19.6.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Haziran 1954

—Ankara :

Millî Müdafaa Vökâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orgeneral Zekâi Okan, Şeker Bayramı münasebetiyle orduya şu mesaj gön­dermiştir:

Türk Silâhlı Kuvvetleri mensupları­nın Şeker Bayramını tebrik eder, ge­rek kendilerinin ve gerek efradı ailelerinin iyi ve mesut günler geçir­melerini  temenni  ederim.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orgeneral Zekâi Okan»

—  Çatalağzı:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar. bera­berinde İnletmeler Vekili Fethi Çelik-baş, mebuslar, Zonguldak Valisi ile Etibank, Sümerbamk ve Ereğli Kö­mürleri İşletmesi Umum Müdürleri ve diğer zevat olduğu 'halde bu sabah saat 10'da trenle Işıkveren istasyonuna mu­vasalat etmiştir.

Vaktin erken olmasına rağmen güzer­gâh boyunca bütün istasyonlarda top­lanmış olan ve uzak köylerden gel­miş  bulunan     kalabalık     vatandaşlar İşlemekte olan santrala hâlen beheri 20.000 kilovat takatinde üç adet türbin-jeneratör gurubu vardır ve bun­lar   tam   kapasite   ile   çalışmaktadır.

Bugün temelini attığımız tevsiat dahî beheri 20.000 kilovat takatinde üç adet türbin-jeneratör gurubunu ihtiva edecektir. Yani hâlen 60.000 kilovat takatinde olan santral, bu kere 120. bin   kilovata tevsi  edilmektedir.

Çatalağzı santralında hâlen 300.000.000 kilovat saat elektrik istihsâl edilmek­tedir. Tevsi ikmal edildikten sonra senelik enerji istihsâli 600.000.000 ki­lovat saate yükselmiş olacaktır.

Santralın birinci kısmının umumî mü-müteahhidi olan İngiliz Metropolitan Viekers firması tesisatı İngiliz hükü­metinin müzahereti ile kısa zaman­da ikmal etmek suretiyle bizi mem­nun bırakmıştı. Şimdi inşasına baş­lanan tevsi işi de yine aynı firma île Etibank arasında imza edilen 6,5 se­nelik bir kredi anlaşmasına, dayan­maktadır.

Bugün temelini attığımız tevsi kısmı­nın tesis maliyeti, faizler dahil, 39.000.000 Türk lirası tutacaktır. Bu­nun 12 milyon lirası iç, 27 milyon li­rası dış finansmandır. Dış finansma­nın i- 30'u inşaat» ikmal edilinceye kadar, geri kalan % 70'i de iş ikmal edilip santral işlemeye açıldıktan son­ra muayyen    taksitlerle    Ödenecektir.

Yeni santralımızın birinci gurubu eylül 1955'de, diğer iki gurup da üçer ay fasıla ile ikmal edilmiş ve iş­letmeye   açılmış   olacaktır.

Çatalağzı santralında iyi cins kömür yaklimiyacaktır. Bu santralda, Zon­guldak'ta inşa edilmekte olan büyük kömür lâvvarlarında arta kalacak ve hiç bir ticarî kıymeti bulunmıyan aşağı vasıflı mikstler ve toz kömürler yakılacaktır. Bu itibarla bu tesisimiz yalnız ucuz elektrik istihsâli suretiyle değil, aynı zamanda ticarî kıymeti olmıyan ve kömür istihsâlinin tabiî bir neticesi olan deşeleri de kıymetlendir­mek suretiyle memleket iktisadiyatına hizmet etmiş olacaktır.

Santralda   üretilen     enerjinin     beher kilovat   saat  maliyeti  2,5   kuruştur  ve ucuzdur.

Biraz evvel arzettiğim gibi muay­yen ve mahdut bir maksatla kurulmuş olan Çatalağzı santralı, tevsiden sonra büyük bir bölge santralı haline gel­miş olacaktır. Enerji ekonomisinin icaplarına göre sudan veya düşük vasıflı kömürlerden artan enerji ih­tiyacını karşılayacak şekilde bol ve ucuz elektrik istihsâl edip uzak istih­lâk merkezlerini besleyecek olan böl­ge santrallanmızdan birisidir. Sakar­ya nehri üzerinde inşaatı ilerlemekte olan Sanyar su santralı ile, ihalesi yapılmış olan Kızılırmak üzerindeki hirfanlı su santralı, Tunçbilek sant­ralı, İstanbul'daki Silâhtarağa sant­ralı olarak, Kuzey-Batı Anadolumuzun artan enerji ihtiyacını karşılamak üzere milletimizin hizmetine girmiş olacaklardır. Bu tesislerimizi birbir­lerine ve istihlâk merkezlerine bağlı­yacak olan enerji nakil hatları, trans­formatör istasyonları ve diğer tesis­ler de yine kredili mukaveleler ile di­ğer firmalara ihale edilmiş bulun­maktadır. Bu saydığım enerji merkez­lerinden hareket edecek olan hava nakil 'hatları, ovaları geçerek, yamaç­lara tırmanarak, vadilerden atlayarak geniş bir memleket sathını sihirli ağ­larla örecek, medeniyetin nurunu va­tandaşlarımızın hizmetine götürecek­tir.

Bu söylediklerim yalnız Kuzey-Batı Anadolu için değildir. Bu saydık­larımdan başka batı anadolu'da Güney-Doğıi anadolu'da, yurdumuzun muhtelif yerlerinde daha başka ener­ji merkezleri ve şebekelerinin ihalele­ri yapılmıştır. Şimdiye kadar mahdut şehir ve kasabalarımızdaki münferid ve gayri iktisadî santrallarla memle­kette elektrik vardır diyemezdik. Bu bir medeniyet çağma, elektrik çağına yeni tesislerimiz aziz yurdumuzu yeni kavuşturacaktır.»

Etibank Umum Müdürü temele ilk harcı koymasını Sayın Bayar'dan ri­ca ederek sözlerine son vermiştir.

Müteakiben mikrofon başına gelen İşletmeler Vekili Fethi Çelikbaş bir konuşma yapmış ve ezcümle şunları söylemiştir:

-Büyük Türk evlâdı Atatürk 1930 yı­lında «memleketimizi muasır mede­niyet seviyesine çıkaracağız» derken, yakın mesai arkadaşı ve devrin İkti­sat Vekili Sayın Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar, memleketin muasır .mede­niyet seviyesine çıkarılması yolunda bilhassa enerji sahasına büyük ehem­miyet vermişti. O tarihten bu yana uzun yıllar geçti, fakat son dört yıl­dan beridir ki memleketin her tara­fına şamil büyük mikyasta enerji dâ­vasına termik ve hidrolik santrallar kurmak suretiyle hükümetimiz dört elle  sarılmıştır.»

İşletmeler Vekili bundan sonra elekt­rifikasyon mevzuunda kaydedilen ge­lişmeleri belirtmiş ve enerji santrallarının kurulmasında Türk-İngiliz İş­birliğini övdükten sonra bu ıhususta emek sarfedenlere ve işçilerimize te­şekkür ederek sözlerine şöyle son vermiştir:

«Vaktiyle muasır medeniyet Türkiyesinin şayet ileri görüşle elektrik mev­zuunda temellerini atan Muhterem Reisicumhurumuza Türk milleti adına minnetlerimizi ifade etmek isterim. Kendilerinin attığı bu harçlar yine kendi ömürlerinin İçinde memlekete feyizli neticelerini verecek ve Türkiye, bundan 20 küsur yıl önce ve büyük Türk evlâdı Atatürk'ün söylediği gibi muasır medeniyet sahasında bizzat bizlerin de idrâk edeceğimiz çok bü­yük bir Türkiye olacaktır.»

İşletmeler Vekilinin konuşmasından sonra Sayın Reisicumyurumuz temele ilk harcı koymuş ve santral binasını gezerek  ilgililerden  izahat almıştır.

Reisicumhu rumuz fabrikayı gezdikten sonra 'hatıra defterine ihtisaslarını ;şu cümlelerle  ifade  etmiştir:

Teşebbüs mühimdir, ilk kademesin­de muvaffak olduk, alâkalıları takdir ve tebrik ederim. Önümüzdeki işleri­niz  için   başarılar   dilerim.» -

4 Haziran 1954

— Ankara :

Amerikanın Sesi Radyosu, bugün ak­şam Türkçe neşriyatına Başvekilimiz Adnan Menderes'in Amerika   seyahati dolayısiyle özel bir konuşma neşret-miştir Bu konuşmayı yapan Amerika­nın Sesi Radyosu yorumcusu şöyle de­miştir:

Türkiye Başvekili Adnan Menderes, bugün Waşington'da son gününü geçir­mektedir. Adnan Menderes, bir saat kadar evvel, yani Amerika saat ayan ile 13.00 de Beyazsaray'da Reisicum­hur Eiseıihower'in şerefine tertip etti­ği öğle yemeğinde hazır bulunmuş­tur.

Başvekil Adnan Menderes, daha evvel Washington'a 40 kilometre kadar bir mesafede olan Amerikanın kurucusu, müteveffa George Washington'un evi­ni ziyaret etmiştir. Başvekil meçhul asker abidesini de ziyaretle bir çelenk koymuştur. Başvekil bu akşam Ame­rika Yabancı Faaliyetler İdarecisi Harold Stassen ile igörüşerek ve mütea­kiben Türkiye Büyük Elçiliğinde şere­fine tertip edilecek bir toplantıda ha­zır bulunacaktır. Bugünkü program da ikmal edildikten sonra Washing­ton ziyareti sona erecektir. Türkiye Başvekili ve beraberindekiler yarın sabah saat 9 da Waşingtondan New York'a hareket edeceklerdir

Türkiye Başvekilinin Amerika seya­hati, Amerikan resmî şahsiyetlerinin beyanlarına ve basında intişar eden yazılara bakılacak olursa, büyük bir muvaffakiyetle  sona ermektedir.

Menderes, Amerikan hükümetinin ile­ri .gelen şahsiyetleriyle görüşmelerde bulunmuş, kongre dışişleri komitele­rin üyeleri Türkiye Başvkili ile vâki temaslarından son derece memnun kaldıklarını bildirmişler ve bu vesile ile Türkiyenin, Amerikanın en iyi ve en güvenilir bir dostu olduğunu tek­rarlamışlardır.

Başvekil, Amerikanın ileri gelen gazetecileriyle de görüşmüş, onların sual­lerine cevaplar vermiş, açık sözlerle, Türkiyenin durumunu ve takip etmek­te olduğu siyaseti izah etmiştir.

Amerikan basınında çıkan çeşitli ya­zılar arasında Vaşhington Daily News gazetesinde yayınlanan bir makale, üzerinde durulacak bir ehemmiyet ta­şımaktadır. Bu makalede ezcümle şöy­le   deniliyor:

«Amerikan yardımına mazhar olan milletler arasında, Amerikada itibarı en yüksek olanı .şüphesiz Türkiyedir. Türkiye bu yardımı en iyi bir şekilde kullanmış ve en hızh terakkiyi kay­detmiştir. Türkler askerî kuvvetleri­ni, bu yardım neticesinde modern ve müessir bir kuvvet 'haline getirmesi­ni bilmişlerdir. Türk askerlerinin Ko­re'deki yararlıkları bu hususta mev­cut olabilecek her türlü şüpheyi izale etmiştir. Türkiye başlangıçta askerî bakımdan olduğu kadar iktisaden de zayıftı, bu vaziyet değişmedikçe, as­kerleri ne kadar cesur ve bizim ve­rebileceğimiz askerî teçhizat ne kadar bol plursa oldun, Türkiyenin güveni­lir bir savunma kalesi teşkil etmesi mümkün olamazdı. Bu sebeple Türkiyeye yapılan iktisadî yardım askerî yardımdan da faydalı olmuş, yeni yol­lar, yeni limanlar ve yeni endüstri müesseseleri inşaası ile memleket canlanmıştır-»

Makale şöyle devam ediyor:

«Bu fevkalâde terakkilerin sebebini Türk mîlletinin, kendine hakim, çalış­kan ve korkusuz vasıflarında arama­lıyız. Buna, diğer bazı memleketler­de, Amerikaya karşı mevcut olduğunu teessürle gördüğümüz şüphe ve itimat­sızlıktan tamamen masun, mustakar bir hükümetin ileri görüşlü bir siya­setini de ekliyebiliriz.

Son seçimlerde kesin bir zafer kaza­nan Menderes hükümeti, sadece Ame­rikan hükümetinin işbirliğini memnu­niyetle karşılamakla yetinmemiş, bun­dan başka, Amerikan 'hususî sermaye sahipleriyle ve iş adamlariyle de ya­kın bir teşriki mesai için her türlü gayreti sarfetmiştir.

5 Haziran 1954

— Ankara :

Afganistan'ın İstiklâl Bayramı yıldö­nümü münasebetiyle Reisicumhuru­muz Celâl Bayar ile Afganistan Kralı Mohammed Zahir Şah hazretleri ara­sında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

6 Haziran 1954

—  İstanbul:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bugün saat 17 de, geçenlerde bir kaza neti­cesinde kalça kemiği çatlayan Rauf Orbay'ı Aksaray'daki evinde ziyaret etmiş   ve   geçmiş  olsun   demiştir.

Memnuniyetle öğrenildiğine göre, Ra­uf Orbay'ın sıhhî durumu iyileşmek­tedir.

7 Haziran 1954

—  Ankara :

Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Şehirci­lik Enstitüsünün tertip ettiği «İskân ve Şehircilik» haftasının ilk toplantı­sı bugün saat 15 de yapılmıştır.

Toplantı Devlet Vekili Osman Kapani'nin başkanlığında açılmış ve Fa­külte Dekanı Prof. Bedri Gürsoy. ile Enstitü Müdürü Prof. Hamit Sadi Se­len, toplantının gaye ve mahiyetinden bahseden kısa birer konuşma yapmış­tır     .

İlk tebliğ, Toprak ve İskân İşleri Umum Müdürü Necati Turgay tarafın­dan «îç İskân Meseleleri» mevzuun­da verilmiştir

Bu tebliğde, iç iskân bakımından memleketin arzettiği manzara, toprak­landırma ve iskân tatbikatı, yeni bir iskân kanununa olan ihtiyaç üzerin­de durulmuştur.

Toprak mevzuatının iskân politikası ve prensipleriyle telifi çareleri araş­tırılmış, bu bakımdan İtalya'daki yeni ziraî iskân şekilleri ve .ziraî reform hareketleri Örnek olarak incelenmiş­tir.

İkinci tebliğ iskân ve şehircilik uzma­nı Prof. E. Egeli tarafından yapılmış­tır. «Memleket plânlamasında köyün rolü» izah edilmiş, köyün, sadece bir ziraî faaliyet merkezi olmadığı, ayni zamanda el sanatları sahası olduğu belirtmiştir.

Tebliğden sonra ortaya konulan mev­zular üzerinde karşılıklı görüşmeler yapılmıştır.

"Haftanın» ikinci ,günü yarın saat 15.00 de yapılacak toplantıda, Meteoroloji İşleri Umum Müdürü Fuat Adalı «top­raktan faydalanma, orman ve iskânı mevzulu bir tebliğde bulunacaktır.

İkinci olarak da Devlet Üretme Çift­likleri Baş Müşaviri Zeki Mağdenli «Türkiyede hayvancılık ve iskân» üze­rinde bir tebliğ yapacaktır.

— Ankara :

Türk-AIman Dostluk Cemiyeti yıllık kongresini yapmıştır. Kongre riyaset divanına Elâzığ Mebusu Şevki Yaz­man ve İkinci Reisliğe de Hamdi Or-hon seçildikten sonra dört saat süren müzakereler esnasında gündemde mevcut muhtelif meseleler görüşülmüş ve daha sonra idare heyeti seçimi yapıl­mıştır.

İdare Heyeti Reisliğine Trabzon Me­busu Emrullaıh Nutku, üyeliklere de Siirt Mebusu Erdem, Prof. Rommel,. Prof. Kerim Ömer Çağlar, Mithat Ye­nen, Halide Uygur ve Schimit Dumond seçilmişlerdir.

Murakipliklere de Sıtkı Oransoy, Suat Beriker ve Necati Gönencer seçilmiş­lerdir.

Türk-AIman Dostluk Cemiyetinin ter­tip ettiği Avrupa seyahati azalar ta­rafından büyük memnunlukla karşı­lanmıştır.

8 Haziran 1954

— İstanbul :

Amerikaya yaptığı ziyaretten avdet eden Başvekil Adnan Menderes, kendi--sini 'görmek arzusunu izhar eden ga­zeteci arkadaşlara şu sözlerle muka­bele etmek istemektedir:

«Başta Amerika Birleşik Devletleri Reisicumhuru Eİsenhower tolmak üze­re. Hariciye Kazın Foster Dulles, Ma-liy Nazırı Humphrey, Millî Müdafaa Nazırı Charles Wılson. Haricî Faali­yetler İdarecisi Harold Stassen ve diğer devlet adamlarile ve pek çok kongre âzalarile yaptığım müteaddit temaslarda bütün bu mümtaz şahsi­yetlerin memleketimiz hakkında bü­yük bir itimat, sevgi ve anlayış .gös­terdiklerini müşahede ettim. Amerikan matbuatı ile de vâki müteaddit temas­larımda Amerikan gazetelerinin de devlet adamlarının memleketimiz hak­kında besledikleri hissiyata muvazi duygular beslediklerini memnuniyetle gördüm. Alınan neticeler ve bunların bütün Amerikan matbuatı tarafından hararetle desteklenmiş olması, bu gö­rüşlerimi  teyit  etmektedir.»

Türkiyenin dış politikası hakkında, Amerikan matbuatına muhtelif vesile­lerle Başvekilimiz tarafından yapılan beyanat hakkında sorulan suallere de, Adnan  Menderes'in cevabı şudur:

..Bu beyanatım, bir defa tamamile hü­kümetimizin görüşünü ifade etmekte­dir. Ondan spnr» da bunların şimdi ve kadar bir çok defalar yapmış ol­duğumuz açıklamalarla teyit edilmiş, bütün ımemleketlerce malûm bulunan politikamızın dost ve .müttefik Ame­rikan matbuatına tekrar edilmiş bir ifadesinden ibaret olduğunu kaydet­mek yerinde  olur.»

— Ankara :

Vakıflar Bankası Genel Merkezi ve Ankara Şubesi, bugün saat 10.30'da merasimle açılmıştır.

Adalet Vekili Osman Şevki Çiçekdag. İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcali, Malîye Vekili Hasan Polatkan ve Baş­vekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, vekâletler ileri gelenleri şehrimizin Ti­caret ve Sanayi mahafiline mensup seçkin bir davetli topluluğunun hazır bulundukları merasimde Banka Umum Müdürü Tarık Gürerk kısa bir ko­nuşma  yaparak   ezcümle  demiştir  ki:

Kıymetli misafirlerimiz:

Bankamız bugün ilk defa, bize büyük şeref veren huzurunuzla, gişelerini muhterem   halka   açıyor.

Çok ileri bir zihniyetin eseri olan Va­kıflar  Bankası,  emsaline  nazaran,  ol-

şöhret kazanmışlar, ödevlerini Türke yakışır bir kahramanlık ve feragatle başarmışlardır. Sizin de onu aynı kah­ramanlık ve şerefle, devam ettireceği­nize kaniim. Uyanık, tetik, vakur Türk askerleri, sizleri bu şerefli vazife için uğurlarken, sizlere müteveccih olan kalblerimizin saygı, sevgi ve ayni za­manda gıpta hissi ile dolu olduğunu söylemek isterim. Yolunuz açık. talihi­niz  iyi olsun.»

Korgeneral Cemal Gürsel'in konuş­masını müteakip Değiştirme Birliği­miz bandosu tarafından millî marşlar çalınmış ve kahramanlarımızı Kore'­ye götürecek olan General Le Roy ElUnge askerî nakliye gemisi, halkın coşkun tezahüratı arasında saat 16'da limanımızdan   ayrılmıştır.

—  Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir:

Güney-Doğu Avrupa Müttefik Kara Küvetleri Kumandanı General Kendall maiyeti ile birlikte Orta ve Şarkî Anadolu'da bir tetkik gezisine çıkmış­tır. General Kendall'a Tümgeneral Ek­rem Akalın refakat etmektedir.

—  Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Anka­ra'ya avdetleri sırasında ayni trenle seyahat* etmekte olan ve Japonya'da yapılan Dünya Güreş Şampiyonası müsabakalarından dönmekte olan gü­reşçilerimizden Antrenör Yaşar Uoğu. 52 kilo Dünya Şampiyonu Hüseyin Ak­baş, 73 kilo dünya 5 incisi Bekir Bü­ke ve 79 kilo dünya ikincisi İsmet At-îı'yi kabul ederek kendilerine iltifat­ta bulunmuştur.

—  Zonguldak :

Üzülmez bölgesindeki Çaydamar bölü­münün nakıs 50 inci katında büyük damarda kömüre lâğım atılmasından ötürü grizu iştiali vukua gelmiş ve ne­ticede dört kişi Ölmüş ve beş kişi de hafif surette yaralanmıştır.

Müessif hâdisesinin, ışçinin grizu mua­yenesi   yapmadan   lâğımı   patlatmasından ileri geldiği tahmin edilmekte­dir.

Yaralılar hastahaneye yatırılmıştır. Tahkikata devam olunmaktadır.

12 Haziran 1954

~ Ankara :

Birkaç günden beri hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizi res­men ziyaret etmekte olan dost Pakis­tan Başvekili Ekselans Mohammed Ali bugün saat 17.30'da Ankara Pa­lasta bir basın konferansı tertip et­miştir.

Yerli ve yabancı 25'den fazla ajans ve basın mümessilinin hazır bulun­duğu basın konferansında dost Pakis­tan Başvekili Ankaradaki temasları hakkında kısaca izahatta bulunmuş ve daha sonra gazeteciler tarafından so­rulan muhtelif sualleri cevaplandır­mışta'.

Pakistan Başvekili Ekselans Moham­med Ali ezcümle demiştir ki:

»Türkiye'ye gelmekten mütevellit se­vincim çok büyüktür. Bana, refikama ve beraberimde bulunanlara karşı memleketinizde gösterilen kabul bizde unutulmaz bir hatıra olarak yaşaya­caktır. Ta çocukluğumdan beri Tür­kiye'ye karşı daima hayranlık besle-miş bir insanım. Dün Büyük Millet Meclisinde bana gösterilen sevgiyi en aziz bir hatıra olarak daima saklıya-cağım. Bu tezahürat aynı zamanda Türk milletinin Pakistan milleti .hak­kında beslediği sevginin de açık bir delilidir.

Bildiğiniz gibi son zamanlarda imza­lanan dostane işbirliği anlaşması za­ten asırlardan beri iki memleket ara­sında mevcut olan kardeşliğin ve dostluğun kâğıt üzerine aksetmiş şek­lidir. Memleketlerimiz karşılıklı olarak bir sevgi, kültür, medeniyet ve hars sahibidirler. Bu itibarla böyle bir an­laşmanın imzalanması gayet tabii idi. Ben ve Başvekiliniz bu anlaşmayı müstakbel işbirliğimiz için bir baş­langıç  telâkki   etmekteyiz.»

Bu hitabelerin teatisinden sonra töre­ne son verilmiş ve iki heyet arasın­da bir konuşma başlamıştır.

— Bozüyük :

İnönü Şehitlikleri İhtifali bugün saat 10'da Bursa, Bilecik, Eskişehir, Anka­ra ve Kütahya vilâyetleri ile kazalar­dan gelen heyetler. Malûl Gaziler Bir­liği, Türkiye Millî Talebe Birliği tem­silcileri ve kalabalık bir halk kitlesi­nin iştirakile yapılmıştır.

Saat tam 10'da abideye çelenkler kon­muş ve İstiklâl Marşını müteakip (söz alan hatipler, günün mana ve ehem­miyetini belirten konuşmalar yapmış­lar ve aziz şehitlerimizin hatıralarım anmışlar d ir.

—  Ankara :

Hariciye   Vekâletinden   bildirilmiştir;

Memleketimize resmî bir ziyaret yap­mış   olan   Pakisan   Başvekili   Muhammed Ali, Pakistan Genel Valisi Gulam Mohammed ve Pakistan hükümeti adı­na Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Başvekilimiz Adnan Menderesi Pakis­tan'a resmî ziyaret yapmağa davet ey­lemiştir.

Reisicumhurumuz ve Başvekilimiz bu dostane daveti memnuniyetle kabul buyurmuşlardır.

14 Haziran 1954

—  Ankara :

Hariciye Vekâletinden  bildirilmiştir:

Hariciye Vekâleti ile Ankara'daki İs­viçre Elçiliği arasında mektup teatisi suretiyle Türkiye ile İsviçre arasında, iki .memleketten herbirinin vatandaş­larının diğerinin ülkesinde vizesiz se­yahat etmelerini karşılıklı olarak te­min eden  bir anlaşma yapılmıştır.

11 Temmuz 1954 tarihinde yürürlüğe girecek olan bu anlaşma gereğince, iki memleket vatandaşları ikamet müddetleri tahdide tâbi olmaksızın, sadece pasaportlarını ibraz etmek su­retiyle, mütekabilen İsviçre ve Tür­kiye'ye gidebileceklerdir. Müşterek pa­saport hâmilleri en az 8 ve en çok 50 kişi olmak ve ikametleri üç ayı teca­vüz etmemek şartiyle keza vize al­maksızın seyahat edebileceklerdir.İş tutmak maksadiyle seyahat edecek olanlar için Türkiye'ye gelmek bakı­mından alelusul vize alınması, İsviç­re'ye gidecekler için de alâkadar kan­tondan iş tutma müsaadesi temini mecburidir.

Bu anlaşma hükümleri Türkiye ile Liechtenstein Prensliği arasında da tatbik edilecektir.

15 Haziran 1954

— Ankara :

Başvekilimiz Adnan Menderes ile Pa­kistan Başvekili Ekselans Muhammed Ali arasında, bu sabah muhterem mi­safirimizin Türkiyeden ayrılışı sıra­sında  şu mesajlar teati edilmiştir:

..Ekselans  Muhammed  Ali:

Memleketimizden ayrılmakta bulun­duğunuz şu anda Türkiye ve Pakis­tan için olduğu kadar dünya sulhu­nun korunmasında da çok hayırlı bir vakıa teşkil eden Türkiye ile Pakis­tan arasında akdedilmiş olan muahe­denin tatbikatının tekemmül ettiril­mesi ve genişletilmesi bakımlarından ekselanslarınızın ve muhterem mesai arkadaşlarınızın memleketimizi ziya­retinin çok hayırlı olduğunu bir kere daha ifade etmeyi zevkli bir vazife bilmekteyim.

Türk ve Pakistan milletlerinin çok sağlam esaslara dayanan ananevî dostluk ve kardeşlik bağlarının takvi­yeline çok hizmet etmiş bulunan bu gibi ziyaretlerin tevalisi en samimi arzumuzdur.

Zatldevletlerinin muhterem refikaları ile çok sevimli evlâtlarınızın ve mesai arkadaşlarınızın sıhhat ve saadetle memleketinize avdetinizi temenni e-derken emniyetin kurulması ve dün­ya sulhunun korunması yolundaki mesaimize ve memleketlerimizin ik -bal ve istikbalini temin hususundaki gayretlerimize Cenabı Hakkın muin ve müzahir olmasını niyaz etmekte­yim.  Yine .görüşürüz  inşallah.

Adnan Menderes»

Ekselans Muhammed Ali Başvekilimi­ze cevaben şu mesajı göndermiştir:

Ekselans Adnan  Menderes, Türkiye Başvekili istanbul Hava Meydanından memle­ketinizi terketmek üzere ayrıldığım şu sırada kendim, ailem efradı ve ba­na refakat etmekte olanlar namına, bize karşı gösterilen misafirperverlik ve en dostane ve kardeşane hüsnü kabulden dolayı kalbi şükran hisleri­mi ifade etmek isterim.

Büyük memleketinize yaptığımız bu ziyaretin kıymetli hatırasını daima muhafaza edeceğiz. En samimi ve en derin takdir hislerimizi lütfen kabul buyurmanızı ve mesai arkadaşlarınıza iblâğını  rica ederim.

Muhammed Ali

—  İstanbul :

Bu sabah İstanbul'dan Atina yolu ile uçakla memleketine dönmekte olan Pa­kistan Başvekili Muhammed Ali, ha­reketinden evvel Anadolu Ajansına aşağıdaki   beyanatı   vermiştir:

«Türkiye topraklarını terkederken, Türkiye hükümeti ve Türk halkı tara­fından eşime, beraberimde bulunan heyete ve şahsıma gösterilen yakın ve samimi misafirperverliğe teşekkürleri­mi ifade etmeği borç bilirim. Gittiği­miz her yerde bizlere gösterilen mu­habbet ve alâka, üzerimde derin bir tesir bıraktı. Gösterilen tezahürler bu büyük memleket halkının Pakistan ve Pakistanlılara karşı beslediği sev­ginin  işaretidir.

Memleketlerimiz arasındaki dostluk henüz teessüs etmiş değildir. Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan dost­luk ve işbirliği anlaşması, iki memle­ket halkının tarihî kardeşlik bağları­nı kuvvetlendirmeğe vesile olmuştur.

Bütün Pakistanlılar, bu dostluk bağı­nın gün geçtikçe sağlamlaşmasını ve iki memleket halkının, bütün insanlı­ğın hakkı olan refah ve saadet yo­lunda, omuz 'cmuza yürüyüp yüksel­mesini candan temenni ederler.

—  Ankara :

Eskişehir, Bursa. Balıkesir ve Ege Bölgelerinde  tetkik ve teftişlerde bulunan Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz seyahatten dön­müştür.

Vekil, kendisini ziyaret ederek intibalarını soran muhabirimize, köyler de dahil olmak üzere en küçük sağlık merkezinden, en büyük müesseseye ka­dar her yerde çalışmaların mevcut imkân ve şartlar dahilinde memnuni­yet verici olduğunu, umumî sağlığın endişeyi mucip bir durumu bulunma­dığını, 'halkın köylerde, ebe, sağlık memuru istediğini, sağlık merkezi ol­mayan yerlerin sağlık merkezi, olan­ların da kifayetsizliği sebebiyle yatak adetlerinin arttırılması talebinde bu­lunduğunu, yeni devlet eline geçmiş olan vilâyet hususi muhasebe hasta-hanelerinin çeşitli ve zarurî ihtiyaç­ları ve eksiklerinin giderilmesi iste­nildiğini, bütün bunların halkın umu­mî refah seviyesinin, yükselişine mu­vazi olarak sağlık anlayışının da bil­hassa pek çok arttığını göstermesi iti­bariyle ferahlık verici olduğunu, bu meyanda halkımızın bilhassa, vekâlet tarafından açılmış olan B. C. G. ve­rem aşısı kampanyasına büyük bir an­layış ve isteki ekatıldığını ve böylece bu kampanyanın muvaffakiyetine yardım ettiğini, gezdiği mıntıkalarda gördüğü göğüs kabartıcı imar hamle­leri yanında yer yer yapılmış ve yapıl­makta olan sağlık merkezi ve hastahanelerin personel ihtiyaçlarının da mühim bir yer tuttuğunu, bu ihtiyaç­ların sıhatle karşılanması çarelerine tevessül edeceğini beyan etmiştir.

Vekil bu arada trafik kazalarının pek çok artmasiyle, gezdiği yerlerdeki te­sislerin de birçok yatakların günler ve aylarca kazaya uğrayanlar tarafın­dan işgal edildiğini ve daha teessüre şayan olarak bu kazaların birçok va­tandaşların hayatlarına maloldugunu veyahut sakat kaldıklarım görmekle büyük üzüntü duyduğunu ilâve etmiş­tir.

16 Haziran 1954

— Ankara :

Avrupa konseyinin hususî mümessili sıfatiyle Göçmen ve Mülteci meselelerini tetkik etmekte olan Pierre Sch-neiter, Yunanistan'dan sonra İstanbuldaki Geçmen ve Mülteci misafirhane­lerinde incelemelerde bulunup devlet adamlarımızla temas etmek üzere Ankara'ya gelmiştir.

Ankara'da Atatürk'ün Muvakkat kab­rinde ihtiram vakfesini yaptıktan ve Riyaseticumhur defteri mahsusunu imzaladıktan sonra Türkiye Göçmen ve Mültecilere Yardım Derneği Baş­kanı sifatiyle Meclis Reisi Refik Koraltan'ı, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ile Devlet Vekili Osman Kapani'yi ziyaret eden mümessil, Göç­menlerin iskânı mevzuunda alâkalılar­dan geniş izahat almıştır:

Fransız kabinelerinde uzun müddet nazırlık etmiş ve hâlen de mebus bu­lunan, Avrupa Göçmen ve Mülteci iş­lerinde büyük otoritesi olan Schneiter şerefine. Refik Koraltan tarafından dün Marmara Köşkünde bir öğle zi­yafeti verilmiş ve bu ziyafette Devlet Vekili Osman Kapani, Muğla Mebusu Nadir Nadi ve Zeyyat Mandalinci ile Hariciye ve Devlet Vekâletine bağlı dairelerden alâkalı Umum Müdür ve mütehassıslar  hazır  bulunmuştur.

Schneiter, bilhassa 1950 yılında Bul­garistan'dan gelen ve diğer Göçmen­lerle iskânlı Mültecilerin yerleştiril­meleri ve müstahsil hale getirilmeleri yolunda Türkiye hükümetinin ve hal­kının gösterdiği alâka ve başarıya kar­şı takdirlerini ve hayranlıklarını bil­dirmiştir.

Hususi mümessil, refakatinde Muğla Mebusu Zeyyat Mandalinci, Avrupa Konseyi memurlarından Hamit Günaltay, Toprak ve İskân İşleri Umum Müdürlüğü Teknik İşler Başkanı Fa­ruk Noyan olduğu halde Eskişehir ve Bursa vilâyetlerindeki toplu Göçmen iskân işlerini yerinde tetkik edecek ve Strasburg'a avdetinde konseye mü­şahedelerini bir raporla bildirecektir.

— İstanbul :

Napolide açılan Milletlerarası Deniz­cilik Sergisine Türkiye adına katılan Denizcilik Bankası pavyonu şimdiye kadar 220 bin kişi tarafından gezilmiştir.

Napoliden gelen haberlere göre Türk pavyonu büyük bir alâka toplamış bulunmaktadır.

Bu arada devamlı surette gösterilen «bir şehrin hikâyesi» İstanbul, renkli filmi de turistik bakımdan ilgi ile kar­şılanmştır.

—  İstanbu! :

İkinci Cihan Harbi esnasında Ame­rika Birleşik Devletleri tarafından, Ödünç verme ve Kiralama Kanunu mucibince Rusya'ya verilmiş olan 986 harb gemisinden iadeleri kararlaştı­rılan bir grup daha bugün İstanbul li­manına getirilmiştir

Gemileri teslim alacak olan Amerikan misyonunu hamil bulunan U. S. S. Rushmore gemisi saat 13,30'da devrü teslim muamelesinin yapıldığı Maltepe ile Adalar arasındaki sahaya giderek demirlemişir.

Rus gemileri iki gurup halinde saat 14.45'den itibaren Boğazdan girmeye başlamışlar ve 15.30'da Kız Kulesi ön­lerinden geçerek teslim sahasına git­mişlerdir.

15 numaralı muhrip yedeğindeki bi­rinci gurupta bir mayın tarama .gemi­si ile 2 hücumbotu, Rus ticaret filo­suna mensup Otchokov römorkörü­nün yedeğindeki kafilede de bir ma­yın tarama gemisiyle 4 hücum botu vardı.

Mecmu tonajı,   1197    olan    gemilerde Teğmen E.  V. Levachev kumandasın­da  44 kişilik  mürettebat   vardır.

Devrü teslim muamelesine derhal baş­lanmıştır.

Rus denizcileri yarın silâhsız olarak karaya   çıkıp   şehri   gezebileceklerdir.

15 numaralı muhrip ve Otchakov rö­morkörü cuma günü, ayın 24 ünde âon gemi kafilesini getirmek üzere üslerine döneceklerdir.

—  Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Harp  zamanında,  takviyeli  bir tüme­nin   sıhhiye   ve   veteriner   hizmetleri­nin nasıl yapılmakta olduğunu göste­ren  «Dinckal»     tatbikatına bu    sabah başlanmıştır.

Askerî tıp ve veteriner akademileri­nin stajyer subayları ile, askerî sıhhi­ye assubay teknisyen okulu Öğrencile­ri için yapılan bu tatbikat iki gün devam edecektir. Bu tatbikat 28'inci tümen   tarafından   tertiplenmiştir.

Erkânı  Harbiye-i  Umumiye  Reisi   Or­general Nurettin Baransel Öğleden ev­vel  tatbikat  sahasına   gelerek  alâkalı subaylardan  izahat  almıştır.   Önemli mevzulara ve bilhassa atomik silâhla­rın tesirlerine karşı alınacak sıhhî ted­birlere temas ederek bu tatbikatı mü­teakip cereyan tarzı üzerinden direk­tif  vermiştir.

17 Haziran 1954

—  Ordu:

iki günden beri ifasılasız şekilde yağan şiddetli yağmur neticesinde Bülbülhamamı ve Aziziye dereleri taşarak şeh­ri sular istilâ etmiştir. Caddelerdeki suyun yüksekliği 50 santimi geçmiş ve bütün münakale durmuştur. Bu durum karşısında Belediye Yardım Ekipleri derhal faaliyete geçerek, tehlikeye maruz bulunan evleri tahliye etmiş­lerdir. Böylece can kaybının önüne ge­çilmiştir.

Seller.      kanalizasyon   ve     caddelerde mühim tahribat     yapmış,  bazı ev ve dükkânlar hasara     uğramıştır.     İdarî makamlarca   gerekli   tedbirlere   teves­sül   edilmiş   olup,   bu   arada   şehir   ve köylerdeki   hasar   miktarı  tesbit   edil­mektedir.

—  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayav, bugün saat 19,30 da Birleşik Amerika Devletleri Büyükelçisi Ekselans Avra Warren'm misafiri olarak. Çankaya'daki Birleşik Devletler Büyükelçiliğini ziyaret et­miştir.

Büyükelçinin bu münasebetle tertip ettiği kabul resminde, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan. Başvekil Adnan Menderes, bütün vekiller, me­buslar, sivil ve askerî erkân ile Ame­rikan Büyükelçiliği, yabancı faaliyet­ler dairesi Türkiye mümessilliği ve Amerikan askerî heyetinin bütün men­supları ve Türk ve yabancı basın tem­silcileri   hazır   bulunmuştur.

Reisicumhurumuz, Büyükelçilik binası­nın önünde Büyükelçi Avra Warren tarafından karşılanmış, ve toplantının yapıldığı bahçeye girişlerinde riyeseticumhur bandosunun çaldığı istik­lâl  marşı   ile  selâmlanmıştır.

Türk-Arnerikan sıkı dostluk ve ittifak münasebetlerinin bariz vasfını teşkil eyleyen samimiyet havası içinde cere­yan eden bu toplantıda, Reisicumhu­rumuzun Amerikaya yapmış olduğu ziyaret esnasında Amerikan Haberler Servisi tarafından çekilip hazırlanmış olan film gösterilmiş ve bu filmin bir kopyası Reisicumhurumuza takdim eh olunmuştur.

Büyükelçi Avra Warren, filmin kop­yasını alkışlar arasında Reisicumhu­rumuza takdim ederken şu kısa hita­beyi irat  etmiştir:

Sayın Reisicumhur hazretleri,

Amerika Birleşik Devletleri Haberler Servisi tarafından hazırlanan ve Ame­rikaya seyahatinizi tesbit ve tesit eeden bu hatıra filminin bir kopyasını zatı devletlerine takdim etmek benim için büyük bir şeref ve bahtiyarlık teşkil etmektedir. Ümit ederim ki bu film, iki memleket arasında mevcut dostluğun zinde kalmasında. küçük mikyasta bile olsa, hizmet edecek ve Amerikan halkının Türk milletine kar­şı olan sevgi ve muhabbetini zatı dev­letlerine teyid edecektir.

— Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, doğumları­nın yıldönümü münasebetiyle İngil­tere Kıraliçesi Majeste Elizabeth 2'ye bir tebrik telgrafı göndermişler ve Majeste de Reisicumhurumuza bilmu­kabele  teşekkürlerini  bildirmişlerdir.

19 Haziran 1954

— Ankara :

Haber   aldığımıza   göre,   1951      yılında Istanbulda toplanan Parlâmentolar Birliği 40 ncı Konferansına Brezilya Heyeti Reisi olarak iştirak etmiş bu­lunan senato azasından Attilio Vivagua, Ayan Meclisinin 7 Nisan 1954 tarihinde verdiği nutkunda bir mü­nasebet getirerek, İstanbul Parlâmentolararası Konferasmda memleketimiz lehindeki çok dostane ve taktirkâr sözlerini tekrarlamıştır.

Brezilyalı senatör, konferans yeri olarak İstanbul gibi insanı tefekküre davet eden güzel bir şehrin seçilmiş olmasını memnuniyetle yadedip bu konferansla cesur Türk Milletinin mü­cadele ve destanlarının yaşandığı bu şehrin, demokrasi şuurunun da dün­ya çapında tecelli ettiği bir yer ol­duğunu ifade eylemiştir.

Aynı nutkunda Brezilyalı senato azası mezkûr konferans münasebetiyle mem­leketin candan sevgi ve hayranlığını celbeden modern Atatürk Türkiyesinin kalb ve ruhu ile temasa geldikle­rini, asırlar boyunca haksızlık ve an­layışsızlıkların kurbanı olan Türkiye'­nin Birinci Dünya Harbinin yıkıntı­ları arasında «Gazi'nin» idare ettiği cesurane ve muzaffer bir hamle ile sıyrılarak bugünkü hür. müstakil, cumhuriyetçi ve inkılâpçı durumunu sağladığını Türk milletinin, geçmişte­ki gayri müstakar ve tehlikeli za­manlarda, Brazilya'lılarm da çok iyi bildiği «ya istiklâl ya Ölüm» haykırışı ile cesarete gelerek memleketini ve hakimiyetini kurtardığını, kendilerine gösterilen hüsnü kabulü Brezilya Par­lâmentosuna ve Brezilya'ya karşı gös­terilmiş telâkki ettiklerini de beyan eylemiş ve Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Hariciye "Vekili Prof. Fuat Köprülü, konferans başkanı lort Stangate ve İstanbul mebusu Cihat Baban ile diğer hatipler tarafından verilen nutukların Brezilya heyetin­ce büyük alâka ile dinlenildiğini söyliyerek sözlerine nihayet vermiştir.

21 Haziran 1954

— Ankara :

Hükümetimizin  resmen  davetlisi  ola­rak memleketimizi ziyaret etmekte o-lan   dost   Libya   Başvekili      ekselans Mustafa Ben Halim ile Maliye Nazırı ekselans Nuri Aneyzi ve Hariciye Na­zırı ekselans Abdüsselam Buseyri bu-.gün Öğleden sonra saat 14,30'da Büyük Millet Meclisi Reisi Reük Koraltan'ı makamında ziyaret etmişlerdir.

Misafirler, Büyük Millet Meclisi Reisi ile görüşmelerini müteakip, saat 15 ten sonra toplantı halinde bulunan Büyük Millet Meclisinde .müzakereleri bir müddet, kordiplomatik locasında takip etmişlerdir

Dost   Libya  Başvekili   ile     Maliye  ve Hariciye Nazırlarının locada görünme­leri, Mecliste, büyük tezahürata vesi­le olmuş, mebuslar dost Libya devlet adamlarını   şiddetle alkışlamışlardır.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, bu münasebetle Libyanın mümtaz devlet adamlarım aralarında görmekle duyduğu memnuniyeti belir­ten ve kendilerini selâmlıyan bir hi­tabede bulunmuş ve bu konuşma Bü­yük Millet Meclisi azaları tarafından şiddetle alkışlanmıştır.

Libya Başvekili ekselans Mustafa Ben Halim ile Maliye Nazırı ekselans Nuri Aneyzi   ve   Hariciye   Nazırı   ekselans Abdülselâm  Busayri    müzakereleri taklibettikten   sonra  iyine   mebusların tezahürleri   ve   sürekli   alkışları   ara­sında  Büyük  Millet  Meclisi  azalarını selâmlıyarak     Meclisten     ayrılmışlar­dır.

— Ankara :

Hükümetimizin resmen davetlisi ola­rak memleketimizi ziyaret etmekte bulunan dost Libya Başvekili ekselans Mustafa Ben Halim ile Maliye Na­zırı ekselans Nuri Aneyzi ve Hariciye Nazırı ekselans Abdüsselam Buseyri, Büyük Millet Meclisi müzakerelerini takip etmek üzere kordiplomatik lo­casına girdikleri zaman riyaset kürsü­sünde bulunan Meclis Reisi Refik Koraltan sürekli alkışlar arasında aşağıdaki hitabeyi yapmıştır:

Muhterem arkadaşlar,

Yıllardanberi çektikleri mahrumiyet ve  izdiraptan sonra Hürriyet ve îshan Mebusu Di. Sedat Barı, Reis Ve­killiğine Afyon Mebusu Rıza Çerçel, umumî sekreterliğe Trabzon mebusu ismail Şener ve Muhasipliğe Bolu Me­busu İhsan Gülez seçilmişlerdir.

22 Haziran 1954

—  Ankara :

Türkiye Kızılay Cemiyeti Umumî Mer­kezinden bildirilmiştir:

Türkiye Kızılay Cemiyeti Umumî Mer­kez heyeti, Konseyi takiben dün ak­şam yaptığı toplantıda, umumi reisliğe Manisa  Mebusu  Fevzi  Lütfü  Karaosmanoğlu'nu, reis vekilliklerine   Mani­sa  Mebusu Semi  Ergin     ile     Emekli General Burhanettin Özkök'ü, kâtipli­ğe kütahya mebusu doktor Ahmet Gürsoy'u, Muhasip üyeliğe Ankara Me­busu Necmi İnanç'ı, vezne üyeliğine Bursa Mebusu Haluk Şaman'ı, teftiş üyeliğine Ankara Mebusu Fuat Seyhun'u seçmiştir.

Bu suretle teşkil edilen yeni idare he­yeti çalışmalarına   başlamıştır.

— Ankara :

İlgililerden aldığımız malûmata göre, yabancı sermaye mevzuunda 1951 ağustosunda meriyete giren 5821 sa­yılı kanunun yürürlükte bulunduğu 2,5 senelik müddet esnasında müracaat miktarı 48 ve getirilmesine karar ve­rilenler ise 25 adet olup sermaye ye­kûnu 16,676,710 Tl. dır.Bu kanun kifa­yetsizliği üzerine hazırlanan yeni ka­nun tatbik mevkiinde bulunduğu 5 aylık süre içinde vaki olan ve yekûnu 41 milyon lirayı bulan müteaddit mü­racaatlardan 10,635,750 Tl. na hali£ olan 11 adedi memleket menfaatlerine uygun görülerek icra vekilleri heye­tince kabul edilmiştir. 30.224,000 Tl. na baliğ olan diğer kısma tetkik ve intaç edilmek  üzeredir.

Getirilmesine karar verilen sermaye ile kurulan teşebbüslerin memleketi­mizde istihsal edilen mallardan, lüks veya teferruata ait olanlarının istih­sali ile meçhul bulunacakları hususu­na gelince, bu haberin hiç bir   tetkik mevzuu olmadan ve bir esasa dayan­madan verildiği ve tamamiyle hilafı hakikat olduğu, memleketimizde geti­rilmesi kabul edilen sermaye mevzu­larından anlaşılmaktadır. Ezcümle ge­tirilmesine karar verilen sermaye meyanında, çimento, ilâç, asit sülfirik ve süperfosfat, oksijen otomobil kamyon traktör lâstiği, katı gülyağı, nebati yağ su sayaca, boya, pil, sebze ve meyva usaresi, seliloz ve kâğıt ve emaye fab­rikaları gibi memleketimizin süratle kalkınması ile ilgili sahalara yatırım yapılacağı görülmektedir.

Gerek kanun gereğince teşkil olunan komite ve gerekse icra vekilleri heyeti vaki olan müracaatları kabul etmeden evvel memleketin menfaatine yarar­lıkları bakımından gayet dikkatli bir tetkike tabi tutmakta ve bu mahiyette olmadıklarını tesbit ettiklerini reddet­mektedir. Bu cümleden olarak yapılan müracaatlardan 35 adedi reddedil­miştir.

—  Ankara :

Hükümetimizin resmen davetlisi olarak şehrimizde misafir bulunan dost Lib­ya başvekili ekselans   Ben   Halim ile Maliye   Nazırı   ekselans   Nuri   Aneyzi, Hariciye   Nazırı   ekselans   Abdüsseiam Busayri bugün saat 9,30'da Harb Oku­luna  gitmişler başta  okul  kumandanı Tuğgeneral Kemal Yükep,  Bando ve öğrenci   bölüğü   tarafından     karşılan­mışlardır.   Bundan      sonra      mümtaz misafirler   okul   şeref   salonuna   alın­mış ve burada kendilerine    okul ku­mandanı Tuğgeneral Kemal Yükep ta- ; rafından  okul     teşkilâtı  ve     eğitimi hakkında malûmat verilmiştir.

Müteakiben dost Libya Başvekili ekse­lans  Mustafa  Ben  Halim ihtisaslarım şu cümlelerle ifade etmiştir:

«Lütufkâr sözlerinizden dolayı zatı devletinize teşekkür ederim. Bu okul Atatürk gibi dünyanın hayran olduğu bir kumandan, bir siyaset ve iktisat adamı yetiştirmiştir. Ümit ederim ki daha da böyle cihanşümul kumandan ve  subaylar  yetiştirecektir.»

Bundan sonra mümtaz misafirlerimiz okulun muhtelif dersanelerinde veril Serginin açılış merasiminde Millî Mü­dafaa Vekili Ethem Menderes. Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel ve protokola dahil yüksek rütbeli subaylarla, Yunan ve Yugoslav Büyük Elçilikleri hazır bu­lunmuşlardır.

Millî Müdafaa Vekili Ethem Mende­res serginin açılışı münasebetiyle bir konuşma yapmış ve Yugoslav ordusu­nun kahramanlığını Övdükten sonra ezcümle demiştir ki;

..İçinde bulunduğumuz kritik dünya durumu muvacehesinde hürriyetleri­mizi korumanın en salim yolu bu mef­huma inanmış milletlerin birleşmesine vabestedir. Birleşmiş Milletler Andlaşması esasları dahilinde dostumuz Yunan ve Yugoslav milletleri ile tesis ettiğimiz ve Ankara Andlaşması adı ile anılan dostluk andlaşması, müşte­rek sulhun korunması gayesi için ku­rulmuş bir eserdir. Bu andlaşmanın siyasî ve ekonomik cepheleri yanında. Yugoslav-Yunan-Türk orduları arasın­da meşru müdafaa gayesi ile ele alın­mış askerî işbirliği mevzuunun tam bir açıklık ve samimiyet havası için­de ve imkân nisbetinde en ileri hadde götürülmüş olmasından zevk duya­rım.»

Millî Müdafaa Vekili Ethem Mende­res konuşmasını  şöyle bitirmiştir:

«Bir gaye etrafında Birleşmiş Millet­lerin muvaffakiyetleri, her şeyden ev­vel birbirlerine inanıp güvenmelerine, bu da yekdiğerlerini tanımalarına bağ­lıdır. Dost Yugoslav milletinin kud­retli ordusunu Türk milletine ve Türk ordusuna tanıtmak maksadı ile açılan bu serginin manası bu bakımdan da büyük ehemmiyet taşımaktadır. Bü­yük zahmetlerle memleketimizde açı­lan bu sergiden dolayı dost Yugoslav-yanın hükümet ve 'ordusuna teşekkür­lerimi sunarken, bunun, her türlü ta­nıma ve tanıtma sahasında girişece­ğimiz müşterek teşebbüsler için hayır­lı bir başlangıç olması dileği ile ser­giyi  açıyorum.»

Müteakiben Yugoslav Büyükelçisi Ek­selans Miso Pavicevic Millî Müdafaa Vekilinin   sözlerine  mukabele   ederek,iki millet arasındaki dostluk bağları­na işaret etmiş ve Türk ordusunun kahramanlığını tebarüz ettiren bir konuşma yapmışttr.

Büyükelçinin konuşmasını müteakip davetliler   sergiyi   gezmişlerdir.

24 Haziran 1954

— Ankara :

Yurdun muhtelif yerlerinden gelmiş bulunan Esnaf Kefalet Kooperatifleri temsilcileri ve Halk Bankası Şube Müdürlerinin iştirakiyle toplanan, İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı'nın re­isliğinde çalışmalarına başlıyan istişari kongre bu sabah da toplanmış, ve üç günlük mesaisini gözden geçirerek dağılmıştır.

Çalışmalar sonunda bir tebliğin ya­yınlanmasına ve Türk Kooperatifçilik Kurumu tarafından inşa edilmesi ka­rarlaştırılan kooperatif sarayına, kefa­let kooperatiflerinin de iştirak etmesi kabul edilmiş ve birlik kooperatifinin biran evvel kurulması için on koope­ratif mümessilinden müteşekkil bir müteşebbis heyet seçilmiştir.

İstişarî kongrece yayınlanması karar­laştırılan   müşterek   tebliğ:

Türkiye'de .mevcut ve bugün adedi 40 a varan ve her geçen gün de ar­tan esnaf kefalet kooperatifleri mü­messilleriyle bütün Halk Bankası mü dürterinin iştirak ettiği istişarî kongre 21 Haziran saat 11 de İktisat ve Tica­ret Vekili Sıtkı Yırcalı'nın riyasetin­de çalışmalarına başlamış ve 21, 22, 23 Haziran 1954 tarihlerinde olmak üzere üç gün çok samimi ve anlayış­lı bir hava içinde devam ederek sona ermiştir.

Esnaf ve sanatkârlarımızın her ba­kımdan kalkınmasını bilhassa hükü­metimizin çalışma programında yer alan esnafın muhtaç olduğu kredi da­vasını halletmeyi hedef tutan bu top­lantıda memleketimiz için küçük sa­nayi, esnaf ve sanatkârlar için, çok hayırlı kararlar alınmıştır.

Bu bakımdan çok faydalı olan bu top­lantının neticesinde kongreye sunulan hususların ve alınan kararların aşa­ğıdaki şekilde Türkiye'deki bütün ar­kadaşlara duyurulması ittifak ile ka­rarlaştırılmıştır.

— Toplantıda hazır bulunan. İktisat ve  Ticaret  Vekili  Saym  Sıtkı Yırcalı hükümet adına yaptığı konuşmada ez­cümle   şunları söylemekle  çalışmaları­mızı  takdir   etmiş  ve   hükümetin  bu mesele üzerinde hassasiyetle durduğu­nu,  bildirmiştir.   Bu   konuşmanın   anahatları şunlardır:

«Hükümetimiz kısa bir zaman içinde kurulmuş bulunan Esnaf Kefalet Ko­operatiflerinin Halk Bankası ve sandıklariyle teşriki mesai ederek mem­leket içinde almış olduğu müsbet ne­ticelerini memnunlukla karşılamıştır. Ayni zamanda bu müsbet neticelerin sadece bir kredi temini suretiyle mes­lekler arasında manevî bakımdan de­ğil iktisadî, malî ve hatta stosyal ba­kımdan da bir tesanüdün doğmasını ayrıca memnuniyetle müşahede etmiş­tir. Bundan başka hükümet esnaf ve sanatkârların yeni inkişafları için her türlü kanuni tedbiri almakta lüzum­lu kredileri temin etmekte icabeden her türlü kredi ve sosyal tesisleri de daha geniş ölçüde esnaf ve sanatkâ­rın emirlerine vazır tutmayı prensîp olarak kabul etmiştir. Sayın vpkil bu sözleriyle teşekküllerimizin müşterek gavelerinde muvaffak olabilmek için yeni imkânların açıldığını görmüş ol­makla bahtiyarız.

_ Toplantımızda hazır bulunan .Merkez Bankası Umum Müdürü Saym Nail Gidel'de  banka  adına  yaptığı  konuş­mada    aşağıdaki    sözleri    söylemekle Merkez Bankasının da bu davaya mü­zahir olacağım bildirmiştir.

Savın Nail Gidel'in konuşmasının ana hatları  şunlardır:

«Esnaf ve sanatkârların kredi mese­lesini halletmek için gene kendileri tarafından kurulmuş bulunan koope­ratiflerin cok faydalı olduğuna ve iyi çalıştıklarına kani bulunuyoruz ve takdirle karşılıyoruz. Merkez Banka­sının çalışma mevzuatının irinde bu­lunan bazı meselelerinizin halli icîn de bankamızın azamî müzaharet göstereceğinden şüphe etmemenizi rica ede­rim.

3 — Toplantıyı tertip eden ve bu gün­kü gelişmede en büyük hizmeti bulu­nan Halk Bankası adına da Umum Müdürü Nusret UzgÖren yaptığı ko­nuşmada ezcümle şunları söylemiştir. Kefalet kooperatiflerinin ve yeni ku­rulan Kefalet Kooperatifleri' Birliği­nin inkişafı ve daha faydalı hale ge­lebilmesi, esnaf ve sanatkârların kre­dilerinin ihtiyaçları nisbetinde karşı­lanabilmesi için bankamız bundan böy­le de çalışmalarının daha geniş bir sa­ha içinde olmasına karar ittihaz etmiş bulunuyor. Vadelerin uzatılması, kre­dilerin arttırılması, faizin azaltılması hususları ilk imkânlarda yerine getir­mekle de bu davaya bilhassa hizmet etmiş  olacağız.

4—  Türkive'de     kurulmuş     bulunan TCsrtaf Kefalet Kooperatiflerinin istirsVivle     Esnaf    Kefalet     Kooperatifleri Birliği  kurulması  ittifakla ve alkışlar arasında   kabul   edilmiştir.   Memleket­te mutlaka tutunması,  aelismesi esnaf ve sanatkârlar emrine girebilmesi için sadece bir kuvvet olarak temerküz edecek  meseleleri   ele   almak  bakımın­dan değil,  yarın  memleketimizin  ikti­sadî   ve   sosyal   bakımdan   da   temenni edilen  bu  kefalet  kooperatifleri birli­sinin     çalışmalarına     hükümetin  her türlü  mizahaTeti ve yardımı   Sayın İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkî  Yircali  delegelere  beyan  etmiş­tir.

5—    Bu    toplantida    avnı    Kefalet Koooeratifleri   için   tip statü,   tip mu­hasebe,   mnmple ve  muhasebenin koo­peratifler birlisince edilen or­taklara sermayesinden beş misli  fazla ikraz   vapılması   ortaklar   için   takdir edilecek      kredilerin   bir   esasa   rabtı, ortaklara  kredi  tesbiti  için  yapılacak istihbarat da banka ile kooperatif ida­re heyetinin müşterek çalışmaları, ko­operatif     muamelâtında     kullanılacakimza   selâhiyetleri   vadelerin   altı   ayakarılması,   kooperatiflerin   gayrimen­kul satın alınması için ihtiyatlara or­tak  sermayelerinden  bir   miktar  ilâ­vesi, teminat mektupları, kefalet koo­peratifleri muamelâtının kazalara teş­mil edilmesi mevzuları müzakere edil

28 Haziran 1954

— Ankara :

İşçi Sigortaları Kurumu 9'uncu dev­re umumî heyet toplantısı bugün saat 10'da Çalışma Vekili Hayrettin Erk-men'in Başkanlığında, işçi ve iş veren mümessilleriyle ilim adamları ve îşçi Sigortaları İdare Meclisi Reis ve Aza­ları, İşçi Sigortaları Umum Müdürü Doktor Kâmil İdil, Umum Müdür Mu­avinleri, Servis Müdürleri ve Bakan-life Mümessillerinin iştirakiyle toplan­mıştır.

Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen top­lantıyı şu konuşma ile açmıştır:

Çok muhterem arkadaşlar,

İşçi Sigortaları Kurumu Genel Kuru­lunun 9'uncu toplantısını açıyorum.

Toplantımıza katılmak lûtfunda bulu­nan ve sosyal sigortalarımızın çeşitli meseleleri üzerinde hizmetlerini esirgemiven sayın delegeler ile muhterem misafirlerimizi  saygı  ile  selâmlarım.

Memleketimizin soyal mevzuları bakı­mından hayırlı ve faydalı sonuçlar veren Genel Kurulunuzun bu seneki mesaisinin de verimli ve istifadeli ola­cağına asla şüphe yoktur.

İş hayatımızda görülen büyük ve mes'ut inkişafın tabii neticesi olarak İS yeri ve iğci sayıst da devamlı su­rette yükselmekte bulunduğundan Sos­yal sigortaların ehemmiyeti her gün artmaktadır.

Filhakika. Her yılın sonunda, sigorta tâbi is yeri .sayısı 16rr2 iken bu miktar 1953 vılı sonunda 17476'ya bahis olmuş sigortalı savısrada da 1953 senesi zarfında takri­ben 1900 bin kadar artış rmsüle gele­rek 1'9R3 nenesi sonundaki sigortalı sa­yısı 600 bine ulaşmıştır.

Tatbikat ilerledikçe, sosval sigortala­rın lüzum ve faydaları-bütün alaka­darlarca daha iyi görülüp anlaşılmak­tadır.

Bilindi&i üzere, yurdumuzda, sosval sigortaların (is. kazalarıyla meslek hastalıkları sigortası),  (analık sigortası), (ihtiyarlık sigortası), (hastalık ve analık sigortası) kollan uygulanmakta olup bu sigortaların tatbikatı devam­lı olarak inkişaf etmektedir.

Bu meyanda, 1951 yılında böl­ge tatbik mevkiine konulmasına baş­lanan hastalık ve analık sigortaları­nın şümul sahası da .genişletilerek hâ­len 19 vilâyete teşmil edilmiş bulun­maktadır. 3 vilâyette de önümüzdeki Temmuz ayından itibaren uygulanma­sına başlanacaktır.

Bu suretle, iş kanununa tâbi iş yer­lerinde çalışan işçi ve hizmetlilerimi­zin takriben % 65 inin hastalık ve analık sigortasından faydalanması te­min   edilmiştir.

Tatbiki, lüzumlu sağlık tesislerinin ku­rulmasına vabeste bulunan bu sigorta kolunun diğer illerimize mümkün olan kısa zamanda teşmil edilebilmesi için gerekli   çalışmalar   yapılmaktadır.

Diğer taraftan, mer'i sigorta kanunla­rımızda, sigortalılar lehine değişiklik yapılması hususu da lâyık olduğu ehemmiyetle   ele   alınmıştır.

1953 yılında başlanan hazırlıkları ta­mamlanarak Mart 1954'te kabul edi­len 6391 sayılı kanunla, ihtiyarlık si­gortasında sigortalılar lehine ehem­miyetli  tadiller  yapılmıştır.

Bundan başka, deniz işlerinde çalı­şanların, 6379 sayılı kanunla, 1955 yılı iptidasından itibaren sosyal sigortalar­dan istifadelerine imkân sağlanmıştır.

Sigorta primlerinden tahassül eden fonların memleket yararına olarak iş­letilmesi mevzuu üzerinde de önemle durulmakta ve bu fonların yurdun, fiili ekonomik hayatına intikal ettirilebil­mesi için, İşçi Sigortaları Kurumu teş­kilâtı kanunda buna göre değişiklik vapılmak üzere gerekli tadil tasarısı hazırlanmaktadır.

Sayın   arkadaşlarım,

İçtimaî himaye ve teminat tedbirleri sistemi arasında, sosyal sigortnlar, son derece ehemmiyetli bir mevki işgal etmektedir.

Her vatandaşın, yarının ne getirece­ğini düşünmeden, istikbal endişesi ta­şımadan hayata huzur ve emniyetle bakabilmesi ve tam bir rahatlıkla ça­lışabilmesi ancak sosyal sigortalarla temin edilebilmektedir.

Meslekî ve içtimaî riskleri karşılamak­ta olan sosyal sigortalardan, memleke­timizde, bugün için, iş kanununa çıbi iş yerlerinde çalışanlar faydalanmak­tadır. Sosyal sigortaların bütün vatan­daşları kaplayan millî sigorta haline getirilmesi lüzumuna kani, ancak bu gayeye kolayca ve hemen ulaşılamıyacağını da müdrik bulunuyoruz. Bu­nunla beraber, bu sahada bilhassa son yıllarda elde edilen neticeler iftihar­la belirtilmeğe değer ölçüde ve mahi­yettedir. Bu yicda, daima artan bir hızla yürünerek ergeç hedefe varıla­cağı muhakkaktır.

İşçi Sigortaları Kurumunun bütün ge­nel kurul toplantıları, iş hayatımızın sermaye ve emek unsurlarını temsil eden. iş veren ve işçilerimiz ile ilim ve İdare adamlarımızın bu sahadaki bile. tecrübe ve fikirlerinden geniş Ölçüde faydalanılmasına ve daha bü­yük bir isabetle karar ittihazına im­kân vermektedir.

Bu seneki genel kurul çalışmalarında da, meselelerin eraflı ve tam bir an­layış ve ahenk içinde ele alınacağına ve evvelkileri gibi memleketimiz için müsbet sonuçlar vereceğine inanıyo­ruz.

Hepinizi tekrar saygı ile selâmlar ba­şarılar  dilerim.»

Hayrettin Erkmen'in konuşmasından sonra başkanlığa Profesör Fikret Arrk, Başkan Vekilliğine de Çalışma Vekâle­ti İşçi Sağlık İşleri Umum Müdürü Doktor  Halit  Özel seçilmişlerdir.

Kâtipliklere işçi Yusuf Sıdal ile Sü­reyya Birol, iş veren kâtipliklerine Zühtü Çubukçu ve Mustafa Çakaloğlu getirilmiş ve rapor üzerinde görüş­meler  yapılmıştır.

Müteakiben, çalışma komisyonları se­çilmiş ve daha sonra dilekler ve ra­por üzerinde tenkidler yapılmış ve yarın saat 9.30 da toplanılmak üzere toplantıya son verilmiştir.

      İstanbul :

İstanbul Üniversitesi İktisat Faikültesinde tesis edilen İşletmeler Enstitü­sü, bugün saat 18'de merasimle açıl­mıştır. Merasimde İstanbul Valisi, Amerika Büyükelçisi, Profesörler ve ilgililer   hazır   bulunmuştur.

29 Haziran 1954

—  İstanbul:

Beyrut Emniyet Müdürü Farit Şahab, tedkiklerde bulunmak üzere İstanbul'a

gelmiştir.

—-. İstanbul:

Dün memleketimize gelen Yugoslav askerî hey'eti şerefine 1 inci ordu ta­rafından tertiplenen çeşitli sınıf ve si­lâhların muharebe atış tatbikatı, bu­gün Baştabya bölgesinde yapılmıştır. Bu tatbikata Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi Orgeneral Nurettin Baran-sel, 1 inci Ordu Müfettişi V. Korge­neral İ. Hakkı Tunaboylu, Yugoslav Askerî Hey'eti Erkânı, 15 inci Kolordu Kumandanı Korgeneral Necati Tacan, 3 üncü Kolordu Kumandanı Korgene­ral Fazıl Bilge, 1 inci Ordu Müfettiş­liği Kurmaybaskanı Tümgeneral Hü­seyin Ataman, İstanbul bölgesinde bu­lunan Tümen Kumandanları, Merkez Kumandanı, Hava Tuğgenerali Şahap Metel, Harp Akademisi Kumandam Tuğgeneral Zeki Uzan, İstanbul'daki sınıf okullar kumandanları ve bu okulların subayları ve Harp Akademi­si mensupları bulunmuştur.

Baştabya bölgesinde kurulan bir hare­kât çadırında atış tatbikatının istinad ettiği muharebe durumu misafirlere izah edilmiş ve bunu takiben harekâ­ta katılan piyade taburlarından biri­nin muharebe idare yerine gidilerek karargâhın çalışması yerinde görül­müştür. Bundan sonra harekât cadın. Önünden tatbikat arazisi duruma gö­re değerlendirilmiş olarak bir kere daha izah erilmiş ve tam saat 4.5 da iet uçaklarının yaptığı hava taarruz­ları  ile  tatbikata  başlanmıştır.

Uçaklar bir tonluk bombalarla ve ro­ketlerle hedeflere isabetli ateşler yap­mışlar ve bilhassa Naplm bombaları­nın hedef üzerindeki yakıcı ve öldü­rücü tesirleri dikkati çekmiştir.

Resmî Tebliğ 5 Haziran  1954

— Washington:

Türk-Amerikan görüşmeleri sonunda bu sabah Doğu Amerikan saatile 10.30'da aşağıdaki müşterek tebliğ neşredilmiştir.

Türkiye ve Amerika hükümetleri Başvekil Adnan Menderes'in, Washington'a yaptığı ziyaretten dolayı karşılıklı memnunluklarını ifade ederler. Bu ziyaret. Türkiye Başvekili ile başkan Eisenhower, Hariciye Vekili Dulles, Müdafaa Vekili VVilson, yabancı faaliyetler dairesi mü­dürü Stassen ve diğer yüksek rütbeli Amerikan ricaline her iki mem­leketi alâkadar eden meseleleri arıza ve amik müzakere etmek husu­sunda kıymetli bir fırsat teşkil etmiştir

Başvekil, bu ziyareti esnasında aynı zamanda, dış siyasetle iştigal eden encümenlerde faaliyet gösteren kongre azasile de tanışmak fırsatın] elde etmiş ve bu buluşmalarda Başvekil Menderes, iki memleketin müşterek gayeleri ve menfaatlerile alâkalı açık bir görüş ve fikir teati­sinde bulunmuştur.

Bundan maada, bu ziyaret, Başvekile Türkiye'nin NATO'nun imanlı ve azimli bir âzası olarak hareket etmek, gerek NATO içinde gerek NATO dışında hür dünyanın diğer dost milletlerile daha sıkı siyasî ve askerî bağlar inkişaf ettirmek ve dünya emniyetinin teşiklâtlandırılması için Amerikanın ve diğer hür milletlerin karşılıklı yardımlarını desteklemek hususundak Türk siyasetine dair Amerikan hükümetine vazıh ve kuvvetli beyanlarda bulunmak fırsatını vermiştir.

Bu resmî ziyaret aynı zamanda Amerikan hükümetine, Türkiye'nin modernleştirilmiş bir silâhlı kuvvetleri ihtiva eden ve memleketinin ve milletinin menafime büyük bir yük olan bir müdafaa durumu al­mış olduğuna ve kollektif müdafaa hususunda müşterek gayeye eriş­meyi mümkün kılmak için, gerek Amerikanın, gerek yardımda bulu­nabilecek vasiyette olan diğer hür milletlerin esaslı yardımlarda bu­lunmaları lâzım geldiğine dair mevcut olan kanaatini teyid etmek için, yeni bir fırsat bahsetmiştir. Bu maksadı teminen Amerika hükü­meti Türkiye Cumhuriyetine yapacağı askerî yardım programını, Türkiye'nin, NATO tarafından tasvip edilen kuvvet hedeflerinin doğur­duğu ihtiyaçlarının karşılanmasına istinat ettirmeye devam eylemek niyetindedir. Türkiye'nin vukardaki Droğram mucibince önümüzdeki sene içinde ordusunun ihtiyaçlarını karşılayabilecek vaziyete getiril­mesi için, Amerika hükümeti, kongrenin kararma bağlı olmak şartile ve Amerikan taahhüt ve prioritelerini tekrar gözden geçirmek suretile,Amerikan hükümetince, kongresince ve halk efkârınca gösterilen sa­mimi yakınlık tezahürlerinde bulmak mümkündür .

Başvekilimizin Washington'da geçirdiği dört iş günü adeta bu kısa saatlere sığmayacak derecede dolu olarak geçmiş, Amerikalıların İs­rarları üzerine bir çok defa esasen yüklü bulunan programın dışına çıkılarak başkan Eisenhower'le bir yerine iki görüşme yapılmış, Baş­vekilimiz tezahürler arasında kongreye takdim edilmiş programda yer almamış olmasına rağmen yemeklerin sonlarında Amerikan hükümet adamlariıe kongre liderleri kalplerini dökmek kabilinden olarak mem­leketimiz ve hükümetimiz hakkında kendiliklerinden çok hararetli hitaplarda bulunmuşlardır.

İşte dünya siyaseti ve müşterek yüksek menfaatler üzerinde bu derece­de tam bir mutabakat bulunması, bunun yanında da iki hükümet ara­sında bu derece sıkı ve samimî münasebetler mevcut olması ve Türk Amerikan dostluğunun işbirliğinin hatta kader beraberliğinin her ba­kımdan iki millete tam bir şekilde mal olmuş bulunması sebepleriledir ki, tebliğin askerî ve iktisadî meselelere dair olan kısmından da an­laşılacağı gibi, Birleşik Amerika devletlerinin icra organları imkânla­rının çok ileri bir noktasına çıkmışlar ve askerî ve iktisadî yardım bah­sinde bir çok senelere şamil geniş teahhütler almışlardır. Amerikan milletini temsilden, kongrenin tasvibinden ve tam müzaheretinden emin olarak, Amerika hükümeti hatta bir bakıma şeklen mevcut se-lâhiyetlerini dahi tecavüz etmek suretile önümüzdeki senelere de tam teahhütlere girmiş bulunmaktadır.

Amerikan siyasî mahfilleri misline pek az rastlanan bu tarzdaki as­kerî ve iktisadî yardım teahhütlerinin, Türkiye ile Amerika arasında en sıkı dostluk ve ittifak münasebetlerinin mevcudiyetine en parlak burhanı teşkil ettiğini belirtmektedirler. Hatırlanacağı gibi daha dün Amerikan hariciye nazırı Dulles ayanın hariciye encümeninde yaptığı beyanatta, Türkiye'ye verilen askerî ve iktisadî yardımın tam olarak yerine masruf bulunduğunu ve bizzat Amerikanın yüksek menfaatları için bu paraların Türgiye'ye harcanmasının hiç harcanmamasından veya başka bir vere harcanmasından cok daha iyi olduğunu söylemiş­ti. Öte taraftan konere liderlerinin de istisnasın olarak Türkive ile sıkı işbirliğine ve mümkün olan her yardımın yapılmasına taraftar bulun­dukları da malûmdur.

Neşredilen tebliğe göre askerî yardım yalnız artırılmakla kalmamak­tadır, devamda etmektedir. Bu vardunin nibavet bulacağı tarih tasrih edilmemiş, NATO tarafından Türk ordusu için tâvin edilen yavelere risilmis olması ve bu husustaki bütün ihtivaclarm tamamile karşı­lanmış bulunması gibi zamana değil fakat fiüivata ve neticelerin rnüşahadesine davanan çok genis ölçülü bir mikvas ele alınmıştır. Erfmiş olduğum intihalara göre, besyüz milvon dolarlık teçhizatın 1954 senesi içinde teslim edilmesi, bundan maada gayelere erişilmesi yo­lunda da lüzumlu malzemeden dörtte birinin yine bu sene içinde ve­rilmesi kararlaştırılmıştır. Böylece askerî bakımdan bu sene yapılacak yardım aşağı yukarı 740 milyon dolara çıkmaktadır.

«Bankanın idare meclisi, üçü (a), biri (b), biri (c) grupu hisse senedi sahiplerini temsir etmek üzere beş azadan terekkubeder.

(a) grupu âzalarınöan biri vakıflar umum müdürlüğü teşkilâtından olmak üzere Başvekil tarafından, diğer ikisi ile (b) ve (c) grupu aza­ları umumi heyetçe seçilir. Hariçten seçilecek (a) grupu âzalarının bankacılık sahasında bilgi ve tecrübe sahibi kimselerden olması şart­tır.    . .

Bankanın umum müdürü idare meclisinin tabii âzasıdır.

tdare meclisi âzalarının hizmet müddetleri, salâhiyet ve mesuliyetleri ana sözleşmede gösterilir Bunlara verilecek ücret miktarları Başvekâ­letçe tâyin ve tesbit edilir. Vakıflar umum müdürlüğü teşkilâtından olan azaya verilecek ücret miktarı diğer azalara verilecek ücretin üçte ikisini geçemez».

Müteakiben celseye on beş dakika ara verilmiştir. İkinci Celse:

Saat 17.15 de açılan ikinci celsede riyaset makamını Refik Koraltan iş­gal etmekteydi. Celse açıldığı sırada, şehrimizde misafir bulunan dost Pakistan Başvekili Ekselans Muhammed Ali, beraberinde maiyeti ve Pakistan'ın Ankara maslahatgüzarı olduğu halde salonun kordiplo­matik locasına girmiş ve mebuslar tarafından hararetle, uzun uzun al­kışlanmıştır. Ekselans Muhammed Ali, mebusları selâmlayarak, bu iç­ten gelen samimi tezahürata mukabele eylemiştir. Reis Refik Koral­tan ekseriyetin mevcut olduğunu bildirdikten sonra aşağıdaki konuş­mayı yapmıştır:

Koraltamn konuşması:

Gündemimizin birinci maddesinde bilindiği veçhile Türkiye ile Pakis­tan arasında akdedilen dostane işbirliği andlaşmasının tasdikine dair kanun lâyihası vardır Yüksek heyetinizin malûmu olduğu veçhile kar­deş Pakistan milleti ile Türk milleti arasında yıllardan beri devam eden gönül birliği, duygu birliği, menfaat birliği, hülâsa her sahadaki anlayış birliği devam etmektedir. Bu gönül rabıtaları ve müşterek men­faat duyguları daha evvel bir muahede ile iki milletin malı olmuştur. Son defa akdedilen her sahadaki işbirliği anlaşması ile bu rabıta ve müşterek menfaat anlayışı daha esaslı, daha şâmil ve daha ziyade mil­letler arası sulh ve emniyetin kurulması bakımından yep yeni bir dev­reye, yep yeni bir inkişaf safhasına intikal etmiş bulunuyor. İşte şim­di yüksek heyetinizin tedkikine arzedilen bu lâyihanın görüşülmesi sı­rasında yeni ve mes'ut bir hadise de beraberce tekevvün etmiş bulunu­yor. O hadise de bu yapının, bu anlayışın ve bu işbirliğinin yapıcıların­dan biri olan Pakistan milletinin, kardeş milletin büyük hükümet adamı, büyük Başbakan   Muhammed Ali aramızda, huzurunuzdadır.

Bu tarihî dostluk muahedesi yüksek tasvibinize arzedilirken bu muh­terem insanın aramızda bulunması da, arzettiğim gibi, hakikaten bu

«Sayın Başvekil,

Davetimizi kabul buyurarak memleketimizi şereflendirmiş olmanızdan duyduğumuz bahtiyarlık çok büyüktür. Muhterem refikanızın ve se­vimli oğullarınızın da size refakat etmesi hususundaki ricamızı isaf buyurmuş olmanız bu ziyaretin resmî maihyetine bir de ailevî mahi­yet ilâve etmek suretiyle onun kıymetini nazarımızda bir kat daha art­tırmaktadır.

Filhakika memleketlerimizi yekdiğerine bağlıyan sevgi ve kardeşlik bağları aramızdaki münasebetlere aile münasebetlerine has sıcaklığı vermektedir.

İftiharla söyliyebiliriz ki Pakistan'la Türkiye yakın dostluklarının ara­larındaki an'anevî sempatinin temin ettiği karşılıklı anlayış ve itimadı sadece hissi sözler ve teminatlar teatisi suretiyle ifade ile iktifa etme­yip realist bir dünya görüşü i] e bu büyük dostluk nimetini hem kar­şılıklı menfaatleri hem de bilcümle sulh sever ve hüsniniyet sahibi memleketlerin menfaatleri lehine olarak faal ve yapıcı bir şekle koy­masını bilmişlerdir.

Bu yapıcı zihniyetin en güzel eseri olarak meydana getirdiğimiz dosta­ne işbirliği andlaşmasını bir numune olarak göstermek hakkımızdır. Derhal şunu da ilâve edeyim ki bahsettiğim dostluk nimeti, aramızda vücuda getirdiğimiz bu andlaşmayı, bugünkü haliyle de çok mühim olmkla beraber, ilk adım olarak tavsif etmemize imkân verecek dere­cede büyüktür. Gerek bu andlaşmanın memleketlerimizi yekdiğerine bağlıyan maddelerinin, münasebetlerimizin daima daha sıkı ifadesini teşkil edecek şekilde tekamüle ulaştırılması, gerek güzel bir Örnek teşkil eden bu andlaşmanın, bilhassa mıntıkamızdaki alâkalı diğer sulh sever devletlerin iltihakiyle genişleyip derinleşmesi bizce çok şa­yanı arzudur. Dünyanın bugün içinde bulunduğu durum bu inkişaf­ların tacilini âmir bulunmaktadır. Filhakika dünyanın bugünkü ka­rışık, huzursuz ve hüsniniyet sahibi milletlerin mukaddesatı ve varlık­ları için yokedilme tehlikesini arzeden durumu muvacehesinde hür yaşamak azmiyle mütehalli milletlere, mukaddes diye tavsif olunabi­lecek bir vazife terettüp eylemektedir. Bu vazife, bir araya gelip sulhun korunması, emniyetin teessüsü ve insanlık ideallerinin tealisi için, ge­reken bütün gayretleri sarfetmek ve fedakârlıkları göze almak suretiy­le faal şekilde çalışmaktır. Biz kaniiz ki hayatiyeti olan, istiklâl aşığı bulunan ve faal ve cesur olmasını bilen bilcümle milletler sulh, emni­yet ve adalet uğrunda yekpare bir kütle halinde enerjilerini ve imkân­larını Birleştirmesini bildikleri takdirde hiç bir kuvvet onları yıkamaz. Siz, bizim nazarımızda, kardeş Pakistan'ın ayni yoldaki kanaatinin ve azminin bir timsalini teşkil etmektesiniz.

Bundan "bir kaç ay evvel, geniş ve salim görüşlü çok muhterem bir dev­let adamı olan genel vali Ekselans Gholam Muhammed memleketimi­zi unutulmaz hatıralar bırakan ziyaretleriyle şereflendirmişlerdi. Bu ziyaretten, Türkiye-Pakistan dostane işbirliği andlaşması doğdu. Zatı-devletlerinin ziyaretlerinin de bu andlaşmanın inkişafı hususunda ye­ni ve hayırlı hamlelere mebde teşkil edeceği kanaatini    taşımaktayız bizi tahakkümden kurtaracaktır. Hiç bir millet tecerrüt etmiş bir hal­de yaşayamaz, bunun için yabancı tahakkümüne karşı bir siper kur­mak maksadiyle kaynaklarımızı Birleştirmeliyiz. İşte bunun içindir ki biz Türkiye ile Pakistan'ın demokrasi ideallerini muhafaza hususun­da çok müessir bir rol oynuyabileceklerine inanıyoruz, o idealler ki bi­zim gibi daha birçok milletlerin de taziz ettikleri bir gayedir.

Ümid ederim ki son zamanlarda imzalamış olduğumuz anlaşma, ba­rışın muhafazası ve beşeriyetin terakkisi uğrunda siyasî, iktisadî, kül­türel ve askerî sahalarda daha ileri bir işbirliğine yol açacaktır. Ümid ederim ki Türkiye ile Pakistan birarada çalışmak suretiyle birbirleri­ne daha çok yakınlaşacaklar ve bu dostluk bağları demir zincirlerden çok daha sağlam bir hale gelecektir.»

Dost Pakistan Başvekili Ekselans Muhammed Ali her iki memleketin refah ve saadetine kadehini kaldırarak sözlerine son vermiştir.

Müşterek Tebliğ:

13 Haziran 1954

— Ankara:

Türk-Pakistan görüşmeleri hakkında aşağıdaki müşterek tebliğ yayın­lanmıştır:

Türkiye hükümetinin dâvetine icabetle, Pakistan Başvekili Muham­med, Ali Ankara'ya 10 Hazirandan 12 Hazirana kadar devam eden res­mî bir ziyaret yapmıştır.

Bu ziyareti sırasında, Pakistan Başvekili, Reisicumhur Celâl Bayar ve Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan tarafından kabul edilmiş, Başvekil Adnan Menderes ve Başvekil Yardımcısı Fatin Zorlu ve Hari­ciye Vekili Profesör Fuat Köprülü de dahil olmak üzere hükümet er­kânına mülâki olmuştur.

12 Haziran Cumartesi sabahı, iki Başvekilin huzurunda, Türkiye ile Pakistan arasında dostane işbirliği andlaşmasının tasdiknameleri te­ati olunmuştur.

Bu ziyaret esnasında, Beraberlerinde müşavirleri de bulunduğu halde, iki Başvekil arasında cereyan eden görüşmelerde dünya durumu göz­den geçirilmiş ve iki memleketi müştereken alâkadar eden meseleler dikkatle incelenmiştir.

Başvekiller, sulhsever memleketlerin dünya sulhunu muhafaza için bütün gayretlenni birleştirmeleri ve müşterek bir siyaset takip etmele­ri hususundaki zaruretin bugün de her zamanki kadar büyük oldu­ğu neticesine varmışlardır Bu bakımdan, bu defa meriyete girmiş bu­lunan dostane işbirliği andlaşmasmın akdi suretile iki memleketin dünya emniyetine ve bilhassa kendi müşterek menfaatlerine    olduğu

Celse açıldığı zaman, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ekonomik işbirliğine dahil memleketlerle borçlanma, yardım ve Ödeme anlaşma­ları akdi için hükümete salâhiyet verilmesine dair 5436 sayılı kanunun meriyet müddetinin uzatılması hakkındaki kanun lâyihası müzakere edilerek kabul olundu ve müteakiben Malatya vilâyetine bağlı Adıya­man kazasında «Adıyaman» ve Kocaeli vilâyetine bağlı Adapazarı ka­zasında da «Sakarya» adı ile yeniden iki vilâyetin kurulması hakkın­daki kanun lâyihalarının konuşulmasına geçildi.

Adıyaman ve Sakarya Vilâyetleri

Lâyihaların tümü üzerinde ilk sözü Dahiliye Vekili Namık Gedik aldı
ve aşağıdaki konuşmayı yaptı:

Hükümetçe hazırlanıp, dahiliye ve bütçe encümenleri tarafından ka­bul edilen ve şimdi yüksek meclisin tetkik ve tasvibine arzedilmiş olan Adıyaman ve Sakarya vilâyetlerinin ihdası hususundaki kanun lâyi­haları münasebetiyle mülkî teşkilâtımız hakkındaki hükümet görüşü­müzü kısaca arzetmeyi faydalı bulmaktayız.

1924 senesinden beri bazı tâdillerle devam edip gelmekte olan bugün­kü idarî teşkilât ve mülkî taksimatımızı, aradan geçen zaman zarfın­da, iktisadî, içtimaî ve kültürel sahalardaki inkişafların gerektirdiği ihtiyaçları tamamen karşılayacak şekilde yeniden tanzim etmek zaru­reti karşısındayız.

Halkın umumî refah ve saadetini temin edecek her türlü teşebbüs ve faali­yeti vazife edinen modern devlete tahmil edilmiş bulunan çeşitli hizmet­lerden halkın mümkün olduğu kadar yakından ve kolaylıkla istifade edebilmesini sağlayacak idare teşkilâtına ihtiyaç olduğu gibi bu teşki­lâtın faaliyet sahasını yin ebu telâkkiye göre tahdit etmekte fayda var­dır.

Umumî nüfusumuzun vüzde 74.8'ini teşkil eden köy halkına en yakın idare kademesi nahiye olduğuna göre âmme hizmetlerini mümkün ol­duğu kadar halkın yakınma götürmek için evvelemirde nahiye teşki­lâtına ehemmiyet vermek icap etmektedir. Bugünkü nahiye teşkilâtı­mız ise ihtiyacı karşılamaktan uzaktır.

Hâlen 17 milyona yaklaşan vatandaş kütlesinin sakin olduğu 34369 köyden 18079'u doğrudan doğruya vilâyet veya kaza merkez nahiyele­rine, 16290 tanesi de mülhak nahivelere bağlı bulunmaktadırlar. Ger­çi bunlardan birinci kategoriye dahil olanlar bağlı bulundukları vilâvet veya kaza merkezlerinde müracaat edebilecekleri bütün idare teş­kilâtı mevcut ise de, bu köylerden bir kısmı vilâyet veya kaza merkez­lerine uzak mesafelerde bulunduklarından bilhassa arızalı mmtakalarda yasayanlar bu uzun mesafeleri meşakkatle katetmek mecburiye­tinde kalmaktadırlar.

İkinci kategoriye dahil olan 16290 köyde oturan vatandaşlar ise daha zor bir durumda bulunmaktadır. Bu köylerde vatandaşların müracaat edebilecekleri en yakın idare kademesi olan nahiyelerin çoğunda    bir üzere Sakarya namı ile bir vilâyet haline getirilmesi uygun görülmüş­tür. Diğer taraftan, bağlı bulundukları Malatya vilâyet merkezinden şarktan garbe doğru uzanan tahminen 90 kilometre genişliğinde olup bâzı noktalarda 3 bin küsur metre yüksekliğe ulaşan anti toros silsilesiyle ayrılan ve ayrı iklim şartlan arzeden ve bu tabiî arıza dolayısiyle Malatya merkezi ile iktisaden münasebetleri bulunmayan ve bilhas­sa kış mevsiminde muvasalaları kesilen Adıyaman, Kâhta. Gerger ve Besni kazalarının Malatya'dan alınarak ayrı bir vilâyet haline getiril­mesi, bu mmtaka halkının maruz bulundukları müşkül durumu islâh ve sözü geçen bölgenin iktisadî inkişafını sağlamak bakımından zaru­rî görülmüştür.

Bundan sonra ayni mevzu üzerinde konuşan hatipler, hükümetin bu isabetli kararından dolayı memnuniyetlerim bildirdiler. Bu arada C. H.P. Malatya mebusu Nüvit Yetkin de söz alarak, Adıyaman'ın vilâyet olması keyfiyetini memnunlukla karşıladığını, bu kazanın zaten evveldenberi bir 'vilâyet merkezi olmaya her bakımdan hak kazandığını ifa­de etti ve bazı gazetelerde bu mevzu üzerinde yapılan neşriyatı da ba­his konusu ederek, siyasî bakımdan ileri sürülen mütalâalara inanma­nın doğru olmayacağını, Adıyaman kazasının vilâvet haline geçmesi meselesinin çok eski bir dâva sayılabileceğini belirtti.

Bazı mebuslar lâyihanın tümü üzerinde konuşurlarken, kurulacak olan Adıyaman vilâyetine dahil bulunan Besni kazasının, yakınlığı dolayısiyle Antep vilâyetine bağlanmasını ileri sürdüler. Dahiliye komis­yonu sözcüsü bu husustaki fikirleri cevaplandırarak. Besni'nin Adıyaman vilâyetinde kalmasının mucip sebeplerini izah etti. Neticede, Besni'nin Anteb'e bağlanmasını tazammun eyliyen takrirler reddolunarak, Adı­yaman'ı vilâyet yapan kanun lâyihası ve bunu takiben de Sakarya vi­lâyeti kanun lâyihası müstaceliyetle kabul edildi.

Büyük Millet Meclisi çarşamba günü toplanacaktır.

Teati edilen Türkiye-Pakistan mesajları:

— Ankara

12 Haziran 1954 de Türkiye-Pakistan dostane işbirliği andlaşmasmın tasdiknamelerinin teatisi münasebetüe Reisicumhur Celâl Bayar tara­fından Pakistan Genel Valisi Gulam Muhammed'e bir mesaj gönderilmişdir. Ayrıca Başvekil Adnan Menderes ile Pakistan Başvekili Muhammed Ali birisi Reisicumhur Celâl Bayar'a, diğeri Pakistan genel valisine olmak üzere aynı mealde birer müşterek mesaj göndermişler­dir Hariciye Vekili Prof. Köprülü de Pakistan Hariciye Vekili Zafrullah Han'a bir mesaj göndermiştir.

Bahis mevzuu mesajların metinleri aynen aşağıdadır:

Ekselans Celâl Bayar

Reisicumhur Sayın Adnan Menderes Başvekil

Ankara

Türkiye ile Pakistan arasındaki dostane işbirliği andlaşmasının tas­diknamelerinin Ankara'da teatisi üzerine meriyete girmesi münasebe­tiyle göndermiş olduğumuz mesajdan çok mütehassis oldum.

Memleketlerimiz arasındaki yakın dostluk ve kardeşliğin yapıcı bir şe­kilde inkişafında mühim bir merhale teşkil etmekle kalmayıp bütün hür milletlerin ve cihan sulh ve emniyetinin nef'ine olarak yeni ufuk­lar açan bu andlaşmanın lâyık olduğu çevhile daima daha tesirli ol­ması ve genişletilmesi hususundaki emniyet ve itimadınızı bütün kal­bimle paylaşmaktayım.

Başarılan bu hayırh eserden dolayı sizlere hararetli teşekkür ve teb­riklerimi arzederken âti için de en büyük muvaffakiyetler elde etme­nizi sanrmiyetle temenni eylerim.

Türkiye    Reisicumhuru Celâl Bayar

Ekselans Mohammed Ali Başvekil

Karaç:

Türkiye ile Pakistan arasındaki dostane işbirliği andlaşmasının tasdik­namelerinin Ankara'da teatisi üzerine meriyete girmesi münasebetiy­le göndermiş olduğunuz mesajdan çok mütehassis oldum.

Memleketlerimiz arasındaki yakın dostluk ve kardeşliğin yapıcı bir şe­kilde inkişafında mühim bir merhale teşkil etmekle kalmayıp bütün hür milletlerin ve cihan sulh ve emniyetinin nef'ine olarak yeni ufuk­lar açan bu andlaşmanın lâyık olduğu veçhile daima daha tesirli ol­ması ve genişlemesi hususundaki emniyet ve itimadınızı bütün kalbim­le paylaşmaktayım

Başarılan bu hayırlı eserden dolayı sizlere hararetli teşekkür ve tebrik­lerimi arzederken âti için de en büyük muvaffakiyetler elde etmenizi samimiyetle temenni eylerim.

Celâl  Bayar Türkiye  Reisicumhuru

Pakistan Genel Valisi Ekselans Ghulam Mohammed'in, Sayın Başve­kilimizin Pakistan Başvekili ile birlikte gönderdikleri mesaja cevaben başvekilimize hitap eden mesajı.

13 Haziran tarihli müşterek telgrafınızdan çok mütehassis oldum. Böy­le dostane bir hava içinde mevdana getirdiğiniz dostluk andlaşmasın-dan dolayı en samimî ev kalbi tebriklerimin kabulünü rica ederim. Müşterek işbirliğinizîn ve alınmasına karar verdiğiniz ve gittikçe yük Libya Başvekili Esseyid Mustafa Ben-Halim, beraberinde Maliye Vekili Doktor Ali Nureddin Aneyzî ve Hariciye Veziri Doktor Abdülselâm Busayrî olduğu halde, Türkiye hükümetinin davetine icabetle Anka­ra'ya resmî bir ziyaret yapmışlardır. Türk hükümetinin misafirlerine refakat edenler arasında Libya Hariciye Vekâleti müsteşarı Esseyid Süleyman Cerbî de bulunmakta idi,

Libya devlet adamlarının 21 haziranda başlayan Ankaradaki ikamet­leri 24 haziran sabahı nihayete ermiştir.

Ziyaretleri arasında Libya devlet adamları Büyük Millet meclisinin bir celsesinde hazır bulunmuşlar, Meclis reisi Refik Koraltan kendilerine hoş geldiniz demiş ve misafirler meclis tarafından uzun uzun ve hara­retle alkışlanmışlardır.

Misafirler Cumhurreisi Celâl Bayar tarafından kabul olunmuşlar ve Başvekil Esseyid_ Mustafa Ben Halim Cumhurreisine hükümdarı celâ-letmaap kral I. İdris Es-Seneusî'nin şahsî bir mesajını tevdi etmiştir.

Bir taraftan Libya Başvekili ve Mesai arkadaşları, diğer, taraftan Baş­vekil Adnan Menderes ve yanında Başvekil Muavini Patin Rüştü Zorlu. Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü ve Maliye Vekili Hasan Poiatkan ve Hariciye Vekâletinin ilgili yüksek memurları arasında uzun müza­kereler cereyan etmiştir.

Türk ve Libya milletlerarasındaki an'anevî kardeşlik münasebetlerine yakışan en büyük bir samimiyet içinde cereyan eden bu müzakereler sırasında devlet adamları dünya şartlarını ve Orta-Şark'taki vaziyeti bilhassa iki memleket arasındaki münasebetleri tetkik etmişler ve Türkiye-Libya işbirliğinin imkânlarını  araştırmışlardır.

İki memleketin müşterek alâkalarının bulunduğu bölgedeki vaziyet bakımından noktai nazarlarının tanı bir mutabakat halinde olduğunu müşahede   etmekle bahtiyarlık duymuşlardır.

Sulhun ve milletlerarasında anlaşmanın takviyesine yardım hususun­da en iyi niyetlerle mütehaili olarak bu maksatla işbirliği yapmağa ka­rar vermişlerdir. Bu işbirliği sulh dâvasına fiilî bir şekilde hizmet et­meğe kararlı iyi niyet sahibi memleketler camiası dahilinde Libya'ya müzaheretini de tazammun etmesi hususunda mutabık kalmışlardır.

Asıl Türkiye-Libya münasebetleri mevzuunda ise devlet adanılan sıkı Türk-Libya dostluğunun esasını teşkil eden feragat zihniyetiyle bilgi ve tecrübeden memleketlerinden birlikte faydalanılması hususuna azamî hız vermeği kararlaştırmalardır Bu karar kültürel ve iktisadî münase­betler sahalarında da tatbik olunacaktır.

Devlet adamları müzakerelerinin son derece yapıcı karakterinden do­layı beyanı memnuniyetle sıkı teması muhafaza etmeye ve iki memle­ket arasında devlet adamlarının karşılıklı ziyaretlerde bulunması husu­lünü geliştirmeye karar vermişlerdir.

Büyük Millet Meclisi Müzakereleri 21 Haziran 1954

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Refik Komitanın    reilsiğinde

toplanarak, ruznamedeki maddelerin müzakeresini yapmıştır.

Riyaset divanının heyeti umumiyeye maruzatı meyanmda bulunan, mebuslardan bazılarına izin' verilmesi hakkında Türkiyede Büyük Mil­let Meclisi riyaseti tezkeresi okunduktan sonra, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun lâyihasının müzakeresine geçilmiştir.

Lâyihanın esbabı mucibesinde şöyle denilmekteydi;

«1683 sayılı askerî ve mülki tekaüt kanunu hükümlerine göre, 25 fiilî hizmet yılını dolduranların arzulan üzerine ve 65 yaşını bitirenlerine de dairelerince re'sen tekaüde sevkedilmeleri kabul edilmiş ve bu ka­nunda âmme hizmeti ifa eden memurlar arasında, tekaütlük bakımın­dan, bir tefrik ve istisnaî muamele yapılmamıştı.

5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti emekli sandığı kanununda ise,

a)Fiilî hizmet müddetleri 30 yılı ve yaşları 55 i doldurmuş olanların
istekleri üzerine,

b)30 hizmet senesini bitirmiş olanlarla hizmet müddetleri ne    olursa
olsun 60 yaşını doldurmuş bulunanların kurumlarınca re'sen,

Emekliye ayrılabilecekleri kabul edilmiş ve ancak,

Dîvanı muhasebat, devlet şûrası, temyiz mahkemesi reis ve azalan ile divan muhasebat müddeiumumisi, başkamın sözcüsü, Cumhuriyet başmüddeiumumisi, Üniversite Ordinaryüs Profesör ve Profesörleri, se­çilmiş Belediye reisleri, Vilâyetlerin daimî komisyon azalarından 30 hizmet yılını tamamlamış olanlar bu hükümden istisna edilerek bun­ların 30 hizmet yılını bitirmiş olmalarına rağmen diğer memurlar gibi tekaüde sevkedilebilmeleri imkânı kaldırılmış ve hattâ asgari yaş had­di de 65 olarak tesbit edilmiştir.

Son olarak, esaslı ve devamlı bir âmme hizmetinin ifasını teminen 30 hizmet yılını 25 seneye indiren 6122 sayılı kanunda da bu istisna aynen muhafaza edilmiştir.

Gerek 5434 sayılı ve gerekse 6122 sayılı kanunların mucib sebepleri arasında bu farklı .ve istisnai muamelenin tatmin edici bir izahına rastlanamamıştır.

Hulasaten, bugün mer"i olan tekaütlük hükümlerine göre, 25 fiilî hiz­met yılını dolduran memurlardan, hâkimler de dâhil olmak üzere, vazifelerinde gerekli faaliyet ve muvaffakiyeti gösteremedikleri için artık kendilerinden istifade edilemiyecekleri anlaşılanların kurumla­rınca (dairelerince) re'sen tekaüde sevk edilmeleri, mümkün bulundu-

Lâyihanın heyeti umumiyesi üzerinde söz alan muhalefete mensup mebuslar, lâyihanın Teşkilâtı Esasiye Kanununa aykırı olduğu, memur­lar arasında bir tasfiye yapmak gayesi güttüğünü, hakim teminatını zedelediğini, üniversite muhtariyetine zarar verdiğini, emeklilik yaş haddini ileri alarak haksız bir durum yarattığını, ve bunun siyasî te­sirler tahtında meclise getirildiğini ileri sürerek reddedilmesini istemiş­lerdir.

Muvakkat encümen reisi de bu iddiaları cevaplandırarak lâyihanın üniversite muhtariyeti ve hakimlerin teminatı ile asla alâkası olma­dığını, mevzuda yalnız emekliliğin 25 seneye indirilmiş bulunduğunu ve mezkûr kanunun asla bir tasfiye kanunu mahiyetini taşımadığını, kanunu hizmette devam suretiyle bir nevi yorgunluk halinin hizmete vereceği kusuru bertaraf etme yolunda bir imkân hazırladığını ve bu bakımdan hukuk ve kanun anlayışı ile, emeklilik hukuku ile, memur ve hizmet anlayışı ile ve nihayet bütün bunlardan dolayı teşkilâtı esa­siye kanunu ile uygun olduğunu ifade etmiştir.

Bundan sonra  celseye onbeş dakika ara verilmiştir.

İkinci celse, Reisvekillerinden Tevfik İlerinin reisliğinde açılmış ve lâ­yihanın tümü üzerinde konuşmak üzere Adliye Vekili Osman Şevki Çiçekdağ söz almıştır.

Osman Şevki Çiçekdağ, kanunun büyük bir ihtiyaç ve zaruretin ifade­si olarak Meclise getirildiğini söyledikten sonra bunun Teşkilâtı Esasi­ye Kanunu, hakimlerin teminatını, üniversite muhtariyetini haleldar edecek hiç bir noktası bulunmadığını izah etmiş bu kanunla sadece bir amme hizmeti deruhde eylemiş olan memurun amme hizmetini ifa ettiği devlet şubesinde artık çalışamaz bir hale geldiği zaman onu mil­let hizmetinden affetme yolu tutulduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Biz çalışmayacak durumda olan arkadaşı hizmetten uzaklaştırmak ve onun yerine hizmet aşkiyle, heyecaniyle çırpman vatandaşı getire­rek onun hizmetlerinden memleketi müstefit ettirmek istiyoruz. Yok­sa memurlarımızı politik baskı altında tutmak, siyasî tesir altına al­mak, bilmem hâkimlere ve ilim adamlarımızın sellü seyfetmek aklı­mızdan, aklımızın ucundan dahi geçmez ve geçemez. Biz bu memle­ketin adalet hizmetinde, irfan 3'olunda, kaza yolunda bu memlekete hayırlı hizmetler ifa etmiş tertemiz, mümtaz, ehliyetli, kudretli arka­daşlarımıza bağrımızı açarak onları hürmetle tutmakta ve kendileri­nin hizmetlerinden istifade ederek sertac etmekteyiz. Gayemiz, amme hizmetini düzene koyma, milletin istediğini yapmaktır. Biz milletin iradesinin izi üzerindeyiz.»

««Anayasaya aykırıdır diyorlar. Maddeyi okudum. Bir hâkim temyiz mahkemesine irtika edince, devlet şûrasına geçince, divanı muhase­batta aza ve reis olunca, üniversitede profesör, ordinaryüs profesör o-lunca bunların emeklilik kanunundaki istisnaî hükümden istifade et­mesi, onlann tekaütlükleri mutlaka anayasanın hükümleri mucibince olması lâzımgelir. Anayasada tekaüt ibaresi, muamelesi hakkında en ufak bir kayıt -gösteremezler. Binaenaleyh Teşkilâtı Esasiye Kanununun bu bahiste ileri sürmek dahi bence isabetten âridir.

Sözlerimin başında arzettim arkadaşlarım, endişemiz endişe-i siyasi­ye değildir, vatana ve millete daha feyizli hizmetler yapmak, emel ve endişesidir ve bundan mülhem olarak tasarıyı yüksek huzurunuza ge­tirmiş bulunuyoruz.»

Adliye Vekilinin konuşmasından sonra kürsüye gelen diğer mebuslar da fikirlerini belirtmişler, neticede bir kifayet takririnin kabul edilmesi ile maddelerin müzakeresine geçilmiştir. Birinci maddenin müzakeresi sırasında, maddenin fıkralarında değişiklik yapılmasını taaammun eyliyen takrirler reddolunmuş, müteakiben lâyihanın bütün maddeleri kabul edilmiş ve neticede lâyiha açık oya sunularak müstaceliyetle kanunlaşmıştır.

Kabul edilen maddeler şunlardır:

Madde 1.- 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununu 6122 sayılı kanunla değişen 39' uncu maddesinin b fıkrası aşağıda ya­zılı   şekilde değiştirilmiştir:

b)  Fiilî hizmet müddeti 25 yılı doldurmuş olanların istekleri üzerine,

Seçilmiş belediye reisleri ve vilâyetlerin daimî komisyon azaları hariç olmak üzere, 25 hizmet yılını tamamlamış olanlar kurumlarınca lü­zum görüldüğünde yaş kaydı aranmaksızın re'sen,

Ceza bakımından takibat veya muhakemeleri yapılmakta olanlardan bu durumda bulunanların istekleri takibat veya muhakemeleri sonu­na bırakılır.

Subay ve askerî memurlarla gedikli subay ve gedikli erbaşların harbe hazırlık devresinde istekleriyle emekliye ayrılma muameleleri, duru­mun aydınlanmasına ve tehlikenin geçmesine kadar geri bırakılabi­lir. Bu devrenin başladığı ve bittiği tarihler icra vekilleri heyetince tesbit edilir.

Subay ve askerî memurlardan, subay ve askerî memur olduktan sonra veya askerî memur olmazdan evvel öğrenci sıfatiyle yabancı memle­ketlerde tahsil veya stajda" bulunarak avdet edenler, masrafları kendi taraflarından ödenmiş ise tahsil veya staja gidiş ve dönüş tarihleri ara­sında geçen müddet kadar, devlet tarafından ödenmiş ise bu müddetin iki misli kadar yukarda yazılı 25 yıl fiilî hizmetten ayrıca hizmet et­medikçe emekliye ayrılmalarını istiyemezler.

Bu fıkra hükümlerine göre re'sen emekliye sevkedilenler hakkındaki kararlar katidir. Bu kararlar aleyhine hiçbir suretle kaza mercilerine başvurulmaz.

Madde 2 — Aynı kanunun 40 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

«İştirakçi veya tevdiatçıların, vazifeleriyle ilgilerinin kesilmesini ge­rektiren yaş haddi 65 yaşını doldurdukları tarihtir. 43 üncü maddede yazılı olanlar dışında, hizmet müddetleri ne olursa olsun 60 yaşını dolduranlar hakkında da kurumlarınca yaş haddi uygunlanabiliı*. Bu vazifelere 65 yaşım dolduranların açıktan veya naklen tayinleri caiz değildir.

Madde 3 — Bu kanun nesri tarihinde mer'ivete girer let ettiği iyi niyeti ve hayırhahlığı nerede görürsek derhal orada teha­lükle teveccüh eylemekteyiz.

Libya milleti ile her zaman kalben bir olmuşuzdur. Beynelmilel mesu­liyetlerini müdrik Libya devleti ile ve onun hükümeti ile, bu kalbî bir­liğimize lâyık müsbet eserler başarabiliriz. Memleketinizin kalkınma­sında, gelişmesinde size müfid olabilmek için imkânlarımız dahilinde herşeyi yapmağa amadeyiz. Bunu gayet tabii görmekteyiz çünkü müş­terek tarihimizde birçok Libyalıların Türkiye'de ve birçok Türklerin de Libya'da müşterek bir vatana hizmet edercesine aşk ve şevkle vazife görmeleri bir an'ane teşkil etmektedir ve Türkiye tarihinin tekevvü­nünde Libyalı kardeşlerimizin kıymetli hisseleri vardır. Gerek aramız­daki münasebetler gerek dünya siyaseti sahasında müsavat ve karşı­lıklı itimad içinde gelişecek bir Türkiye-Libya işbirliği bilhassa akde-niz havzasındaki memleketler için çok hayırlı olacaktır.

Kardeş Libya'nın refah, saadet ve tealisiyle, Türkiye Libya dostluğu­nun daima daha faal ve semereli    olmasını    candan    temenni    ederken.

Birleşik Libya Meliki Celâletmaap İdris El-Senussî hazretlerinin sıhhat ve afiyetlerine,

Siz muhterem misafirlerimize, dirayetli maliye veziriniz ekselans Nuri Aneyzî ve daha düne kadar kıymetli mesaisinden burada bizleri istifa­de ettirmiş olan ekselans Abdüsselâm Busayrî ve maiyetinizdeki müm­taz heyet âzası şerefine kadehimi kaldırıyorum.

Libya Başvekili Ekselans Mustafa Ben Halim cevaben aşağıdaki hita­beyi irad etmiştir:

Başvekil Hazretleri, Baylar,

Arkadaşlarıma ve bana göstermiş olduğunuz sıcak kabul sevgili hü­kümdarımızla memleketimize ve mesai arkadaşlarım Maliye Nazın Dr. Aneyzi ve Hariciye Nazın Dr. Dusayri hakkında izhar buyurduğunuz içten gelen, samimî duygular, kahraman Türk milletinin Lİbyaya kar­şı beslediği samimî ve kardeşçe dostluğu bir kere daha tebarüz ettiren unutulmaz bir delil teşkil edecektir.

Celâletmaap hükümdarımız adına, milletimiz ve Celâletmaap Melik'in hükümeti namına en hararetli minnettarlık duygularımızı size ifade etmekle büyük şeref duymaktayım.

Başvekil Hazretleri,

Reisicumhur Ekselans Celâl Bayar'm Celâletmaap hükümdarımıza, Türkiye'yi ziyaretleri hususunda vaki lütufkâr davetleri vesilesiyle celâletmaap melikimizin bu davete verdikleri kıymeti ve bundan mütevellid minnettarlık duygulanm dost Türk milletine iblâğ vazifesini hükümdarımızın arkadaşlarıma ve bana tevdi ederek bahşetmiş olduk­ları şereften ve büyük mazhariyetten dolayı bilhassa bahtiyarım Ce­lâletmaap Melikimiz, sıhhî sebepler dolayısile bu davete derhal icabet imkanını bulamamış olmakla beraber, modern Türkiye'nin basanları­nı ve erişmiş olduğu kudret ve azameti kendilerinin ve milletinin   necelse açıldığı zaman söz alan işletmeler vekili Fethi Çelikbaş, geçen devreden çıkarılan bir kanunla Türk petrollerinin işletilmesine dair anonim bir şirketin kasım ayına kadar kurulması gerektiğini, fakat bütçe kabul'edildikten sonra bu şirketin kurulmasıyla alâkalı olan tahsisatın azalması yüzünden, eldeki mevcut kanunla mezkûr teşki­lâtın kasım ayma kadar kurulmıyacağmı ve bu durum karşısında ka­nunda gerekli tadilâtın yapılması icabettiğini söyliyerek bu şirketin bir an evvel kurulmasını sağlıyacak olan tâdil lâyihasının meclise sevkedildiğini bildirdi. Bundan sonra da mezkûr lâyihanın iktisad, mali­ye, adliye ve bütçe encümenlerinden seçilecek üçer arkadaştan teşkil edilecek muvakkat bir encümende müzakere edilmesini istedi. Vekilin bu talebi kabul olundu. Müteakiben ruznamedeki şifahî suallerin ko­nuşulmasına geçildi.

Şifahî Sualler

Nevşehir kazasına bağlı Avcılar köyü hududu dahilindeki «Göreme» harabelerine lâyık olduğu ilginin gösterilmesi hakkında ne düşünüldü­ğüne dair Devlet Vekilinden sorulan şifahî suali Devlet Vekili Dr. Mükerrem Sarol cevaplandırdı. Dr. Mükerrem Sarol    cevabında    şunları

söyledi:

Arkadaşlarımızın Nevşehir'in Avcular köyü hududu dahilindeki «Gö­reme» harabelerine turistik bakımdan lâyık olduğu ilginin gösterilip gösterilmediği hakkındaki suallerini cevaplandırıyorum.

Evvelâ şurasını arzetmek isterim ki: Nevşehir'in Avcılar köyü hududu dahilinde bulunan «Göreme-Kapadokya kiliseleri», Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünün büyük alâka gösterdiği mevzulardan bi­ridir.

Göreme için yapılanlar sırasiyle şunlardır:

1— 1951 yılında 5000 adet, Les Merveilles de Cappadoce adına {57 sa-
hifelik metin ve 12'si renkli, 53 siyah ve beyaz fotoğraflı ve bir harita-
lı) eser bastırılmıştır. Bu eserden 1951 senesinin altıncı ayından itiba­
ren, basın ataşeliklerimize, elçiliklerimize, turizm teşekküllerine, üni­
versite kütüphanelerine ve yabancı memleketlerden talep edenlere bol
miktarda,

2— 19.11.1952 tarihinde turizm dairesi müdür yardımcısı Raşit Dür-
rüoğlu ile memurlardan Nimet Borovalı ve bir fotoğrafçı    gönderile­
rek Göreme ve Aksaray'daki Selime vadilerinde bulunan Kaya Kilise­
leri turizm bakımından tetkik ettirilmiştir. Neticede de «Le Ravin de
Göreme» adlı 10 bin adet Fransızca 30 sahifelik resimli bir  prospektüs
bastırılmış ve evvelki gibi dağıtılmıştır.

3— 27.7.1953 tarihinde genel müdürlük film servisinden bir ekip gön­
derilerek Göreme'nin 650 metrelik turistik filmi aldırılmıştır.

a)Galatasaray öğretmenlerinden     Ernest     Kambou'ry'ye    Fransızca bir
komanter yazdırılmış ve 680 metrelik bir kopye Fransaya,

b)13.11.1953 tarihinde Rai İtalya televizyon istasyonunda neşredilmek
üzere bir kopye de İtalya'yasın çok uzun ve soğuk devanı etmiş bulunması dolayısile kışlık zer'iy-yat çimlenmeden mart'ın ikinci yarısına kadar toprakta kalmış ve bu suretle yazlık ekim durumuna girmiştir.

Diğer taraftan yazlık ekim de yine kışın mutadtan uzun sürmesi neti­cesi bir ay kadar gecikmiş ve bu yüzden yazlık zeriyyat mayış ortaları­na kadar devam etmiştir. Bu gecikmenin telâfisi için mayıs ve haziran aylarında hava sühuneti ile yağışların çok müsait geçmesi lüzumlu iken maalesef böyle olmamış hava şartlarının bu müşaadeşizliği hubu­batın bilhassa Orta Anadolu bölgesinde yer yer zayıf kalmasına sebe­biyet vermiştir.

2— Trakya bölgesinin son bahar yağışları müsait olduğundan kışlık
ekim ve çimlenme normal geçmiş ise de, kışın şiddetli geçmesi dolayı­
sile verim de normal senelere nazaran bir miktar eksiklik olabileceği
anlaşılmaktadır.

3— Cenubuşarkî Anadolu    bölgesinde kışın şiddetli ve uzun    sürmesi,
cüz'i miktarda istihsal azlığına sebebiyet vermiş ise de, bölge   itibariy­
le istihsal durumunun normal ve hatta bazı yerlerde normalin üstün­
de olacağı tahmin edilmektedir.

Netice itibarile geçen yıl kışın erken başlaması ve uzun sürmüş olması sebebiyle memleket hububat mahsulünde 4-5 haftalık bir büyüme ge­cikmesi meşhuttur ve umumiyetle normal senelere nazaran bu senenin rekoltesinde yüzde 20-25 bir noksanlık görüleceği tahmin edilmektedir. Hubabatımızm inkişaf durumu vekâletimizce yakından takip olun­makta ve eksperlerden teşkil olunan 11 mahsul tahmin ekibi yurdu­muzun muhtelif mmtakalarında çalışmağa başlamış bulunmaktadır. Halkımızın yemeklik ve tohumluk ihtiyaçlarının zamanında ve tama-miyle karşılanması için, iktisat ve ticaret vekâleti, toprak mahsulleri ofisi ve ziraat bankasiyle yakından temas ve iş birliği halinde çalış­maktayız.

Pamuk mıntakalarında:

İlk baharın fazla yağışlı olması dolayısile 1954 yılı pamuk ekimleri geç yapılmıştır. Buna rağmen, bu seneye ait rekolte tahmini zaman iti­bariyle erken olmakla beraber hâlen hava şartları uygun  gitmekte, ol­duğundan bu sene takriben 600 bin hektardan 750.000 balye yani 150 bin ton civarında lif pamuk alınacağı ümit edilmektedir.

Yine kışın şiddetli ve uzun devam etmiş olması dolayısile bilhassa na­renciye, incir ve fıstık yetiştirilen bazı istihsal mmtakalarımızda genç ağaçlarla fidanlarda donmalar görülmüştür. Dondan zarar gören bah­çelerin tesis ve verimlendirme borçları tecil ettirildiği gibi yeniden ih­ya' kredileri açtırılması da temin olunmuştur.

Diğer taraftan donlu günlerin daha evvelden tesbiti ile buna karşı ted­birler alınması gibi teknik hususlardaki çalışmalarımıza da ehemmi­yetle devam edilmektedir.

Sual sahibi vekil verdiği izahattan dolayı teşekkür etti. Bundan sonra ruznamedeki kanun lâyihalarının müzakeresine geçildi.

Başvekil hatiplerden birinin 12'nci maddeye yeni bir hüküm tedvin et­menin anayasaya muhalif olacağı sözünü bahis konusu ederek ikide birde uzaktan yakından alâkası olmayan meselelerin dahi anayasa ile irtibatlandırmak suretiyle anayasayı davada bir silâh olarak kullan­manın doğru olmadığına kani bulunduğunu söyledi ve 12'nci maddeyi zikredip tefsirini yaptıktan sonra tatbikatta bugün mevcut durumu da bahis konusu etti ve bugünkü mevzuata ilâveten yeni bir hüküm ge­tirilmediğini bildirerek sözlerine son verdi.

Müteakiben diğer maddeler de kabul olunarak lâyiha müstaceliyetle kanunlaştı. Kabul edilen maddeler şunlardır:

Madde 1 — 5545 sayılı milletvekilleri seçimi kanununun 35, 71, 89, 91, 109, 110, 135 ve 166 ncı maddeleri aşağıda yazılı şekilde değiştirilmiş, 45 ve 46 ncı maddeleri kaldırılarak yerlerine aşağıda yazılı maddeler ikame edilmiştir.

Madde 35 — Seçilme yeterliğine sahip her vatandaş milletvekilliğine adaylığını koyabilir. Siyasî partilerin genel merkezlerdeki yetkili or­ganları bu partilerin teşkilâtı bulunan seçim çevreleri için, o çevre­nin seçebileceği milletvekili sayısını geçmemek üzere aday gösterilebi­lirler.

Bir siyasî partinin aday listesine girmiş bulunan kimse, diğer bir si­yasî parti tarafından herhangi bir seçim çevresi için aday gösterilemiyeceği gibi müstakillen adaylığını da koyamaz. Muhtelif siyasî partiler müşterek liste halinde aday göstermezler. Hiçbir siyasî partiye intisabı olmıyan kimsenin her hangi bir siyasî parti tarafından aday gösteril­mesi kendisinin yazılı muvafakatine bağlıdır.

Bir siyasî partiye adaylık için müracaat edip de o parti listesinde her hangi bir sebeple yer alamıyan kimse hiçbir seçim çevresinde o se­çimde müstakillen adaylığını koyamıyacağı gibi başka bir parti tara­fından da aday gösterilemez. Ve seçilemez.

Elli seçmenin oturdukları yer muhtarlığınca tasdikli imzalarını taşı­yan yazılı müracaatları île bir kimsenin aday gösterilmesi mümkün­dür. Bu takdirde aday gösterilen kimsenin de bu hususta yazılı ve no­terden tasdikli olarak muvafakatini bildirmesi şarttır.

İl ve ilce seçim kurullarında vazife kabul eden hâkimlerin bu seçim çevresinde ve yüksek seçim kurulunda vazife kabul eden temyiz mah­kemesi ve devlet şûrası mensuplarının bütün seçim çevrelerinde ikinci dereceye kadar (ikinci derece dahil) kan ve sihri kısımları adaylıkla­rını koydukları veya aday gösterildikleri takdirde, bunlar seçim kurullarındaki vazifelerinden istinkâfa ve keyfiyeti derhal Adliye Vekâleti­ne bildirmeye mecburdurlar.

Devlet, Vilâyet, özel idare ve belediyelerle bunlara bağlı daire ve mü­esseseler ve iktisadî devlet teşekküllerinde memur ve hizmetli olarak çalışanlarla hâkim sınıfından sayılanların genel ve ara seçimlerin başlangıcından altı ay önce, seçimin yenilenmesine veya ara seçimle­rinin vaktinden evvel yapılmasına karar verilmesi halinde ise yenilen­menin ve kararın ilânından başlıyarak yedi gün içinde istifa etmedik

Başvekil Adnan Menderes, metnini ayrıca vermiş olduğumuz bir ko­nuşma yaptı. Müteakiben Dahiliye Vekili Dr. Namık Gedik lâyiha üze­rinde teknik malûmat verdikten sonra sözlerini şu şekilde bitirdi:

Bir defa daha yüksek heyetiniz huzurunda şunu arzetmek isterim: İktidar olarak ve hükümet olarak manevî hamurumuzda intikamın mayası yoktur, arkadaşlar.

Böyle bir hisle katiyen hareket etmemekteyiz. Bizim hamurumuzda içimizde memlekete seyyanen hizmet etmekle yanan bir ateşin ışıkla­rı ile istikbale doğru açılmış olan yol vardır. Biz bu yol üzerinde gidi­yoruz. Hükümet olarak yaptığımız bütün tatbikatta mülhem olduğu­muz - çok samimî olarak ifade edeyim - işte budur. Bunu vazıh ve sami­mî bir şekilde ifade ettikten sonra şunu da yine arzetmek isterim ki bu yürüdüğümüz yolda hissimizi bu küçük, ufak tefek engellerle asla-hükümet olarak değiştirmiyeceğiz ve tatbikattan aldığımız ilhamlarla halkın hizmetinde yürüyeceğiz. Yoksa siyasî bir istismardan mülhem tazyik altında hareket eden hükümetler tatbikat yapamaz ve millete hizmet edemez arkadaşlar.

Neticede, Nevşehiri vilâyet yapan kanun lâyihası kabul edildi. Kanun­da şöyle denilmekteydi:

«Madde 1 — Kırşehir vilâyeti kaldırılmıştır.

Madde 2 — Niğde vilâyetine bağlı Nevşehir kazası merkez olmak ve (Nevşehir) adıyla anılmak üzere yeniden bir vilâyet kurulmuştur.

Madde 3 — Nevşehir kazasını ihtiva eden Nahiye, kasaba ve köyler Nevşehir vilâyetinin merkez kazasına bağlanmış ve bugünkü Kırşe­hir merkez kazasını ihtiva eden nahiye, kasaba ve köylerden terekkü-betmek üzere Kırşehir adıyla yeniden bir kaza kurularak bu kaza ile eski Kırşehir vilâyetinin Avanos, Kozanlı, Mucur, Hacıbektaş ve Niğde vilâyetinin Gülşeîıir ve Kayseri vilâyetinin Ürgüp kazaları Nevşehir vilâyetine. Kaman kazası Ankara ve Çiçekdağ kazası da Yozgat vilâyeti­ne bağlanmıştır.»

Büyük Millet Meclisi cuma günü toplanacaktır. Başvekil Adnan Menderes'in Birinci konuşması:

— Ankara

Başvekil Adnan Menderes, bugün Büyük Millet Meclisinde, seçim ka­nununun bazı maddelerinin tadilini derpiş eden lâyihanın müzakeresi esnasında söz almış ve daha evvel konuşan muhalefet hatiplerini ce-vablandırmıştır.

Başvekil, evvelâ, muhalefet adına yapılan konuşmaların teşrii faali­yetle hiç bir alâkası bulunmayan bir mahiyet taşıdığını belirtmiş, gü­dülen tek hedefin Demokrat Partiye bühtanlarda bulunmak teşkil et­tiğini söylemiş, bundan sonra da, muhalefet hatiplerinin «sırf milletin itimadını lâyık olduğu için kendilerince gaddar kesilmiş farzediîen de­mokrat partiye karşı içlerinde mevcut hınca serbestçe cereyan vermek beğeniyoruz demek mürevvetini göstermedi ise, bugün de yeni devrede işe henüz başlarken, ne getirirsek aynı tarzda hepsini külliyen red ve inkâr etmek yolundadır. Bu yoldan vazgeçmiş değillerdir. Bu, mem­leket nam ve hesabına esef edilecek bir hâdisedir. Bu fikirlerin, itiyadlann ve siyasî ahlâkın nasıl donmuş olduğunu, akıllarının milletin kahir sillesiyle dahi başlarına nasıl hâlâ gelmediğini gösterir. Memle­ket nam ve hesabına esef edilecek nokta   sadece   budur.

Bu parti bu memlekette tek parti hâkimiyetini uzun zaman devam ettirmiştir. Bu insanlar, bütün dünyada demokratik idarelerin zaferi ilân olunduğu, milletçe demokratik hürriyetler için kıyam edildiği za­manlarda onları millete vermemek için vatandaş" haklarının üzerinde çöreklenmekte devam edebilmek için ellerinden gelen hiçbir tedbiri fetetmemiş oldukları halde, iktidardan düşer düşmez, bizi alt etmek için türlü tedbirlerle hürriyetin bir günde âşıkı haline gelmişlerdir. Yeni Türkiye siyaset nevzatlarma bu fikri telkin etmek ve bu itiyadlarının esiri kalmaktan da bir an için fariğ olmamağa.karar vermişlerdir.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra müzakere edilmekte olan ka­nun lâyihasına temasla şöyle demiştir:

«Türk efkârı umumiyesine arzetmek isterim ki, getirdiğimiz tasarı hiç bir partinin lehine ve hiçbir partinin aleyhine müteveccih değildir. Bu, sadece ahlâkiliği ve memlekette manevî huzuru temine matuf ol­manın ötesinde en küçük bir gaye dahi takip etmemektedir. Bunun aksini ispat edebilene aşkolsun demek lâzımdır. Ben bunu ispata ka­dir olabileceklerine katiyen kani değilim.»

Başvekil, görüşülmekte olan kanun lâyihasının mahiyetini bu suretle tavzih ettikten sonra halk partisinin geçenlerde neşrettiği bir beyan­nameyi de bahis mevzuu etmiştir. Bu beyannamede, seçim kanunu hakkında Başvekille konuşmak istedik, Başvekil bizi kabul etmedi, denilmektedir. Bunu söyledikleri ve istedikleri zaman, kanun lâyihası­nın meclis komisyonlarında müzakere edilmekte olduğu zamandır. Fakat onlarca meclis komisyonlarının, meclis umumî heyetinin ehem­miyeti yoktur. Demokratik telâkkiye bakınız ki lâyiha komisyonlarda müzakere edilmekte iken, gelecekler, Başvekille konuşacaklar, bir ilim heyeti ile görüşecekler, rneselyi orada halledip işi bitireceklerdir. Bu, onların demokratik telâkkileri üzerinde bir not vermeğe kifayet edecek bir müşahdedir.

Başvekil sözlerine şöyle devam etmiştir:

Yine1 .bu beyannamelerinde, bir ilim heyetine gidelim, denilmektedir. Hangi ilim heyeti? Yine sizlerin dört seneden beri birden ibre vurdu­ğunuz, batırıp mahvettiğiniz, en ufak bir haysiyetini bırakmadığınız, böyle kanun olmaz dediğiniz seçim kanununu yapan bir ilim heyeti değil mi idi? Bunun dahi farkında değillerdir. Bu siyasî parti, hakika­ten her türlü siyaset dirayetinden ve kiyasetinden tamamiyle mahrum görünmektedir. Böyle bir partiye acımak lâzımdır. Dört sene sabah akşam böyle kanun olmaz de, hâlâ da demekte devam et, ondan sonra da bu kanunu yapan ilim heyetine gidelim, ondan fetva alalım tale­binde bulun. İçine düştükleri tezadın ne dereceye kadar hazin ve elim olduğunu ben söylemesem, hâlâ fark etmiyeceklerdir.

dan, yüzde yüz demokrat parti aleyhinde idi. Hatta o zamanki matbu­atın umumî manzarası da, bazı sebeplerle bizim aleyhimizde idi. Bu­sene evvel, bir demokrasi inkılâbı vukua gelmişti. Matbuatın, bundan bir takım ümit ve temennileri olabilirdi. Bunların tahakkuk etmediği zehabına düşülebilirdi. İşte, böylece, 1951 eylülüne gelindiği zaman, matbuatı, tamamen demokrat parti aleyhinde bulduk. O günler mat­buat, «Allahını seven Demokrat Partiye rey vermesin» ibaresi ile telhis olunabilir bir manzara arzetmekte idi. Böyle bir vaziyette iken 1951 seçimlerini yaptık ve bu seçimleri, Demokrat Parti kazandı.

Başvekil, bundan sonra, bugün radyodan kaldırılacak olan konuşma hakkının mahiyetini anlatmış, bunun dört senede bir kullanılacak bir hak olduğunu tasrih etmiş, güya böyle on dakikalık bir konuşma ile Demokrat Partinin dört senelik idaresinin bütün köylere kadar nüfuz eden çalışmaları ortadan silinecek, sadece radyoda on dakika konuş­makla bütün işler olup bitecek buna imkân yoktur, demiş ve şöyle de­vam etmiştir:

İşte muhalefetin elinden alman böyle bir silâhtır. Fakat onlara göre, bundan sonra muhalefete, kelime şahadet getirmek düşmektedir. Böyle konuşmak, bu yüksek kürsünün ehemmiyet, ciddiyet ve kudsi-yetiyle mütenasip olmayan mübalağalardır.

Yeni mevzuata göre, radyoda Demokrat Parti konuşmıyacak, başka partiler de, Halk partisi de konuşmıyacaktır. Buna itiraz eden yoktur. Hükümet halka icraatını söyler, fakat objektif olarak söyler, diyorlar. Demek oluyor ki hükümetin objektif olarak söylemesinde itirazları yoktur. Objektif olarak söylemediği zaman ise, milletvekilidirler, grup­ları vardır, bir parçayı ele alırlar, işte sizin neşriyatınız, bir hükümet böyle konuşmaz, derler.

Prensipte mutabıktırlar. İki parti de radyoda konuşmıyacaktır. Fakat hükümet parti değildir. Vakıa hükümet bir partinin içinden çıkar ama hükümet olduktan sonra büsbütün başka bir teşekkül haline gelir. Hükümet, hâlâ kabul etmek istememelerine rağmen, onların da hü­kümetidir. Eğer hükümet olarak konuştuğumuz zaman hükûmetliğe yakışır şekilde konuşulmamışsa, bunun telâfisi mümkündür. Elbette sizler de vicdan sahibisiniz. Elbette milletin bir efkârı umumiyesi var. Eğer gözümüzden kaçmış bir neşriyat varsa, bize hatamızı tashih et­mek mürüvvetini göstersinler. Bundan bahtiyarlık duyacağız.

Başvekil, bundan sonra, bu tedbire niçin lüzum görüldüğünü izah et­miş ve demiştir ki:

Bu tedbire niçin lüzum görüldüğünü soramıyorlar ve biz radyoda hep iyi konuştuk diyemiyorlar. Kayıtlar elimizdedir. O kadar kötü konuş­tular ki devletin bir vasıtası basma yalnız onları değil bütün partileri bir müddet için getirmemek, bir zaruret haline geldi. Bu memlekette devletin radyosunda, devletin bir organı olan hükümet bu derecede terzil edilecek olursa bir zaman sonra işlerin nereye varacağını tesbit etmek mümkün olmaz. Biz hakkmıızdan fariğ olursak, onlar da konuş­mamak mecburiyetine veya mahrumiyetine, hiç olmazsa bir müddet için ve dünün tatbikatını, daha dün konuştuklarını hatirlıyarak, kat­lanmak lütuf ve keremini göstersinler.  Bir devlet radyosundan böyle

Görüyorsunuz ki bütün bu kabahatlerimizi biz, daha evvel vatandaşla­rın gözleri önüne serdik ve vatandaşların huzuruna açık bir siyasî ahlâkla çıktık. Rey nasıl tecelli ederse etsin, mutlaka bu memleketin hayrınadır kanaatini besliyerek, huzur ve emniyet içinde seçimlere gittik. Ve bu seçimlerden döndük ve buraya geldik, hâla rejim buhra­nı sözleri, memleketi yıkıyorsunuz, teraneleri, bunları artık bırakalım.

Radyoda konuşmanın, meydanlarda konuşmanın âdabını öğrenelim, on­dan sonra hak istiyelim. Bugün muhalefetin partileri işte bu sebepten dev­let radyosunu kullanmaktan mahrumdurlar, eğer delillerini isterlerse, ko­nuşmalarını gözden geçirmek kâfidir. Vatan elden gidiyor. Bunu kaç defa bu kürsüden de söylemediler? Hangi kanunu getirdik de bu vaveylayı koparmadılar.Müzİîm   emellerden,   kötü   emellerden   bahsetmediler? "

Şimdi birisi hatırlattı, D. P. de seçim kanununa beyaz rey verdi dedi. Evet, bu, D.P. nin lehine kaydedilecek en büyük mürüvvet nişanesidir. Ben, böyle rejime taalluk eden bir hususta, yahut da her hangi başka bir mevzuda Halk Partisinin D. P. ye iştirakini görmedim. Çünkü iktidarla «şu noktada bu noktada beraberiz» demek, kendilerince mevcudiyetlerinin inkârı demektir.. Ancak mücadeleci bir tavır ve vaziyet takındıkları tak­dirde mevcut olabilecekler mi, fakat herhangi bir mevzuda beraber gö­rünmek ve normal bir muhalefet yoluna gitmenin kendileri için yok ol­mak demek olacağını kabul ettiklerinden dolayı böyle bir sakim.yol tut-muşlaıdır. îşte bugün .gösterilen manzara da maalesef bu sakim yolda de­vam edilmek istenmesinin bir delilini teşkil ediyor.

Başvekil, bundan sonra, tek liste hâkimiyeti iddiasını cevablandırmış ve bu mevzuda şöyle demiştir:

Bu tek liste hâkimiyetini de nereden çıkardılar bilmiyorum. Biz, seçim­lerde herhangi bir liste dalaveresi ile kazanmağı aklımızdan geçirmedik, iki türlü listeyi hiçbir Vilâyetimizde tatbik etmedik. Bu, aklımızın kena­rından bile geçmedi. Fakat onlar meselâ bir Eskişehir için 12 tane mürettep liste ortaya çıkardılar. Neden 12 tane liste? Çünkü, her kazada 'her semtte, sevilen, sevilmeyen vardır. O kazada veya semtte, sevileni koy­dular, sevilmiyeni sildiler. Bunun âdeta logaritmasını icat ederek «seçim­lerde üç beş, kişiyi daha kazanabilir miyiz» diye mütemadiyen bocaladılar. Karma liste dâvası, buradan çıkmıştır. Bu, siyasî haksızlığın bir delilini teşkil eder. İşte tasarı bunu önliyecektir.

«Seçmen, listesine hâkim olmalıdır» diyorlar. Bu kanun, seçmen, listesine hâkim olmalıdır demiyor. Seçmen kâğıdını eline alır, istediğini yazar. Yazamazsa yazdırır. Seçmen o anda büyük bir liste yazamamış, o anda yazmazsa, akşamdan yazdırsın. Onu da mı yapamaz? Seçmen dört senede bir bu şekilde bir vazife yapacaktır. Birkaç isim bir araya getirip yaz­mağa mecburdur. Bu, vatanî bir vazifesidir.

Her halde şurası muhakkaktır ki, bu mevzuda konuşurken, «âmme hak­ları kayboluyor, vatan elden gidiyor» demek, habbeyi kubbe yapmaktır. Buna, bundan daha güzel bir misal elbette olamaz.

Başvekil, müteakiben memurların siyasetle uğraşması meselesini bahis mevzuu etmiş ve şöyle demiştir:

Bu meselede işin içine jurnalcilik girdi. Memurlar ve münevverler aleyhine harekete geçildiği söylendi. Çünkü onların silâhlarınca, Demokrat Parti, aslında memurun ve münevverin düşmanıdır. Bunu böyle farzetti-ler ve kendilerini aldattılar. Ümitlerinin hiç birisi tahakkuk etmedi.

Biz, ne yapıyoruz? Memura diyoruz ki eğer mebus olmak istiyorsa, altı ay evvel istifa etsin.

Tabii kendi arzusuile, ihtiyarî olan bir külfete katlansın. Ondan sonra eğer talü yaver olursa milletvekili olsun.

Onlara göre, Bu böyle olmamalıdır; ya nasıl olmalıdır? Sivas'taki gibi, kendileriyle anlaşılmalı, bizim valimiz olarak, rızasiyle, orada oturmalı gece silâhlı, gündüz külahlı gezmeli. Hem vali, hem Sıhhiye Müdürü, hem Belediye Reisi, hem Müddeiumumi, hem bilmem ne, bir araya gelmeli, sonâne kadar hareketlerini gizli tutmalı, sonra bir .gün karşınıza çıkmalı. Bunda ne var, çıkarsa ne olur? Amme işleri aksar, haleldar olur. sebebi? Çünkü memur, bunu tasarladığı andan itibaren, artık bir muhalif parti­nin mebusu olmak için imkânlar hazırlama yoluna girecektir. Hele Sivas'­ta olduğu gibi harekete geçtikten sonra, onun hükümet icraatını yerine getirmekteki faaliyeti elbette malûldür. Çünkü kendisi Sivas'tan Millet­vekili olacaktır. Çünkü vali, Müddeiumumi, Sıhhiye Müdürü, Maarif Mü­dürü Sivas'tan milletvekili çıkacaktır. Şimdi, bunların Sivas'tan kazan­maları için, hükümetin, iktidarın 'orada halkça kötü görülmesi lâzımdır. Bunun için ne yapmak lâzımdır? Halka hizmet etmemek lâzımdır. Görü­yorsunuz ki, burada bu adamların mebus olmak menfaati eriyle amme iş­lerinin görülmesi hususu bir tezat halindedir. Şimdi biz bu tezadı orta­dan kaldırmak istiyoruz. Biz burada tamamiyle hasbiyiz, şu bakımdan ki, eğer devlet memurlarının mebus olmak hükmü devam edecek olsaydı, önümüzdeki seçimler ve her zaman için, iktidar bakımından devlet me­murları daha geniş bir namzet kaynağı teşkil ederler, yeni devlet me­murlarından .namzet olarak en geniş istifade edecek olan taraf yine ikti­dardır. Çünkü beraber çalışmaktadırlar. Çünkü zaten ekseriyet kazan­mıştır ve bu vaziyette tekrar ekseriyetle kazanması daha muhtemel gö­rünür. Bunun gibi birçok sebepler, iktidarı bu kaynaktan mahrum edi­yor. Bu kayıttan, muhalefetin daha geniş mikyasta istifade etmesi akla yakındır. Vaziyetin böyle olmasına rağmen, biz bunu kendimiz için gay­ri mümkün hale getiriyoruz, böyle olduğu halde, bunu yaptığımız için, yine bize: «siz amme hakkını; seçilmek hakkını, iyi bir meclis terkibini, hepsini berbadü perişan ediyorsunuz» diyorlar. Bu. katiyen doğru değil­dir. Eğer bu kayıt,' kimin aleyhinde diye mütelea edilmek lâzım gelirse, iktidarın aleyhindedir hükmüne bağlanmak daha ziyade akla yakın gelir.

Bir milletvekili kanunları yaparken muhalefete düşmek ihtimalini de derpiş ederek buraya geldik. Hakikaten iktidarda iken muhalefete düş­mek ihtimalini daima hatırda tutmak icapeder. Ama muhalefette bulunnulduğu zaman muhalefette .kalmak ihtimali mevcut olduğunu da hatır­dan çıkarmamak lâzımdır. Biz eğer iktidardan düşmeyi aklımıza getirmeseydik, dört yıllık çok nazik bir devrenin sonunda tekrar Türk mille­tinin itimadına nail olabilmek mazhariyetine kavuşamazdık. Bu göste­riyor ki biz daima iktidardan düşmeyi aklımızdan çıkarmadık ve hizmet­lerimizi ona göre ayarladık. Aksine olarak iktidarda daimî surette, kal­mak için çalışsaydık, 1954 seçimleri bunun tamamen makûsu olurdu bu kaza merkezlerinde de faciayı idame ediyorsunuz demektir. Bu ba­kımdan işin bu derece tiyatrovarî takdim edilmesine, faciaengiz gösteril­mesine tahammülü yoktur. Belki, dediğim gibi, bundan kasaba içinde sa­kin olan bazı vatandaşlar mağdur olabilir».

Başvekil sözlerine devamla, bir zamanlar Aksaray Vilâyetinin ilga edi­lerek kaza halinde Niğdeye bağlanmış olduğunu ve buna benzer örnek­lerin daima mevcut bulunduğunu söylemiş ve son Kırşehir hadisesinin bu şekilde tasvire dahi tahammülü olmadığını bildirerek demiştir ki:

Demek istiyorlar ki bu iş siyasidir. Bu işin siyasî olmadığı hakkında Da­hiliye Vekili arkadaşım izahat verecektir. Fakat bir an için bu noktai nazarı hakikattir diye 'kabul edelim, diyelim ki bunun yapılmasında siyasî ma'ksat da vardır. Bugünkü Türkiyenin mülkî taksimat haritasını gözönüne koyacak olursanız, bu taksimatta muhtelif maksatların, bu a-rada siyasî maksatların da mevcut olduğunu kabul etmek yerinde olur. Siyasî maksat mevcut olduğunu bir an için farz edelim. Bu vilâyetin, iç­timaî ve siyasi bünye itibariyle bir anormallik göstermekte olduğunu in­kâr etmek kabil değildir. Türkiyenin hiç bir tarafında, hiç bir vilâyetin­de iki seçimde de yüzde 3 den fazla rey almayan bir partiye mensup bir milletvekili arkadaşın Kırşehirde takip ettiği türlü ivicah siyaset ma­lûmdur.

Beni muhalif mebus olarak alın, hükümet sizi memnun etmek için beni mebus çıkarmamak için, size mütemadiyen baskıda bulunmak mecbu­riyetindedir, diye mebusluk yapar ve böylece halkı ihlal eder, öte ta­raftan da: «Hükümet bana neden zulmediyor» diye söylenir. Hükümet, Kırşehir gibi bir beyabana 50-60 milyonu nasıl sarfeder? Bu beni .gözden düşürmek içindir, der ve devam eder: Ben ağzı çelikli bir mebusum, bina­enaleyh ben müsbet de olsam, menfi de olsam, hükümetler üzerine taz­yik ve tesir yapmak ve neticeler almak kudretindeyim, hatta bu sefer tekrar beni mebus yapın, ben, menfiliğimde de öyle bir kabiliyet imdir ki giderim Bayar'ın elini öperim, Menderese selâm veririm yine Kırşeh-rin amalini terviç etmenin yolunu bulurum.

Eğer bir vilâyetin halkı milletvekilleri tarafından böylesine idlâl edilmiş olursa, hakikatları ifade etmenin bir siyasi tedbir zarureti haline geldi­ğini de kabul etmek yerinde olur.

Başvekil bundan sonra sözlerine söyle devam etmiş, biz Kırşehir için her şeyi yaptık. Ve her şeyi yapmakta devam edeceğiz. Bunda hiç şüphe yok­tur. Kırşehrin kazalarının hiçbirisinde orta mektep yoktu. Hepsini yapı­yoruz. Lisesi yoktu, Lise yapıyoruz. Bu yapılanlar yalnız Kırşehirin mer­kezin değil, Vilâyet olarak kazalarına ve köylerinedir. Bunlar yine 'kaza ve köy olmakta devam edecek, hükümetin merkezden yardımları burala­ra oluk gibi akacaktır. Ömürlerinde görmedikleri devlet hizmeti nimet­lerini, devlet yardımlarını görmekte devam edeceklerdir. O halde bu vaveylaya sebep' nedir? hakikaten, encümende birisi kalktı, bu lehistanın taksimine benziyor, dedi, Bu benzeyiş nerede? Üç devlet bir dev­leti aralarında taksim mi ediyor? Kırşehir, Türkiyenin .tabiiyetinden başka bir tabiiyete mi geçiyor? Kırşehir bundan sonraki muamelelerin­de,  âmme hizmetlerinde  ve köy hizmetlerinde  bir eksikliğe  mi  maruz

Bayram düşünceleri Yazan : Burhan Belge

3/VI/954 tarihlî (Bayram gaze­tesi)' nden

Bu güzel bayram vesilesile, gitmekte oları nesilleri gelmekte olanlarla kar­şılaştırmak hem günün havasına hem de bazı zihinlerdeki pasın temizlenme­sine  hizmet  eder  kanaatindeyiz.

İçimizde, Abdülhamid devrini, yetiş­miş insanlar olarak idrâk edenler var­dır. Bunlar bugün, ailelerin ortasında, kocaman çınarlar gibi yükselen büyük baba ve dedelerdir. Torunları, torun torunları mevcuttur.

Bunlara sorarsanız hatırlayacaklardır ki cülus, velâdet ve bayram günlerin­de konaklar dolup boşalırken ve ga­zetelerin «Tevcihat» sütunlarından sa­ray mensuplarına nişanlar ve rütbe­ler dağılırken, imparatorluk vilâyet­lerinin türlü işlerini gören memurla­rın çoğu, ancak bu gibi günlerde maaş alırlardı. Çünkü hazinenin muntazam maaş ödeme şeklinde bir taahhüdü yoktu. Yahut bu taahhütten yan çiz­mesi, senenin ekseri aylarında usul­dendi.

Donanma, neden ibaret bulunduğu ve işe yarayıp yaramıyacağı meçhul ol­mak ş-artile, Haliç'te yatardı. Şurada ve burada nizamiye yahut redif ta­burlarına rastlanırdı. Zabıtanın büyük bir  kısmı,   alaydan  yetişme   idi.

Ve payitahttaki sefaretler, tercüman iken «Düyunu Umumiye» idaresiyle eski Osmanlı Bankası, imparatorluğun malî muamelâtına el koymuş mües­seseler olarak ihtizar halinde bulunan imparatorluğun başım beklerlerdi.

Fakat, hayat ucuzdu. Konakların düş­kün akraba ile (fukaraya kapılarım aç­ması âdetti. Ve insanların % 195 i gü­neş battıktan sonra, yatıp uyurdu. Masarifi  müstelzim bir hal  olmadığı-


na göre, kazancın, kazanmak için de çalışmanın büyük mânası yoktu.

Bu rahat, bir lokma bir hırka felse­fesinin aşıladığı kanaat terbiyesi sa­yesinde mevcuttu. Başka türlüsünün mevcut olabileceğini kimse bilmediği için de sürüp gitmekteydi. Bugün, 50 ile 60 yaş arasında olanlar, bu çizdiğimiz tabloyu çocuk olarak yaşamışlardır. Bunu, onların da hatır­lamaları lâzımdır. Cemiyetin, o> sıra­da yüksek ve varlıklı katlarından geliyorlarsa, bu rahat mazinin, hafıza­larında birçok renkleri ve kılaptanli, savatlı ve biraz da billûrlu iz ve hatı­raları mahfuz olmak lâzımdır.

Bu nesillerin her ikisi de anlattığı­mız «mazi» ve bunu takibeden mü­him vakalarla kısmen hesaplaşmışlar, kısmen hesaplaşmamışlardır. Fakat, bunların aralarından sıyrılarak yoklolmuş bulunan daha ıgenç nesiller, im­paratorluğun zevalinden bugüne ka­dar olan istihaleleri, ezcümle bu mu­azzam tarihi devrü teslim devresiyle iki cihan harbini hem başka türlü yaşamışlar hem de, istikbal ile mazi'-nin birbirini red ve inkâr edercesine farklı olduğunu sezmişlerdir.

Zaten, yeni Türkiye'nin kuruluşu da, daha çok bunların eseridir. Zira cemi­yetler, sade kendilerini idare edenle­rin ve bunlar tarafından yapılmış mü­dahalelerin zoriyle değil, daha ziya­nı aile hayatının mesnedi kılanların iştirakiyle büyük değişikliklerden ge­çerler.

Cumhuriyet Türkiyesi ve bunu takibetmekte olan kudretli ve müreffeh Türkiye, yine bu sonuncuların eseri olacaktır. Bu, adı geçmeyenlerin bu, hayatı yeni şekillerinde severek ona talip olanların, onun için çalışıp didi­nenlerin eseri olacaktır!

Nitekim, bugünkü devri yedi vaş ile onyedi yaş arasında idrâk etmekte bu­lunan çocuklarımız, birçoğu büyük ve meşhur adam olmadan ve sadece dü­rüst ve muntazam aileler kurmak velayı kendilerine gıpta ediyoruz. Biz de kendileri gibi olmağı ve cömertlik yarışına iştirak etmeği ne kadar is­terdik. Türlü türlü sebeplerle, geri ka­lan gelişmemiz buna henüz imkân ver­miyor, ancak böyle, bir günün uzak olmadığını umuyorum.

Fakat maddi imkânlarımızın darlığı, müşterek dâvaya bütün varlığımızla sarılmamıza mâni . olmuyor. İşbirliği sistemi içinde aldığımız maddi kıymet­lere karşılık, biz de geniş Ölçüde mâ­nevi alâka ve gayretlerimizi insanlığın müşterek emniyet dâvasına katıyoruz Dâvayı benimsemekte, ona hizmet et­mekte, ser âlemine karşı mert, atıl­gan ve basiretli bir siyasete sarılmakta ve hayırlı roller oynamakla Amerika ve Kanada ile bir  hizada  gidiyoruz.

Türk millî siyaseti, tokgözlülük ve ha­riçte macera ve nüfuz aramamak ba­kımından cidden rekor teşkil ediyor. Yakın bir mazinin. Hasta Adamı, bu­günkü hasta dünyanın doktorları ara­sında beîlibaşlı bir yer almıştır.

Siyasi kanaatlerimiz birbirinden ne kadar ayrı olursa olsun, Türkiyenin mert ve fedakâr siyaseti sayesinde el­de ettiği şeref ve itibarın hazzını duy­makta elbetteki beraberiz. Bir devleti muazzama rolüne çıkan ve bu rolü insanlık hesabına en hayırlı bir şekil­de oynayan Türkiyeyi görmek çok şükür hepimize nasip olmuştur. Mil­letimiz için bu manzaradan daha gü­zel bir bayram hediyesi tasavvur ede­bilir misiniz?

Hep birden temenni edelim ki ha­ricî siyasetteki millî tesanüdümüz, diğer sahalara da sirayet etsin ve millî enerjilerimizi asgarî zayiatla kalkın­ma dâvamızın üzerine teksif etmek hepimize  müyesser  olsun...

Azdavayda yeni bir kömürlük pen­ceresi

Yazan : M. F. Fenik

5/Haziran/1954   tarihli   (Zafer)'den

Vatan sathında şimdiye kadar kapalı kalmış bir kömürlüğün penceresi da­ha açılıyor. Azdavay'da yerden     çıkacak kara cevher, Türkiye için yeni bîr nur kaynağı olacaktır.

Bu kömür madeni, 1935 senesinden he­ri malûmdu. Fakat bu servet, 20 seneye yakın bir zamandır uykuda bırakılmış­tır. Öyle ya mademki Karbonifer dev­rinden beri milyonlarca sene uyumuş­tur; bir müddet daha toprak altında istirahat etse ne çıkar?

Dış tediyelerimizi yapabilmek için döviz, döviz diye çırpındığımız zaman­larda döviz kaynaklarımızı, küpte 'al­tınlar gibi saklamışız da, zenginliğimi­zin farkına bile varmamışız, İşte şimdi bunu da işletmek Demokrat Parti ikti­darına nasip olmaktadır.

Birkaç gün evvel, Reisicumhurumuz Sayın Bayar, İşletmeler Vekili ile bu bölgeyi ziyaret etmiş, yapılan çalışma­larla çok yakından alâkadar olmuş, ve burasının Türk Milletinin İstifadesine arzedilmesi için ne icabederse, yapıl­ması için, hiçbir gayretten geri kalmamasını alâkadarlara bildirmiştir.

Size ben, bu yazımda bu seyahatin intihalarını anlatacağım. Vereceğim haberlerden sizlerin de benim kadar büyük bir sevinç duyacağınızı kuvvet­le tahmin ediyorum:

Azdavay, Kastomonu'ya 80 kilometre mesafede, küçücük bir kasabadir. Fa­kat buradaki kömür madenleri işlefidiken sonra muhakkak ki birkaç se­ne içinde Zonguldak kadar ehemmiyet kazanacaktır. Çünkü kömürü güzel­dir: boldur, ve kalori bakımından zen­gindir. Karabük'teki yüksek izabe fı­rınlarını işletebilecek kudrettedir.

Simdi Maden Tetkik ve Arama Ens­titüsü, burada iki sondan makinesiyle çalışmaktadır. Koskoca bir hava için makine nedir ?Fakat bize sövlediklerine göre iki makine daha birkaç güne kadar .gelmiş olacak, o zaman, sondaj­lara daha geniş Ölçüde devam edicektir.

Şimdi jeoloji mütehassıslarının yap­tıkları tetkiklere göre, burada İSO mil­yon tonluk bir «reserve» bulunduğu kuvvetle tahmin edilmektedir. Kömü­rün tonunu 25 liradan hesap etsek kıymeti 9 milyar Türk lirasıdır. 180 milyon  tonun  hadi  bilemediniz; yarısı


lahatçı siyasetlerle devam etmelerine imkân kalmamıştır Milletleri muhak­kak ki ikiye ayrıJmiş saflardan birisi­ne katılmak mecburiyetinde bulun­maktadırlar. Çünkü Sovyat siyaseti­nin takibettiği emperyalist gaye aşi­kâr bir hakikattir. Ve her miüet bü­yük bir tehlike karşısında kendis'ne bir istikamet vermek zorunu duymak­tadır. İşte Uzak Doğunun hali malum­dur. Dün Korede ve bugün Çin Hin­dinde şahit olduğumuz hadiseler, açıktan açığa demokrasi cephesiyle bir savaşı göze alamıyan Sovyet Rusyanın peykleri vasıtasiyle şurada bu­rada gerillâ harpleri çıkartmak sure­tiyle karşı tarafı yormak ve yıprat­mak siyasetinden başka bir şey olma­dığı anlaşılmıştır. Nitekim Kızıl Çin Hariciye Vekili Şu En Lai de bir ko­nuşmasında bu taktikayı ifade etmiş­tir.

O halde, vaziyetin bu sarahati kargı­sında bu tehlikeye maruz kalan mil­letlerin sıkı ve samimî bir iş ve kader birliği yapmaları kadar tabiî ne olav bilir? İşte Türkiye ile Pakistanı bir­birine yaklaştıran, milletler arasında normal sayılan iktisadî ve kültürel münasebetler olduğu kadar, büyüyen ve vayılan bir tehlike muvacehesinde nefis müdafaasının da zarurî icapla­rıdır:

Türkiye, şüphesiz ki, Coğrafî vazi­yeti, askerî kudreti ve dünva siya­setindeki roliyle bugün Akdenizrîe Yakın ve Orta Sarkıta en kuvvetli bir devlet durumundadır. Pakistan ise ge­niş nüfusiyle kendi coğrafya sahasın­da ve başındaki ileri ve aydın fikir­li insanların idaresinde yakın sene­lerde büvük bir devlet rolü ovnamak rolündedir. Realite İcabı oldusu gibi hislerle de birbirine bağlı olan bu iki devletin sıkı ve samimî işbirliğini müşterek gaye uğrunda dünyanın fon kısmında temin edeceği fayda elbet büvük olacaktır. Bilhassa bu müşte­rek dâvayı, Orta Doğudaki di&er mil­letlerde anladıkları, kavradıkları ve bu anlaşmaya katıldıkları gün. mu­hakkak ki, Kızıl tehlike tamamiyle önlenmiş bulunacaktır den çok iyi intibalarla ve Pakistan -Türkiye dostluk ve ittifaklarının memleketimizde bıraktığı müsbet te­sirleri görmenin hazzı ve kanaati İçinde ayrılacağına şüphe edilemez. Çünkü Başvekil Menderes'in takibet­tiği açık, samimi bir realist siyaseti ve Türkiyenin bütün dostlarına ve dostluklarına kıymet ve ehemmiyet verdiğini ve ancak itimada ve inan­maya dayanan bir siyasetin milletleri selâmete çıkaracak tek siyaset oldu­ğunu Pakistan Başvekili bu ziyareti ve ternaslariyle bizzat görmüş ve tak­dir   etmiş  olacaktır.

Nurlu Yolda yürüyen Türkiye

Yazan: M. F. Fenik

12/VI/954  tarihli   (Zafer)'den

Seçimlere tekaddüm eden zamanlarda, yapılan bir çok açılış ve temel atma törenlerine, muhalefet seçim pro­pagandası etiketini takmıştı. Fakat işte, açılış ve temel atma törenleri seçimlerden sonra da aynı hızla de­vam etmektedir. Şimdi bunlara ne diyeceklerdir? Çünkü yeni seçimlere dört sene var.

Demek ki Demokrat iktidar, fasıla­sız bir şekilde memleketin ve milletin hizmetindedir; onun için seçimi kazan­mak değil, sadece bu asil milletin hayrına  çalışmak  bahs  mevzuudur.

Gecen hafta Catalaâzında yeni bjr elektrik santralinin temeli atıldı. İş­te bu eser de böyle hummalı çalış­maların bir semeresidir. Nitekim, bu santralle Batı Anadolu'nun büyük bir ihtiyacı karşılanmaktadır.

Evvelce mevcut olan tesisle. 300 mil­yon kilovat saatlik bir enerii istihsal olunuyordu. Şimdi yeni tevsiler ta­mamlandıktan sonra bu enerii 600 milyon kilovat saata yükselcektir. Sa­de İstanbul'un 150 milyon kilovat sa­at çektiği gözününe anılanacak olursa, Catalağzı tesislerinin ehemmiyeti ken-diliğnden meydana çıkar.



Sayın   Muhammed  Alinin,   Sayın  Gulâm   Muyammedf   gibi   memleketim izEskiden köylü, yol istiyor, su istiyordu. Şimdi bütün bu ihtiyaçlar hemen heTürkiye - Pakistan anlaşmasının, Bir­leşmiş Milletler hükümleri çerçevesin­de, bir anlaşma olduğunu en yetkili iki hükümet - adamının dilindenişitirken, Sovyetler Birliiğnin yersiz protes­to notalarını hatırlamamak imkânsız­dır. Her iki dost millet, bir zaman­lar, aldıkları notaları sarsılmak bilmiyen bir politika imaniyle cevaplandır­mışlardır. Fakat Ankaranın büyük otelinde söylenen iki nutuk cevapların en kudretlisi sayılmaya değer, İdeal­lerinden hiçbir şey feda etmiyen ira­deli milletler, ancak, tarih yolunda yü­rüyebilirler.

Muhammed Ali, nutkunda diyor ki: Hiçbir millet, büyük dâvalarını savu­nurken tek-başma kalamaz artık... Ya­bancı baskısından silkinmek için, tek bir yol vardır: Kudret kaynaklarımızı birleştirmek.. Adnan Menderes de, ay­nı fikirdedir: Egemenliklerine idealle­rine inanmış milletler; adalet, barış ve güvenlik uğrunda kaynaşmak ve parçalanmaz bir bütün haline gelmek zorundadırlar. Zamanımızın bir çok milletleri, dünya politikasını hükmü altında bulunduran gerçeklikleri, ge­rektiği gibi anlamakta henüz güçlük çekmemektedirler. Türkiye-Pakistan anlaşması, bu bakımdan da, çok önem­li bir başlangıç sayılmalıdır. Milletler, gerçekçi oldukları ölçüde, güçlüklerini ortadan kaldırmak kudretine erişirler. Türkiye ve Pakistan, imzaladıkları andlasmanın özel mânasını çok iyi an­lamışlardır. Bizim dilediğimiz bir şey varsa, yarınları ile karşı karşıya ka­lan başka hür milletlerin de, aynı po­litika uzak-görüşlülüğünü benimseme­leri ve dünya hürriyetinin, ancak, imanlı bir iradeyle korunacağına inan­malarıdır. Ankarada söylenen iki nu­tuk, böyle yapıcı bir politika için, en güvenilir bir temel olabilir.

Mağlûbiyetin gerekçesi

Yazan : Cihad Baban

18/VI/954  tarihli  (Zafer)'den

2 Mayıs 1954 seçimlerini büyük farkla kaybeden Halk Partisi, bu mağlûbiye­tin sebeplerini araştırmak üzere parti meclisini topladı ve burada mesele serbest münakaşaya tâbi tutuldu. Meclis müzakereleri gizli olduğu için ora­da konuşulanları, sızıntı halinde dışa­rıya akseden haberlerden ve bu ha­berleri yerine oturtmak için vaki tek­zip ve tavzihlerden Öğrenmek müm­kün oldu, bu itibarla burada yürüte­ceğimiz mütalâaların isabetini, bu sı­zıntı haberlerin ve onların tavzih ve tekziplerinin çerçevesi içinde mütalâa etmek doğru olur.

1— Halk Partisi hâlâ üç milyon rey almış  olmakla mağrurdur. Evvelâ po­litikada gurur duymanın manasızlığı üzerinde durrnak isteriz, tek parti dev­rinden  kalma bir  alışkanlıkla,   müte­madiyen izzeti nefislere rüşvet vermek suretiyle  devam  ettirilen parti idare­ciliği     muhaliflerimizin     zihniyetinde gurur yersizdir, sonra, gurur duymak için sebep de yoktur, çünkü Halk Par­tisi 1950 senesine nazaran 1954 de da­ ya az rey almıştır. Yani Halk Partisi tahvilâtı  kıymet bakımından     düşük­lük  göstermektedir.  Bu  hâdise  karşı­sında duyulsa duyulsa, gurur    yerine teessür duymak icabeder.

2— Halkçı  erkân bu    mağlûbiyetin sebebini Seçim Kanununun    bozuklu­ğuna  atfetmektedirler.  Kızını  döğmeyenin dizini döğmesi kabilinden, seçi­mi kaybedenlerin kusuru,     seçim ka­nununda     aramaları da  tıpkı     dizini doğen ananın hali kadar saçmadır.

Nisbi temsilin, ekseriyet usulünün iyi­likleri, kötülükleri ve farkları üzerin­de nazarî bir münakaşaya girişmek istemiyoruz Fakat, binnazariye ve hesaben muhakkak olan şey şudur ki: Halk Partisi, bu seçimlerde yarım mil­yon rey daha eksik alabilir, ve yüz ta­ne daha Üazla mebus çıkarabilirdi.. Elverir ki, bazı secim bölgelerinde ek­seriyeti temin edebilsin.. Halbuki ha­dise böyle olmadı..

Halk Partisi, Sinop, Kars, Malatya müstesna, bütün diğer secim bölge­lerinde ekalliyette kaldı... Böyle olun­ca, yalnız alman reyleri sayıp, biz (bundan fazlasına müstehak idik!) demek hakikatları kendi gözlerinden saklamak olur. İşte bu hakikatları ketmetme ezelî nakisesidir ki, Halk Partisini gerek iktidarda iken ve gerek   muhalefette   iken   daima     yanlış ve hatalı yollara sevketmekte alı­koyamadı.

Gurur ve hakikatlara yüz çevirmek kusurlarından daha büyük bir hatâ­ları vardır ki onu da şimdi üçüncü paragraf olarak  izah   edelim:

3— Halk Partisi, halkın  kanaat  ve arzularını öğrenmek ve halkı tanımak bakımdan   hiç  bir  gayret  ve   zahmet sarf etmek lüzumuna katlanmamıştır. Dört  senelik  muhalefetten  sonra,  se­çim günü gelip çattığı zaman, hazırlık­sız bir halde son bir iki kanuna  ge­lişi güzel yapışmış, büyük rey sahibi olan müstahsili ürkütecek slogonlarla ortaya çıkmış ve seçimlerde kendi kendine zarar vermiştir.  Halk    Partisini idare  edenler,  iktidarda iken halktan uzaklaşmış   bulundukları   ve   muhale­fete düştükten sonra da halka yaklaş­mak  lüzumunu  duymamış  bulunduk­ları için memleket realitelerine nüfuz edememişler,   gelişi   güzel      uydurma ve  kine müstenit     sözlerle     milletin kargısına çıkarak, halkı bir kere daha endişeye  şevketmişlerdir. Unutmamak lâzımdır ki, Türk milleti gerek İnönüden   ve gerekse  onun   tilmizlerinden memnun olmadığı için Halk Partisini iktidardan uzaklaştırdığı halde bu şa­hıslar, muhalefette de partinin başına geçmişler, ve yine millete istenmiyen şahsiyetlerini  empose    etmeğe    kalk­mışlardır.  Halk  Partisi,     teşkilâtı  ve kendi   mensuplarının   dışında   rey   ve­ren büyük bir kütlenin mevcudiyetin­den habersiz görünmüştür.

4—  İşin  asıl  fena  ve  Halk  Partisi bakımından   seçmeni   ümitsizliğe   sevkeden tarafı,   parti ileri     gelenlerinin bu hastalıklara parmak basmamış ve bütün  bu   gerçeklerden   tegafül   eyle­miş bulunmalarıdır.. Bunu da İnönü'­nün   parti   meclisindeki   beyanatından öğreniyoruz.   Halk   Partisi      değişmez başkanı, mağlûbiyetin gerekçesi    üze­rinde   dururken,   yine  üç     milyonluk reylerin manâsız gururiyle konuşuyor,onun   nazarında   inkılâplarda  med  ve cezirler vardır;     inkilâpci     hamleleri,muhafazakâr  dalgalar  geri  iter.     Bu sefer de övle olmuştur. Onun için. Halk Partici ilerilik ve inkılâpçılık uğruna,yani bir ideal dâvası şerefine geri kal­mıştır, bilâhare Yalçın'ın da ağır bir makalesiyle tefsir ve tavzih edilen bu söz, düpedüz Türk milletine iftiradır ve yalnız bu söz, Paşanın Türk Mille­tini tanımadığım ve kontrolü kaybet­tiğini ispat bakımından üzerinde du­rulacak kadar ehemmiyetlidir.

Bütün Türk tarihi boyunca, idealini kaybeden parti hangisidir? diye sora­cak olsanız, muhakkak İsmet Paşanın Halk Partisidir, cevabını alırsınız... Atatürk'ü unutturmak istiyen İnönü'­nün' bizzat kendisi değil miydi. Ata-türkün siyasî hasımlarını kendi yede­ğine alan İnönü olmadı mı? Devlet adamlarımızın bir baloda çıkan resim­lerini irticai körüklemek maksadiyle teksir edip ve bilâhare de Ulus ga­zetesinde neşreden kimdi? Hangi mürtecilerdi?.. Demokrat Parti Ticani­lik gibi geri fikirlerle mücadele eder­ken, onlar efkârı umumiyeyî üret­memek için susmamışlar mıydı? 1950 listesinde İnönü ile Pilâvoğlu ismi sarmaş dolaş değil miydi? Ezan mev­zuunda kırmızı rey verdiklerini hatır­lamıyoruz, bilâkis beyaz rey verme­mişler miydi? 1946 ilâl950 arası va­izleri Demokrat Parti aleyhine onlar kullanmadılar mı? Evet sayın okuyu­cular buna mukabil, Demokrat Parti yeşil basın, Malatya suikasdı, ticani-ler dâvasında inkılâpçı fikirlerden mülhem olarak bu mücadelenin neti­celerinden ürkmeden, cezrî kararlar almasını bildi. Bu kararlar karşısın­da onların resmî ağızlarından tasvip sesleri duymadık.

Evet tarihte med ve cezirler olmuş­tur. Fakat tarih, millete karşı sıdk ve hulûsla vazifelerini yapmiyan par­ti ve müesseselerin de bir gün, (orta­dan silinip gittiğini birçok misaller­le kaydeder, acaba sayın muhalefet li­deri, böyle bir (defter dürülmesi) karşısında bulunmadığına ve partisi­ni kendi gururunun camından görme­diği takdirde, böyle bir uçurumun kenarına getirmediğine kani midir?.

Dost Libya'nın Güzide Devlet a-d anıları

Yazan : M F. Fenik

21/VI/954    tarihli    (Zafer)'den

Dost    Libya'nın    Başvekili    Ekselansİede Türklerle omuz omuza beraber çarpıştıkları da -olmuştur. 29 Eylül 1911 de 40.000 kişilik müstevli heyeti seferiye Trablusgarb'e çıktığı vakit orada Libyalılarla beraber Türkleri de bulmuştu ve bütün Libya sahili istilâya uğradığı halde bu müşterek mukavemet içerilerde aylarca idame edilmişti.

Bu tarihten sonra yabancı bir devle­tin istilâsına hiç bir zaman tevekkül­le boyun eğmek yolunu tutmamış olan Libyalıların Trablusgarb'te, Bingazi'-de ve bilhassa Fizanda yer yer ve za­man zaman ayaklanmaları ancak 1931 de Fizan'm tamamiyle istilâsı ve kon­trol altına alınması üzerine bastınla-bilmiştir.

İkinci Cihan Harbinde, Libyalılar is­tiklâl mücadelelerine devam için ye­ni bir fırsat daha bulmuşlardır. Bin-gazi'de Emir İdris'in kurduğu «Yar­dımcı Arap kuvvetlerin teşkilâtı Se­kizinci İngiliz Ordusiyle birlikte sa­vaşa katılmış, Fizan da ise Emir Ah­met Nasr'ın teşkilâtlandırdığı muka­vemet hareketi General Leclerc kuv­vetlerine iltihak etmiştir.

İkinci Dünya Savaşından sonra Libya oldukça uzun süren bir intikal devre­si geçirmiştir. Büyük devletler bir za­man beynelmilel vesayet üzerinde durmuşlardır. Bir ara İngiliz himaye­si altında bir Bingazi krallığı tasarısı mevkii tatbike konmuştur. Bu arada Libyalılar istiklâl istemekten hâli kal­mamışlardır. Nihayet alâkalılar me­sele üzerinde mutabakata varamadık­larından Libya dâvası Birleşmiş Mil­letler Genel kurulunun Eylül 1949 ta­rihli toplantısına intikal etmiş ve incelenmiye başlanmıştır.

Genel Kurul, meseleye hal tarzı bu­lacak bir proje hazırlanması için özel bir komite ihdas etmiş ve bu komite raporunda, Trablus, Bingazi ve Fizan' dan müteşekkil federal've müstakil bir devlet kurulmasını ve istiklâlin en geç 1 Ocak 1952 de ilân edilmesini tavsiye etmiştir. Bu tasarı 21 Kasım 1949 da Genel Kurulca 48 lehte oy ve 9 istinkâfla kabul edilmiş ve neticede Libya, 24 Aralık 1951 de istiklâlini ilân  ederek   meşrutî  ve   federal     bir krallık olarak hükümran devletler arasına karışmıştır.

Uzun bir istiklâl mücadelesi netice­sinde, memleketlerini tek bir taç al­tında birleştirmiye muvaffak olan Libyalılar, bu mesut tarihten sonra daha az çetin olmıyan bir mücadele­ye girmek zorunda kalmışlardır. Bu mücadele, memleketlerini kalkındır­mak, içişlerini düzenlemek ve haricî münasegetlerine memleketin en çok hayrına olan istikameti verebilmek dâvası şeklinde tecellî etmektedir. Libyalıların, çok zayıf olan iktisadi­yatlarını islâh etmek, bu zamana kadar yabancı devletler tarafından yürütülen veya zorla kabul ettirilen idarenin bugün birakmış olduğu boş­luğu millî bir idare mekanizmasiyle doldurmak ve buna intizaren dost ve müttefik memleketlerin maddî ve ma­nevî yardımını sağlamak bahsinde yılmadan çalıştıkları ve terakkiler kaydettikleri görülmektedir. Bir çok beynelmilel teşekküllerin teknik müzaharetini temin etmiş olan Libya, İn­giltere ile bir karışılıklı yardım pak­tı ile bağlanmıştır. Diğer taraftan A-merika'nm teknik ve malî yardımın­dan faydalanmaktadır.

Akdeniz kıyısında çok önemli bir stra­tejik noktayı işgal eden ve bugün A-rap âleminin arzetmekte olduğu vu­zuhsuz durum içinde bir istikrar un­suru lolmakistidadmı gösteren genç Libya devletinin, hür dünya milletle­ri camiasının her türlü yardım ve müzaharetine lâyik olduğu aşikârdır. Türkiye'nin yardım  müzaharetine ise uzun bir müşterek mazinin yarat­tığı hissî yakınlıklar da inzimam et­mektedir.

Seçim kanunu tadil projesi Yazan : M. Ali Sebük

30/Haziran/954 tarihli (Zafer)'den

Hükümet, Mebus Seçimi Kanununun tâdilini hedef tutan bir proje hazırlıyarak Büyük Millet Meclisine sun­du .Meclisin üç ayrı encümeninde günlerden beri hararetli müzakere ve münakaşa mevzuu olan bu proje, ni­hayet katî şeklini alarak Umumî He­yete intikal etti. İşte bahsi geçen pro­jenin son şekli üzerindeki hukukî kanaatlerimi   kısaca   arzedeceğim.

POLİTİKA     VE    MEMURİYET

Eldeki mevzuat, memuriyet ile politi­kanın içice girmesini mümkün bir ha­le getirmiştir. Bunun mahzurları bil­hassa son umumî seçimlerde kendisini pek iyi hissettirmiştir. Memurin Ka­nunu, prensip itibariyle memurların siyasetle iştigalini menetmiştir Buna mukabil, Seçim Kanunumuz, memur­lara bu 'hakkı tanımıştır. İşte bu haktanistifade eden memurların, mebus namzedi olarak son seçimlerde tut­tukları, yol, siyasî organizasyonumuzu sarsacak derecede menfî neticeler ver­miştir.

Onun için, politikaya atılmak isteyen memurların, umumî seçimlerden altı ay evvel İstifa etmeleri şartı konul­muştur. Dahiliye Encümeni, Devlet İktisadı Teşekkülleri memur ve hiz­metlilerini de, bu hükmün şümulü içine aldı. Anayasa Encümeni, fiilen politika ile meşgul olan bu sınıf hak­kında bu tarzda bir memuriyet kabul etmenin mahzurları üzerinde durmuş ve bu' hükmü projeden çıkarmıştır. Fakat Adalet Encümeni, birinci noktai nazara iştirak ederek bahsi geçen hükmü yeniden projeye ithal eyle­miştir.

 Encümeninde bulunan Ada­let Vekili, son seçimlerde kendini gösteren acı hakikatleri gözönünde bulundurarak, memurların seçimler­deki tesirlerini önlemek için, bu hük­me lüzum olduğunu beyan etmiştir. Bu Encümenin bütün müzakere ve münakaşalarında hazır bulunmuş olan Başvekilimiz Adnan Menderes ise. bu mühim mevzu üzeiînde zaman zaman penis ve aydınlatıcı izahat vermiştir. Ru izahat sırasında Başvekilimiz, no'itika ile memuriyetin biraz daha katî akilde avrılması gayesinin güdüldü­ğünü sarahaten belirtmiştir.

Hic  şüphesizdir  ki bu sözler,  demok­ratik hayatımızda,  hayırlı  bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Zira, memu­run hakkını memura, politikacının hakkını politikacıya vermek zamanı gelmiştir. Bir sanat ve ayrı meslek olan politikaya, gözü kapalı katılmak tema­yülünü gösterenlerin faaliyetinden şimdiye kadar memlekete fayda gel­mediği gibi, teşriî organımıza bir çe­şit memur zihniyetinin girmesine âmil olmuştur.

İşte Başvekilimizin salahiyetli ağzın­dan bu mânayı tazammun eden söz­lerin dökülmüş olması, Demokrasi re­jiminin nasıl sağlam ve kuvvetli te­meller üzerinde inşa edilmekte olduğu hakikatini vazihan meydana koy­maktadır.

Bilhassa son seneler zarfında politika, maalesef Adalet cihazımızı esaslı şe­kilde sarsmış bulunmaktadır.

Yerleri hâlâ doldurulmamış bulunan bir çok kıymetli hâkimlerimiz, teşriî hayata geçmek suretiyle, vaktinden evvel Adalet mesleği dışında kalmış­lardır. Bu hal, uzun seneler zarfında yetiştirmiş olduğumuz iyi hâkimler­den mahrumiyeti tazammun etmekte­dir. Başvekilimizin de hazır bulundu­ğu Anayasa Encümeninin bir içtimaın-da bu noktayı tebarüz ettirerek, hâ­kimlerimizi politikaya atan yolun da­ha katî surette tıkanmasını ve gerekli tedbirlerin alınmasını istedim. Demek-ki hâkimleri ve memurları fiilen po­litikanın muzir cereyanlarından koru­yan bu hüküm, bütün sivasî partile­rin arzu ettiği bir prensibi tahalckuk ettirmiş   bulunmaktadır.

SİYASΠ PARTİLERİ  HİMAYE:

Medenî memleketlerde, her vatandaş, bir siyasî partiye mensuptur, Şu su­retle her vatandaş, seçtiği ve beğen­diği partinin kök salması ve günün birinde iktidara .geçmesi için elinden gelen gayreti sarfeder. Şahsî menfaat ve mülâhazalar, vatandaşın partisine nlan basın kopmasını gerektirmez. İste parti içinde vukubulan bu gibi devamlı çalışmalar, siyasî organizas­yonun gelişmesini ve istikrar bulma­sını sağlar.

Birde son seçimler göstermiştir ki. si­yasî partiler, her  ne  pahasına  olursa olsun mebus seçilmek gayesini güden ve kendisini hiç bir manevî mefhum­la mukayyed saymıyan bazı vatandaş­lar için kolayca bir atlama tahtası ha­line getirilmektedir. Demokrasi saha­sına henüz ayaklarımızın ucu ile bas­mış bulunuyoruz. Yeni rejimimizi sağ­lam temeller üzerine oturtmak ve par­ti hayatını dejenere olmaktan vikaye etmek için bu gibi kimselerin faaliye­tini önleyecek kanunî müeyyidelere ihtiyaç vardır.

İşte programını kabul ettiği bir par­tinin listesine veya yoklamasına girip de muvaffak olamıyanlarm, başka partilere musallat olmasına ve bu çeşit karakter zaaflarının memleket sathına yayılmasına meydan verilme­mektedir. Bu hüküm, aynı zamanda, bizi sübjektif otoriteler etrafında top­lanmak tehlikesinden de kurtarmakta ve fikre sadakat geleneğini sağlamak-ndır.

SEÇİMLERDE PROPAGANDA:

Seçimlerde propaganda, meşrudur. Fa­kat bunun vatandaş şeref ve haysiye­tine bir tecavüz mahiyeti almaması lâzımdır. Son seçimde, Devlet radyo­sunun muhalefet elinde, ne çeşit gayrî ahlâkî ve gayri kanunî propagandala­ra âlet edildiği 'herkesin malûmudur. Hiç bir hükümet,, kendini -sövdürmek ve tahkir ettirmek için devlet radyo­sunu muhalefet emrine veremez. De­mek ki eski hükmün kaldırılmasına, doğrudan doğruya muhalefetin 2 Ma­yısta   tuttuğu   yol   âmil   olmuştur.

Bu arada eklenen bir madde ile, dev­let ve hükümet faaliyetini gösteren radyo konuşmaları, yazılar ve sinema gösterilerinin de siyasî propaganda mefhumuna  dahil bulunmıyacağı    belirtilmiştir. Başvekilimizin Anayasa Encümeninde izah ettiği veçhile bu madde, hükümet aleyhine bir takyid vâzeylemiştir. Zira hükümet, kendi ic­raat ve faaliyeti dışında bu maddeden istifade etmemeği kabul etmiş demek­tir.

HİLELİ HAREKETLERİ    ÖNLEMEK:

Projenin bu faslı, iradei milliyenin katıksız bir şekilde tecellisine mâni olacak yer hareketi önlemek gayesini gütmüştür. Bilhassa, 2 Mayıs seçimle­ri, bu sahada zengin misallerle dolu­dur. Memleketin her tarafında kendi­sini gösteren ve kimler tarafından or­taya sürüldüğü malûm olmıyan matbu karma listeler ve parti listeleri üze­rindeki şeytanca tasarruflar, bu hü­kümlerin  şevkini  zarurî kılmıştır.

Yalnız bu kanun projesi ile, seçilme­lerden evvel partiler arasındaki ko­alisyonlar sarahaten derpiş edilmemiş­tir. Müşterek listeler etrafında parti­lerin birleşmesini istihdaf eden bir hareketin, siyasî bünyemize yapacağı zararları, 2 Mayıs seçimlerinden ev­vel neşr'nttiğim müteaddit makaleler­de tebarüz ettirmiş bulunuyorum. Ka­nunun tekemmül edebilmesi için kana­atimce bu noktanın da, seçimlerden evvel bir sübiektif otoriteler etrafın­da toıplamıya davet eden müşterek lis­teler tanzimini önleyecek bir fıkra­nın sarahaten metne ilâvesi gerekmek­tedir. Projenin Umumî Heyette müza­keresi sırasında bu mühim noktanın da  derpiş  edileceğini  ümit ederiz.

Yeni rejimimizi bir kat daha takviye edecek muhakkak olan bu kanunun, millet ve memleket için hayırlı neti­celer  sağlamasını  dileriztaki muhabirine verdiği bir beyanatı neşretmektedir.

Adnan Menderes bu beyanatında, Bal­kan Paktının bir askerî ittifaka kalbe-dilmesi bahsine temasla, NATO üyele­rine terettüp eden hukukî vecibeler­le manevî vecibeler arasında bir tef­rik yapmış ve demiştir ki:

Hukukî bakımdan, paktın bu şekle kalbedilmesi için NATO konseyinin mukaddem tasvibi zarurî değildir. Fa­kat diğer taraftan, NATO, sinesinde, ihtiyaç duyulduğu nisbette tam ve gü­zel olan bir ahengi tahakkuk ettirdi­ğimiz bir teşkilâttır. Ankara paktım resmi bir ittifaka kalbetmek istiyor­sak, NATO konseyi muvacehesinde, bu ahengi durmadan daha mükemmel bir hâle getirmek zaruretine uygun bir şekilde hareket etmemiz lâzımdır. Adnan Menderes, bununla beraber, Ankara paktının ittifaka kalbedilmesinin, Trieste meselesinin uygun bir şekilde halline imkân verecek zeminin hazırlanmasına dorudan doğruya yar­dım edeceğini  söylemiştir.

Menderes'e göre, Ankara Paktının ittifaka kalbedilmesi yolunda sağla­nan her terakki, Yugoslavya ile İtal­ya'nın müşterek güvenlik sahasında sıkı işbirliği imkânlarına giden yolu açacaktır. Bu imkân ve ihtimaller, me­selede taraf olanları, onları lüzumsuz yere ve kendi menfaatlerine halel ge­tirecek bir şekilde birbirlerinden ayı­ran küçük meseleden bir an evvel kur­tulmaya  teşvik  edecek  mahiyettedir.

Ankara paktının ittifaka kalbi işinde önayak olanlar tarafından nazarı itibare alman vecibeler hakkında muha­bir tarafından sorulan bir suale karşı Menderes, bugün için teferruata girilemiyeceğini. zira böyle bir ittifakın tazammun etti&i şekil ve vecibelerin henüz müzakere ve tasrih edilmesi gerektiğini söylemiş ve demiştir ki: Şimdilik yalnız şunu söyleyebilirim ki, bu ittifakı, daha evvel tarafımızdan aktedilmiş ittifakların heyeti umumivesi ile ahenkli surette mezcetmeğe ça­lışacağız.

Türkive Başvekili, diğer taraftan, müs­takbel Balkan ittifakının, Ankara and

laşmasının karakterini muhafaza ede­ceğini, yani yapıcı, sulhsever ve bütün iyi niyetli memleketlere açık bir eser olacağını söylemiştir.

Jtifakınmzalanmasından evvel Yu­goslavya ile italya arasındaki ihtilâf­ların halledilmesi zarureti var mıdır?» şeklinde sorulan bir suale Menderes şu cevabı vermiştir:

Siyasette hiç bir zaman fazla katiyet ifade eden tabirler kullanılmamalı. Hâdiselere de yer ayırmak lâzımdır. Ankara paktının ittifaka kalbedilmesi yâlnız üç âkid memleket için değil, fa­kat aynı zamanda nısıf kürremizde ya­şayan diğer bütün memleketler için de birinci derecede ehemmiyetli bir iştir. Bu itibarla, bu işin tahakkuku, ehemmiyeti nisbeten az olan diğer me­selelerin halledilmesine müddetsiz o-larak talik edilemez. Esasen, kanaatim sudur ki, Trieste meselesine aşılmaz bir mâni şümul ve mahiyeti atfedilirse. yalnız hâdiselerin hakikî veçhesi tahrif edilmekle kalınmaz, bu mesele­ye bir hal tarzı bulmak şanslarına da halel getirilmiş olur.

2 Haziran 1954

—  Washington:

Başvekil Adnan Menderes Grinviç sa­at ayariyle 16.15' te Foster Dulles'la Amerika Hariciye Vekâletinde bir gö­rüşme yanmıştır. Bu görüşmede Ad­nan Menderes'e Başvekil yardımcısı ve Devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Millî Müdafaa Vekili Ethem Mende­res. Haricive Müsteşarı Büvükelçi Nu­ri Birgi ve WashînPton Büvükelcimiz Feridun Cemal Erkin refakat etmiş­lerdir.

—  Washington:

Amerikan Mümessiller Meclisi Başka­nı İllinois Mümessili Robert B. Chipperfield'in daveti üzerine, Türkiye Baş vekili Adnan Menderes, Hariciye Ve­kili Foster Dulles'la görüşmeden ev­vel, Mümessiller Meclisi dışişleri ko­misyonuna giderek Türkiye'nin duru­mu hakkında izahat vermiştir. Gizli cerevan eden bu toplantı yarım saat sürmüştür.

gelen muharririne ve yabancı ajans ve gazeteler muhabirlerine takdim eder­ken Türk - Amerikan dostuluk ve it­tifakını bilhassa övmüş ve: «Biz Ame­rikalılar hissi insanlarız ve bu hissi yakınlıktan bahsederken Türkiye'den başka hiçbir memleketin ismi hatırı­mıza gelmiyor» demiştir.

Bunun üzerine Başvekilimiz hararetli alkışlar arasında söz almış ve şöyle demiştir:

«Amerikan matbuatının ve dolayısile Amerikan halk efkârının Türkive hak­lıdaki sempatisini gösteren sözlerin­den dolayı muhterem Reise teşekkürlerbu konuşmama başlamak isterim. Birleşik Amerika'nın NATO içinde ve dışında dünya ölçüsünde ne büyük bir mesuliyet taşıdığım biliyorum. Bu bü yük mesuliyetleri Amerikan umumî efkârına ve aynı zamanda dünya halk efkârına anlatmak bahsinde bu anda beraberlerinde bulunmakla şeref duy­duğum gazetecilerin büvük rolünü ve bu rolün ehemmivetini de tamamivle müdrikim. Onlar bu vazifeyi yaparken avhı zamanda demokrasiyi ve milletle­rin hürriyet ve istiklâli davasını müdafaa etmektedirler. Bugün kendi­lerinin huzurunda bulunmamdan is kendilerine avnı zamanda  Celâl Bayarın Ar vaotieı sevsbat esnasında bu i kıvmetlendirmek dnlavı bütün Tîîrlç vniilptinin teşekkürlerini de bil­dirmek isterim.

Muhterem muhataplarım daha ziyade dış politika ile alâkalı bulundukları için kendilerine dünyanın buraya na­zaran hemen hemen öteki ucundaki bir memleketin vazifeli ve mesul bit adamı srfatiyle biz Türklerin dünyayı ve dünya meselelerini nasıl gördüğü­müzü bildirmek isterim.

Türkiye sulhu sevmekte ve sulhu iste­mektedir. Biz bu sulh politikamızda realist bir görüşe sahip olarak hareket etmekteviz. Her ne pahasına olursa olsun bir sulhun taraftarı olmaktan uzağız. Sağlam ve ciddî harekat fiili­yat ve teminatla tevid edilmediği tak­dirde, sulh hakkında   edilen ve edilecek sözleri ihtiyatla telâkki etmek lü­zumuna kaniiz. Muvakkat mütareke devirlerini andıran hallere sulh na­zariyle bakmanın çok tehlikeli olduğu na inanıyoruz. Büyük Amerikan mil­letinin ve onun hükümetinin de sulhu ve dünya sulhu ile alâkalı hadiseleri böyle görmekte olduğunu müşahede etmekten ayrı bir memnunluk duymak tayız. Birleşik Amerika, sulha karşı nerede ve ne sekil altında tecavüz edi­lirse edilsin, bunu azim ve şiddetle karşılamanın lüzumuna kani bir poli­tikanın sahibidir. Böylece Amerika ay­nı zamanda hem realist, hem de idelist olan bir siyasetin şampiyonu ola­rak ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Memleketimiz  böyle     bir     politikanın kabul edilmesi vp tatbik olimmalı halin­de tecavüz ve tehlikelerin mühim bir Ölçüde önlenmiş olacakı kanaatim ta­şımaktadır. Fakat maalesef bazen bin tâli mahiyetli meseleler rüsu­mundan fazla ve daha ehemmiyetli tutulmada, 'hakikî tehlike gözden kaldırılmakta ve bu, cephemiz içindeki birlisi ve sıkı iş beraberliğini haleldar edecek ve muhtemel tecavüzleri cesa­retlendirecek bir hal almaktadır. Teh­likeyi teşkil eden taraf da birtakım politika tertipleri ile cephemizi zayıf­latmaya çalışmaktadır. Birbirini takip öden konferanslar hazırlamak ve bun­ları terviç eder surette hareket eder­ken, hem vakit kazanmak .gayesini gütmekte hem de bizim cephemizi teş­kil eden milletler arasında fikir ve gö­rüş ayrılıkları çıkarmak istemektedir. Buna müsaade edilmemesi icap eder. Meselâ NATO askerî bir vahdet teşkil ettiği derecede manevî ve siyasî bir vahdet de teşkil etmelidir. Maalesef NATO henüz bu tekâmül derecesine erişmemiştir, fakat hepimizin gayemiz bu olmalıdır. Biraz evvel izah ettiğim gibi biz Türkler, millet olarak ve hü­kümet olarak Birleşik Amerika'nın NA TO içinde ve dışında dünya Ölçüsünde tesbit ve takibeylediği azimli siyaseti tamamiyle benimsemiş bulunmakta­yız. Bu politikanın takibinde Birleşik Amerika'nın karşılaştığı geniş Ölçüde­ki müşkülleri takdir etmekte, bunların iktihamına yardım için elimizden geldiği kadar gayretler sarfetmekteyiz. Türk milleti ve hükümeti şimdiye ka­dar takibettiği bu yiolu bundan sonra da aynı azimle takip etmek kararında­dır.

Başvekil Menderes sözlerine devamla demiştir ki:

Türkiye hakkında konuşulurken teh­likenin bu derece yakınında olan bir memleketin nasıl bu derece huzur için­de bulunabileceğini soranlar oluyor. Hatta böyle bir tehlikeli mevkide bu­lunan bir memleketin hükümetinin nasıl olup da bu tehlikenin sebebini teşkil eden devlete karşı adeta mey­dan okumavı göze alarak Kore müca­delesine iştirak ettiğini soranlar dahi bulunuyor. Biz Türklerin zihniyetimiz hakkında fikirleri tenvir bakımından bu sualleri cevaplandırmayı faydalı te­lâkki edivorum. Biz realistiz ve hadi­seleri oldusu gibi mütalâa etmekten ;Wi gelen bir soğukkanlılığa mâliki?. Biz tehlikenin, kaynağına yakın oldu­ğumuz halde yalnız Kore'ye asker gondeımekle kalmadık, aynı zamanda şimdiye kadar memleketimizde midi­ne tesadüf edilmiven bir şekilde bü­yük bir demokratik inkılâbı da tahak­kuk ettirmek yiolunda yürümek cesa­retini de gösterdik ve gösteriyoruz. Bi­zim düşüncemiz ve hareket tarzımıza öre Sovyetlere karşı bizden herhan­gi bir mevdan okuma bahis mevzuu delildir, fakat aynı zamanda iltica de­recesine varabilecek bir telkin politi­kası da hiobir zaman ve hiçbir suret­le bahis mevzuu olamaz.

Başvekil bundan sonra Türkiye'nin dış militikasındaki iki esaslı ve ehemmîvetli temel noktayı tesbit etmiş ve snvlp demiştir: «Bunlardan bir tanesi NATOVa dVıil olarak t.akabhül ettiğininin taahhütlerin hen^ini verine ve kuvvetli  faal bir pa vn-7İfpsîni ise NATO'

sulhunu muhafaza için sarfettiei hay­retlerin lüzumuna inanan ve bÖvle azimli bir politikanın muvaffakiyetini istiyen bir yolda yürümektir. Bu poli­tikamızda Birleşik Amerikaya her sa­hada yardım etmekten geri kalma­maktayız, kalmamakta da devam edeceğiz. Bizim bu yoldaki gayretlerimi­zin müsbet neticeleri olmuştur. Mem­leketimizle Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki üçlü pakt böyle bir politi­kanın neticesi olduğu gibi Orta-Şartk' ta sulhun muhafazası yolundaki teşki­lâtlanmada ilk adımı teşkil eden ve istikbalde daha da tekemmül etmesi ümidi bulunan Türk-Pakistan anlaş­ması da böyle bir politikanın netice­leri cümlesindendir. Dünyada sulhun muhafazası sulhu sevenler ve istivenler için daima büyük fedakârlıklara mal olmuştur, fakat bunun hıjpiînkü kadar geniş ve büyük fedakârlıklara mal olduâu bir devir görülmemiştir. Bunun içindir ki biz fiilî teminata da-yanmıyan. sulh sollerine inanmıyoruz, ve bir an dahi gaflete düşerek askerî kuvvetimizi arttırmak yolundaki gay­retlerimizi durdurmuyoruz. Bizim inandığımız ve takibettiçimiz politika böyle bir politikadır. Maddî ve mane­vî kuvvetlenmek hususunda hiçbir fır­satı kaybetmemek kararındayız.

— Washington:

Başvekilimiz Adnan Menderes, »Ame­rican Overseas Wrftersn gazeteciler cemiyetinin yemeği sonunda yaptığı konuşmayı şöyle bitirmiştir:

«Türkiye'nin askerî kuvvetlerinin, tez­yidinde ve bu kuvvetleri vücuda ge­tirmek hususunda iktisadî bünyemi­zin takviyesinde. Amerikan yardımla­rının çok kıymetli olduğunu, bu yar­dımların en son santimine kadar ma­halline sarf edildiğini. bu yardımlar­dan dolayı Türk Milletinin Birleşik Amerika'ya cidden müteşekkir oldu­ğunu, burada sizlere de bildirmek be­nim için zevkli bir vazifedir.

Şunu da ilâve edeyim ki, bu suretle hazırlanmaya başlandığı zamanki Türkive ile bugünkü Türkiye arasında bü­yük farklar vardır. Bu hazırlıklarımı­za bundan böyle daha büyük bir hızla devam etmek kararındayız ve şimdi­ye kadar elde edilmiş bulunan netice­lerden daha da iyi neticeler alacağı­mızda neminiz.

Son olarak bir kerre daha şu noktayı tasrih etmek isterim ki, dış politikası­nı böylesine tesbit etmiş bulunan ve Görüşmede Adnan Menderes'e Başve­kil yardımcısı ve devlet Vekili Fatin Rüştü Zorlu, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi Orgeneral Nurettin Baransel ve Washington Büyükelçimiz Feri­dun Cemal Erkin refakat etmekteydi­ler.

Görüşmede birçok Amerikalı general de hazır bulunuyordu. Bunlar arasın­da Türkiye'ye askerî yardım heyeti şefi general  Shepard  da vardı.

Mülakattan sonra Menderes bu konu­da gazetecilere beyanat vermeyi red­detmiştir.

Menderes, Wilson'la yaptığı görüşme­den sonra Amerika Kara Kuvvetleri Başkam General Ridgway'le de görüş­müştür.

Washington:

Dün gazetecilerle görüşmesinde Başvebil Adnan Menderes, beyanatını bitir­dikten sonra sorulan sualleri cevaplan­dırmıştır.

İlk sual Türk-Pakistan anlaşması ve bunun Orta-Şark'a teşmili hakkında idi. Başvekil dedi ki:

^Pakistan'la olan anlaşmamız Orta-Sark'ta sulhun muhafazası için lüzum­lu bulunan ve bunu gaye edinen bir teşkilâtın kurulmasında ilk adımdır. Bugün iki âkit arasında coğrafya bakı­mından mevcut boşluğu dolduracak bir vazivete varılacağından eminim. İyi işleri tahakkuk ettirebilmek için sa­bırlı olmamız lâzımdır. Kanaatimce bunun için biraz zamana ve bu müd­det İrinde d 7emini hairİRmaya Mivaç vardır. Fakat Orta-Şark'ta mutla­ka sulhun korunmasını gaye edinen bir teşkilât kurulacaktır.»

Başvekil,, üçlü  bunun ittifaka  ve bu ittifakla NATO arasında bir irtibat tesisi hakkında KOTu'ar; muhtelif sualleri de şöyle cevaplandır­mıştır:

n Balkan paktı fikri evvelâ Yunanis­tan'la aramızda idi. işe ilk başladığı­mızda dahi uzun zaman .geçmeden bu paktı  tekemmül  ettirmek ve  müessir bir ittifak haline getirmek lüzumuna kani bulunuyorduk. Sonradan buna Yugoslavya da iltihak etti. Bugün üçü­müz de aynı kanaatteyiz. Bu paktı as­kerî bir ittifaka kalbetmek yolunda­yız. Öteyandan da NATO devletleri ile ahengi ve tesanüdü bozmadan işleri °Örmek kararındayız. Belki önümüzde­ki çok yakın erünler paktın ittifaka kalbi için tam elverişli telâkki edilmiyebilir. Fakat kısa bir zaman sonra uzaktan yakından bütün alâkalılar bu oaktm askerî ittifaka kalbinin lüzumu­na ve iyiliğine kani olacaklardır. Her halde bu, hiçbir bakımdan İtalya'ya karşı bir' harekat değildir ve olamaz Tam aksine, bu İtalya için büyük men­faat temin edecek ve bir gün o da bu ittifaka katılacaktır. Meselenin Tri-este ile olan irtibatını bu suretle izah etmiş oluyoruz. Bılkan Paktının NATO evelerine uymakta olduğu da aşikâr­dır. Bu pakt esasen NATO'nun sağ kanadını kuvvetlendirmek ve muha­faza altına almak cavesivle yapılmışBu iki nakt birbirini itmam eder. Üçlü pakta NATO bir irtibat kıırmsnm formülünü bıkmak lâzımdır. ^ıi" bulmaya çalışacağız ve bulaca­ğız. Burada, dedi&imi^ £Hbi teknik 'bir müşkül YugOFÎavva'nın NATO'ya da­hil olmaması sebebiyle, bir tecavüz ha­linde di&er NATO devletlerinin müda­faaya iştiraki meselesinden çıkabilir. Yugoslavya'nın NATO'ya dahil olmamak hususunda ileri sürdüğü sebep­leri verinde telâkki etmek gerekir. Mesele. Yueoslavva NA.TO'va dahil ol­madığına göre, iki pakt ve ittifak ara­sında bir entegrasyonun nasıl tahak­kuk ettirilebileceğidir. Fakat, hayatın inkişafını kaidelere £öre mütalâa et­mek değil, tam aksine kaideleri haya­tın inkişafına göre şekillendirmek İcap eder. Herhalde Balkan Paktının bir as_ kerî ittifaka kalbi için hukukî 'hiçbir mâni mevcut değildir. Washington'u ziyaretim, bütün müşterek meseleleri gözden geçirmek gayesini gütmekte­dir. Bu müşterek meseleler arasında elbette Yugoslavya, Balkan Paktı ve bu entegrasyon meselesi de vardır.

Başvekil NATO'nun yalnız askerî de­ğil fakat manevî ve siyasî bakımlar­dan da tam bir vahdet haline getirilmesi programi içinde bu iktisadî yardım der­piş edilmiştir.

Dulles sözlerine devamla şunları söy­lemiştir:

«Bizim kanaatimiz şudur ki, Türkiyeye yapılacak iktisadî yardım için ve­rilecek olan krediler Amerikanın gü­venliğini doğrudan, doğruya sağlamak gibi birşeydir. Bu kredileri başka ye­re sarfedeceksek hiç sarfetmiyelim daha iyi.

Hariciye Vekili müteakiben Türkiye ile Pakista arasındaki pakttan bahse­derek şunları söylemiştir:

«Orta Doğuda, Türkiye ile Pakistan arasında bir dostluk ve işbirliği anlaş­masının akti çok cesaret verici bir hadisedir. Mütekabil emniyet mefhu­munun bu çok önemli mıntıkada yer­leşmiş olması şayanı dikkat ve mem­nuniyettir. Pakistan ile müttefikimiz bulunan ve Atlantik Paktı üyesi olan Türkiye arasındaki bu işbirliği iki memleketin yaptığı, diğer memleket­lere numune teşkil  edecektir.»

—  Cenevre :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Avrupa iktisadî komisyonu, elektrik enerjisi komitesinin on birinci toplantı devre­si çalışmalarını tamamlamıştır. Top­lantının son günü söz alan Türk de­legesi memleketinin hidroelektrik kay­naklarının işletilmesi ve elektrik ener­jisinin ihracı hususndaki bazı tasarı­ların tatbiki için komite sekreterliği­nin yardımını istemiştir. Bahis mev­zuu olan husus Türkiyenin Hoğu vilâ­yetlerinde akan ve komşu İran. İrak ve Suriye devletlerinin de ilgili bu­lunduğu Dicle ve Fırat nehirlerinin su­larından istifade işidir.

Bu husus Avrupa komisyonunun yet­kisi dışında kalmakla beraber, komite Türkiyenin talebi üzerine, ve ilgili üç devletin, muvafakati şartiyle, araların­da irtibatı temin vazifesini kabul et­miştir.

- Wasyington :

Başvekilimizin Washington'u ziyare­tinin dördüncü ve son günün sabahın­da, umumi intiha, devamlı görüşme ve çalışmaların tam bir muvaffakiyet­le neticelenmek üzere bulunduğu mer­kezindedir. Her sahada, esasen varıl­mış olan prensip mutabakatları, bugün Başkan Eisenhower'ie ve öğleden son­ra da Stassen'Ie yapılacak görüşmeleri müteakib kafi olarak şekillendirilecek ve varılan müsbet neticeler bir teb­liğle ilân olunacaktır. Bu tebliğin, sureti umumiyede bütün görüşmelere gamil olmayıp yalnız iktisadî ve as­keri yardım ve işbirliği kısmına inhi­sar etmesi mümkün görülmektedir. Burada akşam neşredilecek olan teb­liğ, saat farkı sebebiyle, belki çok geç Türkiyeye ulaşacaktır. Tebliğe intizaren şimdiden şunu söylemek mümkündür ki, askeri ve iktisadî sa­halarda varılan neticeler, evvelce her iki tarafça belirtilmiş olduğu gibi. tam mânasiyle, yapıcı ve memnunluk verici  mahiyettedir.

Siyasî sahadaki görüş ve işbirliğine ge­lince bu, esasen tam olarak daima mevcut olagelmiştir. Bu son defa Mil­letlerarası hadiselerin ve gelişmelerin beraberce gözden geçirilmesi ve bun­ların ışığı altında fikir teatisinde bu­lunması, bu birliğin bir kere daha bü­yük, bir memnunlukla tesbiti neticesi­ni vermiştir. Başvekilimiz, yarın sa­bah New-York'a dönecek, orada öğle yemeğini gazete başmuharrirleriyle birlikte yiyecek, pazar girnü sabahı da Atina yoliyle memlekete dönmek üzere 'hareket edecektir.

 - Washington

Başvekil Adnan Menderes bugün Ha­riciye Vekili Foster Dulles ile öğle­den sonra takriben bir saat görüşmüş­tür.

Adnan Menderes Hariciye Vekâletin­den ayrılırken hususî asansörle çıkmış ve böylece gazeteciler kendisiyle konuşamamışlardır.

Bu arada Türk-Amerikan, iktisadî mali ve diğer mevzulardaki görüşme­lerin son safhası Stassen'in dairesinde tamamlanmıştır.

En sonra Senatör Capehart söz almış ve demiştir ki:

Güzide Türkiye Başvekili Adnan Menderes ve yakın mesai arkadaşla­rının meclisimizi şereflendirmelerin­den son derece mütehassis olduk. Ken­dilerine inandığımızı, güvendiğimizi ve işbirliği yapmakla iftihar ettiğimizi bilmelerini arzu ederiz. Kendileri ile dest olmak ve dost kalmak istediğimi­zi bildirmek isteriz.-   (alkışlar)

—  Washington

Ordu Genel Kurmay Başkanı Matthow Ridgoway, Türkiye Genelkurmay Baş kanı Orgeneral Nurettin Baransel'e Türk-Amerİkan münasebetlerini geliş­tirmek hususunda azimli gayretinden dolayı Amerikan liyakat nişanının bü­yük rütbesini tevcih ettmiştir.

Bu münasebetle dün yapılan merasim­de Ridgway, Türk generalinden «Kah­raman asker, cesur ve fedakâr subaya diye bahsetmiştir.

6/Haziran/1956

—  Washington

Dün akşam sefarette başkan muavini Nixon. Hariciye Vekili Dulles, Maliye­ci Humphry, general Ridgway, ayan Lideri Knowland daha diğer yüksek Amerikan ricalinin iştirak ettiği ye­mek sonunda Türk ve Amerikan dev­let Reislerinin şerefine kadeh kaldırıl­masından sonra başkan muavini Nî-xon protokol dışında söz almış ve Tür­kiye ve Türk-Amerikan dostluğu hak­kında hararetli temennilerde bulun­muştur. Nixon ezcümle demiştir ki:

Bugün bu masa başında bulunanlar kadar birbirlerini anhvanlara çok az rastlanır. Dünya meselelerini aynı şe­kilde görüyoruz. Siz bizim meseleleri­mizi biz sizin meselelerinizi biliyoruz ve birbirimizi karşılıklı destekliyoruz. Bütün kalbimiz sizinledir. Ümit etmek isterim ki konuşmalarımızı başkaları da takip etsin."

Bunun üzerine Başvekil Menderes de bir hitapta bulunmuş ve ezcümle şöy­le demiştir:«. Muhterem Başkan Muavininin içten gelen samimî bir heyecanının ifadesini teşkil etmek üzere söylediği memleke­timiz hakkında derin bir itimadı gös­teren sözlerini şükranla karşılıyorum. Biz Amerika'nın, hür dünya rehberli­ğini hakkiyle yapmakta olan bir mem­leket olarak, her adımını hayranlıkla takip etmekteyiz. Türkiye yalnız hâdi­seleri aynı şekilde görmekle kalma­makta, aynı şekilde tedbirleri almak­tan da asla çekinmemektedir. İki mem leket arasındaki- münasebetler öyle bir dereceye gelmiştir ki başka türlü düşünmeye imkân, yoktur. Bu derece birbirine bağlı iki memleketin kaderi ancak ebediyen dost ve müttefik olmaktır.

Başvekil sözlerine son verirken, bu­rada gördüğü iyi kabulden dolayı te­şekkür etmiş ve Reisicumyurumuz Baar'a karsı gösterilen çok samimî hüs­nü kabulden dolavı da kalblerimiz ay­rıca  minnetle  doludur,     demiştir.

— New-York

Başvekil Adnan Menderes ve heyeti­miz azası, Amerikan Büyük Elçisi ile Atina'ya müteveccihen hareket etmiş­lerdir.

Başvekil Adnan Menderes New-York hava alanında Washington büyük elci­miz Feridun Cemal Erkin, Birleşmiş Milletlerdeki daimi delegemiz Büyük Elci Selim Saroer, New-York başkon­solosumuz ve Türk kolonisi tarafından uğurlanmıştir. Başvekilimiz yarın sa­at 18'de Atina'da olacak ve ertesi gün akşam memlekete avdet edecektir.

Hareketinden evvel hava meydanında gazetecilere hitap eden Adnan Mende­res, Amerikayı ziyaretinden fevkalâ­de memnun kaldığını belirttikten son­ra (.uzun zaman evvel hazırlanmış plânlarını adım adım tatbik etmekte olan mütecavizler cephesi karşısında hür milletlerin durumuna» işaret et­miş, bununla beraber .Amerikanın, bilhassa son aylarda tezahür ettiği şeklile sivasetini mükemmel buluyoruz» demiştir.

Sözlerine devam eden Adnan Mende­res,   bu   son   aylar   zarfında   Amerikan

Türkiye ile Pakistan arasındaki pakta gelince bu pakt, Başvekil Adnan Men­deres'e göre, NATO'nun sağ kanadını tahkim eden ve Orta-Doğu'da barış ve güvenliğin tahkiminde ilk adımı teşkil eyleyen diğer bir vesikadır. Tür­kiye Başvekili bu hususta demiştir ki:

«Bu Paktın, başka memleketlerin de iltihakı ile genişletilmesi ve şekil ve bünyesinin tadilen İslahı bize göre mümkün bulunmaktadır.»

Bu pakta Irak ve Afganistan'ın, Arap memleketlerinin ve diğerlerinin muh­temel iltihakları mevzuunda sorulan sualleri cevaplandıran Adnan Mende­res, «Türkiye ile Pakistan arasındaki coğrafî boşluğun tabiatiyle doldurul­ması icabettiğini ve bir tecavüz tehli­kesini düşünmeleri gereken bu bölge­deki bütün memleketlerin menafime uygun olacak yeni ve muhtemel bir bölge paktı için bu iki memleketin bir esas teşkil eylediklerini» söyleyerek şunu ilâve etmiştir:

«Bu bölgedeki memleketlerin böyle bir pakta iştirakleri onlar için, tehdi­di karşılıyacak en mükemmel çâredir.

Türkiye, İran, Irak ve Afganistan ara­sında 1937 temmuzunda imzalanmış olan ve Sâdıâbad Paktı adiyle anılan dostluk ve ademi tecavüz paktının yü­rürlükte olup olmadığı yolundaki bir suali cevaplandıran Türkiye Başveki­li, bu diplomatik vesikanın hukukî ba­kımdan muteber olmakta devam ettiği­ni kaydettikten sonra «fakat demişti". o zamanın şartlarıyla bugünküler ta-memen değişik bulunduğundan haliha­zırdaki vaziyete ve günün icablarına uygun diğer bir paktı tasarlamak ve imzalamak cihetine gittik.»

Arap-İsrail ihtilâfları hakkında soru­lan bir suale cevaben Başvekil Adnan Menderes, bunun da milletleri büyük ve müşterek tehlike önünde birleşmek­ten alıkoyan manevî sebeplerle ilgili bedbaht meselelerden biri olduğunu söylemiş ve  demiştir ki:

Bugün için zor görünse bile, sabır ve teenni ile müsbet bir neticeye ulaşıla­cağına eminiz. Büyük eserler bir gün-bir örnek teşkil etmektedir.Menderes sözlerine devamla şunları söylemiştir:

«Biz, sulhsever milletler arasında yal­nız ihtilâf olmamasını temenni etmek­le kalmıyoruz, aynı zamanda bu mil­letler arasında hatta küçük kırgınlık­lar bile olmamalı ve bu milletler, te­cavüz tehlikelerine karşı tam bir tesa­nüt sağlamalıdırlar. İyi niyetle ve va­kıaları kabul etmek suretiyle, komşu­lar arasında mevcut olabilecek şüphe­leri bertaraf etmenin çâreleri kolaylık­la bulunabilir. İsrail'in yaşama hakkı­nı ve Arap memleketlerinin yaşama haklarını kabul etmek lâzımdır. Dü­şünürken hissiyata değil akü ve mantıka yer verilmelidir,

Türkiye Başvekili müteakiben Türki­ye'de iktisadî kalkınma gayretlerin­den bahsederek demiştir ki:

Bu gayretlerden maksat, memleket müdafaasının temeli olan kuvvetli bir orduyu kendi vasıtalarımızla ayakta tutabilmemizdir.n

Başvekil sözlerine son verirken, ser­best teşebbüsü ve petrol kaynaklarını ve memleketin diğer tabii zenginlik­lerini işletmek için Türkiye'ye yaban­cı sermayenin gelmesini teşvik maksadiyle son zamanlarda Meclisin kabul ettiği  kanunları  hatırlaümıştır.

— New-York

Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan arasında aktedilmesi kararlaştırılan Balkan İttifakı münasebetile »New-York Times» gazetesi bugünkü sayısın­da şunları yazmaktadır:

«Bu ittifak bazı Batı Avrupa memle­ketlerinde güvensizlik hissi uyandır­masına rağmen, bağımsız milletleri bir­birlerinden ayırmayı hedef tutan Sov­yet politikasının bu gayeye ulaşmadı­ğını, aksine üç eski düşmanın dost ve müttefik memleketler hâline gelmele­rine sebep olduğunu ortaya koymuştur. Bu üç devlet diğerlerine ve bilhassa büyük devletlere taklidedilmesi ken­dileri için de çok faydalı olacak güzel bir örnek teşkil etmektedirler.

piş olunan tasarılar üzerinde tam bir mutabakatın mevcudiyeti müşahede edilmiştir.

Başvekil Adnan Menderes, askerî itti­fakı nakdi ve imzasında takip edilecek usul meselelerine temas ederek Anka­ra'ya döner dönmez, ittifak tasarısını hazırlamakla vazifeli siyasî ve askerî mütahassıslardan müteşekkil komis­yonu kurmak için harekete geçeceği­ni bildirmiştir. Bu sayede üç memleke­tin komisyonları mümkün olan sürat­le toplanacak ve dişişleri vekillerinin gelecek temmuz ayında Belgrat'ta ya­pacakları toplantılarında tasviplerine arzedilecek olan ittifak tasarısı metni­ni müştereken hazırlıyacaklardir.

8 Haziran 1954

— Washington

(United Press Ajansı bildiriyor):

Haricî yardım teşkilâtı müdürü Harold Stassen bugün dış münasebetler komis­yonuna verdiği izahatta, Birleşik Ame­rika hükümetinin TÜrkiyeye silâh ve askerî malzeme yardımım arttırmak hususunda Başvekil Adnan Menderese söz verdiğini bildirmiştir.

Stassen izahatında, TÜrkiyeye yapılan yardımın fevkalade iyi netice verdiği­ni bildirmiş ve demiştir ki:

3.400.000.000 dolarlık harici yardım bütçesinden TÜrkiyeye ayrılacak meb­lâğ, bu memleketin askerî kuvvetini idame ve iktisaden gelişmesini temin edecektir,

Türkiye Başvekili Adnan Menderes, Amerikan resmî şahsiyetleri ile yaptı­ğı müzakerelerde Türk silâhlı kuvvet­lerinin talim terbiye ve teçhizat bakı­mından NATO Kuvvetlerinin .sayesine uygun bir şekilde modern hale getiri­leceğini söylemiştir.

TÜrkiyeye yardım programının tatbiki ve alman neticelere bir misal olmak üzere şunu bildirmeliyim ki bugün Türkiyede faal vazife gören tepkili hava kuvvetleri dört sene Önce kongre­nin o yılkı tahsisatının bir kısmı ile tesis edilmiştir.Filhakika 1950 ylmda TÜrkiyeye ayrı­lan tahsisat ile tepkili hava kuvveti teşkili kararlaştırılmıştır. Fakat bunun için gerekli tahsisat içinde bulunduğu­muz mali yıla kadar tamamen verilme­miştir.»

Harold Stassen sözlerini teyid etmek için Amerikan haberler merkezi tara­fından hazırlanan "Türkiye semaların­da tepkili uçaklar» isimli bir filmi ko­misyon üyelerine göstermiştir.

Stassen izahatına şöyle devam etmiş­tir:

Geçen yıl zarfında Türkiye iktisadî ve askerî kudret bakımından harikula­de bir inkişaf kaydetmiştir.

Orta Akdeniz stratejik bir mevkii olan Türkiye, azimli bir kararla kuv­vetlerini NATO kuvvetlerinin gayesi­ne uygun bir seviyeye çıkarmış ve Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtının de­ğerli bir uzvu olmuştur.

Türkiye, ayni zamanda memleketin iktisaden kalkınması uğrunda büyük teşebbüslere girişmiştir.

Türkive, ayni zamanda memleketin iktisaden kalkınması uğrunda büyük teşebbüslere girişmiştir.

Diğer taraftan Türkive, Yunanistan ve Yugoslavya ile mühim .güvenlik münasebetleri tesis etmiş ve son za­manlarda Pakistan ile bir anlaşma ya­narak ortadoğu müdafaasına yeni bir kuvvet ilâve etmiştir.»

9 Haziran 1954

— Cenevre:

Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen bu­rada toplanan milletlerarası çalışma teşkilâtının kongresinde dün aşağıdaki nutku söylemiştir:

«Etraflı, açık ve bilgili raporundan dolayı, Türk heyeti adına, David A. Morse'u tebrik etmek benim için zevk­li bir vazifedir. Dünya iktisadî duru­munun berrak bir izahını yapan, sos­yal gelişme ve politikanın temayülle­rini açıkliyan ve zamanımızın hatta da'ha doğrusu her zamanın hayatî metiği ve dolayısiyle millî endüstriye bü­yük bir canlılık verdiği tabiidir. Mil­lî ekonominin en lüzumlu iki kesimin­de kaydedilen bu gelişme 1953 yılında millî gelirin, 1950 yılma nazaran, yüz­de 30 nisbetinde bir artış kaydetmesi­ni sağlamıştır.

Gerek devlet ve gerekse hususî teşeb­büs yatırımları da yükselmektedir. Ya­bancı sermaye yatırımını teşvik kanu­nu 'hiç şüphesiz millî endüstriye yeni bir hız verecektir. Endüstride kayde­dilen bu gelişme, teşebbüslerin ve bu­ralarda çalışan işçi sayısının artmasın­da açıkça müşahede edilmektedir. Ha­kikatten, 1953 yılında endüstri teşeb­büslerinin sayısı, 1950 yılma nazaran, yüzde 50'den fazla bir artış kaydet­miştir. Buralarda çalışmakta olan işçi sayısındaki artış ise yüzde 70 nisbetindedir. Nihayet, ayni devre zarfında, ücretlerin vasati seviyesinde de yüzde 3C nisbetinde bir yükselme kaydedil­diğini müsaadenizle arzetmek isterim. Bu iktisadî gelişmenin gayet derin bir sosyal manası olduğu inkâr edilemez. Sıhhatli ve sağlam bir ekonominin ku­rulmasının, insan vakarını korumayı sağlıyacak gayelerin tahakkuku için elzem bir şart olduğuna samimiytle kaniiz. Millî bakımdan Türkiye'de alman tedbirlerin gayesi herkes için refah ve sosyal adaleti    sağlamaktır.

Bu sahada, yalnız geçen seneden beri kaydedilen başarıları belirtmeme mü­saadenizi rica ederim .

İş kanunu 'hükümlerine tabi işçilere yıllık ücretli tatil sağlıyan bir kanun tasarısı halen Millet Meclisinde tetkik edilmektedir. Diğer taraftan ziraat iş­çilerinin birlik kurma hürriyetleri hakkındaki mukavelename de tasvip edilmek üzere meclise sunulmuştur. Bu arada, bu hakkın, millî kanunlarla bu teşekküllere tanınmış olduğunu da hatırlatalım.

Gittikçe daha memnunluk verici hayat ve çalışma şartları tesis etmek gayesi güden bu kanun ve tedbirler aynı za­manda istihsalin şu iki unsuru, ser­maye ve emek arasında daha sağlam bir ahenk ve işbirliği kurmaya matufdur.Endüstri sahasındaki münasebetler ba­kımından, iş verenlerimizle işçilerimiz arasında tam bir ahenk hüküm sürdü­ğünü müşahede etmekle bilhassa memnunluk duymaktayız. Memleketi­min, gerek bu karşılıklı anlayış ve gerekse iktisadî gelişmeye muvazi ola­rak alınan teşriî ve idarî tedbirler sa­yesinde sosyal münaferetten masun kaldığını söylemek cüretkârlık olmaz.

Bu, Türkiye'deki sosyal gelişmenin karakteristik bir veçhesidir.

Simdi, biraz da, nazarımızda bizzat sosyal adaletin sembolü olan ve ken­disine derin bir şekilde bağlı bulundu­ğumuz milletlerarası çalışma teşkilâ­tının faaliyeti üzerinde durmak    iste-

Milletlerarası çalışma teşkilâtının, bü­tün sosval müesseseler gibi. zamana uygun olarak gelişmesi ve günün ihtivaclarına kendisini uydurması tabiidir Başlangıçta teşkilâtın teşrii vazifesi dieer bütün faaliyetlerine hakim ol­maktaydı. Buna sebep, aslî üyelerinir birbirine müşabih bir iktisadî ve sınaî bünyeye sahip olmaları ve bu yüzden milletlerarası çalışma teşkilâtı konferansınsa 'hazırlanan norm'ları, pek bü­yük bir müşkilâtla karşılaşmadan ka­bul edebilmeleriydi. Fakat, sizin de bildiğiniz gibi, bu safha artık aşılmış ve 1948'den beri milletlerarası çalış­ma teşkilâtının faaliyetleri gitgide da­ha müşahhas bir mahiyet aîmıya, ve milletlerarası bir veçheyi haiz olmasın­dan, doğan icaplara kendini uydurmaya başlamıştır. Filhakika, şimdiki millet­lerarası çalışma teşkilâtının üyeleri­nin büyük bir kısmı, gelişmekte olan veya henüz kâfi derecede gelişmemiş olan memleketlerdir. Bu memleketle­rin, muayyen bir iktisadî ve sosyal ge­lişme derecesine varmadıkça milletler­arası çalışma teşkilâtının teşrii faali­yetlerinin temposunu takip edemiyecekleri aşikârdır. Bununla beraber, bahsi geçen memleketlerin sosyal mü­esseselerini islâh etmeleri, çalışma şartlarını kabulü mümkün bir raddeye çıkarmaları ve çalışan halkın hayat seviyesini yükseltmek için onlara da­ha fazla imkân sağlamaları    lâzımdır.

si harap oldukları anlaşılıyordu. Az sonra bu yangının mahalli bir hadise olmadığını, bütün şehri mahveden bü­yük bir felâket halinde tecelli ettiğini öğrenmiş bulunuyorduk.

Güvenilir alâmetlerden anlaşıldığına göre bu felâket milâttan önce ,13 üncü asırda vukubulmuş ve şehir bunu mü­teakip 2000 sene gayrimeskûn bir va­ziyette kalmıştır.

İlk 15 gün içinde halkın bütün malını mülkünü yıkılan tavan ve duvarlar al­tında, yangın arasında bırakarak sürat­le kaçtıkları, hususî evlerin yanmış taramalarından birini tetkikle anlaşıl­dı. İyi muhafaza edilmiş ve bol mik­tarda eşya bulmuş, toprak kaplan ko­layca eski hallerine irca etmiştik. Bu tarihe kadar koleksiyonumuzda bulu­nan tam veya eski hale irca edilebile­cek mahiyette 50 kap, şimdiye kadar Anadolu arkeolojisinde esine rastlan­mayan teknik hatları ihtiva etmekte­dir. Zarif ve zevkle yapılmış şarap kâseleri ve daha eenis mevva sehnalaları maden orİiinlerivle çömlekçilerin daha önceki meseulivetini göstermekte dir. Perçinler Ve asma madeni kulp­lar balçıkla taklid edilmişlerdir.

Daha sonraları hendekler kövüğün diğer kısımlarına teşmil edildi. Burada­ki umumî binaların ekserisinin garip inşa tarhları bilhassa şehir üzerine nazarı dikkatimizi çekti.

Mamafih 25 mayısta doğudaki tepede kazdığımız bir hendekte rastladığımız vanık bakiyelerini ilk olarak yanlışlık­la bir tuğla ocağı zannetmiştik. Sonra­dan anlaşıldı ki, bunlar muhtemelen do&udakİ tepenin büyük bir kısmını işgalden çok geniş bir binanın harici aksamını teşkil etmekte idi. Bir met­reden daha kalın olan duvarları keres, te çerçevelerle takviyeli çamur tuğla­ları ile inşa edilmiş ve onları tahrin eden ateş binnetice fazla tesir icra ey­lemiştir.

Çamur tuğlaları çamur veya sarı ren­ge bürünmüşler, kerestelerin, izleri raftan ve üst taksimattan düşen tebel­lür etmiş kütleler üzerinde muhafazaolunmuşu. Binanın kaldırım seviyesi­ne !henüz varılmamıştır.

Burada bir saray veya mabet bulun­duğu hakkında bir fikir ileri sürme­nin henüz erken olduğuna kaniiz. Fakat gerek ebadı ve gerek ehemmi­yeti şüphe götürmüyecek bir raddede­dir ve gelecek haftalar içinde yapa­cağımız kazılar şimdilik Hitit İmpara­torluğu devirlerine tekabül ettiğini sandığımız şehirle onu inşa edenlerin hüviyeti hakkında bazı açıklamalar elde etmeye imkân verecektir. (Bu ha­berin Türkiye'den gayri memleketler­de neşir hakkı yalnız The Times'e ait­tir).

12  Haziran 1954

—  Ottowa:

Ordu tarafından dün gece bildirildiği­ne göre, Kanada bu ay içinde karşılık­lı yardım anlaşması mucibince yedi NATO memleketine askerî malzeme gönderecektir.

Malzemenin büvük kısmını silâh ve cephane teşkil etmektedir.

Gönderilecek memleketler arasında Türkiye, Belçika, Lüksenburg ve İtal­ya bulunmaktadır.

13   Haziran 1954

—  New-York

New York Times gazetesi, Türkiye-Pa-kistan Paktının Türk Büyük Millet Meclisince tastikini yorumluyan bu sa­bahki nüshasında ezcümle şunları yaz­maktadır:

.«Türkiye, kendisiyle Pakistan arasında imzalanan müdafaa paktının Büyük Meclisi tarafından müttefikan tasdik edilmiş olmasiyle hür dünyanın dava-smı bir defa daha ileri götürmüştür. Bu harekette beklenilmedik bir cihet yoktu, fakat Türklerin gösterdikleri ov birlimi bir kuvvet alâmetidir. Pakis­tan'ın kendi davası hür dünya ile bir­likte Türkive'nin de müzaheretine nail bulunmaktadır.

—  New-York

New York Times gazetesi bugünkü nüshasında şunları yazmaktadır:

1 Haziran 1954

— New-York:

New-York Times gazetesi Başvekil Adnan Menderes'in Amerika'yı ziyare­tini bahis mevzuu ettiği bir makale­sinde Başvekile hoş geldiniz dedikten sonra, Amerikan devlet adamlarıyla görüşeceği başlıca meselenin «Türki­ye'nin kuvvetinin hür dünyanın mü­dafaasında hayatî bir unsur halini al­dığı bu sırada, Türkiye'yi daha kuv­vetli bir hale getirmek» olduğunu be­lirtmekte ve şunları ilâve etmektedir: .«Adnan Menderes serbest teşebbüs sis­temini ısrarlı bir şekilde destekleme­sinden dolayı Birleşik Amerika'da pek çok dost kazanmıştır.

«Başvekilin partisi gayet başarılı faalivetler göstermiş ve son karışıklık yılları zarfında Türkiye'nin oynadığı rol  de  kuvvet  kaynağı  olmuştur.

Bu kimseler bizim ve hürriyetin sarikdostlarıdır. Müştereken ve haklı olarak ilgili bulunduğumuz meselele­ri müzakere fırsatını memnunlukla karşılıyoruz.»

7 Haziran 1954

— Tokyo:

Burada çıkan Nippon, Times gazetesi bugünkü başyazısında «Türkiye-Yunanistan ve Balkan ittifakı ferahlık ve memnunluk yaratan bir gelişme», de­mekte ve şöyle demektedir:

«Dünyanın bazı kısımlarında hür milletler arasında müdafaa yolunda tam bir şekilde bir işbirliği hâlâ âdeta duruklama halinde ise de, Güney doğu Avrupada vukua gelen en son geliş­meler, ferahlık vericidir.

Bulgaristan ve Rumanya gibi memle­ketlerdeki Sovyet pençesini söküp at­mak . için Balkanlarda kuvvetli bir müdafaa kalesi kurulmaktadır.Umumiyet itibariyle, mütecavizi yese düşürecek ve harp sonrası gelişmeleriin müdafaasını tek başına yüklenme­yi güç bulacak memleketler için ger­çekten demokratik ve huzur içinde bir, istikbalin doğuşunu vaadeden bir mü­dafaa   sistemi  meydana   gelmiştir.

Türkiye bir hızır rolü oynayabilir Yazan : A. E. Yalman

l/VI/954 tarihli  (VatanVdan

— New-York:

Menderes, biraz evvel Amerikan toprağina svak bastı. Fotoğrafçılar, rad­yo ve televizyon teknisvenleri. gazeteciler Başbakanın yorgunluğuna hic acı­madılar. Kafile halinde hücuma meçti­ler. Fotoğraflılar: Başbakanın filânca zatın elini sıkmasını veya kendi elini sövle sallamasını istediler. Gazeteciler Menderesi sual yağmuruna tuttular. Hayatın herhangi bir sahasında yıldız olmanın bir takım zahmetleri var. Men deres, bütün bunların hepsine güler yüzle boyun eğdi. Basın temsilcilerinin karsısında güler yüzü ile. hale uygun cevaolarivle parlak bir imtihan getiren Menderesin ziyareti, dünya siyasetinin çok caoraşık ve çetin bir dakikasına rastgeliyor. Amerikanın prensip siya­seti hiç bir yerde dayanak bulamıyor. Amerikada fikir cereyanları çarpışma halindedir. Menderes; sağlam siyasetli, dürüst ve doğru görüşlü Türkiyenin, en sıkıntılı bir zamanda Hızır rolü oy­namasına âmil olabilir. Böyle bir rolün nekadar alâkayla karşılandığını New York Times'in dünkü karikatürü pek güzel ifade ediyor. Bu karikatürde Mehmetçik, dimdik, müşterek hudut­ları bekliyor. Amerika da, dinlenmesi için ona bir iskemle uzatıyor. Resmin altında şu sözler yazılıdır:

a— Ona yapacağımız en az şey budur.» Washington mülakatında; dünya işleri­nin, beraberce gözden geçirileceği, karAmerika Türkiyeye yardım ediyordu. Fakat bilhassa bize eninde sonunda feda edilebilir bir ileri karakol nazarile bakıldığı  da bir hakikatti.

O zamandan bu yana Türkiye bir ileri karakol olmaktan çıkmış, gerek stra­tejik gerekse siyasi mânada kilit nok­tası bir büyük devlet olmuştur.

Bugün Vaşhingtonda ileri karakolun müdafaası değil nazik bir noktadaki büyük bir müttefikle birlikte dünya barışı uğrunda birlikte yapılması ge­rekecek İşler müsavi seviyede müza­kere edilmiştir.

Artık bir hakikattir ki, Türkiye sade­ce alan, yardım gören ve bekliyen bir memleket değildir. Dünya barışı uğ­runda aldığı yardımın karşılığını ay­nen veren, verecek olan ve yapıcı bir memlekettir

Barış  yolunda  yeni  bir  kazanç Yazan : N. Nadi

6/VI/954 tarihli  (Cumhuriyet)'ten

Başbakan Adnan Menderesin Washington seyahati sonra erdi. Dört. beş gün içinde Birleşik Amerikanın so­rumlu devlet adamları ile hükümet başkanımız ve arkadaşları arasında vapilan temaslardan, biz, her iki mil­let hesabına olduöu kadar dünva ba­rısı hesabına da iyi neticeler elde edildiğine eminiz.

Bugün barış cephesini zayıf düşüren, daha doğrusu, bu ceDh'enin aercek kuvvetlerini olduğu gibi değerlendir­mekten ahkovan sebeblerin basında bir görüş birliği buhranı gelmektedir. Bu da belki hürriyet rejiminin kaçı­nılmaz bir neticesidir. Gene. yaşlı, tecrübeli, tecrübesiz bütün hür mil­letler, hürriyet vıkıcı karanlık kuvvet­lere karşı güdülmesi gereken politika üzerinde tam bir anlaşmaya varmış değillerdir. Hemen her hükümetin kendine göre bir dıs politika anlavısı vardır. Ara yerde küçüklü, büyüklü menfaat oyunları işin içine karışmak­ta, bu da ceşidli kombinezonlara yol açmaktadır.Bu arada Türkiye ile Birleşik Ame-rikayı birbirine yaklaştıran bağların sağlamlığı hiç bir gözden kaçmıyacak kadar meydandadır. Atatürkün önder­liği altında temelleri atılan ve kuru­lan Türk diş politikası, samimî bir ba­rış isteğinde ifadesini bulur. Millî menfaatlerin, millî şeref ve haysiyetin korunmasını her nimetin üstünde bi­len, fakat başka milletlerin menfaat­lerine, şeref ve haysiyetlerine de ay­nı derecede saygî gösteren bu politika, otuz yıldanberi yolumuzu aydınlatan bir ışıktır. İki Cihan Harbi arası dev­rinin karanlıklarını biz bu ışıkla yar­mış, İkinci Cihan Harbi kasırgasından bu ışık sayesinde kurtulmuş. İkinci Cihan Harbinden sonra da gene bu ışiktan ilham alarak yaşamış bir mil­letizdir. Son on yıl içinde memleke­timizde büyük bir hareket olduğu ik­tidar el değiştirdiği haide bugün reh­berimiz gene o ışıktır. Dostumuz A-merikanın barj.ş anlayışına tamamile uygun olan ve Türk - Amerikan dostluğunun temelini teşkil eden bu politikaya dair, Sayın Cumhurbaşka­nımız Celâl Bayar, son Amerika se­yahatinde etraflı açıklamalarda bulun­muştu. Washingtonda yaptığı bir basın toplantısında Başbakan sayın Mende­res de dış politikamızın bugünkü şart­lara göre güzel bir izahını yapmış, Amerika halk efkârını aydınlatmıştır. Gerçekten samimî bir barış politikası­nın başarı ile yürütülebilmesi için yalnız samimilik yetmez. Ayrıca re­alist olmak ve realitenin gerektirdiği şartları hazırlamak, yaratmak da icab eder. Kore tecavüzü başlar başlamaz aldığı azimli kararla, Türkiye Cumhuriveti hükümeti, dünya barışını teh­likeye düşüren, milli varlıkları birer birer vok etmeyi tasarlayan kötü ni­yetli kuvvetlere karşı. iyi niyetli milletlerin ön safında yer almasa da­ima hazır olduğunu isbat etmişti. O eünden bugüne gelişen olaylar Bal­kanlarda. Doğu Akdenizde ve Orta-Doğuda barış cephesinin en kuvvetli bir kalesi olduğumuzu her gün gös­termektedir. Bizim gibi düşünen hürrivetçi milletlerin sayısı bölgemizde «ünden güne artmakta, bu da dünya barışının korunması şanslarını elbet­te yükseltmektedir.

eser doğurabilir. Ve bilhassa ilerde İtalyayı da içine alacak bir anlaşma ve Balkanlarda sulh ve emniyetin en kuvvetli garantisini teşkil etmiş bulu­nur.

Tablo

Yczan :   N.   Nadi

10/VI/954 tarihli (Cumhuriyet)* ten

Başbakan Adnan Menderesin Washington'da basın temsilcilerine verdi­ği demeç, hürriyet cephesini teşkil eden bütün milletlere benimsenmesi ge­rekli bir prensipi çok açık bir şekilde ifade ediyordu. Geçen gün burada da belirttiğimiz gibi, karanlık tecavüz kuvvetlerine karşı "barışçı milletlerin tahammül gücü nerede sona erecek, bu noktayı demirperde idarecilerine kesin olarak bildirmek artık farzolmuştur. Sayın Menderes bu zarureti daha veciz bir ifade ile gazetecilere bildirmiş ve sözleri basında anlayışlı akisler uyandırmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti hükümet Baş­kanının son iki hafta içinde yaptığı temaslar, yurd güvenliğini ve dünya barısını korumak hususunda üzerimi­ze düsen vazifeyi bütün ciddiyeti ile kavradığımızı ve bunu mükemmelen on yakın başarı ile yürüttüğümüzü göstermeğe yeter sanıyoruz. Başbaka­nın Washineton seyahati ile başlayan ve Ankarada bugünlerde devam ede­cek olan çalışmalar, Trieste'den Karaşi'ye kadar koskoca bir bölgenin se­lâmeti ile ilgilidir. Türkiye bu muaz­zam böleenin kilid noktasını tutmak: ta ve birlik savunmasının mihverini teşkil etmektedir. Bu itibarla dünya (sarışının tümünden sorumlu bulunan Birleşik Amerika liderlerinin Hükü­met Başkanımızca ileri sürülen düşün­celeri kendi düşüncelerine uygun bul­malarını ve bunu açıkça söylemelerini biz barış adına ümid arttırıcı bir işa­ret sayıyoruz.

Türkiyenin baş rollerden birini oyna­dığı Orta-Doğu, doğu Akdeniz ve Bal­kanlar bölgesi bugün hızla gelişmekte ve bölünme, bir savunma çemberi ha­linde günden güne kuvvetlenmektedir. Gerçi   bu   cephenin   iki     ucunda  bazıpürüzlü noktalar bulunduğunu görmemezlik edemeyiz. Pakistanla Hindis­tan arasındaki uyuşmazlık konuları gi­dermek, Bengal ve Keşmir gibi çıban başlarım elbirliği ile tedavi etmek bir zarurettir. Yugoslavya ile İtalya ara­sındaki Trieste meselesini de her iki tarafı memnun edecek bir şekilde dü­zenlemek şarttır. Bunlar yapılmadıkça bölgemizi meydana getiren savunma sisteminin tam mânası ile işler bir ha­le geldiğini iddia etmek güç olur. Fa­kat bunlar nihayet üzerinde dikkatle çalışılan konulardır. Bilhassa sistemin ağırlık noktası bilinen Türkiyenin hiç bir konusu ile en ufak .bir dâvası bu­lunmaması, iç istikrar bakımından gıp­ta edilecek derecede sağlam olması, bölgemiz emniyeti itibarile sevindirici olaylardır.

Fakat ne yazık ki, avm ümid verici manzarayı dünyanın her tarafında gö­remiyoruz. Batı Avrupalı büyük mil­letlerarasında birlik savunmaya daima temelli bir fikir beraberliği henüz ku­rulmuş de&ildir. Almanya ile . Fransa arasındaki Sar meselesi hâlâ yoluna konamamış, Avrupa ordusu anlaşması hâlâ tasdik edilememiştir. Kuzey Afkadaki Arab Birlimi hareketlerinden ötürü Fransa ğüV durumdadır. Cin Hindinde gittikçe karkunc bir hal alan kızılların taarruzu bu devleti belki o-radan cekilmeöe zorlavacnktır. Cenev-rede bir bucuk avdır sürüp giden ko­nuşmalardan müsbet bir sonuç elde e-diVbilecek mi? isleri cıkma73 sokarak milletlerarası konferansları ithisas sa­hibi olmuş Kremim delenlerini gmö-nıme setirir vp Molotof, Winosrsdofi gibi tanınmış demirnerde uzmanların husrîin Cenevrede Edenlerle. karsı karsıva bulundukla­rını düşünürsek bu hususta ümidp kanılmak biraz tovluk olur pibim'ze felivor. Savın Molotoffun karsismdtekileri ovalayarak gecirdiği her hafta unutmıyalım ki, demirperde hesabına bir kazanç, hürriyet ceohesi hesabına ise bir kayıptır. Bu gidişle bir gün konferansın mevzusuz kalıvermesi ih­timalini unutmamalıdır.

Kendi belgemizin kuvvetlenmesine elimizden gelen gayreti harcar ve ba­şarılarımızla öğünürken, barış dünya­cının   Öbür  taraflarında   hüküm   süren

kararsızlığa bakarak üzülmemezlik edemiyoruz.

Menderes, Amerikada ne gibi şart­larla karşılaştı

Yazan :  A.  E.  Yalman

15/VI/954 tarihli  (Vatan)'dan

Ottava yolunda 7 — Başvekil Adnan Menderesin Amerika seyahati dün sona erdi. Bu ziyaret esnasında Wahingtonda yapılan ve Türkiyenin is­tikbali hesabına mühim şeyler vaad eden temasların ben de yakından şa­hidi oldum. Üç, dört ay evvel Cum-hurreisimiz Celâl Bayarın Amerikadaki turuna iştirak etmiştim. Bayarın bütün kalblerde sevgi ve hayranlık uyandıran bir olgunluk ve anlayışla her tarafa ne kadar güzel kıymetler ektiğini zevkle takip etmiştim. Bu de­fa da Adnan Menderesin müstesna zekâsını sezisini, kavrayışını, memle­ket hizmetleri için ne kadar ince dira­yetle kullanıldığını, Celâl Bayarın ek­tiklerini ne derecede yüksek bir ve­rimle biçtiğini gördüm.

Hazırlanan yeni gelişmelerin her iki safhasını böylece dikkatle takib ede­bildiğim gibi, memleketimizde muha­lefet tarafından yapılan bozguncu pro­pagandalar ve diğer bazı âmiller yü­zünden Amerika ile işbirliği imkân­larımızın ne gibi tehlikeler geçirdiği­ni de tesbit etmek imkânını buldum. Bu yazımda ve bunu takip edecek ikinci bir yazıda size, son Washing­ton seyahatinin tam bir bilançosunu çizmeğe çalışacağım.

Bayarın ziyareti, Amerikan halkının, bizi ne kadar yakın tuttuğunu, bize ne kadar güvendiğini, bizden neler umduğunu belirtmesine vesile oldu, fakat bu ziyaret esnasında resmî şah­siyetlerle hiç bir nevi müzakere olma­dı. Bu itibarla da iki memleketi alâ­kadar eden işlerin resmi dosyalarda ne gibi bir manzara arzettiğini yokla­mağa vesile çıkmadı. Adnan Mende­resin Washingtona gidişi ve Amerika­nın en yüksek şahsiyetleriyle ve bu arada kongrenin en salahiyetli erkâniyle yüz yüze görüşmek fırsatların bulması bütün o dosyaların keskin projektörler   altına   alınmasına   imkân vermiştir.

Bu sayede meydana çıkan hakikatleri

şöylece hülâsa edebiliriz:

1— Amerikalılar, hür dünyayı koru­mak maksadiyle yabancı memleketle­re hibe ettikleri altmış milyar dolar­dan kâfi derecede verim alamadıkları kanaatine varmışlardır. Bizim    hususî vaziyetimiz herkesçe malûm    olmakla beraber,   bizimle   olan   karşılıklı   yar­dım davaları da umumi istidatların te­sirinden  hariç bırakılmamıştır.

2-—   Kuvvetlerimizi   en   yüksek  Nato seviyesine  uygun  olarak     teçhiz   için bizzat Amerikalılar tarafından    veril­mesi vaad edilen 500 milyon dolarlık teçhizat meselesi uyuşmuş, kalmış, bu­na mahsuben  pek    mahdut    teslimatı yapılmıştır.   

3— Her sene verilmesi itiyat haline gelen iki yüz milyon dolarlık    askerî yardım   tahsisatının   87,500,000      dolar noksaniyle   112,500,000 dolara     indiril­mesi kararlaştığı gibi gelecek seneler­de bunun bile devam edip   etmiyeceği şüpheli bir hal almıştı.

4— Hibe şeklindeki senelik 70.000,000 dolarlık     iktisadî    yardımın     devamı şüpheli görünüyordu.

5— Muhtelif Avrupa memleketleri ta­rafından   bize   açılan  uzunca     vadeli iktisadî  krediler  Amerika'ca   hoş   gö­rülmüyor,  bunun devam  ettirilmeme­si için alâkalı memleketlere    tavsiye­lerde, hattâ baskılarda bulunuluyordu.

6_ Sınaî gelişmelerimizin sürati ve Ödeme zorluklarımız hakkında Ameri­kada bedbin intibalar vardı .

Bütün bu vaziyet, Amerikanın bize arka çevirmesi veya müşterek dava­ya olan büyük hizmetlerimizi unutma­sı mânasına gelemez. Fakat Washing­ton, türlü türlü milletlerarası men­faatlerin ve Amerikanın mühim iç da­valarının boyuna çarpıştığı bir yerdir Birtakım mühim hedeflerin orada muvakkat surette gözden uzak düşme­si pek mümkündür. Şurasını da ilâ­ve edeyim ki Türkiyenin müşterek dava için arzettiği başlıca kıymet, millî birliğinde, tesanüdünde ve istikrarındadır. Muhalefetin tuttuğu bozguncu gidiş ve millî davalara kar-

türlü askerî ve iktisadî yardımdan müstağni olarak vazifelerimizi yapa­cak bir hale varmamızdır.

4— Amerika, bize kredi açılmamasını alâkalı devletlere söylemek şöyle dur­sun,  böyle  kredileri     teşvik     edecek, müşterek  davanın yürümesi,     bizimle bu  şekilde  işbirliğinin mutlaka  lâzım olduğunu bildirecektir.

5— İktisadî bünyemizi muayyen    bir hedefle   takviye   esası   kabul      edildi­ğine  göre     muvakkat     sıkıntılarımızı giderecek   istikrazların   ve   diğer   ted­birlerin tetkikine girişilecektir.

6— Dünya İmar Bankasiyle olan an­laşmazlık   dostluk   ve   anlayış      ruhu içinde   tasfiyeye   uğramıştır.   Bu  ban­kanın heyeti,  Başvekilimizle     görüşe­rek münasebetleri yeniden    kurmanın yollarını  aramak arzusunu  göstermiş­lerdir.  Bu  arzu tarafımızdan tam birsamimiyetle  karşılanmış,  fakat vaktin darlığı  konuşmalara  mâni     olmuştur. Bunlar ilk fırsatta yapılacaktır.

Amerika ile Türkiye arasındaki mü­nasebet, bir taraftan hükümetin Kore işinde ve diğer işlerde isabetli karar­lar vermesi, Mehmetçiğin geçirdiği büyük  hamaset  imtihanı,  diğer taraftan Celâl Bayar ve Menderesin ziya­retleri ve Amerikalı dostlarımızın an­layış ve samimiyeti neticesinde öyle bir şekil almıştır ki devletler arasında cereyan eden, umumî surette müşterek menfaat iddialarına dayanan münase­betlerde bunun bir benzerini bulmak imkânsızdır.

İki memleket arasındaki bu mükem­mel işbirliği tarzını ben, 35 yıl evvel mütareke günlerinde uzak, çok uzak bir rüya diye memleket hesabına zihnimden geçirmiş, Amerika ile elele çalışmak suretiyle büyük neticelere varacağımızı, bizim için daha mükem­mel bir kurtuluş yolunu ve yükseliş imkânını tasavvur etmeğe bile ihti­mal olmadığını ısrarla ileri sürmüş­tüm.

En mübalâğalı rüyalarım çok şükür kat kat fazlasiyle gerçekleşti. "Washington Ankara temel direği, yeni bir medeniyet ve barış binasının en sağlam desteği halini almıştır.

Bütün bunları ben :çok yakından adım adım takip etmek ve dünya gö-ziyle görmek imkânını buldum. Bu saniyede dünya yüzünde kendimden baytiyar  bir  adam bilmiyorum.

Haziran 1954

—  Birleşmiş  Milletler   (Newyorkc

Habeşistan İmparatoru Haile Selasie, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından dün akşam şerefine verilen akşam yemeğinde söz alarak şu beya­natta bulunmuştur.

-i Cemiyeti Akvam'ın dağılmasının baş­lıca sebeblerinden biri memleketime karşı yapılan tecavüze mani olama­mış bulunmasıdır. Bununla beraber Habeşistan yeniden kurtarılmıştır. Ve Birleşmiş Milletler sayesindedir ki nihayet yetmiş senelik bir haksızlığın tamir edildiğini ve birbirlerinden ayirtılmış olan kardeş halkın birleşti­ğini  görmüştür.»

Habeşistan imparatoru beyanatına son verirken, müşterek güvenlik idealle­rinin nihayet galebe çalacağına Ha­beşistan'ın tamamen kani bulunduğuğuna işaret etmiş ve memleketinin Kore harekâtına iştirak etmiş bulun­masını da bu kanaate bir delil olarak göstermiştir.

Haziran 1954

—  Birleşmiş Milletler   (Newyork):

Sovyet Rusyanm iddialarına rağmen. Siyam talebinin, müzakere edilmek üzere gündeme alınmasını, bire karşı 10 reyle kabul etmiştir.

Haziran 1954

—  Birleşmiş Milletler   (Newyork):

Birleşmiş Milletlerdeki Sovyet dele­gesi Semyon Üarapkin, dünkü müza­kereler sırasında komünist Çin hükümetinin Cenevre konferansına, konse­yin daimî üyesi ve Birleşmiş Millet­ler üyesi sıfatiyle katılmakta olduğu­nu güvenlik konseyine kabul ettir­meğe çalışmıştır.

Çarapkin bu maksatla, Hindiçini'deki durum dolayısile kendisini tehlike­de telâkki eden Tayland'ın talebi hak­kında müzakerelerin açılmasına mu­halefet ederek «Barışın tesisi mesele­sinin hâlen Cenevre'de, güvenlik kon­seyinin üyesi beş devletin dışişleri vekilleri tarafından tetkik edildiğini* ileri sürmüştür.

Milliyetçi Çin delegesi bu beyanatı protesto ederek  şöyle demiştir:

.Cenevre konferansına milliyetçi Çin' in katılmamasının ve burada komü­nist Çin'in temsil edilmesinin sebebi, mevcut müşküllerin ve tecavüzün menşeini bu devletin teşkil etmiş ol­masındadır, güvenlik konseyinin da-İmî üyesi sıfatına malik olduğundan değil.»

5 Haziran 1954

— Birleşmiş Milletler:

39 Devlet temsilcileri dün, turizm vasıtalarının muvakkaten ithal ile il­gili gümrük muameleleri ve turizm mevzularını müzakere eden Birleşmiş Milletler konferansının nihaî vesika­sını imzalamışlardır

Turizm otomobillerinin muvakkaten ithalinde gümrük resmi alınmaması ve turistlerin şahsî eşyalarına dokunulmaması hususlarını derpiş eden bu anlaşmalar 15 devlet tarafından tas­dik olunduktan sonra yürürlüğe gire­cektir.

saat 10.40 ta açılan oturuma, Birleşik Amerika murahhası Henry Cabot Lod-ge başkanlık etmektedir.

İlk sözü alan Danimarka temsilcisi Borberg Siyam'ın teklifini destekle­miştir. Kolombiya delegesi de Siyam­ın teklifi lehinde oy vereceğini söyle­miş ve milliyetçi Çin murahhasının bir müddet evvel ileri sürmüş olduğu iddia üzerinde durulması gerektiğine işaret etmiştir. Filhakika milliyetçi Çin temsilcisi, Çin'de komünist bir Siyam hükümetinin kurulmuş oldu­ğunu ve bu hükümetin ilk fırsatta ik­tidarı ele almağa hazır bulunduğunu ifade  etmiştir.

Kolombiya murahhası, bu vazıyetin Siyam'a müşahitler göndermek için munzam bir sebep teşkil edebileceği­ni ilâve etmiştir

— Birleşmiş Milletler  (Newyork):

Fransız delegesi Hoppenot Tayland teklifini desteklemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Bu teklifin gayesi sadece, ihtiyatî bir tedbir olmak üzere, barışı muhafaza için Tayland topraklarına bir müşahit grubunun gönderilmesini sağlamaktır.

Sovyet delegesi Çarapkin Tayland'ın bu talebinin Hindicini meselesinin ba­rışçı bir şekilde halline zarar verebile­ceğini söylemiş ve Tayland'ın hiç kimsenin tehdidine maruz bulunmadı­ğını ileri sürmüştür. Çarapkine göre «müşahit yollanması talebi, barışçı bir hal çâresine engel olmak ve harbi ge nişletmek için Birleşik Amerikanın giriştiği bir şaşırtma teşebbüsüdür. Bu, Birleşik Amerikanın arzu ettiği veç­hile, savaşların milletlerarası bir saf­haya dökülmesini temin için. Birleşmiş-Milletlerin Hindiçinide müdahaleleri­nin ilk safhasını teşkil  edecektir.

İngiliz delegesi Dixon, Sovyet delege­sinin iddialarını reddederek Taylandın talebinin kabulünün, Cenevre konferansının yetkilerini katiyen halel­dar  etmiyeceğini  belirtmiştir  .Bunun üzerine oya geçilmiş ve Tay­land'ın talebinin kabulü lehinde do­kuz oy verilmiştir. Lübnan müstenkif kalmıştır. Fakat Sovyet Rusya bu ta­lep aleyhinde veto hakkını kullandı­ğından, reddedilmiştir.

Amerikan delegesi Cabot Lodge bu­nun üzerine şöyle demiştir: «Sovyet vetosu bir defa daha, kendisini teh­dide maruz hisseden küçük bir dev­letin güvenlik konseyinden hakkı bu­lunan himayeyi temin etmesine engel olmuştur. Fakat Allaha şükür, şimdi Genel   Kurula   da   müracaat    edebili

Lodge sözlerini bitirirken Rusyanın ..Hanoi'yi de, Estonya, Lituanya, Po­lonya ve Çekoslovakya gibi kurtarma­ya  hazırlandığının   belirtmiştir.

Konsey mahallî saatle 13.22'de dağıl­mıştır. Başkanlık mevkiinde bulunan Lodge, konseyin «durumdaki gelişme­lere» göre kararlaştırılacak bir tarih­te yapılacağını söylemiştir.

—  Birleşmiş  Milletler   (Newyork):

M. Pierre Mendes France'in Fransız millî meclisinden kabineyi kurmak salâhiyeti için elde ettiği oyların yük­sek çoğunluğu Birleşmiş Milletler mahfillerinde şiddetli bir intiba ya­ratmıştır.

Müşahitlerin bir çoğu tarafından bu çoğunluk, Fransız milletinin Hindiçinî'de sulhun tesisi ve harici tesisler­den azade bir politika takibi lehinde­ki derin hislerine tercüman olan bir belirti olarak telâkki edilmiştir.

Yeni Fransız hükümeti tarafından takip edilecek politikanın Birleşmiş Milletlerde de akisler husule getirece­ğinden yine bu teşkilât çevrelerinde şüphe edilmemektedir.

Tahmin edildiğine göre yeni hükümet, Birleşmiş Milletleri Hindicini ihtlâfına sürüklemek ve harbi genişletmek yolunda hâlen sarfedilmekte olan gayretleri frenliyecektir.

19   Haziran 1954

—  Birleşmiş  Milletler   (Newyork):

Guatemalanm Birleşmiş Mületlerdeki temsilcisi Castillo-Auriola, Guatema­la topraklarına yapılan «tecavüz» üze­rine doğan durumu tetkik için güven­lik konseyinin hafta sonu zarfında toplanmasını hükümetinin talebi üze­rine istediğini açıklamıştır.

20   Haziran 1954

—  Birleşmiş Milletler:

Güvenlik Konseyi, Amerikan baş murahhası Henry Cabot Lodçe'un başkanlığında, Guatamala meselesini incelemek üzere bugün Batı Avrupa saati ile 19 da toplanmıştır.

Oturum açılır açılmaz Brezilya ve Kolombiya delegeleri söz alarak ihti­lâfın Amerikalılar arası konferansa havalesini teklif etmişlerdir.

—  Birleşmiş Milletler:

Guatemala meselesinin tetkiki için toplanan güvenlik konseyinde Küba hükümeti dün gönderdiği bir mektup­la şikâyetin Amerikalılar arası teşki­lâta havalesini İstemiştir.

Bundan sonra Guatemala, Honduras ve Nikaragua temsilcileri görüşlerini izaha davet edilmişlerdir.

Evvelâ Guatamala murahhası Edvardo Castillo Arriola soz alarak memle­ketinin bir seferi kuvvet tarafından istilâ edildiğini ve milletler arası bir tecavüze  kurban  gittiğini  söylemiştir.

Guatemaladaki durum hakkında dün­ya efkârının aldatılmış olduğunu, be­lirten delege şöyle demiştir:

«Guatemala muharebesi başlamıştır. Memleketime tecavüz eden kuvvetler arasında pek az sayıda Guatemala'lı sürgün vardır. İhtilâfın genişletilmesi­ne mani olmak için güvenlik konseyi­nin müdahalesini rica ediyorum.»

Castillo Arrilo, tecavüzün nasıl doğ­duğunu da izah ederek şunları söyle­miştir:«Birleşik Amerika dışişleri vekâleti ile Amerikan gazeteleri Guatemala'yı, Sovyet komünizminin Amerika kıta­sında bir kalesi gibi göstermek için bir propaganda savaşı açtılar.

21 Haziran 1954

—  Birleşmiş Milletler  (Newyork):

Güvenlik Konseyi, Fransız murahha­sı tarafından teklif edilen karar sure­tini kabul etmiştir. Bu karar suretinde kan akıtılmamasının ve her türlü ha­ricî müdahalenin durdurulması isten­mektedir.

Guatemala murahhası bu kararından dolayı konseyi tebrik etmiş ve kara­rın, Guatemala'nın komşu devletlerin hudutlarını mütecavizlere kapamaları bakımından tesirli olması temennisini izhar eylemiştir

Bunu müteakip grinviç saatiyle gece yarısı toplantıya son verilmiştir.

—  Birleşmiş Milletler:

Güvenlik Konseyinin dünkü toplantı­sında Birleşik Amerika, Sovyet Rus-yaya «Bu nısıf kürreden uzak durma­sını» açık bir şekilde ihtar etmiştir.

—  Birleşmiş  Milletler   (Newyork):

Orta Doğu'daki iktisadi durum hak­kında Birleşmiş Milletler tarafından neşredilen ve ekonomi ve sosyal kon­seyinin Önümüzdeki temmuz ayında Cenevre'de yapacağı toplantılardan birinde müzakereye esas teşkil ede­cek olan bir raporda başlıca müşahe­delerden biri olarak şöyle denilmektedir.

(-Petrol müstahsili olan bir çok mem­leketler 1951 ve 1'9'53 seneleri arasın­da petrol kumpanyaları tarafından kendilerine ödenen gelir miktarının mühim miktarda arttığını görmüşler­dir. Fakat orta doğunun tasfiye edil­miş petrol ihracatçısı itibariyle ehem­miyeti son seneler zarfında kayda de? ger derecede azalmıştır.»

Yine bu raporda kaydedildiğine göre: 1951  de 260 milyon dolardan     ibaret

olduğu hakkındaki iddiaları yalanla­mıştır.

—   Birleşmiş  Milletler   (Newyork):

Guatemala hükümeti, güvenlik konse­yi başkanlığına hitaben gönderdiği 20 haziran tarihli bir mesajda «yabancı tecavüzü meşru müdafaa hakkını is­timal ederek kuvvete müracaat sure­tiyle püskürtmek niyetinde olduğunu büdirmisir.

—  Birleşmiş Milletler   (Newyork):

G-üvenlik konseyi başkam M. Henry Cabot Lodge, basma verdiği yazılı be­yanatta, güvenlik konseyini, Guate­mala hadiselerini tetkik için yeniden toplantıya çağırmak niyetinde olma­dığım bildirmişir.

—  Birleşmiş Milletler   (New York):

Güvenlik Konseyi başkam ve Ameri­kan delegesi Cabot Lodge dün gece basma verdiği yazılı bir beyanatta, Guatemala meselesinin Amerika teş­kilâtına arzım derpiş eden ve hâdise­yi bir iç harp telâkki eyliyen teklif aleyhine pazar günü Sovyetlerin kul­landıkları vetoyu dikkat nazara alma­mak istediğini bildirmiştir. Cabot Lod­ge bu sebepten, konseyin tekrar top­lanmasını istiyen Guatemala talebini kabule taraftar olmadığını açıklamış­tır. Amerikan delegesinin kanaatince Guatemala meselesini güvenlik konse­yinde tekrar ortaya atmıya çalışanla­rın propaganda faaliyetlerine giriştik­lerinden şüphe edilebilir. Hatta Cabot Lodge bu meselenin Birleşmiş millet­lerde komünist propagandası olarak kullanılmak üzere bir tertip eseri olup olmadığını sormakta ve Sovyetier bir­liğini, batı dünyasında huzursuzluk yaratmak için durumdan istifadeye kalkışmakla   itham   etmektedir.

Bunu müteakip Lodge Guatemala hü­kümetine, konseyin Guatemala mese­lelerine karışmasını temine matuf ko­münist tertibine katılmakla bu ma­nevrada suç ortağı telâkki edilebile­ceği  ihtar  eylemektedir.

Lodge'a   göre.   Guatemala'dakİ   savaşların milletlerarası bir harp değil bir iç harp olduğunun gittikçe açık bir şekilde anlaşılması konseyin müdaha­lede bulunmamasını tabii kılmakta­dır.

Esasen konsey pazar günü Sov­yetlerin bir aleyhteki oyuna kar­şı 10 oyla. Guatemala meselesini hal­ledecek en münasip organın Amerikan devletleri teşkilâtı olduğunu isbat et­miştir. Bu kararı dikkat nazara alma­mak, konseyin toplanmasını istemenin ivi niyeti hususunda ciddi şüp­helerin doğmasına yol açacaktır.

24 Haziran 1954

—  Birleşmiş Milletler   (New York):

Nikaragua Murahhası tarafından gü­venlik konseyi başkanı M. Cabot Lodge'ye dün gönderilen bir mesajda. Gu­atemala meselesi için güvenlik konse­yine müracaat edilecek yerde, Ameri­kan devletleri teşkilâtına başvurul­ması lehindeki Amerikan görüşüne Nikaragua'nın da iştirak ettiği beyan edilmektedir.

26 Haziran 1954

—  Birleşmiş Milletler   (New York):

Güvenlik konseyi. Guatemala tarafın­dan yapılan şikâyet hakkındaki mü­zakerelerin geri bırakılması kararını, 4 rnuhalif ve 2 müstenkife karşı 5 oy­la kabul etmiştir.

—  Birleşmiş Milletler   (New  York):

Müzakerelerin geri bırakılması için lehte oy veren 5 memleket: Birleşik Amerika. Brezilya, Kolombiya, Tür­kiye ve Çin'dir.

Aleyhte oy verenler: Sovyetler Birli­ği, Lübnan. Yeni Zelanda ve Danimar­ka'dır.

Müstenkifler:   İngiltere   ve   Fransa'dır.

29 Haziran 1954

—  Birleşmiş Milletler   (New York):
Birleşmiş   Milletler   Genel      Sekreteri

1  Haziran 1954

— Madrid:

Eski Alman Başvekili Fransız Von Papen, bugün kendi imzası ile «Abc» gazetesinde intişar eden bir makale­sinde Cenevre müzakerelerine temas etmekte ve «tecavüz ancak şiddetli bir mukabele ile gerektiği yerde dur­durulabilir demektedir.

Von Papen'in fikrine göre "Cenevre' deki halihazır durum Avrupa mesele­sinin acilen hallini icabettirmektedir. Çünkü Alman meselesi Avrupa prob­leminin mütemmim kısmını teşkil et­mektedir. Hatta batı Almanya'nın te­dafüi mahiyetteki silâhlanması ve hü­kümranlığının tamamen teessüsü, Av­rupa müdafaa camiası veya NATO teşkilâtları nezdinde Fransa'nın işti­raki ile veya Fransa mevcut olmadan kafi olarak hallolunmalıdır.«

Von Papen, «hatta Asya'da bir Asya müdafaa teşkilâtının kurulması» icabettiği kanaatini serdetmekte ve Hin­dicini devletleri müstemleke statüsün­den kurtarıldıktan sonra Güney Kore gibi silâhlandırılıp, teşkilatlandırılma­lıdır. Bu memleketlerin mukadderat­ları komünist veya Sovyetlere bı­rakılamaz. Asya komünistlerin değil Asyalıların olmalıdır. Batılı devletle­rin destekleyeceği bu devletler komü­nizm ile bizzat savaşmalıdırlar. de­mektedir.

Makalesinin sonunda, Von Papen, ba­tı Avrupa'lı devletlere Washington saflarından ayrılmamayı tavsiye et­mektedir.

2              Haziran 1954

—  Cenevre:

Komünist tarafsızların, dahil bulu­nacağı ve Kore komisyonuna benzer bir ateş kes heyetinin kurulması yo­lundaki komünistler tarafından vaki teklif bugün batıhlarca ittifakla red­dedilmiştir. Bunun üzerine Sovyet Hariciye Vekili Molotof, Kızıllara, mutasavver murakabe heyetinde ser verilinceye kadar anlaşmayı engelle­me tehdidinde bulunmuştur.

—  Cenevre:

Sovyet Dışişleri Vekili Molotov bugün verdiği beyanatta «Hindicini konfe­ransında dokuz devlet, komünist mem­leketlerin ateşkes kontrol teşkilâtına alınmalarına muhalefet ettikleri müd­detçe bir anlaşmaya varmak müşkül olacakır.   demiştir.

Kızıl Çin Başvekil ve Dışişleri Veki­li Chou En Lai de derhal Molotov'u desteklemiştir.

İki komünist liderden önce konuşan batılı üç devlet temsilcileri komünist memleketlerin tarafsız telâkki edilemiyeceklerini ve bunun için mezkûr teşkilâta alınmamaları icap ettiğine işaret etmişlerdir.

Haziran 1954

—  Cenevre:

Kamboç Dışişleri Vekili Tep Fan bu sabah Krişna Menon ile yaptığı gö­rüşmeden sonra bir tebliğ yayınla­mıştır .Bu tebliğde bildirildiğine gö­re, vekil Krişna Menon'a  Kamboç'un siyasî statüsü. parlâmento ve ordu teşkilâtı hakkında izahat vermiş ve Hint delegesinin dikkatini Kamboç'un Hindicini savaşındaki hususî durumu üzerine çekerek memleketi için Viet­nam hakkında düşünülenden farklı bir hal çâresi bulunması gerektiğini hatırlatmıştır Tep Fan, ayrıca Kamboç un bağımsızlığının şüpheye yer bırakmayacak durumda olduğunu ilâve et­miştir.

—  Cenevre:

Fransa ve Vietnam bugünkü toplantı­da Birleşmiş Milletlerin Hindiçinide kararlaştırılacak bir ateş kes halini murakabe etmesi teklifinde bulunmuşlarsa da, komünist bloku bu tekli­fi derhal redle karşılamışlardır.

İngiltere Hariciye Vekili Eden yarın sabah batı ve doğu temsilcileri arasın­da hususî temaslar yapılmasını ileri sürerek bu çıkmazı halle çalışmıştır.

4   Haziran 1954

—  Cenevre:

Hindicini barış konferansının bugün­kü celsesinde Kamboç, İngiltere ve Sovyetler birliği söz almış fakat ateş kes kontrol komisyonu mevzuunda bir neticeye   varılamamıştır.

Selâhiyetli kaynaklardan bildirildiği­ne göre batılı devletler tarafsız dev­letlerin daha geniş selâhiyet sahibi olması hususunda İsrar etmiş Molotov ise muharip devletlerden müteşekkil muhtelif komisyona selâhiyet verilme­si noktai nazarını teyit etmiştir.

—  Cenevre:

Hİndiçinî'de ateş kes ve kuvvetlerin gruplanması meselelerini tetkikle gö­revli askerî komisyon bugün saat 14' de   üçüncü  oturumuna   başlamıştır.

Toplantı, milletler sarayında, Hindiçinî müzakerelerinin cereyan etmekte olduğu salona komşu bir odada gizli olarak aktolunmaktadır.

5   Haziran 1954

—  Cenevre:

Komünist Çin dışişleri vekili Şu En Lai,   mütareke   tarafsız   komisyonunun şimdiye kadar Kore'de tesirli bir rol oynadığını ve kontrol için usul ka­rarlarının oy birliği ile alındığını ha­tırlatarak bu komisyonun bütün güç­lüklere rağmen tatmin edici bir tarz­da vazifesini yaptığını söylemiş ve Kore'deki genel seçimlerin de aynı komisyonun kontrolü altında yapıl­masını teklif etmiştir. Bilindiği gibi bu komisyonda İsviçre. İsveç. Polon­ya ve Çekoslovakya bulunmaktadır.

Yabancı kuvvetler bahsinde Şu En Lai, her iki Kore'den de yabancı bir­liklerin çekilmesini öne sürmüş ve eğer Güney Kore Amerikan Birlikle­rinin kalmasını istiyorsa, bu Birleşik Amerikanın Kore işlerine karışmasını da istiyor manasına gelir. demiştir. Bundan sonra da Kore savaşma katı­lan bazı Birleşmiş Milletler üyesi dev­letlerin Kore'den bütün yabancı Bir­liklerin çekilmesine taraftar olduğunu söylemiş ve bu görüşünü Yeni Zelan­da ve İngiltere delegelerinin beyanat­ları ile desteklemiştir.

— Cenevre:

Habeşistan delegesinden sonra söz alan Kuzey-Kore heyeti başkanı gene­ral Nam İl 22 Mayis'ta Güney-Kore heyeti başkanı Pyung tarafından Öne sürülen teklifin kabul edilemiyeceğini bildirmiştir.

General Nam İl'e göre, bu plân ya­bancı birliklerin Güney Kore'de kal­masını kabul ettiği ve bu da Güney-Kore üzerinde bir baskı arzusunu ifa­de ettiği için sadece bu bakımdan bile reddedilmesi kâfidir. Nam il bundan sonra Birleşmiş Milletlerin kontrolü altında seçim yapılmasına da itiraz etmiştir.

— Cenevre:

Kore meselesi hakkında bugün yapılan toplantı hakkında izahat veren komünist Çin heyeti sözcüsü. Ameri­kan heyeti ile muhalif blok arasında­ki görüş ayrılığını belirterek şöyle de­miştir:

«Biz, Kore meselesinin halü için müş­terek bir saha bulmak maksadivle eli

— Kamboç ve Vietmin kumandan­lıkları arasında aktolunacak bir anlaş­ma   gereğince   harp   esirleri   ve    sivil enterneler   serbest   bırakılacak      veya mübadele olunacaktır.

3—   Yukarıda   zikrolunan   hususların tatbiki, milletlerarası murakabeye ve­ya Birleşmiş     Milletlerin     kontrolüne tevdi   olunacaktır.   Bu      milletlerarası kontrol   sistemi.      muhasematın   kesil­mesi  tarihinde   faaliyete     başhyacaktır.

—  Cenevre:

Bugün öğleden sonraki genel oturum­da söz alan Fransız dışişleri vekili Ge orges Bidault. Hindiçinî'deki gayri muntazam âsi birlikler meselesine temasla şunları söylemiştir: «Vietmin kuvvetlerinin üçte biri. gayri munta­zam dediğimiz kategoridendir Hindiçinrde barışın tesisi içini üzerine almış olan bir konferansın, hasım taraflar dan birine mensup külliyetli miktar­da kuvvetin, serbestçe faaliyette bu­lunmasına göz yumması pek garip olur. Bu şartlar içinde barışın sağlanması   ihtimali   tehlikeye   düşecektir.

Bidault diğer taraftan, bitaraf komis­yonun Hindiçinî'ye yabancı malzeme girmemesi hususuna da nezaret etme­si hakkında Fam Van Dang ile muta­bık bulunduğunu beyan etmiş, daha sonra garanti meselesine temasla, Bu mevzuun konferans tarafından hem tam mânasile tetkik edilmemiş oldu­ğunu bildirmiştir.

Vietnam için kuvvetlerin gruplanması prensibinin kabul olunarak işin as­kerî cephesinin hallinin yetkili kimse­lerin tetkikine tevdi olunduğunu bil­diren Bidault, kontrol bakımından milletlerarası bir komisyon teşkilinin kabul olunduğunu ve barışa doğru birkaç müspet adım atılmış bulunul­duğunu ilâve etmiştir.

Fransız Dışişleri Vekili hâlen üç mü­him meselenin tetkikinin henüz ta­mamlanmamış olduğunu ve tabiatile bu mevzularda vazıh bir neticeye va­rılamamış bulunulduğunu açıklamış­tır.  Bu  mevzular şunlardır:

1 — Laos ve Kamboç meseleleri,

2— Kuvvetlerin bölgelere göre gruplanması meselesini tetkik eden askerî uzmanlar  çalışmaları  çok ağır tempo­da ilerlemektedir.

3— Kontrol şartları hususunda muta­bakata varmak zarureti.

Bidault   sözlerini      şöyle      bitirmiştir:

"Bir çok gayretler sarfolundu ve an­laşmalar sağlandı, şimdi taslak halin­de olan bu anlaşmaların tatbik saha­sına çıkarılması gerekmektedir. Bu çalışmalarımızın neticesini teşkil ede­cektir.

— Cenevre:

İngiliz heyeti başkanı Eden, Hindici­ni meselesinin müzakeresi sırasında, bu memlekette aktedilecek bir müta­rekenin Kolombo konferansı üyesi beş memleketten müteşekkil bir karma komisyon tarafından kontrolünü tek­lif ettikten sonra, Kamboç. Laos ve Vietnam'daki durumların ayrı ayrı tetkik edilmeleri gerektiğini belirt­miştir. Eden kontrol komisyonuyla ilgili bazı usul meseleleri hakkındaki görüşünü açıkladıktan sonra konfe­ransın halletmesi gereken acil mese­leleri şu şekilde hülâsa etmiştir:

1— İki taraf askerî komutanların, üzerinde  mutabakata     varacakları  tav­siyeleri   kenferansa   bildirmeleri      el­zemdir.

2— Bu arada şu iki müstacel    mese­leyle ilgili çalışmalara devam edilme­lidir:

a)Milletlerarası kontrol    komisyonu­nun teşkil şekli ve yetkileri hususun­da anlaşmaya varmak.

b)Laos ve Kamboç'u ilgilendiren özel meseleleri   görüşmek,   Eden'in      kananatince bu meseleler    halledilmedikçe konferansın,   hindiçini'de   barışın   tesi­si lehine kafi     mahiyette bir  yardım olduğu iddia  edilemez.

—Cenevre:

Sovyet delegesi Molotof'un Hindicini meselesinin müzakeresi sırasında Dien   Bien   Phu   hakkında   söylediği   ve Bidault'un itirazına, yol açan sözleri şunlardır:

«Dien Bien Phu'nun müdafaasının Fransız ve Vietnam kuvvetleri tara­fından değil, toplanmasına muvaffak olunan her türlü yabancılardan müte­şekkil kuvvetler tarafından sağlandı­ğını kim inkâr edebilir? Dien Bîen P'hu garnizonunu teşkil eden birlikle­rin en büyük çoğunluğu, ne Fransa ve ne de Vietnam ile hiç bir ilgisi bulunmuyan kimselerden müteşekkildi, ve Vietnam milletinin istemiş olma­masına rağmen, Vietnamm menfaat­lerini müdafaa edenler işte bu insan­lardı.»

Molotof Bao Dai rejimine de temasla şöyle demiştir:

«Böyle bir iktidarın genel seçimlere ihtiyacı yoktur. Seçimler bu iktidar için tehlike teşkil eder.» Molotof bu iddiasını tevsik için eski Fransız baş­vekili Daladier'nin 5 mart Ü954 günü meclisteki beyanatını delil olarak gös­termiştir.

— Cenevre j»

Hindicini meselesini müzakere için bugün yapılan genel toplantının so­nunda kısa bir konuşma yapan Ame­rikan delegesi bedeli Smith milletler­arası mütareke kontrol komisyonu üyeliğine Hindistan ve Pakistanın se­çilmeleri hususunda Molotof ile muta­bık olduğunu bildirmiş, yalnız bu iki memlekete «hakikaten tarafsız» diğer bazı memleketlerin yardım etmeleri gerektiğini belirtmiştir Bedel Smith, bu şartlar dahilinde. Eden'in teklifini, yani mütareke kontrol komisyonunun Kolombo konferansı üyesi beş devle­tin iştirakiyle kurulmasını teklifini desteklediğini   haber   vermiştir.

Bundan başka Amerikan delegesi. Kamboç ve Laos'un istiîâ etmiş olan Vietmin kuvvetlerinin derhal geri çekilmesini istiyen Bidaultnun aldısı durumu kayıtsız şartsız: desteklediği­ni bildirmiştir.

8 Haziran 1954

— Cenevre:

Bugün Hindicini meselesi için yapı­lan  genel  toplantının  ikinci  oturumunun başlangıcında söz alan Sovyet dışişleri vekili Molotof bir buçuk sa­at süren bir konuşma yapmıştır. Mo­lotof, Vietmin delegesi gibi, Hindiçinîyle ilgili askerî meselelerin müzake­resi sırasında siyasî meselelerin de görüşülmesine başlanmasını teklif et­miştir. Molotof bu konuşmasında Vi­etnam'da ve Hindiçini'nin diğer dev­letlerinde serbest seçimlerin yapılma­sı hususunda İsrar etmiş ve bunun için şu şartları ileri sürmüştür:

1—  Seçimlere     hazırlık     devresinde «vatansever»  partilerin ve sosyal    te­şekküllerin   serbestçe   faaliyette   bulu­nabilmeleri.

2— Seçimlerden Önce, bütün yabancı kuvvetlerin  geri  çekilmesi  ve  bunun için  de,  tabiatiyle  konferansta  tetkik olunan askerî meselelerin uygun    bir hal çâresine bağlanması.

MoJotof halledilmesi gereken diğer bir meselenin ,Fransa ile üç Hindici­ni devleti arasındaki münasebetlerin, bu devletlerin millî bağımsızlıkları ve hürriyetlerini hakikaten tanınması prensibine istinaden, yeniden tanzimi olacağını i]eri sürmüştür.

Nihayet Molotof Vietnam'daki iki ta­raf komutanlığına mensup temsilci­lerin mahallerinde temasa geçmeleri lüzumunda İsrar etmiş ve konuşması­nın sonunda şu üç maddelik teklifi arzetmiştir:

1— Askerî meselelerin müzakeresine muvazi olarak ele alınması    mümkün elan   siyasî  meselelerin   neler   olabile­ceğinin derhal tetkiki.

2—  Üç   Hindicini  devletinin   hükümranlığının  tanınması,   serbest   seçimle­rin tertiplenmesi ve yabancı kuvvetle­rin geri çekilmesiyle ilgili meselelerin bir  an  önce  tetkikine  başlanması.

3— Siyasî meselelerin müzakeresi için iki tarafın temsilcileri arasında    doğ­rudan doğruya temasın sağlanması.

10 Haziran 1954

—. Cenevre:

Amerikan temsilcisi Bedeli Smith, Amerikanın   üç   Hindicini   devletini   ta devletlerin hakikî bağımsızlığa ka­vuşmaları elzemdir.

Bunu müteakip Molotof, dünkü celse­de Bedeli Smith'in Rusya hakkındaki tenkitlerine cevap vererek Amerikan delegesine, Rusyada «Tarih tahrifçileri» adı altında yayınlanan kitabı okumasını  tavsiye etmiştir.

Bu arada Sovyet Dışişleri Vekili, üç Hindicini devletini müdafaa eden Bir­leşik Amerika'nın, bunları henüz ta­nımamış dahi olduğunu hatırlatmış ve memleketin birliğini temin İçin Viet­nam'da genel seçimler yapılmasını teklif etmiştir.

11 Haziran 1954

—Cenevre:

Bugün öğleden sonra Kore hakkında­ki müzakereler tekrar başlayınca Si­yam delegesi Prens Van ilk olarak söz almış ve 5 Haziran tarihinde Mo­lotof tarafından ileri sürülen teklifle­ri reddetmiştir.

Siyam delegesine göre. Kore'de yapıl­ması mutasavver seçimleri Birleşmiş Milletlerden başka hiçbir makam ve­ya teşekkül kontrol edemez.

Siyam delegesi, Birleşmiş Milletler ve Kore'deki badisatm bidayetten be­ri cereyan tarzını anlatmış ve bu hâdisat arasında Birleşmiş Milletlerin sulhun idamesinde oynadığı rolü biçtirerek, Kore'de tecavüzü müşterek bir hareketle defeden Birleşmiş Milletler teşkilâtının, müşterek güvenlik mefhumunu bir realite haline getir­diğini söylemiş binaenaleyh, sulhun yeniden tesisi isinin de yine bu teşki­lâtı alâkadar edeceğini sözlerine ilâve etmiştir.

Siyam murahhası ,iki Kore'nin birleş­tirilmesinde Birleşmiş Milletler teşki­lâtının tam selâhiyeti olduğunu belirt­miştir.

Yeni Zelanda murahhasına göre:

Yeni Zelanda murahhası Mcintosh, konferansın gidişatı karşısında hayal sükûtunu ifade etmiş ve şimdiye ka­dar   ciddî   müzakerelere   zemin   teşkil edecek bir esasın hazırlanmamış ol­duğunu   söyliyerek  demiştir ki:

Konferansın başlıca gayesi Kore 'mil­letine kendi istikbalini bizzat tayin etmek imkânlarını kazandırmaktı. Bu mevzuda derin bir ayrılığa düşmüş bulunuyoruz. Bunu gizlemek hatadır. Seçimlerin hazırlanması ve kontrolü bahsinde   ihtilâf  halindeyiz.

Yeni Zelanda murahhası, komünist tekliflerini tenkid ettikten sonra, se­çimleri Birleşmiş Milletlerin kontrol etmesi lüzumuna kani bulunduğunu sözlerine   ilâve   etmiştir.

Fransız   murahhasının   müdahalesi:

Fransız murahhası Bidauît söz alarak .söyle bir tez ileri sürmüştür.

a)Kore  bidayetteki     hudutları  içeri­sinde,   kür,   müstakil,   ve     demokratik bir devlet olarak birleştirilmelidir.

b)Bu gayeye varmak için bütün Ko­re'de     seçim     yapılmalı   ve   Kore'nin hey'eti umumîyesine şâmil olmak üzere  hakikaten   temsilî   kabiliyeti     olan tek bir hükümet kurulmalıdır.

c)Seçimler, milletlerarası kontrol al­tında,  hakikî hürriyet şartları   altında cereyan etmelidir.

d)Kore meselesinin hallinde, yabancı kuvvetlerin tahliyesi de derpiş olunmalıdır.

e)Bir kerre, uygun şartlar dahilinde birleşme tahakkuk ettirildikten sonra,birleşmiş milletler bu andlaşmayı teminat altına almaya davet edilmelidir.

Eden'in sözleri:

İngilere Hariciye Vekili Eden, müza­kereyi hülâsa ederek başlıca iki mese­lenin bahis mevzuu olduğunu, bunlar­dan birini birleşmiş milletlerin otori­tesinin teşkil ettiğini,, diğer meselenin de serbest seçimler meselesi olduğunu söylemiş ve sözlerine devamla demiş­tir ki: Bizi ayıran anlaşmazlığı berta­raf etmek için maalesef hiç bir çâre bulunmuş değildir. Bugün konferansın hangi noktada bulunduğunu birbiri­mizden gizlemiyelim. Vazettiğim ilk mesele, yâni birleşmiş milletlerin oto­ritesi  meselesi  bize  şu  noktayı  hatırlatır ki, Birleşmiş Milletler teşkilâtı müşterek güvenlik prensibinin tesahhus etmiş bir ifadesidir. Ve ancak bir­leşmiş milletler teşkilâtına güvenmek suretiyle bu prensip kurtulur.

Eden, Birleşmiş Milletler teşkilâtı­nın Cenevre Konferansı ile hiç bir alâkası bulunmadığına dair ileri sürü­len iddiaları reddederek, konferansın ancak Birleşmiş Milletler Anayasasına sadık kalmak şartiyle vazifesini yapa­bileceği ve Korede sulhsever yoldan anlaşmaya varılabileceğini belirtmiş­tir.

İkinci noktaya yani hür seçimlere ge­lince, Eden'e göre komünist memle­ketlerle komünist olmıyanîar arasında mevcut andlaşmazlık bu hürriyeti sağ­lamaya matuf metodlarm tesbitîndedir. Bu anlaşmazlık sathi değil bilâkis esas­lıdır. Ancak Birleşmiş Milletler Teşki­lâtı seçimlerin kontrolünü deruhte edebilir. Fakat bu demek değildir-ki, bu kontrolü icra etmek için Kore sa­vaşına igtirak etmiş olan memleketler seçileceklerdir.

Eden bundan sonra, seçimlerden evvei Kore'nin bütün yabancı devletler tarafından tahliye edilmesi prensibine de itiraz etmiş ve diğer komünistlerce ileri sürülen muhtelif komisyon fikrini de reddederek bunun kuzey koreli bir komünist azlığına veto hak­kını sağlayacak olduğunu belirtmiş­tir.

— Cenevre :

Bugün köre meselesinin müzakeresi sırasında söz alan komünist Çin mu­rahhas heyeti başkanı Şu-enlai, 5 ha­ziran tarihinde Molotof tarafından ileri sürülen teklifi desteklemiştir. Bu teklif 5 maddeden ibarettir:

1— Andlaşmayı takip eden 6 ay zarzında  serbest seçim yapılması

2— Kuzey  ve Güney     Korelilerden müteşekkil bir komisyonun ihdası.

3— Yabancı kuvvetlerin çekilmesi.

4— Milletlerarası bir kontrol komis­yonu   (teşekkül tarzı müzakere    edil­mek üzere).

 — Andlaşmanın ihlaline karşılık ga­ranti.

Şu-En-Lai bu teklifleri destekledikten sonra anlaşma ve ihtilaf noktalarının bilançosu yapılması lâzım geldiğini söylemiş ve demiştir ki: Amerika mu­rahhası, Korelilerden müteşekkil bir komisyonun ihdasına itiraz ediyor, lâ­kin, bu komisyonun ihdası, iki taraf arasında anlaşmaya varılmasının tek çaresidir. Serbest seçim prensibi her­kesçe kabul edilmiş bulunuyor. Yalnız Amerika murahhası bu seçimlerin Bir­leşmiş Milletler tarafından kontrol e-dilmesini istemektedir. Halbuki böyle bir kontrolün hakikaten tarafsız mem­leketler tarafından yapılması gerekir. Birleşmiş Milletler ise muharib sıfat­larından ötürü tarafsız    sayılamazlar.

Şu-En-Lai sözlerine devamla demiştir ki: Diğer taraftan Amerikalılar Kuzey koreli ve Çinli olmak üzere 21 bin esi­ri alakoymuşlardır. Bu, mütareke ah­kâmına aykırıdır. Ayrıca mütarekena-menin daha bir çok maddeleri de ih­lâl edilmiştir. Bununla beraber güç­lüklere ve ihlallere rağmen tarafsız kontrol komisyonu vazifesine memnu­niyet verici bir şekilde devam edebil­miştir.

Şu-En-Lai bundan sonra, Amerika'­yı, Singmanri'yi silâhlandırmak hu­susunda her çareye başvurmakla ve Kore meselesinin halline mâni olmak maksadiyle korede bir huzursuzluk yaratmakla   ittiham   etmiştir.

—  Cenevre:

İnsiltere ile Birleşik Amerika, komü­nistler bazı uzlaşmaya yanaşmadıkla­rı takdirde Hindicini barış müzake­relerine devam etmeğe lüzum olmadı­ğını   bildirmişlerdir.

Sovyetler   Birliği   ile müttefikleri   bu müracaatı   tanımamış ve batılıları konferansı çalışamaz           hâle getirmek­le   itham   etmiştir.

—  Cenevre:

Bugünkü Kore genel oturumunda söz alan Kanada delegesi Chester Ron-nİng, Molotof tekliflerinin derin bir inceleme eseri olmasına rağmen an­laşma   esaslarını     ihtiva     etmediğini

her iki korenin barış içinde beraber­ce yaşamasını sağlamak için bazı nok­talar üzerinde anlaşmaya varılmasını istemiştir.

Çin heyeti başkanı ise, 19 devletin köre birliği için gayreti sarfetmeğe de­vam edeceklerine dair müşterek bir beyanname hazırlamalarını ve gelecek konferansın yeri ile tarihini tesbit et­melerini talebetmiştir. Şu-En-Lai, bundan başka, Komünist Çin'in henüz-Birleşmiş Milletlerdeki yerini alma­dığını, buna rağmen köre meselesinin Çin olmadan halledilemiyeceğini tek­rarlamıştır.

Dünkü oturum, iki tarafı uzlaştırmak için teşebbüste bulunmak istiyen Bel­çika delegesi Spaak'ın gayretlerinden sonra, büyük bir karışılık içinde sona ermiştir. Bu arada ancak bütün teklif­lerin, görüşlerin, kararların konferans zabıtlarınca müştereken imzalanması­na karar verebilmiştir.

Bugün Hindicini meselesi tekrar -ele alınacak gizli oturumda Laso ve Kamboç meselesi görüşülecek, yani bu meselenin Vietnam meselesinden ayrı olarak ele alınıp almmıyacağma ka­rar verilecektir.

Sanıldığına göre, Molotof, Laos ve Kamboç subaylarının da askerî toplan­tılara katılmasını teklif edecektir. Bi­lindiği gibi bu toplantılar Fransız ve vietmin subayları arasında yapılmakta ve vietnam da müşahit olarak katıl­maktadır.

Hindicini hakkında geçen oturumda, Eden, Laos ve Kamboç meselesinde anlaşmaya varılmadığı takdirde müza­kerelere devam etmenin faydasız olaca ğını söylemiş ve sadece askerî komis­yonun çalışmalarının kesilmesini öne sürmüştü.

— Cenevre:

Konferansın bugünkü celsesi dört bu­çuk saat sürmüştür. Konferans kay­naklarından bildirildiğine göre gele­cek toplantı   Cuma   günü   yapılacaktır.

Bugün toplantıya Türk delegesi Ad­nan Kural Başkanlık etmiştir

— Cenevre:

Fransa Başvekili MeadesFrance, bu .sabah Birleşmiş Milletler ve sosyal konseyi önünde yaptığî konuşmada şöyle demiştir:

-Hâlen meşgul olduğum meseleler Güney-Doğu Asya'nın bir bölgesi üze­rinde toplanmakla beraber, Hindiçinînin yeter derecede gelişmemiş memle­ketlerinde tesisine çalışılan barışın ay­ni zamanda bir yardımla da desteklen­mesini ve böylece bu memleketlerin ekonomik gelişme merhalelerini sürat­le atlatmalarını temin maksadiyle ça­lışmalarınızdan hasıl olan neticelerden ilham almak istedim. Fransa böyle bir yardıma geniş ölçüde katılmak niye­tindedir.

Bütün vaktimi işgal eden ve acele halli gereken meseleler beni bu önemli teşebbüse girişmekten alıkoyamadı. Eğer Fransa hükümeti giriştiği yolun en önemli dönemeçlerini hadisesiz atlatmıya muvaffak olursa, sizlerin burada devam ettirmive çalıştığınız büyük esere yardım etmekten daha önemli bir endişesi   kalmıyacaktir.»

Başvekil Mendes-France bundan son­ra, ekonomik ve sosyal konseyin ger­çekleştirdiği işlerden ve Birleşmiş Milletlerin hâlen karşısında bulunduğu güçlüklerden bahsederek şöyle devam etmiştir:

«Birleşmiş Milletler, Sanfrancisco kon­feransı ile kendisine tevdi edilmiş olan sahanın bazı geniş kesimlerini geçici olarak elden çıkarmış bulunuyor. Bun­da insan yaradılışının kusurlu ve ek­sik taraflarının hissesi olmakla bera­ber, dünyanın iki bloka ayrılması ve bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak kuvvetlerin iki ayrı bölgede toplan­ması gibi acı bir hakikatin de rolü çok daha büyük olmuştur...

— Cenevre :

Eden. Molotof ve Mendes-Frnce arasında bugün yapılan üçlü görüşme­lerde sonra şu kısa tebliğ yayınlanmış­tır:

«Bugün akşam üzeri, konferansın iki başkanı ile .Fransız murahhas    heyeti reisi arasında konferans çalışmaları hakkında, resmî mahiyet taşıyan gö­rüşmeler cereyan etmiştir. Üç vekilin toplantısı, ayrıca, konferansın müstak­bel çalışmalarına verilecek şekli ve müsait bir neticeye ulaşıldığı takdirde imzalanacak vesikaların tasarılarını in­celemek hedefini de güdüyoruz. Top­lantıda, umumî heyet oturumlarına ya­rın da başlanmaması ve kâh ikişer, I-kişer kâh küçük gruplar halinde top­lantı yapılması suretiyle çalışmalara devam olunmasına karar verilmiştir.

—  Cenevre :

Cenevre konferansının Hindicini mü­zakerelerine ayrılan 14'üncü gizli cel­sesi bugün Molotofun başkanlığında milletler sarayında saat 14'te açılmış­tır

17   Haziran 1954

—  Cenevre:

Fransız murahhas heyetinin, Hîndiçi-nî meselesine bir hal çaresi bulmakla görevli diğer sekiz heyete, mütareke şartlarının kontrolü mevzuunu inceli-yeeek bir hususi uzmanlar komitesi kurulması husıısunda bir teklif sun* duğu öğrenilmiştir.

18   Haziran 1954

—  Cenevre:

Hindicini meselesini müzakere için bugün öğleden sonra yapılan mahdut ma­hiyetteki toplantıda ilk olarak söz alan Amerikan delegesi Robertson Laos ve Kamboç delegelerinin ileri sürdükleri tekliflerin makul ve samimi olduğunu belirtmiştir. Buna karşılık Robertson çarşamba günü Çu-En-Lai'nin ileri sürdüğü teklifleri, bilhassa yabancı kuvvetlerin geri çekilmeleri mevzuun­daki muğlaklığı sebebiyle, reddetmiş­tir. Robertson'a göre, Eğer komünist­ler samimiyseler. Laos ve Kamboçtaki Vietnam kuvvetlerini geri çekerek bu­nu isbat edebilirler.

Bunu müteakip söz alan Kamboç de­legesi, Çu-En-Lai'den son teklifleri hakkında aydınlatıcı malûmat istemiş ve bu arada şu teklifleri arzetmiştir:Vietminh ve Kamboç komutanlıkları­nın temsilcileri mahallinde, yani Kamboçta buluşarak şu hususları tetkik etmelidirler:

1— Muntazam ve gayrimuntazam ya­bancı kuvvetlerin tahliyesi şartları.

2— Harp esirleriyle sivil enternelerin tahliye veya mübadele şartlan.

3— Tavsiyelerini en kısa zaman zari'mda konferansın kararma sunması.

Bundan sonra söz alan komünist Çin deiegesi Çu-En-Lai ilk önce Robert­son'a cevap veren bunun, tekliflerini makul bulunan Bedeli Smith'in ifade­siyle tezada düştüğünü belirtmiş ve sonra şu üç maddeyi açıklamıştır:

1— Yabancı kuvvetlerin geri çekilme­si kararı Kamboç, Laos ve Vietnamda tatbik olunmalıdır.

2— Siyasî hal çaresi hususunda Pham Van Dong'un çarşamba günü sunduğu altı maddelik teklif gayet     iyidir ve Çin heyeti tarafından     desteklenmek­tedir.

3— Vietnam'da mevcut siyasi mesele­nin müzakeresi için muayyen bir tarih tesbit edilmelidir.

Phoui Sananikon ise, Laos ve Kamboç' un durumlarının Vietnammkinden farklı olduğunu ileri sürerek ilk önce bu iki memleketteki yabancı kuvvet­lerin geri çekilmesini istemiştir.

Celseye bir müddet ara verildikten sonra tekrar toplanıldığı zaman ilk önce kürsüye gelen Vietminh delege­si Pham Van Dong her üç memlekette ateş kesilmesinin birden icrasında İs­rar etmiştir.

Fransız delegesi Chauvel, Şu-En-Lai'-nin son tekliflerinin açıklanmasını is­temiş ve bu arada Laos ile Kamboç'ta ancak Vietminh kuvvetlerinin mevcu­diyetinden bahsedilebileceğini ileri sürmüştür.

Son olarak söz alan Sovyet delegesi Molotof, müzakereye girişmeleri ge­reken komutanlıkların tayini hususun­da anlaşmaya varmanın kolay olaca­ğım beyan etmiştir. Bundan sonra Molotof,  Bedeli Smith ile Robertson

Ateşkes emrinin tatbikatıyla vazifeli komisyonun teşekkülü hususundaki ilk çalışmada Rus delegesi şu beş devleti teklif etmiştir. Hindistan, Pakistan, Polonya, Çekoslovakya ve Endonez­ya Endonezya munzam bir azadır.

İngiliz delegesi ise komisyonun şu devletlerden teşekkül etmesini iste­miştir: Hindistan, Pakistan, Endonez­ya, Seylan ve Burma. Zira coğrafi du­rumları itibariyle bu devletler hadi­seyle doğrudan doğruya alâkalı bu­lunmaktadırlar.

—  Cenevre:

Müttefiklere mensup resmî şahsiyetle­rin bugün beyan ettiklerine göre, kı­zıl Çin, Vietnam'da bir ateşkes hâli sağlandığı takdirde Kamboç ve Laos'da bulunan bütün Vİetminhli kuvvet­lerin geri çekileceklerini ve bu iki memleketin istiklâl ve hükümranlık­larının tanınacağını batıya kat'i suret­te bildirmiştir.

24 Haziran 1954

—  Cenevre:

Komünist Çin Başvekil ve Dışişleri Vekili Çu_En-Lai bu sabah Kahire yo-liyle yeni Delhi'ye hareketinden Önce basma beyanatta bulunarak şöyle de­miştir:

«Cenevre konferansında terakkiler kaydına devam olunmaktadır. Barışa âşık muhtelif memleketler çalışma­larımızın, Hindicimde barışın tesisine müncer olacağını ümit etmektedirler. Çin Halk Cumhuriyeti heyeti bu gaye­ye varmak için gayret sarfına devam edecektir. Şimdi Cenevreden muvak­katen ayrılıyorum. Çin halk cumhuri­yeti heyetine karşı gösterdikleri misafirseverlikten dolayı İsviçre hüküme­tiyle halkına ve Cenevre belediyesine samimi teşekkürlerimi arzetmek iste­rim. Çu-En-Lai hava meydanında, Vietminh heyeti başkanı Phan Van Dong, Sovyet heyeti başkan vekili Kuznetsof ve diğer şahsiyetler tayfın dan uğurlanmıştır.

25 Haziran 1954

— Cenevre

Bugün Rusya ve komünist Çin, Hindiçinide mütarekenin beynelmilel bir şekilde kontrolü meselesini müzakere etmek üzere bir mütehassıslar komi­tesinin kurulması hususundaki Fran­sız teklifini prensip itibarile kabul et­mişlerdir.

Konferans çevrelerinden bildirildiği­ne göre, bugünkü celse üç saat sür­müş ve verimli olmuştur.

Sabrımız  Tükeniyor

Yazan: Ö. S. Coşar

7/VI/954  tarihli   (Cumhuriyet)'  ten

Cenevre konferansına iştirak etmekte olan Batılı temsilciler bir kaç gündenberi .artık sabrımız tükeniyor! demeğe başlamışlardır. Hattâ aracılık rolünü oynıyan, mümkün olduğu ka­dar seyyal bir politika takib eden İn­giliz Dış Bakanı Eden'in bile sabır­sızlandığından, «ilânihaye Cenevrede kalamamya» dediğinden bahsediliyor. Cenevre konferansı bundan 42 gün evvel toplanmıştı.

Bu müddet zarfında ne gibi neticeler elde edilmiştir? Bu suali müspet şekil­de cevablandırmak mümkün değildir. Bidayette konferansın şu iki mesele­yi, halletmek için, ele alması mukar­rerdi:  1 — Kore; 2 — Hindicini.

Süratle müzakerelerin sıklet merkezi Hindicini üzerinde toplanmış, zaman zaman ele alman Kore davası etrafın­daki tartışmalar ileriye doğru bir adım dahi atılmasına imkân vermemiş­tir. Hindicini meselesine gelince, Batı ile Doğu savaş sahasından askerî tem­silcilerin Cenevreye çağırılmalarını, bunların mütareke hattını tayin için çalışmağa başlamalarını müştereken kararlaştırmışlardır.

26 nisandanberi devam etmekte olan Cenevre konferansının tek müspet ha­reketinin de bu olduğu söyleniyor!

Komünistler, Cenevre görüşmelerini çıkmaza sürüklemekte, uzatmaktadır­lar. Gayeleri nedir? Hindiçinide ha­zırladıkları yeni bir taarruzu bu dip­lomatik faaliyetle maskelemek, aynı zamanda Batılı devletler arasındaki ihtilâfları   körüklemek  mi?

Sovyet Rusya ve peykleri, Kore cep­hesinde müşkül bir durumda bulun­dukları için mütarekeye gelmişler, zorla karşılaştıkları için muvakkaten bu bölgede silâhlı tecavüzü durdur­muşlardı. Fakat Hindiçinide askerî vzaiyet komünistlerin lehinde bir se­yir takib ediyor, Fransa tek başına bu cephede savaşa devam edemiyeceğinden bahsedip duruyor! Diğer taraftan, bugün başlamakta olan hafta, Fran­sız Parlamentosunda ciddî hâdiselere yol açabilecek vaziyettedir. Fransız hükümetinin Hindicini siyaseti daimî surette tenkitlere uğramaktadır. Son-defa Başbakan iki reyle ekseriyet te­min edebilmişti. Paris basını, Laniel hükümetinin her ân istifa edebilece­ğinden bahsetmektedirler.

Komünistler, bu durumu gözönünde bulundurarak Cenevre görüşmelerini daha da uzatmağa çalışacaklardır. İs­tedikleri Berlinde de olduğu gibi, konferanstan evvelâ Batılıların ayrıl­malarıdır. Hattâ, bir taraftan Cenevre konferansını çıkmaza sürüklerken di­ğer taraftan da yeni bir konferansın ileride toplanmasını temine çalıştık­ları, bu yolda şimdiden zemini hazır­ladıkları   görülüyor.

Bundan evvel yapılan Berlin konfe­ransının Almanya ve Avusturya me­selelerini halletmesi bekleniyordu, fa­kat bu görüşmelerin tek neticesi (Cenevre konferansının toplanmasını temin etmek olmuştur. Şimdi de Ce­nevre görüşmeleri aynı netice (!) ile mi sona eriyor?

Cenevre'de Komünist taktiği

Yazan : A. Kılıç

14/VI/954   tarihli   (Vatan)'dan

Cenevredeki Hindicini müzakerelerin-de, komünistlerin kullandıkları taktik artık vuzuh kespetmiştir. Bir taraf­tan, Konferans masasını bilhassa Amerika aleyhindeki propagandaları için bir kürsü olarak kullanır ve müzakereleri uzatırken, diğer taraf­tan Hindiçinî'de askerî harekâta hız vermekte,   Vietminh asilerine    Mosko

2 Haziran 1954

— Cenevre:

Bu sabah Milletler Sarayında 37'nci Milletlerarası çalışma konferansı açıl­mıştır.

Açılış oturumuna Pakistan Çalışma Vekili ve teşkilâtın idare heyeti baş­kanı Malik Başkanlık etmiştir. İlk oturumun gündeminde konferans baş­kanının seçimi yer almaktadır. Paul Ramadier'nin bu hususta gerekli ço­ğunluğu elde edebileceği tahmin edşliyor. Seçimden sonra yakınlarda öl­müş  olan   Leon Jouhaux     anılacaktır.

37'nci çalışma konferansı bundan ön­cekilere nazaran, toplantıya katılan delege, memleket ve teknik müşavir sayış bakımından üstündür. Bu defa kalabalık bir heyetle konferansa katı­lan Sovyetler Birliği, müzakerelerde ve alınacak kararlarda çok faal bir rol oynamak niyetindedir.

16 Haziran 1954

—  Cenevre:

Milletlearası 37 nci çalışma konfe­ransı delegeleri dün öğleden sonra idare heyeti üyelerini seçmişlerdir. Bu heyet her sene bir kaç defa topla­narak milletler arası çalışma teşkilâ­tının faaliyetini idare etmektedir.

Dün idare heyetine seçilen memleket­ler şunlardır:

Arjantin, Avustralya, Birmanya, Ko­lombiya, Küba, Mısır, Norveç, Hol­landa Türkiye, Uruguay.

Bunlar, şu memleket üyeleri ile birlik­te heyette bulunacaklardır:

Kanada, Çin, Birleşik Amerika, Fran­sa, İngiltere, Hindistan, İtalya, Japon­ya, Batı Almanya Sovyetler Birliği.

25 Haziran 1954

—  Cenevre:

Milân Üniversitesi profesörlerinden Roberto Ago milletlerarası çalışma teşkilâtı  başkanlığına   seçilmiştir.

Profesör 1948 den beri bu teşkilâtta İtalyayı  temsil  etmekte idi.

2 Haziran 1954

— Hanoi  (Hindicini):

Fransızlar bugün, kızıl Delta köy ve pirinç tarlalarında büyük bir muhare­beye   girişmişlerdir.

50 tayyareden mürekkep bir hava kuvveti şafaktan evvel, Hanoinin 19 ki lometre güneydoğusunda büyük bir Vietmin üssünü bombalayarak yerle bir etmiştir.

Hanoi-Haiphong yolu ve tren hattı bo­yunca bulunan devriye kolları bura­dan 14 kilometre doğuda bir karakolu ele geçiren komünistlerin Amerikan malzeme yardımı sevkıyatını durdur­masını önlemek için takviye edilmiş­lerdir.

4 Haziran 1954

—  Hanoi  (Hindicini):

Fransız yüksek kumandanlığından bugün bildirildiğine göre. komünist Vietminh kuvvetleri kızıl nehir del­tasında iki mühim mevkii işgal ede­rek gayet kıymetli pirinç arazisinin merkezine  yaklaşmışlardır.

Kızıllar iki ayrı hareket halinde Şo-Noi'ye girmişlerdir. Burası Hanoinin 33 mil güney doğusundadır.

10 Haziran 1954

—  Hanoi :

Vietmin komünist kuvvetleri tarafın­dan dün zaptedilen ilk mevzi, kızılnehir deltasının güneyinde Puli bölge­sinde Hanoi'nin 50 kilometre mesafe­sinde kâin Latkiem karakoludur. Bu küçük karakolu  muhafaza  eden Vietnam milis kuvvetlerine mensup gar­nizon esir düşmüştür.

Hanoi'nin 35 kilometre güney-doğusunda Hungyen kesimindeki Haiyen karakolu ise Vietminlilerin şiddetli hücumlarına bir müddet mukavemet ettikten sonra 8 haziranda boşaltıl­mıştır. Buradan çekilen garnizon Fransız-Vietnam kıtalarına iltihak et­meğe muvaffak olmuştur. Bununla beraber bu küçük kuvvet güçlükle kurtarılabilmiştir. Bunun için, komu­tanlık uçakların da iştirakiyle bir ha­reket plânı hazırlamıştır. Şiddetli çar­pışmalardan sonra Haiyen karakolu müdafilerini kurtarmak mümkün ol­muştur. Fakat bu kurtarma hareketi hissedilir derecede zayiata sebebiyet vermiştir.

13 Haziran 1954

—  Tokyo:

Pekin radyosunun bugün haber verdi­ğine göre, komünist Vietmin kuvvet­leri, geçen salı günü, Hanoi'nin güne­yinde Ten nehri civarında, bir Fran­sız taburunu tamamiyle imha etmiş­tir.

Fransız taburu, şehrin takriben on ki­lometre doğusunda kuşatılmış bulu­nan bir Fransız karakolunun imdadı­na gitmekte idi.

16   Haziran 1954

—  Paris :

İmparator Bao Dai, Prens Buulok ve diğer kabine üyelerinin istifasını ka­bul etmiş ve yeni kabineyi kurmaya Ngo Din Diem'i memur etmiştir.

17   Haziran 1954

—  Saigon :

267  varalı   ve  hasta  Vietmin   esirinin serbest bırakılması işi bugün sona er­miştir.

Bu sabah 127 kişilik son kafile de Ko-jio mevkiinde Vietmin kumandanlı­ğına teslim olunmuştur.

18 Haziran 1954

Paris :

Vietnam'ın yeni Başvekili Nigo Din Liem bugün gazetecilere verdiği be­yanatta  demiştir  ki:

«Vietnam istiklâline ihtirasla bağlı­dır. Fransa Vietnam'daki menfaatle­rini ancak orda imtiyazlı bir dost sıfatiyle kalmayı kabul ettiği takdirde muhafaza edebilir. Bugünkü durum, memleketin istiklâl azmini anlamamazlıktan, hatta ona meydan okumak­tan doğmuştur. Şimdi iki milletin de gözlerinden maskeler düşmüş ve hül­yalar silinmiştir. Cezri bir politika değişikliği nihayet mümkün olabile­cektir. Henüz hiçbir şey kaybedilmiş değildir.

Fransa ve Vietnam diğer hür millet­lerle birlikte saflarını sıkıştırarak ar­zuya değer yegâne barışı kazanabilir­ler. Bu, hür ve mağrur insanların ba­rışıdır.»

23 Haziran 1954

— Hanoi

Fransız birliği kuvvetleriyle Vietminh kuvvetleri Hanoi'nin 50 kilometre kuzey batısında Sontay bölgesinde halenhakiki bir muharebeye tutuşmuş bulunuyorlar. Bu muharebeye Viet­nam kuzeyindeki Fransız birliği kuv­vetleri kumandanı general Cogny ta­rafından üç gün evvel verilen taarruz emriyle başlanmıştır.

Hindicini harbinin bitayetinden beri kuzeydeki   dinlenme      üslerinden   ge­len  Vetminh muntazam  birliklerinin tercih ettikleri bir yol olan bu   bölge­de  son   günler   zarfında   şüphe   uyandıracak mahiyette toplanmalar göze çarpmakta idi.

Dien Bien Fu müstahkem mevkiinin kaybından beri, deltanın kuzey batı nihayetini teşkil eden kısımda Viet­namlıların faaliyeti artmış bulunmak, ta idi. Sontay bölgesinin müdafaası ise yakjn günlerde Vietnam milli or­dusuna  tevdi edilmiştir.

Vietminh kumandanlığının, kızıl nehri koruyan beton kemerin içinde bir köp­rü başı ihdas etmek niyetiyle bu fır­sattan faydalanmağa kalkmjş olması muhtemeldir.

Bu bölgede başlıyan ve 56 saattenberi Hanoi'de gece gündüz akisleri duyu­lan bu muharebede mevzuubahs beton çenberin rolü değişmiş gibi görünmek­tedir. Dien Fu'nun düşmesinden beri Fransız kumandanlığmca müşahede edilmiş olduğu veçhile bu çenberi teşkil eden beton karakol ve istih­kâmlar nüfuz edilebilir bir haldedir­ler ve bundan böyle bu karakol ve istihkâmların her biri Vietminliler için ele geçirilmesi istenen birer hedef olmuşlardır. Bu itibarla son defa verilen direktiflere göre. bu karakol ve istihkâmlara düşen vazife artık tarassut ve düşmanı haber vermek­ten ibaret bulunmaktadır ve bunlar şimdi Hanoi'ye kadar uzanan ve filen bu şehrin kapısına hâkim olan Sontay bölgesinde bu vazifeyi ifa etmekte­dirler.

29 Haziran 1954

— Saigon :

Fransız-Vietnam kumandanlığından bugün bildirildiğine göre, son 24 sa­at zarfında uçaklar 101 çıkış yapmış­lardır.

Bu faaliyet daha çok kuzey Vietnamda temerküz etmiş, en çok Nin Bin'-in güneydoğusunda bulunan Vietmin üsleri bombalanmıştır.

Uçaklar ayni zamanda, dağlık Pleiku bölgesine doğru ilerlemekte olan bir Fransız-Vietnam koluna müessir yar­dımda bulunmuşlardır.

Hindi Cini'de Zaruri tâviz Yazan : A. Kılıç

7/VI/954 tarihli (Vatan)'dan

Mütareke Kontrol Komisyonu terkibi hususundaki ihtilâfın bile henüz hal­ledilememiş olmasına rağmen, Viet Minh'lilerin S3n olarak ileri sürdükle­ri mütareke plânı, Hindiçinî'de ateş kesimi için Cenevrede bir anlaşmaya varılabilmesi ihtimalini tekrar can­landırmıştır.

Viet Minh plânı bir çok bakımlardan Bidault'nun teklif ettiği ve o zaman komünistlerce şiddetle reddedilmiş olan plânı andırmaktadır. Fakat der­hal kaydetmeliyiz ki Bidault plânı ile son Viet Minh plânı arasında arazi taksimatı bakımından mühim farklar vardır. Bidault plânında, Komünist­lerin Laos ve Kamboçu tamamiyle terketmeleri. sadece Kuzey Viet Na­mın muhdut bir kısmında ve Viet­nam'daki diğer bazı muayyen bölge­lerde Viet Minh birliklerinin kalma­sı derpiş ediliyordu. Viet Minh plânı ise bugünkü askerî duruma göre tak­simat yapılmasını istemektedir. Buna göre Vietnamın Üçte biri yâni aşağı yukarı bütün Kuzey Vietnam ile Laos ve Kamboçun bazı yerlerinin ko­münistler elinde kalması gerekmek­tedir.

Gene buna göre bugün tehdit altında bulunan Kızıl Nehir deltasının Hanoy ve Haiphong'un da komünistlerde kalması gerekecektir.

Bu sonuncu bölge hususunda, Çinlile­re bazı tavizler verilmesine mukabil Vietnam lehinde bir uzlaşma mümkün olsa bile, yeni istiklâllerini kazanan millî Vietnam Laos ve Kamboç hü­kümetlerinin böyle bir taksimattan memnun  kalmıyacakları   aşikârdır.

Fakat Hindiçinî'de, Fransızların ni­haî bir zafer elde etme imkânları yok derecesinde az olduğuna göre beş aşa­ğı beş yukarı böyle bir taksimata gi­dilmesi ihtimali büyüktür.

Böyle bir taksimat yapılsa, komü­nistlerin eline geçmiyecek bölgeler daima komünist gerilla ve sızma fa­aliyetine maruz kalacak ve daimî bir uyanıklığa   ihtiyaç   olacaktır.

İşte bunun içindir ki mütareke anlaş­masına çetecilerin silahsızlandırılma­sı hususunda kat'î hükümler konulma­sı gerektir.

Komünist sızma faaliyetine ve siyasi propaganda faaliyetine karşı da mü­tareke komisyonuna iş düşecektir. İşte bu komisyonların bunun için ko­münist peykleri ile dolu olmaması da bilhassa  bunun   için  zaruridir.

Hiç şüphesiz Hindiçininİn taksimine dayanacak böyle bir hal çâresi, komü­nistlere bir tavizdir. Fakat maalesef. hür milletler Hindicini içine daha fiilî bir şekilde karışmayı göze alma­dıkça, Fransanın daha nihaî zafer ka­zanması ihtimali yoktur. Yâni böyle bir taviz vermek zarurî olmuştur. An­cak taksim yapıldıktan sonra, Hindi-çinîdeki millî hükümetleri komüniz­me karşı askerî ve iktisadî yardımda kullanmak şarttır. Bununla beraber Asyada. kollektif emniyet tedbirleri­nin alınması geciktirilmemelidir.

İngiltere ve Hindicini

8/VI/954 tarihli (Milliyet)'ten

Cenevre'de İngiliz Hariciye Vekilin­den Fransızlar hiç memnun değiller. Doğu ile Batı arasında irtibatı temin edecek tek şahsiyet odur. Yalnız İn­giltere, Pekin'le siyasî münasebet te­sis eylemiştir. Bunu bilen Fransızlar Mr. Eden'in kendilerine daha ziyade yardım etmesini istemekte, memleke­tinin menfaatlerini düşünerek Fransayı ihmalinden şikâyet eylemektedir­ler. Komünistlerin Batılılara hiç bir noktada itimat etmedikleri malûmdur.

2 Haziran 1954

—  Seul :

4O'mc Amerikan tümeni bugün Ko­re'den ayrılmıştır. Bu. mütareke im­zalandığından beri Kore'den geri alı­nan ikinci Amerikan tümenidir. Tü­menin er ve subayları bu sabah İnçon limanından doğrudan doğruya Ame­rika'ya sevkedilmigtir.

14   Haziran 1954

—  Seul :

Başkan. Singman Ri, bugün Güney Kore Başvekili Paik Tu Çin'in istifa­sını kabul etmiştir.

15   Haziran 1954

—  Pusan:

Pusan yakınında Şinhae'de açılan ko­münist aleyhtarı konferansta ilk nut­ku veren Başkan Singman Ri, bu kon­feransın başlıca gayesinin komünist aleyhtarı bir cereyan yaratmak oldu­ğunu söylemiş ve böyle bir cereyan­da »Komünizme karşı açıkça cephe almamış memleketler halkının yeri olmuyacağim ilâve etmiştir.

Başkan Ri böylelikle Japonya'ya ve komünist partilerini kanun dışı etme­miş olan diğer Asya devletlerine ima­da bulunmuştur.

Komünizme karşı mücadeleye giriş­melerini delegelerden istiyen Başkan Ri şöyle devam etmiştir:

«Eğer adalet esaslarına sıkı sıkıya bağlı kalırsak ve Asya ile dünyanın barış içinde olan bölgelerini komü­nist  saldırışlarına     karşı     müdafaaya azimle devam edersek bu yolda yar­dım   göreceğimizden   emin   olabiliriz.

— Chinhae   (Güney Kore)

Reisicumhur Singman Ri, demir per­de dışındaki Asya memleketlerini va-kit gecikmeden müşterek bir müda­faa sistemi kurmaya davet etmiştir. Singman Ri, bir bölgenin müdafaası o bölge sakinlerinin gayretleri ile ka­bildir. Hariçten yapılan yardım, mi­salini Avrupa'da gördüğümüz gibi, müsbet bir neticeye götürmez» demiş­tir.

16   Haziran 1954

. — Şinhae :

Başkan Singman Ri, bu sabah tertip­lediği bir basın toplantısında, Cenev­re'deki Birleşmiş Milletler temsilcile­rini Kore müzakerelerini kesme ka­rarlarından dolayı tebrik etmiş ve şöyle demiştir:

«Bu karar, komünistlere karşı büyük bir manevî zaferdir.

Mütareke müzakerelerinden beri ilk defa olarak Birleşik Amerika, Bir­leşmiş milletlerin diğer üyeleri ile birlikte komünistlerin de bulunduğu bir konferanstan çekiliyor. Bu demek­tir ki, üçüncü bir dünya savaşı ihtima­lini her ne pahasına olursa olsun or­tadan kaldırmak için artık hür dünya komünistlere boyun eğmek niyetinde değildir.»

17   Haziran 1954

— Şinhae  (Güney Kore)

Komünist aleyhdan konferansa iştirak eden   delegeler,  Asyada     komünizmle

1 Haziran 1954

—  Paris :

Fransız Millî Meclisi bugün öğleden sonra, Hindiçinî'deki durum hakkında sunulan istizah takrirlerinin müzake­resine başlamıştır.

Mecliste en kalabalık partileri teşkil eden mebuslar bu konuda takrir ver­miş bulunmaktanr.

Soru sahiplerinden müstakil Pierre Andre, hükümetten Fransa'nın bu me­seledeki durumunu tasrih etmesini is­temiş ve hesabına Hindiçinî'de bir za­fer kazanılacağına kanaat getirmemiş olduğunu belirtmiştir. Hatip, Hindiçi-nî'ye süratle av uçakları gönderilmesi­ni istemiştir. Diğer bir müstakil me­bus olan Montel ise, bazı müttefik unsurların ve bu arada bilhassa Ame­rikalıların durumunu tenkid etmiş ve bu müttefiklerin, Fransa'nın müstemlekeci bir memleket sıfatiyle hareket ettiği intibaını yaydıklarını söylemiş­tir.

Terakkiseverlerden Pierre Meunier ise, Hariciye Vekili Didault'nun siya­setini tenkitle, Cumhuriyetçi halk ha­reket partisinden olan bu mebusun, Hindicini harbini, Amerika ile giriş­tiği özel müzakerelerle, milletlerarası sahaya nakletmek istediğini ve bu su­retle Cenevre konferansını torpilledi­ğini söylemiştir.

Sosyalistlerden Lejeune. Hindicini meselesi hakkında ve bilhassa delta­daki durum ve kuzey Kamboç'taki as­kerî vaziyet dolayısîyle Fransa'da iz­har edilen endişeye işaret etmiş ve Fransa'nın   7   sene     süren     Hindicini harbinde 90,000 kişi kaybetmek sure­tiyle hakikî bir serveti feda etmiş bu­lunduğunu işaret etmiştir.

Aynı mebus, Fransa Vietnam'da kan akıtırken. Vietnam'lı idarecilerin gösterdikleri lâkaydiyi şiddetle tenkid ettikten sonra, Fransa'nın komünist Vietmin'e karşı girişilen bu savaşta yalnız kalmaması lâzım geldiğini söy­lemiş, diğer taraftan Fransız hüküme­tinin realizm yolunu tutması ve İn­giltere gibi Mao Çe Tung hükümetini tanıması lâzım geldiğini belirtmiştir. Bu mebusa göre Fransa Hindicini har­bini genişletmek değil, aksine, bu harbe son vermek niyetinde olduğu-na göre, Mao Çe Tung'un tanınması lâzımdır.

Nihayet söz alan Savunma Bakanı Pleven, Hindiçinî'de savaşan muha­ripler arasında çok sayıda eski nazi S.S. kıt'alarmdan askerler bulunduğu hakkında yayınlanan haberleri reddet­miştir.

Bunu müteakip söz alan eski de Gaulle'cülerden Dronne, Hindiçinî'deki as­kerî durumun bir tahlilini yaptıktan sonra, Dinen Bien Fu müstahkem mev­kiinin sukutuna müncer olan harekâ­tın yersiz ve yanlış olduğunu söylemiş ve Pleven'in istifası İle hükümetin yeniden teşkilini istemiştir.

Dornne, Mareşal Juin'in sözlerine' te­masla, hükümetin Hindiçinî'ye birin­ci plânda gelen bir şahsiyeti bütün sivil ve askerî selâhiyetleri haiz ola­rak göndermesi lâzım geldiğini ve bu şahsiyete, isteyeceği bütün vasıtala­rın temin edilmesini ileri sürmüştür. Aynı mebus, hükümetin düşmesi neti­cesinde meclisin de feshedilebileceği ihtimalinin bir heyula gibi meclis üzeladığı zaman Başvekil Laniel söz ala­rak mebuslara mesuliyetlerini hatır­latmış ve bu mesuliyeti iktiham et­meleri lüzumunu belirtmiştir.

Başvekil bundan sonra hükümetin itimad istemesine sebep olan takrirleri ayrı ayrı tahlil ederek, Sosyalisterden gelen birinci takririn, Hindiçini'deki seferi heyetin güvenliğin korumağa matuf her türlü tedbirden meclisi menedeceğini, Caillet takririnin ise, mütecanis bir siyaset takip edebilecek herhangi bir yeni çoğunluk göster­meksizin hükümeti devireceğini söy­lemiştir.

Laniel, bundan sonra sesini yükselte­rek: Atlantik paktından vazgeçmek ister misiniz? Diye sorunca, merkez ve sağ cenahtan «hayır., sesleri yük­selmiş, keza "Asya'da yeni bir Mü­nih'e razı mısınız?» suali de «hayır» cevabiyle karşılaşmıştır.

Parlamentonun fikri alınmadan Hindiçîni'ye yeniden silâh altına alınarak hiçbir birliğin gönderilemeyeceği hususundaki teminatı yenileyen Başvekil, bununla beraber Hindiçini'de Fran­sız birliği askerleri bulundukça on­lara silâh göndermek gibi mukaddes bir vaziyet ile karşı karşıyayız, de­miş, müteakiben, hükümete muhalefet edenlerden bazılarını bu fikirlerini ifade için normal anayasa yollarını kullanmamakla itham etmiş ve demiş­tir ki:

«Eğer rejim zayıf ise, bunun sebebi belki de, mevcut müesseselere gereği gibi  riayet  edilmemesidir.»

Başvekil iki takriri bu suretle red­dettikten sonra, komünist takririne temasla, «Bu takririn istediği Vietmin diktasına baş eğmemizdir» demiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Eğer bugün mutadım olmayan bir tonla konuşuyorsam, hali hazır şart­lar içinde bir hükümet buhranırın ne demek olduğunu ve bunun ne gibi ne­ticeler doğurabileceğini bildiğ imden­dir, Bana itimat ettiğiniz müddetçe bütün mesuliyetleri kabule hazırını. Fakat yalnız günlük işleri tedvire me­mur edilirsem hiçbir mesuliyeti tekab bül etmeyeceğim.»Başvekil, bundan sonra, eğer mecliste bir Asya Müniy'ini ve Atlantik Paktın dan vazgeçilmesini isteyen bir çoğun­luk varsa, bu çoğunluğun, derhal mey­dana çıkması ve ittifakları gibi .-milî şerefe de sadık kalan bir hükümete görünmesi lâzımgeldiğini   söylemiştir.

Başvekil 15 dakika konuşmuştur. Bu­nu müteakip hatipler söz alarak gü­ven oyu meselesinde durumlavını açık­lamağa başlamışlardır.

Mutedil gruptan birkaç hatip hükü­mete itimad oyu vereceklerini söyle­mişlerdir. Bir de Gaulles'cü mebus aleyhte oy vereceğini belirtmiştir.

Sosyalistlerden bazı hatipler de aleyh­te olduklarını ve meclisin feshi ihti­malini de göze aldıklarını bildirmiş­lerdir.

Müteakiben hükümete itimad için oy verilmeğe başlanmıştır.

Paris :

Azınlıkta kalan Laniel hükümeti için şimdi iki şıktan birini tercih gerek­mektedir:

1— Hükümetin çekilmesi. Bu takdir­de  kabine buhranı  başlayacaktır.

2— Hükümetin, aleyhine anayasa ço­ğunluğu,  yani 314  oy toplanmadığına göre, iktidarda kalması.

Bu takdirde hükümet, durumu aydın­latmak maksadiyle kabinenin siyaseti­nin heyeti umumiyesinin tasvibi için yeniden güven oyu isteyebilir.

Paris :

Resmen bildirildiğine göre, Fransız kabinesi 293'e karşı 306 oyla düşmüş­tür.

Paris :

Laniel hükümeti toptan istifasını Re­isicumhura takdim etmiştir.

13 Haziran 1954

Paris :

Fransa Cumhurreisi Rene Coty, yeni kabinenin kurulabilmesi  için istişarelerine bu akşam da devam etmiştir. Bu arada A.R.S. Partisinin Millî Mec­lis grupu başkanı Eergasse ile ayni partinin Cumhuriyet Konseyi grupu reisi Muscatelli'yi kabul ederek ken­dileri ile görüşmüştür. Reisicumhur bilâhare müstakillerden Bruyneli ve mukavemet hareketi demokrat ve sos­yalist grubu Reisi Edouard Bonnef-ous'u  kabul  etmiştir.

Mülakatı müteakip Bergasse gazete­cilere  şunları  söylemiştir:

«Reisicumhurun dikkatini Fransız bir­liğinin ortaya koyduğu mühim mese­lelere çekmekle iktifa ettik.

M.  Coty'nin niyeti hakkında     sorulan suali M. Bergasse şöyle cevaplandır­mıştır:

Reisicumhur, hiç şüphesiz buhranı süratle halletmek arzusundadır.

M. Bruynel de şu demeçte bulunmuş­tur:

-«Memlekete iztirap varcn hastalık uzadığı takdirde, millî müesseseleri­miz için Meş'um bir darbe teşkil ede­bilir.

Başlıca iki noktada süratle İslâhat yapmak zorundayız: Seçim kanunu ve bilhassa anayasa değişikliği. Diğer taraftan Bonnefous şu mütaîeayı ile­ri sürmüştür:

"Müspet bir hal şekline bir an evvel varılması son derece şayanı arzudur. Bu arada kuzey Afrika meselesinin önemi de aşikârdır. Eğer buhran hal­ledilemezse yeni seçimlere gidilmesi zarureti hasıl olacaktır. Fakat bunun için de seçim kanununun değiştirilme­si şarttır.»

14 Haziran 1954

— Paris :

Cumhurbaşkanı Rene Coty ile yaptı­ğı 15 dakikalık görüşmeden sonra, Pierre Mendes-France, Elysee sarayın­dan ayrılırken şu beyanatta bulun­muştur:

«Cumhurbaşkanının teklifi üzerine kabineyi kurma teşebbüsünü kabul ettim.»Millî Meclis Başkanı Andre Le Torquer ve Cumhuriyet Konseyi Başkanı Gastonne Monneruilie ile görüşeceği­ni soyliyen Mendes-France, eski Baş­vekilden bu sabah kendisini kabul et­mesi için talepte bulunduğunu bildir­miş ve şunları ilâve etmiştir:

«Eski Başvekil Laniel ile yapacağım görüşmeden sonra temaslarım hakkın­da daha geniş izahat verebileceğimi sanıyorum.

16 Haziran 1954

— Paris :

Başvekil namzeti Pierre Mendes-France, dün öğleden sonra millî Mec­lis radikal grubu ve bunun arkasından da parlamento üyelerinden başka. Radikal Parti icra komisyonunu da içine alan "Cadillac» komitesi önünde takibetmeği   tasarladığı   siyasetin   ana

hatlarını izah etmiştir. Bu iki toplantıdan sonra elde edilebi­len malûmata göre Başvekil önce, komünistlerin oylarına muhtaç olduğu takdirde teşebbüsünden vazgeçeceği­ni bildirmiştir.

Hindicini meselesinde eğer sadece bu mevzuu en ön plâna almış olsaydım, izahatımda yalnız bundan bahseder­dim,   demiştir.

Dış politika bahsinac de Fransanın it­tifaklarını bozmıya çalışmak fikrini öne sürmekle kendisi için çok büyük bir haksızlıkta bulunulduğunu söyle­miştir.

Avrupa savunma topluluğu mevzu­unda, Mendes-France, Batı Almanya-nın silâhlanması meselesinin bir defa ortaya atılmış bulunduğunu ve bu mesele üzerindeki görüş farklarının herbirinin esas itibariyle haklı sebep­lere dayandığını söylemiş ve kendi fikrince halledilmesi mümkün olan bu meseleye bir hal çâresi bulmak için önce Avrupa savunma topluluğuna taraftar olan ve olmuyanları karşı karşıya getirerek her iki tarafı da dinlemek İcabettiğini ileri sürmüştür. Mendes-France'a göre bu yüzleştirme millî Meclis tatile girmeden Önce ya­pılmalıdır.   Bu,   ayni  zamanda,   mütte Cenevre'de başlanmış olan müzakere­lere müttefiklerimiz ve ortak devlet­lerle birlikte devam edecektir. Fran­sa en hayatî menfaatleri ile telif edi-lemiyecek şartları kabule mecbur de­ğildir ve kabul etmiyecektir. Fransa uzak-doğu'da varlığını idame edecek­tir.

Hindiçini'deki seferi kuvvetimizin em­niyetini sağlamak uğrunda hiç bir ted­bir ihmal edilmiyecektir. Ben askerî şeflerle görüştüm. Onlar, ihtilâfın ba­rış yolu ile halledilebileceği hususun­daki kanaatimi teyid ettiler.

Yeni Fransız hükümeti, Fransa'nın düşmanlarına, ateş kesmek için dört haftalık bir mühlet verecektir.

20 temmuzda Meclis huzuruna çıka­cak olan hükümet, o güne kadar bir netice alınmadı ise, Cumhurreisine is­tifasını  verecektir.

Sözü iktisadî meselelere nakleden Baş­vekil namzedi, dört hafta zarfında mütecanis bir kalkınma ve inkişaf plânı hazırlanacağını tekrarladıktan sonra şöyle demiştir:

«Bu kalkınmanın şartı, herşeyden ev­vel sıkı malî tedbirlere dayanacaktır. İstihsali arttırmak için millî kaynak­larımızdan azamî derecede faydalan­mak yolunu tutacağız. Bütün işçierin devamlı surette çalışmalarını temin edecek yeni iş sahaları açacağız. Prensipleri parlâmento tarafından ev­velce tasvip edilmiş olan malî ısla­hat programını tamamlıyacağiz.»

Bundan sonra Avrupa meselesine te­mas eden Mendes-France şunları söy­lemiştir:

«Fransa bu meselede takibetmeyi dü­şündüğü politika hakkında açıkça karar vermek zorundadır.

Avrupa savunma camiasına taraftar olanlarla aleyhtar olanların düşünce­lerini kısa zamanda karşılaştırmağa mecburuz. Heriki zümreden meseleyi objektif bir görüşle ele alarak muta­bık kalabilecekleri noktaları araştır­malarını talep edeceğim. Hükümet 20 temmuzdan evvel bu mesele hakkında da bir karara varıp meclise arzetmek niyetindedir.Müttefiklerimiz bizden bu hususta sa­rih bir cevap beklemekte haklıdır. Ce. vabımızı  daha  fazla  geciktirenleyiz.»

18 Haziran 1954

—  Paris :

Fransız millî meclisi M. Mendes-France'a 154 muhalif ve 47 müstenkife karşı 419 oyla kabineyi kurmak sala­hiyetini vermiştir.

—  Paris :

Fransız Dışişleri Vekâleti 16 haziran günü başkan Eisenhower tarafından Reisicumhur Rene Coty'ye gönderi­len mektubun metnini bugün açıkla­mıştır. Mektupta şöyle denilmektedir.Bu mektubu size bu müşkül günler­de memleketimin memleketinize kar­şı samimî bir sempati ve sarsılmaz bir dostluk beslediğini temin için ya­zıyorum.

Mektup şu cümleyle devam etmekte­dir: .Birleşik Amerika, tek bir barış ve güvenlik vasıtası kurmak maksadiyle Avrupa kıtasındaki millî kuv­veti birleştirmeye matuf tarihî ve ile­ri görüşlü Fransız fikrinin, imkân bu­lunduğu sırada tahakkuk edeceğini ümit eylemektedir.

16 Nisan günü M. Laniel'e gönderdi­ğim mektupta arzettiğim müzaheret vadinin hâlâ muteber olduğunu ve halefine de şamil olacağını size temin etmek isterim.

Hindicini mevzuunda, milletimiz, halâ devam eden gayet mühim bir malî ve askerî yardımla bu bölgeye olan de­rin ilgisini isbat etmiştir.

Müşterek bir müdafaa hususunda. La­niel'e sunduğumuz teklifler bizim için gayet ciddî ve mühim bir karar teşkil etmekteydi. O tarihten beri ge­çen zaman ve husule gelen hâdiseler, tabiatiyle yeni bir durumun doğması­na yol açmışsa da, vaktiyle aldığımız durumu değiştirecek her hangi bir şey mevcut değildir.

Bununla beraber yeni, Fransız hükü­metinin uygun göreceği ölçüde, ayni zihniyet dahilinde, yeni  müzakerelere

[.Yeni vazifeme başladığım gün M. Eden ile görüşmüş olmaktan duydu­ğum memnuniyeti belirtmekle iktifa edeceğim."

Diğer taraftan ingiliz büyükelçiliği­ne mensup bir sözcü şunları beyan etmiştir: "M. Eden, Mendes France le görüşmek için seyahatine ara ver­miş olmaktan çok memnundur, iki devlet adamı milletlearası durumu kısaca gözden geçirdiler. Böyle karışık bir zamanda İngiltere ile Fransa'nın politikalarını aynı hedefe yöneltebilmeleri hakikaten çok mühim bir şey­dir. Bu münasebetle bu kadar geniş bir görüş birliğinin mevcudiyetini müşahede etmek çok memnuniyet ve­rici bir keyfiyettir.™

M. Antony Eden büyükelçilikten ay­rılarak doğruca, uçağının Londraya gitmek üzere kendisini beklediği Bourget hava meydanına gitmiştir.

23   Haziran 1954

—  Paris :

Osmanlı Bankasının senelik umumî heyet toplantısı bugün öğleden sonra Pariste toplanmıştır. Raporda. Türki.ye'nin iktisadî faaliyetinin 1953 yılın­da çok arttığı belirtilmektedir. Bütün istihsal sahalarında mühim artışlar kaydedilmiş bilhassa tarım sahasında rekor teşkil eden rakamlara ulaşılmış­tır. Raporda, Türkiyeye yabancı ser­mayenin celbini teşvik için yeni bir kanun hazırlanarak 1954 ocak ayında yürürlüğe girdiği de kaydedilmekte ve bu kanunun ağustos 1951 tarihli kanundan daha liberal bir mahiyet taşıdığı ilâve olunmaktadır. Yeni ka­nun, hiçbir hususî inhisar hedef tut­mamak ve memleket için faydalı ol­mak şartile, ecnebi firmalara bütün iktisadî faaliyet sahalarını açmakta­dır. Yabancı firmalar, elde edecekleri kazancı memleketlerine götürmekte tamamile serbest olacaklardır.

24   Haziran 1954

—  Paris :

Başvekil Mendes France bugün öğ­leden sonra milli mecliste 23 muhalife karşı 433 reyle istizah takrirlerinin görüşülmesini gayri muayyen bir za­mana talik ettirmeğe muvaffak ol­muştur. Bahis konusu takrirler kabi­nenin teşekkül tarzını ve hükümetin umumî politikasını hedef tutmakta idi. Kabinenin bugün sağladığı çoğun­luk, Mendes France'a hükümeti kur­mak yetkisini veren ekseriyetten de fazladır.

25   Haziran 1954

—  Paris :

Fransız Başvekili Mendes-France dün meclisteki izahatı sırasında Çu En Laı ile yaptığı görüşmeye temas ederek iki saatten fazla süren bu konuşma sırasında Hindicimden başka bir me­selenin, müzakere olunmadığını bil­dirmiş ve şunları ilâve etmiştir:

.(Bu mesele, amelî bir hal çöresine var­mak arzusiyle, realist bir şekilde ve ihtimamla tetkik edilmiştir. Kamboç ve Laos hususunda başlıca müşkülle­rin bertaraf edildiğini ve bu iki memleketin bağımsızlığı prensibinin kabul  edildiğini  söyleyebilirim.

Vietnam'a gelince durum biraz daha muğlaktır. Harp bu memlekette gayet nazik psikolojik, politik ve ekonomik engellerin doğmasına sebep olmuş­tur. Çu En Lai ile Önce mütareke me­selesinin halli hususunda mutabık kaldık. Siyasî mesele daha sonra hal­ledilecektir. Bu arada Fransanın her­hangi bir hal çâresini kabule amade olmadığı ve Hindiçinideki hayatî ma­hiyetteki menfaatlerin korunmasında İsrar ettiğini belirttim. Bir hal çâresi bulunması mümkündür. Ve bunu der­piş olunan müddet zarfında temin edeceğimizi  ümit  ederim.

Şimdilik. Fransız seferi kuvvetinin takviye ve güvenliğini temin için ge­rekli tedbirler alınmalıdır.

26   Haziran 1954

—  Paris :

Fransa Reisicumhuru, Birleşik Ame­rika Devletleri Başkanı Eisenhower in   16  haziran tarihli mektubuna  dünlerinin silâhlanmasına da yardım et­miştir.

Kore'ye vâki tecavüzün durumu yeniden değiştirdiğini ve ilerisi için federal Batı Almanya'nın askerî yar­dımını zarurî kıldığını belirten Büyük­elçi şunları ilâve etmiştir: "1352 mayı­sında Paris'te imzalanan muahede ile neticelenen bu hareketin başına Fran­sa geçmiştir. Fakat bahis konusu mu­ahede bugün, altı âkitten yalnız dör­dü tarafından tasdik edilmiştir.

Duglas Dillen. Birleşik Amerika'nın bu andlaşma muvacehesinde yüklen­diği vecibelerden bahsederek demiş­tir ki: «Başkan Eisenhower 16 Nisan tarihinde altı memleketin hükümet­lerine gönderdiği bir mektupla bu mükellefiyetlerin, ancak Avrupa or­dusu andlaşmasi yürürlüğe girdiği takdirde muteber olacağını tasrih et­miştir. Bu gün federal Almanya hükü­meti Batı Avrupa ile işbirliği politika­sını tercih etmiş bulunuyor. Şurasını açıkça anlatmak isterim ki, Atlantik Paktı devletlerinin müdafaasını ta­mamlamak için Almanya'nın kuvve­tine ne kadar ihtiyaç varsa, bu pakta dahil diğer memleketlerin Almanya'­yı müdafaaya devam edebilmeleri için, bu müdafaaya Almanya'yı aynı nisbet dahilinde iştirak ettirmek de o kadar zaruridir. Fransa'nın cevap ver­mek zorunda bulunduğu soru şundan ibarettir:   Almanya'nın   yeniden   silâhlanması, bir Avrupa ordusu çerçevesi dahilinde kontrol mu edilmelidir, yok­sa yeni ve müstakil bir Alman ordusu mu kurulmalıdır?»

30 Haziran 1954

— Paris :

Bugün siyasi çevrelerde belirtildiğine göre, Washington görüşmeleri netice­sinde neşrolunan İngiliz-Amerikan tebliğinde bahis konusu edilen pren­sipler, Fransa'nın çoktanberi tama­men benimsemiş olduğu prensiplerden ibarettir. Bu itibarla mezkûr, tebliğ geniş yorumlara yol açmadan mem­nuniyetle karşılanmıştır.

 Paris :Fransız Dışişleri Vekâletinden aşağı­daki  tebliğ  yayınlanmıştır:

«M. Pierre Mendes-France Dışişleri Vekâletinde M. Paul-Hanri Spaak'ı kabul etmiştir. İki vekil Avrupa Savun­ma camiası ile ilgili meseleleri gö­rüşmüşlerdir. Vekiller, Fransız hükü­meti bu mevzuda yapılan tetkikler hakkındaki durumunu belirttikten sonra ve meclis bir karara varmadan önce, Paris antlaşmasını imzalamış olan devletler temsilcilerinin toplan­masının faydalı olacağı hususunda mutabık kalmışlardır.»

Bren Mülakatı

yazan : M. Topalak

26/VI/954 tarihli (Zafer)' den

Yeni Fransız Başvekili Mendes - France, Bern'de Komünist Çin Başvekili ve Hariciye Vekili Çu-En-Lai ile yap­tığı görüşme hakkında perşembe gü­nü Fransız Millî Meclisinde izahat verirken. Hindicini dâvasiyle ilgili bir çok noktalar belirmişti*.

Başvekil evvelâ, Çin Hariciye Vekili ile Hindicini meselesinden başka bir şey görüşmediğini tasrih etmek sure­tiyle Bern mülakatından evvel şüyu bulan haberlere ve tahminlere son vermek istemiştir. Filhakika bu müla­kattan evvel, Çu-En-Lai'nin, Hindicini dâvasında göstereceği tâvizler muka­bilinde Fransa'dan Komünist Çin re­jimini tanımasını ve Çin'in Birleşmiş-Milletlere kabulü için müttefikleri nezdinde teşebbüse geçmesini istiyeceğine dair bazı iddialar ileri sürül­müştü. Mendes-France, mülakatta münhasıran Hindicini meselesinin ba­his mevzuu edildiğini beyanatının ba­şında belirtmek suretiyle, en azdan, böyle bir teşebbüs olsa bile Fransa'nın şimdilik bunu açıklamıyacak olduğu­nu ifade etmiş bulunmaktadır.

Bunun haricinde, Fransız Başvekilinin Çu-En-Lai ile konuştuğu Hindicini ile ilgili meselelerin aydınlanan noktala­rı, şimdi artık siyasî hal tarzını peşin hüküm ve karara bağlamıyacak bir mütarekenin yaklaşmış olduğunu dü­şündürmektedir.

Mendes-France'ın izahatına göre, Bren mülakatında Vietnam'da evvelâ mütareke meselesinin halli hususun­da mutabık kalınmış, siyasî mesele­nin halli ise sonraya bırakılmıştır. Bu, ilk nazarda, siyasî meseleyi peşin hükme bağlamıyan bir «ateş kes» ka­rarı üzerinde anlaşma gibi görünmek­tedir. Fransa'nın bidayetten beri iste­diği de bu idi.Diğer taraftan, gene ayni mülakatta, Laos ve Ksmboç'un hususî durumla­rının da kabul edildiği, yani bu mem­leketlerin vaziyetlerinin Vietnam'ın kinden farklı olarak ele alındığı bil­dirilmektedir. Bu da, keza, Fransızla­rın üzerinde ısrar ettikleri bir mese­le idi.

Fransız Başvekili, ayrıca Meclisten salâhiyet istediği gün söylemiş oldu­ğu gibi «Fransa'nın ne bahasına olur­sa olsun bir sulhu kabul etmek niye­tinde olmadığını da Çu-En-Lai'ye an­latmıştır. Başvekilin «herhangi bir hal tarzını kabule amade olmadığımızı,Hindiçini'deki hayatî menfaatlerimi­zin korunmasında ısrar edeceğimizi de söyledim demesi az çok metin bir tavır takınılmış, buna rağmen müza­kerede muvaffak olunmuş intibaını uyandırmaktadır.

O halde mesele halledilmiş mi olu­yor?

Vietnam için siyasî hal tarzını peşin hükme bağlamıyan bir mütareke der­ken şu noktayı hatırlamak lâzımdır: Aslında Vietnam'da bulunacak siyasî hal tarzı. Mendes-France'a kabineyi kurmak salâhiyeti verilirken aşağı yukarı kararlaştırılmış bulunmakta idi. Ateş kesilip taraflar muayyen belgelere çekilirken teşekkül edecek olan hat taksim hattı olacaktır ve si­yasî hal tarzı da budur. Yani Vietnam mda. Almanya gibi, Kore gibi. belir­siz bir müddetle ikiye bölünmüş hal­de kalması.

Mendes Franse'm Cu-En-Lai ile ko­nuşması bu hususu teyit etmek ve  anlaşmalarına varmaktan başka bir gaye takip edemezdi. Bu Drensin anlaşmalarının da taksim hat­tının nereden geçeceği meselesivle ilgili oldueu söylenebilir. Zira her ne kadar toplanma bölgeleri askeri komisyonlarda incelenmekte ise de nrensin kararlarının diplomatlardan geleceği  şüphesizdir.

Sovyet Rusya tam manasiyle bir uzlaşma   zihniyeti   göstermemiştir...

Bunu müteakip Almanya meselesine temas eden işçi lider, Almanyanm ye­niden silâhlanması fikrini beğenme­diğini, fakat demirperde gerisinde atilmaya hazır bekliyen silâhlı kuvvet­lerin tehdidi karşısında takip edilecek başka politika olamıyacağmı söyle­miştir. Attlee sözlerini bitirirken, ağustosta komünist Çine yapacağı zi­yarete temasla «belki demirperdenin bütün Asya üzerine gerilmesinin se­bebi olan şartları ortadan kaldırmıya çalışacağım.

13    Haziran 1954

— Dublin :

Dün öğleden sonra Armagh silâh de­posuna yapılan baskın üzerine polis müfrezeleri kuzey ve güney İrlanda hududu   boyunca   mevzi   almışlardır.

Baskını yapanlar, silâh deposundan 250 tüfek 50 ağır ve hafif makineli tüfek ve mühim miktarda el bombasiyle mühimmat alıp götürmüşlerdir. Baskını yapanlar 15 kadar oldukları ve bunların polis devriyeleri yetişme­den evvel hududu geçebilmiş bulun­dukları bildirilmektedir.

Milliyetçi unsurların ikamet ettikleri Tyrone eyaletinin muhtelif şehirlerin­de ve bu arada Belfast şehrinde bir çok cumhuriyetçi liderlerin evlerinde araştırmalar yapılmıştır.

14    Haziran 1954

—. Londra :

Bugün Öğleyin Windsor Şatosunun taht salonunda yapılan bir merasimde kraliçe ikinci Elizabeth, Başvekil Sir Winston Churchill'e dizbağı nişanı­nı bizzat vermiştir. Kraliçe, altın ke­narlı mavi kadifeden yapılmış olan dizbağmı Sir Winston'un sol dizinin alt kısmına takmıştır. Bunu müteakip Kraliçe yeni şövalyenin sol omuzuna eşarp gibi taşman koyu mavi şeridi koymuş, göğsünün sol tarafına Saint George haçını temsil eden sekiz uçlu yıldızı takmış ve omuzlarına şövalyelik mantosunu örttükten sonra boy­nuna dizbağı şeklinde 26 parçadan müteşekkil altın kolyeyi takmıştır.

Kraliçe merasimi müteakip bir Öğle ziyafeti vermiştir.

—  Londra :

İşçi Partisi iktidarı zamanında Harici­ye Vekilliği yapmış bulunan M. Her-bert Morrison. İsrail'de yaptığı bir haftalık seyahatten dün akşam dön­müştür. M. Morrison uçaktan inişinde verdiği beyanatta İsrail-Arap hudu­dundaki son hâdiseler hakkında şöyle demiştir:

«Araplar, İsrail temsilcileriyle bir ma­sa etrafında toplanın görüşmeği arzu etmip olsalardı hâdiselerin bir çoğu halledilebilirdi. İsrailliler müzakere­lerde bulunmadı ve ihtilâfların hallini arzu etmektedirler. Fakat Araplar bunu istemiyor.

15 Haziran 1954

— Londra :

Dışişleri Vekâleti, İneiliz makamları­nın Buraimi vahasında «tethiş hare­ketlerinde bulundugu.> yolundaki Su­udi Arabistan büyükelçiliği tebliğindeki   ithamları  reddetmiştir.

Suudi Arabistan Büyükelçilisinin teb­liğinde, «Vaha'da bulunan İngliz as­kerlerinin geçen hafta içinde birçok kadın ve çocuğu öldürmüş oldukları­nı» teyit etmekteydi.

Dışişleri Vekâletinden, bu ithamlarda hiçbir sarahat mevcut olmadığı ve böyle bir hâdiseden malûmatları bu­lunmadığı   bildiirlmektedir.

—  Londra:

Harpten beri İngiliz Hava Kuvvetleri tarafından tertip edilen en büyük ha­va tatbikatına bugün başlanmıştır. .ıDividencL. adı verilen bu manevrala­rı Edimbourg dükü de yakından ta­kip etmektedir. Büyük Britanyada bu­lunan bütün Canberra uçaklarının isti-rakile yamlan bu büyük manevralara. İneiliz Hava Kuvvetlerine mensuo 70.000  subay     ve    er    katılmaktadır.

Bombardıman uçakları bugünden iti­baren pazar akşamına kadar 8.000 den fazla çıkış yapacaktır. Tatbikatın bi­rinci safhası pazar akşamı sona ere­cektir.

16 Haziran 1954

—  Londra :

Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtına dahil devletlerin Londrada yapılan Maliye Vekilleri toplantısı bugün so­na ermiştir. Müzakerelere dair hiçbir tebliğ  neşredilmemiştir.

Konferansa başkanlık etmiş olan İn­giltere Maliye Vekili Richard Butler gazetecilere verdiği demeçte, bu top­lantıda millî paraların yekdiğerine tahvili esasının yeniden kabulü için bir tarih tesbiti keyfiyetinin bahis mevzuu edilmediğini söylemiş ve he­defe ulaşmak maksadiyle şimdilik sa­dece zemin hazırlandığını ilâve etmiş­tir.

—  Londra :

Müdafaa Vekili Lord Alexander bu­gün gazeteciler birliğinin verdiği zi­yafette söz alarak şunları söylemiş­tir: «İngiltere. Güney-Doğu Asya'nın birliğini muhafaza maksadiyle Asyalı dostlarına kendilerince kabule şayan görülecek her türlü yardımı yapmayı bir borç bilmektedir. Dışişleri Vekili­miz gerek Berlin gerek Cenevre'de, milletlerarası gerginliğin izalesi için elinden geleni yapmış bulunuyor. Fakat komünist devletler dünyadaki anlaşmazlıkların artması için. her türlü çâreye başvurmaktadırlar. On­ların şimdilik tevessül etmedikleri tek  yol  bu  cihan  harbidir...

Herhangi bir tecavüz teşebbüsü karşısında başvurulacak cesaret kırı­cı tek tedbirin atom silâhları olduğu­nu ileri süren Lord Alexander, soğuk harbe temasla «bu harbi kazanmak için başvurulacak iki çarenin İngiliz milletler topluluğu birliği ve Batı it­tifakının idamesini temin ile tesbit olunan tipte silâhlardan kâfi miktarda imal etmek olduğunu belirtmiştir.

Müdafaa Vekili daha sonra Almanya' nın yeniden  silâhlanması     meselesine işaretle şunları söylemiştir: «Avrupa müdafaa camiası antlaşmasının şu an­da müşkül bir durumda olduğunu giz­lemeğe lüzum yoktur. İngiltere hükü­meti bu teşkilâtın en iyi hal çâresi ol­duğu fikrindedir ve antlaşmanın bir gün yürürlüğe girebileceğini ümit et­mektedir. Şuna kaniim ki her şeye rağmen Batı Almanya ile diğer batılı devletleri bir işbirliğine sevk edebile­cek bir çâre er geç bulunacaktır. Hatta bu hususta biraz daha ileri gi­derek bu çârenin bizler tarafından ve vakit geçirilmeksizin bulunması lüzu­muna da inanmaktayım.»

17   Haziran 1954

Londra :

Uç haftadan_ beri pragda devam et­mekte olan İngiliz - Çekoslovakya ti­caret görüşmelerinin dün inkıtaa uğ­radığı Öğrenilmiştir.

İngiltere 1949 da imzalanan ve bu ay nihayetinde sona erecek olan ticaret ve tediye anlaşmasının beş sene müd­detle uzatılmasını ümid etmekteydi. Çekoslovakya'nın bu anlaşmanın önemli kısımlarını yenilemek niyetin­de olmadığı  anlaşılmıştır.

Londra :

Saşvekil Sir Winston Churchill bugün Avam Kamarasında verdiği beyanat sırasında, komünist Çin hükümetinin .Londra'ya bir maslahatgüzar göndere­ceğini bildirmiştir.

18   Haziran 1954

Londra :

Bugün   neşredilen  resmi  bir  tebliğde denilmektedir:

İngiliz  ükümeti, Guatemala'ya silâh sevkıyatına mani olmak maksadiyle yabancı bir devletin İngiliz gemilerin­de arama yapmasına müsaade etmiyecektir. Birleşik Krallık hükümeti ken­di bayrağım taşıyan gemilerde bu kontrolü  bizzat  yapmağa  hazırdır.

—  Londra :

Müdafaa Vekâletinden bugün tebliğ edildiğine göre, ortadoğu kara ve ha­va kuvvetleri muhtelit umumî karar­gâhı, zamanla Süveyş kanalından Kıb­rıs'a nakledilecektir.

Mısır'daki İngiliz kuvvetleri kuman­danı general Sir Francis Festingin is-maüiye'deki umumî karargâhı, bu ka rarın şümulüne girmektedir.

Nakil tarihi henüz tesbit edilmemiş­tir.

—  Londra :

Londra'da toplanan silâhsızlanma kon­feransına 11 haziran tarihinde Fran­sa ve İngiltere tarafından müştereken sunulan plân aşağıdadır:

Fransa ve İngiltere murahhas heyet­leri, mümkün bir uzlaşmaya esas ol­mak üzere şu hususları teklif eder­ler:

1— Tâli komite üyesi devletler, Birleşmiş-Milletler    Anayasasına    uygun olarak,  tecavüze karşı müdafaa    hali müstesna   olmak   üzere   atom   silâhla­rının istismalini kendileri için memnu telâkki   ederler.   Bu     devletler,      işbu muhtıranın     müteakip    maddelerinde teklif  edildiği  veçhile  atom  silâhları­nın men'i ve tamamen tasfiyesine intizaren,  silâhsızlanma    andlaşmasının,bu hükmün derhal ve sarahaten kabu­lü hususunu ihtiva etmesini tavsiye ederler.  Bu  devletler,  ayrıca,beynel­milel münasebetlerinde herhangi   bir devletin toprak    tamamiyetine ve si­yasî istiklâline karşı tehdit yöneltme­mek ve kuvvete başvurmamak husu­sunda   Biri eşmiş-Milletlerüyelerinin kabul etmiş    oldukları    taahhütlerin,Birleşmiş-Miletlere   üye   olmayıp  da silâhsızlanma andlaşmasının    imzala­mış olan devletlerce de kabulünü tav­siye ederler.

2— Silâhsızlanma komisyonu tarafın­dan hazırlanıp güvenlik konseyine ve­rilecek  olan silâhsızlanma  andlaşmasının şu hususları behemehal    ihtiva etmelidir:

a)  Atom silâhlarının ve kitle halinde

tahrip edici her türlü silâhların isti­mal ve imalinin tamamen yasak edil­mesi ve mevcut atom silâhları stok­larının sulhsever gayelerin istihsaline yarıyacak malzeme haline kalbedlime

b) Kararlaştırılan yasaklara ve azalt­malara riayeti garanti edebilecek va­zife ve selâhiyetlerle mücehhez bir kontrol organının ihdası.

3—  Andlaşma tasarısının     dünya si­lâhsızlanma   konferansında     tasvibin­den sonra ve bu vesika bütün devlet­lerin  imza  ve  iltihakına  açık  olması. Andlaşma,  âkidlerden ikisi taraıfndan tasdik  edilince   mer'iyete     girecektir.Bu iki âkidin tesbiti ayrıca kararlaş­tırılacaktır.

4—  Silâhsızlanma   programının   tarzı tatbiki,  şu  suretle cereyan edecek ve bu  da  andlaşmada  tasrih olunacaktır.

5_ Muayyen bir müddet içinde kon­trol organı ihdas edildikten ve bu or­gan, işe başlıyacak durumda olduğunu bildirdikten   sonra   aşağıdaki   hüküm­ler mer'iyete girecektir  .

a)Topyekûn askerî mevcut 31 aralık 1953'teki seviyesine irca edilecektir.

b)Askerî   mahieytteki   atom  çalışma­ları masrafları da dahil olmak üzere bütün  askerî  masraflar  31   aralık   1953te biten senenin  masrafları     haddine alınacaktır.

— Kontrol organı, tatbik ettirebile­cek   durumda  olduğunu  bildirince  şu hükümler yürürlüğe  girecektir:

a)  Klâsik silâhlar ve silâhlı kuvvetler­de kararlaştırılan     azaltmanın     yarısı tatbik edilecektir.

b)    Yukarıdaki   tedbirler   tatbik   edil­dikten sonra atom silâhlariyle    diğer memnu   silâhların   imalâtı   duracaktır.

— Kontrol organı, fiilen riayet    et­tirebilecek durumda olduğunu    bildi­rince aşağıdaki tedbirler yürürlüğe gi­recektir:

a) Klasik silâh ve klasik silâhlı kuv­vetlerde kararlaştırılan azaltmanın ikinci yarısı tatbik edilecektir.

Sayın Bayar'a hararetli sevgi tezahürlerinde bulunmuşlardır.

Reisicumhurumuz Işıkveren istasyo­nunda mülkî ve askerî erkân ile İn­giltere Büyükelçisi Ekselans Sir Ja­mes Bowker ve İngiliz Ataşesi, Çatal­ağzı Santralı Müdürü ve işçileri, müteahhİt firmanın mümessilleriyle is­tasyonu dolduran çok kalabalık bir vatandaş topluluğu tarafından teza­hüratla karşılanmıştır.

Reisicumhurumuz ve beraberindekiler doğruca santral tevsiinin temeli atıla­cağı sahaya gitmişler ve burada ilk sözü Etibank Umum Müdürü Cevdet Aydmelli alarak, bugün duyulan bah­tiyarlığı belirtmiş ve şu konuşmayı yapmıştır:

«Halen işlemekte olan Çatalağzı san­tralı, başta Zonguldak kömür havza­sı olmak üzere Karabük Demir Çelik Sanayiinin ihtiyacının temini maksadiyle kurulmuştur. Bununla beraber Kuzey-Batı Anadolu'nun artan elek­trik ihtiyacı karşısında bu santrala sonradan munzam vazifeler verilmiş ve 280 kilometrelik bir hava naki] hattı ile İstanbul'a bağlanmıştır. 1952 senesinde inşaası tamamlanan bu na­kil hattı ile Çatalağzı santralı hâlen İstanbul şehri ile İzmit havalisinin bir kısım elektrik ihtiyacın] karşılamak­tadır.

b) Bu tedbirlerin tatbikinden sonra: a) Bütün atom silâhlarının topyekûn men'i ve  tasfiyesi.

bb) Bütün diğer memnu silâhların topyekûn men'i ve tasfiyesi.

8—  Yukarıda   zikrolunan   bütün  ted­birlerin tatbikini  müteakip     devletle­rin silâhlarında ve silâhlı kuvvetlerin­de, onlara ancak dahilî güvenliklerini sağlamağa      ve      Birleşmiş-Milletlerin taahhütlerini  yerine   getirmeğe     yete­cek derecede kuvvet bırakacak kadar, yeni   azaltmalara   gidilmesi   şayanı  te­mennidir.

9— Kontrol organı, azaltmaların, ya­sakların ve tasfiyelerin harfiyyen tat­bikini sağlayabilecek bir müddetle ve şekil   altında   idame   olunmalıdır.

25 Haziran 1954

— Londra :

Sir Winston Churchill dün akşam Londra'dan ayrılırken Avam Kama­rasını kaynaşma içinde bırakmıştır. Filhakika bundan bir ay önce mebus­ların, maaşlarına yüzde 50 zam yapıl­masını oya koyup kabul etmiş olmala­rına rağmen, Başvekil Churchill dün Avam Kamarasında hükümetin bu zammı vermiveceğini bildirmiştir. Bu­nun üzerine İşçi Partisi komisyon sa­lonunda derhal bir toplantı yapmış­tır. Birbuçuk saat kadar süren bu top­lantıda işçi partisi Başvekilin bu mev­zuda aldığı karar aleyhinde bulunmuş ve parti lideri Attlee de bu durumu tasvip etmiştir. Bundan başka işçi par­tisi şu iki tedbire başvurmağa karar vermiştir:

1—- İşçi mebuslar   «muvazeneli   istinkâf» hususunda artık işbirliği etmiyeceklerdir. Bu sisteme göre meclis top­lantısında   bulunmuyacak  olan   bir   iş­çi mebus, diğer bir muhafazakâr   me­busla anlaşmakta ve ikisi de ayni gün meclise gelmemekteydi.

2— İşçi mebuslar Avam Kamarasının gece de çalışmalarına devam etmesini temin  için  ellerinden   geleni  yapmağa karar vermişlerdir. Bu kararın pazar­tesi günü bütçe müzakereleri sırasında tatbik mevkiine konması mümkün­dür.

29 Haziran 1954

— Londra :

Îngiliz-Amerikan müzakereleri netice­sinde dün Washington'da neşredilen tebliğin nisbeten uzunca oluşu, İngiliz siyasî çevrelerini biraz hayrette bı­rakmış olmakla beraber, büyük Bri­tanya ile Birleşik Amerika'nın, bil­hassa Güney-Doğu meselelerindeki görüşleri arasında yakınlık sağlanmış olmasından dolayı duyulan memnuni­yet açıkça belirtilmektedir. Bu mah­fillere göre tebliğden şu dört netice­yi istimzaç etmek mümkündür:

1— Hindiçini'de    askerî    hareketleri genişletmelerine mani olmak ve barı­şın yeniden kurulması için, Fransa'ya kabulü   imkânsız   şartlar   teklif   etme­lerine   meydan   vermemek   maksadiyle Çin'e   diğer  komünist     devletlere   çok açık bir ihtarda bulunmak,

2— Hindiçinî'de  şerefli bir  barış  el­de etmek uğrunda Fransa'yı,    haddin­den  fazla   fedakârlıkta     bulunmaması için teşvik etmek,

Filhakika Amerika hükümeti Hindiçi­ni'de bir nuzlaşma» fikrni resmen ka­bul etmekle mühm bir tavizde bulun­muştur.

—   Güney-Doğu   Asya'da   bir   müda­faa sistemi vücuda getirmek için, Ce­nevre konferansı kapanmadan    müza­kerelere   girişilmesi   yolunda   Amerikatarafından ileri sürülen teklifin    İngiliz   devlet   adamlarınca   kabul   edilmiş olması.

Bu noktada tebliğin mühim bir ifade taşıdığı, bahiskonusu müzakereler için tarih ve yer tayin olunmadığı bilhassa belirtilmektedir. Hatta bu konferansa kimlerin iştirak edeceği hakkında bile bir kayıt yoktur.

— Avrupa ordusu andlaşmasmı tas­dik   etmesi  için  Fransaya son bir  ha­tırlatma.  Bu ihtar bir nevi ültimatom teşkil   etmemekle   beraber  tebliğin   en mühim noktalarından biridir.

Ziyaret

Yazan: M. Topalak

7/VI/954 tarihli (Zafer)'den

Cenevre konferansının nihaî devreye girdiği bir sırada İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill ile Hariciye Vekili Anthony Eden'in bir hafta so­nu geçirmek üzere Başkan Eisenhower tarafından 25 Haziran'da Vaşington'a davet edilmeleri, iki memleket ara­sında Uzak Doğu meselelerindeki gö­rüş farkından do&an kırgınlığı izaleye matuf bir teşebbüs olarak yorumlan­maktadır.

Bu fikirden hareketle ve Cenevre konferansının girdiği çıkmaz da hesa­ba katılmak suretiyle, şimdi İrıgilterenin Uzak Doğuda Amerika tarafından tasarlanan plânları tasvibe ve bu plânların tatbikatına iştirake hazır olduğu neticesine varılıyor. Gerçek­ten, Cenevre konferansının neticeleri alınmadan evvel umumiyetle Güney-Doğu Asyada ve hususiyle Hindiçini'de hiç bir teşebbüse girişmemek tarzında ifade edilen İngiliz siyaseti­nin artık mesnedini kaybetmiş olduğu ve bunun, Cenevre konferansında ilk beş haftalık devreyi uzlaştırıcı bir rol oynamakla geçiren Eden'in son gün­lerde sesinin tonunu değiştirmesinden ve hattâ Kore hakkındaki müzakere­lere son verilmesine ön ayak oluşun­dan da anlaşıldığı hakkında bir kana.. at vardır. Bu kanaat, en azdan, Chur­chill ve Eden'in Vaşhington'u ziyaret edeceklerini blidiren Amerikan gaze­telerinde açıkça belirtilmekte ve İn­gilizlerin Dulles plânlarına kayıtsız şratsız iltihak etmek üzere gelmekte olduklarına dair bir intiba uyandırılmıya çalışılmaktadır.

Böyle bir intibaın hiç olmazsa Cenev­re'deki komünist murahhaslarında uyanmasi ve hattâ bir kanaat haline gelmesi çok hayırlı olurdu. Zira Chur­chill  ve  Eden'in     Vaşhington'u  ziyaretlerinin diğer hususat arasında ko­münistlere böyle bir gözdağı vermek hedefini de takip ettiği muhakkaktır. İşlerin bu hale gelmesinin sebebini hür dünya umumî efkârı yüzde dok­san nisbetinde İngiltere'nin siyasetin­de aramıya meyyaldir ve bu siyaset devam ettiği sırada hâdiselerin daha vahim bir hal almasının sebebi bu se­fer yüzde yüz İngilizlerin hareket tarzına atfedilecektir. Bu itibarla, İn­giltere, oldukça uzun süren bir mülâyemet ve arabulma siyasetinden son­ra, şimdi Hindicini meselesinin takıl­dığı iki mühim noktada, yani bir yan­dan Laos ve Kamboç'un durumu, di­ğer yandan mütarekeyi kontrol ede­cek tarafsız heyetin teşekkülü ve sa­lâhiyetleri bahsinde, kendi menfaatle­rine halel getirmeksizin tâvizde bulunamıyacak duruma girmiş gibidir ve İngiliz siyaseti bu noktalarda direne­cektir. Eden'in Hindicini hakkındaki müzakerelerin sonuncusunda, gerekir­se bu noktada temasların kesilebilece­ğini söylemiş olması bunun delilidir.

Bu itibarla, İngiliz Devlet adamları­nın ziyaretleri, gerekirse Güney-Doğu Asya'da Amerikan plânlarına iltihak edilebileceğini hatırlatan bir ihtar mahiyetini de elbetteki taşımaktadır. Lâkin, İngiltere, Cenevre'nin tam akameti halinde yine tam olarak Dul­les plânlarına iştirak edecek midir? Hiç şüphe yok ki bu bölgede komü­nistlerin geçmelerine müsaade edilmiyecek bir hattın tesisi cihetine gidile­cektir. Fakat, Eden'n Cenevre konfe­ransı müzakereleri çerçevesi içinde, diğer İngiliz devlet adamlarının da konferans haricinde gösterdikleri fa­aliyetin istikameti dahi pekâlâ anlat­maktadır ki, İngiliz siyaseti, Batılıla­rın bir olup, aralarına komünist aleyh tan bir kaç hükümeti de alarak az çok taarruzî bir cephenin tesis edilme­sine değil, belki bütün İngiliz camia­sı milletlerinin müzahereti ve bilhas­sa hakikî Asyalı devletlerin de işbirli­ğiyle bir statüko'nun tesisi ve bir "Sulh içinde beraber yaşama,-  halinin

Avrupa savunma, camiası tasdik edil­mediği takdirde bunun yerini doldu­racak diğer hal tarzları ve diğer for­müller üzerinde duracaklar ve bu mü­nasebetle Avrupa meselesini esasın­dan ele almak durumuna gireceklerdir.

Pek muhtemeldir ki, Uzak Doğu bah­si kadar hattâ daha  çok,  bu  Avrupameselelerine temas edildiği zaman, Sir Winston Churchill, hiç bir zaman

terketmediğini, yalnız tek taraflı bir hareket olarak kalmaması için tekrar

ortaya atmak üzere bir fırsat gözledi­ğini  söylediği  plânı,   yani  Maîenkofun da iştirak edeceği büyükler kade­mesinde toplantı fikrini Başkan Eisenhower'e bir kere daha açacaktır.

7 Haziran 1954

— New-York :

İspanyol Devlet Başkanı General Franko, «New-York World telegram And Sun» gazetesinin sahibine verdiği bir mülakatta komünizmin dünyada yayılışını durdurmak istiyen bütün memleketlerin Rusya ve Peykleriyle mevcut ticarî münasebetleri derhal kesmeleri gerektiğini ileri sürmekte­dir. General Franko şunları ilâve et­mektedir:

««Hür dünya bu suretle komünizmi en nazik yerinden vurmuş olacaktır. Batılı devletler barış arzularını, Sov­yetlerle ticarî münasebetlerin sağla­dığı menfaatlerden üstün tutmadıkça soğuk harbi kazanamıyacaklardır. Fil­hakika Rusya, Peyk memleketlerde beliren  hoşnutsuzluğu ve karışıklıkları ithalât vasıtasiyle Önlemeyi düşün­mektedir. I

11 Haziran 1954

—  Madrid :

İspanya'da Leon eyaletinde Ercina ya­kınlarında bulunan bir madende grizu patlamasi neticesinde 12 kişi Ölmüş 4 kişi de ağır yaralanmıştır. Yaralılar hastahaneye   kaldırılmıştır.

22 Haziran 1954

—  Madrid :

İspanya Hariciye Vekâleti bugün ya­yınladığı bir tebliğde. Rusya ile İs­panya arasında Moskova'da bir tica­ret anlaşması imzalandığına dair Moskova radyosu tarafından verilen haberin yalan olduğunu bildirmek­tedir.

Haziran 1954

—  Roma :

İtalyan havacılığında inkilâp yapan General Umberto Savoia bugün öl­müştür.

80 yaşında olan general İtalyanın 4 numaralı pilot Brövesine sahip oldu­ğu gibi 1910 da Fransadan da pilotluk brövesi   almıştı.

General Savoia tanınmış bir uçak inşaatcısıydı.

Haziran 1954

—  Roma :

İtalya'nın Washington Büyük Elçisi Alberto Tarchiani ile Foster Dulles arasında vuku bulan görüşmede İtal­yan hükümetinin Amerikalı idareci­lerle Türkiye Başvekili Adnan Men­deres arasında cereyan eden müzake­relerden haberdar edilmesinin esas mevzuu teşkil ettiği Chigi sarayına yakın  çevrelerden  öğrenilmiştir.

Bilindiği gibi İtalya Balkan Paktı me­selesi ile doğrudan doğruya ilgilen­mektedir.

Ayni çevrelere göre, dünkü görüşme­de Trieste meselesi de genel olarak (,1e alınmıştır ve Dulles italya büyük el­çisine bu meselenin halli için hazır­lanmakta olan müttefik tekliflerinden bahsetmemiştir.

Haziran 1954

— Roma :

Tanınmış komünist, İtalyan ayan üye­lerinden Nearille, Novare zabıtası ta­rafından, Cumhuriyet mümessillerine hakaret ve itaatsizlik suçlan ile mahkemeye verilmiştir. Bu hususun temi­ni İçin gerekli formalitelere başlan­mış bulunmaktadır.

Komünist Ayan Üyesi Novare'da ter­tip edilen bir miting'de şöyle demiş­tir:

«Bizi miting yapmaktan menederseniz TorinoMa sokaklara dökülüp vatan­daşlara hitap edecek 50.000 komünist bulunduğunu hatırlatırım. Bizi ana­yasanın verdiği bu haktan mahrum etmek için polisin ve askerî birlikle­rin harekete geçmeğe cesaret edip e-demiyeceklerini   o   zaman     göreceğiz

—  Roma :

«İtalyan sosyal hareketi nin (Neo faşist) kurucularından biri olup parti­nin başkanlığını yapmakta olan ma­reşal Rodolfo Graziani bu başkanlık­tan istifa etmiştir.

Mareşal, partinin millî -sekreteri M. Augusto de Marsanich'e gönderdiği bir mektupta kendisinin Avrupa mü­dafaa camiası anlaşmasına kat'î bir şekilde taraftar bulunması hasebiyle bu anlaşmayı tastık için Trieste mese­lesinin hallini şart koşan bir partinin başında durmasına imkân görmediğini bildirmiştir.

24 Haziran 1954

I

—  Roma :

Ayan meclisinde vekâletinin bütçesi müzakere edilirken söz alan İtalyan Hariciye Vekili Piccioni, hâlen İtalya için bahis mevzuu olan diş siyaset meselelerinden bahsle ezcümle Avru­pa savunma camiası, Trieste ve Balkan paktına temas  etmiştir.

Vekil Avrupa savunma camiası hak­kında demiştir ki:

«İtalya, bu andlaşmayı haddizatında bir gaye değil, fakat Avrupa'nın bu­gün ihtiyaç duyduğu birliğe erişmek yolunda daha geniş bir siyasî ve ikti­sadî entegrasyon için önemli bir mer­hale addetmektedir. Bunun içindir ki İtalya, bu andlaşmanm, mesuliyet duygusunu kaybetmeksizin ve fakat her halde lüzumsuz gecikmelere de meydan verilmeden tasdik adilmesi lüzumuna kanidir.

Trieste meselesine gelince, Piccioni, bu konuda hükümetin gözönünde tut­tuğu prensipleri hatırlatarak şöyle de­miştir  :

İtalyan hükümetinin kanaatince, mu­vakkat bir hal tarzı mümkün olan tek şeydir. Muvakkat hal tarzı, şayanı ka­bul olabilmek için, her halde 8 ekim tarihli İngiliz-Amerikan beyanatından daha az müsait olmamalıdır. Trlestenin ve iç topraklarının iktisadî refa­hı tehlikeye atılmamalıdır. Bu konu­da her anlaşmanın, iki ilgili memle­ketteki etnik gruplar bahsinde müte­kabiliyet prensibine müstenid olması gerekir.

Piccioni, Trieste hakkındaki müzake­relerin tarihçesini yaptıktan sonra, bugünkü nazik safhada, erişilmesi ümit edilen neticeleri tehlikeve atma­mak için azamî teenni gerektiğini be­lirtmiştir.

Balkan Paktına gelince, bu paktın İtalva için bir sürpriz teşkil etmediğini söyleyen Piccioni, memleketinin bu konudaki görüşünü açıklamış olduğunu ve bu görüşün de söyle ifade edildiği­ni söylemiştir: İtalya'nın Balkan sis­temine iltihakı hususundaki herhangi bir imkânı derpiş edebilmek için ev­vel emirde Îtalya-Yugoslavya hudu­dundaki anlaşmazlık tasfiye edilmeli­dir. Bu ittifakın İtalya'yı tecride ma­tuf olduğu hakkındaki fikri reddeden Piccioni, istikbalde de bir yanda İtal­ya, diğer yanda Yunanistan ve Türki­ye olmak üzere üç memleket arasın­daki münasebetlerin dostluk ve işbir­liği zihniyetinden mülhem olmakta de­vam etmesini temenni etmiştir.

— Roma :

Mario Scelba hükümeti, hiristiyan demokrat grupunun verdiği bir takrir neticesinde, 85 muhalif ve 12 müsten­kife karşı 121 oyla ayan meclisinin itimadını  elde  etmiştir.

Bu takrirde, hükümetin harici siyase­tinin tasvip edildiği beyan edilmekte ve hükümetten Trieste meselesinin millî haklara en uygun bir şekilde halli için girişilen teşebbüslere devam edilmesi istenmektedir.

Hiristiyan demokratlar, liberaller, cumhuriyetçiler ve ayan meclisinde tek bir azası bulunan halkçı krallık partisi lehte, M. Nenni'in lideri bu­lunduğu sosyalistler ve Neo -faşistler aleyhte oy vermişlerdir. Kralcılar müstenkif kalmışlardır.

28   Haziran 1954

—  Roma :

M. Ö. 316 yılında Hannibal'in idaresin­deki Kartaca kuvvetleri ile Roma lej­yonları arasında vuku bulmuş olan meşhur Canae muharebesinde ölen Roma'li ve Kartaca'lı savaşçılara ait yüzlerce iskelet o mahaldeki toprak­lar sürülürken meydana çıkmıştır.

29   Haziran 1954

—  Roma :

Dün İsrail ile İtalya arasında, son harpten beri sürüncemede kalan bazı meseleleri kati  surette  halleden     bir anlaşma imzalanmıştır.

Anlaşma'da diğer bir çok meseleler arasında, İsrail topraklarında kalan İtalyan emlâkinin, nakil halindeki servetler hariç, sahiplerine iadesi derpiş olunmaktadır. Adı geçen nakitler sa­hiplerine İtalyan hükümeti karşılığı­nı ödemiş olduğundan, İsrail hüküme­ti tarafından, harp esnasında İsrail vatandaşlarının İtalya'da sebebiyet ver_ dikleri zararların tazmini şeklinde İtalyan hükümetine Ödenecektir.

İsrail'deki İtalyan emlâkinin kıymeti bir milyar lireti aşmaktadır.

Bahis konusu anlaşma îtalya'daki İs­rail elçisi Eliahu Sasson ile İtalyan dışişleri Vekâleti Ekonomi dairesi mü­dürü Scaduto Mendola arasında imza­lanmıştır.

Haziran 1954

— Brüksel :

Belçika hükümeti Graz ve Zagreb arasında mitralyöz ateşine tutulan Sabena uçağı hakkında Moskova nezdinde protestoda bulunmuştur.

Belçika hükümetinin, bahis konusu protestosu ile ilgili olarak Dışişleri Vekâletinden yayınlanan tebliğde ez­cümle şöyle denilmektedir:   «3 hazirangünü Graz ile Zagreb arasında sabend ticaret uçağına vâki taarruz hak­kında mahallinde yapılan tahkikat, mütecavizin Sovyet hava kuvvetleri işaretini taşıyan bir 15mig avcı uça­ğı olduğunu meydana koymuştur.

Bu şartlar içinde, Belçika hükümeti. Moskova'daki Belçika büyük elçisini, hâdiseyi Sovyet hükümeti nezdinde protesto; ederek suçlunun cezalandırıl­ması ile mağdurlara tazminat veril­mesi hususunda talepte bulunmaya memur etmiştir.

Belçika'nın teşebbüsü Yazan: M. Topalak

28/VI/954 tarihli (Zafer)'den

Avrupa Savunma Camiası Andlaşmasına iştirak eden Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg) devletleri adı­na Belçika Hariciye Vekili Henri Spaak'ın, andlaşma âkidi altı devlet arasında derhal bir toplantı yapılma­sına dair vâki teşebbüsü huzursuzluk uyandırmış  bulunuyor.

Henri Spaak'm bu teşebbüse ne mak­satla giriştiği hakkında rivayet muh­teliftir. Bazı şahialara bakılırsa, Bel­çika Hariciye Vekili, bahis konusu andlaşmanın Fransız Millî Meclisince reddi ve dolayısiyle .meriyete gireme­mesi ihtimalini göz önünde tutarak Benelux devletlerinin hazırlamış ol­dukları diğer bir plânı ilgililere açık­lamak istiyordu.

Diğer bir izaha göre, Belçika, Avrupa Savunma Camiası Andlaşmasının bir­an evvel meriyete girmesi çârelerini araştıracak olan bu konferansı, Batı Almanya'nın teşvikiyle istemiştir. Zi­ra, bu andlaşma meriyete girmedikçe-Batı Almanya'nın müttefiklerle imza­lamış olduğu Bonn anlaşmaları da me­rî olmadığından, Almanya hukukan hükümranlığından mahrum kalmakta devam ediyordu.

Nihayet son bir izah da Belçika, Hol­landa ve Lüksemburg'un herhangi bir kollektif savunma sisteminden vazgeç­miş olup, bu hususu ilgililere bildir­mek niyetinde oldukları merkezinde idi.

Hangi saikle olursa olsun, teklif ilgililere bildirilmiş, beş memleketten ce­vap alınmış, yalnız Fransız hükümeti böyle bir konferansı mevsimsiz bul­duğunu beyanla çekimser kalmıştır.

Fransa'da Lanieî hükümeti sukut edip kabine buhranı başladığı ve diğer ta­raftan  Churehill ile Eden'in     Vaşington'u ziyaretleri tekarrür ettiği bir sırada Başkan Eisenhower'in Fransız Reisicumhuru Rene Coty'ye gönderdi­ği 16 haziran tarihli mesajda da, di­ğer hususat arasında, Avrupa Savun­ma Camiasının biran evvel tasdik edilmesi için Fransa'ya bir tavsiye ve ikaz da vardı. Fransız Reisicumhuru dün bu mesaja verdiği cevapta, Fran­sa'nın Avrupa müdafaası için gerekli tedbirleri zamanında almıya çalışa­cağı hususunda bir vaad de vardır. Bu­na muvazi olarak Başvekil Mendes-France da Spaak'a gönderdiği cevap­ta Fransa'nın böyle bir konferansa ta­raftar olmakla beraber, bunun şimdi­lik mevsimsiz bulduğunu bildirmiş ve sebepler: esaslı surette izah için Spaak'ı Paris'e davet etmiştir.

Fakat Fransız devlet adamlarının bu cevaplarında müşterek olan ve dikkati çeken husus. Avrupa Savunma Cami­ası bahsindeki ifadenin çok seyyal oluşu ve herhangi bir teminat intibaı­nı uyandırabilecek bir hükmü ihtiva etmeyişidir.

Bir bakıma Mendes-France Hükmetinin başka türlü hareket etmesi bek­lenemezdi. Zira Başvekil Meclisten salâhiyet isterken, Avrupa Savunma Camiasına aleyhtar ve taraftar olanla­rın fikirlerini açıklıyan ve karşılaştıran bir plânı Meclise sunmadan evvel tasdik için herhangi bir teşebbüse geçmiyeceğini söylemişti. Hükümetin bu plânı Meclise sunmadan evvel, beynel­milel bir konferansta şu veya bu şe­kilde angaje olamiyacağı da aşikâr­dı. Kaldı ki, Belçika'da, bu teşebbüs hakkındaki şayialara son vermek maksadının andlaşmanın tasdikini hız­landırmak olduğunu açıklamış bulun­maktadır.

Fakat Fransa'yı bu .konferansa işti­rakten asıl alıkoyan şey. Hindicini meselesinin pek yakında halledileceği ve Fransa'nın bu bölgedeki muazzam askerî ve malî yükten ' kurtulacağı hakkında şimdi kuvvetlenmiye baslıyan  ümit     ve     kanaattir.     Filhakika          Moskova :

Müttefiklerin ikinci dünya harbinde Avrupaya çıkarma yaptıkları günün onuncu yıldönümünden Sovyet basını dün ve bugün bahsetmemektedir.

Kızıl ordu gazetesi kızıl yıldız'da da­hi bu hadiseye temas eden bir yazıya rastlanmamıştır.

13 Haziran 1954

—  Moskova :

Bugün burada bildirildiğine göre, Sovyet yüksek askerî mahkemesi, iki Rus vatandaşını, Amerikan casusu olarak 25 yıl hapse mahkûm etmiştir.

Komünist partisi gazetesi Pravda Vladimiz Galai ve Yuri Harantzef a-dmdaki mahkûmların asker kaçağı ol­duğunu belirtmekte ve şunları yaz­maktadır:

Casuslar. Norveçten Oslo'dan Tayyare ile Sovyet Norveç hududuna gelmiş ve oradan gizlice Nurmansk bölgesine girerek Sovyet askerî tesisleri hak­kında malûmat elde etmeye çalışmış­lardır.

Galai, Avusturyada Sovyet ordusun­dan kaçtıktan sonra Amerikan gizli istihbarat kadrosuna girmiş, Hrantzef de Berlindeki Sovyet ordusundan firar etmiştir.

15 Haziran 1954

— Moskova :

Tass ajansı Sovyetler Birliği ilim akademisi   azasından   Sovyet      cerrah ve âlimi profesör Serge Yudin'İn 64 yaşında olduğu halde ansızın vefat ettiğini bildirmektedir.

Tass Ajansının İlâve ettiğine göre, profesör Yudin ciğer, mide ve bağır­sak hastalıklarında bulduğu yeni ame­liyat metodlariyle kendisini tanıtmış­tır. Kan nakli sahasındaki açlışmalan da bu sahada büyük terakkilerin sağ­lanmasına hizmet etmiştir.

16 Haziran 1954

—  Londra :

Sovyet komünist partisinin organı olan «İzvestia gazetesi, batı Almanya Başvekili Konrad Adenauer'in Was­hington ile anlaşmadan sonra, Batı Almanyanın hükümranlığı için bir kampanyaya   başladığım   yazmıştır.

«Bravda ise aynı mevzuu ele alarak. Fransa'nın Birleşik Amerika tarafın­dan dikte edilen siyaseti takip etmedi­ği takdirde yalnız bırakılmakla teh­dit edildiğini yazmıştır.

—  Leningrad :

İsveç bahriyesine mensup beş harp gemisi Amiral Erik Klint'in kumanda­sında olarak dün bir nezaket ziyareti yapmak üzere Leningrad limanına gelmişlerdir.

Bu gemilerin muvasalâtından biraz sonra amiral Kotof kumandasında beş Sovyet harp gemisi ayni maksatla Stockholm'a müteveccihen limandan ayrılmışlardır.

18 Haziran 1954

—  Moskova :

Moskova'daki    İsrail    maslahatgüzarı her iki memleketin karşılıklı olarak elçiliklerini büyük elçiliğe yükseltme­si aralarındaki normal münasebetlerin gelişmesinin bir sonucudur, demiştir. Maslahatgüzar Yohuda Gideon, Sov­yetler Birliği ile İsrail münasebetle­rinin geçen sene kesilmesinden önce İsrailin Moskova elçiliğini yapmış olan Samuel Eliaşiv'in büyük elçi ola­rak yeniden Moskova'ya gönderilmesi için Sovyet hükmetinin muvafakat ettiğini bildirmiş ve büyük elçinin temmuz ortalarında Moskova'ya gide­ceğini ilâve etmiştir.

25 Haziran 1954

—  Londra :

Sovyet Hariciye Vekili Moiotof bu­gün, Birleşmiş Milletlerdeki Sovyet delegesinin Guatemala hükümetini destekleyeceğini bildirmiştir.

Moskova radyosu, Guatemala Harici­ye Vekili Guillermo Toriello tarafın­dan dün doğrudan dıoğruya Molotofa yapılan müracaata bugün cevap ve-rildiğini haber  vermiştir.

27 Haziran 1954

—  Moskova :

Birleşik Amerika hükümeti Formo-za denizinde bir Rus petrol gemisinin yolundan alıkonulmuş olmasını protes­to eden 24 haziran tarihli Sovyet no­tasına cevap olmak üzere metni aşa­ğıda yazılı notayı Moskovadaki Ame­rikan Büyük Elçiliği vasıtasiyle Sov­yetler Birliği hükümetine gönderniştir:

İerini açıkça göstermektedir, bu. iti­barla Alman ekonomisi ile Tİirkiye-nin kalkınma hamleleri arasında bir muvazilik görmemek kabil değildir. Türk-Alman ticareti de son zaman­larda çek gelişmiştir. Almanya sınaî mamulleriyle, Türkiye ziraî nansulleriyle birbirlerini tamamlamaktadır. Almanya buğday ve pamuk allOSl olarak memleketimizin müşterileri arasındadır. Biz de iktisadî cihazlan-mamızı tamamlamak için Almanya' dan bir çok makine, dakik âletler ve­saire âletler ithal ediyoruz. Böylece iktisadî münasebetlerimizin inkişafı mütekabil dostluğun tarsinine hizmet etmektedir .

Bu yıl, Mart ayında Federal Almanya Cumhuriyeti Başvekili ve Hariciye Vekili Adenauer'in Türkiye'ye yap­mış olduğu seyahatin tatlı ve güzel in­tibaları daima kalblerimizdedir. İki dost memleket devlet adamları millelerarası vaziyeti esaslı bir surette gözden geçirmişler ve mevcudiyetle­rini tehdide devam eden büyük tehli­ke karşısında sulhperver memleketle­rin her zamandan daha kuvvetli, daha ziyade birleşmiş, daha müteyakkız bu­lunmaları cihetinde tamamiyîe muta­bık kalmışlardır.

Bilhassa Avrupa bakımından Federal Almanya Cumhuriyetinin Avrupa mü­dafaa teşkilâtına mümkün olan en kı­sa bir zamanda dahil olmasi. sulhun korunması hususunda bu teşkilât için ayrı bir kuvvet olacaktır.

Dr. Adenauer'de vermiş olduğu beya­natta, yeni Avrupa'nın Türkiye'siz kurulamıyacağma ve Türkiye ile Al­manya'nın beraberce çalışması lâzım geldiğine inandığını söylemiş «Ve bu sebeple Türkiye'nin iktisadî kalkın­ması için yardımlarda bulunulması Almanya için aynı zamanda siyasî bir mecburiyettir.,  demiştir.

Bu ziyaretten beri, iki devlet müna­sebetlerinin çok güzel bir inkişaf yo­lunda olduğunu memnunlukla ifade edebiliriz. İşte sayın Bayar'a takdim edilen nişan ve bu esnada iradedilmiş olan hitabeler bunun yeni bir delili­dir.


Almanya'nın  silâhlandmlınası Yazan: A. Kılıç

27/VI/954 tarihli  (Vatan)' dan

Dünkü yazımızda, Avrupa ordusunun kurulmasına imkân bulunmazsa, akla gelen radikal bir çâre olarak, Batı Almanyanın doğrudan doğruya silahlan­dırılabileceğini söylemiştik. Amerikada da bu yolda bir cereyan vardır. Bu şekilde düşünenler, dinamik Al­man Milletinin daha uzun müddet iş­gal altında ve silâhsız tutulamıyacağını belirtmekte, Avrupa müdafaası için Almanyaya ihtiyaç bulunduğuna göre, Avrupa Ordusu kurulmadığı takdirde, Amerikanın tek taraflı bir hareketle Almanyayı silâhlandırması gerektiğini  söylemektedirler.

Böyle bir hareket İngiltere tarafın­dan desteklenmediği takdirde çok müşkül olacaktır. Hele Almanların Avrupa Ordusu çerçevesi içinde kon­trollü bir şekilde silâhlanmasına bile mümanaat eden Fransızlar bunu her­halde şiddetle veto edecekler ve belki de Amerikanın aleyhine dönecekler­dir.

Fakat bize kalırsa, İngilizler de des­tekledikleri takdirde, yapılabilecek en doğru şey de bu olacaktır. Hattâ Fransızları kaybetmek pahasına olsa bile Fransanın coğrafi ve stratejik bakım­dan (insan kuvvetinden ziyade memle­ket olarak) Avrupa müdafaası için za­rurî olduğunu kabul etmekle beraber eğer «Almanlar mı? Fransızlar mı?» diye sorulursa, cevap «Almanlar» dır. Fransayı kaybetmeyelim diye Alman­ya daha uzun müddet bu şekilde tu­tulacak olursa, bunun siyasî ve psiko­lojik neticeleri vahim olabilir.

Unutulmamalıdır ki Adeanuer'in son seçimlerdeki platformu (derhal birlik fikrine karşı) Batı Almanyanm istik­lâlini kazanıp, Avrupa müdafaasında yer alması ve birliğini ondan sonra temin etmesi îdi. Eğer Avrupa ordu­su kurulmazsa bu platform çökecek, Alman milleti bu sefer birliği, Batı-Doğu mücadelesinde tamamiyîe bitaraf kalmakta arıyacaktır. Nitekim eski Rapallo-Locarno paktlarına benzer paktlarla   Doğu   ve   Batıya   bitaraflığı

13 Haziran 1954

— Viyana :

Çek Müdafaa Vekili Alexi Cepicka, Pragda Çek komünist partisinin onuncu kongeresinde söz alarak komü­nist Çek ordusu, bugün eski usulle yetişmiş subaylar yerine işçi ve çift­çiler tarafından idare edilen ve «ka­pitalist memleketlerinkinden çek da­ha iyi bir şekilde» teçhiz olunmuş bir orduya maliktir, demiştir.

1949 da millet fiilen müdafaadan mah­rumdu. Fakat 3 sene içinde modern bir silâh sanayii kuruldu. Çekoslovakya tank, tepkili savaş uçakları too ve en modern tarzda imal edilen diğer as­kerî malzeme ve teçhizat çıkarmakta­dır. Bizim gibi böyle «girift» silâhlar çıkaran pek az memleket vardır.

Çek ordusu Sovyet usulüne göre yeni­den ve tamamile teşkilâtlandırılmış bulunmaktadır. 3500 komünist partisi âzası orduya katılmış ve bugün su­bayların yüzde 98,4'ünü eski çiftçi ve amele teşkil etmektedirler.

Birliklerimiz, bugün, en nazik nokta­ları tahşid edilmiş bulunmakta ve Ba­tı hududumuzu müdafaaya hazır bir vaziyettedirler

16 Haziran 1954

— Viyana :

Çekoslovak Komünist Partisi kongresi tarafından dün seçilen yeni parti mer­kez komitesi 9 kişiden mürekkep bir politbüro   siyasî   büro.   kurmuştur.

Bu sabah Prag gazetelerinde neşredi­len listeye göre politbüro şu şahıslar­dan müteşekkildir:

Eski emniyet vekili ve şimdiik Slo-vakya komünist partisi birinci sekre­teri Karol Bacilek.

İçişleri  Vekili Rudolf Barak.

Birinci Başvekil Muavini ve Müdafaa Vekili Aîexiş Cepicka.

Başvekil Muavini {İkinci muavin) Yaromir Dolansky.

Eski Moskova büyükelçisi ve Sosyal-Demokrat partisinin eski başkanı Zjenek Fierlinger.

Merkez komitesi birinci sekreteri An-tonin Hovotni, Cumhurreisi Antonin Zopotocky.

Gazeteler bu listeyi verirken isimle­rin, soy arlarının alfabe sırasına göre yazıldığını   kaydetmektedirler.

3 Haziran 1954

—  Graz:

Graz'da bildirildiğine göre, bu sabah Macar-Yueoslav sınırı yakınında Murska Sobota'da Belçika taşıt uça­ğına ateş açan mig tipi avcı uçağı Sovyetlere aittir.

9 Haziran 19r4

—  Viyana :

Komünist Macar gazeteleri bu sabah­ki nüshalarında. Budaneştenin kuzey batısında orta Avrupanm en modern ve en büyük fizik enstitüsü ür atom araştırma laboratuvarlarının tesis edildiğini bildirmektedirler.

16 Haziran 1954

—  Viyana :

Tuna'nın köyleri kaplaması ve demirperde gerisindeki şehirleri istilâ etme­si üzerine onbinlerce Macar bugün hayatlarını kurtarmak için suların istilâ ettiği bölgelerden kaçmağa baş­lamışlardır. Kızıl Haçın Aavusturyada 1,000 kişinin sel yüzünden evsiz kaldığım bildirmesi üzerine Amerika hükümeti sel felâketzedelerine 65.000 dolarlık yiyecek yardımında bulun­muştur.

Macar radyosunun bildirdiğine göre Kuzeydoğu Macaristanm bir demiryo­lu merkezi olan 50,000 nüfuslu Goyer şehri tamamile sular altındadır. Ma­car ordu birlikleri ve gönüllü siviller binlerce kişiyi tahliye etmişlerdir. Fe­lâketzedelerin iaşesini temin için bü­yük bir gayret sarfedilmektedir.

Amerika'nın yaptığı yardımdan başka dünyanın her tarafından sel felâket­zedelerine yardım teklifleri gelmekte­dir.

1 Haziran 1954

—  Belgrad :

Mareşal Tito dün Yunanistan'a hare­ketinden önce Tanyug ajansı müdü­rüne bir beyanatta bulunarak, Ankaıa paktının sağlam bir ittifak haline ge­tirilmesi hususunda Türk ve Yugoslav idarecileri arasındaki görüş birliğinden çok memnun olduğunu belirttikten sonra, artık bu ittifakın tahakkuk et­mesine engel olabilecek hiç bir mani-in kalmadığını ilâve etmiştir.

Mareşal sözlerine şöyle devam etmiş­tir: «Bu ittifak yalnız Balkanlarda ba­rışın teminat altına alınmasına yardım etmeyip ayni zamanda bütün dünya­da barışın korunması sahasında girişi­len gayretlere de kıymetli bir destek olacaktır.»

Mareşal Tito bundan başka, üçlü pakt ile Trieste meselesinin halli hususu arasında münasebet görenlerin iddia­larını reddettikten sonra, Yunan hal­kı ve idarecileri ile doğrudan doğru­ya temasa geçmesini mümkün kıla­cak olan Yunanistan seyahatine çık­maktan memnuniyetini izhar etmiştir.

6 Haziran 1954

—  Belgrat:

Mareşal Tito, Yunanistan'dan avde'ini müteakip Yugoslav hudutları da­hilinde Makedonyanm Cecelve şeh­rinde verdiği beyanatta şöylemiştir:

«Yunanistandan, bize karşı her adım­da gösterilen dostane kabulden dola­yı en iyi hatıraları haiz olarak dönmüş bulunuyoruz. Yunan milletinin. Yugoslav milletininkine müşabih emellere malik hakikî ve sadık bir müttefik olduğunu müşahede ettik. Yaptığımız temas, dünyanın bu böl­gesinde barışın istikran için büyük bir ehemmiyeti haiz olacak ve umu­miyet itibariyle barışın takviyesine yardım edecektir. Seyahatimizin gayet başarılı olduğunu ve milletimizin beklediği hususun, yani Yunan ve Yugoslav ve tabiatiyle Türk milletle­ri arasında sağlam bir işbirliğinin, pek yakında   sağlanacağını  söyliyebilirim.»

7 Haziran 1954

— Üsküp :

Yunanistan'a yaptığı altı günlük zi­yaretten dönmekte olan Mareşal Ti­to dün Makedonya başşehri Üsliüpe igelişinde verdiği beyanatta, Balkan devletleri, mukadderatını, kendi menfaatlerine en uygun gelecek şekil­de kararlaştırmak hakkına sahiptir-lerı  demiştir.

istasyonda birikmiş onbmlerce kişiye hitabeden Tito, Yunanistan seyahati esnasında, Balkan memleketlerinin dahilî işlerine haricî müdahaleleri önliyen ve milletlerarası işbirliğine sağlam bir esas hazırlıyan bir plânın hazırlanmış   olduğunu,   belirtmiştir.

Mareşal, Türkiye, Yugoslavya ve Yu­nanistan arasındaki işbirliğinin her türlü anlaşmazlıktan âri bir numune ittifak olduğunu teyidle sözlerine şun­ları ilâve etmiştir:

«Eserimiz Balkanlarda, kudretli bir faktör  olduğu  kadar  dünya  barışının

12 Haziran 1954

— Belgrad :

Yugoslav Hariciye Vekili M. Koca Popoviç, dün Yugoslav milli meclisinde verdiği beyanatta, mareşal Tito'nun Türkiye ve Yunanistan'a yaptığı se­yahatlerin neticelerini izah etmiştir. Balkan paktının üçlü bir askerî pakta kalbedilmesi hususundaki çaîşımaları anlatan M. Popoviç bu hususta Anka­ra ve Atina'da elde edilmiş olan ne­ticeleri hatırlattıktan s.onra, bu itti­fakın tamamen tadafüî mahiyetine işa­ret etmiş ve Türk, Yunan ve Yugoslav milletleri arasındaki birliği göster­mekte olduğunu da belirtmiştir.

M. Popoviç'in izahatından sonra Yu­goslav Millî Meclisi, Mareşal Tito'nun Türkiye ve Yunanistan'daki görüşme­lerinin mevzu ve muhtevalarını tama­men tasvip eden, Balkan Paktını bir askerî paktla tamamlamak kararını memnuniyetle karşilıyan ve. bir Bal kan istişarî meclisi ihdası    hususunda üç memleket arasında alınmış olan kararı kabul eden bir takriri ittifak­la tasvip etmiştir.

Yugoslav Meclisi ayrıca mevzuubahs is tişari meclis hakkında Türk ve Yu­nan meclisleriyle temasa geçmesi hu­susunda Başkan M. Moşa Piyade'yi memur etmiştir.

25 Haziran 1954

— Belgrad:

Amerikan ve Yugoslav temsilcileri bu­gün Belgraddaki Amerikan büyükelçi­liğinde üç buçuk milyon dolarlık bir -Deniz aşırı sipariş» mukavelesi imza­lamışlardır.

Bu mukavele, dalmaçya sahillerindeki Yugoslav inşaat tezgâhlarında Ameri­kan donanması hesabına 4 mayın ta­rayıcı inşasını derpiş etmektedir. Ge­milerin üç senede hizmete girebileceği tahmin olunmaktadır.

 Haziran 1954

— Atina:

İtalya'nın yeni Atina Büyük Elçisi M. Costo Caruso dün akşam Atina'ya gel­miştir. Yeni elçinin, mareşal Tito'nun ziyareti münasebetiyle verilecek ka­bullerde hazır bulunabilmesine imkân vermek üzere Kral Paul tarafından yarın sureti mahsusada ve istisnai olarak kabul edileceği ve itimat mek­tubunu bu kabul esnasında krala tak­dim edeceği öğrenilmiştir.

Casto Caruso. basına verdiği beyanat­ta vazifesini muvaffakiyetle başara­bilmek hususundaki ümit ve temenni­lerini izahr etmiş, Balkan Paktının askeri ittifaka çevrilmesi bahsine her­hangi bir telmihte bulunmaktan içti­nap etmiş, ancak Yunanistan ile İtalya'yı birbirine bağlayan Atlantik ra­bıtasına   işarette   bulunmuştur.

sözlerine

Yeni   İtalyan   Büyükelçisi şunları ilâve etmiştir.

İtalya'nın da müttefiki bulunduğu bir atlantik memleketi olan Hollandadan yine Atlantik camiasına dahil ve aynı zamanda bir Akdeniz memleketi olan Yunanistan'a gelmiş olmaktan bahtiyarım..:

2 Haziran 1954

— Atina:

Yunan kral sarayında yenmiş olan sa­mimi öğle yemeğini müteakip, Mare­şal Tito Yunan Kralına, Yugoslav yıl­dız nişanını takmış ve mukabilinde Kral Paul kendisine alip nişanı tak­dim etmiştir.

Bu nişan üzerinde kıymetli taşlar bu­lunan  bir  altın  plâkadan  yapılmıştır.


Mareşal Tito ayrıca, Kral Paul ile Kraliçe ailesi efradına hükümet erkâ­nına ve diğer siyasî şahsiyetlere bir­çok kıymetli hediye getirmiştir. Bu arada, kral Paul ile kraliçe Frederika'ya, Yugoslav haralarında bizzat Mareşal Tito tarafından intihap ciun-muş birer beyaz at hediye edilmiştir. Bu hediyelere mukabil kral Paul Yu­goslav Devlet Reisine, İsa'dan önce al­tıncı asırdan kalma bir korentli su­bay miğferi takdim edecektir.

—  Atina:

Yugoslav Cumhurreisi Mareşal Tito'­nun bugün Yunanistan'a gelişi müna-sebetile Yunanistan Hariciye Vekili Etienne Stephanopoulos, aşağıdaki be­yanatta bulunmuştur:

.Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisi Mareşal Tito'nun Yunanistan'a vurudunu büyük bir sevinç ve çok samimî bir heyecanla kutlamaktayız. Yunan halkı tarafından mareşal Titoya gösterilecek içten gelen sevgi ve tezahürat, Yunanlıların Yugoslavya'­ya hissettikleri dostluğun ne kadar derin olduğunu gösterecektir.

Yugoslav ve Yunan milletleri arasın­daki dostluk rabıtaları çok eskidir. Bu rabıtalar bugün bir kat daha per­çinlenmiş bulunmaktadır.

Yugoslav ve Türk milletleri ile olan çok sıkı münasebetlerin yalnız bizim için değil, fakat bütün hür milletler için çok sağlam bir temele dayandı­ğını biliyoruz. Yunanistan, Yugoslav­ya ve Türkiye arasındaki dostane mü­nasebetler ittifaka kalbedildikten son­ra, Balkanlarda ve doğu akdenizde sulh ve emniyet büsbütün sağlanmış olacaktır.

Bu  sayede milletlerimizin    kalkınma Dünyada bugün mevcut umumî duru­mun, Ankara Paktı üyelerinin daima hazır bulunmalarının ve bu maksatla sıkı ve sistemli bir şekilde işbirliği etmelerinin gerektiği kabul ed;lmişîir.

Üye devletler, Üçlü Ankara Paktını aralarında daha sağlam ve daha mües­sir bîr işbirliğine doğru ilk merhale olarak telakki etmekteydiler. İki hü­kümet, tamamen mutabık olarak üçlü paktı, bir itifakın akdiyle ikmal ede­rek barış ve güvenliğin, Birleşmiş Milletler Anayasasının ruhuna uygun olarak takviyesi hususunda anlaşmış­tır. Bunun için, Dışişleri Vekilleri konseyinin yakında Belgrad'ta yapa­cağı mutat senelik toplantısında bir ittifakkın hazırlanmasına karar veril­miştir.

İki hükümet, diğer taraftan, Ankara Paktının temellerini daha da genişlet­mek maksadiyle, üçlü bir istişarî mec­lisin kurulması yolunda Mareşal Pa-pagos'un yaptığı teklif hususunda mu­tabakata varmıştır. Bu üçlü istişarî meclis, eşit sayıda Yunan-Türk ve Yugoslav mebuslarından müteşekkil olarak da sırayla her üç hükümetin devlet merkezinde toplanacaktır.

Yukarıda bahis mevzuu müzakereler­den, Atina'daki Büyükelçisi vasıtasiyle haberdar Türk hükümeti bu hu­susta  tam  mutabakatını  bildirmiştir.»

Bunu müteakip tebliğde, iki memleke­ti ilgilendiren özel meselelerin müza­keresinin, münasebetlerin gayet ahenktar olduğunu ve bunları takviye arzusunun mevcudiyetini isbat ettiği belirtilmektedir.

Bu arada yapıcı işbirliğini bütün si­yasi, iktisadî ve kültürel sahaya teş­mil arzusu da izhar edilmiştir.

İki memleket arasındaki iktisadî mü­nasebetler sahasında, şimdiye kadar kaydedilen terakkilerin gayet mem­nunluk verici olduğu ve bunun temeli­ni teşkil eden samimî ve tam işbirli­ğinin, istikbalin gayet verimli olacağı kanaatini doğurduğu müşahede edil­miştir.

6 Haziran 1954

— Atina:

Mareşal Tito Selânik'e hareket etmeden evvel dizel olarak Anadolu Ajan-şu beyanatı vermiştir:

«Müttefik Yunanistan'a yapmış oldu­ğum verimli seyahatimin sonunda Türk milletine samimî selâmlarımı iz­har edebilmek fırsatını bulabildiğim için çok bahtiyarım. Ankara'da başla­mış olan hayırlı çalışmalar burada tam bir ahenk ve anlaşma ile netice­lenmiştir. Bu çalışma Ankara anlaşmasının bir ittifaka kalbine aittir. Bu hâlin her üç memlektin istiklâl ve em­niyetini takviye edeceği ve ayni za­manda da dünya sulhunun sağlam yer etmesini  sağlıyacağı şüphesizdir.

11 Haziran 1954

— Atina:

Yunanistan Başvekili Mareşal Alaxander Papagos Anadolu Ajansının Ati­na muhabirini kabul etmiş ve Balkan anlaşması, Tito'nun Yunanistanı ziya­reti ve Başvekilimiz Adnan Menderes'le yapılan görüşmeler hakkında be­yanatta bulunmuştur.

Mareşal üçlü anlaşma hakkında soru­lan suale şu cevabı vermiştir:

«Ankara anlaşmasını imza eden mem­leketler arasında her sahada mevcut işbirliğinin ahenkli bir terakki göster­mesi çok memnunluk vermektedir. Esasen her üç memleket daima müş­terek davalarda ayni şekilde hareket etmişlerdir. Geçen temmuzda üç dev­let Hariciye Vekilinin yapmış olduğu toplantı sırasında alınmış bir karara uyularak kurulan daimi sekreterlik şüphesiz işbirliğini kuvvetlendirecek­tir. Nitekim Ankara anlaşması imza edildiğinden altı ay sonra bu anlaşma her üç memleketin ve hür dünyanın ümitlerini karşılamış, sulh  medeni­yetin kuvvetli bir aleti olmuştur.»

Tito'nun Yunanistan'ı ziyareti hakkın­da Mareşal Papagos şunu söylemiş­tir:

«Mareşal Tito'nun Yunanistan'ı ziya­reti bir taraftan Yunanistan'la Yugos­lavya arasındaki yaklaşmanın yalnız hükümetler arasında bir anlaşma ol­mayıp her iki memleket halkının bir­birine  yaklaşması   olduğunu     göster-

mistir. Diğer taraftan gerek umumi durum hakkında fikir teatisi, gerek Ankara anlaşmasını imza «den üç devletin Balkanlarda sulh ve sükûnu temin bakımından tutacakları yolu ta­yin etmesini sağlamıştır.»

Bundan sonra Mareşal Papagos şun­ları ilâve etmiştir:

«(Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya arasında neticesi beklenen ittifak hakkında bir şeyler söylemek isterim. İttifak hakkında Mareşal Tito'nun ve Türkiye Başvekili Adnan Menderes'­in Yunanistanın ziyareti sırasında gö­rüşmeler yapılmıştır. Milletlerarası durumun halâ düzene girmediği gözönnüde tutularak her üç devlet Avru­pa'da müşterek emniyet sisteminin kuvvetlenmesi için müdafaa gayretle­rini en verimli bir şekilde koordine etmeğe karar vermişlerdir üç memle­ket tarafından beraberce atılan bu adım bu memleketlerin sulh ve hürri­yete olan bağlılıklarının bir misali­dir. Bu halin dünyanın siyasi durumu­nu ve statüsünü değiştirmek gayesini güdenlerin cesaretini kıracağından şüphem yoktur.»

12 Haziran 1954

—  Atina:

İtalya'nın Aitna Büyükelçisi M. Cas-to Caruso Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında bir askerî pakt akdedilmesi hususundaki karar hak­kında malûmat almak üzere Yunan Hariciye Vekili M. Stefan Stefanopulos'u ziyaret etmiştir. M. Stefanopulos üçlü askerî ittifakın hiç bir kimseye tevcih edilmiyeceiğni, bu ittifakın, başlıca gayesi balkanlarda sulhu tah­kim olan Ankara andlaşmasmm tabii bir neticesi olduğunu İtalyan diplomatına bir kere daha beyan etmiştir. Yu­nan Hariciye Vekili sulhun idamesini istiyen bütün komşu memleketlerin pakta iltihak edebileceklerini ilâve etmiştir.

—  Atina:

Yunan ve İngiliz donanmalarının iş­tirakiyle Ege denizinde beş gün süren manevralar dün sona ermiştir.Manevraya iştirak eden beş İngiliz harp gemisi bugün Portsaid'e hareket etmiştir.

—  Atina:

Merkezi Atina'da bulunan ve faaliyet sahası Türkiye, Yunanistan ve İsrail olan Birleşmiş Milletler basın ve ya­yın temsilciliğinin dün resmen faali­yete geçmesinden sonra, temsilciliğin direktörü tanınmış Türk gazetecilerin­den Sinan Körle, beraberinde Birleş­miş Milletler mensuplarından' 8 kişi olduğu halde meçhul asker abidesine Birleşmiş Milletler renklerini taşıyan bir çelenk koymuştur. Bu merasim sı­rasında meçhul asker abidesine Bir­leşmiş Milletler bayrağı çekilmiş ve başta bandosu bulunan bir askerî kıta ihtiram duruşvunu yapmıştır. Çelenk konduktan sonra millî marşlar çalın­mış ve Sinan Körle ihtiram kıt'asını teftiş etmiştir. Hariciye  Vekâleti   müsteşarı     Kyrou,

Bundan sonra temsilciliğin bulunduğu binada açılış töreni yapılmıştır. Bu toplantıda Yunt.  Hariciye Vekâleti müsteşarı Aleksıs Kyrou, matbuat Umum Müdürü Betos, Amerikanın Yunanistan Elçisi Cannon, İsrail El­cisi. Türk Elçiliği Müsteşarı Mardin, Elçilik erkânı, Parlamento azaları, Üniversite mensupları, tiyatro ve yer­li ve yabancı basın mümessileri hazır bulunmuşlardır. Toplantı Sinan Körlenin nutku ile açılmış, bundan sonra İsrael Elçisi, Türk Elçiliği müsteşarı Mardin Konuşmalar yapmışlardır.

Birleşmiş Milletler Basın ve Yayın Temislciliği bürosunun başlıca faali­yeti, Türk, Yunan ve İsrael memleketleri arasında kültür bağlarının kuvvet­lenmesini sağlamak ve bu memleket­lerle Birleşmiş Milletler arasında bir fikir köprüsü kurmaktır.

16 Haziran 1954

—  Atina:

Pakistan Başvekili Muhammed Ali, Türkiye ve Pakistan ile ayni ideali taşıyan dost Yunanistan'ı ziyaret et­mekten duyduğu memnuniyeti belirt­miş ve demiştir ki:

Pakistan, müdafaa sistemini geniş­letmek gayesindedir. Ancak kendi bölgemizin emniyetini temin etmeden Balkan ittifakına dahil olamayız. Şim­diki halde kendi bölgemizin müdafa­ası ile iktifa etmeliyiz.»

Başvekil dün öğleden sonra Akropol ve Yunan arkeoloji müzesini gezmiş­tir.

19 Haziran 1954

—  Atina:

Millî Müdafaa Vekili, Yunan ordusun­dan 16.000 er ve yedek subayın ter­hisine müteallik emirnameyi bugün imzalamıştır. Bu tedbir, askeri mas­rafların, kısılması hakkında Mareşal Papagos hükümeti tarafından son za­manlarda Atlantik konseyi ile Ameri­ka'ya sunulan plânın ilk merhalesini teşkil etmektedir.

24 Haziran 1954

—  Atina:

Türk, Yunan ve Yugoslav hükümet­leri, bugün, kendi komisyonlarınca hazılanmış olan Balkan ittifakı pro­jelerini teati etmişlerdir. Bilindiği gibi bu komisyonlar 28 haziranda Ati­na'da toplanarak Hariciye Vekillerinin temmuzda Belgrad'ta başlıyacak olan müzakerelerine esas teşkil edecek müşterek metni kaleme alacaklardır.

Müşterek projeyi kaleme alacak olan komisyon Yugoslavyadan Hariciye müsteşarı Bebler, Türkiye Hariciye Vekâleti Müsteşarı Nuri Birgi ve Yu­nan Hariciyesi Umum Müdürlerinden Kiru ile üç memleket erkânı harbiyei umumiye mümessillerinden müteşek­kil olacaktır.

26 Haziran 1954

—  Atina:

Yugoslav hükümeti, Yunan adaların­da geçenlerde vukubulan zelzele fe­laketzedeleri için Yunan hükümeti emrine yeni bir yardım, olarak 30 mil yon dinar (10- bin dolar) vermiştir.

29 Haziran 1954

—  Atina:

Türk,  Yunan  ve  Yugoslav komisyonları bugün öğleden sonra Hariciye Ve­kâletinde ilk müşterek toplantılarını yapmışlardır.

Bu toplantıda, her komisyonun ayrı ayrı hazırladığı projelere istinaden Balkan ittifakı metninin kaleme alın­ması hususunda çalışılmıştır.

Bugünkü toplantı iki saat sürmüştür, görüşmelere yarın öğleden sonra ve çarşamba günü devam edilecektir.

Bugünkü toplantıya Türk ve Yugoslav büyük elçilerile askerî ataşeleri de iş­tirak etmişlerdir.

30 Haziran 1954

— Bonn:

Bugün öğleden biraz sonra Bonn'a gelen Yunan Başvekili mareşal Pa­pagos cumhurreisliği sarayına giderek hususî defteri imzalamış, bilâhare, Alman Başvekâlet dairesinin bulundu­ğu Schaumburg sarayına giderek Baş­vekil Adenauer tarafından kabul edil­miştir. Akşama doğru Yunan Büyük Elçiliğine gidecek olan Mareşal Papa­gos orada Adenauer'in iadeten yapa­cağı ziyareti kabul edecektir.

Büyükelçilikte Mareşali ziyaret ede­cekler arasında Hariciye Müsteşarı Profesör 'Walter Hallstein, riyaseti Cumhur umumî kâtibi Klaiber de vardır.

Yunan Başvekili Bonn'a muvasalatın­da verdiği demeçte, Alman Başvekili Adenauer'in Yunanistan'ı ziyaretine mukabelede bulunmakla büyük şeref duyduğunu belirtmiş ve Alman Mille­ti ile hükümetine Yunan millet ve hü­kümetinin kardeşçe selâmlarım getir­diğini  söylemiştir.

Mareşal Papagos sözlerine şunları ilâ­ve etmiştir:

««Bu ziyaretimin iki millet arasındaki dostluk bağlarını daha da kuvvetlen­direceğine ve Federal Almanya cum­huriyeti ile Yunanistan arasında siya­sî, iktisadî ve kültürel sahalarda iş­birliğini   tarsin   eyliyeceğine   kaniim.»

Haziran 1954

— Viyana:

Agerpress Ajansının bildirdiğine göre, Rumanya Dışişleri Vekâleti  3  hazirangünü Bükreş'teki İsrail elçiliğine bir protesto notası tevdi etmiştir.

Notada, «birkaç zamandanberi İsra­il basınının Rumanya aleyhindeki ithamkâr propagandası protesto olun­maktadır.

ihtimali ingilizlerin kanaati üzerine derin   tesirler   icra   edecektir.

Japonya'yı da silahlanmasının millî güvenliğini emniyet altına almaktan ziyade tehlikeye düşüreceğine ve bir harp halinde, dünyanın her tarafına dağılacak Amerikan ordularının Ja­ponya'nın müdafaasına kâfi kuvvet tahsis edemiyeceğine ikna etmelidir...

Muhtırada Uzak-Doğu, her an se­ferber edilmesi mümkün 25 milyon­luk bir askerî ihtiyatın teşkili temenni olunmaktadır. Bu ihtiyat bir taraftan batılı memleketleri askerî masrafla­rım iktisaden yıkümcaya kadar arttır­maya mecbur decek, diğer taraftan bu kuvvetin tehdidi altında zamanı ge­lince teslim olmaya zorlanacaklardır.

Hindistan barışçı vasıtalarla ilhak olu­nabilecek ve bunu müteakip Filipinlerle Arap memleketlerinin, ittifaklar, koalisyonlar ve iktisadî işbirlikleri vasıtasiyle komünistlerin saflarına geçmesini sağlamak gayet kolay ola­caktır. Bu iş 1965'e kadar başarılmalı­dır.

Bundan sonra Afrika kıtasını bir ih­tilâl dalgası kaplıyacak ve sömürgeci memleketler buradan süratle çıkarıla­caktır. Bu hâdiseler Avrupa üzerine şu tesiri husule getirecektir:

Asya ve Afrika'dan mahrum kalan sömürgeci-Batı Avrupa devletleri tam bir iktisadî yıkılmaya mahkûm ola­caklardır. Kanada ile Güney-Amerika da aynı ümitsiz ve müdafaasız duru­ma düşeceklerdir. Eğer Birleşik Ame­rika'nın bir harp çıkarması gereki­yorsa, bunu Japonya, Filipinler ve Hindistan'ın komünistler safına geç­mesinden önce yapması elzemdir. Bu sebepten Rusya ile komünist Çin'in harp hazırlıkları 196O'a kadar ikmal edilmelidir.

2 Haziran 1954

— Chicago :

Profesör Oppenheimer'in mesai arka­daşı olan Chicago Üniversitesi atom tekniği profesörleri dün gece bir be­yanat yaymliyarak hükümetin gizli atom   enerjisi   dosyalarının   Oppenheimer tarafından tetkikinin men'i husu­sunda atom enerjisi komisyonu tah­kikat komitesinin verdiği kararda İsrar etmesini tenkid etmişlerdir.

Bu Profesörler hükümeti, profesör Oppenheimer'in bu ay sonunda niha­yete erecek olan mukavelenamesini yenilememek suretiyle gizli dosyaları tetkikine kolaylıkla engel olabileceği­ni hatırlatarak komite kararının «şa­yanı teessüf ve endişe verici» oldu­ğunu beyan etmektedirler. Profesör­ler şunları ilâve etmektedirler:

«Tahkikat komisyonu üyelerinin ço­ğunluğunun profesör Oppenheimer'i nasıl hem sadık bir vatandaş ve hem de memleket için bir tehlike telâkki edebildiklerini anlayamıyoruz. Komite­nin takibettiği usulü müdafaaya im­kân yoktur. Manevî bakımdan bunun müdafaası imkânsızdır, çünkü profesör Oppenheimer'in Amerika'nın askerî kudretinin artmasına herkesten fazla yardımı dokunduğunu biliyoruz. Tah­kikatın idare şeklinden dolayı bu ka­rarı tetkik bakımından da müdafaaya-imkân yoktur.

3 Haziran 1954

—  Denver  (Colorado)   :

Amerikan Hariciye Yardım idaresi Müdürü Harold Stassen, Hindistana yapılan iktisadî yardımın devamını teşvik etmektedir.

Dünya kadınlar birliğinin senelik kon­gresinde konuşan Stassen, Hindistandaki demokratik inkişafın hür dünya için çok kıymetli olduğunu bildirmiş ve Amerikan halkı tarafından destek­lenmesini isetmiştir.

—  'Washington :

Beş millet askerî görüşmeleri netice­sinde yayınlanan tebliğin metni aşa­ğıdadır:

«Avustralya Fransa, Yenizelanda. Birleşik Krallık (İngiltere) ve Birleşik Amerika temsilcileri Güney Doğu Asya bölgesinde müştereken alâka duyulan güvenlik meselelerini görüş­mek üzere Harbiye Vekâletinde top­lanmışlardır.

Müzakereler, temsil edilen milletleri hiçbir veçhile ilzam etmemekle bera­ber, yalnız temsil edilen memleketler için bir değer taşımayacak, aynı za­manda ilerde daha geniş esaslar da­hilinde yapılması mukarrer diğer gö­rüşmelerde bu bölgede bulunan diğer memleketlere faydası dokunacaktır. Görüşmelere Avustralyadan general Sir Rodney Rowell, Fransız generali Jean Valuy Yenizelanda General Gentry, İingitereden Feld Mareşal Sir John Harding, Birleşik Amerikadan Amiral Carney  iştirak etmişlerdir.

Temsilcilerle yapılacak müzakere ve tetkiklerde yardımları dokunacak mü­şavirleri de refakat etmektedirler. As­kerî temsilciler, bundan böyle her­hangi bir tebliğ yayınlamak tasavvu­runda değildirler.

— Newyork:

Nato Kuvvetleri Başkumandanı Gene­ral Gruenther, Normandiya'ya müt­tefik çıkarma hareketinin lö'uncu yıl dönümü münasebetiyle haftalık «Newsweek:: gazetesinde neşredilmek üze­re yaptığı beyanatta şunları söylemiş­tir.

TcAvruDa'nm müdafaası için ehemmi­yetli bir Alman yardımına ihtiyacımız olduğunu NATO'da üç seneyi müteca­viz bir zamandan beri beyan etmiş bulunuyoruz, askerî bakımdan bu Al­man yardımının yapılmasında bir çok hal tarzları mevcuttur. Fakat bu işde si yası mülahazarlarm hakim bulunduğu bir nevi mesele mevzuu bahistir. Bu­nunla beraber Alman yardımının Na­to emrine hemen verilmesi lâzım ge­leceği fikrindeyiz. Avrupa müdafaa camiası anlaşması şimdi fastik edil­miş olsa bile Alman kuvvetlerini mü­dafaa mesulivetlerini başarabilecek hâle gelmiş telâkki edebilmek ancak 1R56 senesi ortalarına doğru mümkün olacaktır.

Gazete muhabirinin yazılı suallerine cevap seklinde verilen bu bevanatmda general Gruenther, müttefiklerin daha fazla hava kuvvetlerine ihtiyaçları bulunduâunu kaydettikten sonra şunla­rı da ilâve etmiştir.» Kara mevcudu­muz  da,  henüz  arkasında  ihüvatlanmızı istediğimiz gibi seferber edebile­ceğimiz bir kalkan vazifesini görecek kadar kuvvetli değildir. Bu da Alman yardımının lüzumunu gösteren sebeblerden biridir.»

4 Haziran 1954

— Washington :

Yabancı memleketlere yardım idare­cisi M. Harold Stassen bir basın top­lantısında yaptığı beyanatta, 1955 se­nesi malî yılının programında Hindi­cini için derpiş edilen ve bir milyar 133 milyon dolara baliğ olan yardım kredilerinin şu şekilde tahsis edileceği­ni söylemiştir:

Askerî kuvvetlerin doğrudan doğruya desteklenmesi için 800 milyon, askeri teçhizat için 308 milyon, iktisadî ve teknik yardım olarak 25 milyon do­lar.

M. Stassen derpiş edilen bu yardım tahsisatının, içinde bulunduğumuz malî yılmkine hemen hemen muadil bulunduğunu kaydettikten sonra, uzak doğuda ve bilhassa Hindiçinî'deki va­ziyette hasıl olacak her türlü tebed­dülü karşılıyabilmek üzere, yabancı memleketlere yardım idaresinin kon­greden bu tahsisata ait kanuna, uzak doğuya yapılacak yardımların bir memleketten bir rnemlekete münaka­lesini mümkün kılacak hükümlerin konulmasını istediğini ilâve etmiştir. Müteakiben diğer bazı suallere cavep veren M. Stassen, Avrupa'ya yapıla­cak askerî yardımın yarısının Avrupa müdafaa camiası anlaşması tastik edilmiş olmadıkça kullanılamayacağı hakkındaki Richard Kanan tasarısının şimdiki metniyle tastikine yardım ida­resinin muhalefet edeceğini söylemiş­tir.

M. Stassen'e göre Eisenhower idaresi ancak yabancı memleketlere 1955 ma­lî yılı zarfında yapılacak yardım hak­kındaki kanuna mutavassıt bir for­mülü konulmasını kabul etmeğe ha­zırdır. Bu formüle göre, Avruoa'ya askerî değil valnız iktisadî yardımın yapılması müdafaa camiası anlaşma­sının tastikine bağlı tutulmalıdır.

—  Washington :

Haricî Yardım Teşkilâtı Müdürü Harold Stassen, Avrupada bilhassa İtalyada, Birleşik Amerika hesabına as­kerî malzeme imal eden fabrikaların komünist elemanlardan temizlendiğini açıklamıştır.

5 Haziran 1954

—  Washington :

Başkan Eisenhower, 6 haziran 1954' de Normandiya kıyılarına yapılan, müttefik çıkarmasının yıldönümü münasebetiyle tertiplenen merasimlerle ilgili olarak yayınladığı mesajında, bu harekâta katılan müttefik şeflerin ara­sındaki «dostane işbirliğini», takdire şayan Sovyet askeri, mareşal Zukof ile hoş temaslarının ve Batı ile Doğu ordularının Elbe Nehri üzerindeki muzafferane karşılaşmalarını hatırlat­maktadır.

Başkan Eisenhower mesajına devamla şöyle demektedir:

"Bu tesanüt ve işbirliği dersleri, sa­vaşların durmasını müteakip geçirdi­ğimiz müşkül kalkınma devresinde katiyen kaybedilmiş değildir. Eğer, büyük ittifakın üyesi olan bütün bu milletler, harp zamanındaki bu birlik ruhunu barış devresinde de idame et-tiremedilerse, o zamanlar savaş arka­daşımız olan bu milletlerin bazıları bizden uzaklaştınldılarsa, bu derin bir teessür sebebi olabilir, fakat ümitsiz­lik teşkil etmez.

7 Haziran 1954

—  Newyork :

«Newyork Times» gazetesinin 'Was­hington muhabirine göre, başkan Eisenhower, Mc.Carthy'nin Amerikan haberler servisi (Central intelligance Agenoy) hakkında yapacağı her turlü tahkikata bütün çârelere baş vura­rak mâni olmaya karar vermiştir.

—  Syracuse  (Newyork) :

Yabancı Faaliyetler İdarecisi Harold Stassen, Syracuse Üniversitesi diplo­ma tevzi merasiminde yaptığı bir konuşmada, önümüzdeki mali yıla mah­sus Amerikan karşılıklı yardım fonu­nun yüzde ellisinden fazlası Asyaya ayrılacaktır, demiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Teknik ve iktisadî gelişmeler prog­ramları için işbirliğimizi talep eden hür milletlerin bu müracaatlarını der­hal ve cömertçe karşılamalıyız. Yapa­cağımız yardımlarda da «Askerî müla­hazalar» olmamalıdır.

Cumhurreisi Eisenhower'in haricî ve dahili politikasının esası, başlıca maksad ve gayesi şerefli ve sürekli sulhu temindir. Şurasını bilhassa belirtmek isterim ki hükümetimiz, bir üçüncü dünya harbinin gayrı kabili ictinab ol­duğuna  biran  bile  inanmış  değildir.

Sovyetlerle vaki münasebetlerimizde sulh şehrahma açılan kapıyı daima ardına kadar acık tutmuşuzdur. Ve Ruslar, bu kapıdan geçmeye, durmamacasına ve defalarca davet edilmiş­lerdir.

Komünistlerin yalanlarına hakikat silâhile mukabele edeceğiz. Demirper­deyi paslı bir perde haline getirirsek, soğuk  harp  kazanılmış  olacaktır.

8 Haziran 1954

— Washington:

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles bugünkü basın toplantısında Gua­temala meselesine temasla, bu memle­ketteki komünist nüfuzunun doğurdu­ğu tehlikeyi Amerika memleketleri konferansına arzetmek için henüz katî bir karar verilmediğini bildirmiş­tir. Dulles'e göre Guatemala meselesi yalnız Birleşik Amerikayı değil bü­tün Amerika cumhuriyetlerini ilgilen­dirmektedir.

Dulles diğer bir suali cevaplandırarak, Mareşal Tito'nun Amerika'yı ziyare­tiyle ilgili her hangi bir tasandan haberi   olmadığını   bildirmiştir.

Bunu müteakip Amerikan Dışişleri Vekili, Hindicini meselesiyle ilgili su­alleri cevaplandırmaya başlamıştır. Duîles bu arada ,Vietnam kuvvetleri­nin yetiştirilmesine Amerika'nın işti­raki mevzuunda halen Fransız ve A-

—  'Washington :

Komünist tecavüzü hakkında tahkikat yapmata olan temsilciler meclisi ko­mitesi mensublarından Ray Madden, dün mecliste verdiği beyanatta, «Gü­ney Amerika'daki komünist beşinci kolu Moskova'daki liderlerin nazarı dikkatini  celbetmektedir. u   demiştir.

Maddene göre, komünistler Güney Amerika'ya bir taarruz hazırlamakta­dırlar ve bu plân muvaffak olduğu takdirde Birleşik Amerika, dünya ko­münizmi denizinde adeta bir ada gibi kalacaktır.

Bilindiği gibi komünistlerin buna ben­zer hareketleri Avrupa ve Asya'da muvaffak olmuştur.

Adı geçen komite önceleri Sovyetlerin Baltık'takı yayılmalarını tedkik etmek için kurulmuştu, fakat sonra herhan­gi bir memleketteki komünist hareke­tini de incelemeğe başlamıştır.

Mebus Madden'in iddiasına göre Sovyetler, Güney Amerika'yı işgale hazır­lanmaktadırlar.

—  Washington :

Harici Yardım Müdürü Harold Stassen, Temsilciler Meclisi Hariciye Ko­misyonu gizli celsesinde verdiği beya­natta demiştir ki:

«Sovyet Rusya geçen sene hür memle­ketlerden ithaline lüzum gösterdiği malzemenin bedelini ödemek için bü­yük Ölçüde altın, platin ve stratejik madde satmak mecburiyetinde kalmış­tır.»

Komisyon sözcüsü Robert Chiperfield toplantı sonunda verdiği beyanatta Stassen'in Snvyet Blokiyle Avrupanın komünist olmayan memleketleri ara­sındaki ticaretin, ticaret kontrolünün konulmasından sonra hissedilir dere­cede azaldığını söylediğini bildirmiş­tir.

10 Haziran 1954

—  Washington :

Amerikan kuvvetleri Genel    Kurmay Başkanı Amiral Radford Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonunun dünkü gizli celsesinde Güney Doğu Asya'ya Ame­rikan yardımı tevzii hususunda, hü­kümete geniş bir serbesti tanınmasını talep etmiştir.

Amiral Radford'un bu husustaki tek­lifi, basma, komisyonun Başkan Vekili senatör Alexander Smith tarafından açıklanmıştır.

Genel Kurmay Başkanı, hükümete sağlanacak bu serbestinin Hindicini anlaşmazlığının kaydedeceği gelişme­ye göre alelacele tedbir almağı ve Amerikan siyasetinin teklif ettiği «müttehit harekete çerçevesi dahilin­de Hindicini muhasematma müdaha­le edecek olan memleketlere malî yar­dımda bulunmağı mümkün kılacağı fikrini ileri sürmüştür. Amiral Rad­ford tarafından vaki bu tekliften önce komisyonun açık toplantısında, hükü­met mensupları dabuna benzer beyan­larda bulunmuşlardı.

Diğer taraftan, amiral, Avrupa mü­dafaa camiası andlaşmasının tastiki hususundaki gecikmelerin «Nato teş­kilâtının heyeti unvamiyesini zayıf­latmakta olduğunu» ve Amerikanın bu sürüncemede bırakma işine daha fazla tahammülü bulunmadığını belirt­miştir.

Amiralin fikrine göre, bu andlaşmanın tasdiki Avrupa'nın bir numaralı meselesini teşkil etmektedir.

— New-York :

Komünist Romanyanm Yahudi lider­lerini katletmesini protesto için Amerikan-Yahudi kongresinin tertip etti­ği toülantıya dün gece takriben 1000 kişi iştirak etmiştir.

Başkan Eisenhower toolantıya gönder­diği bir mektuota kendilerini destekle­diğini bildirmiştir.

Esenhower'in mektubu şöyle devam etmektedir:

«Romanva hükümeti esasen dünva ef­kârı Önünde İnsan Haklarını ihlâl et­mekten sudu bulunmaktadır. Bu yeni hareketiyle de hürriyet ve adalet ta-

Amerika'nın Sovyetler birliği ile siya­sî münasebetleri derhal kesmesini ve Rusya ve peyklerine karşı iktisadî am­bargo tatbik etmesini tavsiye etmiştir. Çin meseleleri üzerinde ihtisas sahibi ,olan general, Sovyetler birliğinin dün­ya fethi emellerini durdurmak için vaktin pek geciktirildiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Eğer realist bir görüşle çalışılacak olursa hür dünyanın muzafferiyete erişmek için henüz vakti vardır.*

11 Haziran 1954

— San Francisco :

San Francisco'da «.Dünya meseleleri cemiyeti» üyeleri önünde bir nutuk irad eden Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Foster. Dulles, komünistlerden, hür dünya işlerine müdahale etmeme­lerini talep etmiş ve şöyle demiştir.

«Kuvvetlerine güvenen ve Birleşik Amerika'ya karşı kin besleyen Çin komünistlerinin batı pasifîk bölgesin­de hür dünyaya ait ileri mevzileri ede geçirerek Amerika'yı Kaliforniya'ya kadar sürmek sevdasına düşmelerin­den korkulur. Bu takdirde Amerika, her tecavüzü doğrudan doğruya ken­dine karşı tevcih edilmiş bir hareket olarak telâkki edecek ve Birleşmiş Milletlerin yardımı ile bu tecavüzü defedecektir. Bununla beraber bizim hattı hareketimiz başka memleketlerinkine bağlı olmayacaktır. Biz sade­ce Birleşik Amerikanın savunmasını ve güvenini göz Önünde tutarak hare­kete geçeceğiz.»

Guatemala meselesine temas eden Dulîes sözlerine şöyle devam etmiş­tir.

«Monroe nazariyesi, yalnız Avrupa memleketlerinin Amerika kıtasındaki topraklarının genişletilmesine mani olmak hedefini gütmekle iktifa eden bir nazariye değildir. Bu doktrin bü­tün eski dünya memleketlerinin Ame­rika'da siyasî nüfuz sahibi olmalarını önlemek maksadiyle ortaya atılmış­tır. Şimdi bu nazariyenin ikinci kıs­mını hatırlamak zamanı geldiğine ka­nim.

—  Washington :

Başkan Eisenhower dün akşam rad­yoda yayınlanan bir konuşmasında cumhuriyetçi parti idaresinin teşriî programını izah etmiştir. Birleşik Amerikanın dış poltikasına hâkim olan ana prensipleri de tarif eden Başkan bu politikanın kuvvetli, samimi ve emperyalist emellere şiddetle muhalif bir   siyaset   olduğunu  söylemiştir.

Eisenhower demiştir ki:

-Memleketimizin dış politikası, kom­şuları ile barış içinde yaşamak istiyen bütün milletlerle ahenkli işbirliği esa­sına dayanmalıdır. Böyle bir politika, diğer milletlerin dostluklarını kazan­mak ve onları bize karşı dostlukların­da sadakate teşvik etmek için devamlı gayretler sarfını istilzam etmektedir. Bugünkü dünya durumu Amerikayı iktisatlı fakat tesirli bir askerî prog­ram kabulüne mecbur etmektedir. Bu program hazırlanırken bilhassa mem­leketin hava kuvvetleri ve atom silâh­ları g^öz önünde tutularak hazırlan­malıdır. İleride. Birleşik Amerikanın harici ve askerî siyaseti dünyanın si­lâhsızlanması gayesine yöneltilmelidir.

Beşeriyeti silâhlanmanın öldürücü yü­künden kurtarmalıyız. Atom ve hid­rojen bombalarının ortaya çıkardığı korkunç meselelere akıllıca çareler araştırmağa devam etmeliyiz. Bu ga­yeye ulaşmak için bütün dünyaya ve bilhassa Sovyetler Birliğine makul tekliflerde bulunduk. Eğer teklifleri­miz samimiyetle kabul edilseydi bu gayelerin gerçekleşmesine doğru bü­yük bir adım atılmış olurdu...

Amerika Devlet Reisi, bundan sonra yabancı memleketler hakkında takip edilen iktisadi politikayı izah ederek şöyle demiştir:

«Dünyada yeni bir mübadele sistemi kurulması ve yatırım siyaseti takibi için, dostlarımızla birlikte durmadan çalışmak zorundayız. Ticaret mübade­lelerini arttırmak ve bu mübadeleleri tanzim eden kanunları basitleştirmek lâzımdır.  Bu  arada  millî menfaatlerimize hâkim olmak şartiyle yabancı memleketlere askerî ve iktisadî yar­dımda bulunmalıyız. Bu suretle mad­dî ve askerî kudretimizi takviye ede­rek komünistler tarafından vaki ola­bilecek bütün tecavüzleri başarı ile defedecek bir duruma erişeceğimizden başka, hoşnutsuzlukları istismar eden­ler için elverişli bir saha teşkil eden sefalet, hastalık ve cehaletin bertaraf edilmesini de sağlıyacağız.

—  Pasedana  (Kaliforniya):

Amerikan donanması hesabına radar cihazları imâl etmekte alan bir fabri­kada binden fazla kondansatör mut­fak tuzu kullanılmak suretiyle işe ya­ramaz bir hale getirilmiştir. Bu balta­lama hareketinin faillerini meydana çıkarmak   için   tahkikat   açılmıştır.

12 Haziran 1954

—  Washington :

Avan tahsisat komisvonu, Amerikan mîidsfaa masrafları için gelecek yıl bütçesinde 29 milyar dolar ayrılması­nı kabul etmiştir.

—  Washington :

Birleşik Amerika Hariciye Vekili Foster Dulles'in son nutkundan sonra Amerikanın Hindicini ve Güney Do­ğu Asva hakkındaki politikası her tür­lü mübhemiyetten sıyrılmış bulunmak­tadır.

Amerikalı sivasî müşahitlere göre, «Dülles Doktrini., denebilecek olan bu sivaset başlıca şu prensipleri ihtiva etmektedir:

1__ Komünist Cin Hindiçinî'de  veya başka  bir bölgede     anıkça     tecavüze geçtiği takdirde Birleşik     Amerika'da hasıl olacak tenki hakkında şimdiden Çin'in dikkatini çekmek.

2— Hindicini savasında şimdiki muhasmılar tek başlarına kaldıkça Birle­şik  Amerika'nın   bu   ihtilâfa,     ancak savaş  «milletlerarası bir mahiyet.,  al­dığı zaman müdahale edebileceğini be­lirtmek. Bu da Birleşmiş    Milletlerin bir kararı üzerine ve alâkadar mem­leketlerin Amerikan ordusundan doğ­rudan doğruya yardım istemeleri neti­cesinde vukubulabilir.

3 — Hindicim buhranı bugün umumî bir dünya meselesinin ancak özel bir cephesini teşkil etmektedir. Meselenin bütünü, Birleşik Amerika nazarında Güney Doğu Asya'nın zarurî olan müdafaası işi gibi çok geniş ve ehem­miyetli bir konudur. Bu itibarla eğer komünist Çin Amerika'nın emniyet, çevresindeki bu kaleyi doğrudan doğ­ruya tehdit edecek olursa Birleşik Amerika meşru müdafaa hakkında is-tinadan harekete geçecektir.

— Washington :

Birleşik Amerika, Fransa, İngiltere, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında­ki Güney Doğu Asya'nın müdafaası hakkında yapılan beşli görüşmeler dün gece grinviç saatiyle 22.10 da so­na ermiştir.

13 Haziran 1954

— Washington :

Tahsisat Komisvonu Reisi Stvles Bridges bugün burada verdiği beyanatta, Amerikanın Fransaya yaptığı iktisa­di yardımı kesmenin zamanı gelmiştir demiş ve şunları söylemiştir:

Yabancı memleketlere yardım faslın­dan hükümetçe istenen üç buçuk mil­yar dolarlık tahsisatta kongrenin in­dirmeler yapacağını sanıyorum. Kana­atimce, memlekette üzerimizde hisset­tiğimiz baskılar yüzünden bu yardım tahsisatının bir hayli azaltılması ikti­za eder. Tahsisatın tümünü kullan­makta bir sebeb göremiyorum. Fran­saya da bundan böyle iktisadî yardım­da bulunmak doğru olmayacaktır. Zira Fransa, kendi iktisadî yükünü taşıya­cak derecede, İkinci Dünya Harbinden beri kalkınmış bulunmaktadır.

Amerika, harbin sona erişinden beri Fransaya milyarlarca dolar vermiş ha­lâ da denizaşırı askerî yardım progra­mı vasıtasiyle Fransız iktisadiyatına hız vermektedir.

14   Haziran 1954

—Washington. :

Avrupadaki Müttefik Kuvvetler Baş­kumandanı general Gruenther beya­natı sırasında Rusyanın askerî meka­nizmasının gelişmiş ve modernleşmiş olduğunu ve komünist peyk kuvvetle­rinin de büyük Ölçüde kalkındıklarını söylemiştir.

15   Haziran 1954

—  New-York:

«The Herald Tribüne.» gazetesi, Fran­sa ve İtalya'nın Avrupa'nın kuvvetli adamı Başvekil Konrad Adenauer'den ibret almalarını yazmakta ve şöylt devam  etmektedir:

..Malenkof'un Batı Almanya'yı Sov­yetler Birliği ile daha yakın münase­betler kurmağa davetinin, Laniel'in istifası ile ayni tarihe isabeti şüphesiz bir tesadüf değildir.

Başvekil Adenauer'in başlıca gayesi olan Batı Avrupa'da tesanüdün ger­çekleşmesi. Fransa'nın işbirliğini bek­lemektedir.

Adenauer'in her türlü tazyika rağmen siyasetinde sebat etmesi batılılar için ümid vericidir.

Avrupa'nın kuvvetli devlet adamı Başvekil Adenauer, Avrupa ordusu tasarısını geciktirenlere misal olma­lıdır.

16   Haziran 1954

—  Washington :

Profesör Oppenheimer hakkında tah­kikatla görevli hususî komisyonca salı günü açıklanan şahadetler arasında, bizzat Oppenheimer tarafından hid­rojen bombasının başlıca mucidi diye vasıflandırılmış bulunan bilgin Edward Teller'in şahadeti de vardır.

Teller verdiği ifadede: «Eğer Oppen­heimer ve bazı arkadaşları Los Aalamos'taki fabrikasını  1945 te terketmiyerek beni manen destekleselerdi hid­rojen bombasını dört sene evvel imal edebilirdim. demiştir.

Bununla beraber, Dr. Teller, aksi ispat edilinceye kadar Oppenheimer'in Bir­leşik Amerikaya sadakatinden emin olduğunu belirtmiştir.

Teller sözlerine şunları ilâve etmiş­tir:

«Mamafi şahsan, bu memleketin ha­yatî menfaatlerinin, kendisini daha iyi anladığım ve dolayısile daha çok itimad edebileceğim bir adamın eline tevdi edilmiş olduğunu görmeği ter­cih ederim.

Aslen Macar olan Teller Budapeşteli olup bütün tahsilini orada yapmıştır. Bilâhare Almanya'ya giderek Münich ve Leipzig üniversitelerinde fizik dok­torasını yapmıştır.

Teller Dainamarka'ya geçerek Kopen­hag'da ilmî araştırmalarda bulunduk­tan sonra Londraya gitmiş ve orada fizik profesörlüğüne tayin edilerek tetkiklerine devam etmiştir.

1935 yılında Amerika'ya hicret etmiş ve Kolombiya Üniversitesine profesör tayin edilmiştir. Profesör Oppenhei­mer'in idaresi altında Los Alamos'ta-ki çalışmalara iştirake o sırada davet edilmiştir.

— Washington :

Başkan Eisenhower bugünkü basın konferansında halen Cenevre'de bulu­nan Dışişleri Vekâleti Baş Yardımcısı Bedeli Smith'i gelecek hafta, Kore meselesini görüşmek üzere Beyaz Sa­raya çağıracağını söylemiştir.

Eisenhower yakından başlayacak olan İngiliz-Amerikan            münasebetlerinin

her türlü merasimden ari bir karakter taşıyacağını belirttikten sonra şunları ilâve etmiştir.

-.Görüşmeler Washignton'da Beyaz Sa­rayda herhangi bir gündeme bağlı ol­madan yapılacak ve bütün meselelere şamil olacaktır." Başkan İngiliz-Amerikan birliğinin  en hararetli taraftan

diye vasıflandırdığı Sir Winston Churchili'in Washington'a gelecek olmasın­dan duyduğu büyük sevinci izhar et­tikten sonra bu ziyaretin İngiltere ile Amerikayı bağlıyan bağların daha da kuvvetlenmesine hizmet edeceğini be­lirtmiş ve bu ziyaretin iki memleket arasında bir ayrılık tehlikesini berta­raf etmeğe yarayacağını ilâve etmiş­tir.

Başkan mutadı veçhile nükte yaparak şöyle  demiştir:

Washington'dan geçen Potomac Neh­ri üzerinde bir köprü bulunması had­di zatında bence bir haber kıymetini haiz değildir. Fakat mevcut olan bu köprü yıkılıverirse bu, haber değerini haiz bir olay teşkil eder. Bu köprüyü muhafaza etmek elbette iyi bir şeydir. Amerikan hükümeti yeni bir usul icad etmek niyetinde değildir.

İngiliz ve Amerikan hükümet reisleri arasında bir buluşmanın iki mem­leket münasebetlerinde gerginlik teh­likesini önlemeğe yardım edeceğini bana telkin ettiler, ben de bunu muva­fık bularak Winston Churchill'i 25/ haziran'da hafta tatilini burada geçir­mek üzere davet ettim.

—  Washington :

Hariciye Vekâletinden bildirildiğine göre, Filipinler ve Birleşik Amerika Güney-D'oğu Asya'da Komünist teca­vüzüne karşı karşılıklı müdafaa paktı teşkili için anlaşmaya varmışlardır.

Hariciye Vekili John Foster Dulles ve Filipin temsilcisi Carlos Romulo, kar­şılıklı müdafaa andlaşması hükümleri­ne göre, Filipin-Amerikan konseyi ku­rulmasını kararlaştırmışlardır.

Filipin-Amerikan Müdafaa Konseyi Birleşik Amerika Hariciye Vekili veya Yardımcısı ile Filipinler Hariciye ve­kili veya yardımcısından teşekkül edecektir.

Konsey üyelerine her iki tarafın aske­rî temsilcileri yardım edecektir. Kon­sey toplantısı için henüz tarih kararlaştırılmamıştır. Taraflardan birinin istişareye lüzum göstermesi üzerine konsey toplanabilecektir.


—  Washington :

Başkan Eisenhower, dün Libya kral­lığı Başvekili Ben Halim ile Libya'nın Washington Elçisi Fethi Elkâya ile görüşmüştür.

Yarım saat süren bu görüşme Libya'­nın istiklâline kavuşmadan evvel Birleşik Amerika tarafından bu mem­lekette inşa edilen Wheelus hava üssü­nün kullanılması hususunda bir an­laşmaya varmak için Birleşik Ameri­ka ile Libya arasında yapılacak mü­zakerelere bir başlangıç teşkil etmiş­tir.

Öğrenildiğine göre Libya, ayrıca Birle­şik Amerika'dan iktisadi yardım da aramaktadır.

Başkan Eisenhower ile Libya Devlet adamları arasında yapılan bu görüş­mede Amerikan Hariciye Vekâleti Yakın-Doğu işleri yardımcısı da hazır bulunmuştur.

Libya Başvekili ve Libya'nın Washing­ton Elçisi müteakiben Başkan Eisenhower tarafından öğle yemeğine davet edilmişlerdir. Bu yemekte Amerikan Başkan Muavini M. Richard Nixon, Müdafaa Vekili Charl Wilson Hava Kuvvetleri Erkânı Harbiyei Reisi Nathan Twining ve M. Byroade'te bu­lunmuşlardır.

Ayni yemekte Libya Başvekil ve El­çisinden başka Libya Hariciye Vekil Muavini Süleyman Cerbi Adliye Ve­kili Muhittin Fikeni ve Libya hükü­meti nezdinde iktisadî müşavir Char­les Pitthardacdre'nin de hazır bulun­dukları bildirilmektedir.

—  Washington :

Birleşik Amerika Orta Doğu işleri Hariciye Vekil yardımcısı Henry By-roade bugün yaptığı konuşma, Orta Doğuda yeniden zuhur eden Sovyet faaliyetinden endişe duyduğunu söy­lemiştir.

Byroade bu konuşmasını temsilciler meclisi dışişleri komisyonunda yapmış­tır.

Byroade Birleşik Amerika'nın Arap-İsrail  ihtilafinda  şimdilik  tarafsız  bir

siyaset takib ettiğini fakat nazik bir durumda bunun böyle kalması zaru­reti olmadığını belirtmiştir.

17 Haziran 1954

—  Washington :

Yabancı faaliyetler idarecisi Harold Stassen bugünkü basın toplantısında Birleşik Amerikanın İngiltereye doğrudan doğruya askerî yardım faslından 85 milyon dolarlık bir kredi açtığını bildirmiştir. Bu krediyle İngiliz hava kuvvetleri için askerî uçaklar inşa edilecektir.

Stassen ayrıca Kore'nin kalkınması­na sarfedilmek üzere yardımın 23 mil­yon dolara vardığını söylemiş ve Guatemaladaki duruma da temas ede­rek, son hadiseler sebebiyle Amerika­nın bu memlekete yaptığı teknik yar­dımı durdurmak mevzuunu tetkik et­tiğini bildirmiş ve hür dünya millet­lerinin bu memîekexe silah ve askerî malzeme göndermemelerine taraftar olduğunu belirtmiştir.

—  Los  Angeles :

Amerika Kurmay Başkanları heyeti reisi Amiral Arthur Radford, komü­nistlerin Asya'da yayılma siyaseti güttüklerini söylemiş ve hür Asya dev­letlerini bu tecavüze karşı müşterek bir müdafaa paktı kurmaya davet et­miştir.

Dün akşam Amerikan kızılhaç teşki­lâtının senelik kongresinde verdiği nutukta, Amiral Radford demiştir ki: "Bu bölgede menfaatleri bulunan hür Asya devletleri, dünyanın büyük bir parçasında geniş bir komünist impa­ratorluğu teşkil etmeğe çalışan müte­cavizi durdurmak için birleşmelidir­ler.

Komünistlerin Asya'da takib ettikleri siyaset şudur:

Evvelâ ajanları vasıtasile entrikalar çevirip memlekette huzursuzluk ya­ratmak ve sonra kızıl Çin kuvvetleri­ni diğer Asya devletlerine karşı teca­vüze sevketmek. Kızıllar evvelâ Çin'i ikiye ayırıp milliyetçi kuvvetlere hü­cum etmişler, daha sonra ayni taktiği Kore'de tatbik etmişlerdir. Şimdi de Hindiçinî'de bu siyaseti desteklemek­tedirler.

Güney Doğu Asya'nın komünistler eli­ne düşmesi Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Filipinler, Japonya ve bütün Batı Pasifik'te tehlikeli bir du­rum husule getirecektir.

Bunun Avrupa'daki aksülâmelini tah­mine imkân yoktur. Hür dünya millet­leri insanî, vicdanî ve askerî kaynak­larını tek bir cephe halinde birleştir­mek zorundadırlar.

Komünistlerin yer yer çıkardıkları huzursuzluklardan hür dünyanın ala­cağı ders şudur: Kuvvetin her türlü dünyada, hür dünya milletleri siyasi tedbirlerin kâfi gelmediği sahalarda kendilerini murafaa için askerî ted­birler almağa hazır olmalıdırlar.

18   Haziran 1954

—  Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles, bugün akşam üzeri basma tev­di ettiği yazılı bir demecinde, bir mü­şahit heyeti gönderilmesi hususunda Taylandın yaptığı talebin güvenlik konseyinde müzakeresi sırasında, Sovyetlerin veto hakkım kullanmala­rına şiddetle İtiraz ederek şöyle de­mektedir:

«Sovyetlerin bu 59 uncu vetosu, Rus-yanın gayelerinin barışçı olduğu yo­lundaki iddialarının esassız olduğunu isbat eden yeni bir delilidir...

—  Washington :

Ayan Dış Münasebetler Komisyonu, Arab memleketlerine gönderilecek A-merikan silâhlarının, yalnız dahilî güvenliği muhafaza maksadile kulla­nılacağının tasrih edilmesine karar vermiştir.

19   Haziran 1954

—  Montreal :

Guatemala Hariciye Vekili Toriello bu gün Montreal radyosuna verdiği be­yanatta,  düşman  uçaklarının  bu     saalı ikinci defa Guatemala şehrini bombaladıklarını söylemiştir.

Toriello ilk defa olarak bir yabancı muhabire beyanat vermiş ve uçakların bîr silâh deposunu bombaladıklarını söylemiş, fakat zararın miktarını açık­lamamıştır.

Toriello «Asilerin hükümeti devirmek teşebbüslerinde muvaffak olamadık­larını ve hükümetle ordunun duruma tamamile hâkim bulunduklarını» be­yanatına ilâve etmiştir.

— New  York :

New Herald Tribüne gazetesi bu sa­bahki başmakalesinde, M. Mendes-France'in .şayanı hayret zaferinden bahsetmekte, kendi fikrince bunda üç esas âmil bulmaktadır. Cumhuri­yetçi gazeteye göre, bu üç âmil şun­lardır:

1 — M. Mendes-France'in millî mec­lis önünde gösterdiği celâdet ve sara­hat, 2 — Umumiyetle Fransızların Hindiçinî'de harbe son vermek arzula­rı, 3 — Ve nihayet M. Mendes-France'in izhar ettiği  nefse itimat.

Gazetenin başyazarı şöyle demektedir. "M. Mendes-France'in 30 günlük müh­let içinde vazifesini ifa edebilmesi için, çok yüksek vasıflar ibraz etmesi ve icbar suretiyle değil iknaa muvaf­fak olmak suretiyle bir çok kuvvet­lerin işbirliğini sağlıyabilmesi lâzım gelecektir.»

Fransız Başvekil namzetinin deruhte ettiği işde karşılaşacağı müşkülleri sayan başmuharrir şunu ilâve etmek­tedir: «Bütün bu müşkülleri yenebil­mek başlı başına muazzam bir iştir ve bunu tayin edilen mühlet zarfında ba­şarabilmek ise şaşılacak bir muvaffa­kiyet olacaktır.»

New Herald Tribüne başmakalesini şöyle bitirmektedir:

«Yeni Fransız politikasındaki seyrin, Fransız-Amerikan münasebetlerinde bazı güç ayarlamaları ortaya çıkarma­sı mümkünse de Fransızlar emin ola­bilirler ki, memleketlerinin istikrarı­na, kuvvetine ve refahına hizmet ede­bilecek her şey  Amerikalılarca  alâkaile karşılanacaktır."

Diğer taraftan müfrit muhafazakâr Daily News» gazetesi de ayni mevzuu ele alan kısa bir yorumda şöyle de­mektedir:

Ümit edelim ki M. Mendes-France vaadettiğini tutabilsin. Bunu yapabi­lirse hemen hemen bir mucize adam olacaktır.

—  Virginia :

Başkan Eisenhower ile silâhlı kuvvet­ler liderleri müdafaa meseleleri üze­rinde bugün gayri resmî bir görüşme yapmışlardır.

Gizli cereyan eden bu toplantıda üç ordu ileri gelenlerinden başka Nixon, Müdafaa Vekili "Wilson, müşterek kur­may heyetleri Başkanı Amiral Radford da bulunmaktaydı.

Alınan haberlere göre, toplantıda Rus­ların Hidrojen bombası ve tepkili uçaklar sahasındaki son durumu gö­rüşülmüştür.

—  Washington :

Amerika Hariciye Vekâleti bugün Guatemalamn bir tecavüze maruz bu­lunduğu iddialarını reddetmiştir. Hariciye Vekâleti resmî bir tebliğde, Guatemaladaki ayaklanma hakkında şunları söylemektedir: «Hariciye Ve­kâleti bunun, Guatemalalıların hükü­mete karşı bir isyanından başka birşey olduğuna dair herhangi bir delile sahip değildir...

Vekâlet uçakların şehirleri bombala­dıklarını da kabul etmemekte ve sade­ce onların görülmesile halkın, heyeca­na kapıldığını bildirmekte ve John Puerifoy ile Guatemala Hariciye Ve­kili Toriello'nun beyanları arasında tenakuz   olduğu   ileri   sürülmektedir.

Vekâlet Puerifoy'un raporuna istinad ettiğini açıklamaktadır buna göre şehirler bombalanmamıştır. Puerifoy, Guatemalada Fransız elçisi ve İngiliz maslahatgüzarıdır.

20 Haziran 1954

— Kansas City :

Dün gece Kansas City hastahanesinde Amerikanın eski başkanı Truman'a yapılan ameliyatın yalnız apandisit olmayıp aynı zamanda bir safra kese­si ameliyatı olduğu öğrenilmiştir. San­cının ilk önce yalnız apandisitten gel­diğini sanan Truman'ın hususî dokto­ru, Ameliyatın çok mühim olduğunu fakat iyi geçtiğini bildirmiştr.

—  New York :

Guatemala Devlet Reisi Arbenz dün Guatemala'ya hitaben yayınladığı bir mesajda, istilacıların Barrios, Chicamula eyaletlerinde Guatemala'ya bir kaç kilometre kadar girmiş bulunduk­larını beyan etmiştir.

M. Arbenz, Honduras'ı, Nikaragua'yı, Costa Rica'yı, Dominiken Cumhuriye­tini, Salvador ve Küba'yı askerî kuv­vet vermek suretiyle istilacılara yar­dım etmekle itham eylemiştir. Bunu müteakip eski hava genel kurmay başkanı olup firar etmiş bulunan Al­bay Aadlofo Mendoza'yı Guatemala City'ye yaptığı bir hava akınında ka­dın ve çocukları mitralyöz ateşine tut­makla itham eyleyen M. Arbenz, hü­kümet kuvvetlerinin zaferi kazana­caklarını beyan ederek mesajını bitir­mektedir.

—  Mexico :

Habeşistan imparatoru Haile Selasie beş günlük bir ziyaret için Meksika hükümetinin davetlisi olarak Mexico'ya gelmiştir, imparator hava ala­nında cumhurreisi Adolfo Ruiz tara­fından karşılanmıştır. Haile Selasie, Habeşistanın Musolini kıtaları tara­fından istilâsı sırasında meksikanın milletler cemiyetinde hareket tarzına karşı Habeşistanın duyduğu minnet hislerini Meksika hükümetine ifade için bu seyahati yapmaktadır.

21 Haziran 1954

—  Washington :

Cenevre konferansında Amerika he­yetine Dulles'm yerine başkanlık eden Bedeli Smith Washington hava ala­nına vardığında gazetcilere verdiği be­yanatta batılıların Hindicini mesele­sine bir hal çaresi bulmak için «samimî ve sabırlı gayretlerine «devam ede­ceklerini söylemiş ve» komünistlerin intacı muhalefetinin» Kore meselesi­nin halline engel olduğunu ilâve et­miştir.

Washington :

Denizcilik laboratuarının açılış töre­ninde söz alan Amerika Bahriye Müs­teşarı Smity ezcümle şunları söyle­miştir:

«Umumî bir harpte düşman yeni teç­hizat ile mücehhez ve yeni tabiye kullanan çok sayıda denizaltı kullana­caktır. Amerikan donanması bu duru­mu karşılıyabilmek için şimdiden ted­birler almak zorundadır.

Sovyetlerin elinde bugün 3öO denizal­tı vardır. Bunların müttefik münaka­le yollarını tehdit etmesine meydan vermemek için Amerika bahriyesi çe­şitli yeni denizaltılar inşa edecektir. Bunlar arasında atomla işleyenler bu­lunacağı gibi telsizle idare edilecek veya asker naklinde kullanılacak olan­lar da bulunacaktır.

23 Haziran 1954

— Washington :

Başkan Eisenhower, yabancı memle­ketlere yapılacak yardım hakkında temsilciler ve ayan meclislerine gön­derdiği bir mesajda, hükümetçe tek­lif edilen programda yapılacak her indirmenin ,dünya hakimiyetini sağla­mak maksadiyle komünist emperya­listler tarafından merhametsizce ve devamlı suretle yapılan hamlelerin ışığı altında, mazur görülemiyecek tehlikeli bir hareket teşkil edeceğini belirtmiştir.

Mesajında Hindicini harbine temas eden   Eisenhower şöyle  demektedir:

«Güney-Doğu Asyadakİ son hadiseler vahim bir kararsızlık doğurmuştur. Bu gölgenin güvenliği ile Birleşik Amerikanın ve müttefiklerinin menfaat­leri açık bir tehlikeye maruz bulun­maktadır. Bu sebeple kongrenin bu bölgeye askerî yardımla diğer yar­dımlarda bulunabilmek için gerekli tahsisatı kabul etmesi ve bahis konu­su tahsisatı,  süratle değişen    şartlara

1 — Birleşik Amerika bu memleketle­rin barış içinde gelişmelerini temin edecek güvenlik havasını sağlamağa çalışmaktadır.

Z — Amerikan politikası, ilgili devlet­lerin tam bir işbirliğinde bulunmala­rına engel olan çeşitli ihtilâflara bir hal çâresi bulmak gayesini de güt­mektedir. Bu anlaşmazlıklar arasında Keşmir hususundaki Pakistan-Hind anlşamazlığı, petrol hususundaki İngiliz-İran ihtilâfı, Süveyş meselesi ve Arap-İsrail gerginliği vardır.

3 — Birleşik Amerika iktisadî yardım proğramiyle, mücadeleye kalmıyan devletlere  yardım  etmektedir.

2fi Haziran 1954

—- Washington :

Bu sabah Hariciye Vekâletinde Foster Dulles ile Anthony Eden arasındaki görüşmeden sonra iki komisyon kurul­masına karar verilmiştir. Komisyon­lardan biri Avrupa savunma camiası meselelerini, diğeri de Güney Doğu Asya meselelerini incelemekle görev­lendirilecektir.

—  Washington :

Birleşik Amerika Ayan Meclisi, 1 tem­muz 1954'te başlıyacak olan mali yıla ait olmak üzere silâhlı kuvvetler büt­çesi için derpiş edilen 28.800.125.486 dolarlık tahsisat hakkındaki kanun tasarısını işarı oyla kabul etmiştir.

Bu tasarı, daha evvel temsilciler mec­lisi tarafından da tasvip edilmiş oldu­ğundan başkan Eisenhower tarafından imza edildikten sonra yürürlüğe gire­cektir.

Bu kanun tasarısı ile, hava kuvvetleri ne 11 milyar, bahriyeye 10 milyar ve Kara Kuvvetlerine de 7 milyar 500 milyon dolarlık bir tahsis ayrılmıştır. Kabul edilen bütçenin yekûnu başkan Eisenhower'in talep ettiği miktardan takriben   1   milyar  dolar  eksiktir.

—  Washington :

Başkan Eisenhower, Başvekil Chur-chill  Dışişleri  Vekili  Dulles  ve  Eden in ilk görüşmeleri Guatemala mesele­sinin müzakeresiyle başlamıştır. Şu­rası muhakkak ki İngiliz Başvekili bun dan 6 hafta önce bu görüşmeyi temin için teşebbüse giriştiği zaman Guate­mala meselesi diye bir şey düşünme­mekteydi. Fakat dün güvenlik konse­yinin bu meseleyi görüşmek üzere top lanması üzerine ihtilâf âcil bir mahi­yet almıştır. Bu mevzuda her şeyden önce batılı devletler arasında görüş birliğini belirtmek gerekiyordu. Bu sebepten güvenlik konseyindeki İngiliz temsilcisine gerekli talimat gönderil­miş ve Sir Winston Churchill hükü­metinin Amerikaya karşı »nahoş bir harekette bulunulmaması kanaatini izhar etmiştir. Bu yoldaki taviz, Ch­urchill ve Eden'in gelişleri sırasında mevcut bulunan oldukça gergin hava­yı epeyce izale etmiştir.

Öğleden sonra İngiliz devlet adamla­rı konferansın başlıca müzakere mev­zuunu teşkil eden Avrupa savunma camiası antlaşması ve atom bilgisi te­atisi  meselelerine  temas  etmişlerdir.

İngiliz ve Amerikan devlet adamları Avrupa savunma antlaşması mevzuun­da esas meselenin Fransayı Paris ant­laşmasını tastike icbar etmek değil, bu mevzuda süıatle bir karar vermek olduğu hususunda mutabık kalmışlar­dır. Amerikalılar Avrupa savunma ca­miası fikrine çok bağlı kaldıklarından bunu hiç istemiyerek terkedecekler-dir. Bununla beraber Almanya'nın yeniden silâhlanmasını temin için A-merikalılar bazı tasarılar hazırlamış bulunmaktadırlar. Bunlar arasında po­lis kuvvetlerinin arttırılması veya Almanyaya hükümranlığının bahsedil­mesi ve Nato'ya kabulü tasarıları var­dır.

İngilizler ise, bu meseleyi inceden in­ceye tetkik etmiş olmakla beraber, ye ni teklifleri Fransanın arzetm^si icap ettiği kanaatinde bulunmaktadırlar. Mamafih İngilizler Paris antlaşmasını her ne pahasına olursa olsun Fransız­lar tarafından tastiki için İsrara ta­raftar değillerdir.

Atom enerjisi hakkında malûmat te­atisi mevzuunda Sir Winston Chur­chill ikinci dünya harbi sırasında İngiltere, Amerika ve Kanada arasında-mevcut olan serbest malûmat teatisi sistemine dönülmesini istemektedir. Başkan Eisenhower bu mevzuda mev­cut Amerikan kanunlarında tadilat yapmağa teşebbüs edildiğini ve şahsi durumunun herkesçe bilindiğini söy­lemiştir.

Bu arada Eden'in. fırsattan istifade ederek, doğu Asya'da bir Lokarno pak tının akti mevzuunda Dulles e izahat verdiği söylenmektedir. Eden, bbyîe bir fikrin, Güney Doğu Asya'da ko­münizmin yayılmasını durdurmağa az­metmiş olan memleketler aras.nda bir askerî pakt ve bir ittifak anlaşması ak tini reddetmediğini söylemiştir. Fakat kendisini tamamen «komünizme kar­şı» mücadeleye vermiş olan bir hü­kümette ve umumî efkârda irkinti uyandıran husus «komünistlerle bir pakt aktolunmasu ihtimalidir. Esas itibariyle şu iki telâkkinin mevcudi­yeti anlaşılmaktadır İngilizlere göre kaybedilen kaybedilmiştir ve komü­nist dünya ile komünist olmıyan dün­yanın bu günkü hudutlarını tesbit et­mek ve ikisinin yanyana yaşamasını mümkün kılacak bir formülü aramak gerekir. Amerikalılara göre ise hasım tarafın eline geçirmiş olduklarını ar­tık kaybedilmiş telâkki etmek doğru değildir. İngiliz ve Amerikalılar ara­sında mevcut doktrin ayrılığının esa?ı budur.

— Washington :

Avusturalya Hariciye Vekili Richard Casey bugün Öğle üzeri Londra'dan Washington'a gelmiştir .

Vekil   Hava  Meydanında   gazetecilere

şunları söylemiştir:

1— Güney Doğu Asya bölgesinde bir savunma   paktı     vücude     getirilmesi için pek yakında    müzakerelere baş­lanacaktır.

2— Eden'in son nutku aşırı    derece­de  yorumlanmıştır.   M.   Eden     Güney Doğu   Asyada,   Locarno   Paktına   benzer bir muahede akdini üzerine almış değildir. Eden, sadece istikbal hakkın­daki imkânlardan bahsetmiştir.

3— Ben şahsen, Güney Doğu    Asyadaki durumu «feci» telâkki etmiyorum. Cenevre Konferansının bir     başarısız­lık teşkil etmediğine inananlardan bi­ri de benim.

4— M. Çu En Lai ile Cenevre'de gö­rüştüm.  Bu     görüşmeden     her hangi muayyen bir  şey  çıkmamış     olmakla beraber  mülakatımız     faydalı  olmuş­tur.

5— Siyam ve    Birmanya, komünisttehlikesinin  ehemmiyetini  şimdi  daha iyi kavramaktadırlar.

6— Avusturalya,    Güney-Doğu Asya savunma paktı meselesinde mesuliyet­lerini kabule hazırdır.

27 Haziran 1954

— Washington :

İngiliz-Amerikan görüşmelerinin ikin­ci gününü iki devreye ayırmak müm­kündür:

Mahalli saatle yarıma kadar Dulles ve Eden birkaç mütehassısla beraber Dışişleri Vekâletinde Güney Doğu Asya meselesi üzerinde görüşmüşlerdir Ayni görüşmeler öğleden sonra saat 5 ten itibaren Beyaz Sarayda devam et­miştir. Bu toplantıda İngiltere tarafın­dan Churchill, Eden, Büyük Elçi Roger Makins, Dışişleri Müsteşarı Harold Caccia, Amerika tarafından da Eisenhower, Dulles, Büyük Elçi Winthrop Aldrich ile Orta Doğu ve Afrika işleri mütehassısı Henry Byroade benzer  bulunmuştur.

Beyaz Sarayın sözcüsüne göre, toplan­tıda Henry Byroade'm bulunuşu, ken­disinin neşredilecek müşterek tebliğin kaleme alınması île görevli heyete da­hil oluşu ile izah edilmelidir. Bu teb­liğ bazı belirtilere göre, pazartesi ve hatta salıdan önce neşredilmiyeçek­tir. Ayni sözcüye göre, Cumartesi gö­rüşmeleri «çok dostane» geçmiştir. İngiliz heyetinden biri de toplantıda «havanın çok iyi olduğunu ve esaslı gelişmeler kaydedildiğini söylemiş­tir.»

Bugün tekrar Güney Doğu Asya bahis

konusu olacaktır. Churchill ve Dulles sabahleyin beyaz sarayda görüşecek­ler, öğleden sonra da Dulles, Eden ve mütehassıslar Dulles'in evinde toplanacaklardır. Bugünkü öğle yemeğin­de Eisenhower, Churchill, DuUes, Eden'den başka Batı Avrupa işleri mü­tehassısı Livingston Merchant, atom enerjisi komisyonu başkam Lewis St-rauss ile Churchill'in müşaviri Lord Cherwell de bulunacaktır. Bunlardan başka İngiliz atom enerjisi komisyonu başkanı Edwin Powden, Büyük Elçi Roger Makins ve müsteşar Herold Caccia da davetliler arasındadır .

Bu akşam 20.15 te Beyaz Sarayda bü­yük bir akşam ziyafeti verilecektir.

Yarın sabah Güney Doğu Asya mese­lesi bir kere daha bahis konusu ola­caktır. Bu mesele esas itibariyle pazar­tesi günü için programa alınmamış ol­duğundan, bir gazetecinin beyaz saray sözcüsüne bunun işaret olup olmadığı­nı sorması üzerine sözcü, ne Washîngton'da ne de Londra'da konuşmaların süresi için kesin tarihler tesbii; edil­memiş olduğunu hatlı]atmıştır. Kesin olarak tesbit edilen tek tarih Chur­chill'in hareketi için kararlaştırılan sa­lı günüdür.

— "Washington :

İngiliz ve Amerikan devlet; adamları dün Güney-Doğu Asyanın güvenliğini sağlıyabilecek bir pakxa hazırlayıcı mahiyette çeşitli konbinezonlardan başka, gerginlikten uzak bîr hava içinde daha âcil bazı meseleler üzerin­de de durmuşlardır. Bu meselelerin aceleliği bir yandan Hindiçinî'de de­vam eden savaşlar, diğer yandan da halen Mendes-France'ın sarfettiği gay­retlerden doğmaktadır.

Bundan dolayı, Sir Winston Churchilî. Başkan Eisenhovver ve Dışişleri Ve­killeri Fransanm Washington Büyük Elcisi tarafından bu meselelerdeki son gelişmelerden haberdar edilmiştir. Bu­na karşılık, cumartesi görüşmelerin­de hazır bulunan İngiltere Büyük El­çisi de Fransız meslektaşına toplantı hakkında izahat vermiştir.

Hindiçinî'de Komünizmin ilerleyişinidurdurmak ve Fransa'nın mevcudiye­tini muhafaza etmek için -şerefli bir uzlaşma» temini maksadiyle Mendes-France'ın sarfettiği gayretlerin başarı ihtimalleri ve ayni zamanda askerî durumu General Cogny'nin ele almış olması İngiliz-Amerikan Konferansı çevrelerinde tedbirli bir iyimserlikle karşılanmaktadır. Ancak böyle bir uzlaşmayı bahis konusu askerî pakta girecek devletler garanti edebilecek­lerdir .

—  Washington :

Amerikan askerî çevrelerinden öğre­nildiğine göre, Amerikan Hava ve Deniz Kuvvetlerine mensup birlikler Sovyetler tarafından uzak mesafeli bombardıman uçakları gönderilmesine mani olmak üzere Orta Amerikayla Antil açıklarında devamlı surette dev­riye bulundurmaktadırlar.

28 Haziran 1954

—  Washington :

Bugün basın teşekküllerinin şerefine verdiği öğle yemeğini müteakip bir basın toplantısı yapan Başvekil Chur­chill, kendisine sorulan sualleri cevap­landırarak,   ezcümle  şöyle  demiştir:

«Kanaatimce. Batı Dünyası Komünist Dünyası ile barıs içinde bir arada ge­çinmeye çalışmalıdır. Ben komünist değilim, Rusya aleyhtarı da değilim. Sovyet Başvekilinin iştirakiyle bir toplantı yapılabilmesi için, böyle bir toplantının dünya durumunda salah varatabileceğine önceden kanitlamak lâzımdır. Bu yolda bir teminat olmaz­sa, bu nevi bir müzakere ancak Millet­lerarası   gerginliği   vahimleştirebilir.»

Churchill sözlerine devamla İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin, Güney Doğu Asyada müşterek bir müdafaa sisteminin kurulması için plânlan tet­kike devam edeceklerini haber ver­miştir.

Churchill. Güney Doğu Asya için Lokarno Paktı nevinden bir antlaşma­nın akdi mevzuuna temas ederek bu fikrin İngilterede yeni olmadığını söy­lemiş, bununla beraber bu gibi muta-

savver bir paktın, Lokarno Paktındaki hükümlerin aynım ihtiva etmeme­si gerekeceğini belirtmiştir. Churchille göre Güney Doğu Asya için hazır­lanacak bir Lokarno Paktı, Birleşik Amerikanın da buna katılması bakı­mından, 1925 Paktından farklı ola­caktır.

İngiliz Başvekili, «ingiliz-Amerikan münasebetlerinin bugünkü hararet de­recesi nedir?» Sualine bir an düşün­dükten sonra cevap vermiştir: Nor­maldir. Bunu müteakip Churchill in­giliz Amerikan işbirliğinin barışı ko­rumak İçin elzem olduğunu bildirmiş­tir.

İsrail ile Arap devletleri arasında bir anlaşmaya varılması ihtimali husu­sunda Churchill, uzun zamandan be­ri bir Siyonizm taraftarı olduğunu ha­tırlatmış, Araplara karşı da büyük bir dostluk duyduğunu bildirmiş ve Arap­larla İsrail arasında artık bir barış plânının hazırlanabilmesi icabettiği kanaatinde   olduğunu   söylemiştir.

— Washington :

Başkan Eisenhower ile Başvekil Sir Winston Churchill, cuma gününden beri Washington'da cereyan eden müzakereleri sonunda bugün saat 16. 30'da (Gmt) aşağıdaki müşterek teb­liği yayınlamışlardır. Bu tebliğ şu üç meselevi ilgilendirmektedir: Batı Av­rupa, Güney Doğu Asya ve atom me­seleleri.

Birleşik Amerika Başkanı ile İngilte­re Başvekili salı günü saat 15.30'da (Gmt) beyaz sarayda yapacakları bir görüşmeyi müteakip bir tebliğ daha yaymlıyacaklardır. Bu tebliğde Ame­rikan ve İngiliz politikalarının esas prensipleri izah edilecektir.

D   Batı  Avrupa:

Alman Federal Cumhuriyetinin müsa­vat esasına istinaden batı devletler camiasında yerini alması hususunda mutabıkız. Almanya bu camia içinde hür dünyanın müdafaasına münasip bir yardımda bulunabilecektir. Bonn ve Paris antlaşmalarının, bunu temin için en iyi vasıta olduğuna kani olarak.bu hedefe erişmeye karar vermiş bulu­nuyoruz. Fransız Başvekili tarafın­dan, mevcut kararsızlığa nihayet ver­menin elzem olduğu hususunda ge­çenlerde yapılan beyanatı memnun­lukla karşılıyoruz.

Avrupa savunma camiası antlaşması, iki yıldan fazla süren müzakereleri müteakip altı imzacı devletten dördü tarafından tasvip edilmiştir. Tabiatiyle bu memleketler, bu tasarıyı kanunla­rına uygun olarak tasvip etmelerinden doğan durumu hatırlarından çıkarmak istememektedirler. Birleşik Amerika ile İngiltere de, Kuzey Atlantik cami­asına, Avrupa savunma camiasına ve Bonn antlaşmalarına olan güvenlerini isbat etmek maksadiyle, Avrupadaki silâhlı kuvvetlerinin tertiplenmesi de dahil olmak üzere, bu antlaşma husu­sunda mühim teminatlar vermişlerdir. Avrupa savunma camiası antlaşması ve Bonn antlaşmalarının yürürlüğe girmeleri mevzuunda kaydedilecek ye­ni gecikmelerin Atlantik devletlerinin tesanüdünü haleldar edeceğine eminiz. Fransa tarafından ilham edilen ve Avrupada barış ve refah için gayet vaitkâr olan Avrupa birliği planını, ki Avrupa savunma camiası bunun bir unsurudur, kuvvetle desteklemeye de­vam ettiğimizi bildirmek isteriz.

— Güney Doğu Asya:

Güney Doğu Asyadaki vaziyeti ve bil­hassa Hindicini hakkında bir anlaşma­ya varılmasından doğacak durumu tetkik ettik. Bundan başka, bir anlaş­maya varmak için sarfedilen gayretler neticesiz kaldığı takdirde husule gele­cek durumu da görüştük. Bu ihtimal­lerin ikisini de karşüıyacak bir müş­terek savunma planlarını hazırlama­ya devam edeceğiz. Cenevre'de Fransız hükümeti Hindicini hususunda kabulü mümkün bir anlaşma akdini imkânsizlaştıracak taleplerle karşılaştığı takdirde, milletlerarası durumun bu sebepten çok vahimleşeceğine ikimiz de kaniiz.

— Atom meseleleri:

Bu arada atom enerjisi sahasında tek­nik işbirliği    meselesini de müzakere

ettik. İki memleketimizin, Amerikan kanunları müasaade ettiği nisbette, böyle bir işbirliğinden faydalanması hususunda mutabıkız.»

Aynı tebliğde «yukarda sayılan mese­lelerden başka iki memleketin politi­kalarının mülhem olduğu prensiplerin de tetkik edildiği ve bu prensiplerin bir kısmını açıklayan müşterek bir tebliğin ayrın yayınlanacağı» beyan olunmaktadır.

Başkan Eisenhower ve Başvekil Chur-chill bu tebliğde, görüşmeleri sıracın­da müşterek ve milletlerarası mahiyet te muhtelif meselelerin tetkik olun­duğunu haber verdikten sonra, müza­kerelerin «dostane» ve verimli» bir şekilde cereyan ettiğini belirtmektedir­ler.

—  Washington :

Sir *Winston Ghurchill'e refakat eden İngiliz heyetinden biri 79 yaşındaki Başvekilin kiliseve gitmek hususunda eski fikrini değiştirmediğini söylemiş­tir.

Gecen sene Bermuda Konferansı esna­sında Başkan Eisenhower'in, birlikte kiliseye gitme teklifine Churclıill, «ben nasıl olsa yakında Allah'a kavu­şacağım» cevabını vermişti.

—  Washington :

Demokrat mebuslardan Clement Zablocki, idarevi Amerikan sümrük tarifelerini indirmpmek yüzünden mütte­fikleri komünistlerle ticarete mecbur birakmakla  itham etmiştir.

29 Haziran 1954

—  La Crosse (Wisconsin) :

Ayan Meclisinin Hariciye Komisyonu Başkam Cumhuriyetçi Alexandre Vvıley, verdiği beyanatta şunları söyle­miştir:

^Asya'da bir müdafaa paktının kurul­ması hayati bir zarurettir. Birleşik Amerika, Asya'da bir pakt vücuda ge­tirirse bazı taahhütleri deruhte etme­ğe hazırlanmalıdır. Bu sözden maksadım, Amerikan kuvvetleri müdafaa hatlarını tutmağa yardım etmelidir­ler. Böyle bir taahhüde girmekle bir tehlikeyi göze almış oluyoruz. Fabaı aksi takdirde karşılaşacağımız tehlike bundan pek daha çok büyük olacak­tır.»

— Washington :

İngiliz-Amerikan görüşmelerini mü­teakip bugün yayınlanan ikinci ve so­nuncu   tebliğde   şöyle   denilmektedir:

«Bu münasebetle tekrar teyit ettiği­miz Atlantik beyannamesi prensiple­rine dayanacak bir dünya barışını te­min maksadiyle, samimi bir arkadaş­lıkla gayretlerimizi Birleştirmeye de­vam edeceğiz.

Milletlerin kendi kendilerini idare prensibinde İsrar ediyor ve bağımsız bir şekilde yaşamaya devam etmek is­teyen ve buna muktedir olan bütan memleketleri bağımsızlığım bütün T-a-nşçı vasıtalarla sağlamaya ciddî ola­rak çalışıyoruz. Eskiden hükûmranjiğp, sahip bulunan ve şimdi esaret altında olan devletler hususunda, bunların esaretini, kendi iradelerine aykırı ola­rak, teyit veya temadi ettirecek hiç bir anlaşma veya antlaşmaya katılmıyacağız.

Halen kendi arzuları hilâfına bölün­müş olan milletler hususunda ise, Birleşmiş Milletlerin kontrolü altında yapılacak serbest seçimler vasıtasiyle bunların tekrar birliklerini temine ça­lışacağız.

Müessir teminatlar altında her tur'.ü ve her sınıf silâhlarının umumî ve esaslı bir şekilde azaltılmasının dünya barışı davasının ilerlemesine yardım edeceğini zannediyoruz. Artık insan eline geçmiş bulunan gayet vasi atom kuvvetlerinin insanlığı tahrip için de­ğil, zenginleştirmek için kullanılmadım mümkün kılacak şartları yaratmak maksadiyle gayret sarfına azmetmiş bulunuyoruz.

Birleşmiş Milletler teşkilâtını ve müş­terek güvenlik ve himaye için, Birleş­miş Milletler Aanavasasınm ruhuna uygun  olarak  kurulan     milletlerarası

teşekkülleri desteklemeye devam ede­ceğiz.

Mensup oldukları bölgelerde, mevcut miletlerin barış ve bağımsızlığım en iyi şekilde koruyabilecek olan mem­leketler arasında birliklerin kurulma­sını  ve  idamesini  İsrarla  istiyoruz.

Bu gayelere erişmeyi müessir kılacak manevî, iktisadî ve askerî kuvvetleri dostlarımızla işbirliği ederek gelişti­recek ve idame ettireceğiz.

—  Washington :

Atom bilginlerinden Oppenheirmer'in Amerikanın atom sırlarıyla ilgili ça­lışmalarda bulunmasının men'i husu­sunda hususî bir tahkikat komisyonu­nun verdiği karar bugün millî atom enerjisi komisyonu tarafından bir mu­halife karşı dört oyla tasvip edilmiştir. Komisyon, gerekçesinde şöyle demek­tedir: Bu karar, Oppenheimer'in hid­rojen, bombasının imaline karşı gös­termiş olabileceği muhalefetten dola­yı değil, temasta bulunduğu şahıslar dikkat nazara alınarak tasvip edilmiştir. Kanaatimizce, Oppenheimer'in komünist olduklarını bildiği şahıslar­la dostluğu, 1942 yılından beri kendi­sine bu kadar mühim vazifeler tevdi edilen bir şahsın yapabileceğinden pek fazla ileri götürülmüştür. >

30 Haziran 1954

—  Washington :

Dış memleketlere sipariş programı da­hilinde İngiltere'ye 85.000.000 dolarlık uçak ısmarlanmasını teklif eden tasa­rı, temsilciler meclisinin dünkü müza­kereleri sırasında 50'ye karşı 75 aleyh­te reyle reddedilmiştir.

Hür memleketlere askerî ve iktisadi yardım olarak başkan Eisenhower ta­rafından teklif edilen 3.407.608.000 do­larlık dış yardım bütcesinde ilk ra­kam değişikliği bu suretle yapılmış­tır.

Cumhuriyetçi mebuslardan Aalvin Bnetley, gecen yıl bu maksada tahsis edilen 85.000.000 doların henüz kulla­nılmadığını söylemiştir.

—           Washington :

Başkan Eisenhovver bugünkü basın toplantısında kendisine sorulan muh­telif sualleri şu şekilde cevaplandır­mıştır:

1— Orta-Doğu:  Washington'daki son İngiliz-Amerikan   görüşmeleri  sırasın­da Süveyş Kanalı mevzuunda herhan­gi bir anlaşmaya varılmış değildir. Esasen  bu mesele  münhasıran     İngiliz ve Mısır hükümetlerini ilgilendirir.

2— Atom enerjisi hakkında malûmat teatisi:   Hidrojen   bombasının   kontro­lü ve kullanılması mevzuunda İngilte­re ve Amerika arasında bir anlaşma­ya  varılmış  değildir.     Cereyan  eden müzakereler bir görüş teatisinden iba­ret olmuş ve bazı meseleler hakkında anlaşmaya   varılması  derpiş     edilme­miştir.

3— Guatemala meselesi: Başkan Gu­atemala'dan gelen son haberleri mem­nunlukla   karşıladığını      bildirmiş   ve Dulles'in  çarşamba  akşamı     vereceği nutukla   Amerika'nın     bu     husustaki durumunu   açıklıyacağını   haber   ver­miştir.

4— Barış  içinde bir arada     yaşama Başkan Eisenhower komünist    devlet­lerle  barışçı  bir  şekilde     bir     arada yaşamanın  bir  yatıştırma  siyaseti takibetmek demek olmıyacağını ve Bir­leşik   Amerika'nın   hiçbir   memleketin iradesi   hilâfına     boyunduruk     altına,girmesine müsaade edemiyeceğini söy­lemiştir.   Başkan   bununla       beraber, Amerikanın  komünistlerle   bir  rsrada yaşamak  çâresini  bulması  gerektiğini belirtmiş  ve komünist  liderleriyle buluşmaya daima hazır odluğunu  haber vermiştir.

—  Washington :

Asyada komünist hakimiyetinin tanın­masına yol açacak «Lokarno tipi an­laşma teklifi Temsilciler Meclisinde şiddetle   reddedilmiştir.

Meclis, böyle bir anlaşmaya dahil ola­cak memleketin Amerikan yardım programından istifade edemiyeceğini katiyetle bildirmiştir .

— New York :

İngiltere, Fransa, İtalya, Batı Alman­ya ve Mısır'a yaptığı seyahatten dö­nen "News Vfeek» mecmuası başyazarı Malcolm Muir, Avrupalıların Rusya'­dan olduğu kadar Amerika'dan da korktuklarını  bildirerek   demiştir  ki:

^Avrupalıların Amerika'dan korkma­sının sebebi başkadır. Avrupalılar, Amerika'nın muazzam harb gücüne güvenerek üçüncü bir dünya harbini başlatmasından ve Avrupa'nın yeni­den ateşe verilmesinden endişe etmek­tedirler.»

Muir, dolaştığı memleketlere dair întibalarım   şöyle  hülâsa   etmiştir:

1 — Fransa, siyasî bakımdan keşme­keş içindedir. Memleketin başına geçe­cek kuvvetli bir lidreden marumdur.

Mendes-France, fazla muhafazakâr­dır ve Hindicini vaziyetini düzeltme­den Fransa'nın kuvvetleneceğine ihti­mal   vermemektedir.   Yeni      BaşvekilFas'a geniş Ölçüde muhtariyet verilme­si taraftandır, fakat Avrupa müdaaT anlaşması  tasarısında  mütereddiddir.

2— Batı Almanya sanayi liderleri Av­rupa müdafaa tasarısına    taraftardır­lar   ve Alman   ordusunun   bu   birliğin bir uzvu olmasını istemektedirler.

3— İtalyanlar, Avrupa müdafaa andlaşmasının   tasdik  etmek   için     bizden teşvik beklemekte, bu işi kendi kendi­lerine   başaramayacaklarım   söylemek­tedirler.

4—Mısır'da Reisicumhur Necib, Baş­vekil Cemal Abdülnasır'ın ve ihtilâl konseyinin esiridir.

Şayed İngiliz-Mısır Süveyş ihtilâfı halledilir, İngiliz birlikleri Süveyş'ten çekilir ve Mısır iktisadî yardım gö­rürse, Nasır ve arkadaşlar- bu mem­leketi idare edecek en güvenilir ele­manlardır.

Birleşik Amerika, Arab dünyasında sevilmemektedir. Buna sebeb Arabların Amerika'yı müstemleke emelleri güden bir devlet zannetmeleridir. .Birleşik Amerika hükümeti, muhrip tipinde bir harp gemisinin Tuapse a-dmdaki Sovyet petrol gemisini yoiun-dan alıkoyması hakkındaki 24 haziran tarihli Sovyet notasına cevaben, Bir­leşik Amerika deniz kuvvetlerinin bu Sovyet petrol gemisini müsadere et­tikleri veya yolundan alıkoyduklarına dair Sovyet hükümeti tarafından ileri sürülen iddiaların tamamen asılsız ol­duğunu beyan eder.»

29   Haziran 1954

—  Karaşi:

Sovyet hükmeti, 1949 yılında ihdas olunan Karaçi Büyükelçiliğine ilk de­fa olarak bir ateşemiliter tayin etmiş bulunuyor.

Siyasi çevreler, bu tayini dünyanın stratejik durumu bakımından Pakis­tan'ın ehemmiyetini geliştiren Am-rikan-Pakistan ve Türk-Pakistan an­laşmaları ile yakından ilgili görmek­tedirler.

30   Haziran 1954

—  Moskova :

Moskova ile Paris arasında bir hava hattı tesisi hakkındaki Fransız-Sovyet hava yolları anlaşması dün Moskova'­da Fransız Büyük Elçisi M. Louis Joxe ile Sovyet hava mareşali Jovronkof tarafından imzalanmıştır .

Bu hatta Fransız ve Sovyet uçakları kullanılacak ve Prag'da aktarma ya­pılacaktır.

2 Haziran 1954

— Berlin :

Hafta sonunda Berlinin Sovyet kesi­minde yapılacak olan toplantıya işti­rak etmek üzere buraya geçmek istiyen 700,000 Doğu Almanya gencine Batı Almanya bugün kapılarını aç­mıştır.

Berlin belediyesi ve Batılı müttefik­ler gençleri yollarından çevirmek için gençlere bedava dondurma, sinema ve tiyatro biletleri dağıtmıştır. Ko­münist toplantısı resmen cumartesi günü saat 15,00 de "Walter Ulbricht Stadyomunda başlıyarak pazartesi ge­cesi sona erecektir. Bununla beraber bırtakır atle ık küttür -e siyas't top­lantılar cuma gününden başlıyacaktır. Pazar sabahı gençler Doğu Berlinde bir geçit resmi yapacaklardır. Komü­nistler bunun, Avrupa savunma cami­ası ve militarizmi aleyhinde bir nüma­yiş olacağını söylemektedirler.

— Moenchen-Oladbach   (Renanya) :

Dün akşam burada yapılan bir seçim toplantısında söz alan Federal Alman­ya Başvekili M. Adenauer beyanatta bulunmuştur.

«Avrupa müdafaa camiası anlaşması­nın meriyete girmesinden sonra «So­ğuk harp» sona ermiş, ve hür dünya tarafından kazanılmış addedilebilir. Sovyet idarecileri o zaman dahili güç­lüklerini dikkate alarak kendi kendi­lerine şu suali sormalıdırlar: Halk ih­tiyaç içinde bulunurken silâhlanma için muazzam miktarlarda para sar-fetmeğe artık lüzum varmıdır? Esa­sen Sovyetler Birliği, Avrupa müda­faa camiasında kendisi için katiyen bir tehlike sezmemektedir. O pek iyi bilirki  biz  yalnız     Avrupa  için  değilbütün   dünya   için   barışı istemekteyiz.

Federal Almanya Başvekili sözlerini bitirirken Fransa'nın ve onu takiben­de İtalya'nın bu yaz zarfında Avrupa müdafaa camiası anlaşmasını tasdik edecekleri hususundaki kanaatlerini izhar etmiştir.

10 Haziran 1954

—  Muehlheim   (Ruhr) :

Federal Almanya hükümetinin, Avru­pa müdafaa camiası antlaşması tastik olunduğu takdirde Moskova ile diplo­matik temsilci teatisine teşebbüs et­meği düşündüğünü, federal mülteciler vekili Prof. Theodor Oberlaender dün bildirmiştir.

Muelheim'da bir seçim toplantısında konuşan Vekil, merkez ve doğu top­raklarından mahrum bir Almanyamn hayatiyetini kaybedeceğini beyanla memleketin birleştirilmesi lüzumuna işaret etmiştir.

15 Haziran 1954

—ı Bonn:

Alman Mebusan Meclisinin Dışişleri Komisyonunda beyanatta bulunan Başvekil Konrad Adenauer şöyle de­miştir:

Cenevre konferansının menfi şekilde İnkişaf etmesi ve Avrupa müdafaa ca­miası andlaşmasınm tastiki işinde İtalya ve Fransa'nın takındıkları mü­tereddit tavır karşısında Amerikan efkârının gittikçe artan sabırsızlığı Paris'i seri bir karar almak mevkiin­de bırakmaktadır.

Beynelmilel durumun şimdiki vaha­meti karşısında Fransız buhranının süratle bir hal yoluna girmesi temen-

nişini izhar eden Dr, Adenauer sözle­rine şöyle devam etmiştir: «Federal Almanya cumhuriyeti, hadisatın inki­şafını huzur içinde bekliyebilir. Zira O Avrupa müdafaa camiasının ger­çekleştirilmesi yolunda herşeyi yap­mıştır.

Avrupa ordusu andlaşmasının ergeç tastik edileceği kanaatini bir kere da­ha ifade eden Federal Almanya Baş­vekili, bunun yerine başka şekiller bulunması yolunda teklifler yapmak Almanya'ya  düşmez  demiştir.

16 Haziran 1954

— Bonn:

Batı Almanya Başvekili Adenauer bir Paris gazetesine verdiği beyanatta şöyle demektedir:

«Eğer Fransa Avrupa' savunma toplu­luğu için yeni bir metin teklif edecek olursa, bunun neticesi Avrupa birliği fikrine olan güvenin zayıflaması ola­caktır. Avrupa savunma antlaşması yeni bir şekil altında ortaya atıldığı takdirde çeşitli parlâmentolarda açı­lacak uzun müzakerelerin sonunun neye varacağını önceden kestirmek güçtür. Bu antlaşmanın bugünkü şek­line varmak için tam 3 sene 9 ay bek­lemek icabetti. Arzu edilen hal çâresi­ni elde etmek için bir üç sene daha mı beklemek lâzım gelecek? Arada geçen zamanın Sovyetlerin lehine iler­leyeceğini de unutmamalıdır. O zamana kadar Sovyetler Batı Avrupa'yı soğuk harp vasıtasiyle hükümleri al­tına almak ümitlerini muhafaza ede­ceklerdir.

Fransa'nın arzularını hesaba katmak, Avrupa savunma antlaşmasının tasdi1 kinden sonra da mümkündür. Antlşmanm bir maddesi tasdikinden sonra da tadilâtı mümkün kılmaktadır.

Uzun zamandan beri şu kanaati bes­lemekteyim ki Avrupa'nın müştere­ken müdafaası için kurulacak sistem Alman ve Fransız halkını birbirine daha sıkı bağlarla bağlıyacaktır. Her iki milletde birbirlerine güvenebile­ceklerini ancak bu şekilde anlıyacaklardır. Bu itimat, askerî siyasî veya iktisadi bir işbirliğinden çok daha kıymetli bir netice olacaktır.Fransa Başvekili Mendes-France'ın kısa zamanda kesin bir karara varıla­cağı yolundaki vaadinden dolayı bü­yük memnunluk duymaktayım. Fran­sa'nın bu hususta karara varamaması diğer devletler tarafından, haklı ola­rak, menfi bir cevap gibi telâkki edi­lebilecektir. Sovyetler Birliği Batı ile bir anlaşmaya ancak soğuk harpte ye­ni başarılar elde edemiyeceğine veya batılılardan gelecek bir tecavüz kor­kusuna yer olmadığına kanaat getir­diği zaman yanaşır. Bu an ise Avrupa Savunma antlaşması tasarısı tasdik e-dildiği zaman gelmiş olacaktır."

21   Haziran 1954

—  Düsseldorf :

Bugün burada yapılan siyasî bir top­lantıda, Batı Almanya Şansölyesi Konrad Adenauer ezcümle şöyle de­miştir;

Almanya artık ilânihaye bekleyemez. Avrupa ordusu andlasmasının tas­diki geçikse bile Almanya hürriyet ve hükümranlığına  kavuşmalıdır.

Başvekil Pierre Mendes-France hü­kümeti, Batı Almanya hürriyetinin bağlı olduğu Avrupa ordusu andlaşmasını  tanımamazlıktan   gelemez.

22   Haziran 1954

—  Frankfurt;

Frankfurter «Neue Presse» gazetesinin Berlin'deki Sovyet bölgesi hukûmet çevrelerinden öğrenildiğine göre, ilk Sovyet atom topu, son günlerde, bir modern topçu müfrezesi ile birlik­te Doğu Almanyaya hususî bir vagon­la getirilmiştir. Ayni çevrelerden öğ­renildiğine göre Doğu Almanyaya şimdilik daha 8 atom topu getirilecek­tir. İlk top Meklenburg bölgesinde meçhul  bir  mevkide  bulunmaktadır.

23   Haziran 1954

— Baumbolder  (Almanya)

Birleşik Amerika ordusu, bugün bu­rada gizli atom toplariyle alelade mer­mi atımı tecrübeleri yaparak, Avru­pa'da en büyük Amerikan kara silâhı ile icra edilen askerî manevralarda her hangi bir tehlike bahis  mevzu olamıyacağını Alman halkına göster­mek istemiştir.

Bonn hükümeti askerî müşavirlerin­den eski nazi generallerinden Adolf Hensinger ile Bonn güvenlik komis­yonu memurlarından Gerhard Loosch de tecrübelerde hazır bulunmuşlar­dır.

24 Haziran 1954

—  Bonn:

Hristiyan demokrat partisinin parlemento grupu önünde konuşan Batı Almanya Başvekili Konrad Adenauer yeni Fransız Başvekilinden bahsede­rek şöyle demiştir:

«M. Pierre Mendes-France enerjik ve realist bir adamdır. Avrupa savunma camiası hakkındaki anlaşmanın tastiki hususunda, her ne pahasına olursa ol­sun bir karara varmak yolundaki azmini belirttiği için bilhassa mem­nun olmak lâzımdır. Bence, andlaşma. da Fransanın istediği değişiklikler an­cak tastikten sonra müzakere mevzuu olabilir. Ortada, komünist tehlikesinin azaldığım gösteren hiç bir emare ol­madığı için bir Avrupa savunma cep­hesi, elan mutlak bir zarurettir.

—  Bonn:

Avrupa savunma camiası meselelerini incelemek üzere Brükselde bir konfe­rans toplanması hususunda Benelux devletleri tarafından vaki daveti Fe­deral Batı Almanya Hariciye Vekâle­ti kabul etmiştir. Bu haberi veren resmî basın dairesi, Alman Hariciye Vekâletinin, konferansın gelecek haf­ta ortasında toplanmasını teklif etti­ğini de belirtmektedir.

Bonn'daki hükümet çevrelerinde te­barüz ettirildiğine göre, konferans Av­rupa savunma camiası andlaşması ile alâkalı meseleleri görüşmekle vazifeli olacaktır. Bu andlaşmanın yerine ika­me edilebilecek başka bir formül araştırılması bahis konusu değildir.

28 Haziran 1954

—  Bonn:

RÖnanya-Vestfalya meclisinin yenilen­mesi için yapılan seçimler neticesin­de hiristiyan demokratlar doğrudan doğruya kazandıkları reyler dolayısİy-le 150 azalıktan 8'5'ini elde edecekler­dir. Kalan 65 azahğı sosyal demokrat­lar kazanmışlardır.

Meclisin 200 azası bulunacağından nis-bî listeler üzerinden tevziatı yapıla­cak 50 azalık daha mevcuttur.

—  Bon :

RÖnanya-Vestfalya yeni diyet meclisi­nin 200 azahğı partiler arasında şu şekilde dağılmıştır:

Hiristiyan Demokratlar: 90 (Evvel­kinden 3 noksan)

 76   (Evvelinden

Sosyal     demokratlar: 8 fazla)

Liberaller: 25 (Evvelinden 1 noksan) Solcu katolikler: 9 (Evvelinden 7 nok­san)

Eski diyet meclisinden 12 âzalığa sa­hip olan komünistler yeni mecliste hiç bir azalık elde edememişlerdir.

29 Haziran 1954

—. Berlin :

Doğu Almanyada barış hakkında ya­pılan referandum mahallî saatle 20'de nihayet bulmuştur. Oylarm derhal tasnifine başlanmıştır. Oya iştirak nisbeti yüzde    yüze    yaklaşmaktadır.

— Washington :

Amerikan istihbarat dairesinden bil­dirildiğine göre, doğu Almanya poli­pinden takriben 1500 kişi senenin ilk altı ayı zarfında Batı Almanyaya kaç­mıştır.

Ayni kaynak Mirriyet ariyan 54.000 Doğulu Almanın Batıya geçtiğini ilâ­ve etmektedir.

1951 den beri 10.000 kadar polis Batı­ya geçmiştir.

DOĞU ALMANYA

8 Haziran 1954

—  Berlin :

Doğu Berlin radyosunun bildirdiğine göre, Doğu Almanya'nın eski Dışişle­ri Vekili Georg Dertinger 15 sene ağır hapse mahkûm olmuştur. Bilindiği gi­bi Dertinger, Doğu Alman rejimini devirmeğe matuf bir komplo hazırla­makla itham edilmekteydi

21 Haziran 1954

—  Berlin :

Doğu Almanya'da Alman idaresini kontrol etmekte olan Sovyet yüksek komiserlik servisleri 26 mart 1954 hü­kümranlık beyannamesi hükümleri gereğince lağvolunmuştur. Bu arada Berlindeki yüksek komiserlik mer­kez personeli sayısı dahi mühim mik­tarda azaltılmıştır. Bu münasebetle binden fazla memur Moskovaya dön­mektedir.

23 Haziran 1954

—  Berlin :

Doğu Almanya Cumhuriyeti devlet güvenliği vekâleti «Gehlen Casusluk teşkilâtı (K) şebekesi mensuplarının» ele geçtiğini haber vermektedir. Tev­kif olunan şahıslar arasında eski or­du mensuplarından F. Quitschau ve E. Preuss ile iaşe maddeleri devlet sekreterliği memurlarından H. Schuppefhauer'in bulunduğu  ilâve  edilmektedir. Bu memurun bir verici rad­yoya malik olduğu görülmüştür. Bundan başka Plauen'de Pnoese adlı bir öğretmenin Batı Berlin'e, Sovyet ordusu ve halk polisi hakkında mun­tazaman malûmat verdiği tesbit edil­miştir.

27 Haziran 1954

—  Berlin :

Bugün 1'8 milyon Doğu Almanyalı sı­kı bir komünist tazyiki altında ve Sov­yetlerin teşvikiyle Avrupa ordusu aleyhindeki referanduma iştirak et­miştir.

İyi haber alan kaynaklardan bildirildi­ğine göre, komünistlerin bir aydan be­ri devam eden propagandalarına rağ­men bugün oy verme işi yavaş gitmiş­tir. Alman haberlere göre Doğu Berlinlilerden ancak üçte biri reylerini kullanmışlardır. Üç gün devam ede­cek olan bu referandumda şu sualle­re cevap verilmesi istenilmektedir:

1— Almanyadan  yabancı  birliklerinçekilmesi ve barış andlaşması mı yok­sa,

2— İşgal kuvvetlerinin    Almanyada daha elli sene kalması ve Avrupa mü­dafaa camiasına iştiraki mi istersiniz?

—  Tokyo:

Pekin radyosunun bugün haber verdi­ğine göre, komünist Cinle Doğu-Almanya arasında ilmî ve teknik işbirli­ğini hedef tutan dört maddelik bir anlaşma imzalanmıştır.

Amerikan Strateüsi Yayan: Seyfi Kurtbek

9/VI/954 tarihli  (Zafer)'den

Amerika yeni müdafaa stratejisinin anî mukabil taarruz esasına dayandığı­nı geçen yazımızda belirtmiştik.

Bugün de bu staretjinin tatbik şekil­lerini mütalâa edeceğiz.

Anî mukabil taarruz için kullanılacak silâh, stratejik bombardıman hava kuvvetleri ve atom-hidrojen bom­balarıdır. Bu kuvvetler, Amerikanın kendi üslerinden hareket edebileceği gibi komünist dünyasını çevreleyen bütün sahalarda kurulmuş veya ku­rulmakta olan hava üslerini de kul­lanacaktır. Zaten hür milletlere ait bü­tün bu üsler olmadığı takdirde Ameri­kan stratejik bombardıman kuvvetle­rinin  taarruz kudreti hayli azalır.

Amerika'ya veya NATO devletlerin­den birisine tecavüz vukuunda bu mu­kabele kuvvetini derhal harekete ge­çirerek mütecaviz üzerine hücuma sevketmek kararı Amerika Birleşik Devletleri Başkanına aittir. Bu karar Amerikanın fiilen harbe girmesi de­mektir. Harp ilânı yetkisi Kongreye ait olduğundan Reisicumhurun müte­cavize derhal mukabele kararını ver­mezden önce Kongreye danışıp danış-mıyacağı üzerinde hayli münakaşalar yapılmış ve halen de devam etmekte­dir. Tecavüz vukuunda mukabele için Kongrenin müsaade ve kararını almak zaman kaybettirebilir ve bu zaman içinde mütecaviz hücumlarını tekrar etmek imkânını bulabilir. Hususiyle atom taarruzlarının bahis konusu ol­duğu bir harbde iîk darbenin bile cok ağır neticeler verebileceği düşünülür­se bu darbelerin tekerrürüne müsa­ade edildiği takdirde mukabil taarruz imkânlarının tehlikeli surette azalaca­ğı kolayca anlaşılır. Hattâ bu sebep­ledir  ki   yeni   stratejiyi   tenkid   eden

lerden bir kısmı, bunun, tecavüze uğ­raması muhtemel memleketler için is­tilâdan sonra bir kurtarma ve müte­cavizi cezalandırmadan başka bir şe­ye yaramıyacağını iddia ederler. Şüp­he edilemez ki komünist dünyasının yirmi bin mil kadar olan çevresinde­ki bütün memleketlerin tecavüzden katî surette korunması elbette müm­kün değildir; bunlardan bazıları istila tehlikesine daha çok maruzdur. Bu­nunla beraber, derhal ve müthiş bir şekilde en hassas noktalarından muka­bil taarruza uğrayacağını düşünen bir mütecaviz, uğrayacağı zarar ve ziyan­ların muhtemel kazançlarından çok fazla olacağını hesap etmeğe mecbur kalacaktır ki bu keyfiyet tecavüzü ön­lemekte büyük bir âmil olabilir.

Amerika Reisicumhurunun tecavüze karşı derhal mukabele karar ve em­rini Kongreye sormadan verip veremiyeceği meselesine gelince: Tecavüz doğrudan doğruya Birleşik Amerika Devletleri ülkesine yapıldığı takdirde Reisicumhurun, Amerika Silâhlı Kuv­vetleri Başkumandanı sıfatiyle derhal anî mukabil taarruz emrini verece­ğinden hiç şüphe edilemez. Hattâ Eisenhovver bu konudaki bir suale verdiği cevapta, fevkalâde bir halde Amerikalıların kendilerini koruma için isteyecekleri bir karar ve emri vermiyecek olan bir Reisicumhuru yalnız vazifeden almanın kâfi olamıyacağını ve asılması lâzım geleceğini söylemiştir. Baskın avantajlarına ma­lik bir düşman, hususiyle en tahrip kâr silâhlar olan atom ve hidrojen bombalarım Amerikanın en hayati noktalarına attığı taktirde vukua gele­cek tahribat çok büyük olacaktır. Bu taarruzların mühim bir kısmı şüphe­siz Amerikan stratejik hava kuvvetle­ri üsleri üzerine yapılmak suretiyle mukabil darbe imkânlarının tahdidini de hedef tutacaktır. Böyle bir halde hücumların tekerrürüne imkân vere­cek bir tereddüt şüphesiz Amerika için

çok felâketli olur. Bu sebeple barış za­manından itibaren her an mukabil.hü­cumda hazır bulundurulacak stratejik bombardıman kuvvetleri evvelden ha­zırlanmış plânlara göre muhtemel düşmanın en hayatî noktalarına ani olarak hücuma geçmeleri için Reisi­cumhurun derhal karar ve emir vere­ceği tabiidir.

Tecavüz NATO ittifakı devletlerinden birine vukubulursa, aynı şekilde Reisi­cumhurun derhal mukabele emrini verip vermiyeceği, tecavüzün mahi­yet ve şartlarına tâbidir. Böyle bir vaziyette de Reisicumhurun derhal mukabele karar ve emrini vermeğe salâhiyeti vardır. Çünkü NATO anlaş­masına göre âza devletlerden birine vâki olacak tecavüz diğerlerine de ya­pılmış sayılacaktır. Bununla beraber, böyle bir tecavüze uğrayan memleke­tin durumu, tecavüzün Amerika'yı da kaçınılmaz şekilde harbe sokacak ma­hiyette olup olmaması gibi birçok şart­ların tahmini imkânı olmadığından mukabil taarruz kararının derhal    ve anî olarak mı yoksa Kongrede müza­kereden sonra mı verileceği hakkında şimdiden kimse birşey söyleyemez. Her ikisi de mümkündür. Burada en mühim nokta böyle bir tecavüz halin­de mütecavize kudretli ve müthiş dar­beler indirmeğe muktedir kuvvetin hazır bulunmasıdır. Böyle bir kuvve­tin elde kullanmağa hazır bulundurul­ması hür dünyanın emniyeti için çok büyük bir kıymeti haizdir. Diğer NA­TO devletlerine bu stratejide düşen vazife, bu kuvvetin en müessir ve en serî şekilde kullanılabilmesi için hisse­lerine düşen mükellefiyetleri vaktiyle yerine getirmektir. Silâhlardaki süratli inkişaflar belki bir zaman sonra bu stratejinin de tâdilini icap ettire­bilir. Fakat tahmin edilebilir bir istik­bal için böyle bir kuvvet ve strateji diğer kuvvetlerle de uygun birleşti­rildiği ve beraberlendiği takdirde sa­manımızda güvenilebilecek en mües­sir bir müdafaa sistemi telâkki edile­bilir

8 Haziran 1954

— Guatemala  City :

Guatemala hükümeti dün neşrettiği bir tebliğde, milliyeti belli olmıyan uçakların Guatemala'nın Güney kıyı­sı üzerinden uçarak Guatemala arazi­sine silâh attıklarını ve bunların üze­rinde Orak-Çekiç arması bulunan tü­fek ve makineli tüfekler olduğunu bil­dirmiştir.

İç İşleri Vekâleti tarafından neşredi­len tebliğde «gerçekten Rusyada yapı­lan veya yapıldığı hissi verilmek is­tenen tüfeklerin Guatemala'ya atılmasiyle, hükümeti yabancı bir devlete âlet olmakla itham etmek için kışkır­tıcı bir hareket tertibinin mümkün ol­duğu ve bunun Guatemala'ya karşı hazırlanan bir çeşit suikast teşebbüsü nü ispat ettiğim  belirtiliyor.

Tebliğde Guatemala hükümetinin «Bu hâdiseleri bildirmek için meşru yol­lardan faydalandığı, bunların Ameri­ka Kıtası ve Dünya Memleketleri ara­sında mevcut olması gereken iyi mü­nasebetleri tehlikeye soktuğu» hatır­latılıyor ve «Guatemala'nın iç işlerine karışmak ve tecavüzde bulunmakla suçlu olanlar için gerekli kararlar alınması.-   talebinde   bulunuyor.

Teptiğe göre, Pazartesi günü, milliye­ti belli olmayan uçaklar üçüncü defa Guatemala'nın hükümranlığını ihlal ederek memleketin Güney kıyısı üze­rine içinde silâh bulunan balyalar at­mışlardır. Köylüler bunları bularak polise teslim etmiştir. Balyaların için­den çeşitli silâh ve mühimmat çık­mıştır: Makineli tüfekler, otamatik ta­bancalar, tüfekler, el bombaları ve çeşitli mühimmat malzemesi fişeklik­lerin  muayenesinden  sonra   bunların


Amerikan ordusunda kullanılan tiple­re benzediği anlaşılmıştır. Tüfekler ve makineli tüfeklerin Rusya'da imal edildiği hissini veren Orak-Çekiç işa­retlerinden başka, tebliğe göre, bu his­si gerçekleştirecek hiç bir alâmet gö­rülmemiştir.

19 Haziran 1954

—  Guatemala  Şehri :

Bugün yayınlanan resmî bir tebliğde, yabancı uçakların dün gece, merkez­den 30 kilometre uzaktaki Villacanalıe şehrine silâh attıkları fakat köylü­lerin bunları toplıyarak hükümete teslim   ettikleri   bildirilmektedir.

Bu sabah uçaklar 15 dakika müddet­le hükümet merkezi üzerinde uçmuş ve makineli tüfek ateşi açmışlardır, fakat uçaksavar topları makabil ateş­le uçakları geri püskürtmüştür.

—  Tegucigalpa  (Honduras):

Guatemala Dahiliye Vekâleti tarafın­dan yayınlanan resmî bir tebliğde, komünist aleyhtarı Guatemalalı sür­günlerin liderliği altında kara. deniz ve havadan iîerliyen işgal kuvvetleri­nin bazı muvaffakiyetler elde etikleri kabul edilmektedir.

Tebliğde müstevlilerin Honduras hu­dudundan 15 kilometre içeri girdik­leri ve son 24 saat zarfında milliyeti belli olmayan P-47 Av-Bomba uçakla­rının merkezi üç defa bombaladıkları bildirilmektedir.

İsyanı eski Guatemala Hava Kuv­vetleri Kumandanlarından Albay Carlos Castillo idare etmektedir. Albayın yakında bir tebliğ neşretmesi beklen­mektedir.

Bu kuvvet 5000 kişi olarak hareket etmiş, fakat yollarda mevcudu art­mıştır.

Guatemalanm geçen ay Polonyadan aldığı altı milyon dolar kıymetindeki silâhların çıktığı liman da bombardı­mana maruz kalan yerler arasındadır. İşgal kuvvetlerinin mevcudu hakkın­da muhtelif haberler gelmektedir.

—  Birleşmiş   Milletler:

Guatemala Hariciye Vekili Toriello bugün Güvenlik Konseyi Başkanlığı­na gönderdiği mektupta şöyle demek­tedir:

..Hükümetimin gelişen politikasından menfaatleri zarar gören bazı yabancı inhisarların tahrikile Honduras ve Nikaragua hükümetleri tarafından açık bir tecavüze maruz kaldık,

Güvenlik Konseyinin haziran devresi başkanı Birleşik Amerika Baş Delege­si Henry Cabot Lodge olduğu için mektup kendisine hitaben kaleme alın­mıştır.

21 Haziran 1954

—" Tegucigalpa   (Guatemala):

Yeni hükümet merkezindeki Anti-Komünist koordinasyon Komitesinden bildirildiğine göre, Albay Castillo'nun idaresindeki silâhlı kuvvetler devletler hukuku mucibince harp hukukuna tabi olmayı talep etmişlerdir. Diğer taraftan yayınlanan bir tebliğde Cumhurbaşkanı Arbenz'in Kızıl tenayüllü rejimini memleketten atmak için halk ayaklanmaya davet edilmek­tedir.

Koordinasyon komitesinden dört kişi­nin imzasile yayınlanan tebliğ orduyu da anti komünist kuvvetlere iltihaka davet etmektedir.

Bu tebliğde asi hava kuvvetlerinin müdafaasız şehirleri bombaladığı id­diası reddedilerek taarruzun hüküme­tin elindeki petrol depolarına tevcih edildiği bildirilmekte ve bu hareketin halka karşı olmayıp memleketi Sov­yet efendilerine satmış olanlara karşı geliştirildiği  ifade  edilmektedir.

22 Haziran 1954

—  Montevideo :

Uruguay Temsilciler Meclisinde dün gece uzun ve hararetli müzakerelerden sonra «Guatemalaya karşı girişilen tecavüzün takbihini isteyen bir sos­yalist takriri 30'a karşı 32 rey gibi gayet az bir farkla kabul edilmiştir. Diğer taraftan 200 kadar öğrenci dün gece Montevideo caddelerinde dola­şarak Arbenz hükümeti lehinde nüma­yişlerde bulunmuşlardır.

— Tegucigalpa  (Honduras) :

İhtilâl Ordusu Reisi Albay Castillo Armas, Guatemala Cumhurreisi Jaco-bo Arbenz ile Komünistleri tutan ida­resinin kayıtsız şartsız teslim olmala­rına talep etmiştir.

Albay Castillo yayınladığı tebliğde ih­tilâlci kuvvetlerin bir çok mühim şe­hirleri ele geçirdiklerini, bir yandan da Guatemala'nın tâ içerlerine kadar sokulmuş bulunduklarını iddia ölmek­tedir.

—  Guatemala City :

Guatemala Ordu Kuvvetleri tarafın­dan yayınlanan bir tebliğde bildirildi­ğine göre, ..düşman tarafından işgal edilen cephenin bütün kesimlerinde şiddetli bir taarruza geçilmiş ve dün gece saat 23.45 de Gualan bölgesinde Asi kuvvetlerle ilk temas tesis olun­muştur, s

Tebliğde muntazam ordu kuvvetleri­nin âsilere taarruz ettikleri ve bun­ları geri çekilmeğe mecbur bıraktıktan ilâve edilmektedir. Düşman uçakları Zacapa şehrinin bazı yerlerini maki­neli tüfek ateşine tutmuştur. Bundan başka Asilere ait uçaklar silâh ve pro­paganda  risaleleri  atmışlardır

Bundan başka Puerto Champerico'da, üzerlerinde patlayıcı maddeler bulu­nan iki şüpheli şahıs tevkif edilmiştir bu şahıslar benzin depolarını havaya uçurmak vazifesiyle paraşütle Guate­mala topraklarına indirilmiştir. Diğer taraftan Puerto Barri limanında si­lâh yüklü bir Honduras yatı ele ge­çirilmiştir.

24 Haziran 1954

—  San  Salvador :

Guatemala Kurtuluş Radyosu bu sa­bah Albay Castillo Armas'ın Birleşmiş Milletlere bir hitabesini yayınlamış­tır. Albay Armas bu mesajında Bir­leşmiş Milletleri, hakikî durum hak­kında tenvir etmek istemiştir.

Armas, kurtuluş hareketinin, Arbenz hükümetinin iddiaları hilâfına yaban­cı menfaatlerden mülhem olmadığını, bilâkis Guatemalalı şeflerin ve mu­hariplerin iştirak ettiği millî hareket olduğunu beyan etmiştir.

Guatemalalıların saflarında Amerika­lıların mevcudiyetini bir kere daha tekzip eden ihtilâl şefi kurtuluş hare­keti hava kuvvetlerine mensup uçak­ların sivilleri ve sivil müesseseleri vahşice bombaladığı hakkındaki ha­berleri de yalanlamıştır.

—  Montevideo :

Üniversite talebeleri, komünist taraf­tarı Guatemala hükümeti lehinde nü­mayişlerde bulunduktan sonra dün gece Amerikan Büyük Elçiliğini taşlamışlardır.

Emniyet makamları, Viktorya Plaza otelinin yambaşında komünistlerin şiddetle aleyhinde bulunan Eîpais ve Eldia gazete idarehanelerinin de taş­landığım söylemişlerdir.

Guatemala «istilâsını» protestj maksa-dile yaptıkları 24 saatlik grevi müte­akip üniversitelilerin kalkıştıkları nü­mayişlerde birçok kimsenin yaralan­dığı bildirilmektedir.

— Washington :

Hariciye Vekâleti sözcülerimden biri bugün burada verdiği beyanatta, son günlerde demirperde gerisinde Guatemalaya 125 vagon silâh ve mühimmat sevk edilmiş olması, bu memleketi merkezi Amerika'da en büyük askerî devlet haline getirdiğine zerrece şüp­he edilemez, demiştir memleketlerden Guatemalaya yapılan silâh sevkıyatının, hükümet kuvvetle­rinin kurtuluş ordusu aleyhine giriş­miş oldukları savaşı lehlerine çevirdi­ğini söylemektedirler.

—  Paris :

Tass Ajansının New-York'tan aldığı bir habere göre, Guatemala hüküme­ti Sovyetler Birliğinin Birleşmiş Milletlerdeki temsilcisine bir telgraf çe­kerek Guatemaladaki durumu incele­mek üzere Güvenlik Konseyinin top­lantıya çağrılması için tavassutta bu­lunmasını rica etmiştir.

25 Haziran 1954

—  Washington :

Bugünkü İngiliz-Amerikan görüşme­lerinde Guatemala meselesi incelen­miştir.

—  Birleşmiş Milletler  (New York) :

Guatemala Dışişleri Vekili Torieilo Honduras Dışişleri Vekiline gönderdi­ği bir mesajla Honduras'tan şunları talep etmektedir.

1— Honduras uçak     meydanlarının.
Guatemala'ya taarruz  eden  kuvvetler tarafından kullanılmasına engel olun­ması.

2— Bu kuvvetlerin iki memleket hu­dudundan geçmelerinin durdurulması.

3— Honduras'ta bulunan bu gibi kuv­vetlerin, milliyetleri her ne olursa ol­sun, silâhtan tecrit ve enterne edilme­leri.

4— Hondurastaki Guatemalalı mülte­cilerin Guatemala hükümeti ve halkı aleyhine fesatçı hareketlerine girişme­lerine mani olunması.

Honduras'ın barışçı niyetlerine Guatemalanın kani olabimlesi için bu şart­ların yerine getirilmesi elzemdir. Gu­atemala Dışişleri Veki'i bu arada, Gu­atemala uçaklarının Honduras top­raklarını bombardıman ettikleri habe­rini de yalanlamaktadır.



İyi   malûmat   alan   çevreler,   komünistBu mesajın bir sureti bilgi    edinmesi için Birleşmiş Milletle1' Genel Sekrete­rine de verilmiştir.

26  Haziran 1954

—  New York :

Birleşmiş Milletler nezdinde Guatema­la Murahhası Edonardo Castillo Arri-ola dün gazetecilere verdiği beyanatta, bir yanda Guatemala meselesi Güven­lik Konseyinde müzakere edilirken, üç uçak Guatemala City'yi bombardıman etmişlerdir, demiş ve şunları ilâve, et­miştin

«Şehrin merkezi civarına 50-100 kilo­luk bombalar utılmiş ve bir kilise ile bir ikametgâh bölgesi tahrip edilmiş­tir. Üstelik mahallelere makine üfeği ateşi açılmıştır.

—  "Washington :

Guatemala, Amerikalılararası sulh ko­misyonu tarafından tahkiakta memur edilen komisyonun Guatemala afazi­sine girmesini reddetmiştir.

27    Haziran 1954

—- Tegucigalpa (Honduras) :

Kurtuluş Kuvvetleri Komutanı Albay Castillo Armas, Chiquimula'da geçici bir hükümet kurmuştur.

—  Tegucigalpa  (Honduras) :

Kurtuluş Kuvvetleri Komutanı Albay Armas tarafından kurulan geçici hü­kümette aşağıdaki şahıslar yer almak­tadır:

Carlos Salazar: Dışişleri Vekili

Luis Valladares Yaycinena: Hükümet Sekreteri

Enrigue Oliva: Savunma Vekili

Humberto Gordoba Corna: Sağlık ve İskân Vekili

Albay Mendoza Azuedia: Ulaştırma Vekili

Jose Luis Arenas Barrera: Ziraat Ve­kili

Orellana Cardona: Çalışma Vekili

Hector Goicolea Villacorta: İktisat Vekili

Jose Calderon Salazar: Haberleşme Vekili

David Guerra: Millî Eğitim Vekili

Hükümetinin kuruluşunu bildiren Al­bay Armas, «Amerikanın ve dünyanın bütün demokrat hükümetlerinden Mil­letlerarası hukuk kaideleri gereğince hükümetine muharip sıfatının tanın­masını»  talebetmektedir.

Ayrıca, neşrettiği çeşitli kararname­lerle, Albay Armas, teşriî ve icraî va­zifeleri üzerine aldığını, millî Kongre­nin feshedildiğini bildiriyor ve irdî ve içtimaî emniyetin garanti edileceği­ni ifade ederek olağanüstü durum müddetince memlekette hâkim olacak kanun hükümlerini izah ediyor.

Yeni hükümetin kabul ettiği bayrak ve kırmızı bantlar ila ortada «tanrı-Vatan-Hürriyet» kelimeleri yazılı bir arma vardır.

Albay Castillo Armas, diğer taraftan, Kostarikah Komünistlerden Vicentc Saenz ile İspanyol Albay .T. E Bayoyu Mexico'da Başkan Arbenz'e yardım maksadiyle «Milletlerarası bir çete» kurmakla itham etmiştir.

— Teguciapala :

«Kurtuluş Radyüsuu'nun dün akşam burada dinlenilen bir yayınında bil­dirildiğine göre, (^Kurtuluş Kuvvetleri» Kumandanı Albay Castillo Armas, Gu­atemala ordusu şeflerini bir askerî hükümet teşkiline ve Başkan Arbenz ile bütün komünist liderleri tevkife davet etmiştir. Ayni kaynağa göre, Albay Armas, bu askerî hükümetin teşekkül ederi etmez Guatemala Gity'e karşı yapılacak taarruz hareketine başlamadan evvel kurtuluş kuvvet­leriyle temasa geçmesini istemiştir. Kurtuluş Radyosunun yayınının su­nunda kan akıtılmasına nihayet veril­mesi lâzım geldiği ilâvo olunmakta­dır. Diğer taraftan, Guatemala'dan gelen haberlere göra, dahili emniyet Şefi Albay Cruz Wer, taşra idare âmirlerine, bütün Anti-Komünistlerin derhal  tevkif  edilmelerini  ve albay Castilo Arraas Kuvvetlerinin hücu­ma geçmesi halinde bunların İdam olunmalarmı emretmiştir.

28 Haziran 1954

—  Tegucigalpa  (Honduras) :

Guatemala Kurtuluş Kuvvetleri Ku­mandanı General Carlos Castillo'nun gönderdiği ültimatoma yeni Cumhur­başkanı Albay Carlos Diaz ehemmi­yet vermemiştir.

General Castillo bu ültimamunda hükümetten bütün komünist merrurları kovmasını ve tevkif etmesini ve Kurtuluş karargâhı ile temasa geç­mesini istemektedir. Aksi halde hü­kümet merkezinin uçaklarla şiddetle bombalanacağı bildirilmektedir.

General Castillo Armas bundan baş­ka Diaz ordusunu hükümete karşı is­yana teşvik etmekte ve Kurtuluş ha­reketine  iltihaka  davet  etmektedir.

General Guatemala hürriyete kavu­şuncaya kadar kuvvetlerinin harbe de­vam eedceğini bildirmektedir.

—  Birleşmiş  Milletler  .New  York) :

Guatemala'nın Birleşmiş Milletlerdeki Delegesi Castillo Arriola. Başkan Arbenz'in istifasını duyunca, «bu karar Guatemala için hayırlı oldu» demiş­tir.

Sözlerine devamlı Arriûla. yeni dev­let Reisi Albay Diez'in çok sevilen dü­rüst bir asker olduğunu ve şimdiye kadar siyasete karışmamış bulunduğu­nu söylemiştir.

—  Tegucigalpa   (Honduras) :

Yeni Guatemala hükümeti, Komünist Partisini bugün kanun dışı etmiştir.

—  Guatemala Cİty :

Kansız bir hükümet larbesile Diaz'ı iktidardan düşüren Monzon asiielerle ateşin kesilmesi hususunda müzakere­lere girişmek üzere derhal tedbirler almıştır.

Radyonun bildirdiğine göre Guatemalanın en korkulan polis teşkilâtının sivil muhafızlar reisi Wear üe beledi­ye Muhafızları Reisi Benjamin Rosenberg San Salvador Büyük Elçiliğine sığınmışlardır.

—  Mexico :

Guatemala hükümet radyosunun dün akşam bildirdiğine göre, askerî hükü­met, bütün siyasî sürgünler ve siya­sî mevkuflar hakkında bir umumî af kararnamesi çıkarmış olduğunu bil­dirmektedir. Kararname derhal yü­rürlüğe girecektir.

—  Bogota :

d Guatemala'nın Sesi- Radyosunun bildirdiğine göre Guatemaia Meclisi yeni askerî hükümet tarafından fes­hedilmiştir. Yeni Hükümet Başkanı Albay Luis Monzon'un imzasını taşı­yan bu kararnamede şöyie denilmek­tedir: Bugün mevcut vahim şartlar içinde meclis, Guatemala milletinin acil ihtiyaçlarına cevap verememekte­dir.»

—  Guatemala City :

Asi kuvvetlere ait uçaklar dün Gua­temala City'nin merkezini bombala­mışlardır. Ölenlerin sayısı henüz bi­linmiyor.

Uçak Savarların şiddetle karşı koy­masına rağmen uçaklar şehrin hava alanını da bombalamıya muvaffak ol­muştur.

—  Legucigalpa (Honduras) :

Guatemala Komünist aleyhtarı ihtilâl kuvvetleri lideri Carlos Castiliio Ar­mas, Guatemala yeni askerî hüküme­tinin kayıdsız şartsız teslimini istemiş­tir.

—  Guatemala City :

Güvenilir bir kaynaktan öğrenildiğine göre, yeni askerî hükümet, ateş kesil­mesini temin ve asî lideri Albay Ar­mas ile bir görüşme temini için Ameri­kan hükümetinin tavassutunu istemiş­tir.

30 Haziran 1954

— Washington :

Guatemalada iktidarı ele alan yeni askerî hükümetin Guatemala'da ateş kesilmesinin temini için Birleşik Amerika ve Salvador'dan müdahale ta­lebinde bulunduğunu dün akşam gizli olarak fevkalâde toplantı yapmış olan Amerikalılar arası teşkilât komisyo­nuna, Amerikan Hariciye Vekâleti Amerikalılar Arası İşler Müsteşar:, M. Hanry F, Holland ile Salvador'un Washington Büyük Elçisi M. Hector Dania Castro tarafından bildirilmiş­tir.

Birleşik Amerika ve Salvador murah­hasları Guatemala hükümeti tarafın­dan yapılan bu talebe muvafakat ce­vabı vermeğe hazır bulundukları    ve ancak bu talebin icap ettirdiği bütün tedbirlerin Amerikalılar arası teşki­lata dahil olan bütün aza memleket­lerin tam bilgileri dahilinde alınma­sı için keyfiyetten evvel emirde teşki­lât konseyine malûmat vermek arzu­sunu izhar etmiş olduklarını söyle­miş lerdir.

—  Bogota :

Guatemala Radyosunun Bogota'da din­lenilen bir yayınında yeni Askerî hü­kümet başkam Albay Monzon'un asi Kuvvetler Kumandanı Albay CastüJo Armas ile bir mütareke imzaladığı bil­dirilmektedir.

—  Bogota :

Guatemala Millî Radyosu, «Ateş kes» in yürürlüğe girdiğini bildirmektedir.

Guatemala'da harfe Yazan: M. Topalak

20/VI/954 (tarihli (Zafer)'den

Geçen mart Karkas'da toplanan Ame­rikalılar arası 10 uncu konferansta beynelmilel komünizmin Amerika kı­tasına nüfuz etmesine karşı müşterek tedbirler ve komünizm aleyhtarı müş­terek bir beyanname ihtiva eden ka­rar suretine Guatemala tarafından itiraz vâki olunca Birleşik Amerika ile bu Orta Amerika memleketi arasında esasen pek iyi olrrnyan münasabetler hayli gerginleşmişti. 'Mayıs sonunda; demir perde arkasında Guatemala'ya silâh ve cephane gönderildi^ hakkın­da şayi olan habe: er ve bun um üzeri­ne açılan münakaşa bu gerginliği büs­bütün arttırmış ve komünistlerin hâ­kim bulundukları Guatemala hüküme­tine ksrşı ne gibi tedbirler alınması lâzım geldiği hususu, Birleşik Ameri­ka ile pu konuda pek de mütesanid olmıyan Lâtin Amerika memleketleri arasında müzakere konusu olmuştur Dün alınan haberler de ise, Guatema­la hudutların m silâhla zorlandığı ve bu memleket şehirlerinin hüviyeti meçhul uçaklar tarafından bombardı­man edildiği bildirilmektedir. Buna muvazi olarak Guatemala Hariciye Vekili beyanatında memlektinin. teca­vüze uğradığını ve Honduras'dan ge­len tecavüzün United Fruit adlı Amerikan şirketi tarafından açıkçi desteklenmekte olduğunu iddia etmiş­tir.

Bu satırların yazıldığı saate kadar ge­len haberlere göre Guatemala hükü­metin muhalefet eden Albay Catilto Armas kuvvetleri bulundukları Hon­duras topraklarından hareketle Guatemalanın üçte birini ele geçirmişlerdir. Diğer taraftan Guatemala hükûmeü" de Birleşmiş Milletlere müracaat et­miştir.

Guatemala'da   1944   den   evvel     askeri bir diktatörlük câri idi. O tarihte de mokratik partilerle ordu işbirliği ederek Ubico'nun diktatörlük rejimine son verdikten sonra, memlekette ko­münistlerin her gün biraz daha nü­fuz ettikleri yeni bir rejim tecrübesi­ne girişilmiş ve bu arada bilhassa ziraî İslâhatla yerlilere toprak tevziine baş­lanmıştır. Bundan nüfuzlu Amerikan Şirketi United Fruit gibi diğer yü ban­cı envestismanlannm da zarar gör­dükleri şüphesizdir. Esasen Guatemaladaki komünist rejim de bu yabancıdüşmanlığını ve buhara Birleşik Amerika'ya ve bu memleketin togeb nüslerine karşı husumeti körüklemeyi, başlıca manevralarından biri haline getirmiş bulunmaktadır. Guatemala'ds komünistler doğrudan doğruya hükûmeti ele geçirmemiş olmakla berabe; üaşlıca partileri ve bütün işçi sendika­larını kontrol altına almış, memleke­tin her türlü hayatî koflarına nüfuz etmiş bulunuyorlardı. Yalnız, Başkan Anbez'in ve ordunun İşi son haddim götüremiyecekleri ümit edilmekte idi. Şu var ki, Guatemala'ya demir perde arttasından silâh gönderildiğinin mey­dana çıkması, bu konudaki son ümitler gibi, son tereddütleri de ortadan kaldırmış ve hakikî bir komünist re­jimle mücadele bahis mevzuu olmuş­tur.

Komünist rejim, Guatemala'da Uni­ted Fruit kumpanyasına ait 30.000 nektarlık araziye el koyunca Amerika hükümeti şirkete tazminat verilmesini istemiş, fakat bu talep Guatemalalı iîomünist idareciler tarafından kabul edilmemiştir.

Sunun üzerinedir ki Guatemala'dan mınduras ve Nikaragua'ya bir müîted akını başlamış ve bütün bu muha­lifler  Albay  Armas'ın   kumandasında

toplanmışlardır.

Hayısta Guatemala'ya komünist mem­leketlerden gelmeye başlayınca, Birleşik Amerika bir yandan abluka­mı sıklaştırırken, diğer yandan Albay ftrmas     kuvvetlerinin     bulunduklar:


Honduras'a ve Nikaragua'ya silah teslimatını hızlandırmış, bu Ni­karagua, Guatemala ite diplomatik münasebetlerini keserken, bir Guate­mala  Honduras dostluk paktı tasarı­sı da akîm bırakılmıştır.

Bu suretle tecrit edilen Guatemala'ya Şimdi işte bu Albay Armas'ın Kuvvet­leri  hücum etmektedir. Guatemala şehirlerini bombalayan uçakların da yine iju kuvvetlere  veya bunlara yardım eden bir devletin uçakları olduğu şüphesizdir.

Amerika kıtasında, vaktiyle başka korunma çâreleri alınmadığı için. şim­di komünizme karşı ilk silâhlı mücadele başlamıştır.

12 Haziran 1954

— Buenos Aires :

Arjantin Demir Sanayii İşçilerinin gervi esnasında çıkan karkaşalıklarda alakası bulunduğu için tevkif edi­len Komünist elebaşlanndan Hugo Gremico verdiği ifadede şunları söy­lemiştir:

^Komünistlerin silâh ve cephaneleri vardı. Maksatları da hükümeti devir­mekti. Bu teşebbüste Arjantin Radi­kal Partisi bizi desteklemek teklifinde bulunmuştu. Fakat biz, hareketin ida­resini tek başımıza sağlamak gaye­siyle bu işbirliğini reddettik.

4 Haziran 1954

— Buenos Aires :

Arjantin hükümeti dün akşam neşret­tiği bir tebliğde, Guatemala hüküm­ranlığına riayet lehinde vaziyet al­mıştır. Tebliğde ezcümle şöyle denil­mektedir: «Bir milletin hükümranlığı­na halel verecek herhangi bir hareket o milletin en tabii hakkının ihlâli ma­nasını tazammun eder. Bütün Ameri­ka memleketleri müşterek bir mukad­deratla birbirlerine bağlıdırlar ve bi­risine dokunan bir hareket diğerleri üzerinde de derin bir tesir yapar.»

—  Rio De Janeiro :

Brezilya Yugoslavya arasında dün ye­ni bir ticaret anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma hükümlerince iki memle­ket, aralarında senede 27 milyon do­lar tutarında mal mübadelesinde bu­lunacaklardır.

—  Rio De Janeiro :

Brezilyalı bir Matematik Profesörü akıcı cisimlerin hareket kuvveti hak­kında  132 seneden beri halledilememiş olan bir problemi hallettiğini iddia et­mektedir.

Profesör, meşhur Navier-Stokes mua­delesinin halledilmiş bir nüshasını Brezilya  ilim akademisine  vermiştir.

Akıcı cisimlerin hareketine dair ilk te­ori 1822 de Fransız Fizikçisi Navier tarafından ortaya atılmış, bu tarihten 20 sene sonra İngiliz Fizikçisi Gabriel Stokes bazı ilâvelerle bu teoriyi mükemmeleştirmiştir.

Brezilyalı Profesör, Einstein'in meş­hur relativite nazariyesinin yardımı ile bu muadeleyi hallettiğini bildir­mektedir.

3 Haziran 1954

— Tahran :

Dört seneye yakın bir zamandan beri Tahran'da tatbik edilmekte olan gece sokağa çıkmak yasağı, hükümet mer­kezinin Askerî Valisi General Teymur Ahtiyar'm bir emirnamesiyie dün yürürlükten kaldırılmıştır. Ramazan dolayısiyle geceleri sokağa çıkabilmek müsaadesinin bir aydan beri tatbiki neticesinde Tahran'da asayişin bun­dan böyle mükemmel bulunduğu an­laşıldığından mevzuubahs yasağın ta­mamen kaldırılması muvafık görül­müştür.

Bu emirname ile birlikte hemen aynı zamanda olmak üzere hükümet Musaddıkın en yakın arkadaşlarından üçünü dün öğleden sonra kefaletle serbest bırakmıştır. Bunlar şahın İran' dan ayrıldığı 16 ağustos 1953 tarihin­den sonra Musaddık'ın kurmaya te­şebbüs ettiği Niyabet Meclisine işti­raki kabul etmiş olmakla itham olu nan sabık Dahiliye Vekili Gulam Hü­seyin ve Ali Şayegân ile Ahmet Ravazi adlarındaki iki mebustur.

17 Haziran 1954

— Tahran :

İran-Sovyet ticarî anlaşması bu sabah temdit edilmiştir. Mübadele esasına göre aktedilmig olan bu anlaşma her yıl, Sovyet Rusya ile İran arasında te­ati olunacak eşya listeleri yeniden gözden geçirildikten sonra yenilen­mektedir.

20    Haziran 1954

—  Tahran :

Amerikan Havacılık Vekâleti Müste­şarı Lewis S. Thompson bu sabah dört gün kalmak üzere Tahran'a gel­miştir. Müsteşar İran'da kaldığı müd­det zarfında, askerî Vali Kurmay Baş­kanlar ve İran'daki Amerikan askerî heyeti Müdürü General Mac Clure ile görüşecektir.

M. Lewis Thompson'un ziyareti İran Havacılığının inkişafı hakkındaki Amerikan tasarısı ile ilgili bulunmak­tadır.

21   Haziran 1954

—  Tahran :

Müçtehit Kâşani'nin yayınlayıp hükü­metçe men edilen beyannamesi bugün İttHaat gazetesinde neşrolunmuştur. Kâşani bu beyannamesinde, yabancı­lara, mazide olduğu gibi (istismarcılık) zihniyetlerini tekrarlamamalarını ih­tar etmektedir.

9  Haziran  1954

Tahran :

İrak'ta Genel Seçimler için oy verme bu sabah saat 6 da başlamıştır.

Bağdat'ta sükûn hüküm sürmektedir. Bununla beraber, seçim bürolarında ve bir kısmı da kamyonlara binmiş halde polis kuvvetleri hazır bir du­rumda beklemektedirler.

15 Haziran 1954

Bağdat :

Irak Genel Seçimlerinde ilk turda ne­tice almamıyan bölgelerde tamamla­yıcı seçimler dün yapılmıştır. Bu se­çimler de tam bir sükûn içinde cere­yan etmiştir. Kafi neticeler esasen beklendiği veçhile, meclisin daha ilk turda belirmiş bulunan parti kuvvet­leri muvazenesinde herhangi bir de­ğişiklik yapmamıştır.

Filhakika birinci turda başta gelen Nuri Said'in meşrutiyetçiler birliği 53 mebusluk ve ayrıca 19 kuvvetli taraf­tarla Önderliği muhafaza etmektedir. Zaten ikinci, tamamlayıcı turda sade­ce 9 mebus seçilecekti. Bütün meclis 135 üyeden teşekkül etmektedir. Son neticelere  göre  durum şudur:

Meşrutiyetçiler Birliği: 53

Müstakiller: 47 (19'u Meşrutiyetçilere taraftar) Sosyalist Millet Partisi: 18 (Reis salâh Cabir).

Millî Cephe:  17

Birleşik   Halkçılar  Cephesi:   2

17 Haziran 1954

—  Bağdat :

Baş Savcı, Bağdatta yayınlanan «Savt El Ahali» (Halkın Sesi) adındaki gazete hakkında, dost bir devlet aley­hinde hakaretamiz yazılar yayınladı­ğından dolayı takibat açmaya karar vermiştir. Bu karar bahis mevzuu ga­zetenin Türk Politikası hakkında ge­çen mayıs ayında yayınladığı iki ma­kale üzerine alınmıştır.

24 Haziran 1954

—  Washington :

İrak Erkânı Harbiye Reisi General Re­fik Arif Birleşik Amerika askerî te­sislerini tetkik etmek üzere dün öğle­den sonra Washington'a gelmiştir. Ge­neral Refik Arif ile refakatinde bulu­nan General Ali Galip kendilerini Washington'a getiren uçaktan indikleri zaman 17 pare top atışı ile selâmlanmışlardır. Generaller, hava alanında. General Weible ile Hariciye Vekili Mu avini Henry Byroade ve Washingtondaki Irak Büyükelçiliği mensupları tarafından   karşılanmışlardır.

12 Haziran 1954

— Beyrut:

Lübnan Dışişleri Vekili ile Batı Almanyanın Beyrut Elçisi bugün mem­leketleri arasında akdi tasarlanan ti­caret anlaşmasını imzalamışlardır. Bu anlaşma gereğince Batı Almanya de­mir, tarım aletleri, kimyevî madde­ler, ölçü aletleri ve endüstri malzeme­si verecek, buna karşılık narenciye, kuru meyva ve tarım mahsuleri ala­caktır.

16 Haziran 1954

— Beyrut:

Lübnan Başvekili Abdullah Yafi, İrak Veliahtı Prens Abdülilâhın bugün Cumhurreisi Camille Chamoun ile va­ki mülakatından sonra, France-Presse Ajansı muhabirine verdiği demeç­te şunları söylemiştir: «Prens Abdülilâhm Lübnanda yaptığı göiüşmeler tam bir muvaffakiyetle ne­ticelenmiştir.»

19 Haziran 1954

—  Beyrut:

Lübnan'a 6 milyon dolarlık kredi açıl­ması hakkındaki anlaşmanın imzalan­ması dolayısile Beyrut'ta Lübnan Dış­işleri Vekâletinde bir tören yapılmış­tır.

Anlaşmayı Lübnan namına, Dışişleri Vekili Alfred Nakkaş, Amerika adin'da Birleşik Amerika Elçisi Raymond Ha­re ve Hugh Farley imzalamıştır.

28 Haziran 1954

—  Beyrut :

Abdullah  Yafi  Hükümeti  bire karşı 33 oyla  itimat reyi  almıştır.

10 Haziran 1954

—  Şam :

Sabri Assali'nin başkanlığında Suriye Kabinesi  istifa   etmiştir.

—  Şam :

İnanılır kaynaklardan öğrenildiğine göre, Sabri Assalî Kabinesinin istifa sı üzerine, Cumhurreisi dün akşam istişarelerine başlamış ve bu arada bazı müstakil ve Sosyalist liderleri kabul etmiştir.

Ayni kaynakların ilâve ettiğine göre, Halkçı Parti Lideri Rüştü Kâhya'dan acele olarak Şam'a dönmesi telgrafla rica  edilmiştir.

Buhranın 48 saatten evvel halledilemiyeceği tahmin edilmektedir.

18  Haziran 1954

— Şam:

Yeni Suriye Hükümeti Gazi Said ta­rafından bugün kurulmuştur.

19   Haziran 1954

—• Şam:

Suriye Millî Meclisi bir muhalife kar­şı 63 oyla Said Gazi Kabinesine güveni ni bildirmiştir.

Başvekil Mecliste kısa bir hitabede bulunarak şöyle demiştir:  «Hükümetimizin başlıca gayesi, tam bir tarafsız­lık içinde ve en kısa zaman zarfında seçimleri  tertiplemektir.»

Bunu müteakip Başvekil mebuslar­dan, seçim tarihini tesbit edebilmek için, seçim kanununda yapılması iste­nen tadili bir an Önce müzakereye başlamalarını istemiştir.

Dış politikaya temas eden Başvekil Suriye'nin Arap memleketleriyle kardeşçe münasebetler idame ettire­ceğini Filistin meselesi hususunda müteyakkız bulunacağını ve her han­gi bir milletler arası taahhüde girişmeksizin, bütün dost memleketlerle samimi münasebetler idame ettireceği­ni bildirmiştir.

26 Haziran 1954

— Şam:

Bugün burada Suriye ile İran hükü­meti arasında bir dostluk paktı imza­lanmıştır. Dışişleri Vekâletinde yapılan törende Suriye Hariciye Vekili İzzet Sakal memleketi namına, İranın Şam Elçisi Müşfik Kâzımı de İran adına andlaşmayı imzalamışlardır.

Bu pakt, gerçekte, General Çiçekli idaresi zamanında imzalanmıştı. Fa­kat Suriye parlamentosu gayri meşru bir hükümet tarafından imzalanan bir muahedeyi tasdik etmek istemediğin­den, Andlaşmanın yeniden bugünkü Dışişleri Vekili tarafından imzalan­masını istemiştir. Andlaşma yakında, berayı   tasdik   Meclise   sunulacaktır.

Haziran 1954

—  Telaviv :

İsrail ordusu için Erkânı Harb Su­bayı yetiştirmek üzere İsrail'de bir okul açılmıştır. Açılış merasiminde İs­rail Cumhurreisi M. îshak Benzvi ve Başvekil Moşe Şaret hazır bulunmuş­lardır.

İsrail Ordusu Erkânı Harbiye Reisi General Moşe Doyan, bu münasebetle irad ettiği nutukta, İsrail Subayları­nın dört seneden beri Fransa ve İngil­tere'de tahsil etmekte bulunduklarını ve bu itibarla şimdi İsrailde bir Er­kânı Harb Okulunun açılmasına imkân hasıl olduğunu söylemiştir.

6 Haziran 1954

—  Telaviv :

İsrail-Lübnan muhtelit mütareke ko­misyonu Lübnan makamlarından İsra­il polis kuvvetlerine karşı vaki teca­vüzlerin tekerrürüne mani olunması için lüzumlu tedbirlerin alınmasını is­temiştir.

Filhakika geçen sah günü İsrail poli­sine mensup bir zırhlı otomobil Lüb­nan hududu civarında tecavüze maruz kalmış ve yapılan tahkikat neticesin­de hâdiseye Lübnanlıların sebep oldu­ğu mütareke komisyonunca tesbit edil­miştir.

10 Haziran 1954

—  Toledo   (Ohiol :

İsrail Büyük Elçisi Abba Eban. Eisenhower idaresini ortadoğuda İsrailin güvenliğini tehlikeye düşürmekle it­ham etmiştir.

Abba   Eban   bugün   yaptığı   konuşmada, »Ortadoğuda Gâivenliğin tesis e-dilmesi. İsraile yapılan zararın tami­ri  ile  mümkün  olabilir  demiştir.

17 Haziran 1954

—  Kudüs :

Resmen bildirildiğine göre, İsrail ve Sovyetler Birliği Elçiliklerini müteka­bil olarak Büyük Elçiliğe tahvil etmi-ye karar vermişlerdir. Bu karar, İsra­il Hraciye Vekâletiyle Tel Aviv'deki Sovyet Elçiliği arasında vukubuîan müzakereler   neticesinde   alınmıştır.

29 Haziran 1945

—  Telaviv :

İsrail Başvekili Moşe aŞret, dün Tel-Aviv'de tertib ettiği bir basın toplan­tısında, Îsrail-Ürdün hudut anlaşmaz­lıklarının doğurduğu gerginliği azalt­mak maksadiyle öne sürülen son îngiliz-Fransız-Amerikan tekliflerine ce­vap vermek için İsrail hükümetinin henüz hiç bir karar almadığım bildir­miştir.

İsrail Başvekiline göre İsrailin cevabı üç Batılı Devlet tekliflerinde tadilât yapılması esasına dayanacaktır. Fa­kat, Başvekilin kanaatince, bu teklif­lerin akibeti karşı tarafın işbirliği yapmak hususundaki arzusuna bağlı olacaktır.

Amerikanın özel temsilcisi Eric Johnston ile yaptığı görüşmelerden bahse­den Moşe Şaret, Şeria ve Yarmuk Nehirleri suları hakkında henüz hiç­bir kesin anlaşmaya varılamadığını bildirmiştir. Başvekile göre, Lübnanın Litani Irmağı sularının kullanılması­na muvafakat etmesi bütün tasarıların gerçekleşmesine engel olmaktadır.

İsrail  hük&.«Hjhe  teklif edilen  herhangi bir tasarı karşısında îsraüin takip edeceği hareket tarzı, Başvekilin belirttiğine göre, suların taksiminde kendi   haklarının   muhafaza   edilmesine bağlı olacaktır. Bu taksim, ayni gamanda, İsrailin şimdiki ve gelecekte­ki hayatî ihtiyaçlarını kargılıyabilmelidir.

17 Haziran 1954

—  Amman :

Suudi Arabistan Hükümdarının Ür­dün Kralı Hüseyin nezdinde yaptığı son 4 günlük ziyaretten sonra bu sa­bah neşredilen bir tebliğde her iki Arap memleketinin Arap Birliğini des­teklemeye devam edecekleri ve bu teş­kilâtla yapmakta oldukları işbirliğini muhafaza   edecekleri  bildiriliyor.

Tebliğde her iki hükümdarın da Hi­caz Demiryolu inşaatının mümkün ol­duğu kadar kısa zamanda gerçekleş­tirilmesi için mümkün olan her şeyin yapılmasında anlaşmaya vardıkları tasrih ediliyor.

Ayrıca, Arap memleketleri arasında askerî işbirliğinin mevcut kollektif Güvenlik-paktına uygun olarak kuv­vetlendirilmesi de temenni ediliyor.

20 Haziran 1954

—  Amman :

Ürdün ile Japonya arasında diploma­tik münasebetlerin kurulması husu­sunda hükümet tarafından vaki teklif, bir Kraliyet kararnamesi ile tasvib olunmuştur.

26 Haziran 1954

— Amman :

Ürdün Münakalât Vekili Seyyid Ah­met, bugün Amman'da Arap postalan birliği konferansını açmıştır.

Konferansa Mısır, Lübnan, Suriye, Suudî Arabistan, Libya, Ürdün Dele­geleri iştirak etmişerdir. Arap Birli­ğine dahil memleketlerden Yemen ve İrak delege göndermemiştir.

29 Haziran 1954

— Washington :

Dış memleketlere yardım idaresi, Amerikan iktisadî yardımı olarak Ür­dün'e 8 milyon dolarlık bir kredi açıl­mış olduğunu bildirmektedir.

Birleşik Amerika ile Ürdün arasın­da 15 haziran tarihinde bir iktisadî yardım paktı imza edildiğini bildiren haberden beri ilk defa açılmış olan bu kredi, yeni yollar inşası, sulama işle­rinin ıslâh ve tanzimi, ziraat ve hay­vancılığın geliştirilmesini derpiş eden hükümet programının kısmen finans­manında  kullanılacaktır.

Amerikan-Ürdün iktisadî yardım paktı, Birleşik Amerika ile bir Arap memleketi arasında bu neviden akde­dilmiş olan ilk partiyi teşkil etmek­tedir.

1 Haziran 1954

—  Toronto :

Japonya, ilk defa olmak üzere Kanada'da bir konsolosluk teşkil etmek­tedir.

Yeni tâyin edilen konsolos Kenzo Yoşida ve yardımcısı, Japonya'dan bu­raya  gelmişlerdir.

—  Tokyo:

Son yıllarda pek tesadüf edilmeyen Harakiri vasıtasiyle intihar gene Ja­ponya'da belirmeye başlamıştır. 73 yaşlarında bir tefeci kadın iflâs etti­ği için şerefini kaybettiğine kani ola­rak, bir kılıçla karnını deşmek sure­tiyle intihar etmiştir.

4 Haziran 1954

—  Tokyo:

Japon parlâmentosunun tarihinde ilk defa olarak dün meclisteki karışık­lıkları bastırmak için polis çağırmak mecburiyeti hasıl olmuştur. Sosyalist Mebuslar Meclis Başkanı Çuşumi'yi komiteler salonuna kapatmışlar ve bunu müteakip meclise giden bütün yolları tutmuşlardır. Bu arada 25'i po­lis olmak üzere elli kadar şahsın ya­ralandığı   tahmin  edilmektedir.

Sosyalist gruba mensup altı kadın mebus başkanlık mevkii ve vekiller heyetine tahsis edilen sıraları işgale muvaffak olmuşlar ve parlâmento ça­lışmalarının uzatılması yolundaki hü­kümet talebine muhalefet edecekleri­ni  bildirmişlerdir.

Mamafih başka bir odaya kapatılmış bulunan  meclis  başkanı     çoğunluğun kararını mebuslara bildirmenin bir yo­lunu bulmuş, fakat meclis binasından ancak muhafızların yardımı ile arka-kapıdan çıkıp gidebilmiştir.

Bir hükümet sözcüsü dünya seyahatine çıkması kararlaştırılan Başvekil Yoşida'nin hareketinin gayri muayyen bir zamana bırakıldığını bildirmiştir. Başvekil polis kuvvetinin yeniden teş­kilâtlandırılması .hakkındaki kanun tasarısı meclis tarafından kabul edilin­ceye kadar Tokyo'da kalacaktır.

Bu sabah beynatta bulunan Diyet Meclisi Başkanı da Meclisin feshini ve Başvekilin seyahatinin tamamen ipta­lini istemiştir.

Meclis Başkanının kanaatince dün ge­ce, parlâmento müzakereleri sırasın­da husule gelen hâdiseler, siyasî ba­kımdan süratle bir hal çâresi bulunrnasinı gerektirmekte ve bu sebepten Başvekilin seyahatinden vazgeçmesini lüzumlu kılmaktadır.

5 Haziran 1954

—  Tokyo:

Diyet Meclisi Başkanı Yahaşi Kawai Meclisin bugünkü genel oturumunu feshetmiştir. Bilindiği gibi Kawai dün­kü hâdiseler sırasında sosyalistler ta­rafından odasında kapalı tutulmuş ve bu yüzden toplantı salonuna gideme­mişti.

Bu karar çoğunluğun şiddetli protes­tolarına sebep olmuştur.

—  Tokyo:

Eyalet Meclisi Sosyalist azaları da, Di­yet Meclisindeki arkadaşlarını taklid ederek  Diyet  Meclisi  müzakerelerinin daha fazla uzatılmasına mâni olmak maksadiyle Meclis Başkanı Kawai'yi hapsetmişlerdir. Oturumun bugün sa­at 15'te açılması gerekmekteydi.

Kapıların yanında iki sıralı bekle­mekte olan polis kuvvetleri, her an başkan Kawai'ye geçiş temin etmeğe hazır bir vaziyette beklemektedirler.

Muhalif ve ekseriyet partilerine men­sup üyelerin koridorlardan gelen ses­leri dışarılara aksetmektedir.

Diğer taraftan Diyet Meclisinin genel oturumunda, hükümet çoğunluk parti­si mebusları müzakerelerin on gün daha uzatılmasına karar vermişler, muhalif mebuslar, ise bu kararı boykot etmişlerdir.

—  Tokyo:

Başvekil Şigeru Yoşida, Liberal Par­tinin fevkalâde toplantısında, Japon Sosyalistlerinin Demokrat rejimi de­virmek için komplo kurmuş oldukları­nı beyan etmiştir.

Başvekil son hâdiseleri şiddetle tenkid ederek Sosyalist tertibini muvaf-fakiyetsizliğe uğratmak gayesile seya­hat programından, muvakkat bir za­man için vazgeçtiğini bildirmiştir.

18 Haziran 1954

—  Tokyo:

Japon hükümeti bugün Japonyanın Birleşmiş Milletler Asya ve Uzak Do­ğu iktisat komisyonuna (Ecafe) res­men adaylığını koymasına karar ver­miştir.

Birleşmiş Milletleriktisat konseyi ge­çenlerde bu adaylık için muvafakatini bildirmişti.

22 Haziran 1954

- Tokyo:

Pearl-Harbour harekâtını idare etmiş olan General Tanagi Japonyanın yeni Hava Kuvvetleri Genel Kurmay Baş­kan Yardımcılığına tayin edilmiştir. 1 temmuzdan itibaren faaliyete geçe­cek Olan harp sonrası Japon Hava Kuvvetleri başına getirilen General Tanagi eskiden deniz Albayı ve Hava Stratejisi  Mütehassısı idi.

24 Haziran 1954

Tokyo:

İngiliz Dış İşleri Vekili Eden'in dün Avam Kamarasında bir Asya Lokarno anlaşması ve Pasifik Paktı hususunda­ki beynatim bahis mevzuu eden Japon yetkili çevrelerinde bunun akamete uğramaya mahkûm bir teklif olduğu belirtilmektedir. Bu çevrelerde Güney Doğu Asya antlaşmasının Kolombo Paktı memleketlerine ve Asya'daki Amerikan Peyklerine teşmilinin ma­nevi sahada büyük bir kıymete sahip olacağı ve cezbedici bir mahiyeti ha­iz bulunduğu belirtilmektedir. Bunun­la beraber bir Asya Lakorno anlaşmasının akdi teklifi endişe uyandırmak­tadır. Filhakika bu çevrelerde saldır­mazlık paktlarının müessir olmadığı­nın tarihte pek çok defalar görüldü­ğünü ve bizat Avrupa devletlerinin ikinci Dünya Harbinin sonundan beri Komünistler tarafından yapılan yeni bir Lokarno anlaşması tekliflerini reddettikleri belirtilmekte ve böyle bir anlaşmanın Asya'da neden daha mü­essir olacağı sorulmaktadır. Bundan başka, milliyetçi Çin hükümetini tanı­maya devam eden Amerikan hüküme­tiyle diğer Asya hükümetleri, politi­kalarından esaslı bir değişiklik yap­madıkça. Komünist Çin rejimini de şamil olacak bir pakt fikrini katiyen kabul edemiyecekleri belirtilmekte­dir.

Bu arada Japon çevreleri Washington'da yapılacak İngiliz Amerikan görüşmeleriyle Yeni Delhi'deki Neh-ru-Çu En Lai temasını endişeli bir dikkatle takip etmektedirler. Bu çev­relerin kanaatince, Cenevre konferan­sının müsait bir şekilde gelişmesine rağmen İngiltere Çin Halk Cumhuri­yetini, Komünist bir devlet olarak de­ğil, sadece bir Asya devleti olarak te­lâkki ederse, çok hataya düşeceğini ileri sürmektedirler.

Netice itibariyle bu çevreler Ameri­kanın Komünist Çin'e karşı takip et­tiği politikaya İngiliz tekliflerinin her hangi bir tesir icra etmiyeceği ve İngiliz-Amerikan görüşmelerini müteakip bu politikada her hangi bir değişiklik yapılmıyacağı   zannedilmektedir.

1 Haziran 1954

—  Taipeh (Formoza) :

Milliyetçi Çin Başvekili O. K. Yui bu­gün yemin etmiş ve yaptığı konuşma­da, Çin kıtasında komünistlerle çarpış­manın yakın olduğunu söylemiş ve «mukadderatımız, artık karar verme zamanının geldiğini göstermektedir»-demiştir.

5 Haziran 1954

—  Taipeh :  

Milliyetçi Çin hükümeti Vietnamla normal siyasî münasebetlerinin en tez bir zamanda kurulması teklifinde bu­lunmuştur.

18 Haziran 1954

—  Tokyo:

Pekin Radyosunun iddia ettiğine göre, Komünist Çin, Birleşik Amerika'nın Ambargo tatbikine rağmen, 50 dev­letle ticarî münasebetlerini inkişaf ettirmektedir.

16 Haziran 1954

—  Taipeh:

Formczadaki Çin Hükümeti, Praca adlı Polonya bandıralı bir şilebin sü­varisine ve on bir kişilik müretteba­tına, dün siyasî iltica müsaadesi ver­miştir.

İçinde, tepkili uçaklar için gazyağı bulunan 8747 tonluk stratejik ehem­miyeti haiz malzeme ile elektrik mal­zemesi ihtiva eden 2527 sandığı komü­nist   Çin'e   taşıyan     bu   şilep,   4   ekim 1953 tarihinde Milliyetçi Çin donan­masına mensup birlikler tarafından yakalanmış ve Formozanın bir lima­nına  götürülmüştü.

Dikkatli bir araştırmadan sonra, ko­münist Çin'e ait olduğu açıkça anlaşı­lan bu hamule, Çinr mahkemesinin verdiği bir kararla müsadere edilmiş­tir. Geminin süvarisi ile, hepsi Polon­yalı olan 30 kişilik mürettebatından onbiri kendi memleketlerine dönmeyi reddederek, Formozaya iltica etmeğe karar vermişlerdir. Çin hükümeti, bunlara, talep ettikleri müsaade veril­diğini,  dün resmen bildirmiştir.

Sovyet Peyki bir memlekete mensup kimselerin ilk. defa olarak hür Çin'e iltica etmeleri, kayda değer bir hâdise teşkil ettiği gibi Çin halkı bu hâdiseye hususi   bir   ehemmiyet   atfetmektedir.

20 Haziran 1954

—Hong Kong :

Pekin Radyosunun yayınladığı 19 ha­ziran tarihli bir kararnameye göre Komünist Çin'de bütün bölge idareleri lağvedilmektedir. Bundan böyle eyalet idareleri doğrudan doğruya merkezi hükümete bağlı olacaktır.

Kararnamenin hedefi, mülkî idareyi ve diğer devlet teşkilâtını merkezileş-tirerek takviye etmek, kırtasiyeciliği azaltmak suretile de idareyi daha te­sirli ve süratli bir hale sokmaktır.

Mahallî eyalet komisyonları adım ta­şıyan ve şimdi kaldırılmakta olan bu teşkilât her biri bir memleket genişli­ğinde olan şu bölgelere şamil bulunu­yordu :

1— Mançurya

2— Kuzey Çin

3— Doğu Çin

4— Orta Güney Eyaleti

5— Güney Doğu Eyaleti

6— Sinkiangı da ihtiva eden Kuzey-Batı Eyaleti.

Muhtar idare makamları ve teşkilâtı yalnız iç Moğolistan bölgesi ile Tabiatın' de bırakılmıştır.

30 Haziran 1954

— Rangun:

Çin-Birman görüşmeleri hakkında müşterek tebliğ mahalli saatle gece ya­nsı. Çu En Lai'nin hareketinden son­ra neşredilmiştir.

Tebliğde, her iki memleket Başvekil­lerinin, Hindistan ile Çin arasındaki münasebetlerden mülhem olarak, ay­ni münasebetlerin Çin ile Birmanya arasında da tesisi için bir anlaşmaya vardıkları bildiriliyor.

Her iki Başvekil, kendi milletlerinin başkanlarının müdahalesi olmaksızın, arzu ettikleri hükümet şeklini seçmek­te serbest olduklarını bildiriyorlar.

Çin Başvekilinin Rangun'u ziyarete Birmanya Başvekili tarafından davet edildiğini bildiren tebliğ şöyle devam ediyor:«Her iki Başvekil memleketlerini il­gilendiren müşterek meselelerde sa­mimi görüşmeler yapmışlar ve dün­yada ve bilhassa Güney-Doğu Asya'da barışın tesisi için bütün gayretlerini sarfetmeğe karar vermişlerdir. Ayni zamanda Cenevre'de görüşülen Hin­dicini barışı meselesinin de tatmin edici bir şekilde sona ereceğinden ümitli olduklarını da belirtmek ister­ler.»

Çin-Birmanya münasebetleri bahsinde şu hususlar tesbit edilmiştir:

1— Karşılıklı   olarak      hükümranlık ve toprak    bütünlüğünün    tanınması,

2— Saldırmazlık,

3 — İç işlere mü­
dahale      edilmemesi,  

   Karşılıklı
hak ve menfaatlerin korunması,

45 —Barış içinde beraber yaşama.

Bu esasların iki memleket arasındaki bütün münasebetlerde göz önünde bu­lundurulması için bir anlaşraaya varıl­dığı bildirildikten sonra tebliğde şöyle deniliyor:

«Eğer bu esaslar bütün memleketler tarafından tatbik edilirse, çeşitli sos­yal sistemlere tabi rejimler barış için­de bir arada bulunabilecek ve saldır­ma tehdidi veya iç işlere müdahale gi­bi meseleler ortadan kalkacak ve yer­lerini karşılıklı bir güvenlik hissi al­çaktır.»

Pekin Sahnede Yazan:  Ö, S. Coşar

23/VI/954 tarihli (Cumhuriyet)' ten

Cenevre konferansı ile beynelmilel politika sahnesine girmiş olan Ko­münist Çin hükümeti temsilcileri, Ba­tılı diplomatlar ile temaslarını arttır­maktadırlar.

Pekin hükümetinin Dış Bakanı Chou En Lay, İsviçrede Eden ile yaptığı u-zun boylu hususî temaslar sonunda Londraya bir maslahatgüzar gönderme yi kabul etmiştir. Bu görüşmeler sı­rasında ticaret meselesinin de ele alın dığı muhakkatır.

Daha sonra Komünist Çin idarecisi, komünist aleyhtarı Laos ve Kamboç­ya delegelerini ziyafete çağırmış, on­larla durumu müzakere etmiştir. Şim­di de Fransanın yeni Başbakanı, Ch­ou En Lay ile tanışmak ve Hindicini meselesini görüşmek üzere Cenevreye gitmiştir. Bugün, Kızıl Çin lideri İsviçreden ayrılacak, Hindistana gide­cek ve orada başbakan Nehru'nun resmî davetlisi olarak 3 gün kalacak­tır.

Bu diplomatik faaliyet, Güney-Doğu Asyada komünistlere karşı müşterek bir cephe tesisine çalışmakta olan Birleşik Amerikanın hazırlıklarını geciktirici, hattâ sekteye uğratıcı ma­hiyette değil midir?

Birleşik Amerika, Pekin hükümetinin, Rusyanın kontrolü altında bulunduğu­nu, Korede giriştiği tecavüz yüzünden Birleşmiş.   Miletler   tarafından   resmen


takbih olunduğunu hatırlatmakta ve ona karşı hür milletlerin müştereken cephe almalarını, Pekini tanımama­larını istemektedir. İngiltere ve onun­la aynı fikirde olanlar ise, komünist Çinin zamanla yeni bir «Tito hâdise­si" ne yol açabileceği kanaatindedirler ve bu sebeble Chou En Lay ile münasebetleri kuvvetlendirerek buna imkân   verilmesini   istemektedirler.

Komünist Çin, 1952 yılının son ayla­rında ilk (5 yıllık plân) m 'hazırlan­dığını ve 1953 yılında tatbik mevkiine konacağını ilân etmişti. Ayın gün ya­pılan açıklamada, genel seçimlerin de yapılacağı bildirilmişti. Stalinin ölü­münden bir kaç gün sonra Pekine bü­yük elçi diye gönderilen Kuznetsov'un, bilhassa sanayileşme plânlarının tatbikinde Komünist Çin idarecilerine yardım edeceği de öğrenilmişti. Fa­kat dokuz ay sonra Moskova, Kuznetsov'u geri çağırmış, yerine çok daha «diplomat .i tanılan Paul Yudin'i gön­dermişti. O zamandan beri demirper­de dışından tedarikine çalıştığı mal­zemeyi de gözönünde bulunduran İn­giliz diplomatları, Moskova - Pekin mihverinde çatlaklar husule geldiğini, Komünist Çinin sanayileşme plânla­rının Rusyanın yardımı ile yürütülemediğini söylemekte, Komünist Çini, komünist Rusyadan ayırmak için or­taya fırsat çıktığını ileri sürmektedir­ler.

Komünist Çini Rusyadan ayırmak, ti­rada da bir (Tito hâdisesi) yaratmak muhakakk ki Kremline kafi bir dar­be olacaktır. Fakat bu hedefe, Birle­şik Amerika ile İngiltere grupu ara­sında ayrılık husule getirmeden var­mak şartı ile..

1 Haziran 1954

—. Kahire :

Mısır Dahiliye Vekâleti Adlî Tahkikat Şubesi Müdürü Tuğbay Abdül Azem, son haftalar zarfında Komünist taraf­tarı faaliyetlerde bulundukları tesbit edilen 252 kişinin tevkif edildiğini bil­dirmiştir.

Devlet aleyhine suikast tertiplemekten sanık olanlar Mısır yüksek askerî mah­kemesine verileceklerdir.

7 Haziran 1954

- Kahire :

Arap Birliği Sekreteri Ahmed Sükey-ri İrak'ın Türkiye-Pakistan Paktına dahil olmak için Arab Birliğinden ayrılacağı  haberini yalanlamıştır.

9 Haziran 1954

— Kahire :

İyi malûmat alan çevrelerden bugün bildirildiğine göre, Mısırlı Arkeolog Zekeriya Goneym, Sakkara'da tamam­lanmamış bir ehramda eski Firavun­lardan birine ait nadide bir mücev­her çekmecesi bulmuştur. Geçen ay zarfında meydana çıkarılan kıymetli, paha biçilmez eşyanın üçüncüsü olan bu çekmecede 22 altın bilezik, bundan 5000 yıl evvelki Mısır modasına göre yapılmış ve kıymetli taşlarla işlenmiş altın zinet eşyasına rastlanmıştır.

Bilindiği gibi, Arkeologlardan Kemal Ekmellah, Giza'da meydana çıkarılan Koops'un Ehramında bir «Güneş Xayık»,   geçen   hafta   da   Zekeriya     Goneym, Sakkar merdiveni Ehramında hüviyeti tesbit edilemeyen Firavun­lardan birinin mermerden lahdini bul­muşlardır.

—  Kahire :

Kahire'deki Hindistan Büyükelçisi Navab Ali Yaver Jung, dün Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi'ye Süveyş'teki İngiliz üsleri hakkında Hindistan hü­kümetinin aracılığım teklif eden bir metin tevdi etmiştir.

Resmî bir kaynaktan belirtildiğine gö­re, Mısır hükümeti hâlen Hint tekli­fini incelemektedir.

Dışişleri Vekâleti sözcüsü bu arada şunları beyan etmiştir: «Süveyş ka­nalı bölgesinin İngiliz kuvvetleri ta­rafından işgal altında bulundurulma­sı keyfiyeti münasebetile, İngiltere'ye karşı muarız durum takınmamıza se­bep olan bu anlaşmazlığın hallini biz de arzu etmekteyiz. Bununla beraber, biz tuttuğumuz yoldan dönmemeğe ve haklarımızın tanınmasını sağlamıya karar vermiş bulunuyoruz.»

11 Haziran 1954

—  Kahire :

Millî İstikamet Vekili Salâh Salim'in Suudî Arabistan'a yapmış olduğu se­yahatten sonra bu memleketin Ka­hire Büyükelçiliği tarafından yayın­lanan tebliğde ezcümle şöyle denil­mektedir:

«Mısır İhtilâl Konseyi Temsilcisi Bin­başı Salâh Salim ve Suudî Arabistan hükümeti mümessilleri iki    memleket menfaatlerini müştereken ilgilendiren bütün meseleleri ve bilhassa Arap memleketlerini umumî olarak alâka­dar eden hususları gözden geçirmiş­lerdir. İncelenen bütün meselelerde her iki taraf arasında tam bir anlaş­mağa varılmıştır. Bu meseleler siyasî ve iktisadî sahalara şamil bulunmak­tadır.

Bu arada Arap memleketleri davaları­nın müdafaası uğrunda sarfedilmekte olan müşterek gayretlere, Ortadoğu memleketlerinden bazılarına, Arap milletlerine karşı hasmane bir tavır almış bulunan memleketlerle ittifak akdetmeleri hususunda yapılan taz­yiklere rağmen, devam edilmesine ka­rar verilmiştir.

16 Haziran 1954

—  Kahire :

Arap-İsrael Karma Mütareke Komis­yonu 10 temmuzda vukubulan ve beş Arabın ölümü ile neticelenen hâdise­lerden   İsrael'i   sorumlu  tutmuştur.

18   Haziran 1954

—  Kahire :

Mısır bugün Cumhuriyet rejiminin birinci yıldönümünü kutlamaktadır. Fil­hakika ihtilâl konseyinin 18 haziran 1953'te verdiği tarihî kararla küçük Kral Ahmed Fuadm saltanatına son verilerek Cumhuriyet ilân edilmiştir. Küçük Kral Ahmed Fuad, babası eski Kral Faruğun saltanattan feragat ta­rihi olan 26 temmuz 1952 denberi sa­dece nazarî olarak hüküm, sürüyor, hakikatte babası ile beraber Avrupa' da yaşıyordu.

19   Haziran 1954

mışlardır. Kasabanın doktoru kızılhaç cemiyetine ve milletlerarası sağlık teşkilâtına müracaat ederek durumu bildirmiştir. İngilizler siperler kazmak ta ve silâhlarını halka çevirmektedir­ler. Bu bölge halkından Suudi-Arabistan hükümetine telgraflar çekilerek yardım kıtaları gönderilmesi istenmiş­tir. Mahallî emir, İngiliz hücumuna mukavemet edilebilmesi için yiyecek gönderilmesini talep etmiştir.

21 Haziran 1954

—  Kahire :

Başvekil Yarbay Cemal Abdülnasır bugün Yemen'in Kahire Elçisini ka­bul etmiştir. Mülakattan sonra Elçi Sait Ebu Talip Yemen hükümetinin Aden ile Yemen arasında İngiliz hâ­kimiyetinde bulunan arazi ile Yemeni ayıran hudut bölgesi meselesini Bir­leşmiş Milletlere götüreceğini söyle­miştir.

Sait Ebu Talip, Yemen'in, İngiltere'ye karşı mücadelesinde Mısır'dan müza­heret göreceğine dair resmî vaid aldı­ğım ilâve etmiştir.

24 Haziran 1954

—  Kahire :

Komünist Çin Başvekili ÇuJSn-Lai bugün Kahire Hava Meydanında ver­diği beyanatta, Mısırın İngiliz Birlik­lerini Süveyş Kanalından çıkarmak hususundaki mücadelesini desteklediği­ni ifade etmiştir.

Çu-En-Lai yarı resmî bir ziyaret yapmak için Cenevreden Yeni Delhi-ye giderken uçağının Kahirede dur­masından istifade ederek bu konuşma" yi yapmıştır.



Suudi-Arabistan'm Kahire Büyük El­çiliği tarafından yayınlanan bir teb­liğde şöyle denilmektedir:

«Buraimi «bölgesinde İngiliz makamlan halka tecavüz ve tazyiklerine de­vam ediyorlar. İngilizler, bu arada, Hamassa   kasabasını   abluka   altına   al

26 Haziran 1954

— Kahire :

Ankara'dan Libya'ya  dönmekte olan Libya Başvekili Mustafa Ben    Halim,beraberinde,   Libya   Dışişleri      Vekili Doktor Abdülselâm El Busayri, Maliye

Vekili Ali Nurettin El Aneyzi ve Libya'nın Kahire Büyükelçisi Nebil İbra­him El Senusi olduğu halde bu sabah uçakla   Kahire'ye   gelmiştir

Libya Devlet adamları derhal Mısır Başvekili Albay Cemal Abdülnasır ile buluşarak uzun bir görüşme yapmış­lardır.

27 Haziran 1954

— Kahire :

Libya heyeti, Mısır gazetelerinde, Lib­ya Başvekilinin Türkiye'ye yaptığı zi­yaretle ilgili olarak intişar eden tenkitkâr yazılara cevap teşkil etmek üze­re dün akşam Kahire'de şu tebliği neşretmişti-r:

«Başvekil, Maliye Vekili ve Dışişleri Vekilinden müteşekkil Libya heyeti­nin Türkiye'ye yaptığı ziyaret müna­sebetiyle Mısır gazeteleri, Türkiye ile Libya arasında bir paktın aktolunmak üzere bulunduğunu ve bu paktın Arap devletlerine, bilhassa Mısır'a bas­kı yapılması hedefini güttüğünü ha­ber verdiler.

Libya Başvekili bu münasebetle şu açıklamayı yapmıştır:

Liyba'nın Arap Birliğine aza olduğu­nu, milliyeti ile iftihar duyduğunu ve daima Arap halkının menfaatlerini gö­zetmek kaygusunda bulunduğunu bü­tün dünya bilir. Arkadaşlarım ve ben Türkiye'ye, Türk hükümetinin dave­ti üzerine ve iki memleket arasında asırlardan beri mevcut dostluk bağla­rının takviyesi çârelerini araştırmak maksadiyle gitmiş bulunuyoruz. Ziya­retimizin herhangi bir askerî pakt ile hiçbir münasebeti olamaz. Türkiye'de bize karşı cok dostane bir hüsnüka bul gösterildi ve Libya'ya yardım hususunda samimî bir arzu izhar olun­du. Türkiye yetkili mercileri Arap devletleri hakkında çok iyi niyetler beslemektedirler. Arap Birliği üyesi olmamız ve Türkiye ile dostane ve sa­mimî münasebetlere malik bulunma­mız itibariyi^ Türkiye ile Arap mem­leketleri arasındaki gerginlik sebeple­rinin izalesiyle, aralarında eskiden mevcut olan iyi münasebetlerin yeni­den teessüsü çârelerini araştırdık. Lib­ya'nın kardeş Mısır devletine baskı yapmakla itham olunması çirkin bir isnattır. Libya ile Mısır arasındaki bağların mahiyeti o kadar barizdir, ki bunu izaha dahi lüzum görmüyorum. Kahire'ye. sadece Başvekil Cemal Abdülnasır'ı ziyaret maksadiyle gel­dim. Kendisi ile vaki görüşmelerimiz­de. Libya ile Mısır arasmdaki dosta­ne münasebetleri ve bunların takviye­si çârelerini uzun uzun tetkik ettik. Mısır Başvekilinin de Türkiye ile Mı­sır arasında dostane münasebetlerin yeniden teessüsüne taraftar olduğunu görmekten ayrıca memnunluk duy­dum, a

30 Haziran 1954

—- Beyrut :

Lübnan hükümet merkezini ziyaret etmekte olan Binbaşı Seîah Salim. Lübnan Cumhurreisi Camille Chamoun ile yaptığı mülakat esnasında. Cumhurreisine Mısır Cumhurreisi Muhammed Necibin iki memleket arasında­ki kardeşçe duyguları belirten mesa­jı ile Mısır Başvekili Cemal Abdulnasırın iki memleket arasındaki iş­birliğinin takviyesini ve Arap Birli­ğinin ihyasını dileyen mesajını takdim etmiştir.

10 Haziran 1954

—  Sydney :

29    mayıs  seçimlerinden beri  ilk  defa olarak  toplanan  Avustralya  kabinesi, Dışişleri Vekili Richard Casey'in Hindiçini'de  barışın  sağlanması  için  alı­nacak tedbirler üzerindeki İngiliz ve Amerikan   görüşmelerin i   uzlaştırmak maksadiyle  tasarladığı plânı     destek­lemeğe karar vermiştir.

Cenevre'de beklenmekte olan Richard Casey, Hindicini hür devletlerini ko­rumak ve Komünizmin Güneye doğru yayılmasını önlemek maksadiyle Fran­sa'nın sarfedeceği gayretlerin Avus­tralya tarafından destekleneceği te­minatını da almış bulunuyor.

30    Haziran 1954

—  Melbourne :

Sovyetler Birliğinin Avustralya Bü­yükelçiliği  Kâtibi  iken  Avustralya'ya iltica eden Vladmir Petrof, bugün yüksek mahkemede ifadesi alınırken, Rus casusluk teşkilâtı teknik vasıta­lar ve atom sırları şubesi müdürünün, Beria'nm kâtibini müteakib azledildiğini açıklamıştır.

Petrof'un ifadesine göre, Rus gizli is­tihbarat servisinin altı şubesinden bi­ri olan bu kısmın Müdürü Raina, bil­hassa atom silâhları ve güdümlü füze­ler hakkındaki haberlerle alâkadardı.

İngiltere, Birleşik Amerika, Avustral­ya, Yeni Zelanda ve Güney Afrika'yı içine alan Sovyet casusluk teşkilâtını Kukin adında biri idare etmekte idi. Siyasî temsilci olarak Londra'da vazi­fe gören Kukin, bir yandan da bu teşkilâtı idare etmekte idi.

Kukin halen sağ olmakla beraber bu yeni vazifeden ayrılmıştır.

Sovyet casusluk teşkilâtının ikinci bü­yük kolu, Avrupa kıtası ve İskandi­nav memleketleri ile Rusya'nın peyk­lerini  içine  almaktadır.

4 Haziran 1954

—  Ottawa :

Kanada'ya kısa bir resmî ziyarette bu­lunmak üzere hususî bir uçakla Bos­ton'dan gelen Habeşistan İmparatoru Haile Selasie dün akşam öttawa'ya vasi! olmuştur.

İmparator Rockoliffe Hava Meydanın­da umumî Vali General Vıncent Massey ve Başvekil M. Louis Saint-Laurent   tarafından   karşılanmıştır.

12 Haziran 1954

—  Ottawa;

Atlantik Kuvvetleri Başkumandanı General Gruenther, Ottawa'yı ziyareti münasebetiyle verilen bir konferans esnasında söz alarak şunları söyle­miştir:

«Güney Doğu Asyamn kaybı hür dün­yanın heyeti umumiyesine bir darbe vurmuş olur. Fakat bu bölgeyi kaybedeceğimizi  zannetmiyorum.

Avrupaya gelince Sovyetler Birliği­nin yapabileceği şey karşısında müte­madiyen titremeğe hiç bir sebep yok­tur. Müttefik askerî stratejisi bun­dan böyle oldukça kuvvetli bir müda­faa tertibatına dayanmaktadır. Bu da bir taarruz halinde düşman, kıtalarının bir yere toplanmasını icap ettirecek­tir ki böyle toplu bir halde buluna­cak kuvvetler de amansız atom silâh­larını karşılarında bulacaklardır.

General Gruenther sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«Bununla beraber halihazırdaki mü­dafaa sistemi geniş ölçüde bir Sovyet hücumunun ilk tesirlerine mukavemet için kifayetsiz olmakta devam etmek­tedir. Onun içindir ki mevcudu 400 bin kadar alacak olan 12 Alman Tüme­ninin Atlantik Kuvvetlerine katılma­sı lüzumu üzerinde İsrar etmekteyiz. Ayni zamanda müttefikleri müdafaa gayretlerini frenlemek yolunda her­hangi bir temayülden sakınmak husu­sunda ikaz eylemekteyiz.

1 Haziran 1954

—  Karaşi :

İyi haber alan mahfillerden öğrenil­diğine göre, Doğu Pakistan'a geniş selâhiyetlerle bir Umumi Valinin ta­yinini takip eden yirmi dört saat zar­fında bu eyalette 152 kişi tevkif edil­miştir.

Diğer taraftan henüz teyit edilmiyen haberlere göre, fesatçı unsurlara kar­şı alınacak yeni tedbirlere intizaren es­ki Vali Fazlul Hak ikametgâhında göz altına alınmıştır. Bundan maada, tev­kif edilenlerden çoğunun Berlin'de toplanmış olan «Sulh Kongresi» ne iş­tirak etmiş olan Mevlana Başani'nin lideri bulunduğu «Avami müslüman Birliği» mensuplarından oldukları Öğ­renilmiştir.

4 Haziran 1954

—  Karaşi:

Dün Şeker Bayramı münasebetiyle yapılan büyük bir dinî merasim sıra­sında Pakistan'ın Birliği, Keşmirin «Kurtuluşu» ve islâm dünyasının tesanüdü için dualar okumuştur. Kara-şideki Polo Sahasında yapılan bu me­rasimde Başvekil Muhammet Ali, Hü­kümet üyeleri, müslüman memleket­ler temsilcileri ve kalabalık bir halk kitlesi bulunmuştur.

6 Hazkan 1954

—  Karaşi:

Dakka'dan bildirildiğine göre, Fazlulhak hükümetinin iş başından uzaklaş­tırılması üzerine     merkez     hükümeti tarafından Doğu Pakistan Valiliğine tayin olunan eski Müdafaa Vekili Ge­neral iskender Mirza, endüstri bölge­lerinde çalışan işçilerin komünistle mayüllü olup olmadıklarının kontrol edilmesine karar vermiştir.

Bu karar Üzerine, 5000'den fa2İa müs­tahdem kullanan müesseselere men­sup işçilere hüviyet kartları dağıtıla­caktır.

Doğu Pakistan'da geçenlerde vuku bu­lan karışıklıkların tekerrürüne mani olunması maksadı ile tedbirler alın­mağa devam olunmaktadır. Şimdiye kadar tevkif olunan kimselerin sayısı 532'ye yükselmiştir. Bunlar arasında ll'i parlomento üyesidir.

10 Haziran 1954

— Washington :

Pakistan Dışişleri Vekili Sir Zafirullah Han, dün öğleden sonra birbuçuk sa­at müddetle, Dışişleri, Orta Doğu ve Güney Asya İşleri Vekil Yardımcısı Henry Byroade ile Pakistan ve Ameri­ka'yı alâkadar eden mevzular üzerin­de görüşmüştür.

Bu görüşmeyi müteakip Sir Zafirul­lah Han, Vekil Yardımcısı ile Orta Doğu ve Güney Doğu Asya müdafa­asını ilgilendiren meseleleri bahis ko­nusu etmiş olduklarını bildirmiş ve Hindicini meseles ile Siyam'm Komü­nist tehlikesinin Güvenlik Konseyine arzı hususundaki teşebbüsünün de gö­rüşülen mevzular arasında yer almış olduğunu  ilâve  etmiştir.

Pakistan Dışişleri Vekili, dünkü gö­rüşmesinin, Washington'da kalacağı iki hafta zarfında Henry Byroade  ile yapacağı temasların ilkini teşkil etti­ğini belirtmiştir.

—  Washington :

Pakistan Hariciye Vekili Sir Zarullah Han dün Birleşik Amerika Hariciye Vekâleti ve dünya bankasına mem­leketinin İndus Nehri havzasının Hindistanla taksim edilmesine razı olamıyacağını bildirmiştir.

Zafrullah Han dün sabah banka baş­kan yardımcısı Robert Garner ve öğ­leden sonra da Hariciye Vekili Yar­dımcısı Henry Byroade ile görüşmüş­tür.

Bu toplantılarda Pakistan Hariciye Vekiline refakat edenlerin bildirdik­lerine göre, Zafrullah Han mezkûr resmi zevata, banka mühendislerinin teklif ettiği taksimatı Pakistan halk efkârının kabul edemiyeceğini anlat­mıştır.

Bilindiği gibi Dünya Bankası, iki se­neden beri devam eden müzakereler­den sonra, Hindistan ve Pakistana yap­tığı teklifte İndus Nehri havzasının bu iki memleket tarafından ayrı ayrı ko­misyonlarla idare edilmesini bildir­mişti.

Bu anlaşma mucibince Pakistan, havza­nın üç batı nehrini, Hindistan ise üç Doğu nehrini kontrol edecektir. Ayrı­ca Hindistan her sene Pakistana mu­ayyen bir ücret verecektir.

Pakistanın bu teklifi reddedişi karşı­sında Amerikan resmî şahsiyetleri ih­tilâfta tamamen tarafsız kalacakları­nı bildirmişlerdir.

—  Karaşi:

Bugün resmen bildirildiğine göre, 1951 yılı ekim ayında öldürülen Pakistan Başvekilinin dul eşi Begüm Rana li­yakat Ali Han, Pakistan'ın Hollanda Büyük Elçiliğine tayin olunmuştur.

Begüm Rana, diplomatik bir vazife deruhte edecek olan ilk Pakistan'lı kadındır.

Ekonomik ve Sosyolojik ilimler Fa­kültesinden mezun  olan Begüm Rana Liyakat Ali Han kendini Pakistan kadınlığının kalkındırılmasına vakfet­miş olup Pakistan'daki bütün kadın faaliyetleri teşkilâtının banisi ve ilk başkanı bulunmaktadır.

45 yaşında bulunan yeni Pakistan'lı Büyükelçinin  iki oğlu vardır.

17 Haziran 1954

Karaşi:

Pakistan Başvekili Muhammed Ali bugün Millet Meclisinde verdiği beya­nat sırasında, Pakistandaki Sovyet diplomatlarının memleket dahilindeki hareketlerinin tahdit edileceğini söyle­miş ve bu tedbirin Sovyet Rusyadaki Pakistan siyasi memurlarına tatbik edilmekte olan ayni tarz muameleye bir misilleme teşkil edeceğini ilâve et­miştir.

21 Haziran 1954

Karaşi:

Tunus'taki «Yeni Düstur» Partisi Ge­nel Sekreteri Salah Bin Yusuf bugün Karaşi'ye gelmiş ve bu partinin Pa­kistandaki daimî temsilcisi Raşid İdrisle müslüman memleketler diplo­matları ve 1951 şubatında Karaside kurulmuş olan Dünya İslâm Teşkilâtı temsilcileri tarafından karşılanmıştır. Salah Bin Yusuf halen Asya'da bir propaganda gezisine çıkmış bulun­maktadır.

30 Haziran 1954

Karaşi:

Türkiye-Pakistan Kültür anlaşmasını tatbik mevkiine koymak üzere bugün burada Pakistan millî komisyonu ku­rulmuştur.

Maarif Vekili Doktor Kureyşi Komis­yon Reisliğine, Hariciye Vekâletinden Dehlevi ile Maarif Müşavir Muavinle­rinden Doktor İmdad da azalıklara ta­yin edilmişlerdir.

Türkiye ve Pakistan Komisyonları Kültür anlaşması tatbik programını hazırlamak maksadile Ankara veya Karaşi de müşterek bir toplantı ya­pacaklardır.

Pakistanda Buhran

Yazan: Ö.  S. Coşar

I/VI/954 tarihli (Cumhuriyet)' ten

Yedi sene evvel Pakistan kurulurken şöyle deniliyordu: .Bu devletin kuru­luş şekli, ileride ciddî bir buhran ya­ratabilecektir. » Bu memleketin birbi­rinden bin kilometre mesafede iki ay­rı toprak parçasından teşekkül ettiği belirtiliyor, bunun yüzünden ikilik . çıkabileceği, Pakistanın parçalanabile­ceği iddia  ediliyordu.

Karaşiden gelen haberler, 1947 sene­sinde bahsi geçen buhranın şimdi pat­lak verdiğine işaretler midir?

Hindistanla Birmanya arasında sıkış­mış olan Doğu Pakistanda, Karaşinin merkeziyet politikasına karşı zaman zaman beliren bir cereyanın mevcudi­yeti bilinmekteydi. Bir taraftan Hin­distan diğer taraftan komünistler bu cereyanın genişlemesi, kuvvetlenmesi için ellerinden geleni yapmışlardır, çünkü böyle bir parçalanma muhak­kak ki Pakistanın zayıflatabilir.

1947 senesinde kurucu meclis için ya­pılan seçimleri, «Müslüman Cemiyeti» partisi ve adayları kazanmışlar, Doğu Pakistan mahallî meclisine yerleşmiş­lerdi. Fakat bu sene yapılan seçimler­de bu parti ağır bir mağlûbiyete uğra­mış, Fazîul Hak idaresindeki «Birleş­miş Cephe» mahallî mecliste ekseriye­ti sağlamıştı.

Bunlar, Doğu Pakistan halkına şunları söylemişlerdir.

1 — Batı Pakistanm yüzölçümü. 494.000 kilometre kare, nüfusu 33 milyondur. Doğu Pakistanm ise yüzölçümü 86,000 kilometre kare fakat nüfusu 46 buçuk milyondur. Bütün Pakistanın nüfusu­nun yüzde 56 sı burada olmakla bera­ber başkent Karaşide yani Batıdadır. Ayni zamanda merkez    parlamentoda Doğu Pakistanın temsili zayıftır.

2— Pakistanın umumi gelirinin mü­him kısmım doğu temin ediyor. Böy­le olmakla beraber Karaşi hükümetin­de söz sahibi olamıyoruz. Karaşi    hü­kümeti  bize  müstemleke nazarile ba­kıyor!

3__Doğu Pakistanda Bengali dili ko­nuşulmaktadır.   Fakat   merkezi   idare bunu da kabul etmemekte. Ordu lisa­nını tercih etmektedir.

4— Pakistanın umumi nüfusunun yüz­de 56 sini doğu Pakistan ordusu ile idare mekanizması daha çok Batı Pa­kistanlıların elindedir.

Yalan yanlış bu kampanya netice ver­miş, «Birleşmiş Cephe» reylerin çoğu­nu toplayarak Müslüman Cemiyeti Partisini ve adaylarını yenilgiye uğrat­mıştı.

Bundan sonra durumunun kuvvetlen­diğine kanaat getiren Fazîul Hak, ..memleketin nüfusunun yarısından fazlası siyasetimizi tasvib ediyor» diye Karaşi hükümetinin istifasını, merkez­deki meclisin feshini istemeğe başla­mıştı. Bengalin bir kısmında kurulmuş olan Doğu Pakistanın bu yeni temsil­cileri dış siyaset mevzuunda da Hin-distanm politikasına yaklaşan bir yol seçmişlerdi. Onlar da, Amerikan-Pakistan münasebetleri aleyhinde bulu­nuyor, Yeni Delhi hükümeti ile andlaşma aktedilip vizelerin kaldırılması­nı tavsiye ediyorlardı. Doğu Pakistan­da 32 milyon müslümanm yanıbaşmda 12 milyon da Hindu bulunması, Nehru'nun bu toprakları, siyasî bakımdan da olsa, Hindistana doğru yaklaştır­masına yardım etmiştir.

Fazîul Hak ile arkadaşlarının müstakil bir «Bengal devleti» kurmağa ve Pakistandan ayrılmağa teşbebüs ettikle­ri, bu yolda çalıştıkları anlaşılıyor.

Şimdi bunlar tevkif edilmişler, mem­leketi   parçalamağa   çalışmış   olmakla

böylelikle vatana ihanet etmekle suçlandırılmışlardır. Böylelikle buhran önlenmiş,   fevkalâde   ahval   ilânı     ile durumun normale avdeti sağlanmış mıdır?  Bu suali  derhal     cevablandırmak mümkün değildir. Yalnız şurası muhakkaktır ki, böyle bir parçalan­manın vukua gelmesi hem Güney Do­ğu Asya, hem de Orta Doğu müdafaa plânlarına tesir edebilir.

11 Haziran 1954

—  Paris :

Hint Haberler Ajansı, Paris'te dinle­nen bir yayımında Hindistan'ın Kahi­re Büyük Elçisi Jung'ın Mısır Dışişleri Vekili Mahmut Fevzi'ye Süveyş Ka­nalı meselesinin halli için Hint hükü­metinin tekliflerini verdiği yolundaki haberleri yalanladığını bildiriyor.

Hindistan'ın Birleşmiş Milletler dele­gelerinden Krişna Menon'ım da bu çeşit tekliflerden haberdar olmadığım söylediği yine Hint Ajansı tarafından haber veriliyor .

16 Haziran 1954

—  Yeni Delhi :

Hint Hükümeti, bu sabah Pondicheryye Fransız Birliklerinin çıkarıldığım bildiriyor ve bu çıkarmanın 1814 tarih­li anlaşmaya aykırı olduğunu ilâve ederek bu hareketin Hindistan'ı «Men­faatlerini korumak için gerekli tedbir­leri almaya sevkedeceğini»    belirtiyor.

25 Haziran 1954

—  Yeni Delhi:

Komünist Çin Başvekili ve Dışişleri Vekili Çu En Lai dün gece 01,45'de (Gmt) Palan uçak meydanına gelmiş­tir. Başvekil Hava Meydanında Çince olarak  şu beyanatı okumuştur:

«Başvekil Nehru'nun daveti üzerine, büyük komşumuz Hindistan'ı ziyaret fırsatını elde ettiğimden çok bahtiya­rım. Hind hükümetine ve milletine Çin hükümetinin ve milletinin selâm­larını getirmekteyim. Î960 milyon Çinli ve  Hindlinin barış ve dostluğu gerek Asya'da ve gerek bütün. dünyada barışın idamesi için mühim bir amil­dir. Bu dostluğun günden güne geliş­mesini, bütün Asya milletlerinin dost­luğunun günden güne daha sıkılaşmasını ve dünya barışının günden güne daha sağlamlaşmasını temenni ede­rim.»

26   Haziran 1954

—  Yeni  Delhi :

Başvekil Nehru ile Komünist Çin Başvekil ve Hariciye Vekili Çu-En-Lai arasında cereyan eden müzakereler bugün fiilen sona ermiştir.

Siyasî çevrelerde hasıl olan kanaate göre müzakerelerden alman neticeler şunlardır:

1 .— Asya memleketleri arasında da­ha iyi münasebetler tesisi için karşılık­lı saldırmazlık paktları imzalanmalı­dır.

2 — Asyada sulhu muhafaza ve idame ettirmek için Asya memleket­leri arasında daha sık müzakereler ya­pılmalıdır.

3 — Hindistan hiç bir bloka dakil ol­mayacaktır. Başvekil Nehru müdafaa maksadı ile de olsa hiçbir askerî pak­ta dahil olmak taraftarı  değildir.

27  Haziran 1954

—  Yeni Delhi :

Çin Hariciye Vekili M. Çu-En-Lai şe­refine dün akşam Yeni Delhi'de veri­len bir ziyafette söz alan Hindistan Başvekili M. Nehru ezcümle şöyle de­miştir: «Bugünün başlıca meselesi, bir çok  milletleri muzdarip eden kinden. korkudan ve harp hayaletinden kur­tarmaktır.

Cenevre Konferansına iştirak etmiş ol­duğundan dolayı M. Çu En Lai'yi teb­rik eden M. Nehru şunu ilâve etmiş­tir: «Hindiçini'de muhasamatın yakın­da sona ereceğini ve ilgili memleketler için sulh ve hürriyeti temin edecek olan bir hal tarzına varılacağını ümit ediyoruz.»

28 Haziran 1954

— Yeni Delhi:

Nehru ile Çu-En-Lai arasında geçen görüşmelerle ilgili olarak yayınlanan tebliğde geçenlerde imzalanmış olan Çin-Hint Paktında zikrolunan beş esas tekrarlandıktan sonra şu açıklama­da bulunulmaktadır: İki devlet Baş­vekillerinin kanaatine göre, Hindicini anlaşmazlığına, bu devletlerin hür, demokratik, müttehit ve müstakil hü­kümetler haline getirilerek mütecaviz gayelere  vasıta  olmaktan  ve  yabancı


baskılar altında tutulmaktan kurtarıl­ması şeklinde bir hal yolu bulunacak olursa bu memleketlerde güvenliğin sağlanması ve kendi aralarında oldu­ğu gibi komşu devletlerle de dostane münasebetler kurmaları mümkün ola­caktır.

29 Haziran 1954

— Belgrad :

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Baş­kanı Madam Pandit Zürih'e müte­veccihen Belgrad'dan ayrılmıştır. Belgrad'a 21 haziran günü gelmiş olan Madam Pandit, Yugoslavya'da kaldı­ğı müddet zarfında, Yugoslav cumhu­riyetleri başşehirlerini gezmiş ve dün­kü günü Mareşal Tito ve eşi ile bir­likte Brioni  adasında geçirmiştir.

Madam Pandit gazetecilere verdiği be­yanatta, Yugoslavya'yı daha yakın­dan tanımış olmaktan memnuniyetini belirtmiştir.

18 Haziran 1954

— Tunus :

Bugün Tunusta gergin bir hava ve şid­det hareketleri bir hükümet buhranı­nın işareti sayılmaktadır.

Filhakika son 24 saatte silâhlı çarpış­malar, suikastler, adam kaçırmalar ve polisin temizleme hareketleri üst üste gelmişti!.

Memleketin her tarafından gelen polis raporlarına göre tedhiş havası günden güne artmaktadır.

Bununla beraber bütün bu hâdiselere rağmen, Umumî Vali General Pierre Voizard ve Tunus Beyi Sidi Lami'nin talebi üzerine Başvekil Muhammed Mzali iktidarda kalmayı kabul etmiş­ti-

Günden güne artan tedhiş hareketini bastırmak gayesile hükümetin aldığı tedbirleri protesto eden yeni Düstûr Partisinin tazyiki üzerine dört vekil is­tifa ettikten sonra Başvekil Mzali de istifasını Beye vermiştir.Bu yeni korku dalgası üzerine, mem­lekete büyük bir nüfuz sahibi bulunan yeni Düstur Partisinin Başkanı Habip Burgiba sürgünde yeni bir mahalle nakledilmiştir.

Yeni Düstûr Partisi dün akşam siyaî buhran hakkında yayınladığı bir teb­liğde Fransaya hitap ederek şöyle de­mektedir:

«Fransa Tunus halkının olgun bir se­viyeye geldiğini kabul etmemektedir. Fransa artık bu politikasından vazgeç­melidir.»

20 Haziran 1954

— Marakeş:

Marakeş Bölgesi Başkanı Gene­ral D'Hautevile bu sabah bir Faslının kurşunu ile yaralanmıştır. Mütecaviz bir bisiklet üzerinde olup tabancayı sıktıktan sonra kaçmıştır. Kendisini durdurmaya teşebbüs eden iki Faslı da ayni şekilde yaralanmış­lardır.

Derhal hastahaneye kaldırılan Genera­lin durumunun ağır olduğu sanılıyor.

oyla tasvip etmiştir. Ayan Meclisi de aynı tasarıyı müzakeresiz kabul et­mişti.

— Washington:

Temsilciler Meclisi, dünkü toplantısı sırasında 1955 yılı malî yılı zarfında sarfedilmek üzere atom enerjisi istih­sali irin 267 milyon dolar munzam tah­sisat kabul etmiştir.

Bu meblâğ sırf atom reaktörleri inşaa­tında kullanılacaktır.

Atom enerjisi ile işler bir geminin in­şası masrafları bu munzam tahsisatın çerçevesine dâhil değildir.

— Washington:

Dışişleri Vekili Foster Dulles bugünkü basın toplantısında muhtelif meseleler hakkında  şu  beyanatta   bulunmuştur:

Cenevre Konferansı:

Cenevre konferansı sırasında Avrupa'daki silâhlı kuvvetler arasında bir mu­vazene temini için anlaşmaya varılma­sı ve bu sayede harp tehlikesinin azal­ması mümkündür. Bir Avrupa güven­lik sistemi meselesinin Almanya'nın birleştirilmesi meşalesinden ayrı ola­rak ele alınmaması temenniye şayan­dır. Bu arada Dulles, Almanya'nın bir­leştirilmesi meselesine Sovyetlerin ay­nı ehemmiyeti bahşetmemelerine esef ettiğini, çünkü gerginliği azaltmak hu­susunda samimî bir arzunun, bir ça­tışma ve tehlike kaynağı olan Alman­ya'nın birleştirilmesi meselesini hallet­mek arzusundan ayrılamıyacağını be­lirtmiştir.

Yugoslavya'ya  yardım:

Dulles, Amerikan hükümetinin Yugos­lavya'ya yapmayı tasarladığı yardım programının Kongre tarafından oldu­ğu gibi kabul edileceğini ümit eyledi­ğini söylemiştir. Bundan başka Dulles, Mareşal Tito Amerika'yı ziyaret etmek arzusunu izhar ettiği takdirde, böyle bir isteğin müsait bir şekilde karşıla­nacağını bildirmiştir.

Uzak-doğu meseleleri:

Dulles'in kanaatince Cenevre konferansında Kore'nin birleştirilmesi mesele­sinin ortaya atılması faydalı olmıyacaktır. Eğer bütün Vietnam'da serbest, seçimler tertiplenmesi mümkünse Amerika bunların yapılmasına taraftar­dır. Mamafih, komünistler hiçbir za­man tam mânasiyle serbest seçimlere gitmemişlerdir.

29 Haziran 1955

— Washington:

Amerikan Temsilciler Meclisi Harici­ye Komisyonu Başkanı Demokrat Temsilci M. James Richard, yabancı mem­leketlere yardım programının Mecliste müzakeresine başlanırken şunları söy­lemiştir:

«Sovyetlerin son teşebbüsleri hür dün­ya üzerine çöken tehlikeyi hiç de azaltmış değildir.»

M. James Richard yabancı memleket­lere yardım programının kabulünü tav siye ettikten sonra şöyle demiştir:

Sovyet diktatörlerinin yeni hareket hatları, kendi aleyhlerine dönmeğe yüz tutan durumu nihayet anlamağa baş­ladıklarına atfedilebilir.»

Hariciye Komisyonu Başkanı sözlerine şunu da ilâve etmiştir:

»Yardım programı olmazsa bütün Av­rupa demir perdenin arkasına düşebi­lir. »

— Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Vekâletin­den bildirildiğine göre, Birleşik Ame­rika, bu senenin ilk günlerinde Sovyetler Birliğinden hudud dışı edilen Amerika'nın Moskovadaki Büyükelçi­liği papazı Bissonette'in uğradığı bu haksız muameleyi protesto eden ve mumaileyhin yerine tayin edilen hale­finin Rusya'ya girebilmesi için bir gi­riş vizesi talep eden notayı 27 haziran, tarihinde Sovyet hükümetine tevdi et­miştir.

30 Haziran 1955

Washington:

Beyaz Saraydan bildirildiğine göre, Başkan Eisenhower Ayan ve Temsilci­ler Meclisinden 29 Cumhuriyetçi ve Demokrat lideri 12 temmuz günü, Ce­nevre konferansı hakkında kendisiyle bir görüşme yapmaya davet etmiştir. Basın Sekreteri Haggerty bu haberi basına bildirirken bu toplantıda Dışişleri Vekili Dulies ile Başkan Yardımcısı Nixon'un da hazır bulunacaklarını ilâve etmiştir.

Washington:

Amerika Birleşik Devletlerinin Tahran hükümeti nezdindeki yeni Büyükelçisi Selden Chapin, İran'a hareket etmeden evvel perşembe sabahı Başkan Eisenhower' in şahsî bir mesajını İran Şah'ına götürmektedir.

— Washington:

Amerika Dışişleri Vekâleti sözcüsü, Ba­tı Almanya ile Amerika Birleşik Dev­letleri arasında bir karşılıklı askerî yardım anlaşmasının bugün Bonn'da imzalandığını bildirmektedir.

Bu anlaşmanın metni Washington'da ve Bonn'da aynı zamanda yayınlanmış­tır.

Paris:

Almanya'nın Paris Büyükelçiliğine mensup bir memur tarafından Rus Bü­yükelçiliğine bugün verilen notada Ba­tı Almanya hükümetinin iki memleket arasında siyasî, ticarî ve kültürel mü­nasebetler tesis etmek için ileri sürü­len Sovyet teklifini kabul ettiği bildirilmektedir. Notada bu maksatla Paristeki iki büyükelçilik arasında gayri resmî görüşmelerin açılması teklif e-dilmektedir.

Başvekil Adenauer'e Moskovayı ziya­ret etmesi irin yapılan tekliften notada bahsedilin emektedir.

— Washington:

Kongrenin bu sabah kabul ettiği sa­vunma bütçesi su şekilde tevzi edile­cektir:

Hava Kuvvetlerine 14.700.000.000 do­lar, Deniz Kuvvetlerine. 9.118.000.000 dolar, Kara Kuvvetleri ve Vekâletin, diğer  işlerine 7.300.000.000  dolar,

— Washington:

Amerikan Temsilciler Meclisi, 1955/ 1956 malî yılı için müttefik memleket­lere yapılacak askerî ve iktisadî yar­dım bütçesinin müzakeresine dün de devam etmiş ve bu arada Amerikan son model tepkili uçaklarının Yugos­lavya'ya verilmemesi hakkındaki bir tadil takririni reddetmiştir.

Temsilciler Meclisi buna mukabil as­kerî yardım tahsisatının heyeti umumiyesinde 145 milyon dolar tutarında bir indirme yapılmasını kabul etmiş­tir.

Diğer taraftan komünizmle ve her tür­lü müstemlekecilikle mücadele etmek hususundaki arzu ve kararlarım ifade eden bir beyannamenin imzasına işti­rakten imtina edecek olan memleketle­re Amerikan yardımının kesilmesini isteyen bir takrir, Temsilciler Meclisi tarafından 41 reye karşı 126 reyle red­dedilmiştir.

— Washington:

Amerikan Atom Enerjisi Komisyonu­nun dün bildirdiğine göre atom enerjisinin barışçı gayelerde kullanılması meselesini görüşmek üzere toplanacak konferans münasebetiyle teşhir edil­mek üzere Cenevre'ye gönderilecek ci­lan atom reaktörünün muhtelif aksa­mı Knoxville (Tenesse) den İsviçre'ye bugün sevk edilecektir.

Komisyonun tasrih ettiğine göre ağır­lıkları 15 ton tutarında olan bu fak­tör aksamı hükümet tarafından kirala­nan iki uçakla naklolunacaktır.

Amerikan yardımına dair

Yazan: Feridun Ergin

15/VI/1955   tarihli   (Cumhuriyet)

«İktisadî hayat, bedava fiil tanımaz.» Amerika, harbden sonra, hiç bir karşı­lık beklemeden dünyaya dolar dağıt­mış değildir. Marshall plânı, harbden galip çıkan bir devletin sulhu kaybet­memek üzere ödediği bedeldir. Bu bedel Ödenirken, elde .edilecek menfaat­ler dikkatle hesaplanmıştır. İktisadî iş­birliği sistemi sayesinde, Rus iktisadçılarının patlak vereceğini tahmin et­tikleri konjonktür buhranı önlenmiş­tir. Hayat şartlarının düşük bir seviye arzettiği memleketlerde, sanayi tesis­lerini tamamlatmak ve iş hacmini genişletmek suretiyle, komünizmin müsaid inkişaf zemini bulmasına fırsat bırakılmamıştır. Avrupada döviz sı­kıntısı tedricen hafiflemiş, istihsal art­mış ve müreffeh bir nüfus kütlesinin ithalât eşyasına rağbet gösterdiği zen­gin istihlâk pazarları teşekkül etmiş­tir. Dünya ticareti serbestleşmiş ve mübadele edilen mal miktarı çoğalmış­tır. Yardım eden ve yardım gören mil­letlerin iktisadî ve siyasî sahalarda ka­zandıkları faydalar, harcanan para ye­kûnunu kat kat aşmıştır.

İşbirliği teşkilâtı kurulurken, diğer memleketlerde olduğu gibi, Türkiye'­de de iktisadî vaziyeti gösteren ve ih­tiyaçları belirten bir etüd hazırlanmış­tır. Fakat o tarifelerde, hükümet Yedi Eylül kararlarının parlak neticeler ver­diğine etrafı inandırmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Bu itibarla, Paris konferansına ibraz edilmek üzere. Türkiyenin vaziyetine dair bir rapor isten­diği vakit,  devrin mes'ul şahsiyetleri, iktisad ve maliye siyasetinin muvaffa­kiyetlerini tanıtmağa vesile bulacak­larım düşünerek sevinmişlerdi. İstihsal ve ücretin gelecek yıllarda dev adımlariyle gelişeceğini tahmin ve temenni­lere istinaden, ifade eden bu rapor, Pa­ris konferansında bizi hayli müşkül vaziyete sokmuştu. Hattâ bir aralık, iktisadî yardım görebilmek ihtimali tehlikeye girmişti.

Hür milletler cephesinde en ileri si­yasî mevkie sahip bulunmasına rağmen Türkiye'nin kâfi yardım görememesi, ilk günden itibaren. maruz kaldığımız talihsizliğin bir türlü izale edilememe­sinden ileri gelmiştir. Memleket ihti­yaçları, hiçbir zaman, muhataplarımı­zı ikna edecek şekilde izah olunamamıştır. Selâhiyet sahibi mütehassısla­rın tenkid ve tavsiyeleri yerine getiril­memiştir. Bilhassa .enflâsyonun durdu­rulması, bütçe muvazenesinin tesisi, yatır unların, iktisadî icaplara göre ayar­lanması ve fiatlara istikrar kazandırıl­ması hakkında ileri sürülen mütalâalar dikkate alınmamıştır. Taraflar arasın­daki görüş ihtilâfı, yardım programın­dan geniş ölçüde faydalanmamızı güç­leştirmiştir. İktisadî sıkıntının sebep ve mahiyeti hakkında konulan teşhis­ler de birbirine uymadığından, son is­tikraz talebi red cevabiyle karşılanmış­tır.

İstikraz talebinin reddedilmesi, ciddî bir vaziyet ihdas etmektedir. Yaşadığı­mız devirde, müttefik devletlerin ikti­sadî ve askerî menfaatleri birbirine kenedlenmiş haldedir. Müştarek emniyet sistemi içinde yer tutan kuvvetlerden birinin zayıflamasından diğerlerine fay da gelmiyeceği aşikârdır. Amerika'yı müreffeh ve müşterek bir nizam yarat­mak üzere milyarlar harcamağa sevkeden bütün sebepleri, Türkiye'nin is­tikraz talebi hakkında da tekrarlamak mümkündür. Bize açılacak kredinin elde edilecek faydalar, Avrupada alı­nan neticelerden daha az olmıyacaktı. Geçirmekte olduğumuz kambiyo buh­ranı, görüş farklarını ve idarî aksaklık­ları bahane ederek istikrazın reddedil­mesini muhik göstermiyecek ehemmi­yettedir. Red karan, Türkiyeyi kalkınma hamlesini beslemek imkânından ve Amerikayı başladığı eseri tamamlamak fırsatından mahrum bırakmaktadır.

Devletlerarası temaslarda tarafların anlaşamadıklarına, müzakerelerin gergin bir hava içinde geçtiğine ve iyi ni­yet sahibi muhatabların gücendir ildiği­ne rastlamak daima kabildir. Fakat diplomaside hislerin gizlenmesi ve fikir ayrılıklarının umumî efkârı renci­de etmiyecek bir lisanla bildirilmesi kaidedir. İstikraz talebinin reddedildi­ğini yayan ajansın selahiyetli merciler­den aldığı malûmata dayanarak hata­larımızı teşhir yoluna sapması, tasvible karşılanacak bir tarz değildir. Ve­rilen menfî cevabın memleketimiz aleyhine bir tenkid ve propaganda ve­silesi teşkil etmemesi lâzım gelirdi. İktisad aynı zamanda itibar demek oldu­ğundan, dost ve müttefik bir devletin malî vaziyetine dair aksettirilen ha­berlerin diğer mevzulardan daha ihti­yatlı bir ifadeye ihtiyaç gösterdiğine şüphe yoktur.

Eisenhower'in bizi memnun eden beyanatı

Yazan: Cihad Baban:

26/VI/1955 tarihli (Tercüman) dan:

Birleşik Amerika Devlet Reisi Eisenhower’ in, Washington. Büyükelçimiz Hay­dar Görk'ün itimatnamesini vermesi münasebetiyle kendisine söylediği söz­ler, Amerikan hükümetine atfen yıkı­cı neşriyat yapmış olan (A.P.) ajansı­nın zihniyeti ile tezad teşkil etmiş ol­duğu için memlekette memnuniyet uyandırdı.

Türk umumî efkârı salâhiyattar bir Amerikalı ağzından bu neviden bir sö­zü bekliyordu, bu salâhiyettar Ameri­kalı bizzat .Başkan Eisenhower olunca bizleri büsbütün memnun etti.

Washington Büyükelçimiz Haydar Görk, sefarete çıkmadan evvel, Devlet Reisimizin umumî kâtibi olarak vazi­fe görmüş bulunuyordu, hariciyemizde, iktisadî işlerin basında uzun zamanlar çalışmış olmak bakımından, Türk - Amerikan iktisadî münasebetlerine da esasen iyice vakıf idi. Amerika'ya Bü­yükelçi olarak gönderilmesi bu iki ba­kımdan manalı oldu. Hem zamanın ik­tisadî icaplarına yakından bilgili bir sefir olarak vazife görecekti, hem de Devlet Reisimizin Umumî Kâtibi ola­rak oraya gitmesi, Türk - Amerikan dostluğuna gösterdiğimiz Önemi ifade ediyordu.

İşte böylece Haydar Görk itimatname­sini verdiği gün Eisenhower de Türki­ye'de (A.P.) ajansı haberinin uyandır­dığı menfi aks üt ameli hesaplamış ola­cak ki, bizleri memnun eden bir demeç vermek lüzumunu bilhassa duydu.

Bu arada Türkiye ile Amerika arasın­da yine iktisadî ve malî konuları ilgi­lendiren haberlerin yeniden ortaya çık­ması da memnunluk ve ümid uyandır­dı, resmî sektörden ilerleyemeyen mü­zakerelere başka bir veçhe verilecek ve işbirliğini hızlandıracak imkânlar araştırılacaktır.

Türk - Amerikan dostluğu etrafında bugüne kadar çok şeyler söylenmiştir. Bütün dünyada bugün bundan daha kuvvetli ve bundan daha hasbî bir dostluk tasavvur edemiyoruz. Dünya görüşü ve politikası bakımından iki millet arasında, en ufak bir görüş far­kı mevcut delildir. Türkiye Amerikan yardımını yalnız kendisi için değil, bir sulh nizamını koruma bakımından ar­zu etmekte ve sür'atle bu yardımdan müstağni kalacak bir hale gelmeğe ça­lışmaktadır, onun için, Amerikalı dost­ların bu mevzuda bizi çok iyi anlama­larını istemekte de haklıyız. Amerika Cumhurreisi Sefirimize söylediği sözlerde «Dostluk ve işbirliğinin kendi öz memleketlerimiz ve dünya için bu derecede candan arzuladığımız sulh ve güvenliğin gerçekleşmesine   daha da etraflı bir şekilde hizmet ve yardım edeceğinden emin?m» demekle, Türk dostluğuna ve işbirliğine kıymet ver­diğini ifade etmiş bulunmaktadır.

Çok temenni ediyoruz ki, bu dostluk V3 işbirliğine Eisenhower'in verdiği ehemmiyeti, maiyeti hükümet erkânı da aynı duygu ve hislerle versinler. Versinler, çünkü Türk umumî efkârın­da yarattıkları kırgınlık, Türkiye'deki Amerika dostlarını cidden zor mevkie 'soymuş oldu. bir neyi hayal kırıklığı­nın izlerine Başkanın güzel sözlerine rağmen, kahvelerde, sokaklarda, husu­si sohbetlerde hâlâ tesadüf etmek mümkündür.

Washington müzakerelerinin seyri Yazan: Feridun Ergin

21/VI/1955 tarihli (Cumhuriyet) ten:

İkinci Cihan Harbinden .sonra. Ameri­kanın yabancı bir devleti imzaladığı en büyük kredi mukavelesi, dört mil­yar dolar tutmaktadır. Bu dört milyar dolarlık istikrazı alırken. İngiltere'nin takip ettiği usul dikkate şayandır. İn­giliz devlet adamlarını bütün dünya tanıdığı ve İngiliz diplomatlarının mehareti malûm olduğu halde, müzakere­lerin neticelendir ilmesi bir iktisadçıya bırakılmıştır. İstikraz müzakerelerini idare eden J..M. Keynes, iktisadî mev­zularda otorite sahibi bir ilim adamı idi. Fikirleri iktisad siyasetine yeni ufuklar açmıştı. Tavsiyelerine umumî efkârın itimad ettigi ve hükümetin itibar gösterdiği biliniyordu. Müzakere­ler ve münakaşalar esnasında. ileri sürdüğü delilleri çürütebilmek imkân­sızdı. İstikraz talebi vesilesile hazırla­dığı mucip sebeplerin kuvveti ve sağ­lamlığı şüphe götürmüyordu. Bu iti­barla, J.M. Keynes'in Amerika topra­ğına ayak basmasından birkaç gün sonra istikraz mukavelesi imzalanmış­tı.

Memleketimizde ise, iktisadî meselelerîn bütün hamulesi, siyaset adamları tarafından taşınmaktadır. Haricî tediyelerin tanzimi, para ve kredi hacminin tayini, bütçe ihtiyaçlarının ayar­lanması, yatırımların finansmanı ve is­tikraz mukaveleleri yapılması gibi en hayatî tedbirlerin hazırlanması ve tat­bik edilmesi, hep siyasî şahsiyetlerin takdir ve gayretine bağlıdır. Kabine mensupları, ehemmiyetli ve ehemmi­yetsiz, bütün işleri baştan nihayete ka­dar takip etmek ve karar almak mevki-indedirler. Kredi v.o yardım müzakere­lerinde de, neticeyi devlet adamlarının harcadıkları şahsî gayret tayin etmek­tedir. Gecen sene Alman kredisi mü­nasebetiyle gördüğümüz gibi, hükümet reisi müzakerelerde siyasî bir muvaf­fakiyet elde etse dahi, bazen teknik arızalar yüzünden anlaşma hükümleri­nin tatbiki aksamaktadır.

Washington'da yapılan son görüşme­ler de aynı şekilde cereyan etmiştir. Sızan haberlere bakılırsa, istikraz ta­lebinin muvaffakiyetle neticelendirilmesi için müsaid zemin hazırlanmadan müzakerelere başlanmıştır. İstikraz is­teyen bir hükümetin eksperler kade­mesinde tetkikler tamamlandıktan ve muhatablar mevzu hakkında sarih fikirlere sahip olduktan sonra müza­kere masasına tezini müdafaa etme­sinden tabiî bir şey olamazdı. Fakat bir talihsizlik eseri olarak Türkiye'nin üç yüz milyon dolar istediğine dair gönderilen raporlar, Washington'da bu işlere bakan servislerden ileri geçmemiştir. Oradaki mümessillerimiz, Tür­kiye'nin talihini karar salâhiyetine sa­hip şahsiyetlere duyurmağa muvaffak olamamışlardır. Servislerin mukavemetini yenmeye ve mütehassısların mü­zaheretini kazanmaya da imkân bulun­mamıştır. Başvekil Muavini Amerika'­ya giderek hükümetin yüksek kademeleriyle temasa geçtiği vakit, muhatablarını tamamen hazırlıksız bulmuş­tur. Meşru, Başvekil Muavininin Washington'da bulunduğu müddet zarfın­da tetkik  edilmiş ve görüş birliğine varılmaksızın karar almağa zaruret hasıl olmuştur. Bu şartlar altında otuz mil­yon dolar verilmesi, belki ilk defa kay­dedilen bir hâdisedir.

Ancak red haberi duyulduktan ve memleketimizde uyandırdığı akisler öğre­nildikten sonra yaptığımız istikraz talebine Amerikalıların gösterdikleri alâka artmıştır. Son günlerde, iki hükü­met arasında yeni anlaşma imkânları aranacağını gazeteler yazmaktadır. Bu arada, Para Fonu toplantılarına katıl­mak üzere İstanbul'a gelecek olan Amerikalı iktisada W. Randolph Burgess'in devlet adamlarımızla temaslar yapacağı bildirilmektedir. W. R. Burgass, yazımızın başında adını zikretti­ğimiz İngiliz iktisadçısı gibi, dünyanın sayılı ilim adamlarındandır. İhtisası, para ve kredi meseleleridir. Kredi sistemi ve emisyon bankaları hakkında yazdığı kitap ve makalelerle şöhret bulmuştur. Çalışmalarında istatistikle­re büyük ehemmiyet veren ve rakam­ların mânasını maharetle kıymetlendi­ren bu zat, Amerikanın malî mehafilirade otorite sahibidir. Siyasî şahsiyet­lerimizin kendisiyle iktisadî mevzular­da dair yapacakları görüşmelerde müsbet intiba bırakmaları, ileride girişile­cek kredi teşebbüsleri bakımından, ehemmiyeti haizdir.

3 Haziran 1955

—  Buenos Aires:

Mecliste muhalif Radikal grubundan mebus Zanalın bildirdiğine göre, Ar­jantin'deki siyasî mevkufların sayısı yediyüze yükselmiş bulunmaktadır. Zanal, hükümetten siyasî mevkufların durumu hakkında malûmat verilmesini istemiş, fakat teklifi Meclis tarafından reddedilmişti.

Peronist grup adına konuşan Oscar Albrieu da «1951 sensinde askerî hü­kümet darbesi teşebbüsü akabinde çı­karılan olağanüstü bir kanunun ilgası, muhalefetin anayasaya sadakatini be­lirtmesi şartiyle mümkündür» demiş­tir.

6 Haziran 1955

—  Buenos Aires:

Dünyanın en yaşlı kadını, Rosario'da 148 yaşında ölmüştür. Arjantinde nü­fus idaresi geçen asrın sonunda ku­rulmuş olduğundan, Carmen Navarese'in 1807 senesinde donmuş olduğu vaftiz vesikası ile tesbit edilebilmektedir. Dünyanın en yaşlı kadını on iki sene evvel sığındığı bir düşkünler yur­dunda ölmüştür.

16 Haziran 1955

— Rio de Jansiro:

Salı günü tevkif edildikten sonra Ar­jantin'den çıkarılmış olan Buenos Aires Piskopos Yardımcısı Emanuel Taio ile diğer Katolik paraz Ramon Novoa Roma'ya gitmekte iken bugün in­dikleri Rio de Janeiro'da verdikleri be­yanatta geçen günkü hâdiselerde Ar­jantin bayrağını katoliklerin yakma­dığını iddia etmişlerdir.

Emanuel Tato geçen pazar günü kendi piskoposluk sınırları içinde 408 kişinin tevkif edildiğini, ayrıca 1 mayıs­tan itibaren de 40 papazın tevkif edilmiş olduğunu ve bu rakamları son günler­deki tevkiflerin dahil olmadığını söy­lemiştir.

Her iki katolik din adamları da Roma'­ya Papa'nın yanma gitmeyi tercih et­tiklerini söylemişlerdir.

17  Haziran 1955

—  Montevideo:

Arjantin radyosu General Perin tara­fından irad edilen nutku yayınlamış­tır. General bu nutkunda ezcümle şöy­le demiştir:

«Hain ve cebîn düşmanlarımız nefreti­mize lâyıktırlar. Onlara bugün bir ders verdik tekrar edecek olurlarsa da­ha şiddetli bir ders vereceğiz.

General, bugünün «vazifelerini ifa edememiş olan müesseseleri damgala­yan acı bir hatıra olarak» kalacağını söylemiş ve «hepinize iyi geceler, hu­zur içinde güveninizi muhafaza ediniz» diyerek nutkuna son vermiştir.

18   Haziran 1955

—  Buenos Aires:

İstihbarat Sekreterinin bildirdiğine göre, Reisicumhur Peron, asî kuvvetlerinin perşembe günü yaptıkları bir tay­yare hücumundan bir mucize eseri olarak kurtulmuştur.

Refakatinde hükümet erkânı bulundu­ğu halde Peron, Millî Savunma Vekâ­leti balkonundan bir helikopter ma­nevrasını takip etmekte iken, bu helikopter manevrayı terkederek Vekalet bahçesine inmiş ve pilot tarafından ilk düşman tayyarelerinin hükümet kona­ğına doğru geldikleri bildirilmiştir.

Başkan, binanın, içine girmeğe güç va­kit bulabilmiştir. Zira, bir an evvel bulundukları mahallin Önünde, büyük maddî hasarlara sebep olan bir bom­ba patlamıştır.

—  Buenos Aires:

Arjantin Millî Müdafaa Vekâletinden tebliğ edildiğine göre, millî kuvvetler bütün ehemmiyetli noktaları ele ge­çinmişler ve duruma hakim olmuşlar­dır.

—  Buenos Aires:

Hükümet konağına 500-metre mesafe­de bulunan Bahriye Vekâletinde hazır bekleyen deniz kuvvetlerine hücum işareti veren ilk bomba hükümet sara­yına düştüğü zaman, Başkan . Peron, binayı henüz terletmiş bulunuyordu.

Hükümetin bu hareketi evvelden haber almış olduğu anlaşılmaktadır. Zira öğ­leye doğru sarayda bulunan ziyaretçi­ler etraftaki sinirlilik havasım, saray muhafızları ve nöbetçilerin telâsını fark etmişlerdir. Az sonra, Devlet Başka­nının Harbiye Vekâletine giderek ora­da kabine, erkânı harbiye, polis ve jandarma mensuplarını kabul ettiği Öğre­nilmiştir. Tam öğle vakti, muhafız kı­tası askerlerine yerlerini almaları bildirilmiş ve zemin katının sokağa ba­kan koridorlarına mitralyözler yerleş­tirilmiştir. İlk bomba saraydan 30 met­re Öteye düşünce, personelin bir kıs­mı sokaklara fırlamışlar, fakat, kur­şunların vızıldamağa başladığın işi­tenler gene içeriye koşmuşlardır.

O sırada sarayda bulunan 400 sivil ve gazeteci evvelâ mahzenlere sonra sa­rayın üstüne inşa edilmiş olduğu eski kalenin dehlizlerine sığınmışlardır. Sa­rayın üstüne düşen üç bombadan an­cak ikisi patlamıştır. Mahzenlere sak­lanmış olanlar, küçük çaptaki havan toplarının ve mitralyözlerin sesini işit­mekteydiler. Mahallî saatle 15 e doğru ateş seslerinin azalması üzerine sakla­nanlar tekrar yukarıya çıkmışlarda Tam bu esnada sarayın üzerine doğru pik yapan bir uçağın attığı bomba elli metre kadar ötede patlayınca tekrar dehlizlere koşulmuş ve bütün tünellerdeki ışıkların birden bire söndüğü görülmüştür. Şiddetli bir gaz kokusu­nun yayılması üzerine etraftan «sigara yakmayın.. Sakin olun, sakin olun..» sesleri işitilmiştir. Bu arada, tahrip edilmiş kanalizasyonlardan çıkan gaz gittikçe fazlalaşmakta ve dışarıda sıh­hî imdat arabalarının düdükleri işitil­mekteydi.

Nihayet birteniri kuvvetli bir sesler isteyen çıkabilir» diye bağırdığı du­yulmuş, herkes merdivenlere ve ışığa koşuşmuştur. Ateşin de kesilmesi üzerine, müdafaayı idare eden albay, saraydakilere «hepsi geçti, artık sükû­netle evlerinize dönebilirsiniz» diyerek temin etmiş, bununla beraber yarım saat sonra âsilerin son tayyaresi «ma­yo» meydanına bir kere daha mîtralyöz ateşi açmıştır. Bu son hücum es­nasında meydanda yanan piskoposluk binasının alevleri gök yüzüne yüksel­mekteydi.

-— Buenos Aires:

Başkan Peron Genel Çalışma Konfederasyonu üyelerine hitaben söylediği' bir nutukta, Arjantin milletlerinin ge­çirdiği fecî günlerden bahsederek, sendika delegelerine nizamın iadesi husu­sundaki yardımlarından dolayı teşek­kür etmiştir. Peron, perşembe günü ki­liselerde yapılan tecavüzlerden, işçile­rin değil, fırsattan istifadeye kalkışan komünistlerin mesul olduklarını bildi­rerek «Arjantinde din meselesi diye bir şey yoktur, tuz sadece Arjantin halikına vicdan hürriyetinin tanınmasını istiyoruz» demiştir. Devlet ile kilisenin ay­rılması hususunda ilk talebin millettengeldiğine işaret eden başkan, ben par­lâmento tarafından kabul edilmiş olan kanunlara uygun kararlar vermekle iktifa ettim» diyerek, bu mevzuu halle­decek bir kurucu meclisin teşkili kararlaştırıldıktan sonra meseleye kapanmış nazarıyla bakılabileceğini» söylemiş ve nutkuna şöyle devam etmiştir :

«O andan itibaren, memlekette nizamı bozmak ve seçimlerin yapılmasına en­gel olmak üzere, bir iftira kampanya­sına girişilmiştir. Perşembe günkü hâ­diselerin yegâne gayesi beni tasfiye et­mekti, fakat bunun için bu kadar kan dökmeye lüzum yoktu, zira tamamen serbest ve garantili seçimlere benim tasvip ettiğimi milletin de tasdik ede­ceğine inanmaktayım.»

Orduyu, nizamın iadesi esnasındaki yar dunlarından dolayı tebrik eden baş­kan, nutkunu bitirirken bütün Arjan­tinlilerin birleşmesi hususundaki te­mennilerini de bildirmiştir.

— Buenos Aires:

«La Presnea» gazetesinin bildirdiğine göre, son isyan hareketi sırasında tev­kif edilen şahıslar devlet hapishanesi­ne nakledileceklerdir. Bahriye Vekâle­tinde tevkif edilen 800 kişi bugün alay halinde devlet hapishanesine nakledil­miştir. Silâhlı Kuvvetler Yüksek Kon­seyi bu şahısların muhakeme edilmesi için emir verinceye kadar 800 kişi dev­let hapishanesinde kalacaktır.

20 Haziran 1955

— Buenos Aires:

Arjantin Kara, Deniz ve Hava Kuvvet­leri tarafından müştereken yayınlanan bir tebliğde isyan hareketine iştirak et­miş olan deniz piyadeleri ile deniz ha­vacıları müstesna bahriyenin diğer bü­tün birliklerinin hükümete sadık kal­dıkları ve halen üslerinde bulundukla­rı bildirilmektedir.

Tebliğde ayrıca belirtildiğine göre, deniz filosuna mensup kuvvetlerin bü­yük bir kısmı, denizcilik okulu ile Arjantinin belli başlı limanlarında bulunan kuvvetler, hiç istisnasız hükümet safındadırlar.

İsyan hare/ketine iştirak etmiş olan bir İlkler lâğvedilmiş ve askerî malikane­ye sevk edilmişlerdir.

Buenos Aires harekâtına iştirak eden1 ve hepsi de deniz piyadesine mensup olan kuvvetler önemli sayıda değildir. Deniz piyadesinde bulunan. 35 subay­dan 9 u, 84 assubaydan 33 ü. 439 er­den 354 ü isyan harekâtına iştirak et­miştir.

—  Buenos Aires:

Buenos Aires şehri kurulduğundan be­ri ilk defa olarak 16 haziran günü bir hava bombardımanın maruz kaldıktan sonra bugün normal halini almıştır. Yalnız hükümet sarayı civarındaki ev­lerde mevcut bombardıman izleri Fae-sayı hatırlatmaktadır. Şehrin mühim noktalarında nöbet bekleyen askerî birlikler şimdi kışlalarına çekilmiştir.

—  Buenos Aires:

Gece yayınlanan resmî tebliğde Arjantinin her tarafında tam bir sükûn hü­küm, sürdüğü bildirilmekte ve halk arasında karışıklık yaratmağa matuf söylenti kampanyası takbih olunmak­tadır. Ayni tebliğde Arjantinlilerden evlerinde kalmaları istenmektedir. Bu tebliğ, Cumhurreisi Peron ikametgâ­hında bazı resmi şahsiyetleri kabul et­tiği sırada Buenos Aires'de husule ge­len endişe havasım dağıtmak için ya­yınlanmıştır. Bu ziyaret sırasında baş­kentte çeşitli söylentiler dolaşmaya, başlamıştı.

23 Haziran 1955

~ Ankara:

Arjantin Büyükelçisi Ekselans Legui Zamon bugün saat 12 de Büyükelçilik binasında bir basın konferansı tertip etmiş ve gazetecilere bir yemek ver­miştir.

Yerli ve yabancı basın ve ajans muha­birlerinin hazır bulunduğu bu toplan­tıda Arjantin Büyükelçisi Türk mat­buatının Arjantin hâdiselerine     karşı

gösterdiği yakın alâkadan dolayı duy­duğu memnunluğu belirtmiş, son daki­kada yapılan bu davete icabetlerinden dolayı gazetecilere teşekkür etmiş ve Arjantin'de artık normal hayatın tees­süs ettiğini ifade ettikten sonra bu te­essüfe şayan hâdiseler hakkında yazı­lı olarak şu beyanatta bulunmuştur:

«Memleketin umumî hayatına müteal­lik bütün faaliyetler, bugün normal su­rette, artan bir tempo ve mutlak bir sükûnet içinde cereyan etmiştir.

Silâhlı kuvvetler müşterek kumandan­lığı, 16 haziran perşembe günü cereyan etmiş olan hâdiseler esnasında, haliha­zırdaki hükümete sadık kalmış- şayanı takbih hâdiselere iştirak etmiş olan ba­zı bahriye silâhendazları büyükleriyle deniz havacılık mürettebatı müstesna olmak üzere geri kalan diğer bütün birlikler, hükümete sadık kalmışlar ve ait oldukları üslerde hazır bulunmuş­lar ve bulunmaktadırlar. Açık deniz donanması, Puetro Belgrano, Rio San­tiago, Mar Del Flata ye Ushuaza üs­leri, askerî denizcilik okulu, bahriye makinist okulu ve azul ile zaralı deniz tezgâhları, aynı hali hazır vaziyetinde bulunmuşlardır. Donanma nakliye ge­mileriyle hidrografik servisleri müret­tebatının faaliyetleri, normal bir şe­kilde devam etmektedir.

Ayaklanmaya iştirak etmiş olan askerî okul ve inşaat tezgâhlarına mensup birlikler lâğvedilerek, mürettebatı askerî mahkemelere teslim olunmuştur.

Asiler tarafından istifade edilmiş olan ve Urugusv'a iltica eyliyen uçaklar, bu gün Arjantine celbe dilmiştir.

Amme emniyeti, mükemmel surette te­min edilmiş bulunmaktadır. Bu meyan da alınan tedbirler sayesinde, kiliseler ve dinî müessesatın korunması müem­men bir hala getirilmiştir. Komünist prensiplerine mensup kimseler tarafın dan yapılan tahrikat ve taşkınlıkların tekerrürüne meydan bırakılmıyacak­tır. Teşhis ve tevkif edilen bu gibi şa­hıslar adalete teslim olunmuştur.

Arjantin Umumî Konfederasyon Kâ­tibi Umumisi Eduardo Vuletich tara­fından B.I.T. konferansında beyan edilmiş olduğuna  uygun  olmak  üzere, filhakika Arjantinde devlet ve kilise arasında bir gerginlik mevcut değil­dir. Böyle bir hal, ancak halk teşkilât­ları ile ruhanî camian:n bir kısmı ara­sında müşahede edilmektedir. Yapılan dinî bir şuna tazyik de yoktur. Kato­lik kilisesi, dinî vecibelerini kanunun himayesi altında yerine getirmekte ol­duğu gibi bundan böyle de ifa eyliyecektir. Memleketti bulunan diğer dinî mezhebler de, hiç kimsenin din veci­belerine müdahale etmek niyetinde ol­maksızın bu vecibeleri serbestçe icra eylemeğe devam edeceklerdir. Bu key­fiyeti, katolik olan Cumhurreisi ve ha­riciye vekili ile hükümete mensup bu­lunan şahsiyetlerin ekserisi, resmen be­yan etmişlerdir.

Devletin kiliseden ayrılması meselesi­ne gelince: Keyfiyetin kendisine arzolunması için parlâmento, bir kurucu umumî meclisin toplanmasını kararlaş­tırmış bulunmaktadır. En son merha­lede millî iradenin mesele hakkında ka­rarını verebilmesi için fikir dermeyanı serbestisi için en geniş teminat da derpiş olunmuştur.»

Arjantin Büyükelçisi bu beyanatının sonunda kadehini. Türkiye Reisicum­huru Celâl Bayar'ın sıhhat ve saadeti­ne ve Türk milleti ile onu idare eden­lerin refah ve tealisine kaldırmıştır.

Toplantı her iki memleket arasındaki münasebetler üzerinde yapılan samimî sohbetler arasında sona ermiştir.

— Buenos Aires:

Arjantin Vekiller Heyeti, Cumhurreîsi Peron'un vazifesini teshil etme amacı ile bugün istifasını vermiştir.

Bunu diğer yüksek memurların istifa­larının takip edeceği söylenmektedir.

24 Haziran 1955

— Buenos Aires:

Başkan Peron, perşembe aksamı. Ar­jantin milletine hitaben bir konuşma yaparak   şunları   söylemiştir:

«Millet ve ordu harbi desteklemiş olmasaydı, karşılaştığım ihanet ve alçak­lık yüzünden hükümet idaresini terk edecektim. Memleketin karşılaşacağı vahim neticelerden korktuğum içindir ki bunu yapamadım. İhtiyat tedbiri ola­rak konulan sansür ve örfî idare sebe­bi ile son hâdiseler hakkında, sarih, ma­lûmat vermek imkânı hasıl olamadı­ğından, millete hitap ederek, hâdise­lerin hakikî mahiyetini öğrenmeleri için,  açıklamalarda bulunmak istedim.

Askerî Adliye de hâlen durumu aydın­latmak için çalışmaktadır.

«Deniz Kuvvetleri komutanlarından birkaçı, Bahriyeye bağlı Hava Kuvvet­leri ile anlaşarak, ordu tarafından bas­tırılan b,ir isyan hareketine teşebbüs etmişlerdir. Esasen, 1954 kasım ayın­dan beri, isyan hareketini tahakkuk ettirebilmek ve iktidarı ele geçinmek gayesiyle, bazı askerî şeflerin de ken­dileri ile işbirliği yapmasını temin ,etmek istiyorlardı. Gayesi, hükümet sa­rayını ele geçirip, hükümeti bertaraf etmek olan bu harekete siyasî unsur­lar da karıştılar. Saraya hücum eden deniz piyadeleri kandırılmışlardı. Ve Peron'u kurtarmak için çalıştıklarını zannediyorlardı. Diğer taraftan deniz piyadelerinin faaliyetlerinin yanı sıra, hükümet sarayı, genel çalışma konfe­derasyonu binaları, harbiye vekâleti, halka mahsus toplanma yerleri, kışla­lar ve askerî .birlikler de havadan bombalanmıştır. Asiler, avcı uçaklarının müdahalesine mani olan hava üssü ko­mutanının yardımına güvenmişlerdi. Hedefleri gayet açıktı: Karada, bir deh şet havası yaratarak halkı sindirmek, radyo istasyonlarını ele geçirmek, ka­rışıklık ve panik yaratmak ve bu hareketlerin yanı sıra hava bombardımanları ile Cumhurreisini katletmek...

Bu plân ancak %1 nisbetinde muvaf­fak olabilmiş, birkaç binanın yıkılma­sına ve birçok masum kanının dökül­mesine sebep olmuştur.

Asiler, bombalarını attıktan sonra adetleri olduğu gibi gene Uruguay yo­lunu tutmuşlardır. İsyan hareketinin şefi Amiral Lorenzo Calderon idî. Da­ha sonra, Amiral Calderon ile, -Bahriye Vekili Anibal Olivieri ve Amiral Benjamin Gargiulo, halkın Bahriye Vekâletini zaptederek lâyık oldukları cezayı vermesinden korkarak askerî birlik­lerle müzakereye girip anlaşmak iste­mişlerdir. Amiral Calderon'un bürosun da 16 haziran tarihli iki vesika bulun­muştur. Bunlardan biri demokratik ih­tilâle karşı gelecek her şahsın derhal kurşuna dizilmesi hakkında bir emir­name idi. İkinci vesika ise. Genel Ça­lışma Konfederasyonunun kontrol al­tına alınmasını derpiş ediyordu. Bu iki vesika âsilerin gayelerim ve kullan­dıkları metodları gayet açık olarak be­lirtmektedir. »

Arjantin Cumhurbaşkanı, halkı, işçi­lerin vazifelerini yapmalarına yardım, ettiklerinden dolayı Övmüş ve hükü­msün kanunî seçimler ve ezici bir ço­ğunlukla iş başına gelmiş olduğunu ve yeni seçimlere gidildiği takdirde ilk se­çimin halk tarafından tekrar teyid edi­leceğini âsilerin unutmuş olduklarına işaret ederek sözlerine şöyle devam et­miştir:

«Bir avuç kendini bilmezin, milleti tahrik etmeleri, aklın alacağı bir şey de­ğildir. Bu çok pahalıya mal olan bir ders olmuştur. Halk bu tahrik hareket­leri karşısında sükûnetini ve vakarı­nı muhafaza etmiştir. Kundakçılar ve hırsızlar tevkif edilmişlerdir, ve gereği veçhile yargılanacaklar. Sükûnetin ia­desi, Harbiye Vekâletinin aldığı tedbir­ler ve kanunu müdafaa eden polis kuv­vetlerinin çalışmaları sayesinde müm­kün olabilmiştir.»

Başkan, sözlerini bitirirken, daha bü­yük felâketlere sebep olacak yeni sa­vaşlara yol açmamak için halkı, harp isteyen tavırlar takınmaktan kaçınma­ğa davet etmiştir.

29 Haziran 1955

— Buenos Aires:

Arjantin Deniz Kuvvetlerine mensup -bazı birliklerin isyanı sonunda ilân e-dilen sıkı yönetim kaldırılmıştır.

Bununla beraber 1954 eylül ayındaki askerî ayaklanma esnasında ilân edil­miş olan «dahilî harp hali» idaresi memlekette devam etmektedir.

30 Haziran 1955

- Buenos Aires

İyi haber alan mahfillerden Öğrenildiğine göre Başkan Peron, dün Saint Pierre ve Saint Paul  bayramlarının kutlanması münasebetiyle Papaya bir selâm mesajı  göndermiştir

Arjantinde İsyan

Yazan: Mücahit Topalak

18/VI/1955 tarihli (Zafer) den:

Arjantin Peron rejimine karşı muha­lefet nihayet bir kısım ordu birlikleri­min katıldığı bir isyan halini almış ve kan dökülmüştür.

Hükümet ayaklanmayı bastırmış görü­nüyor. Filhakika Peron hükümeti vazi­feye süratle hâkim oldu&unu ve ayak­lanan elemanlardan bir kısmının te­şebbüsten vazgeçmeleri üzerine isyanın akim kaldığını resmen bildirmiştir. Peron'un, ayaklanan ordu birliklerine karşı Genle Çalışma Konfederasyonu üyeleri ile kendi partizanlarını silâhlandırarak tenkil hareketine giriştiği ve is yana iştirak eden Arjantin uçaklarının Uruguay'a kanmak zorunda kaldıkları haber verilmektedir.

Bununla beraber, bir çok cana mal olan bu isyanın halen hangi safhada olduğu iyice bilinmediği gibi, bu ayaklanma bastırılsa da, aylardan beri Peron re­jimi ile katolik kilisesi arasında cere­yan eden mücadelenin kana boyanma­sı gelecek için bazı mühim neticeler hazırlamaktan hâli kalmayacaktır. Filhakika simdi Vatikan, doğrudan -doğruya Peron'un sahsım istihdaf etmemekle beraber, Arjantin kilisesi ruh banma hakaret ve onları tevkif veya memleket harici edenlerin topunu birden afaroz etmiş bulunduğundan, Ana­yasa gereğince devletin resmî dini olan katolikliğin kuvvetle yerleşmiş olduğu Arjantinde Peron'un evvelâ bu bakım­dan vaziyeti nezaket kesbetmiştir. Peron, geçen sonbahardan beri kilise ile hükümet arasında cereyan eden mücadeleyi izah zımnında 10 mayısta İl Tempo gazetesine verdiği beyanatta, bir devlet -kilise ihtilâfının bahis mev­zuu olmadığını, ruhbandan bir kısmının siyasî faaliyete teşebbüs etmeleri üzerine millî teşekküllerle ihtilâfa düş­müş bulunduklarını ve nihayet devle­tin kiliseyi, işlerinle karışsın ve başına siyasî bir derd olsun diye beslemediği­ni söylemiştir. Peron'a göre, kendisi bu millî dâvanın sadece raportörüdür VB kararı millet verecektir.

Bu iddiadan hareketle, sekizi hariç ol­mak Üzere bütün üyeleri Peron'cu olan Millî Mecliste ve yüzde yüz Paron'un adamlarından müteşekkil Ayan Mecli­sinde müstaceliyetle alman bir serî teşrî kararlarla kilisenin nüfuz ve iti­barına darbe üzerine darbe vurulmaya başlanmıştır.

Bu kararlar meyanında dinî merasimin men'i, mekteplerden dinî tedrisatın kaldırılması v,a takvimlerden dinî bay­ramların silinmesinden, o zamana ka­dar cevaz verilmeyen boşanma mües­sesesinin tekrar ihyası il-e kapalı tutu­lan umumhanelerin yeniden açılması­na kadar çeşitli tedbirler y.er almakta­dır.

Peron, önümüzdeki son baharda tertip­leyeceği seçimlerle teşekkül edecek bir Kurucu Meclise Anayasayı değiştirterek katolikliği Arjantin resmî dini ol­maktan çıkarmaya hazırlanmakta idi.

Son ayaklanma, diktatörün kilise île mücadelesinin bu safhasından fayda­lanmak isteyen Peron aleyhtarlarının teşebbüsü olmuştur. Fakat zaten meselenin tamamı siyasidir ve rejim ile kili­se arasındaki ihtilâf da, iktidara işti­rak ettirilmedikleri için muğber olan bazı büyük mülk sahiplerinin, elinden emvali alındığı için rejime düşman ke­silen katolik kilisesiyle işbirliği ede­rek ve onun müzaheretine güvenerek