19.5.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

2 Mayıs 1954

 

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, gece geç vakit kendisini ziyaret eden ve seçim­lerin neticeleri hakkında düşüncelerini soran France Presse Ajansı, United Presse Ajansı, Reuter Ajansı, Associated Press Ajansı, Lemonde, Newyork Times gazetesi muhabirleri ile diğer yabancı basın temsilcilerine şu beyanatta bulunmuştur:

«1950 seçimlerini partimizin kazanmış olması, memleketimizde demok­ratik prensiplerin bir zaferi sayılabilir. O tarihten beri partimizin dört yıllık vazife müddeti içinde, genç de­mokrasimiz hem gelişmek imkânını bulmuş, hem de iktisadî kalkınma sa­hasında mühim başarılar elde etmiştir. Şu anda 1954 seçimlerinin eskisinden daha büyük bir ekseriyetle parti­miz tarafından kazanılmış olduğu anlaşılmış bulunuyor. Bunun mânası, bütün devlet faaliyetlerine şâmil ol­mak üzere her sahadaki icraatımızın Türk Milletince tamamiyle tasvip e-dildiğidir. Bu meyanda partimizin» Birleşmiş Milletler, NATO, Ankara Paktı, Türk - Pakistan anlaşması, çerçeveleri içerisinde gelişen dış politikasının da bir Millî Politika haline geldi.

—   Ankara

Demokrat Parti Başkanlığından bildirilmiştir:

1954 Mebus seçimlerinin kafi neticeleri büyük ve asil milletimizin partimize karşı olan muhabbet ve itimadının ne derecelerde büyük olduğunu açıkça göstermektedir. Bu hal partimiz için emsali görülmemiş bir mazhariyet, teşkil ediyor. Bunun şükran borcunu ödeyebilmek ancak bu itimada layık olmakla mümkündür. Bu itibarla partimiz, şimdiye kadar olduğu gibi önümüzdeki dört yıllık iktidar devremiz esnasında da tam bir hulûs ile ve beşer takatinin üstünde çalışarak şükran borcunun ödenmesini en kutsi bir vazife saymaktadır. Seçimlerin katî neticesi ile mazhar olduğu muhabbet ve itimad karşısında şükran duygularının muhterem umumî efkârımıza bu suretle arzını, Demokrat Parti Başkanlığı Anadolu Ajansından rica etmektedir.

Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Hükümetimizle Yugoslavya hüküme­ti arasında 16 nisan 1'953 tarihinde Ankara'da imza edilip 10 mart 1954 tarihinde 6356 sayılı kanunla Türki­ye Büyük Millet Meclisinin tasdikine iktiran etmiş ve resmî gazetenin 18 mart 1954 tarihli ve 8661 sayılı nüshasında neşredilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hükümeti arasında hava ulaştırmaları­na dair anlaşma, 17 nci maddesi gereğince âkit tarafların kendi teşkilâ­tı esasiye kaidelerine göre tasdik formaliteleri her biri tarafından ikmal edilmiş olduğundan, Hariciye Vekâleti ile Yugoslavya Büyükelçiliği arasında 4 mayıs 1954 tarihinde nota teatisi suretile yürürlüğe girmiştir.

Mayıs 1954

 

—  İstanbul:

İstanbul Gazeteciler Sendikasının Ak­deniz gezisine tahsis olunan Tarsus yolcu gemisi bugün saat 14 de 444 yolcu ile İstanbul'dan hareket etmiştir. Akdenizin bir çok limanlarım ziyaret edecek olan Tarsus'un bu seferi 20 gün kadar devam edecektir.

—  İstanbul:

Milletlerarası din hürriyetini müda­faa cemiyeti reisi, şehrimizde bulun­maktadır. Reis Wisomun, bu sabah vilâyeti ziyaret etmiş ve Vali ile muhtelif  mevzularda  görüşmüştür

— İstanbul:

M.M.V. İstanbul Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Paristeki NATO  Harp oyununa Türk

askerî heyeti Başkanı olarak katılan Orgeneral Nurettin Baransel dün gece bir İsviçre uçağı ile şehrimize dön­müştü.

Hava Alanında, generaller, ailesi ve dostları tarafından karşılanan Orge­neral Baransel bir haftalık Harp Oyu­nu çalışmalarının verimli ve iyi bir şekilde sonuçlandığını belirtmiştir.

Mayıs 1954

 

—  Ankara:

Japon imparatoru Majeste Hirohito'nun doğum yıldönümü münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Ma­jeste İmparator arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Hollanda Kraliçesi Majeste Juliana'nın doğum günü münasebetiyle Reisi­cumhurumuz Celâl Bayar ile, Majeste Juliana arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

—  İstanbul:

Columbia Üniversitesi devletler huku­ku Profesörü Dr. "Wallace, bugün saat 11'de hukuk fakültesi salonunda «Amerika'nın dış siyaset unsurları» mevzulu büyük alâka ile karşılanan bir konferans vermiştir.

—  Ankara:

Irak Kralı Majeste Faysal'ın doğum günü münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Majeste Faysal ara­sında tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

Mayıs 1954

 

—  İstanbul:

Amerika Birleşik Devletleri Hariciye Vekili Yardımcısı Henri Byroade be­raberinde, Amerikanın Londra Büyük Elçiliği birinci katibi Even Wilson olduğu halde bugün saat 20.30 da bir P.A.A. uçağı ile Londra'dan İstanbul’a gelmiştir.

Henri Byroade, yarın İstanbulda top­lanacak olan A.B. Devletlerinin yakın Doğu, Asya ve Kuzey Afrika Devletleri nezdindeki Büyük Elçileri Konfe­ransına   riyaset  edecektir.

Diğer taraftan mezkûr konferansa iş­tirak edecek olan Büyük Elçiler de îstanbula gelmektedirler, son olarak A. B.D. Karaşi Büyük Elçisi Horace A. Russell ve Eşi de bu akşam şehrimize muvasalat etmişlerdir.

—  İstanbul:

Dünyanın her tarafından büyük, ka­nal baraj ve sulama tesisleri inşaat­larını taahhüt eden M.K. Firmasının ortak ve kurucularından Henri Morrison eşiyle birlikte bugün saat 15 de uçakla İstanbula gelmiştir.

Henri Morrison firmasının garanti in saat şirketile müştereken inşa etmek­te olduğu Seyhan Barajında tetkikler­de bulunacaktır.

10   Mayıs 1954

 

—  Ankara:

Bugün saat 17' de T.C. Ziraat Bankası Umum Müdürlüğünde İşletmeler Ve­kili Sıtkı Yırcali, İktisat ve Ticaret Vekili Fethi Çelijcbaş ve Ziraat Vekili Nedim Ökrnen'in huzurlariyla mine polis Moline Amerikan Şirketi ile müştereken memleketimizde kurul­masına karar verilen ve motor, trak­tör ve her türlü ziraat makineleri imal edecek »lan şirketin protokolü imza­lanmıştır.

Şirket 20.000.000 lira sermayeli bir anonim ortaklık olacak ve T.C. Ziraat Bankası, makine ve kimya endüstrisi kurumu Türkiye Ziraî Donatım Ku­rumu ile Amerikan firması ortak ola­caklardır. Bilâhare bu şirkete İzmir Tarig Satış Kooperatifleri Birliği ile Adana Çukurova Satış Kooperatifleri Birliği de hissedar olarak katılacak­lardır.

Şirket, memleketimizin traktör ve  ziraat makineleri ihtiyacını karşı­lamakla beraber aynı zamanda Avru­pa ve Yakın Şark memleketlerine de ihracat yapabilecek bir Ölçüde imalât­ta bulunacaktır. Fabrika ilk defa An­kara'da Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun motor fabrikasında bu yıldan itibaren derhal çalışmaya bağ­lıyacak, kısmen imâlat ile birlikte kısmen de montaj işlerini sağlıyacaktır.

Önümüzdeki 3 yıl içinde memleketi­mizde bu mamullerin % 80 nine ya­kın parçalarım tamamen Türk malı olarak imal etmek imkânını temin edecektir.

Bu hususta müteşebbislere teşekkür eden İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı şu demeçte bulunmuştur:

Motor, Traktör ve Ziraî âletler ima­lâtı memleketimizin ziraî kalkınması kadar motorlu vasıtalarla teçhizi bakımından da iktisadî ve askerî gücümü­zü bir kat daha arttıracak temel sana­yiden bir teşebbüstür.

Hükümetimizin müşterek tedbir ve prensipler içinde bunun da millî mü­esseselerimizle bir Amerikan firmasının işbirliğiyle gerçekleşmesi yeni te­şebbüsleriniz için müsbet ve sevindi­rici bir adımdır.

Teşebbüsün hem memleketimiz hem de müessese ortakları için hayırlı ol­masını candan dilerim.»

11 Mayıs 1954

 

— İstanbul:

Cumhuriyet Halk Partisinin haksız iktisaba dayanıp Hazineye intikal eden emvalinden Cağal oğlundaki eski İl Merkez binası yarın merasimle Üni­versite Talebe Federasyonunun mane­vî şahsiyetine devrolunacaktır.

Şehrimizde bulunan Başvekil Adnan Menderes, bu münasebetle bize bu be­yanatta bulunmuştur:

«Bahis mevzuu binanın birçok eksik­leri olduğunu Ve tamire muhtaç bu Menderes, bu münasebetle bize şu beten beklenen faidenin tamamile istih­sali için binanın tamiri ve noksanları­nın ikmali icap eder. Binaenaleyh ya­rın Üniversite Talebe Federasyonuna devir ve tahsis edilecek olan Cağaloğ­lundaki Halk Partisi eski İl Merkezi binasının muhtaç bulunduğu tamir derhal yaptırılacak ve noksanları ik­mal ettirilecektir.

Bu suretle Talebe Federasyonumuza ve Üniversitelilerimize daha faideli bir hale getirilecek bulunan bu bina­nın gençlerimiz için hayırlı çalışma merkezi olmasını temenni etmekte­yim.»

—  İstanbul:

Amerika Birleşik Devletleri yakın-şark, Cenubî Asya ve Şimalî Afrika Büyükelçilerinin yıllık toplantısı, bu­gün saat 10 da Amerika Harici ya Vekili Yardımcısı Henri Byroade'm riyasetinde İstanbul'daki Amerikan Başkonsolosluğunda başlamıştır.

Toplantıda Amerika Birleşik Devletle­rinin mezkûr bölgelerde takib etmek­te olduğu siyaset gözden geçirilecek­tir.

—  İstanbul:

Teessürle haber aldığımıza göre mo­dern Türk hikâyeciliğinin kurucula­rından Said Faik Abasıyanık, perşem­be gecesi kaldırılmış olduğu hastahanede bugün saat 12.30 da vefat etmiş­tir1.

12 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Demokrat Parti Meclis Grubu Reisliğinden tebliğ edilmiştir:

Demokrat Parti Meclis Grubu Umumî Heyeti bugün saat 15' te Bursa Me­busu Hulusi Köymen'in Reisliğinde toplandı.

Celsenin açılmasını müteakip sürekli alkışlar arasında kürsüye gelen De­mokrat Parti Genel Başkanı ve Başvekil Adnan Menderes, 2 mayıs'ta ya­pılan umumî seçim neticelerinin mâ­na ve değeri üzerinde bir konuşma yaparak geçen dört yılda Demokrat Parti iktidarının başardığı işlere ilâveten önümüzdeki dört yıllık devrede belirecek ve memleketin kalkın­masını devam ettirecek eserlere temas eylemiş ve bütün üyelere hoş geldi­niz diyerek kendilerine başarılar te­menni etmiş ve şiddetle alkışlanmış­tır.

Müteakiben seçimlere geçilmiş ve Re­isicumhur namzetliğine sayın Celâl Bayar mevcudun ittifakiyle seçilmiş­tir. Bu neticenin heyeti umumiyeye arzı sevgi ve saygı tezahüratına vesi­le olmuştur.

T.B.M.M. Reisliğine Refik Koraltan, Reis Vekilliklerine Tevfik İleri (Sam­sun), Fikri Apaydın (Kayseri), Esat Budakoğlu  (Balıkesir),

T.B.M.M. Divan Kâtipliklerine İbra­him Kirazoğlu (Kayseri), Ömer Mart (Kayseri), Firuzan Tekil (İstanbul), İhsan Gülez (Bolu), Sedat Baran (Ço­rum) namzet olarak seçilmişlerdir. Altıncı kâtiplik seçiminde kazanma nisabı hasıl olmadığından yalnız bu­nun için yeniden seçim yapılması ya­rınki toplantıya bırakılmıştır.

T.B.M.M. idare âmirleri namzetlikle­rine de Mehmet Aldemir (İzmir), İh­san Şerif Özgen (Kütahya), Ahmet Kocabıyıkoğlu (Balıkesir) seçilmişler­dir.

Demokrat Parti Meclis Grubu Reisli­ğine Bursa Mebusu Hulusi Köymen ve Reisvekilliklerine de Eskişehir Mebu­su Abidin Potuoğlu ile Manisa Mebu­su Muzaffer Kurbanoğlu'nun seçildikleri yapılan tasnif sonunda anlaşılmış ve grup idare heyeti ile haysiyet diva­nının seçimi de yine yarınki toplantıya bırakılmıştır.

Bu sırada Sayın Reisicumhurun De­mokrat Parti Meclis grubuna gönder­diği mesajı bizzat Başvekil Adnan Menderes tarafından okunmuş büyük sevgi ve saygı tezahürleri ve alkışlar­la karşılanmıştır.

Umumî heyetin, 13 mayıs perşembe günü saat 15 te tekrar toplanmak üze­re içtimaına son verilerek, bütün üye­ler Atatürk'ün anıtkabrini ziyarette tazim duruşu yapmışlar ve bir çelenk koymuşlardı.".

— İstanbul :

Amerika Birleşik Devletleri Hariciye Vekili Yardımcısı Henri Byroade. bu­gün saat 17,30 da İstanbuldaki Ameri­kan konsolosluğunda kısa bir basın toplantısı yapmıştır.

Amerika Hariciye Vekâleti, Ortadoğu, Cenubî Asya ve Şimalî Afrika dairesi Reisi Byroade, sözlerine iki gündür İstanbulda çalışmakta olara Büyük El­çiler konferansından bahisle başlamış ve şöyle demiştir:

Libyadan, Pakistana kadar .13 mem­leketteki Amerika Birleşik Devletleri temsilcileri İstanbulda toplanmış bulunuyorlar, bu temsilciler umumiyetle kendi bölgelerine ait meseleler hak­kında raporlar verirler. Ancak biz arada bir bu şekilde toplanmakta bü­yük fayda mülâhaza ediyoruz. Toplan ti müddetimiz mahdut olmasına rağ­men Orta Doğu meselelerini bütün cepheleriyle  incelemekteyiz.

Amerika. Orta Doğuyla gitgide daha fazla ilgilenmektedir. Zira kanaatimce bu bölgenin emniyeti bizim kendi em­niyetimizle doğrudan doğruya ilgilidir. Bu bölgenin emniyetini tehdit edecek herhangi bir durum bizim de emniyetimizi tehdit edecektir.

Konferans esnasındaki görüşmelerimiz cok mahrem mabiyette olmuştur, ve ne benim ne de büyükelçinin henüz bu hususta herhangi bir şey açıklama­mıza imkân yoktur. Konferansın neti­celerini havi raporları Amerika v;ı gö­türerek Hariciye Vekiline ve Basken Eisenhowere arz edeceğim. Amerika­nın politikasını esasen bu iki şahıs ta­yin etmektedirler.

Bu mevzuda sözlerime son verirken şunu belirtmek isterim ki Türkiyede bulunmak insana çok hoş bir his veriyor. 1947 den beri memleketinize dört defa geldim. Her seferinde de yeni bir heyecan duyarım. Türkiye, Amerika'nın Dünyanın bu bölgesin­deki en emin dostudur. Cuma günü konferansımız nihayetleneceğinden ben de Ankara'ya giderek resmî şah­siyetlerle bazı temaslarda bulunaca­ğım. Türk liderleri ile görüşmek bizim için daima zevkli ve faydalı olmuştur. Zira her zaman samimiyet ve açık kalplilikle konuşmaktayız.:.

Byroade bundan sonra bir gazetecinin «Sovyetlerin Orta-Doğuda daha geniş ölçüde faaliyete giriştiklerine dair ha­berler doğru mudur, şeklindeki sualini cevaplandırmıştır:

«Evet, doğrudur. Geçenlerde Filâdelfi-yada verdiğim beyanatta da bunu be­lirtmiştim. Sovyetler Ortadoğuda bil­hassa siyasî durumun gergin, kritik ol­duğu bölgelerde, Birleşmiş Milletler çalışmalarını akamete uğratmak, Arap-İsrail anlaşmazlığını kundaklamak mevzularında ve komünist propagan­dasını yaymak bakımından faaliyetle­rini arttırmışlardır. Bunu bir çok ve­silelerle müşahede etmiş bulunuyo­ruz.

Amerika Hariciye Müsteşarı, Arap-İsrail münasebatında Salâh Ümit ve emarelerinin mevcut olup olmadığına dair bir suali, «.bunun çok mühim bir mevzu olduğunu söyleyerek, cevaplan­dırmaktan   imtina   etmiştir.

Bu arada, Mr. Byroade Filâdelfiya nutkunun İsrail meselesine temas e-den kısmından doğan bir suitefehhumu tashihle «ben o beyanatımda, Dünyanın her tarafından İsraile yamlan hicre­tin, bu memleketi ilerde bazı tedbir­ler almaya sevk edeceğini düşünen Arap dünyasını büyük bir korku için­de bıraktığını söyledim», demiştir.

Amerika Dış İşleri Vekili Yardımcısı, son olarak «Iranın da, Türkiye-Pakistan Paktına katılmasına imkân varmıdir? Mealindeki bir suali şu şekil­de  cevaplandırmıştır:

«Birleşik Amerika Türk-Pakistan Pak­tını coşkunlukla karşılamıştır. Böyle yapıcı bir anlaşmaya diğer memleket­lerin de iştiraki bizim için memnuni­yet vericidir. Ancak bu mesele doğru­dan doğruya o memleketleri alâkadar eder.»

Henri Byroade pazar sabahı Ankaradan İstanbul'a avdet edecek ve muh­temelen aynı gün akşamı Washington'a müteveccihen hareket edecektir.

—  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar tarafından Bugün Demokrat Parti Meclis grubu­na gönderilen ve gurubun bugünkü toplantısında büyük sevgi, saygı te­zahürleri ve alkışlar arasında Başve­kil Adnan Menderes tarafından oku­nan mesajın metni şudur:

«Demokrat Parti Meclis Grubu Reisli­ğine

Gurup Arkadaşlarımın hakkımda gös­terdikleri itimat ve muhabbetin yeni delilinden minnettarım.

Memleketimizin idarî ve siyasî saha­da Demokrat Partiye istinat etmekte olması ve kaderini onun dirayetli eli­ne tevdi etmiş bulunması, hepimizin mesuliyet hislerimizi artırdığı kadar hizmet azmimizi de o nisbette kuv­vetlendirmiş  bulunmaktadır

Partimizin manevî varlığının milleti­mizin asil düşünce ve arzularına mâkes teşkil ettiğinde şüphem yoktur. Bu hüviyetle partimizin sevgili mille­timize büyük hizmetler ifasına mukte­dir olduğuna ve memleket hizmetinde bugüne kadar olduğundan daha da büyük bir hızla ve şümulle devam edeceğine eminim.

Bu vesile ile muhterem gurubumuzu hürmetle selâmlar ve aziz arkadaşla­rıma ayrı ayrı muhabbetlerimi sunarım.»

—  Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan aldığımız malûmata göre Güney Avrupa müt­tefik Hava Kuvvetleri Kumandanı Ge­neral Schaletter'in yerine tayin edilen Korgeneral Laurence ve Eşi bugün sa­at 18 de hususî uçağı ile şehrimize gelmişlerdir.

General Laurence memleketimizde ka­lacağı birkaç gün içinde bazı hava üs­lerini gezerek tetkiklerde bulunacak­tır.

—  İstanbul :

Dün gece İstanbul'a gelen, Birleşik Amerika Haberler Servisi Orta Doğu, Cenubî Asya ve Şimali Afrika Seksi­yonu Direktör Yardımcısı G. Huntüngton Damon şerefine, bugün saat 18.30 da Amerikan Haberler Merkezinde bir toplantı tertip edilmiştir.

Basın mensuplarının ve seçkin bir da­vetli kütlesinin hazır bulunduğu top­lantı, saat 20 ye kadar samimi bir hava içinde devam etmiştir.

—  İstanbul:

Amerika Birleşik Devletlerinin Michigan Eyaleti iş adamlarından müteşek­kil 52 kişilik bir heyetin ticarî temas­larda ve tetkiklerde bulunmak üzere İstanbul'a geldiğini daha önce bildir­miştik.

Heyet üyeleri, bu sabah saat 10 da İs­tanbul Ticaret Odasını ziyaret ederek Ticaret Odası İdare Kurulu üyeleri ve tacirlerin iştirakiyle yapılan bir toplantıda hazır bulunmuşlardır.

Bu toplantıda iki memleketi ilgilen­diren ticarî ve iktisadî meseleler bahis mevzuu edilmiş ve karşılıklı fikir teatilerinde bulunulmuştur.

Toplantıyı Ticaret Odası Başkanı Sait İbrahim Esi açarak, Amerikalı iş adamlarını Türk iş adamları arasında görmekten sevinç duyduklarını ifade ederek demiştir ki:

 

«Burada istikbaline ve hürriyetine bağlanmış ve Demokrasiye sizler gibi inanmış bir milletin misafiri bulunuyorsunuz.

Amerika'da hakkımızda beslenen iyi düşüncelere, Cumhurreisimizin geçen­lerde güzel yurdunuza yaptığı seya­hat vesilesiyle bir kere daha şahit ol­muş ve bundan milletçe büyük gurur duymuş bulunuyoruz.

Amerikanın mümtaz iş adamları, Tür­kiye son yıllarda tam bir kalkınma halindedir. Nüfusumuz yılda binde yir­mi gibi yüksek bir nisbet dahilinde çoğalmakta, istihsalimiz her sahada hızla artmakta, milli gelir devamlı bir surette yükselmekte, bunlara muvazi olarak halkın ve bu arada büyük küt­leyi teşkil eden çiftçi zümresinin ya­şama seviyesinde esaslı terakki müşahade olunmaktadır.

Zirai istihsal sahasındaki gelişmeyi be­lirtmek için 948 de yurdumuzda 2.000 traktör bulunurken, bugün bu adedin 40.000'e vardığını zikretmek iste­rim.

951 yılma kadar zaman zaman buğday ithal etmek zorunda kalan Türkiye, bugün geniş ölçüde hububat ihraç edebilmektedir.

Sanayimizdeki gelişme bilhassa iplik, dokuma, çimento ve şeker sahalarında hayırlı   bir  seyir  takip  etmektedir.»

Sait İbrahim Esi sözlerine devamla Refah yolundaki ilerlememizin hız­lanması için ziraatın yanında, sanayi ve madenciliğin de .gelişmesi ve ihraca tın durumdan kabarması, ithalatı karşılıyabilecek seviyeye yükselmesi lâ­zımdır. Bunları kısa zamanda tahak­kuk ettirebilmemiz, büyük ölçüde ser­maye yatırımlarına vabestedir.

Türkiye, hususî teşebbüs elile yatırım­ları arttırmak ve bu yolda kalkınma­mızı hızlandırmak azmindedir» demiş­tir.

Bundan sonra söz alan Amerika'lı he­yet başkanı R. Blin Wolfe, dost Tür­kiye ile iş yapmaktan duydukları memnuniyeti belirtmiştir.

Toplantı sat 12'ye kadar devam etmiş ve Park Otel'de verilen öğle yemeğin­den sonra, misafirlere Beykoz Deri ve Kundura  Fabrikaları  gezdirilmiştir.

14 Mayıs 1954

 

— Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan aldığımız malûmata göre, şeh­rimizde misafir bulunan Güney Av­rupa Müttefik Hava Kuvvetleri Kur­may Başkam General Lawrence Graigie bu sabah Millî Müdafaa Vekili Kenan Yılmaz ve müteakiben Erkânı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Orge­neral Zekai Okan'ı makamlarında ziyaret etmiştir.

—  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar dün öğleden sonra Çankaya Köşkünde şehrimizde bulunan Amerika Birleşik Devletleri NATO Daimi Mümessili Büyük Elçi Mr. Hughes'i kabul buyurmuşlardır.

Bu kabulde Çanakkale Mebusu ve NATO nezdindeki daimi delegemiz Büyük Elçi Fatin Zorlu ile M.C.A. Re­isi elçi Mr. Dayton ve Amerika Büyük Elçiliği müsteşarı da hazır bulunmuş­lardır.

—  Ankara :

Türkiye ziraî donatım kurumu, 1953 yılı içinde müstahsile 1793 traktör vermiş ve 1&54 yılma devreden 416 traktör de bugüne kadar çiftçiye inti­kal etmiştir.

Bu suretle ziraî donatım eliyle yurda ithal ve çiftçiye tevzi edilmiş olan traktör sayısı 13.550'ye baliğ olmak­tadır.

Massey-Harris ve Fordson firmaları­na sipariş verilen traktörlerin yaz zi­raatı için memlekete getirilmesine ça­lışılmaktadır.

İdrâk edilmek üzere olan hasat mev­simine yetiştirilmek üzere Amerika'­ya sipariş verilen biçer döver'ler pey derpey  gelmeğe  başlamıştır.

İskenderun'da tesis edilen süperfosfat fabrikası imalâta başlamış olup, fab­rika pek yakında granülasyon tertiba­tını da faaliyete geçirerek granüle süperfosfat imalâtına da başlayacak ve bu suretle memleket ziraatının bü­yük ihtiyaçlarından biri olan kimyevî gübre yurt istihsali olarak elde edil­miş olacaktır.

—  Ankara :

Habeşistan Millî Bayramı münasebe­tiyle sayın Reisicumhur Celâl Bayar ile Habeşistan İmparatoru Majeste bi­rinci  Haile  Selassie  arasında tebrikve teşekkür telgrafları teati olunmuş­tur.

15 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bu sabah saat 10'da Anıt-kabir'e giderek Ata­türk'ün Kabrine bir çelenk koymuş ve Cumhuriyetimizin büyük kurucu­sunun manevî huzurunda tazim du­ruşunda bulunmuştur.

Reisicumhurumuz Anıtkabre geldiği zaman kendisini Büyük Millet Meclisi Reisi, Başvekil ve Vekiler karşılamış­lardır. Selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasından teftişinden sonra lâhd'e doğ­ru ilerlenmiş ve çelengin yazından sonra tazim vakfesinde bulunulmuş­tur. Bunu müteakıp defteri mahsus imzalanmış ve Reisicumhurumuz Anıt-Kabir'den ayrılmıştır,

—  İzmir :

Birleşik Amerika'nın Kuzey Atlantik Paktı nezdindekî daimi temsilcisi Bü­yükelçi Mr. J. Hughes, beraberinde refikası bulunduğu halde bugün saat 10.40'da hususî uçakla İzmir'e gelmiş­tir.

Hava alanında NATO Kumandanı Korgeneral Kendal NATO nezdindeki Türk Temsilcisi Tümgeneral Ekrem Akalın ve Yunanlı yardımcısı Tümgeneral Antzou. şehrimiz Amerikan Konsolosu ile Türk ve Amerikan basın temsilcileri tarafından karşıla­nan Büyükelçi Mr, J. Huehe; gazeteci­lere verdiği kısa beyanatında Yunan Başvekili Mareşal Papagos'un daveti üzerine Atina'yı ziyaret ederek birkaç gün Yunanistan'da kaldıktan sonra Ankara'ya geldiğini, Cumhurreisimiz Celâl Bayar tarafından kabul edildi­ğini. Başvekil Adnan Menderes ve Ha­riciye Vekili Profesör Fuad Köprülü ile görüştüğünü ve bu temaslarından ve Türkive'ye gelmekten büyük bir memnuniyet  duyduğunu  belirtmiştir.

Büyükelçi konuşmasının sonunda ay­rıca 10'uncu Büyük Millet Meclisinin açılış celsesinde hazır bulunduğunu, İzmire sadece NATO tesislerini yerin­de görmek maksadiyle geldiğini ilâve ederek buradan İstanbul'a gideceğini söylemiştir.

Büyükelçi gazetecilerle konuşmasın­dan sonra beraberinde NATO kumandanlarıyla yardımcıları ve İzmir Amerikan Konsolosu olduğu halde, NATO tesislerini görmek üzere Hava Ala­nından ayrılmıştır.

17 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Reisicumhurumuzun doğumlarının yıl dönümü münasebetiyle İngiltere kra­liçesi majeste 2'inci elizabeth ile Re­isicumhurumuz arasında tebrik ve te­şekkür telgrafları teati olunmuştur.

—  Ankara :

İsrail millî bayramı münasebetiyle reisicumhur Celâl Bayar ile İsrail Re­isicumhuru ekselans İzlıak Benzvi ara sında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

—  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çankayada şehrimizde bulunan Amerika Hariciye Nazırı Muavinlerinden Mr. Henri Byroad'ı kabul etmişlerdir.

Bu kabulde Amerikan Büyükelçisi A. Warren ile Hariciye Müsteşarı Büyük­elçi Nuri Birgi de hazır bulunmuşlar­dır.

—  İstanbul :

Dünyaca tanınmış şehircilik mütehas­sısı ve milletlerarası mimarlar bürosu sabık Reisi Alber Kormbi, şehrimize gelmiştir.

Mr. Kormbi, İstanbul Belediyesi İmar Müşavir heyetile birlikte çalışacak bu meyanda şehrin imar plânlan sözden geçirilecektir. Mütebassıs, plânlarda şehrin liman, endüstri bölgeleri ve trafik  durumunu da  inceleyecektir.

—  Ankara :

Hava şehitlerimizi anmak îçin bugün saat ll'de Cebecideki şehitlikte bir tö­ren yapılmıştır.

Törende Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, vekiller, mebuslar, va­li, generaller, Türk Hava Kurumu mensupları subaylar, öğrenciler, izci­ler ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuşlardır.

Törene, aziz şehitlerimizin manevî hu­zurunda yarım dakikalık saygı duru­şu ile başlanmış, müteakiben bando matem marşı çalmıştır. Matem mar­şından sonra bir manga tarafından havaya üç el saygı atışı yapılmış, da­ha sonra Hava Kuvvetleri Kumandan­lığından bir subay ile Türk Hava Ku­rumu adına bir bayan, heyecanlı bi­rer konuşma yaparak, mübarek şehit­lerimizin hatıralarını tazimle yad et­mişlerdir.

Bundan sonra söz alan Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan şu hita­bede bulunmuştur:

«Bu ulvi an içinde konuşmaktan ziya­de, gönüllerin heyecanını en belli şe­kilde ifade elbette susmaktır. Kimse konuşmak arzusu ile buraya gelmiş değildir. Fakat, hepimizin şu anda duyduğumuz şükran ve tazim hisleri­mizi ifade eden genç yavruların söz­leri, beni de hecana getirdi ve beni de bu mevzuda konuşmaya davet et­ti.

Dilimizde, lügatımızda kaç kelime vardır ki, ebedileşmiştir. Allah'ın adı lügatimizde ebedidir. Gönüllerimizde de ebedidir. Gönlümüzde onun kadar kutsilesen, sembolleşen bir kelime da­ha vardır: Şehit. O şehitler ki, işte bu­gün her zümreye mensud olarak mil­letinin tarihi için, istikbali için erkek, kahraman, mert ve fedakâr varlığını yılmadan harcamasını bilmiştir

Onlar ne bahtiyar yavrulardır ki, ta­rihin erişilmez varlığına ulaşmışlar ve tarihin ebedileşmesi ve dimdik kal­ması için denizde, karada ve havada canlarını vermekten çekinmemişler­dir.

Aziz şehitler, şimdi çok mesutsunuz. Çünkü, her Fâniye nasip olmayan bah­tiyarlığa ulaşmışsınız. Mukadder olan akibete vazife uğrunda erişmişsiniz. Bütün medeniyet camiası içinde sul­hun  korunması  için  Türk     milletinin dostluğu sizlerin varlığı sayesinde anlıyor. Mübarek şehitler, bu, sizin aziz gaye için döktüğünüz kanların mükâfatıdır. Emin olunuz, geride bı­raktığınız yavrularınız, kardeşleriniz emanetiniz olan mukaddes varlığın şan ve şerefini her zaman, her yerde korumasını   bilmiştir,   bilmektedir.

Aziz şehitler, Türk Milleti için şehit olanlar en büyük rütbeye nail olan bahtiyarlardır.

Türk milleti sağ olsun, ebedî olsun.

Meclis Reisinin bu konuşmasından sonra hazır bulunanlar tarafından şe hitlerin kabirleri ziyaret edilmiş ve böylece tören sona ermiştir.

18 Mayıs 1954

 

—  Ankara:

Yeni İcra Vekilleri Heyeti, Öğleden sonra saat 18.30'da Başvekâlette Baş­vekil Adnan Menderes'in başkanlığın­da ilk toplantısını yapmıştır.

Bu toplantıyı müteakip, saat 20.30'da, Başvekil Adnan Menderes ve İcra Ve­killeri heyetini teşkil eden zevat, top­luca Çankaya ya giderek Reisicumhur Celâl Bayar'a hürmet ve tazimlerini arz etmişlerdir.

—  İstanbul:

Beynelmilel Hemşireler Birliği 1955 yılı kongresini İstanbulda yapacaktır. Kongre hazırlıkları etrafında alâkalılarla temaslarda bulunmak üzere şeh­rimize gelen Birliğin Genel Sekreteri Mis Daisy C. Bridges, Türk Hemşire­ler Birliği Reisi Esma Deniz ile birlik­te bugün vilâyette Vali Prof. Gökay'ı makamında ziyaret etmiştir. Mis Daisv bu ziyareti sırasında birlisin fa­aliyeti ve kongre hazırlıkları üzerin­de izahat vermiş, İstanbul Valisi de Genel Sekretere memleketimizde, Hemşirelik davasına karşı gösterilen yakın alâkadan bahsetmiştir

—  Ankara :                                         

Reisicumhur Umumî Kâtipliğinden şu yazı alınmıştır.

Reisicumhurluğa tekrar seçilmeleri münasebetile Sayın Devlet Reisimiz Celâl Bayar'ı tebrik etmek nezaketin­de bulunanlara teşekkürlerinin iblâğmı ajansınızdan rica ederim Reisicumhur Umum! Kâtip Vekili Fikret  Belbez

—  İstanbul :

Sovyet Rusya, İkinci Dünya Harbin­de Amerika Birleşik Devletlerinden ödünç verme ve kiralama kanunu mucibince almış olduğu 986 harp ge­misinden bir kısmını iade etmeye ka­rar vermiş ve bunlar 10 gemiden müteşekkil ilk partisi dün saat 17'de li­manımıza gelerek Maltepe ile Adalar arasındaki sahaya demirlemişti. Gemi­lerin devir teslim muamelesine, iki devlet mesul kumandanlarının iştira­kiyle, bugün saat 14'den itibaren baş­lanmış olup üç gün içinde tamamlana­caktır.

—  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da NATO Güney Doğu müttefik kuvvetleri başkumandanı Oramiral William M. Fechteler'i kabul etmiş­tir.

Bu kabulde Hariciye Vekâleti müste­şarı Büyük Elci Nuri Birgi ile NATO Güney Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kendall'da ha­zır bulunmuşlardır.

—  İstanbul:

Rus gemilerinin kumandanı, beraberin de Sovyet Rusyanın İstanbul Konso­losu olduğu halde bugün saat 12 de Vali ve Belediye Reisi Gökayı, 12.30 da merkez komutanı Tuğgeneral Maz­lum Demirkan, 13.00'de de Boğazlar ve Marmara Kumandanı Koramiral Rıdvan Korali makamlarında ziyaret etmiş ve bu ziyaretler saat 16.30 da Kumandanlar tarafından gemide iade edilmiştir.

Diğer taraftan Rus Denizcileri de bugün karaya çıkarak guruplar halin­de İstanbulu gezmişlerdir.

—  Ankara :

M.M.V. Temsil Bürosundan aldığımız malûmata göre, Akdeniz müttefik kuv­vetleri mıntıka kumandanları arasın­da bugün Maltada bir toplantı yapıl­mıştır. Toplantıya, Kuzey Akdeniz Kumandanı olarak Deniz Kuvvetleri Kumandanı Amiral Sadık Altıncan iş­tirak etmiştir. Görüşmelerde Natonun askerî politikasına dair mühim kararlar alınacaktır.

—  Ankara :

Dün hususî bir uçakla Ankara'ya ge­len Güney Avrupa Müttefik Kuvvet­leri Başkumandanı oramiral William M. Fectheler, bu sabah saat 10.30'da Anıt Kabre giderek Atatürk'ün manevî huzurunda saygı duruşunda bulunmuş ve Kabre  bir çelenk  koymuştur.

—  Ankara :

Türkiye Millî Gençlik teşkilâtı tara­fından 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bay­ramı münasebetiyle bir beyanname yayınlanarak Türk Milletinin bayramı kutlamaktadır.

Bu  beyannamede  denilmektedir ki:

-Türkiye Millî Gençlik Teşkilâtı, Ata­türk emanetlerinin idealist ve samimi aşığı Türk gençliği adına 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını Büyük Milletimize heyecanla kutlar.

19 Mayıs, dün Milletimize hayatiyet veren ilâhi sembolümüzün Samsun ufuklarında yükseldiği tarihti..

Bugün, Türk istiklâl ve hürriyetinin gururlu bekçisi gençliğin, bu bekçili­ğe lâyık almanın bahşettiği huzurla kutladığı bir iftihar yıldönümüdür.

Atatürk'e yönelmiş ideal yolunda gençliğin heyecan ve azmini tazelediği bir ilham kaynağı bu tarih ebediyete akacaktır.

19 Mayıs 1954'ü, 19 Mayıs ve Atatürk nesli olarak idrak etmiş olmakla müfterihiz.

19 Mayıs 1954    

 

— Ankara :

Üniversite gençliğinin arzu ve teşeb­büsü ve Reisicumhurumuzun yüksek himayeleri profesörlerimizin ve Anka­ra belediyesinin yakın alâka ve yardımlar ile vücude getirilmiş olan ve dışkapı semtindeki üniversite rektör­lük binasının methaline dikilen Ata­türk anıtı, bugün öğleden sonra yapı­lan büyük bir törenle açılmıştır.

Törende Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, Mebuslar, Üniversite Rektörü, Fakülteler Dekan ve Profesörleri, Vali, Mül­ki ve Askerî Erkân, çeşitli okul ve fakültelere mensup binlerce talebe ve kalabalık bir halk kitlesi hazır bu­lunmuştur.

Saat 16.30 da heykelin açılacağı mey­danda mülki ve askerî erkân ile öğ­renciler yerlerini almış bulunuyorlardı. Heykelin etrafı muhtelif müesseselerden gönderilen çelenklerle süslen­mişti. Öğrencilerin ellerinde dövizler göze çarpıyordu.

Saat 16.40'da, Reisicumhurumuz Ce­lâl Bayar, beraberinde Başvekil Ad­nan Menderes olduğu halde merasim yerine gelmiş ve halkın coşkun te­zahüratı   ile   karşılanmıştır.

Törene, bandonun çaldığı istiklâl mar­şı ile başlandı, müteakiben sirasile, Ankara Üniversitesi Talebe Birliği Adına Sabahattin Dilenire, Tıp Fa­kültesinden Ali Hikmet Bengi, yük­sek tahsil gençliği adına Mahir Buğ, veciz birer konuşma yaparak, gençli­ğin Aziz Atatürk'e ve inkilaplara bağ­lılığım bir kere daha belirtmişlerdir. Ankara mebusu ve eski Belediye Re­isi Atıf Behderlioğlu da kadirşinas Türk gençliğinin bu hayırlı teşebbü­sünden duyulan gururu ve Ankara belediyesi ile üniversite gençliğinin müştereken sayın Reisicumhurumu­zun himaye ve direktifleri altında ata­mıza lâyık olan bu eserin nasıl mey­dana getirildiğini izah eden bir konuş­ma yaptı.

Daha sonra Profesör Sedat Kasnu, heykel dikme komitesi başkanı sıfatile yapılan çalışmaları izah etmiş, eski rektör Profesör Ekrem Rüştü İzmen de yaptığı uzun bir konuşmada, Ata­türk'ü muhtelif cepheler ile ele alarak tahlil etmiştir

Bu konuşmalardan sonra, Atatürk anıtının açılması Reisicumhurumuz Celâl Bayar'dan rica edilmiş ve Reisi­cumhurumuz alkışlar arasında bana verdiğiniz bu şerefli vazifeden dolayı teşekkür ederim hayırlı ve uğurlu ol­sunu diyerek kurdelayı kesmiştir. Bu esnada tezahürat azami dereceye var­mıştı.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Ziraat Fakültesinde defteri mahsusa ihtisas­larını  şu   suretle kaydetmiştir.

«19 Mayıs 1954'de bahtiyar bir gün daha yaşadık. Atatürk'ü andık. Hey­kelinin açılış töreninde bulunmak suret ile o'na karşı beslediğimiz minnet ve tazim duygularımızı tazeledik.»

Başvekil Adnan Menderes de şunları yazmıştır:

«İnkılâplarımızı ellerine emanet etti­ğin Türk gençliği, bu emanete neka-dar lâyık olduğunu her zaman isbat etmektedir.

Bugün onun agusunda yükselen hey­kelin, bu hakikatin ebedileşen ulvi bir delilini teşkil ediyor. Müsterih ve hu­zur içinde uyu, aziz ruhun şad olsun eşsiz Atatürk".

—  Ankara :

Aldığımız haberlere 'göre, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, bütün yurt­ta  coşkun  tezahüratla kutlanmıştır.

20 Mayıs 1954

—  İstanbul :

Bir müddetten beri memleketimizde Türk kadınının sosyal hayattaki ro­lü ve kaydettiği terakkiler mevzuun­da tetkiklerde bulunan 5. Alman Ka­dın iktisat doktora, bugün şehrimize gelmiş ve İstanbul vilâyetini ziyaret etmişlerdir. Alman iktisatçılar, tetkik­leri hakkında Vali Prof. Gökay'a îzahat vermişler ve Türk resmî makam­larından ve halkından gördükleri hüsnü kabul ve kolaylığa teşekküllerini bildirmişlerdir.

— Ankara :

Bir müddet önce memleketimizi ziya ret etmiş bulunan Yugoslav Federatil Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru Ma­reşal Tito'nun tevcih etmiş olduğu nişanları almamış olan subaylarımıza bu nişanlarla beratlarının tevdii münasebet ile Yugoslavya Büyük Elçisi Ekselans Paviçevİş bu akşam saat 13' de Büyükelçilik binasında bir kokteyl parti tertip etmiştir.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgenerdt Nureddin Baransel, Millî Müdafaa Ve­kâleti Müsteşarı Korgeneral Selahattin Selışık, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Zeki özak, Mer­kez Komutanı Albay Hidayet Baştuğ ile diğer birçok yüksek rütbeli subay­ların hazır bulunduğu bu toplantıda Yugoslav Büyükelçisi bir konuşma yaparak ezcümle yanları söylemiştir:

Her iki memleketimin arasındaki mü­nasebetlerin flaesod inkişafı bu son yıllar zarfında her gün yeni neticeler vermekte, aramızdaki birliği gittik­çe zenginleşmektedir. Ankara pak'ı dünyanın bu Kısmında yeni bir ba­rış vesikasının esaslarını tesbit etmiş ve her üç Balkan memleketi arasında siyasî, iktisadî kültürel ve askerî sahalarda yeni işbirliği ufukları açmıştır. Ankara Paktı Balkanlardı tecavüze karşı kuvvetli bir kalenin kurulması hususunu da deroiş eylemiştir.

Memleketlerimizin millî istiklâli ve bütünlüğünün müdafaası için üçlü iş­birliği zaruretini uzağı gören bir zihniyetle anlamış bulunan hükûmetlerinin politikasına uyarak Türkiye, Yu­goslavya ve Yunanistanın askerî uzmanları Ankara Paktının gelişmesi ve takviyesi yolunda şayanı takdir bir gayret sarf etmişlerdir. Bu pakt bugün artık tabiî neticesi olan Türkiye. Yu­goslavya ve Yunanistan aranda av kerî bir  İttifak haline yaklaşmış  bulunmaktadır. Aranızdaki işbirliğinin bu derece müsmir ve her üç Balkan memleketi arasında bir ittifakın za­rurî oluşu fikrinin bu kadar sürati gelişmiş olmasında asker' şahsiyetten sarf ettikleri gayretin ve göster­dikleri anlayışın büyük bir payı var­dır.

Bu vesile ile Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhur adına Yu­goslav  askerî nişanlarım Türk askerî şahsiyetlerine, gerek Türk ve Yugos­lav ordular ile milletleri arasındaki dostane işbirliğinin tesisi ve irkişafı yolunda bugüne kadar sarf ettikleri gayretlere karşı bir gükran nişanesi, gerekse başında Reisicumhur Josip Broz Tito bulunan memleketim hülkile hükümetimin Türkiye Cumhuriyeti ile devlet adamlarına, Türk millet ile Türk ordusuna karşı beslediği dost­luk ve bilhassa itimat hissinin bir ifa­desi olarak Yugoslav askerî nişanla­rını tevdi etmekle sonsuz bir bahtiyar­lık duymaktayım."

Yugoslav Büyük elçisinin nişanları tevdiinden sonra askerî mevzuda bir film gösterilmiş ve toplantı samimî bir hava içinde sona ermiştir

21 Mayıs 1954

 

— İzmir :

Bu sabah, şehrimize gelmiş olan Güney Avrupa NATO Başkumandanı Oramiral William M. Feehteîer, îzmir ve NATO gazetecilerine verdiği beya­natta ezcümle şunları söylemiştir:

«Pazartesi günü uçakla Ankara'ya ait­tim ve orada Reisicumhur Celâl Bayar, Başvekil Adnan Menderes, Harici­ye Vekili Fuad Köprülü, Yeni Millî Müdafaa Vekili Ethetn Menderes ve Başvekil Yardımcısı ve Devlet Baka­nı Fatın Rüştü Zorlu ile görüşmek şe­refine mazhar oldum.

Türklerin samimî alâka ve istikballe­rinin tesiri altındayım. Perşembe gü­nü gençlik ve spor bayramı gösterilerini, .General Kendall ile birlikte Re­isicumhur Celâl Bayar'm Locasından seyretmekle şeref duyduk. Gençlerin gösterilerinin ziyadesiyle tesiri altın­da kaldık.

Amiral, uçakla İstanbul'a geçerek ora­da Harp Akademisi talebelerini çalış­malarını gördüğünü ye bunun mü­kemmel olduğunu söylemiştir.

Türk Hava Kuvvetleri gayet iyidir» Diyen Amiral, Hava alanlarında 'he­nüz yapılacak çok iş olmakla beraber tatbik edilen programın gayet cesaret verici olduğunu söylemiştir.

Amiral, Türk pilotlarının eğitim prog­ramlarının ve bilgilerinin daimî bir surette inkişaf ettiğini de sözlerine ilâve etmiştir.

Amiral, eskiden bir Amerikan gemisi olan Gelibolu muhribinin gayet iyi bir şekilde olduğundan takdirle bahsetmiş, Gölcük deniz üssünde donan­ma kumandan Vekili Koramiral Ke­mal Bozkurt'la Öğle yemeği yediğini, ayni zamanda Birinci Ordu Kumanda­nı Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ile görüştüğünü, Türkiye'nin süratle inkişaf etmekte olduğunu va seya­hatlerinde daima yeni şahıslar tanı­maktan çok memnun kaldığını belir­terek sözlerine son vermiştir.

Amiral Fechteler General Kendaîl'le beraber öğleden sonra uçakla Atina'ya hareket etmiştir.

22 Mayıs 1954

 

— Ankara :

Hariciye  Vekâletinden bildirilmiştir:

Türkiye ile Afganistan arasında, iki memleketten her birinin vatandaşla­rının, diğerinin ülkesine yapacakları seyahatler için almakla mükellef bu­lundukları vizelerin karşılıklı olarak harçtan muaf tutulması hakkında. Hariciye vekâleti ile Ankara'daki Afga­nistan Büyükelçiliği arasında mektup teatisi suretile, bir anlaşma yapılmış­tır.

Bu anlaşma 21 Haziran 1954 tarihinde yürürlüğe girecektir.

— Ankara :

Norveç Millî Bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuzla Norveç Kralı Ma­jeste Haakon II. arasında tebrik ve te­şekkür, telgrafları teati olunmuştur. 

—  Ankara :

Çekoslovakya millî Bayramı münase­betiyle Reisicumhurumuzla Çekoslo­vakya Reisicumhuru Ekselans Aitonin Zapotosky arasında tebrik ve te­şekkür telgrafları teati olunmuştur.

24 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Denizcilik Bankası gördüğü âmme hizmeti sahasında memleketimizin ih­tiyaçlarına tam cevap verecek bir şe­kilde faaliyetini plânlaştırmış ve bu hususta hazırlamış olduğu çalışma programının bir an evvel tahakkuku için büyük gayretler sarf etmekte bu­lunmuştur.

Denizcilik Bankası devralmış olduğu eski filoyu idame ettirebilmek için 20 ay içinde 20 milyon liralık tamir ve bakım parası ile aynı süre içinde 35 mil­yon liralık bir yatırımda bulunmuş ve ayrıca memur ve gemi adamları üc­retine de senede 7/5 milyon lirayı bu­lan bir maaş artımı sağlamıştır.

Denizcilik bankası faaliyeti içinde yer almış olan Türk mühendis ve işçisi­nin eseri olarak inşa ettirmeyi karar­laştırdığı ve cami altındaki tersanede 6.500 tonluk bir şilep, Van gölü için bir gemi, 670 tonluk 260 yolcu taşıya­cak kapasitede. Haliç tersanesinde 2 araba vapuru, her biri 32 büyük ara­ba ve 206 yolcu taşıyacak kapasitede, İstinye tersanesinde 2 küçük şehir hat­tı gemisi, 250'şer kişilik, 2 şehir hat­tı gemisi, 550'şer kişilik, bütün Hasköy tersanesinde 2 şehir hatti gemisi 750'şer kişilik, bütün bunlardan başka Karadeniz Kabotaj hattı için 2.750 tonluk 2 yolcu ve yük gemisini de iha­leye çıkarmıştır.

Bu suretle bu gemiler inşa edildikten sonra bugünkü güverte yolculuğu or­tadan kalkacak ve her yolcu en mede­nî şartlar içinde seyahat edebilecek­tir.

Tamir kabul etmeyen ve işletme mas­rafları yüksek 21.500 tonluk 9 gemiyi hizmetten çıkaran ve bunların yerine 23.700 tonluk 8 adet yeni gemiyi mevcut filoya katmış bulunan denizcilik;.Bankası her bakımdan elverişli ve üs­tün vasıflı olan bu gemileri deniz nakliyatına büyük faydalar temin ede­cek şekilde hizmete koymuştur.

1950 yılında 467.3Ö7 gros tonluk 891 parça gemiden ibaret olan ticaret filo­muz bugün 544.929 gros tona ve 1.368 adede yükselmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan, iç liman münakale yollar ile anbar zeminleri muntazam surette takviye edilmiş ve betonlanmış tır. 1953 senesinde bu limanda yapılan tahmil ve tahliyenin yekûnu 1 milyon tonu aşmıştır. Geçen seneye göre, yüzde 26 nisbetinde bir artış vukua gelmiştir.

Ayrıca geçen yıllara nazaran bir inki­şaf gösteren Mersin limanımızın da iş­letme kapasitesinde 1953 senesi sonun­da yüzde 45 nisbetinde bir artış olmuş ve bu limanın yükleme ve boşaltma gücü 6 adet deniz cer, 36 adet yeni nakil vasıtasile, ayrıca karada 31 par­ça motorlu vasıta ile takviye edilmiş­tir.

Bunlardan başka 1954 yılında bu li­manımız İçin 10 adet 100 tonluk saç layter liman işletmesinin faaliyetine katılması için bütün hazırlıklar ikmal edilmiştir.

—  Ankara :

Bugün Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürlüğünde İktisat ve Ticaret Ve­kili Sıtkı Yırcalımn başkanlığında An­kara, Konya, İskenderun, Tekirdağ, silolarının inşası temizleyici maki­neler ve hayvan yemi değirmenleri tesisi için bir İngiliz firması olan Sinon Holding müessesesile 6 milyon sterlinlik bir kredi mukavelesi imza edilmiştir.

25 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Birkaç gündenberi şehrimizde bulu­nan M. Nostar Angeli riyasetindeki İtalyan ticaret heyetiyle hükümeti­miz arasındaki görüşmeler devam et­mektedir.

İtalyan ticaret heyeti azaları bugün de hariciye vekâletinde alâkalı daireler mümessillerinin iştirakiyle yapı­lan toplantıda  hazır  bulunmuşlardır.

Gürüşmelerin daha birkaç gün devam edeceği tahmin edilmektedir.

—  Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, Amerika hükümetinin dâvetine icabetle, Birle­şik Amerika devletleri Reisi Eisenhower ve diğer yüksek Amerikan resmî şahsiyetler ile iki memleketi müştere­ken alâkadar eden meseleler hakkın­da görüşmek üzere Amerikaya resmî bir ziyaret yapacaktır. Kendisi 31 ma­yıs pazartesi günü "Washington'a mu­vasalat edecek, haziran'ın 4'üne kadar orada kalacak, bir gün için de New-York'a   gidecektir.

Başvekilimize, Devlet Vekili ve Baş­vekil Yardımcısı Fatin Rüştü Zorlu, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes, Hariciye Vekâleti Müsteşarı Nuri Birgi, Kara Kuvvetleri Kumandanı Orge­neral Nurettin Baransel, ve Başvekâlet hususî Kalem Müdürü Muzaffer Ersü refakat edeceklerdir.

26 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Yüksek Sağlık şûrası, bu yılın ikinci kanunî toplantısını bugün saat 11' de Sihhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Behçet Uz'un Başkanlığında yap­mıştır.

Şûra, gündeminde bulunan mevzuları tetkike başlamış ve bu meyanda mün­hal hastahane mütehassıslıklarına ta­yin edilecek tabiplerin müsabaka im­tihanına tâbi tutulması mevzuunda vekâletçe hazırlanmış olan esasları inceliyerek kabul etmiştir.

—  Ankara :

Yeniden Reisicumhurluğa intihapları münasebetiyle, aşağıda isimleri yazılı devletlerin Reisleri ile Reisicumhu­rumuz Celâl Bayar arasında tebrik ve teşekkür mesajları teati olunmuş­tur.

Afganistan, Avusturya, Çin, Federal Almanya, Fransa, Haşimi Ürdün, Hin­distan, Irak, İran, İtalya, İsrail, Japon­ya, Libya, Lübnan, Mısır Pakistan, Portekiz, Suriye, Suudi Arabistan, Yugos­lavya, Yunanistan.

— İstanbul :

İktisad Fakültesinden bir talebe grubu bugün, başlarında Prof. Ziyaeddin Fahri Fındık oğlu olduğu halde Sirke­ci göçmen misafirhanesine giderek çı­rada bulunan göçmenlerin menşeleri, memleketlerindeki asıl meşgaleleri, geçim ve giyim tarzlarile meşgul ol­muşlardır. Bu meydanda bu göçmenle­rin eğitim ve öğretim sahasında bilgi ve görgülerini arttırmak ve pratik bil­giler sağlamak maksadı vilâyet top­rak ve iskân müdürlüğünce evvelce açılmış bulunan okuma yazma, yurt bilgisi, biçki, dikiş ve nakış örgü ve marangozluk kurslarını gezmişler, ça­lışmaları görmüşler ve elde edilen ne­ticeleri  takdirle karşılamışlardır.

—  Ankara :

Birkaç gündenberi şehrimizde yapıl­makta olan Birleşmiş Milletler gıda ve tarım teşkilâtı akdeniz memleketleri üçüncü çayır, mera ve yem nebatları kongresi bugün saat ll'de sona ermiş­tir.

Kongreye gelmiş bulunan 17 devletin delegeleri şerefine bugün saat 13'te orman çiftliğinde ziraat vekâleti tarafından bir öğle yemeği verilmiştir. Yemekte, şehrimizde bulunan 17 dev­letin delegeleri, ziraat vekâleti umum müdürleri, şube müdürleri, Amerikalı Müşavir ve mütehassıslar hazır bulun­muştur

Kongrede alman kararlara göre önü­müzdeki sene de aynı toplantının Liz­bon'da tekrarlanması tesbit edilmiştir.

Delegeler, Eskişehir, Bursa, Yalova çiftliğinde ve Karacabey harasında tetkiklerde bulunmak üzere bugün otomobille Eskişehir'e müteveccihen şehrimizden ayrılmışlardır.

—  Ankara :

Tokyo'da yapılan serbest güre.j müsa­bakalarında dünya şampiyonluğunu kazanmış olan takımımıza Reisicum­hurumuz Celâl Bayar adına aşağıdaki tebrik telgrafı gönderilmiştir:

Vehbi Emre

Millî Güreş Ekibi Babanı

Tokyo

Güreş ekibimizin dünya şampiyonlu­ğunu kazanmasından Reisicumhuru­muzun büyük memnuniyet duydukla­rını, hepinizi ayrı ayrı tebrik ettikle­rini saygılarımla bildiririm Umumî Kâtip Vekili Belbe2

—  Ankara :

Hükümetimiz daireleri ile? iktisadî te­şekküllerimiz ve millî bankalarımızın önümüzdeki devrede yapacakları ya­tırımlara ve ithal edecekleri malzeme­ye ait mubayaa ve münakaşalarda ka­zanacak Alman firmalarının verecek­leri emtia ve servislerin 150 milyon dolara kadar olan kısmının, dokuz se­neye kadar varacak kredi esası üzerin­den Alman hükümeti tarafından ga­ranti edilmesi hususunda hükümetimizce muhtelif projeler üstünde ya­pılan teklif, Alman hükümeti tarafın­dan kabul edilmiş ve bu hususta varı­lan mutabakat bugün Bonn'da imzalanan vesikalar meyanında bulunmuştur.

—  İstanbul :

Bir müddetten beri Yugoslavya'da as­kerî temaslarda bulunan Korgeneral Necati Tacan riyasetinde ve Tümgeneral Cevdet Sımay, Tuğgeneral Reşid Erkmen, Albay Rasim Atakan ile tercüman asteğmen Ali Mahir Harun oğlu'dan müteşekkil askerî heyetimiz bugün saat ll'de Semplon Ekspres ile memleketimize davet etmiştir.

28 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Haşimî Ürdün'ün Millî Bayramı mü­nasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Ürdün Meliki Birinci Hüse­yin hazretleri arasında tebrik ve te­şekkür  telgrafları  teati  edilmiştir.

29 Mayıs 1954

 

—  İstanbul:

İstanbul'un Fethinin 501 inci yıldönü­mü bugün şehrimizde merasimle kut­lanmıştır.

Bu münasebetle bu sabah saat 11' de Topkapıda, Ulubatlı Hasan'ın İstan­bul'un muhasarası sırasında Türlü Bayrağını dikerken şehit düştüğü kulenin önünde bir merasim yapılmıştır.

Vali Muavini, Fetih Dernebi ile Tür­kiye turing ve otomobil kurumu tem­silcileri ve halk merasime iştirak etmiştir.

Vali Muavini Nafi Tamer'in kısa hita­besinden sonra, kulenin önüne Fetih derneği ile Türkiye Turing ve otomobil kurumu temsilcileri tarafından iki çelenk konmuştur. Bunu mütelkip şe­hitlerimizin hatıralarını taziz için üç dakikalık bir saygı duruşu yapılmıştır. Merasime iştirak eden zevat buradan ayrıldıktan sonra, Türk ordusunun İstanbulu muhasarası sırasında topla­rın surlarda açtığı gediklerin bulun­duğu yere gelmiştir. Burada saygı du­ruşunda bulunulduktan sonra Fatih'­in hocası Molla Gûrani'nin mezarı, onu takiben de Fatih'in türbesi ziya­ret edilmiştir.

—  Ankara :

Bugün sat 12'de işletmeler Vekâletin­de Başvekil Adnan Menderes, İşletme­ler Vekili Fethi Çelikbaş. iktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı, Ziraat ve­kili Nedim Ökmen, Nafıa Veldli Ke­mal Zeytinoğlu, T.C. Ziraat Bankası. Makine ve kimya endüstrisi kurumu umum müdürleri, ve Türkiye Ziraî Donatım Kurumu Umum Müdür Muavinleri hazır bulunduğu halde Ameri­kan firması Minneapolis Moline ile müştereken memleketimizde tesisine karar verilen 20.000.000.- Lira serma­yeli "Minneapolis-Moline Türk Trak­tör ve ziraat makineleri anonim şirketinin esas mukavelenamesi bu kurumlar ve  temsilcileri tarafından imza edilmiştir. Bu hususta evvelâ ziraat bankası umum müdürü Mithat Dülge Amerikan firmasiyle aktedilen mukavelenin hükümleri hakkında izahat vermiş ve sayın Başvekilin ve hükü­metin bu iğin gerçekleşmesinde yaptık­ları rehberlik ve gösterdikleri müza­heretten dolayı teşekürlerini ifade et­miştir.

Makine endüstrisi kurumu temsilcisi tarafından da yapılacak imalât hak­kında teknik izahat verilmiştir. Muka­vele hükümlerine göre kurulacak 20 milyon sermayeli şirkete bir taraftan Amerikan firması bir taraftan da zira­at bankası ile makine kimya endüstrisi ve Türkiye ziraî donatım kurumu di­ğer taraftan ise Tariş ve Çukobirlikler iştirak etmektedirler. Derhal işe başlıyacak olan şirket ilk sene içinde imal edeceği motor, traktör ve âletlerinin takım ve teçhizatını kuracak, ikinci sene 2 bin traktörün % 40 parçasını memleketimizde imale bağlıyacaktır, 3'üncü sene ise imalât miktarını 3500'e çıkarmakla beraber yeni bir tip traktörü imale başlıyacak ve ayrıca bir de biçer döğer makinesi imalâtına ge­çecektir. 4'üncü sene sonunda ise 5 bin traktör imali mümkün olacak ve bu traktörlerin 4'üncü sene sonundan itibaren % 100 üne yakın bütün parça­larını memleketimizde imale bağlıya­caktır. Tesis edilecek fabrika yalnız motor ve Traktör imali ile kalmayacak aynı zamanda bu traktörle kulla­nılacak çeşitli ziraî âletleri de imale başlıyacaktır. Bu izahatı müteakip iktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcalı ile İşletmeler Vekili Fethi Çelikbaş motor ve traktör sanayinin memle­ketimizde kurulmaya başlıyan bu ilk adımında bilhassa bu müessesenin ge­rek yedek parça meselesi bakımından gerek ziraî kalkınma yönünden mem­leketimize sağlıyacağı faydaları be­lirtmişler ve böyle bir müessesenin aynı zamanda yakın şark hatta Avrupa için ihraç yapabilecek bir şekilde gelişmeğe namzet bulunduğunu be­lirterek Amerikan teknik ve sermaye­si ile Türk teknik ve sermayesinin işbirliğinin bu yeni ve güzel Örneğini övmüşlerdir. Bu münasebetle söz alan Başvekil Adnan Menderes, memle­ketimizde ziraî kalkınmamız kadar iktisadî inkişafımızın temel meselele­rinden birinin hal yoluna girmiş ol­masını görmüş olmaktan dolay! sevin­cini ifade etmiş ve bilhassa bu   teşebkiye Ticaret odaları, sanayi odaları ve Ticaret Borsaları Birliğinin bu top­lantısında hazır bulunan İktisat ve Ticaret Vekili Sıtkı Yırcah, Cereyan eden görüşmeler sonunda söz almış ve şu konuşmayı yapmıştır:

"Sayın arkadaşlarım,

Memleketin Ticarî ve sanayi hayatının ve onlara bağlı teşekküllerin en güzi­de mümessillerine hitap etmekle bah­tiyarım.

Sizlere arkadaşlarım diye hitap ediyorum. Çünkü hükümetimiz ve iktisat ve ticaret vekili olarak şahsen ben her sahada çalışan vatandaşlarla oldu­ğu gibi saflarınızın önünde veya arka­sında değil sizlerle yan yana memleket hizmetinde beraber çalışmayı prensip olarak kabul etmiş bulun­maktayız.

Bundan evvel olduğu gibi bundan sonra da bütün gayretlerimiz ve ted­birlerimiz istihsalden istihlâke ve ih­raca kadar her sınıf vatandaşın men­faatlerini birbirleriyle telif etmek ve tedbirlerimizi onlarla danışarak elbirliği, gönül birliği, işbirliği yapmak suretile almağa' çalışacağız.

Benden evvel konuşan bir iki arkada­şım memleketin bugünkü kalkınması­nı belirttikten sonra bu hamlenin dış ticaret münasebetlerimizde doğurduğu bazı müşkülleri, münferit hâdiseleri ele alarak lüzumlu tedbirlerin bir an evvel alınmasını istediler.

Hükümet olarak, millet olarak son yıl­larda açıkça ele alınmamış ve halk ef­kârı önünde ve hatta bazan haksızca büyütülerek münakaşa edilmemiş hiç bir iktisadî meselemiz yoktur.

Türkiyemiz üç dört yıldan beri eşine az rastlanan bir hamlenin ve inkişafın büyük şevk ve 'heyecanı' içindedir. İş­tira kudreti yine arkadaşlarımın ifa­de ettiği ıgibi yüzde yüz artmış, sınai cihazlanmasi aynı nisbette gelişmiş, ithalât ve ihracat hacmi üç misline yükselmiş bulunmaktadır. Bunun iç piyasada ve diş tediyelerde doğurduğu elbetteki meselelerimiz vardır. Fakat buna mukabil derhal ifade edeyim ki, dört  yıllık bir müddet içinde dışarıya ödediğimiz döviz miktarı senede 750 milyon liradan 1 milyar 200 milyon li­raya yükselmiş, millî gelir hasılatı ise, 6 milyar civarında 13 milyara artmış ve vatandaşlarımız ziraî tesis ve ban­kalara yaptıkları yatırımlar ise, 2, 3 misli yüksek bir seviyeye varmıştır. Bugün ecnebî memleketlere buğday, pamuk, maden satıcısı olarak dostun ve düşmanın yanında hesaba katılır bir hüviyet olarak meydana çıkmış bulunmaktayız. Bunun bütün mâna ve 'gayesi % 82'si çiftçi olan vatanda­şın yükselen hayat seviyesile yalnız iç pazarın değil dış pazarın da yeni bir müşterisi olarak mevki alması ve mil­letimizin iktisadî itibarının da bu nis­bette yükselmiş bulunmasıdır.

Meselelerimiz vardı, demiştim. Bu hamleli politikanın doğurduğu müş­külleri dost milletlerle ticaretimizi daha fazla sıklaştırmak, malımızı da­ha fazla satmak ve buna mukabil on­lardan da aynı nisbet dahilinde mal almak gayesile karşılıklı bir anlayış zihniyetile tediye zorluklarımızı da birer birer halletmek yolundayız. Hatta dost milletlerden dünkü gibi muayyen maddelerin müstehliki değil, yepyeni iştira kudreti ile mücehhez hayat se­viyesi yükselmiş, her çeşit mala ihti­yacı olan 22 milyon nüfuslu pazarı­mız için yeni imkânlar temin etmek yolundayız.

Fransa ve Almanya ile akdettiğimiz ti­caret muahedeleri bunların güzel bir misalidir. İtalya'nın kıymetli mümes­silleriyle müzakere halindeyiz. Daha fazla mal satmak, daha iyi kredi bul­mak, memleketi yeni imkânlarla teç­hiz ederek bugünkü meselelerimizi ik­tisadî tedbirlerle bu yoldan halledece­ğimize inanıyoruz.

Bir arkadaşımızın dıştaki iktisadî iti­barımıza telmihen bahsettiği muhay­yel muhatabının sözlerine karşı kendisini tatmin için derhal ifade edeyim ki, bu zorluklardan bahsedildiği bir zamanda öte yandan da muhtelif mem­leketlere mensup bir çok mühim mü­esseseler memleketimizin . büyük sa­nayi kalkınmasını orta vadenin üstün­deki müddetler ve normal malî şart­larla başkaca garanti talep etmeden desteklemektedirler. Hatta, milyonlar tutarında   sanayî   tesisler     yapılmasına Avrupa Konseyinin 5. inci kuruluş yıldönümü münasebetiyle Hariciye Vekilinin yaptığı beyanat

5 Mayıs 1954

 

— Ankara :

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Avrupa Konseyinin 5 inci kuruluş yıl­dönümü münasebetiyle Ankara radyosunda bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmanın metnini veriyoruz:

«Muhterem vatandaşlarım

Bugün Avrupa Konseyinin 5 inci kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Bun­dan beş yıl önce 5/mayıs/1949 da Londra'da toplanan bazı hür Avrupa devletlerinin temsilcileri Avrupa Konseyini ihdas eden tarihî vesikayı, Konsey statüsünü imzalamışlardı.

Bizim de kurucularından bulunduğumuz bu teşekküle hâlen, biri ortak âza olmak üzere 15 memleket dahildir. Aza adedi hususunda herhangi bir tahdidi kayıt bulunmadığına göre, statüde ifade edilen esaslara yani hu­kukun üstünlüğü ve fertleri insan hakları ile ana hürriyetlerden fayda­landırma prensiplerini samimiyetle kabul ve tatbik eden her Avrupa dev­leti dilerse, azalığa kabul olunabilir.

Bu mutlu yıl dönümünde, en halisane temennimiz âza adedinin yakın bir âtide artmasıdır.

Aziz vatandaşlarım,

Avrupa devletlerinin birleşmesi fikri oldukça eskidir. Yalnız geçmişte, şu veya bu memlekette tek tuk seçkin kimseler tarafından ortaya atılan bu fikir, kütlelerce olduğu gibi devlet adamlarınca da pek ciddiye alınma­mış, daha ziyade hayal mahsulü, tahakkuku muhal bir emel sayılarak hattâ istihfafla dahi karşılanmıştır.

Halbuki görüşlerindeki isabet zamanla anlaşılacak olan bu bir avuç idialist insanın istediği şu idi: Dar bir zihniyetin mahsulü olup Avrupa'da yaşıyan milletleri birbirinden farklı ve ekseriya yekdiğerine hasım varlık­lar haline sokmuş bulunan bir takım telâkki ve içtihatları artık terketmek ve bu kıt'a sakinlerinin zamanın hakiki icaplarına uygun esaslar üze­rine daha ileri ve daha yüksek bir seviyede birleşmesini temin etmek. Bu hedefe erişildiği takdirde türlü türlü maddi ve manevî çatışmaların asırlar boyunca sebep olduğu amansız mücadeleler sona ermiş, felâket ve sefaletle dolu emniyetsizlik ve istikrarsızlık devirleri kapanmış ola­caktı.

Avrupa halklarının bu zaman zaman yükselen seslere kulak vermeleri, onlara vicdanlarında yer ayırmaları için meğer birinci Dünya Harbinin gelip çatması icap ediyormuş. Hakikaten kanlı savaş yıllarını takip eden senelerde bu dava taraftarlarının muhtelif nâm ve unvan altında birleşmeğe gayret ettiklerini ve umulmadık nisbette çoğaldıklarını görüyoruz. Günden güne daha ziyade kuvvet bulan ve nihayet milletlerin hakiki bir ihtiyacma işaret eden bu cereyanlara hükümetler tabiatiyle lakayt kala­mazlardı. Nitekim, teşbebüslere toplantılara, kongrelere devlet adamları­nın da katıldıkları, hâttâ sık sık ön ayak oldukları bir vakıadır.

1939 da başlıyan büyük hailenin bütün bir ümit ve gayretleri silip süpü­receğinden hakikaten endişe edebilirdi. Lâkin aksi vâki oldu, altı yıl sü­ren kâbustan arta kalanlar, böyle bir felâket tekrar baş gösterecek olursa Avrupa medeniyetinden artık eser kalmayacağını tamamiyle idrak etmiş oldular. Avrupa milletlerinin müşterek malı olan idealleri, prensipleri ko­ruyabilmek için birleşmek ve teşkilâtlanmak icap ettiğini anladılar. Hü­kümetler faaliyete geçti ve böylece Avrupa konseyi kuruldu.

Konseyin gayesi, statüsünün birinci maddesinde de sarahaten ifade edildiği gibi, azaları arasında müşterek mameleklerini teşkil eden ideal ve prensipleri korumak ve yaymak ve iktisadî ve sosyal sahalarda terakki etmelerini sağlamak üzere azalar arasında daha sıkı bir birlik meydana getirmektedir. Bu gayeye, konsey organları tarafından müşterek menfa­ati ilgilendiren meselelerin incelenmesi sözleşmeler akdi, iktisadi, kültü­rel, sosyal, hukukî, ilmî ve idarî sahalarda müşterek bir hattı hareket tayini ve tatbiki suretiyle varılmağa çalışılmaktadır.

Konsey, Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtı, beynelmilel çalışma ve sağlık teşkilâtları, Unesco vesair milletlerarası veya hükümet dışı teşekküllerle işbirliği yapmak suretiyle de faaliyet sahasını genişletmektedir.

Konseyin bu beş senelik faaliyeti esnasında müteaddit isabetli karar ve tedbirler alınmış ve milletlerin hayatlarında mühim rol oynayan mevzular üzerinde bir kısmı artık meriyete girmiş bulunan anlaşmalar hazırlan­mıştı.

Bu cümleden olarak iktisadî sahada, altı devlet (Almanya. Belçika, Fran­sa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg) arasında imzalanan bir anlaşma ve ek protokol ile kurulmuş bulunan (Avrupa kömür ve çelik birliği) fiilen faaliyete geçmiştir. Devletlerin hakimiyetlerinden bir kısmını kendisine tevdi ettikleri mezkûr birliğin tahakkuku. Avrupa tarihinde adeta dönüm noktası teşkil edecek bir hadisedir.

Avrupa bröveler ofisi kurmak yolunda mütehassısların çalışmaları devam ede gelmekte ve bu sahada ihtira beratı taleonamelerinin tevdiini, konsey âzası memleketlerde yeknesak bir usule bağlamak gayesini güden anlaş­ma imzalanmış bulunmaktadır. Bunlardan başka Avrupa kumpanyalar koordinasyonu milletlerarası kartellerin kontrolü. Avrupa ziraat Birliği âza devletler arasında gümrük manialarının indirilmesi yolundaki çalışmalar devam etmektedir,

Avrupa hava nakliyatının koordinasyonu mevzulu bir konferans halen Strasburg'da toplantı halindedir.

Sosyal sahada, göçmen ve nüfus fazlalıkları meseleleriyle yakından Avrupa birliğine mevud parlak istikbalin teminatıdır. Şimdiye kadar elde edilen muvaffakiyetlerin, gelecek yıllarda Avrupa Konseyinin teşkil ettiği çekirdek etrafında tahakkuk .ettirilecek yeni başarıların müjdecile­ri olduklarına inanıyoruz. Bu inanışlardır ki sizlere ve bizimle birlikte ayni selâmet yolunun yolcusu olan diğer milletlere bu mesut günün kut­lu olmasını candan dilerim.

Demokrat Parti Genel Kurul Başkanlığının bir tebliği:

6 Mayıs 1954

 

— İstanbul:

Demokrat Parti Genel Kurul Başkanlığından bildirilmiştir: Yeni Ulus gazetesinin 6 mayıs 1954 tarihli nüshasının birinci sahifesinde Demokrat Partinin seçim masrafı başlığı altında neşrolunan bir yazıda
Demokrat Partinin 2 mayıs seçimleri için 60 milyon lira. sarf ettiği, her vilâyette 500 bin ilâ bir milyon lira masraf yapıldığı ,ve İstanbul, İzmir ve Ankara ile bilhassa ehemmiyet verilen diğer bazı vilâyetlerde harcanan paranın bir milyonunun üstüne çıktığının tahmin olunduğu ifade edilmektedir. Bütün bunlar hilafı hakikattir şöyle ki:

2 mayıs seçimlerinde tecelli eden netice iktidar tarafından 4 senede başa­rılan müsbet icraatın değerlerini hakiki şümulü ve mahiyetile    müdrik bulunan asil ve olgun Türk   milletinin Demokrat Partiye karşı duyduğu" şuurlu itimat ve muhabbetin beliğ bir ifadesinden başka hiçbir mânaya affolunamaz, hal böyle iken buna Türk milletinin vicdanım para ile satiri' alma mânasını vermeğe kalkışmak her şeyden evvel Türk milletine haka­rettir ve seçim neticelerini çirkin ve şen'i bir surette   lekelemeye    çalış­maktan ibarettir.

Büyük milletimizin apaçık tecelli eden iradesini olduğu gibi kabul etmek yerine en âdi nevinden yalan ve iftiralara girişmek ve asil milletimize dil.. uzatmak şaşkınlığın ve siyasî ahlâktan mahrumiyetin ibret verici delilini teşkil eder. Yazıda seçim sarafı tabiri altında Örtülü bulunan mâna bir taraftan vatandaşların reylerini ve vicdanlarını satın almak gibi büyük milletimizin bir iftirya ve hakarete maruz bırakılması, diğer taraftan partimizin de 60 milyon gibi muazzam bir meblâğı meşru olmayan yollardan , tedarik etmiş olması gibi şeni bir ithama maruz bırakılması demektir. Halbuki partimiz muhalefette iken memleketi tek parti saltanatından kurtarmak için olduğu gibi iktidara geldikten sonra da Demokratik idareyi' tesis ve kökleştirme yolundaki gayretlerinde bütün mücadele imkân ve_ vasıtalarını tamamile meşru kaynaklardan temin etmiş, bulunmaktadır. Partimizin kendisine ait olmayan malî membalara ve hele devlet parasirna el atarak ve su istimallere kalkışarak vicdan ticaretine teşebbüs etmeşine imkân ve ihtimal mevcut değildir. Bu gibi hareketler onların yüz karası olarak tarihe intikal etmiş bulunuyor.

tıkları gayretten vazgeçmeğe icbar için bu memleketler üzerinde tazyik icrasına sevk eylemektir.

Hariciye Nezaretinin yukarıda sözü geçen notasının, Türkiye ile Pakis­tan'ın bu notanın istihdaf ettiği antlaşmanın metnini tesbit etmelerinden önce verilmiş olması, bu propaganda faaliyetlerinin, vakıaların ve metin­lerin bu faaliyetleri hiç değilse zahiren olsun muhik kılabilecek mahi­yette olup olmadığına ehemmiyet dahi verilmeksizin, sırf manevî tesir icrası maksadiyle yapıldığını bir kere daha ispat etmektedir.

Türkiye hükümetinin siyaseti ve Türkiye'nin ahiren Pakistan'la imzala­dığı andlaşma da dahil olmak üzere taraf bulunduğu andlasmalar gerek gayeleri gerek ifadeleri bakımından gayet açıktır. Birleşmiş Milletler and-laşması prensiplerine tamamen uygun olan yapıcı, sulhperver ve sırf te-dafüî mahiyetleri bütün tarafsız müşahidlerce teslim edilmektedir. Bu iti­barla, Türkiye hükümeti, kendi siyaseti ve Türkiye'nin dahil. bulunduğu andlasmalar hakkında tekrar tekrar izahat vermenin esasen bilinenlere fazla bir şey ilâve etmiyeceği ve hattâ, bu siyasetin ve antlaşmaların yukarıda tasrih edilen mahiyetlerinin mantıkan münakaşa götürebileceği zehabını zamanla uyandırabileceği düşüncesindedir.

Hariciye Nezaretinin yukarıda sözü gecen notasında, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği hükümetinin, hali hazırda, milletlerarası gergin­liği azaltmak ve devletler arasındaki münasebetleri ıslâh etmek için ted­birler almakta olduğu ifade edilmektedir. Sulh gayesine kuvvetle bağlı bulunan, Türkiye ile diğer memleketler ve evleviyetle komşuları arasında iyi münasebetler tesisini arzu eden Türkiye hükümeti bu ifadelerin vakı­alarla teeyyüd etmesini hararetle temenni eylemektedir. Fakat, milletler­arası gerginliğin azaltılmasından bahsolunmaklâ beraber bu gerginliğin hakikî sebeplerinin eksiltilmesi için müsbet hiçbir şey yapılmamakta olduğunu kaydetmek mecburiyetindedir.

Diğer taraftan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği hükümeti tara­fından Türkiye'ye tevcih edilen, her türlü esasdan âri, tarizler ve propa­ganda faaliyetleri açıkça ispat etmektedir ki: Türkiye hükümetinin iyi geçim ve başkalarının haklarına karşılıklı olarak hürmet esaslarına müs-tenid bulunmasını daima samimiyetle arzu etmiş olduğu iki memleket arasındaki münasebetleri, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Hükü­meti böyle bir zaviyeden değil de, taraflardan birinin siyasetinin ötekine zorla kabul ettirilmesi şeklinde derpiş etmektedir.

Türkiye hükümetinin takip ettiği siyasetin iki memleket arasındaki mü-. nasebetlere zarar vermekten hâli kalmayacağını ve bu şekilde hareket et­mekten doğacak neticelerin mesuliyetinin mezkûr hükümle raci buluna­cağını Sovyet hükümeti sözü geçen notada iddia ederken iki tarafın du­rumunu hakikatte olduğunun tamamen aksine göstermektedir.

Hakikî meselelerin fiilî çârelerini bulmaksızın sadece zevahir ihdası ga­yesini .güden böyle usullerin emniyet havası yaratacak mahiyette olmadı­ğı bedihidir ve muhakkak ki bundan mesul tutulması gereken de Tür­kiye olamaz.

Bir" istirahatı müteakip Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi azalarının hararetli tezahürleri ve alkışları arasında içtima salonuna girerek riyaset kürsüsüne çıkmış ve saat 20.50 de Reisicumhur sıfatiyle yemin etmiştir. Reisicumhurumuz kürsüden inerken ve içtima salonun­ dan çıkarken yine meclis azasının hararetli tezahürleri ile ûğurlanmıştır.
Reisicumhur bu yazıya şu karşılığı vermiştir.

Bu sırada Başvekil Adnan Menderes, teşkilâtı esasiye kanunu gereğince Reisicumhura istifasını vermiş ve bu istifa kabul edilerek, yeni hüküme­tin teşkiline yine kendisi memur edilmiş ve yeni hükümet kuruluncaya kadar vekillerin vazifelerine devamları istenmiştir.

Başvekil Adnan Menderesin Reisicumhura takdim etmiş olduğu yazı şu­dur:

Riyaseticumhur Yüksek Katına

Seçimi yenilenmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10 cu devresi­nin bugün başlaması ve Riyaseticumhur makamına yeniden şeref vermiş bulunmanız dolayısile bize tevdi buyurmuş olduğumuz vazife sona ermiş bulunduğundan İcra Vekilleri Heyetinin istifasını yüksek katınıza sunmaktayım.

Vazifede bulunduğumuz müddetçe mazhar olduğumuz yüksek itimada, her zaman ibzal buyurduğunuz çok kıymetli yardımların daima minnet-, darı kalacağımızı en derin saygılarımla arz ederim.

Başvekil

Adnan Menderes--

Reisicumhur bu yazıya şu karşılığı vermiştir:                                          

Sayın Adnan Menderes                                                                                   

İstanbul mebusu                                                                                 

14 mayıs 1954 tarihli ve 1/1-1394 6/1481 sayılı yazı karşılığıdır: '

1   — Hükümetin istifası kabul olunmuştur

2   — Şimdiye kadar ifa buyurulan değerli hizmetlerden dolayı zatı devlet­leriyle Vekiller Heyetine teşekkür ederim.     

3   — Zatı ârieri tekrar Başvekil Tâyin edilmiştir. «Teşkilâtı Esasiye Kanu­nu» nun 44.üncü maddesi hükümlerinin yerine getirilmesini ve 'yeni' 'hü-kûmet kuruluncaya kadar sayın vekillerin vazifeye vekâleten devamları­nı rica ederim.

Reisicumhur Celâl Bavar

Büyük Millet Meclisinin saat 21'i bite ffece acılan. ürucü oturumunda Reis Refik Koraltan, Reisicumhurun Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliğine hitaben göndermiş olduğu şu tezkereyi okumuştur:

«Başvekil İstanbul mebusu Adnan Menderes istifa etmiş ve istifası kabul olunmuştur.

Yeni hükümetin teşkiline yine kendisi memur edilmiş ve hükümet kuru­luncaya kadar sayın vekillerin vazifeye vekâleten devamları rica olun­muştur.                                                            

Saygılarımla arzederim

Reisicumhur Celâl Bayar

Bu tezkerenin okunması tezahüratla karşılanmıştır.

Büyük Millet Meclisi müteakip toplantısını ayın 17 si pazartesi günü saat 15 de yapacaktır.

Büyük Millet Meclisi toplantısının sona ermesini müteakip, Meclisin şeref salonunda Reisicumhur Celâl Bayar tebrikleri kabul etmiştir. Kabul es­nasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan sağda, Baş­vekil Adnan Menderes solda olmak üzere Reisicumhurun arkasında mev­ki almışlardır. Merasimin başlaması ile vekiller ve Büyük Millet Meclisi azaları Reisicumhurumuza tebrikatta bulunmuşlardır. Müteakiben kara, deniz ve hava kuvvetleri erkânı Reisicumhurumuza tebriklerini sunmuş­lardır. Ordu erkânından sonra, temyiz mahkemesi, şurayı devlet, divanı muhasebat. Ankara üniversitesi. Başvekâlet ile diğer vekâletler erkânı ve bu vekâletlere bağlı müstakil umum müdürlükler, müdürlükler, ve mü­esseseler, makine ve kimya endüstrisi kurumu erkânı, Ankara vilâyet erkânı ve vilâyet meclisi azaları. Ankara belediyesi erkânı ve belediye meclisi azaları, siyasî parti temsilcileri, hükümetçe tanınmış mali, iktisadî ve içtimaî müesseseler delegeleri tebriklerde bulunmuşlardır.

Bundan sonra Reisicumhur kıdem sırası ile yabancı devlet büyük ve orta elçilerini, resen veya muvakkaten vazife gören maslahat Uzarları ve bun­ların refakatinde bulunan müsteşar, kâtip ve ateşeleri kabul buyurmuş­lardır. Bu esnada Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü de Reisicumhurun arkasında sol tarafta ver almıştır, kordiplomatikten sonra riyaseticumhur umumî kâtipliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve protokol memur­ları arzı tebrikatta bulunmuşlardır.

Reisicumhurumuz yemin ederken atılan 101 pare topla selâmlan m ıştır. Başvekil Adnan Menderes yeni kabineyi kurdu

17 Mayıs 1954

 

— Ankara :

Büyük Milet Meclisinin bu.çünkü toplantısında; Reisicumhur Celâl Bayarın, Başvekil Adnan Menderes tarafından İcra Vekilleri Heyetinin kurul­muş olduğunu bildiren tezkeresi okunmuştur.

İstikrar ve emniyet sayesinde siyasî iktisadî ve içtimaî sahalarda memle­ketimizin kuvvetlenmekte devam edeceğine şüphe yoktur. Dünyanın en mühim kilit noktalarından biri olan Tür­kiye'nin müstakar ve mücerreb bir idareye sahip, askerlikte ve iktisatta kuvvetli bulunmasının hür milletler camiası için ve sulhun korunması mev­zuunda mühim bir unsur olduğuna şüphe yoktur.

Hülâsa etmek icap ederse, memleketi­miz lâyık olduğu istikbale doğru azim ve kararla yürümek imkânlarını bu seçimle takviye etmiş bulunmaktadır.

3 Mayıs 1954

 

— Ankara:

Suriye'nin Millî Bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayarla Suriye Reisicumhuru Ekselans Hasım El Attasi arasında tebrik ve teşekkür telgrafları  teati   olunmuştur.

Herkese anlatmamış olsaydı, birtakım kötü hareketler ve ağır vaziyetlerle karşılaşmak mukadder olurdu.

Hakikat şudur ki, iktidarımız süratli ve müspet icraatıyla vatandaş vicdanında emniyet ve itimadı yerleştirmek imkânını bulduğu için, dört yılı dolduran türlü iftira, tezvir ve tahrikler nispeten tesirsiz kalmıştır, ger­çekten memleketin istiklâl ve masuniyeti bugün için istihsali mümkün en kuvvetli teminata bağlanmış bulunuyor. Şanlı ordumuz günden güne süratle kuvvetlenmekte ve kendisine karşı beslenilen sevgi ve itimat his­leriyle millî birliğimizin mihrakını teşkil etmektedir. Asırların ihmali neticesi yığılan ihtiyaç ve ıstıraplar en kısa yollardan süratle giderilme­ye başlanmıştır. Ve daha mühimi henüz yenilemeyen müşküllerin de yi­ne kısa zamanda ortadan kaldırılacağı hususunda vatandaş vicdanında kanaat hasıl olmuş bulunuyor. îmar ve iktisadî kalkınmamız ve bayındır­lık işlerimizde görülen bu hamleli çalışmalarla kalkınmamız da muvazi olarak süratle tahakkuk yoluna girmiş bulunmaktadır. Vatandaşlarımız, Bütün aksi telkin ve propagandalara rağmen her türlü tazyik ve şiddet endişesinden tamamiyle masun olarak yaşamakta ve bütün devlet teş­kilâtının kendi hizmetlerinde ve kendilerine yardımcı olduğunu her vesile ile daima hissetmektedirler. İşte memleketin iç ve dış politika ve tatbikatı bakımından hakikî manzarası bu olmasa idi dört yıl boyunca fasılasız olarak idame ettirilen en şiddetli tahrik usulleri birtakım bedbaht hâdise­lere yol açabilirdi .

Aziz ve kıymetli arkadaşlarım,                                                                         

Felâketli hâdiselerin veya elle tutulur kötülüklerin zuhur etmemiş oldu­ğuna bakarak ve «bu tezvir ve tahrik usullerine seçimlerde vatandaş lâyık olduğu cevabı vermiştir.» tevekküliyle mesele üzerinde durmamak bir basiretsizlik olur kanaatindeyiz.

Hakikaten, büyük hâdiselerin zuhur etmemiş olması ve zararların rakam­la ifadesi mümkün halde bulunmaması bir çoklarımızca zahir bu haller Demokratik idarelerin tabiî tecellilerinden fikrinin edinilmesine sebep olabilir. Bu fikrin yayılması ve yer tutması ise önümüzdeki yıllarda ay­nı bedbaht mücadele usullerinin devamına ve aynı acı ve zararlı tecrü­belerine, tekerrürüne yol açar. Halbuki büyük hâdiseler zuhur etmemiş ve belki elle tutulur nevinden kötülükler ve rakamla ifadesi mümkün za­rarlar vukua 'gelmemiş .gibi görünebilir. Fakat hakikatte biraz evvel iza­hına çalıştığımız gibi memleketimizin iç ve dış emniyetini şiddetle alâ­kadar eden hâdiseleri atlatmış, çok kıymetli zaman ve mesaimizi israf et­miş ve adî zararlara uğramış bulunduğumuza şüphe yoktur. Demokratik idarenin fena ananeler üzerine kurulmakta olması, vatandaşlar arasında huzur ve karşılıklı itimat ve muhabbetin tezelzüle uğraması, Demokra­sinin karşılıklı tahrik ve iftira rejimi gibi gözükerek bir çok vatandaşlar­ca hakikî güzellik ve cazibesini kaybetmeye başlaması gibi manevî zarar­larımızı da bunlara ilâve etmek lâzım gelir.

Bütün bunların Demokrasinin tabiî netice ve tecellilerinden olduğu fikri tamamiyle yanlış olduğu gibi milletçe zararlarımızın devamına ve mem­leketimizin bir takım tehlikeli tecrübelere maruz bırakılmakta devam olunmasına hakkımız olmamak lâzım gelir.

İşte bu sebepledir ki 1950-1954 senelerini bir intikal devresi saymanın ve acı tatlı hatıralarıyla onu tarihin sinesine tevdi etmenin yerinde olacağına inanıyoruz. Bundan böyle yıkıcı ve anarşik usullerin devamını önlemek ve Demokrasinin kötü örneklerini değil, fakat insan haysiyet ve şerefine en uygun olan bu idare tarzını, her şeyde olduğu gibi, en iyi neticeler vermiş örneklerine göre tatbik etmek kararındayız.

Hürriyet nizamını her türlü sarsıntılardan korumak, memlekete siyasî huzur ve sükûnla maddî ve manevî asayişi en mükemmel şekilde tahak­kuk ettirmek memleketimizin iç ve dış emniyetini daha da mükemmel hale getirmek ve memleketimizin bir an evvel tam bir refah ve saadete kavuş­masının yollarını bulmak hükümetimizin hattı hareket ve siyasî noktai nazarının esasını teşkil etmektedir.

Esasen vatandaşlarımız, hürriyet nizamını müstakar bir hale getirmek, istikrarlı bir idareye sahip olmak huzur ve sükûnu içinde asırlık ihtiyaç ve mahrumiyetlerine çâre ve tedbirler bulunmasını temin etmek istediği­ni son seçimlerde izhar ettiği iradesiyle tesbit etmiş bulunuyor.

Bu itibarla 2 mayıs'ta hiç bir şey olmamış gibi devri sabıkın bütün kötü arazı ile şuursuz, yıpratıcı ve haysiyetsiz kavgalarıyla, yalan ve iftiraya dayanan sözde siyasî mücadele usulleriyle devamına müsaade etmiyeceğiz. Çünkü son seçimler neticeleri, memleketin kaderi üzerinde çok ehemmiyetli ve devamlı tesirleri görülecek olan bir büyük hâdisedir, ve son seçimler ondan evvelki intikal devriyle şimdi başlamakta olan safhayı birbirinden kesin surette ayırmış bulunuyor.

2 Mayıs'ın mânasını biz böyle anlamaktayız. Çık kıymetli milletvekili arkadaşlarım,

Demokratik idarenin en sağlam teminatını kalplerde ve vicdanlarda ona karşı duyulan hürmet ve hasret hislerinde aramak icabeder. Aynı zaman­da Demokrasinin her şeyden evvel bir zihniyet, bir yaşayış ve tefekkür tarzı olduğunu unutamayız. O halde Demokratik idarenin kuruluşunda, meselenin manevî cephesi, yani zihniyet inkılâbını tahakkuk ettirmek hususu her tedbirin başında gelir.

Manevî cephesinden Demokrasi, bir terbiye, nezaket ve müsamaha reji­midir denilebilir, Şereflere, haysiyetlere, insanlık vakarına karşılıklı hür­met göstermek Demokratik zihniyetin esasını teşkil eder. Aksine olarak, demagojinin ve şahsiyatın fikir münakaşa ve mücadeleleri yerine kaim
olması, hakaretin, iftiranın sövüp saymanın hatta hürriyet nam ve hesabı­
na ayaklanma tahriklerine kadar teşebbüslere girişilmesi ve en kötüsü bütün bunların tabiî telâkki olunması demokrasiyi süratle soysuzlaştıran ve onu yok eden sebeplerin takendisidir.

İktidarı, muhalefeti ve tarafsızlarıyla vatandaşların hiç olmazsa en büyük ekseriyeti bunu böyle anlar, idaresi, adliyesi ve bütün müesseseleriy­le devlet faaliyetlerini bu anlayışa göre tanzim ederse memlekette demokrasinin manevî iklimi yaratılmış ve Demokratik idare en kuvvetli temina­tına kavuşmuş olur.

Aziz arkadaşlar,

Rejimimizin ehemmiyetli meselelerini yüksek meclisiniz karşısında ve milletimizin huzurunda olduğu gibi ele almak şarımızdır. Dört yıldır De­mokrasi nam ve hesabına ne türlü demagojik fikirlerin ve hattâ safsatalanın yapılmasına çalışıldığı yüksek malûmunuzdur. Bunların mahsus mak­satlarla yapılmakta olduğunu derhal anlayabilmek için bunları nadide cevherlermiş gibi ileri sürenlerin bir müddet evvel Demokrasi aleyhtarı fikirleri ne kadar gayret ve hünerle müdafaa etmiş olduklarını hatırla­mak kâfi idi. Müşahede buyurmuş olacağınız üzere bütün gayretleri, de­mokrasiyi şiddetle müdafaa ve daha ileri bir hürriyet taraftarlığı eder gibi görünerek memlekette anarşik bir hal ve manzara yaratmak yollarında sarf olunmaktadır. Ancak bu suretle iktidarımızı yıkmak mümkün ola­bileceğini ve millet nazarında iadei itibar etmenin tek çâresi bu olduğu­nu hesaplıyorlar.

Şurasını yüksek dikkatinize arz etmek isteriz ki bir memlekette hürriyet fikri ve Demokratik nizam aleyhinde artık açıkça konuşmak zararlı ve ha­rekete geçmek ise imkânsız bir hal olacak kadar rejim benimsenmiş olur­sa o takdirde muvaffakiyet İçin takip olunacak tek yol benimsenmiş olan prensipleri son derece ifrata götürmek suretiyle rejimi soysuzlaştırmak­tan ibaret kalır. Bir zamanlar Demokratik rejimin memlekette yerleşme­sini türlü politika oyunlarıyla, tehdit, cebir ve tazyiklerle, hatta 946 se­çimleri gibi görülmemiş siyasî zorbalık tatbikatıyla önlemeye çalışanla­rın, iktidardan düşer düşmez aşırı ve müfrit hürriyet taraftarı kesilmiş olmalarını başka bir izaha bağlayabilmek imkânsız görünüyor.

Şimdi bunlar demokrasiyi istedikleri gibi tefsir etmekte, bazı mefhumları da mahsus maksatlarına göre mânalandırmaya çalışmaktadırlar. Milleti­mizin takip etmekte olduğu inkılâp ve itilâ yolu üzerine dizilmek istenen ve sıralanmağa çalışılan türlü maniaların ve bir takım heyula ve korku­lukların hakikî hüviyetlerini ortaya 'koymakta çekineceğimiz 'hiç bir cihet yoktur.

Kıymetli arkadaşlarım,

Biraz önce demokrasinin manevî ikliminin yaratılmasının ehemmiyetin­den bahsetmiştik. Devlet memurlarımızın bu iklimin yaratılması ve de­mokrasimizin tekemmül ettirilip payidar hale getirilmesindeki tesir ve hizmetlerinin büyük olacağına işaret etmek yerinde olur. Bu sebeple, re­jimimizin meselelerinden olarak, devlet memurlarımız hakkında da bazı mütalâalar serdetmemize müsaadelerinizi rica ederim.

Evvelâ şurasını arzedelim ki devlet memurlarımızın şu veya bu memuri­yette bulunmaları aralarında hiç bir esaslı bir tefrikin zaruretine delâlet etmez. Aynı içtimaî muhitte yetişen, aynı ilim müesseselerinden feyiz alan memleket evlâtlarının devletin farklı faaliyet şubelerinde bulunma­larına rağmen aynı şerefe ve kıymete sahip bulunduklarına kaniiz. Han­gi vazifede bulunursa bulunsun devlet memurlarımızın hususiyle yüksek makamlara gelmiş bulunanların sırasına göre, milyonlarla ifade olunabi­lecek veya memleketin umumî menfaatlerini ehemmiyetli surette alâka­dar edebilecek çok mühim tasarruflarda bulundukları açık bir hakikattir. Memurlarımız ancak bulundukları hizmetlerin hususiyetlerine göre hü­kümlere tâbi olurlar ve bu hükümler bir imtiyaz mânasına gelmez. Umu­miyetle devlet memurlarımızın en büyük ekseriyeti Demokratik rejimi­mizin inkişafını derin gönül ferahlığı içinde karşıladıklarını ve ona hiz­met için ellerinden gelen her gayreti sarfetmekte olduklarım memnuniyet­le ifade etmek isteriz.

Bu memlekette daha yakın zamanlara kadar totaliter bir idarenin hüküm

Bu takdirde memnu fiillerin hududunu daha sarih olarak çizmek ve suç unsurlarını daha katî olarak tarif etmek hürriyet ve haysiyetlerin korun­ması ve nihayet Demokratik rejimin selâmeti bakımından bir zaruret olur. Binaenaleyh tatbikattan ders alarak suç hudut ve unsurlarını kimse­nin yanılmayacağı bir katiyetle tesbit etmek hususunda yüksek heyetini­zin kanunî tedbirlerin alınmasına lüzum göreceğine kaniiz.

Vatandaşların, politikacıların, siyaset adamlarının şahsî şeref ve haysi­yetlerini ayaklar altına almak ve hürriyetlerini daima tehdit altında bu­lundurmak bir itivad haline gelmiş ise buna yüksek müdahalenizle sürat­le son vermek icab eder.

Muhterem milletvekili arkadaşlarım,

Teşekküre şayan bir hakikat olarak ifade edeyim ki adalet mensuplarının büyük ekseriyeti bu mevzuda hakikî Demokratik zihniyeti lâyıkiyle kavrayarak gereken hassasiyeti göstermektedirler. Ancak zaman zaman ve yer yer, hatta ehemmiyetli yerlerde ve kilit noktalarında Demokratik anlayışın zayıf olduğunu bazen elemle müşahede etmekte olduğumuzu yüksek huzurunuzda ifade etmekten de çekinmeyeceğiz. Çünkü adaletin eline onun tatbik edeceği kanunları veren yüksek heyetinizdir.

Muhterem arkadaşlar,

Demokratik rejimimizin önümüzdeki yıllarda muhtemel inkişafları hak-hmkdaki görüşlerimizi böylece arz ettikten sonra devletin diğer faaliyet sahalarındaki hattırhareket ve siyasî noktai nazarımızın İzahına geçeceğim. Sözlerimize, 1950 senesinde iktidara geldiğimiz zaman tatbike koyduğu muz programın esaslarını bir kere daha hatırlatmayı bundan sonraki ça­lışmalarımızın istikametlerini daha vazıh bir şekilde göstermek bakımın­dan faydalı bulmaktayız.

Aziz arkadaşlarımız,

Hatırlanacağı veçhile 950'de partimizin hükümet programı iki kısmı ihti­va etmekte idi.

Birinci kısım, elimize mamur bir vatan devredilmekte olduğu iddiaları­na karsı o günkü durumu hakikî çehresiyle büyük meclise arz etmek. Mem leket işlerinin umumî manzarasına kısaca göz atarak, karşısında bulundu­ğumuz mesele ve müşkülleri bir arada gözden geçirmek gayesini istihdaf ediyordu.

Filhakika uzun süren tek parti hâkimiyet devrinden bize intikal eden mil­lî ve siyasî murakabeden mahrum bir idarenin, hata, israf ve ifratlarla dolu iktisadî ve malî bir politikanın, imtiyazlı bir himaye altında verimsiz, çalışan pahalıya maleden ve pahalı satan devlet işletmeciliğinin, memle­ket menfaatlerine bir türlü uydurulamayan kredi prensip ve usullerinin ve hemen her hizmet sahasında yer tutmuş sakim yollar, kötü itiyad ve hatalı zihniyetlerin önümüze çıkarmış bulunduğu engelleri, nereden ve ne şekilde ise başladığımızı gösterme bakımından, umumî efkâr önünde kı­saca da olsa açıklamakta zaruret vardı.

950 hükümet programımızın ikinci kısmına gelince, bu kısımda o zaman neler yapmak istediğimizi, izah ederken başlıca esas olarak, milletimizin yüksek vasıflarına yurdumuzun sahip bulunduğu geniş tabiî kaynaklara

Hususî teşebbüs erbabının, bütün çiftçi ve işçi vatandaşlarımızın, devamlı gayretleri ve randımanlı çalışmalarıyla hükümet tedbirleri birleşince yurdumuzun kısa bir zamanda mamur hale geleceğinde şüphemiz yoktur.

Muhterem arkadaşlarım,

Müsaadenizle iktisadî ve malî politikamızın esasları üzerinde sözlerime devam edeceğim. Memleketin iktisadî kalkınmasını tahakkuk ettirmek ve iktisadî cihazlanma gayretlerimizi süratle ve geniş mikyasta arttırmak hususundaki azim ve kararımızı ifade ederken bütün çalışmalarımızda, iktisadi ve malî istikrara büyük kıymet ve ehemmiyet vermekte devam .edeceğimizi bilhassa belirtmek isteriz.

Şimdiye kadar elde edilen müspet neticelere ilâve olarak bundan sonra daha büyük işleri tahakkuk ettirmek için iktisadî ve malî istikrarın mu­hafazası ehemmiyetlidir. Defalâyoncu bir politikanın bütün iktisadî ve malî kaynakları kısırlaştırıp akamete uğrattığında şüphe olunamaz. Buna mukabil iktisadî ve malî politikada istikrarı muhafaza gayesinden uzak­laşmanın da aynı derecede zararlı olduğuna kani bulunuyoruz.

Paramızın kıymetinin muhafazası mevzuunda katiyetle ifade edeceğimiz kararımız şudur ki, her türlü menfi propagandaların hilâfına paramızın kıymetinde hiç bir değişiklik asla hatırımıza gelemez. îktidara geldiğimiz günden beri, milletçe ve hükümet olarak iktisadî ve malî sahada azimli ve dikkatli çalışmaları icap ettiren büyük bir kalkınma hamlesine girişmiş bulunuyoruz. Memleketi hakikî ve devamlı bir refaha götürecek tek yo­lun da bu vadideki çalışmalar olduğuna kaniiz. Bu kanaatle çalışan ve bu çalışmaların müspet ve fiilî neticelerini daha şimdiden elde etmeye başlamış bulunan bir iktidarın para kıymetinde değişiklik yapmak gibi suni usullere müracaat etmesi katiyen bahis mevzuu olamaz.

Zira para kıymetinde yapılacak değişiklikler memlekette istihsale yatırıla­cak sermaye maliyetlerini yükseltmek, iç piyasada sunî bir surette fiyat­ları zorlamak, millî emeğin değerini düşürmek, istihsal mallarımızın ve ihracatımızın satın alma kudretini azaltmak, dış memleketlere karşı vecibelerimizi ağırlaştırmak ve külfetlerimizi arttırmak demek olur. bina­enaleyh para kıymetinde yapılacak ayarlama, veya düşürmelerin süratli inşa ve inkişaf safhasında bulunan millî ekonomimizi ve millî kalkınma hamlelerimizi sekteye uğratmaktan başka bir netice vermeyeceğine kani­iz. Görülüyor ki memleketin iktisadî ve malî durumunda bizi bu neviden ameliyelere zorlayan hiçbir sebep mevcut değildir.

Muhterem arkadaşlarım,

Şimdi bankacılığımızı ve kredi mevzuuna geliyorum:

Millî istihsali arttırmağa matuf gayretlerin ve bilcümle iktisadî faaliyet­lerin müsait kredi imkânlarına, sağlam esaslar üzerine kurulmuş kuvvet­li ve mazbut banka hizmetlerine ihtiyaç arz etmekte olduğu malûmunuz­dur. İstihsale sermaye yatırımlarının teşviki ve millî tasarrufun istihsal faaliyetlerine tevcihi için bankalar kanunu ile menkûl kıymetler ve kamtihsal kaynakları geliştirilmemiş, her türlü sınaî tesisten mahrum bıra­kılmış, en basit ihtiyaç maddelerini dahi hariçten ithal etmek durumunda bulunan memleketimiz İçin bu husus, üzerinde ehemmiyetle durulacak bir vakıadır. Bir taraftan ihracatımızı arttırıp ithalâtımızı memleketimiz­de kuracağımız sanayi mamullerinin istihlâki suretiyle aramak için istih­sal hacmini arttıracak envestismanlara gitmek diğer taraftan da iktisadî kalkınma dolayısiyle artan istihlâk seviyesini tatmin etmek, yabancı memleketlerden 'geniş mikyasta ithalât yapılmasını icab ettirmektedir.

İktisadî kalkınma devrelerinin zarurî bir şartı bulunan bu yüksek sevi­yeli ithalâtın mucip olduğu muvakkat tediye güçlükleri ve geçici döviz darlığının tesirlerinin izalesi mevzuu üzerinde dikkat ve hassasiyetle du­rulmakta devam olunacaktır.

Memleketin iktisadî kudretini arttırmağa ve bütün vatandaşların istihsal faaliyetlerini desteklemeye matuf temel tesislere ait sermaye yatırımla­rını uzun ve orta vadeli dış kredilerle finanse etmek hususundaki faaliyetle-rimize hız ve vüsat verilecektir.

Memleketimizin bugünkü geniş ihtiyaçları, mahrumiyetleri ve dertleri 1950 senesine kadar yapılan yatırımların hiç bir mâna ifade etmiyecek ka­dar az ve verimsiz sahalara tevcih olunmasından ileri gelmektedir. İkti­darımız tarafından girişilmiş bulunan muazzam sermaye yatırımları tahakkuk ettikçe, kurulan tesisler işletmeye açıldıkça müstakbel refah ve kalkınmamızın kaynakları da süratle inkişafa mazhar olacaktır.

Son dört yıl içinde sarf ettiğimiz gayretler neticesinde süratle artmağa başlamış bulunan millî istihsalimiz ve daha şimdiden bir kaç mislini bul­muş olan ihracat kudretimiz sayesinde ve yakın bir istikabalde, halihazır geçici tediye güçlüklerimizin bertaraf edildiği ve dış malî ve iktiadî münasebetlerimizde hakikî ve çok yüksek seviyeli bir muvazeneye ulaşıldı­ğı vakit bugünkü çalışmalarımızın ve gayretlerimizin kıymet ve ehemmi­yeti daha iyi anlaşılmış olacaktır.

Muhterem Arkadaşlarım,

Bütçe ve vergi politikamızın esaslarının izahına gelince, bu mevzuların iktidarımızın bütçe gerekçelerinde ve bütçe nutuklarında teferruatlı ola­rak yüksek meclise ve bütün memleket efkârına defatla arz edilmiş bu­lunduğu malûmunuzdur.

1950 senesinde iktidarı devraldığımız günden beri merhale, merhale tat­bik mevkiine koyduğumuz bu esaslar sayesinde bütçelerimiz, yüksek se­viyeler ve devamlı bir inkişaf seyri içinde memleketimizin ihtiyaçlarına uygun hakiki bir muvazene ve denkliğe ulaştırılmış, devlet sarfiyatında, her türlü lüks, israf ve ifratlardan kaçınılmıştır.

Eski devirlerde devlet bütçeleri için ağır ve iktihamı güç bir yük teşkil eden, gösterişli oldukları nisbetinde verimsiz ve akim mevzulara tevcih edilmiş bulunan tahsisler tamamen bertaraf olunmuş, memleketin iktisa­dî kalkınmasının temel mevzularını teşkil eden sahalara ve istihsale ser­maye yatırımlarına, nafıa, sağlık, maarif ve ziraat hizmetlerine lâyık ol­dukları ehemmiyet verilmiştir.

Vergi sistemimizin ikinci grubunu teşkil eden muamele ve istihlâk vergi­lerinin esaslı surette ıslâhı, bu devrede yapacağımız vergi çalışmalarının başlıca mevzularından birini teşkil etmektedir.

Sınaî hayatımızın irsafı bakımından mahzurları malûmunuz bulunan imalât muamele vergisini, bugünkü şekil ve tatbikatı ile ortadan kaldır­mağa karar vermiş bulunuyoruz.

Böylece mükellef tatmin edilmiş olacak ve bu vergiye tevcih edilmiş olan bütün şikâyetler tamamen ortadan kalkmış bulunacaktır.

Muhterem arkadaşlar,

Ziraat işlerimizi de kısaca gözden geçirmek yerinde olur.

Ziraî istihsal mevzuunda, hükümetinizin isabetli tedbirleri sayesinde elde olunan neticeler, eski devirlerle kabili kıyas olmayacak derecede farklı ve memleketimizin yüzünü güldürür mahiyette olmuştur. Bu mevzu da dört seneden beri takip etmekte olduğumuz ziraat politikası, yeni hükümeti­nizin de üzerinde dikkatle yürüyeceği politika olacaktır. Bu politikanın isabetini, sadece yakın senelere kadar halkımızın yiyeceği ekmeklik buğ­dayı hariçten ithal ederken iki üç sene gibi çok kısa bir devre zarfında hububat istihsal eden memleketler arasında altıncı ve ihracatçı memle­ketler arasında da dördüncülük gibi ehemmiyetli br mevki almış bulun­mamız sarahatle göstermektedir.

Memleketimizin ana gıda ve ihraç maddesi olan hububatın ıslah ve stan-dardizasyonu üzerinde daha esaslı ve geniş çalışmalarda bulunmak ziraî plân ve programlarımızın başlıca mevzuları mey anında bulunmaktadır. Hububat mevzuundaki çalışmalarımız daha büyük bir itina ve titizlik ile devam ettirecek, bu arada dış piyasaların istediği evsaf ve çeşitlerin ye­tiştirilmesine ve taammümüne gayret sarfolunacaktır.

Dış ticaretimizin ehemmiyetli bir mevkii olan pamuğun da bilhassa, sula­ma gübreleme, ve iyi vasıflı tohumlukların teşhisi suretiyle istihsal mik­tarının arttırılması ve kalitesinin yükseltilmesi hususundaki plânlı çalış­malara devam olunacaktır.

Daha bugünden dünya pamuk istihsalinde yedinci ve pamuk ihracatında da beşinci dereceyi almış bulunuyoruz.

Ziraî kalkınmamızın başlıca mevzularından ziraî mücadele, köy sulama, kimyevî gübre ve toprak, bağcılık ve meyvecilik, çayır mera ve yem ne­batları, hayvancılık, ziraî öğretim ve bakım işleri de ön planda ve ehemmiyetle ele aldığımız ve geniş mikyasta tatbikatına geçtiğimiz ziraî mese­lelerimiz arasındadır.

Gayretlerimizin derecesine bir mikyas olarak hububat tohumu tevziatı mevzuunda bir iki rakam arz edelim. Eski iktidar zamanına ait olan 1946-1949 tarihleri arasındaki dört yıllık devre zarfında dağıtılan hububat topraklı yerlerde suni tohumlama istasyonları vücude getirmek ve hastalık­larla mücadeleyi şiddetlendirmek kararındayız.

Geçen dört yıl zarfında, maziden intikal edip gelen çeşitli zorluklar ve kö­tü itiyatlar ciddî gayretlerimizle birer birer yenilerek yurdun her tarafın­da hususî teşebbüsün de müessir iştirakiyle yeni yeni fabrikaların, termik ve idro elektrik enerji santrallerinin, baraj ve benzeri muazzam tesislerin temelleri atılmış ve inanılmaz bir şevk ve gayretle bunların inşalarına gi­rişilmiştir.

Yapılan ve yapılmakta olan yollar ve köprüler, limanlar, iskele ve barı­naklar ve hava meydanları bu fabrika, baraj ve santrallerle bir arada dü­şünülecek olursa bütün bunların ancak ve ancak iktidarınız tarafından yurt hizmetine ve millet refahına verilen ehemmiyet ve neticeye karşı duyulan inancın büyüklüğü ve derinliği sayesinde tahakkuk ettirilmekte olduğu anlaşılır.

Büyük çaplı muazzam inşaatın yanı sıra köy yolları ve köy sularına ve­rilen ehemmiyet ve elde olunan muvaffakiyetli neticeleri de hatırlatmak yerinde olacaktır.

Önümüzdeki çalışma devrelerinde yalnız bugün başlanmış olan işlere de­vam etmek değil, aynı zamanda yeni yeni hamlelere girişmek her çeşit imkânlardan istifade ederek ziraî ve sınaî kalkınmamızı hızlandırmak, yollarımızı, barajlarımızı, limanlarımızı, hava meydanlarımızı, köy yol­ları ve içme sularını yapmak, köy meskenlerinin inşası, köylerimizin elek­triğe kavuşması için gerekli tedbirleri almak ve bu memleketi en kısa za­manda bîr mamure haline getirmek azim ve kararındayız. ,

Memleket müdafaasından iktisadî kalkınmaya kadar müessiriyet de­recesi ve şümulü malûm olan ve buna rağmen yıllar boyunca sürüp giden acı bir kararsızlığın kurbanı olarak, toprak altında mühmel ve faydasız uyuyup kalan petrollerimizin yurd faydasına ve milletimizin istifadesine girmesini temin için aldığımız kararın Büyük Millet Meclisince, kanunlaş­tırılmak suretiyle tasvip buyurulduğu malûmunuzdur.

Bu husustaki çalışmalarımıza asla ara vermeksizin devam ederek pet­rollerimizi memleket içinde müsmir bir hale getireceğiz.

Toprak tevzii ve tapulama işlerine .gelince:

Bu islerde son dört yıl zarfında elde edilmiş bulunan ve iktidarımız­dan önceki devirlere nazaran 12 misli bir hacim ifade eden büyük başa­rılar, büyük Meclisçe 9!uncu devrede kabul edilen kanunlar ve yapılan bazı tâdillerden de istifade olunarak hızlandırılacağı gibi, metod değişik­likleri ve idarelerin teknik cihazlarla teçhizi sayesinde daha süratli ve da­ha müsbet neticeler alınacağı şüphesiz bulunmaktadır.

Muhterem arkadaşlar,

Adalet işlerimizde ise kabul ettiğimiz prensip ve tuttuğumuz yol, va­tandaşlarımızın huzur ve emniyet içerisinde rahatça çalışma ve yaşama­ları için şart olan teminatlı ve umumî vicdanı tatmin eyliyecek bir adalet ve vatandaşın muhabbet ve itimadına dayanan bir idare sisteminin tahakkuk ettirilmesi olmuştur.

Dış siyasetimize gelince:

Takip edeceğimiz dış siyaset hakkında da uzun izahlara girişmek, is­temiyoruz, çünkü dört yıldan beri dış münasebetlerimizi idare eden ana prensipler, her vesile ile izah edilmiş olduğu gibi, bunların nasıl tatbik edildiği ve ne gibi müsbet neticeler elde olunduğu da, memleketin içinde ve dışında, tamamiyle malûm bulunuyor.

İktidara geldiğimiz zaman, dünyanın yegâne müşterek emniyet teş­kilâtı olan Atlantik Paktı dışında bırakılmış bulunan memleketimiz, iki yıldan az bir zaman zarfında bu teşkilât içinde yer almış ve böylece, kendi emniyetini ve müdafaa imkânlarını çok geniş nispette sağlamakla beraber Nato'ya da mühim bir kuvvet unsuru temin etmiştir. Halbuki biz­den evvelki iktidar, bu hususta sarfettiği mesai hiç bir netice vermeyince. Türkiye için bu pakta girmek imkânı olmadığını son Başvekilin lisanı ile itiraf zorunda kalmıştı.

Bir Nato teşkilâtı içinde, müşterek dünya emniyetinin sağlanması hususundaki faaliyetimizi devam ettirirken, diğer taraftan da cihan sulhunun yeni tertiplerle temin ve takviyesi hususunda çalışmaktan geri durmadık. Yunanistan ve Yugoslavya ile aktettiğimiz Ankara andlaşmasını her imkân ve şeraitin müsaadesi nisbetinde daha kuvvetlendirmeye sarfı mesai etmekteyiz.

Bu vesile ile dost Yugoslavya'nın sayın Devlet Reisi Mareşal Tito'nun memleketimize yaptığı ziyaretin mesut hatırasından bahsetmekten büyük bir memnuniyet duymaktayız.

Şu son aylarda Pakistan ile de bir anlaşma aktetmiş bulunuyoruz. Bu anlaşmalar Atlantik Paktı gibi, Birleşmiş Milletlerin yüksek ideallerine dayanan müşterek sulh ve emniyet tertipleridir.

Dünya sulhunu ve medeniyetini tehdit eden umumî tehlike karşısın­da, bunu karşılayacak kudrette ve gediksiz bir emniyet sistemi veya bir­birini tamamlıyacak emniyet sistemleri kurmak, sulh ve hürriyet âşıkı bütün milletler gibi bizim de başlıca gayemizdir. Bundan dört yıl evvel, Birleşmiş Milletler tarafından Kore'de müşterek emniyet cephesinin ku­rulmasında Türkiye'nin takip ettiği faal ve dürüst siyaset, o günden bu­güne kadar her meselede tecelli etmiş ve dış siyasetimizin sağlam ve in­sanî prensiplere bağlı olduğu umumiyetle kabul edilmiştir.

Müşterek emniyet meselesinden bahsederken bu hususta şimdiye ka­dar maddî ve manevî büyük fedakârlıklar yapmış ve yapmakta olan Bir­leşik Amerika'ya karşı şükran ve muhabbetlerimizi ifade etmek ve kar­şılıklı itimad ve görüş birliğine dayanan bu münasebetlerin her gün daha kuvvetli inkişafından duyduğumuz bahtiyarlığı belirtmek isteriz.

Dost Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin ve halkının sayın rei­sicumhurumuza son seyahatlerinde göstermiş oldukları samimî ve. sıcak kabul. Türk milletini minnettar bırakmıştır.

Eski ve vefakâr müttefiklerimiz Fransa ve İngiltere ile her sahada yapmakta olduğumuz işbirliğinin her an daha kuvvetlendiğini söylemek­le de büyük bir memnunluk duymaktayız.

Bu   arada,   İtalya   ve   Almanya   ile   dostluk  münasebatimizin   çok   hızlı işlerini, olduğu gibi huzurunuza getirmek suretiyle halletmenin mümkün bulunduğuna kaniiz. Onun için açıkça konuşuyorum ve adalet mensubu­na, devlet memuruna baskı bahsinde bir misal veriyorum: Ankarada bir Ağır Ceza mahkemesinde birisi reis olmak üzere üç azanın türlü dâvada kasıtlı ve tarafgir kararlar vermiş olduğu ortadadır. Bir gün 'birisi kalk­mış, bir partiye, milletin büyük ekseriyetiyle iş basma gelmiş olan bir iktidara çete demiş, onlar da «bu hakaret değildir» diye affetmişlerdir. Vak­taki seçimler gelmiş, bu üç hakim kisvelerini atmış ve Halk Partisinin ka­zanacağını umduğu bir bölgede Halk Partisinin namzeti olarak karşımıza çıkmıştır. Adalet bu mudur? Adalet mensuplarının tarafsız karakteri haiz olması bu mudur, arkadaşlar?.

Şimdi de, bunlar adalet mensubudur, haklarında ağzını açmıyacaksın, konuşmuyacaksın, çünkü baskı olur, diyorlar. Hayır muhterem arkadaşla­rım. Herşey, adalet ve ötesi, Büyük Millet Meclisinin yüksek huzurunda konuşulabilir. Nihayet bunlar hakkında kanunlar yapabilecek olan, yük­sek heyetinizdir.

Muhterem arkadaşlarım,

Şimdi plân meselesine geliyorum. Bu memleket plânsız, programsız idare ediliyor, diyorlar. Bunlar, yuvarlak lâflardır. Bu şekilde konuşan­lar bu kürsüye gelip memleket idaresinin hangi noktada plânsız olduğunu söylesinler, ben konuşmağa hazırım. Eğer sözlerini kuvvetli delillerle, hattâ herhangi neviden bir delille teyid ve takviye etmiş olsalar, kendisi­nin burada müdafaa ettiği prensibe göre bu bir demagoji değildir, derdim. Fakat bütün sözleri delilsiz olduğuna göre, bunlara pervasızca tamamen demagojidir, denebilir. Plansızlığın, programsızlığın nerede olduğu çıkıp burada izah edilmelidir. Meselâ sizin çimento fabrikalarınız şu sebepten dolayı fazladır, bunları niçin böyle plânsız yapıyorsunuz, demeli idiler. Buğday işi plânsızdır, bunun bozuk tarafları şunlardır, diye konuşmalı idiler. Fakat böyle yapılmıyor ve plânsız, programsız, metodsuz, sistemsiz gibi bir takım yarı alafranga, yarı modern kelimeler arka arkaya sıralan­makla iktifa ediliyor.

Şunu da belirtmek yerinde olur ki plânsız iş yaptığımızı söyliyenler, hiç bir iş yapmadığımızı iddia eden aynı insanlardır. Onlarca yapılan bir iş olmadığına göre bunun plânlı veya plansızlığı nasıl bahis mevzuu edi­lebilir, anlıyamıyoruz. İktidara geldikleri zaman işlere bıraktıkları yer­den başlıyacaklarım ilân edenlerin plândan, programdan bahsetmeleri hakikaten zevaitten olur. Onlara göre, bizim gibi plânı reddeden insanlar olurmuş, kendileri ise plân fikrine bağlı olan insanlarmış. Eğer bu mem­leketin kaderi onların plânları yüzünden kendi devirlerindeki gibi 20 sene olduğu yerde kalmışsa, ve kendi durumlarınca bizim plansızlığımız yüzünden dört sene içinde şu noktadan bu noktaya varmışsa, o plân kahrolsun, bu plansızlık mübarek olsun.

Muhterem arkadaşlarım,

Onlara kendimizi nasıl mazur ve makbul gösterelim, bilemiyoruz. Bu­nun imkânı yoktur. Bir taraftan maziden bahsetme derler, diğer taraftan da kendileri maziden bahsederler. Onlar bu mevzularda göğüslerini gere gere değil de mazileri ile mütenasip bir hal içinde söz söyleseler, kimsenin bir şey diyeceği yoktur. Ama kendileri bu tarzda devam ettikçe, biz de ebediyen mazilerini yüzlerine çarpmaktan vazgeçmiyeceğiz. Kendileri bu tarzda konuşurken, bizim de mazimizi, aralarında geçen mazimizi mü­dafaa etmiş oluyorlarmış. Çok âlicenaplık ederler. Fakat bıraksınlar, ken­dimizi biz müdafaa edelim. Yeter ki hâdiseleri ters görmesinler.

Onların hâdiseleri daima ters ve iki taraflı göstermelerine bir başka misalde af kanunu mevzuunda bulunmaktadır. Bir taraftan, 1950 de ik­tidara geldiğimiz zaman niçin bizi mahkemeye vermediniz, derler. Öte taraftan da, 1950 de af kanununu bizim bizzat kendimiz için çıkarmış olduğumuzu iddia ederler. Demagojinin bu neviden adîsi hiç görülmemiştir. Hakikatların millet huzurunda bu ve buna benzer diğer mevzularda bu derece tahrife çalışılmasına ne demokrasi edebiyatında, ne de demokrasi tarihinde rastlamak kabil değildir. Bu memlekette mesuliyetli vazifeler almış yaşlı başlı insanların hakikatlerle bu kadar tezat halinde olan bu gibi sözleri hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. Bunları işittikçe ve dinledikçe onların nam ve hesabına sıkılıyorum, eza duyuyorum. Demek ki onlarca milleti kandırmak için her şey mubahtır. Yeter ki bir defa küheylânın sırtına athyabüsinler.

Bir taraf maziye dokunma derken, diğer tarafın kendisi maziye do­kunmaktadır. Böyle bir tabiyenin karşısındayız. Ne yapalım? hakikat şu­dur ki, 1945 de, 1948 veya 1949 da söylenen sözleri, tatbika konulması İleri sürülen isleri, iklim ve şartlar büsbütün değiştikten sonra, bugün ortaya atmanın mânası yoktur. 1946 seçimlerinde, demokrasi söyle olur. söyle ya­pılması lâzımdır, demişiz ama simdi vaziyet böyle değilmiş. 1946 senesin­de nasıl bir siyasî sekafetin tatbik edildiği, o günün şartlarının ne olduğu malûmdur. Bu memlekete demokrasinin girmesi mevzuunda en küçük bir ümit dahi mevcut olmadı zamanlarda ileri sürülen fikirler ve mücadele usulleri ile. daha dün millî irade ile ve kahir bir ekseriyetle bu Meclise gelmiş bir iktidarın karsısında konuşmanın metodları elbette başka ol­ması lâzımdır. Fakat onlar eshabi kehf gibi uykuya dalmış, kendilerini hâlâ 1946 da zannetmektedirler.

O zamanki İktidarın elinde muhalefetin basma indirecek keskin satır­ları vardı ve bunlar, devlet memurlarının elinde idi. Halbuki bu sefer aksine olarak, memur yer ver iktidarın aleyhine kıyam etmiştir. Memurların çok az bir kısmından bahsediyorum. Eğer daha geniş mikyasta olsaydı, el­bette onun da çâresini bulurdunuz, çünkü sizin için çâremi olmayan şey yoktur. Fakat sırf bu hal bizim hürriyeti ne derecede üpri bir şekilde kul­landığımızı Göstermeğe kâfidir. 1950 de iktidara geldikten sonra da bize valileri, adalet mensuplarını ve hakimleri değiştiriyorsunuz, demişlerdi. Listeleri çıkardık. îktidar değişmesine rağmen bizim yaptığımız nakil ve tahvillerin, onların son secim senesinde yaptıkları değişikliğin yarısı ka­dar bile olmadığı anlaşıldı. Biz, devlet memurlarına o derece rahim ve şefkatle muamele ettik. Kendilerinin çeyrek asır nasıl bir manevî tazyik altoda bırakıldıklarını, istibdada âlet olmalarının yegâne sebebinin bunu  ettiğini biliyoruz. Bunu hükümet programımızda da söyledik. O  bugüne devlet memurlarımızın demokrasi anlayışı sahasında katettikleri muazzam mesafeyi memleket ve devlet için sevinç verici bir hâ­dise olarak kayıt ve tesbit ettik. Bütün bunları söyledikten sonra. Öte ta­raftan, bir takım memurların hakikaten devlet memuriyeti sıfatına yakışmayacak şekilde hareketleri bütün milletin gözü önünde cereyan etmiş iken ve bazı adalet mensuplarının hakikaten adalet ruhuna uymayacak şekilde hareketleri herkesçe malûm iken, bunları da söylemekten çekine­cek değiliz. Bizler, bütün bunları burada en ince teferruatına kadar ko­nuşup tedbirini bulacak insanlarız.Aksini düşünürlerse hüsrana kapılır­lar. Bıraksınlar, bu meselenin de şefkat, merhamet, ilmi ve rikkat için­de, memleket hayrına olarak halli yolunu bulalım. Kalkıp da devlet me­muru ile devletin organı olan hükümet arasına girmek ve bunların arala­rını açmağa çalışmak suretiyle yarın kendi menfaatlerine bunu da istis­mar etmenin  tohumlarını bugünden  atmağa başlamasınlar.

Sîzlere bu bahiste bir misal vereyim.Bir devlet memuru vekilinin yanma giriyor, onunla konuşuyor. Bu konuşma kendisini tatmin etmiyor. Bunun üzerine çıkıp falan Gazeteye gidiyor ve şantaja başlıyor. Orası, asî memurların veyahut da vazifesini ifa etmediği için herhangi bir haklı muameleye tâbi tutulanların ilticagâhı mıdır? Orası, arzuhal verilecek yermidir? Devletin kanunları yok mudur? Haksızlığa uğrayan bir memurun, devletin kanunlarına sığınarak hakkını arama yolları kapanmış mıdır? Bir devlet Şûrası mevcut değil midir? Fakat orasını beğenmiyor, soluğu doğruca falan gazetede alıyor ve şantaja başlıyor.

Ordu nasıl politikaya karışmıyorsa memleketin asla hayrına olmaya-cak bir durumun da önüne geçeceğiz. Devlet memuru mebus olmak ister­ken muayyen bir riski üzerine alması lâzım gelir. Bunların hepsi için dü­şündüğümüz tedbirleri huzurunuza getireceğiz. Tâki demokrasimizin zedelenmeden yürümesi mümkün ve mukadder olsun.

Muhterem arkadaşlarım,

Kendileri, ayrıca mütemadiyen demokratik teamüllerden de bahse­derler. Halbuki bizzat kendilerinin bu teamülleri nelere kadar getirdikleri malûmdur. Burada. Büyük Millet Meclisine tahkirâmiz nümayişlerle salondan çıkıp dışarı gitmeleri, Meclisin huzurunda ona hakaret etmeleri
henüz hatırlardadır. Dışarıda, iktidara geleceğiz, o zaman göreceksiniz tarzındaki tehditleri de malûmdur. Simdi ise, 1950'yi 1954 de bir kere da­ha aynen tatbike kovmak istemektedirler. Bu, memleketimiz için kafiyen
doğru olmaz. Kendilerinden de istirham ediyorum, bu yolda yürümeği, bu tarzda bir istikbali onlar da arzu etmesinler. Çünkü bu, memleketin lehine olmadığı gibi, demokratik rejimin de asla lehine ve menfaatine değil­dir.                                                                                             

Bu arada yeni bir secim yapılmış olduğunu da unutmamalıdır. Bu se­çimlerden sonra, sanki aradan yıllar geçmiş gibi hareket ediyorlar. Hal­buki,burada bugün konuşulan bütün sözler, beş kat daha ağır olmak üze­re, on kat daha keskin bir şekilde bütün vatan sathına yayıldı, bütün vatandaşlara söylendi ve bunun üzerine seçimlere gidildi. Seçimlerin bir ke­ramet, dört senede bir secim yapılmasının bir fazileti, 'bir meziyeti vardır. Bu fazilet ve bu meziyet kanaatimce şu olmak lâzım gelir: Zamanla bir takım dâvalar tekasüf eder, bir takım çatışmalar had bir devreye girebi­lir. Secimler neticesinde millet iradesinin tecellisi, bunların çoğunun tas­fiye edilmesini temin eder.

Fakat bugün görüyorsunuz ki, onlarda böyle bir intibak yoktur. Hâlâ ayni inatla mütemadiyen aynı nokta üzerindedirler. Halbuki, bu milletin tatmin edilmesi gereken bir çok ihtiyaçları, bu memleketin güdülmesi icap eden bir çok menfaatleri, giderilmesi lâzım gelen bir çok izdirapları vardır. Amma onlar buralarda değildirler.

Muhterem arkadaşlarım,

Onların tutturdukları bir dâva da pahalılıktır. Bu mevzuda da hiç bir delil göstermeden kuru iddialarda bulunurlar. Pahalılıktan ne kast ettik­lerini ifade etmezler. Yalnız aile babası, aile reisi muzdariptir, derler. Bu memleketin çehresinde ızdırap çeken bir hal, bu memlekette dünden daha kötü bir çehre görüyor musunuz, arkadaşlar. Bu memleket, 1950'deki nin iki mislini istihlâk etmektedir. İki misli pirinç, iki misli şeker yemek­te, dört misli çimento istihlâk etmektedir. Ondan sonra da pahalılık var, derler. Pahalılık, hayat sıkıntısı demektir. Hayat sıkıntısı ise, az istihlâk mânasına 'gelir. Bu nokta üzerinde fikirlerini izah etsinler. Hayat pahalı­lığının tarifinden başlamak suretiyle bunun mevcudiyetini ilmî metodlar la isbat ettikleri takdirde, kendilerini tebrik edeceğim ve gel beraber bu­nun çâresini düşünelim diyeceğim. Fakat yaptıkları demagojiden ibaret­tir. En mutena liderlerinin ağzından, bu memleket hayat pahalılığının ne olduğu ve varsa nasıl giderileceği hakkında bir tek cümle işitmemiştir.

Muhterem arkadaşlarım,

Anayasanın tâdili meselesine de temas edeyim: Anayasayı ve onun tâdilini bizler düşündük. Fakat anayasa tâdili yapacağız dediğimiz tak­dirde, hükümet anayasa tâdilini teklif etmiş olur. Halbuki Anayasa tâdili bir usule tâbidir. Bunu düşündüğümüz için tâdili yüksek Meclisin selâhiyetleri dahilinde telâkki ettik. Yüksek Meclis, bunu arzu ettiği takdir­de yapabilir. Bizim, bir hükümet programı olarak böyle bir şey ileri sür­memiz doğru olmaz. Eğer vaktiyle böyle yapmışsak hata etmiş olduğu­muza kaniiz Yoksa bu Anayasa tadilâtını yapmayacağım demek değil­dir.

Muhterem arkadaşlarım,

Eğer ben kendilerinin yerinde olsaydım, yeni seçimler yapıldıktan ve büyük neticeler ortaya çıktıktan sonra, bu kadar kuvvetli bir ekseriyetle tekrar iş basına gelmiş olan bir hükümete bir miktar daha kredi verirdim. Üc beş ay daha beklerdim. İyi olmayan tatbikat ortaya çıktığı zaman, doğru yola .getirmek için bunları sükûnet ve sekinetle, hattâ hilm ve mü-layemetle tenkid ederdim. Ve ancak o zaman memlekete bir hizmette bu­lunmuş olurdum. Çünkü mazideki tatbikat cok kötü olmuştur. Bilhassa bu son seçimlerde her şeylerini ortaya dökmüşler, dört senelik çalışmalarını da toptan ipotek eden bir seçim kampanyası açmışlardır. En söylenmeyecek sözlerle bir seçim mücadelesi yapmak suretiyle, tıpkı bir kumarbazın nesi var nesi yoksa hepsini bir darbeye karşı ileri sürmesi kabilinden, yal­nız mazilerini tamamiyle tüketmekle kalmamışlar, istikbaldeki siyasî mü­cadele haklarını dahi manen harcamışlardır. Temellerini atmış olduğumuz fabrikalar yarın yapıldığı zaman ne diyeceklerdir? Yalandır dedikleri Gi­resun limanı, Mersin limanı işlemeğe başladığı zaman ne yapacaklardır? Millet, onları bu yalanlarıyla iflâs ettirmiştir.

Muhterem arkadaşlarım,Hükümetin getirmiş olduğu  programdaki iktisadî ve malî kısımlar oluyor artık. Bu gerçeklik, büyük uya­nışımızın en güvenilir müjdesini ver­mektedir. İç politika güreşine katılmak isteyenler de bunu göz önünde tutmak zorundadırlar. Bahtını eline alan kahraman millete, verdiği karar kutlu olsun.

Halkın sesi Hakkın sesi

Yazan : A. Naci Karacan

4/V/1954 tarihli  (Milliyet)  den:

1954 seçimleri Türk milletinin bütün dünyaya verdiği büyük bir olgunluk dersi ve yüzde yüz, tam bir güvenlik içinde Demokrat Partinin ezici zafe­riyle neticelendi. Türk milletinin ken­di kademi doğrudan doğruya ilgilendiren hâdiselerde bilhassa beliren ta­rihî insiyakı ona bu sefer de doğru yo­lu gösterdi ve millet Halk Partisinin haksız, menfî, garazkâr propagandalarındaki kötü maksadı sezerek devle­ti idare etmek üzere reyini yine Demokrat Partiye verdi. Bir Lâtin veci­besi: «Halkın sesi, Hakkın, sesidir!» der. Onun için, hâdiseleri bu vecize­nin ışığına tutarak bakınca, biz de di­yebiliriz ki, 1954 seçimlerinin göster­diği netice ile millet kendisini idare edecek insanlar hakkında yalnız reyini değil, aynı zamanda, her iki siyasî parti hakkında, en yüksek bir millî mahkemenin karan, daha kafisi, da­ha nihaîsi tasavvur edilemeyecek kadar katî ve nihaî kararı halinde hük­münü de vermiştir.

1954 seçimlerinin ifade ettiği iştirak nisbeti. bu nisbetin yüzde doksan ça­pındaki ağır sıklet, evvelâ Türk mille­tinin memleket dâvalarına karşı duy­duğu alâkanın azametini hemen on­dan sonra da, alman neticeye göre, Halk Partisinden nasıl bıktığını, nasıl illallah dediğini gösterdi. Kuruluş ta­rihi memleketin kurtuluş ve inkilâp hareketlerine karışmış bir siyasî par­tinin millet tabakaları içinde âdeta tik­sinti ifade eden bir nevi umumî red hareketine uğramasının çok, ama çok ehemmiyetli mânâsı üzerinde durmak gerekir. 1950 seçimleriyle Türk mil­leti Halk Partisini iktidardan atmıştı. Bu sefer, 1954 seçimlerinin neticesiyle, denebilir ki millet, Halk Partisini yeniden  iktidara  getirmek şöyle dursun, onu muhalefet partisi olacak da tasfiye etmiştir. Seçimlerin neticesi açıktır: Millet, Halk Partisini ne ikti­dar olarak, ne muhalefet olarak istememektedir.

Sebep

Sebep şudur; 1950 seçimlerini kaybe­den Halk Partisi, daha doğrusu Halk Partisinin sabık millî şefi ve müridleri, hele Atatürk'ün Ölümünden son|ra âdeta pöstekisini çıkarttıkları bir ikti­darı, 1950 de, milletin iradesine rağ­men, bir kaç yıl için olsun, muvakka­ten olsun millete bırakmağa gönül rı­zası göstermemişlerdir, ömürleri bo­yunca ısıttıkları devlet sandalyeleri­nin biraz hava almasını, bir parça bek­lemeyi, milletin biraz başını dinle­mesini ve kendilerinin de bir miktar kendilerine gelmelerini kabul etme­mişlerdi. Nefislerini bu milletin idare­si için Allah tarafından sureti mahsusada gökten zembille indirilmiş farz etmişler ve onun içindir ki iktidar­dan düşer düşmez hemen iktidar kav­gasına girişmişlerdir.

Memleket bir çiftlik ve kendileri san­ki çiftliğin ağaları imişler gibi: «Bu memleketi ben sokakta bulmadım!» tarzında tasarruf ifade eden müffei mütekellim tavırlardan vazgeçmemiş­lerdir. Kötü bir sathı mailin akıntısı üzerinde aka aka nihayet bu seçim­ler arifesinde kendilerinden asla umulmayan, kendilerine yakışmayan de­rekelere düşmüşlerdir. Milletin adam zannederek devlet işlerini murakabe­ye memur ettiği adamlar, muhalefet olarak Meclise hakkı, hakikati, ilmi, 4Şiği değil, yalanı, tezviri, iftirayı, ce­haleti, küfrü, karanlığı getirmişlerdir. Şereflere tecavüz etmişlerdir. Büyük vatanperverlere vurguncu demişlerdir. Namuslu insanları vatanı satmakla it­ham etmişlerdir. Türlü tezvir ve iftira­larında muvaffak olarak memleketi ayaklandıramayınca nihayet memle­ketin en büyük mesnedi olan sınıfları bulandırmak karıştırmak istemişler­dir. Her an, hareketleriyle, bu memle­kette bir kargaşalık çıkarmanın to­humlarını ekmişlerdir.

İktidara geçmek için tezvir ve tahrik ile yetinmemişler, kuruluşlarına hâ­kim, ana prensipleri, garpçı ve medeniyetçi telâkkileri  ayaklar altına  alacası ise elbette muhalefettir. Arkada bıraktığımız dört yıl boyunca Cumhu­riyet Halk Partisine hâkim olan müf­ritler azınlığının tuttuğu yolu, memle­ket ve rejim menfaatleri hesabına be­ğenmemekle beraber, ciddî bir muha­lefetten beklediğimiz hizmetleri biz Halk Partisine yakıştırıyor, bütün ümitlerimizi ona bağlamış bulunuyor­duk. Memleket Ölçüsünde bir muhale­fet partisi kurmak, onu millete faydalı bir şekilde ayakta tutmak kolay iş de­ğildir. Evvelki günkü netice bu itibar­la düşündürücüdür. Bu konu üzerinde memleketçi aydınlarımızın uzun uzun duracağını ümit ediyoruz.

Evvelki günkü seçimlerin ifade etti­ği mana nedir? Bu hususta fazla söze her halde lüzum olmamalıdır. Her yerde olabilecek ufak tefek olaylar bir yana, örnek bir dürüstlük içinde, baskısız, hilesiz seçimler yapılmış ve sandıklar açıldığı zaman vatandaş ço­ğunluğunun Demokrat Partiye güven oyu verdiği görülmüştür. Bu demek­tir ki, dört yıllık icraat umumiyetle halkı memnun etmiştir. Halk Demok­rat Partinin Önümüzdeki dönem bo­yunca işbaşında kalmasını memleket hesabına faydalı ve lüzumlu görmekte­dir. Fakat aynı zamanda bu demek­tir ki, vatandaş, dört yıldan beri mu­halefet tarafından ileri sürülen iddia­ları doğru bulmamakta, muhale­fetin iktidara karşı yürüttüğü müca­dele tarzını beğenmemektedir.

Bununla beraber, şu noktayı da ilâve edelim ki, kazanılan zaferin böylesine korkunç ve ezici olması, Demokrat Partiyi yeni bir takım vazifelerle kar­şılaştırmakta, ona ağır sorumlar yük­lemektedir. Daha ziyade kendi hata­ları yüzünden muhalefet son derece güç bir duruma düşmüştür. Artık ace­milik devresini çoktan atlatmış olma­sı gereken Demokrat iktidar, centil­men bir sporcu gibi muhalefetin elinden tutmağa, siyasî hayatımızda ondan bekleyeceğimiz faydalan sağlayacak hukukî ve tabiî şartları bir an önce kuvvetlendirmeğe bakmalıdır. Hele ev­velki günkü göz kamaştırıcı zaferin azametine bakıp Demokrat Parti sa­kın «ben ne imişim meğer, gibi bir böbürlenme duygusuna kendini kaptırmamalıdır. Fertleri ve toplulukları yıpratan  unsurlar  arasında     gururun ve kendini büyük görmenin önemli bir rolü vardır. İkinci defa milletin güvenini kazanarak işbaşına gelen Demokrat Parti tehlikeli bir gurura kapılmaz da halkı daima kendinden üstün görmeğe devam ederse. Önümüz deki dört yılın Türkiyemizi daha par­lak başarılara ulaştırmaması için orta­da hiç bir sebep yoktur. 1954 seçimleri vatandaşlara kutlu olsun!

Sovyet notasına  verdiğimiz  cevap

Yazan : M. Nermi

II/V/1954 tarihli (Yeni istanbul)' dan:

Pakistan'la yaptığımız karşılıklı anlaş­mayı, bir yandan, Hindistan'ın, öte yandan da Sovyetler Birliği'nin iyi karşılamadıklarını hatırlarsınız. İki devletin yönelttikleri tenkidler, dış politika görüşü bakımından ayrı bir özellik taşımakta ise de gayeler birdir. Pakistan'ın silâhlanmak istemesi, Hin­distan'a göre, Güney-Asya barış poli­tikası için tehlikesiz değildir! Hattâ Hindistan, bu yüzden, oldukça kaygılanmaktadır (?). Sovyetler Birliği, bildiğimiz gibi, öteden beri, kuru yer­den nem kapmaktadır zaten. Onun için Türkiye — Pakistan anlaşmasını he­men fırsat saymış ve bize bir nota gön dermiştir. Notanın ana çizgileri bel­lidir. Defalarca tekrarlanmıştır. Tek­rarlamak, en kestirme bir sözle, Sov­yet politika edebiyatının değişmez ve sarsılmaz  bir  geleneğidir.

Sovyetler Birliği, notanın yazılışına bakılırsa, bizimle iyi bir komşu gibi geçinmek istemektedir (?). Halbuki biz, bu İyi niyetlere karşı ne yapıyo­ruz bilirmisiniz? Ortada hiç bir se­bep yokken (?) Pakistan gibi, sınıfla­rımızdan uzak bir devletle anlaşma­lara girişiyor ve bu suretle komşumu­zun, ister istemez kaygılara düşeceği­ni unutuyoruz (?). Onun için Sovyet­ler Birliği bir yandan dikkatimizi çe­kerken, öte yandan bizi sorumlu tut­maya (?) çalışıyor. Gerçekten sorum­lu muyuz biz?

Birleşmiş Milletler Anayasası'nın al­tında Sovyetler Birliği'nin de imzası vardır. Demek oluyor ki bu memleket hür  milletlerin, diledikleri zaman sevgi ve saygı kazanmış bir Generalin Cumhurbaşkanlığına seçilmesi, umu­mî hayata büyük bir tesir yapamaz. Çünkü, iktisadî teşekkül ve taazzuvlar, Cumhurbaşkanının kanaatlerinin vücut bulmasına yardım eder ve bu suretle memleket, gideceği istikamet­te yürüyebilir.

Biz uzun asırların doğurduğu atâlet ve bilgisizliğin neticesi olarak, tekâ­mül etmiş iktisadî teşekküllere henüz malik değiliz. Bizde şahsiyetin ehem­miyeti, başka memleketlere nazaran çok daha fazladır. Onun için, Cumhur­başkanlığının, iktisadî ve malî haya­tımızı bilen, cumhuriyet devrimizden-beri onun bütün kuruluşuna şahit olan ve bu sahada büyük hizmetleri görü­len bir şahsiyete verilmesi, bize, ik­tisadî gelişmemiz için ümit verdiği gi­bi, haricin güvenini kazanmak için de mühim vesile teşkil edecektir.

Sayın Cumhurbaşkanımızı saygı ile se­lâmlar ve büyük başarılar dileriz.

Onun izinden Giderek

Yazan: Nadir Nadi

(Cumhuriyet)

19/V/1954  tarihli den:

19 mayıs 1919 un üzerinden tam otuz beş yıl geçmiştir. O gün dünyaya ge­len çocuklar şimdi otuz beş yaşında. Bu müddet içinde yurdumuzun tanın­maz derecede değiştiğini, tarihimizin hiç bir çağında görülmedik bir hızla ileriye doğru atıldığını, mucize sayıla­cak başarılar kazandığını söyler duru­ruz. Doğrudur! Otuz beş yıl gibi kısa bir zaman parçası içinde elde ettiği­miz parlak sonuçları, hattâ bunların bir kaçını, daha önceki devirlerin üç yüz elli yılı boyunca hayal bile edememişizdir. Dört bir yandan bağrına hançer saplanan, topraklarında düşman çizmelerinin at oynattığı, yabancı bo­yunduruğu altında can vermesine ra­mak kalan bir millet, otuz beş yıl sa­vaşır da sonunda bağımsızlığım kur­tarırsa, o millet, kazandığı zaferle ebe­diyen övünebilir.Milli kurtuluşumu­zun askerlik safhasını biz çok kısa za­manda tamamlamışızdır Kendi mes­leğine tarihin az yetiştirdiği değerler­den biri  sayılan  Atatürk,  tek cepheli bir dâhi olsaydı, Türk kurtuluş muci­zesi 9 eylül 1922 de tarihe geçmiş ola­caktı.

Atatürk çok cepheli bir dâhi, tam manasile millî bir kahraman olmasaydı, acaba o tarihten beri başardığımız sa­yısız hamleleri şimdiye kadar tamam­layabilecek miydik? Otuz beş yıllık sosyal hayatımızda zaman zaman hat­tâ Atatürk’e ve eserine karşı direnen gerilik cereyanlarını hatırlarsak bu soruya müsbet bir cevap vermek güç­tür. Atatürk, bu milletin bağrından yetişmiş, bu toprağın halis bir çocu­ğu idi. Talihimizin yüzyıllar boyunca akıp gelen felâketleri içinde bkim ger­çek acımızı yüreğinde duyuyor belirsiz bir his olarak bir çoklarımızın zih­nini burkan devrim iştiyakını o gün­den güne artan bir vuzuhla önünde görüyordu. Türk kurtuluş dadasını, Atatürk, daha Samsunda karaya ayak basmadan kafasında çözmüştü. Uğrun­da gençliğini harcadığına inandığım bizim millî davamızı, O, tıpkı bir ma­tematik problemi gibi işlemiş, meçhul­lerini karşısına dizmiş, realitenin ve imkânların ışığı altında onları birer birer aydınlatmıştı.

19 mayısta Samsuna ayak basarken, Atatürk, herhangi bir maceraya atılmı­yordu. Tam tersine, kafasında iyiden iyiye beliren, hiç bir gölgeli tarafı kal-nııyan bir fikri tatbika gidiyordu.

Büyük Nutuk'ta uzunboylu anlatılan bu gerçeği bir edebiyat hevesine yor­mak istiyenler aldanmışlardır ve eğer hâlâ öyle düşünüyorlarsa daha da danacaklardır. O günden bu güne Türkiyemizde başarılan eserlerin hep birbirini tamamlayıcı, akla ve mantığa uygun, adeta hesaplanmış, plânı çizil­miş bir sıra takip etmesi, 19 mayısın bir macera başlangıcı olamayacağının kesin delilidir.

Her biri birbirinden parlak safhalar gösteren Türk mucizesinin en güveni­lir eseri nedir, diye sorulduğu zaman bugün hep bir ağızdan tereddüdsü'-c vereceğimiz cevap elbette «Atatürk gençliği!» olacaktır. Gençlik her milletin, her inkılâbın tabiî bekçisidir. Milleti yaşatacak, inkılâhlan yürüte­cek asıl kuvvet ondadır. Yarının bü­tün ümitleri    gençlikte    toplanmıştır.

halâs olmak ve hürriyetine kavuşmak için reyini Demokrat Parti lehine kul­lanmıştı. O zamana kadar Demokrat Parti idarede bir İcraat göstermek fır­satını bulamamıştı. Çünkü iktidarda değildi. Halbuki şimdi, Türk Milleti, bu reyleriyle hem aradığı hürriyetlere kavuştuğunu, hem de memleketin kal­kınması için yapılan çalışmaları beğen­diğini anlatmıştır. 1950 de reyler Halk Partisi iktidarını yıkmak için, 1354 de ise, Demokrat Parti ile, memleketi yapmak için kullanılmıştır. Reylerin yüzde nisbetleri tetkik edilecek olur­sa, Halk Partisinin nasıl gerilediği, Demokrat Partinin nasıl ilerlediği da­ha vazıh surette görülür.

1950 de, Demokrat Partinin aldığı rey­ler, yüzde 55.22 dir. Şimdi bu nisbet yüzde 58,42 ye yükselmiştir. C.H.P. nin de o zaman aldığı reyler, yüzde 39,59 dur. Şimdi yüzde 35,11'e düşmüş­tür. Yani 1950 de D.P. nin aldığı rey­ler Halk Partisininkine göre, yüzde 15,63 ilerde iken şimdi biraz daha açıl­mış ve yüzde 23,31'i bulmuştur.

Yine tekrar etmek lâzımdır ki, bu ne­tice seçmen sayısının bu defa 1 mil­yondan fazla yükselmesine rağmen elde edilmiştir.

Bu neticeler bize gösteriyor ki, halk Demokrat Partiyi tutmaktadır. ona zahir olmaktadır. Bu partinin memle­keti felâkete değil, saadete götürdüğü­ne inanmış bulunmaktadır. Eskiden Halk Partisi tarafını tutanlar da ya­vaş yavaş ondan yüz çevirmeye ve memleketin hayrına çalışanlarla be­raber olmaya başlamışlardır.

Secim Neticeleri

Yazan : Samed Ağaoğlu

24/V/1954 tarihli  (Zafer) den:

Adalet Vekâleti seçim neticelerini res­men ilân etmiştir. Açıklanan rakamla­rın izahını yapmak, seçimlerden son­ra ortaya atılmak istenilen bazı iddi­aların çürüklüğünü bir kere daha be­lirtmek bakımından faydalı olur. Zira neşredilen bu rakamlar Türk Milleti­nin bugünkü muhalefet hakkında ver­diği hükmü büyük bir sarahatle ifade etmekte, bu hükmün katiliğini üzerinde münakaşa bile edilemeyecek kadar beliğ bir tarzda meydana çıkarmakta­dır.

Evvelâ rakamları ele alalım:

İştirak nisbeti yüzde 88,63 dür. Demokrat Parti Halk Partisinden 2 mil­yondan fazla. rey almıştır. Bütün muhalefetten ise, 1.531.701 rey fazla ka­zancı bulunuyor. 1950 seçimlerine gö­re Demokrat Partinin rey nisbeti yüz­de 55,22 den yüzde 58,42 ye yükseldiği halde Halk Partisinin elde ettiği nis­bet yüzde 39,59 dan yüzde 35,11'e düş­müş, bütün muhalefetin elde ettiği nis­bet de yine yüzde 44,78 den yüzde 41,58'e inmiştir.

Şimdi, yalnız başına bu umumî rakam­ların anlattıkları nelerdir?

İştirak nisbetinin yüksekliği, Türk Milletinin iktidar ve muhalefet hak­kındaki kararını ve hükmünü bildirmek için gösterdiği tehalük ve heye­canın ifadesidir. Millet sandık başla­rına, aylardan beri değil, 14 Mayıs 950 gününün ertesi sabahından itibaren savrulan çeşitli isnadların, iftira, tez­vir, dedikodu, tahrif ve inkârların ce­vabını vermek için azimle koşmuş bu­lunuyor.

Türk Milleti, Demokrat Parti iktida­rına verdiği rey nisbetini yükseltmek­le bu iktidarın yaptığı işlerin neticele­rine şüphe ile bakmadığını, bu işleri benimsediğini, onların hayırlı olduğu­na ve olacağına inandığını göstermiş­tir. Nisbetin yükselmesi itimadın art­tığının delilidir. Buna mukabil Halk Partisinin aldığı nisbetin 1950 ye na­zaran düşmüş olması, devleti uzun se­neler idare etmiş olan bu partinin tek­rar iktidara gelmesini katiyen arzu etmediğini açıkça isbat eder. Muhale­fetin aldığı nisbetin yine 195O ye göre azalmış olması, Halk Partisi de dahil olduğu halde bugünkü muhalefetin ve muhalefet tarzının milletçe tutulma­dığının en aşikâr bir vesikasıdır.

Adalet Vekâleti tarafından ilân edilen seçim neticelerine ait rakamların mâ­na ve ifadelerini böylece tesbit ettik­ten sonra, Türk Milletinin bugünkü muhalefeti ve muhalefet tarzını ne­den istemediğini ve tutmadığını izaha geçmeden evvel seçimlerin hemen  göre islâh ve yeniden tanzim mesele­leri Önümüzdedir.

Mevzuu ikiye ayırmakla beraber der­hal ilâve edeyim ki bu iki parça bir­biriyle pek sıkı bir surette bağlıdır, ikisi birden aynı prensip ve kaidelerin ölçülerine göre mütalâa edilmelidirler. Bugünkü kanunlar memurların siya­setle uğraşmalarını yasak etmiştir. An­cak yine memurların milletvekili se­çimlerinde, memuriyetlerini muhafa­za ettikleri halde adaylıklarını koy­malarına müsaade etmektedir. Demok­ratik sistemde seçimler, partiler ve adaylar arasında mücadeleyi icabettir-mekte olduğuna göre, mebus olmak isteyen memurların da bu mücadele-ye katılması tabiî addedilmiştir.

Fakat 2 mayıs seçimleri göstermiştir ki, memurun seçim mücadelesine gir­mesi onu siyasî hayatın içine atmak­ta ve bu mücadeleyi kendi lehine te­celli ettirmek için hem memuriyet nü­fuz ve kudretini, hem de memuriyetin kendisine verdiği muhtelif imkânları dilediği gibi kullanmaktan çekinme­mekte ve meselâ muhalif partilerden adaylığım koymuş memurlarla onla­rın siyasî âmirleri olan kimseler ve hükümet arasında milletin gözü önün­de tam bir mücadele cereyan etmekte­dir. Bu ise devlet ve hükümet mef­humları ile taban tabana zıd bir hal­dir.

O halde memurların siyasetle uğraş­malarını yasak eden kanun hükmü, yine memurların yerlerini muhafaza ettikleri halde mebus adayı olmaları­na izin veren kanun hükmünün tatbi­katı ile fiilen ortadan kalkıyor de­mektir.

Memurların siyasetle uğraşmaları bil­hassa genç demokrasimiz için hakikî bir mahzur teşkil eder. Bunun içindir ki mevcut yasak hükmünü takviye et­mek zarureti vardır. Bu da evvelâ, siyasî hayata girmek isteyen memur­ların da tıpkı askerler gibi seçimler­den muayyen bir müddet önce istifa etmeleri mecburiyetini getirmekle memkündür.

Fakat bugün karşısında bulunduğu­muz memur meselesi bundan ibaret değildir.  Yukarıda  da işaret ettiğimiz gibi asıl dava devlet ve hükümet teş­kilâtını demokratik zihniyet ve idare prensiplerine göre islâh tedbirlerinin düşünülüp alınması zarureti üzerinde tecelli etmektedir.

Fikrimizi açıkça ifade edelim:

14 mayıs 1950 seçimleriyle nihayete eren uzun bir iktidar devresinde, dev­let, idarenin başında bulunan kimse­lerin arzularına uygun olsun veya ol­masın, bir memur devleti idi. Asker, sivil memurlar devlet ve hükümetin yalnız kanunları tatbik eden çarklarda değil, kanunların düşünülüp yapılma­sında da hâkimdiler.

Kanunları tatbik ederken halk tara­fından, matbuat tarafından, hattâ Meclis tarafından yapılan demokratik kontrol ve murakabeden tamamen uzak bulunuyorlardı. Bu rahat bir ça­lışmadır. Siyasete mutlak şekilde hük­meden insanların yukarıdan gelen bas­kısı hakikatta bir kontrol ve muraka­be değil, arzu ve irade izharından iba­retti. Bu arzu ve iradeye uyulduktan sonra devlet ve hükümet işleyişinde ilmî mânasiyle kırtasiye "bürokrasi» zihniyet ve idaresi bütün âmme işleri­ni eline almış bulunuyordu.

İlmî mânasiyle kırtasiye ve bürokrasi mesuliyet ve selâhiyetleri ucu bucağı bulunmayan bir teşkilât kalabalığı içinde eriten idare sistemidir. İşler bu teşkilâtın muhtelif kısımlarında fena­lıklar ve suiistimallerle dolu olarak görülürken bu fenalık ve suiistimalle­rin doğurduğu mesuliyetlerin muhatabları bulunmaz. Halbuki demokratik idarede âmme işleri milletin çeşitli va­sıtalarla icra ettiği kontrola tâbidir. Matbuat, partilerin kongreleri, konferanslar, Millet Meclisi ayrı ayrı bi­rer kontrol uzvu halinde çalışırlar. Amme işleri bu suretle her gün iyi ve fena yürüyüşü ile milletin gözü Önün­dedir.

O halde demokrasilerde devlet ve hü­kümet artık bir memur devlet ve hü­kümeti olmaktan çıkar, bir halk dev­let ve hükümeti haline gelir.

Fakat şayet devlet ve hükümet bir halk devlet ve hükümeti haline geldi­ği halde âmme işlerini yürüten cihazlama yoluna girmişlerdir. Bunlar uzun vadeli bir plânı tahakkuk ettirmek çâ­relerini aramaktadırlar. O halde buna karşı uzun vadeli bir plânla karşı koy­mak ve medeniyet dünyasının hürri­yetlerini korumak gerektir.

Vakıayı hiç bir zaman izam etmeden ve kendimize herhangi bir tefahür pa­yı ayırmadan, sırf realiteyi ifade etmek için söyleyebiliriz ki, Türkiye, demok­rasi idealine ve hürriyetler rejimine bağlılığı ile, sağlam Hükümeti, kahra­man evlâtlariyle hakikî bir istikrar ve barış unsurudur. Komünist emellerinin hür devletlerle tesadüm noktasının ucunda, Türkiye'nin, jeopolitik durumu itibariyle oynadığı sağlam rol çok mü­himdir. Anadolu yarımadası, sıcak de­nizlere doğru savlet etmek istiyen kı­zıl dalgalara karşı mükemmel bir dalgakıran hizmetini görmekte ve kilit ta mevkiinde bulunmaktadır. Bugün dünyanın hiç bir yerinde, büyük bir orduyu daima hazır bir vaziyette ve ayakta tutmak için bütçesinden hem de daima artan bütçesinde yarışma yakın bir miktarı millî savunmasına hasreden bir millet yoktur. Türkiye, bu ağır masraflarına rağmen, ekonomik kalkınmasına da hız vermek ve sefa­leti yenerek kızıl mikropların kültür sahası olarak kullanabileceği vasatları ortadan kaldırmak suretiyle de dünya barışının tarsinine hizmet etmiştir.

Şurasını söylemek lâzımdır ki, Türk Milleti, hiç bir yerden yardım görmese dahi, istiklâl ve hürriyetini kanının son damlasına kadar müdafaa etmiye azimlidir; kararlıdır; tarih boyunca bunu defalarca isbat etmiş bir millettir. Ama hiç şüphe yok .ki askerî ve ikti­sadî yardımlar ne kadar kuvvetli olur­sa bundan Türkiye kadar, bütün dün­ya barışı ve insanlık âlemi de fayda­lanacaktır.

Memleketimiz bugün Atlantik Paktı ile, Birleşik Amerika'nın müttefikidir. Haritayı göz önünde bulundurursak görürüz ki, Atlantik barış duvarının bir ucunda Amerika bulunuyorsa, diğer ucunda da Türkiye vardır. İki uçları aynı kuvvet ve kudrette bulundurmak yani tecavüze asla yan vermemek, stratejinin değişmez bir kaidesidir.

Bizim şahsî kanaatimiz odur ki, Başvekilimiz sayın Adnan Menderes'in Waşington'a   yapacağı   resmî   ziyarette bu uçlar, daha sağlam düğümlerle bir­birine bağlanacaktır. Hatırlarda olduğu üzere, Amerikan Kongresi, ilerideki di­ğer Kongreleri de ilzam edebilecek uzun vadeli taahhütlerden daima ka­lınmıştır. Ama biraz evvel de söyle­diğimiz gibi, sulhun uzun vadeli bir plânla, uzun zaman muhafazası kadar zarurî bir şey yoktur.

Başvekil Adnan Menderes, bütün bu hakikatleri, Amerikalılara anlatabilecek kudrette ve zekâda ve beynelmilel çapta büyük bir devlet adamıdır. Zâ­ten Amerikalılar da bunu bildikleri için kendisiyle şahsen ve yakından te­mas etmek imkânlarını aramışlardır.

Sayın Menderes'in Amerika seyahatin­den doğacak mesut neticelerden Tür­kiye kadar dünya barışının faydalana­cağına biz yüzde yüz kani bulunuyo­ruz. Kendisine ve refakatindeki müm­taz şahsiyetlere bir defa daha hayırlı seyahatler temenni ederiz. Fethi Çelikbaş'ın Akis mecmuasında yayınlanan bir yazısı

— Ankara :

İşletmeler Vekili Fethi Çelikbaş'ın Akis mecmuasının üçüncü sayısında "Sanayileşme Dâvamız» başlıklı aşağı­daki yazısı neşredilmiştir:

«Muasır iktisatta hâkim olan telâk­kiye göre, millî iktisatları uzvî (orga­nik) birer varlık olarak göz önünde bu Umdurmak ve iktisadî politikayı, bu zaviyeden, birbirini ikmal eden ve tamamlıyan tedbirler manzumesi içeri­sinde yürütmek en doğru ve isabetli bir hareket tarzıdır. Çünkü, ancak bu suretle sağlam, sıhhatli ve nisbî bir is­tikrar içinde seyreden bir millî iktisat nizamının kurulması mümkün olabil­mektedir. Vakıalar göstermiştir ki, bu­günkü ileri, rasyonel ve dinamik tek­nik devrinde, ziraat ekonomisinin sanayisiz, ne de aksine, sanayi ekonomisi­nin ziraatsiz gelişip serpilmesi kabil değildir.

Demokrat Parti iktidarının, memleket realitelerini görerek, dört yıldan beri, ziraatimizi kalkındırmak mevzuunda aldığı şümullü tedbirler, iktisadî icap­lara uygun olarak, yani muayyen ve verdikleri mânâyı bu işbirliğinin gelişmesi karşısındaki durumlarını müdrik olarak Yunanistan'ın bu tasavvurları­mızı tasvip edeceğinden eminiz».

İzahatına devam eden Yugoslav Hari­ciye Vekili Yugoslavya'nın. Atlantik Paktı karşısındaki durumunun da An­kara'da bahis mevzuu edilmiş olduğunu beyanla sözlerine şunları ilâve et­miştir:

«Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına iştirakleri dolayısile kendileri­ne düşen vecibeleri bizim takdir etmekte olduğumuz kadar Türk devlet adamları da bizim Atlantik Pakhnc pır memize engel teşkil eden özel durumu­muzun sebeplerini takdirde büyük bir anlayış göstermişlerdir. Türk devlet adamlarının bu mevzudaki kanaatleri bizim düşüncemize tamamen tetabuk etmektedir. Yani bu durum bir teca­vüze karşı savunmak hususunda işbir­liği arzumuza hiçbir şekilde tesir edemeyecektir.

Bundan sonra Ankara Paktının bir İt­tifaka kaybedilmesi için şartların o gün bir hale gelmiş olduğu hususundaki Yugoslav - Türk noktaî nazarı karşısında İtalya'da uyanan tepkileri bahis konusu eden Koca Popoviç şun­ları söylemiştir:

İtalyan devlet adamlarının, karşılıklı münasebetlere müteallik en nazik me­selelerle Yugoslavya'nın ihzarda de­vam ettiği sayısız iyi niyet delillerin­den gerekli neticeleri istihraç etmele­ri beklenebilir.

İtalyan devlet adamlarının, mazideki Yugoslav aleyhtarı propagandalarının yapıcı olmadığını ve ne dünya umumî efkârının ne de bizzat İtalyan milleti­nin sempatisini kazanamayacağım pek yakın bir istikbalde idrâk edeceklerini ümit ediyoruz.

Koca Popoviç sözlerine son verirken, Mareşal Tito'nun Türkiye'ye yaptığı ziyaretin Yugoslavya ile Türkiye ara­sındaki dostluk bağlarını takviye etti­ğini belirterek şöyle demiştir:

««Bu ziyaret, üçlü işbirliğinin inkşafm da önemli bir adım teşkil eder ve dün­yanın bu bölgesinde sulhun ve güven­liğin teessüs ve    idamesine    hizmetle muhtemel mütecavize müşterek karşı koymak ve sulhu teminat altına almak isteyen diğer memleketlerin, gayretleri ne de bir yardım ifade eder.

12 Mayıs 1954

 

—  Amsterdam :

2 Mayıs seçimlerinin neticesi Hollanda resmî mahafilmde ve matbuatında ga­yet iyi karşılanmıştır.

Gazeteler dört seneden beri iktidarda bulunan Demokrat Partinin prensiple­rini, icraatını samimî ifadeler ile tahli etmekte ve bu kadar kısa bir za­manda hükümetin haricî ve dahilî si­yasette gösterdiği yüksek iktidarı ve iktisadî sahada elde ettiği fevkalâde neticeleri takdir ile tebarüz ettirmek­tedir.

Türkiye'nin Demokrat Parti zamanında Atlantik Paktı'na girmeğe muvaf­fak olduğu, Yunanistan ve Yugoslavya ile üçlü bir park, Pakistan ile bir an­laşma aktederek dünya sulhunun tak­viyesine hizmet ettiği zikredilmekte ve bütün bunların her zaman iftihar edi­lebilecek parlak bir muvaffakiyet ol­duğu, bu hususta herkesin müttefik bulunduğu bildirilmektedir.

Memleketimizde iktisadî sahada alı­nan tedbirler de tasvip edilmektedir. Bilhassa yabancı sermayeye ve petrol işletmelerine mütedair kanunların ehemmiyeti ve faideleri üzerinde durul­maktadır.

Hollandalılara nazaran, Türk milleti, Demokrat Partiyi dört sene tecrübe et­miştir. Aynı partinin 1950 seçimlerin­den daha büyük bir ekseriyetle iktidara geçirilmiş olması ve demokratların sıkı bir imtihanı büyük muvaffakiyet­le geçirdikleri ve parlak neticeler el­ekleri suretinde mütalâa edüretedir.

—  Washington :

2 mayıs seçimlerinin neticesi hakkında Washington'da çıkan Evening Star gazetesinin yayınladığı bir yazıda şöy­le demektedir.

«Türk  milleti  Demokrat  Partiyi   dörtçilerin ve çocukların iştirak ettiği spor gösterileri yapılmıştır. Lefkoşa'de ya­pılan tören'de Kıbrıs Müftüsü Mehmet Dânâ ve Kıbrıs'taki Türk başkonsolosu da hazır bulunmuştur.

21 Mayıs 1954

 

—  Strasburg :

Avrupa İstişare Meclisinin altı başkan vekili bugün öğleden sonra seçilmiştir. Başkan vekilliklerine seçilenler şunlardır:

Almanya'dan Von Brentano (Hıristiyan - Sosyalist

İngiltere'den Lord Layton (Liberal) İtalya'dan   Boggiano   Pico   (Hıristiyan - Demokrat)

İsveç'ten Elmgren (Sosyal - Demok­rat)

Türkiye'den Muhlis Ete (Demokrat) Hollanda'dan Van Notlers (Sosyalist)

25 Mayıs 1954

 

—  Londra :

İngiliz hükümeti, Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan arasında kurulması mu­tasavver Balkan İttifakı tasarısının, İtalya'nın hiç olmazsa zımnî  muva­fakati mevcud olmadan müsbet bir saf haya dökülemeyeceği ve Trieste mese­lesine müzakere yolu ile bir hal çâre­si bulunmadan tahakkuk edemeyeceği fikrindedir. Yetkili İngiliz diplomatik çevrelerinin bugünkü durumda hükü­metin kanaati hakkındaki görüşleri bu­dur.

İngiliz Hariciye Vekâleti, bu ittifak ta­sarısı ile, tasarının Roma'daki akisleri üzerinde Mareşal Papagos tarafından yapılan son beyanat üzerinde resmî herhangi bir yorumda bulunmaktan kaçınmaktadır. Bundan başka, Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına üye olan memleketlerin, İngiltere ve bu ara­da pek tabiî İtalya da bu meyandadır. bu teşkilât mensubu iki devletin Türkiye ve Yunanistan mutasav­ver ittifaka girmeleri keyfiyetini tas­vibe  davet  edilip  edilmeyecekleri  hususundaki resmî noktai nazarı İfadede bir hayli mütereddit hareket edilmek­tedir. Bununla beraber, başvekâlete yakın çevreler, tamamen hukukî ba­kımdan evvelden böyle bir tasvibe ih­tiyaç olamayacağı kanaatindedirler. Tamamen hukukî mahiyetteki mülâha zalardan evvel siyasî mülâhazaların na zarı itibara alınması gerekmektedir. Bunun için de yetkili çevreler, Türki­ye, Yunanistan ve hattâ Yugoslavya'­nın İtalya'nın noktai nazarım hesaba katmaları lüzumunu belirtmektedirler.

Burada işaret edildiğine göre, Balkan ittifakının tahakkuku güney doğu Av­rupa'da batı savunma sistemini kuvvetlendireceğinden İngiltere tarafın­dan çok iyi karşılanacaktır. Fakat Bel­grat ve Roma arasında dostane ve açık bir işbirliği mevcut olmadıkça batılı­lar bakımından bu ittifakın amelî kıy­meti ister istemez azalacaktır.

Bu sebeple, Trieste için her iki taraf­ça da kabule şayan bir hal çâresinin bulunması lüzumu bugün her zamandan daha fazla kendini hissettirmekte­dir. İngiliz Haricive Vekâleti —haklı veya haksız olarak— İngiliz - Ameri­kan diplomasisinin bugünkü tesebbüsatını örten esrarın, bu teşebbüslerin muvaffakiyeti için İlk şart olduğunu düşünmektedir. Gene bu yiİ7der>dir ki pek yakında Roma hükümetine İngiliz ve Amerikalıların müşterek bir tasarı­sının tevdi olunacağı hakkındaki ha­berleri mezkûr vekâlet yorumlamak-tan istinkâf etmektedir. Buna rağmen müşahitler İtalyan hükümetinin, esa­sen muhtevasına vakıf olması icap et­tiği bu plândan resmen bir nebze ha­berdar edilmiş olduğunu düşünmekte­dirler.

— Belgrad :

Yugoslav Tanjug haberler ajansının Niş'den bildirdiğine göre, beş günden-beri Niş garnizon kumandanı General Radojica Nenzig'in misafiri olarak Niş-de bulunmakta olan general Necati Tacan'm başkanlığındaki Türk askerî heyeti bugün Türkiye'ye hareket et­miştir.

General  Nenzig  Türk  ordusuna   iadei ziyarette bulunmak üzere gelecek ay Türkiye'ye gidecektir.

26 Mayıs 1954

 

—  Tokyo :

Sah gecesi şampiyonluk final maçları­na başlanmadan evvel, puan mesele -sinde şiddetli bir ihtilâf çıkaran Rus­lar, 1954 Dünya Amatör Güreş Şampi­yonluğundan çekilmek tehdidinde bu­lunmuşlardır, fakat milletlerarası ama­tör güreş federasyonu reisi Roger Coulon, Kus heyeti reisi Dimitri Smolin'in bu hareketini blöf olarak karşılayın­ca, Sovyetler sinmiş ve müsabakalara devam ederek, Dünya Şampiyonluğu­nu bir puan farkı ile (36 - 35) Türk­lere kaptırmışlardır.

—  Ankara :

Haber aldığımıza göre, 1952 yılının Ey­lül ayında Amerika'da Astoria şehrin­de yapılan sinir cerrahisi konferansı­na iştirak eden İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi doçentlerinden Dr. Fey­yaz Berka'ya sinir cerrahisi sahasın­daki çalışmalarında gösterdiği başarı­lar ve ihraz ettiği vasıflar dolayısiyle Amerikan Sinir Cerrahisi Kurulu ta­rafından "Diplomat _ Yüksek Müte­hassıs»  payesi verilmiştir.

Bu münasebetle kurulun direktörü ve Amerika'nın en tanınmış cerrahî mü­tehassıslarından biri olan Profesör Roland M. Kîemme tarafından Washing­ton büyükelçimize gönderilen mektup­ta Dr. Berkay bu yüksek başarısından dolayı hararetle tebrik edilmekte, ba­his mevzuu unvanın Birleşik Ameri­ka'da sinir cerrahisi mütehassısına tevcih. edilebilecek en yüksek derece ol­duğu ve bunu ihraz eden mütehassıs­lara dünyanın herhangi bir memleke­tinde kendi ihtisas sahalarında icravi tababet hakkının umumiyetle tanındı­ğını beyan ve Dr. Berkav'm böylece meslesinde en yüksek mertebeye eriş­miş bulunduğu ilâve olunmaktadır.

Prof. Klemme'nin mektubunda Dr. Berka vasfında bir kimseye malikivet talihine mazhar olmakla Türk milletinin İstanbul'a sadece memleketlerinin bir tıp merkezi nazarıyla değil aynı zamanda yalnız Orta - Şarkla kalmayıp bütün Dünyanın en başta sinir cerrah­larının bulunduğu bir merkez nazarıy­la bakabileceği kaydedilmektedir.

—  New - York :

New - York'ta açılan iktisadî sergiye yirmi üç memleket arasında Basın - Yayını New-- York haberler bürosu da iş­tirak etmiştir. Sergide Türkiye'ye ait turistik resimler, iktisadî grafikler, Türk el sanatları ve ihracat maddele­rimizden bazı numuneler teşkil edilmektedir.

—  Atina :

Türk, Yunan ve italyan harp gemileri­nin iştirakiyle yapılacak deniz manev­ralarına dün sabah erken saatlerde Ese ve îonyen denizlerinde başlanmıştır.

Bu manevralar iki gün sürecektir.

27 Mayıs 1954

 

—  Bonn :

Türk-Alman iktisadî görüşmeleri hak­kında müştereken kararlaştırılan şu tebliğ neşredilmiştir:

26 nisan ile 26 mayıs tarihleri arasın­da Türk ve Alman delegasyonları ara smda mütekabil emtea mübadelesi ve tediye münasebatmdan mütevellit müş küllerin halli ve Türk - Alman ticarî ve iktisadî münasebatmm inkişafını te­mine matuf tedbirler mevzuunda gö­rüşmeler cereyan etmiş ve bu görüş­meler tetkik edilen bütün noktalarda tam bir mutabakatla neticelenmiştir.

30 Mayıs 1954

 

—  New - York :

Başvekilimizi getiren Amerikan husu­sî askerî uçağı yarın saat 11.15 de İdlewilde hava meydanında beklenilivor. Menderes Başkan Eisenhover ve Hari­ciye Vekilliği adına temsilciler ile Newvork belediyesi mümessili tarafın­dan karşılanacaktır.Gecevi Newyork ta geçirecek olan Başvekilimiz Salı sabahı Washington'a hareket edecekte hassıslarımızın yarın sabah Washington'a varmaları üzerine derhal başlıyacak olan çok cepheli Türk - Amerikan görüşmeleri hakkında lâzım gelen bü­tün tertibat alınmış, hazırlıklar ta­mamlanmıştır. Bu temaslar için tesbit edilen program da gösteriyor ki bu zi­yaretin verdiği fırsattan azamî istifade edilmek ve en kısa zamanda her sa­hada en geniş ve müsbet neticelere varılmak istenmiştir. Bizzat Başvekilimi­zin izhar ettiği ısrarlı arzu üzerine aza­mî şekilde sade ve vakit alacak her türlü protokol ve kabul resimleri alâ­yişinden âzâde olarak tertip edilen program gereğince, 'Washington'daki dört gün, çok sıkı çalışma faaliyeti içinde geçecek, ziyafetler de dahil, baştanbaşa iş görüşmelerine tahsis edi lecektir.

Başvekilimizi Washington'a götüre­cek olan hususî uçak salı günü mahal­lî saatle 10'da Mats askerî meydanına inecektir. Dulles seyahatte, Bedeli Snıith ise Cenevre'de olduğundan Başvekilimizi Nazır Vekili Robert Mu'rpny karşıîiyacaktır. Heyetimiz âzasiyle eksperlerimiz ve Amerikan meslekdaşlan arasındaki ilk temas ve konuşmalar o gün öğleden evveldir. Bu konuşmalar dört gün hemen hemen fasılasız devam edecektir. Başve­kilimiz o gün saat 15'te yabancı .faali­yetler dairesi başkanı Harple! Stassen'un. bir görüşme yapacaktır. Ak­şam 20'de Büyükelçilikçe, heyet âza­siyle Amerikan Büyükelçisi Warren, Türkiye askerî yardım heyeti reisi Ge­neral Shepeai't. yabancı faaliyetler da­iresi Türkiye temsilcisi Dayton bulu­nacaklardır.

2 haziran çarşamba günü 9.30'da Ticaret Nazırı Weeks'le temaslar yapıla­cak, 12'de ise o gün sabah seyahatten dönecek olan John Foster Dulles'la konuşulacaktır. O gün öğle yemeği Overseas Wirtters denizaşırı muharrir­ler kulübünün davetlisi olarak yene­cektir. Başvekilimiz bu yemekte mu­harrir ve gazetecilere hitaben bir ko­nuşma yapacaktır. Akşam büyükelçi­likteki yemeğe kongre liderleri davet­lidir.

Perşembe günü öğleden evvel şimdi­lik boştur. Temasların gelişmeline gö­re o gün için buluşma ve konuşmalar tesbit edilecektir. O gün öğle yemeği­ni Dulles vermektedir. Bu yemekte he­yetimiz âzalariyle Amerikan Hariciye, Millî Müdafaa, Ticaret, Maliye", Yaban­cı Faaliyetler Dairesi Erkânı buluna­caktır.

Akşam Harold Stassen'in yemeği var­dır.

4 Haziran cuma günü ise, öğleden ev­vel heyetimiz azalan temaslarına de­vam ederken Başvekilimiz Mount Vernan'a giderek George Washington'un kabrine bir çelenk koyacaktır. Başve­kilimiz o gün öğle yemeğini başkan Eisenhower'in davetlisi olarak beyaz saray'da yiyecek ve konuşmalardan alınmış olan neticeler Üzerinde görü­şülecektir. Öğleden sonra yeniden Harold Stassen'le temaslar vardır. Bü­yükelçilikteki akşam yemeğinde do Başkan Muavini Nixon, Hariciye Na­zırı Dulles, Maliye Nazırı Humphery başta olmak üzere hükümet azaları bulunacaktır.

Başvekilimiz 5 haziran saat 9'da uçak­la New-York'a dönecek, o sabah ko­nuşmalar üzerinde müşterek bir teb­liğ neşredilecektir.

Başta iktisadî ve malî mevzular ol­mak üzere askerî ve siyasî diğer bü­tün mevzuları ve iki sıkı dost ve müt­tefik memleket arasındaki münase­betlerin istisnasız her cephesini ksplı-yacak olan bu görüşmelerden mümkün olan azamî müsbet neticelerin alına­cağında bütün Amerikan siyasî ve ik­tisadî mahfilleri müttefiktir.

— New york :

Başvekilimiz Adnan Menderes ve mai­yeti erkânı bugün Türkiye saat Eiya-riyle 19.40'da Newyork hava meyda­nına muvasalat etmişlerdir.

Adnan Menderes ve maiyetini Newyork'a Atlantik Paktı Güney Doğu Av­rupa kesimi başkumandanı Amiral Fechteler'in, emirlerine tahsis edilen hususi uçağı getirmiştir.

Başvekil Adnan Menderes Newyork hava meydanında Birleşik Amerîka Ankara Büyük Elçisi Avra Arren, Washington Büyükelçimiz Feridun Cemal Erkin, Birleşmiş Milletlerdeki

 

1 Mayıs 1954

—  Birleşmiş Milletler  (New-York):

Birleşmiş Milletler iktisadi ve sosyal konseyindeki Sovyet Delsgesi Semyon Ça'rapkin, Birleşmiş Millet lerin Gü­ney Amerika iktisadî komisyonu üye­lerini eylül ve ekira aylarında Kusya' da 30 gün kalmıya davet etmiştir. Çarapkin bu teklifi, Güney Amerika komisyonunun raporunu ittifakla tas­vip eden iktisadî ve sosyal konsey hu­zurunda yapmıştır.

Diğer taraftan iktisadî ve sosyal kon­sey bir müstenkife (Yugoslavya) kar­şı 17 oyla, Güney Amerika iktisadî komisyonunun İtalya'yı, teşkilâta da­hil olmayan diğer memleketlerin haiz oldukları sıfatla, toplantılarına iştirake davet etmesine müsaade etmiştir. Bilindiği gibi İtalya komisyonunun 1955'de Bogota'da yapacağı toplantıya katılmak  istemiştir.

—  Birleşmiş Milletler (New-York):

Biraleşmiş Milletler iktisadî ve Sosyal konseyi 5 muhalif ve 1 müstenkife karşı 12 oyla, milletlerarası ham mad­de ticaretini tetkik edip, bunların fi­yatlarında ve mübadele hacimlerinde büyük dalgalanmalar vukuunu Önle­mek ve fiyatlarıyla mamul malların fiyatları arasında âdilâne bir nisfet te­sis etmek için gerekli tedbirleri tesbit eylemek üzere daimi bir istişare komisyonu kurmaya karar vermiştir. Amerika, İngiltere, Fransa, Belçika ve Norveç aleyhte oy vermiş, Avusturalya müstenkif kalmıştır. Batılı temsilci­ler böyle bir komisyonun kurulmasını zamansız telâkki etmişler ^e bu husus­ta yeter derecede hazırlık müzakere­lerinde bulunulmadığını belirtmişler­dir.

Bundan başka komisyon 2 muhalif (Rusya ve Çekoslovakya) ve 1 müs­tenkife karşı (Yugoslavya) 15 oyla, ik-tisaden geri kalmış memleketlerin ik­tisadî gelişmesine tahsis edilecek mil­letlerarası sermaye cereyanını teşvike matuf bir karar .sureti kabul etmiştir. Son olarak ittifakla kabul edilen iki karar suretinde, ziraî İslâhat tasarıla­rının tatbiki ve kooperatiflerin teşkil ve gelişmesi için hükümetle"!! sarfei-tikleri gayretlere devam etmeleri is­tenmekledir.

Bunu müteakip komisyon 29 haziran'-da Cenevre'de tolanmak üzere dağırmştır.

 

5 Mayıs 1954

 

— Birleşmiş  Milletler   (New york) :

Güvenlik Konseyi, israil ile Ürdün münasebetleri meselesini tetkik et­mek üzere dün öğleden sonra yeniden toplanmıştır. Bilindiği gibi meselenin bu hazırlık safhası üzerinde bir kara­ra varılmak üzere şimdiye kadar yapı­lan beş toplantı hiç bir netice verme­miştir.

Güvenlik Konseyi dünkü toplantısın­da şimdiye kadar Ürdün tarafından İsrail aleyhine ve İsrail tarafından Ürdün aleyhine vaki muhtelif şikâ­yetler hakkında umumi bir müzake­re açılmasına karar vermiş e ancak mevzuubahs şikâyetler hakkında ayrı ayrı kararlar mı veya müşterek bir karar mı alınacağı keyfiyetini peşinen tesbit etmemiştir.

Konsey Brezilya tarafından tevdi edi­len ve iki muhalif (Sovyetler Birliği ve Lübnan) ile bir müstenkif (milli­yetçi Çin) oya mukabil 9 oyla kabul edilen bir takrir esası üzerine bu mü­zakere usulünü kabul etmiştir.Bu   arada   Brezilya   takririnde   tadilât yapılması talebini mûîosamiû olarak Lübnan murahhası tarafından verilen iki takriri reddedilmiştir. Lübnan ve Sovyetler Birliği bu takrirler lehinde Brezilya, Kolombiya, Danimarka ve Yeni Zelanda aleyhinde oy vermişler Birleşik Amerika, Fransa. İngiltere, Türkiye ve Çin müstenkif kalmışlar­dır. Reddedilen takrirlerde müzakere­ye tercihan Nahalin hâdisesi hakkında Ürdün tarafından İsrail aleyhine vaki şikâyetin tetkikiyle başlanması talep edilmekte idi.

Müteakiben meselenin esasını müzake­re mevzuu ittihaz eden güvenlik kon­seyi, müzakerelerde oy sahibi olmak­sızın hazır bulunmak üzere Ürdün ve İsrail temsilcilerini toplantı masasın­da yer almağa davet etmiştir.

İlk söz alan Lübnan elçisi Charles Ma­lik, kendi noktai nazarına muhalif o-lan Konsey kararma rağmen muharebeye devam etmek için müzakerelere iştirak kararını verdiğini söylemiştir. Bundan sonra konuşan Ürdün murah­hası Abdül Rifai, Nahalin tecavüzünü izah etmiş ve bunu Ürdün-İsraü mü­tareke anlaşmasını ihlâl eden alçakça bir tecavüz olarak vasıflandırmaştır.

Ürdün sözcüsü, İsraillilerin Ürdün köylerin sahihlerini bulundukla­rı yeri terketmeğe zorlamak ve bu suretle İsrail topraklarını genişletmek gayesini gütmekte olduk­larını söylemiş ve İsrail topraklarına giren Araplar için ise bunlar elle­rinden alınmış olan tarlalarını ekip biçmiye gelen kendi halinde köylüler­den ibarettir, demiştir.

Ürdünle doğrudan doğruya bir kon­ferans akdi hususunda İsrail tarafın­dan vaki müracaata temas eden Rifai şunları söylemiştir: «Arap dâvasının taraftar .kazandığını ve çevirdiği ma­nevraların nefret uyandırdığım gören İsrail şimdi Filistin meselesinde umu­mî bir anlaşmaya varmak istemekte­dir. Bunda tek hedefi mevkiini tah­kim  ve  istikbalini  temin  etmektir.

Ürdün Sözcüsünden sonra konuşan İsrail temsilcisi Abba Eban, Ürdün temsilcisinin Nahalin hâdisesini müs­takil olarak ortaya attığını, halbuki bunun Ürdün'ün İsrail'e karşı silâhlı ve devamlı olarak vukubulan ve dört ay zarfında 104'e baliğ olan tecavüz­leri meyamnda mutalea edilmek icap ettiğini söylemiştir.

İsrail sözcüsü bunu takip eden sözle­rinde güvenlik konseyi masasına İsra­il Ürdün münasebetlerini İslaha çalış­mak gayesiyle geldiğini kaydetmiş ve mütareke anlaşmasının tatbiki ve sul-he kadar bir intikal devresinin temini için bazı müsbet teklifler ileri süre­ceğini beyan etmiştir.

M. Eban bu hususta Birleşmiş Milî et­ler anayasasının bir maddesinin tet­kik edilmekte olan ihtilâf mevzuun­da ele alınabileceğini beyan etmiştir. Bu madde şu hükmü muhtevidir: cBir-leşmiş Milletlere aza olmayan bir memleket, taraflardan birini teşkil et­tiği bir ihtilâfta güvenlik konseyinin nazarı dikkatini celp edebilir. Ancak bu memleketin anayasada derpiş edi­len barışçı hal tarzından doğacak ve­cibeleri peşinen kabul etmesi icap e-der.» İsrail sözcüsü bu maddeye atıî-ta bulundukdan sonra Ürdünün böyle bir taahhüde girişmeğe hazır olup ol­madığını sormuştur.

Müteakiben tekrar söz alan Lübnan murahhası Charles Malik Konseye bir takrir daha vermiştir. Bu takrirde, Nahalin'e vaki silâhlı tecavüzü müm­kün olduğu şiddetle takbih eden bir kararın alınması istenmektedir. Ayrıca ayni takrir bu gibi hareketlerin tekerrürüne mani olmak üzere Birleş­miş Milletler azalarını israil hakkında lüzumlu görecekleri bütün tedbirleri almağa davet etmekte ve 1) güvenlik konseyinden, İsrail'in mütarake anlaş­masını güvenlik konseyinin kararları­nın ve Birleşmiş Milletler anayasalı muvacehesindeki vecibelerini ihlâl et­tiğini bildiren bir beyannamenin neş­redilmesini ve 2) İsrail'den de Naha­lin hâdisesinin mesullerinin cezalan­dırılmasını ve bu tecavüz için zarar ve  ziyan ödenmesini istemektedir.

Güvenlik Konseyi dünkü celsesine bu­gün mahallî saatle 15 de toplanmak üzere son vermiştir.

 

6 Mayıs 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletlerin uyuşturucu maddeler komisyonu, milletlerarası işbirliği ile bu maddelerin kaçakçılığına mani olunmasını hedef tutan iki tek­lifi kabul etmiştir.

Uyuşturucu maddeler kaçakçılığına mâni olunması için hükümetlerin doğ­rudan doğruya muhabere edebilmeleri­ni ileri süren Türk teklifi 13'e karşı sıfır oyla kabul edilmiştir. Rusya ve Polonya müstenkif kalmışlardır.

İkinci teklif, Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya tarafından müştereken ve­rilmiştir. Bu teklifte, Uyuşturucu maddeler ticaretinin kontrolü için Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sos-yal konseyi vasıtasile milletlerarası polis teşkilâtına müracaat edilmesi is­tenmektedir.

Teklif. Rusya ve Polonya müstenkif olmak üzere 13'e karşı sıfır oyla kabul edilmiştir.

Ayni zamanda Tanca makamlarının gelecek yıl o bölgedeki uyuşturucu maddeler kaçakçılığı vaziyeti hakkında komisyona rapor vermesi kararlaş­tırılmıştır.

Tanca bölgesi uyuşturucu maddeler kaçakçılığının merkezlerinden biri o-larak bilinmektedir.

12 Mayıs 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Filistin meselesi ve bilhassa Ürdün -İs­rail münasebatı hakkındaki müzakere­lerine devam etmek üzere bugün saat 16.00  da   (gmt)   toplanmıştır.

Oturum açıldıktan sonra başkanlık mevkiini işgal etmekte olan Sir Pierson Dixon, İsrail'in Birleşmiş Millet­ler anayasasına dayanarak, konseyin bu müzakereler sonunda kabul edece­ği kararlara riayet edeceği hususunda Ürdün'ün şimdiden teahhütte bulun­masını istediğini bildirmiş ve anaya­sanın ilgili maddesi gereğince, Birles-mş Milletlere üye olmayan bir memle­ketin yaptığı şikâyetin güvenlik kon­seyinde görüşülebilmesi için bu mem­leketin daha evvelden, konseyin vere­ceği kararları kabul hususunu teahhüt etmesi gerektiğini hatırlatmıştır.

Lübnan delegesi Charles Malik, bu şikâyeti, konseye, Ürdün adına Lüb­nan aksettirmiş olduğu için bahis konusu maddenin bu meselede tatbik edilemeyeceğini   beyan   etmiştir.

Başkan, tamamen ayni mahiyette ol­mamakla beraber, daha evvelce Bir­leşmiş Milletler teşkilâtına üye olmayan bazı memleketlerin, meselâ Arna­vutluk, Bulgaristan ve Endonezya'nın ihtilâfta alâkalı taraf sıfatı ile müza­kerelere iştirake davet edildiklerini ve bu memleketlerin barışsever hal çâ­relerini tatbik hususunda anayasada derpiş edilen vecibeleri daima evvel­den kabul etmiş olduklarını söylemiş­tir.

Meselenin hukukî veçhesi üzerinde hükûmetleri ile istişarelerde bulunulma­sı lüzumunu belirten Fransız delege­sinin teklifi üzerine konsey saat 16.45 de   toplantısına son vermiştir.

Konseyin ne zaman toplanacağı belli değildir.

Türkiye ve Lübnan delegeleri toplan­tının geri bırakılması hususundaki tak ririn oya konulması sırasında müstenkif kalmışlardır.

13 Mayıs 1954

 

—  Berkeley :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold bugün Kaliforni­ya Üniversitesinde söylediği bir nu­tukta «komünist üyelerin Birleşmiş .Milletlerden çıkarılması teşkilâtı son derece zayıflatacaktır» demiş ve en büyük tehlikelerin daima iktisadi ba­kımdan geri kalmış olan bölgelerde .doğduğunu belirtmiştir.

19 Mayıs 1954

 

—  Birlşemiş Milletler (New-York) :

Yunan hükümeti, Birleşmiş Milletler teşkilâtı tarafından Yunanistan hudutlarına gönderilen askerî müşahitlerin vazifelerine devam etmelerine lüzum kalmadığını ve ancak Balkan tâli ko­mitesinin bir sene daha faaliyette kal­masının münasip olacağı mutaleasını izhar etmiştir.Yunan  heyeti nezdin dairesi başkanı Ralph Bunche aleyhin­deki ithamların asılsız olduğu netice­sine varan Amerikan tahkikat komis­yonunun bu mevzudaki süratli kararı­nı memnunlukla karşıladığını ve Dr. Bunche'nin bütün itimadını haiz, her türlü şüpheden azade bir şahıs olduğu­nu söylemiştir.

Diğer taraftan Dr. Bunche de aleyhin­deki haksız ithamları protesto eden şahıslara ve muhtelif teşekküllere te­şekkürlerini bildirmiştir.

30 Mayıs 1954

 

—  Bürksel :

Milletlerarası serbest ticaret birlik­leri konfederasyonu idare heyeti Brük­sel de yaptığı beş günlük toplantısını dün bitirmiştir. Bu toplantıda Birleş­miş Milletler Anayasasının muhtemel bir revizyonu için yapılan teklifleri incelemek üzere bir komite kurulmuş­tur. Bu meyanda muhtar olmıyan memleketlerin Birleşmiş Milletlerde millî heyetler dahilinde temsil edilme­leri teklifi de vardır.

—  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Tayland, toprak bütünlüğünü şiddetle tehdit eden bir tehlike olarak mutalea ettiği hudutlarındaki vaziyet hakkın­da güvenlik konseyinin dikkat naza­rını çeken müracaatını nihayet dün yapmıştır. Bununla beraber Tayland Konseyin bu vaziyeti tetkik etmek ü-zere alelacele toplanmasını ve karar­lar almasını istememiştir.

Bundan dolayıdır ki, vazifesi pazarte­si akşamı sona erecek olan güvenlik konseyi başkanı Sir Pierson Dixon, Tayland murahhası tarafından yazı­lan mektubun suretini konsey azaları­na göndermekle iktifa etmiştir.

Filhakika Güvenlik Konseyinin top­lantıya çağrılması teşebbüsü, Sir Pi­erson Dixon'a halef olarak salı gününden itibaren Konsey başkanlığını de­ruhte  edecek  olan Amerikan  murahhası M. Henry Cabot Lodge'a teret­tüp edecektir,

M. Henry Cabot Lodge, nazariyatta konseyi 2 haziran çarşamba günü için içtimaa davet edebilir. Fakat Ameri­kan mahfillerinde işaret edildiğine göre M. Lodge'un müzakereler için bir tarih tesbit etmeden evvel konsey azalariyle ve bilhassa diğer batılı murah­haslarla bir sıra istişarelerde bulunma­sı hemen hemen muhakkak gibidir.

Cenevre konferansının inkişaf tarzı ve Hindiçini'deki vaziyetle muvazi olarak doğu Asya'nın istikbali hakkında Washington'da cereyan edecek müzakere­ler M. Lodge'ın alacağı kararlar için birer kat'î âmil teşkil edecektir.

Birleşmiş Milletler nezdindeki Fran­sız murahhas heyetine yakın çevreler­de, Tayland müracaatının haiz olduğu itidal zihniyetine işaret edilmekte ve Birleşmiş Milletlerce âcil bir hareket talebi ihtiva etmeyen bu müracaatın Cenevre müzakereleri üzerinde men­fî bir tesir hasıl edebileceği sanılma-maktadır.

Diğer taraftan murahhas heyetlerden bir çoğu da Tayland'ın müracaatını Birleşmiş Milletler Anayasasının 7'inci faslı değil 6'ıncı faslının hükümleri çerçevsi dahilinde yapmış olduğuna işaret etmektedirler. Bilindiği gibi ana yasanın 6'mcı faslı «ihtilâfların musTi-hane hallini» yedinci faslı ise «barışı tehdit, barışı bozmak veya tecavüz hallerinde tevessül olunacak hareketi" derpiş etmektedir.

Birleşmiş Milletler çevrelerinde serdedilen mütalâaya göre. güvenlik kon­seyinin bahismevzuu altıncı faslın hükümleri çerçevesi dahilinde yapacağı müzakereler, bir Rus vetosu takdirin­de Asamble'nin derhal fevkalade top­lantıya çağrılmasına kolayca müncer olamıyacaktır. Filhakika böyle bir toplantıya çağrılması yalnız konseyin bir tecavüzü karşılamak üzere doğru­dan doğruya tedbir ittihaz edemediği haller için derpiş edilmiş bulunmakta dır.

1 Mayıs 1954

 

— Cenevre :

Batılı ve Komünist blokları bugün ilk defa olarak bir gizlilik içinde Kore çıkmazı mevzuunda pazarlığa girişmişlerdir.

Bu gizli toplantı bugün saat 17 (gmt) de nihayet bulmuştur.

Bu toplantıyla Hindicini barış müzakerelerininde bir an önce başlaması teminat altına alınmış bulunmaktadır. Doğu-Batı arasında bugün öğleden sonra Kore hakkında yapılan gizli mü­zakerelerden sonra bir delege burada «serbest ve gayrı resmî şekilde noktai nazar teatisi» yapıldığını fakat Kore çıkmazının halli yolunda hiç bir te­rakki kaydedilmediğini söylemiştir.

Bugünkü gizli toplantı sonunda yayın­lanan resmî bir tebliğde şöyle de­nilmektedir:

«Yedi memlekete mensup temsilciler bugün yaptıkları toplantıda Kore me­selesi hakkında umumi ve gayri res­mî noktainazar teatisinde bulunmuş­lardır.

Toplantı iki buçuk saat sürmüştür.

Toplantıya dair başka açıklama yapıl­mamıştır.»

— Cenevre:

Yedili komitenin toplantısı saat 15.40 da milletler sarayında başlamıştır.

Gayesi  Kore  meselesi  müzakerelerini tacil olan bu toplantıya, Dulles, Eden, Bidault,  Molotof, Şu-En-Lai   Pyum Yong Tai ve General Nam İL Beraberaberlerinde üçer müşavir bulunduğu halde iştirak etmişlerdir.

— Cenevre:

Pazartesi gününe kadar çalışmalarına ara veren Cenevre konferansında hâ­len şu durum husule gelmiş bulunmak tadır:

1   — Birleşik Amerika'nın Asya hak­kında takip ettiği siyaset tamamen de­ğişmiştir. Bu  değişiklik bilhassa baş­kan Eisenhower'n Hindicini hakkın­daki beyanatında kendini belli etmiş­tir.

2   — Hindicini konferansının gelecek hafta şu dokuz memleketin iştirakiyle toplanacağı kanaati    hasıl    olmuştur Amerika, İngiltere,     Fransa,     Rusya, komünist  Çin,   Hindiçinî'nin üç  ortak devleti, Vietminh.

3   __ Bidault'nun  doğrudan     doğruya Şu-En-Lai'ye müracaat edeceğini Ümit eden  Molotof,  Dien     Bien     Phu'daki yaralıların tahliyesini sağlamak    üze­re tavassutta bulunmayı reddetmiştir.Molotof bu  suretle  komünist     Çin'in beşinci büyük    vasfım     kazanacağım ümit etmektedir.

4   — Kore'nin birleştirilmesi    mevzu­unda Birleşmiş Milletler safında mev­cut hafif fikir  ayrılıkları karşısında üç   Asya'lı   komünist  devletin   müşte­rek bir cephe teşkil etmiş olmaları, Bilindiği gibi Dulles  uzlaşma     kabul etmez bir tavır almış, Casey ile Edenise anlaşmaya taraftar    görünmüşler­dir.

5   — Spaak'm resmî beyanatta bulun­mak  için  Brüksel'e,  Casey'in     seçim­ler  ijin  Avusturalya'ya,  Dulles'ın  da daha karışık sebepler için  Washington'a gitmek üzere Cenevre'den ayrıla­cak olmaları.

8 — Cenevre konferansı müddetince herhangi askerî veya siyasî sert bir harekete katiyetle muhalefet eden Eden'in mühim bir rol oynamış olma­sı.

Amerika'nın Hindicini hakkındaki po­litikasındaki ani değişiklik, zihinlerde karışıklık doğurmuştur. Foster Dulles Başkan Eisenhower'in Cenevre konfe­ransı müddetince Hindiçinî'de herhan­gi bir müdahaleye aleyhtar olduğunu bildirdiğini dün sabah basın haberle­rinden Öğrenince oldukça şaşırmıştır. Söylendiğine göre, beyaz saray bu mevzuda dışişleri vekâletini haberdar etmeyi unutmuştur. Mamafih Dulles pazar . günü Cenevre'ye geldiğinden beri neler olup bittiğini bilmekteydi. Dulles o gün İngiltere'nin müdahale­sinin, bilhassa Churchill'in enerjik müdahalesinin, pasifik güvenlik pak­tının teşkiline ve Hindicini deniz-hava kuvvetlerinin müdahalesine engel olduğunu haber almıştır.

— Cenevre :

Cenevre konferansının dünkü oturu­munda Türk murahhas heyeti başkanı Büyükelçi Cecvat Açıkalın irad ettiği nutukta şunları söylemiştir:

Benden evvel, fikirlerini beyan etmiş bulunan Birleşmiş Milletler safına mensup temsilciler, Kore meselesinin yedi yıllık mazisinin bütün cepheleri­ni azamî sarahat ve tarafsızlıkla izah etmiş ve ulaşmak maksadı ile birbiri­mize bağlanmış bulunduğumuz hedef­leri beliğ surette ifade etmiş bulunu­yorlar. Ben de bu konferansın, bizleri Birleşmiş Milletler safında birleşmeğe sevkeden gayenin bir devamı olduğu­nu hatırlatmakta kendilerine iştirak ederim. Nitekim bizler bu birli&e. barış­çı bir millete milletlerarası ahlâk ka­idelerini itlâl ederek yapılan çirkin ve fecî bir taarruzun önlenmesi gayesile kendi arzumuzla katıldık. Bu taarruz sâdece dünya barışını tehdit etmekle kalmıyordu. Aynı zamanda âza devlet­lerin, yüksek ideallerine bütün inanç­ları ile bağlı bulundukları Birleşmiş Milletler kararlarım da hiçe saymak­taydı. Bu vakıa karşısında    Birleşmiş Milletler üyesi devletler olan bizler mukaddes barış dâvamızın müdafaasında kendimize düşen vazifeyi yerine getir­meğe koşmakta bir an tereddüt etme­dik ve böylece müşterek emniyet dâ­vasına olan sarsılmaz bağlılığımızı bir kere daha ispat etmiş olduk. Bu ara­da, ilmin harikulade inkişafı sayesin­de mesafe mefhumunun mânasını kaybettiği böyle bir zamanda, birimizin emniyetinin diğerlerininkine sıkı surette bağlı bulunduğuna inanmış olan hükûmetim de Birleşmiş Milletlerin dâ­vetine icabet etmeyi bütün inancı ile kendisine vazife bildi. Evlâtlarımızı müşterek idealin müdafaası yolunda uzak Kore topraklarında aynı ideale bağlı kardeşleriyle yanyana çarpışma­ğa göndermekten çekinmedik. Bu su­retle Kore harbine iştirak etmiş olan her devlet, müşterek dâvaya hizmet ederken bir yandan kendi millî dâva­sına da iş görmekte olduğuna kani bulunuyordu. İşte müşterek güvenlik de­diğiniz bu modern ideal mefhumunun anlayış ve tefsirinde biz, doğrudan doğ rüya kendimizi ilgilendirmiyen savaş­lara katılarak elde olunan kahraman­lıkların ve Birleşmiş Milletler safında ortaya konan fedakârlıkların mânasını anlıyabiliyoruz. Memleketlerimiz tara­fından katlanılan bu ağır fedakârlıklar sayesindedir ki mütecaviz, gözlediği hedefe ulaşamamıştır. Fakat tereddüt etmeden yardıma koşmuş olduğumuz muzaffer Kore zulüm görmüş, taksi­me uğramış, harabeye dönmüş ve müt­hiş bir felâket olan harbin her türlü eza ve cefasını tatmış bulunuyor. Bu memleket bugün adalet bekliyor. Binaenaleyh gayemiz Kore'de Birleşmiş Milletler prensiplerine uygun Birleş­miş, hür ve müstakil bir hükümet ha­line getirilmesine hizmet edecektir. Bir leşmiş Milletler prensiplerine candan bağlı bulunan bizlere vazifemiz bnga ve için calısmayı emrediyor ve istiklâ­lini korumak için kanını seve seve ve cömertçe akıtmış bulunan felâketzede Kore'nin de bizlerden bunu beklemek hakkıdır. Bundan farklı bir şekilde hareketetmesi tasavvur etmek bile prensiplerimize karşı işlenecek en büyük hatadır ve bizzat kendi güvenliğimizin garantisi olan bir teşkilâta karsı iha­nettir. Bütün bu sebeplerdendir ki Türk Murahhas Heyeti, Birleşmiş Milletlerde yüründüğü takdirde daha kolayca ulaşılabilecektir. Amerika'ya mütevec­cihen hareket etmek üzere olduğum şu anda Dien-Bien-Fu müdafilerini düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu kah­ramanlar, yaptıkları ve yapmakta ol­dukları fedakârlıkların heba olmama­sı için çalışmağı bizim için kaçınılmaz bir vecibe haline getirmiş oldular».

—  Cenevre :

Georges Bidault, Anthony eden, Gene­ral Waîter Bedeli Smith ve Nguyen Kokdin'in hazır bulunduğu bu sabahki toplantıyı müteakip yayınlanan resmî tebliğde şu hususlar belirtilmektedir: «3 mayıs pazartesi günü saat 10'da. Cenevre Konferansına iştirak eden Fransız Murahhas Heyetinin ikametgâhın­da Birleşik Krallık, Amerika ve Viet­nam Dışişleri Vekilleri Georges Bidault'nun riyaseti altında bir toplantı yapmışlardır.

Bu toplantı esnasında Vietnam'ın Ce­nevre konferansına iştiraki hususun­da anlaşmaya varılmıştır. Vietnam da Batılı devletler gibi konferansta Vietmin'in temsil olunmasına muvafakat etmiştir, fakat bu muvafakat Vietmin'in hukuken tanınması mânasına alın­mamalıdır. Dört dışişleri vekili Cenev­re Konferansı müddetince kendi arala­rında istişarelere devam etmek husu­sunda anlaşmış bulunmaktadırlar».

—  Cenevre:

Kore meselesini incelemekte olan kon­feransın bugünkü toplantısında söz fi­lan Komünist Cin Hariciye Vekili Su En Lai Koreli harp esirleri meselesini bahis mevzuu ederek şu teklilerde bu­lunmuştur:

— Esirlerin memleketlerine avdet et­melerini temin için lüzumlu tedbirle­rin alınması.

— Bu tedbirleri tatbik etmek üzere 7 devletten müteşekkil (Beş büyük devletle Güney ve Kuzey Kore)  bir ko­misyon ihdası.

— Esirlerin bulundukları    kampları temsil eden    şahıslardan     müteşekkil karma komite tâyini.

— Cenevre :

Cenevre Konferansının bugünkü otu­rumunda ilk sözü alan Yunan Harici­ye Vekili Stefanopulos Kore meselesi hakkında ilk oturumda Kolombiya de­legesinin yaptığı konuşmaya oldukça yakın bir izahatta bulunarak, Yuna­nistan'ın Kore'de siyasî hiç bir men­faati bulunmadığım ve sâdece Birleş­miş Milletler Anayasası'nm prensiple­rini Komünist «istibdadınna karşı mü­dafaa etmek için müdahale etmiş ol­duğunu söylemiştir. Bizzat kendi mem­leketinin de böyle bir tecrübe geçirmiş olduğunu hatırlatan Stefanopulos, Yu­nanistan'ın Birleşmiş Milletler prensiplerine tam bir itimadı bulunduğunu belirtmiştir.

Yunan Hariciye Vekili sözlerine son verirken, Kore meselesinin halli için Birleşmiş Milletler tarafından verilen kararların tatbikini talep etmiştir.

Bugünkü oturum saat 17.31 de sona er­miştir.

Toplantıya başkanlık eden İngiliz Ha­riciye Vekili Eden, yarın yapılacak görüşmeler için şimdilik iki hatibin söz almış olduğunu bildirmiştir. Bunlar Kanada Hariciye Vekili Lester Pearson ile Hollanda Hariciye Vekili Luns' dur.

—  Cenevre :

Güney Kore Hariciye Vekili Pyun'dan sonra söz alan Kuzev Kore Hariciye Ve kili General Nam İl, Birleşmiş Millet­lerin Kuzey Kore'nin yokluğunda al­mış olduğu kararların kabulüne imkân bulunmadığını beyanla, Kore'de ser­best seçimler hazırlamak hakkının biz­zat Kore'ye ait bulunduğunu tebarüz ettirmiştir. Kuzey Kore Hariciye Veki­li konferansa sunmuş olduğu plSnda da bu noktayı müdafaa etmektedir.

Kore'deki yabancı kuvvetlerin geri çe­kilmesi meselesini ele alan Nam İl, ile­ri sürmüş oldu&u plânda bu husus için derpiş olunan altı aylık müddetin mü­zakereler sırasında daha uygun bir şe­kilde tesbit edilebileceğini belirtmiştir.

Konferansın bundan  evvelki toplantılarında Kuzey Kore Heyeti tarafindan sunulmuş olan plânda bahis mevzuu edilen «Asya'nın güvenliği» meselesine de temas eden Nam İl, Uzak Doğu'dan güvenliğini temin yolunda hakim bir rol oynaması gereken memleketlerin, ancak bu bölgede barışın tesisi ile alâ­kalı devletler olabileceğini tekrar et­miş ve şunları soy lemistir:

Amerika'nın Kore'nin, işlerine karış­mak niyeti yoksa, Kore'de kalması için de bir sebep mevcut değildir.

General Nam İl, sâdece Kuzey Kore'de seçimler yapılmasına matuf olan Ame­rikan tezi ile, her iki Kore'de seçimler yapılmasını kabul eden Avusturalya Hariciye Vekili Casey'in ileri sürdüğü görüş arasındaki tenakuza işaret et­miş ve Günev Kore seçimlerinin meş­ruiyetini reddetmiştir. Kuzey Kore Ha­riciye Vekili bu seçimlerin bir tethiş rejimi altında yapılmış olduğunu bildirerpk iddiasını isbat İçin Amerikan gazetelerinde çıkan yazılardan parça­lar okumuş ve seçimlere nezaret eden Birleşmiş Milletler komisyonunun da bu hususu kabul etmiş olduğunu söy­lemiştir.

««Mütarekeden sonra Güney Kore. Ku­zey Kore'yi tehdide devam etmiştir. Bu da onun mütecaviz mahiyetini gös­termektedir., diyen Nam îl. Koreliler arası komisyonun nasıl teşkil olunaca­ğı hususunda tafsilât istemiş olan Amerikan Hariciye Vekili Dulles'a ceva­ben, bu mevzuda bir güçlük çıkmasına imkân olmadığını, zira komisvomın Kuzev ve Günev Kore tam bir mutabakatı ile tesbit olunacağını söylemiştir.

4 Mavıs 1954

 

— Cenevre:

Bugün öğleden sonra yaoılan toplantı­da ilk sözü Kanada Hariciye Vekili Lesster Pearson almıştır. Pearson'dan sonra Hollanda Haricîye Vekili Joseük Lundt ve onu takiben de Habeşistan Haricive Vekili Zuade Gabre Heywot konuşmuşlardır. Bugünkü toplantıda sâdece bu üç hatip beyanatta bulun­muştur.

Kanada Hariciye Vekilinden sonra kürsüye gelen Hollanda Hariciye Vekili sözlerine başlarken, Hollanda murahhas heyetinin, Kore meselesini halle teşebbüs bahsinde şimdiye kadar Sovyet Rusya, Komünist Çin ve Kuzey Kore tarafından takınılan menfî tavırdan memnun olmadığını belirtmiştir.

Hollanda murahhas heyetinin Cenev­re'ye sâdece Birleşmiş Milletlerin te­melini ve Hollanda'nın Kore harbine iştirak etmesinin yegâne sebebini teş­kil eden müşterek güvenlik prensibini desteklemek için gelmiş olduğunu be­yan eden Hollanda Hariciye Vekili, on gündenberi cereyan eden müzakereler sırasında Rusya, Komünist Cin ve Ku­zey Kore heyetlerinin hadiseleri ele aIış tarzlarını şiddetle tenkid etmiştir.

Komünistlerin Amerika'yı müstemleke siyaseti eden bir devlet olarak telâk­ki etmelerini şiddetle takbih eden Lundt. Nam îl'in Kore'de 1948 yılında yapılan seçimleri tenkid ediş tarzını da protesto etmiş ve şunları söylemiştir:

«Komünist rejimleri temsil edenlerin demokratik usuller ve serbest seçim­ler bahsinde ders vermeleri karşısında sâdece tebessümle iktifa ederim. O zamanki şartlar sözönüne getirilecek olursa Kore seçimlerinin tamamiyle memnuniyet verici olduğu kabul edi­lir. Esasen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kore'de yegâne mesrû hükü­metin Günev Kore hükümeti olduğunu derpiş eden bir karan 1948 Aralık ayında 6 oya karşı 48 oyla kabul et­miştir."

Hollanda delegesi sözlerine şöyle son vermiştir:

«Kore'de son 7 yıl içinde .peçen hâ­diseler hakkında komünistlerin izah tarzını .kabul edecek olursak, bu kon­feransın, faydalı müzakerelere ve tarafları tatmin edici anlaşmalara nasıl ula­şabileceğini anlayamıyorum

Hollanda temsilcisinden sonra söz alan Habeşistan murahhas heyeti başkanı Zsude G^bre Hevwot hükümetinin tâkip ettiği sivasetin müşterek isteyen volu ile barışa kavuşmak şeklinde hülâsa edilebileceğini söylemş ve şun­ları İlâve etmiştir:

yıs cuma günü için kararlaştırılmıştı. Fakat bilâhare Fransız, İngiliz ve Ameriken murahhas heyetlerinin talebi üzerine cumartesi veya pazartesiye te­hir olunmuştur.

«Bu vaziyet, Dien Bien Fu yaralıları­nın tahliyesi meselesinin hallini kimle rin geciktirmiş olduğunu ve efkârı umumiyeyi yanıltmak için hakikata ay­kırı olan bu haberlerin hangi paye ile ortaya atılmış bulunduğunu belirtme­ğe kâfidir» diyen İlyiçef, Dien Bien Fu yaralılarının tahliyesi meselesinin müzakeresinin gecikmesin deki mesuli­yetin vazıh olarak bu üç batılı devlet murahhas heyetlerine raci olduğunu ifade etmek istemiştir.

İlyiçef'in. Fransız-Çin görüşmeleri hak kındaki Fransız kaynaklı haberleri ya­lanlamağa selâhiyetli bulunduğunu be­yan etmesi üzerine, bir Amerikalı mu­habir kendisine bu yetkinin kimin ta­rafından verildiğini sormuştur. Rus delegasyonu sözcüsü bu soruya cevap vermekten kaçınarak bütün gazeteci­lere hitaben «zahmetinize teşekkürler ederim» demekle iktifa etmiştir.

— Cenevre :

Cenevre Konferansının bugünkü panel oturumunda söz alan Filipin Heyeti başkam Garcia, Kore meselesine barıscı bir hal çâresi bulunabilmesi için Birleşmiş Milletlerin vereceği kararla­ra uymava hazir olduğunu bildirmiştir. Daha sonra. Garcia. Kuzev Kore dele­gesi General Nam ÎVin teklifinin Bir­leşmiş Milletlerin teklifleriyle tezat tenkil etmesinden duyduğu üzüntüyü ifade etmiş ve bunun Kuzey Kore hü­kümetinin sövlivereği son söz olması­nı temenni etmiştir.

Filioin delegesi. Koral halkının refahı uŞruna, kabul edilebilecek bir hal çâ­resini samimî olarak görüşmeve hazırtılduğının Kuzev Kore delegesinin ifa­de etmesi sartivlç. yeni bir teklif Öne sürebileceğini bildirmiş ve şöyle de­miştir:

«Bundan önceki bevanatımn kesin ifa­desinin Kore'nin birlği hürrivet ve baric gibi vüksek menfaatler uğruna de­ğişeceğini temenni ederim...Garcia, Kore'den Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin çekilmesinin demokrat memleketlerin şimdiye kadar katlan d: ğı fedakârlıkların hiç olması demek olacağını belirttikten sonra nutkunun son kısmında komünist Çin'i şiddetle tenkid etmiştir.

Filipin heyeti başkanı, Komünist Çin'­in bilhassa Asya'da ve Cenevre kon­feransında, takibettiği hareket tarzını tenkid ederek Komünist Çin ve Kuzey Kore'nin Birleşmiş Milletler tarafından tanınması maksadiyle girişilen hahareketlere hücum etmiştir.

Komünist Çin'in Asya adına konuşma­sını kabul etmiyen Garcia şöyle demiş­tir:

«Komünist Çin'in Çin'de yaşıyan halkı temsil ettiğini kabul etsek bile ki ben şüphe etmekteyim- Komünizmin sira­yet etmediği diğer Asya memleketleri­nin nüfusu Çin'inkinden iki misli faz­ladır. »

Aynı şekilde, Çin'in Asya memleket­lerini sömürgeciliğe karşı koruyan bir tavır takınmasına da temas eden hatip sâdece Filipinler'in değil, Siyam ve Colombo konferansına katılan diser dev­letlerin de komünizmi reddettiğini söylemistir.

Garcia, Birleşik Amerika'ya karşı ya­pılan emperyalizm ithamına temas ederek bunun cok yanlış ve uydurma bir itham olduğunu Filipinlerin isbat edebileceğini sövledikten sonra söz­lerine son vermiştir.

8 Mayıs 1954

 

— Cenevre :

Dokuz milletten müteşekkil Hindicini sulh konferansının bugün acılan ilk oturumu üç saatlik görüşmelerden sonra Grinviç saatile 18,35 de sona er­miştir.

Komünistler Laos ve Kambogva'daki asî rejimlerin de konferansa iltihakını istemek suretile acılıs celsesini muat­tal bir hale getirmişlerdir. Gazetecile­re verilen bir tebliğde Vietminh heye­ti Lros ve Kamborva'daki mukavemet hükümetlerinin     konferansa     iştirakinin, görüşmelerin muvaffakiyeti    için elzem olduğunu söylemiştir Hindicini konferansına iştirak eden do­kuz devlet şunlardır:

Amerika, Fransa, İngiltere, Sovyet Rusya, Kızıl Çin, Vietnam Laos Kam­boçya ve Komünist Vietminh.

Fransa Dışişleri Vekili Bidault konfe­ransın açılış beyanatında ilk mesele­nin Hindicini harbini durdurmak ol­duğunu söylemiş Komünist Vietminhler belli başlı noktalardan çekilmeyi kabul ettikleri, Sovyet Rusya ile Ko­münist Cin de mütarekenin emnivetini sağlamak bakımından batıva iltihak et tikleri takdirde Hindiçinî'de umumî bir mütareke teklifinde bulunmuştur.

Bidault 19 aralık 1946 da başlayan Hindicinî harbinin 170 000 Fransız ve or­tak devletler zayiatına mal olduğunu, mütarekenin Vietnam'da hür seçimlere yol açması icabettiğini tasrih etmiştir.

— Cenevre :

Hindicini meselesini incelemekte olan Cenevre Konferansı bugün saat 15 00'-rie İngiliz Hariciye Vekili Eden'in baş­kanlığında açılmıştır.

Eden'in kısa bir nutkundan sonra Fran sız Hariciye Vekili Bidault söz almış­tır.

Bidault konuşmasının basında evvelâ Hindicînî'de çarpışmalara son verilme­sini ve lüzumlu güvenlik tedbîrlerinin alınmasını istemiş ve şunları söylemiş­tir:

(55 gün muzafferane devam eden bir savasın nihaî neticesini sağlayacak olan kat'î taarruz, yegâne gayesi silâh­ları susturmak olan Cenevre Konfe­ransının arefesinde başlamıştır. Sulh­sever müzakerelerin arefesinde ne ya­zık ki katliamlara şahit olduk.

Bununla beraber hareketlerin sözleri kat'î bir şekilde tekzid edişi ilk defa vaki olmamaktadır. Barıştan bahseder­ken savaşların şiddetlendirilmedi hattâ yaralıların tahlivesine bile engel olun­ması bizim tarafımızdan vâki olmamış­tır.Bir hal çâresinin unsurlarım araştır­mak ve uzlaşma imkânlarını bulmak istiyorsak herşeyden evvel meseleleri genel olarak incelememiz lâzımdır. Bu konferansın muhtemel anlaşma imkân­larını yok etmekten ve karşılıklı du­rumların sertleşmesine yol açmaktan başka bir şeye yaramıyacak olan ide­oloji müzakereleri içinde boğulmasını önlemek şayanı temennidir.

Fransız hükümeti şimdiye kadar Hin­dicini savaşma son vermek için hiçbir şeyi ihmal etmemiş olduğunu müriktir. Fransa Vietnam. Laos ve Kamboç'un kayıtsız şartsız bakımsızlıklarını tanı­mak suretile, bir ihtilâfa sebebiyet ve­recek bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmış olduğu gibi, calışmalara nihayet vermek için bir hal çâresi bul­maya hazır olduğunu ve bunu istediği­ni uzun zamandanberi belirtmiştir. Cenevre Konferansının kanaatimizce ilk vazifesi budur. Sivasî meselelere gelince bu mevcuda yetkili olan her üc hü­kümet, harbin sona ermesini müteakip zamanı geldikçe bu meselelerin nasıl hallebileceğini   kararlaştıracaklardır.«

Bidault Hindicini meselesinin halli için şu hususları ileri sürmüştür:

î — Memleketi istilâ etmiş olan mun­tazam, ve gayri muntazam Vietmin bir İlklerinin derhal tahliyesi,

2   — Orduva  veya  asayişi     muhafaza etmekle  görevli  kuvvetlere  dahil  bulunmavan  birliklerin derhal silâhsızlandırılması,

3   — Haro esirlerinin ve sivil enternelerin serbest bırakılması,

4   — Bu hükümlerin tatbiki hususunun milletlerarası bir komisyon tarafından kontrolü,

5   — Anlaşma imzalanır    imzalanmaz, çarpışmalara son verilmesi.

Bidault sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

Hemen halli gereken mesele harbin durdurulması ve gerekli teminatın sağ lanmasıdır».

Bidault'un konuşmasından sonra saat 17.45 de oturuma ara verilmiştir güvenliği tehlikede bulunduğu müddetçe, sırf tedafüi gayretlerle ittifak­lar akdetmeğe devam edeceğiz.

«Biz Amerikalılar hiç bir milleti düş­man telâkki etmiyoruz ve yer yüzünde sulhu iyi niyetli insanların kuracağına inanıyoruz. îşte Cenevre konferansın­da bizi bekleyen meseleleri bu ruhla karşılayacağız.

Biz Amerikalılar, kendi refah ve istik­balimizi kollektif güvenlik prensibi ile sıkı sıkıya bağlı görüyoruz. îlk dünya harbinin verdiği tecrübeler, bizi jmanevî tarafsızlık siyasetimizi değiştire­rek askerî ittifaklar kurmaya mecbur etti.

«Bu konferansta ele aldığımız Kore ve Hindicini meseleleri bazı kimseler ta­rafından zannedildiği gibi mahallî de­ğildir. Bu iki bölgeyi, Doğu ve Batı arasında toplu bir harp merkezi haline getiren kuvvetli sebepler vardır.

"Buraya, birleşik, hür müstakil ve de­mokrat bir Kore kurmak üzere geldik. Burada, Vietnam, Laos ve Kamboçya ortak devletlerinin istiklâl ve hürriye­tini tesise çalışacağız. Burada Birleş-leşmiş Milletlerin tecavüzüne karşı koyma azmini belirteceğiz. Burada Ko­münizmin güney doğu Asyaya siraye­tini önleyeceğiz ve burada, dünyanın hür milletleri arasında işbirliğini kuv­vetlendireceğiz. Müzakerelere iyi niyetle başlamak ve alman kararlara sadık kalmak konferansın muvaffak olması için esaslı unsurlardı. Biz, bizim dünyamızın ananesi olan hürriyet prensibi çerçevesi dahilinde bunlara riayet etmeğe hazırız.»

—  Cenevre :

Çin heyeti sözcüsü Bidault'nun dünkü teklifleri hakkında konuşarak bunların Vietnam halk ordusunun (Vietmin or­dusu) dağılması ve aynı zamanda da Laos ve Kamboçtaki komünist hükü­metlerin tasfiyesini hedef tuttuğunu söylemiştir

—  Cenevre :

metlerin de konferansa çağırılmasını talebeden Vietmin takriri karşısında Amerika'nın takip edeceği hareket tarzıni Bedeli Smith Hindicini konferan­sının dünkü açılış oturumunda izah et­miştir.

Kore ve Hindicini mevzuunda bir kon­ferans toplanması için dörtlerin Ber­lin'de karara vardıklarını hatırlatan Amerikan heyeti başkanı, Hindicini konferansının da şimdi tesbit edildiği şekilde aktedilmesine yine beraberce karar verildiğini söylemiştir. Kore konferansında olduğu gibi bu konferans­ta da sâdece 4 davet eden memleket vardır. Bedeli Smith, Vîetmin'in kon­feransa çağırılması için hazırlanan da­vetiyeyi Çin'in imzalamış olmasına esef ettiğini ve Cenevre konferansının bu ikinci devresine daha önce alman kararlara sadık kalmaksızın başlandı­ğını söylemiştir. Berlin tebliğine uy­gun olarak konferansa 9 devletin işti­rak etmesi 4 devlet tarafından Cenev­re'de kararlaştırılmıştır.

10 Mayıs 1954

 

— Cenevre :

Kamboç ihtilâfının halli hususunda bir sıra teklifleri ihtiva eden bu tasarı­da ezcümle şunlar derpiş olunmakta­dır:

1   — 2 nisan Î954 tarihinden beri mem­leketi zabtetmiş veya daha evvel hu­duttan sızmış olan muntazam ve gay­ri muntazam bütün Vietmin kuvvetle­rinin derhal tahliyesi.

2   — Ne orduya, ne de asayişi muha­faza  ile   görevli     silâhlı     kuvvetlere mensup bulunmayan bütün unsurların silahsızlandırılması.

3   — Harp esirleri ve sivil    enternele­rin serbest bırakılması veya mübade­lesi

4   — Çarpışmalara son verilmesi hak­kında  imzalanacak  anlaşmayı     müte­akip bu üç hükmün hemen tatbik edilmesi ve en geç altı ay içinde sonuçlandırılması.

5 — Üyeleri halen toplantı halinde bulunan konferans tarafından seçilecek milletlerarası komisyonların bu hü­kümlerin tatbik ve kontroluna neza­ret etmeleri.

—  Cenevre :

Cenevre konferansına iştirak eden bir Amerikan sözcüsü, Hindicini sulhu için Vietmin komünistleri tarafından İleri sürülen sekiz maddelik plânı red­detmiştir. Sözcü bu teklifin Fransız kuvvetlerinin kayıtsız şartsız teslimi mânâsına  geldiğini  söylemiştir.

—  Cenevre :

Cenevre konferansının bu günkü otu­rumunda komünistler, asî kuvvetlerin geri çekilmesi şartiyle Hindiçini'de mütareke teklif eden Fransız plânını reddetmişlerdi, mütarekenin, Vietmin kuvvetlerinin yerli yerinde kalması şartı İle mümkün olacağını bildirmiş­lerdir.

Vietmin Başvekil Muavini Phan-Van Dong, bundan mâda bütün yabancı birliklerin geri çekilmesini, yabancı menşeli askerî yardıma son verilmesi­ni, ve komünist tarzı seçimler yapıl­masını taleb etmiştir.

Phan-Van-Dong'un teklif ettiği sekiz maddelik komünist plânı şu hususları ihtiva  etmektedir:

1   — Vietnam, Kamboç ve Laos'a tam hükümranlık  ve  istiklâl  tanınması,

2   — Fransız birliklerinin muayyen bir zaman  zarfında Vietnam'ı    terketmeleri ve Vietnam'da bulundukları müd­detçe dahilî işlere müdahaleden men olunmaları,

3   — Kore'nin birleştirilmesi için teklif edilen sisteme uygun bir tarzda,    her üç devlette de umumî seçimler yapıl­ması,   seçim   şartlarının   komünist   ve anti-komünist     hükümetler     arasında yapılacak istişarelerde tesbit edilmesi,

4   — Seçimler sonunda teşkil edilecek koalisyon hükümetlerinin Fransız bir­liğine  girip girmemek hususunda ka­rar vermesi,

5   — Fransa'nın, hür seçimler sonundatesis edilecek «üç hükümeti tanıması, Hindicini devletlerinin Fransa ile ikti­sadi münasebetlerinde değişiklik olmayacaktır.

6   — Harb esirlerinin mübadelesi,

7   — Taraflar, birbirlerini destekleyen devletlere karşı hasmane tavır takınmamalıdırlar.

—  Hindiçini'de  hava,  kara,     deniz harekâtına   hep  birden  son.     Vererek mütareke akdedilmelidir.

Phan-Van-Dong, komünist plânını madde madde tasrih ettikten sonra söz­lerine şöyle devam etmiştir:

«Hindiçinî'de sulhun yeniden teessüsü için, Birleşik Amerika'nın Fransız Birliklerine askerî veya teknik yar­dımdan vazgeçmesi elzemdir. Hindiçinî'deki Amerikan askerî heyeti, müşa­virleri, teknisyenleri ile birlikte çekilmelidir

"Fransa'nın Hindicini hakkındaki plâ­nı hakikatleri nazarı itibara almamak­tadır. Binaenaleyh bu plân, Hindicini' de sulhun teessüsüne hizmet edemez."

11 Mayıs 1954

 

— Cenevre :

Bugün Kore meselesi üzerinde cereyan eden konferansta üç hatip söz almış­tır. Bunlar sırasile Rus Hariciye Ve­kili Molotof, Spaak ve güney Kore Ha riciye Vekili Pyungyun Tai'dir.

İngiliz Hariciye Vekili Eden'in başkan­lık ettiği toplantıda ilk sözü alan Mo­lotof, Kore meselesi üzerindeki Cenev­re konferansının, ayni mevzu üzerin­de Birleşmiş Milletlerde cereyan eden müzakerelerin bir devamı şeklinde as­la telâkki olunmaması gerektiğini be­yanla, bu konferansın toplanması hu­susunda Berlin'de verilen kararın, Ce­nevre konferansının bağımsız mahiye­tini açıkça gösterdiği kanaatini İ2har etmiştir.

Molotof bu sebeple Kore meselesi üze­rinde Birleşmiş Milletler tarafından verilen kararların tatbikini istiyen ko­münist  aleyhtarı  memleketler  temsil-

— Vietnam'ın dahili siyasî durumu­nu göz önünde tutması

a)     Vietnam'ın meşru hükümeti    baodai hükümetidir.

b)    Bütün Vietnam topraklarında esas itibari ile tek bir ordu mevcuttur. Vietmin  kuvvetlerinin    Vietnam     ordusu içinde  alacakları  mevki,  bir  anlaşma ile tesbit edilecek ve bu anlaşma milletlerarası bir kontrola tabi olacaktır. 

3   — Vietnam devletinin çerçevesi ve yetkisi dahilinde serbest seçimler   ya­pılması ve bu seçimlerin de milletler­arası bir kontrola tabi tutulmasını ka­bul etmesi,

4   — Vietnam hükümetinin Vietmin'le işbirliği yapmış olanlar hakkında mukabelemisile başvurulmıyacağını te­min etmesi,

5   — Vietnam'ın toprak tamamiyeti ve siyasî bütünlüğü için milletlerarası bir teminat verilmesi hususunu ihtiva et­mesi ve:

6 — Vietnamın geliştirilmesi için Bir­leşmiş Milletlerin yardımda bulun­ması keyfiyetini gözönünde bulundur­ması gerekmektedir.

— Cenevre :

Bugün Hindicini meselesini inceleyen konferansın Öğleden sonra yaptığı ilk oturumun başında söz alan Kamboç delegesi, Pnom Penh'den alman ve Vietmin kuvvetlerinin Kamboç top­raklarında purst yakınlarında Krakorda 10 mayıs tarihinde yaptıkları zulüm ve katliamı anlatan bir telgrafı oku­muştur.

Bu tethiş hareketleri sırasında Cenev­re konferansının toplantı halinde bu­lunduğunu hatırlatan Kamboç delege­si, Vietminh kuvvetlerinin bir Buda rahibi ile bir hastabakıcıyı ve bir idare adamım katlettiklerini söylemiştir. Bu durumun Hindiçini'de savaşlara sür­atle son verilmesi lüzumunu açıkça belirttiğini ileri süren Kamboç dele­gesinden sonra söz alan Vietnam de­legesi Dinh, Hindiçİnî'de barışın tesisi için bir teklif ileri sürmüştür. Bu teklif çarpışmalara son verilmesini sağlayacak olan bir askerî anlaşma ile, ba­rışın hakiki ve devamlı esaslar üzeri­ne tesisine imkân verecek siyasî bir anlaşmayı ihtiva etmektedir.

Dinh, Vietnam pek yakında tam ve kafi bağımsızlığına kavuşacağı için savaşa devam etmenin faydasızlığına işaret etmiştir. Dinh'e göre, Vietmin murahhas heyetinin Fransa ile Viet­nam arasındaki münasebetlere dair teklifleri bir mana ifade etmedikten başka barışın tesisine mütedair teklif­ler de müzakereler için ciddi bir esas teşkil etmemektedir.

Dinh'den sonra söz alan komünist Çin Hariciye Vekili Şu En Lai, Hindicini meselesinin halli için geçen pazartesi günü Vietmin murahhas heyeti başka­nı Dong tarafından yapılan teklifleri desteklemiş ve «Amerika'nın Asya memleketleri arasında ayrılık yarat­maya»   çalıştığını  iddia  etmiştir.

Bundan sonra söz alan İngiliz Harici­ye Vekili Eden kısa bir konuşma ya­parak şunları  söylemiştir:

«İlk gayemizin Uygun bir şekilde, çarpışmalara son vermek olduğu hu­susunda hepimizin mutabık olduğunu zannediyorum, Eğer böyleyse evvela şu meseleleri bir karara bağlamak gerekmektedir:

1   —  Bütün  kıt'alann  muayyen     bir müddet  içinde  geri çekilmeleri husu­sunda mutabık mıyız?

2   — Laos ve Kamboç'un durumlarının ayrı  bir  mesele teşkil  ettiği  ve     bu memleketlerdeki Vietmin    kuvvetleri­nin derhal geri çekilmeleri icap ettiği kabul edilmekte midir?

3   — Vietnam'daki yığmak bölgelerini kim kontrol edecektir?  Bunu     bizzat başkumandanlar    mi    yapacaklardır? Bu hususun da Cenevre konferansın­da bir karara bağlanması gerektiği ka­naatindeyim.

4   — Muayyen bölgelere kuvvetler toplandıktan  sonra     diğer    kısımlardaki gayri  muntazam kuvvetlerin  silahsız­landırılması hususunda mutabakat ha­sıl olmuş mudur?

5   — Milletlerarası bir kontrola   taraftar mıyız? Taraftarsak bunun şekli ne olacaktır? Batılılar bakımından, Bir­leşmiş Milletlerin kontroluna tarafta­rız.»

Eden'in konuşmasından sonra saat 16. 05 de oturuma 5 dakika ara verilmiş­tir.

İkinci oturumun başında söz alan Amerikan murahhas heyeti başkanı Be­deli Smith oturumun başında Vietnam delegesi tarafından ileri sürülen tek­lifleri desteklediğini bildirmiş ve bil­hassa Hndiçini'de savaşa son verilmesi meselesi ile meşgul olacak teşkilâtın Birleşmiş Milletlerin himayesi ve kon­trolü altında çalışması lüzumu üzerin­de israr etmiştir.

Amerika'nın Vietnam devletini bu memlekette yegâne meşru hükümet olarak tanıdığını ve Vietmin'i de «Vietnam, Laos ve Kamboç hükümetleri­ne karşı ayaklanan silâhlı bir müteca­viz» addettiğini belirten Bedeli Smith, Vietmin'in bu konferansta hazır bu­lunmasının, bu asi hareketinin tanın­dığı manasına gelemiyeceğini tebarüz ettirmiştir.

Daha sonra Laos delegesi söz alarak Vietnam tarafından ortaya atılan tek­lifleri tasvip etmiş ve Eden tarafından sorulan beş suale cevap vermek ge­rektiğini söylemiştir.

Fransız Hariciye Vekili Bidault ise Şu En Lai'nin konuşmasını ima ederek faydasız bir polemikten kaçınmanın ve Hindicini için bir barış çâresi ara­manın daha faydalı olacağını belirt­mişti;.

Vietnam ve Kamboç delegelerinin ikinci defa yaptıkları konuşmaları müte­akip söz alan Rus Hariciye Vekili Molotof oturumun başında Kamboç delegesinin, Vietmin kuvvetleri tara­fından yapılan katliam hakkında oku­duğu telgrafı bahis mevzuu etmiştir.

Molotof'un konuşmasından sonra saat 17.35'de (gmt) bugünkü toplantıya son verilmiştir. Yarınki toplantı Kore meselesinin tetkikine hasredilecek ve Hindicini meselesinin müzakeresine öbürgün devam olunacaktır.

13 Mayıs 1954

 

—  Cenevre :

Bugünkü Kore müzakerelerinde söz alan ingiliz Dışişleri Vekili Anthony Eden, şimdiye kadar izah olunan muh­telif noktai nazarları hülâsa ederek, delegelerin şu noktalar üzerinde an­laşmaları icabettiğini belirtmiştir:

1   — Bir Koreliler arası   hükümetinin teşkili için seçimlere gidilmesi,

2   — Bu seçimlerin, halkın hakikî ira­desinin ifadesi olması,

3   — Seçimin, gizli usulle yapılması her reşit Korelinin oyunu kullanmasının sağlanması,

4   — Bu seçimlerin mümkün mertebe yakın bir tarihte yapılması,

5   — Seçimlerin,    Birleşmiş    Milletler teşkilâtı himayesinde, tarafsız    müşa­hitlerin murakabesi altında    cereyanı,

6   — Kore meselesinin hallini    derpiş edecek her tasarının, yabancı askerle­rin Kore topraklarından geri çekilme­si cihetini ihtiva etmesi.

M. Anthony Eden bu cihetlerin, Ce­nevre konferansı ile alâkalı olarak ku­rulacak mahdut kadrolu bir komitede müzakere olunmasının icabettiğini ile­ri sürmüştür.

—  Cenevre:

Kore hakkındaki konferansın bugün öğleden sonraki onuncu oturumunda söz alan Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault, Fransa, Birleşmiş Millet­ler teşkilâtı üyesi olmak sıfatı ile ken­dine düşen vazifeyi tamamen müdrik olarak Kore savaşma katıldı,    demiş-'

27 nisan tarihinde Kuzey Kore Dışiş­leri Vekili General Nam İl tarafından konferansa sunulan plâna temas eden Bidault, bu plânın, tamamen hür ve. Demokratik bir hükümetin teşkili hu­susunda hürriyet idealine bağlı bulu­nan devletler nazarında, vazgeçilmesi imkânsız   garantilerden  hiçbirini   sağlifi derin bir tetkike tabi tutması lehin de bulunmuştur. Cenevre'de imzalana­cak anlaşmaların konferansa katılan­lar tarafından teminat altına alınması hususundaki Fransız teklifini kabul ettiğini bildiren Molotof, çarpışmala­ra son verilmesine mütedair anlaşmaların kontrolü işinin, tarafsız memle­ketlerin temsilcilerinden müteşekkil komisyonlara tevdi edilmesini ileri sürmüş ve bu mevzudaki Vietmin tek­lifinin bu görüşe göre tadil edilerek kabulünü istemiştir.

Molotof'un konuşmasından sonra söz alan Fransız Hariciye Vekili Bidault Hindicini meselesinin siyasî ve aske­rî veçhelerinin halli iiçn geçen 10 ma­yıs tarihinde Vietmin murahhas heye­ti tarafından yapılan teklifleri ince­den inceye tahlil etmiş ve neticede meselenin siyasî veçhesinin ancak askerî durum halledildikten sonra bir karara bağlanması lâzım geldiği kana­atini izhar etmiştir.

Fransız murahhas heyetinin başkanı, Laos ve Kamboç meselelerinin Viet­nam meselesinden ayrı olarak incelen­mesi ve bu memleketteki Vietmin kııv vetlerinin derhal tahliyesi lüzumunu belirtmiştir.

Bidault bundan sonra geçen toplantı­da Eden tarafından sorulan beş suali cevaplandırmıştır.

Fransız Hariciye Vekilinin konuşma­sından sonra saat 16.25 de oturuma ara verilmiştir.

20 dakika aradan sonra başlayan ikin­ci oturumda ilk sözü Kamboç delegesi Tep Fan almıştır. Fan, Vietmin'in Khmer adına konuşma hakkına sahip olduğu tezini reddederek Kamboç me­selesinin çok basit olduğunu ve Kamboç'a girmiş yegâne yabancı kuvveti teşkil eden Vietmin birliklerinin geri çekilmelerinin barışı tesise kâfi gele­ceğini söylemiş ve «Kamboç dahili bir harbin değil harici bir müdahalenin kurbanı olmuştur»    demiştir.

Kamboç delegesinin konuşmasını mü­teakip, riyaset mevkiini işgal etmek­te olan Molotof, yarın Kore veya Hin­dicini meselesi üzerinde toplantı ya­pılmayacağım, pazartesi günü Hindi­cini  meselesi  üzerinde  cereyan     edecek konferansın mahdut bir oturum teşkil edeceğini ve sadece heyet baş­kanlarının üçer yardımcıları ile bu oturuma katılacaklarını bildirmiştir. Toplantıya saat 17.05 de (gmt) son verilmiştir.

16   Mayıs 1954

 

—  Cenevre:

Cenevre'deki Amerikan hey'eti baş­kanı M. Bedeli Smith, Hindicini konfe­ransının müşterek başkanı sıfatiyle bu konferansta yine ayni sıfatı haiz bulu­nan Sovyet başdelegesı M. Molotof a Dien-Bien-Fu yaralılarının tahliyesi mevzuunda 15 mayıs tarihli bir mek­tup göndermiştir.

Amerikan hey'eti başkanı, metni dün akşam neşredilen bu mektupta, Viet-minh beyanatının tarzı tefsir hakkın­da M. Bidault tarafından ileri sürü­len mülâhazaları tekrar etmekte ve yaralıların iadesinde hiç bir ırk ve milliyet sırası gözetilmemesi lüzumu­na işaret eylemektedir.

M. Bedeli Smith yine ayni mektupta görünüşe göre Vietminh başkuman­danlığının yaralıları tahliye işinde binnetice Vietminhliler için askerî fay­dalar sağlayacak olan bazı yersiz şart­ları ileri sürmeğe çalıştığım kaydet­mektedir.

Amerikan hey'eti başkanı, mektubu­nun sonunda, ileri sürdüğü bu mülâ­hazalar hakkında Cenevre'deki Viet­minh murahhas heyetinin dikkatini çekmesini ve bu suretle Dien-Bien-Fu yaralılarının tahliyesi işinin kon­feransta ittihaz edilen kararların ruh ve metnine mutabık olarak yapılma­sının teminini M. Molotof'tan istemek­tedir.

17   Mayıs 1954

 

—  Cenevre :

Bugün yapılan Hindicini konferansın­dan sonra şu tebliğ yayınlanmıştır:

«Hindicini hakkındaki müzakerelere katılan dokuz memleketin murahhas heyetleri 17.mayıs günü saat 15.00 de mahdut bir  toplantı, yapmışlardır.

Delegeler  Dien Bien Fu  yaralılarının tahliyesi mevzuunda verilen izahatı dinledikten sonra Hindiçinî'de barışın teessüsü meselesini .görüşmeye devam etmişlerdir.

18 mayıs günü saat 14.55 de mahdut bir toplantı daha yapılacaktır.»

— Cenevre :

Fransa'nın Dış İşlerini tedvire memur Devlet Vekili Maurice Schumann, dün gece Dışişleri Vekili Georges Bidault ile yaptığı görüşmeyi müteakip tekrar Paris'e dönmüştür,

İyi haber alan Fransız çevrelerinden bildirildiğine göre vekiller şu üç me­sele   üzerinde   fikir   teati   etmişlerdir:

1   — Hindicini sulh müzakereleri.

2   —  Fransız-Amerikan  müzakereleri­nin inkişafı.

3   — Avrupa müdafaa    andlaşmasının tastiki meselesi. öğrenildiğine göre, Fransız-Amerikan müzakereleri Cenevre konferansına muvazi olarak Paris ve Washington-da ilerlemektedir.

Fransız millî meclisi salı günü Avru­pa müdafaa andlaşmasmm müzakere­si için gün tesbit edecektir.

Shumann ayrıca Saar'ın müstakbel statüsü hakkında Batı Almanya Dışiş­leri Vekâleti temsilcilerinden halter Hallstein ile yaptığı görüşmeler üze­rinde Georges Bidault'ya izahat ver­mişti;

— Cenevre :

Birleşik- Amerika Hariciye Vekâleti Müsteşarı Walter Bedeli Smith, dün Vietnam Devlet Reisi Bao Dai ile yap­tığı görüşmede Birleşik Amerika'nın Hindiçİni'de Vietnam'ın ikiye bölün­mesini hedef tutan bir anlaşmaya ra­zı olmayacağım bildirmiştir.

Yetkili kaynaklardan öğrenildiğine göre Smith, Birleşik Amerika'nın Viet­nam'daki gelişmeleri yakından takib edeceğine ve İmparator Bao Dai reji­mine aykırı bir inkişafa meydan veril­meyeceğine dair teminat vermiştir.

Gerek Fransız gerekse Vetminh    komünistlerinin mütareke tekliflerinde Hindicini Birliklerinin yeniden gruplandırılmasının teklif etmeler karşısın­da Birleşik Amerika'nın bu teminatı mühim addedilmektedir.

18 Mayıs 1954

 

— Cenevre:

Cenevre'deki Vietnıin heyeti sözcüsü Hoang Van Hoan, bugün tertiplediği bir basın toplantısında Dien Bien Fu yaralılarının tahliyesi hakkında yapı­lan görüşmeleri en ince ayrıntılarına kadar anlatarak çok uzun bir konuş­ma yapmış ve sonunda Fransız ma­kamlarını Cenevre'de yaralıların tah­liyesi için iki taraf heyetleri arasında varılan kararlan baltalamakla suçlandırmıştır.

Konuşmasının başında, sözcü, bu me­seleyi bütün ayrıntılariyle anlatmak istediğini, çünkü «bu konudaki haber­lerin basında yanlış aksettirildiğini ve bunun çok defa belli maksatlarla ya­pıldığının söylemiş ve önce 10 mayıs ta Vietmin heyeti başkanının Dien Bien Fu yaralılarının nakli yolunda gereken muamelenin başlaması için hükümetinin hazır olduğunu ve ayni zamanda bu nakil esnasında ırk ve milliyet farkı gözetilmemesini istedi­ğini Georges Bidault'ya bildirmiş ol­duğunu ve Fransa Dişişleri Vekilinin de bunu kabul ettiğini hatırlatmıştır. Bunun üzerine her iki heyet de hükü­metlerine bu meseleyi bildirmişler ve sonunda bu kararın tatbikine geçilme­si için gerekli tedbirlerin alınmasına başlamışlardır.

Vietmin sözcüsü bundan sonra, 13 mayıs'ta Fransız temsilcisi Doktor Pier-re Huard ile Vietmin temsilcisi Kao Van Han arasında varılan anlaşmanın hükümlerine geçmiştir.

Sözcü daha sonra, yaralıların tahliye­si için Vietmin'in hava alanım uçak­ların faaliyetine elverişli hale koymak maksadiyle ne kadar çok sayıda insan, kullandığını anlatmak maksadiyle bu haberleri veren Fransız basınından parçalar okumuştur.

Bundan sonra da 14 Mayıs'ta, «Bütün bu tahli/e işlerinin yolunda gittiği bir

sırada» Georges Bidault Molotofa hi­taben bir mektup yollamış ve ilk 450 kişilik yaralı kafilesinde hiçbir Vietnam'lının bulunmadığından şikâyet etmiştir.

Molotof, bu mektuba 15 mayıs'ta ver­diği cevapta, anlaşmanın tatbikinden şüphe etmemek gerektiğini bildirmiş ve icabeden hususlarda her iki heye­tin Cenevre'de temasa geçerek karanlı kalan taraflar varsa aydınlatılması­nın mümkün olduğunu hatırlatmıştır. Molotof un aldığı mektuba benzer bir mektup almış olan Eden de Vietmin heyeti başkanından Vietmin ile bida­ult arasındaki anlaşmazlığı aydınlat­mak maksadiyle konferansın ondan sonraki oturumunda izahat vermesini talebetmiştir. Sözcü bu arada Vietmin heyeti başkanı Fam Van Dong'un Eden'e gönderdiği mektubu aynen oku­muştur.

Bu mektubun okunmasından sonra izahatının «tarihçe- kısmını bitiren Vi­etmin heyeti sözcüsü, Fransa'ya karşı şiddetli hücumlara girişerek Vietnam'­daki Fransız makamlarını anlaşmaları baltalamakla suçlandırmıştır.

Sözcü daha sonra kendisine sorulan sorulara yine aynı ithamları tekrarlı-yarak uzun cevaplar vermiştir.

— Cenevre :

Fransız murahhas heyeti sözcüsü bu­gün yapılan basın toplantısında, Dien Bien Fu yaralılarının tahliyesi mevzu­unda daha evvel Vietmin heyeti tara­fından tertio edilen basın toplantısın­da ileri sürülen hususatı cevaplandıra­rak şunları belirtmiştir:

1 — Vietmin kumandanlığının Dien Bien Fu yaralılarının tahliyesine mü­saade etmek için 41 numaralı yolun tarafsız hale sokulmasını talep etmesi, yağmur mevsiminin başlamasından evvel Delta Bölgesine askerî malzeme ve kıt'alann şevkini temin etmek için başvurulmuş askerî bir tedbirdi.

2— Bununla beraber bu şart kabul edilmişti. Fakat Şimdiye kadar sade­ce 11 yaralının tahliye edilmesi Üzeri­ne Fransız kumandanlığı 24 saat ev­velden haber vererek bu yolun bom­bardımanına yeniden  başlamıştır.

3 — Fransızlar şu üç teklifi ileri sür­müşlerdir:

a)     Dien Bîen Fu yaralılarının Dakota uçakları ile sür'atle tahliyelerine  im­kân  vermek için uçuş pistinin Fran­sızlar tarafından    verilecek    malzeme ile ve icabında Fransız personeli çalış­tırmak suretile kullanılır bir hale so­kulması.

b)    41 numaralı yolun tarafsız bir hale getirilmesi ve bu hususun ya bitaraf devletler veya Fransız-Vietmin müşa­hitleri tarafından kontrol edilmesi,

c)     Fransız yaralıları ile  ayni şekilde olarak Vietnam yaralılarının da tahli­yesi.

19 Mayıs 1954

 

—  Cenevre :

Bugün Hindicini meselesi üzerinde ce­reyan eden üçüncü toplantıdan sonra, müştereken kaleme alınmış olan şu tebliğ yayınlanmıştır:

Dokuz devleti temsil eden murahhas heyetler bugün gene mahdut bir top­lantı yaparak, Hindiçini'de barışın te­essüsü meselesini müzakereye devam etmişlerdir.

21 mayıs cuma günü Hindicini mese­lesi üzerinde mahdut bir toplantı da­lı?,  yapılacaktır. >>

21   Mayıs 1954

 

—  Cenevre :

Hindicini hakkındaki konferansın dör­düncü mahdut toplantısını müteakip bugün şu tebliğ yayınlanmıştır:

«Dokuz memleketin murahhas heyet­leri Hindiçini'de barışın teessüsü me­selesini müzakereye devam etmişlerdir.Gelecek mahdut toplantı 24 mayıs ta­rihinde saat 15.00 de milletler cemiye­ti binasında yapılacaktır.»

22   Mayıs 1954

 

—  Cenevre:

Güney Kore  murahhas  heyeti başkanı Yung bugün öğleden sonraki top­lantıda, murahhas heyeti adına, Kore'nin birleştirilmesi hakkında aşağı­daki plânı sunmuştur: ,

1   — Birleşmiş, müstakil ve Demokra­tik bir Kore kurmak maksadıyla bü­tün Kore'de Birleşmiş Milletlerin ne­zareti altında ve yine Birleşmiş Millet­lerin kararma uygun    olarak,,   seçim yapılacaktır.

2   — Bu  seçimler bir yandan    kuzey Kore'de, diğer yandan Güney Kore'de yapılacaktır.  Kuzey Kore'de    şimdiye kadar serbest     seçim     yapılmamıştır. Buna   mukabil   Güney   Kore'de     ser­best seçimler yapılmış bulunmaktadır. Yeniden yapılacak    seçimler    Güney Kore'de bu memleketin mevcut    anayasasına göre tertiplenecektir.

3   — Seçimler işbu tasarısının    kabu­lünden altı ay sonra yapılacaktır.

4   — Seçimlerden evvel, seçimler    sı­rasında  ve  sonra,     nezarete     memur Birleşmiş Milletler memurları tam bir hareket ve söz serbestisine sahip ola­caklardır. Ancak bu suretle bütün Ko­re'de serbest seçimlere salih bir hava yaratılmış  olacaktır.  Mahallî  makam­lar bu memurlara her türlü kolaylığı göstereceklerdir.

5   — Seçimlerden  evvel,     seçimler sı­rasında ve sonra, adaylar, onların se­çim  ajanları  ve  aileleri  tam bir ha­reket ve söz serbestisine ve    umumi­yetle demokratik memleketlerde tanı­nan garantilere sahip olacaklardır.

6   — Seçimler umumî ve gizli oyla ya­pılacaktır.

7   — Büyük Kore meclisinde     temsil bütün Kore nüfusuna göre tayin edi­lecektir.

8   — Bunun için yine Birleşmiş Millet­lerin  nezareti   altında  bütün  Kore'de nüfus gayrîm yapılacaktır.

9   — Büyük Kore meclisi seçimlerin akabinde toplantıya davet edilecektir.

10  — Büyük Kore meclisinin kararlaş­tıracağı  meseleler arasında şunlar da vardır:

a)   Birleşmiş   Kore'de   başkan   seçim­leri

b)            Bugünkü Güney Kore anayasasına tadilât vazedip etmemek

c)  Askerî birliklerin lâğvedilip edilme­mesi

11 — Güney Kore'nin bugünkü anaya­sası mer'iyette kalacak,  yalnız büyük Kore meclisi bu anayasaya tadilât va­zedebilecektir.

12       — Komünist Çin kuvvetleri seçim tarihinden bir ay evvel Kore'yi tama­men tahliye etmiş olacaklardır.

13 — Birleşmiş Milletler kuvvetleri de Kore'den tedricen geri    çekilebilecek­lerdir.  Hatta  bu çekilme seçimlerden evvel  de başlıyabilecektir.  Fakat bü­tün Kore'ye şamil olmak üzere bir hü­kümet   esaslı   surette     kurulmadıkça Birleşmiş Milletler askerlerinin tahli­yesi  son  bulmayacaktır.  Mevzuubıhis Kore  hükümetinin  hakikaten  kontro­lü ele alıp alamamış olduğunu Birleş­miş Milletler müşahade    edeceklerdir.

14 — Birleşmiş, müstakil ve Demok­ratik bir Kore'nin istiklâl ve tamamiyeti Birleşmiş Milletlerce garanti edi­lecektir.

26 Mayıs 1954

— Cenevre-:

Cenevre konferansı busunu sah gün­kü oturumda ortaya yığılan malzeme­yi işlemeye hasretmiş bulunuyor. El­de,' Vietnam teklifinden başka beş maddeli Molotof tasarısı, yedi maddeli Bidault Plânı, dört maddeli Eden olanı ve heosinden daha teferruatlı olan Fam Van Don plânı mevcuttur. Molotof plânı şu maddeleri ihtiva et­mektedir:

1   — Ateş kesilmesi,

2   — Toplanma bölgeleri meselesi

3   — Malzeme ve personel takviyesinin tahdidi veya tamamen men'i 

4   —  Mütareke  ahkâmının  kontrolü,

5   — Mütareke hükümlerinin    ihlâline karşı  milletlerarası teminat.

Bidaul tasarısı. Molotof plânına şu iki maddeyi ilâve etmektedir: Esirlerin mübadelesi  ve  gayri  muntazam    bir Eden plânı şu hususları ihtiva etmek­tedir:

1   — İki taraf kumandanlığı     temsil­cilerinin  Cenevre'de doğrudan  doğru­ya temasa geçmelerinin temini,

2   — Kumandanlıklar temsilcileri ta­rafından Cenevre'de, toplanma bölge­leri mevzunun müzakeresi,

3   — Ateş keş keyfiyetinin    kontrolü

4   — Cenevre'de, kumandanlık delege­leri arasında ve bu delegelerle bizzat Cenevre   konferansı   arasında      irtibat temini.

Fam Van Dong tarafından ileri sürü­len son teklife gelince, bu plân konfe­rans çalışmalarının ilk günlerinde Vietmin heyeti başkam tarafından teklif olunan tasarıyı ele alarak bilhassa askerî mahiyetteki maddeler üzerinde İsrarla durmakta ve toplanma bölge­leri meselesi ile mütareke hükümleri­nin korunması için sağlanacak garan­ti hakkında bazı pratik çâreler teklif etmektedir.

Bugün bu plânın tetkikine hasrolunacaktır. Programda genel veya mahdut kadrolu hiçbir toplantı yer almamıştır. Fakat komünist olmayan 10 devlet mütehassıslar!, durumu bir daha göz­den geçirmek üzere saat ll'de toplan­mışlardır., Diğer taraftan M. Bedeli Smith. Anthony Eden ve Georges Bidault'ya vekâlet etmekte olan Jean Chauveî de kendi aralarında aynı mevzuu görüşmek üzere saat 11.15 te bu­luşmuşlardır. .

Dün Paris'e gitmiş olan Fransız he­yeti başkanı Georges Bidault'nun prensip itibariyle bugün saat 16.40 da Cenevre'ye dönmüş olması gerekmek­tedir. Bidault bu sabah Vekiller He­yeti toplantısında bulunarak hüküme­te konferans çalışmalarının gelişmesi ve dolayısile son Vietmin plânı hak­kında izahat vermek üzere Paris'e git­miş bulunuyor. Binaenaleyh dönüşün­de bu plân hakkındaki hattı hareketi çok daha fazla sarahat kesbedecektir.

Georges BidauH bu akşam yemeğini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammerskield ile birlikte yiyecek tir. Yemekte Birleşmiş Milletler teş­kilatındaki vazifesine başka birinin tayin olması bahis konusu edilen Geor­ges Picot da hazır bulunacaktır. Ge­orges Picot'nun yerine M. Marjoîlin'in getirileceği söylenmektedir.

27 Mays 1954

 

—  Cenevre:

Yapılan resmi sayımda, Cenevrede. toplanan Güney-Doğu Asya konferan­sının ilk ayında 1300 gazete, radyo ve sair muhabiri müzakereleri takip et­miştir.

Mahallî isviçre gazeteleri hariç, Fran­sa Cenevrede 61 muhabir bulundur­mak suretile başta gelmekte, onu, 50 muhabirle Alman ve üçüncü olarak ta 44 muhabirle Amerika takip etmek­tedirler.

49 memlekete ait 620 istihbarat bürosu Cenevrede hususi muhabirler bulun­durmuş veya hâlâ da bulundurmak­tadır.

28 Mayıs 1954

 

—  Cenevre :

Bugün Öğleden sonra Kore meselesi hakkında yapılan toplantıdaki umumî havayı basma aksettiren İngiliz söz­cüsü, 22 mayısta Güney Kore delege­si Pyımg Yun Tai tarafından konfe­ransa sunulan 14 maddelik tasarının, komünist olmayan murahhaslar tara­fından geniş bir tasviple karşılanmış olduğu ve tasan esas ittihaz olunarak müzakerelere devamın derpiş edilebi­leceğini söylemiştir.

Bununla beraber sözcü Pyun'un tek­liflerini izah etmesinden beri konuş­mamış olan komünist temsilcilerin bu teklifler karşısındaki tepkilerine inti­zar etmek gerektiğini belirtmiştir.

Sözcünün ilâve ettiğine göre, İngiliz murahhas heyeti de bu tasarının mü­zakereler için faydalı bir esas teşkil edebileceği mütalâasındadır. Zira ta­sarıda güney Kore'nin esaslı taviz­lerde bulunmak yolunda bir hayli ile­ri gitmiş olduğu hemen göze çarpmak­tadır. Buna rağmen. İngiliz murahhas heyeti, Güney Kore heyetince de ka­bul edildiği takdirde, tasanda bazı değişikliklere tevessül etmek tasavvu­run da dır.

Hint temsilcisi Menon ile ingiliz Ha­riciye Vekili Eden arasında cereyan eden görüşmeler hakkında sorulan su­allere de cevap veren sözcü, Menon'un Cenevre'ye belli başlı murahhas he­yetlerle istişarelerde bulunmak ve konferans mesaisi hakkında hüküme­tine malûmat vermek maksadı ile gelmiş olduğunu teyid etmiş ve sözlerine son verirken, «Menon Cenev­re'ye şahsi bir tasarı veya Asya mese­lelerinin halil için Hint hükümetinin muayyen bir plânını getirmemiştir., demiştir.

—  Cenevre :

Komünist Çin heyetinin basın sözcüsü. Huang Huan bugün gazetecilere de­miştir ki:

«Amerika Birleşik devletleri Kore me­selesinde Güney Kore tarafından ileri sürülen teklifleri kayıtsız şartsız des­teklemekle bu meselenin hallini kat' iyyen istemediğini ortaya koymuştur»

Bundan sonra Güney Kore murahhas heyeti tarafından sunulan tasarıya şiddetle hücum eden Huang Huan, Birleşmiş Milletlerin Kore'de giriştiği hareketi bir defa daha takbih etmiş ve Birleşmiş Milletler bayrağının Ko­re halkına karsı yapılan tecavüz yü­zünden kirlenmiş olduğu iddiasını serdettikten sonra Birleşmiş Milletlerin prestijini kurtarabilmesi için «Çin'e hakkı olan mevkii» vermesi gerektiği­ni söylemiştir.

Gazetecilerden birinin sualine ceva­ben Çin sözcüsü Amerika'da Mevkuf bulunan Çin teb'aları ile Çin'de mev­kuf tutulan Amerikalılar meselesini Halletmek için Amerika ve Çin mu­rahhas heyetleri arasında henüz doğ­rudan doğruya bir temas kurulama­mış olduğunu bildirmiştir.

—  Cenevre :

Cenevre Konferansının Kore meselesi­ne tahsis olunan bugün öğleden son­raki genel oturumunda söz alan Ame­rikan murahhas heyeti başkanı Gene­ral Walter Bedeli Smith, Birleşmiş Milletlerin kontrolü altında genel  seçimlere gidilmesini derpiş eden Güney Kore tekiflerini destekliyerek «Bu tek­liflerin açık, mutedil ve makul» oldu" ğunu beyan etmiştir.

Diğer taraftan Amerikan Delegesi «Birleşmiş Milletlerin, Kore harbine iştirak etmiş olması hasebile yarımadanın birleştirilmesi gayes ile yapıla­cak seçimlerde murakabe vazifesini görmeğe ehliyetli olmadığını «iddia eden Çin-Sovyet tezine şiddetle hücum etmiştir. Amerikan delegesi, «vicdan duygusuna sahip bulunmıyan faik kuvvette bir mütecavizin taarruzuna uğrayan zayıf bir millete yardım et­mek gibi asil bir dava yolunda en iyi askerlerini harcamaktan çekinmiyen 16 devletin teşkil ettiği Birleşmiş Milletleri, Kore harbinde deruhde et­tiği vazife dplayısile övmüş, ve Çin-Rus tezi gösterdiğimiz bu cömertliğe ve fikirlerimize hakarettir», demiştir. «Kore seçimlerinin, tarafsız devletler, den teşekkül edecek bir komisyonun nezaretine tevdi olunmasını derpiş eden Rus plânı ise, Cenevre konferan­sının yapıcı gayretlerini yoketmek gayesile Cenevre de çekilmek istenen bir başka demir perdedir» diyen Be­deli Smith, silâhlı bir taarruza uğra­yan Kore'yi korumak u&runda Ame­rikanın katlandığı fedakârlıkları ha­tırlatmış ve Kore yarımadasının bir­leştirilmesi işinde Birleşmiş Milletle­rin yardımına tevessül olunması ikti­za ettiği hususunda ısrar ederek Gü­ney Kore tekliflerinin kabule şayan olduğu fikrinde bulunduğunu tekrar etmiştir.

29 Mayıs 1954

 

— Cenevre :

Bugün Öğleden sonra Hindicini mese­lesi hakkında yapılan mahdut toplantiyi müteakip şu tebliğ yayınlanmış­tır.

"29 mayısta yapılan mahdut toplantı­da 9 memleketin murahhas heyetleri Hindicini'de barışın teessüsü mesele­sini tetkike devam etmişlerdir.

Yukarıda adı geçen murahhas heyet­ler ingiliz murahhas heyeti başkanı­nın metni aşağıda bildirilen teklifini kabul etmişlerdir.

Hindicini:

ingiliz   murahhas   heyetinin teklifi:

"Çarpışmalara mümkün olduğu kadar çabuk ve ayni anda son yerilmesini kolaylaştırmak için aşağıdaki hususlar teklif olunur:

a — Her iki taraf başkumandanlık temsiliclerinin derhal Cenevre'de top­lanmaları ve bu maksatla mahallinde hemen temasa geçmeleri gerekmek­tedir.

b — Bu temsilciler çarpışmalara son verilir verilmez Hindiçini'de kalacak kıtaların durumu meselesini inceleye­cekler ve bu tetkikata, Vietnam top­lanma bölgeleri meselesinden bağlıya­caklardır.

c — Bu temsilciler müzakerelerde el­de ettikleri neticeleri ve tavsiyelerini konferansa mümkün olan sür'atle bil­direceklerdir.

Bundan başka her iki yüksek kuman­danlık temsilcilerinin Cenevre'de Ya­pacakları ilk toplantı tarihinin 1 Hazirandan evvel tesbiti hususunda da mutabık kalınmıştır».

Gelecek toplantı 31 mayıs pazartesi günü saat 15.00 de yapılacaktır.»

— Cenevre :

Amerikan kaynaklarından alman ma­lûmata göre, bugün öğleden sonra Hin­dicini konferansında söz alan Aderikan murahhas heyeti başkanı Bedel Smith bilhassa şu hususları belirtmiş­tir:

"Amerika'nın bu meseledeki durumu Hindiçini'de çarpışmalara mümkün olduğu kadar çabuk son verilmesini temine matuftur. Bununla beraber, Amerika, Kamboç ve Laos meseleleri hakkında daha evvel de mükerreren belirtmiş olduğu durumunu asla de­ğiştirmiş değildir.

Şu halde bulunacak her hal çâresinin, evvelemirde Laos ve Kamboc'a teca­vüz etmiş olan yabancı kuvvetlerin geri çekilmesini amir olması gerek­mektedir.

Amerikan murahhas heyeti, Eden tarafından teklif olunan esaslar dahilin­de   askerî   müzakereler      yapılmasına muhalif değildir, ve bu müzakerelerin herkes tarafından kabul edilebilecek netayiçle sona ereceğini ümit etmek­tedir.

Amerikan murahhas heyeti askerî uzmanlar tarafından konferansa sunu­lacak teklifleri kabul edip etmemek, hususunda bittabi serbestisini muha­faza etmektedir. Nihayet murahhas heyet, bu tekliflerin Laos ve Kamboç hakkındaki noktaî nazarımızla, tamamiyetine riayet edilmesi lâzım gelen Vietnam hususundaki görüşümüze uy­gun düşeceği ümidindedir.»

— Cenevre :

Vietnam murahhas heyeti tarafından bugün yayınlanan bir tebliğde şöyle demektedir.

«Vietnam'da ateşin kesilmesi husu­sunda bugün cereyan eden usul mese­lelerinin çerçevesi dahilinde olmak üzere, Vietnam murahhas heyeti mü­teaddit müdahalelerden sonra, askeri topluluklar mevzuunda Vietnamın konferanstan  resmî ve     umumî     bir teminat almıştır.Bu birlik prensibi, yakında Cenevre'­de alâkadar kumandanlıkların temsil­cileri arasında cereyan edecek müza­kerelerde belli başlı esaslardan birini teşkil edecektir.

Cenevre:

Cenevre konferansının dünkü toplantısında Türk heyeti reisi büyükelçi Cevat Açıkalm tarafından yapılan beyanat aşağıdadır:

"Konferans bir aydan beri devam edegelmektedir, bu bir ay zarfında şima­lî Kore, Çin ve Sovyet heyetlerinin hakikatleri tahrife ve Kore hâdîsatının tarihini kendilerine göre tasnie matuf uzun beyanatlarını duyduk, şimalî Kore'ye yerleştirilen komünist rejimi sayesinde istihsal edilen efsane­vî başarılara bizi ikna etmek isteyen bu memleketlerin mümessillerini sa­bırla dinledik. Biz kendi hesabımıza herkese acık demokratik dünvamızda en azı onlarınkiler kadar mükemmel olan başarılan methetmeğe teşebbüs etmedik, Demokrasi dünyasının arzeylediğİ bu manzara, yalnız inanmamakyonun ve muharip tarafların temsilcilerinden müteşekkil karma bir komis­yonun görevlendirilmesi.

Rus heyeti başkanı ve Vietmin Başdelegesi Van Dong, Şu-En-Lai'nin teklif­lerini desteklemişlerdir.

Bundan sonra söz alan Kamboş dele­gesi geçen cumartesi günü ileri sürdü­ğü ihtirazı kayıtları yeniden bahis ko­nusu etmiş ve iki tarafın yüksek ku­mandanlık temsilcileri arasında yapılan müzakereler neticesinde alınacak kararların Kamboç'a şâmil olamıyacağını, Zira Kamboç'un bu müzakerelere katılmadığını belirtmiştir.

Daha sonra Gromyko tarafsız komis­yonun şu memleketlerin temsilcilerin­den müteşekkil olmasını teklif etmiş­tir: «Hindistan, Pakistan, Polonya, Çekoslavakya».

Oturumun sonunda söz alan Bidault Bedeli Smith'in sözlerini desteklemiş­tir.

Laos ve Kamboçda ki kontrol bahsinde Fransız Murahhas Heyeti Başkanı, bu­nun çok kolay bir mesele olduğunu be­yanla bu iki memleketi istilâ etmiş olan yabancı kuvvetlerin geri çekil­mesinin kâfi olduğunu söylemiştir.

Buna karşılık Vietnam'da meselenin daha muğlak bir mahiyet arzettiğini hatırlatan Bidault, yapılması gereken işleri şöyle hülâsa etmiştir:

1   — Kontrol komisyonunun selâhiyetlerini tesbit etmek.

2   — Teşekkül tarzını kararlaştırmak.

3   —- Hangi yüksek makama bağlı ola­cağın tâyin etmek.

Bidauît'nun bu konuşmasını müteakip Vietmin Murahhas Heyeti 3 haziranda başlaması kararlaştırılan askerî müza­kereler hakkında konferansa bazı ma­lûmat vermiş, ondan sonra da saat 18.00'de (GMT) oturuma son verilmiş­tir. Gelecek toplantı çarşamba günü saat 15.00'de yapılacaktır.

Cenevrede Taraflar

23/V/1954  tarihli   (MİlUyet)den:

Cenevre müzakereleri Demokrat cephe için gün geçtikçe üzücü bir hal almak­tadır. Komünistler her noktadan muttehiden hareket ediyor, ne istedikleri­ni, neyi müdafaa edeceklerini çok iyi biliyorlar. Ona göre de hazırlanmış­lardır. Bir iddiada bulundular mı so­nuna kadar ısrar ediyor, kendilerine güvendiklerini gösteriyorlar. Demok­ratların cephesinde ise bir darmadağıniklık, bir karışıklık hüküm sürmekte­dir. Fransa Hindiçinî'deki vaziyeti tak dir edemediği hissini verecek şekilde konuşuyor, çok şeyler istiyor, pazar­lıkla, müzakerelerle bir şeyler kopar­mak ve kurtarmak çâresini arıyor. Ma alesef M. Bidault komünistlerin karşı­sında tek başına kaldığı hissini veri­yor. Birleşik Amerika murahhas heyeti Berlinde olduğu gibi müttefikle­rinin baş sözcüsü rolünü ifa etmek is­temiyor. İngiltere Hariciye Vekili ise bir komisyoncu rolü oynayarak iki ta­raf arasında mekik dokuyor. Bu vazi­yet karşısında komünistlerin çok daha ağır, çok daha sert taleplerde bulunmamalarına hayret etmek lâzımdır. Bunun sebebi ne olsa gerektir? Onların fırsat buldukları zaman çok ileri git­mekten çekinmedikleri malûmdur. Halbuki Hindicini krallıklarının, kendi usulleri dahilinde yapılacak bir seçim neticesi «hür ve müstakil» devletler ol­duktan sonra, Fransa hükümetinin hâ­lâ büyük ümitler beslediği «Fransız Birliğine- gireceklerini, Fransız tica­retinin bu memleketlerde inkişafına im kân vermeyi bile taahhüt eyliyorlar. Bunda iki büyük hedefleri olduğu aşi­kârdır. Bir taraftan Fransız Birliğine Komünist azalar sokmağa gayret edi­yor. Fransayı bu suretle komünizme da ha ziyade yaklaştırmak, Avrupa cami­ası, Avrupa ordusu işlerinden vaz ge­çirmek istiyor, diğer taraftan bir mü­şahit gibi davranarak neticeyi bekle­diği anlaşılan Amerikaya harekete geçmek imkân ve fırsatını vermemeğe, onu tamamiyle tecride çalışıyorlar. Fa­kat Birleşik Amerika henüz son sözü­nü söylemiş değildir. Bunu düşünen Nehru iki gün evvel iradettiği nutuk­ta ..Harbin ânî olarak başlayabilece­ğine» işaret eylemekten kendini alamamış, Demokrat cephesindeki bu za­hirî sükûnun korkunç bir fırtınaya müncer olabileceğini anlatmıştı. Komünistleri biraz da bu tehlikenin frenle­diği zannedilebilir.

Mayıs 1954

 

— Kolombo :

Asya devletleri Başvekilleri .konferan­sı tahrir komitesi başkanı Sir Oliver Goonetilleke, beş Başvekili Kolombodan Kandy'ye götürecek olan trenin hareketinden evvel göyle demiştir: «Hiç endişem yok, herşey gayet iyi bir şekilde neticelenecektir.»

Konferansın yazlık başşehre naklolun­duğu şu anda, Asyalı Başvekiller, ha­len kabul olunmuş prensipleri ihtiva edecek bir tebliğ yayınlamayı ve dün bir çıkmaza giren, Hindiçinî'de komü­nist ve müstemlekeci müdahalelerin kaldırılması ile ilgili takrirleri, yeni­den gözden geçirmeği tasarlamakta­dırlar.

Dün gece tahrir komitesi tarafından hazırlanan yeni formülde Sir Oliver Goonnetilleke, komiteyi teşkil eden üyeler arasındaki görüş ayrılığını uz­laştırmağa gayret etmiştir.

Müşahitlerin kanaatine göre, Sir Oliver Goonetilleke tarafından ileri sürülen teklif, Kolombo konferansının, 1947 yı­lı Asya görüşmelerinde olduğu gibi nıuvaffakiyetsizlikle neticelendirmek­ten kurtaracaktır.

Başvekiller dünkü müzakerelerde, konferans gündemine ilâve olunan yeni bir madde olan, Fas ve Tunus'a istik­lâllerinin tanınması hususunu talep eden Pakistan takririni tasvib etmiş­lerdi.

Diğer taraftan Hindistan'daki Fransız emlâkinin Hindistan hükümetine ter­ki hakkında da umumî bir anlaşmaya varılmıştır.

Hindicini mevzuunda hiçbir ilerleme kaydolunmamış bulunmasına   rağmen, Endonezya Başvekili ve Afrika - Asya konferansının kabulüne zemin hazırla­mış bulunmaktadır.

2 Mayıs 1954

 

—  Kolombo :

Kolombo konferansı son bulmuştur. Konferansa iştirak eden Hind, Pakistan, Seylan, Birmanya ve Endonezya başvekilleri bu sabah Kandy'de bir karar sureti neşretmişlerdir. Karar sureti 14 maddeden ibarettir.

Başvekiller Hindicini harbine son ver­meye matuf sarih bir teklif üzerinde anlaşmaya varamamışlardır. Bu mese­leyi Cenevre konferansına havale et­mekte ve ilgili devletlerin bir anlaş­maya varmak için müzakere imkânla­rını araştırmalarını, ihtilâfa sür'atle son verilmesini ve sulhun yeniden te­sisini teklif etmektedirler.

Tetkik edilen diğer meselelerle ilgili olarak beş başvekil şu tavsiyeler üze­rinde anlaşmışlardır:

Atom silâhları bahsinde, Birleşmiş Mil­letlerden atom ve hidrojen bombası tecrübelerinin durdurulması istenmek­tedir. Bir kontrol sistemi tesis edilince ye kadar bu tecrübeler yapılmamalı­dır.

Diğer taraftan başvekiller Komünist Çin'in Birleşmiş Milletler teşkilâtına kabulünü teklif etmektedirler. Bu suretle Uzakdoğu'da istikrar sağlanmış olacaktır.

Diğer taraftan Tunus'a ve Fas'a istik­lâl verilmesi hususunda da ısrar edil­mektedir.

—  Kolombo :

Dün Kandy'de toplanan  Güney-Doğu Asya memleketlerinin beş başvekili, gece yarısına kadar devam eden top­lantılarında, Hindicini meselesinin hal tarzına müteallik olarak Cenevre kon­feransına göndermek üzere hazırlaya­cakları müşterek takririn metni hak­kında bir anlaşmaya varamamışlardır. Bu itibarla dün akşam sona ermesi icab eden Kolombo konferansının ya­pılacak munzam bir  celse ile bugünde devam etmesi muhtemeldir. Beş baş vekilin mutabık kalamadıkları nokta, takririn beşinci maddesidir. Bu maddede gayri muharip devletlerin, Hindiçinî'ye ademî müdahale hususunda, resmen bir anlaşmaya varmaları lüzu­mu derpiş edilmektedir. Söylendiğine göre, Pakistan Başvekili Mehmed Ali bu beşinci madde hakkında ciddî iti­razlar ileri sürmüştür.

2 Mayıs 1954

 

—  Cenevre:

Anzus'a (Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki savunma andlaşması) dahil memleketlerin temsilcileri bugün öğleden sonra Amerikan Hari­ciye Vekili Dulles'ın talebi üzerine bir toplantı yapmışlardır. Foster Dulles'm başkanlığında yapılan bu toplantıdan sonra şu tebliğ yayınlanmıştır:

Avustralya, Yeni-Zelânda ve Ameri­kan Hariciye Vekilleri «Anzus Konse­yi» sifatiyle 2 mayıs tarihinde toplanmışlar ve andlaşmanın 3 üncü madde­sine uygun olarak Güney-Doğu Asyadaki durumu müzakere etmişlerdir.»

Anzus andlaşmasının 3'üncü maddesi nâkid taraflardan her hangi birinin pasifik'teki toprak bütünlüğü, siyasî ba­ğımsızlığı ve güvenliğinin tehlikeye maruz bulunduğu kanaati ile Üç dev­letten herhangi biri tarafından yapıla­cak talep üzerine konseyin derhal top­lanacağına derpiş etmektedir.

—  Cenevre :

Bugün öğleden sonra Amerikan Hari­ciye Vekili Dulles'ın başkanlığında yapılan Anzus konseyi toplantısından sonra beyanatta bulunan Avustralya Hari­ciye Vekili Casey, pek tabiî olarak Hindicini meselesinin konseyde görü­şülen işlerin önemlisini teşkil ettiğini söylemiştir.

Casey, Washington'dan gelmiş olan Bedeli Smith'in müzakerelerin esası üzerinde Dulles tarafından verilen iza­hatı Washington'dan aldığı talimatla daha sarih bir şekilde tamamlamış ol­duğunu belirtmiştir.

Avustralya Hariciye Vekili bundan başka, bugünkü görüş teatilerinin, An­zus Konseyi toplantılarının kıymetini ortaya koymuş olduğunu ifade ile öğ­leden sonra yapılan müzakerelerde te­bellür eden fikirlerin, Önümüzdeki haftalarda Cenevre'de cereyan edecek toplantılar sırasında, Amerika, Avustral­ya ve Yeni-Zelânda Murahhas Heyetle­ri tarafından tatbik sahasına konula­cağını söylemiştir.

Casey bizzat kendisinin de Avustral­ya'ya avdet ederken, İngiliz imparatorluk camiasına mensup memleketlerin temsilcileri ile ve bilhassa Singapur'­da, İngiltere'nin Güney-Doğu Asya yüksek komiseri Malcolm Mac Donald ile temaslarda bulunacağını bildirmiş­tir.

3  Mayıs 1954

 

—  Cenevre :

Doğu ve Batı arasındaki ticaret mev­zuu Üzerinde Avrupa İktisadî Komis­yonu tarafından tertip olunan konfenrans bugün çalışmalarını bitirmiştir. Avrupa İktisadî İşbirliği İcra Komite­si Sekreteri Gunhar Myrdal, bu konferansın, çalışmalara iştirak eden bü­tün memleketlerin Doğu ile Batı ara­sındaki ticaret hacminin attırılmasına azmetmiş olduklarını gösterdiğini söy­lemiştir. Myrdal görüşmelerin dostane ve samimî bir hava içinde cereyan et­tiğini belirtmiştir.

Mayıs 1954

 

—  Cenevre:

Avrupa İktisadî Komisyonu İcra Sek­reteri Dr. Gunnar Myrdal, Doğu ile Ba­tı arasındaki ticaret meselesinin müza­keresine tahsis edilen konferansın dün­kü kapanış celsesinde irad ettiği nu­tukta, bu ikinci devre içtimaları esna­sında elde edilmiş bulunan neticeleri izah etmiştir.

M. Myrdal, 1953 nisanında Cenevre'de toplanan ilk konferansın, bir çok memleketlere ilk defa olarak ticarî müna­sebetler kurmak yolunu sağlamış ve diğer bazı memleketlere de esasen mevcut ticarî mübadeleleri inkişaf et­tirmek imkânını vermiş olduğunu ha­tırlattıktan sonra bu defa toplanan ikinci konferansta mütehassısların aralarında yaptıkları iki taraflı veya çok taraflı toplantılarda Doğu-Batı ticare­tinin inkişafı neticesini sağlayabilecek tedbirleri karşılıklı bir anlayış zihni­yetiyle incelemiş olmalarının bu konferansta elde edilmiş olan başlıca mu­vaffakiyeti teşkil etmiş olduğuna işa­ret etmiş ve şunları ilâve eylemiştir:

«Bununla beraber, her ne kadar bir çok manialar bertaraf edilmiş bulunuyorsa da Doğu-Batı ticaretine müteallik esas meselelerin tetkikine derin bir incele­me ile devam edilmesi ve binaenaleyh 1955-1956 devresi zarfında bu maksat­la üçüncü bir konferansın toplantıya çağırılması iktiza eder.»

—  Cenevre:

Yedinci Dünya Sağlık Konferansı bu sabah Cenevre'de Milletler Sarayında toplantılarına başlamıştır. Konferans 22 Mayıs'ta sona erecektir. Dünya sağlık teşkilâtına mensup 84 devletin 60'-tan fazlasını temsil eden heyetler ça­lışmalara katılmaktadır. Bundan başka Birleşmiş Milletler müşahitleri ile teş­kilâtın işbirliği ettiği diğer teşekkülle­rin temsilcileri çalışmaları takip için konferansa gelmişlerdir. Bu sabahki toplantıda açılış merasimini müteakip komisyonların teşkiline geçilmiştir. Öğleden sonra başkan, başkan yardımcı­ları ve komisyon başkanlarının seçimi yapılacaktır.

5 Mayıs 1954

 

—  Cenevre:

Liberya Sıhhat Müdürü Doktor Joseph N. Togba bugün oy birliğile, Dünya sağlık teşkilâtının yedinci toplantısına başkan seçilmiştir.

71 memleketin temsil olunduğu toplan­tının başkan yardımcılıklarına Lübnan delegesi Dr. Y. Bauji, Seylan delegesi Sir Claude Corea ve Küba delegesi Dr. F. Hurtado seçilmişlerdir.

5 Mayıs 1954

 

— Strasburg :

Avrupa'daki siyasî müesseselerin ilki­ni teşkil eden Avrupa Konseyinin sta­tüsü bundan beş yıl evvel bugün West-minster'de imzalanmıştı. Bu yıldönüm bugün, konseyin âzası bulunan bütün devletler tarafından kutlanacaktır.

Strasburg'da 15 üye memleket bayrak­larının dalgalanmakta olduğu Avrupa Sarayında, konseyin Genel Sekreteri M. Leon Marchal, radyo ile yayınla­nan hitabesinde, teşkilâtın beş yıllık çalışmasını izah ederek ezcümle şun­ları söylemiştir:

(Birliğin organik bir şekil almasını te­menni edenlerin, beş yıl içinde yaptık­larımızı az bulacaklarından eminim. Filhakika yapıları işler, yapılması beklenenlere nazaran çok azdır. Fakat Konseyin kurulma tarihine takaddüm eden senelere kıyas edilirse az da olsa bir şeyler yapılmış olduğu kabul edile­bilir. Bu arada diğer birçok fikirler ortaya atıldı, daha inkilâpçı bir çok ta­sarılar müzakere edildi. Fakat bugün bütün bunlar hâlâ fikir ve tasarı halin­dedirler. Batı Avrupa'da şu anda Av­rupa Konseyinden başka hiçbir siyasî müessese mevcut değildir».

Diğer taraftan istişarî meclis başkanı M. François de Menthon da bir nutuk irad etmiş ve ezcümle şöyle demiştir; Avrupa Konseyi Batı Avrupa'nın ye­gâne siyasî müessesesi olmakta hâlâ devam ediyor. Coğrafî bakımdan daha dar hudutlu diğer müesseselerin istik­balde arzedecekleri manzara ne olursa olsun Avrupa ittihadını arzu eden her hükümet, her fırsattan istifade ederek bu birliğe mümkün olduğu kadar fiilî surette katılmağa gayret etmelidir. Beş yıllık tecrübelerimiz bizi bu yoldad daha ileri adımlar atmağa teşvik  etmektedir.»

 Dışişleri Vekili ve Avrupa Kon şeyi Vekiller Komitesi Başlını M. Gearges B'dault da radyoda bu münase­betle Lir hitabede bulunacaktır.

11 Mayıs 1954

 

—  Strasburg :

Avrupa kömür ve çelik birliği meclis başkanlığına oy birliği ve alkışlar ara­sında tek aday olan Alcide de Gasperi sesilnnştir.

18 Mayıs 1954

 

— Strasburg :

Başvekil Adenauer Avrupa konseyi ve killer kolritesinin bugünkü toplantısını açmışın.

20 Mayıs 1954

 

—  Strasburg :

Buradaki Alman kaymaklarına göre. Batı Almanya Başvekili Kinrad Adenauer i]e Fransa Başvekili Yardimcısı Pierre Hendi Teitgen, Fransız Alman münasebetlerinde uzun zamandanberi süregelen bir engel olan iaar'm Avrupalılaştırılrnas hususunda tam bir an­laşmaya varmışlardır. Anlaşma Van Natters plânı esasına göre olmuştur.

Van Natteis Hollandalı parlâmento üyesidir ve burada toplanmkta olan Avrupa Konseyine iştirak etmektedir. Van Natters'in plânı Saar için bir Avrupa statüsünün hazırlanmasını ve Ha­riciye ve Müdafaa işlerinin bir Avrupalı komisere tevdinii depiş etmekte­dir.

24ması lâzım geldiğini ve Almanyanın batı müdafaasına bilfiil iştirakine ma­ni olunmanın büyük bir hata olacağı­nı belirtmiş ve "İngiltere kendi hesa­bına 1950 denberi Almanyanın bu mü­dafaaya iştirakini kabul etmiş bulu­nuyor,» demiştir.

Bu sabahki oturumda bahis konusu edilen tek mevzu Batı Avrupa emniye­ti meselesi olmamıştır. Yunan delege­leri, Kıbrıs meselesini ortaya atarak adanın Yunanistan'a iadesi hakkında heyecanlı bir talepte bulunmuşlardır. Bunun üzerine Türk delegesi Zeyyat Mandalinci, Yunanlı mesai arkadaşla­rına, Kıbrıs meselesi gibi nazik mevzu­ların konseye arzının faydasız ve teh­likeli olacağını hatırlatarak bu gibi me selelerin hallinin diplomatlara bırakıl­masının daha uygun olduğunu ilâve et­miştir.

26 Mayıs 1954

 

— Strasburg:

İngitere Dışişleri Vekâleti Parlâmento Müsteşarı Nutting, bu sabah Avrupa Konseyi İstişare Meclisi önünde konu­şarak Berlin Konferansının neticeleri­ni uzun uzun incelemiştir.

Nutting'e göre, batılı devletler Ber­lin'de istişare meclisinin geçen eylül ayında almış olduğu kararlara tamamen uygun olarak hareket etmişlerdir. Fakat, bu konferans, Almanya ve Avusturya'ya dair teklifleri reddeden Rus­ya'nın sâdece birleşmiş bir Almanya ile ve Komünist bir birleşmiş Alman­ya ile anlaşabileceğini ortaya koymuş­tur.

Diğer taraftan, Sovyetler Birliğinin barışçı niyetlerini ortaya koyabilmek için pek çok fırsatlara mâlik olduğunu söyliyen Nutting, batı dünyasının umu­mî   gerginliği   azaltabilecek  her   ciddî teklifi görüşmeğe hazır olduğunu bil­dirmiştir.

Nutting'e göre, son hâdiseler silâhlan­ma gayretlerine devam edilmesi zaru­retini ortaya koymuştur. Avrupa sa­vunma topluluğunun teşkili de aynı çerçeve içine girmektedir. İngiltere, tarihinin hiçbir barış devresinde görülmiyen bir harekette bulunarak böyle bir topluluğa girmiş ve böyle müşterek müdafaa yolunda bir adım atmıştır.

— Strasburg:

..İngiltere Dışişleri Vekâleti Parlâmen­to Müsteşarı Nutting'in konuşmasından başka Alman Sosyalistlerinden Carlo Schmid'in beyanatı da bugün istişare meclisinin dikkatini çeken konuşma­lardan biri olmuştur.

Carlo Schmid  şöyle demiştir:

«Avrupa'nın inşasının çok güç biri olduğunu tecrübe bize gösterdi. Böyle bir Avrupayı zırhlanmış ve silâhlanmış görmeyi istemek büyük bir yanlış­lıktır. Bizi daha sağlam ve daha geniş bir Avrupaya götürecek başka imkân­lar vardır. Bu sebepledir ki Alman Sosyalistleri bazı andlaşmalara muha­lefet etmişlerdir. Avrupa Savunma topluluğu üzerindeki münakaşalar başka tasarıların gerçekleşmesini engellediği gibi karşılıklı güvensizliğin artmasına da sebep olmuştur. Alman Sosyalist­leri tarafsız kalmak arzusunda değil­dir. Onlar da Almanların diğer Avru­pa milletleri gibi bu kıtanın savunma­sı için gayret sarfetmesini istemekte­dirler. Fakat askerî yardım mevzuun­daki iştirak hissesinin durumu ancak bir barış andlaşması aktedildiği gün belli olacaktır. Dört işgal devletinin varacağı bir anlaşma ile Almanya siyasî birliğine ancak böyle bir günde kavuşabilir.»

14 Mayıs 1954

 

—  Paris :

Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı Leva­zım Müdürü Yardımcısı Genera] Crymp Garvin bugün gazetecilerle yap tığı konuşmada, Avrupadaki Nato kuv­vetlerinin harp vukuunda ancak ondört gün yetecek cephaneye sahip ol­duğunu söylemiştir.

General Garvin, Nato devletlerinin 90 gün yetecek mühimmat bulundurmayı gaye edindiklerini bildirmiş ve bu yıl sonuna kadar 40 günlük ihtiyacı kar­şılayacak stok yapılacağını söylemiştir.

19 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

Basın Yayım Umum Müdürlüğü, iki gündenberi memleketimizi ziyaret et­mekte olan Nato Gazeteciler Heyeti şe­refine, bu akşam saat 20'de Ankara Palasta bir yemekli toplantı tertip et­miştir.

Bu toplantıda yerli ve yabancı basın mensuplarıyla seçkin bir davetli kitle­si hazır bulunmuştur.

21 Mayıs 1954

 

— îzmir :

Nato memleketlerine mensup gazeteci­ler, bugün Nato karargâhında, kısa bir ziyaret için şehrimizde bulunan Güney Avrupa Nato Başkumandanı Oramiral William M- Fechteler ve Nato Kumandanı Korgeneral Paul. "W. Kendall'e sualler sormuşlardır.

Memleketimizi on gün müddetle geze­cek olan gazetecilerin başlıca alâkadar oklukları mevzu ..Bir Natuszzst olacak. Türkiye'nin askerî ve iktisadî potinsiyelıdir.

Gazeteciler İzmir'de sınaî ve için müesseseleri gezdikten sonra Efes hara­belerini  de ziyaret edeceklerdir.

Cumartesi, akşam yemeğine, izmir  cemiyetinin davetlisi olacak­lar ve pazar günü İstanbul'a    hareket

28 Mayıs 1954

 

—  istanbul :

Memleketimizin muhtelif şehirlerinde bir müddettenberi tetkiklerde bulunan Nato memleketlerine mensup 13 gaze­teci Paris'e dönmek üzere bugün uçak la İstanbul'dan ayrılmışlardır.

31 Mayıs 1954

 

—  Ankara :

M. M. V. Temsil Bürosundan aldığımız malûmata göre, Türk - İtalyan - Yu­nan deniz kuvvetlerinin müştereken yaptıkları Medflex-One Nato tatbikatı bu sabah sona ermiştir. Tatbikata işti­rak eden gemiler bir Yunan deniz üs­sünde demirledikten sonra, üç memle­ketin denizcileri bir konferans yap­mışlar, tatbikattan elde edilen netice­yi görüşmüşlerdir.

3 Mayıs 1954

 

— Cenevre :

Güney Kore Dışişleri Vekili Pyung Yong Tai bugünkü genel oturumda söz alarak ezcümle şunları söylemiştir:

«Şayet General Nam İl heyeti attığı yanlış adımdan nedamet duyarak Gü­ney Kore Cumhuriyetinin hükümranlı­ğını tanımağı ve kendileri ile işbirliği yapmağı kabul ederlerse kendilerine karşı hiçbir kin beslemiyerek eski günleri unutmağa çalışacağız. Kendilerini hararetli bir kardeş sevgisi ile karşı­layacağız, ıztırap dolu mazyi arkada bırakacağız. Hepinizin huzurunda Ku­zey Kore'li kardeşlerime hür dünya içinde yaşamağı kabul ettikleri takdir­de kendilerine elimizden gelen yardı­mı esirgemeyeceğimizi bildirmek iste­rim».

Pyung Yong Tai, konuşmasının, sonun­da, Kuzey Kore plânının kabulüne im­kân bulunmadığını belirtmiştir. Bu hu susta Güney Kore'lilerin itirazları şu noktalar inhisar etmektedir:

1   — Eşit sayıda Kuzey ve Güney Ko­relilerden teşekkül edecek olan bir Korelilerarası komisvon teşkili hakkındaki teklif kabul edilemez. Zira böyle bir komisyon, Güney Kore  Cumhuriyeti idaresi ve meclisini ortadan kaldırma­ğa matuf tesrii mahiyette bir koalis­yon olacağından ve «Polonya, Çekoslo­vakya,    Romanya    gibi    Sovyet   pevki devletler bu çeşit koalisyonlar yüzün­den  ortadan   silinmiş     olduklarından Pyung Yong Tai hiçbir koalisyon sek­lini kabul etmemektedir.

2   — General   Nam   İl'in   plânı   Birleş­miş Milletleri bertaraf etmesi hasebile tahakkuku imkânsız telâkki olunmak­tadır.

3   — Kuzey Kore plânı, bazı ilgili saydığı yabancı devletlerin müdahalesini kabul etmesi itibariyle bizzat müdafaa ettiği yabancı müdahalenin men'i prensibine de aykırı düğmektedir. Bu ci­het açık olarak komünistlerin Birleşmiş Milletler yerine kendi arzularına göre seçecekleri bir başka Milletlerara­sı teşkilâtın ikamesini arzu ettiklerini bertmektedir.

4  Mayıs 1954

 

— Londra :

İngiliz Hariciye Vekâletinde Devlet Vekili M. Sehvyn Lloyd Avam Kama­rasında bir mebusun sualine dün verdiği yazılı bir cevapta şu beyanda bu­lunmuştur: «Kore'de bitaraf komisyo­nun çalışmaları, komünist azaların çı­kardıkları engeller yüzünden müşkü­lâta uğramaktadır.»

M. Sehvyn Llody'in aynı yazılı ceva­bında tasrih ettiğine göre komisyonun Çekoslovakya'yı ve Polonya'yı temsil eden mevzuubahs komünist azaları, bilhassa şu üç çâreye baş vurmak ya­ni ileri sürülen şikâyetler hakkında tahkikatta bulunacak ekiplerin gönde­rilmesine mâni olmak, bunlara Kuzey Kore'de tahkikatlarını icraya medar olacak vasıta ve imkânları vermemek ve nihayet bu tahkikat neticelerinin müşterek raporlarda tesbit edilmesine engel olmak suretiyle komisyon çalış­malarını güçleştirmektedirler.

8 Mayıs 1954

 

— Seul:

Güney — Kore Çumhurreisi Syngman Rhee bugün şu beyanatta bulunmuş­tur: «Dien-Bien-Phu'nun kaybı gayet fecîdir. Cesur müdafiler insan dalsısı şeklindeki taktik karşısında yenilmişlerdir. Eğer Güney - Kore'nin bundan üç ay önce yaptığı teklif kabul edilmiş olsaydı, Dien Bien Phu kurtarılabilir­di».

Güney — Kore Savunma Vekâletinin bir sözcüsü de, Dien Bien Fhu'mın su­kutunun hür milletlerin müşterek bir mukabelede bulunmalarını gerektirdi­ğini söylemiştir.

10 Mayıs 1954

 

—  Seul:

Amerikan elçilik çevrelerinden bildirildiğine göre Anti-Komünist Asya dev­letlerinin müdafaa ihtiyaçlarını tesbit etmek üzere burada bulunan eski seki­zinci ordu kumandanı özel elçi Gene­ral James Van Fleet bu hafta içinde Kore'deki tetkiklerini tamamlayarak is Usarelerde bulunmak üzere Japonya'­na gidecek, tekrar Kore'ye dönecek­tir.

TaİDeh'den alman bir haberde General'in çarşamba günü orada beklendiği bildirilmektedir.

Van Fleet Kore'deki sekizinci ordu ve beşinci hava kuvvetleri hensuDİarı ile temaslarda bulunmuş, Kore ordusu ih­tiyaçlarını tesbit hususunda ihzari mahivette tetkikler yapmıştır. General tetkikleri hakkında herhangi bir açıkla­mada bulunmamişır. Van Fleet. Reisi­cumhur Eisenhover'in hususî temsilci­si olarak Uzak-Doğuda iki, üç ay ka­lacaktır.

13 Mavıs 1954

 

—  Seul:

Güney Kore hükümetinin bir sözcüsü bugün beyanatta bulunarak Komünist­lerin Koreli kadınları, Kuzey Kore'de yerleşmiş olan MoŞol ve Mançurya'lı-larla evlenmeye mecbur ettiklerini söv lemistir. Sözcü, tam mânasivle insanlık aleyhinde birer cinayet teşkil eden bu evlenmeleri protesto ederek hür milletlerin bu ise bir nihavet vermek için Günev Kore'yi destekliyecekleri ümi­dini izhar etmiştir.

— Seul :

Güvenilir bir kaynaktan Öğrenildiğine göre, General Van Fleet'in başkan Rhee ile yaptığı son görüşmeler sıra­sında, Güney Kore silâhlı kuvvetleri­nin arttırılması için sunulan tasarılar­da piyade mevcudunun 20'den 40 tü­mene çıkarılması derpiş olunmaktadır. Bundan başka Güney Kore hava kuvvetlerinin tepkili uçaklarla, deniz kuv­vetlerinin de denizaltı avcılarıyla tak­viyesini istemektedir. Nihayet Seul hükümeti askerî masraflarını karşıla­mak için 160 milyon dolarlık bir kredi talep etmektedir.

Aynı kaynaktan ilâve edildiğine göre Kore Hükümeti. Başkan Eisenhover'in özel temsilcisi Van Fleet'den Amerika-Kore karşılıklı savunma andlaşmasının yeniden gözden geçirilerek andlaşmanin şartlarının tesbitini istemiştir.

12 Mayıs 1954

 

— Seul:

Başkan Singman Ri, Güney Kore Dış­işleri Vekili ve Cenevre'deki heyet başkanı Pyune Yung Tae'ye. -Güney Kore'nin seçimler mevzuundaki görü­şünü İsrarla muhafaza etmesi için di­rektif vermiştir. Bilindiği gibi Güney -Kore, Birleşmiş Milletler kontrolü al­tında yapılacak seçimlerin yalnız ku­zey Kore'ye şâmil olmasını istemekte­dir.

Bu haberi veren hükümet kaynağı, baş kan Ri'nin, Eisenhover'in özel temsil­cisi Arthur Dean'ın karşı teklifini red­dettiğini de lâvetmştir. Bu karşı tek lifte Güney ve Kuzey Kore'de de seçim yapılması öne sürülmektedir.

Ayrıca belirtildiğine göre, Arthur Dean başkanı, bu teklifi kabule razı etmek maksadiyle, her gün ziyaret etmekte­dir.

21 Mayıs 1954

 

— Seul :

Güney Kore seçimlerinin resmî ve kat'î neticelerine göre partilerin aldığı üye­lik sayısı şöyledir:

Liberal Parti: 109 Milliyetçi Demokrat Parti: 15 Bağımsızlar: 73 Azınlık Partisi: 6

Liberal parti seçimleri kazanmış olma­sına rağmen, başkan Singman Ri'nin istediği üçte iki çoğunluğu elde edeme­miştir. Bu çoğunluk anayasada yapıla­cak bazı tadilât için gerekli idi.

22 Mayıs 1954

Bagkan Syngman Rhee, Genel Sekre­teri müteakip veriği bir nutukta «Ce­nevre konferansı komedisini» şiddet­le tenkit ederek komünist tehdidine nihayet vermek üzere Demokrat mil­letlerin harekete geçmelerini istemiş­tir. Başkan Rhee radyo ile yayınlanan bu nutkunda aşağıdaki altı noktayı belirtmiştir:

1   — Komünistlerle halen cereyan eden ve müttefikler için zararlı bir haî çâresine   götürmekten      başka   bir   şeye yaramıyacak olan müzakerelere  artık nihayet vermenin zamanı   gelmiştir.

2   — Komünistlere hududun öbür tara­fına dönmelerini ihtar etmek üzere bir ültimatom   vermenin   artık      vaktidir. Çünkü komünistler bir atom harbine karşı koymağa  hazır  olmadıklarından bu ültimatomu muhakkak surette ka­bul edeceklerdir.

3   — Kore'deki komünistler,     tarafsız İsviçreli,     müşahitlerin      iktidarsızlığı yüzünden kuvvetlenmektedir. Komü­nistler için mütareke anlaşması artık bir kâğıt parçasından başka bir şey değildir.

4   — Hindiçinî'deki durum ümitsizdir. Bu memleketin silâh, asker ve askeri Hindiçinî'ye  kuvvet  göndermek  sure eğitime ihitaycı vardır.  Güney    Koretiyle  hür dünyanın  savunmasının şe­kil bulmasına yardıma hazırdır.

5   — Komünistlerin ikmal üsleri bom­bardıman edilmediği takdirde    zaferin sağlanmasına imkân olmadığı Kore'de isbat edilmiştir.

6   — Bu sene kati savaş senesidir.1

28 Mayıs 1954

 

—  Seul:

Bir Güney Kore sözcüsü bugün verdi­ği beyanatta Korenin birleştirilmesi için Güney Kore teklifi kabul edilme­li bundan sonra atılacak adını, Kuzey Kore halkını esaretten kurtarmak i-çin harekete geçmek olacaktır... de­miştir.

Sözcü bunun Reisicumhur Ri'nin ni­haî kararı  olduğunu  belirtmiştir.

31 Mayıs 1954

 

—  Seul:

Seul'de, Güney Kore ile Birleşmiş Mil­letler teşkilâtı temsilciliği arasında im­zalanan bir anlaşma gereğince, Güney Kore hükümeti Birleşmiş Milletler ta­rafından memleketin kalkındırılması için sarfedilecek tahsisatı kontrol et­mek hakkını elde etmiştir.

1 Mayıs 1954

 

— Paris :

İmparator Bao Dai, bazı Fransız ga­zetelerinin kendisinin şimdiye kadar takip ettiği tavru hareketin Cenevre konferasının gelişmesini önlediği iddi­asına karşılık bugün ikinci bir tebliğ neşretmştir.

Bu tebliğde şöyle denilmektedir:

«İmparator Bao Dai kabinesi bazı Fransız gazetelerinin ileri sürdüğü esastan âri söylentilerden dolayı derin teessürünü bildirir. Bu iddialarda Ce­nevre konferansının gelişmesi, Viet­nam ve bilhassa onun devlet başkanı majeste Bao Dai tarafından Önlenmiş­tir»   denmektedir.

Majesteleri hükümeti bu söylentileri resmen tekzip eder.»

Hanoi:

Fransız kuvvetleri başkomutanlığı söz­cüsünün bildirdiğine göre, general de Castries, Hanoi'deki 35 gazeteci tara­fından kendisine radyo vasıtasiyle so­rulan 10 suali cevaplandırmayı reddet­miştir. Bundan başka General De Cas­tries Dien Bien Phu'daki durum hak­kındaki endişe verici haberleri protes­to etmiş ve bunların garnizon erlerinin maneviyatında kötü tesirler doğurdu­ğunu ilâve etmiştir.

2 Mayıs 1954

 

Hanoi:

40.000 komünist, bugün, insan ha­linde Dinen Bien Phu'nun üç müstah­kem mevkiine saldırmış, ondan sonra da kaleyi ikiye bölmeğe çalışmıştır.

Dien Bien Phu müdafaa şebekesinin Güneyinde topçuların bulunduğu «İsabelle»  kalesindeki dördüncü müstahkem mevki de düşmüştür.

Fransız yüksek kumandanlığı, müte­addit defalar tekrarlanan şiddetli ve kanlı mukabil hücumlara rağmen, geri kalan 20 müstahkem mevkiden ünü­nün düştüğünü bildirmiştir. Askerî çevrelerin bildirdiklerine göre bugün­kü savaşlarda kızıl lejyonların faaliye­ti mevzilerin doğu ve batı taraflarına bütün kuvvetlerile yüklenmek olmuş­tur. Kızıllar, içeriye yeni kuvvetler sokabilmek maksadı ile iki tarafta da gedikler açmaya çalışmışlardır. Yine bu çevreler kızıllar buna muvaffak oldukları. takdirde, kahraman kaleden artık ümit kalmayacağını söylemekte ve geri kalan mukavemete adalarının, .general Nguyen Giap tarafından ko­laylıkla temizleneceğini ilâve etmek­tedirler. Mütahasssılar, «Dien Bien Phunun kaybı Fransızlarla Hindiçininin maneviyatına indireceği, yıkıcı psikolojik darbe derecesinde eskerî bir hezimet teşkil etmeyecektir,» de­mektedirler.

Şafak vakti üç mevziin zaptile, Dien Bien Phu havzasının aşağısındaki bü­tün hâkim arazî kızıllara geçmiştir. Komünistler bu yeni mevzilerden ma­kineli tüfek ve tüfek ateşile aşağılar­da kalan garnizonu tarayabileceklerdir.

6 Mayıs 1954

 

—Tokyo:

Komünist Pekin radyosu bugünkü neş­riyatında gecen üç ay zarfında 10.000 Vietnam askerinin çoğu kaçmak suretile kızıl kuvvetlere teslim olmuş bu­lunduklarını iddia ederek şunları bil­dirmiştir:

«Yalnız bir hafta içinde 3 taburdan 318 asker kaçmıştır. Fransızların ida devam eden savaşlardan sonra Vİetmin kuvvetleri Mungtam kesimini mü­dafaa etmekle görevli Fransız kuvvet­lerini 7 mayıs günü saat 17.00 de.ta­mamen savaş dışı etmişlerdir. Ayni gün saat 22.00 de Vietnam halk ordu­su kuvvetleri Hongun kesiminde bu­lunan Fransız kuvvetlerini tamamen imha. etmişlerdir.

Vietmin kuvvetlerinin Dien Bien Fu müstahkem mevkiine karşı taarruza (geçtikleri tarihten beri, aşağı yukarı iki ay zarfında, Fransız kuvvet­lerinin uğradıkları kayıpların yekûnu, 17 piyade taburu (bunlardan 7 si pa­raşütçü taburdur) 3 topçu taburu ve müteaddit istihkâm birliğidir. Ayni devre zarfında Vietmin kuvvetlerine mensup uçaksavar topları cem'an ye­kûn 51 Fransız uçağını imha veya tah­rip etmişlerdir.

— Hanoi:

Dien Bien Phu'da sayısı 10.000'i aşan Fransız ve Vietnam askeri 55 gün, ga­yet kuvvetli bir topçuya malik dört Vietminh tümenine karşı koymasını bilmiştir. Bütün kuvveti beş tümen­den ibaret olan Vietminh'in dört tü­menini buraya sevketmesi durumun ehemmiyetini kendiliğinden belirtir. Dien Ben Phu'nun mukavemeti, Vi­etminh'in Laos'ta daha içeriye girme­sine veya Tonkin Deltasına doğru iler­lemesine  engel olmuştur.

Bu mevkiin seçilmesine gayet mühim stratejik sebepler âmil olmuştur. Esa­sen Japonlar dahi ikinci dünya har­binde buraya büyük ehemmivet ver­mişlerdir. Dîen Bien Phu ile, Vietnamdaki Fransız kuvvetlerinin yüzde dör­dü kaybedilmiş olmaktadır. Fakat Fakat staretjik sahada sağlanan ka­zanç büyüktür. Müstahkem mevkiin kaybı mahallî bir kayıptan fazla bir mağlubiyet ifade edemiyeceği gibi umumî ve âni bir tehlike de doğuracak değildir.

Diplomatik sahada, bu kazancın Viet­minh için belki pek de favdalı olmıyacağı belirtilmektedir. Filhakika ge­neral de Castries'in karargâhı nazik bir durumda bulundukça Vietminh, Fransa'nın süratle bir mütareke te­mini için uğraşmasına güvenebilirdi. Kalenin  kaybı,  bir  pazarlık  bakımından teşkil ettiği kıymetin de düşmesi­ne yol açmıştır.

Bu arada alman haberlere göre kale­nin düşmesine başlıca âmil, müdafaa vasıtalarının ve bilhassa topçusunun tahribi olmuştur. Filhakika son saat­lerde bir mukavemet merkezinin mü­dafaasının başlıca unsurları olan 10,5 luk obüslerden yalnız biri işler vazi­yette kalmıştı. Esas müdafaa merke­zinde ise bir tek 15,5 luk obüs ateş edebiliyordu. Paraşütle yapılan yar­dıma rağmen mühimmat da kifayet­sizdi. Esas kuvveti 13.000 kişiden mü­teşekkil olan garnizona son günlerde 3.000 paraşütçü katılmış bulunmaktay­dı. Bu arada müdafaaya katılan 5.000 Vietnamlının sonuna kadar kahra­manca  dövüştüğü  bildirilmektedir.

Hindiçini'deki Fransız kuvvetleri baş­komutanı general Hanri Navarre bu sabah yayınladığı bir günlük emirde, (Dien Bien Phu müdafilerinin feda­kârlığının faydasız olmadığını» belirt­meitedir.

Mayıs 1954

 

—  Hanoi :

Komünist radyoları neşriyatlarında Dien Bien Fu kumandanının esir alın­dığını bildirmişler, fakat De Castrıesden ismen bahsetmemişlerdir.

Buradaki Fransız kumandanlığı, kale­deki yegâne kadın hasta bakıcının ha­yatta olacağı kanatindedir. Hastahane muharebe sahası dışında bulunduğun­dan harap olmamıştır.

10   Mayıs 1954

 

—  Paris:

Yeni Çin haberler ajansı bugün, Viet­min haberler ajansının, Vietnam halk ordusunun Dien Bien Fu'da kazandı­ğı son zafer hakkındaki bir tebliğini yayınlamıştır.

Tebliğde şöyle denilmektedir:

«Vietnam halk kuvvetleri Dien Bien Fu cephesinde düşmanı kat'i bir mağ­lubiyete uğratmışlar ve Vietnam halk ordusunun tarihinde en büyük zaferi kazanmışlardır.  Düşmanın    öldürülen,Bu Amerikan çevrelerinde siyasî mü­şahitlerin dikkati, Dulles'ın beyanatı­nın şu kısmına çekilmektedir: Ameri­kan Dışişleri Vekili, Vietnam, Kamboç ve Laos devletleri, kurulmasına çalışı­lan müşterek güvenlik paktına katıl­dıkları takdirde, hâlen Hindiçinî'de vuku. bulanlar neviden tecavüzlere karşı koymak için kuvvete baş vur­mak gerekeceği kanaatindedir. Başka bir ifadeyle, Birleşik Amerika şu şart­ların tahakkuku halinde Hindiçinî'de müdahalede bulunmaya hazırdır:

1   — Cenevre konferansı,   umumiyetle Washington'da  düşünüldüğü  gibi muvaffakiyetsizlikle neticelenecek olursa,

2   — Anzus memleketleri     (Amerika, Avusturalya, yeni    Zelanda),    siyam,Filipinler Hindicini Vietnam, Laos ve Kamfaoç'un iştirak edeceği    müşterek bir Güney-Doğu Asya savunma paktı teşkil, olunursa,

3   — Hmdiçinî'deki üç    ortak    devlet Birleşik Amerika'dan resmen bir yar­dım talep ederlerse.

Güvenilir Amerikan kanyaklarından alman diğer malûmata göre, Ameri­kan hükümeti bu hususta Siyam ve Filipin tarafından destekleneceğine katiyetle emindir ve Hindicini savağı­na müdahale ettiği takdirde Avustral­ya ile Yeni Zelanda'nın müzaharetlerini de sağlayacağına kanidir.

Bundan başka zannedildiğine göre. üç ortak devlet ile Fransa tarafından ya­pılacak bir talep üzerine Amerika müdahalede bulunduğu takdirde, İn­giltere bugünkü çekimserliğini terkedecektir. Aksi halde, 'Washington, Londar'nın kat'i yardımı olmasa dahi, tek başına harekete geçecektir.

Şimdi Washington'da zihinleri meşgul eden başlıca mesele, yukarıda sayılan şartlar dahilinde vukua gelecek bir Amerikan müdahalesi karşısında, Pe­kin hükümetinin alacağı durumdur. Bu arada, Amerikan kongresi Hindicini savaşma fiilî bir müdahalede bulun­maya karar vermeden dahi, komünist Çin hükümetinin doğrudan doğruya müdahaleye girişip girişmeyeceği so­rulmaktadır.

Amerikan çevrelerinde, Dulles'm 20' mart tarihli nutkunda bahsettiği tehlikelerden birinin bu olduğu belirtil­mekte ve kongrenin bugün bu tehlike­yi müdrik olduğu, gerektiği takdirde bunu göze almaya hazır buluduğu ifa­de olunmaktadır. Bu arada Dulles'm dünkü basın konferansında kütle ha­linde ve anî mukabele politikasının merîi bulunduğunu teyit eylediği de belirtilmektedir.

14 Mayıs 1954

 

—  Saigon :

Vietminliler Saigon'un 260 kilometre doğusunda sahil kesimindeki Fan Rang bölgesinde bulunan Long Huong karakolu civarında 43 ölü, 30 yaralı bırakmışlardır.

Fransız kumandanlığından bildirildiği ne göre, düşman 12 mayıs gecesi bu karakola hücum etmiş fakat karako­lun kahramanca mukavemeti ile kar­şılaşmıştır. 13 mayıs günü düşman ay­nı bölgede bulunan diğer iki karakolu da bir hayli hırpalamış fakat hiçbir netice alamamıştır.

—  Paris :

Fransız milli meclisi bugünkü toplan­tısında Hindiçini'ye müteallik mesele­lerin incelenmesinde ahengin temini için özel bir komisyon teşkilini karar­laştırmıştır.

Hiç bİF komünist mebusun dahil bulunmıyacağı bu komisyon çalışmala­rına tam bir bağımsızlık içinde devam edecek ve mesaisinin şekil ve şümu­lünü kendisi tayin edecektir. Komis­yon 25 üyeden müteşekkil olacaktır.

16 Mayıs 1954

 

—  Hanoi (Hindicini) :

Fransız yüksek kumandanlığından bu gece tebliğ edildiğine göre, Vietminh-liîerin şiddetli baskısı neticesinde 3000 kişilik bir Fransız kuvveti Laosun ta içerlerine çekilmek zorunda kalmıştır.

Tahminen 15 kadar Vietminh taburu anlaşılan Dien Bien Fu'ya yapılan ta­arruz başlangıcına benzer bir şekilde Fuli şehrine hücum etmek üzere bir biri peşisıra yayılmışlardır. Hanoi'in 56 kilometre cenubunda bulunan Phuly, kızıl nehir deltasını muhafaza ve bütün kuzey Hindicini savaşının stra­tejik kilid noktasını teşkil eden bir şehirdir.

Kale muhasara edildikten sonra Dien Bien Fu'nun 56 kilometre içine so­kulmuş bulunan albay Jean de Crevecocun komutasındaki Fransız kuvvet­leri, Laos'un hükümet merkezi Luang Probang'a giden istilâ yolu üzerinde Nam Bac'taki mevzilerde yerleşmek üzere geri çekilmişlerdir.

Alâkalı şahsiyetler Fransız kuvvetleri­nin geri çekilmesile Dien Bien Fu'dan kaçanlardan bazılarının kurtulma ümidleri kayboldu demektedirler.

17 Mayıs 1954

 

— Hanoi:

Hindiçini'deki Fransız kuvvetler baş­komutanlığa, kuzey Vietman'daki kuv­vetler komutanlığı vasıtasiyle ve radyo ile Vietminh komutanlığına aşağı­daki kararlarını bildirmiştir:

— Vietminh tarafından ileri sürülen şartlar dahilinde,  Dien Bien Phu ya­ralılarının   tahliyesi      imkânsızlaşmıştır.

— Dien Bien Phu bölgesi ile Nasan müstahkem   mevkii   yakınında   sonlarının 50 kilometre kuzeydoğusundaki Tuangıao stratejik yol kavşağı arasın­daki yolun bombardımanına başlana­cakta.

Filhakika Fransız başkomutanlığı, Vi­etminh yaralılarının tahliyesini tenrn maksadiyle durdurulan bu bombardı­manların, Vietmenh kuvvetleri komu­tanı generali Giap'e kuvvetlerini ko­layca ve zahmetsizce kızıl nehir delta­sına indirmek fırsatını temin ettiğini müşahede eylemiştir.

Bu suretle Dien Bien Phu yaralılarının tahliyesi, hiç olmazsa şimdilik durdu­rulmuştur. Bahsi geçen yolun bombar­dımanına ev ve bomba uçakları bu geceyarısından  itibaren  başlıyacaklardır.

Kuzey Vietnam bölgesi komutam ge­neral Cogny,  Dien Bien Phu'dan avdet eden binbaşı James ve Roger ile yaptığı görüşmeler üzerine yaralıların tahliyesini durdurmaya karar vermiş­ti .

Öğrenildiğine göre Vietminhler dün bu iki binbaşı ile yaptıkları görüş­meler sırasında 13 mart anlaşmasının harfi harfine tatbikinde İsrar etmişler­dir. Bu anlaşmada Dien Bien Phu-Sonla yolunun bombardıman edilmiyeceği kaydedilmişti. Bundan başka Vi­etminh kuvvetleri, yaralıların tahli­yesini tacil için, uçuş pistinin istendi­ği şekilde tamirine de muvafakat et­memişlerdir.

18 Mayıs 1954

 

— Hanoi:

Fransız yüksek kumandanlığı bu ak­şam neşredilen resmî bir tebliğde, 30, bin kişilik bir komünist Vietmin ordusunun kızıl nehir deltasındaki son Fransız müstahkem mevkiine doğru harekete geçtiğini resmen bildirmiş­ti.-.»

21 Mayıs 19Ö4

 

—  Hanoi :

Askerî bir kanaktan verilen malûma­ta göre Taibinh'in 20 kilometre kuzey batısında bulunan Anxa karakolu Vietminîilerin eline geçmiştir.

24 Mayıs 1954

 

—  Hanoi:

Komünistlerin muhtemel bir taarruza geçmek üzere tahkimat yaptıklarının tesbit edilmesi üzerine Fransız bom­bardıman uçakları bugün Kızıl nehir deltasındaki iki komünist yığmak nok­tasını bombalamışlardır. Komünistle­rin Phu Ly ve Thai Binh adındaki bu mevkilere Haoiye taarruz etmek üze­re yığınak yaptıkları muhakkak adde­dilmektedir.

29 Mayıs 1954

 

—  Hanoi:

Bu sabah mahalli saatle 10'da Hanoi'tarafta serbest seçimler yapılacak, tek bir parlamento, tek bir hükümet ku­rulacak, bütün yabancı kuvvetler, ku­zeyden  komünist  Çinliler,     güneyden de Fransızlar çekilecekler, Hindicini böylelikle sükûnete kavuşmuş olacak! Almanya, Avusturya ve Kore gibi mi?

12   Mayıs 1954

 

— Viyana :

Milletler arası basın enstitüsü yirmi iki millet temsilcisinin iştiraki ile çalışmalarına dün başlamıştır.

Kongre, Avusturya Başvekili Julius Raab'm bir hitabesi ile açılmış ve va­sat bir okuyucunun dış haberlerle alâkalanmadığı üzerinde umumî bir ka­naate varılmıştır.

Delegeler bugün bilhassa, «mahallî bir gazetenin yabancı haberlere ne kadar yer ayırması ve bunların okunmasını temin için ne yapılması gerektiği» me­selesini müzakere etmişlerdir.

İngiliz, İsviçre ve Norveç delegeleri arasında cereyan eden münakaşadan sonra, başlıca dünya meselelerine da­ir haberlerin ehemmiyeti üzerinde mutabakat hasıl olmuş, fakat haber ajans­larının bu hâdiseleri çok tafsilâtlı ver­melerinden şikâyet edilmiştir.

Kongrede bulunan delegeler dünya ha­berlerinin ajanslar tarafından daha muhtasar ve tefsirden kaçınılacak ve­rilmesini talep etmişlerdir.

Kongrenin bugünkü oturumunda Fransız eski Reisicumhuru Vincent Auriol bir hitabede bulunmuş müteakiben «Cinayet haberleri» üzerinde münakaşalar cereyan etmiştir.

13   Mayıs 1954

 

— Viyana:

Milletlerarası basın enstitüsünün se­nelik kongresinde hazır bulunan dele­geler basm hürriyetinin herne pahası­na olursa olsun müdafaası, hususunda teklif edilen bir karar senetini ittifak­la  tasvip  etmişlerdir.

Kongrenin dün ve evvelki günkü celselerinde a2Sİa'J hükümetler tarafın­dan gazetelere yapılan baskılsi'a dair misaller vermişlerdir.

İsviçrede intişar eden Neve Zuericher gazetesi başmuharriri tarafından teklif edilen karar sureti şudur:

«En demokratik memleketlerde bile basın hürriyetine zaman. zaman ve çe­şitli şekillerde baskı yapıldığı görül­müştür.

Nerede ve ne zaman olursa olsun, memleketin yüksek menfaatleri gözetilerek dahi olsa basm hürriyetini köstekle­yen tahdidler diktatörlüğe ve adalet­sizliğe yol açar, binaenaleyh basın hür­riyetini uyanık bir şekilde müdafaa etmek basm menstuplarına bir vazifedir.

— Viyana :

Milletlerarası basınnstitüsü kongre­sinin bugünkü oturumunda söz alan ingiliz atom âlimi Sir George Thomson, «Hidrojen Bombasının en büyük tehlikesi, bu bombaya sahip olan ta­raflardan birinin daha önce davran­mak ile kullanmağa teşebbüs etmesi­dir», demiştir.

Sir Georges Thomson sözlerine şöy­le devam etmiştir:

«Bu tehlikesine rağmen Hidrojen Bombası insanları makûl düşünmeğe sevkedecek bir dönüm noktası olabi­lir. Asrımızın ihtiyacı olan şey mu­vakkat bir sulhtan ziyade harp tek­niğinde akıl ve mantığa yer verilmesidir. Hasım tarafın kayıtsız şartsız tesli­miyetini istemek gayri insanidir. Hiç bir kimse o andaki hiddet hırsı ile karşısındakini tamamiyle ezmek hak­kına sahip olmamalıdır.

Kore harbinin insanlara daha mutedil

Mayıs 1954

 

—  Paris :

İyi haber alan bir kaynaktan öğrenil­diğine göre, Amerikan Hariciye Veki­li John Fosfer Dulîes Cenevre'den hareketinden önce Fransız Hariciye Ve­kili Bidault'ya başkan Eîsenhöwerm kendisine göndermiş olduğu bir telg­rafı ve kendisinin Bidault'ya hitaben yazılmış şahsi bir mekruhunu tevdi etmiştir.

Bu iki vesikanın, Amerika'nın Hindi­cini mevzuunda takip ettiği siyasetin değişmemiş olduğunu gösterdiği bildi­rilmektedir. Amerika, Hindiçini'yi ko­münizme karşı müdafaa tazmmi mu­hafaza etmekte, bununla beraber ba­rışın teessüsünü temin yolundaki ça­lışmalarda Fransa'nın yanında yer al­maktadır.

Mayıs 1954

 

—  Paris :

Bir NATO sözcüsü Mareşal Juin'ın Or­ta Avrupa kumandanlığı vazifesine devam  edeceğini  söylemiştir.

— Paris :

Avrupa iktisadî işbirliği teşkilât vekiler konseyi bu sabah, ingiltere'yi temsil etmekte olan Maliye Vekili Richard A. Butler'in başkanlığında olmak üzere De La Muette sarayında top­lanmıştır.

—  Paris :

Dün gece Fransız Dışişleri Vekâleti ta­rafından yayınlanan bir tebliğde, 8 nisan 1951 ve 27 mayıs 1952 tarihli antlaşmaları imzalamış olan batı hükü­metin dışişleri vekilleri  arasında,  halen kurulmuş olan veya kurulmakta bulunan Avrupa camialar: üzerindeki demokratik kontrolü takviye maksa­dı ile bir prensip anlaşmasına varıldı­ğı «haber verilmekte ve şunlar ilâve edilmektedir:

«Bu karar, imzacı devletlerden kimi tarafından aktedilmiş ve tasvip olunmuş bulunan antlaşmaları katiyen tadil etmemektedir. Bu antlaşma­larda tesbit olunan yetkilerin genişle­tilmesi de katiyen bahis mevzuu de­ğildir. Bütün İlgili parlâmentolar, Av­rupa savunma camiasının kurulması hakkındaki antlaşmayı tasvip ettikten ve son tasdik vesikaları tevdi edildik­ten sonra, altı hükûmet İS nisan 1951 tarihli antlaşmanın 2-1'inci maddesi gereğince, mevcut asamblenin yerine, umumî seçimler sonunda seçilecek asambleyi ikame etmek üzere gerekli tedbirleri alacaktır. Avrupa kömür ve çelik birliği yüksek otoritesi ile Av­rupa savunma camiası komiserliği bu asambleye karşı sorumlu olacaklardır. Bu kararlar, her devletin İçendi anayasalarının hükümleri dikkat nazara alınarak, imzacı devletler parlamen­tolarının tasvibine sunulacaktır.

Mayıs 1954

 

Paris :

Resmen bildirildiğine göre Fransa Başvekili Jaseph Lanicl bugün millî meclisten ikiyüz altmış ikiye karşı 311 gibi kati bir netice ile güven oyu al­mışta

Laniel Başvekilliğe geldiğinden heri ikinci defadır ki meclisten resmî bir şekilde güven oyu almaktadır.

ile kütle halinde tahrip silâhlarını meneden muvazeneli, müterakki ve kont­rolü mümkün umumî bir silâhsızlan­ma   anlaşmasını   sür'atle   akdetmek.

d)     Uzak Doğu'yu ilgilendiren acil me­selelere  Cenevre  konferansı     sırasın­da bir hal çâresi bulmak.

e)     Birleşmiş Milletlerdeki faaliyetler­de anayasaya uygun bir hattı hareket ittifaz etmek ve bu suretle teşkilâtın bir güvenlik unsuru olarak vazifesini görebilmesine imkân vermek.

— Paris :

Fransız Millî Meclisi bugün öğleden sonra mutat toplantısını yaptığı sıra­da söz alan Başvekil Joseph Laniel. Dien Bien Fu'nun düştüğünü bildire­rek şunları  söylemiştir:

«Hükümet Dien Bien Fu müstahkem mevkiinin merkezî noktasının 20 sa­at aralıksız devam eden şiddetli sa­vaşlardan sonra düşmüş olduğunu öğ­renmiştir.

Düşman Cenevre'de Hindicini konfe­ransı başlamadan evvel Dien Bien Fu'­nun sükutunun sağlamak istemiştir. Bu suretle Fransa'nın maneviyatına Öldürücü bir darbe indireceği zannindaydı.

Düşman, Fransa'nın iyi niyetine ve barış arzusuna, 55 gündenberi dünya­nın hayranlığını kazanan kahramanla­rın müdafaa ettiği kaleyi ele geçirebil­mek için binlerce ve binlerce askerini feda etmekle cevap verdi.

Dien Bien Fu müdafilerinin daima ya­şayacak zaferlerinin sonu olan bu rr.ağ lübiyet karşısında Fransa büyük bir millet canlılığı göstermekten geri kal­mayacaktır. Fransa herşevden evvel Hindiçinî'de bulunan askerlerini düşünecektir. Hindiçinî'deki kuvvetlerimi­zin zayıflamaması için gerekli bütün tedbirler alınmıştır. Fransa şimdiye k.adar takip ettiği hattı harekette. Dien Bien Fu'nun sükutunun en ufak bir in hirafa dahi yol açmasını asla kabul et­meyecek ve Cenevre'deki murahhas hevetine bu yolda talimat verecektir. Bulunacak hal çâresinin, muhakkak surette, Fransız Birliğine mensun kuvvetlerin ve Fransa'nın bağımsızlıklarını koruduğu devletlerin himayesi için gerekli şartlan ihtiva etmesi lâzımdır.

Nihayet Fransa müttefiklerine şunu da hatırlatacaktır ki, Fransız ordusu yedi sene müddetle Asya kıt'asmın can alıcı bölgelerinden birini müdafaa et­miş ve bunu yaparken herkesin men­faatini  korumuştur.»

Laniel sözlerine son verirken Dien Bi­en Fu müdafileriinn ailelerinin endi­şelerine hükümetin de katıldığını bildirmiş ve düşmanın bilhassa yaralılar bahsinde, barış için cereyan eden mü­zakereleri ziyadesile kolaylaştıracak müsbet bir harekette bulunmasını iste­miştir.

Bundan sonra Meclis Başkanı da bir kaç söz söyliyerek Meclisin hükümet tarafından izhar olunan hislere katıl­dığını bildirmiş ve Dien Bien Fu mü­dafilerinin önünde hürmet ve hayran­lıkla eğildiğini söylemiştir.

Daha sonra Meclis matem alâmeti ola­rak oturuma yarım saat ara vermiştir.

12   Mayıs 1954

 

— Paris :

Beyaz Rusya ve Ukranya Unesco'ya kabul edilmiştir.

13  Mayıs 1954

 

— Paris :

Hindicini meselesi hakkında verilmiş olan takrirlerin müzakeresinin seri bı­rakılması için hükümetin ileri sürdüğü talep dolayısi ile bugün yeni bir güven oyuna sahne olarak Fransız Millî Mec­lisinin toplantısı saat 14.00 de (GMT) başlamıştır.Oturum açılır açılmaz Başvekil Laniel'e söz verilmiştir. Başvekil, Hindicini meselesi hakkındaki izahatına başla­madan evvel, hükümetin kendi otoritesi altında yapıan her derecedeki bü­tün işlerden doğacak sorumluluğu ve bütün vekillerin mes'uliyetlerini ka­bul ettiğini bevanla mes'ulivetlerin mevzilest irilmesi fikrini reddetmiş ve azalarından bazıları hakkında son gün­lerde yapılan polemiği protesto etmiş­tir.

Bundan sonra Hindiçinî'de şimdiye ka dar takip edilen siyasetin bir tarihçe­sini yapan Başvekil esas hakkındaki sözlerine şöyle başlamıştır:

"1945 den beri Fransa'da işbaşına ge­len bütün hükümetler Hindiçinî'yi Fransız birliği arazisinin esaslı bir bol gesi ve güney doğu Asya'nın mühim bir stratejik noktası olarak kabul etmiştir..

Lanie1 elinde 50 sahife kadar tutan notlardan nutkunu okumaya başladığı zaman salonun ancak yarısı dolmuştu. Laniel bu nutkunda «Memleketin aske­rî menfaatlerine ve hâlen cereyan et­mekte olan müzakerelere zarar verme­yecek mahiyetteki herşeyi soyliyeceğini bildirerek Dien Bien Fu'yu intaç eden hâdiseleri anlatmış ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Vietmin daha geçen 20 eylül tarihin­de büyük askerî harekâtlara girişebi­lecek ve bu harekâtlardan bir kaçını bir arada devam ettirebilecek bir kudrete sahip bulunmaktaydı.

Bizim bakımımızdan ise dağınık bir halde bulunmak zorunda olmamız za­afımızı teşkil etmekteydi. İhtiyat kuv­vetleri silâh altına almak lâzımdır.»

Bu maksatla alman tedbirleri sırala­yan Laniel, yeni millî kuvvetler vücude getirilmiş olduğunu, bir takviye tü­meni kurulduğunu ve nihayet bir ha­va köprüsü ihdas edildiğini bildirmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

»Deltanın müdafaası bu suretle teşki­lâtlandırıldıktan sonra Vietmin'e başı­nı kuvvetli bir hasma çarpacağını gös­termek  kalıyordu».

Dien Bien Fu müstahkem mevkiinin seçilmesine ortak devletlerden Laos'u müdafaa etmek zaruretinin sebebiyet ver­diğini anlatan Laniel sözlerine devam­la demiştir ki:

..Dien Bien Fu muharebesi. Hindicini harbinin bir dünüm noktasını teşkil etmektedir. Dien Bien Fu müdafilerinin uğradıkları sürpriz, Kore'de Ko­münist Çin kuvvetleri savaşa sürüldü­ğü zaman müttefikleri uğradıkları şaş kınlıktan aşağı değildi. Dien Bien Fu muhasarasının son aylarında Çin'in Vietmin'e yaptığı yardım tahmin edil­mesine imkân olmayan bir şümul kazanmış ve savaşlara muvazi olarak gi­rişilen diplomatik hareketlerle gayri kabili telif bir mahiyet arzetmiştir.

Fransız kumandanlığı Dien Bien Funun düştüğü son ana kadar talihsiz kalenin yardımına koşmak için her zaman istediğinden çok fazla sayıda gönüllü ile karşılaşmıştır. Fransa'nın havacılık bakımından bütün imkânları Dien Bien Fu uğruna seferber edilmişti. Avcı uçaklarının üçte ikisi ve bütün bombardıman uçakları faaliyete geçi­rilmişti. Hava kuvvetleri yüzde 42 nisbetindc arttırılmıştı».

Daha yakın hâdiselere geçmeden ev­vel, Dien Bien Fu'nun düşmesindekî mesuliyet için sebep ve bahaneler aramayı reddeden Laniel kuvvetli bir ses­le   şunları söylemiştir:

«Son harp sırasında Hong-Kong düş­tüğü, Singapur elden çıktığı zaman İn­giltere nasıl hareket etmiştir? Askerî şeflerini, hemen takbih mi etmiş, isimlerihi ortaya mı atmıştır? Hayır İn­giltere cevabını  susmakla vermiştir».

Meclisin yarısından fazlasının kendisi­ni alkışladığını gören Başvekil, daha cesaretle sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Bizzat hükümet dahi gerekli bütün ve saike sahip değilken şimdiden hüküm vermeye nasıl kalkışabiliriz. Bu hırsı­mızın bir hükmü, daha fenası bir par­ti hükmü olacaktır».

Bundan sonra Hindiçinî'ye yapılan as­kerî yardımlar hakkında izahat veren Laniel Dien Bien Fu hezimetinin se­bepleri ve mes'uliyetleri üzerinde du­rarak şunları söylemiştir:

«Kumandanlığın kararlarına hiç bir si­yasî müdahale olmamıştır. Askerî ha­talara gelince, bunları burada kim ha­kikî kıymeti ile ölçebilecektir? Fransanın bugün, müttefiklerinin yapacakları ve yapamıyacaklan şeyleri fcat'î olarak tesbit etmelerine ihtiyacı vardır.

 

Hükmet millî müdafaa komitesini ya­rın sabah için toplantıya çağırmıştır. Bu komite Hindiçinî'nin müdafaası için bugün mevcut usul ve çârelerden birini seçecektir».

Bundan sonra Cenevre konferansına temas eden Laniel demiştir ki:

«Cenövre konferansının akamete uğ­ramasının doğurabileceği neticeleri şimdiden tahmin etmek imkânsızdır. Fransa'nın böyle bir tehlikeyi göze almaya hakkı yoktur".

Başvekil meselesinin siyasî veçhesini şöyle hülâsa etmiştir:

«Herşeyden evvel halkın kendi irade­sini serbestçe izhar edeceği seçimler yapılması».

Cenevre'de İngiliz Hariciye Vekili fi­den tarafından sarfedilen gayretleri hürmetle anan Laniel, Bidault'nun ileri sürdüğü Fransız tekliflerine hemen hemen Fransa'nın bütün müttefikleri­nin katılmış olduklarını hatırlatmış ve sözlerine son verirken. Cenevre müza­kerelerinin devam edip etmemesi key­fiyetinin Meclise başlı olduğunu söyle­miş ve Meclisin bugün takip edilenden veya ««Dostlarımız yerine düşmanlarımıza güvenmek şeklinden başka teklif edebileceği üçüncü bir siyaset olup ol­madığını sormuştur.

Bundan sonra oturuma saat 16.45'e ka­dar ara verilmiştir.

İkinci oturumun başında söz alan par­lâmento grupları Leniel'in beyanatı hakkındaki kanaat ve görüşlerini bildirmeye başlamışlardır.

Sosyalistler hükümete güven oyu ver­meyeceklerini bildirmişlerdir. Sosvalist mebuslardan Samary «Hükümet yıpranmış, parçalanmıştır. Ne dahilde ne de hariçte otoritesi kalmamıştır» de mistir.

14 Mayıs 1954

 

—  Paris :

Hindistandaki Fransız sömürgeleri me­selesini sörüsmek üzere busun saat 15 te Dış İsleri Vekâletinde bir Hint- Fransız konferansı açılmıştır.

22 Mayıs 1955

 

—  Paris :

İngiliz - Fransız dostluk paktının el­linci yıldönümü münasebetile bugün verilen ziyafeti müteakip dışişleri vekili Georges Bidault söz alarak ezcümle şunları söylemiştir:

«Bir paktın ellinci yıldönümünü kutlayabilmek her millete nasip olmıyan mes'ut bir hâdisedir. Bu dostluk andlaşması, andlaşmayı bizzat aktedenlerin tahayyül edemedikleri kadar güzel neticeler vermiş bulunuyor. Bu andlaşma iki memleket halkının kalplerinde öyle derinlere kadar kök salmıştır ki, bugün, bu his İngiliz ve Fransızların şahsi varlıklarının ve millî düşünce­lerinin ayrılmaz bir parçası haline gir mistir. Elli yıl içinde bir çok imtihan­lar geçirdik. Bu arada sizler ve bizler atalarımızdan tevarüs ettiğimiz adalet ve hürriyet idealleri uğrunda omuz omuza mücadele ettik ve ideallerimi­zin zafere ulaşmasını sağladık. Dostluk andlaşmamızm ikinci yarım asra girdiği şu günde, birliğimizin gelecek ne­siller boyunca her gün biraz daha kuvvetlenerek devam etmesini hepimiz candan temenni etmekteyiz. Uzun yıl­lar birbirine rakip olan tarihlerimizin şan ve şerefini teşkil eden iman ve az­min canlı ifadesi olan hakikatler ve ide aller uğrunda hizmet etmekte devam edeceğiz.

24 Mayıs 1954

 

— Paris :

Umumiyetle emin kaynaklara göre, Amerika'nın Hindİcinî'de Fransızlara yardım plânında, Hindiçinî'de bir Ame rikan başkomutanının bulunması der­piş edilmektedir.

Amerikan plânı hasırlanmış oiud ha­ber, Fransız Başvekili Josenh Lsniel'e tevdi edilmiş bulunmaktadır. Plânda Hindiçinî'de Amerikan deniz ve hava kuvvetlerinin müdahaleci. Sivam ve Filipinlerin askerce iştiraki keyfiyeti ver almaktadır. İleri sürülen siyasi şartlara Vietnam, Lsos. Kamboc. Şortok devletlerin mutlak bakımsızlığı ve kendilerine Fransız Birliğinden çıkmak hakkının tanınması maddeleri dahil bulunmaktadır.

28 Mayıs 1954

 

— Paris :

Fransız Vekiller Heyeti. 1951 yılı için­de toplanması gereken ikinci grup era-

Fas Mes'elesi

21/V/1954 tarihli (Milliyet)'den:

Fransa ile himaye muahedesi akdine mecbur edilen memleketler Hariciye Vekâletine bağlı, dolayısıyla Fransa Meclisi Hariciye Encümeninin kontroîuna tabidirler. Martın beşinde topla­nan merkûr encümen, Avrupa müda­faa camiası projesi müzakerelerini ya­rıda bırakmış, Faştaki vaziyetin arzettiği vahamet dolayısıyla bu işi ele al­mıştır, Raportör Mr. de Moustier, mec­lisin tatilinden evvel de mevzuubahs edilen bu mesele hakkındaki mütem­mim raporunu okumuş, Fas işlerinin gün geçtikçe vahim bir şekil aldığını, anarşi ve dahilî harbe müncer olacak bir yol tutulmuş olduğunu anlatmıştır. Umumî Valiliğin artık vaziyete hâkim olmadığını, zabıta kuvvetlerinin müte­madiyen arttırılmasına rağmen Fran­sızlara Fransa taraftarlarının gittikçe müşkül bir duruma düştüklerini, huzur ve sükûnlarını kaybeylediklerini, hü­kümetin her şeyden evvel Faşta bir teceddüt politikası takip etmesi zarurî bulunduğunu, evvelce bu hususta en­cümende alman karara rağmen, Hari­ciye Vekâletinin işi uzatıp durduğu­nu da ilâve etmiştir. Encümen müttefikan raportörün noktai nazarını tasvip etmiş, vaziyetten Başvekilin haberdar edilmesine karar vermiştir.

Fransız Hariciyesi hâlâ Fası, General Guilîaume'un gözleriyle görmekte, üç beş iş adamının hatırı için 1946 da Hindiçinî'de dahilî harp başlamasına mey dan veren zihniyet Fas idaresinde de hâkim olmaktadır, Umumî Vali her müşkülün kolayca halledileceği, edil­mek üzere olduğu gibi vaadlerle mer­kezi oyalamakta, bu esnada hata üstüna hata yapmakta şiddet hareketle­riyle Faslılarla Fransa arasında bir uçurum yaratmaktadır. On beş milyon insanı bir kışla inzibatına tâbi tuta­bileceği hayaline saplanarak zabıta kuvvetleriyle yabancı lejyon askerle­rinin yarattığına inandığı dehşet ha­vası sayesinde Fası elde tutacağını san maktadır. Bu kanaatle meclis hariciye encümeninin yapılmasını muvafık bul­duğu reformu daha evvel istediği için Faslıların çok sevdikleri Sultanı mem­leketten sürdü, buna mukabil bütün Fasın nefret ettiği Merakeş Valisi gibi camide herkesin önünde bilâ muhake­me adam Öldüren bir adamı «sadık ben de» diye hükümdar mertebesine çıkar­maktan çekinmedi. Fransa, Hindicini macerasından sonra müstemleke gene­ralleri Faşta son bir kudret gösterisiy­le tutunmaya çalışıyorlar. Bu yüzden Hindicini tarihi Faşta tekerrür etmek­tedir

2 Mayıs 1954

 

—  Londra :

İngiliz İşçi Partisi Sol Cenah Lideri Aneurin Bevan bu akşam Leeds'de yaptığı bir konuşmada şunları söylemiş­tir:

"Komünist Çin hükümetinin Vietmin'e yardım etmesi gayet tabiîdir. Zira Hindiçinî emperyalist Fransa'dan kurtul­maya çalışmaktadır. Komünist Çin'in Hindiçinî'ye yardım ettiği, Amerikanın da Fransa'ya yardımda bulunduğu bir vakıadır. Bunda ne fenalık vardır? Fransa bir Avrupa devletidir ve Hindiçinî'de işi yoktur. Uzun zaman muh­tar bir hükümetten mahrum kalan ve şimdi hürriyetine kavuşmaya çalışan Hindicini halkı için neden sempati duymıyayım?

Fransız emparyalizmini desteklemek için Hindiçinî'ye bir tek asker bile gön dermek niyetinde olmadığımızı Ameri­ka'ya bildirmemiz gerekirdi ve bunun çok zaman evvel söylenmesi lâzımdı. Bu suretle pek çok hayat kurtarılmış olacaktı.-

—  Nottingham:

işçi Partisi Lideri Clement Attlee, ..va­sat seviyede insanların âlimler tarafın dan vücude getirilen icadları kontrol edememeleri dünyayı mahva sürükliyecektir.» demiştir.

Dün burada 1 mayıs münasebetile yap­tığı konuşmada Attlee, sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Tahribkâr kuvvetler beynelmilelcilik fikrinden daha sür'atle inkişaf etmek­tedir.

Bundan 50 sene önce medeniyetin sür'atle ilerlediğini görerek memnun olu­yorduk.  Bugün ise 20 inci asır. mede

niyetinin tarihten önceki ve sonraki medeniyetler gibi yer yüzünden silin­meyeceğine güvenimiz yok.

Zannımca bugün herkes güvenilemiyecek kimseleri işbaşına getirmenin veya büyük kitlelerin kayıtsızlığından doğacak tehlikeyi idrak etmiştir. Bugün bir kişinin kayıtsızlığı dünyayı ve me­deniyeti mahva sürükliyebilr.»

7 Mayıs 1954

 

—  Londra:

Kızılhaç teşkilâtının kurucusu olan Hanri Dunant'ın 126 ncı doğum yıl dönümü münasebetiyle İngiliz Başvekili Sir Winston Churchill dün akşam İn­giliz kızılhaçma bir mesaj göndermiş­tir. İngiliz Başvekili bütün Dünya milletlerine hitap eden bu mesajında kızıl haçın hizmetlerinden bahsetmekte ve ona tam bir müzaharat talep ederek şöyle demektedir:

«Dünyada mevcut 71 kızilhaç cemiyeti, harpte olduğu kadar sulhte de ıztırapları dindirmek yolundaki müşterek gayelerinde birleşmişler ve din, sınıf, milliyet ve ırklar arasında hiç bir ay­rılık gözetmeksizin nerede büyük bir felâket olmuşsa hep birlikte oraya koş muşlardır. Kızılhaç cemiyetleri yalnız elem ve ıztırapları dindirmeve hizmet etmemekte, aynı zamanda milletler arasında daha iyi bir anlaşma yaratmağa çalışmaktadır,»

—  Londra :

Avam Kamarasının dünkü toplantısın­da işçi mebuslardan eski Harbiye Müsteşarı Wodrow Wyat'la verdiği cevap­la Başvekil 'Winston Churchilî, ezcüm­le «İngiliz Amerikan Birliği olmazsa, Amerika ile aynı zamanda İngilterenin de bekası tehlikeye girebilir, iki mem­leket arasındaki fikir ayrılıklarını açığa vurmanın şimdi zamanı değildir», demiştir. İşçi Partisi mensupları hükûmetin Hindicini meselesi hakkında İn­giltere ile Amerika arasında olan ihti­lâfa dair beyanatta bulunması hususun da Churchill'i yine tazyik etmişlerse de Başvekil bu talebi tekrar red et­miştir.

8 Mayıs 3954

 

—  Londra :

Dışişleri Vekâletinden bildirildiğine göre, casusluğa tebeşbüs suçu ile itham olunan iki Sovyet ataşemiliter muavi­ni Yüzbaşı PuDİçef ile Yüzbaşı Andrei Gudkov 10 gün içinde İngiltere'yi terketmeğe davet olunmuşlardır.

Bu iki Sovyet subayı hakkında alman karar dün dışişleri vekâletine davet ohman Sovyet büyük elcisi Jacob Malik'e Selwyn Lloyd tarafından bildiril­miştir.

—  Londra :

Dışişleri Vekili Eden, Dien Bien Fu kalesinin düşmesi münasebetivle Fran­sız Dişileri Vekili Georges. Bidault'ya gönderdiği mektupta duyduğu teessürü şu şekilde' ifade etmiştir:

«Kahraman Dien Bien Fu mukavemet merkezinin akıbetini bildiren haberi henüz almış bulunuyorum. Duyduğum teessürü Fransız birli&i halkına bildir­mek için bu mesajı gönderiyoruz Dien Bien Fu müdafilerinin kahramanlığı Fransız birliğinin parlak sayfalı tari­hine geçmeye lâyıktır. Cesaretlerinin hatırasını hafızalarımızda ebediyen muhafaza edeceğiz. Bütün eski dostlarınız ve müttefiklerinizin teessür ve iftiha­rını paylaşmakta olduklarına emin ola­bilirsiniz.

Fransız Dışişleri Vekili, Eden'e şû ce­vabı göndermiştir:

«Müşterek zaferimizin yıldönümüne tesadüf eden ve yedi hafta müddetle ha­rikulade muharebeler vererek Dien Bien Fu'yıı müdafaa eden kahraman­ların uğradığı âkibete şahit olan bu bahar gününde Fransız halkının uğra­dığı teessüre iştirak hususunda göster­diğiniz nezakete teşekkür ederim. Bu hâdise biz Fransızlar için muazzam bir ıztırap kaynağı fakat o nisbette büyük bir iftihar vesilesi teşkil etmektedir. Muharebelerin delik deşik bir hale ge­tirdiği topraklarda mezarsız kalan sa­yısız kahraman için tanrıdan mağfiret dilerim.

9 Mayıs 1954

 

— Londra:

Batı Almanya'ya iltica eden Sovyet ajanı Nikola Koklof Londra'ya giderek Dışişleri Vekâletini ziyaret etmiştir. Koklof'un ziyareti gizli tutulmuştur.

Dışişleri Vekâletinden bir sözcü bu hu susta sâdece şunları söylemiştir:

«İngiltere  makamları sualler sordular.»

Koklof tekrar batı Almanya'ya döne­cektir.

10 Mayıs 1954

 

—  Londra :

15 senedenberi ilk defa olarak İngiliz­ler istedikleri miktarda yağ satın ala­bilmişlerdir.

Tereyağı, margarin ve mutfak yağı satıslarında tatbik edilen vesika usulü cumartesi gece yarısından itibaren kaldırılmıştır.

—  Londra :

İşçi Partisi mebuslarından Aneurn Bevan dün gece Hindicini hakkında bir nutuk vererek şöyle demiştir:

«Eğer Hindistan bundan dokuz sene Önce bağımsızlığını kazanmak için Sir Winston Churchill'e karşı savaşmak mecburiyetinde kalmış olsaydı, bugün o memlekette komünizm muzaffer olurdu.

Fransa'nın Hindiçinî'deki emperyalist siyaseti için tek bir İngiliz eri daha hayatını tehlikeye sokmamalıdir. Bu kadar çok Fransızın bu savaş sırasında boş yere ölmüş olmaları esasen kâfi bir felâkettir.

Bir memleket kendi kendini idareye muktedir hisseder ve bütün bir millet bu ideal için dövüşmeye hazır   olursa istenileni vermemek muhakkak surette bir ihtilâle yol açar. İşte bu sebepten. Eğer Fransa İngiltere ve Birleşik Amerika millî bağımsızlık için girişi­len bu mücadelenin komünist ve ihti­lâlci bir mahiyet almasına engel olmak istiyorlarsa, anlaşmazlığın ilk safhasın da bağımsızlık bahşedümelidir. Fikrimi burada bu şekilde tereddüt etmek­sizin ve açıkça söylüyorum».

11   Mayıs 1954

 

— Londra :

Dışişleri Vekâlet sözcüsü, Mareşal Tito'nun New-York Times gazetesine verdiği beyanat hakkında şöyle demiştir:

»Mareşal Tito'nun beyanatı hakkında yorumlarda bulunamam. Bununla be­raber Mareşalin böyle bir beyanatta bulunmasına esef ettiğimizi bildirme­liyim. Halka bu şekilde yapılan beya­natlar bir anlaşma için faydalı ola­maz,

—  Londra :

«Sudan Umumî Valisi Komisyonunun-, teşkil tarzının, değiştirilmesi hakkında Sudan Parlâmentosu tarafından itti haz edilmiş olan kararın İngiltere hü­kümetince muteber addedilip edilmiyeceğine dair dün Avam Kamarasında bir muhafazakâr mebusun sualini ce­vaplandıran Devlet Vekili Selwyn Loyd, «İngiliz hükümeti, Sudan Parlâ­mentosunun bu kararla ihdas ettiği emri vakiî maalesef kabul etmekte­dir.» demiş ve bununla beraber yeni komisyonun 1953 şubat tarihli İngiliz-Mısır andlaşmasına uygun bir şekilde hareket edip etmeyeceğini bekleyip görmek icap ettiğini kaydederek beyanatım şöyle bitirmiştir: «Aksi tebeyyün ettiği, takdirde İngiliz hükümeti müdahaleye mecbur olacaktır.»

12   Mayıs 1954

 

—  Londra:

Sovyetlerin Londra büyükelçisi Jacop Malik, bugün saat /9.30 da (GMT) dış işleri vekâletine giderek, Dışişleri Müsteşarı Sehvyn Lîoyd ile bir gö­rüşmede bulunmuştur. Yetkili bir kaynaktan bildirildiğine göre Sovyet büyükelçisi, talebi üzerine yaptığı bu zi­yaret sırasında, beyas Rusya ve Ukranya Sovyet Cumhuriyetleri adına, Unesco mukavelenamesini imzalamıştır.

Büyükelçi bugün saat 16.30'da (GMT) Lloyd ile bir görüşme daha yapacak­tır. Bu ziyaretin gayesinin yarın Lon­dra'da toplanacak olan silâhsızlanma konferansı ile ilgili bazı meseleleri görüşmek olduğu söylenmektedir.

13  Mayıs 1954

 

— Londra :

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Ko­misyonu Talî Komitesinin ilk genel top lantısı bugün öğleden sonra ingiliz Heyeti Başkanı Sehvyn Lloyd tarafın­dan yapılan bir konuşma ile açılmış­tır. Komite çalışmalarına İngiltere, Kanada, Fransa, Amerika ve Rusya de legeleri iştirak etmektedir.

Sehvyn Lloyd konferansı açarken İn­giliz hükümeti adına dört Murahhas Heyetin başkanlarını selâmlamış ve şunları söylemiştir:

Hükümetim bu müzakerelerin Lon­dra'da cereyanından son derece mem­nundur

Konferansın özel mahiyette çalışacağı­na işaret eden İngiliz devlet vekili sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Hepimiz bu müzakerelerin ehemmiye­tini müdrikiz. Ve birşeyler yapabile­cek durumda olmayı samimî bir şekil­de istiyoruz. Çalışmalarımızın silâh­sızlanma mevzuunda geniş bir anlaşma ile neticeleneceği ümidindeyim. Böyle bir anlaşma olmadan dünyada devamlı bir barış için ümit besleyemeyiz».

Açılış oturumu beş dakika sürkdükten sonra kapanmıştır.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı Londra Bürosunda yayınlanan bir tebliğe gö­re Tâli Komite yarın saat 13.00 de toplanarak çalışmalarına devam edecek­tir.

14   Mayıs 1954

 

— Londra :

Kraliçe  İkinci  Elizabeth   80  bin  kilola (Fransa), Akdeniz Kuzey Doğu Ke­simi kumandanı Amiral Sadık Altıncan (Türkiye, Merkez kesimi kuman­danı Amiral Girosi (italya), Doğu .ke­simi kumandanı Amiral Laggas (Yuna­nistan), Akdeniz Müttefik kuvvetleri Başkumandan Muavini Visamiral Fife (Amerika) ve Akdeniz ve Doğu Atlan tikteki Amerikan Deniz Kuvvetleri Başkumandanı Amiral Cassady katıl­maktadırlar.

—  Londra :

İngiliz Muhalefet Lideri Clement Attlee Avam Kamarasının bugün öğleden sonra yaptığı toplantıda, 1948 yılında kendi başkanlığında bulunan hüküme­tin, Amerika'nın atom enerjisi kullan­ması mevzuunda İngiltere'nin sahip bulunduğu veto hakkında feragat et­miş olduğu iddiasını yalanlayarak «böyle bir hal vuku bulmamıştır, atom bombası meselesi o zaman Churchill ile Başkan Roosevelt tarafından imzalan­mış bulunan anlaşmaya tâbi îdi. Da­ha sonra da benimle başkan Truman arasında imzalanan anlaşmaya tâbi olmuştur», demiştir.

19   Mayıs 1954

 

—  Londra :

Hükümet çevrelerinden bugün bildi­rildiğine göre, son altı hafta zarfında Süveyş kanalındaki İngiliz personeli elli iki defa taarruza uğramıştır. Bu tecavüzler esnasında bir ingiliz askeri ölmüş, iki İngiliz askeri de ağır suret­te yaralanmıştır.

20  Mayıs 1954

 

—  Londra :

Beş memleket arasında, yâni Fransa, İngiltere, Birleşik Amerika. Avustral­ya ve Yeni-Zelânda'nın iştirakiyle ya­kında Washington'da yapılacak olan askerî görüşmeler esas itibariyle İngilte­re'nin teşebbüsü üzerine gerçekleşmiş bulunmaktadır. Şu farkla ki İngiltere, bu görüşmelerin Singapur'da yapılma­sını teklif etmişti.

İngiltere'nin bu teklifi bu ay bidayet­lerinde açıklanmış ve o zamandanberi de alâkalı hükümet merkezleri arasında devamlı bir görüş teatisine mevzu olmuştur.

İngiliz idarecilerinin fikrine göre mevzuubahs görüşmeler, şu üç esas gaye­nin tahakkukunu sağlamalıdır :

1   — Hindicini meselesinin     muhtemel bir hal tarzına bağlanması   takdirinde bununla ilgili askerî teminat plânları­nı hazırlamak,

2   — Cenevre konferansı akim kalması takdirinde  alınacak    tedbirleri tetkik eylemek,

3   — Batı Pasifik ve Güney Doğu Asya için bir güvenlik sisteminin askerî nü­vesini kurmak,.

Bununla beraber Hindiçinî'de âcil bir askerî müdahale meselesinin mutasav­ver görüşmelerde hiç bir veçhile ele alınmaması kararlaşmış bulunmaktadır ve esasen Sir AVinston Churchill geçen pazartesi günü Avam Kamarasında va­ki beyanatında «İngiliz Hükümetinin taahhütleri istilzam eden hiç bir mü­zakereye girişmemiş olduğunu» teyit eylemiştir.

İngiltere'nin müzakere mahalli olarak Singapur'u teklif etmiş olması, Asya milletlerinde lüzumsuz şüpheler uyan­dırmamak ve tamamen askerî mahiyet taşıyacak olan bu görüşmelerle güney doğu Asya paktı hakkında cereyan eden müzakereleri birbirine karıştır­mamak maksadına matuf idi. Ayrıca Singapur'da beşli bir askerî komitenin iki senedenberi esasen faaliyet halin­de bulunmakta olması da İngiltere'nin bu. şehri. teklif ine bir mesnet teşkil etmiştir.

Beşli askerî görüşmelerin yapılacağı mahal hususunda her ne kadar Ameri­kan noktai nazarı galip gelmişse de görünüşe nazaran İngiliz hükmeti de bu görüşmelere tamamen «istişarî» bir mahiyet verdirmeğe muvaffak ol­muştur. Filhakika Sir Winston Chur­chill Avam Kamarasında geçen Pazar­tesi günü yaptığı beyanatta, meselenin sırf amevcut askerî organizmalar çer­çevesinde hükümetler için hiç bir ta­ahhüdü tazammum etmemek üzere ya­pılacak alelade görüşmelerden» ibaret olduğunu söylemiştir.

İngiliz Başvekili keza aynı beyanatında mevzuubahs görüşmelerin, halen cereyan eden Fransız - Amerikan görüş­meleriyle Güney Doğu Asya'da bir gü­venlik teşkilâtının kurulması mevzuun da yapılan müzakerelerden tamamen farklı olduğuna da bilhassa işaret et­miştir.

Müttefikler arasında Hindicin! ve gü­ney doğu Asya mevzuunda yapılacak her türlü istişareler için Cenevre kon­feransının neticesini beklemek yolun­daki arzusunu daha geçenlerde izhar etmiş olan İngiliz hükümetinin bu fik­rini değiştirerek acele bir karar almış-bulunmasma,. ihtimal ki Yeni-Zelânda ile Avustralya'nın bu bahiste aldıkla­rı vaziyetin de tesiri olmuştur. Filha­kika Yeni-Zelânda ve Avustralya Ha­riciye Vekilleri M. Clifton Webb ve M. Richard Casey tarafından son gün­lerde yapılan beyanatta, mevzuubahs müzakerelerin ««müstacel» bir hal aldı­ğı beyan edilmek suretiyle memleket­lerinin bu meseledeki noktai nazarı açıklanmıştır.

— Londra :

Avam Kamarasının bugün öğleden sonra yapılan toplantısında muhtelif me­buslar tarafından sorulan sualleri ce­vaplandıran Başvekil Sir "Winston Churchill, son harpte bitaraf kaldığı takdirde İspanya'ya Cebelüttarık'ın vadedilmiş olduğu hususunda ispanyollar tarafından ortaya atılan ididalara te­masla şunları söylemiştir:

«Harp sırasında İspanya'ya Cebelütta­rık'm kendisine verileceği yolunda hiç bir vaitte bulunulmamıştır».

Bu hususta bir İspanyol gazetesinde yayınlanan makaleye temasla Başvekil demiştir ki:

«Bu makaleyi gördüm. Ayrıca makale­nin hangi kaynaktan yazdırıldığı hu­susunda da malûmat sahibiyim. Fakat vakıalar size anlatıklarımdan ibaret­tir».

Sir "Winston Churchill İngiliz hüküme­tine verilen malûmata nazaran Ameri­kan ve Fransız hükümetlerini Ameri­ka'nın Hindiçini'de müdahalesine mü­tedair henüz karşılıklı hiçbir teahhüt altına girmemiş olduklarını söylemiş­tir. Başvekil Amerikan ve Fransız hükü­metleri arasında yapılan bu görüşme­lerden İngiliz hükümetinin evvelden haberdar edilmediğini, fakat sonradan bu iki taraflı müzakereler hakkında devamlı surette malûmat verildiğini bildirmiştir.

—  Dublin :

Bir sefer müstesna 1932'den beri fa­sılasız İrlanda Başvekiiliğini yapmak­ta olan Eamonn de Valera. yapılan İrlanda umumî seçimleri neticesinde iktidardan düşmüştür.

De Valera'nm partisi Mecliste hâlâ en büyük tek parti olarak çoğunluğu elin­de bulundurmasına rağmen, muhalefet partileri 16 üyelik bir çoğunluk kazan mışîardır.

Partilerin durumları şöyledir:

Fianna Fail (Devalera'nın liberal par­tisi)  63 üyelik

Fine Gael  (Muhafazakar partisi)

49 üyelik

İşçi Partisi                                        18 üyelik

Çiftçi Partisi                                       5 üyelik

Cumhuriyetçi Partisi                         3 üyelik

Müstakiller                                         4 üyelik

Mebus namzetlerinden birinin ölümü ile, daha beş mebusluk için yapılacak seçimler tehir  edilmiştir.

23   Mayıs 1954

 

—  Londra:

Bu sabah Empire Nevs gazetesinin bil­dirdiğine göre, Scotland Yard demir­perde ötesindeki memleketlere stratiejik madde sevkeden geniş bir kaçakçılık şebekesi meydana çıkarmıştır. Bu şebekenin iki buçuk milyar frank de­ğerinde mâden sevkettiği bildiriliyor. Bu konuda İngiltere'de olduğu kadar Avrupa'da da tahkikata devam edil­mektedir.

24  Mayıs 1954

 

—  Londra :

Bu sabah Sir Winston Churchill tara-

26   Mayıs 1954

 

—  Londra:

İşçi partisi icra komitesinin bu sabah­ki toplantısında Almanya'nın yeniden silâhlanması ve Avrupa ordusu hak­kında çok mühim bir karar alınmıştır. Bir heyetin Çin'e gönderilmesini de kararlaştırmış olan komite, diğer taraftan, çok sıkı olan partinin dahilî .inzibat hükümlerinin, partiyi hemen hemen iki müsavi kısma ayıran Almanyanın yeniden silâhlanması mese­lesinde uygulanmamasını karar altına almıştır. Bu, sol cenah lideri Aneurin jBevan'ın işçi partisi mensupları ara­sında Almanya'nın silâhlanması mese­lesi aleyhindeki propagandasına de­vam edebileceği manasına gelmekte­dir.

—  Georgetown:

Georgetown adalet sarayının avlusun­daki Kraliçe Viktorya heykeli dün ge­ce dinamitle atılarak tahribedilmiştit. İnfilâkın ayarlı bir bomba sistemi İle sağlandığı sanılıyor.

—  Londra :

îngiliz Ticaret Vekili Peter Thorney Croft bugün Avam Kamarasında yapl tığı bir konuşmada, Sovyet Rusyanm, geçen sene İngiltereye 112 milyon do-,1ar tutarında mal siparişinde bulunduğunu söylemiş ve komünist bloku memleketlerine konan ticarî takyidat ve tahdidatı hafifletmek üzere Pariste müzakerelerin cereyan etmekte ol­duğunu sözlerine katmıştır.

27   Mayıs 1954

 

—  Londra :

Buckingham sarayından bugün tebliğ edildiğine göre, halen Amerika'da Ohio'da yaşamakta olan 83 yaşlarındaki İngiliz asıllı şair Ralbh Hodgson'a 1954 yılı şiirleri için kraliçe altın madal­yası tevcih edilmiştir.

Hodgson,   evvelce   Japonya'da      Senoi Üniversitesinde İngiliz edebiyatı pro­fesörlüğünde  bulunmuştu.

28 Mayıs 1954

 

— Dublin : 

Son üç üyelik için Wicklow kazasında yapılan seçimleri müteakip, yeni mec­listeki üyeliklerin tevzi şekli ve parti­lerin kayıp ve kazançlarının miktarı aşağıda tesbit edilmiştir:

65 üyelik   (7  kayıp)

50 üyelik  (4 fazla)

19 üyelik   (4 fazla)

3 üyelik  (1 fazla)

5 üyelik  (2 kayıp) 5 üyelik  (1 kayıp)

Rus radyosunun bildirdiğine göre, Sovyetler Birliği bugün Londra Bü­yükelçisi vasıtası ile, «Rus tesanüd hareketi mensupları millî birliği» adını taşıyan ve Sovyetler Birliği aleyhin­de yıkıcı hareketlere girişmek gayesi ile hareket eden Rus aleyhtarı bir grubum İngiliz topraklarında faaliyetite bulunması hususunu İngiliz hükü­meti nezdinde protesto etmiştir.

31 Mayıs 1954

 

— Lefkoşe:

Bu sabahki gazetelerin umumiyetle iyi haber alan çevrelere atfen bildirdik­lerine göre, İngiliz sömürge Vekâleti Kıbrıs Valisine Ada için yeni bir ana­yasa tasarısı sunmuştur. Aynı çevrele­re göre bu tasarı 1948'de valilik yap­makta olan Lord Minster tarafından teklif olunan tasandan daha müsait­tir.

Yeni tasarının, Yunan hükümeti Kıb­rıs'ın Yunanistan'la birleşmesi mese­lesini Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun gelecek toplantısında ortaya at­madan önce, Londra ve Lefkoşe'de ay­nı zamanda yayınlanması beklenmek­tedir.ani sayılan «Arriba. gazetesi, dün neşrettiği bir makalede, İspanya'nın Cebelüttarık ile yavaş yavaş her tür­lü irtibatı keseceğini belirterek şun­ları yazmaktadır:

«Bu kararı verirken her ihtimalin he­saba katıldığına emin olabiliriz. Zira İspanya'nın anî bir infial neticesi yanlış adım atmayacağına kaniiz, General Franco'nun dediği gibi Cebelüttarık harbie alınmaya değmez. Bu vatan parçasını iki buçuk asır önce bizden çalmış olanlardan yavaş yavaş söküp alacağız.»

21 Mayıs 1954

 

—   Madrid :

İspanyol Dışişleri Vekâleti Diploma­tik basın bürosu, Sir Winston Churchill'in Cebelüttarık meselesi hakkındaki sözlerine cevap mahiyetinde bir tebliğ yayınlamıştır. Bu demeçte ileri sürüldüğüne göre, İspanîhol Dışişleri Vekâletinin arşivleri arasında bulunan vesikaların tetkikinden şu hususlar anlaşılmaktadır:

«İngiliz hükümeti, 1940 ve 1942 yılları arasında, tarafsızlığını idame ettirdiği takdirde, İspanya'ya yalnız Cebelüttarık'ı iadeyi vadetmekle kalmamış, bundan başka Kuzey Afrika'da haklı talepleri diye vasıflandırdığı hususla­rın teminini ve büyük bir akdeniz devleti olarak tanımayı kabul etmiş­tir.,

Bunu müteakip tebliğde aşağıdaki al­tı vesikadan bazı kısımlar açıklanmış­tır:

1)  ingiliz Başvekili   Winston     Churchill'in  26 haziran   11840     günü     İngiliz Dışişleri     Vekâleti  müsteşarına,     Cebelitarıkın   statüsü   hakkında       gön­derdiği not.

2)  İspanya'nın Londra Büyükelçisi Aibe Dükünün bir telgrafı. Büyükelçi bu telgrafında İngiliz hükümetinin   gele­cekte.  Cebelüttarık  meselesi de dahil, ispanya'nın bütün mesele ve istekleri­ni  tetkike  taraftar olduğunu haber vermekteydi.

3)  Büyükelçinin   1940 Eylülünde İngi­liz sömürgeler Vekili ile, Fransız Fası ve Cebelüttarık hakkında yaptığı hu­susî mahiyette bir     görüşmeye     dair ikinci bir telgrafı.

 4) Churchill'in  19 ekim 1940'da Avamkamarasının gizli bir toplantısında söy­lediği nutuk.  Bu nutkunda Churchill, İngiltere'nin,     İspanya'nın     haklarım haleldar   etmek  istemediğini,   bilhassa bu  memleketin  düşman  İçin  bir  iaşe ve ikmal yolu olmasını önlemeyi arzu ettiğini  söylemiş  ve  şunları  ilâve  et­miştir:

»Bu sebepten-. İspanya'nın menfaatle­rini korumak, bu memleketi tekrar yükseltmek ve bundan az zaman ön­ceye kadar şiddetli bir yangın mahi­yetinde olan anlaşmazlığın kıvılcım­larını tekrar körüklememek yolunda samimî bir arzuyla hareket ederek tetkikini kabul etmiyeceğimiz hiçbir mesele mevcut değildir.»

5) Churchill'in 2 ekim 1940    günü İs­panya  Büyükelçiliğindeki bir yemek­te kendisine yaptığı bir beyanatı bil­diren  Alba  Dük'ünün     bir     telgrafı.Dük bu telgrafında Churchill'in, İngil­tere  harbi  kazandığı  takdirde,  kuzey Afrika'da  sıkı bir baskı icra edebile­cek durumda olabileceğini bildirdiğinihaber    vermektedir.    Bundan    başka Churchill, İtalya ile Fransa'nın olduk­ça zayıf bir durumda bulunacaklarını ve bunun    İspanya'ya    akdenizde    en kuvvetli   devlet   olmak   fırsatını   sağlıyacağmı, bu hususta da    İngilterenin yardımına   güvenebileceğini   söylemiş­tir.

6) Büyükelçinin,   Churchill'in   26   ka­sım  1942  günü kendisine yaptığı     be­yanata dair başka bir telgrafı.  Chur­chill bu beyanatında  «yegâne  arzusu­nun  İspanya'yı kuvvetli, müreffeh ve mesut bir devlet haline  getirmek ol­duğunu.,   söylemiş  ve  harbin     sonun­da  Fransa ile  İtalya'nın     zayıflaması­nın  «İspanya'nın asırlardan beri göre­mediği  bir duruma  gelmesini     temin edeceğini»  ilâve etmiştir.

İspanyol tebliğinde netice olarak «yu­karda adı geçen vesikaların tetkiki sonunda, son dünya harbi sırasında Cebelüttarık'ın İspanya'ya iade hu­suslarında İngiliz hükümeti tarafından İspanyaya yapılan teklifin tesadüfi ve geçici bir vakıadan ibaret olmadı­ğı ve iki yıllık bir devre içinde tasar­lanan ve tekrarlanan bir siyasî noktai nazarın ifadesi olduğu» kanaatini ha­sıl edeceği ileri sürülmektedir.

 

Mayıs 1954

 

—  Milano :

Bugün. Milano yakınlarında Crenna Di Gallaratede Amerikan Hariciye Vekili Dulles ile İtalyan Başvekili Sceîba ve Hariciye Vekili Piccioni a-rasmda cereyan eden görüşmeleri mü­teakip şu tebliğ yayınlanmıştır;

«Başvekil Scelba ve Hariciye Vekili Piccioni bugün Milano yakınlarında bir villada Amerikan Hariciye Vekili Dulles ile görüşmüşlerdir. Dules'a Amenka'nın İtalya Büyük Elçisi ' ba­yan Claire Booth Luce refakat etmek­teydi.

Dostane bir hava içinde cereyan eden toplantı sırasında, milletlerarası du­rumun muhtelif veçheleri üzerinde geniş görüş teatisinde bulunulmuş­tur.

banşı ve güvenliği sağlamlaştırmak ve milletlerarası iş birliğini geliştirmek şeklinde karşılıklı bir menfaat arzeden meseleler de müzakere edilmiştir. Cenevre konferansı çalışmalarından avdet etmekte olan Amerikan Harici­ye Vekili bu fırsattan faydalanarak İtalyan Başvekiline ve Hariciye Veki­line konferansın seyri hakkında ma­lûmat vermiştir.»

Foster Dulles bu görüşmeden sonra Amerika'ya hareket etmek üzere he­men  hava alanına gitmiştir.

Mayıs 1954

 

—  Milano :

İtalyan Başvekiliyle yakından teması bulunan çevrelerden öğrenildiğine gö­re. Birleşik Amerika Hariciye Vekili M. John Foster Dulles ile İtalyan Başvekili M. Mario Scelba ve Hariciye Vekili M. Attilio Piccioni arasında Milano civarında dün vukubulan mü-îâkat, esas itibariyle beynelmilel du­rum hakkında üç devlet adamı ara­sında klâsik fikir teatisine inhisar et­miş ve M. Dulles İtalya'ya Trieste hak kında   hiç  bir teklif getirmenrştir.

Yine ayni mahfillerin beyanına göre psk tabiî olarak dünkü görüşmeleri­nin sıklet merkezini Trieste meselesi teşkil etmiştir. M. Scelba bu mesele­ye dair Amerikan Hariciye Vekiline mufassal izahat vermiş ve buna mü­tedair bulunan İtalyan tezine tekrar rücu etmiştir.

Bilindiği gibi bu tez, İtalya'nın da me­seleyi bir hal tarzına bağlamak husu­suna mütemayil bulunduğu, ancak bunun icabında tadil edilebilecek olan 3 ekim tarihli İngiliz Amerikan kararı esası üzerinden yapılması icap ettiği ve İtalyan millî hislerine dokunacak her türlü teklifin reddedileceği merkezindedir.

İtalyan çevreleri, Londra'da bu mevzu üzerinde haftalardan beri cereyan, et­mekte olan müzakereler esnasında bir hal tarzının bulunmuş olmasının bu itibarla doğru telâkki edilemeyece­ğine göre İngiliz, Amerikan ve Yugos­lav temsilcilerinin iştirakiyle cereyan etmekte olan bu müzakereler şayet bil­dirildiği gibi bir neticeye bağlanmış ise bu netice Roma'ya tebliğ edilme­miştir ve M. Dulles'te dün buna dair bir şey söylememiştir.

İtalyan Başvekili M. Scelba, intizar edildiği gibi, muhatabı Amerikan devlet adamına İtalyan parlamentosundaki siyasî durumu, bilhassa ko­münist partisinin mevki ve ehemmiye­tine teallûk eden veçhesiyle birlikte izah etmiştir. Bu mevzuda M. Dulles'i temin etmiş ve komünistlerin İtalya'­da   iktidarı   ele   almak   arefesinde   bu ve sırası ile sekreter Domenica Tardini ve Giovanni Battista Montini tarafın­dan kabul olunmuştur.

— Roma :

150 kor İtalyanın, işsiz ve gelirsiz 30. bin kör İtaîyana maaş bağlanmasını te­min maksadiyle Floransa'dan Roma'ya yaptıkları .ıstırap yürüyüşü» dün ge­ce Roma civarında küçük bir istasyon­da sona ermiştir. Filhakika temsilci körler son elli kilometrelik mesafeyi trenle katetmişler ve burada birçok taraftar ve dostlarıyla îtalyan körler birliğinin temsilcileri tarafından kar­şılanmışlardır. Heyet buradan kafile halinde meclis binasının önüne gelmiş tir. Meclis başkam Grochi kendilerini kabul ederek mebusların taleplerini destekliyecekleri hususunda teminat vermiştir. Bunun üzerine heyet üyele­ri montecitorio sarayının merdivenle­ri üzerinde açlık/grevi yapmak kara­rından  vazgeçmişlerdir.

 

25 Mayıs 1954

 

— Palermo :

İtalyan Başvekili M. Mario Scelba dün akşam Palermo'da irad ettiği nutuk­ta şunları söylemiştir.

«İtalya ile Yugoslavya arasındaki münasebetler ne kadar müellim olur­sa olsun. İtalya'nın bizzat Yugoslav istiklâli dâvasına olan yardımını unutturmamalıdır. Kaldı ki İtalya fa­şizmin hatalarını esasen çok pahalı ödemiş bulunmaktadır.

İtalya'ya adalet namına değil fakat galip tarafın kanunu olarak tahmil edilen ağır fedakârlıkları hatırlamak­la ancak, yeni fedakârlıkların imkânsjzlığına ve her şeyden evvel iki kom­şu memleket arasında dostâne ve müsmir elması lâzım gelen münase­betlerin yeniden kurulmasına ve bu iki memleketin diğer devletlerle olan rabıtalarına zarar veren şimdiki vazivetten mütevellit endişeye işaret et­mek istiyoruz.

Bugünkü durumun idamesinden, barış düşmanları   hariç,   kime   olursa   olsun bir fayda hasıl olabileceğine hiç biri­miz kani değiliz.»

Nutkuna devam eden M. Scelba, İtal­ya'nın barış davası uğrunda çok bü­yük fedakârlıklar yapmış olduğunu ve esasen nazik safhada bulunan müna­sebetleri ağırlaştırması melhuz her hangi bir hareket hattını bil'ihtiyar bertaraf etmek suretiyle beynelmilel bütün toplantılarda batı milletlerinin tesanüdüne fa'âl şekilde hizmet et­mekte bulunduğunu beyan etmiş ve şunları ilâve etmiştir.

«İtalya hakkının teslim edileceğini se­nelerce beklemiştir. Trieste serbest bölgesindeki kardeşlerimizin ve bü­tün İtalyan halkının izhar ettikleri sabırsızlık çok haklı olmakla beraber hiç bir İtalyan hükümeti âdilâne olmavan hal tarzlarını kabul etmek ci­hetine gidemezdi, Trieste meselesinin âdilâne bir hal tarzma bağlanması, İtalya kadar Atlantik Paktına dahil bulunan ve bu paktı kuvvetlendirme­si samimi olarak isteyen bütün millet­leri alâkadar eder. Birleşmiş Millet­ler müdafaasının geliştirilmesi işiyle telif kabul etmez hareket hatlarını takınmaktan geri kalmayan biri mev­cut bulundukça bu müdafaanın geliş­tirilmesine matuf yeni vesikalara iti­matla   bakmak   güç   bir   keyfiyettir.»

M. Scelba sözlerine şöyle devam et­miştir:

Trieste serbest arazisinin temamen İtalya'ya iadesinin âdilâne bir hal razı olacağı, daha sulh andlaşması hazır­lanırken ve batılı galiplerin birbirini takip eden resmî beyanlarına göre, kabul edilmiş bulunuyordu. Bize ge­lince, dün haklı telâkki edilmiş olan bir şeyin bugün böyle olamayacağın­dan şüphe etmemiz için ortada hiç bir sebPD mevcut değildir. Bununla beraber, İtalyan kalblerinde bu derece derin bir heyecan yaratan Trieste me­selesi, îtlayan beynelmilel faalivetmi felce uğratmamalıdır. Umumî harbin sonunda Fiume meselesi mevzuunda yapılmış olan neviden bir hata tek­rar edilemez."

İtalyan Başvekili nutkuna devamla demiştir ki:

..Evvel emirde îtalyan Demokratik milletlerin   barış  ve   hürriyetlerinin göre, Amerika'nın Roma Büyükelçisi Olare Booth-Luce ile İtalyan Dışişleri Vekili Piccioni'nin dün gece yaptık­ları ve Triyeste meselesine temas et­tikleri görüşmenin asıl gayesini, Bal­kan Paktının askerî bir ittifaka tah­vili tasarısı hususunda "Washington hükümetinin İtalyan hükümetinin endişelerini izaleye matuf bir mesaj teşkil etmiştir.Ayni kaynaktan belirtildiğine göre Amerikan Büyükelçisi hükümetinin bu meseleyi büyük bir dikkatle takip ettiğini, İtalya'nın bu bölgede vukua gelen bütün gelişmelerle ilgilenmesi­ni takdir ettiğini ve bu sebepten Bal kan Paktı askerî bir pakta tahvil edil­diği zaman kendisiyle istişarede bu­lunulması icabettiği kanaatinde oldu­ğunu bildirmiştir.

13 Mayıs 1954

 

—  Lizbon :

Halen Lizbon'da bulunan Arap Birli­ği Genel Sekreteri Abdülhalik Hassuna bugün yaptığı , beyanatta, «Arap Birliği üyelerinin bütün millelterle dostane münasebetler tesisine çalış­tıklarını., söylemiş ve bilhassa arap memleketlerile, hâlâ arap medeniye­tinin izlerini taşıyan İberik yarım ada­sı arasındaki münasebetlerin sıkılaştı­rılması   lüzumu  üzerinde  durmuştur.

25 Mayıs 1954

 

—  Lizbon :

sabah yirmi kadar memleketi temsil eden 300 den fazla delegenin huzuru ile açılmıştır. Kongre çalışmaları 28 Mayıs'a kadar devam edecektir.

29 Mayıs 1954

 

— Lizbon :

Portekiz Hariciye Vekili Dr. Paulo Cünha ve Kanada amme hizmetleri Vekili Robert Winters, iki memleket arasında ilk defa olmak üzere bir ti­caret anlaşması  imzalamışlardır.

Milletlerarası   süperfosfat  kongresi  bu esnasında muharrir A. Surof Nikola İja, T. Galsanof ve L. Korobof'u ce­miyetten tardetmek kararını vermiş­tir.

Bu karar için mucip sebep olarak mevzuubahs  muharrirlerin  ahlâk dışı  ve antisosyal hareketlerde bulunduklar gösterilmekte  ve bu  itibarla  kendile­rinin artık bir sovyet muharriri telâk­ki  edilemeyecekleri  de  ayrıca kayde­dilmektedir. ı 11 Mayıs 1954

— Londra :

Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Anthony Nutting dün akşam Avam Kamarasın da, Sovyetlerin silâhlı kuvvetleri hak­kında  aşağıdaki  malûmatı  vermiştir:

Deniz kuvvetleri: 750.000 kişi.

Denizaltı mevcudu: 350. (yarısı uzun seyir kabiliyetlidir). 1951'deki miktar 300,   harbin nihayetinde  ise 215  idi.

Kara Kuvvetleri: 3.200.000 kişi (takri­ben).

Tümen sayısı: 175

Hava kuvvetleri 800.000 kişi. 19 ilâ 20.000  uçak.

Tank mevcudu: 30.000, 1991'e nazaran % 2 bir artış ifade etmektedir. Piyade tümenlerinin motorize haline getiril­mesine devam olunmakta ve top mik­tarı  mütemadiyen   arttırılmaktadır.

Peyk devletler ve doğu Almanya: 1.210.000   kişi.   Iı2ı51'e   nazaran   140 000 kişilik bir artış ifade etmektedir.

Tümen sayısı: 80. tümen 1947'ye naza­ran  iki misli artmıştır.

Hava Kuvvetleri: 90.000 kişi. 1951'de 50.000 kişi idi.

20 Mayıs 1954

 

—  Moskova :

Sovyet Rusya İngiltere'ye 7.000 000 Starlin değerinde mensucat makinele­ri sipariş etmiştir. İkinci Dünya Har­binin sona ermesinden beri Rusya ilk defa olarak İngiltere ile bu kadar bü­yük ölçüde ticaret yapmaktadır.

29 Mayıs 1954

 

— Cenevre :

Halen Milletler cemiyeti binasında toplantılarına devam etmekte olan milletlerarası çalışma bürosu idare heyeti, Rusya'yı sınaî bakımdan en ehemmiyetli 10 devlet arasına ithal eden ve bu sebeple Sovyetler Birliği­nin idare konseyindeki daimî üyelik­lerden birine geçmesine imkân veren bir karar suretini kabul etmiştir.

Bu kararla Brezilya konsey üyeliğin­den çıkmış olmaktadır. Netice İtibariIe dünyanın sınaî bakımından ehemmiyetli 10 devleti şu şekilde tesbit edilmiş bulunmaktadır: «Kanada, Çin, Fransa, Batı Almanya, Hindistan ital­ya Japonya, Amerika, Rusya, İngilte­re.»

28 Mayıs 1954

 

— Stokholm :

İsveç Dışişleri Vekâleti, Kahireden ge­len ye İsveç'in Mısır'a silâh yardımın­da bulunduğunu bildiren haberleri asılsız   olarak   vasıflandırmıştır.

Diğer taraftan, İsveç harp malzemesi müfettişi albay Hamustroem verdiği bir   beyanatta   «İsveç'in   Mısır'a   silâhvermek için taahhütte bulunmadığını bildirmiştir. Albay, İsveç'in .dışarıya silâh satışı mevzuundaki kararlı siya­setini hatırlatarak şöyle demiştir:

«Bu siyasete göre, îsveç, silâhlı çatış­ma halinde veya buhranlı bir bölge içinde bulunan hiçbir memlekete si­lâh sevkiyatında bulunamaz. İsrail ve Arap devletleri arasındaki gerginlik herkes tarafından bilindiğine göre. İs­veç bilhassa bu son seneler içinde Mı­sır'a silâh satmaktan çekinmiştirheyeti bu sabah, harp esirlerinin iade­si hakkında Hint heyeti tarafından sunulan karar sureti tasarısını oy bir­liğiyle kabul etmiştir, Karar suretinde ezcümle şu hususlar  belirtilmektedir:

«Milletlerarası kızilhaç birliği idare heyeti, Cenevre konferansına iştirak etmiş olan bütün devletlerden, harp esirleri ve yaralılarının emniyet için­de tahliyesini ve bütün dünyanın susamış bulunduğu barışa doğru ilk adı­mın atılmasını teminen Hiıdiçini'de mütarekenin aktolunirasi için gerekli tedbirlerin derhal alınmasını talebedet.

Tasarıda bir değişiklik yapılması hususunda Sovyet heyeti tarafından ileri sürülen teklif dokuza karşı 32 oyla red olunmuştur .

1 Mayıs 1954

 

— Berlin :

1 Mayıs münasebetiyle Batı Almanya' da yapılan törenler sırasında söz alan Almanya Birliği Vekili Jakop Kaiser şunları söylemiştir:

«Almanya meselesinin dünya mukad­deratının bir kısmını teşkil ettiğim bi­liyoruz. Birleşmiş bir Almanya mevcut olmadan Birleşmiş bir Avrupa vü­cut bulamaz. Parçalanırış bir Alman­ya bütün Avrupa için daimi bîr hara­ret kaynağıdır. Hür dünyanın Cenev­re konferansını müteakip, yeniden Almanya meselesi ile meşgul olmasını bekliyebiliriz ve beklemekteyiz. Ber­lin konferansı sadece bir başlangıç ol­muştur. Hakiki müzakerelere devam olunmalıdır.™

Diğer taraftan doğu Almanya'da 1 ma­yıs münasebetiyle yapılan merasimde söz alan Doğu Almanya işçi sendika­ları başkanı Warnke, Doğu Almanya işçilerinin dünya'da «barış» cephesi ile yanyana barış ve Demokrasi için çalışmakta olduklarını ileri sürmüş ve «Batı Alman militarizmine ve Av­rupa'da müşterek güvenliğin tesisi gayesi güden Bonn ve Paris anlaşma­larına karşı mücadele lüzumunu belirtmiştir.

7 Mayıs 1954

 

— Hamburg :

Başvekil Konrad Adenauer resmi bir ziyaret maksadıyla gelmiş bulunduğu Hamburg'da tertiplediği bir basın top­lantısında gazetecilerin, Yugoslavya'­nın Avrupa savunma camiasına kabu­lü ihtimaline dair ve bu teşkilâtın sa­dece altı Batı Avrupa devleti arasın­da teşkili bahis mevzuu olup olmadığı yolundaki sorularına cevap vererek şöyle demiştir: «Yunanlılarla Türkler birçok Avrupalı milletlerden daha Avrupalıdırlar.»

Sarre meselesi hakkında Başvekil, bu mesele ancak bir barış antlaşmasının aktinden sonra kafi surette hallonunabilecektir, demiştir.

Sovyet Birliği ile Federal Almanya arasında diplomatik münasebetler te­sisi meselesine bir basın konferansında ilk defa olarak temas eden Adena­uer, durum böyle bir politika lakibetmemizi gerekli kıldığı andn tereddüt­süzce bu münasebetlerin kurulması yoluna tevessül edeceğiz,  demiştir.

Komünist Çin'in tanınması mevzuun­da sual soran gazetecilere Adenauer, Batı Almanya'nın hiç lüzumu yokken parmaklarının kapı aralığında sıkış­masına meydan vermiyereğim belirt­miş ve esasen federal Almanya tara­fından Çin'in tanınıp tanınmaması keyfiyetinin Pekin hükümetince pek fazla ehemmiyeti olmıyacağı kanaatin­de bulunduğunu beyan etmiştir.

Nihayet Alman meselesinin halline te­mas olununca, federal Alman Başve­kili, milletlerarası durumun kısmî bir cephesini teşkil eden bu mesele­nin dünya devletleri arasındaki ger­ginlik gevşemedikçe hallolunamıyacağı fikrini izhar etmiştir.

11 Mayıs 1954

 

— Washington :

Sorulan sualler üzerine Müdafaa Ve­kâletinden açıklandığına göre. ne Amerika, ne de başka bir yerde Alman askerî personeli yetiştirilmemektedir. Amerikan askerî yardım programı böyle bir plânı istihdaf etmediği gibi

26 Mayıs 1954

 

— Berlin :

3u sabah Halk meclisi Johannes Di-eckmann'm başkanlığında toplanmış­ta

Otto Grotewohl Rusya'da ve Walter UIbricht de hasta bulunuduğundan, hükümet beyannamesini başkan Vokili Otto Nuschke okumuştur.

Beyannamede, milliyetçi cephe tarafından Meclise sunulan plebisit tasa­rısının kabul olunduğu bildirilmiştir. Millî cephe, Bonn Federal Alman hü­kümeti nezdinde de aynı teşebbüste bulunmuştur.

Nuschke Plebisitin Sovyet bölgesinde 27, 23 ve 30 haziran tarihlerinde ya­pılacağını bildirmiştir.

Seçmenlere şu sual sorulacaktır:

Bir barış andlaşması aktolunarak bü­tün işgal kuvvetlerinin memleketi terketmesine mi taraftarsınız, yoksa, Av­rupa müdafaa camiası andlaşması ile Bonn andlaşmasının tatbikini mi uy­gun buluyorsunuz?

—  Berlin :

Berlin'de toplanmış olan «Dünya barış Konseyi», dünya barış mükâfatını Charlie Chaplin'e vermiştir.

28 Mayıs 1954

 

—  Berlin :

Almanya'daki yüksek Sovyet Komise­rinin Muavini Dengin, Berlin'deki in­giliz kuvvetleri komutanı General Olivere bir mektup göndererek, Berlin ve Almanya'daki ortodoks başpiskopo­su Boris'in 19 mayıs günü İngiliz ke­siminde, dinî bir merasime iştirake ha zırlandığı sırada Alman gümrük poli­si tarafından gayri kanuni bir şekilde alıkonulmuş olmasını protesto etmiş­tir.

Dengin mektubunda, bu gibi hâdisele­rin tekerrürüne mâni olacak tedbirlerin alınmasını da istemiştir.

29  Mayıs 1954

 

— Polonya :

Hâlen Polonya'da toplanmış bulunan Batı - Almanya Hıristiyan Demokrat Parti kongresi bugün, Başvekil Konrad Adenauer tarafından takip olunan dış politikayı oy birliği ile tasvip et­miştir.

— Polonya :

Başvekil Konrad Adenauer Alman mehuşlarından bir grup tarafından takip olunan dış politikayı oy birliği ile tasvip etmiştir.

—  Polonya :

Başvekil Konrad Adenauer Alman mehuşlarından bir grup tarafından Mos­kova'ya yapılması muhtemel seyahate itirazla Moskova ile Federal Alman hükûmeti arasında diplomatik münasebetlerin «hukukî durum müsaade ettiği zamaru teessüs edeceğini beyan etmiş­tir.

Hıristiyan - Demokrat Parti konresi dış siyaset müzakerelerinin sonuna doğru söz alan Başvekil, diğer taraftan Sarre meselesinde varılacak herhangi bir anlaşmanın muvakkat olacağını ve Doğu Almanya hudut meselesinin halli hususunda bir hükmü olmıyacağını bildîrmiş ve Statüko'nun muhafazası teh­likesine koşmaktansa Sarre'a Avrupa statüsü verilmesi şıkkının tercihe şa-yan bulunduğunu ilâve etmiştir.

30  Mayıs 1954

 

—  Polonya:

Hıristiyan Demokrat Parti kongresin­de söylediği kapanış nutkunda Fede­ral Batı Almanya Başbakanı Adena­uer ezcümle şöyle demiştir:

«Başarıya erişeceğimizi biliyorum. İtalya'nın ve Fransa'nın Avrupa Savunma Camiası andlaşmasmı tasdik edecekle­rinden eminim.

 

Mayıs 1954

 

—  Viyana :

Avusturyadaki müttefik konseyi top­lantısında Ruslar, Avusturyanın sivil uçak teşkilâtı kurması hakkında Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından vakî teklifi şiddetle reddetmişlerdir.

1945'de güvenlik mülâhazası ile mu­vakkat bir zaman için Avusturya Ha­vacılığının yasak edilmesine karar verilmişti.

Bu sene kar felâketi yüzünden Avusturyada 200 kişinin ölümü üzerine bir hava yazdım servisinin teşkili hususun da büyük bir temayül başgöstermiştir.

2  Mayıs 1954

 

—  Viyana :

Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Vincent Auriol ve eşi bugün öğleyin uçakla Viyana'ya gelmişlerdir.

17 Mayıs 1954

 

—  Viyana :

Avusturya Başvekili Raab, Sovyet Yük sek Komiseri ile yaptığı görüşmeden sonra. Yüksek Komiser İliçef tarafın­dan ileri sürülen iddia ve ithamları madde madde yalanlayan bir beyanat neşretmiştir.

Raab bu beyanatında şöyle demekte­dir :

«Son zamanlarda Sovyet askerlerinin Avusturyalılara karşı reva gördükleri şiddet hareketleri, halkımızı ziyadesile sarsmış, üzmüştür. Bu gibi hâdiseler son günlerde gittikçe artmaktadır.»

Bu vesile ile bir takım vak'alar zikreden Raab, sözlerine şunları ilâve et­mektedir:

Masum Avusturyalılar, Rus askerleri tarafından kurşunla vurulmakta veya bıçaklanarak öldürülmektedirler.

Avusturya tek bir işgal devleti tarafın­dan kuvvet zoru ile verilen emirleri ye­rine getiremez.»

—  Viyana :

Sovyet Yüksek Komiseri bugün Avus­turya Başvekili ile yardımcısını davet ile Sovyet aleyhtarı hareketler bastırıl madiği takdirde «gereken tedbirlerin alınacağını» şimdiye kadar görülme­yen bir şiddetle ihtar etmiştir.

 

19 Mayıs 1954

 

—  Paris :

Macar telgraf ajansının bildirdiğine £öre 18 mayıs günü Avusturya ile Ma­caristan arasında Tuna üzerinde sey­rüsefere dair bir anlaşma imzalanmış­tır. Anlaşma Macaristan adına Müna­kalât Vekâleti baş yardımcısı Antal Katona ve Avusturya adına maslahat­güzar Doktor Oliver Ressinger tara­fından imza edilmiştir.

—  Viyana :

Avusturya Millî Meclisinin bugünkü toplantısında, hükümetin yüksek Sov­yet Komiserinin ithamlar; hakkında verdiği izahatı müteakip, dört komü­nist mebus hariç olmak üzere 161 sosyalist, halkçı ve bağımsız mebusun oy birliği ile şu karar sureti kabul olun­muştur :

«Mîllî Meclis, Rus notası karşısında hükûmetin takınmış olduğu durumu tas­vip eder. Avusturya halkı Federal Ba­tı Almanya'ya veya başka bir devlete

Kahraman Avusturya

Yazan: A. E. Yalman

17/V/1954 tarihli (Vatan)'dan:

— Viyana:

Kahramanlık yalnız fertlerin inhisarı altında değildir. Memleketler, şehirler de kahraman kesilebilirler. Avusturya ve Viyana buna bir misal teşkil eder. Birinci Cihan Harbini takip eden ka­ra cehalet devri içinde Avusturya - Macaristan parçalanmıştır. Dağılan sürü­nün her kısmını bir kurt kapmıştır. Tedricî bir sokulma ve içten yıkma devresinden sonra Naziler burasını il­hak etmişlerdir. Bütün ruhiyle Nazili­ğe âsi olan Avusturyanın başına gelmiyen kalmamıştır. Nihayet İkinci Cihan Harbi kopmuş, neticesinde Avusturya o şirin, eşsiz Viyana Moskof işgali al­tına düşmüştür.

Bu eski kibar düşkünü şehrin vahşet ve barbarlığın oyuncağı olarak geçir­diği kıyamet günlerinin hikâyesi tüy­leri ürpertecek yoldadır.

Komünizm ideolojisinin, Moskof bar­barlığını zerre kadar değiştirmediğini Viyana'daki umumî yağmalar, ırza ta­sallutlar,  kıtaller göstermiştir.

İçinde hiç bir şey bırakılmayan dük­kânlar, mağazalar, depolar... işleme­yen nakil vasıtaları, halkj düşünecek bir otoriteden, her türlü gıda tevzii sis teminden mahrum düşmüş bir milyon­luk şehir... Yenebilecek kedi köpek, fare filân kalmayınca açlıktan kafile 'halinde intiharlar...

O günlerin facialarına bir misal: Bu­gün Avusturya kabinesinde, Sosyalist partinin temsilcisi sıfatiyle Başvekil yardımcısı vazifesini gören, zat, ilk kiyamet günlerinden sonra annesini ve iki kardeşini görmeğe gidiyor. Mesafe uzun, vasıta yok, kendisi aç, kuvvetten düşmüş... Fakat bir şeyler kendisini çı­raya çekiyor, düşe kalka gidiyor. Evin bahçesinde taze  kazılmış üç mezarın karşısında kalıyor. Açlıktan mecalsiz düşen annesi kardeşleri havagazı boru­suna yapışarak hayata veda etmişler, komşular tarafından gömülmüşler...

Milletlerarası Basın Enstitüsünün bu seneki toplantısını Viyana'da yapması ne. iyi olmuş! Kahraman Viyana'nın bugünkü kalkınmış, parlak, güzel, ve-karlı halini gördük, on sene evvelisine ait korkunç hatıraları dinledik. Üçün­cü adam filminin karanlık esrarını hayalimizde canlandırdık Rus işgalinin devam etmesine, Avusturyanın barışsiz hukukî mesnetsiz bırakılmasına, her ay yüz bin tonluk petrolünün çalınma­sına, Avusturyalılara ait malların Al­man malı diye müsadere mevzuu olma sına. Nice fabrikasının sökülüp alınma sına. bütün o yağmalara, felâketlere rağmen Avusturya'nın kahramanca gayretlerle eriştiği mertebenin mânasını kavramağa çalıştık. Yeni baştan bir turizm şehri olan kalkınmasını seyyahların getirdiği yüzlerce milyon­luk dövize borçlu bulunan Viyanadan, bütün Avusturyadan ne kadar çok öğreneceğimiz var..

Federal Avusturyanın Başvekili Dr. Julius Raab bütün dünya gazetecileri­ni karşısında bulunca, kongremizin açı hş toplantısına geldi, bize bol bol dert döktü.

Anlattığına göre facia 35 sene evvel­den başlıyor. Bugünkü dünya dersini öğrenmiş, dar milliyet taassuplarını yenmeğe, tehlike karşısında birleşmeğe bakıyor. Fakat 1919 yılının modası, mükemmel bir uzviyet halinde Avusturya Macaristan gibi memleketleri islâh edecek yerde parçalamak, her millete güya «ekendi kaderini tâyin hakkını vermekı adı altında cılız yaşama kud­retinden mahrum küçük, yeni memle­ketler yaratmak, bunların arasında gümrük tarifelerinden ibaret duvarlar yaratılmasına, her birinin civar piya­salardan mahrum düğmesine meydan bırakmak...

Bir İmparatorluğun göbeği olarak ge­lişen, her şeyden mahrum düşen Avusturya birdenbire kendini toplayamıyor Siyasî partiler elele verecek yerde bir­birleriyle kavgaya tutuşuyorlar. Kısa zamanda yirmi hükümet düşüyor, kal­kıyor. Nazilik bu hallerden istifade et­meği biliyor, günün birinde Avusturyayı yutuyor. Demokrasi âlemi, bu hamlenin mânasını kavrıyamıyor, kavra­mak istemiyor veya küçümsüyor, Bun dan cesaret alan Nazilik hamlelerini genişletiyor, iş ikinci cihan harbine varıyor.

Avusturya Başvekili diyor kî: Orta Avrupanin bir vazifesi vardı. Birbirine zıt milletleri bir araya bağlıyordu. Şarktan gelen tehlikelere karşı bir ko­runma kalesi vazifesini görüyordu. Nitekim bugün de yeni şekiller alan yeni tehlikeler karşısında aynı vazife devam ediyor.

Avusturya, Unra ve Marshall plânı yardımları sayesinde yeni bir hız al­mış, işlerini kısa bir zamanda yoluna koymuştur. Turizm ilerlemiş, ticaret muvazenesi lehe dönmüştür. Paranın istikrarı mükemmel bir şekil almıştır. Avusturya, mazinin yaralarını tamirde o kadar ileri gitmiştir ki Naziliğin kur banı olan Yahudilere veya varislerine tam ölçüde tazminat vermiştir. Varisleri kalmıyan Yahudilerin hakkını, top tan Yahudi hayır cemiyetlerine öde­mek için müzakereler devam ediyor. Bütün bu verimli çalışmaların büyük sırrı; Avusturyanın miktarca aynı kuv vete sahip iki partisinin birbiriyle di­dişecek yerde, harpten sonra memleke­tin imarı için el ele vermeleri ve bir koalisyon hükümetini devam ettirme­leridir.

Viyana'ya tayyare ile dört saat yirmi dakikada geliniyor. Eski zamanlarda bile bizim için bir komşu şehir diye telâkki edilen Viyana ve Avusturya ile münasebetlerimizi tazelemenin za­manı gelmiştir. Avusturyanınalkınma gayretinde alacağımız dersler çoktur. Dünyanın en çalışkan musiki ve şenlik merkezi olan lâtif, şirin, iyi huylu, ce­fakeş Viyana, hâlâ devam eden işgale, rağmen çok cana yakın bir yer... Bir talih eseri olarak da memleketimizi burada nesillerdenberi iyi sefirler ye­tiştiren Sadullah Pasa ailesinin evlâdı sefirimiz Seyfullah Esin ve kıymetli ve münevver eşi Emel Esin şerefle temsil ediyorlar. Avusturya ile aramızda iyi münasebetler kurmanın temelleri pek iyi atılmıştır. Çimdi iş gerek iktisadî sahada ve gerek diğer sahalarda iyi bir bina kurmağa kalmıştır.

9 Mayıs 1954

 

— Viyana :

Çekoslovak radyosunun Viyana'dan zaptolunan yayımında Çekoslovakyanın Sovyet ordusu tarafından «kurta­rılmasının» dokuzuncu yıldönümü mü-nasebetile bu sabah Pragda iki saat süren bir resmi geçit tertip olunduğu bildirilmektedir.

Çekoslovakya'da imal olunmuş yüzler­ce Mig tipi tepkili avcı ve borbardiman uçağının havadan iştirak ettiği resmigeçidin, Stalin'in muazzam bir hey­kelinin bitmek üzere olduğu Letna te­pesinde cereyan etmiş olduğu ilâve edilmiştir.

Çekoslovak Reisicumhuru Antonin Zapotock radyo ile yayınlanan nutkunda «kurtarıcı Sovyet Rusya'ya karşı min­net ve sadakatini» teyit etmiştir.

12 Mayıs 1954

 

—  Grafenwoenr :

Polis makamlarından bugün bildirildi­ğine göre, 23 yaşında bir Çekoslovak­yalı havacı, tek motorlu bir uçakla Amerikan bölgesindeki talim alanına inmiş ve siyasî iltica hakkı istemiştir. Pilot, Amerikan istihbarat makamları­na teslim edilmiştir.

16 Mayıs 1954

 

—  Viyana :

Çekoslovakyalı komünistlerin yapacak­ları seçimlerin arefesinde. dün gece komünist Çekoslovakya topraklarına, küçük balonlarla yirmi milyon «hürriyet rey pusulaları» salıverilmiştir.

Balonlar, batı Almanyadaki «Hürriyet Cihadı» mensupları tarafından uçurul­muştur.

18 Mayıs 1954

 

—  Viyana :

Prag radyosunun bildirdiğine göre. pa­zar günü bölge, eyalet ve kaza halk komiteleri için yapılan seçimlerde, seç menlerin yüzde 89'u oylarını millî cep henin tek listesi lehine kullanmıştır.

25 Mayıs 1954

 

—  'Washington :

Çek topraklarına sevkedilen ve şevki­ne devam olunan. Amerikan menseli balonların gönderilmesini protesto için Çekoslovakyanm Amerikan hükümeti­ne tevdi ettiği notaya Washington dün cevap vermiştir. Pragdaki Amerikan büyük elçiliği tarafından Çekoslovak Dışişleri Vekâletine tevdi edilen ceva­bî notada «hürriyet için mücadele ko­mitesi» tarafından gönderilmiş olması mümkün bulunan bu balonların kati­yen Amerikan hükümeti tarafınn uçurulmadığı belirtilmekte ve şunlar ilâve edilmektedir:

«Eğer Çekoslovak hükümeti bu balon­ların kendi arazisine indiğini görmek istemiyorsa, Demir Perdeyi açabilir. Milletlerarasındaki haberleşme vasıta­ları milletlerin barış içinde ve hür bir şekilde birlikte yaşamalarım sağlamak yolunda en iyi çâre olduğu için, Amerika hükümeti haberleşme vasıtalarına her hangi bir şekilde engel olunmuyacağı prensibine sıkı bir şekilde bağ­lı bulunmaktadır.»

sırada vukua gelmiş olmasıdır. Yersiz kalan 15.000 felâketzede köylerinin ci­varında kurulan çadırlara yerleşerek eski faaliyetlerine dönmeye başlamış­lardır.

Hükümetin, kıştan önce gerekli tedbirleri almak için 25 milyar drahmilik yeni tahsisler temin etmesi gerekmek­tedir. Bu maksatla Yunanistan'ın Nato üyelerinden 20 milyon dolarlık ve uzun vadeli bir kredi talebinde bu­lunmayı tasarladığı öğrenilmiştir. Fa­kat, gerek bu memleketlerin' kendi ik­tisadî durumları ve gerekse Yunanis­tan'ın tediye güçlükleri sebebiyle bu meblâğı verileceği pek zannedilmemektedir.

5 Mayıs 1954

 

— Atina :

30 nisanda Teselya ve Fitiostis'de vu­kua gelen zelzelelerde insan kaybı ve zararlara dair Başvekâlet tarafından aşağıdaki bilanço neşredilmiştir:

Ölü 25, yaralı 157. yıkılan evler 2046, bunlar arasında 21 kilise ve 5 mektep vardır.

Ağır hasara uğrayan evler: 6651. hafif hasara uğrayan evler: 4659.

Başvekil Mareşal Papagos, birinci or­du kumandanı General Manidakis'i zelzelede hasara uğrayan mıntakaların yüksek koordinasyon amirliğine tâyin etmiştir.

7 Mayıs 1954

 

— Atina :

Teselya ve Fitivotid makamları tara­fından bildirildiğine göre, dün vukubu lan zelzeleler sırasında yeniden bir çok ev hasara uğramıştır.

Tirhala'da hasar gören evlerin sayısı yüksektir.

Kaymakamlık ve jandarma kumandan­lığı binaları yıkılacak hale geldiklerin­den bu daireler çadırlara yerleştirilmiştir.

Posta, telgraf, telefon idaresi ile filihhat müdürlüğü çadırlar altında iş görmektedirler.Karditsa'da hapishane binası büyük zarar gördüğünden, elli mevkuf Levad-ya hapishanesine nakledilmiştir.

Lamia'da bu sabah saat dörtte yeni­den şiddetli bir zelzele vukua gelmiş­tir.

Uykularından uyanan şehir sakinleri sokaklara ve kırlara dökülmüşlerdir.

Zelzeleler devam ettiğinden halk bü­yük bir korku içindedir. Bu yüzden ev îere girmeye cesaret edememektedir­ler.

Dündenberi Tesalyada esmeğe başlayan çok şiddetli rüzgârlar ve durma­dan yağan yağmur, halkın endişesini ve ıztırabım arttırmaktadır.

Harabe haline gelen Karditza bölge­sinde Supi köyünde garip jeolojik ha­diselerle karşılaşılmıştır.

Bir çok yerlerde topraklar altından çok sıcak su fışkırmağa başlamıştır.

Bu arada birdenbire büyük yarıklar husule gelmiştir. Köy evlerinin bir ço­ğu bu yarıklara gömülmüştür.

14 Mayıs 3954

 

—  Atina :

Dün Mecliste beyanatta bulunan Dışiş­leri Vekili Stefanopulos, Yunanistan'ın Kıbrıs meselesi hususunda İngiltere ile doğrudan doğruya müzakerelere giriş­mek için yaptığı teşebbüslerin İngiliz hükümeti tarafından daima kat'iyetle reddedildiğini haber vermiştir. Vekil, Yunan hükümetinin bu durum karşı­sında, Kıbrıs meselesini Birleşmiş Mil­letler Genel Kurulunun gelecek top­lantısına arzetmek kararında ısrar et­tiğini belirtmiştir.

Bu beyanat Meclis üyelerinin sürekli alkışlarıyla karşılanmıştır. Muhalefet partileri başkanları da bu izahatı tas­vip ederek, bu hususta hükümeti destekliyeceklerini haber vermişlerdir.

—  Atina :

Yunanistan Başvekili Papagos, Yuna-nistamn İtalya ve Yugoslavyayı desteklemek suretiyle Trieste ihtilâfını karıştırmak  niyetinde  olmadığını  bugün İtalyan maslahatgüzarına bildirmistir.

Mareşal Papagos, İtalyan maslahatgü­zarı Marki Antimovi'nin daha önce Yunan resmî şahsiyetleri tarafından bu mevzuda ileri sürülen mütalâalar hak­kında izahat talebi üzerine bu beya­natta bulunmuştur.

21 Mayıs 1954

 

— Washington :

Yabancı Faaliyetler idaresinden bildi­rildiğine göre, Yunanistan'a 6 milyon dolarlık yeni munzam askerî kredi açılmıştır. Bu yeni kredi ile, hâlen içinde bulunduğumuz malî yıl için Amerika tarafından Yunanistan'a açılan askerî kredi yekûnu 2/1 milyon dolara baliğ olmaktadır.

Yabancı faaliyetler idaresine yakın çevreler. Yunanistan'ın 1944 yılı sonunda kurtuluşundan beri, Amerika'dan 2,5 milyar dolara yakın askerî ve iktisadî yardım görmüş olduğunu hatırlatmak­tadırlar.

22 Mavıs 1954

—  Atina:

Atina ajansının haber verdiğine göre, bu sabah Güney Avrupa Kesimi Nato Kuvvetleri Kumandanı Amiral Fechteler'in başkanlığında yapılan bir top­lantıda, Balkanların müdafaası ve Yunan silâhlı kuvvetlerinin takviyesi hu­suslarını ilgilendiren meseleler görü­şülmüştür.

24 Mayıs 1954

 

—  Atina :

Yunanistan'la Bulgaristan arasındaki diplomatik münasebetler yeniden tesis edilmiştir. Yunan hükümeti bu mese­le hakkında müşterek Yunan - Bul­gar tebliğinin metnini bu sabah yayınlamıştır. Bu tebliğde bildirildiğine gö­re, Bulgar hükümeti 1947'de Paris'te imzalanan anlaşmanın tahmil ettiği ve­cibeleri kabul etmekte ve dahilî harp sırasında rehine olarak Bulgaristan'a götürülen Yunan tebalanmn iadtsini kolaylaştırmayı taahhüt eylemektedir.

—  Atina :

veya İtalya tarafından vaki olabilecek hiç bir talebi desteklemiyeçeklerini vadede çeklerdir.

3   — İtalya ve Yugoslavya yı taksim plânını tasvip edilmek üzere Birleşmiş Milletler   Güvenlik     Konseyine  tevdi edeceklerdir.

4   —- Üç büyük batılı devlet,Trieste şehri ve limanı üzerindeki Yugoslav taleplerinden   gönül   rızası   ile   vazge­çilmiş    olmasına    karşılık,    Koparda ufak bir liman inşa edecekler ve bölgesindeki bu yeni limanı Yugoslav­ya'nın belli başlı ulaştırma merkezle­rine bağlayacak karar ve demiryolla­rını da yapacaklardır.»

Mareşal Tito sözlerine şöyle devam et­miştir:

«Böyle bir anlaşmaya varılabildiği takdirde Yugoslavya, iki memleket ara­sında askıda bulunan bütün meselele­rin halli için İtalya ve dostane müza­kerelere girişmeye hazırdır. Belgrad, hattâ, halen Yugoslavya Türkiye ve Yunanistan'ı birbirine bağlayan An­kara paktına İtalya'nın da dahil olma­sında hiç bir mahzur görmeyecektir».

Yugoslva devlet başkanı halen askerî hiç bir hüküm ihtiva etmeyen ve ta­raflardan birinin bir tecavüze uğrama­sı halinde diğerlerinin otomatik olarak yardıma koşmalarını derpiş etmeyen. Ankara Paktına bu hususta bir ek ya­pılabileceği ümidini de izhar etmiştir. Bundan sonra Avrupa Savunma Cami­ası mevzuuna temas eden Tito bu teş­kilât sâdece basit bir..askerî teşekkül halinde kalmadığı ve daha da genişletildiği takdirde memleketinin Avrupa Savunma Camiasına katılmaya hazır olduğunu söylemiştir.

11 Mayıs 1954

 

— Roma :

Mareşal Tito'nun Trieste ile ilgili be­yanatı hakkında Ansa aşağıdaki notu yayınlamıştır:

Son aylar zarfında, Trieste meselesi­ne bir çözüm tarzı bulmak maksadiyle İngiltere ve Amerika tarafından sarfedilen gayretlere zarar verebilecek tarz da herhangi bir fikir beyanından çekinmiş olan yetkili İtalyan çevreleri, bu hareket tarzını Yugoslav hükümet adamlarının beyanlarından sonra da değiştirmek niyetinde değildir.

Trieste serbest toprakları hakkındaki İtalyan görüşü müttefik devletler tara­fından zâten bilinmektedir. Bu devletler, İtalyan hükümetinin şimdi yapıl­makta olan iki tarafı yoklayıcı mahi­yetteki araştırmaların sonuçları ve du­rumda muhtemel bir gelişme imkânı üzerinde açıklamada bulunmaktan sa­kındığını da bilmektedirler. Daha Önce varılmış olan andlaşmalara göre elde edilen sonuçlar her iki hükümet tara­fından normal diplomatik yollarla îtalya'ya bildirilecektir.

20 Mayıs 1954

 

—  Belgrad :

Yugoslavya'nın Kominformdan ayrıldı­ğı 6 senedenberi ilk defa olarak Sov­yet delegeleri burada Milletarası bir kongreye iştirak etmişlerdir.

Sovyet Rusya delegeleri Milletlerarası 10'uncu Tıb Kongresinin açılışı münasebetile Belgrad'a gelmişlerdir.

22 Mayıs 1954

 

—  Belgrad :

Yugoslavya Hariciye Vekil Yardımcısı Bebler, bugün öğleden sonra, İtalya'­nın Belgrad'daki fevkalâde temsilcisi orta elçi Francesco Vanni D'Archirafiyi Hariciye Vekâletine davet ederek, kendisine, 2 mayısta Adriyatik denizin de vukua gelen hâdise münasebetile Yugoslav hükümetinin şiddetli -protes­tosunu ihtiva eden bir nota tevdi et­miştir.

27 Mayıs 1954

 

—  Belgrad :

1948fde kominformla ilgisini kestiğindenberi ilk defa olarak Yugoslavya, Sovyet bloku memleketlerinden biri ile ticaret andlaşması  yapmaktadır.

Yougopresse» ajansı Macaristanla 2 milyon 500 bin dolarlık bir ödeme an­laşması  aktedildiğini bildiriyor.  AnYunan-Bulgar andlaşması

Yazan; Ö. S   Coşar

25/5/954 tarihli (Cumhuriyet) den:

Yedi ay süren müzakerelerden sonra Atina ile Sofya hükümetleri, yeniden siyasî münasobatın kurulması husu­sunda anlaşmaya varmışlardır. Ya­kında yapılması beklenen elçi teatisi ile iki memleket arasında normal bir durum husule gelecek, Bulgaristan ds Balkanlar da bir tahrik unsuru ol-'inaktan  kurtulacak  mıdır?

Bulgar Başbakanı geçen sene eyiûl ayında, Balkan Paktının temelleri atı­lırken, yeni bir programla ortaya çıkı­yor ve Atina ile siyasî bağları yeniden kurmak arzusunu izhar ederek diyor­du ki  :

»— Sulh muahedesinin bütün hüküm­lerine irayet edeceğimizi bir defa da­ha ilân etmek isterim!»

Bahis mevzuu sulh muahedesi 1947 yı­lında Rusyanm da iştirak ettiği Paris konferansında akdedilmiştir. Bunun en mühim maddeleri şunlardır:

1 — Bulgar askerî kuvveti 65.000 kişi­yi tecavüz etmiyecektir. (Polis ve jan­darma buna dahildir.)

2 —  Bulgaristan,  sınırlarında     tahki­mat yapmıyacaktır.

3 — Bulgaristan harb tazminatı olarak 70 milyon dolar ödeyecektir ki bunun 45  milyonu  Yunanistana verilecektir.

Sofya hükümeti bugüne kadar, böyle bir muahede sanki mevcud değilmiş gibi hareket edegelmiştir. l£4l den 1944'e kadar işgal ettiği Yunan top­raklarına yaptığı hasarı tazmin etme­diği gibi 1947-1949 arasındaki Yunan dahilî harbinin hazırlanmasında ve yürütülmesinde, Rusyanın nezareti al­tında, baş rolü oynıyan Bulgaristan şimdi ne yapacaktır? Yunan basını, Sofya hükümeti barış muahedesine sadık kalmayı taahhüd ettiği takdir­de anlaşma olacağını yazıp durmuş­lardı. Fakat dün Atinada neşredilen beyanat sarih surette gösteriyor ki, Bulgaristan 300,0000 civarında bulu­nan ordusunu 65,000'e indirmeyi, hududlardaki tahkimatı kaldırmayı, tazminat ödemeyi kabul etmemiş, yal­nız bu meseleler üzerinde müzakere kapılarını açmakla iktifa etmiştir. Bu gibi görüşmelerin nasıl sürüncemede kaldığı ve ne gibi gayeler peşinde koştuğu müteaddid defalar görülmüş, anlaşılmıştır. Rusyanın Balkan politikasının maşası Bulgaristana verilen ödev, Üçlü Balkan Paktını zayıflat­mak, bu stratejik bölgede hür millet­lerin daha sıkı işbirliğine gitmelerini önlemektir.

Yunanistan, bir kaç gün evvel Pariste akdedilen bahis mevzuu andlaşmadan ne gibi kazanç sağlıyacaktır? Bel­ki Bulgar komünistleri, dahilî harb sırasında kaçırdıkları 28,000 Yunan çocuğu ile Yunanlı sivilleri iade ede­ceklerdir. Bu da, Atina idarecilerinin tek kazancı olacaktır.

1   Mayıs 1954

 

—  Philadelphia :

Dışişleri Vekâleti Yakın Doğu İşleri Vekil Yardımcısı Henry Byroade bu­gün İsraile hitab ederek Arapların zihninden İsraile hudutsuz muhacir akı­nı olacağı korkusunu silmesini ihtar etmiştir.

Vekil yardımcısına göre, Araplar İs­raile yeni muhacir akını olmıyacağına kani oldukları taktirde bu bölgedeki gerginlik azalacaktır.

Byroade bu konuşmasını Amerikan Musevi konseyinde yapmıştır.

—  Şikago :

Şikago kongre bürosu idare müdürü Chester Wilkıns'm tahmin ettiğine gö­re her mart ayında Şikago'ya gelen 125.00 ziyaretçi hemen hemen 100 kon­greye iştirak etmişler ve 20,000,000 do­lardan fazla masraf etmişlerdir.

2   Mayıs 1954

 

— New-York :

Birleşmiş Milletler Vesayet Komisyo­nu Müdürü Dr. Ralph J. Bunche, dün­ya sulhunu tehlikeye koymadan hiçbir müstemleke harbinin önlenemiyeceğini söylemişti!'.

New-York siyasî ilimler cemiyetinde yaptığı konuşmada Dr. Bunche, vesa­yetin milletlerarası bir mesele olduğunu belirterek demiştir ki:

«Bugün dünya üzerindeki karışıklık­ların en büyük sebebi müstemlekeci­lik zihniyetidir. 1950'de müstemlekecilik, Kore harbi kadar mühim bir milletlerarası dava idi. Yakın bir ge­lecekte  Afrika  dünya sulhunu  tehdideden en büyük tehlike merkezi halini alacaktır. Zira Afrika'da son yarım asirda Güney Doğu Asya'da tatbik edi­len en kötü müstemlekecilik usulleri tatbik edilmekte ve Asya tecrübele­rinden ibret alınmadığı görülmekte­dir..

Amerikalı zenci bir kölenin torunu alan Dr. Bunche, müstemleke davala­rı ile dünya güvenliği arasındaki mü­nasebetleri tahlil etmiş ve mücadele­nin Endonezya, Hindicini, Filipin gi­bi müstemleke bölgelerinde başladığı­nı belirtmiştir.

Dr: Bunche sözlerine şöyle devam et­miştir:

Bu bölgelerde başlayan kıpırdanma ve huzursuzluklar bilâhare büyük harblere yol açmıştır. Dünyanın yeni felâketlere düşmesini önlemek için müstemleke halkını idare eden liderle­rin isyandan ziyade inkılâbci bir yol tutmalarını ümid edelim

3 Mayıs 1954

 

— New-York :

Haricî Teşkilât İdaresi Müdürü Harold Stassen, dün gece yaptığı bir konuş­mada, iiBirleşik Amerika'nın atom enerjîsini ve bu husustaki bilgisini di­ğer memleketlerle paylaşmak arzusu Amerikalıların sulh istediklerine en kuvvetli  delildir demiştir.

Stassen. sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Amerikan halkı kendisini yalnız birleşik Amerika hükümeti vatandaşı olarak değil, ayni zamandan insan ırkının mesul bir üyesi olarak görmek­tedir.

Karşılıklı güvenlik programı Birleşik Amerika'nın   dost   dünya   memleketle Dulles, gerçi böyle tedafüi bir paktın bu kadar kısa bir zamanda resmen tasdik edilemiyeceğini bilmekte idi, fakat dünya'ya müttefiklerin mühim bir bölgeyi komünistlere bırakmıyacağını,  ilân etmek istemişti.

İngiltere ve Fransa ise bu teklifin esas gayesini idrâk etmeden reddetti­ler. Şimdi Cenevre konferansının ne­ticesini   beklemektedirler.

Bazı siyasî müşahitler, Cenevre kon­feransının cereyan tarzı Dulles plânını tacil edecektir kanaatindedirler. Bu şahıslara göre, Fransa Hindiçinî'de Ümitsiz bir duruma düşmüş olmasına rağmen sulhu temin için kızıl taleplerine boyun eğmeyecektir. Komünistle­rin de inatçı bir mukavemet göster­meleri Dulles plânının ergeç tahak­kukuna yol açacaktır.

Dulles. «müşterek harekât» plânının gerçekleşmesi için kongrenin tasvibi olması lâzım geldiğini bilmektedir. Binaenaleyh Washington'a döner dön­mez ilk işi. kongereye Cenevre konfe­ransı ve Hindicini vaziyeti hakkında rapor vermek olacaktır.

Diğer taraftan Eisenhower idaresi, Hindiçinî'de tek taraflı harekete geç­memeye  kat'i karar vermiştir.

— Chicago :

Maskeli bir şahid bugün bir kongre komitesine verdiği ifadede 1941 de Alman birliklerinin İssal etmeleri tehdidi bahsedince, Rus DOİislerinin bîr temerküz kamumda, 10.000 esiri öldürdüklerini gözleriyle gördüğünü söylemiştir.

Ailesinin halâ Polonya'da olmasından hüviveti .gizli tutulan Polonyalı Lvov sihrinde tevkif edildiğini,     casuslukla itham olunarak. Doğu Polonva'da Sovvet tonlama karanına gönderildiği­ni acıkbvarak. Charles Kersten'm reisliğindeki temsilciler meclisi komü­nist   tecavüzü   komitesine  şunları   anlatımıştır.

Alman birlikleri kampa yaklaşınca Sovvet gizli polis (nkud) teşkilâtı esirîerin sistemli bir şekilde imhasına başladı.Polisler, evvelâ kamp binasının mah­zenindeki hücrelerde bulunan esirleri tüfek ateşiyle öldürmek suretiyle işe giriştiler ve beş günde benim bulun­duğum beşinci kata varabildiler. Hücremde 92 esiri öldürdüler fakat anlaşılan telâşa düşmüş olacaklar ki iş­lerini bitirmeden kaçtılar. Ben de böylelikle kurtulmuş oldum. 10.000 den fazla esirden ancak bir avuç ka­darı kalmıştır. Arkadaşlarımla bir­likte üç hafta cesetler topladık.

 Washington:

Bugün Beyaz Sarayda yapılan bir toplantıdan sonra gazetecilere Reisi­cumhur Eisenhower'in Hindicini hakkındaki görüşünü açıklayan Cum­huriyetçi senatör Ralph Flanders Eisenhower'in Hindicini halkının destek­lemediği herhangi askerî bir müdaha­leye taraftar olmadığını, Amerikanın yalnız başına hu harbe müdahale et­memesi icabettiğini söylemiştir.

— Washington :

Ayan meclisi çoğunluk lideri Knovland dün basma beyanatta bulunarak şöyle demiştir: «Başkan Eisenhowerin Hindiçini'ye kuvvet göndermek husu­sundaki her türlü teklifini tamamiyle desteklemeye ve başkanın bütün ta­leplerinin tasvibi için konfrede müca­deleye girişmeye hazırım. Bana gö­re, Hindicini, Güney Doğu Asya'nın kilididir ve Güney-Doğu Asya bütün Asya kıtasının kontrolünü sağlamak­tadır. Kanaatimce Fransa ile İngilte­re Cenevrede yeni bir Münih anlaş­ması akdine ve komünist baskısı kar­şısında çekilmeye hasırlanmaktadırlar. Dışişleri Vekili Dulles'ın vazifesini muvaffakıyetsiz bir şekilde neticelen­dirdiğini zannetmiyorum. Bilakis bu vazife gayet faydalı olmuş ve kendile­rine güvenebileceğimiz müttefikleri­mizin hangileri olduğunu öğrenmemi­zi temin etmiştir. Bu da çok mühimdir.

5 Mayıs 1954

 

— Washington :

Başkan   Eisenhower   bugünkü     basın toplantısında,   Hindicini  meselesi  üzerinde

müzakerelerinde önemli bir baskı yapa­cak mahiyettedir.

Bu bölgede bulunan memleketler şim­di yapıcı bir düşünce tarzına sahip­tirler ve bu tarz müşterek güvenlik için elzem olan ahengi ifade etmekte­dir. Bu sahada elde edilen terakkiler muazzam olup yeni terakkiler kayde­dileceğinden de emin bulunmaktayım.»

Başkan Eisenhower bundan başka Hariciye Vekili Dulîes'a tam manasile güvendiğini belirterek Cenevre konferansının Amerikan diplomasisinin bir hezimetini teşkil ettiği fikrini red­detmiş ve halen devam etmekte olan bir savaş için kimsenin hezimet ta­birini   kullanamıyacağım   söylemiştir.

—  Washington :

Bugünkü basın toplantısında Mccarthy meselesine de temas eden Başkan Eisenhower, ordu vekili Robert Stevens'in, Mccarthy ile olan ihtilâfında Stevens'i tam manasile desteklediğini bildirmiş ve bu mesele üzerinde ale­nen cereyan etmekte olan tahkikat neticesinin, Amerika'nın bu yüzden milletlerarası sahada uğradığı kısmî restij kaybını telâfi edeceği ümidini izhar etmiştir.

—  Washington :

Amerikan Savunma Vekili Charles Wilsor. dünkü basın toplantısında Birleşik Amerika'nın Hindicimde kar­şılamış bulunduğu meselenin muhtelif veçhelerini bahis mevzuu ederek şöyle demiştir:

«Güçlüklerden biri, Hindiçini'de bir iç harbin, bir ihtilâlin cereyan etme­sinden doğmaktadır. Biz bu iç harbin bir komünist tecavüzü mahiyetinde olduğuna kaniiz. Fakat bütün memleketler bizimle bu hususta mutabık bu­lunmamaktadır.»

Hindicini'nin Amerika'nın müdahalesi olmaksızın yalnız Fransız ve Vietnam­lıların gayretleriyle komünizmden kur­tarılmasının mümkün olup olmadığı sualini cevaplandıran Wilson, «bunu düşündüğünü, fakat meselenin bütün unsurlarına malik olmadığını ve bu mevzuda herhangi bir yorumda bu­lunmak   istemediğini»   bildirmiştir. Bu arada Wİlson, Amerika'nın Hindi­cini için kararlaştırdığı karşılıklı yar­dım programını aşacak mahiyette her­hangi bir karar alınmadığını belirt­miştir. Vekil, Fransız paraşütçüleri­nin Amerikan makamları tarafından Hindiçini'ye nakli işinin ikinci safha­sına yine bu program çerçevesi, dahilin­de girişildiğini ileri sürmüştür.

Hindiçini'deki savaşa devam için Ame­rika'nın elinde mevcut silâhların en iyilerini hakikaten Fransa'ya verip vermediği sualini Wilson şu şekilde cevaplandırmıştır «kendi askerî duru­mumuzun haleldar olabileceğini dik­kat nazara almaksızın, Fransızların müessir bir şekilde kullanmaları mümkün olan herşeyi kendilerine vermek­teyiz.» Bunu müteakip Amerika'nın Hindiçini'de tek başına bir harekete girişmesine engel olan sebeplerden bahseden Wilson şöyle demiştir; Sa­vunma vekâletinin başlıca mesuliyeti., Amerika kıtasını ve aramızda antlaş­malar mevcut olan memleketlerin mü­dafaasını sağlamaktır. Fakat bütün dünyada polislik vazifesini ifa mesu­liyetini tek başımıza yüklenemeyiz. Görüşümüze göre, biz bir ittifaka da­hiliz. Tek başımıza polis vazifesini ifa ya girişirsek,, anlaşmazlığa sebebiyet verebiliriz. En iyi polis memurlarının çok defalar halkın sevgisini kaybet­tikleri görülmüştür.» Amerikanın Hindiçini'de doğrudan doğruya bir müdahalede bulunması mevzuunda Wilson şunları söylemiştir: «Memleke­timiz kuvvetli bir deniz ve hava kuv­vetine maliktir. Fakat mesele bu de­ğildir. Harp, gözleri kapalı içine at­lanması mümkün olan bir durum değl'dir.»

6 Mayıs 1954

 

— Washington :

Hükümet çevrelerinden bugün bildi­rildiğine göre Fransa Hindicini harbi­ni sona erdirmek îcin dört maddelik mütareke plânının Cenevre'de Ame­rika ve İngiltere tarafından destek­lenmesi talebinde bulunmuştur. Mütareke planındaki maddeler şunlardır:

1 — Komünistlerin Kamboçya'dan tamamile çekilmeleri

—- Komünistlerin Laos'dan tamamile çekilmeleri.

— Hanoi-Haiphong bölgesinde taraf­sız bir mıntaka tesisi komünistler. Vi­etnam'ın   kuevine   tesadüf   eden   böl­geden   kuvvetlerini  çekeceklerdir.   Or­ta Vietnam'daki komünist  kuvvetleri ise muayyen bölgelere  alınacaklardır. Güneyde ise ya silâhtan tecrit    edile­cekler yahut tamamile çekileceklerdir.

— Komünistler mütareke esnasında takviye   almayacaklarına   dair   garanti vereceklerdir.

Amerika Dışişleri Vekili Foster Dıüles in bu plânı dün gece kongre liderleri ile görüştüğü haber alınmıştır. Fran­sız teklifinin bugün millî güvenlik konseyinin bir toplantısında görüşül­düğü de tahmin edilmektedir. Eğer Amerika ve İngiltere Fransız plânını tawİD ederlerse Cenevre konferansındaki Fransız murahhas heyetine Paris'den bu mevzuu müzakere yetkisi verileceği anlaşılmaktadır,

—  Washington :

Demokrat Partinin dün yaptığı bir toplantıda söz alan âvan üvelerinden G Gilette. Birleşik Amerikanın Cenevre'de Hindicini meselesi hususun­da müthiş ve şimdiye kadar görül­memiş bir hezimete uğradığını haber vermiştir. Avan üyesinin kanaatince bunun mesulü muayven bir dıs poli­tikası olmavan ve müttehit bulunmıyan Amerikan  hükümetidir.

7 Mayıs 1954

 

Washington:

Eisenhower Dien Bien Fu müstahkem mevkiinin kahramanca çarpıştıktan sonra asi kuvvetlerin eli­ne eecmesi üzerinde bugün Fransız Reisicumhuru Rene Cotv'ye bir mektup. Göndermiştir. Eisenhower bu mektupta şöyle demektedir:

«Dien Bien Fu'da savaşanlar, ölenler ve ızdırap çekenler, bütün bu feda­kârlıklarının boşa gitmemiş olduğu­nu ve bütün hür dünvanın kendileri­nin uğrunda asilâne bir şekilde dö­vüştükleri davalara sadık kalacağını bilmelidirler.Başkan Eisenhower mektubunda, «Di­en Bien Fu müdafilerinin fedakârlık ve mukavemet duyguları o derece yük­sek olmuştur ki, bu savaş daima hür dünyanın mütecaviz diktatörlüğe kar­sı mukavemet azminin bir sembolü o-larak yaşayacaktır., demekte ve şun­ları İlâve etmektedir:

Fransa eecmiste muvakkat mağlubi­yetlere uğramıştır. Fakat neticede da­ima muzaffer çıkmış ve dünyada her sahada beser şartlarını islâh yolunda dünya milletlerinin başında kendisine düşen rolü oynamıştır.»

 

5 Mayıs 1954

 

—  Chicago :

Bugün Chicago idare klübü toplantı­sında komisin Filipinlerin Birleşik Amerika Büviikelcifti General Carlas Rimulo, ezcümle şöyle demiştir:

«Asva'daki durum, Yunanistan'ın ikin ci dünya harbinden sonraki durumu kadar naziktir. Sovvet Rusya'nın he­def ve gayesi sarihtir. Onun Paris ve Londraya olan yolu. Lenin'in tabii uzun zamsn evvel söylediği gibi. Pekin ve kalküta'dan demektedir. Asva. İkinci Dünva Harbinden sonra Yunanistan'a yaptığınız svni manpvî ve ikti­sadî yardıma muhtacdır. Fakat Asvaslılar, uğrunda çarpıştıkları bir sevi de. Bu da hürrivettir ve Hindiçini'de lâzım olan budur

Asva savaşında çarpışanlar insan olmuştur ve Amerika şurasını da unut­mamalıdır ki. Amerika'nın en büvük kudreti maddî kuvvetinde değil mane­vî gücündedir.

Filipinler, iyi ve fena günlerde hep Amerika ile beraberdir fakat diğer Asva memleketleri bu yolu tutmamış­lardır. İste bu sebebledir ki Amerika sözünü tutmuş ve vâdeyledii gibi de filipinlere istiklâlini vermiştir. Ame­rika, efalini prensiplerine uyduracak olursa asla yenilmez.»

— Chicago :

Kore'de Birleşmiş milletler kuvvet­lerinin eski kumandanı General Mark  Clark  Chicago'da  yaptığı beyanda Fransız müzakerelerinin komünist cephe karşısındaki vaziyetini zayıflat­mış olabileceğinden endişe etmekte­dirler. Bu hususta daha sarahatle söy­lenebilir ki Washington'daki umumî kanaat şudur: Komünist Cephe. Dien Bien Fu'daki muvaffakiyete dayana­rak Hindiçini'de mütareke için teslim olmayan muadil şartları kabul ettir­meğe çalışacaktır. İnanılır kaynaklara atfedilen malûmata göre Dien Bien Fu'nun mukadderatını tayin eden ilk telgrafları alır almaz başkan Eisenhower'i millî emniyet konseyini hemen toplantıya çağırmağa sevkeden âmiller bu mülâhazaların ışığı altında daha iyi  anlaşılmaktadır.

Hariciye Vekili M. John Foster Dulles'in cuma akşamı irad ettiği nutkun gazetecilere dört saat bir gecikme ile verilmiş olduğu keyfiyeti de ayrıca kayde şayandır. Dien Bien Fu'nun düşmesi bu nutukta bazı tadilât yapılma­sını lüzumlu kılmıştır. Bahis mevzuu nutkun en esaslı kısmı şüphesiz kî, Güney Doğu Asya'da komünist hâki­miyetine bir atlama tahtası vazifesini görecek bir Hindicim mütarekesinin müşterek hareketin tanzimini daha âcil kılacağım ifade eden kısımıdır.

Amerikan Hariciye Vekili bir müşte­rek cephe hususunda milletlerarası is­tişarelerine gelecek hafta zarfında da devam edecektir. Washington. Paris ve Londra arasındaki sıkı temasın muhafazasına bir taraftan devam edil­mekle beraber diğer taraftan Hariciye Vekili M. Faster Dulles bir an evvel kurulması temenni edilen müşterek cepheye iltihakları için evvelce ken­dilerine müracaatta bulunulmuş o!an bazı Asya devletlerinin Washingtondaki büyük elçileriyle de görüşmeler­de bulunacaktır.

Bundan maada Birleşik Amerika, İn­giltere, Fransa, Avusturalya ve Yeni Zelanda arasında yakında askerî görüşmeler yapılacağı keyfiyeti de Washington'da bahis mevzuu olmaktadır. Bu görüşmelerin yapılacağı yer ve ta­rih henüz tesbit edilmemiş bulunmak­tadır.

—  Eglin   Hava  üssü   (Florida) :

Amerikan ve yabancı     askerî ve sivil şahsiyetleriyle kongre üyelerinin -da­vet edildikleri bir gösteri sırasında, Amerikan hava kuvvetleri, av uçakla­rı için imal edilmiş olan T-110 tipin­deki yeni bir füze topunu ilk defa olarak teşhir etmiştir. Bu deneme sı­rasında Northrop «Scorpionn tipi bir av uçağı b-24 tipi bir av uçağına ateş ederek uçağı havada paramparça et­miştir. Bundan başka Lockheed F-94 tipi bir uçak da 20 milimetrelik Oerlikten tipi aynı nevi bir uçakla bir gösteri yapmıştır.

Nihayet hava kuvvetleri 10 motörle müteharrik b-36 bombardıman uçağı­nın, gerek gece ve gerekse gündüz yapılan denemeler sırasında, hamil bulunduğu '.parazit» av uçaklarını uçuş sırasında bıraktığını ve sonra tekrar  topladığını  haber  vermiştir.

— Washington :

Savunma vekâletinden bir sözcü, Di­en Bien Fu'nun düşmesinin Amerika­nın Hindiçinî'deki Fransız Vietnam kuvvetlerine yaptığı yardım üzerin­de bir tesir olmıyacağını söylemiştir.

Malzeme ve havada teknisyen yardı­mı devam edecektir .

11 Mavıs 1954

 

—   Washington :

Amerikan Hariciye Vekili Dulles bu­gün yapılan basın torlantısmda Hin­dicini meselesi üzerinde beyanatta bulunmuş ve Güney Doğu Asya'nın Hindicini olmadan da elde bulundu­rulabileceğini   belirtmiştir.

Dules Amerika'nın, dünyanın bu ke­siminde tahakkuk ettirmeye çalıştığı müşterek güvenlik sisteminin esas ga­yesinin, mümkün olduğu takdirde bü­tün Güney Doğu Asya'yı, aksi halde bu bölgenin önemli kesilmelerini mu­hafaza etmeye matuf olduğunu belirt mistir.

Bundan sonra Laos ve Kamboç'un önemi hakkında sorulan sualleri ce­vaplandıran Dulles, bu iki memleke­tin hakikaten mühim olduğunu bu­nunla beraber üç ortak devlet halkın­dan yüzde 9O'ı Vietnam'da yaşadığı için Laos ve Kamboç'un esas unsur te­lâkki  edilemeyeceğini  söylemiştir.

nın Filipinlere bağımsızlık vermemiş olduğunu ve bunu ancak harpten sonra  yaptığını  hatırlatmıştır.

Gazeteciler tarafından sorulan diğer suallere cevaben Duiles, Hindicini sa­vaşma müdahalede bulunulması hak­kındaki Fransız tekliflerinin, Londra' da Güney Doğu Asya'da müşterek bir harekete girişilmesi meselesi gö­rüşüldüğü zaman yapılmamış olduğu­nu açıklayarak İngiltere'nin bu böl­genin müştereken müdafaası mefhu­muna iştirakinin son derece önemli manidar bir karar olduğunu söylemiş­tir .

Bundan sonra Cenevre konferansının neticeleri belli oluncaya kadar her­hangi bir harekette bulunulmaması hususunda izhar olunan arzu üzeri­ne bu bölgede müşterek savunmanın teşkilâtlandırılması bahsinde sarfedilen gayretlerde bir gevşeme husule geldiğini belirten Dulles, Güney Do­ğu Asya'da bir emniyet sisteminin vücude getirilmesi işinin bazı güçlük­lerle karşılaşmış olduğunu fakat Ame­rikan hükümetinin, bu güçlükleri aşılmaz kabul etmediği için bu yolda­ki gayretlerini azaltmadığım beyan etmiştir .

12 Mayıs 1954

 

— Washington :

Başkan Eisenhower bugün yapılan ba­sın toplantısında, hür dünyanın Hin­dicini için matem tutmaması, gerekti­ğini söyliverek, Hindicini'dek duru­mun, paniğe kapılmadan iyimserlik ve azimle karşılanması lüzumunu be­lirtmiştir.

Gazetecilerden birinin, Dien Bien Fu' nun sukutundan sonra Amerika'nın. Hindicini olmadan da Güney Ooğu Asya müdafaasının sağlanabileceği kanaatinde mi olduğu, yoksa bahis konusu bölgenin müdafaası için bu araziyi hâlâ elzem mi addettiği seklin­deki sualine cevao veren Eisenhoweı Hindicini'ye büvük bir ehemmiyet at­fedildiğini ve Güney Doğu Asva'da müşterek güvenliğin teşkilâtlandırıl­masında hakim nrensibin,içlerinden birinin devrilmesi neticesinde bütün Domina taşlarının   birbirlerini      takiben teker teker yıkılmalarına benzetilebilecek zincirleme bir tepkiyi önlemeye matuf olduğunu açıklamış­tır.

Güney Doğu Asya'da müşterek güven­liğin teşkilâtlandırılması mevzuunda Amerika tarafından takip edilen gayeyi izah için gene bu misalden fay­dalanan başkan Eisenhower, mühim olan şeyin, bu Domino taşlarının iç­lerinden hiçbirinin düşmesine imkân vermeyecek bir şekilde birbirlerini destekler bir tarzda yerleştirilmesi olduğunu beyan etmiştir .

Vietnam, Laos ve Kamboç devletleri­nin mutasavver Güney Doğu Asya it­tifakına iştiraklerinin lehinde olup olmadığı hususunda sorulan suallere ce­vap veren ba.şkan Eisenhower, bahis konusu üç devletin bu ittifaka iştirak arzusunu izhar edecekleri ve tam mu­tabakatlarını bildirecekleri ümidinde olduğunu söylemiştir.

Başkan Eisenhover bundan sonra dış siyaset meselelerinde Hariciye Vekili Dulles ile tamamen mutabık olduğunu ve Dules'la daimi temas ve istişare halinde   bulunduğunu   açıklamıştır.

Bu münasebetle Hariciye Vekilinin geçen salı günü yaptığı basın toplan­tısını bahis konusu eden Başkan Eİsenhower. Dulles'ın o toplantıda, Ame­rika'nın, Hindicini düşse bile Güney Doğu Asya'nın müdafaasından vazgeçmiyeceğini söylerken hür dünya­ya zarar verebilecek yeni bir hâdise­nin başgöstermesi halinde amerika'nın alacağı tedbirleri kastetmiş olduğunu belirtmiştir.

13 Mavıs 1954

 

—   Atlantic   City   (Newjersey) :

Birleşik Amerika'nın eski cumhur­başkanı Harry Truman, bir işçi sen likasının yıllık toplantısında konuşa­rak cumhuriyetçileri 1952 secim döne­mi başında verdikleri sözleri tutma­makla itham etmiştir.

Eski başkanın bu konuşmasının bir seçim mücadelesi başlangıcını haber verir mahiyette oluşu dikkati çekmiş­tir. Trumanm bilhassa şu sözleri, demokratların seçim savaşma başla­dığını açık olarak göstermiştir.hürriyet ve istibdat arasına bir hudut çizilmesi ile halledilemez.

Bununla beraber atom harbinin kaçı­nılmaz olduğunu karar vermeğe ve yese kapılmaya sebep yoktur.

Sovyet komünistlerinin 800.000.000 esi ri mutlak bir tahakküm rejimi altında uzun zaman idare edebilmeleri müm­kün değildir. İstibdat idarelerinin sa­kin görünüşleri altında huzursuzluk ve kaynaşma mevcuttur.

«İstibdadın kuvveti bugün her zaman­kinden daha zayıftır. Büyük halk top­lulukları mutlak idareye karşı ayaklanmaya hazırdır. Bu mücadele uzun ve güç olabilir, fakat hür insanların sesi nasıl olsa duyulacaktır.

Dünyayı yeniden diktatörlük rejiminin saracağını zannetmiyorum. Bir kere parlayan hürriyet meşalesinin söndü­rülmesi mümkün değildir."

—  Washington :

Amerikanın Ayan Meclisinin Maliye Komisyonu 1 haziran 1954 de başlıyacak olan gelecek malî yıl için atom Ko­misyonu bütçesinin 12.35.780.000 dolar olarak tesbitini kabul etmiştir.

16 Mavıs 1954

 

—  Washington :

Dış faaliyetler dairesinin kongreye sun düğü, 1953 yılı son altı aylık devre için de Batı - Doğu ticareti temayüllerine dair raporda Sovyet blokunun hür dünya ile münasebetleri hakkındaki gayelerinin değişmemiş olduğu belirtil inektedir.

Bu rapora göre, Sovyet dünyasının bu husustaki gayeleri şunlardır:

1   — Sovyet     ekonomisinin,     bilhassa askerî bakımdan ana sanayi grupları­nın, Sovyet blokunu daha kudretli ve hür dünyaya daha az bağlı hâle geti­recek olan ithalât ile beslenmesi,

2   — Hür dünya memleketlerini birbi­rinden ayırmak için karşılarına çıka­cak her fırsattan istifade etmek,

3   — Hür dünyayı, iptidaî maddeye ve mamul madde pazarına karşı,    Sovyet memleketlerine nazaran   daha  muhtaç hâle getirerek hür dünyanın Sovyet tazyikine daha mukavemetsiz duruma girmesini temin etmek.

Raporun ayrıca belirttiğine göre, hür dünyanın ihtiyacı bulunan maddelerin uzun vâde ile ihracı hususunda Sovyet blokunun elinde muntazam bir plân mevcut olmaması hasebiyle, batılı memleketler, geçici bir ticarî mübadele art­ması vuku bulsa bile, Batı — Doğu ticaretinin harpten evvelki hacmine ulaşabileceğini zor tasavvur ederler.

Raporun ayrıca belirttiğine göre, hürsındaki ticarî    mübadele    kıymetinin yılında 2,4 milyar dolar iken 1953te 2,2  milyar dolara düşmüş    olduğu, halbuki 1953 yılında hür dünya mem­leketlerinin kendi aralarında 148 mil­yar  dolarlık  alış veriş  yapmış  olduk­ları belirtilmektedir.    Buna    mukabil hür dünyadan   Sovyet  memleketlerineyılında  410  milyon,   1952  yılında ise 480 milyon dolar kıymetinde mal sevkolunduğu ilâve edilmektedir. Yine aynı raporda, hür    dünyadan    Sovyet blokuna yapılacak ihracat    üzerinden stratejik kontrolün kaldırılmaması lü­zumuna    işaret    edilmekte ve Cocom Sovyet Blok'u memleketlerine sevkolunacak stratejik madde yasağı millet­lerarası istişare komitesi)  üyesi bulu­nan memleketler temsilcileri arasında Paris'te vuku bulan    görüşmelere te­masla şöyle denmektedir :

Asıl mesele, Sovyet bloku ile, hür dünyaya menfaat sağlıyacak şartlar altında, ticarî müdadeleye girişilmesi­ne meydan verecek bir çârenin bulun­masıdır, ki da pek kolay olmasa ge­rek.»

Diğer taraftan Komünist Çin ile tica­rî mübadele meselesine temas eden rapor, Amerikan hükümetinin şimdilik vatandaşlarına bu memleket ile ticaret yapmasını men etmiş olduğunu hatır­latmakta ve 1953 yılının ikinci altı aylık devresinde Çin'e 111,1 milyon dolarlık ihracat yapılmış olduğunu, bu rakamın aynı senenin İlk altı ay­lık devresindeki ihracat yekûnuna (158,9 milyon dolar) nazaran daha dü şük olduğunu  belirtmektedir.

Hür dünyanın Komünist Çin'e yaptığı ihracat yekûnunun 1953 yılında 270 milyon dolar kıymetinde olduğu ve bu biçimde takip edeceği siyasetle, Sov­yetlerin zayıf memleketleri birbiri ar­kasına istilâ etmesine razı olup olmayacağım gösterecektir.»  demiştir. Senatör Güney Doğu Asya'nın müda­faası için Amerika'nın takip edeceği siyaset hakkında şu fikri ileri sürmüş­tür: «Güney — Doğu Asya yalnız başına As yalı olmayan kuvvetler tarafından kurtarılamaz. Bir memleketin halkı kur­tuluş mücadelesine katılmazsa o bölge lâyıkı veçhile müdafaa edilemez. Birleşik Amerika bu noktayı gözönünde tutarak tecavüzü önlemek için müttefikleri müşterek ve askerî plân üze rinde durmalıdır.»

— Washington :

Bir Anti-Komünist gizli ajanı olan Constantin Boldyreff bugün senato iç güvenlik tâli komisyonuna, Sovyet liderlerinin Amerika'yı büyük bir Asya harbine sokmaya çalıştıklarını ve böy­le bir harp ihtimalinin de son derece­de artmış olduğunu söylemiştir.

Georgetown üniversitesi profesörlerin­den olan Constantin Boldyreff demiştir ki:

«Baltık denizinden Akdenize kadar de­mirperde boyunca ve ardında yaptı­ğım bir seyahatten üç hafta evvel Amerika'ya döndüm. Buralarda Anti - Ko­münist gizli teşkilât mensupları ile te­mas ettim. Komünistler Asya'da büyük bir darbe hazırlıyorlar.»

Boldyreff ile Berlin'deki Amerikan or duşu eski gizli istihbarat şefi Albay William Heİmlich Sovyet Ausya ile si­yasî münasebetlerin hemen kesilmesini istemektedirler.  Heimlich bu hususta:

Sovyet Rusya ile siyasî münasebetleri kesmek bu memleketin böyle bir za­manda yapacağı en mühim hareket­tir.»   demiştir.

Bolydreff Moskova ile siyasî münase­betlerin kesilmesinin Sovyet Rusya'da ihtilâli tacil edecek hakikî bir adım olacağını  söylemiş ve  demiştir ki :

«Sovyet Komünist rejimini yıkmak için yegâne çâre Rus halkının yapacağı ihtilâldir.»

—  Washington :

Yubancı faaliyetler idaresi, iktisadî yardım programı mucibince İsrail'e Batı yarım küresinden 1,800.000 dolar tutarında ham petrol satın almak mü­saadesi vermiştir.

—  Washington :

Birleşik Amerika yüksek mahkemesi, zengin ve beyaz çocukların aynı mek­teplere kabul edilmemelerinin ana ya­sasına tamamile aykırı ve gayri kanu­nî olduğuna ittifakla karar vermiştir.

19 Mayıs 1954

 

— Washington :

Başkan Eisenhower bugün yaptığı ba­sın toplantısında, Güney Doğu Asya'­nın müşterek güvenliği teşkilâtlandır­manın, Amerikanın dış siyasetinin te­mellerinden biri olduğunu beyanla bu hususta sarfedilmekte olan gayretlerde terakkiler kaydedildiğini söylemiştir.

Başkan Eisenhower şimdilik, cereyan eden müzakereler hakkında hiç bir açıklamada bulunamıyacağını ilâve et­miştir.

Beyanatına devamla, dünya durumu ve barışı temin imkânları üzerindeki 16 Nisan 1954 tarihli nutkunda, Güney Doğu Asya'nın müşterek güvenliği sağlamak lüzumuna işaret etmiş olduğunu hatırlatan Eisenhower, gazetecilerden biri tarafından sorulan bir suale kar­şılık, Amerika'nın Milletlerarası Atom enerjisi birliğini kurmak imkânlarını tetkik etmekte olduğunu ve Rusya iş­tiraki reddetse bile böyle bir birliğin teşkil olunacağını    bildirmiştir.

Bir Atom birliği kurulması hakkında­ki Amerikan Sovyet müzakerelerinin inkıtaa uğramış bulunduğu hakkındaki haberci yorumlaması rica edilen Baş­kan Eısenhower, hâlen bazı müşavir­leri ile, ne olursa olsun Amerika'nın bu sahada mümkün olduğu kadar iler­lemesi imkânlarını incelemekte oldu­ğunu belirtmiştir.

İngiltere olmadan Güney Doğu Asya memleketlerinin ittifakını temin etme­nin mümkün olup olmadığı sualine kar Şilık Eisenhower, bunu imkân dahilin­de bulunduğu cevabını vermiştir.

20   Mayıs 1954

 

—  Washington :

Amerikan Hariciye Vekili John Foster Dulles Avusturya'daki Rus makam­larının son yıldırma manevraları münasebetile Avusturya müttefik komis­yonu nezdindeki Amerikan temsilcisi­ne gönderdiği talimatta şöyle demek­tedir: «Serbest bir şekilde seçilmiş bir Avusturya hükümetinin bütün memle­kette otoritesini korumak Demokrat bir rejim içinde yaşayan herkes için birinci derecede bir görevdir.

Avusturya'nın bağımsızlığını daha fazla tahdit etmek yolundaki tehditler, sâdece Avusturya hükümeti için değil, fakat batılı üç işgal devleti bakımın­dan da vahim bir mesele teşkil etmek­tedir. Böyle bir tehdit bütün hür dün­yada endişe uyandırmaktan hali kal­mayacaktır.»

21   Mayıs 1954

 

—  Washington :

Amerikan Hariciye Vekili M. John Foster Dulles dün iktisadî gelişme ko­misyonunda irticalen irad ettiği bir hitabede ezcümle şöyle demiştir :

«Birleşik Amerika, dünya milletleri arasında prestijini ve önderlik mevkii­ni muhafaza etmek için hür insanların hür bir cemiyet içinde neler başara­bileceklerine bir misal olmakta devam etmelidir.»

M. Dulles sözlerine şunları ilâve etmiş tir:

«Devletçilik yoluna girmekle Birleşik Amerika ancak, Sovyetler Birliği tara­fından daha evvel çizilmiş bir yolu ta­kip etmiş olacaktır ve böyle olunca dünya milletlerinin önderliğini Mosko­va ele almış olur.»

—  Washington :

Amerikan Hariciye Vekâletinden bildi­rildiğine göre, Amerikan hükümeti «Gottvrald» adında bir Polonya gemisi­nin Formoza açıkalrında Milliyetçi Çin kuvvetlerine mensup harp gemileri ta­rafından tevkifini protesto eden bir Polonya notasını reddetmiştir.Dün Amerika'nın Varşova büyükelçisi tarafından Polonya hükümetine tevdi olunan Amerikan cevabî notasında, Amerika'nın bu mesele ile hiç bir il­gisi bulunmadığından, Polonya'nın Protestosunun «bir esasa dayanmadığı» ile­ri sürülmektedir.

22   Mayıs 1954

 

—  Washington :

Eski bir Sovyet ajanı iken batıya il­tica eden Nikolai Koklof, dün temsil­ciler meclisinden bir grupa, Birleşik Amerika'daki eski Sovyet büyükelçi­si Panpuşkin'in bir sabotaj grupunu idare ettiğini söylemiştir.

—  Washington :

Romanya'nın Washington elçiliğinde bir verici radyo merkezinin çalışmak­ta olduğu ulaştırma federal komisyo­nun dinleme merkezleri tarafından tes bit edilerek keyfiyet Amerikan Hariciye Vekâletine bildirilmesi üzerine bun­dan on beş gün kadar evvel bu elçi­liğe bir nota gönderilmiş ve Amerikan mevzuatı gereğince Washington'daki yabancı diplomatik heyetlerince veri­ci radyo istasyonu çalıştırılmasının ya­sak olduğu bildirilmişti.

Amerikan Hariciye Vekâletinin bu no­taya henüz bir cevap almadığı bugün öğrenilmiştir. İyi haber alan mahfille­re göre. Ulaştırma Liberal Komisyonu o tarihten beri bu hususta yeni hiç bir iş'arda bulunmadığından Romen elçi­liğinin bahismevzuu verici istasyonu­nun faaliyetine son verdiği anlaşıl -maktadır.

23   Mayıs 1954

 

— New - York :

Cumhuriyetçi mümessillerden Alvin Okonski bugün beyanatta bulunarak, Amerika'nın er geç, Sovyet Rusya ile diplomatik münasebetlerini kesmek zorunda kalacağını, zira Sovyet büyük­elçiliklerinin bir casusluk merkezi ve casus yetiştirmiye mahsus birer mek­tep olmaktan başka birşey ifade etmediklerini   söylemiştir.

Cumhuriyetçi   mümessile   göre   Amerika yabancı memleketlere yardım progra­mının tasdikinden evvel Hindiçinî'nin mukadderatı hakkında malûmat sahi­bi olmak istemeleri üzerine Hariciye Vekili M. John Foster Dulles tarafın­dan tertibine lüzum görülen bu top­lantıda, Amerikan Genelkurmayları müşterek heyeti başkanı Amiral Art-hur Radford ve yabancı memleketlere yardım dairesi müdürü M. Harold Stas sen de hazır bulunmuşlardır.

— Chicago :

Memleket dahili günlük basın cemiye­tinin 70 inci yıllık bahar toplantısında söz alan, Birleşmiş Milletler nezdindeki Amerikan murahhas heyeti reisi büyükelçi Henry Cabot Lodge, Jr. ko­münistleri, 1949'danberi Cinde 15 mil­yon kadar insan öldürmekle itham et­miş ve Kızıl Çin'in dünya teşkilâtına neden alınmaması iktiza ettiğine dair 12 sebep göstermiştir.

Cabot Lodge ezcümle demiştir ki:

Bana öyle geliyor ki, Çinli Komünist­leri Birleşmiş Milletlere alınmaya lâ­yık, sulhsever bir devlet olarak telâkki edebilmek, çok garip bir manevî kör­lüğün tâ kendisidir.

Size bugün şunu vadedebilirim ki, Amerika Çinli Komünistlerin bütün manevralarına ve istikbalde doğru ha­reket edeceklerine dair vaad rüşvet­leri dağıtmat suretile Çinlilere Birleş­miş Milletler yolunu açmak isteyen avukatlara sebatla mukavemet edecek tir.

Kızıl Çin rejimi, Birleşmiş Milletlerde temsil edilmeğe şu sebeplerden dolayı hiç bir veçhile lâyık değildir:

1    — Kızıl Çin üç memlekete aşikâr ve şeni tecavüzde bulunmakla    suçludur,Koreden doğrudan doğruya, Hindiçinîde üstü kapalı şekilde tecavüzde bu­lunmak ve dahilde Çin halkına karşı tecavüzde girişmek. Komünistlerin di­ğer memleketlerde tatbik ettikleri kanlı örneğe uyarak, kızılların Cinde 1949 danberi 15 milyon kadar insanı öldür­dükleri tahmin olunmaktadır.

2    — Kızıl     rejimi     Çinin     menfaatlerini,  Kremlininkilere feda     etmiştir. Pekin'de tatbik edilen bürokrasi Rusyanınkine  sıkı  surette  bağlıdır.

3   — Kızıl rejimi,    ecnebilere    yaptığı barbarca  muamelelerle  dünya  efkârını dehşete düşürmüştür. Cinde ikamet eden yüzlerce yabancı   tab'ası   düzme iddialarla tevkif olunmuştur.    Bunlar arasında  hâlâ hapiste yatan  32  Ame­rikalı vardır.

4   — Kızıl   Çin,   Komünist      aleyhtarı milletleri, sefahete sürüklemek    sure­tiyle zayıf düşürmek için, memleket ve milletler arasında beyaz zehir iptilâsını körüklemiştir.

5   — Kızıl rejim    Amerikalı,    Fransız,irlandalı,   İspanyol,   Polonyalı,     Belçi­kalı,  İtalyan Kanadalı Hollandalı Al­man, İngiliz, Portekiz ve   Avusturyalıvatandaşlar dahil dinî ve misyoner temsilcilere karşı «bilhassa vahşice hücum ve tecavüzlerde» bulunmuştur.

6   — Kızıl rejim, Çini hür    Dünya ile bağlayan anlaşma ve andlaşmaları yırtmıştır.

7  — Kızıl rejim, Amerika aleyhine ile­ri sürülen uydurma mikrop harbi iddi­alarını desteklemek suretile, bilerek ve isteyerek yalan şahadette bulunmuş ve bu iddiaların tarafsız bir heyet tara­fından  tahkikini  kabule yanaşmamış­tır.

— Kızıl  Çin,  yüzbinlerce  Çinli ko­münist  askerin     sömürdükleri Kuzey Kore'nin     müstemlekeleştirilmesinden suçludur.

9   — Kızıl Çin, Koredeki harp esirlerinden suçlu olduklarına dair zorla itiraf­lar ve askerî sırlar koparmak gayretile şeytanî,  kötü maksadlı     fenni bir plân kurmuştur. 

10  — Kızıl Çin, Malezya, Birmanya ve Endonezyadaki asileri    destekleyerek, Güney - Doğu Asyayı bir tethiş ve tehdit kampanyası baş    hedefi hâline getirmiştir.

11 — Kızıl Çin, Amerika aleyhine de­falarca yalan ve düşmanca propagan­dalarda bulunmuş ve Amerikanın ha­riçteki şöhret, prestij ve menfaatlerini baltalayıp yıkmak gayretile hükümeti­mize aslı esası olmayan ağır suçlar isnad etmiştir.

12 — Kızıl Çin harp esirlerinin idare­sinde milletlerce tatbik edilen usul ye nizamlara riayet etmemek,  korsanlık yapmak, Kore mütareke anlaşması hü­kümlerini defalarca ihlâl ve milletler­arası insanî teşekküllere yardımdan kaçınmak suretile, Milletlerarası tutu­mun belirli usullerini takip etmemişti.

—  Washington :

Ticaret Vekâletinin dün akşam açık­ladığına göre yabancı memleketlere yatırılan resmî ve hususî Amerikan sermavelerinin tutarı 1953 senesi niha­yetinde 39 milyar 500 milyon dolara baliğ olmuştur. Bu miktar 1946 senesi nihayetine nazaran 21 milyar dolarlık bir artış arzetmektedir.

Diğer taraftan yabancı memleketlerin Birleşik Amerika'daki yatırımları 23 milyar 600 milyon dolara baliğ olmuş­tur. Bu yatırımlarda da 1946 senesi so­nuna nazaran 8 milyar dolara yakın bir artış vardır.

27 Mayıs 1954

 

—  Washington :

Habeşistan imparatoru Haile Selasiye dün saat 20.01 de (GMT) Washineton askprı hava alanına varmış ve yaban­cı hükümdarlara mahsus merasimle krşılanmıştır.

İmparatoru uçaktan inişinde Amerika Başkan Yardımcısı Richard Nixon karşılamıştır.

30 Mayıs 1954

 

—  Washington :

Habeşistan İmparatoru Haile Selasiye, Güvenlik Paktı aktolunması maksadı ile Habeşistan'ın Afrika ve yakın doğu memleketleri ile ittifak edip etmiyeceği hususundaki soruya cevaben, «Ha­beşistan, müşterek güvenliğe faydalı olacak her türlü işbirliğine iştirake ha­zırdır» demiştir.

Birleşmiş Milletler Hindicini harbine müdahaleye karar verdiği takdirde. Habeşistan'ında uzak doğuya silâhlı kuvvet göndermek ihtimali hakkında İmparator,   şunları söylemiştir:

Müşterek güvenlik bizim dış siyaseti­mizin esasım teşkil etmektedir. Memleketim dünyanın neresinde olursa ol­sun her tecavüz hareketine karşı koy maya hazırdır.

31 Mayıs 1954

 

New - York :

İmparator Haile Selasie dün New -Yorkun zenci mahallesi Harlem'e git­miş ve 200 bin kişi tarafından hara­retle karşılanmıştır. Habeşistan adı ve rilen kiliseye geldiği zaman RahİD Clayton Powell tarafından şu hitapla selâmlanmıştır:

Sizi takdis ediyoruz. Çünkü siz bütün zenci kıt'asının memleketiniz Habeşis­tan kadar hür bir hâle gelmesi yolun­daki ümit, hayal ve dualarımızın mes­nedini teşkil eden bir sembolsünüz.»

İmparator şu cevabı vermiştir: «Hara­retli kabulünüz benî çok mütehassis etti. Size bütün kalbimle teşekkür ederim.»

New - York :

Birleşik Amerika Cumhurreisi Eisen-hovver eski rektörü bulunduğu Columbia Üniversitesinin 200'üncü yıldönü­mü ziyafetinde irad ettiği bir hitabeden Almanyanın birleştirilmesi yolundaki müzakereler Sovyetlerin bu memleket­te bir peyk ekalliyeti yaratmak talep­lerinden dolayı sıfıra müncer olmakta­dır»  demiş ve şöyle devam etmiştir:

stdaremiz bundan on ay evvel işbaşı­na geldiği zaman, Komünistlerin insaf ve merhamete asla yer vermeyen şe­kildeki müzakere tarzlarından tamamile haberdar ve herhangi bir mutabakat lerine beî bağlanmayacağını müdrik bulunmakta idi.

Şuna kaniiz ki, bu memleketin dış po­litikası, sulhun muhafazası yolunda yılmadan gayret sarfetmek olmalıdır.

Komünistlerle yapılacak görüşme ve müzakerelerin tuzak ve gizli tehlike­lerle dopdolu olduğunu biliyoruz, fakat günü gününe göstereceğimiz müsbet, kat'î ve kararlı gayretlerin hür millet­ler arasında gerçek hayrı sağlayacağını da biliyoruz.

Biz bütün milletler arasında vukuu yakın buhranlardan azade, sadece nefes alınacak bir sahayı değil de, bütün milletler arasında itimadın yeniden dogmasını, işbirliği ile elde edilecek, sağlam, dayanıklı bir sulh temelinin kurulmasını aradık.»

Eisenhower bundan sonra böyle bir itimadın yeniden doğmasını geliştirecek teklifleri şöylece sıralamıştır:

1   — Hür ve Birleşik bir Almanyanın meydana getirilmesi için gayret sarfedilmesi,

2   — Hür bir Avusturya,

3   — Korede mütareke akdi,

4   — Müstakar bir Hindicini ve güney Asyanın sağlanması,

5   — Atom eneriisinin,     milletlerarası bir murakabe altında muslihane mak­satlarda kullanılması.

— Washington :

Yetkili Amerikan şahsiyetlerinin bil­dirdiklerine göre, Birleşik Amerika hükûrnetinin orta doğu memleketlerine askerî ve iktisadî yardım programı, bu bölgenin müşterek müdafaası cihetinde mütalâa edilmektedir.

Orta Doğu memleketlerinin askerî veya iktisadî yardım hususunda teker teker yapacakları talepler, bölgenin müdafaasında ve dış tecavüzü önleye­bilmek hususundaki kabiliyetleri ile mütenasip olarak karşılanacaktır.

Birleşik Amerika, Irak'ın Türkiye — Pakistan Güvenlik ittifakına dahil ol­mak için müdafaa kuvvetlerini arttır­ma arzusu karşısında, bu memlekete mahdut bir miktar silâh yardımını ka­bul etmiştir.

Birleşik Amerika Orta-Doğuda başka bir memlekete askerî yardım yapmak niyetinde değildir.

Mısıra gelince, Süveyş ihtilâfı halledil­meden, bu memlekete askerî yardım yanılmayacagı sarih bir şekilde bildi­rilmiştir. Amerikan yetkili şahsiyetle­ri Süveyş dâvasının yakında halledile­ceğini ve Mısırın Orta - Doğu müda­faasında rolünü alacağını ümid etmek­tedirler.

Suudî Arabistan Kralı, Amerikan silâhlarını tecavüz maksadı ile kullanmaya­cağına söz vermeyi icişlerinde müda­hale addederek. Amerikanın yardım talebini reddetmiştir. Son zamanlarda müzakerelerin yeniden başlaması arzu­sunu izhar etmişse de, henüz bir an­laşma hasıl olmamıştır.

9 Mayıs 1954

 

— Buenos Aires :

Dün gece Paraguay'dan uçakla bura­ya gelen yolcular, başşehir Asuncionda âsi süvari birliklerile ordu başku­mandanı General Alfred Stroener'e sadık kalan kuvvetler arasında çar­pışmaların, halâ devam etmekte oldu­ğunu söylemişlerdir. Yolcular şunları da ilâve etmişlerdir:

«Ordu, polis ve sivil ahali arasında bilinmiyen sayıda epeyce zayiat ol­muştur.

Salı günkü ayaklanmada iktidardan düşürülen 74 yaşlarında eski Cumhur-reisi  Federico  Chaves  tevkif  edilmiştir. General Stroener ise Chaves'in ye­rine cummırreisliğine gelmek üzere âsi süvari subaylarım sindirip mağlûp edeceği güne kadar beklemeği münasib görmektedir. Beri yandan millî meclisin yakında toplanacağı, Chaves in istifa edeceği ve General Stroener'i Cumhurreisliğine seçeceği söylenmek­tedir.

General Stroener'i hava ve deniz kuvvetlerile kara ordusunun çoğu destek­lemektedir.

Ahali dehşet içindedir. Sokaklar bom­boştur. Caddelerden ne bir yaya, ne de bir nakliye vasıtası geçmektedir. Polisler ortadan kaybolmuşlardır. Ha­ber verildiğine göre bütün polisler, deniz kışlalarında nezaret altına alın­mış bulunmaktadırlar.

2 Mayıs 1954

 

—  Tahran :

Ordu başsavcısı general Azmude bu­gün yüksek askerî mahkemedeki be­yanında şunları söylemiştir:

«Ordunun şerefini temizlemek için ge­neral Riahi'yi Asmak, Musaddık'ı da kanuna uygun olarak mahkûm etmek lâzımdır... Geçen yaz yapılan hükü­met darbesi sırasında Genel Kurmay Başkanlığı vazifesinde bulunan ve Dr. Musaddık'ın suç ortağı olmakla it­ham edilen General Riah, mahkeme­nin ilk celsesinde iki sene hapse mahkûm olmuştu. O zaman bu karan es­ki Başvekille beraber temyiz eden ge­neral Riah bu yeni davanın başından beri kendisini müdafaadan yaz geç­miştir. Mahkeme Reisi kendisini sor­guya çektiği zaman General Riah aya­ğa kalkarak şunları söylemekle iktifa etmiştir:

«Babamız Şahın beni cezalandırmasını bekliyorum.»

—  Tahran :

Tahran askerî valisinin geçit resim­lerini ve toplantıları meneden karar­namesi gereğince, dün, 1 mayıs bayramı fabrikalarla atelyeler dahilinde kutlanmıştır.

Bununla beraber akşama doğru bazı talebe grupİarı meclis ve pazar mahal­lelerinde bazı tezahürat yapmaca te­şebbüs etmişlerdir. Polis müdürlüğün­den tebliğ edilen malûmata sore, 2Q kadar genç hüviyetleri tahkik edil­mek üzere tevkif olunmuştur.

4 Mayıs 1954

 

—  Tahran :

Bugün bir mebusun İran meclisinde eski Başvekil Musaddik'm İran petro­lünü millileştirme metodlarım tenkit etmesi üzerine seksen mebus söz sahi­bi Abdul Entenshamı aleyhinde teza­hüratta bulunarak İran petrollerinin millileştirilmesinin milletçe tasvip edildiğini bağırmışlardır.

Sözcü konuşmasına devam edemeye­rek diğer mebusların haykırışları arasında yerine dönmeye mecbur ol­muştur.

Aylardan beri ilk defa tezahür eden bu mealde bir gösteri halen İran hü­kümeti ile beynelmilel bir grubun temsilcileri arasında İran petrolünün tekrar işletilmesi gayesini güden gö­rüşmelerin ne kadar hassas bir mevzu olduğunu tebarüz ettirmiştir.

Washington :

Dış faaliyetler idaresi İran'a 9 milyon dolarlık yeni bir kredi açmıştır. Bu suretle geçen ağustos ayından beri bu memlekete yapılan iktisadî yar­dımın yekûnu 60 milyon dolara var­mıştır.

20 Mayıs 1954

 

—  Tahran :

Askerî savcı. İran Şahmın, eski baş­vekili Musaddık'a, hakkında verilen 3 yıllık hapis cezası kararını temyiz edebilme  hakkı verdiğini bildirmiştir.

Sah, Musaddik'm suç ortağı olan eski Genel Kurmay Başkam General Riahi ye böyle bir hak vermeyi reddetmiş­tir.

23 Mayıs 1954

 

—  Londra :

Observer  gazetesinin  siyasî muharriri İran petrollerini işletmek için son de­fa Tahran'da yapılan müzakerelerden bahseden bu sabahki makalesinde ez­cümle şunları yazmaktadır:

«Konsorsiyomu temsil eden müzakere­ciler bundan beş hafta evvel Londra' dan şu ümitle ayrılmışlardı: Mademki Zahidi hükümeti bir anlaşmaya var­mak arzusundadır, bunu sağlamak pek güç olmayacaktır.Ancak müzakereci­ler müteakiben şunu anladılar ki pet­rol kuyularının ve tesisatının mülki­yeti ve kontrolü keyfiyeti, devletleş­tirme hakkındaki İran kanununa tâ­bidir ve bu kanunu hiç bir İran hükü­meti, umumî efkâr korkusiyle halen değiştirmeğe cesaret edemez.

27 Mayıs 1954

 

— Tahran :

Bu sabah İran Hariciye Vekâletinde İranla İsviçre arasında bir hava tran­sit anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaş­ma hükümlerine göre, halen İskandi navya havayolları, Kim, ve Fransız hava yolarının faydalanmakta olduğu Tahran hava alam bundan böyle İs­viçre havayollarının da istifadesine açık bulunacaktır.

Bundan başka İngiliz hava yollarının da İran'da yeniden faaliyete geçmesi ihtimal dahilindedir. Panamerikan hava yolları ise Uzak Doğu hatlarında çalışan uçaklarının Tahran'a da inme­leri meselesini tetkik etmektedir.

31 Mayıs 1954

 

— Tahran :

Amerikanın, İranı, Sovyet aleyhtarı ortadoğu paktına almak gayretinde bu­lunduğuna dair, Sovyetlerin îzvestia gazetesinde çıkan bir yazısı üzerine mütalâada bulunan İran Hariciye ve­kâleti, İranın, yabancı askerî ve siyasî bloklar arasında tarafsızlık politi­kasında devam etmekte olduğunu bildirrniştir.

Petrol müzakereleri

Yazan : M. Topalak

5/V/1954 tarihli (ZaferVden:

İran petrollerini yeniden işletmek ve satışım temin etmek maksadiyle kuru­lan beynelmilel şirketin mümessille­riyle İran hükümet heyeti arasında bir ay kadar bir zaman evvel başlıyan müzakerelerin müsbet bir safhaya gir­diği bildirilmektedir. Filhakika. İran heyetinden salahiyetli bir şahsiyet. Anglo-İranan Kumpanyasının, istediği tazminatın bir kısmından vazgeçme­si üzerine mühim engellerden birinin ortadan kalktığını söylemiştir.

İran petrollerinin devletleştirilmesin­den evvel, bir imtiyazla bu petrolleri işletmekte olan Anglo-îranian'ın kurulan yeni konsorsiyoma dahil bulun­duğu malûmdur. Bu beynelmilel şir­kette İngiliz kumpanyasından başka beş büyük Amerikan firması, .yine bir İngiliz-Holanda Şirketi ve nihayet bir de Fransız kumpanyası vardır. İran petrollerinin yeniden işletilmesi ve dünya piyasalarına şevki için cereyan eden müzakereler İngiltere hükümeti veya İngiliz şirketiyle İran hükümeti arasında değil, yüzde kırk hissesi Anglo-İranian'a ait bulunan bu konsorsiyorh ile İran hükümeti arasında yapıl­maktadır.

Müzakerelerde başlıca iki mühim eüç. îükle karşılandığı bilinmekte idi. Bun­lardan birincisi, beynelmilel şirketin İran petrolleri istihsali üzerinde sahip olacam kontrol hakkı meselesidir. Filhakika, bir yandan îran hüküme­ti, devletleştirme prensibi berinde hiç bir pazarlığa girişemiveceğini, bü­tün müzakere ve anlaşmaların bu esas üzerinde yapılması lâzım geldiğini be­lirtirken, diğer yandan şöyle bir vakıa ile karşılaşılmakta idi:

İran petroleri ihtilâfı baseösterip Abadan istihsali durunca, ilgili netrol kumpanyaları bu boşluğu kapatmak için  diğer  kaynakların  istihsaline hız vermişler ve ezcümle Irak ve Suudî Arabistan kaynaklarının istihsalini arttırmak suretiyle dünya petrol pi­yasasında bir muvazenesizlik, bir kıt­lık ihtimalini bertaraf etmiye çalış­mışlardır. O suretle ki, îran petrolle­rinin tekrar işletilmesi bahis mevzuu olunca bunların ticarî bakımdan de­ğerlendirilmesi meselesi de ortaya çıkmıştır. Yani Abadan istihsalâtı en azdan muvakkat bir zaman için, o su­retle ayarlanmalıdır ki, piyasada her­hangi bir tazyika, bir düzensizliğe meydan verilmesin?

Bu kontrolü kim icra edecektir. Dev­letleştirme prensibinden fedakârlık edilmiyeceğine göre, şirketin bu ayar­lama yetkisinin derece ve şümulü ne olacaktır?

Birinci güçlük budur, ki. henüz hal­ledilmiş:  değildir.   ,

Bugün kısmen halledildiği bildirilen diğer güçlük ise, Anglo-îranian petrol şirketinin, devletleştirme kararından sonra istediği tazminatın ne suretle tesbit edileceği, nasıl ödeneceği ve kaç kısmı ihtiva edeceği meselesi idi.

Matlûp tazminatın bu üç veçhesi de münakaşalıdır. Ancak tazminatın muhtevası bakımından bir uzlaşmıya va­rıldığı anlaşılmaktadır. Bu da, İngi­liz kumDSnyasmın «Menfî zarar zi-van» talebinden vazeeçmesiyle müm­kün olmuştur. Filhakika Anglo-İrania Absdan'da kurmuş olduğu tesisat için talebettiği tazminattan başka, bir de «Devletleştirme kanunu çıkmasaydı o-zamandan bu vana temin edecek ol-dufiu ve bu kanun yüzünden mahrum "kaldığı kârlara karşılık., tazminat da istemekte idi.

Şimdi bu son talepten vazgeçilmesi üzerine, tesisattan doğma di§er tazmi­nat kısmî üzerinde kolavlıkla anlaş-mıya varılacağı ümit edilmektedir.

Fakat daha evvel işaret edilen mâni­ler ve bunlarla ilgili hususat üzerinde müzakerelerin ne gibi inkişaflar kaydettiği bilinmektedir masına karar  vermiştir. Mütekabili Geçen sene Ağustos ayında Irak, Üryet esası üzerine alınan bu karar kral dün  ve Lübnan tabaları için de vize tarafından da tastik olunmuştur usulünü kaldırmıştı.

— Atina :

Bugün yetkili bir siyasî kaynaktan aşa ğıdaki hususlar belirtilmiştir:

"Yunan hükümeti hâdiselerin münha­sıran haşivle meşguldür. Bu noktai nazardan hareketle. Yunan hükümeti, üçlü Ankara anlaşmasının bir ittifaka kaybedilmesinin, İtalya da dahil olduğu halde bütün demokratik cenheninnefine olarak sulhu ve güvenliği takviye edeceğine inanmış ve inanmaktadır. Balkan ittifakı bu suretle Nato'nun tevzi edilmiş gayelerini cevaplandıracaktır».

Bütün gazetelerin bildirdiklerine göre, Nato devletlerinin Atinada bulunan siyasî temsilcileri, son günlerde, talepleri üzerine üçlü Balkan paktının askerî ittifaka kalbedilmesiyle ilgili haberler­den malûmattar edilmişlerdir. Gazeteler, bu ittifaka karşı hic bir itiraz vaki olmadığına,  yalnız İtalya tarafından Yunanistan'la Bulgaristan arasında diplomatik münasebetlerin yeniden tesisi hakkında iki memleket tarafından yayınlanan müşterek tebliğ gereğince, iki hükümetin temsilcileri 21 haziran dan itibaren Paris'te toplanarak barış andlasmasınm tazminat hakkındaki hü kümlerinin tatbik şartlarını tesbit ede­ceklerdir.

Bilindiği gibi 1947 de aktolunan barış andlaşmasmda hu tazminat miktarı 45 milvon dolar olarak tesbit edilmişti. Andlaşmanın Bulgaristana yüklediği ve bu memleketin riayet etmediği di­ğer hükümler ezcümle silâhlı kuvvet­lerin tahdidi. Yunan — Bulgar hudut bölgesinin silâhtan tecridi ve diğer meseleler, diplomatik temsilciler arasında cereyan edecek müzakerelerle iki ta­raf için memnunluk verici vir neticeye bağlanmaya  çalışılacaktır.

Bundan başka Bulgar hükümeti. Yu­nan hükümetine, hâlen Bulgaristanda bulunmakta olan Yunan tebalannın bir listesini verecek ve Atina hükümeti­nin geri almayı kabul edeceği şahısla­rın dönmelerini kolaylaştıracaktır. Bahsi geçen liste milletlerarası Kızılhaç teşkilâtıyla, Yunan ve Bulgar Kızılhaç teşkilâtlarının birer temsilcilerinden kurulacak üç üyelik bir komisyon ta­rafından  hazırlanacaktır.

25 Mayıs 1954

 

— Atina :

Yunanistan Hariciye Vekili Etienne Stefanopulos dün akşam Paristen Atinaya dönmüştür.

Etienne Stefanopulos Strasbourg'da Avrupa Konseyi konferansına iştirak etmişti.

Gazetecilere beyanatta bulunan Yuna­nistan Hariciye Vekili, müşterek Yu­nan Bulgar tebliğinden ve iki memleket arasında siyasî münasebetlerin yeniden tesisinden duyduğu memnun­luğu belirtmiştir.

 

 

 

 

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106