16.4.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Nisan 1954

— Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirimiştir :

26 Martta başlıyan Medslexable tatbi­katı ile 29 Martta başlıyan «Shield 1» tatbikatları fena hava şartlarına rağmen devam etmektedir.

Yunanistanda hava faaliyetini hemen hemen durduran, Maltadaki harekâtı yavaşlatan fena hava şartları temsilî taarruz hedeflerine 300 önleme çıkışı yapılmasına engel olamamıştır.

Güney Avrupa müttefik hava kuvvetleri karargâhına gelen natamam rapor­lara göre, bütün Akdeniz bölgesinde 122 hedefe taarruz yapılmış olduğu an­laşılmıştır.

Amerikan 6 ncı donanmasının Midway ve Randolph uçak gemilerinde üslen­miş olan ideniz kuvvetlerine ait uçak­lar tarafından muhtelif vurucu çıkışlar yapılmıştır.

Shield 1 tatbikatını idare eden Airsouth kumandanı olan Amiral Davit M. Schlatter müdafaadaki kuvvetlerin önleme faaliyetinin çok muvaffakiyetli olduğunu beyan etmiştir.

Mutabakat halinde yapılan ÜVTedslexable tatbikatı ile «Shield 1» tatbikatının fevkalâde karışık bir durum ar-zedsn muhabere sistemi müşterek ha­rekât merkezi muhabere grupunun ba­şarılı çalışmaları neticesinde 316 me­sajdan 144 tanesi manevraların başla­dığı ilk 6 saat zarfında muamele gör­müş ve gerekli tertipler alınmıştır.

— îstanbul:

İstanbul'a gelen 29 kişilik Fransız sivil havacılık heyeti Yeşilköy hava meyda­nı ve 'tesislerini gezmişlerdir. Fransız havacılarını karşılamak üzere İstanbula gelen Devlet Havayolları umum mü­dürü Rıza Çerçele heyet başkanı Macheanud gördüğü yeniliklerden mo­dern hava meydanında: yeni tesislerden sitayişle bahsetmiş ve kurulmakta olan atölyelerin Avrupadaki ayarlarından daha iyi bir şekilde olduğunu beyan et­miştir.

Heyet başkanı memleketimizde gördüğü misafirperverlikten dolayı teşekkür­lerini bildirmiştir.

— IstanJbul:

Migros teşkilâtının kuruluşu ile ilgili olarak bugün Ziraat Bankasında yapı­lan toplantıyı müteakip İktisat ve Ti­caret Vekili Fethi Çeliktbaş kendisiyle görüşen bir arkadaşımıza şu 'beyanatı vermiştir :

«Türkiyede iktisadî .hayatımızda ötedenberi müşahede ettiğimiz en büyük boşluk teşkilâtsızlıktır.

Bu yüzden millî iktisadiyatımızın za­rarlarına, millî servetlerimizin israfına şahit olmaktayız.

Buna.dair 1936 - 37 yıllarında yapılan iktisadî tetkiklerden size bir misal ve­receğim.

O tarihte İktisat Vekâleti tarafından yapılan her tetkik neticesinde Tarsustan Ankaraya sevkedilen domatesin yüzde kırkının bozulduğu ve ancak yüzde altmışının satılabildiği tesbit edilmiştir.

Kötü anbalâj. iyi depolamama ve diğer sebepler yüzünden bozulan yüzde kırk nisbetindeki malın zararlarının da yüz­de altmışa inzimamı fiatların yüksel­mesini tevlit etmiştir.

İşte İstanıbulda şahsen beraber çalış­tığım idealist arkadaşlarımın müessis hissedar olmaları sayesinde memleketi­mizin en- mühim bir boşluğu, rasyonel olarak bu teşkilât ile bertaraf edilme yoluna girecektir.

Umumî efkâr önünde bu işin müteşeb­bislerine karşı duyduğum derin şükran hislerini bilhassa belirtmek isterim.

Ümidim bu teşebbüsün süratle semere vereceği merkezindedir.

İstanbul halkımız, yakında teşkilâtın tam olarak 'kurulması ile birlikte hâ­len fena. anbalâj, nakliyatta müşküller ve depolamada kifayetsizlikler yüzün­den boş yere fiatları yükselen iaşe maddelerini bugünkünden çok daha ucuza tedarik etmek imkânını bulacak­tır.

Migros, merkezi mağazası ile, perakende esnafla da işbirliği yapmak suretiy­le onların da menfaatine hizmet etmiş olacaktır.


İstanbul belediyesi bu kuruluş sırasında göstermiş olduğu kolaylık ve gayretlerden dolayı, işin süratle tahak­kukunda başlıca âmil olacaktır.

Şahsen 17 yıldan beri memleketimizde tahakkukunu hasretle beklediğim böy­le bir teşkilâtın kurulma yoluna gir­mesinden de derin, bir haz duyduğumu. ifade etmek isterim.],

— İstanbul:

İstanbulda bulunan İktisat ve Ticaret. Vekili bu akşamki ekspresle Ankaraya gelecektir.

2 Nisan 1954

— Ankara :

Mersin limanı inşasının ihale merasimi bugün saat 16.30 da Nafıa Vekâletinde1 yapılmıştır.

Bu merasimde Büyük Millet Meclisi-Reisi Refik Koraltan, Nafia Vekili Ke­mal Zeytinoğlu, Vekâlet ileri gelenleri ve inşaatı yapacak olan Hollanda şir­ketinin mümessilleriyle basın mensup­ları hazır bulunmuşlardır.

Nafia Vekâleti DemiryollaT ve Liman­lar inşaat reis muavini Rıza Berkenin, yapılacak olan limanın hususiyetlerini belirten  konuşmasından  sonra  mukavele, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu ile Hollanda şirketinin mümessili tarafın­dan imzalanmıştır.

Bunlian sonra söz alan Büyük Millet. Meclisi Reisi Refik Koraltan şu konuş-mayı yapmıştır :

«Her bakımdan büyük önem taşıyan ve uzun yülardan beri tatlı bir hayatıhalinde devam edip gelen bu güzel rü­yanın hakikat olmasını görmek için, durmadan peşinde koştuk.

Tâ Meşrutiyetin ilânından beri Mersin, limanı inşaatı ele alınmıştı. Aradan yıl­lar ve devirler geçti. Fakat hepsi tatlı hayalin peşinde koşmakla sona erdi.

Büyük Türk milletinin hâkim olan re­yi ile iş basma gelen bugünkü iktidar, memleketin asırlar 'boyunca ihmal edil­miş, unutulmuş dertlerine el koydu.. Yer yer birçok büyük meseleler başarıldı ve memleket kalkınmasının te­meli olan birçok Önemli işler yapıldı ve yapılmaktadır. Hükümetin büyük çap­taki işlerini daha önemli buluyoruz. Bu büyük İşleri başaran mesul adamları­mızdan daha fazlasını beklemek elbetteki hakkımızdır.

Nafia Vekilinin ve bütün mesai arka­daşlarının kendilerine gönül veren, ümit bağlayan Türk milletinin istekle­rine cevap vermek için dağda, bayır­da, fırtınada, karda nasıl çalıştıklarını takdirle görüyor ve şükranla karşılıyo­ruz.

Ben, şimdi yurt için en geniş ölçüde sa­adet ve refah istiyen yurt çocukları gi­bi hudutsuz bir heyecan içindeyim. Türk milletinin iktisadî kalkınmasında büyük rolü olacak bu tesisin kurulmasini büyük ve asil Türk milleti çok iyi biliyor ve takdir ediyor.

"Ben, Mersin limanının su anda muka­velesinin yapılmasından sonsuz gurur ve zevk duydum. Yapanları huzurunuz­da candan tebrik ederim. Bu vesile ile

"bir hakikati tebarüz ettirmeyi viddanî borç bilirim. İçel mebusu bulunuyo­rum.   Şurasını kuvvetle    söylerim  ki,bir Çukurova evlâdı olarak bu işten ay­rı bir bahtiyarlık duyuyorum. Tabiatin müstesna hazinelerini bağrında ta­şıyan Çukurova Sevhan barajından sonra Mersin limanı ile yepyeni mesut bir devrenin içine giriyor.

"Bugünkü iktidar ve onun en ileri me­suliyetini üzerine alan insanlar camiasmın başında bulunan    çok    değerli başvekilimiz Adnan Menderes mesai arkadaşları ile birlikte gece gündüz ça­lışarak bugünkü kalkınma dâvasının en büvük eserlerini yıldırım hıziyle ver­meye devam ediyorlar.

Ben, Çukurovali bir vatandaş sıfatiyle, bu vesile ile de başvekilimize tak­dir ve şükranlarımı tekrar ederim.

"Mersinliler, Çukurovalılar,

Yıllarca hasretini çektiğiniz bu güzel esere kavuştunuz. Allaha bamdederefe bu eserin de büyük Türk milletine ha­yırlı ve uğurlu olmasını candan   dile Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltanın bu konuşmasından sonra söz alan Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu da şu hitabede bulunmuştur :

«Şahsımda temerküz ettirilen bütün bu takdir ve iltifatları ben de derhal kıy­metli mesai arkadaşlarıma intikal fettirmeyi bir vicdan (borcu bilirim. Mer­sin limanının her bakımdan ehemmi­yet arzeden durumunu limanlar daire­si arkadaşım sizlere etraflıca anlattı. Buna ilâve edecek bir şeyim yoktur. Bize tevdi edilen vazifeyi Türk mil­letinin hayrına müteveccih olarak bu durmadan bütün hıziyle devam ede­cektir.

Mersin limanı inşası mukavelesi İmza edilirken bu eserin Mersin ve Çukurovalılara ve büyük Türk milletine ha­yırlı, uğurlu olmasını temenni ede­rim. »

— Ankara :

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcali, Vekâ­let müsteşar ve ileri 'gelenleri ile Eti-bank idare meclisi ve umum müdürü­nün huzuriyle bugün saat 15 te Eti-bankta, ihalesi yapılan Kuzey - Batı ve Batı Anayolunun muhtelif yerlerin­de kurulacak 15 transformatör istasyo­nunun mukavele protokolü Etibank ve Menlin et Gerin, Fransız firmasının mü-mesilleri arasında imza edilmiştir.

Bu münasebetle yapılan toplantıda Eti­bank umum müdürü Cevdet Aydmelli bir konuşma yaparak, yeni transforma­tör istasyonları hakkında teknik iza­hatta bulunmuş ve bu yeni şebekeler­de su kuvvetleri ve düşük kaliteli kö­mürlerle çalışacak olan santrallerin se­nede 800 bin ton kadar iyi cins kömür­den tasarruf imkânını sağliyacağını ilâ­ve etmiş ve bu enerji tesislerinin ku­rulmasında vazife almış olan müteah­hitlere muvaffakiyetler dilemiştir.

Daha sonra söz alan İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, bu mukavelenin memle­ketimiz için hayırlı olmasını, Etibank ile müteahhit firma için de müsbet ne­ticeler vermesini temenni ettikten son­ra demiştir ki :

"Sanayi hayatımızın kısa 'bir zamanda daha hızla ve verimli olarak gelişme­sini sağlamak ve ayni zamanda halkımızın da medenî ihtiyaçları için daha bol elektrik enerjisine kavuşmasını te­min için Etibankm inşasına başlamış olduğu enerji tesislerinin tamamlayıcı kısmını teşkil eden muhtelif merkezler­de kurulacak transformatör istasyon­larının mukavele protokolünü da bu­gün imzalamaktayız.

"İki yıldan beri Etibankm Kuzey - Batı ve Batı Anadolunun elektrikleştirilme--si için yeniden ve mevcutlara ilâveten tesisine giriştiğimiz senede 1 milyar 38.000.000 kilovat saatlik fazla enerji istihsal edecek santrallarla bunu 15 vi­lâyete nakledecek 1700 kilometrelik ha­vaî nakil ve tevzi hatlarının son kısmı olan muhavvele merkezlerini ihale et­miş bulunmaktayız.

Bayındırlık Bakanlığınca inşasına baş­lanan veya ihalesi yapılmakta olan Seyhan, Gediz, Akçay ve Hirfanlı te­sisleri bunların dışındadır.

Bu tesisler İstanbul, Ankara ve Zon­guldak tren hatlarının elektrifikasyonu için lüzumlu tedbirleri de ihtiva et­mektedir.

Böylece iki yıl içinde Etibankça ye­niden 1.380.000.00 kilovat saatlik fazla elektrik istihsalini temin edecek san­traller ile Batı ve Kuzey - Batı Anado­lunun daha 15 vilâyetinin şehir ve kasabaları ile sınaî tesislerine bu elektrik enerjisini nakledecek 1700 kilo­metre uzunluğundaki enerji nakil hat­ları ve transformatör istasyonlarının ihaleleri sağlanmış bulunmaktadır.

Bu tesislerin bedellerinin yekûnu 500 milyon lirayı bulmakta ve dış tediyele­rinin ödenmesi ecnebi firmalarla tesis­ler işleyinceye kadar vasati yüzde 30 u ve müteakiben de yüzde 70 i olmak üzere ortalama 7 senelik taksitli kre­dilere bağlanmış bulunmaktadır.

Böylece Türkiyede şimdiye kadar elek­trik tesisleri kurulmaya başladığından bugüne kadar yapılmış olan tesisler ile bütün .elektrik enerjisi istihsali sene­lik yekûnu olan 970.000.000 kilovatsaat bu tesislerle bir buçuk misline ya­kın bir artışla 2.000.000.000 ve bayın­dırlık ve İller bankasının tesisleriyle beraber üc misli bir fazlalıkla 3 milyar kilovatsaati bulacaktır.

Bugün protokolünü imza ettiğimiz   ve müessesemize 23.000.000 liraya mal ola­cak olan iki kısımdan teşekkül eden transformatör istasyonlarına  ait sipa­rişimiz yukarıda bahsettiğimiz bu te­sislerin son ve ikmal edici kısmını teş­kil etmektedir, Böylece yalmç Etibankın  yukarıda  ifade     ettigir   elektrik enerjisi taşıma ve tevzii değil ayni zamanda Gediz, Hirfanlı ve Akçay san­tralleri ikmal edilir edilmez onların istihsallerini de nakledecek olan havaî elektrik nakil hatlarımız tamamlanmış olacak ve hepsi müştereken memleketin hizmetine  girmiş  bulunacaklardır.

Bu kadar teknik ve malî bir gayreti icap ettiren tesisleri kısa bir zamanda gerçekleştirmek için müsbet ve verimli çalışmalar yapmış olan ve onun güzel neticelerini memlekete yine kısa bir müddet içinde idrâke imkân hazırlayan bütün mesai arkadaşlarımı hükümet adına tebrik etmeği zevkli bir vazife telâkki etmekteyim. Tesislerin memle­ket için hayırlı olmasını temenni ederim.»

İşletmeler Vekilinin konuşmasını mü­teakip firma mümessili, girişilen işin . ehemmiyetini belirten bir konuşma yapmış ve böyle bir vazifeyi üzerleri­ne almaktan büyük bir memnunluk duyuklarni belirtmiştir.

Daha sonra hazırlanan protokol    Etibank umum müdürü ile firma mümessilleri tarafından imza edilmiştir.

3 Nisan 1954

— Ankara :

Yugoslavya 'Federatif Halk" Cumhuriyeti başkanı Mareşal Tito, memleketimize bu yakınlarda yapaca­ğı ziyareti arifesinde, Anadolu Ajansı umum müdürü Şerif Arzık tarafından Türk basını için kendilerine tahriren tevcih edilen suallere, aşağıdaki cevap­ları vermek lûtfunda bulunmuştur :

Sual — Türkiyede sabırsızlıkla bekle­nen ziyaretiniz yaklaşmaktadır. Bu zi­yaret arifesindeki ihtisasınızı lütfeder misiniz?

Cevap — Dost Türkiyeyi ziyaret et­mem için, Türkiye reisicumhuru sayın Celâl Bayarın    davetini memnunlukla kabul ettim. Bu ziyaretin iki memle­ketimiz arasındaki dostluk ve ittifak münasebetlerinin umumî surette daha da kuvvetlenmesinde yeni bir merha­le teşkil .edeceğine kani bulunuyorum. Sual — Bugünkü dünya durumunu na­sıl görüyorsunuz?

Cevap — Dünyada elan halledilmemiş birçok mühim meselelerin mevcut ol­masına ve Doğu ile Batı arasında, za­hiren, asılması imkânsız bîr uçurum bulunmasına rağmen, silâhlı bir ihti­lâf tehlikesi, iki üç sene evveline nazaran hissedilir derecede azalmıştır.

Bunun başlıca sebepleri şunlardır:

1— Batı ile Doğu arasında silâhlı bir muvazenenin teessüs etmiş olması,

2— Harpten korkulması ve insaniye­tin «büyük  bir  çoğunluğunun harpten nefret etmesi,

3— Harpten kaçmılabileceği ümidine yol açan çok teselli verici bir vakıa da şudur ki ,dünya'da., yeni bir cihan har­binin   fecî  neticelerini   müdrik     olan mesul devlet adamları büyük bir ço­ğunluk teşkil etmektedirler ve bunlar,şahsî menfaatleri uğruna dünyayı ye­ni   bir   katliama   sürüklemeğe  çalışan harp kundakçılarının ve karanlık kuv­vetlerin telkinlerine kulak asmamakta­dırlar.

Sual — Bugünkü dünya durumunun sizce muhtemel inkişafları ne olabi­lir?

Cevap — Bugün için bir silâhlı sulh safhasında bulunuyoruz ve bugünkü karışık durumdan kurtulmak için ya­pılan diplomatik teşebbüslere şahit oluyoruz. Şuna kaniim ki, çok güç ol­makla beraber, yavaş yavaş, bugün dünya sulhunu tehdit eden meselele­rin halline giden yolda devam edile­cektir.

Sual — Dünya vaziyetinin inkişafları karşısında, istiklâllerini seven millet­lerin durumu ne olmalıdır?

Cevap — Kanaatimce, birçok memle­ketlerin istiklâllerini ve inkişaflarını müdafaa hususundaki sarsılmaz azim­leri de, tecavüz teşebbüslerinin zayıf­lamasında ve harp tehlikesinin azal­masında başlıca âmillerden biri olmuştur. Zira. muhtemel mütecavizin bu sarsılmaz azim ve kararı evvelden id­râk etmesi çok mühim bir keyfiyettir.

Sual — Umumî dünya vaziyeti karşısında Türk - Yugoslav münasebatmırtmevkii ve rolü nedir?

Cevap — Türkiye ile Yugoslavya ara­sındaki dostluk ve ittifak bağlarıma rolüne ve bu bağın inkişafına, bilhas­sa dünyanın bu bölgesinde sulhun ko­runması bakımndan büyük ehemmi­yet veriyorum.

Sual — Ankara paktının bugünkü du­rumu ve istikbalini nasıl görüyorsu­nuz?

Cevap —Ankara paktının, umumiyetle sulhun ve hususiyetle, doğrudan doğ­ruya alâkalı Yunanistan, Türkiye ve Yugoslavyanın istiklâllerinin tarsinins yarayan bir vesika olarak değerini bugünden ispat ettiğine kaniim. Bu paktın ileride bu vasfını daha da kuv­vetleneceğine  inanıyorum.

4 Nisan 1954

— İzmir :

Kizılçulluda inşa edilecek olan 1000 iş­çi evinin temel atma töreni kalabalık bir halk kütlesinin iştirakiyle bugün yapılmıştır.

İzmir işçileri arasında büyük bir alâka uyandıran bu hâdise dolayısiyle tören­de mahallî bayraklarla donatılmıştı. Saat 14.00 te başlıyan törene iştirak edenler arasında Çalışma Vekili Hay­rettin Erkmen, Sağlık ve Sosyal Yar­dım Vekili Dr. Ekrem Hayrı Üstündağ, Mebuslar, Vali, Belediye Reisi, sanayi" odası başkanı, işçi sendikaları mümes­silleri işniler ve 'kalabalık bir halk küt­lesi' hazır bulunmuştur.

— Gelibolu :

Geçen yıl bir kaza neticesinde 4 Nisan tarihinde Nara burnu açıklarında batan Dumlupmar denizaltımız m şehit mü­rettebatı için bugün hazin bir ihtifal yapılmış, denize çelenkler atılmıştır.

5 Nisan 1954

—  Ankara :

Norveç veliahtımn zevcesi prenses Martha'nın vefatı dolayısiyle Reisicum­hurumuz Celâl Bayar adına yaver kur­may binbaşı Kemal Eker, bugün saat 11 de Norveç sefaretine giderek, def­teri mahsusu imzalamış ve taziyede bu­lunmuştur.

—  Bursa :

Bursanm 628 inci fetih yıldönümü, bu­gün Necatibey Kız Enstitüsü salonun­da yapılan parlak bir törenle kutlan­mıştır.      

Törende, hatipler günün mâna ve ehemmiyetini belirten heyecanlı konuş­malar yapmışlar ve mahallî ekipler ta­rafından Millî oyunlar oynanmıştır. Bilhassa şehrimizde misafir bulunan 50 Kıbrıslı öğrencinin salona girişleri, bü­yük tezahürata vesile olmuştur.

7 Nisan 1954

— İzmir :

Tesisatı tamamlanmış olan Kordonda­ki Şehir otelinin, hükümetimiz tarafın­dan müttefik kara kuvvetleri GüneyDoğu Avrupa karargâhı olarak kulla­nılmak üzere müttefik kuvvetleri GüneyDoğu kumandanlığına resmen devredilmesi dolayısiyle 'bugün saat 11 ele yeni karargâh binasında büyük bir merasim yakılmıştır.

Bu maksatla dün akşam Ankaradan buraya gelen Millî Müdafaa Vekili Ke­nan Yılmaz ile bu sabah Atmadan uçakla hareketle şehrimize muvasalât eden Yunan Millî Müdafaa Vekili Kanellopulos ve her iki memleketin yük­sek rütbelisub ayları, diğer askerî er­kân, Nato bürosu başkanı merasimde hazır bulunmuşlardır.

Merasime istiklâl marşının çahnmasiy1e başlanmış, bundan sonra misafirler, Nato Kurmay başkanı Tuğgeneral S. 33. Mason tarafından davetlilere takdim edilmiştir. Türk, Yunan ve Amerikan millî marşlarının çalınmasından   sonra İzmir Valisi Muzaffer Göksenin aşağı­daki konuşmayı yapmıştır:

«Güney - Doğu Avrupa müttefik kara kuvvetleri karargâhının bu yeni bina­sının açılısı ve binanın resmen Nato makamlarına devri münasebetiyle .bu­rada toplanmış bulunuyoruz. Bu vesile ile kumandanlığın davetini kabul ede­rek uzaktan ve yakından şehrimize gel­mek lûtfunüa bulunan aziz misafirle­rimize İzmir şehri namına «hoş geldi­niz» derim. Bundan takriben bir buçuk sene evvel Güney - Doğu Avrupa müttefik kara kuvvetleri karargâhı­nın teşkiline karar verildiği zaman, kumandanlığının mesuliyet sahası için­deki merkezi vaziyeti, muhabere ve muvasala imkânları bakımından ve bunlara benzer diğer mülâhazalarla, karargâhın yeri. olarak İzmir seçilmişti.

O zamandanberi bu karargâhı sinesin­de barındıran şehrimiz, Natonun yük­sek gayelerine bu küçük hizmeti yap­ması ve Nato milletleri arasında sık ve samimî işbirliğine sahne olması dola­yısiyle iftihar duymaktadır. Bu ifade­lerimle bütün İzmirlilerin hislerine ter­cüman olduğuma eminim.

Biz, bu karargâhta vazifeli bulunan müttefik devletlere mensup kumandan ve subayları da kendimizden sayıyoruz ve şerefli vazifelerini imkân dairesin­de rahat ve huzur içinde görebilmele­rini temine çalışıyoruz. Çünkü Nato­nun işi bizim işimizdir ve bu karargâh ta Natonun bir parçası olan memleke­timizin müdafaası yolunda çalışmakta­dır. Bu toplantı münasebetiyle buraya gelmiş olan Nato erkânına, Yunanh dostlarımıza, sayın Millî Müdafaa Ve­kilimize ve kumandanlarımıza ve muh­terem misafirlerimize gösterdikleri alâ­ka ve zahmetlerden dolayı teşekkür ederim. Eminim ;ki bu toplantı, sırf resmî bir merasim çerçevesi içinde kal­mayıp Nato ailesine mensup asker ve sivil erkânın şehrimizle tanışmasına ve aralarında samimiyetlerini ilerletmesi­ne vesile teşkil edecektir. Bu imkân­dan şahsen istifade etmek fırsatını el­de ettiğim için mütehassis ve bahtiya­rım. »

İzmir valisinin bu konuşmasından son­ra Millî Müdafaa Vekili Kenan Yılmaz da su nutku iradetmiştir :

Muhterem general Kendall, muhte­rem davetliler,

Natönfun yüksek kumandanlarım ve güzide misafirlerimizi ihtiva eden bu samimî topluluğa bu vesile, ile birkaç söz söylemek fırsatını bulmuş olmak, beni de ayrıca mütehassis ve bahtiyar etmektedir..

Güney - Doğu Avrupa müttefik kana kuvvetleri karargâhı, Nato içinde ku­rulmuş bulunan müttefik kumandan­lıkları zincirinin bir halkasıdır. Bu ku­mandanlıklar silsilesi, hür. müstakil ve hükümran devletlerin bir tecavüzün vukuunda omuzomuza vatanlarım mü­dafaa edecek olan ordularını, icabında bu vaziyetlerini mükemmelen işleyen bir tek makine gibi yapabilecek şekil­de hazırlamak gayesiyle kurulmuştur. Bu teşkilât müşterek müdafaa için No-to içinde yapılan çalışmaların esaslı ve mühim bir veçhesini teşkil etmekte­dir.

Nato memleketleri ordularının gelişti­rilmesi ve müdafaaya hazırlık sahasın­da sarfolunan gayretlerin müsbet neti­celeri her gün gözle görülür derecede artmaktadır. Hür dünyayı teh'dit eden vahim tecavüz .tehlikesi karşısında1 gay­retlerimize artan bir fedakârlık hissi ve .enerji ile devam etmeğe mecburuz.

Çünkü bu büyük tehlike hür millietlerift bağlı oldukları yüksek insanlık ide­allerine, yani doğrudan doğruya mev­cudiyetimize ve müşterek medeniyeti­mize müteveccih bulunmaktadır. Nato kuvvetlerinin, karşısındaki mütecavizin tecavüzü aklına bile getirmiyeceği de­recede kuvvetlenmesi lâzımdır. Aske­rî bakımdan tedafüi bir ittifafe olan Natonun esas gayesi, dünyada sulh ve emniyetin teminidir. Bugünkü dünya şartları içinde de, bu1 gayenin ancak her fedakârlığı göze alarak üstün derecede kuvvetlenmek ve kuvvetli ve müttehit kalanak suretiyle elde edilebileceği in­kâr edilmez bir hakikattir.

Nato müttefiklerimizin ve bilhassa ha­li hazırda Birleşik Amerikanın ve Yu-nanistanın her rütbe ve derecede su­baylarının subaylarımızla birlikte en samimî bir hava içinde beraberce ça­lışıp işbirliği yaptığı bu karargâhın de­ğerli korgeneral   Kendall'ın   dirayetli idaresi altında vazifesini şeref ve başa­rı ile yapmakta devam edeceğine emi­nim. Bu vesile ile Korgeneral Wyraanın karargâhın tesis safhasında ve mü­teakip çalışmalarındaki başarılı hiz­metlerini takdirle anmağı zevkli bir1 vazife bilirim.

Türkiye hükümeti namına bu binayı bugün resmen Natoya devretmek be­nim için büyük bir zevk teşkil etmek­tedir. Bu binanın Natoyâ devri, Tür­kiye hükümetinin bu sahadaki çalışma­larının ve bu karargâha atfettiği bü­yük ehemmiyetin bariz bir    delilidir^

Karargâh erkânı ile mensuplanni bu yeni çatı altında daha müsait şartlar içinde çalışmak imkânlarını bulacakla­rım ümit etmekteyim. Bu karargâhta çalışacak olan ve en yakın dost ve müttefiklerimiz bulunan Nato devletle­rine mensup kumandan ve subaylara muvaffakiyetler dilerim.»

Kanellopulosun  nulku :

Millî Müdafaa Vekilimizin nutkunu müteakip Yunan Millî Müdafaa Vekili Kanellopulos aşağıdaki konuşmayı yapmıştır :

^Bugünün mânası büyüktür. Bu mera­simin Natonun yıldönümüne rastlama­sının da ayrıca mânası vardır. Sayın Yılmazın fikirlerine tamamen iştirak ediyorum. Nato, ayni gaye için bir ara­ya gelmiş bir müttefikler topluluğu­dur. Bu topluluğun vazifesini hakkiyle başarması ve sullhu korumak husu­sundaki büyük ideali tahakkuk ettir­mesi gerekmektedir. Nato, bir bütün­lükten doğmuş kuvvetin ifadesidir. Bu fikre inanıyoruz ve ayni gaye için ça­lışıyoruz, icap ederse ayni gaye için de dövüşeceğiz.

Sayın General Kendall'ı, sayın Yılma­zı, sayın Kavur, sayın Göksenin ve sayin Belediye Reisi ile hazirunu hür­metle selâmlarım. Bugün Türkiyede bulunmakla kendimi mesut ve bahtiyar addediyorum. 12 sene evvel buraday­dım, İzmir'deydim. Şunu söylemek is­terim ki, Yunanlılarla Türkler daima beraberdirler ve iki millet arasında hiç bir zaman tefrik yapmak mümkün

değildir. İki millet, Türkiye ve Yuna­nistan, Nato çerçevesi içinde birleş­mekle dünyanın bu kısmında tarihî bü­yük bir muvaffakiyet kaydetmiş oldu­lar.

Sizlere candan bağlıyız ve bütün mese­leleri en içten gelen bir samimiyet ile halletmeğe karar vermiş bulunuyoruz ve bunda devam edeceğiz.

General Kerdall'ın konuşması:

Son olarak konuşan Güney - Doğu Av­rupa müttefik kara kuvvetleri kumandanı Korgeneral Paul W. Kendali da şunları söylemiştir :

«Sayın bav Yılmaz, bay Kanellopulos, vali Göksenin, kıymetli misafirler, ba­yanlar, baylar;

Nato'nun bir temsilcisi sıfatiyle sizlere hoş geldiniz derken Güney - Doğu Av­rupa müttefik kara kuvvetleri komu­tanlığına verilen bu binayı Türk hü­kümetinden resmen teslim almanın ,benim için büyük bir şersf olduğunu bil­hassa belirtmek isterim. Bu bina bida­yette İzmir şehri tarafından inşa etti­rilmiş, bilâhare Türk hükümeti tara­fından büyük masraflarla satın alına­rak bugünkü sekline konulmuştur.

Bu modern karargâh 14 Nato milleti tarafından meydana getirilen müşte­rek kudretin dünyadaki bir sembolü olarak bugün dimdik ayakta durmak­tadır.


evvel Natoya iltihak ettikleri tarihten daha fazla kuvvetlenmiş bulunuyoruz.

Bu binayı Nato namına teslim alırken en derin minnet hislerimi arzederim. Müşterek gayemiz olan sulh ve emni­yet tesisi yolunda mütekabil savunma için ayni hızla çalışmağa devanı ede­ceğiz.»

Korgeneral Paul W. Kendall'm bu ko­nuşmasından sonra Nato marşı ile be­raber bayrak çekme merasimi başla­mış ve sahildeki binanın önündeki bü­yük bayrak direklerine Nato ailesine dahil 14 milletin bayrakları çekilmiş­tir.

Bunu müteakip tekrar çalman istiklâl marşı ile merasim nihayet bulmuş ve davetliler yeni binayı gezmişler, hazır­lanan büfede izaz edilmişlerdir.

8 Nisan 1954

— Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün itimat­namesini takdime gelen yeni Finlandi­ya Elçisi ekselans Bruno Rafael Kivdkovski'yi saat 16.30 da Çankayada mu­tat merasimle kabul buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti umumî 'kâtibi Büyük Elçisi Cevat Açıkalın hazır bulunmuştur.



Güney - Doğu Avrupa müttefik kara kuvvetleri komutanlığı 1952 yılının Ey­lül ayında teşekkül etmiş ve Avrupa ile Asyanm bu hayatî bölgesinde kara harekâtı işbirliğini ve dolayısiyle Na­to doğu cephesinin kuvvetlenmesini sağlamıştır. Diğer milletlerle birlikte Türkiye ve Yunanîstanm işbirliği, karşılıklı anlayış ve samimiyeti; iyi niyet ve azimleri sayesinde bu hedefe ulaş­tırmıştır. Türk ve Yunan hükümetle­riyle karargâhımız arasındaki münase­bet, müşterek meseleler üzerindeki karşılıklı anlayış esası üzerinde bina edilmiştir.

Bu karargâhta Türkler, Yunanlılar ve Amerikalılar sulh ve emniyeti yükseltmek için beraberce çalışmaktadırlar. Bugün. Türkiye ve Yunanistanın 18 ay

— Ankara :

1954 malî yılının ilk ayına ait tahsilat vaziyeti hakkında izahat istiyen Ana­dolu Ajansının bir muhabirine, Mali­ye Vekili Hasan Polatkan aşağıdaki yanatta bulunmuştur :

1954 malî yılının ilk ayı olan Mart içinde bütçe gelirlerinden 214 milyon 519 bin lira tahsil olunmuştur. Bu mik­tar, malî tarihimizde yeni bir rekor teşkil etmektedir. 1951 yılı martında 118 milyon lira tahsil edilmiş, 1952 yılınm mart ayında bu miktar yüzde 20 nisbetinde artarak 142 milyon liraya baliğ olmuştu. 1953 te artış nisbeti 1951 Mart tahsilâtına nazaran yüzde 35 i te­cavüz etmiş ve tahsilat 160 milyon, li­raya  yükselmişti.   1954  martında  ise 1951 senesinin ayni ayındaki gelir ha­sılatına nazaran yüzde1 31 nisbetinde bir artışla 214 buçuk milyon lira gelir elde edilmiştir. -1950 martında sadece 96 milyon lira tahsil edilmiş olduğu hatırlanacak olursa, dört sene zarfında aylık tahsilatın 118 milyon liralık bir artış kaydettiği ve bu miktarın 1950 tahsilâtına nazaran yüzde 112 nisbetinde fazla olduğu görülür. Memleketimi­zin iktisadî sahada mazhar olduğu kal­kınmanın ve 'bunun neticesinde vatan­daş gelirlerinde husule gelen büyük artışların musibet delillerini böylece bir kere daha müşahede etmiş oluyoruz. Bu netice, iktisadî ve malî politikamı­zın isabetini, memleketimizin iktisadî ve malî durumunun sağlamlığını ve mükellef vatandaşlarımızın iyi niyet­lerini göstermesi bakımından da ayrı­ca dikkate şayan bulunmaktadır.

— Ankara :

Adanadaki uçak kazası dolayısiyle Londra ticaret odası reisliğinden, An­kara ticaret odası reisliğine taziye tel­grafı çekilmiş ve bu telgrafa cevap ve­rilmiştir. Telgrafların suretleri aşağı­dadır :

Ticaret odası reisliği Ankara

Londra — Cumartesi günü vuku bulan iscî uçak kazası bizleri çok müteessir etti.

Londra Ticaret odası adına Türk mil­letine ve facia kurbanlarının geride bıraktıkları ailelerine en derin taziyetlerimin iblâğına müsaadelerini rica ederim.

Lord Luke

Londra Ticaret Odası Reisi Muhterem Lord Luke

Londra Ticaret Odası Reisi

Cumartesi günü Vuku' bulan fecî uçak kazası münasebetiyle Londra Ticaret Odası adına göndermek lûtfunda bu­lunduğunuz taziye telgrafınızla izhar buyrulan şefkat dolu hissiyatınıza An­kara ticaret ve sanayi odası namına derin şükranlarımın kabulünü (rica ederim.

Vehbi Koç

— Ankara :

Münakalât Vekâletinden tebliğ edil­miştir :

3 Nisan 1954 günü Adana civarında vuku bulan müessif uçak kazasını ma­hallinde tetkike memur edilmiş olan Millî Müdafaa Vekâleti hava kuvvetleri kumandanlığı kaza tetkik kurulu tarafından tanzim olunarak 7/4/1954 gecesi Vekâletimize verilen mufassal raporun netice ve kanaat kısmı aynen aşağıdaki birinci ve ikinci maddelerde­dir :

«1 — Tayyarede infilâk, yangın, sabo­taj veya bakım veyahut malzeme ha­tası veya malzeme yorgunluğu olma­dığı yapılan inceleme neticesinde katî olarak tesbit edilmiştir.

2 — Kaza, tayyarenin havalandıktan tahminen 15 dakika sonra, bulut içeri­sinde yükselme esnasında, depresyonlu bir bölgede muvazenesini kaybede­rek p.erdövites olması., pikeye geçmesi ve pikeden kurtulmak ve yere çarpma­mak için yapılan anî kumanda sonun­da yere yakın bir irtifada, sert resursta dümen ve sol kanadının kopması su­retiyle vukua gelmiştir."

Bu kaza münasebetiyle Devlet Hava Yollarımızın bugün kullanmakta oldu­ğu tayyareler hakkında aşağıdaki açık­lamanın yapılmasında fayda görülmüş­tür :

a)Tarafsız  ve  mütehassıs  tetkik he­yetinin raporuyla da sabit olduğu veç­hile kazaya uğrayan tayyarenin eski­liği veya bakımsızlığı bahis    mevzuu
değildir.

b)Devlet Havayollarının hâlen yolcu ve yük nakliyatında kullanmakta  ol­
duğu  "tayyareler  Amerikada     Duglas fabrikasının  imal  etmiş  olduğu  C.-47
tipi tayyarelerdir.  Bunlardan binlerce tayyare imal edilmiş olup, hâlen dün­
yanın her tarafındaki hava yolları iş­ letmeleri ve hava  kuvvetleri tarafın­
dan geniş ölçüde kullanılmaktadır.Devlet Hava Yolları bu tayyareleri,
fabrikasınca tayin edilmiş olan bakım,ve revizyon müddetlerine riayet ede­rek ve teknik: işletme esaslarına bağlı kalarak' kullanmaktadır.  Bu meyanda

tayyarelerin motörleri, ibu motorleri imal eden fabrikanın tayin ettiği müd­detler dahilinde değiştirilmekte ve ye­nileri takılmaktadır.

d) Keza, tayyarelerin gövdeleri de fab­rikasının tayin etmiş olduğu esaslar dahilinde günlük, 25, 50, 100, 200, 500 saatlik bakım ve kontrollere tâbi tu­tulmakta ve umumî revizyonları da zamanında yapılmaktadır. Eski veya mi­adını doldurmuş veya zamanında basımı, yapılmamış herhangi bir tayya­re veya motorun servise konulması va­ki ve mümkün değildir.

Keyfiyet muhterem halkımızın ittilârına arzolunur.

— İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak bir müddetten beri memleketimizde bulu­nan, Fransız akademisi âzası meşhur yazar Georges Duhamel, bugün saat 17 de İstanbul Gazeteciler cemiyetin­de tertip edilen bir basın toplantısında şu beyanatı vermiştir :

«Yarın hükümetinizin davetlisi olarak geldiğim güzel memleketinizden ayrı­lıyorum. Bu seyahatim esnasında Türkiyenin büyük bir 'kısmını dolaştım ve îısni yakinen alâkadar eden pek çok şey gördüm. Tarihî âbideleri, Osmanlı imparatorluğunun muhteşem devirlerinin izlerini zevkle temaşa ettim.

Şimdiye kadar zannettiğimizin tamaıyla tersine olarak gördüm ki Orta Şarkta medeniyetin naşiri Araplar Üğil, fakat Türklermiş.

Türkiyede bize çok benziy.en bir millet "bulduk. Dünyada birbiriyle bu kadar çabuk ve iyi kaynaşan iki millet daha bulunamaz.

Memleketime döner dönmez, vatandaş­larımı Türk milletinin az zamanda ba­şardığı 'büyük işleri, medenî kanunun kabulü, harf, kıyafet, din inkılâpları, demokratik yürüyüşü, endüstriyel ge­lişmesi cumhuriyetin ilânındansberi yaptığı muazzam terakki hamlelerini anlatmaya çalışacağım.

Garplılaşma yolundaki çalışmalarının vanı sıra geleneklerini de    muhafazaetmesini bilmiş olan Türkiye, Garp milletlerinin en şarkta olanıdır.

Memleketiniz her sahada, sanatta mu­sikide büyük gelişmeler kaydetmiştir.

Temenni ederim ki yakın bir gele­cekte Türkiyenin de yardımiyle büyük bir Atlantik medeniyeti kurulur. Bil­diğiniz gibi büyük medeniyetler dai­ma denizlerin çevrelerinde doğmuştur.

Akdeniz ise bugünün ölçülerine göre çok küçük kaldığından Atlantik mede­niyeti diyorum.

Gördüm ki Türkler Fransız sanat ve edebiyatçılarını gayet iyi tanımakta­dırlar. Şimdi bize de düşen vazife Türk sanatçılarını ve muharrirlerini daha iyi tanımak ve Fransada tanıt­maktır. Bunun İçin 'de Türkçe edebiyat eserlerinin mümkün olduğu kadar faz­la miktarda Fransızcaya tercüme edil­mesinin temini lâzımdır. Beraberimde bazı muharrirlerinizin eserlerinin ter­cümelerini götürmekteyim.

Fransada eskiden ve hâlen reisi oldu­ğum birçok sanslı cemiyetleri vardır ki onların da bu yolda çalışmalar yap­maları için gayret sarf edeceğim.»

9 Nisan 1954

—  Ankara :

Yunan millî bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuzla majeste kral .bi­rinci Paul arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati olunmuştur.

—  Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bugün saat 20.00 de Başvekâlette Güney Avrupa hava kuvvetleri eski kumandanı kor­general Schlatter ile halefi korgeneral Laurence Caigie'yi kabul etmiştir.

Bu kabulde Hariciye Vekâleti Nato dairesi başkanı Sadi Kavur hazır bu­lunmuştur.

10 Nisan 1954

— Ankara :

Dün şehrimize gelmiş olan Güney-Doğu Avrapa hava kuvvetleri eski ku­mandanı Korgeneral Schlatter ile ha­lefi korgeneral Laurence Caigie ve ma­iyet: erkânı bugün saat 12 de hususî uçaklariyle -Napoliye müteveccihen Etimbesğut askerî hava alanından ay­rılmışlardır.

Misafirler hava alanında, hava kuv­vetleri kumandanı korgeneral Fevzi Uçaner, Bayan Uçaner, hava kuvvetle­ri harekât başkanı ve eşi, garnizon ku­mandanı tümgeneral Mithat Akçakoca, merkez kumandanı Hidayet Baştuğ, hava kuvvetleri haber başkanlığı şube müdürü, Erkânı Harbiyei Umumiye haber başkanlığından yüksek rütbeli bir subay. Amerika sefareti ileri gelen­leri ve esleri tarafından uğurlanmıştır.

Alanda, başta banda bulunan askerî bir kıta selâm resmini ifa etmiştir.

— İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes şehrimizde misafir bulunan Atina Belediye Reisi Kostantin Nikolopulosun gönderdiği mesajı şu telgrafla cevaplandırmıştır;

"Ekselans Nikolopulos,

Atina Belediye Reisi

Mesajınız, dost Yunanistan dan gelen her şey gibi beni çok mütehassis etti. Size hararetle teşekkür eder, Atina şeh­rine ve Elen milletine şahsımın ve Türk milletinin kardeş selâmlarını ve Türödyede iki millet arasında sulh hiz­metlerinde işbirliği ve dostluğun inki­şafı fikrine sadık kalındığının bir kere daha iblâğını rica .ederim.»

12 Nisan 1954

— İzmir :

Güney Doğu Avrupa kesimi kara kuv­vetleri kumandanı Korgeneral Kendall, Batı Makedonya ve Yunan Trakyasının üç gün müddetle gezmek için bugün Yunanistana müteveccihen uçakla şeh­rimizden ayrılmıştır.

General Kendall, Selânikteki ileri Nato karargâhını ziyaret edecek ve ayni zamanda hudut birlikleri ile     tümen karargâhlarım da gezecek, kumandan­ları ile tanışacaktır.

-— İstanbul :

Reisicumhurumuz Celâl Bayarın davet­lisi olarak memleketimizi resmen ziya­ret edecek olan dost Yugoslavya Reisi­cumhuru Mareşal Josip Broz Tito bu sabah İstanbula gelmiştir.

Mümtaz misafirimizi hâmil olan «Galöb» okul gemisi sabahleyin saat 5.20 de limanımıza muvasalât etmiş ve Hay­darpaşa açıklarında borda nizamında dizilmiş bulunan donanmamıza men­sup gemilerin arasından geçerek Sarayburnu önünde demirlemiştir. Dost devlet reisi bu esnada donanmamızın sancak gemisinden 21 pare top atımı ile selâmlan mıştır. «Galeb» okul gemi­si donanmamızın arasından geçtiği sı­rada bütün gemilerin subay ve eratı güvertede sayın Mareşal Titoya selâm resmini ifa etmişler ve üç defa «Sağol» nidasiyle kendisini selâmlamışlardır. Bu sırada sancak gemisinde ban­do Yugoslav ve Türk millî marşlarını çalmıştır.

Mümtaz misafirimizin ziyareti müna­sebetiyle baştanbaşa Yugoslav ve Türk-bayraklariyle donatılmış ve ışıklandı­rılmış olan ve ön cephesinde Yugoslav diliyle yine ışıklandırılmış bir «hoş gel­diniz» levhası göze çarpan Haydarpa­şa rıhtımında Hariciye Vekilimiz Prof.Fuat Köprülünün başkanlığında Riyaseticumhur umumî kâtibi Nurullah Tolon, Belgrad büyük elçimiz Agâh Aksel, Riyaseticumhur başyaveri kur­may yarbay Nurettin Alpkartal, Proto­kol umum müdür muavinlerinden Fu­at Kepenek'ten müteşekkil heyet ve valli ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay ile garnizon komutam Korgeneral Necati Tacan «Acar» motörü ile «Galeb» okul gemisine gitmişler ve sayın Mareşal Titoya «hoş geldiniz» demiş­lerdir-.

Mareşal Tito beraberinde Yugoslav­ya Hariciye Vekili Koca Popoviç, Protokol umum müdürü Sloven Smodaka, yaverleri general Jejey ve general Şumonya olduğu hald kendisini kar­şılamaya gelenlerle birlikıte «Acar» motörüne geçmiş ve üç avcı botunun refakatinde saat 6.40 ta üzerinde: "Dost Yugoslavyanm sayın devla* başkam, hoş 'geldiniz» ibaresi bulunan takın altından karaya ayak basmıştır. Bu es­nada Selimiy-eden atılan 21 pare top ile mümtaz misafirimiz selâmlanmıştır.

Bandonun çaldığı Yugoslav ve Türk millî maçlarının dinlenmesini mütea­kip Mareşal Tito beraberinde Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü ve Gar­nizon komutanı Necati Tacan ile bir­likte başta .sancağı olduğu halde selâm resmini ifa eden askerî birliği teftiş eylemiş ve sonra tekrar ihtiram kıta­sının karşısına gelerek askerî selâmlamıştır. Asker kendisine hep .bir ağız­dan «Sağol» diye mukabelede bulun­muştur.

Mareşal Tito bundan sonra Vali ve Belediye Reis Vekili tarafından protokola dahil zevatla tanıştırılmış, bu ara­da dost devlet reisi kendisini selâmla­mağa gelmiş olan Yugoslav ve Yunan başkonsolosları ile konsolosluk men­suplarının ayrı ayrı ellerini sıkmış­tır.

Dost Yugoslavyanm devlet reisi Mare­şal Tito müteakiben gar binasına da­hil olmuş ve doğruca rükûplarma tahsisedilen hususî trene geçerek pence­renin Önüne gelmiştir.

Sayın Mareşal Tito bu sırada ihtisas­larını rica eden basın mensuplarına kı­saca şöyle demiştir :

Türkiyeye gelişimden çok memnu­num. Türk milletine kalbten gelen en samimî  selâmlarımı  yollarım.»

Mümtaz misafirimizin hususî treni Ankaraya müteveccihen saat 6.50 de Hay-darpaşadan hareket etmiştir.

— Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bay arın davet­lisi olarakmemleketimizi resmen ziya­ret etmekte olan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekse­lans Mareşal Josip Broz Tito bugün saat 19.00 da seyahatlerine tahsis edi­len hususî trenle Ankaraya muvasalât etmiştir.

Mümtaz misafirimizin ziyareti münase­betiyle Ankara garı tarihî anlarından birini daha yaşamıştır. Yugoslav ve Türk bayrakları ve defne dallariyle ve Sırpça «Boş geldiniz» dövizler ile süs­lenmiş ve ışıklarla donatılmış bulunan garın içinde resmî zevat yerlerini al­mış ve garın dışında da başta okul öğ­rencileri ve izciler olmak üzere çok büyük bir kalabalık toplanmış bulunu­yordu.

Mareşal Tifoyu Ankara valisi Kemal Aygün Etimesgut istasyonunda karşı­lamış ve selâmlamıştır.

Saat 19.00 da hususî kompozisyonun yavaş yavaş gara girmesiyle 21 pare top atımına başlanmıştır. Bu esnada resmî üniformasını lâbis olduğu halde trenden inen Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekse­lans Jozip Broz Titoyu Reisicumhuru­muz Celâl Bayar, refakatinde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, Erkânı Harbiyei umumiye reisi oldu­ğu halde çok samimî bir şekilde karşı­lamış ve «Hoş geldiniz» demiştir.

Yugoslav ve Türk millî marşlarının çalınmasını müteakip aziz misafirimiz ekselans Mareşal Tito ve Reisicumhu­rumuz beraberlerinde garnizon ku­mandanı olduğu halde selâm resmi ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmişler­dir.

Mareşal Tito ihtiram kıtasını teftişi es­nasında -Merhaba asker» demek sure­tiyle kıtayı selâmlamış ve «sağol» nidasiyle mukabele görmüştür.

Bundan sonra garın merkez holünde ekselans Titoya Türkiye Büyük Millet Meclisi Reis vekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hariciye komisyonu re­isi, Ankara mebusları, Ankara beledi­ye reis vekili ve belediye meclisinden seçilmiş bir heyet, temyiz maıhkemesi, divanı muhasebat ve Devlet Şûrası re­isleri Ankara üniversitesi Rektörü, Başvekâlet müsteşarı, Vekâletler müs­teşarları, Ankara üniversitesi rektörü, başvekâlet müsteşarı, Vekâletler müs­teşarları, Ankara Vali muavinleri, Er­kânı Harbiyei umumiye reis muavini, orgeneraller, kara, deniz ve hava kuv­vetleri kumandanları, Ankara merîkez ve jandarma kumandanları takdim edilmişlerdir.

Burada reisicumhurumuz Celâl Bayarradyolarımıza kısa bir hitabde bulu­narak demiştir ki:

«Sevgili vatandaşlarım,

" Dost Yugoslav Reisicumhuru memleke­timize şeref vermişlerdir. Kendilerini Ankarada selamlamakla büyük bahtiarlık duymaktayız ve eminim Ski sizler de 'benim kadar bu ziyaretin kıy­metini ve ehemmiyetini takdir etmek­tesiniz. Biz bilhassa büyük dostumuzu memleketimizde görmekle ve aramızda kendilerini  selâmlamakla  büyük bah­tiyarlık duymaktayız. Bunu tekrar ola­rak   huzurunuzda   tebarüz   ettirdikten sonra  şimdi   sözü  ekselansa  bırakıyo

Daha sonra mümtaz misafirimiz ekse­lans Tito da şunlar: söylemiştir :

(Dost Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayarın daveti sayesinde güzel memleketinizi ziyaret etmek ve Türk mille­tine gerek Yugoslav milletinin ve ge­rekse kendi şahsî selâmlarımızı sun­maktan bilhassa bahtiyarlık duymak­tayım.

"Memleketinizdeki ikametim her ne ka­dar bir nezaket ziyareti mahiyetinde ise de, istikbalde her sahadaki işbirli­ğimiz için bunun gayet büyük bir ehemmiyeti hâiz olacağına kuvvetle eminim. Bu vesileyle, gerek Balkanlar­da barış ve güvenlikle ilgili meseleler -yani Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki tedafüi işbirliği- ve gerekse Milletlerarası mahiyeti hâiz meseleler haklkmüa noktai nazar tea­tisinde ıbulunabilec eğimiz i söylerken, 'Türk devlet adamlarının da kanaatle­rine iştirak ettiğimi zannediyorum. Ka­naatimce bu üc memleket, bilhassa dünyanın bu kısmında barışı, idame et­tirmek ve bağımsızlıklarını korumak maksadiyle, müştereken hareket etmek hususundaki kat'î azimleri saye­sinde, Milletlerarası gerginliğin azaltıl­masına geniş ölçüde yardım etmişler­dir ve istikbalde daha da yardım ede­ceklerdir.

Bu işbirliğinin bajlka herhangi bir şe­kilde tefsiri yapılıs ve vakıalara aykın olacaktır, çünkü Balkanların barışçı memleketleri arasındaki işbirliği, yal­nız devlet adamlarının arzularının ifa­desi değil, ayni zamanda Türk, Yunan ve Yugoslav milletlerinin barışı sağla­mak, barışçı bir işbirliğinde bulunmak ve ayni zamanda bakımsız ve hür bir şekilde gelişmek hususunda samimî azimlerinin ifadesidir.

Yaşasın Türk .millet:, yaşasın Türk-Yu­goslav işbirliği.»

Daha sonra dost Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekse­lans Josip Broz Tito otomobile binmefc üzere garı terketmiştir.

Garın diş meydanını hıncahınç doldur­muş bulunan halk ve mektepliler, iz­ciler Mareşal Titoyu coşkun tezahü­ratta bulunmuş ve dakikalarca alkış­lamıştır.

Burada Reisicumhurumuzla birlikte otomobile binen ekselans Tito Anka­rada kalacağı müddet zarfında misafir edileceği hariciye köşküne gitmek üze­re gardan ayrılmıştır. Bütün güzergâh boyunca toplanmış bulaman Halk Çan-kayaya kadar coşkun tezahürat göste­risinde bulunmuştur.

Mareşal Titonun Aknaraya gelişi hâdi­sesini 100 den fazla yerli ve yabancı gazeteci grapu takip etmiş ve bu geliş filme alınmıştır.

Mareşal Titonun Ankaraya gelişi hâdnasebetiyle bütün şehir bayraklarla süslenmiş ve ışıkla donatılmıştır.

Mareşal Titoyu hükümetimiz adına İstanbulda karşılayan Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülünün riyasetindeki heyette ayni trenle Ankaraya avdet etmiştir.

Mareşal Tito bu akşam yemeğini hu­susî surette yiyecektir.

— Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir :

Hava kuvvetleri kumandam Korgene­ral Fevzi Uçaner, Yunan harva kuvvet­lerinin davetlisi olarak bu sabah saat 9 da hava kuvvetlerimize mensup bir nakliye uça&ı île İzmirden Atinaya ha­reket etmiştir.

Orgeneral Fevzi Uçaner, 8 gün devam edecek olan bu seyahatinde Yunan ha-

va kuvvetlerine ait tayyare fabrikala­rını ve hava üslerini gezecektir. Bu ziyaret evvelce memleketimize gelmiş olan Yunan hava kuvvetleri kumanda­nının ziyaretini iade maksadiyle yapıl­maktadır akredite bulunan diplomatik şeflerini kabul etmiştir.

14 Nisan 1954

— Ankara :



13 Nisan 1954

—  İstanbul :

7 Nisanda İstanbula gelmiş bulunan Atina, Pire, Neoionya, Neosmirna be­lediye reisleriyle belediye meclisleri azalarından müteşekkil Yunan belediyeciler heyeti bugün saat 16 da uçak­la memleketimizden ayrılmıştır.

Misafirler Yeşilköy hava meydanında İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, reis muavinleri, Şehir Meclisi azalan. Yunan başkonsolosu ve konsolosluk erkânı, Türk - Elen bir­liği temsilcileri ve ruhanî heyetler ta­rafından uğurlanmışlar, şehir bandosu ve bir polis müfrezesi selâm resmini ifa etmişlerdir.

Hava meydanı baltan başa Türk ve Yunan bayraklariyle donanmıştır.

Misafir belediye reisleri hareketlerin­den önce memleketimizden ve bizler­den bu kadar kısa zamanda ayrılmak­tan dolayı duydukları üzüntüyü belirt­mişlerdir. Vali ve Belediye reis vekili Prof. Gökay da «Ayni üzüntüyü biz­ler de duymaktayız, ancak yakın za­manda tekrar görüşmek fırsatını bula­cağımızı düşünmekle müteselli oluyo­ruz » demiştir.

Yunan ve Türk millî marşlarının ça­lınmasından sonra misafirler, kendile­rini götürecek olan bir Yunan hava yollan uçağına binerek İstanbuldan ay­rılmışlardır.

—  Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayarın da­vetlisi olarak resmen memleketimizi zi­yaret eimekte olan Yugoslavya1 Federa­tif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekselans Mareşal Josip Broz Tito bu­gün saat 17:00 de ikametlerine tahsis edilen hariciye    köşkünde    Ankarada Reisicumhurumuz Celâl Bfeyarm da­vetlisi olarak resmen memleketimizi zi­yaret etmekte olan Yugoslavya Fede­ratif Halk Cumhuriyeti reisicumhuru ekselans Mareşal Josip Broz Tito bera­berinde maiyeti erkânı olduğu halde bu sabah saat 10 da Harp okulunu zi­yaret etmiştir.

Ekselans Tito, Harp okulu methalinde-Millî Müdafaa Vekili Kenan Yılmaz, kara kuvvetleri kumandanı Orgeneral Nurettin Baransel, Harp Okulu ku­mandam tuğgeneral Kemal Yükep ve merkez kumandanı Albay Hidayet Baştuğ tarafından karşılanarak okulun şe­ref salonuna alınmıştır.

Burada Yugoslav Federatif Halk Cum­huriyeti reisicumhuruna okul hakkın­da kumandan tarafından malûmat ve­rilmiş ve daha sonra Harp Okulunun muhtellf tesisleri ve dershaneleri ken­disine gösterilmiştir.

Mareşal Tito, müteakiben Harp Oku­lu spor salonunda şerefine tertip edi­len spor gösterilerini büyük bir alâka ile takip etmiştir.

Harp Okulu Öğrencilerinin silâhlı ve-silâhsız olarak muhtelif spor gösterileri ve bu arada «Tito» ismini resmetmele­ri büyük bir alâka toplamış ve misafirler öğrencileri şiddetle alkışlamış­lardır.

Büyük bir memnuniyet içinde spor sa­lonundan ayrılan ekselans Tito, okul kumandanı tuğgeneral Kemal Yükebin odasında ihtisaslarını şöylece ifade et­miştir:

«Buradaki beyanatım, Harp Okulunun şahsında, Türk ordusuna ait olacaktır. Harp Okulu yaptığı gösterilerle Türk-ordusunun kudreti hakkında kâfi bir fikir vermiştir. Öğrencilerin spor gös­terileri bilhassa kültür fizik hareket­leri harikulade idi. Şimdi kudretli Türk ordusunun nasıl yetiştiğini daha iyi anlamış bulunuyorum. Harp Okulu


"üe cidden öğünebilirsiniz. Bu duygula­ra benimle beraber gelenlerin de iştirâk edeceğinden eminim. Harp okulun­da Yugoslavyaya ve şahsıma  gösteri­len müstesna alâkadan dolayı cok mü­tehassis oldum. Memleketi erimiz in   isti'klâllerini korumak için vazifeli olan kumandanları ve   yarının   kumandan namzetlerini  görmekle ayrıca    iftihar duydum. Bu vesile ile bütün okul er­kânı, öğretmenler ve öğrencilere teşek­kür eder, kudretli Türk ordusunun mensuplarını selâmlarım.))

Yugoslavya Federatif Halk Cumhuri­yeti Reisicumhuru ekselans Mareşal ^Tito Hanp Okuluna geliş ve ayrılığın­da başta alay sancağı ve bando bulu­nan bir ihtiram kıtası tarafından selâmlanmıştrr.

— Ankara :

"Memleket sanayiinde ve iktisadî kal­kınmada büyük hizmetler ifa etmelkite olan Sümepbank umum müdürlüğü, teşkilatındaki fabrikalarda ilâve inşa­atlar için hazırlamış olduğu programın tatbikine devam etmektedir.

Hazırlanan bu  programa  göre,  Karabük demir ve     çelik     fabrikalarında mevcut iki yüksek fırından yalnız birisi  işler vaziyette  iken,  her ikisinin de ayni zamanda çalıştırılmasını müm­kün kılmak   maksadiyle,    nakliye ve cevher temini de dahil olmak üzere ge­rekli bütün işler ikmal edilmiş ve her iki yüksek fırın çalışır bir hale getirilmiştir. Ayrıca bir müddet evvel-mon­tajına başlanmış olan kok fabrikasınında inşaatı tamamlanarak fabrika hiz­mete konmuştur. Bu suretle fabrikanın yılda 300.000 ton kok istihsal edebilme­si sağlanmıştır.

Diğer taraftan demir cevherinin kükürtsüzlestirilmesi ve topaklaştırılması İçin monstajma başlanan, sinter tesi­satının montaj işleri ikmal edilmiş ve fabrika çalışmaya başlamıştır. Bu tesis yılda 225.000 ton sint eri enimi? cevher çıkaracaktır.

"Umum miHürlük bunlara muvazi ola­rak santrifüj boru fabrikasının da bi­na inşaatını ikmal etmiş ve fabrikanın makinelerinin montajı. 1954 martnıl3a tamamlanarak fabrika, imletme tecrübe­line çıkacak duruma getirilmiştir.Yine bu cümleden olmak üzere şakulî dökme fabrikasından ayrı olarak ku­rulmuş bulunan santrifüj boru fabri­kası mütekâmil bir istihsal sistemine sokularak, belediyelerin su borusu ih­tiyacını temin etmek üzere 40 m/m den 200 m/m ye kadar normal boru­lardan yılda 18.000 ton istihsal edebi­lecek kapasiteye getirilmiştir.

Gerek ikinci yüksek fırının faaliyete geçirilmesi ve gerekse ikinci kok fab­rikasının sinter tesisatının ve santri­füj boru fabrikasının kurulması işleri için ceman 25.500.000 lira sarfedilmiştir.

Ayni inşaat programında yer almış olan ve kapasiteleri 320 bin ton olan iki yüksek fırının tam kapasite ile iş­lemelerine imkân vermek ve elde edi­len pikleri tamamen memleket içinde işleyebilmek ve ayni zamanda süratle gelişen ihtiyaçlara cevap verebilmek gayesiyle çelikhane ve haddehane is­tihsalini arttıracak ve 350.000 ton gotu hadde mamulü haline getirecek tevsi işleri faaliyetine başlanmış bulu­nulmaktadır.

— Ankara :

Yugoslavya Federatif Halk Cumhuri­yeti Reisicumhuru ekselans Mareşal Josip Broz Titonun memleketimizi ziyareti münasebetiyle bu£Ün saat 16 da hipodromda bir geçit resmi tertip edil­miştir.

Bu münasebetle aziz misafirimiz ekse­lans Mareşal Tito ve maiyeti erkânı saat 15.55 te hipodroma gelmişler ve 2 saate yakın devam eden geçit resmini büyük bir alâka ile takip etmişlerdir. Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, Başvekâlet müsteşarı, Riyaseticumhur umumî kâtibi, Erkânı Harbiye ikinci reisi, Hariciye Vekâleti ileri gelenleri ve generallerin hazır bulundukları ge­çit resminde piya'de, süvari ve zırhlı birlikler geçitte bulunmuşlar ve bü­yük alâka toplamışlardır.

Hava kuvvetlerimize mensup uçaklar da zaman zaman 'kortejdeki birlikleri himaye "uçuşu yapmışlardır.

Bu resmi geoidi kordiplomatik mensupları ve kalabalık bir halk kütlesi de ta­kip etmiştir.

Ankara :

Reisicumhurumuzun misafiri olarak memleketimizde bulunan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicum­huru Mareşal Tito, Reisicumhur Celâl Sayara, Yugoslavya yıldızı nişanının yalnız devlet başkanlarına mahsus ,en büyük rütbesini teşkil eden «Büyük Yıldız» nişanını tevcih etmiş, reisi­cumhurumuz Celâl Bay ar da bunu çok kıymetli bir dostluk nişanesi olarak kabul etmiştir.

Diyadin :

İlçemizin kurtuluş yıldönümü, bugün merasimle kutlanmıştır. Hatipler gü­nün mâna ve ehemmiyetini belirten konuşmalar yapmışlardır. Bu arada Kore gazilerimizden Nizamettin Kaya­ya madalya verilmiştir.

Ankara :

Reisicumhurumuzun davetlisi olarak birkaç günelenberi şehrimizde bulunan Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru ekselans Mareşal Tifo­nun refakatindeki Hariciye Vekili Ko­ca Popoviç buıgün saat 18.00 de Yugos­lav büyük elçiliğinde bir basın konfe­ransı tertip etmiştir.

Türk, Yugoslav ve diğer yabancı 30 dan fazla ajans ve basın mümessilinin hazır bulunduğu konferansta ekselans Koca Popoviç şu beyanatta bulunmuş­tur : «Cumhurreisi ekselans Tifoya refakat etmekle, dost Türkiyeyi tekrar ziyafet ve Türk devlet adamlariyle memleket­lerimizi-ilgilendiren meseleleri incele­mek fırsatını bulmaktan ötürü duydu­ğum memnuniyeti evvelâ ifade etmek isterim.   .

Bir yıldan daha fazla bir zaman ev­vel Ankarada üçlü paktı imzaladığı­mız zaman memleketlerimiz halkının hürriyet ve istiklâlini muhafaza uğ­runda mücadele bakımından olduğu kadar, dünyanın bu bölgesinde sulhu takviye ve umumiyetle sulh bakımın­dan da devamlı ve büyük ehemmiyeti hâiz bir eser meydana getirdiğimizi, müdrik bulunuyorduk. Ankara paktı­nın kayaettiği inkişaf ve geçen yıl el­de edilen neticeler; görüş ve tahminle­rimizin haklı olduğuna en iyi delildir.

Siyasî, iktisadi, kültürel ve bilhassa askerî sahada işbirliği çok iyi neticeler verdi. Bu neticeler, devletler ve mil­letler arasında bir İşbirliği numunesi teskil edecek derecede şümul kazandı. Şüphe yoktur ki, Ankara paktı millet­lerimizin menfaatlerinin ve en yüksek emellerinin ifadesi olmasaydı bu neti­celer istihsal olunamazdı. Memleketle­rimizin, sulhu korumak için ellerinden gelen her şeyi yapmış olduklarını söy­lemekle mahviyet hudutlarını aşmış olmayacağımızı zannediyorum ve bu ba­kımdan tamamen memnun ve mutma­in olabiliriz kanaatindeyim. Üçlü pakt­la ve onun' tahakkuku ile dünyanın bu bölgesinde bir sulh kalesi tesis edil­miştir. Bu kale yalnız tecavüz niyet­lerine sed çekmekle kalmamış", fakat ayni zamanda, umumi menfaatlerle hemahenfc olarak milletlerimizin hususî menfaatlerini de garanti etmiye hazır ve muktedir olduğumuzu ispat etmek suretiyle dünya nazanndaki prestijimi­zi de yükseltmiştir. Bu istikamette, cumhurreis Tiitonun Türkiyeyi ziya­reti, esasen kurulmuş bulunan müna­sebetlerin kuvvet ve samimiyetini te­yit eder ve ayni zamanda yeni ve zen­gin im'kân ve ihtimalleri de yaratır ma­hiyettedir.

«Cumhurreisl Titonun, Türkiye Reisi­cumhuru ekselans Celâl Bayar ile ve mesul Türk devlet adamlariyle yaptı­ğı görüşmeler bunu ispat etmiştir ve bu görüşmeler, gerek üçlü işbirliğinin gerekse Türkiye ile Yugoslavya ara­sında samimî anlayış zihniyetinin in­kişafına çok büyük ölçüde yardımda bulunmuştur. Bu görüşmeler, milletler sırası siyasetin en mühim meselelerin­de olduğu kadar üçlü paktı bütün sa­halarda inkişaf ettirmek maksadıyla takip edilecek yollar bahsinde de gö­rüşlerimizin bir olduğunu meydana koymuştur. Müstakbel işbirliğini de­ğerlendirmek maksadiyie alınacak ted­birler hakkında daha sonra da Dışişle­ri Vekilisri kademesinde görüşmeler cereyan edecektir. Şimdiye kadar Önemli neticeler elde edilmiş olmakla beraber, memleketlerimiz arasında da-

ha birçok işbirliği mevzuları bulundu­ğu aşikârdır. Bunlar, kültürel ve bil­hassa iktisadî sahalara taallûk eder, zira birbirini tamamlar mahiyette olan ekonomilerimiz büyük imkânlar arzetrnektedir. Bu hususta daha sonra malûmattar edileceğinizi ümit ediyorum. Bununla beraber, su hususu belirtmek lâzımdır ki. iki cumhurreisi ile en ya­kın mesai arkadaşları arasında cere­yan eden görüş teatisinde, taraflar, birbirleriyle mutabık olarak, üçlü pak­tı tabiî neticesine, yani bir ittifak ak­dine eriştirmek kararını vermişlerdir. Bunun için en uygun şekillerin ve yol­ların aranmasına başlanmak için tabi-aıtdyle daha evvel, üçüncü âkit olan Yunanistanin prensip itibariyle t'asvi-. bini almak gerekecektir.

«Sizin sualllerinizin cevaplandırılması­na geçmeden evvel, cumhurreisi Tito-ya gösterdikleri samimî kabulden, ve Yugoslav milletlerine karşı İfade ettik­leri dostluk hissiyatından ötürü, Tür­kiye Reisicumhuru ekselans Celâl Bayara, Büyük Millet Meclisi Reisi ekse­lans Refik Koraltana, Başvekil ekse­lans Adnan Menderese, Dışişleri Vekil: ekselans Fuat. Köprülüye, Türk hükü­metinin diğer yüksek şahsiyetlerine v.e Türk milletine Cumhurreisi Titonun ve maiyeti erkânının teşekkürlerini ib­lâğ etmeyi zevkli bir vazife bilirim. Bu münasebetle izhar olunan hissiyatın Yugoslav milletlerinin ve Yugoslav hûkametinin dost Türkiye ve Türk mil­leti hakkında beslediği duygulara ta­mamen tetabuk ettiğini şahsen temin ederim.»

Bu beyanatı müteakip Yugoslav Hari­ciye Vekili Koca Popoviç gazetecilerin sordukları   sualleri  cevaplandırmıştır.

An'kara paktının tabiî neticesi olarak derpiş olunan ittifakın, pakt üyelerin­den ikisinin Natoya, dahil, üçüncüsü­nün ise Nato haricinde bulunması key­fiyeti yüzünden güçleşip güçlesiniyeceği veya mümkün olup olmıyacağı sua­line karşı, Koca1 Popoviç, kanaatince, bunun mutasavver ittifaka bir mâni teşkil etmiyeceğini söylemiştir.

Mutasavver ittifakın askerî yardım derpiş edip etmiyeceğini soran diğer bir gazeteciye de Dışişleri Vekili, itti­fak tâbirinin   herkesçe anlanan mânada kullanıldığı ve karşılıklı askerî yar­dımı da derpiş edeceği cevabını vermiş, diğer taraftan, yine bir suale cevaben, Ankara görüşmelerinde iktisadi mese­lelere de temas edildiğini ve bu mese­lelerin ileride daha şümullü bir şekil­de ve Hariciye Vekilleri konferansı ka­demesinde ele alınacağım söylemiştir.

Mareşal Ti tonun Reisicumhur Celâl Baharı Yugoslavyayı ziyarete davet edip etmediği sualini cevaplandıran Yugoslav Hariciye Vekili, böyle bir da­vetin vaki olduğunu ve buna muvazi olarak Başvelkil ve bayan Menderesin de davet edilmiş olduklarını açıklamış­tır.

Gazetecilerden biri Dışişleri Vekiline şu suali sormuştur :

Mutasavver îfcjîr ittifaktan bahsetti­niz. Bu ittifakın Nato ile irtibatı ola­cak mıdır? Böyle bir irtibatı mümkün görüyor  musunuz?   Mümkün   görüyor­sanız bu irtibat süratle ve yakın  za­manda sağlanabilir mi?

Bu sual sorulmuş, münakaşa edil­miştir,  diyen Koca Popovi'ç,  sözlerine şunları da ilâve etmiştir :

Türkiye ve Yunanistanin Nato üyesi olmaları hasebiyle bu irtibat esasen mevcuttur diyebilirim. Bundan başka, Yugoslavyanm, Yunanistan ve Türki-yeden maada diğer Atlantik üyesi memleketlerle de münas&batı vardır.

Bundan sonra sualin ikinci kısmını ce­vaplandıran Koca Popoviç, bahis ko­nusu irtibattın mahiyeti bilinmedikçe bunun kısa zamanda ve süratle tahak­kuk edip etmiyeceğini söylemenin güç olduğunu belirtmiş ve diğer suallere cevaben, bu hususta Yunanistanlın da fikri alınacağını söylemiş ve diğer memleketlerle Yugoslavyanm mevcut münasebetlerine temasla, Yugoslavya­lım üçlü yardım 'görmekte olduğu (Amerika, Fransa ve İngiltere) 'kimsenin meçhulü değildir, demiştir.

Avrupa Savunma camiası teşebbüsü muvaffakiyetsizlikle neticelendiği tak­dirde, ALmanyayı diğer her hangi bir ittifak dahiline almak hususunda ne düşündüğünü soran bir gazeteciye ce­vaben Yugoslav Dışişleri Vekili, Yu­goslavyanm şimdiye kadar böyle    bîr imkân düşünmemiş olduğunu söylemiş, ve nihayet, mutasavver Ankara itti­fakı metninin ne zaman kaleme alına­cağı sualine «bilmiyorum» cevalaını vermiştir.

Yugoslav Hariciye Vekili beyanatında "bahsettiği Ankara paktı Hariciye Ve­killerinin önümüzdeki yaz toplanacak­larını bildirdikten sonra, Mareşal Ti­fonun bahis mevzuu ittifakla ilgili me­seleleri müzakere için Atinaya gidip gitmiyeceği sualini şu suretle cevap­landırmıştır :

Mareşal Titonun bu meseleyi müza­kereye  gideceğini  söyliyemem, amma kendisi Atinayi ziyaret edecektir.

Ziyaret tarihi tesbit edilmiş midir? Sualine,  Koca Popoviç,    tarih    tesbit edilmediğini, fakat ziyaretin yakın bir istikbalde yapılacağın: söylemiştir.

"Bundan sonra, gazetecilerden biri, Yu­goslavya ile İtalya arasında Trieste hakkında cereyan eden müzakerelerin ve bu müzakerelerde kaydedilmesi ih­timali 'bulunan terakkilerin, Ankara paktının inkişafları üzerinde müessir olup olmıyacağı sualini sormuş, buna cevaben Yugoslav Hariciye Vekili. Trieste hakkındaki müzakerelerin müsbet bir neticeye götürebileceğini, en azdan Yugoslavyanm böyle düşündü­ğünü söylemiş ve fakat şahsen, Tries­te meselesinin Ankara paktına tesir etmiyeceği kanaatinde olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

— Ankara:

15 inci devlet resim ve heyikel sergisi, "bugün saat 17 de Dil ve Tarih - Coğ­rafya fakültesinde törenle açılmıştır.

"Törende, Maarif Vekili, Maarif Vekâ­leti müsteşara, Vekâlet ileri gelenleri, şehrimizin tanınmış ressam ve mimar­ları ile seçkin bir davetli ve sanatse­ver kütlesi hazır bulunmuştur.

Sergiyi, Maarif Vekili Prof. Rıfki Sa­lim Burçak, şu konuşma ile açmıştır : «Sayın davetlilerimiz,

Açılışına huzurunuzla şeref verdiğiniz "3 5 İnci devlet resim ve heykel sergisi, 3er yıl olduğu gibi bu sene de muh­telif tandansta bir cok sanatkârları biraraya toplamış, bulunmaktadır. Esasen devlet sergilerinin en mühim hususi­yeti, memleketimizdeki muhtelif sanat hareketlerine ait seçkin Örnekleri bir araya toplıyaırak geniş ölçüde bir tet­kik sahası hazırlamış olmasıdır.

15 inci devlet resim ve heykel sergi­sine 91 ressam 242 resimle ve 5 hey­keltıraş ta 6 heykel ile iştirak etmiş bulunmaktadır.

Memleketimizdeki plâstik sanat harefcetlerine gerekli hamleyi kazandırmak ve bu zevki cemiyet içerisinde yaymak endişesiyle yapılması icafeeden işler arasında devlet sergilerinden başka daimî resim ve heykel galerilerinin de açılması lâzımdır.

îzmirde açmış bulunduğumuz resim ve heykel galerisinden sonra, Ankaradaki galerinin tesisine çalışılmaktadır.

Devlet sergilerini önümüzdeki seneler­ce daha- müsait imkân ve şartlara ka­vuşturmak amacındayız."

Vekil, bundan sonra davetlilere teşek­kür ederek kurdelâyı kesmiş ve sergi hs.zır bulunanlar tarafından   gezilmiş

               İstanbul:

Pakistanın millî şair ve mütefekkiri Dr. Muhammed İkbalin 16 ncı ölüm yıldö­nümü münasebetiyle, 20 Nisan Salı günü saat 16.30 da, Eminönü öğrenci lokalinde, Türkiye - Pakistan kültür cemiyeti tarafından, bir anma töreni tertip edilmiştir.

—  İstanbul:

îstanbulu tarih, ilim ve sanat bakımın­dan tetkik etmek araştırma ve çalış­maların neticeleıini muhtelif vasıtalar­la neşretmek, bu hususta çalışan diğer ilim ve sanat müesseseleri ve teşekkül­leriyle işbirliği yaparak yukarfdaki mevzularda hazırlanacak eserler için talimatnamesi gereğince mükâfatlalr tesis etmek maksadiyle İstanbul Fetih Derneği tarafından İstanbul enstitüsü adiyle bir tesis vücuda getirilmiştir.

Enstitünün yedi şubesi vardır. Edebi­yat ve şarkiyat, tarih müsbet ilimler, moral ilimler, şehircilik    ve    mimarî, güzel sanatlar, musiki şubeleridir. Fe­tih derneğinde bu şubeler için seçim yapılmak üzere bir toplantı yapılmış­tır.

Toplantıyı dernek reisi Prof. Abdulhak Kemal Yörük açmış ve statü mucilbin-ce valinin başkanlığını rica etmiştir. Prof. Gökay dört yıl evvel kurulan der­neğin bugün feyizli gelişmesine tak­dirle işaret etmiş ve ilmî sahada bu değerli eserin kuruluş gününde bulun­madan mütevellit sevincini izhar ettik­ten sonra seçime geçilmiş ve şubelere beşer işi seçilmiştir.

—  Ankara :

Reisicumhurumuzun misafiri olarak memleketimizde bulunan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicum­huru Mareşal Tito. Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltana Yugoslavya'­nın «Büyük Kordon ve Yugoslav Yıl­dızı» nişanını tevcih efeniş, Meclis Re­isimiz Koraltan da bunu çok kıym'etlâ bir dostluk nişanesi olarak teşekkürle kabul etmiştir.

—  Ankara :

Başvekil ve Bayan Menderes bugün saat 3.30 da .birkaç gündenberi memle­ketimizin misafiri bulunan Yugoslav­ya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisi­cumhuru eselâns Mareşal Tito şerefine Ankara palasta 'bir yemek vermişler­dir.

Bu yemekte Reisicumhur Celâl Bayar, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Ko­raltan, misafir Yugoslav heyeti üyele­ri, Vekiller, Başvekâlet ve Hariciye Ve­kâleti ileri gelenleri, Ankarada akrefcrite diplomatik misyon şefleri eşleriyle birli'kte hazır bulunmuşlardır.

—  Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir : 5 Ocak 1950 tarihindi imzalanan pro­tokolün mevzuunu teşkil eden ve Türk vatandaşlarına ait gayri menkullerle menfa atilerin tazmini mevzuunda Türk ve" Yugoslav heyetleri arasında Belgradda cereyan eden müzakereler so­nunda Yugoslav hükümetince muay­yen ve götürü bir miktarın ödenmesi hususunda ve tazminat bedelinin te­diye ve transfer şekli üzerinde iki ta­raf mutabık kalmışlardır.

Dolar olarak tesbit edilen global taz­minat ma1 ihracı suretiyle ödenecek 10.500.000 Türk lirasına tekabül et­mektedir.

İki heyet bu hususta yakında imza edilecek olan anlaşmayı hazırlamakta­dırlar.

— Ankara-:

Reisicumhurumuzun müsafiri olarak, memleketimizde bulunan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti reisicum­huru mareşal Tito, 'başvekilimiz Ad­nan Menderese Yugoslavyanm «Büyük Kordon» nişanını tevcih etmiş, Başve­kilimiz de bu nişanı çok kıymetli bir dostluk nişanesi olarak teşekkürle ka­bul eylemiştir.

16 Nisan 1954

— İstanbul:

Memleketimizi resmen ziyaret etmek­te olan ve birkaç gündenberi Ankara­da bulunan Yugoslav Federatif Halk cumhuriyeti reisicumhuru ekselans Mareşal Tito, Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile birlikte bugün saat 13.50 de İstanbula gelmiş ve merasimle karşı­lanmıştır.

Mümtaz misafirimiz, baştan başa Yu­goslav ve Türk bayraMariyle donatıl­mış bulunan Haydarpaşa garında Vali ve Belediye Reis Vekili Prof. Gökay, bazı mebuslar, 'birinci ordu müfettiş vekili Orgeneral Hakkı Tunaboylu, mülkî ve askerî erkân, D. P. il idare kurulu başkanı, dinî cemaatler reisle­ri, Yugoslav başkonsolosu ve konsolos­luk erkânı tarafından karşılanmış ve selâmlanmıştır.

Mareşal Tito, kendisini karşılamağa ge­lenlerin ayrı ayrı ellerini sıktıktan sonra bando, Yugoslav ve Türk millî marşlarını çalmıştır. Marşların dinlen­mesini müteakip dost ve Yugoslavya devlet reisi, reisicumhurumuz ve İs­tanbul komutanı ile birlikte başta alay sancağı bulunan ve selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. Ekselans Mareşal Tito, teftişten sonra asfeerin karşısına gelerek Türkçe «Mer-Tıatba asker» diye selâm. Vermiş, ihtiram kıtası hep bir ağızdan «Sağol» nid'asiy-"le kendisine mukabelede bulunmuştun-.

".Ekselans Mareşal Tito, Reisicumhuru­muz Celâl Bayar ile birlikte, garda feeınidismi selâmlamağa gelmiş olan. ikiz ve erkek izcilerimizin önünden mü-tebessinı bir çehre ile selâm vererek geçmiş ve gelişinde karaya çıktığı yer­de hazırlanmış bulunan ve üzerinde dost Yugoslavyanın dost başkanı hoş geldiniz» ibaresini taşıyan tafcırt altından geçip Acar motörürte rakip ol­muştur. Bu esnada Selimiyeden atılan 21 pare top, Yugoslavya devlet reisini selâmlamakta' idi.

Mümtaz misafirimiz bundan sonra Haydarpaşa açıklarında borda nizamın­da sıralanmış 'bulunan donanmamızı teftiş etmiştir. Donanmamıza mensup gemilerin subay ve 'erleri güvertelerde kendisine selâm resmini ifa etmişler­dir.

Acar motoru, Galelb okul gemisinin Önüncten geçtiği sırada gemiden atılan 21 pare topla alâmianınıştır.

'Donanmamızın teftişi bir saatten faz­la sürmüş ve ekselans Mareşal Tito, Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile saat 15.15 te Dolmabahçe sarayına dahil ol­muşlardır.

Mümtaz misafirimizin İstanbulda iki ikametlerine Dolimaıbahçe sarayı tahsis edil'miş, Reisicumhurumuz Celâl Bayar Küçüksu  kasrını   teşrif   buyurmuşlardır.

Ekselans Mareşal Tito ve Reisicumhu­rumuz Celâl Bayan getiren hususî trenle Yugoslavya Hariciye Vekili ekselâns Koca Popovi'C ve misafir heyet Ue Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köp­rülü, Belgrad Büyük Elçimiz Agâh Ak-sel ve Yugoslavyanın Ankara Büyük  Elçisi ekselans Paviceviç de îstanbula .gelmişlerdir.

17 Nisan 1954

— Çanakkale :

Çanakkalede şehitlik mertebesine erişen yüz binlerce vatan evlâdının aziz hâtıralarını ebedîleştirmek üzere Hi­sarlık burnunda inşasına karar verilen âbidenin temel atma merasimi   bugün

yapıldı.

Bu münasebetle, dün gece istanbuldan hareket eden (Maraikaz) vapuru malûl Gaziter, eski muharipler, Türk kadın­lar birliği temsilcileri, sendikalar mü­messilleri, gençlik teşekkülleri, âbide komitesi, vilâyetler temsilcileri, ordu mensupları ve basın mümessillerinden müteşekkil 200 kişilik 'bir heyeti Ça-na!kkaleye getirmişti.

Geminin İstanbuldan hareketinden kı­sa bir müddet sonra hazırlanan prog­ram gereğince Çanakkale muharebele­rine iştirak etmiş ve bu topraklarda vücutlarının birer parçasını bırakmış malûl gazilerimizle eski muharipler o günlere ait hâtıralarını anlatmaya baş­ladılar.

Toplantı geç vakitlere ka'dar gittikçe artan bir heyecan içinde devam etti.

Geminin bütün yolcularında 39 sene sonra olsa dahi örnek bir borcun ver­diği kallb rahatlığı vardı.

(Marakaz) vapuru saat yedide Çanak­kale iskelesine yanaştı ve burada bin­lerce kin tarafından karşılandı. İske­leyi dolduran kalabalık arasında elfe-rinde «vatan, şehitlerine minnettarıdır»

«Çanakkale, ebedî destan diyarıdır» «Türk vatanı bölünmez bir bütündür» ibarelerini havi vecizeler taşıyan izci­ler göze çarpıyordu.

Gamı Çanakkale iskelesinde kısa bir müddet kaldıktan sonra buradan da Çanakkale valsi, belediye reisi ve 600 kişilik bir kafilenin iltihakiyle Morto limanına hareket etti.

39 sene evvel, yüz binlerce vatan ço­cuğunun (kanlarını akıttığı, canlarını verdiği, tarihin en korkunç muharebe­lerine şahit olmak bedbahtlığına uğra­yan Çanakkale, bugün bir bayram ha­vası içinde yaşıyordu.

Aziz şehitlerimizin hâtıralarını, kanla yoğurulmuş bu tepelerde şekillendir­mek ve ebedîleştirnUEk fırsatını elde etmekten doğan bir huzur içinde bu­lunuyor.

<Marakaz), bine yakın yolcusu ile, saat 8.30 da (Morto) limanı mevkiine gel­di ve burada 'da daha önce matörîerle gelmiş bulunan binlerce Çanakkaleli ve bağlarında bando olmak üzere as­kerî bir kıta tarafından karşılandı.

{Morto) limanı iskelesinden âbidenin inşa edileceği mahalle ordunun vasıta­ları ile gidildi. Burası denizden 49 met­re irtifada ve boğazın methaline tamamiyle hâkim bir tepe üzerinde bulunu­yordu. Çanakkale şehitleri âbidesinin dikileceği Hisarlık burnunun bir kaç yüz metre ilerisinde Fransız mezarlığı, karşı tepalerde İngiliz mezarlığı ve Anzak âbidesi görülüyordu.

Saat 10.00 da bandonun iştirakiyle onbinlerce insanın hep bir ağızdan söylediği İstiklâl marşı ile Hisarlık burnuna diküen şeref direğine şanlı bayrağımız çekildi.

Bundan sonra, ordu adına Korgeneral Nurettin Aknoz şu konuşma ile mera­simi açtı:

"Büyük mılîbtimiz vazife ve vatan uğ­runda can veren ve kanını döken kahraman evlâtlarının ebedîliğine Çanak­kale şehitleri Hisarlık âbidesiyle taçlandırmayi karar vermiştir. Bu şaibe silâhlı kuvvetlerimizin kara, hava de­nizin bütün nurlu şehitlerini subay, memur assubay, erbaş, er diye ayırt etmeden taziz edecektir. Biz Türkler "bu âbideye baktıkça ve açıkça istiklâl ve tahram anlık meftunu bütün insan­lar bu âbideyi gördükçe vs' işittikçe kahramanlarımızın ruhları sâdolacaktır. Dileyenler onların menkıbelerinden ders çıkaracak ve alacaktır. Bu âbide bir zafer timsalidir. Bu zaferin husu­siyeti muhariplik vasfı çok iyi silâh ve malzemece çok üstün olanlara kar­şı kazanılmış olmasında ve bugünkü dostluğumuzun temel tası buradaki çe­tin ve erkekçe çarpışmalarda atılmış bulunmasındandır. Gün gelecek âbide yükselecek ve şairlerimizin yazdığı ha­masî gürler sanatkânlarımızm işlediği Türk motifleri ile. müzeyyen kabart­malar ve oymalar bu âbidenin duvarlarmı süsleyecek gecelerin zulmeti karartmasin diye teknisyenlerimiz ışık' huzmeleri ile âbidemizi onurlandıracak­tır. Ve gün gelecek milletlerin bekası­nın birliğe dayandığından şüpheye düşenler burada inanç bulacaklar, unu­tanlar tarihî olayları burada canlan­mış göreceklerdir. İste böyle bir âbi­denin temelini atmak için burada Hi­sarlıkta toplanmış 'bulunuyoruz. Bölge­mize rbu mukaddes iş için şeref veren siz sayın misafirlerimize ve temsil etti­ğiniz geniş insan kütlelerine âbide işin de önayak olanlara, para ve .emek ve­renlere silâhlı kuvvetlerimiz adına şükranlarımı arzederiz.

Bundan sonra söz alan inşaat komitesi başkanı Emin Nihat Sözeri heyecanlı bir hitabede bulunarak Çanakkale âbi­desinin mâna ve eihemmiyetini belirt­tikten sonra âbide hakkında izahat verdi. Müteakibin İstanbul şehri adı­na söz alan Vali muavini Vefik Kitapçıgil Çanakkale muharebelerinde yara­tılan efsanevî destanları heyecanla yâdetti'kten sonra İstanbul vali ve bele­diye reis vekili Prof. Gökaym şu me­sajım okudu:

Çanakkale şehitleri âbidesi tören, he­yeti sayın başkanlığına:

Yalnız millî tarihimize değil dünya ha­maset destanlarına sahifeler armağan eden Çanakkale senitlerimiz için tarihs mal olacak ranlı âbidenin temel at­ma töreninde îstanfouldaki vazifem dolayısiyle bizzat bulunmadığımdan mü­teessirim. Aziz şehitlerin hâtıralarım tazimle anar bu şerefli günün hepimi­ze kutlu  olmasını ulu Tanrıdan  düe İstanbul Valisi ve Çanakkale şehit âbidesi feomütesâ başkanı Gökay

Bundan sonra Çanakkale şehri adına Vali Cemal Tarlan söz aldı ve bugün burada aziz şehitlerimizin huzurunda duyulan heyecanı coşkun bir şekilde ifade ettikten sonra konuşmasını şöyle bitirdi. Aziz ŞEİıitlerimiz sizleri bun­dan sonra da do&an ve batan güneşler muzaffer kumandanlar kahraman as­kerler ve bütün dünya hürmet ve mu­habbetle anacaktır. Ne mutlu şehitlik mertebesine erentere ne mutlu Türküm 'diyene.

Çanakkale valisinden sonra Millî Sa­vunma Temsil Bürosu adına Kurmay Binbaşı Kadri Ener ve eski muharipler derneği adına emekli binbaşı Halil Dil­maç birer hitabede bulunarak üzerin-

de bulunduğumuz ve 'karış karış her noktası bir kahraman kanı ile sulan­mış bulunan bu topraklarda dikilecek âbidenin ifade edeceği mânayı heye­canlı .bir şekilde belirttiler, bu arada Millî Savunma Vekilinin ikinci kolor­du 'komutanına Ankara Millî Savunma Temsil1 Bürosundan kurmay binbaşı Bahri Yazır vasrt'asiyls gönderdiği şu mesaj okundu:

Sayın Korgeneral Nurettin Aknoz,

Gönlüm bütün isteğine rağmen Çanak­kale âbidesinin temel atma töreninde bulunmaya mâni olmuştur. Bu ulvî me­rasime iştirak eden ve âbide mevzu­unda hizmeti geçmiş bütün vatandaş­lara teşekkürleri'mi sunmanızı riceder hayırlı teşebbüste başarılar di­lerim.      .

Millî Savunma Vekili Kenan Yılmaz Emekli Binbaşı Nahit Ülkealan ve malûl subaylardan Muhlis Karakulluk­çudan sonra söz alan İffet Halim Anız. onlar konuşuyor adlı bir şiirini oku­du. MuaEâ Anıl veciz ttür hitabdde bulundu, diğer hatiplerin konuşmasını müteakip âbidenin dört ayağın da iki­şer kurban kesilerek ilk harç temele konuldu, bundan sonra âbide inşaat komitesinin Türkiye Millî Talebe Fe­derasyonunun Millî Türk talebe birli­ğinin, hazırlattığı çelenklerle İngiliz muhariplerinin üzerinde Türk şehitle­rinin hâtıralarını taziz eder ibaresi bu­lunan çelenk toprağa bırakıldı.

— Ankara :

Bugün, bazı gazetelerde yabancı Kay­naklara ve bazı ajanslara atfen çıkan ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhu­riyeti Başkam ekselans Titonun Anka­ra ziyareti esnasında cereyan eden gö­rüşmeler karşısında, Yunan hüküme­tine ve Büyük Elcisine bazı hareket ve teşebbüsler atfeden haberler üzeri­ne, Anadolu Ajansı malûmat ricasiyle Hariciye Vekâletimize müracaat etmiştir.

Hariciye Vekâletinin salahiyetli sözcü­sü, bu müracaaitimiz üzerine bize şu beyanatta bulunmuştur :

"Türk -Yugoslav görüşmelerinin, An­kara paktı ile alâkalı olarak aldığı istikametten, Yunanistan haberdar edil­mediği sebebiyle, Yunan Büyük Elçisi­nin başvekilin yemeğini terkettiği ve­yahut Yunan hükümeti adına Harici­ye Vekâletini protesto eylediği hakkın­daki bütün haberler baştan başa uy­durmadır ve tamamiyle gülünçtür. Esasen, bu haberlerde ele alman mev­zu ile alâkalı olarak bir taraftan Yu-goaüav Hariciye Nazırı ekselans Koca Popoviçin basın toplantısındaki beya­natı, öte taraftan Ankara görüşmeleri sonunda neşredilen Türk - Yugoslav müşterek tebliği ve nihayet kıymetli müttefikimiz Yunanistanın Hariciye Nazırı ekselans Stefanopulosun dün Atinada yaptığı demeç, hep bir arada mütalâa .edilirse açıkça görülür 'ki, bunlar birbiri erini tam mânasiyle teyit eder mahiyettedir ve üc devletin görüş­te, gaylsde, tatbikatta ve gelişmelerdene derecelerde müttehit olarak, ayni yol üzerinde yürüdüklerini tam bir vu­zuh ve sarahatle ispat .eylemektedir.»

— İstanbul:

Dost ve müttefik Yugoslav cumhurnd-si Mareşal Tito bu sabah saat 10.30 da Topkapı saray ve müzesini ziyafet ede­rek Çin porselenleri kısmını, kubbe al­tı, arz odası, hazine dairesi. Bağdat köşkü harem ve hazine dairelerini gez­miştir.

Hazine dairesi, kubbe altı, arz odası, bilhassa sayın misafirimizin dik'kat na­zarlarını çekmiştir.

Mareşal Tito3 saat 11.20 de Topkapı sa­rayı ve müzesinden ayrıldığı sırada ih­tisaslarını şu cümlelerle ifade etmiş­tir :

«Bu müze, .şimdiye! kadar gezdiğim mü­zelerin en güzellerinden biridir. Bu müze, Türk tarihi ve Türk satvetinin. en güzel şahididir.»

— Ankara :

Macar millî bayramı münasebetiyle Re-isicumhurumuzla Macaristan Reisicum­huru ekselans İstvan Dobi arasında tebrik ve teşekkür telgrafları teati' e'dilm iştir.

— İzmir :

1954 senesi, Papa tarafından «Meryem .Anla. senesi» olarak ilân edilmiştir. Bu­nun sebebi, yüz sene önce 1854 yılm­ada hazreti Meryemin lekesiz hamileli­ğinin Papa Pius IX tarafından resmen kaîbul ve ilân .edilmiş olmasıdır. Bu hâdisenin 100 üncü. yıldönümü münasebetiyle bütün katolik âleminde bü-yü'k merasimler yapılacaktır.

15 Ağustostan itibaren Lourdes şehrinden yola çıkacak bir meşale, Avrupadaki bütün Meryem ana mabetlerini dolaşarak Efese gelecektir. Lourdes .şie'hrinin ehemmiyeti, Meryem Ananın

1858 yılında bu yenirde görülmüş olduğunun katoliklerce kabul edilmesinden

ileri gelmektedir.

Fanayskapuludaki merasimden sonrfa meşale, Lourdes şehrine götürülecek­tir.

18 Nisan 1954

  — İstanbul:

Dost ve müttefik Yugoslavya Halk Fe­deratif Cumhuriyeti Reisicumhuru ekselâns mareşal Tito, bugün hareketin­den evvel Galeb zırhlısında kendilerîmden (bir mülakat rica eiden Anadolu Ajansı İstanbul müdürü Dr. Şükrü Sıtkı Pamirtanın suallerine aşağıdaki ce­vapları vermiştir :

Sual : Türkiyeyi ziyaretinizin intibalarını lütfeder misiniz?

Cevap: Dest ve müttefik Türkiyeyi zi­yaretimin intibalar: m «fevkalâde» ke­limesiyle izah etmek isterim.

"Türk devlet reisi ile hükûm'st reisi ve hükümet erkânından gördüğüm yük­sek ve samimî dostluğun tesiri altın­dayım. Bu arada gerek hükümet mer-ktzinde ve gerekse İstanlbulda Türk milletinden gördüğüm candan alâka ve tezahüratın da üzerimdeki tesirini .ayrıca belirtmek isterim.

"Sual: Türkiyede ne gibi yenilikler gördünüz?

Cevap: Atatürk inkılâbından beri Türkiyedeki büyük hamlelerin    meydana getirdiği, bilhassa son yeniliklerin de­rin bir memnunluk vta hayranlıkla gör­düm. Bu süratli ilerleyiş ve yükseliş­ten son derece mütehassis oldum.

Sual: Ekselans, Türkiyeden ayrılmakta olduğunuz şu anda Anadolu Ajansı ile ifaıdis edilecek bir mesajınız var mı­dır?

Gevap: Galeta »"emişinin salonundan si­ze ayrılarken şunu ifade etmek isterim, ki, Türkiyede misafir bulunduğum günler zarfında hükümetinizden ve halkınızdan gördüğüm yüksek sevgi ve samimî alâkayı Yugoslav halkına ay­nen götüreceğim. Sizden ricam, Ana­dolu Ajansı vasitasiyle bu samimî itibalarımı aynen Türk milletine du­yurmanız olacaktır.

—  İstanbul:

Dost ve müttefik Yugoslav Federatif Halik Cumhuriyeti .Reisicumhuru ekselâns Mareşal Tito, bugün hareketinden evvel İstanbul Vali v'a1 Belediye Reis Vekili Prof. GÖkaya, memleketimiz ha­yır cemiyetlerine damıtılmak üzere S bin Türk lirası trebbürüde bulunmuş­tur.

—  İstanbul:

Reisicumhurumuzun davetlisi olaraik bir 'haftadan 'beri memleketimizde bu­lunan Yugoslav Federatif Halik Cum­huriyeti Reisicumhuru ekselans Mare­şal Josip Broz Tito, Yugoslavyaya av­det etmök üzere bugün merasimle îs-tanbuldan ayrılmıştır.

Bu merasimde sayın ReisicU'm'huru'muz Celâl Bay ar, Hariciye Vekili Prof. Fu­at Köprülü, İsta'ntaul Vali ve Belediye Heis vökili Prog. GÖkay, İstanfouldaki mebuslar, emniyet umum müdürü ve Ankara valisi Kemal Aygün, Belgrad Büyük Elçimiz Agâh Aksel, Yugoslav-yanın Anikara Büyük Elçisi Mişa Paviçeviç, Yugoslavyanm İstanbul başkonsolosu Voja Sobaviç, Yunanistanm İstanbul başkonsolo's vs konsolosları, Riyaseticumhur umumî kâtibi Nırrullah Tolon, Hariciye Vekâleti müsteşar n Muharrem Nuri Birgi, Birinci Ordu müfettiş vekili Korgeneral İsmail Hak-(kı Tunaboylu,    Marmara ve Boğazlar

kumandanı Koramiral Rıdvan Koral, Merkez komutanı Tuğgeneral Kâzmı Dcmirkan, İstanbul emniyet müdürü Eihem Yetkiner ile yerli ve yabancı basın ve ajans mensupları hazır bu­lunmuşlardır.

Saat 9 dan itibaren sayın misafirimi­zin Galeb kruvazörüne gitmek üzere motöre 'bineceği, Türk ve Yugoslav bayrakları ve çiçeklerle donatılmış bu­lunan Dolmaıbahne rıhtımında her türlü tedbirÜer alınmış ve protokole dahil zevatla ba-sm mensupları yerle­rine geçmiş bulunuyorlardı.

Saat 9.55 te dost ve müttefik Yugoslav devleti Reisicumhuru Mareşal Tito ve Reisicumhurumuz Gelâl Bayar 'bera­berlerinde Yugoslav Hariciye Vekili Koca Popoviç, Hariciye Vekilimiz Fu­at Köprülü, İstanbul Vali ve Belediye Reis Vekili .Prof. Gökay, Emniyet Umurn Müdürü Kemal Aygün, Yugoslavyanm Ankara Büyük Elçisi Paviçeviç, Mareşalin kâtibi umumisi Vil Fan olduğu 'halde otomobillerle Dol-mabahçe sarayından çıkarak rıhtıma gelmişlerdir. Burada başta alay sanca­ğı olduğu halde bir ihtiramı kıtası se­lâm resmini ifa etmekte idi. Bu esna­da asker! bando, Yugoslav ve Türk miHî marşlarını çalmış, müteakiben sa­yın misafirimiz Mareşal Tito, yanında saym Reisicumhurumuz Celâl Bayar ve diğer refakat edenler bulunduğu halde selâm vaziyetinde olarak ihti­ram kıtasını teftiş etmiş ve tekrardan dönüp, kıtanın karşısına gelince, yük­sek sesle «Merhaba asker»   demiştir.

Aslkerin «sağol» diye müdahalesinden sonra sayın misafirimiz müteb.essim bir ifade ile rrhtıma doğru yürümüşler ve İstanbul emniyet müdürü ile görüşerek kendisine 'buradaki ikametleri es­nasında almış bulunduğu emniyet ted­birlerinden dolayı teşekkür etmiştir.

Ekselans Mareşal Tito, Acar motörüne -binmeden evvel Reisicumhurumuz Celâl Bayara veda etmişler, «burada size Türkiye'deki misafirliğim esnasın­da göstermiş olduğunuz büyük hüsnü kabulden dolayı bir 'kere daha teşek­kür ederim. Sizleri de sonbaharda Yugoslavyaya bekliyoruz. Hanımefendiye selâme ve hürmetlerimizi bildirmenizi rica ederim,» demiştir.Muhterem misafirimiz, beraberlerin­de Yugoslav Hariciye Vekili Koca Po­poviç, Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü, İstanbul Valisi, Yu-goslavya-ıım Ankara Büyük Elçisi, Yunanistanın İstanbul Başkonsolosu, hususî sek­reterleri olduğu hal!de Acar rriotörüne binerek rıhtımdan ayrılmışlardır.

Acar, etr-aıfında 6 hücumbotu olduğu halde Galebe 'doğru yol almağa başla­dığı sırada ekselans Mareşal Tito, Savarona gemisinden atılan 21 pare top­la selâmlanmış) ardır.

Galeb kruvazörüne çıkınca güvertede Türk ve Yugoslav millî marşlarının ça­lınmasını müteakip ekselans Mareşal Tito, selâm resmini ifa etmekte olan gemi ihtiram kıtasını teftiş etmiştir.

Bundan sonra misafirler geminin şeref salonuna almanak izaz edilmişlerdir. Bu arada mareşal (bir müddet için yanındakiîerden ayrılarak Anadolu Aiansi müdürü ile bir mülakat yapmış ve-Türkiyeye ait  intibalarını  anlatmıştır.

Misafirler, Galeb kruvazöründen ayrı­lırken dost ve müttefik devlet reisi güverte kenarına kadar gelmiş ve İs­tanbul valisinden reisicumhurumuz Ce­lâl Bayara tekrar tekrar selâm ve ve-danın ulaştırılmasını rica etmiştir.

Bu sırada geminin bandosu Türk millî marşını çalmış ve saat 10.35 te Acar motoru Gaîeb'd'3-n ayrılırken Hariciye-Vekilimiz 13 nare ton atimiyle selâmlanmıştır.

Muhterem misafirimizi memleketine-götürecek olan GaTep kruvazörü saat 10.45 te demir alarak hardket etmiştir. Gfeımi Kızkulesi önlerinden geçerken Selimiyeden atılan 21 pare topla selâmlanımıştır.

Türk donanmasına mensup iki muhrip Galeb kruvazörüne Çanakkaleye ka­dar refakat edeceklerdir.

— İstanbul :

Hayadrpaşa limanı tevsii inşaatı temel atma merasimi bugün saat 16.30 da sa­yın Reisicumhurumuz Celâl Baıyar, Devlet Vekili Celâl Yardımcı, Ulaştır­ma Vekili Yünınü Üresin, Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğkı, İstanbul Va­li   ve   Belediye   Reis   vekili  Fahrettin Kerim Gök ay, İstanbulda bulunan me­buslar, emniyet müdürü. Ulaştırma ve Nafia Vekâletleri İleri gelenleri ile bü­yük bir halk topluluğunun iştirakiyle Haydarpaşa'da yapılmıştır.

Merasime iştirak edecekler saat 16.00 da İstinye vapuriyle Hsydarpaşada me­rasimin yapılacağı mahalle getirilmiş­lerdir. Burası baştan başa bayraklar ve çiçeklerle donatılmış bulunuyordu. Her taraftan vapurlar ve motörlerle büyük halk toplulukları buraya gel­mekteydi.

Merasime saat 16.30 da Bayındırlık Ve­kili Kemal Zeytinoğlunun sık sık al­kışlarla kesilen, Haydarpaşa ve Saüı-pazarı limanları inşaatiyle memleketi­mizdeki Bayındırlık faaliyeti hakkında umumî malûmatı havi uzun bir beyanatı ile başlanmıştır.

Bayındırlık Vekili konuşmasında şun­ları söylemiştir :

Çok muhterem İstanbullular,

İktidara ayak basar basmaz, iş başı­na geçer geçmez sokakta bulunmuş bir vatan gibi kendi kaderine terkedilmiş  güzel ve kabiliyetli yurdumuzun dört bir tarafında geniş bir imar ve kalkın­ma seferberliğine giriştik.

Yıllardır affedilmez ihmaller yüzünden birikmiş çeşitli ihtiyaçlariyle kavrulan ve çırpman vataridaş kütlelerinin de­vamlı ve ısrarla taleplerini bir an önce karşılayabilmek için, devraldığımız .kı­sa görüşlü ve dar kuruluşlu bir idare­nin noksanlarının tamamlanmasına ve

"bu işlerin süratle yapılabilmesine lü­zumlu istikşaf, etüd ve projeleri, insan kudretinin dışında bir faaliyetle hazırlamaya 'koyulduk. Ve bir saniye fevtetmeden her tekemmül eden ihale evrakını mevkii tatbike koyduk. Öyle ki, 'bu hummalı ve hamleli çalışmala­rın mahsulü olarak, 1951 yılından bu tarafa hemen her sahaya şâmil kesif Bir temel atma ve seri halinde resmi küs/atlar yapma imkânları sağlanmış oldu.

Bugüne kadar milletimizin 4 yıl evvel büyük bir itimatla bize tevdi buyur­duğu aziz emanet^

.Yeniden   takdirini   kullanmak      üzere kendisine teslim edeceğimiz şu günle­re kadar, gittikçe artan bir hızla de­vam eden geniş faaliyetlerimiz o mer­tebeyi bulmuştur ki, bugün artık göz­leri doyuran, kucakları dolduran bu hizmetleri, bu büyük milletin kendi eserleri karsısında, dün tekrar iktida­ra geldikleri zaman yurdun imarı ve kalkınma hareketlerine bıraktıkları noktadan başlayacaklarım iddia eden­ler, bugün kesif bir temel atma ve fabrika ihale etme şenlikleri içindeyiz" iştigâsında bulunanlar, yani Türk mil­letinin 'bu göz kamaştırıcı ilerleyişin­den müteezzi alan suiniyet sahipleri müstesna, heyecana nebiye ve şevke sürüklenmiyen bir vatandaş tasavvur etmeğe imkân yoktur.

Yıllarca vatandasın ruhuna sindirilmiş, kökleştirilmiş itimatsızlık havasının, yeni bir hizmet anlayışı, yeni bir iş tu­tumu sayesinde zail olması ve her şe­yin halk ile beraber olucunun iman haline gelişi, dün Samsunda, bugün bu­rada İstanbulda, yarın Mersinde doğan ve doğacak olan şenlik havasının de­rin mânasını teşkil eder.

Muhterem İstanbullular,

İşte bugün de Anadolu - Bağdat de­miryolunun başlangıç noktası olan ve Kuzey - Batı Anadolunun büyük ve zengin bir parçasını içine alan hinterlantm İstanbul Boğazı mevkiinde mah­recini teşkil eden Haydarpaşa limanı inşaatı fiilen başlamış bulunuyor. Dev­let tarafından müteahhit firmaya veri­len 10 milyon liralık makine parkiyle birlikte 25 milyon liraya mal edile­cektir.

Bu taahhüt 750 metre uzunlukta bir dalgakıran ve 535 metre uzunlukta rıh­tım. 1 milyon metre mikâp hacminde dolgu işi, denizden kazanılacak on hektarlık arazi üzerinde 11 bin metre muraıbbaı anbar, ve liman sahası dahi­linde 10 kilometre tulünde demiryolu ve karayollarını ihtiva etmektedir. Li­manın halihazır trafiği takriben 560 bin tondan ibaret olup taahhüde bağ­lanan işîer tamamlandıktan sonra li­manın kabiliyeti buna ilâveten 400 bin tonu zahire olmak üzere 750 bin tbn artacaktır. Limanda taihmil ve tahliye işlerini modern 'bir şekilde yürütmek üzere lüzumlu  rıhtım  tesisleri  ve cihazları şirrididen taahhüde bağlanmış bulunmaktadır. Liman trafiğinin artmasiyle lüzum görülecek inkişaflar: karşılamak üzere 'bir tevsi plânı da şimdidan hazırlanmıştır. Bu takdirde 14 büyük vapurun rıhtıma yanaşarak tahmil ve tahliyesi kabil olacak ve yıl­lık kapasitesi 2 milyon tona yükselti­lebilecektir.

HaVdarpaşada ele alman bu inşaat ile İstanbul, Anadoul kıyısında modern mânasiyle 'bir limana kavuşmuş ola­caktır. Ayrıca Salıpazarda büyük to­najda gemilerin yanaşıp mavna vasıtacilığmdan azade bir şekilde tahmil ve tahliye yapmalarına imkân verecek 310 metre tulünde bir rıhtımla mecmu sahası 16.000 metre kareyi bulan iki katlı anber binaları inşaatı da başla­mış bulunmaktadır. Bu rahtım ve an-foarlar da ihtiyaca göre tevsi edilebi­lecektir.

Bundan başka inşasına başladığımız büyük yurt limanlarimizm bütün mem­lekete şâmil iktisadî vahdeti içinde İstanbul limanının da her türlü ihtiyaç­ları da adım adını takip edilmekte ve trafik taleplerine en iyi esvap verecek ıslâhat ve inşaatı bir an gözden uzak tutmamağa bütün dikkatimizle gayret etmekteyiz ve inşa programlarımızı bu esaslar 'dahilinde mevkii tatbike koy­maktayız.

Bugün liman mevzularimızı bütün kı­yılarımıza şâmil bir program içerisinde mütalâa ederek ele almış bulunuyoruz. Bir israftan asırlarca liman mefnumundan uzak iptidaî vasıtalarla iş görmek durumunda kalmış olan iki büyük teşkilât limanımızı, taahhüde bağlanan Akdenizde Mersin ve inşa­sına başlanan Karadenizde Samsun li­manlarını, yalnız memleket için değil fakat dünya çapında birer kıymet ifa­de eden limanlarımız olarak önümüz­deki kısa devrelarde ikmal etmek tizeite gerçekleştirmeğe çalışırken diğer ta­raftan da İzmirde Alsancak limanını eksiltmeye koymuş ve İskenderun li­manını da taahhüde bağlamış bulunu­yoruz.

Bu teşkilât limanlarının yanı sıra bun­ları besliyecek ve kendi tağdiye saha­ları için birer iktisadî kalkınma âmil ve  merkezi  olacak  Trabzon,  İnebolu,Amasya, Zonguldak, Ereğli limanları ikmal edilerek hizmete açılmış bulunu­yor. Bu orta limanlarımız serisine bir kere de Giresun limanı taahhüde bağ­lanmak suretiyle katılmış oluyor.

Bartın boçrazmda bir limanın inşası da. efe alınmış bulunmaktadır. Ereğli ile İstanbul Boğazı arasında birçok denizfacialarına sahne olan Kefkende halen bir ada limanı inşa edilmektedir. Bun­lara ilâveten kıyı şehirlerimdzin kal­kınmasında büyük rolleri olan büyük­lü küçüklü iskelelerimiz de Karadeniz­de Hopadan başlıyarak Marmara, Ege ve Akdenizde cenup hududumuza ka­dar imtidat eden bütün sahil boylarm-id-a inşa edilmiş, edilmekte ve yenileri. Ğe taahhüde (bağlanmak üzere bulun­maktadır. Bunlardan Akçakoca; Pa­zar, Şarköy, Lapseki, Çanakkale, Fe­nike, Alanya, Anamur ve Taşma iske­leleri ikmal edilmiş ve işletmeye açıl­mıştır. Hopa. Rize, Vakfıkebir, Bülan-cık, Ordu, Kefken, Mudanya, Gemlik, Marmaris ve Fethiye iskeleleri ise ha­li inşadadır.

Görülüyor ki, memleketimizde liman,. İskele vs barınak inşaatı süratle yürü­tülmektedir. İstihsal ettiğimiz biri 190' diğeri 300 milyon liralık tahsisat yet­kileri ile yapılmış ve yapılmakta olan­lara ilâveten birçok yeni mevzulanmızın da inşaatına girişilecektir. Bu. programa Şile ve Ağva iskele ve barı­nakları da dahil.bulunmaktadır.

Çok muhterem İstanbullular,

Hükümetin muhtelif sahalaridaki çe­şitli başarılan ve eserleri arasında sadece liman, iskele ve barınaklar inşa­atının kastettiği şu merhale dahi şaya­nı dikkat bir hakikatin meydana çık­masına kâfi gelmektedir.

Bu hakikat, milletler hayatında zaman: mefhumuna bile ithal edilmemesi icapeden dört yıllık kısa devrede yapılan hizmetlere mukabil, yine milletler ha­yatında uzun bir iktidar devresi kabul edilmesi icabelien 27 yılın nasıl boş nasıl ihmalkâr geçtiğini göstermesi ha­kikatidir. İşte asıl telâş ettikleri nokta da bu değil midir.

Bu'gün fiilen başlamış bulunan Hay­darpaşa ve Salıpazar limanlariyle birlikte bütün liman, iskele ve barınaklarımızm yurdun refah ve ümranı için feyizli hizmetlerini idrâk etmemizi te­menni ederken bu liman inşaatının ilk harcını muhterem Reisicumhurumuzun uğurlu elleriyle konulmasını arz ve istirham ederim.

Kemal Zeytinoğlunun alkışlarla karşı­lanan nutkundan sonra halk tarafın­dan sayın Reisicumhurumuz Celâl Bayann da bir konuşma yapması için bü­yük tezahürat vaki olmuştur.

19 Nisan 1954

—  Ankara :

Atatürkün Anıt -Kaibri için ağaç he­diye Edilmesi devam etmektedir.

Bu cümleden olarak İngiltere hükü­meti 250 adet, Afganistan hükümeti 37 adet muhtelif ağaç göndermiştir.    

21 Nisan 1954

—  İstanbul:

İbni Sinanin birinci ölüm yıldönümü' münasebetiyle bugün saat 16 da İran başkonsolosluğunda bir toplantı ya­pılmıştır.

Toplantıya bir dakikalık saygı duruşu ile başlanmıştır. Bundan sonra Türk-İran dostluk ceniiyeti reisi Dr. Sani Yaver kısa bir konuşma yapmıştır. A-çış konuşmasını mütsalkip İran büyük elçisi Ali Mansur bir hitabede bulun­muştur.

Müteakiben söz alan Ord. Prof. Zeki Zeren İbni Sınanın tıp sahasındaki de­ğerini anlatmıştır.

Bilâhare konuşum diğer hatipler de "îbni Sınanın edebî değerini ve şahsi­yetini belirtmişlerdir.

—  İzmit:

SümerbanV umum müdüilüğü, sanayi sahamıza bugün yeni ve hayırlı bir eser daha kazandırmış bulurdurmak­tadır. Üçüncü kâğıt fabrikasının işlet­meye açilması münasebetiydi İzmit bugün büyük bir sevincin   derin hazzın tatmış ve saat 11 de bu münasebetle tertip edilmiş olan törende hazır bulu­nan Reisicumhurumuz Celâl Bayara ve onun yüksek şahsında bugünkü iktida­ra karşı derin bağlılık ve sevgi teza­hüründe bulunmuştur.

Kâğıt fsîbrikasi mevkiinde yatnlan tö­rende reisicumhurdan başka Millî Mü­dafaa Vekili Kenan Yılmaz, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcali, siyasî partiler mü­messilleri ve çok kalabalık bir vatan­daş ile işçi topluluğu ve basın mümes­silleri hazır bulunmuşlardır.

İstiklâl .mersinin çalınması ile başla­nan 'merasimde ilk sözü, Sümer bank Umum mü'dür muavini Mehmet Akın alarak, santral vs havaî hat tesisleriy­le birlikte 23 milyon liraya maâ olan 20 bin ton kapasitedeki üçüncü kâğıt fabrikasının işletmeye almmasiyle sellüloz müessesesinin yıllık kâğıt ve karton imal kapasitesinin 50 !bin tona yaklaşacağını ve böylece 1949 yılında 18 'bin ton olan 1953 te yirmi yedi bin tona yükselmiş bulunan istihsalüm izin elli bin tona ulaştırılması imkâm elde edilmiş bulunacağını bildirdikten son­ra fabrikada senede 8 bin ton radde­sinde imal edilecek oluklu kartondan yapılacak ambalaj malzemesinin, tah­ta sandıklardan daha ucuz ve en az yüz de 70 nisbetinde daha hafif olacağını söylemiştir.

Bu tesisin işletmeye açılması münase­betiyle bir yandan ambalaj malzemesi ihtiyacının gidenim esinde yeni ve ik­tisadî bir yola gidilmiş olmasını belir­ten Sümertoank umum müdür muavi­ni, diğer yan'dan da kâğıt ve karton imalâtında senelik bitkilere, kavak ve yapraklı ağaçlara teveccüh edilmesi mevzuundaki çalışmaların en kısa bir zamanda musibet neticelere ulaşması­nın da kabil olacağını kayd'etmiştir.

Mehmet Alım daha sonra üçüncü kâ­ğıt fabrikasının memleketimiz için ha­yırlı olması temennisiyle bu mesut hâ­diseyi huzurlariyle şereflendiren Reisi­cumhurumuza, Vekillerimize şükran­larım arzetaıiş ve fabrikayı uğurlu el­leriyle işletmeye açmasını sayın Bayardan rica etmiştir.

Daha sonra İşletmeler Vekili Sıtkı Yır­cali memleketimizde yeni bir sınaî te­sisi açarken, vatandaşlara, serbest reyleriyle iktidara getirdikleri hüküme­tin sanayi politikası hakkında izahat vermeği mesul bir kimse sıfatiyle va­zife saydığını belirtmekle söze başla­mış, «Memleketimizin her sahada kal­kınması işi yeni imkânlara sahip ol­makla kabildir» demiş, ve son seneler zarfındaki istihlâk artışını rakamlar vermek suretiyle izah etmiştir.

İşletmeler Vekilinin verdiği izahata göre meselâ yalnız pamuklu mensucat istihsali son seneler zarfında bir hayli fazlalaştır ildiği halde istihlâke tam manisiyle cevap verii'ebilmesi için ha­riçten daha da ithal zarureti hâsıl ol­muştur.

Sıtkı Yırcalı şeker, çay, sigara, pa­muklu ve yünlü mensucat, çimento, de-mir ve hadde mamulleri sahasındaki istihlâk artısının antik köylü, isçi, es­naf ve her türlü vatandaşın gecen se­nelere nazaran kazanç imkânlarının fazlalaştığından, edfoirce para girdiğin­den ileri geldiğini söylemiş ve şöyle devam etmiştir :

«Türkiyede siyasi inkılâpla birlikte bü­yük bir iktisadî inkılâp vücuda gel­miştir. Vatandaş artık artan kazançla­rını yeni tesislere yatırmak yoluna git­miştir. Vatandaş kooperatifler yolu ile sınaî tesislere sahip olmaya başlamış­tır. w

Petrol kanunu üzerinde muhalefet ta­rafından ileri sürülen iddiaları da ce­vaplandıran Sıtkı Yırcaılı kanunun üze­rinde çok büyük 'bir hassasiyetle çalı­şıldığını, o zaman muhalefet resmî söz­cülerinin «biz devletçiyiz, hususî te­şebbüs tâbirini çrkarm, sizinle berabe­riz» dedikleri halde meclis dışında kal­mış muhtelif insani arın nasıl böyle körü körüne itirazda ve tenkitte bu­lunduklarım, makale yazdıklarını sor­muştur. Sıtkı Yırcalı sözlerine şöyle son vermiştir :

«Bu yaptıklarımız daha bir başlangıç­tan ibarettir. Çok daha mükemmel iş­ler yapacağımıza inanıyoruz.»

Zaman zaman sergi tezahürleri ile tas­vip 'edilen Yırcalmin bu konuşmasın­dan sonra Reisicumhurumuz Celâl Bayar söz almıştır.

Sayın Bay ar mikrofon başına geldiğinde dakikalarca alkışlanmış ve coşkun. sevgl gösterileri yapılmıştır.

Çok sevgili vatandaşlarım, İzmitliler. diye hitabesine 'başlıyan Bayar sözle­rine kâğıt fabrikasının ilâve kısmının, eskisine nazaran daha kıymetli olan bu yeni tesisin açılma töreninde bulun­mak üzere İzmite geldiğini söylemiş ve demiştir ki :

«Çok defa güzel" şehrinize gelmişimdir.. Bana her gelişimde müstesna muhab­bet tezahüründe bulundunuz. Bu defaki gibi co;kun olanına rastlamamıştım. Dün akşamki tezahüratınız karşısında, bütün gece heyecan taşıdım ve bu da­kikada yine heyecan içindeyim. Bugün bu muhteşem manzara karşısında siz­lere nasıl teşekkür edeceğimi ifadede müşkülâta uğruyorum. Kendi kendime düşündüm, bu kadar vatandaşlarm:. sevgili miiletimin efradı işlerini güçle­rini bırakıp bizi dinlemek inin meyda­na çıkıyorlar. Burada toplanıyorlar., bunun elbette ki derin bir mânası olsa gerek. Çünkü Bay arın sevgili milleti ile (müşterek bir ideali vardır. İşte o ide al birliği fcarşı karşıya geldiğimizde meydana çıkıyor ve [birbirimize karşı sevgi ve itimat tezahüründe bulunu­yoruz.

Size memleket meselelerini yakından? takip hususunda gösterdiğiniz büyük: hassasiyetten dolayı ayrı ayrı teşek­kür etmek isterim.»

Reisicumhur Celâl Bayar devamla, bu­gün kurulacak olan bu tesis ve muh­telif memleket meseleleri hakkında İş­letmeler Vekili Sıtkı Yırcalmm kıy­metli malûmat verdiğini, bu kadar umumî olmamakla beraber İzmitin sa­nayii ve yol politikasındaki bazı esaslara temas edeceğini söylemiş ve İz­mit kâğıt fabrikasının kurulmasına te-kalidüm eden günlerde bu fabrikanın bizim memlekette henüz kurulamıyacağını ifade eden birçok cereyanların, mevcut olduğunu, bunun sebepleri ara­sında fabrika kurulduğu tafedirde şeh­rin sıhhatinin bozulacağını, hastaların1 rahatsız olacağını ileri sürenlerin mavcut olduğunu kaydederek kendisinin c zaman bu iddialara karşı söyle cevatota bulunduğunu söylemiş ve demiştir ki: «Kâğıt sanayii tahakkuk ettiği tak-dirde İzmitte 2 nci bir şehir meydana gelecek ve bu müessese "sıhhî bir sıfa­tı da hâiz olacaktır."

Rei'sicumhurumuz daha sonra İşletmeler Vekilinin verdiği geniş ve etraflı izahatın kısa bir hülâsasını yaramış ve müteakiben İzmitin yol politikasında bahsetmiştir. Muhalefet senelerinde İzmite geldiğinde Reisicumhurumuzu ka­zalara götürmek istediklerini, bu dave­te icabet ettüğigıi ve Hendek ilçesine giderken yolların- 'bozukolduğundan kaç hendekten atladıklarım hatırhyamıyadağıni İfade etmiş ve dereleri omuza binmek suretiyîe geçtiklerini kaydetmiştir. Sayın Bayar İzmitin bugünkü yol dâvasının eskiye nazaran fevkalâ­de denilecek şekilde olduğunu da ifa­de ile memleketin her tarafının plâka­larını taşıyan nakil vasıtalarının bura­larda görülebildiğini ve vatanın diğer köselerinin de ayni durum içinde ol­duğunu misallerle izah etmiştir.

Reisicumhur yol politikasına ait sözle­rini şu cümle İle tamaınla'miştır:

« Şimdi yol memleketimizin her tarafı­nı irirıe aî'ia. Millî, iktisadî yol rejimi teessüs  etmiş cururJmaktadir.»

Reisicumhur Celâl Bayar bundan son­ra Kore meselesine temas etmiş ve bu meselenin bahis mevzuu olduğu gün­lerde muhalefetin bir usul meselesi çı­kararak «buna biz tamamen muhalif değiliz, ancak usul hakkında kendileri ile fikir birliğimiz yoktur» dediği ve bu 'kararın müsbet neticesi olarak elde edilen farefi bugün paylaşmakta ol­dukları mütalâasında bulunmuş ve pet­rol kanunu aleyhinde bulunmalarına da bir türlü mâna veremediğini ifa'ie etmiştir.

Reisicumhurumuzun bu mesele hak­kında verdiği izahattan anlaşıldığına göre, serişlerden beri memleketimiz­de mevcut olduğu bir hakikat halini almış 'bulunan petrolün isletilmesi hu­susunda yabancı firmaların yardım tek­liflerini tehalükle karşılamak icabetler.

Bu hususta Reisicumhurum uzun misal­lerle verdiği izahat göre, memleketin umumî menfaati bakımından karşılıklı vecibeler suretiyle ecnebi sermaye memlekete girebilecektir. Bu demek değildir ki, memleketteki petrol serve­ti tamamiyle yabancılara    terkedilmiş olacaktır. Reisicumhurumuz yabancı sermayenin kabulünün, tarlasını selle­rin istilâ etmiş olduğu bir kimseye baş­ka bir kimsenin «ben tarlanın kana­rından gecen nehri islâh edeceğim. Tarlandaki taşları ve sel artıklarını te-mizliyeceğim. Bundan sonra tarlanı müşterek sürelim ve kazanca ortak olabm.» şeklindeki teklifi ile gayet iyi bir şekilde izah edilebileceğini söylemiştir.

Muhalefetin ileride trpkı Kore kararında olduğu gibi petrolün bir servet olarak oltaya çıkmasını müteakİD bu içte de şeref payına sahip olmak istiyeceğinin şimdiden tahmin edilebile­ceğini düşünmenin hiç de zor olmadı­ğını belirten Reisicumhurumuz Celâl. Bayar sözlerini. Demokrat Parti iktidarı ile Türk milletinin birbiri ile ku­caklaşmış ve ayrılmaz bir kütle haline geldiğini tebarüz ettirerek ve vatandagiara te'krar tekrar teşekkür etmek suretiyle bitirmiştir.

Bundan sonra hep birlikte fabrikanın, açılış töreninin yapılacağı galeri kapı­sına, gidilmiştir. Burada Reisicumhur Celâl Bayar, Sümerbankın memlekete kazandırdığı diğer eserler gibi bunun da hayırlı ve uğurlu olması temenni­siyle kurdeiâyı kesmiş ve daha sonra, fabrika gezilmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar, Öğle yemeği­ni fabrikada yedikten sonra saat 15 e doğru Adapazarma müteveccihen İz­mitlilerin coşkun sevgi tezahürleri ara­sında avrılımıstır.

22 Nisan 1954

—- İstanbul :

Almanyada ticarî müzakerelerde bulu­nacak olan Türk ticaret heyeti, bu sabah saat 9.30 da, uçakla Frankfurta müteveccihen İstanbuldan ayrılmış­tır.

Heyetimiz Aimanyadaki müzakerele­rini Bonn Büyük Elçimiz Suat Hayri Ürgüplünün riyasetinde yapacaktır.

—Ankara :

Hariciye    Vekâletinden   bildirildiğine göre, Cenevre konferansına katılacaik murahhas heyetimiz aşağıdaki zevafctan müteşekkildir.

Cevaıt Açıkalın: Hariciye Vekâleti Umumî 'kâtibi, heyet başkanı,

Lizbon elçisi,  de Nurettin Vergin lege.

Erdelhun :   Askerî

Korgeneral  Rüştü müşavir,

"Bu zevattan başka heyetimize hâlen Cenevre/de iktisadî işbirliği teşkilâtı nezdinde vazife görmekte olan Necmet­tin Tuncel ve Hasan Işık ile Hariciye Vekâleti 3 üncü daire şube müdürle­rinden Talât Benler de iştirak etmek­tedir.

—  İstanbul :

Birkaç gündenberi memleketimizde bu­lunan, Ankara ve İstanbulda muhtelif konferans veya seminerler tertip et­miş olsun_. Amerikalı atom âlimlerinden Prof. Dr. Arthur H. Compton foeraberinde Prof. Dr. Shimer ve Dr. Cllnchy olduğu halde, bugün uçakla İstan'bul-dan ayrılmıştır.

—  Ankara :

Hariciye Vekâletinden bil'a ir UmIşft ir :

Hariciye Vekâleti ile Ankaradaki Avusturya elçiliği arasında mektup te­atisi suretiyle Türkiye ile Avusturya arasında, iki memleketten her birinin vatandaşlarının diğerinin ülkesine vi­zesiz .seyahat etmelerini karşılıklı ola­rak temin eden bâr anılaşma yapılmış­tır.

17 Mayıs 1954 tarihinde yürürlüğe gi­recek olan bu anlaşma gereğince, iki memleket vatandaşları, her defasında uç aylık ikamet müddetini aşamamak şartiyle, ayrıca vize almağa lüzum ol­maksızın, sadece pasaportlarını ibraz etmek suretiyle mütekabilen Avustur-yaya ye Türkiyeye seyahat edebilecek­lerdir.

23 Nisan 1954

— Erzurum :

"23  Nisan Millî Hâkimiyet ve    Çocuk bayramı şehrimizde de büyük tezahü­ratla kutlanmış ve Maarif Vekili Pro­fesör Rıfkı Salim Burçak, günün mâ­na ve ehemmiyetini belirten bir ko­nuşma yapmıştır.

—  Ankara :

27 Mart 1954 tarihinde kredi esası üze­rinden bir Türk - Fransız inşaat gru­buna ihale edilen 150 milyon lira ke­şif bedelli Gediz üzerindeki demir köp­rü ile büyük Menderesin Akçay kolu üzerindeki kemer baraj ve hidroelek­trik 'tesislerinin dış krediye taallûk eden 90 milyon liralık kısmı Fransa hükümetince tasvip ve tsiadik edilmiş­tir. Bu kredi evvelce Fransa hüküme­tince Türkiyelim iktisadî kalkınmasına müteveccih tesislerin kurulması ve teç­hizatın alınması için açılmış olan 20 milyar franklık (160 milyon Tünk li­rası) kredinin dışında munzam bir kredidir. Fransa hükümetinin aldığı bu karar, Fransanın Türkiye dostluğu­na verdiği büyük kıymetin bir ifadesi olduğu kadar Türkiyenin dış memle­ketlerde hâiz bulunduğu malî itibarın da değerli bir delilini teşkil etmekte­dir.

—  Ankara1:

23 Nisan Milli Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı münasebetiyle, şehrimizin bü­tün ilkokullarından seçilmiş bulunan birer kız ve erkek öğrenci, arkadaşla­rını temsilen. saat 9 da Atatürkün kab­rini ziyaret etmişler ve kabre bir bu­ket koymuşlardır.

24 Nisan 1954

— İskenderun :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, refaka­tinde İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Ankara mebusu Mümtaz Faik Fenik ve basın mensupları olduğu halde, bugün saat; 17.45 te İskenderunu şereflsndir-miştir.

İskenderun hava meydanı, civar vilâ­yet ve kazalardan gelen heyetlerin de dahil olduğu mahşerî bir kalabalık ta­rafından tamamen dolmuş bulunuyor­du.

Hava meydanında mülkî ve askerî er­kân tarafından selâmlandıitan ve halk tarafından coşkun fezsihüratla karşı­landıktan sonra arife, bir otomobile binen Reisicumhurumuz Celâl Bay ar, ha­va meydanından f&hre kadar her tarafı iki taraflı dolduran ve otomobilini takip eden halkın içten gelen sevıgi teza­hürleri arasında çak güçlükle ilerliye-bilmiş ve kısa olan bu mesafeyi ancak bir saate yakın bir zamanda katederek Cumhuriyet   meydanına   gel edilmiştir..

Tamamen coşmuş olan halk, say m Ba yarın otomobilini sarıyor ve Reisicum­hurumuzu, 'bağrına basmıya  çalışıyor­du.

Cumhuriyet meydanında Reisicumhu­rumuz, mikrofon başına çok güçlükle gelebilmiş ve dinmek bilmiyen alkış­lar arasında çak veciz bir hitabede bulunmuştur. Bayar demiştir ki:

«Sevgili vatandaşlarım,

Bu büyük, muhteşem manzara karşı­sında heyecandan heyecana düştüm. Siz muhterem mili eltimize ne yaptık ki bize bu kadar büyük muhsibbetls te­veccüh gösterdiniz.

Hiç bir maddî kuvvetin bu topluluğu temin edemeyeceği tabiî bir haldir. O halde sizi burada toplayan manevî kuvvet, Türk milletinin ideal birliği­dir.

kullanmak suretiyle hareket edebilir­dik. Şu hadde sevgili vatandaşlarım, si­ze şunu söyliyeyim ki, bu ideal birliği ile Türk vatanı emniyet altına alın­mıştır.

Biz, ancak milletimizin iradesini iyi Haricî politikamızdaki selâbet bu em­niyeti arttırmıştır. Dünyanın en memleketleriyle ahdî, siyasî ve hukukî şekilde işbirliği ediyoruz. Türk ordusu dünyanın en kuvvetli ordula­rından biri haline gelmiştir. Haricî em­niyetimiz bu şekilde sağlandıktan son­ra dahilde hakikî bir emniyet ve vatan­daşlar arasında hakikî bir tesanüt ve sevgi husule gelmiştir. Sizin ilhamı­nızla ta'kip ettiğimiz program neticesi olarak memleketimiz büyük, bir inkişaf kaydetmekte ve büyük bir ilerlemeye imrahar olmaktadır.Sizin bu muhteşem manzaranız karşı­sında izdiham dolayısiyle resmî ra­kamlardan bahsedecek değilim. Zaten hakikat bütün açıklığiyle gözlerinizin önündeIir. Tür.kiyemiz hariçte lâyik olduğu itimadı hâiz olarak dahilde em­niyet içinde yalamakta ve refaha doğ­ru ileri gitmektedir. Bunun menıbaı, menşei nedir?

Hatırlarsınız, sizinle demokrasi- hare­ketine başlamadan evvel bir kaç kere görülmüştük. O zaman sizlere demok­rasi rejiminin feyizlerinden bahsetmiş­tim. İste, bu içinde bulunduğumuz manzara demokrasi rejiminin bir feyzi'dir. Hatırlarsınız, bütün bu hususları size bir vaat halinde söylemiştim. Bugün ise o hakikat nazariye olmaktan çıkmış, bir güneş doğmuş, gözümüzü, kamaştırmaktadır. Ama bu kâfi midir? Asla. Daima ileriye doğru olan ham­lelerle memleketimiz lâyik olduğu mevkii bulmuştur.»

Sayın Bayar, bundan sonra, İskenderunda bugün açılacak olan süperfosfat sun'î gübre fabrikasından bahsetmiş ve demiştir ki:

«Bugün memleketimizin en ziyade muhtaç oldu&u müesseselerden birisi­ni açacağız. Buna ehemmiyet verişimin, ssfoebini bir kac kelime ile izah edeyim. Sanayi kalkınmamız da diğer sahalar­daki kalkınmalar gibi inkişaf ediyor. 21 milyon nüfusumuzun büyük ekseriye­tini çiftçi, köylü ve ziraat müstaıhsill'eri terkil etmektedir. Eğer biz, as masrafla nok istihsal edersek, bu. ken­dimiz için hakikî saadete yol açacak­tır, demektir. Bu fabrikanın sayesinde ziraî isıtihiSalâtımız artacaktır. Yalnız şunu söyliyeyim ki, bu fabrika, yap­makta olduğumuz iktisadî vs sınaî mü­esseselerin bir parçasıdır.»

Reisicumhurumuz daha sonra vergiler­de  yapılan indirimlerden, bütçemizin kayttettiği artışlardan bahsetmiş ve bütçenm artış göstermesinin seibebi, sizin çalışmanız ve memlekette dürüst bir ekonomik sistemin takip edilmesi­dir. Biz sizin gibi çalışkan insanlairın. mesailerini kıymetlendirmek, iradenize râm olarak istihsalinizi kıymetlendir­mek, yolundayız. Şükrederek söyliye­yim ki, bunda muvaffak da olmaktayız. Bu muvaffakiyetimiz tevali ede­cektir de. Bizler ideal ve prensipleri­ne sadık insanlarız. Sizler demokrasi bayrağını sımsıkı elinizde tutmalktasmız. Sizler iradenizi kullanıp vekâleti­nizi vererafe, 'biz de programımızı ta­kip ederek çalışacağız. Böylece memle­ketimiz en kısa zamanda' ideal refaha "kavuşmuş olacaktır.»

Daha sonra- Reisicumhurumuz, vatan­daşların gösterdifi sıcafe muhabbete bir kere daha teşekkürlerini bildir­miş, «bana siyasî hayatım m en büyük mükâfattım gösterdiniz» diyerek sözle­rini bitirmiştir.

Sayın B a yarın bu konuşması cumhuriyet meydanını tıfkllım tiklim doldu­ran tostuk tarafından dakikalarca alkış­lanmış ve vatandaşlar coşkun sevgi tezahürlerinde bulunmuştur.

Sun'i gübre fabrikasını açmak üzere Sartaki'deki fabrika mahalline hare­ket edilmek üzere Cumhuriyet meyda­nında toplanmış olaın halkın arasından ayrrl'mak ancak yarım saate yakın bir zamanda kabil olmuştur. Yüzlerce oto­mobilden mürekkep bir kafile sayın Bayarm otomobilini takip etmiş ve yol boyunca tezahüratın ardı arası kesil-memiigtir.

Fabrika -mevkiinde memlekete yeni bir çığır açacak olan bu müessesenin ıkurdelâsmı «memlekete hayırlı olsun temennisi ile kesen Reisi cumhurumuz, fabrikayı gezmiş ve alâkalılardan izahat almıştır.

Verilen bu izahata göre 180 bin ton kapasitesinde olan fabrikanın ilk istihsalâtı yüz bin ton olacaktır. Fabri­ka, sermayesinin yüzde 51 i millî mü­esseselerimizin (Ziraat (bankası. Sümerbank, seker şirketi, ziraî donatımı kurumu, Eti'bank, Makine ve Kimya Endüstri) ve yüzde 49'u'da bir Ame­rikan firmasının iştiraki ile kurulan bir ortaklik tarafından,.tesis edilmiştir ve Avrupanın en modern fabrikaların­dan birisidir.

Fabrikanın gezilmesini müteakip İşletmeler Vekili Sıtkı Yırca'lı, burada top­lanan vatandaşlara hitap etmiş ve Amerikalilann teşebbüsü ile kurulmuş bu ilk ortaklımın Amerikalılarla olan dostluğumuzu iktisadî safhada da    bir kere daha perçinlemiş olması bakımın­dan övmüş, bu bölgenin ziraî kalkınmasmda sun'î gübrenin oymyacağı ro­le işaret etmiş ve fabrikanın ham maddeyi, asitsülfirik tesislerinin ipti­daî maddesinden temin edeceğini, önü­müzdeki senelerde buna benzer fabri­kaların inşa edileceğini bildirmiş ve Kütahyada kurulmakta olan azot sa-nayiinden de bansederek buradaki fab­rikada da sun'î gübre elde edileceğini ifade etmiştir.

İşletmeler Vekili daha sonra, fabrika­nın kurulmasında mesai sarfeden ya­bancı firma mümessilleriyle millî mü­esseseler kn iz e tefekkür etmiştir.

Bilâhare, Reisicumhurumuz, refakatin­deki zevatla birlikte İskenderuna dön­müş ve tezahüratla Antakyaya uğurlanmıştır.

24 Nisan 1954

— İstanbul,

Şehrimizi zivaret eden Frankfurt beledive reisi M. Kolb ve e?i bu sabah uçakla Viyanaya müteveccihen şehri­mizden ayrılmışlardır.

M. Kolib Türkiyenin resitli sahalarda yapmış olduğu hamleleri övmüş ve memleketimizi ziyareti sırasında gör­müş olH:uşui sıcak kabulden dolavı teşekkür etmiştir. Dün 'gece misafir belediyesi ve  şerefine Vali Prof. Gökay ille refikaları tarafından bir akaTn yemeği verilmiştir.

Diğer taraftan şehrimizde bulunan, Almanyanın muhtelif şehirlerine men­sup 10 Alman gazetecisi bugün saat 12 de Nişantaşı Vali konağında Vali Prof. Gökayı ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaret sırasında Alman gazetecileri Türkiyede görmüş oldukları sıcak ka­bul samimî ve yakın alâkadan dol-ayı teşekkür etmişler, ve m emi ekstim izin iktisadî ve ziraî kalkınmasından hay­ret ve takdirle bahsederek ziraî istih-salâtm bu derece artmaismin sebebini sormuşlar ve çeşitli mevzular üzerinide izahat almışlardır.

Gazeteciler bugün Topkapı sarayı mü­zesini ve tarihî verleri gezmişlerdir.

26 Nisan 1954

—  İstanbul:

Dünya sağlük teşkilâtının tertip ettiği ve Hollandada toplanan alkolizmin ön­lenmesi ve tedavisi mevzuları konfe­ransına Sağlık Vekâletinin tensibi ile memleketimizi temsilen iştirak eden Akliye ve Asabiye mütehassısı Dr. Cihat Atasev şehrimize -dönmüştür.

—  Ankara :

.Reisicumhur Cel'âl Bayar bugün Çankayada, yakında memleketimizden ay­rılacak olan Hindistan Büyük Elçisi ekselans M. Chandra Shekhar  Jha'ı, Mısır Büyük Elcisi ekselans M. Ah­met Hakkıyı ve Bulgaristan elçisi M. Yordan Çobanofu kabul etmişlerdir.

"Bu kabulde Hariciye Vekâleti müste­şarı Büyük Elçi Nuri Birgi de hazır bulunmuştur.

—  İstanbul :A. Mithat Berberoğlu bir kanunla müstemleke hükümeti tarafından ida­re edilen evkaf mallarının Türk cema­atine verilmesi lâzım geldiğini, Türk cemaatinin ecdadmldan kalan ve mik­tarı 8-10 bin sterlin tutarında' olan evkaf mallarını istemekte haklı oldu­ğunu belirttikten sonra Kıbrıs Türkle­rinin iktisadî durumun üzerinde dur­muştur. Kıbrıs köylüsünün toprağını bir nok gürlüklerle elinde tutmakta ol­duğunu, iktisadî durumunun düzelmesi için Türk bankalarının Kıbrısta şuibe açmalarının lâzrm geddiğini, mevcut olan di°er Yuns'n bankalarından isfti-fatdîe edilemediğini söyleyen A.Mithat BerbEroğlu Türk amelelerinin de çok güç şartlar altında çalıştıklarını ifade etmiştir.

Kibnsta sosyal kalkınmayı temin için Kıbrıs Kadınlar Birliğinin kurulduğu­nu ve birçok şubelerinin açıldığını söyliyen M. Berberoğlu, Kıbrıs, Türkle­rinin Türk gençliğine, Türk basınına ve Türk hükümetinle daima güvendiği­ni belirtmiştir.



İki gündenberi şehrimizde bulunsoı Kıbrıs Türk kurumları federasyonu "başkan vekili avukat Ahmet Mithat "Berberoğlu 'bu sabah Kıbrıs Türk Kül­tür ve yardım cemiyetinde bir basın toplantısı yaparak Kibrisin iç durumu ve federasyonun çalışmaları hakkında izahatta bulunmuştur.

"Basın mensuplarım selâmlamakla söz­lerine "başlıyan A. Mithat Berberoğlu e'zcümle şunları söylemiştir:

«Federasyonumuz Kıbrıs'taki bütün 'birliklerin temsilcisidir.

Kibnsta 1948 den itibaren çalışmaya başladıktan sonra ilk defa olarak Tünk medenî kanunundan iktibas suretiyle aile hukukumuzu düz enliye cek aile kanununu kaîbul ettik. Kanunun tatbiki için de, başlarında biri Ankara, Idlğeri "İstanbul üniversitelerinden mezun hâ­kimlerin bulundu bu iki aile mahke­mesi kuruldu.

Maarif sahamızda, da inkişaf mevcut­tur. 1950 - 51 yıllarına kadar  yalnız Lefkoşede Orta okul ve lise mevcut iken bugün 11 orta okul1 ve beş lise vardır.»27 Nisan 1954

■—■ Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil büro­sundan bildirilmiştir :

Güney Avrupa müttefik kara kuvvet­leri kurmay başkanlığına tayin edilen Tuğgeneral Edward H. Modaniel pazar­tesi günü İzmirde vazifesine başlamış­tır. Korgeneral Kendall, general Mod'aniel'i arkadaşlarına tanıştırmıştır. Bu münasebetle general1 Modaniel su­baylara şu hitabede bulunmuştur :

"Yeni vazifemi büyük bir şeref addet­mekteyim. Senelerden beri bu mıntıkanın medeniyetini tetkik etmiş ve hayranlık duymuştum. Amerikan ordu-sundaki vazifelerim beni dünyanın bir çok kısımlarına götürdüğü halde, bende'ima Türkiye ve Yunanistanda vazife görmeği arzu ettim.

Türk ve Yunan kuvvetleri ile vazife görmenin bu kaldar sayanı arzu olma­sının bir sebebi de, Türk ve Yunan kuvvetlerinin bütün dünyaya göstermiş oldukları  cesaretlerdir.  Bu  kuvvetlerin cesaret ve harpçılığı bütün hürriye­te âşık milletlerin, bilhassa Amerikan milletinin hürmetini kazanmıştır."

General Modaniel. Alabamada doğmuş ve West Poin Amerikan askerî akade­misinden mezun olmuştur. 28 seneden beri muvazzaf subay olarak Amerikan ordusunda hizmet görmektedir. Son va­zifesi, Uzak Şark Amerikan ordu kuv­vetlerinin kurmay başkanlığı muavin­liğidir.

— Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir :

26 Nisan Pazartesi günü saat 10 da, Boludaki 250 inci piyade alayına me­rasimle sancak verilmiştir. Hazırlanan merasimde ikinci ordu müfettişi Or­general Abdülkadir Sev.en, besinci Ko­lordu komutanı Nacip İskilipligil, 19 uncu tugay 'komutan: Tuğgeneral İh­san Alper, Bolu valisi, Betediye reisile diğer askerî ve mülkî erkân, okullar talebeleri ve kalabalık bir davetli küt­lesi hazır bulunmuştur. Orgeneral Ab-dülkadir Seven, söylediği heyecanlı hir nutku müteakip, Reisicumhur adı­na sancağı alaya1 vermiştir.

30 Nisan 1954

—  Ankara :

Bundan .bir müddet önce ihaleleri yapifonış olan Akeay v.e Hirfanlı baraj­larının mukavelelerinin imza merasimi bugün öğleden sonra Nafia Vekâ­letinde yapılmıştır.

Nafia  Vekâleti  müsteşarı,   devlet     su işleri umum müdürü ile Nafia Vekâleti mensuplarının hazır bulunduğu törende su idleri umum müdürü birer konuşna yapmışlardır.

—  Ankara ;

Ankara - Paris radyo - telefon yolun­dan Türkiye - İngiltere ve irlanda rad­yo - telefon servisi açılmıştır.

Trabzonda 1800 hatlık kurşunlu kab­lo şebekesi ile 1000 hatlık otomatik-santral kurularak servise verilmiş ve 600 lük eski manyetolu santral kaldı­rılmıştır.

Ankara merkez ve Yenisehirde tevsian 1000 er hatlık otomatik santral kurularak mevcut    kapasiteleri  9000  er hatta çıkarılmıştır.

Türk - Pakistan işbirliği antlaşması:

2 Nisan 1954

— Ankara :

Bugün Karaşide imzalanan Türkiye ile Pakistan arasında «dostane işbir­liği  antlaşmasının  Türkçe  metni  şudur:

"Türkiye ve Pakistan,

Birleşmiş Milletler andlaşmasının gayelerine ve prensiplerine bağlılıkla­rını ve daima bunların tatbiki ve tahakkuku uğrunda çalışmak azimlerini teyit ederek,

Aralarında teyemmünen mevcut samimî dostluktan doğan daha geniş işbirliğinden faydalanmak arzusiyle mütehallî olarak,

Memleketlerinin refahının ve emniyetinin, aralarında, bu gayelerin ta­hakkukuna matuf şekilde, her sahada, istişare ve işbirliği yapmalarını âmir bulunduğunu takdir ederek,

Böyle bir işbirliğinin bütün sulhsever milletlerin ve bilhassa bu mil­letlerden âkit tarafların bölgesinde bulunanların da menfaatlerine uygun olacağına ve binnetice, tecezzi kabul etmiyen sulh ve emniyetin sağ­lamlaşmasına hizmet edeceğine kani bulunarak,

Aralarında işbu dostane işbirliği andlaşmasının akdine karar vermişler ve bu maksatla,

Türkiye :

Türkiye Cumhuriyetinin Karaşi Büyük elçisi ekselans Salâhattin Arbel'i

Pakistan :

Pakistan Hariciye Nazırı Sir M. Zafrullah Han'ı

Murahhasları olarak tayin eylemişlerdir. Bu murahhasları, Salâhiyetnamelerini teati edip usulüne uygun bulduktan sonra aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır :

'Madde :1.

Âkit taraflar, vekdierinin dahilî işlerine her hangi bir şekilde müdaha­leden ve diğerinin aleyhine müteveccih bir ittifaka veya faaliyetlere ka­tılmaktan tevakki etmeyi taahhüt eylerler.

Madde : 2

Âkit taraflar, müşterek menfaatlerini alâkadar edebilecek Milletlerarasi-meselelerde istişarede bulunacaklar ve Milletlerarası icabat ve şartları gözönünde tutmak suretiyle azamî ölçüde işbirliği yapacaklardır.

Madde: 3.

Âkit taraflar kültür sahasında aralarında ayrı bir anlaşma ile tesis ey­ledikleri  işbirliğini  ,icabında  yine   anlaşmalar  akdi suretiyle,  ekonomi, teknik sahalarında da inkişaf ettireceklerdir.

Madde:'4.

Âkit taraflar arasındaki savunma sahasına müteallik istişare ve işbirliği:-

a)Teknik tecrübe ve terakkilerden müştereken istifade için bilgi teatisi,

b)Silâh ve mühimmat imalinde, imkân nisbetinde, tarafların ihtiyaçla­
rının tatminine çalışılması,

c)Tahrik edilmeksizin kendilerine karşı hariçten bir    saldırma vukuu
takdirinde, Birleşmiş Milletler andlaşmasınm  51  inci maddesine uygun.
olarak, ne şekilde ve ne nisbette işbirliği yapılabileceğinin tetkik ve tes-
biti hususlarında tecelli edecektir.

Madde : 5.

Âkit taraflar, her biri ile üçüncü bir devlet veya diğer devletler arasın­da elyevm mer'i bulunan Milletlerarası taahhütlerin hiç birinin işbu andlaşma hükümleriyle tenakuz halinde bulunmadığını ve işbu andlaşmanm mezkûr taahhütler üzerinde tesir icra eylemiyeceğini ve icra edebilecek şekilde tefsir edilemiyeceğini beyan ve diğer taraftan, işbu andlaşmaya muhalif olabilecek herhangi bir Milletlerarası taahhüde girişmemek mü­kellefiyetini deruhte ederler.

Madde : 6

İşbu andlaşmaya, âkit taraflarca onun gayelerinin tahakkuku için iştira­ki faideli addedilecek devletler, âkitlerle aynı şartlar tahtında ve aynı hakları haiz olmak üzere iltihak edebileceklerdir.

İltihak keyfiyeti, iltihaknamenin Türkiye Hükümetine, usulü veçhile tev­diinden sonra, bundan, diplomatik yolla Pakistan hükümetine Türkiye hükümetince resmî ihbarda bulunulması tarihinden itibaren hukukan te­kevvün etmiş olacaktır.

Madde : 7

İngilizce metni muteber olacak olan işbu andlaşma, âkit taraflarca, ken­di anayasalarmdaki usule göre tasdik edilecek ve tasdiknamelerin An­kara'da teatisi tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.

Yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren geçecek beş senenin inkizasından bir yıl önce âkit taraflardan birince, diğerine, diplomatik yolla resmen. bir fesih ihbarında bulunulmaması takdirinde yeni bir beş senelik müd­det için kendiliğinden uzatılmış olacak ve müteakip devreler aynı usul carî bulunacaktır.

Yukarıdaki hükümleri tasdikan, isimleri geçen yetkili murahhaslar işbu andlaşmayı imza eylemişlerdir.

Karaçi'de, iki Nisan bindokuz yüz elli dört tarihinde iki nüsha olarak tan­zim kılınmıştır.

Atlantik andlaşmasının beşinci yıldönümü dolayısiyle Prof. Köprülü'nün mesajı:

3 Nisan 1954

— Ankara :

Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü. Atlantik andlaşmasının beşinci yıl dönümü dolayısiyle vatandaşlara hitaben şu mesajı neşretmiştir:

«Aziz vatandaşlarım,

Bugün Kuzey Atlantik andlaşmasının 5 inci yıldönümüdür.

Beş sene milletlerin hayatında uzun bir müddet sayılmaz, fakat bir and-laşnıanm kıymetini ve hayatiyetini göstermek bakımından mühim bir devre^ telâkki edilebilir. Atlantik andlaşması, mevcudiyetleri topyekûn yokedilmek tehlikesine maruz bulunan ve bu muazzam, tehlikeyi kabilse bertaraf etmek, bertaraf edilemezse tecavüze, Birleşmiş Milletler andlaş­masımn 51 inci maddesinde her devlete tanınan meşru müdafaa hakkına istinaden, tesirli surette karşı koymak azminde bulunan devletleri ihtiva etmektedir.

Andlaşmanın aktedildiği zaman ve bilâhare bizim ve Yunanistan'ın bu andlaşmaya iltihak ettiğimiz zaman mevcud bulunan bu muazzam tehli­ke, maalesef bugün de bütün kuvvet ve vahametini muhafaza etmekte­dir.

Şekiller biraz değişmiştir. Bir zamanlar açıktan açığa tehdid ediliyorduk, şimdi ise sulhu tehdid edenler sulhden, anlaşmakdan, gerginliği izale et­mekten bahsediyorlar. Fakat bu sözleri fiiliyatla isbat etmeğe gelince, ta­mamen menfi bir tavır alarak, eski niyetlerinin şimdi de ayni olduğunu açığa vuruyorlar. Geçenlerde Berlin'de toplanan dörtlü konferansın aki-beti bu bakımdan çok ibret verici olmuştur.

Bu konferans, hür dünyanın muvazene ve emniyeti için elzem bulunan Almanya'nın birleşmesini ve milletlerarası emniyet tertiplerine girmesi­ni, sulhsever milletler camiasının kıymetli bir rüknü olan Avusturya'nın sulh muhadesine kavuşarak İşgalden kurtulmasını, maalesef, temin ede­memiştir.

Görülüyor ki ortada, tecavüz emeli besliyenlerin niyetlerinde değil, sade­ce niyetlerinin tahakkuku için tatbik ettikleri usulde bir değişiklik var­dır.

Neden böyle bir değişiklik olmuştur? Bunun en mühim sebeplerinden bi­ri, tehdide maruz bulunan sulhsever milletlerin, bu tehlikeye boyun eğmeyip, bilâkis ona karsı koymak maksadiyle elele vermiş olmalarıdır. Bu elele veriş vakıasının, insanlık tarihinde misli görülmemiş derecede mü­kemmel ve tesirli tezahürü, hiç şüphe yok ki, Nato diye adını kısaca ifade ettiğimiz, Atlantik andlaşması teşkilâtıdır.

Bu hakikatin en güzel delili, tecavüz emeli besliyenlerin bu teşkilâtı gev­şetmek, çürütmek, yıkmak için sarfettikleri binbir şekilde gayretlerdir.

Bu gayretler bilhassa su noktalarda toplanıyor :

Nato'nun tecavüzü istihdaf eden ve binaenalevh insanlığı harbe sürükliyecek olan bir teşekkül olduğuna dair propagandalar yapılıyor.

Bu propagandalardan maksat, hür milletleri «eğer biz silâhlanmaz ve kar­şı tarafı tahrik etmezsek, karsı taraf da silahlanmaktan vaz geçer ve bu suretle dünyada hakikî sulh teessüs eder» diye düşünmeye sevkedrn, on­ları zayıf ve tesanüdsüz hale sokmaktır. Muhakkak ki hür milletlerin vic­danında bir nevi tahrikçilik kompleksi yaratılmak isteniyor, yani, vazi­yet tersine çevrilip, tehdit eden hur devletlermis ve karsı taraf tehdide maruz kaldığı için silâhlanıyormus kanaati uyandırılmak isteniyor.

Nato'ya bir tecavüz âletidir diye yapılan hücumlardan başka, ne zaman sulhsever memleketlerden birkaçı, sulhu korumak için andlaşmalar yap­salar, bunlara karşı «harbi tahrik ediyorsunuz, tecavüzkârane tertipler yapıyorsunuz» diye gönderilen notalar ve bu mealde yaptırılan neşriyat, hep bu maksadın neticeleridir.

Nato'ya girdiğimiz zaman, Yunanistan ve Yugoslavya ile üçlü Ankara andlaşmasmı yaptığımız zaman, ahiren Pakistan'la bir dostane işbirliği andlaşması varacağımızı ilân ettiğimiz zaman, hattâ limanlarımıza dost ve müttefiklerimizin harp gemileri dostluk ziyaretlerinde bulundukları zaman bile, biz de kendi hesabımıza, bu muamelelere maruz kaldık ve kalıyoruz.

Bunlara cevap verirken hakikatleri olduğu gibi söylevip menfi propagan­dalara kendimizi kaptırmamız, her şeyden evvel, milletimizin büyük tec­rübesinin ve sasmaz aklıseliminin neticesi olmuştur. Tek başımıza da ol­saydık yine böyle hareket ederdik.

Biraz evvel «Nato zihniyeti» nden bahsettim, bu fikir üzerinde biraz du­racağım: Çünkü Nato'nun hakikî bir sulh ve müdafaa unsuru olabilme­si, yani fiilî bir kudret, kuvvet ve teşkilât mahiyetini kazanması, bu Na­to zihniyetinin mevcudiyetine bağlıdır. Nato zihniyeti demek, dünyanın "bugünkü şartlar içinde sulhu temin edebilmenin yegâne çaresinin, sulhu tehdid edenlerden daha kuvvetli olup, tecavüzün, tecavüzü yanan için kârlı bir iş olamıvacağım, hattâ ziyanlı bir is teşkil edeceğini fiilen isbat evleyecek durumda bulunmak ve bu vaziyete gelebilmek için gereken "bütün disipline, bütün fedakârlıklara, beynelmilel ölçüde, katlanmasını bilmek demektir.

Böyle bir prensibin coğrafî hudutları yoktur. Tehlike topyekûn ve bütün sulhsever milletlere raci olduğuna göre. Nato zihniyetinin tam mânasiyle cihanşümul olması icabeder. Bugün bu hakikatin, belki her yerde aynı. süratle olmasa bile, her halde terakki eden bir şekilde dünyada anlaşıldı­ğına şahid oluyoruz.

Bu, kimseye meydan okumak veya kimseyi tahrik etmeyi istemek demek, değildir, olamaz ve menfi propagandalar yapanlar bile olmadığını bilir­ler. Bu, yaşamak imkânını muhafaza etmek isteyen ve haklarını müda­faaya azimli bulunan realist insan topluluklarının takip etmesi elzem olan yegâne yoldur. Bu, görüşmek, anlaşmak imkânlarını aramaya sırt çevirmek değildir, sadece görüşebilmek ve anlaşabilmek için elzem olan şartların yerine getirilmesi demektir.

Eğer Nato olmasaydı, eğer Nato bugünkü gibi fiilî kuvvet iktisabı ve Na­to disiplini tesisi yolunda bulunmasaydı, bir harp patlaması ihtimalleri bugün olduğu gibi az çok uzaklaşmış bulunmazdı. Harp patlaması imkân­larının uzaklaştığını söylediğim zaman, bunu yakın bir âtiyi kastederek söylüyorum. Eğer uzak bir âti için de ayni sözleri söylemek imkânına ma­lik olabilmek istiyorlarsa, bütün sulhsever devletlerin Nato zihniyetinde devam edip, bunun icabatını her gün biraz daha iyi şekilde yerine getir­melerinin yegâne çıkar yol olduğunu unutmamaları lâzımdır.

İşte bunun içindir ki Türkiye, vazifesi, Birleşmiş Milletler andlaşmasmın, ideallerini gereken müeyyidelerle korumak ve tahakkuk ettirmek olan Nato'ya, canla basla bağlıdır ve bu bağlılığı sayesindedir ki onun emni­yeti Nato yolu ile ve Nato camiasının emniyeti onun voliyle, her ikisinin de teker teker temin edebileceklerinden çok üstün bir şekilde artmış bu­lunmaktadır.

En kudretli âletlerin bile kudreti ancak iyi bakılmaları ve korunmaları ile kaimdir. Binaenaleyh Nato'nun sulhsever milletleri koruyabilmesi için onların da Nato'yu hergün türlü şekillerde tecelli eden çeşitli tehlikeler­den dikkatle korunmaları elzemdir.

Bugün maruz bulunduğumuz soğuk harbin en şayanı dikkat veçhesi, te-sanüdümüzü bozmaya ve gayretlerimizi gevşetmeye matuf oluşudur. Re-alİst ve akliselim sahibi milletler için bu yıkıcı gayretlerin bir tehlike de­ğil, gayretleri daha fazla arttırmaya sevkedecek bir sebep teşkil etmesi lâzımdır.

Aziz vatandaşlarım, milletlerarası sahada da, sizlerin millî hudutlarımız içinde gösterdiğiniz akliselim ve realizme makes teşkil eden terakkiler ve inkişaflara şahid olmaktayız.

Nato'muz gayesine doğru, sağlam adımlarla, yürümektedir.» Reisicumhur Celâl Bayar'ın Samsun hitabesi: 4 Nisan 1954

— Samsun :

Bugün Samsun limanının temel atma töreninde Reisicumhurumuz Celâl

Eayar, Samsunlulara aşağıdaki hitabede bulunmuştur «Samsunlular, sevgili vatandaşlarım..

Bugün yaşadığınız bayram havasının zevkli ve sıcak heyecanının mâna­sını, derinliğini görüyor ve anlıyorum. Şimdi Samsun'un ve Samsun'la beraber hinterlandının en muhtaç olduğu büyük iktisadî müessesesinin temelini atmış olacağız. Bu limanın ehemmiyetini sizin de takdir etmiş olduğunuzu bilmekle beraber, ben de üzerinde birkaç kelime ile durmak istiyorum.

Tarihimizi karıştıranlar bilirler ki küçük Asya tarihi orta çağdan önce Samsun'da doğmuş bir limanm mevcudiyetini haber .verir, bundan başka Samsun'dan bahseden1 ansiklopedik eserler de derler ki: Samsun öteden beri Karadenizin en büyük limanıdır. Evet, en büyük liman vasfını ve o istidadı haizdir. Fakat ben soruyorum. Orta çoğdan evvelki liman ve an­siklopedilerin bize verdikleri bu malûmatın eserleri nerededir? Hepsi kaybolmuş ve mazinin nisyanına gömülmüştür.

Memleketin umumî İktisadiyatını tanzim için mesuliyet alan bizler Sam­sunlularla beraber bunun hasretini seneler ve senelerce çektik, Ben çok iyi hatırlarım. Bir tarihte vapurla Samsun'a geldim. Karadenizin meşhur fırtınalarından kestane karasına rastlamıştık. Vapurun içinde biz şehire bakıyoruz şehir de bizi seyrediyordu. Muvasala imkânı mevcut değildi. O esnada yabancı bir bayrak taşıyan gemiden, birisi dalgıç kıyafetinde de­nize atladı ve şehire vasıl oldu. Sonradan tahkik ettim. Çünkü nazarı dikkatimi celbetmisti. Neden bu adam bu kadar fedakârlığa katlanıyor, bu fırtınalı havada hayatını tehlikeye koyuyor. Dediler ki: «Bu bir iş ada­mıdır. Randevusu vardır. İstanbul'a yetişecektir.» Çok üzüldüm. Millî gu­rurum rencide olmuştu. Düşününüz, bu adam memleketine gittiği vakit bizim memleketimizden malûmat verirken ne diyecekti? En hafif tabirle Türkiye'nin sahilleri iptidaî bir haldedir. Türkler, iktisadiyatın mebdein-de ve iptidaî bir durumdadırlar, diyecekti. Halbuki hakikatte biz ilerle­mek isteyen, yükselmek isteyen medenî ve teknik eserler vermek İsteyen ve buna da muktedir olan bir milletiz. İşte o gün geldi ve çattı. Arkada­şımız izah etti. Bunun sebebi nedir? Bu muvaffakiyetin sırrı nedir9 Eğer dersiniz ki bu muvaffakiyetin sırrı Reisicumhurun gayretindedir ve eğer derseniz ki. bugünkü hükümettedir, size soylüyeyim ki, aldanmış olursu­nuz. Bu isin sırrı millî iradenin sizin elinizde tecellisindedir. Biz ancak ve ancak sevgili milletimizin arzusuna ve onun iradesine ram olmak ve ona hizmet etmek isteyen insanlarız. Eğer bu arzumuzda muvaffak ol­muşsak ben ilân ediyorum, yirmi milyon içerisinde en büyük saadete erenlerden birisi de su anda benim ve sizlerle beraberim. Sözlerimin bu noktasına gelmişken bir meseleye de temas etmek isterim. Milletlerin ha­yatında an'ane haline gelmiş düsturlar, darbı meseller, hatta latifeler mevcuttur. Biraz istihza ile karışık olmakla beraber her Karadenizliye «limanınız var mıdır?» diye sordukları zaman gülerek der ki: Karadeniz-de üç liman vardır. Haziran, Temmuz, Ağustos. Bu limanlar Haziranın on beşinden başlar Ağustosun onbesinde biter. Bunun mânası, liman diye ta­biata teslim olmak demektir. Biraz evvel Nafıa Vekilinin izahatını dik­katle dinlediğinizden eminim. Size Karadenizin Kefken adasından başlı-varak Hopa'ya kanar medenî liman tesisleri ile süslenmekte olduğunu ha­ber verdi ve böylece eski üc liman sözü iflâs etmiş oldu. Nazarı dikkatini­zi celbederim, biz konuşmalarımızda    memleketimizin dertlerini acık vesarih olarak ortaya atan insanlarız. Bunun adına ister vaad desinler, is­ter meselelerimizi milletin huzurunda konuşma desinler hatta ister, aka­demik mütalâa desinler, biz milletin muhtaç olduğunu vuzuh ile ortaya atar, imkân olduğu zaman ilk anda onun tahakkukuna gayret ederiz. Bi­zim konuşmalarımızın, vaad denilen şeylerin mânası budur. Eğer biz mil­letin ihtiyaçlarını karşılayan bu taahhütlerimizi bilfiil tahakkuk ettirir­sek en büyük bahtiyarlığı duyacağız. Amma tahakkuk etmemiş ise b fi­kir o ihtiyaç ve o mesele milletin malı olduğu için millet demokrasi sa­yesinde millî iradesinin hükmü altında o meseleyi tahakkuk ettirecek ev­lâtlarını bulur ve iş başına getirir ve biz memlekete hizmet eden kim olursa olsun onun elini öpmekten zevk duyarız.

Şimdi sevgili vatandaşlarım, limana kavuşuyorsunuz. Bence bu safha ka­panmıştır ve bunun yine saadetle neşe ile vakti muayyeriinde açılış resmi­nin yapılmasını temenni ederim. Fakat Samsun'un ihtiyaçları yalnız li­manla bitmiş midir? Nafia Vekili tevazu gösterdi ve belki size bol bol vaadediyorlar diye arkasından gelecek dedikodu tufanından çekinerek söy­lemek istemedi. Ben size yine mesul Nafia Vekili arkadaşımızın lisanın­dan sÖyüyeyim, Samsun coğrafî vaziyeti itibariyle memleketimizin en müstesna bir mevkiini işgal eder. Arkasında geniş hinterlandı vardır. Onun ihracat ve ithalâtına delâlet eder ve ticaretini yapar ve bu sayede de burada bir çok işçi vatandaşlarımız hayatını kazanır. Samsun yalnız bir 'şehir olarak kıymetli değildir. Samsun coğrafî vaziyetinden istifade ederek hinterlandı ile kıymetli bir bölgenin merkezidir. Memleketin coğ­rafî vaziyeti içinde Samsun'u gözönüne getirdiğiniz zaman bir tarafta ye­şil ırmağı, öbür tarafta da Kızıhrmağı görürsünüz. Bunlar feyiz ve bere­ket menbaıdırlar. Fakat bugün memleketimizin başlıca tahrip vasıtası ha­lindedirler. Biz Yeşiîırmağı ve Kızıhrmağı emrimiz altına aldığımız za­manda Samsun'un ve Samsun hinterlandının bugünkü kıymeti büsbütün başka olacaktır. Size sunu haber vereyim, bu iki nehrin deltasına sıkışan, bir taraftan Çarşamba'yı ve bu ovayı, diğer taraftan Bafra'ya kadar olan sahayı ve Bafra'yı da içine alan mıntıka, bu nehirler ıslâh edildiği zaman, dünyanın nerede bereketli bir yeri varsa onların da üstünde feyiz ve be­reket kaynağı olabilecek durumdadır ve bize yeni yeni arazi temin ede­cektir.

Sevgili vatandaşlarım, 

Memleketimizde en çok toprağa muhtaç olan Karadeniz halkıdır. Kara-denizin içtimaî bir zaruret olarak gurbetçiliği vardır. Bunun önüne geç­mek lâzımdır. Bu insanların aile yuvasında çoluğu çocuğu ile beraber aile saadeti içinde, kendi muhitlerinde, kendi havaları içinde mesut ve mü­reffeh olmaları lâzımdır. İste size Kızılırmak ve Yeşilırmağm ıslahı ge­rektir, dediğim zaman, görüyorsunuz ki. ne kadar şümullü bir düşünce­nin ve hatta idrâkin içindeyiz. Şimdi meseleyi nazarınızda bu suretle can­landırmaya çalıştıktan sonra haber veriyorum,. Kızılırmağm' üzerinde Hirfanlı denilen verde yüz milvon lira sarfiyle bir barajın ihalesi bugün­lerde vukubulmak üzeredir. Yine size haber vereyim, Yeşilırmağm tetkİ-katı, mütehassıs bir heyeti fenniye tarafından yapılmaktadır. Biliyorsu­nuz zaman zaman bize elem veren hâdiselerle karşı karşıya gelivoruz. Su baskınları. Amasya'nın evlerinin yıkılması, vatandaşların açıkta kalması gibi hâdiseler..

Bunlar küçük ve palyatif tedbirlerle hallolunur meseleler değildir. Bu günkü iktidar bu meseleyi de esasından ve kökünden haletmek istemek­tedir. Biz, mütehassıs heyetin vereceği rapor üzerine, ciddî ve katı olarak bu işin de tanzimi ve yapılması için lâzım gelen vesaiti temine çalışacağız, muvaffak da olacağız, elbette muvaffak olacağız, çünkü Türk milletine dayanıyoruz, sizlere dayanıyoruz, Türk milletinin selim iradesine daya­nıyoruz.

Sevgili vatandaşlarım, çok yoruldunuz. Ayak üzerinde sizi çok tuttuk. Havanın da müsait olmadığını görüyorum. Bundan sonra yapacak vazi­felerimiz de vardır. Bu itibarla sözümü kesiyorum. Yalnız bir temennim

var, onu ifade edeceğim ve bunu zevkle ifade edeceğim.

Memleketin kurtulması, düşman istilâsından tahlisi ve bizi bugünkü nu­ra, refaha doğru götüren rejimin temellerinin atılması, Atatürk'ün 19 Mayısta Samsun'a ayak basması ile başlamıştır. Demek oluyor ki, bütün Tdu meselelerde Samsun'un uğurlu ve mübarek bir hissesi vardır. Sam­sun'un bu şansının, bütün milletin refahına hizmet edecek iktisadî mese­lelerde tecellisini ve hepinizin mesut olmanızı temenni ediyorum ve bu temennimin bir hakikat olarak yakında tecellisini göreceğimizden dolayı .ben de şimdiden bahtiyarlık duyuyorum.»

Türkiye - Pakistan andlaşması dolayisiyle teati edilen telgraflar:

7 Nisan 1954 — Ankara :

Türkiye ve Pakistan arasında dostane işbirliği andlaşmasmın 2 Nisan 1954 tarihinde Karaçi'de imzalanması münasebetiyle devlet adamlarımızla Pa­lastan devlet adamları arasında teati edilen tebrik telgraflarının metin­leri aşağıdadır:

Keisicumhurumuz Celâl Bayar'm Pakistan Umumî Valisi Ekselans Ghülam Mohammed'e gönderdikleri mesaj :

Ekselans Ghülam Mohammed, Pakistan Umumî Valisi,

Kar agi

Yalnız memleketlerimizin değil, aynı zamanda bütün sulhsever milletle­rin de menfaatlerine hizmet edecek olan, Türkiye ile Pakistan arasındaki dostane işbirliği andlaşmasmın, Karaçi'de bugün imzalanmasının bah­şettiği mesut vesile ile, bu eserin dirayetli bir âmili olan ekselansların­dan, şahsî saadetleri ve kardeş milletin refahı hakkındaki samimî dilek­lerimle birlikte, en hararetli teşekkür ve tebriklerimi kabul buyurmasını rica ederim.

Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayar

Pakistan Umumî Valisi Ekslans Ghülam MohammecTin Reisicumhurumu­za gönderdikleri mesaj :

Ekselans Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru Ankara

Türkiye - Pakistan paktının imzalanması münasebetiyle en samimî iyi te­mennilerimi lütfen kabul buyurunuz. Ekselanslarının, bu paktın meyda­na getirilmesi hususundaki hisselerinin ehemmiyetini tamamiyle müdrik bulunmaktayım.

Bu vesikanın, her iki memleketimizin terakki ve inkişafı uğrunda büyük yardımı dokunmasını temenni ederim,

Ghûlam Mohammed Pakistan Umumî Valisi

Başvekilimiz Adnan Menderes'in Pakistan med Ali'ye gönderdikleri mesai Başvekili  Ekselans  Moham Ekselâns Mohammed Ali Pakistan Başvekili

Karaşi

Türkiye ile Pakistan arasında bugün Karaçi'de imzalanan dostane işbirli­ği andlaşmasi, iki memleket arasındaki karşılıklı samimî dostluğa, cihan sulhu ve hür milletlerin menfaatleri bakımından da faydalı ve faal bir mahiyet verecektir.

Bu andlaşma ile her iki memleketin imanla bağlı olduğu Birleşmiş Mil­letler misakmm yüksek ideallerine büyük bir hizmette bulunduğumuz kanaatiyle, zatı devletlerine samimî ve en iyi temennilerimi arz ve kar­deş Pakistan milletine, Türk milletinin en kuvvetli itimad ve sevgi his­lerini iblâğ buyurmanızı rica ederim.

Türkiye Başvekili Adnan Menderes

Pakistan Başvekili Ekselans Mohammed Ali'nin Başvekilimiz Adnan Men­deres'e gönderdikleri cevabî mesaj :

Ekselans Adnan Menderes Türkiye Başvekili Ankara

Pakistan ile Türkiye arasında dostane işbirliği andlasmasının imzalanması münasebetiyle gönderdikleri nazikâne mesajlarından dolayı zatı devletlerine teşekkür ederim. Bu andlaşma, iki milletimiz arasında daima mevcut olmuş bulunan an'ane ve sıkı dostluk bağlarının bir delilidir. Bu vesikanın dünya sulhuna hizmet edeceğine ve Birleşmiş Milletler misakının asil gayelerini destekliyeceğine kuvvetli imanımız vardır.

Zatı devletlerine en iyi temennilerimi takdim ile, Pakistan milletinin takdirkârhk ve muhabbet hislerini Türk milletine iblâğ buyurmanızı rica .ederim.

Pakistan Başvekili

Mohammed Ali

Tîariciye Vekilimiz Pro. Fuad Köprülü'nün Pakistan Hariciye Nazırı Ek­selans Zafrullah Han'a gönderdikleri mesaj :

Ekselans Zafrullah Han

Pakistan Hariciye Nazırı

Karaşi

Karaşi'de bugün teyemmünen imzalanan Türkiye ile Pakistan arasında­ki dostane işbirliği andlaşmaşı, memleketlerimizle birlikte bütün sulhse­ver milletlerin refah ve emniyetlerinin temini gayesinin tahakkuku uğ­rundaki karşuklı anlayışımızın mahsulüdür.

Kararsızlık ve tehlikeler içinde çırpman insanlığa bu vesikanın güzel bir  sulh ve ahenk menbaı şeklinde daima daha semereli hizmetler görmesini temenni ederim.

Bu iyi temennilerle birlikte ekselanslarına, faik ihtiramatıma terdifen, samimî tebriklerimi arzederim.

Türkiye Hariciye Vekili Fuad Köprülü

Pakistan Hariciye Nazırı Ekselans Zafrullah Han'ın Hariciye Vekilimiz Prof. Fuad KÖprülü'ye gönderdikleri cevabî mesaj :

Ekselans Fuad Köprülü.

Türkiye Hariciye Vekili, Ankara

Pakistan ile Türkiye arasında imzalanan dostane işbirliği andlaşmaşı hakkındaki tebrik mesajları için ekselanslarına teşekkür ederim.

Memleketlerimiz arasında mevcut sıkı münasebetleri bir kat daha takvî ve eden bu andlaşma, cihan sulhunun idamesi ve bütün sulhsever millet­lerin refah ve emniyetlerinin temini gayesini tahakkuk ettirmek husu­sundaki gayretlerimizi daha müessir kılacaktır.

"Bu hararetli tebriklerimle birlikte samimî iyi temennilerimi lütfen kabul Td uyurunuz, ekselans.

Pakistan Hariciye Nazırı M. Zafrullah Han

Reisicumhur Celâl Bayar'ın Tito şerefine v.erdikleri yemekteki hitabele­ri ve Tito'nun mukabil hitabesi:

13 Nisan 1954

— Ankara :

"Reisicumhurumuz ve Bayan Bayar, resmen memleketimizi ziyaret etmek­te olan Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru Ekselans

"Mareşal Josid Broz Tito şerefine bu akşam saat 20.15 de Çankaya köşkün­de bir yemek vermişlerdir.

T3u yemekte Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hariciye Vekili Koca Popoviç ve misafir heyet azaları. Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Vekiller Başvekâlet Müsteşarı, Riyase-ticumhur Umumî Kâtibi, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi, Hariciye Ve­kâleti Müsteşarı ve Hariciye Vekâleti ileri gelenleri hazır bulunmuşlar­dır.

"Yemek esnasında Reisicumhurumuz Celâl Bayar, aziz misafirimize şu hi­tabede bulunmuştur :

«Sayın Reisicumhur,

"Memleketinizde ve aramızda bulunmanızdan duyduğumuz şeref büyük--tür. Çünkü, vatandaşlarım, sizin gibi, memleketini en büyük tehlikeler­den, en müşkül şartlar içinde hârika denilebilecek şekilde defaatle kuriariD bugünkü mümtaz mevkie getiren yüksek şahsiyete karşı derin hay­ranlık beslemektedirler. Ayni zamanda, kalplerinde asil milletinizin müs-tasna bir mevkii vardır.

Bütün devamlı, metin bağlar gibi, Türkiye'nin Yugoslavya ile mevcut ra-"bitasmm da. bir yandan, vüksek meziyetler karşısında duyulan derin sem­patiyle karakter müşahebetlerine dayanan hissî bir menbaı, diğer yandan da, menfaat ve kader birliğine dayanan maddî bir mesnedi vardır.

Biliriz ki, dünya, bugün, tehlikelerle dolu, son derece müşkül bir durum içindedir. Bu vaziyetin sulhsever memleketlere yüklediği çok ağır mesu­liyetlerin icaplarını, tereddüde düşmeden, gevşemeden yerine getirmek, sulh içinde yaşamak isteyen milletlerin bekaları ve devamlı bir hayata mazhariyetleri bakımından hayatî bir ehemmiyet arzetmektedir.

İşte bövle bir zamanda Yugoslavya'nın tuttuğu salim yol ve gösterdiği kuvvetli sezim iyilisin ve hüsnünivetln, beklenilen zaferi namına, tarihin takdirle kaydedeceği bir hâdise teşkil etmiştir.

"Biz Türkler, Yugoslavya'nın, gün geçtikçe, daha vuzuhla anlaşılacağın­dan emin olduğumuz bu mühim siyasetinin    tecellisini beklemekte idik.

Çünkü Türk milleti, Yugoslav milletini öteden beri çok iyi tanımış ve an­lamıştır.

Bizim gibi, büyük milletinizi yüksek karakteriyle yakından tanıyanlar,. onun ne kadar mert ve istiklâl aşkına bağlı olduğunu takdir etmekte ge­cikmezler.

Yakın komşumuz ve aziz dostumuz Yunanistan'la birlikte imzaladığımız «Ankara Andlaşması» bu itimadın bîr neticesidir. Üçlü andlaşma, hüsnü­niyet sahibi milletler için bir sulh ve emniyet unsurudur.

«Ankara Andlaşması» ittifak zihniyetiyle aktedilmiştir. Nitekim, onu tat­bik için takip ettiğimiz mesai bu yolda inkişaf etmektedir.

Çok sayın Başkan,

Memleketlerimiz arasındaki mesud münasebetleri ve sıkı dostluğu, yal­nız «Ankara Andlaşması» çerçevesi içinde mütalâa etmiyorum. Sözlerim­de bu andlaşmaya bu suretle yer verişimin başlıca sebebi, onun, itimad bahşeden yapıcı dostlukların, milletlerarası sulh, emniyet ve kalkınmaya büyük yardım sağlıyacağını isbat eden bir vesika oluşudur. Sulhsever milletlerin, bugün her zamankinden daha sıkı bir cephe halinde, birbirle­rine dayanmalarını görmek istemekteyiz. Çünkü sulh ve emniyet içinde yaşamaktan başka arzuları olmıyan milletler camiasını, yok olmaktan kurtarabilecek tek çarenin, bu olduğuna kani bulunuyoruz. Ayni zaman­da, kendimiz ve dostlarımız için emniyeti, milletler arasında sevgi, itimat ve tesanüt yaratacak her esere iştirâkde buluyoruz.

Dost Yugoslavya ile münasebetlerimizin, her sahada, ahenkli bir şekilde, salim adımlarla ilerlemekte ve genişlemekte olduğunu görmek, bizim için bir bahtiyarlık vesilesi olmaktadır.

Davetimizi kabul buyurmak suretiyle memleketimize yapmak lûtfımda bulunduğunuz resmî ziyaretin, karşılıklı münasebetlerimizin inkişafı ba­kımından, yalnız mevcudun parlak bir tezahürünü ifade etmekle kalma­yıp, âti için de, mesud hamlelerin mebdeini teşkil edeceğinden emin bu­lunuyoruz.

Dost milletin şerefli mümessili sayın Başkan,

Sulhun korunması gibi, insanî gayelerden mülhem olan sağlam ve sami­mî Türk - Yugoslav dostluğunun mütevâlî inkişafını ve asîl Yugoslav milletinin refah ve saadetini temenni ederken zatı devletlerinin ve muh­terem refikalarının sıhhatine kadehimi kaldırıyorum.»

Müteakiben Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru Ek­selans Mareşal Tito da su mukabelede bulunmuştur :

«Sayın Reisicumhıir, Bayanlar ve baylar

Bu münasebetle hissettiklerimi ve bu unutulmaz anlara tekabül edecek duygularımı sadıkane bir şekilde ifade edemediğim için beni mazur gör­menizi rica ederim.

Her şeyden Önce, yalnız idaerciler tarafından değil, ayni zamanda mütte­fik Türkiye'nin halkı tarafından bize karşı gösterilen son derece hararetli

lıüsnükabulden ve dostane davetten dolayı, Reisicumhur Sayın Celâl Bayar'a teşekkür için bu fırsattan istifade ediyorum.

Türkiye'nin hükümet merkezinde bulunmaktan derin bir memnunluk duy­maktayım. Bu şehir bize Türk milletinin canlılığının ve sönmez enerjisi-rnin parlak bir misalini vermektedir. Bu, Türk milletinin. Büyük Atatürk1 ün efsanevî şahsiyeti hatırasından mülhem olan kuvvetinin ve canlı mil­lî şuurunun vakur bir ifadesidir.

Sayın Reisicumhur,

Memleketinize. Yugoslav milletinin sempatilerini ve bu ziyaretin bütün şümulü hususundaki anlayışlarını hâmil olarak gelmiş bulunuyoruz. Bu da, memleketimiz arasında mevcut işbirliğinin ve ayni zanianda Türk, Yunan ve Yugoslav devlet adamlarının, menfaatlerimizi ve müşterek ga­yelerimizi tahakkuk ettirmek maksadiyle dostane münasebetleri tesis et­meye, yaklaştırmaya ve daha da sıklaştırmaya matuf devamlı gayretleri­nin meyvalarını vermiş olduğunu isbat etmektedir.

Bu menfaat ve gayeler nelerden ibarettir? Bunlar ne şekilde doğdu ve nasıl müşterek vasfını kazandılar? Herhangi bir kimsenin toprağını, ba­ğımsızlığım, iç nizamını tehdit etmekte midir veya başka bir tehlike teş­kil eylemekte midir? Hayır. Gayelerimiz bütün bunlara müteveccih depıîdir. Gaveierimiz ancak, hürriyetimize, bağımsızlığımıza ve toprak bü­tünlüğümüze, sulh içinde gelişmemize ve dünyanın bu kısmında sulhu te­dain arzumuza hürmet etmiyenler veya istikbalde hürmet etmiyecek olanların gaveleriyle ihtilâf halindedir. Biz her şeyden önce sulhu ve içiş­lerimize başkasının müdahalesi olmaksızın, hür bir sekide gelişmeyi isti­yoruz. Bunlar, sulhçu insanlığın müsbet    olarak kabul ettiği gayelerdir.

Ancak bu gibi gayeler ve emeller, riayet edildikleri takdirde, dünyaya vatışma ve sakin bir milletlerarası işbirliği temin edebilir.

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanan Ankara Paktı ancak yukarıda sıraladığını gayelere hizmet edecektir. Üç hükümetimiz, kendilerini tehdide maruz hisseden milletlerimizin arzusu üzerine., buna tetabuk edecek tedafüi mahiyette tedbirleri almaya karar vermiştir. Vazifemiz bu arzuyu tahakkuk ettirmek ve bu yolu takibe devam etmek ol­muştur. Sulhcu insanlık, gayretlerimizden ve dürüst maksatlarımızdan dolayı bize minnettar olacaktır.

"Kadehimi, Sayın Reisicumhur, sizin ve Bayan Bayar'ın sıhhatine ve şah­sî saadetine, müttefikimiz Türkiye Cumhuriyetinin saadet ve refahına ve müttefiklikten  doğan münasebetlerimizin gelişmesine kaldırıyorum.»

Daha sonra saat 22.30 da- bu yemeği bir resmi kabul takip etmiştir.

Mebuslar, kordiplomatik, mülkî ve askerî erkân, Türk, Yugoslav ve ya­bancı basın mümessillerinin de hazır bulundukları bu resmi kabulde da­vetliler Reisicumhurumuza ve Ekselans Tito'ya takdim edilmişlerdir.

"Resmi kabulde Piyanist Soprano Leylâ Gencer, Adnan Saygun'un Kerem, "Puccini'nin Madame Butterfly, Gounod'un Faust ve Verdi'nin La Travia-ta operalarından aryalar teganni etmiş, piyanist Mithat Fenmen ile Vivolonist Nusret Kayar da Çaykovski ve Chopen'den birer parça çalmış­lardır.

lığı kanunu Mecliste Halk Partili mebusların da lehte oy vermeleriyle it­tifakla kabul edilmiştir. Şu halde kanunun esası hakkında da söyledik­leri kendi grup sözcülerinin resmî ve hususî beyanlariyle ve mebuslarının. Mecliste kullandıkları oyla taban tabana zıttır. Hakikatleri sadece kendi politika düzenleri için tahrif etmek yoluna gitmektedirler. Bu kadar ha­yatî bir meselenin müzakeresi esnasında Halk Partisi lideri bazen Mec­liste hiç bulunmamış ve bulunduğu zamanlarda da bir tek kelime ile ol­sun müzakerelere iştirak etmemiştir. Şu halde bu derece ehemmiyetle, bugün üzerinde durulan meselelerin görüşülmesinde mebus olarak, mu­halefet lideri olarak sükût İle vazifesini yapmamış ve kendi kendini izam etmiş bulunmaktadır. Yok eğer bütün bunlardan bihaberken seçimler münasebetile eline her kim tarafından olursa yazılıp tutuşturulan hazır ko­nuşmaları okumakla iktifa ediyorsa, bu da parti lideri için gafletin en büyüğü ve en küçük tabiriyle memleket meselelerini hafife almanın bir delilidir.

Balıkesir'deki nutkunda, «Bu vatanı sokakta bulmadık» demişler ve ay­rıca bu kanunun bu kadar acele ve gider ayak niçin çıkarıldığının sebebi­nin İşletmeler Vekilinden sorulmasını istemişler. Hiç kimse bu vatanı so­kakta bulmamıştır. Fakat biz, ne bu vatanı, ne bu milleti ve ne de bu mil­leti idare etmek için tecelli eden millî iradeyi sokakta bulmadık. Halbu­ki onlar yıllarca sanki bu milleti ve bu vatanı sokakta bulmuşçasına mua­meleye tâbi tuttular. Radyolarda şahıslara hakaret ettiler. Tüccara muh­tekir, çiftçiye batakçı ve bir kısım halka baldırı çıplak ve Hasso, Memo di­yecek kadar ileri gittiler ve işte biz, milyonlarca vatandaşın hoyratça ida­reye, tahakküm zihniyetine karşı hürriyetini ve millî vicdanını ifadelen­diren reylerile tecelli eden bir iktidar olarak elli bin sandık içinden çıkıp gelmiş bulunuyoruz.

Onun hükmettiği devirlerde, bir gün evvel reddedilmiş olan kanunların ve hatta bir bütçe tasarısı bütününün ertesi gün sabahtan öğleye kadar kabul edildiğini biliriz. Kendi muhalefetlerinin dışındaki kahir ekseriye­tin, hatta bir kısım kendi mebuslarının tasvip ve reyine mazhar olmuş kanunlara karşı «gider ayak bunları yapmaya hakları yoktur», demeleri ve millî iradeyi hiçe sayan eski tahakküm zihniyetlerinden Büyük Millet Meclisinin zaman içindeki bütünlüğünü ve millet iradesini zedelemek için boşuna giriştikleri mânâsız bir gayretin ifadesidir. Hiç bir delil gös­termeden yapılmış olan bu ithamlar vatandaşı etrafındaki müsbet eser­lerin şevk ve heyecanından uzaklaştırarak istikbale râci, tamamen uydur­ma ve tasdikli bir endişenin havası içine atmak ve böylece seçimde kendi lehlerine istismar etmek kasdini gütmekte olduğunu anlamamak mümkün değildir. Böyle konuşabilmek, ancak, 1946 da dört sene daha iktidarda kalabilmek için eline tevdi edilmiş olan iktidara ihanet eden zihniyetin bugün de muhalefet vazifesine ihanet etmek yoluna gitmiş olduğunu gös­termektedir.

Petrol kanununun niçin acele çıkarıldığının bizden sorulmasını istiyenlere karşı asıl bizim sualimiz vardır. Vatandaşlarımın asıl onlara petrolün bulunduğu tarihten bu yana 15 yıl, bu kadar hayatî bir meseleyi niçin ih­mal ettiklerini, neden bu memleketin tabiî bir servetini bir an evvel kıy­metlendirerek bu milleti medenî milletler seviyesine yükseltebilecek im­kânlardan mahrum ettiklerini sormalarını rica ederim. Fakat bu petrol kanunu, tıpkı Kore kararı gibi, ancak millî iradeye dayanan hareket ve kararlarının mesuliyet cesaretini ve fikirlerinin tatbik azmini kendi hüvi­yetinde bulan erkek iktidarlar tarafından yapılabilir. Onlar her işte in­kıbaza uğramış, kendilerini kendi içlerinde erimeğe ve güdük kalmaya :mahkûm etmişlerdir. Bugün elde edilen müsbet neticeler önünde yapa­mamış olmanın, düşünememiş bulunmanın haset ve tehevvürü içindedir­ler. Milletin yüzüne baka baka hâdiseleri, eserleri inkâr edecek kadar gaflete düşmüş bulunmaktadırlar.

Türk milletinin yapılanların daha büyüğüne, daha üstünününe lâyık bu­lunduğuna inanıyoruz. Ona güveniyoruz ve onun aklıseliminin, serbest iradesinin bu memlekette her kötüyü yeneceğine ve her iyiyi ve güzeli kendisine mal edip vefa ile koruyacağına kani bulunuyoruz. Bütün kuv­vetimiz ve cesaretimiz buna dayanmaktadır.»

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, tasvip ve tezahüratla karşılanan bu konuş­masından sonra beraberindeki zevatla birlikte, muhabbet gösterileri arasında toplantı mahallinden ayrılmıştır.

Devlet Vekili Celâl Yardımcı'nın Basın toplantısı:

39 Nisan T954

-— İstanbul:

İstanbul'da tetkiklerde bulunan Devlet Vekili Celâl Yardımcı, bugün sa­at 11.30 da Vilâyette bir basın toplantısı yaparak Rami'deki göçmen ev­lerine ait işler etrafında basın mümessillerine izahatte bulunmuştur.

Devlet Vekili Celâl Yardımcı, şunları söylemiştir :

«Göçmen dâvası matbuatın malûmudur. Hükümetiniz göçmen meselesini "muvaffakiyetle tahakkuk ettirdiği kanaatindedir. Bulgaristandan hicret edenler 150 bin küsur nüfus, yani 35 bin ailedir. Bunlardan 30 bin ailevi askân ettik ve müstahsil bir hale getirdik. Hattâ tehcirin Türkiye için ağır "bir yük olacağı ümidine kapılan komünist alem Cumhuriyet hükümetinin "bu muvaffakiyetinden dolayı hüsrana uğramış ve bunun üzerine daha başka hicret etmek isteyenlerin hicretlerine mani olacak tedbirler almış­tır. Memleketimizin esas hazinelerinden olarak toprağını ve nüfusunu na­vara alan hükümet dısardaki ırkdaşlarımızın memlekete gelme imkânînı kolaylaştırmaktadır. Ezcümle gördükleri fena muameleden dolavı  sırf yurda kavuşmak için iskân haklarından feragat etmek suretiyle Türkiyeye giren bin kadar bayır bucak Türkünü dahi iskânlı muhacir olarak yerleştirmeye teşebbüs etmiş bulunuyoruz. Bu tatbikat diğer bayır bu­cak Türklerinin de peyderpey memlekete gelmesini sağlamaktadır.

Göçmen evleri mevzuunda da basma malûmat vermekte fayda mülâhaza etmekteyiz. Bu mevzuun da muvaffakiyetle neticelendiğini söyleyebili­rim. Yalnız bu arada bizim için mucibi ıstırap olan Ramideki göçmen ev­lerinden bin kadar stabilize tabir ettikleri ev isidir. Bu ev işlerinin bozuk gittiği hakkındaki ilk haberi ve ilk hizmeti matbuatta gördük. Bundan dolayı teşekkürümüzü ifade etmek zevkli bir vazifedir. Matbuatm bu ih­barından sonra meseleyi tahkike koyulduk. İlk defa verilen teftiş heve+1 raporu ile gazetelerimizin iddiasını karşılaştırınca bu raporun muhteva­sını tatminkâr bulmayarak işi bir kere vekâlet olarak mahallinde gördükten sonra Maliye Vekâletinden bir müfettiş riyasetinde yeniden tahkik ettik.

Bu tahkik heyetine Teknik Üniversiteden bitaraf bilirkişiler de il­tihak etti. Ayni zamanda sıhhî bir heyeti de meselenin tahkikine memur -ettik. Tahkikat sonunda ortaya çıkan hakikatler şundan ibarettir:

Bin adet stablize evin kat'î kabulünün yapılmasına fennen imkân yok­tur. Bu evlerin inşasında, inşası kabulünde, ve muvakkat kabulünün ya­pılması hususunda rapor verilmesinde ihmal ve mes'uliyet    mevcuttur.

Kısmen hukukî, kısmen cezaî mahiyette bulunan bu meseleler müteahhit ve bir kısım daire ve mercilere raci bulunmaktadır. Hâdise yakında Ad­liyeye intikal edecektir.

Gazeteci arkadaşlarla bir hasbihalde bulunmadan evvel kâğıt üzerinde işi tetkikle mukayyet kalmamak için bugün bu evleri tekrar fen ve hukuk heyetindeki arkadaşlarla müşahede ettik. Bu stablize evler kabili sükna değildir, yurttaşın sıhhati ve hayatı için tehlike teşkil etmektedir. Bu iti­barla bu yaz devresi zarfında yeniden İstanbulun muhtelif semtlerinde inşa ettireceğimiz evlere bu vatandaşları nakletmek üzere harekete geç­miş bulunmaktayız.

Kazlıçeşmedeki bir milyon 68 bin metre karelik arsalar üzerinde inşa edilen gecekondular meselesi uzun zamandanberi İstanbul şehri için esaslı

bir dâva olduğu ve matbuatımızın da bu işi takip ettiği malûmunuzdur.

Meclisin son devresi sırasında çıkarılan bina ve mesken yapma teşvik ka­nunu hükümlerinden istifade ederek mevzuubahis araziyi parselasyona tabi tntup taksitle ve rayiç bedel üzerinden vatandaşa uygun bir fiyatla tevzi edip bu işi de halletmek üzere devam eden çalışmalarımız kuvvet karibeye gelmiş bulunmaktadır. İmar durumu hemen hemen bitmek üze­re olan bu arazi işinin kadastrosunu yapmak üzere de bugünden itibaren kadastro ekibi harekete geçirilmiştir. 10-15 gün içerisinde ilk tapu senet­lerinin tevziine başlanacaktır.

"Üçüncü mesele olarak memleketimiz için mühim bir dâva teşkil eden toprak tevziatı hakkında matbuatımıza malûmat vermek isterim.

Toprak kanunun neşri tarihinden itibaren 950 senesine kadar 780 bin kü­sur toprak dağıtılmış, son yıllarda buna ehemmivet verilerek hâlen 106 bin aileye 6 milyon dönüm toprak ve Türk köylüsüne de ayrıca 3 milyon dönüm mer'a tevzi edilmiş bulunmaktadır. Gelecek yıllarda iktidara ge­lecek olan parti, hangi parti olursa olsun daha geniş miktarda toprak tev­ziatında bulunmasını sağlıyacak esaslar vazedilmiştir. Bu arada düşünülecek mühim meselelerden biri de köylüye toprak vermekle kahnmıvarak bir isletme kredisi sağlamak mevzuudur. Şimdive kadar sağlanan isletme kredisi 7 milyon civarında olup cüz'î bir meblâğ teşkil etmektedir. Müte­akip yıllarda bu hususun da tatminkâr bir şekil alması için hükümler ha­zırlanmış bnlunmaktadır. Ayni zamanda toprak isinde iç ve di? iskânın hâlen birbirinden ayrı olan hükümlerini tevhid ederek müsavi şartlama vatandaş haklarını sağlamak için bazı kanun tadilleri hazırladığımız gibi zilyetlik esasına dayanarak mülkiyet iddiası ile geniş miktarda hazme toprağını uhdesine geçirmek isteyen bazı vatandaşların bu şekilde hazî­neyi izrar etmelerinin ve böylece topraksız vatandaşa toprak tevziatını "kısmaya sebep olmalarını önleyici kanuni tedbirler alınmıştır lerin tanzimi hakkındaki kanun, fikren çalışan vatandaşlarımızın bir kıs­mını gerekli kanunî teminata kavuşturmuştur. Emeği ile geçinen vatan­daşlarımızın gittikçe artan ölçüde sosyal kanunların himayesi altına alın­ması prensibimizin diğer bir tatbikatını, deniz iş kanunu ile vermiş bu­lunuyoruz. Bu hakikatler ortada iken, yıllarca iş kanununa müessir tat­bik imkânı sağlamaktan kaçman bir iktidar sözcüsünün, iş kanununun şümulünü genişleteceğiz vadiyle işçi vatandaşlarımızı avlayacağını um­ması kadar safdillik tasavvur olunabilir mi?.

Dört yıllık iktidar devremiz çalışma mevzuatının tadil ve ihdası bakımın­dan, onların faaliyet devreleri ile boy ölçüşebilecek bir zenginlik arzeder.

Bu devre zarfında, bir taraftan evvelce kabul edilmiş kanunların ihtiyaç­lara cevap vermiyen, eksik ve aksak hükümleri islâh ve tadil edilmiş, di­ğer taraftan yeni kanunlar kabul olunmuştur. Birinci iktidar devremiz zarfında kabul edilen kanunların sayısı 19 a baliğ olmaktadır. Ayrıca çı­kardığımız 9 nizamname, 5 talimatname ve 11 icra vekilleri hey'eti ka­rarı, çalışma hayatı ile alâkalı kanunların müessir surette tatbikine ve bu kanunların bir çok hükümlerine hayatiyet verilmesine imkân bağışla­mıştır.

İşçilerimize genel tatil ve resmî bayram günlerinde yarım yevmiye öden­mesini sağlayan ve sosyal bakımdan çok ileri bir adım teşkil eden kanun da, gene iktidarımızın eseridir. Yıllık ücretli izin hakkına dair kanun la­yihası Büyük Millet Meclisine sunulmuş, hatta komisyonlarda müzakere ve kabul edilmiş iken meclis gündeminin yüklü olması yüzünden kanuniyet kesbedememiştir. Hükümet olarak sahip olduğu bu sosval İsla­hatı yeniden iktidara geldiğimiz takdirde derhal gerçekleştireceğiz. Sosyal sigortaların İslah ve ikmali de ilk ele alacağımız mevzular arasında­dır.

Asgarî ücrete gelince, iş kanununda ölü bir hüküm olan bu müessese. 1951 yılında çıkardığımız talimatname ile tatbik mevkii bulabilmiştir. İstan­bul İzmir, Bursa, Seyhan, İçel, Hatay vilâyetlerimizde çeşitli iş kolların­da tatbik ettiğimiz asgarî ücret usulünü, memleketin diğer bölgelerine ve diğer iş kollarına götüreceğiz.

"işçi meskenleri dâvası ise, tamamen İktidarımız tarafından ele alınmış ve tahakkuk safhasına ulaştırılmış en esaslı sosyal problemlerimizden biri­sidir. İşçi kesafetine göre tevzi ettiğimiz on bin evlik programımız sür'atle gelişmektedir. İşçilerimizi mesken sahibi yapabilmek için hiçbir feda­kârlıktan kaçınmıyoruz ve bu uğurda halline muvaffak olamıyacağimız hiç bir mesele görmüyoruz.

İşçi sigortalarına ait paraların iyi idare edilmediği şüphesini yaratmak ve işçiyi endişeye sevkederek avlamak maksadiyle söylenen sözler, hakikat­lerin inkârı İtiyatlarının yeni ve ibret verici bir delilidir. Hakikat şudur ki, işçi sigortalarına ait fonlar, kanunun gösterdiği esaslar dahilinde, dev­let tahvilâtına, millî bankalara ve gayrimenkule yatırılmıştır ve kanunî faizlerle ve asgari rantabilitenin üstünde işletilmektedir.

Bizim başardığımız islerin veva teşebbüs ettiğimiz tedbirlerin ancak bir kısmını, kuru ve müphem vaitler halinde benimseyerek ortaya kovmak, cidden ibretle temaşaya değer bir tablodur. Fedakâr, vatan perver ve ça­lışkan Türk işçisinin yıllarca hallini beklediği meseleleri, hâlâ kendileri başlamaktayız. O zamanki ziyaretim bir tetkik idi ise, bu ziyaretimi bir hesap verme olarak kabul edebilirsiniz.

Takriben dört sene evvel buraya geldiğimde birçok dertlerden ve dilek­lerden bahsettiğinizi, yeni bir hayata kavuşmak hususundaki hasletinizi ifade ettiğinizi, hatırlıyorum.

Bu meyanda, hatırlıyabildiklerimden bir iki misal vereyim:

Kömürün tonunun başka yerlerde altmış lira civarında olmasına rağmen, Erzurum'da 90-100 lira olduğundan, hatta bu fiyatla dahi bulunamadığın-. dan, koyunlarınızın ve büyük baş hayvanlarınızın istihlâk piyasalarına vagonsuzluV yüzünden bir türlü sevkedilemediği için büyük zararlara uğ­radığınızdan şikâyet ediyordunuz. Dilek olarak da, daha birçokları ara­sında, Erzurum - İspir - Rize yolunun yapılması ve Tortum'da bir baraj inşası ile muhitin ucuz elektriğe kavuşturulması başta geliyordu. Eski halkevi binasında bunları uzun uzun konuşmuştuk ve görmüştük ki, bil­hassa Erzurum'u en kısa mesafeden denize bağlayacak ve adeta Erzurum'u bulunduğu coğrafî bölgeden kaldırarak denize yaklaştıracak olan Rize yolunun yapılması, bunun yanında Tortum şelâlesinden elektrik enerjisi için faydalanmak mevzuu, eğer tabir caizse, adeta buranın millî bir arzu­su haline gelmişti.

Şurasını da kaydetmeliyim ki, derinden büyük bir şevk ve hararetle duyduğunuz bu arzuyu izhar ederken, çok şey istiyenîerin tereddüdü hatta çekingenliği içindeydiniz. Esasen büyük milletimizin makbul hasletleri­nin icabı olarak büyük bir tevazu içinde bulunuyordunuz. Eski halkevi binasında yapılan bu konuşmalara, ertesi günü Demokrat Parti, Halk Partisi, Millet Partisi merkezlerini ve resmî daireleri ziyaretlerimiz es­nasında devam olundu. Nerede görüşmüş isek bu mevzulara büyük bir heyecan ve derin bir hasretle temas edildi. Hem Tortum tesislerinin ya­pılacağını, hem de Erzurum - Rize yolunun yapılacağını, söyledim. Bun­lar, o gün için öylesine tatlı bir hayal gibi gözüküyordu ki, inanmakta güç­lük çekiyordunuz. Hatta «Birçok devlet ve hükümet adamı buradan ge­lip geçti, bunların hepsi sizin gibi söylediler, buna rağmen işte görüyor­sunuz, bu mevzulara hâlâ el atılmadı» şeklinde şikâyet ve tazallumda da bulunuyordunuz.

O günden bugüne, Tortum şelâlesinden ve Erzurum - İspir - Rize yolun­dan başka daha neler, neler yapıldı. Tortum gelecek sene şehrinize ışık, sanayimize hız verecektir. Yalnız o kadar değil, dört sene evvel sizler için

'Tortum barajı inanılamayacak kadar büyük ve güzel bir hayal gibi gözü­kürken, bugün vatan sathında Tortum büyüklüğünde yirmiden fazla ba­raj inşa halindedir. Bunun yanında Sarıvar ve Seyhan gibi her birisi Tor-tum'un on mislinden fazla büyüklükte barajların inşası çok İlerlemiş bu­lunuyor. Bunlardan başka, yine büyük baranlardan Gediz, Akcay, Hirfan-lı çibi üç büyük barajın ihalesi yapılmıştır. Almus'ta da yine büyük çap­ta bir barajın daha ihalesi yapılmak üzeredir. Yalnız barajlar mevzuunda bu söylediklerimi dört yılın hesabını verme bahsinde ehemmiyetli bir muvaffakiyet telâkki edeceğinizden eminim. Şurasını derhal ilâve edelim ki, eski idareden Ankara içme suyu için yapılan Küçük Çubuk barajından başka bir tek barai devir almadık. Çubuk barajı ise yalnız içme suyu için olup, barajdan elektrik kuvveti istihsali bahis mevzuu değildir. Çubuk'un

küçüklüğünü ve bizim yaptığımız büyük barajların ehemmiyetini belirtmek için de, Sarıyar barajının Çubuğun yüz misli fazla su toplayabilecek, ve 160 milyon liraya mal olacak bir ehemmiyette olduğunu söylemek kâ­fidir. Barajlardan bahsederken bir noktaya daha temas etmek isterim ki, o da, bu barajların ve elektrik tesislerinin işlemeye başladığı zaman millî, ekonomimiz üzerinde yapacağı muazzam ilerletici tesirlerin şimdiden he­saplanmasına en küçük bir imkân dahi bulunmadığıdır. Bütün bu söyle­diklerim, Tortum münasebetiyle barajların aklıma gelmesindendir. Elek­trik mevzuunda, bundan başka altmış bin kilovatlık Çatalağzı santralı, el­li bin kilovatlık Soma Termik santralı da inşa halindedir. Fırat üzerinde kurulacak büyük baraj için lâzım olan etüdler bitmiş olsaydı ihalesinde asla gecikmiyecektik. Ne yazık ki, vaktinde keşfi dahi ele alınmadığı için. en kıymetli zamanları kaybetmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Elektrik mevzuunda daha da söyliyeceklerim vardır.

Şehir ve kasabalarımızın, hatta bazı yerlerde büyük köylerimizin elektrik­lenmesi hususunda ayrıca büyük gayretler de sarfolunmuştur. İller Ban­kası eli ile bu gayretlerin baliğ olduğu yekûn, 112,5 milyon liraya var­maktadır ve bu para İle 490 kadar elektrik işi bitirilmiş veya bitirilmek üzere bulunmaktadır.

Erzurum - îspir - Rize yolundan intikal ederek, yol mevzuuna da umumî olarak iki cümle ile temas edeyim : Dört yıl içinde devlet, vilâyet ve köy yollarının inşasında kaydettiğimiz terakki, ancak geçmişin topyekûn yir­mi yılı ile kıyaslanabilecek bir ehemmiyet arzeder. Ya köprüler, bir fi­kir vermek için iki rakam söyliyeyim: 1950 ye kadar 25-30 yıl zarfında ya­pılmış olan köprülerin mecmuu uzunluğu 15 bin metre civarında iken bu gün inşası biten veya bitirilmek üzere bulunan köprülerin mecmu tulü 35 bin metreye yaklaşmaktadır. Yani altı, yedi defa daha az bir zamanda iki misline varmaktadır.

Köy içme sularından, hükümet binalarından, limanlardan, küçük ve bü­yük su işlerinden, şehir, kasaba ve köylerimizin imar ve ümran hareket­lerinden, devlet faaliyetlerinin her şubesinde, iktisa'dî kalkınmanın her-sahasında kaydedilen terakkiden, bütçenin akıl durduran artışından, ban­kalar mevduatının ve ikrazatmın tezayüdünden ve buna benzer daha di­ğer mevzulardan bahse girişerek zamanınızı almak istemem. Arzettiğim gibi seyahatime buradan başlıyorum. Müsaade ederseniz, bunları da baş­ka yerlerde söyliyeyim. Zaten dört sene durup dinlemeden mütemadiyen çalışan bir iktidarın başardığı işleri, bir mağazanın vitrininde teşhir eder gibi yarım saatlik bir konuşmanın çerçevesine sıkıştırmaya imkân var mıdır? Demokrat Partinin dört senelik icraatı, topyekûn bütün Cumhu­riyet devri icraatının karşısına çıkabilir kemiyet ve keyfiyettedir. Yalnız-bu son 15 günlük ihalelerin yekûnu 500 milyonu geçmektedir. Görüyor­sunuz ki, Türkiye baştanbaşa inşa halindedir denilebilecek bu faaliyet durmadan devam edecek, gün geçtikçe hızı daha da artacaktır. Halbuki daha iktidara geldiğimizin ilk günlerinde bize vaadlerinizi tutmadınız, hiç' bir iş yapmadınız diyenler, simdi de yaptığımız islerin çokluğundan şikâ­yet etmekte, bu kadar icraata bu memleketin tahammülü yoktur, demek­tedirler, hatta temel atma şenlikleri tabiriyle bir istihza yoluna d.ahi git­mektedirler. Bilmem ki onları memnun etmek için ne yapmak lâzımdır?" Onların istedikleri, hiçbirşey yapmamamız, Türk milletinin gözünden düş­memiz, seçimler sonunda iktidarı kaybetmemiz ve onlara kolayca iktida­ra gelmek imkânını vermemizdir. Fakat Demokrat Parti iktidarı bütüm tabakaları türlü mahrumiyetler içinde bugüne kadar gelmiş bulunan bu milletin bütün vebalinin kendi üzerinde olduğunu bilerek tam bir hulus­la çalışmaktadır ve çalışmakta devam edecektir. Bu emniyetle arzediyorum ki, yapmakta olduğumuz temel atma törenleri ancak bir başlangıçtır. Bundan sonra islerimiz hendesî nisbetlerde artacaktır.

Sevgili Erzurumlular,

1950 senesinin ekim ayında burada sizlere hitabeden yaptığım konuşma­ma Halk Partisinin genel sekreteri İstanbul'dan cevap vermiş ve bu 'ce­nabında «seçim esnasında pek çok vaadler eden Demokrat Parti, iktida­ra geçince bu vaadlerini yerine getirememiş, getiremiyecegini de anla­mıştır» demişti. Bu sözlerin iktidara geldiğimizden beri daha üç buçuk ay geçmeden söylenmiş olduğuna dikkat etmenizi sonra da bugün söyle­nenlerle, bir taraftan yine vaadlerinizi yerine getirmediniz, diğer taraf­tan, fazla çalışıyor, fazla iş çıkarıyorsunuz teraneleri ile mukayese etme­nizi rica ederim. Böylece bütün söylenenlerin ne kadar samimiyetten âri olduğunu kolayca  anlıyacaksmız.

Sırası gelmişken Halk Partisi genel sekreterinin o beyanatmdaki diğer bir iki noktaya da temas edeyim ve yine Erzurum'da cevap vereyim.

Matbuat baskı altındadır diyordu. Halbuki biz iktidara geldiğimiz zaman gazeteleri türlü kayıtlarla bağlayan bir matbuat kanunu vardı. Biz onu ilga etmiştik. Ayrıca matbuat suçlarının mevkuflu olarak muhakeme edil­mesi hükmünü de kaldırmıştık.

Yine o beyanatında, «Demokrat Parti iktidarından beri Maliyenin duru­mu o derece fenalaştı ki, üzerine karanlık bir perde indi. Aylık hasılat tutarları her ay neşredilmez oldu» deniliyordu. Vergi toplayamadığımızı, hasılat yapamadığımızı sanıyorlardı. Bugün o perdeyi açıyorum: 1950 se­nesinin mart ayında hazine gelirleri, 96 milyon lira idi. (*) Aradaki fark, 118 buçuk milyon liradır. 12 ayda bir milyarı çok aşar. Bunun en bariz de­lilini devlet bütçesinde görüyoruz: Bütçemiz, yeni vergi konmadan, bilâ­kis ehemmiyetli vergi indirmelerinden sonra bir misli fazlalaşmış, vatanmıza, hudutları içinde bir vatan daha ilâve edilmiştir. Bu ikinci Türk mu­cizesini yaratan, Türk milletinin zekâsı ve bu zekânın önündeki engelleri kaldırmasını bilen bir iktidarın faaliyetidir.

Muhterem Erzurumlular.

Bu mevzular üzerinde duruşumun sebebi konuşmamın Erzurumda yapıl­masından faydalanarak, muhalefetin 1950 senesinin Ekim ayındaki iddia­larına bir misal vermek ve böylece muhalefetin bugünkü iddia ve tenkit­lerinin ne derece samimiyetten âri bir mahiyet arzettiğini belirtmektir. Şimdi seçimlerin harekete getirdiği muhalefetin bugünkü iddia ve tenkit­lerine geçiyorum:

Sevgili vatandaşlarım.

Şu güne kadar muhalefet adına söylenmiş olan birçok nutku dinlemiş ve

1954 semainin mart ayında ise 214,5 milyon lirayı bulmuştur.öğrenmiş bulunuyorsunuz. Esasen bunların hepsi, biraz evvel verdiğim misallerden de anlamış olacağınız gibi daha iktidarımızın ilk günlerinde tenkit mevzuu teşkil edecek bir şey mevcut bile değilken söylenmeğe baş­lanan ve tekrar edile edile herkesçe âdeta ezberlenecek bir hale gelmiş bu­lunan malûm bir takım, tabirimi mazur görünüz tekerlemelerden iba­rettir.

Bunları gelişi güzel sıralıyalım: Matbuat hür değildir, misli görülmemiş bir tazyik altındadır. Büyük Millet Meclisi hür değildir, millî murakabeyi serbestçe yapamamaktadır. Partizan bir idare, vatandaşları siyasî kanaat­lerine göre sınıf sınıf ayırmış, onlara apayrı muameleler tatbik etmekte, kendisine mensup olmıyanları envai zulüm ve baskı altında sünüdürmektedir. Anayasa başta olmak üzere anti - demokratik kanunlar mer'idir ve tatbikat demokrasiye daha da aykırı cereyan etmektedir. Hülâsa: Hürriyet, elden gidiyor.

Bundan başka ve ayrıca, iç emniyetimiz yoktur, dış emniyetimiz yoktur., iktisadî emniyetimiz yoktur. İç emniyet bahsinde vatandaşların her gün nelere maruz kalabileceğini tayin edememek yüzünden vicdanlar endişe ve ıstırap içindedir. Dış politikamız tesadüflere bağlı olduğu için, her gün nereden ne tehlikelerin gelebileceği hakkında bir şey söylemek mümkün. değildir. Öte yandan gasıp kanunları, vergi zulümleri, hesapsız ve plânsız-israfçı bir idarede vatandaşın iktisadî emniyetini altüst etmiştir. Hülâsa: Vatan elden gidiyor.

Halkımız ve köylümüz borca boğulmuştur. Bunun neticesi pahalılık almış yürümüştür. Bir kazanırsak üç sarfediyor ve bunları yiyoruz. Hülâsa: Aman batıyoruz.

Ayrıca yabancı sermaye kanunu ile petrol kanunu da, bir altın madeni gi­bi işletilmek istenmektedir. «Kapitülâsyonları iade ettiler, memleketi sat­tılar» teraneleri ile vatan ufuklarını çınlatmak, vicdanlara dehşet salıver­mek, efkârı teşviş etmek için, her fırsatı ganimet bilerek hiç bir gayreti esirgememektedirler.

Evet, hürriyet elden gidiyor, vatan elden gidiyor, aman batıyoruz, kapitü­lâsyonları iade ettiler, memleketi sattılar... İşte, iftiracı bir muhalefetin-içini döktüğü, nefret ve ihtirasın içinde biriktirdiği ne varsa ortaya koydu­ğu bu günlerde, iktidara karsı tevcih edilen tenkitleri değil, uğradığımız" taarruz ve iftiraları böylece hülâsa etmek mümkündür.

Görünüyor ki bunlardan başka söyliyecekleri de kalmamıştır. Tekrar tek­rar çalman gramofon plâkları gibi ayni teranelerin tekerrürüne şahit ol­maktayız.

Muhterem Erzurumlular,

Seçim kanununun seçim faaliyetleri için tayin ettiği 28 Nisan tarihine ka­dar seyahatim devam edecektir. Bu esnada birçok şehir ve kasabalarımıza-uğrayıp konuşmalar yapacağım. Bir taraftan program ve prensiplerimizin, gaye ve hedefimizin neler olduğunu ve neler yapmak istediğimizi anlatma­ğa çalışacağım. Diğer taraftan da, muhalefetin burada saydığım, bir kısmı hattâ elim ve şenî iftiralarını red ve iade edeceğim. Hakaret muhayyerdir Teddolunur. Şayet bütün bu konuşmalarımda sert sayılabilecek şeyler olursa, bunların gördüğümüz hakaretlerin red ve iade mânasına alınmasını is­tirham ederim. Memlekete kapitülâsyonları, getirmek, memleket toprak­larını dönüm dönüm ecnebiye satmak gibi vatana ihanet iftiralarının bir siyasî tenkit çerçevesi içerisinde mütalâa olunabilmesine imkân yoktur. Muhterem efkârı umumiyemiz müsaade buyursun ki, vergilerde zulmü, vatandaşlara zulmü, seçimlerde zulmü yapanlar kimlerdir, anlatalım. Dış emniyetimizi perişan edip memleketimizi tek basma ortada bırakanlar kimlerdir, anlatalım. Memleket iktisadiyatını bir ortaçağ iktisadiyatı sevi­yesinde mıhlamış olanlar kimlerdir, anlatalım.

Nihayet, bugünün sahte hürriyet müddetlerinin daha dün denilebilecek kadar yakın bir mazide, fikir ve düşünceleriyle, icraat ve tatbikatı ile ne kadar sakil ve iptidaî bir istibdat heykeli halinde göründüklerini tarif ve tasvire çalışalım. Tâ ki bugünün şirret muhalefetinden memleketimizin, masun kalması duasını beraberce tekrar edelim.

Aziz vatandaşlarım,

Muhalefet liderinin yazılı konuşmaları dikkatlice bir tetkike tâbi tutulur­sa, bunların hiç bir esasa istinat etmediği perişan ve perakende bir takım görüş ve tenkitlerin yerli yersiz, münasebeti! münasebetsiz, birbiri ardına sıralanmasından ibaret bulunduğu derhal göze çarpar. Kırık dökük fikir ve tenkit parçaları arasında mantıkî bir irtibatın mevcut olmaması söyle dursun ,erbabınca takdir olunacağı gibi, bunların arasında esaslı tezatların mevcut bulunduğu da muhakkaktır. Hâdiselere ve hakikatlere uymaması keyfiyeti ise, bu konuşmaların yer yer hazin ve yer yer gülünç olan taraf­larıdır. Ötekinin berikinin yazıp eline tutuşturduğu kâğıtları okuyuvermekle muhalefet vazifesi yapılabileceğini sanıyorlar.

Bu sözleri, iç politikaya, dış politikaya, iktisadî ve malî işlere ayırarak ve ileri sürülen iddiaları bu mevzularda toplayarak gözden geçirelim :

İç emniyetten muhalefetin anlayışını kendi sözleriyle nakledelim : «İdare­nin bütün dalları doğruyu söyliyecek, devlet idaresinin bütün dallan va­tandaşları eşit gözle görecek, din, mezhep farkı gibi siyasî kanaat farkı da vatandaşı sözde ve fiilde hiç bir ayrılığa uğratmayacaktır.»

İdarenin bütün dallarının doğru söylemesini şart koşan muhalefet, anla­şılıyor ki bu dalların doğru söylemediğine kanidir. Devlet idaresinin dal­larına gelince, «sanki bunlar ayrı imiş gibi» bunlar da vatandaşı eşit gözle görecek, mezhep farkı ve siyasî kanaat farkı yüzünden hiç bir farklı mu­ameleye uğratmıyacaktır. Görülüyor ki kendisi bunca yıl tatbik ettiği ida­reyi bütün sadakatİyle tarif etmektedir. Beşer hafızasında bu derece iti­matsızlık görülmüş şeylerden değildir. Hepimiz biliyoruz ki vatandaşları garpten Aşkale kamplarına nakleden, bu "havalide ve Aşkalede oturan va­tandaşlarımızı da şu veya bu mülâhaza ile şuraya buraya süren, memleke­ti Şark ve Garp diye ikiye bölen ve arada uçurumlar tesis eden kendisidir. Demokrat Parti kurulduktan sonra dahi bu bölgeleri, türlü hâdise ve teh­ditlerin doğuracağı korku ile nasıl tereddüt içinde titrettiğini hepimiz ha­tırlarız. Doğu emniyeti denilen heyulanın buralarda vatandaş vicdanına yıllarca telkin ettiği dehşetin derecesi cümlenizce malûmdur. Şarkı bir türlü, garbı başka türlü tehdit altında bulunduran, kendi partisinden olmıyanları vatan haini, mevcut olmadığı halde nazarî muhalefeti dahi va­tana ihanet telâkki eden, siyasî rakiplerini yok etmek için türlü tertipler icadeden, sanki kendisi değil de başkasıdır. 1946 seçimlerini millî bir facia "haline getiren, hürriyet devrine girilirken dahi Aslanköy, Senirkent gibi nice facialarla vatandaşları İnim inim inleten bu zatın bahsettiği iç emniyet ne olsa gerek? Acaba iç emniyet mefhumundan kendi devrindeki baskı rejimini ve bu rejimin yalni2 kendi şahsına sağladığı iktidar emniyetini mi kastediyor? Her şey bir tarafa, istibdat ve mutlakiyet idaresinin en ileri temsilcisi olan bu zatın bugün muhalefet lideri olarak en tehlikeli tahrikler yapmak üzere memleketi bir bastan bir başa dolaşması, siyasî emniyetin çok ötesinde, belki de tehlikeli bir müsamaha teşkil eder. Filhakika bu memlekette 1946 seçimlerinin hesabının sorulmasını istiyenler pek çoktur.

'Zamanında işin adalete tevdi edilmemiş olmasının millî hayatımızda bü­
yük bir gaflet ve tehlike teşkil ettiğine bugün hâlâ inananlar da pek
çoktur.

Bugün memleketimizde mevcut olan îç emniyeti, bizzat kendi vicdanınızda "bulacaksınız. Hükümetten, karakoldan ve zulümden korkunuz yoktur. Asa­yişsizlik mevcut değildir. Emniyet ve asayiş kuvvetlerimiz, bir tazyik va­sıtası olmaktan çıkarak bugün vatandaşın hak ve hürriyetlerini koruyan, müessir bir nizam unsuru halinde vazife görmektedir.

"Dış politikada emniyetsizliğe gelince, memleketimizin bu son senelerde tarihte misli görülmemiş derecede kuvvetli dostluklar ve ittifaklar kur­muş, itibar sağlamış olması mı emniyetsizliktir? Siz Erzurumlular burada serhaddesiniz. Memleket müdafaasında tek başına kalmanın ne demek ol­duğunu pek iyi bilirsiniz. 1950 de Türkiye, tek başına kalmış bir devletti. O zaman, Türkiyenİn hudutlarının kabili müdafaa olup olmadığı Amerikan Genel Kurmay Başkanı tarafından bir mecmuada münakaşa mevzuu ola­rak ele almıyordu. Bulgarlar hudutlarımızda hâdiseler çıkarabiliyorlardı.

Bugün hudutlarımıza kolay kolay kem gözle bakabilecek hiç bir kimse yoktur. Onların devrinde şimal komşumuz Türkiyeden üs ve toprak iste­mişti. Bizim devrimizdedir ki «sizden üs ve toprak istemiyorum» dedi ve taleplerini geri aldı. Türkiye bugün, dünyanın en muteber devletlerinden 'biridir. Kendilerinin girebilmekten ümitlerini kestikleri Atlantik paktı­na dahil ve böylece bugün mevcut en kuvvetli müdafaa tertibi içinde yer almış bulunmaktayız. Türkiye üçlü Ankara paktı ile Nato'ya yardımların en büyüğünü yapmıştır. Pakistanla olan anlaşmamız da Ankara paktının sağ kanadım teminat altına almıştır.

Memleketimiz bugün sanlı ve şerefli ordusuna bütün imanı ile güvenmek­tedir. Ordumuzun kudreti. 1950 ye nazaran bugün en az iki misli yük­sektir. Onların devrinde Türk ordusunun zamanına göre bir iptidailiği vardı. En yüksek mevkii işgal edenlerden baslıvarak kademe kademe bir "bozguncu ruhun yayılması neticesinde bizzat Türk milleti kendi ordusu hakkında endişelere saplanmıştı. Bir 1950 yi hatırlayınız, bir de Korevi gözünüzün önüne getiriniz. Ordumuzun en üstün neticeler alabilecek bîr kuwet olduğu Korede sabit oldu. Şayet Koreden kaçınmış ve müşterek emniyet mefhumunun sarsılmasına, hattâ yıkılmasına sebebivet vermiş olsaydık, Türkiyenİn müdafaası, Erzurumım müdafaası hakikaten güç­leşirdi. Fakat mütearrızm taarruz cesareti Korede kırılmıştır. Türk ordusu, hudutlarımızın çok Ötesinde taarruzu kırmış, memleketimizi taarruzdan masun bırakmıştır.

İktisadî ve malî meselelerde ise bir kere daha müşahede ediyoruz ki, Alllahın bu zata bu meseleleri anlayabilecek bir kabiliyet vermemiş bu­lunması, bu memleketin ikbalini 22 milyonluk Türk milletinin kaderini, uzun yıllar karartan başlıca âmil olmuştur. Bu zat,  iktisadi politikada, bu  istida tsızhğma rağmen,  memleketin başına  bir de  iktisadî ve mali diktatör kesilmiş ve bu memleketin iktisadiyatını ve maliyesini seneler boyunca gaflet ve cehaletin baskısı altında bırakmıştır. Yoksa, bu kadar çalışkan ve iktisadî zekâsı deha derecesine varan bir milletin, her türlü. İmkânlara sahip bulunan bu vatanda uzun yıllar hiç bir esaslı terakki kaydetmeden yerinde mıhlanıp kalması başka türlü mümkün olmazdı.

Memlekete traktörü sokmayan, ziraati makineleşmekten alıkoyan, ziraatı bir batakçılar işi telâkki edip hakikaten o hale sokan, ziraatin muhtaç olduğu krediyi 100 - 150 milyon gibi gülünç bir seviyede tutan bu zatın, ta kendisidir.

Sanayie inkişaf etmek için muhtaç bulunduğu şartları ve iklimi hazırlıya-. cak yerde onu devletçilik bahanesi ile kötü ve akim bir inhisar altına so­kan, milletin her türlü iktisadî teşebbüslerini köstekleyen, bir türlü serpilemiyen kısır devlet sanayiini milletçe kurulmuş ve kurulabilecek sa­nayiin basma belâ eden bu zattır.

İktisadî emniyet neden yokmuş? Bütün bir millet toprağına ve istihsali­ne sarılmış, iş ve istihsal hacmini her sahada arttırmaktadır. Dıştan dahi Türkiye'nin kalkınmasına iştirak için vaktiyle en küçük bir itimadı gös-termiyenler bugün büyük bir tehalük göstermektedirler. Yoksa iktisadî' hayatta bizzat itimad ve emniyet demek olan kredi seviyesinin bu dere­ce yükselmesi mi, kendisince emniyetsizliktir? Bu mevzuda mütemadiyen tekrarladığı söz, milletin borç içinde olduğudur. Borcun bir ikraz ve istik­raz muamelesi olduğunu, bunun esasının da krediye dayandığını bilmi­yor. Bilmediği daha mühim birsey varsa o da, sermaye ve kredinin ikti­sadî faaliyetlerdeki mucizevî rolüdür. Bankaların mevcudiyeti, borç ver­me muamelesine delâlet eder. Bundan da pek tabii olarak, borçlanmalar-ve borçlular meydana çıkar. Kendisinin iktisadî fikirlerinin en tipik mi­sali, dört milyara yaklaşan bankalar mevduatının artmasından ve bu art­ma neticesinde bankaların kredi faaliyetlerinin de pek tabii olarak o nisbette çoğalmasından hayıflanmasındadır.

Ne istiyorlar? Memleket ziraatini desteklemiyelim mi? Ziraat Bankası kredilerini kendi zamanlarında olduğu gibi, 200-300 milyon lirada mı tu­talım? Eğer onların maksatları bu ise bu bizim kârımız değildir.

Yine onların fikirlerine göre, memleket bugün kazandığından daha çok sarfediyormuş, halbuki hakikat tanı aksinedir. Kazandığından daha az yemekte, bankalardaki mevduat bu suretle durmadan artmaktadır.

Başka bir tenkidi de, sermaye yatırımlarında çok süratli gitmemiz, har­cımızı çok aşan işlere girişmemiz, hesapsız ve ölçüsüz işler yapmamızmış.

Bunu hangi devirlere ve ölçülere göre söylüyorlar? Çok, bir kemiyet ifa­de eder. Bugünkü dilde, çok, elbette bir hesaba istinad etmek lâzımgelir. Bunu söyleyenlerden, efkârı umumiyeyi tenvir etmesini istemek hakkımızdır. Yapılan işlerden hangisini yapmıyacakmışız, hangisini yapmama­lı imişiz? Tasrih etsin.

Görüyorsunuz ki muhterem vatandaşlarım, iktisat bahsinde ileri sürülen fikirler, bu memleketi uzun yıllar atalete mahkûm etmiş olan aynı pej­mürde fikir kırıntılarıdır. Bunca tecrübelerden ve Demokrat Parti ikti­darının dört senesinden zerre kadar istifade etmemişlerdir. Felâket ora­dadır ki eğer tekrar iktidara gelirlerse gene aynı kısır istikamette yürü­yecekler-, bütün bu eserleri yoketmek yoluna gideceklerdir.

Son olarak şu noktayı da kaydedeyim ki, bilhassa üzerinde durdukları "mevzulardan bir tanesi de ithalâtımızdır. İthalâtımızın yüzde altmışı, yenecek, içilecek değil istihsal ve serveti arttıracak sermaye yatırımı nev'indendir. Bunların birçoğunun ve diğer sermaye yatırımlarımızın bü­yük bir kısmının henüz istihsal sahasında neticelerini almış değiliz. Bun­lar henüz millî iktisadiyata intikal etmemiştir. Fakat istikbalin nurlu yü­zü şimdiden bütün parlaklığı ile tebellür etmiş bulunuyor. Eğer bu ikti­dar iki sene daha iş basında kalır ve bunlar birer âbide gibi önlerinde "yükselirse, Türk milleti, çok kıymetli uzun yıllarını heba etmiş olanlara «bunların yapılması mümkün idi de niçin bunca zaman yapmadınız?» di­ye soracaktır. İşte bunun içindir ki, muhalefet tezvir yoluna sapmış, en­dişeye kapılmış ve bugün son ve hatta mezbuhane denilecek gayretlerini sarfetmeye koyulmuştur.»

Başvekil Menderes'in Trabzon hitabesi: 21 Nisan 1954

— Trabzon :

Başvekil Adnan Menderes, bugün öğleden sonra Trabzon'da Atapark'ta, bu geniş meydanı dolduran vatandaş topluluğuna hitaben yaptığı konuş­mada evvelâ yabancı sermayeyi teşvik kanunu etrafında ileri sürülen id­diaları ele almış ve şöyle demiştir :

«Vaktivle istibdat idarelerinin hâkim olduğu verlerde ve devirlerde, me­selâ Abdülhamit devrinde, adına jurnalcilik denen bir içtimaî ve siyasî "hastalık vardı. Jurnalcilik, efendiye yaranmak için onun vehimlerini tah­rik ve istismar etmek volu ve sanatıdır. Bugün memleketimizde jurnalci­liğin verjyeni bir sekli karsısında bulunuyoruz. Eskiden efendi padişahtı, jurnaller ona verilirdi. Simdi efendi büyük Türk milletidir. İstediğini ken­di iradesi ile is başına getirecek olan odur. Jurnalcilik da bunun için sim­di Türk milletine yapılmaktadır. Jurnalleri veren sabık millî şeftir. Ken­disi bütün, sivasî tenkid yapmak, eğer varsa hatalarımızı mevdana kov­makla değil, fakat birer vesile bulup Türk milletine jurnaller vermekle meşguldür. Tek çareyi jurnalcükta bulmuştur.

Sizlere bir misal vereyim.:

«Bu memlekette kapitülasvonlar» deyince vatandaşların zihinlerinde fe­na hatıralar uvanır Jurnalci, bu acı hatıraları harekete getirmek sure­tiyle vatandaşlara yaranacağını ve kendi üzerine vatandaşların iyi nazar­larını çekeceğini sanıyor. Bunlar, bu vatanı satıyorlar, yabancı sermayeyi

teşvik ve Türk petrollerini işletme kanunları ile Türk topraklarının is­tismarını ecnebiye devretmişlerdir, diyor ve jurnalcilik ediyor.

Bu jurnallerinin hakikatle hiçbir alâkası yoktur. Fakat elbette zihinlerde "küçük bir ürperme hasıl olacaktır  İşte bunu düşünerektir ki, sabık millî şef acaba üç gün için dahi olsa bir netice alabilir miyim diye, vatan­daş vicdanlarına şüphe zehirini akıtmak için, bu vatanın dört bucağını millî jurnalci halinde dolaşmaktadır.

Demek ki millî şef bu milleti ve bu memleketi, kapitülâsyonlar altına gi­recek bir millet ve memleket sanıyor. Bugün bu dünyada Türkiye'den imtiyaz almayı aklından geçirebilecek hiçbir devlet yoktur. Türkiye'de de başka bir memlekete kapitülâsyonlar vermeye asla rıza gösterecek bir tek fert mevcut değildir.

Yine sabık millî sef «biz iktidara geldiğimiz zaman bu kanunu kaldıraca­ğız» diyor. Böylece kendi ilk iddiası ile. tam bir tenakuza düşüyor. Kapi­tülasyon diye ettiği lafların tekzibi bu cümle içinde mündemiçtir. Çünkü kapitülasyonlar tek taraflı olarak imza edilemez. Nitekim biz, asırlarca il­ga edemedik. Ancak binbir felâketten sonra Lozan sulhu aktedilince kur­tulduk. Demek ki bu kanunun asla ve kat'a. kapitülasyonla bir alâkası yok­tur. Gene kendisi, bu kanunun tatbikatından memleket ve milletin memnun olmadığı neticesini gösteren bir belirti ortaya çıkarsa, hükümet ve meclisin bunu tâdil etmek hakkı sabittir» diyor. Bu da ayrıca gösterir ki

"bu kanur, bir kapitülâsyon değildir.

Acaba sabık millî şef, jurnalcilik ederek yabancı sermayeyi teşvik kanu­nuna kapitülâsyon demekle kimi korkutmak istiyor? Simdi bu kanunun hükümlerim sulatarak vaziyeti tavzih edeyim ve millî jurnalcıya lâyık olduğu cevabı vereyim:

"Filhakika yabancı sermayenin çalışma sahası, bu kanunla ziraate ve tica-re de teşmil edilmiştir. Fakat kanunun tatbikatı başıboş bırakılmış değil­dir. Herhangi bir vabancı sermaye memlekete gelip çalışmak teşebbüsünde bulunacak olursa hükümete müracaat edecektir. Bu müracaatının ilk tet­kik mercii, Merkez Bankası Umum Müdürü, Dış Ticaret Umum Müdürü, Sanayi İsleri Umum Müdürü, İşletmeler Vekâleti Etüd ve Plân Dairesi Reisi ve Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Umumî kâtibinden mürekkep bir komisyondur. Bu komisvon, müracaatı millî menfaatlere ve iktisadî kalkınmaya uygun olup olmadığı bakımından tetkik eder. Çünkü millî menfaatlere aykırı olmamanın yanı başında esas, iktisadî kalkınma­dır. Komisyon', müracaatı ancak bu iki esasa uygun bulursa kabul eder. "Red veya kabul halinde, yabancı sermayenin memlekette çalışma hakkın­daki talebi, Maliye, Ekonomi ve Ticaret ve İşletmeler Vekillerinden müte­şekkil bir vekiller komitesine gelir. Bu komite de, keza talebi millî men­faatlere ve iktisadî kalkınmaya yararlık zaviyesinden tetkik edip kararını verir. Eğer kabule savan görülürse, müracaat vekiller heyetine intikal eder ve vekiller heyeti müsaadesini verir.

Sarahatle görülüyor ki kapılar ardına kadar açılmış değildir. Hüküme­tin, kendisine verilen tetldk ve karar selâhiyetlerini mutlaka kötüye kullanacağmı nereden çıkarıyor? Farzımuhal, selâhiyetlerini kötüye kullan­dı. Hükümetin üstünde de meclis ve onun murakabesi vardır. Yine farzımuhal meclis de millî menfaatlere aykırı hareket ederse, bu memlekette matbuat vardır, vatandaşlar vardır. Efkârı umumiye vardır. Her şekil murakabenin mevcut, olduğu ve kırk kapıda kırk bekçi    bulunduğu bir vaziyette, memleketi satıyorlar, demenin manası var mıdır? Bunu sizlerin, takdirine bırakıyorum.

Yine diyor ki, çiftçi için yeni bi .r tehlike belirmiştir. Yabancı serma­ye gelip sizlerin tarlalarınızı satın alacak, buğday, fındık, pamuk ve tü­tün ekecektir. Bu sözlerin hepsi, bayağı tezvir ve âdi jurnalcilikten baş­ka birşey değildir. Şimdiye kadar bu kanundan faydalanmak üzere yü­zü mütecaviz müracaat vaki olmuştur. Bunlardan bir teki. dahi ziraat ve ticaret sahasına talip değildir. Hepsi tenkid etmedikleri sanayi ve ma­dencilik sahalarına taalluk etmektedir. Şimdiye kadar bu müracaatlardan 30 tanesi tasvip edilmiş ve memleketimizde cem'an 26 milyon 958 bin 480 lira yabancı sermayenin getirilmesine müsaade verilmiştir. Müracaatla­rın bir kısmı tetkiktedir. Bir 'kısmı da reddedilmiştir.

Kim neyi kime bağışlıyor? Bunu benim bu sözlerime ve izahatıma cevap olarak bildirmesini, Türk umumî efkârı muvacehesinde talep ediyorum.

Aksi takdire kendisine her yerde jurnalcidir demekte devam edeceğim.

Kendisinin yabancı sermaye kanunu ile alâkalı olarak başka bir yalan-iddiası daha vardır. Yabancı sermaye, bu memlekette Türk sermayesin­den daha imtiyazlı bir mevkide olacaktır, diyor. Kanunun 10 uncu mad­desi sarihtir, bu madde, yerli sermayeye tanınan imtiyazların ayniyle ya­bancı sermayeye tanınacağını ifade etmektedir. Memlekete gelen yaban­cı sermayenin kazancını memleket dışına çıkarması kabul edilmemeli i-di, iddiasına gelince: Dört sene evvel çıkarılan kanun yabancı sermayeye bu transfer hakkı verilmediği için bir türül işlemedi o kanunla üç buçuk sene zarfında memlekete üç buçuk kuruşluk sermaye gelmedi. O halde kanunun yabancı sermayeyi teşvik edecek mahiyette olması lâzım geli­yordu. Nitekim biz de, bu kanunu bu lüzuma göre tedvin ettik.

Yabancı sermayenin memleketimizde aynı Türk sermayesine göre rüçhanlı bir vaziyette olacağı hakkındaki yanlış düşüncesini şuradan çıkar­mak istiyor: Yabancı sermaye, kazancını dışarı çıkarmak için dövizi, me­selâ doları resmî kurdan alacaktır. Halbuki bu dövizin kıymeti serbest pi­yasada, daha büyüktür. Böyle bir muhakeme ilk bakışta aldatıcı bir tesiri haiz olabilir. Şu noktayı gözden uzak tutmamalıdır ki, o yabancı sermaye memlekete gelirken yabancı döviz getirmekte ve bu dövizi resmî kur üze­rinden Merkez Bankasına satarak Türk parası tedarik etmektedir. Bu va­ziyette, memleketten çıkaracağı paraları da, memlekete soktuğu paraların kuru üzerinden çıkarması, en basit mantık icabıdır, en tabii iktisat ve ti­caret kaidesidir.

İşte görüyorsunuz, yabancı sermayeyi teşvik kanunu ile memleketi satıyorlar, bu vatana kapitülâsyonları sokuyorlar iddiaları ufak bir mu­hakeme sonunda bir hiçe müncer olmaktadır.

Meselenin esasına yani yabancı sermayenin memleketin iktisadî kalkın­masına iştirakine gelince: Hiçbir memleket, gelişmesi için yabancı ser­mayeden müstağni kalmamıştır. Bugün bu derece kuvvetli iktisadî bün­yeye sahip bulunan Birleşik Amerika dahi bu hale Avrupa sermayesi ile gelmiştir. Bu memlekette biz kendi yağımızla kavrulacağız diyen insan­lar bu memleketi çeyrek asır bin türlü ıztırap içinde kavurmuşlardır. Biz,"bu hale devam etmemenin, bilâkis azamî süratle    kalkınmanın yolunu aramaktayız.

Şu noktayı da ayrıca kaydedelim ki, su ana kadar yapmış olduklarımız, asla yabancı sermayeyi teşvik kanunu ile alâkalı değildir. Bütün yapılan­lar eski kanunların hükmü altında başarılmıştır. Para. bulmak için böy­le kanunlar çıkarıyorlar gibi bir kanaat telkin etmek gayesini güden söz­leri de böylece ortaya koyarak bunların da iurnalcılıktan ibaret olduğu­nu huzurunuzda ve Türk umumî efkârı huzurunda bildirmeyi bir borç telâkki ederim.»

Başvekil Adnan  Menderes,  yabancı sermayeyi  teşvik     kanunundan .sonra petrol kanununu bahis mevzuu etmiş ve demiştir ki:

»Bu vatan topraklarının altında saklı bulunan petrol kaynaklarımızı, da­ha uzun müddet ihmal edemezdik. Bu millî servetimizi süratle işletmek mecburiyeti vardı. Bunun için de muazzam bir sermayeye ve büyük bir tekniğe İhtiyaç mevcuttu. Uzun tetkiklerden sonra cesur ve katı bir ka­rar almanın lüzumuna kani olduk. Bizim kendi elimizdeki imkânlarla bîr netice elde etmeyi bekliyecek olursak, yüz senede dahi bu sahada faz­la birşey elde edemiyecektik. İki yoldan birini tercih gerekiyordu : Ya kendi teşebbüslerimize devam edecek ve böylece çok uzun seneler kay­bedecektik. Halbuki beklemeye vaktimiz yoktu. Çünkü eğer dünyada bir ölüm kalım mücadelesi olacaksa, bu önümüzdeki senelerde olacaktır. Ya­hut da süratle netice elde etmek yoluna gidecektik.

Bu iki şık karşısında mesuliyeti müdrik olan ve mesuliyetlerden kaçma­yan bir hükümet olarak kararımızı verdik ve petrollerimizden bir an ev­vel faydalanmamızı tercih ettik. Eğer petrol kanununu bundan 20 sene, evvel çıkarmış olsalardı bu memleketin kaderi cok değişirdi. Fakat bunun için hakikati olduğu gibi görmekten korkmayan cesaretli bir iktidar lâzımdı. İşte Demokrat Parti iktidarı böyle bir iktidardır. Bu hu­sustaki kararımızı kendisine inanan ve namusuna güvenen insanların ce­sareti hatta medenî kahramanlığı ile vardik. Yüzümüz aktır. Buna karşı söylenen sözler ve yapılan tezvirler, bunları söliyenlerin ve yapanların kendi yüzlerinin karası olsun.»

Başvekil Adnan Menderes, yabancı sermayeyi teşvik ve petrol kanunla­rı etrafındaki izahatından sonra vaadler mevzuu üzerinde durmuş ve şunları söylemiştir:

Bir taraftan bizim için vaadlerini tutmadılar, diyorlar, öbür taraftan da kendileri için hiç bir vaadde bulunamayacağız sözlerini durmadan tek­rar ediyorlar. Hangi vaadde bulunabilirler ki? Bizim yaptıklarımız kar­şısında, bu kadar iş görmek fenadır, diyorlar. Filhakika Demokrat Partinin icraatı onları öyle bir vaziyette bırakmıştır ki yapılanlar hakkında iyidir, derlerse bizim muvaffakiyetimizi tescil etmiş olacaklardır. Hiç bir vaada da gelemez çünkü o zaman onlara sorulacak sual, mademki bun­lar yapılacaktı, evvelce niçin yapmadınız, sualidir. O zaman, onlara tev­cih edilecek başka bir sual daha olacaktır. Bunlar yapıyorlar, siz beğen­miyorsunuz, o halde siz ne yapabilirsiniz? İşte onlar bugün öyle bir va­ziyettedirler ki bu derece basit bir mantıkin çaprazından kurtulmalarına imkân yoktur.

Zaten Demokrat Parti iktidarı, bu memlekette kalkınma diye, iş diye ne mevzu varsa, hepsine el koymuş, üzerinde çalışmağa başlamıştır. Onla­ra, rey almak için dahi bizde şunu yapacağız diye vaadedecek bir şey bı­rakmamıştır.

Her gün bir temel atma töreni yapılıyor, diye şikâyet etmektedir. Ne o-luyor, bunlar onun canını mı sıkıyor? Halbuki sizler, her yerde bizden., bir fabrika, bir bina bir tesis istiyorsunuz ve bunlar yapıldı mı memnun oluyorsunuz. Yapılmağa başlanan işlerin pek tabiî olarak temelleri atı­lacak, yapılmaları bitince de kurdeleleri kesilecek, küşatları yapılacak­tır. Son iki hafta içinde beşyüz milyon liralık işlerin temelleri atılmıştır. Bunların seçimlerle hiç bir alâkası yoktur, hummalı çalışmalarımızın bir devamından ibarettir. Öbür taraftan açılmak üzere olanlar da sıra beklemektedir. Ve bu, böylesine devam edecektir.

Misal olarak yalnız bir çimento mevzuunu ele alalım; Onların zamanına kıyasla bugünkü istihsalimiz üç misli artmış bulunmaktadır. Buna rağ­men yirmi çimento fabrikası kurmak kararındayız. Fakat çok kısa bir za­manda bunlar da kâfi gelmeyecektir. Çünkü memleketimiz, nurlu bir istibalin yoluna girmiş, süratli bir ilerleme içindedir. Bu memleket, artık o hayal fıkaralarının zamanındaki dörtyüzbin ton çimento istihlâk eden bir memleket değildir. İki milyonu fiilen harcayan bir memleket olmuş­tur. 1956 da istihlâkimiz dört milyonu bulacaktır. 1957-1958 deki beş mil­yonluk İhtiyaçları karşılamak için yeni çimento fabrikalarının temelle­rini atmak mecburiyetindeyiz. Baştan başa inşa halinde bulunan ve inşa. edilmesi lâzım gelen bu memlekette ihtiyaçlar böylesine bir hızla durma­dan ilerlemektedir. Bu ilerlemenin lüzum gösterdiği fabrikaları devlet  kuracak değildir. Bunları, halkımız, Bankalar ve Şirketler yoluyla, ken­di parasiyle kurmaktadır.

Bir de sanayi bahsında onların dediklerine bakınız: Sanayi kurmak mut­laka bir plân işi imiş. Sanayi için lâzım olan sermayenin bulunmasını an­cak esaslı bir program, bir plân kol aylaştırirmiş. Görüyorsunuz: Halâ totaliter iktisadiyattan, totaliter memleketlerdeki beş yıllık plânlardan bahsetmektedirler. Acaba Avrupa sanayii, büyük Amerikan ekonomisti de beş senelik plânlarla mı kuruldu? Böylesine fikirler karşısında diye­ceğimiz şudur: Ya efkârı teşviş için mahsus böyle iptidaî bir seviyede' mıhlanıp kalmıştır.

Onların bir başka şikâyetleri de ikrazatm, kredi muamelelerinin fazla-laşmasıdır, Fakat bunu söylerken bile bile dolambaçlı bir ifade kullan­makta, millet borç içinde kaldı demektedirler. Filhakika eskiden bir mil­yar üçyüzbin iken ikrazat, bugün yüzde 300 nisbetinde bir artışla dört milyara çıkmıştır. Biz bununla öğünüyoruz. Bankalarımızdaki mevduat miktarı da yine ayni nisbette bir artışla ayni seviyeye çıkmış bulunmak­tadır. Bankalar, gişelerine yatırılan paraları işletmeğe, İkraz etmeğe mec­burdurlar. Bankaların hikmeti vücudu budur. Eğer Bankaların fazla pa­ra ikraz etmeleri öğünelecek bir mevzu ise o paraların istikraz edilmesi de ikraz ameliyesinin ayrılmaz bir cüzidir ve ikrazı kadar öğünelecek bir mevzu olmak lâzımdır. Eğer bu bir millî felâket ise, Amerika bu fe­lâketlerin en büyüğüne maruzdur demektir.

Onlar halâ, ninelerimizin işten artmaz, dişten artar düsturunu gütmekte­dirler. Halbuki dişten bir az artar, asıl artış işten olur. Süratle geliştirmek ve kalkındırmak kredinin mucizevî vasfıdır. Bugünkü medeniyet, kredi üzerine kurulmuştur, krsdi medeniyetidir. Amerika, İngiltere. Fransa, kredi yüzünden, kredi sayesinde bugünkü seviyelerine yüksel­mişlerdir. Bizim de çeyrek asır yerimizde saymamız onların bu sakim ve köhne düsturları yüzünden olmuştur. İste isbatı: Biz bu düsturu terk e-der etmez, işler değişmiş, devlet varidatı iki misline çıkmıştır, iş ve istih­sal hacmi artmış, millî gelir fazlalaşmağa başlamıştır. Bankalarımızın bugün ikraz ettikleri mevduatı, yabancılar mı bankalarımıza yatırmak­tadırlar? Para ikraz edebilmek için, evvela kaynakların genişlemesine ihtiyaç vardır. Bizde de bugün sermaye terakümü vukua gelmeğe başla­mıştır.

Şunu da söylemek lâzımgelir ki kredi sahasında bugün başardıklarımız ancak bir başlangıçtır. Ziraat kredilerinin daha da genişlemeğe ihtiyacı vardır. Öte yandan sanayi bankası, emekleme devrindedir. Bu bankanın muamele hacmini bir milyara yükseltmek lâzımdır. Madencilik için de bir banka kurmak lüzumu ile karsı karsıya bulunmaktayız. Madenciliği­miz, bugün iki misli artmıştır, fakat o kadar büyük imkânlar mevcuttur ki bunu üç misline derhal çıkarmak isten bile değildir.

Bu mevzudaki sözlerimi hülasa edeyim: Demek ki onlar eğer iktidara ge­lirlerse temel atmıyacaklar. inşaat yapmıyacaklar, yol, köprü, fabrika kurmıyacaklar, milletin is yapma, tesis vücude getirme gayretlerini des-teklemiyecekler, ikrazatı kesecekler, krediyi yeniden asgarî hadde indi­receklerdir. Tanrı, bu memlekette bu şartların tahakkukunu gösterme­sin, o sakim kafaların tatbika koyduğu böyle bir kısır iktisadî politikanın şeametli neticelerinden bu milleti korusun.

BaşvekilAdnan Menderes, konuşmasında vergiler mevzuu üzerinde de bilhassa durmuş ve şöyle demiştir:

Onlar, vergi zulmünden de bahsediyorlar, bugün bu memlekette vergi zulmü var derken nasıl utanmadıklarına sasıyorum. Onlar ki maliye ta­rihimizde kapkara bir leke gibi duracak olan varlık vergisinin mucidi ve tatbikcisidirler. Bu barbar verginin altmış bir bin mükellefi vardı. Tet­kik için üç komisyon çalışıyordu. Bu komisyonların kararları itirazsız ve temyizsizdi. 15 gün içinde işlerini bitirmeleri lâzımdı. 15 günde on üç ça­lışma günü, günde sekiz saattan yüzdört çalışma saati vardır. Bu kadar zaman 61 bin mükellefin isimlerini ve adreslerini okuyup tetkik etmeğe kâfi gelmez, bugün bu memlekette vergi zulmü vardır, bu zulmleri kal­dıracağım diyen zat. Türk malî tarihinde böyle bir yüz karası yaratmış olan ve bu keyfî haracı ödemiyenleri sürgüne, çalışma kamplarına sev-ketmiş olan insandır.

Vergiler bahsinde ileri sürdüğü fikirler de ayrıca yalan ve yanlıştır Hay­van vergisi hemen kalkacaktır, diyor. Halbuki bu verginin kaldırılması­na çoktan karar verilmiş, bu karar iki sene- evvel de ilan edilmişti. Geçen sene büyük baş hayvanlar üzerinden kaldırılmıştır. Önümüzdeki devre­de de küçük baş hayvanlardan kaldırılacaktır. Esnaf vergisinin tadil edi­leceği vaadinde bulunuyor. Bu verginin tadili hakkında kanun tasarısı bir sene evvel hazırlanarak meclise sevkedilmiştir. Tatil sebebiyle çıkama­mıştır, önümüzdeki meclisin ele alacağı ilk işlerden bir tanesidir. Mua­mele vergisinin de ilk ele alacakları meseleyi teşkil edeceğini söylemek­tedir. Bunda da geç kalmış, yahut da verilen kararı bile bile unutmuş görünmeyi seçim tabiyesi olarak tercih etmiştir. İmalât vergileri üzerinde tetkiklerde bulunulduğu ve bugünkü tatbikat şeklinin .önümüzdeki dev­rede kaldırılmasına karar verildiği Büyük Millet Meclisine bildirilmiş­tir. Gelir vergisinin ceza kısımlarını bir defaya mahsûs olmak üzere affe­deceği hakkındaki vaadleri de yalana dayanmaktadır, bununla vatandaş­ları aldatmağa çalışmaktadır. Daha bundan sekiz ay evvel, 6094 numa­ralı kanunla, şimdiye kadar yapılmış olan hataların bildirilmesi takdirin­de affedileceği kararlaştırılmıştır. Bu husustaki müddet, haziran sonun­da bitmiş olacaktır.

Nihayet sunu da söyliyeyim ki, vergi zulmünü kaldıracağım diyenlerin .zamanında tahsili emval kanununun tatbikatında mükellefler hapse atı­lır, yol vergisi vermiyenler yollarda angarya olarak çalıştırılırlardı. Ha­pis yolu ile tahsil geçen sene kaldırılmıştır.

Bu izahatımdan da anlaşılacağı gibi, vergiler bahsinde de ya olup biten­leri bilmiyor, ya kasden yalan söyliyerek başkalarının yaptıklarını ken­disine mal etmeğe kalkıyor. Onlar için bu millete vaadedecek birşey kal­madığını söylemiştim. Vergiler mevzuunda da vaziyet budur. Vaadetmek istediği şeyler çoktan ele alınmış ve yapılmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, iç ve dıs emniyetten de bahsetmiş, bu mem­leketi sükûtun zulmetine sevkeden, belediyelerin bile tenkid edilmesine müsaade vermiyen, vatandaşların rey haklarını ellerinden alan, 1946 se­çimleri faciasını yaratan, halkı karakollarda inleten bir insanın bugün iç emniyet yoktur diyemiyeceğini, Türkiye'nin dış itibarını kıran; tek başına bırakan aynı insanın da bugün, Atlantik paktına aza olmuş, üçlü paktla Nato'yu ayrıca takviye etmiş kudretli ve itibarlı Türkiye'de dış emniyet yoktur iddiasında bulunamayacağını belirterek sürekli ve hara­retli alkışlar arasında sözlerine son vermiştir.»

Meclis Reisi Refik Koraltanm Kayseri  hitabesi:

23 Nisan 1954

— Kayseri:

Bugün şehrimize gelmiş bulunan Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, kendisini dinlemek için büyük bir arzu gösteren çok kalabalık bir vatandaş topluluğuna hitap etmiştir. Sürekli alkışlar arasında mikrofon önüne gelen Meclis Reisi, gördüğü bu coşkun alâkaya teşekkür etmiş, mu­halefet liderinin dün burada yaptığı konuşmayı cevaplandırmıştır. Koraltan demiştir ki:

«Size, dün en ağır bir lisanla hitap eden kimselerin, bugün ayağınıza ka­dar gelerek mazlum insanlar gibi görünmelerinin asla samimi olmadığını 1950 de takdir etmiş, hükmünüzü vermiştiniz. İşte şimdi de su yağmur al­tında kitleleşerek bu muhteşem manzaranızla beni dinlemek vefakârlı­ğını gösteriyor, böylece hakikat yolunun istikametini de tayin etmiş bu­lunuyorsunuz. Bu manzara, bu maşeri varlığın ifadesi, umumi temayü­lün hangi tarafa teveccüh ettiğini de pek güzel anlatmaktadır.

Koraltan millî mücadeleden sonra yeni Türk devletinin tesisi sıralarında Kayseri'nin müstesna bir ehemmiyet ve kıymet taşıdığını, bugün de ayni. sağlam ruh ve iman ile demokrasi mücadelesinde büyük hamleler kay­dettiğini ifade ederek, şeflik diktatöryasımn milletlerin hayatında açtığı derin rahneleri teşrih etmiş, bugünkü rejimin vatandaşa hizmet gayesi ile dolduğunu belirtmiştir. Demokrasi rejiminin memleketde teessüs et­mesi ile başlıyan süratli ilerlemeleri topyekûn inkâr etmekle, muhalefe­tin misli görülmemiş bir zaaf ve delâlete düştüğünü sözlerine katan Mec­lis reisi, bu aziz ve mübarek toprakların kimsenin çiftliği olmadığını ve olarmyacağmi beyan etmiştir. Bugün hüsnüniyetten bahsedenlerin mazi­deki ef'al ve harekâtının millet tarafından unutulmadığma dikkati çe­ken Koraltan, onların menfi ruh ve düşüncelerine misaller vermiş, artık tamamen mazi olan jurnalciliğin, hafiye rejiminin yerinde bugün haki­ki bir hürriyet ve demokrasinin yükseldiğini izah etmiştir. Milli şeflik diktatooryasmı memlekete yeniden getirmek hülya ve hırsı ile çırpman küçük politika ve menfaat düşkünlerinin daima hüsranla .karşılaşacak­larını bir kere daha ifade eden Koraltan, onların gözlerinde yanan kıvıl­cımların vatandaşların iktisadi hayatında yangınlar çıkarmaya kâfi ge­lebileceğini de söylemiş ve demiştir ki:

«Kendi iktidarları zamanında vatandaşlara dirsek çevirmekten başka bir meziyet göstermemiş olanlar bugün huzursuzluk unsuru rolüne girmiş­lerdir. Büyük tarih sahibi, yarının yaratıcısı, bütün medeni aleme hür­met telkin eden aziz milletimizin varlığı onları daima dize getirecektir. Onlara bu şaşkın yollarından geri dönerek vatandaşların hafızasına, his ve arzularına hürmet etmelerini tavsiye ederim. Milletin herseyi unuttu­ğu zannedilmemelidir. Eğer onlar ikinci dünya harbi sıralarında muvaf­fakiyetli ve teşkilâtlı bir istihsal seferberliği '.yapabilselerdi, milletimiz enaz bir İsveç, bir İsviçre derecesinde refah seviyesine yükselmiş olurdu, bu sahada hayli mesafe katedilirdi. Milletimizin çalışkanlığı, zekâsı, üs­tün insan kabiliyeti daima büyük eserler yaratacak kudrettedir. Ölüleri kefensiz gömülen, hastaları şekersiz kalan, darı çömeğinden gıda almaya çalışan ikinci dünya harbinin talihsiz insanları olduğumuz günlerin acı­sı yüreklerimizden henüz çıkmamıştır.

Koraltan, memlekette son dört senede başarılan büyük işlerin takdirini Kayserililerin mukayese şuuruna terketmiş ve sözlerini sürekli alkışls  arasında şöyle bitirmiştir:

«Vatandaşlarımız şuna her zamandan daha çok inanmış ve karar vermiş­tir ki, bu memlekette artık daha çok hizmet edecek, ihtiyaçlara daha çok cevap verecek, teşebbüsleri kıymetlendirmesini bilen insanlar iş başına gelecektir. O insanların kim olduğunu siz çok iyi bilirsiniz. Dört senelik icraat ve bu icraatın müsbet eserleri gözönündedir. Mahsullerimizin art­ması, vasıtalarımızın çoğalması, memleketi baştanbaşa bir imar ve kal­kınma şantiyesi haline getirmiştir. Onların zehirli tezvir ve tahrikleri bu memlekette asla barmamıyacak ve revaç bulmayacaktır. Dün burada, ay­ni meydanda muhalefet liderinin sarfettiği sözleri duyduğum zaman yü­reğime adeta hançer sapladı. Biz gönlümüzü vatan aşkına vermiş, birbi­rimizi sevmenin zevkini tatmış, yalanlara kulaklarımızı tıkamış, daima ileri yollarda mesafeler kateden insanlar sıfatı ile milli tesanüt: mefhu­mu etrafında toplanmışızdır. Hangi siyasi partiden olursa olsun bütün vatandaşlarımıza     tavsiyemiz,  milli tesanüde bağlılığın küçük politika hırslarına feda edilmemesidir. Sözlerime son vererek huzurunuzdan ay­rılmadan evvel söylemek isterim ki, eğer bizi iktidara gine lâyık görür­seniz, Allahın inayeti sizin de rey ve itimadınızla ömrümüzün sonuna kadar hizmetinizde bulunmanın zevkine ereceğiz. Allah kalbi kararan, açılmış olan bu nurlu yolu, yarasalar gibi görmek kabiliyetini kaybetmiş gözlere şifa versin.

Başvekil Menderesin Samsun hitabesi:

— Samsun: 24 Nisan 1954

Başvekil Adnan Menderes, bu sabah Samsun'da cumhuriyet meydanın; hıncahınç dîolduran heyecanlı bir vatandaş topluluğuna hitap ederek memleket meseleleri üzerinde konuşmuş, halk Partisi genel Başkanının Kayseri ve Sivas'ta İleri sürdüğü bazı iddiaları cevaplandırmıştır.

Başvekil bu arada, Halk Partisi Genel Başkanının Kayseri'de yaptığı ko­nuşmada kendisine isnat ettiği ordumuza iftira ve tecavüz bühtanı üze­rinde durarak bu iftiraları şiddetle reddetmiştir. Başvekil bu mevzuda demiştir ki:

Benim Erzurum, nutkumda şanlı ve kahraman ordumuz hakkında söyle­diklerimin bir kısmını ele alıyor ve benim hakkımda ordumuza tecavüz etti diyor. Ben, şanlı ordumuzun milletimizin en aziz varlığı Ve medarı iftiharı olduğunu kendisinden on kat daha ziyade takdir eden bir vatan evlâdıyım. Erzurum'da ordumuz hakkında söylediklerimin heyeti umumiyesinin mes'uliyetini bugün ve bundan on sene, yirmi sene sonra yine ayniyle üzerime alırım. Ordumuz hakkındaki cümlelerimi teker teker ele alalım: Aynen diyorum ki «Memleketimiz bugün şanlı ve şerefli or­dusuna bütün imaniyle güvenmektedir». Burnu tecavüz9 yine diyorum ki «ordumuzun kudreti 1950 ye nazaran bugün en az iki misli yüksektir.»Bu yalan mı? devam ediyorum: «Onların devrinde Türk ordusunun za­manına göre bir iptidailiği vardı» bu da yalan mı? beygirinin, katırının yuları yoktu, bir tümeni "bir yerden başka bir yere nakletmek çok zor bir işdi. Ordumuz, onun zamanında bu hale gelmişti. Herkesin malûmu olan bu hakikati edep ve terbiye ile, bu derece üstü kapalı olarak anlatmak istemiştim. Sözlerime.devam ediyorum «en yüksek mevkii işgal edenler­den başlıyarak kendilerinde kademe kademe bir bozguncu ruhun yayıl­ması neticesinde, bizzat Türk milleti kendi iradesi hakkında endişelere saplanmıştı. «Biz sizi harbe sokmadık, harp çok korkunç bir şeydi, onu başaramazdık» gibi devamlı sözlerle bozguncu bir ruh halini yaydılar, milleti harpten korkutmağa kalktılar. Benim işaret ettiğim, işte bu idi. Halbuki sulhun de harbin de hayırlısı olabilir. Cenabı Hak bu millet için hayırlısı ne ise onu versin. Hangisi bu milletin hayrına ise biz onun pe­şindeyiz.

Başvekil, sözlerinin bu noktasında, Halk Partisi Genel Başkanının «ben sizi harbe sokmadım)) diyerek bir nimeti bu milletin durmadan kafasına vurmakta olduğuna işaretle bir tarihî hakikati açıklamış, «İnönü bu memleketi harbe sokacaktı, fakat hâdiseler sokmadı.» demiş ve sözlerine şöy­le devam etmiştir:

^Şimdiye kadar sustuğum bu hakikati, kendisinin İsrarlı propagandaları üzerine işte bugün ortaya koyuyorum; Halk Partisinin zabıtlarını ortaya çıkarsın ve eğer imkân görüyorsa tekzip etsin. 1940 da Fransa düşmezden beş on .gün evvel bizi harbe sokuyordu. Bunun için de her türlü hazırlık­lar tamamlanmış, nutuklar hazırlanmış, bazı mebuslar evvelden hazır­lanmış olan bu nutukları söylemek üzere memleketin muhtelif vilâyet­lerine yola çıkarılmıştı. Bu meyanda bana da Eskişehir'e gitmek vazife­sini vermişti. Türkiye, harbe girecek ve o gün memleketin dört köşesin­de evvelden hazırlanmış olan bu nutuklar söylenecekti. Tam bu sırada Fransa düştü, Türkiye de harbe girmekten bu suretle kurtuldu, Ondan sonra da eğer Türkiye yine harbe girmedi ise harbin mantıki bu tarafa gelmediği için girmedi. Eğer gelse idi ve bu iki muharip taraftan birinin menfaatine uygun düşse idi, ismet Paşa, bu memleketi harbe sokmaktan koruyabilecek adam değildi. Biz, harbin yolunun dışında idik ve dışında kaldık. Hakikat iste budur. Fakat onlar artık övünülecek birşeyleri kal­madığı için, biz sizi harbe sokmadık» diye övünmekte ve böylece bir boz­guncu ruh'haleti içinde bulunmakta idiler.

Erzurum nutkunda ordumuz hakkındaki sözlerimi tekrara devam edi­yorum. Dedim ki, «bir 1950 yi hatırlayınız, bir de Kore'yi gözlerinizin ö-nüne getiriniz.» bu da yalan mı? Kore kararı münasebetiyle, bir tugayın değil, hatta bir taburun bu memleketi hudutları dışına çıkması bu mem­leketin emniyetine dokunur, 5.000 kişinin noksanı bu memleketin mü­dafaasını zayıflatır, diyorlardı. Bu hususta kendisinin bir beyanatı var­dır, alsın ve bir kere daha okusun. İşte onlar, böyle bir bozguncu ruh ha­letini yayıyorlardı. Söylediklerimi tekrara devam ediyorum: «Ordumu­zun en üstün neticeler, alabilecek bir kuvvet olduğu Kore'de sabit oldu.» soruyorum. Yalan mı? Bir bu bozguncu ruh haletini düşününüz, bir de Kore harbinden sonra Türk milletinin ordusuna karşı beslediği güvene bakınız. Bunlar ayni mıdır? Bugün hepimiz. Kore tugayımızın neslinden olmakla iftihar etmiyor muyuz? Kore'ye ilâç göndermek isteyen, Kore kararma bu derece şiddetle muhalefet eden kendisi bile bugün Kore'den bahsederken «Kore destanı» diyor. Bunu ona Allah Söyletiyor.

Erzurum'daki nutkumda yine dedim ki: «Şayet Kore'den kaçınmış ve müşterek emniyet mefhumunun sarsılmasına, hatta yıkılmasına sebebi­yet vermiş olsaydık, Türkiye'nin müdafaası, Erzurum'un müdafaası haki­katen güçleşirdi. Fakat mütearızm cesareti Kore'de kırılmıştır. Türk or­dusu, hudutlarımızın çok ötesinde taarruzu kırmış, memleketimizi taar­ruzdan masun bırakmıştır. «Bunlar da mı yalan? Bütün bunlar, şanlı, kahraman ordumuzu Öve öve söylemiş sözler değil midir? Fakat millî jurnalci, Erzurum nutkunu görmemiş olan vatandaşların ruhuna, seçim­lere kadar üç gün için dahi olsa, bir zehir salmak peşindedir. Bunun için yalan söylüyor.

Başvekil Adnan Menderes, Samsun'da 30 bin kadar vatandaşın iştirak et­tiği bu toplantıda, Büyük Millet Meclisi Reisveküi Tevfik İleri, Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve Maliye Vekili Hasan Polatkan'dan sonra al­kışlar arasında söz almış, evvelâ Maliye Vekilinin Halk Partisinden mil­lete ait olduğu için geri alman emvalinden bahsederken bir bakıma Halk

Partisine âdeta iltimas eder gibi konuştuğunu kayıt ile bazı tavzihlerde bulunmuştur.

«Maliye Vekili bu mevzu ile alâkalı kanunlardan bir tanesi hükümlerine göre, Kalk Partisinden 986 bina, 5 sinema, 32 mağaza, 168 arsa, 2 zeytinlik, ve 11 bahçe, ikinci kanunun hükümlerine göre de 104 bina, 1 konak, 2 mat­baa, 4 kahvehane, 1 han, 11 dükkân, 4 karakol, 2 mescit, 1 kilise, 114 arsa, 19 tarla ve 12 bağ bahçe geri alındığını söylemiş «bir siyasî pertinin elin­de bu gibi mallar nasıl mevcut olabilir» sualini sormuş, 1933 den 1950 ye kadar Halk Partisinin halkevlerine yardım namı altında bütçeden, husu­sî idarelerden ve belediyelerden 48,5 milyon lira almış olduğunu tasrih etmişti.

Başvekil, işte Maliye Vekilinin izahatındaki bu son nokta ve rakam üze­rinde durmuş ve demiştir ki: Bu rakamın eksik olduğunu söylemek mec­buriyetindeyim. Bu paralar, miktarları tesbit olunabilenlerdir. Fakat bun­ların milletten aldıkları paraların yekûnunun yalnız 48,5 milyon lira ol­duğuna inanmak imkânsızdır. Halkevleri geri alındığı zaman, Halk Par­tisinin Genel Sekreteri 400 milyon liralık malımızı aldılar, diye durma­dan tazallüm ediyordu. Bunlar, bazıları iki üç milyon lira kıymetinde ol­mak üzere 1201 parça gayri menkuldü. Son kanunla millete iade edilenleri de elli milyon lira kıymetinde olarak hesap enersek, yekûnu 450 milyon lira eder. Ayrıca Halk Partisinin bunca sene su gibi harcadığı paralar da -vardır. Onların devlet idaresi kadar geniş bir genel merkezleri vardı. 20 mebus şenel kurul âzası olarak ayrıca tahsisat alır, ayrı kâtipler kulla­nırdı. Teşkilâta dağıttıkları paralarla beraber bu masraflar, senede 8-10 milyon liradan yirmi senede iki vüz milyon eder. Bunların da hepsini cem edersek asgarî bir hesapla 650 milyon lira tutar. Bugün de balâ pa­ra sarfetmektedirler. Bu paralar da eskiden kaçırıp sakladıkları paralar­dır. Yoksa bunların, teberru ile mi, azasının verdiği aidatla mı yaşadık­larını sanıyorsunuz?

İşte bütün bu sebeplerledir ki Malive Vekili Poîatkan bu bahis üzerinde konuşur ve 48,5 milyon lira derken Halk Partisine âdeta iltimas etmiş bu­lunmaktadır.

Başvekil, bundan sonra, Halk Partisi Genel Başkanının Kayseri ve Sivas nutuklarından bazı parçalar okuyacağını söylemiş, bunları bilmekte ve yaymakta fayda olduğunu kaydetmiş, «böylece millî jurnalcinin propa­gandacılığını yapacağım, fakat arkasından cevaplarını da vereceğim» de­miştir. Başvekilin bu mevzuda söylediklerini şöylece hülâsa etmek müm­kündür.

«Seçim mücadelelerinin bir faydası da insanın içinde gizlediklerini dök­mesine imkân vermesidir. O da kalbinde ne varsa çıkarsın. Fakat İstanbul nutkundan beri yeni bir şey söylemiyor, yazılıp eline tutuşturulanlardan başka bir şey söyler de belki bir gaf yaparım korkusu ile acemi dâva vekili gibi mütemadiyen ifadei sabıkamda ısrar ediyorum, diyor.

İktidar, 1954 senesine muhalefet partilerini kötürüm edecek hukuk ve adalet dışı tedbirleri tatbik ederek geldi, iddiasındadır. Bu sözlerle, mîl­letin imimi millete iade eden kanunları kastediyor. Bu kanunlarla adalet yerine gelmiştir. Halk Partisi simdi kötürüm mü? Olsa olsa. sekiz senedir fedakâr evlâtlarının gayretleri ile yaşamakta olan Demokrat Partinin haline düşmüştür. Biz, kötürüm müyüz? Bir de Millet Partisi hakkındaki adalet kararma temas etmek istiyorsa da mahkeme kararı olduğu için bunu açıkça yapamıyor. Bu o kadar kanuna uygundur ki, mahkeme ka­rarı para cezası da verdiği için temyiz yolu açık olduğu halde bizzat Mil­let Partisi bu kararı temyiz etmemiştir.

Biz. 1920 den 1954 e kadar zorbalarla mücadele ettik, diyor: Asıl siyaset zorbası, memlekete bir Ölüm sükûtu getirmiş, milletin reylerini çalıp ken­disini haksız yere mebus ve reisicumhur yaptırmış olan kendisidir. Ata-türkün gölgesinde iş başına geçtikten sonra bu memleketi bildiğiniz hale getirip bırakmıştır. Zorbalarla mücadele devresi içine 1950 den 1954 e kadar bu son devreyi de koyduğuna göre, Türk milletinin rey ve irade­siyle iktidara gelmiş olanlar da onun için zorbadır. Ben, vatandaşların omuzlarında hâlâ jandarmalarının kırbaç lekeleri vardır, dedim. Yalan mı söyledim? Ona göre, bizim etrafımızda cellâtlar varmış. Kendisinden soruyorum, eğer zerre kadar haysiyeti varsa bunların kim olduğunu söy­lesin.

Yine ona göre af kanununu biz kendimiz için çıkarmışız. Halbuki bu ka­nunu çıkarırken tek niyetimiz, bir devri sabık yaratmamaktı. Af kanunu maziye aittir. Biz 1950 de ne cürüm işledik ki o kanundan istifade edecek­tik? Af kanunu çıkıncaya kadar olan devrede her türlü rezaleti yapanlar kendileri idi.

1920 denberi memleket dâvaları ile uğraşıyorum, benim mesleğimden ye­tişen adamlar ölümden korkmaz diyor. Onu ölümle kim tehdit etmiştir?

Tam bir emniyet ve hürriyet havası içinde memleketi bir hürriyet ve adalet havarisi gibi dolaşıp durmaktadır. Ya kendi mesleğinden yetişmiyen Türkler, ölümden korkarlar mı? Türk milleti karşısında ben harp meydanından geliyorum diye Övünülmez. Asker olduğunu, harpten gel­diğini bir imtivazmış gibi ileri süren bu insan, bütün Türk milletinin baş­tan başa asker olduğunu bilmiyor mu? Biraz yaşlıcalarmız arasında har­be gitmemiş bir tek kişi var mıdır?

Nutuklarında, biz iktidara gelirsek bizden korkmasınlar diyen bir kısım da var. Sanki hakkımızda umumî af çıkarıyor. Bizim neden korkumuz olacakmış? Bu vatanda biz hiçbir kimseyi kendisine ayrıca teminat ve­rilmek ihtiyacında bulmadığımız gibi biz kendimiz de kimseden teminat istemyoruz. Buna ihtiyacımız yoktur.

Konuşmalarının başka bir yerinde her şeyden belli ki darlık içinde çır­pmıyorlar, diyor. Bundan kurtulmak için de bütün kaynaklarımızı gider ayak sağa sola serpiyormuşuz. Hangi servet kaynağını kime verdik, söy­lesin. Memleketimizi, üç buçuk senede, askerlikçe iki misline, dış ve ic emniyetçe iki misline, iktisatça iki misline çıkardık. Millî gelirimiz, bir misli arttı. Bir vatana bir vatan daha kattık. Devlet gelirlerinde 1950 ye nazaran her gün 4 milyon lira bir fazlalık vardır. Bütçemiz, iki misline çıktı. Damlığımız bu mudur?

.Yabancı sermaye bahsinde, yabancılar Türkiyede ziraat de yapabilecek­lerdir, diyor. Evet öyledir, biz istersek yapacak, istemezsek yapanııya-caktır. Anahtar bizim elimizdedir. Meselâ Hollandalıların çok güzel cins inekleri vardır, bir Hollandalı gelip de ben iki bin dönüm arazi istiyo­rum, orada bu cins hayvan yetiştireceğim, damızlık olarak ta dağıtacağım, derse bunu elbette memnunlukla karşılayacağız. Gelecek her teşeb­büs, hükümetin, Meclisin ve umumî efkârın kontrolü altındadır. Memle­ket satılacak da, hükümet, Meclis ve halk efkârı gözlerini mi kapayacak?

Yine diyor ki bizim iktidar, gül gibi topraklarımıza Afrika kabilelerinin kovduğu yabancı sermayeyi getirmek istiyor. Yani bizi Mau Mau'lara benzetiyor. Biz Mau Mau muyuz? Oradaki yabancı sermaye bizdeki gibi değildir. Bizim şartlarımız meydandadır. Eğer beğenirsek, millî menfa­atlerimize ve iktisadî kalkınmamıza uygun olduğunu görürsek, o zaman alırız. Aksi takdirde sokmayız, kanun bu hususta sarihtir ve kat'î mahi-yetli hükümleri ihtiva etmektedir. Bunu bile bile anlamamazlıktan geli­yor. Öte yandan, petrollerimizi de elbette çıkaracağız ve bu servet kay­naklarımızdan, süratle istifade etmesini bileceğiz. O bizi bundan mahrum etmek emelindedir.

Nihayet onun iddiasına, göre biz bu kanunları gider ayak çıkarmışız. Aca­ba gideceğimizi nereden biliyor? Gece karanlıkta kalan çocukların kor­kularını gizlemek için şarkı söylemeleri gibi konuşuyor. Bizim İktidardan gidip gitmiyeceğimiz, önümüzdeki seçimlerin neticesi, Türk milletinin takdirine kalmıştır. Onu, Türk milletinden başka kimse bilemez.»

Reisicumhur Celâl Bayarın Diyarbakır nutku:

— Diyarbakır :

'Reisicumhur Celâl Bayar, bu sa'bah Diyarbakır meydanını doldurup ta­şıran muazzam halk kütlesine hitaben çok mühim bir nutuk söylemiştir. Her cümlesi ayrı ayrı sevgi tezahüratiyle karşılanan bu nutukta Reisi­cumhurumuz, Şark vilâyetlerimizi alâkadar eden ehemmiyetli meselelere temas etmiştir.

Sayın Bayar, nutkuna muhalefet zamanında söylediklerini hatırlatmakla başlamış ve halka şunu sormuştur :

«O zamanlar size söylediklerim bugün hakikat sahasına intikal etmiş mi­dir?» .

Bu suale muazzam vatandaş kütlesi hep bir ağızdan uğultu halinde : «Etmiştir, yaşa, varol» diye cevap vermiştir. Bayar sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Seçimlere başladığımız şu sırada, devlet (reisliği vazifesinin bitmekle olduğu şu anda, sizlerle konuşmayı, yapılanları izah etmeyi kendim için vicdanî bir vazife telâkki ettim.»

Bundan sonra sayın Bayar, Şarka ait meselelerin geniş bir izahını yapa­rak şöyle söylemiştir :

«Muhalefette iken size demiştim ki: Vatanımızın Şarkı ve Garbı yoktur.

O, kül halinde mukaddes bir varlıktır. Bu kül halindeki mukaddes varlık içinde yaşayan bütün insanlar hukuk ve vazife bakımından tam.bir mü­savata sahiptirler. Biz,    memleketimizi böyle biliyoruz, böyle mütalâa  ediyoruz. Bütün yurtdaşlanmızm talihleri tefriksiz olarak   müşterektir.

Hepimizin müşterek ananelerimiz vardır. Şerefimizi, hürriyetimizi ve mil­lî istiklâlimizi bu esaslar dahilinde müşterek vatanın içnde bulacağız. Bu vatan bir tehlikeye maruz kalırsa hepimizin mukaddes bildiğimiz bu esas­lara herhangi bir taraftan bir taarruz vukubulursa, hep beraber müdafaa

edeceğiz. O zaman mukaddes bayrağın altında birleşerek cesaretle, şeca­
atle memleketimizi koruyacağız. Tarihimiz bu noktadan da çok şehametli
vakaların misalleriyle doludur. Hep biliyorsunuz, bilhassa Şark vilâyet­
lerimiz coğrafî durumları itibariyle en fazla taarruza maruz kalmıştır.
Fakat her defasında sizler ve mübarek ecdadınız her şeyi bir tarafa bıra­
karak mallarını, canlarını istihkar ederek bu güzel vatanı müdafaa etmiş,

bütün kahramanlığı ile düşmanın karşısına dikilerek ona, «hayır geçemez­sin» demişsinizdir.»

Sayın Bayarın bu sözleri meydanı dolduran halk tarafından uzun uzun alkışlanmıştır ve hele «müşterek millî gayeler önünde takip edilecek tek siyaset, Türk vatanı adını alan bu mukaddes topraklarda yaşayan bütün vatandaşların külfette olduğu kadar, nimette de müsavi olmaları lâzım, gelir. Bu, hemmizin tabiî hakkımızdır» dediği zaman heyecan son haddini "bulmuştur. Sayın Bayarm bu sözlerini şöyle hülâsa etmek kabildir:

Tarihten anlıyoruz. Bu vatanın külfetlerine de bu vatanın evlâtları her zaman şitap etmişler ve millî vazifeleri daima kahramanlıkla omuzlarına almaktan bir an olsun geri kalmamışlardır.

Reisicumhurumuz bu sözleriyle memleketimizin daima millî vahdet içinde olduğunu izaha çalıştığını beyan etmiş ve şunları ilâve etmiştir :

«Memleketimiz bugünkü millî tesanüt içinde yaşamağa devam edecektir ve biz onun bekçisi olacağız. Sizlerin irade ve ilhamınıza daima kulak ve­receğiz ve bu irade ve ilhamlar bize memleket idaresinde rehber olacak­tır. Eğer biz icraatımızla bu güzel vatanın saadetini ve bu aziz milletin refaha kavuşmasını temin etmişsek, kendimizi dünyanın, en bahtiyar .adamları sayarız.»

^Bundan sonra sayın Bayar, Diyarbakıra müteaddit defalar geldiğini, Di­yarbakırlılarla muhtelif konuşmalar yaptığını, bu konuşmalarda maarif­ten bahsettiğini hatırlatmış ve şunları ilâve etmiştir :

«Size o zamanlar da demiştim ki: Şark illerimiz diğer yerlere nazaran maarifte geri kalmıştır. Biz bu mesafeyi, bu boşluğu doldurmağa çalışaca­ğız. Bu böyle olmuş mudur, olmamış mıdır? Size rakamlarla hakikati söy-liyeceğim. Hükmü sizler vereceksiniz.»

"Müteakiben sayın Bayar, maarif sahasındaki faaliyetlere dair rakamlar vermiştir. Bunları şöyle toplamak kabildir:

Bütçemizde 1950 senesinde umumî maarif için ayrılan miktar 177 milyon 500 bin liradır. 1954 te bu miktar 260 milyon liraya çıkmıştır. Maarif büt­çesindeki bu artış hükümetimizin maarif siyasetimize ne kadar büyük bir ehemmiyet verdiğini göstermeğe kâfidir. Maarife yaptıklarımızı, maarife tahsis edilen parayı bir de Doğu vilâyetlerimiz itibariyle mukayese eder­sek, aradaki boşluğun nasıl bir gayretle doldurulduğu görülür. 1950 senesiyle 1954 yıllarında okul inşaatı ve tamiratı için Şark vilâyetlerimize ve-
Tİlen tahsisat yekûnu şöyledir :

İlk öğretimde 21 milyon 300.000 lira,

Orta öğretimde 4 milyon 500,000 lira,

Teknik öğretimde 3 milyon 500,000 lira, ki ceman 29 milyon 300,000 liradır..

Sayın Bayarın vermiş olduğu bu rakamlar bundan evvelki zamanda sarfedilen paralarla mukayese edildiği zaman, Şark vilâyetlerimize maarif hususunda ne büyük bir ehemmiyet atfedildiğini göstermeğe kâfidir.

Reisicumhurumuz sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Görüyorsunuz ki biz maarif meselelerinde de Şark ile Garp için iki ayrı. mefhum tesbit etmekten uzak kaldık. İstiyoruz ki bu vatan üzerinde ya­şayan bütün evlâtlarımız maarifin nurundan ayni şekilde seyyanen feyz alsınlar. Biz maarif meselesini Şark vilâyetlerimiz için yalnız ilk ve orta: öğretim olarak ele almış değiliz, ayni zamanda buralarda yüksek tahsil müesseselerinin kurulmasını da hedef ittihaz ettik. Bu münasebetle Şarkta bir Atatürk üniversitesi kurmağa karar vermiş, bu husustaki kanunu Mec­listen çıkarmış ve hazırlıklara da başlamış bulunuyoruz.»

Reisicumhurumuz Şarktaki Atatürk üniversitesinin kuruluşunun ilmî ve amelî esaslara istinat ettirileceğini, Maarif Vekâletinde bu hususta salahi­yetli ve mütehassıs kimselerden mürekkep bir heyetin çalışmakta oldu­ğunu, bu heyetin Amerikadan getirilecek mütehassıslarla ve âlimlerle de takviye edileceğini bildirmiş ve bu hususta etraflı izahat vermiştir. Bu izahata göre, üniversitenin bir kısmı mühendis koleji olarak Diyarbakır -da kurulacaktır. Erzurumda Güzel Sanatlar Fakültesi, Elâzığda Ziraat ve Fen Fakültesiyle Orman Araştırma Enstitüsü, Vanda Sosyal İlimler Fa­kültesi tesis edilecektir. Bu hususta hazırlıklara başlanmıştır.

Sayın Bayar «Bu üniversite sizlerin ve evlâtlarınızın hizmetine amade olacaktır» dediği zaman maarif nuruna susamış olan bütün Diyarbakırlı­lar kendisini uzun uzun alkışlamışlardır.

Reisicumhurumuz müteakiben memleketimizin en mühim sosyal ve ikti­sadî meselelerinden biri olan toprak meselesine de esaslı bir surette temas etmiş ve muhtelif yerlerde toprak tevzii hususunda yapılan faaliyeti izah ederek rakamlar vermiştir. Bu rakamlara göre, Türkiyede 1945 ten 1950 ye kadar 751,500 dönüm toprak tevzi edilmiştir. Mer'a tevziatı buna dahil değildir. Halbuki buna mukabil 1950 senesinden 1954 ün Nisan ayma kadar tevzi edilen toprak 6 milyon 800.000 dönümdür. Ayrıca 4 milyon 500.000 dönüm mer'a dağıtılmıştır. Aradaki fark muazzamdır. Reisicumhurumuz toprak tevziinden faydalanan aileler hakkında da bir istatistik vermiştir. 1950 den evvel toprak dağıtılan ailelerin adedi 15.450 iken bu miktar 1950 den sonra 140.700 e çıkmıştır. Sayın Bayâr, bu mesele üzerinde ehemmiyet­le durduğumuzu, çünkü iktisadî ve içtimaî meselelerimizden birinin de bu olduğunu söylemiştir. Şark vilâyetlerimizde bu mesele üzerinde ehemmi­yetle durulması lâzım geldiğini ve bu vilâyetler halkının buna lâyik ol­duğunu ehemmiyetle tebarüz ettirmiştir. «Bu husustaki prensibimiz dev­let elindeki araziyi tereddütsüz vatandaşlarımıza dağıtmaktır. Buna de­vam edeceğiz Ayni zamanda mülkiyet hakkına ve tasarruf hakkına riayet etmek şartiyle topraksız vatandaşlar toprak sahibi olacaklardır.)) demiştir.

Sayın Bayar, «Biz hangi sınıftan olursa olsun bütün vatandaşların tabiî ve silevî haklarını korumak için tedbirlerimizi almış bulunuyoruz.» dedikten sonra bugünkü iktidardan evvel Şark vilâyetlerimiz için hazırlanan prog­ramdan bahsetmiş, bunun için ancak 10-15 milyon lira arasında bir para tahsis edildiğini bildirmiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Biz iktidara geldikten sonra onların vaktiyle pek büyük gördükleri prog­ramı bir tarafa bıraktık. Bunun üzerine «yeni iktidar Şark vilâyetlerimiz için bizim yaptıklarımızı bozuyor» dediler ve bu mevzuda çok söz söyle­diler. Fakat ben şimdi Şark vilâyetlerimiz hakkında neler yaptığımızı ra­kamlarla gözlerinizin önüne sereceğim. O zaman hükmü siz vereceksiniz. Bu söyliyeceklerimin mühim bir kısmı yapılmıştır. Bir kısmı inşa halin­dedir. Bir kısmı da ihale edilmiştir.»

Sayın Bay arın verdiği izahata göre, Şark vilâyetlerimiz için yapılanlar muhtelif işletmelere göre şöyledir :

Türkiye çimento sanayii 62 milyon lira, Türkiye Şeker Fabrikaları 74 mil-von lira. Etibank 26 milyon 500.000 lira, Sümerbank 12 milyon 500,000 lira, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü 35 milyon lira. Yekûn:  210 milyon

"lira.Eski programdaki 10 - 15 milyon lira ile bugün tahsis edilen 210 milyon lira arasındaki muazzam farkı vatandaşlar takdir edeceklerdir. Bütün bun­lar Sark vilâyetlerimizin iktisadiyatına tahsis edilmiştir. Sayın Bay ar şöy­le devam etmiştir :

«Ben bu hususta sözü fazla uzatmak istemiyorum. Çünkü, bütün hakikat­ler vatandaşlarımızın gözü önündedir. Ben Diyarbakırı biraz evvel de söy­lediğim gibi çok ziyaret ettim. Fakat bu defaki ziyaretim bende çok mü­him  bir tesir yaptı. Tavyare meydanından itibaren her geçtiğim yerde güzel şehrinizi hayranlıkla seyrettim. Müşahedelerim   beni   bahtiyar et--miştir. Yeni kurmakta olduğunuz şehir dünyanın en ileri memleketlerinde dahi ancak bu şekilde mamur ve güzeldir.»

Reisicumhurumuz bundan sonra vatandaşların kazanç seviyelerinin artmış olmanın bunda mühim bir tesiri olduğunu izah etmiş ve şöyle demiştir:

«Eğer vatandaşlar kazanmamış olsalardı, eğer memlekette kendilerini em­niyet içinde görmemiş olsalardı, paralarını bu eserlere yatırırlar mıydı? 'Bütün bunlar vatandaşların refaha doğru gidişlerinin heykelleri, âbidele­ridir. Biz vatandaşlarımızın kazanmalarını, çoluklariyle çocuklariyle mesut ve müreffeh olmalarını isteriz. Bunu burada yakinen görmek benim için "büyük ve millî bir zevk olmuştur. Bunun yanı başında benim manevî zev­kim de oksanmıştır. Sayın Diyarbakırlılar bana ve refakatimde bulunan arkadaşlarıma müstesna bir hüsnü kabul göstermişlerdir. Ben bu toplan­tılardaki kalabalığın ehemmiyetini bilirim. Fakat daha ziyade teveccüh eden nazarlara dikkat ederim. Bütün nazarlar muhabbetkâr idi, samimî idi. Beni bir devlet reisi olarak karşılayabilirdiniz. Büyük bir kalabalık "halinde gelebilirdiniz. Ama sizi bu muhabbeti, bu yakınlığı ve bu dostluğu göstermeğe icbar eden hiçbir sebep yoktur. Ancak tek sebep vardır: De-înek ideallerimiz müşterektir. Düşüncelerimiz müşterektir. Memleketimi­zin neresinde olursa olsun bu bayrağın altında yaşayan milletimizin efradı-3iı teşkil eden her insana yardım elimizi uzatmak vatanın imarı için, refahı için gayretlerimizi teksif eylemek bizim zevkimiz ve ayni zamanda kuvve-timizdir. İdeal ve fikir beraberliğinin neticesi olarak göstermiş olduğunuz, bu muhabbet ve yakınlıktan bahtiyarım. Size bilhassa teşekkür ederim.»

Reisicumhurumuz bundan sonra, Şarkın silahlanmakta olduğu hakkında, ortaya atılan sözlere temas etmiş ve demiştir ki:

«Zaman zaman kulağımıza aksediyor. Şarklı vatandaşlar silâhlanıyorlar.

Bunu güya hükümetin aczine atfediyorlar. Silâhlanmak suretiyle buralar­da sanki gayri tabiî bir hal varmış gibi bir şüphe yaratmak istiyorlar. Bu adî ve basit bir politikacılıktan başka bir şey değildir. Hükümet her za­man masum insanların haklarını müdafaaya muktedirdir. Garpte olduğu gibi Şaricta da vatandaşlarımdan, asayişi ihlâl edebilecek bir hareketin vukuuna ve hattâ vuku bulacağına ben asla inananlardan değilim.»

Sayın Bayar müteakiben irtica mevzuuna temasla demiştir ki:

«Bazıları münakaşa ediyorlar. Şarkta irtica olur mu, olmaz mı?» Böyle bir suale bütün Diyarbakırlılar hep beraber «olmaz» diye cevap vermişlerdir.

Sayın Bayar sözlerine şöyle devanı etmiştir :

Elbette olmaz, bunda sizinle tamamiyle beraberim. Din mukaddes bir mef­humdur. İnsanların vicdanlarında kemal bulur ve herkes mukaddes dinin­den dolayı ancak Allah ile karşı karşıyadır. Buna şunun bunun müdaha­lesi asla caiz değildir. Bilhassa tarih boyunca birçok münevver insan ye­tiştirmiş olan Diyarbakırda böyle bir şey düşünülemez. Bir insanın hem ailesini, hem kendisini perişan edecek ve memleketin yüksek menfaatle­rini ihlâl eyliyecek bir hareketin, siz vatandaşlarımdan sadır olabileceğine biz asla inanmıyoruz. Sizi bundan tenzih ederim.»

Sayın Bayarın yukarıya hülâsa olarak aldığımız bu sözleri Diyarbakırlılar tarafından uzun uzun alkışlanmıştır.

Reisicumhurumuz müteakiben bu bölgenin esaslı bir derdi olan sulama iş­lerine temas etmiş ve demiştir ki:

«Eğer bu derdiniz esaslı bir surette ıslâh edilecek olursa, toprağınızın fe­yiz ve bereketi dört beş misli artar. Biliyorsunuz, memleketin muhtelif nehirlerini ıslâh etmek, barajlar yaptırmak, bunlardan elektrik istihsal etmek suretiyle milletimizin emrine verdik. Bu nehirler üzerinde çalışır­ken Dicle ve Fırat'ı da dikkate almak bizim millî vazifelerimizdir. Fakat bu hususta icraata geçmeden evvel etüdlerin yapılması lâzımdır. Nafia Vekâleti Dicle ve Fırat mevzularını ele almıştır. Bunların nasıl en kısa bir zamanda sizin istifadenize arzedileceğini tetkikle, bu meseleyi etüd etmekle mşguldür.»

Sayın Bayarm Dicle ve Fırat üzerinde yapılan etüdlere dair vermiş oldu­ğu bu malûmat halk tarafından uzun uzun alkışlanmıştır.

Reisicumhurumuz, bundan sonra takip edilen politika itibariyle her va­tandaşın mesut ve müreffeh olması için çalışıldığını, vatandaşlar arasında, hiç bir sınıf, meslek, zenginlik ve fakirlik farkı gözetim ediğini söylemiş ve şöyle devam etmiştir :

«Sizden bir ricam var: Şimdi hepiniz ayrı ayrı başınızı ellerinizin arasına alıp yalnız vicdanınızın sesini dinleyiniz. 1950 den evvelki vaziyeti düşü­nünüz. O zaman ne idik, iktisadî sahada, maarif sahasında, hürriyetleri­mizin kullanılmasında nasıl bir vaziyette idik, bugün nasılız, diye düşü­nünüz. Kararınızı ona göre veriniz. Unutmayınız ki bugün, yarının, istikbalin rehberidir. Eğer 1950 den evvelki hayatı beğenmiş iseniz vicdanınız­dan gelen ses bu yolda ise, millî vazifenizi ona göre yapınız. Eğer 1950 den sonraki vaziyeti beğeniyorsanız yine vicdanınızın sesine uyunuz ve reyle­rinizi öyle kullanınız. Rey verirken bu vazifenin mesuliyetini duyunuz. Çünkü reyini kullanan vatandaş sandık başında en büyük bir mesuliyetle başbaşadır. Onun verdiği reyle bu vatan ya mesut olur, ya bedbaht olur.

Sevgili vatandaşlarım, biz daima mesut olacağız. Bu sözlerimle size millî iradeyi kullandığınız zaman nasıl bir mesuliyetle karşı karşıya buluna­caksınız, onu anlatmak istiyorum.»

Sayın Bayar sözlerini Diyarbakırı ziyaret ettiğinden dolayı derin bir bah­tiyarlık duyduğunu söyliyerek ve herkese ayrı ayrı teşekkür ederek bi­tirmiştir. Reisicumhurumuzun bu konuşması dakikalarca süren alkışlarla karşılanmıştır.

Müteakiben İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı söz almıştır. Sıtkı Yırcalı, Di­yarbakırlı vatandaşların büyük bir alâka ile dinledikleri konuşmasında, milletin serbest" reyîeriyle iktidara gelmiş olan hükümetin içinde vazife almış bir insan sıfatiyle Diyarbakırlıların gösterdikleri samimî ve candan alâkaya hükümet adına minnet ve şükranlarını arzetmeyi bir vazife say­dığını bildirmiş, bir müddetten beri Reisicumhurumuzla birlikte dolaştık­ları her yerde müşahede ettikleri heyecanın aynisine Diyarbakır d a da te­sadüf ettiklerini ilâve ederek demiştir ki:

«Bir defa daha ifade edebilirim ki, Demokrat Parti iktidarı memleketin Şarkını, Garbını, Şimalini, Cenubunu bir ederek, vatandaşların bütünlü­ğünü siyasî sahada sağlamağa muvaffak olmuştur. Bugün Demokrat Parti, gerek muhalefette ve gerekse iktidardaki hizmetleriyle her sınıfa mensup olanlara fark gözetmeksizin ayni heyecanı vermiş bulunmaktadır. Mah­rumiyet farkı denilen sebepleri ortadan kaldırmıştır. Milletimiz topyekûn, teker teker kendisine sahip olmak, millî hâkimiyet bayrağını elinde tutmak suretiyle siyasî kaderini tesbit etmiş bulunmaktadır.»

Sıtkı Yırcalı sözlerine devamla, Türk milletinin bir taraftan siyasî kade­rini eline alırken, diğer taraftan da iktisadî bütünlüğünü temin için der­hal faaliyete geçtiğini ve milletten ilham ve cesaret alan bugünkü ikti­darın vatandaşın alın terini ve emeğini kıymetlendirmek yolunda her türlü gayreti sarfettiğini bildirerek «bugünkü iktidar vatandaşın rahatı­na ve kazancına ortak olmak zihniyetini bir tarafa bırakarak, derdine ve kaderine iştirak zihniyetini yaratmıştır» demiştir.

Daha sonra İşletmeler Vekili, iktisadî kalkınma .sahasında elde edilen neticeleri anlatmış ve bugüne kadar yapılanların, yapılmak istenilenlerin bîr tablosunu çizmiştir.

Bundan sonra belediye meydanını dolduran vatandaşların coşkun teza­hüratı arasında Reisicumhurumuz ve refakatindeki zevat, Şayak fabrika­sının açılış merasimine gitmişlerdir. Fabrikanın bulunduğu mevkie kadar yol boyunca toplanan halk, Reisicumhurumuzu muhabbetle selâmla-mıştır1.

Başvekil Menderesin İzmir konuşması:

25 Nisan 1954

— İzmir:

Başvekil Adnan Menderes, İzmirde 9 Eylül meydanında yaptığı konuş­maya, büyük meydanı ve civar caddeleri hıncahınç dolduran yüz bin ki­şilik vatandaş topluluğunun heyecanlı ve sürekli tezahürlerine teşekkür ederek başlamış ve şöyle demiştir :

«Göstermekte olduğunuz büyük muhabbet ve alâkadan dolayı sizlere kalblerimizin bütün minnet ve şükranlarını arzetmeyi kendime zevkli bir vazife bilmekteyim. Hiçbir propaganda maksadiyle değil, sırf sizlere kar­şı olan derin şükran borcumu ödemek için, Türkiyede şimdiye kadar bu kadar muhteşem bir toplantıya hitap etmek bahtiyarlığına mazhar olmuş bir insan bulunmadığını tahmin ettiğimi söylemek isterim. Gösterdiğiniz bu heybetli manzara ile, dört senelik iktidar devresindeki icraat ve faa­liyetimizden sonra Demokrat Partiye itimadınızın ne derece kuvvetlen­miş bulunduğunu bütün Türkiyeye ve bütün dünyaya ispat etmiş olu­yorsunuz.

Başvekil Adnan Menderes, seçimler arifesinde vatandaşlardaki heyeca­nın büyük olduğunu, bunda karşı taraftaki! erin seçim mücadelesinde si­yasî tenkit hudutlarını çok-aşarak düpedüz hakaret ve iftira mahiyetini alan ağır hücumlarının hissesi bulunduğunu kaydetmiş ve sözlerine de­vamla demiştir ki :

«Ben onlara cevap vermek için huzurunuza gelmiş değilim. Demokrat Partiye ve onun temsilcilerine pervasızca vatanı satıyorlar, diyenlere karşı cevap vermeyi partimiz ve şahsımız için bir zül addederim. Burada konuşurken, sözüm onlara değil, sizlere, Türk milletinedir. Bu müteca­vizlerin az dahi olsa bırakacakları zehirli tesirlerden vatandaşlarımı ma­sun bulundurmak vazifemizdir. Şimdi onların bize yaptıkları ağır haka­retleri burada huzurunuzda tekrar edeceğim ve Türk milletine şikâyet edeceğim. Milletin iradesi ile ve kahir bir ekseriyetle vazife başına gel­miş ve vatan vazifesini yapmakta bulunmuş olanlara karşı bu derece per­vasızca hakaret etmek reva değildir. Bir iktidara, bir hükümete «Sen va­tanı satıyorsun» demek, o memleketi ihtilâle sevketmektir. Eğer bu insan­ların kanaatleri bu idi ise, Büyük Millet Meclisinde dört sene karşı kar­şıya idik. Bunu orada apaçık söylemeleri ve mücadeleyi orada yapmaları lâzım gelirdi. Bugün seçim heyecanından istifade maksadiyle ve ne ko-parabilirsem kârdır düşüncesiyle bu şekilde hareket etmelerini Türk mil­leti huzurunda protesto ediyorum. Hiç bir Türk hükümeti vatanını sat­maz. Bunlar ne biçim insanlardır ki bu memleketin serbest reylerinir" seçtiğiniz evlâtlarına, delilsiz ve mesnetsiz, pervasızca mütemadiyen kam çalmakta ve kör olası ihtiraslarını doyurmak için tecavüz ve hakaretin en büyüklerini yapmaktadırlar.

Şimdi sizlere bunların iddia ve iftiralarından bahsedeceğim. Aynen nak­lediyorum. Diyorlar ki: «İktidar, 1954 senesine nuhaîefet partili kötürüm edecek hukuk ve adalet dışı tedbirleri tatbik ederek seldi. kanunları biliyorsunuz. Şeref ve,haysiyetleri koruma sebebine atfedeseçim zamanı için yeni kanunlar çıkardı., Bu zabıta tedbirlerinden son­ra  yabancı  sermaye kanunu  çıkarıldı.»

Başvekil bu sözlerinin tahlilini yaparak bahis mevzuu kanunların Halk Partisinin gayri meşru mallarının hazineye iadesi kanunu ile haysiyet ve şerefleri koruma kanunları olduğunu belirtmiş ve ezcümle şöyle de­miştir :

Hiç bir parti parasızlık yüzünden kötürüm hale-getirilmez. Eğer gelse idi,

1946 ve 1950 de Demokrat Partinin hiç bir mevcudiyet göstermemesi icap ederdi. Partiler, ruh ve ideal birliğine dayanır. Fakat onlar hâlâ partileri para ile kıymetlendiren bir zihniyete maliktirler. Kaldı ki onların bugün paraları da, pulları da vardır. Yine kaldı ki bunların zimmetlerine geçir­dikleri millet mallarını millete iade etmek, Demokrat, tarafsız, hattâ bir kısım iyi niyet sahibi Halkçı, bütün Türk milletinin müşterek arzusunu teşkil ediyordu. 1950 de ellerinde bulunan gaspedilmiş malların kıymet;, yarım milyarı çok aşmakta, idi. Dünyada hiç bir siyasî partinin bu derece geniş bir varlığa sahip olduğu ne bugün görülmüştür, ne de tarihte bir misali vardır. Bunların menşeini de gaspa dayandığına göre, adaletin te­cellisi, bu malların millete iadesini âmir bulunuyordu. Milletin bu emrü fermanına münkat olarak biz o kanunu çıkardık. Yalnız halkevleri ka­nunu ile istirdat edilen 1200 küsur gayri menkulün kıymeti, genel sekre­terlerine göre 400 milyon liradan fazladır. Son kanunla da bir hayli gayri menkul ve nakit geri alınmıştır. Ayrıca hiç bir teberru ve .aidat almadan yirmi sene harcadığı para da vardır. Yine bir miktar daha vardır ki bu kanunların çıkacağını bildikleri için evvelden saklamışlar ve hazineye ia­deden bu suretle kurtarmışlardır.  Şimdi bunları harcamaktadırlar.

Haysiyet ve şerefleri koruma kanununa gelince, eğer bu kanun onları susturmak için çıkarılmış olsaydı, şimdi onların susmuş olmaları lâzım gelirdi. Onların zamanında muhalefeti susturmanın ne olduğunu bizler kadar iyi tanıyan başka millet yoktur. Fakat bugün onlar, bütün vatan sathında en şenî iftiraları dahi savurabilmektedirler. Bu memlekette hür­riyet bütün genişliği ile tatbik sahasındadır. Bugün bu hürriyetten isti­fade ederek en büyük tahrikleri en zehirli propagandaları dahi yapmak­tadırlar. Bu memlekette bir müstebit, elini kolunu sallayarak en ağır tahriklerde bulunmak hürriyetine bile sahiptir.»

Başvekil, 1950 den evvelki devirlerde tatbik olunan baskı rejimi üzerinde tafsilât ve 1946 seçimlerinden başlıyarak misaller vermiş ve demiştir ki:

«Görüldüğü gibi bu kanunları, muhalefeti susturmak suretiyle seçimleri kazanmak için çıkarmış olduğumuz hakkındaki iddialar asla varit değil­dir. Fakat onların iddiaları bu kadar değildir. Bu kanunları, başka bir maksatla da çıkardınız diyorlar ve bu maksadın, bu kanunun siperinde yabancı sermayeyi teşvik ve petrol kanunlarını çıkarmak olduğunu tas­rih ediyorlar. Bu da yalanın tâ kendisidir. Biz, bu iki kanunu, parti prog­ramımızın esaslarına ve meclis grupumuzun müşterek vicdanına dayana­rak çıkardık. Bu memlekette hiç bir baskı kanunu yoktur ve buna ihtiyaç ta mevcut değildir. Yabancı sermayeyi teşvik ve petrol kanunlariyle Halk Partisi malları ve şeref ve haysiyetleri koruma kanunları arasında da aklenve mantıkan herhangi bir irtibat ve münasebet tesisine de imkân yoktur.

Yabancı sermayeyi teşvik ve petrol kanunları münasebetiyle ortaya at­tıkları iddia ve iftiralardan çıkan umumî mânaya gelince, bunların çı­karılması vatana hiyanettir. Kendileri yabancı sermayeye aleyhtardırlar, petrolü işletmiyeceklerdir veyahut eski yolda devam edeceklerdir, ikti­dara geldikleri takdirde de bu kanunları kaldıracaklardır. Öyle anlaşılı­yor ki eğer biz bu iki kanunu çıkarmasaydık, ele alacakları muayyen ve müşahhas mevzuları bulunmıyacakmış, iyi ki bunları çıkarmışız da sabık Millî Şef sislere nutuk iradetmek imkânını bulmuş.

Biz, kendi nam ve hesabımıza, bu iki kanunu çıkardığımız için bahtiya­rız. Çünkü ne söylerlerse söylesinler, biz vicdani arımızda bunların mu­hasebesini yapmış ve milletin hayrına olduğunu görmüşüzdür. Bu yolda ileri sürdükleri vatanı ecnebiye satma ithamlarının en küçük bir tesiri dahi olamaz. Bu hakaretleri misli ile kendilerine iade imkânına da sa­hibiz.

Şimdi onların bu kanunlar mevzuundaki iddia ve İftiralarının nasıl bir safsatadan ibaret olduğunu hülâsatan arzedeyim :

1.   — Bu kanunlar süratle çıkarılmıştır, eğer bu kadar acele idi ise iktida-
ra geldikleri zaman çıkarsalardı, diyorlar. Bunların söyleyen adamın bil­
mesi lâzım gelir ki bizim programımızda yabancı sermayeyi teşvik et­
meğe dair hükümler mevcuttur. Acele olduğunu takdir ederek, böyle bir
kanunu üç sene evvel çıkardık. Fakat bu kanunla memlekete hiç bir ya-
bancı sermaye gelmediğini gördük. Bu tecrübe üzerine kanunda tadilât
yapmak lüzumu belirdi. Yeni kanun, işte bu üç sene evvelki kanunun bir
tadilinden ibarettir.

Petrol kanununa gelince, hükümetin bir müddet bir tecrübe devresi ge­çirmesi lâzım geliyordu. Petrol mevzuunu ehemmiyetle ele aldık ve üze­rinde eskisinden çok daha büyük bir hızla çalıştık. Onların 14 senede sarfettikleri paranın çok fazlasını sarfettik ve çok daha büyük sayıda so^ dajlar yaptık. Aldığımız neticeler çok mahdut kaldı. Gördük ki tam ne­tice almak için asırlar lâzımdır, öte yandan, tetkiklerde bulunmak lüzu­mu da mevcuttur. Ancak bundan sonra kat'î kararımızı verdik. İşte bu sebeplerle petrol kanunu iktidara geldiğimiz ilk zamanlarda yapılamadı.

Kaldı ki eğer o zaman yapsa idik, bu sefer de iftiracılar, iktidara gelmek­teki maksat işte bu imiş diye yine jurnalcılıklarında güçlük çekmezlerdi.

2.— Meclis komisyonlarında bizim azamız yoktu. Alenen müzakere ve
münakaşa edilmedi, diyorlar. Bu da yalandır. Komisyonda azaları mev­
cuttu ve bu kanunları adım adım takip ettiler. Ayrıca her mebus, komis­
yonlarda âzadır. Gelip konuşabilir. Kaldı ki hiç bir kanun, bu iki kanun
kadar derin, hattâ insafsız münakaşaların mevzuu olmamıştır. Bu müna­
kaşalar, matbuaatta da aylarca sürmüş, kendi gazeteleri bu münasebetle ay­
larca bizlere kucak kucak çamur atmıştır. En ağır tenkitler, hakaret ve
tecavüzler yapılmıştır. Fakat bugün, bunlar unutulmuş, kim bilecek, kim
hatırlıyacak diye yalan söylemekte hiç bir mahzur görmüyorlar. Böylece
vatandaşın kalbine bir şüphe sokmak ümidine kapılıyorlar,

3.— Başvekil bu kanunların karşılıklı taahhüt hükümlerini ihtiva ettiği­
ni söylemedi mi? O halde bu kanunlar, kapitülâsyon mahiyetindedir, di­
yorlar. Müktesep şahıslar arasında bir mânaya karşılıklı taahhütler ihdas
eder. Sözlerim bu mânaya işaret maksadiyle idi. Kanunların böyle karşılıklı taahhütler ifade etmesi, kapitülâsyon mânasına gelmez. Fakat on­lar umumî efkârı şaşırtmak için böyle bir demagojiyi yapmakta zerre kadar mahzur görmüyorlar. Kapitülâsyon, bir devletin başka bir devlet veya devletlere karşı muahede ile ve tek taraflı yani kendi aleyhine olarak yaptığı taahhütlerdir, verdiği imtiyazlardır. Bunlar, kanun mevzuu değil, muahede mevzuudur ve tek taraflı olarak ilga olunamaz. Nitekim bizde kapitülâsyonlar da bu sebeple ancak devletlerarası bir muahede ile ilga olunmuştur. Bahis mevzuu iki kanunda ise, bu mahiyet yoktur. Çünkü bunlar, muahede değil, kanundurlar ve hükümranlık haklarına "dayanarak bir devlet bunları tadil edebilir veya kaldırabilir. Zaten ken­disi de eğer iktidara gelirse bunların kaldıracağını söylemiyor mu? Bu sözleri ile bizzat kendi iddialarını cerhediyor ve iddialarının sadece bir iftiradan ve şirretlikten ibaret olduğunu ispat ediyor.

4.    — Bu kanunları gider ayak çıkardılar, bir memleketin halini ve âtisini kanunlarla uzun vadeli taahhütlere bağlamak gidici bir iktidarın hak­
kı değildir, diyor. Ben de soruyorum: Gidici ve gelici iktidar ne demek­
tir? Bu bir safsatadan başka bir şey değildir. Şaka diye söyliyeyim: Bu ik­tidarın gidici bir iktidar olduğunu nereden anladınız? Hakikat şudur ki
hukuk, kanun ve anayasa nazarında, gidici iktidar diye bir tefrik yoktur.

Bir memlekette mevcut olan idare, millet reyi ile değişinceye kadar hü-kûraet olmanın "bütün salâhiyetlerini muhafaza eder ve icabında kullanır. "Uzun vadeli taahhütlere de girişebilir. Hattâ icabederse, yeni seçimler­den iki ay, bir ay, hattâ on beş günevvel Meclisi toplantıya çağırır ve ha!rp kararı dahi verir. Hâdiselere, önümüzde seçimler var, bekleyiniz, •denebilir mi? Bu defa, onlar vatan sathında tezvir ve iurnalcılıkla meş­gulken, biz seçim temaslarına dahi çıkamadık, ecnebi devlet reislerini kabul ederek hükümet vazifemizi yaptık. Bu devlet reisleriyle gelecek iktidar konuşsun demedik, gelen devlet reisleri de seçim arifesinde size iltifat caiz değildir demediler ve hükümet vazife başında olduğu ve mem­leketi temsil ettiği için müzakerelerden çekinmediler. Buna başka bir misal de, muhafazakârlığı ile meşhur olan İngilterede, işçi partisinin 8-9 âzalık küçük ekseriyetle sosyalist kanunlar çıkarmış ve sosyalist tedbir­ler almış olmasıdır.

5.    — Bize danışmadılar, diyorlar. Niçin danışacaktık? Danışmak tâbiri,
iktidarın iki veya daha çok parti arasında paylaşılması fikrine dayanır.

Biz, bir koalisyon hükümeti değiliz. Koalisyonların ekser ahvalde iyi ne­tice vermediği de birçok misalleriyle sabittir. Bizim memleketimizde ise, iktidar, kahir bir ekseriyetle vazife başındadır ve parti ve hükümet programlarınm icaplarını yerine getirmek için kimseye danışmaya, kimsenin rizasını istihsale asla mecbur değildir.

Onlara danışıp ta ne netice alacaktık? Onlar, hic bir meselede, bizimle Tseraber olmuş değillerdir. Herhangi bir meselede bizimle beraber hare­keti kendi partileri için bir zaaf telâkki ederek bütün parti stratejilerini -ona göre ayarlamışlardır. Vatan ve vatandaşlar lehine yaptığımız birçok icraattan, çıkardığımız birçok kanundan bir tekine dahi riza gösterme--mişlerdir. Memleket lehine iyiliğinde en ufak bir tereddüdün dahi bahis mevzuu olamıyacağı en güzel tedbirlerimizi dahi en ağır tenkitlere ma­ruz bırakmaktan hâli kalmamışlardır. Onlar bu derece menfî çalış­mışlardır.Biz de onların bu vaziyetlerini ilk günden görerek ona göre hareket et­tik. Aksi takdirde yalnız işleri bozmakla kalmıyacaklar, böyle bir istişa­reyi partimiz ve şahıslarımız aleyhine de kullanacaklardı. İç ve dış poli­tikada, iktisat ve maliyede İsmet paşadan ders alıyorlar, ondan hükümet işlerini öğreniyorlar, diyeceklerdi. Bizim ilk vazifemiz ise, bu memleke­tin İsmet paşasız da idare edilebileceğim, hattâ çok daha iyi idare olu­nabileceğini memlekete, dünyaya ispat etmekti. Nitekim ispat da ettik. Partimizin görüşlerini bütün vatan sathında tatbike koyarak memleketi onların zamanından on kat daha iyi hale getirdik.

Onlarla görüsüp onlardan fikir sormamamız, mahzı keramet olmuştur. İyi niyet sahibi olmadıkları için ya idare bizim elimizdedir demek sure­tiyle bütün plânları önceden kendilerine mal edecek bir propagandayı bu memleket sathında hâkim kılacaklardı, yahut da sabotaj yaparak iş­lerimizin yarısını kötürüm edeceklerdi.

Onların bu sabotajlarına bir misal vereyim: Kore kararının alınması sı­rasında da bize danışmadılar, diyorlar. Şayet danışsaydık, kararı perişan edeceklerdi. O zamanki seni propagandalarını hatırlarsınız. Şimdi, kara­rın isabeti sabit olunca söylediklerinden rücu ederek biz kararın aslına değil, fakat alınmasındaki usule muarızdık, demektedirler. Halbuki hem usulüne, hem de aslına hücum etmişlerdi.

Kore kararının hemen akabinde Erzuruma bir seyahat yaptığım zaman orada söylediğim bir nutukta Koreden bahsetmiştim. Halk Partisinin ge­nel sekreteri buna, o zaman cevap vermiş ve şöyle demişti : Biz bu karara muarızız, çünkü bize danışılmadı, meclise getirilmedi. Söyledikleri yalnız bunlar olsa, bir sev demeye hakkımız olmazdı. Fakat üçüncü madde ola­rak da Birleşmiş Milletlerin Genelkurmayı yolu ile bir yardım temin edilmesi sağlanmadı, demişti. Bu işin aslına muarız olmak, bizden bu hu­susta bir pazarlık yaptınız mı? Bir şeyler aldınız mı? diye sormaktı. Biz. Kore kararma bir hususî menfaat için iştirak etmiş değiliz. Biz, çocukla­rımızın kanını bir pazarlık mevzuu yapmayı nefretle karsılarız.

Bu Kore kararının esasına müteallik olarak millî şeflerinin de bir sözü vardır. Sen, emniyetimiz zayıflıyor diyorsun. Bundan.maksadın nedir di­ye sormuştuk. Beş bin kişinin ne ehemmiyeti olur, demiştik. Verdiği ce­vabı kendisine hatırlatalım: Eğer ordu bizim bıraktığımız ordu ise, bir tugayın memleketten çıkması dahi, memleket hudutlarının müdafaasını ve emniyetini zayıflatır, demişti. Demek oluyor ki, eğer kendisi iktidar­da olsaydı, tugayı Koreye göndermiyecekti. İtirazları usule değil, esasa taallûk etmekte idi.

6. — Para darlığı içindedirler, yabancılardan para almak için vermediği memleket hazinesi yoktur, diyor. Bu sözlerin ne büyük ve ağır bir ha­karet ve ithamı ihtiva ettiği açıktır. Bunu ona cevap olarak değil, fakat Türk milleti huzurunda kendi yüz karası olmak üzere, suratına çarparak söylüyorum. Bu sözlerinin ayrıca manevî kısımlara kadar gidecek bır mânası vardır. Orasını bir tarafa bırakalım. Memleketin hangi hazinesi­ni, hangi yabancıya, hangi para mukabilinde vermişiz? Eğer, bunu söylemezse, kendisi bayağı bir müfteriden başka bir şey değildir.

Bizim para bulamadığımızı söylemekle kendisinin uykuda olduğunu an­latıyor. Parayı onlar bulamadılardı. Bugün devlet bütçesi onların zama­nına nisbetle iki mislidir. Bir milyar üç yüz milyondan nazarî olarak iki milyar 400 milyona çıktı. Hakikatte, tahsilat ve tahakkuk bakımından

daha da yüksektir. 1950 mart ayı tahsilatı ile 19b4 ün mart ayı tahsilatı .arasındaki fark 119 milyondur. Bir aylık tahsilat 98 milyondan 215 mil­yona çıkmıştır. Allahın her günü, onların zamanına nazaran hazineye 4 milyon lira fazla para girmektedir. 3 — 3,5 senede hiç bir millet hazinesi .gelirinin bu derece yükselmesi dünya maliye tarihinde kaydedilme­miştir.

Bu adamların nasıl iki yüzlü, dışta başka içte başka olduğunu ispat için başka bir misal daha vereyim: Petrol kanunu münasebetiyle Büyük Mil­let Meclisinde sözcüleri ifade etmişti. 4 Mart 1954 tarihli meclis zabıtları ceridesinden okuyorum. Halk Partisi Meclis grupu adına konuşan Cemal Reşit Eyüboğlu diyor ki: «Cumhuriyet Halk Partisi bu kanuna progra­mındaki bir madde dolayısiyle muhaliftir. Memleket servetlerinin işle­tilmesi için her iktidarın kendine göre bir tarzı, bir usulü olması icabe-der. Cumhuriyet Halk Partisi, devletçi olarak petrol konusunda birinci plânda devleti ve devletin faaliyetini görür. Onun yanı sıra eşit haklarla hususî teşebbüsün de iştirakinin yine kendi programı icabı olarak kabul eder. Ecnebi sermayenin bu memlekete gelmesine ve çalışmasına da canü gönülden taraftardır. Bu sözlerimle yabancı sermayeyi korkutmak şeklin­deki iddiaları cevaplandırmak istedim.»

Demek ki muhalefetleri kanunun fena olduğundan değil, fakat program­larında bir madde yüzündendir. Demek ki memleket servetlerinin işle­tilmesinde kendilerinin bir usulü olduğu gibi başkalarının, yani bizim de kendimize hâs bir usulümüz olabilirmiş. Biz de programımızda, ekonomik faaliyetlerde hususî teşebbüs esastır, diyoruz. Halk Partisi sözcüsü de bizim kendi usulümüzü tatbik etmeğe hakkımız olduğunu kabul ediyor.

Demek ki yabancı sermayenin gelmesine canü gönülden taraftarmışlar ve yabancı sermayeyi korkutmak istemiyorlarmış.

Bir bu sözlere bakınız, bir de Millî Şeflerinin şurada burada sövledikle-rini hatırlayınız. Ne derecelerde iki yüzlü insanlar olduklarını, yalan söy­lemekte pervaları bulunmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Secim pro­pagandası bahis mevzuu olunca, millî şefleri «Afrika kabilelerinin kov­duğu yabancı sermayeyi gül gibi topraklarımıza sokmak istiyorlar» di­yor. Türk devleti Türk cemiyeti, Afrika kabilesi değildir. Türk milleti, Mau Mau değildir. Mau Mau'lara tatbik edilen usuller Türkiyede yer bulamıyacağı için, biz, Mau Mau'ların istemediği yabancı sermayeye Tür­kiyede taraftarız. Kendisi, bu sözleriyle, bizzat kendi zihniyetinin Mau-Mau'larmkine benzediğini açıkça ifade ediyor. Cenabı Hak bu memleketi, Mau Mau zihniyetine sahip olan insanların şerrinden korusun.

Seçimler arifesinde yabancı sermaye hakkındaki son sözleriyle Halk Par­tisi sözcüsünün meclisteki beyanatı karşılaştırıldığı zaman, sabık Millî Şefin burada Karşıyakada bir hususî sofrada söylediği bazı cümleler hakkında etrafta dolasan şayialara insanın âdeta inanacağı geliyor. Söy­lendiğine göre, bu hususî sofrada, «Pek bakmayınız, bir kâğıt yazıp elime verdiler, hata olduğunu anladım amma iş işten geçti» demiş. Biraz evvel arzettiğim ifadeler karşılaştırılınca, o söylentilerin doğru olduğunda in­handa âdeta şüphe bırakmıyor.

Başvekil, bundan sonra, muhalefet liderinin çiftçi ve ziraat meseleleriyle işçi meseleleri üzerindeki muhtelif iddialarını da cevaplandırmış, memleketin dört senede vatana âdeta bir vatan daha ilâve edecek derecede şümullü olan umumî kalkınması etrafında izahat vermiş, muhalefetin bu­gün biz bunları niçin yapamadık diye hayıflanmakta olduğunu, fakat bunları yapmak ve başarmak kabiliyetleri bulunmadığını söylemiş, Ege­lilere iki gün evvel bölgelerini ziyaret ettiği Karadenizlilerden getirdiği kucak kucak selâmları bildirmiş ve İzmirlilerin gösterdiği cok sıcak iyi kabule teşekkürlerini sunmuş ve konuşmasını, sürekli alkışlar arasında şöyle bitirmiştir :

Gözlerinize bakıyorum, muhabbet dolu. Önümüzdeki seçimlerde Cenabı Hak Türk Milletinin muini olsun."

Reisicumhur Celâl Bayarm Adana konuşması: 25 Nisan 1954

— Adana :

Reisicumhur Celâl Bay ar beraberinde İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Ankara mebusu Mümtaz Faik Fenik ve basın mensupları olduğu halde, bu sabah saat 11 e doğru uçakla İskenderundan Adanaya gelmiştir. Ada­na tayyare meydanına giden yollar daha sabahın erken saatlerinden iti­baren otomobillerle, kamyonlarla, motosikletlerle gelen vatandaşlar ta­rafından dolmaya başlamıştı. Bu yollar nihayet geçilmez oldu. Halk, el­lerinde bayraklar, davul, zurnalarla Reisicumhurumuzu bekliyordu. Şe­hirden itibaren tayyare meydanına kadar olan saha, insanla dolu. âdeta bir mahşer halini almıştı. Reisicumhurumuzu getiren tayyare havada süzülmeğe başladığı sırada alkış ve yasa sesleri semaya yükseliyordu. Tayyare yere iner inmez birdenbire muazzam bir kalabalık etrafını sardı. 500 metre ötedeki otomobile ilerlemenin imkânı yoktu. Her taraftan çi­çekler yağıyor, konfetiler atılıyor ve herkes sayın Bayan daha yakından görmek için birbiri üzerine yığılıyordu. Reisicumhurumuz gayet zorlukla kırmızı cip arabasına binebildi. Fakat arabanın yürümesine imkân yok­tu. Halk cipi havaya kaldırmaya çalışıyordu. Bu esnada toz duman içinde yol açmaya uğraşılıyordu. Muazzam otomobil kafilesi hareket ederken korna sesleri, alkışlar ve sevinç nidaları «hoş geldin» seslerine karışıyor­du. Koca meydanı müthiş bir uğultu sarıyordu. Yer yer kurbanlar kesili­yor, ve yirmi otuz adımda bir Reisicumhurumuzun otomobili durduruyordu. Cipin etrafını, Adanalılardan mürekkep bir motosiklet kafilesi sarmıştı. Kamyonlar, otobüsler yol boyunca âdeta bir tribün olmuştu ve yüzlerce otomobil bunların arasından geçmeye çalışıyordu. Reisicumhu­rumuzun bindiği cip belediye meydanına geldiği sırada kafilenin en son otomobili tayyare meydanından hareket etmek imkânını bulamamıştı. Halk Bayan müthiş bir cüsühurus içinde alkışlıyor, sevgi tezahürleri gös­teriyordu. Belediye meydanı iğne atsanız yere düsmiyecek derecede ka­labalıktı. Burada çıkan ara yollardan sel halinde insan taşıyordu. Bütün Çukurova ayakta idi. Reisicumhurumuz zorlukla belediye binasına gire­bildi. «Yaşa, varol sesleri ve alkışlar dakikalarca devam ediyordu. Burada bir müddet istirahat eden Reisicumhurumuz sayın Bayar, belediye balko­nuna çıkarak  çok mühim, nutuklarından birini daha iradetti. Meydana sığmayı p pencerelere, binaların damlarına, ağaçların üstüne taşan halk nutkun her cümlesini yürekten alkışlıyordu. Sayın Bayar kendisine karşı müstesna bir heyecanla gösterilen hüsnü kabule ve bütün vatandaşların izhar ettiği muhabbete teşekkürlerini ifade etmek için kelime bulamadı­ğını söyliyerek söze başladı. Gerçekten manzara çok muhteşem idi.

.Bayar dört sene evvel mayısın ilk haftasında buradan geçerken yaptığı konuşmayı hatırlattı. «O zaman, dedi, yine böyle muhteşem bir topluluk halinde burada buluşmuştuk. Hafif yağmur yağıyordu. Beni ve dinleyi­cileri ıslatıyordu. Konuşmak için hazırlanmamıştım. Sizlere neden bah­sedebilirim diye düşündüm. Bana muhitiniz şunları ilham etti: Burada Çukurovamn feyizli topraklarını bir kat daha bereketlendirecek olan su politikasından bahsetmek en muvafık bir iş olacaktı. Hakikaten burası için ele alınacak ilk mevzu su politikası idi. Bu sayede hem topraklarımız da­ha verimli olacak, birçok yerler taşkınlardan korunacak, ayni zamanda Çukurova yirminci asrın nuru olan elektriğe kavuşacak idi. Bu mevzuda "konuştum. Bilmiyerek âdetim hilâfına size vaadlerde mi bulundum, amma farzediniz ki vaadetlim. Şimdi ben itiraf ediyorum ki bugünkü vaziyet o zaman su politikası hakkında düşündüklerimi çoktan geçmiştir.»

Reisicumhurumuz müteakiben Seyhan barajından bahsetti ve bugün sa­de Seyhan barajının değil, birçok barajların yapıldığını söyledi. «Sarıyar barajı, Kızılır m aktaki Hirfanlı barajı, Gediz barajı, Kemer baran, bütün bunlar Türk vatanını medeniyet yolunda ilerletecek ve ayni zamanda memleketimize feyiz ve bereket getirecek olan tesislerdir» dedi.

»Halkın gözü önünde cereyan eden bu işler muazzamdır». Sayın Bayar rakam verdi: Su politikasına, elektrifikasyon da dahil olduğu halde son senelerde tahsis olunan para 2 milyar Türk lirasını asmaktadır.

Reisicumhurumuz bundan sonra Türk iktisadiyatının istihsale dayanan temelini izah etti. Ziraat müstahsilleri zengin olursa bunun yanında tüc--car, sanayi erbabı ve isçinin de kazanacağım ve müreffeh olacağını söyle­di. Türkiyenin, bugün, bir buçuk milyon tonluk hububat satıcısı bir mem­leket haline geldiğini belirtti.

Bayar, bazı, Türküm diyen siyasetçilerin el altından, «hububatı değerin­den fazla kıymetle alıyorsunuz, bunun zararı vardır;» gibi sözlerle bu işi engellemeye çalıştıklarını fakat ortava çıkıp bu iddiayı açıkça dermeyan etmeğe cesaretleri olmadığını söylediği zaman uzun uzun alkışlandı ve şunları ilâve etti :

«Bana Sivasta sordular: Bu buğday politikasına ne zamana kadar devam edeceksiniz, diye. Cevap verdim: Köylünün ve çiftçinin tamamiyle bor­cunu silip küpünü dolduruncaya kadar devam edeceğiz.»

"Reisicumhurumuz bundan sonra indirilen vergilere rağmen devlet gelir­lerindeki artışı anlattı. "Bu yükselisin sebebi, esas menbaı, sizin alın te­rinizle ve modern âletlerle İstihsalâtı yükseltmeniz, bizim de devlet ola­rak size yardım etmemizdir» dedi ve sözlerine şöyle devam etti :

«Memleketimizde is hacmi artmaktadır. Bugün bir sermaye terakümüne şahit oluyoruz. Düşüncemiz odur ki, her şeye rağmen neticeyi tam mâna--siyle elde etmiş değiliz. Bu devrin, bu itilâ devrinin bir başlangıcı oldu­ğunu telâkki etmekteyiz. Asıl hamlelerimiz bundan sonra olacaktır.»Reisicumhurumuz müteakiben millî sermayenin büyümesi ile memlekette' sanayi hareketinin de ilerlediğini, buradaki müesseselerin Avrupanın her hangi bir yerindekinden farksız olduğunu söyledi ve bazı kimselerin «çok iş yapıyorsunuz, bu fazladır» dediklerini hatırlatarak şunları ilâve etti :

«Böyle soylivenler bizi eteğimizden çekmek istiyorlar. Biz artık bu nevi ortaçağ düşüncelerinden bıktık, usandık. Bu asil milletin çalışıp kazan­mak, mesut olmak hakkıdır. Şimdiye kadar sarf ettiğimiz gayretler sayesinde aradaki mesafe diğer medenî milletlere göre kısalmıştır. Bu kısa mesafeyi de bir an evvel kapatmak, doldurmak istiyoruz. Bizim ete­ğimizden çekenlerin maalesef dalâlet içinde olduklarını burada söylemek mecburiyetini  duyuyorum.»

Sayın Bayar aradaki mesafeyi kısaltmak için topraklarımızın da feyzin­den faydalanarak yeni tesisler kurmak mecburiyetinde olduğumuzu, bu­nun için teknik bilgiye, ayni zamanda yerli sermayenin yetişemediği yer­lerde ecnebi sermayesine de ihtiyacımızın bulunduğunu söyledi ve şun­ları ilâve etti:

«Ecnebi sermaye .kendi tabiî hakkını aldıktan sonra eser bizim memle­ketimizde kalacaktır. Bunun zarar neresindedir?

Bayar misal olarak İskenderunda kurulan süperfosfat sun'î gübre fabri­kasını anlattı. Şimdiye kadar sun'î gübre için harice döviz verdiğimiz!, bugün toprağımızın bereketini arttıracak bu fabrikanın yarı yarıya ecnebi sermayesiyle kurulmasında nasıl bir zarar olabileceğini sordu. Reisicum­hurumuzun bu sözleri alkışlarla karşılandı ve halk «asla zarar yoktur» diye cevap verdi.

Bayar sözlerine şöyle devam etti:

"Böyle bir iddianın doğru olmadığını onlar da bizim kadar bilirler. Ancak bedava kahraman olmak istiyorlar. Sanki kendilerinden başka bu mem­leketin hayrını düşünecek kimse yokmuş gibi bir düşünce yaratarak bir' seçim taktiği yapmak istiyorlar. Amma her şeyi gören, her şeyi gayet iyi bilen Türk milletinin aklı selimi karşılarındadır.»

Reisicumhurumuz bundan sonra petrol kanunu meselesi etrafında geniş" izahatta bulundu. Bu izahatı şöyle hülâsa etmek kabildir:  «Cumhuriyet­ten evvel Osmanlı imparatorluğu zamanında Irak bizde idi, Hicaz bizde idi.  Oralarda petrol yatakları vardı. Irak ve Hicaz bizden ayrıldıktan sonra bu petroller işletilmeğe başlandı. Şimdi bu memleketler petrol yü­zünden milyonlar, milyonlar kazanmaktadır.

Memleketimizin 13 mıntakasında yapılan jeolojik tetkikat neticesinde-petrolün mevcudiyeti tesbit edilmiştir. Şimdi biz bunların üzerine kula­ğımızı dayayıp uyuyacak mıyız? Elbette hayır.

Sayın Bayar müteakiben 1934 senesinden itibaren yapılan petrol sondaj­larına ait geniş malûmat verdi. Bizim ne sermayemizin, ne elemanları­mızın bu işi başarmaya kâfi olmadığını gayet veciz bir surette belirtti ve' dedi ki:

«Çünkü hayat ilerlemektedir. En doğru şekil bunu mutedil şartlarla yerli' ve yabancı sermaye ile işletmektir. Hükümet, millet namına onların kâ­rından hisse alacaktır. Ayni zamanda petrolden de bir miktar alacaktır:.

Yani mülkiyet hakkından istifade edecektir. Sermayedar da sermayesin­den faydalanacaktır. Bunun günah olan tarafı neresidir?

Demokrat Parti iktidara gelmeden evvel petrol mevzuunda yapılan işle­re ayni şekilde devam edilse, ancak 520 senede bir netice almak kabildir, yeni iktidar bu işi üç dört misli hızlandırmıştır. Mütehassısların hesabına göre böylece çalışılsa yine 120 sene beklemek icap edecektir. Halbuki tar­lalarımızda traktörlerimiz işlemektedir. Nakil vasıtalarımız, sanayiimiz petrole muhtaçtır. Bunlar bir tarafa bırakılsa bile, bugün ordumuz mo­torize bir hale gelmiştir. Memleket müdafaası için petrole muhtacız. Memleket modern vasıtalardan vareste kalamaz. Ordumuzu akaryakıtsız bırakamayız.

1950 de petrol için harice her sene 50 milyon liralık döviz veriyorduk. Dört senede bu miktar bir milyar lirayı aşmıştır.»

Bayar, bu kanun milli hâkimiyetimizi rencide edecektir, diye söylenen -sözleri bahis mevzuu etmiş, bu iddiaların doğruluğuna milletin asla inan­madığını belirtmiş ve demiştir ki :

«Bizim aslımız kuvayı milliyeden gelmiştir. Biz vatan tehlikeye düştüğü ve elimizde mücadele için hiç bir sev kalmadığı bir zamanda İstanbuida evimizde yatmadık. «Millî hâkimiyetimizi kurtarmak, istiklâlimizi koru­mak lâzımdır^ dedik ve yalnız Allahımıza güvenerek mücadeleye atıldık. Biz hâkimiyetimizi böyle müdafaa ettik. Şimdi bize petrol kanunu dolayısiyle, hani millî hâkimiyetin müdafaası, diye kahramanlıktan bahsedi­yorlar. Bu milletin nasıl istiklâl ve hürriyetine bağlı olduğunu, o müca­delenin içinde bizzat yaşamış olan Cukurovalılar pek iyi bilirler. Biz doğru bildiğimiz bir şeyi milletin iradesine davanarak yapacağız. Zamanla "tecrübesini gördükleri zaman onlar da iştirak edeceklerdir. Fakat bu fikre iştirak için nasıl bir yol bulacaklardır.»

Reisicumhurumuz bundan sonra Kore destanını anlatmış, o zaman da "halkın kulağına "Sizi harbe sürüklüyorlar, sizi felâkete sürüklüyorlar» diye fısıldadıklarını söylemiş ve demiştir ki :

"Netice ne oldu? Kore Türk milleti için felâket mi oldu? Yoksa daha çok "kuvvetlenmesine mi yardım etti? Soruyorum size.»

Meydanı dolduran vatandaşlar Bayarın bu sözlerini uzun uzun alkışla­mışlardır.

/Celâl Bayar bundan sonra şunları ilâve etmiştir :

«Türk milleti kahraman evlâtlariyle iftihar edebilir. Bugün dünyanın neresine giderseniz Kore kahramanlarının ya babası, yahut kardeşidir, diye size muhabbetle, hürmetle kollarını açarlar.»

Reisicumhurumuz bu Kore kararından sonra dahil olduğumuz Nato ile millî müdafaamızın nasıl kuvvetlendiğini bir defa daha ifade etmiştir.

Sayın Bayar müteakiben kredi fazlalığı hakkındaki iddiaları bahis mev­zuu etmiş, bankaların ahlâklı muhitlerde kurulabileceğini ve inkişaf ede­bileceğini söylemiş, eski devirlerle bugünün bir mukayesesini yapmış, sonra kredinin güya zorluklar doğurduğu hakkında ileri sürülen iddialara karşı demiştir ki kıyas kabul etmiyecek derecede yüksektir. Dört senelik icraat devremizin sonunda bunun hususî bir mânası vardır, ye bizim için büyük bir iftihar sebebidir. Seçimler arifesinde bizlere karsı bu derece muhabbet ve itimat göstermeniz, memleket isleriyle yakından alâkadar olduğunuzu ispat eder. Bir bayram havası içinde yeni seçimleri beklemektesiniz. Bu, mem­leketin âtisi için ve hürriyet rejimimizin teminata bağlanması için b: beşarettir.

Bir noktayı ayrıca belirtmek isterim: Bugün burada şahidi olduğumuz heyecan hemen bütün vatan sathını kaplamış bulunmaktadır. Bu heyecan o derece ileridir ki bunun sebebi üzerinde biraz durmak yerinde  olur.

Seçimlerin yaklaştığı bugünlerde vatandaşlarımızın bir heyecan duyma­ları tabiidir. Fakat bugün Türkiyede hâkim olan heyecanın tabiî hudut­larını aştığını kabul.etmek lâzımdır. Bana öyle geliyor ki bu heyecanın tabiî hudutları aşması karşı tarafın yaptığı tahriklerin, mukaddesata, na­musa, haysiyet ve şerefe tevcih ettikleri ağır darbelerin, demokrat ve tarafsız vatandaşların ruhunda yarattığı    bir    aksülâmelin    neticesidir.

Çünkü, en başta gelen sözcülerinden başlıyarak karşımızdakiler, hiç bir haysiyet ve şeref hududu tanımadan, bize memleketi ve vatanı satıyor­lar, demektedirler. Bastaki böyle söyledikten sonra, bunun arkasındaki derece derece çömezlerin köylerde ve kasabalarda ne derecede bayağı propagandalar yapmakta oldukları kolayca anlaşılır. Esasen bunları işit­mekte ve bilmektesiniz. İste bundan dolayıdır ki kalblerimizin burkul­makta ve içinizde bir şeyin kırılmakta olduğunu hissediyorsunuz. Bu derece büyük heyecanınızın sebebi bence budur.

Bunda da haklısınız. Çünkü siyasî mücadele böyle olmaz ve böyle yapıl­maz. Siyasî mücadeleler, muayyen parti programlarının, partilerin ken­dilerine göre is tutumlarının mukayesesi ve bunlardan çıkacak neticeler üzerinde umumî efkârın tenviri mânasına gelir. Halbuki bugünkü siya­set mücadelelerinde ne programlar, ne de memleket meseleleri ele alın­maktadır. Sadece haysiyete, mukaddesata ve şerefe tecavüz edilmektedir. Bunun adına tahrik, hattâ ağır tahrik derler.

Bu ağır tahrikler, derhal tesirini göstermeyebilir. Çünkü imanımız çok kuvvetlidir. Fakat bir zehir, damlatıldığı yerde, nevine göre tesirlerini muayyen bir zaman sonra yapabilir. Bu sebeple, bugünkü ağır ve şid­detli tahrikler neticesinde ileride vatandaşların birbirlerine düşman gözü ile bakması hâdiselerine ve kardeş kavgalarına şahit olabiliriz. Bunu is­tikbale ait bir imkân olarak belirtmek yerinde olur.

Bu seçimler arifesinde heyecanınızın tabiî hudutları asmış olmasının ikinci bir sebebi de, 1950 seçimlerinde elde edilen neticelerin bu seçimler­de teminat altına alınmasının bahis mevzuu olduğunu bilmenizdir. 1950 seçimleri, tek parti tahakkümüne karşı bütün bir milletin bir kıyamının neticesidir. Demokrasi yolunda memleketin kaderini değiştirmiş olan bu neticelerin bugünkü tahrikler karsısında kaybedilmesi ihtirali, sizleri hakikaten endişeye sevketmekte ve bu ise 1954 seçimlerinde de bir kader mücadelesi yapılmakta olduğu kanaatini vererek Türk milletini heyecana, getirmektedir.

İşte, böylesine şartlar altında Türk milletinin kaderinin bir kere daha. taayyün edeceği günün arifesindeyiz.  Filhakika,  1954  seçimlerinin neticesi, 1950 de elde edilen hasılayı tehlikeye düşürebilir. Muhalefet partisi ileri gelenlerinin zehirli propagandaları bu memlekete ileride ne dere­celerde zararlı olabileceklerini, dünkü zihniyetlerinden hiç bir şey kay­betmemiş bulunduklarını, maziden ders almamış olduklarını, tekrar ik­tidara geldikleri takdirde bu milletin talihini köhne tahakküm duygulariyle yeniden karartma yoluna gideceklerini ispat etmektedir. Böyle bir tehlike bugün belirmiştir. Fakat derhal ilâve edeyim ki bu tehlike, sadece nazaridir. Çünkü Türk milletinin zekâsına ve olgunluğuna inanıyoruz ve Türk milletinin kaderini muhkem bir şekilde eline almış bulunduğunu ve onu bütün zararlı tehlikelerden koruyabilecek bir şuura sahip oldu­ğunu biliyoruz.

Karşımızdakiler bizim iktidara geldiğimiz ilk gündenberi, yalanı ve ifti­rayı -bir usul ve bir sanat haline getirmişler, öyle çalışmaktadır. Şimdi daha da ileri giderek bütün memleket endişelerini bîr tarafa bırakmakta, vatana ve millete zararlı bir yolda yürümektedirler. Uzun hayatları müddetince devlet işlerinde ağır mesuliyetler yüklenmiş İnsanların bu derece aşağı yalanlara ve iftiralara tenezzül etmelerini vicdan kabul etmek iste­miyor, fakat ne esre ki bu bir hakikattir. Onlara göre siyaset hayatında yalan, iftira ve tezvir mubahtır. Halbuki siyasî hayat faaliyetinin şahsî hayattan daha yüksek bir seviyede cerevan etmesi ve siyasî hayatta ahlâkın çok daha yüksek nisbetlerde hâkim olması lâzım gelmektedir. Ne çare ki bugün bizim demokratik hayatımızı zehirleyen tek nokta, Halk Partisi muhalefetinin hic bir siyasî ahlâk kaygısı ve memleket menfaati-endişesi tanımadan bir tezvir makinesi halinde işlemesidir. Eğer böyle olmasaydı, kâmil bir demokrasiye erişmek için her fedakârlığı yapmış olan Türk milletinin bu yolda çok daha ileri gitmesi icabederdi. Fakat yalanı, tezviri ve jurnalı itiyat edinmiş olan Halk Partisinin bu neviden aşağı muhalefeti, bugünkü demokratik hayatımızda vasıl olduğumuz mer­halenin ve iktisadî kalkınma derecemizin zevkini millet olarak tam şe­kilde tutabilmek imkânından bizi mahrum bırakmaktadır.

Bazı vatandaşlar bana. neden biraz daha mülâvim konuşmuyorsun, divorlar. Eğer ben onlara karsı şiddetli konuşuyorsam, bunun sebebi, onların bize karsı tahrik ve tezvirleridir. Bize, bu vatanı sattınız, diyorlar. Vata­nı satmak, insan Öldürmekten de esnadır. Bizleri vatan haini verine koyanlar ve hiyanetlerin en büvüğü ile suclandıranlarm, bu ağır haka­retlerine karsı benim şiddetli konuşmamı, bu hakaretlerin ancak iadesi mahiyetinde telâkki etmek lâzımgelir. Haysiyetinde ve mukaddesatında tecavüze uğrayan bir parti, bir iktidar ve bir hükümet elbette içinde bü­yük bir ıstırap hisseder. Ben. bu partinin başında bulunan ve onu temsil eden bir insan olarak, Demokrat Partililerin duyduğu bu büyük ıstırabı dile getirmekteyim ve sizlerin nam ve hesabınıza bu tahkir ve iftiraları, bu namusa hücumları, en şiddetli bir şekilde tezvirci insanların suratla­rına çarpmakta, kendilerine iade etmekteyim. Bu, sizlerin vicdanınızda biriken acılar karşısında benim vazifemdir.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, muhalefetin bütün iddialarını vaktin darlığı dolavısivle burada anlatamıvacağımı, valnız bazı misaller vermekle iktifa edeceğini sövlemis ve «Türk çiftçisi borca boğulmuştur» teranesini ele  alarak ezcümle söyle demiştir :

"Bunlar, ayni zamanda akılsızdır. Ve Türk milletini de akılsız saymakta­dırlar. İster köylü ve çiftçi olunuz, ister tüccar veya esnaf olunuz, her sahada kredilerin genişletilmesini arzu etmekte ve hükümetten bunu is­temektesiniz Kredi muamelesinin genişlemesinin hayırlı bir iş olduğuna kani bulunmıyan bir tek vatandaş yoktur. Çünkü is ve istihsal hacmi kredi ile genişler. Her is ve istihsal sahasında yatırımların fazlalaşması, elbette ki bir bakıma vatandasın bore denen mükellefiyetinin artması demektir. Fakat bu yatırımların semere vereceğine ve bu semere ile va­tandaşın borçlarını ödeyeceğine göre, bunda korkulacak bir  şey yoktur.

Eğer borçlar ödenmezse bir felâket olur ki o da, bizim memleketimizde herhangi bir kredi sahasında mevcut değildir. Nitekim Ziraat Bankasının bir bucuk milyara yakın olan kredileri, onların batakçı diye vasıflandır­dığı çiftçilerimiz tarafından yüzde 86 gibi büyük bir nisbette ödenmekte­dir. Onların zamanında Ziraat kredilsri 300 milyon civarında iken, tah­silat yüzde 81 idi. bahis mevzuu meblâğlar arasındaki fark gözönünde tutulursa, yüzde 86 nisbetindeki tahsilatın ehemmiyeti daha iyi tebarüz eder. Avrıca bizim zamanımızda borç tahsili için zecrî usullere de müra­caat edilmemektedir. Bu Türk çiftçisinin takatinin ne kadar yükselmiş olduğunu gösterir. Hububat, istihsali. 7 milyon tondan 15 milyon tona çıkmıştır. Aradaki fark. çiftçinin cebine girmekte ve bu suretle çiftçi bu dedece fazla istihsal etmesinde esaslı rol oynayan kredi borçlarını ödeme imkânlarını eH.e etmektedir. Bu vaziyet, çiftçinin borca garkolmuş bu­lunması mıdır?

İş ve istihsal hacminin her sahada iki üç misli arttığı göz önüne alınırsa, kredinin ve bu kredileri ödeme takatinin ne derecelerde arttığı kendili­ğinden ortaya çıkar. Bu artışı yine vatandaşlarımızın bankalara yatır­makta olduğu mevduat doğurmaktadır. Mevduat, 1950 de bir milyar iken bugün üc bucuk çoktan geçmiştir. Bankaların vazifesi, bir taraftan mev­duat toplamak, öbür taraftan da ikrazat yapmaktır. Türk millî bankaları, bugün üç milyarı coktan geçmiştir. Bankaların vazifesi, bir taraftan mevkaciliğin esası budur. Vatandasın üç bucuk milyarlık müterakim serma­yesi yine vatandaşın üç buçuk milyarlık kredi ihtiyacına cevap vermekte, bu muamele is hacmini genişletmekte, bu da netice olarak sermaye tera­kümünü daha da fazlalaştırmaktadır.

Görüyorsunuz ki, Türk ciftçi borca boğulmuştur dendiği zaman yalan söylemektedir. Zaten söylediğinin yalan olduğunu bizzat kendisi de bil­diği içindir ki rakam vermemekte, salahiyetli makamlardan ve bu arada meselâ Ziraat bankasından malûmat istememekte, batakçı diye vasıflan­dırdığı Türk köylü ve çiftcininin ne derecelerde yüksek iktisadî ahlâka sahip olduğunu öğrenmeği arzu etmemekte, yalnız yuvarlak lâflar etmek, böylece vicdanlara bir tereddüdün zehrim salmak emelini gütmektedir. Bu söylediklerine üç gün için üç kişi inansa, bunu seçim arifesinde ken­disine kâr saymaktadır. Fakat şurasını da bilsin ki böyle söz söylediği zaman eğer onu alkıslayan vatandaşlar bulunuyorsa, onlar dahi ertesi günü kredi almak üzere bankalara müracaat etmektedirler.

Gördüğünüz gibi tamamiyle hakikate ve vakalara aykırı olarak «Türle çiftçisi borca garkolmustur» diyen bu zat, bunun arkasından da, bekâra karı boşamak, gurbette öğünmek kabilinden» eğer biz iktidara gelirsek, bu borçları on sene üzerine taksitlendireceğiz» diye ilâve ediyor.

Bu gibi asağılık propagandaları nerelere kadar götürmekte olduklarına bu da başka bir misaldir. Herhangi bir mahsulün değerini bulmaması, iyi mahsul alınmaması ve buna benzer sebeplerle çiftçinin o sene için kredi borcunu ödemesi gücleşirse, devlet ona yardım etmeğe, hattâ yeni mahsul yılı için ilâve kredi vermeğe bugün her zamandan daha ziyade kadir ve amadedir. Fakat her dört senede bir iktidar değişince, eski zamanlarda padişah cüluslarında olduğu gibi bir umumî af çıkaracak., borçları affe­decek olursak, bu memleketin istikbalinden şüphe etmek lâzım gelir. Tahsilatın yüzde 86 nisbetinde olduğu bir zamanda on senelik taksitlendirmelerden bahsetmek, memleketin âtisine kasdetmek demektir. Kaldı ki bu  Türk köylü ve çiftçisini akılsız farzederek ve hafızası olmadığı­na hükmederek yapılmakta "olan bir rey avcılığından başka bir şev değil­dir. Türk köylü ve çiftçisi, Halk Partisi iktidarının borçlar bahsinde nasıl hareket ettiğini pek iyi hatırlamaktadır: 1929 da buğdayın kilosu 20 ku­ruştu. Büyük buhran oldu ve bunun neticesinde fiatlar 5 kuruşa, hattâ 2 kuruşa düştü. 100 çuvalla Ödenecek borç, 1000 çuvalla ödenir bir hale gel­di. Çiftçinin derhal imdadına koşmanın lâzım geldiği o senelerde, çiftçiyi tam 4 sene kıvrandırdılar ve ancak 1934 te borçları taksitlendirmeğe git­tiler. Onlar bugün de yine dünün ayni insafsız ve vatandaş ıstıraplarına "karşı duygusuz insanlarıdır, ve bugün hakikî çehrelerini sırf reylerinizi almak için gizlemektedirler.

Prof. F. Köprülünün İstanbul konuşması:

— İstanbul :

'Demokrat Partinin bugün Fatihte yaptığı açık hava toplantısında çok ka­labalık bir dinleyici kütlesi önünde muhtelif hatiplerin konuşmalarından sonra alkışlar ve tezahürat arasında söz alan Prof. Fuat Köprülü şunları söylemiştir :

«Aziz Fatihliler.

Bundan dört sene evvel, 1950 seçimlerinden bir kaç gün önce yine bu mey­dandan Büyük Fatihin ruhaniyeti karşısında sizlerle görüşmek bahtiyar­lığına nail olmuştum. O zaman milletin hürriyet aşkının neticesiz kalmayacağını ve cok uzun bir diktatörlük idaresinin milletin azmi karşısında mutlaka yıkılacağını söylemiştim. Yine o zaman başımızda tayyare uçu­rarak sarı sarı kâğıtlar atmışlardı. Karantina kâğıtları gibi biliyorsunuz.

O zaman hep beraber burada Büyük Fatihin ruhaniyetini şahit tutarak diktatörlük idaresini yıkacağımıza, onun aleyhinde rey vereceğimize 'hep "birlikte söz vermiştik. Allaha şükür iyi niyetimiz, haklı arzumuz milletin menfaati namına olan bu hareketimiz neticesini verdi ve Allah bizi mu­vaffak etti. Bugün dört senelik mesaiden sonra huzurunuza gelmiş ol­makla büyük bir bahtiyarlık ve şeref içindeyim.

Sevgili arkadaşlar,

1946 seçimlerinde, yani Demokrat Parti kurulduktan sonra o zamanki ik­tidarın yangından mal kaçırır gibi daha parti teşkilâtını yapmadan alel­acele yaptığı yalan ve sahte seçimlerle memleketin birçok köşelerini reylerimizi aşırdıkları halde kahraman İstanbul halkı reylerimizi 3 katına, o günden bugüne kadar sizin itimadınıza lâyık olmakla en büyük şeref kazanmış bir âciz kardeşiniz sıfatiyle hepinize bir defa daha şük­ranlarımı arzetmek vazifemdir.

Sevgili arkadaşlar, seçim kampanyası kaç gündür başlamış bulunuyor. Her parti pek tabiî haklı olarak kendini müdafaa etmeye, programını izah et­meye çalışıyor, bundan tabiî bir şey, bir hak olamaz. Fakat bu arada ken­dini müdafaa etmenin, kendi fikirlerini izah etmenin dışında bugünkü iktidarı kötülemek için söyledikleri şeyler, bas vurdukları vasıtalar yazık ki iz'amn, vicdanın tamamen dışında yalanlar, tezvirler ve iftiralardır. Kendileri de yalan söylediklerini bile bile yüzleri kızarmadan ayni lâfları tekrarlamaktan sıkılmıyorlar. Bunlar neler söylemiyorlar. Söyledikleri şeylerin bir hülâsasını arkadaşlarımdan aldım. Kısaca bazılarını söyliyeyinı Türkiyenin hariçte malî itibarı kalmamıştır, diyorlar. Arkadaşlar, bunu söylerken kendileri de yalan söylediklerini çok iyi biliyorlar, çünkü Türkiyenin siyasî itibarı olsun, malî itibarı olsun, şimdiye kadar hiç bir devrede görülmemiş bir şekilde yüksektir. Bütün devletlerde ve o devlet­lere mensup bütün büyük sermayedarlarla anlaşmalar yaptık. Sekiz se­nede on senede taksitlerle Ödenecek büyük işler yapmaktayız. Limanlar yapılıyor, bütün Anadolu köylerini nura kavuşturacak, fabrikalara ucuz elektrik temin edecek, memleketin yüzünü güldürecek, refaha kavuştu­racak santrallar kuruluvor, çimento fabrikaları, şeker fabrikaları, ziraatimizin inkişafı için sun'î gübre fabrikaları, daha birçok şeyler yapılıyor, sizler bunları her gün gazetelerde okuvarak görüyor, biliyorsunuz, en son itibarımız kırıktır, dedikleri bir zamanda, daha bundan üç gün evvel Fran­sa hükümeti on milvar franklık yeni bir teşebbüs hakkında kendi temi­natını kendi sermayedarlarına karsı verdi. Ondan evvel yirmi milyar franklık yine uzun vadeli işler için Fransa hükümeti teminat vermişti. "Türk milletine ve Türkiye hükümetine olan itimadını on milyarlık bir teminat ile üç gün evvel yeniden verdi. Buna haricî itibar mı derler, iti­barsızlık  mı derler?.»

"Müteakiben altın stoku mevzuuna temas eden Prof. Köprülü muhalefe­tin altın stoku eridi iddialarına karşı asıl bu stokun onların zamanında eridiğini söylemiş ve «vaktiyle cihan harbi esnasında milletin sefaleti, açlığı pahasına, yoksulluğu pahasına birikmiş olan paraları yedi Eylül kararlariyle üç ayda yarıya indirdiler,» demiştir.

" Daha sonra «memleketin hayrına milyarlar değerinde tesisler yaptığımız halde bize geçen altınlardan bir santim eksilmemis bilâkis artmışır. dedikten sonra ecnebi sermaye mevzuuna da şu şekilde temas etmiştir:

«Bugün Türk vatanına, Türk vatandaşının refahına, saadetine kastedebi­lecek gizli ve açık hiç bir kuvvet mevcut değildir. Hükümetiniz böyle bir şeye milyarda bir müsaade edemez, böyle bir isnadı ortaya atmak vatan­perverlikle kabili telif olmıyan bir harekettir. Ayni şeyi petrol kanunu için söylediler, mütemadiyen ağızlarına dolamışlar; rejim buhranı var, 'hürriyet elden gitti, matbuat ve öz hürriyeti kalmadı diyorlar, gazetele­rini açınız, baştan başa yalanlarla, terbiyeli bir insanın ağzına alamıva-cağı küfürlerle doludur. Hürriyetin bundan fazlasını ne istiyorlar. Halkta huzursuzluk yok. Bakın işte siz hepiniz şahitsiniz, ama huzursuzluk san-dalya hırsiyle gözleri kararmış insanlarda var. Yıllarca memleketi tek basma diktatörce idare etmiş bir adam. kalkıyor, biz bu vatanı sokakta "bulmadık diyor. Sizler bizler, hepimiz bu vatanı sokakta bulmuşuz. Ma­şallah. Onlar bu vatanın tek mütevellisi oldu, sanki diğer bütün millet vatanperverlikten, akıldan, iz'andan uzaktır. Onların zamanında Türkiye siyasî ve hukukî bakımdan tek başına idi, halbuki bugün dünyanın en büyük kuvvetlerinin başında Amerika olmak Üzere içinde bulunduğu Na-to teşkilâtı, Atlantik paktı denen ittifak heyeti içinde çok şerefli bir mevki işgal etmektedir. Kendileri yıllarca çalıştıkları halde buna bir tür­lü giremediler. Nihayet dediler ki, biz buna giremeyiz, buna ancak At­lantik devletleri girer. Halbuki ne kadar ters gördükleri, bunun kendi acizlerini örtmek için söylenmiş bir beynamaz özrü olduğunu hâdiseler meydana koydu. Bugün Türkiyenin emniyeti kendi istiklâl azminden, va­tanperverliğinden başka ayrıca diğer birçok milletlerle işbirliği etme­sinden doğmaktadır.»

Prof. Köprülü konuşmasını şu şekilde bitirmiştir :

«İki mayısta    seçim var. Millet     reyini   verecek, kanaatini    bildirecek Şimdiye kadar kime inanıyorsa ona rey verecek.»

Köprülünün bu konuşması bütün meydanı dolduran 70 bine yakın insan tarafından şiddetle alkışlanmış ve miting saat 17 de muazzam sevgi te­zahürleri içinde sona ermiştir.

Başvekil Adnan Menderesin Taksim Cumhuriyet meydanı konuşması: 28 Nisan 1954

— İstanbul:

Sevgili İstanbullular,

Hem milletvekiliniz, hem kurulduğu gündenberi desteklemekte bulun­duğunuz bir partinin reisi olarak sizlere ne derecelere kadar şükran bor­cumuz bulunduğunu olduğu.gibi ifade edebilmekten âcizim. Bununla be­raber, Türk demokrasisinin kurulmasında İstanbulun ne kadar mühim bir rol İfa etmiş bulunduğunu anlatmağa çalışacağım.

Demokrat Partinin kurulması veya yaşatılabümesi kolay olmamıştır. Çünkü memleketimizin idaresinde daima istibdat, mutlakiyet ve tahak­küm esas olagelmiştir. Arada 1908 hürriyet ilânı gibi kısa ve geçici ihti­lâl devirlerini andıran istisnalariyle, memleketimizin idare bakımından siması ve manzarası, daima. istibdat, tahakküm ve mutlakıyetin damga­sını taşır. Vaziyet, 1944 - 1945 senesine kadar hep böyle devam etmiştir.

1944 - 1945 te ise Nazi Almanyası ve mihver cephesi mağlûp olmuş, hür­riyetçi büyük Amerika ve Batı demokrasilerinin teşkil ettiği cephe galip gelmiştir. Dünya ölçüsünde ehemmiyeti hâiz olan bu büyük hâdisenin bizim de memleketi idare ve milletçe yaşayış tarzımıza tesirleri olması mukadderdi. Söyle ki. birinci ve ikinci dünya harpleri sulhun dünya öl­çüsünde bir bütün olduğu ve içte vatandaş hürriyetlerine, dışta millet­lerin istiklâllerine hürmet göstermemek, siyasî kuruluş ve bünyeler icabı olan tahakkümcü idarelerin dünya sulhu için bir tehdit teşkil ettiği' hakikatini ortaya kovmuş ve dünyanın büyük bir kısmını temsil Her milletler ye  devletler topluluğunca bunlara karşı  cephe  alınmaya  bas-zihniyetinde esaslı bir değişiklik vukua gelmemiş olduğunu belirtmek mümkündür. O nutukta sizlerden gizlenmeye çalışılan fikir ve niyetlerin nelerden ibaret olduğunu apaçık ortaya koyacağım.

Derhal söyliyeyim ki şayet 1950 seçimlerini kazanmış olsalardı, büyük mücadelelerle o güne kadar elde edilmiş neticeleri bir siyasî irtica ile yok etmekte tereddüt etmiyeceklerdi. Seçimleri kazanacaklarına kat'iyetle hükmettikleri için bu fikir ve niyetleri, o nutukta biraz örtülü olarak, fakat ilerdeki irticaî icraatlarına mesnet teşkil etmek maksadiyle söyle­mekten çekinmemiştir. Yani o nutukta söylenmiş olduğu için, «rey alma­dan önce bu sözleri millete söyledim ve milletten reyi bu sözler üzerine aldımıı diyerek eski tahakküm idaresini meşrulaştırmak maksadını güt­müştür. 1950 de Millî Şeflik tahtından düşen muhalefet lideri bütün bu son seçim mücadelesi esnasında bir sürü tezvirler yapacak, iftiralarda bulunacaktır. Ve en garibi de, 1950 de iktidardan düşer düşmez kapıldığı aşırı hürriyetçilik hastalığının bütün arazını, sara nöbetleri halinde gös­termiştir. Muhterem umumî efkârımıza, anarşiye kadar giden bu hürriyet sevdasının tamamiyle yapmacık ve sahte olduğuna işaret etmek isterim. Dört sene evvel böyle bir günde söylenmiş olan nutkun üzerinde durmak, bunu anlamak için kâfidir. Sabık Millî Şefin şimdiki sözleriyle onun asıl tahakkümcü cehresini belirten geçmişteki sözleri arasında ne kadar fark olduğunu belirtmek mecburiyetindeyim. O nutkunda, bir defa, seçimler­de Halk Partisinin kazanıp kazanmaması halinde neler olabileceğini ele almış bulunuyor. Ondan sonra, anayasaya muhalif kanunlar, antidemok­ratik kanunlar,, matbuat hürriyeti, üniversite muhtariyeti gibi demokra­tik rejimin mevzuları üzerinde de fikirleri vardır. Şimdi, sır asiyle bun­ları size anlatayım ve hâtıralarınızı ihya edeyim :

Sabık Millî Şefin 1950 nutkundan naklediyorum : "Bu secimde milletçe atlayacağımız mühim bir merhale daha vardır. O da ötedenberi yapılan, seçim esnasında el altından el üstünden hararet verileni yıkıcı, millerin bünyesini yıpratıcı, iptidaî telkinlerin tesirsiz kalıp kalmıyacağmın anla­şılması olacaktır. Eğer biz 150 senedenberi bu memleketin belini doğrult­masına hürrivet ve medenivet içinde bir hayat tarzı bulmasına mâni olan zelvrlerin tesirine karsı bünyemizde bir masuniyet kazanmamıssak, ye­niden başımıza bir çok felâketlerin gelmesini beklemeye mecburuz.»

Bu satılan tercüme etmek lâzım gelirse aynen şudur :

Halk Partisi aleyhine birçok hücumlar vapıldı. Bu hücumlar yıkıcı, mil­letin bünyesini yıpratıcı mahiyettedir. Memleket geri olduğu için her ilerleme hareketinin karşısına böyle çıkılmıştır ve memleket onun için geri kalmıştır. Demokrat Parti tarafından yapılmış olan bu propaganda­ların tesiri olup olmadığını seçimler gösterecektir. Bu seçimlerde Halk Partisinin kaybetmesiyle, her zaman memleketin belini doğrultmasın? mâni olmuş bulunan gerilik anlaşılmış olacak, Halk Partisi yani ben kay­bettiğimiz takdirde bir sürü felâketlerin vukuunu beklemek mukadder olacaktır. Görüyorsunuz ki o günkü Millî Şef, demokrasiye inanmamakta, reye inanmamakta, milletin olgunluğuna inanmamaktadır. Şayet kendisi kazanırsa millet olgun, kazanmadığı takdirde ise olgun değildir. Bu hük­mü evvelinden vermiş bulunmaktadır. Arada şunu da söylevevim ki. dik­kat ettiğiniz gibi sabık Millî Şef o zamanki muhalefetin geri fikirlerle ta­arruza geçtiğini Demokrat Partiye karşı bir taarruz silâhı olarak kullan- söylediklerine bakarsak, biraz evvel birkaç cümle ile ifadesine çalıştığım. Halk Partisinin dört senelik çalışma tarzı yıkıcı, millî bünyemizi yıpra­tıcı ve iptidaî değil de nedir?

Bir de, gene 1950 nutkundan; onun biraz evvel naklettiğim sözlerini ta­kip eden şu cümlesine bakınız:- «1950 senesinde Türkiyenin coğrafî duru­munda bulunan bir memleketin iftiracı, iptidaî ve yıkıcı usullerin neti­celerine dayanabileceğini tasavvur etmek pek tehlikeli bir hal olur.» 1950 ye nazaran coğrafî vaziyetimiz değişmediğine göre, dünya ahvalinde de esaslı bir tebeddül vukua gelmediğine göre, bu sözler, aynen 1954 seçim­leri için de varit olmak lâzımgelir. Kaldı ki, bu sözleri söyledikten on beş gün sonra sanki Türkiyenin coğrafyası değişmiş, sanki Kore kararı ile büsbütün .tehlikeli bir hal alan dünya vaziyetinde esaslı bir salâh vu­kua gelmiş gibi, daha nutkun akisleri sönmeden ve mürekkebi kuruma­dan, derhal o memleketi yıkıcı diye tarif ettiği hareketlerin en şiddetli­sine, hem de nahak yere, geçmekte asla tereddüt etmemiştir.

1950 seçimlerinin arifesinde, 9 Mayısta, Taksim nutku söylendiği zaman Millî Şef henüz iktidardadır. Binaenaleyh aşırı bir hürriyetçilik, onun asla işine gelmez. Aksine olarak yakın tehlikeleri hattâ birkaç misli bü­yüterek milletin gözü önüne getirmek, iktidarda kalmanın, hattâ tahak­küm idaresini iade etmenin yolu ve çaresidir. Onun için iktidardan düşer düşmez ele aldığı iddiaların tam aksine olarak, demokratik bir idarenin kolayca ve kısa bir zamanda tahakkuk ettirilemeyeceğini, büyük Ameri­kan demokrasisinin bile kuruluşundan tam 75 sene sonra modern tari­hin kaydettiği iç harplerden en mühimmine sahne olduğunu ileriye süre­rek, herkesi hürriyetten menetmek işine gelir. İşte bu maksatla, gene 1950 senesinde, tam bu noktada söylediklerini aynen naklediyorum «De­mokratik rejimimizin bu başarılı devrini geçirdikten sonra zaman zaman talihin sert tecrübelerine maruz kalması varittir.» Diyor. Bu sözlerine rağmen, iktidardan düşer düşmez, bu ihtimalin hatırına geldiğini göste­recek en ufak bir delili dahi müşahede etmek mümkün değildir.

Nutuktan parçalar okumağa devam ediyorum: «Bu tecrübelerin zemini iç politika meseleleri olabileceği gibi, hususiyle dış emniyet meseleleri başlıca tecrübe devri sayılır. İc politika denemeleri, tahrik neticesi ola­bilecek büvük hâdiselerden donabilir.» Görüyorsunuz ki tahriklerin bü­yük hâdiseler doğurabileceğini kabul ve ifade ediyor amma muhalefete geçtikten sonra o tahrikleri, ya bizzat kendisi yahut ta onu takiben bir takım müritleri ve çömezleri hiç bir memlekette görülemiyecek hudut­lara kadar götürüyorlar. Bir de kendisi iktidarda kaldığına muzaf olarak herhangi bir tahrik olursa, hattâ tahrik olduğu bahanesiyle bir takım tenkil hareketlerine girişeceğini, istiklâl mahkemelerine ve takriri sükûn kanunlarına kadar birçok tedbirler alabileceğini gösteren şu sözlere ba­kınız: «Bu fevkalâde tedbirlerin kat'î zaruret hudutları ve zamanları için­de kalıp kalmıyacağımn imtihanını iyi niyetle ve muvaffakiyetle vermek lâzımdır. Bu vazife, hâdise zamanındaki iktidarın ve. umumî zihniyetin istidadına bağlıdır.» Bu sözler, nasıl takriri sükûn kanunlariyle istiklâl mahkemelerini hatırlatıyor, görüyorsunuz.

Simdi meşhur nutuktaki anayasaya aykırı kanunlarla antidemokratik kanunlar bahsine geliyorum: Biliyorsunuz, muhalefete düştükleri günden itibaren anayasaya aykırı ve antidemokratik birçok kanunların mevcudi­yetinden bahis açarak dört yıl mütemadiyen bizi bu mevzuda kabahatli ve suçlu göstermeğe çalışmışlardır. Bugünün muhalefet lideri, iktidarı­nın son gününde, bakınız, nasıl konuşuyor? «Bir kanunun anayasaya uy­gun olup olmadığına hüküm vermek yalnız salahiyetli olan müesseseye verilmiştir. Bizim anayasamıza göre bu müessese Büyük Millet Meclisi­dir. Bu suretle Büyük Millet Meclisinin anayasaya muvafık kabul ettiği kanun bu vasfın bütün kuvvetini taşır.» Demek oluyor ki, kendisi ikti­darda iken, her hangi bir kanunun anayasaya muhalif olduğu hiç bir kim­se tarafından iddia edilemez. Büyük Millet Meclisinden çıkan her kanun anayasaya muvafıktır. İktidarda iken yalnız Büyük Millet Meclisine ta­nıdığı bir hakkı, muhalefete düştükten sonra yalnız kendisine hasr ve tahsis ediyor ve Meclisi hiç kaale almıyor. Esasen kendisi iktidarda olunca Meclis vardır ve kendisine muti olan Meclise âlemin itaat etmesi şarttır.

Fakat iktidardan düşünce, Meclisin meşru olmadığının her vesile ile ken­disince ilân edilmesi tabiidir ve hattâ, madem ki kendisi iktidarda değil-ir, Meclis de yoktur.

İşte, bugünkü muhalefet liderinin siyasî anlayışı, anayasa ve anayasaya aykırı kanunlar telâkkisi, böyle hazin bir tezadın hakikaten ibret verici örneğini teşkil etmektedir.

Antidemokratik kanunlar bahsine gelince: 1950 nutkunun bu bahse dair olan kısmını size okuyayım: "Her memlekette, onun seviyesine ve ihti­yacına göre nazariye itibariyle antidemokratik sayılacak kanunlar veya haller mevcut olabilir. Bu haller o memlekette hürriyet ve demokrasi mevcut olmadığının delili sayılamaz. Bizde nazariye olarak antidemok­ratik sayılacak başlıca iki büyük mevzu vardı: Birisi komünistliğin faa­liyetine kanunen müsaade edilmemesidir. Dini siyasete âlet etmemek de bizde kanun icabıdır. Nazarî olarak bu da antidemokratik sayılabilir.»

Görüyorsunuz ki bu nutku söyleyen için bizde aşırı solculuk ve aşırı sağ-cılılığa karşı konulmuş olan iki kanundan başka antidemokratik kanun mevcut değildir. Bu iki,kanun da ancak, nazarî olarak antidemokratik sa­yılabilir. Fakat menfaati için bu kanunlar zaruîdir. 950 senesinin Ağus­tos - Eylül aylarında yani, iktidarı kaybetmesinden birkaç ay sonra anti­demokratik kanunların değiştirilmemiş olduğunu ve bu itibarla memle­kette bir zulüm idaresinin hüküm sürmekte bulunduğunu söylerken 9 Mayıs 1950 tarihli nutkunda sarfettiği sözleri hiç  aklına getirmemiştir.

Malûmdur ki : iktidara geçer geçmez af kanunu çıkarılmıştır. Matbuat hakkında en basit kayıtlar dahi bırakılmaksızm matbuat kanunu baştan başa tadil edilmiş ve en mühimmi matbuat suçlularının muhakemelerinin tevkifli olarak görülmesi hükmü kaldırılmıştır.

Matbuat, ancak, antidemokratik olan bu saydığım hükümlerin değişme­siyle hürriyete kavuşmuş olmasına mukabil bizim iktidarımız zamanında matbuatın zulüm denecek derecede görülmemiş baskı altına alındığı uzun yılların bize karşı kullanılmış taarruz silâhı haline getirilmiştir.

Bu suretle nutkun matbuat hürriyetine dair olan kısmına gelmiş oluyo­rum. Şimdi gene nutuktan bu bahse dair parçalar okuyacağım :

«Basın hürriyeti üzerinde devam eden münakaşalar,, kolaylıkla hallolu­nacaktır. Bu hal şekli bizim basınımızı bazı noktalarda geliştirecektir. Ve birçok noktalarda da, onlara, demokratik memleketlerin ve demokratik nazariyelerin  kayıtlarını getirecektir.» Basın hürriyetinden herkesçe şikâyet olunduğu bir sırada basın hürriyeti meselesinin kolayca hallolunacağını ifade eden sözlerin arkasından, bu hal şeklinin matbuata bazı noktalardan genişlik, fakat birçok noktalar­dan kayıtlar getireceğinin söylenmesindeki müthiş iki yüzlülük elbette gözden kaçamaz. Yukarıdaki sözlerinin arasında bir de «demokratik mem­leketlerin ve nazariyelerin» tarzında tâbirlere rastlanıyor. Bunların eski ifade ile bir söz rüşveti olduğunda şüphe yoktur.

Matbuat hakkında onun en kat'î hükmünü şu sözler ifade eder : «Şurası muhakkaktır ki, basın hürriyeti gibi, hürriyet ve demokrasi rejiminin bir temel mefhumu, bugün bizde, en serbest memleketlerde olduğu gibi iş­lemektedir.»

Görüyorsunuz ki, onun kavlince kendisi iktidarda iken matbuat hürdür.

İktidardan düşer düşmez matbuatı kayıtlayan bir takım kanunlar değiş­tirilmiş olsa dahi, artık matbuat zincire vurulmuştur.

Tıpkı buna benzer diğer bir mevzu olarak nutukta demokratik rejim hak­kındaki mütalâaları gözden geçirelim :

«Memleketimiz hür ve demokratik rejimin bütün esas unsurlarını ta­hakkuk ettirmiştir.»

Dikkatinizi çekmek lüzumuna dahi hacet yoktur ki, demokratik rejim bütün esas unsurlarıyla tahakkuk etmiş denilmekle, cümlenin başındaki «bütün eksikleriyle beraber» tâbiri derhal ehemmiyetten düşürülmüş, mâ­na ve tesiri sıfıra indirilmiş bulunuyor. İste bu tâbir gene rüşveti kelâm, olmaktan başka bir mâna ifade etmez. Demek oluyor ki, 950 nin 9 Mayı­sında demokratik rejim bütün -esaslariyle tahakkuk etmiştir. Bunun canlı şahidi o günkü seçimlerin manzarasıdır.

Hatırlatmak icab eder ki, o zaman daha 946 seçimlerinin ve onu takip eden ara seçimlerinin, örfi idarelerin, Arslanköy ve Senirkent hâdiseleri­nin ortalığa yaydığı tedhiş havası tamamiyle hakimdir. Fakat şimdi De­mokratik idare değil, onun kavlince bir zulüm idaresi hakimdir: Ve tür­lü hakaret, hücum ve tecavüzleriyle türlü şeni iftiralariyle seviyesiz ve her cümlesi bir suç teşkil edebilecek radyo konuşmalariyle 950 senesinin aksine olarak bugünkü seçimin manzarasını bir zulüm idaresinin mev­cudiyetine canh sahid diye göstermeğe çalışmaktadır ki, artık böylesine ne demek lâzım geldiğini siz tâyin ediniz.

Muhterem İstanbullular, ve üniversiteli aziz çocuklarımız...

Bugünlerde sizlere Halk Partisinin dağıttığı ufacık, ufacık kâğıtlara de­lilsiz, isbatsız, mesnedsiz ve haksız iddialarını alt alta sıralanmış olduğunu görmüşsünüzdür. Ben bunlardan nutukla ve sizinle alâkalı bir tanesine dokunacağım: Bu el jurnalında «Demokrat Parti iktidarının üniversite muhtariyetini imkânsızlaştırdığı» yazılıdır. Bu vesile ile müsaade buyu­runuz: 950 nutkunun üniversite muhtariyetine temas eden kısmını size hatırlatayım: «Masum üniversite talebesinin büyük kütlesi içine girmek fırsatını bulmuş olan politikacılar, üniversite talebesi adına memlekette ehemmiyetli bir mesele ortaya çıkarmışlardır. Biz seçimden sonra bu meselevi ciddiyetle ele alacağız. Muhtelif üniversitelerimizde ve muhtelif vesilelerle dört senedenberi vukua gelen elemli ve hüzünlü hâdiseleri zikretmiyeceğim. Fakat haber vereyim ki, aile babalarının göz nuru ve memleketin istikbali ve dayancı olan gençlerimizin içinden ufak bir kıs­mının olsun tahrik politikacılarının insafsızlığına kurban olmasına kayıt­sız kalmıyacağız.»

Bu sözlerdeki tedhiş edası ne kadar aşikârdır, görüyorsunuz bu tedhişin tesiri yalnız üniversite tenkil hareketine geçileceğine inhisar edemez..

Bu zat, bir defa berveçhipeşin seçimi mutlaka kazanacağını bu satırlarla ifade etmek suretiyle herkese ona göre vaziyet almasını ihtar etmek isti­yor.

Onun için mânası geniş ve şamildir. Hele dünkü millî şef, diktatör vesair sıfatlarla vasıflandırılan adamın ağzından çıkarsa, hiçbir zaman seçimle idaresi nasip olmamış bir memlekette telâffuz olunursa, üstelik 1946 tec­rübesinin elim ve acı hâtıraları henüz hafızalarda bütün tazeliği ile hü­küm sürdüğü bir zamana ..rastlarsa, bunun dehşet verici tesirlerini oldu­ğu gibi kavramak kolaylaşır.

Yukardaki izahlarımla ileride birgün farzı muhal olarak bu memlekette demokrasinin soysuzlaşmaya gittiği görülecek olursa, bunun siyasî ahlâk kaidelerine yüzde yüz riayetsizliğin ve siyaset ikiyüzlülüğün açık bir ne­ticesi olarak zuhur edeceğini belirtmek maksadını güttüm. Görüyorsu­nuz ki, bu türlü politikacının maskesini çekip suratından alıvermek için bir nutkun bazı parçalarını alıp kısaca tahlillere tâbi tutuvermek dahi kâfi geliyor.

Muhterem vatandaşlarım,                                                                                     .

Bütün yapılan işleri red ve inkâr ediyorlar: İhaleleri, temel atmaları, hat­tâ isletmeye açılanları, her birini gözlerile görmeyecek yerde yaşayan vatandaş kütlelerine ayrı ayrı yalanlar diye en çirkin şekilde iftira et­mekten çekinmiyorlar. Memleket iyiliğine delâlet edecek her vaziyet ve hâdiseden şiddetle müteessir oluyorlar. O halde jurnalcı, ihtilâlci ve tez-virci sıfatlarının yanma bir de inkarcı sıfatını ilâve etmek lâzım geliyor.

Sevgili vatandaşlar,

Daha evvelsini bırakınız, o malûm... Fakat 1944 ve 1945 de söylediği nu­tukları, 1946 nutkunu ve onu takip eden Arslanköy ve Senirkent hâdise­lerini ve bunlardan başka haftalardır ve ayları dolduran bunca zulüm ve başka hâdiselerini nasıl unutmuyorsak, 1950 seçim nutku ve yine aynı senenin belediye seçimleri üzerinde nasıl duruyorsak, Kore kararı etra­fında yapılan çok tehlikeli tahrikleri ve bugüne kadar devam ettirdikleri iftiraları nasıl hatırlıyorsak, bu seçim münasebetile söylenen nutukları ve radyo konuşmalarını da millet olarak hafızamızda saklamak lâzım ge­lir. Emin olunuz ki çok kısa bir zaman sonra hakikatler o derece ayan olarak en kayıtsız insanların dahi gözlerine çarpacak bir açıklıkla ortaya çıkacaktır ki, hareket tarzları, yazıları ve sözleri kara bir alın yazısı ola­rak onları takip edecektir. Bu söylenen nutukları bu radyo konuşmaları­nı hususile bütün bu inkârları unutmayınız...

Şimdi bunlar, şiddetli bir hava içinde ve seçim ihtirasının başlarını dön­dürüp gözlerini karattığı bir zamanda ne olursa olsun tek kazanalım pa­rolası ile yapılmaktadır. Yarın ortalık durulunca ve bütün bu söylenen­ler ve yapılanlar üzerine avdet edilerek ibret verici neticeler halinde or­taya dökülünce, ne yapacaklarım bilmez bir halde, şayet hicap hissi du-yabilirlerse hangi perdenin arkasına saklanacaklardır.

.Sevgili vatandaşlarım,

Onlara göre memleket toptan iflâs halindedir. Pahalılık bütün vatandaşları kasıp kavurmaktadır. Devletin itibarı sıfıra düşmüştür. İçte emniyet kalmamıştır, dış emniyeti yoktur. Ya inkârlarına gelince... Bunlar daha da fecîdir. Misal vereyim: Giresun limanının inşası için malzeme getiril­miştir. Bunlar, limanın inşa edileceği yalandır, bu getirilen malzeme iki Mayıstan sonra yine bir yere götürülecektir, diyorlar. Diğer bir yerde temeli atılan çimento fabrikası için, başka bir yerde şeker fabrikası ve birçok yerlerde de sayıp dökebildiğimiz veya sayamadığımız liman, iske­le, baraj, hükümet konakları, yollar her türlü su işleri, her çeşit fabrika­lar için yapılan törenlere: «Yalandır... Getirilen malzemenin hepsi biraz sonra geri götürülecektir.» diyorlar.

Bu inkâr gayyası havsalaya sığacak neviden değildir. Bütün bu inkârla­rın yalan olduğu 2 Mayısta ve 2 Mayıstan sonra hemen görülecektir. Aca­ba o zaman utanmıyacaklar mıdır?

.Bu inkârların şefleri ağzından bulduğu formül şudur:

«Bir günde beşyüz milyon liralık taahhütlere giren, ihaleler yapan bir İnsanın mercimek kadar aklı olduğuna inanılabilir mi? Bu taşıdığı mesu­liyetin ehemmiyetini bilmemektedir."

Bu sözlerile o , denilen miktardaki ihaleleri tamamile inkâr ediyor. Vakalara uymak için söyliyelim: 15-20 gün içinde filhakika 500 milyonluk ihale yapılmıştı. Altı ay gerisine gidersek o günden bugüne hususî sek­törün bizi doğrudan doğruya alâkalandırmayan kısımları hariç olmak üzere milyarı geçen ihalelerin yapıldığı ve bunların tatbikatına geçildiği "bir hakikattir.

Bu ihale ve mukavelelerin bir tarafı biz isek, ikinci tarafı da, yani karşı tarafı da hesabını bilen, faaliyeti devletlerinin kontrolü altında, dünyaca tanınmış eserlerin kurucusu olan beynelmilel müesseselerdir. Merci­mek kadar akla sahip olmadıkları, iddiasına görüyorsunuz ki bu müesse­selerde giriyorlar...

Evet... Bu ihaleler yapılmıştır. Bu ihalelerin yapıldığı ve hükümlerinin yerine getirileceği hususunda muhalefet lideri millet huzurunda bahse girer mi? Bahis kaybetmenin bedeli sâdece merdâne: «Ben aldanmışım» demekten ibaret olacaktır.

Yalnız bu söylediklerimiz, hattâ bugüne kadar yapılıp da söyliyebilmek imkânını bulamadıklarımız değil, şimdiye kadar bitirilmiş işlerin yakın­da bitirilecek olanların, ihalesi yapılmış olanların, hasılatları peyderpey gelmeye başladığı ve daha da geleceği için memleketin ve hazinenin kud­reti s.u anda dahi bir misli artmış bulunduğu hakikatini dikkate alan aziz milletimiz, bize itimadını esirgemez ve iktidarda tutarsa önümüzdeki 4 yıl içinde bu yapılan keyfiyet ve kemmiyet bakımından misli ile ta­hakkuku hususunda da bahse girmeye amadeyiz.

Muhterem İstanbullular,

Hakikat şudur ki, 4 sene içinde memleket çok mesafe almıştır. 1950 senesi Türkiyesiyle 1954 senesi Türkiyesi arasında mukayese bile zordur. Çünkü karşımızda yepyeni bir memleket doğmaktadır. 1950 de seçimler' arifesinde memleketin manzarası şu idi: İktisadî hayatımız son derece düşük bir İstihsal seviyesinde donup kalmıştı. Ziraatimiz, iptidaî vasıtalarla, aile is­tihsali yapan, pazara çok az mal veren pazardan çok az mal alan, bir orta  ziraati halindedir.

Memleket sanayii ileri derecede bir devletçilik tahakkümü altındadır.

Memleket yolsuzluk ve vasıtasızlık yüzünden birbiri ile irtibatı çok zaif olan veya ancak bazı mevsimlere inhisar eden, iptidaî karakteri birçok -pazarlara ve bir takım iktisadî bölgelere bölünmüş haldedir.

"Müstahsil satılamayan, para etmeyen, çok defa yerinde çürümeye mah­kûm bir takım mahsullerin istihsalini asgarî hadde indirmiş, kuru ekme­ğini tedarik mecburiyetile toprağa mahkûm bir halde, âdeta ânanevî bir ecdat göreneği olarak ziraat yapmaktadır. Müstehlik,  ihtiyacına yeter

-miktarda mal bulamamakta, gelir seviyesine nisbetle çok pahalıya mal istihlâk etmektedir. Devlet, özel idareler, belediyeler ve köylerin malî imkânları, iktisadî durgunluk ye hareketsizliğin tabii neticesi olarak son derecede düşük bir seviyeye bağlanıp kalmıştır.

Devlet bütçesinin günlük ihtiyaçları, iktisadî devlet teşekküllerinin ser­maye talepleri, geniş mikyasta emisyon yapmak suretiyle karşılanmak­tadır. Buna mukabil yine en kısa ifade ile bugünkü manzara şudur:

'Memleketin ziraati, ekonomik kalkınmamızın ana meselesi olarak ele alın­mış, ziraatimizin her türlü teknik vasıtalarla teçhizine, o zamana kadar görülmemiş derecede hız verilmiş, ziraat kredisi bu memlekette, çok kısa

zamanda mümkün olabilecek âzâmî miktara çıkarılmış, ziraat usûllerinin İslahına çalışılmış, çiftçi için müsait bir fiat politikası takip edilmiş ve bü­tün bunların neticesi olarak ekilis sahası yüzde 40 civarında artmıştır.

3u tedbirler sayesinde hububat istihsalimiz bir misli arttığı gibi, ana is­tihsal maddelerinin birçoğunda da buna yakın artışlar kaydedilmiştir.

Yine vazife devremizde, sınaî istihsal kapasitemiz iki mislini bulmuş, memleket geniş yol şebekesi ile örülmüştür. Bütün bu tedbirlerin muhas-salası olarak memleketimizin gayri safi millî istihsali 1928 senesinde 9 milyar. 1940 senesinde 8 buçuk milyar lira olmasına mukabil son alınan rakamlara göre 16 milyar liraya yaklaşmış bulunmaktadır.

"Millî gelirde ve binnetice fertlerin gelirinde hasıl olan inkişaf neticesin­de devlet gelirleri, vergilere zam yapmadan ve hattâ mühim miktarda vergi indirmeleri yapılmasına rağmen 1950 bütçesi gelirlerine nazaran hemen hemen bir misli artmıştır.

Bu sayede devletin masraf bütçesinde de câri masraflarla yüzde 38,1, yatı­rım, mevzularında yüzde 127,7 nisbetinde bir artış temin olunmuştur. Bu­nun neticesi olarak emisyon yolu ile bütçe masraflarını ve iktisadî dev­let teşekküllerinin sermaye ihtiyaçlarını karşılamak usulüne katî olarak nihayet verilmiştir.

'Devlet borçlarının miktarında, muhassala olarak 186 milyon liralık indir­me temin olunmuştur.

Aziz İstanbullular,

'İktisadî ve malî sahada bugünden elde olunan ve bütün milletçe kabuve teslim edilen maddî ve müsbet neticelerin ifadesi kısaca şöyledir:

Memleketin hududları, toprak genişliği değişmedi ve nüfusu da fazlaca artmadığı halde istihsal kapasitesi esaslı maddelerde iki misline, çimen­to ve demir ^gibi maddelerde üç, beş misline çıkmıştır. Devlet bütçesi 1950 de 1 milyar 310 milyon lira iken 1954 te bütçe 2 milyar 288 milyon lira olmuştur. 186milyon liralık vergi indirimi de nazara alındığı takdirde bugünkü devlet bütçesi hesaben 2 milyar 474 milyon liraya yükselir ki, bu, 1950 deki devlet bütçesinin bir mislinden biraz eksik bir artış demek­tir. Bu artış seyrinin gelecek yıllarda çok daha büyük bir hızla devam ede­ceğine şüphe yoktur.

Millî bankalarımızda da vatandaşların yatırdıkları mevduat umumî ye­kûnu üç buçuk milyarı aşmış ve ikrazat yekûnu da dört milyara yaklaş­mıştır.

Devlet gelirleri ise, herhangi bir vergi ilâve edilmeden dünya malî tari­hinde görülmemiş inkişaf kaydetmiştir. Eski iktidarın son mart ayında yapılan tahsilatın 96 milyon olmasına mukabil 1954 mart ayında tahsilât 214,5 milyonu bulmuştur. Bu, ayda 118 milyon lira, yani günde takriben 4 milyon lira fazlalık ifade eder.

Şu noktayı tasrih edeyim: Her sabah gözlerinizi açtığınızda devlet hazi­nesine bugün, 4 sene evveline nazaran 4 milyon lira fazla girmektedir.

İhracat yapılamıyor, diye feryadlar koparıldı. Bu- zamanlarda 1950 ye na­zaran ihracatımız dört misline çıkmıştır. Gene memleketin fakir düştüğü ve ithalât yapmadığı iddiasının haykırılmakta olduğu şu sırada yalnız bir evvelki seneye nazaran bu sene 400.000 ton fazla ithalât yapılmıştır.

Görülüyor ki, memleketimizin ve milletimizin maddî ve manevî kudret ve kuvveti 4 senelik iktidar devrimizin sonunda iki misline çıkmış deni­lebilir.

Bu netice, Türk vatanının adeta bir misli genişlemiş ve bir o kadar da kuvvetlenmiş olduğu manasına gelir.

Aziz İstanbullular,

Partimizin geçen seçimlerde bir beyanname neşretmiş olduğunu hatırla­yacaksınız. Bu beyannamede, o zaman için iktidara geldiğimiz takdirde yapılacak işleri tâdad halinde sayıp dökmek yerinde, nasıl bir tutum, takip edeceğimiz ve hangi istikametlerde yürüyeceğimiz şekli tercih edilmiştir.

Bu maruzatın bazı kısımlarını partimizin iktidara geldiği takdirde, ne suretle hareket edeceğinin bir ifadesi olarak kabul etmek de    variddir.

Bundan başka, geçen dört yıl içinde, muhtelif devlet işlerinin her saha­sını ilgilendiren hizmetlerimizin neler olduğu hakkında muhterem, umu­mî efkârımızda kanaatler hasıl olmuş bulunuyor. İşte bu dört seneyi ge­leceğe aksettirmek suretiyle, bu yolda maddî, manevî, bir misli artan tâ-katımızla devam edeceğimizi ve ayrıca şimdiye kadar görülen hatalı ge­cikmelerin de vukua gelmiyeceğini hesaba katarsak, geçmişteki dört se­neye nazaran önümüzdeki senelerin çok verimli olacağını, itimadınıza lâ­yık olan partimizin bir beyanı olarak ifade edebilir. Hatalarımız varsa, bunlar daha ziyade yenemediğimiz sebeplerden dolayı lüzumlu teşebbüslere girişmekteki gecikmelerdir. Ne garib tecellidir ki. muhalefet bizi leketjhavsalalarmın bir türlü alamıyacağı nisbetlerde fazla ve süratli iş görmekle suçlandırmaktadır. Halbuki asırlarca ihmal edilmiş olan mem­leket, süratle kalkınmaya muhtacdır. Dünyanın ilerleme temposu çok sü­ratlenmiştir. Hükümetten bütün köylerimiz su ister, ziraatimiz sulama tesisatı ister, sanayimiz şehir ve kasabalarımız, hatta köylerimiz elektri­ğe kavuşmak ihtiyacını şiddetle hissetmektedir.

Her yerde liman istersiniz, iskeleler, yollar, mektepler, hastahaneler, mah­kemeler istersiniz. Birçok yerlerde bankaların şubesi bulunmadığından şikâyet edilir. Onlar, ikrazat yekûnu memleketi borca boğmuştur, derler­ken, iş hacminin muttasıl artması ve bankalara yapılan mevduatın hav­salalara sığmayacak derecede fazlalaşması, ikrazat ve istikraz muamele­lerinin muttasıl artmasını zorlamaktadır ve hayır buradadır. Deflasyon­cu, iş hacmini daraltıcı, istihsali olduğu yerde durdurucu, istihlâki oldu­ğu yerde bırakıcı bir iktisadî politika, bizim kârımız değildir. Kaybedil­miş yılları süratle telâfi etmek, iktisadî cihazlanma ve kalkınmamızı sü­ratle tekemmül ettirmek ve bu sayede kuvvetli bir orduyu kendi imkân­larımızla ayakta tutabilmek en kısa vadeli gayelerimizdendir. Bunları biz bu topraklarda bekamızın teminatı saymaktayız.

Sevgili vatandaşlarım,

"Yabancı sermayeyi teşvik ve petrol kanunları münasebetiyle memleketi satıyorlar, gibi aşağı neviden vaveylalara cevab vermek dahi bir tenez­zül olur. Bunlar, bir hakaret ise, aynen ve şiddetle kendilerine iade ederiz.

Bu mevzuda size, sadece şeflerinin beyanatiyle parti sözcülerinin meclis kürsüsünde söyleyip zabıtlara geçen beyanatını   yanyana koymak suretile

siyaset sahasındaki iki yüzlülüklerinin yeni bir örneğini daha vermek iste-rim.

'Sabık millî şef, son günlerde, secimler münasebetiyle demagoji yaparak diyor ki, «para darlığı içindedirler. Bu memleketin satmıyacakları hiçbir hazinesi yoktur. Bugün Afrika kabileleri kendi topraklarını işleten yaban­cılara ayaklanmışlardır. Bizim iktidar, gül gibi toprağımıza Afrika kabile­lerinin kovduğu yabancı sermayeyi getirmek istiyor.»

Parti sözcülerinin Halk Partisi adına mecliste 4 mart 1954 tarihinde söyle­diği sözler de sudur: Aynen Meclis zabıt ceridesinden okuyorum: «Cum­huriyet Halk Partisi bu kanuna programındaki bir madde dolayısiyle mu­halif idi'. Memleketin servetlerinin işletilmesi için her iktidarın kendine göre bir tarzı, bir usulü olması icabeder. Cumhuriyet Halk Partisi, devlet­çi olarak, petrol konusunda birinci plânda devleti ve devletin faaliyetini görür. Onun yanı sıra. eşit haklarla hususî teşebbüsün de iştirakini, gene kendi programımız icabı olarak kabul eder. Ecnebi sermayenin bu memle­kete gelmesine ve çalışmasına da can ve gönülden taraftardır. Bu sözlerim­le yabancı sermayeyi korkutmak seklindeki iddiaları cevaplandırmak iste­rim.»

Aradaki farkları ve binnetice iki yüzlülüğü görüvorsunuz. Bu mevzuda da­ha fazla birşey söylemeyi bir zül addederim. Millî mücadele nasıl geri un­surları bertaraf etmek için uğraşmış, emek harcamışsa, biz de bu memle­ketin şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun bir iktisadî politikanın icablarım "bir türlü kavrayamayan iktisad ve maliye yobazlarının mukavemetlerini

yok etmek mecburiyetinde kaldık. Çünkü memleketimizin hemen çeyrek asır yerinde saymış olmasının mesulleri, sadece ve sadece iktisat ve mali­ye yobazlarıdır. Ancak üç, dört yıldanberidir ki, elleri ayakları çözülen insanlar gibi çalışkan Türk milleti, zekâ ve dehasının feyizli neticelerini ortaya koymaya başlamıştır. Eskiden iktisadî kalkınma hükümet bütçesi­nin fevkalâde dar imkânlariyle en aşağı derecede tutulmuş ve hususî te­şebbüs bir sürü kayıtlar altında kısırlaştırılmış İken bugün en başta ikti­sadî emniyetin yaratılmış olması ve sonra da hükümetin elinde mevcut, fakat eskiden namâlum imkânların kullanılın asil e vatandaşların istihsal faaliyetlerinin arttırılması için elden gelen yapılmıştır. Dün iktisadî kal­kınma denilince, akla gelen kısa görüşlere ve mahdud imkânlara, mukabil, bugün milletçe ve toptan büyük bir şevkle harekete gelmiş olmanın neti­ce ve hasılaları elde edilmeğe başlanmıştır. İşte bizim iktisad ve maliye politikamız bu esas ve görüşlere dayanır.

Aziz İstanbullular,

Rejim bahsinde de dört yıl gerek mevzuat, gerek tatbikat bakımından mü­him mesafeler katettiğimize inanıyoruz. Anayasada bazı tâdilleri lüzumlu görmekle beraber geçen 4 yıl içinde tahakkuk ettirmemiş olmamız müsait şartların mevcut bulunmadığına dair olan kanaatimize dayanmaktadır;

Çok partili ve demokratik hayatın henüz hareket ve tekevvün halinde bu­lunması, belki anayasa tâdili için dünkü şartların gayri müsaid oluşu he­nüz girdiğimiz çok partili demokratik hayatın çok yeni olması ile izah olu­nabilir.

Ancak iktidara geldiğimiz takdirde, bugünün demokrasi anlayışına daha. müsaid bir anayasanın vücude getirilmesini tahakkkuk ettireceğiz. . Sevgili vatandaşlarım,

Bir seçim münasebet ile kırılan dökülen haysiyet ve şerefle yapılan haka­retler temenni edelim ki dört senelik çok tehlikeli bir intikal devrinin son ve acı tecellileri olarak kalsın. Ve 2 Mayıs neticeleri aziz milletimiz için refah ve saadet getirsin. Bu takdirde biz şahsen bize reva görülenleri de­mokratik inkılâbımızın bir kefereti olarak bir daha sözünü bile etmemek niyetindeyiz. Esasen memleketin her tarafındaki temaslarım ve müşahadelerim bana şu kanaati vermiştir ki, yapılan tezvir ve iftiralarda Halk Partisinin saflarındaki değerli vatandaşların büyük bir kısmı beraber de­ğildir. Ve bunlar ancak şahsî ihtirasın esir ve hastası olan müfrit bir azlı­ğın eseridir. Memleket menfaatini, parti ihtirasının üstünde tutan Halk Partili vatandaşlarımı yapılan çirkin işlerden tamamile tenzih ederim. Çok yaklaşmış olan seçimlerin Türk milletine refah ve saadet getirmesini dile­rim.

Partimize karşı ve şahsen milletvekiliniz olarak bana karşı göstermiş ol­duğunuz muhabbet ve itimada daima lâyık olmaya çalışacağım. Kalbim, minnet ve şükranla dolu olarak yüksek huzurunuzdan ayrılılmaktayım.»

Remzi Oğuz Arık

Yazan: C. ORAL

4/4/954 tarihli (Hürses) den:

Feci uçak kazasında kaybettiğimiz memleket çocuklarından 'birisi de Köy­lü Partisi Lideri Profesör Remzi Oğuz Arık'tır. Bir feci kazaya kurban giden Remzi Oğuz Arık'ın bu ani ve mev­simsiz ölümü gerçekten kalplerimizde acı hicran doğuran bir hadisedir.

Yetişmiş, olgun ve hareketlerinde dai­ma ölçülü, bir memleket çocuğunun uzun yıllar kültür hayatımızdaki kıyme­tine inzimam eden son senelerin siyasi faaliyeti ve bilhassa genç ve partinin başında gösterdiği temkinli ve ağır başlı idare kaabiliyeti esasen temiz ve kibar yaradılışlı bu insanı herkese sev­dirmiştir. Remzi Oğuz Arık'm ölümü gerek memleketimiz ve gerekse Köy­lü Partisi için büyük bir kayıp olmuş­tur.

Bu kıymetli çocuğunu kaybeden aziz hemşehrilerimin, kederli ailesinin, Köylü Partisine mensup arkadaşları­mın derin acılarına iştirak eder ve baş­sağlığı dilerim.

Bayarın sözleri üzerine Yazan: N. NADİ

6/4/954 tarihli (Cumhuriyet) den:

Samsun limanının temel atma vesilesile Cumhur Başkanımız tarafından söylenen güzel nutku zevk duyarak oku­duk. Şerefli vazifesini vakar içinde ba­şarırken her türlü particilik meyilterinin üstünde kalmasını bilen, bu nokta­ya 'bilhassa dikkat eden sayın Bayar. ilk harcım kendi elile koyduğu büyük eseri doğrudan doğruya millete mal ediyor ve hızla gelişen millî ekonomi­mize yarın sonsuz faydalar sağlayacak olan bu esere Samsunda, Mustafa Ke­mali bağrına 'basan 19 Mayıs diyarın­da başlanmasını bir iyi talih işareti olarak vatandaşlara hatırlatıyor:

«Memleketin kurtulması, düşman isti­lâsından tahlisi ve bizi bugünkü nura, refaha doğru götüren rejimin temelle­rinin atılması, Atatürkün 19 Mayısta Samsuna ayak basması ile başlamıştır» Hazırluksizca, gönülden koptuğu gibi söyleniveren şu mütevazi cümlenin öte­nin manası üzerinde, hangi partiden olursa olsun, bütün politikacılarımızı bir­an düşünmeğe davet etmek isterdim.

Bu sözler, devlet hizmetinde uzun yıl­lar çalışmış, nikbete uğramış, muhale­fet yapmış, bir büyük partinin ön safın­da eski iktidara karşı savaşmış, niha­yet onu yenerek devletimizin en üstün makamına yükselmiş bir şahsiyetin partizanlık duygularından uzak, kin nedir bilmiyen, sadece millet ve halk sevgisi ile yüklü düşüncelerini akset­tirmektedir. Baştanbaşa bu sevginin heyecanını taşıyan nutkun bir başka yerin'de Bayar şöyle diyor:

«— Biz konuşmalarımızda memleketi­mizin derdlerini açık ve sarih olarak ortaya atan insanlarız. Eğer biz mille­tin ihtiyaçlarını karşılıyan taahhüdlerimizi bilfiil tahakkuk ettirirsek en bü­yük bahtiyarlığı duyarız. Ama tahak­kuk etmemişse o fikir, o ihtiyaç ve o mesele milletin inalı olduğu için mil­let demokrasi sayesinde iradesinin hük­mü altında o meseleyi tahakkuk etti­recek evlâdlarını bulur ve işbaşına ge­tirir ve biz memlekete hizmet eden kim olursa olsun, onun elini öpmekten zevk duyarız.»

Seçim savaşının kızışmağa yüz tuttuğu şu günlerde, bir sağduyu örneği ola­rak yukarıdaki güzel sözleri sayın parti hatibi erine bir daha duyurmakta fay­da umuyoruz. Memleket menfaati uğ­runa girişilen hayırlı teşebbüsleri kıs­kanmakla müspet bir politika müca­delesi yapabileceğine inananlardan de­ğiliz. Türk Milleti, ilerlemeğe susamış bir toplum olduğunu son yıllarda in­kâr edilemez bir kuvvetle dünyanın gözleri önüne sermektedir. Yeni illidar, başdöndürücü bir hızla milletin ihtiyaçlarını gidermeğe çalıştığı halde aşmağa mercbur olduğu engeller hâlâ yığın yığın dağlar teşkil ediyor. Bun­ların üzerinden geçerek refah ufkuma milletçe ulaşacağımıza hiç şüphe yok­tur. Çünkü Bayarin dediği gibi iratdı yalnız milletin elindedir. O yapanı gö­recek, yapılanı ölçecek ve iradesini ona göre kullanacaktır. Söz milletin oldukça bütün menfî çalışmalar seme­resiz kalmağa, her türlü çelmeler boşa gitmeğe mahkûmdur. Dört yıldır burada savunduğumuz düşünce, bu ger­çeğin bütün politikacılarımız tarafın­dan anlaşılmasını sağlamaktan ibaret­ti. Bu müddet boyunca çok konuşuldu, çok tartışıldı. Seçimlere gelip çat­tığımız şu günlerde o tonlarla lâkırdı­dan ortada ne kalmıştır? Hemen hiçbir şey Karşıda müspet olarak sadece icraat vardır. Seçmen vatandaş oyunu bunlara bakarak verecektir.

Dört yılda yaptığımız endüstri hamleleri

Yazan: Hidayet REEL

7/4/1954 tarihli (Zafer) den:

Buharın keşfi ve makinenin icadından sonra her memleket az çok kendi kud­ret ve imkânları dairesinde büyük ve­ya küçük sanayi müesseseleri kurmak istemiş, bu suretle ziraat, ormancılık ve madencilik sahalarında elde ettiği ham maddeleri  seri halinde ve toptan  kullanılabilecek, istihlâk oluna­bilecek hale getirmek  gayesiyle imal etmek faaliyetine girişmiştir. Çünkü eskiden atölye sanayii tarzındaki en­düstri çalışmaları insan emeğine ve koluna fazla dayandığından hem paha­lıya mal olmakta, hem de tek tek uzun bir zaman zarfında vücüde getirilmek­te idi. Halbuki tabiat kuvvetlerinden ve makinelerden faydalanma işi sağlanınca imalâtta sürat ve ucuzluk da te­min edildi. Bu istihsal usulünün ham maddenin değerine kattığı kıymet faz­lalaştığından, neticede kazançlar da yüksek oldu ve bu vaziyet sanayileşmeye müsait ülkelerdeki endüstri faa­liyetlerini, birdenbire genişletti, diğer diyarlar onlarla rekabet -etmenin güç-olduğunu görünce gümrük tahditleri, iç sanayii teşvik ve himaye kanunları gibi bazı tedbirler almak zarımda kal­dılar.

Bizde de küçük çapta endüstrileşme ha­reketleri Osmanlılık devrinin son za­manlarında başlamış ise de kapitülas­yonlar yüzünden gümrük tarifelerinin yükseltilmesi ve iç sanayii teşvik ve himaye kanunlarının yürürlüğe kon­ması kabil olmadığından teşebbüsler akamete mahkûm kalmıştır.

Lozan muahedesiyle Türkiye'nin her husustaki tam istiklâli teessüs .edince artık yurdumuzun yabancı memleket­lerin sanayicilerine açık bir pazar ol­makta ve bu suretle dış tediye muvazenimizin mütemadiyen aleyhimizde bir fark göstermekte devam etmesi meselesinin iktisadî durumumuz bakı­mından büyük bir tehlike teşkil etmek­te olduğu gözönünde tutularak bir en­düstri hamlesi yapılması    düşünüldü.

Her hususta milletimize önder olan Atatürk bu sahada da bize rehberlik etti ve o güç işi bugünkü Cumhurbaş­kanımız o zamanki İktisad Vekili Sayın Celâl Bayar'a havale eyledi.

1926, 27, 28 yıllarındaki istatistik cet­vellerimiz, tetkik edilecek olursa mem­lekete o yıllarda giren fabrika tesisleri ve makineler dolayısiyle ithsılatimizin miktarı âhracatımızdan üç dört misil fazla görünür ve yine o zamanlar hu­susî teşebbüslerin böyle bir kalkınmanın birinci adımlarını bile atacak ikti­darda olmamaları yüzünden bütün gayr ret ve himmet devletin sırtına yükle­nir.

birden tesisler kurmaya girişmiş, Ça­tal ağzındaki tesisat çoktan işlemeye "başlamıştır. 1950 de tesis edilen Sın'aî Kalkınma Bankasının açtığı (krediler "hususî sanayi müesseselerini gerçekten kalkındırılmış son kabul edilen ka­nunla ise, memleketimize lüzumu ka­dar gelecek yabancı sermayenin en­düstrimizi desteklemesini   sağlamıştır.

Sanayi istihsalimizin, son dört yıldır bir misli arttığını bütçe müzakereleri dolayisiyle Büyük Millet Meclisinde İşletmeler Vekili Sayın Sıtkı Yırcal'ının ifade eylediği hakikat de pek güzel' te­yit eder. O diyor ki:

Memleketin işletmelerinde devletle hususî teşebbüsün yaptığı işbirliği sa­yesinde iktisadiyatımız 1950 den buyana yüzde yüz bîr inkişaf göstermiştir..

"Bu halkın iştirak kuvvetinin ve refah seviyesinin yükseldiğine inkâr kabul etmez bir delildir. Çünkü istihlâk de o nisbette ziyadeleşmiştir.»

1950 den önce 15 bin ton olan demir istihsalinim 72 bin tona çıkması p.ek az istidatlı olduğumuz ağır demir sanayideki istihsal nis'betinde beş misline yakın bir yükselme gösteriyor ki bü­tün ekonomi ve endüstri kolları için yüzde yüz demekle İşletmeler Vekili büyük bir tevazu göstermiştir.

Pamuklu ve yünlü sanayide de vazi­yet aynidir. Şeker fabrikalarının sayısı 12 ye, çimento fabrikalarınınki ise 20 ye yükseliyor.

Traktör, uçak, makine ile ev yapma ve buna benzer diğer en modern endüstri kollarının kurulması için de bütün pro­jeler yapılmış hazırlıklar tamamlanmış­tır, bir zamanlar bu memlekette tahayyülü ve tasavvuru bile muhal sa­yılan; o tesislerin birer gerçek halini alması için uzun bir zannan beklemek zorunda kalmıyacağız.

Sanayiimizin bu dört yılda yürüdüğü hayırlı tempoyu ilerletmek1 azminde isek bilhassa şu dört nokta üzerinde ehemmiyetle durmak temennisini iz­hardan kendimizi alamıyoruz:

1— İstihsal ve nakliye masraflarını azaltmakta devam ederek maliyet masraflarını daha da düşürmek

2— İyi çalışmıyan tesislerdeki idare mekanizmâlarını   ıslâh   ve  eski  sistem, cihazları yenileriyle tebdil etmek,

3— Daimî ve mütehassıs işçi sayısını çoğaltacak tedbirleri arttırmak,

4— Yeni teşebbüslerde hususî serma­yenin iştirakine gerektiği derecede yer vermek.

2 Nisan 1954

— Karaşi :

Âkitlerden biri sebebiyet vermediği bir tecavüze uğradığı takdirde mütekâbil yiardımı derpiş eden ve diğer memle­ketlerin de iştirakine açık bulunan Türk - Pakistan anlaşması bu sabah Karaşide, Dışişleri Vekâletinde imzalanmiştır. Anlaşmayı Türkiye namına Türkiye Büyük Elçisi Salâhattin Re-fet Arbel, Pakistan namına da Dışiş­leri Vekili Sir Zafirullah Han imzalanmışlardır. Türkiye Büyük Elcisine Bü­yük Elçilik erkânı refakat etmekte idi.

Sir Zafirullah Hanın yanında ise, Dış­işleri Vekâleti umumî kâtibi J. A. Ra­him ve Erkânı Harbiyei Umumiye 2 ci Reisi General Mohammed Musa bulu­nuyorlardı.

imza merasiminden sonra basma beyanatta bulunan Türkiye Büyük Elçi­si, bu anlaşmanın, bulundukları bölgelerin sulh ve güvenliği için çalışma azmimi iki memleket arasındaki mütekabil dostluk ve hürmetin teoyidi olduğunu, anlaşmanın iki memlekete münhasır olmayıp ayni gayeleri takip eden diğer memleketlerin işbirliğini de derpiş ettiğini söylemiştir.

Zafirullah. Han ise, bu anlaşmanın hiç bir gizli hüküm ihtiva etmediğini, şim­diye kadar iki memleket genel (kur­mayları arasında hiç bir görüşme ya­pılmadığını, fakat bu yolda" istişarele­rin yakında başlamasının melhuz bu­lunduğunu söylemiştir.

Sir Zafirullah Han, düğer taraftan Pakistanın, ileride bu pakta iltihak ede­bilecek olan komşu memleketlerle şim­diye kadar iîızarî müzakerelere gir­memiş olduğunu da söylemiştir.


— Paris :

Türkiye ile Pakistan arasında bir dostluk paktının imzalandığı haberi Pariste memnunlukla karşılanmıştır. Yetkili çevrelerde belirtildiğine göre, Fransız hükümeti, .müttefiki Türkiye tarafından, Pakistanla girişmiş olduğu müzakerelerden haber edilmiş bu­lunmaktaydı. Fransa hükümeti « Türkiyeye, her iki memleketin gü­venliğini takviye gayesini güden bu anlaşmayı gayet müsait bir şekilde karşiladığını bildirmişti. Bu arada Dışiş­leri Vekili Profesör Fuat Köprülünün 21 Şubat günü yaptığı beyanatı Fran­sız hükümetinin memnunlukla 'kay­dettiği de belirtilmektedir

3 Nisan 1954

— Birmingham (Alabama) :

Geçenlerde Birleşik Amerikayı ziyaret etmiş olan Türkiye Reisicumhuru Ce­lâl Bayarın bu şehirdeki sakat çocuk­lar hastahanesini tetkikleri sırasında hibe ettikleri 500' dolar, bu hastahanedeki bir yatağın 500 gün için bakı­mına tahsis edilecektir

Çoculk felci ile bu neviden diğer has­talıklara müptelâ çocukların tedavi edildiği bu hastahanenin idare heyeti, Reisicumhur Celâl Bayara bu lûtuflarından dolayı tefekkür eden bir karar sureti kabul etmiştir. Bilindiği gibi Reisicumhur Celâl Bayar ve refi­kaları hastahaneyi 17 Şubat günü ziyaret etmişler ve burada hükümetten hiç bir yardım görmeksizin yapıları fevkalâde başarılı işleri tetkik eylemişlerdir.

Bu hibeyle bakımı temin edilecek olan yatağa  «Türkiye    Reisicumhuru Celâl

erine 'dair tahminlerden içtinap ede­rim.

"Bu andlaşmayı kötülemek gayesini is­tihdaf eden kampanyanın, andlaşmanın inkişafı iarflcâmiarı üzerinde bazı menfî tesirler yapmaktan hâli kal­maksızın, daha bir müddet devam et­mesi mümkündür. Ancak, bundan do­layı aşırı bir üzüntüye kapılmamak lâ-zım gelir. Zira makbul ve meşru gaye­leri kendiliğinden anlaşılan iyi niyet eerleri, sonunda daima değerlerini ispat ederler.

"Bu andlaşma her hangi bir gruplanmayı önlemek veya geciktirmek için akdolunmamıştır. Bu ani diDaşmanamı je­opolitik realitelere ve, başkalarının haklarına hürmet etmek ve kendi hak­larına da 'hürmet ettirmek suretiyle sulhu korumağa azmetmiş olan mem­leketler arasında daha siki bir işbirli­ğini canlandırmak hususundaki halisa­ne bir fikre istinat etmesi keyfiyeti­nin andlaşmanın taallûk ettiği bölge­nin istikrar ve güvenliği yolunda hayırlı bir cazibe merkezi haline gelmesi için kâfi bir unsur tenkil edip etmiyeceğini ancak zaman gösterecektir.

Bahsettiğiniz Asya - Afrika grupu bir gün teşekkül ederse, gayesinin Karaşi andlaşmasının ruhuna aykırı olmamasını temenni ederim. Zira,, aksi takdir­de eser yapıcı olamaz ve yapıcı olma­yan eserler de devamlı olamazlar

Karaşi andlaşması Türkiye için Nato dahilinde hiç bir yeni mesuliyet mese­lesi ihdas etmemektedir. Bir memle­ketin, muhtelif kombinezonlara dâhil olması  bu muhtelif kombinezonlaTin ayni gaytaleri takip etmeleri şartiyle  görülmemiş bir şey değildir.

Karaşi andlaşması, diğer Nato mütte­fiklerine Türkiye yoluyla hiçbir yeni taahhüdü müstelzim olmayacak bir şekilde düşünülmüş ve kaleme alınmış­tır.

Diğer taraftan, Türkiye de, bu andlaşma ile, Nato'ya yandım ve iştirakini azaltacak mahiyette hiç bir taahhüde girmemiştir. Bu böyle olunca, ayni sulh, güvenlik ve anlaşma gayelerimi takip eden Karaşi andlasmasının, Na­to grupunun durumunu takviye eden mesut  ve  kıymetli bir  yardım  teşkil ettiğini söylemek mübaîâgali olmaz. Türkiye'nin tezi şudur ki güvenlik bö­lünmez bir bütündür ve ancak fasıla­sız bir cephe teşkil eden zincirleme anlaşmalarla tesis ve himaye olunabileceği Ankara andlaşmasiyle Karaşi andlaş­ması arasındaki irtibat - bittabi man­tıkî ve maddî imkânlara göre az çok bariz tatbikat farklariyla  ayni ga­yeyi hedef ittihaz eden gruplanmalar arasındaki irtibattan daha ileri değil­dir. Binaenaleyh iki andlaşma arasın­da bir nevi manevî bir alâka vardır, fakat bir bağlantı yoktur. Esasen bu­günkü şartlar içinde başka türlü de olamaz.

—  Bağdat:

Ankaradan gelen iki hususî Türk uça­ğı   dün   sabah   Bağdama   varmışlardır.

Bu uçaklar bir Türk sıhhî heyetini ve sylâp felâketzedeleri için gönderilen battaniyeleri getirmiştir Aynca Türkiyeden gönderilen sıhhî malzeme ile yatak ve saireyi getirecek olan hususî bir tren de beklenilmektedir.

Amerikan hava kuvvetlerine mensup helikopterler, Bağdadin etrafındaki geçiş seylâp 'bölgelerinde tecrit edilmiş vaziyette kimseler olup olmadığını araştırmak üzere keşif uçuşları yapmaktadırlar.

Mültecileri barındırmak için vukakkat kamplar açılmıştır.

7 Nisan 1954

—  Norfolk (Virginia)  :

Türk ileniz kuvvetleri komutanı Ami­ral Sadık Altıncan yarın Norfolk böl­gesindeki deniz ve hava tesislerinde I gün sürecek bir tetkik gezisine bağlı­yacaktır.

10 Nisan 1954

—  Washington :

United Press Ajansından :

İnanılır     kaynakların    bildirdikleri:

«Ankara halkı Mareşal Titoyu coşkun sevgi tezahürleri ile karşılamıştır. Tito, İstanbuldan Ankaraya kadar hu­susî trenle seyahat etmiştir.»

—  Washington :

Önümüzdeki malî yıl zarfında Hindistana 82.300.000 dolarlık iktisadî yardım yapılmasını talep eden hükümet söz­cüleri bugün kongrenin Dışişleri ko­misyonunda şiddetli bir muhalefetle karşılamışlardır.

Cumhuriyetçi mebus Jackson diğer ko­misyon âzalarının da kanaatlerine ter­cüman olarak bu husustaki noktai zarını şöyle hülâsa .etmiştir :

«Orta Doğu ve Güney Asyada durum âdeta bir yanığını andırmaktadır.

Bu yangını söndürmek için Türkiye ile Yunanistan su kovalarını alıp koş­maktadırlar. Fakat Hindistan su kova­larını her iki tarafa da geçirmektedir.»

"Bu sözler üzerine Orta Doğu ve Gü­ney Avrupa bölgesi Dışişleri Vekil Yar­dımcısı Henry Byroade, soğuk harp siyasetinde Hindistanın Birleşik Ameri­ka ile anlatmaması keyfiyetinin dün­yanın bu mıntakasında bir güvenlik sisteminin kurulmasına mâni olduğu­nu şiddetle reddetmiştir

—  Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayarın da­vetlisi olarak resmen memleketimizi ziyaret ettiği bulunan Yugoslavya Federatif Haile Cumhuriyeti Reisicum­huru ekselans Mareşal Joseph Broz Tito bu sabah saat 10 da, (beraberinde Yu­goslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Hariciye Vekili Koca Popoviç olduğu halde, aziz Atatürkün Anıt - Kabrine giderdik bir çelenk koymuş ve ihtiram duruşunda bulunmuştur.

"Mareşal Tifonun Anıt - Kabre geliş ve ayrılışında bir askerî kıta selâm resmi ifa etmiştir.

—  Washington :

Dışişleri komisyonunda yardım faslı görüşülürken Orta Doğu bölge müdü­rü S. Paul demiştir 'ki :

«Gelecek malî yıl zarfında Türkiyeye yapılacak olan 65 milyon dolarlık yar­dım iki 'kısımdan  teakkül  edecektir:

«Gelecek malî yıl zarfında Türkiyeye yapılacak olan 65 milyon dolarlık yardım iki kısımdan teşekkül edilecektir :

1)45.000.000 dolarlık iktisadî yardım,

2)25.000.000  dolar askerî kuvvetlerin doğrudan  doğruya  desteklenmesi  için yardım.

Bu ikinci gruptaki iktisadî yardım Türkiyenin askerî birliklerinin tesisi yo­lunda kullanılacaktır.»

Dış münasebetler idaresi resmî şahsi­yetlerinin bildirdiklerine göre, 30 Ha­ziranda sona erecek olaH cari malî yıl zarfında Yunanistanin 21 milyona 'ba­liğ olan tahsisatı 15 milyon dolara in­dirilecektir. Müdafaa Vekâleti askerî yardım dairssi müdürü general George Stevart da komisyona gelerek iza­hatta bulunmuştur General Sivett'art, (bu bölgede askerî yardim alacak olan başlıca memleketlerin Türkiye ile Yu­nanistan olJuğunu söylemiştir. Yine Gînerai Stewart'm bildirdiğine göre, bu bölgeye yanılacak oian yardımın mettmuu 357.2C0.000 dolara baliğ ol­maktadır. Müdafaa Vekâleti 1 Tem­muzda bağlıyacak olan yeni malî yıl için bu bölgeye 181.200.000 dolar takip etmektedir.

Generalin verdiği izahata göre bu defakı tahsisatın azaltılmasının sebebi, dah'a önce yapılan bir çok tahsisattan sarf edilmemiş meblâğın hâlen mevcut olmasıdır

14 Nisan 1954

— Belgrad :

Bu sabahki Yugoslav gazeteleri Reisi­cumhur Titonun Türkiyede gördüğü yakın alâka ve sevgiyi belirten haber­ler ve Reisicumhur Celâl Bayar ile Ti­tonun fotoğraflarını neşretmdşlerdir.

Bugünkü başmakalesini mareşal Tito­nun Türkiyeyi ziyaretine tahsis eden Borba' gazetesi ezcümle şunları yaz­maktadır:

«Reisicumhur Titoya Türkiyede gösterilen Öğle yemeğini Yunan hava kuvvetler; kumandam General Keîaidss'in misa­firi olarak yemiştir.

Türkiye Büyük Elçisi Cem'al Hüsnü Taray, Korgeneral Uçaner şerefine bu akşam Büyük elçilikte bir ziyafet ve­recektir.

15 Nisan 1954

Tlori&a :

Türk Deniz Kuvvetleri Kumandanı Amiral Sadık Altıncan ile 'beraberinde­ki heyet yarın Pensacola deniz üssü­nü ziyaret edecektir.

Amiral Altmcan şimdiye, kadar Birleşik Amerikanın doğusunda bir çok deniz tesisini ziyaret etmiştir. Türk de­niz heyeti bundan sonra da Pennsylvania. Connecticut. New-York ve Marvlani deniz tesislerini gezecektir.Türkiyede gerek idarecilerin, gerekse halkın bana gösterdikleri hüsnü kabul fevkalâde ve beklediğiminden üstün­de idî. Bunun da sebebi, Yugoslav 'he­yetinin, bağımsızlığını ve 'barışı mü­dafaaya azimli dost bir memleketti tem­sil ettiğini Türkiyenin bilmesidir. Bi­naenaleyh, her iki memleketi ilgilen-diren meselelerde olduğu gibi millet­lerarası meselelerde de bir anılaşma ze­mini bulmak güç değildi.

Dünyada istikrarı ve milletler arasın­da dostane münasebetlerin tesisini ar­zu elmiyen kimseleri nazarı itrbare al­maksızın, vazifsmizi muvaffakiyetle başardık."

Mareşal Tito yarın Belgrada gelecek ve mühim bir nutuk verecektir. Bütün basının, tarihte birinci derecede ehemmiyetli bir hâdise olarak vasıflandır­dığı seyahat ölçüsüne uygun muazzam bir karşılama töreni tertip etmek üzere her şey hazırdır.

— Cenevre :

Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi Cevat Acıkalın refakatinde Korgeneral Rüştü Edelhün olduğu halde bugün saat 16.40 ta uçakla İstanbuldan bura­ya gelmiş ve  hava meydanında İsviçre Dışileri Vekâleti protokol umum mü­dürü P Maurice, Cenevre kantonu temsilcisi A. Tcmlbet ve Türkiyenin Belindeki elcilik ve konsolosluk erkâ­nı tarafından karşılanmıştır.

— Belgrad :

Mareşal Tito, «Galeb» mektep gemi­siyle .bugün Splif limanına varmıştır.

Mareşal salara resmini ifa eden deniz "birliğini teftiş ettik'ten sonra, kendisine hoşgeldiniz diyen Split belediye reisine cevaben, sık sık alkışlarla kesi­len şu beyanatta bulunmuştur:

Türkiye, fevkalâde kuvvetli bir müt­tefikimiz ve dostumuzdur. Türkiye, be­raber yürümemize, hürriyet aşkını aylanmamıza ve bağımsızlığımızı mü­dafaaya mâni olmak istiyenlerin oyun­larına kendini kaptırmıyacak bir mem­lekettir.

Çok mühim bir seyahatten dönüyorum.

22 Nisan 1954 — Paris :

Mareşal Tito, dün. Zagrep ile Spliç arasında bulunan İngnin şehrinde bir nutuk vermiştir. Tarvug Aians sira-fınidan bugün yayınlanan nutkunda Mareşal aynen şöyle demektedir :

Türkiyede gerceklestirdiğimiz ken­di bölgemizde barış muhafazası yolunda konmuş bir köfe tadır. Bu ayni zamanda dünya barışının sağlamlaştırılması İması için de Önemli bir yardımdır. Böylece, bu bölgedeki tecavüz ihtimal­leri butün biraz daha azalmış oluyor.»

Bundan sonra, Yunanistana yakında yapacağı ziyaretten bahseden Mareral Tito, bu seyahatimde de, Yugoslavyay. köle haline getirmek ve dünyanın di­ğer kısmından tecrit etmek istiyenlerin bu tasarılarını [başarısızlığa uğrat­mak hecîfini tutacağını belirtmiş ve şöyle devam etmiştir :

bu tecrit edilmiş durum­dan ve Balkanlarda dostça münasebetler ve ittifaklar tesis ettik. Zi­ra bu bölgedeki milletlerin dostluk içinde yalamaları her zamankinden çok şimdi gereklidir.»

"Buradaki dostlarım bana: «Memleketi­mizi hep methediyorsunuz, halbuki biz sizden tenkit bekliyoruz, >> diyorlar.

"İşfte bugün bu tenkitlerin en kuvvet­lisini, en lüzumlusunu yapıyorum ve Türkiyedeki dostlarıma hitap ederek diyorum ki :

— «Bize, Fransızlara yardım edin de, sizi daha iyi tanıyalım, daha iyi anla­yalım ve, böylece, daha çok sevelim..»

Türk - Yugoslav dostluğunun gelişme imkânları

Yazan: M. NERMİ

33/4/954 tarihli Yeni İstanbul dan :

Yugoslavyalım en yetkili şahsiyeti Mr. Tito, dün d enberi memleketimizde bu­lunuyor. Birdenbire verilmiş ve yürür­lüğe konmuş bir karar deği Mir bu. Titonun geleceğini,    çoktan,   biliyorduk.

 dünya politikası, son aylarda, gerçekten hiç beklenmiyen gelişmeler göstermiştir. Hür milletler, durumları­nı başka bir aydınlık altında gözden geçirmek zorundadırlar  Onun için, Yugoslav devlet baskaniyle konuşulması gereken politika konularının "hiç di" az olmadığını kestirebiliriz. Zaran, bu bulunmanın önemini arttır­mıştır.

Türkiye ile Yugoslavyanın devlet ve topluluk ideolojileri, en sert çizgilerle birbirinden ayrı olabilir. Bu, niha­yet, iki memleketlin ic politikalarını ilgilendiren bir peydir. Dinin en basta Selen bir kudret olduğu zamanlarda bile Garroamlı imparatoru Sülevman II 0.495—1566), katolik Fransa ile işbir­liği yapmaktan çekinmemiştir. Biz, politikayı  gerçekçi bir mânada yorumlandirdiğimizi, tarih boyunca, sık silk göstermişizdir. Onun irin, zamanımızın büvük dâvalarında birleştiğimiz mil­letler,  bize güvenmekte    haklıdırlar.

Sovyetler Birliği, bir yandan çığırtkan ve yaygaracı basını ile, Öte yandan ver­diği saldırgan ve yüzsüz notalarla ,    toprak      bütünlüğümüze _göz koymamış olsaydı, her şey, bir zamanla rolduğu gibi, süsrüp gidebilirdi.

Bu bakımdan, Yugoslavyanm durumu da başka türlü değildir. İki devlet, ay­ni saldırgan kudret karşısındadır. Savunmak ise hayat mantığının kaçınıl­maz bir zaruretidir.

Sovyet yayılmasının, savaş - güdümü bakımından, çok önemli üç yolu var­dır: 1. Asyanın Güney - Do&usu, 2. Orta - Doğu, 3. Balkanlar. Hür dün­yamın savunması, ancak, bu duruma göre, düşünülebilir. Egemenliklerini, yüksek 'bir kültür dâvası olarak anla­yan milletler, bıçak kemiğe dayandığı zaman, ilkönce, kendi varlıklarım ha­tırlamak zorundadırlar. Kurulan bir yapı, her tarafından çökerken, ne ça­tının üslûbuna bakılır, ne de pencere­nin.. Hür milletler, onun için, ideoloji­lerin, rendentalar , ötelerinde bir takım büyük politika gerçeklikleri bu­lunduğunu hatırlamalıdırlar. Yugoslav­ya, gerçekçi bir politika anlayışiyle ka­rarını vermiş bulunuyor.

Harbin ne korkunç bir yıkım olduğu­nu her millet öğrenmiştir. Yarının sal­dırganına karşı yıldırıcı bir savunma (teşkilâtı kurulursa, dünyamız, oldukça Önemli bir felâketten kurtulabilir. Mil­letler için ne eşsiz bir bahtiyar İliktir bu.. Fakat kölelikle, kullukla barış ödemektense tehlikeyle güreşmek hür insana yakıdan en büyük bir fazilettir.

Demek oluyor ki, milletler büyük dâva'larım böyle bir kültür temeli üzeri­ne kurmak zorundadırlar.

Hür milletlerin durumu bir yandan bo­yuna kuvvetlenirken, öte yandan Sov­yet kışkırtmaları, ayni tempoyla, hız­lanır gibi görünmektedir. Eisenhowerin basın toplantısında yaptığı açıkla­malar, Dulles'm Londraya ve Parise gitmek kararını vermesi hep bu geliş­melerle çok yakından ilgilidir. Yunan­lıların, tam bu sırada, Kıbrıs dâvasını ilk plâna almaları ve îngiltereye karşı sert bir faaliyete geçmeleri. Atlantik Birliği için, önemsiz bir belirti sayıl­mamalıdır. Halk yığınlarında çok bü­yük bir heyecan uyandıran Yunan irredentasınm Akdeniz kıyılarında ve Balkanlarda ne gibi tepkiler yarataca­ğını şimdiden    kestirmek çok güçtür.

Fakat bu gelinmelerin Türkiye ile

245 — 9

Nisan 1954

—  Birlenmiş Milletler  (New-York) :

Ürdün adına hareket eden Lübnan murahhası, NahalinJde 23 ve 29 günü vukua çelen ve 9 Ürdünlünün Ölümüy­le neticelenen İsHaöl tecavüzünden do­layı İsraili güvenlik konseyine şikâyet etmiştir.

Nisan 1954

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler genel sekreter Kâi­nin bir sözcüsü, genel sekreter Dag Hammarskıoeld'in Washingtona vara­ğı, son seyahat sırasında. Amerikan Ha­riciye Vekili Johr, Foster Dullesn »Ovfrseas Press Clufo» deki konuşmasında bahis konrasu ettiği «müşterek hareket» ve Hindicini meseleleri üze­rinde Amerikan şahsiyetleriyle görüş­meler yapmış olduğu yolundaki ha­berleri kesin olarak yalanlamıştır.

—  Birleşmiş Milletler :

Birlenmiş  Milletler  Genel  sekreterliği memurlarından Sinan Körle dün uçakla Nevyorktan Atinaya hareket etmiş­tir.

Sinan Körle Birleşmiş Milletler teşki­lâtının Atinada anılacak olan haberler merkezini idare edecektir. Bu merkez  Türkiye, Yunanistan ve İsraile hizmet için tesis edilmiştir.

"Körle, seyahati sırasında Cenevrede Birleşmiş Milleller Avrupa merkezinede uğradıktan sonra 9 Nisanda Atina­'da olacaktır.

6 Nisan 1954

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler teşkilatındaki İsra­il murahhas heyeti pazartesi günü Gü­venlik Konseyi balkanından «Ürdün hükümetinin genel mütareke anlaşma­sı gereğince girişmiş olduğu taahhüt­leri ihlâl etmesi dolayısiyle İsrailin yaptığı bir sıra şükâyetin» acele olarak incelenmesini   talep  etmiştir.

Bu şikâyetler su dört nokta üzerinde toplanmaktadır :

1.— Ürdünün mütareke anlaşması ge­reğince genel sekreterlik tarafından toplantıya çağırılan konferansa iştiraki reddetmesi suretiyle anlaşmanın 12 nci maddesinin ihlâl edilmiş olması.

2.— 17 Mart 1954 tarihinde bir otomo­bile silâhla tecavüz edilmesi ve 11 İs­raillinin öldürülmesi.

3.— Ürdün askerî birliklerinin ve çe­tecilerin İsrail vatandaşlarının mal ve canlarına kar.sı yaptıkları taarruzlar da dahil olmak üzere bu memleket tara­fından İsraile karşı girişilen düşman­ca bsreketler. Bunlar arasında bilhas­sa KissaloTi yakınlarında son zamanlar­da bazı İsrail vatandaşlrmm öldürül­mesi ile neticelenen baskın hareketle­rini ve İsrailin güvenliğine karsı de­vamlı olarak yapılan teihiditleri zikret­mek icab.eder.

4.— Ürdünün mütareke anlaşmasının 8 inci maddesi gereğince kendisine te­rettüp eden vecibeleri yerine getirmek­ten kaçınması.

Birleşmiş Milletlerdeki İsrail delegesi Abuba Eban, hu şikâyetleri bildirirken bahis mevzuu ihlâl hareketlerinin «Ür­dün hükümetinin mütareke anlaşması ligini ve kötülüğün belirtilerini değil menşeini araştırmanın elzem olduğunu belirtmiştir.

Amerikan delegesi Ca'bot Lodgs Filistindeki durumun vahim olduğunu ve mukabele bilmisil politikasına artık nihayet vermek, icap ettiğini ileri sür­müştür. Lodge da şikâyetlerin hep bir­likte tetkikine taraftar olduğunu açık­lamıştır.

Lübnan delegesi Charles Malik Batılı tezine itiraz edilerek şikâyetlerin ayrı ayrı tetkik edilmesinde ısrar etmiştir. Malik İsraili tecavüzde bulunmakla it­ham ederek, Arapları bir tabancanın tehdidi altında İsraille müzakerelere girişmeye veya Filistin meselesi hak­kında umumî bir müzakereye katılma­ya zorlamanın imkânsiz olacağını ha­ber vermiştir.

9 Nisan 1954

—  Birleşmiş Milletler :

Japonya bugün Birleşmiş Milletlere sunduğu Japon Diyet meclisinin bir karar suretinde atom enerjisinin Mil­letlerarası kontrole tâbi tutulması yo­lunda gerekli tedbirlerin alınmasını talep etmiştir.

—  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler çocuk fonundan bugün tebliğ edildiğine göre, Irakta Dicle nehrinin taşmasiyle vukua gelen seylâp felâketzedelerine yardım olmak üzere 53.000 dolarlık bir âcil tahsiste bulunulmasına bugün karar verilmiş­tir.

Bu para ile süt, haşerat tozu, sıtma ilâcı ve sabun alınacaktır.

—  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler silâhsızlanma ko­misyonu bugün, öğleden sonra milliyet­çi Çin delegesi Tiog Fu Tsangın baş­kanlığında toplanmıştır. Bilindiği gibi başkan komisyonu, üç batılı devletin talebi üzerine toplantıya davet etmişti.

Batılı devletlerin gayesi, silâhsızlanma ve atom enerjisinin kontrolü meselele­rinin tetkikine muhtelif hükümet merkezlerinde hususî mahiyette müzakere­lere devam edecek olan başlıca: ilgili devletlerin iştirakiyle bir talî komis­yonun kurulmasını sağlamaktır.

Toplantının başlangıcında hemen söz alan Sovyet delegesi Vişinski, Çin he­yetince ve komisyon başkanlığında bir Kuomintang temsilcisinin bulunmasına itiraz etmiş ve bu mevkii an­cak Çin Halk Cumhuriyeti temsilcisi­nin meşru olarak işgal edebileceğini» ileri sürmüştür. Amerikan delegesi Cabot Lodge tarafından da desteklenen başkan Tsiang kısa bir konuşma yapa­rak bulunduğu mevkii muhafaza hak­kı olduğunu izaha çalışmıştır.

Vişinski itirazlarından feragat etme­mekle beraber, Çin delegesinin          (baş­kanlıktan  çıkarılmasına     itiraz  eylememiştir.

İngiliz delegesi Sir Pierson Dixon yu­karıda bahsi geçen talî komisyonun ku­rulmasına taraftar olduğunu söylemiş ve bu komisyona şu devletlerin katıl­malarını teklif etmiştir :

Kanada, Birleşik Amerika, Fransa, İn­giltere ve Sovyetler Birliği Sir Pierson bundan başka talî komis­yonun ilk toplantısını Nevyorkta ya­parak raporunu en geç 15 temmuza ka­dar silâhsızlanma komisyonuna verme­sini ileri sürmüştür.

Fransız delegesi Hoppenot da bu tek­lifi desteklemiş ve talî komitenin ku­ruluşunu müteakip hususi mahiyetteki toplantılarım muhtelif hükümet mer­kezlerinde yapmasını tavsiye ederek gündemini ve çalışma usullerini tesbit hususunda serbest bırakılmasını iste­miştir.

Amerikan delegesi Lodge, silâhsızlan­ma yolunda bir terakki sağlıyacak her hangi bir teklifi hükümetinin tetkike hazır olduğunu belirtmiş ve başkan Eisenîıower'in Birleşmiş Milletler Ge­nel kurulunda1 yaptığı teklifleri hatır­latmıştır.

Bundan başka Amerikan delegesi, hid­rojen bombası hakkınd'a Hindistan /baş­vekili Nehrunun geçenlerde yaptığı tekliflerin de bu talî komisyonda tet­kik edilmesine taraftar olduğunu bil­dirmiştir.Birleşmiş Milletler teşkilatındaki Amerikan heyeti üyelerinden Henry Ford bugün bir beyanatta bulunarak, teknik yar­dim programının genişletilmesi va ti­carî mübadelelerin arttırılmasını ileri sürmüş ve bunun barışın muhafazası için önemli bir âmil olduğu kanaatini iahar etmiştir.

Henry Ford radyo ile de yayınlanan bu beyanatında şunları söylemiştir :

«Birçok maddelerde gümrük tarifelerinde indirmeler yapmamız bizim için muhakkak ki çak faydalı olacaktır. Fa­kat ticarette bulunduğumuz memle­ketlerin de ayni görüşe sahip olmaları lâzımdır.»

Ford, Birleşmiş Milletler teşkilâtı çer­çevesi dahilinde tatbik edilmekte olan çök taraflı teknik yardım programı ile Amerikanın kâfi derecede gelişmemiş memleketlerle imzalıyabileceği iki ta­raflı anlaşmaların sadece cömert değil fakat realist bir politikanın icabatı ol­duğunu belirtmiş ve şunları ilâve et­miştir :

«Amerikanın hedeflerinden belli baş­lısı toarışı muhafaza etmektir. Kanaa­timce sefalet ve ıstırap kadar bir mem­leketi komünizme açan başka bir yol yoktur.

19 Nisan 1954

—'Birleşmiş Milletler (New-York) :

Silâhsızlanma komisyonunun bugün­kü üçüncü toplantısı başladığı zaman söz alan İngiliz delegesi Sir Pierson, Sovyetler Birliği, teşekkül tarzını tas­vip etmediği için (kurulması mutasav­ver talî komisteye iştiraki reddedecek olursa bunun gayet vahim bir mesele olacağını belirtmiş ve Berlin konfe­ransında Molotofun silâhsızlanma mev­zuunda görüş teatisinde bulunmak va­adine aykırı düşeceğini hatırlatmış­tır.

İngiliz delegesi Çekoslovakya ve ko­münist Çinin katılması aleyhinde oy vereceğini Hindistanın iştiraki husu­sunda ise müstenkif kalacağını bildir­miştir. Fransa delegesi de ayni şekil­de oy vereceğini söylemiştir.Amerikan delegesi Lodge da ayni şev­klide oy vereceğini açıkladıktan sonra,Nefrrunun son tekliflerini izah etmek üzere Hint delegesinin talî komitaya davet edilmesine taraftar olduğunu bil­dirmiştir.

— Birleşmiş Milletler :

Sovyet baş murahhası Vişinski bugün Birleşmiş Milletler silâhsızlanma ko­misyonunda verdiği beyanatta Sovyet Rusyanm hidrojen bombasının İmal et­tiğini ve atom ve termonükler saha­sında silâhsızlanma hakkında batılılarca desteklenen Barucıh plânım ka­bul etmiyeceğini bildirmiştir.

Visinskinin batıklarca desteklenen plân diye bahsettiği proje, Birleşmiş Milletler genel asambk'si tarafından Baruch plânı olarak müteaddit defa­lar kabul edilen plândır. Bu plân, atom tesislerini daimî surette, murakabe ve salâhiyetini hâiz Milletlerarası bir atom murakabe cihazının meydana ge­tirilmesi, bunu takiben de atom silâh­larının meni cihetine gidilmesini der­piş etmektedir.

Sovyet Rusya birbiriyle tev'em olarak Milletlerarası mürakate organı ve Atom silâhlarının men'i teşkilâtının ku­rulmasını istemekte fakat bunların ay­ni zamanda ne suretle tesis edileceği­ni izah etmemiştir.

Vişinski, Sovyet Rusyanın ileri sürdü­ğü proje, gerçeğe dayanmakta ve ame­lî teklifleri ihtiva .etmektedir, diyerek şunları ilâve etmiştir :

Ayağa düşen bir Baruch plânı esas tu­tularak yapılan tekliflere razı olama­yız. Üzerinde enine boyuna görüşülüp dfS, 'bir kıymet ifade etmiyen bir plânı kabul edemeyiz.

İlk atom bombasını basarı ile imale muvaffak olan Dr. Ro'bert Oppenhei-mer'in sadakati hakkında Amerika hü­kümetince yapılan tahkikatı ima ile V'işinski şöyle demiştir:

«Oppenheimer şüphe altında 'bulunma­sa bile, Baruch plânı kabule şayan de­ğildir. İngiliz atom âlimleri de ayni şeyi söylemişlerdir. Bu plân artık köhneleşmiştir. Bu Baruch plânını bize zorla kabul ettiremezsiniz. Eskidenbul etmemiştik, ileride -de kabul etmiyeceğiz. Bu kararımızdan dönecekler­den değiliz. Bizde mevcut olması­na rağmen atom, terin önlükler silahla­rın men'ini talep ettik. Bize Fakat si­zin muazzam kara ordularınız var, cevabinı verdiler.

Amiral Radforddan tutunuz, bütün salâlhiyetli makamlar, atom bombaları muvacehesinde kara ordularına artık çok fazla iş kalmadığını söylemekte­dirler.

İleri sürdüğümüz tekliflerin sadece propagandayı hedef tuttuğu beyan edil­mektedir. Bu doğru değildir.

Bizde 'mevcut değil iken atom silâh­larının men'ini teklif ettik, bugün eli­mizde olmasına rağmen bu hususta yi­ne de az ısrar edicilerden değiliz. Hid­rojen bombasını imal etmiş olmamıza rağmen bu bombanın men'ini istiyo­ruz.

Vişinskinin beyanatından sonra, 12 milletten teşekkül eden silâhsızlanma komisyonu öğle yemeği için toplantı­ya fasıla vermiştir. Komisyon, atom ve hidrojen silahlarının men'i dahil, silâhsızlanma meselelerini tetkik et­mek üzere Amerika, Sovyet Rusya, İn­giltere, Fransa ve Kanadanın katılaca­ğı belli talî bir komisyon kurulması hususunda İngilizler tarafından vaki bir teklifi karara bağlamak ümidiyle, bu gece yine toplanacaktır. Sovyet Rusya, Kızıl Çin., Hindistan ve Çekos-lovakyanm da komisyona dahil edil­mesinde ısrar etmektedir.

20 Nisan 1954

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Uyuşturucu maddeler komisyonu ,dün dokuzuncu celsesini aktederek başkan­lığa Fransız murahhası Charles Vialloyu seçmiştir.

Komisyonun inceliyeceği meseleler arasında uyuşturucu maddelerin kon­trolü ve bu maddelerin satışı meselesi hakkında milletlerarası anlaşmaların talebine  dair    hükümetler   tarafından sunulmuş olan raporlar vardır. 

Komisyon diğer taraftan haşhaş ekimi­nin yasak edilmesi hakkında bir Bir­manya teklifini, ayrıca tıpta eroin kul­lanılmamasına dair dünya sıhhat teş­kilâtı tarafından yapılan bir teklifi de inceliyecektir.

Birleşmiş Milletler genel sekreter yar­dımcısı Guillaume George Picot, ko­misyon toplantısını açarken afyon eki­mi, ticareti ve istimalini tahdide matuf olarak teşkilâtça 1953 te kabul olunan bir karar suretini hatırlatmıştır. Ge­nel sekreter yardımcısı, uyuşturucu maddelerin kontrolü sistemine hâlen 86 memleketin iştirak ettiğini söylemiş, diğer taraftan uyuşturucu maddelerin sun'î surette imalinin artmakta oldu­ğuna dikkati çekmiştir. Toplantının başlangıcında Sovyet Rusya ve Polon­ya delegeleri, Çine ayrılan yerin bir milliyetçi Çin delegesi tarafından işga­lini protesto etmişlerdir.

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletler silâhsızlanma ko­misyonu dûn gece Sovyet Rusyanın teklif ettiği Hindistan, komünist Çin ve Çekoslova'kyanın silâhsızlanma talî komisyonuna alınması hususundaki ta­dilâtı  reddetmiştir.

Teklif, bir çekimser Lübnan, bir de Sovyetler Birliği reye mukabil 10 reyle reddedilmiştir.

Teklif bir  bütün  olarak oyalamaya konulmustur.

Diğer taraftan komisyon, İngilterenin teklifini kabul ederek mezkûr komis­yonun Birleşik Amerika, Rusya, İn­giltere, Fransa ve Kanadadan teşekkül etmesini tasvip etmiştir.

Bu karar 9 lehte, 1 aleyhte -Sovyetler -ve 2 çekimser -Lübnan ve Milliyetçi Çin oyla kabul edilmiştir.

Bunun üzerine Sovyet delegesi Vişinski Batılı devleleri Hindistana mu­halefet etmekle itham etmiş ve bu ko­misyonun Hindistan, 'komünist Çin ve Çekoslovakyanın iştiraki olmadan te­şekkülünün ve muvaffakiyetinin ta­savvur edilemiyeceğini söylemiştir.

6 Nisan 1954

—  Paris :

Bu sabah siyasî çevrelerden öğrenildi­ğine göre, Sovyet Birliği Cenevre (kon­feransının maddî hazırlıkları hususun­da Batılılar tarafından va'ki bütün tek­lifleri kabul etmiştir.

Bu teklifler ezcümle şu cihetleri ihti­va etmektedir :

1— Resmî v.e çalışma dilleri,

2— Sekreterlik teşkilâtı,

3— Tercüme usulleri,

4— Malî mevzular,

22 Nisan 1954

—  Paris :

Amerikan ve Fransız Dışişleri Vekille­ri dün akşamki görüşmelerini mütea­kip şu tebliği yayınlamışlardır :

«Cenevre konferansının gayesi, Kore topraklarını birleştirmek, Koreyi hür ve müstakil bir devlet haline gertirmektir. Bu konferansta Hindicini devletle­rini tecavüz tehlikesine maruz bırakan Çin komünistlerini bu .emellerinden vaz geçirip Güney Doğu Asyanin gü­venliğini temin edebileceğimizi ümit ediyoruz. Komünistlerle konferans ma­sasına otururken ihtiyatlı, -ayni za­manda bir neticeye ulaşmak için azim­li olacağız.»

25 Nisan İ954

— Cenevre :

3irleşik Amerika Hariciye Vekili M. Foster Dulles tarafından Cenevrenin Cointrin hava meydanında okunan be­yanatın metni aşağıdadır :

Komünistlerin. Asyadaki tecavüzleri dolayısiyle zarurî bir hal olan barış vazifesini ifa için Cenevreye gelmiş bulunuyoruz. Toprakları istilâya uğra­mış olan ve miüetliSTİ harbe sürüklen­miş bulunan Kore cumhuriyeti ile Vi­etnam, Laos ve Komboç orta'k devlet­leri hesalbma çalışacağız.»

M. Dulles beyanatına şöyle devam et­miştir :

«Dien Bien Fu'da general de Castriesnin kumandası altında savaşmakta olan ve böyle bir muharebeden pazar­tesi günü bağlıyacak konferansta kul­lanmak maksadiyle faydalar sağlama­ğa çalışan haris idareciler yüzünden. bu anda müthiş ıstıraplar içinde bulu­nan Fransız birliği kuvvetlerine teşek­kür ediyoruz.»

«Müteamzlarm Cenevreye taarruzları­na ;bir nihayet vermek arzusiyle gelmiş okluklarını burada görmeyi ümit .edi­yoruz. Böyle olduğu takdirde kahra­man Kore milletini birliğine ve istik-'âline kavuşturacak olan Vietnam, Daos ve Kamboç milletlerinin de şimdii sa­hip bulundukları siyasî hürriyetlerin­den tamamen faydalanmalarını müm­kün kılacaik olan devamlı bir sulhu fide etmek kabil olacafear.

M. Dulles beyanatmı şöyle bitirmiş­tir:

«Bu vesileden bilistifade,   Birlesik A bağlıdır. Komünistlerin durup dinlen­meden tekrar ettikleri barışçı arzula­rını, hakikaten sulhsever olduklarını gösteren hareketlerle takviye etmeleri lâzımdır. Kore sulhu hürriyeti paha­sına satın alamaz. Kore 'kendi şerefi pahasına yaşamağa çalışamam. Bize yaşamak imkânına veren yegâne kuv­vet, doğru olan şey için ölmeğe azmet­miş olmamızdır. Bütün dostlarımız gi­bi biz de1 neticede hakkin galip gele­ceğine inananlardanız.»

Hatip sözlerine son verirken herkesin barışsever çarelere başvurmak suretiy­le «Birleşmiş, bağımsız ve Demokrat» bir Karenin vücuda getirilmesi şeklin^ delki nihaî gaye için bir şeyler yapma­larını istemiştir.

Bundan sonra söz alan Kuzey Kore de­legesi general Nam İl kendisinden ev­vel konuşan vatandaşı gibi Korede hâ­diselerin kısa bir tarihçesini yapmış­tır. Fakat bu tarihçe sonunda vardığı neticeler tamamen farklıdır. Nam il'e göre bütün dünya dikkatini Kore har­bi üzerine teksif etmiş 'bulunmaktadır.

Bundan sonra Rusyadan bahseden. Nam İl Rus ordularının Japonyaya karşı zaferin kazanılmasında oynadığı «kafî rol» ü hatırlatmış ve kuzeyde komünist rejim sayesinde kaydedilen terakkilerin bir tablosunu çizmiştir.

tabancı kuvvetlerin Kuzey Koredeki müdahalelerini ve «barbarca usulieri» ni takbih edilen Nam İl 1953 mütareke­sinin ancak Kuzey Korelilerin ve Çin gönüllülerinin zaferi sayesinde müm­kün olabilidiğin iddia etmiştir. Fakat Güneyde Amerikalıların bu mütareke­den, silâh depoları vücuda getirmek için faydalanmış olduklarını. ileri sü­ren komünist hatip 45.000 Kuzey Ko­reli esirin zorla Güney Kore kuvvetle­rine dahil edilmiş olduğu mütalâasın­da bulunmuştur.

Nam İl sözlerine son verirken memle­keti birleştirmek gerektiğini ve bu rnaıksatla altı ay içinde Karedeki bü­tün yabancı kuvvetlerin tahliyesinin elzem olduğunu ıbelirtmiş ve Güney Kore ile Kuzey Kore arasında bir kon­ferans yapılması ve müşterek bir ko­misyon ihdası teklifinde bulunmuş­tur.Nam İl bundan sonra bu husustaki ya­zılı teklifini delegelere dağıtmıştır.

Bugünkü toplantının son hatibi Kolombiya murahhas heyetinin başkanı Büyük Elçi Zuleta Angel olmuştur.

Zuleta Angel ezcümle şunları söyle-mistir :

«Birleşmiş, Demokrat ve bağımsız bir Korenin vücuda getirilmesi için çalış­mak istiyoruz. Gayemize ancak seçim­lere başvurmak suretiyle erişebiliriz. Bu seçimlerin serbestisini temin etmek için de yegâne şart seçimlerin Bir­leşmiş Milletlerin nezareti altında ce­reyan etmesidir.

Kolombiya Asyada hiç bir menfaati olmıyan ve bu konferansa sadece Koreye asker göndermiş olduğu için ka­tılan küçük bir memlekettir.»

Zuleta Angel sözlerine son verirken Korede seçimler yapılması hususunda­ki teklifini mufassalan, bildirmiştir.

Kolombiya delegesinin konuşmasından sonra riyaset mevkiini işgal etmekte olan Molotof toplantıya son vermiş­tir.

— Cenevre :

Siyam Başvekili ve Cenevre konferan­sı başkanlarından Prens Wan, France-Presse ajansının tmuıhabirine verdiği bir demeçte, Hindiçini'de, Güvenlik garantisi ile beraber olmak şartiyle, bir mütareke fikrini Siyamın memnu­niyetle karşılayacağını bildirmiştir, Favkat, umumî bir mütareke hükümleri­nin nasıl tatbik sahasına konacağını, kesin olarak bilemediğini de ilâve etmiştir.

Bununla beraber prens, her bölgedeayrı ayrı mütareke yapılmasına taraf­tardır. Bilindiği gibi bu bölgeler kızıl nehir deltası, Dien Bien Fu, Laos ve-Kamıboçtur. Prense göre, bu, ««savaşçı tarafların iyi niyetini denemek için bir fırsat» olacaktır.

Cenevre konferansı çalışmaları hak­kındaki sorulara prens Wan, Hindicini meselesinin Kore hakkındaki görüş­meler sona ermeden ele alınabileceği ve her iki mesele hakkındaki toplantıları ayni zamanda beraberce de­vam edebileceği kanaatini belirterek cevap vermiştir. "Bununla beraber Hin­dicini meselesine birkaç haftadan önce temas edilemiyecektir.

 — Cenevre :

Cenevre konferansının  bugünkü   top­lantısında Kuzey Kore Dışişleri Vekili General Nam. İl, Koredekî bütün birliklerin 6  ay müddetle çekilmesi- tek­lifinde bulunmuştur.

— Cenevre:

Komünist Kuzey Kore. Uzak Doğu sulh konferansının bugünkü toplantısında, Sovyet usulünde mürakabeli seçim ve brütün yabancı (kuvvetlerin altı ay Bçinıdie Kesreyi' tahliyeleri esnasında dayanan 6 maddelik bir Kore siyasî anlaşma plânı tevdi etmiştir.

Güney   Kore   ve Batılılar     tarafından reddi muhakkak addedilen bu plânı Kuzey  Kore Hariciye Vekili  General Nam İl konferansın ikinci umumî toplantısında sunmuştur.

"Batılı sözcülerden biri,   «Bu plân, bu yılbaşlarında Berlin konferansında Âl-manyanm birleştirilmesi hakkında Sov­yetler  tarafından  ileri  sürülen projeye dikkate şayan derecede benzemek­tedir» demiştir.

Moskova ve Pekinin nezareti    altında 'hazırlandığı   aşikâr olan  Kuzey Kore

pjâm  şu  teklifleri  ihtiva  etmektedir:

1   — Birleşik Kore hükümetini teşkil edecek, bütün Koreye şâmil bir millî

" Meclisin kurulması yolunda umumî se­çimlerin tanzimi.

2   — Seçim zeminini hazırlamak üzere iki  memleket  parlâmentoları   tarafından seçilmiş ve iki parlâmento temsil­cilerinin teşkil ettiği bütün Koreye şâmil bir komisyonun kurulması.

3   —  Komisyonun   seçiminde   «gerçek demokratik vasıfların hâkimiyetini ta­mın eden, yabancıların müdaıhaleleriyle, mahallî makam ve tedhişçi grupla­rın seçim bölgelerinde baskılarım im­kânsız  kılan bir secim  kanunu  tasarısı hazırlanması

4— Kuzey ve Güney Kore arasında iktisadî ve kültürel münasebetleri te­sis ve geliştirmeği sağlayacak âcil tedbirleri alacak bütün Koreye şâmil bir komisyonun kurulması,

5— Bütün yabancı kuvvetlerin    altı ay zarfında geri çekilmesi,

S — Uzak Doğu sulhunun temin ve idamesiyle en fazla alâkalı devletler, Korenin muslihane gelişmesini sağla­mak ve bu suretle, buranın birleşik, müstakil v.e Demokrat bir devlet ola­rak muslihane şekilde birleşmesine yardım etmelidirler.

28 Nisan 1954

— Cenevre :

Cenevre konferansının üçüncü toplantı günü olan bugün söz alan Amerikan Dışişleri Bakanı Foster Dulles, ko­nuşmasına şu sözlerle başlamıştır:

«Buraya, Birleşmiş ve müstakil 'bir Kore tesis etmek için geldik. Bu za­mana kadar felâketlerle dolu olan bu memleketin tarihine yeni bir sahife ilâve etmek durumundayız.»

Duiles, bundan sonra. 945 ağustosun­da Japonya ile mütareke aktedildiğinden bu yana Kore hâdiselerinin bir ta­rihçesini yaparak, Sovyetlerin bir kere Kuzey Koreye yerleştikten sonra, eski müttefikleriyle imzalamış oldukları anlaşmaları ve Birleşmiş Milletlerin kollefetif iradesini hiçe saymak sure­tiyle buradan cıkmadıklarmı söylemiş­tir.

Dulles'a göre, bu işte, Birleşmiş. Mil­letlerin otoritesi bahis mevzuudur. Ko­re, tarihte ilk defa olarak, müessir bir surette işleyen kollektif bir güvenlik mekanizmasının numunesini vermiş­tir. Eğer bu konferans, Birleşmiş Mil­letlerin ruhuna ve kararlarına bağlı kalmıyacak olursa, hepimizi kollektif olarak muhafaza eden şeyin yıkılışın­dan ayrı ayrı mesul olacağımız tabii­dir.

Amerika Dışişleri Vekili, bundan son­ra Birktjmiş Milletler genel kurulunun Î948 de kabul   ttiği bir karar suretini hatırlatmıştır. Bu karar suretinde Gü­ney Kore hükümetinin 'meşru ve hu­kukî mahiyeti kabul edilmektedir. Gü­ney Kore 1950 haziranında tanklar ve uçaklarla desteklenen bir tecavüze ma­ruz kalmıştır. Bu tecavüz güvenlik konseyince d!e tesbdt edilmiştir. Komü­nist Çin müdahale ettiği zaman Güney Koreliler ricat halinde idiler.

Komünistlerin müttefik cephesini yar­mak için sarf ettikleri bütün gayretler boşa çıktıktan sonra ve ancak bu yüz­den. Korede mütareke imzalanabilmiş-tir.

Müteakiben bir siyasî konferans toplanması gerekirken, bu da, komünistlerin savsaklamaları yüzünden müm­kün olmamıştır. Ancak şimdi bu konferans Kore meselesini ele alabilmek­tedir.

Dulles sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

Burada sulhu ve demokrasiyi tahak­kuk ettirmek bahis mevzuudur. Fakat, komünistler sulhtan bahsettikleri za­man tek bir iradeye tâbi konformist bir cemiyet tasavvur ediyorlar. De­mokrasi de onların anlayışlarına göre proleter  diktatörlüğüdür.

Dulles'a göre dün Kore hakkında ileri sürülen üç teklif de Güney ve Kuzey Kore teklifleri Kolumbiya teklifi - Korenin birleştirilmesine matuftur. Fa-ikat, Kuzey Kore delegesi, Birleşmiş Milletlerden ve kararlarından hin îbaih-setmemiştir. Bu kararlar kesinlemyekûn mu addediliyor?

Dulles'a göre, Kuzey -Korenin teklifi esas itibariyle 1950 haziranında ileri sürülen tekliflerle birdir. Bunlar ise tecavüzün' başlangıcını teşkil etmiştir. Bu teklifler ayni zamanda, Almanyanın birleştirilmesi hakkında Sovyetlerce ileri sürülmüş olan teklifleri andır­maktadır.

Dulles sözlerine devamla demiştir ki:

Kuzey Korem'n teklifi bugünkü Kore hükümetinin otoritesini hiçe indirmeye ve bu hükümetin yerine kukla bir ko­münist hükümet ikame etmeye matuf­tur. Koreden bütün yabancı kuvvetler çekilecek olursa, Kore tehlikeye düşer.. Komünist Çinliler, birkaç adımla Gü­ney Köseye erişirler.

Dulles devamla şunları da söylemiştir: Amerika, kuvvetlerinin ilâniîhaye Ko­rede kalmasını istemez. Fakat bir kere kuvvetlerimizi geri çektiğimiz için ba­şımıza bu hal geldi. Tarihin tekerrür etmesini istemiyoruz.

Bütün bu esbaba müsteniden, Dulles, Kuzey Kore teklifini reddetmiş ve «Çünkü, demiştir, bu teklif hür bir Korenin ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Biz, hür, Birleşmiş ve müstakil bir Kore kurulması için bunca kan akıt­mış bulunuyoruz.»

— Cenevre :

Sovyet Rusya bugün Cenevre konfe­ransında, Hindicini meselesinin barış­sever bir şekilde halledilmesi keyfiye­tinin müzakeresinin komünist Vietnam mevcut olmadan yapılamıyacağını bildirmiştir.

Komünist Çin de Kerede siyasî bir hal tarzına varma ümitlerini azaltmış­tır.

Bugün perde arkasında cereyan eden müzakerelerde Fransız Dışişleri Vekili Bidault'nun Hindicimde yaralı asker­lerin tahliyesi için istediği mütareke­yi Sovyet Dışişleri Vekili Molotaf an­cak Kızıl Vietminhlilerin Cenevre kon­feransına ' davet edilmesi şartiyle kabul edebileceğini bildirmiştir.

Diğer taraftan ilk defa bir milletler­arası konferansa iştirak eden kızıl Çin Dışişleri Vekili Şu En Dai ibir takım isteklerde bulunmuştur. Asyada ya­bancı askerî birliklerinin çekilmesini ve üslerinin çıkarılmasını talep eden kızıl vekil ayni zamanda Amerikaya hücum ederek Formozanın kira ait olduğunu ileri sürmüştür.

Bunlara mukabil Amerika Dışişleri Vekili Fosıter Dulles, Kore ihtilâfının Bir­leşmiş Milletler tarafından teklif edi­len şekilde  halledilnnesini  istemiştir.

— Cenevre :

Bugün konferansta  Amerika Dışişleri.

diğer tedbirlerin alınması hususlarına .mütevakkıftır.

"Prens Van, bugün öğleden sonra Ce­nevre konferansı Dışişleri Vekilleri 5 inci toplantısında konuşmuştur.

Asya konferansının açılış oturumuna riyaset etmiş olan prens Van bugün kendi hükümeti ve vatandaşlarının fik­rine göre, Kore hanbinin komünist ta­arruzunun tipik bir misalini teşkil et­tiğine işaret etmiş ve «bunun içindir ki Tailand, Milletlerarası barış ve em­niyetin korunması maksadıyla Birleş­miş Milletler harekâtına iştirake karar verdi» demiştir.

"Tailand delegesi diğer taraftan, Birleş­miş ve müstakil Korenin teessüsü key­fiyetinin Milletlerarası gerginliğin iza­lesi ve Asyada, bilhassa Tailandm en. yakın komşularından biri olan Hindiçinide barışın sağlanması âmillerinden en mühimmini teşkil ettiğini belirtmiştir.

Prens Van ayni zamanda, bir Asya devleti olması itibariyle Tailand'ın As­ya memls-k etlerinin, eski veya yeni hiç bir müstemleke rejimine tâbi olmak­sızın ve taksime uğramaksızın müttehit ve müstakil devletler haline gelme­si prensibine taraftar bulunduğunu be­yan etmiştir.

Muhieîif Konferanslar :

30 Nisan 1954

Bordeaux :

Milletlerarası gazeteciler federasyonu­nun burada yaptığı iki günlük kongre sonunda Federasyon başkanlığma Clement  Bundock   (İngiltere)   seçilmiştir.

İdare heyeti Üyeliğine de Konstantin Atanatos  (Yunanistan)  seçilmiştir.

Paris :

Petrol işçileri Milletlerarası Federas­yonu kongresi bu sabah Pariste açıl­mıştır.

Güney Amerika, Yakın - Doğu, UzakDoğu, Birleşik Amerika ve Avrupanm çeşitli memleketlerinden gelen 40 kadar kongre çalışmalarına katılacaktır.

3 Nisan 1954

—  Washmgtan :

Bugün buraya gelişini müteakip basma beyanatta bulunan yeni Yugoslav Bü­yükelçisi Leo Mates, Amerika ile Yu­goslavya arasında dostane münasebet­lerin gelişmesi için elinden geleni ya­pacağını söylemiştir.

Bilindiği gibi büyükelçi geçen hafta Newyork'a geldiği sırada verdiği beyanakta, bazı hususî talimatı hâmil bu­lunduğunu ve Dışişleri Vekili Foster Dulles ile görüşmeden önce bunları açıklıyamıyacağmi bildirmişti.

8 Nisan 1954

—  Belgrad :

Yugoslav Dışişleri Vekâletinden yayın­lanan bir tebliğde bildirildiğine göre, Yugoslav Devlet Başkam Mareşal Tito, bugün Galep gemisiyle, d'astane bir zi­yarette bulunmak üzere Türkiye'ye ha­reket etmiştir.

Mareşal Tito'ya bu seyahatinde Dışiş­leri Vekili Koça Popoviç, Cumihurreisliği kâtibi umumisi Joze Vilfan, Vis Amiral Cterni, General Milan Zezelj, General Miloch Choumouni'a, Dışişleri Vekâlati protokol umum müdürü Smod laka, Dışişleri Vekâletinden elçi Ran-fco Zets refakat etmektedir.   

Tebliğde geminin hareket ettiği liman ve hareket saati açıklanmamıştır.

—  Belgrad :

Yugoslav Devlet Başkanı Mareşal Ti Türkiye'ye hareketini bildiren tebliğin yayınlanmasın! müteakip, Tan jcug Ajansı, Mareşali hâmil bulunan «Galep» okul gemisinin Split limanın­dan bareket ettiğini açıklamıştır. Bu seyahat Belgrat siyasî çevrelerinde muhtelif yorumlara yol açmakta ve bü­yük ehemmiyet atfedilmektedir. Yu­goslav Devlet Başkanının yabancı memleketlere gayet nadiren seyahat etmesi bu ziyaretlere büyük bir mâ­na vermektedir.

Diğer .taraftan Yugoslav idarecileri de büyük milletlerarası meselelerin halli için şahsî temasların elzem olduğunu her fırsatta belirtmektedirler. Ayni şahsiyetler. Balkan Paktının Yugoslav dış siyasetinin temelini teşkil ettiğine de işaret etmektedirler.

9 Nisan 1954

— «Galeb» gemisi :

Bir dostluk: ziyareti maksadile Türki­ye'ye gitmekte olan Mareşal Tito, «Ga­lep» okul gemisinde Tanyug ajansının müdürüne şu beyanatı vermiştir;

»Bir nezaket ziyareti mahiyetinde oları seyahatimin bilhassa Türkiye ile mem­leketim arasında mevcut geniş işbir­liğinin büsbütün gelişmesine yardım, edeceğine eminim. Türkiye Reisicum­huru' ile, doğrudan doğruya memleke­timizi v.e milletlerarası durumu ilgilen­diren meseleler hakkında istişarede bu­lunmağı arzu ediyorum. Dost devlet reisinin de aynı arzuyu izhar edeceğin­den eminim. Şimdiye kadar daima eko­nomik ve siyasî bakımdan iyi netice­ler vermiş olan Türkiye ile memlekeYugoslavya

Yazan : S, Kuribek

14/4/1954 tarihli (Zafer) den:

Milletlerin birbirini en iyi tanıma va­sıtalarından biri  de harp meydanıdır.

İşte biz ilk defa orada altı yüz yıla ya­kın bir zaman Önce Yugoslavlarla ta­nışmıştık. Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu olan büyük politika adamı Sultan Murat, bu yüksek yaratılıştaki millete lâyık olduğu saygıyı gösterdi ve iki millet arasında bugüne kadar devam eden karşılıklı saygı ve sevgi bağlarının temelini attı.

Gerçek dost 'kara günde belli olur. Yugoslavlar gerçek dostluklarını impara­torluğun en kara gününde de gösterdi­ler. Timur'la muharebede dost ve müt­tefik Yugoslav askeri, hattâ padişahın en yakın kendi askerinden daha çok direndi ve sonuna kadar çarpıştı.

"Yugoslav]arla, yakın .tarihimizde Bal­kan Paktı idinde birleşmiştik. Bu an­laşmanın, hakikî bir askerî ittifak şek­linde işliyebilmesi için Ç°k şartlar ek­sikti ve nitekim ,günü gelince işleme­di.  Yunanistan taarruza uğrayınca, pakt mensupları, ne biz, ne Yugoslav­ya harekete geçemedik. O zaman Yugoslavlar Arnavutluk üzerine ve İtal­yan ordusunun gerisine doğru bir ha­reket yapsaydılar yalnız İtalyan, teşeb­büsü fiyasko ile bitmekle kalmaz, Şar­kî Awuira 'e Akdeniz d eki Mihver stra­tejisi 'büyük değişikliğe uğrayabilirdi.

Bu da harbin müteakip inkişafı üze­rinde esaslı tesirler yapabilirdi. Bizim o zamanki askerî durumumuz değil taarruzî bir hareket yapmamıza, kendi hudutlarımızın müdafaa'sına bile gü­cenilir bir imkân vermeğe müsait de­ğildi. Biz uzun bir gaflet uykusundan harbin korkunç sesleriyle uyanmıştık ve etrafımıza baktığımız zaman da kendimizi toparlamak için hemen hiçbir imkân kalmadığını görmüştük. Harbe bilfiil girmeğe maddeten kudretimiz yoktu. Yugoslavya ise Mihverin iki kıs kaçı arasında en şiddetli 'bir tehdit al­tında bulunuyordu. Hattâ İtalyanlar, Yunanistan'a taarruz ederken «yanlış­lıkla» hudut yakınında bir Yugoslav kasaıbasmı da bombalamışlar vs özür dilemişlerdi. Yugoslavya'nın iç politi­ka ve hazırlık durumu da böyle bir işaretin mânâsını bilmezlikten gelme­ğe hiç müsait değildi. Kaldı ki Balkan paktının daha kuvvetli dost ve müt­tefikleri olan devletler d'e vâdattikleri yardımları yapacak durumda değildi­ler. İşte böyle bir kritik durumda Yu­goslavya bize karşı dostluğunu büyük ve unutulmaz bir jestle bir daha ispat eni. Biz harp başladığı zaman farkın­da olduk ki, tank, "tayyare ve saire gi­bi modern büyük silâhlar şöyle dursun, en basit ve ilk silâh olan süngü ve tü­fek bakımından da ihtiyacımızı karşı­layacak durumda değilmişiz! İşte böyle bir zamanda, ve 'başka 'hiçbir yerden yardım imkânı bulamazken bu ihtiya­cımızı karşılamak için dost Yugoslavlar bize çok mühim miktarda tüfek, süngü ve cephane verdiler. Dostlarımı­zın sonra ne büyük bir istiklâl savaşı­na giriştiklerini düşünürsek bize karşı gösterdikleri bu dostluğun onlar için ne kadar mühim bir fedakârlık olduğu da anlaşılır.

Hatibin sonunda Yugoslavya, Sovyet Rusya'nın etrafındaki peyk devletler­den birisi olarak görülüyordu. Bu mil­let, ilk defa olarak ve her türlü tehdi­de rağmen, müttefik olmanın ve dost­luğun bir kölelik demek olmadığını hem .efendilik iddiasında bulunanlara, hem zavallı esir peyk milletlere ve bü­tün dünyaya karşı göstermiş bir mil­lettir.

4 Nisan 1954

— Atina :

Yuan Başvekili Mareşal Papagos, At­lantik Paktının 5 inci yıldönümü mü­nasebetiyle radyoda söylediği bir nu­tukta bu teşkilâtın kuruluşundan beri kaydettiği terakkileri belirterek ezcümle şöyle demiştir:

Bugün Atlantik Paktı milisllerin hür­riyetini ve sulihu korumak yolunda en büyük ve en kuvvetli kale haline gel­miştir. Yunanistan da bu ittifaka dahil­dir. Yunanistan, dostu ve müttefiki olan Türkiye ile beraber mükemmel bir askerî kuvvet bulundurmakta vs her türlü tecavüze karşı koymak azim ve kararını taşımaktadır. İstiklâlimizi tein îikeye düşürecek tehditlere karşı koy­manın en iyi çaresi tedafüi tedbirler al­mak ve umumî hayat seviyesini yük­seltmek için memleket servetlerinden faydalanmaktır. Sulhu idam'e için kat­lanılan fedakârlıklar ne kadar ağır o-lursa ol'sun, bunlar yeni bir harbin da­vet edebileceği sefalet ve esaret tehli­kesi yanında pek ehemmiyetsiz kalır.

sözlerine şöyle son

Mareşal Papagos vermiştir:

Müttefiklerimizle sıkı işbirliği ve hür­riyet ve sulh ideallerine bağlılığımız bütün Yunan milleti tarafın'dan sami­miyetle desteklenen siyasetimizin te­melidir.»  

6 Nisan 1954

— Atina :    

Yunan Dışişleri Vekâleti bugün öğle­den   sonra   Yunanistan'ın  Londra'daki Büyükelçisi Vassilis Mostras'dan bir rapor almıştır. Büyükelçi bu raporda bu sabah, İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden île Kıbrıs hakkında' yaptı­ğı görüşmeyi nakletmektedir.

Londra Büyükelçisinden gelen bu ra­poru yorumlıyan Yunan Dışişleri Ve­kili StefanopuloSj bu yeni teşebbüsün hiçbir netice vermemiş olduğunu esef­le karşıladığını söylemiş ve Yunan hü­kümetinin bu vaziyet dahilinde Kıbrıs-meselesini önümüz'deki eylül ayında Birleşmiş Milletler genel kuruluna ha­vale etmıdk kararını muhafaza etmek. zorunda kaldığını ilâve etmiştir.

8 Nisan 1954

— Atina :

Atina ajansının bildirdiğine göre, Yu­nan hükümeti, bilhassa Bulgaristan'da bulunan Yunan esir ve rehinelerinin vatanlarına dönmelerini temin maksadile iki memleket arasında diplomatik münasebetlerin yeniden tesisi için Yu­nanistan ve Bulgaristan'ın müşterek bir beyanda bulunmaları hususundaki' Bulgar tasarısını tatmin edici bulma -rmştir. Bu tasarı çarşamba günü Bul­garistan'ın Paris elçisi Nedelkov tara­fından Paristeki Yunan büyükelçisi" Eaphail'e tevdi eHÜlmişti. Raphail, Bul­gar eMsine bu tasarının tatmin edici' olmaktan uzak bulunduğunu bildirmiş­tir.

Dün Atina'da yetkili kaynaklardan öğ­renildiğine göre, Yunan hükümeti Bul garistan'm talebi üzerine Paris'te baş­lamış olan müzakerelerin ilânihaye de vam etmesini müsait karşılamamakta. ve görüşmeleri kesmeyi arzu etmekte­dir.

hareketlerinin. Yunanistan'ın tamamen dahilî mahiyette olan işlerine bir mü­dahale olarak kabul edileceğini iLeri sürmekte ve Yunan - Amerikan anlaş­masının, Yunanistan'ın millî hüküm­ranlığını ihlâl ettiği şeklindeki iddiala­rın da hakikate uymadığını tebarüz et­tirmektedir.

Yunan hükümeti bu notasının sanunda, millî hükümranlık mevzuunda ka­rar verebilecek yegâne selâhiyetli mer­ciin Yunan hükümeti olduğu keyfiye­tine işaretle, askerî üslere müteallik bahis konusu anlaşmanın, milletlerara­sı durumun arzettiği manzara dolayısiyle son seneler zarfında bir hayli sar­sılmış bulunan güvenlik hissini kuv­vetlendirdiğini be-yan etmektedir.

21 Nisan 1954

— Bonn :

Yunanistanın Bonn büyükelçisi bugün Dışişleri Vekâletine giderek müsteşar Hallstein ile görüşmüştür. Büyükelçi "bu görüşme sırasında. Yunanistanın yalnız   Federal  Almanya     hükümetini yegâne meşru, hür ve kanuna uygun olarak seçilmiş hükümet olarak tanımadığım bildirmiştir.

30 Nİsan 1954

— Atina :

İstihbarat Vekâletinden bildirildiğine göre, bugün öğle sıralarında merkezi Yunanistanda dağlık bölgede vukua gelen şiddetli zelzele neticesinde, şim­diye kadar 11 kişinin öldüğü ve en az 102 kişinin yaralandığı anlaşılmıştır.

Grinviç saatile 13 den sonra başlayan zelzelenin şiddetinden münakalât dur­muş, yollar kapanmış, evler yıkılmış, tavanlar çökmüş ve yüzlerce kişi enkaz altında kalmıştır.

Takriben 20.000 kişi evsiz barksız kal­mış, resmî kayıtlara göre sekiz kasa­bada 2112 er yıkılmış, 1083 .ev de hasa­ra uğramıştır.

Buradaki üslerinden acele çağrılan or­du (birlikleri, Tesalyaya yiyecek, barı­nak eşya, tılbbî malzeme ve sıhhiye edildikleri götürmektedir.

1 Nisan 1954

— Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan tebliğ edilmiştir :

Yugoslav, Yunan ve Türk Erkânıharbiyei umumiye delegeleri Ankara'da 24 mart'dan 1 nisan 1954 e kadar top­lanmışlar ve üç memleketin askerî iş­birliğine ait Belgrad'da mutabakata varılan mevzular üzerinde teferruatlı görüşmeler yapmışlardır.

Tam 'bir anlayış zrhniyeti ve dostluk havası içinde cereyan etmiş olan bu görüşmelerde delegeler, muhtemel bir tecavüze karsı üç memleketin müşte­rek savunması için alınacak tedbirleri müşahede ve tes'bit etmişlerdir.

17 Nisan 1954

— Atina :

Yunan Hariciye Vekili Etien Stefanopulos, dün akşam beyanatta bulunarak şunları söylemiştir :

Üçlü Ankara Paktının imzalanması ta­rihinden beri. bu paktın müstakbel in­kişaflar için bir hareket noktası teşkil edeceği belirtilmekte idi. Üç memle­ket Hariciye Vekilleri her toplantıla­rında işbirliği temalarını incelemişler ve hadisat ve şartların müsaadesi nis­petinde terakkiler kaydetmişlerdir.

Stefanopulos, bu ffasyanati, kendisin­den Ankara görüşmeleri hakkında dü­şündüklerini soran gazetecilere hita­ben yapmıştır. Mareşal Tito'nun Türkiye'yi ziyareti sırasında Türk ve Yu­goslav devlet adamları arasında üçlü paktı bir ittifaka kalbetmek konusunda cereyan ettiği bildirilen görüşmeler hakkında Yunan Dışişleri Vekili söz­lerine şunları da ilâve etmiştir:

Bu konuda, üç memleket arasındaki işbirliğini takviye veya itmam edecek her teşebbüs bizce müsait    karşılanır.

Şu kadar ki, mareşal Tito'nun Ankara'dâki müzakereleri sırasında bahis ko­nusu edilen üçlü işbirliğini ittifaka kelbetmek meselesi Ankara Paktının daimî ve koldektif organı -olan Harici­ye Vekilleri konseyinin selâhiyeti cümlesindsndir.

Stefanopulos. bu -beyanatı. Ankara teb­liğinin  neşrinden  evvel vermiştir.

—  Atina :

Yunan millî meclisi dün, Yunanistan, Türkiye ve Yugoslavya arasındaki dost îuk ve işbirliği andlaşmasına ek anlaş­mayı tasdik etmiştir.

Bu ek anlaşma Ankara.Paktının daimî sekreterliğinin  kurulmasiyle ilgilidir.

—  Atina :

Paris'e hareket etmeden evvel, kendi­sine sorulan suallere cevaben Atina radyosuna beyanatta bulunan Yunan Haricive Vekili Stefanopulos. Ankara' da üçlü balkan paktmm bir ittifaka kalbedilmesinin tasarlanması ile ilgili olarak şunları söylemiştir:

«-Mareşal Papagos'un ve şahsen benim daha evvel beyan ettiğimiz veçhile, biz Ankara Paktının  tamamlanmaya mü

4 Nisan 1954

— Seul:

Güney Kore Cumhurbaşkanı Sygman Rhee, atom silâhlarının tahdidi maksâdile komünistlerle yapılan anlaşmala­rın hiçbir kıymeti haiz olmadığım ve bir harp esnasında kızılların ellerinde bulunan bütün silâhları kullanacakla­rını söylemiştir.

United Press ajansına verdiği beyana­tında Synginan Rhee, komünizme kar­şı topyekûn bir harbin, herhangi bir atom anlaşmasından idaha çok mede­niyete faydalı olacağını bildirmiştir.

Nisan 1954

Seul:

Güney Kore ticaret vekili bugün ver­diği beyanatta, Japonyanın dürüst ti­caret yapmadığını ileri sürerek Seul hükümetinin bu memleketten ithalâtı menettiğini söylemiştir.

Kore ticaret vekili Dr. Oyuk, Japonya­nın Kore ihraç mallarına hafcsız tah­ditler koyduğunu ve satışına mani ol­duğunu 'bildirmiştir.

Güney Kore ticaret vekilinin bu beya­natı, Korenin son zamanlarda Japonyadan yaptığı ithalâtı neden durdur­muş olduğuna bir izah teşkil. etmek­tedir.

10  Nisan 1954

Seul:

Millî Müdafaa Vekili, örfi idarenin bugün gece yarısından itibaren kaldırıla­cağını ilân etmiştir.

11 Nisan 1954

— Washington :

Güney Kore Büyükelçisi Doktor Ghan Yang bugün burada verdiği beyanat­ta, Güney Kore hükümetinin Cenevre konferansına iştirak için Amerika'nın munzam yardımda bulunmasını şart koştuğu haberlerini yalanlamıştır.

19 Nisan 1954

Seul:

Güney Kore hükümeti, Cenevre kon­feransına iştirak edeceğini bu sabah teyit etmiştir.

Güney Kore heyetine Hariciye Vekili M. Pyun Yung Tae başkanlık edecek­tir.

Seul:

Başkan Singman Rhee, bu sabah, hükü metinin Cenevre konferansına bir mu­rahhas heyeti göndermek hususundaki karariyle ilgili beyanatta buluna­rak, Amerika'dan, Güney - Kore kuv­vetlerinin geliştir ibnesi hakkında sa­rih ve cesaret verici teminat almış ol­duğunu ve Cenevre konferansına işti­rak İçin bu şartı resmen ileri sürmüş bulunduğunu söylemiştir.

Başkan Rhee, Censvre müzakerelerinin muvaffa'kiyetsizliği halinde. Amerika'­nın, nihayet, komünistlerle müzakere­ye devam etmenin lüzumsuz ve tehlikeli iş olduğunu kat'î surette anlıyacağmi, ümit etmekte olduğunu soy

lemis ve demiştir ki:

Cenevre konferansının akameti hailin­de, Amerika ve hür dünyadaki diğer dostlarımız, düşmanı memleketimiz­den başka vasıtalarla koğmak hususunda mutabık 'kalacaklardır. Konferans­ta makul bir müddet irinde netice alınamadiğı takdirde, Amerikanın, vadettiği veçhile, komünizm ve komünist­lerle sulh yapmak için müzakere yolunda devam edip etmemek hususunu bizimle istişare edeceğinden eminiz.

26 Nisan 1954

— Seul :

Dün Kore'ye gelmiş olan Başkan Eisenhowerin özel temsilcisi Arthur De­an Cenevre konferansına Amerikan ve Güney Kore noktai nazarları ara­sında ahenk temini için, bu sabah cum hurreisi SingmanRhee ile ilk görüşme sini yapmıştır. Amerika'nın Seul Bü­yükelçisi Briggs'in de bulunduğu 'bu toplantı 45 dakika sürmüştür. Toplan­tıyı müteakip basma beyanatta bulu­nan Dışişleri Vekili yardımcısı Chung Hwan, Güney Kore Dışişleri Vekili Pyun Yun Tae'nin Cenevre konferan­sının açılışı sırasında bir nutuk söyliyeceği hususunda Dean'm Rheey.e teminat verdiğini bildirmiştir. Aynı şahıs, Dean'm buradaki ikametini gayri mu­ayyen bir müdktet için uzatacağını ve Cenevre konferansı müddetince Seul ile Washington arasında irtibatı sağlıyacağmı ilâve etmiştir.

30 Nisan 1954

Seul:

Kore Reisicumhuru Singman Rhee bu­gün resmî sözcüsü vasıtasiyle, Kore meselesinin halli hususunda Avustralya delegesi tarafından ileri sürülen teklifi resmen reddetmiştir.

Sözcü, Avustralya Dışişleri Vekili Ric-hard Casey'in beyanatının "telâş veri­ci ve bizzat kendi metin manasına ay­kırı mahiyette» olduğunu iddia etmiş­tir.

Sözcü daha sonra Güney Kore'nin, Ric hard Casey'in teklif ettiği «barışçı hal suretini» kabul e'cÖemiyeceğini zira fbu-nun çok tehlikeli bir durum yaratma­sı ihtimali bulunduğunu belirtmiş, söz­lerine son verirken Birleşmiş Milletler­den, Güney-Doğu Asya'da komünizmi ezmek için müştereken harekete geçil­mek maksadiyle gizli bir toplantı ya­pılmasını taleb.etm iştir.

Seul:

Avustralya tarafından dün Cenevre konferansında ileri sürülen uzlaşma teklifini Güney Kore hükümeti kati­yetle reddetmiştir. Güney Kore Dışiş­leri Vekili Cho Chung W'han, bütün Kore'de genel seçimler yapılması hu­susunda Avustralya Dışişleri Vekilinin ileri sürdüğü teklifi «saçman diye va­sıf landırmıştir. Wihan'a göre, Seul par­lamentosundaki 100 mevkie mebus seçmek için sadece Kuzey Kore'de seçim­ler yapılması icabetmektedir. Ayrıca Vekil. İngiliz milletler camiası üyeleri­nin yatıştırma siyasetine dikkati çeke­rek, bunun müttefiklerin birliği için. tehlike teşkil ettiğini belirtmiştir.

1 Nisan 1954

— Paris':

Nato konseyinin bugünkü toplantısı sonu'da beyanatta bulunan bir sözcü mareşal Juin'in, general Gruenther ta­rafından ve Fransız hükümetiyle isti­şareleri müteakip, merkez Avrupa ke­simi komutanlığına tayin edildiğini ha­tırlatmıştır.

Bununla beraber sözcü şunları ilâve et. mistir:

«Atlantik konseyinin 1952 ve 1953 tek­rar teyit edilen politikası bir Avrupa savunma camiasının kurulmasına tam. bir müzanaret teminini gerektirmekte­dir. Nato daimî temsilciler konseyi «J.uin meselesini)) bu sebepten tetkik için gündemine kaydetmiştir. Bunun­la beraber temsilciler, henüz mareşal Juin'in general Gruenıther ile yaptığı görüşme hakkında her hangi bir ma­lûmat edinmedikleri için, bu müzake­re daha sonraya bırakılmıştır.

Konsey bu toplantısında, Sovyetlerin Atlantik Paktına katılmaları yolundaki tekliflerini havi notasını da tetkik etmiştir.  Bu görüşme sırasında, tem­silcilerden bir ikisi hariç, diğerlerinin bu mevzuda hükümetlerinden talimat 'almadıkları anlaşılmıştır.

Konsey iknı mevzuun tetkikini de baş­ka bir tarihe (bırakmaya karar vermiş­tir.

2 Nisan 1954

— Paris :

Avrupa'daki Atlantik kuvvetleri başkomutanı general Alfred Gruenther, «Shape» teşkilâtının kuruluşunun 3  üncü yıldönümü dolayısiyle söylediği nutukta, Molotof un, Nato'nun tecavüz-kâr bir teşkilâtı olduğu yolundaki it­hamlarını reddetmiştir. Bu ithamların aynen 31 mart tarihli Sovyet notasın­da da mevcut olduğuna işaret eden ge­neral, bütün müttefik plânlarının, Na­to devletlerinin bir tecavüz karşısında kalabileceği ihtimaline göre hazırlandı­ğını ve Nato şeflerinin barışın korun­ması maksadıyla savunmanın tehlike­lerini göze aldıklarını söylemiştir.

Atlantik Paktı genel savunma teşkilâ­tının plânlan, generalin belirttiğinle göre, bir harbi idare maksadiyle değil, harp tehlikesine engel olmak için ha­zırlanmıştır.

General Gruenther bundan sonra, Sovyet blokunun silâh kudretini gittikçe arttırmakta ısrar ettiği (bir sırada; mü­dafaa gayretlerinin azaltılmaması ge­rektiğine işaret1 etmiş ve müşterek mü dafaa yolunda büyük ilerlemeler kay­dedildiğini söyledikten sonra sözleri­ne şöyle son vermiştir:

"Henüz esaslı bir tecavüze karşı koya­cak kudrette değiliz, fakat ansızın ya­pılacak bir tecavüz karşısında buna kaza eseri de diyebilirdik sağlam bir kalkan hizmeti görecek savunma teş­kilâtımız vardır.»

4 Nisan 1954

— Waahington :

Kuzey Atlantik paktının beşinci yıldö­nümü münasebetile Balkan Eisenhower aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

"Beş sene evvel bugün Kuzey Atlantik andlasmasının imzalanması Atlantik devletleri arasında bir ortaklık meyda­na getirdi. Bu milletlerin komünizme karşı savunma ve barışın muhafazası hususundaki karşılıklı anlaşmaları hür dünya inin kuvvetli bir siper mahiyeti­ni almıştır.

Her memleketin (kendi istiklâlini koru­maya mecbur olduğu bir sırada bu andlaşma, ayni maksadı güden milletle­rin kuvvetlerinin toplanmasını sağla­mıştır.

Ben Nato'da hizmet gördüğüm tarihte, karargâhımda çeşitli üniformalar görü­yor ye çeşitli lisanlar işitiyordum. Fa­kat hergün bu arkadaşlar arasındaki ruh birliğine de şahit oluyordum.

Bu ilham kaynağı bugün benim mute­na hatıralarım arasındadır ve bugün şuna' inanıyorum ki, hür milletlerle yapacağımız işbirliği sayesinde herhangi bir tecavüse karşı müşterek mirasımız olan hürriyeti koruyabiliriz.»

5 Nİsan 1954

— Napoli :

Nato teşkilâtı Güney Avrupa başkumandanlığının yeni genel karargâh bi­nası bugün Napoli yakınındaki Bagnoli'de merasimle açılmıştır.

Merasimde söz alan başkumandan ami­ral William Fechteler ezcümle, Kuzey Atlantik teşkilâtı üyesi memleketler­den birine vâki olacak tecavüzün bü­tün batılıların güvenliğine karşı bir tehdit olarak telâkki edileceğini teyid etmiştir.

— Londra :

Avrupa müttefik orduları başkuman­danı general Gruenther, bugün Londrahava alanına geldiği sırada verdiği yanata ezcümle punlari söylemiştir :"

 General Eisenhower'in büyük genel karargâhını kurmak maksadı İle Avrupaya geldiğinden beri Batı müdafaası sahasında muazzam terakkiler kaydet­miş bulunuyoruz. Her ne kadar Sovyet­lerin bütün vasıtaları ile girişecekleri muhtemel bir taarruzu hakkı, ile (kar­şılayacak derecede askeri kuvvete ma­lik (bulunmuyorsak da böyle bir teca­vüz hareketi hususunda (komünistlerin cesaretini kıracak kadar da kuvvetli Almanyanın Nato müdafaa plânlarında Almanyanın ilerde ne dereceye kadar yardımı dokunabileceği hususundaki soruyu başkumandan şöyle cevaplan­dırmıştır: «Doğudan gelebilecek bir kütle taarruzuna karşı ihtiyat kuvvet­lerimizi hazırlaymcaya kadar bir si­pere ihtiyacımız yardır. İşte biz, Al­manyanın bu siper vazifesini hakkile başaracağına eminiz ve siyasî bakımdan, büyüklerimize fikrimizi bu yolda izah ettik.»

General Gruentıher, Sovyetlerin Nato teşkilâtına katılmak arzusunu izihar yo lu ile son giriştikleri taarruz hakkında herhangi bir yorumda bulunmağı red­detmiştir.

General diğer taraftan «Shape teşkilâ­tının H. Bombası da dahil her türlü yeni silâhlar hususunda tetkiklerde bulunduklarını» bildirmiş ve sözleri­ni şöyle tamamlamıştır: «Bu tetkikle­rin amacı yeni silâhların umumî olarak müdafaasında kullanılacak eski silâh­lar üzerinde yapacağı tesirlerin mey­dana çıkarılmasıdır. Fakat emin ol­duğum bir şey varsa o da, bütün bu yeni silâhların, muhtemel bir harp vuku­unda kara ve hava müdafaasında: klâ­sik tip silâhları kullanma sahasından uzaklaştıramayacağıdır.»

6 Nisan 1954

— Londra :

Avrupa müttefik kuvvetleri başkumandam general Alfred Gruenther, Lon­dra şehir meclisinde irad ettiği ve İngiliz radyosunun yayınladığı nutkunda, üçüncü bir dünya harbinin çıkacağını zannetmiyorum zira böyle bir felâketi Önliyecek (derecede kuvvet sahibiyiz, demiştir.

Amerikalı general, böyle bir tehdit gü­nün mevzuu olmaktan uzaklaştığı tak­dirde dahi gevşemenin doğru olmıyaca ğını beyan ederek, şöyle demiştir:

"Çünkü istihbarat organlarımızın da tesbit ettiği üzere, bu tehlike her za­man başgösterebilir. binaenaleyh, dai­ma uyanık bulunmalıyız.»

Hidroj.en bombası mevzuunda ise, ge­neral Gruenther, son tecrübelerin. İn­giltere halkım heyecanlandırmış oldu­ğuna temas ederek, bu hususta henüz uzlaştırıcı bir karar alınmamışsa da atom silâhlarının, müiiafaa gücünü muazzam miktarda arttıracağından şüp­he edilemeyeceğini, belirtmiştir.

Başkumandan, müdafaa vekili tarafın­dan dinleyicilere takdim edildiği esna­da, bazı kimseler, salonda bulunanlara, «Nato teşkilâtının hidrojen bombasına karşı bir müdafaa vasıtası olmadığım» ileri süren risaleler dağıtmışlarıdır. Müdafaa Vekili bu harekete gülümsiyerek mukabele etmiş general Gruenther ise, «'ben memleketim de dahi böyle şeyle­re alışkınım» demiştir.

Generalden sonra söz alan müdafaa ve­kili maral Alexander, kısa bir hita­be ile, 14 Nato devletinin askerî kud­retleri ve görüş beraberlikleri sayesin­de tecavüzü önlemece muvaffak olduklarına işaret ederek şunları söylemiş­tir :

Dünyanın hiçbir memleketi tek başı­na harekete muktedir olamaz. Hiçbir Avrupa devleti, bir komünist tecavü­züne tek başına karşı koyacak kadar kuvvetli değildir. Fakat bir müdafaa birliği çerçevesine girince vaziyet ta­mamen başka bir mahiyet arzeder. İş­te bu sebepten, bir Avrupa müdafaa camiasının kurulmasını ve Almanya'­nın da bu birliğe genel müdafaa kuv­vetleri vasıtasiyle iştirakini arzu etmek  teyiz.»

9 Nisan 1954

—  Ankara :

Münakalât Vekâletinden öğrendiğimize göre, Natonun 5 mci yıldönümü müna­sebetiyle 3 puldan mürekkep bir hatıra serisi tedavüle çıkarılmıştır.

—  İzmir :

M. M. V. İzmir Temsil Bürosundan bil dirilmiştir :

Bugün Nato kumandanı korgeneral Paul "W. Kendall tarafından bildirildi­ğine göre, az miktarda Fransız, İtalyan ve İngiliz subay ve erleri bir kac haf­taya kadar karargâhın Türk, Yunan ve Amerikan personeli arasına katılacak­tır. 14 Nato memleketinin üçünü temsil edecek olan bu yeni gurup, karar­gâhın daimi kadrosuna dahil olacak­tır.

General Kendall, bu kararın, karargâh personelini arzu edilen miktara çıkart­mak ve bu üc memleketin, Shape'nm, Norveç'in kuzeyinden Türkiye'nin en Doğu hudutlarına kadar imtidat eden geniş savunma çevresinin bu kısmında­ki kara faaliyetlerine karşı gösterdikleri devamlı alâkaya istinat ettiğini ilâ­ve etmiştir.

30 Nisan 1954

— New-York :

New-York Herald Tribüne gazetesi Fransız - İngiliz dostlusunun ellinci yıl dönümü dolayısile yayınladığı bir ya­zıda şöyle demektedir:

«Kuzey Atlantik Parktı teşkilâtı büyük devletler arasında, bir barış devresin­de şimdiye kadar görülmemiş ölçüde bir işbirliğinin tecrübe edilmesi fırsa­tını vermiştir. Muhtelif an'aneleri olan ve hepsi ayrı lisanlar konuşan askerler ve generaller, kalpten, bağlı oldukları büyük dâvalar için bir arada ahenkle çalışmayı öğrenmişlerdir. Hidrojen bombası kara kuvvetlerinin önemini azaltmamış, hatta bir bakıma daha da mühim  kılmıştır.  Zira bu kuvvetlerin mevcudiyeti durumda istikrar sağla­makta ve topyekûn harp tehlikesini azaltmaktadır. Hangi zaviyeden bakar­sak bakalım, kuzey Atlantik Paktı teş­kilâtının, mevcudiyetinin ilk tosş yı­lında büyük hizmetler başarmış oldu­ğunu görürüz.»

16 Nisan 1954

— Paris :

Amerikanın Avrupa savunma toplulu­ğuna vereceği teminatlar hakkında Baş kan Eisentıoıver'in yaptığı beyanat Nato çevrelerinde büyük bir memnunluk doğurmuştur. Bu çevrelerde, Fransa ile İngiltere arasında aktoluhan 1947 tarihli Dünkerk antlaşmasiyle buna in­zimam eden 1948 Brüksel ve 1949 Ku­zey Atlantik antlaşmalarının, Anthony Eden ve Başkan Eisenflıower'in demeç­leriyle birlikte, Fransa için olduğu ka­dar Atlantik topluluğu üyeleri için de tatmin edici bir teminat tenkil ettiği belirtilin ektedir.

22 Nisan 1954

— Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir :

Nato üye devletlerinin hava savunma denemesine devam etmekte olan Slhield 1 tatbikatı bu sabah da devam ettiği, müddetçe Güney Avrupa semalarında Nato uçakları yeniden harekâta geç­miş bulunmaktadır.

Savunma durumunda bulunan takri­ben 150 uçaktan mühim bir kısmının Malta ve İtalya'da Po vadisi üzerinde görüldükleri bu sabah bildirilmiştir. n 6 ncı filoya mensup uçaklar, Ranclolph ve Midway uçak gemilerinden havalanarak Akdeniz'deki stretejik bakımdan ehemmiyetli olan şehir ve hedefleri bulunmaktadır.

Müdafaada bulunan avcı tayyareleri 350 hedefi müdafaa etmek için 800 çı­kış yapmışlardır. Her sekiz çıkıştan be şi temsilî düşman taarruzunun muvaf­fakiyetle önlenmesile neticelenmiştir. Bu tatbikata iştirak eden uçaklar Fran­sa, Yunanistan, italya, Türkiye, İngil­tere ve Amerika'nın renklerini taşımaktadır.

24 Nisan 1954

— Paris (Chaillot Sarayı) :

Nato genel sekreteri Lord İsmay, At­lantik Konseyi toplantısından sonra yaptığı basın konferansında, Rusyanın Natoya dahil edilmesini talep eden Sovyet notasına batılı cevabının daimi temsilciler tarafından hazırlanarak tevdi edileceğini söylemiş ve bütün hükümetlerin, bu taletoi reddetmek hususunda mutabık olduklarını ve daimi komite­nin cevabı yarın hazırlamayı umduğu­nu belirtmiştir.

Diğer taraftan konsey sözcüleri Balkan Paktı ile Türk - Pakistan anlaşmasına temas edilmediğini bildirmişleridir. Bu­nunla beraber İtalya Dışişleri Vekili Picei'oni ile Yunanistan Dışişleri Veki­li Stefanopulos'un fou sabah Chaillot sarayında görüştükleri öğrenilmiştir.

Diğer taraftan Hollanda Dışişleri Ve­kili J. W. Beyen. yaptığı basın kon­feransında, Avrupa savunma camiası hedefinin, sadece 12 Alman tümeninin ihdası ve Alman militarizminin; yeniden doğmasını kontrol değil, fakat her şeyden evvel Almanya'ya Batılı dev­letler safında yerini almasına imkân vermek olduğunu söylemiştir.

«Mareşal, ancak ayni yetki ve vazife­lere sahip bir Fransız generalinin ye­rine tayini üzerine 'bu karargâhtan ay­rılabilecektir.

Mareşal, yerine başkasının tayini için bu şartların ne zaman tahakkuk ede­bileceğini halen söyliyebilecek durum­da olmadığı kanaatindedir.»

Bu tebliğin yayınlanmasını müteakip gerek sivil ve gerekse 'askerî Nato çev­relerinden öğrenildiğine göre, merkez Avrupa kesimi komutanlığında yeni bir teşkilâtlandırma ve bu kesimdeki komutanlar arasında milliyet bakımın dan bir değişiklik bahis mevzuu de­ğildir.

7 Nisan 1954

— Paris :

General de Gaulle bugün. Birleşik Amerika ile Sovyetler Birliği arasında­ki ihtilâfın hallinde bir rol oynaması için Fransanın kendi atom silâhlarını inkişaf ettirmesini talep etmiştir.

S Nisan 1954

— Paris :

Fransız ayan meclisinin hariciye ko­misyonunda dün Fas hakkında bir tak­rir kabul edilmiştir.

Bu takrirde, Fas ahalisinin bir kısmı üzerinde müessir olan gerginlik hâli­nin, sadece doğrudan doğruya tatbik edilen vasıtalarla değil fakat dalalete düş'en elemanlar arasında itimadı ye­niden tesis etmek üzere her sınıfa men­sup Faslılar lehine ve Fas ekonomisi nef'ine düşünülmüş umumî tedbirler­le giderilmesi lüzumuna işaret edil­mektedir.

9 Nisan 1954

— Paris :

Maliye Vekâletinin bir tebliğinde bil­dirildiğine göre, Fransa Maliye ve İktisat Vekili Edgar Faure ve Sanayi ve Ticaret Vekili Robert Louvel, müşte­reken Fransa hükümetine yaptıkları bir teklifte, Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtına dahil memleketlerden ithal edilen malların liberasyon yüzde­sinin derhal % 53 e çıkarılmasını iste­mişlerdir. Bu. miktarın % 5 i sanayi maddelerine ayrılacaktır.

1 kasımdan önce tamamlayıcı listelerle beraber, bu rakam % 65 i bulacaktır.

11 Nisan 1954

— Kis :

Bugün Nis'e gelen imparator Bao Dai,basma verdiği beyanatta, antlaşmalar vasitasile Vietnam'ın bağımsızlığınım sağlanması ve memleketinin Fransız birliği içindeki mevkiinin belirtilmesi için bu seyahati yapmış olduğunu 'be­lirttikten sonra, Dien-Bien Phu'fda bü­tün dünyanın hayranlığını uyandıran ve insanlığın hürriyet aşkını gösteren bir kahramanlıkla çarpışan Fransız ve Vietnam kuvvetlerinden sitayişle fesh-etmiştir.

Bao Dai sözlerine şöyle devam .etmiş­tir :

«Fransız kumandanlığının savaşa sür­düğü bütün kuvvetler tarafından des­teklenen ve şimdiden efsanevî bir hü­viyet kazanmış bir şefin bitmek tüken­mek bilmez enerjisinden kuvvet alan Dien Bien Ptou kahramanları, beşer cesaret ve kudretinin hududunu aşmakta ve Fransa'ya tarihinin en şeref­li sabitelerini kanlan ile kazandırmak­tadırlar.»

17 Nisan 1954

 Lüle :

Otto Afoetz'in 1950 senesinden beri mahpus bulunduğu Lille'dekİ Loos hapis­hanesinden ayrılışı büyük bir ketumi­yet içinde vukubulmuştur. Abetz ha­pishanede kütüphane memurluğu ile yazifelendirilmiştir.

Bundan bir 'hafta evvel ortada dolaşan bazı şayialarda eski.Alman büyük elçi­sinin affedildiğini ve paskalyadan ev­vel serbest bırakılacağı ileri sürülmek­te idi.

Dün gece Paris'ten içinde yüksek me­murların bulunduğu otomobiller hapis haneye gelmişler tahliye formalitele­rin ihmalinden sonra M. Abetz'i yan­larına alarak gitmişlerdir.

Otomobillerin Belçika ve oradan da Almanya istikametinde hareket ettikleri öğrenilmişse de Otto Abetz'in Alman­ya'da hangi memlekete gideceği henüz malûm değildir. Bazı şayialara göre Dusseldrof bölgesinde (bir yerde ika­met edecektir.

Hatırlanacağı veçhile eski Alman dip­lomatı, «'katil, müsadere ve yağma» suçlarından 1949 senesinin 22 temmuzda 20 sene hapse mahkûm edilmiş­ti. M. AibetZ; muhakemesi sırasında bir diplomatın vazife gördüğü bir memle­kette cezalandırılamayacağını ileri sürmek suretiyle kendini müdafaa etmiş­ti. Bununla beraber temyiz mahkeme­sinin Otto Abetz Şagii bir memleket tarafından zorla kabul ettirilmiş bir büyükelçi olduğunu ve bu itibarla diplomatik muafiyetten faydalanamayacağını ileri sürerek mahkûmiyet kararı­nı tasdik etmişti.

— Paris :

Başkan Eisenhower'in Avrupa savun­ma camiasına teminat veren mesajın­dan sonra, Fransız 'balkanlar kurulu, önümüzdeki 18 mayıs tarihinde, Avru­pa savunma camiasının tasdiki ile il­gili müzakereler hakkında parlâmen­toya bir tarih teklif etmeğe karar ver­miştir. Bu bir tesadüf eseri değildir, zi­ra, Amerika hükümeti, Avrupa savun­ma camiasının tasdiki müzakereleri için bir tarih tesbit edildiği taıkdirde ve aynı 'gün Avrupa savunma camiası­nı teminat altına  alan mesaim yayınla­nacağım bildirmiş bulunuyordu.

Mesele, Washington'la Paris arasında bir uzlaşma formülüne bağlanmıştır. Filhakika, Fransız hükümeti tarafından te'sbit edilen tarih, yani 18 mayıs, tas­dik müzâkerelerinin 'başlangıç tarihi olmayıp, ancak müzakerelere ne zaman başlanacağının tayin edilmesi tarihi­dir. Hükümet, 18 mayısta millî meclis başkanları konferansında bu. mesele­yi ortaya atacaktır.

Öyle zannediliyor ki, bu uzlaşma for­mülü, AmeVika'nm Paris büyükelçisi Douglas Diilon'un (bir gün evvel Fran­sız Dışişleri Vekili Bidault'yu ziyareti sırasında sağlanmıştır.

Uzlaşmanın Amerika hükümetini tat­min ettiği bildiriliyor. Bununla bera­ber, Fransız hükümeti, Avrupa savun­ma camiası andlaşmasının müza'kere tarihinin tayinine Önemli bir şart vazetmiş bulunmaktadır: Ancak andlaşmanın tasdikine takaddüm eden şartlar hakkındaki müzakereler 'bir netice verdiği takdirde 18 mayısta tasdik müza­kerelerinin tarihini tesbit cihetine gidi­lebilecektir. Bu itibarla, şimdi bu mukaddem şartların tahakkuku için de 18 mayısa kadar mühlet verilmiş demek­tir. O zamana kadar tahakkuku gere­ken şartlar dörttür (hatta «demokratik kontrol» bahsi de ilâve edilecek olur­sa beş) :

1 — İngiltere'nin Avrupa sa­vunma camiasına ortak olması,

2 — Amerikan teminatı,

3 — Sarre meselesi­nin halli,

 4 — Avrupa savunma camia­sı andlaşmasma ek protokollerin imza­lanması.         

Fransız hükümeti, bugün için, bu dört şarttan ikisinin yani İngiltere'nin or­taklığı ile Amerikan garantisinin ta­hakkuk ettiğine kanidir. Zira, garanti mesajı yayınlanmış ve İngiltere'nin or­taklığı ile ilgili anlaşma da bu hafta başında Paris'te imzalanmıştır. Bunla­rın şimdi parlâmento tarafından tasdi­ki kalmaktadır. Mufeddem şartlar hak kındaki müzakereler sona erince fası­la vermeden andlaşmanın tasdiki müzakerelerine geçilecektir.

20 Nisan 1954

— Paris :

Fransa müdafaa ve dışişleri vekâletle­ri, Fransanın Vietminh asileri ile gizli mütareke görüşmelerinde bulundukla­rına dair Amerika'da cikan haberleri kat'î olarak yalanlamışlardır.

kip edilen dış siyasetin, bugünkü ha­liyle, davet edebileceği tehlikeli avakibe başvekilin derhal dikkatini çek­meyi ittifakla  kararlaştırmıştır.

24 Nisan 1953

— Paris :

Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles bu gece Fnansa Başvekili Joseph La-niel ile âni bir görüşme yapmıştır. İyi haber alan çevreler iki devlet adamı­nın Hindicini buhranını görüştüklerini söylemektedirler.

Dulles, evvelâ Batılı üç 'büyük dışişle­ri vekilinin Cenevre konferansına ta­kaddüm eden son resmî strateji top­lantısında bulunmuş, bilâhare hiç mevzuubahis değilken Başvekil Joseph Laniel'in dairesine gitmiştir.

Dulles gelmeden evvel Fransız kabine­si Hindi rini'deki askerî durumu ve pa­zartesi günü başlayacak olan Cenevre konferansını görüşmüştür.

Haber verildiğine göre Joseph Laniel yanında Dışişleri Vekil yardımcısı Maurice Sc'humann olduğu halde Ameri­ka Dışişleri Vekiline Dien Bien Fu'dan siman son haberler hakkında malûmat vermiştir.

Toplantıda Amerika'nın Paris Büyükel­çisi Douglas Dillon da hazır bulun­muştur.

28 Nisan 1953

— Paris :

ingiliz Başvekili Sir Winston Churchill, Fransanm Londra Büyükelçisi M. Rene Massigliyi dün kabul ederek kendisine İngiltere'nin Hindiçinî'de sa­vaşan Fransız birliği kuvvetlerine İn­giliz hava ve deniz kuvvetleriyle doğ­rudan doğruya bir yardımda bulun -maktan sureti katiyede imtina ettiğini ve Amerikalılar tarafından bu şekilde bir müdahaleye de muarız bulunduğu­nu söylemiştir.Sir WInston Churchill bunun için iki. sebep ileri sürmüştür: 1) Böyle bir mü dahaleyle Dien Bien Fu'nun kurtarıl­ması temin edilecek değildir. 2) Cenev­re konferansının muvaffakiyet şansla­rını belki de tamir ka'bul etmez bir şe­kilde ortadan kaldıracaktır.

İngiliz Başvekili, Fransız Büyükelçisiy­le bu görüşmeden bir kaç saat sonra Avam Kamarasında yaptığı beyanatta hükümetinin, Cenevre konferansının neticelerini Öğrenmeden evvel Hindİçinî'ye askerî yardım, hususunda peşi­nen bir taahhüde girişmiyeceğini söy­lemiştir.

İngiliz hükümeti tarafından resmen it­tihaz edilen bu hareket hattı, görünüş­te vaziyet hakkında şu müşahedelerin yapılmasına imkân verebilmektedir:

I

Üç Hariciye-Vekilinin geçen perşembe ve cumartesi günleri Paris'te yaptık­ları görüşmeler sırasında Fransız hü­kümeti tarafından Amerikan hüküme­tine yapılan bir talepte Hindiçinî'de hava ve deniz kuvvetleriyle bir müdaha­lenin  icrası istenmiştir.

M. Foster Dulles, bu işde tek muhatap olmak istemediğini ve İngiliz'lerin de böyle bir müdahaleye iştirak etmeleri­ni arzu ettiğini ihsas etmesi üzerine dolayısiyle bu 'talep M. Antonk Eden'e teveccüh etmiştir.

Paris'te bu mevzuda hiç bir karar itti­haz edilmemiştir. Ancak İngiliz kabi­nesinin pazar günü yaptığı iki toplantı­dan sonradır ki M. Anthony Eden hü­kümetinin menfî ve kat'î cevabını ge­tirmiştir.

İyi kaynaklardan elde edilen malûmata 'bakılırsa Amerika'lılar Hindicini me­selesine müdahalelerinden katiyen fe­ragat etmiş değillerdir. Fakat bu, müs­tacel mahiyetini şu iki sebebe binaen kaybetmiş bulunmaktadır: 1) Birleşik Amerika tarafından yapılacak müdaha­lenin Amerikan kongresince tasvip e-dilmesi için tbu Amerkâan teşebbüsüne İngilterelim de muzaharette de bulun­masına lüzum vardır. İngiliz mutaba­katının yerine kaim olmak üzere Was­hington şimdi siyasî bir teminat elde etmeğe çalışmaktadır. Bu da, Amerika ile Anzus ahdlaşmasım imzalamış olan

diğer iki âza memleketin yani Avus­tralya ile Yeni Zelanda'nın muvafakatlerinin istihsal edilmesi gelelinde tecel­li edecek olan teminattır. 2) Birleşik Amerika için müdahalenin şimdilik müstacel mahiyette telâkki edilmekten vazgeçilmesinin ikinci sebebi de şu olabilir: İhtknalki Washington, ancak kısa bir devre için olmak üzere, İngil­tere'nin fikrini kabul etmiştir. Fakat "komünistlerin Hindicimde makul esas 'I ara dayanan bir barışı arzu etmedik­leri aradan çofe vakit geçmeden sabit olduğu takdirde o zaman hemen hare­kete geçilecektir.

Bugün 14.10 da Fransa adına Başvekil Joseph Laniel ve Vietnam adına da Başvekil yardımcısı Trung Vin tara­fından imzalanan Fransız - Vietnam beyannamesinin 'metni aşağıdadır:

.(Vietnam'ın 'bağımsızlığı meselesini ta marnlamak maksadiyle imzalanmış o-lan 3 temmuz 1953 tarihli anlaşmaya sadak kalan Fransa ve kendisini Fran­sa milletine bağlıyan dostluk gelene­ğini sağlamlaştırmak ve korumak ka­rarında olan Vietnam, karşılıklı mütiazebetlerini düzenlemek üzere iki esas antlaşmanın akdedilmesi için mu­tabık kaldıklarını beyan ederler.

Bu antlaşmalardan birincisi Vietnamın bağımsızlığını ve mutlak [hükümran­lığını tanır. İkinci antlaşma eşitlik esa­sına dayanan Fransız birliği çerçeve­si içinde t>ir Fransız - Vietnam birliği kurulmasını ve iki memleket arasında işbirliğinin geliştirilmesini hedef tu­tar.

Bu iki antlaşmayı tatbik mevkiine koy­mak hususundaki arzularını resmen bil diren Fransız ve Vietnam hükümetle­ri, kendi millî nizamnameleri ile tes-bit edildiği şekilde tastık edilmesi için antlaşmaları gereken muameleye tabi tutacafelarını karşılıklı olarak taahhüt ederler.»

30 Nisan 1954

— Paris:

Bir hükümet sözcüsünün bildirdiğine göre, vekiller heyetinin bugün yaptığı toplantıda Cenevre müzakerelerinin gidişatı tasvip edilmiş ve hükümet Georges Bidault'ya tebriklerini bildirmiş­tir.

1 Nisan 1954

—  Londra:

İngiliz İşçi Partisi bugün resmen Baş­vekil Churchill'in Amerika Reisicum­huru Eisen-hower ve Sovyet Başvekili Malenkov ile hidrojen bombasının kon trolü mevzuunda görüşme imkânlarını aramasını talep etmiştir.

—  Londra :

Kızıl Çin'in, diğer devletlerle eşitlik esası dairesinde Cenevre konferansına iştirak etmesi hususunda Sovyet Rus­ya tarafından vaki talebi İngiltere bu­gün reddetmiştir.

—  Londra :

Bir hükümet sözcüsü dün Avam Ka­marasında Batılı üç büyüklerin, demir perde memleketlerine stratejik madde ihracını meniden Birleşmiş Milletler ambargosunun gevşetilmesi hususunda tam bir anlaşmaya vardıklarını söyle­miştir.

Torneyeroft bu beyanatında evvelki gün Harold Stassen ve Fransa Dışişle­ri Vekâleti müsteşarı Maurice Schurman ile yaptığı görüşmelere temas et­miş ve demiştir ki:

Sovyet bloku askerî kudretini arttıra­bilecek maddeler üzerindeki kontrolün muhafaza edilmesile bunun dışındaki ambargonun kaldırılması hususlarında tamamı ile mutabık kaldık.

Anlaşmaya vardığımız bu esas üzerin­de ve tatbik edeceğimiz siyaset hakkında diğer dost memleketlerle müzakere­ye girişeceğiz.»

Hükümetin demir perdeyle ticareti ge­liştirme politikası gerek muhalefet partisi olan işçi parti gerekse yeni pazar­lar ariyan iş adamları tarafından ha­raretle karşılanmıştır.

İngiliz ihracatçıları, komünist müşteri­lerin ve pazarların İngiltere için zaru­rî olduğunu zira Alman ve Japon re­kabetinin gittikçe artan kuvveti karşı­sında ancak bu suretle dayanabilecek­lerini bildirmektedirler.

— Londra :

Bugün Avam Kamarasında son Sovyet notası hakkında bir beyanatta bulunan Dışişleri Vekili Eden, Sovyetlerin Nato'ya  dahil  olma teklifini reddederek şöyle demiştir :

«Kremlin, Natoya üye olmak için icabe'den şartları yerine getirip getirme­mek hususunda herhangi bir açıkla­mada, bulunmamıştır. Bu şartlar şahsi hürriyet ve kanun hâkimiyetidir. Bu günkü şartlar altında Ruslarla bir an­laşmaya varacağız diye Natoya sırtı­mızı dönemeyiz, fakat üç büyükler Sovyjet teklifi hakkind/a, istişarelerde bulunmaktadırlar. İngiltere, Avrupa yahut dünya güvenliğinin artmasına yarayacak her' hareketi nazarı itibara almaya hazırdır.»

Kuruluşunun ruhuna uygun bir hare­ket tarzı takibettiği takdirde Birleşmiş Milletlerin güvenliğin temini için en ümitli imkânlara sahip olduğunu söyliyen Eden şunları ilâve etmiştir:

«Nato Sovyet siyasetine bir cevap teşkil etmektedir. Bu bakımidan Sovyet­lerin Natoya üye olması Natonun hür­riyetin bekasi için en emin garanti ol­duğunu bilen devletler için kâfi bir teminat olmayacaktır. Sonra Nato as­kerî bir teşkilâttan daha başka bir ma­na ifade etmektedir. Nato şahsi hürri­yet ve kanun hakimiyeti prensiplerine istinad etmektedir.»

İşçi mebuslardan George Thomas'm Amerikayı daima 'kendi cep-hesinden mülâhazalarda 'bulunmakla itham elden konuşmasına cevap veren Eden, Amerikanın bu şekilde hareket etme­diğine Berlin konferansının en iyi mi­sali teşkil ettiğini söylemiş ve :

«Daima sıkı işbirliğinde bulunduk ve müşterek hareket ettik, eğer bütün memleketler bizim gibi sıkı bir işbirli­ği kurmaya çalışsa idiler dünyanın ha­li daha iyi olurdu.»  demiştir.

— Londra :

Dışişleri Vekili Eden, bugün Avam Ka­marasında Sovyet notası hakkında iza­hat verdikten sonra muhalefet lideri Attlee'nin bu mevzudaki 'bir sualini ce vaplandırmıştir. Eden, Amerikan Dışiş­leri Vekâleti sözcüsünün dün yaptığı beyanata İngiliz ve Fransız hükümetle­riyle bir istişareye takaddüm etmedi­ğini söylemiş ve şunları ilâve etmiş­tir : «Amerikan sözcüsü bu beyanatın­da başlıca ilgili devletler arasında Rus notası hakkında istişareler cereyan edeceğini haber vermişti. Bu beyanatm, daha önceden istişarelere mevzu teşkil etmiyen mülâhazaları havi olduğu doğ­rudur.

Bunu müteaikip muhalefet liderinin yar (Bancısı Herbert Morrison, Dışişleri Ve­kilinden, ilgili hükümetlerin Sovyet notası hakkında yorumlara girişmeden önce, başlıca müttefikleriyle istişare­lerde bulunmalarını temin için gerekli tedbirleri almasını istemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Amerikan hükümetinin ne İngiliz hükümetiyle ve ne de ilgili hükümetlerden her hangi biriyle istişa­rede bulunmadan fikir beyan etmesi hakikaten doğru olmıyan bir şeydir.»

Eden saat farklarının dikkat nazara alınması gerektiğini belirterek şöyle demiştir: «Mr. Morrison, itirazlarını dik­kat nazara aldığımı bilmektedir. Nato konseyinin bugün öğleden sonra bu no­tayı tetkik için toplanmış olduğunu da hatırlatmak isterim.»

Attlee, tekrar söz alarak şu suali sor­muştur: «Lokarno anlaşmasına müşa­bih bir nevi Avrupa anlaşmasının ak­di hususunda Başvekili geçen mayıs ayındaki nutkunda ileri sürdüğü esas­ları dikkat nazara alarak, girişilmesi mümkün 'müzakerelere bu notanın esas teşkil etmesi ka'bil midir?»

Dışişleri Vekili buna şu cevabı vermiş­tir: «Kanaatimce birinci vazifemiz, bil hassa Nato'daki müttefiklerimizle te­ferruatlı müzakerelere girişmektir. Çünkü tetkik etmemiz gereken en mü­him meseleyi bu teşkilâtın durumu teşkil etmektedir.

ingiliz hükümeti Avrupa güvenliğiyle ilgili tedbirlerin alınması meselesini tetkike hazırdır. Biz Berimde bunu yap mıya hazır olduğumuz gibi, şimdi de hazırız. Fakat bugün mevcut şartlar içinde yeni anlaşmalar akdi için Nato' nun yerine başka bir teşkilâtın ika­mesini kabul edemeyiz.»

2 Nisan 1954

—  Londra :

İngiliz demir ve çelik federasyonu, İngilterenin Avrupa kömür ve çelik bir­liğine Üştrraki hususundaki herhangi bir teklifi katiyetle reddetmektedir. Keyfiyeti- aylık bülteninde belirten fe­derasyonun fikrine göre bu birlikle İngilterenin müsavi nisbette iştiraki esa­sı üzerinde bir anlaşmaya varmak mümkün olamıyacaktır. Bununla toe-raber federasyon, İngiltere ile Avrupa kömür ve çelik birliği arasında şu üç noktada bir mutabakata varılması le­hinde bulunduğunu beyan etmektedir: 1) Gümrük tarifeleri, 2) İhracat, 3) Yatırımlar.

—  Londra :

İngiliz Dışişleri Vekili Anthony Eden bugün. Belfast'ta verdiği nutukta şöyle demiştir:

"Halen hür dünyanın tek    teminatını teşkil eden atom silâhlarından ve bil­hassa hidrojen bombasından Batı dün­yasının tek taraflı olarak feragat et­mesi imkânsız bir şeydir.»

Bunu müteakip Cenevre konferansının feeş devlete münhasır olamıyacağmı belirten Eden sözlerine şöyle devam etmistir :

«Sıfatları her ne olursa olsun, beş dev­letin bu kadar çok memleketi ilgilen­diren meseleler hakkında karar ver­mek için hususî bir hakları olduğunu kabul edemeyiz. Cenevrede Kore me­selesi hususunda bir terakki kaydedi­leceğini ümit ederim. İngiliz hükümeti­nin gayesi temsilî bir hükümet ida­resinde, birleşmiş, bağımsız ve demok­ratik bir Korenin kurulmasını sağla­maktır.

Cenevrede, Hindiçini'de barışı yeniden tesis için neler yapılabileceğini de tetkik edeceğiz. Fransa ve ortak devletler milletleri için derin bir sempati duyu­yoruz. Asilere yardım eden ve cesaret veren komünist Çinin Hindicimde ba­rışın tesisine samimî bir yardımda bu­lunmaya hazır olup olmadığını Cenev­rede anlıyacağız.»

Bunu müteakip Almanya meselesine temas eden Dışişleri Vekili, Batı Almanyanm Avrupa savunma camiasına iltihakını tacil lüzumunu belirterek şöyle demiştir: «Batı Almanyanm müş­terek müdafaaya katılmasını temin için hazırlamış olduğumuz plânların tahak­kuku hususunda İsrar etmeliyiz. Avrupada şimdi erişilmesi gereken hedef Avrupa savunma camiasının teşkilât­landırılması dır. Fransız parlâmentosu­nun bahis mevzuu antlaşmasının mü­zakeresine pek yakında başlıyacağmı ümit ederiz. Fransa bu antlaşmayı tas­dik ettiği takdirde, en büyük engel or­tadan kalkacaktır. İngilterenin de bu­na yardım için alabileceği tedbirleri yakında açıklıyacağız.»

3 Nisan 1954

— Dublin :

Başveikil Camon de Vamera. İrlandalı­ların Amerikalılara manevî bir sempati beslediklerini belirtmiş, fakat Bir­leşik Amerika ile karşılıklı güvenlik paktı gibi bir taahhüdün düşünülmedi­ğini söylemiştir.

Birleşik Amerika'nın İrlanda'da üs kurmasına, çoğunluğun itiraz edeceği­ni bildiren Başvekil, bir harp vukuun­da İrlanda'nın tarafsızlığını muhafa­za edip etmeyeceği sualine şu cevabı vermiştir.

(!Bir harp vukuunda İrlarida'nın ne gibi şartlarla karşılaşacağı .evvelden ta­yin edilemez. Bununla beraber İrlan­da'nın gayesi dünya harplerinin dışın­da kalmaktır.»

Başvekil Camon de Vamera, United Press muhabirinin kendisine sorduğu diğer bir suali de şöyle cevaplandır­mıştır:

Sual: Avrupa federasyonu kurulması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap : Gençken, yani bundan otuz sene evvel Avrupa Birleşik Devletleri ipüdafii idim. Fakat son senelerde bu tasarının karşılaştığı güçlükleri daha iyi idrâk edebilmeye başladım.

Meselâ İrlanda'nın "böyle bir federas­yona dahil olduğunu kabul edelim. Böyle bir birleşmede İrlanda gibi küçük bir 'devletin temsil selâhiyeti az ve te­sirsiz olacaktır ve İrlanda halkının ha­yatî meseleleri kolaylıkla ihmale uğra­yacaktır.

Birleşik Avrupa devletleri fikri ilk ba­kışta hakikaten pek caziptir. Fakat te­ferruata girişildikce bu birliği tesis et­menin ne kadar güç olduğu meydana çıkar.»

4 Nisan 1954

— Londra :

«İngiltere Siyonist Federasyonu» kon­gresinin dünkü oturumunda, muhtelif siyasî şahsiyetlerin mesajları okunmuş tur.

İşçi Partisine mensup eski Maliye Ve­kili M. Hugh Lalton ezcümle şunları beyan etmiştir: «İsrail'e komşu olan bütün memleketlerin yahudi devletini tanımak ve onunla işbirliği yapmak istemeyişine teessüf etmekteyim. İsra­il'e karşı olan bu düşmanlık devam ettiği müddetçe, Arap 'devletlerinin si­lâhlanma hareketlerine karşı itimat­sızlık duyacağım.»

Diğer taraftan işçi mebus M. Anthony Greenwood, Arap devletlerine olduğu kadar Almanya'nın yeniden silâhlan­ması hareketine de muhalefet etmek­te ve bunu «delice bir hareket» diye vasıflandırmaktadır.

1.000 delegeden teşekkül eden kongre­nin bugünkü oturumumda federasyon icra komitesinin, İngiltere hükümetin­den, israil ile doğrudan doğruya muza kereye girişmeyi kabul etmedikleri müddetçe Arap devletlerine silâh sevkiyatı yapılmamasını talep eden bir karar sureti kabul olunacaktır.

5 Nisan 1954

— Londra :

İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill, 1943 de Quebecrte yaptıkları top­lantıda atom silâhlarının imal ve isti­mali hakkında eski Cumhurreîsi Rooşevelt ile anlaşmış olduklarını fakat İşçi Partisi hükümetinin, İngilterenin bu hakkından vazgeçmiş bulunduğunu bugün açıklamıştır.

Churchill ilk 'defadır ki bu hayret ve­rici ifşaatta bulunmuş, hele daha son­ra "İşçi Partisi, İngilterenin bu hak­kının mahvolmasına imkân vermiştir, dediği zaman eski İşçi Başvekili Clement Attlee hiddetten moraran (bir yüzle ayağa kalkıp, hidrojen bombası hakkında Avam Kamarasında cereyan etmekte olan müzakerelerin ortasında Churcihilrin sözünü keserek kızgın bir sesle şöyle demiştir:

«Biz hak ve iddiamızdan vazgeçme­dik. Amerikan ayan meclisi, kendi ver­dikleri sözü yerine getirmeğe mâni olan Macmahon kanunu kabul etti.

Bunun üzerine, Churcill, çenesini ile­riye doğru uzatıp ayaklarını gererek Şöyle konuşmuştur istişare  hakkımızdan vazgeçmişlerdir.»

Bnu duyan Clement Attlee tekrar ayağa kalkarak:

Biz haık1 ve iddiamızdan feragat etme­dik. Böyle bir talepte bulunduk. Fa­kat, Amerikanın atom sırlarını başkalarile paylaşılmasını meneden Macma-hon kanunu, Amerika'nın vecibelerini yerine getirmesine engel olmuştur. Biz hiç bir şeyden feragat etmedik, demiş

— Londra :

Yunanistan'ın Londra Büyükelçisi Ba­sil Mostras'm geçen hafta sonunda, tah. min edildiğine göre Kibris meselesini görüşmek için, Dışişleri Vekili Eden' den bir mülakat talep etmiş olduğu, Dışişleri Vekâletinden teyit edilmekte­dir. Anthony Eden hafta sonunda Londrada bulunmadığı için bu görüşmenin tarihi henüz tesbit edilmemiştir. Bilin­diği gibi Yunan hükümeti geçenlerde, Kıbrıs'ın Yunanistana ilhakı hususun­da resmen vaziyet almış bulunmakta­dır. Bu arada Atina'dan alman haber­lerde de Yunanistanm, İngiltere ite dostane müzakerelerde bulunmaya im­kân görülmediği takdirde bu meseleyi Birleşmiş Milletlere arzetmek arzusun­da olduğu belirtilmektedir.

Diplomatik çevrelerde, Londra hükü­metinin bu mevzuda aldığı durumun Yunanistanm adanın statüsü hakkın­da İngiltere ile iki taraflı müzakereler yapılması hususundaki ümidini cesa­retlendirecek mahiyette olmadığına işa ret edilmektedir. Bu arada Eden'in 15 mart günü Avam Kamarasındaki 'be­yanatı sırasında «İngiliz hükümetinin Kibrisin mevcut statüsü hakkında Yu-nanistanla bir müzakereye girişmiyeceğini açıkça bildirdiğini» açıkladığı hatırlatılmaktadır.

6 Nisan 1954

— Lefkoşe :

Kjibrıs ortodoks kilisesini en yüksek makamı olan ruhani meclis dün Kıb­rıs adasının bütün şehir ve köylerin­den 'gelecek temsilcilerle bir «Kıbrıs meclisi» kurulmalarını kararlaştırmıştır.

Bu meclis «son hâdiseler» in ışığı al­tında halk ile ruhani konsey arasında -teması temin gayesile kurulacaktır.

«Son hâdiseler» den maksat, Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı mevzuunda İngil­tere hükümeti 1 eylüle kadar müzake­relerde bulunmayı kabul etmediği tak­dirde Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletlere sunulması için Yuna.n hüküme­ti tarafından yapılan vaittir.

Amerika ile yapılan gizli bir anlaşma ile böyle bir anlaşmanın ne netice ver­diğini alenen münakaşa eden iki mühim 'devlet adamının karşılıklı iddialaşma­ları gerek muhafazakâr, gerekse işçi mebusların bağrışmaları ile büsbütün heyecanlı /bir hal almıştır.

Ohurchill Amerikalıların hidrojen bom bası tecrübelerini müdafaa eden ha­raretli nutkunu yarıda keserek anlaş­ma 1943 de Roosevelt ile yapılmış ve Quebec'te imzalanmıştır, diye açıkla­mada bulunmuş ve şunları ilâve et­miştir:

Roosevelt anlaşmasını açıklamak miyetinde olduğundan Başkan Eisenhoweri haberdar ettim, kendisi de bu (hareketimden memnun oldu.»

79 yaşlarındaki Başvekil Churchill elindeki beyaz kâğıdı sallayarak:

İşte anlaşma burada, kendi elyazımla yazılı, demiş ve şu maddeleri okumuş­tur :

1— Taraflar bu vasıtayı (atom silâh­larını) birbirleri aleyhine asla kullan­mayacaklardır.

2— Bu silâhı tarafların muvafakati olmaksızm kullanılmayacaktır.

3 — Taraflar, birbirinin muvafakati ol­maksızın «mikâp halita»- hakkında hiç kimseye    malûmat     verilmeyecektir.

(Clhurchill bu mikâp 'lıalrtla tabıirini, atom silâhlarına alem olduğunu izah etmiştir).

4 — Harp sonrası atom enerjisi geliş­meleri Cumhurreisi ve Başvekil tara­fından tayin edilecek şartlar dairesin­de yürütülecektir.

S — Amerika, İngiltere ve Kanada, atom politikasının birleştirilmesini hazırlayacak bir komisyona ithal edile­ceklerdir.

İzahatına devam eden Churchill şun­ları söylemiştir:

«Elde ettiğim en etraflı malûmat Sov­yetlerin hatta bu yılın bir martında ya pılan infilâktan evvel Amerikadan bir hayli geri olduklarını göstermektedir.

Atom malûmatının mübadelesini ya­sak eden kanunun sahibi ayandan mü­teveffa Brian Macmahon, bana, bun­dan iki sene evvel, böyle bir anlaşma­dan (halberim olsaydı, benim kanunum çıkmazdı, demişti.

—  Londra :

Avam Kamarası hidrojen bombası hak kırida İşçi Parti tarafından sunulan tak riri oya koymaksizın ittifakla tasvip etmiştir.

—  Londra:

Bugün öğrenildiğine göre Sir Winston Churchill, Başkan Eisenhower'den, son hidrojen bombası tecrübeleri hak­kında ve Amerikan hükümetinin yeni tecrübeler hususundaki tasavvurları ile ilgili geniş tafsilât ihtiva eden bir şahsî mesai almış bulunmaktadır.

—  Londra:

Maliye Vekili Richard Butler, bugün hıncahınç dolmuş olan Avam Kamara­sında İngiltere'nin 1954-55 malî yılı bütçesi hakkındaki tekliflerini açıkla­mıştır.

Maliye Vekili bütçeye vazetmek iste­diği yeni tadilleri açıklamadan evvel son bulmuş olan senenin terakiki ve muvaffakiyetlerini belirtmiye çalışmış­tır.

Butler demiştir ki :

Bir yıl evvel bazı tekliflerde bulun­dum. O zaman da söylediğim gibi, .bu teklifler yükümüzü hafifletmeğe ma­tuftu. O günden bu yana bariz terak­kiler kaydettik. Endüstri istihsali İn­giltere'nin tarihinde hiçbir zaman anılmamış bir seviyeye vasıl olmuştur. 30 haziran-1953 de biten sene içinde sterling bölgesi, heyeti umumiyesi ile, 400 milyon İngiliz lirası bir fazlalık kay­detmiştir.

3undan sonra geçen yıl bütçesinin rak kamlarına temas eden Maliye Vekili gelirin 4.368.000.000 İngiliz lirası ol­duğunu, gideri nişe 4.274.000.000 bul­duğunu yâni tahminden 15 milyon İn­giliz lirasının fazla çıktığını söylemiş­tir.

Yeni malî seneye gelince, tahminlere göre gelir 4.537.000.000.000 (yâni geçen seneye nazaran 264 milyon fazla) olacağı tesbit edilmiştir.

Maliye Vekili millî savunmanın 'bütçe üzerine tahmil ettiği yükten uzun uza-dıya bahsederek şu tafsilâtı vermiştir:

Geçen sene 140 milyon İngiliz lirası tutarında Amerikan yardımı sağlanmış olduğu halde bu sene ancak 85 milyon temin edilmiştir. Bütün bunlar da hesaba katılmak suretiyle bu yıl masraf 1.555.000.000 u bulacaktır. Bu ise ge­çen seneye nazaran 58^ milyon İngiliz lirası bir fazlalık göstermektedir. Bu meblâğ üzerinden hariçte yapılan mas­raflar 350 milyonu bulmaktadır.' Önü­müzdeki yıl masraf yükünün azaltıl­ması lâzımdır.

Butler sözlerine devamla demiştir ki:

Öyle bir noktaya yaklaşıyoruz ki o noktada ücretlerin ve kâr hadlerinin en yüksek seviyesini bulması bize pa­zarlarımızı 'kapamak tehlikesini göste­recektir.

— Londra :

Atom .bombası mevzuundaki araştır­malar hakkında İngiltere ile- Birleşik Amerika arasında akdedilmiş olan ve Başkan Roosevelt ile Sir Winston Chur-chill tarafından 1948 senesinde Que-"bec'te imza edilmiş bulunan anlaşma­nın metni dün akşam Londra'da beyaz kitap halinde neşredilmiştir.

Böylece bu anlaşmanın muhtevasını dün Avam Kamarasında açıklamış olan Sir Winstori Churchill 10 seneden faz­la 'bir zamandanberi gizli kalan bir sırrı ortaya çıkarmış olmaktadır.

Bahis meyzuu anlaşma bilhassa şu noktaları derpiş etmektedir:

1— Âkit  taraflardan  biri    diğerinin muvafakati olmadıkça bombayı üçün­cü memleketlere karşı istimal edeme­yecektir.

2— İki tarafın karşılıklı mutabakatla­rı olmadıkça atom araştırmalarına mü­teallik hiç bir malûmat     üçüncü bir memlekete bildirilin ey ec ektir

3— Bu projeyi tekemmül     ettirmek üzere iki memleket  arasında  tam  ve müessir bir işbirliğini sağlayacak esbap  ve  tedbirlere  tevessül   edilecektir.

Bundan maada yine bu anlaşma, iki memleketin ayni araştırma branşlarînda çalışmakta olan şahısları arasında tam ve müessir malûmat ve fikir teati­sini de derpiş etmektedir. Büyük fab­rikaların projelerine inşa ve tesisleri­ne ve faaliyetlerine gelince bunlar hak kındaki   malûmat   ve   fikir   teatileri,

lüzumlu veya arzuya şayan görülebi­lecek mukarrerat ile tanzim ve tesbit edilecektir.

— Londra :

Dün İngiliz Avam Kamarasında hidro­jen bombası mevzuunda cereyan eden müzakerelerin kapanışında söz alan İngiliz Hariciye Vekili Eden şunları söylemiştir:

«İngiltere atom silâhlarının men edil­mesi ve klâsik silâhların tahdidi husu­sunda bir anlaşmaya varmak için ge­rekli bütün tedbirleri almaya hazır­dır. »

Bu meselenin bütün veçhelerini tetkik keyfiyetinin şimdi Birleşmiş Milletler silâhsızlanma komisyonunun mahdut talî komitesine düşen bir iş olduğunu tebarüz ettiren Eden. bununla bera­ber gerek Birleşmiş Milletlerde, gerek­se başka yerlerde daha geniş- ölçüde başka toplantılar yapılması imkânının da mevcut olduğunu söylemiştir.

İngiliz Hariciye Vekili bu mevzuda Sovyet hükümetinin silâhsızlanma me­selesinde bir anlaşmaya varılması için Batılı devler tarafından yapılan bütün teşebbüsleri reddetmiş olduğunu hatır­latmıştır.

Eden şunları ilâve etmiştir:

-Eğer Moskova'nın bu mevzuda yeni teklifleri veya ileri sürebileceği yeni fikirler varsa bunları talî komiteye bildirmesi icap etmektedir.»

Konuşmasına devam eden İngiliz Hariciye Vekili, Ousbec anlaşmasından da­ha sonra İngiltere ile Amerika arasında varılan bir anlaşma gereğince, ta­rafların atom bombası kullanmadan ev v.el diğer tarafın rızasını almak mecburiyetinde bulunmadıklarını ve İn­giltere'nin smaî ve ticarî sahalarda atom enerjisinin kullanılması mevzuun­da tam bir serbestiye sahip bulundu­ğunu açıklamıştır. Bu anlaşma M. Attlee iktidarda bulunduğu devrede im­zalanmıştır.

İngiliz Hariciye Vekili, bunu müteakip, Avam Kamarası arzu ettiği takdirde başka anlaşmalar için müzakerelerde bulunmaya hazır olduğunu beyan et­miştir.

Eden sözlerine son verirken, Quebec anlaşmasından sonra imzalanan anlaş­manın metnini neşir hususunda, Ame­rikan ve Kanada hükümetlerinin rıza­sını temin için mezkûr hükümetler nezdinde teşebbüslerde bulunmaya hazır olduğunu söylemiştir.

Neticede :bu hususta İsçi Partisi tara­fından verilmiş olan takrir oya müra­caat edilmeden kabul edilmiştir. Bilin­diği gibi İşçi Partisi lideri Attlee ve belli başlı mesai arkadaşları tarafından imzalanmış olan bu takrirde, İngiliz hükümetinin, silâhların tahdid ve kon­trolü meselesini yeniden ele almak, dünyanın bütün milletlerine bu mev­zuda hâkim olan endişeyi dağıtmak ve Birleşmiş Milletler çerçevesi dahilin­de barış için müşterek bir harekete gi­rişilmesini takviye etmek maksaidile Amerika ve Sovyet devlet başkanları ile İngiltere Başvekili arasında bir konferans yapılmasını temin için derhal teşebbüse geçmesi talep edilmekteydi.

7 Nisan 1954

— Londra :

İngiliz  Harbiye Vekâletiyle     teçhizat vekâletinüsn alman malûmata göre, pek yakında İngiliz ordusunda kulla­nılmaya başlanacak olan yeni tip ağır bir tanka «Conquerant» adı verilmiş­tir. Kudretli bir topa malik olan "bu yeni tankın «Centurion» tanklarından daha iyi ve daha üstün olduğu bildi-' rilmektedir. Almanya'da bulunan İn­giliz işgal kuvvetlerine iki ilâ üç aya kadar bu tanklardan verilecektir. Bu­nunla beraber İngiliz işgal kuvvetlerin de hizmet görmekte olan «Centurion» tankları da hizmetten çıkarılmıyacaktır. Yeni «Conauerant» tankı dün Leeds yakınlarındaki Barnbo top fabrikalarında basın mensuplarına gösteril­miştir.

Dört kişilik bir mürettebatı bulunan bu yeni İngiliz-tankı meteor tipinde bir motorla mücehhezdir.

—  Londra:

İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden, bugün Avam Kamarasında verdiği beyanatta, Cenevre konferansında, Sovyetlerin, Nartoya katılmak teklifi­nin müzakeresini istemeyi reddetmiş ve işçi mebuslardan Wasbey bu yolda bir teklif yapılmasını ileri sürünce şöy­le demiştir:

«Hayır, olamaz. Cenevre konferansın­da Kore ve Hindiçinî meselelerinin görüşülmesi, Berlinde dört dışişleri vekil­leri arasında kararlaşmış bulunmaktadır.»

Londra :

Halen «Gothic» vapurunda seyahatine devam etmekte olan kraliçe ikinci Elizabeth; İngiliz - Fransız ittifakının el­linci yıldönümü münasebetiyle Fran­sız Reisicumhuru M. Rene Cotyye bir mesaj göndermiştir. Kraliçe bu mesa­jında ezcümle şöyle demektedir:

Size samimî selâm ve temennilerimi bildirmekle büyük bir zevk duyuyo­rum. İkinci cihan harbinin ateşinide yuğurulmuş olan Fransız - İngiliz itti­fakı memleketlerimizi devamlı olarak artan   bir  dostlukla  birleştirmektedir.

Bu bağların istikbalde de devamlı olarak kuvvetlenmesini, dünya sulhüne ve insanlığın refahına geniş ölçüde ..

22 Nisan 1954

— Londra:

Bugün burada verdiği beyanatta. İngilterenin müdafaa politikasını anahatları ile izah eden Lord Alexander, ga­yem, İngilterede, kürenin herhangi bir yerinde soğuk harp vazifelerini başar­maya amade seyyal stratejik bir ihti­yat ordusunu mümkün olduğu kadar yakın bir zamanda kurmaktır.» demiş ve şunları ilâve etmiştir:

"Fakat İngiltere böyle bir kuvveti mey dana getirmek için, İngilterenin halen mevcut taahhüdlerini azaltmak iktiza eder.

Kenyada Mau Mau tethi s çil eriyle çar­pışan iki İngiliz tugayının yakın za­manda bu faaliyetlere bir son verebi­leceği ümidindeyim. İngilfz Guyamndâ patlak veren buhranın da yakında halledileceğini umarım.

Mısıra gelince, iki tümenimizin büyük bir 'kısmı Süveyş Kanal bölgesindedir ve buradaki durumun ilanihaye böyle devam edeceğini sanmıyorum.

Trieste işine gelince de, İtalya ile Yu­goslavya Triestenin mukadderatını ta­yinde anlaştıkları taktirde bu bölgede bulunan tugayımızdan istifade edebi­liriz. »

Harp mevzuuna da temas eden Alexander şunları söylemiştir: :

«İngiliz tabiyecilerinin kanaatine göre, yeni bir harp halinde, bulaşan her iki taraf ilk safhalarında hidrojen bombası dahil, elinin altında bulunan her şeyi savaca sürecektir. Bundan kat'î bir netice alınmayacak olursa, o vakit iki taraf da ordularını yeniden tensik ve takviyeye çalışırlarken uzun bir inkitalı harp sürüp gidecektir.

Şurasını ehemmiyetle tebarüz ettirmek isterim ki fen ve teknik sahasında Ba­tı dünyası Sovyet Rusyaya karşı üstünlüğü elinde bulundurmalıdır ve bu- se­bepledir ki, İngiltere, araştırma ve geliştirme faaliyetlerine bu yıl 1950 den iki misli para sarf etmektedir. İngiltere Amerikan stratejik hava kuvvetlerine yardım maksadı ile atom taşıyan bombardiman uçağı filoları kurmak yo­lunda gayretler sarfetmekte ve gü -dümlü mermilerin geliştirilmesine hız, vermektedir.

23 Nisan 1954

— Londra:

Dişişleri Vekili Anthony Eden, İran Başvekili General Zahidî'den bir mesaj, almıştır. General, 12 nisan'da Avam. Kamarasında verdiği beyanattaki «Iranın refahı için elden gelen, her şe­yin yapılacağını» bildiren sözlerinden dolayı İngiltere Dışişleri- Vekiline te­şekkür etmektedir.

General Zahidi, mesajında, Eden'in gösterdiği iyi niyetten dolayı, İngiliz -İran münasebetlerinin gelecekteki du­rumundan ümitli olduğunu da belirt­mektedir.

Eden. generalin mesajına karşılık ola­rak bir teşekkür mesajı göndermiştir.

25   Nisan 1954

—  Londra :

Bu sabahki kabine toplantısından son­ra aşağıdaki resmî te'bliğ neşredilmiş­tir :

«Dışişleri 'Vekili dün akşam Cenevre-konferansı açılmadan önce yeni istişa­relerde bulunmak maksadiyle, Paris'­ten dönmüştür. Bu sabah 10 da, Başvekil, Dışişleri Vekilinin Cenevre'ye1 hareketinden evvel durumun son ola­rak gözden geçirilmesi için yapılan bir vekiller toplantısına başkanlık etmiş­tir. Her Ü£ ordu. vekilleri ve kurmay başkanları ve devlet vekili Selwyn Llo-yd toplantıda hazır bulunmuştur.»*

26   Nisan 1954

—  Londra :

Resmen bildirildiğine göre İngiltere, Avustralya'nın Rusya'dakİ menfaatle­rini korumayı kabul etmiştir. Bu talep'

2 Nisan 1954

Barselona :

Bir müddet önce Huşlar tarafından serbest bırakılan eski İspanyol esirlerini "hâmil «Semiramis» vapuru Odesa'dan bu akşam Barselona limanına gelmiş­tir.

Madrid :

Mareşal Franco iktidara şelsinin 15 in­ci yıldönümü münasebetiyle dün yapı­lan muazzam bir askerî resmigeçitte bulunmuştur.

Resmigecide kara. deniz ve hava bir­likleri iştirak etmiştir. Bu mutad res­migecide ilk defa olarak Amerikan ya­pısı ağır ve hafif tanklar da katılmış­tır.

— Washington :

Cumhuriyetçi ayan üyelerinden Fergüson'un bu akşam bildirdiğine göre. İspanya'da inşa edilecek hava üslerinin birinci kısım programı için ayan tah­sisatı komisyonu 40 milyon dolarlık "bir tahsisat verilmesini tasvip etmiş­tir. Bilindiği gibi Amerikan kongresi İspanya'dakl üslerin inşası inin 270 milyon dolar sarf edilmesini kabul et­miştir.

4 Nisan 1954

Washington :

İspanya Ticaret Vekili Manuel Arfeurua bu sabah uçakla New-York'tan Washington'a gelmiştir.

Dış faaliyetler .idarecisi Harold Stassen İspanva Ticaret Vekilini hararetle karşılamış ve ziyaretinden ^duyduğu büyük memnunluğu belirtmiştir.

Manuel Arbura. Harold Stassen'in söz­lerine karşılık şunları söylemiştir:

((Birleşik Amerika'da bulunmaktan cok memnunum. Mr. Stassen'in bana ve maiyetime karşı göstermiş olduğu kolavlıklardan dolayı kendisine müte­şekkirim. Ziyaretimin Amerika üs İs­panva arasındaki dostane münasebet­leri takviye edeceğini ümid ederim."

16 Nisan 1954

— Washington :

Haricî teşkilât idaresi 1953 malî yılı içinde İspanya için yeni bir teknik mü­badele programının başlayacağını açiklamıstır. İspanya'nın, hür dünyada meydana gelen ilmî terakkilerden uzun zaman ayrı kalmış olması sebebiy­le bu yardımın zaruri olduğu bildiril­miştir.

Bundan başka İspanyol silâhlı kuvvet­lerinin takviyesi ve müdafaa gücünün arttırılması için İspanyaya munzam askerî yardım yapılması kararlaştırılmış­tır.

maları için İtalyanlar: ikaz etmiş ve demiştir ki:

Komünist propagandası milletin huzurunu kaçırmak için tekrar Avrupa or­dusu plânına tecavüze geçecektir. Mü­teyakkız olunuz.,)

10 Nisan 1954

— Bonn:

Doğu Almanya'ya hükümranlık bahse­dildiğine . 'dair Sovyetlerin 25 martta yaptıkları beyanat ve Başvekil Adenauer'in bunu takiben 7 mart tarihli de­meci üzerine, italyan hükümeti Alman­ya'da yegâne hür e me-ru hükümet olarak Bonn hükümetini tanımaya de­vam ettiğini bildirmiştir. İtalyan hü­kümetinin bu husustaki beyanatı bu­gün öğleden sonra İtalya'nın Bonn Büyükelçisi tarafından Federal Dışiş­leri Vekâletine tevdi edilmiştir.

— Roma :

İtalyan sosyalist partisi genel sekre­teri Pietro Nenni, parti merkez komi­tesinin bir toplantısında, Avrupa sa­vunma camiası hakkında şunları söy­lemiştir :

«Bizim istediğimiz, ki bunu elde ede­ceğiz, Avrupa savunma camiasının bü­tün veçheleri üzerinde umumî bir mü­zakere açılmasıdır. Bu ancllaşmanm bi­ze ne gibi vecibeler tahmil ettiğini iyice bilmemiz lâzımdır: Zira bir gün ve­ya bir sene için değil elli sene için ta­ahhüde giriyoruz olup bitenleri tefsir edebilecek kabili­yette insanlar olsaydı bunların---.he­men istifa etmeleri gerekirdi."

DJğer taraftan Hıristiyan Demokrat Partisinin sözcüsü, siyasî durumu ka­rıştırmak için boşuna sarfsdilen gay­retleri takbih etmiş ve son hâdiselerin komünistlerin eseri olduğunun aşikâr bulunduğunu belirtmiştir.

12 Nisan 1954

Milano :

Türkiye'nin de resmen katıldığı 32 nci milletlerarası Milano fuarı bugün İtal­yan Reisicumhuru tarafından merasim le anılmıştır. Hükümeti temsilen pav­yonları gezen tarım vekili ile diğer resmî zevat bu arada Türk pavyonuna da uğrayarak Türkiye'nin istihsal mad­deleri hakkında tertip heyetinden iza­hat almış ve pavyonun hazırlanış şek­linden dolayı tebriklerini bildirmiştir.

Roma :

İtalyan mebuslar meclisi bugün Başve­kil Mario Scslba'nın getirdiği bütçe ta­sarısını kabul etmiştir. Başvekilin bu teklifi meclis tarafından reddedildiği takdirde istifa etmesi icap etmekteydi.

Bütçe tasarısı 284 e karşı 295 oyla ka­bul edilmiştir.

Bu neticenin alınmasında merkez koa­lisyonu âmil olmuştur. Sol ve sağ ce­nah müfritleri hükümeti düşürmek için müştereken aleyhte rey kullan­mıştır.



11 Nisan 1934

— E oma :

Bu gece İtalyan millî, meclisinde oy verme sırasında çıkan hâdiselerden sonra komünist partisi genel sekreteri Togliatti. basına .şu beyanatta bulun­muştur :

Siyasî bir buhran başgöstermiş bulunmaktadir. Bu bir hükümet buhranı değildir. Fakat eğer    hükümet içinde,

16 Nisan 1954

— Roma :

Başvekil Mariö Scelba, Amerika Bir­leşik Devletlerinin Roma Büyükelçisi Madam Clara Boo'fch Luce'u kabul et­miştir.

Büyükelçi Başvekile, Başkan Eisenhower'in Avrupa savunma birliğinin 6 devleti başkanlarına gönderdiği mesaj tevdi etmiştir.

18 Nisan 1954

— Vatikan :

Paskalya yortusu dolayısiyle verdiği mesajda Papa XII. Pius, atom silâhla­rının teşkil ettiği tehlikeye işaret ede­rek, atom harbi ile beraber biyoloji ve kimya harbinin de ortadan kaldırılma­sı için milletlerarası bir anlaşma ya­pılması yolundaki dileklerini bildirmiş tir.

Radyo ile yayınlanan mesajında. Papa, müminleriyle birlikte bu günü kutla­mak bahtiyarlığını kendisine verdiğin­den dolayı Tanrıya şükrettikten sonra şöyle demiştir :

«Göklerde hüküm süren barışa karşı­lık yerde bunun tamamen aksi olan bir gerçek var: Üçüncü bir dünya davası korkusu ve korkunç bir gelecek. Görül­memiş derecede kudretli yeni yıkıcı si­lâhların sebep olduğu bu korku sene­den seneye  artmaktadır.»

l943 yılının şubatırida da söylemek fırsatını bulduğum gibi, silâhlar, dün­yamız için korkunç bir facia teşkil edecektir.Çok geniş bir bölgedeki bü­tün canlıları ve medeniyet eserlerini yok edebilecek kudrette olan bazı si­lâhlar, sun'î radyoaktif izotoplar vasıtasiyle, bu bölgeden çok uzakta olan yerlerde bile, havayı, toprağı ve hatta denizi devamlı şekilde tehdit edebil­mektedir.»

Böylece, geniş bir alanın insan için oturulmaz ve kullanılmaz hale geldiği zamanki manzarası teessür irinde olan dünyanın gözleri önünde canlanmakta­dır. Bundan başka_, radyoaktivitenin to hum veya gelişme halindeki organiz­malara yaptığı tesir ve (bundan hasıl olan diğer biyolojik sonuçlar, insanın ve insan soyunun gelecekteki durumu­nu düşünmiye bizi sevkediyor.»

«Bu arada, yıkıcı faktörlerin daha da gelişmesinden sonra, gelecek nesilleri, veraset yoluyla kendilerine geçecek olan korkunç hastalıkların ve şekil bo­zukluklarının yaratacağı felâketlere sürüklemiş olacağımızı söylemeden geçemiyeceğim.»

«Bütün  dünya bilginleri,  bizleri hayran bırakan bu yeni buluşları ne za­man barışçı gayelerle kullanacaklar? Ne zaman tabiî çalışma ve gelir kay­naklarını insan enerjisini daha da art­tırmak gayesiyle bugünkü durumundan kurtarmıya çalışacaklar ve insan­lığın refahına hizmet maksadiyle bu silâhları tıp ve ziraat gibi alanlarda kullanacaklar?»

Papa XII. Pius, mesajını, insanların birbirlerine ve Tanrıya karşı olan mü­nasebetlerinin iyileşmesi için temenni­lerde bulunarak bitirmiş ve Saint-Pierre meydanını dolduran halkı takdis etmiştir.

21 Nisan 1954

—  Roma :

Romalılar bugün şehrin 2707 nci kuru­luş yıldönümünü  kutlamaktadırlar.

Şehir baştan başa kırmızı bayraklarla donatılmıştır.

25 Nisan 1954

—  Milano :

Milano'da hıristiyan Demokrat Partisi âzalarının bir toplantısında söz alan İtalyan Başvekili M. Mario Scelba şun­ları söylemiştir:

«Avrupa müdafaa camiası andlaşması Avfupanm birleşmesi yolunda belirli bir vesikadır. Bu vesika, Avrupanın siyasî, iktisadî ve manevî birlimi yo­lunda gerçekleştirmek üzere bulundu­ğu gayretin kati bir merhalesi tarihî 'bir dönemeç noktasıdır.»

M. Scelba sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Avrupa müdafaa camiası merhalesi, hic şüphe yok ki. bu birleşme yolunun en ehemmiyetlisini teşkil eder. Şu iti­barla ki, bu anlaşma, harplerin daimî sebeplerini teşkil etmiş olan hasis ve zararlı milliyetçiliğin yerine hakikî millî değerlere riayetin bir vesikası şeklinde tezahür etmektedir. Şu harcle Avrupa müdafaa    camiasının hür in-1 Nisan 1954

— Berlin :

Sovyet Rusya Başvekil yardımcıların­dan Mikoyan. bu sabah Doğu Alman­ya Sosyalist - Komünist Partisinin kongresinde söz alarak, Sovyetlerin Batılılara yaptıkları son teklifler hak­kında şunları söylemiştir:

Sovyet Rusya hükümetinin dün Batılı devletlere göndermiş olduğu notanın ehemmiyetini     küçümsemek     zordur.

Sovyet hükümeti bu notasında. Ame­rika'nın Avrupa güvenlik teşkilâtına girmesini teklif etmekte ve aynı za­manda Sovyet Rusya'nın Atlantik Pak­tına iştirakini tetkike hazır olduğunu bildirmektedir.

Mikoyan   sözlerine devamla demiştir ki:

Sovyet tekliflerinin kabulü milletler­arası münasebetlerdeki gerginliği tah­dit edecek ve Almanya meselesinin bir hal tarzına ballanmasını tacil edecek­tir.

Bundan sonra Sovyet Rusya'nın Doğu Almanya'ya hükümranlık vermek ka­rarından bahseden Mikoyan, şimdi Do­ğu Almanya'nın dahilî ve haricî işle­rini idarede ve Batı Almanya ile olan münasebetlerini tanzimde serbest bu­lunduğunu söylemiştir.

— Moskova :

Pravda gazetesi siyasî muharririnin bir sualine cevap teşkil etmek üzere Sov­yet Hariciye Vekâleti tarafından bugün neşredilen bir tebliğde şöyle denilmek­tedir:

"Berlin konferansının nihaî tebliğine göre Çin halk hükümeti Cenevre kon­feransına diğer büyüklerle ayni mer­tebede iştirak edecektir. Bu konferan­sa Birledik Amerika, İngiltere. Fran­sa, Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cum­huriyetinin ve diğer alâkalı memleket­lerin iştirak edecekleri aşikârdır. Fa­kat, Kore ve Hindicini meseleleri hak­kında yalnız beş büyükler karar itti­haz edebileceklerdir.

4 Nisan 1954

— Paris :

Tass Ajansı bu sabah Pravda gazetesi­nin «Milletlerarası münasebetlerdeki gerginliğin hafiflemesi» mevzuuna has redilen bir makalesini yayınlamıştır.

Makalede ezcümle şöyle denmektedir :

«Milletlerin beynelmilel münasebetler­deki gerginliği azaltmak için açmış ol­dukları mücadele tesirini göstermek­tedir. Büyük mânilere rağmen ihtilaf­lı meselelerin alâkadar devletler ara­sında anlaşmalar yolu ile halledilmesi umumî bir arzu haline gelmiştir.

Pravda bu fikirlerine mesned olarak Kore*de mütarekenin imzalanmış ol­masını, Berlin konferansını ve bu kon­feransında dört Dışişleri Vekilinin al­mış  oldukları  kararı     göstermektedir.


Bravdaya göre Berlin konferansında alman karar Cenevrede beş büyük devlet arasında bir konferans akdetmekle ilgilidir.

— Moskova :

Moskovadaki Macar –Büyük elciliği Macaristan'ın kızılordu tarafından kurtarılmasının 9 uncu yıldönümü müna­sebetiyle büyük bir resmi kabul tertip etmiştir. Toplantıda bütün Doğu mem­leketlerin mümessillerinden başka Amerika, Fransa, İngiltere ve Yugoslav Büyükelçileri de hazır bulunmuşlardır.

Kuşlardan Dışişleri Vekili Molotof, Dış Ticaret Vekili Kabanof ve Rus Cum­huriyeti Prezidyum başkam Karasof da davetliler arasında idi.

Toplantıda Macar Büyükelçisi kısa bir konuşma yapmış ve Macaristan'la Sov­yet Rusya arasındaki" dostluk münase­betlerinden bahsetmiştir. Buna karşı­lık Molotof da kısa bir nutuk söylemiş tir. Macar - Sovyet dostluğu şerefine içilmiştir.

10 Nîsan 1954

— Moskova :

Sovyet yüksek şûrası başkanlık diva­nı yeni kurulan balık avı vekâletine Ale'ksandr İçkofu tayin etmiştir.

Bu vekâlet Stalinin ölümünü mütea­kip girişilen merkezileştirme hareketi sırasında lâğvedilerek gıda v.e hafif en­düstri vekâletine bağlanmıştı. Bu da 17 Mart 1954.tarihinde gıda endüstrisi Vekâleti ve gündelik istihlâk madde­leri olmak üzere ikiye ayrılmıştı.

Bu yeni Vekâletin kurulmasiyle Sov­yetlerdeki Vekâlet sayısı 38 e yüksel­miş olmaktadır.

14 Nisan 1954

— Moskova :

Batılı  devletler bugün Kremline ver­dikleri notalarda Cenevre    konferansı teşkilât hazırlıklarının Birleşik Ameri­ka, İngiltere, Fransa ve Rusya tarafın­dan yapılmasını bildirmişlerdir. Batılı­lar 'böylece komünist Çini bertaraf et­mektedirler.

Resmî çevrelerden açıklandığına göre, Batılı devletler Kremline verdikleri bu notalar, mezkûr dört devletin 26 Ni­sanda bağlıyacak olan Cenevre konfe­ransını tertip eden devletler olarak te­lâkki edilmek istediklerini yeniden açıklamaktadırlar.

Batılıların bu noktaları Sovyetlerin ge­çen hafta başında Pekin hükümetiyle ysptığı istişareden sonra verdiği nota­ya bir cevap teşkil etmektedir.

— Moskova :

Gürcistan yüksek şûra başkanlığı plân­lama komisyonu başkam Semeno Koş-taria'yı vazifesinden atfetmiştir.

18 Nisan 1954

— Paris :

Kuzey Atlantik paktına dahil 14 mem­leketin tasdikine arzeden Nato rapo­runda tebarüz ettirildiğine göre Sov­yet Rusya bir ay zarfında 300 tümeni seferber edebilecektir. Buna rağmen Sovyet silâhlı kuvvetlerinin artışı en­dişe verici değildir.

Rapordan anlaşıldığına göre Kremlin 1952 de olduğu gibi hâlen silâh altın­da 175 tümen tutmaktadır. Fakat Avrupadaki peyk devletler kuvveti 60 tan 80 .tümene çıkmıştır.

Ayni kaynaklar Sovyetlerin kaydettiği en büyük terakkinin tepkili uçaklarda olduğunu tasrih etmekledirler. Sovyet­lerin sahip olduğu 10.000 avcı uçağın­dan. 9,000 i tepkilidir. Bu miktar 1952 dekinin iki mislinden fazladır. Krem-linin kontrolü altındaki 20,000 uçaktan ihalen serviste olan bombardıman uçak­ları Amerikanın B-29 una tekabül eden Tu-4 uçaklarıdır.

Buna mukabil, Nato'nun 1954 sonuna kadar hazirlıyacağı uçak miktarı, her cinsten olmak üzere 6,500 dür. Batı Avrupadaki bu    uçakların    4,000  den yardım ve askerî harekât sırasında si­vil halkın güvenliği ile ilgili hüküm­leri ihtiva etmektedir.

— Moskova :

Yugoslav resmî ajansı Tanju-g ilk defa olarak Moskovaya bir temsilci göndermiş 'bulunmaktadır. Şimdiki halde Moskovada bu altı ajansın büroları vardır:

Associated Pres,, United Press, Reu-ter, Agence France Presse, Internatio­nal New Service ve Tanjug.

Bundan başka şimdiye kadar Moskovada yabancı gazete muhabiri olarak New - York Times'in temsilcisi bulun­maktaydı. Birkaç gün önce Daily Ex-press de bu şehre bir muhabir gönder­miştir.

24 Nisan 1954

— Moskova :

Batılı devletler, komünist Çinin Ce­nevre konferansmdaki statüsü hakkın­da almış oldukları durumu geçenlerde Moskovaya gönderdikleri bir notayla teyit etmişlerdir. Sovyetler batılıların bu notalarına cevaplarını bugün Moskovadaki üç batılı 'büyük elçiye tevdi etmişlerdir.

25 Nisan 1954

— Moskova :

Dün gece kiliselerde ortodoks yortusu kutlanmıştır. Moskovada yapılan âyin­lerde kalabalık arasında Fransa, İs-yteç, İtalya, İngiltere, Meksika, Fin­landiya, İzlanda, Lübnan ve İsviçre büyük elçileri de bulunuyordu.

26 Nisan 1954

— Paris :

Moskova radyosunun 'burada zaptedi-len bir yayınma göre, Sovyet milliyet­ler meclisi ;bu sabah Sovyetler Birliği­nin 1954 yılı bütçesini tasvip etmiştir. Bu bütçede gelirler yekûnu 672 milyar 542.327.000 ruble giderler ise 662 mil­yar 801.956.000 rubledir.

Gelir fazlası 9.740.371.000 rubledir.

— Moskova :

Hiç beklenmedik bir zamanda Malenkof, milliyetler meclisi ve Sovyetler Birliği yüksek şûrası Önün'de bir nu­tuk vermiştir.

Malenkof Önce ziraat meselesini ele al­mış ve daha iyi sonuçlar elde edilmesi için yeni plânlar yapılması gerektiğini bildirmiştir.

Bundan sonra Sovyetler Birliği komü­nist partisinin bürokrasiye ve memle­ket ekonomisine zarar veren âdetlere karşı savaşa giriştiğini bildiren Malen­kof, partinin, vekillerin çalışma tarz­larında değişiklik yapmaya karar ver­diğini söylemiştir. Diğer taraftan, ko­münist partisi, 2 veya 3 sene içinde halkın hayat seviyesinin yükseltilmesi için de kararlar almıştır.

Malenkof, bundan sonra, son zaman­larda Milletlerarası münasebetlerde bir ferahlık görüldüğüne işaret etmiş ve bunun her memleketteki barış ta­raftarlarının eseri oklusunu söylemiş-

Sovyetler Birliği ile Çin ve diğer halk cumhuriyetleri arasındaki dostluğa te­mas ettikten sonra, Malenkof, Cindeki beş yıllık plân ve kuzey - Korenin ye­niden inşası için yapılan yardımlar üzerinde uzun uzun durmuştur.

Sovyetler Birliğinin Doğu Almanya ile münasebetlerine de temas ettikten son­ra Malenkof, dış ticaret meselesine geç­miş ve Rusyanin münasebette bulun­duğu bütün memleketlerle ticaretini geliştirmeye çalıştığını ve böylece dış ticarette eskisine nazaran 2,5 misli bir artış kaydettiğini söylemiştir. Malen-kofa göre, bu, bazı Amerikalı idareci­lerin takip ettiği fark gözetici ve hiç te faydalı olmıyan siyasete rağmen, el­de edilmiş bir sonuçtur.

Bazı Batılı memleketlerde askeri üsler tesis edildiği ve silâhlanma gayretle­rinin arttırıldığını hatırlatarak, Alman

1 Nisan 1954

—  Berlin :

«B-61 Matador» tipi radyo ile idare olunan bombalarla mücehhez yeni u-çaklardan müteşekkil bir Amerikan ha­va birliğinin federal Alman cumhuri­yeti topraklarına gelmiş olduğu, Almanyada bulunan 12 nci hava filosu kumandanı general Robert M. Lee ta­rafından bildirilmiştir.

General teftiş maksadiyle Berimde bu­lunmaktadır.

—  Berlin :

Halkçı Çin Cumhuriyeti ile demokra­tik Alman, cumhuriyeti hükümeti ara­sında 30 Mart tarihinde. Berimde 1954 yılma ait bir ticarî mübadele anlaşma­sı imzalanmıştır.

Anlaşma, Cin dış ticaret vekil yardım­cısı Şu Sueh Han ile Doğu Almanya Ticaret Vekili Kurt Gregor tarafından imza olunmuştur.

A.D.N. Ajansının bildirdiğine göre, bu anlaşma iki memleket arasındaki tica­rî mübadelenin 1953 yılma nazaran yüzde 33 nisbetinde arttırılmasını der­piş etmektedir.

Çin, makine, elektrik, optik ve kimye­vî malzeme mukabilinde Sovyet bölge­sine iptidaî ve yiyecek madde ihraç edecektir.


Nisan 1954

— Berlin :

Federal Alman cumhuriyeti istatistik ofisinin neşrettiği resmî bültende zikredilen rakamlara göre, 1 ocak 1949 dan 31 Aralık 1953 tarihine kadar Do­ğu Almanyadan Batı Almanyaya iltica edenlerin sayısı bir milyon 386.900 ki­şiye baliğ olmuştur.

Bu yekûnun seneler itibariyle taksima­tı   şöyledir:   1949   da   321,200,   1950   de "293.100, 1951 de 248.900, 1952 de 195,200 1953 te 328.500.

Ayni devre zarfında Batı Almanyadan Doğu Almanyaya gidip yerleşenlerin sayısı 200.000 dir. Bu suretle bu nüfus hareketlerinde Batı Almanya lehine bir milyon 200 bin kişilik bir fark hâsil olmaktadır.

Nisan 1954

—  Goettingen :

Max Planck fizik enstitüsünde G-2 adı verilen yeni bir elektronik hesap ma­kinesinin inşası tamamlanmıştır. Bu makine birkaç yüz ticarî 'hesap maki­nesinin ameliyesini bir anda yapabil­mektedir. Enstitü şimdi bu makineden 100 defa daha süratli hesap yapacak olan G-3 imaline girişmiştir.

—  Berlin :

Nisan 1954

Batı Berlinde münteşir «Telegraph ga düğünü sarih bir surette gösterdiğini belirtmiş ve geçen sene 17 haziran tarihinde bu rejimin, iktidarda kalabilerek inin silâha başvurmaya mecbur ol­duğunu hatırlatmıştır.

Adenauer sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

«Bu sebepledir ki Federal Almanya Cumhuriyeti hürriyetlerinden mahrum "bulunan 18 milyon Alman adına ko­nuşmak ve hareket etmek hakkını hâ­izdir. Doğu bölgesinde hâkimiyetlerini ancak riya. yalan ve tehdide istinat et­tirmiş olan idarecilerin, Alman devle­tinin otoritesini kullanmak hakkım hâ­iz olduklarını hiç bir zaman kabul et-miyeceğiz. Almanyanın parçalanması­na ve iki ayrı Alman devletinin mev­cudiyetine asla rıza göstermiyeceğiz.»

Bundan sonra Doğu Almanya hüküme­tine Ruslar tarafından tanınan sözde bağımsızlığı bahis mevzuu eden Ade­nauer kuvvetli bir sesle şunları söy­lemiştir :

«Milletlerin kendi siyasî rejimlerini serbestçe seçmeleri hakkına hürmet eden ve siyasî bakımdan olgun halk kütlelerinin tahakküm ve baskı altına alınmalarını reddeden hiç bir millet Almanyanın Sovyet bölgesindeki ko­münist rejimi tanıyamaz.»

Adenauer sözlerine şöyle son vermiş­tir :

«Rusların yabancı memleketler üze­rindeki hâkimiyetlerinin ve komünist tedhişçinin bir gün yer yüzünden yok olacağına nasıl kani isek, Doğu bölge­sindeki sözde muhtariyetin de bir gün kalkacağına o kadar eminiz. Alman halkının ortadan silinmesi imkânsız muhtariyeti ise muhafaza olunacak­tır. »

8 Nisan 1954

— Bonn:

Almanyadaki üç batılı yüksek komi­ser bugün bir demeç yayınlayarak, hü­kümetlerinin Doğu Almanyanın hü­kümranlığını tanımadığını belirtmişler ve bu demeç ayni zamanda İngiliz yüksek komiseri Sir Frederick Hoyer-Millar tarafından Federal Almanya baş­vekili Adenauer'e tevdi edilmiştir. Müttefik yüksek komisyonunun bu devre toplantılarına başkanlık eden Sir Frederick bu münasebetle başvekil Adenauer ile bir görüşmede bulunmuş­tur.

Bonn :

Müttefik yüksek komiserler Ameri­kan, İngiliz ve Fransız hükümetlerinin Doğaı Almanyanın hükümranlığını ta­nımadıklarını, Sovyet yüksek komise­rine bildirmişlerdir.

— Berlin :

Batı Almanya resmî şahsiyetlerinin bildirdiklerine göre Doğu Almanya komünist partisi Sovyet bölgesinde asa­yişi muhafaza .edebilmek için her gün biraz daha fazla Sovyet tank ve aske­rine muhtaç olmaktadır. Son altı sene zarfında 2.700.000 kişi komünist par­tisinden çıkarılmış, 17 Haziran işçi ayaklanmasından sonra da en aşağı 70 bin kişi partiden ihraç edilmiştir.

10 Nisan 1954

— Bonn :

Alman meseleleri Vekili Thedieck ver­diği beyanatta şöyle demiştir: «1945 yılından beri Buchenwald kampında 13.200 kişi Ölmüştür.»

Vekil Doğu Almanyadaki resmî ma­kamların, Nazilerin bu eski toplama kampına 11 nisan günü yapmayı ta­sarladıkları ziyareti protesto ederek şunları söylemiştir: "Böyle bir nüma­yiş ancak Batı ve Doğu Almanyanın birleşmesinden sonra bütün Almanlar her hangi bir tazyike karsı kanaatleri­ni .bildirecek bir durumda yapıldığı takdirde her hangi bir mânayı hâiz olabilir.»

Vekil sözlerini bitirirken, alman ma­lûmata göre Doğu Almanyada hâlen 35.000 kişinin, aykırı fikre sahip ol­dukları için mevkuf bulunduğunu açıklamıştır.

— Wiesbaden :

Uçan kamyon» adı verilen üç büyük Amerikan nakliye uçağı, Bağdat ve Şam seylâpzedeleri için battaniye, yi­yecek ve ilâç yüklü olarak dün öğle­den sonra Wiesbaden yakınındaki Nenilberg Amerikan üssünden Cenevreye müteveccihen hareket etmiştir.

Bundan birkaç gün evvel de Suudî Arabistanda Dahran'daki Amerikan hava üssüne mensup başka uçaklar fe­lâket mahalline çadır ve sıhhî imdat ekipleri götürmüşlerdi.

WieSbaden'deki Amerikan hava kuv­vetleri genel karargâhının verdiği ma­lûmata göre, Bağdat ve Samdaki sel felâketzedelerine Amerikan hava kuv­vetleri tarafından yapılan yardım iş­leri Suriyede Amerikan hava ataşesi Albay James T. Bull tarafından idare edilmektedir.

15 Nisan 1954

19 Nisan 1954

— Bonn:

Batı Almanya hükümeti, Doğu Alman­ya rejiminin batılılarca tanınmasını te­min için, Doğu ve Batı delegelerinin iştiraki ile müşterek bir komisyon ku­rulması teklifini dün gece tekrar red­detmiştir.

Almanya işlerini tedvire memur Dev­let Vekili Franz Thedieck dün gece rad­yoda Bonn hükümetinin görüşünü açık­lamış ve demistir ki :

Federal Batı Almanya hükümeti, Almarsyanın ikiye bölünmekinden doğan elîm neticeyi Sovyet işgali altındaki bölgeye duyurmak için her'türlü gay­reti gösterecektir. Fakat Almanlar, Sovyet bölgesinde bulunanlar da da­hil, Doğu Almanya komünist hükûmeti idarecileriyle ayni konferans masa­sına, oturmayı asla kabul etmiyeceklerdir,



— Berlin :

Doğu Almanya Başvekil Yardımcısı ve Hıristiyan Demokrat Parti Başkanı Ot-to Nushke Papa XII nci Pie'ye bir tel­graf göndererek, hidrojen bombası tec­rübelerinin derhal durdurulması ve atom .enerjisinin sadece barışsever ga­yeler uğrunda kullanılmasını temin maksadiyle büyük devletler arasında bir konferans yapılması için manevî otoritesini kullanmasını talep etmiş­tir.

16 Nisan 1954

— Bonn :

Bugün akşam üzeri beyanatta bulunan Federal Almanya başvekili Adenauer şöyle demiştir :

»Başkan Eisenhower'in Avrupada Amerikan kuvvetlerini burada mevcudi­yetleri lüzumlu olduğu müddetçe, bu­lundurmaya 'devam edeceği yolundaki beyanatı, barısın takviyesine mühim bir şekilde yardım edecektir.))


20 Nisan 1954

—  Berlin :

Berlindeki resmî İsviçre çevrelerinden yetkili bir şahsm bildirdiğine .göre Do­ğu Almanya hükümeti resmî şahısla­rından altı kişi beş büyüklerin top­landığı sırada Cenevrede olmak üzere vize almışlardır. Sözcü bu zevatın isim­lerini açıklamamıştır.

24 Nisan 1954

—  Berlin :

Batı Berlin istihbarat bürosundan bu­gün bildirildiğine göre Sovyet emniyet birlikleri, gecen hafta Sovyetlerin Brandeburg hava kuvvetleri üssünde kara erleri arasında patlak veren bir isyanı, kanlı bir mücadeleden sonra bastırmış ve âsilerden en az 8 ini ya­ralamışlardır.

Sovyet bölgesinden gizli surette elde edilen raporlarla meşgul olan komünist aleyhtarı büro, hâdiseyi şöyle naklet­mektedir :

«15 Nisanda Brendeburg hava kuvvetleri üssünde emniyet subayları ellerin­de komünistlik aleyhinde yazılmış ri­saleler bulunduğu iddiasiyle, açıklanmıyan sayıda Sovyet askerini tevkife kalkıştıkları sırada kara erleri arasın­da isyan baş göstermiştir. Askerler tev­kife karşı koyunca, 300 emniyet askeri çağırılmış ve hava meydanında cere­yan eden silâhlı bir düellodan sonra asayiş temin olunabilmiştir.

En az 8 kişinin yaralandığı çarpışmada kara askerleri otomatik silâhlarla hücum eden emniyet birliklerine ta­bancalarla mukabele etmişlerdir. İs­yanın bastırılmasını müteakip hava meydanında müddetsiz olarak örfî idare ilân edilmiştir.

— Bonn :

Federal Almanya başvekili M. Adenauer, Atmada intişar eden «Etnikos Kirikks» gazetesinin muhabirine dün yaptığı bir beyanatta şunları söylemiştir :       

:-Bonn ve Paris antlaşmalarının tasdi­kini müteakip Federal Almanyanm Birleşmiş Milletler teşkilâtına girmesi­ni mümkün ve faydalı telâkki etmek­teyim. Bu .antlaşmalar tasdik edilince Federal Almanya hür dünyaya" tama­men katılmış olacaktır ve o zaman Bir­leşmiş Milletlere alınması için vaki olacak talebinin Batılı devletler tara­fından hic bir muhalefetle karşılaşma­ması lâzım gelir.»

Başvekil M. Adenauer, bundan sonra­ki sözlerinde müttefiklerle Almanya arasında imzalanmış olan antlaşmala­rın üçüncü maddesini hatırlatarak Fe­deral Alman cumhuriyetinin -Hür dün­yanın müşterek gayelerini gerçekleş­tirmeğe hizmet eden beynelmilel teş­kilâta iltihak suretiyle hür dünya ca-miasına tamamen bağlanmak» husu­sundaki arzusunun esasen mevzubahis maddede ifade edilmiş bulunduğu­na işaret etmiştir.

Cenevre  konferansının     muvaffakiyet ihtimalleri hakkında mütalâası sorulan Federal Almanya başvekili sövle de­miştir : «Sovyetler Birliğinin müzâke­relere girişmeye hazır olması, görüşü­lecek meselelerin muğlak mahiyeti muvacehesinde büyük bir şey ifade et­mez." Bununla beraber M. Adenauer, bu konferansın, hiç olmazsa, çok ıstı­rap çekmiş olan Kore ve Hindiçinî'nin barışa kavuşmalarını temin etmesi ü-midini izhar eylemiştir.

Bunu müteakip Sovyet bölgesinden bahseden Federal Almanya başvekili, hükümeti tarafından elde edilen malûmata göre bu bölgede askerî bir şekilde teşkilâtlandırılmış olan halk polisi­nin hâlen her biri 60.000 mevcuttan mürekkep iki ordu halinde bulundu­ğunu ve yine 60.000 mevcutlu üçüncü bir ordunun bu sene nihayetinden ev­vel hazırlanmış olacağını teyit etmiş­tir. Diğer taraftan M. Adenauer Doğu Almanyada bulunan Sovyet kuvvetle­rinin sekizi zırhlı ve onu motorize tü­men olmak üzere 22 tümen olarak tah­min ettiğini söylemiştir.

Ayrıca Sovyet bölgesinde üsslenmiş bulunan yedi sekiz yüz kadar Rus tep­kili uçağının da mevcut bulunduğu tahmin edilmektedir. M. Adenauer'in ilâve ettiğine -göre bütün Doğu Avru­pa memleketlerinde 150 ilâ 160 Sovyet tümeni bulunmaktadır. Peyk memle­ketlerin mevcudu da 60 ilâ 70 tümen­dir.

26 Nisan 1954

—  Bonn:   .

Türk - Alman ticaret görüşmeleri bu­gün Bonn'da başlamıştır. Türkiyenin Batı Almanya büyük elçisi Suat Hayri Ürgüplü Türk heyetine başkanlık etmektedir.

Görüşmelerin mevzuunu malî mesele­ler teşkil1 etmektedir.

—  Bonn :

Batı Almanya başvekili Dr. Konrad Adenauer bugün Hıristiyan Demokrat Partisinin idari komitesinde dahilî ve haricî siyasî durum hakkında izahatta bulunarak «Cenevre konferansı Al­manya için de büyük bir ehemmiyeti hâizdir. Fakat Sovvet idarecileri Berlin statüyü muhafaza etmek arzusunda olduklarını göstermişlerdir» de­miştir.

Bundan sonra Avrupa savunma cami­ası meselesini ele alan Batı Almanya Başvekili, şunları söylemiştir :

..Avrupa savunma camiası dâvasının Fransanm muhalefeti yüzünden başa­rısızlığa uğraması halinde "bunun yeri­ni alacak başka 'bir hal çaresi mevcut değildir. İngiltere ve Amerika, bu mevzuda bir tek hal çaresi mevcut ol­duğunu, bunun da evvelâ Avrupa sa­vunma camiasının, müteakiben de Av­rupa siyasî camiasının teşkilinden iba­ret bulunduğunu açıkça söylemişler­dir.»

— Duderstadt (Almanya) :

Doğu - Batı hududunda yaşıyan binden fazla şahıs dün bir protesto toplantısı yaparak Batılı devletlerden, Cenevre konferansında Sovyetler birliğine her hangi bir tavizde bulunmamalarını is­temiştir.

Bunlar Sovyetler Birliği ile «ayni de­recede zalim bir rejim olan Kızıl Çin» de takbih etmişlerdir.

Nümayişçiler, kaçırılan komünist aleyhtarı Dr. Alexander Truçnoviçin iadesini talep etmişlerdir.

Bu toplantıda alınan kararlar Cenevrede Batılı devletler heyetlerine telgraf­la bildirilmiştir.

28 Nisan 1954

— Heidelberg :

Birleşik Amerika ordusu makamların­dan bugün açıklandığına göre, Batı Al-manyada hâlen üç atom topçu taburu üslenmiş 'bulunmaktadır. Atom topları 280 milimetreliktir. Bu 18 muazzam Atom topunun Almanya ile Avrupayı yarıya bölen demir perdeye yakın ola­rak yerleştirilmiş olduğunu ifade e'der.

Ordu, pek yakında gizli surette celbettiği iki topçu taburunun Almanyada "bir mahalde üslenmiş bulunduklarını söylemekle iktifa etmiştir.uradaki ordu umumî karargâhı yeni. bir ta-burun geldiğini teyit etmiştir.

29 Nisan 1954

Bonn:

Başvekil Adenauer bu sabah Bundestag huzurunda okuduğu hükümet be­yanatında «Almanya, Avrupa ve dünyadaki ikiliği temadi ettiren Rusyanın uzlaşma kabul etmez durumu karşısın­da, Batılı kuvvetlerin birlik ve toplu­luğunu sağlamak lüzumu» üzerinde ıs­rarla durmuştur. Adanauer Moskavanın «'bir gün bütün Almanyaya ve Avrupaya hâkim olabileceğini ümit ettiği müddetçe Almanya ile Avrupanm bö­lünmesinde :srar edeceğini" belirttik­ten sonra Sovyetlerin hür dünyanın savunma sistemini felce uğratmaya matuf son tekliflerini «müttefik hükü­metlerin arıkça ve azimle reddettikle­rini» hatırlatmıştır.

Cenevre konferansı hakkında başvekil söyle demiştir: «Cenevrede foaşlıyan konferansın Berlin konferansından _daha iyi neticeler temin edeceğini ümit ettirecek pek sebep yoktur. Mamafih Uzak - Doğudaki anlaşmazlık mevzuu meseleler hakkında bir anlaşmaya va­rılacak olursa Avrupa meselelerinin halli de kolaylaşabilir.»

Wiesbaden :

Federal Almanya cumhuriyeti imar ve­kili Dr. Victor Emanuel Preusker, Wi-esbaden'de bir halk topluluğu önünde yaptığı konuşmada ezcümle şöyle de­miştir: «Federal Almanya hükümeti, kıtamızın hürriyetini temin için Avru­panm nef'ine olarak en ağır fedakâr­lıkları deruhte etmeğe hazırdır. Fede­ral Almanya Avrupa andlaşmalariyle diğer anlaşmaları tasdik suretiyle taşı­dığı işbirliği zihniyetini ispat etmiş ^bu­lunuyor. »

Dr. Preusker sözlerine şunu da ilâve etmiştir: »Fransa, demokratik hakların ve hürriyetlerin bölünmez olduğunu ve Birleşmiş bir Almanyanın bir sulh andlaşması aktedecek bir vaziyete gel­medikçe Sarre meselesinde kat'î bir hal çaresi -bulunmasına imkân olmadı­ğını anlamalıdır.»


Nisan 1954

— Paris :

Cetdka Ajansının bildirdiğine göre, Us-re şehrinde vatana ihanet ve hükümet darbesi yapmaya teşebbüs suçu ile yar­gılanan casus ve sabotajcılardan müte­şekkil bir grupun muhakemesi sona ermiştir. Belli başlı sanıklardan Frantisek Zaicek idama mahkûm olmuş­tur.

Çeteka Ajansının verdiği malûmata nazaran, Çek münakalât bakanlığı me­murlarından olan Zaicek 1948 şubat ayında suç ortakları ile beraber Üst demiryolunda (sabotaj har ek eti eriklide bulunmuş, Çek devlet adamlarının Öl­dürülmesi için geniş bir suikast plânı hazırlamış, silâh depoları vücuda ge­tirmiş ve yabancı memleketlere Çe­koslovakya ile ilgili gizli marCnrat ver­miştir.

16 Nisan 1954

— Paris :

Tass Ajansının bildirdiğine göre, Çe­koslovakya ile Moskova arasında, Per­şembe günü, 1954 senesi zarında daha fazla mal mübadelesini istihdaf eden bir protokol imzalanmıştır.

itimat   unsurunu ler.

Bu'gün Sovyetlerin ileri sürdüğü tasa­rı ise, Sovyet Rusyanın tahakküm et­tiği memleketlerde tatbik olunan «De­mir Yumruk» siyasetinin aydınlığında mütalâa edilince, hiç bir itimat telkin etmemektedir. Bu teklifler Sovyet Rus-.yanm, batinin, duvarlarını asarak gü­venliğini baltalamaya matuf bir teşeb­büsünden ibarettir.

—  Cambridge (Massachusetts) :

Fasifikte yapılan son hidrojen bomba­sı tecrübesinden beri Massaahusetts bölgesine yağan yağmur radyoaktivite ihtiva etmektedir.

Massaehusetts teknoloji binasının damindaki âletler on marttan beri radiasyon kaydetmektedir. Ancak bunun insan, hayvan ve nebatlar için tehlike­li olmayacak kadar hafif olduğu belir­tilmektedir.

—  Washington ;

Temsilciler meclisi üyelerinden Robert Kean, Senatör Mc Carthy'nin memlekete iyilikten ziyade kötülük yaptığını ileri sürerek, ayan tahkikat "komisyonu başkanlığından uzaklaştı­rılmasını teklif etmiştir.

—  Washington :

Bugün resmen bildirildiğine gore Amerikadaki işsizlerin sayısı gecen ay 54 bin daiha artarak 3.725.000 i bul­muştur. Buna mukaibil çalışanların sa­yısı da 45.000 artarak 60.100.000 e yük­selmiştir.

—  Washington :

1954 - 1955 malî yılı zarfında yabancı memleketlere yapılacak Amerikan yar­dımı programının parlâmentoda müza­keresine temsilciler meclisi hariciye komisyonunun önümüzdeki pazartesi günü yapılacak toplantısında başlana­cağı resmen bildirilmektedir. Haricî muameleler müdürü M. Harold Stassenin tafsilâtlı bir şekilde tevdi edeceği bu programın müzakereleri kısmen giz­li kısmen alenî cerevan edecektir.Bahis mevzuu programın başlıca nok­taları, M. HaroM Stassen tarafından haftalık basın toplantısı esnasında ga­zetecilere aşağıda vazıh olduğu veçhile açıklanmıştır:

1— Yabancı memleketlere yardım ida­resi, 1954 - 1955 malî yılı için 3 milyar 500 milyon dolar tutarında yeni kredi­ler istemektedir. Bu miktar bundan ev­velki malî yıl için kongrece kabul edi­lenlerden yüzde 26 noksandır

2— Bu y.ekûn üzerinden iki milyar 500 milyon dolar askerî yardımlar, geri ka­lan miktar da iktisadî ve teknik yar­dımlar için derpiş edilmiştir.

3   —  Yabancı   memleketlere     yardım idaresi,   1954 -   1955 malî yılı zarfında Asya için 1953 - 1954 senesindekinden daha ehemmiyetli bir yardım yapılma­sını, güney Amerikaya .teknik yardım­ların biraz çoğaltılmasını ve buna mu­kabil Avrupaya yardımların azaltılma­sını derpiş etmektedir.

4— Heyeti umumiyesi itibariyle aske­rî ve iktisadî   yardımlar    azaltılacak,teknik yardımlar çoğaltılacaktır.

5— Doğrudan  doğruya yapılacak ik­tisadî yardımlardan    nadir    memleketler ve bölgeler istifade edecektir. Bun­lar  arasında  bilhassa  Türkiye,  İspan­ya, Yunanistan ve Berlin vardır.

— Washington :

Amerika di? yardam idaresi başkam Harold Stassen dün yapılan bir basın toplantısında beyanatta bulunarak, Do­ğu ile Batı arasındaki ticaret mevzuun­da Londrada varılan üçlü anlaşmanın İngiliz ve Amerikan noktai nazarları arasında bir uzlaşma sağlamış olduğu­nu söylemiş, bu anlaşmanın Amerikan kanunlarına aykırı bir mahiyet taşıma­dığını belirterek kongre tarafından mü­sait karşılanması gerektiğini tebarüz ettirmiştir.

Londrada cereyan eden üçlü müzake­relerde Amerikan murahhas heyetins riyaset etmiş olan Stassen.. bu anlaş­manın, mevcut ticarî kontrolleri mahi­yetlerini esaslı şekilde tahdit edecek v.e tesirlerini arttıracak sakilde gözden geçirmek hususunda, di^sr dost mem Nike ve diğer'yeni silâhları görmek üzere geçen hafta sonunda Güney Ba­tıda bir mahalle gitmiş bulunan Tem­silciler heyetinde olan Hebert müşa­hedelerini belirten yazısında şöyle de­vam etmektedir:

Nike düşmana bir kere sevkedildi mi kurtuluş imkânsızdır. Basit bir ifade ile denebilir ki, «Nike« mermisi bir düşman uçağını araştırmak için hava­ya atılacak bir şekil'de imal edilmiştir. Umumiyet mülâhazası ile teferruata girişmeksizin, Nike mermisinin bir düşman uçağının izini sürüp yakalaya­bileceğini üzerine saldıracağını, hede­fine varır varmaz da infilâk ile uçakta ve içinde bulunanları param parça ha­le getirebileceğini ve kurtuluşun olma­lı bir unsur olarak telâkki edilmesi dığını söylemek mümkündür.

Artık milyonlarca Amerikalı, düşma­nın muhtemel bir hava taarruzundan sağ salim kurtulacaklarının bir temi­natı olarak Nike'e güvenmelidirler. Daha şimdiden, hedef teşkil edecek Vaşington dahil on bölgeye Nike uçak savar bataryaları ayrılmıştır, zamanla da bütün büyük şehirlerde lâzım gelen tertibat alınacaktır.

Nike üzerinde kanatlar bulunan uzun. ince bir yaprak sigarasına benzemek­te, rengi beyaz olmakla beraber, kır­mızı, pembe ve y.eşil de olabilir. Boyu takriben 6,5 metre, kutru da takriben 35 santimdir. Havadaki sürati, her hangi bir uçaktan, hattâ şimdiye ka­dar yapılan sesten süratli uçaklardan daha fazla olarak saatte takriben 2513 kilometredir.

— Ffciladelprua :

Milliyetçi Çinin Amerika Büyük El­çisi, hükümetinin gelecek Cenevre konferansında Çine dair alınacak ka­rarları tanınmayacağını bildirerek şun­ları söylemiştir :

"Birleşmiş Milletler tarafından müte­caviz olarak itham edilen komünist Çi­nin, Cenevre konferansına iştirak etti­rilmesi mütecavizi mükâfatlandırmak­tır.

Cenevre konferansında Kızıl Çin, Ba­tılılar tarafından tanınmak ve Birleşmiş Milletlere girebilmek için, Hindiçinideki tahriklerini vs hindicini ko­münistlerini desteklediğini inkâra te­şebbüs edecektir.»

Amerikan siyasî ve içtimaî ilimler Akademisinde yaptığı konuşmada Dr. Wellington Koo, Çin kıtasındaki ko­münist makamlarının, Çin kültür ve medeniyetini ortadan kaldırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını söylemiş ve demiştir ki:

«Cinde kurulan Kızıl idarenin başında Çinliler bulunmakla beraber, kuman­da Kremimden verilmektedir.»

— Abilene (Kansas) :

Başkan Eisenhower'in doğduğu şehir olan Abiiene'de bugün bir Eisanh3wer müzesi merasimle açılmıştır. Müzenin kapısındaki kordonu, başkan ile ailesi efradı adına, bes kardeşin en ufağı olan Dr. Milton EiserJhowsr tarafından kesilmiştir.

— Washington :

Amerika Dışişleri Vekâletinden bugün tebliğ edildiğine göre, Fransız büyük elçisi Henri Bonnet, Fransadan avde­tini müteakip derhal Dışişleri Vekili Foster Dulles'ı ziyaretle Hindicini dâ­vasını görüşmüştür.

Tebliğde şöyle denilmektedir :

«Fransada bulunan ve henüz dönmüş olan Fransız Büyük Elcisi, Dışişleri Ve­kâletine gelerek Dışişleri Vekili ile gaybubeti sırasında vukua gelen hâdi­seler hakkında görüşmüş ve Cenevre konferansı ile Hindicini hakkında gö­rüş teatisinde- bulunmuştur.»

Siyasî şahsiyetler Vekâletçe bir elçi­nin ziyaretine dair tebliğ neşredilme­sinin mutat olmadığına işaret etmekle beraber, bu hal vaki ziyaretin ehemmi­yetini 'göstermek bakımından mühim­dir, demişlerdir.

Bu şahsiyetler, Bonnet'in daha dün ge­ce Paristen döndüğünü ve hiç vakit kaybetmeksizin Foster Dulles'ı ziyaret ettiğini söyliyerek, anlavışımıza göre, görüşmenin en mühim kısmını, Dien Bien  Phu muharebesinin  altında gittikçe artmakta olan kuvvet ve birlik­leri olmuştur.»

Bundan sonra Kuzey Atlantik paktı teşkilâtının hür Avrupanm komüniz­me karşı müdafaasına geniş ölçüde yar­dım etmiş olduğunu açıklayan DuU.es, teşkilâtın kurulurundan beri komü­nistlerin Avrupada hin bir toprak ka­zancı sağlıyamamış olduklarını belirt­miştir.

Amerikan Hariciye Vekili, Amerikan kuvvetleri tarafından deruhte'edilmiş olan Amerikan müdafaasının., daha çok sayıda müttefik kuvvetleri sayesinde şimdi çok kuvvetlenmiş olduğunu be­yanla şunları söylemiştir :

«Kuzey Atlantik paktı teşkilâtına da­hil memleketlerde vücuda getirilmiş olan üsler, Amerikanın bir harp ha­linde mukabil ve müessir misilleme hareketlerinde bulunmasına imkân ve­recektir.

Amerikan Hariciye Vekili sözlerine son verirken Rusların, Batı Avrupamn bir­leşmesini önleyemiyeceklerini, zira bu bölgedeki milletlerin Rusyanm hedefi­ni hürriyeti muhafaza değil) inma ol­duğunu bildiklerini söylemiştir.

5 Nisan 1954

— Washington :

Beyaz Saray sözcüsü bugün şu beya­natta bulunmuştur: «Atom bombasının karşılıklı muvafakat olmaksızın kulla­nılmasını menetmek üzere Başkan Roosevelt ile Başvekil Chıırchill arasında 1943 yılında aktedilmiş olan gizli an­laşma butün yürürlükte değildir.

Bilindiği gibi Başvekil Churchill bu­gün Avam Kamarasındaki beyanatı sı­rasında, Roosevelt ile Quebec'de yap­tığı görülme sırasında öyle bir anlasmaya vardığım açıklamıştır bu açıklamayı başkan Eisenhower'in muvafakatiyle yaptığını da belirtmişti. Filhakika bu hususu Beyaz Saray Ba­sın sözcüsü Hagerty de teyit etmiş ve şunları ilâve eylemiştir: «11 sene önce aktedilmiş bu eski anlaşmanın, o za­mandan bsri imal ;edilen bombalara nazaran kat kat daha tahripkâr   olan hidrojen bombası için kabili tatbik ol­madığı aşikârdır.».

— Washington :

Dışişleri Vekili Jc'hn Foster Dulles, bu­gün ayan Dışişleri komisyonunda, Bir­leşik Amerikanın 1955 malî yılı askerî iktisadî ve teknik yardım programım müdafaa ederek izahatta bulunmuştur.

Avrupa müdafaa andlaşması :

Avrupa müdafaa andlaşmasının tasdi-kindeki gecikmeye işaret eden Dışiş­leri vekili, hali hazır durumun daha uzun zaman devam edemiyeceğini be­lirterek demiştir ki:

«lAvrupa müdafaa andlaşmasının tas­dik edilememesi. Alman birliklerinin Nato teşkilâtına duhulünü geri bırak­tırmaktadır.

Diğer taraftan bu gecikme, Batı Almanyanın hür milletler safında yer al­macına mâni olmaktadır. Çünkü Fede­ral Batı Almanya cumhuriyetinin hü­kümranlığı, Avrupa müdafaa andlaş­masının tasdikine bağlıdır.

Bundan iki yıl önce karar altına alın­mış olan Avrupa müdafaa andlaşması tasarısı, Belçika. Hollanda ve Batı Al­manya hükümetleri tarafından tasdik edilmiştir. Fransa ve İtalya parlâmen­toları da yakında bu mevzuu müzake­reye başlıyacaklardır.

Hali hazır durumun uzun zaman mu­hafazasına imkân olmadığı aşikârdır.»

Hindistan ve İspanyaya yardım:

Dışişleri Vekili John Foster Dulles, Birleşik Amerika idaresinin bu yıl kon­greden Hindistan için 85 milyon dolar­lık iktisadî yardım talep edeceğini bil­dirmiş ve şunları söylemiştir :

«Hindistanın dış siyaset görüşü bizim­kinden ayrılmaktadır. Hint hükümeti­nin beş yıllık iktisadî plânını mu­vaffak olması Birleşik Amerika için mühimdir. Bu programın müsbet bir şekilde yürütülmesine yardım etmeli­yiz. »

Bu bölgenin müzakeresi sırasında Dul­les,- Türkiye ve Pakistan arasında im­zalanan dostluk anlaşmasının cesaret verici olduğunu tebarüz ettirmiştir.

—  Washington :

Başkan Eisenhower dün gece radyo ve televizyonla yayınlanan bir konuşma yaparak, Amerikanın askerî, iktisadi ve kültürel sahadaki büyük kuvvetini tebarüz ettirmiş., bunlara muvazi ola­rak Amerikan milletinin manevî kuv­vetinin istinat ettiği kaynakları anlat­mış, sonra Amerikanın huzurunu kaçı­ran meseleleri söyle sıralamıştır:

1— Kremlin.

2— Atom asrı,

3—Demir perde gerisindeki Amerikan dostu milletlerin kaybı.

4— Amerikaya dahilden nüfuz etmeğe çalışan komünistlerin gayrsti.

— Amerikada bir buhran ihtimali.

Eissnhower bütün, bu meselelerin sükûnetle karşılandığı takdirde altedileceğini söylemiştir. Eisenhower'In bu konuşması Amerikan halkım teskin et­mek ve milletin büyük kudretinin hür müşkülü naile milletedir oldugunu on­lara hatırlatmak gayesini istihdaf etmekte idi. Bu mpvmda Amerikaya da­hilden nüfuz etmeğe çalışan komünist­ler meselesini ele alan Eisenbow3r 160 milyonluk Amerikada 25.000 komünis­tin mevcut olduğunun bilindiğini, az da olsa bu miktarın bir tehlike teşkil edebileceğini, fakat Federal araştırma bürosunun bunlunla meşgul olduğunu, bu tehlikenin izam edilmemesini söyle­miştir.

Eissnhower Sovyet liderlerinin, Amerikaya yapılacak bir hücumunun ancak bir çılgınlık anında ve yanlış hesaplar neticesinde mümkün olabileceğini, fa­kat Kremlinin böyle bir taarruzun Amerika ve Batının misilleme hareketi karşısında kendilerine çok pahalıya mal olacağını bilmeleri icap ettiğini açıklamıştır.

7 Nisan 1954

—  "Washington :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles, hürriyetsever milletlere hi­tapla, komünistleri Güney Doğu Asyaya hâkim olmaktan men için onları müttehit bir cephe kurmayı» ilâna da­vet etmiştir.

Cumhuriyetçi kadınlar cemiyetinin bu­rada yaptığı yüzüncü toplantısında ko­nuşan Foster Dulles ezcümle şöyle de­miştir :

«Hindicini ve Güney Asyada fevkalâ­de ehemmiyeti hâiz yerlerdir. Ameri­kanın durumuna tesir edebilecek bir mahiyet alması mümkün olan büyük bir felâketin tehlikelerini azaltmak için, vaziyeti takviye imkânlarının mevcut olup olmadığını anlamak maksadiyle Amerika son günlerde diğer memleketlerle noktai nazar teatisinde bulunmaktadır. Kudretini hissettiren tehlike çok büyüktür ve müttehit bir cephe kurulup kurulamayacağını an­lamak için de bu tehlikenin basiretle takdir edilmesine ihtiyaç vardır. Müt­tehit iradenin kurulması, müttehit su­rette hareket ihtiyacını azaltmakla be­raber, alâkalı devletlerin, icap edersa, harekete geçeceklerini umuyorum.

Birleşik Amerikanın maksadı harbe girmek değil, aksine harpten uzak kal­maktır. Muvaffakiyete ulaşacağımıza emin ve ümitli bulunuyorum.»

— Washington :

Başkan Eisenhower bugün yaptığı basın toplantısında, Cenevre konferan­sında, müzakere yolu ile Hindicimde, hür dünyayı memnun, tatmin edecek •bir sulh sağlanabileceği hususunda şüphe izhar etmiş ve bu müzakereler­de, komünistlerin sadece vaatte bulun­maları kabul edilemyecektir, bir an­laşmanın tatbik edileceği teminatı da verilmelidir, demiştir.

Başkan sözlerine gunları ilâve etmiş­tir :

«Amerika'nın 'daha büyük hidrojen bombası yapmak niyetinde olmaması­na rağmen, Sovyet Rusyanm tedricen daha büyük hidrojen bombası yapma­ğa teşebbüs edebileceğinden korkmu­yor, endişe etmiyorum.

Askerî icapların ışığı altında, Amerika daha büyük çapta hidrojen bombası yapmayı düşünüyor mu? sualine Baş­kan Eisenhower. Amerikayı şimdiye kadar yapılmış bulunan bombalardan Eisenhower tarafından tekrar eski mevkiine tâyin edilmiş ve yapılan bir me­rasimle Lindbeng'e rütbesi iade edil­miştir.

— Washington :

Reisicumhur Eisenhower, Lüksembourg' un Avrupa ordusu andlaşmasını tasdi­kini Avrupa müdafaa birliğinin kurul­masında ileri bir adım daha olarak tav­sif etmiş ve bu hususta şunları söyle­miştir:

«Lüksemburg parlâmentosunun Avru­pa ordusu andlaşmasmı tasdik ettiğini şimdi öğrendim. Lüksemburg ibu andlaşmayı tasdik eden 4 üncü memleket­tir. Lüksemburg parlâmentosunun bu karan Avrupa müdafaa birliğinin ku­rulmasında ileri bir adım teşkil etmektedir. Fransa, Almanya, Benelüks dev­letleri ve İtalya, müdafaa kuvvetleri­nin işbirliği bu bölgede sulh ve güven ligin temini hususunda büyük bir ga­ranti teşkil edecektir.»

9 Nisan 1954

— Washington :

Hürriyet pulu adı verilen 8 sentlik ye­ni Amerikan pulunun satışa çıkarılma­sı münasebetiyle dün tertip edilen bir televizyon programında Başkan Eisenhower ezcümle şunları söylemiş­tir :

«Birleşik Amerika'nın büyüklüğü maddi elemanların değil kendi manevî kıy­metinin temeli üzerine kurulmuştur. Kırmızı, beyaz ve mavi renkte basılan ve hürriyet heykelinin resmini taşıyan bu pul Amerikan hayatının sembolü­dür. Hürriyetin meş'alesi, daima hür kalmak ve mazlumlara .bir melce ol­mak hususundaki kararımızı semboli­ze etmektedir. O ayni zamanda bütün insanların akameti ilâhiyey.e tabi ol­duklarını göstermektedir."

Bilindiği gibi bu pul, Amerikan pulcu­luğu tarihinde ilk defa olarak Birle­şik Amerika'nın dövizi olan «Allaha güveniyoruz» ibaresini ihtiva etmekte­dir.

—          Kansas City :

Eski Birleşik Amerika -Cumhurreisİ Harry Truman, 1943 Amerika - İngi­liz atom anlaşmasının hâlâ yürürlük­te olduğunu tekrarlayarak bu iddiası­nı ispat için isim, tarih ve anlaşmadan bazı parçalan açıklamıştır.

Washingtonda muhtelif kaynaklarca eski Dışişleri Vekili Dean Achesondan derlediği ihsai malûmatı ortaya koyan Truman şöyle demiştir:

6 Nisanda, Eisenhower'in müsaadesiy­le neşredilen ve Roosvelt ile Churchill arasında imzalanan atom bombası an­laşması metninin ikinci paragrafı (atom bombası) birbirimizin muvafakati olmaksızın kullanamıyacağiz der.

—  Washington :

Amerikan Hariciye Vekil muavini M. Livingston Marchant, temsilciler mec­lisinin hariciye komisyonunda dün yaptığı bir konuşmada Fransa ve İtalya' nın Avrupa müdafaa camiası anlaşma­sını tasdik edecekleri fikrini izhar .et­miştir.

Bununla beraber M. Marchant şunu da ilâve etmiştir:

Bu iki memleketin alacağı kararların çok ehemmiyetli olan mahiyetini kü­çümsemem ek ligimiz lâzımdır.

M. Marchant komisyondaki bu konuş-m-3-sım, Birleşik Amerika'nın mütte­fiklerine 30 haziran 1955 tarihine ka­dar yapılacak askerî yardımlar için idarenin talep ettiği bir milyar 580 mil yonluk kredi münasebetiyle ve bu tale­bi desteklemek üzere verdiği izahat es­nasında yapmıştır.

Bu krediler, önümüzdeki 1 temmuz'da başlayacak yeni malî yıl zarfında ya-'bancı memleketlere yapılacak yardım için Başkan Eisenhower tarafından teklif edilen üç milyar 500 milyonluk meblâğa dahildir.

M. Marchant hükümetin askerî yardım için 603 milyon dolar ve Avrupada ha­va meydanları ve diğer tesisatın inşa­na almalıdır.

—  Washington :

Amerikan hükümeti Pasifikte salı gü­nü bir atom denemesi daha yapıldığını ve denemenin muvaffakiyetle netice­lendiğini açıklamıştır.

—  Şikago :

1952 seçimlerinde demokratların reisicumhur namzedi  olan Adlai 'Steven-son Eisenhower'in demecini son dere­ce takdir  ettiğini  söyliyerek  demiştir

ki :

«Bizi üzen hâdiseleri soğukkanlılık la ve hissiyata kanılmadan mütalea etmeliyiz. Asabiyet ve heyecana ma­hal yoktur.»

— Paris :

Dışişleri Vekâleti, Fransa'nın Hindici­ni savaşı için Amerika'dan acele ola­rak malzeme yardımı talebinde bulun­duğunu tayid etmiştir.

Son günlerde yapılan bu talep, uçak ve uçak malzemesi yardımı esasına dasıda Amerika'nın iştirak hissesi için de 122 milyon dolar istemiş olduğuna işaret etmiştir.

Yekûn olarak Avrupa için 947 milyon 700 bin dolar derpiş edilmiştir. Kredi­lerin mütebaki kısmı bazı 'husus pro­jeleri finanse etmekte kullanılacaktır. Meselâ İngiliz hava kuvvetleri için imal edilecek olan ve bedellerinin tu­tarı 75 milyon dolar tahmin edilen uçaklar bu meyandadır.

Diğer taraftan yabancı memleketlere askerî yardım dairesi müdürü .general George Stewart'da yine ayni komis­yonda yaptığı konuşmada bahsi Hindiçini'ye temas ettirerek bu bölgede mü­cadelenin devam edebilmesinin Birle­şik Amerika'dan alman yardım saye­sinde mümkün olduğunu söylemiştir.

General bundan sonra verdiği izahatta Birleşik Amerika'nın müttefiklerine gerek uçak gemilerinde, gerekse hava meydanlarında kullanılmak üzere 7000 den fazla uçak sevkettiğini veya emir­lerine amade bulunduğunu söylemiş­tir.

General Stewart, avcı veya avcı bom­bardıman uçaklarından mürekkep olan 'bu filolardan büyük bir kısmının tep­kili olduklarına da işaret etmiştir.

General yine ayni izahatında, Birleşik Amerika'nın müttefikleri emrine 13000 den fazla hücum tankı, 200.000 den fazla nakil vasıtası ve yüzbinlerce oto­matik silâh vermiş olduğunu da beyan etmiştir.

—  New-York :

Boş vakitlerini tetkikle geçiren 35 yaş­larında bir İngiliz bilgini Griddili mu­ammasını çözmüş ve bu suretle Champollion'un 1821 de Rosetta taşımdaki Mısır hiyerogliflerini tercüme ettiğin­den beri en büyük arkeolojik keşif yo­lunu açmağa muvaffak olmuştur.

200 yıldır modern arkeoloji dünyasını şaşkın vaziyette bırakmış olan sırrı ni­hayet çözen .bilgin Michael Mentris adında îngilterede yaşayan bir ingiliz mimarıdır. Bilginin bu keşfi, New -York üniversitesi profesörlerinden Jonathan Jonhson'un, Amerikan ilim mecmuasının önümüzdeki sayısında çı­kacak makalesinde etraflıca anlatılacak tır.

Makalede izah edildiğine göre, Micha­el Ventris, Giridin altın devrinde umumiyetle Minoa dili diye sanılan 88 seni bollu yazıdaki müşterek sembollerin mânasını meydana çıkarmıştır.

10 Nisan 1954

—  Lyon :

Sinemanın mucidi tanınmış Fransız ali mi Aguste Lumiere bugün ölmüştür.

Müteveffa 89 yaşındaydı.

—  Washington :

Dışişleri Vekili Foster Dulles, bugün Başkan Eisenhower ile görüştükten sonra verdiği beyaantta demiştir ki:

«Birleşik Amerika, komünistlerin Gü­ney Doğu Asyaya yaptıkları tehdide karşı bu 'bölge memleketleri birleştik­leri taktirde böyle bir tehdidin orta­dan kalkacağını tahmin etmektedir.»

Foster Dulles Beyaz Saraydan ayrılır­ken gazetecilere verdiği beyanatta bu gece Londra ve -Parise müteveccihen hareket edeceğini ve gelcek hafta so­nunda Washingtona döneceğini söyle­miştir.

Dışişleri Vekili, Hindiçiniye yapılan tehdidin sonuncu olmadığını ve Güney Doğu Asya ile Batı Pasifikte bulunan Filipinler, Avustralya ve Yeni Zelan­da gibi Birleşik Amerikanın güvenlik muahedeleri 'bulunan memleketlerin de hayatî menfaatlerinin bahis mev­zuu olduğunu ifade etmiştir.

Dulles şöyle devam etmiştir:

«Komünist blok: geniş kaynaklariyle küçük hürriyetleri yavaş yavaş elde edebilir. Fa'kat biz birleştiğimiz taktir­de bu böyle olamaz bizim gayemiz hanbi genişletmek değil fakat bitirmek­tir.

Bizim gayemiz Cenevre konferansının barışla neticelenmesine mani olmak de­ğildir.

Fakat bir barışa varmak için lüzumlu olan hür iradelerin birliğini temin et­mektir.

İngiliz ve Fransız hükümetleriyle ya­pacağım görüş teatisinde daha tatmin­kâr bir neticeye varmak mümkün ola­caktır.

Başkan Eis.enhower ile Avrupaya ya­pacağım bu seyahat hakkında görüş­tüm.

— D ay ton :                          ;

Amerikan Hariciye Vekâleti Yakın _ Doğu işleri vekil yardımcısı Henry Byroade dün akşam Daytori'da millet­lerarası münasebetler konseyinde ver­diği bir nutukta İsrail - Arap münasebatı hakkında ezcümle şunları söyle­miştir:

«İsrail - Arap münasebati meselesin­de hâkim olan hava o derece his ve heyecan doludur ki sür'atli (bir hal ça­resi bulunması imkânsızdır. Her şeyi en iyi tarafından alsak bile, meselenin "halline doğru terakki kaydetmek son derece güç olmaktadır.Bununla beraber Amerika'nın kendi menfaatine olarak bu durumdan do­ğan ihtilâfları azaltmak için büyük bir gayret sarfetmesi gerekmektedir. Bu­gün İsrail ile Arap devletleri arasında adeta demir perde.diyebileceğimiz bir abluka mevcuttur. Yeni nesiller bir tecrit havası içinde yetiştirilmektedir. Bu nesiller kendilerine devamlı surette ya­pılan propagandanın hakikat olup ol­madığını kendi başlarına takdir ede­cek vaziyette değildirler. Bu durum, ıslah edilmediği takdirde Orta-Doğu'da daha fecî vaziyetlere yol açabilecek ih­tilâfların tohumlarını taşımaktadır.

Size hitabettiğim bu sıralarda İsrail ve Arap milletleri arasındaki kin ve bun­dan neşet edebilecek tehlikeler sarfedilen bütün gayretlere rağmen azala­cağı yerde artmaktadır.»

Bundan sonra Amerikan diplomasisini taraflardan biri lehinde hareket etmek l.e itham edenlere karşı bu siyasetin müdafaasını yapan Henry Byroade söz­lerine şöyle devam etmiştir:

[.Amerikan hükümetinin takip ettiği siyasette İsrail veya Arap taraftarı bir durum yoktur. Orta-Doğu'da bizim tat­bik sahasına koymaya çalıştığımız hu­sus, bu bölgedeki bütün memleketlere karşı tarafsız bir dostluk siyasetinde ibarettir. Ne İsrail, ne de Arap mem­leketleri bunun mümkün olabileceğini düşünmek istememektedirler. Gerek İs­rail, gerekse Arap memleketleri Ame­rika'nın diğer tarafı tuttuğu fikrinde­dirler. İsrail ve Arap memleketleri adeta incil'in şu sözünden ilham alarak ha­reket etmektedirler:

"Benimle 'beraber olmayan benim aley­him dedir.»

İsrail ve Arapların, Amerika'nın, ta­kip ettiği siyasette bitaraf kalarak her iki tarafın da dostu olabileceğini anla­maları çok güç, hatta imkânsızdır.

Henry Byroad sözlerine son verirken su tavsiyelerde bulunmuştur:

«îsrail'lilere şunu söyliyeceğim: Sizler, istiMbalinizi bir genel karargâhı hava­sında arayacağınız yerde yeni bir mil­lî hayatın kurucu ve yapıcıları olarak bu zaviyeden mütalâa ediniz. Kuvvet gösterilerinin ve kanlı misilleme hareketlerinin komşularınızın anlayacağı yegâne siyaset olduğu kanaatini terkedin. Hareketlerinizin, devamlı ola­rak tekrarladığınız sulhsever niyetleri­nize uyacak şekilde tanzimine itina göstermeniz lâzımdır.

Araplara gelince söyliyeceğim şudur : Evvelâ İsrail devletini artık bir emri­vaki olarak kabul etmeniz    lâzımdır.

Harp ile sulh arasında son derece na­zik bir durumu muhafazada açıkça ıs­rar göstermektesiniz. Bununla beraber ne harbi ne de sulhu istiyorsunuz. Bu en tehlikeli siyasetlerden biridir. Kom­şunuz İsrail devleti ile daha az tehli­keli bir durum yaratmak için sarfedilen bütün gayretlere karşı koymaya devam ettiğiniz müddetçe, dünya efkâ­rı umumiyesi bu siyasetinizi gün geç­tikçe daha fazla takbih edecektir."

11 Nisan 1954 — Washington :

Amerikan istihbarat servislerinin 12 Batı Avrupa devletinde cereyan eden seçimlerde alman neticeler gözönünde tutulmak sur.etile hazırlamış olduğu bir tetkik yazısında varılan neticeye gere, 1946 yılından beri Avrupa'daki komünist partilerinde "büyük bir geri­leme mevcuttur. Bununla beraber bu memleketlerden bazılarının güvenliği için büyük bir tehlike teşkil eden ko­münist tehdidi devam etmektedir.

Amerikan hükümeti istihbarat servis­lerinin bu husustaki raporlarında. İn­giltere'de ve bilhassa küçük Avrupa memleketlerinde komünistlerin siyasî nüfuzlarının son derece azalmış olma­sına rağmen Fransa ve İtalya'da ko­münizmin hâlâ bir kuvvet olarak mev­cut bulunduğu belirtilmekte ve her memleketin durumu söyle hülâsa edil­mektedir :

Fransa : Komünist partisi hâlâ büyük' bir siyasî kuvvet olarak mevcuttur. Bilhassa sendikalarda nüfuz sahibi olan parti bununla 'beraber 1946 ya na­zaran üyelerinin yüzde ellisini kaybet­miştir.

İngiltere : Parlâmentoda komünist me­bus kalmamıştır.

Danimarka : Komünist seçmenlerin sa­yısı yüzde 60 nisbetinde azalmıştır.

Norveç : Komünist partisinin 1945 de sahip olduğu 40.000 üyeye mukabil bu gün 10.000 üyesi vardır.

İsveç: İsveç millî meclisinde evvelce 8 mebusu olan komünist partisinin bu­gün ancak üç mebusu vardır. Seçimler­de komünistler umumî oy yekûnunun ancak yüzde 3,5 ğunu almışlardır.

İsviçre : Komünistlerin seçimlerde al­dıkları oy sayısı 50.000 den 30.000 e düşmüştür.

Avusturya - Almanya : Komünistlerin parlâmentolarda siyasî temsilcileri ar­tık kalmamıştır.

Hollanda : Komünist nüfuzu 1937 den beri en aşağı seviyesine düşmüştür.

Belçika : Komünistler seçimlerde 1932 den beri en aşağı sayıda oy almışlar­dır.

Lüksemburg : Komünistler 1952 seçim­lerinde evvelce sa'hip oldukları 23 me­busluktan 11 ini kaybetmişlerdir.

İzlanda: Son yıllar zarfında ilk defa olarak komünistler 1953 seçimlerinde geniş ölçüde oy kaybetmişlerdir.

— Minneapolis (Minnesota) :

Birleşik Amerika Hariciye Vekili M. Dulles'e vekâlet eden M. David Wainhouse dün akşam Minesota üniversi­tesine mensup bir tetkik grupunun önünde yaptığı bir konuşmada Birleş­miş Milletler anayasasından bahsede­rek ezcümle şunları söylemiştir :

Birleşik Amerika hükümeti Birleşmiş Milletler anayasasında değişiklikler ya pumasına taraftardır. Ancak, Sovyet­ler Birliğini bu beynelmilel teşkilâtı terketmege icbar .edecek her türlü ted­birlerin  alınmasına açıkça muarızdır.

M. Wainhouse göre Sovyetler Birliği, Birleşmiş Milletleri terkedecek olursa, bu beynelmilel teşkilât Doğu ile Bat: arasında konuşmaları idame ettirmek hususundaki rolünü artık ifa edemiyecek ve toplantılarının sayısı bu sebep­le azalmış olacaktır.

245 — 15

— "Washington :

Amerikan hükümeti bugün Sovyet hü­kümetine tevdi ettiği yeni .bir nota ile, komünist Çinin Cenevre konferansın­da «davetli" statüsünü hâiz olacağını haber vermiş v.e bu memleketin Cenevreye beş büyük devletlerden biri sıfatiyle geleceği yolundaki Sovyet tefsir tarzını reddetmiştir.

15 Nisan 1954

— Washington :

Başkan Eisenhower Laos kralının tah­ta çıkışının 15 inci yıldönümü münase­betiyle bugün gönderdiği tebrik mesa­jında kralın Vietnamlılara karşı yapı­lan harpte gösterdiği cesaret ve lider­lik vasfını takdir etmiştir.

Eisenhowerin bu mesajını Dışişleri Ve­kâleti yayınlamıştır.

— Washington :

Birleşik Amerika müşterek kurmay he­yetleri başkanı Amiral Radford Amerikan gazeteciler cemiyeti, için hazırla­dığı yazıda şöyle demektedir :

«Güney Doğu Asyada stratejik menfa­atleri bulunan hür memleketler arasın­da tesanüt, birlik ve sağlam bir işbir­liği ihtiyacı kendini göstermektedir.

Hür milletler demir perdeye artık tek bir toprak parçası vermemeğe azimli­dir.

Hiç kimse tereddüt etmemelidir ki Sovyet komünistleri dünya hâkimiyeti peşinde koşmaktadırlar.

Hindicini bu sıralarda komünist yayıl­masının en mühim noktasıdır, buranın kaybı bütün Güney Doğu Asyanm kaybına müncer olabilir. Birleşik Ameri­ka, Hindiçinide Poster Duîles'm teklif ettiği müşterek harekete diğer hür mil­letlerin de katılmasını beklemektedir.». Amiral Radford diğer taraftan Fransa ve îtâlyaya da hitap eder.&k Avrupa savunma camiası antlaşmasını tasdik etmelerini istemiştir.

Kuzey Atlantik teşkilâtı her şeyden, önce Almanyanın. yardımına ve Fran­sız - Alman birliğine muhtaçtır. Av­rupa kendi kaynaklarına güvenmelidir ve bu camia andlaşması bu istika­mette atılmış iyi bir adımdır.

Arap - İsrail ihtilâfı Orta Doğu (bölgesinde barışı tehlikeye düşürmüştür. Bu bölgenin kaybı bizim için bir felâket olur. Buradaki petrol kaynakları, Do­ğu ve Batıyı birleştiren yollar ve Rusyanin burada peyki bulunmaması Or­ta Doğunun ehemmiyetini arttırmakta­dır.

— Syracuse (New - York) :

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Duiles'in bugün uçakla Paristen buraya avdetini müteakip okuduğu yazılı be­yanatın metni aşağıdadır :

«Hindiçinî'deki nazik durum ve bunun Güney Doğu Asya ve Pasifikte birçok memleketin hayatî mahiyetteki menfa­atleri için teşkil ettiği tehlike sebebiy­le Londra ve Parise gitmiş bulunuyo­rum. Bu hayatî mahiyetteki menfaat­ler arasında Fransız birliği ile İngiliz milletler camiası menfaatleri de mev­cuttur. Seyahatimin neticelerinden memnun olarak dönmüş bulunuyorum.

Çinin, komünizm lehine kaybedilmesi büyük bir felâket olmuştur. Güney-Doğu Asya ile Pasifik adalarının temsil ettiği stratejik durum ile geniş ikti­sadî kaynaklar ve milyonlarca insanın kaybı da 'buna inzimam edecek olursa felâket daha da büyük olacaktır. Bu bölgede hayatî mahiyette menfaatlere sahip hür memleketler gayelerinde müttefik oldukları ve bu gaye tam bir anlayışa dayandığı takdirde Hindicini harbinin yayılmasına sebebiyet ver­meden bu kayba engel olunacağına e-minim. Bu anlayış Londrada başvekil Churchill ye Dışişleri Vekili Eden, Pariste de başvekil Lamel ve Dışişleri Vekili Bidauît ile yaptığım görüşmeler sayesinde daha ziyade artmıştır. Müş­terek gayelerimiz, salı günü Londrada, Çarşamba günü de Pariste yayınlanan müşterek demeçlerle açıklanmıştır. -Daha ben (Londradan ayrılmadan Tayland hükümeti gayelerimizi tasvip et­tiğini  bildirdi.  Filinin     Reisicumhuru Magsaysay de az Önce prensip itibariy­le muvafakatini haber verdi.

Kanaatimce, müsfoet bir şekil almak­ta bulunan bu birlikten hür dünya, ko­münistleri dünyanın mühim bir kısmı­na hâkim olmak yolundaki büyük ih­tiraslarından vaz geçmeye sevkedecek, bir kuvvet kazanacaktır.

öbür hafta bağlıyacak olan Cenevre konferansı bir deneme mahiyetinde olacaktır. Hür dünya azimli davrandığı takdirde, Cenevre konferansının Gü­ney Doğu Asyada ve Pasifikte hürri­yet dâvasına yardım edeceğine ve bu hürriyetini barış ve adalet içinde ko­ruyacağına her zamandan fazla emi­nim. »

— New-York :

Ordu Vekâletinden bugün kongreye bildirildiğine göre Sovyet Rusya, tadı, kokusu ve rengi olmiyan zehirli gaz stoku yapmakta ve »bu gazı meydana çıkarmak hususunda araştırılan «vası­taların temininde bir miktar başarı» elde edilmiş 'bulunmaktadır.

Bu açıklama, Temsilciler Meclisi tah­sisat komisyonunca dün gece yayınla­nan ordu araştırma ve geliştirme mü­tehassıslarının raporlarında yer al­maktadır.

Kimya harbi şubesi reisi, tahsisat ko­misyonunda verdiği izahatta, şubenin faaliyetlerinin zehirli gaza kargı gelen ve 'gene en müessir gaz silâhlan ile mukabeleyi sağlayan bir müdafaa im­kânı bulmak istika metinid'e yönetilmiş olduğunu belirtmiş ve şunları ilâve et­miştir :

«Kuvvetli düşmanımızın kokusu, ren­gi ve tadı olmıyan çok mühim bir gaz imal etmekte olduğunu biliyoruz.»

16 Nisan 1954

— Augusta (Georgia) :

Başkan Eisenhower, Avrupa savunma camiası andlaşması âkidi altı memle­ketin başvekillerine hitaben bugün yayınladiğı mesajda ezcümle şöyle de­mektedir Avrupa savunma camiası andlaşmasını meriyete vazetmek için gerekli ted­birlerin alınmak üzere olduğu bu ta­rihî anda, Amerikanın bu mssele üzerindeki görüşünü ve Avrups ordusu ile Atlantik paktı arasındaki münase­betleri belirtmeyi faydalı    buluyorum.

Amerika, Atlantik andlaşmasma sıkı surette 'bağlıdır. Bu andlaşma Ameri­kanın güvenlik prensiplerine uygun bulunmaktadır. Ve yine bu andlaşma sayesinde bu güvenlik müessir surette korunacaktır. Milletlerarası durumun veya Amerikanın her hangi bir mem­leketle olan münasebetlerinde vukubulacak değişikliğin bu esası değiştirmiyeceği bilinmelidir. Amerika Atlantik paktı andlaşması gereğince 'girmiş ol­duğu taahhütleri yerine getirmekte ku­sur etmiyecektir.»

Başkan Eisenhower mesajına şöyle de­vam etmektedir :

«Avrupa savunma camiası Atlantik bir­liğinin ayrılmaz bir parçası olacak ve bu çerçeve dahilinde Avrupa kıtası üzerinde Amerikan kuvvetleri ile Av­rupa savunma camiası kuvvetleri ara­sında devamlı ve sıkı bir işbirliği sağlıyacaktır. Şuna kaniim ki, Avrupa sa­vunma camiası yürürlüğe girince Av­rupa savunmasının sağlam bir temeli­ni teşkil edecek ve Avrupalı milletler camiasının tedricî inkişafına yol aça­caktır. Amerika, bu prensipleri hesaba katmak suretiyle Batı Avrupa memle­ketlerinin Avrupa savunma camiasının tasdiki için vakit geçirmeden fiiliyata gireceklerinden emindir.

Bu andlaşma yürürlüğe girince Ameri­ka Atlantik paktının sağladığı haklar ve tahmil ettiği vecibelere uygun ola­rak hareketlerini aşağıdaki prensip ve taahhütlere uyduracaktır :

1.— Amerika Almanya da dahil   ol­mak üzere Avrupada    gerekli    askerî kuvvetleri bulundurmakta devam ede­cek ve bu suretle Kuzey Atlantik mü­dafaa bölgesinin kuvvetlerine hakka­niyet dairesinde iştirak etmiş olacak­tır. Bu bölgede bir tehdit devam ettikça Amerikan kuvvetlerinin  idamesin­den de vazgeçilmiyecektir.

— Amerikan Atlantik Baktı âkitle-rine ve Avrupa savunma camiası üye­lerine müşterek menfaatleri ilgilendi­ren meselelerde danışacaktır. Avrupa savunma camiası ve Amerikan kuv­vetleriyle Atlantik camiasına dahil di­ğer kuvvetlerin durumu meselesi de bu danışmalar çerçevesine girecektir.

3.— Amerika bir yanda Avrupa sa­vunma camiası kuvvetleri, diğer yan­da Amerikan ve diğer Atlantik kuv­vetleri olmak üzere, kumandanlık, ta­lim  terbiye,  taktik  destekleme  ve lo­jistik teşkilât bahislerinde bir birlik ve beraberliğe ulaşılmasını teşvik ve tes­hil edecektir.

4.— Kongreye gönderdiğim tavsiyele­re uygun olarak, Amerika yeni silâh­lardan ve bu    silâhların    tekniğinden müttefiklerini haberdar etmek ve   bu suretle   kollektif   savunmayı   daha   iyi bir hale getirmek çarelerini araştırma­ya devam edecektir.

5.— Amerika, Avrupa savunma camiasının idamesini, birlik ve beraberliği­ni desteklemeyi siyasî 'bir yol    olarak kabul etmiştir. Amerika bu yolda, ne­reden  gelirse  gelsin,  bu birliği  tehli­keye düşürecek olan her tehdidi Ame­rikanın 'güvenliğine    yöneltilmiş     bir tehdit  telâkki   edecektir.  Bu   takdirde Amerika, müttefikleriyle Atlantik pak­tının  dördüncü  maddesinde  musarrah bulunan istişarelerine bağlıyacaktır.

6.— Amerika, esası: menfaatlerine uy­gun olarak Kuzey Atlantik andlaşmasını ,antlaşmanın tasdiki tarihinde hâ­kim olan zihniyete göre mütalâa    et­mekte ve bu camiayı mahdut senelere şâmil  değil  rnüddetsiz  bîr birlik ola­rak kabule temayül etmektedir.»

— Nevv-York :

Haricî teşkilât idaresinden dün açık­landığına göre. Norvece 1955 malî yılı içinde 8.600.000 dolarlık askerî yardım yapılacaktır.

Ayni yıl içinde Danimarka'ya yapılacak yardım ise 11.300.000 rd'olar tutarında­dır.

17 Nisan 1954

—  Augusta :

Beyaz Saraydan bugün açıklandığına göre, Başkan Eisenhower, Hindicimde komünistlere karsı iyi bir müdafaa ya­pan Dien Bien Phu garnizonuna şahsî bir tebrik mesajı göndermiştir.

Eisenhower geçen hafta da Fransa Cumhurbaşkanı Coty ile Vietnam dev­let 'başkam Bao Dai'ye bu mealde birer mesaj göndermişti.

—  New-York :

Dış faaliyetler idaresinden (Foa) bu­gün bildirildiğine göre, Hanı pamuk, yağ ve reçina satın almak üzere Almanyaya 3.500.000 dolar tahsis edilmiş­tir.

18 Nisan 195-1

—  New-York :

Birleşik Amerika birlikleri iki yeni tip atom silâhı ile teçhiz edilmeye başlan­mıştır.

Bu silâhlardan birincisi ses süratinden daha hızlı giden güdümlü ve uzun menzilli bir füzedir. Diğeri 280 mili­metrelik atom topları ile atılan bir mermidir. Bu mermi yüzlerce top mermisine muadildir.

—  New - York :

Müteveffa Franklin Roosevelt, 1941 de Japon tecavüzünü arzu etmiş mi idi?

Amerika'da yeni basılan bir kitap bu suali günün mevzuu haline getirmiş bulunmaktadır.

Kitabin müellifi amiral Robert Theobald, müteveffa başkanın, Amerİkayi harbe sokabilmek için, Japonların te­cavüzünü arzu etmiş olduğunu ileri sürmektedir.

Bu iddiayı ele alan Nev - York Times gazetesinin askerî bahisler yazarı Han-son Badwin, Amerika harbe girdiği sırada yüksek askerî mevkilerde .bulu­nan bazı zevata müracaat ederek bu iddianın kendilerince doğru olup ol­madığını sormuştur. Fikirlerine müra­caat edilenler arasında zamanın kara kuvvetleri kurmay başkanı General Ge-oı-ıge Msrshaîi ile yine 1941 de de­niz kurmay başkanı Harold Stark da vardır. Bu iki asker, müteveffa baş­kan Rooseveitin, 194Î yılı aralık ayın­da PearI Karbourda tezahür eden Japon tecavüzünü arzu etmiş olduğunu düşündürecek iıer hangi bir belirtiye rast! amış olup olmadıkları hakkında sorulan suale kat'î olarak menfî cevap vermişlerdir.

— New-York :

Bsleha dairesinden dün akşam bildiril­diğine göre, Amerikan kuvvetlerine iki yeni silâh daha teslim edilecektir. Bunlardan biri «Corporal», diğeri «Honest John» adını taşımaktadır. «Corporal telsizle idare edilen bir silâhtır. Menzili atom topundan büyük olup 45 kilometreye erişmektedir. Sürati, ses hızının »birkaç mislidir.

«Honest John» a gelince, bir nevi ağır füze olan bu silâh evvelden tayin edil­miş bir istikamete atılmaktadır. Men­zili atom mermisi kadardır. Bu silâh -Özel bir rampadan atılmaktadır. Kud­reti yüz atom obüsünün kudretine mu­adildir.

19 Nisan 1954

— New - York :

Birleşmiş Milletlerde Amerika başmurahhasi Henry Cabot Lod'ge, Birleşik basm azasının bugün tertipledikleri yıllık öğle yemeğinde söz alarak, ko­münist Çin rejimi ve taraftarlarının ileriye muzaf iyi hareket va'dinde bu­lunmak suretiyle rüşvet vererek Bir­leşmiş Milletlere girmek için girişecek­leri bütün manevralara Birleşik Ame­rika azim ve sebatla mukavemet ede­cektir. Demiş ve şunları ilâve etmiş­tir :

Harbe millî bir politika olarak bel bağ­layan bir rejimi Birleşmiş Milletlere kabul etmek, Birleşmiş Milletlerin istikbaldeki nesilleri harpten korumak esas prensibine çirkin bir tezat teş­kil edecektir.

Muslihane maksatlarda kullanılmak üzere milletlerarası bir atom stoku ya­pılması hususunda, cumhurreisi Eisenhower'in sekiz aralıkta Birleşmiş Milletlerdeki hitabesiyle Amerika, soğuk harpteki teşebbüsü Rusların elinden almıştır. Oysa ki bundan birkaç sene evvel bu teşebbüs münakaşa götürmez bir şekilde Rusların elinde bulunmak­ta idi.

Teşebbüsü ele alan biziz. Beyanatında teklifi yapan da başkanımızdır. Bina­enaleyh dünya muvacehesinde harpçı görülenler kendileridir.

Komünist Çin şu sebeplerden dolayı Birleşmiş Milletlerde temsil edilmeye lâyik değildir:

2.— Birleşmiş Milletler prensiplerine karşı defalarca ve açıktan açığa nefret ve hürmetsizliğini ifade etmiştir.

3.— Birleşmiş Milletlerce, Korede   bir mütecaviz olarak damgalanmıştır. Ko­münist    Çin Korede  sulhu müdafaa eden binlerce Amerikan ve diğer mil­letlerin askerlerini öldürmüş ve yara­lamıştır.

4.— Vietminhli  kuvvetlere yardımda bulunmak, müşavir ve teknisyenler te­min suretiyle Hindicini d eki tecavüzler hâlâ desteklemektedir.

5.— Hükümet ve kaynaklarım ele ge­çirerek müdafaasız Tibeti işgal etmiş­tir.

6.— Malezya ve Güney Doğu Asyanın öteki kısımlarında çetecilik ve yıkıcı­lık hareketlerini himaye etmektedir.

7.— Birleşmiş Milletler adma Korede
savaşan Amerikalılarla diğer milletle­
re korkunç vahşetlerde bulunmuş, söz­de askerî sırları öğrenmek ve itirafta bulundurmak için esirlere bedenî    ve fikrî işkenceler yaptırmıştır.

8.— Komünist Çin 32 Amerikan sivili­ni  mesnetsiz  olarak   barbarca   şartlar altında esir ve masura misyoner gaze­teci ve tacirleri gaddarca ve 'gayri in­sanî muamelelere tâbi tutmaktadır.

9.—  Amerikanın   itibarını     sarsmak, prestijini yıkmak için aslı olmıyan id­dialara baş vurarak,    memleketimizin mikrop  harbine  giriştiğine dair sahte deliller ortaya atmakta    ve    Amerika aleyhine büyük bir propaganda kam­panyasına atılmış bulunmaktadır.

10.— Milyonlarca esir tebaasını boğaz­latmış ve milyonlarcasını da esir köle haline getirmiştir.

— New-York :

Savunma Vekili Charles Wilson, tem­silciler meclisinin bütçe talî komisyo­nu önünde izahat vererek Amerika kı­tasının hava tehlikelerine karşı savu­nulması için gelecek 1 Temmuzda baş­lıyan malî yılda 3 milyar 700 milyon dolar sarfedileceğini bildirmiştir.

Bu krediler, bir radar şebekesinin ta­mamlanarak çalıştırılması, yeni uçak ve mermilerin imali ve hava savunma­sında kullanılacak diğer silâhların yer­leştirilmesi için sarf edilecektir.

Savunma Vekili Amerikanın bir atom tecavüzüne karşı «nisbeten korunmuş» bir durumda olduğunu bildirmiş ve şöyle demiştir :

Askerî bakımdan, tecavüzü Önliyebilecek derecede kuvvetliyiz ve Ruslar, derhal mukabelede bulunacağımızı bil­diklerine göre, bizim topraklarımıza atom bombası atarak harbe başlamıya her halde teşebbüs  etmiyeceklerdir.«

Amerika hükümetinin Pasifikte bulun­durmak istediği askerî kuvvet miktarı üzerinde talî komisyonun kendisine sorduğu bir soruya "Wüson şöyle cevap vermiştir :

«Şüphesiz ki Birleşik Amerikanın da­imî olarak Pasifikte 10 veya 11 tümeni­ni dağılmış olarak muhafaza etmesi beklenemez.

Güney, Korenin şimdilik 20 tümeni ha­zır olarak elde tuttuğunu bildiren Charles Wilson sözlerini şöyle bitir­miştir :

«Düşmanların arttığını da hesaba ka­tacak olsak yine Pasifikte çok fazla birliğimiz olduğunu görürüz. Duru­mun elverişli olması nisbetinde bu kuvvetlerin bir kısminin vatana dönmesi düşünülüyor.»

20 Nisan 1954

—  New-York :

1 Amerika Maliye Vekâletinden bildiril­diğine göre, 1 Temmuzda başlamış olan bu malî yılın ilk dokuz ayı zarfında Federal bütçe açığı 2 milyar doları aş­mıştır. Filhakika 47.668.000.000 dolar gelir sağlanmış, giderler ise 47 milyar 965 milyon doları aşmıştır. Bu malî yıl zarfında 67.628.000.000 dolarlık bir ge­lir ve 70.92.000.000 dolarlık bir gide;-tahmin edilmiştir. Bütçe açığı da 3 mil­yar dolardan biraz fazla olarak hesap­lanmıştır. Geçen seneki açık 9,5 mil­yar doları bulmuştu. 31, Mart günü. devlet borçlarının yekûnu 270 milyar olarak tesbit edilmiştir. Kanunî hudut 275 milyar dolardır.

—  Macon (Georgia) :

Hava kuvvetleri kurmay başkanı ge­neral Nathan F. Twining, Macon tica­ret odasında verdiği bir nutukta şöy­le demiştir :

c Birleşik devletlerin hava kuvveti, çok kudretli olan diğer silâhlara bağlıdır. Eğer, bu kudretli silâhlar kanun dışı edilecek olursa, Amerikanın şimdiki uçakları, gelecekte çok daha fazla sa­yıda olması icabeden geniş bir hava kuvvetinin çekirdeğini teşkil edecektir. Atom bombası taşıma kiçin yapılan bütün uçaklar, diğer bombaları da ta­şıyacak yapılıştadır. Uçaklarımız, han­gi çeşitten olursa olsun bir harbi, her hangi bir zamanda ve yerde yapabile­cek kudrettedir.

Uçakların kudretinin taşıyabildikleri bomba ağırlığı ile ölçüldüğünü hatır­latan general Twining şunları ilâve et­miştir :

«O derece kudretli silâhlara ve hare­ket kabiliyetli bir hava ordusuna sahi­biz ki., hic bir millet bizimle savaşa gi­rişmeye cesaret edemez. Bu kuvvet kullanılsın veya kullanılmasın, her za­man için, bir tecavüz karşısında en iyi savunma vasıtamız olacaktır. Bu, memleketimizin sahip olduğu en büyük ga­rantidir. »

21 Nisan İ954

— New-York :

Hâlen Washington'da bulunan M. Harold Stassen, İspanyol Ticaret Vekili M. Manuel Urburua ile yaptığı 'bir gö­rüşmeden sonra şu beyanatta bulun­muştur :

«İspanya ile Birleşik Amerika arasın­daki işbirliği, gerek bizim gerekse dost milletlerin müşterek müdafaa prog­ramlarına iştirak hususundaki kudre­timizi arttırmak ve hem de beynelmi­lel ticareti teşvik etmek bakımından dünya barış ve güvenliğinin idamesine ehemmiyetli bir şekilde hizmet ede­cektir."

22 Nisan 1954

— Washington :

Güney Kore cumhuriyetinin Washing­ton Büyük Elcisi M. Yu gang Yang dün akşam yaptığı bir beyanatta, müspet neticeler alınmadığı takdirde Ce­nevre konferansını terkedeceğine dair Birleşik Amerika hükümetinden «müsbet teminat" aldığını söylemiştir.

Güney Kore Büyük Elçisi kendi kana­atine göre, bu konferans 'başlıca hedefi itibariyle akim kalacak yani Kore ve Hindicini için âdil ve 'devamlı bir sul­hun tesisi yolundaki gayesini tahakkuk ettir emiyecektir. Zira yine kendi kana­atine göre komünistler sulhu arzu et­memektedirler.

M. Yu Şang Yanj sözlerine şöyle bitirmiştir: :

«Kore, komünistlere karşı hür dünya ile işbirliği yapmak hususundaki arzu­sunu ispat için konferansa iştirak et­mektedir. Eğer 90 gün zarfında müsbet neticeler tahakkuk ettirikmezse evvel­ce de bildirmiş bulunduğumuz gibi konferansı terkedeceğiz.

— Washington :

Birleşik Amerika Hariciye Vekâleti Rus işleri mütehassıslarının tahminine göre yeni Sovyet bütçesi Kremlinin po­litikasında büyük bir değişikliğin vu­kuunu ifade eder mahiyette görünme­mektedir.

Washingtonda ilgili hükümet makam­larının hâlen yapmakta oldukları ilk tetkiklerden anlaşıldığına göre, bu büt­çenin başlıca hedefi Sovyetler Birli­ğinde kuvvetli bir orduyu hazır tut­mak, bu memleketin iktisadî kudretini değiştirmek ve halkın hayat seviyesini düzeltmektir.

Askerî masraflara gelince, ayni Ameri­kan, mütehassıslarına göre, Kremlin ta­rafından 'bildirilen yüzde on nisbetindeki kısıntıya bakıp hayale kapılma­mak lâzım gelir. Bu indirme, Öyle gö­rünüyor ki, Cenevre konferansının ari­fesinde her şeyden evvel bir propagan­da jestini ifade etmektedir ve Moskovanın bu yıl orduya daha az tahsisat ayırmak fikrinde bulunduğuna kafi­yen delâlet etmez.

Filhakika ve yine ayni mütehassısla­rın işaret ettiklerine göre abkerî mal­zemeden feir çoğuna ait fi atların biz­zat Sovyet hükümeti tarafından tesbit edilmekte olduğu bilinen bir keyfiyet­tir. Bundan başka, bu ayın 'başında Sovyet hükümeti bazı istihlâk madde­lerinin fiatlarında yüzde 5 ilâ 44 nö­betinde indirmeler yapılması için bir kararname çıkarmıştır. Ve bundan ma­ada, Sovyet askerî masraflarından ol­dukça mühim bir kısmı bütçenin diğer fasıllarında saklanmış bulunmaktadır.. Ve nihayet 'Amerikan mütehassısları şu cihete dikkati çekmektedirler: «Açıklanmış» olan askerî masraflar yüz­de onbir eksilmeye delâlet etmekle be­raber bütçede masrafların heyeti umumiyesinde bir artms mevcuttur ve ev­velki sene 460 milyar, gecen sene 530.5 milyar ruble olan umumî masraf butçesî bu sene 562,7 milyar rubleye ba­liğ olmuş bulunmaktadır.

— Washington :

Kamboç büyük elçiliğinden bugün ha­ber verildiğine göre, Kamboç Büyük Elçisi Nong   Kimny,    Vietminhlileri Kamboç topraklarını ihlâl etmelerini protesto eden bir muhtırayı bugün Bir­leşmiş Milletlere tevdi ile, ziyaret et­tiği Birleşmiş Milletler Genel Sekrete­ri Dag Hammarskjold'e hükümetinin, Birleşmiş Milletler Anayasasının 35 inci maddesine dayanarak gereken ha­rekete geçilmesi yolunda daha ileriki "bir tarihte müracaat hakkının mahfuz tuttuğunu beyan etmiştir.

Los Angeles :

Başkan Eisenhow.er'in resmî sözcüsü olduğunu belirten başkan muavini Richard Nixon, dün gece televizyonla yaptığı bir konuşmada, hükümetin Hin­dicini siyasetine temas ederek şunları söylemiştir:

«Eisenhower idaresi Amerikan çocuk­larını Hindicini veya dünyanın her han:gi bir bölgesinde kan dökmekten muhafaza edecektir. Fakat hükümetin Hindicini siyasetinin muvaffak etsizlige uğraması Asyayı komünistlerin hâkimiyetine terkedecek, bu ise 3 üncü dünya harbine yol açacaktır.»

Kixon, hükümetin dış siyasetini Öve­rek, «yeni bir harbi önlemenin tek ça­resi, Kremlin liderlerine karşı kuvvet­li davranmaktır." demiştir.

Chicago ;

Atom enerjisi komisyonu azalarından birinin bildirdiğine göre, atomdan is­tihsal .edilecek elektrik enerjisinin bü­tün diğer yakıtlardan ucuza mal ola­cağını söylemiştir.

Komisyon âzası Henry Smyth, diğer yakıtların çok pahalıya mal olduğu ba­zı bölgelerde atom enerjisinden istifa­de edildiğini bildirmiş, fakat bu böl­gelerin yerini açıklamamıştır.

Smyth 1975 yılma kadar memleket yakıt ihtiyacından yüzde onunun atom enerjisi ile tatmin edileceğini bildirmiş bu nisbetin gittikçe artacağını ilâve et­miştir.

"Washington :

Hindiçiniye Fransız takviye kuvvetle­ri "taşımakta olan Amerikan uçaklarının Hint topraklan üzerinden geçme­lerine müsaade etmemek yolunda Ye­ni Delhi hükümetinin vermiş olduğu, karar Amerikan parlâmento çevrelerin­de büyük bir hayal kırıklığı doğurmuş­tur. Bu kararın bu yıl Hindistana ya­pılması tasarlanan 85 milyon dolarlık iktisadî yardımı tehlikeye düşürmesi mümkündür.

Ayan Meclisi çoğunluk lideri Knowland bu sabahki bir müzakere sırasında şöyle demiştir : «Bu karar kongre, Amerikan milleti ve bütün dünyama hür insanları için büyük bir hayal kı­rıklığı doğuracaktır. Hindistanın bu "kararı, Birleşmiş Milletlerdekî Hint heyetinin komünist blok lehine sık sık aldığı duruma çok uygundur.»

Ayan Meclisi tahsisat komisyonu baş­kanı Bridges, Hint hükümetinin tnr kararı karşısında çok şaşırdığını, ha­yal inkisarına uğradığını ve üzüldüğü­nü 'bildirmiştir.

24 Nisan 1954

— Washington :

Pakistandaki Amerikan askerî tetkik heyeti Reisi Tuğgeneral Harry Meyers, heyetinin müdafaa vekiline sunacağı rapor tasarısının hazırlanmasına neza­ret etmek üzere bugün buraya gelmiş­tir.

Bu rapor, güvenliğini takviye için Pakistana yapılacak askerî yardımın nevi ve miktarını tesbite esas olacaktır. As­kerî şahsiyetler, eğer İhtiyaç varsa ve-kullanılabilirlere bu maksat için şim­diki fondan 75.000.000 dolar alınabile­ceğini açıklamışlardır.

Bundan başka Önümüzdeki 1 Tem­muzdan itibaren başlıyacak malî yıl bütçesinde de Pakistana muvakkat ve açıklanmıyan bir miktar ayrılmış 'bu­lunmaktadır.

Heyet âzası, Pakistan silâhlı kuvvetle­rinin evsafı ve maneviyatını hararetle övmekte ve tetkikleri sırasında Pakis­tan resmî şahsiyetlerinin ellerinden ge­len her türlü yardımı yaptıklarını söy­lemektedirler.

25 Nisan Î954

— Asilomar (California) :

Birmanyanm Birleşik Amerika Bü­yük Elçisi James Barrington, dün gece dünya meseleleri konseyinin sekizinci yıllık toplantısında, Asya için asıl teh­likenin komünizmden ziyade müstem­lekecilik olduğunu söylemiştir.

Barrington, »Batı dünyası Asyada ko­münizmi önlemek için her şeyden ön­ce sefalet ve cehaletle mücadele etme­lidir» demiştir.

26 Nisan 1954

Washington :

Birleşik Amerika istihbarat kaynakla­rından bildirildiğine göre, Rusya Gü­ney Amerika memleketlerinde komü­nistlerin faaliyetlerini arttırmak için büyük para yardımlarında bulunmak­tadır.

Ayni kaynaklara göre, Güney Ameri­ka cumhuriyetlerindeki komünist par­tilerin Kremlin ile rabıtaları kuvvet­lenmiştir.

Washington :

Demokrat ayan âzası Edwin Johnson bugün hükümetten, Hindicimde «Vakit çok geç olmadan Fransasım şerefli bir barış yapmasını» talep etmesini mistir.

WT

Senatör Meclîste yaptığı konuşmada Amerikanm Hindiçiniye asker gönder­mesi ihtimalini şiddetle tenkit etmiş ve demiştir ki:

«Birleşik Amerika müstesna, Fransız­lar ve bütün müttefikleri biliyorlar ki Fransa kazanamaz.»

Hindiçinîde Fransanm sömürgeciliği­ne hücumda bulunan Johnson Avrupa ve Asyadaki müttefiklerin Hindicini harbinde Amerikaya iltihak etmiyeceklerini, zira bunların Hindicini har­bini bir komünist tecavüzü olmadîğını bildiklerini söylemiş ve «Hindiçinide Fransanın sömürge politikasına muhalefet eden kuvvetlerin haklı  olduklarını bunlar bilmektedir» demiş­tir.

Washington :

Bugün Amerikan ticaret odasının yıl­lık toplantısında söz alan başkan Eisen-hower ezcümle demiştir ki:

«Hindicini savaşının neticesi Amerika için son derece büyük bir mâna ifade etmektedir. Büyük kararlar almak zamanı gelmiştir.»

Demokrat Japon hükümetinin bekası­nın, Güney Doğu Asya hâdiselerine bağlı olabileceğini, zira Japonyayı bu bölge ile geniş bir ticareti olduğunu belirten Eisenhower, Cenevre konfe­ransının bugün hüküm süren tehlikele­re barışçı bir ha1! çaresi sağlayabileceği ümidini izhar etmiştir.

Washington :

Amerikan Hariciye Vekâleti sözcüsü­nün bugün bildirdiğine göre, Amerika Iraka askerî bir yardımda bulunmayı kararlaştırmıştır.

Bu karar Bağdat hükümetinin 1953 martında yaptığı resmî bir talep üze­rine alınmıştır. Bu hususta 21 Nisan tarihinde Bağdatta 'Amerika ve Irak hükümetleri arasında bir anlaşmaya varılmıştır.

Sözcünün ilâve ettiğine göre, Irakın askerî bakımdan ihtiyaçlarını tesbit et­mek üzere bir Amerikan askerî heyeti pek yakında Iraka gidecektir.

27 Nisan 1954

— Washington :

Temsilciler Meclisinin tahsisat komis­yonu silâhlı kuvvetler bütçesinin tet­kikini sona erdirmiş ve kararlarını meclise bildirmiştir.

Komisyon, en büyük hisse hava kuv­vetlerine ait olmak üzere deniz, hava ve kara kuvvetleri için 28.680.706.500 dolarlık bir bütçenin kabulünü tavsiye etmektedir. Bu .meblâğ müdafaa Ve­kâletinin teklif ettiği miktardan 1 mil­yar 208.348.500 dolar eksiktir. Bununla beraber indirilen miktarlar için alâ­kalı servislerin mutabakatı alınmış ve hattâ baz: indirmeler bu servisler ta­rafından talep edilmiştir.

Bu. suretle Amerikan silâhlı kuvvetleri, daha evvelki seneler zarfında kabul edilip henüz istimal edilmemiş oÎ2n tahsisatın da ilâvesi suretiyle 1 Tem­muz 1955 ten itibaren başlayan malî yol için ceman 76.374.000.000 dolarlık bir tahsisata malik olacaklardır.

Komisyonca tavsiye edilen 28 milyar 680.706.500 dolarlık yeni tahsisatın şek­li aşağıda gösterilmiştir :

Kara orduları:     7.615.523.000 dolar.

Bu miktar başkan tarafından teklif edilmiş meblâğdan 595.477.000 dolar eksiktir. Ve 1954 malî yılı bütçesine nazaran da 5.321.883.000.— dolar daha az bir tahsisatı ifade etmektedir. Bu tahsisata göre Amerikan kara orduları mevcudu 1.308.600 olarak hesap edil­miştir. Fennî araştırmalar için ayrılan tahsisat miktarı 345 milyon dolara ba­liğ olmaktadır.

Bahriye ve bahriyeye bağlı kuvvetler:

9.705.818.500 dolar. Bu meblâğ hükü­met tarafından talep edilen miktardan 595.477.000 dolar eksik, fakat 1954 büt­çesine nazaran da 250.000.000 dolar faz­ladır. Bu tahsisatlar 1080 geminin faal hizmette ve 1400 geminin de ihtiyatta tutulması ve ayrıca 30 yeni geminin inşası hesap edilmiştir. İnşa edilen bu yeni gemiler arasında Forrestal tipin­de 4 üncü bir uçak gemisi ve 3 üncü bir atom denizaltısı da vardır. Bahri­yeye bağlı hava kuvvetleri 9941 uçakr tan mürekkep olacaktır. Bahriye silâhendazları üç tümenden ve bunlara bağlı üç hava filosundan mürekkep olacaktır. Fennî araştırmalar için 419 milyon 874.000.— dolar tahsis edilmiştir. Bahriye mevcudu gemilerde hiz­met edenler 712.400 ve karada hizmet edenler 220.000 olarak hesap edilmiş­tir.

Hava kuvvetleri :10.819.310.000.— dolar tahsis edilmiştir. Komisyonca 380 mü-

dolarlık bir indirme yapılmıştır..

Bu  yılın  tahsisatı bir sene  evvelkine nazaran çok cüz'î bir farkla daha eksiktir. Bütçede 1957 senesi haziranının 30 una kadar 137 hava filosunun teş­kili ve bu filolardan 30 haziran 1955 te 120 sinin ve 30 haziran 1954 te de 115 inin hazır olması  derpiş  edilmektedir.

Faal hizmetteki uçakların sayısı 21.010 ve hava kuvvetleri mevcudu da 980.000 kişi olarak hesap edilmiştir. Fennî araş­tırmalar için tahsis edilen miktar 409 milyon 450 bin dolardır.

Tahsisatın mütebaki kısmı deniz kara ve hava kuvvetlerinin müşterek hiz­metlerine ve araştırmalariyle müdafaa-vekâletinin masraflarını karşılayacak­tır.

— Denver (Colorado) :

Başkan Eisenhower kadın seçmenler kulübüne pazartesi günü gönderdiği bîr mesaj da ezcümle şöyle demektedir :

Dünyanın diğer milletlerine ne kadar yakından bağlanacak (olursak millî emniyetimiz o derece artacaktır. İtti­faklarımızdan ve dostluklarımızdan vaz geçip Amerika kıtasında infirada çe­kilmek fikrinde bulunacak pek az Amerikalı vardır.»

28 Nisan 1954

— Washington :

Bileşik Amerika ayan meclisinin cumhuriyetçi çoğunluk lideri  William Knowland, dün Amerika ticaret oda­sında yaptığı bir konuşmada ezcümle ŞÖyle demiştir :

Komünizmin Güney - Doğu Asyadaki yürüyüşünü durdurmak için hür dün­ya memleketlerinden her birinin ne kadar asker ve malzeme verebileceği­ni şimdiden bilmek Amerikan milleti­nin hakkıdır.

Senatör Knowland şunları ilâve etmiş­tir :

Birleşik Amerika artık, her hangi bir komünist tecavüzünü durdurmak için, Korede olduğu gibi asker ve malzeme­sinin yüzde seksenini vermiyecektir.


— Washington:

Yabancı memleketlere yardım dairesi müdürü M. Haroid Stassen, Temsilci­ler meclisinin hariciye komisyonunda, 1255 malî yılı için takriben 100 milyon doları Hindistana ait olmak üzere 131 milyon 600 bin dolar olarak tesbit edi­len teknik yardım programı hakkında izahat verirken ezcümle §öyle demiş­tir :

«Yalnız Hindistan değil, Birleşik Amerika bakımından da vukua gelebilecek en büyük facialardan biri Hindistanın komünist Cinle ayni yolu tutması ola­caktır.»

M. Staslen, teknik yardım programı sa­yesinde bundan böyle komünist Çinli­lerden daha iyi bir gıda alacak olan Hintlilerin hayat seviyelerinin yükse­leceğine işaret etmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir :

«Asya memleketlerine yardım prog­ramlarımızı durdurmayı, ve bu millet­leri kudretli bir antikomünist cephe etrafında toplamak hususundaki hede­fimizden ayrılmağı hiç bir veçhile mu­vafık görmüyorum.»

23 Nisan 1954

 — Washington :

Bugünkü basın toplantısında Başkan "Eİ3snhower, kongreden yetki alınmak­sızın. Hindiçiniye Amerikan birlikleri göndermek maksadiyle, gerekli masraf­lar için devlet hazinesinden para alın­masını tahdide tâbi tutan askerî kredi­ler hakkındaki kanunda tadilât yapıl­ması tasarısına muhalif olduğunu açık­lamıştır.

Eisenhower. bundan başka. Cenevre konferansının, hâlen, Amerikanın Hindiçiniye müdahalesi imkânları üzerin­de faraziyeler ortaya atılmasını bile kabul etmemek maksadiyle toplantılar yaptığını hatırlatmıştır.

"Fransanm Dien Bien Fu'yu muhasara­ndan kurtarmak maksadiyle. Amerika,dan hava harekâtında bulunmasını isteyip istemediği sorusu karşısında, Eisenhower, konferansın bu mevzudaki görüşmelerini hatırlatmakla yetinmiş­tir.

— Washington :

İyi haber alan siyasî çevrelerden öğ­renildiğine göre, Doğu Almanya ve Rus kuvvetleri ile birlikte Doğu Avrupada altı milyon asker silâh altında bulun­maktadır, 20 bin uçaktan mürekkep Sovyet ha­va kuvvetleri tepkili uçaklarla müceh­hez modern bir kuvvet haline getiril­mektedir.

30 Nisan 1954

Washington :

Temsilciler Meclisi, kongrenin tasvibi olmaksızın Hindiçiniye gönderilecek Amerifcan kıtaları için askerî tahsisat ve­rilmemesi hakkındaki Epudert tadil projesini 27 muhalife karşı 214 oyla reddetmiştir.

— Washington :

Amerika deniz harekât başkanı Amiral Camey bugün Amerikan bahriyesinin iîerLemesi gayesiyle tertiplenen özel bir toplantıda beyanatta bulunarak, va­tandaşlarını, Sovyet bahriyesinin kay­dettiği «devamlı terakkilere» karşı müteyakkız bulunmaya davet etmiş­tir.

Amerikamn bir gün işe yaramiyan bir donanmayla başbasa kalmaması iste­niyorsa şimdiden muazzam bir gemi inşaat programı hazırlanması gerekti­ğini tebarüz ettiren Carney Sovyetler Birliğinin, deniz kuvvetlerine verdiği öneme işaret ettikten sonra şunları söylemiştir :

«Şimdi her şey değişmiştir. Denizcilik bakımından karşımızda kuvvetli bir hasım vardır. Savunma plânlarımızı hazırlarken bu âmili göz önünde tut­mamız icap etmektedir. Sovyet donan­ması yeni saffı harp gemilerinin de sa­vasın kuvvetlere katılnıasiyle muazzam bir kudret kazanmaktadır. Bunun yani sıra bizim deniz üstünlüğümüz için muazzam bir tehlike olan kuvvetli bir denizaltı filosu da mevcuttur. Baz:


raporlara göre bugün, Sovyetler Birli­ğinin deniz ihtiyat kuvvetleri hemen hemen bizimkine müsavi durumda­dır."


3 Nisan 1954

—  Tahran :

Amerikan Dışişleri Vekâleti petrol iş­leri müşaviri Herbert Hoower Jtmior, "hu sabah Londradan Tahrana 'gelmiş­tir.

M. Hoower'in Tahrana muvasalâtı İran idarecileri çevrelerinde, hafta içinde konsorsiyum heyetinin de İrana gele­ceği Ümidini uyandırmıştır.

7 Nisan 1954

—  Heidelberg :

İran ordusu levazım dairesi başkam General Emanî, bugün Heidelberg'deki Amerikan genel karargâhında levazım . dairesi müdürü General Carrol Deitrich ile İrana yapılacak «Off-Shore siparişleri hakkında görüşmüştür.

20 gimdenberi Avrupada bir inceleme gezisi yapmakta olan general Emanî, hükümeti tarafından, Avrupadaki «Off Shore» siparişleri kabul eden endüstri tesislerini ziyaret maksadiyle gönderil­miştir.

Amerikan hükümeti, karşılıklı yardım ve savunma programı gereğince, İrana 3 milyon dolarlık bir kredi verilmesini kararlaştırmıştır. Bu kredi, çeşitli âlet ve sanayi malzemesi ile ham madde ve kimyevî mahsullere ayrılacaktır.

11 Nisan 1954

— Tahran : «Standard Oil» şirketinden O. Hardenin başkanlığındaki konsorisyom heye­ti bugün öğle üzeri Tahrana varmış­tır.

— Tahran :

Dr. Musaddık, tekrar mahkeme huzu­runa çıkmayı reddetmesine rağmen, mahkeme salonuna getirilmiştir.

Muhakemeye götürülürken itiraz etmiyen Dr. Musaddık, salona girer gir­mez söz alarak, hükümete ve bilhassa Maliye Vekiline hücuma başlamıştır. Mahkeme reisi kendisine birçok defa ihtarda bulunmaya mecbur olmuştur.

14 Nisan 1954

— Tahran :

Iran hükümeti ile petrol konsorsiyormı heyeti arasında bu sabah Tahranda gö­rüşmelere başlanmıştır.

17 Nisan 1954

— Tahran :

Eski başvekillerden İbrahim Hâkim, bu sabah, 52 oy üzerinden 43 oy alarak ayan meclisi başkanlığına seçilmiştir.

21 Nisan 1954 — Tahran:

İran başvekili Fazlullah Zahidi ve ka­binesi bugün istifa etmiştir. Şah yeni kabineyi kurmağa tekrar Zahidiyi me­mur etmiştir.

22 Nisan 1054

— Tahran:

İran meclisinin bu sabahki toplantı­sında, hükümetini takdim eden başve­kil general Zahidi, İranın siyasî, ikti­sadî ve askerî durumunu kuvvetlendir­me yolundaki tasarılarını izah eden uzun bir nutuk vermiştir.

İran başvekili, bu vesile ile, petrol meselesini memnuniyet verici bir tarz­da düzenlemek kararında olduğunu be­lirtmiştir.

Meclis gelecek toplantısını başvekilin bugün izah ettiği programı tasvip mak-sadiyle yapacaktır. Programın hemen hemen oybirliğiyle kabul edileceği mu­hakkak addediliyor.

Şahın, general Zahidîyi tekrar başvekil lige getiren ve alkışlarla karşılanan fer­manı, hükümet çevrelerinde «iyi bir alâmet» olarak kabul ediliyor. Bu çev­relerin şimdi en çok meşgul olduğu mesele, müzakereler sonunda varıla­cak petrol anlaşmasının, her iki mec­lis tarafından tasdik edilmesidir.

Gülistan sarayında yapılan petrol gö­rüşmelerine katılan İran heyetinden bir delege, France Presse Ajansının bir muhabirine, »Meclisin tasdiki olmaksı­zın, konsorsiyom heyetiyle bir anlaşma imzalanmasının bahis konusu olmadığını» söylemiştir.

22 Nisan 1954

— Tahran:

Askerî temyiz mahkemesi yedi saatlik bir müzakereden sonra, eski başvekil Musaddıkm dâvasını görmeye kendi­sinin salahiyetli olduğuna karar ver­miştir. Musaddık, temyiz dâvasının baş­ladığı 8 Nisandan beri askerî yargıç­ların, siyasî bir meseleyi tetkik yetki­sini hâiz olmadıklarını İddia etmektey­di. Mahkeme, bir muhalife karşı yedi reyle verdiği kararda, eski başvekilin yetkisizlik için ileri sürdüğü 13 sebebi ve diğer sanık eski Genelkurmay baş­kanı General Riahi'nin gösterdiği 4 sebebi reddetmiştir.

28 Nisan 1354 — Tahran :

İran ayan meclisinin bugünkü toplan­tısında, meclis 1 oya karşı 39 oy ve foeş müstenkif oyla Zahidî hükümetine iti­madını beyan etmiştir. Yarın mebusan meclisinin de hükümete güvenini bil­direceği sanılmaktadır. Yetkili çevre­lerde hâkim olan kanaate göre, bu ka­dar kuvvetli bir çoğunluk tarafından desteklenen hükümet, parlâmento pet­rol ve maliye komisyonları başkanla­rının raporlarını beklemeden, İran mil­lî petrol şirketinin idarecisi olarak, Milletlerarası konsorsiyoma petrolün istihsal ve tasfiyesinin teknik bakım­dan idaresini devreden kanun tasarısı­nı hemen ele alabilecektir.

Filhakika bu tasarı, konsorsiyum tara­fından istenen teminatla, İranın pet­rolleri devletleştirme kanununu telif edebilecek mahiyetteki yegâne hal ça-residir.

27 Nisan 1954

—  Tahran :

Temsilciler Meclisinde bulunan 111" Üyenin 107 si bugün general Zahidî'ye güven oyu vermiştir. İki temsilci karşı oy vermiş, diğer ikisi de çekimser kal­mıştır.

Bilindiği gibi, dün de ayan meclisi Zahidîye güven oyu vermişti.

— Tahran :

Dün akşam Tahranın merkezinde ve çarşısında, büyük petrol kumpanyala­rının İran petrollerinin satışı için teş­kil ettikleri Milletlerarası konsorsiyom aleyhinde nümayişler olmuştur,

«Dad» gazetesinin bildirdiğine göre, polis 140 kişiyi tevkif etmiştir.

—  Londra :

İran petrolünün beynelmilel pazarlar­da satışını sağlıyacak olan petrol kon-sorsiyomunun teşekkülü için büyük petrol kumpanyaları arasında cereyan

eden müzakereler neticelenmiş ve dün gece bir anlaşma imzalanmıştır.

Konsorsiyoma iştirak eden büyük pet­rol kumpanyalarının beşi Amerikan, bi ri İngiliz, biri Hollanda - ingiliz, ve nihayet sonuncusu da Fransızdır.

Şimdi teferruat kabilinden olmak üze­re halledilmesi gereken birkaç mesele daha vardır. Bunun üzerine kumpan­yalar adına Tahrana gidecek heyet te­şekkül edecektir. 20 üyeden müteşek­kil olacağı sanılan bu heyete Standard Oil de New Jersey kumpanyasından Harden başkanlık edecektir.

Londranm iyi haber alan mahfillerin­de, Tahranda açılacak olan müzakere­ler iyimser bir zihniyetle mülâhaza edilmektedir. Tahran hükümetine ya­pılacak teklifler hazırlanırken Zahidi hükümetinin başlıca mülâhazaları göz önünde tutulmuş ve İranın petrolleri devletleştirme hususundaki kararı ve ayni zamanda bugün için İranlıların haleti ruhiyesi de hesaba katılmıştır. Her türlü müzakerede; olduğu gibi bu konuşmalarda da tavizlerle doldurula­cak olan boşluklar bırakılmış bulun­maktadır.

Londramn siyasî mahfillerinde müza­kerelerin şansı 'hakkında iyimser ka­naat serdedilirken diğer taraftan    bu müzakerelerin bir an evvel bağlaması da temenni olunmaktadır.

Kurulan beynelmilel şirkette Anglo-İranian kumpanyasının hissesi yüzde 40 olacaktır. Amerikan kumpanyaları da ceman yüzde 40 alacaklardır. Royal Dutch'un hissesi yüzde 14, Fransız kumpanyasınmki ise yüzde 6 olaraik tesbit edilmiştir.

Konsorsiyum adına İrana gidecek olan heyetin Tahran hükümetine ne gibi tekliflerde bulunacağı şimdilik tabia-tiyle gizli tutulmaktadır. Bu teklifler ancak müzakereler açıldığı zaman an­laşılacaktır. Bununla beraber münakaşanın etrafında döndüğü başlıca üç mühim nokta görünüşe göre, şudur :

Anglo - İranian kumpanyasının istedi­ği tazminat. Konsorsiyumun petrol is­tihsali üzerinde kontrol icra etmek yetkisinin derece ve vüsati ve nihayet petrolün hangi dövizlerle ödeneceği.

İran petrolünü dünya piyasalarına sü­recek olan 'konsorsiyomun teşkili yo­lundaki müzakerelere bundan dört ay evvel, geçen aralık ayında Londrada başlanmıştı. Daha sonra 9 martta bü­yük kumpanyaların başlıca idarecileri de müzakerelere katılmış bulunuyor­lardı1 Nisan 1954

— Şam :

Bu sabah intişar eden gazeteler, dün Kamada pek ciddî hâdiselerin vuku bulmuş olduğunu haber vermektedir.

(El Bina» gazetesinin yazdığına naza­ran, son hükümet darbesiyle devrilen idarenin başkanı General Çiçekli ta­raftarları bir nümayiş tertip etmişler, ellerinde Çiçeklinin portresi bulunan nümayişçiler hükümet binasına git­mişler ve orada polis ve askerî müfre­zelerin mukavemeti ile .karşılaşmışlar­dır. Bu arada silâha da başvurulmuş ve birçok nümayişçinin yaralanmasına sebebiyet verilmiştir.

Yine ayni gazete, yeni hâdiselerin vu­kuuna mâni olmak maksadiyle resmî makamların vilâyet binası ile başlıca meydanlarda emniyet tedbirleri almış -olduğunu bildirmektedir.

Diğer taraftan "El Maner» gazetesi, va­lilik binasına bir bomba atıldığını, bir kişinin ölüp, birçok kimsenin yaralan­dığını yazmaktadır.

— Şam :

Başvekil Sabri Assali basma verdiği demeçte, kabinesinin istifa edeceğine dair çıkan haberleri yalanlamıştır. 'Ni­tekim bir müddettenberi seçim hazır- &#