17.7.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

TEMMUZ 1954

 

1 Temmuz 1954

 

— Ankara :

Bulgaristan'dan yurdumuza gelmiş bu­lunan 37.351 aileden 154.393 nüfus göç­menin ve vekûnu 1742 vî bulan Avrupa kamp mültecisinin muvakkaten ba-ındırılmaları intizam irinde basarüs ve bu faaliyetlerimize muvazi bir çalışma temposu içinde kat'î iskânları için sarf edilen gavretler savesinde bü­yük kısmının müstahsil duruma geti­rilmeleri saklanmıştır.

Göçmen iskânmdaki gayretlerimiz; sonuna kadar en son göçmen ferdinin dahi yerleştirilmesi ve müs­tahsil haile getirilmesi amacına matuf bulunmaktadır.

Türkistan mençeli olup vurdumuza ka­bulleri kararlastınlan 1850 nüfus soy­daşımızın da eski yabama sahalarına en uygun yerlerde iskân olunabilmeleri etrafında gerekli ilmî araştırmalar yapılmış ve bunlardan halen memle­ketimize gelmiş bulunan 100 aileli'k kısmının iskânları hususunda derhal harekete geçilmiş bulunulmaktadır. Peyderpey yurdumuza gelmekte olan rbu göçmenlerin mütebakisinin denen baliğ olmuştur. Ayrıca 141 adet trak­tör, 17.084 baş at ve çift hayvanı, 10.738 adet araba, 12.068 adet pulluk, 12.509 adet kazma ve kürek ve 7.276 adet tırmık gibi ziraat âlet ve vasıta­ları temin olunmuştur.

— Ankara :

Suriye'nin Ankara yeni elçisi Emir Kâzım Elcezayirî, bugün saat 16 da el­çilik binasında bir basın toplantısı ya­parak şu beyanatta bulunmuştur:

Ankara'ya- gelmeden evvel İstanbul'da tertip ettiğim bir basın toplantısında yaptığım gibi size şahsımı takdimle söze başlamıyacağım ve Türkiye'ye ge­lişim dolay isiyle şahsî duygularımı tek-larlamıyacağım. Ancak, memleketleri­miz arasındaki dostluğu, karşılıklı iyi anlayış ve iyi komşuluk münasebetle­rini mümkün mertebe kuvvetlendir­mek gayesiyle geldiğimi, Suriye'nin Türk devlet ve milletinin büyüklüğü ve refahı hakkında pek hararetli te­menniler beslediğini size söylemek is­terim.

Bu temenniler, asırlarca süren müşte­rek bir hayat neticesi aramızda mües­ses kardeşlik ve hürmet bağlarından doğan nişlerdir. Bu hisler, şüphe gö-türmiyecek derecede samimî olup Türklerle Arapları birleştiren ayni ma­nevi kuvvetlere dayanmaktadır. Mazi­de, aynı varlık ve medeniyetin muha­fazası için birleşmiş olan bizlerin, o varlığın hatırasına bugün de, yarm da sadık kaldığımızı, müşterek idealler ve karşılıklı menfaatlerle birbirimize sıkı bir şekilde bağlı bulunduğumuzu ilâve etmek isterim. Bunu her an ispat etmeğe çalışacağım.

İgte, milletlerimiz arasında emin ve kat'î bir dostluğun muhafaza ve deva­mına matuf olan bu beyanatım, Türki­ye hükümeti nezdindeki vazifemi nasıl anladığımı ve ne suretle ifa edeceği­mi izaha kâfidir zannederim.»

Kâzım Elcezayirî, bundan sonra, gaze­tecilerin sorduğu muhtelif sualleri ce­vaplandırmıştır. Bu arada, Türk va­tandaşlarının Suriye'deki malları ile il­gili bir suale elçi şu cevabı vermiştir:

Hâlen mer'iyette olan kanuna göre, Türk vatandaşlarının Suriye'deki em­lâki, varislerine intikal etmiyor. Hükü­met bunları istimlâk etmek hakkını haizdir. Şüphesiz 'bu iyi birşey değil­dir. Fakat bu daha ziyade ecnebilerin;. Suriye'de mal edinmelerini önlemek için düşünülmüş bir tedbirdir. Bunun içindir ki, tapu dairelerine yapılan hu­susî bir tamimle, Türkler hakkında ka­nunun bu hükmü durdurulmuştur. Yi­ne eskisi gibi Türklerin malları varis­lerine intikal edebiliyor. Esasen bu ka­rarı veren hükümet istifa etmiştir. 20 ağustos seçimini müteakip iş basma ge­lecek hükümet elbette bir kanunla bu. işi  halledecektir. Şahsen ben  de bilhassa bu işle meşgul olacağım, Suriye hükümetinin Orta-Doğu Paktıhususundaki görüşü nedir? sualine ce­vaben de elçi şunları söylemiştir:

Bu husus henüz belli değildir. Seçim­den sonra iş başına geleceğini ümit et­tiğimiz kuvvetli hükümet, bu yolda bir şey düşünecektir.»

Emir Kâzım Elcezayirî, iki memleket arasındaki kültür, basın ve spor te­maslarının kuvvetlenmesi için de bü­tün gayret ve gücü ile çalışacağını söz1erin e ilâve etmiştir.

— İstanbul:

Denizcilik bayramı bugün İstanbul'da Taksim  meydanında     yapılan törenle kutlanmıştır.

Merasime, Deniz Harb Okulu ve Koleji,, yüksek denizcilik okulu talebeleri, bir askerî kıt'a, askerî bando ve şehir ban­dosu iştirak etmiştir.

Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, Garnizon ve Merkez Kumandanı vekilleri,     subaylar,  resmî ve hususî'. dernek  temsilcileri     merasimde hazır bulunmuşlardır.

Merasime  bandonun     çaldığı   İstiklâl Marşı ile saat 9.30 da başlanmış ve di­reğe bayrak çekilmiştir. Bu sırada li­mandaki bütün  gemiler selâm düdü­ğü çalmışlardır. Müteakiben resmî ve: hususî müesseselerin çelenkleri âbide--ye konulmuştur.

Âbideye çelenk konduktan sonra Mü­nakalât Vekili, Deniz    Ticaret Filosu,.

Türk Denizcilik Cemiyeti adına günün mana ve ehemmiyetini belirten konuş­malar yapılmıştır,

Konuşmaları müteakib merasime işti­rak eden askerî birlikler geçM resmi yapmışlardır..

Taksimdeki merasimin sona ernr-den sonra askerî birlikler bandolarla beraber Beşiktaştaki Barbaros âbide­sine gitmişlerdir. Burada da Barbaros âbidesine çelenkler konulmuş ve bando tarafından İstiklâl Marşı çalınmış­tır. Müteakiben burada bir manga de­niz eri tarafından havaya atış yapıl­mıştır.

 

2 Temmuz 1954

 

—   Ankara :

"Haber aldığımıza göre Türk Hava Ku­rumu, Yugoslavya havacılık birliği ve Yunanistan hava kulübü arasında bir koordinasyon heyetinin kurulması için 29 maviş 1954 tarihinde (Atina'da) üç memleket temsilcileri arasında bir an-İasma imzalanmıştır. Koordinasyon ko­mitesinin vazifesi, üc havacılık teşek­külü arasında haberleşme, yayım ve teknik öğretim programları, malzeme, öğrenci  mübadelesi,     müsabakalar ve

'karşılıklı ziyaretler yolu ile sağlam bir iş birliği kurmağa çalışmaktır. Komi­te, her teşekkülden seçilecek iki-ser ki­şi ile altı üyeden kurulacaktır. Vazife­leri en az bir    buçuk sene sürecektir.

"Komite altı ayda bir toplanacaktır.

"Bu anlaşma gereğince Yugoslavya ha­vacılık birliğinden iki plânörcü ile iki idareci ve Yunan hava kulübünden plânörcü yetiştirilmek üzere beş genç

'bu ay içinde Türk Hava Kurumu yük­sek planör kampına iştirak edecekler­dir.

—   Ankara :

İsçi Sigortaları Genel Kurulu çalışma­larının sona ermesi münasebetiyle Calısma Vekili Hayrettin Erkmen aşağı­daki konuşmayı yapmıştır:

«İşçi Sigortalan Kurumu Genel Kurulunun muhterem azaları, 5 gündenberi

devam eden sabırlı ve dikkatli mesai­niz nihayet bulmuş oluyor.

Arkadaşlarım, 5 gündenberi geçmiş genel kurullara kıyasla daha olgun, daha yapıcı ve meseleleri daha yakın­dan kavramış bir topluluk olarak ça­lıştınız. Bunu memleketimiz hesabı­na, iş hayatımız hesabına ve sosyal si­gortalarımızın gelişip muvaffak olma­sı şansının artışı hesabına şükranla, minnetle kaydetmek lâzımdır. Mem­leketimizin bir çok hususiyetleri me-yanında bir hususiyeti vardır ki, za­man zaman memleket efkârı umumi-yesine ve dünya efkârı umumiyesine duyurulmasında fayda ve isabet mev­cuttur. Bu hususiyet, büyük tarihe ma­lik olan. şanlı tarihi boyunca iyi gün-îeri, kötü günleri bulunan Türk mil­letinin is hayatında, sosyal düzeninde içtimai zıddiyetlerden uzak bir mem­leket olarak belirmesi. ye yaşamasıdır.

Bu hususiyetini iftihar ederek belirt­tiğim memleketimizin istikbali için en büyük garanti teşkil ettiğini de gene iftiharla kaydetmek isterim. Memleke­timizin, milletimizin bu yüksek vasfı­nı son iştirak ettiğim 37 nci milletler arası çalışma konferansında da büyük bir iftihar ve heyecanla belirttim.

Hakikaten bu günkü ve emsali toplan­tılarımız menfaatleri zıd zannedilen in sanların ayni dâvaya hizmet ettiklerini bilen, anlayan simalar, şahsiyetler ola­rak nasıl çalışmaya muvaffak olduk­larını göstermiştir ve ilerdeki toplantı­larda bu vasfı daima haizolacaklardır ve bu vasıf memleketimizin ekonomik kalkınmasında sosyal düzenin muhafa­zasında en büyük teminatını teşkil ede­cektir. Bu toplantıda memleketimizin büyük irfan ocaklarının değerli ele­manlarını asli vazifelerinin imkân ver­diği nisbette zaman zaman içimizde bulduk. Bu toplantıda iktisadî kalkın­mamızın içtimaî yürüyüşümüzün hu­kukî, malî ve bunların üstünde mane­vî mes'uliyetini taşıyan müteşebbisle­rimizin, sermayedarlarımızın temsilci­lerini gördük. Bu toplantıda hükümet hizmetlerinin üst kademelerine var­mış bulunan ve amme hizmetlerinin sevk-u idaresinden mes'ul bulunan dev let memurlarını yanımızda bulduk ve nihayet bu  toplantıda  içtimaî  bünyemizin uyanık, yapıcı, liyakatli, vatan sever ve her itibarla muhabbete lâyık ve muhabbetle işine ve arkadaşlarına bağlı zümresini teşkil eden işçi kar­deşlerimizi yanımızda, İçimizde bul­duk. Bu toplantının şu dört buudlu ve hepsi birbirini tamamlayan manzarası, meselelerimizin nasıl bir elden, bir tek anlayışla halledilmesinin mümkün ola­bileceğini de bir kere daha göstermiş oldu.

İçtimaî zıddiyetten, sınıf kavgaların­dan uzak bir millet olarak her türlü toplantımızda olduğu gibi bu toplantı­da da millî şuur ve anlayış tecelli etti. Bu yüksek idealin aydınlattığı toplu­lukların çalışma neticelerinin feyizli bulunmasından daha tabii hiçbir şey clamaz; işte bu sebeplerdendir ki sizin toplantınız da çok feyizli olmuştur. Çok yapıcı olmuştur. İleri sürdüğünüz kıymetli fikirler yeni giriştiğimiz, in­kişafına gönül bağladığımız sosyal po­litikamızın tatbikat ve muvaffakiyeti için bize yeni ışıklar temin etti. Yeni ufuklar açtı. Temin ettiğiniz yeni ışık­lardan, gösterdiğiniz yeni ufuklardan size müteşekkiriz.

Arkadaşlarım, sosyal sigortalarımızın yeni yeni doğan ve hal sureti bekleyen meseleleri vardır ve daima    olacaktır.

İhtiyarlık sigortası bir kelime ile sağ­lık sigortası diyebileceğimiz, hastalık, analık, işkazası, meslek hastalıkları si­gortaları, sosyal sigorta bünyemizin se-lâbetle atılmış adımlarıdır ve bu sos­yal sigorta -kollarının ilerlemekte bu­lunan içtimaî ve iktisadî hayatımıza uygun tarzda inkişafını sizler, onların alâkalan ve onların yapıcıları olarak, bizler sizden içtimaî bünyeden aldığı­mız ilham ile bu nizamı tesis ve yürüt­me ve murakabe vazifesini uhdesinde bulunduran mes'ul insanlar olarak el .ele verdikçe Türk işçisinin Türk işve­renine, bilmukabele Türk işvereninin Türk işçisine ve her iki zümrenin ken­di istikballerine itimatları artacak ve bu artan itimat altında kendi menfaat­lerine olduğu kadar memleketin ikti­sadî âli menfaatlerine de daha geniş ve daha rahat hizmetler yapmak im­kânlarını bulacaklardır. İçtimaî sigor­taların büyük meselelerin yanında tatbikatin sizleri tazip eden küçük mese­lelerini de elbette buraya getirmek si­ze düşen bir vazife idi. Bunları en gs—' niş bir anlayış içinde, en geniş bir serbeşti içinde serdiniz, döktünüz, duyur--dunuz. Her y:l olduğu gibi önümüzde­ki yıl halledilmesini beklediğiniz bir çok meseleleri bize vazife olarak tev­di ettiniz ve gene her yıl olduğu gibi' önümüzdeki yıl toplantısında da bir. meselelerin en büyük kısımlarının em. cok taciz edenlerinin ve en hayatî ma­hiyeti haiz bulunanlarının halledilmişe bulunduğunu yakinen müşahede ede­ceksiniz. Bu müşahedenizle bize yeni. doğan dâvaların, yeni doğan ihtiyaç­ların istikametini göstereceksiniz ve gösterdiğiniz istikamette ihtiyaçları. karşılamak bizim irin en zevkli bir vazife olacaktır.

Gösterdiğiniz  anlayış ve dikkatli, ba­siretli çalışma    biziın için en  değerli kaynaktır. İş hayatımızın her gün do­ğan meselelerini bizzat içinde yaşıyar*'. dirayetli ağızlardan duymak bizim tut­tuğumuz,   benimsediğimiz  yoldur.   Bu yolun faydalarını -biz hükümet olarakgördük. Siz alâkalı vatandaşlarımız o-larak takdir ettiniz. Bu istikamette yü­rümenin isabetine karşılıklı olarak ka­ni bulunuyoruz ve bu toplantının, ge­lecek  yıl  içinde  halledilecek  dâvaları bize duyurmak suretiyle, yardımcımız" oldunuz, manasını da taşıdığını bir ke­re daha ifade etmekle zevk duyarım.

önümüzdeki yıl toplantısının ıslah edilmiş bir zemin üzerinde ileriye doğ­ru daha geniş ufuklar açan bir toplan­tı olmasını temenni eder, hayırlı ve-uğurlu mesainizden hepinize teşekkür­lerimi tekrar arzederim. Emeklerinizin. mukabilini sadece teşekkürle duymuş olmıyacaksmız, bütün temennilerinizin icabına göre karşılanmış bulunduğunu yıl sonunda görmekle siz de gayretle­rinizin semeresini istihsal etmiş insan­ların hazzma kavuşacaksınız.

Yolunuzda daima rehber edindiğiniz vatan sevgisi, karşılıklı anlayış ve sev­gi rehberiniz olsun. Muvaffak olun ve muvaffakiyetleriniz memleket için beşaret haberleridir. Sizin de daimi mes­keniniz saadet dolsun. Çok sevgili ar­kadaşlarım.

İşçi Sigortaları Kurumu 9 uncu genel kurulunu kapatıyorum.»

— Ankara :

Yugoslavya ile memleketimiz arasın­daki iktisadî ve kültürel münasebetle­rin son yıllar zarfında kaydettiği mü­him gelişmeler hususunda Türkiye'de hizmetleri geçen zevata, Yugoslav Fe­deratif Halk Cumhuriyeti Reisicumhu­ru Ekselans Tito tarafından, Yugoslav bayrağı birinci ve ikinci sınıf nişanları tevcih edilmiştir.

Nişanları, bugün saat 11.30 da Yugos­lav Sefaretinde, Yugoslav Sefiri tara­fından tebrik edilen zevata takdim edilmiştir.

İşletmeler Vekili Prof. Fethi Çelikbaş ile Bursa mebusu ve D. P. Meclis Gru­bu Reisi Hulusi Köymen'e, Yugoslav bayrağı birinci simi nişanı, Kastamo­nu mebusu Basri Aktaş, Üniversite Rek törü Prof. Hüseyin Cahit Oğuzoğlu ve Hariciye Vekâleti 3 üncü daire reisi Adnan Kural'a ikinci sınıf nişan tevcih edilmiştir.

Nişanların verilmesi münasebetiyle Yugoslav Sefiri Ekselans Paviçevic, şunları söylemiştir :

«Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru adına üstün Yugoslav ni­şanlarını size tevcih etmekten büyük bir şeref ve hususî bir bahtiyarlık duy­maktayım.

Bu nişanlar, Türkiye ile Yugoslavya a-rasmdaki dostluğun her iki memleketi­miz arasında "bilhassa ekonomik ve kül­türel sahalardaki işbirliğinin kuvvet­lendirilmesi yolunda sizlerin sarfetmiş olduğunuz gayret ve iktisap etmiş bu­lunduğunuz liyakata karşı Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicum­hurunun duyduğu minnet ve şükran hissinin bir ifadesini teşkil etmekte­dir...

Ekselans Papiçevic, sözlerine devam­la, Türkiye ile Yugoslavya arasındaki münasebetlerin sadece müşterek müda faa sahasında sarfedilen gayretlere in­hisar etmediğini, bunların her iki dost ve müttefik memleketin bütün sahala­rına şamil bir işbirliği vasfı almağa başladığım belirtmiş, son seneler zar­fında ticarî ve iktisadî sahada kayde­dilen inkişaftan bahsettikten sonra sözlerine .^öyle son vermiştir:

"Bunun içindir ki Ankara Paktının Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya a-rasmda resmî bir ittifaka kaybedilme­si için son hazırlıkların yapıldığı şu sırada, bugün bu mütevazi merasim­den bilistifade dostluk ve işbirliğimizin istinad ettiği sağlam temelleri ve iki müttefik memleketimiz arasında eko­nomik ve kültürel münasebetlerin kay­dettiği inkişafı müşahede .etmekten de­rin bir zevk duymaktayım.

Size, Türkiye ile Yugoslavya arasında dostane işbirliğinin takviyesi yolunda sarfedilen gayretlerden ötürü teşekkür­lerimi bildirirken, Yugoslavya Fede­ratif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru­nun samimî selâmlarım iblâğ eder ve şahsen tebriklerimi bildiririm."

Nişanı alan zevat, ayrı ayrı teşekkür­lerini bildirmi'5 ve iki memleket arasın­daki bilcümle münasebetlerin daha da inkişaf etmesi temennisinde bulunmuş­lardır.

İşletmeler Vekili Prof. Fethi Çelikbaş bu hususta şunları söylemiştir:

«Reisicumhurunuz Ekselans Tito'nun, gerek harp yıllarında ve gerek harp­ten sonra Yugoslavya'ya unutulmaz hizmetler yaptığım biliyoruz.

İki memleketin müşterek menfaatleri yolundaki çalışmaların gelişmesini ve Balkanlarda Yunanistan ile beraber memleketimizi tehdit eden mütearrız kuvvete karşı bir ittifaka inkılâp ede­cek olan işbirliğinin tahakkuku, sulh­sever memleketlerin de amaline hizme­ti ifade etmektedir. Bu işbirliği zihni­yetinin devamı hiç şüphesiz memleket­lerimizin müşterek menfaatlerini alâ­kadar eder.

Yugoslavya'ya ve Reisicumhurunuz Ekselans Titoya saadet ve refah temen nilerimin iblâğını ekselansınızdan ri­ca ederim, 3 Üniversite Rektörü Prof. Hüseyin Ca­hit Oğuzoglu. kültürel münasebetleri­mizin de diğer sahalarda olduğu gibi İnkişaf etmesinden duyduğu zevki be­lirtmiş ve bundan mütevellit şükran­larının Ekselans Tito'ya bildirilmesini rica etmiştir,

—  Ankara :

Hariciye Vekili Profesör Fuat Köprü­lü, bu sabah saat 10.30 da Avusturya Elçisi Ekselans Biölka Raltreu'yu ka­bul etmiştir.

—  Erzurum :

Millî mücadeleye ilk hareket ka'biliye-ti veren Erzurum kongresinde bulun­mak üzere aziz Atatürk 3 temmuz 1919 da Erzurum'a ayak bastığı günün. 35 inci senei devriyesi bugün saat 10 da hükümet konağı önünde muhteşem bir merasimle tes'id edilmiştir. Merasim­de vali vekili, belediye reisi, mülkî ve askerî erkân, partililer temsilcileri ve çok kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Merasime İstiklâl marşı ile başlanmışve hükümet konağına bayrak çekildik­ten sonra Atatürk'ün büstüne çelenkler konulmuş ve bir hatip günün ma­nasını belirten bir konuşma yapmış­tır.

Geçit resmini müteakip otomobillerle Aziziye tabyasına gidilmiş ve tabyada Türk - Rus savaşma bilfiil iştirak et­miş bulunan Nene Hatun da hazır bu­lunmuştur. Aziziye tabyası önünde de icra .edilen merasimde bir subay bu sa­vaş hakkında bir konuşma yaptıktan sonra şühedanın kabirleri ziyaret edil­miştir.

—  Ankara :

Bugün Öğleden evvel Alman Büyükel­çisi Ekselans Dr. W. Haas, Başvekil Adnan Menderes, Başvekil muavini ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Ha­riciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, Ma­liye Vekili Hasan Polatkan, Nafia Ve­kili Kemal Zeytinoğlu ve İşletmeler Vekili Fethi Çelikbaşı makamlarında ziyaret ederek Federal Almanya Reisi­cumhuru tarafından kendilerine tevcih olunan Federal Almanva birinci sınıf büyük salip nişanını takdim eylemiş­tir.

Başvekil Adnan Menderes ve diğer ve­killer Federal Almanya Reisicumhur ile hükümetine, gösterilen bu cemile­den dolayı hararetle teşekkür etmişler ve bu nişanı aziz bir hatıra olarak mu­hafaza edeceklerini bildirmişlerdir.

 

4 Temmuz 1954

 

—  Ankara :

Dost ve Birleşik Amerikanın istiklâl beyannamelerinin yıldönümü münase­betiyle bugün saat 15 de Hipodromda bir toplantı tertip edilmiştir.

Şehrim izdeki Amerikan Büyükelçiliği mensupları ile şehrimizdeki Amerikan kolonisinin ve seçkin bir kalabalığın, hazır bulunduğu toplantıda muhtelif eğlenceler tertip edilmiş ve deve gü­reşleri yapılmıştır.

—  Ankara:

Kuzey Atlantik andlaşması Türkiye Daimî delegeliğinde ortaelçilik müste­şarı Taha Carım, beşinci dereceye ter­fian mezkûr delegelik kadrosundaki müşavirliğe ve merkezide yedinci dere­ce memurlardan Hüveyda Mayatepek beşinci dereceye terfian Nato idaresi reis  muavinliğine tayin  edilmişlerdir.

Keza besinci derece maaşını üst olarak almakta bulunan altıncı derece memur­larından Fuat Bayramoğlu beşinci de­receye yükseltilmiştir.

—  İstanbul :

20 senedenıberi fahrî olarak Türkiye'­nin mühim başkonsolusluğu vazifesini ifa etmekte olan Dr. Robert Danne-man, bir müddet kalmak üzere mem­leketimize gelmiştir,

—  İstanbul:

Amerikalı zenginlerden ve birçok ilim müesseselerinin, bu arada Vaşinıgton'-daki Bizans enstitüsünün kurucusu Kress ile enstitünün müdürü İstanbul'a, gelmişlerdir.

—   İstanbul:

Üg harp gemisinden mürekkep bir İs­rail filosu, nezaket ziyaretinde bulun­mak üzere, bu sabah İstanbul limanı­na gelmiştir. 1445 er tonluk Mivitach, Misgav ve Miznak muhripleri deniz al­bayı Shlome Erelİ'in. kumandasmda-dir.

Gemiler saat 8.15 te S.elimiyenin 1,5 mil açığına gelerek 21 pare top aticiyle şehri selâmlamışlar, Selimiyeden de ayni  şekilde  mukabele      olunmuştur.

Dolmabahçe Önlerinde demirleyince Boğazlar Marmara kumandanlığı adı­na bir vizite subayı sancak gemisi Mivtach'a şiderek filo kumandanına hoş geldiniz demiştir.

—   Ankara :

Bugün saat 18 de Başvekâlette Devlet "Vekili Dr. Mükerrem Sarol'un huzuru ile Bergama'da bir tekstil fabrikası kurup işletecek olan şirketin mukave­lesi imzalanmıştır.

6 milyon liralık şirket sermayesinin 1,5 milyon lirası Bergamalı vatandaşların mahallî iştirakine aittir. 2.250.000 li­rası Sümerbank, 850.000 lirası Tariş. 500.000 lirası İşbankası, 500.000 lirası Türk Ticaret Bankası ve 400.000 lirası Ziraat Bankası tarafından konulmuş bulunmaktadır.

Şirket 10.000 i&lik ve 400 tezgâhlık bir fabrika kuracak ve Bergama pamuğu­nun uzun elyafli ve ipek gibi parlak hususiyeti dolayısiyle burada imal edi­lecek olan pamuklu, kalite bakımından emsallerine tefevvuk edecek ve Tür-kiyede yalnız Sümerban'k'm Ereğli fab rikasmin işlediği poplin vesaire gibi İn­ce kalite renkli ve beyaz mamullerle kıyaslanabilecektir.

Şirket mukavelesi mahalli iştirak adı­na Bergama belediye reisi Fuat Olgan ile İzmir mebusu Nuriye Pınar. Sü-merbank adına Umum Müdür muavini Mehmet Akm ile umum muhasebe mü dür muavini Sait Civao^îu. Taris adına umum müdür Şevket Kaya. İş Bankası adına umum müdür Üzıeyir Avunduk, ile  iştirakler müdürü Macit Seren, Türk Ticaret Bankası adına Ankara şubesi müdürü Kemal Yayar, Ziraat Bankası adına da umum müdür Mithat Dülge ile umum müdür muavini Sami Kurtulan tarafından imzalanmıştır.

Bergamalı iştirakçiler arasından yeni kurulan şirket idare heyetine îzmir mebusu Halûk Ökeren, D. P. Başkanı Emin Beşorak ve tüccardan Mustafa Yazıcı seçilmişlerdir.

Şirket mukavelesinin imzası münase­betiyle D.evlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol kısa bir hitabede bulunarak bu şirket kuruluşunun ehemmiyetini be­lirtmiş, Bergamalılardan gelen bu te­şebbüsün memleket kalkınmasını sağ-lıyan iktisadî hususî teşebbüs yolun­daki kıymeti üzerinde durarak bir bâ­tılın tasfiyesi babında yeni bir adım daha atılmasını sağladığını ve bugün­kü başarinm Bergamalılar tarafından tahrik edilen teşebbüslerin bir netice­si olduğunu, bu vaziyette milli banka­ların ve hükümetin vatandaş gayret ve teşebbüslerine zahir olmasının ken­dileri için şerefli ve şevkli bir vazife teşkil ettiğini kaydeyledikten sonra Bergama bu emek ve hizmetlerinin semerelerini görmekte gecikmiyecek­tir, biz de Bergamalıların bu kıymetli hizmetlerini unutmıyacağız» demiş ve . sözlerine muvaffakiyet temennisiyle sen vermiştir.

Bergama belediye reisi de yaptığı kısa konuşmada Bergamanm biraz da geç olsa, bugün memleketin yüksek kalkın­ma hareketine katılmaktan duyduğu se vince tercüman olmuş, saym Reisicum­hurun, Başvekilimiz Adnan Mende­res'in Devlet Vekili ile Ticaret ve İş­letmeler Vekillerinin ve milli bankala­rın, memleketteki her iktisadî teşeb­büste olduğu gibi bu teşebbüste de gö­rülen kıymetli müzaheret ve büyük yardımlarını anmış ve «Bergama böy­lece pek yakında kalkınma temposunu vatanin diğer köseleriyle ayarlı bir şe­kilde hızlandıracaktır»  demiştir.

Turizm Bankası kuruluyor:

Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol ay­rıca, Bergamanm hayatında yeni bir gelişme unsurunun da. tekevvün et­mekte, olduğunu müjdelemiş ve membay Kenan Pınar ve Etimesgut Üs Ku­mandanı Kurmay yarbay Hikmet Tu-.gay tarafından karşılanmıştır.

İranlı misafirler Ankara, Eskişehir ve İstanbul'da tetkiklerde bulunacaklar­dır.

— İstanbul :

Konserler vermek üzere Kızılay ve Türk - Alman Dostluk Cemiyeti tara­fından davet edilen Alman koro heye­ti, bugün Lübek şehrinden İstanbula gelmiştir. Misafir koro hey.eü öğleden sonra Kızılay İl temsilciliğini ziyaret etmiş, burada basın mensuplariyle ta­nışmışlardır.

Koro şefi yaptığı konuşmada, şimdiye kadar İngiltere, Fransa, Hollanda, İs­veç ve Danimarka'nın muhtelif şehirle­rinde konserler verdiklerini, Türkiye-nin davetini İtalyanınkine tercih ettik­lerini söylemiş, bu ziyaretin Türk - Al­man dostluğunu takviye eyliyeceğini belirtmiştir.

Koro İlk konserini bu gece Açıkhava tiyatrosunda verecektir. Konser prog­ramında Alman klâsik parçalariyle halk türkülerine yer verilmiştir.

9 Temmuz 1954

 

— Ankara :

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Yunan Büyükelçisi Ekselans M. Jean D. Kalergis ile Yugoslav Büyükelçisi .Ekselans M. Miso Pavicevic'i kabul et-jmîştir.

10 Temmuz 1954

 

— Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Çan-kaya'daki Riyaseticumhur köşkünün de her pazar 14 ile 18 arası halk tara­fından gezilmesine müsaade buyurmuş­lardır.


12 Temmuz 1954

 

—   Ankara :

16-25 temmuz 1954 tarihinde Belgrat'­ta yapılacak olan planör yarışlarında, Yugoslavya havacılık birliğinin davet­lisi olarak hazır bulunacak Türk Hava Kurumuna mensup heyet Belgrat'a müteveccihen hareket etmiştir.

Heyet, Türk Hava Kurumu genel ida­re kurulu üyelerinden Denizli mebu­su Ali Çobanoğlu ile TÜTkkuşu öğret­menlerinden Cemal Aytaç ve Avni Yaykm ve Türk Hava Kurumu yüksek planör kampına bu yıl katılan öğren­cilerden Fahri Demirdöven'den müte­şekkildir.

—   Ankara :

28 kişilik bir Lübnan öğrenci kafilesi bugün trenle şehrimize gelmiştir.

Öğrenciler memleketimizde iki hafta kadar kalacaklar ve Ankara'dan baş­ka İstanbul ve İzmir'e de giderek o-kullarda ve san'at enstitülerinde İnce­lemelerde bulunacaklardır.

13 Temmuz 1954

 

—  Ankara:

Avustralya'nın Sidney şehrinde bîr fahrî konsolosluk açılması ve bu vazi­feye Douglas J. R. Doyle'un tayini, icra vekilleri heyetince kararlaştırılmıştır.

—  Ankara :

İstanbul'da çıkan Millet gazetesinin bugünkü sayısında, «Memur tasfiye kanunu tatbikatına başlanıyor, ilk lis­teler 15 temmuzda neşredilecek» baş­lığı altında seçimlerde D. P. aleyhine karar veren yüksek seçim kurulu üye­lerinin, profesörlerin ve devlet şûrası âzalarının bu tasfiyede başta geleceği, tasfiyenin çok geniş tutulacağı ve bu­na benzer daha bir çok yersiz ve yalan iddialar ileri sürülmektedir.

Hususî maksatlarla ve sırf huzursuzluk yaratmak kasdiyle     tertiplenmiş olan

bu yazıda ileri sürülen iddialar tama-miyle asılsızdır. Anadolu Ajansı, haki­katle hiçbir ilgisi bulunmayan ve baş­tanbaşa uydurma olan bu yazıyı yalan lamaya mezundur.

—  Ankara :

Yurdumuzun tapulama işlerinin, fotoglametri usulü ile tanziminde kullanıl­mak üzere Tapu ve Kadastro Umum Müdürlüğünce Amerika'ya sipariş edil­miş bulunan çift motorlu uçak bugün saat 13 de şehrimize gelmiş ve alâkalı­lar tarafından tesellüm edilmiştir.

Devlet Vekili Osman Kapani de uça­ğın gelişinde hava meydanında hazır bulunmuştur.

Uçağın hemen servise girmesi için ge­rekli hazırlıklara derhal başlanacak­tır.

—  İstanbul:

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir :

Tuğgeneral Mustafavi başkanlığındaki İran hava harp akademisine mensup 14 albay, iki binbaşı, üç yüzbaşı, bir teğmen ve bir assubay'dan müteşekkil askerî heyet bugün sabah saat 10.00 da özel bir askerî uçakla şehrimize gelmiş­tir.      .

Heyet Yeşilköy hava alanında hava harp akademisi kumandanı albay Arif Hikmet Orkuş, M.M.V. İstanbul tem­sil bürosu müdürü kurmay binbaşı Kadri Ener ile ordu protokol şubesi mensupları tarafından karşılanmıştır.

Misafir İran askerî heyeti emirlerine verilen bir deniz vasıtası ile ikametle­rine tahsis edilen Heybeliad'a deniz harp okuluna gitmişlerdir. Öğle yeme­ğini okulda yiyen misafirler okulu gez­dikten sonra heyet başkanı ile iki al­bay okul kumandanını makamında zi­yaret etmişlerdir.

Öğleden sonra Marmarada motörle bir deniz gezisi yapan heyet mensupları, akşam yemeğini deniz harp okulu ku­mandanının davetlisi olarak yemişler­dir.

Heyet başkanı ile iki kıdemli subay 14 temmuz çarşamba günü saat 09.15 de 1 inci ordu müfettişi vekilini, saat 09.30 da XV nci kor. kumandanını, saat 10> da harp akademisi kumandanını ziya­ret edecektir.

—  İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar'ın Amerika seyahatine ait film dün gece saat 20.15 de Taksim gezisinde halka gösterilmiş­tir. 45 dakika süren bu film kala'balık bir seyirci kitlesi tarafından alâka ile takip edilmiştir.

Film bu gece Gülhane parkında, yarın gece Beşiktaş Barbaros meydanında gösterilecektir.

—  İstanbul:

Hava yolları yolcu nakliyatında son yıllarda büyük bir gelişme olduğu alâ­kalılar tarafından bildirilmiştir. Veri­len malûmata göre, 950 yılında 86 bin yolcu taşınmışken bu miktar 953 yılın­da 200 bine çıkmış ve 10 milyon lira ha­sılat bırakmıştır.

—  İstanbul:

Riyaset icumhur umumî kâtibi büyük­elçi Haydar Görk, fevkalâde murahhas olarak, Reisicumhurumuzun Libya Kralı Majeste İdris Elsunusi'ye gönder­diği hususî bir mesajı hamilen ve re­fakatinde Riyaseticumhur Başyaveri kurmay albay Refik Tulga olduğu hal­de, bugün Yeşilköy'den tayyare ile Libya'ya müteveccihen hareket etmiş­tir.

14 Temmuz 1954

 

— Ankara :

Devlet malzeme ofisi umum müdürü Talât Kızılvir anlı oğlu, bugün saat 17 de, ofis binasında bir basın toplantısı yaparak, ofisin kuruluş maksat ve ga­yeleri hakkında su beyanatta bulun­muştur :

640 û sayılı kanunla Maliye Vekâletine bağlı olarak ve 3460 sayılı kanuna göre

Ue bir kuruluşun hiç bir zaman hususi ieşebjbuss engel olamıyacagı ve yerini alamıyacağıdır. Mesele, dağınık bir halde bulunan devlet mubayaa servisleri-:ni ve mekanizmasını standardize edîibilecek mevzular için modern bir iktisa--dî kuruluşla birleştirmek, daha rasyo­nel ye iktisadî çalışmaktır.»

 — Ankara :

  Hükümetimizin davetlisi olarak bir müddettenberi    memleketimizi ziyaret

  etmekte olan Amerikan emekli albayla rmdan Furlong Wellington, bu sabah saat 10,30 da Anıt-Kabre giderek kabre bir buket koymuş ve saygı duruşunda

 bulunmuştur.

—    İstanbul :

Emekliye ayrılması dolayısiyle memleketimizden hareket etmek üzere bulu­nan İspanyanın Ankara büyükelçisi ek­selans Fiskoviç, bugün saat 10 da Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay'ı ziyaretle veda etmiştir.

Büyükelçi şunları söylemiştir:

Türkiy.eden ayrılırken Türk memleketi we Türkiye otoritelerine ve güzel İsî arabula ve onun değerli temsilcilerine veda ederken heyecan içerisindeyim. Heyecanım hislerimi ifadeye cidden mâni oluyor. Emekliye ayrılışım beni -.çok sevdiğim Türkiyeden ve dostlarım­dan koparıyor.

Sanat ve tarih :elıri olan İstanbula ve­da ederken    Türkiyede ve   şehrinizde geçirdiğim iyi zamanların hâtırasını be­raber götürüyorum.

Kıymetli şaftısınız vasıtssiyle memlekstiniz ve şehriniz sakinlerine Allahaıs­marladık diyorum.»

Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay da. büyük bir Türk dostu olan ek­selans Fiskoviç'in sıhhat içerisinde «emekliye ayrılırken hayatının    tar&hî safhasını  dost Türkiyede tamamlama­sının kendi ve bizim için mesut bir hâdise teşkil ettiğini ifade ederek ailesi "ile birlikte uzun ve mesut ömürler dilemiştir.

Büyükelçi vilâyetten ayrılırken Anado­lu Ajansı muhabirine demi:tir ki:

İspanyada Türkiyenin gayri resmî temsilcisi olarak kalacağım.»

— Doğu Beyazit:

Nuhun gemisini aramak üzere bugün üsteğmen Şahap Güler refakatinde A-merikalı Johanlı ilçemize gelmiş ve kaymakam Ethem Bayram ile birlikte Ağrı dağına hareket etmişlerdir.

— İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 13.30 da, Florya köşkünde, Arap mem­leketleri nezdindeki elçi ve maslahat­güzarlarımızı kabul etmiş ve öğle ye­meğine alıkoymuştur.

Bu yemekte Büyük Millet Meclisi Re­isi Esfik Koraltan ve Hariciye Vekâleti müsteşarı Nuri Birgi hazır bulunmuş­lardır.

— Ankara :

Memleketimizin iktisadî kalkınmasın­da büyük ehemmiyeti hâiz baraj ve hidroelektrik santrallerinden biri olan Seyhan barajının inşaatı hızla ilerle­mektedir.

17 Temmuz 1953 tarihinde yani bir se­ne önce mukavelesi imzalanmış bulu­nan Seyhan barajı ve hidroelektrik te­sisleri inşaatına ayni sene içerisinde ballanmış ve 300 bin metreküp hafri­yatı ihtiva eden derivasyon kanalı açı­larak 19 Aralık 1954 te nehir bu ka­naldan geçirilmek suretiyle toprak ben­din yapılacağı nehir yatağı kurutul­muştur.

Buna ilâveten 2.000.000 metreküp te­mel hafriyatı yapılmış ve 200.000 met­reküp hacminde batardolar inşa edil­miştir.

Bent gövdesinin inşasına da fiilen baş­lanmış olup bu zamana kadar 300.000 metreküp dolgu yapılmıştır.

Sol sahilde 31 mart 154 te açılmasına başlanan enerji tüneli 25 Temmuz 1954 tarihinde ikmal edilmiştir.Türk ve Yunan hükümetleri tarafından müştereken yapılması her iki hükümet arasında yapılan görüşmeler ve varılan anlaşmayı müteakip karara 'bağlanmıştır,

Sözü geçen köprünün hükümetimiz ta­rafından yapılması kararlaştırılan Tür­kiye tarafındaki 2.850.000 lira keşif bedelli kısmı ile gümrük binası ve müş­temilâtının eksiltmesi 15.7.1954 tarihinde yapılarak 2.740.526 lira üzerinden müteahhit M. Kadri Veziroğlu'na ihale edilmiştir.

Köprünün inşaatı mukavelesine göre ,31.8.1956 tarihinde bitirilecektir.

19 Temmuz 1954

 

— Ankara :

Amerika Birleşik devletlerinin millî bayramı münasebetiyle Reisicumhuru­muz Celâl Bayar ile Başkan DwLght D. "Eisenhover arasında tebrik ve teşek­kür telgrafları teati olunmuştur.

—   Ankara :

Birleşmiş Milletleri eki daimi baş dele­gemiz Büyükelçi S&lim Sarper ile Va-şirtgton Büyükelçimiz Feridun Cemal Brkin bu sabah trenle îstanbuldan An-İcara'ya gelmişlerdir.

20 Temmuz 1954

 

—   Nevşehir :

Nevşehir'de bir vilâyet kurulması hakkındaki 6249 sayılı kanunun meriyete girmesi  münasebetiyle, bugün   şehri­mizde merasim yapılmıştır.

Saat 15 de hükümet meydanında İstik­lâl marşı çalınarak direğe sanlı bayrağımız çekilmiş ve hatipler konuşmuş­lardır. Vilâyetimiz valilisine tayin edi­len Ordu valisi Fazıl Uybadm da söz alarak kısa bir konuşma yapmış ve bi­lâhare kurdelâyı keserek makamında tebrikâtı kabul etmiştir. Bugünkü merasimde, Niğde mebusla­rından bazıları, Kayseri ve Niğde valileri, civar kazalardan gelen hey'etler ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

İstanbul :

24-25 temmuz 1954 tarihlerinde Bel-gradda yapılacak olan Türk - Yunan -Yuıgıoslav millî atletizm müsabakala­rına iştirak edecek millî atletizm takı­mımız bu gece saat 20.50 de Semplon ekspresi ile Yugoslavyaya hareket et­miştir.

'Takımımız 34 atlet, 4 dareci ve 2 an­trenörden müteşekkildir.

Kafile reisi Naili Moran takımımızın hareketinden önce, «Atletlerimizin aza­mî gayret sarfiyle iyi dereceler elde .edeceklerini» beklemekte olduğunu söylemiştir.

 — Ankara :

Şehrimizde intişar eden Halkçı gazetesinin bugünkü sayısında birinci sa-hiiede, Ankara'da yapılacak siyasî gö­rüşmeler, başlığı altında verilen habe­rin, Birleşmiş Milletlerdeki daimî de­legemiz Selim Sarper'e taallûk eden kısmı ezcümle Sarper'den Washington Büyükelçiliğine tayini hakkındaki haberlere dair mülakat alındığı tarzındaki iddia üzerine kendisiyle gö­rüşen Anadolu Ajansı muhabirine Se­lim Sarper, «'Kimseye beyanat verme­diğini, yalnız Ankara'ya muvasalatın­da, tanımadığı bir sesin kendisine te­lefon ederek «Hoş geldiniz» dedikten sonra. Vaşin'gton'a tayininiz doğru mu? diye sorduğunu, buna kendisinin, aslı yoktur, Vekilden aldığım talimat üze­rine kendi işlerim hakkında istişareye geldim» dediğini söylemiş ve mezkûr gazetenin bildirdiği şekilde herhangi bir mülakatta bulunduğuna dair habe­rin tekzibi için Anadolu Ajansını me­mur kılmıştır.

Ankara :

Hariciye Vekâletinden öğrendiğimize göre. bazı gazetelerde Washing<ton Bü­yükelçimiz Feridun Cemal Erfe'in ile Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegemiz  Büyükelçi Selim  Sarper'in Ayni zamanda piyasanın zaruretlerine göre bir kısım, ithal malları ile zaru­ri ihtiyaç maddelerinin icabı halinde ikâr haddine tâbi tutulması selâhiyeti de bu kararname ile tesbit edilmiş, be­lediyelerin kontrol selâhiyetleri millî korunma kanununa tâbi tutulmuştur, diğer taraftan kararname ithal malları üzerinde her satışta fatura meoburiye-ti koymuş ve etiket koymak işini ma­halli icap ve şartlara göre, selâhiyeti belediyelere tanınmış bulunmaktadır.

Bu arada tesbit edilen stokların piya­sada normal intikal seyrini takip için­de Vekâletimize tedbirler almak salâ­hiyeti verilmiştir.

Bütün bu tedbirlerin gayesi vatandaşa ceza vermek değil suçluyu tesıbit edip piyasanın normal şartlar dairesinde iş­lemesini sağlamaktır.

Kararnamenin yeniliklerinden birisi de odalar birliğini ticarî hayatımızın kontrolüne iştirak ettirmek ve tesbit edilen suçlarda onların da mümessil­lerinin hazır bulunacağı bir komisyon­dan geçirdikten sonra hazırlanan mü­talâanın savcılığa bildirilmesini tesis eden hükümleridir.

Böylece hükümetimiz bir taraftan ik­tisadî tedbirleri ile iç piyasanın kon­trolünü sağlıyacak kararlarla önümüz­deki günlerde iktisadî hayatımızın nor­mal şartlarla inkişafını temine çalışa­caktır, fakat bu arada şunu da belirt­mek isterim ki, bütün bu tedbirlerimi­zin muvaffak, olması ancak halkımızın bizimle el  birliği     etmesine  bağlıdır.

Onların müşterek anlayışı bu kararla­rın ve tedbirlerin -muvaffak olmasında en büyük âmil olacaktır.

Diğer taraftan halkımız ve tüccarımız kadar bu tedbirlerin muvaffakiyetinde gazeteci arkadaşlarımızı da müttefiki­miz olarak addediyoruz. Kendilerin­den ricamız piyasanın umumî temev-vüçleri içinde gerekli malûmatı selâ-hiyetli ve ilgili teşekküllerden .tahkik ve teyit ederek bize yardım etmeleri­dir. Müşterek gayemiz halkın güçlükle­rini azaltmak ve ortadan kaldırmaktır.

Piyasada -bilhassa bazı zorlukların bu­lunduğu anlarda psikolojik tesirler büyük rol oynar. Size buna dair bir kaç misal vereyim: Nisan ayında 17 bin ton şeker satılmıştır ve bu ayda piyasada hiç bir buhran hissedilmemiştir. Fakat bundan oıibeş gün sonra başlayan şe­ker buhranının ilk ayında 24 bin ton. şeker satıldığı halde ihtiyaca cevap ve­rilememiştir. Ankarada 203 bin ekmek satıldığı gün sıkıntı hissedilirken bun­dan sonra 140 bin ekmek satıldığı gün­lerde hiçbir sıkıntı olmamıştır. Geçen sene ithal edilen bütün inşaat malze­mesinin yüzde yetmişi bu senenin ilk. beş ayı zarfında ithal edildiği halde yi­nede piyasada   darlık hissedilmiştir. Bütün bunlarda psikolojik tesirlerin. oynadığı rolü görmek mümkündür.

Bundan sonra memleketin umumî ik­tisadî durumu üzerinde duran İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı rakam­lar vererek memleketin iktisadî bakım dan son senelerde gösterdiği kalkınma­yı işaret etmiş ve demiştir ki:

((Memleketimizin son üç yıllık dış ti­caret hacmi gözönüne alınacak olunur­sa bu mevzuda büyük bir gelişme kay­dedildiği anlaşılır. 1950 yılında 1.400. 000 ton olan ithalâtımız geçen sene 3 milyon tona yaklaşmıştır. İhracatımız ise 900 küsur bin tondan 2,5 milyon, tona çıkmıştır. Bu suretle memleketi­mize 700 küsur milyon lira girerken bu miktar 953 senesinde 1.200 küsur milyon lira olmuştur. Dış tediye imkân­larımız yüzde yüze yakın bir fazlalık-arzetmektedir. Fakat bir taraftan, memlekette hayat seviyesi artması, di­ğer taraftan bunlara cevap verecek ye­ni envestismanlarm peşin para ile ya­pılmak zarureti karşısında bazı zorluk­larla karşı karşıya bulunmaktayız. Esasen bu gibi zorluklar göze alınmadık­ça memleketin gerek iktisadî, gerek sı­naî bakımdan kalkınmasına imkân yok­tur.

Yedi sekiz ay gibi kısa bir zamanda devletin ve hususî sektörün dış piyasa­lardan sağladığı orta ve uzun vadeli kredinin yekûnu bir milyar liraya1 yak­laşmış bulunmaktadır. Memleketimi­zin kısa bir zamanda bu ölçüde bir kre­diyi sağlamasının yegâne sebebi son. üç sene zarfında meydana gelen ikti­sadi  kalkınmamızdır. Zorlukları   iktivi uçaklar dün büyük bir turuncu kon­voy tesbit etmişler ve denizaltı gemile­riyle uçaklar bu konvoya taarruza baş­lamışlardır.

Türk ve İngiliz gemileri tarafından em­niyete alman bir mavi konvoy dün ge­ce düşman hücum botlarının taarruzu­na uğramıştır. Bu hücum püskürtül­müş ve konvoy salimen limana var­mıştır.

Eu arada konvoyu himaye eden gemi-lerdıen «Wakeful» adındaki İngiliz kor­veti hakemlerin kararma göre aldığı isabetler neticesi hareketten sakıt kal­mıştır. .

—  Ankara:

Fransız millî bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuzla Fransa Reisicum­huru ekselans Rene Coty arasında teb­rik ve teşekkür telgrafları teati olun­muştur.

—  Ankara :

Şimal Türklerinin tanınmış ediplerin­den Ayaz İshakî İdilli, bugün 77 yaşın­da olduğu halde Ankarada vefat etmiş­tir.

—  Gölcük :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 15 de Gölcük Orduevinde, Akdenizde yapılmakta olan Medflex tatbikatı hak­kında mavi kuvvetler kumandanı ko­ramiral Sadık Altmcan'dan izahat al­ınıştır.

Bu münasebetle yapılan toplantıda Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Erkânı Hanbiyei Umumiye Reisi Orge­neral Nurettin Baransel ve amiraller hazır bulunmuşlardır.

Müteakiben Comednoreaft karargâhım ziyaret eden Reisicumhurumuz burada, Medflex tatbikatı karargâh çalışmala­rını takip etmiştir.

23 Temmuz 1954

 

—  Antakya :

Hatay'ın anavatana ilhakının 16 ncı yıldönümü, bugün vilâyetin her tarafında yapılan törenlerle coşkun bir şe­kilde kutlanmıştır.

Son işgal kuvvetlerinin Hatay'ı terkettikleri an olan saat 8.45 de şehrimiz Cumhuriyet alanındaki ve jandarma er okulu kışlasmdaki gönderlere İstiklâl marşı ile bayrak çekilmiş ve Atatürk. büstüne çelenkler konmuştur. Beledi­ye reisinin, günün mâna ve ehemmiye­tini belirten konuşmasından sonra jan­darma kıt'asmm ve halik teşekkülleri­nin katıldığı bir geçit resmi yapılmış­tır.

Daha sonra hususî heyetler, şehitliği ve onu takiben de garnizon kumandan­lığını ziyaret ederek, garnizon kuman­danının şahsında, halkın orduya karşı duymuş olduğu minnet ve şükran his­lerini ifade etmişlerdir.

Saat 13 de şehir kulübünde, garnizon-subayları şerefine bir ziyafet verilmiş­tir. Gece, belediye meydanında, kurtu­luşa dair bir film gösterilecek, çeşitli eğlence ve şenliklerle fener alayı ter­tip edilecektir.

— Ankara :

Yedinci Türk dili kurultayı bugün ça­lışmalarına Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi konferans salonunda devam etmiştir. Hasene İlgaz'ın başkanlığın­da açılan sabahki oturumda tüzükte yapılacak tadil hakkındaki komisyon raporu üzerindeki müzakerelere devam edilmiş ve rapor üzerinde söz alan muhtelif hatipler yapılacak tediller hakkında düşünce ve tenkidleri ile bu hususlardaki -dileklerini iyildirmişleridir. Öğleye kadar devam eden müza­kereler sonunda bir müddetten beri fa­aliyette bulunan İstanbul temsilciliği­nin ilgasına, yönetim kurulu azaların­dan yalnız genel yazman, sayman ve kol başkanlarına ücret verilmesine ka­rar verilmiştir.

Tüzük tadili hakkındaki komisyon ra­porunun müzakere ve kabulünden son­ra bütçe komisyonu raporunun müza­keresine geçilmiş ve bununda kabu­lünden sonra sa'bahki celse sona er­miştir.

Öğleden sonra saat 15 de açılan toplan­tıya yine Hasene İlgaz başkanlık etmiş plânının gecikmesi sebeplerini öğren­mek, havzanın ve netice itibariyle mem leketin kömür dâvası genel amenejman plânına bağlı olduğuna göre, (bu programın süratle gerçekleştirilmesi hususunda alâkalılarla temaslar yap -m ak üzere havzaya .gelmiştim.

Etüt tesis müdürlüğünde vaziyeti tetkikle işe başladım. Muhasebe ongani-.zasyonunu ve servislerin çalışmalarım tetkik ettim. Bunları takiben de ihzari kömür çıkarma işlerini, kuyuları ve te­lisleri gördüm. Memleketin enerji ve mahrukat dâvasında mühim bir sektö­rünü teşkil etmekle beraber havzanın meselelerini buradan ayrıldıktan sonra memleketin umumi mahrukat ve e-nerji meseleleri ile alâkalı ve ehliyetli elemanlarla tetkike devam edeceğim. .Havzadaki tetkiklerimden umumiyet .itibariyle memnun kaldığımı ifade et­mem bir vicdan borcudur.

Bunun açık delili havzanın istihsal hac midir. İşletmenin Azdavay, Kireçlik ve Amasra gisbi yerlerde munzam vazi­feler almış olması, etüt tesis işlerinin son derece geniş bir karakter araetme-si, teknik kadronun eskiye nisbetle çok dûn vaziyete düşmesi ve fakat, bu­na mukabil istihsalin artmış olması havzadaki istihsal çalışmalarını belirt­mektedir. Bunu sağlıyanları teker te­ker tebrik ederim.

Burada çalışanlar vatanperverliğe mi­sal olacak örnek vermişlerdir. Azda­vay, Kireçlik ve Amasra'daki arama iş­letmeleri çalışmalarını hızlandırmak i-•çin şahsî kanaatim, rezervi belirtecek çalışmaların daha kısa zamanda netice­lenmesi için ecnebi firmaların ihtisas­larından ve mesailerinden faydalan­mak olacaktır.»

Vekil, bundan sonra evvelce 200.000 ton kömür çıkarmak işinde beş yüksek mühendisin çalıştığına, bugün .ise hav­zada artan istihsal karşısında sayıca çok az teknik .eleman bulunduğuna işa­ret etmiş ve bu durumun islâh edile­ceğini tebarüz ettirmiştir;

Fethi Çelikbaş, havzanın ihtiyacı olan malzeme hakkında bilgi vermiş ve dış tediye imkânları ile ayarlı olarak te­darik işlerini kolaylaştıracak tedbirler üzerinde alâkalılara  talimat  verdiğini belirterek ezcümle demiştir ki:

"Malzeme ve eleman işi hariç, işlet­menin, bazı taleplerini şimdiden yeri­ne getirdiğimize göre, önümüzdeki gün terden itibaren günde 300 İlâ 700 ton program üstü bir artış kaydetmesi mümkündür.

İstihsalin azalmakta olduğu varit de­ğildir. Rakamlar bunun bariz delili­dir. »

V.ekil, malzeme bahsinde, mevcutların azamî tasarrufla kullanılmasına, hatta mümkün olanların mahallen yapılma­sına işaret etmiş ve mahallen yapılma­sı mümkün olmayanların istenmesi üzerinde durmuştur.

Vekil, havzadan müsfoet intibalarla ay­rılmakta olduğunu ve tetkiklerinden memnun kaldığını tekrarlıyarak sözle­rine son vermiştir.

— İstanbul:

Almanyanın sabık Ankara Büyükelçi­si Von Papen, Emirgândaki tarihî köş­kün yanması münasebetiyle İstanbul valisine gönderdiği bir mektupta, tees­sürlerini bildirmiştir.

Von Panen mektubunu Türkiyeye kar­şı olan bağlılığını belirterek bitirmiş­tir.

25 Temmuz 1954

 

— İstanbul:

İstsnbul Gazeteciler Cemiyeti tarafın­dan tertiplenen gazeteciler bayramı (bu gün saat 18 de Liman lokantasında ye­mekli bir toplantı ile kutlamıştır.Yerli ve yabancı basın mensuplarının iştirak ettiği toplantıyı cemiyet ikinci balkanı Cemil Cahit Cem kısa bir ko­nuşma ile açmıştır.

G.eç vakte kadar neş'eli bîr hava için­de devam eden toplantı Ercüment Ek­rem Talunun yaptığı sohbet ile niha­yeti enmiştir.

Uludağ Volfram madeninde yapılmak­ta olan aramalar neticesinde bir kaç adet kaim vs yükse'k tenörlü cevher zonları tesbit olunmuştur.

Memleketin umumî kalkınmasına mu­vazi olarak artmakta olan kömür ihti­yacımızın ve bu mey anda kurulması derpiş olunan şeker ve çimento fabri­kalarına muktezi yakıtın temini için mezkûr fabrikaların kurulacakları yer­lere en yakın linyit zuhurlarının tefer­ruatlı jeolojik etüdlerine hız verilmiş­tir. Bunlar arasında Balıkesir vilâye­tinde Çan ve Hancılık, Çorum vilâye­tinde Doruğa linyitleri üzerinde yapı­lan incelemeler şimdiden çok ümit ve­rici neticeler sağlamıştır. Ayrıca Van vilâyetinde Şahmanıs, tçel vilâyetinde Namrun linyitleriyle Ankara vilâyetin­de Kcçhisar, Sivas vilâyetinde Geme­rek ve ayrıca Yerköy yatakları da iş programına ithal edilmiş bulunmakta­dır.

Yer altı servetlerimizin son yıllarda ge­lişen değerlendirme hareketlerine bir yardımcı nafia ve ziraat işlerine mü­teallik faaliyetlere bir mesnet teşkil edecek olan 1/100.000 mikyasındaki je­olojik haritanın ikmali için büyük gay­ret sarfolunmaktadır. Bu haritanın ik­mali için 135.000 kilometre karelik1 sa­hanın etüd edilmesi gerekmektedir ki bu iş de 1954 yılı iş pro.gram.mda derpiş edilmiştir.

Enstitünün tahlil ve tecrübe laboratu­arlarında resmî daire ve müessesat ile eşhasa ait kömür, cevher ve emsali nu­munelerin tahlil ve tecrübeleri yapıl­maktadır.

Petrol ve kömür taşıyan bölgelerin je­olojik etüd ve lâvelerine pragram ge­reğince devam olunmaktadır.

Enstitü petrol arama işlerine de prog­ram gereğince devam etmektedir. Ra-man, Garzan, Kentalan ve Reşan saha­larım ihtiva eden Güney-Doğu bölge­sinde işletme hazırlık sondajları ola­rak müteaddit petrol kuyuları açıl­mıştır. Açılan bu kuyulardan Raman ve Garzan bölgelerinde ikişer tane ol-malî üzere ceman 4 kuyuda müsbet ne­tice elde edilmiştir.

Mevcut istihsal kuyularından elde edi­len ham petroller Batmandaki    küçük rafineride tasfiye edilmekte ve istihsal olunan benzin, motorin ve asfalt mem­leketin istifadesine arz olunmaktadır. Tasfiyeden arta kalan ham petrol, dev­let demiryollarının Güney - Doğu hat­larında çalışan lokomotiflerinde yakıt olarak kullanılmak üzere Devlet De­miryollarına devrolunm aktadır.

Güney - Doğu petrol havzasından is­tihsal olunacak ham petrollerimizin memleket dahilinde tasfiyesi için Bat­manda kurulmakta olan modern rafi­nerinin inşaatına hızla devanı olun­maktadır. Yapılan işler meyanmda,. petrol istihsal bölgesini yeni rafineriye foağliyan boru hattı, demiryolu iltisak hattı, lojmanlar, yatakhaneler ve sos­yal tesislerin inşaatı sona ermiştir. Ra­finerinin mühim bir kısmını teşkil eden 56 adet depolama tankının malze­mesi gelmiş ve inşaatı kısmen ikmal olunmuştur.

inşaatı önümüzdeki yıl içinde sona ere­cek olan bu rafineride yılda 330 bin ton ham petrol işlenebilecek ve bu su­retle doğu bölgelerimizin petrol ve traktör yakıtı ihtiyacı karşılanacağı gi­bi ayni bölgelerdeki demiryollarımızın kömür yerine ağır yakıtla işletilmesi ve bu suretle 200 bin ton kömür tasar­rufu sağlanacak ve jet uçakları için hususî yakıt imal olunacaktır.

— İstanbul :

2. nci Süvari tümeninin moral eğitim gösterisi bugün saat 15.30 da Yeşilkö-yün doğusundaki Çotoançeşmesi mevki­inde yapılmıştır. Bu gösteride birinci Ordu Müfettişi Orgeneral İsmail Hak­kı Tunaboylu, Korgeneral Fazıl Bilge, muhtelif rütbede subaylar ve basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

Gösterilere 2. nci süvari tümen komu­tanı Tuğgeneral Hamdi Tunsay ve üs­teğmen Kaya Atikolun hitabelerinden sonra başlanmış ve bu arada düşman casuslarının gizli faaliyetlerini ve bun­ların tehlikelerini canlandıran bir pi­yes temsil edilmiş, muhtelif spor gös­terileri yapılarak millî oyunlarla gös­teriye son verilmiştir.

—Ankarra :

Türkiye - Yunanistan hududunda ve Sosyal dâvalarımızın hallinin, halkın kültür seviyesine bağlı olduğunu söy­leyen Muallâ Anıl, Maarif Vekâletinin ele aldığı halk eğitimi mevzuunda te­şekkülün faaliyet göstereceğini belirt­miştir.

Verilen izahata göre, bir halk eğitim bürosu kurulmuştur. Ocak, Maarif Ve­kâletine yardım edecek ve çalışmaları­nı şimdilik küçük şehirlerle kazalarda yapacaktır. Ayrıca ecnebi memleket­lerle de kültür münasebet ve mübade­lesinde bulunulacaktır.

30 Temmuz 1954

 

— Ankara :

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, bu­gün saat 11 de, yeni Bulgar Elcisi ek­selans Gueorgui Bogdanovu, saat 12 de Yugoslav Büyük Elçisi ekselans Miso Paviçeviçi makamında kabul etmiştir.

31 Temmuz 1955

 

— Ankara :

Karşılıklı yardım programı gereğince, Kanadadan memleketimize gönderilen jet uçaklarının 13 Temmuz 1954 pazar günü Eskişehir hava alanında devir ve teslimi münasebetiyle yapılan merasim vesilesiyle Kanada Büyük Elçisi ekse­lans H. O. Moran Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderese aşağıdaki mesajı göndermiştir :

«Ekselans.

İlk parti 6 Sabre jet uçağının tesellü­mü dolayısiyle 18 Temmuzda Eskişehir-deki merasime teşrifinizden dolayı duyduğum memnuniyeti size izhar et­mek istiyorum. Oradaki mevcudiyeti­niz bu merasimin muvaffak olmasında en büyük âmil olmuştur. Hava kuvvet­leriniz de merasimi fevkalâde şekilde organize etmiş olmalarından dolayı tebrike şayandır.

Ekselans, en derin hürmetlerimin ka­bulünü tekrar rica ederim.»

— İstanbul:

23. Enternasyonal İzmir fuarındaki Rupavyonunu tanzim etmek üzere Sov­yet Rusya Ticaret Vekâletinden üç tem­silci İstanbula gelmişlerdir.

—   İstanbul:

Almanyamn Passau şehrinde 4 Ağus­tosta 27 milletin iştirakiyle yapılacak olan Milletlerarası millî oyunlar festi­valine katılacak dokuz kişilik Erzu­rum ve Kastamonu millî oyunlar eki­bimiz bu akşamki ekspresle Münihe-hareket etmiştir.

—   İstanbul:

Birleşik Amerika deniz hava ihtiyat kuvvetlerine mensup üç uzun menzilli" Neptune keşif bombardıman uçağı bu­gün İstanbula gelmiş ve Yeşilköy ha­va alanında merasimle karşılanmıştır.

—   İstanbul :

Isviçrenin 653 üncü kuruluş yıldönümü' münasebetiyle İsviçrenin Türkiye Elçi­si M. Rossat ve zevcesi bugün saat 18' de İstanibuldaki İsviçreliler kulübün­de bir kabul resmi tertip etmişlerdir.

Bu kabul resmini söz alan İsviçre El­çisi, Türkiye ile İsviçre arasındaki mü­nasebetlerin dostane bir surette geliş­tiğini, ticarî anlaşmaların ifei memle­ket için iyi neticeler kaydettiğini be­lirttikten sonra ve memleketler arasın­daki karşılıklı dostluğun inkişafına bir" delil olarak ta vizelerin kaldırıldığını  ve bu hususta bir anlaşmaya varıldığı­nı belirtmiştir.İsviçre Elçisi M. Rossat Türkiye hükü­metine bu münasebetle sonsuz teşek­kürlerini bildirmiştir.

Kabul resmi geç vakitlere kadar çok: samimî bir hava içinde cereyan etmiştir.geniş bir müstahsil kütlesinin yeniden şeker, et,yağ, pamuklu, yünlü, hattâ çimento ve demir müstehliki müşteriler haline gelişi, bir kısım darlıklara ve bu artan talebin karşılanamamasmdan doğan tereffülere sebep olmaktadır.

Halbuki, biraz evvel işaret ettiğim- gibi, memleketin en zarurî ihtiyaçla­rına cevap veren maddelerin memleketimiz içindeki istihsali birkaç misli artmış ve ithalâtı o nisbette yükselmiş olduğu halde, yeniden ayni zor­lukların meydana çıkması ve görünmesi bunun açık bir delilidir.

Misal olarak pamuklu mensucatı ele almak kabildir. Bu maddede istihsal kapasitemiz hem de % 80 i hususî teşebbüs eliyle _plmak üzere 260.000 iğ­den 700.000 iğe yani % 200 ü geçen bir artış kavdetmesine ve 35 ilâ 40 milyon liralık ithalâta mukabil 130 milyon liralık ithalât yapılmasına, yani ithalâtta da % 300 ü geçen bir yükselişe rağmen, yine de memleke­tin tam ihtiyacını 'karşılamak mümkün olmamaktadır.

Bu fiyat tahavvüllerinin çeşitli istihsalde ve hizmette çalışan vatandaşla­rın gelir artışlarına söre hayatlarında ayrı nvrı tesirler yaptığını kabul' etmek tabiidir ve bilhassa, sabit eelirli ve bizmef erbabı vatandaşları­mızla büyük şehirlerde yaşayan halkımızın, geçici de olsa, diğer sınıf va­tandaşlarımıza nazaran bunların daha fazla tesirine maruz bulunduğu aşikârdır.

Fakat, her şeyden evvel memlekette gerek umumî gelir artışı ve gerekse bu umumî gelirin vatandaş basma ortalama düşen hasılasının eskiye na­zaran % 50 yi gecen büyi'^* farkı, bu fiyat tahavvüllerinin çok daha üs­tünde bulunmaktadır,.

Bunun en bariz delili, her türlü fiyat tahavvüllerine rağmen her türlü maddedeki istihlâklerin günden güne artısı ve yine her sınıf vatandaşın hayat seviyesinde elle tutulur derece görünen yükselişidir.

Nitekim, büyük şehirlerde ve sabit gelirli ve hizmet erbabı vatandaşlar-üzerinde bu fiyat tahavvüllerinin tesirini azamî derecede asgariye indir­mek için 1950 den bu yana, devlet memurları, emekliler ve ücretliler için devletçe ve sosyal yardımlar kanaliyle maaş, ücret ve yevmiye ayarla­maları yapılmış bulunmaktadır.

Yalnız devletin, iktisadî devlet teşekkülleri hariç, bu yoldan giriştiği" külfet 50 milyon lirayı asmaktadır.

Bunun yanında yine büyük şehirlerde ve memleketin her yerinde günlük zarurî ihtiyaç maddelerinin normal fiyatlarla satılmalarını teminen, ek­mekte, ette, sebze ve meyvada, daimî ve muvakkat tanzim satışlariyle hükümet ve belediyeler el ve işbirliği ederek, fiyat temevvüçlerini sun'î fiyat tertiplemelerini önlemeğe çalışmaktadır.

Hemen ilâve etmn isterim ki; bu hususta da iktisadî ve malî her türlü külfetten kaçınılmam aktadır.

Bu arada, Migro sistemi kurulan şirket ve büyük şehirlerle müstahsil' mmt ak al ardaki meyva ve sebze kooperatifleri ve bunların muhtaç oldu­ğu kerdileri sağlamak yolu ile de daha müessir neticeler alınmaya gayret, edilmektedir.Bu kontrollerimiz, on günlük gibi, kısa bir müddet içinde, bilhassa tüc­carlarımızın da yakın alâkaları ve yardımlariyle müsbet neticeler ver­mektedir.

Demir, demir boru, saç, çimento, çuval, kanavi-çe, kereste, şeker gibi mühim maddelerden başka İstanbul, İzmir ve Ankara olmak üzere diğer "bazı şehirlerdeki stokların tesbiti için 119 firmada yapılan tetkikler ne­ticesinde elde edilen miktarlar şöyledir:

Bunların içinde hakikaten suç mevzuu olanlar ve satmaktan imtina gös­terenler derhal savcılığa teslim ve mallarına vaz'ıyed edilmiş, ihtiyaç sa­hiplerine tevzi olunmuştur.  (Bravo sesleri ve alkışlar).

Normal piyasa İhtiyacı için, verilen salâhiyetlere dayanılarak ihtiyaç nisbetinde dağıtılmaya başlanılmıştır.

Allaha cok şükürler olsun ki alman bu tedbirler karşısında birçok tüccar arkadaşlarımız elindeki malları kendiliklerinden ve yavaş yavaş müfet­tişlerimize, valiliklerimize bildirmeye başlamışlardır.

Arzettiğim gibi bu maddelerde tesbit edilen stokların normal şartlarla ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasını, suç tesbit edilen ahvalde ise, bu gibi­ler hakkında kanunî takibata girişilmesini sağlamaktayız.

Diğer taraftan, mevcut kanun ve kararların bugünkü ihtiyaçlara cevap vermiyen noksanlıklarını ikmal ve mevcut hükümlerin daha pratik şart­lar içinde tatbikini temin edebilmek gayesiyle, Vekâletimizde hazırlık­lar yapılmaktadır.

Ticaret odaları, sanayi odaları ve ticaret borsaları birliği bu espri içinde yapmakta olduğumuz hazırlıklarda ve çalışmalarda bizimle el ve işbir­liği etmektedir.

Büyük kalkınma hamleleri içinde bulunan memleketimizde, bu hamlele­rin doğurduğu bir takım iktisadî ve malî meseleler ve zorluklar daima. olacaktır.

Bu zorlukların göze alınmasını, müsbet neticeler elde etmek için tabiî, görmekteyiz.

Meselelerimizin devasının da, yine bu zorlukların içinde bulunduğunu bilmekteyiz.

Biz, buna mukabil, her, .türlü iktisadî tedbirler ve kontrollerle bu zorluk­ları bazı sahalarda tamamen bertaraf etmek, bir kısmında da asgarî hale indirmek suretiyle, içinde yaşadığımız intikal devresini muvaffakiyetle geçireceğimize ve iyi neticelere ulaştıracağımıza inanmaktayız.

Bu görüş ve anlayışla çalışmanın ve ilerlemenin daha müreffeh ve ileri bir Türkiye için zarurî olduğuna kani bulunuyoruz.

Türk - Yugoslav ve Yunan hükümetleri mütehassıs eksperlerinin yayın­ladıkları tebliğ:

5 Temmuz 1954

 

— Ankara :

Türk - Yugoslav ve Yunan hükümetleri mütehassıs eksperleri tarafın­dan Atinada yapılan toplantıları müteakip aşağıdaki tebliğ neşredil­miştir :

Üç memleket arasında bir ittifakname projesini tanzim etmekle vazife­lendirilmiş olarak 28 Haziranda Atinada toplantılarına başlamış olan Türk - Yugoslav ve Yunan mütehassıslarından mürekkep komisyon, iş­lerini 5 Temmuz öğleden evvel tamamlamıştır.

Müştereken tanzim edilmiş olan proje metni delegasyon reisleri tarafın­dan paraflanmış olup müşterek bir raporla birlikte üç hükümetin tetki­kine arzedilec ektir.

Bütün mesai boyunca karşılıklı bir anlayış ve itimadın hâkim bulunmuş-olduğunu her üç delegasyon hassaten tebarüz ettirmekle bahtiyardırlarMüteakiben maddelere geçildi. Maddelerin konuşulması sırasmda da. maddelerde değişiklik yapılmasını tazammun eyîiyen bazı takrirler kabul edildi ve maddeler bunlara göre değiştirilerek son seklini aldı. Tek­lifin dördüncü maddesinin kabul edilmesinden sonra celseye on dakika ara verildi.

İkinci celse acılrhsh zurnan riyaset kürsüsünü Refik Koralfan işgal etmektevdİ. Müteakip maddelerin kabulünden sonra, kanun teklifi acıkreye konuldu, reve iştirak edenlerin savısı 334 idi, bunlardan 309 u kabul, 25 i ise red oylarım kullandılar ve teklif de böylece müstaceliyetle ka­nunlaştı.

Kabul edilen kanun teklifinin maddeleri şunlardı:

Madde 1. — Umumî, mülhak ve hususî bütçeli idarelerle belediyeler ve bunlara bağlı idare, müessese ve tevekküllerden maaş alanlar (hâkim, subav. astsubav ve askerî memurlar hariç) tayinlerindeki usule göre men­sup oldukları vekplp'- i^re n-v"^PCe veya teşekkül emrine alınmak su­retiyle vazifeden uzaklaştırılabilirler.

Bu takdirde on beş seneden aşağı hizmeti olanlara dörtte bir, on beş se­neden virmi seneve kadar hizmeti olanlara üçte bir ve yirmi seneden fazla hizmeti olanlara varım maaşları nisbetinde ve vazifeden uzaklast1-nldıMari tarihi takip eden ay başından itibaren altı ay müddetle maaş verilir.

Bu müddet zarfında kurumlarınca teklif edilen eski vazifelerine eşit ve-va bh aşağı derecedeki vazifeleri kabul etmiyenlerle kendilerine h^-hanpn bir vazife verilmemiş bulunanlar hakkında emeklilik hükümleri tatbik olunur.

2556 sayılı hâkimler kanununun 82 nci maddesi hükmü mahfuzdur. An­cak mezkûr madde mucibince Vekâlet emrine alman hâkimler hakkın^ bu maddenin 5vS üncü fıkraları ve bu kanunun 3 üncü maddesi hü­kümleri tatbik olunur.

Madde 2. — Bu kanunun 1 inci maddesi, üniversitelerin kuruluş kadrola­rına dahil bilûmum mensurjları hakkında, senatonun mütalâası alındık­tan sortan Vrînin usulüne bakılmaksızın Maarif Vekili tarafından resen tatbik olunur.

'Madde 3. — Bu kanun gereğince ittihaz olunacak vazifeden uzaklaştırma "karar ve muamelelerinden dolayı bu muameleyi tatbik eden idare ve şa­hıslar aleyhine hiçbir idarî ve adlî kaza merciine müracaat olunamaz.

Bu madde hükmü iktisadî devlet teşekkülleri ve bunlara bağlı müessese ve kurumlarla sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ait olan müesseselerin vazifeden uzaklaştırılma karar ve muamelelerine de şamildir.

"Madde 4. — Memurin kanununa ek ve tadiUeriyle hususi teşkilât kanun­ları ve diğer bilcümle kanunların bu kanuna muhalif    hükümler müîgadir. Ten diğer söz alacak hatip arkadaşlarımıza da icap1 eden tavsiyelerde bu­lunacak ve arzı cevap edeceğim. Fakat sadece biraz evvel bu kürsüde"", konuşan arkadaşınım her şevde olduğu gibi bu tasarıda da memlekette âmme hizmetlerinin iyi görülmesi ve devlet memurunun politikadan -uzaklaştırılması esasını takip etmekte olmasına rağmen bunu tamamivle İDİr rejim meselesi yapmak ve Demokrat Partiye bir takım muzlim fikir "ve nivetler isnat etmek hevesivle yaptığı konuşma ve o konuşmanın sa­dece bu noktasına cevap vereceğim.

Muhterem arkadaşlar, basit bir mantıkla derhal keşfolunacak, ilk ba­kışta meydana çıkacak bir hakikattir ki, istibdadın ve tahakküm idare­sinin kurulması ile memur statüsü arasında bir münasebet aramak ta-mamivle beyhudedir. Arzedevim: 1945 vüma kadar bu memlekette tek -parti hâkimivetinin gereği gibi tatbik edilmekte olduğunu bilmiyen vevg reddedecek olan tek bir vatandaş zuhur etmez. Belki bir tek vatandaş vardır: O da benden biraz evvel bu kürsüden konuşan zat olabilir. Bu­nun dışında 1945 e kadar, di&er nartilerîn kurulmasına dünyada demok­ratik zaferin tahakkuk etmesine kadar Türkivede hiç biriniz, vicdanları­nızda red veya inkâr edemezsiniz ki memleketimizde cok esaslı bir ta­hakküm idaresi kurulmuştur. Bu tahakküm idaresi nasıl hâkim olmuş­tur?.. Memurun ve hâkimin teminatı vok mu idi?. Memurun da. hâkimin de teminatı vardı. Teminatların hepsi mevcut olduğu h^lde, üniversite muhtar bulundu&u halde vatandaşlar işkence içinde kalıyor, kütle ha-"linde kursuna dizilmekten geri kalmıvordu. Daha ötesi, hiç bir gazetede "bele^îveni-p edna hataların] dahi tenkit edebilmek imkânı mevcut de&iî-di. Müstakil mahkemeler, o muhteşem muhtariyete sahip üniversite ve insan haklarım koruvan bütün müesseseler ne istiklâl mahkemelerinin "havasını kaldırabi]mR ne takriri sükûn kanununun tesirini bertaraf ede­bilmiş ve ne de vatandaşların tabutluklarda işkence edilmelerini ve ne de kütle halinde kursuna dikilmelerini Önliyememiştir. Bu itibarla bun­larla memur statüsünü karıştırmak kafiyen caiz değildir.

Başvekilimiz memur statüsü mevzuunda en demokratik bir memleket olan İsvicrevi misal olarak zikretmiş bulunan muhalefet partisi sözcüsü­nün beyanatının bu kısmını da cevaplandırarak şöyle demiştir :

İste İsviçre: bu memleketin tepeden tırnağa kadar. A dan Z ve kadar demokrat bir memleket olduğunda şüphe yoktur. Bu demokrat metnlekette devlet memurla olan irtibatını ve senelik bir mukaveleve başla­mıştır. Her üc senenin bitimine üç ay kala va memur devlete artık ce­ninle cabsamıvacağım veva devlet senin mukaveleni tecdit etmiyeceğim demektedir. Demek oluvor ki İsviçre üç senelik bir devreyi kabul etmiştir. "Mahkeme.kadının mülkü olamaz» fehvasınca âciz. suiistimalci, mil­letin sırtından gerinen, memlekete bâr olan, halka kötü muamele vatan bir memur mutlak olarak 30 sene. 35 sene kalamaz. İsviçre hükümeti, devlete intisabından itibaren milletin sırtından de&il bÖvle 25 sene geçin­mesini, üç sene ve hattâ üc seneyi beklemeden dahi memurun hizmtine son vermektedir. Daha âcil sebeplerin vukuunda ise altı aylık memuru uzun müddet vekâlet emrine almadan derhal  redebilivor.  Şu noktavı bilhassa arzetmek isterim ki, vazifesinde âciz ve zararı dokunan bir me­muru, bu üç senelik haddi beklemeden derhal vazifesinden affedivor. Ya­ni devlet o memura diyor ki, ben senin hizmetinden bugünden itibaren artık müstağni kalmış bulunuyorum. Kanun İsviçre gibi en demokratik-bir memlekette bu şekilde bir hak tanımıştır.

Görüyorsunuz ki bir tarafta tabutluklar, 1946 seçimleri, Senirkent hâdi­sesi, valilerin parti reisi olmaları... Diğer tarafta memurin kanunu, vali­lerin,  memurların politikanın dışında  tutulmaları iddiası..   17  vekilden ibaret bir hükümet icraatını, tahakküm idaresini    memurlariyle    tatbiki-eder. 1945 senesine kadar bu memlekette devam ettirilmiş olan tahakküm: idaresi, kendilerinin ifadelerini doğru olarak kabul etsek bile, memurlar eliyle tatbik edilmiş bulunmaktadır. Kendileri İsviçreden bahsettiler.

Orada memurun, bu şekilde telâkki edilmesi onun hizmetinin üç yılhk bir devreye inhisar ettirilmesi gösterir ki, tahakkümle memur statüsünün hiç;, bir münasebeti yoktur. Fakat lisebebin minelesebap doya doya tahakküm. idaresini bu memlekette yaşattıktan sonra, iktidardan düşer düşmez bir­denbire «tahakküm idaresi kurmak istiyorlar»  silâhını bir türlü ellerin­den bırakmak  istemiyen  muarızlarım^  muhaliflerimiz  bu memur  sta­tüsü muvacehesinde ayni mariz iddiaları yüksek huzurunuzda ve büyük-milletin huzurunda tekrar etmekten çekinmediler.»

Başvekil Adnan Menderes Meclisin huzuruna getirilen tasarı ile bir ta­hakkümün asla bahis konusu olmadığını ve olamıyacağmı ifade ile konuş­masını şöyle bitirmiştir:

Muhterem arkadaşlar, şurasını ifade etmek lâzımgelir ki, bir tahakküm mevzuubahis değildir. Fakat hakikî mânasında Türk milletine, Türk dev­letine hizmet edecek olan bir memur sınıfı yaratmak mutlaka ve mutla­ka memurin kanununda, daha doğrusu memurlar statüsünde değişiklik yapmak hususuna bağlıdır. Eğer bir memur hiçbir suretle yerinden aynatılamaz bir hale getirilirse, ister istemez kendisini rehavete, beşerî za­afların pençesine kaptırmakta gecikmez. Bürokrasi dediğimiz yedi başlı ifrit bu memlekette memur statüsünün yanlış hükümlerinden ibarettir.

Bundan sonra devlet memuru dosya vücuda getirmek, mütemadiyen kâ­ğıt yazmak, kâğıtlarla kendisini müdafaa etmek yerine, bu tasarı kanuniyet kesbettiği takdirde, mutlaka iş yapmak ve vatandaşı memnun et­mek gayesinin esas olduğunu anlıyacaktır ve burada büyük lâf edenler-göreceklerdir ki, hiç birini kapı dışarı etmeden, böyle bir hal vukua gel­meden sadece statüye vaki olacak bir değişiklik yüzünden devlet memu­ru, kendisini rehavet ve dalâlete kaptırmış olanlardan bir kısmı dahi, hiçbir~ tedbire başvurmadan, yeni statünün tesiri altında ona göre hareket edip devlete faydalı olma yoluna girecektir.

Bir taraftan zulüm ve istibdadı istedikleri gibi tatbik ederler, diğer ta­raftan devlet memurlarını dahi milletin başına belâ ederler. Sonra, bü­tün bu tatbik ettikleri sistemi unuturlar da kalkarlar, bugün devlet me­murunu Türk milletinin hizmetinde bir unsur olarak çalıştırmak istiyen bir tasarıya türlü bühtan ve iftiralarda bulunmaktan çekinmezler. Ta­raf girane hareket, partizanca zihniyet ancak bundan ibarettir. Bunu terk-etmedikleri takdirde mütalâaları mutlaka hakikatin hilâfında ve dalâlet ifade edecek istikametlerde cereyan edecektir.»

Başvekilimizin ikinci konuşması:

İkinci defa söz alarak kürsüye gelen Başvekil Adnan Menderes ezcümle şunları söylemiştir :

«Muhalefet partisi sözcüsü, «eskiyi işhat etmek Başvekilin itiyadıdır» de­diler. Bana öyle geliyor ki, tam Ölçülü bir fikir edinebilmek için hâdise­leri seyirleri içinde takip etmek lâzımdır. Muhalefet partisi sözcüsünün bize eskiyi işhat etmek itiyadıdır demesine mukabil eskiyi işhatta ken­dilerinin daima mütevahhiş olduklarını ifade etmekle burada bir hakikati belirtmiş olmaktayız.

Muhterem arkadaşlar,

İntakı hak için dediler ki, bunun tek parti ile alâkası yoktur, memura hak veren kanun mutlakiyet idaresinde de vardı. Ben bugün ilk konuş­mamda da esasen bu tasarının rejim ile alâkası olmadığını ispat etmek ve bunun, sırf âmme hizmetlerinin en iyi şekilde görülmesi hususunun müteveccih bulunduğu şartları araştıran ve bunları tesbit eden bir me­mur statüsünü vücuda getirmek olduğunu belirtmek hususunda maruzat­ta bulundum. Binaenaleyh intakı hak kabilinden bu hususta söyledikle­rimi teyit etmiş oluyorlar, diyorlar ki: Bu memur teminatı mal emniyeti, can emniyeti demektir. Ben de şimdi kendilerine ayni şeyi söylüyorum:

Mutlakiyet devrinde mal ve can emniyeti, memurun teminatı mevcut olmasına rağmen bugünkünden daha mı iyi idi, daha iyi olması tasavvur olunabilir miydi?.. Hattâ mutlakiyet devrini bırakınız, cumhuriyet şekli altındaki mutlakiyet devrine intikal ettiğimiz zamanda da acaba mal, can emniyeti bugünkünden üstün mü idi?..

İşte ben bunun aksini ispat için tabutlukların mevcut olduğunu söyle­dim, kafile- kafile kurşuna dizilen vatandaşlardan, varlık vergisinden bahsettim. Ondan sonra da bütün sathı vatanda görülmemiş bir zorbalık hâdisesi olarak cereyan etmiş olan 1946 seçimlerini, Senirkent, Arslanköy hâdiselerini işaret ettim. Muhalefet sözcüsü ise bu misaller üzerinde kat­iyen durmadı.

Muhterem arkadaşlar,

Kanunun 39 uncu maddesi üzerinde iki üç defa tadil yapıldı. Bu tadil­lerde memurun vekâlet emrine alınma keyfiyeti hususunda «görülen lü­zum üzerine» hükmü mevcuttu. Bu hükmün tatbikatında Devlet Şûrası görülen lüzumun tesbit ve takdiri hususunu kendisine ait olarak telâkki ediyor, idare, yani kanunu tedvin edenler ise hayır, yazılı kanun hükmü­nü tedvin ederken bu takdiri hükümete vermiştir, binaenaleyh Devlet Şûrasının bu takdire müdahale etmesi kanunun hükmü dışındadır, diyorlardı. O zaman idare ve siyasî iktidar Halk Partisi mümessili er in­deydi.

Başvekil Adnan Menderes muhalefet sözcüsünün mukabil iddialarını ele alarak bunları birer birer cevaplandırmış ve şunları söylemiştir :

Şimdi, sözlerimize mukabele olmak üzere muhalefet sözcüsünün söylet dikleri sözleri takip edelim: Bu, mal emniyetidir, can emniyetidir, diyor­lar. Zannedersiniz ki bu kanun çıkınca Türkiyede artık ne mal, ne de can emniyeti kalacaktır.

Muhterem  arkad aşlar,

Böyle bir şey bahis mevzuu değildir. Bu memlekette can, mal, ırz emni­yetinin her suretle müemmen olmasına sabahtan akşama, iktidarınız ni-gâhbandır ve bunun sabık devirlerle asla kıyas kabul etmiyecek bir mü­kemmeliyette tahtı emniyete alınmış olduğunu kemali iftiharla bir defa daha söylemek mümkündür. Cereyan eden bütün hâdiseler ve son seçim­ler mal, namus ve can emniyetinin Türkiyede her zamandan daha iyi ta­hakkuk ettirilmiş  olduğu neticesini henüz dün tesbit etmiş bulunuyor.

Buna söz yoktur.

Muhalefet sözcüsü memurların teminatı mevzuunda şunu demek istedi:

Vaktiyle tek parti devrinde bahis konusu teminat memurda vardı, bu teminatı kaldırmak İstibdada matuf bir yoldu. Bu teminat mevcut iken şimdi gidilen yol istibdada, tahakküme götüren bir yol oolmak lâzımgelir. Pekâlâ biliyoruz ki, 1945 yılında ve ondan evvel bu memlekette tek parti hâkimiyeti daimdi, gereği gibi tatbik edilmekteydi. Onun yanında "bu tek parti hâkimiyetini ve istibdadı muhil ve dâfi telâkki olunan memur ve hâkim teminatı ve bilhassa muhteşem Üniversite muhtariyeti de mev­cuttu. İkisi kucak kucağa yaşamışlardır. Bu, bir hakikattir. O halde tek parti hâkimiyetini veya istibdadın sebep ve temellerini bir »memur sta­tüsünde aramak caiz değildir. İşte ilk konuşmamda müdafaa ettiğim hu­susa avdet etmiş oluyorum:

Bu teminatın mevcut olduğu zamanlarda başka şeyler de vardı. Bir ikin­ci 'parti kurmak gayri mümkündü, belediyelerden bahsetmek, tenkit et­mek gayri mümkündü. Çünkü gazeteler memurun statüsünde değişiklik oldu diye susmazlar. Gazeteler resmî ilân dolayısiyle de susmazlar. On­lar bir tek noktada gayet kolay susarlar: Hükümet telefonu açıp da «Se­nin gazeteni kapattım» diyebildi mi, artık ebediyen susarlar. Tek parti zamanında böyle idi. Bu memlekette hakikaten bahsolunacak geniş kö­tülükler olsaydı, memleket batıyor, memleket satılıyor gibi şeyler re­vaçta metalar olsaydı, bunları gazeteler de yazardı. Fakat millet bunları tutmuyor, çünkü hakikatle karşı karşıyadır. Bir memlekette matbuat serbestçe islerse, bir memlekette yapılan seçimler üzerinde, kasit olmak­sızın, bir şevler söylemek imkânı yoksa o memlekette demokratik lüb'ü cevher tahakkuk etmiş demektir.

Şimdi 'memur statüsü mevzuubahistir. Amma hizmetlerinin memleket ve vatandaş lehine en iyi şekilde ne suretle görülebileceği keyfiyeti mev­zuubahistir. Biz, bu mevzuu ele alarak soysuzlaştırıp iktidara hücumun bir silâhı haline getiriyoruz. Bu hal iledir ki maziye ircaı nazar etmek için bazı hâdiseleden bahsetmek mecburiyetinde kalıvoruz. Hükümet ic­raatının tatbikatı memurların eliyle oldu. bunda bütün memurlarımızı tecrim etmek yoluna gidecek değilim. İradei külliye iradei cüziyeye hâ­kim olmuştur. 1946 seçimlerinin nasıl cereyan ettiğini biliyorsunuz. 50 kaymakam, 15 valinin «bu böyle olamaz» demek imkânına sahip olması lâzımgelirken,  böyle  olmamıştır.  1946 seçimlerinde  50 -  100 kaymakam. 15-20 vali: «Hayır, ben mazbata tahrif edemem, sandık kıramam» diye-bilseydi, netice böyle olmazdı. Fakat diyemezdi. Şimdi biz o muhterem valilerle mesai teşriki halindeyiz ve onların mesailerine istiğna göster­mek niyetinde değiliz. Bunlar o devrin icapları idi. Fakat bugün onlar tamamiyle maziye intikal etmiştir. Eski kanunlarımızda bir âmiri mücbir tâbiri vardı. İşte bu âmiri mücbir hükümetti. Yalnız memura, üniversite ve hâkimlere bir takım teminat ve: salâhiyetler vermekle bu âmiri müc­bir sıfat ve vasfı kaybedilmez. Biz 1953 senesine kadar demokrasi pren­sipleri içinde memleketi idare edeceğiz. Demokrasi tekemmül ettirilen çektir.

Muhalefet gazete koleksiyonları ve bazı mehazlere müracaat'ettiği tak­dirde geçmişte olanların nelerden ibaret olduğunu, nasıl bir manzara ar-zettiğini bulabilir. Ben kendilerine yakıştıramıyorum. Bizim zamanımız­da böyle değildi, desinler. Bizim zamanımızda bu dedikleriniz olmad», desinler.,. Niçin demiyorlar?... Şayanı hayret olan budur. Arama geriye bakmayın, ileriye bakın diyorlar. Benim mazim yok, tıflı nevzadım, şim­di doğdum, ak ve pak karşınızdayım, demokrasi istiyorum, diyorlar. İstiyebilirsiniz, işinize geldiği için istiyebilirsiniz. Bu memleketin asayiş ve emniyetini istihsal etmek mevkiinde, mesuliyetinde, mecburiyetinde olan bir iktidar ile bu memleketin hudutlarını, iktisadî emniyetini, siyasî emniyetini ve âmme işlerinin çok iyi görülmesini ve ibadm hakkını mu­hafaza ve müdafaa etmek vazifesiyle muvazzaf olan bir hükümetin mec­buriyetleri karşısında öte taraftan «hele altı üstüne gelsin, belki daha iyi olur, üstünde ne gördük ki, belki altı üstünden iyidir» deyip «şunu da isterim, bunu da isterim» demek suretiyle dünü tamamen inkâr eden ve inkârı gözünüzün içine bakarak yapan insanların arzu ve istekleri baş­kadır. Biz mesuliyetimiz altında olan her şeyi çetin ve şiddetli mücade­lelerle kendilerinden aldık. Son yapılan mücadelede vatan haini oldu­ğumuz milletin huzurunda ifade edildi. Birçok kötü iddialar millet vic­danına, kulağına en geniş Ölçüde söylendi, devlet radyosundan memleketi sattığımız bildirildi. 20 dönümden fazla tarlaların alınacağı, Amerikalı­lara verileceği, 50 taneden fazla zeytin ağaçlarının da alınıp Amerikalıla­ra verileceği ifade edildi. Bunları talî derecede olanlar değil, ikinci, üçün­cü derecedeki adamlar söyledi.

Biz memur statüsünü ele aldığımız zaman da demokrasiden bahsedenler, demokrasi ve hürriyet ortadan kalkıyor diyenler, seçime tekaddüm eden günlerde, seçim mücadelesi esnasında iktidara geldikleri takdirde bize nasıl muamele edeceklerini tebyin eden sözlerinin henüz mürekkebi kurumamış olarak karşımızdadırlar. Onlar bugün tatbik edecekleri zor re­jiminin bütün esbabını orada izah etmiş bulunuyorlar. Dünyanın en yüksek jürisi karşısında, konuştuklarını ortaya koymak suretiyle, huzuru mahşerde, huzuru kibriyada dâvamızı ispat etmeğe hazırız.»

Başvekilimiz muhalefetin, memuru teminat hakkından mahrum bırakf-manm insanî olmadığı ve sosyal adalete uygun bulunmadığı yolundaki iddiasında düştüğü tenakuzu belirtmiş ve bu konuda şunları söylemiştir:

Muhalefet arkadaşlarımın vicdanları çok rakiktir. Onlar, memuru temi­nat hakkından mahrum bırakmanın insanî olmadığını, sosyal adalete uygun bulunmadığını söylüyorlar.

Muhterem arkadaglar,

Ecir vaziyetinde olan insanlar Tiirkiyede sadece devlet memurundan iba-ret degildir. Ote tarafta bankalarda, ticarethanelerde, §irketlerde, firm-larda on binlerce, yiiz binlerce, milyonlarca vatandagimiz ecir halinde gali^maktadir. Onlarm is kanununun teminatmin btesinde bir teminat-lan yoktur. Halbuki onlarm bu vaziyetlerini sosyal adalete miinafi ad-detmiyorlar. Sosyal adalet yalniz devlet memurunun iizerindedir Haddi zatmda sosyal adalet devlet memurunun uzerinde de g6rulmuor. Qunku devlet memuru iki kategoriye aynlmis, birisine iicretli, digerine maash denilmistir. Maaglilar devletin bir parga.si, kendiliginden devleti temsil edenlerin ta kendisi telakki edilmis., ote tarafta bir kategoriye bu temi-natm hit; birisi bahsolunmamistir.

Muhterem  arkadas.lar,

Devlet memuru meselesinir zimnmda ve temelinde amme hizmetlerinin iyi goriilmesi gayesi yatar. Amme hizmetlerinin iyi gbriilmesi gayesi bazi tezahuratiyle bir takim tadilati istilzam edeeek bir manzara gosterirse o tedbirleri almaktan elbette kacmilmaz. Memleketimizde islerin siiratle gitmediginden dolayi kendileri de miistekidirler. Devlet kapilarmda isjer iyi gitmez, bankalar iyi iglear. Tasawur buyurun ki bankalarda memurun hig birisi teminat sahibi degildir. Bizde islerin iyi gitmedigini ifadje ve ispat igin tapu dairesi, hukuk dairesi vesaire gibi §eyler ileri siirerler. Bun-dan basjka arazi davalan iginde yirmi senelik olanlari da pekala bilinir.

Bu memlekette bazi islerin ne derece ihmale, tezeb2u.be ugradigini hepi-niz bilirsiniz. Bundan hepiniz mustekisiniz.»

Bas.vekil Adnan Menderes memlekette yapilan biiyiik iktisadi hamleler, di§ siyasette askerlikte elde edilen muvaffakiyetler yamnda idare meka-nizmasindaki aksakliklara temas ederek demistir ki:

Bu memlekette bir takim biiyiik iktisadi hamleler yapilmaktadir. Dis. si­yasette, askerlikte biiyiik muvaffakiyetler elde edilmektedir. Fakat ad-ministrasyonun revisinde gok defalar itaba maruz kalmisizdir. Bu vaziyet-ler kabili miinakasadir.

Memurun hukukundan bahsediliyor. Amme hizmeti goren memurun hukuku yamnda bir de 24 milyon vatandasm menfaati vardir. Biz hukuku ibadin koruyucuyuz, mesuliiyuz. Ahmet beyin, Mehmet beyin hakki haktir, fakat beri taraftan milletin hakki mevzuubahis degilidr, ammenin hakki mevzuubahis degildir. Mahkemelerden kovulan, dairelerden kovulan, bed muamele goren, hatta sirasinda kendisi icin daha uygun telakki edilen bir idareyi desteklemek hususunda ciir'etkar hareketlere gecmek-te beis gbrmiyen bazi kimseler devlet islerinin basmda haktan hukuktan bahsederler, ote tarafta ibadullahm hakki tamamiyle ihmal olunur. Bu dogru degildir.

Muhterem arkadasjar,

Biz devlet memurunu bu kanunla kendi emrimize sevketmek istiyormuşuz. Bu buhtam kulliyen reddederiz. Eger boyle bir niyetimiz olsaydi da-ha evvelden yapardik. Biliyorsunuz ki, segimlere pervasiz olarak, demok-ratik anlayisla girdik. Hatta mazbatalanmizm tasdiki selahiyetini dahi memurlara tevdi ettik. Bu selahiyetleri iyi kullandilar mi, kullanmadilar mi? O ba§ka bahis. Uzerinde durmiyacagim. Fakat biz, dört senelik iktidanmizin ba§inda i§ gormeye baglarken ve i§ gorme imkanlanni bu memlekette hazirlarken, bir surii bi sud dedikodular ve vatandaglar arasmda ugurumlar agacak' bir takim sebeplerin tasfiyesi liizumuna kaniiz. Bu memleketin 60-80 bin sandigmdan segilerek gelen vatan evlatlarim vatan satiyorlar» dedikodusundan kurtarmak istiyoruz. Bir takim batak-liklarm kurumasi lazim geldigine kaniiz. Bu batakliklan kurutarak mem-lekette salim bir siyasi hayatm geli§mesini yarina takaddiim etmek endiesi ile zaruri telakki etmekteyiz.Memleket az buhranlar gecirmedi. Her tarafta kiyamlar oldu, giinde 14 Ataturk heykeli kinldi, Ankara'da goforler bir gun sabahtan ak§ama kadar vaziyete hakim oldular, istan-bul'da bir takim genp vatanda^lar gece sokaga ugradilar, sabahtan ak§a-ma bu memlekette olmiyacak sebeplerden dolayi tahrikler neticesi bis? takim hareketlere gegilmek te^ebbiisleri yapildi. Hatta Demokrat Parti iktidannm 1951 den 1952 ye kadar dahi deyam edebilecegi siipheli bir manzara olarak telakki edilmege baglandi. Hamdolsun bunlann hepsi, o zamanki iktidarm serin kanhhgi, yerinde aldigi tedbirler ve bilhassa de-mokrasi prensiplerine sadakati sayesinde atlatildi ve yeni devrelere gok buyiik emniyet icinde girildi. Fakat sabahtan aksama soviilen, en seni if-tira ve ithamlar altmda bulundurulan hukumetin ve otoritelerin bir giin vazife goremez hale gelmesi muhtemel olabilirdi. Biz vatandaslarin hiir-riyetlerine, baskalannm hiirriyetlerine tecaviiz etmemek ^artiyle, sonu-na kadar riayet ve hiirmet hissiyle mutehalliyiz. Fakat hiirriyeti yok et­mek igin tesebbiisler, hiirriyetlere taarruz vaki olursa, elbette onlann la-yik olduklari mukabeleyi gormeleri icap eder.

Muhalefet sozciisu arkadasimiz diyor ki: Teftis organlan kurulmus.tur, bunun iletilmesi kafidir. Bunu devlet hizmetindeki organlara gordiire bilirsiniz. Eger biraz emek sarfedip bu mevzuda tatbik edilen rakamlan arastirmi§ olsalardi, kendi zamanlariyle bizim zamanimiz arasmda 300.000 i a§an memurlar arasmda ceza gorenlerin farkmi, kurulmus oldugunu ifade et-tigi mekanizmanm nasil isleyemez bir netice aldigmi kendiliginden b'g~ renebilirlerdi. Maalesef boyle bir tetkik yapmis degillerdir. Halbuki ben biliyoruiTL sizlerin sikavet ettiginiz memur kac 10 binlerledir. Bunlara kars.i hakkm oyle muhkem^ kayitlariyle baglismiz ki, birsey yapamazsi-niz. Ben surayi devlete hak veririm. O obiektif deliller ister. Halbuki ci-karma miiess-esesi 3 senede ise son veriyor ve obiektif deliller demiyor. tic senede vekalet emrine almak gikarma miiessesesinde vardir. Bu iti-barla bahsettikleri miiessesenin    iglemedigini de hatirlatmak lazimdir.

Bundan ba§ka yine hayattan aldiklan tecriibelere istinaden ve vicdanla-rma hitap ederek hatirlatmak isterim: Butiin hakikatleri acaba obiektif delillerle tesbit etmek miimkun miidiir? Objektif delillerle tesbit edilebilenlerin ötesinde bu dünyada suç islenmez mi?. Böyle birşey söyleme­ğe imkân yoktur. Yanlış bir zihniyet de, hükümet denilen teşekkülün, âdeta bir gangster gibi hareket edeceği ve azıcık tasarruf sahası buldu mu, derhal selâhiyetleri mutlaka kötüye kullanacağı kanaatinin hâkim olmasıdır.

Muhterem arkadaşlar.

Ben açık konuşan bir insanım ve icap ederse Türk milletinin huzurunda ispata hazırım: O1 düsturu mükerrem denilen müessesenin zamanında ne-dereceye kadar haktan inhiraf ettiğini Türk milletinin ve dünyanın hu­zurunda ispat edecek vaziyetteyim. Hatta bunların millî iradeyi tağşiş etmek istidadını gösterdiği anlar ve zamanlar olmuştur. Bu bahsi bura­da "bırakalım. Ancak, hükümete selâhiyet verildiği takdirde tıpkı yanke­siciler, yol kesiciler gibi, mütecaviz, rnütearrız gibi kendisine verilen selâ-hiyeti mutlaka kötüye kullanır, fikri acaba nereden gelmektedir? Mem­leketin kaderini tevdi ettiğiniz hükümete harbe girme, harpten çıkma yetkisini veriyorsunuz, muhterem arkadaşlar, bu ademi itimad niçin?..

Başvekil Adnan Menderes bu ademi itimadın sebebini şöyle tahlil etmiş­tir :      

Bunun tek sebebi vardır: Vatandaş olan muhterem insanlar hükümete geldikten sonra mutlaka şaibeli insanlar haline gelir. Bunun sebebi ise siyasete intisap etmek demek oluyor. Halbuki biz siyasete intisap etme­yi yüksek bir ahlâkın mevcudiyetine bağlı bir mesai tarzı olarak telâkki etmekteyiz. Biz siyaseti dalavere telâkki etmiyoruz. Dün söylediğini ta­mamen unutarak onun aksi istikamette yürümeyi siyaset icabı değil, si­yasetin red ve nehyettiği, levm ettiği, takbih ettiği bir hâdise, bir vaziyet addediyoruz.

Muhterem arkadaşlar,

Getirdiğimiz tasarı bu memlekette bürokrasi derdine mühim nisbette son. verecektir. Bunu itmam edici bazı tedbirler de lâhik olduğu takdirde bu çok şikâyet ettiğimiz ve amme işlerinin görülmesini mühim Ölçüde ge­ciktiren ve vatandaşlarımızı ıztıraba sevkeden memleket menfaatlerini yok eden bürokrasi belâsına büyük bir darbe vurmuş olacağız. Bunun ne­ticesinde amme hizmetleri çok daha iyi görülecektir. Ondan sonra hiç şüpheniz olmasın ki, hükümet âdil olmayan, haksız olan yolda yürümek niyetinde bulunmıyacaktır. Bu, kendi iyiliğinden değildir, yüksek mura­kabenize tâbi olmanın, millî murakabeye tâbi olmanın bir neticesi olarak ortaya çıkacaktır. Meselâ 25 seneye indirme salâhiyetini aldığımız gün­den bugüne kadar haksız olarak çıkardığımız bir tek memur mevcut ol­saydı, muhterem murakiplerimiz, hatta kusura bakmasınlar insafsız murak ipi erimizin o haksız vakayı derhal bu kürsüye getireceklerinde en ııfak bir tereddüdümüz yoktur. Halbuki o kanun çıktığı zaman da artık bu memlekette hürriyet kalmadı, bundan sonra bu hürriyete fatiha oku­mak lâzımgelir, denilmişti. Görüyorsunuz ki bundan hiç birşey çıkmadı.

Başvekilimiz Adnan Menderes Meclise sunulan bu tasarı ile memur se­viyesinin yükseltilmekte olduğunu ve bu tasarının memura daha iyi çalışmak mistir : imkânını vereceğini belirttikten sonra konuşmasına şöyle son ver«Şurasını nazarı dikkatinize arzedeyim: Bu getirdiğimiz tasarının ka­nunla şmas iyi e devlet memurumuzun seviyesini yükseltmekteyiz. Çünkü, objektif kaidelerin ve kanunların muayyen müesseseleri tekemmül ettir­mede muayyen zümrelere daha iyi çalışma imkânları vermekte veya on­ların iş ve çalışma ahlâkını bozmadaki tesirleri gayri kabili inkârdır. Bu itibarla bu getirdiğimiz tasarı kanuniyet kesbettiği takdirde bizzat me­mur vatandaşlarımız daha iyi iş görmenin hazzı içinde ve onun temin ede­ceği maddî, manevî refahın saadeti içinde olacaklardır ve şu kürsüden hükümet olarak nihayet muhalefet arkadaşlarımdan kimsenin ve ne de iktidar partisinden sizlerin herhangi birinizin: «Şu muameleyi haksız ola­rak tatbik ettiniz» diye bir itabınıza maruz kalmıyacağımızdan emin ol­duğumuzu, bu derece emniyet içinde konuştuğumuzu ifade etmek İste­rim. Binnetice bu kanun siyasî hayatımızda ve idare hayatımızda hiç kimseyi incitmeden, memleketin üzerinde var olan ve işleri engellî-yen birtakım müşkülleri ve mânileri ortadan kaldırmaktan başka bir ne­tice vermiyecektir.

Nato seyyar sergisinin açılması münasebetiyle Nato İGenel Sekreter yar­dımcısının ve Devlet Vekili F. R. Zorlu'ntın hitabeleri:

17 Temmuz 1954

 

— İstanbul:

Şehrimizde bulunan Nato Genel Sekreter yardımcısı Rene Sergent, Nato seyyar sergisinin açılması münasebetiyle bugün Taksim'de şu hitabede bulunmuştur :

«Sayın. Başvekil yardımcısı, say m Millî Savunma Vekili, sayın vekiller, saym Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, sayın Vali, sayın kumandanlar, baylar...

Sizlere hitap eden, Kuzey Atlantik antlaşması ismiyle anılan teşkilâtta Lord İsmay'm yakın mesai arkadaşlarından biridir.

Bu milletlerarası sekreter yanın Ödevi, teşkilâtın en yüksek mercii olan ve Ekselans Fatin Rüştü Zorlu'nun hükümet içinde deruhte ettiği vazife­ye rağmen şahsî ilgisini kesmediği konsey'e hizmet etmektir.

Sizlere ilk evvelâ, memleketinizin samimî dostu ve Atlantik camiasının sembolü Lord İsmay adına sulh yolu sergisinin açılış törenine şeref ver­mekle bizleri ne kadar mütehassis ettiğinizi ifade etmek isterim.

Bütün tevazuuna rağmen bu serginin sembolik bir kıymeti ve bir de id­diası vardır.

İlk evvelâ bizatihi tertibi bakımından sembolik bir değer taşır. İhtiva et­tiği malzeme, müşterek teşkilâtımızdaki diğer emsali gibi, karşılıklı yar­dım, kollektif gayret ve şahsî insiyatif mahsulüdür. Serginin mülhem olduğu fikir Paris'teki teşkilâtımızda olgunlaşmış ve Ankara tarafından tasvip edilmiştir. Sergiyi aziz memleketinizde teşhir etmek ise Türk askerî makamlarına terettüp edecektir.Bu mütevazı kervan, sinesinde Atlantik camiası üyesi 14 memleketin gün­lük teşriki mesai esasını teşkil eden metodlan toplamış bulunmaktadır.Sulh yolu sergisini tertipliyenlerin hedefi de Türk halkına bilmem lü­zum vsr mı? Atlantik camiasının esas prensiplerini bir kere daha ha­tırlatmaktır ki onlar da şunlardır : Müşterek medeniyetimizin kültürel ve manevî değeri ve maddî refah an­layışı. Yakın tarihinde Türkiye kadar acaba hangi memleket, hür demok­rasinin esası olan, halkının refah ve kültürünü yükseltmeye emek sarfetmiştir? Bu maddî ve manevî kıymetleri, onları dağıtarak mukabilinde, bizce her şeyden üstün olan hürriyetten mahrum, ruhsuz bir materyalizm vadedenlere karşı korumak. Şu soğuk harp senelerinde acaba hangi memleket bu aziz varlıkları Tür­kiye kadar korumak azminde bulunmuştur?İç politika veya üye memleketler hususî menfaatleri endişesinden azade bir müşterek hareket birliği.Muhtemel mütecavizin saldırma imkânları ve imha malzemesi arttıkça birliğimizin lüzumu da o nisbette kendini göstermektedir. Mütecaviz bu birliği çözmeye gayret ettikçe birliğimiz bir kaya gibi yekpare ayakta durmaktadır.

Acaba hangi memleket Türkiye kadar bu birliğin bekamızın esası oldu­ğunu ve şayet günün birinde silâha sarılmaya mecbur edilirsek yakm ve­ya uzak bütün müttefiklerin iman ve karşılıklı yardımlarının her birimi­zin kurtuluş mesnedi olduğunu anlamıştır.

Sayın Başvekil yardımcısı, sözlerime son verirken bütün Türk halkının. takdirine arzedilen sulh yolu sergisine iyi talihler dilerim.»

—İstanbul:

İstanbula gelmiş bulunan Nato seyyar sergisi bugün saat 11 de Taksim­de açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan merasimde Devlet Vekili ve Başvekil yardımcı­sı Fatin Rüştü Zorlu, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. GÖkay, Nato Genel Sekreter yardım­cısı Rene Sergent, Belediye ve Şehir Meclisi üyeleri, sivil ve askerî erkân, muhtelif teşekküller temsilcileri ve kalabalık bir halk kitlesi hazır bu­lunmuştur.

Saat 11 de askerî bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile serginin ön tarafın­daki direklere Kuzey Atlantik Paktı andlaşmasma dahil 14 memleketin bayrakları çekilmiş, şehrimizde bulunan Nato Genel Sekreter yardımcı­sı Rene Sergent bir konuşma yaparak Kuzey Atlantik Paktı andlaşmasın mana ve ehemmiyetini ve müşterek çalışmalardan elde edilen neti­celeri belirttikten sonra serginin sağlıyacağı faydaları ifade etmiştir.Bundan, sonra Devlet Vekili ve Başvekil yardımcısı FaÜn Rüştü Zorlu "bir hitabede bulunarak demiştir ki :

Muhterem davetliler, vatandaşlarım,

Görmek üzere bulunduğunuz seyyar  Nato sergisi halkımıza Kuzey At­lantik andlasması teşkilâtının gaye, mahiyet ve şümulünü ve bu teşkilât İçinde memleketimizin mevkiini, basit olduğu kadar vazıh bir şekilde belirtmek maksadiyle tertip  edilmiştir.

Sergi memleketimizde birkaç ay kalacak ve muhtelif şehirlerimizde teşhir  olunacaktır.

Bilindiği gibi, Kuzey Atlantik andlasması teşkilâtı, bütün mevcudiyetle­ri ile bağlı bulundukları hürriyet ve istiklâllerini herhangi bir taarruza karşı her ne bahasına olursa olsun münferiden olduğu gibi müştereken de korumak azmi ile ittifak eden 14 sulhsever milletin meydana getirdi­ği, sulh ve emniyeti temine matuf bir işbirliği teşkilâtıdır. İkinci Cihan Harbinin büyük felâketlerini, acılarını ve tahribatını görmüş olan sulhsever milletler harpten sonra yaralarını sarabilmek, yakılıp yılmış olan memleketlerini yeniden imar etmek, sarsılan iktisadiyatları­nı yeniden sağlam esaslara bağlamak üzere dünya sulh ve emniyetinin avdet edeceğini umdular. Bu ümide müsteniden    ordular terhis olundu, millî sanayi ve ekonomiler sulh ekonomisine göre ayarlandı ve umumi­yetle bir sulh devresine hazırlanıldı.

Sunu da ilâve edeyim ki, dünyanın bu huzursuz havası, birçok sivasî gö-TÜsmelere, konferanslara, temas ve gayreTürkiye'ye verilen 28 adet F-86-E tipi tepkili av uçaklarının 6 uçaklık ilk partisinin teslimi münasebetiyle Devlet Vekili ve Başvekil yardımcısj Tatin Rüştü Zorlu'nun Nato konseyi    ikinci reisi ve Nato umumî kâtibi "Xord İsmav'a ve Nato nezdindeki Kanada daimî delegesi Büyükelçi Wil-•gres'e ve Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'in Kanada Müdafaa Na­zırı Ekselans Ralph Campney'e ve Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Or­general Nurettin Baransel'in Kanada Kurmay Başkanları komitesi reisi general Foulkes'e çektikleri telgrafların metinleri aşağıdadır:

Lord îsmay

Nato Konseyi îkinci Reisi ve Nato Umumî Kâtibi Kanada tarafından Türkiye'ye hediye edilen 82 adet F-86-E «Sabre» tep­kili uçaklarından ilk partisinin Türk hükümetine devrü teslimi münase­betiyle göndermiş olduğunuz pek nâzik mesai, bugün, bu vesileyle Eskisehir hava üssünde yapılmış olan merasim esnasında okunmuş bulunmak­ladır.

Ondört devletin kudretli ittifakını temsil.eden ekselansınızın bu mesaiı, '"Türk milletini, hükümetini ve silâhlı kuvvetlerini fevkalâde memnun ve mütehassis etmiştir.

Derin teşekkürlerimi arz ederim.

Fatin Rüştü Zorlu Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısı

Büyükelçi  Vilgress

7-Tato Nezdindeki Kanada Daimî Delegesi

Kanada tarafından Türkİve'ye hediye edilen 82 adet «Sabre» tepkili avp Mprırnn 6 fcayvarelik birinci partisini bugün Eskişehir hava üssünde "Türk hükümeti adına teslim almış bulunuyorum.

T3u münasebetle, dost ve müttefik Kanada'nm Türk silâhlı kuvvetlim» yamakta olduğu .bütün kıvmetli vardımlar karşısında duyduğum derin şükran hislerini ifade etmek isterim.

Fatin Rüştü Zorlu

Devlet Vekili ve Başvekil Yardımcısı 'Ekselans Ralph Campney

Kanada Müdafaa Nazırı

Kanada karşılıklı yardım programı dairesinde Türkiye'ye verilen 82 adet F-86-E «Sabre» tepkili av uçaklarının 6 tayyarelik ilk partisinin teslimi -esnasında yapılan merasim vesilesiyle, zatı devletlerine, hükümetim ve şahsım adına teşekkürlerimi takdim ederken, bu kıymetli ve kudretli uçakların, yalnız Türkiye'nin değil, fakat, bütün Nato camiasının savunanası için hayırlı olmasını bütün kalbimle temenni ederim.

Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes

tlere rağmen el'an devam el­emektedir ve bu korkunç tecavüz tehdidinin ortadan kalktığına veva kalkacağına dair en ufak bir emare dahi yoktur. Yapılmakta olan sözde sulhcu Drooagandalara rağmen son hâdiseler maalesef bu görüşü teyid et­mektedir.

~Bu vaziyet muvacehesinde, realiteleri gören ve dünyada sulh ve emniye­tin ancak muhtemel bir mütecavizin tecavüz emelini kıracak derecede kuvvetli ve tedbirli olmakla temin olunabileceğine inanan hür ve sulhsever devletler, hürrivet ve istiklâllerini ve demokratik müesseselerini ko­rumak için her türlü imkân ve kuvvetlerini bir araya getirmek gayesiy­le Kuzey Atlantik andlasmasını imzalamışlardır.

Bu suretle mevdana getirilen Nato teşkilâtı, andlaşma sahasının sulh ve emniyetini temine matuf bir müdafaa ittifakıdır. Bugünkü dünva şartları altında Nato memleketleri için hiç şüphesiz mü­dafaa hazırlıkları ve faaliyetleri birinci derecede ehemmiyet taşımakta pilot yetiştirmek üzere bu programa üç sene daha devam etmeyi tasar­lamaktadır.Bir pilotun eğitim masrafının 60.000 dolara baliğ oluşu ve bu eğitim prog­ramının icabı olarak Kanada müdafaa masraflarının 225.000.000 dolar art­mış olması hava eğitim programımızın Nato'ya iştirakimizin mühim bir unsuru olarak telâkki edilmesi imkânını bize vermektedir. Bu eğitim prog­ramı dairesinde Türk hava kuvvetleri pilotlarını misafir etmekle, Kanada'nm büyük bir bahtiyarlık duyduğunu tebarüz ettirmek isterim.Kanada'n, Nato'ya. diğer yardımı Kanada karşılıklı yardım programı­dır. Atlantik andlaşmasmm 6 ncı yılının sonunda, Kanada askerî malze­me olarak Nato devletlerine, kıymeti 800 milyon doları asan malzeme yar-dımıda bulunmuş olacaktır, bu yardım Nato memleketlerine Nato askerî makamlarının tavsiyelerine uyularak ve her âza memleketin ihtiyaçları nazarı itibare alınarak yapılmaktadır. Kanada, Türkiye'ye skerî malzeme yardımına 1953 yılında başlamış olup şimdiye kadar verilmiş veya veril­mesi mukarrer olan kara, deniz ve hava malzemesinin yekûnu 70 milyon doları mütecavizdir.

Bugünkü merasim sadece, Türk hava kuvvetlerine yapılan yardım ile il­gili olup bu altı tayyare, verilmesi mukarrer olan 80 i mütecaviz tepkili uçağın ilk partisini teşkil etmektedir. Bu tayyareler, yedek motorları ile hirlikte verilmekte olup ayrıca 195 motor ve bir yıllık yedek parça da harekât yedeği olarak bunlara ilâve edilecektir. Bu devreden sonra da, yedek parça ikmaline, Kanada ve Birleşik Amerika müştereken devam edeceklerdir. Türk havacılarının, bu tayyarelere alışmalarını temin et­mek üzere Kanada hükümeti, Türk hava personeli için teknik yardım­larda bulunmakta ve Türk arkadaşlariyle beraber çalışmak üzere tek­nik personel temin etmektedir.

Atlantik andlaşması teşkilâtı âzası olmıyan devletler mensubini tarafın­dan, bana, sık sık, Kanada'nm niçin bu büyük yardım masraflaTina kat­landığı sorulmuştur. Bu sualin cevabı, Kanada Başvekili Ekselans Saint-laurent'nın bu merasim vesilesiyle Türk milletine hitaben okunmak üze­re bana göndermiş bulunduğu, şimdi almış olduğum mesajında, saraha­ten mevcuttur. Mesaim metnini okuyorum:

«Bu merasim vesilesiyle Türk milletine bir mesai göndermek benim için büyük bir zevk ve şeref teşkil etmektedir. Bugün Türkiye. Kanada karşılıklı yardım programından kendisine hediye edilen 80'i mütecaviz «Sabre» tepkili av uçağının ilk partisini almaktadır.

Şüphesiz ki, bu tayyarelerden bir kısmı. Kanada'da, Kanada kraliyet ha­va kuvvetleri içerisinde eğitim görmüş ve hâlen görmekte olan Türk pi­lotları tarafından kullanılacaktır. Biz bu gençleri, memleketimizde hara­retle misafir ediyor ve onların, Türk hava kuvvetleri içinde sahip olar cakları mevkiin ehemmiyetini müdrik bulunuyoruz. Biz Kaanadalılar coğrafî bakımdan sizlerden, dünyamızın yarışma- muadil bir mesafe ile ayrılmış bulunmamıza rağmen, hakikatte Nato camiası içerisinde, birbi­rimize en sıkı bağlarla bağlanmış bulunuyoruz. Sulhsever hür milletle­rin aralarındaki bu ittifaka teker teker her birinin istiklâl ve emniyeti bağlı bulunuyor.

Sözlerimi bitirirken, Türk milletinin kanada milletine karşı olan teşek­kür, sevgi ve kardeşlik hislerini belirtmek şerefine nail olmaktan dolayı duyduğum bahtiyarlığı ifade etmek isterim.

«Sayın büyükelçi, sayın dinleyicilerim,

Kanada tarafından memleketimize hediye edilen «Sabre» uçaklarının ilk partisini, Türk hükümeti namına teslim almakta büyük şeref ve bahti­yarlık duymaktayım.

"Hükümetimizin ve milletimizin bu yardımlardan dolayı Kanada hükü­meti ve milletine karşı duyduğu şükran hislerini iblâğ etmesini saym büyükelçiden bilhassa rica ederim.

Sayın büyükelçiye, aynı zamanda, gerek kendisi, gerek hükümeti namı­na memleketimiz hakkında sarfeylediği dostane sözlerden dolayı teşek­kür etmeyi zevkli bir vazife bilirim.

Muhterem dinleyicilerim,

"Bildiğiniz gibi, Nato yani Şimalî Atlantik Andlasması Teşkilâtı, hürriye­ti seven ve demokrasi içinde müstakil ve insanda yaşamayı arzu eden milletlerin istiklâllerini ve müşterek medeniyetimizi muhtemel bir teca­vüze karşı korumak iradelerinden doğmuştur.

Bu andlaşma, aynı zamanda, âkid on dört devletin, sulhu korumak ic:n aralarında tesis ettikleri sıkı tesanüt, işbirliği ve kardeşliğin bir ifade­sidir.

Muhterem dinleyicilerim,

Filhakika, büyük dost ve müttefikimiz Birleşik Amerika'nın silâhlı kuv­vetlerimize yaptığı, müteşekkiri bulunduğumuz büyük yardımlar ve Na­to müşterek enfrastrüktür programı kanaliyle on dört müttefikin iştira­ki ile memleketimizde inşa edilen hava meydanları, akaryakıt boru ve depoları, telli ve telsiz muhabere şebekeleri, deniz üsleri, elektronik te­sisler ve harp karargâhları meydandadır.

Bugün de, dost ve müttefik Kanada'nm geçen yıldanberi gittikçe artan bir şekilde silâhlı kuvvetlerimize yapmakta olduğu yardımların en ehem­miyetlisini müşahede etmekteyiz. Türk havalarının müdafaası için Türk hava kuvvetleri içerisinde müessir bir rol alacak olan kudretli ve mo­dern tepkili av uçaklarının ilk partisi memleketimize gelmiş bulunuyor.

Bunun mânası üzerinde ne kadar durulsa azdır. Birbirlerinden bu kadar uzakta, fakat, düşünüş bakımından birbirlerine bu kadar yakır memle­ketlerin, dünya sulhu mevzuubahs olunca ne kadar diğergâm bir işbirliği kurabilmeye muktedir olduklarını bütün dünya bu suretle açıkça gör­mektedir.

Sayın büyükelçi, sayın dinleyicilerim,

Kanada'nın kıymetli yardımları vesilesiyle, Türk hükümetinin müşte­rek savunma hususundaki düşüncelerini bir defa daha açıklamak isterim.

Türkiye, kifayetli bir askerî kudretin ancak sağlam bir iktisadî bünyeye dayanması şartiyle idame ettirilebileceği kanaatindedir. Büyük tehlike­ye karşı koyabilecek kifayette bir askerî kudreti tesis etmekle, iktisadî muvazeneyi muhafaza etmek, muhakkak surette gayri kabili telif gaye­ler değildir. Bu bakımdan, üzerinde durulacak askerî ve iktisadî mahiyet­te tedbirlerin yanında, fedakârlık zihniyetinin ve kuvvetli bir moralin mevcudiyetinin ehemmiyeti aşikârdır.

İktisadî kalkınma Türk milleti için başlı başına gaye değildir. Şüphesiz,. Türk milleti, hakkı olan refah seviyesine kavuşmak için büyük hamle­ler yapmaktadır. Ancak, bunun yanında biz, millet ve hükümet olarak, iktisadî inkişafımızın, munzam kaynaklar temini suretiyle silâhlı kuv­vetlerimizin geliştirilmesini sağlıyacağmı düşünmekte ve bugünkü şe­rait içinde iktisadî kalkınmamızı bilhassa bunun için arzu etmekteyiz.

Saym büyükelçi, sayın dinleyicilerim,

Türkiye'ye yapılmış ve yapılacak askerî ve İktisadî yardımlar, cansız bir bünyeyi ayakta tutmaya matuf değildir, bilâkis, bu yardımlar. Türkiye'­de mevcut büyük hayatiyeti süratle geliştirecek ve dünyanın bu bölge­sinde geçilmez bir sulh kalesini en kısa bir zamanda kuracaktır. Sayın büyükelçi,

Kanada'nın maddî kıymeti yanında, manevî kıymeti bizim için çok bü­yük olan yardımlarının başlamasında ve bu mesut seviyeye varmış bu­lunmasında zatı devletlerinin şahsen sarfetmiş bulunduğunuz gayretler çok büyüktür. Bu gayretlerinizle memleketimin mümtaz bir dostu oldu­ğunuzu, hepimizi mütehassis eden bir şekilde ispat ettiniz. Size bunun için ayrıca teşekkür etmek isterim.

Sayın büyükelçi, sayın dinleyicilerim,

Biraz evvel, Kanada Başvekili Ekselans Louis Saint-Laurent'm Türk mil­letine gönderdiği pek nazik ve dostane mesajı dinledik.

Türkiye ve dünya için hayırlı neticeler vermesini ve dünya sulhunun ko­runması uğrunda bu uçakların kullanılmasını temenni ederim.»

Nato Konseyi ikinci Reisi ve Nato Umumî Kâtibi Lord İsmay'm mesajının metni:

«Sabre» tepkili av uçaklarının Kanada tarafından Türkiye'ye devrü tes­limi merasiminde hazır bulunamadığım için çok müteessirim. Tecavüze karşı nefsimizi müdafaa yolunda kaydedilen "her inkişaf karşısında At­lantik ittifakiyle ilgili herkesle birlikte duyduğum memnuniyetten maa­da, ben şahsen, bu uçaklara karşı ayrı bir alâka beslemekteyim.

Ben bu tayyareleri,  1952 martında,    Kanada'da montreal    yakınındaki icra vasıtalığı vazifesini gören ve me­mur ismini taşıyan bir heyetin, tat­bik edilegelen hak ve vecîbelerine ait kanun esaslarında, şimdiye kadar kaydolunan mahzur ' ve isabetler na­zarı dikkate alınarak bir takım deği­şiklikler  yapılmasından  ibarettir.

Bu değişikliklerle güdülen hedef:

1   — Vatandaş hizmetlerinin güler yüz­le ve standart bir çalışma esasına tâ­bi  tutularak,  en  kısa  zamanda görül­mesinin istenmesinden;

2   — Vatandaş ve memur münasebet­lerinin  geçici,  günlük  siyaset Ucalaından   vareste   tutulmak   arzusundan;

3   — Kendisine tanınan haklara    mu­kabil   salâhiyetlerini   kötüye   kullanan ve ihmalcilik yapanmemur hakkındahükümetçe vazifeden uzaklaştırmakararının alınabilmesini teminden;ibarettir.

Bugün memurdan istenen, vazifesini iyi görmektir. Başka bir şey değil. Sanırım ki mâkul bir memur da, ben işimi bildiğim ve 'dilediğim şekilde gö­rürüm,  diyemez.  Derse  mâkul  olmaz.

Esasen, bugünkü mevzuatın, hükü­met cihazının iyi işleyeınemesinde başlıca âmil olduğu inkâr edilemez.

Memur vardır ki hastadır. Şifa bul-mıyacağı muhakkaktır. Kanun, bu gi­bilerin derhal emekliye ayrılmalarını âmirdir. Küçük bazı merhametler, ibu gibi halleri, iki sene devam ettirir ve her altı ayda bir alınan raporlarla, foir-çok malûl insan, tam maaşla tekaüt hayatı yaşar. Bu halin bütçe üzerinde tesir  göstermemesi mümkün  değildir.

Nadir olmakla beraber keza bazı me­mur iş görmez. Bunları faaliyete sev-ketmek için elde müeyyi'ie yoktur.

İyice hatırlıyorum. Bir gün, bir vali, sui halinden tevatürle bahsolunan bir memur hakkında ve bir basın toplan­tısında, acı, acı, azcinden ve salâhiyet­sizliğinden  şikâyet  etmişti.

Demek ki ortada,İslaha muhtaç bir vaziyet vardır. Bu vaziyet hakkında ortaya,   bir tasan esası konmuştur.

Memleketin en yüksek teşriî salâhiyetini haiz bulunan temsilî Meclisi, el­bette ki, buna, devletin de, memur dediğimiz vatandaşın da menfaatleri­ni koruyacak şekil verecektir. Fakat ferdin üstünde bir cemiyet ve bu ce­miyetin de tezelden tahakkuk ettiri­lecek bir takım ihtiyaçları bulundu­ğuna göre, yeni tasarıda, bu zihniyet ve endişenin hâkim olması tabiîdir.

Yoksa, yarın, birer memur olarak va­zife alabilecek olan biz vatandaşlar, elbette ki, bile bile kendi bindiğimiz dalı kesmek sevdasında değiliz.

Maksadımız, sadece, bir zlarureti gi­dermek ve karşılaşan iki hak arasında telif edici ve emniyetli bir köprü kur­maktan ibarettir.

Memur dâvası

Yazan: M. Ali Sebıik

5/6/1954  tarihli  (Zafer)   den:

Memleketimizde, hâlâ bir memur dâ­vası mevcuttur ve bunun biran evvel ihalled ilmesi gerekmektedir. Büyük Millet Meclisi, bu dâvaya el koymuş bulunmaktadır. Muhalefete mensup matbuat, bu dâvanın düz yola çıka­rılması hususundaki teşebbüse, Tas­fiye unvanını vermekte ve devlet teşkilâtı içindeki kadrolar arasına, çe­şitli rüzgârlar estirmektedir.

Mevzuu, hukukî cepheden ele almak ve onun hakikî mahiyetini umumî ef­kâr huzurunda açıklamak zamanı gel­miştir.

Tarihçe:

2 mayıs seçimlerinden sonra İzmir'­den ayrılırken, etrafımızı alan halk kitleleri, tek dilek halinde bizlere şunları söyledi: "Vazifelerinize başla­yınca, i? görmeyen, bize üstten bakan ve kötü muamele eden, bugün git, ya­rın gel diyen, devlet hizmetini bizim İçin bir işkence makinesi haline geti­ren memurlardan bizi kurtaracak se­rî çarelere tevessül ediniz.»

Halkın şuur ve vicdanından kopup gelen bu şikâyet ve "sızlanmalar, 2 mayıstan   sonra  memleketimizin dörtleği içinde kalması caiz olmıyan hâ­kimler mevcuttur. Grupta da yaptı­rım konuşmada belirttiğim gibi, hâ-hâkimlerin memur olmadığı ve ayrı bir kanuna tâbi bulunduğu .esası göze­tilerek ve mahkemelerin istiklâline halel getirilmiyerek, bu gibi hâkimle­rin en kısa zamanda meslek dışı bıra­kılması bir zarurettir.

Kanunun  karakierî:

Her demokrasi rejimi, hatanın daima insanlardan sâdır olabileceği esasını kabul eden zir zihniyet taşımaktadır. Onun için vazife dışı kalanların, tek­rar mesleğe alınabilecekleri kabul edilmiştir. Bu hüküm, iyi ve aranan vasıfları haiz olan memurlar için bir teminat mesabesindedir.

Bu kanun, kabul edilirse, kırtasiyeci­liği, bürokrasiyi, âmme hizmetini şah­sî menfaate âlet etmek düşüncesini, halka yukarıdan bakma ve onu kendi emrinde sanma zihniyetini, mazinin karanlıklarına gömecektir. Bittabi bu kısa kanun, adalet ve idare cihazları­nı, yeni esaslara göre organize etmek ve her şeyi değiştirmek i'ddiasmda de­ğildir. Bu ci'hazlardaki İslâhatı hükü­met, önümüzdeki çalışma yıllarında derpiş edecek ve bu husustaki mevzu-.atı da bittabi hazırlıyacaktır. Bu uzun vadeli  mesaiyi lüzumlu  kılacaktır.

Tasfiye midir?

Muhalif matbuat, günler d enberi yap­tığı neşriyatta, memurlar arasında bir tasfiyeden bahsetmekte ve onların çalışma şevkini kırmıya uğraşmakta­dır. Yukarıdaki izahatımdan da anla­şılacağı veçhile, bu kanunun metin ve ruhunda, herhangi bir tasfiye zihni­yeti asla yer almamıştır. Bütün me­murlarımız, müsterih olabilirler. Bi­lâkis Hükümet Reisimiz Adnan Men­deres, komisyonlardaki izahatında, halkın itimadına mazhar ve vazifele­rini müdrik iyi memurların aleyhine müteveccih hiç bir hareket ve düşün­cenin yer almadığını açıkça ve tek­rar tekrar belirtmiştir. Demek ki bu kanunun hazırlanmasında, hiç bir süb­jektif ölçüye başvurulmamış ve hattâ memurların 2 mayıs seçimlerinde ver­dikleri  reylerin mahiyeti  de  anzara alınmamıştır.

Bu derece halis ve tarafsız bir zihni­yet ile alınmış olan mevzuun içine şüphe ve suiniyet karıştırmak, realite­leri olduğu giibi aksettirmek vazifesi ile mükellef bulunan muhalif matbua­ta yakışimyan bir hareket tarzıdır.

Âmme hizmetlerinin daha iyi ve va­tandaşın hak ve menfaatlerine daiha uygun bir şekilde görülmesini derpiş eden bu kanunun da memleket için hayırh  neticeler  sağlamasını  dilerim.

Bir dostluk bayramı Yazan: A. E. Yalman

18/7/1954 tarihli  (Vatan)  dan:

Bugün Eskişehirde çok samimî Ibir dostluk bayramı kutlanacaktır. Mev­zu, Kanada'nın bize hediye ettiği en son model tepkili tayyarelerin mera­simle teslim alınmasıdır.

Türkiye ve Kanalda, bir kaç sene ev­velisine kadar birbirlerinin yabancısı iken, Nato sahalarında buluşmuşlar ve sevişmişlerdir. Nato müşterek em­niyet sistemi içinde Nato idealini en ziyade ciddiye alan memleketlerden ikisi hiç şüphe yok ki Kanada ve Tür-kiyedir. Bizim gibi Kanadalılar da, Nato'nun yalnız bir askerî ittifak ha­linde kalamıyacağma, müşterek bir Nato siyaseti, bunu idare edecek bir mekanizma, hattâ bir Nato Parlâmen­tosu bulunması lâzım geleceğine ina­nıyorlar. En şirnaMeki Nato memle­keti olan Kanada ile cenup cenahını tutan Türkiyenin böyle idealde ve tatbikatta birleşmesi ve tarihte yeni ibir basiretli, cesaretli ve cömert işbir­liği gidişinin öncüsü ve en kuvvetli temsilcisi olan Birleşik Amerika'nın bu birleşmeyi beğenmesi ve destekle­mesi; şer kuvvetlerine karşı olan ko­runma hareketinde çok ağır basan, çok hayırlı bir âmil teşkil etmeğe baş­lıyor.

Kanada'nın Türkiyeye gönderdiği ilk sefir olan Gen. Odlum, bize çok ya­kınlık göstermiş, Nato'ya girmemiz işinde tesirli bir rol oynamıştır. On­dan sonra Kanada'nın Ankara Büyük ihası rüyalarını bir tarafa bırakıp Or-taşarkta müşterek ve dürüst bir istik­rar siyasetinin gelişmesine engel ol­mazlarsa, başarılar çabuk elde edilir ve yüzde yüze yakin bir derecede mü­kemmel  olur.

Müstakil bir turizm ofisi

22/7/1954 tarihli  Cumhuriyet ten:

Döviz sıkıntısı çektiğimiz şu günler­de, tersine işliyen turizm cihazımız gittikçe dikkati çekiyor. Hükümet, dı­şarı memleketlere doğru seyahatleri kısmak için tedbirler almak mecburi­yetinde kalmıştır. Fakat turizm çarkı­nı lehimize işletmek; Akdeniz havza­sının ekseri bölgelerine akan beynel­milel turistlerden bir kısmını olsun yurdumuza celbetmek henüz mümkün olamıyor. Bunun nasıl mümkün olabi­leceği de zihinlerde hâlâ vazıh değil­dir. Tarihin ve coğrafyanın bu kadar müstesna bir mevkiinde bulunan Tür-kiyemizin dışarıya mütemadiyen in­san ihraç etmesinin, buna karşılık i-çeri hemen bir seyyah celb edem ey işi­nin sebeplerini aramak vazife olmuş­tur.

Yunanistan senelerce evvel bir tu­rizm ofisi kurmuş; bu müstakil teşki­lât, çalışmalarında muvaffak oldu­ğundan .komşumuz büyük faydalar sağlamıştı. Haber aldığımıza göre, şim­di Yunanlılar, ofisin teşkilâtını daha şümulleüdirmek üzere imişler. Bütün inisanlığı ilgilendiren müşterek hâtıt-ralar bakımından Yunanistanı alâka uyandırıcı imtiyazlı bir memleket far-zetsek bile, gözlerimizi cenuba çevi­rince, Lübnamn da turizm yolu ile â-deta refaha kavuşabildiğin! ibretle görüyoruz. Buraya ekser Arab mem­leketlerinin sıcağından kaçan zengin-Jeri her yaz üşüşüyor. Demek ki, dün­yanın bizim bu taraflarına mükem-melen turist gelebiliyormuş.. Bizans. Osmkuılı ve Cumhuriyet tarihlerini sinesinde yaşatan topraklarımızın ve denizlerimizin kimseyi alâkadar et­memesi için görünürde bariz bir sebep olmasa  gerektir.

Gazetemizin kurucusu  merhum Yunus Nadi üstadımız, Marmara bölgesi ve havalisinin milletlerarası bir tu­rizm yeri halinde tesise elverişli oldu­ğunu mütaa'ddit makaleleriyle çok gü­zel tasvir etmişti. Her türlü deniz ve kara sporlarına müsait İstanlbulumuz-da. garplmın aradığı büyük dalgalı denize sahip Şilemizden başlayıp, or­manlar arasında ılıcalariyle Yalova-mız, Çekirgemiz, tarihî Bursamız, dağ sporları için ideal Uludağımız, iyi bir tanzim ve tertiple her mizaç, ve meş-rebteki insanı cezbedecek tabiî lütuf ve ihsanlardır. Bunlar henüz kimseyi memleketimize doğru çekemiyorsa. kabahati büyük merkezlerden uzak­ta bulunuşumuza yüklemiyelim. Zira. bu derece mükemmel bir koleksiyon halinde tabiî imtiyazlara sahip bulun­mamakla beraber Yunanistanm ve Lübnamn seyyah celbin'deki muvaf­fakiyetleri işte meydandadır.

O iki memleket, yalnız devletlerinin gösterdiği kolaylıklarla değil, halkla­rının turizm için gayretlerile de mu­vaffak oluyorlar. Bizce, devletin gös­terdiği kolaylık deyince, bunu umu­miyetle pasaport vizelerinin kaldırıl­ması, yahud gümrüklerde bazı kolay­lıklar gösterilmesi, bir de filânca bü­yük otelin yapılması suretinde anlıyo­ruz. Hükümetimiz, memleketi kalkın­dırmak için, meselâ mensucat sanayi­ine, yahu'd madenciliğe, yüz milyon­larla lira yardımı çok makul ve mü-nasiıb görürken, memleketin en güzel parçasının ticarî bir ümrana kavuş­ması için, eskiden olduğu gibi şimdi de, geniş ölçüde bir fedakârlığı he­nüz göze almamıştır. Turizme medenî dünyada, «turizm en­düstrisi j diyorlar. Ziraat gibi, sanayi 'gibi bu da harikulade bir gelir menbaı olduğundan, turizme esaslı sermayeler konulması iktiza etmektedir. Devlet, bazı vilâyetlerimizden aldığı vergiden fazla o vilâyetlere yardımlarda bulu­nuyor. Halbuki bunlardan hic biri Mar mara turizm bölgesindeki tabiat ve ta­rihe sa'hib bölgeler kadar verimli böl­geler olamaz. Sermayenin tohumu İs­tanbul, Bursa ve havalisine atılırsa, ve fou işin idaresi Yunanistandaki gibi ta­mamen müstakil bir turizm ofisine ve­rilirse, ektiğimizin mahsulünü biçece­ğimizde şüphe etmiyelimemiş olması yurdumuzda büyük bir asabiyet ve infial uyandırmıştı. De-Tnokrasivi bu memlekete kendisinin getirdiğini ve tazyike maruz kalmak­sızın sadece gönül rızasile kabul etti­ğini iddia eden bir siyasî parti, ilk ge­nel seçimlerde kanunları ayaklar altı­na alarak pervasrzca çiğnemişti. Bu faal 1946 ile 1950 yıllan arasında Türk "halk efkârında ölçüsüz bir hiddet ve millî bir galeyan doğurdu. Bu hâdise ile birlikte Halk Partisinin, zaten çok-taniberi sarsılmış olan prestij ve itibarı birdenbire sıfıra indi.

O zamanın muhalefeti, işte bu atmos­fer içersinde, pok sert ve şiddetli bir mücadele, 'bir hürriyet mücadelesi yapmak zorunda-kaldı. Zira iktidarın bizzat meşruiyeti gibi son derece e-"hemmiyetli bir mesele bahis m?vzuu oluvor ve bu mesele ehemmiyeti itibatıyla di ürer her türlü meselelere tekad-düm ediyordu.

Muhalefet, bu müsait şartlar içersinde, gü-ndp-n güne kabaran dalgalar halinde gp] i atikçe gelişti ye memlekette tam mânasiyle bir reiim ve hürriyet müca­delesi ortaya çıktı. Hürriyet bayrağını elinde tutan Demokrat Parti, halk ef­kârının baskısı ve tazyiki altında ister istemez bu yola girmişti. Denebilir ki, o devirde, iktidarın iktisadî, malî., kül­türel vesaire sahalarda temin edebile­ceği her türlü baharı artık hiç bir krv-met ifa'de edemez olmuştu. Zira bütün t>ir cemiyeti kavramış olan siyasî mü­cadelenin sıklet merkezi rejim ve 'hür­riyet dâvaları üzerinde toplanıyordu. O rejim ve hürriyet dâvaları ki, tari­fin her devrirî-de ve her memlekette iktisadî meselelerden daha ehemmi­yetli telâkki edilmiş ve halk kitlelerini heyecan ve asabiyet içersinde peşin­den sürüklemişti.

Bu hâl 1946 ile 1950 yılları arasında yurdumuzda da aynen müşahede edil­miş ve herseyden evvel millî hâkimi­yet rejiminin bu memlekette teessüsü­nü şiddetlle isteyen Türk milleti, bu uğurda çetin bir mücadele açmış olan muhalefetin etrafında toplanmıştı. Demokrat Parti dört yıllık bir müca­dele sonunda kahir bir ekseriytle ikti­darı ele aldı. Muhalefete geçen Halk Partisi, Demokrat Partinin kısa bir zaman içinde el­de ettiği bu muvaffakiyeti görünce kendisi de bu defa onun propaganda mevzulariyle, mücadele metodlarmı a-vnen taklid etmeğe kalkıştı. Böyle vapacak olursa kendisinin de yakın bir zamanda tekrar iş başına geleceği­ni kuyvetle ümit ediyordu.

İste bu bir hata, siyasî bir parti için büyük bir hata idi. Zira siyasî partiler mücadele mevzularını sun'î olarak icad ve ihdas etmezler. Onlar, memle­kette mevcut olan meseleleri işlemeğe çalışırlar. Cemiyetin değişmiş olan şart larma intubak etmeven bir taklidcilik bir siyasî partiyi zafere ulaştıramaz.

Halk Partisi bu hakikatin farkına va­ramadı. Türkiye'de halk hâkimiyeti rejimi artık teessüs etmiş, millî irade-ve dayanan meşru bir iktidar memle­ket işlerini eline almıştı. Rejim ve hür­riyet meseleleri bakımından yurdumuz da 1946 ile 1950 yılları arasındaki o hevecan ve asabiyet artık mevcut de­ğildi. Fakat Halk Partisi, buna rağ­men 1950 den evvel memlekette mev­cut olan büyük bir rejim ve hürriyet mücadelesini aynen eski şekliyle ve fakat bu defa sun'î olarak yaşatmağa çalıştı.

Halbuki cemiyetimiz o merhaleyi ar-tîk geçmiş ve Türk milleti, hürriyet mücadelesini kendi zaferiyle sona er­dirmişti. Onun nazarında bu defa yine ook ehemmiyetli olmakla beraıber ve fakat tamamen başka mahiyette mem­leket meseleleri vardı. İktisadî, malî, kültürel meseleler artık Ön plânda yer almıştı.

Halk Partisi, cemiyette vukua gelen bu büyük tahavvülün hin farkında olmadı veya geldiğini bildiği halde mü cp.delesini gene hürriyet mevzuu üze­rinde teksif etmeğe gayret etti. Bu türlü bir mücadelenin ise netice ver-miyeceği tabiî idi.

Son seçimlerin öğrettikleri  (II) Yazan: R. S. BURÇAK

25/7/1954 tarihli (Zafer) den:

2 Mayıs seçimlerinin izahına çalışırken

hattâ demokratik iktidar tarafından bir kat daha teminat altına alınmış de­ğil miydi? İktidarın ve muhalefetin ka deri vatandaşın tam ve serbest takdiri­ne terkedilmişti.

Muhalefet, diktatörlük sözünü dört se ne ağzında sakız gibi çiğnedi durdu ve bu propagandadan çok şeyler bekledi. Hattâ o derecede ki, iktidar Seçim Ka­nununda son tadilâtı yapıp kendi kaderini açıktan açığa vatandaşın ser­best takdirine terkeden son derece te­minatlı bir kanunu çıkardıktan sonra bile bu propagandaya muhalefet de­vam edip durdu.

Bu vaziyet karsısında münevverleri­miz diktatörlüğe doğru gidildiği yo­lundaki iddiaları elbette ki tebessümle karşılıyor ve Demokrat Partinin bu türlü "bir niyete sahip olabileceğine i-nanamıyorlardi. Batıdaki mânasiyle diktatörlüğün malûm v.e muayyen, kıs­tasları vardır. Diktatörlüklerde her şeyden evvel muhalefet partilerine ha­yat hakkı tanınmaz ve umumî seçim­ler emniyet içersinde ve serbestçe ce­reyan etmez.

Diktatörlüğün bu iki esaslı unsuru Türkiyernizde var mı idi? O derece mevcut değildi ki, muhalefet partileri yurdun her tarafından son derece şid­detli ve atılgan bir seçim mücadelesi yapmışlar ve hele Halk Partisi, 'bu se­fer iktidara artık kendisinin geleceği yolunda bir kanaat ve intibaı yine yur dun her tarafına yaymış bulunuyor'&u. Seçimlerin ise hile, baskı ve tazyik al­tında cereyan ettiğini hiç kimse ileri süremedi.

Demokrat Partinin diktatörlük yolun­daki propagandaları 1950 den .evvel müessir olmuştu. Çünkü o zamanın şartlarına !bu propaganda intibak edi­yordu. Halk Partisi hiç. bu cihetleri dü­şünmeden Demokrat Partinin mücade­le mevzularını ve metodlanm aynen taklit etmekte fayda ummuştu.

Son seçimlerin öğrettikleri (III)

Yazan : R. S. Burçak

26/1/19954 tarihli (Zafer) den:

2) muhalefet inkarcılıktan daima sakın

malı'iır:   Muhalefet,   iktidarın  memle­ket kalkınması     mevzuundaki büyük hizmetlerini ve başarılı işlerini ya in­kâr yoluna  sapmış veyahut  onları  e-hemmiyetsiz şeylermiş gibi göstermiye çalışmıştır.     Muhalefetin   son  dört  yıl içersinde işlediği en mühim    hatalar­dan biri de bu olmuştur:

Muhalefet, büyük    mücadelesini    hep rejim ve hürriyet meseleleri üzerinde toplamıya karar verdiği için, dört yıl boyunca  halkımızın  dikkatini  müsb.et işlerden, kalkınma mevzularından    bu sahaya doğru çekmiye gayret etti. De­mokrat Parti iktidarı zamanında dev­letin vatandaşa    hizmet    telâkkisinde vukua gelmiş olan büyük bir zihniyet değişikliğini muhalefet hiç görmemez-likten geldi. Böyle olunca, yol,    içme suyu, sulama, istihsali artırma, fabrika ve elektrik gibi, ilerleme yolunda olan her memlekette daima birinci derece­de  ehemmiyeti  haiz     bulunan büyük kalkınma  mevzularını     sanki  istihfaf'. etmek muhalefet için âdeta zarurî te­lakki edildi.

.-Hürriyet ve demokrasi olmayınca bu gi(bi şeylerin ne kıymeti olabilir, bir zamanlar Hitler de Almanya'da çok büyük bir kalkınma ve yükselme te­min etmiş değil miydi?»  deniyordu.

Bu söz aslında doğru, hem pek doğru idi. Diktatörlüğün büyük hizmetleri ve başarıları da olsa merdud ve mezmum bir sistem olduğunda şüphe yoktu. A-ma bu hakikat bizim memleketimizin şartlarına uymaktan çok uzaktı.

Filhakika Hitler, Alman kalkınmasını diktatoryal bir rejim içersinde tahak­kuk ettirmişti. Nazi Partisi normal se­çimlerle ve halkın iradesiyle işbaşına geldikten sonra siyasî partileri kapat­mış, memlekette muhalefet partilerine hakkı hayat tanımamıştı. Almanya'da İtalya'da da olduğu üzere, Batının an­ladığı mânada bir diktatörlük, bir şef idaresi teessüs etmişti. Bizde ise Türk kalkınması demokratik bir rejim içer­sinde, muhalefet partilerinin diledik­leri gibi faaliyette bulundukları ve ge­nel seçimlerin tam ve mutlak emniyet şartları içersinde cereyan ettiği bir re­jimde tahakkuk ettiriliyordu. Türk va­tandaşı, iktidarı elinde tutan partiden söyliyenlere: «Pek iyi ama, sizler 1946 seçimlerinin ve ondan sonraki şiddet politikasının kahramanları değil misi­niz?» denildiği zaman, onlar bu suali sadece «Siz mazi ile' meşgul olmayı­nız.» yolunda bir cevapla geçiştiriyor­lar ve sanki böyle bir cevapla da şu ya km mazinin bütün mesuliyetlerini ü-zerlerinden atmış ve eski ile hiç bir irtibatı olmıyan yepyeni hüviyetler ha linde ortaya çıkmış olacaklarını zanne diyorlardı.

Halbuki, Türk milletinin 1950 senesin­de coşkun bir heyecan ve asabiyet içer sinde devirdiği Halk Partisinin zihni­yet ve hüviyetinde bir değişiklik oldu­ğuna dair ortada acaba ne gibi bir e-mâre mevcuttu? Halk Partisi, meselâ tele parti devrinden intikal etmiş olan Halkevleri meselesini bile bugünün zihniyet ve icaplarına uygun bir tarz­da halletmiye bir türlü yanaşmadı. Ni hayet Halkevi binaları bir kanunla Ha zineye intikal ettirildiği zaman, üste­lik bir sürü gürültü ve yaygara kopar­dı. Haksız İktisapların Tasfiyesi Ka­nununu, kendisinin bu işde pek haksız olduğunu bile bile, büyük bir hiddet ve infialle karşıladı.

Bütün bunlar Halk Partisinin eski zih­niyetinden ayrılmadığını ve partiler a-rasında adalet ve müsavat istiyen yeni bir nizamı asla benimsememiş olduğu­nu gösteren misallerdi. Halk Partisi, bu ve bu gibi meseleleri, insiyatifi ken di eline alarak bugünün müteaddit partili demokratik zihniyetine uygun bir tarzda kendisi tasfiye etmiş olsaydı îbu partide bir zihniyet tahavvülünün vukua gelmiş olduğuna belki inanıla-Ibilirdi.

Ama .bunları yapmak şöyle dursun o, bu gidişin tam tersi bir istikamet üze­rinde yürüdü durdu. Ondan sonra da eski huylarını ve âdetlerini bütün bü­tün değiştirmiş olduğu hakkında Türk milletine sadece lâkırdı ile teminat üs­tüne teminat verdi.

Halk Partisi işte böylece dört yıllık bir zamanı taklid, inkâr, ifrat ve şiddet i-çerisinde geçirdikten ve halkımıza söy­lediği her söze bu halkın inandığına kendisini inandırdıktan sonra seçimle­re mutlak bir .emniyet içerisinde (girdi.

Bütün bu işler yapıldıktan ve har türlü hazırlıklar tamamlandıktan sonra-muhterem lider, iktidara geldiklerinde kimseden intikam almıyacağı hakkın­da Türk milletine sa&lam bir teminat vermeyi de ihmal etmedi. Belki, en-kuvvetli seçim propagandalarından bi­rinin de bu olacağına inanılıyordu:

Hakikat şudur ki, Halk Partisinin Mayıs seçimlerinde kazanmasına im­kân yoktu. Seçimlerden sonra muhale­fette pek aşikâr surette görülen bir" boşluk ve sukutu hayal yersizdi.

Biz kendi hesabımıza 2 Mayıs seçim­lerinin neticelerini gayetle tabiî buluyoruz. Son seçimlerin karakteristik vasfı şudur ki, Türk vatandaşı, söylenen her söze kulak asmamış ve takdirinde sadece hizmet ölçüsünü kullan­dığını isbat etmiştir. Biz milletimizin bu takdir ölçüsünü demokrasimizi sağlam teminatı olarak görüyoruz. Bu memleketin yükselmesini ve ilerlemesini her şeyin üstünde tutan bü­tün vatanperverler bundan memnun kalmalıdırlar. Mevcut şartların verdiği imkânlar nisbetinde bu vatana hizme-tin âzamisini sağlamış olan bir partinin işbaşında kalması vatanın hayrına de-ğil midir? Dileriz ki Türk vatandaşı her seçimde ve her parti için bu ölçü­yü kullansın.

Bizde siyası partiler birbirlerinden de­rin içtihat ve doktrin farklariyle ayrıl mış değillerdir. Batıda meselâ işbaşında -bulunan konservatör bir partinin icra­at ve muvaffakiyeti ne olursa olsun, muhalefette bulunan bir sosyalist par' ti tarafından şiddetle hırpalanır. Hattâ muhafazakâr parti, kendi programına uygun olarak ne derece büyük bir ba­şarı elde ederse muhalefet onu o nis-bette şiddetle tenkid etnıiye devam e-der. Çünkü sosyalist parti konservatör" partinin muvaffakiyetlerini muvaffa­kiyet diye kabul etmez ve kendisi memleket idaresini eline aldığı zaman cemiyetin temel nizamını baştan başa değiştirmek gibi bir maksat takip eder. Yurdumuzda böyle bir durum yoktur. O halde memleketimizde cereyan eden seçimlerde daha ziyade hizmet ve mu­vaffakiyet rol oynamaktadır. Böyle olunca, Türk vatandaşının, dört sene içinde yurdun iç ve dış politikasında eskisi ile kıyas ka'bul etmiyecek dere­cede inkişaflar temin etmiş olan bir partiyi işbaşından uzaklaştırmasını ve onun yerine, ne zihniyetinde ve ne kadrolarında hiç bir değişiklik yapma­mış olan bir partiyi tekrar iktidara ge­tirmesini beklemek ham bir hayaldi.

Halk Partisi kendini işte böyle bir ha­yale kaptırdı. Bu parti gerçi çok yer­siz ve kendisi için çok defa hattâ za­rarlı bir propaganda üe seçimi idare etti. Ama, daha isabetli ve başka tür­lü bir propaganda da yapmış olsaydı neticeyi değiştirmesine yine imkân yoktu. Zira iktidarın dört yıllık, mü­him hizmetlerini ve büyük muvaffaki­yetlerini sizin onbeş günlük bir seçim propagandanız altüst edecek ve onla­rın değerini sıfıra irca edecek ise böy­le bir demokrasiden bu memlekete bir hayır gelmiyeeek demektir.

Son seçimler Demokrat Partinin bü­yük bir hayatiyete ve kudrete sahip bulunduğunu ve dört sene evvelme na­zaran, sadece çıkardığı mebus adedi ile değil ve fakat aynı zamanda aldığı rey bakımından da, çok daha kuvvet­lenmiş olduğunu göstermiştir. Demok­rat Parti 1950 de reylerin nisbet itiba­riyle yüzde 55,22 sini topladığı halde 1954 de yüzde 58,42 sini toplamıştır. Halk Partisi ise yüzde 39,59 dan yüz­de 35,11 e düşmüştür.

Millet Partisi ile Halk Partisinin rey­leri birlikte yüzde 44,22 den yüzde 40,39 a düşmüştür.

Demokrat Partinin bu neticeyi, ikti­darda bulunan bir parti için kabul e-dilmesi tabiî olan bir yıpranmrya rağ­men elde ettiğini unutmamak lâzımdır.

Halk Partisi, bu büyük muvaffakiyetsizliği örtmek için, şimdi sadece Parlâ­mentodaki mebus sayısını öne sürerek majöriter sistemin aleyhinde bulunu­yor. Halbuki kendisi için ehemmiyetli olan mesele bu değildir: 1954 de topla­dığı reylerin 1950 ye nazaran daha da azalmış olmasının sebeplerini araştır­mak lâzımdır. Böyle bir araştırma Halk Partisinde bir zihniyet değişikli­ğine yol açarsa bundan memnun olu­ruz.

Seçime girmeyen parti ne yapar?

29/7/1954 tarihli (Hürses) ten:

Halk Partisi kurultayı dün saatlerce ara seçimlerine ve önümüzdeki aylar­da yapılacak, Belediye, il genel mec­lisi' seçimlerine girmemek kararını a-- lan komisyon raporu üzerinde durdu.

Gerek genel başkanın nutku, gerekse genel idare kurulunun raporunda öne sürdükleri memleket kaygısiyle tezat teşkil eden bu rapor şüphesiz seçim ne­ticeleri etraflıca tahminlendikten son­ra alınmıştır. 2 Mayıs mebus seçimle­rinde ağır hezimete uğrıyan Halk Par­tisi lehine, üç ay içinde halk efkârın­da bir değişiklik olamıyacağmı hesaba katanlar kendi bakımlarından, «kay­bedileceği riyazi kesinlikle belli (bulu­nan seçimlere ne diye girmeli» demek te haki: olabilirler.

Fakat partinin hikmeti vücudu muva­cehesinde bu küçük hesaplar düşünü­lemez.

Kanun içinde kalmak isteyen bir par­ti seçimlerden kaçmamaz. Bir siyasi parti için Anayasa vazifesi olan seçim­lerden kaçınmak Anayasayı manen ih­mal etmek olur. Seçim bir huzur va­sıtasıdır. Kazanan parti için olduğu kadar kaybeden parti için de, faaliye­tini kendi menfaatine ve memleket menfatine göre salim bir mecraya sev-kettirecek hakikî bir meşgaledir. Bun­ların hepsini seçime girmemekle mem Lekette huzuru temin edecek bir vasıtasıyla, huzursuzluğu tahrik e'decek. bir vasıta haline getirmiş oluruz. Biz, Av­rupa medeniyet ve kültürüne dahil bir memleket ve garp usulü demokrasiyi memlekete yerleştirmek iddiasında olarak garp demokrasisinin esaslı addet­tiği mevzuları ehemmiyetle nazarı dik­kate alırsak sanıyorum ki, büyük tec­rübelerden istifade etmiş ve memle­kette demokratik hayatı feyizli bir su­rette geliştirmek için faydalı bir iş yapmış oluruz. Şimdi seçime katılma­maktan manen ve siyaseten memleke­tin ne kadar sarsılacağını, ne kadar hu­zursuzluk karşısında kalacağını tayin ve tahmin edemem.Bu sözler sayın İnönü'nündür. Devlet reisi olarak ve C.H.P. Genel Başkanı olarak (30.9.1949) günü İstanbul'da ga­zetecilerle yaptıkları hasbıhalde söy­lenmiştir.

Hatırlanacağı gi'bi 946 seçimlerinin İs­tırabını unutamıyan Demokrat Parti seçim kanunu değişmedikçe seçimlere girmemek kararı almış ve 949 yılın­da yapılan ara seçimlerine de girme­mişti.

O günün ve bugünün şartları arasında hiç bir münasebet aranamıyacağmı 14 Mayıs mağlûbiyetini yeni seçim kanu­nuna yükleyenler çok daha iyi bilirler.

D. P. o seçimlere .girse C.H.P. belki de bu derece teminatlı bir seçim kanunu çıkarmaya lüzum görmiyecekti. D. P. r.in o zaman seçimlere girmemesiyle C.H.P. komisyonunun kararı arasında ancak şu benzerlik bulunabilir:

D. P. kazandığı reylerin nasıl olsa giz­li tasnifte C.H.P. ne aktarma edilece­ğini biliyordu. Bunun için seçim ka­nunu değişmedikçe seçimlere girmi­yordu. Şimdi C.H.P. ise 2 mayıs seçim­lerinin ışığı altında neticeyi kestiryor, kaybedeceği bir seçime girmek is­temiyor.

Ancak, seçime katılmıyan siyasî bir parti ne iş görecektir? İdealist, mem­leketçi, şuurlu bir parti olduğunu id­dia eden C.H.P. seçim mekanizmasını muattal bırakmak ve İnönü'nün ifadesiyle memleketi sarsmak ve huzursuz­luk içinde bırakmak gayretini ne ile izalh edecektir.

Sayın İnönünün «kanun içinde kal­mak isteyen bir partinin seçimlerden kaçmamiyacağı» «Bir siyasî parti için Anayasa vazifesi olan seçimlerden kaç­manın Anayasayı ihmâl olacağı» dü­şüncelerine iştirak ederiz." Ancak ku­rultay yine İnönünün görüşüyle. = Se­çimlere girmemekle memleketin sarsı­lacağı ve huzursuzluk karşısında kala­cağı» zanniyle boykot kararı almıya kalkışırsa çok yanılacağını da burada işaret etmek isteriz.

Sayın İnönü dünkü kurultayda görü­cünü açıklamış ve beş yıl Önceki görüş­lerine uygun olarak, «partiler için he­def seçimlerdir. Seçimler sırasında si­yasî partiler bütün gayretlerini vatan­daşları kendi dâvaları etrafında topla­ma yolunda sarfederler» demiştir.

Kurultay, genel başkanının müdaha­lesine rağmen raporu kabul ederse, tavşan dağa küstü denemezse de se­çimden kaçman bir partinin hayatiye­tini nasıl devam ettireceği sorulur ve 2 mayıs seçimlerinin neticesi ortada dururken seçimlere girmemesi ancak seçim cihazı için bir eksiklik telâkki o-lunabilir. Halk efkârı C. H. P. nin se­çimlere yüzde yü-z kaybetmek kaygısiyle girmediğini bileceği için memleket sarsılır, ne huzursuzluk karşısın­da kalınır. Türk haftası ilân edecek, bir çok kulüplerde Türkiye hakkında konferanslar verilecek, Türkiyeye ait filimler gösterilecektir.Miami'deki Türk moda defilesinin da­vetlerini Variety Clup yapacaktır. Ha­sılat bu kulübün çocuk hastahanel eri­ne terk edilecektir.

13 Temmuz 1954

 

— Tokyo :

Kore'deki Türk tugayının takriben ya­rısını teşkil eden 2.700 subay ve erden müteşekkil birinci kafile yurda dön­mek üzere dün Kore'nin İnçon lima­nından gemiyle (hareket etmiştir. İkin­ci ve son kafile ay sonunda yola çıka­caktır. Kafileyi hamil bulunan "Gene­ral Blatchford» adındaki Amerikan as­kerî nakliye gemisi ağustos başlarında Türkiyeye varmış olacaktır. Tugay ko­mutanı Kemal Akkurt birinci kafiley­le dönmektedir. Bundan başka Kuzey Kore'deki esir kamplarında üç yıl kal­mış olan Salim Salâhaddin ve Ahmet Sultan adlarında iki Türk de ayni ge­miyle yola çıkmıştır.

21 Temmuz 1954

 

— New-York :

New-York Herald Tribüne gazetesi, Tarsus» Türk vapurunun Nevyork'a gelişi ve vapurda açılan sergi hakkın­da sitayişkâr bir makaleye bu sabahki sayısında yer vermiştir.Gazete bu vesile ile son anlaşmalar ve ziyaretler sırasında    Birleşik Amerika ile Türkiye arasında mevcut karşılıklı anlayış havasının bir kat daha arttığı­na işaret etmektedir.

27 Temmuz 1954

 

—  Cenevre :

Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan temsilcileri Güney Avrupamn iktisa-den kalkındırılması mevzuunda dün gizli müzakerelere başlamışlardır.

Toplantı Birleşmiş Milletler Avrupa ik­tisadî komisyonu tarafından teklif edil mistir.

—  La Haye:

Tanınmış Türk hekimlerinden olan İs­tanbul Valisi ve Belediye Reis Vekili Fahrettin Kerim Gökay bugün La Haye'i ziyaret etmektedir. Gökay, öğle­den sonra belediye reisi Sdıokking'i zi­yaret edecek ve daha sonra Dışişleri Vekâletindeki  kabulde bulunacaktır.

Profesör Gökay «Unilever» fabrikala-rmin misafiri olarak Hollanda'yı ziya­ret etmektedir. Kendisi bu fabrikala­rın bir şubesinin Türkiye'de açılması­na önayak. olmuştur.

— Londra:

Yugoslav haberler ajansı tarafından bildirildiğine göre, Ankara andlaşma-jsmın Belgraddaki sekreterliği iktisa­dî kısmına bağlı Türk, Yunan ve Yu­goslav heyet başkanları Yugoslavyanın sanayi merkezlerini ziyaret etmek üze re 'bugün Belgrattan ayrılmışlardır.

Delegeler on kadar vilâyette fabrika­ları gezeceklerdir.

7 Temmuz 1954

 

—  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Bugün Birleşmiş Milletler vesayet kon şeyine bir önerge veren Sovyet Rusya, Amerikanın bundan böyle Pasifik ada­larında atom yahut hidrojen bombası tecrübelerinde bulunmaması hususun­da Birleşmiş Milletlerin teşeibbüse geç­mesini istemiştir.

Bundan aylarca evvel Marşal adası yerlilerinin bir temennisini ele alan Sovyetler, isteklerini bu temenniye is-tinad ettirmektedirler. Marşal adası yerlileri Birleşmiş Milletler nezdinde yaptıkları bir teşebbüste eğer bu böl­gede daha başka atom ve hidrojen bombası tecrübelerinin yapılması Ica-bediyorsa o bölge halkının korunması için her türlü ihtiyatî tedbirin alınma­sı temennisinde bulunmuşlar, son tec­rübelerde birçok yerlilerin radyo-aktif tozlardan hasta olduğunu ve sularının zehirlendiğini bildirmişlerdi.

Huşlar önergelerinde bu tecrübelerin o ibölge halkının sıhhati üzerinde telâfi­si imkânsız zararlar tevlid ettiğini bu gabi tecrübelerin Birleşmiş Milletler vesayet sistemi gaye ve prensipleri ile kabili telif olmadığını ileri sürmüşler­dir.

Amerikanın Pasifik vesayet bölgesi yüksek komiseri Frank Midkiff, oniki milletten müteşekkil konseye Ameri­kanın son seneler zarfında bu bölgede aldığı güvenlik tedbirlerini izah etmiş­tir. Konsey perşembe yahut cuma gü­nünden itibaren mevzuu görüşecektir.

—  Birleşmiş Milletler :

İsrail dün Birleşmiş Milletler anayasasının kadın siyasî haklarına müteallik mukavelesini imzalamıştır.

10 ocak 1952 tarihli mukavele, kadın­lara bütün seçimlerde erkeklerle mü­savi rey hakkı verilmesini, âmme hiz­metlerinde erkeklerle müsavi hizmet görme hakkını derpiş etmektedir.

8 Temmuz 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Vesayet konseyindeki Milliyetçi Çin murahhas heyetinin selahiyetleri 2 muhalif ve 1 müstenkife karşı 9 oyla yenilenmiştir.

Sovyetler Birliğiyle Hindistan muhalif oy vermiş İngiltere müstenkif kalmış­tır.

10 Temmuz 1954

 

—  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Hint murahhası, vesayet konseyinden Bir­leşik Amerika'nın Pasifik'teki küçük adalarda giriştiği atom tecrübelerini kesmesini istemiştir. Hint murahhası­na göre, bir devletin idaresinden mesul bulunduğu topraklarda vesayet al­tındaki halka zarar verebilecek tecrü­belere girişip gir isem iyeceği hakkında beynelmilel adalet mahkemesi tarafın­dan bir karar verilinceye kadar bu tec­rübelere son verilmelidir.

—  Birleşmiş Milletler :

Yemen'in  Birleşmiş   Milletler  nezdin

murahhası M. Jules Moch'm başkanlığı alt:nda toplanmıştır. Gündem gereğin­ce bu celsede konuşmak üzere söz al­mış tek hatip Sovyet murahhası M. Semyon Çarapkin idi. Celsenin açılma­sını müteakip konuşmasını yapan M. Çarapkin söze başlarken evvelâ Batılı devletleri atom silâhlarının yasak edil­mesini ve klâsik silâhların azaltılma­sını istememekle itham etmiştir. Batı­lıların bu mevzuda yeni tekliflerde bu­lunmadıklarını ileri süren Sovyet mu­rahhasına göre kontrol mesel&sinin te­ferruatına ve tevessül olunacak azalt­maların tadadına girişilmeden evvel prensip kararları alınması lâzım gel­mektedir. Bunu müteakip M. Çarap­kin, atom silâhlarının kayıtsız ve şart­sız yasak edilmesi hususundaki Sovyet projelerinin bir taiblosunu çizmiştir.

Sovyet murahhası, silâhsızlanma hak­kındaki Sovyet tekliflerini yani

1 — Atom silâhlarının kayıtsız ve şartsız yasak edilmesi,

2 — Silâhların ve si­lâhlı kuvvetlerin üçte bir nisbetin.de azaltılması,

3 — Yabancı memleketler­deki askerî üslerin kaldırılması ve

4 — Bu üç keyfiyetin beynelmilel hakikî bir kontrol altına alınması hususunda­ki Sovyet tekliflerini hatırlattıktan sonra Birleşik Amerika'nın halen si­lâhlı kuvvetlerini atom silahlariyle âza mî surette teçhiz retmek üzere teşkilât­landırmağa başladığını söylemiştir ve hulâsa olarak Birleşik Amerika'yı, küt­le halinde imha edici silâhlarla yapıla­cak yeni bir dünya harbi hazırlamak­la itham eylemiştir. ..Sovyet murahhası konuşmasını bitirirken memleketinin, atom silâhlarının kayıtsız ve şartsız ya sek edilmesi ve klâsik silâhların azal­tılması yolunda giriştiği gayretlere de­vam edeceğini söylemiştir.

M. Çarapkin'e cevap veren İngiliz mu­rahhası Sir Pierson Dixon3 Sovyet mu­rahhasını Batı projelerinin mahiyetini tağyir etmekle tahtie eylemiş ve Batı­nın silâhsızlanma hususundaki Sovyet görüşüne yaklaşmak için büyük adım­lar atmış olmasına mukabil Sovyetler Birliğinin Batılılara yaklaşmak üzere en ufak bir adım atmamış olduğunu söylemiştir.

Komisyon Başkanı M. Jules Mooh pa­zartesi  günü. toplanmak üzere  celseyi kapatmadan evvel Hirid murahhası ta­rafından kendisine tevdi edilen bir takrirden komisyonu haıberdar etmiş­tir. Hini murahhası bu takririnde Hin­distan Başvekili M. Nehru'nun geçen nisanın ikisinde yapmış olduğu teklif­lerin komisyon tarafından genel kuru­la tevdi edilmek üzere hazırlanacak olan rapora idhalini istemektedir. Bi­lindiği gibi M. Nehru bahis mevzuu tekliflerinde bir nevi statüko anlaşma­sı taleb etmekte idi.

27 Temmuz 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Silâhsızlanma konferansının beşinci celsesi dün öğleden sonra Fransız mu­rahhası M. Jules Moch'ın başkanlığı al­tında toplanmıştır.

İlk söz alan Danimarka murahhası M. Dons Moeller, Cenevre konferansı ne­ticelerinin beynelmilel gerginlikte bir gevşemeye başlangıç olması ümidini izhar etmiş ve silâhsızlanma komisyo­nunun çalışmalarında terakki kayde-debilmesi için bu gevşemenin lüzum­lu bulunduğunu söylemiştir.

Danimarka murahhasından sonra ko­nuşan Yeni Zelanda delegesi M. Leslie Knox Munro, Sovyetler Birliği taralın­dan takınılan uzlaşmaz hareket hattı­nın komisyon çalışmalarını ilerlemek­ten alıkoymakta olduğunu teessürle kaydetmiştir.

Müteakiben söz alan Brezilya murah­hası M. Ernesto Leme silâhsızlanma mevzuunda Doğu ile Batı arasındaki görüş ayrılıklarının erişilmesi istenen gayelerde değil faka,t, takip edilecek usullerde olduğunu işaretı etmiştir.

Brezilya murahhası bu görüş farkla­rının, geçen mayıs ve haziran ayların­da Londra'da toplanmış olan silâhsız­lanma talî komitesine tevdi edilen Fransız - İngiliz plânı esas alınarak birbirine yaklaştırılabilecekleri ümidi­ni izhar etmiştir. Dünkü celsede hazır bulunmamış olan Lübnan murahhası M. Charles Ma­lik bugünkü toplantıda konuşacak ve bunu    takiben de    Başkan    M. Jules Kızıl Çin ve Birleşmiş Milletler

Yazan : A. KILIÇ

13/7/1954 tarihli (Vatan) dan:

Komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere alınıp alınmaması meselesi bu sefer da­ha kat'î bir şekilde teşkilâtın kapıla­rına dayandı. Bu hususta, Moskova ve peykleri tarafından da desteklenen ye­ni bir müracaat yapıldığı taktirde, ne­ler olabileceği günün siyasî ve hukukî meseıesi olmuştur.

Bilindiği gibi başta İngiltere ve Hin­distan olduğu halde komünist olmayan birçok memleketler de Kızıl Çinin teş-kııata kabul edilmesine taraftardırlar. Meseıe Genel Kurula geldiği taktirde, sadece ekseriy.et mi yoüsa üçte iki ek­seriyet mi aranacaktır? Amerika Bir­leşik Devletleri ikna yolu ile Genel Kurulda böyle bir vazıyeti önleyecek kadar- taraftar bulabilecek midir? Bu sualler meselenin ilk safhasına aittir.

Kızıl Çinin Genel Kurul tarafından üyeliğe kabul edildiği farz olunursa meselenin bir de Güvenlik Konseyin­den geçmesi gerekiyor ki, iş burada büsbütün çatallaşıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, gerek Eisenhower ve gerek Dulles ağzı ile, Kızıl Çinin kabulünü veto edeceğini belirtmiştir. Birleşmiş Milletler Ana­yasasının 27 nci maddesinin 3 üncü paragrafına göre, konseyin, usul mese­leleri dışındaki bütün kararlarının ancak «daimî üyelerin» (Amerika, Çin, Fransa, Britanya, Sovyet Rusya) leftıte rey vermeleri ile alınabileceği belir­tilmektedir. Fakat komünist Çinin, teş­kilâta alınıp alınmaması meselesi esas itibarı ile bir itimatname kabulü» yâ­ni Milliyetçi Cinle, Komünist Cinden hangisinin teşkilâta üye olmaya hak kazandığını tâyin meselesidir. 1950 de Amerika da dahil olmak üzere birçok memleketler bu meselenin bir usul me­selesi olduğunu ve «veto» şümulüne girmediğini müdafaa etmişlerdi. Daha evvel 1949 da Rusya itimatnamelerin kabulü işinin veto şümulüne girmeye­ceğini derpiş eden bir Genel Kurul ka­rarı aleyhine rey vermişti.

Halbuki şimdi vaziyet tamamiyle ter­sine dönmüştür. Sovyet Rusya, Çinin-almması meselesinin veto edilemiyece-ğini, Amerika ise veto edilebüeceğini müdafaa edecektir.

Amerikanın noktai nazarı şudur kiP Kızıl Çinin teşkilâta kabulü sadece bir kabul meselesi yâni bir usul meselesi değil son derecede mühim bir ana dâ­vadır.

Amerikalı Senatör Knowland, bir müd­det evvel kongrenin bir kanun madde­siyle Kızıl Çin Birleşmiş Milletlere ka­bul edildiği taktirde Amerikanın teş­kilâtı terkedeceğini belirtmesini teklif, etmişti. Amerikanın teşkilâtı terketme si demek Birleşmiş Milletlerin hayatiye tini yarı yarıya kaybetmesi demek o-lur. Bir defa malî bakımdan üçte biri-ri Amerika taşımaktadır, merkezi dt? New-Yorktadır. Amerika çekilirse ma­lî yükü diğer üyeler pay etmek zorun­da kalacaklar, merkezin de Avrupaya taşınması gerekecektir. Fakat asıl A-merikasız teşkilât siyasî ve manevî mâ­nasından çok şey kaybedecektir.

Euna rağmen, kanaatimizce, psikolojik bakımdan Amerikanın peşinen böyle bir tehditte bulunması ve meselâ yar-dımlarma Kızıl Çinin teşkilâta alın­mamasını şart koşması pek münasip olmaz ve dünyada Amerika aleyhinde menfi propagandalar yapılmasını sağ­lar.

6 Temmuz 1954

 

— Lefkoşe :

Krbns başrahUbi Makarios Ortadoğu&a-ki İngiliz kuvvetleri karargahının Sü-veyşten Kıbrısa nakli tasarısını Birleş­miş Milletler genel sekreteri nezdinde protesto etmiştir.

Makarios, Dağ Hammarskjold ve onu devletleri başvekillerine . -gönderdiği telgraflarda, «Kıbrıs yatoancı idaresinde kaldığı müddetçe 'buradaki İngiliz ka­rargâhı dost bir muhit .bulamıyacaktır demiştir.

Makarios, İngiliz karargâhının Kıbrısa naklini adanın Yunanistana ilhakına mâni olmak gayesi taşıdığını iddia et­miştir.

21 Temmuz 1954

 

— Londra :

İşçi mebuslardan biri dün Avam Ka­marasında hükümetin, Mareşal Papa-gos'un Kıbrıs meselesini Birleşmiş Mil­letlere götürmek kararında olduğuna dair 16 haziranda vâki beyanatı muva­cehesinde ne gilbi 'bir hareket tarzı ta­kibini derpiş eylediğini hariciye veki­linden sormuştur.

Bu suali cevaplandıran hariciye müs­teşarı, anayasanın 2 nci maddesi gere­ğince, Birleşmiş Milletlerin âza hükü­metlerin tamamen dahilî işlerine ait meseleleri müzakere salâhiyetini haiz bulunmadığını beyan etmiş ve hükü­metin Kııbrıs statüsünün bu kabilden bir mesele olduğu kanaatinde bulundu­ğunu ilâve etmiştir.

Bu meselenin milletlerarası bir teşek­küle götürülmezden ew.el dostça mü­zakeresinin müreccah olup olmıyacağı-nı sorduktan sonra İngiltere için Yu-nanistandan daha sağlam dost bulma­nın güç olacağını ilâve eden aynı me­busa, müsteşar şu şekilde mukabele etmiştir:

Dost dahi olsa, hiçbir hükümetin kra­liyet ülkelerinden birinin müstakbel, statüsü hakkında kendisiyle istişare edilmesi hususunda bir hak. iddia etme­sini kabul edemeyiz.»

23 Temmuz 1954

 

— Londra :

Dışişleri vekâleti müsteşar yardımcısı: Dodds-Parker bugün Avam, Kamara-smda Kibns'm istikbali hakkında ga­yet katî bir beyanatta bulunmuştur. Mesele işçi mebuslardan J. Parker'in-şu suali sorması üzerine ortaya atılmış­tır:

İngiltere, Süveyş kanalı bölgesini tah­liyeye hazırlanmaktadır, çünkü halkın, husumeti karşısında askerî bir üssün, bütün kıymetini kaybedeceği kabul e-dilmiştir. Aynı şey acaba Kıbrıs hak­kında da cari olamaz mı?

Dodds-Parker buna verdiği cevapta,. Kubrıs hakkında beliren kaynaşmanın, ancak Nato ve Birleşmiş Milletler üye­leri arasındaki işbirliğini bozmak isti-yeceklerin ve komünistlerin işlerine ya­rayacağını söylemiş ve şunları ilâve et­miştir:» ne kadar dost olursa olsun, hiç­bir ya/bancı hükümetin, herhangi (bir İngiliz toprağının müstakbel statüsü, hakkında istişarede bulunulmasını iste­meye hakkı yoktur.»

28 Temmuz 1954

 

— Londra :

İngiliz hükümeti Kı'brıs adasına «Ya­kın bir gelecekte» yeni bir anayasa bahsetmeye karar vermiştir. Bu ana­yasa Kıbrıslılara oldukça geniş, ibir muhtariyet verecek ve teşrii ve icraî faaliyete katılmalarını sağlıyacaktır. İn­giliz hükümeti .bunun dışında adanın hükümranlığı 'bahsinde başka herhan­gi bir değişiklik yapmayı tasarlama-maktadır.

Bu kararı bugün öğleden sonra Lord-lar Kamarasında açıklıyan sömürge vekâleti müsteşarı Lord Munster şöy­le demiştir:

«Hükümet, Kıbrıs halkının kendi iş­lerinin idaresine iştirakini temin için yeni bir teşebbüste bulunulması gerek­tiğine kanidir. Hükümet/Kılbnsm hü­kümranlığında herhangi bir değişiklik yapmayı dikkat nazara aîamıyacağını bir defa -daha, açıkça 'bildirmek ister».

Bu 'beyanatı mütaakıp Lord Munster, yeni anayasanın ana hatlarını şu şekil­de izah etmiştir: «Tadil edilmiş bulu­nan bu yeni anayasa gereğince, bir teşrii meclis kurulacaktır. Bu meclise seçim veya tâyin suretiyle gelecek resmî üyeler çoğunluğu teşkil edecek­tir. Bundan başka meclisin gayrî-res-mî üyelerinden 'bazıları icra konseyi­ne tâyin edilecek ve idarenin muhte­lif dairelerinin 'idaresiyle vazifelendi-dileceklerdir. Yeni anayasanın tatbik mevkiine konulması için Kıtorıs vali­sine gerekli talimat verilmiştir.

İngiliz hükümeti Kibrisin iktisadî ge­lişmesi lehinde azimli foir politika ta­kibine devam edecektir. 1946-1956 devresi için hazırlanan iktisadî geliş­me plânlarında 15.500.000 İngiliz lira-s;nm sarfı  derpiş olunmuştur».

Hükümetin Kiibrıs hakkında Lördlar Kamarasındaki bu heyanatı müzake-resiz kabul edilmişse de, Avam Kama­rasında   oldukça  hararetli  münakaşalar cereyan etmiş ve işçi mebuslar şid­detli itirazlarda  bulunmuşlardır.

Bu mevzuda sömürgeler vekâleti Dev­let Vekili Hopkinson Ayam Kamara­sında şöyle demiştir: «İngiliz millet­ler camiası dahilinde, içinde bulun­dukları özel durum sebebiyle, tam bir bağımsızlık elde etmeyi hiç :bir zaman. beklememeleri gereken bazı toprakla­rın (bulunduğu, her zaman kabul edil­miş ve anlaşılmıştır».

Bu beyanata kuvvetle itiraz eden işçi partisi sol cenah lideri Aneurin Be-van, şöyle demiştir:

«Mısırdan, orada mevcudiyetimiz is­tenmediğinden ve hasmane bir durum alnuş olan bîr memlekette kalmıya. devanı edemiyeceğimiz için ayrılıyo­ruz. Şimdi Ortadoğu komutanlığını bi­ze aleyhtar bir sömürgede tesis ediyo­ruz. Bu sömürge burada kullanılan levkalâde isabetsiz bir lisanla daha hasmane bir duruma sokulmuş olmak­tadır».

Hopkinson buna şu cevabı vermiştir: «Mr. Bevan, Kibrisin İngiliz toprağL olduğunu unutmuş görünüyor, hükü­metin kanaatince, Kıbrıs adası üze­rindeki hükümranlığını idame ettiremezse, İngiltere Avrupa, Akdeniz v-e Ortadoğudaki stratejik vecibelerini ye­rine getiremez.

Diğer bazı sualleri cevaplandıran Hop­kinson, Kıbrıs komünis partisinin bel­ki de En büyük ve en iyi teşkilâtlan­mış bir parti olduğunu belirtmiş ve yeni teşrii mecliste komünistlerin hâ­kimiyet kurmalarını İngiliz hüküme­tinin arzu etmediğini söylemiştir. Dev­let Vekili «İngiliz hükümetinin sömür­gelerinde komünist rejimlerinin kurul­masını kabule taraftar olmadığını çıkça belirtmiştir. Nihayet Hopkinson, muhalefetin talebi üzerine, dönülmesi imkânsız herhangi bir kararın parlâ­mento tatili sırasında almmıyacagı yo­lunda teminat vermiş bununla beraber yeni anayasayı yürürlüğe koymak için hazırlıklara devam olunacağını bildirmiştir. ğil, ittifak halinde yaşamalarında da zaruret vardır.

Söyle, sıkı bir münasebetin bile mev­cut şartlan karşılamaktan uzak bu-lunması, Türk-Yunan ittifakına, Yu­goslavya askerî dostluğunun ve mü­zaheretinin, ilâvesini icap. ettirmiştir..

Halin böyle olmasına ve hakikatin de Yunan resmî mahfillerince malûm bu­lunmasına rağmen durup dururken or­taya bir Kıbrıs meselesi çıkarmak, her şeyden evvel, Türk - Yunan dost­luğunu iyi bir gözle görmiy enlerin ek­meğine yağ sürmektir. Bu dostluğu iyi bir gözle kimlerin görmediğini i-zaha ise lüzum yoktur.

İmdi, her yerde ve her zaman oldu­ğu gibi, Kı-brısta da, kimin ve neyin hesabına hareket ettiği pek farkedile-miyen bir papas Makaryüsün ortaya çıkıp gürültü koparması ve etrafına bazı taraftarlar toplaması mümkün­dür. Fakat bu gibi hareketlerin mahi­yetini tâyin ve ona göre tedbirli dav­ranmak ta, asıl alâkadarlara ve onla­rın kiyasetine düşer.

Cumhuriyet Türkiyesi, şimdiye kadar, bu kiyaset ve basireti göstererek Kıb­rıs diye bir mesele tanımadığını ifade ederek tutulması lâzım gelen isabetli yolun istikametini göstermiştir.

Ayni anlayışın Yunanlı dostlarımız tarafından da benimsenmiş olduğunu görmek bize huzur verir.

Yoksa bazı Atina gazetelerinin ima etmek istedikleri gibi, Türk - Yunan dostluğu için bir Kıbrıs tâvizi, bu mil­letin aklından dahi geçiremiyeceği yersiz bir fedakârlık şartıdır ki pusu­da bekliyen müşterek düşmanı mem­nun etmek için, böylesinden daha mü­kemmel bir formül, pek, bulunamaz.

Kıbrıs'ın mukadderatı ve Türkiye

Yazan: A. Kılıç

16/7/1954 tarihli (Vatan) dan:

New-York'ta Birleşmiş Milletler mer­kezinden verilen bir habere göre Yu­nan hükümeti ağustosta, Birleşmiş Milletlere resmen başvurarak Kıbrıs'ın mukadderatı hakkında bir karar ve­rilmesini isteyecektir. Anlaşıldığına göre Yunanlılar şimdilik Adanın ilha­kını değil, Kıbrıslıların muhtariyet el­de etmelerini isteceklerdir.

Yani adanın Yunanca konuşan çoğun­luğun hâkimiyeti altına geçmesini! İn­giliz delegasyonu herhalde sonuna ka­dar Kıbrıs meselesine Birleşmiş Mil­letlerin müdahale etmemesi için çalı­şacaktır.

İngiltere, hele şu sırada Kıbrısı terketmeyi göze alamaz. Burada hava üs­leri ve galiba bir de tümeni vardır.

Fakat Mısırla Süveyşin tahliyesi husu­sunda anlaşmaya varılırsa, kuvvetle­rini buraya çekecek, adada muazzam ikmal üsleri kuracaktır. Gerçi Yuna­nistan Nato üyesi olduğu için burada Nato üsleri bulundurabilir ve bu üs-lerden İngilizler de istifade edebilir ama İngiltere gene de kendisini rahat hissetmiyecektir. İşte İngilterenin Kıb­rısı terketmemek istemesinin başlıca sebebi de budur...

Fakat Kıbrıs meselesi batılıları ve İn-giltereyi bir başka bakımdan da üz­mektedir: Kıbrıs ihtilâfı sadece İngil­tere ile Yunanistan arasındaki bir ih­tilâf olarak kalamaz. Türkiyenin Kıb­rıs üzerinde belki her ikisinden de da­ha derin bir tarihî, coğrafî alâkası vardır. Kibrisin mukadderatı görüşü­lürken lakayt duramayız.

Kanaatimizce Yunanistanm, İngilte­renin ve bütün batılı müttefiklerimi­zin, Kibrıs meselesi hususunda 'herşey-den evvel (Üs meselesinden, adanın stratejik ehemmiyetinden filân evvel) Türk milletinin hislerini düşünmeleri gerektir.

Belki yabancılara anlatmak güç olur ama, Türk milletinin Kıbrıs mevzuun­daki hassasiyeti o dereceyi bulmuştur ki, hoşumuza gitmiyecek hareketler batı tesanüdünü sarsacak neticeler tevlit edebilir. Açık konuşmak icap. ederse, Yunanistan'ın da'ha ıbüyük. dostluk menfaatlerine ehemmiyet ver­meden ve bizim hislerimizi düşünme­den Kıbrıs meselesini dürtüklemesi, bizi millet olarak esasen cok gücendir-

8 Temmuz 1954

 

— Washington :

Cenevre konferansından henüz dö'n-müş olan güney Kore Büyükelçisi Yu-Çan-Yang, konferansın hayal kırıklı­ğı yarattığını (belirterek demiştir ki:

Komünistler kuvvetten başka (hiç­bir şeye boyun eğmezler. Hür dünya güney doğu Asyada komünizmi yok etmek istiyorsa bize mücadeleye yeni­den başlamak için silâh vermelidir.

«Memleketimizin sulh yolu ile birleş­tirilmesi çaresini aradık. Faide vermer ediğini gördük. Koreyi birleştirmek i-çin yeniden dövüşmek lüzumuna fcâ-niyiz.

«Komünistler mütareke anlaşması hi­lâfına kuzeyde kuvvetlerini arttırarak muhtemel bir tecavüze hazırlanmak­tadırlar. Mütareke imzalandığmdan-beri kuzey Koreye 400 tepkili uçak bir çok tank ve harp malzemesi yığıl­mıştır.

Yu-Yan-Yang, güney Korenin her­hangi bir harekete karar vermeden müttefiklerine danışacağını haber ver­miştir.

8 Temmuz 1954

 

— Seul:

'Güney -  Kore hükümet  buhranı bu­gün sona ermiştir.

Millî meclis Pyung Yung tai kabine­sine 48 karşı ve 5 çekinser oya muka­bil  138  oyla  güvenini bildirmiştir.

Bilindiği gibi geçen cuma günü millî meclis Pyung Yung tainin sunduğu hükümet  listesini tasvip  etmemişti.

11 Temmuz 1954

 

— Seul:

Sekizinci Amerikan ordusu kumanda­nı General Taylor bugün birliklerine hitaben yaptığı konuşmada Korenin Uzakdoğuda komünistlere karşı teşkil edilmiş olan cephelerden en mühimi olduğunu söylemiştir.

General Taylor radyo ile yaptığı ko­nuşmasına şöyle devam etmiştir.

«Bundan sonraki vazifemizin ne ola­cağını bilmiyorum. Fakat şunu söyli-yebllirim ki, sekizinci orduya verile­cek vazifeyi subaylar ve erler muvaf­fakiyetle başaracaklardır.»

General Taylor Amerikaya yaptığı se­yahati anlatmış ve Başkan Eisenho-wer'îir orduya selâmlarını bildirmiş­tir.

12 Temmuz 1954

 

— Seul:

Kore iktisadî koordinasyon mütehas Tyler Wood dün verdiği beyanat­ta Birleşmiş Milletlerin Koreye yaptı­ğı askerî ve iktisadî yardımın geçen malî yıl zarfında 650-700 milyon dola-,ra yükseldiğini söylemiştir.

Birleşik Amerikanın Kore Cumhuri­yetine verdiği askerî teçhizat buna dahil değildir. Bilhassa Haynan uçak hâdiselerinden sonra gös­terdikleri tepki de Amerikan halkının bu husustaki hassasiyetini ifade etme­si bakımından önemlidir. Bununla be-raıber, Singman Ri'nin harp teklifi ile Waslhingtonfun hâlen meşgul olduğu meseleler arasında aşılmaz bir uçu­rum vardır.

30 Temmuz 1954

 

— Seul:

Güney-Kore jandarma komutanı, Ko­re mütarekesini kontrole 'memur ta­rafsız komisyonda bulunan komünist üyelerin güney Kore topraklarını ter­letmesini istemiştir.  Komutan Eğer bu üyeler güney Kore'den ayrılmiyacak olurlarsa millî güvenliğin korun­ması için derhal tedbirler almak icap edecektir» demiştir.

31 Temmuz 1954

 

— Washington :

"Washington'un iyi haber alan çevrele­rinin kanaatince, Birleşik Amerika güney Kore silâhlı kuvvetlerine yap­makta olduğu yardımı bir miktar ar­tırmayı kabul etmiştir.

Her ne kadar Eisenhower - Ri görüş­meleri hakkında neşredilen resmî teb­liğde bu hususa temas edilmemişse de, aynı çevrelerde yapılacak yardımın uçak ve gemi malzemesi yardımı şek­linde olacağı belirtiliyor.

zası için ayrı bir beyanname   hazırh-yacağı beklenmektedir.

17 Temmuz 1954

 

— Cenevre :

Transız Başvekili ve Hariciye Vekili TVIendes France bugün Cenevreden, Fransız radyosu vasıtasiyle milletine hitaben Cenevre Konferansının inki­şaflarını anlatmıştır. Başvekil, foida-yettenberi, Hindicimde şerefli bir sul­hun sağlanması ümidini terketmediği-ni ve bu ümidi şimdi de kaybetmemiş olduğunu söylemiş ve «Bizi ayıran şey müphem ve karanlık değildir» demiş­tir.

Başvekil ıbununla beraber, ortada aşıl­ması lâzım gelen mânilerin bulundu­ğunu ve bu mânilerden başlıcasım, sulh arzusuna rağmen herkesin birbi­rinden çekinmesini ve karşısındakini şüphe ile karşılamasını intaç eden şartların teşkil ettiğini söylemiş ve sözlerine şöyle  devanı' etmiştir.

Muvaffakiyete götürebilecek olan şartları birer 'birer temine çalıştık ve sulhu yaratacak olan bu şartların is­tihsalinde muvaffak ta olduk. Eğer üç gün içinde gayemize erişemiyecek olursak, ne gibi mesuliyetlerle karşı karşıya kalacağımızı sizlere daha ev­vel bildirmiş bulunuyorum. Biliyorum ki ve bunda haklısınız, memleketimizi savunmak için yeni fedakârlıklara katlanmamız lüzumunu iyice anlamak istersiniz. Konferansın neticesi ne o-lursa olsun, ben üç günde İsrar ediyo­rum. Bana üç hafta veya üç ay verse­ler kabul etmiyeceğim. Tereddütsüz olarak bu üç güne bağlıyım.

Mendes France devamla demiştir ki:

Bidayettenberi şuna kani idim ki, ha­sımlarımızla, şerefli bir anlaşma üze­rinde mutabakata varabilmemiz için hiç bir esaslı mâni yoktur. Eğer anla-şamıyacak isek bunu vaktiyle anlama­mız ve öğrenmemiz gerekmektedir. 'Bir çok görüşmelerden ve temaslar­dan sonra bugün bu kanaatimi daha kuvvetle muhafaza etmekteyim. Bu-:gün bizi ayıran şeyin karanlık ve anlaşılmaz olmadığına kaniim. Halledil­mesi gereken meselelerden her biri esaslı surette incelenmiştir. Her iki ta­rafın bu meseleleri halletmesi için gö­ze alması gereken gayretlerin hududu da simdi belli olmuştur.

Şimdi 'bütün meselenin hüsnüniyete dayandığını anlatan başvekil sözlerine devamla şöyle demiştir:

Hâlen Cenevrede toplanmış bulunan bütün murahhas heyetlerinin, hepsi­nin, sulh istediklerine kaniim. Cenev­rede sulhunu sabote etmek istiyenler yoktur. Kimsenin sulhu akamete uğ-ratmıya çalıştığına kânı değilim. Şu kadar var ki. bütün ilgili tarafların neticeye varmak hususundaki arzuları müsavi derecede değildir. Bütün mü­zakerecilerin hüsnüniyet dereceleri aynı olsa idi, işler çok 'basit olurdu. İyi niyet olmadıkça toplanmak zahme­tine katlanılması dahi anlaşılır bir şey değildir. Ben bütün murahhas heyet­lerinde iyi niyet ve netice almak ga­yesinin ayni kuvvette olmadığını gö­rüyorum. Önümüzdeki saatlerde gerek bizde, gerekse karşımızdakiler de bu hüsnüniyetin ne derece inkişaf edebi­leceğini ve mânilerin ne surette ber­taraf edilebileceğini göreceğiz.

Fransız Başvekili sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Elbette ki. açığa vurulmıyan fikirler vardır. Bir konferans masası başında biteviye uyanık bulunmak ve muhata­bın söylediklerini devamlı bir tenkit süzgecinden geçirmek en iptidaî ihti­yat tedbirlerinden maduttur. Fakat be­nim burada işaret .etmek istediğim şey şudur ki, konferans masasında âdeta bütün hüsnüniyet tezahürlerini felce uğratan, marazı diyebileceğim bir çe­kingenlik ve şüphe havası mevcuttur.

Bu öyle bir zihniyettir ki, hiçbir şeye inanmamayı ve herşeyden şüphe et­meyi âmir bulunmaktadır. Hatta daha ileriye giderek diyeceğim ki, yine bu şüphecilik, hemen hiç bir şeyi kabul etmemek ve hattâ hiç bir şeyi ümit etmemek neticesine götürüyor. Ben ise, şahsen ümit ediyorum. Cenevra Konferansının, başarı sağlıyara'k, yal­nız Hindiçini'de sulhu yeniden tesis etmekle kalmıyacağmı. fakat aynı zadiği bir mektupta ileri sürülen ve Vi­etnam'ın umumî seçimler yapılmciya kadar Birleşmiş Milletlerin kontrolü altına konulmasını tazammun eden teklifi tekrarlamıştır. Fakat bu beya­nat, M. Molotof ve M. Bedeli Smitfh'in nutuklarında olduğu gibi hiç bir ten­kit, tasvip veya İtiraz ile karşılaşma­mıştır.

Ellibeş dakika geçmemişti ki, her şey söylenmiş bulunuyordu. Mütaakrben istirahat salonuna geçildi. Orada bir saatten fazla kalındı ve nihayet tek­rar toplantı salonuna geçmeğe lüzum olmadığı kararma varıldı. İstirahat sa­lonunda bir saat bir çeyrek kadar ha-raretsiz konuşmalarla vakit geçirildi. Bu müddet zarfında taraflar arasında başbaşa kalının ehemmiyetli sözler teati edildi mi? Görünüşte böyle bir vaziyet olmamıştır.

Vietnam murahhas heyeti, Saigon hü­kümetinin protestolarını umumî efkâ­ra aksettirmek niyetiyle bir basm top­lantısı yapacağını bildirmişti. Bilâhare bu basın toplantısının yapılmasından vazgeçümistir ki, bu karar da endişe­lerin yatışmasına âmil olmuştur.

Bütün bu vaziyete göre dünkü gün t&hmin edildiğinden çok daha iyi geç­miştir. Mütehassısların da kendi pay­larına düşeni yaptıkları ve işlerin epey ileri bir safhada bulunduğu teeyyüt etmektedir.

Bu cümleden olarak mütarekenin kontrolü meselesinde de esaslı bir te­rakki kaydedildiği sanılmaktadır.

20 Temmuz 1954

 

— Cenevre :

Vietnam heyeti Hindicini konferansı­na katılan dokuz heyete akşam üzeri yeni bir nota tevdi ederek memleke­tin 'bütün kuzey bölgesini Vietminh'e bırakacak bir anlaşmaya muhalif ol­duğunu bildirmiştir. Vietnam heyeti, komünist olmıyan halkın korunması için gerekli tedbirlerin alınmasını ve Vietnama kendi müdafaasını sağla­mak, bu arada silâh ithal etmek hak­kının verilmesini istemektedir.

— Cenevre :

Fransız birliği meclisi Reisi Albert". Sarrault bu sabah hususî uçakla Ce­nevre'den Paris'e dönmüştür.

Cenevre'ye pazar günü gelmiş olan Albert Sarrault, Fransız Başvekili ile müteaddit defa görüşmüş, dün akşam oa Vietmin Hariciye Vekili Phan Van Dong ile bir mülakat yapmıştır. Fran­sız birliği meclisi reisi uçağa .binerken şu demeçte bulunmuştur:

M. Mendes France'm yanında geçir­diğim üc günden çok memnunum. Bu. suretle sarfettiği muazzam gayreti, çok nazik müzakereleri idarede gös­terdiği zekâyı, bahis konusu olan me­selelere çok derîn vukufunu ve dü­rüstlüğünü yakından takdir etmek fırsatını buldum. Gayretlerinden mü­sait bir netice alınacağını ümit ede­rim. »

— Londra :

Komünist Çin Başvekil ve Dışişleri' Vekili Şu En Lai bu akşam Cenevre-den B. B. C. radyosu tarafından ya­yınlanan bir mülakatında şöyle de­miştir:

-Cenevre konferansı, imzalanmak üzere bulunan anlaşma sayesinde ve-yeni engeller çıkarılmaması şartiyle, bütün Hindicini topraklarında barışın yeniden tesisini sağlıyacaktır.

Barısın yeniden tesisinden sonra üç Hindicini devletinin demokrat, mütte­hit ve baŞımsız devletler olmaları ve herhangi bir askerî ittifaka katılma­maları veya topraklarında yabancı bir" devletin askerî üsler kurmalarına mü­saade etmemeleri lâzımdır.

Cenevre Konferansına katılan bütün1 devletler, üç Hindicini devletini her hangi bir kuvvet veya yabancı müda­halesi tehdidinden kurtaracak şekilde, müşterek garantiler sağlamayı taah­hüt eylemelidirler. Kolombo Konfe­ransı devletleri gibi Asya memleket­lerinin anlaşmayı desteklemelerini ve-buna katılmalarını temenni  ederiz.

İngiliz işçi partisi -genel sekreteri" Morgan Phillips'in  suallerini     cevap-

maları bu sabah saat 2.50 (Gmt) de Cenevre'de milletler sarayında imza­lanmıştır.

— Cenevre :

Vietnam hakkındaki anlaşma altı fas­lı ihtiva etmektedir :

1   —Hudut "hattı : Bu hat    onyedinciarz  dairesinin yukarısından  ve dokuznumaralı müstemleke voluna yirmi ki­lometre kadar mesafede bulunan Song Ben Hai nehrini    takiben tesbit edil­miştir.

îki tarafm kuvvetleri bu hattın iki ta­rafına çekileceklerdir.

2   — Bu fasıl ateş kesilmesi şekillerineve sivil   idarelerin devri  muameleleri­ne taallûk etmektedir.Bu faslın ikinci paragrafı muhasemat esnasındaki faalivetlerinden dolayı şahıslar ve teşekküllere karşı her hangi cezaî bir muameleye tevessül edilmeyeceğini tasrih etmektedir.

Anlaşmaların meriyete giriş tarihi ile kıtalarm naklinin yaoıldiğı devre ara­sında bir bölgeden diğer bölgeye geç­mek isteyen şahıslar hareketlerinde serbest bırakılacaklardır. Her iki taraf hiç bir tahrip, saıbotaj ve şahıslara te­cavüz hareketine müsaade etmeyecek­lerdir.

Bu fasıl ayni zamanda kıt'alarm bir bölgeden diğer bölgeye nakli merhale­lerini de derpiş etmektedir.

3   — Bu fasıl iki tarafm kendi bölgele­rine, yeniden silâh, mühimmat,  teçhi­zat ve asker id"halini meneden hüküm­lere mütealliktir.  Ayni fasıl  anlaşma­ların  meriyete     girmesinden   itibarenyeni askerî üslerle yabancı üslerin te­sisini men etmektedir.

4   — Bu fasıl anlaşmaların imzası tari­hinden  itibaren  otuz   gün  içinde   ser­best bırakılması icab eden sivil enterrelerle harp esirlerine taallûk etmek­tedir.

5   — Bu fasıl muhtelif hükümleri ihti­va etmektedir misyonlar ile muhtelit komisyonlara ait hükümlerden bahistir.

Muhtelit kontrol komisyonları her iki tarafm müsavi sayıda temsilcilerinden tevekkül edecektir. Beynelmilel komis­yon ise Kanada, Polonya, Hind mu­rahhaslarından  müteşekkil  olacaktır.

Muhtelit komisyon ateş kesilmesinin tatbikatiyle kıtaların nakline ve hu­dut hattının taraflarca ihlâl edilmeme­sine nezaret edecektir.

Beynelmilel komisyon ise anlaşma hü­kümlerinin tatbikine nezaret ve bun­ları kontrola memur edilmiştir.

Muhtelit komisyon her hangi bir müşkilât. karsısında keyfiyeti beynelmilel komisyona havale .edecektir. Bu komisvon revlerin ekseriyeti ile ittihaz edi­lecek kararlarına göre tavsiyelerde bu­lunacaktır.

Ancak, mesele sulhun inkıtaını intaç edecek bir ihlâlden ileri geliyorsa ko­misyonun kararını müttefikan alması lâzım,g ele çektir.

Beynelmilel komisyon kararlarında it­tifak edemediği takdirde azınlık ve ço­ğunluk taraflarının tanzim edecekleri raporlar konferans azalarına gönderile cek ve bunlar keyfiyet hakkında bir­birleriyle istişarede bulunacaklardır. Bu istişarenin usulleri nihaî declarasyonda zikredilmiştir.

—  Cenevre :

Hindicini ateş kesilmesi anlaşmalarının imza merasimi yedi dakika sürmüştür. Fransız - Vietnam ve Fransız - Laos kuvvetleri ba? kumandanlıkları tem­silcisi General Deltheil Vietmin kuv­vetleri bas kumandanlığı temsilcisi Mü dafaa Vekili M. Ta Kang Buu vesika­ların imzasından sonra birbirlerinin el­lerini sıkmamışlarcur.

—  Cenevre :

Hindiçinî konferansına katılan heyet mensupları milletler sarayından ayrı­lırlarken Cenevre radyosunun bir mu­habirine intibalarmı bildirmişlerdir.

Bu fasıl beynelmilel kontrol Vietnam heyeti başkanı Tran Van Domak prenssiz bir hamlet oynamağa ben zeyecektir, Cenevre konferansı yalnız "Vietnam halkının değil millî istiklâlle­ri için mücadele eden bütün Asya mil­letlerimin zaferidir. Cenevre'deki sulh "kuvvetlerinin kazandığı bu zafer Ame-Tİka'daki mütecaviz çevrelerin şiddet­li mukavemetine rağmen, elde edildiği İçin çok mühimdir.

23 Temmuz 1954

 

— Cenevre :

Hindiçinî'de ateş kes emri ancak bir­kaç  gün  sonra  fiilen  yürürlüğe  girecek olmakla beraber, iyi bir kaynaktan bildirildiğine göre, Vietmin murahhas heyeti reisi Fam Van Dong, bugünler­de geniş ölçüde denilebilecek herhangi bir askerî harekete katiyen tevessül e-dilmiyeceğin,e  dair  teminat vermiştir.

26 Temmuz 1954

 

— Londra:

Pekin radyosunun dün gece bildirdi­ğine göre, komünist Polonya, Hindici­ni mütareke komisyonunda vazife al­mayı kabul etmiştir.Hindicini hakkındaki müzake­relerinin mesut şartlar içinde inkişaf ettiği düşünülemez. Her şeyden evvel Hindiçinî'de Fransızların aleyhinde o-"lan askerî durumun müzakerelerde Mendes - France'm hareket serbestisi­ni büyük ölçüde azalttığı şüphesizdir. 'Fakat bu, bir anlaşmıya varılmadığını v.eya varılamıyacağmı düşündürmek îçin kâfi sebep sayılamaz. Şu kadar var ki, tou anlaşmıya. Amerika'nın tas­vip ye müzaharetini temin edip edeme­mek de bahis mevzuudur.

"Birleşik'Amerika, Hindicini hakkmda-Ici Cenevre müzakerelerinden elini çe­kince, Vaşinigton'un, Fransa ile komü­nistler arasında varılacak uzlaşmıya da bundan böyle lâkayıt kalacağı intiba uyanmıştır. Her ne kadar gerek Foster Dülles, gerekse Eisenhower mü­teaddit defalar Fransa'nın ' ancak şe­refli bir sulhu kabul etmesi temennisin1 de 'bulunmuşlar  ise   de,   Amerika'nın,

 Hindiçinî'de teslimiyete muadil bir hal tarzını kabul etmemekle beraıber «Şe­refli sulh» denen 'bir nevi ortalama hal tarzmm tahakkukundan da ümit ke­sildiği anlaşılmıştır.

Bu hal, başkalarını tatmin etse bile Fransa'yı tatmin edemez. Zira, Hindi­çinî'de varılacak anlaşmanın Cenevre konferansına iştirak eden bütün dev­letler ve hattâ İngilizlerin kanaatince, "bu konferans kadrosu dışında kalan Kolombo devletleri tarafından da te­minat altma alınması bahis mevzuu­dur. Bu itibarla şimdi Amerika'nın da işle yakm alâkası gerekmektedir.

Dulles, öyle görünüyor ki, Paris'e, bir anlaşmazlıktan haberdar  edilmek  için değil  bir  anlaşmıya  razı  olmıya  ikna edilmek için çağırılmıştır.

Akıl ve yol

"Yazan : Nadir Nadi

30/7/1954 tarihli (Cumhuriyet) ten:

Silâh gücüne başvurmaksızın milletler arası menfaat çatışmalarını giderme sa natma diplomasi diyoruz. Halk dilinde bu, bir nevi kandırmaca, bir nevi pazarlık oyunudur. Her pazarlıkta oldu­ğu gibi de, çok defa taraflardan biri­nin Ötekine kıyasla daha kazançlı çık-ı masına yol açar. İki tarafı aynı derece­de memnun eden siyasî konferanslara-tarihte az rastlanır. Savaşlar nasıl ge­nel olarak bir devletin veya devletler topluluğunun zaferi ile sona ererse, diplomatik müzakereler de öylece bir devletin veya devletler topluluğunun; zaferi ile neticelenir. Yalnız şu var ki, ye?il masa etrafında imzalanan anlaş­malarda, kayıplı tarafın yenilgisini bir müddet gizlemek mümkündür. Hele za­fer şahadetnamesini ceplerine yerleş­tirenlerin ilerisi için ayrı hesa'bları varferden vazgeçerek iki yıl beklemeye ve üstelik seçimler yapılmasına raza olduklarıdır.

Eğer dâva yalnız Fransa ile komünist­ler arasında olsa idi buna hem gerçek­ten hayret eder, hem de Cenevre kon­feransını Fransa hesabına bir kazanç sayardık. Fakat iş öyle değildir. Demir­perdenin karşısında 'bütün hürriyet dünyası ile beraber Birleşik Amerika da vardır. Ve komünistler Uzak-Doğu uyuşmazlığının üçüncü bir cihan har­bine yol açmasından şiddetle çekindik­leri için Çin Hindinden Fransayı deni­ze atmalarına ramak kalmış iken Ce­nevre konferansına gelmişler, orada ay larca tartışmışlar ve bazı hususlarda hattâ uysal davranmışlardır. Bu ger­çeği, yani Moskovanm harbden kaçın­dığı gerçeğini bir türlü görmek istemiyen Batılı devletler de elde edilen so­nucu hiç yoktan iyi sayarak şimdi ken­dilerini avutmaya çalışıyorlar.

Bu hazin komedi, İkinci Cihan Harbi-bittiği gündenberi böylece devam edipgidiyor. Demirperde âlemi, önceden çi­zilmiş, en ince teferruatına kadar hazırlanmış bir programa uyarak yavaş, yavaş ilerlerken, bizim taraf, söyleme­si gücüme gidiyor, daha ziyade kendi­ni avutmakla meşgul gibidir. Diplomat, larımız, politikacılarımız, gün kazan­makla hür dünyaya hizmet ettiklerini sanıyorlar. Halbuki kazanılan günler' asıl karşı tarafın işine yaramaktadır-Onlar, Birleşik Amerikanın silâha dav­ranmasından korkmıyacakları günü-bekliyorlar. Vaktinde farkına varol­mazsa, adım adım, o güne her halde ulaşılacaktır. Bu, mutlaka üçüncü ci­han harbine yol açar mı? Kırabilir, bel­ki de açmaz. Fakat, gürültüsüz patır-dısız, sessizce dünyayı kaplayan bir de­mirperde, üçüncü cihan harbinden da­na feci değil midir?

sa bu pek kolaydır. Bir takım delilleri arka arkaya sıralar, "Görüyorsunuz ya gene biz kazançtayız» der, çıkarsınız. Yarın olaylar sizi yalanladığı zaman bu günkü sözlerinizin çoktan unutulacağı­nı siz de bilirsiniz. Kurnaz politikacı­ların, usta diplomatların bir silâhı da budur.

Çin Hindine dair Cenevrede varılan son anlaşmanın hürriyet cephesi hesa­bına bir yenilgi sayılması gerektiğine şüphe yoktur. Gerçi konferansa katı­lan Batılı devlet adamları "İçinde bu­lunduğumuz şartlar gözönünde tutul­duğu takdirde bunun bir kazanç oldu­ğunu» söylüyorlarsa da durum açıktır. Sekiz yıldanberi Viet-Minh kuvvetle­rini tanımayan, Uzak-Doğu harbini in­kâr eden, orada sadece bir polis hare­keti yaptığını iddia eden Fransa, çete-başı dediği adamlarla karşı karşıya geçmiş., bunları bir devlet temsilcisi o-larak resmen tanımış, yıllardır savun­duğu topraklardan bunlara koca koca parçalar vermiş ve ileride tekmil Viet Nam'ı bırakıp çekilmeye razı olmuştur. Üç aylık çetin bir didişmeden sonra Fransamn Cenevrede sağlayabildiği en büyük başarı, iki yıllık bir mühlet ka­zanmış olmasıdır. Bu mühlet bitince Vietnam'da seçimler yapılacak, ona göre memleketin rejimi belli olacak­tır.

Burada ilk bakışta şaşılacak giibi bir şey varsa o da Fransızları her yerde ağır yenilgiye uğratan komünistlerin, bütün Çin Hindini pek kısa bir zaman­dan ele geçirmek üzere.iken nasıl olup da göz kamaştırıcı bir askerî za

1 Temmuz 1954

 

— Hanoi:

Fransız kuvvetleri Delta bölgesinden süratle çekilmeye başlamışiardır.

Geri çekilişin gayesi geniş bir sahaya dağılmış bulunan kuvvetleri Hanoi'nin güneyinde toplamaktır. Komünistlere açık bırakılan Güney Delta bölgesine hava hücumları yapılmaktadır.

Asi kuvvetler Fan-Ran civarında bir karakol mevkiini zaptetmişlerdir. Bu bölgedeki dağlık arazide şiddetli çar­pışmalar vuku .bulmaktadır.

— Hanoi :

Asi kuvvetlerin hızla ilerlemeleri kar­şısında halk şehirleri terkederek kaç­maktadır.

Son iki hafta zarfında Hanoi'ye 50.000 kişi iltica etmiştir. Şehrin esasen sıkı­şık olan iskân durumu büsbütün güçleşmiştir.

Deltanın en verimli pirinç istihsal msr kezleri olan Diem ve Bui-Çu tahliye edilmiştir.

2 Temmuz 1954

 

— Hanoi:

Fransız yüksekkomutanlığmın 15.000 kişilik birliğini Kızıl nehir deltasından muvaffakiyetle geri çektiğini bildirme­sinden sonra ilk Vietminh birlikleri bomboş kalan 15 kadar şehire rahatça girmiştir. Yüksek komutanlık tarafın­dan tespit edilen yeni müdafaa  hattı Phuly, Lucmamîn şimal batısı, Sontayın güney batısı ve Uhuiy'nin güney doğu noktalarının teşkil ettiği bir sa­hadır.

Fransızların tahliye ettikîeri şehirler­den en mühimi Nam Dinh'dir. Buranın 100.000 nüfusundan en az üçte biri Ha­noi dışındaki kampları tercih ederek evlerinden ayrılmışlardır.

Kızıllar şehre girdiği vakit burası ade­ta boşalmış gibi idi.

— Hanoi:

Fransız Erkânı Harbiye sözcüsünün beyanatına göre, Kızıl nehir deltasının bütün kuzey bölgesinde bulunan 50 binden fazla Fransız ve Vietnam as­keriyle sivil halkının tahliyesi dün ak­şama kadar nihayet bulması lâzım gel­mekteydi.

Fransız ve Vietnam kuvvetleri mevzu-baths bölgede 600 e yakın karakol ve köy işgal etmekteydiler. Fat Dien ve Duişu katolik piskoposluklariyle Del­tanın başşehri olan Nam-Dinh'in ve FeTaiJBinh'in tahliyeleri fiilen sona ermiştir.

n sabah saat 10.40 ta son askerî nakliye uçakları Nam-Dinh'i terket-mişlerdir. Onbinlerce Fransız - Viet­nam askerleri şimdi Hanoi ve Haifonga doğru hareket halindedirler. Bunların himayesi için muazzam vasıtalar sefer -ıber edilmiştir. Kuzeye doğru karadan ve denizden yol almakta olan uzun kafileler halindeki askerlerle sivilleri taşıyan kamyonları ve deniz vasıtaları­nı himaye için avcı ve bombardıman uçakları dün 150 vazife uçuşu yapmış­lardır. Delta bölgesi üzerinde Fransız hava kuvvetlerinin vücuda getirdiği bu himaye uçuşları için bir «Şemsiye» vasfını kullanmak, hakikaten yerinde olur.

"Fransız Erkânı Harbiye sözcüsüne gö­re, Nam-Dinh, Dai-Bimh, Duİşu ve Fat Dien şehirlerinin tahliyesi sırasın­da ancak birkaç çarpışma olmuştur. Bunların çoğu da ehemmiyetsiz addedil m ektedir.

Görünüşe göre, Vietmİnliler haber al­ma servislerine rağmen Fransız - Viet­namlıların çekilmesinin sürati karşı­sında şaşırmışlardır.

Fat Dien ve Tai,Binh garnizonları Vi-etminliler tarafından yakından sıkıştı­rılmışlardır. Bu itibarla bu garnizon­lar 4 topla, 4 kamyon bırakmak mec­buriyetinde kalmışlarsa da bunlar 'bi­raz sonra Fransız hava kuvvetleri tara fından tahrip edilmişlerdir.

Fransız kumandanlığı şehirlerden baş­ka Deltanın güney müntehasmı tutan karakolları da tahliye etmektedir.

—  Hanoi:

Hindiçinî'deki Fransız birliği kuvvet­leri başkomutan vekili general Salan, kara, deniz ve hava kuvvetlerine hita­ben neşrettiği günlük emirde şöyle de­mektedir :

«Çok acı v.e çok güç hareketlerden bi­rini basardınız. Zarurî bir hal almış o-lan ric'at hareketinin acısını hepimiz derinden duyduk. Ayni disiplin zihni­yeti ve ayni itimat duygusu içinde kar deşçe birleşmiş olan Fransız - Vietnam seferi kuvvetleri şimdi yeniden topar­lanmış ıbulunmaktadır.

—  Saygon :

Vietnam Başvekili Din Diem, Kızıl ne­hir deltasının güneyindeki eyaletlerintahliyesi hakkında resmî bir tebliğ neşretmiştir. M. Diem tebliğinde, bu tah­liye işinin, kendisinin memlekete av­detinden eyvel kararlaştırıldığımı ve kısmen tatbik edildiğini tasrih etmek­tedir.

Tebliğde belirtildiğine göre, bu şartlar dahilinde, Başvekil tahliyenin, gerek halkın güvenliği gerekse askerî durum bakımmdan, muhtemel tesirlerini tah­dide çalışmaktan başka bir şey yapa­mamıştır.

Başvekil, bu kararın ağır siyasî netice­lerine karşı Fransız komutanlığının e-hemraiyetle dikkatini çekmiştir. Teb­liğde, Vietnam hükümetinin tahliyeyi muvakkat mahiyette t&lâkki ettiği ve münhasıran zamanın zarurî kıldığı bu durumun yakında düzelmesi için gerek li tedbirleri düşündüğü ilâve olunmak­tadır.

4 Temmuz 1954

 

— Hanoi:

Vietmin halk ordusu başkomutanlığı murahhas heyeti reisi general Van Ti-eh Dtıng, «Mahallî askerî görüşmeler konferansının» açılış celsesinde irad ettiği bir nutukta ezcümle şöyle demiş­tir:

Cenevre'de toplanmış olan Hariciye Vekilleri konferansı, Hindiçinî'de ateş kesilmesi, mütareke akdi ve barışın yeniden tesisi gayeleri İle 'başkomutan­lıklar temsilcilerinin mahallî bir kon­ferans a'ktetmelerine karar vermiştir. İki taraf başkomutanlık temsilcileri da­ha evvel Cenevre'de de toplanmışlar­dır. Bugün burada Vietmin halk ordu­su mümessilleri ile Hindiçinîdeki Fran­sız birliği kuvvetleri temsilcileri ilk defa olarak buluşuyorlar. Muhasemata süratle son verebilecek çarelerin haki­katen araştırılıp bulunması isteniyorsa, mahallinde yapılan bu buluşma cidden faydalı, hatta zaruridir. Yerinde yapı­lan müzakerelerin müsbet ve gerçek­leşebilecek neticeler vermesi ihtimali, her zaman daha kuvvetli'dir. Bu kon­ferans, Hindicini harbinin müzakere usulü ile halli yolunda atılmış önemli bir adımdır.

Demo'krasi Cumhuriyet hükümetinin politikasına sadık olan halk ordusu, Cenevre konferansını hararetle karşı­lamış ve. bu konferansı, Hindicini ve Fransız milletleri ile birlikte barışa su­samış bütün dünya milletlerinin bir za feri olarak telâkki etmiştir.

Mahallî konferansın vazifesindeki ehemmiyeti tamamiyle takdir eden mu­rahhas heyetimiz yalnız, Cenevre'de iki taraf arasında varılan anlaşmaları sü­ratle yürürlüğe koymak için değil, ay­ni zamanda Hindiçinî'de asgarî bir za­man zarfında ateşin kesilmesine, mü­tareke yapılmasına ve sulhun yeniden kurulmasına yarayabilecek hususları Cenevre konferansına teklif etmek i-çin de hiç bir gayreti esirgemiyecek-tir. Bu arada, pek tabiidir ki, burada, mahallinde ortaya atılmasını zarurî addettiğimiz meseleleri de, bir hal ça­resine 'bağlamak maksadiyle bahis ko­nusu etmekten çekininiyeceğiz.

Hindiçinî'de Fransız birliği kuvvetleri başkomutanlığı murahhaslarının da muhasemata son vermek hususunda aynı samimî arzuyu beslediklerine i-naniyoruz. Hindicini ve Fransız mil­letlerinin menfaati namına konferan­sın iyi neticeler vermesini temenni ediyoruz.

11 Temmuz 1954

 

— Saygon :

Saygon'un 60 km. güney batısında kâin Mito bölgesinde hücuma uğnyan iki karakol, çevik kuvvetlerin müda­halesi sayesinde kurtarılmıştır. Viet-min 19 ölü ve 4 esir vermiştir.

Merkezî Annam'da, sahil bölgesinde Vietmin," bazı noktalara nüfuz etmek istemişse de muvaffak olamamıştır.

Fransız kumandanlığından bildirildi­ğine göre, iki bölük kadar tahmin edi­len. Vietmin kuvvetleri, Tuy Hoa'nm kuzey-doğusuna tesadüf eden bölgeye sızmak isteraişlerse de tam bir başarı­sızlığa uğramışlardır.

Diğer taraftan, son 24 saat zarfında,, kuzey Vietnam'da hava faaliyeti ida­me olunmuştur. Bu harekât çerçeve­sinde, avcı ve bomba uçakları 150 çı-kjş yapmışlardır.

5 Temmuz 1954

 

— Saygon:

Ngo Din Diem'in idaresindeki Viet­nam hükümeti bu sabah Saygon'da kurulmuştur. Hükümetin listesi henüz resmen neşredilmemişse de 9 vekil ile 8 müsteşardan meydana geldiği anla­şılmıştır. Ngo Din Diem başvekillikten başka içişleri ve savunma vekilliğini de üzerine alacaktır.

Dışişleri vekilliğine Van Do ve devlet vekilliğine de Tran Van Şuog getiri­lecektir.

13 Temmuz 1954

 

— Hanoi:

Vietmin kuvvetleri, Fransızların Del­ta bölgesindeki yeni müdafaa tertiba­tının kuzey ve kuzey batı cephesinde baskıyı idame ettirmektedir. Sontay kalesi ve müdafaa tesisleri Vietmin tarafından havan ateşine tâbi tutul­maktadır. Bu civarda bazı çatışmalar da   vukua gelmiştir.

Diğer taraftan av ve bombardıman uçakları Hungyen bölgesinde kütle ha­linde çıkışlar yaparak 150 ton bomba atmıştır.

14 Temmuz 1954

Yeni Çin haberler ajansının bildirdiği­ne göre, komünist, Çin dış ticaret veki­li ile Vietminh ticaret heyeti başkanı 1954 yılı içinde mübadele edilecek mal­lar hakkında ticaret anlaşmasını 7 tem­imiz günü imzalamışlardır. Bundan başka hudut bölgeleriyle de ilgili bir anlaşma imza edilmiştir.

— Hanoi:

Bir Fransız yüksek komutanlık sözcü­sünün (bildirdiğine göre, Trumg Gia'da yapılmakta olan mütareke görüşmele­ri dün ilk defa olarak ateş kesilmesi hususunda musibet bir safhaya girmiş­tir.Şimdiye kadar sadece esirler meselesi görüşülmekte idi.

17 Temmuz 1954

 

— Hanoi:

Üç gün zarfında serbest bırakılması kararlaştırılmış olan 1850 harp esirin­den 300 kişilik ilk kafile Hanoi'deki 13 numaralı kamptan ayrılmıştır. Bun­ların çoğu Tehlikesiz addedilen ka­dınlardır. Bunlara zaten bir müddet-tenberi kamp dışında çalışmak müsaa­desi verilmişti. Bir kısmım da çocuk sayılabilecek gençler teşkil etmekte­dir. Şimdi kampta 200 kadar «Tehli­keli" kadınla 1350 erkek bulunmakta­dır.

— Cenevre :

Hindicini mütareke anlaşmasını kon­trol edecek olan milletlerarası komis­yon teşekkülü hakkında 2 ayrı tasarı her iki taraf heyetlerinin üzerinde durduğu en önemli konulardan biridir.

Birinci tasarı kontrol komisyonunda Kanada, Polonya ve Hindistan'ın bu­lunmasını, ikincisi ise, Colombo kon­feransına katılan 5 devletin (Hindis­tan, Endonezya, Birmanya, Seylân, Pakistan) Kanada ve Polonya ile bir­likte komisyonu teşkil etmesini öne sürmektedir.

Birinci formül üzerinde anlaşmaya va­rılması ihtimali daha kuvvetli .görünü-

18 Temmuz 1954

 

— Paris :

Bugün açıklandığına göre Hİndiçinî'-deki Fransız ve Vietnam kuvvetleri 34.445'i ocak 1954 başmdanberi olmak üzere ölü ve kayıp olmak üzere Hin­dicini harbinde 92.000'den fa:Üa kayıp vermişlerdir.

Ölü, kayıp, yaralı ve sıhhi sebepler yüzünden cepheden alınmış olanların yekûnu 25.000 tahmin edilmektedir.

5 Mart 1954'den 1 Haziran 1954'e ka­dar ölü. kayıp ve yaralılardan salâh, bulmayıp  ölenlerin yekûnu  şöyledir:

— Hanoi:

Bu sabah 10.000'den fazla Hanoi'li Vi­etnam'ın muhtemel bir taksimini sü­kûnet içinde protesto etmiştir. Viet­nam, Fransız, İngiliz, Amerikan ve Hint bayraklariyle süslenmiş olan Ha­noi tiyatro binası önünde söz alan ha­tipler .bu taksinre yol açan Vietminh'-lileri Vietnam milletinin düşmanı ol­makla itham etmişlerdir. Bunu mütaa-kıp nümayişçiler Amerikan v.e İngiliz konsolosluklariyle Fransız yüksek ko­miserliği temsilcilerine Vietnam'ın taksimini protesto eden bir karar su­reti sunmuşlardır.1 Ocak 1954'de kadar yekûn 57.858 idi. "Resmî bir şahsiyetin ileri sürdüğüne göre aradaki nispetin mühim bir kısmı Dien Bien Phu muharebelerinde mey­dana gelmiştir. Esirler kayıp olarak gösterilmiştir. Yaralı ve sıhhi sebepler yüzünden cepheden alınanların mik­tarı 160.000 olarak tahmin edilmekte­dir.Fransız komutanlığına mensup bir söz­cü Trung Gia konferansının sona erdi­ğine dair çıkan haberleri bugün tekzip etmiştir. Konferansın bu sabah top­landığını belirten sözcü yarın sabah da toplanacağını ilâve etmiştir.Trung Gia askerî konferansının bütün oturumları gizli yapılmakta ve görüş­meler hakkında hiçbir tebliğ neşredilmemektedir.

Kısa bir zaman içerisinde iskânları ve müstahsil duruma getirilmeleri için ge­rekli her türlü tedbir alınmış bulun­maktadır.

1950 yılında birleşen Toprak ve İskân İşleri Genel Müdürlüğünce, yurdumu­za gelmiş bulunan göçmen ve mülteci­lere yapılan çeşitli yardımlar aşağıda sıralanmıştır :

Göçmenlerin birer eve sahip kılınma­ları kat'î iskânın birinci merhalesidir. Bir kısım köy, kasaba ve şehirlere ser­piştirme, bir kısmı mevcut köylere ek­leme, bir kısmı da müstakil köy fcur-maV suretiyle bugüne kadar inşa edi­len görmen evleri sayısı 31.104 den iba­rettir. Bunların tahsis ve temlik işleri tamamlanmış, tapuları sahiplerine tes­lim edilmiştir.

Çiftçi göçmenlere, her aile için tesbit edilen norm dahilinde kültür arazisi verilmiştir. Bugüne kadar 18.086 çiftçi göçmen ailesine 908.879 dönüm arazi, 8.331.675   kilo   tohumluk   verilmiştir.

21 Temmuz 1954

 

Washington :

Aktolunan mütareke anlaşması sebe­biyle Hindiçinî'ye Amerikan harp mal­zemesinin şevki durdurulmuştur. Bu haberi basma bildiren ayan üyesi Dirksen ile General Stewart, şevke ha-z-.i malzemeyi durdurmak veya 'hâlen açık denizde bulunan malzeme yüklü gemileri geri çevirmek için 'gerekli e-mirlerin verildiğini belirtmişlerdir. Bu iki şahıs Savunma Vekâletinin askerî yardım programını tatbikle mükellef bulunmaktadır. Açık denizdeki gemile­re en yakın Amerikan veya dost mem­leket limanına dönmeleri bildirilmiştir.

Ayan üyesi Dirksen askerî malzeme­den gayri eşyalar için henüz bir ka­rar alınmadığını, fakat bu meselenin yabancı faaliyetler idarecisi Harold Stassen tarafından, mütareke anlaş­ması hükümlerinin ışığı altında tetkik edildiğini ilâve etmiştir.

— Paris :

Hindiçinî'deki Fransız Başkumandanı General Paul Ely bugün kumandası al­tındaki kuvvetlere hitaben yayınladı­ğı günlük emirde ateş-kes anlaşması­nın yapıldığını ve barışı bir disiplin zihniyetiyle kabul etmelerini bildir­miştir.

General Ely şöyle  devam etmektedir:

Barış, sizin gayretlerinizin gayesiydi. Siz bu barışı sevinçle kabul etmemeli­siniz, zira ancak zafer bunu doğurabi­lir. Fakat siz bu barışı vekarla karşılı-yabilirsiniz, çünkü vazifenizi hiçbir zaman ihmal etmediniz.»

General Ely, diğer bir günlük emirde Vietnam ordusuna şöyle hitap etmek­tedir:

«Gururunuzu bildiğim için bu barışın sevincini paylaşamıyacağmızı ve bun­dan duyduğunuz ıstırabı anlıyorum.

Memleketinizin uğrunda harbettiğiniz bağımsızlığı bundan böyle dünyanın başlıca devletleri tarafından garanti edilecektir.

General Ely Hindiçinî'deki sivil halka da şunları söylemiştir:

«Bir asker sizi bir anlaşmanın zafer­den daha iyi olduğunu belki inandıra­maz, fakat bir asker barışın zarurî ve mümkün olduğunu size söyliyebilir.

Kindiçinî'de barış elzemdi ve bu gerek Fransa, gerek Hindicinî'de hemen hemen herkesin arzusuydu.»

22 Temmuz 1954

 

—  Hanoi :

Vietnam Başvekili Nao Dinh Dien bu­gün yaptığı konuşmada, memleketinin taksime uğramasını şiddetle protesto etmiş ve bunun «Milyonların esareti» demek olduğunu söylemiştir. Bunun­la beraber Diem radyo konuşmasını bu harekete şiddetle karşı koymanın yeni felâketlere yol açacağını, bunun i-çin halkın sakin ve beraber kalmasını tavsiye etmiştir. Cenevrede mütareke­nin imzalanmasındanberi Diem ilk de­fa konuşmuştur.

—  Saygon :

Hindicini Başkomutanı General Paul Ely, ateş kesimi dolayısiyle Hindicini halkına hitabeden bir mesajında şöyle demektedir:

"Uzlaşmaya dayanan bir barışın zafer­den üstün olduğuna inanabilecek hiç­bir asker yoktur, fakat, barış zaruri ve mümkün olduğu takdirde, her as­ker bunu söyleyebilir.

Hindicinî'de barış zaruri idi ve bu, Fransa'da olduğu kadar Hindiçinî'de de, hemen hemen herkesin başlıca di­leği olmuştu.

Fransa'nın, müttefiklerinin muvafa­katiyle imzalamış olduğu barış Viet­nam vatandaşları için elem vericidir, fakat mümkün olan hal çareleri için­de Cenevre'de seçilmiş olanı Vietnam halkı ve ordusunun şimdiki ve gele­cekteki menfaatlerini koruma baka­mından en elverişli olanıdır."

23 Temmuz 1954

 

— Hanoi:

Kuzey Vietnam müdafaa komitesi hal­ka hitaben yayınladığı bir beyanname­de ne Vietnam hükümetinin de de mü­dafaa komitesinin mütareke hükümle­ri ile bağlı olmadıklarını bildirmiştir. Beyannamede, tehlikeli bir durumda bulunan kuzey bölgesi halkından mu­vakkaten buradan uzaklaşmak istiyen-lerin emniyetli bölgelere nakli husu­sunda bir program hazırlandığı da be­lirtilmektedir.

— Saygon :

Cenevra ateş kes anlaşmasına muvazi olarak Hindiçinî'de askeri harekâtın durdurulması hususunda Trung-Gia'-da yapılan' anlaşma bugün Fransız yüksek kumandanlığı tarafından neş­redilmiştir.

Anlaşma hükümleri şunlardır:

1    — Ateş kes tarihinden sonra hiçbirkara, hava, deniz harekâtı yapılımyacaktır.

2    — Kara, deniz ve nehir    muhaberehatlarında sabotajların Önlenmesi içinderhal tedbir alınacaktır.

3    — Vietmin kontrolü altında bulunan^bölgeye Fransız hava kuvvetleri veyatopçusu tarafından bomba ve top atışıyapılmıyacaktır. Fransız hava kuvvet­leri hareketini kara kuvvetleri arasın­da irtibata inhisar ettirecektir.   Hiçbir suretle bomba atmıyacaktır.

4    — Fransız uçakları Fransız üslerin­den 25 kilometreden fazla'    uzaklaşamıyacak ve teker teker uçacaklardır.

4   — Fransız uçakları Hanoi Haiphonghattının kuzeyinde nakliye faaliyetin­de bulunamıyacaklardır.

5   — Herhangi  bir şehri tahliye  edenbirliklerin o bölge halkına, zarar vermemesi veya sınaî, kültürel, sıhhî te­sislerle köprü ve yollan tahrip etme­mesi için her türlü tedbir alınacaktır.

— Saygon :

Başkan Ho-Şi-Min, din, sınıf ve siyasî kanaat farkı 'gözetmeksizin, bütün va­tandaşlara hitaben radyoda yaptığı bir konuşmada, ister öte taraftan, is­ter'beri taraftan olsun, herkesi, Viet­nam'da barışın, demokrasinin ve hür­riyetin gerçekleşmesi için işbirliğine davet etmiştir.

25 Temmuz 1954

 

— Saygon :

Evvelki gün Hindiçinî'de bütün cep­helerde hüküm süren nispî sükûn dün zail olmuş, Vietmin kıtaları bilhassa Kızıl Nehir deltasında taarruz hare­ketlerine girişmişlerdir. Çete hareket­leri, küçük karakollara hücum, demir­yollarına taarruz, bu hareketlerin baş-lıcalarını teşkil etmiştir. Buna karşı Fransız uçakları koruyucu uçuşlar yapmak zorunda kalmıştır.

Hanoi'nin 50 kilometre kuzey batısın­da kâin Vietri'de Vietminliler 20 ölü bırakmışlardır.

26 Temmuz 1954

 

— Londra:

Londra sigortacılar birliği, Hindicini sularında seyrüsefer yapan ticaret ge­milerinin ve hamulelerinin harp teh­likelerine karşı sigorta primlerini yüz­de l'den binde bire indirmeğe karar vermiştir, bu mütarekenin bir netice­si olarak kabul edilmektedir.

27 Temmuz 1954

 

— Hanoi:

Hanoi bölgesinde altı harekât kesimin­de bu sabah telefonla verilen emir ü-zerine ateş kesilmiştir. Bu kesimler Hanoi civarında âzami 60 kilometrelik

bir çember içinde bulunmaktadır ve birinci kesimi müstakil Hanoi kesimi teşkil etmektedir.

Hanoi halkı kuzey Vietnam'da ateş kesildiğini büyük bir sükûnet içinde öğ renmiştir. Bütün gece şehirde top ses­leri duyulmuştur. Fakat mahallî saat­le sekizden itibarın şehir civarında bulunan bataryalar artık susmuştur. Sükûnetin hâkim bulunduğu sokaklar­da zırîılı vasıtalar devriye gezmekte­dir. Gazeteler sükûtu muhafazaya de­vam etmekte ve ajans haberlerini her­hangi bir yorumda bulunmaksızın ya­yınlamaktadırlar.

— Hanoi:

Trung Gia askerî konferansının ka­panması münasebetiyle bugün Fransız ve Vietmİn murahhas heyetleri tara­fından neşredilen müşterek tebliğde hulasaten şöyle denilmektedir:

-Bu sabah 27 Temmuz 1954 tarihinde Hindiçinî'de savaşlara son verilmesi hakkında Cenevrede imzalanmış olan anlaşmalar kuzey Vietnam'da ve diğer -bölgelerde, şu andan itibaren fiilen yü­rürlüğe girmektedir. Askerî hareket­ler tedricen tahdit edilerek 11 ağustos­ta katî surette nihayet bulacaktır, s

29 Temmuz 1954

 

—  "Washington ;

Komünist Çin hükümeti, Hainan ada­sı açıklarında vukua gelen hâdiseler hakkındaki Amerikanın iki protestoo notasını reddetmiştir. Amerikan Dışiş­leri Vekâletinin sözcüsü bu haberi ver­dikten sonra şunları ilâve etmiştir; Birleşik Amerika meselenin bu şekil­de kapanmasına müsaade etmiyecek-tir».

—  Londra :

İngiliz maslahatgüzarı 28 temmuzda-Çin Dışişleri Vekil yardımcısı Chang. Hanfuya Amerikan hükümetinin bir protesto notasını tevdi etmiştir. Pro­testo, Çin semalarına vâki olan ve iki; Çin uçağının düşürülmesiyle neticele­nen mütecavizane hareketi takip etti­ği ve tamamiyle hakikate aykırı oldu­ğu için, dışişleri vekil yardımcısı A-merikan (hükümetinin protestosunu reddetmiştir.

30 Temmuz 1954

 

—  Saygon :

Vietnam Dahiliye Vekili, yabancı ba­sın muhabirlerinin Başkan Nigo Din Diem'e gönderdikleri protesto mesajı­na, başkanın verdiği cevabı bugün mu­habirlere bildirmiştir. Ajans ve gaze­te muhabirleri, hükümetin .basin. tel­graflarına gizli sansür tatbik etmesin­den şikâyette bulunmuşlardı. M. Migo Diem, sansürün, yeni hükümetin ku­rulmasından önce vazedilmiş olduğu­nu hatırlatarak, bundan böyle, muha­birlerin haberi olmadan basın telgraf­larının sansür edilmiyeceği ve gecikti-rilmiyeceği hakkında teminat vermek­tedir.

—  Saygon :

Associated Press, Franee-Pr.esse, Reu-ter, United Press ajanslariyle Fran.ee-Soir ve Le Monde gazeteleri muhabir­leri, çektikleri telgrafların -bir kısmı­nı, malûmatları haricinde sansüre tâ­bi tuttuğu için Vietnam hükümetini protesto etmişler ve alâkalı makamla­rın fou gibi hareketlere göz yumma­malarını istemişlerdir. Muhabirler nor­mal kontrol kaidelerine riayet edilme­diği takdirde, haberlerini, bu sansür­den kurtarmak maksadiyle, daha.emin vasıtalarla göndereceklerini bildirmiş­lerdir.

31 Temmuz 1954

 

— Washington :

Siyasî şahsiyetlerin bildirdiklerine göre Karar haftası

Yazan: Ö. S. Coşar

ll/7/1954 tarihli (Cumhuriyet) ten:

Yarın başlayacak olan hafta, Hindici­ni meselesinde karar haftası olacaktır.

Hindiçinî'de ateşin kesilmesini temin etmek asıl vazifemdir diyerek işbaşı­na gelen Fransız Başbakanı Mendes France bu hedefe ulaşmak için ne gibi tavizler verecektir? Fransız hükümet reisi dün akşam Cenevreye gitmiş ve Molotov ile hususî bir görüşme yap­mıştır. Komünist Çin Dış Bakanı da gelmektedir.   İngiliz     Dışişleri Bakanı Eden de pazartesi günü Londradan ha­reket edeceğini bildirmiştir. Takat Birleşik Amerika'nın Cenevre konferansının bu son safhasına salahi­yetli kimse göndermek istemediği gö­rülüyor. İki gündenberi Londra ile Parisin Washington'daki temsilcileri te­şebbüs üzerine teşebbüs yapmakta. Dulles'm veya muavini Bedel Smith'in Cenevreye gitmelerini temine çalış­maktadırlar.

3u ısrar karşısında Eisenhower kara­rında değişiklik yapacak, Dulles'ı veya

Bedel Smith'i Cenevreye yollayacak mıdır? Anlaşılıyor ki, komünistlere geniş ta­cizlerin verilmesi ile nihayete erecek olan bu konferansın nihaî safhasında "Birleşik Amerika salahiyetli kimseler tarafından temsil edilmekten, Hindici­ni mevzuunda vukua gelmesi muhte­mel anlaşmanın mesuliyetini Fransa -ve İngiltere ile paylaşmaktan kaçınıyor. Cenevrede halen bir Amerikan "heyeti bulunmaktadır, fakat bunun, Eden - Molotov - Chou En Llai - Mendes France çerçevesi içinde rol oyna­şması, taahhüt altına girmesi bekleneloıez.

25 gün devam eden ve neticesiz sona eren Berlin konferansında Sovyet Dış Bakanı batılı devletler arasındaki bir­liği zayıflatmağa muvaffak olamamış­tı.

Yarin 32 nci gününe girecek olan Ce­nevre konferansı için aynı şeyi söyle­mek mümkün değildi. Komünist Çi­nin sahneye çıkmasından Molotov'un faydalandığı görülmektedir. Bir taraf­tan Birleşik Amerika, diğer taraftan İngiltere ile Fransa arasında görüş ay­rılıkları artmıştır. Bu tehlike, bertaraf edilmediği takdirde, Birleşik Amerika-yı yeniden infiradcılık politikası takip etmeğe sevkedecek midir? Bu olmasa bile, Amerikan dış politikasında esas­lı tadilâta gidileceği sezilmektedir. Böylece Molotov, beklediğinden de fazlasına kavuşmuş olacaktır.

Eğer yarın komünistler, geniş taviz vermeği göze alan Mendes - France'm dahi kabul edemiyeceği teklifleri ile­ri sürerlerse, batılılar arasındaki gö­rüş ayrılıklarını mühim nisbette de izale etmiş olacaklar, Washington, Lon­dra ve Farisi Güney-Doğu Asyada müşterek bir askerî cephe kurmaya sevkedeceklerdir. Fakat Moskova ile Pekin temsilcileri, mevziî bazı taviz­lerle yalnız Fransa ile İngüterenin tas­vibini sağlarlarsa, Birleşik Amerika ile bu iki batılı devlet arasındaki bağ­ları zayıflatmış, müşterek cephenin de kurulmasını baltalamış olacaklardır.

Cenevredeki komünist delegelerinhangi yolu takip edecekleri görülmü­yor mu?

Kızıl nehir deltasında Yazan: M. Topalak

12/7/1954  (tarihli Zafer)  den:

Fransızların Tonkin'de Kızilnehir Del­tasının  güney bölgesini tahliye etmeleri iyi mi oldu, kötü. mü oldu? müna­kaşası hâlâ devam ediyor. Bir yandan Cenevre'de, diğer yandan Hindiçinîde iki taraf kumandanlık mümessille­ri arasında, mütareke ilân edildiği za­man kuvvetlerin çekilecekleri bölgele­rin, tâyini ile İlgili müzakereler cere­yan ederken,Fransızlar tarafından başvurulan bu tahliye hareketinin sâik ve hedefi nedir? Bir anlaşmanın tatbikinden ibaret midir, yoksa tama­men askerî babımdan bir zaruret mi?

Fransız kumandanlığı ve Fransız hü­kümet çevreleri bu son fikir üzerinde ısrar etmekte ve bunun çok evvelden kararlaştırılmış bir askerî plân gere­ğince' tatbik edilen düzenli toir tahliye olduğunu iddia etmektedirler.

Bununla beraber, herkesin fikri bu değildir. Tahliyenin komünistlerle bir anlaşma neticesi olduğunu iddia eden­ler çoktur. Buna, kısmen, çekilme ha­reketine tekaddüm eden günlerde ya­yınlanan haberler de sebep olmuştur, denebilir. Filhakika, askerî müzakere­ler başladıktan bir müddet sonra, biz­zat Fransız basınında Tonkin'in tak­simine ,d&*r müzakerecilerin bir anlaş-mıya vardıklarını bildiren haberler intişar etmiştir. Bu haberlere göre, komünistler Hayfung ile Hanoi'yı Fransızlara bırakmıya razı olmuşlar­dı. Yalnız Kızilnehir. Deltasının kon­trolünü istiyorlar, buna mukabil Hay­fung limanından Hanoi'ye giden kara ve demiryolu üzerinde Fransızlara mü­nakale kolaylıkları vâde diyorlardı.

Ciddî surette kontrol edilememekle 'beraber bü haberlerin büyük alâka topladığı bir vakıadır.

Haber, Cenevre'deki Vietmin murah­has . heyeti tarafından katiyetle tekzipedildiği' halde, Fransızlardan böyle birkatî yalanlama sâdir olmamıştır. Fran­sız mütehassısları, askerî görüşmelergizli cereyan ettiğinden, hiç kimsenin toir şey bilmemesi gerektiği tarzındamüphem bir yorumla iktifa etmişler­dir.Bu vaziyet dahilinde, Hindiçinî'deki Fransız kumandanlığı Deltanın güne­yinde dört şehri ihtiva eden bölgeyi süratle tahliyeye başlayınca, bunun anlaşma neticesi olduğu intibaı haliyle uyanmıştır. Fakat Fransız makama-ti, tahliyenin tamamen stratejik oldu­ğunda musirdir. Bu makamattan veri­len izahata göre, Dien Bien Fu müs­tahkem mevkiinin sukutundan sonra,, durumu mahallinde tetkike gönderi­len General Ely ile General Salan'ıa. vermiş oldukları raporda, Hanoi -Hayfung mihveri etrafındaki nıüdafaa-hatlarmı takviye edebilmek için, cep­heyi daraltmak ve binaenaleyh güney bölgesini tahliye etmek bir zaruret o-larak gösterilmekte idi. Kaldı ki, Fran­sız kumandanlığının ilâve ettiğine gö­re, Dien Bien Fu'nun sukutundan son­ra serbest kalan üç Vietmin tümeni bu bölgeye tehlikeli bir tazyik icra et­mekte idi..

Fakat tahliye, hangi sebeple yapılmış-olursa olsun, bunun Fransa'nın mütte­fikleri üzerinde tesiri büyük olmuştur..

Her ne kadar tahliyenin ne Londra'da, ne de Vaşington'da bir sürpriz tesiri yapmadığı belirtilmiş ise de, iki bü­yük başkentte görülen ilk tepkiler az. çok hayret ve hattâ endişe ifade et­mekte idi.

Bununla beraber, Londra ile Vaşing-ton'un hâdise karşısındaki reaksiyon­ları arasında bir fark göze çarpmakta idi. Londra, doğrudan doğruya Pa­ris'in verdiği izahatı benimseyerek işi askerî'veçhesinden mütalâa etmiye ve. belki bu tahliyenin isabetli olduğunu düşünmiye meylederken, Amerikan. Kongre mahfillerinde yükselen sesler bir «Hindicini Dunkerque» inden bah­setmekte" ve bunun bir «'Asya Mü-nich'i» ne müncer olacağı kaygısında, idiler.

Filhakika, Fransız kuvvetleri, Kızılnehîr Deltasının en kalabalık ve en mün-bit bölgelerini Vietmin'e bırakmak su­retiyle, hasma, iaşe ve asker toplama. imkânları bakımından büyük avantaj­lar kazandırmış oluyorlardı. Fakat Fransızlar için asıl büyük kayıp, bu çekilmenin Vietnamlılara vurduğu ma­nevî darbe idi. Bu vaziyette, esasen pek itibarı olmıyan Baodai b.ükûmeti halka nasıl söz anlatabilir ve onları komünistlerle sayaşmıya ikna edebi­lirdi?

Bizzat Fransızların, bu tahliye münasebetiyle bir kere daha müşahede fır­satını bulmuş oldukları bezginlik, Vi­etnamlıların iliklerine işlemiştir. Fran­sız 'heyeti seferiyesi yalnız lakayt değil hattâ bazan düşman bir muhitte, bir halk içinde savaşmak ve bu küskün kitlelere savaş arzusu aşılamak zorunda kalıyordu. Esasen, Hindiçinî savaşının bidayettenberi en büyük dramı bu değil midir?

Şimdi, tahliye hareketi tamamlanmış bulunuyor. Fakat bunun son tahliye, son çekilme hareketi olduğunu göste­ren emarelere tesadüf edilmemekte­dir. Delta bölgesinde bir «Dunkerque» in hazırlanmakta olduğunu düşündü­ren bir telâş ve kaynaşma vardır.

2 Temmuz 1954

 

—  Paris :

Fransa Kuzey Afrika komisyonu dün hazırladığı bir raporda Başvekil Men-des France ve Fransız millî meclisinin tedhişçilere karşı yumuşak 'bir siya­set takip etmemelerini tavsiye etmiş­tir.

Komisyon, Fransa'nın Kuzey-Batı sa­hilinde Groix adasına sürgün edilen Tunus milliyetçi lideri Habib Burgiba' nın 20 temmuza kadar Tunus'ta hâki­miyeti ele geçirmeğe karar verdiğini hatırlatan raporunda şu hususları 'be­lirtmektedir:

«Fas ve Tunus bizi yakından takip e-derek vaziyetlerini tâyin etmektedir­ler. Fransız Kuzey Afrikasmm mu­kadderatı, takip edeceğiniz siyasete ve vereceğiniz kararlara bağlıdır.»

—  Metz :

Bir Fransız askerî mahkemesi 3000 mahkûmun Ölümünden sorumlu olan bir harp zamanı Nazi imha kampının eski müdürü ile beş gardiyanını 'bu­gün ölüme mahkûm  etmiştir. Eski kamp müdürü Fritz Hartjenstein 700 erkek ve kadının ölümünden doğ­rudan doğruya mesul tutulmakta idi. Diğerleri de mahkûmları dövme ve en sadist metotlarla kendilerine işkence etmekle itham edilmekte idiler. Şahitlerin ifadesine göre gardiyanlar­dan Ehrmanntrant mahkûmların üs­tüne köpeklerini saldırtmış, ilmikle çabuk ölmediği için bir mahkûmu elleriyle boğmuş, hasta ve ölüm halin­deki mahkûmların karınları üstünde-tep inmiştir.

— Paris :

Cezayir ve Sahrayı Kebir başpiskopo­su Mercier «Denizaşırı Fransız ülkele­ri» merkezinde irat ettiği mühim bir nutukta, Cezayir'i ve Sahrayı-Kebir'i alâkadar eden meselelerden bahsetmiş­tir. Bu bölgede toprağın korkunç derece­de fakir olduğunu ve ziraatin başlıca kaynağını teşkil eden yağmurun da nadiren ve intizamsız yağdığını belir­ten ruhani reis yerli halkın insanlığa. yakıgmıyan şartlar içinde yaşadığım söylemiş ve şöyle devam etmiştir:

«Cezayir halkı, geniş ölçüde bir ziraat proletaryası teşkil etmektedir. Çün­kü ahalisinin yüzde 80'ninin senelik, geliri ancak 15.00 franktır. Kahir ek­seriyetini tarım işçileri teşkil eden. 700.000 Cezayirli amele daimî olarak-işsizdir. Bu bölgede yerleşmiş olan Av­rupalılarla müslünıanların hayat sevi­yeleri arasındaki fark korkunçtur. En. âcil mesele Cezayir ve Sahrayı-Kebir gençliğini beslemek ve hayata hazır­lamaktır.»

3 Temmuz 1954

 

— Paris :

Başvekil Mendes - France, Fransa hü­kümetinin reisi sıfatiyle, hâlen Kuzey Atlantik paktı konseyi reisliğini ifade etmektedir.Bilindiği gibi konsey reisliği münavebe ile deruhte edilmek­tedir. Fransız başvekili, birkaç gün ev­vel Atlantik konseyi genel sekreteri Lord İsmay'a gönderdiği bir mektup­ta ezcümle şöyle demektedir: «Atlan­tik tegkilâtı, idareniz altında, güvenli­ğimizi temin etmiştir. Şimdiye kadar elde edilen ilerlemeler, barış yolunda­ki ümitlerimizde haklı olduğumuzu göstermiştir.*

Genel sekreter verdiği cevapta M. Mendes - France'in Atlantik konseyin-deki daimî temsilcilerle temas etmek arzusundan dolayı kendisinin vs arka­daşlarının büyük memnunluk duydu­ğunu bildirmiştir.

Bu sabahki mülakat, bahis konusu mektupların teatisi neticesinde karar­laştırılmıştır.Mamafih Hindiçinî'ye muvakkaten bir takviye kıtası göndermek yetkisini bu­gün istiyecek değilim. Hükümetin ba­rış kartını oynadığı bu sırada, mecbur olmadıkça, bu mahiyette bir tedbir al­mamamız yerinde olmıyacaktır».

9 Temmuz 1954

 

— Paris :

Fransız Başvekili Mendes-France bu­gün Öğleden sonra meclisteki beyanatı sırasında, Hindicini müzakereleri aka­mete uğradığı takdirde, bu bölgeye ye­niden takviye kuvvetleri göndermek icap edeceğini belirterek şöyle demiş­tir: Tabiatiyle, müzakerelerin ne şe­kilde neticeleneceği hakkında şu anda bir tahminde bulunmam imkânsızdır. Müsait ve şerefli bir hal çaresinin bu­lunması imkânının kaybolmadığını, daha önce bildirmiş bulunmaktayım.

Bugün de aynı kanaatteyim. En kötü­sü de dahil, her türlü ihtimale kargı hazır bulunmak için, gerekli tedbirle­rin alınması elzemdir. Bu sebepten, böyle olacağına inanmamakla beraber, barış teşebbüsümüzün derpiş olunan mühlet zarfında akamete uğraması fa­raziyesini, sizlerle beraber tetkik et-, inek mecburiyetindeyim.

Şüphesiz bu mesele, mühletin sona ereceği 20 temmuz tarihinden önce ba­his mevzu olacaktır. Tecrübe, en na­zik meselelerin, bir milletlerarası mü­zakerenin son saatlerinde halledüdiği defalarca isbat etmiştir.

Fakat bu müzakereler akim kalacak olursa, 20 temmuz günü hasım tarafın

Hariciye Vekâleti Müsteşarı Guerm de B.eaumont bu sabah millî meclisin hariciye komisyonunda, diplomatik durum ye bilhassa Avrupa savunma camiası meselesi hakkında izahat ver­miştir.

Avrupa ordusu projesinin reddinden doğabilecek neticeleri inceliyen müs­teşar şöyle demiştir:

«Bonn ve Paris andlagmaları hukuken birbirine bağlıdır. Bunlardan birinin,, diğerinden ayrı olarak yürürlüğe ko­nulması, üs batılı devletle federal Al­manya arasında çok ehemmiyetli siya­sî ve hukukî zorluklar çıkmasına se­bep olacaktır. Fransız hükümeti bu iki muahedenin birbirinden ayrılmasına rjza gösteremez.Böyle bir hal, bu­günlerde tetkik edilmekte olan Avru­pa ordusu meselesini güçleştirir.»

Londra'da İngilizlerle Amerikalılar arasında yapılan müzakerelere temas eden M. Guerinde Beaumont sözlerine şöyle devam etmiştir:

"Fransa'nın iştiraki olmadan Almanya meselesinin amelî bir şekilde halline imkân yoktur. Fransız hükümeti, par­lâmento tatil devresine girmeden ev­vel Avrupa ordusu hakkında bir ka­rara varmak azmindedir. Bu itibarla Londra görüşmelerinin ne de olsa an­cak nazarî bir mahiyet arzedebîleceği-ni zannederim.Fransa bu toplantıya davet edilmemiş olmakla beraber mü­zakerelerin seyrinden muntazaman haberdar edilmektedir.»

Sözü, Bonn seyahatinin taliki hakkın­daki karara intikal ettiren müsteşar .şunları söylemiştir:

«Bu ziyaretin gayesi, Fransız başveki­linin, M. Henri Spaak ile yaptığı görüş­melerden Alman başvekilini haberdar etmekten ibaretti. Fakat Alman başve­kili tarafından verilen malûm müla­kat, Fransız hükümetine bu seyahatin faydasız olacağı kanaatini verdi.

Saar meselesine gelince:

Bu hususta son zamanlarda yeni her­hangi bir olay kaydedilmemiştir.

14 Temmuz 1954

 

— Paris :

JTransa bugün 14 temmuz mîllî bayra­mını kutlamaktadır. Bu münasebetle dün bütün geceyi sokaklarda ve mey­danlarda dans etmekle geçiren binler­ce Parisli bugün geniş Champs Elysees caddesinde toplanarak ananevi Bastil-le kalesi askerî geçit resmini seyret­meğe koşmuştur.

Geçit resmi sırasında, beraberinde memleketin ileri gelen siyasî ve aske­rî şahsiyetleri ve kor diplomatik bu­lunduğu halde Cumhurbaşkanı Rene Coty 11.000 kişilik bindirilmiş kıtaat tarafından selâmlanacaktır.

Bastille kalesinin düşmesi ve Fransız ihtilâlinin başarısının 165 nci yıldönü­mü münasebetiyle bütün şehir baştan­başa bayraklarla donanmıştır. Ayrıca büyük âbideler aydınlatılmıştır.Hükümet komünistlerin Parisin doğu­sundan yapacakları ananevi yürüyüşü menetmiştir. Geçen sene bu yüzden çıkan nümayişte yedi kişi ölmüştür. Fakat komünistler bunu yine yapa­caklarını bildirmektedirler.

— Paris :

Fransa Başvekili Mendes-France bu­gün Cenevre'ye hareketinden    evvelverdiği demeçte, Birleşik Amerika Ha­riciye Vekâleti Baş Yardımcısı Bedeli Smith'in pek yakında Cenevre'ye dö­neceğini teyit etmiş ve tam bir anlaş­ma ile neticelenmiş olan Paris görüş­melerinden memnun kaldığını belirt­miştir.

Bu üçlü görüşmelerden sonra yayınla­nan tebliği yorumlıyan başvekil şöy­le demiştir: «Cenevrede müzakere edilmekte olan' meselelerin hepsini gözden geçirdik ve bilhassa muallakta bulunanları inceledik. Meselelerin u-mumuna teşmil edilen bu tetkikat et­raflı bir şekilde ve itina ile yapılmış­tır. Görüşmeler, son derece faydalı müşterek bir çalışma teşkil    etmiştir.

Müzakerelerimiz biraz uzamışsa, bu­nun sebebi, incelenen meselelerin ö-nemli ve a&ir konular olmasından ibarettir. Paris görüşmelerinin seme­reli olduğunu tekrar    etmek    isterim.

Biz, Birleşik Amerikanın Cenevre gö­rüşmelerinin bundan sonraki safha­sında da, vekil seviyesinde bir şahsi­yet tarafından temsil edildiğini gör­mek istediğimizi bildirdik. Biliyorsu­nuz ki, Amerikalılar başlangıçta bu fikirde değildi. Bununla beraber A-merikalı dostlarımız, Hindicini mese­lesinde ballıca mesuliyetin Fransaya terettüp ettiğini takdir ederek tercih ettiğimiz şekli itibara aldılar. Netice­de, dostça tekrarladığım davet kabul olundu. Amerika Hariciye Vekâleti Başyardımcısı Bedeli Smith pek ya­kında Cenevrede bize iltihak edecek­tir.

Hülâsa, görüşmelerimizin neticesinden çok memnunum. M. Anthony Eden'in şahsen gösterdiği muzahereti de bil­hassa kaydetmek isterim. Onun yar­dımı bütün müzakereler boyunca dos­tane ve tesirli olmuştur. Şahsen tou buluşmadan cok mesudum ve böyle bir ruh haleti içinde Cenevreye gidi­yorum."

20 Temmuz 1954

 

— Washington :

Fransa Başvekili    Mendes France, 500

Fransız yaralısının uçakla Hindiginî'-den Fransa'ya nakli dolayısiyle Ame­rika'ya teşekkürlerini bildirmiştir. Ya­ralıların nakli sırasında kendilerine Travis, Kalifornia, Westover ve Messachusetts hava üslerinde her türlü yardım ve müzaherette bulunulmuş­tur.

Liberal temayüllü News Chronicle ga­zetesi de şöyle demektedir:

"Savaşlar sona ermiş ve Fransa karu kaybetraekten kurtulmuştur. Fransa'­nın siyasî ve manevî zaaftan sıyrılmak, üzere olduğunu gösteren emareler vardır. Filhakika Fransız milleti Men­des France'ın şahsında kuvvetli bir hükümet reisi bulmuştur.»

21 Temmuz 1954

 

— Londra :

Times    gazetesinin    Paris    muhabiri,

Hindiçinî'de savaşa son veren Cenevre anlaşmalarını yorumlıyan bir yazısın­da şöyle diyor:

«Mendes France'ın prestiji, son yıllar­da hiçbir Fransız devlet adarmnm eri­şemediği bir     dereceye    yükselmiştir.

Fransız başvekili sadece cesur ve ori­jinal fikirli bir adam olduğunu değil, aynı zamanda netice almasını bilen realist bir insan olduğunu da ispat et­miştir. »

Buna mukabil aynı gazetenin başmu­harriri ise, şunları yazmaktadır:

«Sovyet Rusya, Mendes France'ın ik­tidarda kaldığı müddetçe Avrupa or­dusu plânına muhalif kalacağına ka­naat getirmiştir. Bu sebeple Almanya-nm. yeniden silâhlanması meselesi ye­ni karışıklıklara, işin tekrar talikine meydan verecektir. Bundan dolayı da Rusya Mendes France'ın iktidardan düşmesini arzu etmemektedir.»

Daily Telegraph gazetesinin diploma­tik muharriri de diyor ki:

«Son iki hafta içinde Mendes France ve Anthony Eden Fransa ile İngilte­re'yi birleştiren eski «Dostane itilâf» in. ruhunu yeniden keşfettiler. .

Eğer bu temayül kuvvetlenir ve inki­şaf ederse, dünya politikasına derin bir tesir icra edebilir, birçok kimseler Molotof'un Mendes France'ı tarafsız Tbir- yatıştırıcı zannetmekle aldanmış olduğunu belirtmekte ve hatasını geç anladığı için de Cenevre anlaşmasını son dakikada bile akamete uğratmağa çalıştığını söylemektedirler.

Yorkshire  gazetesi ise,yazıyoryor:

Talih cüretli olanlara güler. Bu dar­bımesel, Mendes France'ın kısa fakat çok parlak iktidar devresine uygun, düşüyor. Mühim olan nokta başvekilin Fransız politikasına yeni bir zihniyet getirmiş olması ve cesaretli hareketi­nin semere vermiş bulunmasıdır.

22 Temmuz 1954

 

— Paris :

Fransız meclisi Hindicini mütarekesi: hakkındaki müzakerelerin saat 16'da başlamasını    kararlaştırmıştır.

Meclis bundan önce millî müdafaa ko­misyonunun derhal toplanarak mebus­lardan Pierre MontePin (Bağımsız-Cumhuriyetçi) şu teklifi hakkında bir karar vermesini istemiştir: «Milletin hissiyatına tercüman olduğuna emin bulunan millî meclis, hükümeti hemen ibugün zafer takma şu cümlenin hakkedilmesine karar vermeye davet ey­ler: Uzak Doğu'daki Fransız seferi kuvvetine vatan minnettardır.»

— Paris :

Fransız Vekiller heyetinin öğle üzeri Dışişleri Vekâletinde ve Mendes-Fran-ce'm başkanlığında yaptığı toplantı sa­at 13.45 te nihayet bulmuştur. Men­des - France öğleden sonra mecliste Hindicini mütarekesi hakkında beya­natta bulunmadan önce Cenevre müza­kereleri hakkında vekillere izahat ver­miştir.      *

Hükümet sözcüsünün bildirdiğine gö­re, başvekil Fransanın müttefiklerinin gösterdikleri anlayışlı ve faydalı işbirliginde ısrarla durmuştur. Vekillerin hemen hemen hepsi, Mendes France'ın beyanatını tasvip etmişlerdir. Bu top­lantıda Cenevre konferansından başka bir mevzuya temas edilmemiştir.

Hükümetin bundan sonraki çalışmala­rına ait program, Mendes - France'ın başvekilliğe seçilmek için söylediği nu­tukta açıkladığı şekilde kalmakta ve Fas ile Tunus meseleleri başta gel­mektedir.

— Paris :

Fransa Başvekili M. Mendes France "bugün saat 16 yi çeyrek geçe, millî meclis huzurunda, Hindicini anlaşma­ları hakkında izahat vermiştir. Başve­kil salona girer ve kürsüye çıkarken merkez ve sol cenah mebusları ile Sos--yal Cumhuriyetçiler, yani eski De Gaulle'cüler tarafından şiddetle alkış­lanmıştır.

Mendes France'dan evvel söz alan millî meclis reisi M. Le Troquer, Hin-diçinîdeki Fransız kuvvetlerini övmüş ve maziyi nimetlerinden istifade ettir­mek için sarfettiği sürekli gayretleri belirtmiştir. Bütün milletvekilleri bu hitabeyi ayakta dinlemişlerdir.

Mendes France'ın ve Anthony Edenin Cenevredeki çalışmalarından sitayişle bahseden M. Le Troauef sözlerini şöy­le bitirmiştir:

«Milletlerarasında barışın tesisi uğrun­da bütün irademizi kullanacağımızı tekrar etmek isterim.»

Meclis reisinin Hindicimde savaşmış olanlar hakkındaki duygularına iştirak ettiğini belirten başvekil Mendes France sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Ben, anlaşmaların muhtevası hakkın­da hayale kapılmıyorum. Hiç kimsenin de hayal kırıklığına uğramasını iste­mem. Bazı noktalarda insafsızca hü­kümler ihtiva eden bu vesikalar acı olayları tesbit etmektedir. Başka türlü olmasına da imkân yoktu. Hükümeti teşkile memur edildiğim günle bu hu­susta meclisten salâhiyet aldığım tarih arasında geçen zaman zarfında askerî .şeflerle yaptığım görüşmelerde, seferi kuvvetimizin çok büyük tehlikelere maruz bulunduğu kanaatine sahip ol­dum.Mütareke yapılmadığı takdirde yeni kuvvetlerin gönderilmesi mutlak bir zaruret halini alıyordu. Hükümeti kurmak vazifesini kabul ettiğim za­man söylediğim gibi 15 gün sonra da tekrarlamıştım. Bahse girme telâkki edilen şeyin bambaşka bir mânası var­dı. Bugün, anlaşmaların imzalanmasın­dan sonra açıkça konuşabilirim: Bu an­laşmalar ihlâl edilecek olursa yardım tertibatı ve bütün emniyet tedbirleri alınmıştır.

Bundan sonra Başvekil alâkalı memleketlerin durumun gözden geçirmiş ve şöyle demiştir:

«Askerî hükümler, Vietnamda Fransız kuvvetlerinin güneyde toplanması ve Vietmin kıtalarının Kuzeye doğru çe­kilmesi için 300 günlük bir mühlet derpiş etmektedir. Nihaî anlaşma aha­linin esas hürriyetlerini teminat altına almakta ve umumî af derpiş etmek­tedir. Ayrıca, halk için «hakkı hiyar» kabul edilmiş ve esasları tesbit olun­muştur.

Laos ile Kamboça gelince: bu memle­ketlerin, güney-doğu Asyanm güven­liğini sağlayacak tertiplere iştirakini yasak eden hiç bir hüküm yoktur.

Fransanm idari yetkileri güneyde Vi­etnam devletine devredilecektir. Bu su­retle üç memleketin idarî bağımsızlık­ları tamamlanmış olacaktır. Şimdi Vi­etnam süratli bir iktisadî gelişmeye in­tizar edebilir. Bu hususta Fransanm yardımına güvenebilir. Bu maksatla bir program şimdiden hazırlanmış bulunu­yor. Diğer taraftan Vietmin de iktisadî ve kültürel temasları muhafaza etmek arzusunu izhar eylemiştir. Çeşitli Fransız müesseseleri görevlerine devam edeceklerdir. Bedeli Smith'in su söz­lerini de memnuniyetle belirtmek is­terim: Amerikanın Hindiçinideki vazi­fesi bitmiş değil, fakat başka şekil al­mıştır.»

Mendes France devamla demiştir ki:

Harbin sona ermesi bizim Hindiçinî-deki vazifelerimizi ortadan kaldırmı­yor. Fakat Avrupa ve Afrikadaki kuv­vetlerimizin arttırılmasını sağlıyacağı-na şüphe yoktur. Cenevrede imzalanan anlaşma Güney Doğu Asyanm emniyeti için önemli bir adımdır. Biliyorsunuz ki bu hususta İngilizlerle Amerikalılar arasında cere­yan eden müzakerelere biz katılmadık. Bu itibarla Bedeli Smith'in, anlaşma İhlâl edildiği takdirde bunun barış için ciddî bir tehdit teşkil edeceği yolunda­ki beyanatından memnun olduğumu­zu ifade etmek isterim. Anlaşmaların umumî politikamız üzerindeki tesiri dü­şünülecek bir meseledir. İmkânlarımız "hakkında uzun müddet müttefiklerimi­zin hayallere kapılmasına sebep olduk. Son talihsizliklerimiz onları kısmen olsun aydınlattı. İktidara geçtiğim za­man, bu yanlış kanaatleri tashih etmek zorunda kaldım.

Birleşik Amerika müzakerelerin son safhasına katılmak istemiyordu. Hal­buki ben Amerikanın iştirakini zarurî addediyordum. 13 ve 14 temmuzda kendisiyle yaptığım görüşmelerde M. Foster Dulles'ı iknaa muvaffak oldum.

Büyük Britanya ile tam bir anlaşma­ya vardık. O kadar ki eski «dostane itilâfa tan her yerde yeniden bahsedil­meğe başlanmıştır. M. Anthony Eden teşekkürlerimi bildirirken M. Moloto-fun da yapıcı bir hareket hattı tutmuş olduğunu belirtmek isterim.

Ben yalnız, bütün milletin menfaatini korumak endişesi ile hareket ettim. Parlâmento tarafından çoğunlukla des­teklendiğimi görmekle bahtiyarım. Pek tabiidir ki bu mühim meselede herke­sin müzaheretini sağlamak isterdim.

Hâlâ hiçbir müzaheretin esirgenmiyeceğini ümit ediyorum. Önümüzde ka-tedilmesi gereken birçok merhaleler vardır.

Evlâtları, müşterek bir irade ile hare­ket ettikleri takdirde bu memleket ne­ler yapmağa muktedir değildir.

Nutkunu bu suretle bitiren Başvekil kürsüden inerken de hararetle alkışlanmıştır.

— Colombo :

Başvekil Sir John Kotelavala Hindi­cini mütareke anlaşmasının imzalan­ması münasebetiyle Kızıl Çin başvekili

Sun-En-Lai, Fransız başvekili Mendes France ve İngiltere Hariciye Vekili An­thony Edene tebrik mesajları gönder­miştir.

23 Temmuz 1954

 

—   Paris :

Bugün Fransa ile Yunanistan arasın­da, Fransa Dışişleri Vekâletinde bir ti­caret anlaşması imzalanmıştır. Bu an­laşma 1 temmuz 1954 ve 30 haziran 1955 tarihleri arasındaki ticaret müna­sebetleri için şâmil olacaktır.

—   Paris :

Fransız meclisinde, Cenevre anlaşma­ları hakkında cereyan eden müzakere­ler arasında, başvekil ve Dışişleri Ve­kili Mendes - France kendisinden önce söz alan muhtelif hatiplere şu cevabı vermiştir:

^Yalnız kaybedilenlere değil, ayni za­manda muhafaza edilenlere de bak­malı. Anlaşmalarda acı hükümler mev­cuttur. Fakat durumu bilen hiç kimse bundan daha iyisini elde etmemizi beklemiyordu.

Hasım taraf 13 üncü arz dairesine ka­dar olan bölgeyi istemişti. 17 nci arz dairesi üzerinde mutabık kaldık. Se­çimler için hasım taraf altı ay istedi. Biz iki yıllık bir mühlet sağladık. Laos ve Kamboçun bütünlüğü muhafaza edildi. Vietnamm yeniden birleştiril­mesi prensibi tenkitlere mevzu oluyor. Fakat bunu bundan önceki hükümet de kabul etmişti.»

Bunu müteakip başvekil üç ortak dev­letin tarafsızlaştırılmadığmı belirterek şunları ilâve etmiştir:

«Mütareke anlaşmasının 19 uncu mad­desi, yabancı kuvvetlerin Vietnam top­raklarına girmesini menediyor. Fakat bu madde Fransız birliği kuvvetlerine şâmil değildir.

Biz anlaşmaya varmak, fakat bunu Amerikanın teminatiyle yapmak isti­yorduk. Fakat Birleşik Amerika, ko­münist Çini tanımadığından böyle   birteminat ancak tek taraflı olabilir. Bu Amerikan teminatım küçümsememizin doğru olmıyacağını zannediyorum. M. Bidault Münihten bahsetti. Onun böy­le bir benzetmede bulunmamasını is­terdim. Münih anlaşmasının hükümle­ri Almanya tarafından bozulmuş, Şid­detlerin nakli hiç bir teminata bağlan­mamıştı.

Eğer Çekoslovakya, bizim Cenevrede sağladığımıza, müşabih bir teminat el­de etmiş olsaydı, tecavüz kafiyen vu­ku bulmazdı. Aslında ben bu müzake­releri, ittifaklarımıza daha fazla kuv­vet, daha fazla kıymet vermek için fır­sat telâkki ettim.

Bundan daha iyisini elde edebileceği­mizi hakikaten zannediyor musunuz? Tarihe bir yaprak daha eklenmiştir. Bu acı hâdiseler şiddetli münakaşalar için bir fırsat değil, verimli bir ders telâk­ki edelim.

Başvekil Mendes - France'm bu nutku Sosyalist ve Komünist mebuslarla cum­huriyetçi sosyalistlerin ekserisi tara­fından şiddetle alkışlanmıştır.

— Paris :

Başvekil ve Hariciye Vekili Mendes France'm bugün mecliste Cenevre kon-.feransı hakkında verdiği izahatı me­buslar büyük bir sessizlik içinde din­lemişler ve sonunda kendisini şiddetle alkışlamıştır.

Başvekil bu konuşmasında, Bedel Smith'in bugün mütareke hakkında söylediği sözleri1 tekrarlıyarak bunun Hindicini mütarekesi için en iyi delil teşkil ettiğini söylemiştir.

Bedeli Smith «bugünkü şartlar altın­da daha iyi bir .anlaşma yapılamazdı demiştir.

Mendes France şöyle devam etmiştir:

«Eğer Amerika ve İngiltere veya Fran­sa Münihte, Amerikanın bugün Hindiçinî anlaşması için verdiği teminat gi­bi .bir teminat imzalamış olsalardı Al­manya Çekoslovakyaya tecavüz etmek cesaretini gösteremezdi.

Diğer taraftan  Hindicini anlaşması Fransamn Batılı müttefikleiryle bağlarım kuvvetlendirmiştir.

Ben Hariciye Vekâletini ele aldığım vakit Fransa ile bazı müttefikleri ara­sındaki münasebetlerin gayet fena ol­duğunu görerek hayret içinde kaldım.

Vaşingtondaki büyük elçimizden aldı­ğım bir telgrafta Amerikan Hariciye Vekili ile kendisinin, Vaşington ile Pa­ris arasında büyük bir görüş ayrılığı bulunduğunu teslim ettikleri bildirili­yordu. Bugün artık bu ayrılık mevcut değildir.

— Paris :

Meclis, hükümete itimat beyan edert ve Radikal - Sosyalistler tarafından sunulan gündemi olduğu gibi 14 mu­halife karşı 471 oyla kabul etmiştir. Oya 485 kişi katılmıştır.

24 Temmuz 1954

 

—  Paris :  

Polonya basın ajansının radyo ile yayınlanan bir haberine göre, Polon­ya hükümeti, Hindicini mütareke ko­misyonuna iştirak etmesi hususunda yapılan teklifi kabul etmiştir. Barışın muhafazası uğrunda hissesine düşeni yapmak arzusunda bulunan Polonya hükümeti Molotof ve Edene gönderdi­ği birer mektupla muvafakat cevabını bildirmiştir.

26 Temmuz 1954

 

—  Paris :   

Sovyetlerin Avrupa meseleleri . için bir toplantı tertip etmek için yaptıkla­rı son teklifi Fransa da İngiltere ve A-merika gibi soğuk karşılamıştır.

Sovyet teklifi her üç Batılı merkezde Atlantik birliği ve Avrupa ordusunun kuruluşunu baltalamak maksadile or­taya atılmış bir teşebbüs olarak karşı­lanmıştır.

Fransamn komünist gazeteler dışında­ki bütün basını Kremlinin bu teklifini menfî karşılamıştır.

'Başvekil ve Hariciye Vekili Mendes-France bugün Amerikan büyük elçi­sini davet ederek Sovyet notası ve dî-.ğer mühim meseleler hakkında kendi­siyle uzun bir görüşme yapmıştır.

Anlaşıldığına göre İki devlet adamı Ruslarla «Avrupa güvenliği» mevzuu müzakere edilmeden önce Fransanm Avrupa ordusu plânı dahilinde Alman-yanm silâhlanması hakkında bir ka­rara varması hususunda anlaşmışlar­dır.

28 Temmuz 1954

 

— Paris:

Transız siyasî çevreleri, Süveyş kanalı meselesinde İngiltere ile Mısır arasın­da imzalanan ihzarı anlaşma dolayısiyle büyük memnuniyet duyduklarını be­lirtmektedirler. Bu çevrelere göre, an­laşma uzun ve güç müzakerelere son verdiği gibi Mısır ve Büyük Britanya -arasında baş göstermiş olan gerginlik devresini  de nihayete  erdirmektedir.

29 Temmuz 1954

 

— Paris :

Fransa Hariciye Vekâleti bugün yayın­ladığı bir tebliğde kısaca şöyle demek­tedir:

Fransız hükümeti, İngiliz - Mısır ihzarî anlaşmasından duyduğu derin memnunluğu belirtmekle bahtiyardır. Fransa, bu anlaşmayı, Süveyş kanalı bölgesinde barış ve sükûnun temini yo­lunda atılmış önemli bir ileri adım te­lâkki eyler ve ayni huzurun komşu bölgelerde de teessüsünü temenni eder.

30 Temmuz 1954

 

— Paris :

Dün akşam Elysee sarayında M.Rene "Coty'nin başkanlığı altında toplanan Fransız Vekiller Heyeti, Maliye Vekili M. Edgar Faure'm izahatını dinledikten sonra, iktisadî gelişme ve içtimaî ilerlemeyi hedef tutan bir malî muva­zene programının tatbiki hususunda hükümete salâhiyet veren bir kanun projesinin Fransız millî meclisine tev­di edilmesi hususunda mutabık kalmış­tır.

Bu programın başlıca fasılları şunlar­dır:

1   — İktisadî gelişmenin arttırılması fa­aliyetine devam edilmesi ve millî ge­lirin çoğaltılması,

2   — İstihsal maddeleri fiatlarının nor­malleştirilmesi ve indirilmesi,

3   — Satm alma kudretinin ıslâhı ve işgüveninin sağlanması,

4    — Hesaplarda muvazene temini vedış ticarette gelişme sağlanması,

5    — Fransız ana vatan topraklariyledeniz aşırı memleketleri arasında ikti­sadî ve malî işbirliğinin temini,

— Paris :

Belçika, Fransa, İtalya, Norveç, İngil­tere, Kuzey irlanda.. Hollanda, İsveç ve İsviçre Atom enerjisi komisyonlarının 15 haziranda Londrada «Royal Soci-ety» merkezinde yaptıkları toplantıda kararlaştırdıkları veçhile Avrupa atom enerjisi cemiyeti bugün kurulmuştur.

Bu yeni cemiyet, merkezi Cenevr.ede bulunan Avrupa Atom Araştırmaları merkezinden ayrıdır. Bu cemiyetin ga­yesi, atom enerjisinin endüstri ve ilim sahasındaki tatbikatiyle ilgili teşekkül­ler arasında irtibatı sağlamak olacak­tır.

31 Temmuz 1954

 

— Tunus :

Bugün öğleden sonra gazetecileri ka­bul eden Başvekil Mendes - France şöyle demiştir :

Tunusa gelmiş olmaktan çok memnu­num. Bu seferki ikametim pek kısa sürecek olmakla beraber yakında tek­rar gelip daha fazla kalabileceğimi ü-mit ediyorum. Mareşal Juir'e,  bugün burada benim yanımda bulunmak dost­luğunu gösterdiği için alenen teşekkür etmek isterim. Bütün halkın, onun ya­nımda bulunmasmdaki mânayı takdir ettiğine eminim.»

— Paris :

Fransız Vekiller Heyetinin dün akşam geç vakitlere kadar devam eden mü­him bir toplantısında Tunus hakkında yeni bir politikanın takibine karar ve­rilmiştir.

Başvekil M. Pierre Mendes - France tarafından Vekiller Heyetindeki arka­daşlarına izah edilen ve Vekiller He­yetince tasvip olunan bu yeni politika şu   iki  prensibe    istinat    etmektedir:

Fransız menfaatlerini teminat altına almak ve ayni zamanda dahilî muhta­riyeti gerçekleştirmek suretiyle Tunus­luların isteklerini yerine getirmek.

Filhakika Fransız idaresi altında bulu­nan Tunus topraklarında baş göstermiş olan ve gittikçe vahimleşen güçlükler, bu topraklarda hüküm süren tedhiş ve mukabil tedhiş bazı tedbirlerin alın­masını lüzumlu bir hale getirmekte ve kararsızlığa bir son verilmesini âmir bulunmakta idi.

Şimdi Tunus için yeni bir siyasî statü teklif edilmektedir. Fransız hükümeti­nin yeni teklifleri ancak, Tunus beyi­nin bunlara resmen ittilâ hâsıl etme­sinden sonra neşredilecektir. Bununla beraber derpiş edilen İslâhatın şunlar­dan ibaret olduğu bilinmektedir: Hari­cî siyaset ve askerî müdafaa işleri Bar-do andlaşması gereğince Fransamn uh­desinde kalacaktır. Tunusta bir teşriî meclis kurulacak ve Tunus hükümeti bu meclis karşısında mesul olacaktır.

Meclis  azaları Tunuslular  tarafından seçilecek ve bu itibarla Fransızların bu meclise igtirâki mevzuu bahis olmıyacaktır.

İdarî işlere gelince dahilî muhtariyetin tesisi, Fransız memur kadrolarından bir kısmının tedricen Tunuslulara dev­rini iktiza ettirecektir. Hâlen vazüe başmda bulunan memurlar müktesep hak teminatından faydalanacaklar, fa­kat yeni Tunus hükümeti yeni memur­ların intihap ve tayininde tam bir hak ve salâhiyet sahibi olacaktır. Polis sa­lâhiyetleri yeni hükümete ancak ted­rici bir şekilde devredilecektir.

Paris siyasî mahfilleri asayişin iadesini ve tedhişçi faaliyetlere son verilmesini bu ıslâhatın tatbik mevkiine konması için şart olarak ileri sürmektedirler.

Yine bu İslâhat programına göre Tu­nus topraklarında yaşıyan Fransızlar umumî vali nezdinde bir murahhas he­yet bulunduracaklardır.

İslâhatın iktisadî sahada derpiş ettiği başlıca nokta müşterek iktisadî menfa­atleri korumak üzere bir muhtelit ik­tisat odası kurulması keyfiyetidir.

Bardo andlaşması gereğince bu ıslâhat ancak Tunus beyinin mutabakatı üze­rine yürürlüğe girebilecektir.

Vekiller heyetinin dün akşam yapılan toplantısına dair muhtelif şayialar do­laşmış ve hattâ bir aralık M. Mendes France'm uçakla Tunusa hareket et­mek üzere    bulunduğu    söylenmiştir.

Fakat Paris siyasî mahfillerin çok muhtemel olarak ileri sürdükleri mü­talâaya göre Başvekil gelecek hafta mecliste bu mevzuda bir beyanatta bu­lunacaktır ve bu beyanatın malî ıslâ­hatın müzakeresi için tahsis edilen per­şembe ve cuma celselerinden evvel ya­pılması ihtimali kuvvetlidir.

Mendes - France'ın taahhüdü 7/7/1954 tarihli (Milliyet) ten:

Mr. Mendes - France'ın bu ayın yirmi­sine kadar Hindicimde harbe nihayet veremezse, istifa edeceğini meclise vâ-detmesi ha?ka memleketlerde biraz ga­rip karşılanmış, Fransada ise tenkitle­re yol açmıştır. Muarızları Başvekilin bu taahhüdü ile Fransız hükümetini komünistlerin muavenetine muhtaç bir hale koyduğunu, onlar isterlerse ve müsaade ederlerse, yani ayın yirmisine kadar mütareke akdetmesi için Ho Şi Minhe talimat verirlerse kabinenin İk­tidarda kalabileceğini, aksi takdirde çekilmeye mecbur olacağını söylüyor­lar. Hattâ peyk memleketlerdeki hü­kümetlerin de ancak bu kadar Mosko-vanın tesiri altmda kaldıkları kanaa­tinde olanlar da var. Bunlara göre şim­diye kadar Fransada bir hükümetin .bu derece düşmanın mânevi tahakkümünü peşinen kabul ettiği görülmemiştir. Ma­reşal Petain bile Almanlara karşı da­ha serbest bir vaziyette idi. Daha ge­riye gidenler Agadir hâdisesini hatır­latarak o zaman Hariciye Vekili Delka-se'm istifasını memleket hesabına bir facia sayan nesille bugünün siyaset adamları arasında mukayeseler yapan­lar da görülüyor. Bu iddiaların sert tenkit arzusundan doğmuş fazla insaf­sız bir muhalefet eseri sayılması mümkündür. Buna rağmen hakikatleri ihti­va ettiği de inkâr olunamaz.

Mr; Mendes - France kabine kurmak müsaadesini meclisten isterken şüphe­siz yalnız bir ay Başvekâlette kalmak arzusiyle hareket etmemiştir. O halde ne diye iş başında kalması imkânını bu derece komünistlerin lûtfuna ve müsa­adesine bağladı? Mumaileyh Hindicini harbine, neye mal olursa olsun, niha­yet yermek, Fransayı bu belâdan kur­tarmak azmindedir. Mecbur kalırsa te­reddüt etmeden Laos, Kamboç, hattâ Koşinşin de dahil olduğu halde bütün Hindiçinî'yi fedadan çekinmiyecektir. Yegâne müşkülât kuvvei seferiyenin kurtarılması davasıdır ki âsilerin bü hususta fazla ileri gitmek istememeleri mümkündür. Fransız Başvekili meclise karşı taahhütte bulunurken âsilerle na­sıl olsa bu şartlarla anlaşacağına inan­mış olabilir. Ayni zamanda elinde kuv vetli bir koz da saklamaktadır. Meclis­teki ilk beyanatırîda Avrupa Ordusu meselesini ancak bir ay sonra mevzuu-bahis edeceğini söylemiş, bu suretle düşmanla zımnî bir pazarlığa girişmiş­tir. Kendisine Hindicini meselesinde müşkülât çıkarırlarsa o da Avrupa or­dusu işinde batının noktai nazarını ka­bul edebilir. Bu ihtimal komünistlerin uysal davranmaları için kuvvetli bir sebeptir. Bu itibarla Mr. Mendes-France tahakkuk ettiremiyeceği bir taahhüde girmiş sayılamaz.

24 Temmuz 1954

 

— Karaşi:

Karaşi'de komünist partisi kanun dışı ilân edilmiştir. Bu haber mahalli saat­le gece yarısı, komünist partisine men-.sup bazı kimselerin tevkifinden az .sonra bildirilmiştir.

Ayni tedbirin aşırı solcu çevrelerin merkezi olan Lahor'da da alınacağı sa­nılıyor.

İyi haber alan çevrelere göre, bu ka­rar çarşamba günü Karaşide yapılan vekiller heyeti toplantısında alınmış­tır.

27 temmuz 1954

 

— Karaşi :

Pakistan Dışişleri Vekâletinden bir sözcünün bugün bildirdiğine ,göre Sov­yet diplomatlarının Karaşinin 10 mil dışında dolaşmalarının yasak edildiği kendilerine tebliğ edilmiştir.

Moskova aynı tahdidatı Pakistan el­çiliği e,rkânma tatbik ettiği için Pakis­tan'ın bu kararı bir mukabele bilmisil teşkil, etmektedir.

Pakistandaki Sovyet diplomatik şahsi­yetleri onbeş kişi civarındadır. Bunlar aileleri ile birlikte Karaşinin en güzel yerlerinden birinde yüksek bir duvar­la çevrili müteaddit binalarda oturmak tadırlar.

Sovyetler, Karaşideki personel mevcu­duna son zamanlarda bir askerî ataşe "ilâve etmişlerdir. Daha iki ataşe yar­dımcısının da gelmesi beklenmekte­ndir.

—  Karaşi:

Suudî Arabistan Kralı Suut'un nisan ayında Pakistan'a yaptığı ziyaret so­nunda Karaşi'deki Suudî Arabistan or­ta elçiliğinin büyükelçiliğe yükseltil­mesi üzerine 1949 darı beri Suudî Ara­bistan'ın Karaşi elçiliğini yapmış olan Sait Abdülhamit El Hatip bu sabah büyükelçi olarak itimatnamesini genel vali Gulam Muhammet'e takdim etmiş­tir.

28 Temmuz 1954

 

—  Karaşi :

Pakistan Hariciye Vekili Zaferullâh Han, France-Presse Ajansı muhabirine verdiği bir demeçte Mısır - İngiliz- an­laşmasından duyduğu memnuniyeti be­lirtmiştir.

Zaferullâh Han şöyle demiştir:

«İngiliz kıtalarının Süveyşten geri çe­kilmesi hakkında Mısırla İngiltere ara­sındaki müzakerelerin müspet bir ne­ticeye iktiran etmesi haberi çok iyi bir haberdir, uzun seneler iki memleket arasında gerginliğin devamına sebep olan bu mesele yalnız alâkalı iki mil­let arasında değil, ayni zamanda iki ta-rafin dostu olan memleketlere, bu ara­da Pakistana da endişe veriyordu. Biz bu mesud neticeden dolayı Mısırlılar kadar sevinç duyuyoruz. Her iki devlet adamlarının dünya meselelerini yapı­cı bir zihniyetle halletmek hususunda kabiliyet gösterdikleri muhakkaktır. Bu anlaşmayı akdettikleri için Mısır ve İngiltere tebrik edilmeğe lâyiktir.

31 Temmuz 1954

 

—  Karaşi:

Pakistan Başvekili Muhammed A1İ, Süveyş anlaşmalarının imzası münase­betiyle İngiliz Başvekili S ir Winston Churchill'e bir tebrik telgraf gönder­miştir.

Yerinde bir tedbîr

Yazan : A. Kılıç

9/7/1954 tarihli (Vatan) dan:

Son dostluk andlaşması ve Başbakan Mehnıed Ali'nin Türkiye'yi ziyareti, Pakistan'la memleketimizi biribirleri-ne çok yaklaştırmıştır. Pakistan Başba-kanı'nm son ziyareti esnasında, iki memleketi bilhassa askerî bakımdan daha da çok biribirlerir.e yaklaştıracak, ve daha siki bir işbirliği sağlıyacak ol­duğu muhakkaktır. Fakat, itiraf etmek icap eder ki esas itibariyle Pakistan'ın hüsnüniyetine ve kuvvetine inanmak­la beraber, bazı mühim iç meseleleri­nin elan halledilmemiş olması ve tam mânasiyle millî bir tesanüt mevcut ol­maması bizi düşündürüyordu. Bu ara­da Komünist Partisinin menedilmemîş bulunması, Kızılların serbestçe çıkan gazeteleri ile, ajanları ile, bilhassa Do­ğu Bengal'de umumî efkârı hükümetin politikası ve Batı ve hattâ Türkiye ile işbirliği aleyhinde tahrik .etmeleri cid­dî bir durum yaratıyordu.

Bilindiği gibi Doğu BengaL'de yapılan seçimlerde Müttehid Cephe partisi ka­zanmıştı. Bir eyâlette merkezî hükü­mete muhalif bir partinin kazanması haddizatında müşkül bir durum yara­tacak, ortaya bir sürü tatbikat ve ana­yasa meseleleri çıkaracaktı. Fakat Müt­tehid Cephe'de Müfrit sağcı ve mürte-cilerden müfrit komünistlere kadar türlü sivasî kanaatte insanın bulunması ve Cephenin Lideri Fazlul Hak'ın da binbir kanaat değiştirmiş bir fesatçı ol­ması, Komünistlerin oyuncağı haline gelmesi çok ciddî bir vaziyet yaratmış­tı. Bu zat hükümetin1 başına geçtikten, sonra Pakistan'dan ayrılmaktan, Hin-distanla birleşmekten bahsetti, Komü­nistleri kabinesine aldı, mühim sana­yi merkezlerinde kızıllar tarafından çı­karılan grevlere karşı tedbirler alma­dı. Velhasıl Pakistan bir taraftan Tür­kiye ve Batı ile işbirliğine giderken, enternasyonal Komünizm, Doğu Ben­gal'de besinci kolları vasıtası ile Pa-kistanı parçalamaya doğru son süratle-ilerliyordu. '

İşte Muhammed Ali hükümetinin ana­yasaya aykırı olsa bile Pakistanin ya­şaması için zarurî olan ilk tedbiri, Faz­lul Hakkı azletmek ve Doğu Bengal'­de askerî idare tesis etmek oldu. Şimdi de memnuniyetle öğreniyoruz ki, Do­ğu Bengal'de asıl tahriklerin kaynağı olan Komünist Partisi de kanun dışı edilmiştir. Bunun realite haline gel-.mesi için Pakistan'daki Komünist Par­tisinin da. kanun dışı edilmesi takip, edecektir.

Kuvvetle umuyoruz ki bu radikal fa­kat makul tedbirler sonunda Doğu Ben gal'deki zararlı hava temizlenecek, Pa­kistan Birliği kuvvetlenecektir.

Türk - Pakistan işbirliğinin netice ver­meye başlayan bir realite haline gel­mesi için, Pakistanm iç nizamını ve birliğini böylece kuvvetlendirmesi se­vinilecek bir şeydir.

26 Temmuz 1954

— Bağdat:

Kral Faysal bu sabah yeni temsilciler ve ayan meclisinin teşkil ettiği parlâ­mento  önünde bir nutuk vermiştir.

Arşad! El Ömerî kabinesinin vazifesi­ni ikmal ettiğini ve çekilmeye hazır olduğunu bildiren Kral Faysal bun­dan sonra Irak'ın Arap memleketleriy­le olan münasebetlerine temas ederek Arap birliği ve bu birliğe üye devlet­lerle -Irak arasındaki münasebetlerin •çok dostane olduğunu ve Irak hükü­metinin kendisini Arap memleketleri­ne bağlıyan kardeşlik bağlarını daha da sıklaştırmak istediğini söylemiştir.

Kral daha sonra, bundan önceki mec­lisin te°riî ve icra salâhiyetini hâiz makamlar arasında bas gösteren bir anlaşmazlık yüzünden dağıtılmış oldu­ğunu hatırlatmış ve hükümetin Irak halkının refahı yolundaki çalışmaları ve-inkişaf programları üzerinde dur­muştur.

Kralın nutkundan sonra ayan üyeleri ve Temsilciler başkanlarını seçmek üze­re ayrı ayrı toplanmışlardır.

Bağdadin iyi haber alan çevrelerinde söylendiğine göre, yeni kabine Avus-turyada nekahet devresini geçirmekte olan Nuri Sait pasanm dönüşünden ön­ce kurulamıyacaktır.

Yine ayni kaynaklar Başvekil El Ömerî'nin Türkiyeye hareket etmeden Önce, geçen hafta krala istifasını vermiş olduğunu bildirmektedirler.

Meşrutiyet partisi reisi Vehap Mircan 32 muhalife karşı 80 reyle Mebuslar Meclisi reisliğine seçilmiştir. Sosyalist «Umman partisinin 22 mebusu ile hu­dut vilâyetlerinin 10 mebusu muhalif oy vermişlerdir. Muhalefet, namzet göstermemiştir. Yeni reis, vazifesini tam bir tarafsızlıkla yapacağım söyle­miştir.1

29 Temmuz 1954

 

— Bağdat:

Irak Hariciye Vekili Abdülmecit Mah­mut bugün Mısır Hariciy.e Vekili Mah­mut Fevziye gönderdiği bir telgrafta Süveyş kanalı müzakerelerinin muvaf­fakiyetle neticelenmesinden dolayı ken­disini tebrik etmiştir.

31 Temmuz 1954

 

-— Berlin :

Irak Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi General Muhammd, Hefik Arif ve Bi­rinci Tümen kumandanı General Ak­baş Ali Galip, bu sabah Berlindeki A-merikan işgal kuvvetleri kumandanla­rına resmî bir ziyarette bulunmuşlar­dır. Şereflerine tertip edilen bir geçit resminde bulunduktan sonra Iraklı ge­neraller, Amerikan bölgesi komutanı General Timberman ve Berlindeki A-merikan garnizonu kumandanı Rachler ile bir görüşme yapmışlardır. Irak as­kerî fefleri pazar akşamı Batı Alman-yaya hareket edeceklerdir.

2  Temmuz 1954

 

—  Beyrut :

Lübnan parlâmentosu, tarafından şere­fine verilen bir ziyafette söz alan Mı­sır Millî İstikamet Vekili Binbaşı Sa­lâh Salim şöyle demiştir;

Biz Batılılarla antlaşma akdine mu­halifiz, çünkü onlarla yapılacak and-laşmalaraa bizim kendileri ile eşit haklara sahip olabileceğimiz şekilde hareket edilmediğine kaniiz. Bu hususta Mısır, kendisini Ingilter.eye bağlıyan antlaşmanın tam bir tahliye ile sona ermesini arzu etmektedir. Sü­veyş kanalı meselesinin halli artık hiç bir mühlet kabul .edemiyecek bir du­ruma gelmiştir. Kanal meselesi bir de­fa halledildikten sonra, daha kolaylıkla Filistinin y ar dımma"~koşab ileceğiz. Şim­dilik Arap memleketlerinin yapabile­ceği en iyi ig kollektif güvenlik paktı­nın yürürlüğe konmasıdır. Biz taunun bütün Arap devletlerinin serbestisi için ilk adım olduğuna ve ou devletle­rin daha kuvvetli olmasını sağlıyacak tek çareyi teşkil ettiğine kaniiz.».

Binbaşı Salâh Salim, sözlerine şunları da ilâve etnuşur;

«Mısır herhangi bir yabancı devletten hiç bir menfaat beklemiyor. Kimseye karşı da cephe almış değiliz. Barışa ulaşacağız, iakat kendi menfaatleri için .bizim kaynaklarımızdan faydalanmıya kalkışanlarla da dost olmıyacağız.»

3   Temmuz 1954

 

—  Beyrut :

Mısır  ve   Lübnan,   Arap   kuvvetlerini birleştiren müşterek bir cephe teşkili, hususunda anlaşmaya varmışlardır.

Dün neşredilen bir müşterek tebliğde İki hükümet Araıp devletleri arasında­ki ihtilâfların halli için diğer Arap hü­kümetlerine müracaat edeceklerini bil­dirmişlerdir.

İyi haber alan kaynaklardan öğrenilaiğine göre müşterek bir cephe teşkili. fikri, Batılı devletlerin Orta Doğu mü­dafaa teşkilâtı tesis etmek yolundaki gayretleri ile alâkalıdır.

7 Temmuz 1954

 

— Şam :

Lübnan Başvekili Abdullah Yaii dün. akşam Şama gelmiş ve derhal Suriye-Başvekili Sait Gazi ile görüşmüştür.,. Ker iki başvekil bundan sonra Cum­hurbaşkanlığı sarayına gitmişler vs Cumhurbaşkanı Haşim Attasi tarafın­dan kabul edilerek kendisiyle uzun müddet görüşmüşlerdir. Abdullah Yafi-bundan sonra Beyruta dönmüş ve ha­reketinden önce ziyareti hakkında hiç bir malûmat vermemiştir. Bununla be­raber, resmî çevrelerde, Lübnan baş­vekilinin Suriyeli devlet adamları ile önemli Arap meselelerini ve bu arada bilhassa Ürdün meselesini görüştüğü söyleniyor. Ayrıca Lübnana Suriyeden Buğday gönderilmesi gibi ekonomik-meseleler üzerinde de durulduğu bil­diriliyor. Suriye başkentinin siyasî çevrelerinin kanaatine göre de, Lübnan başvekili­nin seyahatinin esas gayesi Mısır Millî-İstikamet Vekili Salâh Salimin Suriye-ye yamayı arzu ettiği ziyaret için zemin hazırlamaktadır. Bu ziyaretin1 gayesi Mısır ile Suriye arasındaki münasebet­lerin iyileştirilmesi olacaktır.

30 Temmuz 1954

 

-—Beyrut :

Bugün Beyrutta yapılan nümayişler sı­rasında onu polis olmak üzere 54 kişi yaralanmış, 50 kişi de tevkif edilmiş­tir.

31 Temmuz 1954

 

— Rio de Janeiro :

Hariciye Vekâleti tarafından dün bildi­rildiğine göre Brezilya ile Lübnan hü­kümetleri diplomatik temsilciliklerini müteakiben büyük elçiliğe yükseltme­yi kararlaştırmışlardır.

Bu anlaşma, Lübnan cumhurbaşkanı Camille Chamoun'un haziran ayında Brezilyaya yaptığı ziyaret sırasında alınmıştır.

13 Temmuz 1954

 

— Beyrut :

Lübnan Temsilciler Meclisi Sovyetler Birliği ile Lübnan arasında akdolunan iktisadî bir anlaşmayı tasdik etmiştir. Bu anlaşmaya göre her iki taraf sene­de 10 milyon Lübnan lirası değerinde mal mübadele edecektir. Lübnan na­renciye ve diğer cins meyva ihraç ede­cek, buna karşılık Rusyadan otomobil, motor, sinema filmi, gazete, kitap, radyo, ilâç, kâğıt ve çelik alacaktır.Hiplerlnin taraftarlariyle sosyalistler1 arasında çok şiddetli bir çarpışma olmuştur.

Alman haberlere göre bu çarpışmalar neticesinde bir kişi ölmüş,. birçok kişi­de yaralanmıştır.

Zabıta kuvvetleri vaziyete kısa zamanda hâkim olmuşlardır.

18 Temmuz 1954

 

— Şam :

Mısır Müslüman kardeşler teşkilâtı re­isi Hasan Hüdeybinin ziyareti sırasın­da Halep civarında bazı karışıklıklar vuku bulmuş ve iki zümre birbiriyle çarpışmıştır.

Mısır Müslüman Kardeşler teşkilâtı re­isi Hüdeybi, hâlen, Suriyenin Kuzey bölgelerindle ziyaretlerde bulunmakta­dır.

Müslüman Kardeşlerin reisi Halep ci­varında Maaretneanı mevkiinde dola­şırken bu bölgedeki büyük mülk Suriyeli hâkimler, maaşlarının arttırıl­masını sağlamak maksadiyle bu sabah. umumî bir grev ilân etmişlerdir. Su­riye baroları birliği fevkalâde bir top­lantı yaparak avukatların da bir tesa­nüt grevi ilân edip bu hareketi destek­lemeleri meselesini tetkik etmeğe başlalmıştır.

— Şam :

Hâlen Samı ziyaret etmekte olan Mısır* Müslüman Kardeşler Birliği başkanı Şeyh Hasan Hudeybî şöyle demiştir:. «Müslüman Kardeşler Birliği Süveyş, kanalı üssünün tahliyesi için İngiltere ile Mısır arasında akdolunan anlaşma­yı reddetmektedir.»

2 Temmuz 1954

 

— Telâviv :

Neşredilen resmî bir İsrail tebliğinde İsrail ordusu kurmay başkanı General Moşe Dayanın dün Birleşmiş Milletler müşahit heyeti başkanı General Benni-ke ile yaptığı görüşmede sadece Kudüsteki durumun yeniden bozulmasın­dan değil, ayni zamanda son 48 saat zarfında Taberiye gölünde cereyan eden hâdiseler dolayısiyle baş gösteren İsrail - Suriye hudut gerginliğinden de duyduğu endişeye belirttiği bftdiriliyor.

11 Temmuz 1954

 

— Washington :

Birleşik Amerika hükümetinin Telâviv hükümetine müracaat ederek İsraile muhaceretin durdurulmasını talep et­tiği hakkında Kudüs gazetelerinin ver­diği haberi Washington'daki İsrail el­çiliği «tamamiyle manasız bir haber olarak  vasıflandırmaktadır.

İsrail elçiliğine göre, bu memlekete hicret meselesi, münhasıran Telâviv hükümetinin hükümranlık çerçevesine giren bir husustur. Bu itibarla hiçbir yabancı memleket bu meselede İsrail makamlarına bir siyaset telkin eftermez.

İyi haber alan Amerikan çevrelerinde hatırlatıldığı veçhile, Amerika Harici­ye Vekâleti Orta - Doğu yardımcısı Henry Byroade, verdiği bir nutukta, şahsî kanaatince, komşu Arap memle­ketlerin  endişelerini    yatıştırmak için Israilin muhacereti tahdit etmesinin, hattâ tamamen durdurmasının yerinde olacağını söylemişti. Byroadem bu nut­ku İsrailde şiddetli protestolara sebe­biyet vermiştir.

17 Temmuz 1954

 

—  Kudüs :

Mısır - İsrail mütareke komisyonu dün8 temmuzda vuku bulan, hâdiseler do­layısiyle İsrail ve Mısırı takbih eden üç karar sureti kabul etmiştir.

Komisyon İsrailden, İstikbalde tecavüz hareketlerinde bulunmamasını İstemiş, Mısırdan da, mütareke anlaşmasını ih­lâl eder hareketlerini derhal durdurma­sını talep etmiştir.

Komisyon Mısırlıların askerî mevzilerden 8 Temmuz günü İsrailliler üzerine ateş açtıklarını bildirmiştir.

—  Kudüs :

Birleşmiş Milletler mütareke komisyo­nu başkanı general Wagn Bennike, İs­rail Harbiye Vekilinin konferans tekli­fini kabul etmiştir.

—  Kudüs :

İsrail basını, Süveyş anlaşması tahak­kuk ettikten sonra Mısıra yapılacak A-merikan askerî yardımı aleyhinde kam­panya açmıştır. Bütün gazeteler Amerikanın Orta Do­ğu siyasetine şiddetle hücum ederek, Mısıra yapılacak silâh yardımının Or­ta Doğuca sulhu tehlikeye koyacağını yazmaktadırlar.

28 Temmuz 1954

 

— Telâviv :

İsrail resmî çevreleri ile umumî efkâ­rına göre, Süveyş bölgesinin tahliyesi kararı îsrailin güvenliğine ağır bir darbe indirmektedir. Bu mahfillerde belirtildiğine göre, hareket serbestliği­ni kazanan Mısır şimdi bütün dikkati­ni İsrail ile olan anlaşmazlık üzerinde teksif edecektir. Filhakika İngiliz kı­taları, şimdiye kadar, durumu koruyu­cu bir vazife görüyordu. İsrail Vekiller Heyetinde müteaddit defa görüşülmüş olan bu meselenin bu hafta içinde İs­rail parlâmentosu hariciye komisyo­nunda ele alınması muhtemeldir.

Diğer taraftan İngilterenin İsrailde as­kerî üsler teminine çalıştığı veyahut İs­rail hükümetinin bu gibi üsleri Büyük Britanyanın emrine vermeğe hazır ol­duğu yolunda çıkan şayialar resmen kât'î surette tekzip edilmektedir.

Telâvivde «hava kuvvetleri ihtifali mü­nasebetiyle bir konuşma yapan başve­kil demiştir ki:

«Birleşik Amerikanın Süveyş anlaşma­sından sonra, Mısıra silâh yardımına karar vermesi, bizi kuşkulandırmışlar. Zira Mısır İsraile karşı hasmane pro­pagandasına, ve hudut tecavüzlerine, ara vermeksizin devam etmektedir. Bu itibarla Amerikanın Mısıra yardımını İsrail aleyhine bir tertip saymaktayız. Amerikanın Irakı kuvvetlendirme ka­rarından sonra Mısıra silâh vermesini cürüm üzerine cürüm telâkki etmekte­yiz.Yayılma ve tecavüz gayesi gütmemekle beraber, tehlikeyi önlemek için kuv­vetlerimizi arttıracağız. İsrail tecavüzü cezalandırabilecek kuvvettedir. Dünya Yahudilerini birleşmeye ve İsraili des­teklemeye davet ediyoruz.»

29 Temmuz 1954

 

— Kudüs :

İsrail Başvekili Moşe Şaret, Süveyş anlaşmasını müteakip Birleşik Ameri­kanın Mısıra askerî yardıma başlıyacağmı bildirmesi, doğrudan doğruya İs­rail aleyhinde bir tertiptir demiş, ve

— Londra:

Hariciye işlerini tedvire memur devlet vekili Lord Reading, İsrail - Mısır ih­tilâfının Milletlerarası bir dâva olması sebebiyle İsrail gemilerinin- Süveyşten serbestçe geçmiyeceklerini söylemiştir. Vekil, İngiliz - Mısır anlaşmasında baş­ka bir devleti alâkadar eden meselenin yer aiamıyacağmı bildirmiştir. 2 Temmuz 1954

Amman :

Ürdün kabinesi bu akşam Kral Hüseyinin talebi üzerine fevkalâde bir top­lantı yapmıştır. Toplantıyı müteakip yayınlanan tebliğde kral Hüseyin ile Arap lejyonu kurmay başkam Glubb Paganın bu toplantıya katıldıkları bil­dirilmektedir. Kabine, Glubb paganın hâlen mevcut durum hakkında verdiği rapora istinaden, her türk ihtimale karşı koymak için alınması gereken tedbirleri kararlaştırmıştır. Diğer taraftan Ürdün başvekili Ebul-hüda İngiltere ve Amerika Büyük elçi­lerini ayrı ayrı kabul ederek Kudüsteki durum hakkında görüşmelerde bu­lunmuştur.

1 Temmuz 1954

 

— Rangun :

Bir hükümet tebliğinde bildirildiğine göre, Birmanyanm kuzeyinde Şan eya­letinde milliyetçi Çin çetecileri ile hü­kümet kuvvetleri arasında geçen hafta Önemli savaşlar cereyan etmiştir..

Sayıları 1000 kadar olan milliyetçiler eyaletin 3 ayrı mahalline birden hücu­ma geçmişler ve 26 haziranda MongHan şehrini ele geçirmişlerdir. Fakat hükümet kuvvetleri ağır kayıplar ver­direrek bunları püskürtmüşlerdir. Di­ğer iki mahallin garnizonları da ayni şekilde hücuma geçenlere mukabelede bulunmuştur. Hücumlar çok şiddetli olmuş ve topçu tarafından desteklen­miştir.

Bilindiği gibi, bu yıl 4000 Çinli, Bir­manya, Siyam,Milliyetçi Çin ve Birleşik Amerika arasında varılan bir an­laşma hükümlerince, tahliye edilmiş­lerdi. Bu tahliye işi Siyam yolu ile yapılmaktaydı. Fakat, bazı haberlere göre, bir kısım çetecilerin Siyamdan tekrar Birmanyaya dönmeğe muvaffak oldukları anlaşılıyor. Bu son hâdise, tahliye faaliyeti başladığından beri, Birmanyadaki Kuomintang kuvvetleri­nin ilk hücumudur.

2 Temmuz 1954

 

— Manila:

Filipinlerin büyük bir kısmını sarsan bu sabahki feci zelzele neticesinde ge­niş toprak kaymaları olmuş. 12 kişi öl­müş, 44 kişi de yaralanmıştır.Maddî Toprak kaymalarının vuku bulduğu Albay ve Sorogon eyaletleri arasında­ki bütün telefon ve telgraf hatları yı­kılmıştır.

3 Temmuz 1954

 

— Taipeh :

Milliyetçi Çindonanmasma mensup ge­milerin dün komünist Çine ait iki harp gemisini batırdıkları bugün resmen açıklanmıştır.

Milliyetçi Çin gemilerinin ayrıca iki komünist gemisini de hasara uğrattık­ları bildirilmiştir.

17 Temmuz 1954

 

— Taipeh :

Milliyetçi Çin Müdafaa Vekâletinden bugün bildirildiğine göre, komünist Çi­ne ait 9 harp gemisi ile Formozadaki milliyetçi hükümete mensup iki harp gemisi arasında Matsu adası yakınında bir çarpışma olmuştur. İki milliyetçi gemi 40 dakika süren müsademeden sonra üslerine dönmüştür. Komünist gemilerden birine tam isabet kaydedil­diği tesbit edilmiştir.

22 Temmuz 1954

 

— Paris :

Komünist Çin Ajansı bu gece Cenevre anlatmalarının Lsos ve Kamboçu il­gilendiren hükümleri hakkında aşağı­daki tamamlayıcı bilgiyi vermiştir:

Laosta:

Fransız yüksek komutanlığı Laosta millî ordunun talim v.e terbiyesini sağ­lamak maksadiyle belirli sayıda askerî personel bulunduracaktır. Bu personel 1500 subay ve assubayı geçmiyecektir. Ayrıca Fransız komutanlığı, yine Laos arazisinde iki askerî Fransız karakolu­nu teşkil edecek sayıda asker kuvveti bulunduracaktır. Bunların sayısı 3.500 kişiyi geçmiyecektir.

Kamboçta:

Çin Ajansmm ifadesine göre, bütün yabancı kuvvetleri ve personel Kara boçtan çekildikten sonra, diğer muka­vemet gruplarının bulundukları bölge­lerde toplanmaları Cenevrede imzala­nan Kamboc hakkındaki anlaşmada ka­bul edilmiştir. Bu toplanma ateş kesi­mi ilânından sonra 30 gün içinde tamamlanacaktır. Kamboç krallığı kuv­vetleri bu gruplara karşı hiç bir düş­manca harekette  bulunmıyacaklardır..

Bu gruplara mensup olanlar düzenli birliklere v.eya Kamboç mahallî polis kuvvetlerine  iltihak edebileceklerdir.

—  Tokyo:

Pekin radyosunun bildirdiğine göre Mao Tsa Tung Sovyetler Birliğinde sulh, demokrasi ve sosyalizmin mühim kuvvetlerinden biri haline gelmesi dolayısiyle Polonya halk cumhuriyetini tebrik etmiştir.

Polonya komünist hükümetinin 10 un­cu yıldönümü vesilesiyle gönderilen Mao Tse Tungun bu mesajı Polonya meclisi başkanı Zawadki'ye hitap et­mekte idi.

26 Temmuz 1954

 

—  Tokyo:

Komünist Çin hükümeti, sivil bir İn­giliz uçağının, milliyetçi Çin uçağı zan-niyle geçen cuma günü Haynan adala­rı civarında düşürüldüğünü itiraf et­miştir.

Pekin radyosu vasıtasiyle bu elim hâ­dise kötü bir tesadüf neticesi vukua geldiğini bildiren komünist Çin hükü­meti, İngiliz hükümetine mal ve can kaybına karşılık tazminat verileceğini temin etmiştir.

Kızıl Çin hükümeti bugün İngiltere maslahatgüzarı Humphrey Trevelyan'a verdiği notada teessürlerini   bildirmiş-

27 Temmuz 1954

 

—  Varşova :

Polonya hükümetinin davetlisi olarak buraya gelen komünist Çin başvekil ve Dışişleri Vekili Şu En Lai şu beyanat­ta bulunmuştur: «Cenevre konferansı yalnız Hindicini savaşına son vermekle kalmadı, ayni zamanda, Asya ve Avru-pada müşterek güvenlik ve barışın ta­hakkuku hususunda yeni bir ümit do­ğurdu.'

Şu En Lai, Kore mütareke kontrol ko­misyonunda Polonyanm oynadığı rolü hatırlattıktan sonra sözlerine şunları ilâve etmiştir: «Polonya halk cumhu­riyeti ile Çin halk cumhuriyeti ara­sında işbirliği ve dostluğun gelişmesi, bütün dünyada barış kuvvetlerinin ge­lişmesine yardım etmektedir.),

—  Tokyo:

Pekin radyosunun burada zaptedilen bir haberine göre, komünist Çin hükü­meti 26 temmuzda iki Çin uçağının Amerikan av uçakları tarafından düşü­rülmesini bu akşam şiddetle protesto etmiştir. Protesto notasında iki uçak gemisi ile birçok muhripten müteşek­kil bir Amerikan filosunun Haynan. adasının güneyinde Çin Kara sularına girdiği bildirilmekte ve birkaç gün ev­vel Çin uçakları tarafından düşürülen İngiliz yolcu uçağından kurtulmuş ol­ması muhtemel bulunan kazazedeleri araştırmak bahanesiyle yapılan bu te­cavüzün dünkü 26 temmuz günü vuku bulduğu tasrih edilmektedir.

—  Berlin :

A.D.N. Ajansının bildirdiğine göre Talkçı Çin cumhuriyeti başvekil ve Hariciye Vekili M. Şu En Lai dün sabah "Doğu Almanya başvekili M. Otto Grotewohl'a veda ederken şu beyanatta "bulunmuştur:

Avrupada müşterek bir güvenlik sis­teminin  kurulması  meselesini tetkik İçin bir konferansın toplanması husu­sunda Sovyet hükümetince bu defa ya­pılan  teklif,  Almanyanın  barışçı     bir

hal tarziyle birleştirilmesi yolunda atıl­mış yeni bir adımdır. Almanyada ve Avrupada ikilik ve tahriklerin uzun müddet devam .etmesini istemiyen her kesin Sovyetler Birliğinin bu haklı teklifine muhalefet için bir sebep bu-lamıyacakları fikrindeyim.

Cin başvekili Çin halkının Alman mil­letinin dostluğuna büyük bir kıymet verdiğine işaret ettikten sonra şunu ilâve etmiştir: "Barışçı, birleşmiş, müs­takil ve demokratik bir Almanyanın kurulması için Alman milletinin mü­cadelesi haklıdır ve Cin halkı bu mü­cadeleyi daima destekliyecektir.

— Tokyo :

"Pekin radyosu bu sabahki yayınında Tormozadan bahsetmiş ve «Formoza Can - Kay - Çekten ve Amerikalılar­dan kurtarılmalıdır» demiştir. Bu rad­yo müteakiben Pekinin başlıca gazete­si «Jeminjipao» nun bir başmakalesini okumuştur.

Tekin gazetesi bu başmakalesinde, Çin liaîk hükümetinin en ehemmiyetli va­zifesinin Formozayı kurtarmak olduğuve Amerikan emperyalistleri tara­fından Çine hücum için hazırlanan tertiplere bir son verilmesi lâzım geldiği­ni yazmaktadır.

Bununla on gün zarfında üçüncü defa­dır ki Pekin radyosu Formoza hakkın­ca bu gibi beyanlarda bulunmaktadır.

28 Temmuz 1954

 

— Londra :

"Jngilterenin Pekin maslahatgüzarı Trevelyan bugün komünist Çin Dışişleri Vekil Yardımcısı Chang Han Fu'ya A-merikanm iki protesto notasiyle İngıiterenin ikinci protesto notasını ver­miştir. İngiliz Dışişleri Vekâletinden açıklandığına göre bu notalar geçenler­de Hainan adası açıklarında vukua ge­len hava hadiseleriyle ilgilidir.

Çin hükümeti, İngiliz uçağına yapılan taarruzun mesulleri hakkında cezaî tedbirler alınmasını istiyen İngiliz no­tası hususunda alacağı durumu henüz açıklamamıştır.

30 Temmuz 1954

 

— Paris :

Tass Ajansı ile yeni Çin Ajansı, hâlen Moskovada bulunan Çin ba.5v.ekHi M. Su En Lai'nin Çin Hariciye Vekil mu­avini ve Moskova Büyük elçisi M. San Wen Tien ile birlikte Sovyet şahsi­yetlerine yaptığı ziyaretleri ayni za­manda bildirmektedirler. Bu ajanslara göre M. Su En Lai Sovyetler Birliği başvekili M. Malenkof tarafından ka­bul edilmiş ve kendisiyle uzun bir müd­det görüşmüştür. Çin başvekili ayrıca Sovyet yüksek şûrası başkanı M. Vo-roşilof ve Sovyetler Birliği komünist partisi sekreteri M. Nikita Kruşçef ta­rafından kabul .edilmiştir.

31 Temmuz 1954

 

— Tokyo:

Pekin radyosu bu akşam Uzak Doğu­daki durum hakkında yayınladığı bir konuşma sırasında, Birleşik Amerika­nın Formozayı Çine karşı tecavüz için bir sıçrama tahtası olarak kullanması­na Çin milletinin asiâ müsaade etmiye-ceğini bildirmiştir. Ayni radyo, "Wa­shington bu yoldaki plânını terketmez ve Çin toprağındaki kuvvetlerini geri almayı kabul etmezse. Birleşik Ameri­kanın bunun doğuracağı neticelere kat­lanması gerekeceğini ilâve  etmiştir.

Dünyaya yeni bir nizam

Yazan: A. E. YALMAN 22/7/1954 tarihli (Vatan) dan:

Hindiçinı'de bir mütareke anlaşmasına varılmıştır. Bunu kızıl dünyanın hür dünyaya karşı bir zaferi saymak caiz­dir. Asya'nın cenubunda hür dünyaya karşı beliren itimatsızlık, yeni müta­reke neticesinde bir kat daha sarsıla­cak, yıkıcı cereyanlar kuvvetlenecek­tir.

Demokrasi âlemi; müşterek bir siyaset sahibi olmamanın, yeni zamanların ica­bına uyamamanm, Fransız ve Britanya .emperyalizmini tasfiyede gecikmenin, geri kalmış milletlere kendi menfaat­leri bakımından yardım için müşterek ve dürüst bir sistem kuramamanın be­delini acı bir surette ödüyor.

Bununla beraber mevcut şartlar için­de Hindicini mütarekesini bir zaruret ve bir soluk alma imkânı diye kabul etmek mümkündür. Fransız Başvekili Mendes France, -Fransız parlâmento­sundan bir mütareke imzalamak için 20 temmuz gece yarısına kadar mühlet al­mıştı. Kendisine bu şart.altında güven r.eyi verilmişti. Bu mühlet dar darına olsun tutulduğu için Fransa, hiç ol­mazsa kısa bir zaman için hükümet buhranından kurtulacak ve umumî va­ziyeti gözden geçirmek için zaman ka­zanacaktır. Diğer taraftan hür dünya devletleri de; bugüne kadar tutulan kı­sa görüşlü ve dağınık siyasetlerinin ne gibi felâketlere yol açacağını kavrıya-caklar ve bir prensip sahasında birleş­mek ihtiyacını duyacaklardır.

Bugüne kadar Amerika ve diğer bazı devletler, bir prensip yolu tutmağı, menfi bir siyasete esir kalmaktan kur­tulmağı, dünyaya y.eni bir nizam ver­meği, istiklâle hasretli, geri kalmış memleketlerin güvenini kazanmağı, onlara yardım için kollektü bir sistem ile İngilterenin emperyalizm sevdasu bulmağı candan istemişi er dir. Fransa, buna .engel olmuş, Amerika yalnız kal­mamak için prensiplerinden boyuna tâ­vizler vererek, renksiz ve tesirsiz bir1 uzlaşma siyasetine ister istemez ayak uydurmuştur. Buna karşı Amerikada. Cumhuriyet Partisi içinde nüfuz sahi­bi olan bir grup, Kızıl Çini tanımama­ğı bir taassup mevzuu haline koymuş,, böylece bir taraftan Sovyet Rusyanm, ekmeğine yağ sürmüş, diğer taraftan İngilterenin ayrı bir Asya siyaseti ta­kip etmesini haklı göstermiştir. Hindis­tan ve diğer Asya memleketleri de Kı­zıl Cinle dostluk aramak yolunu tut­muşlardır.

Koşumuza gitsin, gitmesin Kızıl Çin,, başarı kazanmış bir rejimdir. Cinde ilk defa olarak otorite kurmuş, tasavvura sığmaz hamleler yapmıştır. Millî Çinin Formozada devamı şartiyle Kızıl Çini tanımağı   düşünmek  zamanı  gelmiştir.

Hindicini mütarekesinden sonra takip edilecek yeni hür dünya siyasetinde bu. nokta ağır basacaktır.

Kızıl Çini tanımamak bir hal çaresi değildir. Cinde Chang - Kai - Chek'e dayanarak hudutsuz bir ideoloji harbi­ne girmeği ve bunu her türlü riskleri­ne katlanmağı ne Amerika, ne de baş­ka hiç kimse göze alamıyaeağma göre. Kızıl Çini tanımak bir zaruret halini almıştır. Dünyanın muhtaç olduğu mu­vazenede Kızıl Çin ve bütün Asya ağır basacak bir istidattadır.

Bugünkü cihanda en şiddetli menfaat ihtilâfları Sovyet Rusya ile Kızıl Çin arasındadır. Mançuri, Dış Mongolistan ve Çin Türkistanı uzlaşma kabul etmi-yen ihtilâf mevzularıdır. Kızıl Çin, ko­münizm ideolojisini Sovyet Rusyadart daha fazla maharetle yürütmüş, komü­nizm dünyasının liderliği mevkiine amzet olmuştur Kızıl Çini tehdit altında tutarak ve iktisadî gelişmelerin-kalıntılarını kökünden tasfiye  etmek de Moskovaya muhtaç bırakarak, buvs  Kızıl   Cinle   normal   münasebetlere fihtilâfı  uyuşturmak büyük  bir  hatagirişerek Garp dünyasiyle Asya arasın olur.daki Çin ssddini ortadan   kaldırmak. Salim bir hür dünya siyasetinin esaslaBöyle bir  siyasetin tatbiki göze alınxi, ufuklarda sarahatle belirmiştir.

8 Temmuz 1954

 

—  Kahire :

Arap birliği genel sekreter yardımcısı Ahmet El Şükeyrî, Arapbirliğine da­hil milletlerin Kudüsü müdafaa etmek iğin Urdüne her türlü yardımı yapma­ya karar verdiklerini bildirmiştir.

Birleşmiş Milletlerin Ürdün - İsrail ihtilâfına çare bulamıyacağmı söyüyen Ahmet El Şükeyrî demiştir ki:

Arap devletleri Orta Doğu hakkında üçlü. karara ümit bağlamamalıdırlar. Zira Orta Doğuda İsrail meselesini çı­karan batılılardır.

«Batılılar Kore veya Hindiçinîde bir karış toprağı bütün bir mukaddes' şe­hirden daha üstün tutmaktadır.»

El Şükeyrî Ürdüne yapılacak yardımın mahiyetini açıklamamıştır. Fakat bu­radaki siyasî müşahitlere göre bu yar­dım daha ziyade malî olacaktır.

11  Temmuz 1954

 

—  Kahire :

Mısır ve Libya hükümetleri elçilikle­rini mütekabilen Büyük elcilik yap­mağa karar verdikleri dün Kahirede neşredilen bir resmî tebliğde bildiril­mektedir.

12 Temmuz 1954

 

—  Kahire :

İngiliz ve Mısır heyetleri yaptıkları son görüşmeden sonra aşağıdaki müşterek tebliği ne şretmişlerdir:

«İngiltere heyeti tarafından öne sürü­len teklifler ihzarı görüşmeler sırasın­da müzakere edilmiştir. Toplantılar de­vam edecektir.»

13 Temmuz 1954

 

— Kahire :

Mısır Maliye Vekili Abdülhamit EL Şerir bu sabah neşredilen bir emirna­mede sterlin bölgesi memleketleri ile, sterim olarak Ödemeyi kabul eden di­ğer memleketlerden Mısırla ödeme an-laşması olanlar müstesna yapılacak ithalatın hiç bir tahdide tâbi tutulmıya-c ağını bildirmektedir.

17 Temmuz 1954

 

— Kahire:

Arkeolog Kemal El Malik, son zaman­larda Keops Ehramında keşfedilen «Mukaddes Sandalın» bir çift küreği bulunduğunu söylemiştir.

Arkeolog ve tarihçiler arasında sanda­lın inşa edilişindeki maksat hususunda fikir ayrılığı hâsıl olmuştur. Eski Mı­sır tarihi ile alâkadar olanlardan .bazı. âlimler Firavunun bu sandalı Ölümün­den sonra ölüler ülkesine yapacağı an­anevi seyahatte kullanmak -gayesi ile inşa ettirdiğini ileri sürmekte, bazıları ise Firavunun dünyevî zevklerini tat­min için bu sandalla Nüde gezinti yap­mış olacağını iddia etmektedirler.

Kahire :

İyi haber alan kaynaklardan verilen bir habere göre, Mısır hükümeti, İn-giiterenin bir teklifine itiraz etmiştir. İngiltere, bu teklifinde, yeni Süveyş anlaşmasının on sene devam etmesini teklif etmişti. Ve bu müddet zarfında Orta Doğuya bir taarruz vaki olduğu takdirde İngiliz birlikleri üsse döne­ceklerdi. Mısırlılar anlaşmanın müdde­tini azaltmaya çalışmaktadırlar.

Kahire :

Mısır makamları 44 kişinin tevkif edil­diğini bildirmektedir. Bu şahıslar bir hükümet darbesi ve sınıf mücadeleleri ortaya çıkarmak maksadiyle gizli bir teşkilât kurmakla suçlandırılmışlar dır. Tevkif edilenler arasında gazeteci Ab-durrahman El Hamisi ile karikatürist Zühtü de vardır. Bu 44 kişi önümüz­deki ekim aymda yüksek askerî mah­keme huzuruna çıkarılacaktır.

Diğer taraftan, yapılan birçok arama sonunda polis ayrıca 46 kişiyi de ko­münist partisi kurma teşebbüsünden dolayı tevkif etmiştir. Aramalar sıra­sında pek çok risale .ele geçirildiği bil­diriliyor. Bilindiği gibi, Kemal Sıtkı komünist grupundan bir çok kimse hâ­len yüksek askerî mahkeme tarafın­dan muhakeme edilmektedir.

20 Temmuz 1954

 

Kahire :

İyi haber alan kaynaklardan öğrenildi­ğine göre, Mısır ile İspanya arasında silâh ticareti, İspanyol Hariciye Veki­linin Kahireyi ziyaretindenberi, art­mıştır.

Mısır resmî makamları bu hususta her hangi bir açıklamada bulunmayı red­detmektedirler.

Kahire :

Mısır Millî İstikamet Vekili Salâh Sa­lim ile yaptığı görüşmelerden sonra gazetecilere demeçte bulunan Suudî A-rabistan Müdafaa Vekili şunları söy­lemiştir;«İki ordunun yeknesak hale konulma­sı için amelî çareler araştırdık. Bilhas­sa talim ve teçhizat meseleleri üzerin­de durduk. İncelemekte olduğumuz ta­sarılar kat'î şekillerini alınca, elde edi­len neticelerden Arap dünyasını ha­berdar edeceğiz.

22 Temmuz 1954

 

— İskenderiye :

Arap memleketleri turizm kongresinin, kapanış nutkunu iradeden Mısır MİU1 İstikamet Vekili binbaşı Salâh Salim, çalışmaların muvaffakiyetle neticelen­mesinden memnuniyetini belirtmiş ve Arap memleketleri arasında turist mü­badelesinin, Arap birliğinin takviyesi­ne yardım edeceğini söylemiştir.

Kongrenin ileri sürdüğü başlıca tav­siyeler şunlardır;

Bir Arap turizm teşkilâtının kurulma­sı, gümrük ve kambiyo kolaylıkları sağlanması, turistlerin para transfer­lerine müsaade edilmesi, pasaport mu­amelelerinin kolaylaştırılması, Arap va­tandaşları için vizenin ilgası, müşterek turizm propagandası yapılması.

Kongre gelecek toplantısını Kudüste yapacak ve daimî Arap turizm birliği idare heyetini seçecektir.

23 Temmuz 1954

 

—   Ramstein :

Almanyadaki Amerikan hava kuvvet­lerine ait üslerde bir tetkik seyahati yapmakta olan 23 Mısırlı hava subayı dün Bavyerada Landstuhl hava üssü­nü, bugün de Palatina'da Eisenbah üs­sünü ziyaret etmiştir. Buradan Rhein-Main hava meydanına giden subaylar, pazartesi günü Kahireye hareket ede­ceklerdir.

—   Kahire :

Mısır Cumhurbaşkanı General Necip, ihtilâlin ikinci yıldönümünde tertip edilen şenlikler dolayısiyle, dün eski adı «Abidin meydanı» olan şimdiki «Cumhuriyet meydanında» verdiği nu­tukta şöyle demiştir :

«Mısırın tam bağımsızlığı için elimden gelen her- şeyi yapacağım ve bu uğur­da kanımı son damlasına kadar vere­ceğimi vâded iyonun.»

Mısırın istikrarının bütün Orta - Do-ğununkine bağlı olduğunu söyliyen General Necip, memleketinin stratejik ehemmiyetine de işaret ederek şöyle devam etmiştir:

Bütün Arap ve İslâm memleketleri bizim meselelerimizle ilgileniyor. Eğer Mısır ve Sudan bağımsızlıklarını tanı olarak elde ederlerse bütün Arap mem­leketlerinin bel kemiğini teşkil edecek­lerdir.

Sudan meselesine de temas eden Mısır Cumhurbaşkanı şöyle demiştir :

Bu kardeş milletle ilgili her şey, Mı­sırı da ilgilendirir. Bunun için her Mı­sırlı, Sudanın dâvasını kendi dâvası gi­bi benimsemelidir.

Bundan sonra Arap birliği fikrini ele alarak general Necip şunları söylemiş­tir:

»Arap memleketlerinin birleşmesi sa­dece güzel bir rüya değil, kendi güven­likleri bakımından bir zarurettir.»

Mısır cumhurbaşkanı nutkunda vatan­daşlarına şu hususları da hatırlatmış­tır:

Bir karar verme devresi olan bu gün­lerde her vatandaş Mısırlı müzakereci­leri desteklemelidir. Millî gayelerimi­ze ulaşmak için hepimizin saflarımızı sıklaştırarak birleşmemiz ve millî dâ­va uğrunda şahsî menfaatlerimizi unut­mamız lâzımdır.»

General Necip nutkunda 23 temmuz 1952 ihtilâlinin bir tarihçesini yaparak bu ihtilâlin muvaffak oluşunun sebebi­nin sadece ordunun değil, ayni zaman­da halkın da eseri oluşundan ileri gel­diğini söylemiştir.

Diğer taraftan, Başvekil Yarbay Ab-dülnasir da 2 saat kadar süren bir nu­tuk vererek ihtilâlin şimdiye kadar bapadığı izahat vermiştir.

25 Temmuz 1954

 

— Kahire :

Mısır Başvekil; albay Cemal Abdülnasir, Millî İstikamet Vekili Binbaşı Sa­lâh Salim, Münakalât Vekili Binbaşı Cemal Salim dün akşam yapılan ve iki saat.devanı eden mühim bir basın top­lantısında 300 den fazla yabancı ga­zetecinin sordukları muhtelif suallere cevap vermişlerdir.

Hindicini meselesinde Mısırın noktai nazarını öğrenmek istiyen bir gazete­cinin sualine karşılık başvekil Albay Abdüinasır su beyanatta bulunmuştur:

e Hürriyetlerini kazanmak ve emper­yalizm ile müstemlekecilikten kurtul­mak için mücadele eden milletlere kar­şı sempati izhar etmekten kendimizi alamıyoruz.»

Bazı Amerikan gazetecileri kendisin­den Sovyetler Birliğini emperyalist bir memleket olarak telâkki edip etmedi­ğini sormaları üzerine Mısır Başvekili:

Asyada ve dünyanın diğer kısımların­daki komünist tahrikatına karşı Mısırın nasıl bir hareket hattı takındığı suali­ne Albay Abdüinasır şu cevapla mu­kabelede bulunmuştur:

Biz bunda, ideoloiü: meselelerden ay­rı olarak ancak milletlerin istiklâl için mücadelesini görebiliyoruz.

Müteakiben Amerikan hareket hattını yorumlayan Mısır başvekili, kendi fik-rince emperyalizmi desteklemek tema­yülünü gösteren bu hareket hattının 1946 danberi Arap âleminde Birleşik Amerika prestijinin azalmasına sebep olduğunu söylemiş ye bununla beraber Amerikanın bir müddetten beri Arap milletlerinin temayül ve hislerini daha

fazla hesaba katar gibi göründüğünü ilâve eylemiştir.

Albay Abdülnasir, Mısırın tam istiklâli tahakkuk ettirilmeden evvel Mısırın her hangi bir müdafaa teşkilâtına işti­rak için müzakereye girişmemek husu­sundaki kat'î fikrini teyit etmiş ve baş­vekili bu beyanatında Millî İstikamet Vekili de desteklemiştir.

Mısır Başvekili, Süveyş üssü meselesi­nin inkişaf şekli ve İngiliz Müdafaa Vekili M. Anthony Head'm Kahireye gelişi hakkında her hangi bir yorumda bulunmak istememiş ve ancak sorulan bir suale cevaben bizzat kendisinin ve Mısır müzakere heyetinin pazartesi ak-şamı mahallî saatle 20 de Kral Faruk tarafından büyük Ehram yanında in­şa edilmiş olan pavyonda M. Anthony Head ve İngiliz müzakere heyetine mü­lâki olacağını söylemekle iktifa etmiş­tir.

Diğer taraftan Mısırın Tunusluları ve Faslıları istiklâllerini elde etmek için sarfettikleri gayretlerde desteklediğini beyan eden Mısır başvekili bu mevzuda sorulan bir suale cevaben, Kuzey Doğu Afrika meselelerinin pek yakında bir hal tarzına bağlanacağını söylemiş ve bununla beraber gunu ilâve etmiştir: «Ümit ederiz ki bu kuvvet kullanıla­rak elde edilecek bir hal tarzı olma­sın. »

28 Temmuz 1954

 

— Kahire :

Süveyş kanal üssü hakkında parafe edilen İngiliz - Mısır anlaşması aşağı­daki maddeleri ihtiva etmektedir:

1   — İngiltere ve Mısır hükümetleri ikimemleket    arasındaki    münasebetleri, Birleşmiş Milletler anayasası çerçevesidahilinde, sıkı bir dostluk ve karşılıklıanlayış esasına dayanan yeni temeller üzerinde tesis etmek için mutabık kal­mışlardır.

2   — Anlaşma 7 senelik bir süre içinimzalanmıştır. Bu devrenin son 12 ayızarfında he riki hükümet anlaşmanınyenilenmesi için gerekli    teşebbüslerüzerinde istişarede bulunacaklardır.

3   — Her iki taraf da Süveyş kanalının tam faaliyet halinde muhafaza edilme­si hususunda mutabıktır.

— Yabancı bir devlet tarafından Mı­sıra,  Araplar  arası  kollektif güvenlikpaktını imzalayan Arap devletlerine veTürkiyeye  tecavüz    edildiği  takdirde, Mısır Süveyş üssünün idaresini îngiltereye bırakacak ve kanaldan istifade-edilebilmesi için gerekli bütün tedbirleri alacaktır. Bu   tedbirler   arasında,yukarıda izah edilen hususlar için sonderece lüzumlu olduğu takdirde, Mısır limanlarından faydalanma meselesi devardır.

«Harp tehlikesi» baş gösterdiği takdir­de her iki taraf alınacak tedbirler hak­kında istişarede bulunacaktır.

— Kanalm teşkilâtlandırılması anlaş­maya ek 1 numaralı madde gereğincecereyan edecektir.

— İngiltere üssün bütün malzemesi­ni alıp götürmek veya istediği tarzdakullanmak hakkını hâizdir.

— İngiliz kuvvetleri, anlaşmanın im­zalanmasından sonra 20 ay içinde Mı­sır topraklarından çekilecektir.    Mısırbu hususta her türlü kolaylığı göstere­cektir.

— Her iki taraf da Süveyş deniz üs­sünün Mısırın bir parçası olduğunu veayni zamanda  iktisadî ve ticarî stra­tejik ehemmiyeti hâiz bulunduğunu ta­nımakta ve kanaldan geçiş serbestliği­ne dair olan 1883 sözleşmesinin muha­fazasını kabul etmektedirler.

9— Mısır, İngiltere kraliyet hava yol­ları uçaklarının inişleri ve ikmal ve ia­şeleri hususunda her türlü kolaylığı gösterecektir. Uçakların gelişi önceden bildirilecek ve bunlara en fazla dost memleket uçaklarına yapılması gere­ken muamele tatbik olunacaktır.

10 — Petrol ve diğer ikmal ve iaşe depoları, malî meseleler gibi teferruat derhal başlıyacak resmî görüşmelerle ve dostane bir şekilde halledilecektir.

Anlaşmaya ek hükümlerin birincisi de aşağıdaki kararları ihtiva etmektedir:

İngiliz kuvvetlerinin tahliyesinden sonra, hükümet bütün kanal tesislerinin ve üssün güvenliğini koruma so­rumluluğunu üzerine alacaktır. İngil­tere hükümeti İngiliz veya Mısır şir­ketleri ile kanal tesislerinin idaresi için gerekli personeli temin maksadiyle an­laşmalar yapacaktır. Bu sivil mütehas­sısların sayısı daha sonra tesbit edile­cektir. Mısır da bu şirketlerle işbirliği yapacak ve şirketlerin temasta olacağı bir makam ihdas edecektir.

Ayrıca, Mısır, petrol boruları, köprü­ler ve diğer tesislerin muhafazasını ta­ahhüt etmektedir. İngiltere kanaldaki tesisleri ve çalışmaları teftiş hakkını nâiz olacaktır. Müfettişlerin sayısı son­ra tesbit edilecek ve bunlar Kahirede-Td İngiltere büyük elçiliğine bağlı ola­caktır.

—  Kahire :

İngiliz - Mısır Süveyş anlaşmasının ilâ­nı üzerine şehirde yer yer tezahürat yapılmıştır.

Anlaşmayı halka radyoda bildiren baş­vekil Cemal Abdülnasıra halk tarafın­dan coşkun tezahürat  yapılmıştır.

—  Kahire :

İngiltere Süveyş kanal bölgesindeki kuvvetlerini çekmek ve 72 senedenberi İngiliz işgali altında olan bu havaliyi tahliye etmek hususunda bu akşam Mısırla anlaşmaya varmıştır. Bu suret­le İngiltere ile Mısır arasında uzun zamandanbsri devam eden bir anlaş­mazlığa resmen son verilmiş bulun­maktadır.

Müştereken neşredilen bir tebliğde bu tarihî anlaşmanın GMT saatiyle 19.00 da imzalandığı bildirilmiştir. İngiltere bu suretle Süveyş kanal bölgesindeki 80.000 kişilik kuvvetini çekerek bun­ları hür dünyanın diğer huzursuz böl­gelerinde istihdam edebilecektir.

Fakat bu neticenin Winston Churchill hükümeti için bir sürpriz yaratması da muhtemeldir. Çünkü muhafazakâr par­ti içindeki bir grup Süveyşin tahliyesi konusunda hükümete muhalif bulun­maktadırlar. Kırk kişiden müteşekkil olan bu grup bu mevzuda bir itimat reyi mevzuubahis olduğu takdirde hükümet aleyhinde rey vereceklerini bil­dirmişlerdir. Mamafih Clement Attleenin muhalefet partisi Süveyş bahsinde hükümet ile ayni görüşte olduğunu ih­sas ettiği iciu bir güven oyu meselesi mevzuubahis olamaz.

—  Kahire :

Dün akşam neşredilen resmî bir teb­liğde mutaassıp bir grup tarafından kaldırılıp bir kiliseye kapatılan kıptî patriği Yasebin kurtarıldığı ve Kahiredeki patrikhaneye geri getirildiği bil­dirilmektedir. Kıptî rahipleriyle Mısır makamları arasında hâsıl olan bir mu­tabakattan sonra Patrik tekrar vazife­sine iade edilmiştir.

Patrik! hapsetmiş olan 40 mutaassıp tevkif edilmişlerdir.

—  Kahire :

Mısır - İngiliz müşterek tebliği yayın­landıktan sonra başvekil yarbay Ab-dülnasırm Mısır milletine hitaben ha­zırladığı bir konuşma Kahire radyosu tarafından neşredilmiştir.

Mısır Başvekili ezcümle şöyle demiş­tir:

«Milletimizin mücadelesi yolunda yeni bir merhale açmak üzereyiz. İhtilâlin iik andan beri tesbit etmiş olduğu he­deflerden birini gerçekleştirmek bulu­nuyoruz. Yabancı işgaline son veren bir anlaşmayı bu akşam parafe ettik.

Acı ve uzun mücadelelerle geçen 72 senelik bir devreden sonra vatanımızı kurtarmağa muvaffak olduk. Şu anda, vatanımızın hürriyeti uğrunda canla­rını tereddütsüz feda etmiş olan şe­hitlerimizi düşünüyorum. Ayni zaman­da, milletimizin mücadelesini uzun yıl­lar boyunca idare etmiş bulunan lider­lerimizi de düşünüyorum. Faruk'u tah­tından atalı tam iki yıl oluyor.

Önümüzdeki 20 ay içinde İngiliz kıta­ları Süveyş kanalı bölgesini tahliye edeceklerdir. Sudanda kabul edilmiş olan intikal devresi, bu tarihten evvel sona erecektir. Bu suretle bütün Nîl vadisi yabancı boyunduruğundan ta­mamen kurtarılmış olacaktır. İhtilâli­mizi koruması irin nenimiz Allaha dua etmeliyiz. Teşebbüs ettiğimiz her işi başarmak için Allahın yardımına muh­tacız.»

30 Temmuz 1954

 

— Kahire :

İngiliz - Mısır Süveyş müzakerelerininkarara bağlandığı 27 temmuz gecesi, Mısırlı arkeologlar Mısın istilâ eden yabancıların Mısırdan çıkarılışını tas­vir eden antika bir tablo bulmuşlardır.

3000 sene evveline ait tablo. Mısırlıla­rın yabancı istilâcılarla nasıl mücadele ettiklerini göstermektedir.

3 Temmuz 1954

 

Amman :

Kudlüsteki Hıristiyan cemaati reisi, dün Birleşmiş Milletler genel sekreteri, Güvenlik Konseyi üç büyük devlet re­isleri ve Papaya gönderdiği telgraflar­da, İsraillilerin mukaddes şehirdeki ki­lise ve manastırlara taarruzların: pro­testo etmiştir.

Arap lejyonu kumandanı Glubb paşa Kudüs şehrinin eski mahallelerinin as­kerî bakımdan bir tehlikeye maruz bu­lunmadığını bildirmiş, Ürdün kuvvet­lerinin her hangi bir tecavüzü önle­meye hazır olduklarını söylemiştir.

13 Temmuz 1954

 

Vatikan :

Papa, Romada bulunan Ürdün Kralı Hüseyin! hükümdarlara mahsus mera­simle kabul etmiştir.

1 Temmuz 1954

 

— Tokyo :

Japon Savunma Vekili Tokutaro Kimura bu sabah yeni «Japon Savunma Kuvvetleri» nin tesisi için tertiplenen resmî bir törende hazır bulunmuştur.

Yeni Japon silâhlı kuvvetlerinin sayı­sı 122.560 ı bulmaktadır. Fakat Japon­ya kuvvetlerini aşağıdaki sayılara ka­dar ulaştırmayı  düşünmektedir:

Kara ordusu : 140.000 kişi

Deniz kuvvetleri: 39.000 ton tutarında gemi ve 16.393 kişi, Hava kuvvetleri: 167 uçak ve 6.765 kişi.

9 Temmuz 1954

 

— Tokyo :

Pekin radyosunun bu sabah bildirdiği­ne göre Fransız ve Vietnıin müzakere heyetleri birçok hususlarda anlaşmaya varmışlardır.

Radyo tarafların esirlerin yaşama şart­larının ıslâhı, esir mübadelesi ve esir­lere ilâç; gönderilmesi hususlarında an­laşma hâsıl olduğunu bildirmiştir.

13 Temmuz 1954

 

— Tokyo :

Japonyada bütçe tahditleri ve deflas­yon tedbirleri aleyhindeki protestolar genişlemektedir. Her gün üç ilâ dört bin issiz Tokyo'daki iş bulma bürolarına hücum etmektedir. Doktorlar ce­miyeti de sosyal sigorta teşekkülünden almakta oldukları tedavi ücretlerinin azaltılmasını protesto etmektedir.

Utsunomiyada 600 kadar veremli, tah­sisatın azaltılmasından dolayı hastaha-nelere daha az sayıda hasta kabulüne karar verilmesi üzerine dün Maebas-ki'deki veremlilerin yaptıkları gibi hü­kümet binasını işgale teşebbüs etmiş­tir. .

— Tokyo:

İlk defa olarak ayaklı bir balina Fosili bulunmuştur. 20 milyon senelik oldu­ğu söylenen bu fosilin dokuz! ayağı mevcuttur. Hokkaido adasında Easa-shi'de bulunmuş olan fosil 19 temmuz­da Tokyoda başlıyacak olan Milletler­arası balina konferansında teşhir edi­lecektir. Bu fosil, vaktiyle balinaların hem karada ve hem de denizde yaşar hayvanlar olduğu nazariyesini teyit etmektedir.

14 Temmuz 1954

 

—  Tokyo:

Japonyanm savunması ile ilgili olarak 9 bin kilometre uzunluğunda bir yol şebekesinin inşası için Japon Ve Ameri­kan makamları arasında resmî müza­kereler bugün Tokyoda başlamıştır.

19 Temmuz 1954

 

—  Tokyo :

Uzak - Doğudaki Amerikan ordusu genel karargâhından bildirildiğine göre, bombardıman kuvvetleri komutanlığı ile atom bombaları taşımaya muktedir uçaklar Japonyadan Guam adasına nakledilmiştir.

Japon kaynaklarından haber verildi­ğine göre, Birleşik Amerika ağır bom­bardıman uçakları için Japonyada üs inşasından vazgeçip bunları Okinawa veya Guam adalarında üslendirmeyi kararlaştırmıştır. Bu kararın, Japonya­da atom bombası taşıyabilecek uçakla­rın bulundurulmasına kargı Japonlar arasında beliren cereyan üzerine alın­dığı söylenmektedir.

20 Temmuz 1954

 

— Tokyo:

Güney Doğu Asyada bulunan tarafsız müşahitlerin kanaatine göre, iFransa müstemleke imparatorluğunun tarihe karıştığı şu sıralarda, Güney Doğtı As­yada Fransa ile birlikte Birleşik Ame­rikanın itibarı da azalmıştır.

Vietnam halkı Birleşik Amerikanın ko­münizme karşı koyan Fransız "Viet­nam ordularının yardımına koşacağına samimiyetle inanmıştı. Washington si­yasî ve askerî liderlerinin beyanların­dan Güney - Doğu Asyanm kızıl isti­lâdan mutlaka kurtarılacağı ümidi hâ­sıl olmuştu.

Bu ümidin boşa çıkması Birleşik Ame­rikanın buradaki prestiğini iyice kır­mıştır.

İstikrarsız siyaseti yüzünden Birleşik Amerika Uzak Doğuda «kararsız ve zayıf» olmakla itham edilmektedir.

22 Temmuz 1954

 

— Tokyo :

Japonya Hariciye Vekâleti sözcülerin­den biri dün basma yaptığı beyanatta yabancı memleketlere Japon kıtaları şevkini tazammun etmemesi şartiyle Japonyanın Güney Doğu Asya için kurulacak bir müşterek müdafaa paktın­da kendisine düşen mesuliyetleri de­ruhte .etmeğe amade bulunduğunu söy­lemiştir.

23 Temmuz 1954

 

—  Tokyo:

Japonyanın 1954 senesinin ilk altı ayı zarfındaki dokuma ihracatı 305.697.000 dolara yükselmiştir. 1953 yılının ayni devresi zarfındaki dokuma mamulleri ihracatı 195.725.000 dolardan ibarettir. Bu ihracatın başında pamuklu mensu­cat ve pamuk ipliği gelmektedir.

—  Tokyo:

Japon Kizılhaçı, Sovyet Kızılhaçma mü racaat ederek hâlen Husyada tutulan bin kadar Japon harp .esirinin serbest bırakılmasını istemiştir.

Bu talep, bir Japon parlâmento heye­tinin Moskovada bulunuşu sırasına rastlamaktadır.

30 Temmuz 1954

 

—  Tokyo :

Japon sahil muhafaza ekipleri Takeşima adasında Güney Koreli muhafızla­ra rastladıklarını iddia etmişlerdir.

Japonyanın 200 kilometre kuzey batı­sında bulunan Takeşima adası üzerin­de hem Japonya hem de Güney Kore hak iddia etmektedir.

Japon muhafızlar oparlorle Güney Ko­relilere Japon topraklarını terketmele-rini bildirmişler, fakat cevap alama­mışlardır.

Japon Hariciye Vekâleti, Japonya sulh sndlagmasma göre adanın Japonyaya ait olduğunu bildirmiştir.

—  Tokyo :

Müddeiumumi Osuke Şato bugün, elde kâfi derecede delil olmadığından, malî skandal mevzuundaki tahkikatın dur­durulduğunu bildirmiştir. Suçlu görülenler hakkındaki takibat  ta ayni şe-mevzuunda  yolsuz  hareket  ettiklerinkilde sona ermiş olacaktır.den şüphe edilen 186 kişi hakkında tah­kikat açılmıştı.Birkaç ay önce. Diet meclisi üyeleri ve maliyeciler arasından bu hâdiseyle ilBilindiği gibi, bu skandal ayrıca, Yogili olarak 105 kişi tevkif edilmişti. Ay-'  şida hükümetin:  düşme tehlikesi ile rica 51 kişi daha sudu addediliyordu karşı karşıya getirmişti. Deniz tersanelerine yapılan   siparişler etmeliyiz. Teşebbüs ettiğimiz her işi başarmak için Allahın yardımına muh­tacız.»

30 Temmuz 1954

 

— Kahire :

İngiliz - Mısır Süveyş müzakerelerinin karara bağlandığı 27 temmuz gecesi, Mısırlı arkeologlar Mısın istilâ eden yabancıların Mısırdan çıkarılışını tas­vir eden antika bir tablo bulmuşlardır.

3000 sene evveline ait tablo. Mısırlıla­rın yabancı istilâcılarla nasıl mücadele ettiklerini göstermektedir.

5 Temmuz 1954

 

— Melbourne (Avustralya) :

Sovyet elçiliği eski mensuplarından olup Avustralyaya iltica eden Vladmir Petrof bugün tahkikat komisyonunda verdiği beyanatta kendisinin Lavrenti Beria lehinde Canberrada bir darbe ha­zırlamakla itham edildiğini söylemiş­tir.

Petrov bu ithamın bildirmiştir.

6 Temmuz 1954

 

—  Melbourne :

Tahkikat komisyonu önünde ifşaata başladığının beşinci gününde, Petrof, bu yılın mart avında ve nisan başında Avustralya emniyet servisi başkan yar­dımcısı R. Richards ile yaptığı temas­ları anlatmış ve Avustralyaya iltica et­mek istediği takdirde Richards'm ken­disine yardım etmeyi vâdettiğini söy­lemiştir. Petrof Rusyaya dönerse tev­kif edileceğinden ve kürek cezasına çarptırılacağından korktuğunu belirt­tikten sonra Berianin dostu olan bir kaç arkadaşının Beria tevkif edildikten sonra idam edildiklerini ilâve etmiştir.

—  Melbourne :

Tahkikat komisyonu önünde bugün ko­cası Vladimir Petrof tan sonra bayan Evdokia Petrof izahat v.&rmeğe başla­mıştır. Geçen nisan ayında iki Sovyet kuryesi tarafından Rusyaya götürül­mek üzere gözyaşları içinde uçağa bin­dikten sonra Avustralyada kalmaya kaeren bayan Petrof ta o zamanki halini hatırlatacak hiç bir iz bile gö­rülmüyordu. Beyaz şapka ve mavi bir tayyör giymiş olan bayan Petrof sakin ve emin adımlarla şahit mevkiinde gel­miş ve iyi bir İngilizce ile yemin et­miştir.

Bundan sonra izahat vermiye başla­mış ve 1914'te Rusyada doğduğunu, ilk evliliğinden önce de Sovyet emniyet servisi hizmetinde bulunduğunu ve o zaman adının Tamara olduğunu söyle­miştir. İlk kocası Krivoş tevkif edilmiş ve nihayet 1937 de bir çalışma kampına gönderilmiştir. İkinci kocası Petrof ile 1940'ta Rusyada evlenmiştir. Babası da Sovyet emniyet servislerine mensuptu ve bir erkek kardeşi son savaşta çalış­ma kampına gönderilmişti.

1947 de Stockholm'de bulunduğu sıra­larda vazifesi Sovyet ajanları ile tema-ss geçerek elde ettiği malûmatı M. V. D. ye bildirmekti aynı zamanda şifre ile muhaberede kocasına yardım edi­yordu.

1951 de Canberra Elçiliğinde kâtibelik-le vazifelendirilmişti. Ayni zamanda Sovyet ajanı olmıya müsait kimseleri seçmek işi de kendisine verilmişti. Fa­kat bu İşi çok yüklü bulduğu için koca-sjnm Moskova nezdinde talepte bulun­ması üzerine bu vazifeden affedilmiş-ti.

Tahkikat komisyonu çalışmalarına ya­rın devam edecektir.

8 Temmuz 1954

 

— Canberra :

Avustralya Başvekili M. Robert Manzies, 29 mayıs umumî seçimlerinden sonra kurduğu yeni hükümetin üste­sini bugün resmen bildirmiştir. Bağlıca Vekâletlerde değişiklik olmamıştır. Bu arada Richard Casey Hariciye Vekâle­tini, Philip Bride, Müdafaa Vekâletini muhafaza etmektedir.

 

26 Temmuz 1954

 

— Canberra :

Avustralya Başvekili Robert Menzies Hindicini mütarekesinden büyük bir memnunluk duyduğunu kendisi ve hü­kümeti adına belirttikten sonra şöyle devam etmiştir:

Bununla beraber Güney-Doğu Asya meseleleri böylelikle halledilmiş olmu­yor. Komünist tehdidi henüz ortadan kaldırılmış değildir. Ateş kesimi neti­ce olarak komünistlere sınırlarını ge­nişletmek imkânı vermiştir. Mütareke bize komünist tecavüzünü ve müdafaa­mızı takviye zaruretini unutturmamalı-dır.

— Melbourne :

Avustralya'nın en nüfuzlu gazetelerin­den «Sun News», dün neşrettiği bîr ma­kalede, Başvekil Robert Menzies ve Ha­riciye Vekili Richard Casey'e Birleşik Amerika'ya giderek Avustralya'nın As­ya'da yeni bir komünizm yayılmasına karşı Amerika ile ayni safta bulunaca­ğını izah etmelerini tavsiye etmiştir.

4   Temmuz 1954

 

— Karaşi :

Bengal Valisi General İskender Mirza, Bengal Eyaleti dahilinde Komünist Partisinin kanun dışı edilmesi için yet­kisini kullanmıştır.

Resmî gazetenin bu sabah neşredilen bir sayısında Komünist Partisinin eya­letin umumî nizamı ve idaresi için za­rarlı olduğuna işaret eden Genel Vali Komünist Partisini komite, tâli komite ve çeşitli şubeleri de dahil olmak üze­re tamamen kanun dışı ilân etmekte­dir.

9 Temmuz 1954

 

— "Washington :

Pakistan Dışişleri Vekili Sir Zafrullah Han bugün öğleden sonra Dışişleri Ve­kili Foster Dulles ile bir saat kadar sü­ren bir görüşmede bulunmuştur. Bu gö­rüşmeyi müteakip basma beyanatta bulunan Zafrullah Han: son Churchi Eisenhower mülakatına temas ettiğini ve bilhassa Güney-Doğu Asya mev­zuunda izahat istediğini bildirmiştir. Vekil Komünist Çinin tanınması mese­lesine temas edilmediğini belirtmiştir. Zafrullah Han pazar günü Karaşiye ha­reket edecektir.

19 Temmuz 1954

 

— Karaşi :

İyi haber alan çevreler Pakistan hükü­metinin, İranın Moskovaya verdiği notayı memnuniyetle karşıladığını bildir­mektedirler.İran bu notasında, güvenliği için ma­hallî müdafaa anlaşmalarına iltihak et­me hakkını ileri sürmüştür. Pakistan resmî şahsiyetleri meselenin iki hükümran memleket arasında cere­yan ettiğini ileri sürerek Tahran'm Mos kovaya verdiği notayı tefsirden kaçın­mışlardır. Fakat siyasî çevreler İranın, bu hareketinin hususî bir manası oldu­ğunu belirtmektedirler.

Pakistan hükümeti Rusyanm iki nota­sını reddetmiştir. Rusya, Pakistanm Amerikan askerî yardımı almasını pro­testo etmişti.

Pakistan makamları aynı zamanda, İra­nın Rusyaya cevabının Tahrandaki tef­sir tarzım da memnuniyetle karşılamış­lardır, bunda. Notanın, Türk-Pakistan. Paktının genişletilmesi için. yol açtığı belirtilmektedir.

Bu kaynaklar, İranın Türk-Pakistan Paktım girmesinin Rusyanm, himala-yalardan Akdenize kadar olan bölgede herhangi bir tecavüzüne karşı müşte­rek bir müdafaa teşkil edeceğine işaret etmektedirler.

23 Temmuz 1954

 

— Karaşi :

Suriye ile Pakistan arasında aktedilen bir hava nakliye anlaşması bugün Pa­kistan Müdafaa Vekilinin yardımcısı ile Suriye elçisi tarafından imzalan­mıştır. Anlaşma gereğince iki memle­ket hava meydanlarının kullanılması ve hava hatlarının işletilmesi hususunda mütekabiliyet esasına dayanan hak­lara sahip olacaktır.

24 Temmuz 1954

 

— Karaşi:

Karaşi'de komünist partisi kanun dışı ilân edilmiştir. Bu haber mahalli saat­le gece yarısı, komünist partisine men-.sup bazı kimselerin tevkifinden az sonra bildirilmiştir.

Ayni tedbirin aşırı solcu çevrelerin merkezi olan Lahor'da da alınacağı sa­nılıyor.

İyi haber alan çevrelere göre, bu ka­rar çarşamba günü Karaşide yapılan vekiller heyeti toplantısında alınmış­tır.

27 temmuz 1954

 

— Karaşi :

Pakistan Dışişleri Vekâletinden bir sözcünün bugün bildirdiğine göre Sov­yet diplomatlarının Karaşinin 10 mil dışında dolaşmalarının yasak edildiği kendilerine tebliğ edilmiştir.

"Moskova aynı tahdidatı Pakistan el­çiliği e,rkânma tatbik ettiği için Pakis­tan'ın bu kararı bir mukabele bilmisil teşkil, etmektedir.

Pakistandaki Sovyet diplomatik şahsi­yetleri onbeş kişi civarındadır. Bunlar aileleri ile birlikte Karaşinin en güzel yerlerinden birinde yüksek bir duvar­la çevrili müteaddit binalarda oturmak tadırlar.Sovyetler, Karaşideki personel mevcu­duna son zamanlarda bir askerî ataşe "ilâve etmişlerdir. Daha iki ataşe yar­dımcısının da gelmesi beklenmekte­ndir.

Karaşi:

Suudî Arabistan Kralı Suut'un nisan ayında Pakistan'a yaptığı ziyaret so­nunda Karaşi'deki Suudî Arabistan or­ta elçiliğinin büyükelçiliğe yükseltil­mesi üzerine 1949 darı beri Suudî Ara­bistan'ın Karaşi elçiliğini yapmış olan Sait Abdülhamit El Hatip bu sabah büyükelçi olarak itimatnamesini genel vali Gulam Muhammet'e takdim etmiş­tir.

28 Temmuz 1954

 

—  Karaşi :

Pakistan Hariciye Vekili Zaferullâh Han, FrancePresse Ajansı muhabirine verdiği bir demeçte Mısır - İngiliz- an­laşmasından duyduğu memnuniyeti be­lirtmiştir.

Zaferullâh Han şöyle demiştir:

«İngiliz kıtalarının Süveyşten geri çe­kilmesi hakkında Mısırla İngiltere ara­sındaki müzakerelerin müspet bir ne­ticeye iktiran etmesi haberi çok iyi bir haberdir, uzun seneler iki memleket arasında gerginliğin devamına sebep olan bu mesele yalnız alâkalı iki mil­let arasında değil, ayni zamanda iki ta-rafin dostu olan memleketlere, bu ara­da Pakistana da endişe veriyordu. Biz bu mesud neticeden dolayı Mısırlılar kadar sevinç duyuyoruz. Her iki devlet adamlarının dünya meselelerini yapı­cı bir zihniyetle halletmek hususunda kabiliyet gösterdikleri muhakkaktır. Bu anlaşmayı akdettikleri için Mısır ve İngiltere tebrik edilmeğe lâyiktir.

31 Temmuz 1954

 

—  Karaşi:

Pakistan Başvekili Muhammed A1İ, Süveyş anlaşmalarının imzası münase­betiyle İngiliz Başvekili S ir Winston Churchill'e bir tebrik telgraf! gönder­miştir.

Yerinde bir tedbîr

Yazan : A. Kılıç

9/7/1954 tarihli (Vatan) dan:

Son dostluk andlaşması ve Başbakan Mehnıed Ali'nin Türkiye'yi ziyareti, Pakistan'la memleketimizi biribirleri-ne çok yaklaştırmıştır. Pakistan Başba-kanı'nm son ziyareti esnasında, iki memleketi bilhassa askerî bakımdan daha da çok biribirlerir.e yaklaştıracak, ve daha siki bir işbirliği sağlıyacak ol­duğu muhakkaktır. Fakat, itiraf etmek icap eder ki esas itibariyle Pakistan'ın hüsnüniyetine ve kuvvetine inanmak­la beraber, bazı mühim iç meseleleri­nin elan halledilmemiş olması ve tam mânasiyle millî bir tesanüt mevcut ol­maması bizi düşündürüyordu. Bu ara­da Komünist Partisinin menedilmemîş bulunması, Kızılların serbestçe çıkan gazeteleri ile, ajanları ile, bilhassa Do­ğu Bengal'de umumî efkârı hükümetin politikası ve Batı ve hattâ Türkiye ile işbirliği aleyhinde tahrik etmeleri cid­dî bir durum yaratıyordu.

Bilindiği gibi Doğu BengaL'de yapılan seçimlerde Müttehid Cephe partisi ka­zanmıştı. Bir eyâlette merkezî hükü­mete muhalif bir partinin kazanması haddizatında müşkül bir durum yara­tacak, ortaya bir sürü tatbikat ve ana­yasa meseleleri çıkaracaktı. Fakat Müt­tehid Cephe'de Müfrit sağcı ve mürte-cilerden müfrit komünistlere kadar türlü sivasî kanaatte insanın bulunması ve Cephenin Lideri Fazlul Hak'ın da binbir kanaat değiştirmiş bir fesatçı ol­ması, Komünistlerin oyuncağı haline gelmesi çok ciddî bir vaziyet yaratmış­tı. Bu zat hükümetin1 başına geçtikten, sonra Pakistan'dan ayrılmaktan, Hindistanla birleşmekten bahsetti, Komü­nistleri kabinesine aldı, mühim sana­yi merkezlerinde kızıllar tarafından çı­karılan grevlere karşı tedbirler alma­dı. Velhasıl Pakistan bir taraftan Tür­kiye ve Batı ile işbirliğine giderken, enternasyonal Komünizm, Doğu Ben­gal'de besinci kolları vasıtası ile Pa-kistanı parçalamaya doğru son süratle-ilerliyordu. '

İşte Muhammed Ali hükümetinin ana­yasaya aykırı olsa bile Pakistanin ya­şaması için zarurî olan ilk tedbiri, Faz­lul Hakkı azletmek ve Doğu Bengal'­de askerî idare tesis etmek oldu. Şimdi de memnuniyetle öğreniyoruz ki, Do­ğu Bengal'de asıl tahriklerin kaynağı olan Komünist Partisi de kanun dışı edilmiştir. Bunun realite haline gel-.mesi için Pakistan'daki Komünist Par­tisinin da. kanun dışı edilmesi takip, edecektir.

Kuvvetle umuyoruz ki bu radikal fa­kat makul tedbirler sonunda Doğu Ben gal'deki zararlı hava temizlenecek, Pa­kistan Birliği kuvvetlenecektir.

Türk - Pakistan işbirliğinin netice ver­meye başlayan bir realite haline gel­mesi için, Pakistanm iç nizamını ve birliğini böylece kuvvetlendirmesi se­vinilecek bir şeydir.

Temmuz 1954

 

— Naugal :

Hindistan Başvekili Nehru dün İndüs Cehrinin kollarından biri üzerinde in­şa edilen dünyanın ikinci büyük ba-:rajını açmıştır.

Hindistan'ın beş yıllık kalkınma pragramı mucibince inşa edilen. Bakkara barajı kıtlık bölge! er inilen biri Pencap'ı sulayacaktır.

34 Temmuz 1954

 

— Yeni Delhi:

Burada açıklandığına göre, Rajastana Narash ve Saladipura civarında uranyum yatakları bulunmuştur. Hind maden mütehassıslarının kanaatince bulunan uranyum en iyi cinstendir.

15 Temmuz 1954

 

— Yeni Delhi:

Fransanm Hindistan Büyükelçisi Kont Stanislas Ostrorog, Hindistan Başvekil ve Dışişleri Vekili Nehru nezdinde bu sabah yaptığı ziyarette Başvekile Hin­dicini hakkındaki Cenevre müzakere­lerinin gelişmesi hakkında izahat vermiştir. Bu arada bilhassa ateş kes mevzuunda Fransanm takibettiği ha­reket tarzı üzerinde durulmuştur, ay­rıca bildirildiğine göre, bu görüşmede Hindistandaki Fransız arazisi meselesi balıis konusu olmamıştır.

21 Temmuz 1954

 

— Yeni Delhi:

Başvekil Nehru, Mendes France, Eden, Şu En Lai ve Molotof'a birer tebrik mesajı göndermiştir.

22   Temmuz 1954

 

—  Yeni Delhi :

Hindistan hükümeti, Hindicim müta­reke komisyonu âzalığı için vaki mü­racaatı müsait karşıladığını bildirmiş­tir.

—  Yeni D.elhi :

İngiliz yüksek komiser vekili George Middleton bmgün öğle üzeri Hindistan Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi R. K. Nehru'yu ziyaret eder&k, Hindistan'ın Hindicini mütarekesine nezaretle va­zifeli milletlerarası kontrol komisyo­nuna katılması için resmî bir daveti­ye sunmuştur. Bahis mevzuu vesika, Eden ve Molotof tarafından imzalan­mıştır.

23  Temmuz 1954

 

—  Yeni Delhi :

Hindicini ateş kes anlaşmasının metni bugün İngiliz yüksek komiseri Micldleton tarafından Hindistan Hariciye Ve­kili R. K. Nehruya verilmiştir.

Anlatma metnini tetkik eden Hind hü­kümeti mütareke komisyonu başkanlı­ğını kabul ettiğini resmen bildirmiştir.

 — Londra :

Birleşik Amerika'nın Londra Büyükel­çiliği, Hindistan Başvekili M. Jawahar-lal Nehri'nun Amerika Hariciye Vekil muavini M. Valter Bedeli Smith'e gön­derdiği bir mesajın metnini dün akşam yayınlamıştır.

M, Bedeli Smith'e, M. Nehru'nım hu­susi temsilcisi Krişna Menon tarafın­dan tevdi edilmiş olan bu mesajda. Hindistan Başvekili şöyle demektedir:

«Hindiçinî'de üç memleket toprakların da istiklâl ve sulhu temine imkân bah­setmek suretiyle muhasemata son ve­ren Cenevre anlaşmalarının gerçekleş­tirmesi için Birleşik Amerika'nın ifa ettiği yardımı büyük bir takdir ile kar­şıladığımı arzetmek isterim. Bu anlaş­maların bu ün memleketin milletler ca-miasmdaki rollerini tam bir istiklâl ve hükümranlık dairesinde ifa etmek im­kânını verebileceği hususunda izhar .et miş olduğunuz ümidin tahakkuk ede­ceğine kanaatim vardır.»

—  Ajmer :

Yeni Delhi'nin 400 kilometre Güney -Batısında Kâin Ajmer'de bu sabah top­lanan Hind kongre partisi icra komi­tesi, Hindistan'daki yabancı sömürge­ler hakkında bir takriri ittifakla kabul etmiştir. Toplantıya Başvekil Nehru riyaset etmiştir. Bahis konusu karar suretinde şöyle denilmektedir : «Bu sömürgelerin Hind birliğine katılması, memleketi bağımsızlığa ka­vuşturmuş olan Hind kurtuluş hareke­tinin bellibaşlı umdelerinden birini teşkil .eder. Bu millî hareket gayesine, ancak bahis konusu sömürgeler kurta­rılarak Hind birliğine bağlandığı za­man, ulaşmış sayılabilir.»

 

24 Temmuz 1954

 

—  Bombay :

Portekize ait olan ve geçenlerde milli­yetçiler tarafından kurtulan Dadra ara zisindeki teşekkül eden hükümetin başkanı Mascranhas, Portekiz makam­larım Hindistandaki bütün arazilerin­den kendi istekleriyle ve şerefli bir şekilde çıkmaya davet etmiştir. Ayni şa­hıs, Londra'ya gitmek isteyen Portekiz-, kuvvetlerinin Hind topraklarından geç­mesine müsaade etmemek suretiyle. milliyetçileri destekleyen Hind hükü­metine de teşekkürlerini bildirmiştir.

25 Temmuz 1954

 

Ajmer (Hindistan) :

Kongre partisi komitesi, Hindistanm. ekonomi siyaseti hakkında, memleket ekonomisinin süratle sosyalle ştirilme-sîni derpiş eden bir takrir kabul et­miştir. Komite hükümeti ekonomi si­yasetinin başlıca hedeflerini şu şekil­de tesbit etmiştir:

1 Azamî istihsal,

2 Herkese iş temini,

3 Ekonomik ve sosyal adalet.

Komite bundan başka devlet tarafın­dan idare edilen endüstri kesiminin,. yeni temel endüstriler ilâvesi suretiy­le genişletilmesini de tavsiye etmekte­dir. Nihayet komite memleket için lü­zumlu endüstrinin hususî teşebbüse ait. kesiminin ekonomik .gelişme için el­zem olduğunu belirtmiş ve bunun millî, plân dahilinde gelişmesine müsaade için hükümetin serbestiyet verilmesini tav­siye etmiştir.

— Ajmer :

Kongre partisinin Ajmer'de toplanan.-, merkez komitesi önünde konuşan Hin-*distan Başvekili Nehru, önce Fransa Başvekili Mendes-Mrance'ı Cenevre'de-başardığı işten dolayı hararetle selâm-, ladıktan sonra şöyle devam etmiştir:

Fransa ile aramızda halledilecek bir-mesele var v.e Fransa ayni zamanda: başka meselelerle de karşı karşıyadır.. Fransa'nın Cenevre'deki durum karşı­sında göstermiş olduğu cesareti takdir-ediyorum ve diğer sömürge meseleleri­ni de halletmek için ayni anlayış ve-cesaretle hareket edeceğini ümit edi­yorum.» Hindistan'daki Portekis arazisi meselesine de temas eden başvekil şöyle de­miştir:

«Portekiz hükümeti Hindistan' Dadra'n kurtarılması hareketine iştirakle suçlandırıyor. Hakikatte Dışişleri. Ve­kâletimiz haberi gazetelerden Öğren­miştir. Daha önce bu hususta hiç bir malûmatı yoktu. Hindistan'ın suç or­taklığından bahsetmek manasızdır, çünkü, eğer Portekiz emlâkini kuvvet zoruyla ele geçirmek isteseydik bunu şimdiye kadar çoktan yapmış olurduk. Fakat biz Fransa ile olduğu kadar Por­tekiz'le de barışçı bir hal çaresine var­mak niyetinde idik ve bu yolu, diğe­rinden daha uzun olmasına rağmen ter­cih ettik.»

Hindiçinî'de ateş kesimini de yorumlı-yan Nehru, dünyanın barışa ve devam­lı bir istikrara doğru gittiğini işaretle, eğer, Cenevre konferansı başarısızlıkla sona erseydi harp sadece devam et­mekle kalmıyacak, atom silâhları ile daha da genişliyeoek dünya bir felâke­te doğru gidecekti», demiştir.

— Yeni Delhi :

Bu akşam alman haberlerde bildiril­diğine göre Hind-Tibet hududu civa-.rmda Gyantse şehrinde vukua gelen su baskınında en az 1.800 kişi boğul­muştur. Diğer bazı haberlere göre bu sayı daha da yüksektir. Su baskını anî olarak 17 temmuz günü başlamış ve cuma günü setlerin yıkılması üzerine civardaki gölün suları şehri istilâ et­miştir.

Mahsulün uğradığı zarar çok geniştir ve Kayvanların büyük bir kısmı da öl­müştür.

26 Temmuz 1954

 

— Ajmer :

Ajmer'de toplanan kongre partisinin 479 üyesi, Başvekil ve Dışişleri Vekili Nehru'nun takip etmekte olduğu dış siyaseti oybirliği ile tasvip etmiştir. Bu siyasetin bağımsızlık, «Taraf tutmama» ve barış esaslarına dayandığı belirtil­miştir.

—  Ajmer :

Hindistan Başvekili Nehru, kongre partisinin merkez komitesindeki kapa­nış nutkunda Birleşmiş Milletler teş­kilâtına hitap ederek komünist Çinin. tanınmasını istemiş ve bu memleketi Birleşmiş Milletlere kabul etmemenin, mevcudiyetini İnkâr etmek demek ola­cağını belirtmiştir.

Bunu mütaakıp Fransız Başvekili Men-des-France'den sitayişle bahseden Neh­ru Hindicini için yedi senedenberi bir hal çaresine vanlamadığını hatırlatarak, şöyle demiştir: «Ancak, cesur ve açık fikirli bir insan olan Fransız başvekili, büyük memleketlerin devlet adamları­nı realistlerle karşılaştırdığı zamandır ki, barış tesis .edilebilmiştir.»

Nihayet Pakistan ile Hindistan arasındaki münasebetleri tetkik eden. Nehru kanaatince bu iki memleketin e-Dİnde sonunda işbirliği etmeğe ve ba­rış içinde yaşamaya mecbur olacakla­rını, çünkü her ikisinin de muhteme­len rbir savaştan zarar göreceklerini, söylemiştir.

—  Pondichery :

Fransız Pondichery'sindeki ileri gelen Hindliler, Fransızları bölgeyi tahliyeye. zorlamak için açlık grevi ilân etmiş­lerdir.

Pondichery baro başkanı bulunan avu­kat Perumal, belediye reisinin oğlu ve. iki talebe arkadaşı 24 saat önce grev ilân etmişlerdir.

Perumal, Fransızlara karşı kin bes­lemiyorum, fakat artık idareyi yerlile­re terketmeleri zamanı gelmiştir de­miştir.

Greve iştirak .eden üç talebe, hükümet­teki bütün Hindli memurlara örnek ol­mak üzere babalarını istifaya zorlıya-caklarını bildirmişlerdir.

 

28 Temmuz 1954

— Yeni Delhi :

Kesmî bir kaynaktan öğrenildiğine göre, Hindistan hükümeti Portekiz'in. 24 ve 26 temmuz tarihli notalarını katî surette reddetmiştir. Bundan başka, askerî kıtaların, inzibat birliklerinin, polis müfrezelerinin veya temsilci he­yetlerinin Hindistan topraklarından transit olarak geçmesi teklifi de red­dedilmiştir.

29 Temmuz 1054

 

— Yeni Delhi :

Hindistan Başvekil ve Dışişleri Vekili Jowaharlal Nehru. Mısır Başvekili Cemâl Abdülnasır'a ve İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden'e birer mesaj göndererek Süveyş anlaşması dolayı-sîyle tebriklerini bildirmiştir.

30 Temmuz 1954

 

— Yeni Delhi:

Hint hükümeti, bugün Yeni Delhi'de­ki Portekiz maslahatgüzarına tevdi et­tiği bir notada, Bombay'daki Portekiz başkonsolosu ile konsolosunun 1 ağus­tostan Önce Hint topraklarından ayrıl­maları gerektiğini bildirmiştir.

18 Temmuz

 

— Montargis :

Tunus Y.eni-Döstur partisi lideri Hs-bib Burgiba yeni ikametgâhı olan «Chateau De La Ferte» e gelmiştir. Şa­tonun bulunduğu Amîlly kasabası Montargis'nin 6 kilometre uzağindadır.Habib Burgiba yeni ikametgâhına gel­diğinde aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

«Fransız milletinin kalbi Paris'e yak­laştığım derecede kendimi ümitli his­sediyorum. Benim için esas olan şey Tunus'ta barışın yeniden tesisi için ge­rekli bir hal tarzının ortaya çıkması ve kendini kabul ettirmesidir. Benim uğrunda mücadele ettiğim gaye ve fi­kirler herkes tarafından biliniyor. Bun­ları tekrar ortaya koymıya da hazı­rım. Fransa'nın birkaç haftadanberi kabul etmiş olduğu yeni bir hava içinde, Fransız-Tunus dostluğuna da bir yer verecek olan müzakerelerin yapıcı bir safhasına girilmesini temenni edi­yorum. »

— Tunus :

Tunus'lu birçok yüksek şahsiyet dün akşam bir beyanname neşrederek Ye-ni-Düstur partisi lideri Habib Burgi-ba'mn Groix adasından Paris yakınla­rına nakledilmesinden duydukları memnuniyeti belirtmişlerdir.

Sİ Temmuz 1954

— Montargis :

Bugün Fransız Başvekili Mendes-France tarafından Tunus beyine gunulan teklifler hakkında beyanatta bulanan Tunus milliyetçi lideri Hâbip Burgiıba şöyle demiştir: «Bu beyanat, Tunusun, mutlak hükümranlığının, tesisi yolunda esaslı ve katî bir merhale teşkil et­mektedir. Bağımsızlık Tunus milleti­nin ideali olarak kalmaktadır, bununa beraber bu ideale doğru ilerleme ar­tık Tunus milleti ve Fransa arasında bir mücadele olmak mahiyetinden çı­kacak ve karşılıklı itimat ve yeniden kazanılan dostluk içinde, terâkkiler şeklinde cereyan edecektir».

— Tunus:

Fransız Başvekili Mendes France bu­gün öğleye doğru Tunus beyine yaptı­ğı ziyaret esnasında, Fransanıh Tu­nus'a, dahilî işlerinde muhtariyet ver­meğe hazır olduğunu bildirmiş ve Fransız hükümetinin tam bir hüsnü niyetle hareket ettiğini belirtmiştir. Başvekilin b.eye yaptığı tebligata, göre, Tunus devletine, içişlerinde hüküm­ranlık hakkı tanınınca, halen Fransız makamlarının elinde bulunan salâhi­yetler Tunus makamlarına devredile­cektir. Mendes-Fran.ce Tunus beyine hitaben vâki beyanatında şunları da ilâve etmiştir:

«Barışın muhafazası, müdafaa işleri ile dış politikada birliği âmirdir. Bu se­bepledir ki, büyük selefleriniz gibi siz. de, memleketinizin güvenliği ile dış münasebetlerinin Fransa tarafından te­min ve tedvir edilmesine ehemmiyet vermektesiniz. Şurasını da belirtmek isterim ki, Fransa'nın Tunus'taki faa­liyeti sadece devam etmekle kalmıya-cak, itimat ve dostluk havası içinde da­ha da inkişaf edecektir. Tunus'ta yer­leşmiş bulunan Fransızların temsili ve menfaatlerinin müdafaası münhasıran "Fransızlar tarafından seçilecek bir meclis marifetiyle sağlanacaktır. 

Bu hususta gerekli anlaşmalar imzala­nınca Tunus, iç istiklâline katı olarak ve derhal kavuşacaktır. Fakat herşey-den evvel tethiş ve şiddet hareketleri­ne son vermek lâzımdır. Aksi takdir­de, lüzum hâsıl olunca, Fransız hükü­meti, bahis konusu hareketleri tenkil etmek için icap eden takviye kuvvet­lerinin hepsini Tunus'a göndermekte tereddüt etmiyecektir.»

— New-York :

Kuzey Afrikanin istiklâli için çalışan komisyon. Fransa Başvekili Pierre, "Mendes France'm Tunusa muhtariyet verme yolundaki çalışmalarından tak­dirle bahsetmiş, fakat yeni düstur par-t'si tarafından desteklenen hiçbir Tu­nus hükümetinin askerî ve siyasî bas­kı altında yapılacak müzakereleri kabul etmiyeceğini bildirmiştir.

Kuzey Afrika istiklâl komisyonunun buradaki temsilcisi El Abid Buhafa bu­gün şu beyanatı vermiştir:

Harbin nihayete ermesindenberi Fran­sız müstemlekecileri Tunusu, insan haklarının hiçe sayıldığı ve söz hür­riyetinin tanınmadığı, geniş bir te­merküz kampına çevirdiler.Bu siyaset bilhassa son iki sene için­de dehşetli huzurluzluğa yol açmış, pek çok kan dökülmüş ve bu arada Tunus ve Fransanm yüksek menfaatleri unu­tulmuştur. Fransamn cesur ve realist yeni lideri­nin, herşeyden önce bu muztarip mem­lekette sulhu temin etmek istiyen siya­seti hiç şüphesiz gerek Fransızlar ge­rekse Tunuslular tarafından destekle­necektir.

Yeni düstur partisinin bîr âzası ve Kuzey Afrika istiklâl komisyonunun sözcüsü sıfatiyle. Fransa'nın yeni te­şebbüsünü memnuniyetle karşılar ve Başvekil Mendes France'a başarı te­menni ederim.

Bununla beraber, Tunus hükümeti temsilcileri ile yapılacak müzakerele­rin hayırlı netice vermesi için bazı şartların yerine getirilmesi lâzımdır. Fransız hükümeti Tunusa askerî birlik şevkini durdurmalı, Tunus'un iç kısım­larından kuvvetlerini çekmeli, demok­rasi prensiplerini yeniden tesis etmeli ve nihayet bütün siyasî mahkûmları, serbest bırakmalıdır.

Kuzey Afrika'da

Yazan: M. Topalak

8/7/1954 tarihli (Zafer)  den:

Tunus'ta ve Fas'la karışıklık, istifa, ayaklanma ve suikast devri şu son haftalar içinde bütün şiddetiyle yeni­den başlamıştır. Nisbî bir sühunetten sonra yeniden tehlikeli bir huzursuzlu­ğa giriş Mendes-France hükümetinin işbaşına gelişine tesadüf ediyor. Hal­buki, yeni Başvekil Parlâmentodan hükümeti teşkil için salâhiyet isterken söylediği nutukta ve daha sonra hatip­lerin sorularına cevaben,-Kuzey Afri­ka'da neler yapmak istediğini ifade e-derken, daha evvelki hükümetlerin kesmek zorunda kaldıkları veya teşeb­büs etmedikleri görüşmelere yeniden bağlıyacağını ve Kuzey Afrikalılarla en kısa zamanda temasa gelerek onlar­la anlaşacağını söylemişti.

Yeni başvekile göre, pek çok kimsele­rin kanaati hilâfına Tunus'ta ve Fas'ta milliyetçi bir hareketin sâlikleri ola­rak ortaya atılmış olan kimseler mut­laka Fransa'nın düşmanı delildir ve Tunuslularla Faslılara, kendi kendile­rini idare etmek hakkının bahşedilece­ğine dair verilen teminat ve girilen ta­ahhütler mutlaka yerine getirilmeli ve bu memleketlerde Fransa'ya itimat et­miş olan mutedil unsurların da kısır bir muhalefet ve sabotaj yoluna sapmala­rı önlenmelidir.

Yeni başvekilin umumiyetle Fransız Birliği ve hususiyetle Kuzey Afrika'­deki mahmî devletler hakkındaki ka­naatleri esasen bilinmekte ve Mendes-France'm yalnız Hindicini meselesinde değil, ayni zamanda Tunus ve Fas dâ­valarında da realist bir siyaset takip ederek en müsait neticeye vâsıl olması beklenmekte idi. Fakat bu en azdan bugün için tahakkuk edememiştir.

Bir bakıma bunun böyle olmasının se­bebi Mendes-France hükümetinin işba­şına gelirken'ilk plâna Hindicini mese­lesini vazederek diğer meselelerin hal­lini daha sonraya bırakmış olmasıdır. Hakikaten, Mecliste okuduğu program, gereğince de, yeni başvekil, her şey­den evvel ve nihayet dört hafta zarfın­da Hindiçinî'ds mütarakeyi temin et­mek işine sarılmıştır. Bu arada ve bun­dan sonra Avrupa Savunma camiası andlaşmasmm tasdiki gibi gerek iç plânda, gerekse haricî münasebetler bakımından çok nazik bir işin müstacelen ele alınması gerekiyor. Nihayet yeni başvekilin bir de iktisadî plân ha­zırlaması icap etmektedir. Bu yüklü program içinde Kuzey Afrika mesele­leri ikinci hattâ üçüncü plânda kalmış­tır. Tunus ve Fas milliyetçilerinin ise beklemiye tahammülleri yoktur.

Kaldı ki, Fransız birliğinin, Hindiçinî-deki durum ve bu bölgede teslimiyete yakın bir uzlaşmıya hazırlanıldığı tar­zında beliren intiba yüzünden çatırdamıya başlıyan çerçevesi Kuzey Afrikada da akisler uyandırmaktan hali kal­mamıştır. Tunuslu ve Faslı milliyetçi­lerin en azdan bir kısmı imparatorlu­ğun yeni adı olan Fransız birliğinin bu yıkılma istidadından cesarete gimiş de olabilirler.

Eununla beraber, Tunus ve Fas'ta ye­ni Fransız hükümetinin işbaşına gel­mesiyle artan galeyanın sebeplerini, hükümet programının arzedilmiş şek­linde aramak da mümkündür. Mendes-France hükümetinin, bütün hüsnüni­yetine rağmen, meseleyi Kuzey Afri­kalı milliyetçilerin hoşuna gidecek bir şekilde formüle ettiği söylenemez. Hükümet, Tunuslu ve Faslılara   kendi kendilerini idare etmek hakkını bahşe­deceğini bildirirken bu memleketlerin Fransız birliği içinde kalacaklarını da kemali itina ile tasrih etmiş bulunuyor.

Halbuki bundan evvel teşebbüs edilen" müzakerelerde daimi surette müşkülât arzetmiş olan bu noktanın yeni müza­kerelere tevessül etmeden evvel orta­ya atılması dâvaya rnüfid olmamıştır. Bundan başka, Kuzey Afrika'ya eme­ği geçmiş kimselerin, yani «Kolon» la-nn yeni sistem dahilinde haklarına ri­ayet edileceği hakkındaki kayıt da esa­sen bugüne kadar işlerin karışmasında bağlıca rolü oynamış olan bu Tunuslu ve Faslı Fransızların idarede bizzat Tunuslularca kabulüne imkân olmıyarı bazı haklar ve mevkiler istemeleri için bir açık kapı telâkki edilmiş olabilir.

Nihayet Mendes-France'm, daha evvel Fransa'yı Birleşmiş Milletlere şikâyet etmiş olan milliyetçilerle işbirliği yapmıyacağmı anlatan sözleri, yeni hükü­metin de Kuzey Afrika'da, eski Fran­sız hükümetleri gibi, milliyetçileri bir­ebirinden ayırmak suretiyle iş görmeyi de daha bir zaman tutunmayı tasarla­dığı intibaını uyandırmıştır.

Bütün bunlar, Kuzey Afrika hâdisele­rini, Fransa'nın şu müşkül zamanında, körüklemiş bulunmaktadır.

Kuzey Afrika'da, Fransa'nın takip ede­ceği siyaset, bugün belki biraz geç ol­makla beraber, istikbal hakkında hiç bir peşin hüküm vazetmeden ve bü­tün milliyetçileri ilâ tefrik temsil edebilen unsurlarla derhal müzakereye girmekten ibaret görünüyor.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106