ve civar köylerden gelen binlerce vatandaşın katıldığı bü­yük bir kutlama töreni yapılmıştır. Her geçen sene daha büyük bir heyecan ve arzu ile kutlanan merasim için hazır­lanmış olan, meydan muharebesinin olduğu Dumlupınar, davetlilerin hayran­lığını mucip olmuştur.

Merasime meçhul asker âbidesinin Önünde askerî bando tarafından çalı­nan istiklâl marşı ile başlanmış ve bun­dan sonra söz alan muhtelif hatipler .günün mâna. ve ehemmiyetini belirten konuşmalar  yapmışlardır.

Bundan sonra saat 12.30 da uçak filo­sunun da iştirakiyle başlayan kahra­man ordumuzun geçit resmi davetlile­rin sevgi ve hayranlığını kazanmış ve tezahüratına mazhar olmuştur.

Geçit resminden sonra davetlilere bir kır yemeği verilmiş ve saat 15 de Dum-lupınar’dan hareket eden özel tren da­vetlileri Afyon'a getirmiştir.

Bu aksam Zafer bayramı şerefine Af­yon'un bütün kale ve tepeleri ışıklarla donatılacaktır.

— Ankara:

Harpokulunun 109 uncu dönemini başari ile bitirerek ordumuz saflarına ka­tılan 225 yeni asteğmene bugün saat 16 da. Harpokulunda yapılan bir tö­renle diplomaları verilmiştir.

Bu münasebetle yapılan törende, Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, Kara Kuvvetleri Ko­mutanı Orgeneral Abdülkadir Seven, Deniz Kuvvetleri komutanı Koramiral Sadık Altmcan, Generaller, Amerikan askerî yardım kurulu başkanı korami­ral Shaperd ve yardım kurulu üyele­ri, emekli generaller ve Harp Malûl­leri, yabancı devletler kara, deniz ve hava ataşeleri ile davetliler ve basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

Törene, okul bandosunun çaldığı ve ye­ni mezunların hep bir ağızdan söyledik­leri istiklâl marşı ile başlanmıştır. Bun­dan sonra Harpokulunun tarihçesini anlatmış ve Harpokulunun şimdiye ka­dar 39.469 subay yetiştirmiş olduğunu bildirmiş ve yeni mezunların ordu saf­larında yüklenecekleri vazifelerden bahsederek, yeni asteğmenlere öğüt­lerde bulunmuş ve sözlerini bitirirken şunları söylemiştir:

Tarih yaratmış bir milletin tarihi yasatacak evlâdlarının, bu tarihî günü­ne şeref verdiklerinden dolayı sayın büyüklerimize, kumandanlarıma ve mi­safirlerimize şahsım ve Harpokulunun bütün mensupları adına en derin şük­ran duygularımı arzeder, vatan, millet ve memleketimizin ve bütün dünyanın refah ve saadeti idinde yeni vs mes'ud nice yular idrâk etmemizi ulu tanrının müzaheretine dayanarak niyaz eder, aziz şehitlerimizin mübarek hâtıraları­nı minnet ve saygı ile anarım.

Asteğmenler,

Şimdi yüce bağrınızdan koparak can­dan ve yürekten fışkıracak gür sesi­nizle hep bir ağızdan vereceğiniz cavabı dinliyoruz.»

Okul kumandanının sözleri üzerine ye­ni asteğmenler hep bir ağızdan Harp-okulu marşını söylemişler, Harpokulu marşını müteakip tekrar kürsüye ge­len okul kumandanı, Millî Müdafaa Ve­kili Ethem Menderes'in Harpokuluna göndermiş olduğu şu mesajı okumuş­tur:

Harpokulu Kumandanlığı

Ankara

Harpokulunun çok arzu ettiğim bugü­nünde aranızda bulunamadım. Şu an­da içinizi dolduran sevinç ve heyecan­la ayni derecede meşbu olarak Harp­okulunun bütün mensuplarını ve mera­simde hazır bulunan muhterem misa­firlerimizi sevgi ve saygı ile selâmla­rım.

30 Ağustos büyük zaferinden iman ve kuvvet alan, tükenmez gayretile en ta­ze eserini bugün vermiş bulunan şanlı Harbiyeyi ve subay olmak şerefini ka­zanan 109 uncu dönem mezunu asteğ­menlerimizi başarılarından dolayı ha­raretle tebrik ederim.

Devamlı gelişmelerini takdir ve güven­le takip ettiğimiz Harpokuluna, mes­leklerinin adı ve rengi belli olan kıy­metli asteğmenlerimize bundan sonra­ki çalışmalarında da üstün başarılar ve daha mes'ud günler temenni ederim.

Millî Müdafaa Vekili Ethem MenderesMillî Müdafaa Vekilinin mssajmıra okunmasından sonra kürsüye gelen ye­ni mezunlardan bir asteğmen, arkadaş­ları adına bir konuşma yaparak, ken­dilerine verilen bütün vazifeleri çekinmeden yapacaklarını söylemiş va arkadaşları adına and içmiştir.

Merasim programı gereğince bundan sonra an'anevi okul alay sancağinın verilmesi töreni yapılmış ve 109 uncu dönem mezunları sancağı 110 uncu dev­reye tevdi etmişlerdir.

Çok heyecanlı geçen sancak vermeyi müteakip, Erkânı Harbiyei Umumiye reisi Orgeneral Nurettin Baransel genç: asteğmenlere hitaben şu kısa konuşma­da bulunmuştur:

Genç asteğmenler,

Yeni rütbeniz sizlere, Türk milletine ve Türk ordusuna kutlu olsun.

Her biriniz ve bütün okulunuz üzerin­de heyecanla titreyen büyük Türk mil­letinin size bugün tevcih ettiği, bu en küçük, fakat, mânen en büyük rütbe­sinin şerefini ve mevkiini müdrik ol­duğunuza   eminim.   Tahsil  hayatınızda öğretmenleriniz ve bugün komutanınız, size lâzım gelen öğütleri verdiler. Bü­tün hayatınızda bu öğütler    ve Türk milletinin size karşı beslediği    büyük güven ve inanç rehber ve önder olma­lıdır.

Türk milletinin istiklâl ve hürriyeti için, Türk ordusunun şan ve şerefi için, icabında başını ve canını verecek olan mukaddes ve kahraman bir ocakta da­ima faziletle, disiplin ve intizam için­de çalışmak sizin için rehber olmalıdır. Sistemli ve metodlu çalışmakla her he­defe varılır. Size de tahsil hayatınız­da, yeni rütbeli hayatınızda, başarılar dilerim, arkadaşlar.

Orgeneral Baransel'in hitabından son­ra yeni mezunlara diplomaları verilmiş ve okulun sınıf birincisi tarafından yaş kütüğüne çivi çakılmıştır.

Diploma töreni böylece sona ermiş ve misafirler hazırlanan büfede izaz edil­mişlerdir.

— İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak birkaçgündenberi memleketimizi ziyaret et­mekte olan dost ve kardeş Haşimî Ür­dün Krah Majeste Hüseyin Bin Tallal ve maiyetleri, bu.gün saat 12.30 da hu­susî uçağı ile memleketine mütevecci­hen İstanbul'dan ayrılmışlardır.

Majeste Ürdün- kralı, baştan başa Ür­dün ve Türk bayraklarile donatılmış bulunan Yeşilköy hava meydanından, Reisicumhur Vekili Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Ad­nan Menderes, Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol, Hariciye Vekili Prof. Fu­at Köprülü vali vekili ve protokola da­hil sivil Ve askerî erkân ile Ürdün el­cisi ve elcilik mensupları tarafından merasimle uğurlanmıştır.

Başta bando ve alay sancağı bulunan ihtiram kıtası selâm resmini ifa etmiş­tir.

Majeste Ürdün kralı, beraberinde ma­iyeti erkânı olduğu halde saat 12 de Yeşilköy hava meydanına gelmiş, oto­mobilden indikten sonra bandonun çaldığı Ürdün ve Türk millî marşları dinlenmiştir.

Majeste Ürdün kralı, bundan sonra ih­tiram kıtasını teftiş buyurmuşlar ve kendisini uğurlamağa gelenlerin elle­rini sıkıp veda ederek hususî uçakları­na binmişlerdir.

Ürdün kralı majeste Hüseyin Bin Tallal'ın hususî uçakları saat 12.30 da Ye­şilköy hava meydanından havalanmıştır.

İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes, bugün öğ­leden sonra vilâyette, Batı Almanya büyükelçisi Wühelm Haas ile birlikte, başvekilimizin Almanya seyahati ile vazifeli olarak memleketimizde bulu­nan Batı Almanya hariciye vekâleti protokol şefi Von Henvart'ı kabul ede­rek görüşmüşlerdir.

İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes, bugün saat 18.00 de vilâyette, bir müddetten berimemleketimizde bulunan eski Irak baş­vekili Erşedil Ömerî'yi kabul buyur­muşlardır.

— İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes, bugün saat J9.00 da vilâyette, bir müddetten beri memleketimizde bulunan eski Afganis­tan başvekili Altes Şah Mahmut Han Hazi'yi kabul buyurmuşlardır.

— Ankara:

Amerika'nın tanınmış simalarından v.e hükümetimizin petrol kanununun ha­zırlanması münasebstile değerli müşa­virliğini yapmış olan Jeolog ve iktisat­çı Max Bali, 28 Ağustos 1954 de Washington'da âni olarak vefat etmiştir. Max Ball, öldüğü vakit 69 yaşında idi. Lâkin, iki ay evvel petrol kanunu ile ilgili nizamnamenin hazırlanmasında gece yarılarına kadar çalıştığı, hattâ bazı akşamlar daha da geç kalarak ni­zamnamenin bir an evvel bitirilip Tür­kiye'ye getirilebilmesi için uğraştığı, bizzat orada bulunan ve daha genç yaş­larda olanlar tarafından gıpta ile mü­şahede edilmiştir.

1885 yılında doğmuş olan Max Ball 1906 senesinde maden mühendisi dip­loması ve 1914' de de hukuk diploma­sı almış ve 10 sene United States Geoloogical Survey'de çalıştıktan, sonra ömrünü son nefesine kadar petrol işle­rine hasretmiştir.

Bu hizmetleri meslekdaşlarının umumî takdirini kazanmış, 1923 de hâlen on bini mütecaviz âzası olan American Association Of Petroleum Geolo gists ce­miyetinin başkanı seçilmiş, harp içeri­sinde petrol bürosunda müşavirlik et­miş ve Birleşik devletler dahiliye na­zırlığı petrol ve gaz dairesi başkanlığı­nı yapmıştır. Müteaddit eserlerinden «This Fascinating Oil Business» (bu si­hirli petrol işi) kitabı bilhassa umumî rağbete mazhar olmuştur.

31 Ağustos 1954

 

— İzmir:

Alâkalılardan alman    malûmata göre,ilk onbir gün içinde fuar'i 570.050 kigi ziyaret etmiştir. Geçen sene ayni müd­det içinde fuar'ı gezenlerin sayısı, «17.012 idi.

Duhuliye ücretinin bu sene arttırılmış elması dolayısiyle ziyaret edenlerin miktarında 46.962 kişilik bir azalma varsa da elde edilen hasılatın 32.000 li­radan fazla bir artış kaydettiği bildiril­mektedir.

İstanbul:

İstanbul Valiliğinden tebliğ edilmiştir:

«Bugün talebe federasyonu tarafından 30 Ağustos Zafer bayramında bir kısım vatandaşların bayrak asmadıklarını şi­kâyet ederek gazetelere beyanname gönderildiğini haber aldık. Türk vatan­daşları arasında azınlık ve çoğunluk di­ye ayrılık yaratan bir zihniyeti asla tasvip etmiyoruz. Türk gençliğinin memleket ve millî dâvalarda hassasi­yetlerini her vakit takdir ederiz. Fa­kat bu memlekette oturan yalnız ana­yasamızın değil, Türk demokrasisinin yüce prensiplerini kabul etmiş ve Türksün iftihar eden vatandaşlarımızı dinî mezhep farkları ile Türk camiasında çoğunluk ve azınlık diye bir fark yap­maya rejimin tahammülü yoktur.

Kore'de ayni safta dünya ve insanlık ideali irin kanlarını döken, Türk ordu­sunda şerefle hizmet gören vatandaş­larımızı hiçbir suretle camia içinde ayıramayız. Zafer günümüzde bayrak asmayı ihmal eden vatandaşlar varsa bunlar vazifesini ihmal etmiş insanlar­dır. Bu ihmal, hangi mezhebe mensup olursa olsun Türk olarak tanıdığımız ve sevdiğimiz vatandaşlarımızı umumî bir hüküm altında rencide etmeye mü­saade edemez. Bunu hemşehrilerimin umumî hissiyatına tercüman olarak açıklıyorum.

istanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Fahrettin Kerim Gökay

— İzmir:

Kilittaşi tatbikatının baslamasiyle, bu­gün altı memleketin birlikleri harekâta başlamıştır. Türkiye ve Yunanistan'ın Kara,  deniz ve hava kuvvetleri,  doğuve kuzeyden gelen farazi istilâya kar­şı, İngiliz, Kanada, İtalyan ve Ameri­kan kuvvetleriyle teşriki mesai etmek­tedirler.

Düşman kuvvetlerinin üç noktadan ta­arruz ettikleri farzolunmaktadır Yu­nan Makedonyası, batı ve doğu Türki­ye.

Yunanistan'da, müstevli kuvvetlerin Amphipolis - Selanik yolu boyunca Achilles hattına doğru yanaştıkları bildi­rilmektedir. Türkiye'de, batı'da Silivri, Çanakkale ve doğu'da Kargapazar mevzilerine taarruzlar başlamıştır.

Düşman birliklerinin bu tehdidini ber­taraf etmek maksadıyla general Kendall, Türk ve Yunan nato kara kuvvet­lerini harekâta sokmuştur. General Kendall, Kilittaşı tatbikatı için hare­kât müdürü tâyin edilmiştir. Diğer ha­rekât müdürleri, güney Avrupa müt­tefik hava kuvvetleri kumandanı kor­general Laurence C. Craigie ve altıncı Amerikan filosu ile nato deniz hücum ve takviye kuvvetleri kumandanı kor­amiral Thomas S. Combs'dur. Bu ku­mandanların hepsi, oramiral William M. Fechteler'in güney Avrupa müttefik başkumandanlığına bağlıdır.

İstilâya karşı savunan kuvvetler şun­lardır:

Birinci ve üçüncü Türk orduları, birin­ci Yunan ordusu, birinci ve üçüncü Türk taktik hava kuvvetleri, 28 inci Yunan taktik hava kuvveti, Türk hava savunma kumandanlığı ve 29 uncu Yu­nan hava savunma kumandanlığı.

Aynı zamanda, uçak gemileri görev ve anfibik görev kuvvetlerini ihtiva eden Amerikan altıncı filosu 50 gemiden faz­la bir kuvvetle kara harekâtını destek­lemek için Ege denizine doğru sür'atle ilerlemektedir. Tatbikat esnasında ta­arruz çıkarması yapacak olan 1800 de­niz piyadesi bu filonun anfibik kuvvet­leri gemilerine bindirilmiştir.

Düşman kuvvetlerini temsil edecek olan iki Türk, iki Yunan, üç İngiliz ve bir Amerikan denizaltısı yoldaki altıncı filoya taarruz edecektir.

Ayrıca aşağıdaki hava birlikleri de tat bikata iştirak edeceklerdir:İtalyan 56 ncı taktik hava kuvvetlerinin   birlikleri,  merkezî   avrupa  müttefik hava kuvvetlerinden bir Amerikan ve bir Kanada filosu, 49 uncu Amerikan hava tümeninden bir filo Yapılan siparişler arasında 7.000 ton­luk 19 mil süratinde iki gemi ve ayrı­ca üç adet Akdeniz tipinde 5000 ton­luk 16 mil süratinde gemi vardır.

Bu gemilerde 63 birinci, 63 ikinci ka­mara ve 450 ranzalı yer bulunmakta­dır.

Gemilerin siparişi bir Alman firması­na yapılmış olup teslimine eylül ayın­dan itibaren başlanacaktır.

Ağustos 1954

 

— Ankara :

Dün şehrimize gelmiş bulunan Yugos­lavya hava kuvvetleri kumandanı Tümgeneral Ulepic Zenko. Ankara'daki ziyaretlerini mütaakıp, hava kuv­vetleri komutam Korgeneral Fevzi Ucaner ve maiyeti erkânı ile birlikte bu sabah saat 9'da. ufakla Eskişehir'e müteveccihen Ankara'dan ayrılmıştır.

Misafir general hava alanında gelişin­de oldu&u gibi ayrılısında da mûtat askerî  merasimle uğurlanmıştır.

hava kuvvetleri kumanda­nı  Eskişehir.     Balıkesir  ve  İzmir'deki Haşimî  Ürdün  Kralı  Majeste  Hüseyin Bin  Tallal  ile  Reisicumhurumuz arasında teati edilen telgraflar:

1 Ağustos 1954

 

— Savarona gemisi:

Memleketimize yaptığı ziyaretten Amman'a avdet eden Hâşimi Ürdün kralı majeste Hüseyin Bin Tallal ile reisicumhurumuz arasında aşağıdaki telgraflar teati enilmiştir;

Sayın cumhurreisi Fahametlü Celâl Bayar hazretlerine

Savarona

Aziz memleketinizi terk ettiğim su anda zatı fahimgnelerinin büyük dev­let erkânınızla ve büvük milletinizin izhar ve lütuf buvurdukları yakın alâkanın şükran ve hevecan ile kendimizi aile ve kardeşlerimiz arasında hissettik. Memleketlerimiz ve 'milletlerimiz arasında teessüs eden bu kar­deşlik halkasının  istikbalin gelecek günleri  için birbirimizi  daha metin

bağlarla takvive edeceğine emin bir nazarla bakabiliriz. Zatı fahimanelerine en iyi ve hayırlı volculuk temenniyatımızı terfiden bu seyahatinizin asil ve necip Türk milletine hayırlı basarılar sağlaması­nı cenabı haktan niyaz eyleriz.

El Hüseyin

Celâletül Melik El Hüseyin Bin Tallal Amman

Memleketimizden avrılırken göndermek lûtfunda bulunduğunuz cok sa­mimî mesaimiz beni ziyadesüe mütehassis etti.

Türk milleti neciü milletinize ve zatı şahanelerine karşı duyduğu muhab­beti ve müveddeti ifade edebilmiş olmaktan çok bahtiyardır.

Kalplerimizde çok kıymetli hâtıralar bırakmış olan ziyaretinizin memle­ketlerimizin saadet ve tealisi ile emniyet ve selâmeti bakımından hayırlı ufuklar açtığı kanaatindeyim.

Majestelerinin saadet ve muvaffakiyetini ve asil milletinizin refah ve iti­lâsını cenabı haktan niyaz eylerim.

Celâl Bavar

2 Ağustos 1954

 

— İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bay ar bugün Beylerbeyi sarayında Haşimî Ürdün Me­liki majeste Hüseyin şerefine verdikleri akşam yemeğinde şu hitabede bulunmuşlardır:

«Şevketmeap,

Hepimizin kalbinde aziz ve nurlu hâtırası yaşayan pek muhterem büyük pederiniz rahmetli melik Abdullah hazretleri, bundan üç sene evvel mem­leketimizi ziyaretleri ile şereflendirdikleri zaman, bu akşamki gibi bir sofra etrafında toplanmıştık.

Merasimin resmiyetine rağmen kendilerine  şu sözlerle hitap etmiştim.:

«Zatı melukânelerinm memleketimizi ve bizi şerefi en dirmler inden duy­duğumuz derin bahtiyarlığı burada teyid ederken, bir misafire hitap et­tiğimiz hissini taşımıyoruz, filhakika, Haşimî Ürdün ile Türkiye arasın­daki rabıtalar o kadar kardescedit ki, onun büyük sevgi ve saygı bağlarile bağlı bulunnuğumuz şevketli melikinin burasını kendi evleri telâkki bu­yurmalarını bekleriz,

Bu sözlerim aynen majestelerine de racidir. Bu suretle zatışahanelsrine daima ayni hissiyat ile hos geldiniz demek, memleketlerimiz arasındaki kardeşliğe lâyık mes'ut bir anane halini almış olacaktır.

Necip Haşimî Ürdün milletinin başında ağır fakat o nisbette şerefli va­zifesini genç omuzlarında taşıyan zatımelukânelerinin yurdumuza vaki bu ilk resmî ziyaretleri memleketlerimiz halkının birbirlerine karsı duy­duğu alâka ve muhabbeti bir kat naha arttıracağına, daha faal, daha müs­mir bir hale getireceğine eminim.

Dünyanın bugün geçirmekte olduğu, böyle tehlikelerle dolu bir devirde, samimi dostlukların kıymeti bir kat daha artmış ve bu dostlukların faal ve yapıcı bir mahiyet almaları artık kat'i bir zaruret haline gelmiştir.

Bu hakikati tamamen müdrik bulunan Türkiye, memleketlerimiz arasın­da mevcut olan kardeşçe münasebatı tam bir müsavat ve karşılıklı hür­met içinde inkişaf ettirmeye en büyük ehemmiyeti atfetmektedir.

Her bölgenin, hattâ bu bölgeler içindeki her memleketin kendisine has gayeleri bulunduğu muhakkaktır. Ancak bunlar ile beraber asrımızın şa­yanı hayret teknik inkişafı ile adetâ daralmış, en uzak noktaları bile birbirlerile ilgili bir hale gelmiş olan dünyamızda mahallî mevzuların üs­tünde öyle büyük, öyle hayatî dâvalar vardır ki, bunlar bütün insanlığı alâkadar eden vahim tehlikeler haline gelmiştir. Hür milletler bugün mevcudiyet ve mukaddesatlarını tehdit eden bir tahakküm hareketi, mis­li  görülmemiş  bir  tehlike karşısında  bulunduklarını unutmamalıdırlar

Kanaatimce, tesanütsüzlük, tedbirsizlik bu tehlikeyi en fecî bir hakikat haline sokabilir.

Türkiye dâvalarını realist bir şekilde ele almıştır. Tali müşkülâtı tâli me­seleler olarak mütalea etmekte, büyük ve hayatî mevzuları ise herşeyin üstünde bir ehemmiyet ile gözönünde bulundurmaktadır.

Yine Türkiye, hiçbir devleti tehdit veya tahrik etmeden dostluk müna­sebetlerinin teessüsüne, refah ve saadetin artmasına çalışmaktadır.

Türk milletinin arzu ve ihtiyaçlarına dayanan açık ve dürüst ve realist siyasetimiz esasen zatıhaşmetpenahlarının da malûmudur.

Bu akşam huzurlarile büyük bir şeref duyduğumuz bu toplantıda bunu bir kere daha hülâsa etmekle bilhassa Türkiye'nin dostluklarını yalnız hissiyata değil ayni zamanda realitelerin mantığına da istinad ettirdiğini tebürüz ettirmek isterim.

Majestelerinin İstanbuldaki ikametlerinin resmî ziyarete inhisar etmiyeceğini, Türkiyenin diğer bazı şehirlerini de ziyaret buyuracaklarını öğ­renmekle çok bahtiyar oldum. Bu suretle, majestelerinin şahsında necip milletimize karsı duyulan derin sevgi ve hürmetin delillerini yurdumu­zun her tarafında bulacağınıza eminim.

Bu dostluğun ilham ettiği en samimî duygularla zatımülükânelerinln sıh­hat ve afiyeti, kardeş Haşimî Ürdün milletinin refah ve itilası şerefine kadehimi kaldırıyorum.

Haşimi Ürdün Meliki Majeste Hüseyin Bin Tallal, Reisicumhur Celâl Ba-yar'a şu cevabı vermişlerdir:

«Sayın Reisicumhur Hazretleri,

Memleketinizi resmî olarak ziyaret etmek ve zatı fehimanelerinden dost­luk temellerini büyük pederim merhum Melik Abdullah tarafından kurul­duğunu duymak beni mes'ut etmiştir.

Bu dostluğun daha ziyade kuvvet ve metanetle arttığını ilâve etmek benî sevindirir. Bu münasebetle sunu da belirtmek isterim ki, Ürdün milleti hüyük Türk milleti için ayni dostluk ve muhabbet ve hürmet ye bu ne­cip millet için takdir hislerini taşımaktadır. Gördüğüm istikbal ve mu­habbet dolavısile zatıfehim an elerine ve Türk milletine derin şükran ve minnet hislerile doluyum.

Devletlerin yeni alâkaları, aziz ve yüksek bir millet olarak yaşayabilme­leri için milletlerin birbirlerile anlaşmaları ve birleşmelerini zaruri bı­rakmış ve Ürdün milleti bu hususta necip Türk milletinin bu yolda taşı­makta olduğu mes'uliyeti takdir etmektedir. Aramızda ve iki millet ara­sındaki muhabbet ve dostluk hislerinin verdiği bir ilhamla zatıfehimane erini selâmlar, ulu şahsınız ve büyük Türk milleti için en iyi temen­nilerde bulunurum.

Bled andlaşmasının   imzası   münasebetiyle   Reisicumhurumuzla  Yunan Kralı ve Yugoslavya Reisicumhuru arasında teati edilen telgraflar

13 Ağustos 1954

 

— Ankara:

Bled andlaşmasının imzası münasebetiyle, Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Yunan Kralı Majeste Paul ve Yugoslavya Reisicumhuru Ekselans Ma­reşal Josip Broz Tito arasında aşağıdaki telgraflar teati edilmiştir:

Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru,

Üç devletimiz arasında ittifak, siyasî işbirliği ve karşılıklı yardım mu­ahedesi imzalandığı sırada, iki milletimiz arasında çok mesut bir şekil­de mevcut bulunan sıkı ve kardeşçe bağların daha da sıkılaştığını gör­mekle hissettiğim hararetli sevinci ekselansınıza ifade etmek isterim. Bu tarihî hareketin devletlerimizin istiklâl ve emniyetini sağlayacağına ve ayni zamanda dünya sulhüne hizmet edeceğine kuvvetle kani bulunu­yorum.

Reisicumhurumuzun cevabı:

İttifak, siyasî işbirliği ve karşılıklı yardım muahedesinin Bled'de imza­lanması benim için derin bir memnuniyet ve inşirah kaynağı olmuştur. Üç memleketimizin emniyetini ve terakkisini sağlayan bu kıymetli vesi­ka, hiç şüphe yok ki, düyada barışın takviyesi yolunda mühim bir yar­dım teşkil edecektir. Bu muahede ile iki kardeş memleketimizin simdi müttefik olduklarını da görmekle derinden mütehassis olmaktayım.

Celâl Bayar

Ekselans Celâl Bayar Türkiye Reisicumhuru,

Üç memleketimiz arasında ittifak, siyasî işbirliği ve karşılıklı yardım mu­ahedesinin imzalanması, bu muahedenin yalnız dost memleketlerimizin istiklâlini've işbirliğini takviye yolunda önemli bir yardım teşkil etmek­le .kalmayıp, ayni zamanda karşılıklı güvenliğin ve sulhun dünyada tarsinine de hizmet ettiği hakkındaki samimî duygularımı ve derin kanaati­mi ekselansınıza ve müttefik Türk milletine Yugoslav halkı namına ve kendi adıma iblağ etmek için bana çok müstesna bir fırsat vermiş bulun­maktadır.

Josip Broz Tito Reisicumhurumuzun cevabı;

Bled muahedesinin imzası münasebetile Türk milletinin ve benim büyük memnunluk ve inşirah duygularımızı ekselansınıza ve ekselansları vasitasiyle Yugoslavya'nın kardeş milletlerine ifade etmek benim için derin bir zevk rn.8nb.ai teşkil etmektedir.

'Türkiye, üç memleketimiz için olduğu kadar, Birleşmiş Milletler beyan­namesinin ülkülerine samimî surette bağlı bütün memleketler için de mühim bir barış, emniyet ve terakki unsuru olan bu andlaşma vesilesile Yugoslavya'yı selâmlamakla bahtiyardır.

Celâl Bayar

Reisicumhurumuz, ayrıca, Bled andlaşmasının imzası münasebetiyle üç hariciye nazırının kendisine gönderdikleri telgrafa aşağıdaki cevabı ver­mişlerdir:

«Yugoslav, Yunan ve Türk meslekdaşlarınızla birlikte, Bled ittifakının imzalanmasından mütevellit sevinci benimle paylaşmak hususunda izhar ettiğiniz nazikâne düşünceden ve çektiğiniz telgraftan son derece müte­hassis oldum.

Hararetli teşekkürlerimi bildirirken üç memleketimiz için olduğu gibi samimî surette barışçı olan bütün memleketler için de bir barış, güvenlik ve terakki eseri teşkil eden başarılarınızdan dolayı samimî tebriklerimi "bildiririm.

   Celâl Bayar

Nisbî Temsil: Yazan: H. S. Burçak :3/VIII/954 tarihli (Zafer)  den:

Halk Partisi muhalefeti. 2 Mayıs seçim­lerini kaybeder etmez nisbî temsil sis­teminin peşine düşmüştür. Bu mesele .seçimlerin hemen ferdasında ortaya .atıldığı gibi son kurultayda da, üzerinde ehemmiyetle ve .ısrarla durulan me­selelerden biri olarak ele alınmıştır. Se­çim Kanunumuzun nisbî temsil esası üzerinden değiştirilmesini iktidara ka­bul ettirmek için Halk Partisinin de­vamlı bir mücadele açmak niyetinde ol­duğu anlaşılmıştır.

Majöriter sistemde, bir çevrede seçimlere İştirak eden adaylardan en fazla rey alanlar mebus olmaktadır. Nisbî temsilde ise mebusluklar, seçmenlerin kullandıkları rey sayısına göre muay­yen bir nisbeti tutturan partiler arasın­da taksim edilmektedir.

Reylerini kullanan seçmenlerin sayısını o çevreden çıkarılacak mebus sayısı'na taksim edince elde edilen harici kısmete göre mebusluklar partiler ara­sında paylaşılmaktadır. Faraza 10. mil­letvekili çıkaracak olan bir secim eewresinde 150 bin seçmen varsa, harici .kısmet 15 bin olacakından, bir partinin kazandığı reylerin içersinde kac tane 15 bin varsa, o parti o kadar mebus çı­karacak demektir.

Bu hesaba göre seçimlere üç partinin katıldığını ve A partisinin 90 bin rey, B partisinin 45 bin rey, C partisinin de 15 bin rey topladığını kabul edelim. O halde A partisi 6 .mebus, B partisi 3 me­bus ve C partisi de 1 mebus çıkaracak-.tır.

"ilk bakışta demokratik zihniyete daha uygun ve çok daha âdil gibi görünen nisbî temsil sisteminin büyük, hem pek büyük mahzurları vardır.Bir defa nisbî temsilde, ortada şahıslar değil partiler mevcut olduğundan, en çok rey almış olan parti listesindeki adayların hepsi seçilmezler. Muayyen bir nisbeti tutturan parti listesinin ba­sındaki bir aday, ondan çok daha fazla oy almış olan diğer bir parti listesinde­ki sonuncu adayları kenarda bırakarak kendisi mebus olmak imkânına sahip­tir.

Deminki misali bu defa şöyle alalım: Seçimlere iştirak eden iki partiden A partisi 135 bin rey. B partisi de 15 bin rey toplamış ise. A partisinin listesinin en sonunda bulunan aday, yerini B par­tisinin başındaki adaya terk edecektir. Halbuki A partisinin sonundaki bu onuncu aday dahi. 135 bin oy almış ol­duğu halde mebus olamamış ve B par­tisinin bacındaki aday 15 reyle onu ber­taraf etmiş olacaktır.

İşte nisbî temsil sisteminin en büyük mahzuru bu noktada kendisini göster­mektedir: Mademki bir parti listesinin başında yer almak mebus olmak için insana kuvvetli bir şans vermektir, o halde nisbi temsil usulünde siyasî par­tilerin çoğalması zaruridir. Bu sistemde kuvvetli bir parti listesinin sonlarına doğru yer almakdansa, hattâ yeni kuru­lan zayıf bir partinin başında yer al­mak müreccahtır.

Memleketin mukadderatını günün bi­rinde ele alıp, onu kendi içtihat ve ka­naatlerine göre idare etmek için değil ve fakat sadece parlâmentoya girmek, mebus olmak gayesiyle partiler teşkkül edecektir. Bu hale nazaran büyük emek ve gayret sarfederek bütün memlekete râmil siyasî bir parti kurmaya da lü­zum yoktur; vilâyetlerde ve kazalarda küçük küçük partiler kurmak mebus olmak için en kestirme yol olacaktır. Nereden 15 bin rey toplamak ümidiniz varsa orada bir siyasî parti kurup lis­tenin başına geçmeniz sizin mebuslu­ğunuzu garanti edecektir.

Nisbî temsil sisteminde siyasî partile­rin çoğalması işte bu mekanizma dahi­linde işlemekte ve izah ettiğimiz bu mahzur kendisini derhal göstermekte­dir.

Siyasî partilerin parlâmentoda âdil nisbetler üzerinden temsil edilmelerini is­temek nekadar cazip bir fikir olursa olsun memleketin siyasî istikrar ve em­niyetini her şeyin üstünde tutmak lâ­zımdır. Nisbî temsil sistemini tatbik edip onun çeşitli mahzurlarını gören Yunanistan evvelki sene Seçim Kanu­nunu değiştirmiş ve matöriter sistemi kabul etmiştir.

Nisbî temsil sistemi bizim memleketi­mizin bünyesine katiyen uygun değil­dir. Demokrasinin beşiği ve vatanı di­ye tanınan İngiltere'de ile majöriter sis­tem câridir. Demokrasiyi bir usuller ve gelenekler rejimi diye kabul etmiş olan ingilterede bugün iktidarda bulunan Muhafazakâr parti, seçimlerde, muha­lefette kalan partiye nazaran daha az rey almıştır. Amma İşçi partisi, yekûn itibariyle daha çok rey toplamış olma­sına rağmen iktidarın kendisine devre­dilmesi lâzım geldiğini iddia etmiyor; çünkü demokrasinin bir usuller ve ge­lenekler rejimi olduğunu biliyor ve bu­na boyun eğiyor.

Artan et ihtiyacı ve koııbinalarm roİü:

Yazan: Prof. Ö. Çağlar 2/VIII/954 tarihli (Zafer) den:

Memleketimizde gelişi güz.el bir telgraf sistemi hüküm sürmekte olduğundan henüz .muayyen gıdalardan hepimiz eşit surette faydalanma ihtiyacı duymuyo­ruz. Onun için bazı maddelerin gayri kâfi miktarlarda istihsal edilmelerine rağmen yurtta çok defa eksikliği du­yulmaz. Et, yağ ve şeker, gibi besin maddelerini bunlar arasına ithal edebi­liriz. Ekmeğimiz hariç, bu listeye pek çok madde daha katılabilir.

Ancak £.eni? bir kitleyi içine alan köy­lü müstahsilin hayat standardı günden güne yükselmekte olduğundan, mem­leketimiz şimdi artık, belli başlı ihtiyaç maddelerinin istihsalinde bu yükseli­şin temposuna adım uydurabilecek bir politika sahasına girmiş bulunmakta­dır. Bu politika ortaya bir hayli yeni istihsal problemleri vazetmiş olup' bunlar birer birer hal yoluna konmak zorundadır.

Misal olarak şekeri ele alalım: Bundan daha birkaç sene evvel yüz bin tonu an­cak bulan şeker istihsalimiz, memleke­tin geniş bir ölçüde ihtiyacını karşılar­ken Türk köylüsünün eline para geçip o da seker harcamaya başlayınca kendi­liğinden bir darlık meydana geldi. Se­nelik şeker istihsalimiz eskisinin iki. mislini geçtiği halde eğer yine de yeni fabrikaların kurulmasına gidilmemiş olsaydı, yakın bir zaman sonra belki-tekrar dışardan şeker ithal etmek za­rureti ile karşı karsıya gelecektik.

Evvelce, yapılan bir gıda anketinde Türkiye köylüsünün eskiden ayda 250 gram, yani senede 3 kilo şeker saffettiği tesbit edilmiştir. Durum bugün yine böyle devanı etseydi sayılan 18 milyo­nu bulan köylü vatandaşları 50 - 55 ton şekerle idare etmek mümkün olurdu. Halbuki şeker istihsalimiz bu rakamın. dört misline yükselmiştir ve kurulmak­ta olan yeni fabrikalarla daha da yük­selecektir. Amerika, nüfus başına sene­de 48 kilo, Garbi Almanya 23.7 kilo şeker sarfetmektedir. Biz yılda yirmi kilo hesabiyle 450 bin ton şeker istih­sal ettiğimiz gün her vatandaş bol şe­ker harciyabilecaktir. Köylü hayat standardının yükselmesi bizi bu istika­mette tedbirler almaya götürmüştür.

Durum et için başka türlü değildir. Ya­pılan başka bir anket yurdumuzda köy­lü nüfusunun yılda beş kilo, işçinin (İs­tanbul'da) 24 kilo, memurun 38 kilo et sarfettiğini açıklamaktadır. Batı Al­manya'da et sarfiyatı nüfus başına yıl­da ortalama 42,3 kilo, Amerika'da 79 kilodur. İşçi sınıfı için tesbit edilen ay­da 2 kilo hesabiyle et harcamış olsak senede asgarî olarak 500 bin ton. Almanya'daki hesapla bir milyon ton, Ameri­kan Ölçüleriyle 2 milyo nton ete ihti­yacımız olur.

Halbuki istatistiklerimize göre mezbahalanınızda 45 bin ton koyun, 15 ton keçi, 40 bin ton da sığır olmak üzere 100 bin ton raddelerinde et istihsal edil-

'inektedir. Mezbaha dışı ve köylerdeki kesimleri de bir o kadar hesaplarsak o halde Türkive'nin yılda âzami 200 bin ton et istihlâk ettiği, kabul olunabilir. Yukarıdaki sarfiyat normlarına ulaşaulmek için et istihsalimizi normal hal­de beş misline yükseltmek zorundayız.

"Yeni istatistik rakamları hayvan mev­cudumuzun bir miktar arttığını göster­mektedir. Köylülerin ziraat sahasını genişleterek bir zamanlar mera halin­de kullanılan toprakları şimdi ektikle­ri bir vakıadır. Hattâ bu yüzden hayvancılığımızın bir azalma tehlikesiyle karı karsıya bulunduğu iddiası bile sürülmektedir. Çünkü yalnız şubat ekim alanında 1950 ye kıyasla 5 milyon hektara yakin bir genişlemiş ol­muştur ki bunda meraların bularak acıldığına şüphe olunamaz. Bununla beraber pkip biçmek imkânları mevcut­ken ve bütün memleket kazanırken me­raları hayvan yetiştiricileri hesabına jandarma ile muhafaza etmeye imkan voktur. Bir iktisadî tedbir karsısında "Herhangi iktisadî tedbir almak lâzım­da  tarla - mera dâvasında bu ekomik hayvanlar bol maddeler kullanmak suretivle da­ha dar bir sahada, daha rasyonel yetiş­tirmekten başka türlü bir tedbir ola­maz.

'Son neşriyata göre Türkiyede 25 mil­yon küsur koyun, 16,5 milyon kıl keçi­si. 4,5 milyon tiftik keçisi, 10.5 milyon sığır, Ü milyona yakın manda vesaire "bulunduğu anlaşılmaktadır.

"Yakın günlere kadar et ihtiyacı duyu­lan yerlere kesilecek hayvanlar canlı olarak ya tren ve vapurla veya otlatı­larak karadan sevkedilirlerdi. Ağır şartlar altında canlı bir halde nakle­dilen veya otlatılarak ihtiyaç mahalle­rine Sevkedilen hayvanların vücutların­dan  et evsafından nekadar çok kay­bettiklerini izaha lüzum yoktur. Ancak Erzurum et kombinası faaliyete seçtiğinden beridir ki Ankara ve İstanbul'a soğutucu vagonlarda et savkedilmektedir. Son zarfında Erzu­rum kombinası 160 bin koyun ve 30  kadar  kesmiş ye etini sevketmiştir. İkinci bir kombina Ankara'da, üçüncüsü Konya'da, dördüncüsü İstan­bul'da hâli İnşadadır. Erzurum kombi­nası 8 saatte 320 sıŞır, 2100 koyun; An­kara kombinası aynı müddet zarfında 180 sığır, 1300 koyun; Konya 80 sığır, 3000 koyun; İstanbul müessesesi de 100 sığır ve 1200 koyun kesecek iktidarda olacaktır.

Bu et kombinaları, hayvanın etinden kı­lına kadar bütün mahsullerini değer­lendirdikleri gibi etin ucuza malolmasına da yaramaktadırlar. Çünkü yetiş­tirici besili hayvanı besi yerinde tes­lim edip randıman farkı dolayısiyle fazla kâr sağlarken bu hayvanlardan aynı zamanda daha fazla miktarda ve daha üstün evsafta et de elde .edilebil­mektedir.

Et kombinalarının bağlı bulunduğu Et ve Balık Kurumu yüzde 50 nin üstün­ce randıman veren yani ağırlığının ya­rısından fazlası et olan hayvanları sa­hiplerinden daha yüksek bir fiyatla sa­tın almaktadır. Ayrıca kalite etçiliğinî temin maksadiyle 100 ve daha fazla adette sığırı muayyen zamanda teslim taahhüdünü yerine getirenlere hem yüzde 5 prim vermek ve hem bu gibi­lere yüzde 25 - 30 nisbetinde avans da­ğıtmak suretiyle yetiştiriciliği de teş­vik etmektedir.

Et ve Balık Kurumunun etrafa örnek olmak üzere rasyonel hayvan besiciliği üzerinde

durması çok iyidir. Yapılan bir hesaba göre halen mevcut şeker fabrikalarımızda elde edilen pancar küspesi ile 2,5 milyon koyun ve 770 bin sığır beslenebilir. Şimdiki halde mah­dut ölçüde kullanılan bu mühim yem maddesi bize 400 bin tona yakın kuru ot tasarruf ettirebilir ki bu kadar ot ancak 8 milyon dönümlük bir meradan temin olunabilir. Pancar küspesinin ya­nma, şimdiki halde çok giden diğer küspeler de katıldığı gün hayvan­cılığımız, hem daha çok gelir sağlayan bir kazanç vasıtası olacak ve hem mem­leket halkının en mühim gıda madde­lerinin başında gelen hayvanı protein kaynağı etten, daha geniş ve ucuz öl­çüde faydalanılacaktır. Bu sistemin memlekette yapılmakta olan tarla - me­ra münakaşasının başlıca hal yolların­dan birini teşkil ettiğine şüphe yoktur.

İlim heyetimiz ve Nisbî temsil:

Yazan : R, S. Burçak

4/8/1954 tarihli (Zafer)  den:

Halk Partisi iktidarı Seçim Kanunumuzda, 1950 senesinin bağlarında, son tadilâtı yaparken memleketimizin bu sahada tanınmış profesör ve hukuk­çularından mürekkep bir komisyon kurmuş ve yapılacak olan tadilâtı bu heyete tetkik ve müzakere ettirmişti. Mezkur heyet, bu arada, Seçim Kanu­numuzun üzerinde dayandığı sistem meselesini de görüşme mevzuu yap­mıştı.

Heyeti, nisbî temsil usuliyle ekse­riyet usulünün çeşitli cephelerden ayda ve mahzurlarım mütalâa ettikten ve nisbî temsil usulünün arz ettiği türlü türlü mazhuriarı belirttikten sonra, bi­zim memleketimizin bünyesine majriter sistemin daha uygun düştüğü ne­ticesine varmış ve bu mütalâaya ayında iştirak eden hükümet de, heyetin bu raporunu memleket efkârına ilân etmiştir. Nitekim kanunun bir çok hü­kümlerinde değişiklik yapıldığı halde sistem bakımından yine ekseriyet usulü muhafaza edilmişti.

Halk Partisinin bugün de nisbî temsil usulünün kabulü için gayret sarfetmiye başladığı malûmdur. O halde bir par­tinin, dört sene evvelki görüşünden bu gün ayrılması için, memleketimizin iç­timaî ve siyasî bünyesinde bu fikir te­beddülünü izah edebilecek acaba ne gibi değişiklikler vuku bulmuştur?  Bu

gün nisbî temsil usulünü hararetle mü­dafaaya başlamış olan muhaliflerimiz,

her şeyden evvel, işte bu nokta iza­hını yapmalıdırlar.

Denecek ki, Halk Partisi, gerek 1950 ve gerekse 1954 seçimlerinde memle­kette toplamış olduğu rey yekûniyle mütenasip bir sayıda Meclise mebus sokamamıştır; işte geçirmiş olduğumuz, bu son iki büyük seçimde elde edilen netice ve tecrübelerdir ki Halk Parti­sini böyle bir fikir değişikliğine sevketmiştir. Filhakika, Seçim Kanunumuzun tâdil edilerek nisbî temsil usulünün kabul edilmesini öne sürenler bundan başka bir sebep zikretmiyorlar ve meseleyi sadece Meclise girecek olan mebus sa­yısı bakımından mütalâa ediyorlar.

Halbuki bu meselede bu çeşit bir id­dia ile ortaya çıkmıya imkân olmadığı aşikârdır. Zira 1946 seçimleri de ekse­riyet sistemine dayanan bir kanunla. yapılmıştı ve o tarihte 400 kadar me­bus Halk Partisinden, 62 mebus da De­mokrat Partiden çıkmıştı. Yani demek istiyoruz ki, Halk Partisi, 1950 yılının başlarında, ekseriyet sistemi ile nisbî temsil usulünün fayda ve mahzurlarını mütalâa ederken bu netice ortada idi.

Kaldı ki, ilim heyeti meseleyi, elbette ki, tarafsız bir gözle tetkik etmiş ve mojöriter sistemin tatbikatta ne gibi neticeler tevlid etmekte olduğunu, şüp hesiz ki, bilerek o kanaate varmış idi. Majöriter sisteme dayanan bir kanun­la seçim yapıldığı zaman parlâmento­da kahir bir ekseriyetin bir partinin, eline geçmek ihtimallerinin daima mevcut olduğunu ilim heyetinin bilmediği­ni iddia etmiye imkân var mıdır?

O halde, kahir ekseriyetin 1946 Mecli­sinde bir partide, ondan sonraki iki se­çimde de üst üste başka bir partide bu­lunmuş olması bugün bu bakımdan bi­zi bir fikir tebeddülüne sevkedemez.

Halk Partisi, esaslı kanunlar yapılma­dan önce, bu tasarıların bir kere de bir ilim heyetiae tetkik ettirilmesini bu­günkü iktidara mütemadiyen tavsiye, etmiş değil midir? İlim ise seçim sis­temleri üzerinde hükmünü düşürmüş, ve sözünü söylemiştir. İlim heyetlerinin fikir ve mütalâalarına .ehemmiyet verilmiyecek ve bü mütalâaların mem­leket realitelerine göre değil de günün politik icaplarına göre durmadan te­beddül edebileceği kabul edilecek ol­duktan sonra böyle bir mütalâaya baş­vurmakta ne gibi bir fayda vardır? Siyasi partilerin, memleketin belli baş­lı meseleleri üzerinde sarih ve muay­yen görüşlere sahib olmaları politika hayatımızın istikrarı ve sağlamlığı ba­kımından lüzumludur. Siyasette fikir tebeddüllerinin bazı ahvalde yeri olsa olsa bile, bunların hiç olmazsa mâkul ve mantıkî izahları yapılmalıdır. Bu yapılmadıkça politika hayatımızda nisbî bir istikrar dahi elde edilemez.

Meclisin kahir ekseriyeti Halk Parti­sinde iken majörler sistemi göklere çı­karmak, bu ekseriyet Demokrat Parti­nin eline geçince de yine ayni sistemi yerin dibine batırmak fikir ciddiyetiy­le bağdaşamaz.

Siyasi kin!

Yazan : O. S. Orhon

7/8/1954 tairhli  (Zafer)  den:

Meşrutiyetin başında ittihatçıların li­derlerinden Miralay Sadık bey, parti arkadaşlariyle anlaşamamıştı. İstibda­da karşı mücadelede birinci derecedeki şahsiyetlerden biriyken, partisi iktida­ra gelince, bu nimeti paylaşmakta ih­tilâflara düşmüştü. Her zaman böyle olur: Bir zaferi kazanmaktan, ganime­ti paylaşmak daha güçtür. Sadık bey, birçok şahsi meziyetlere sahip bir İh­tilâlciydi ama, bir devlet adamı değil­di. İnatçı, mütevehhim, sinirli, mistik ve melâmiydi!

Başlı bağına bir muhalefet partisi li­deri olmak istedi. Yapamadı. Öyle bir siyasî kine kapıldı ki nihayet, hükü­metteki eski ihtilâl arkadaşlarım, Rus Çarma şikâyet etmek derecesine düş­tü. Bu öfkesi, millî bir leke gibi üze­rinde kaldı. Bir türlü silinmedi. Onu ölünceye kadar menfi yaptı. Romanya-da, siyasî bir mülteci olarak hayatını tüketti!

Siyasî kinler böyledir: Bazan normal hudutları aşar. Eski bir ihtilâlciyi mil­lî bir suçla damgalıyarak bir vatan hâ­ini durumuna sokar. Son nefesinde bi­le yurduna hasret bırakır. Bana bu va­kayı, bir kadın avukat hakkında girişi­len takibat hatırlattı:

Tarih bir tekerrürden ibarettir, derler. Arada garip bir benzerlik var: Feshe­dilmiş Millet Partisi mensuplarından Nureddin Ardıçoğlu'nun avukatı, mah­kemenin müvekkili için verdiği karara Öfkelenmiş. Birleşmiş Milletlere baş vuracağını söyfiİyerek hâkimleri teh­dit etmiş! Şimdi bu sinirli bayan aley­hinde takibat yapılıyormuş!

Vakıa, vakalar birbirini hatırlatıyor,, fakat aradaki farklar büyük! Eski mantıkçılar böylesine kıyas maalfarık derlerdi: Bir defa Nureddin Ardıç oğlu, memlekette inkılâp yapmış bir ihtilâl lideri değildir. Hakkındaki hü­küm, fevkalâde bir mahkeme veya si­yasi bir heyetçe değil, tâbi olduğu mahkeme tarafından verilmiştir. Mü­nevver bir avukat bayan, bir milletin adaletini, nasıl bu şekilde yabancılara verebilir? Hepsi bir yana! Bu işin ne­ticesi ne olacak? Türkiye'de bir Nurenberg mahkemesi mi kurulacak? Şa-yed, Türk Milleti namına hüküm ve­ren bağımsız mahkemelerimizle adale­ti tevzi edemiyorsak, 22 milyon vatan­daşın zayi olan hukukunun yanında Ardıçoğlu'nun altı aylık mahkûmiyeti solda sıfır kalır!

Biz, mahkemelerimizin adaletine inanı­yoruz. Vatandaşlar, onların hükümle­rine itaatle boyun eğiyor. Bu mahke­melerin kararlariyle hürriyetlerini, mallarını, hattâ canlarını kaybedenler var! Hiç kimseye gadir .edilmiyor, zu­lüm edilmiyor, hiç kimse masumken mahkûm olmuyor da, partisi irticai si­yasi menfaatlere âlet ettiği için feshe­dilen bir Ardıçoğlu mu aramızda mağ­dur, mazlum, masum? Kendisini her şekilde müdafaa edebilirken: Yazıla-riyle, sözleriyle, avukatlariyle. Hattâ, hâkimlere tariz ederek onları göz yaş-lariyle istifaya mecbur edecek kadar şiddet gösterdiği halde?..

Eğer, bu bayanın anladığı mânada, he­nüz adaleti kuramamışsak, ortada meş­ru bir hükümet de yoktur. Hâlâ, dev­leti bile kuramamış sayılırız. Milletini,, yabancılara karşı bu yolda itham et­meğe kalkan bir avukat bayana yapıla­cak şey, onu kendi Barosunun Haysi­yet Divamna teslim etmektir. Çünkü, siyasi bir kinin doğurduğu bu hareket, bir şahsın suçu olmaktan çok ziyade, bir mesleğin şeref, haysiyet ve itiba­rına dokunuyor!.

Emlâk Bankasının yeni bir hamle­si karşısında...

Yazan : Burhan Belge 19/8/1954 tarihli (Zafer) den:

Memleketimizin  gerek  ziraî,  gerek sınal bakımdan yapmakta olduğu büyük hamleler, cemiyet bünyemiz ve bunun iktisadî ve malî görenek ve gslenekle-ri üzerinde, ister istemez büyük tesir­ler yapmaktadır. Malûm tâbiri ile, bir «bünye istihalesi», genişliğine ve de­rinliğine çoktan başlamış bulunarak hızla taze talepler tahrik etmekte ve bu suretle bizlerden intibak istemek­tedir.

işte böyle bir oluşun seyri içinde, işin emlâk ve imara isabet eden kısmı, biz­leri büyük ölçüde gayret, tanzim ve teşkilâtlanmıya teşvik hattâ .icbaç ey­lemektedir.

Zira, ziraî ve sınaî sahadaki istihsal ra­kamlarının büyük tezayüdler göster­mesi ve bu suretle bir mühim emtea hareketinin başlaması ile bununla mü-terafik olarak .elbette ki bir para ve sermaye hareketi de gelecek ve bera­berinde "kendi şartlarını getirecekti.

Bugün memleketimizde gördüğümüz hal, budur ve emtea ile para yani ser­maye arasındaki münasebetin kâh biri kâh diğeri için kararlar ve tedbirler istemesi bundandır. Memleket, boylu boyunca, bir Ortaçağ iktisadiyatının b.esatet ve betaatinden hamlevî ve küt­leyi bir şekilde kurtularak dünya is­tihsal vetiresinin dairesine girdikçe, kâh maliyet ve fiyat, kâh sermaye ve yatırım ve kâh Dış ticaretimizin ga­yelerinde, istihsal vasıtalarının istih­lâk emteasma tercihi keyfiyeti yüzün­den mal darlığı yahut spekülatif te­mayüller, elbetteki kendilerini müna­vebe ile hissettireceklerdir.

Bunlara karşı en iyi tedbir, terakki hamlelerimize devam ederek yeni ikti­sadî bünyemizi bir an evvel meydana .getirmektir.

İşte bu dâvanın ortasında, Emlâk ve Kredi Bankasını yeni vazifelerle karşı laşmıg görüyoruz. Banka, bir yandan inşaat malzemesi sanayiini ele almak bir yandan da artık sadece ev ve mes­ken üzerinde durmıyarak aynı zaman­da ticarî değer arzeden ve şehirlerimi­zin imarında rol oynıyan büyük Ölçüde bina ve blokları finanse etmek im­kânlarını hazırlamak peşindedir.

Bu iki gayenin tahakkukunda, iki un­sur rol oynamaktadır. Bunlardan bi­rincisi, umumî sermaye durumumu -zun gittikçe salâh göstererek inşa ve imar sahasına daha ucuz faizle serma­ye aktarabilmesi diğeri de bizzat Em­lâk Bankasının taze kaynaklarla da­ha "büyük bir muamele hazmini omuz­layacak duruma girmesidir.

Bilindiği gibi Banka, bugün başta çi­mento olmak üzere in=aat malzemesi sanayii dâvasını cesaretle göğüslemiş ve üzerine almış bulunmaktadır. Bir yandan da şubelerim arttırarak, ken­di vedaatiyle yapılacak imar işlerini —Mesken dâvası, başta bulunmak üze­re memleket şümul bir ölçüye çıkar­mak peşindedir.

İşte bu vasıfları lâyıkiyle taşımak ve bu rolünü ifa etmek üzere, 50 milyon liralık bir tahvilât işini halkımıza ar-zetmiş bulunmaktadır.

Bu tahviller, % 5 üzerinden vergiden muaf faiz rüchanı göstermekte, ayrı­ca, resmi, gayri resmî bilûmum malî v.e nakdî muamelelere esas olabilecek bir şekilde ihraç edilmektedir. Bu şart­lar sayesinde yalnız bankaya mevdu faizli mevduat ile bu tahviller arasın­da değil umumiyetle ve dolayısiyle, kârlı plasman ile bu tahviller arasın­daki münasebet de, ayniyete götürül­müş bulunmaktadır. Çünkü bu tahvil­ler hem derhal paraya hem de Emlâk ve Kredi Bankasının" giriştiği ve giri­şeceği bilûmum sınaî işlere yatarak, yine, rüchanlı bir şekilde eshama in­kılâp edebilecektir.

Bu suretle, bizdeki hipotek sermaye­sinin sermaye hareketi sahasının içine bîr ortak ve nâzım kuvvet olarak ka­tılması keyfiyeti bir kere daha teeyyüd. etmiş bulunmaktadır. Çünkü bu, ban­kanın ikinci tahvil çıkarma hareketi­dir. Bu hususun gerek alelade vatan­daşlarımız gerekse iş adamlarımız'ta­rafından anlayışla karşılanacağına ve bu 50 milyonluk tahvil işinin muvaffa­kiyetle başarılacağına şüphe yoktur.

Toprak Mahsulleri Ofisi ve buğdaylar

Yazan : Dr. Musiafa Uluöz

23/8/1954 tarihli (Zafer) den:

Memleketimizde ziraatın gelişmesi için, köylümüzün teknik vasıta ve bil­gilerini tamamlamak üzere sarfedilen gayretler ve alınan ekonomik tedbir­lerin tesiri, hububat ve bilhassa buğ­day istihsalimizin geniş Ölçüde artma­sında kendisini açık olarak göstermiş­tir. Türkiye son senelere kadar ancak r.ormal yıllarda ihtiyacı karşılayabile­cek miktarda buğday yetiştirebildiği halde, alman ekonomik ve teknik ted­birler ve bu arada hava gidişinin mü­sait olması sayesinde, [hakikî mâna-siyle buğday ihraç eden bir memleket olarak dünya pazarlarına çıkmış bu­lunuyor. Bu suretle 1953/54 senesinde memleketimizden ihraç edilen hububat miktarı  1.180.000 tonu aşmıştır.

İçinde bulunduğumuz istihsal yılının ekim ve gelişme devrelerinde havanın gayrî müsait gidişi mahsûl miktarı üze rinde menfi tesir yapmış bulunmakla beraber, istihsal memlekette bir dar­lık meydana getirecek mahiyette ol­mamıştır. Yalnız, hububat ziraatımız bu derece inkişaf etmemiş olsaydı, bu sene dahilî ihtiyacımızı karşılamada eskiden bir çok senelerde olduğu gibi, büyük sıkıntılarla karşılaşmamız ve it­halât zaruretinde kalmamız muhtemel­di. Bugün ise, buğday ihracına aralık­sız olarak devam edilmektedir.

Normal senelerde Türkiyede buğday istihsalinin, senede en az bir milyon tona yakın bir miktarda ihraç imkânı sağlayacak derecede artmış olması, memleketimizde buğdaya ait yeni prob lemler meydana çıkarmıştır. Bunlar­dan en mühimi, hububat alım ve satı­şı ile vazifeli bulunan Toprak Mahsul­leri Ofisinin, ziraatımızın başta gelen ve geniş bir müstahsil kitlesini yakın­dan ilgilendiren buğday mahsulünü de değerlendirmede, teşkilât ve tesisleri­mi memleketin yeni ihtiyaçlarına uygun bir surette ayarlama mes.elesi ol­muştur.

Toprak Mahsulleri Ofisi 1936 senesin­de daha ziyade buğday fiyatlarını ko­rumak büyük şehirlerin ve ordunun, ihtiyaçlarım karşılamak üzere kurul­muş bir müessese olduğu halde, son yıllarda artan hububat istihsali karşı­sında bu vazifelerin yanında dış tica­retimiz bakımından çok önemli bulu­nan buğday ihracat işini de üzerine al­mış bulunuyor. Toprak Mahsulleri O-fisi dahilde alım ve nakil işlerini dü­zenli bir surette yapabilmek için an-bar ve tesislerini arttırırken, ihracat, için zarurî olan limanlardaki silo te­sislerinin kurulmasını plânlamış ve tatbikata da geçmiştir. Bu plân gere­ğince, Haydarpaşada 34.000, İzmirde-20.000, Iskenderunda 20.000, Trabzon-da 10.000 tonluk siloların kurulmasına, başlanmış   ve   inşaat   cok   ilerlemiştir.

Bu silolar, silo tekniği bakımından bü­tün yenilikleri ihtiva ettiği gibi, bil­hassa ihraç mallarının temizlenmesi için, büyük kapasiteli temizleme tesis­leri de bulunmaktadır.

Alman tedbirler arasında, bu sene buğ­day fiyatlarının çeşit ve kaliteye göre tesbiti, memleket buğday istihsalinin, kaliteye doğru yönelmesinde muhak­kak müsbet tesiri gösterecek ve 1955 de hazırlanmış olan buğday standardi-zasyonunun tatbikini kolaylaştıracak­tır.

Buğday istihsalimizin artması, teknik ve ekonomik tedbirlerle sağlandıktan sonra, üzerinde durulacak diğer mü­him bir iş de, buğdaylarımızın çeşit saflığı ve teknik değerleridir. Bilhassa, bu mevzu ihraç mallarında büyük bir önemi haizdir. Ancak bu konunun araş­tırılması ziraatla ,daha sıkı iş birliğini icabettirmektedir. Çünkü, memleket buğdayları çeşit itibariyle çok karışık­tır. Bunlardan ziraata yarayışlı olduğu kadar teknik değeri de uygun çeşitle­rin memleket ziraatına yerleştirilmesi gerekmektedir. Son senelere kadar da­ha çok verim üzerinde çalışılmış bu­lunması, bugün diğer memleketlerde olduğu gibi, buğday çeşit saflığından başka «Kalite» meselesinin ön plâna alınmasını zarurî kılmaktadır. Bu za­rureti göz önünde bulunduran Toprak Mahsulleri Ofisi, buğdaylarımızın çe­şit saflığı ve Kalite» si ile ekonomik bakımdan, bu iki mühim problemi hal­letmek üzere, külfetli ve hacimli işleri arasında bu sahada da ciddî çalışmalara başlamış bulunmaktadır. Bu maksatla Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Mü­dürlüğü, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile iş beraberliği yapmayı ka­rarlaştırmış ve bu mevzuların kısa za­manda halli için bir iş programı tesbit etmiştir. Ziraat Fakültesinin de uzun zamandan beri üzerinde çalıştığı bu meseleler, Toprak Mahsulleri Ofisi ile yakın işbirliği ve Ziraat Vekâleti teş­kilâtının gayretli çalışmaları neticesin­de halledilecek bu suretle memleket buğdaylarının dış piyasalardaki duru­mu da emniyet altına alınmış olacak­tır.

Tesbit edilen programa göre, memle­ketimizde yetiştirilmekte bulunan ve Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından sa­tın alman buğdayların teknik değer­leri, Ankara Ziraat Fakültesi Ziraat Sanatları kürsüsünün, Toprak Mahsul­leri Ofisi tarafından temin edilen va­sıtalarla takviye edilmiş olan lâbora-tuvarlarında, çeşit ve ziraî vasıfları da .Bitki Yetiştirme ve ıslâhı Kürsüsünde .geniş araştırmalara tâbi tutulmakta­dır.

Bu araştırmalar sonunda, Türkiye buğ­daylarının ziraî vasıfları ile, teknik de-.ğerleri ortaya çıkacağı gibi, bilhassa Ofisin elinde bulunan malın kıymeti de lam olarak bilinecektir. Bunun bilhas­sa dış satışlarda sağlayacağı kolaylık­ları izaha lüzum yoktur. Çalışmalar ayni zamanda yetiştirmede çeşit bakı­mından tutacağımız yolu aydınlatmış ve buğday standardizasyonunun tatbi­kini kolaylaştırmış olacaktır.

Yazık, çok yazık! Yazan : Burhan Apaydın

28/8/1954 tarihli (Türksesi) n-den:

Meşhur siyaset tezvircisi, evvelce yaz­mış olduğu bir makalede ileri sürdüğü bikirleri tevil etmeğe çalışırken büsbü­tün affedilmez bir duruma düşmüştür. (Evvelki günkü) Halkçı gazetesinde Nihad Erim, yine eski düşüncelerini tek­rar ederek bazı zamanlarda hürriyet­leri kısmanın ve hürriyet ilâhının üze­rine şal Örtmenin lüzumuna kani ol­duğunu beyan etmekde ve hürriyete şal örtülen devit. olarak Atatürk'ün idaresi zamanını kas,dettiğini açıkça yazmaktadır.

İnönü'nün diktatörlük idaresinin ba=; yardımcısı rolünü oynamış olan Nihad Erimin, İnönü'nü bir hürriyet kahra­manı ve buna mukabil Atatürk'ü bir diktatör olarak göstermek istemesi an­cak nefret ile karşılanacak bir hare­kettir.

Atatürk, Türk Devletinin kurucusudur. Onun bütün gayesi, Türk Milletinin hak ve hürriyetlerine daima sahip bu­lunması şeklinde tecelli etmiş ve bunu da her şeyden Önce inkılâp nizamının muhafazasında görmüştür. Atatürk bu gaye tahtında, hürriyet ilâhını şal ile örtmeği hiç bir zaman düşünmemiş, bilâkis ferdi hak ve hürriyetlere karşı vuku bulacak tecavüz hareketlerini Önleyici tedbirler üzerinde durmuş­tur.

Nihad Erim yazısında, siyasî hüviyeti İtibariyle Atatürk'e «Diktatör» sıfatını vermiştir. Atatürk'e karşı bu şekil bir lisan kullanmak haksız ve ağır bir it­hamdır. Diktatör, zalimdir. Atatürk'ün bu millete ne zulmü olmuştur? Dikta­tör şahsî menfaatini düşünür. Atatürk bütün hayatıca millet ve memleket menfaatini düşünmekten, bu yolda ömrünü halk hizmetine vakfetmekten baş­ka na yapmıştır? Diktatör, daima dik­tatörlük rejimini meşru kılıcı fikir ve kanaatler der meyan eder. Atatürk'ün nutuk ve konuşmalarında hürriyet re­jiminin fayda ve lüzumundan, millet hâkimiyeti prensibinin müdafaasından başka ve bunun hilâfına olan bir husu­sa rastlamak mümkün müdür?

Buna mukabil İnönü devri, tam mânasiyle bir despot idaresinin hususiyetle­rini taşır. Millî hâkimiyet prensibi bu devirde insafsızca çiğnenmiştir. Kırılan rey sandıkları, çalman reyler, fikir ve kanaatlerinden dolayı inletilen vatan­daşlar aylarla kapalı tutulan gazeteler bunun canlı delilleridir. İddia edildiği gibi, Türk demokrasisi asla İnönü'nün.

eseri de değildir. Seçim kanunu filvaki Halk Partisi iktidarı zamanında ya­pılmıştır. Fakat, Halk Partisi millî ira­denin şahlanışı karşısında bu kanunu çıkarmağa mecbur kalmıştır. O kanun İnönü'nün veya Halk Partisinin değil, Türk milletinin zorlayıcı kuvvetinin hususiyetini taşır.

İktidarı zamanında daima diktatörlük emellerini aşırı surette tahakkuk ettir­meği düşünmüş ve her hareketlerinde gizli olarak bu maksadı taşımış olanlar şimdi Demokrat Parti iktidarının dayni düşünce içinde bulunabileceği şeklinde bir ruh haletini temsil edi­yorlar. İktidarın millî iradeye istinat edeceği ve ettiği hakikatini bir türlü havsalaları almamaktadır. Dört sene­dir yaptıkları diktatörlük ithamlarına millet, son seçimler ile de, kat'î ceva­bını verdiği halde onlar yine aynı te­raneyi tutturmuşlardır. İktidar faali­yetlerinin millet menfaatini hedef al­ması iktiza ettiği prensibini idareleri zamanında daima arka plâna atarak maddî ve siyasî bakımdan ikilik men­faatini düşünmüş oldukları için, bugün Demokrat Parti iktidarının hüsnüni­yete ve hürriyet rejiminin tabiî esas­larına istinat eden karar ve hareketle­rinin elbette ki mâna ve mahiyetini anlayamazlar. Onların anladığı mâna­da bir iktidarı bu millet istememiştir ve asla arzu etmiyecektir.

İktidara karşı muhalefet vazifesini kö­tüye kullanmaları yolundaki hareket­lerinin Türk vatandaşlarının aklı seli­mi muvacehesinde semeresiz kalması mukadderdir. Bu bakımdan isnat ve iftiralar ancak kendilerini alçatmakta ve kimsenin telâş ve endişesini mucip olmamaktadır.

Fakat, Türk devletinin kurucusu olan Atatürk'e dil'uzatmalarına tahammü­lümüz yoktur, İnönü devrini hürriyet­ler nizamı olarak gösterip, Atatürk'ü hürriyet ilâhının üzerine şal Örtmekle ithamın, inkılâp ve Demokrasi siste­mimize suikast teşkil edici mahiyette bir vasıf taşıdığını da unutmamak ge­rekir. Zira, her türlü irtica hareketi kuvvetini Atatürk'ün varlığını inkâr­dan ve onun asil hüviyetine tecavüz düşüncesinden almıştır. Nihat Erim'in :hiç olmazsa bunu düşünmesi ve Atatürk'ün aziz varlığını süflî gayelerin izah veya müdafaasına vasıta yapma­ması beklenirdi.

Yazıklar olsun!...

30 Ağustos

Yazan: M. F. Fenik

30/8/1954 tarihli (Zafer) den:

Büyük zafer, 32 yıl evel, bugün kaza­nılmıştır. Bize bu büyük günü, kanlan bahasına kazandıran mukaddes şehit­lerimizin hâtıralarını bir defa daha, a-zizlestirelim ve harp meydanlarında ölümü dahi yenen gazilerimizi bir defa daha tazimle analım.

30 Ağustos, sade Türk tarihinde değil, medeniyet tarihinde bir merhaledir. Çünkü bu zafer bütün dünyaya, her tehlikeye karsı mütesanid, Örnek bir millet göstermiş, Türklere yekpare bir vatan vermiştir.

Her milletin kendi mukadderatına ken­disi sahip olması prensibi, tâ o zaman­dan kurulmuş ve cihana ilân edilmiş­tir. Bugün onun için, bu mukades yıl­dönümünü büyük bir heyecanla kutlu­yoruz.

Daima ,daha refahlı, daima daha ileri, hür ye mesud Türkiyenin temeli bugün Dumlupınar topraklarında yükselmiş, o topraklar, hüriyet ve istiklâl âşıkı bir milet evlâtlarının kanlarıyle yuğrula-rak hamaset âbidesinin ilk harcı olmuş tur.

30 Ağustos bir mucizedir. Çünkü 30 Ağustos içimizde kendimize karşı duy­duğumuz inanın çelik süngüleri eritti­ği, bütün düşman dünyasının topla­rını, tüfeklerini tıkayıp geri tepdirdiği .gündür. 30 Ağustos sabahı, Türkiye'ye ilk gü­neş Çal tepelerinin ardından Gazi Mus­tafa Kemal'in nûr çehresiyle doğmuş ve o nurun hâlesi tâ Araş kıyılarından Meriç boylarına kadar yüce Türk va­tanın; ve Türk kaderini aydınlatmıştır.Ondan evelki Osmanlı tarihinin gözyaş lariyle küflenmiş ve İstıraplarla pörsümüş sayfalarına ibretle bakalım; ve son ra gözlerimizi mesut bir devrin başlan­gıcı olan 30 Ağustosa çevirelim!

İşte o gün Gazi Mustafa Kemal:

— Ordular hedefiniz Akdenizdir, ku-mandasîyle Türkün altın tarihinin en büyük sanlı ve şöhretli destanını yaz­mıştır. Türk devleti işte bu tılsımlı ko­mutun çelik iradesi altında kurulmuş ve bize aşılmaz, geçilmez ve ileri bir yurt sağlamıştır.

30 Ağustos, sade bir zafer değil, bü­yük inkılâpların başıdır. Nemiz varsa ondan geliyor. Eğer bugün hür insan­lar gibi rahat nefes alabiliyorsak, fab­rikalarımızın bacaları tütüyorsa, kara cehaletle savaşabiliyorsak, istibdadın zincirlerini yaman bir hamle ile kırıp kopardıksa, bütün bunların hepsini, ama hepsini, istisnasız, 30 Ağustos za­ferinin Türk milletine açtığı engin im­kânlara borçluyuz.

O günden bugüne kadar başarılan bü­yük inkılâpları birer birer hatırlıyarak her  defasında  bu  efendi millete olan inanımızı tazelemek vazifemizdir. U-nutmıyahm ki, bu inkılâpların en kıy­metlisi, şimdi ulaştığımız geniş demok­rasi hayatıdır. Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletin olduğu için, millî ira-dp artık en yüksek burcuna ulaşmıştır. Her türlü tahakküme karşı koyacak kuvayi milliye ruhu3 damarlarımızda daima büyük selâbeti ile mevcuttur.

Bu demokrasi inkılâbını kötülemek istiyenler, hakikatleri tahrif ederek çok çok eski devirlere doğru bir yol taki­bine çalışanlar olursa, kafalarım dai­ma kanunun sert duvarına çarpacak­lardır.

Hür vatanda hür vatandaş, ne düşma­na bir karış toprak, ne istiklâlden, hür­riyetten ve millî hâkimiyetten bir zer­re fedakârlık!

30 Ağustostan aldığımız ders budur. Üzerinde yürüdüğümüz asil yol budur. Ve her inkılâp yolu bizim için böyle Dumlupınarlardan, iman pınarların­dan geçer.

Büyük Türk milleti, yolun ve bahtın acık olsun.

4 Ağustos 1954

 

—  Barcelonette

Bir Türk turist arabası bugün Barcelo­nette yakınında 300 metreden derin bir uçuruma yuvarlanmıştır. Otomobil içinde bulunan beş İtişi ölmüştür.

Arabanın Ankara tüccarlarından bay Celani'ye ait olduğu ve kaza neticesin­de bay Ceylani'nin eşi ve çocuğu ile birlikte -öldüğü anlaşılmıştır. Kazaya kurban giden diğer çiftin hüviyetleri tesbit olunamamıştır.

6 Ağustos 1954

 

—  Londra:

Haftalık «Spectator,» dergisi dünkü sa­yısında orta doğuda barışı muhafaza etmek ve komünizmi önlemek için yeni diplomasi tekniğine ihtiyaç olduğunu yazmaktadır.

Batılıların Asyadan çekilmelerine işa­ret eden dergi şöyle devam etmekte­dir:

"Batılı devletlerin geliştirmeğe mecbur bulundukları yeni müsbet teknik me­todundan birisi yeni top ittifaklardır. Türkiye ile Pakistan arasındaki askerî pakt buna misal teşkil eder. Bu pakt Amerikan askerî yardımından fayda­lanmaktadır ve nato ile .dolayısile bağ­ları vardır.

Batının tesirini göstermesi icap eden diğer bir istikamet de Arap - Yahudi münasebetleridir.

Her nekadar şimdiki halde Arap - İs­rail barışı hakkında herhangi bir iler­leme temini mümkün görülmüyorsa da, Ürdüne malî yardımda bulunan İngil­tere ile İsraili finanse eden Amerika­nın hudut .gerginliğini azaltmak için birşeyl^r  yapmaları   icap   etmektedir.

11   Ağustos 1954

 

—- Bonn:

Federal Almanya ticaret vekâletinden bugün açıklandığına göre, 30 Haziranda sona eren Türk Alman ticaret an­laşması 31 Ekim 1954 tarihine kadar uzatılmış ve her iki memleket teati et­tikleri mütekabil notalarla bu temdidi kabul etmişlerdir.

12  Ağustos 1954

 

— New - York:

Türkiye Denizcilik Bankası temsilcile­rinden müteşekkil bir heyet yük gemi­si satın almak maksadile bugün İstan­bul'dan New - York'a gelmiştir.

Heyet reisi ve adı geçen bankanın idare meclisi üyesi Dr. Ata Nutku satın alı­nacak gemilerden ikisinin Vietory ti­pinde, diğerlerinin ise daha küçük fa­kat daha yeni şilepler olacağını söy­lemiştir. Türk heyeti Amerikada bir ay kadar kalacaktır.

13 Ağustos 1954

 

— Ottawa:

Dün Amerika'dan Kanada'ya geçen İs­tanbul valisi Prof. Gökay ve refikası, Ottawa hava meydanında Kanada bü­yükelçimiz, refikası ve sefaret erkânı tarafından karşılanmıştır. İndiği otele Türk bayrağı çekilmiş olan vali, bura­da Ottawa Montreal belediye reisleri ve Kanada devlet ricali ile tanınmış, muhtelif müesseseleri gezmiştir.

Türkiye büyük elçiliğinde verilen ve Kanada nazırları ile ileri gelen şahsi­yetlerin ve Otta^a belediye reisi ile basın mensuplarının hazır bulunduğu kokteyl, çok samimî bir hava içinde geçmiştir.

Bütün Kanada gazeteleri, bu seyahat­ten, Türkiye'nin dünya sulhuna hizme­tinden, üçlü paktın tahakkukuna bil­hassa çalışmakla diğer' hür devletlere pek hayırlı bir imtisal numunesi olmuş bulunmasından ve memleketimizle Ka­nada arasındaki samimî dostluk müna­sebetlerinden sitayişle bahsetmektedir­ler.

İstanbul valisi, bugün Toronto'ya hare­ket etmiştir.

16 Ağustos 1954

 

— Londra:

İngiliz muharrir ve seyyahı Freya Stark bugün Times'da neşredilen bir makale­sinde, Güney Türkiyenin birkaç sene­ye kadar dünyanın turistik merkezle­rinden biri hâlini alacağını bildirmek­tedir.

Miss Stark makalesine şöyle devanıet-mektedir:

«İnsan burada eski bir âlemden kal­ma büyük bir zemin üzerinde batı dün­yasının ilham edeceği her çeşit güzel­liklerin ve refah emarelerinin yakında pırıl pırıl parlayışını bekliyebilir.

Muharrir yazısında Türklerin medeni­yet anlayışına temas ettikten ve bu ko­nudaki ileri hamlelerini belirttikten sonra şöyle demektedir:

Türkiyenin güney bölgesindeki en hücra köylerinde dahi insan tam bir sükûn ve an'anelere tam bir bağlılık müşahade etmektedir, köylüler kendi aralarından çıktığım çok iyi bildikleri hükümete karşı büyük bir sevgi duy­maktadırlar.

Ayni köylüler memleketlerini ziyaret eden yabancılara karşı da büyük bir nezaket ve misafirperverlik göstermek­tedirler.»

— Calais:

Türk yüzücüsü Murad Güler Manş'ı geçmiştir. Güler, Manşı geçen ilk Türk yüzÜcüsüdür.

Bilindiği gibi dün, Murad'la hemen ay­ni zamanda yüzmeğe başlayan iki Mı­sırlı yüzücü bir müddet sonra teşeb­büslerinden vaz geçmişlerdi. Bir Ameri kah yüzücü ise suya girmeden teşeb­büsten sarfınazar etmiştir.

Bu suretle Güler, bu yıl Manşı geçen ilk yüzücü olmaktadır.

u'Rolande Sonia» remorkörü manşı geç­tiği müddetçe Murat Gülere refakat et­tikten sonra bu sabah kendisini tekrar Calais limanına getirmiştir.

Dün gmt ayariyle 6.40 da Cap Gris Nez'den denize açılan Murat Güler 23.30 da İngiltere kıyısına ayak basmış­tır. Yolun sonuna doğru oldukça hare­ketli bir denizle mücadeleye mecbur olan yüzücü çok yorgun düşmüştür.

21 Ağustos 1954

 

— New - York:

İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay memleketine dönmek üzere dün İsviç-reye hareket etmiştir.

Eski bir asabiye mütehassısı olan İs­tanbul valisi seyahati hakkında şunla­rı söylemiştir: Hususî mahiyette seyahat ediyorum. Bu seyahat bana Türk - Amerikan dostluğunun her zamankinden daha kuvvetli olduğunu müşahede etmek fır­satını verdiği için son derece faydalı olmuştur. Memleketimde büyük bir sa­adet içinde dönüyorum. Her gittiğim y.erde bir Türk, Amerikanın başlıca dostu olan memleketin bir ferdi olarak karşılandım. Yalnız Amerika değil Ka-nada'da müşahede ettiğim bu hal bana son derece gurur verdi. Şunu söylemek isterim ki Türk halkının Amerikalılara karşı beslediği dostluk da ayni derece­de kuvvetlidir.

Gökay İsviçre'de bir hafta kalarak migro teşkilâtı mensupları ile görüşmeler­de bulunacağını, bu görüşmelerde migro'nun İstanbul'a göndereceği altmış satış arabası mevzuunun ele alınacağı­nı söylemiştir. Gökay İsviçrede bir haf­ta kaldıktan sonra İstanbul'a dönecek­tir.

22 Ağustos 1954

 

— Yokohama:

Bugün Yokohama limanına, Türkiye menşeli ve bir milyon yen kıymetinde onaltı ton afyon gelmiştir. Afyonlar bu­radan, Japon sağlık vekâleti depoları­na naklolunacaktır. Afyonların liman­da tahliy.e işi, herhangi bir kaçakçılığa meydan verilmemesi için polis nezare­ti altında yapılmıştır. Japonya harp so-nundanberi, ilk defa olarak tıbbî gaye­lerle afyon ithal etmektedir.

24 Ağustos 1954

 

—- New - York:

Maarif vekili Celâl Yardımcı bugün uçakla N.ew - York'a gelmiştir. Maarif vekilinin başkanlığındaki Türk heyeti Amerikan üniversitelerinin, bilhassa Nebraska üniversitesinin kuruluş ve çalışma tarzını tetkik edecektir.

— Saint

Sebastien:

İspanya Dışişleri Vekili »Alberto Mar­tin Artajo dün, Türkiye büyükelçisi Ke­mal Köprülü'yü kabul etmiştir.

28 Ağustos 1954

 

—  Washington:

Türkiye Maarif vekili Celâl Yardımcı, Washinigton gazetecilerinin şerefine verdikleri yemekte söz alarak demiştir-ki:

Doğu Anadolu'da kurulması mutasav var Atatürk üniversitesi Türkiyenin mukadderatından emin olduğuna müsbet bir delildir.

Üniversitenin inşasında Türk Ameri­kan işbirliğinin, Türkiye ile Amerika arasında mevcut dostluk bağlarını gös­terdiğini belirten Celâl Yardımcı, kül­tür sahasındaki münasebetlerin en az askerî ve siyasî münasebetler kadar mühim olduğunu söylemiş ve demiştir ki:    *

Bu üniversitenin kurulması için Ame­rikanın teknik yardımı Nebraska üni­versitesine tevdi edilmiştir. Bu eyaletin iklimi ve jeolojik durumu doğu Anado-lununkine çok benzemektedir. Ameri­kanın dış faaliyetler idaresi bu tasarı­ya 1 milyon doları aşan bir kredi tah­sis edecektir. Türkiye hükümetinin iş­tiraki daha fazla olacaktır.

—  Belgrad:

Birkaç günden beri Yugoslav hava kuv­vetleri kumandanının davetlisi olarak Belgrad'da bulunan hava kuvvetleri kumandanımız korgeneral Fevzi Uçan-er, dün sabah İkarus tayyare fabrikası­nı ziyaret ederek ilgililerden izahat al­mış ve öğleyin fabrika müdürü tarafın­dan şerefine ve heyet azalarına verilen yemekte hazır bulunmuştur.

Hava kuvvetleri kumandanımız öğle­den sonra Belgrad civarındaki muhte­lif hava birliklerine giderek incelemele­rine devam etmiştir.

29 Ağustos 1954

 

— Belgrad:

Yugoslav hava kuvvetleri kumandanı­nın davetlisi olarak bir kac gündenberi Belgrad'da  bulunan hava     kuvvetleri

kumandanımız korgeneral Fevzi Uçaner ve beraberindeki hava heyetimiz dün de tetkiklerine devam etmiştir.

Heyet Belgrad'm Mostar kasabasında askerî tesislerde incelemeler yapmış ve cğleden sonra Yugoslavyanm en büyük enerji kaynağı olan Jablanca hidro .elektrik barajını gezmiştir.

Heyetimiz daha sonra Saray Bosna'ya müteveccihen Belgrad'dan hareketle dün gece geç vakit Sarajevo'ya muva­salat etmiştir.

31 Ağustos 1954

 

— Napoli:

Amerikan, Türk ve Yunan denizaltıla-rmm iştiraki ile yapılan Keyston ma­nevraları bugün başlamıştır.

— La Haye:

Nisyana gömülen La Haye mahkeme­si, diye anılan daimi hakem mahkeme­si, 1940 dan beri ilk defa bugün gizli bir celse akd ila usul hakkında görüş­müştür.

Bu toplantı, Osmanlı imparatorluğu Fenerler İdareî Umumiyesi adile ku­rulan Fransız şirketine, bakım ve idare imtiyazı verilmiş olan Yunan sahilin­deki fenerlerin Yunan hükümetince devletleştirilmesi dolayısıyle Fransa'nın Yunanistandan tazminat talebi ve bu husustaki iddiasını tetkik için yapıl­mıştır.

Her ikisi de La Haye'nin mermer salon­lu sulh sarayında çalışmakla beraber,, hakem mahkemesi milletler arası ada­let divanından tamamile ayrı bir te­şekküldür.

Hakem mahkemesi aleni olarak yarın, toplanacaktır.

1 Ağustos 1954

 

— İstanbul:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Yugos­lav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisi­cumhuru mareşal Josip Broz Tito'nun dâvetine icabetle yarın, 1 Eylül Çar­şamba akşamı saat 17.30 da ilk olarak Yugoslav topraklarına. Dalmaçya sa­hillerindeki Rijeka limanında ayak ba­sacaktır.

Reisicumhurumuzun ziyaretleri müna-sebetile hazırlanmış olan program şu suretle tertiplenmiştir:

1   Eylül Çarşamba saat   17.30  da Rijeka'da merasimle karşılanacak olan re­isicumhurumuz ayni akşam hususî birkatarla Belgrad'a hareket edeceklerdir.

2   Eylül Perşembe günü saat 17'de Belg­rad'a muvasalat  edilecek ve reisicum­hurumuz  garda  Yugoslav  devlet reisimareşal Josip Broz Tito ve diğer Yu güplav devlet ve hükümet erkânı tara­fından büyük bir merasimle karşılana­caktır. Reisicumhurumuz ayni gün ak­şam yemeğini hususî surette Yugoslavreisicumhuru ile yiyecektir.

3   Eylül Cuma günü Reisicumhurumuzmeçhul asker âbidesine çelenk vaz'edecek ve öğleyin Yugoslav reisicumhuru­nun şerefine vereceği resmî öğle yeme­ğinde hazır bulunacaktır.

Reisicumhurumuz ayni gün Öğleden sonra diplomatik misyon şeflerini ka­bul edecek, gece "Beyaz Saray» villâ­sında şereflerine tertip edilecek kabul resminde bulunacaktır.

Eylül Cumartesi günü öğleden evvel Belgrad'da bir gezinti yapacak ve as­kerî müze, kale meydanı, millî müzeyi ziyaret edecek olan reisicumhurumuz, öğleyin Yugoslav federatif meclisi re­isi Moşe Piyade tarafından şereflerine verilecek öğle yemeğinde bulunacaktır. Ayni gece Reisicumhurumuzun, şerefi­ne millî tiyatroda bir gala verilecektir.

Eylül pazar günü sabahı Reisicumhu­rumuz, askerî gecid resminde hazır bu­lunacak ve öğleyin resmî bir yemek ve­recektir. Gece Türkiye Büyükelçisi, Reisicumhurumuz şerefine bir kabul res­mi tertip edecektir. ReisicumhurumuzCelâl Bayar.. kabul resminden sonra hu­susî bir katarla Belgrad'dan Saraybosna'ya müteveccihen hareket edecek vegarda merasimle uğurlanacaktır.

Eylül Pazartesi sabahı Saraybosna'yanruvasalat  edecek  olan Reisicumhuru­muz, şehirde bir gezinti yaparak millîmüzeyi, Princio köprüsünü, Hüsrevbeycamiini ve Bascarsija    mâbetini göre­cekler ve sonra Saraybosna niversite­sinde kendilerine fahrî doktorluk paye­sinin tevcihi merasiminde hazır bu­lunacaklardır.

Reisicumhurumuz öğle yemeğinde Bos-nahersök Meclis Reisinin şeref misafiri olacaklar ve öğleden sonra hususî tren-lerile Zenier'ya hareket edeceklerdir. Burada Zelzejera'yı ziyaret ettikten sonra ayni günün akşamı Zagreb'e ha­reket edilecektir.

7 Eylül Salı günü sabahı Zagreb'e mu­vasalat edecek olan sayın Bayar, RadeKoncar ve Prvomajska fabrikalarınıgezecek ve Hırvatistan meclis reisi ta­rafından   şerefine verilecek öğle yeme­ğinde hazır bulunacaktır.

Reisicumhurumuz öğleden sonra Ljubl-jana'ya hareket edecek ve ayni gün Ljubljana'dan otomobillerle Bled'e gi­dilecektir. Yugoslav devlet reisi, gece Bled Sarayında Reisicumhurumuz sere fine bir kabul resmi tertip edecektir.

8   Eylül Çarşamba günü Bled'den Ljubljana'ya dönülecek ve Litostroj fabrikasıgezildikten soma reisicumhurumuz Slovenya meclis reisinin, şerefine vereceği öğle yemeğinde hazır bulunacaklardır. Reisicumhurumuz öğleden sonra oto­mobille Opatija'ya hareket edecek ve Brioni'ye gitmek üzere Jadranka yatı ile Opatija'dan ayrılacaktır. Sayan Ba-yar, ayni gece Brioni'ye muvasalat edecektir.

9   eylül perşembe günü sabahı Reisicumnurumuz Brioni   adasında bir   gezintiyapacak  ve öğle yemeğinde Yugoslavreisicumhurunun şeref misafiri olacak­tır.

Reisicumhurumuz ayni gün akşam üze­ri Jadranka yatı ile Brioni'den ayrıla­cak ve Yugoslav filosunun geçid res­minde bulunacaktır.Yugoslav reisicumhuru, sayın Bayar'a Jadranka yatında veda edecek ve rei­sicumhurumuz, karşılama merasimine katılan zevatla birlikte Savarona okul gemisine gelerek orada kendilerine ve­da edecek ve Türkiye'ye müteveccihen Yugoslavya'dan ayrılacaklardır.

— Belgrad:

Reisicumhurumuzun dost ye müttefik Yugoslavya'ya yapacağı ziyaret günü yaklaştıkça Yugoslav gazetelerinde re­isicumhurumuz ve memleketimiz hak­kında yapılan dostça neşriyat hergün biraz daha artmaktadır.

Hemen bütün [gazeteler ziyaretin kıy­met ve ehemmiyetini belirten yazılar neşretmekte devam ediyorlar.

Bu arada Mevnik gazetesi (dostluk zi­yareti) başlısı altında neşrettiği bir ma­kalede «Celâl Bayar'm liderliğinde bu­lunan bugünkü modern Türkiye'nin Kemal Atatürk'ün «yurtta sulh, cihan­da sulh» siyasetini nasıl hassasiyetle takip  ettiğini  cihan  bilmektedir. Diğer taraftan Saraybosna'da münteşir Oslobojenyo .gazetesi de bugünkü nüs­hasında dTürkiyedeki iktisadî kalkın­ma» ballıklı bir makale neşretmekte­dir. Bu makalede memleketimizin son. yıllarda başardığı iktisadî kalkınmanın iktisaden geri kalmış memleketler için örnek teşkil edecek derecede parlak ol­duğunu söylemekte ve müteaddit mi­saller vermektedir.

26 Ağustos 1954

— Belgrad:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın gele­cek hafta Yugoslavya'yı ziyaretleri mü­nasebetiyle bütün Yugoslav gazetele­rinde geniş Ölçüde neşriyat başlamış bulunmakta ve gazeteler sayın Bayar':Fotoğraflarını yayınlamaktadırlar.

Bu arada Yugoslavya'nın en büyük ga­zetesi Borba, bugünkü nüshasında bi­rinci sahifede "Türkiye'den Yugoslav­ya'ya dostane bir ziyaret» başlığı al­tında man?et vererek Reisicumhurumu zun 1 EylûFden itibaren Yugoslavya'yı ziyaret edeceğini bildirmektedir.

Borba gazetesi aynı zamanda yine bi­rinci sahifesinde sayın Celâl Bayar'm büyük bir resmini ve altındaki makale­de de biyografisini neşretmekte ve bu" münasebetle Atatürk'ün giriştiği mu­azzam kurtuluş mücadelesindeki çok geniş ölçüde hizmetlerinden bahset-' mektedir.

Yine Belgrad'ta çıkan politika gazetesi birinci sahifesini baştan başa kaplayan reisicumhurumuzun büyük bir resmini yayınlamakta ve ziyaret- programını neşrettikten sonra şunları ilâve etmektedir:

Türkiye reisicumhurunun bu ziyareti,, Türkiye ile Yugoslavya arasında mev­cut dostane ittifak münasebetlerinin da­ha da kuvvetlenmesinde azamî nisbet-te müessir olacaktır. Zagreb'te yayınlanan ve Yugoslavya'­nın en büyük gazetelerinden biri olan Vijesnik gazetesi de bugünkü nüsha­sında üçüncü sahiiesini memleketimi­zin iktisadî durumu hakkındaki büyük bir makalesine hasretmiştir.

28 Ağustos 1954

 

— Belgrad:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın Yu-goslavyaya yapacağı ziyaretin akisleri ve hazırlıkları devam etmektedir.

Yugoslav siyasî çevreleri bu ziyarets büyük ehemmiyet atfetmektedirler. Müşahitler, bir müddet evvel üç bal­kan hariciye nazırlarının Bled'de im­zalamış oldukları üçlü ittifak ve karşı­lıklı yardım andlaşmas, Yugoslav hari­ciye nazırı Koca Popoviç'in Bled'de söylemiş olduğu gibi «üç memleket ara­sındaki işbirliğinin daha başlangıçtan istiklâl ve hukuk müsavatı prensipleri­ne tamamen uygun olarak tekevvün ve inkişaf etmiştir.»

Cümlesi üzerinde durmakta ve reisi­cumhurumuz Celâl Bayar'ın ziyareti­nin İstiklâl ve hukuk müsavatı üzerin­de inşa edilmiş olan böyle bir paktı ta­kip gayeleri bakımından sürat sağla­yacağını söylemektedirler.

Diğer taraftan Riieka'da münteşir bu­günkü Novili gazetesi sayın Bayar'ın büyük eb'adda bir fotoğrafını neşretmiş ve geniş hal tercümesini yayınlamıştır.

Gazete ayrıca siyasî yazarının bir yo­rumunu da neşretmektedir.

Muharrir, bu yorumunda «balkan itti­fakı hâlen Avrupada arzu edilen sul­hu ıtsımin edecek en tesirli bir unsur­dur. Bu ittifak her üç memleket ara­sındaki, askerî, İktisadî, ticarî, kültü­rel ve spor sahalarındaki bağların sis­tematik bir şekilde artmasına sebep olacaktır «müteleasının ittifakın imza-smdan evvel söylendiğini ve yazıldı­ğını hatırlatmakta, bu isteklerin çok kısa zamanda tahakkuk ettiğini müşa­hede ile büyük bir zevk duyduklarını Muharrir devamla, bu yıl Zagrep'deki fuara Türkiye v.e Yunanistanm iştirak ettiğini, bir müddet evvel Belgrad'da. üç memleket arasında spor karşılaşma­ları yapıldığını, hâlen Türkiye hava. kuvvetleri kumandanının Yugoslav ha­va kuvvetleri kumandanının ziyaretini iade maksadiyle Yugoslavyada olduğu­nu yazmakta ve bu gibi temasların da­ima faydalar sağlayacağını ilâve etmek­tedir.

— Belgrad:

Bugünkü «Politika» ve «Borba» gazete­leri büyükelçimiz Agâh AkseTin, Yu-gopres haberler ajansına verdiği beya­natını birinci sayfalarında neşretmişler dir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ın Yu­goslavya'ya yapacağı ziyaret hakkında sorulan suale cevaben Agâh Aksel, de­miştir ki:

«Reisicumhurumuzun Yugoslavyayı zi­yareti iki devlet reisinin tekrar şahsen, temaslarda bulunmasına imkân verece­ği ve bu suretle memleketlerimiz ara-smdaki işbirliğinin ve dostluğun daha fazla takviyesine hadim olacağı cihet­le hususî bir ehemmiyet taşımaktadır.»

Büyükelçimiz daha sonra üçlü ittifak ve karşılıklı yardım andlaşmasma dair sorulan bir suali şöyle cevaplandırmış­tır.

Son iki sene zarfnda elde edilen mü­him neticelerin gösterdiği gibi Türkiye ve Yugoslavya arasındaki münasebet­ler çok ıy bir durumdarlar.

Ankara anlaşmasının akdinden bari si­yasî, askerî, iktisadî, kültürel sahalar­da büyük inkişaflar kaydedilmiştir. Bunun en önemli neticesi Bıtîd'de üç devlet arasında imzalanan ittifak ol­muştur. Memleketlerimiz arasındaki; bu. münasebatm her iki taraf menfaat ve emniyetine hadim olacak şekilde her gün biraz daha gelişeceğine emin bu­lunmaktayım.

Görüldüğü gibi memleketlerimiz ara­sındaki münasebat, siyasî, iktisadî ve kültürel sahalarda hergün yeni bir iş. birliği tezahürüne şahit olmaktadır. Bu

ahedesile tesisi derpiş olunan balkan is-tişarî asamblesini zikretmek kabildir. Bundan başka yine meselâ üç memle-"ket arasında gazeteciler birliğinin ve iktisadçılar birliğinin, balkan enstitü­sünün tesisi gibi mühim hamleler bu güzel işbirliğinden misal olarak gös­terilebilir.»

— İstanbul:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Yugoslavyaya hareketlerinden evvel kendile­rinden ihtisaslarını rica eden Anadolu ajansı umum müdürü Şerif Arzık'a şu beyanatı lütfetmişlerdir;

«Memleketimden ayrılmanın heyecanı "içinde, büyük dostumuz ve kuvvetli müttefikimiz Yugoslavya'y1 ziyaret edeceğimden dolayı sevinç duymakta­yım.

•Geçen Nisanda, memleketimize yaptığı ziyaretle, kalblerimizde unutulmaz hâ­tıralar bırakan. Yugoslav federatif dev­letler: reisicumhuru, aziz dostum mare­şal Josip Broz Tlto'vu ve yurtlarının kurtulması için tarihin kaydettiği en büyük fedakârlık numunelerini göster­miş olan kahraman Yugoslav halkını kendi topraklan üzerinde selâmlamak ve Türk milletinin sevgi ve hayranlığı­nı ulaştırmak suretiyle hayatımın mesut günlerini yaşamış olacağım.

Türkiye ile Yugoslavya arasındaki mü­nasebetler, fedakâr, realist ve istiklâl­lerine âık iki büyük milletin karşılık­lı duyduğu yakınlığa, dünya durumu­nun, coğrafî realitelerin icabat ve man­tığına dayanır.

Bunun içindir ki, geçenlerde Türkiye, yakın komşumuz Yunanistan ve Yu­goslavya arasında, Bled'de imzalanan üçlü ittifakın akdinden evvel dahi. Yu­goslavya'yı fiilî müttefikimiz olarak tanıyorduk.

Yalnız üç müttefikin değil, hürriyet ve istiklâllerini müdafaaya azmetmiş iyi niyetli diğer devletler camiası için de, cok hayırlı bir sulh ve emniyet unsu­ru te=kil eden Bled ittifaknamesinin imzalanmasından sonra, bu inanış, hu­kukî ifadesini de almış bulunmaktadır.

Yugoslavya'ya  ikinci cihan  harbinin felâketlerinden kurtarıp, bugünkü kud­retli durumuna ulaştıran ve onun mu­kadderatını büyük bir kiyasetle idare eden büyük devlet adamı, Tito'yu, Onun kıymetli mesai arkadaşlarına, Türk milletinin bu ittifaka verdiği kıymet ve ehemmiyeti tebarüz ettirmek, bu kader birliğinin daha da derinleşmesi için çalışmağa azimli olduğunu ifade etmek bu ziyaretim esnasında yapaca­ğım en zevki bir vazife   olacaktır.

Birkaç gün sonra aralarında bulunaca­ğım Yugoslav dostlarımıza şimdiden en iyi temennilerimi yollamakla bahtiya-

—Ankara:

Yugoslavya federatif Halk Cumhuriveti reisicumhuru Mareşal Josip Broz Ti-to'nun dâvetine icabetle Yugoslavya'yı 7İvaret edecek olan reisicumhurumuz Celâl Bavar'm bu seyahati esnasında ke-ndisine. teşkilâtı esasiye kanunu ge­reğince. Türkive Büvük Millet Meclie resi aşağıdadır:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliği­ne,

Yugoslavya'vı ziyaret etmek üzere, re­isicumhur Mareşal Josip Broz Tito ta­rafından vâki daveti kabul ettiğimden, 98 AŞustos 1954 Cumartesi günü İstan­bul'dan hareketim mukarrerdir. Teşkilâtı esasive kanununun 33 üncü maddesi mucibince avdetime kadar re-isicumhurluğa Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi Refik Koraltan'm vekâlet edeceğini saygılarımla arzederim.

Reisicumhur Celâl Bayar

— İstanbul:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, dost ve müttefik Yugoslavya federatif Halk Cumhuriyeti reisicumhuru ekselans Jo­sip Broz Tîto'nun daveti üzerine bera­berlerinde maiyeti erkânı olduğu hal­de bugün saat 15.15 de Savarona okul

etmiş­lerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, saat 14 cie refakatlerinde başvekil.Adnan Men­deres, devlet vekili Mükerrem Sarol, Dahiliye vekili Namık, Gedik ve Millî Müdafaa vekili Ethem Menderes oldu­ğu halde Florya'dan ayrılmışlar ve Sa-rayburnu'na kadar bayraklarla donatıl­mış ve reisicumhurumuzu uğurlamak üzere gelen onbinleri a5an bîr halk ka­labalığı tarafından doldurulmuş bu­lunan yol güzergâhmca selâmlanmış-lardır.

Reisicumhurumuz ve başvekilimizi hâ­mil bulunan açık otomobil Topkapı surları dışına geldiği zaman burada toplanmış bulunan binlerce kişi tara­fından «yaşa, varol" sesleri ve alkışlar­la karşılanmış, kendilerine iyi yolcu­luk temennilerinde bulunulmuştur.

Bundan sonra Edirnekapı yoliyle şehre girilmiş ve reisicumhur buradan uğur­lama merasiminin yapılacağı Saraybur-nuna kadar yine bütün yol boyunca kendilerini teşyie gelen ve tezahüratta bulunan halkı ayakta selâmlamışlardır.

Otomobil kafilesi konfeti ve serpantin yağmuru altında Fatih'den geçmiş ve Beyazıt üzerinden Gülhaneye inmiştir. Bu arada yolun Çarsıkapı'dan Sultan-ahmed'e kadar olan kısmında reisicum­huru görebilmek arzusu ile çırpman halkın izdihamı son haddini bulmuş­tur.

Reisicumhur Celâl Bayar ve başvekil Adnan Menderes'in bulundukları oto­mobil coşkun bir alkış tufanı içinde iyi yolculuklar temennisiyle halkın hissi­yatını ifade eden dövizlerin altından gülhane parkına vasıl olmuş ve bura­da da reisicumhurumuzu sayısı binleri aşan bir vatandaş topluluğu sevgi ve muhabbet   tezahürler iyi e karşılamıştır:

Saym Bayar, Gülhane parkına girişle­rinde etrafını hıncahınç doldurmuş olan kalabalık vatandaşların coşkun te­zahüratı karşısında ayağa kalkarak kendilerini selâmlamışlardır.

Reisicumhurumuz ve başvekilimiz oto­mobilden inerek kendilerini karşılayan Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, devlet vekili ve başvekil yardım­cısı Fatin Rüştü Zorlu, hariciye vekili Fuad Köprülü, Nafıa Vekili Kemal. Zeytinoğlu ve münakalât vekili Muam­mer Çavuşoğlu, Erkâmharbiyei unau-mîye reisi orgeneral Nurettin Baransel. ve diğer zevatın ellerini sıktıktan sonra bandonun çaldığı istiklâl marşını dinle­mişlerdir.

Reisicumhurumuz bundan sonra selâm resmini ifa etmek üzere mevki almış bulunan kara ve deniz birliklerini tef­tiş etmişler ve müteakiben kendilerini uğurlamaya gelmiş olan vekiller, me­buslar, generaller, amiraller, il genel meclis üyeleri, cumhuriyet baş müddei­umumisi ve adliye erkânı, mülkî er­kân, İstanbul müftüsü, Rum Ortodoks Patriği, Ermeni Patrik vekili, Haham başı, üniversiteler temsilcileri, banka­lar mümessilleri, gendik teşekkülleri temsilcileri ve Yugoslav büyükelçisi ekselans Pavicevic ile Yugoslav baş­konsolosu ve konsolosluk erkânının el­lerini sıkmışlar ve veda etmişlerdir. Bu arada reisicumhurumuza muhtelif bu­ketler takdim edilmiştir.

Reisicumhurumuz daha sonra sahilde-kendilerini bekliyen motöre doğru iler­lemişler ve bu esnada İstanbul radyo­suna su kısa demeci vermişlerdir:

Dost ve müttefik devletin toprakları­na ayak basmak: üzere hareketimin he­yecanı icersindeyim.

Bu heyecanımın ayni zamanda çok se­vinçli noktalan vardır. Aziz ve büyük dostumuz Mareşal Tito'yu kendi öz va­tanında bütün kudret ve liyakatiyle kurtardığı vatanında selâmlamakla bahtiyar olacağım.»

Reisicumhurumuz beraberlerinde Bü­yük Millet Meclisi Reisi Refik Koral-tan, Başvekil Adnan Menderes, devlet, vekili ve başvekil yardımcısı Fatin Rüş­tü Zorlu, devlet vekili Mükerrem Sarol, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Dahiliye vekili Namık Gedik, Hariciye vekili Prof. Fuad Köprülü, Nafia veki­li Kemal Zeytinoğlu v.e Münakalât ve­kili Muammer Çavuşoğlu ile başyave­ri ve yaverleri olduğu halde motö'rle savarona okul gemisine geçmek üzere Sarayburnundan ayrılmışlardır.

Reisicumhurumuz bu .esnada Savarona . okul gemisinden ve ayni zamanda li­manımızda bulunan misafir Amerikan filosiyle donanmamızdan atılan 21 pare topla s el âmlanm ıslardır. Limanda bu­lunan diğer vasıtalar da düdük çalmak suretiyle reisicumhurumuza selâm res­mini İfa etmişlerdir.

Reisicumhurumuzun bulunduğu motor Savarona okul gemisine yanaştığı za­man sayın Bayar Büyük Millet Meclisi reisine, başvekilimize, devlet vekille-riyle diğer vekillere veda etmiş ve mil­lî müdafaa vekilimizle birlikte Savaro-na'ya dahil olmuşlardır.

Reisicumhurumuz Savarona okul ge­misinde bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmış ve bando istiklâl marşını çalmıştır. Gemi subay ve mürettebatı sayın Ba'yar'ı çamavira nizamında se-lârnlamışlardır. Bu arada gemiye riya-seticumhur forsu çekilmiştir.

Reisicumhurumuz müteakiben Sava­rona okul gemisinin güvertesine çıka­rak denizde de kendilerini selamlama­ya gelenlere eA sallamak suretiyle mu­kabele etmişler ve Savarona okul ge­misi, Demirhisar, Sultanhisar, Gazian­tep ve Gemlik muhriplerinin refakatin­de saat 15.15 de Yugoslavva'ya müte­veccihen limanımızdan ayrılmıştır.

— İstanbul:

"Reisicumhurumuz Celâl Bayar'm Yu­goslavya'yı resmen zivaretleri münase­betiyle altı kişilik bir gazeteciler frey'-eti de Yugoslavya'ya gitmiştir. Bu hey'et şu gazetecilerden müteşek­kildir:

Jurnal Doryan gazetesinden bayan Ka­rasu, Cumhuriyet gazetesinden Noyan Yiğit, Hürriyet gazetesinden Rüçhan Arıkan, Vatan gazetesinden Tunç Yal­dan. İstanbul Ekspres gazetesinden Cevdet Perin ve Ankara Telgraf gaze­tesinden Fethi Girav.

29 Ağustos 1954

 

— Belgrad:

Bugünkü Yugoslav gazeteleri, reisi cumhurumuz Celâl 'Bayar'm hareketini ve hareketinden evvel İstanbul'da anadolu ajansına verdiği beyanatım, baş sahifelerinde büyük puntolarla neşret­mektedirler. Belgrad'm iki büyük ga­zetesi Borba ve Politika, aynca hazırlık haberlerine ve reisicumhurumuzun fo­toğraflarına da büyük yer ayırmışlar­dır.

Borba gazetesi ayni zamanda sayın Ba-yar'in, Yugoslavya'yı ziyaretine dair Yunan basınından da hülâsalar ver­mektedir.

Diğer taraftan, hemen bütün Yugoslav radyoları, dün geç saatlerde ve bu sa­bah reisicumhurumuzun İstanbul'da verdiği beyanatı yayınlamışlardır.

Belgrad'da pazar günleri çıkan 'hafta­lık «Nedeljine înformatirne Novine» bugünkü nüshasının iki sahifesini reisi­cumhurumuzun Yugoslavya'yı ziyareti­ne ait haberlere tahsis etmiştir.

Bu gazetenin birinci sahifesinde «Boz-kurt memleketinin büyük evlâdı» baş­lıklı ve 6 sütun üzerine neşredilen bir makalede, reisicumhurumuzun geniş bir hal tercümesi verilmekte ve sayın Bayar'm iktisadî, siyasî ve bankacılık sahalarındaki büyük başarıları zikrolıînm aktadır.

Ayrıca, yine birinci sahifede reisicum­hur Celâl Bayar'ırt mebus bulunduğu sırada Büyük Millet Meclisinde müza­kereleri takip ederken alınmış bir res­mi ile mareşal Josip Broz Tito'nun memleketimizi ziyaretinde Reisicumhu rumuz Celâl Bayar ve Başvekilimiz Adnan Menderes ile birlikte alınmış diğer bir resmi de bulunmaktadır.

30 Ağustos 1954

 

— Belgrad:

Reisicumhurumuzun Yugoslavya'yı zi­yaretinin akisleri bugün de Yugoslav basınında devam etmektedir. Bu müna­sebetle Borba gazetesi «mühim ziyare­tin arifesinden başlıklı bir baş maka­le neşretmektedir. Bu başmakalede üç balkan memleketi arasında bir müddet evvel Bled'de imzalanan üçlü ittifak ve karşılıklı   yardım   andlaşmasmm  meztîûr memleketlere sağlıyacağı faydalar belirtildikten sonra bu ittifakın her üç memleket arasında daha başlangıçtan itibaren mevcut olan istiklâl ve hukuk müsavatı prensiplerine tamamen uygun olarak inkişaf ettiği ve Türkiy.e, Yuna­nistan ve Yugoslavya arasında bir iş­birliğinin müşterek ihtiyaçlarla siyasî ve iktisadî menfaatlerin tahmil ettiği bir zarureti de ifade ettiği kaydedil­mektedir.

Borba makalesine şöyle devam ediyor:

«Reisicumhur Celâl Bayar'm Yugoslav­ya'yı ziyaretinin üç balkan memleketi arasındaki karşılıklı bağların kuvvet­lendirilmesini karakterize edecek olan balkan andlaşmasmm yeni bir veçhe île tatbike başlandığı mühim bir za­manda vaki olması, bunun ehemmiyetini bir kat daha arttırmaktadır. Makalede ayrıca. Mareşal Tito'ya bü­yük bir hüsnükabul ve misafirperverlik gösteren büyük bir milletin reisicum­hurunu Yugoslavya'da selâmlamakla Yugoslav milletinin fevkalâde bir gu­rur ve iftihar duyacağı yazılmaktadır.

Borba gaztesi makalesini. P.eisicumhu rumuz Celâl Bayar'ın Türkiye'den ay­rılmadan evvel verini? olduğu bevanatı tahlil ettikten ve Yugoslav milleti hak­kında sarfedilen samimî sözlere minnet ve şükranını belirttikten sonra, bitir­mektedir.

— Belgrad:

Dost ve müttefik Türkiye Reisicumhu­ru ekselans Celâl Bayar'm resmî ziya­retleri, sadece her iki memleketimiz arasındaki dostane ve samimî münase­betlerin aşikâr bir teyidi olması bakı­mından değil, ayni zamanda memleke­tinizi ziyaretim sırasında kendileriyle-doğrudan doğruya pek mes'ut bir şe­kilde teessüs etmiş olan dostane temas­larımı yenilemek fırsatını vereceği içinde beni pek ziyade mütehassis kılmak­tadır.

Bu ziyaret münasebetiyle milletimizin gösterdiği büyük alâka ve Reisicumhur Celâl Bayar'm memleketimizde ikamet­leri sırasında muhatap olacaklarından katiyetle emin bulunduğum çok yakın dostluk tezahürleri, her iki milletimiz arasında mevcut karşılıklı sempati ve anlayışın birer delilini teşkil edecek­tir.

Memleketlerimiz arasında tam bir ahenk irinde tekevvün etmiş olan mü­nasebetler bütün sahalarda her gün gittikçe daha ziyade ehemmiyet kesbeden neticelere müncer olmakta ve aramızdaki işbirliği her gün biraz daha genişlemektedir.

Bu hâdise, tam ifadesini son zamanlar­da akdedilmiş olan üçlü ittifakta bul­muştur. Bu ittifak, sadece istiklâl ve emniyetimizin teminatını değil, ayni zamanda dünyanın bu bölgesindeki sulhun temelini de teşkil etmektedir.

Şuna eminim ki Reisicumhur Celâl Ba­yar'm bu ziyareti, Türk ve Yugoslav milletleri arasındaki dostluk ve ittifa­kın bir tezahürünü teşkil etmekle kal­mayacak, fakat iki taraflı münasebet­lerimizde olduğu gibi dost ve müttefik Yunanistan ile olan üçlü münasebetle-rimizdeki işbirliğinin de artmasında geniş ölçüde âmil olacaktır.»

— Savarona okul gemisi:

Reisicumhurumuzu hamil olarak seyre­den Savarona okul gemisinde ve Sava-rona'ya refakat eden dört muhribim;-de bugün saat 11 de 30 Ağustos zafe­rinin 32 inci yıldönümü heyecanlı bir törenle kutlanmıştır.

Refakat muhripleri merasime yarım sa­at kala Savarona'nm sancak ve iskele bordalarına 30 - 40 metre kala yaklaş­mış ve kafile böylece engin denizde tam birlik haline gelmiştir. Savarona'nm subay ve mürettebatı kıç filika güver­tesinde, muhriplerimizin subay ve mü­rettebatı baş güvertelerde toplanmış­lardır. Reisicumhurumuza refakat et­mekte olan heyet âzası da toplu bir halde merasim mahallinde bulunmakta idi. Cumhurreisimiz Celâl Bay ar'm yan­larında Millî Müdafaa Vekili ve ya­verleri olduğu halde Savarona'nm kıç güvertesine gelişi bandonun sancak is­keledeki muhriplerimizden de işitilen dikkat borusu ile selâmlanmış, bunu müteakip istiklâl marpı çalınmıştır. Ge­mi kumandanının kısa bir hitabesini müteakip bugün terfi etmiş olan subay ve astsubaylar kendilerine takdim edil­miş, Reisicumhurumuz bundan sonra yanlarındaki heyet azasının ve gemi subaylarının tebriklerini kabul etmiş­tir. Tebriklerden sonra Reisicumhuru­muz Celâl Bayar, Savarona'daki subay ve erlere telsiz telefonla da refakat muhriplerine! ek i mürettebata şu hita­beyi iraa etmişlerdir:

«Kahraman denizciler, 30 Ağustos Za­fer Bayramı milletimizin şerefle yaşa­masını sağlamış ve zeval bulmak üzere olan hürriyet ve istiklâlimizi yeniden temin etmiştir. Bu büyük zafer günün­de aranızda şanlı donanmamızın bir cüz'ünü teşkil eden sizlerle bir arada bulunmaktan duyduğum manevî zevk büyüktür. Bütün mürettebatı, kuman­dan, subay ve er hepinizi, muhabbetle selâmlar ve tebrik ederim. Sözlerime ayni zamanda şunu da ilâve etmeliyim: Bu zaferi sağlayan dünyanın en bü­yük askeri, milletimizin büyük evlâdı Atatürk'ü, bu uğurda canını feda eden mübarek şehitlerimizin hâtırası ile be­raber taziz ve hayatta bulunan kahraman gazilerimizi bu vesile ile bir kere daha tevkir etmeyi şerefli bir va-îe bilmekteyim. Sağ olunuz evlâtla­rım.

Reisicumhurumuzun bu hitabelerini 32 sene evvelki '60 Ağustos kahramanları­nın yağız yüzlü, arslan yürekli, onlara lâyık oğul ve torunları, engin denizleri çınlatan sağol sesleri ile cevaplandır­mıştır.

Merasim, dört refakat muhribimizin Sa-varonanm sancak ve iskelesinden ge­çerek Devlet Reisimizi selâmlaması ve konvoy tertibindeki yerlerini almasiyle sona ermiştir.

Gemimiz, çok güzel bir havada, İyoni-yen denizinde seyretmektedir. Gece, Mora yarımadasının güneyindeki Mala-ban burnunu dolaşmış, bugün saat 12 de   Zanka   adası   açıklarına   varmıştır-Yarın Korfu kanalını geçerek Adriya­tik denizine gireceğiz.

31 Ağustos 1954

 

— Savarona:

Reisicumhur Bayan götürmekte    olan. Savaronayı  iki  Yugoslav  muhribi bu­gün saat 17,45 de Dubrovnik hizaların­da karşılamıştır. Tüm Amiral Forsunu taşıyan Yugoslav deniz  birliği     Reisi­cumhurumuzu yirmibir top atımüe se­lâmlamış, grandi direklerine Türk bay­rağı toka etmiş bulunan gemiler Sava-ronanın sancağından geçerken çamari-vadaki  Yugoslav   denizcileri     üç   defa hurra   demişlerdir.   Mareşal      Tito'nun. Türkiye'yi   ziyaretinde     kendisini  Ça­nakkale açıklarında karşılayan     deniz birliğimize gösterdiği nezakete bir mu­kabele olmak üzere devlet başkanımızın emrile Savarona Yugoslav tümamirali­nin forsunu onüç top atımı ile selâmla­mış, birinci topta Savarona vs muhrip­lerimizde toka  edilen Yugoslav     bay­rakları sonuncu topta arya edilmiştir.

Yugoslav muhripleri geçitten sonra. muhriplerimizin arkasında yer almış­tır. Şimdi kafilemiz Savarona ortada, prova nizamında üçer muhrip sancakta ve iskelede olmak üzere seyretmekte­dir.

Durmıtor   muhribinde   bulunan     tüm­amiral Gerni Savaronadaki amiralimiz. vasıtasile Reisicumhurumuza şu  tazim mesajını göndermiştir: Yugoslav sularına dahil olmadan ev­vel halkımızın en derin ve içten hissi­yatını nakil ve arz  ile Türkiye reisi­cumhurunu  karşılamakla  şerefyap  ol­dum.  Zatı     fahimanelerinin Balkan memleketlerinin müşterek menfaatleri yolunda   aktedilen kalbi işbirliğinin huzuru ile muvaffakiyet ve sürür his­setmekte   olduklarına  inanıyorum.

Reisicumhurumuz buna amiralimiz va-sıtasile mukabele etmiştir.

Saat 19,00 da bir Yugoslav irtibat su­bayı Savarona'ya çıkmıştır. Reisicum­hurumuzun amiral Korutürk vasıtasile: gönderdiği mesaj şudur:

«Mesajınıza Reisicumhur teşekkür ediyokşanlı Yugoslav bahriyesinin kara­suları haricinde kendilerini karşılamaya gelmiş olmasından çok mütehassis olmuştur.

Çok savlam bir ittifak içinde Türkiye'­nin muhabbetle "bağlı bulunduğu ve itimat ettiği dost Yugoslavya'ya pek yakında ulaşmak üzere bulunmaktan ayrıca memnundur. Bu mesajı size göndermeye beni memur ettiler.»

— Belgrad:

Yarın, 1 Eylül Çarşamba akşamı  saat 17.30 da Rijeka'ya muvasalat edecek olan Reisicumhurumuz Celâl Bayar'ı karşılamak üzere Federal Meclis Reis vekili Rodoljab Colakeviç, beraberinde Yugoslav resmî şahsiyetleri olduğu halde dün gece varışından sonra hususî bir trenle Rijeka'ya hareket etmiştir.

Ayni trenle Yugoslavya'nın Ankara büyükelçisi ekselans Paviçeviç, Hırva­tistan meclisi reisi vekili İvan Kroja-viç, federal cumhuriyet temsilcisi Jose Vilsan, general Voj.e Todoroviç ve Belgrad askerî ataşemiz albay Kemâl Oğuz da Rijeka'ya gitmişlerdir.

Sayın Bayar güle güle

Yazan : M. F. Fehik

28/8/1954 tarihli (Zafer) den:

Reisicumhurumuz, bugün resmî bir zi­yaret yapmak üzere Yugoslavya'ya mü­teveccihen hareket edeceklerdir. Ken­dilerine güzel yolculuklar ve selâmet­ler temenni ederiz.

Dostumuz ve müttefikimiz Yugoslav­ya'nın değerli Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun, bu sene nisan ayında Türki­ye'ye yapmış olduğu ziyaret, Türkiye' de unutulmaz hâtıralar bırakmıştır, iş­te Reisicumhurumuz, şimdi kendisinin yaptığı nazikâne davete icabet ederek bu ziyareti iade etmektedir.

Gayet iyi hatırlıyoruz: Mareşal Tito, bu daveti yaptığı sırada sayın Bayar'a, ziyaret tarihinin hemen tesbitini rica etmişti. O zaman seçimlere bir iki haf­ta ancak vardı. Millet reyini kullana­cak ve gelecek iktidarı kime teslim edeceğini bildirecekti. Seçimlerin ne­ticesi bilinmeden ve kimin iktidara ge­leceği belli olmadan, böyle bir ziyaret tarihi tesbit edilmesine elbette imkân yoktu. Vaziyet kendisine izah edildiği zaman, Mareşal Tito da Türkiye'de de­mokratik rejimin hakikaten bir istik­rar bulduğuna katı bir kanaat getir­mişti.

Seçimler geldi geçti ve sayın Bayar, şimdi ilk memleket dışı seyahatini dost ve müttefik Yugoslavya'ya yapmakta­dır.

Nisan ayından bugüne kadar vaziyet­ler büyük bir inkişaf göstermiştir. Ma­reşal Tito'nun, o zamanlar sadece bir dost sifatiyle Türkiye'ye yapmış ol­duğu ziyareti Reisicumhurumuz, şimdi hem dost, hem de ayrıca bir müttefik sıfatiyle   iade   etmektedir.   Yugoslavya ile artık herhangi bir tecavüz karşısın­da mukadderat birliği halindeyiz. Ble anlaşması  gereğince,  her  üç  devletten: birine yapılan bir taarruz diğerine ya­pılmış gibi telâkki  edilecek ve derhal müşterek   askerî   tedbirlere   baş   vuru­lacaktır. Birkaç ay içinde eski dostluk­ta büyük bir merhale katedilmiştir. İki devlet artık harp dışında sulhu muha­faza etmek, bir tecavüze karşı korun­makta,  zaferi elde etmek irin tam bir tesanüt halindedirler.  Yugoslavya'deki-boşluk dolayısiyle barış cephesinde du­yulan   endişeler   Bled  ittifakiyle   orta­dan   kalkmış,   ve  böylece,   bu  insanlık eseri tamamlanmıştır.

Yugoslavlar ve Türkler birbirlerini ar­tık çok daha iyi tamamlamaktadırlar. Yugoslav  askeri,  şimdiye  kadar  heir harpte      kahramanlığını   ve   cesaretini birçok    misallerle  göstermiş,    Yugos­lav milleti,    hürriyet ve istiklâle olan. bağlılığını, büyük tehlikeleri göze ala­rak   kominformadan     ayırmakla  ispat etmiştir.

Türkiye ile Yugoslavya ve Yunanistan, arasında aktedilen ittifak, milletlerin, kendi mukadderatlarını kendilerinin tâyin etmesi prensibinin, sadakatle tat­bik edilmesi için alman bir tedbirden başka bir şey değildir. Türk - Yugos­lav dostluğu, iki seneden fazla devam eden sıkı temaslar neticesinde evvelâ her iki memleket umumî efkârına mal. olmuş, Önce Ankara paktı ile tahkim edilmiş ve sonra Bled ittifakiyle tarsin olunmuştur.Sayın Bayar'm dost ve müttefik Yugos lavya'ya yapmakta olduğu seyahat, bu ittifakı, elbette bütün kalblerde bir kat daha perçinleyecek, barış zincirinin hal­kalarına daha kuvvetli bir çelik zırh. geçirecektir,Yugoslav milletinin sayın Bayar'ı kar­şılamak için büyük hazırlıklar yaptığı­nı gelen telgraflardan öğreniyoruz. FaKat biz, en büyük hazırlığın daha çok kalblerde olduğunu biliyoruz. Onun için, bu seyahatin iki memleketin oldu­ğu kadar dünya banşmm da lehine çok güzel neticeler vereceğine inanıyoruz. Türkiye'den ayrılırken Reisicumhuru­muza bir defa daha güzel seyahatler di leriz.

Hayırlı bir seyahat

Yazan : Selim Ragıp Emeç

29/8/1954  tarihlî   (Son  Posta) dan:

Devlet Başkanımızı dün Yugoslavyaya uğurladık. Tito'nun geçenlerde mem­leketimize vuku bulan ziyaretinin kar­şılığını teşkil eden bu seyahatin bir mânası, bir nezaket vecibesini yerine getirmek ise, bir diğeride, bunun üs­tünde ve dünyanın çok ağır şartları karşısında kader birliği yapmış iki dost milletin bu husustaki karar ve ira­delerini, bir defa daha, resmî surette teyittir.

Sayın Bayar'm Yugoslavya, steyahati, tıpkı Mareşal Tito'nun memleketimiz­deki misafireti gibi, herhangi bir mem­leket ve millete karşı târihî bir mahi­yet arzetmekten uzaktır. Kendi Millî hudutları içinde serbestçe benimsedikleri ideal ve rejimlerin in­kişafına çalışan sulhsever iki milletin yakın bir işbirliğine; anlayışlı bir ik­tisadî dayanışmaya ulaşabilmelerinin misalini vermek bakımından; birbiri­ne zıt rejimlerin yan yana yaşayabilip yaşıyamıyacakları dâvasını dert edin­miş bir takım batılı devlet adamları­nın yıllardanberi zihinlerini meşgul eden bir muadeleyi de, müspet olarak cevaplandırmaktadır.

Şu şartla ki, taraflar, sulhsever olsun­lar; bir takım arka niyetler taşımasın­lar ve bilhassa ve kâmil mânasiyle hür liyetlerinin sahibi bulunsunlar.

Dünyayı iki büyük fikir zümresine ayıran tezadın sebep olabileceği silâhlı bir çatışmanın nasıl bir felâket yaratabileceğini pek iyi takdir eden mesul insanlar, ötedenberi, böyle bir çatışma dan kaçınmanın şartlarını araştırıp durmaktadırlar. Bugün, Uzak Şarkın birçok memleketlerini içine alan bir tetkik gezisi münasebetiyle Komünist Çini de ziyaret eden İngiliz İşçi Parti­si mebuslarından mürekkep bir grupu bilhassa meşgul eden mevzu; bu, iki zıt ideolojinin yan yana yaşayabilip yaşıyamıyacakları muadelesine bir ce­vap bulmaktır.

Bu mebusların edinebilecekleri kanaat,, bu hususta müspet mi tecelli edecek­tir; yoksa menfi mi?

Esaslı bir' tahminde bulunmak müm­kün olmamakla beraber, kendi millî hudutları içinde geniş bir sosyalizm de­nemesine dalmış bulunan bir memle­ketle batılı mânada, bizim gibi, hürri­yetçi memleketlerin anlaşıp bağdaşa­bileceklerini, Türk - Yugoslav dostluk anlaşması; imzalanmasından itibaren şimdiye kadar geçen zaman zarfında­ki tatbikatiyle, pekâlâ, ispat etmiştir.

Fakat, bu anlaşmada, komünizmin ma­lûm, mutaarrız zihniyetinin yerine kendi kaderine razı ve dış tecavüzle­re karşı el birliğiyle savunmaya karar vermiş bir anlayış kaim olmuş ve iki. zıt ideoolojinin yan yana yaşıyabilecek leri hakikati de, bu suretle, memnun­luk verici en müspet bir delil ortaya koymuştur.

Millî hudutları aşarak memleketlerin iç işlerine karışmayı kendisine veril­miş bir «insanlık» vazifesi sayan ihti­lâlci komünizm için, bize göre, böyle bir ihtimal bahis mevzuu olamıyaca-ğmdan, Türk - Yugoslav dostluğunun lüzum ve ehemmiyeti, bilhassa, bu gi­bi tecavüzî hareketleri önlemiye ma­tuf olan savunucu mahiyetiyle büyük değerini ortaya koymuş ve her iki memleketi, istiklâl ve toprak bütünlük­lerinin muhafazası bahsinde, koparıl-maz bir kenet haline getirmiş bulunu­yor.

Saym Bayar Yugoslavya seyahati, işte, böyle, hayırlı şartlar altında vuku bulmaktadır. Kendisine candan selâ­metler dileriz.

4 Ağustos 1954

 

— Gümülcüne :

Hariciye Vekilimiz Prof. Köprülü, Bled konferansı münasebetiyle hareketleri sırasında ne düşündüğünü soran ve bu seyahatte kendisine refakat etmekte o-latı Anadolu Ajansı hususi muhabirine şu beyanatta bulunmuştur:

«1953 de Ankara'da imzalanan üçlü dostluk ve işbirliği andlaşmasımni ilk merhalesini teşkil ettiği ve o günden beri vakit kaybetmeden ve ayni za­manda icap eden bütün temkin ile adım adım hazırlanan üçlü balkan itti­fakının üç müttefik hariciye vekilleri­nin Bled'de yapacakları toplantının ayni zamanda ittifakın imzalanmasına da müncer olacağını düşünmekle bahti­yarlık hissediyorum.

Arzettiği ehemmiyete ve mümasil hal­lere nisbet ile cidden çabuk olgunlaştı yitmiş olan bu ittifaknamenin kısa ha­zırlık devresinde türlü dedikodular çı­karıldı.

Biz bunlardan dolayı telâşlanmadan işimize devam ettik. Çünkü hâdisatm mantığının bizi behemehal hedefimize götüreceğinden emindik.

Balkan ittifakının sulhun vikayesi ve emniyetin sağlamlaşması bakımından daima hararet ile terviç ettiğimiz de­liksiz bir müşterek emniyet cephesinin kurulması hususunda ne kadar büyük bir kıymet ifade eftiği bu gün artık bir bedahet haline gelmiş bulunuyor.

Bled'e hür dünya için çok hayırlı bir eserin vücuda getirilecek olmasının verdiği inşirah ve iftihar ile gitmekte­yiz.»

5 Ağustos 1954

 

— Belgrad :

Hariciye Vekili Stefanopulos'un baş­kanlığındaki Yunan murahhas heyeti bugün akşama doğru uçakla Belgrad'a vasıl olmuştur.

Prof. Koprülü'nün başkanlığındaki Türk heyeti trenle bu akşam Yugoslav başkentine gelmiş bulunmaktadır.

Akşam vakti her iki murahhas heyet: özel bir trenle Bled'e hareket etmişler­dir. Heyetler, Yunan - Türk - Yuge lav askerî ittifakının imzalanacak ol­duğu konferansta memleketlerini tem-bil edeceklerdir.

7  Ağustos 1954

 

— Bled :

Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad Köprü­lü ve refaketindeki zevat ile Yunan Hariciye Vekili ve maiyeti bu sabah saat 10.45 te hususî bir katarla Bel-grad'tan Bled'e gelmişlerdir.

Atina ve Belgrad Büyükelçilerimizle Yugoslavya'nın Ankara ve Atina Bü­yükelçileri ve Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi de aynı trenle 'Bled'e gel­miş bulunmaktadırlar.

Baştan başa Türk, Yugoslav ve Yunan bayraklariyle donanmış olan «Yesoe Ble» istasyonunda Türk ve Yunan Ha­riciye Vekilleri ile refakatlerindeki he­yetler azaları Yugoslav Hariciye Ve­kili Kocapopoviç, Garnizon Kumanda­nı, Protokol Umum Müdür Muavini ile sivil v.e askerî şahsiyetler ve üç memleketin basın mensupları tarafından kar­şılanmışlardır.

Üç Balkan memleketi Hariciye Vekil­leri samimî bir hava içinde karşılaş­mışlardır. Bu arada askerî bando Türk, Yunan ve Yugoslav marşlarını çalmış­tır.

Selâm resmini ifa eden ihtiram kıtası­nın teftişinden sonra vekiller istasyon ve civarını -dolduran kalabalık halk kitlesinin alkışları ve sevgi tezahürle­ri arasında ikametlerine tahsis olunan villarlara gitmişlerdir.

Türk heyeti, Villa Vlatoroc» Yunan heyeti -Villa Miridom» Yugoslav he­yeti, Villa Bled» te ikamet edecekler­dir.

Konferansın devamı müddetine» tan­zim edilen programa göre ilk toplantı bugün öğleden sonra Yugoslav heyeti­nin kaldığı Villa Bled'te başlıyacak-tir.

Yugoslav Hariciye Vekili Kocapopo-viç, bu akşam Türk ve Yunan heyetleri şerefine bir ziyafet verecek, bunu Yu­nan Hariciye Vekilinin yarın vereceği öğle yemeği takip edecektir.

Pazar günü Liubliana'ya'bir gezi ter­tip edilmiştir.

Pazar gecesi, Yugoslav Reisicumhur muavini Kardel Liubliana'da heyetler şerefine bir ziyafet verecektir.

Balkan ittifakının pazartesi 'günü sa­bah imzalanacağı sanılmaktadır. İmza merasimini müteakip saat 11.30 da bir basın konferansı yapılacak aynı gün öğleyin Hariciye Vekilimiz bir ziyafet verecektir.

Pazartesi gecesi saat 20.30 da Yugos­lav Reisicumhuru Mareşal Tito, heyet­ler şerefine bir kabul resmi tertip ede­cektir.Türk ve Yunan heyetleri salı günü öğ­leden sonra saat 17.40 da Bled'ten ay­rılacaklar ve memleketlerine mütevec­cihen Belgrad'tan hareket .edecekler­dir.Balkan ittifakı konferansı münasebe­tiyle Bled şehri baştan başa üç memle­ket bayraklariyle süslenmiştir. Ayni zamanda dünyanın her tarafından çok sayıda gazete muhabirleri, radyo rö­portajcıları ve film operatörleri Bled'e gelmiş bulunmaktadır.

— Paris :

Tanyug Ajansı, Fransa Başvekili Mendes - France'm Yugoslav «Politikan gazetesinin bir muhabiri ile Paris'te yaptığı hususî bir mülakatın metnini neşretmiştir.

Balkan paktı mevzuunda Başvekil Mendes - France, bu paktın Balkanla­rın ve Avrupa'nın güvenliği bakımın­dan esaslı bir âmil olduğunu söylemiş ve paktın takviyesi yolunda sarfedil-mekte olan gayretlerden duyduğu memnuniyeti ifade etmiştir.

Fransız - Yugoslav münasebetlerinden. bahsed.en Mendes - France, bu iki memleketi birbirine bağlıyan kökleş­miş bir dostluğun mevcudiyetine te­masla, bu münasebetlerin siyasî saha­da olduğu kadar iktisadî ve kültürel sahalarda da 'gelişmesi yolunda temen­nilerde bulunmuştur.

Cenevre konferansının neticeleri mev­zuunda ise, Fransa Başvekili, varılan anlaşmanın konferansa katılan bütün tarafların Hindicini savaşma son veril­mesi arzusunda olmalarından doğduğu­nu söylemiş ve bundan sonraki ilk merhalenin 3 Hindicini devletinin ba­ğımsızlığı olduğunu ilâve ederek bu bağımsızlığın herkesin tasvibi ile ve nihaî bir şekilde kesinleşmesinin arzu: edildiğnii belirtmiştir.

Beyanatının sonunda Mendes - Fran­ce, Fransız - Alman münasebetlerinin ahenkli bir yola girerek devamlı ve emin temellere dayanır bir hale gelme­sinin barış için gerekli en büyük te­minatlardan biri olduğunu söylemiştir»

— Bled :

_Türk, Yunan ve Yugoslav Hariciye Vekilleri konferansının ilk oturumu bugün mahalli saatle 17 de açılmıştır.Yuıgoslav Hariciye Vekili Koça Popo-vic'in başkanlık ettiği bu ilk oturum tamamen protokoler bir mahiyet arzet- ve 17.20 de son bulmuştur. Bu arada, Balkan ittifakının nihaî met rani kaleme almak üzere bir mütehas­sıslar komisyonu kurulmuştur.Yougopress Ajansının bildirdiğine göre, teferruata ait bazı meseleLerin halli gerekmektedir.

Ajans, diğer taraftan, müstakbel itti­fakın tamamen tedafüi gayeler takip ettiğini ve akidlerin teahhütlerinde tam bir mütekabiliyet esasına dayandı-, ğmı işaret etmektedir.

Prensip itibarile, Mareşal Tito'unun Atinayı ziyaretine tesadüf eden 29 ma­yıs tarihinde kararlaştırılmış olan Bal­kan istişarî Assamblesinin ihdası üç Vekil tarafından imzalanacak bir an­laşma ile teyid ve teşahhus ettirilecek­tir.

Muhtelif sahalarda, bilhassa iktisadî sr.hada üçlü işbirliğini neticeleri, aynı zamanda Yunan-TÜrk-Yugoslav tesa-nüdünün müstakbel inkişafları bu kon­feransta ele alınacaktır.

Hihayet, Stefanopolos, Köprülü ve Po-poviç bu toplantıda, bu gibi toplantı­larda adet olduğu veçhile, umumî bey­nelmilel meseleleri gözden geçirecek­lerdir,

Yugopress Ajansının ilâve ettiğine gö­re, Balkan ittifakı daimî sekreterliğinin merkezi, üç Hariciye Vekilinin gelecek toplantılarının yapılacak olduğu Anka­raya nakledilecektir.

Bied konferansının ikinci oturumu ya­rın mahallî saatle ll'de yapılacaktır.

Bu akşam, Koça Popoviç, Türk ve Yu­nan meslektaşları şerefine bir akşam yemeğ vermektedir.

7 Ağustos 1954

 

— Bled :

Anadolu Ajansının hususî muhabiri bildiriyor :

Yunan Hariciye Vekili bugün Türk ve Yugoslav Hariciye Vekilleri ve murah­has heyetleri şerefine bir ziyafet ver­miştir. Yunan Hariciye Vekili bu ziya­fette ?u nutku irad etmiştir:Herşeyden evvel, mesaî arkadaşlarım adına ve kendi namına, memleketiniz­de bize gösterilen çok samimî kabul­den dolayı minnettarlığımızı ifade et­mek isterim. Memleketinizin güzelliği ancak/ kaderine karşı beslediği sakin üvenlikle ve halkının çok yerinde mil­lî gruru ile kıyaslanabilir.Dün parlak bir tablosunu çizdiğiniz müşterek faaliyetimizin ehemmiyeti, bu faaliyete, dünya politikası çerçevesi da­hilinde baktığımız zaman daha da bü­yümektedir. Üç memleketimiz kemali tevazu ile beyan edebilirler ki, 1953 temmuzunda Atina'da toplanan ilk konferanstan beri barışın sağlam bir şekilde yerleştirilmesi ve müşterek müdafaa sisteminin takviyesi için sar-fedilen gayretlerin başarı ile netice­lenmesi yolunda kendi hisselerine dü­şen çalışmaları hızlandırmışlardır. Devamlı her eser gibi, barışın teşkilât­landırılması da, maddî ve manevî bü­tün kuvvetlerin birleştirilmesi için el­zem olan daimî bir teyakkuzu âmirdir ve aynı menfaat ve emellerle bağlı, ay­nı prensiplerden mülhem memleketle-rarasmda sıkı işbirliğini zarurî kılar.

Ancak mazideki tekâmülü hesaba ka­tan ve müstakbel temayülleri hatasız olarak görebilen bir politika, devletle­rin diplomatik faaliyetine iyi istika­metler vermeğe muktedir olabilir. Biz bunu anladığımız ve korkmadan hare­kete geçtiğimiz için iftihar edebiliriz. Dost ve müttefik üç memleketimiz ta­rafından vücude getirilen eser bütün barış sevenlerce, hiç zorluk çekmeden takdir edilebilecek Milletlerarası bir enemmiyet taşımaktadır. Milletlerimize ve Hür Milletler cami­asına karşı vazifelerimizi müdrik ola­rak hep birlikte tarihî bir işe teşebbüs .ettik. Bu hareket, barış müesseselerinin tarsini ve Avrupa Güvenliği sisteminin takviyesi gayelerini takip etmektedir.Politikamız, Milletlerarası muahedele­re riayet esası ile Hür Milletler arasın­da sıkı işbirliğine ve barış emrine ve­rilen askerî kuvvetlerin hazırlanması esasına dayanıyor. Çok acı bir tecrübe­den şu dersi almış bulunuyoruz ki,-müşterek bir plâna göre, tanzim edil­meyen hiçbir müdafaa sistemi müessir clamaz. Barış ülküsüne derin bir suret­te bağlı olan üç milletimiz şunu beyan ederler ^teşkilâtlandırılmış olan müş­terek kuvvetlerimiz ancak güvenliğin takviyesi ve millî istiklâlimizin müda­faası için kullanılacaktır. Bled siyasî ve askerî ittifak andlaşma-sı, Balkanlarda Hür Milletlerin politi­ka birliğini teyid eden bir vesikadır. Zamanımızın tarihi açıkça göstermiştir ki üç milletten birine vaki olacak teca­vüz gayri kabili içtinap bir surette ge-îişerek diğer, ikisi ve Dünya sulhu için öldürücü bir tehlike teşkil eder. Ayni mefkurelerden mülhem olan, müşterek bir tehlikeye karşı koymak durumun­da bulunan, tarihine ve geleneklerine kıskançlıkla bağlı, barışın takviyesini ayni kuvvetle benimsemiş Milletler si-fatile, imzalayacağımız ittifaklı bir sü­kûn  ve ümit vasıtası haline getirece Bu zihniyetlerdir ki kadehimi Milletle­rimizle Yugoslavya, Türkiye ve Yuna-ııistanm saadeti şerefine kaldırıyorum.

Bled:

Anadolu Ajansının hususî muhabiri bildiriyor :

Yugoslavya Hariciye Vekili Koca Po-poviç dün akşam Türk ve Yunan Hari­ciye Vekilleri ile Murahhas Heyetleri âzası şerefine verdiği ziyafette şu nut­ku söylemiştir :

«Dost Yunanistan Krallığı ile dost Tür­kiye Cumhuriyetinin mümtaz mümes­silleri M. Stefanopulosu ve Profesör Fuad Köprülüyü ve kıymetli mesai ar­kadaşlarını memleketimizde selâmla­mak ve kendilerine dostça hoş geldiniz demek için bugün zuhur eden mesud fırsattan duyduğum' derin memnunlu­ğu ifade etmek isterim.

Geçen senenin temmuz ayında Yunan başkentinde akddetiğimiz birinci kon­ferans esnasında, gündemdeki mesele­leri inceden inceye tetkik ettikten ve müşterek hükümlere vardıktan sonra, işbirliği ve faaliyet alanında takip edilecek yol hususunda yapıcı kararlar tesbit etmiştik. Bugünkü konferans, birinci derecede ehemmiyeti haiz hâ­diseler bakımından çok zengin olan bir yıllık devreyi müştereken tetkik ederek olayların muhasebesini yapmak ve u-mumî barışın muhafazası ve tarsini çerçevesi dahilinde, memleketlerimi­zin istiklâî ve menfaatlerinin icap ettir­diği kararlara ve neticelere varmak ih­tiyacından doğmuştur.

Üç memleketimiz arasındaki işbirliği daha başlangıçtan itibaren istiklâl ve hukuk müsavatı prensiplerine tama­men uygun olarak tekevvün ve inkişaf etmiştir. Bu prensiplerin dışında de­vamlı ve sağlam bir güvenlik sistemi kurulması düşünülemez.

Bu işbirliği, üç memleketimizin müşte­rek ihtiyaçları ile siyasî ve iktisadî menfaatlerinin tahmil ettiği bir zaru­rettir. Bundan dolayıdır 'ki bu işbirliği hiçbir zaman, hiçbir veçhile hiç kimse aleyhine müteveccih olamaz. Bu itibar­la, bahis konusu işbirliğinin bölgemiz­de faal bir barış unsuru ve Avrupamn takviyesinde önemli bir yardım teşkil etmesi tabiidir.

Bu prensiplerin müştereken tatbiki sa­yesindedir ki memleketlerimiz, muasır tarihin belki de en önemli devresinde umumî barışa kıymetli bir yardımda bulunmaktadırlar. Bu işbirliği, Millet­lerin karşılıklı münasebetlerini umumî bir salâha ulaştırmak hususundaki ha­raretli arzularından doğmuştur. Geç­mişteki ve bugünkü gayretlerimiz neti­celerinin bu konferans esnasında mü­essir bir şekilde teyid .edileceğine kuv­vetle kani bulunuyorum. Bahis konusu prensipler sayesinde'dir ki bu konfe­rans, milletlerimizin güvenliği ve refa­hı yolunda yeni bir adım teşkil ed.ecek-fir. İşaret ettiğimiz zihniyet dahilinde geçen bu çalışmaların, hükünr&tler imiz-ce geçen aylarda açıkça alman vaziyet­ten, sonra bizi evvelki gayretlerimizin mantıkî neticesine yani ittifak akdine ulaştırması tabiî idi. Bu ittifakın, Mil­letlerimizin iradesine ve arzularına sa­dık kalması, burada hazır bulunan biz­lere bağlıdır. Bizim vazifemiz de bunu temin etmektir.

Bu zihniyetle, kadehimi milletlerimizin refah ve terakkisi ve üc memleketin tam ittifakı şerefine kaldırmaklığıma müsaadenizi rica ederim.

— Bled :

Üç Balkan Memleketi Hariciye Nazırla­rı ve beraberlerindeki uzmanlar, bu sabah saat 11 de Villa Bled'de toplan­mışlar ve kısa süren bir müzakereden sonra muahedenamenin ufak bir iki ta­dilâtla son ve kafi metnini tesbit et­mişlerdir.

Muahedenamenin metni her üç memleket Hariciye Nazırları tarafından da tasvip edilmiştir. Böylece, kafi şeklini alan üçlü Balkan ittifaknamesi pazartesi günü saat ll'de Villa Bled'de yapılacak bir merasimle imzalanacaktır.

8 Ağustos 1954

 

— Bled :

Türkiye-Yunanistan ve Yugoslavya Hariciye Vekilleri, üç memleket aske­rî ittifakının resmen imzalanmasının arafesinde yeni bir istişare asamblesi kurmak üzere bugün toplanmışlardır.

Üç günden beri devam eden toplantı-TAn bu akşam son celsesi aktedilmiştir. Toplantı askerî ittifakın resmen imza-lanmasile sona erecektir.

İttifakın nihai metni dün tasvip ve tas­dik edilmekle beraber, üç Hariciye Ve-Icili daha şimdiden bu metnin dışında ve ötesinde daha başka sahalarda, bazı "Balkan liderlerinin* kebanetince, Avru-panm Güney Doğu köşesinde uzun za-mandanberi beslenen Birleşik Avrupa Devletleri emeline yol açabilecek saha­lara uzanmaktadır.

İstişare Asamblesi mütad şekillerden daha ileriye gitmek ve doğrudan doğ­ruya seçilen üç memleket temsilcilerini sadece hükümet liderlerine hasretmek-tense, ittfiakm faal çerçevesine dahil fctmek maksSdile yapılan ilk teşebbüs­tür.

İbtida nüfus kesafeti itibar nazarına alınmaksızın her memleketten çıkarılacak müsavi sayıda mebuslardan kurula­cak elan asamblenin vazifesi yalnız «tavsiye edici» mahiyette olacaktır. Bazı çevreler, İstişare asablesinin pek yakında bazı mahdud fiili teşrii selâhiyetlere sahip daha şümullü bir mües­sese, ye bilahare belki de kanun yapı­cısı yeni tip bir federasyon haline gel­mesini ssrahetle imkân dahilinde gör­mektedirler.

Bu ittifak, üç kurucu üye gibi aynı sulhcu 'gayeleri olan bu bölgedeki diğer memleketlere açıktır. Esası Ankara andlaşmasma ilâve edilecek protokolla teessüs edecek bulunan istişare asamb­lesi de aynı şekilde memleketlerinin kuvvet ve büyüklüğü dikkat nazarına alınmaksızın eşit surette temsil edilmek kayıd ve şartile ittifakın yeni üyeleri­ne açık tutulacaktır.

Tries'te meselesinin hallinden sonra, îtalyamn ilk olarak ittifaka girmesi beklenmektedir. İtalyanm Yugoslavya ile olan münasebetlerinin iyileşmekte ve gelişmekte olduğu belirtilmektedir. Sovyet Peyklerinin de, Sovyet boyun­duruğundan kurtulduktan sonra, itti­fakın esaslı üyeleri meyanma katıla­cakları sanılmaktadır.

— Belgrad :

Yugoslav Millî Meclisi Hariciye Komis­yonu Başkanı Vladimir Popoviç, Nasa. Stvarnost Mecmuasının son nüshasında Bled'de imza edilecek üçlü ittifakın, müsavi haklara sahip Üç memleket ara­sında sulh inkişaflarının, bütünlüğün ve bağımsızlığın himayesi bakımından serbest işbirliğinin iyi bîr numunesini teşkil edeceğini yazmaktadır.

Yazısına devam eden Vladimir Popo­viç bu ittifakın aynı zamanda Hür Dün­ya Milletlerine de hizmet edeceğini ilâve etmekte ve şöyle demektedir:

Takriben 43 milyon Türk, Yunan ve Yugoslav halkı arasındaki sıkı yaklaş­ma arzusu, Birleşmiş Milletler teşkilâtı içinde ve kollektif emniyet prensiple­rinde müstakbel yakınlaşma ve sulhun muhafazası arzusunun varlığını teba­rüz ettirmektedir. İttifak bağımsızlığa ve hürriyete veyahut, âkid memleket­lerden birine karsı taarruz emeli beşliyenler hariç, hiçbir memleketi hedef edinmemektedir. Makalesine devam eden Yugoslav Mil­lî Meclisi Hariciye Komisyonu Reisi, her üg memleket arasındaki samimî ve sıkı işbirliğinin esasını teşkil eden mü­savat fikrinin y.eni Balkan Paktı anlaş­masının en esaslı faktörünü teşkil etti­ğini yazmakta ve mevcut olan sıkı iş­birliğinin bu memleketlere umumî teh­like muvacehesinde büyük bir destek temin ettiğini söylemektedir.

Vladimir Popoviç daha sonra makale­sinde, Sovyetler Birliğinin ve Şarkî Avrupa Devletlerinin üçlü ittifakı za­yıflatmak için sarfettikleri beyhude gayretlere işaret etmiş, Balkan memle­ketleri halkı arasındaki çok kuvvetli dostluk hislerinin ve çok' mantıkî olan gayelerinin üçlü işbirliğine hayatiyet verdiğini ve karşı tarafça yapılan sinir harbinin hiçbir kıymet taşımadığını te­barüz ettirmiştir.

Yugoslav 4 fillî Meclisi Hariciye Komis­yonu Reisi şunları İlâve etmektedir :

Balkan ittifakı halen Avrupa'da sul­hun temini bakımından en tesirli bir unsurdur. Bu Pakt her üç memleket arasındaki siyasî, askerî iktisadî, kül­türel ve spor sahalarındaki bağlann sistematik bir şekilde artmasına sebep olacaktır. Ticarî münasebetler artacak çeşitli heyet mübadeleleri Balkan an­laşması üzerine kuvvetli münasebetler silsilesinin inşasına fırsat verecektir».

Vladimir Popoviç her üç memleket ara­sındaki karşılıklı işbirliğinin büyük faydalar sağlıyacağını misallerle belir­terek makalesine son vermektedir.

— Roma :

Bununla beraber İtalya bir emrivaki karşısında kalmaktan hoşlanmaz, bu­nun içindir ki uzun çalışma ve müza­kerelerden sonra kabul olunan bu for­mülün, Batı Demokrasilerinin daha ge­niş çerçeve dahilindeki ittifakı ile he-mâhenk oluşunu müşahade etmek Ro-ma'yı memnun etmiştir».

ıMessagero» bu münasebetle, Balkan. Paktı üyelerinden biri tecavüze uğra­dığı takdirde diğerlerinin otomatik mü­dahalesi keyfiyetinin -ki bu husus At­lantik Paktında mevcut değildir- daha önce düşünüldüğü halde, sonradan vaz­geçilmesine, daha doğrusu daha az en­dişe,verici hale getirilmiş olmasına işa­ret etmektedir.

Gazete diğer taraftan, Balkan Paktının Yugoslavya İle İtalya arasında askıda kalmış meselelerin halli mümkün hale geldiği bir sırada aktolunmasının da memnuniyet uyandırdığını belirtmek­te, hatta bu paktm Triesfce meselesinin hallinden evvel ve bu meseleden tama­men müstakil olarak aktolunmasmı lehte bir hâdise saymaktadır, zira Mes-sagero'nun fikrine göre, Trieste anlaş­ması, «herhangi bir haricî baskıdan â-zade» olarak sabır ve itimatla elde olunmalıdır.

Akdeniz müdafaa sisteminin faaliyeti irin en esaslı şartı teşkil etmektedir-.

9 Ağustos 1954

Yarın Bled'de imzalanacak olan Bal­kan Paktı, muvacehesinde İtalya'nın durumu, Chigi Sarayının fikirlerini ak­settirmekle tanman «Messagero» gaze­tesinin bir makalesinde açıklanmış bu­lunmaktadır.

Gazete evvelâ, İtalya'nın Balkan Pak­tının akdine muhalif olmadığını, zira Balkanlarda sağlam ve sıkı bir müda­faa esasının kurulması hâdisesinin italya'nm hayatî  menfaatlerine uygun

Bled

Bu sabah Bled'de mahallî saatle 1 İSO'­da sona eren Türk, Yunan ve Yugoslav Dışişleri Vekilleri ikinci konferansını müteakip yayınlanan resmî tebliğde, Üç Balkan Devleti temsilcilerini bir si­yasî işbirliği ve karşılıklı yardım itti­fakı andlaşması» İmzalamağa sevkeden âmillerin tarihçesi yapılmaktadır.

Tebliğde, «Dünyayı tehdit eden

Balkan ittifakı

Yazan: R. S. BURÇAK

15/8/1954 tarihli  (Zafer)  den :

Türkiye,   Yugoslavya     ve  Yunanistan,. kendi aralarındaki bağları bir kat da­ha takviyeye karar vererek 9 Ağustos­ta   Yugoslavyamn      Bled   sayfiyesinde, bir   yardım   andlaşması   imzalamışlar­dır. Bu  üç  devlet   arasında  23   Şubat  1953 tarihinde Ankarada bir dostluk ve iş­birliği  andlaşmasınm  yapılmış  olduğu. malûmdur. Şu halde böyle bir andlaş-ma mevcutken bir yenisine neden lü­zum görülmüştür? Ankarada imzalanan vesika bir ittifak muahedesi  değildi.  Mezkûr muahedemin ehemmiyetli hükmünü ikinci mad­desi teşkil ediyordu. Bu madde gere­ğince: «Âkid. taraflar, kendi mmtaka-lannda sulh ve emniyetin korunması .için müşterek gayretlerine devam et­mek ve kendilerine karşı tahrik edil­memiş bir tecavüz vukuu halinde lü­zum hâsıl olabilecek müşterek savun­ma tedbirleri de dahil olmak üzere, emniyetlerine müetallik meseleleri bir­likte tetkike devam etmek kararmdadırlar deniyordu. Görülüyor ki Ankara andlaşmasmda taraflar, savunma tedbirleri de dahil olmak üzere emniyetlerine taallûk eden meseleleri birlikte tetkike devam edecekleri hakkında karar almışlardı. Bu andlaşmada tarafların birbirlerine yardım edecekleri yolunda sarih bir taahhüt mevcut  değildi. Ankara Paktı, yardım hususunda ta­raflara sarih vecibeler yükliyen bir vesika olmamakla beraber bugünkü mesut gelişmenin bir merhalesini teş­kil etmesi bakımından yine d-e son 'derece ehemmiyetli bir vesika idi. Zi­ra her Üç devletin müşterek bir gö­rüş ve menfaate sahip bulunduklarını ilân etmek ve takip ettikleri müşterek siyasetin istikametini açıkça belirtmiş olmak gibi çok ehemmiyetli bir mâna ve değeri vardı. Bled'de imzalanan vesika ise bir yar­dım andlaşmaaidır ve burada tarafla­rın hangi şartlar içersinde birbirlerine yardım yapacakları tasrih [edilmiştir. Bled andlapmasmın da ehemmiyetli hükmü yine ikinci maddesinde yer al­mıştır. Buna göre taraflar, evvelâ, iğ­lerinden birinin veya birkaçının ülke­lerinin herhangi bir yerine vâki olacak bir tecavüzü bütün âkid taraflara tev­cih edilmiş bir tecavüz gibi telâkki e-dsceklerini kararlaştırmışlardır.

Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya arasında 1934 senesinde Ati­na'da imzalanmış olan Balkan Paktı, bu pakta dahil devletlerin sadece Bal­kan hudutlarını teminat altına aldığı halde Bled andlaşması çok daha şü­mullü tutulmuş ve âkidlerin ülkeleri­nin herhangi bir yerine vâki olacak bir tecavüzü paktın şümulü içersine al­mıştır. Şu halde, meselâ Bulgaristan'dan Yunanistan ve Yugoslavya'ya ge­lecek bir tecavüz veya Sovyet Rusya-nm, Şark hududundan Türkiyeye aça­cağı bir taarruz yardım andlaşmasınm şümulüne dahildir.

Böyle bir tecavüz vukuunda taraflar «Bu tecavüzü defeylemek için, silâhlı kuvvet istimali de dahil olmak üzere, evvelinden müştereken tesbit edilmiş olacak olan gerekli bilcümle tedbirleri derhal almak suretiyle tecavüze uğra­yan taraf veya taraflara yardım eyle­mek hususunda mutabık kalmışlardır.» Gerek hu maddeden ve gerek dordüncü maddenin 2 nci bendinden anlaşıl­dığına göre, tarafların birbirlerine ya­pacakları yardım üç devletin erkânı-harbiyeleri arasında daha evvelden tesbit edilmiş olacaktır. Taraflar, iç­lerinden birinin veya birkaçının teca­vüze uğraması halinde tesbit edilmiş olan bu tedbirleri derhal tatbik ede­ceklerdir.

Balkan andlaşmasınm iki üyesi, Tür­kiye ve Yunanistan aynı zamanda At­lantik Paktına da dahildirler. Yugos­lavya şimdilik bu camianın dışındadır. Türkiye ve Yunanistan, Atlantik Pak­tından mütevellit vecibelerini ifa mec­buriyeti karşısında kalacak olurlarsa, Balkan andlaşması devletleri, muahe­denin altıncı maddesi gereğince, Bir­lenmiş Milletlerin gayelerine uygun o-larak alınması gereken tedbirleri itti­haz etmek üzere, kendi aralarında is­tişarelerde bulunacaklardır.

Bu hüküm Yugoslavya'yı Atlantik Paktına çok yaklaştırmıştır. Birleşmiş Milletlerin gayelerine uygun tedbirle­rin Yugoslavya ile birlikte müzakere edilmesi demek, Yugoslavya'nın kollektif barsı v.e emniyet sisteminin mu­hafazası hususunda azimli ve Balkan müttefikleriyle aynı menfaatlere sahip bulunduğunu ifade etmek demektir, mistir.

Yugoslavyamn, bugünkü şartlar içerik sinde, Atlantik Paktına dahil olmama­sının artık büyük bir ehemmiyeti kal­mamıştır denilebilir. Zira, Sovyet Rus­ya'nın nüfuz ve tahakkümüne karşı isvan ederek Moskovanin tam zıddı bir politika takip etmekte olan Yugoslav­yamn,   milletlerarası  siyaset  sahasındaki mevkiinin Batı devletlerinin ya­nında olduğuna şüphe edilemez. Milletlerarası münasebetlerde menfaat beraberliği, dostluk ve hattâ ittifak andlaşmalarmdan da önemlidir. Yu­goslavya Atlantik Paktının içinde bu­lunmasına rağmen takip ettiği politi­ka ile bu paktın gayelerine tam uygun bir yol üzerinde yürüdüğünü ispat et­miştir.   Bugünün realitesi   budur.

Dostluk ve yardım andlaşmaları ta­raflara ne derece sarih vecibeler yük­lemiş olursa olsun, bunların hakikî de­ğerleri, her şeyden evvel tarafların sa­mimiyetine  bağlıdır.

han harbi içersinde defaatle müşahede edilmiştir.

Balkan andlaşması, samimî bir işbir­liği ve yardım arzusunun ortaya çı­kardığı bir eser, kollektif barış ve em­niyet sisteminin müşterek bir gayret­le müdafaa edilmesi lüzumuna ina­nanların vücuda getirdikleri bir toplu­luktur. Bu paktın imzalanmasiyle ta­rafların, dünya barışını olduğu kadar kendi emniyetlerini de bir kat daha. teminat altına almış olduklarında şüp­he edilemez. Eskiden Avrupanm barut fıçısı diye tanınan Balkanlar, şimdi sulhun ve istikrarın başlıca destekle­rinden biri haline gelmiştir.

3 Ağustos 1954

 

— Birleşmiş Milletler   (New-York)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjoeld, Filistin mütare­kesine nezarstle vazifeli Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtı Başkomutanlığına Ka­nada ordusundan General L. M. Burns ün General B.ennike'ye halef olarak tâyin   edildiğini   bildirmiştir.

General Bennike 17 Haziran 1953 te 1 yıllık bir süre için bu vazifeye geti­rilmişti.

Genel Sekreter Dag Hammarskjoeid, General Burns'ün tâyinini bildirdikten sonra, General B'S-nnike'ye hürmetleri­ni ifade ederek meslekî bilgisi, yüksek vazife duygusu, tarafsızlığı ve cesare­tini övüyor ve 'Filistin'de çok ciddî ve buhranlı bir devrede hizmet gördüğü­nü belirtiyor.

Birleşmiş Milletlerin Fil i sünedeki kur­may heyetinin yeni başkanı olan Ge­neral Burns hâlen Kanada Eski Mu­haripler idaresinin müsteşarıdır. 1897 de Quebsc bölgesinde Westmount'da doğmuş olan general tahsilini Mon­treal ve Kingston'da yapmıştır. Birin­ci Cihan Harbinde istihkâm subayı olarak vazife görmüş ve 1944 de İtal­ya'da 5 inci Kanada zırhlı tümenine kumanda etmiştir. Daha sonra Eimini'yi alan 1 inci Kanada kolordudusu-nun da başında bulunmuştur. 1949 da Kanada'nın Birleşmiş Milletler nezi-dindeki heyeti üyeleri arasında yer al­mıştır.

5 Ağustos 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York)   :

Fas İstiklâl Partisinin New-York bü­rosu dün bir tebliğ yayınlamıştır. Bu tebliğde Fransız Hükümetinin Fas'ta süratle hareket etmediğinden ve duru­mun gittikçe daha fazla vahim bir hal almasına meydan vermekte bulundu­ğundan şikâyet edilmekte ve ezcümle &öyle denilmektedir: "Fas'ın her tara­fında yapılan nümayişlerde ve grev­lerde Fas halkı Sultan Muhammed Bin Yusuf'un  avdetini  istemektedir.»

8 Ağustos 1954

 

— Birleşmiş Milletler   :

Birleşmiş Mîlletler Genel Sekreteri Hammarskjoîd, teşkilâtın bir senelik faaliyeti hakkında yayınladığı rapor­da, Cenevre anlaşması ile Kore müta­rekesini geçen yılın en önemli olayı olarak   vasıflandirmıştır.

Rapor Temmuz 1953 ten Temmuz 1954 e kadar süren devreye şâmil bulun­maktadır.

Genel Sekreter, bazı devletlerin bir­takım meseleleri, siyasî ve amelî hiç­bir mücbir sebep olmadığı halde Bir­leşmiş Milletler Teşkilâtına götürmemek hususunda gösterdikleri temayül­den endişe duyduğunu ifade etmekte­dir. M. Hammarskjold'e göre bu hare­ket Birleşmiş Milletlerin durumunu sayıklatmak tehlikesini doğurabilecek ği gibi nüfuz ve tesirini de azaltabilir.

Bölge teşekküllerinin icra, müzakere ve hakem organı olarak, Birleşmiş Mil-

letler Teşkilâtının yerine kaim olma­sını şiddetle tenkid eden genel sekre­ter, bununla geçen Haziranda Güven­lik Konseyinin Guatemala'nın şikâye­tini Amerikalılar arası teşkilâta hava­le etmiş olmasına açıkça telmih etmiş bulunmaktadır.

M. Hammarskjold raporunda şöyle diyor:

Anayasamız, barışın muhafazası için bölge anlaşmalarının ehemmiyetini takdir etmektedir. Fakat bu usûle baş­vurulduğu takdirde ve muvaffakiyet-sizlik halinde son mesuliyeti Birleşmiş. "Milletlere yüklemek doğru değildir.

10 Ağustos 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York)   :

"Birleşmiş Milletler tarafından neşredi­len istatistik bülteninin Ağustos nüs­hasında ihracatı (Sovyet memleketleri ve Cin hariç olmak üzere) 18 milyar 10 milyon dolara baliğ olmuştur. Bu miktar 1953 senesinin aynı devresine nazaran 310 milyon dolarlık bir fazla­lık arz etmektedir.

Bu fazlalık, Birleşik Amerika ve Kanada'mn ihracatında 500 milyon do­lardan fazla (yani % 11 nispetinde) bir "kesilme vuku bulmuş olmasına rağmen elde edilmiştir.

ihracatı artan memleketler arasında bilhassa şu memleketler görünmekte­dir:

Lâtin Amerika memleketleri: Bu mem­leketlerin ihracatı 1953 senesinin aynı devresine nazaran 250 milyon dolar (%  14 nispetinde) artmıştır.

Kıt'a dahilindeki Batı Avrupa memle­ketleri: Bu memleketlerin ihracatında 419 milyon dolarlık (% 9 nispetinde) bir artış kaydedilmiştir.

Sterling bölgesine dahil bulunmayan Ortadoğu memleketlerinde de 40 mil­yon dolarlık (% 10 nispetinde) bir fazlalık görülmektedir.

Uzakdoğu memleketleri de 93 milyon dolarlık (% 13 nispetinde) fazla ihra­cat kaydetmişlerdir.

Sterling bölgesi ihracatında 31 milyon dolarlık (% 1 nispetinde) bir artış ol­muştur.

Birleşmiş Milletlerin istatistik bülte­ni, bu rakamların birçok memleketle­rin ihracatında görülen salâhın 1954 senesinde de devam etmiş olduğuna bir işaret telâkki edilebileceğini kay­detmektedir.

Yine aynı bültendeki malûmata göre, Birleşik Amerika'nın 1954 senesi ilk üç ayı zarfındaki ihracatının tutarı 1952 senesinin üçüncü üç aylık devre­sinden itibaren her hangi bir üç aylık devrede kaydedilmiş olan ihracat mik­tarından aşağı bulunmaktadır. Bu key­fiyet, kısmen, hususî katagoriye da­hil stratejik malların ihracatında vu­ku bulan gerilemeden ileri gelmekte­dir.

Kanada'ya gelince, bu memleketin 1954 senesinin ilk üç ayı zarfındaki ihracatı 1951 bidayetinden beri olan üç aylık devrelerden her birinde kaydedilen ihracat tutarından da aşağı bulunmak­tadır.

13 Ağustos 1954

 

— Singapor   :

Dün aksam burada büyük bir kalaba­lık önünde bir nutuk irat eden Birleş­miş Milletler Genel Kurul Başkanı Madam "Vijayalakshmi Pandit ezcümle şunları söylemiştir:

il Her hangi bir şahıs veya ne kadar büyük olursa olsun her hangi bir mil­let Birleşmiş Milletler Teşkilâtını ge­lişi güzel tenkid etmeğe kalkarsa dün­yanın ilerlemesine öldürücü bir darbe vurmuş olur."

M. Pandit dünya istikbalinin büyük ölçüde Birleşmiş Milletlerin mevcudi­yetine ve Birleşmiş Milletler Anayasa­sının ihtiva ettiği ideallere milletler tarafında^ gösterilecek müzaharete bağlı olduğunu sözlerine ilâve etmiş­tir.

Dünyanın bir uçurum kenarında ol­duğunu beyan eden Madam Pandit mü­teakiben şöyle demiştir:   «İnsan,  tabi-

atı yenmiştir. Fakart bizzat kendisini yenememiştir. Ahenkli bir dünya ya­ratmağa muktedir olan insan, bir ni­zam ve disipline bağlanmadığı takdir­de o dünyayı yıkabilir ve tahrip ede­bilir. "

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Baş­kanı sözlerini bitirirken Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtının şimdiye kadar bir­çok ihtilâfların genişlemesine mâni olduğuna işaret etmiştir.

19 Ağustos 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York)  :

Batı Yeni Gine meselesi hakkında Bir­leşmiş Milletlere müracaat eden Endo­nezya murahhas heyeti başkanı M. Sudjarwo Tjondronegoro dün öğleden sonra yaptığı beyanatta şöyle demiş­tir:

«Endonezya, Batı Yeni Gine meselesi­ne barışçı bir hal tarzı bulmak husu­sunda Birleşmiş Milletler Genel Kuru­lunun kendisine yardım etmesini arzu eylemektedir.»

Endonezya murahhasının işaret ettiği­ne göre Endonezya, Hollanda Hindistanı topraklarının bükünü üzerinde Hollanda Hükümetinin yerine hüküm­ranlık hakkına sahip olmuştur ve bu itibarla Jakarta bakımından bu mes'-elenin barışçı bir tarzda halli, ancak Batı Y.eni Gine'nin Endonezya'ya il­hakı suretiyle tahakkuk ettirilebile­cektir.

Endonezya murahhası, Genel Kurulun meseleyi barışçı bir şekilde hallede­bilmek için' bazı usûller tavsiye ede­bileceğini ilâve etmiş ve fakat Battı Yeni Gine'nin ilhakım derpiş etmiyecek olan har hangi bir uzlaşmayı Endonezya Hükümetinin kabul edip edemiyeceğini bildirmekten imtina ey­lemiştir.

Endonezya murahhası Genel Kurul ço­ğunluğunun bu mevzuun müzakeresi lehinde bulunacağını ümit etmektedir. Fakat Endonezya büyük bir devletten bir müzaheret vaadi almamış bulun­maktadır.

İngiltere' ve Avustralya Endonezya ta­lebinin Genel Kurul gündemine alın­masına muhalefet edeceklerdir. Ame­rikan murahhas heyeti is:e Endonezya-nın müracaatini dikkatli bir inceleme--ye tâbi tutulduğunu beyan etmekle iktifa eylemektedir.

— Birleşmiş Milletler  (New-York)   :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjold Birleşmiş Milletle­rin yeni genel sekreter muavinlerinin adlarım bugün ilân edecektir.

muavinleri

Bu   yeni   gsnel   sekreter şunlardır:

Genel Sekreter müşavirleri: M. Ralph Bunche (Birleşik Amerika) ve İlya. Çerniçef  (Sovyetler  Birliği),

Haberleşme işleri muavini: Ahmet Bu­harı (Pakistan)

İdarî işler muavini: Victor Hoo (Mil-. Jiyetçi Çin)

Vssayet işleri muavini: Benhamin Co-hen (Şili)

Ekonomi ve Sosyal işleri : François de Seynes   (Fransa)

Siyasî işler muavini: Dragoslav Protiç (Yugoslavya)

Merkezi Cenevre'de olmak üzere Av­rupa işleri muavini: Adrian Pelt (Hol­landa) M. Pelt'in yanında ayrıca yar­dımcı olarak M. M. Georges Palthey (Fransa) da bulunacaktır.

— Birleşmiş Milletler (New-York)   :

Birleşmiş Milletler G;3n&l Sekreteri. Dag Hammarskjo-sld, teşkilâtın gele­cek seneki bütçesine dair raporunda, genel kurula, 1955 senesi bütçesini 46 milyon 821.30 dolar olarak tesbit et­mesini tavsiye eylemektedir. Bu ra­kam bu seneki bütçeden 505.810 dolar azdır. Tasarruf, Dag Hammarskjoeld'-nn vazifeye başlamasiyle New-York merkezinde boşalan 160 kadronun lâğ-viyle sağlanacaktır.

Buna mukabil, Genel Sekreter, Birleş­miş   Milletler     Teşkilâtının   Cenevre-de'ki   merkeziyle     yabancı  memleket­lerdeki  diğer  şubelerde  çalışan perso­nel için 1954 bütçesine nazaran I35.ÛO0

dolarlık fazla bir tahsisat kabulünü tavsiye etmiştir. Genel Sekreter ayrı­ca milletlerarası adalet divanı yargıç­larına verilmek üzere 175.9000 dolarlık 'bir tahsisat istemiştir.

Diğer taraftan, bütçe işleri istişare ko­mitesi. Genel Sekreterlik tahsisatında 420.550 dolarlık ek tenzilât teklif et­mektedir. Bu tasarruf, Birleşmiş Mil­letlerin yabancı memleketlerdeki bü­rolarına, verilen kredilerin azaltılma­sı ve yargıç tahsisat fonunun lağvı su­retiyle sağlanacaktır. Komite bundan "başka Birleşmiş Milletlerin, broşür satışiyle gelirini arttırmasını tavsiye et­mektedir.

20 Ağustos 1954

 

—   Birleşmiş Milletler   (New-York)   :

Birledik Rmerika'nın Birleşmiş Millet­ler nezdindski daimî murahhası M. Henry Cabot Lodge dün basma tevdi ettiği yazıl] bir beyanatta komünist Cinlilerin 15 Amerikan havacısını si­yasî esir olarak alıkoymakta devam etmiş olmalarını şiddetle tenkid et­mektedir.

M. Lodge derniptir ki:

 Bu "hareket, komünist Çin'in Birleş­miş Milletler alımına lâyık olma­dığının veni bir delilidir.»

—   Birlemiş Milletler (New-York)   :

Birmanya bugün Birleşmiş Milletler Birmanva arazisinde bulunan ve mem-Genel Sekreterliğine müracaat ederek, leketten çıkmalarım talep ettiği mil­liyetçi Cin kuvvetleri meselesinin Ge­nel Kurulun bu yılki toplantısının gün­demine alınmasını istemiştir.

23 Ağustos 1954

 

—   Birleşmiş Milletler (New-York)  :

_ Avustralya delegesi, Kamboç ve Laosun Birleşmiş Milletler üyeliğine kabu­lü meselesinin Genel Kurulun gelecek toplantısının gündemine alınmasını is­temiştir.

28 Ağustos 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York)   :

Müşterek tedbirler komisyonu. Genel Kurula tevdi edilmek üzere hazırîadığı raporu dün ittifakla tasvip etmiş­tir. Komisyon, bu raporunda müşterek süvenü'p'e taallûk eden bazı tavsiye­lerde bulunmaktadır.

Paorda bilhassa şu hususlar tavsiye edilmektedir:

B(Mxicterfık gavv-et. bahsinde mümkün  kadar fazla devlet tarafından  askerî Gerekse malî. iktisadî w» siyasî sahalarda fiilî yardımlar sağ­lanmalıdır.

Birlenmiş M'Hetler Teşkilâtı, anayasa­da derpiş edilen bölge anlaşmaları rprr^vocî dahilmde beynelmilel sulh. vp pn-ıniveti i^me ve yeniden tesis avp=i"vl.p vpyahut şahsî veva müşterek Tnotîrn rnüHaf^a hakkını kullanmak he-rip^vlp. ^iri=;jlpn ve anayasava uysun bulunan hfvr hareketi muvaffak k'1-mp> ir-in çerekli bütün tedbirleri al­malıdır.»

 

31 Ağustos 1954

 

— Birleşmiş Milletler  'New-York)   :

Birleşin'= Mil1cıtierdpki Hint delegesi Avta? Sinf. Birlenmiş Milletler vesav&tinde bulunan bölşslerp iktisadî yar­dımın arttırılmasını teklif etmiştir.

Avtas SinvesaVet altnda bulunan, bölgelerin sanayi ve ziraî istihsal bakı­mından son H^'-p'CP Ffpri olduğunu be­lirterek, bu eibi yprlerp daha fazta permaye  yatırımı   vaoılmasmı   istemiş-

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER EKONOMİK VE SOSYAL KONSEYİ TOPLANTILARI:

 

4 Ağustos 1954

 

—   Cenevre :

"Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sos­yal Konseyi, ırk farkı gözetme âdeti ile mücadele çarelerini aramak üzere gayri resmî bir konferans toplanması yolundaki   Birleşik   Amerika   teklifini

4   -çekimsere karşı 14 oyla kabul etmiş­tir.

5   Ağustos 1954

 

—   Cenevre :

"Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sos­yal Konseyi dünkü oturumunda İngil­tere del&gesi Sir Alec RandalTın ver­diği ve Arnavutluk, Bulgaristan, Ma­caristan ve Romanyanm Avrupa İkti­sadî Komisyonuna alınmasına dair olan bir Sovyet karar sureti tasarısının baş­ka bir zamana bırakılmasını Bstiyen teklifi 4 karşı ve 4 çekimser oya mu­kabil 10 oyla- kabul etmiştir'

8 Ağustos İ954

 

— Cenevre :

Arjantin murahhası M. Juan Cooke'un başkanlığı altında umumî celse halin­de toplanan Ekonomi ve Sosyal Kon­seyi, beynelmilel bir malî şirketin ku­rulması hakkındaki karar suretini ' I müstenkife karşı 14 oyla kabul etmiş­tir. Müstenkif kalan Sovyetler Birliği murahhasıdır.

Konsey bunu müteakip Kore'nin kal­kınması ve bu memlekete yardım edil­mesi hususundaki bir takriri de 3 müs­tenkife karşı 14 oyla tasvip etmişti''. Müstenkif kalanlar Çekoslovakya,, Sov­yetler Birliği ve Yugoslavya'dır.

Ekonomi ve Sosyal Konseyi yine bu toplantısında Avustralya ve Mısır ta­rafından tevdi edilen ve dünya istihsalâtının arttırılmasını sağlayacak usûlleri tavsiye eden bir takriri de itti­fakla tasvip etmiştir.

Konsey bundan maaaa teknik komis­yon âzalarının üçte birini değiştirmek üzere seçimlere tevessül etmiştir. Mu­vasala ve nakliyat komisyonuna İngil­tere, Şili, Polonya, Hollanda; nüfus komisyonuna İngiltere, Birleşik Ame­rika, Sovyetler Birliği, Kosta Rika, Hindistan; insan hakları komisyonuna İngiltere, Lübnan. Meksika, Norveç, Polonya   ve   Çin   seçilmişterdir.

7 Ağustos 1954

 

— Cenevre :

Ekonomik ve Sosyal Konseyin 18 inci toplantı devresi dün sona ermiştir. 19 uncu oturum 20 Martta başlayacak ve 15 Nisan 1955 e kadar devam edecek­tir. Aynı yıl 12 Temmuz ve 6 Ağustos arasında 20 nci oturum yapılacaktır.

Dün sona eren 18 inci oturum esas iti­bariyle iktisadî meselelere hasredilmiş­tir. Bu toplantıda dünya iktisadî duru­mu, milletlerarası ticarete mâni olan sebepler, iş ve isçi bulma, teknik yar­dım ve iktisadî inkişafla ilgili bahis­ler görüşülmüştür. Kabul edilen ka­rar suretleri yeni bir hareket noktası teşkil etmemekle beraber derpiş olu­nan hal tarzlarına doğru bir adım sa­yılmaktadır.

18 inci oturumun' çalışmalarına son verirken Ekonomik ve Sosyal Konsey Başkanı Juan İ. Cocke, dünya iktisadî durumunun tetkikinden iki vakıanın tebarüz ettiğini söylemiş ve izahatına şöyle devam etmiştir:

«Dünya iktisadî durumu hâlen istik­rarsızdır ve bilhassa endüstri hayatı inkişaf etmiş olan memleketlerle geri kalmış memleketler arasındaki hayat seviyesi farkı büyüktür. Diğer taraftan, milletlerarası ticaret meselesi iki veç­he arzetmektedir. Mübadelenin arttı­rılması ve esas maddeler fiyatlarında­ki dalgalanmaların durdurulması. Mil­letlerarası ticaret komisyonunun ne dereceye kadar muvaffak olduğu an­cak ileride elde edeceği neticelerle bel­li olacaktır.»

Cocke, bundan başka, iktisadî sahada bugüne kadar elde edilen neticelerin, meselenin vüs'atine kıyasla, ehemmi­yetsiz olduğunu ve terakkilerin çok ağır kaydedildiğini söylemiş ve bütün b'j meselelerin münhasıran ekonomik ve sosyal konseyin gayretleriyle halledilamiyeceğini belirterek demiştir ki:

«Konseyin istihdaf ettiği gayelere va­rabilmek için hükümetlerin  ve dünya umumî efkârının destek ve müzahere­tine  ihtiyaç vardır.

Ekonomik ve Sosyal Konseyin bu seneki toplantısına aşağıdaki memleket­ler iştirak  etmişlerdir:

Arjantin, Avustralya, Belçika, Çin,. Küba, Mısır, Ekvator, Birleşik Ame­rika, Fransa, Hindistan, Norveç, Pa­kistan, ingiltere, Çekoslovakya, Tür­kiye, Sovyet Rusya, Venezüella ve Yu­goslavya.»

1 Ağustos 1954

 

— Atina :

"Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Kıbrıs meselesi müzakere edilirken Yunan heyetine Hariciye Vekili Ste-fan Stefanopulosun başkanlık edeceği açıklanmıştır.

Bilindiği gibi Yunanistan Birleşmiş Milletler genel kurulunun bu sonbahar celsesinde müzakeresini talep etmiştir.

2 Ağustos 1954

hususu tertiplediği bir basın konferan­sında açıklamıştır.

— Londra :

Dün akşam neşrettiği bir tebliğde İn­giltere komünist partisi siyasî komi­tesi, İngiliz işçi harekelini «Kıbrıs hakkında takibedilen İngiliz politika­sına muhalefete ve Kıbrıslıların ken­dilerini idare 'etmek ve Yunanistan'la birleşmek yolundaki haklarını müda­faaya»  davet etmektedir.

Tebliğde şöyle devam ediyor:

«Kıbrıs'ın bir harp üssü olmasına mey­dan vermeyin ve anayasa ile isyanı meneden  kanunların     lağvını   talebe-

— Lefkoşe :

Kıbrıs müddeiumumisi bugün gazeteci­lere- verdiği demeçte Kıbrıs'ta seneler­den beri hükmen mer'i bulunan fakat filiyatta tatbik edilmiyen isyana tah­rik suçlarını cezalandıran kanunun bundan böyle harfiyen tatbik olunaca­ğını söylemiştir. Bu kanuna göre tah­rikçiler 5 sene hapse mahkûm edile­cektir.

6 Ağustos 1954

 

— Buenos Aires :

Yunanistan'ın Arjantin elcili Costattin Vatikiottv dün gece Arjantin'den. Yu­nanistan'ın Kıbrıs hakkıdakî talebi eylül avında Birlenmiş Milletler? geldiği takdirde, desteklemesini istemiş ve bu

1 Ağustos 1954

 

— Lefkoşe :

Kibrisin Yunanistana ilhakı için yapıl­makta olan hareketleri bastırmak mak-ıssdiyle hükümetin nümayişleri önleyici kanunlara sıkı müeyyideler tat­bik etmek kararı üzerine Kıbrıs hal­kı  12 ağustosta greve davet edilmiştir.

Dün yayınlanan bu davet komünist ve milliyetçi ticaret birlikleri, çiftçiler birliği ve esnaf teşekkülleri tarafından imzalanmıştır. Böylece millî meseleler ürerinde kilise ile komünist gruplar birlik  yaratmışlardır.

Grev beyannamesinde şöyle denilmek­tedir :

«Bu protesto, insan haklarını ihlâl eden kanunlara karşıdır.»

10 Ağustos 1954

 

— Atina :

Baş Piskopos Spiridion'un başkanlığın­da Kıbrıs'ın Yunanistana ilhakını te­min gayesiyle kurulmuş olan Yunan komitesi tarafından tertiplenen büyük bir miting için Yunan hükümeti mü­saade vermiştir.

Bütün Yunan şehirlerinde de, Atina ile aynı zamanda, Yunan hükümetinin Kıbrıs meselesini Birleşmiş Milletlere sunacağı 20 ağustos tarihinde miting­ler yapılacaktır. Bu nümayişlerin «İn­giliz idaresi tarafından Kıbrıs'ta millî şuuru körletmek maksadiyle alman de­mokrasi ve hürriyete aykırı kararları protesto etmek için» tertiplendiği bil­diriliyor.

20 Ağustos 1954

 

—  New-York   (Birleşmiş Milletler) :

Bugün bir basın toplantısı yapan Yunanistanın Birleşmiş Milletlerdeki dai­mi delegesi Palamas, sözlerine başlar­ken Kıbrıs meselesinin Yunanistan ile İngiltere müstemleke dairesini alâka­dar .eden bir konu olduğunu, bunun İn­giliz milleti ile hiçbir alâkası bulunma­dığını söyleyerek demiştir ki:

"Kıbrıs halkının yüzde sekseninden fazlasını yani 400.000 kadarını Yunanlı­lar teşkil etmektedir. Zannedersem kimse Yunanlıları hürriyetlerine ka­vuşmak hakkından mahrum   edemez.»

Palamas, İngiltere hükümetini bir uz­laşmaya yanaşmamakla itham etmiş, fakat Birleşmiş Milletlerin bu mesele­yi nazarı itibara alması hususundaki Yunan arzusunu İngiltere aleyhtarı bir' hareket diye kabul etmenin, yanlış ol­duğunu söyleyerek demiştir ki:

»Yunanistan İngiltere müstemleke dai­resinin menfi siyaseti yüzünden haki­katen son derece İngiltere aleyhtarı­dır. Birleşmiş Milletlerde usulden ol­duğu için mes'elenin asamble gündemi­ne alınacağından şüphe etmiyoruz. Bi­zi destekleyeceklerine dair hiçbir mem­leketten söz almış değiliz fakat hürriyeti seven bütün milletlerin bizi tak­viye edeceklerini umuyoruz.a

Yunanistamn Amerikadan bir destek­leme bekleyip beklemediği sualine Pa­lamas şu cevabı vermiştir:

Dileğimiz doğru ve âdil olduğu için. Amerika hükümetinin ona lâyık oldu­ğu değeri vererek destekleyeceğini ü-mit ediyoruz..»

Palamas Yunanistan'ın Kıbrıs için is­tiklâl talebinde bulunmadığını tasrih, ederek demiştir ki:

«Bizim istediğimiz Kıbrıslıların hürri­yetidir. »

Bu sözlerin Kıbrıs'ın Yunanistana ilhakı manasını tazammun edip etmsdi-ği sualine Palamas şu cevabı vermiş­tir :

«Bu Kıbrıslıların bileceği bir şeydir.»

alamas, 1950 yılında Kıbrısta Yunan Ortodoks kilisesinin nezareti altında bir plebisit yapıldığım, neticenin bü­yük bir ekseriyetle Yunanistanla bir­leşmek şeklinde tecelli ettiğini söylemiş ve demiştir ki :

«Fakat İngiltere bu plebisiti kabul et­medi. Bunun için şimdi Yunanistan, Birleşmiş Milletlerin himayesi altında tamamiyle tarafsız bir plebisit yapılmasını istemektedir. Eğer müstakbel bir plebisit Kibrisin Yunanistan ile birleşmek arzusunu kati olarak ortaya koyarsa Yunan hükümeti İngilter,eye adada askerî üsler teşkiline tamamiy­le muavafakat. edecektir. Bu hususta İngiltere hükümetine-bir teklifte dahi bulunmuş fakat cevap alınmamıştır. İn giltere hükümetinin Yunan hükümeti ile varacağı anlaşmalar neticesinde Kıbrısta ve Yunanistanda lüzumlu üs­ler teşkil edebileceğine eminim.

Yunanistamn bu husustaki talebinin komünist propagandasına kapılmaktan ileri gelip gelmediği sualine Palamas, bu iddiayı katiyetle reddederek demiş­tir ki :

«Hayır, mukabil tarafın da arzusu bu­dur.»

Kıbristaki komünist partisinin son de­rece kuvvetli olduğunu ve 511.000 olan

Ada nüfusunun tahminen yüzde otu­zunun komünist olduğunu söyleyen Palaımas, Kıbrısa muhtariyet verilme­sinin komünistlerin ekmeğine yağ sü­receğini ifade etmiştir.

Türklerin durumu hakkında sorulan bir suale cevaben Yunan delegesi hu- kûmetinin Kıbrıstaki Türk ekalliyeti­nin mukadderatına ait bütün mesele­leri Ankara ile tetkik etmeye hazır ol­duğunu, fakat Kıbrıs halkının % 80den fazlasını Yunanlıların teşkil etti­ğini ve % 17,9 nisbetinde bir Türk e-kalliyetinin demokratik bir sistemdeekseriyetin arzusuna bir engel teşkiletmek hakkı bulunmadığını söylemiş­tir.   

Diğer taraftan Birleşmiş Milletler ge­nel sekreteri Dag Hammerskijold'a yaz dığı bir mektupta Yunan Başvekili Mareşal Papagos, İngiltere hükümetinin adilane olmayan durumuna hücum ederek şöyle demektedir:

«İngiltere hükümeti Kıbrıs ve Yunanistanın her isteğine soğuk bir lâkaydi göstermiştir. İngiltere parlamentosun­da zaman zaman başgösteren beyanat­lar ise ateşi körüklemekten başka bir şeye yaramamıştır. Bütün bu haller İngiliz - Yunan münasebetlerini oldu­ğu kadar beynelmilel birliğin umumî huzurunu da bozacak bir durum yarat­mıştır denilebilir. Bu yüzden Yunan hükümeti Birleşmiş Milletler beyanna­mesinin icabettirdiği adalet, vakar ve mukaddes prensipler muvacehesinde durumun İslahını temin etmek gayesi ile Birleşmiş Milletlere müracaat zo­runda kalmıştır.»

Palamas, gazetecilere asamble faaliye­ti için durumun müsbet olduğunu fa­kat Yunanistanın icabederse mes'eleyi güvenlik konseyine de aksettirmeye hazır olduğunu söylemiştir.

— Atina :

Elen taraftarı Kıbrıs komitesi, Yunanis tanın Birleşmiş Milletler nezdinde yap­tığı müracaatı desteklemek üzere bu gece bütün Yunanistanda halkı göste­rilerde bulunmaya davet etmiştir.

100.000 den fazla insan Meşrutiyet meydanında toplanıp ellerindeki bayrakla­rı sallayarak, «Birleşmiş Milletler bi­zim son sulhçu silâhımızdır... Kıbrısı istiyoruz... İngilizler Kıbrrstan çıkma­lıdır»  diye bağrışrmşlardır.

Komite reisi Piskopos Spyridon kalaba lığa hitap etmiş, meydan üzerinde u-çan tayyarelerden risaleler atılmış ve kilise çanları çalmıştır.

Toplananın sonunda halk İngiliz bü­yükelçiliğine doğru akın etmiş ise de matrak kullansın polis kuvvetleri ta­rafından  dağıtılmışlardır.

Bütün İngiliz tebaaları evlerinden dı­şarıya çıkmamış va hiçbir İngiliz bay­rağı asılmamıştır.

Halen Pireyi ziyaret etmekte olan altıncı Amerikan filosu mürettebatının kara izinleri kaldırılmıştır.

Toplantıda komite, Yunan hükümeti­nin Birleşmiş Milletlere müracaatını tasvip, İngilizlerin Kıbrısı iade etme­meleri takbih küçük bir devletin bü­yük bir devlete karşı olan itimadını sarsmaktan İngiltereyi mes'ul addet­mek, Yunanlıların mümkün olan bü­tün vasıtalara başvurarak, kurtuluş uğrunda mücadele azim ve kararını bütün dünyaya ilân kararını  almıştır.

— Atina :

Piskopos Spyridon halka irad ettiği hi­tabede, Yunanistan sesini yükseltmek­te ve yabancıların elinde bulunan Kib­risin kendisine iadesini talep etmekte­dir, demiş ve şöyle devam etmiştir: ,

^Yirminci asırda, medenî bir milletin,, baskı tedbirleri yüzünden, hâlâ bir ya­bancı idatre altında bulunması tecviz edilemez.»

Diğer taraftan Hariciye Vekâleti mü­dürlerinden Alexis Kyrou bugün bura­da verdiği beyanatta, Yunanistan Bir­leşmiş Milletlerin vereceği her kararı kabul edecektir, fakat bu karar tem­yiz edilebilir demiştir.

Kyron'un bu sözleriyle La Haye Mil­letlerarası mahkemesini kastettiği an­laşılmaktadır. Kyron beyanatına şöyle devam etmiştir:

"Yunanlılar Kibrisin Yunanistana il­hakım değil, Kıbrıslılara kendi kendi­lerine karar vermek hakkının tanın­masını istemektedirler. Bu da umumi seçimlerle elde edilir ki, bunu mütea­kip seçilen temsilciler, Yunanistana ka­tılmaya karar verebilirler.

Kendi kendine karar verme prensiple­rine inanan Amerikanın böyle bir mü­racaatı destekleyeceğine kani bulunu­yorum. »

— Atina :

Kıbrıs'ın Yunanistana ilhakı hakkın­daki Yunan hükümeti talebinin Birleş­miş Milletlere bugün resmen aksettiril­meği münasebetiyle Atina'da ve diğer Yunan şehir ve kasaıbalarmda yapıla­cak olan mitinglerin hazırlıkları sona ermiştir. Bu mitinglere bütün cemiyet ve teşekküller iştirak etmekte, Yunan basını da münhasıran bu mesele ile meşgul olmaktadır.

— Birleşmiş Milletler  (New-York):

Birleşmiş M illetler deki Yunan temsil­cisi C. Ksantopulos Pajamas g-snel sek-leterliğe müracaat ederek Kıbrıs mese­lesinin, yani Birleşmiş Milletler pren­siplerinin bahsi geoen adaya tatbiki hu­susunun genel kurul gündemine alın­masını istemiştir. Bilindiği gibi bu prensipler bütün milletlerin eşit olduk larını ve mukadderatlarını bizzat ksn-dilerinin tayin etmek hakkına sahip bulunduklarını belirtmektedir.

Bu taleple birlikte Yunan Başvekili Mareşal Papagos'un bir muhtırası su­nulmuştur. Başvekil bu muhtırasında  Kıbrıslıların ezici çoğunluğunun, ana­vatanları olarak telâkki ettikleri Yunanistanla birleşmek hususundaki arzularını» belirtmektedir.

—  Atina :

Yunan Hariciye Vekâleti Kıbrıs do­ğumlu umum müdürü Alexis Kyrou, Yunanistana iltihak taraftarı öğrenci­lerin bağrışları arasında verdiği beya­natta! ezcümle şöyle demiştir:

«Yunanistan, Kıbrıs hakkında iki ta­raflı görüşmelere katılmayı derhal ka­bul edecektir.

Yunanistan vaki talebinde Birleşmiş Milletlerin ihtilâfın milletlerarası bir dâva olduğunu tanımasını istemekte­dir. Bu meselenin haili de sulh ve gü­venliği geliştirecektir. Yunanistan - Amerikanın Birleşmiş Milletlerde kendi­sini destekleyeceğinden emindir.

—  Atina :

Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı hakkın­daki Yunan hükümeti talebinin Bir­leşmiş Milletlere bugün resmen aksettirilmesi münasebetiyle bugün Atina'­da Anayasa meydanında saat 18 de bü­yük bir miting tertiplenmiştir.

Miting başladığı sırada Anayasa mey­danı baştanbaşa dolmuş bulunuyor, bir taraftan da halk mitinge katılmak üze­re nümayişler yaparak meydana akın ediyordu.

Miting Yunanistan Başpiskoposunun bir nutku ve duası ile başlamıştır.

Bugün sabahtan beri İngiltere Büyük Elçiliği gayet sıkı bir kordon altına a-lınmıs bulunmaktadır. S.efaret binası­nın etrafında zırhlı otomobiller, moto­sikletli polisler ve askerler devriye gelmektedir. Esasen bütün şehirde umumî emniyet tedbirleri alınmıştı.

Yunanistanm diğer şehir ve kasabalarında  yapılan  mitingler  Sarasında bil­hassa Selanik mitingine ehemmiyet ve­rilmektedir.

— Lefkoşe :

Bugün burada haber verildiğine göre, Güney Kıbrrsta Larnaka civarında bir mektebe mütecavizler zorla girerek İn­giliz Kraliçesi İkinci Elizabeth'in bir resmini   parçalamışlardır.

— Birleşmiş Milletler (New-York)

Birleşmiş Milletler teşkilatındaki İn­giliz temsilcisi Sir Pierson Dixon, Kıb­rıs meselesinin genel kurulunun gele­cek toplantısının gündemine alınması­na memleketinin itiraz edeceğini bası­na bildirerek şöyle demiştir:

.Yunan hükümetinin, bir İngiliz top­rağını kendine mal etmek gayesiyle es­ki İngiliz  Yunan dostluğuna zarar vermeye hazır bulunması hakikaten üzücüdür.

Kıbrıs tabiatiyle, tamamen Birleşik Krallığın idaresine bağlıdır. Bu sebep­ten bu, Birleşmiş Milletlerin işlerine müdahale edemiyeceğî bir topraktır.

Biz de bu meselenin genel kurulun gün demine alınmasına itiraz edeceğiz. So­nunda aklıselimin muzaffer olacağını ümit ederiz.»

21 Ağustos 1954

 

—  Atina :

Kibrisin ilhakı lehinde dün akşam Ati­na'da yapılan mitinge iştirak eden nü­mayişçileri dağıtırken hasıl olan kar­gaşalıktan ve yolların tıkanmasından istifade eden komünist tahrikçiler ida­resindeki fesatçı gruplar şehrin üç noktasında asayişi bozmağa teşebbüs et­mişlerdir. Bu arada polisle nümayişçi­ler araısında bir çok kargaşalıklar çık­mıştır. Polisin verdiği malûmata göre, bu kargaşalıklarda 28 sivil ve 24 polis yaralanmıştır.

Bu hâdiselerden ilki Fransız büyükel­çiliği civarında, ikincisi polis müdür­lüğü binası önünde ve üçüncüsü de bir banka önünde cereyan etmiştir.

Yunan Dahiliye Vekili yardımcısı ge­neral Vasili Vrahnos, "Bu hâdiseler neticesinde yapılan tevkifat, kargaşa­lıklara komünist tahrikçiler tarafından sebebiyet verilmiş olduğunu meydana çıkarmıştır» demiş ve tevkif .edilenler­den 30 kişinin alıkonduğunu tasrih et­miştir.

Fransız büyükelçiliği yanında bir inşa­at şantiyesinde barikat kurmuş olan ve asayiş memurlarına taş vesaire ile hü­cum eden takriben 200 kişilik bir gru-pu dağıtmak için polis, itfaiyenin yar­dımını istemek mecburiyetinde kal­mıştır.

—  Korfu :

Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesini istiyen nümayişçiler buradaki İngiliz konsolosluğunun ve İngiliz enstitüsü­nün camlarını kırmışlardır.

— Atina :

Atina ajansı, Kıbrıs meselesi hakkında Yunan halkının dün tertip ettiği mi­tingde vukubulan hâdiseler esnasında tevkif olunan 31 nümayişçinin polis ta rafından bugün serbest bırakılmış ol­duğunu bildirmiştir.

Atina ajansı diçfer taraftan, Korfu'da yapılan nümayişler esnasında bazı hâ­diselerin vukubulduğu yolundaki ha­berleri yalanlamıştır.

— Atina :

Yunan Hariciye Vekâleti umum mü­dürlerinden M. Aleksis Kire, Yunanis-îanm Birleşmiş Milletlere müracaatı­nı yorumlayan bir beyanatında Atina hükümetinin Kıbrıs adasını Yunan krallığına hemen ilhak hususunu iste­memekte olduğuna işaret etmiş ve şun­ları ilâve etmiştir :

«Yunanistan bu müracaatım, Kıbrıs halkının ihlâl edilen haklarına Birleş­miş Milletlerin dikkatini çekmek ve Birleşmiş Milletlere, İngiliz - Yunan ihtilâfının dostça halledilmesine yardım etmesi imkânım vermek maıksadiyle yapmıştır. Bu ihtilâfın dostça halledilmesi Yunan hükümetinin nihaî gayesi kalmakta  devam  etmektedir."

Yunan Hariciye Vekili M. Stefan Stefanopulos da verdiği bir beyanatta Yu­nanistan tarafından yapılan müracaa-tjn Birleşmiş Milletler genel kurulun­da derin bir makes bulacağına şüphe etmemekte olduğunu söylemiş ve şun­ları ilâve etmiştir :

Kıbrıs halkına istikballeri hakkında­ki arzularını serbestçe izhar imkânını vermek için en münasip çareyi seçmek Birleşmiş Milletlere terettüp edecek­tir. Eğer Birleşmiş Milletler küçük bir milletin hürriyetini teminat altına; al­makta aczini izhar edecek olursa ma­nevî prestiji tamir kabul etmez bir şe­kilde haleldar olmuş olacak ve insan­lık yeniden ruhî ve manevî vahîm bir buhran geçirecektir."

22 Ağustos 1954

 

— Lefkoşe :

Piskopos Makarios, burası için İngiliz­ler tarafından teklif olunan bir.anaya­sa tasarısını bugün red edip, hükümet idaresini bu teklifi ile Kıbrıslıların Yu-nanistana iltihak hareketine karşı a-yakalanmayı men kanununu şiddetle tatbik yoluna gitmekle itham edilmiş­tir

Piskopos, Pameromeni kilisesini dolduran, etraftaki meydanı ve şehrin ana caddesini kaplayan 1.000 kişiye hitap etmiş ve sözleri kilisenin iç ve dışına konan oparlörlerle yayılmıştır.

23 Ağustos 1954

 

— Lefkoşe :

Adanın muhtelif bölgelerinden gelmiş 10.000 kadar köylü Makarios'un talebi­ne uyarak dua etmek üzere dün sabah Ortodoks kilisesinin etrafında toplan­mıştır.

Adanın Yunanistana bağlanmasını is­teyen Makarios şunları söylemiştir:

Millî savaşımıza ölünceye kadar sadık kalacağız ve hiç bir zaman uzlaşma kabul etmiyeceğiz.

Kiliseye sığmayan ahalinin yarısı po­lis tarafından zaptedilmiştir. Hiçbir hâdişe kaydedilmemiştir.

Piskopos   söyle demiştir:

«Biz köle değil, hür insanlar olarak yaşayacağız. İngiltere'nin muazzam küveti karşısında ne kadar aciz olur­sak olalım, kendimizi cesaretle müda­faa etmesini bileceğiz."

— Londra:

İngiliz İşçi Partisi bugün yayınladığı ve partinin politikasını belirten husu­sî bir tebliğinde, Yunanlıların Kibrisin ilhakı yolunda vaki son talepleriyle bemahenk olaırak, İngiliz müstemleke­lerine muhtariyet verilmesi kararını bir kere daha teyid etmiştir.

Tebliğde Kibrisin adı geçmemekle be­raber şöyle denilmektedir:

"Parti, işçi hükümetinin İktidarda bu­lunduğu 1945 - 1951 senelerinde müs­temlekelerin muhtariyet yolunda elde ettikleri gelişmelerin devamını temine karar vermiştir.»

25 Ağustos 1954

 

— Lefkoşe (Kıbrıs) :

Bugün burada bildirildiğine göre, Kıb­rıs Türklerinden mürekkep bir heyet Adayı Yunanistanı ilhak hareketlerini protesto msfksadiyle 31 ağustosta, bura dan Ankara ve Londra'ya mütevecci­hen  hareket  edeceklerdir.

«Enosis» hareketine muhalif 100.000 Kıbrıs Türkünü temsil eden heyet !An-karada Türk ileri gelen şahsiyetleriyle görüşecektir. Heyet Londra'da İngilte­re Başvekili Sir Wifıston Churchill ve diğer İngiliz resmî erkânı ile de müla­katta bulunmayı ummaktadır. Heye­tin daha sonraları Newyorkta Birleşmiş Milletler umumî merkezini ziyaret ta­savvurundan bahsedilmişse de henüz tesbit edilmiş deildir.

27 Ağustos 1954

 

 — Londra :                  

Bugün Londrada Kıbrıslı ve Yunanlı­lar, ellerinde levha ve bayrak taşıya­rak millî kıyafetlerle, Dışişleri Vekâle­tinin bulunduğu sokaktan geçmişlerdir. Londralı polisler nümayişçileri takip etmişlerdir. Hâdise kaydedilmemiştir.

Washington :

Kıbrıs'ın Yunanistanla birleşmesi için Yunan noktai nazarını izah etmek üze­re buraya gelmiş olan yedi kişilik Yu­nan millî komisyonunun sözcüsü ola­rak bugünkü basın konferansında ga­zetecilere izahat veren Yunanistan'ın eski  Dışişleri     Vekillerinden     George

Melas, Birleşmiş Milletler deki Yunan heyetinin, Birleşmiş Milletler asamble­sinde Kıbrıs meselesi için icabeden üç­te iki ekseriyetin temin edileceğinden emin olduğunu söylemiştir.

Melas, Kıbrıs meselesinde Yunanistanın Amerikan müzaheretini temin et-m-ek arzusunda olduğunu, fakat bunun Amerika Dışişleri Vekâleti için Birleş­miş Milletlerdeki delegesi ile ilgili bir mesele olduğunu ifade etmiş ve ko­misyonun Kıbrıs meselesini, müzakere mevzuu yapmak üzere Amerikan dost­larına fırsat vermek iğin Birleşmiş Mil­letlere getirdiğini anlatmıştır.

Melas, Dışişleri Vekili Foster Dulles, son derece meşgul olduğu için Yunan heyetinin kendisiyle temasta bulunamıyacağı kanaatinde olduğunu, fakat diğer Dışişleri Vekâleti mensupları ile görüşmeyi ümit ettiklerini, Dulles ar­zu etıiği takdirde heyetin kendisiyle görüşmek üzere hazır bulunacağını soy lemis, Kıbrıslıların Yunanlı oldukla­rını, Birleşmiş Milletler asamblesinin kendilerine Yunanistan'la birleşmek hakkını tanımasını istediklerini ifade etmiş, evvelce İngiltere tarafından Kıbrıs'ın Yuanistan'a ilhakını derpiş eden müteaddit teklifler yapılmış ol­duğunu ileri sürerek demiştir ki:

«Ben 1915 de henüz genç bir Dışişleri Vekili iken o zaman İngiltere Dışişleri Vekili bulunan Sir Edward Grey'den Yunanistan harbe girdiği takdirde, Kıb ris'm Yunanistan'a verilmesini teklif eden bir mesaj almıştım. Yunanistan o zaman böyle bir ilhaka hazırlıklı de­ğildi. Fakat aradan on ay geçtikten sonra harbe girdi, şimdi İngiltere'nin bu teklifini, yerine getirilmemiş bir taahhüd olarak kabul ediyorum.

Melas, İngiltere 'Dışişleri Vekili Anthony Eden'in İkinci Dünya Harbi es­nasında Londra'da, Yunan Başvekili Tsoudesos'a Kıbrıs meselesini o sırada ele almamasını, kendisinin, bu mevzu­un sona erer ermez müzakeresi arzu­sunda olduğunu söylediğini açıklamış, Almanyanın dünya harbi esnasında Yunanlıların müstevli İtalyan kuvvetlerini mağlûp ettiğini görünce harplere çekilmesi mukabilinde Yunanistan'a Arnavutluk'taki Kuzey Epiri ve Kıb­rıs'ı teklif etmiş olduğunu, fakat bu. teklifin Yunanistan, tarafından redde­dildiğini söylemiştir.

Yunanistan'ın İngiltere'ye Kıbrıs'ta is­tediği üssü vermeye hazır olduğunu  söyliyen Melas, Kıbrıslıların o zaman bugünküne nisbeten İngiltere ile daha kuvvetli bir dostluk kuracaklarını söy­lemiş, İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill'in atom harbinde Süveyş Ka­nal mıntıkasının eski ehemmiyetini ha­iz olmadığına dair 28 temmuz beyana­tının Kıbrıs'a da teşmil edilebileceğini ifade etmiştir.

30 Ağustos 1954

 

— Londra :

300 Kıbrıslı Rum, dün Kibrisin Yuna-nistana ilhakı lehinde nümayişlerde bulunmuşlardır.

Nümayişçiler, başlarında, milli elbise­ler giymiş genç kızlar olduğu halde, ellerinde Yunan bayrakları ve üzerle­rinde «Adamızda Ota-Doğu kumandan lığı istemiyoruz», İngiltere ile zorlana­rak dost olamayız» yazılı filamalar ol­duğu halde Whitehall'e yürümüşlerdir.

Diğer taraftan, «İngiliz - Hiristiyan. Kıbrıs Kardeşliğin cemiyeti, yaptığı bir mitingde Yunanistanm Kıbrıs hakkın­da Birleşmiş Milletlere yaptığı müra­caatın is'af edileceği inancını izhar ey­lemişlerdir.

Mitingde, İngilterenin Kıbrısı işgali keyfiyetinin Atlantik Paktı ve Birleş­miş Milletler anayasası prensiplerine aykırı olarak vasıflandırılan bir karar sureti kabul edilmiştir.

Nümayişçiler, mücadelelerine şiddetle devam etmek azminde bulunduklarını da belirtmişlerdir.

Nümayiş sırasında hitabede bulunan­lardan biri, «Fakir bir öz anayı, zen­gin bir üvey anaya yani İngiltereye tercih»  ettiklerini bildirmiştir.

Kıbrista kızıllar

Yazan : M. F. Fenik

24/VIII/954 tarihli (Zafer) den:

Kıbrıs hâdiselerinin bir komünist tah­riki olduğuna ve buradaki milliyetçi Rumların da bu tahriklere âlet haline getirildiğine kimsenin şüphesi yoktur. Bunu bir tahmin olarak değil, fakat realitelere dayanarak katiyetle ileri sü­rebiliriz.

Kıbrıs'taki Rumların yüzde 65 ine ya­kın miktarı komünisttir. Altı kazadan dördünde, yani Ljaırnaka, Magosa, Limason ve Girne'de, belediye meclisle­ri komünistlerin elindedir ve bizzat belediye başkanları da. komünisttir.

Bu dört kaza da dahil olmak üzere Kıbrıs'ta 13 yerde belediye teşkilâtı vardır. Bu on üç teşkilâttan sekiz ta­nesi komünistlerin elindedir.

Kıbrıs'ta komünist Akel partisi komü­nizmin bütün adayı saçması için elin­den gelen bütün gayreti sarfetmektedir. Milliyetçiler ve tarafsızlar da, sırf .ekmek paralarını temin edebilmek ve zulüm görmemek için Akelcilerin bas­kısı altındadır. Çünkü bunların ekse­risi, avukat gibi, doktor gibi, çiftçi gi­bi serbest meslek erbabından ibarettir ve daima komünistlerin boykot tehdi­dine maruzdurlar.T3i

Komünist partisinin dört büyük lideri, yani partinin genel sekreteri P. İoan-nou, komünist gazetesi Neos Demokratis'in başmuharriri B. Galamos, işçi bir-iikleri genel sekreteri Servas Zarfidis. doğrudan doğruya kominformamn a-damlarıdır. Sureti ma-hsusada Mosko­va'da yetiştirilmişlerdir; ve daima Mos­kova'dan talimat almışlardır. Yalnız bunlardan Servas son zamanlarda daha mutedil bir komünizm siyaseti ta­kip etmek istediğinden biraz gözden düşmüştür.

Kıbrıs'taki bu durum dikkate alınacak olursa, çıkarılan hâdiselerin ve Yuna^ nistaın'a ilhak nümayişlerinin hakikî bir milliyetçilik hissi ile yapıldığına inanmak mümkün olmaz. Bu da bize bir defa daha isbat ediyor ki, komü­nistler, tahriklerini daima bulundukla­rı muhitin arzularına uyarak yürüt­mektedirler. Milliyetçilik cereyanının olduğu yerlerde milliyetçi enterruaısyo-nalciliğin geçtiği yerlerde beynelmilel­ci, irtica sahalarında koyu müteassıp, Mekke'de hacı ve Mısır'da yabancı düşmanı, Kore'de ilhakçı, Tunus'ta istiklâlcidirler. İşte şimdi de Kıbrıs'ta bir taraftan kızıl papasın cübbesi altı­na saklanmışlar, bir taraftan da milli­yetçilerin bayrağına iltica etmişlerdir. Haddizatinde takip ettikleri dâva, Kıbrıs adasını, Akdeniz'in doğusunda kominformanm bir iskelesi, bir atlama taşı haline getirmek, bir taraftan Tür­kiye'ye, diğer taraftan Cenupta Arap devletlerine karşı tam bir tarassud mer kezi kurmaktır.

En vaziyette, İngilterenİn en büyük kusuru, kendi idareleri altındaki bir adada komünizmin bu kadar yayılma­sına göz yummak ve tehlikeyi vaktinde sezip tedbir almamak olmuştur.

Yunan milliyetperverlerine gelince, Rum ekseriyetinin rengi bu kadar ma­lûm olan bu aldanırı ilhakını istemek­le, ne büyük bir hata İşlediklerini söy-îemiye lüzum bile yoktur. Çünkü ga­yet açık bir hakikattir ki, son hâdise­ler uyuyan kızıl yılanı uyandırmaktan başka bir şeye yaramıyıacaktır. Yuna­nistan şimdiye kadar en büyük İstırabı komünistlerden çekmiştir. Komünizm yüzünden Yunanistan'da kardeş karde­şi  vurmuş,  bir cok  şehirler har at) ol-

muş, iktisadî hayat senelerce felce uğ­ramıştır.

Kıbrıslı komünistlerin gayesi, bir defa ilhak talepleriyle, Orta Şark barışını sarsmak, burada daima işleyen bir çı­ban başı meydana, getirmek, aynı za­manda Yunan vatandaşı oldukları tak­dirde Yunanistan'da kızıl emellerin ta­hakkukuna daha kolaylıkla çalışmak­tır.

Bütün bunlar kimsenin gözünden ka­çan hareketler değildir. Hakikî, basi­retli ve milliyetperver Yunanlıların bu vaziyeti görmemelerine imkân yoktur. Kaldı ki, Akdeniz'in bu bölgesinde ba­rışın muhafazası, dünyanın bu nazik durumunda Kıbrıs'ın statükosunda her hangi bir değişiklik yapılmasına )da müsaade edemez. Türkiye, hem buradaki Türklerin vaziyeti, hem cenup kı­yılarının 50-60 kilometre ilersinde ko-minformanın emri altında bir komü­nist karakolunun daha geniş faaliyete girememesi bakımından çıkarılan hâ­diseleri dikkatle ve hassasiyetle takip etmektedir. Bugünkü statüko dahilin­de Kıbrıs'tan doğacak mazarrat elbet­te daha çok huidutlandinlmış olacak­tır. Birleşmiş Milletlerin bütün bu nok­taları nazarı dikkate alacağını ve İn­giltere'nin dıathilî işlerine müdahale et­memek kararma varacağını tabiî gö­rürüz. Böyle bir karar, sulhun da, Yu­nanistan'ın da lehine olacaktır.

Yunan milliyetçileri, bu hareketleriy­le, kızıllara avans verdiklerini ve biz­zat kendi mevcudiyetlerini sarstıkları­nı anlamalıdırlar.

18    Ağustos 1954

 

—  Brüksel :

Fransız Başvekili Mendes France Av­rupa Müdafaa Birliği andlaşması hakkında yaptığı tekliflerde ciddî hiçbir değişikliği kabul etmiyeceği hususun­da diğer Avrupa1 ordusu memleketleri­ni ikaz etmiştir.

Siyasî çevrelerden bildirildiğine göre, Mendes France bu ikazı Belçika Dışiş­leri Vekili Henry Spaak ile iki saatlik hususî bir görüşme esnasında yapmış­tır. Yine bu çevrelerin bildirdiklerine göre Mendes France, Spaak'a umumî bir anlaşmaya müncer olduğu takdirde teklifinde bazı tâli değişiklikler yapa­bileceğini fakat ciddî hiçbir tadilâtta bulunamayacağını bildirmiştir.

19   Ağustos 1954

 

—  Brüksel :

Brüksel konferansının ilk günü, endi­şe edildiği veçhile en kötü bir şekilde, yani müzakerelerin inkitaı ile neticelenmemişse de, engeller bertaraf .edil­miş değildir.

Yeni Fransız tekliflerinin bir çok nok­taları hususunda ileri sürülen itirazlar­dan başka, bu teklifleri tasvip için tek­rar Alman, Belçika, Hollanda ve Lük-sembung parlamentolarına arzetmek ihtimali, ilgili dört vekilin muhalefe­tine yol açmaktadır. İtalyan meclisi he­nüz Psris antlaşmasını müzakereye başlamamişsa da, Dışişleri Vekili Picconi de bu dört vekili desteklemekte­dir.

Belçika Dışişleri Vekili Spaak, öğleden sonra yapılan ikinci »toplantıda bir hal çaresi bulmaya çalışmış ve şunları ile­ri sürmüştür: Fransız teklifleri arasın­da herkes tarafından sadece tefsiri ma­hiyette telâkki edilenler tefrik edilme­lidir. Bunların ilgili parlamentoların tasvibine arzına lüzum yoktur ve et­raflı bir tetkikten sonra bir anlaşma mevzuu olabilirler. Antlaşmanın met­nini değiştiren teklifler ise altı veki­lin . müşterek bir demeci vasıtasıyla halledilmelidir. Vekiller bu demeçle­rinde, antlaşmanın tasdikini müteakip, metni tadil yoluna gideceklerini taah­hüt edeceklerdir.

Buna karşılık Fransız heyeti, bu taah­hüdün .ancak tadil için takip edilecek ıısule tesir edebileceği, tadilin esasına müessir olamiyacağı ve bu sebepten muteber bir taahhüt teşkil edemiyeceğini belirtmektedir.

Altı Dışişleri Vekili yarın sabah saat 5 da (Gmt) tekrar toplanacak ve çalış­maların gizli mi, yoksa açık olarak mı devam .etmesine karar verdikten son­ra, müzakerelere devam edecektir. Bu. toplantıda Fransız teklifleriyle, Şpaak in bugün müzakereler sırasında ileri sürdüğü tekliflerin tetkikine devam edilecektir.

21 Ağustos 1954

 

— Brüxselles :

Brüxelles konferansının dün geceki cel­sesini müteakip yaptığı bîr basın kon­feransında' Belçika Hariciye Vekili M. Spaak şu beyanatta bulunmuştur:

"Konferansa verdiğim metin,  inceden

"inceye tetkik edilmiş ve uzun ve hiç te kolay olmiyan müzakerelere yol aç­mıştır. Bununla beraber son dakikaya kadar mutabık kamamızın imkânsız olacağına dair bir müşahedemiz olma­dı.

Dün sabahki toplantının sonunda Fran­sız teklifinin üzerinde bir neticeye var­manın güç olaeaçı meydana çıktı, o za­man esasen konferans başlamadan evvel hazırlamış bulunduğum bir metni meslekdaşlarıma tevdi ettim.

Bu akşamki toplantıda Fransız ve Bel­çika metinleri ürerinde görüşülmüştür. Bazı noktalarda mutabakat hâsıl ol­muş, diğer bazı noktalar hakkında ise birkaç murahhas tarafından ihtirazı kayıtlar ileri sürülmüştür. Bazı mudil noktalar da mütalâaları alınmak üzere mütehassısların tetkikine sunulmuştur.

Yarınki celsede tam bir metin hazırlıyabileceğimizi zannediyorum ve bu hususta bir dereceye kadar ümitli bu kuruyorum.

Tâahsi yeniden kendisi tarafından ha­zırlanmış olan metne nakleden M. Spaak, Fransız teklifinde kendisince kabule şayan görünen noktaları aynen "fou metne nakletmeğe çalıştığını, bazı ^noktaların konferansın çalışma celsele­rinin ışığı altında yeniden kaleme alın­dığını bir rok noktaların da' tayyedildiğini söylemiştir.

Gazetecilerin suallerini cevaplandıran Hariciye Vekili, ihtilâf mevzuu teşkil eden birkaç esssli nokta üzerinde mu­tabakata varılmış olduğunu fakat kat'î anlaşmanın hâsıl olmadığını izah etmiş ve fövle demiştir:

•:Müzakerelerin hararetli bir şekil al­dığı birçok anlar olmuştur, fakat hiç bir zaman, anlaşmak mümkün olamıyacağmı ve müzakereleri bırakmak lâ­zım geldiğini müşahede ettirecek bir vaziyet hâsıl olmamıştır.»

"M. Spaak anlaşmaya varıldığı takdirde parlâmentolarca yeniden tasdiki icap ettirecek hususların ortaya çıkacağı fikrinde d.eğildir.

3elçika Hariciye Vekili sözlerini şöyle "bitirmiştir:

«Bu konferans muvaffakiyetsizliğe uğrayacak olursa bu., bir felâket olur. Bu ciheti -esasen defalarca söylemiş bulu­nuyorum.»

M. Spaak konferansın her halde bugün sona ereceğini sözlerine ilâve etmiştir.

—  Brüksel :

Alman murahhas heyetinden bildirildi­ğine göre Batı Almanya Başvekili Kon-rad Adenauer bugün İngiltere Başveki­li Sir Winston Churchill'den şahsî bir mektup almıştır. Mektubun siyasî ol­maktan ziyade şahsî bir hüviyet taşı­dığı ve Adenauere Avrupa birliği için çalışmalarına devam etmesi hususun­da ısrar edildiği söylenmektedir,

—  Brüksel :

Brüksel konferansı mütehassısları ça­lışmalarına öğleden sonra da devam et­mişlerdir.

Bu çalışmalar esnasında bazı anlaşma­lara varıldığı sanılıyor. Bununla hera-ber esaslı noktalar hakkında son sözü söylemek vekillere ait bulunmaktadır.

Konferans yakın çevreleri, bir muta­vassıt rol oynamağa çalıştığı sanılan Amerikanın C.E.C.A. nezdindeki büyük elçisi David Bruce'ün temaslarına bü­yük bir ehemmiyet atfetmektedirler.

M. Bruce bugün, Amenauer, Mendes-France, Spaafe ve Bech ile görüşmüş­tür.

22 Ağustos 1954

 

— Brüksel :

Bugünkü toplantı sona erer ermez Fransız Başvekili Mendes France ile Almanya Başvekili Konrad Adenauer Belçika Hariciye Vekâletinde başbaşa kalarak ilk defa- pürüzlü Saar mevzuu dahil Fransa ile Almanyayı doğrudan doğruya ilgilendiren meseleleri görüş­müşlerdir.

Konferansta Avrupa müdafaa camiası mevzuunda uzun uzadıya; şiddetli tar­tman iki devlet ricalinin, kendi meselelerini görüşmek üzere buluşmaları keyfiyeti Fransa ile Avrupa müdafaa camiası komşuları arasındaki ayrılığın kat'î ve gayri kabili izale olmadığına iyi bir işaret olarak sayılmıştır.

Diğer taraftan Fransız çevrelerinden belirtildiğine göre, Mendes France mu­karrer olduğu üzere 28 ağustosta, Fransız meclisinde anlaşmanın esas şekli ile tasdikini istiyecek, ayni zan manda Fransız halkına, Brükselde di­ğer beş devletle bir anlaşmaya varama­dığını açıkça izah edecektir.

İyi malûmat alam Fransız çevrelerinin kanaatince Mendes France bu tasdik mevzuunda itimat reyi istemek ciheti­ne gitmiyecek veya hükümetin istifa­sını ileri sürmiyecek fakat meclisi mü­nasip gördüğü şekilde reyini izharda serbest bırakacak, ondan sonra diğer baş Avrupa müdafaa camiası milletine baş vururak alınacak müteakip tedbir­leri soracaktır.

Fransa ile diğer devletlerin arasını bulmak için epeyce çalışmış olan kon­ferans reisi, Belçika Hariciye Vekili 'Paul Henri Spaak, bugün yaptığı basın toplantısında şöyle demiştir:

«Artık işi Fransayaı bırakmalıyız, biz mukabil tekliflerimizi yaptık ve Men­des Franee'a tevdi ettik. Mendes, bu teklifleri Parise götürecektir."

— Roma :

Bruxelles'de toplanmış olan altı Hari­ciye Vekilinin Avrupa müdafaa anlaş­masını tadile matuf Fransız teklifleri üzerinde bir anlaşmaya varmadan da­ğılmış oldukları haberi, İtalyan siyasî mahfillerinde derin bir intiba yarat­mıştır.

Konferans hakkında neşredilecek nihaî tebliğin- metnine ittilâ hâsıl edilmesi­ne intizar edilmekle beraber, İtalyan hükümetinin de iltihak etmiş bulundu­ğu Avrupa müdafaa camiası tasarısı­nın tahakkukunu şimdiye kadar .engel­lemiş olan müşküllerin bertaraf edil­mesi hususundaki gayretlerin akim kalması ihtimalini görmekten doğan endişe hissi gizlenmemektedir. Böyle bir neticenin hâsıl .edeceği akisler hakkında bir mütalâa yürütülmeğe henüz, cesaret edilmemekte ve doğrudan doğ­ruya veya dolayısiyle alâkadar devlet­lerin böyle bir vaziyet muvacehesinde ittihaz edecekleri hareket hattının ne olabileceği   soruşturulmaktadır.

—  Londra :

Sunday Times ve Observer gazetele­rinin siyasî müşahitleri bu sabah neş­redilen ve Bruxelies konferansının ni­haî neticeleri öğrenilmeden evvel ya­zılmış olan yorumlarında altılar top­lantısı hakkında şu mülâhazalarda bu­lunmuşlardır:

Sunday Times'in yorumcusu ezcümle. diyor ki:

Bilhassa Avrupa müdafaa camiası me­selesini bir pazarlık mevzuu yapmak üzere Sovyetler Birliğiyle bir toplantı yapılması ihtimalini göze almış bulun­duğu yolunda geçen hafta uyandırdığı şüphenin haksızlığı son teşebbüsleriyle sabit oldVaktan sonra Londrfaıda M. Mendes France'a karşı büyük bir sem­pati cereyanı hâsıl olmuştur. M. Men­des France, Cenevrede, kendisini yıl­dırım hıziyle yükselten ve muvaffa­kiyetlerle dolu bulunan başvekillik mesleğinin en halledilmez bir mesele­siyle karşılaşmış ve Bruxelles'de hü­küm süren fevkalâde gergin havada, Cenevrede olduğundan çok daha fazla sıkıntılı bir durumda kalmıştır. Ve bu, M. Spaak'ın Fransız murahhas heyeti­ne infirat durumuna düşmüş gösteren intibaı azaltmak için sarfettiği gayret­lere rağmen böyle olmuştur.

—  Washington :

Washington'a göre Bruxelle3 haberleri, fena haberlerdir. Konferansta hiç bir anlaşmaya varılamamış olması keyfi­yeti, Amerikan hükümet mahfillerin­de* vahim bir hâdise olarak telâkki edilmektedir. Bilhassa Avrupa müda­faa camiası bahsinde müsbet bir karar alınmasına atfettiği büyük ehemmiyeti göstermek için Birleşik Amerikanın son dakikaya kadar sarfetmiş bulun­duğu gayretler dikkate alınırsa bu te­lâkkinin ehemmiyeti daha ziyade be­lirir.

Simdi öğrenilmiş bulunuyor ki M. David Bruce, Amerikan Hariciye Vekili "M. John Foster Dulles'ırı başkan Eisenhower ile müşavereden sonra gönder­diği şahsî talimatı M. Mendes France'a "bildirmeğe memur edjlmiş idi.

Dün gece ger vakte kadar bu hususta hiç bir resmî yorum yapılmamıştır. "Fakat mütalâalarına müracaat .edilen Amerikan yüksek memurları derin ha­yal kırıklıklarını gizlemem ektedirler. Buna bir endişe de inzimam etmekte ve bu endişe ^u şekilde ifade olunmak­tadır: «Meselede Birleşik Amerikanın bütün Avrupa siyaseti mevzuUbahistir.»

Amerikan hareket hattının resmen te­zahürüne ancak, Paris antlaşmasını ak­detmiş olan milletlerin toplandıkları bu konferansın resmî tebliğinden sonra intizar  edilebilecektir.

Hülâsa, Bruxelles konferansının neti­cesini bildiren ilk haberlerin hemen akabinde Washington'da müşahede edi­len intibalar, birinci derecede ehem­miyette bir siyasî muvaffalkiyetsizlikten sonraki intihalardan daha hafif gö­rülmemektedir.

— Brüksel :

Brüksel konferansını müteakip yayın­lanan nihaî tebliğin metni şudur:

1 — Paris antlaşması (C.E.D.) nı imal"«7an altı hükümet temsilcileri Brükselde 19, 20. 21, 22 ağustos gün­leri toplanmışlardır.

"9 — Fransız hükümetinin kanaatince "Paris antlaşmasında yapılması lâzım rTPİen tadiller üzerinde uzun müzake­reler cereyan etmise de anlaşmaya va­rılamamıştır.

3 — Vekiller, Avrupa siyasetlerindeki "başlıca hedeflerin şunlar olduğunu mürahr'fie etmişlerdir:

a)   Batı Avrupayı, kendini tehdit eden"kuvvetlere karsı korumak için Avrupaişbirliğini s ıkıl aştırmak,

b)    Almanyanın bertaraf edilmesini ön­lemek,

«) Almanyanm      birleştirilmesine    ve müşterek müdafaaya katılmasına yar­dım etmek.

4 — Vekiller aşağıdaki vesikaları müş­tereken yayınlamaya kaırar vermişler­dir:

a)    Avrupa savunma camiası antlaşma­sının   tatbiki  hususunda Fransa  tara­fından sunulan protokol tasarısı,

b)        Almanya Federal Cumhuriyeti, Bel­çika krallığı, İtalya cumhuriyeti, Lüksemburg   büyük  dukalığı ve Hollanda Krallığı tarafından, Fransız tekliflerine cevaben, Paris antlaşmasının tefsiri ve tatbiki için sunulan beyanat tasarısı.

-— Brüksel :

Başvekil Adenauer, otelinde sadece Al­man gazetecilerine verdiği yarım saatlik basın konferansında "Avrupa sa­vunma camiasının öldüğünü sanmıyo­rum» demiştir.

— Brüksel :

Avrupa savunma camiası tasarısının tatbiki hususundaki Fransız protokolü­nün tahlili şudur:

Protokolün mukad demesinde, Nato'yu C.E.D. ile birleştiren sıkı bağlar hatır­latılmakta ve şöyle denilmektedir:

Antlaşmanın tatbikini ademi merkezî ve tedrici bir usulle tahakkuk ettirme^ ğe azmetmiş ve camianın içindeki teşeküllerin işleyiş tarzı ve karşılıklı yetkilerini tasrih arzusunda olan im­zacı devletler, müşterek emniyet mese­lesini herkesi tatmin edecek şekilde halletmek arzusunda olup aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır:

Birinci başlık:

Avrupa savunma camiası ile Kuzey Atlantik Dakti arasındaki münasebet­ler.

1) Avrupa savunma camiası, Nato'yu tamamlayan bir organ olup Batı mü­dafaa ve ittifakının umumî müdafaa politikasının izahını ihtiva etmektedir. Bütün siyasî kararlarla Avrupa kuv­vetlerinin kullanış tarzına dair olan kararlar Atlantik konseyinde ittifakla: alınır.

2)            Anıtlaşmanın   tatbikinden      hemen sonra  C.E.D.   konseyi,  Atlantik  konse­yine, Atlantik yüksek  komutanlığı ile ona bağlı komutanlıkların barış zama­nında Avrupa savunma .kuvvetleri üze­rindeki yetkilerim tesbit etmesini tav­siye eyleyecektir.

3)            C.E.D.'   nin   merkezi   ile   Na'to'nun merkezi ayni şehirdedir.

4)  6 Hükümet, Nato antlaşmasının gay­ri muayyen bir müddet için yürürlükteolarak   telâkki   edilmesi  lâzım  geldiği hususunda İngiltere ve Amerika hükü­metlerince verilen teminatı nazarı dikkate almaktadırlar.   Bu   iki  memleket,Batı   Avrupa   Üzerindeki   tehdit   orta­dan kalkmadıkça ve C.E.D. devam et­tiği müddetçe, Almanya dahil Avrupa kıtasında kuvvet bulunduracaklardır.

İngiltere ve Amerika siyasetinde vuku bulacak herhangi bir değişiklik, derhal üye devletler arasında bir istişareyi gerekli kılacaktır. Bu takdirde de bu devletlerden her biri C.E.D. ye üye olmaya devam edip etmemek hususun­da karar vermekte serbest olacaktır.

5)   6 hükümet, Almamyanın birleştiril­mesi ihtimalinde buna müşabih bir is­tişareye girişmeyi taahhüt etmektedir­ler.

İkinci başlık:

1   — Camia teşekküllerinin kuruluş ve işleyişleri: Komiserliğin siyasî hiç    bir yetkisi yoktur ve konsey tarafından verilen direktifler      dairesinde    hareketeder.

2   —  Komiserliğin   kararlarına     karşı itiraz: Konsey sekiz senelik bir devrezarfında,  antlaşmanın    tedricen tatbi­kini sağlamak maksadiyle, komiserliğin kararlarına İtiraz    şeklini    çoğunlukla tesbit  edecektir.     Konseyin   hükümet başkanları   seviyesinde   yapacağı      birtoplantıda  ittifakla    alınacak  kararla,itiraz rejimine her an      son      vermek mümkün olabilecektir. Komiserlik mahkemeye   müracaat     imkânını   kullan-miyacak ve konsey vasıtasiyle    bütünuzlaşma  vasıtalarına başvurmaya     ça­lışacaktır.

3   — Komiserliğin ademi merkeziyeti:

Komiserliğin pek fazla merkezileşme­sini önlemek için şu şekilde teşkilât­landırılması temin edilecektir:

a — Merkezi idarî servislerle genelkur­mayı ihtiva eden-merkezî bir teşkilât

b — Antlaşmayı tedrici ve münasip bir şekilde tatbike çalışacak bağlı teş­kilâtlar.

— Başlangıç devresi: Antlaşma tarafından hedef  ittihaz     edilen 'muhtelif müşterek kaideler, bilhassa personelin statüsü, silâh altına almak,    umumî di­siplin vesaire ile ilgili olanlar, konseyin,hükümet  başkanları  mertebesinde ya­pacağı bir toplantısında ittifakla veri­lecek karar üzerine ve başlangıç dev-r.esi1 diye adlandırılan bir devre sonun­da yürürlüğe girecektir.

Bu başlangıç devresine nihayet verme­den önce, elde edilen tecrübelerin ışığı altında antlaşmada» yapılması gereken değişiklikleri tetkik için bir konferans toplanacaktır. Bu başlangıç devresi zar­fında üye devletler de yürürlükte bu­lunan kanun ve nizamlar millî ma­kamlar ve komiserlik delegeleri tara-lınıian müt tef ikan tatbik edilecektir. Bu kanun ve nizamlarda yapılacak de­ğişiklikler ilgili'devlet taralından, ko-rm s erlikle istişare sonunda icra edile­cektir. Müşterek kaidelerin hazırlan­ması işi konseyin kontrolü altında ve­rilecek direktiflere göre yapılacaktır.

— Birbiriyle kabili telif olmıyan iş­ler:   C.E.D.   komiserliği  üyeliği   vazife­leri Avnupa camiası - kömür ve çelikyüksek otoritesi üyeliği ile kabili telif değildir. Bu durum, bahsi geçen üye­liklerden biri nihayet bulduktan 5 yıl sonraya kadar devam eder. Yeni vazi­felerini ifa için Avrupa camiası mah­kemesi C.E.D.  merkezinde ikinci     bir daire tesis edecektir.

Üçüncü başlık:

Küçük rütbeli subaylarla ilgili husus­lar :

Personellerin «Avrupalı» statüsünü tes­bit edsn metinlerin konsey tarafından ittifakla tasvibine kadar ve her halde en  fazla dört yıllık bir intikal devresi. için,   antlaşmanın  yürürlüğe  girmesinden Önce millî bir askerî teşkilâta ma­lık bulunan devletler tarafından C.E.D. nin emrine verilecek personelle ilgili olarak, küçük rütbeli subaylar hakkın­da alınacak kararlar komiserlik dele­geleri arasımda yapılacak istişareler so­nunda millî makamlar tarafından veri­lecektir.

Dördüncü başlık:

Askerî hususlar: (Birlik tesis): Kuv­vetlerin birinci kademesinin esas bir­liklerinin birleştirilmesi işi, Atlantik teşkilâtına bağlı yetkili başkumandan­lığın arzedeceği tekliflere uygun ola­rak, Rtme bölgesinde bulunan kara kuvvetleri birlikleriyle, kara kuvvetle­ri örtme birliklerinin desteğini teşkil eden hava birliklerine münhasır ola­caktır.

Natoya mensup olmıyan devletlere ait. esas birlikler büyük Avrupa birlikle­rinin kurulmasına katılacaktır.

Beşinci başlık:

Askerî hususlar (Malî): Kuvvetlerin ilk kademesinin kurulması hakkındaki program üye devlet tarafından camia­nın emrine verilecek kaynaklara v.e ca­mianın kendi kaynaıklarına göre ayar­lanacaktır.

Bütçenin tesbitiyle ilgili kararlar kon­seyin hükümet başkanları mertebesin­de yapacağı toplantısında alınacaktır. Bu karaırdan önce her üye devletin ve­rebileceği tahsisat bu devletin parlâ­mentosu tarafından kabul edilmiş ola­caktır. Komiserlik tarafından hazırla­nacak C.E.D. ve Atlantik konseyleri ta­rafından birlikte tetkik edilecektir.

Altıncı başlık:

İktisadî ve malî hususlar: Gayet teknik mahiyette olan bu hususlar bilhassa tekliflerin tesbit tarzı, malî rejim, pi­yasalar, silâh siparişi ve saire ile ilgi­lidir.

Yedinci başlık: Umumî hususlar:

1) Avrupanın teşkilâtlandırılması yo­lundaki gayretlerine devam etmeye azmetmiş bulunan ve bu yolda müzake­relere giriş ildâğini müşahede eden üye devletler, bir C.E.D. meclisinin kurul­masını derpiş eden antlaşmanın 38 in­ci maddesinde belirtilen usulü iptale karar verirler. Bu maddede beyan olu­nan prensipler müstakbel bir Avrupa camiasının şekilleri bakımından dev­letleri taahhüt altına sokmaz. Bununla beraber devletler, demokratik bir esa­sa dayanarak seçilecek bir meclisin ku­rulması prensibi üzerinde mutabık olup-bu anlaşmanın tatbik mevkiine konul­ması için takip edilecek yollar husu­sunda istişarelerde bulunmayı taahhüt, ederler.

2)   Birleşik Amerika ve İngiltere hükü­metleri, müzakere olunan meseleler bu iki memleketi ilgilendirdiği zaman, C.E.D.   konseyinin   toplantılarına   katıla­caklardır.

3)    Antlaşmanın   tatbik   mevkiine ko­nulmasını müteakip geçecek bir yıllık mühlet   zarfında,   üyelerden   biri,   par­lâmentosunun  temennisi   veçhile,   ant­laşmanın   tadili   yolunda 'konseye   başvuracak olursa,  üye    devletler antlaş­manın 126 ncı maddesinde derpiş, olu­nan konferansı^ toplanmasını peşinenkabul ederler.

Üye devletler C.E.D. tarafından derpiş olunan taahhütlerin hepsini kabule ta­raftar olmıyan memleketlerle ittifak antlaşmaları akdetmeye hazır olduk­larını beyan ederler.

4)    Bu   protokol  antlaşmanın   ayrılmaz bir parçasını teşkil eder.

— Brüksel:

Beşlerin beyanat tasarısının tahlili şu­dur:

Avrupa savunma camiasının 6 memle­keti, İngiltere ve Amerika hükümet­lerince verilen teminaıtı nazarı dikka­te almakta ve şu hususları kaydet­mektedirler:

1 — Atlantik paktı lâğvedildiği veya bu iki devletin yardımı kayde değer derecede azaldığı takdirde, anlaşmayı imzalayan her devlet durumunu yeni­den gözden geçirmek hakkını hâiz ola­caktır, ve bu yeni durum da anlaşma-

249 — 3ünün sona ermesi gibi bir netice vere­bilir.

 — C.E.D. siyasî kararlar almakla mü­kellef bir teşkilât değildir. 'Bu gibi ka­rarlar devletlerin yetkisi dahilindedir. Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden hemen sonraı C.E.D. konseyi Atlantik Konseyine iki teşkilât arasında sıkı bir işbirliği teminine matuf tedbirler ve bu arada yüksek komutanlığın Avrupa kuvvetleri üzerindeki yetkilerini tesbit hususunda tavsiyede bulunacaktır.

Komiserlik,

Komiserliğin rnüşter.ek mesuliyetine tam bir kuvvet vermek için,

a)    Ehemmiyetli   bütün  kararlar  müş­tereken alınacak,

b)         Komiserliğin   kararlarının,      bütün menfaatler incelendikten sonra alındı­ğını teinin hususunda büyük bir    ço­ğunluk bulunacak,

c)    Konmiserliğin kararları,   basit     çoğunluğun   kâfi   addedildiği   haller   hariç, yeter bir çoğunlukla alınacak,

d)    Komiserlik,   aşırı  bir  merkeziyetçi­liğe kaçmamaya çalışarak kendine tevdi edilen yetkileri icra edecektir.

Komiserlik gerek sivil gerek askerî ol­mak üzere merkezî idarî dairelerle mer­kezî genel kurmayı havi bir merkez teşkilâtı ve talî 'tesekküllerden ibaret olacaktır. Komiserlik, kendisi ile üye "bir devlet arasında bir güçlük çıktığı takdirde mahkemeye müracaat etme­den evvel bütün uzlaştırıcı imkânlara baş vuracaktır.

Personelin statüsiyle ilgili hususlar:

Bu hususlar (umumî disiplin, cezaî tedbirler), hükümet şeflerinden müte­şekkil konseyin ittifakla vereceği ka­rar üzerine, başlangıç devresinin so­nunda yürürlüğe girecektir. Bu devre zarfında üye devletlerde yürürlükte olan kanun ve nizamlar millî makamlar ve komiserlik tarafindan müştereken tatbik edilecektir. Tadilât, ancak ko­miserlik ile istişareden sonra yapıla­caktır.

Askerî hususlar:

Natoya dahil olun C.E.D. üyesi bulun-miyan veyahut C.E.D. üyesi olup ta Natoya dahil bulunmıyan devletlerin kuvvetleri Avrupa ordusuna alınabile­cektir.

Bütçe:

Bütçe, hükümet şeflerinden müteşekkil konsey tarafından tesbit edilecektir. Komiserlik tarafından tesbit edilen bütçe tasarısı, hükümetlere, bunu par­lâmentolarına sunmaya vakit bıraka­cak şekilde tevdi edilecektir.

Muhtelif hususlar;

Amerika ve İngiltere hükümetleri, kendilerini alâkadar eden meseleler müzakere edildiği zaman konsey top­lantılarına iştirak edebileceklerdir. Ca-.miaya malzeme verecek müesseseler arasında eşit bir rekabet imkânı sağ­lamak için tedbirler alınacaktır. Komi­serlik, üye devletlerin her birinin il­gili muhtelif sanayii arasında müsavaft gözetmeğe çalışacaktır. C.E.D. ye da­hil olmayıp, bu antlaşmada derpiş edi­len taahhütlerin tamamını üzerine al­mak arzusunda bulunmıyan memleket­lerle ortaklık antlaşması imzalanabilecektir.

Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden 2 sene sonra, üyelerden biri konseye bir tadil teklifi sunduğu takdirde, imzacı devletler 126 ncı maddede derpiş edi­len konferansın toplanmasına evvelden muvafakalarını bildirirler.

23 Ağustos 1954

 

—  Moskova :

Moskova radyosu Brüksel konferansı çalışmalarını dün akşam ilk defa yo­rumlayarak, bunu «Amerikan diploma­sisinin ysrıi bir hezimeti» diye vasıflan­dırmış ve .şunları ilâve etmiştir:

Konferansın akamete uğramasını ön­lemeye çalışan Amerikan diplomatları, Mendes France'a, nihaî metni imzalaması için iki saat tazyikte bulunmuş­lardır.

Şimdi, Almanya meselesi hakkında Rusya tarafından ileri sürülen müzake­relere kapı açık kalmıştır, zira Alman­ya meselesi hakkında alınacak müsbet neticeler, milletlerarası gerginliği da­ha da azaltmaya yarayacaik ve Avrupa-da barışçı bir işbirliği kurulmasını sağ­layacaktır. Moskovada, bazı batılı çev­relerin artrk yeni müzakerelerden kaçmamıyacakları sanılmaktadır.

 Brüksel:

Başvekil Adenauer dün Alman gaze­tecilerine verdiği basın konferansında, Mendes - Franee'm samimiyet ve ener­jisinden sitayişle bahsetmiş ve Fransız Başvekilinin de Avrupa savunma cami­asını arzu ettiğine kani bulunduğunu söylemiştir.

Daha evvel MendesFrance'la görüşmüş Gİan Adenauer, Fransız Başvekilinin, kendisine, Almanyamn bertaraf edil­mesini imkânsız olarak telâkki ettiğini ve C.E.D. akamete uğradığı takdirde Almanyanın hükümranlığının tanın­ması lehinde bulunacağı hususunda te­minat verdiğini bildirmiştir.

Almanya Başvekili, görüşme esnasında Sarr meselesine de temas edildiğini sözlerine ilâve etmiştir.

— Bonn :

Bu sabahki bütün Batı Almanya gaze­teleri büyük başlıklar halinde Bruxelles konferansının başarısızlıkla sona erdiğini bildiriyor ve bu meseleye ayır­dıkları yazılarda da şimdiye kadar Mendes-France hakkında hiç rastlan­mayan hücumlarda bulunuyorlar.

Başvekil Adenauer'e yakın çevrelerin organı olan «Ko'elnische Rundschau» gazetesi, «Fransa meclisi ne diyecek?» başlıklı bir yazısında Mendes-France'm Bruxelles'de ortaya aıttığı ve eğer mem­leketine başarı elde etmeden dönerse hükümetinin düşeceğini ima eden bir çeşit tehdit üzerinde durarak eğer baş­vekil çekilmek zorunda kalırsa, bu Av­rupa için bir tufan demek midir, diye soruyor.

Ayni yazının sonunda artık son sözün Fransaya ve parlâmentosuna ait oldu­ğu belirtiliyor ve Fransanın son aylar­da hayret verecek derecede bir siyasî anlayış ve açık .görüşle hareket etmiş olduğu hatırlatılıyor ve ayrıca, Rusya ile her türlü müzakere fikrine karşı şiddetle hücum ediliyor.

Yine aynı gazeteye göre, hiçbir Avru­palı Fransada yeni bir hükümet deği­şikliği ile bir şey kazanacak değildir.. Üstelik hür devletlerde istikrar bugün, çok zarurî bir mesele olmuştur.

«Frankfurter Allgemeine Zeitung» ga­zetesi ise, Parisin başlangıçtan beri ta­kip ettiği Avrupa politikasının Alman-yayı hükmü altına almak istiyen bir Fransız politikası olduğunu yazıyor ve Avrupa savunma topluluğunun artık bu politikaya âlet olamıyacağmı ilâve ediyor. Gazeteye göre, Frarisa bu se­bepten dolayı bu meseleden sıyrılmak istiyor veya hiç olmazsa Mendes-France ile parlâmentonun yarısı bu fikirdedir.

Böyle bir durumun doğuracağı netice­lere geçen gazete, şöyle devam ediyor:

«Başvekil Adenauer, 5 devletin Brux-selle'de göstermiş oldukları hayret ve­rici bağlılık ve dayanışmanın mevcut oluşu gerçeği üzerinde durmalıdır. Böylece Avrupa birliği siyasetini de­vam ettirebilir. Fakat geriye kalan son bir imkân da Amerika ile Almanya ara­sında askerî bir ittifak tesisidir. Zira, Alman Başvekilinin sadece siyasî ha­sımlarına değil, yabancı dostlarına da kendi değerini göstermesi zamanı ar­tık gelmiştir. Amerikalılar sadece Bonn siyaseti ile ilgilenmiyorlar, askerî plân­larında önemli bir yer tutan Alman gücü üzerinde de durdukları bellibaşlı meselelerdir.»

24 Ağustos 1954

Bugünkü başmakalesinde Brüksel kon­feransını tahlil eden «The Herald Tri­büne» gazetesi ezcümle şöyle demekte­dir:

«Brüksel konferansının akamete uğrat­ması batı için sözler ve ümitli düşüncelerle telâfi edilemiyecek bir darbe teşkil etmiştir. Fransa Brüksel konfe­ransında yalnız kalmıştır. Harbin sona ermesindenken Avrupa birliğinin teş­kili idn atılan her adımı kalbi ve ka­lası ile desteklemiş olan Fransa, kendi lerini arayan yolda kendisini yalnız bulmuş, siyasî hayalını batı ile işbirli­ğine istinat ettiren Batı Almanya hü­kümeti bu memleketi tarafsızlığa ya­hut doğuya yöneltmek i'stiyenlerin en­trikalar iyi e .karşı karşıya bırakılmış­tır.»

25 Ağustos 1954

 

— Paris :

TJç komisyon üyesinin dikkatle takip ettiği konuşması esnasında Başvekil Mendes-France, Brüksel konferansı gö­rüşmelerinin hiç bir no'ktasmı karan­lıkta bırakmıyacak derecede mufassal izahat vermiştir.

"Buna mukabil Başvekil. Churchill ve Eden ile Chartwell'de yaptığı konuşma hakkında sadece umumî mahiyette bil­gi vermiştir.

Avrupa müdafaa camiası antlaşması hususunda, Mendes-France hükümetin parlâmentoyu bu mevzuda son hük­mü verecek tek merci saydığını teyit etmiştir.

Bu arada, başvekile birçok sualler so­rulmuş, ekseriyeti Almanyamn yeniden silâhlanması mevzuunda olan bu soru­lara Mendes-France, Almanyaya hü­kümranlığının verilmesi meselesinin Ced'dEn hemen sonra bahis konusu edi­lecek bir mevzu olduğunu ve Alman-yaaıin yeniden silâhlanması meselesinin de oldukça kısa bir zamanda halli .icap edeceğini bildirmiş bu konularda Anglo-Sakson devletleri durumlarının ne olduğunu zaten malûm bulunduğu­nu işaret etmiştir.

Mendes-France, ayrıca hükümetinin, parlâmentonun fikrini almadan hiçbir karara varmıyacağmı belirtmiştir.

27 Ağustos 1954

 

— Paris :

«Franoe Soir» gazetesi, «Avrupa savun­ma topluluğunun reddedilmesi ne Batı savunmasının terki, ne de Almanyanın sınırsız bir silâhIsınmas demek değil­dir» başlığı ile eski cumhurbaşkanı Vincent Auriol'ün bir makalesini ya­yınlamıştır.

Auriol yazısında şöyle demektedir:

«Avrupa savunma topluluğu antlaşma­sı Avrupa demek değildir, hattâ Batı medeniyeti Avrupası bile demek değil­dir, sadece 6 devlet arasında kü^ük ve zayıf bir askerî koalisyondur.

Fakat, Batı Avrupayı teşkilâtlandırma­nın zarurî olduğu yolunda hemen he­men oybirliği ile anlaşmaya varılaca­ğına ben de kaniim. Esas unsurları Strasburgda birleştirilmiş olan bu teş­kilât, iktisadî, malî sahalarda ve bir da Kuzsy Atlantik paktı teşkilâtı ile il'gili olarak müşterek savunma sahasında kurulmalıdır ve doğu İle hiçbir sartdirmazlık, dostluk ve iktisadî işbirliği anlaşmasiyle telif edilmemelidir.»

Eski cumhurbaşkanına göre, bu hal tarzları bütün münakaşa ve anlaşmaz­lıkları ortadan kaldıracak ve Amerika ile îngiltereyi Fransanın niyetlerinden emin olmaya sevk edecektir, zira dost­luk ve işbirliğini muhafaza yolunda kesin kararlar kadar hiç bir şey ikıy-metli değildir. Ayni usul ile Mendes-France Cenevrede yanlış ve esef verici haberlerin heyecana düşürdüğü Amerikayı ve Foster Dulles'ı tekrar Fransa safına dönmiye ikna etmemiş miydi?

Brüksel konferansının üzücü olduğunu belirten Auriol makalesini şöyle bitiri­yor:

»Şu husus belli olmuştur ki, bu sözde savunma topluluğu :içinde, Fransa, ken­disinin en belli başlı millî menfaatleri­ni korumaya muktedir olmaksızın di­ğer 5 devletin hakemliğine tâbi ola­caktır.

Aslında bir tane olması gerekirken bir çok   sorulara   yol   aran   bu   münakaşa

mevzuunda  şu  hususlar  özetinde  durulmaya değer:

1    — Avrupa savunma topluluğu Avrupayı savunmak için bir çare ve    tek çare midir?

2    — Bu   topluluk  Alman  meselesinin nailine ve barısın kurulmasına yarıyayacak mıdır?

3    — Atlantik teşkilâtı   ve   Avrupa  sa­vunma sistemi içinde silâhlanma kon­trolünü sağlamak için bu topluluk borvasıta ve tek vasıta mıdır?

4    — Almanyaya her ikisi birleştikten sonra, 5 lerle bütün bağlarını koparmak

ve Doğu ile Batısındaki iki ayrı orduyu birleştirerek bir «'Wehrmacht" kur­mak gibi büyük bir ümit veren anlaş­malar mevcutken, bu topluluk Almanyayi sınırsız olarak silahlanmaktan alı­koymak için bir çare ve tek çare ola­bilir mi ?

İşte bu sorular üzerinde münakaşa edilmeli ve hal çaresi bulmıya çalışıl­malıdır. Bu bilhassa şu bakımdan Önemlidir: Vatandaşların faal ve müş­terek rızaları olmaksızın bir millî sa­vunma bahis konusu olamıyacağı gibi, milletlerin beraberce işbirliği temin edilmeden de bir Atlantik ve Batı sa­vunması olamaz.»

12 Ağustos 1954

 

— Washington :

Güney Doğu Asya paktı teşkilâtı (se­ato) konferansının 15 ağustostan evvel ilân edilmesi Washington'da bekleni­yor. Hattâ bunun 24 veya 36 saat için­de vaki olabileceği de söylenmektedir.

Konferansın 6 eylülde Filipinlerin yaz­lık başkenti Bagulo'da toplanacağına dair önceden verilmiş olan haberlere artık teyit edilmiş nazariyle bakılabi­lir.

Bu konferansın ilân şekli bazı yenilik­ler getirecektir: Konferansa katılacak memleketler bu husustaki niyetlerini belirten bir beyanname neşredecekler ve Güney - Doğu Asya bölgesi memle­ketlerinin hükümranlığı ve toprak bü­tünlüğünün korunması çarelerini araş­tırmak üzere toplanma arzusunda ol­duklarını bildireceklerdir. Ayni za­manda bu bölge halkının hayat şartla­rının daha iyileştirilmesi yolunda duy­dukları ilgiyi de belirteceklerdir.

Konferansa katılacak memleketler şun­lardır: Birleşik Amerika, Fransa, Avus­tralya, Yeni Zelanda^ Siyam, Filipin­ler.

Colombo memleketlerinden yalnız Pa­kistan konferansa 'katılmayı kabul et­miştir. Birmanya ise Hindistana uya­rak konferansa katılması hususundaki teklifi reddetmeden önce uzun bir te­reddüt devresi geçirmiştir.

Seato konferansının ilân tarzından baş­ka bizzat kendisi de bazı yenilikler arz etmektedir. Bu konferans klâsik tipte bir askerî ittifak akdini hedef tutmıyacak,  Güney - Doğu Asyanm savunma ve menfaatleri bakımından bir "toplu­luk» teşkiline çalışacaktır. Esas gaye dünyanın bu kısmında bir «refah böl­gesi» tesis etmek olacaktır. Ayni za­manda iktisadî âmillere de hususî bir ehemmiyet atfedilmektedir.

Bununla beraber güvenlik meselesi çok önemli bir yer işgal etmektedir. Fakat Güney - Doğu Asya paktının, Atlan­tik veya Rio paktları gibi, bir tecavüz karşısında otomatik ve kollektif bir mukabele maksadiyle tesisi düşünül­memektedir.

Güney - Doğu Asya paktı dahilî karı­şıklıklar çıkarmak hedefini tutan ma­nevralara karşı mücadeleye hususî bir ehemmiyet atfetmektedir. Nizamın mu­hafazası v.e polis teşkilâtı meseleleri dışında, bu hususta iktisadî âmiller de yer almaktadır. Dünyanın bu bölümün­de geri kalmış ve fakir bölgelerin ko­münist propagandasına karşı korunma­sı ilgili devletlerin en fazla gayret sarf edeceği bir mevzu olacaktır.

15 Ağustos 1954

 

— Paris :

Güney - Doğu Asyada komünist yayıl­masına karşı bir set çekme yolundaki gayretler ilgili 8 memleketin neşrettiği beyannamelerle bir şekil almış bulu­nuyor. Güney - Doğu Asya paktı teş­kilâtı (Seato) mevzuundaki hazırlık konferansına katılacak bu 8 devlet şun­lardır: Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa, Yeni Zelanda, Avustralya, Fili­pinler, Siyam ve Pakistan.

Uzun müzakerelerden sonra akdi ka­rarlaştırılan  bu   konferans,   hakikatte,

bu 8 memleketin inceliyecekleri mese­leler üzerindeki görüşleri arasında hâ­sıl olacak bir uzlaşma neticesinden ibarettir. Bu sebepten dolayı müşterek bir beyanname neşredilmemiş, her memleket, konferansın açılışından ön­ce, kendisinin toplantı sırasında takip edeceği siyaseti belirtir mahiyette ayrı ayrı beyannameleri ayni zamanda neş-retmiştir.

Birleşik Amerika için meselenin en önemli veçhesi Güney-Doğu Asyada karşılıklı güvenliktir. Bundan, dolayı Amerika, taraflardan biri komünist tecavüzüne maruz kaldığı takdirde doğrudan doğruya harekete geçecek bir kollektif güvenlik sistemi kurulması zarureti üzerinde ısrar edecektir. Böy­lece, bu pakt, sisteme katılan devlet­lerin, sınırları dışında kalan Japonya ve Formoza gibi memleketlerin de, .Birleşik Amerika ile olan anlaşmaları gereğince, himayesi aitma girebileceği bir teşkilât halini alabilecektir. Pak, katılan devletlerin, bu teşkilâtta yer­lerini almadan önce, her türlü ihtimali bertaraf etmek maksadİyle, geçici kollektif tedbirler almıya davet edilmiş olduğu sanılıyor. Washington'un görü­şü böylece hülâsa edilebilir.

İngiltereye gelince, bu memleket pakt karşısındaki durumu Amerikanmki ile bir değildir. Çinin tarafsız komşuları­nın rahatını 'kaçıracak olan sadece as­kerî bir pakt fikrine muhalif olan İn­giltere daha çok meselenin sosyal ve ekonomik cephesi ile meşguldür. Şu halde, İngiltere, paktı imzalıyan mem­leketler arasında daha sıkı bir iktisadî işbirliği ve yardım sağlanması yolunda gayret sarfedecefctir.

Fransa ise, dünyanın bu bölgesinde gü­venliğin ve ilgili devletlerin barış içinde gelişmelerinin sağlanması için gerekli temelleri atmak üzere bir an­laşma akdine taraftardır. 8 yıllık sa­vaştan sonra burada elde edilen barı­şın devamı Fransanm başlıca düşün­cesidir.

Siyam ve Filipinler ise Amerikanın ha­reket tarzını takip etmektedir. Halbu­ki Yeni Zelanda ve Avustralya, Tngil­tereye bağlı kalmakla beraber, Birle­şik Ameri'ka ile de Anzus paktı dolayısiyle rabıtaları olduğundan Seato'nun hem askerî hem de iktisadî veçhesi ile ayni derecede ilgilenmektedirler.

Pakistanın durumu diğer devletlerin-kinden tamamiyle ayrılmaktadır. Bu memleket S.eato mevzuunda çok ihti­yatlı davranmaktadır. Hazırlık konfe­ransına iştiraki kabul etmiştir, fakat paktı imzalamayı taahhüt etmemekte­dir. Colombo grupunun konferansa ka­tılmayı kabul eden bu tek üyesi, diğer­leri ile, yani, Hindistan, Birmanya, En­donezya ve Seylân ila, bozuşmak iste­memekte v-e bu memleketlerin katılma­yı reddettikleri bir ittifaka yanaşma-maktadır. Bu sebepten, Londra ve Ka-raşi, ittifakın askerî vasfım azaltmaya ve böylece Colombo devletlerini pak­tın iktisadî hükümlerini kabule sevket-meye uğraşmaktadırlar. Fakat Çin bu meselede araya girmektedir. Cenevre konferansının başında, Şu En Lai, Gü­ney - Doğu Asyada 'güvenliğin batı nü­fuz dairesindeki tarafsız Asya devlet­leri vasıtasiyle sağlanması gerektiğini iddia etmiştir. Son zamanlarda da bu hususta bir ihtar ve hattâ tehdit adde­dilecek görüşler öne sürmektedir.

SEATO

Yazan: M. Topalak

5/VIII/954 tarihli (Zafer) den:

Churchi'll ve Eiserthower'in Hariciye Vekilleriyle birlikte Va'şingtonda yap­tıkları son görüşmeleri müteakip ya­yınlanan tebliğde zikrolıman Güney -Doğu Asya paktı hakkında bugünler­de hazırlıkların hızlandığı müşahede edilmektedir.

Konferansı tertipliyenler esas itibariy­le İngiltere ve Ameri'kadır ve yine an­cak bu memleketler davet eden mem­leket durumundadırlar. Bölgede mü­him menfaatleri bulunduğu ve böyle bir paktın aktedilmesi fikrine aslında Hindicini hâdiseleri sebep olduğu hal­de, Fransa tertipliyenler ve davet eden­ler arasında değildir, fakat Paris hü­kümeti de davet edilen memleket sıfatiyle bu konferansa 'katılmak kararı­nı vermiş .bulunuyor.

Fransanm konferansı tertipliyenler arasında bulunmayışının bir sebebi, Güney - Doğu Asya müdafaası mese­lesinin ve bu bölgede takip .edilecek siyasetin daha ziyade İngiltere ile A-merüka arasında görüş ayrılığı mevzuu olarak ortaya çıkması vs- yine Fran-sanın katılmadığı ikili İngiliz - Ame­rikan görüşmelerinde bir esasa rapte­dilmiş bulunmasıdır. Fakat, diğer ta­raftan, Fransanın, böyle bîr paktın aktedihrtesinde önayak olmayışının, baş­ka bir sebebi de, mutasavver paktın henüz nasıl bir mahiyet alacağı bilin­mediğinden, Hindicimde bir mütareke anlaşmasiyle bağlı bulunan Fransanm, boı mütareke hükümlerine halel getir­mesi ihtimali bulunan bir tertibe kar-şi peşinen angaje olmamak mülâhazasıdır.

Bununla beraber, Mendes-France hü­kümeti, iki büyük müttefikinin tertiplediği böyle bir konferansa iştirak ede­cek ve mutasavver paktın esasları hak­kında müzakereye de girecektir.

Güney - Doğu Asya paktı, kısaca Seato diye anılmaya başlıyan bu paktı ha-zirlıyacak olan konferansın henüz yeri ve tarihi tesbit edilmemiştir. Bu husus­ta davet edenlerle davet edilenler ara­sında görüş teatisi cereyan etmekte ve bu temaslar bilhassa Vaşingtonda ya­pılmaktadır. Yalnız bugüne kadar ya­zılan ve söylenenlerden anlaşılan bir şey varsa, o da konferansın muhteme­len Eylül başında, Filipinlerin yazlık başkentinde toplanacağıdır.

Konferansa, Amerika ve İngiltereden maada, Fransa, Siyam. Filipinler, Avus­tralya, Yeni Zelanda ve Kolombo dev­letlerinin davetli oldukları bilinmekte­dir. Hindi einideki üç ortak devletin, yani Vietnam, Laos ve Kamboçun da­vet olunmaları mutasavver değildir. Keza, Güney Kore, Milliyetçi Çin ve Japonya da konferansa iştirak etmiyeceklerdir. Bunun bir sebebi coğrafidir.

Mutasavver pakt bir Güney - Doğu As­ya paktıdır. Fakat diğer mühim bir se­bep de adı geçen son üç memleketten ikisinin, yani Güney Kore ile Milliyet­çi Çinin bu konferans haricinde bırakıl­maları için İngiltere tarafından vaki telkin ve talep olmak gerekir.

Bu noktada, İngiltere ile Amerika aırasındal, Güney - Doğu Asyada takip edi­lecek siyaset bahsindeki görüş ayrılığı gibi, müstakbel pakta verilecek şekil ve mahiyet üzerinde ileride cereyan edecek .münakaşanın başlangıcı da az çok görülmektedir.  

Konferansa iştiraki tasarlanan memle­ketler arasında Kolombo memleketleri de vardır. Cenevre konferansının top­lanmasına karar verilmeden evvel, bu memleketler, yani Hindistan, Pakistan, Seylân, Birmanya ve Endonezya, Kolomboda bir konferans akdetmeği kararlaş'tırmış bulunuyorlardı. Bu kon­ferans Cenevreye karşı bir rakip kon­ferans değildi, fakat her iki toplantı da ayni tarihe tesadüf ettiği ve Kolombo konferansına iştirak eden memleketleri esas itibariyle tarafsızlık siyasetine bağ­lı bulundukları için, Kolombo, Cenevreye bir mukabele telâkki olunmuştur.

Bununla beraber, Cenevre konferansı­na iştirak: eden İngiltere Hariciye Ve­kili Anthony Eden, Cenevre müzakere­leri ile Kolombo devletleri arasına bir köprü atmayı denemi? ve Cenevre mukarreratiyle bu memleketleri de ilgilendirmiye çalışmıştır. Bugün de İngilterenin maksadı, mutasavver Güney -Doğu Asya paktına bu memleketlerin iştirakini veya teminatını ve herhalde tasviplerini sağlamaktır.

Amerika ise, Hindistanm öncülük et­tiği bu tarafsızlık siyasetini yersiz, hat­tâ şüphe ifade eden bir nazarla mü­talâa etmektedir.

Durum böyle iken salı günü Fili-kaynaklı haberlerde, Hindistan, Seylân ve Endonezyanın, Güney-Doğu Asya paktı hazırlamak üzere toplanacak olan konferansa iştirak etmeleri için vaki daveti reddetmiş olduklarına dair bazı iddialara rast gelinmiştir. Dün ise, İn­giltere Hariciye Vekâleti bu haberleri, yani red h-aberini kemali itina ile tek­zip etmiş bulunuyor.

Seato'nun en nazik meselesi budur. Kolomba devletlerinin iştirak veya ademi iştirakleri, bir bakıma müstakbel pak­tın .mahiyetini tayin edecektir. Yani ya dinamik bir teşkilât, yahut statik bir tertin.

Nasıl bir pakt? Yazan: M. Topalak

13/VHI/954 tarihli (Zafer) den:

Güney - Doğu Asya paktına iştirak edecek olan memleketlerin bugün bi­rer beyanname yayınlamaları beklen­mektedir. Bu beyannamede, Güney -Doğu Asya milletlerinin istiklâl ve ta­nı a m iy etler ini teminat altına almağa ve iktisadi, sosyal terakkilerini sağlamağa 'matuf tedbirleri almak için işbirliği arzu ve kaırarı belirtilecektir.

Bunu müteakip, paktı hazırlayacak olan konferansın da 6 eylül tarihinde Filipinlerin yazlık başkentinde toplan­ması mukarrerdir. Yalnız, bu konfe­rans hariciye vekilleri kademesinde olacağından, bir yandan Anthony Ede­nin, diğer yandan Mendes-France'in daha sonraki bir tarihi teklif etmeleri ihtimali vardır. Fakat her halde top­lanması gibi, ilk ağızda iştirak edecek olan memleketler de kararlaştırılmış bulunmaktadır. Bunlar Amerika, İngil­tere, Fransa, Avustralya, Yeni Zelan­da, Siyam, Filipinler ve P akıştandır.

Diğer taraftan, ayni konferansa iştira­ke davet olunan Hindistan, Birmanya ve Endonezya bu te'klifi reddetmiş bu­lunuyorlar. Fransız Başvekili Mendes-France'm konferansın ileri bir ,tarihe bırakılmasını istemesi ihtimali Kuzey Afrika ve Avrupa savunma camiası meseleleriyle meşgul bulunmasından ileri gelmesine mukabil, Edenin aynî istikametteki muhtemel teklifi Kolom­bo devletlerinin tamamını bu konfe­ransa ve oradan müstakbel pakta işti­rak ettirmeğe matuf son bir teşebbüsle ilgili olabilir. Filhakika İngiltere, Ce­nevre konferansından itibaren Asya meselelerinin hal sekline bu memle­ketlerin iştiraklerini sağlamağa büyük ehemmiyet atfettiği gibi, müstakbel pakta da çene bu memleketlerin iştira­kini arzu .etmektedir.

Hindistan, Birmanya ve Endonezyanm, güney - doğu Asya paktına girmeleri ve bu yolda toplanacak konferansa iş­tirakleri hususunda vaki teklife red. cevabı vermelerinin sebebi, bu memle­ketlerin herhangi bir "bloka girmek is­tememelerinden ileri gelmektedir. Bu konuda Birmanya ve Endonezya ya ön­cülük eden Hindistanın yarı resmî ola­rak izah edilen tavrından şu anlaşılıyor ki, Hindistan blok değil, daha ziyade-sulh böltgelieri tesisine taraftardır ve bunun için de muayyen bölgelerde bu­lunan memleketlerin iki taraflı ademi tecavüz ve ademi müdahale anlaşma-lariyle birbirleriyle bağlanmalarım kâ­fi görmektedir.

Hindistanın bu sistem    ipin gösterdiği örnek, Tibet hakkında Komünist Cin­le Hindistan arasında varılan anlaşma­nın ihtiva ettiği prensiplerde Bunlar toprak tamamiyetline riayet, ademi te­cavüz ve ademi müdahale prensiplerin­den ibarettir. Gecen haziranın 27 sinde, Komünist Çin Başvekili Şu En Lainin Cenevreden memleketin1? avdeti yolunda Yeni Delhiye de uğradığı zaman ce­reyan eden görüşmelerde teyit olunan bu prensiplerin ileride Çin - Birmanja, Çin - Hindicini devletleri, Çin - Siyam ve saire... gibi daha bir seri iki taraih anlaşmaya- mevzu teşkil etmesinin te­menni olunduğu gizlenmiyordu. Şimdi Hindistanın ve onunla beraber diğer iki devletin Güney - Doğu Asya paktı konferansını reddetmeleri, daha fazla vakit geçirmeden bu anlaşmalar yolu­na gidileceğini ve bu i'ki taraflı an­laşmaların birbirine bağlanmaması su­retiyle bir nevi. Lokarna sistemine te­şebbüs edileceğini düşündürmektedir. Komünist Çin ile anlaşarak dost ge­çinmek ümidinin hayal ile alâka dere­cesi ne olursa olsun, bu tasarının, şim­di sn azdan Hindistan, Birmanya ve En-donezyayı Güney - Doğu Asyada Ba­tılıların önayak oldukları bir tertip­ten uzak tuttuğu ve tutmakta devam, edeceği aşikârdır. Bundan başka, Çi­nin de dahil olduğu Asyanm geri kalan kısımları için çekici bir tesir yap­ması ihtimali de vardır.

Buna mukabil. Güney - Doğu Asya paktını tasarlayan memleketler nasıl bir tavır takınacaklar ve esas itibariy­le diğer memleketlerin de iştirakine-açık bulundurulacak olan bu teşebbüse ne gibi bir mahiyet ve şümul verecek­lerdir?

Konferansın gündemi üzerinde, ilgili, başkentlerde mütehassısların bir za­mandır çalışmakta oldukları malûm dur. Bu çalışmalar, görünüşe göre, kon­feransın akdine kadar devam edecek­tir. Bu konuda bazı neşriyata bakıla­cak olursa, hâkim olan fikir, Asyada, komünizmin yapmakta olduğunu, hür riyst çerçevesi içinde ve çok daha sağ­lam ve meşru esaslara müsteniden ba­şarmak, Güney - Doğu Asya paktı memleketleri, yalnız savunma bakı­mından değil, sosyal ve iktisadî saha­larda da tam bir ahenk içinde birbir­lerini tamamlamıya çalışacaklardır.

Müdafaa işine gelince; mutasavverpaktta, âkitlerden birine tecavüz halin­de, yardım ve müdahalenin otomatik-mi olacağı, yoksa istişare esasının mı kfcbul 'edileceği henüz malûm değil-cir. Bu hususun konferansta kararlaş­tırılması ve çetin münakaşalara yol aç­ması beklenebilir.

1 Ağustos 1954

 

— Washington :

Güney Kore Cumhurreisi, Syngman Rh'se, 1945 ten evvelki yıllarda Wa-shingtonda sürgün bulunurken katıldı­ğı Methodist kilisesinde bugün cema-a-te yaptığı bir hitabede ezcümle şöyle demiştir:

Bir Üçüncü dünya .harbine müncer ol­sa dahi Kuzey Koreye taaruzun doğu­racağı akıbetten 'korkmuyorum. Çünkü bizim hidrojen bombasından çok daha kuvvetli bir şeyimiz var. O da Tanrımızdır,   Tanrı   bizimledir.

Kilisenin bugünkü âyininde, ayan meclisi çoğunluk lideri Wüliam Know-lsnd, Korede Amerikan 8 inci ordusu­nun eski kumandanı general James Van Fleet vs bazı hükümet erkânı hazır bu­lunmuşlardır.

5 Ağustos 1954

 

 Kansas :

Güney Kore Reisicumhuru Syngrnan Rhee bugün İndependence civarındaki evinde Amerikanın eski Reisicumhuru Trumanı ziyaret ederek Kore harbine Amerikanın iştirakinden dolayı şahsî teşekkürlerini  bildirmiştir.

Trumanın evinin önündeki bu görüş­me çok kısa sürmüş, sokağı dolduran bes yüz kişi kadar bir kalabalık görüş­meyi uzaktan takip etmişlerdir.

Syn2,nan Rhee ile karısı bilâhare uçakla Los Angeles'e hareket etmiş­lerdir.

9 Ağustos 1954

 

New-York :

Güney Kore Reisicumhuru Syngman Rhee bugün United States News and World Report dergisine verdiği beya­natta, Güney Korenin mütarekeden sonra Kuzeye yürümeyi kararlaştırdı­ğını fakat Birleşmiş Milletlerin aldığı tertibat yüzünden bu plâmn gerçekleş­tirilemediğini bildirerek demiştir ki:

«Kuzey Koreye karşı hareketi karar­laştırdığımız sırada, bütün yakıt depo­larının muhafaza altına alındığını gör­dük. Ondan sonra bize ancak üç gün­lük ihtiyaca yetecek kadar yakıt ve mühimmat verildi.»

12 Ağustos 1954

 

Tokyo:

Birleşmiş Milletler kuvvetleri başko­mutanı general John Hull, başkan Singman Rhee'ye gönderdiği bir mek­tupta, şimdiye kadar müttefikler tara­fından ifa edilmekte olan 38 inci para­lelin kuzeyindeki bölgenin idarî (kon­trolü vazifesinin Güney - Kore hükü­metine devredildiğini bildirmektedir.

38 inci paralelin kuzeyinde ve askerlik­ten tecrit edilen bölgenin güneyinde 2300 mil karelik bir arazi olan bu böl­ge 1950 yılı sonundan beri Birleşmiş Milletler komutanlığı tarafından idare edilmekteydi. 1954 martında komutan­lık bu bölgeye 75 bin Koreli çiftçinin yerleşmesine müsaade etmişti.

General John Hull mektubunda bu de­vir   meselesinin     bölgenin   gelecekteki

statüsüne tesir etimyeceğini ve bu böl­genin yine mütareke rejimine tâbi ola­rak müttefik komutanlığın askerî kon­trolü altında' bulunacağını belirtmekte­dir.

16 Ağustos 1954

 

—  Suel:

Güney-Kore Millî Meclisi, Kore müta­rekesi tarafsız kontrol komisyonunun derhal dağıtılmasını talebeden bir tak­riri bugün oybirliği ile kabul etmiştir.

Liberal Parti grubu tarafından verilen bu takrirde, komisyonun Çekoslavak-yalı ve Polonyalı delegelerin komünist taraftarı faaliyetleri dolayısıyla artık faydalı olmaktan çıktığına işaret edil­mektedir.

18    Ağustos 1954

 

—  Seul:

Birleşmiş Milletler Komutanlığının bu sabah Panmunjoum'da Çin-Kore Ko-, mutanlığından aldığı bir talepte asker­likten tecrit edümiş bölgede vuku bu­lan bir «hâdise;" yi tahkik etmek için bir karma müşahit heyeti gönderilmesi ist sümektedir. Bu hâdisede, Çin-Kore'lilerin iddiasına göre, bir Müttefik as­ker grubu «silâhlı bir hücum» da bu­lunmuştur. Müşahitler bugün Öğleden sonra tahkikata bağlıyacaktır.

19    Ağustos 1954

 

—  Seul :

"Vatansever Koreliler Teşkilâtı» nın daveti üzerine 50.000'den fazla Güney Kore'li bu sabah Seul Stadında Ameri­ka'nın Kore'deki tümenlerinden 4'ünü çekme kararı aleyhinde nümayiş yap­mışlardır.

21 Ağustos 1954

 

—  Seul:

Kore'deki bir kısım Amerikan Kuvvet­lerinin geri alınması kararından mey­dana   gelen   durumu   incelemek  üzere iki mühim Amerikan askerî şahsiyeti. Deniz Piyadesi Kuvvetleri Kumandam General Shepherd ile Ordu İstihbarat şefi Binbaşı Arthur Ttudeau Seoul'a gelmişlerdir.

Kore'yi yine Asya meselelerinde ön plâ­na çıkaran son gelişmeler şöyledir :

1    — Güney    Kore    hükümet    sözcüsü Honk Kee Kari Birlenmiş Milletler Ku­mandanlığına müracaat ederek Demir Perde gerisi mütareke    müşahitlerinin Güney Kore'den çıkmaya davet edilme­sini yahut bunlarla Güney Kore hükü­metinin    alâkadar    olmasına   müsaade edilmesini talep etmiştir.

2    — Shepherd, Kara kuvvetleri çekil­dikten   sonra   Kore'deki   yegâne  deniz piyadesi tümeninin burada   kalabilece­ğini, bu tümenin Asya'daki    herhangibir   Komünist tecavüzünü   karşılamak üzere hazır bekliye bileceğini   söylemiş­tir.

 3   —- Asya'daki çıbanbaşlarını ziyaret ettikten sonra bir rapor veren Komü­nist Çin'in Formozayı zapt edeceğindenşüpheli olduğunu, Komünist    Çin'deki Sellerin Kızıl Orduyu hiç olmazsa atıl bırakacağını   bildirmiştir.

4   —  Güney  Kore Başvekili     Pyun Yung Tai Amerikan Hükümetinin Ko­re'deki    dört tümenini çekmekle    bu memlekette ciddî bir durum yarattığı­nı ileri sürmüştür.

—  Washington  :

Dün bildirildiğine göre Amerika, Ko­re Cumhuriyetine Kongre tarafından taıhsis edilen 205 milyon dolardan faz­la miktarda yardımda bulunacaktır.

Dış Faaliyet İdarecisi Harold Stassen yaptığı basın konferansında, idareninKore'ye diğer yardım meblâğlarındanpara nakletmek tasavvurunda olduğu­nu, bunun muhtemelen Asya'ya ayrı­lan 100 milyon dolardan yapılacağını bildirmiştir.               ,

 

23 Ağustos 1954

 

—  Seul :

Başkan Syngman   Rhee, Seul'de   yüz bin kikinin toplandığı bir mitingde ver­diği  beyanatta şöyle demiştir   :

"Dört Amerikan tümeninin çekilmesi Güney Kore'de fazla sükutu hayal ve kargaşalık uyan dar mam alı dır. Yeni du­ruma karşı koymak için yakında bîr umumî müdafaa siyaseti hazırlanacak­tır..

Balkan, ahaliien, sükûneti muhafaza ederek, Amerika - Kore münasebetleri­ne zarar  verecek nümayişlerden ka­çınmalarını ve Kore'nin birleştirilme­si prensibini desteklemeğe devam et­melerini istemiştir.

Komünist Çinlilerin Kuzey Kore'den çekilmelerini sağlamaya uğraştığını ha­tırlatan Balkan., bu talebin Washington tarafından desteklenmediğini belirtmiş ve sözlerine son vermken Amerika se­yahatinden hayal kırıklığına uğrama­dığını, zira komünizme- karşı fikirleri­nin, şimdiki idareye muhalif olan Amerikalılar tarafından geniş mikyasta desteklendiğini   söylemiştir.

26 Ağustos 1954

 

— Seul :

Birleşik Amerika Hava Kuvvetleri Kumandanlığı 'tepkili uçaklar arasında dünyada ilk defa vukua gelen çarpış­malarda Sovyet yapısı mi'g 15 tipi sa­vaş uçaklarını mağlûp etmiş olan. tep­kili uçak hava kuvvetlerini Kore'den geri çekeceğini bu gece bildirmiştir.

Tebliğde Amerikalıların önümüzdeki birkaç ay içinde sayısı bildirilmeyen miktarda tepkili sava ve bombardı­man uçaklarını geri çekecekleri kay­dolunmaktadır.

Tokyo'da Uzakdoğu Hava Kuvvetle­ri Kumandanlığı Amerika Hava Kuv­vetleri birliklerinden bir miktarının Kore'den alınarak Asya ve Amerika'da diğer bölgelere sevkedilecsklerini be­yan etmiştir.

28 Ağustos 1954

 

— Seul :

Kore'den geri alınacak dört Ameri­kan tümeninden biri olan 25 inci tüme­ne mensup 6.000 kişi bugün, eski Ko­re cephesi yakınında' bir veda resmi geçiti yapmıştır.

29 Ağustos 1954

 

— Seul :

Cumhurreisi Sygman Rhee bugün beyanatta bulunarak Japonya'nın başkanlık edeceği her türlü komünist aleyhtarı it­tifaka muhalif olduğunu bildirmiş ve Amerikan hükümetinin uzak - doğu'da Japon askerî heğemonyasının tekrar canlanmasına müsaade etmekle hür asya'nın birleştirilmesi hususundaki bü­tün ümitlerin kaybolmasına sebep ola­cağını belirtmiştir. Rh.ee sözlerini biti­rirken, Japon askerî kudreti gibi bir "Frankestein" tekrar canlandırılacak olursa Amerika'nın yeni bir pearl harbour taarruzuyla karşılaşabileceğini heber vermiştir.

Seul'de hâkim olan kanaate göre Rhee' nın Japon aleytarı bu yeni beyanatının gayesi manila konferansının arifesinde Amerikan ve Avrupa umûmî efkârına tesir etmektedir.

1 Ağustos 1954

 

—    Hongkong :

Vietminh radyosunun bu sabah bildir­diğine göre, s,ekiz yıl devam etmiş olan Hindicini muharebelerinde Fransız bir­liğine mensup 466,172 kişinin Vietminh kuvvetleri tarafından öldürüldüğü .nü yayınladığını veya esir alındığın: bildir mistir.

Radyo, ele geçirilen harp malzemesi içinde 255 kamyon bulunduğunu haber vermiştir.

—    Saygon :

Bu sabah mahalli saatle 8 de merkezi Vietnam'da ateş kes emri verilmiştir.

 

5 Ağustos 1954

 

— Paris :

Yeni Çin ajansının bildirdiğine göre Vietnam Demokrat Cumhuriyeti Harici­ye Vekili M. Fam Van Dong dün trenle " Vietnam'a gitmek üzere Pekin'den ay­rılmış ve istasyonda Çin Başvekil ve Hariciye Vekili M. Şu En Lai ve diğer Çin şahsiyetleri tarafından uğurlanmış tır.

Yeni Çin ajansı, M. Fam Doong,ın ha­reketinden evvel irad ettiği bir hitabe­de ezcümle şunları söylediğini bildir­mektedir:

«Vietnam'ın kazandığı zaferler hakkın­da M. Şu En Lai tarafından ifade edilen tebrik ve temenniler, ahval ve şartların yeniden icab ettireceği mücadele kaza­nılacak zaferler   için bize   cesaret vermektedir. Akdedilen anlaşmaları dürüst bir şekilde tatbik edeceğiz. Önümüzde bulunan meselelere ve bu meyanda bil­hassa umumî seçimler yoluyle Vietnam 'in millî birliğini gerçekleştirmek ve is­tikrarlı bir 'barış sağlamak meseleleri­ne bir hal tarzı bulacağız."

7 Ağustos 1954

 

—  Pnom-penh :

Bu sabah mahallî saatle 7'den itibaren kamboç'ta mütareke durumu ve ateş kes vaziyeti yürürlüğe girmiştir.

9 Ağustos 1954

 

—  Saygon :

Umumiyetle iyi haber alan çevrelerden bildirdiğine göre, Güney Vietnam'da bulunan bazı Vietnam'lı liderler, mem­leketin bu bölgesine Fransız nakliye u-çaklari ile 'gelen halkçı Vietnam ordusu subaylarından müteşekkil' heyetin ken­dilerine verdiği ateş kes emrini yerine getirmeği reddetmişlerdir.

—  Saygon:

Vietnamdaki Amerikan Büyükelçisi M. Donald Heath, bu sabah Vietnam Dış­işleri Vekâletine bir nota tevdi etmiş ve ezcümle şunları söylemiştir: «Ame­rikan hükümeti, ateş' kes anlaşması ile tahdit olunan bölgelerden çıkmak istiyen Milliyetçi Vietnamlıların nakilleri ve iskânları hususunda Vietnam hükü­metine her türlü yardımda bulunmayı arzu etmektedir.»

Nota, Amerikan Büyükelçiliğinin Viet­nam hükümeti ile yakın işbirliği yap­makta devam edeceğini ilâve etmekte­dir.

Diğsr taraftan, Vietnam hükümeti bü­tün dost memleketlere ve Milletlera­rası resmî ve hususî teşekküllere, son Cenevre anlaşması gereğince- muvakka­ten Vistmirihlilerin idaresine tevdi olu­nan bölgelerde kalmak istemiyerek hür­riyeti seçen mültecilerden yardımları­nı .esirgememeleri hususunda müraca­atta bulunmuştur. Vietnam hükümeti bu müracaatın d e, hükümet ve teşek­küllerden gelecek her türlü yardımın minnet ve şükranla kabul olunacağını bildirmiştir.

İlk tahminlere göre. bu mültecilerin sa­yısı bir milyon civarındadır.

11 Ağustos 1954

 

— Saigon (Hindicin) :

Müteveffa Vietnam imparatoru Khai Dinh'in karısı ve imparator Bao Dad-n:n üveyi annesi kraliçe Baphi, Hari­ciye Vekâletine müracaatla 170 dolar aylıkla memuriyette istihdam edilmesi­ni istemiştir.

öğrenildiğine göre eski kraliçe gayri muntazam fasılalarla çıkan gayet az bîr tekaüt maaşı ile 'kıt kanaat geçin­mektedir.

18 Ağustos 1954

 

-— Hanoi :

Kesmen bildirildiğine göre, 41 Ameri­kan gemisi pazartesi günü başhyan mültecileri tahliye faaliyetine iştirak etmektedir.

2000 mülteci ile hareket eden ilk taşıt gemisinden sonra ayni büyüklükte üç vapur daha dün Hayfong limanına gel­miştir. Bunlar sırayla bugün, yarın ve öbür gün hareket edeceklerdir. Diğer bir kısım vapurun da yakında limana gelmesi bekleniyor.

Hanoiden 8 sağlık ekibi tahliyede yardım maksadiyle Hayfong'a gönderil­miştir. Gemilerin içinde tıbbî yardım Amerikan sağlık servisleri tarafından sağlanmaktadır.

—  Saigon (Hindicini) :

İyi malûmat alan Fransız kaynakların­dan haber verildiğine göre, komünist Vistmmhliler komünist aleyhtarı 47 lideri katletmişlerdir.

Komünist aleyhtarı liderler Saigonun 160 kilometre batısında Güney Vietnamın Chaudoc nahiyesinde pusuya dü­şürülerek öldürülmüşlerdir.

Öldürülen liderler arasında Nambo ih­tilâl komitesi reisi Pham Van Bach ve bölge kumandanlarından Juoit de bu­lunmaktadır.

—  Tokyo:

Pakın radyosu bu sabahki yayımında, müttefik ve komünist murahhaslarının Panmunjomda dün yaptıkları bir top­lantıda çarpışmalarda veya esarette bulundukları sırada ölen askeriye men­suplarının cenazeleri ve bunların mü­badelesi hususunda bir anlaşmaya var­dıklarım bildirmiştir.

Bu mübadele 1 eylülde 'başlıyacak ve iki av devam edecektir.

20 Ağustos 1954

 Hanoi :

Fransız resmî şahsiyetlerinin bildirdik­lerine göre, 27 temmuzda ateş kesilme­sinden beri hemen hemen 50.000 kişi komünist hâkimiyetine girmemek için kızıl nehir deltasını tahliye etmiştir.

Fransız yüksek komiserliğine e neşredi­len rakamlara göre, 49.730 asker ve si­vil 'evlerini barklarım terketmişler, uçak ve vapurlarla güneye, hür Viet-nama nakledilmişlerdir. Bunların ekse­riyetini Vietnamlılar tegkil etmektedir. Bunlardan 4.063 ü Fransız tabiiyetine geçen Vietnamlılar, Pondichery ve Hindistandaki diğer Fransız müstemleke­lerinden olan Hintlilerdir. Henüz Ku­zey   Vietnamdaki  .Fransızlardan     hiç kimse tahliye edilmemiştir. Ailelerini göndermiş olan Hanoi ve Haiphongda-k'i bu Fransızlar simdi Ho Chi Minhin ne "ibi bir hattı har'eket takip edeceği-. ni beklemektedirler.

Komünistler gelecek mayısta Kuzey Vietnamda kontrolü tamamen ellerine alıncaya kadar 250.000 ile 1.000.000 ara­sında Vietnamlının 'güneye geleceği tahmin edilmektedir.

Bugün Fransızlar, 1.000 komünist harp esiri daha iade etmişler ve 460 Fransız ve müttefik harp esiri teslim almışlardır.

"Fransız ve müttefik harp esirleri tes­lim alınırken komünist kamplarında bir orkestra caz müziği çalmakta komü­nistler va esirler,

"Ho Chi Minh çok yaşa

şarkı

Çok  yaşa  sulh   ve  Fransa,   diye söylemekte idiler.

Fransız ve müttefik harp esirleri ken­di taraflarına geçer geçmez şarkıyı kes­mişler v.e:

"Bizi de kendileri ile şaınkı söylemeye mecbur ediyorlardı» demişlerdir.

Esirlerin sıhhati iyi idi. Fakat kendile­ri mütarekeden sonra iyi bakıldıkları­nı  söylemişler ve pazara gönderilecek

hindiler gibi bir gıda rejimine tâbi tu­tulmuş olmalarından şikâyet etmişler­dir.

Bu yaz başlarında serbest bırakılan Fransız esirleri çok az bir yiyecekleyüzlerce kilometre yürütüldükleri için âdeta birer canlı cenaze gibi iade edil­mişlerdir. Şimdi komünistlerin ayni propaganda hatasına düşmek isteme­dikleri anlaşılmaktadır. .

22 Ağustos 1954

 

— Saigon :

Hindicini harbini durdurmak için, Üki tarafa yaklaşmak suretiyle müteaddit defalar teşebbüse geçmekle şöhret bu­lan Vietnamlı bilgin Profesör Hoi bu­gün burada yaptığı basın toplantısın­da, Vietnam mutasavver batılıların destekledikleri Seato (Güney Doğu As­ya) andlaşmasına değil de, Hindistan, Birmanya, Pakistan ve Seylânın kur­dukları «daha yapıcı» Colombo and­laşmasına katılmalıdır, demiş ve şöy­le devam etmiştir:

«Vietnamın Güney Doğu Asya paktına girmesi, ancak on yıl süren harpten harap olmuş memleketimizin aleyhine­dir. Vietnamın daha yapıcı Colombo blokuna iştiraki diaha tercihe şayan­dır.

4 Ağustos 1954

 

—   Paris :

Fransız Başvekili Mendes-France, dün Millî Meclisi ikaz ederek Arnikan yardımının daimî olmadığını söylemiş­tir.

"Başvekil, daima artan bir istihsal ve azalan ticaret tahditlerini yabancı yar­dıma müstağni kalacak istikrarlı bir memleket irin zarurî gördüğünü bildir­miştir.

Mendeş-France, iktisadî kalkınma prog­ramım mecliste sizli bir oturumda açıklamıştır.

"Başvekil. Maliye Vekili Ed'gar Faure ile beraber 31 .mart 1955 tarihine kad'ar iktisadî kanun yapmak salâhiyeti istemiştir.

Komünist parti lideri Jacaues Duclos'ya iltihak eden komisvon üyelsri hü­kümetin iki liderine teknik sualler sor­muşlardır.

"Duclos: Başvekilin desteklediği. Avrupa kömür ve çelik birliğinin Fransanm

"istihsalinde yüzde 5 bir azalmaya sebep olduğuna  işaret etmiştir.

7 Ağustos 1954

 

—   Paris :

Avusturya hükümetinin, işgal ma«r-'lir mı azaltmak gayesiyle dört büyük devletin ve Avusturyanın iştirak ede­ceği bir komisyon kurulmasını teklif eden notasına, Fransız hükümeti ver­diği cevapta, böyle bir komisyona katılmağı kabul ettiğini bildirmiştir.

5 Ağustos 1954

 

— Paris :

Fransız Başvekili M. Pierre Mendes France haftalık nutkunda, Fransız Mil-!î Meclisinde cereyan etmekte olan ma­lî ve İktisadî müzakerelerin Fransanm istikbali için olan ehemmiyetine işaret etmiş ve şunları söylemiştir:

"Parlâmento muvafakat edecek olursa hükümet geniş salâhiyetlere sahip ola­caktır. Bu salâhiyetler önümüzdeki ay­lar zarfında hükümetin girişeceği bü­yük eserin tahakkukunda kullanılacaktır. İstikbal, hükümetimiz hakkında hükmünü bu esere bakarak verecek­tir.

Hindicimde sulhun iadesi haddi za­tında büyük bir ehemmiyeti hâiz İdi. Fakat bu, ayni zamanda memleketi­mizi yeni bir sıhhat ve kudrete kavuş­turmak ve onu terakki yolunda tekrar azimle yürüyebilecek bir hale koymak -içim her şeyden evvel girişilmesi lâzım gelen bir işti."

M.. Mendes France Fransanın içinde bu­lunduğu iktisadî huzursuzluğun derin sebeplerini tahlil ederek ezcümle şöyle demistir;

«Fenalığın başı, zumura uğramış gibi olan ve en lüzumlu terakkileri kabul etmek istemiyen iktisadî teşkilatındaki gecikmedir. Bu, her. ?eyi olduğu gibi muhafaza etmeği itiyat edilmiş oldu­ğumuzdan ileri gelmektedir. O derece­de 'ki dtevrini yaşamış olan istihsal şe­killerini yenilemeğe teşvik edecek yer­de çok defa her türlü himaye ve yar­dımla onları olduğu gibi, muhafaza et­tik. İşte giderilmesi lâzım gelen fena­lık budur."

249 — 9

Fransız başvekili bu sözlerinden -sonra hükümet tasarılarının mülhem bulun­duğu umumî iki prensibi şu suretle izah etmiştir:

1   — İktisadî hayatın modern şartları­na intibak etmemiş olan teşebbüslerinbu şartlara intibak ettirilmesi,

2   —  İktisadî  hayata  yeni  bir   inkişaf sağlanması.

M. Mendes-France demiştir ki:

İntibak etmemi? teşebbüsler için hükü­metin programı onların tedrici bir su­rette değişmelerini ve yeni bir şekil aknalannı sağlamak hedefini gütmek­tedir. Bu hususta millî tesanüt gayre­ti^ iş verenlerle işçilerin daha müstah­sil, daha faydalı daha modern faaliyet tarzlarına intibak etmelerine yardımcı olmalıdır. Bu uzun sürecek olan, fakat başlanması icabeden bir iştir. Girişil­mesi elzem olan bu yenileştirmfe1 işini, devamlı 'bir inkişaf halinde bulunacak olan her ekonomide devam edilmeli­dir ki, yenileşme ve inkişaf yanyana yürüyebilsin. İnkişaftan maksat, her Seyden evvel, tam bir çalışmadır. Bu itibarla işsizlik bertaraf edilmelidir. İn­kişaf, ayni zamanda istihsalin arttırıl­ması demektir. Bununla bir taraftan ti­carî muvazenemizi yeniden, sağlamak iktisadî istiklâlimizi yeniden kazanmak için daha fazla ihracat yapmak diğer taraftan istihsalâtın iç piyasada daha1 fazla istihlâki ve böylece hayat sevi­yesinin yükseltilmesi mümkün olacak­tır.

İktisadî hayatın y.sni şartlara intibak ettirilmesi ve onunla muvazi olarak in­kişafının sağlanması, yani daha fazla istihsal, daha siyi istihsal ve daha ucu­za istihsal, işte, güçlüklerimizin anah­tarı budur. Size hatlarını çizdiğim bu istikbal, bir hayal ve rüya değildir. Eğer lüzumlu gayreti sarfetmeği kabul edecek olursak bu, imkân sahasına gi­rebilir. Bunun sağlanması ise hepimize yani icraata girişmesi icabeden hükü­meti ve ona yaırdım etmeniz lâzım ge­len sizlere bağlıdır.

M. Mendes-France nutkunu şu sözlerle bitirmiştir:

Her geçen gününde yeni bir terakkinin memnuniyetini duyabileceğimiz bir­kaç sene zarfında velhasıl pek kısa bir" zamanda, çocuklarımızın ve bizzat bi­zim idinde daha mesut bir hayat süre­bileceğimiz ve olan aidiyetiyle daha' zi­yade iftihar duyabileceğimiz bir Fransayı yeniden ihya edebiliriz.»

9 Ağustos 1954

Paris :

Fransa Genel Kurmay Başkanı Gene­ral Guillaume'un misafiri olarak Pa-riste bulunan İsrail Genel Kurmay baş­kanı General Mose Dayan'a bugün «Lıs--gion d'Honneur» nişanının «Commandeur» rütbesi tevdi edilmiştir.

11 Ağustos 1954

 

— Paris :

451 226

Fransız hükümetini malî, iktisadî ve içtimaî sahada bir programı tatbike me­zun kılan tek madd'elik kanun tasarısı. münasebetiyle hükümetçe ileri sürüleri,, güven meselesinde verilen oyların tah­lili aşağıdadır:

Oya iştirak   edenler Mutlak çoğunluk

361 mebus lehte oy vermişlerdir. 104 u: Sosyalist 60 ı cumhuriyetçi halk hare­keti mensubu, 50 si sosyal cumhuriyet­çi, 24 ü mukavemetçi sosyalist ve de demoıkrat birliği, 16 sı müstakil cumhu­riyetçi hareketi mensubu, 6 sı çiftçi 4 ü müstakil çiftçi, 8 i müstakil.

90 mebus aleyhia oy vermişlerdir. Bun­ların 22 si müstakil cumhuriyetçi, 22 si. sosyal ve cumhuriyetçi hareketi men­subu, 17 si müstakil çiftçi, 13 ü çiftçi 5 şi cumhuriyetçi Halk hareketi men­subu, 5 kişi Radikal Sosyalist, 4 ü Sos­yal Cumhuriyetçi, biri müstakil.

143 mebus kendi arzulariyle müstenkif': kalmışlardır. Bunların 95 şi komünist,., 16 sı Cumhuriyetçi Halk Hareketi men­subu, 15 şi müstakil Cumhuriyetçi, 6 sı Müstakil Çiftçi, 4 ü Sosyal Cumhuriyetçi Hareketi mensubu, 4 ü TerakTdci, 2 si Sosyal Cumhuriyetçi, 1 i çift­çidir.

22 mebus oya iştirak etmemiştir. Bun­ların  13  ü Sosyal     Cumhuriyetçi,   4   ü

Cumhuriyetçi Halk Hareketi mensubu,

2 si Çiftçi, biri Radikal Sosyalist, 2 si "Müstakildir. Meclise başkanlık eden M.

Le Troauer oya iştirak etmemiştir.

Mezun bulunmaları veya mazeretleri dolayısiyle 9 mebus namevcut bulun­makta idi. Bunların 4 ü Sosyal Cum­huriyetçi, 2 si Radikal Sosyalist, biri Cumhuriyetçi Halk Hareketi mensubu, ve biri müstakildir.

12 Ağustos 1954

—   Paris :

"Fransanın temmuz 1954 zarfındaki it­halâtı 121.769 milyon franga, ihracatı ise 114.896 milyon franga baliğ olmuş­tur. İthalâtın 92.329 milvonu yabancı memleketlerden 29.440 milyon kısmı da deniz a<^rı Fransız topraklarından ih­racatın 75.450 milyonu yabancı mem­leketlere ve mütebaki 39,446 milyonluk kısmı da dsniz aşırı Fransız toprakla­rına yapılmıştır.

' Temmuz İ954 ticaret muvazenesi Fran­sa ile yabancı memleketler arasındaki mübadele bakımından J6.879 milyonyonluk bir zimmet ve Fransa ile deniz asın Fransız toprakları arasındaki mü­badele bakımından 10.006 milyonluk bir matlûp göstermekte ve netice iti­bariyle Fransa aleyhine 6.873 milyon oir zimmet farkı kaydetmektedir.

1954'senesinin ilk yedi ayı zarfında it­halâtın umumî yekûnu 916.558 milyon fran;ga   ihracatın   ujmunıî   yökûnu  ,

'866.721   milyon franga  baliğ olmuştur.

"Bu miktarlar 1953 senesine ayni dev­resinde sırasiyle 887.535 ve 826.181 mil­yon franktan ibaret bulunmakta idi.

1954 ilk yedi ayımn ticaret muvaze­nesi bu suretle 49.837 Fransa aleyhine milyon   franklık   bir   zimmet   bakiyesiarzetmektedir.

—   Paris :

'Salahiyetli çevrelerden bugün belirtildiğine göre, Fransız başvekili Pierre Mendes-France kabinesine, Fransamn Avrupa ordusu andlasmasını tasdik et­mesini istiyorum, demiş ve buna kar­şılık olarak, andlaşmaya, Fransamn güvenliğini emniyet altına.alacak mad­deler konulması ve Sovyet Rusya ile yeni bir uzlaşma politikası ortaya atıl­ması hususunda müzakerelere girişmek vaadinde bulunmuştur.

Mendes Franoe'm Avrupa müdafaa ca­miası andlasmasını ele almayı derpiş eden gizli plânı bu hususta bu gece ni­haî bir karar vermek maksadiyle bu­gün kabineye arzedilmis ise de .iki 'bu­cuk saat süren görüşmeler sonunda müsbet bir netice hâsıl olmamıştır.

Salâhivetli çevrelerin ana çizgilerini bildirdikleri bu plâna göre, Mendes France. Sovyet Rusyaya, Almanya me­selesinde, Batı ile bir uzlaşmaya var­mak hususunda son bir fırsat vermek için. Alman ordusunun fiilen kurulma­sından evvelki bir yıllık mühletten faydalanmak istemektedir. Yine1 bu plâ­na '?öre 'Avrupa güvenliği hakkında Sovyet Rusya ile dört büyükler arasın­da bir toplantı tertibinde Mendes ile İngiltere başvekili Churchill önayak olacaklardır.

— Paris :

Fransız millî meclisinin maliye komis­yonu bugün öğleden sonra, Avrupa or­dusu andlaşmasma ait kanun tasarısını 18 oya ve bir müstenkife kari 22 oyla reddetmiştir.

13 Ağustos 1954

 

—  Paris :

Cumhuriyet Konseyi (ayan meclisi) Fransız hükümetine özel salâhiyetler bahşeden tasarının tamamını 41 e karsı 146 oyla kabul etmiştir.

—  Paris :

Millî Meclis Sosyal Cumhuriyetçiler grupu bu sabah toplanarak Avrupa sa­vunma topluluğu antlaşmasının tasdi­kine ve bu antlaşma  çerçevesi    içine

giren bütün' tekliflere muhalif olduğu­nu bildirmiştir,

Grupun başkanı Triboulet, meclis ko­ridorlarında şu beyanatta bulunmuş­tur :

«Avrupa savunma topluluğu ile ilgi­li olan ve bunun çerçevesi dahilinde bulunan hsr teklifin bosyal Cumhuri­yetçiler tarafından kabulü imkânsızı­dır, o

Sosyal Cumhuriyetçiler grupu Vekiller Heyeti toplantısından sonra da görüş­melerine devam edecek ve hükümet­teki temsilcilerini dinliyecektir.

— Paris :

Hükümete hususî yetkiler veren kanun projesi millî mecliste ikinci müzakere­yi müteakip 116 muhalife karşı 366 oy­la kabul edilmiştir.

16 Ağustos 1954

 

— Washington :

Avrupa ordusu muahedesinde değişik­likler yapılması hakkında Fransız baş­vekil ve Hariciye Vekili Mendes Frânce tarafından ileri sürülen teklifler karşı­sında muhtelif Avrupa başkentlerinde kaydedilen gayri müsait tepkiler Washington'un gözünden kaçmamıştır. Bu tepkiler Fransız tasarılarının burada doğurduğu endişeleri arttırmıştır.

Amerikan siyasî çevrelerini meselenin bilhassa iki cephesi alâkadar etmekte­dir:

— Fransız tekliflerini parlâmentolara sevketmeden tatbik imkânı var mıdır?Malûmdur ki  muahede  eski  şekli ile alâkalı  parlâmentoların  çoğu- tarafın­dan tasdik edilmiş bulunmaktadır.

— Tadil ve tasdik edilmiş şekli ile andlaşma, Almanyanın    da    iştirakini sağlıyarak Avrupanın müdafaa teşki­lâtı için sağlam bir esas  vasfını mu­hafaza edebilecek midir?

En mevsuk bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Amerikan siyasî çevreleri muahe­denin  yeniden   tasdik   edilmek  üzere parlâmentolara şevkini Birleşik Ame­rikanın Avrupa politikasını önemli surette sarsacak bir hareket olarak te­lâkki etmektedirler.

18 Ağustos Î954

— Paris :

Yeni Çin» Ajansının, Vietnam Haber­ler Ajansının bir haberine atfen bildi­rildiğine göre, Vietnam halk ordusu. y üksek Komutanlığının Vie Tri ve Samsonda teslim etmeyi tasarladığı 280 Fransız subayı arasında, geçen mayıs, ayında Dien Bien Phu'da esir düşen. . general Castries, Albay Lalande, Lang-lais ve Tranquart da bulunmaktadır.. Bunlar arasında 1950 de esir düşen yar­bay Lepage ve Charton'da vardır.

Fransız,   Afrikalı   ve  Vietnamlı  esirle­rin listesi Vietnam yüksek kumandan-hğı  heyeti tarafından,  karma mütare­ke komisyonunun merkezi Phuloc'daki Fransız   birliği  kuvvetleri     yüksek . komutanlığı heyetine tevdi edilmiştir. Bu listede, 4590 i, Avrupalı ve Afrikalı 320 si d.e Vietnamlı olmak üzere 4910 esirin ismi vardır.

23 Ağustos 1954

 

— Paris :

Millî Meclis Dışişleri Komisyon Başkanı Daniel Mayer basma şu beyanatı. vermiştir:

Brükselde Fransanın tecridi diye va­sıflandırılan şey, Avrupa müdafaa ca­miası antlaşması ilk şekli ile tatbik, mevkiine konduğu takdirde ortaya çı­kacak olan vaziyetin tasvirinden başka, bir şey değildir.

Atlantik tesanüdü bu tecrübeden daha. da kuvvetlenmiş bir halde çıkmış bu­lunmaktadır. Almanyanın yeniden si­lâhlanması cephesi bertaraf edildiği-takdirde hakikî Avrupa binası daha müessir bir hal alacaktır. Ekonomik ve politik sâ*halara istinat ettiği takdirde. bu müessese, başvekilin de arzu ettiği gekilde daha fazla sayıda memleketi. içine alabilecektir.

Şimdi Mendes-France, Avrupa müda­faa camiası antlaşmasını, kendisine ağır bir muva'ffakiyetsizlik sağlayan ilk şekli ile parlâmentoya arzetmek mec­buriyetindedir. Bu antlaşma metninin uygun olmıyan yerlerinin çıkarılması bu defa parlâmentoya düşecektir. Fa­kat burada mevzuubahis olan muvaffakıyetsizlik değil, sarahattir. Bu anlaş­mazlığın mevcudiyetini müşahede et­mek o anlaşmazlığı yaratmak değil, bilâkis hiç değilse biraz yatıştırmak de­mektir. »

24 Ağustos 1954

 

— Paris :

Birleşik Amerika bugün Başvekil Mendes-France'ı ikaz ederek, Avrupa or­dusu projesinin tahakkukuna mâni olacak plânında ısrar ettiği takdirde Fransanın müttefiklerinden ayrı düşe­ceğini ve Atlantik ittifakının yıkılaca­ğım bildirmiştir.

Fransız başvekili son stratejisini ta­yin etmek üzere bugün, bir haftadan beri ilk defa olarak kabinesiyle bir top­lantı yapmıştır.

Mendes-France bu akşam saat 19.00 da üç haftadan beri tehir ettiği  «Ocakbaşı sohbeti»   nde milletine  hitap  edecek­tir.

26 Ağustos 1954

 

— Bonn :

Alman Sosyal - Demokrat Partisi bak­sın servisinin ileri sürdüğüne .göre, baş­vekil Adenauer Fransanm iştiraki ol­maksızın bir "Avrupa savunma cami­ası» kurulması fikrini'gitgide benimse­mektedir.

Bu basın servisine göre, Fransız mec­lisi C.E.D. antlaşması aleyhine oy ver­diği takdirde «antlaşmayı imzalamış bulunan, diğer beş devletten müteşekgil bir konferans, Avrupa ordusunun kendi aralarında kurulması imkânını tetkik edecek ve Fransa bu orduya daha sonra başka bir şekilde katılabile­cektir.»

Bilindiği gibi bu tasarı, Alman başve­kâletinin kanaatini iftde eden «Rheini-scher Merkür» adlı Hıristiyan - Demok­rat organında 20 ağustos günü açık­lanmıştı.

 Basın servisinin ilâve ettiğine göre bu plânın tahakkukuna imkân bulunama­dığı takdirde, hükümet çevrelerinde şu üç ayrı hal çaresi tasarlanmaktadır:

1   — Millî bir Alman ordusunun kurulması ve Natoya ilhakı,

2   — Altı devlet ordularının iştirakiyle bir koalisyon teşkili ve Alman birlik­lerinin Natoya sıkı bir şekilde bağlan­ması,

3   — Bu plânların akim kalması halin­de -mümkün olduğu takdirde İngirterenin iştiraki ve Balkan paktı memle­ketleriyle  irtibatta     bulunarak-   geniş bir güvenlik sistemi kurmak üzere mü­zakerelere girişilmesi

27 Ağustos 1954

 

—  Paris :

Avrupa savunma camiasını ihdas eden antlaşmanın tasdikine muhalif olan bir ta'krir, Fransız birliği meclisinde 65 e kargı 100 oyla kabul edilmiştir.

—  Paris :

Polonyanın Paris Büyükelçisi tarafın­dan 25 ağustosta! Fransa hükümetine tevdi edilen notada Polonya Halk Cum­huriyeti hükümeti Fransaya bir ittifak ve karşılıklı yardım .antlaşması akdi­ni teklif etmektedir.

Her iki taraf şunları taahhüt edecek­tir :

a)     Taraflardan birine karşı yöneltile­cek hiç bir anlaşma yapmamak ve hiçbir ittifaka girmemek,

b)    Taraflardan birine" karşı Alman mi­litarizmi kuvvetleri tarafından gelecektecavüz tehdidi halinde istişarelerde bu­lunmak,

c)     Avrupanın kollektif güvenliği     ve ayni zamanda Alman meselesinin   ba­rışçı yollardan halli  için sarfedilecek karşılıklı gayretleri desteklemek, Tecavüze uğrıyacak tarafa mümkün olan her türlü yardımı yapmak,

e)         İktisadî ve kültürel işbirliğini geliş­tirmek,

f)     Birleşmiş Milletler anayasası ruhu­na ve taahhütlerine uygun hareket et­mek,

Polonya notası «Alman militarizminin yeniden tesisi ile ortaya çıkacak ve ba­rışı tehdit edecek bir tehlikeye» Fran­sa hükümetinin dikkatini çekmekle başlıyor ve Avrupa savunma toplulu­ğunun Hitlerin generallerinin komuta­sı altındaki «Wehrmacht» m yeniden canlandırılmasını hedef tuttuğunu ilâ­ve ederek söyle devam ediyor:

.-Bonn idarecilerinin ve onları destekliyen kuvvetlerin Avrupa savunma top­luluğu antlaşmasını sadece savunma maksadiyle yürürlüğe koymıva çalismadikları artık herkesin bildiği bir şeydir.»

"Motada "ayrıca Alman arzularının Po­lonya'nın batıdaki toDraklarmı fsth-et-me yolunda olduğu da belirtiliyor.

Bundan dolayı Polonya hükümeti, esasları 10 şubat 1954 ve 24 temmuz 1954 tarihli Sovyet tekliflerinde belirtilen Avrupa kollektif güvenlik sistemine bir destek vazif-Esi igörecs'k olan bir karşı­lıklı yardım ve ittifak antlaşması tek­lif etmektedir.

Polonva notası ayrıca, «Sovyet hükü­meti tarafından teklif edilen koHektif güvenlik antlaşmasının her Avrupa devletine bağımsızlık, güvenlik ve ba­rış yolunda teminat verdiğini belirti­yor ve bunun Alman meselesinin hal­line y arı yac ağını, bunun için bütün milletlerin bu hususta gayret sarfetmeleri gerektiğini» ilâve ediyor.

— Paris   :

Kanadanm Paris Büyükelçisi bugün Dışişleri Vekâleti müsteşarını ziyaret ederek Kanada Dışişleri Vekili Pearsonun Fransız başvekili MendesFrance'a gönderdiği mesajı kendisine tevdi et­miştir.

Pearson bu mesajında. Fransız hükûmetinin   C.E.D.   antlaşmasının     tasdiki hususunda karşılaştığı güçlüklerden do­layı «dostane alâkasını ve anlayışını» Başvekile izhar etmektedir.

Pearson, «Almanyanın millî bir mahi­yeti hâiz olacak şekilde yeniden silâh­lanmasını önleyecek bir şekilde" bu memleketin müşterek müdafaaya kaıtılması hususunda bir- anlaşmaya var­manın, Nato antlaşması çerçevesi da­hilinde mevcut işbirliğinin gelişmesi ve hattâ belki de idamesi için elzem ol­duğunu' da belirtmiştir.

— Paris :

Haber alındığına göre C.E.D. ye taraf­tar Fransız mebuslarının meclise sun­mayı tasarladıkları takrir hazırlanmış­tır. Resmen meclise verilinceye kadar tadili mümkün olan bu takrir bir ka­rar sureti şeklinde kaleme alınmıştır. Metnin ana hatları şunlardır:

Millî Meclis,

1 — Fransanın siyasî ve iktisadî ba­kımdan Birleşmiş bir Avrupanm ku­rulmasına bütün enerjisiyle yardım et­mek azmini belirttiği ve Avrupa mem­leketlerinin millî kuvvetlerinin, Alman kuvvetlerinin de iştiraki dahil olarak birleştirilmesi fikrini tasvip ettiği şubat 1952 tarihli gündemini hatırlatır, .

2, — 22 ağustos 1954 günü Brükselde altı Dışişleri Vekili tarafından yayınla­nan tebliği tasvip eder,

3   — Bir Avrupa birliği veya Atlantik teşkilâtı  dahilinde olsa dahi, bağımsızbir millî Alman ordusunun, muhtar birAlman genelkurmayının yeniden    ku­rulmasına muhalefet etmek azmini tek­rarlar,

4   — Batılı müttefiklerimizle bir C.E.D. antlaşmasının  kurulması     hususunda tam   bir   anlaşmaya   varmak   için     hiç
bir şeyden kaçınmıyacağmi ifade eder,

5   — 27 mayıs 1952 tarihli Paris antlaş­masının tasdikinden önce ve her hal­de 15 eylül tarihine kadar şu hususları sağlamak için hükümeti gayret sarfına davet eder:

I — Bu antlaşmanın imzacısı diğer beş

devletten, 1953 Ve 1954 te akdolunan bütün ek protokolları, antlaşmanınkine müsavi bir hukukî kıymet bahşeden bir şekilde imzalamayı ve yürürlüğe koymayı kabul ettiklerine dair teminat alınması,    .

II   — Saar meselesinin, Avrupa çerçe­vesi dahilinde Fransız ve Saar menfa­atlerine uygun olarak halli hususunda teminat alınması,

III   — Almanyada bulunan yabancı Av­rupa   kuvvetlerinin  statüsünü   belirten protokolün  imza   edilmesi ve dış yar­dımın ne şekilde C.E.D. ye bahşedile­ceğini tesbit eden tasarının tasvibi,

IV   — Aşağıdaki hususları belirten bir tatbik protokolünün imzalanması:

a)     C.E.D.   nin   Natoya   tâbi   olduğunu gösteren bağlar,

C.E.D., ancak Nato .emrine verilmiş olan kuvvetlerin bir idare ve yürütme organı olacaktır.

b)   Batı müdafaasının şartları, İngilte­re ve Amerikanın bu müdafaaya yar­dımlarının  esaslı  bir  şekilde  azalması veya Almanyanın bir,estirilmesi, yahutta silâhsızlanma hususunda umumî biranlaşma akdi sonunda değecek olur­sa, imzacı devletler taahhütlerini yenibir tetkike tâbi tutmaya müt tef ikan salâhiyettar olacaktır.

c)   Antlaşmanın başlangıç devresi telâkti edilen ilk 18 aylık müddet sonunda,üye devletlerden birinin talebi üzerine antlaşmanın tadiline imkân bulunacak­tır.

d)   Antlaşmanın, bilhassa komiserliğin pek fazla merkezileştirilmesini önlemekve tedrici ve elâstikî bir şekilde yürür­lüğe konulması.

Millî meclis müzakerelere ..................  tari­hinde devamı kararlaştırır. (Tarih açıkbırakılmıştır.) .

28 Ağustos 1954 — Paris :

Fransız  Millî  Meclisi   müzakerelerinle devam etmek    üzere dün gece de bir toplantı yapmıştır. Celsenin açılışını müteakip başkanlığa verilmiş olan üç takrir okunmuştur.

Bu takrirlerden, Radikal Sosyalist M. Aubry tarafından verilmiş olan ilki şu mealde bulunmakta idi:

«Millî meclis, hükümetin beyanatını tasvip etmiş, müzakereyi, kâfi görerek gündemin diğer maddesine 'geçilmesine karar vermiştir.»

Radükal Sosyalist M. Jean Medecin ta­rafından verilen ikinci takrirde ise:

«Tunus hakkındaki kararın .hükümetçe parlâmento ile istişare edilmeden alın­mış bulunduğuna millî meclisin tees­sürleri izhar edilmekte, bu meselede muhatap ittihaz edilen kimselerin an­cak bir azınlığı temsil etmek bulunduk­ları kanaati ileri sürülmekte ve hükü­metten parlâmentonun muvafakati a-lmmadan hiç bir tadile karar verme­mesi istenmektedir.»

Nihayet Sosyalist Cumhuriyetçi M. Dronn tarafından verilen üçüncü tak­rirde:    t

Açık veya zımnî her türlü ayrılma ha­reketine parlâmentonun muhalif bu­lunduğu belirtilmekte Fransızlarla Tu­nuslular" ve Faslılar arasında ayrılığa sebep olacak her türlü siyaset takbih edilmekte vs Fransanm dostlarına sa­dık kalma ve en fena düşmanlarını muteber birer muhatap addetmemesi lüzumu beyan olunmaktadır.»

Bu takrirlerin okunmasından sonra söz aian M. Pierre Mendes-France, ikinci ve üçüncü takrir sahipleri M. Medecin ile M. Dronn'den Millî Meclisin, me­selede tam bir mutabakatla hareket et­tiğini belirtmek üzere takrirlerini geri almalarını dostça istemiş ve şöyle de­miştir: «Filvaki bazı ufak tefek görüş farkları mevcut ise de herkes Fas ve Tunusu mümkün olduğu kadar modern bir değişikliğe doğru götürmek ve Fransız menfaatlerinin korunduğunu görmek arzusunu beslemektedir.»

Sözlerine1 devam eden Fransız Başve­kili, hükümetin bu meselede muhatap ittihaz edeceği kimseler ve parlâmen­to ile istişare ve temas hususlarında M.  Medecin'in takririnde1 ifade  edilen temenniyi dikkate alacalını söylemiş ve Meclisten M. Autıry tarafından ve­rilmiş olan ilk takririn reye konulma­sını istemiştir.

Celseye kısa bir ara verildikten sonra başkan meclise M. Dronn'm takririni geri aldığını bildirmiştir.

—  Paris :

Fransız Millî Meclisi dün gece saat 1.20 de (GMT) Hindistandaki Fransız müesseseleri hakkındaki müzakereleri bitirmiş ve hükümetin kabul ettiği tak­riri 215 muhalife karşı 371 reyle tas­vip etmiştir.

—  Paris :

Fransız Millî Meclisi, hükümetin Tu­nus v.e Fas siyasetini tasvip eden tak­riri 122 muhalif e karşı 451 reyle kabul etmiştir.

—  Moskova :

Pravda gazetesi, bu sabah, müşahit imzasiyle neşrettiği makalede şunları yazmaktadır:

Avrupa savunma camiasının ihdası, il­gili devletler arasında Alman meselesi hakkında anlaşmaya varılmasına kar­şı anılması imkânsız bir mâni teşkil edecektir. Simdi bahis mevzuu olan mesele şudur: Dörtlü müzakerelerin te­melleri baltalanacak mı voksa anlaşma­ya varmak imkânları muhafaza mı edi­lecek?

Fransa, millî menfaatlerine ve barışa aykırı bir kararın hariçten kendisine empoze edilmesine razı olacak mı?

Fransa seçeceği yol ile, ya Milletlera­rası  gerginliğin azalmasına ve Avru-pada barışın kuvvetlenmesine yardım .edecek, veyahut ta Avrupa güvenliği­ne ciddî, hattâ tamiri imkânsız bir za­rar verecektir ki bundan doğacak ne­ticeler de her şeyden önce Fransanm. zararına  olacaktır.

Rusya C.E.D. ye muhaliftir, zira müm­kün ve muhtemel her türlü tadilâta rağmen bu, başında yeniden silâhlan­mış bir batı Avrupa bulunan mütecaviz bir blok kurulması neticesini vere­cektir.

— Paris :

Dışişleri komisyonu adına Jules Moch Millî Meclise Avrupa savunma toplu­luğu (C.E.D.) mevzuunda bir rapor ver­miştir.

Rapor şu hususlara işaret ederek baş­lamaktadır:

Bütün mebuslara başlıyacak olan mü­zakerelerde Fransanın istikbali kaygı­sı ve barışın sağlamlaştırılması yolun­daki müşterek arzuları yol gösterecek­tir. -C.E.D. tasarısının tasdiki mesele­sinin gündeme alınması gecikmişse -bundan Millî Meclis sorumlu değildir.-Eğer Fransanm Milletlerarası durumu bu bekleme yüzünden haleldar olmuş­sa, bunun sebebini siyaset adamlarının ve yüksek memurlarının birçok defa beyanatta bulunarak Londra, Washing­ton ve Strasbourg'taki müttefiklerimi­ze tasarının tasdikinin teminat altına alındığını söylemiye kalkmalarında aramak lâzımdır.

Juks Moch bundan sonra esas itiraz­larına ve tasarıyı 1950 ön tasarısından ayıran farklara geçmiştir. Millî meclisin istediği garantilerin elde edilip edilme­diği mevzuunda, Jules Moch, bunların ya kısmen tatmin edildiğini veya mü­nakaşa götürür formüllerle bu hale sokulmaya  çalışıldığını  söylemiştir.

1952 d; Meclisin öne sürdüğü talepler­den 5 i tam mânasiyle tatmin edilme­miştir. Bunlar Almanyamn Nato'ya ka­bulünün reddi, Fransız kuvvetlerinin bütünlüğünün devamı,.Avrupa kuvvet­lerinin sınırlı fakat gerçek yetkilere sa­hip siyasî bir makama tâbi olmaları, veto hakkının tahdidi, İngilterenin C.E. D. ye katılması.

Julss Moch bundan sonra komisyonun Milletlerarası nizam bakımından öne sürdüğü itirazlara geçmiştir.

12 termonükler bombanın Batı Alman-yayı tahrip ederek, buradaki canlıların hayatına tamamen son verebileceği ve tehlikeli ışınlar toprağı uzun zaman tesirleri altında bulundurabileceği dü­şünülürse,   12   Alman   tümeni  bu  kor-

unç faraziyede ne rol oynıyatailecektir? Bu ölüm ve zehir sahasında ordunun hayatta kalabilecek kısmının as­kerî değeri ne olacaktır? Seçilmesi ge­reken şey ya silâhsızlanmak veya, harp patladığı takdirde, ölmektir.

Jules Moch'a göre aktedilmiş olan paktlar ve Avrupada müttefik memle­ketlerin bulunuşu bir nevi teminat teş­kil etmektedir. Her tecavüz hiç kimse­min arzu etmediği bir dünya savaşma yol açacaktır. Diğer taraftan 1950 den beri dünyanın gergin durumunda bazı gevşemeler d:e belirdiğini göz önünde bulundurmalıdır.

Eerlin ve Cenevredeki temaslar, silâhsınanma müzakereleri ümit vericidir Zira, atom bombası tehdidi insanlığı ya silâhsızlanmak veya mahvolmak şıkla­rından birini kabule doğru götürmek­tedir.

Jules Moch, birbirlerini karşılıklı ola­rak küçümsiyemiyecek olan ber iki dünyanın da beraberce yaşama çarele­rini araması lâzımdır, demektedir.

Rapor şöyle sona ermektedir:

"Ya C.E.D. tasarısını tasdik edin ve artık lüzumsuz sayılacak olan silâhsız­lanma çalışmalarına katılmayın, diğer taraftan da sınırsız bir silahlanmaya te­vekkülle razı olun,

Veya,, dünya durumundaki gerginliğin azalması yolunda görülen gelişmeleri hesaba katarak Almanyanın silâhlan­masını reddedin ve silâhsızlanma yol­lunda gayret sarfetmiye çalışın.»

— Paris :

Başvekil Mendes - France haftalık 'ko­nuşmasında şöyle demiştir:

Bugün büyük bir deneme geçirmek üzereyiz. Avrupa savunma camiası me­selesini, ayni derecede hüsnüniyete sa­hip vatandaşlar arasında bir yaklaşma tesis etmek suretiyle halletmek ister­dim. »

Bunu müteakip Başvekil, bundan iki çeneden fazla bir müddet önce imza­lanmış olan anlaşmayı esas olarak al­dığını hatırlatarak, kendini saydırmak istiyen bir memleketin dün kendi adına yapılmış olan işi bugün reddedemi-yeceğini belirtmiştir. Başvekil, Brük-selde diğer imzacı beş devlete Fransız hükümetinin uzlaşma tasarısını arzet-mek mecburiyetinde kaldığını ve bura­da, senelerce süren oyalama, tereddüt ve kararsızlık yüzünden asabileşmiş muhataplarla karşılaştığım belirttikten, sonra sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Meclisin kararı sonunda, ya Paris antlaşmasını yürürlüğe koymak veya batılı müttefiklerimizle mutabık kala­rak başka bir hal çaresi tatbik etmek için gerekli neticeyi çıkaracağız. Artık süatle bir neticeye varmak azmimiz­den şüphe edilmiyecek bir şekilde ge­cikmeksizin çalışmaya koyulmalıyız.»

29 Ağustos 1954

 

— Paris :

Millî Mecliste Avrupa savunma cami­ası müzakerelerine bu sabah dlevam edilmiştir. Oturuma Andre La Troquer başkanlık etmiştir. Dinleyici ve mebus sayısı oldukça az idi.

İlk olarak söz alan Pierre - Oliver Lapie, sanayi istihsal komisyonu adına konuştuğunu söylemiş ve demiştir ki:

Antlaşmanın iktisadî maddelerini ko­misyon çok tehlikeli bulmuş, bu sebep­ten (kendisine tevdi. edilen metinlerin reddine karar vermiştir. Bu maddeler, Avrupanın iktisadî ve barışçı milletler üstü bir teşkilâta sahip olması hedefi­ni gütmemekte, her şeyi askerî ihtiyaç­lara tâbi kılmaktadır. Bu maddeler millî iktisatların parçalanması ve yok olması neticesini verebilir. Bundan baş­ka, sanayi ve ilim üzerine, iktisadî ve beşerî inkişafa aykırı, tahammülü im­kânsız bir kontrol kuran bu maddeler, Almanyanın tehlikeli ve seri bir geliş­mesine karşı bize teminat vermemekte ve her ne kadar ince bir lisanla kaleme alınmışsa da Almanyanın iktisadî, ilmî ve askerî bakımdan yenidlen doğmasını kolaylaştırmaktadır.

Deniz aşırı bölgeler komisyonu rapertörü de Fransanın Avrupa dışındaki faaliyet ve vazifelerinin tasarıyı hazıryanlar tarafından unutulduğuna işa­ret ederek tassrı metninin Fransanin hükümranlığının tedricen azalmasını hedef tuttuğunu ve sanki bu devletin deniz aşırı mesuliyetlerini artık ifa edemiyecek durumda olduğu kanaatini verdiğini söylemiş ve sözlerine şöyle son vermiştir:

"Bu tasarının tasdikinin yalnız Fran­sa cumhuriyetinin birlifi inin değil, ay­ni zamanda Avrupa Fransası ile deniz aşırı Fransa arasında mevcut birlik için de bir tehlike olacağını Millî Mec­lise hatırlatmak komisyonun vazifesi­dir.»

— Paris :

Beniz aşırı bölgeler komisyonu rapor­töründen sonra Başvekil Mendes-Franos kürsüye gelerek söyle söze baş­lamıştır:

«Hükümetin kuruluşundan beri cere­yan eden hâdiselerin objektif bir iza­hını yapmakla bu müzakerelere en fay­dalı şekilde iştirak edebileceğimi sanı­yorum. Bu izahata başlarken kendimi gerçekten büyük bir sıkıntı içinde his­sediyorum. Bunu itiraf etmek yersiz değildir.

Hükümetin, görüşleri ayrı vatandaşları "birbirine yaklaştırmak ve Fransanın ruh haletini müttefiklerimize ve ant­laşmaya dahil diğer devletlere tanıt­mak inin gayret sariedeceğini söylemiş­tim. Bütün kuvvetimizle böyle bir yak­laşma ve uzlaşma temeli aramak az­mindeyiz. Hükümet hu temele daya­narak mücadeleyi göze alıyor ve itimat meselesini ortaya atıyor. Vazifemizin sonuna gelmediğimizi güçlükle söyliye-biliyorum. Sarfettiğimiz bütün gayret­ler bir netice vermedi."

Başvekil bundan sonra «dahilî müza­kereler» diye vasıflandırdığı Bruxelles konferansından önceki hükümet mü­zakerelerini izah ederek «haricî müza­kereler n dediği Bruxelles konferansı safhalarına   geçmiştir:

Teklif ettiğimiz uzlaşma tasarısının makul bir yaklaştırma tasarısı olduğu­nu ve bütün Fransız vatandaşlar tara­fından kabul edilebilecek bir mahiyet arzettiğini iddia edebilirim. Bunun aynı zamanda diğer 5 devlet tarafından d!a kabul edilebilecek makul temellere dayandığına  kaniim.

Fransız heyetinin Bruxelles'de geçir­diği 5 gün çok üzüntülü oldu. Daima ve her yerde bütün meselelerde Fran­sa kendisine muhalif birleşik bir blok karşısında idi. Bu niçin böyle oldu?

Karşımda daima kararsızlık içinde bocalıyan kimseler gördüm. Bu insanlar sadece «lehte misiniz, yoksa aleyhte mi?» demenin esas olduğunu sanıyor­lardı.

Müzakereleri ihtiraslı bir safhaya sok­mak istemiyorum, fakat muhatapları­mızın ruh haletlerinin nasıl olduğunu " 'bilmeniz gerektiği için bunları söyle­dim. "I    .

Başvekil daha sonra Almanya hakkın­da takip ettiği hareket tarzını izaha başladı. Bu izahat soldan ve sağdan al­kışlandı. Sadece Cumhuriyetçi Halk Hareketi (M.R.P.) mebusları susuyor­lardı.

Mendes - France bunun arkasından Bruxelles 'konferansında ele alman di­ğer meseleleri birer birer inceliyerek nihayet kuvvetlerin bütünlüğü mese­lesine gelmiş ve bu meselede de Almanyanın şiddetli ve hasmane muha­lefeti ile karşılaşan Fransanın tatmin edici bir netice alamadığını bildirmiş­tir.

— Paris :

Öğleden sonraki oturum açılır açılmaz kürsüye gelen Başvekil Mendes-France Bruxelles'de Fransa heyeti tarafından öne sürülen bütün noktaları birer .bi­rer ele almış ve her birinin neden tek­lif edildiğini ve sonunda nasıl karşı­landığını izah etmiştir.

2 senelik tasdik müddeti bahsinde, Mendes-France, 5 devletin anladığı şe­kilde, bu müddetin Fransa'ya ne top­luluktan çekilme, ne de kendisinin za­rurî addettiği tadilât ve teminatı elde elme fırsatı vermiyeceğini söylemiş v.e şunları ilâve etmiştir:

«İşte bundan dolayı bize yapılan tek­lifleri kabul edemedim. Eğer kabul etmiş olsaydım, sizlerden soruyorum, bu­rada beni nasıl karşılardınız?»

Başvekil bundan sonra meselenin esas unsurlarının izah edildiğini ve böylece karar verme sırasının meclise geldiği­ni söylemiştir.

Bağımsızlardan Pierre Montel'in bu de­rece önemli bir müzakerede hüküme­tin bir durum almamasına hayret et­tiğini söylemesi üzerine, Başvekil, bu­nun biraz daha geç olacağını, şimdi Paris andlaşmasının tasıdife edilmeme­sinden doğan mahzurları incelediğini bildirmiştir. Başvekile göre bu andlaşma Federal Almanya'yı Batı dünyası­na bağlamaktadır. Diğer taraftan, Pa­ris andlaşmasının reddedilmesi derhal Alman silâhlanması meselesini ortaya koyacaktı ve Fransa Batılı müttefikle­rinin kendisine teklif etmek niyetinde bulunduğu hususlara doğrudan doğru­ya muhalefet etmiyecektir.

30 Ağustos 1954

 

— Paris :

Avrupa müdafaa andlaşması müzake­relerinde konuşmak üzere kendilerini kaydettirmiş olan 70 mebustan dün ge­ceki celsede ilk söz almış bulunan es­ki De Gaulle'çilerden Cosyal Cumhu­riyetçi M. Lebon müdafaa andlaşmasını şiddetle tenkid etmiş ve şöyle de­miştir:

«Avrupa müdafaa camiası andlaşması Fransa'nın bizi defalarca istilâ etmiş olan bir Almanya ile birleşmesini sağ­layacaktır. Ordumuzu parçalıyacak ve Rusya'yı Elbe -hattını sıkı bir surette elde tutmaya sevk edecektir. Eğer Al­manya'nın lüzumlu görülen yeniden silâhlanması kontrol edilmek isteniyor­sa bunun için başka hal tarzları bulu­nabilir.

M. Lebon'dan sonra konuşan eski baş­vekil M, Rene Mayer şunları söylemiş­tir:

«Başvekilin bizzat kendisi 14 Ağustos­ta memlekete hitap eden sözlerinde Fransa'nın iki şıktan birini, ya Alman­ya'nın bu anlaşma çerçevesi dahilinde kontrollü bir silâhlanmasını veya Fran­sa'nın kontrolü dışında kalacak bir si­lâhlanmasını intihap etmek zorunda olduğunu söylemiş ve hükümetin bü­yük devletlerle bir anlaşmaya varmak için hiç bir şey .esirgemiyeceğini ifade etmişti. Bu böyle iken kendisinin Bruxelles'de bu uğurda her şeyi yap­mış olmasından şüphe etmek yerinde değil midir.»

M. Rene Mayer, «Başvekil anlaşma için hazırladığı protokolü kaleme alırken başvekil onu ilk defa müzakere etmiş olan kimselerin fikrine müracaat etme­di lâzım gelirdiu mütalâasında bulun­muş ve esasen M. Mendes France'm Bruxelles'de müdafaa etmiş olduğu metnin bir protokol mahiyetinde bu­lunmadığını, zira anlaşmanın bazı nok­talarını bazan tasrih ederken çok de­fa onu tâdil veya esasları ile mütenakız düşen hükümler vazetmek cihetine gittiğini beyan etmiş ve sözlerine şöy­le devam eylemiştir:

«Orada muhataplarınızın reddiyle kar­şılaştınız. Onlar tasdik keyfiyetinin ye­niden münakaşa mevzuu olmamasını istemekte idiler. Hakları yok mu idi? Filhakika, yeni bir münakaşa garanti­ler meselesini ortaya atabilir ve hiçbir şey Almanya'dan iki sene evvel elde edilmiş olanların bugün elde edilebile­ceğini göstermemektedir.»

Konuşmasına devam eden eski başvekil anlaşmaya muhalif olanların bütün e-m ellerinin şu şekild.e "35 seneden beri bizi muvaffak etmiş olandan hiç bir şey değiştirmiyelim» şeklinde hulâsa edilebileceğini söylemiş ve Fransa'nın bütün müttefikleri tarafından terviç edilmekte olan Almanya'nın yeniden si­lâhlanması bahsine rücu ederek Atlan­tik Paktının birleştirdiği müttefikler arasındaki insicamı muhafaza etmek lü­zumuna işaret etmiş ve demiştir ki: «Fransanın iki politikası yani bir taraf­tan Atlantik politikası, diğer taraftan ittifakların altüst olmasından doğacak bir politikası olamaz.»

M. Rene Mayer'e göre Sovyetler Birli­ğinin Avrupa müdafaa camiası anlaş­masına karşı düşmanlığı şu keyfiyetle izah edilebilir: Batının birleşmesi hat­tâ hidrojen silâhlarının da daha tehli-

keli olan istilâ ve esaret altına alma teşebbüslerine  karşı   sağlam   bir   mania teşkil edecektir.

Eski  başvekil     Rene Mayer  sözlerine şöyle devanı etmiştir:

Hep birlikte yasayabilmek için evvelâ her birimizin yaşaması lâzımdır ve Av­rupa müdafaa camiası bizi Sovyetler Birliğini riayet etmesi icap eden bir muhatabı yapacaktır. Bu andlaşma millî istiklâlimizi zaman altına alacak­tır. Anlaşmanın redldedilmesi Almanyanın ister istemez ya yeniden silâh­lanması veya tarafsız 'kalmasını tevlit edecektir. Meclis anlaşmayı reddetme­nin müttefiklerimiz üzerinde hâsıl e-deceği tesiri düşünmelidir. M. Stevenson'un mektubu, infiratçılığın faal bir temayül halinde bulunduğu Birleşik Amerika'da müzakerelerimizin nasıl bir merak ve heyecanla takip edildi­ğini ispat etmektedir. Anlaşmanın red­dedilmesi Atlantik Paktında silsile ha­linde tepkiler yaratacak ve bizi çak huzursuz bir duruma sokacaktır."

M. Rene Mayer'den sonra konuşan Cumhuriyetçi Halk Hareketi mebusu "M. Alfred Coste-Floret, anlaşma redde­dildiği takdirde Alman meselesinin or­tada kalmakta devam edeceğini, zira bu meselenin Sovyet politikasının bir neticesi olduğunu beyan etmiş ve de­miştir ki: «Filhakika harpten sonra Ba­tılı devletler silâhlarını ehemmiyetli bir surette azaltırken Sovyetler Birliği fcendi silâhlarını çoğaltmıştır.»

Hatip sözlerini 'bitirirken Avrupa mü­dafaa camiasının fevkalâde bir eser ol­madığını, bununla beraber en, iyi bir hal tarzını teşkil ettiğini, zira lüzumlu Alman kuvvetlerini kendilerine muh­tariyet hakkı tanımadan camia içine aldığını söylemiş ve bununla beraber kendisinin ve arkadaşlarının teklif e-dilecek ve anlaşmanın esas ruhunu değiştirmiyecek olan düzetlmeleri kabul edeceklerini ilâve eylemiştir.

— Bonn :

Bonn Hükümetinin bîr sözcüsü bugün beyanatta bulunmuştur: «Federal hü­kümet, C.E.D. andlaşmasının yerine ikame edilebilecek başka bir tasarıyamâlik delildir. Andlaşmanın Fransa, tarafından kabul edilmemesi halinde yeni tekliflerde bulunmak, bunu im­zalamış olan diğer üyelere aittir.»

—   Paris :

Resmen bildirildiğine göre, meclis ba­ğımsız mebuslardan General Aumeran tarafından sunulan teklifi 264 muhali­fe karsı 319 oyla kabul etmek suretiy­le C.E.D. andlaşmasımn müzakeresini kabul etmemiş ve bu suretle fiilen andlaşmayı reddetmiştir. Oy neticesi belli olduktan sonra m.&clis Salı sabahı saat 8.30 da (GMT) toplanmak üzere hemen dağılmıştır. Reddedilen tasarı Cumhur-reisine şu vesikaları tasdik yetkisini vermeyi derpiş etmekteydi:

1   — Avrupa savunma topluluğunu ku­ran Paris andlaşması,

2   — Almanya'ya, askerî saha hariç, hü­kümranlığını iade eden Bonn anlaşma­ları,

3   — Paris andlaşmasma ek olarak 1953de imzalanan protokoller,

4   — Savunma topluluğuna mensup al­tı memleket ile İngiltere arasında im­zalanan andlaşma.

31 Ağustos 1954

 

—  Londra :

Başvekil Churchill ve Hariciye Vekili Anthony Eden, Fransız Meclisinin Av­rupa ordusunu red kararından derhal haberdar edilmişlerdir.

Fransa Başvekili Mendes-France'm Londrayı ziyareti sırasında, Churchill ve Eden, Avrupa müdafaa ordusunun tâdiline dair hiçbir münakaşa kabul etmemiş, sadece Mendes-'France'ı tasa­rıyı Meclise kabul ettirmek için çalış­maya teşvik etmişlerdir.

İyi 'haber alan kaynaklara göre, İngil­tere ve Birleşik Amerika, Batı Alman­ya'ya hükümranlık temin etmek için. harekete geçeceklerdir.

—  Des Moines :

Başkan Eisenhower Fransız Millî Me"lisinin kararı hakkında şunları söyle­miştir:

-.Fransız Millî Meclisinin C.E.D. anla-ş--r.ıasım reddetmesi, beynelmilel komü­nizme karsı olan mücadelede «çok bü-:yük bir muvaffakiyetsizlik» teşkil et­mektedir.»

— Paris :

"Başvekil M. Pierre Mendes - France, "Fransız Millî Meclisinin kararı ilân e-•dildikten sonra Bourbon sarayının ko­ridorlarında şu beyanatta bulunmuş­tur:

(Meclis kararlarının umumî efkârda Ve yabancı memleketlerdeki dostları­mızda yanlış bir zehaba meydan ver­memesini isterim: Bu kararlar, muhak­kak iki doğru olmayan yorumlara se­bep olacaklar ve içtinap edilmesi lâzım gelen sui tefehhümlere yol açacaklardır.

"Meclisin son toplantısındaki hâdiseler, üç seneden bîri devam eden ve umu­mî efkârda derin ayrılıklar açan bir müzakerenin neticelendin İm es i sırasıa-dn beliren ve anlaşılması gayet kolay ihtiraslarla izah edilebilir.

3u hâdiseler bilhassa yabancı memle­ketlerde hatâlara sebep olabilir ve bu hatâlar da mazidekilere inzimam ede­bilir.

"C.E.D. anlaşması lehinde bir çoğunluk mevcut olmadıkı hususunda dostlarımı­zı ve müttefiki erimiz i çoktan beri îkaz etmiş ve bunu bir parlâmentonun hâ-

"leti ruhiyesi hakkında bir hükümetin .Tie nispette malûmat ' sahibi olması müm'künse o malûmata 'dayanarak,' yapmış bulunuyorum. Bruxelles'de ve yabancı memleketlerde bunun aksi ha­berler yayılmıştır.  Bundan bir buçuk

-sene evvel lehde bîr karar alınması bel­ki mümkündü. Bunu bilemem. Şu mu­hakkaktır ki, aylardan beri Meclisin çoğunluğu tasdik aleyhinde bir cere­yan almaya başlamıştır.

"'Fransız .Millî Meclisinin hemen hemen bşnim bildirdiğim rakamlara yakın bir reyle ifade etti?i hakikî hisleri husu-pnnda Bruxe!les'deki murahhas arka­daşlarımızın vs AcgloSakson dostlarımızın aldanmış bulunmasından müte­essir bulunuyorum. Müzakereler şunu da göstermiştir ki. Millî Meclisin büyük bir çoğunluğu Batı ittifakına taraftar bulunmaktadır. Lehde ve aleyhde rey vermiş olan mebuslar arasında Atlan­tik Paktının ve bizi Batılı müttefikle­rimize bağlayan rabıtaların 'kuvvetlen­mesine taraftar bulunan büyük bir çoğunluk mevcuttur.

İşte yeni hal tarzlarını bu daire dahi­linde süratle tetkik .etmek lâzımdır ve bunu yapmak için de bu defa üç sene kaybetmiyeceğiz.

Müttefiklerimizin ve menfaatleri Fran-sanmkilerle aynı olan    memleketlerin  pek yakında vazıh kararlar muvacehe­sinde kalacaklarım ümit ediyorum.

Fransız Hükümeti kaide ittihaz 'ettiği ve etmekte devam ed'eceği Atlantik Paktına hiç bir zaafa düşmeden,..kayıt­sız ve şartsız bağlı kalmaktadır.

— Washington :

Dışişleri Vekâleti tarafından, Dışişleri Vekili Foster Dulles'm Avrupa Müda­faa Anlaşması hakkında aşağıdaki teb­liği neşredilmiştir:

«Fransa'nın Avrupa müdafaa birliği tasarısını reddetmesi hüzün verici bir hâdisedir. Fransa bu suretle dört sene evvelki kendi tarihî teklifinden sarfı­nazar etmektedir. Fransa bu teklifin­de son ikisi dünya harbine müncer olan Avrupa harplerine bir son vermek için Avrupa kıtasındaki askerî kuvvetlerin tek bir Avrupa ordusu halinde birleş­tirilmesini istemişti. Fakat bu red bazı Önemli ve hayatî esasları değiştiremez. Almanya uzun müddet bir tarafsızlığa terkedilmiyeceği gibi şahsî ve müşte­rek müdafaasını hedef tutan istiklâlin­den de .mahrum edilemez. Federal Al­manya Cumhuriyeti milletler toplulu­ğundaki hür ve müsavi mevkiini alma­lıdır. Altı üyeden biri menfi bir tavır takındığı için Avrupa birliği fikrine ölü nazariyle bakamayız. NATO Vekil­ler toplantısı gelecek Aralık ayında toplanmak üzere Nisanda dağıldığı za­man C.'D.E. muvaffak olamadığı takrirde bunun konseyin hususî mahiyet­te bir toplantı yapmasını derpiş edecek âcil bir durum yaratacağını söyle­miştim. Bu durum şimdi tahaddüs et­miştir. Amerika NATO Vekiller Kon­seyinin acele toplantıya çağırılması ka­naatindedir. Batı Almanya Başvekili Konrad Adenauer ile istişarede bulun­duktan sonra bu hususta .süratli bir şe­kilde harekete geçilecektir.»

— Brüksel :

Belçika Dışişleri Vekili Paul Henri Spaak Fransız Meclisinin Avrupa or­dusu tasarısını reddini Rus diplomasisi için büyük bir zafer olarak isimlendir­miş ve bu neticeden doğan meselelerin halline de uzun zaman imkân olmıyacağı kanaatindeyim, demiştir.

— Paris :

Sosyalist Parti idare komitesinin dün gece yaptığı fevkalâde oturum sonun­da, basma aşağıdaki tebliği verilmiş­tir:

(Müteaddit kongrelerinde izah ettiği şekilde milletlerarası  siyasete sadık kalan parti idare komitesi, Avrupa sa­vununa camiası tasarısının .Meclisçe reddini heyecanla kaydeder, memleke­tin istikbali ve .dünya barışı için bu derece vahim olan .bir zamanda hü­kümetin icap.eden mesuliyetleri üzeri­ne almamasından dolayı üzüntü duyar, müzakereler esnasında, ne başvekil, ne sözcüler, ne de andlaşmayı red mesuli­yetini yüklenen hatiplerden hiçbirinin andlaşma yerine başka bir hal çaresi teklif etmediğini müşahede eder, Ko­münist Partinin arzusuna uyarak, hür milletlerin birliğine ve Avrupa güven­liğine zarar veren bir karardan sonra Fransa'nın yalnız kalmasından korkar, Sosyalist Parti Meclis Grpundan hiçbir temsilcinin, 'görüşünü izah etmek üze­re Mecliste konuşmak fırsatını elde et­memiş olmasına esef eder, Batı Alman­ya'nın Ba'tı Avrupa müdafaasına işti-ırkini, bu iştiraki tahdit ve kontrol e-den bir teşkilât dahilinde, şimdiye ka­dar kabul etmiş olan parti, Alman de­mokrasisi ve Avrupa muvazenesi için , bir tehlike teşkil edecek olan muhtar bir vermaht'ın yeniden doğmasına hiç­bir suretle müsaade etmiyeceğini teyit eyler.»

Tebliğde şöyle devam edilmektedir:

Parti, Avrupa meselelerine hal çaresi bulunmasına '. mâni olmağa çalışan,. Meclisi, Fransa'nın manevî ittifakları­nın bozulması, Almanyanın tarafsızlaşması ve yeni bir Alman-Sovyet paktı doğurması tehlikesini arzeden ve ara­larında tercih yapmak imkânı bulun­mayan şıklar karşısında bırakanlarla, bu manevralarını takbih eder.

Tebliğ, Avrupa birliğinin bütün taraf­tarlarını, cesaretsizliğe kapılmadan gayretlerine devam etmeğe ve hür dev­letlerin" tesanüdünü takviye için her çareye başvurmaya davet ederek son bulmaktadır.

— Madrid :

Madrid veya Saint Sebastien resmî, çevrelerinde, dün akşam Fransız Millî. Meclisi tarafından Avrupa savunma. topluluğunun resmen reddedilmesinin tepkilerini öğrenmek için vakit henüz erkendir.

 Bununla beraber Ced andlaşmasının Mecliste reddedildiği öğrenilmeden :evvel çıkan Madrid! gazetelerinin ilk sahifelerinde şu başlıklar altında yazılar neşredilmiştir: «Paris'te daha oyun kullanılmadığı şu andan itibaren Ced andlaşması tarihe karışmıştır, Mad­rid'de Ced'in kabulü veya hiçbir za­man bu kadar ehemmiyetle mütalâa edilmemişti.»

— Paris :

C.E.D. andlaşmasının Mecliste müza­kere edilmesine muhalif olan bağımsız. Cumhuriyetçi Aumeran ile Başkan Edouard Herriot'nun takririnin oya ko­nulması şu neticeleri vermiştir:

Oya iştirak edenlerin sayısı: 583 Gereken çoğunluk: 292 Lehte oy: 319 Aleyhte oy: 264

Lehte oy veren 319 mebustan 95 i Ko-münist, 67 si Sosyal.Cumhuriyetçi, 53 ü-Sosyalist (bunlar arasında Lacoste; Pi-erre Olivier Lapie, Maxle Jeunef Charles Lussy,    Daniel Mayer,    Jules3toch ve Naegelen de vardır), 34 ü Radikal Sosyalist (Edouard Daladier, For-cinale, Herirot, Medecin, Giafferri. Valabregues), 16 sı Cumhuriyetçi Sosyal "Hareket (BÜLote. Coulon), 12 si Bağım­sız Cumhuriyetçi, 10 u Demokratik ve ;Sosyalist Mukavemet Birliği (Bonne-fous), 10 u Köylü, 6 sı Bağımsız Köylü, 4 ü Terakkiperver, 3 ü Denizaşırı Ba­ğımsız, 2 si Mrn (Aubin ve Bouret) ve 7 si de partisizdir.

Aleyhte oy veren 264 mebustan 80 i MRP, 50 si Sosyalist, 36 sı Cumhuri­yetçi Bağımsız (Pinay, Reynaud), 33 ü "RaSkal-Sosyaüst (Jean Paul David, Yvon Delbos, Andre Marie, Martinaud, Deplat, Rene May er ve Oueuille), 20 si Bağımsız Köylü, 11 i MRP'ye taraftar Denizaşırı Bağımsız, 9 u Köylü, 8 i' UDRS (Rene Pleven) ve 2 si de parti­sizdir.

12 'mebus istiyerek çekimser kalmıştır.

"Bunlardan 4 Ü MRP, 2 si Radikal Sos­yalist, 2 si Sosyal Cumhuriyetçi, 1 i Fîosyadist, I i Cumhuriyetçi Bağımsız, 1 i UDSR. 1 i de partisizdir.

29 mebus oya iştirak etmemiştir.

— Paris :

"Resmen bildirildiğine göre, Millî Mec­lis di? politika hakkındaki suallerin 3 "Kasım günü müzakere edilmesi husu­sunda hükümet tarafından sunulan -Ta-kriri 162 muhalife karşı 418 oyla kabul etmiştir.

sosyal-Demokrat Partisi Başkanı Eric Ollenhauer, parlâmento grupundaîki hi-taberinie röyle damiştir:

 C.E.D. nin katî akameti Üzerine, ne "Rusya ve ne de Amerika ' tarafından tahdit telâkki edilmiyecek bir Avrupa güvenlik sisteminin temellerini atma-7/a çalışmak için yeni milletlerarası müzakerelere girişmek uygun olur. "Serbest seçimler neticesinda birleştiri­lecek bir Almanya'nın, yeni Alman Hü­kümetinin yapacağı müzakereleri müisakip, böyle bir sistemde yerini alma­sı icab eder.

Eğer yakında dörtler konferansı top-İsnmayacak olursa, devletlerin Alman-yanm ikiye taksimini kati olarak ka­bul etmelerinden endişe edilir.

Diğer taraftan yeni bir Avrupa işbir­liği formülü yalnız Fransa'yı değil, İn-giltereyi de ihtiva etmelidir. Partimi­zin gayesi mümkün olduğu kadar ya­pıcı, ve mümkün olduğu kadar geniş bir Avrupa  camiasının' kurulmasıdır.»

— Paris :

Fransız Meclisinde öğleden sonraki müzakereler sırasında söz alan Paul Reynauld. Başvekil MendesFrance'a hitaben şöyle demiştir: "Birleşme vasitasiyle varılacak hal çaresini reddittiniz. İngilizler ve Amerikalılar eski Al­man ordusunun yeniden kurulmasını bizden istedikleri zaman, sizin b.u meseleyi burada oya koymanız icap ede­cektir. Kime güveniyorsunuz? Jules Moch'a mı? Meclisin müfrit sağına mı? Sizin çoğunluğunuz bu mudur? O za­man Brüksel konferansından daha acı bir ^konferansa gideceksiniz. O zaman da size artık çok geç olduğunu söyliyeceklerdir. Eğer mücadele etmiş olsay­dınız andlaşmalar lehine bir çoğunluk sağlayabilirsiniz?»

Bunu müteakip kürsüye gelen Alle-guen, Meclisin Fransa karşısına çıkan bir fırsatı kaçırdığım belirtmiş ve Baş­vekile FÖyle demiştir:

;Bay Başvekil, andlaşmanm kusurlu taraflarını anlattınız. Faydalarından ise hiç bahsetmediniz. Bu andlaşmada der­piş edilenlerden daha kuvvetli garanti-. lı.:ri nasıl temin edebileceksiniz?"

Bağımsız ve Köylü Grupu sözcüsü Mutter de,' Başvekilin dünkü tarafsızlı-ğ-nı tenkid etmiş ve eğer General Aumeran'ın teklifinin müzakeresi aley­hinde bir durum.almış olsaydı, oy ne­ticesinin başka türlü olacağını ileri sürmüştür.

Antoine Pinay de şunları söylemiştir:  Almanya'nın tarafsız hale getirilmesi aleyhinde olduğunuzu bildirdiniz. Fa­kat burada bunun, lehine oy verecek bir ekseriyet bulamayınca ne yapacak­sınız? Mantıkan, bir red kararı, artık

sizin Batı ittifakını istemediğinizi ifa­de edecektir. Eğer Brüksel'de,  orada bir neticeye varmak azmiyle gitmiş ol­saydınız, bize bir şeyler getirebilirdi­niz.»

Mendes-France, Pinay ve Reynaud'ya cevap vererk, üyeliğini yapmış .bulûri-dufeları hükümetlerin C.E.D. andlaşmalarının 'daha .önce Meclise arzetmek imkânına sahip bulunduklarını hatır­latmıştır. Bunu müteakip Başvekil dış politika bakımından siyasetinin ana hatlarını şöyle izah etmiştir:

«Fransa'nın durumunu aydınlatmak ve bazı memleketlerin Fransa'ya sorduk­larına gerekli cevabı vermek için bütün gayretimi ve imkânlarımı kullandım. C.E.D. andlaşmasının gerek taraftarlarının ve gerekse ateyhtarlarının dürüst olarak kabul edebilecekleri şekilde bir uzlaşma zemini bulmaya çalıştım.»

Başvekil, Brüksel konferansından önce bu mevzuu Mecliste neden müzakere etmediğinin sebebini izah ederek, kon­feransı Spaak'ın teklif ettiğini belirt­miştir. Başvekil Meclis durumunu belli ettikten sonra Brüksel'e gitmenin dip­lomatik usûllere aykırı hattâ imzacı devletlere karşı hakaretâmiz bir hare­ket olabileceğini de hatırlatmış ve şun­ları ilâve etmiştir:

«Dünkü karar üzerine Fransız parlâ­mentosu kararsızlığından kurtulmuş­tur. Şimdi harekete geçmemiz ve pek çabuk harekete geçmemiz elzemdir. Anlaşmazlığımız esas üzerinde değil, şekle attir. Eğer Fransa, imzacı beş devlet, İngiltere ve Amerika esas üze­rinde mutabıksalar, şekil hakkında da anlaşmaya varılması muhakkaktır. Bu­lacağımız hal çaresi Atlantik güvenliği çerçevesi dahilinde olacaktır.»

Fransız  -  Alman  münasebetlerine  temas eden Başvekil, iki memleketin uz­laşmasının, dış politikanın lüzumlu esaslarından biri olduğunu söylemiş ve İngiltereden «daha sarih, ve daha tam taahhütler teminine çalışacağını haber vermiştir.

Bunu müteakip söz alan Teitgerı'e gö­re, C.E.D. nin reddi Saar meselesinin hallini daha güçleştirecektir. Fransız-Alman münasebetleri de zarar görecek­tir. Çünkü andlaşmanın reddi üzerine Almanya'nın eşit haklara sahip olarah. NATO Teşkilâtına girmesi tehlikelidir. Ayrıca NATO tesanüdü de bundan za­rar görecektir. Nihayet Teitgen, Baş­vekilin anayas'a gereğince bu aklaş­mayı Meclise arzetmemeye hakkı ol­duğunu, fakat arzettiği zaman da mü­dafaasına çalışması gerektiğini hatır­latmış ve yeni bir politikayı kabul et­tirmek için komünistlerin oylarından, faydalanmaya razı olup olmıyacağım sormuştur.

Başvekilin buna cevaben, vakti geldi­ği zaman arzedeceği siyaset lehine ko­münistlerin oy vermiyecelilerini be­lirtmiştir. Bunun üzerine Teitgen şöy­le demiştir: ^Komünistlerin oyu ol­mazsa çoğunluğu s ağlıya m azsınız, çün­kü M.R.P. nin oylarına artık güvenme­yin.))

Sosyalistlerden Pineau da, Başvekilden. Fransa'nm dostlariyle bir daha anlaş­ma imzalamadan önce Meclise gelip durumu izah etmesi hususunda temi­nat istemiştir. Mendes-France bu tek­lifi kayıtsız şartsız kabul ettiğini bil­dirmiştir.

Bu konuşmaları müteakip soruların, müzakeresinin 3 Kasıma bırakılmasını teklif eden takrir oya korumuş ve 530 mebustan 162 si aleyhte, 418 i de leh­te ov vermişlerdir.

4 Ağustos 1954

 

—  Londra :

İşçi Partisi Komünist Çin'e gönderdiği resmî heyetinin müdafaasını dün par­tinin gazetesinde yapmıştır.

Bunda heyetin »kızılları, İngilterenin barış içinde yaşamak istediğine inan­dırabileceği fikri üzerinde durulmak­tadır.

Bilindiği .gibi Cuma günü İşçi Partisi eski başvekil Attlee, sol cenah başkanı B.evan ve altı partili Çin'e hareket edecekl erdir.

İngiliz basını bu seyahate karşı cephe almış ve Atlee'den Çin seyahatini ip­tal etmesini1 istemişti.

Fakat İşçi Partisinin resmî gazetesi Fact» bu hususta şöyle yazmaktadır: «İşçi Partisi vazifesi hakkında hayale kapılmamıştır. Parti, milliyetçiliğin yanlış yola yöneltilmesinin tehlikeli olabileceğini ve komünist doktrininin barış için zararlı olabileceğini müdrik­tir.

Fakat Çin'de zarlar henüz nihaî olarak atılmamıştır: Çin'in istikbali, hali ha­zır durumumuza ve harekâtımıza ziya­desiyle bağlıdır.»

—  Londra :

Ufkî uçuş esnasında ses duvarını aşa­cak kabiliyette ilk çifte-tepkili savaş uçağını imal ile tecrübesinin yapıldığı bugün açıklanmıştır.

—  Londra :

Bugün elli dördüncü yıldönümünü idrak eden İngiltere Ana Kraliçesi Eli-zabeth için Portsmouths'de yapılan atışlara altı Amerikan harp gemisi de iştirak etmiştir. Bu vesile ile Londra'daki bütün resmî binalar bayraklarla donanmış bulunuyordu. Hyde Park'ta kırk bir pare top atışı yapılmış, buna. 62 pare ile Londra kalesinden mukabe­le edilmiştir. Ana Kraliçe öğle yemeği­ni ailesi efradı ile Clarence House'de yemiş, torunları kendisine çiçek geti­rerek anne annelerinin yıldönümünü tebrik etmişlerdir,

5 Ağustos 1954

 

—  Londra :

Hazine tarafından dün bildirildiğine göre, İngilterenin altın ve dolar İhti­yatı Temmuz ayı zarfında 4.000.000 do­lar düşmüştür.

Verilen malûmatta 31 Temmuzda bu ihtiyat 3.013.000.000 dolar olarak tesbit edilmiştir.

—  Londra :

Portekiz'in Londra elçisi bugün Devlet Vekili Sehvyn Lloyd'u ziyaret etmiş­tir.

İyi haber alan kaynakların bildirdiğine göre ziyaret esnasında Goa'daki durum mevzuu bahis edilmiştir.

Portekiz İngiltere'nin en eski müttefi­kidir, İngiltere ile Portekiz arasındaki ilk anlaşma 1337 yılında imza edilmiş­tir.

—  Londra :

İngiltere     Hariciye  Vekili     Anthony Eden, «petrol meselesinin bütün veç­heleri üzerinde varılan anlaşmalar dolayısiyle bu sabah İran Hariciye Veki­line hararetli bir 'tebrik mesajı gön­dermiştir.

Anthony Eden bu mesajında şöyle de­mektedir:

«Varılan anlaşmanın İran'a en büyük faydaları sağlayacağına kaniim. Şimdi artık ananevi dostluk esası üzerinden memleketlerimiz arasındaki münase­betleri tekrar tesis etmek imkânına sa­hip bulunuyoruz. Bunu ne kadar iste­diğimi bilirsiniz. Ve ben de şuna ka­niim ki, General Zahidi ile birlikte siz de bu gayeye erişmek için gayret sarf ettiniz. Şimdi memleketlerimizin iti­mat ve iyi niyetle ileriye doğru gide­ceklerine  kani  bulunuyoruz."

— Londra :

Iran petrolleri meselesinin halledilinssi münasebetiyle Amerika Hariciye Vekili Foster Dulles'ın Anthony Eden'e gönderdiği mesaja cevaben İngiltere Hariciye Vekili bu konuda Amerikanın gösterdiği hayırhah yardımdan ötürü teşekkürlerini   bildirmiştir.

6 Ağustos 1954

-— Londra :

Anglo-İranian kumpanasının bir söz­cüsü petrol ihtilâfını halleden anlaşma­ları yorumlayan bir beyanatında kum­panyanın bu anlaşmalarla elde edilmiş neticelerden memnun bulunduğunu söylemiştir.

Aktedilen anlaşmalar Anglo İranian kumpanyasına şunları" sağlamaktadır:

1 — İran petrol endüstrisinde kırk bir hisselarının     şimdilik     açıklanamıyacağmi söylemiştir.

5Ağustos 1954

 

— Londra :

İran petrolleri hakkındaki anlaşmanın akdini müteakip İngiliz Dışişleri Ve­kili ile İran İmparatoru arasında teati olunan mesajların metinleri bugün Dış­işleri Vekâleti tarafından yayınlanmış­tır.

Tahran'daki İngiliz büyükelçisi vasitasiyle İran İmparatoruna tevdi olunan mesajda Sir Winston Churchill şöyle demektedir: «Petrol meselesi hususun­da memleketlerimiz arasında bir an­laşmaya varılmış olması büyük bir ba­şarıdır. Majestenizin müzakerelerimiz­le bu kadar yakından ilgilenmesi beni mütehassis etti. Anlaşmayı desteklemiş olmanız büyük bir ehemmiyet taşı­maktadır.

Bütün diğer meselelerin aynı mesut neticeye ulaşmaların: ve memleketimi İran'a bağlayan dostluk rabıtalarının daha fazla kuvvetlenmesini candan te­menni ederim.»

İngiliz Başvekilinin yukardaki mesa­jına İran İmparatoru şu cevabı ver­miştir: «Petrol anlaşmazlığının halli münasebetiyle belirttiğiniz yakın ilgi için minnettarlığımı bildiririm. Böyle şerefli bir anlaşmanın akdi hususunda azamî gayreti sarfetmiş olduğunuzdan eminim. Şuna da inanıyorum ki, gele­cekte vuku bulacak bütün hâdiseler İngiltere ile İran arasında mevcut iyi münasebetleri kuvvetlendirmekten geri kalmiyacaktir. Memleketlerimiz arasın-obakî sıkı dostluğun yalnız İngiltere ile İran için değil, milletlerarası işbirliği­ne de faydalı olacağına kaniim.»

2   — Geri kalan yüzde altmışa mukabil konsorsiyumun     diğer  azaları   tarafın­dan verilecek tazminat.

3   — İran tarafından karşılık     olarakverilecek olan 25 milyon İngiliz lirası.

Sözcü, konsorsiyomun diğer azaları ta­rafından verilecek olan tazminat mik11 Ağustos 1954

— Moskova :

Sovyet Başvekili Malenkov tekrar Clement Attlee ve diğer İşçi Partisi lider­leri ile görüşmek üzere bu gece İngiliz sefarethanesine gidecektir. Bu gece Malenkov şerefine elçilikte verilecek olan yemekte sulh ve komünist Çin ile Doğu-Batı ticaret münasebetlerinin de dahil olduğu ve dün gece bağlayan gö­rüşmelere devam edileceği umulmakta­dır. Malenkov ilk defadır ki İngiliz po­litikacıları ile temaslarda bulunmakta­dır.

Dün geceki görüşmelerde komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere alınması ve Almanya meselelerinin mevzuu bahis edildiği öğrenilmiştir.

Moskovanın en yeni ve en büyük ote­li olan Sovietskaya'da oturan - İngiliz İşçi Partisi liderleri bu sabah' 'resmî otomobillerle otelden ayrılmışlar ve resmî bazı ziyaretlerde bulunmuşlar­dır.

12 Ağustos 1954

 

—Londra :

İngilterenin Mısır ile olan anlaşmanın arifesinde vukua gelen süratli gelişme­ler, burada Ortadoğu ve Güney Asya-ciaki müdafaa meselelerini gözden ge­çirmek lüzum ve müstaceliyetini bir kere daha ortaya koymuştur.

Alâkali memur ve çevreler, muhtelif bölgeleri muhtemel bir Sovyet tecavü­züne karşı korumak hususundaki Batı plânlarını engelliyecek ve lâzımı gayrı mufariık sayılacak mevzularla dolu, gayet yüklü şöyle bir liste ile karşı karşıya bulunmaktadırlar:

1   — Irak'ın 1957 de nihayete     erecek İngiliz-Irak  andlaşmasına  son vermek ve Irak haricî politikasını yeni esaslardahilinde tesbit arzusunu gösteren alâ­met ve işaretler.

2   — Ahenkli bir Arap politikası takipyolunda  Mısır,  Irak ve Pakistan  ara­sında yakında yüksek kademedeki şah­siyetlerin  yapacağı   görüşmeler. .

3   — Yunanistanın, Akdenizde İngiliz­lerin  Ortadoğu  kumandanlığı  merkeziyapmak tasavvurunda oldukları Kıbrıs Adası üzerindeki iddiası,

4   —   Süveyş   hakkında      İngiliz-Mısır andlaşmasının ışığı altında İsrail'in güvenlik teminatı talebinde bulunma­sı,

5   — İngiltere Milletler Topluluğu üye­si Hindistan ile NATO  âzası Portekiz,arasında mevcut gerginlik,

6   — Türkiye-Yunanistan ve Yugoslav­ya arasında  imzalanan Balkan askerîandlaşması,

7   — İngilizler Süveyşi tahliye edince Afrikanın  müdafaası  hususunda   Güf-ney Afirkamn izhar ettiği endişe,

8   — Bunun    bir diğer neticesi olarak Avustralya ve Yeni Zelanda'nın kuv­vetlerini  Ortadoğu  kumandanlığından geri alması,

9   — Birmanya ve Siyam'daki huzursuzsulh hah,

10   — Yapılacak her hangi bir Güney-Doğu Asya müdafaa teşkilâtmın kay­pak bir temel üzerine inşası.

— Londra :

İngiltere Hariciye Vekâleti bugün ilk defa olarak Cenevre'de yapılan Hin­dicini anlaşmasını hükümetin Beyaz Kitabında açıklamıştır.-

Beyaz Kitapta Vietnam, Laos, Kamboç mütarekeleri ile askerî hudut hatları ve askerlikten tecrit edilen bölgeler hakkındaki anlaşmaların tanı metinle­ri neşredilmiştir.

Kitap bütün Hindiçîni'd'e ateş kesildik­ten sonra çıkarılmıştır. Kitapta Viet­nam'ın taksiminin teferruatı ve Laos ile Kamboç'un tarafsız hale getirilme­si anlaşmada olduğu gibi izah edil­mektedir.

— Londra :

Başkan Eisenhower'in dünkü basın konferansında belirttiği koruyucu harp aleyhindeki fikir hakkında soru­lan bir suale cevap veren İngiliz Dışiş­leri Vekâleti sözcüsü, Başkan Eisenhower'in beyanatının çok mühim ve kıy­metli olduğunu aynı zamanda tamamiyle İngiltere Hükümetinin fikirlerini aksettirmiş  bulunduğunu  bildirmiştir.

— Londra :

Dışişleri Vekâleti sözcüsü günlük basın toplantısında kendisine sorulan bir suale cevaben, Clement Attlee'nin res­men muhalefet lideri olması dolayısiyle Moskova'da kaldığı müddet zarfınta Malenkof ve diğer Sovyet idareci-Jeriyle yapacağı görüşmeler hakkında Sir Winston Churchill'e bir rapor ver­mek mecburiyetinde olmadığını beyan etmiştir. Bununla beraber, sözcü «M. .Attlee arzu ettiği takdirde Başvekile seyahati hakkında rapor vermekte ser­besttir, demiştir.

17 Ağustos 1954

 

— Kahire :

İngiliz komando taburundan i^ kafi­le dün gece Glasgow kruvazöriyle Malta'ya müteveccihen hareket etmiştir. Taburun geri kalan kısmı Portsait'te demirli bulunan Gambia gemisindedir. Bu gemi de bu sabah Portsait'ten ayrı­lacaktır.

dünyasının müdafaası için kullanılma­sı mümkün stratejik bir ihtiyat mahi­yetini haiz olacaktır. Nihayet tetkik edilecek işler arasında Güneydoğu Asya paktının tgşkili meselesi de vardır.

Konferans başlamadan önce beyanatta bulunan Sir John Harding İngiliz Hü­kümetinin, hâlen iki yıl olarak tesbit edilmiş bulunan mecburî askerlik müd detinde her hangi bir indirme yapmayı tasarlamadığım haber vermiştir.

19 Ağustos 1954

 

— Londra  :

İngiliz ticaret gemilerinin Çin'e, ihracı yasak edilen stratejik madde götürdük­leri yolunda Çin'den gelen haberleri İngiliz Münakalât Vekâleti bu sabah katiyetle yalanlamış, bu yasağın 1953 senesi Mart ayında Vekâletin emriyle yürürlüğe girdiğini ve o tarihten beri Çin ile ticarete tahsis edilen gemilerin yasak maddeler listesinde mevcut eş­ya   nakle'im ediklerini   bildirmiştir.

18 Ağustos 1954

 

— Londra :

İngiliz Milletler Camiası ordularına mensup 60 kadar Erkânı Harbiye Reisi -ve Başkumandanın katıldığı bir askerî konferans bugün İmparatorluk Erkânı Harbiye Reisi Mareşal Sir John Harding'in başkanlığında Camberley as­kerî akademisinde açılmıştır. Toplantı­ları Cumaya kadar sürecek olan bu konferansta şu meseleler tetkik edilecektir:

Harp halinde İngiliz milletler camiası memleketleri ordularının koordinasyo­nu ve atom silâhlarının kullanılması kuvvetlerin yayılması, tahliye ve ye­niden toplanmaları.

Askerî şefler bundan başka hakikî bir İngiliz milletler camiası ordusu kur­mak, imkânlarını da araştıracaklardır. Bu ordunun Avrupa, Ortadoğu ve Uzakdoğu'da tümenleri bulunacak ve gerek imparatorluğun ve gerekse Batı

20 Ağustos 1954

 

—  Londra :

Dün gece Londra'dan verilen bir ha­bere göre, İngiltere Macaristanla 12 aylık bir ticaret anlaşması yapmıştır. Anlaşma bir Eylül tarihinden itibaren başlayacaktır.

İngiliz iş adamı Adgar Sanders'in Macaristanda üç sene hapse mahkûm e-dilmesiyle 1949 yılından beri İngiltere bu memleketten ithalâtını tahdit et­mişti.

Anlaşmada İngilterenin Macaristana yapacağı ihracatın takriben beş mil­yon sterling kıymetinde olması karar­laştırılmıştır.

—  Londra :

İngiliz .ordusunun Boscombe Covrn t."Wiltshire) deki tecrübe merkezinde halkın huzuriyle dün ilk defa olarak y.eni bir topun tecrübeleri yapılmıştır.

 ismiyle anılan bu tonla hâlen .kullanılmakta olan bütün toplarınkine Üstün bîr atış süratiyle 30 milimetrelik obüsler atılmaktadır.

'Tecrybeler bu toplarda mücehhez tepkiili bir Hunter uçağiyle yapılmıştır. Bu uçak yerde bulunan eski bir Spitfire avcı uçağını bu toplarla yapılan bir yaylını ateşle saniyeden az bir za­man zarfında imha etmiştir.

—  Londra :

İngiltere İmparatorluk Erkânı Harbi­ye Reisi Mareşal Sir John Harding bu-.gün yaptığı basın toplantısında, Kore­'de bulunan İngiliz milletler camiası tü­meninin mevcudunu azaltmak için tet­kikler yapıldığını bildirmiştir. Mares şal bu azaltmanın Amerikan kuvvetle­rinde yapılana müşabih olacağım, ya­ni mevcut kuvvetin üçte ikisinin geri .alınacağını belirtmiştir. Buradan çeki­lecek İngiliz (kuvvetleri, stratejik bir ihtiyat kuvvetinin kurulması işinde kullanılmak üzere İngiltereye getirile­cektir.

Bundan başka Mareşal Harding, Ame­rikanın tecrübe ve talim işlerinde kul­lanılmak üzere İngiltereye «Corporal» tipi güdümlü füzeler vereceğini açık­lamıştır. Bilindiği gibi bu füzelere atom infilâk maddeleri konabilmektedir.

22    Ağustos 1954

 

—  Londra :

Bugün Londra'dan resmen açıklandığı­na göre, Churehill Adenauer'e mesajı­nı, Brüksel konferansı arifesinde yani Perşembe akşamı göndermiştir.

Mesajın metni ezcümle şu mealdedir:  Siz ve içinde bulunduğunuz müşkül durumla ilgilenmekteyim. Sonunda her şeyin düzeleceğinden ve bir devlet a-damı olarak mâlik bulunduğunuz me­ziyetlerin lâyık olduğu şekilde mükâ­fatlanacağından eminim.»

23   Ağustos 1954

 

—  Dublin :

Kuzey İrlanda'da Portdown'den bildirildiğine göre dünyada ilk defa olarak mavi renkte bir gül önümüzdeki Çar­şamba günü Southport çiçek sergisin­de teşhir edilecektir.

3u gül Samuel Mc Gredy adındaki bir i:erakli tarafından on sene s ü r .e n gayretlerden sonra yetiştirilebilmiştir. Mc Gredy bu uğurda bir buçuk mil-yon frank harcamıştır.

— Londra :

Chartwell müzakereleri sonunda aşağıdaki tebliğ yayınlanmıştır:

Fransa Cumhuriyeti Başvekili, refa­katinde Fransanın Londra büyükelçisi ve M. Philippe Baud'et olduğu halde bugün Öğle yemeğine Chartwell'de İn­giliz Başvekilinin misafiri olmuştur.

Bu yemekte Mr. Eden ile İngiliz Dışiş­leri Vekâletinin temsilcileri de hazır bulunmuştur. Brüksel konferansı so­nunda husule gelen durum hakkında umumî bir müzakerede bulunulmuş­tur.

Vekiller, Batının hür milletlerinin bir­liğini idameye ve bu hususta süratle amelî tedbirler alınması lüzumuna at­fettikleri ehemmiyet Üzerinde mutabık kalmışlardır.

24 Ağustos 1954

 

—  Londra :

Dışişleri Vekâleti Müsteşar Yardımcısı Sir Frank Roberts bu sabah Londra-daki Amerikan büyükelçiliği müşaviri James K.  Penfield'i kabul etmiştir.

Müsteşar yardımcısı Amerikan müşa­virine dün Chartwell'de cereyan etmiş olan Churehill - Mendes France - Eden. görüşmeleri hakkında malûmat ver­miştir.

—  Londra :

İngiliz Hükümeti üç Ağustos tarihli Polonya notasına verdiği cevapta, İngiltereden iltica hakkı istemiş ve almış olan genç Polonyalı mülteci Klimowicz'i geri vermeyi reddetmektedir.

İngiliz notasında bundan başka Klimowicz'i hâmil bulunan «Dabrowski» ad­lı Polonya gemisinin alıkonulmasından husule gelen zararları tazmin etmeyi de reddetmektedir. Nihayet İngiliz Hü­kümeti, Polonya notasında Dr. Cort'un diuruma yapılan atfın Klinıowicz mes­elesiyle hiçbir ilgisi bulunmadığını, çünkü Dr. Cort'un İngiltereye iltica ta­lebinin  reddedildiğini, Klimowicz'in talebi hakkındaki tahkikatın ise Po­lonya makamlarının işbirliğinde bulun­mayı reddetmeleri sebebiyle güçleşti-rildiğini belirtmektedir.

26 Ağustos 1954

 

— Londra :

Salahiyetli mahfillerden bugün haber verildiğine göre, Birleşik Amerika ve İngiltere diğer altı devletle müzakere edilecek Güneydoğu Asya müdafaa andlaşması hakkında tanı bir mutabakate varmışlardır.

Bu anlaşma Formoza mevzuunu ele almamakta, otomatik bir şekilde aske­rî harekâtı derpiş  etmemektedir.

Andlaşmaya, iktisadî ve sosyal geliş­me sahalarında yardımı taahhüt eden bir protokol da ilâve edilecektir.

Andlaşmaya diğer memleketler de ka­tılabileceklerdir. Bu memleketler, SEATO ittifakının askerî hükümlerine bağlı olmaksızın iktisadî yardım teşki­lâtına girebileceklerdir. Amerika, İngiltereden başka, Fransa, Avustralya, Yeni Zelanda, Filipinler, Siyam ve Pa­kistan, altı Eylülde Manila'da açılacak konferansa iştirak edeceklerdir.

Hindistan, Seylân, Birmanya ve En­donezya bu toplantıya katılmayı iste­memişlerdir.

Filipinlerle Siyam'ın askerî sahada derpiş edilenlerden daha şiddetli hü­kümlerin konulmasını talep edecekleri sanılmaktadır. Mutasavver andlaşma, Güneydoğu Asyayı, siyasî olduğu ka­dar  askerî  sahada  da     komünistlerin daha da ilerlemelerinden korumaya matuf bulunmaktadır.

Andlaşma üyeleri, komünistlerin si­lâhlı bir tecavüzü halinde derhal müş­terek harekete geçmek için müzakere­lerde bulunacak, Güneydoğu Asya. memlek etlerinin bağımsızlığına diğer komünist usulleriyle bir tehdit başgos-terince de aralarında görüşeceklerdir.

30 Ağustos 1954

 

— Londra :

Dışişleri Vekâleti sözcüsünün bugün bildirdiğine göre, İngiltere Hükümeti bugünden itibaren Mısır'a İngiliz silâh­ları şevki üzerindeki ambargoyu kal­dırmaya karar vermiştir ve bu karar­dan İsrail Hükümeti de haberdar edil­miştir.

Bu hale göre, Mısır Hükûmeti; bugün­den itibaren İngiltereye yeni silâh si­parişleri verebilecektir. Bu siparişler, tepkili uçaklardan basit tüfeklere ka­dar her çeşit silâh ihtiva edebilecek­tir.

Sipariş talepleri, lisansları ile birlikte, ihracatçılar tarafından Harbiye ve Ti­caret Vekâletlerine verilecek ve sonra da Dışişleri Vekâleti tarafından 195Q tarihli 3 lü beyanname hükümleri mu­cibince incelenecektir. Bilindiği gibi bu beyannamede İngiltere, Fransa ve Amerika Ortadoğuya silâh şevkini te­cavüz maksadiyle kullanılmaması şartiyle kabul etmekte idiler.

— Londra :

Sir Winston Churchill İngiliz dilinde yazı yazan müelliflerden en çok gelir temin edenidir. «İkinci Dünya Harbi hâtıraları» isimli kitabının 600.000 ster-lingden fazla bir gelir temin ettiği sa­nılmaktadır. Sir Winston ChurchüTin bu kitabından İngiltere ve yabancı memleketlerde 1.750.000 nüshadan faz­la satıldığı söyleniyor.

İngiltere'nin durumu

Yazan: M. TOPALAK 31/8/954 tarihli (Zafer) den:

Bruxelles konferansında, Fransız Baş­vekili Mendes-France'in Avrupa sa­vunma camiası hakkında ileri sürdüğü teklifler, andlaşmanm diğer âkidlerince reddedilip, Başvekilin Fransız Mec­lisine 1952 de imzalanmış olan eski metni getirmesi lüzumu hâsıl olunca dblayısiyle Avrupa Savunma Camiası­nın (C.E.D.) reddi ihtimalleri kuvvet­lenince, Mendes-France, Paris'e dön­meden evvel Londra'ya gitmiş ve Sir Wınston Churchill ve Anthony Eden­le görüşmüştü.

Bruxelles'de, dün Mecliste bizzat kul­landığı tâbirle, beşli bir blokla karşı­laşmış olan, diğer taraftan Amerikanın bu konuda üzgün bir sükutiyle karşı­laşan Mendes-France'm bu şartlar için­de İngiltereyi kendisine yakın hisset­mesi kadar tabiî bir şey olamazdı. Ni­tekim Fransız Başvekili İngiltere'de âdeta aileden bir fertmis gibi sıcak bir hüsnü kabul gördü. Başvekil de Pa­ris'e avdetinde andlaşmanın diğer âkidleriyle aktolunan konferansın safa-hatinden hemen sonra ve kemali ehem­miyetle Churchill ve Eden ile yaptığı görüşmeleri kabine arkadaşlarına an­lattı.

Avrupa Savunma Camiasına, bütün ıs­rarlara rağmen, denizaşırı" vecibelerini, ezcümle Commonwealth memleketleri­ne karşı olan taahhütlerini ileri süre­rek, girmemekte ısrar eden ve sadece teknik işbirliği gibi teminatla iktifa eden İngiltere, şimdi bu andlaşmanın akıbetine en yakın alâkayı gösteriyor ve Fransız Hükümetinin müşkül duru­munu sempati ile takip ediyordu. Hat­tâ o kadar ki, İngilterenin bu tavrından, Avrupa Savunma Camiasının tasdikine pek taraftar olmadığı mânasını çıkaranlar bile bulunmuştur.

İngilterenin, Avrupa Savunma Camia­sının tahakkuk edememesi karşısında Fransız Hükümetinin müşkül durumu­nu anlaması ve hattâ onu haklı bulur gibi davranmasında müşterek bir ta­sarının tesiri mi vardı? Mendes-France-a atfedilen bir niyete Sir Winston da iştirak mi ediyordu? Zira bilindiği gi­bi, Fransız Başvekilinin, Sovyet Rus­ya, tarafından 24 Temmuz ve 4 Ağustos tarihli notalarda ileri sürülen teklifle­re bel bağladığına dair bazı intibalar uyanmış bulunuyordu. Sovyetler bu notalarında Avrupa güvenliği mesele­sini görüşmek üzere bir konferans top­lanmasını, bunun için de daha evvel dörtlü bir toplantı yapılmasını ileri sürmekte idiler. Mendes-France, her türlü akamet halinde, hattâ kati neti­ceye varmadan evvel, bu konferans fik­rine meyi edilebileceğini düşünüyorsa, buna İngilterenin de iştirak edebilece­ği fikri mevcuttu. Zira, Cenevre kon­feransı muvaffakiyete yüz tuttuğu sı­ralarda, Anthony Eden'in Molotof ve Mendes-France ile yaptığı bir görüş­mede, Asya Cenevresinden sonra, şim­di artık bir Avrupa Cenevresinin de ciddiyetle derpiş edilebileceğini, buna, en azdan kendisinin taraftar olduğunu söylediğine dair söylentiler de dolaş­mıştı.

Fakat, Eden, bunu söylemiş olsa bile, bu ancak Hariciye Vekilinin fikri ola­rak kalacak, Sir "Winston bu konuyu-ciddî olarak ele almıyacaktır. Zira her şeye .rağmen, İngilterenin C.E.D. nin tahakkuku hakkındaki ümitleri en az­dan resmen, değişmemiştir.

Londra Hükümeti, şimdiye kadar söy­lenenlerden ve ihsas edilenlerden anla­şıldığına göre, C.E.D. hakkında müspet veya menfi bir karar verilinceye ka­dar, meseleye yeni unsurlar katmak niyetinde değildir. İngiltere katı karara kadar, meselâ işi teshil maksadiyle yeni bazı garantiler vermek veya Ameri­ka nezdinde teşebbüste bulunmak yo­luna gitmiyecektir.

Bunun gibi," Sovyetlerin teklif ettikleri gibi bir dörtlü konferansla C.E.D. nin yolunu tıkamak veya tasdik muamele­sini geciktirmek de Sir Winston'un ni­yetleri meyanmda değildir. îhtiyar Başvekil, Doğu ile sistemli yakınlaşma tasarılarına rağmen Ve Sovyet Rusyayı gücendirmek bahasına da olsa, bu­gün için Amerika ile oîan tesanüdünü muhafazada fayda görmektedir. Zira, gelecek günler ve haftalarda, bilhassa Avrupada bu tesanüde İngilterenin bü­yük ölçüde ihtiyacı olacaktır. C.E.D. tasdik edilmezse, Almanyanın durumu hakkında alınacak kararlar, İngiltere için mühimdir. Bu kararlar, muhteme­len bir mihver değişikliğine müncer olacak ve Bonn'a olağanüstü bir değer kazandırarak Amerikan-Alman müna­sebetlerini de o derece sıklaştıracaktır. Almanyanm C.E.D. dışında silahlandı­rılması karan bir nevi Vaşington-Bonn mihveri kuracağından, bu mihvere Fransa kadar Londranın da az çok ya­bancı kalması. ihtimali vardır. İngilte­re bunu asla arzu etmez. Onun içindir ki, İngiltere, C.E.D. muvaffak olamaz­sa, onun yerine bir başka hal çaresi bulunabileceğini telkin etmektedir.

Londra'nın C.E.D. dâvası karşısındaki hukukî durumu bu gibi mülâhazalar­dan ileri geliyor.

4 Ağustos 1954

 

— Roma :

Bugün İtalyan Meclisinde komünistler­le1 hükümet taraftarı mebuslar arasın­da bir kavga olmuştur.

Kavgaya, Hıristiyan Demokrat Partisi .mebuslarının komünist taraftan Sos­yalist Ferdinando'nun İçişleri bütçe görüşmeleri esnasında yaptığı konuş­mayı alaylı bir şekilde tefsir etmeleri sebep olmuş, Komünist mebuslar De­mokrat Hıristiyan Partisi mebuslarımın üstüne yürümüşlerdir. Sille tokat bir­birlerine giren mebuslar kısa bir mü­cadeleden sonra araya girenlerin vasıtasiyle ayrılmışlardır.

Kavgacılar arasında ciddî bir şekilde yaralanan olmamıştır.

7 Ağustos 1954

 

— Trieste :

Trieste serbest arazisi «A» bölgesiyle Yugoslavya arasından doğrudan doğ­ruya bir ticaret anlaşması aiktedilmesi için bu bölgedeki müttefik askerî hü­kümetiyle geçen 25 Temmuzda Trieste'ye gelmiş olan hususî bir Yugos­lav heyeti arasında cereyan eden mü­zakereler askerî hükümetin kati tale­bi üzerine 15 gün müddetle geri bıra­kılmıştır.

Yugoslav heyeti bu "müddet içinde Trieste'den ayrılmayacaktır.

Siyasî mahfillerin ileri sürdükleri mü­talâaya göre bu geri bırakılma keyfi­yeti Trieste serbest arazisi .meselesi­nin halli gayesiyle yapılmakta olan müzakerelerle ilgilidir.

 Ağustos 1954

 

— Roma :

İtalyan Mebusan ve Ayan Meclisleri başkanlarına sunulan bir gündemde, Pietro Nenni Sosyalist Partisi parlâ­mento grupları, Trieste serbest arazisi­nin taksim olunması tasarısına itiraz­la, parlâmentonun muvafakati alınma­dan bu yolda hiçbir anlaşma aktolunmamasmı talep etmişlerdir.

Grup temsilcileri iki Meclis başkanla­rına, Meclislerde oya konmadan bir anlaşma aktolunduğu takdirde tatile girmiş bulunan parlâmentonun fevka­lâde toplantıya çağırılmasını talep et­meğe karar vermiş olduklarım bildirmişlerdir.

—  Dortmund :

Yugoslavya ve İtalya Milletlerarası Madenciler Federasyonu İcra Komite­sine seçilmişi erdir.

12 Ağustos 1954

 

—  Modene (İtalya) :

Genç bir İtalyan elektrikçisi «Videoreİief» adını verdiği bir elektronik ma­kine icat ederek körlerin, gözü gören­lere mahsus alelade yazıyı süratle ve doğru olarak okuyabilmelerini, müm­kün kılmıştır. Bu genç mucidin adı Antonio Rubbiani'dir.

Alelade yazıyı okuyup yazmasını bilen ve sonradan kör olan biri üzerinde yapılan tecrübe hayret edilecek bir ba­şarı ile neticelenmiştir. Bu zat bir ga­zetedeki yazıyı gözleri sağlam olan bir adanı kadar süratle okumuştur. Sistem yine parmakla dokunma esasına da­yanmaktadır.

Bolonya Üniversitesi Fen Fakültesi profesörlerinden biri elektrik cereya­nının temin ettiği bu muazzam başa­rıyı haddi zatında basit fakat çok bü­yük bir keşif olarak vasrflandırmıştır. Yüz seneden fazla bir zamandan beri körler için kullanılan ve kabartma harf esasına dayanan Braille alfabesi­nin artık ortadan kalkacağı muhakkak sayılmaktadır.

18 Ağustos 1954

 

— Vatikan :

Vatikan çevrelerinden verilen malû­mata göre, Papa 12. Pius, Amerikada Katolik kilisesinde bazı merasimlerde Lâtince yerine Ingilizcenin kullanılma­sını tasvip etmiştir.

Bu müsaade, Amerikan Katolik Pisko­posunun talebi  üzerine verilmiştir.

Aynı kaynaklardan bildirildiğine göre, böyle bir müsaade, İngilizce için ilk defa verilmektedir. Ancak daha önce Fransız, Alman, İspanyol ve İtalyan piskoposlarının müracatları üzerine kendi dillerinde bazı dinî merasim yap­mak müsaadesi kendilerine verilmiş bulunuyordu.

19 Ağustos 1954

 

— Roma :

Eski İtalyan Başvekili Alcide de Gas-peri, bulunduğu Sella Valsugana say­fiyesinde kalb  sektesinden  Ölmüştür.

Haber derhal Roma yakınında küçük bir kaplıca şehri olan Fiuggi'de bulu­nan Başvekil Mario Scelba'ya ve ay­rıca hükümet üyeleri ile Hıristiyan -Demokrat Parti merkezine bildirilmiş­tir.

—    Sella Valsugana (İtalya)  :

Binlerce İtalyan trenler, otomobiller., bisikletler veya yürüyerek İtalyanın çok sevilmiş olan eski başvekili De Gasperi'ye karşı son hürmet vazifele­rini yapmak üzere buraya gelmektedir.

Dün kalb sektesinden ölen 73 yaşında­ki bu devlet adamının çiçeklere gark-olunmuş tabutunu binlerce İtalyan zi­yaret etmiştir.

24 Ağustos 1954

 

—    Roma :

italyan Başvekili Mario Scelba Ameri­kan büyükelçisi Madam -Clara Booth-luce'ü kabul ederek kendisine, hükü­metinin Brüksel konferansı neticeleri hakkındaki noktai nazarını izah etmiş­tir.

Diğer taraftan İngiliz maslahatgüzarı M. Archibald Ross Dışişleri Vekili At~ tilio Piccioni'yi ziyaret .ederek Londra"da cereyan etmiş olan Fransız -İngiliz müzakereleri hakkında malû­mat vermiştir.

25 Ağustos 1954

 

— Roma :

Gazeteler bu sabah De Gasperi'nin, ö--İümünden sonra yayınlanmak üzere bı­raktığı bir mektubu yayınlamaktadır­lar. De Gasneri bu mektubunda Don Camillo'nun yazarı tanınmış muharrir' Giovanni Guareschi'den af talep et­mektedir. Bilindiği gibi hâlen hapiste bulunan Guareschi idare ettiği gazete­de, De Gasperi'nin, sonradan sahte ol­duğu anlaşılan mektuplarını neşretmiş ve eski başvekil de bunları şahsına' karşı hakaret addetmişti.

31 Ağustos 1954

 

— Roma :

Birleşmiş Milletlerin himayesinde    ve 500 delegenin iştirakiyle bugün Capitole'de bir dünya iskân konferansı açıl­mıştır. Konferans nüfusun azalma ve­ya artma âmilleri ile tabiî kaynaklar ve gelişmemiş     bölgeler    meselelerini ele alacaktır. Bu meseleler ilmî, eko­nomik ve sosyal bakımdan incelene­cektir. Konferansa çalışmaları sırasın­da 350 ranor verilecektir.

 

7 Ağustos 1954

 

— Baden-Badens

Başvekil Adenauer dün radyoda yaptı­ğı bir konuşmada, Avrupa savunma ca­miası hakkındaki muahedenin Fran­sız millî meclisi tarafından tasdikinin, Almanya, Fransa, Avrupa ve dünya sulhu için hayatî bir mahiyet arzetti-ğini bir kere daha "tasrih etmiş ve söz­lerine şöyle devanı etmiştir:

Fransa'nın karşılaştığı ve hâlâ da kar­şılaşmakta bulunduğu güçlükler, ken­disini bu bahiste bir karar almaktan şimdiye kadar menetmiştir. Fakat bu­gün şundan eminiz ki, bu karar bu ay içinde alınacaktır. Fransızların bazı endişelerinin tamamiyle aksine olarak Almanya hiçbir zaman birliğini yeni­den kuvvetle ve zor istimaliyle tesise çalışmıyacak ve bir kere kurulduktan sonra Avrupa savunma camiasından çıkmıyacaktır.

— Bonn :

Batı Almanya hükümeti yüksek müt­tefik komisyonuna müracaat ederek Doğu Berlinde kaybolan anayasayı koruma servisleri başkanı Dr. Otto John' nun serbest bırakılması için Sovyet ma'kamları nezdinde teşebbüste bulu­nulmasını istemiştir;

Batı Almanya hükümetinin bu husus­taki notasında, Dr. John'nun Sovyet bölgesi makamlarından arzusu hilâfına almkonulduğunu zannettirecek sebep­ler mevcut olduğu kaydedilmektedir.

— Londra :

Daily Express gazetesinin bu sabahki nüshasında bildirildiğine göre, Batı Al­manya anayasayı koruma servisleri eski başkanı Dr. John'dan Daily Express'ın Batı Berlindeki bürosuna bir mektup gelmiştir.

Gazetenin yabancı memleketlerdeki röportaj servisleri şefi Sefton Delmer tarafından geçen pazar günü Dr. John'a yazılan bir mektuba cevap ola­rak gönderilen ve Almanca yazılan bu mektup  şu mealde  bulunmaktadır:

Azizim Tom Delmer, tarihsiz mektu­bunu bugün aldım. Çok teşekkür ede­rim. Yakında uzun bir görüşmede bu­lunmak fırsatına nail1 olacağımızı ü-mit ederim. Buna intizaren Daily Express'de neşredilmek üzere yazmamı teklif ettiğiniz mektup hakkında dü­şüneceğim yolunuz düştüğü takdirde Bonn'da bulunan eşimi ve Londra'da oturan üvey kızı Gisela'yı lütfen ziya­ret etmenizi rica edeceğim. Her ikisi­nin yardımına ihtiyaçları olacağını zannediyorum. Selâmlar  arkadaşınız Otto John-»

Batı Almanya gazetelerinden birinin de geçen cumartesi günü posta vasrtasiyle Dr. John'e bir mektup göndermek teşebbüsünde bulunduğu bu vesile ile hatırlatılmaktadır. Fakat Alman gaze­tesinin mektubu, «Dr. John bu mektu­bu almaktan imtina etmiştir» meşruhatiyle posta tarafından iade olunmuştu.

12 Ağustos 1954

 

— Bonn :

Batı Almanya Dahiliye Vekili Dr. Ger-hard Schroeder, «Die Welt» gazetesine verdiği bir mülakatta Dr. Otto John'­nun Doğu Berlin'de yaptığı basın   topDoğuda, işgal altında yalnız Doğu Al­manya yoktur. Baltık memleketleri, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Rumanya, Bulgaristan, Arnavudluk, hep  yabancı  çizmesi  altında  inlemektedirler. Bu milletlerin meşru hükü­metleri zorla yıkılmış, halikın rızası a-lmmadan, halka rağmen buralara zor­la yabancı hükümetler yerleştirilmiş­tir.

Avrupanm asıl dâvası ve asıl faciası işte budur. Batılılar Rusya ile şunu veya bunu değil; bir kül olarak bu dâ­vayı konuşmalı idiler. Rusya buralar­da serbest seçimler yaptırmağa razı mıdır, değil midir? Razı ise, umumî si­lâhsızlanma meselesinden tutunuz da atom enerjisinin kontroluna kadar yer­yüzünde çözülmiyecek hiç bir güçlük kalmazdı. Değil ise, işte o zaman Avru­panın ve hür dünyanın savunması için gerekli bütün tedbirleri gönül rahatlığı içinde düşünmek, aramak ve bulmak -bütün neticeleri önceden hesablryarak mümkün olurdu.

Batılılar böyle yapmadılar, «Harb ol­masın» yahut "Ne koparırsak kârdır» gibi bir takım .komplekslerin tesiri al­tında acayib bir pazarlık politikasına giriştiler.

Bu komplekslerden kurtulmadıkça hür dünya rahat yüzü görmiyecektir.

2 Ağustos 1954

 

— Viyana :

Avusturya Başvekili M. Julius Raab resmî bir tören esnasında su beyanatta bulunmuştur:

Avusturya meselesinin artık bir hal tarzına bağlanmasını istemek üzere Avusturya hükümetinin önümüzdeki son baharda ehemmiyetli bir siyasî teşeb­büse geçmek niyetinde olduğunu işgal devletlerinin Avusturya'daki .dört yük­sek komiserine bildirmiş bulunuyorum. Gelecek yıl Avusturya işgal edi­leli on yıl olacaktır. Artık işgal kıtala­rına ihtiyacımız yoktur. Memlekette .asayişi ve adaleti bizzat kendimiz te­mine muktediriz.»

7 Ağustos 1954

 

— Londra :

ingiltere hükümeti Avusturya'ya ver-tüği bir notada, Avusturya'daki hali­hazır durumun İslahı ile ilgili mesele­leri incelemek üzere beşli bir komite ihdası hakkında 22 temmuz tarihli Avusturya teklifini prensip itibariyle kabul ettiğini bildirmektedir. İngilte­re notasında bu tedbirin. İngiltere'nin Avusturya muvacehesindeki siyasetini değiştirmiyeceğini ve bu siyasetin es­kiden olduğu gibi Avusturya'nın tam hürriyet ve istiklâlini teminden ibaret bulunduğunu tasrih etmektedir. Diğer taraftan notada belirtildiğine göre, İn­giltere, Avusturya ile akdedilecek andIaşma meselesine dair yeniden müzakerelere daima hazırdır.

27 Ağustos 1954

 

— Viyana :

Parlâmentolar arası birliğin 43'üncü toplantı devresinin açılış oturumunda söz alan Avusturya Başvekili Julius Raab şunları söylemiştir:

1955 nisanında Avusturya'nın nasyonalsosyalist 'hâkimiyetinden kurtulu­şunun 10'uncu yıldönümünü kutlıyacağız. Fakat harb biteli on sene oldu­ğu halde Avusturya hâlâ 4 müttefik kuvvetlerinin işgali altındadır. 1943 Moskova beyannamesinde belirtilen ve Avusturya'nın bağımsızlığına dair olan vait hâlâ yerine getirilmedi.

Galip bir devletin muhasemat kesildik­ten sonra da hasmının topraklarını iş­gale devam ettiği tarih te çok görül­müştür. Fakat bir tecavüzün kurbanı olan ve kendisine serbestlik vâdedilen bir memleketin 10 yıl işgal altında kal­ması, hem de sadece işgal eden devlet­lerin bu memleketin âkibeti hakkında anlaşamamaları yüzünden bu durum­da kalması asla görülmemiştir.»

Başvekil Julius Raab bundan sonra Avusturya'nın Hitler orduları tarafın­dan istilâya uğradığı zaman büyük devletlerin susmuş olduğunu hatırla­tarak şimdi de «Dünyanın Avusturyanın işgal altında kalmasına göz yum­makla tecavüz karşısında yeni bir te­vekkül örneği daha göstermekte olduğunu" söylemiştir.

Julius Eaab sözlerine şöyle devam et­miştir:

Görüyorsunuz ki, Avusturya'nın ida­recileri, halkın bağımsızlık ve hürri­yet arzuları yerine getirilmedikçe haklarını arayacaklardır.

1 Ağustos 1954

 

— Atina :

Yunanistan'a yapmakta olduğu resmî ziyaret yarın sabah sona erecek olan Habeşistan İmparatorunun, bugün öğ­leden sonra yaptığı bir basın toplantı­sında, memleketi İle Yunanistan ara­sındaki iktisadi ve kültürel münase­betleri geliştirmek arzusunu izhar et­miştir.

Gazetecilerin sorularını cevaplandıran Haile Selâsiye Habeşistan'ın 'komünizm ve müşterek güvenlik meseleleri kar­şısındaki durumunu izah etmiştir. İm­parator demiştir ki:

«Habeşlilerin düşünce ve duyguları ko­münistliğe o kadar aykırıdır ki, hükü­met şimdiye 'kadar bu ideolojiye kar­şı herhangi hususi bir mücadele tedbi­ri almağa lüzum .görmemiştir, diyebili­rim ki, komünizm hastalığı Habeşistan da mevcut değildir.

Sovyet yayılmasına karşı hür dünya­nın müdafaasını teşkilâtlandırmak me­selesinden de bahseden Haile Selâsiye şunları söylemiştir:

-Bölge anlaşmaları bu müdafaa siste­mine aykırı değildir. Fakat büyük ve küçük üyelerine müsavi hak ve vazife­ler tanıyan umumî ve müşterek bir it­tifak barışı temi^. için en müessir ça­redir,»

Yunan hükümeti, Atina'ya bîr .elçi gön­dermesi hususunda Bulgar hükümetine verdiği agremanı, bugün Sofya hükü­metine tevdi ettiği bir nota ile geri al­dığını bildirmiştir.

Yunan dışişleri vekili, bu kararın, 1947 tarihli barış anlaşmasının 21 inci mad­desi gereğince Bulgaristan'ın Yunanis­tan'a ödemesi icap eden tazminat mev­zuunda Paris'te girişilen Yunan-Bul-gar müzakerelerinin inkitaa uğraması üzerine alınmış olduğunu beyan etmiş­tir.

Bilindiği üzere, mezkûr 21 inci madde­nin tatbiki, Yunan-Bulgar siyasî müna­sebetlerinin yeniden teessüsü için Yu­nanistan tarafından ileri sürülen yegâ­ne şartı teşkil etmekteydi.

(i Ağustos 1954

— Atina :

Atina şehri belediye encümeni, Kıbrıs: hakkında İngiltere'nin takındığı tav­rı protesto mahiyetinde olmak üzere şehrin «Churchill caddesi» diye anılan yolunun adını -Kıbrıs caddesi» olarak değiştirilmesine karar vermiştir.

Diğer taraftan Adanın Yunanistan'a il­tihakı hususunda gelecek hafta pazar günü, Yunanistan'ın başlıca şehirlerin­de nümayişler yapılması kararlaştırıl­mıştır.

Eisenhower, bundan sonra, Amerika'­nın hür dünya liderliğini dünya millet­lerine zorla kabul ettiremiyeceğini, bu liderliğin ancak gönül rızası ile yürütü­lebileceğini söylemiş ve devamla de­miştir ki, Amerika üstünlüğünü iddia etmek ve hakikata tek basma sahip ol­makla iftihar etmek gibi işlerle vakit geçirmemelidir. Amerika öyle hareket etmelidir ki, "bütün hür dünya onun liderliğini ve büyük devlet oluşunu -ka­bul etsin. Amerikalılar ne istediklerini biliyorlar. Onlar sulh İstiyorlar, fakat bunu başka milletlere anlatmak çok kere zor oluyor.

Amerikan yardımı:

Başkamı Eisenhower, Amerika'nın ya­bancı memleketlere yapacağı yardım­dan Ayan Meclisi tarafından bazı ten­zilât icra edilmesi bahsine de temas -ederek bu kararın çok endişe verici ol­duğunu söylemiş ve böyle bir teşebbü­sün, Kremlindeki idarecilerin, niyetleri­ni bilmenrezlikten ileri geldiğini belirt­miştir.

Başkan devamla demiştir ki: Amerika hür dünya milletlerinin itimadını ka­zanmak için bütün enerjisi ile çalış­maktadır. Şu kadar var ki ancak bir millet hür olmak iradesine sahip işe ona yardım mümkün olur bunun için­dir ki hür milletler, hürriyetlerini mu­hafaza etmek istiyorlarsa, yaşamak im­kânlarına sahip olmalıdırlar.

Komünist Çin:

Başkan Eissnhower, Hükümetinin, Ko­münist Çini milletlerarası camiaya ka­bul etmek tasarısına karşı kat'î muıhalefetini bildirmekle beraber bu tavrın, aradan uzun zaman geçince değişmez bir tavır olarak kalınmyacasına da belirtmiş ve bu konuda İncilden lâf aça­rak nadim olmuş günahkârları kabuL daima 'hazır olmalıyız demiştir.

Başkan bu sözleriyle bir gazetecinin su­alini cevaplandırmakta idi. Gazeteci, hususî bir Amerikan siyasî cemiyetinin bu konuda neşrettiği bir fikri ele al­mış bulunuyordu.

Başkan Eisenhow.er, 1944 - 45 yılların­da Avrupada savaş cereyan ederken, o zamanlar Almanya ve Japonya ile si'kı işbirliği edileceği hususunun hiç kim­se tarafından düşünülmediğini söylemiş ve devamla demiştir ki: Bugün de Çin, muazzam bir insan kütlesini teşkil! et­mektedir. Bu kütle, Amerika'nın en ağır bir şekilde takbih ettiği bir hü­kümet tarafından idare ediliyor. Bu­günkü şartlar dahilinde Amerika, Ko­münist Çinin Milletler camiasına iştira­kini kat'iyyen kabul edemez ve buna mâni olabileceğini gösteren sağlam se­bepler de vardır. Bununla beraber hiç kimsenin gelecek hakkında tahminde bulunması mümkün değildir. Amerika '•nadim olmuş günahkârları-, kabule da­ima hazır bulunmalıdır.

5 Ağustos 1954

 

— Washington:

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankası 31 Haziran 1954 tarihinde sona eren malî yıl zarfında bankanın bir ev­velki seneden 2 milyon fazlasiyle 20 milyon dolar safî kazanç elde ettiğini ve bu meblâğa alâlede ihtiyat akçası da ilâve olunduğunu bildirmektedir. Bu itibarla bankanın geçen Haziran ni­hayetinde alâlede ihtiyat akçası 97 mil­yon dolara baliğ olmuştur.

Verilen diğer izaha göre banka geçen malî yıl zarfında ikraz ettiği meblağ­lar üzerinden komisyon  olarak 12 mil­yon dolar almıştır. Bu 12 milyon dolar hususî ihtiyat akçasına ilâve edilmiş ve bu suretle bu ihtiyat akçası da 19 milyon dolara baliğ olmuştur. Yekûn olarak bankanın 1954 yılı zarfındaki gayri safî hasılatı komisyonlar haricin­de 50 milyon dolar ve masrafları ise 30 milyon dolar tutmuştur. Ayni devre zarftnda banka 16 muhtelif memlekete

10 Ağustos 1954

 

—    Washington :

Başkan Eisenhower, Millî Müdafaayı ilgiliyen âcil bir durumda Amerikan sularında bulunan yabancı gemilere el konulmasına Amerikan hükümetini de­vamlı olarak hukukan mezun kılan ye­ni bir kanunu dün imzalamıştır.

Birleşik Amerika buna benzer bir ka­nunla geçen umumî harbde 103 gemi­ye el koymuştu. Bunların arasında 26 sı satın alınmış ve 16 sı kiralanmıştı.

—    Washington :

Amerikan Temsilciler Meclisi, atom enerjisi hakkında evvelce temsilciler ve ayan meclisleri tarafından kabul edilmiş olan kanun tasarılarını telif et­meğe memur muhtelit komisyon tara­fından hazırlanıp cuma günü tevdi edi­len kanun tasarısını dün öğleden son­raki toplantısında büyük bir çoğunluk­la tasvib etmiştir.

Bu kanun tasarısı beynelmilel sahaya taallûk eden hükümlerinde atom ener­jisi hakkındaki malûmatın barışçı mak­satlarla olduğu gibi askerî maksatlarla da harice bildirilmesi şekillerini derpiş etmektedir. Tasarının askerî maksatlarla harice verilecek malûma­ta mütedair hükümleri, Birleşik Ame­rika başkanını, bazı ahvalde müttefik­lere atom silâhlarının taktik tesirleri ve bu silâhlar düşmanlardan biri tara-

fından kullanıldığı takdirde alınabile­cek olan tedafüi tadbirler hakkında ma lûmat vermeğe mezun kılmaktadır.

Temsilciler'meclisince kabul edilen ka­nun tasarısının memleket dahiline ta­allûk eden hükümlerinde1 ise atom enerjisinin elektrik istihsalinde kullanıl­ması ve ayrıca atom enerjisi sahasının hususî işletmeye açılması derpiş edil­mektedir.

Amerikan ayan meclisinin, temsilciler meclisince dün kabul edilen bu kanun tasarısını iki üç güne kadar tetkike başlayacağı tahmin edilmektedir.

—  Washington :

Amerika temsilciler meclisi bugün ka­bul .ettiği bir takrirle, Birleşmiş Mil­letler teşkilâtında çalışan ve Amerika hükümeti tarafından işten çıkarılan 11 Amerikalı memura 179.420 dolar taz­minat ödenmesi hakkında La Haye Milletlerarası Adalet Divanınca veri­len kararı reddetmiştir. Takrirde Bir­leşik Amerikanın Birleşmiş Milletler teşkilâtı masraflarının, aşağı yukarı üçte birini ödediği belirtilmekte, bu iti­barla, mensup bulundukları memleke­te karşı dürüst hareket etmeyen kim­selere ayrıca tazminat vermeğe mec­bur tutulmasının doğru olamıyacağı kaydolunmaktadır.

—  Washington :

Birleşik Amerika Ayan Meclisinin da­hili emniyet komisyonunda izahatta buluna^ Kore müttefik kuvvetler eski başkomutanı general Mark Clark, ez­cümle şöyle demiştir:

"Sovyet Rusya ve peykleriyle diplo­matik münasebetlerin kesilmesine ve Birleşmiş Milletlerin Sovyetler birliği­ne karşı teşkilâtlandırılmasına tarafta­rım. Birleşmiş Milletlere ben hiçbir za­man büyük bir teveccüh beslemedim. Kanaatimce Birleşmiş Milletler merke­zinin Amerikada bulunması Rusyaya memleketimizde casuslar ve bozgun­cular bulundurmak imkânını vermek­tedirler. »

11 Ağustos 1954

 

— Washington :

Amerika Hariciye Vekâleti sözcülerin­den biri, Bonn hükümetinin eski em­niyet müdürü olup Doğu Almanya'ya kaçan veya kaçırılmış olan Dr. John'-ım Doğu Berlinde tertip edilen bir ba­sın toplantısında ileri sürmüş olduğu iddia hilâfına, yeni bir harp çıkarmak için Birleşik Amerika ile Batı Alman­ya arasında hiçbir gizli anlaşma mev­cut bulunmadığını kat'î olarak beyan etmiştir.

— "Washington :

Başkan Eiseııhower bugünkü basın toplantısında, general Mark Clarkin Sovyet - Amerikan siyasî münasebet­lerinin kesilmesi ve Amerikanın Bir­leşmiş Milletler teşkilâtından çekilme­si, lehinde vaki son beyanatı hakkında ne düşündüğü sorulması üzerine bu tarzda tedbirlere kat'î surette muha­lif olduğunu bildirmiştir.

Başkan Eisenhovrer şöyle demiştir:

General Maric Clark eski bir dostum­dur, fakat onun bu husustaki görüşle­rini hiç bir veçhil? benimseyemem. Ha­kikatte Mark Clark 'komünistleri,.'Bir­leşmiş Milletleri kötüye kullandıkları için tenkid etmiştir. Dünya, Birleşmiş Milletler teşkilâtı gibi sesini duyurma­ğa vasıta olacak bir müesseseyi muha­faza etmek zorundadır. Bazen bu mües­sese komünist propagandasına bir kür­sü vazifesi görüyor. Bu sebeple teşki­lâtı tekemmül ettirmeğe gayret etme­liyiz. Bunun için de Anayasanın mül­hem olduğu büyük prensipleri hareke­te geçirmek lâzımdır.

Birleşik Amerikanın Sovyetlerle mü­nasebetleri, kesmesine gelince: Bu hiç­bir fayda temin etmez.

 Koruyucu ham» hakkındaki düşün­cesi sorulan Başkan şu cevabı vermiş­tir :

-İleride korkunç tahribatı, önlemek maksadîyle süratli bir zabıta hareke­ti şeklinde . tasavvur edilen koruyucu harp mevcut değildir.»

Atom silâhlarına imada bulunan Eisen-hower sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Böyle bir harp imkânsızdır, çünkü koruyucu harp denilen askerî müdaha­le birçok büyük şehirlerin tamamen harap olmasına, muazzam sayıda in­san kaybına ve ölçüsüz diğer tahriba­ta mani olamaz.

Bu her iki taraf için variddir. Görü­yorsunuz ki, buna koruyucu harp de­mek doğru değildir. Bu, adı ile sanı ile bildiğimiz düpedüz harptir. Ben bu fikri ciddiye almam.»

12 Ağustos 1954

 

—  New-York :

Birleşik Amerika çelik istihsalâtı 1954 temmuzunda 6.635.000 tona baliğ ol­muştur. Haziran 1954 istitısalâta 7.363.634 ton miktarında idi.

1954 senesinin ilk yedi ayı zarfında istihsalât 50.766.632 tona baliğ olmuştur. Bu miktar, 1947-1949 senelerini ihtiva eden üç senelik devrenin aybk vasatı istihsalâtına nazaran yüzde 4,4 nisbetinde bir artışı ifade etmektedir.

—  Oak Ridge (Tennessee) :

Federal Mahkeme dün akşam Oak Ridge Atom fabrikaları işçilerine bir ka­rarname göndererek, sendikalarının kararı hilâfına, bu sabah greve başla­mamaları emrini vermiştir.

Bu kararname sendika temsilcilerine de bildirilmiştir.

-— Waşhington :

Başkan Eisenhower bugün yaptığı ko­nuşmasında iktisadi durumdaki suku­tun bu sene ortasında artık durduğunu ve ileriye ait tahminlerin iyi olduğunu söylemiştir.

Eisenhower hükümetin sene ortası iktisadî durumu hakkındaki raporunda İk­tisadî faaliyetin iktidara geçmesinden önceki devirlerden ileri geldiğini bil­dirmiştir.

Başkan Eisenhower, işsizliğin Kore Harbi sıralarındaki rakamın üstünde bulunduğunu fakat bunun da azalmaya başladığını açıklamıştır.

İktisadî gelişmenin en müsbet işaretle­rinden biri de budur :

Parakende satışlar yeniden yükselmiş­tir, yeni inşaat mukaveleleri geçen se­kenin seviyesini aşmıştır, mâli piyasa­da büyük bir kuvvet sarfı göze çarpmış tır.

13 Ağustos 1954

 

— "Washington :

Demokrat senatör Hubert Humphrey komünist partisinin kanun dışı etmeği hedef tutan yeni bir kanun tasarısını dün ayan -meclisine tevdi etmiştir.

Bu kanun tasarısı komünist partisi men suplarının veya hükümeti kuvvet kul­lanarak devirmeğe çalışan herhangi bir teşkilât azasının sendikalarda resmî va­zifelere seçilmesini de menetmektedir.

Bu münasebetle beyanata bulunan se­natör Humphrey, tevdi ettiği kanun tasarısının Amerikan hükümetini yık­mak teşebbüsünden komünist partisini alıkoyacak kanunî bir mesnet teşkil edeceğini tasrih eylemiştir.

— Washington :

Amerikan Ayan Meclisi, Minesota eya­letinin Demokrat ayanından M. Hubert Humphrey tarafından tevdi edilen ve Amerikan komünist partisinin kanun dışı edilmesini hedef tutan bir tadil tek­lifini oya iştirak eden 85 azanın itifakiyle dün kabul etmiştir.

Bu tadil teklifi ancak temsilciler mec­lisince tastik edildiği ve Başkan Eisenhower tarafından imzalandığı tekdirde kanun hükmüne girecektir.

Ayan meclisinin bu kararı anî olmuştur. Yüksek meclis, hükümet tarafından evvelce tevdi edilmiş olan ve komünist leri sadece işçi sendikalarından berta­raf etmeği derpiş eden kanun tasarısının yerine M, Humphrey'in teklif etti­ği tadil tasarısının ikame edilmesine bir din bire karar vermiştir. "M. Humphrey tarafından teklif edilen tasarı komünist partisine kendi ihtiyariyle kaydedilen veya kaydını bırak­makta devam veyahut da komünist partisinin politikasını icraya matuf ha­reketleri irtikâb eden şahısların beş se­ne hapis ve 10 bin dolar para cezasına çarptırılmasını derpiş etmektedir.

Amerikan Adliye Vekili M. Herbert Biounel ve Federal Tahkikat Bürosu Mü­dürü M. Edgar Hoover böyle bir tedbire muhalif bulunduklarını beyan etmiş­lerdir. Bunlara göre bu tedbir Birleşik Amerika'nın dahilî emniyetine müteallik kanunlar üzerinde menfi bir tesir hasıl edecek ve 'komünistleri gizli faliyete sevk eyleyecektir.

Ayan meclisinde dün tasvib edilen ted­bir, kanuniyet kesbettiği takdirde ko­münistleri işçi sendikalarında her han­gi bir mevki işgal etmekten de menet­mektedir.

M. Hubert Humphrey teşebbüsiyle tev­di edilen bu tasarı Demokrat ayan aza­sından 18 kişilik bir grup tarafından imzalanmış bulunmaktadır.

—  Washington :

Başkan Eisenhower'in atom enerjisini hususî sanayi sahasına nakletmek hu­susundaki programını senato bugün re detrn iştir.

Üç saat süren müzakere sonunda sena­to Eisenhower'in teklif ettiği kanun ta­sarısını 41,e karşı 48 oyla reddetmiştir.

—  New-York :

İngiltere İşçi Partisi lideri ve diğer işçi liderlerinin Sovyet Rusya ziyaretlerini tefsir eden «N"ew-York Times» gazetesi şunları yazmaktadır:

"İngiliz-Amerikan münasebetlerini ih­lâl edebilecek böyle bir seyahat mes'u-liyetli ve tecrübeli bir insan olan işçi partisi eski Başvekilinden beklenmez­di. Keza Aneurin Bevan'dan da başka bir şey beklenemezdi. Artık olan ol­duktan sonra yapılacak tek şey, Ame­rika'nın yabancı memleketlerde sık sık tenkid edildiği gibi acele neticeler çıkarmamağıdır. Clement Attlee bu se­yahat gibi yanlış bir harekette bulunmasma rağmen Amerikanın yakın bir dostu ve batı 'müdafaa sisteminin ha­raretli müdafilerindendir.

İktisadî bakımdan rapords Avrupanın umumiyet itibariyle 1953'de elde edilen kazançları muhafaza ettiği ve bazı hal­lerde bunu aştığı, altın ve dolar ihti­yatlarının artmıya devam ettiği ve te­diye muvazenesi bakımından durumu­nun kuvvetlendiği belirtilmektedir.

21 Ağustos 1954

 

— Washington :

Birleşik Amerika ayan meclisi bugün­kü toplantısında 6 millet, milletlerara­sı Afyon ticaretinin murakabe anlaş­masını sıfıra karşı 69 reyle tasdik et­miştir.

Omaha :

Amerika hava kuvvetlerinin bu akşam bildirdiğine göre Amerikan hava kuv­vetlerine ait bir tecrübe uçağı y.eni bir irtifa rekoru tesis etmiştir. Uçağın cin­si, pilotun adı ve varılan yükseklik hakkında herhangi bir bilgi verilme­miştir. Bu husus güvenlik bakımından gizli tutulmaktadır.

— Washington :

Parlâmento demokrat başkanı Texaslı Sam Payburn bir radyo programında Eisenhower'in perşembe günü Spring-fteld'e vaptığı ve demokratların bed­bince tahminlerde bulunarak buhran­dan bahsettiklerini, cumhuriyetçilerin milleti refah içinde yaşattıklarını ileri süren siyasî konuşmasına cevap ver­miş, iktisadî durumun iyi olmadığını, 500,000 kişinin işsiz olduğunu. Eisenhower beyaz saraya girdiğindenberi çift­çi, işçi ve iş hayatının zarar 'gördüğü­nü, bütün bu meselelerin sonbaharda­ki kampanyada başlıca mevzuları teş­kil edeceğini söylemiştir.

Washington :

Amerikan sizli servislerini idareyle va­zifeli kurmay başkanı yardımcısı Gene­ral Wîlliams, Dr. Otto John'un busun Doğu Berlin radyosunda ileri sürdüğü ithamları «Racma» diye vasıflandırmış ve şunları ilâve etmiştir:

«Gizli servis ajanlarının harp plânla­rından bahsetmeleri gülünçtür. Ben. Dr. John ile anoak beş altı dakika Washington'da görüştüm, bir daha kendi­siyle karsılaşmadım >ı.

22 Ağustos 1954

 

— Washington :

Birleşik Amerika Tarım Vekâletinden bugün bildirildiğine göre, dünya et is­tihlâki 1953 yılında en yüksek derece­ye varmış olup, 1954 senesinde de bu artış temposu devam edecektir.

23 Ağustos 1954

 

—  Denver (Colorado) :

Bir buçuk milyon Amerikan memuru­nun maaşlarına % 5 nispetinde bir zam yapılmasını derpiş eden ve kon­gre tarafından kabul edilen kanunu Başkan Eisenhower imzalamıyarak geri çevirmiştir. Başkan Eisenhower bu ve­tosunun- sebebini izah ederek bu zammın, yeni gelirler bulmaksızın bütçeye 112 milyon dolarlık bir gider daha yükliyeceğini ve esasen bu yılki bütçe­de 400 milyon dolarlık açık bulunduğu­nu belirtmiştir.

—  "Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili John Foster Dulles, bugün Romanyanın müttefik­ler safına geçtiğinin onuncu yıl dönü­mü münasebetiyle yayınladığı bir de­meçte Rusyayı taahhütlerini ihlâl et­mekle itham ederek şöyle demiştir:

«Yeni Rumen hükümetinin Kral Bi­rinci Michel'in himayesindeki vaatkâr mesaileri devam edememiştir. Çünkü 6 Mart 1954 günü Sovyet hükümeti ta­ahhütlerini ihlâl ederek Romanyanın idlerine müdahale etmiş ve bu memle­kette şimdiye kadar iş başına geldiği görülen kukla hükümetlerden birinci­sini kurmuştur.

Komünistler 23 Ağustos 1944 günü ya­pılan cesurane harekete katılmadıktan başka   bu   tarihî  hareketin  yaratıcıları

olan bütün siyasî şefleri sürmüş veya hapse atmışlardır. Bundan başka ko­münistler bütün insan hak ve hürri­yetleri sistemli bir şekilde ortadan kal­dırmışlardır.»

— Washington :

Amerikan ticaret vekâleti iktisadî iş­ler dairesinin bildirdiğine göre, yaban­cı memleketlerdeki Amerikan silâhlı kuvvetlerinin masrafları 1953 yılında 2.500.000.000 dolara varmıştır. 'Bu mas­raflar 1950 haziranı ile- 1953 yılının son ayı arasındaki devre zarfında 6 milya­rı asmıştır. Masrafların yarısı Batı Av-ruuada yapılmıştır. Bu memleketlerin iktisadî durumlarının düzelmesinde bu dolar gelirlerinin büyük faydaları ol­muştur. Bundan başka Uzak-Boğuda ve. bilhassa Japonyada yapılan 1 mil­yar dolarlık masraf da bu bölge mem­leketlerinin Birleşik Amerikadan eko­nomileri irin lüzumlu endüstri mal­zemesi ve ziraî mahsulleri almalarını mümkün kılmıştır. Bu meblâğın % 70'inden Kanada, Fransa, Batı Alman­ya, Japonya ve İngiltere faydalanmış-Japonya 775 milyon dolarla başta gel­mekte ve bunu 400 milyon dolarla Fransa takip etmektedir. Bu meblâğa OffShore siparişleri, Amerikan kuv­vetlerinin masrafları ve saire dahildir.

24 Ağustos 1954

 

— Washington :

Birleşik Amerika Hariciye Vekili Pos­ter Düllss, bugünkü basın toplantısın­da. Cumhurreisi Eisenhower'in, kızıl­lar Formoza'ya taarruza kalkışacak o-lurlarsa, yedinci filoyu çi&neyip 'geçme­leri lâzımdır, diye verdiği beyanat hak­kında vâki suale cevaben şöyle demiş­tir:

«Çinli kızılların tecavüzü halinde Birleşîk Amerika bahriyesi, milliyetçi Çin'in elinde bulunan bâzı küçükçe adaları ile Formoza'yi müdafaa mecbu­riyetinde kalabilir» demiştir.

Pasifikteki bütün Amerikan deniz kuvvetleri kumandanı Amiral Felix Stump, U. S. Newis and World Report  mecmuasına verdiği hususî bir müla­katta, verilen emir mucibince taarruza, uğradığı takdirde. Amerikan kuvvetle­rini derhal Formoza ve Pescadoes'in müdafaasına şevke hazır bir vaziyette­yim, demiştir.

Pescadoes Formoza ile Çin kıtası ara­sındadır ve muhtemelen ilk taarruza uğrayacak milliyetçi Çin toprağı ola­caktır. Kızıllar Formoza'yı «Kurtar­mak» tehdidinde bulunun durmakla beraber, Amerikan resmi şahsiyetleri, Çin kıtasında herhangi bir hazırlık ya­pıldığına dair ortada hiç bir alâmet yoktur, demektedirler.

Dulles verdiği beyanatta Amerikan as­kerî makamlarına verilen esas emrin Formoza'nm müdafaası olduğunu söy­lemi?, fakat askerî liderlerin, verilen emir ve talimatı tatbikte, müdafaasını ehemmiyetli görecekleri bir takım kü­çük adalar da mevcuttur ve bu adalar­dan bazıları ise, düşman uçakların yak­laşmalarını haber verecek radarlarla teçhiz edilmişlerdir,  demiştir.

Uzak-Doğu meseleleri hakkında ' fikri sorulan Dulles u mütalâada bulunmuş­tur:

Güney-Doğu Asya müdafaa andlaşmasını görüşmek üzere 6 eylülde Manilâ-da toplanacak konferansın, Asyada ko­münist tecavüzüne karşı kuvvetli esas­lar kabul edeceğini umuyorum. Konfe­ransın dört-beş gün süreceğini sanıyo­rum. Manila konferansı yalnız askerî meseleleri değil, aynı zamanda, Uzak-Doğu memleketlerinin sosyal ve ikti­sadî mevzularını da ele alacaktır. Tek­lif edilen müdafaa andlaşmasının sos­yal ve iktisadî plânları ihtiva edip etmiyeceğini bilemem.»

Japonya, Güney Kore ve milliyetçi Çin arasında bir güvenlik paktının ak­di mümkündür sualine, Dulles şu ceva­bı vermiştir:

'Japonya ile Kore arasındaki gergin münasebetler gibi ortada bazı manialar var. Bu husustaki müsbet gelişme­lerden malûmatım yok. Fakat Ameri­ka, bütün .engellerin zamanla bertaraf edileceğini ummaktadır. Bu üç devlet mutasavver Güney-Doğu Asya ittifakı­na dahil değildirler.

—   Rio de Janeiro :

Reisicumhur yardımcısı Cafe Filho saat 14.45'de (GMT) resmen reisicum-hurluk vazifesini deruhte etmiştir. Me­rasim, Reisicumhur Sarayı yerine, res­mî misafirlere tahsis edilen «Laranjei-ras» sarayında yapılmıştır. Şehirde hu­sule gelen kaynaşmadan dolayı ordu tarafından sıkı güvenlik tedbirleri alınmıştır.

Bu arada müteveffa Reisicumhurun ta­raftarları millî demokratik birlik mer­kezini işgal ederek bütün eşyaları kı­rıp dökmüşlerdir. Şehrin merkezinde de gayet şiddetli nümayişler cereyan etmektedir.

—   Rio De Janerio :

İntiharla hayatına son veren Brezilya Reisicumhuru vargas'ın bıraktığı vasi­yetname mahiyetindeki mektubun met-

"Millete aleytar kuvvet ve menfaat bir defa daha birleşerek bana karşı hareke te geçmi ştir. Ben itham ediliyorum, tahkir ediliyorum, iftiraya maruz kalı­yorum, yaptıklarım yanlış gösteriliyor, kendimi müdafaa hakkı verilmiyor, be­ni susturmak ve her zaman yapmış ol­duğum gibi milleti müdafaaya teşşebbüs etmeme engel olmak istiyorlar, mukader akibete doğru gidiyorum. Mil­letlerarası malî ve iktisadî grupların hakimiyetlerini tesis ettikleri zaman­dan beri, ben bir ihtilal hareketinin ba­sma geçmiş muzaffer olmuştum. Bunu müteakip bir kurtuluş işine giriştim ve bir sosyal hürriyet rejimi tesis ettim. Milletin elleri üstünde taşınmak sure­tiyle iktidara getirildim. Milletlerarası grupların gizliden gizliye giriştikleri mücadeleye şimdi de çalışanlara temi­natlar bahşeden bir rejim aleyhine ayaklanan millî grupların mücadelesi katılmıştır.

Gayri meşru kârlar hakkındaki bir ka­nun tasarısı kongrede durduruldu. Ban adaleti ve asgarî ücret haddinin y.eni bir tetkike tabi tutulmasını tavsiye ederken, bana karşı bir kin alevlendi. Zenginliklerimizi «Petrobas» (Millî Petrol Şirketi) vasıtasiyle .geliştirerek millî hürriyeti sağlamak İstedim ve bu teşekkül tam faaliyete geçerken kay­naşma arttı. «Electrobas» da (Elektrik enerjisini geliştirmekle vazifeli devlet teşekkülü) o kadar büyük engellerle karşılaştı ki, bunu kurmak imkânsız bir hale geldi.

Ben enflasyoncu bir konjoktür emeğin kıymetini yok ettiği bir sırada iktidarı aldım. Yabancı kumpanyaların kârları yılda yüzde beş yüze varıyordu. İthal ' .edilen malların kıymetinin beyanında yapılan suiistimallerin yekûnu yılda Ü00 milyon doları buluyordu. Bunu kah ve buhranı takibetti. Biz o zaman başlı­ca mahsûlümüzün kıymetini idame et­tirdik ve fiyatına müdafaaya çalıştık. Buna yapılan mukabele şiddetli oldu ve ekonomimiz üzerindeki baskı da öyle bir mahiyet aldı ki boyun eğmeye mec­bur kaldık.

Devamlı, ardı arası kesilmiyen tecavü­ze mukavmet ederek, her şeye sessizce dayanarak, herşeyi unutarak, şahsım­dan dahi feragat ederek, şimdi şaşkın­lık içinde bulunan milleti müdafaa için her ay, her gün, her saat mücadele et­tim. Artık size kanımdan başka vere­cek şeyim yok. Ben her zaman sizinle beraber olmak için bu çareyi seçtim. Fedakârlığım sizi" hür leş tir ec ek ve is­mim sizin mücadele bayrağınız olacak­tır. Fakat benim esiri .bulunduğum bu millet artık kimsenin esiri olmıyacak-tır. Size hayatımı vakfetmiştim, şimdi ölümümü veriyorum. Hiç bir şeyden korkmuyorum. Tarihe geçmek üzere, ebediyet yolunda ilk adımımı müsteri-hane atıyorum.})

— Belo Horizonte :

Reisicumhur  Getulio Vargas'ın  intihar haberi üzerine bir nümayişçi grubu Amerikan konsoloshanesine taarruz ederek kütüphanedeki kitapları yırtıp yakmış ve binanın camlarını kırmıştır. Makineli tüfeklerle mücehhez polis kuvvetleri müdahaleye hazır bir halde şehrin sokaklarında devriye gezmekte­dir. Bütün resmî binalar muhafaza al­tındadır. Saat 21 de (Gmt) büyük bir miting yapılması kararlaştırılmıştır. Bütün esnaf dükkânlarını kapatmıştır.

—  Rio De Janerio :   

Asapress Ajansının bildirdiğine göre, mütevefa Reisicumhur Vargas'm hemşerisi bulunduğu Porto Allegre'de nü­mayişler vukua. gelmiştir. Bu arada «Journal Rio Grande» gazetesinin ida­rehanesi yağma edildikten sonra ya­kılmış ve bir radyo istasyonu da ateşe verilmiştir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, ha­va generallerinden Eduardo Gomes, vazifesinden istifa eden general Dos Santos'un yerine hava vekilliğini üze­rine almayı kabul etmiştir.

25 Ağustos 1954

 

—  Rio De Janerio :

Brezilya'da sekiz günlük millî matem tutulması   kararlaştırılmıştır.

— Rio De Janerio :

Başkan Vargas'ın cenazesi Catet Baş­kanlık Sarayı askerî kısmının bir sa­lonuna konulmuştur. Halk dün ak­şamdan beri müteveffa başkanın cena­zesi önünden geçerek son ihtiram va­zifesini yapmaktadır.

Saat 17.00 (Gmt) de sarayın önünde binlerce kişi toplanmakta  idi.

— Santiago De Chili :

Şili hükümeti, Başkan Vargas'm ölü­mü dolayısiyle üç günlük bir millî ma­tem ilân etmeğe dün karar vermiştir.

Diğer taraftan Şili Dışişleri Vekili, Brezilya Büyükelçiliğine, hükümetinin taziyelerini bildirmiş, Şili Cumhurreisi de, Brezilya Cumhurreisine taziye tel­grafı  göndermiştir.

-— Rio De Janerio :

Başkan Gentulio Vargas'in naaşım doğ duğu şehir olan Sao Borja'ya gömül­mek üzere götürecek olan özel uçak çoğu başkentin uzak semtlerinden ge­len fakir halktan müteşekkil muazzam bir kalabalık tarafından uğurlanmıştır.

Hava meydanını dolduran kalabalık uçak tamamen yükselene kadar sükût etmiş fakat güneye doğru yönelerek alanın üzerinden son defa geçerken halk veda işareti olarak bir an hep birlikte haykırmıştır.

28 Ağustos 1954

 

— Rio De Janerio :

Yeni Brezilya kabinesi bu şekilde ku­rulmuştur :

Maliye: Eugenio Gudin. Dışişleri: Raul Fernandez (Merkeziyetçi - Liberal). Çalışma: Alencastro Guimares (İşçi).Nafia: Lucas Lop ez. Adalet: Seabra Fagundes. Hava: General Gomes. Har­biye: General Texeira. Bahriye: Ami­ral Do Valle. Ziraat: Pedro Vieira.

Koruyucu harp

Yazan : M.  Topalak

14/VIII/954 tarihli (Zafer) den:

Eski Amerika Başkanlarından Hoover'in ortaya attığı bir fikir var ki, za­man zaman, muhtelif vesilelerle ileri gelen kimseler tarafından çeşitli şe­killer altında tazeleniyor, bir müddet efkârı meşgul ettikten sonra tekrar bir tarafa bırakılıyor: Amerika'nın Birleş­miş Milletlerden çekilmesi fikri.

Bu fikir ve teklifin, Amerika dış siya­setinin başarısızlığa uğradığına dair bir intibaın uyandığı devirlere rastla­dığını tesbit etmek mümkündür. Fakat, arada bir parlayıp sönen bu fikrin, teş­kilâtın mevcudiyeti üzerinde a-z çok salahiyetli ve sözü dinlenir kimseler tarafından izhar olunan bu inançsız­lıkların tevalisinden teşkilât bünyesi­nin, prensiplerinin ve nihayet onu mey dana getiren muayyen bir zihniyetin ne kadar zarar gördüğünü ilerisi gös­terecektir.

iki gün zarfında bu tarz düşünce yine Amerika'n efkârını, oradan bütün "hür dünyayı ilgilendirin iye başlamış ve Başkan Eisenhower'in bu konuda­ki fikirlerini açıklamasına, dolayısiyle umumî dünya vaziyeti hakkında görüşlerini belirtmesine de yol açmış bulu­nuyor. Bu kere, meseleyi evvelâ ele alan General Mark Clark'dır, Kore'de Müttefik Kuvvetlerin eski Başkuman­danı olan bu zat, Ayan Meclisinin Da­hilî Güvenlik Komisyonunda verdiği izahatta Amerika'nın Birleşmiş Millet­ler teşkilâtını terketmesine taraftar ol­duğunu söylemiş, zira, merkezi Ameri­kanda olan bu teşkilâtın memlekete ca­susları ve bozguncuları doldurmaktan başka bir işe yaramadığını ileri sür­müştür.

Mark Clark, bir yandan Amerika'nın Birleşmiş Milletlerden çekilmesini is­terken, diğer yandan ve ayni zamanda Sovyet Rusya ve peykleri ile bütün münasebetlerin kesilmesini de ileri sürmüştür. Generalin bu eski fikre ver diği yeni veçhe budur. Amerika Bir­leşmiş Milletlerden çekilip, Sovyet Rus ya ,ve peykleri ile münasebetlerini ke­since, bunun tabiî neticesi, Sovyet blo-kiyle münasebetlerini idameye devam eden müttefikleriyle de alâkasının, en azdan ittifaklarının son bulması şek­linde tecelli edecektir. Ta ki, Ameri­ka'nın müttefikleri de Sovyetlerle mü­nasebetlerini kessinler.

General Mark Clark, bu ikinci ihtima­li de şöyle bir formül ile ifade etmek­tedir. Birleşmiş Milletler ki bundan maksat hür dünya milletleri olacak— Sovyetler Birliğine karşı teşkilatlandı­rılmalıdır.

Yani, bugünkü milletlerarası teşkilât ortadan kalkacak, dünya, birbiriyle il­gili bulunmıyan iki bloka ayrılacaktır. Bunun bir dünya harbine bir adını me­safeye kadar yaklaşmaktan başka bîr şey olmadığı aşikârdır. Esasen, gene­ral Clark'm bu muhakeme tarzının so­nucu da budur. Her ne kadar, Gene­ral bu neticeyi adlı adınca söyleme­mekte ise de, ifadelerinin mâkul neti­cesi bu olmak gerekir ve nitekim Bir­leşmiş Milletler kuvvetlerinin eski Baş kumandanının bu beyanatını yorumli-yan Başkan Eisenhower, Amerika'nın Birleşmiş Milletlerden çekilmesi ve Sovyet blokiyle münasebetlerini kes­mesi tarzındaki fikrin tahlilinden ha-leketle, bir "Koruyucu harp» fikrine kolaylıkla vasıl olmuş ve bu konudaki fikirlerini de belirtmiştir.

Bir «Koruyucu harp" fikri, sık sık or­taya atılan ve bazı taraftarı da olan bir muhakeme tarzının ifadesidir. Buna göre, komünist idareciler dünya hâkiniyetinden ibaret olan nihaî hedefle­rini asla değiştirmemişlerdir. Sovyet Rusya, kazanacağına kanaat getirdiği gün, bu gayeye erişmek için büyük ta­arruzu göze almaktan kaçınmıyacaktır. Hal böyle olunca, Batının, şimdiden harekete geçmesi ve ilerideki büyük felâketi önlemek için şimdiden savaşı göze alarak komünizmi ezmesi lâzım gelmektedir.

Koruyucu harp fikrinin kaba hatlariyle hülâsası budur ve General Mark Clark'm beyanatı ile Başkan Eisenhower'in basın konferansı bu konuda iki askerin .görüşleri arasındaki farkın ne kadar büyük olduğunu, ayrıca Başkan Eiâenhower'in idare mesuliyetini de­ruhte ettikten sonra, durumu ve hâdi­seleri muhtelif veçheleriyle incelemek­te ne isabetli ve hayırlı bir meleke ka­zandığını da  göstermiştir.

Filhakika, Başkan, Amerika'nın Birleş­miş Milletlerden çıkması ve Sovyetler­le münasebetlerini kesmesi fikrinden hareketle, «Koruyucu harp» fikrine vâhû olmuş ve demiştir ki:

»Böyle bir harp imkânsızdır, çünkü ko­ruyucu harp denilen askerî müdahale bir çok büyük şehirlerin tamamen ha­rap olmasına, muazzam insan kaybına ve diğer tahribata mâni olamaz. Bu, her iki taraf için de varittir. Buna ko­ruyucu harp demek doğru değildir. Bu, adı üe sanı ile, bildiğimiz düpedüz harptir. Ben bu fikri ciddiye alamam.»

Başkan Eisenhower'm bu müdahalesi, koruyucu harp fikrinin tehlikeli suret­te revaç bulmıya başladığı bir devre tesadüf etmekle ayrı bir değer ve ehem miyet kazanmaktadır.

Amerika'da komünistler

Yazan : Ö. S. Coşar

15/8/954 tarihli (Cumhuriyet) den:

Birleşik Amerikada komünist partisi kanun dışı ilân edilmiştir. Senatcnun bîr kaç gün evvel kabul ettiği teklif Temsilciler meclisinde de ezici 'ekseri­yetle tasdik olunmuş ve Başkan Eisenhower tarafından imzalanarak kanun­laşmıştır.

Geçen seneler zarfında da Amerikan komünist partisinin kanun dışı ilân e-dilmesini istiyen müteaddid teklifler ortaya atılmıştı. Truman idaresi ve da­ha sonra Başkan Eiseiıhower bunları reddetmişlerdi. Bilhassa istihbarat şe­bekesi başkanı Edgard Hoover'in mu­halefetini nazarı dikkate alarak hare­ket etmişlerdi. (FBİ) başkanı Hoover'e göre, komünist partisi kanun dışı ilân edilirse, yeraltı faaliyetine başlıyacak. onu kontrol .etmek, ajanlarını takib et­mek zor olacaktır!

25.000 üy.esi bulunduğu zannedilen Amerikan komünist partisi bugüne ka­dar Senato için olsun, Temsilciler Mec­lisi için olsun hiç bir seçimi kazana­mamış, adayları hep yenilgiye uğra­mıştır. Partinin çıkarmakta olduğu ga­zete ve dergiler de son derece düşük bir satışa sahib kalmıştır.

Bu hali ile Amerikan komünist parti­sinin tehlike yaratabilecek şekilde fa­aliyet icra ettiği de müşahede edilmiş­tir ki bu da, kanun dışı ilân edilmeden de partinin yeraltı faaliyetine en bü­yük ehemmiyeti verdiğine işarettir.

1948 denberi esaslı bir şekilde devanı etmekte olan mücadele göstermiştir ki, komünizmle hiç bir alâkası olmadığı zannolunan 200 den fazla cemiyette kı­zıl sızması mevcuddur. Diğer taraftan işçi sendikalarına sızan komünist ajan­larının da kat'iyyen kendilerini «ko­münist» olarak göstermedikleri anlaşıl­mıştır.

Bu sebeple, komünist partisi kanun dı­şı ilân edilince, yeraltı faaliyetine gi­rişeceğine ve tehlikenin artacağına da­ir görüş yersizdir denilebilir. Kremlin' den talimatını adan komünist partileri­nin, .esas vazifeleri olan casusluğu ve yıkıcı tehrikâtı yeraltı faaliyetine baş­vurmadan yaptığı nerede görülmüştür ki?.

Amerikan komünist partisinin kanun dışı edilmesinde seçim mülâhazaları ne üisbet dahilinde rol oynamıştır?

Birleşik Amerikada iki buçuk ay son­ra genel seçim yapılacak, Temsilciler Meclisinin bütün üyeleri, senatonun da

üçte biri yeniden seçilecektir. Halen .kongrede iktidar.^ muhalefet arasında cüz'i bir fark vardır. Cumhuriyetçiler bir müddettenberi demokratları, yirmi sene süren iktidarları sırasında komünizme yumuşak davranmış olmakla it­ham edip duruyorlar, bu iktidar devresinden --yirmi yıllık ihanet» diye bah­sediyorlar, .memlekette komünizmle esas mücadeleye de cumhuriyetçilerin, başlamış olduğunu belirtiyorlar. Bun­lar, sendikalara sızan komünistleri tah­liyeye matuf bir kanun tasarısı ile senatonun önüne geldikleri gün bekleme­dikleri bir teklifle karşılaşmışlar, bir muhalefet mebusu komünist partisinin toptan kanun dışı ilân edilmesine dair bir kanun tasarısını ortaya atmış, cum­huriyetçiler de hazırladıkları yarı-ted-biri bir tarafa bırakmak mecburiyetin­de kalmışlar, muhalefetin, tam tedbiri­ne yanaşmışlardır. Bu hal, demokrat partiyi, bu meselede şimdiye kadar yap tıkları şekilde ithama devam etmeleri­ni kolaylaştırmıyacaktır.

 

 Ağustos 1954

 

— Şam :

"Vekiller heyeti tarafından alınan ve seçimlerin tarihini 24 eylüle bırakan kararın sebepleri izah edilmekte ve hü­kümetin seçimlerin mümkün olduğu kadar çabuk yapılmasını arzu etmesi­nle rağmen, «Bazı usul meseleleri ve hükümet iktidarının dışında kalan se­bepler yüzünden» seçimlerin geri bı-raktırıldığı bildiriliyor.

Müşahitlerin kanaatine göre, bu    ted­bir halkçı partiye seçimlere    katılmayarak kararından vazgeçmesi için     imkân vermek üzere alınmıştır.

5 Ağustos 1954

 

— Şam :

Arap memleketleri arası 22'inci tıp "kongresi bu sabah, Reisicumhur Hâşim Attasi'nin himayesinde Şam'da açıl­an ıştır.

12 ağustosa kadar devam edecek olan .kongreye Mısır, Suriye, Lübnan, Ür­dün, Suudî Arabistan, Irak, Tunus ve "Sudan ile dünya sağlık teşkilâtının İs­kenderiye'deki mahallî bürosu tem­silci göndermiştir.

17 Ağustos 1954

 

— Şam :

Başvekil  Sait  Gazi bazı vabancı radyoların yaptığı neşriyata cevap olmak üzere şu açıklamayı yapmıştır:

ı Bugünkü Suriye hükümeti, herhangi bir anlaşma aktinden kaçınmak sure­tiyle dış siyasette tam bir tarafsızlık muhafaza edecektir.»

Bu beyanatın, bilhassa, birkaç gün ev­vel Suriye başvekilinin, Orta-Doğu müdafaasına katılması için Amerika'­dan yardım görmekten memnun kala­cağını söylemiş olduğu yolunda bir neş­riyat yapan Bağdat radyosu yayımına cevap teşkil ettiği sanılıyor.

21 Ağustos 1954

—    Şam :

Bugün. yayınlanan bir resmî Suriye tebliğinde. Suriye-İsrail mütareke ko­misyonu başkanının, beraberinde bir  subay bulunduğu halde, hudut hâdise­leri hakkında bir sorgu yaptığı esnada, İsrail askerlerinin silâhlı tecavüzüne uğramış olduğu bildirilmekte ve bu as­kerlerin başkana isabet ettirmek kas­tiyle ateş etmiş oldukları ve hâdiseyi protesto maksadiyle başkanın Birleş­miş Milletlere sert bir nota vermiş ol­duğu ilâve edilmektedir.

—    Şam :

Bugün Samlılardan müteşekkil bir ka­labalık Fransanın Fas'ta takip ettiği politikayı protesto için Büyüksaraydaki camide toplanmıştır. Nümayişe baş­kanlık eden Şeyh Abdülhakim Müneyr, Suriyedeki Fransız mekteplerinin ka­patılmasını ve Suriye hükümetinin Fransız hükümeti nezdinde teşebbüs­lerde bulunmasını istemiştir.

 

1 Ağustos 1954

— Kudüs :

Üç Batılı devlet tarafından, Ürdün-îs-rail mütarekesinin takviyesi hususun­da yapılmış olan tekliflere İsrail hü­kümetinin verdiği cevabı muhtevi no­ta hafta tatilinde Amerika, Fransa ve İngiltere elcilerine tevdi edilmiştir. No­tada, Ürdünde yerleşmek istiyen Gazze bölgesi Araplarına hududu serbest­çe geçiş müsaadesi verileceği bildiril­mekte, fakat bunun muayyen bir za­mana münhasır kalacağı tasrih edil­mektedir. Tecrübe mahiyetinde verile­cek olan bu müsaadeye herhangi ya­bancı bir makamın herhangi bir vesile ile müdahale etmesine müsamaha e-dilmiyec ektir.

Hududun daha bariz bir şekilde arazi üzerinde tesbiti için yapılan teklifle yeni hudut karakolları tesisi hakkın­daki teklif de kabul olunmaktadır. İs­rail notası diğer teklifleri reddetmek­tedir. Bu arada, Birleşmiş Milletlerin müstakil bir otorite sıfatiyle İsrail-Ürdün işlerine müdahalesi ve bu teşkilâ­ta mensup" müşahitlerin arttırılması imzalanmamış olan mukaveleye aykırı bulmaktadır.

22 Ağustos 1954

 

— Telâv iv :

İsrail Başvekili M. Moşe Şaret, dün ak­şam verdiği bir beyanatta Batılıların Orta-Doğu siyasetlerini tenkit etmiş ve bu memleketler tarafından Arsp mem­leketlerine yapılan silâh teslimatının İsrail bütçesi üzerinde ağır tesirlere sebep olduğunu söylemiştir.

Eu beyanatım İsrail işçi partisinin idare heyetinin toplantısı esnasında ya­pan M. Şaret, «Araplar bedelsiz olarak silâh alırlarken İsrail askerî bütçesini memleket güvenliğini temin için ar­tırmak icap .etmektedir.» demiş ve Batı devletlerini Orta-Doğuda bir silâh­lanma yarışı yaratmakla itham eyliyerek şunu ilâve etmiştir: «İsrail'e karşı bir tecavüz hazırhyan memleketler bir taraftan silâh verilirken, diğer taraftan Orta-Doğu sükûnun hüküm sürmesi için hiç bir şey yapılmamaktadır.

17 Ağustos 1954

 

— Kudüs :

Îsrail-Ürdün müşterek mütareke ko­misyonu, 13 ağustos günü İsrail'i bir Ürdün devriye birliğine taarruz et­mekten suçlu olduğu neticesine    var

— New-York :

Dünya Gençlik Muhaceret Mareketi Başkanı Moshe Kol, bugün New-York kadınlar Yahudi teşkilâtından yapılan senelik toplantıda Amerikan siyonistle-rinden munzam olarak bir milyon dolar istemiştir. Kol,  bu parayla 450,000 Yahudinin  Şimalî    Afrikadan     İsraile yemesine yardım edileceğini söylemiş- tir: Kol, şöyle devam etmiştir. «Bu büyük  ölçüdeki muhacerete    sebep,   Arap   müfritlerinin yeniden   Ya hudileri tehdit etmeleri  olmuştur1924derıberı bu cemiyet 72 memlekete yerleştirmjş ve geçen sene de dokuz milyon dolarlık     bütçesinden    2,300,000     doları gençlik programına tahsis etmiştir. 

Ürdünle dostluğumuz

Yazan: M. F. Fenik

25/8/954 tarihli (Zafer) den

Ürdün Kralı Majeste Hüseyin Bin Tal-lâl, iki gündenbcri memleketimizin a~ ziz misafiri bulunuyor. Dost memleke­tin güzide devlet başkanını hürmetle ve muhabbetle selâmlarız.

Ürdün ile Türkiye arasındaki dostluk münasebetleri çok eskidir ve Atatürk zamanında Melik Abdullah Hazretleri­nin Ankara'yı ziyaret etmesiyle daha fazla kuvvetlenmiş ve ondan sonra dai­ma artan bir şekilde -devam .etmiştir.

Melik Hazretleri, gerek bu ziyaretinde, gerek bundan sonraki vâki diğer iki zi­yaretinde, şahsî sempatisi ile, zekâsiyle ve milletlerarası meseleleri kavrayışındaki dirayetiyle hepimizin kalbini kazanmış. Son defa 1951 senesi mayıs ayında Türkiye'ye geldiği zaman iki memleket arasındaki dostluk en yük­sek zirvesine çıkmıştı. Yazık ki, iki ay sonra yurduna döndüğü zaman, Ür­dün'ün bu çok mümtaz şahsiyeti bir kahbe suikaste kurban gitti. Herkes o zaman vaziyetin karışacağını zannedi­yordu. Fakat merhum Melikin etrafın­daki devlet adamları hâdiselere sürat­le hâkim olmasını bildiler. Bunun üze­rine büyük oğlu Tallâl krallık makamı­na geçti. Fakat yeni kral rahatsızdı. Bu vazifeyi ifa etmesi mümkün olamıyor­du. Bir müddet sonra tahtından feragat etti ve yerini genç oğlu, Majeste Hüse­yin'e bıraktı.

Gayet iyi yetişmiş bir devlet reisi olan genç kral, şimdi, büyük babasının ese­rini muvaffakiyetle devam ettirmekte­dir. Bir taraftan Ürdün'ün terâkki   ve tealisine çalışırken, öbür taraftan ,da Ürdün'ü, Orta Şarkta bir barış kalesi halinde daha çok yükseltmektedir.

Şurasını memnuniyetle kaydedelim ki,. Türkiye - Ürdün dostluğu, rahmetli E-mir Abdullah'ın torununa bıraktığı en güzel miraslardan biridir ve genç kra­lın şahsiyeti bunu muvaffakiyetle de­vam ettirmekte ve kuvvetlendirmekte bir âmil olmuştur.

Majeste Hüseyin'in bu ziyareti müna­sebetiyle, sayın Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar'ın vermiş olduğu yemekte teati edilen nutukları okumak, iki memleket arasındaki münasebetlerin ne kadar inkişaf ettiğini anlamak ve karşılıklı hürmet ve muhabbet esasla­rına dayanan dostlukların sulhu koru­mak hususunda ne büyük bir âmil ol­duğunu teyit etmek için kâfidir.

Sayın Bayar, bilhassa şuna işaret et­miştir ki, her bölgenin, hattâ bu böl­geler içinde her memleketin kendisine hâs gayeleri olduğu muhakkaktır. An­cak mahallî mevzuların üzerinde öyle büyük, öyle hayatî dâvalar vardır ki, bunlar bütün insanlığı alâkadar eden vahim tehlikeler haline  gelmiştir.

Reisicumhurumuz, bugün hür milletle­rin, mevcudiyetlerini ve mukeddesatlarını tehdit eden misli görülmemiş bir tehlike karşısında bulunduklarını da ehemmiyetle belirtmiş, tesanüdsüzlük ve tedbirsizliğin bu tehlikeleri en fecî bir hakikat haline koyabileceğini söy­lemiştir.

Bu çok yerinde teşhis, tam realitenin ifadesidir. O halde hürriyet ve istiklâl­lerine büyük bir titizlikle bağlı olan. memleketlerin yapacakları en yerinde hareket, aralarında daima bir tesanüd kurmak ve müşterek tedbirler almak­tır. Tâli meseleler üzerinde ısrarla dur­mak ve bunları bir ihtilâf mevzuu ha­linde isletmek, sade bir barış sisteminin değil, belki bizzat istiklâl ve hür­riyet mefhumlarının zararınadır.

İste Ürdün Orta Şarkta bu hakikatleri görmüş ve ona göre gereken tedbirle­ri almış, sözüne, dostluğuna güvenilir memleketlerden biridir. İki memleket arasındaki münasebetler, tarihî bağ­ların da kuvvetlendirdiği müşterek menfaatlerin ışığı altında daima en parlak ufuklara doğru yol almıştır. Budostluğun diğer Orta Şark memleketle ri için de güzel bir imtisal numunesi teşkil ettiğine şüphe yoktur. Basiret ve sağduyu .elbette bir gün hükmünü ic­ra edecektir.

Dost memleketin Majeste Hüseyin Bin Tallârm idaresi altında daima daha müferreh, daha mesut olmasını Cenab-ı-Hak'tan temenni ederiz.

1 Ağustos 1954

 

— Hong Kong :

Pekin radyosunun bugün bildirdiğine göre Kwantung eyaleti halk mahke­mesi 10 kişiyi idama mahkûm etmiştir. Sanıklar geçen 18 ocak tarihinde Çin sahillerine çıkmağa teşebbüs etmiş olan 17 kişilik bir gruba mensup bu­lunmaktadırlar. Pekin radyosu, bun­ların casuslukla vazifelendirilmiş ol­duklarını, sahile çıkarlarken görüldük­lerini içlerinden birinin teslim olduğu­nu ve diğerlerinden altısının ve mu­hafaza kuvvetleriyle yapılan bir çar­pışmada öldürüldüklerini bu defa ölü­me mahkûm edilmiş olan 10'unun esir edilmiş olduklarım tasrih etmekte ve bu 10 kişinin Hong Kong ve Makao'dan gelmekte olduklarım ve 1951'den beri Japonya'da bir Amerikan okulun­da hususî surette yetiştirilmiş oldukla­rını ilâve etmektedir.

5 Ağustos 1954

 

— Washington :

Hariciye Vekâletinden bildirildiğine göre, komünist Çin hükümeti, Ameri­ka hükümetinin Haynan'da vuku bu­lan uçak hâdiseleri münasebetiyle İn­giltere maslahatgüzarı vasıtasiyle ver­miş olduğu ikinci protesto notasını da reddetmiştir.

Yetkili mahfillerden ilâve edildiğine göre, bu haber, bu sabah Washington'daki İngiltere büyükelçisi tarafından Amerika Hariciye Vekâletine bildiril­miştir.

Amerika hükümeti bu ikinci protesto notasında 23 temmuzda vuku bulan hâ­diselere işaret etmekte idi. Bu hâdise­lerde, komünist Çin av uçaklarının Haynan açıklarında bir sivil ingiliz u-ç,ağım düşürmeleri üzerine üç Ameri­kan tabaası ölmüştür.

7 Ağustos 1954

 

— Taipeh :

Mareşal Çang Kay Şek, Kuomintang partisinin merkez komitesini açış nut­kunda milliyetçi Çin'i mânevi seferber­lik ve metanete davet etmiştir.Parti umum müdürü Şianl de yaptığı konuşmada milliyetçi Çin ile komünist Pekin rejimi arasında harp halinin ha­len devam ettiğini söylemiştir.Kuomintang'ın bu toplantısı burada manidar telâkki edilmektedir. Zira, son zamanlarda Güney Çin sahillerinde gerginlik artmıştır.

— Hongkong :

Cenevre konferansı sırasında komü­nist Çin tarafından serbest bırakılma­ları kararlaştırılan üç katolik Ameri­kan misyoneri bugün Hongkong'a gel­mişlerdir.

Bunlardan rahip Hotz, Rus olmadıkla­rı anlaşılınca Çinlilerin kendilerine çok iyi muamele ettiklerini, bilâhare sorguya çekilmek korkusu yüzünden Rus misyonerlerinin nadiren 'konuş­tuklarını Çin halkının daima bir şey olacak diye yaşadığını, milliyetçi Çin tarafından    girişilecek  bir    hareketin

desteklenmesi ihtimalinin varolduğunu söylemiştir.

Rahip sözlerine devam ederek iaşe az­lığı yüzünden halkın sıkıntı çektiğini, 300 nüfuslu fakir bir köy halkından el­lisinin açlıktan öldüklerini söylemiş­tir.

— Taipeh :

Milliyetçi Çin Dahiliye Vekâletinin res­mî organı Tatao Haberler Ajansı, bu­günkü yayınında kızıl Çinin, Kore mü-tarebesindenberİ Ruslar tarafından verilen en az 300 tane mig tipi uçak da­hil olmak üzere bugün 2200 modern uçaktan müteşekkil bir hava kuvveti­ne malik olduğunu bildirmiş ve hava birlikleri, bütün Çin boyunca modern bir hale getirilmiş, 18 hava üssüne da­ğıtılmış bulunmaktadır, demiştir.


barışın muhafazası ve milletlerarası işbirliği politikasına katılacağını teyit ettikten sonra Cenevre'den dönerken Hindistan ve Birmanya ile, beş mad­delik bir barış anlaşması imzaladığım ve bu anlatmada ayrı rejimlere tâbi memleketlerin barış içinde yanyana yaşayabileceklerini belirten hüküm­ler bulunduğunu söylemiştir.

M. Şu En Lai sözlerine şöyle devam etmiştir: «Asya'da müşterek güvenli­ğin ve dünya barışının teessüsüne yar­dım .edecek olan bu anlaşma, bütün dünya milletleri arasındaki münase­betlere tatbik olunabilir.

Büyük Britanya ile Çin arasında ikti­sadî işbirliği ve ticarî mübadelenin eşitlik ve mütekabiliyet esaslarına gö­re inkişafı iki memleketin hayat sevi­yelerini yükseltmek hususundaki arzu­larına tevafuk etmektedir.»

 13 Ağustos 1954

 

— Paris :

Ysni Çin 2jansı, bugün komünist Çin Başvekil ve Hariciye Vekili Şu En Lai'-r:n 11 ağustosta merkezi hükümet konseyinde Mao Tse Tung'un huzurun­da okuduğu raporun metnini yayınla­mıştır.

Cenevre konferansının ve Çin dış po­litikasının neticelerinden bahseden Şu En Lai, ezcümle şöyle demiştir.

«Koredeki mütareke ile ilgili olup, Ce­nevre konferansına iştirak etmiş olan milletlerden biri, sözde Güney-Doğu Asyanın müdafaa blokunu kurmağa çalışan mütecaviz Amerikan çevreleri­ne katılacak olursa Hindicimde barışın tesisi tehlikeye girecek ve mütareke anlaşmalarının tatbiki durdurulacak­tır.

Ağustos 1954

 

— Tokyo:

Pekin radyosunun    verdiği bîr habere göre, Çin Başvekili Şu En Laî Çin'in,

Şu En Lai'ye cevap     veren Attlee şunları söylemiştir:

«İşçi partisi, Batılı devletlerle komü­nist memleketlerin, eşitlik esasına da­yanmak suretiyle işbirliği edebilecek­lerine kani bulunuyor. İktisadî müna­sebetlerin inkişafı, dünya barışının ve Doğu ile Batının aynı zamanda yan­yana ve sulh içinde yasalarının anah­tarını teşkil e-tmektedir».

— Tokyo :

Yangze nehrinin asırlardanberi ilk de­fa olarak bir rekor teşkil edecek dere­cede yükselmesi üzerine evsiz, barksız kalan binlerce kişi komünist Çinin Wuhan şehrine iltica etmiştir. Hükü­met sel suları ile mücadele için acele tedbirler almaktadır. Sular bugüne ka­dar Çin tarihinde kaydedilen en bü­yük yükseklikten bir buçuk metre faz­ladır.

17 Ağustos 1954

 

— Tokyo:

Pekin radyosunun bildirdiğine göre, dün gece İngiliz İşçi Partisi şerefine verilen ziyafette kızıl Çin Başvekili Şu En Lai ile İngiliz işçi partisi lideriClement Attlee verdikleri karşılıklı nutuklarda dostluk ve barış içinde be­raberce hüküm sürmekten bahsetmiş­lerdir.

Radyo, Şu En Lai'nin yaptığı konuş­mada, İngiliz heyetinin Çini ziyareti­nin, Îngiliz-Çin dostluğunun kuvvet­lenmesinde müspet bir rol oyniyacağını bildirmektedir.

Clement Attlee ise, konuşmasında1 şun­ları söylemiştir:

'Kendi hürriyet ve demokrasimize inandığımız gibi başkalarına da en iyi farzettikleri yolda kendi hayatlarına tasarruf etmek hakkını tanıyoruz.

Sulhun muhafazası için diğer milletle­rin haklarının tanınması .esastır. Har­bin diğer şıkkı barış içinde beraberce yaşamaktır.»

Pekin radyosu, eski İngiliz başvekili­nin daha sıkı şahsî münasebet ve kar­şılıklı olarak daha elverişli ticaret ya­pılması ümidini izhar ettiğinden bah­setmiştir.

Kızıl Çin Başvekili Şu En Lai nutkun­da, her ne kadar komünist Çin ile İn­giltere değişik siyasî ve sosyal sistem­lere sahip bulunuyorsa da her iki mil­let de barışı sevmekte ve dünya barışının muhafazası için müştereken çalışmaktadırlar, demiştir.

Şu En Lai, İngiltere ile kızıl Çİri ara­sındaki bu beraberce yasamak misali­nin diğer milletler arasındaki münase­betlerde de prensiplerin tatbikini ko­laylaştıracağını söylemiştir.

18 Ağustos 1954

 

— Cenevre :

Yangtse seylâpları felâketzedelerine yardım hususunda Cenevre'deki kızıl haç birliği tarafından Çin kızılhaçına yapılan ikinci bir teklif de bundan ev­vel yapılan teklif gibi red cevabiyle karşılanmıştır. Çin kızılhaemin bu hu­sustaki cevabında hülâsa olarak Çin hükümeti ve halkı tarafından vaziyet: karşılıyacak gerekli   tedbirlerin     alınmış olduğunu ve Çin hükümetinin ve halkının seylâplardan mütevellit bü­tün meseleleri halletmeğe muktedir bulunduğu ifade edilmektedir.

21 Ağustos 1954

 

— Hongkong :

Bugün öğrenildiğine göre General Liu Po Cheng, 15 eylülde Pekin'de bağlı­yacak olan millî kongreye Doğu Çin askerî bölgesi temsilcisi seçilmiştir.

Hongkong'daki yetkili müşahitlerin kanaatinee, bu değişiklik, Formoza'nın kurtarılması kampanyası çerçevesi da­hilinde Pekin tarafından alman ted­birlerin en ehemmiyetlilerinden biridir ve General Liu, gerek Formoza'ya kar­şı bir hareket hazırlamak, gerek muh­temel bir milliyetçi taarruzuna karşı müdafaa kurmak maksadiyle Doğuya nakledilmiştir.

23 Ağustos 1954

 

— Paris :

Tass ajansının Pekin'den yayınladığı bir habere göre, Çin'in Şensi eyaletin­de son günlerde, devlet aleyhine faali­yet, asılsız haberler yayma ve mahallî resmî şahsiyetlerin katli gibi diğer suç­lardan sanık 103 vatan haininin yargı­lamaları yapılmıştır.

Bu teşkilâtın şefi olan sekiz sanık idam cezasına, diğerleri ise, muhtelif hapis cezalarına   çarptırılmışlardır.

24 Ağustos 1954

 

— Pekin :

Halen Pekinde bulunan İngiliz işçi partisi mebuslarından müteşekkil he­yete refakat eden gazetecilerin bildir­diklerine göre, komünist Çin Reisi­cumhuru Mao Çe Tung, Attlee ve ar­kadaşlarıyla yaptığı görüşmeler     sırasında aşağıdaki dört maddeyi havi bir barış plânı teklif etmiştir:

1   — Amerika, yedinci Amerikan filo­sunu Çin sularından çekmelidir.

2   — Amerika Japonyanın silâhlanması işini durdurmalıdır.

3   -— Amerika, Batı Almanyanın silâh­lanmasını   desteklememelidir.

4   — İşçi partisi heyeti, partinin bütün mensuplarını dış siyaset sahasında da­ha mâkul görüşler kabulüne ikna et­melidir.

Mao Çe Tung Komünist Çinin, mâkul bir hareket tarzı olacak herhangi bir memlekette gayet iyi anlaşabileceğini beyan etmiş ye Birleşik Amerikanın bugün Çine karsı aldığı durumun ve Güney Asya hakkındaki politikasının mâkul olmadığını belirtmiştir. Bunun­la beraber Mao Çe Tung, bu engeller ortadan kaldırıldığı takdirde, Çin ile Birleşik Amerikanın barış içinde bir arada yaşamalarına hiç bir geyin mâ­ni olmıyacağını sözlerine ilâve etmiş­tir.

27 Ağustos 1954

 

— San Diego :

Uzak - Doğudan San Diego'ya dönmüş olan Birinci Donanma Kumandan: Vi­samiral "William Phillips, komünistlerin ilk fırsatta Formoza'ya taarruz ede­ceklerini söylemiş v.e demiştir ki

Komünist Çin'in Formoza'ya taarruz edeceğinden eminim. Böyle bir taarru­za girişmek için en münasip zamanı bekliyorlar. Formoza, Çin toprakları­nın istilâsı için büyük bir tehlike teş­kil ettiğinden ötürü komünistler bu adayı tahrip etmek istemektedirler. Bu gün komünist Çin'i Formoza'ya taar­ruzdan alıkoyan yegâne mâni yedinci Amerikan donanmasıdır.»

Şubat ayından beri Birinci Donanma Kumandanı olarak Uzak - Doğuda bu­lunan amiral Phillips, resmî şahsiyet­lerle temaslarda bulunmak üzere Washington'a gitmektedir. Gelecek ay Uzak  Doğu'daki vazifesi başına döne-pektir.

31 Ağustos 1954

 

— Washington :

Madam Çan-Kay-Şek, Amerikan lej­yonunun senelik kongresinde söz ala­rak demiştir ki :

 «Biz Çinliler, çok uzun müddet esaret altında   kalmayacağız.   Bağlarımızı   çözeceğiz.   zincirlerimizi   kıracağız.   Zira gerek krt'a Çininde, gerekse Formoza' da bu karar ve azimde bulunan sayı­sız kahraman mevcuttur. Allahın yardimiyle muvaffak olacağız. Çin ve bü­tün dünya hür olacaktır.

Formoza

Yazan : M. Topalak

22/8/954 tarihli  (Zafer) den:

Dört Amerikan destroyerinin iki gün evvel Formoza'da Tasen adasına yap­tıkları ziyaret Batılı kaynaklardan kı­saca bildirildi, fakat komünist radyo­larının, bilhassa Komünist Çin ajans­ları yavmlannın hararetli yorum mev­zuu oluyor. Taşen Çin kut ası sahilleri­ne .en yakın yerlerden biri olduğu için, son günlerde Formoza bahsinde bula­nan hava için'de, bu gemilerin ada ci­varında görünmeleri vahim bir teşeb­büs veya vahim teşebbüsler İhtimaline karşı tedbir telâkki olunuyor.

1949 da kıta üzerinde komünistlere ye­nilmiş olan Milliyetçi Çin kuvvetleri­nin, Amerikanın himayesi altında, sı­ğınmış oldukları Formoza adasının mevcudiyeti daimî bir asabiyet ve en­dişe mevzuu olmuştur. Fakat bilhas­sa Komünist Çin Başvekil ve Hariciye Vekili Şu En Lai'nin bu konudaki son beyanatından sonra, üçüncü cihan har­bi çıkarsa, pek muhtemel olarak For­moza yüzünden çıkacakmış gibi bir in­tibaın   yerleşmekte   olduğu   görülüyor.

Buna sebep, Şu En Lai'nin beyanatın­dan, Komünist Çin'in pek yakında bu adayı, kendi filolariyle «kurtarmak»; yani Milliyetçi Çin rejiminin son kaim-Harını da ortadan kaldırmağa karar vermiş olduğuna dair bir mânanın be­lirmiş olmasıdır. Filhakika. Şu En Lai, Cenevre konferansından sonra beynel­milel sahada hasıl olan durum hakkın­da hükümet üyelerine verdiği izahat sırasında, komünist rejimin Formoza'yı kurtarmayı» ilk hedeflerden biri te­lâkki ettiğini, buna kimsenin mâni olamıyacağını söylemiş ve Başvekilin bu sözleri komünist radyo ve âjanslariyle bütün dünyaya yayınlanmıştır.

Kuzey Korenin 1950 haziranında gü­neye taarruzu üzerine Başkan Truman Amerikan kuvvetlerine müdahale emri verirken aynı zamanda Formoza'nın korunmasını da 7 nci Amerikan fi­losuna emretmişti. Bu tedbir, Çankay-şesk'i muhtemel bir tecavüze karşı ko­rumak kadar, nazik anda Milliyetçi Çinlilerin girişebilecekleri bir .teşeb­büsü de önlemece matuf bulunuyordu. Filhakika, Çankayşek kuvvetlerinin, kıtaya çıkarak komünist rejimi devir­mek niyetleri bilhassa o zaman daha çok ısrarla ilân edilir olmuştu.

Kore savaşının son bulması üzerine Başkan Eisenhower idaresi, Formoza etrafında bu himayeyi kaldırarak adanın bir nevi «tarafsızlığını» ilân .etti. Fakat bu, Milliyetçi Çin'in artık ken­disini koruyabilecek duruma gelmiş olmasını