19.3.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

Ayın Politik ve Ekonomik Olayları

1 Mart 1954

Kadınlarımızın Büyük Millet Meclisi­ne katılışlarının 19'uncu yıldönümü münasebetiyle, Türk Kadınlar Birliği, bugün saat 14.30'da Kızılay Genel Merkezinde bir toplantı tertip etmiş­tir.

Türk Kadınlar Birliği Genel Merkez Başkanı Lamia Fenmen'in açtığı top­lantıda, İstiklâl Marşını müteakip Atatürk ve aziz şehitlerimiz için saygı duruşu yapılmış ve daha sonra konuş­malara geçilmiştir.

İlk sözü, Türk Kadınlar Birliği İdare Kurulu üyesi Halide Nusret Zorlutuna almıştır.

Halide Nusret Zorlutuna konuşması­na, kadınlarımızın bugün siyasî ve iç­timai sahada işgal ettikleri mevkilerin, yaşlı ve orta, yaşlılardaki hatıra­sına işaretle başlamış, Türk kadınını karanlıktan aydınlığa kavuşturan âmilleri tahlil ettikten sonra, 1877-1878 muharebelerinde ve İstiklâl Savaşında tarihe mal olan kahraman kadınları­mızdan misaller vererek demiştir ki:

«Türk kadını erkeğinin yanında dai­ma arılar ve arslanlar gibi çalışmış­tır.»

Hatip, Türk kadınını her sahada er­kekle eşit kılan büyük Atatürk'ten ba­hisle sözlerine şöyle nihayet vermiş­tir:

«Onun aziz hatırası önünde Türk ka­dınlığı adına saygı ile eğilirim.»

İstanbul Mebusu Nazlı Tılabar da, Türk kadınının içtimai ve siyasî saha­daki çalışmalarının kısa bir tarihçesi­ni yaparak, tarihî çağlardan günümü­ze kadar incelemiş ve kadınlarımızın tahsil ve neşriyat hayatındaki durumlarına da temasla sözlerini bitirmiş­tir.

Kız Teknik Öğretmen Okulu Müdiresi Aliye Timuçin, memleketimizde kadın dâvasının halledilmiş olduğunu, bu­nun artık münakaşa edilemiyeceğini söyliyerek, asıl üzerinde durulması icap eden hususun kadınlarımızın okur yazar sayısının arttırılması ol­duğunu belirtmiş ve «Bunun için se­ferber olarak en ücra köşelere kadar yayılıp Türk kadınına okuma yazma öğretmeliyiz.» demiştir..

 Prof. Âfet İnan, kadınlarımıza tanı­nan siyasi ve içtimaî haklar hususun­daki bazı hatıralarını nakletmiştir.

Toplantıyı Genel Merkez üyelerinden Übeyde Elli idare etmiştir.

Toplantıdan sonra toplu bir halde Anıt-Kabir ziyaret edilerek bir çelenk konulmuştur.

—  İstanbul :

İki haftadan beri memleketimizde bu­lunan Amerikalı petrol mütehassısı Max Ball, çalışmalarını bitirdiğinden bugün saat 9.50'de uçakla memleketi­mizden ayrılmıştır.

—  Ankara :

Ankara Vilâyeti Teknik Ziraat Kon­gresi, bugün saat 10'da Dil ve Tarih -Coğrafya Fakültesinde açılmıştır.

Kongrede, Reisicumhur Vekili Refik Koraltan, Tarım Vekili Nedim Ökmen, Ankara Mebusları, Ankara Valisi, Zi­raat Fakültesi Profesörleri, Vekâlet Umum. Müdürleri ve binlerce çiftçi va­tandaş ha.zır bulunmuştur.

Kongreyi açan Tarım Vekili Nedim Ökmen ezcümle şunları söylemiştir:

«Muhterem Reisicumhur Vekilimiz, aziz misafirlerimiz ve çiftçilerimiz, sevgili arkadaşlarım,

Memleketimizin 35 vilâyetinde kuru­lan Teknik Ziraat Teşkilâtı bu mev­simde yapmakta oldukları toplantı­lardan birini bugün Ankarada, kıy­metli huzurunuzda açmakla, bahtiyar olduğumu ifade etmek isterim.

Aziz çiftçilerimiz, birkaç yıllık tatbik atiyle Teknik Ziraat Teşkilâtının ve yapılan toplantıların maksat ve mahiyeti, muhakkak ki anlaşılmıştır. Bununla beraber faydalı olacağı mülâhacasiyle birkaç nokta üzerinde dur­mak isterim.

Her şeyden evvel Teknik Ziraat Teş­kilâtının hakikî mânasiyle kuruluş ve teşmili, merkeziyetçilik sistem ve zih­niyetine son vermiştir. Bu teşkilât, mahallî şart ve icapların ortaya koy­duğu hakikatları kavrayıp şuurlu ve bilgili bir tarzda   çiftçiye hizmet etmek, onunla başbaşa ve yanyana iş görmek şiarını tahakkuk ettirmek maksadiyle kurulmuştur.

Teknik teşkilât, amelî sahada çiftçi ile işbirliği yaptığı gibi, plân ve program­larını da çiftçi ile birlikte hazırlamak­ta, onunla iş ve fikir hayatında kay­naşmış bulunmaktadır. Bir tek cümle ile bu toplantı, memleketin yüz akı olan aziz Türk köylüsü ve çiftçisinin düşünce, emek ve alın terine verilen kıymetin ifadesidir.

Teknik Ziraat Teşkilâtının teamül ha­line getirdiği yıllık toplantılar, bir ta­raftan bir yıl önce yapılan işlerin kemiyet ve keyfiyet bakımından hesabı­nı ortaya koyduğu gibi, diğer taraf­tan içinde bulunduğu yıllık: tatbikatında çiftçinin ihtiyaçlarını karşıla­mak için onun dilek ve mütalâalarını da plânlarına ithal etmek maksadını istihdaf etmektedir.

Teknik Ziraat Teşkilâtı, çiftçi ile bir­likte hazırladığı plân ve programı yi­ne onunla işbirliği yapmak suretiyle ve daima çiftçinin, hizmetinde olma­nın zevk ve heyecanı, ile tatbik etmek­tedir.

Eskiden olduğu gibi merkezden veri­len umumî emirlerle ve nazarî sistem­le çalışmanın verimsiz neticeleri ham-dolsun çok kısa bir devre içinde orta­dan kalkmıştır.

Geçen sene bu salonda ve bu kürsüde temkin ve temenni mülâhazasiyle tek­nik teşkilâtın bidayetteki muvaffaki­yetlerinin belki pek sür'atle ve kolay olmıyacağına işaret etmiştim. Hüsnü­niyet, bilgi, gayret, azim ve irade ile çalışmanın mükâfatını yine hamdederek çok kısa bir zamanda aldığımızı bugün cesaretle ifade edebilirim.

Birkaç gün evvel İzmir ve Aydında ya­pılan aynı mahiyetteki toplantılarda çiftçi vatandaşlar, hükümetin kendilerine sağladığı çeşitli imkânlarla, Teknik Ziraat Teşkilâtının çiftçi hiz­metinde gösterdiği gayret sayesinde büyük ölçüde refaha kavuştuklarım ve bunun şükranı ile dolu olduklarını içten gelen bir samimiyet ve asıl bir hamiyetle ifade etmişlerdir.

Ziraî istihsal âtımız kemiyet ve keyfiyet bakımından üç yıl zarfında 15 yıl sonra beklenilen neticelere kavuşmuştur.

Aziz çiftçiler,

Bu yolda ilerlerken veteriner, ormancı ve ziraatçı arkadaşlarımın, idare âmirlerimizin himmetleriyle işbirliği halinde çalışmaları merkezde kurulan koordine çalışmalara muvazi .olarak vilâyetler teşkilâtında da gün geçtik­çe inkişaf etmektedir.

Merkez ve taşra teşkilâtında istişare esaslarına dayanarak kurulan ziraî koordinasyon sisteminin feyizli neticelerini idrâk etmeğe başlamış bulu­nuyoruz.

Teşkilâtımızdan aldığımız raporlar, valilerimizin beyanları ve mahallerin­de yaptığımız tetkik ve müşahadeler bu kanaatimizi gün geçtikçe teyid ve takviye etmektedir.

İşbirliği halinde yapılan çalışmalar gerek teşkilâtımızda gerekse çiftçi ile olan münasebetlerimizde yardım ve itimat hislerini, sür'at ve gayreti art­tırdığı gibi, malzeme, iş ve personel bakımından birçok israfları da orta­dan kaldırmıştır.?

Vekil sözlerine devamla, ziraatımızın muhtelif sahalarında kaydedilen inki­şafların, ziraat politikamızda tutulan yolun doğru olduğunu vakıa ve neti­celerle ortaya koymuş olduğunu be­lirtmiş ve demiştir ki:

«Son dört yıl içinde ziraatın makine­leşmesi, tohumluğun islâhı, ziraî ve hayvanı mücadele, ağaçlandırma, çayır ve mer'a ıslâhı, çiftçilerimize te­min edilen kredi, kimyevî gübre isti­mali, binlerce kursun açılması ve gösterilerin yapılması, çeşitli metodlarla çiftçilerimizi yetiştirme gayretleri, ye­ni ziraat usullerinin benimsenmesi hususundaki hamleli hareketler ziraî İnkişafımızda büyük ölçüde müessir olmuştur. Bütün bu hizmetlerle bera­ber çiftçilerimizin kendilerine temin edilen imkânlardan akıllıca faydalan­malarını, ileri ve doğru usulleri kavra­yıp tatbik etmekte gösterdikleri bü­yük kabiliyeti de bu hususta en müessir bir âmil olarak zikretmek icabeder.

Aziz çiftçiler,

Sizlerin Ziraat Teşkilâtı ile el ele ver­dikten sonra görülmiyecek hizmet, giderilmiyecek zorluk yoktur. Ziraat Teşkilâtı bu zihniyetin tahakkuku uğ­runda bilgisi, gücü, kuvveti ve bütün imkânlariyle her zaman sizin yanınız­da, sizin hizmetinizdedir. İşte bugün­kü toplantının ruhu budur.

Sözlerimin başında da temas ettiğim veçhile Teknik Ziraat Teşkilâtının muhtelif vilayetlerimizdeki sayısı hâlen 35'e yükselmişti!-. İçinde bulundu­ğumuz yıl da bu teşkilâtı daha 15 vi­lâyetimize teşmil etmiş bulunacağız. Çiftçilerimizin, ziraatçi arkadaşları­mın verecekleri kararların memleket ve milletimiz için hayırlı olmasını di­lerim.»

Tarım Vekilinin konuşmasından sonra kongre divanı seçimine geçilmiş ve başkanlığa Prof. Sabahattin Özbek getirilmiştir,

Kongre divanının yerini almasını mü­teakip Ankara Teknik Ziraat Müdürü Haindi Özkan, 1953 yılı faaliyeti ile 1954 yılında yapılacak işler hakkında geniş izahlarda bulunmuştur. Bu iza­hat delegeler tarafından tasviple kar­şılanmıştır.

Daha sonra, Reisicumhur Vekili Refik Koraltan, kongreye başarılar dilemiş ve demiştir ki:

«Bugün benim için mesut bir gündür. Türk çiftçisi Türk milletinin temeli­dir. Ziraî kalkınmamızda en başarılı rolü oynıyan sizlersiniz. Siz çiftçi ar­kadaşlarımın daima mesut olmanızı dilerim.»

Müteakiben rapor üzerinde görüşme­ler yapılmış, direktif ve dilekler din­lenmiş ve ziraî filmler gösterilmiştir.

— İstanbul :

Bu sabah Kıyı Emniyeti İşletmesinin Anadolu Cankurtaran İstasyonundan bildirildiğine göre Şileye uzanan Ana­dolu sahilinin 7 mil açığına kadar olan sahada kesif buz tabakalarının bulunduğu görülmüştür.

Boğaz ağzında Rumeli ve Anadolu fe­nerlerinin    arası   kapalı olup bu iki nokta arasında 50-60 metrelik bir ka­nal açıktır. Gemiler devamlı surette geçtikleri için bu yolun şimdilik ka­panmasına ihtimal verilmemektedir.

Diğer taraftan Karadenizden Boğaz istikametine başlayan buz akınının devam etmekte olduğu da haber verilmektedir.

Denizcilik Bankasından aldığımız ma­lûmata göre Alemdar tahlisiye gemisi Kalara burnundan yedeğinde iki mo­tor olduğu halde Büyükdereye gelmiş­tir.

Kilyos İstasyonu, bu sabah buz taba­kalarının Darboğazdan itibaren sa­hilden 100 metre açığa kadar her ta­rafı kapladığını, buzların bu bölgede koylar içinde tıkanmış bulunduğunu ve kesif buz kütlelerinin Karaburun ile Darboğaz arasında sahilden 6 mil açıkta göründüklerini bildirmiştir.

— İstanbul :

Amerika Milletlerarası Alkol Aleyh­tarları Komisyonu Reisi W. A. Scharffenberg dün gece şehrimize gelmiş­tir. Memleketimizde ve şehrimizde iç­ki düşmanlığı üzerinde tetkiklerde bu­lunacak olan Amerikalı içki düşmanı bu sabah Vilâyete giderek Vali ve Be­lediye Reisini ziyaret etmiştir.

— Ankara :

Reisicumhur Vekili Refik Koraltan, bugün Çankayada, Ankara Paktının l'inci yıldönümü münasebetiyle memleketimizde misafir bulunan Yugoslav ve Yunan Üniversiteleri talebelerini kabul etmişlerdir. Bu kabulde Türk Üniversite talebeleri de hazır bulun­muşlardır.

3 Mart 1954

 

— Ankara :

Suriyede vukubulan büyük seylâplar neticesinde 2000 evin yıkıldığı 15.000 felâketzedenin açıkta kaldığı Kızılay ve Kızılhaç Cemiyetleri Birliği tara­fından telgrafla bildirilerek birliğin Kızılay idaresindeki beynelmilel yardım deposundan 20 sandık çeşitli er­kek, kadın ve çocuk giyim eşyası, pa­muk, gemici feneri ve 500 battaniye­nin derhal Şam'a gönderilmesi rica edilmiştir.

Türkiye Kızılay Cemiyeti bütün mem­leket dâvalarında olduğu gibi hayır ve yardım mevzularında büyük hassasi­yet ve muzahereti her vesile ile teba­rüz eden Devlet Havayolları Umum Müdürlüğü ile işbirliği yaparak bu yardımları rekor sayılacak bir zaman içinde Şam'a yetiştirmeğe muvaffak olmuşlardır. Filhakika Cenevreden alman telgraftan birkaç saat sonra D. H. Yollarımızca Ankaradan tahsis edi­len hususî bir uçakla bu sabah 10.12 de İstanbuldan havalanarak 14.15'te yardım hamulesi Şam'a ulaştırılmış­tır.

— Ankara :

Bugün Etibank'ta İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Vekâlet müsteşar ve ileri gelenleri ile Etibank İdare Meclisi ve Umum Müdürü ve Fransız Sefareti Müsteşarı olduğu halde, ihalesi yapı­lan Sema Termik Elektrik Santralının mukavele protokolü Etibank ve Alsthom Fransız firmasının mümessilleri tarafından imza edilmiştir. Bu münasebetle İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, bu mukavelenin memleketimiz için hayırlı olmasını ve Etibank ile müte­ahhit firma için de müsbet neticeler vermesini temenni ettikten sonra şu izahatı vermiştir:

«Sanayi hayatımızın kısa bir zaman­da daha. hızla ve daha verimli olarak gelişmesini sağlamak ve aynı zaman­da halkımızın da her türlü medenî ihtiyaçlar;, için daha bol ve ucuz elek­trik enerjisine kavuşmasını temin için Etibank'ın Hidro-Elektrik santrallar dışında tesisine başladığı termik santrallerin üçüncüsü olan ve ihalesi ka­rarlaştırılan Soma santralının muka­vele protokolünü da bugün imzala­maktayız.

Bu santral bilâhare 60 bin kilovata çıkarılmak üzere şimdilik 40 bin kilo­vat takatında olarak tesis edilmektedir.

Dış tediyeler haricinde diğer tesis ve masraflarla beraber bu santral Eti-bank'a 22 milyon liraya yakın bir bedele mal olacaktır.

Aynı zamanda, santralin ihalesini de­ruhte eden Fransız, Alsthom firması dış tediyenin % 10'unu mütecaviz bir miktarla bu tesise ortak olmaktadır. Mukaveleye göre santral kuruluncaya kadar dış tediyenin % 20'si ödenecek  ve bakiye miktar da tesisler işlemeye başladıktan sonra ceman yedi senede muayyen taksitlerle tediye edilecektir,

Diğer taraftan bu santral Soma'daki linyit kömürlerimizin, mühim bir kıs­mı kabili istifade olmayan toz ve artıklarını yakmak suretiyle onları da kıymetlendirmiş olacaktır. Böylece semede 180 milyon kilovat saat elektrik enerjisi istihsal edecek olan bu san­tralımız vasitasiyle evvelce ihalelerini yaptığımız ve tesisine başladığımız hava nakil hatlariyle  İzmir, Manisa, Balıkesir, Aydın vilâyetlerinin şehir ve kasabalarını ve her türlü sanayi tesislerini ucuz elektriğe kavuşturmuş olacağız.

Gediz Hidro-EIektrik santralının tesis ve ikmalinden sonra ise bu santral da onunla müştereken ve paralel olarak çalışacaktır. Bu suretle şu son altı ay içinde Etibank'ın ihale ettiği yalnız termik elektrik santrallarının memle­kete yeniden sağladığı senelik fazla elektrik enerjisi 750 milyon kilovat-saati bulmaktadır.

Bu santral iki buçuk senede ikmal edilerek halkımızın hizmetine girecek­tir. Firmaya ve müessesemize başarılı ve hayırlı olmasını temenni eder ve memleketimiz için de uğurlu olmasını dileriz.»

— Ankara :

Türk - İngiliz Kültür Derneği ile İngi­liz Kültür Heyetinin müştereken ha­zırladıkları ve temelini dünyada ilk hastabakıcılık teşkilâtını kuran Florence Nightingale'in Türkiyeye gelişi­nin 100'üncü yılını teşkil eden «Türki­ye ve Büyük Britanya Tıp ve Hastabakıcılık Sergisi» bugün saat 17'de Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesinde açılmıştır.

Bu münasebetle yapılan törende Sağ­lık ve Sosyal Yardım Vekili Dr. Ek­rem Hayri Üstündağ, Mebuslar, Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâleti Müste­şarı, İngiliz Büyükelçisi Ekselans Sir James Bowker, Veklâet mensupları, doktorlar, hemşireler ve kalabalık bir davetli kitlesi hazır bulunmuştur.

Bu .münasebetle bir konuşma yapan İngiliz Büyükelçisi Ekselans Sir James Bowker demiştir ki:

«Bu sergi, Türkiye ve Büyük Britanyada tıp ve hastabakıcılığın bir tarihini çizmektedir.

İslâm âlimi İbni Sina ile İngiliz filozofu Roger Bacon tarafından mo­dern ilmî tefekkürün temellerinin atıldığı orta çağdan bu yana Türkler ve İngilizler tıp ilmine devamlı yardımlarda bulunmuşlar ve birçok ah­valde sıkı teşriki mesai yapmışlardır. Filvaki bu sergi, memleketlerimizi bağlayan ananevî dostluğun mümtaz bir örneğini teşkil etmektedir.»

İngiliz Büyükelçisinin konuşmasından sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili Dr. Ekrem Hayri Üstündağ, serginin taşıdığı mânayı ve Türk İngiliz dost­luğunu belirten bir konuşma yapmış ve hayırlı olması temennisiyle sergiyi açmıştır.

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili bu ko­nuşmasında demiştir ki:

«Ekselans, aziz meslekdaşlarını, değer­li hemşireler,

Meşhur İngiliz hemşiresi Florence Nightingale'in Kırım harbi dolayısiyle memleketimizde çalışmasının yüzüncü yıldönümü, İngiliz ve Türk taba, betindeki bir asırlık terakkiyi gösteren bu güzel serginin kurulmasına sebep ol­muş bulunuyor. İngilizlerle olan dostluğumuzun eskiliği ve kuvveti üzerin­de fazla durmaya bilmem lüzum var mı?

Bu yakınlığın kültür hayatımızdaki akislerine de sık sık şahit oluyoruz.

Bugün yüzüncü yıldönümünü kutladı­ğımız Florence Nightingale'in hemşi­relik saantında yarattığı inkılâbın ilk eserinin Selimiye hastanesinde mey­dana gelişi de tarihin   İngiliz – Türk dostluğuna sunduğu güzel bir cemile­dir. Orduların düşman silâhından zi­yade bulaşıcı hastalıklara kurban ver­dikleri bir devirde Florence Nightingale bilgili ve şefkatli bir hemşire ba­kımının aşısız, serumsuz ve antibiyotiksiz olarak da kütlevî salgınları durdurabileceğini isbat etmişti. Onun bu parlak başarısı modern hemşireciliğin ve hemşire okullarının kurulmasına sebep oldu.

Medeniyet âlemi, tababet sahasında, kan deveranını keşfeden Harvey'den penisilini bulan Fleming'e kadar İngi­liz ilim adamlarına çok şey borçludur. Bunlar arasında, tabip olmadığı hal­de, âmme sağlığı hizmetini kuran Chadwick de büyük bir yer tutmakta­dır. İnsanı sosyal varlığın bir ünitesi addederek bütün bir memleket halkı­nı ruh ve beden sağlığıyla verimli bir sosyal faaliyet içinde yaşatmayı esas tutan modern sağlık siyasetinin mübesşiri Chadwick.’dir.

Ondokuzuncu asır başlarından zama­nımıza kadar kültür sahasında biz de ileri adımlar attık. Din, dil ve zihniyet itibariyle asırlarca bağlı kaldığımız şark medeniyetinin verimli devrini tekmillediğini anlayınca garp kültürü­nü almaya çalışmaktan geri durma­dık. Bu hususta ilk kalkman meslek­lerden biri de tababetimiz olmuştur. Hür fikirli, ilme âşık doktorlarımız her nesilde büyük yer tutmaktadır. Basit vasıtalarla röntgen cihazı yapıp işleten tabiplerimiz, harp salgını ha­linde hüküm süren lekelihumma kur­banlarını kurtarmak için canlarını veren doktorlarımız az değildir. Sağlık teşkilâtımız sıtma gibi andemik has­talıklara karşı kazandığı başarıların verdiği itimat ve gayretle bugün de veremle savaş yolunda ileri adımlar atmayı esas tutmakta, koruyucu he­kimlik çalışmalarına rehabilitasyonu katmayı gaye edinmektedir. Sözlerime her iki milletin insanlık ve kültür sa­hasındaki başarılarına büyük muvaf­fakiyetler dileyerek nihayet veriyo­rum.»

Müteakiben sergi davetliler tarafın­dan gezilmiş ve büyük bir alâka ile karşılanmıştır.

— Ankara :

Bayındırlık Vekâleti tarafından Zafer Meydanı yanındaki parkta hazırlanan yurt hizmetinde bayındırlık sergisinin açılış töreni bugün saat 18.30'da yapıl­mıştır.

Bu törende Reisicumhur Vekili Refik Koraltan, Vekiller, Mebuslar, Ankara Valisi, Generaller-, Üniversite Rektörü, Vekâletler ileri gelenleri,mülki ve as­keri erkân, kalabalık bir davetli kitlesi ve basın mensupları hazır bulunmuş­tur.

Bu münasebetle Bayındırlık Vekili Ke­mal Zeytinoğlu şu konuşmayı yapmış­tır:

«Muhterem misafirlerimiz;

Hükümetimizin dört yıldanberi mad­dî ve manevi bütün gayret ve imkân­ların kullanılması ve hattâ zorlanıl­ması şeklinde tecelli eden her sahada­ki geniş çalışmalarının bir kısmı ola­rak (Yurt Hizmetinde Bayındırlık) namı altındaki seyyar bir sergiyi siz­lere takdim ediyoruz. Biraz sonra tet­kiklerinize arzedilecek olan bu ekspozisyon, çeşitli tabii cevher ve kaynaklariyle hakikaten bir hazine olan yur­dumuzun büyük kabiliyet ve istidatlar taşıdığım göstermekle kalmıyacak fakat bunun yanı sıra bize iki devrin ça­lışmaları arasında bir mukayese yap­mak imkânını da verecektir.

İşte bir taraftan bu kaybedilmiş za­man fasılalarının telâfisi, diğer taraf­tan başka memleketlere nasip olmıyan potansiyel servetlerimizin bir an evvel değerlendirilerek büyük ihtiyaçlar içersinde kıvranan vatandaşlarımızın istifadelerine arzolunması yolundaki görüş ve programlarımız bizleri hükü­met olarak bu hummalı ve hamleli çalışmalara sevketmiştir.

Yurttaşlarımızın büyük bir itimatla bize tevdi ettiği vazifelerin ve bunun neticesi olarak yaptığımız hizmetlerin millet huzurunda açık ve kat'î hesa­bını böyle bir sergi ile ve rakamlara dayanan mukayeselerle vermek isteyişimizin mânası hiç şüphe yok ki de­mokrasi anlayışımızın içinde münde­miçtir, Bunda muvaffak olduğumuz takdirde ise Türk milletine    malolan onun bu eserleri karşısında duyacağı­mız sadece bir gönül istirahatinden ibaret olacaktır.

Muhterem misafirlerimiz,

Sergimizde bayındırlık hizmetleri beş kısımda ele alınmış ve beş ayrı salon­da kıymetlendirilin iştir. Ayrıca küçük bir sinema salonumuz ve hükümet faaliyetleriyle işlenmiş yarım saat devam eden bir filmimiz mevcuttur.

Yurdun dört bir tarafında dolaştırılabilecek olan bu takma sergimizin bu hususiyetinden dolayı fazla tafsilâta gitmedik, ana hatlariyle göstermiye çalıştık.

Ekspozisyonun kuruluşunda emeği ge­cen bütün arkadaşlara teşekkürler ederim.

Davetimizi kabul buyuran muhterem misafir ve ziyaretçilerimize şükranlarımı ve hürmetlerimi sunarım.»

Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu, Konuşmasını müteakip, Reisicumhur Vekili Refik Koraltandan sergiyi aç­masını rica etmiş ve serginin kürdelasını kesen Reisicumhur Vekili Refik Koraltan şu konuşmayı yapmıştır:

«Hepimizin şu anda bir hakikati müş­tereken duyduğumuza inanıyorum. Türk milleti asırlar boyunca büyük mücadeleler geçirdi. Bu sebeple, yur­dun kalkınmasına bütün emek ve me­saisini teksif etmek fırsatını bulama­dı.

Denilebilir ki asırlar boyunca kendi ihtiyaçlarını, kendi eksiklerini ta­mamlamak için çalışmak imkân ve vasıtalarından mahrum olan büyük Türk milleti, şu dört sene içinde asırlar boyunca ele alınmayan dâvaların tamamlanmasında nasıl muvaffak olunduğunu, bir defa daha, yurdun her köşesindeki müsbet işlerde görmüş bu­lunuyor.

Diyebiliriz ki bu devrin adı, baştan başa kalkınma devridir. Büyük eserler yaratan büyük Türk milleti tarihe nasıl büyü keserler vermek imkânına sa­hip olmuşsa devrin adı olan kalkınma devrinde de böylece büyük eserler ver­meğe muvaffak olmuştur ve olacaktır.

Tanrıdan Türk miletine lâyık olduğu saadetin, en geniş ölçüde, her an, bü­yük başarı ile devam etmesini temen­ni ederken bugün şahidi olduğumuz bu güzel eseri tebriklerimle açmak bahtiyarlığına kavuşmuş bulunuyo­rum.

Bayındırlık Vekilinin söylediği gibi, fen adamlarımızın san'at duyguları ile meydana getirdikleri bu eseri de şimdiye kadar yurdun her köşesinde gördüğümüz diğer eserleri gibi gurur­la seyrediyor ve bundan iftihar duyu­yoruz. Hepsini tebrik ederim. Hayırlı olsun.»

Bundan sonra davetliler tarafından sergi gezilmiş ve sergi sinema salo­nunda «Yurdumuz bir hazinedir» mevzulu bir film büyük bir alâka ile takip edilmiştir.

Reisicumhur Vekili Refik Koraltan sergiden ayrılışları esnasında, sergi hakkındaki intibalarını Defteri Mahsusa yazdıkları şu satırlarla ifade et­mişi er dir:

«Yurt hizmetinde Bayındırlık Vekâle­tinin 4 senelik çalışmalarının ana, hat­larını zevk ve gururla gördük ve şuna inandık ki asırların gadrine, ihmaline uğrayan hazineler ülkesi Türkiye, ya­kında saadete erişecek ve dünya bir defa daha büyük miletimizin büyük dâvasına da şahit olacaktır.

Bu hizmette çalışanları candan teb­rik ederiz.»

6 Mart 1954

 

— Ankara :

Cihan kültür tarihinde müstesna bir yer işgal eden büyük Türk amirali ve âlimi Pirî Reis'in ölümünün 400'üncü yıldönümü münasebetiyle Ankara Coğrafya Derneği tarafından tertip edilen anma töreni bugün saat 15'de Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi konferans salonunda yapılmıştır.

Mülkî ve askerî zevat ile profesörler, öğretmenler, öğrenciler ve kalabalık bir halk kitlesinin iştirak ettiği bu törene bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlanmış ve bunu eski denizcilik marşları takip etmiştir.

Pirî Reis mevzuunda bir konuşma ile toplantıyı açan Prof. Âfet İnan'dan sonra, Prof. Dr. Danyal Bediz, «Pirî Reis'in bahriye kitabı ve coğrafya: il­mine hizmetleri», Deniz Kurmay Al­bay Refet Gürül «Pirî Reis'in denizciliği», Harita Yüzbaşısı Cevat Göktuna «Pirî Reis'in haritacılığı ve muasır haritacılıkla mukayesesi» ve Deniz Harita Yüzbaşısı Rasim Güçsav «Piri Reis haritasının hidrografi bakımın­dan değeri» mevzularında birer konuşma yapmışlardır.

Anma törenini müteakip fakülte da­hilinde hazırlanmış bulunan Türk ha­ritacılığı ve denizciliğe ait bir sergi açılmıştır.

— Ankara :

Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Oda­ları ve Ticaret Borsaları Birliği Dör­düncü Genel Kurulu, bugün saat 15.00 de Gar Gazinosunda toplanmıştır.

Toplantıda, İktisat ve Ticaret Vekili, Mebuslar, Başvekâlet Müsteşarı, Pro­fesörler, Vekâletler Müsteşar ve ileri gelenleri, Bankalar Umum Müdür ve Müdürleri, tüccarlar, basın mensupla­rı ve yurdumuzun muhtelif yerlerindeki Odalar ve Borsalardan gelen yü­zü mütecaviz.delege hazır bulunmuş­tur.

Toplantıyı, Birlik Genel Kurul Başka­nı Enver Bakioğlu kısa bir konuşma ile açmış, müteakiben Yönetim Kuru­lu tarafından hazırlanan raporların okunmasına geçilmiştir.

Evvelâ, Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyr Avunduk tarafından faaliyet raporu okunmuştur.

Faaliyet raporunda Birliğin kısaca ku­ruluş ve gelişmesine işaret edildikten sonra, devlet ve hükümetle olan mü­nasebetlere, dış ticaret rejimi ve sa­nayi tahsis işleri hakkındaki teşebbüs ve çalışmalara, yabancı mütehassıslar ve Milletlerarası Ticaret Odası ile va­ki münasebetlere, dış memleketlere yapılan seyahatlere, milletlerarası ser­gi ve fuarlara ve Birliğin neşriyat faaliyetine sözlü olarak temas edilmek­te ve bilhassa şöyle denilmekte idi:

«Bugün iki yıllık bir gayret ve ihtima­mın neticesinde gözle görülür bir var­lık haline gelmiş bulunuyoruz. Artık memleket içinde ve memleket dışında tanınan, hürmet edilen, mütalâa ve görüşlerine yer verilen bir Birlik mev­cuttur.

Bugün artık, manevî ve maddî varlığı olan, devamlılığı kanunla sağlanan, kitap halindeki neşriyat sayısı 13'ü geçen ve neşir organı {Türkiye İktisat gazetesi) ile her hafta fikirlerini umu­mi efkâra muntazaman arzedebilen bir kuvvet halinde bir (Türkiye Oda­lar Birliği) vardır.»

Faaliyet raporunu müteakip iktisadi rapor okunmuştur.

İktisadi raporda, da, dünya iktisadiya­tına kısa bir göz atıldıktan sonra, memleketimizin iktisadî durumu ele alınmakta ve bilhassa ziraat, hayvan­cılık, madenler, petrol kanunu tasarı­sı, sanayi, yabancı sermaye, emisyon durumu, bankalar, nafia, münakalât, dış ticaret işleri, umumî durum ile ih­racat ve ithalât mevzuları üzerinde duruluyordu.

Daha sonra raporların müzakere ve münakaşa edilmesi kararlaştırılmış ve ilk sözü İktisat ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş alarak aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

«Muhterem arkadaşlar, huzurunuz­dan istifade ederek Vekâletin ve hü­kümetin, ticaret ve sanayi erbabı ile olan temaslarım, münasebetlerini ve bundan istihdaf edilen maksatların neler olduğu hususlarını kısaca belirt­mekte faide gördüm.

Bir hususu şükranla tesbit etmek isti­yorum ki, Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği İdare Heyeti, hakikaten sadece meslek arkadaşlarınızın tecrübesini değil, kendi işlerine tahsis edebilecek­leri kıymetli zamanlarının çok büyük bir kısmını müşterek dâvanın isabet­le halledilmesine tahsis etmiş ve bu­nun neticesidir ki, Öteden beri üzerin­de hassasiyetle durduğumuz bazı me­selelerde isabetli tedbirler alınabil­miştir. Piyasada istikran temin etmeye aleni ve objektif esaslar koymağa sizler ne kadar istekli, iseniz, Vekâle­tin de bu mevzuda asıl kendisine te­rettüp eden işlerde çalışabilmesi ba­kımından sizler kadar kararlı olduğu­nu belirtmek isterim.

Arkadaşlar, daha başlangıçta bir iki noktaya temas ettiler. Aynı zamanda raporun sonunda münakaleden bahis var. Hakikaten selâmetti bir ticaretin tahakkuk edebilmesi, geniş ölçüde münakale ederken tasarruf politika­sını da bunun İçinde düşünmeliyiz. Münakale mevzuunun gerek antrepo işlerinde, gerek ithalât ve ihracatta ve gerekse iç ticaretin umumî mağa­zalarında memleketin hayrına olan tedbirler alınması üzerindeyiz.

Yine fikir vermek üzere arzedeyim:

Memleketimizde bilhassa sanayi erba­bımızın sıkıntısını çok çektiği bir kre­di dâvası vardır. Hakikaten bugün sa­nayi işletmeleri tahammül edebileceği kredi şartlarından mahrumdur. Bu­nun da tahakkuk etmesi için çalışma­larımız vardır. Bunu, memlekette para piyasası babında sermaye piyasası vücude getirmek maksadı ile bir ara­da yürütmek kararındayız. Şu halde henüz memleketimizin bir çok mesele­leri vardır ki iktisaden inkişaf ettikçe bu meselelerin süratle halledilmesi bir emri vaki haline gelmektedir. İşte, Vekâlet bu sahalarda da politikasını süratle tayin edip iş âleminin ihtiya­cına cevap verebilmek için teşebbüs erbabı ile, ticaret ve sanayi erbabı ile, kendi arasında sarih bir iş bölümü tahakkuk ettirmeye lüzum hissetmiş­tir. Bu sebepledir ki, bundan evvel başlayan müşterek mesaimiz her gün, her ay, her yıl emin olunuz ki adım adım ilerleyerek sonunda Vekâlete hiç müracaat zarureti bırakmaksızın ti­caret ve sanayi erbabının muayyen esaslar içersinde kendi insiyatifini in­kişaf ettirebilmek imkânını hazırla­yan bir iklim yaratacaktır.

İktisat ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş bundan sonra, hükümetin müs­tahsil ile olan teması üzerinde dura­rak sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Hükümetin bütün ticarî tedbirleri, fiat ayarlaması ile istihsali, istihlâke intibak ettirmek şeklinde görülüyor ve bazan tenkit ediliyorsa emin olunuz ki bütün bunlar muvazeneyi sefalet Üzerine, aşağı seviyede kurmak istemiyerek, bizzat müşkilât hükümete terettüp etsin, bu dertler nihayet hal­ledilir diyerek bu muvazeneyi daha yüksek seviyede tutmak suretiyle müstahsili, tüccarı, çiftçiyi daha mü­sait şartlar içinde yaşar bir hale ge­tirmeye matuf bulunmaktadır. Kolay tedbirler, fiat ayarlaması ile istihsali istihlâke intibak ettirmek tedbirleri­dir. Ama bu memleketin sefaleti için yapılan bir muvazenedir. Basit bir şey değildir. Meselâ biz envestisman mev­zuunda istikrarlıyız diyorsak, dış tedi­yenin müşkülâtına göğüs gererek mü­temadiyen yeni yeni envestismanlar yapalım diyorsak, bunun sebebi mem­leketi süratle, kalkınmaya kavuştur­maktan ibarettir. Bunun müşkülâtını, transferi şu veya bu şekilde kavrayan ticaret erbabından çok hükümet ve idare üzerine almaktadır.

Burada, müzakerelerde imkânların el­verdiği nisbette tahakkuku mümkün olan temennileriniz, mülâhazalarınız olursa, Vekâletten bütün selâhiyetli arkadaşlarım buradadır, ticaret ve sa­nayi hayatında sür'at istediğinizi yakinen bildiğimiz için imkânların el­verdiği temennilerinizin sür'atle ta­hakkuk edeceğini bir kere daha bura­dan ifade ederim.>>

İktisat ve Ticaret Vekilinin bu konuş­masından sonra söz alan delegeler, raporlar üzerindeki görüş ve düşünce­lerini bildirmişlerdir.

Yönetim Kurulu adına Birlik Umumi Kâtibi Faruk Sunter, ileri sürülen di­lek ve' temennileri cevaplandırmış ve raporlar Genel Kurulun tasvibini arzedilerek, kabul edilmiştir.

Müteakiben komisyon seçimleri yapıl­mış ve Genel Kurula gelen evrakla? okunarak komisyonlara havale edilmiştir.

Genel Kurul yarın saat 15'den itiba­ren çalışmalarına devam edecektir.

— Ankara :

Bugün şehrimize gelen, NATO Hava Müşaviri Tümgeneral Dechausse, saat 15.15'de anıt kabre giderek bir çelenk koymuş ve Atatürk'ün manevi huzu­runda saygı duruşunda bulunmuştur.

— İstanbul :

Bu sabah İstanbula gelen Yugoslav Askerî Heyeti Başkanı General Hamoviç saat 15.30'da Vilâyete gelerek Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökayı makamında ziyaret etmiştir.

General Hamoviç kendisiyle görüşen muhabirimize aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur:

«Bu ziyaret tamamen bir dostluk zi­yaretidir. Filhakika, yakında Türk or­dusuna mensup bir heyet de Yugoslavyayı ziyaret edecektir.

Karşılıklı yapılan bu ziyaretlerin ga­yesi, her iki memleket orduları arasın­daki dostane münasebetlerin inkişafını sağlamaktır.

Hududu aşıp Türk topraklarına ayak bastığımız dakikadan itibaren bu sa­mimi dostluğun tezahürlerine şahit olmuş bulunuyoruz.»

10 Mart 1954

 

— İzmir :

İzmirde hususi teşebbüs tarafından kurulan 26 milyon lira sermayeli Ege Hidro-Elektrik Türk Anonim Ortaklığının hazırlanan statüsü bu akşam saat 18'de Ege Bölgesi Sanayi Odasının alâkahlar tarafından törenle imza­lanmıştır.

Türkiyede ilk defa bu kadar geniş ser­mayeli bir mevzu, hususî teşebbüs sa­hipleri tarafından başarı ile tahakkuk ettirilmiş bulunmaktadır.

11 Mart 1954

 

— İzmir :

Millî Savunma Vekâleti İzmir Temsil Bürosundan:

Paris Shape Karargâhı Hava Müşaviri General De Chassey, refakatinde Amerikan Hava Albayı Steeves, Kanada

Hava Yarbayı Stephens ve Türk Hava Yüzbaşısı Füruzan Kestelli olduğu halde, bugün uçakla Gaziemir hava alanına gelmiştir.

Alanda Hava Okullar Kumandanı Al­bay Necmi Alagür, Kurmay Başkanı Yarbay Kemal Martı ve okul mensup­ları taralından karşılanan general, kendisini selâmlıyan ihtiram kıtasına (merhaba) diyerek Türkçe hitap et­miş ve bunu müteakip okulları ziya­ret etmiştir.

General yarın özel bir uçakla Balıke­sir hava üssüne hareket edecektir.

— İstanbul :

Basın Yayın ve Turizm Umum Müdür­lüğü tarafından memleketimize davet edilen, meşhur Fransız muharriri Jacques Deval bugün uçakla İstanbu­la gelmiştir.

— İstanbul :

Papa XII. Pie'nin 15'inci saltanat yıl­dönümü münasebetiyle bugün saat 18.30'da İstanbuldaki Papalık temsilcisi tarafından bir toplantı tertiplen­miştir.

 

12 Mart 1954

 

— İstanbul :

Denizcilik Bankasının Hasköy tezgâh­larında Türk mühendis ve işçileri ta­rafından inşa edilmekte olan «Vaniköy» şehir hattı vapuru bugün saat 15'de törenle denize indirilmiştir.

Gemi 750 yolcu alacak kapasitede olup, boyu 47,5 genişliği 8,40 metredir.

Vaniköy 14,5 mil süratinde olacak ve ağustos nihayetinde servise girecek­tir.

Aynı tezgâhlarda inşa edilecek olan «Beykoz» vapurunun da omurgası bu­gün konulmuştur.

Törende Vali Muavini, Banka İdare Meclisi Reisi Amiral Necati Özdeniz, Genel Müdür yardımcıları ile basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

— Ankara :

Başvekâletten tebliğ edilmiştir:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12.3.1954 tarihinde mebusluk seçimi­nin yenilenmesine karar verdiği, Se­çim Kanununun 6'ncı maddesi gere­ğince bütün, vatandaşlara ilân olunur.

Yeni secim 2 mayıs pazar günü yapı­lacaktır.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Reis Vekillerinden Fikri Apaydın'ın reisliğinde toplandı.

Meclisin dokuzuncu döneminin son inikadı olması dolayısiyle gerek salon ve gerekse dinleyici locaları kamilen dolmuş bulunuyordu. Reis celseyi aç­tıktan sonra, Su Mahsulleri Kanunu lâyihasının müzakeresine devam edil­di. Dünkü toplantıda lâyihanın 21'inci maddesine kadar olan bölümleri ka­bul olunmuştu. 21'inci maddenin ko­nuşulması sırasında, muhtelif mebus­lar söz alarak fikirlerini serdettiler ve neticede değişikliği tazammun eyle­yen takririn kabulü ile, mezkûr madde ile lâyihanın geri kalan kısımları, ye­niden gözden geçirilmek ve redaksiyo­nu yapılmak üzere komisyona geri ve­rildi. Müteakiben Gümrük ve İnhisar­lar Vekâleti kuruluş ve görevleri hakkındaki 2825 sayılı kanuna bazı mad­delerin eklenmesine ve devlet memur­ları aylıklarının tevhid ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı 1 sayılı cetvelin Gümrük ve İnhisar­lar Vekâleti kısmındaki kadrolarla ek ve tadillerinde değişiklik yapılması­na dair olan kanun lâyihası konuşul­du ve lâyiha müstaceliyetle kabul edil­di. Bundan sonra celseye on dakika ara verildi.

— Erzurum :

Erzurumun düşman istilâsından kur­tuluşunun 36'ncı yıldönümü bugün bütün Erzurumluların iştirakiyle coşkun bir şekilde kutlanmıştır.

Merasime sabah saat 9.30'da    temsilî olarak, milis ve ordu kuvvetlerinin şehre girmesi ile başlanmış, halkın sevgi tezahürleri arasında , hükümet konağı önüne gelen kuvvetler hükü­met konağına şanlı, bayrağımızı çekmişlerdir.

Müteakiben muhtelif hatipler tara­fından günün mâna ve ehemmiyetini belirten konuşmalar yapılmış, kur­banlar kesilmiş ve yapılan geçit resmi ile merasime son verilmiştir.

Öğleden sonra saat 15'te Erzurum Va­lisi, mebuslar ve siyasî partiler tem­silcileri toplu bir halde Ordu Kumandanı Orgeneral Feyzi Mengüç'ü ma­kamında ziyaret ederek, Erzurum şeh­rinin orduya şükranlarını bildirmiş­lerdir,

Erzurumlular 36'ncı kurtuluş günleri­nin büyük sevinci içinde bayram yap­makta, meydanlarda millî oyunlar oynanmaktadır. Gece ordu birlikleri ta­rafından şehirde bir fener alayı tertip edilecektir.

— Ankara :

Cumhurreisimiz Celâl Bayar'ın Amerikada yaptıkları muvaffakiyetli seya­hatin intibaları yurdumuzda büyük bir alâka, uyandırmıştır. Sayın Ba­yar'ın Amerikaya seyahatleri esnasın­da, kendilerine Amerikan gençliğine hitap eden bir mesaj veren Millî Türk Talebe Birliği, bu kere ve seyahat dö­nüşü olarak Amerikada Cumhurreisimize gösterilen yakın alâka ve samimî tezahürattan ötürü Amerikan gençli­ğine Amerikan Sefareti vasıtasiyle bir teşekkür mesajı göndermiştir.

Millî Türk Talebe Birliğinin bu mesa­jında  ezcümle  şöyle  denilmektedir:

«Dost ve müttefik Amerikanın aziz gençleri,

Sevgili Cumhurreisimizin, Devlet Rei­sinizin davetlisi olarak memleketinize yaptığı güzel seyahatte, sayın Bayar'ın şahsında Türk milletine karşı göster­diğiniz derin alâka ve samimiyet, Türk gençleri olarak bizleri büyük bir memnuniyete kavuşturmuştur.

Vatanımızda tekrar kucakladığımız büyük Atatürk'çü Celâl Bayar'a, Amerikan gençliğinin gösterdiği sevgi ve tezahüratı, dostluğumuzun bir sembo­lü olarak karşılıyor ve sizlere Millî Türk Talebe Birliğinin en sıcak duygularını gönderiyoruz.»

— İstanbul :

Bir kaç gündenberi İstanbulda bulu­nan Yugoslav askerî heyeti şerefine bugün saat 20'de şehrimizdeki Yugos­lav Başkonsolosu tarafından bir ka­bul resmi tertiplenmiştir.

— İstanbul :

Bu akşam saat 12.20'de BEA uçağı ile 33 kadın ve erkekten müteşekkil bir Amerikalı gazeteciler heyeti İstanbula gelmiştir.

Her sene Amerikalı gazeteciler tara­fından tertip edilen dünya turların­dan birini yapmakta olan bu grup memleketimize gelmeden evvel, Yu­goslavya ve Yunanistanı ziyaret etmiş bulunmaktadırlar.

Amerikada dört büyük gazetenin sa­hibi olan heyet başkanı James L. Wick Anadolu Ajansı muhabiriyle yaptığı konuşmada, bütün arkadaşları namı­na, memleketimize gelmekten dolayı duydukları memnuniyeti belirtmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Son zamanlarda bütün Amerikalıla­rın hayran oldukları Türkiyeye gel­meyi çok arzu ediyorduk.

Yaptığınız terakki hamleleri yeni baş­tan yarattığınız modern memleket ve Kerede yazdığınız kahramanlık des­tanlarını bilen her Amerikalının bu­gün en büyük dileği Türkiyeyi ziyaret edebilmektir.»

13 Mart 1954

 

— İstanbul :

İspanya millî takımı ile şehrimize ge­len General Franko'nun temsilcisi M. Mariono Gomez Vilâyete giderek Vali ve Belediye Reisini ziyaret etmiş ve hükümetinin Türkiye hakkındaki sa­mimî  selâmlarını     bildirmiştir.  Prof. Gökay temsilciden General Franko'ya İstanbulluların iyi dileklerinin bildi­rilmesini rica etmiştir.

— Ankara :

Belgrad'da Türk - Yunan ve Yugos­lav orduları kayak takımları arasın­da yapılan müsabakalara iştirak eden ve ikinciliği kazanan 15 kişilik Türk ordu kayak takımı dün uçakla İst an -bula ve bu sabah da trenle Ankaraya dönmüştür.

 

14 Mart 1954

 

— Ankara :                               

Reisicumhur Celâl Bayar, Birleşik Amerikadan avdet yolunda, rakip ol­duğu «Gemlik» muhribi Yunanistan sahilleri açıklarında seyrederken, Elenler Kralı Majeste Birinci Paul'a bir telgraf çekmiş, Majeste Paul da buna bir telgrafla mukabelede bulunmuş­tur. Bu telgraflar aşağıdadır:

Majeste Birinci Paul

Elenler Kralı

Atina

Yurda avdet yolunda güzel memleke­tinizin sahillerinden geçerken Majes­telerine ve Majeste Kraliçeye en samimî dostluk hislerimi, dost ve müt­tefik Yunanistanın saadeti hakkında­ki temennilerimle birlikte takdim ede­rim.

Celâl Bayar

Sayın Celâl Bayar

Türkiye Reisicumhuru

Ankara

Samimî mesajınızdan son derece mü­tehassis olan Kraliçe ve ben Ekselan­sınıza ve Bayan Celâl Bayar'a samimi ve sadıkane dostluk hislerimizi teyit eder, dost ve müttefik Türk milletine en halisane temennilerimizi takdim ederiz.

Kral Paul

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 11.30'da Başvekâlette, şehrimize gelmiş bulunan Amerikan gazetecile­rini kabul etmiştir.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Hariciye Vekâleti Müsteşarı Büyükelçi Nuri Birgi, Hari­ciye Vekâleti İkinci Daire Umum Mü­dürü Orhan Eralp, Basın - Yayın ve Turizm Umum Müdürü Dr. Halim Alyot ve muavini Halûk Göreli hazır bu­lunmuşlardır.

Başvekil Adnan Menderes'in Ameri­kan gazetecileriyle yaptığı bu basın toplantısı bir saat bir çeyrek devam etmiş ve bu müddet zarfında memle­ketimizle alâkalı siyasi, iktisadî ve içtimaî muhtelif mevzular üzerinde çok samimî ve şümullü görüşmelerde bu­lunulmuştur.   

Bu görüşmeleri müteakip Amerikan gazetecileri Başvekilimize memleketi­mizde gördükleri hüsnükabulden ve kendisinin Amerikalı gazetecilere gös­terdiği yakın alâkadan dolayı teşek­kür etmişlerdir.

Başvekil ,Adnan Menderes de cevaben kendilerini memleketimizde görmek­ten duyduğu bahtiyarlığı belirtmiş, bütün heyet azasına Türkiyeyi ziya­retlerini iyi geçirmeleri temennisinde bulunmuş ve Türkiyenin Amerikan dostluğundan iftihar duymakta oldu­ğunun Amerikan milletine bildirilme­sini kendilerinden rica etmiştir.

15  Mart 1954

 

— Eşme :

Kore muharebelerinde gösterdiği üs­tün başarıdan dolayı Amerika Birleşik Devletlerince Bronz Star madalyası ile taltif edilen Eşmenin Elvanlar ma­hallesinden Ali Baygın'ın madalyası bugün ilçe merkezinde yapılan bir tö­renle verilmiştir.

 

16  Mart 1954

 

— Ankara :

Yeni Sovyet Büyükelçisi Ekselans ,Boris Fedoroviç Podtserov, bu sabah trenle Ankaraya gelmiş ve garda hü­kümet adına Hariciye Vekâleti Proto­kol Umum Müdür Muavini Fuat Ke­penek ve Hariciye Vekili namına Hu­susî Kalem Müdürü Sadi Eldem tara­fından karşılanmıştır.

— Ankara :

Güney-Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Paul W. Kendall askerî makamlarla temasta bulunmak üzere bu sabah 10.45'te eşi ve maiyetiyle birlikte İzmirden -hususî uçakla şehrimize gelmiştir.

General hava alanında Kara Kuvvet­leri Kurmay Başkanı Korgeneral Yu­suf Adil Egeli, Amerikan Yardım Kurulu Başkanı General Sheppart, Gar­nizon Komutanı Tümgeneral Mithat Akçakoca, Merkez Komutanı Albay Hidayet Baştuğ, Millî Müdafaa Vekâ­leti NATO Şubesi Müdürü Kurmay Al­bay Emin Çobanoğlu, Temsil Bürosu Başkanı Kurmay Binbaşı Bahri Yazır ve yüksek rütbeli Amerikan subayları tarafından karşılanmıştır.

General Kendall saat 11.30'da Millî Müdafaa Vekili Kenan Yümaz'ı ve müteakiben Kara Kuvvetleri Komu­tan Vekili Orgeneral Nurettin Baran-sel'i makamında ziyaret etmiş ve ken­dileriyle bir müddet görüşmüştür.

— Ankara :

Öğrendiğimize göre, Başvekil Adnan Menderes, bugün saat 11'de, Şili Bü­yükelçisi Ekselans Samuel Avendano'yu, saat 11.30'da Japon Büyükelçisi Ekselans Shinishi Kamimura'yı ve sa­at 12'de İsrail Elçisi Ekselans Maurice Fisher'i Başvekâlette kabul etmiştir.

— Ankara :

Bu sabah şehrimize gelmiş olan NATO Güney-Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Kumandanı Korgeneral Paul W. Ken­dall saat 12'de Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü'yü, saat 15.20'de Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Reisi Orgeneral Nuri Yamut'u, saat 15.40'da da İkinci Reis Orgeneral Zekâi Okan'ı makam­larında ziyaret etmiştir.Kara Kuvvetleri Komutan Vekili Or­general Nurettin Baransel bu akşam saat 20'de Orduevinde Korgeneral Paul W. Kendall şerefine bir kokteyl verecektir.

17 Mart 1954

 

—  Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bugün saat 17.30'da İngiltere Büyükelçisi Ekse­lans Sir R. James Bowker'i, saat 18.00 de Yugoslavya Büyükelçisi Ekselans Mise Pavicevic'i, saat 18.30'da Arjantin Büyükelçisi Ekselans Carlos Leguizamon'u, saat 19.00'da Meksika Elçisi Victor Alfonso Maldonado'yu ve saat 19.30'da da Yunan Büyükelçisi Ekse­lans Jean D. Kalergis'i kabul etmiştir.

—  Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 12.30'da Başvekâlette, NATO Güney-Doğu Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Paul W. Kendall'ı kabul etmiştir.

Bu kabulde, Hariciye Vekâleti Kâtibi umumî Muavinlerinden Ortaelçi Sadi Kavur bulunmuştur.

18 Mart 1954

 

— Ankara :

18 mart Çanakkale deniz zaferinin 39 uncu yıldönümü münasebetiyle bugün saat 15'de, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi konferans salonunda Millî Türk Talebe Birliği ile Ankara Üniver­sitesi Talebe Birliği tarafından müş­tereken bir anma töreni tertip edil­miştir.

Törende, Münakalât Vekili Yümnü Üresin, Garnizon Kumandanı Tümge­neral Mithat Akçakoca, subaylar, davetliler ve kalabalık bir gençlik kitlesi hazır bulunmuştur.

İstiklâl Marşı ile başlıyan törende, ilk sözü Münakalât Vekili Yümnü Üresin alarak, gençlere tertip ettikleri bu anma töreninden dolayı teşekkür etmiş, Çanakkale zaferine temasla bazı ha­tıralarını nakletmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Ne mutlu bize ki Türküz ve ne mutlu sizlere ki, Türk gençlerisiniz.»

Vekilin, alkışlarla karşılanan bu ko­nuşmasından sonra sırasiyle Milli Türk Talebe Birliği adına Kâmuran Evliyaoğlu, Ankara Üniversitesi Tale­be Birliği adına Erdoğan Tamer ve ordu adına Üsteğmen Hüsnü Erkmen heyecanlı bir hitabede bulunarak, şanlı tarihimizin parlak sahifelerinden birini teşkil eden Çanakkale zafe­rinin yaratıcılarını hürmetle anmışlardır.

Emekli Tümgeneral Hakkı Güvendik, Çanakkale zaferinin önemini belirten uzun konuşmasında hatıralarından da bahsetmiş ve sık sık alkışlanmıştır.

Bundan sonra Üniversiteli gençler ta­rafından «Çanakkale destanı», «Nö­betçi millet, «Mehmetçiğe» isimli şiirler okunmuş, ve bir askeri bando Millî Marslar çalmıştır.

«Modern Türk ordusu» mevzulu filmin gösterilmesinden sonra törene son ve­rilmiştir.

— Ankara :

Federal Almanya Cumhuriyeti Başve­kili ve Hariciye Vekili Ekselans Dr. Adenauer'in memleketimizi ziyareti münasebetiyle Alman gazeteci ve ya­bancı ajans muhabirlerinden mürek­kep 23 kişilik bir basın heyeti bu sabahki Ankara ekspresiyle İstanbuldan şehrimize gelmiştir.

Gazeteciler heyeti istasyondan doğru­ca misafir edilecekleri Turist Otele gitmiştir.

— Ankara :

Hükümetimizin misafiri olarak bugün Ankaraya gelmiş bulunan Almanya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Ha­riciye Vekili Ekselans Dr. Conrad Adenauer'in bugün yapmış olduğu zi­yaretler saat 18.15'de Başvekil Adnan Menderes, saat 18.35'de Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü ve saat 19.00 da da Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan tarafından Federal Al­manya Büyükelçiliğinde iade edilmiş­tir.

— Ankara :

Almanya Federal Cumhuriyeti Başve­kili ve Hariciye Vekili Ekselans Dr. Conrad Adenauer saat 15'de Çankayaya giderek Riyaseti Cumhur köşkün­de Defteri Mahsusu imzalamıştır.

Dr. Adenauer müteakiben Anıt-Kabre giderek bir buket koymuş ve Atatürk'­ün manevî huzurunda saygı duruşunda bulunmuştur.

— Ankara :

Başvekil ve Bayan Menderes, hükü­metimizin davetlisi olarak bugün An-karaya gelmiş olan Almanya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Ve­kili Ekselans Dr. Conrad Adenauer şerefine saat 20.30'da Ankara Palasta bir yemek vermişlerdir.

Bu yemekte Büyük Millet Meclisi Rei­si Refik Koraltan, Vekiller, Başvekâlet Müsteşarı, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi ve Müsteşarı, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Almanyanın Ankara Büyükelçisi ve Büyükelçilik mensup­ları ile Hariciye erkânı refikalariyle birlikte hazır bulunmuşlardır.

Bu yemeği saat 22.30'da bir kabul res­mi takip etmiştir.

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte olan Al­manya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Vekili Ekselans Dr. Ade­nauer ile maiyeti bugün saat 14'de, kendisini almak üzere Atinaya gitmiş olan. hava kuvvetlerimize mensup iki uçakla Ankaraya gelmiştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes, uçak­tan beşuş bir yüzle inen Alman şan­sölyesine hoş geldiniz demiş, Dr. Ade­nauer de Başvekilimize hitaben, mem­leketimize gelmekten büyük bahti­yarlık duyduğunu, Atinadan itibaren gayet güzel şartlar altında çok iyi bir seyahat yaptığını söylemiş ve «Ümit ederim ki .görüşmelerimiz çok seme­reli olacaktır» demiştir.

Dost Almanya Federal Cumhuriyeti­nin şansölyesi ve Hariciye Vekili An­kara sivil hava alanında Başvekil Adnan Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalın, Hariciye Müsteşarı Büyükelçi Nuri Birgi, Bonn Büyükelçimiz Suat Hayri Ürgüplü, Ankara Valisi Kemal Aygün, Belediye Reis Vekili Ziya Al­tınbaş, Garnizon Komutanı Tümge­neral Mithat Akçakoca, Merkez Ko­mutanı Albay Hidayet Baştuğ, Emniyet Müdürü Rıfat Oktay, Hariciye erkânıyle Almanyanın Ankara Büyükel­çisi Dr. Wilhelm Haas ve Büyükelçilik mensupları ve yerli ve yabancı çok kalabalık basın mensupları tarafın­dan karşılanmıştır. Dr. Adenauer'e re­fakat etmekte olan kızı Filoloji Profe­sörü Dr. Lotte Adenauer'e bir buket takdim edilmiştir.

Almanya Federal Cumhuriyeti Başve­kil ve Hariciye Vekili Alman ve Türk bayraklariyle donatılmış bulunan hava alanında Alman ve Türk Millî Marşlarının çalınmasını müteakip se­lâm resmini ifa eden ihtiram kıt'asını teftiş etmiş ve Başvekilimiz ve Ha­riciye Vekilimizle birlikte otomobile binerek Ankara Palas'a gelmiştir.

Dr. Adenauer ve maiyeti Ankarada bulundukları müddetçe Ankara Palas'ta ikamet edeceklerdir.

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes bu akşam saat 20.30'da hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmekte olan Almanya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Vekili Ekselans Dr. Conrad Adenauer şerefine verdiği ziyafette şu nutku irad etmiştir:

«Muhterem şansölye,

Zamanımızın en büyük devlet adam­larından birini aramızda görmekten şeref ve bahtiyarlık duymaktayız.

Memleketlerimizi  yekdiğerine    bağlayan an'anevi dostluğun mes'ut inki­şafında bu ziyaretinizin mühim bir merhale teşkil edecek ve bu dostluğu bir kat daha faal hale getirecek ol­masından ayrıca sevinmekteyiz.

Türk milleti tarih boyunca daima dos­tane münasebetde bulunduğu Alman milletine karşı nesilden nesile intikal eden büyük bir muhabbet ve hayran­lık duymuştur. Bu hisler, Alman mil­letinin muhtelif sahalardaki yüksek başarılarından, Alman ilim, fikir ve san'at adamlarının beşeriyete yaptığı büyük hizmetlerden neş'et etmiştir.

Yalnız son altı yedi sene zarfında memleketinizin her sahada başardığı kalkınma başlı basma bir milletin namını medeniyet tarihinde ebediyen payidar etmeğe kâfidir. Bu kalkınma­nın, bazısı hâlâ devam eden, müşkül şartlar içinde ve Alman milletinin mevhum bir hudut çizgisi ile ikiye ay­rılmış olmasının verdiği haklı ve de­rin ıztıraplara rağmen başarılmış ol­masına ayrıca bir büyüklük vermek­tedir.

Biz, bu muazzam başarı karşısında yalni2 dost Alman milletinin hesabına sevinmekle kalmıyoruz, mensup bu­lunduğumuz sulhsever milletler cami­asının yüksek menfaatleri bakımın­dan da derin bir inşirah duyuyoruz. Çünkü, sizin memleketiniz, Türkiyenin de faal bir âzası bulunduğu Avru­pa camiasının, birçok hususlarda olduğu gibi, cihan sulh ve emniyeti ba­kımından da en mühim bir unsuru­dur. Federal Almanya Cumhuriyeti­nin sulhsever milletler camiasındaki bugünkü mümtaz mevkiinin, milleti­nizin yüksek meziyetlerini yapıcı faaliyetler etrafında toplamasını bilen ekselansınızın demokratik prensiplere ve milletler arasında tesanüd ve işbirliği ideallerine dayanan azimli ve basiretli siyasetinin neticesi olduğunu bütün hüsnüniyet sahibi memleketler sevinçle müşahede eylemektedirler. Tarihlerinin müşkül anlarında böyle müstesna insanlar yaratabilmek bü­yük milletlere has bir mazhariyettir.

Sulhsever milletlerin maruz bulundu­ğu topyekûn yokedilme tehlikesi mu­vacehesinde adilâne bir sulhun ve ha­kikî bir emniyetin tesis ve takviyesinin hayatî bir ehemmiyet arzettiği bu günlerde, bu gayelerin tahakkuku için tesirli ve realist bir şekilde çalışan milletlerin ve devlet adamlarının de­ğeri o kadar büyüktür ki bunu her ve­sile ile tebarüz ettirmeği şahsen bir vazife bilirim.

Yıkıcı kuvvetlere azimle ve büyük bir vatanperverlikle karşı koyan Federal Almanya Cumhuriyetinin Avrupa  ve dolayısıyla dünya sulhunun, emni­yetinin ve muvazenesinin teessüs ve vikayesi için mevcut sulh cephesi içinde en müessir şekilde hak ve vecibeleriyle yer alması bir zarurettir. Şekiller ne olursa olsun, sulh cephesinin sağlanması için gereken bu işbirliği­nin bir an evvel tahakkukunu elzem görmekteyiz. Bu suretle, Federal Al­manya ile Türkiyenin sulhun tarsini uğrunda sarf ettikleri mesaide yeni iş­birliği imkânları hasıl olacaktır.

Memleketlerimiz arasındaki iktisadî münasebetler karşılıklı menfaatleri­mizi en yakından alâkadar eden bir saha teşkil eylemektedir. Memleketle­rimizin iktisadî bünyelerinin birbirini tamamlayıcı mahiyette elması, her ikisinin ekonomilerinin mütemadi in­kişaf halinde bulunması bu sahadaki işbirliği imkânlarım her gün biraz daha arttırmaktadır.

Kültürel münasebetlerimizin de iki memleketin dostluk an'anesine uygun olarak günden güne mes'ut inkişaflar gösterdiğini derin bir memnuniyetle müşahede etmekteyiz.

Muhterem şansölye,

Aynı hürriyet ve sulh ideallerine ve karşılıklı menfaatlere dayandığı için memleketlerimiz arasındaki dostluğum temelleri çok sağlamdır. Bu hakikati izah için uzun konuşmaya dahi ihti­yaç görmüyorum.

Kadehimi,

Bu dostluk ile,

Federal Almanyanın refahı,

Hürriyet içinde bütün Almanların birleşebilmeleri ve muhterem Federal Al­manya Cumhurreisi şerefine kaldırıyorum,

Ve zatı devletlerinin,

Sevimli kerimenizin,

Er. Hallstein ve refakatinizdeki müm­taz

Hey'etine şerefine içiyorum.

— Ankara :

Başvekil ve Bayan Menderes'in, hü­kümetimizin davetlisi olarak memle­ketimizi ziyaret etmekte olan Alman­ya Federal Cumhuriyeti Başvekili ve Hariciye Vekili şerefine bu akşam An­kara Palasta verdikleri ziyafette Ekselans Dr. Conrad Adenauer şu nutku irat etmiştir:

«Pek sayın Başvekil,

Hakkımda ve Alman milleti hakkında izhar buyurduğunuz samimî hissiyata aynı duygularla teşekkür etmekliğime müsaadelerinizi rica ederim; Mensup olduğumuz her iki millet birbirlerine kavı ve an'anevî dostluk hisleriyle bağlıdırlar. Gerçek dostların misafiri olmak cidden güzel bir şeydir. Mem­leketinize ayak bastığım andan beri şahidi olduğum samimî tezahürlerin bütün tasavvurlarımın üstünde oldu­ğunu kaydetmek isterim. Türk ve Al­man milletleri arasındaki dostluk uzun zamanlar önce teessüs etmiş, iş ve mukadderat beraberliği ile gelişmiş ve kuvvetlenmiştir. Her iki memleket­te birçok güzide şahsiyetler bu dosta­ne iş beraberliği için gayretler sarfetmişlerdir. Bizler şimdi şu karışık ve tehlikelerle dolu zamanlarda onların başlamış oldukları işi devam ettiriyo­ruz. Nitekim zatı devletinizin Alman­ya problemine temas ederek pek ıztırap verici bir durumda ikiye bölünmüş olan vatanımda milyonlarca ırkdaşımın esaret içinde yaşadıklarını tebarüz ettiren ve beni ziyadesiyle mütehassis eden sözlerinizdeki anla­yış ve yakınlık ifadesinde bu dostluğun aşikâr bir nişanesi görülmekte­dir.

Aramızdaki dostluk, bütün gerçek dostluklar gibi, karşılıklı saygı esası­na dayanmaktadır. Zatı devletiniz, Alman milletinin yakın bir mazideki ba­şarılarına sitayişkâr bir lisanla temas etmek lütufkârlığında bulundunuz. Müsaade buyurursanız, ben de Alman milletinin asil Türk milleti ve onun dahî Önderi unutulmaz Atatürk'ün nice sonsuz zorluklar ve siyasî ümit­sizlikler içinde bulunan bir devletten ne gibi harikalar yaratmağa mukte­dir olduğunu görmekle duyduğu derin hayranlığı ifade etmek isterim. Tür­kiye yakın doğuda; birinci derecede bir istikrar unsuru olmuş ve hür dün­yanın mevcudiyetini tehdit eden teh­like karşısında O'nun varlığı hepimiz için hayatî bir mâna ve ehemmiyet taşımakta bulunmuştur. Bu gerçek, göklerden gelen bir nimet değildir. Bu, cesur, metin, azimli ve itidalli bir politikanın tabiî bir neticesidir.

Ekselans, bu politikanın başarılı neti­celeri yalnız öz vatanınıza inhisar et­miyor, daha ziyade, büyük devlet gruplarının hâlâ tam bir gerginlikle karşı karşıya durdukları bir dünyada bu muhkem unsur hür milletlerin bütünlüğü adına baha biçilmez bir kuv­vet kaynağı teşkil ediyor. Bu itibarla milletinizin yaşama azmi ve güttüğünüz politikanın isabeti aynı zamanda bizlere de müfit olmaktadır. Zira, Türkiye Cumhuriyeti şu senelerde bizim de içine katıldığımız birliğin bir rük­nüdür. Milletlerin emniyeti, sulhun korunması ve barış devresinde refa­hın artabilmesi için ancak ve ancak hür dünyanın kuvvetli olması lüzu­muna kani bir politikanın tarafınız­dan takip edildiğini görmek bizim için cesaret ve itminan vericidir. Kaldı ki bu dünyanın kuvvetli olabilmesi, dai­ma birbiri ile daha sıkı bir işbirliği kurulmasına vabestedir. Türkiye Cum­huriyeti batı teşkilâtına katılmakla bu neticeyi kabul ettiğini göstermiştir.

Devlet Reisiniz Sayın Celâl Bayar'ın memleket içinde ve dışında yanılma­dan mütemadi irşadatta bulunarak Almanyanın hür milletler camiasında gerekli mevkiini alması lüzumuna dair işaretleri Almanyada ve Almanlarca asla unutulmıyacaktır. Zatı devletinin bugün aynı fikirleri tekrar­lamış olmanızı Alman milleti elbette minnettarlıkla karşılıyacaktır.

Her iki milletimizin hür dünya camia­sına katılmış bulunması, karşılıklı münasebetlerimizin inkişafı ve semeredar olması bakımından ayrı bir mâ­na taşımaktadır. Bu hal, kanaatimce çok vaitkâr olan iktisadî münasebet­lerde olduğu gibi her iki memlekette feyizli emareleri görülmeğe başlıyan kültür münasebetlerinde de müsbet tesirler icra edecektir.

Pek sayın Başvekil, Türklerin yılmıyan ibda ve ika kabiliyetinin ve bil­hassa yeni ve muhteşem Ankaranızın kuruluşunda sarfedilmiş olan gayret­lerin üzerimde bıraktığı müsbet tesir­leri ifade etmekliğime müsaade buyurmanızı rica ederim. 30 yıl önceki mütevazi bir kasabanın yerine bu ka­dar kısa bir zaman içinde muvaffaki­yetle kurulmuş modern bir başşehrin yükselmekte olduğunu görmek, her zi­yaretçiyi hayranlıklar içinde bıraka­cak bir keyfiyettir. Bundan başka ba­na dünyanın en güzel noktalarından biri sayılan şirin İstanbulu ve tabiî güzellikleri yanında taşıdıkları san'at eserleriyle büyük Türk tarihinden Ör­nekler veren diğer yurt köşelerini gör­mek fırsatını bahşeden Türk misafir­perverliğine ayrıca teşekkürlerimi sunmak isterim.

Kadehimi kaldırır ve Türk - Alman dostluğu şerefine, sayın Türkiye Cumhurreisi ve muhterem eşinin sağlığı­na, zatı devletiniz ve muhterem refi­kanızın sıhhatına, Hariciye Vekili sa­yın Profesör Fuat Köprülü ve muhterem refikalarının sıhhatına ve hükü­metiniz heyetinin saadetine içerim.»

Bonn Büyükelçiliği Ticaret Müşavir­liğimizden, Almanyanın memleketi­mizden balık konservesi almak iste­diği bildirilmektedir.

Bu hususta müracaatlar haziran so­nuna kadar Almanya Federal İaşe, Ziraat ve Orman Nezaretinin Frankfurttaki Dış Ticaret Ofisine yapıla­caktır.

— İstanbul :

22 mart pazartesi günü Pariste yapı­lacak elan NATO hava kuvvetleri toplantısında memleketimizi temsilen bulunacak olan hava kuvvetleri ku­mandanı Korgeneral Fevzi Uçaner, beraberinde Kurmay Yarbay Sadi Atıkkan olduğu halde, bu sabah uçak­la Parise hareket etmiştir.

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte olan Al­manya Federal Cumhuriyeti Başvekili ve Hariciye Vekili Ekselans Br, Konrad Adenauer şerefine bugün saat 17 de Almanya Büyükelçiliğinde bir ka­bul resmi tertip edilmiştir.

Vekiller, kordiplomatik mensupları, generaller, profesörler ve Hariciye er­kânının hazır bulunduğu resmi kabul çok samimî bir hava içinde saat 19.00'a kadar devam etmiştir.

 

19 Mart 1954

 

— İstanbul :

İstanbul Ticaret Odasına gelen ha­berlere göre yabancı memleketlerden bir çok firmalar Türkiyeden çeşitli İthalâtta bulunmak üzere teklifler yapmaktadır.

Bu arada Yugoslavyadan balmumu, temizleyici ecza, grafit, porselen; Bolivyadan buğday, nohut, fasulye, mer­cimek ve Hollandadan da lületaşı is­tenmektedir.

— İstanbul :

İlgililerden aldığımız malûmata göre çok vaitkâr olan iktisadî münasebet­lerde olduğu gibi her iki memlekette feyizli emareleri görülmeğe başlıyan kültür münasebetlerinde de müsbet tesirler icra edecektir.

Pek sayın Başvekil, Türklerin yılmıyan ibda ve ika kabiliyetinin ve bil­hassa yeni ve muhteşem Ankaranızın kuruluşunda sarfedilmiş olan gayret­lerin üzerimde bıraktığı müsbet tesir­leri ifade etmekliğime müsaade buyurmanızı rica ederim. 30 yıl önceki mütevazi bir kasabanın yerine bu ka­dar kısa bir zaman içinde muvaffakiyetle kurulmuş modern bir başşehrin yükselmekte olduğunu görmek, her zi­yaretçiyi hayranlıklar içinde bıraka­cak bir keyfiyettir. Bundan başka ba­na dünyanın en güzel noktalarından biri sayılan şirin İstanbulu ve tabiî güzellikleri yanında taşıdıkları san'at eserleriyle büyük Türk tarihinden Ör­nekler veren diğer yurt köşelerini gör­mek fırsatını bahşeden Türk misafir perverliğine ayrıca teşekkürlerimi sunmak isterim.

Kadehimi kaldırır ve Türk - Alman dostluğu şerefine, sayın Türkiye Cumhurreisi ve muhterem eşinin sağlığına, zatı devletiniz ve muhterem refi­kanızın sıhhatına, Hariciye Vekili sa­yın Profesör Fuat Köprülü ve muhte­rem refikalarının sıhhatına ve hükü­metiniz heyetinin saadetine içerim.»

 

Bonn Büyükelçiliği Ticaret Müşavir­liğimizden, Almanyanın memleketi­mizden balık konservesi almak iste­diği bildirilmektedir.

Bu hususta müracaatlar haziran so­nuna kadar Almanya Federal İaşe, Ziraat ve Orman Nezaretinin Frankfurttaki Dış Ticaret Ofisine yapıla­caktır.

— İstanbul :

22 mart pazartesi günü Pariste yapı­lacak elan NATO hava kuvvetleri toplantısında memleketimizi temsilen bulunacak olan hava kuvvetleri ku­mandanı Korgeneral Fevzi Uçaner, beraberinde Kurmay Yarbay Sadi Atıkkan olduğu halde, bu sabah uçak­la Parise hareket etmiştir.

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte olan Al­manya Federal Cumhuriyeti Başvekili ve Hariciye Vekili Ekselans Br, Konrad Adenauer şerefine bugün saat 17 de Almanya Büyükelçiliğinde bir ka­bul resmi tertip edilmiştir.

Vekiller, kordiplomatik mensupları, generaller, profesörler ve Hariciye er­kânının hazır bulunduğu resmi kabul çok samimî bir hava içinde saat 19.00'a kadar devam etmiştir.

19 Mart 1954

 

— İstanbul :

İstanbul Ticaret Odasına gelen ha­berlere göre yabancı memleketlerden bir çok firmalar Türkiyeden çeşitli İthalâtta bulunmak üzere teklifler yapmaktadır.

Bu arada Yugoslavyadan balmumu, temizleyici ecza, grafit, porselen; Bolivyadan buğday, nohut, fasulye, mer­cimek ve Hollandadan da lületaşı is­tenmektedir.

— İstanbul :

İlgililerden aldığımız malûmata göre

20 Mart 1954

 

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde misafir bulunan Federal Almanya Cumhuriyeti Başvekil ve Ha­riciye Vekili Dr. Konrad Adenauer'in ziyareti münasebetiyle Ankaraya gel­miş olan Alman gazetecilerine, bugün Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral Kemal Yükep tarafından okulda bir öğle yemeği verilmiştir.

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak iki gündenberi Ankarada bulunan Al­manya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Vekili Dr. Konrad Adenauer muhtelif ziyaretlerine ve hükü­metimizle istişarelerine devam et­mektedir.

Dr. Adenauer devlet adamlarımızla yaptığı görüşmelerin haricinde kalan serbest vaktini ziyaretlerle geçirmektedir.

Bu cümleden olmak üzere Almanya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Ha­riciye Vekili beraberinde Bonn Büyükelçimiz Suat Hayri Ürgüplü, Almanyanın Ankara Büyükelçisi Dr. Wilhelm Haas, maiyeti ve şehrimizde bulunan Alman gazetecileri olduğu halde bu sabah saat 9'da Harp Okulu­nu ziyaret etmiştir.

Dr. Adenauer, Harp Okulunda Okul Komutanı Tuğgeneral Kemal Yükep, okul subayları ve Öğretmenleri tarafından karşılanmış ve başta bando bulunan bir ihtiram kıtası selâm res­mini ifa etmiştir.

Okul şeref salonunda bir müddet isti­rahat eden ve Okul Komutanı tara­fından Harp Okulu hakkında verilen izahatı dinleyen Federal Almanya Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Ve­kili müteakiben okulu gezmiş ve muhtelif sınıflardaki dersleri dinle­miştir.

Bundan sonra okul spor salonuna ge­len Dr. Adenauer ve beraberindekiler bandonun çaldığı Alman ve Türk Mil­lî Marşlarını dinledikten sonra Öğren­ciler tarafından yapılan spor gösteri­lerini büyük bir alâka ile takip etmiş­lerdir.

Öğrencilerin gösterileri büyük bir mu­vaffakiyetle sona ermiştir.

Okul Komutanının odasına inen Dr. Adenauer burada okul hatıra defteri­ni imzalamış ve Okul Komutanına şunları söylemiştir:

«Mektebinizde gördüğüm çok samimî ve kalbi karşılamadan dolayı büyük bir heyecan içindeyim. Bunun Türk -Alman dostluğunun çok beliğ bir te­zahürü olması bakımından ayrıca bü­yük kıymet ve ehemmiyeti vardır. Bu meyanda  gördüğüm  intizam,  disiplin ve askerî ciddiyet bilhassa takdire de­ğer.

Her zaman hayranı olduğumuz Türk milletinin bir parçasını burada tekrar disiplin ve feragat örneği olarak görmüş bulunuyoruz ve buradan da Koredeki büyük kahramanlığınızın se­beplerini anlamış bulunuyoruz. Bu münasebetle bunu takdiren Kore ga­zilerinden 10 kahramanı Federal Al­manya hükümeti Almanyaya davet etmiştir. Bunu da bildirmekle ayrıca büyük bir zevk duymaktayım.»

Okul komutanına gördüğü misafirper­verlikten dolayı tekrar teşekkür eden Dr. Adenauer, okula tanınmış Alman askerî yazarı general Count Hell Munt Von Molteke'nin 4 ciltlik bir eserini hediye etmiş ve spor gösterilerinde en çok başarı gösteren öğrenciye veril­mek üzere bir Leica fotoğraf makine­sini de okul komutanına vermiştir.

Saat 11.05 te Harp okulundan ayrılan Federal Almanya cumhuriyeti başve­kil ve Hariciye Vekili" Dr. Adenauer ve beraberindekiler okul komutanı ve subaylar tarafından uğurlanmış ve başta bando bulunan ihtiram kıtası selâm resmini ifa etmiştir.

—  Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi ziyaret etmekte ' olan Al­manya Federal Cumhuriyeti başvekil ve Hariciye Vekili ekselans Dr. Kon­rad Adenauer bugün saat 16.00 da Türk - Alman dostluk cemiyetinin Ankarapalasta şerefine tertip ettiği ka­bul  merasiminde  hazır  bulunmuştur.

Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Dahiliye Vekili Ethem Menderes, Baş­vekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, hariciye erkânı ve cemiyet mensup­larının hazır bulundukları kabul me­rasimi çok samimî bir hava içinde iki saat devam etmiştir.

Ekselans Adenauer kabul merasimin­den sonra Almanya büyükelçiliğine giderek Alman kolonisiyle tanışmış ve kendileriyle bir müddet görüşmüştür.

—   İstanbul:

Süvari okulunda çalışmakta olan Uluslararası yarışmalar ekibi 1953 yılı sonbaharında, yurt içinde (İstanbul -Ankara - İzmir - Adana) yapılan kon­kurhipiklerde başarılar göstermiş ve kış devresinde de metodlu çalışmalariyle.1954 yılı yurt dışı müsabakaları­na hazırlanmıştır.

Ekibimiz nisan ve mayıs 1954 ayları içinde Marsilya, Nis, Roma ve Lüsernde yapılacak Uluslararası yarışmalara katılmak üzere bugün İstanbuldan «Adana» vapuru ile Marsilyaya hareket etmiştir.

Ekip, Süvari okulu kumandanı Gene­ral Hakkı Sokullu başkanlığında, an­trenör Topo, yüzbaşı Salih,Koç, yüzbaşı Bedri Böke, yüzbaşı Kemal Özçelik, yüzbaşı Cevdet Sümer ve üsteğ­men Alparslan Güneşten ibarettir.

1956 olimpiyatlarına hazırlık mahiyetinde olan bu müsabakalarda da eki­bimizin çalişmalariyle mütenasip başarılar elde edeceği kuvvetle ümit edilmektedir.

— Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

Vatan gazetesinin 7 mart 954 tarihli ve 4603 sayılı nüshasının birinci say­fasında, Birleşmiş Milletler nezdinde Türkiye da,imî delegesi Büyük Elçi Se­lim Sarperin Önümüzdeki seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından İstanbuldan aday gösterileceğine dair bir haber intişar etmiştir.

Bu haberin hiç bir asıl ve esası olma­dığı büyük elçi Selim Sarperin vaki işar ve talebi üzerine beyan olunur.

21 Mart 1954

 

— Ankara :

Kıymetli misafirimiz Almanya Federal Cumhuriyeti başvekil ve Hariciye Ve­kili Dr. Adenauer'in kızı, Filoloji pro­fesörü Dr. Lotte Adenauer, Ankarada misafir bulunduğu müddet zarfında şehrimizdeki çocuk bakımevlerinî, hastahaneleri, çocuk yuvalarını ve doğum evlerini ziyaret etmiştir.

 

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak 3 gündenberi Ankarada misafir bulunan Al­manya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Vekili ekselans Dr. Konrad Adenauer, şehrimizde devlet adamlarımızla yaptığı temas ve ziya­retlerini tamamlıyarak bugün saat 15.40 ta özel askeri uçakla, beraberin­de kızı ve maiyeti olduğu halde İzmire hareket etmiştir.

Batı Almanya Başvekil ve Hariciye Ve­kiline memleketimiz dahilinde yapa­cakları seyahat sırasında refakat ede­cek olan İktisat ve Ticaret Vekili Fet­hi Çelikbaş ve Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu da eşleriyle birlikte İzmire ha­reket etmişlerdir. Bundan başka Al­manya Federal Cumhuriyetinin An­kara Büyükelçisi ekselans Dr. Wühelm Haas, Bonn Büyükelçimiz Suat Hayrı Ürgüplü de ayni uçakla İzmire gitmiş­lerdir.

Dost Almanya Federal Cumhuriyeti­nin Başvekil ve Hariciye Vekili, An­kara sivil hava alanında Başvekil Ad­nan Menderes, Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü, Başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Hariciye Vekâleti umumî kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalın, Hariciye Vekâleti müsteşarı Bü­yükelçi Nuri Birgi, vali muavini, belediye reis vekili, garnizon komutanı, emniyet müdürü, Hariciye Vekâleti erkânı, Başvekâlet hususî kalem mü­dürü, Almanya Büyükelçiliği erkânı ve yerli ve yabancı basın mensupları ta­rafından uğurlanmıştır.

Dost Almanyanın Başvekili ve Dışiş­leri Vekiline Büyük Millet Meclisi Re­isi Refik Koraltan adına hususî kalem müdürü Bedri Akyüz, iyi yolculuklar dilemiş ve kızı Dr. Lotte Adenauer'e bir buket takdim etmiştir.

Türk ve Alman bayrakları ile süslen­miş hava alanına çıkmadan evvel A-nadolu Ajansına beyanatta bulunan ekselans Adenauer şunları söylemiştir:

«Ankara ihtisaslarım her bakımdan fevkalâdedir. Hususî ve umumî mese­leler üzerinde her bakımdan tam bir mutabakata vardık. Bu mutlak muta­bakat, ifadesini neşretmiş olduğumuz tebliğde bulmuştur. Her tarafta karşı­laştığım derin dostluk ve sempati te­zahürlerinden fevkalâde mütehassi­sim.»

Bundan sonra ihtiram kıtasının ba­şında bulunan bandonun çaldığı Al­man ve Türk millî marşları dinlenmiş ve ekselans Adenauer Başvekil Adnan Menderes ve Garnizon Kumandanı ile beraber ihtiram kıtasını teftiş etmiş­tir.

Aziz misafirimiz uçağa binmeden .ev­vel Başvekilimize, Hariciye Vekilimize ve kendisini uğurlamaya gelen diğer zevata teker teker veda etmiştir.

Kıymetli misafirimiz ve maiyetini İz-mire iki askerî uçağımız götürmekte­dir.

— Ankara :

İran Büyükelçisi Mansur, bu akşam Nevruz münasebetiyle Büyükelçilikte bir toplantı tertip etmiştir.

Bu toplantıda, hükümet erkânı, kor­diplomatik, Hariciye Vekâleti ileri ge­lenleri ve yerli, yabancı basın temsil­cileri ile şehrimizin tanınmış simaları hazır bulunmuştur.

— Ankara :

Bugün saat 15.30 da bir Endonezya heyeti uçakla İstanbuldan şehrimize gelmiştir.

Eski Devlet Vekili Harsono Tjokroaminoto'nun başkanlığında bulunan heyet B.A. Ubani, Hacı İlyas, Hacı Zabidi, Hacı Rusli ve Nur Sutan İskender'den müteşekkildir.

Heyet başkanı hava alanında verdiği beyanatta bu ziyaretlerinin bir iyi ni­yet ziyareti olduğunu, Endonezya ile Türkiye arasındaki münasebetlerin sıkılaşması gayesini güttüğünü söylemiş ve Endonezya başvekili Ali Sastroamidjojd'un başvekilimize gönderdiği bir mesajı getirmiş, olduklarını ilâve et­miştir.

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmekte olan Almanya Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Vekili Dr. Konrad Adenauer, maiyeti, mihmandarı arı ile beraber bugün Hasanoğlan Köy enstitüsünü ziyaret etmiştir.

Hasanoğlanda enstitü müdürü ve öğ­rencileri tarafından karşılanan Dr. Adenauer bir müddet müdür odasında istirahat ederek, enstitü hakkında iza­hat almış ve müteakiben enstitüyü gezmiştir.

Gördüklerinden fevkalâde mütehassis olan Dr. Adenauer, Hasanoğlan köy enstitüsünün bir kısım ders malzeme­sinin Federal Almanya hükümeti ta­rafından hediye edileceğini söylemiş­tir.

— Ankara :

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bugün saat 9.30 da otomobille şehrimizden ayrılmış Sarıyar barajının inşaat sa­hasında incelemelerde ve yo] üzerinde bulunan Beypazar ve Ayaş ilçelerinde vatandaşlarla temaslarda bulunduk­tan sonra saat 19.30 da Ankaraya av­det etmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bera­berinde Ankara Valisi Kemal Aygün ve Başyaveri Kurmay Yarbay Nurettin Fuat Alpkartal olduğu halde şeh­rimizden hareket etmiş, güzergâh üzerinde yer yer toplanmış olan. vatan­daşların sevgi ve muhabbet tezahür­leri arasında hasbihallerde bulunmuş, Beypazarı ilçesinde yarım saat kadar tevakkuf ettikten sonra saat 13.00 te Sarıyar barajı şantiyesine vasıl olmuş­tur.

Etibank Umum Müdürü, muavini, mü­hendisler ve işçiler tarafından hara­retle istikbal edilen Reisicumhurumuz Celâl Bayar Öğle yemeğini şantiyede Etibankın misafiri olarak yemiş, ye­meği takiben idare binasında Etibank Umum Müdür ve muavininin harita ve plânlar üzerinde verdikleri izahatı büyük bir alâka ile takip etmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bura­da inşaatta çalışan yabancı uzmanlar­la görüşmelerde bulunmuş ve şantiye­de başkan Eisenhower'in davetlisi ola­rak Birleşik Amerikada bulundukları sırada ziyaret ettiği Hoover barajın­dan alarak Türkiyeye getirdiği çeşitli malûmatı ihtiva eden muhtelif teknik kitap ve broşürleri baraj mensupla­rına hediye etmiştir.

Reisicumhurumuza verilen izahatta Sarıyar barajının inşaat sistemi bakı­mından Birleşik Amerikanın Nevada eyaletindeki Hoover barajına çok ben­zediği belirtilmiş hafriyat kısmının he­men tamamının sona ermiş bulundu­ğu, bir buçuk aya kadar esas baraj kıs­mının inşaatına geçileceği, baraj in­şaatının sona ermesini müteakip memleketimizin bugün 500 bin kilovat olan elektrik gücünün 1960 senesinde 1 milyon kilovatı bulacağı, bu miktar­da 570 bin kilovatın Etibankın hisse­sine düşeceği esası izah edilmiştir. Bu izahatı takiben Reisicumhurumuz çok geniş bir sahayı kaplıyan inşaat mıntakasını gezmiş hafriyat yapılan yerleri, kuvvet tünelini ayrı ayrı gör­müş ve alâkalılar tarafından verilen izahatı büyük bir alâka ile takip et­miştir.

Baraj sahasında istimlâk meselesinde arazi sahipleri ile Etibank arasındaki müşküllerin karşılıklı anlayış ve işbir­liği sayesinde hal yolunda olduğu ci­heti de ayrıca tebarüz ettirilmiş ve Sarıyarın ileride Ankaranın gayet güzel bir sayfiye yeri olacağı kaydedilmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar verilen izahata teşekkür ettikten sonra baraj sahasından ayrılmış ve Ankara istika­metine hareket etmiştir.

Reisicumhurumuz saat 17.30 da Ayaş ilçesine teşrif etmiştir. Kasaba met­halinde Ayaslılar tarafından sevgi ve muhabbetle karşılanan Celâl Bayar doğruca askerî mahfele gitmiştir.

Reisicumhurumuz mehfelde toplanan Ayaşlılarla samimî hasbıhallerde bu­lunmuş, Birleşik Amerikayı ziyaretine ait intibalarından bahsetmiş ve bu arada bir vatandaşımızın «Amerikada sizi en çok mütehassis eden bir hâdi­seyi lütfen nakleder misiniz?» mealin­deki sualine cevap olarak: «Hâdiseleri kül olarak mütalâa etmek lâzımdır. Bunu böyle yapınca beni en çok mü­tehassis eden şey Türk milletinin itibar gören bir millet olduğunu müşa­hede etmiş bulunmamda» demiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar bundan sonra Ayaşlıların sevgi tezahüratı ara­sında ilçeden ayrılarak saat 19.30 da Ankaraya avdet etmiştir.

—  İzmir :

Dündenberi şehrimizde misafir bulu­nan Almanya , Federal Cumhuriyeti Başvekil ve Hariciye Vekili ekselans Dr. Konrad Adenauer ve maiyeti, ha­vanın çok yağmurlu olması dolayısiyle Bergamaya gitmekten sarfı nazar ederek, İzmir arkeoloji müzesini gez­mişlerdir.

Müzede bir saatten fazla kalan Dr. Adenauer, müze müdüründen ve arke­oloji mütehassıslarından eserler hak­kında izahat almış ve tetkiklerde bu­lunmuştur.

Misafirlerimiz müzeyi ziyaretten son­ra otomobillerle Karşıyakada bir ge­zinti yapmışlardır.

— İzmir :

Federal Almanya Cumhuriyeti şansöl­yesi ekselans Konrad Adenauer bugün öğleden sonra Nato karargâhına gide­rek müttefik kara kuvvetleri güney­doğu Avrupa Kumandanı Korgeneral Paul W. Kendall, Altıncı müttefik tak­tik hava kuvvetleri kumandanı Tüm­general Robert E. L. Eaton ve ku­mandanlığın diğer yüksek rütbeli kumandanları nezdinde kısa ve gayri resmî bir ziyarette bulunmuştur.

23 Mart 1954

 

— İzmir :

Vali Muzaffer Göksenin, bu sabah şeh­rimizden ayrılan Federal Almanya şansölyesi ve Hariciye Vekili Dr. Kon­rad Adenauer ile Hariciye Vekâleti müsteşarı Prof. Walter Hallstein'in şehrimizden aynîm alarmı müteakip kendilerini birer mesaj  göndermiştir.

Mesaj da .İzmirlilerin gerek kıymetli misafirlerimizin şahıslarına, gerekse dost Alman milletine  karşı beslemiş oldukları samimi hisler belirtilmekte ve İyi yolculuklar temennisinde bulu­nulmakta idi.

Federal Almanya Hariciye Vekâleti müsteşarı Prof, Walter Hallstein, uça­ğın hareketi sırasında şu mukabil me­sajı göndermiştir:

«Lûtufkâr veda mesajından dolayı zatıâlinize teşekkür eder ve ona, Türk-Alman bağlılık ruhu ile en kalbi şekil­de mukabele ederim.

İzmirdeki günler benim için unutul­maz bir halde kalacaktır. Büyük misa­firperverlikten dolayı tekrar teşekkürlerimi sunarım.»

Diğer taraftan Dr. Adenauer, İzmirdeki ziyaretleri esnasında, İzmir em­niyet teşkilâtının intizam ve emniyeti sağlamak bahsinde gösterdiği gayret­ten dolayı çok mütehassis olmuş ve emniyet müdür vekiline bir gümüş si­garalık hediye etmiştir.

— İzmir :

Pazar günü akşamından beri şehri­mizin misafiri bulunan Federal Al­manya Cumhuriyeti şansölyesi ekselâns Dr. Konrad Adenauer, bugün sa­at 10.40 ta, beraberinde kızı ve mai­yeti erkânı, Almanyanın Ankara Büyükelçisi ve refikası ile Bonn Büyük­elçimiz bulunduğu halde seyahatleri­ne tahsis edilen özel uçaklarla İstanbula hareket etmiştir

Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, İkti­sat ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş Şansölyeye refakat etmektedirler

Muhterem misafirimize Cumaovası hava alanında İzmir valisi Muzaffer Göksenin, İzmir mebusları, generaller, İzmir belediye reisi, vali muavini ve emniyet müdürü iyi seyahat temenni­sinde bulunmuşlardır

Misafir gazetecileri hâmil olan Devlet Havayolları uçağı bir çeyrek saat ev­vel hareket etmiş ve İzmir basın men­supları tarafından hararetle uğurlanmıştır

— İstanbul :

Bugün İstanbula gelen Batı Almanya Başvekili ve Dışişleri Vekili Dr. Ade­nauer öğleden sonra şehrimizin tarihî yerlerini ve bu arada Sultanahmet, Süleymaniye camilerini, Türk ve İs­lâm eserleri müzesini gezmiştir.

Sayın misafirimiz müzede yarım sa­atten fazla kalarak Türk ve İslâm eserlerini tetkik etmiş ve Türk halı­larına karşı büyük bir alâka göster­miştir. Müze müdürü Elif Naci misa­fire kendi eseri olan Türk motiflerin­den mülhem güzel bir tablo hediye et­miştir.

— İstanbul :

İlk kadın mebuslarımızdan Erzurumun sabık mebusu bayan Nakiye Elgün bu sabah İstanbulda vefat etmiştir.

İstanbul Belediye Meclis âzalığında bulunmuş ve birçok hayır cemiyetle­rinde vazife almış olan ve son olarak Topkapı fakirlere yardım yurdu baş­kanı olan Nakiye Elgünün cenazesi çarşamba günü öğle namazını müteakip Şişli camiinden kaldırılacaktır.

— Ankara :

Berlindeki Türk şehitliğine mücavir bazı arazi parçalarının Federal Al­manya hükümetince, şehitliğe ilâve edilmek üzere, Türk hükümetine he­diye edilmesinin kararlaştırıldığı ve keyfiyetin Şansölye Dr. Adenauer tarafından, Ankarayı ziyareti sırasında hükümetimize bildirildiği memnuni­yetle öğrenilmiştir.

— İstanbul :

Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay ve refikaları, şehrimizi ziyaret etmekte elan dost Federal Almanya Cumhuri­yeti Başvekili ve Dışişleri Vekili ekse­lans Dr. Konrad Adenauer şerefine bu akşam saat 20.30 da Vali konağında bir yemek vermiştir.

Bu yemekte Dr. Adenauer'in kerimesi, maiyeti erkanı, Nafia Vekili Kemal Zeytinoğlu, İktisat ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş, Almanyanın Ankara Büyükelçisi, Bonn Elçimiz, Almanya­nın İstanbul Başkonsolosu ve konso­losluk erkânı, Dışişleri Vekâleti protokol umum müdür muavini, il genel meclis reis vekilleri ve üyeleri, kordip­lomatik, üniversiteler rektörleri, gene­raller, amiraller ve çok seçkin bir da­vetli topluluğu hazır bulunmuştur.

Yemek çok samimî bir hava içinde geç vakte kadar devam etmiştir.

— Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Çan-kayada, Necati Özdeniz, Ulvi Yenal ve Enver Tekanttan müteşekkil Denizci­lik Bankası Meclisi idare heyeti aza­larım kabul etmişlerdir.

— Ankara:

Türk, Yunan ve Yugoslav.Erkânı Harbiyei umumiye temsilcileri toplantısı­na iştirak edecek Yunan ve Yugoslav askerî heyetleri bu sabah ekspresle, saat 9.05 de İstanbuldan şehrimize gelmişlerdir.

Heyetler garda, harekât dairesi başka­nı Tümgeneral Salih Coşkun, Merkez Kumandanı ve Temsil Bürosu Başkanı ile Yugoslav Büyükelçisi ve Yunan El­çilik mensupları tarafından karşılan­mışlardır.

Askeri heyetlere başta bando olduğu halde bir ihtiram kıtası selâm resmi­ni ifa etmiştir.

— Ankara :

Türkiye ile Endonezya arasındaki ta­nışmayı arttırmak ve dostluğu inkişaf ettirmek maksadiyle, diğer bazı mem­leketlere de uğradıktan sonra memle­ketimize gelen eski Milli Müdafaa Na­zır muavini ekselans Harsono Tjokrominoto riyasetindeki altı kişilik dost­luk heyeti dün Çankayada Riyaseti-cumhur köşkünde deften mahsusu imzalamış ve Anıt - Kabre bir çelenk koyarak saygı duruşunda bulunmuş­tur.

Heyet bugün saat 11 de Hariciye Ve­kili Prof. Fuat Köprülüyü ve bilâhare Hariciye Vekâleti Kâtibi umumisi Bü­yükelçi Cevat Acıkalını ziyaret etmiş­tir.

Hariciye Vekilimiz heyet şerefine bugün Anka rap al asta bir çay vermiştir.

Dost Endonezyadan memleketimize gelen ve Endonezya Başvekilinden baş­vekilimize hitaben bir dostluk mesajı­nı hâmil bulunan bu heyet Türkiyede ikameti sırasında hükümetimizin mi­safiri olarak ağırlanmakta ve arzu et­tikleri müessese ve müzeleri Hariciye Vekâletince kendilerine tefrik edilen hususî mihmandarlarla gezmektedir.

Heyet Ankaradan sonra İstanbula gi­decek ve orada bir gün kalıp memle­ketimizden ayrılacaktır.

— İstanbul :

Almanya Federal Cumhuriyeti Başve­kil ve Dışişleri Vekili ekselans Dr. Konrad Adenauer bugün İstanbula muvasalât ettikten sonra, İstanbul Va­li ve Belediye Reisi Profesör Gökay İle birlikte Yeşilköy hava meydanından hareketle doğruca vilâyete gelmiştir.

Dost Almanya Federal Cumhuriyet şansölyesi, Topkapıda şehrin metha­linden itibaren bütün güzergâhta toplanmış bulunan kalabalık bir halk kütlesi tarafından sevgi tezahürleriyle karşılanmış ve selâmlanmıştır.

Ekselans Dr. Konrad Adenauer, bay­raklarla donatılmış bulunan vilâyet binasına geldiği sırada Ankara caddesini ve vilâyetin civarını doldurmuş bulunan halkın tezahüratı son haddi­ni bulmuştu.

Vilâyetin önünde şehir bandosu, bir polis müfrezesi Yavrukurtlar ve öğ­renciler muhterem misafirimizi selâmlamak üzere yerlerini almışlardı.

Ekselans Dr. Adenauer, beraberinde kızı, Almanya Hariciye Vekâleti müs­teşarı Walter Hallstein, maiyeti erkâ­nı, Almanyanın Ankara Büyükelçisi, Bonn Büyükelçimiz ve Almanyanın İs­tanbul konsolosu ve konsolosluk men­supları ve gazeteciler olduğu halde, vi­lâyetin önünde otomobilden inmiş ve polis müfrezesi ile diğer hazır bulu­nanlar tarafından selâmlanmıştır.

Ekselans Dr. Adenauer, mütebessim bir çehre ile öğrencilerin selâmlarına mukabelede bulunmuş ve vilâyet şe­ref salonuna geçmiştir.

20 Mart 1954

 

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizde misafir bulunan Federal Almanya Cumhuriyeti Başvekil ve Ha­riciye Vekili Dr. Konrad Adenauer'in ziyareti münasebetiyle Ankaraya gel­miş olan Alman gazetecilerine, bugün Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral Kemal Yükep tarafından okulda bir öğle yemeği verilmiştir.

— Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak iki gündenberi Ankarada bulunan Al­manya Federal Cumhuriyeti Başvekil Vilâyette yarını saat kadar kalan ve Prof. Gökay ile muhtelif mevzular ve bu arada Türk - Alman dostluğu üze­rinde hasbıhalde bulunan Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesi, ken­disinden intibaların rica eden basın mensuplarına kısaca şunları söylemiş­tir:

— «Bugün İstanbula gelmiş bulunu­yorum. Bu Türkiyeye yaptığım seya­hatin son merhalesidir. Kısa bir mesafeden geçerek buraya gelmiş oldu­ğum için güzel İstanbul hakkında he­nüz

Mamafih, uçağımın pilotu çok centil­mence hareket etti ve meydana inme­den önce şehrin üzerinde bir tur yaparak manzarayı bize kuşbakışı sey­rettirdi.

Edindiğim intiba fevkalâdedir. Hava meydanında başta Vali ve Belediye Reisi olduğu halde, kalbten gelen bir şekilde karşılandık.

Geçtiğimiz yerlerde ve bilhassa vilâ­yetin önündeki karşılanışımız da fev­kalâde idi.

Bu da eski Türk - Alman dostluğunun bir tezahürüdür.»

Ekselans Dr. Adenauer, bundan sonra , yine Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay ile birlikte vilâyetten ayrılmış ve Sirkeci _ Eminönü - Karaköy meydan­larında ve diğer yerlerde toplanan halkın tezahürleri arasında saat 13.45 te Park otele gelmişlerdir.

24 Mart 1954

 

—  İstanbul :

Memleketimizin misafiri bulunan dost Federal Almanya Cumhuriyeti Başve­kili ve Hariciye Vekili ekselans Dr. Adenauer bugün öğleden sonra Tentonia kulübünde Alman kolonisi ile gö­rüşmüştür.

—  Ankara :

Tümgeneral L. Jubo Vuçkoviç başkan­lığındaki Yugoslav ve Tümgeneral Th. Papathanestasiadis başkanlığındaki Yunan askerî heyetleri şerefine bu akşam saat 20.00 de Erkânı Harbiye! Umumiye Harekât Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu tarafından Ankara Orduevinde bir kokteyl veril­miştir.

Bu kokteylde, Millî Müdafaa Vekili Kenan Yılmaz, Başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, harekât dairesi başkanı Tümgeneral Salih Coşkun, Garnizon Kumandanı Tümgeneral Mithat Akçakoca, Generaller, Yunan ve Yugoslav Büyükelçileri ve askerî ataşeler hazır bulunmuştur.

—   İstanbul :

Federal Almanya Cumhuriyeti Başve­kil ve Hariciye Vekili Dr. Konrad Ade­nauer bugün öğleden sonra beraberin­de kızı ve maiyeti olduğu halde Edirnekapıdaki Ka'riye ve Mihrimah Sul­tan camilerini ziyaret ederek bu eser­ler hakkında Alman arkeoloji müzesi müdüründen geniş izahat almıştır.

Dr. Adenauer Ka'riye camiini hayranlıkla   tetkik   etmiş,  Mihrimah  Sultan camii hakkında düşündüğünü «fevka­lâde» kelimesiyle ifade etmiştir.

Dr. Adenauer her gittiği yerde halk tarafından büyük bir alâka ve sevgiy­le karşılanmış ve kendisine candan tezahürat yapılmıştır.

Alman başvekilinin halkı muhabbetle selâmlaması çok müsbet bir tesir ya­ratmıştır.

—   İstanbul :

Memleketimizde ilmî anlayışa uygun beden eğitimi ve spor öğretiminin ku­rucusu Selim Sırrı Tarcanın 80 inci yıldönümü bugün saat 15 te Çapada Yüksek Öğretmen Okulu binasında parlak bir törenle kutlanmıştır.

Seçkin bir davetli kütlesinin hazır bu­lunduğu tören, vefat etmiş beden eği­tim Öğretmenleri için yapılan bir tazim duruşu ile başlamıştır.

Yüksek Öğretmen Okulu Müdürü Ke­mal Kaya Selim Sırrı Tarcanın haya­tını anlattıktan sonra beden terbiyesi öğretmenleri derneği başkanı Burhan Sümersan kısa bir konuşmayı mütea­kip memleket irfanına, beden terbi­yesine hudutsuz emeği geçen Selim Sırrı Tarcana dernek tarafından ha­zırlanan buketi derneğin koruyucu üyesi olan Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökayın vermesini rica ederim demiş­tir     

Vali ve Belediye Reisi sağlık ve sıhhat dileği ile buketi Selim Sırrı Tarcana vermiştir.

Selim Sırrı Tarcan kısa bir konuşma yaparak gösterilen alâkaya teşekkür etmiş, hâtıralarını anlatmış ve ömrü­nü vakfettiği beden eğitiminin bugün­kü durumunu görmüş olmakla bahti­yarlığını belirtmiş ve gençliğe sıhhat, sağlık dilemiştir.

Son olarak konuşan öğretmenlerden İrfan Emin Büyük beden eğitimi gös­terilerinde bu mesleğe ömrünü vakfet­miş üstadımız Selim Sırrı Tarcanın konuşturulmasını ve bu konuşmanın radyo ile yayınlanmasını değerli bir kültür irfan adamı olan sayın Vali ve Belediye reisimizden rica ederim de­miştir.

Bundan sonra okulun jimnastik salo­nunda, ilk, orta okullarla öğretmen okulu öğrencileri, Ankaradan bu törene iştirak için gelen Gazi Eğitim Ens­titüsü Beden Terbiyesi bölümü öğren­cileri başarılı bir şekilde gösteriler yapmışlar ve Tarcan zeybeğini oyna­mışlardır.

— Ankara :

Millî Piyango murakabe heyeti bugün, Merkez Bankası idare meclisi reisi Ke­mal Zaim Sünelin başkanlığında top­lanmış, idarenin 1953 yılı bilançosunu tetkik ve tasvip etmiştir.

Bilançoya göre Milli Piyango idaresi 1953 yılında 30.036.000 lira gelir temin etmiş, hazineye 13.285.000 lira, kâr sağ­lamıştır.

Bir yıl içinde halka 15 milyon lira ik­ramiye dağıtılmıştır. Masrafın gelire nisbeti yüzde bir buçuktur.

Sağlanan gelir, safi kâr ve halka da­ğıtılan ikramiyeye ulaştığı memnuni­yetle müşahede edilmiştir.

 

25 Mart 1954

 

— İstanbul :

Şehrimizde misafir bulunan dost Fe­deral Almanya Cumhuriyeti başvekili ve Dışişleri Vekili Dr. Adenauer şere­fine bu akşam saat 20.30 da Alman başkonsolosu tarafından konsolosluk­ta bir resmi kabul tertip edilmiştir.

Bu kabul resminde Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu, Ekonomi ve Tica­ret Vekili Fethi Çelikbaş, İstanbul me­busları, Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Bonn Elçimiz Suat Hayri Ür­güplü, Almanyanın Ankara Büyükel­çisi ekselans Haas, general ve amiral­ler üniversite rektörleri, profesörler, siyasi parti başkanları, konsolosluk er­kânı ve seçkin bir davetli topluluğu hazır bulunmuştur.

— Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 16da itimatnamesini    takdime gelen yeni Sovyet Büyükelçisi ekselans Boris Fedoroviç Podtserovu Cankayada mutad merasimle kabul buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekili Prof. Fuat Köprülü hazır bulunmuş­tur.

— Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, dün, Çan­kayada saat 18.30 da şehrimizde bulu­nan Endonezya eski Devlet Vekili Harsono Tjokroaminota başkanlığındaki Endonezya heyetini kabul buyurmuş­lardır.

—  Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17   de itimatnamesini takdime    gelen yeni Lübnan Elçisi ekselans Wafik El- Kassarı Çankayada mutad merasimle kabul buyurmuşlardır.

Bu kabul esnasında Hariciye Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalın hazır bulunmuştur.

—  Ankara :

Şehrimizdeki Fransız Büyükelçiliğinin teşebbüsü ile kurulan «Fransız Kültür Merkezi», bugün saat 12 de açılmış­tır.

Fransız kültür merkezinin açılışında, Hariciye Vekili Fuat Köprülü, Hari­ciye Vekâleti umumî kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalın, Maarif Vekâleti müs­teşarı, Talim ve Terbiye Heyeti Reisi, Fakülteler Dekan ve Profesörleri, Ve­kâletler ileri gelenleri, şehrimizin ta­nınmış edebiyatçıları ile Fransız Bü­yükelçisi Jacgues Tarbe de Saint-Hardouin, bayan Saint - Hardouin, tanın­mış Fransız edibi Georges Duhamel, İsviçre elçisi Julien Rossat, yerli ve yabancı basın mensupları ve güzide bir davetli kütlesi hazır bulunmuştur.

İtina ile tefriş ve tanzim edilen kül­tür merkezi binası davetliler tarafın­dan gezildikten sonra sinema salonu­na inilmiş, burada evvelâ Fransız Bü­yükelçisi, davetlilere hitap ederek. Türk - Fransız dostluğundan ve kül­türel münasebetlerinden bahsetmiş ve kültür merkezinin kuruluş gayelerini izah etmiştir.

Büyükelçiden sonra Fransız edibi Ge­orges Duhamel, Türk - Fransız müna­sebetlerine dair sitayişkâr bir konuş­ma yapmıştır.

Bundan sonra Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü, Fransız Büyükelçiliği­nin, her iki devlet arasındaki tarihi dostluk ve kültür münasebetlerini da­ha da kuvvetlendirecek olan bu hayırlı teşebbüsünden dolayı duyduğu mem­nuniyeti belirten bir hitabede bulun­muştur.

Müteakiben davetlilere, bundan bir müddet evvel, Türk - Fransız dostluk münasebetleri vesilesiyle, Fransız Bü­yükelçiliğinde tertiplenen kostümlü baloya dair bir film gösterilmiş, daha sonra misafirler hazırlanan büfede izaz edilmişlerdir.

26 Mart 1954

 

— İstanbul :

Bugün şehrimizden ayrılan muhterem misafirimiz Federal Almanya Başvekil ve Hariciye Vekili Dr. Konrad Adenauer, Başvekilimiz Adnan Menderese aşağıdaki mesajı göndermiştir:

Ekselans Adnan Menderes,

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Baş­vekili,

Ankara

Türkiyeden ayrılmakta olduğum bu sı­ralarda, güzel memleketinizde geçir­miş olduğum günlerden dolayı, ekse­lansınıza en derin ve kalbten teşek­kürlerimi bildirmek isterim. Sayın devlet reisi tarafından kabul edilmem de benim için bilhassa büyük bir şeref olmuştur. Bu husustaki en samimi teşekkürlerimin, de ekselansınız tara­fından devlet reisine bildirilmesini ri­ca ederim. Ekselansınızla ve kabine âzalariyle tam bir anlayış içinde ge­çen konuşmalarda, gerek dünyanın bugünkü durumu ve gerekse milletle­rimiz hakkında mükemmel bir fikir beraberliğine ve anlayışa varmış bu­lunuyoruz. Avrupanın birleşmesinin âcil bir ihtiyaç olduğu ve Alman hal­kının tekrardan beraber bir hale gel­mesi arzusu hususundaki derin anla­yışınız bende büyük bir tesir bırak­mıştır. Türk milletinin sulh ve sükûn için çalışmakta olmasının kuvvetli işa­retleri, kahramanlığı ve şecaati bütün dünyanın hür milletleri gibi Türk mil­letinin de en büyük arzusu olan dün­ya barışının korunması için en sağ­lam bir dayanak olan Türk askerinden daha az beni hayran bırakmamıştır. Eğer bu ziyaretim, sağlam temellere dayanmış bulunan Alman - Türk dost­luğunu yeniden takviye etmişse, bun­dan çok bahtiyar olacağım. Ayni za­manda, yakın bir gelecekte Bonn'da bizim iktisadî sahadaki elemanlarımız­la başlıyacak olan iktisadî müzakere­lerin de muvaffakiyetle sona ereceği­ne ve bu sahadaki ananevî işbirliği­nin bundan böyle daha da gelişerek devam edeceğini kaniim. Son olarak, ekselans, Türk milletine ve ayni za­manda ziyaretim sırasında, bu ziyaret programını organize eden mesul arka­daşlara, hakkımızda gösterilen bu de­rin hüsnü kabulden dolayı, gerek ken­di şahsım adına ve gerekse kızım ve bana refakat edenler adına en derin teşekkürlerimi   bildirmeme müsaadenizi rica ederim.

Adenauer,.

— İstanbul :

Memleketimizden ayrılan Federal Al­manya Başvekili ve Hariciye Vekili Dr. Konrad Adenauer, Hariciye Vekilimiz Prof. Fuat Köprülüye aşağıdaki me­sajı göndermiştir:

Ekselans Fuat Köprülü

Hariciye Vekili

Ankara

Türkiyeyi ziyaretim sırasında bana, kızıma ve refakatimdekilere, fakat esa­sında Almanyaya karşı sayısız dostluk tezahürleri gösterilen bu memleketten ayrılırken, ekselansları tarafından en samimî teşekkürlerimin kabulünü rica ederim. Beraberce yapmış olduğumuz konuşmalarda her mevzuda olduğu gi­bi politik sahada da tam bir görüş birliğine varılmıştır. Yeni Türkiyenin merkezinde, ikametim sırasında ve İzmiri, İstanbulu ziyaretimde, yalnız bu şehirlerin güzelliği değil, ayni zaman­da Türk milletinin bana göstermiş ol­duğu o derin dostluk havası da bende büyük bir tesir bırakmıştır. İki hükü­met ve iki millet arasındaki bütün bu sıkı işbirliğinin teyidi sayılabilecek olan bu dostluk havasından dolayı ekselansınıza en derin teşekkürlerimi bildirmeme müsaadenizi rica eylerim.

Adenauer

— Ankara :

Memleketimizde istihsal ve ihracı mü­him miktarda ve süratle artan hubu­batın standarize edilmesi ve sevkıyatın daha süratle yapılabilmesini temin için limanlarda ve dahilda 200 bin tonluk 4 adet silo, bir un değirmeni, 40 adet pelemir temizleme makinesi, ayrıca diğer yabancı maddelerin te­mizlenmesi için müteaddit tesisler ve hayvan yemi yapmaya ait fabrikalar inşası hususunda «Simon Handnling Limited» şirketi ile 6 milyon İngiliz lirası yani 47 milyon Türk liralık bir kredili inşaat anlaşması yapılmıştır. Kredinin müddeti 7 sene ve faizi yüzde 5 olacaktır. Bu anlaşmanın temi­natı İngiltere hükümeti tarafından deruhte edilmiş bulunuyor.

Bu anlaşmayı, yine İngiltere hüküme­tinin garantisi altında ikinci bir 6 milyon sterlinlik anlaşmanın takip etmesi beklenmektedir. Bu ikinci anlaşma bilhassa Mersin limanında 150 bin tonluk bir silo inşasını derpiş etmek­tedir.

Şirket akdettiği anlaşma mucibince Türk buğdayının İngiliz değirmenleri tarafından kullanılması için azamî gayret sarfedeceğini taahhüt etmiş bulunmaktadır.

İngiltere hükümetinin, Türk - İngiliz ticaretini yakinen alâkadar eden böy­le mühim, bir mevzuda geniş kredi ga­rantisi vermek suretiyle gösterdiği iyi niyet ve anlayış iki memleket arasın­daki ikisadî ve ticarî münasebetlerin yakın istikbalde süratle inkişafı hu­susunda ehemmiyetli bir teminat teş­kil etmektedir.

27 Mart 1954

 

— Amasya :

Haber aldığımıza göre, Yeşilırmağın yükselmesiyle hâsıl olan son durum şudur:

1 — Gözbek köyünde on bir ev yıkıl­mış, 19 ev de yıkılmak üzeredir,

2 — Şilili köprüsü ile Tekdemir köp­rüsü yıkılmak üzeredir,

3 — Vari ve Ilısı nahiyeleri arasında bin metrelik telefon hattı kopmuştur,

4 — Amasya - Turhal - Mecitözü ve Taşova yolları vesaite kapanmıştır,

5 —  Evvelce   tahliye   edilen   35   eve ilâveten 91 ev, 2 atölye, 1 daire, 2 ca­mi, 1 han, 3 kahvehane, 1 müze, 1 de­ğirmen,   1  sinema, 2  otel,  1  garaj,  1 mezbaha, 1 anbar olmak üzere 123 bi­na daha boşaltılmıştır.

Evlerden boşaltılan halk derhal başka yerlere ve çadırlara iskân edilmiştir. İnsan ve hayvan zayiatı yoktur. Sey­lâp devam etmektedir.

 

— İstanbul :

Dün şehrimizden ayrılan dost Alman­ya Başvekili Dr. Adenauer Vali ve Be­lediye Reisi Gökaya şu mektubu gön­dermiştir :

Sayın ekselans Prof. Gökay,

Hareketimden evvel güzel şehrinizi ve Türkiyeyi terkederken İstanbulda ge­çirdiğim günlerin hâtırasını hiç unutmıyacağım.

Cami ve âbideleriniz benim için çok kuvvet verici birer hâtıra oldu. İstanbulu ilmin ve ekonominin merkezi, rehberi olarak tanıdım, sıcak hüsnü kabulünüzden, misafirperverliğinizden dolayı teşekkürlerimi bildiririm.

Ayrıca Alman enstitülerine göstermiş olduğunuz himayeden dolayı da teşek­kür ederim. Eminim ki, iki memleketin müşterek gaye ve menfaatleri temin yolunda İstanbulda başarılan, iyi bir neticedir.

Sayın' Vali, kalbten gelen samimî his­siyatımın kabulünü rica ederim.

— Bursa :

Türkiye Verem Savaş Derneklerinin ikişer delege ile katıldıkları Ulusal Ve­rem Savaş Derneğinin kongresi bu­gün saat 10 dan itibaren belediye sa­lonunda çalışmalarına başlamıştır.

Bu münasebetle şehrimize gelmiş olan Sıhhat ve İçtimaî Muavenet Vekili Dr. Ekrem Hayri Üstündağ, kongreyi şu konuşma ile açmıştır:

«Sayın kongre azaları, kıymetli misa­firlerimiz,

Bugün Türkiye Ulusal Verem Savaş Derneğinin 7 nci kongresini akdetmek üzere burada toplanmış bulunuyoruz. Uzak yerlerden ihtiyarı zahmet ederek buraya gelmiş olan kongre azalarını hürmetle selâmlarım. Bu dâvada bizi desteklemek ve mesaimizi teşvik et­mek üzere kongremize şeref veren misafirlerimize de teşekkürlerimi sun­makla bahtiyarım.

1 nci kongrenin Bursa gibi vatanın bir incisi olan bu güzel şehirde yapıl­mış olmasını dâvamızın muvaffakiyeti için bir halihayır addetmekteyim. Çünkü, Bursa, Osmanlı imparatorlu­ğunun satvet ve şehametinin bir kay­nağı olmuştur. Bu tarihî şerefin bize bu dâvada bir enerji kaynağı olaca­ğını şüphesiz telâkki etmekteyim.

Verem âfetinin halkımız arasında yap­tığı tahribatı bilmiyen bir vatandaş kalmamıştır. Bununla beraber her fırsattan istifade ederek büyük halk küt­lesinin bu düşmana karşı daima uya­nık bulunması için bunu tekrarlamakta fayda mülâhaza etmekteyim.

Beş on sene evveline kadar bu men­hus hastalıktan halkımızın verdiği za­yiat hakkında sarih bir fikrimiz yok­tu. Ancak, müşahedelerimiz bu hasta­lığın korkunç bir şekilde yayılmış ol­duğunu göstermekteydi. Bunun acısı­nı bizzat yakından çeken milletimiz bu düşmana karşı da savaşa geçmek lüzumunu idrâk etmiş ve bu maksadın tahakkuku için harekete geçerek mil­letin içinden gelen bir arzu ile yer yer savaş dernekleri kurmağa başlamıştır. Bundan sonradır ki hükümet de vazi­yetin vehametini takdir ederek hare­kete geçmiştir. Bilhassa bu son dört sene zarfında bu faaliyet hastalığın vehametiyle mütenasip bir şekilde bü­tün sathı vatanda hızlandırılmış ve üç sene gibi kısa bir zamanda, sayısı an­cak bin olan verem yatakları altı mis­line çıkarılmıştır.

Hali inşada bulunan biner yataklı böl­ge hastahanelerimizin de 1954 senesi içinde ikmal edilecek bulunan birinci ve ikinci kısımlarının faaliyete geç­mesiyle verem yatağı sayısı yedi bini aşacaktır.

Şimdi de verem savaşında tatbik et­mekte olduğumuz programın esasla­rını arzedeyim:

Birincisi, vatandaşı bu hastalığa kar­şı korumaktır. Bunu da bilhassa son 3-4 sene zarfında kendi memleketimiz­de imal ettiğimiz B.T.G. verem aşısı­nın geniş ölçüde halkımıza tatbiki ile temin etmekteyiz. Bu tatbikatın ha­yırlı neticeleri kısa bir zamanda tahakkuk etmeğe başlamıştır. Nitekim en ziyade çocuklarda görülen menen­jit tüberküloz vakalarında eskisine na­zaran  büyük  azalma   kaydedilmiştir.

 

Savaşın ikinci merhalesini de verem dispanserleri teşkil etmektedir. Çün­kü, bu dispanserler, vatandaşlar arasında arama ve tarama yaparak, has­talığı ilk safhasında yakalayıp acilen tedavi altına alır veya hastahaneye gönderirler. Diğer taraftan da hastahaneden çıkanların durumlarını ve tedavilerini takip eder ve bu suretle daimî kontrol altında bulundururlar. Verem Savaş Derneklerinin en mühim vazifelerinden biri de memleketin her tarafında dispanserler açarak verem savaşma katılmaktır. Nitekim dernekler de bu vazifeyi yapmaktadırlar.

Üçüncü merhale de yurttaşlar arasın­da dolaşarak mikrop saçan hastaları hastahanelere yatırarak tedavi ve tec­rittir.

Bu programın 3-4 senedenberi sistem­li bir şekilde tatbik edilmesinin iyi ne­ticelerini bugün görmekteyiz. Yatak­larımızın sayısını 15 bine iblâğ ettiği­miz ve bununla mütenasip olarak dis­panserlerimizin sayısını da yükseltti­ğimiz, ayni zamanda B.T.G. aşısını bü­tün yurda teşmil ettiğimiz takdirde verem âfetinin bu memleket içinde artık mühim bir dâva olmaktan çık­masını beklemek hakkımızdır. Buna binaen bundan böyle de ayni iman ve azimle devlet ve milletin bu mücade­leye elbirliği ile ayni şekilde devam edeceklerine kani bulunmaktayım.

Bu dâvaya maddeten ve manen işti­rak etmek suretiyle büyük fedakârlık ve emekler sarfetmiş ve etmekte olan sayın vatandaşlarıma ve derneklere hükümet namına derin minnet ve şükranlarımı sunmakla bahtiyar olduğumu arzeder, kongreye başarılar dilerim.»

Kongre faaliyetine devam etmektedir.

28 Mart 1954

 

— Ankara :

Yurdumuzun en münbit ve mahsuldar bölgelerinden olan Gediz ve Büyük Menderes havzalarında sulamak, bol ve ucuz elektrik enerjisi istihsal et­mek ve bu havzaları taşkınlardan korumak maksatlarına hizmet etmek üzere biri Gediz üzerinde Demir Köp­rü mevkiinde, diğeri Akçay üzerinde Kemerde yapılacak iki büyük baraj ve santral inşası II sene vâde ve yüzde 5 faizli kredi esası üzerinden bir Türk-Fransız inşaat grubuna ihale edilmiş­tir

Demirköprü barajının inşası ile Bent gölünde 560 bin dönüm arazinin su­lanmasına lüzumlu su toplanabilecek, Gediz havzasında nehir boyunca her sene kaydedilen ve ortalama yılda bir milyon 700 bin lira tahmin edilen taş­kın zararları önlenebilecek, tesis edi­lecek 70.000 kilovat takatindeki sant­ralden senede 200 milyon kilovat saat­lik elektrik istihsal edilecek ve bu enerjiden Turgutlu, Salihli, Ödemiş, İzmir, Manisa, Alaşehir, Kula, Akhi­sar, Bayındır, Tire, Torbalı, Menemen ve Kemalpaşa şehir ve kasabaları ile köyleri ve bu yerlerdeki her türlü sı­naî tesisler faydalanacaktır

Kemer barajı da taşkını önleme, sula­ma ve enerji istihsali gayelerine ma­tuf çok maksatlı bir iştir. Bu barajın inşası ile Akçay ve Menderesin taşkın­ları Önlenebilecek, 380 bin dönüm ara­zi sulanabilecek ve 48 bin kilovat ta­katindeki santralden 145 milyon kilo­vat saatlik enerji istihsal edilecek ve bu enerjiden Nazilli, Aydın, Söke ve civarı faydalanacaktır.

Her iki tesisin maliyeti 150 milyon li­rayı bulmakta ve dört sene zarfında bitirilmesi derpiş olunmaktadır.

Her iki barajın memlekete sağlıyacağı ekonomik faydalar pek büyüktür. Ya­pılan hesaplara göre taşkın önleme, sulama, ve elektrik enerjisinden yılda 200 milyon liranın üstünde bir kazanç sağlanacaktır.

29 Mart 1954

 

— Ankara :

Hariciye Vekâletinden bildirilmiştir:

İki memleket arasında mevcut dostluk münasebetlerini idame ettirmeğe azimli bulunan Türkiye ve Mısır hükümetleri,  2   ocak   1954   akşamı  Kahire operasında vukua gelen hâdise­nin ve onu takip eden vakaların ya­rattığı vaziyeti karşılıklı bir anlayış zihniyeti içinde ve objektif bir şekilde-tetkik ettikten sonra, birbirlerine sa­mimî teessürlerini beyan etmişlerdir.

Nakli kararlaştırılmış bulunan Büyük elçi Tugay, hükümeti tarafından mer­keze alındığından ve Mısır hükümeti büyükelçiyi «gayri muteber şahıs» ilân ettikten sonra alman tedbirlerin bir emsal teşkil etmiyeceğine dair Türki­ye hükümetine teminat vermiş oldu­ğundan iki. hükümet hâdiseyi kapan­mış telâkki etmek hususunda mutabık kalmışlardır.

— Ankara :

İngiltere Orta - Doğu kara kuvvetleri Başkomutanı General Sir Charles F. Keightley, beraberinde eşi ve yaveri olduğu halde bugün saat 15.30 da hu­susî bir uçakla Ankaraya gelmiştir.

Ankarada iki gün. kalacak olan gene­ral, Etimesgut askeri hava alanında kara kuvvetleri komutanlığından tüm­general Muzaffer Alankuş, Garnizon Komutan muavini tuğgeneral Zeki Üstünkaya, Merkez Komutanı Albay Hi­dayet Baştuğ, Millî Müdafaa Vekâleti temsil bürosundan yüzbaşı SaJâhattin Tümerk, Erkânı Harbiye Protokol şu­besinden temsilciler ve İngiltere Bü­yükelçiliği kara, hava ve deniz ataşe­leri tarafından karşılanmıştır.

Kendisine selâm resmi ifa eden ihti­ram kıtasına Türkçe «merhaba asker» demek suretiyle mukabelede bulunan general Keightley, meydanda kendi­siyle görüşen Anadolu Ajansı muha­birine, senelerdenberi ziyaret arzusun­da bulunduğu memleketimize gelmek fırsatına sahip olmaktan duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve şehrimizde kalacağı günler zarfında muhtelif ne­zaket ziyaretlerinde bulunacağını ilâ­ve etmiştir.

İngiltere Orta - Doğu Kara Kuvvet­leri Başkomutanı General Sir Charles F. Keightley, hava meydanından doğruca Anıt - Kabre giderek Atatürkün manevî huzurunda saygı duruşunda bulunmuştur.

— Ankara :

Danimarka millî bayramı münasebe­tiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile Danimarka Kralı Majeste Frederik arasında tebrik ve teşekkür telgraf­ları teati olunmuştur.

— Ankara :

İrlanda millî bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar ile İrlanda Reisicumhuru ekselans Oceallaigh arasında tebrik ve teşekkür tel­grafları teati olunmuştur.

30 Mart 1954

 

— Ankara :

Adliye Vekâletinden tebliğ edilmiştir :

Bazı Ankara, İzmir ve İstanbul gaze­telerinde (İlk seçim cinayeti) başlığı altında çıkan bir haberde, Aydının Koçarlı kazasında, kaza Demokrat Parti Reisinin-kardeşi tarafından bir C.H.P. linin öldürüldüğü ve iki kişinin yaralandığı bildirilmektedir.

Bu hususta yaptırılan incelemede, Ko­çarlı'dan Mustafa Sarıoğlu ve Sobuce köyünden Mehmet Ali Yönden ile Tevfik isminde üç şahsın Koçarlı'da bir lokantaya giderek fazla miktarda içtikleri ve sarhoşlukla münakaşaya giriştikleri bir sırada Mustafa Sarıoğlunun tabancasını çekerek müteaddit el ateş ettiği, çıkan kurşunlarla Meh­met Ali Yönden'in iki yerinden yara­lanarak öldüğü ve lokantada bulunan İbrahim ve Muharrem isimli kimsele­re de isabet vaki olup yaralandıkları, suça vesile teşkil eden münakaşanın particilik ve seçimle alâkalı bulunma­dığı ve kaldı ki, suç failinin, iddia olunduğu gibi, Demokrat Partiye değil, Halk Partisine mensup olduğu anla­şılmıştır.

Vaziyetin bu merkezde olmasına rağ­men, alelade bir suçun bir seçim cina­yeti mahiyetinde umumî efkâra ak­settir ilmesi, memleketin içinde bu­lunduğu seçim devresinin, idamesi gereken huzur ve sükûnunu bozmaya matuf zararlı ve maksatlı bir hareket olur ki, bunun da vahameti aşikârdır.

 

Keyfiyetin umumî efkâr önünde bu şekilde tavzihini ve memleketin huzur ve asayişini ve seçim emniyetini ihlâle sebebiyet verebilecek bu kabil asılsız haberler karşısında muhterem mat­buatımızın daha dikkatli ve hassas ol­malarım rica ederiz.

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 19.00'da Başvekâlette, İngilterenin Orta-Doğu. Kara Kuvvetleri Başkumandanı Orgeneral Sir Charles F. Keightley'i kabul etmiştir.

Şehrimizde misafir bulunan Sir Charles'a, Başvekilimize yaptığı bu ziya­rette, İngilterenin Ankara Büyükelçi­si Sir James Bowker refakat etmekte idi. Bu kabul esnasında, Hariciye Ve­kâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp da hazır bulunmuştur.

— İstanbul :

Türkiye Millî Talebe Federasyonunun senelik kongresinde bulunmak üzere İzmire gitmiş olan delegeler bugün şehrimize dönmüşlerdir.

31 Mart 1954

 

— Ankara :

Reisicumhurumuzun Amerika ziyare­ti hakkında    Fox-Movietone-News'ın Basın - Yayın hesabına hazırlamış ol­duğu filmle Amerika, dönüşü İstanbul ve Ankarada hararetli   istikbal safa­hatını gösteren    filmler,    bugün saat 17.30'da  Çankayada Reisicumhur  Ce­lal Bayar'a gösterilmiştir. Bu toplan­tıda Reisicumhurumuzun davetlisi olarak Büyük Millet Meclisi Reisi, Ve­killer, Birleşik   Amerikanın   Ankara Büyükelçisi ile Hariciye Umumî Kâti­bi ve Amerika seyahatine iştirak et­miş olan diğer zevat, refikaları ile ha­zır bulunmuştur.

Reisicumhurumuzun Birleşik Amerikada gördüğü hararetli hüsnükabulün ve Amerikan milletinin Türk Devlet Başkanına ve onun şahsında Türk milletine gösterdiği sevgi tezahürlerinin filmle tesbit edilmiş safhaları ile İstanbul ve Ankara halkının Amerikadan dönen Reisicumhurumuzu karşılayışındaki hararet ve heyecanı aksettiren safhalar, filmler, seyredenler üzerinde derin intibalar yaratmıştır.

— Ankara :

Birkaç gündenberi Ankarada bulunan İngiltere Orta-Doğu Kara Kuvvetleri Başkumandanı Orgeneral Sir Char­les Keightly şehrimizdeki tetkik ve temaslarını bitirerek bu sabah saat 9'da hususî uçağı ile Kıbrısa hareket etmiştir.

Orgeneral Sîr Keightly Etimesgut ha­va alanında Kara Kuvvetleri Kurmay Yarbay Başkanı Tümgeneral Muzaffer Alankuş, Garnizon Komutanı Tümge­neral Mithat Akçakoca, Merkez Ku­mandanı Albay Hidayet Baştuğ, Kara Kuvvetleri Haber Şube Müdürü ve Temsil Bürosu mümessili ile İngiltere Büyükelçiliği Kara ve Hava Ataşeleri tarafından  uğurlanmıştır.

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at ll'de Başvekâlette, Federal Alman­ya Cumhuriyeti Büyükelçisi Dr. Wilhem Haas'ı kabul etmiştir.

— Karabük :

Türkiye Demir  ve  Çelik    Fabrikaları müessesesi    haddehane ve çelikhane tevsiatının temelleri bugün saat 11'de merasimle atılmıştır.

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Zon­guldak Valisi, Ereğli Kömürleri İşlet­mesi Umum Müdürü, Sümerbank Umum Müdür Muavini, Demir ve Çe­lik Fabrikaları Müessese Müdürü ve ileri gelenleri, Karabük Kaymakamı, Belediye Reisi ve diğer zevat ile kala­balık bir işçi kitlesinin hazır bulunduğu merasimde ilk sözü Türkiye Demir ve Çelik Fabrikaları Müessesesi Mü­dürü Orhan Üçok. alarak, gittikçe ar­tan memleket ihtiyaçları karşısında böyle bir tevsi işine girişmek zarure­tinin hasıl olduğunu belirtmiş, mües­sesenin halihazırdaki çalışması ve kapasitesi ile tevsiatın ikmali, neticesin­de elde edilecek kapasite hakkında geniş izahatta bulunmuş ve temele ilk harem Vekil tarafından, konulmasını rica etmiştir.

Temele ilk harcı «hayırlı ye uğurlu olsun» temennisiyle koyan İşletmeler Vekili bir konuşma yaparak hazır bu­lunanlara teşekkür ettikten sonra de­miştir ki; et «1950'den bu yana memleketin her sa­hasında gelişen inkişaf, pik demir ağır sanayimiz olan Karabük'e de yeni va­zifeler yüklenmiştir. Çünkü bilhassa hadde mamulleri üzerinde o tarihe kadar mevcut 100 bin küsur tonluk talebe mukabil bugünkü ihtiyaçları­mız beş misli fazlasiyle 500 bin tonu geçmişin-. Buna cevap verebilmek için İlk iş olarak Karabük'ün 115 bin ton olan hadde mamulleri kapasitesine rağmen o zamana kadar 78 bin tonda kalan istihsal miktarını 953 yılı so­nunda azamî bir çalışma ile 137 bin tona, çelikhane istihsalini 91 bin ton­dan 214 bin tona ve ikinci kok fabri­kasını kurarak kok istihsallerini de 315 bin tondan 550 bin tona çıkarma­ya muvaffak olduk.

Aynı tesisler ve aynı elemanlarla böy­le bir neticeyi elde etmek imkânını bize veren müessesenizdeki idareciden İsçinize kadar bütün arkadaşlarımı huzurunuzda candan tebrik etmek benim için en büyük ve zevkli bir va­zifedir.

Memleketin yüzde beşyüz artan bu gi­bi mamuller ihtiyacı karşısında bu­nunla da iktifa etmiyerek Sümerbank kendi imkânlariyle bedeli yüz milyo­nu aşacak olan yeni çelik ve hadde mamulleri istihsali için tesisler kurmaya başlamış bulunmaktadır.

Projeleri ikmal edilip ihaleye çıkarıl­mış bulunan bu tesislerin ilk ikisini yani blok haddehanesiyle çelikhane tesisatının temellerini bugün huzu­runuzda atmak mümkün oluyor.

İki yıl içinde 25 milyon liralık gerçek­leşmiş tevsi ve tesislerin dışında bu temelini attığımız tesisler 80 milyon liralık yeni bir teşebbüsün bir kısmı­dır. Böylece bunlarla 163 bin tonluk çelik istihsalimiz 400 .bin tona kadar yükselebilecek ve' hadde mamulleri imalâtımız da hâlen mevcut 137 bin tonluk istihsalimize mukabil 300 bin ton raddesinde imalât yapabilecek kapasiteye varacaktır.

3u suretle bütün pik istihsalimizi memleket içinde işlemek imkânı ha­sıl olacaktır. Bu da 950'ye nazaran bu nevi imalâtımızda kapasitemizi asga­rî yüzde iki yüz faslasiyle üç misline yükseltmiş olacaktır.

Yine umumi gelişmemizin bugün ve önümüzdeki yıllarda bu gibi maddele­re karşı durmadan artan ihtiyacı önünde Karabük'ten başka diğer sa­halarda da yeni demir sanayi kurmak için teşebbüslerimiz fiili sahaya çık­mak üzeredir.

Önümüzdeki günlerde yerli hususî te­şebbüsün ve bir ecnebi firmanın ve Sümerbank'ın iştirakiyle kurulma hazırlıkları sona ermiş bir şirket eliyle Edremit körfezinde bir demir sanayinin kurulması için teknik hazırlıklara başlıyacağız ve bu yaz hem o mın­tıkada hem de Kocaeli Çanıdağı mev­kiinde demir cevheri rezervleri üze­rinde kat'î tetkiklere girişeceğiz ve teknik imkânlar müsaade ettiği tak­dirde kısa bir zamanda oralarda da fiilî istihsale başlamak için hazırlık­larımızı sona erdireceğiz.

Bir taraftan bunu yaparken diğer ta­raftan yine bugün beraberce temelini atmak müyesser olan 200 işçi ve ayrı­ca müessesece yaptırılan ve kısa bir zamanda ikmal edilecek olan 150 me­mur ve işçi ki, cem'an 350 işçi ve me­mur eviyle ihalesi yapılmış bulunan 1.000 kişilik işçi pavyonu için de 4 milyon liraya yakın bir sosyal masraf yapılmış bulunmaktadır.

Diğer taraftan 954 yılı başından iti­baren iş yerlerinin yeniden kıymet­lendirilmesi yoliyle ikramiye ile bera­ber İşçilerimize müessesece ödenmiş olan miktar, sosyal hizmetler dahil, 4 milyon liraya yükselmiş bulunmak­tadır. Böylece bir taraftan memleke­tin sınaî kalkınmasında bu yepyeni hamleler yapılırken ona fikir, emek ve alınterini veren    arkadaşlarımızında bu gelişmede müesseselerimizin ve memleketimizin şartlarının imkân Öl­çüsünde sosyal yardımlar ve ücretle­rin arttırılması yoliyle hakkettikleri karşılığı temin etmeyi vazife biliyoruz, çünkü bütün hedefimiz ve gay­retlerimizin müşterek muhassılası memleketimizde her sahada çalışan vatandaşlarımızın mahsullerinin ve emeklerinin değerlenmesi ve tam bir tesanüt ve muhabbet duygusu içinde milletimizin daha üstün bir refaha ulaşmasıdır.»

Vekilin bu konuşması hazır bulunanlar tarafından hararetle alkışlanmış­tır.

Vekil ve beraberindeki zevat buradan doğruca 200 işçi evinin yapıldığı yere giderek, bu evlerin temel atma mera­siminde hazır bulunmuşlardır. Daha sonra yakında işletmeye açılacak olan santrfüj boru fabrikası gezilmiş ve fabrika hakkında alâkalılar tarafın­dan Vekile izahat verilmiştir.

İşletmeler Vekili öğleden sonra sendi­kalar temsilcilerini kabul ederek ken­dileriyle bir hasbıhalde bulunmuştur.

 

Petrol kanunu tasarısı hakkında İşletmeler Vekilinin beyanatı:

1 Mart 1954

 

— Ankara :

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Büyük Millet Meclisindeki «Geçici En­cümen» tarafından tetkik edilerek son şeklini alan «Petrol Kanunu» ile ilgili olarak, bu sabah saat 11'de, İşletmeler Vekâletinde bir basın top­lantısı yapmış ve Petrol Kanunu tasarısı hakkında basın mensuplarına izahat vermiştir.

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı demiştir ki:

«Hazırladığımız Petrol Kanunu tasarısı, muhalefet partisine mensup arkadaşlarımızın da iştirak ettiği «Geçici Encümen» de 39 toplantı ya­pılmak suretiyle tetkik edilerek hükümetle tam bir mutabakat içinde son şeklini almış bulunmaktadır. Kanun tasarısının gayesi, mevcut ol­duğuna katiyetle inandığımız petrol kaynaklarımızı, kısa bir zamanda kıymetlendirip memleketin hizmetine sokabilmek için, yerli ve yabancı hususî teşebbüs tarafından aranmasına ve işletilmesine imkân vermek­tir. Memleketimizin akaryakıt ihtiyacı 1944 yılının 140 bin tonuna mu­kabil bugün bir milyon tondan fazlaya yükselmiştir. 1950 yılında 60 milyon liralık akaryakıt ithalâtımıza mukabil 1953 yılında bu miktar 250 milyonu geçmiştir.

Halbuki zirai sahadaki yeni makineleşme ve sanayi hayatımızdaki kal­kınma, vatandaşın hayat seviyesinin yükselmesi önümüzdeki yıllarda bu ihtiyacı asgarî % 100 arttıracaktır. Bunun için memleketimizin menfaatlerini gözönünde tutmak şartiyle en kısa bir zamanda kendi petrol kaynaklarımızdan istifade etmek mecburiyetindeyiz. Şimdiye kadar 20 yıl içinde kendi imkânlarımızla 50 milyon lira sarfetmek su­retiyle ve şimdiki halde asgarî bir tahmin ve kıymetle ifadelendirdiği­miz rezervlerin, bütün memlekete şamil umumî rezerv tahminlerinin ancak 1/24'ünden ibaret olduğunu ümit etmekteyiz.

Bugün petrol bulunan mıntıkalarımızda, daha kolay çalışma imkânla­rı gözönüne alınarak zamanı 1/4'e kadar azaltsak yine de rezervleri­mizi kat'î olarak tesbit edip işletebilmek için kendi imkânlarımızla 120 sene çalışmamız ve bir milyar liradan fazla para sarfetmemiz icap ede­cektir.

Kaldı ki, başka yerlerdeki aramalarda olduğu gibi bazan bu paraların yarısını bile sarfederek, o mıntıkada hiçbir netice almamak riski de daima mevcuttur. Hâlen memleketimizde senede yirmi milyon ton odun kullanıldığı, altı milyon ton tezek, bir milyondan fazla da odun kömürü yakıldığı gözönüne alınırsa milletimizin iktisadî ve sosyal kalkınması­nın geciktirilmeden devamı için petrollerimizin kıymetlendirilin esinde ne kadar sür'atle hareket edilmesi lâzım geldiği ve bunun millî bir za­ruret olduğu meydana çıkar. Uzak bir zaman için muayyen ihtimallere dayanarak ve daha fasla tahmin edilen bir kâr yerine bir an evvel bu rezervleri kıymetlendirerek onların memlekete sağlayacağı faideler yoliyle iktisadî ve sosyal hasılalar elde etmek hepimiz için bir vecibe ol­duğu kanaatine vararak bu kanun tasarısı hasırlanmış bulunmakta­dır.

Peşinen şunu hatırlatayım ki, kanun tasarımız, Amerika ve Kanada da dahil olmak üzere bizim şartlarımıza uygun bütün memleketlerce ka­bul edilmiş tip şartlardan farklı değildir. Ve hattâ bazı noktalarda memleketimize daha üstün menfaatler bile temin etmektedir. Buna mukabil, göze aldığı riskleri ve koyduğu paranın karşılığını temin et­meyi isteyen şirketlerin memleketimizle aynı şartlar içinde bulunan diğer petrol sahalarından daha az menfaatler karşılığında memleketi­mize gelebileceklerini düşünmek hata olur.

Onlar da iktisadî faaliyetlerinin teminat altında bulunmasını ve bu faaliyetlerinin karşılığını diğer sahalarda olduğu gibi sağlamağı dü­şünürler, îşte kanun tasarısı, bu iki çeşit mülâhazayı son şekli ile te­min etmiş bulunmaktadır.

Tasarımız petrol kaynaklarımızın yerli ve yabancı müteşebbisler vasıtasiyle işletilmesini 1'inci maddesinde kabul etmekle beraber 122'nei maddesiyle hâlen keşfedilmiş bulunan bütün petrol kaynaklarımızın hükümetin kuracağı bir hükmî şahıs vasıtasıyla işletilmesini derpiş et­mektedir. Hattâ bu hükmî şahıs, yalnız keşfedilmiş petrolleri değil, aradığımız sahalarda da işletmeler kurmak için tam bir işletme ve ter­cih hakkına sahiptir. Bundan böyle de aynı hükmî şahıs yeniden ara­malar yapabilecek ve yeni sahalarda da işletmeler açabilecektir. Yerli ve yabancı sermaye ile ortaklıklar kurarak yeni teşebbüslere girişebile­cektir. Bu gösteriyor ki, vâki iddiaların hilâfına olarak şimdiye kadar bulunmuş petrollerle arama yaptığımız sahalar tamamen devletin ku­racağı kurum tarafından işletilecektir.

Petrol aramak ve işletmek için müracaat edecek müteşebbislere müsaa­deyi verip vermemek hakkındaki takdir hakkı ise, tasanda mutlak ola­rak devlete bırakılmış bulunmaktadır.

Bundan başka hususî teşebbüse açık bulundurulacak sahaların bidayeten tesbiti de tamamen devlete aittir. Hususî teşebbüs arama yapıp petrolü bulduğu andan itibaren, arama sahasının yarısını devlete bıra­kacaktır. Tasanda, bu sahaları, icap ederse arttırma suretiyle istediği­ne verebilmek hakkı devlete tanınmış bulunmaktadır. Böylece arama sahalarının yarısı tamamen devletin tasarrufu altında kalacaktır. Pet­rol aramasına başlayacak müteşebbisler senesine göre artan muayyen bir harç ödemekle mükelleftir. Petrol bulunur bulunmaz ise istihsal edilmiş olan petrolün, hiçbir indirme yapmadan % 12,5'u kuyu başın­da devletin olacaktır.

Tunus'un ve başka memleketlerin masraflar düşüldükten sonra kârdan aldıkları % 10 hisselerle bu devlet hakkını mukayese etmenin ne kadar abes olduğu meydandadır. Bu şirket bazan arama safhasında milyon­lar dökerek bir neticeye vardığı zaman bunları itfa etmesi, yatırdığı paranın faizi ve hattâ petrolü çıkan kuyu için sarfettiği paranın karşılığı bile beklenmeden, elde ettiği petrolün % 12,5'ğunu devlete verecektir. Ayrıca gelirlerinden, vergiyi ödediği yılda mevcut olan nisbetlerle Ku­rumlar ve Gelir Vergisi olarak normal vergisini tediye edecektir. Mu­ayyen bir itfa devresinden sonra ise bu normal vergi ile de iktifa edil­meyerek normal vergi ile kârının % 50'sine kadar yükselen miktar ara­sındaki fark kadar ayrıca bir munzam vergi ödeyecektir.

Görülüyor ki; devletin normal. vergileri tâdil etmek hakkı tamamen mahfuz tutulduğu gibi başka mükelleflerin tâbi olmadığı ve hiçbir ma­den istihsalinde bulunmayan kârın % 50'sine kadar yükselen mun­zam bir vergi de petrolcudan alınmaktadır.

Burada şunu ifade edeyim ki, bütün diğer memleketlerde de bu vergi nisbetleri ortalama olarak hesaplandığı takdirde, aynı istihsalin inki­şaf devresinden aşağı değil, hattâ üstün bir seviyeyi bulmaktadır. Bu­nun dışında şirketlerin, istihsallerinden, memleketimizde kurulacak rafineri tesislerinin işliyecekleri ham petrol de dahil olmak üzere hü­kümetçe tesbit edilecek memleket ihtiyacını karşılayacak miktarda petrolü memlekette satmak mecburiyetleri de vardır. Bunlara muka­bil, petrolcü da kendisinden .diğer mükelleflerden fazla olarak tahsil edilen devlet hissesi ve munzam Tax'dan başka hususî bir vergiye tâbi tutulmamaktadır. Bu kanun hükümlerine, hükümetin bu kanuna ve devlet nizamlarına göre vereceği emirlere riayet etmeyen veya muayyen müddetler içinde petrol aramayan, yahut bulduğu petrolü muay­yen müddetler içinde işletmeyen petrolcünün her türlü hakkını feshet­mek tasarımız da hükümetin salâhiyetleri içindedir.

Mukavele maddesini diğer maddelerde olduğu gibi iyi tetkik etmeden ve kanunun diğer hükümleriyle karşılaştırmadan mütalâa edenler ol­du. Mukavele maddesi, petrol bulduğu saha üzerinde petrolcuya başkasının müdahalesini men eden, bir himaye hakkı tanımaktan başka bir mâna ifade etmiyordu. Esasen böyle bir hakkı Maden Kanunu da ma­denciye tanımış bulunmaktadır.

Milyonlar dökerek muayyen bir arazi üzerinde petrol bulan bir şirkete elbette ki bunu işleterek yaptığı masrafı almak ve muayyen bir müd­dette bunun üzerinde çalışmak hakkını tanımak zaruridir. Aksi takdir­de hiçbir petrolcü veya işletmeci böyle bir teşebbüse giremez. Buna rağ­men hükümet olarak mukavele kelimesinin, herhangi bir şekilde yan­lış tefsire ve kanun tasarısının kasdettiği mânanın dışında bir anlayışa sebep olmaması için bu maddenin kaldırılmasında mahzur görmedik.

Çünkü, bizim hususî hukuk rejimimizde olduğu kadar âmme hukuku­muzda da daima müktesep haklar tanınmıştır. Devletimiz her devirde hudutları içinde millî menfaatlerimize uygun olarak iktisadî faaliyette bulunan yerli ve yabancı herkesin hakkini daima teminat altında tut­muştur. Türk milletinin hukuk anlayışına ve daima gösterdiği âdil devlet idarecisi vasfına güvenerek esasen mevcut olan bir hukukî reji­min ifadesi olarak telâkki ettiğimiz mukavele maddesini koymadan da ecnebi sermayedarın güvenle memleketimizde çalışacaklarına inanmış bulunmaktayız.

Tükenme payı bütün dünyada bu adla veya başka namlarla petrolcuların aramada girdikleri risklerin ve muayyen sahalarda arama için sarfettikleri paraların bir nevi amortisinden başka bir şey değildir. Nisbeti de bütün diğer memleketlerde kabul edilen nisbettedir. Kaldı ki, petrolcü bu şekilde bulduğu, bu şekilde biriktirdiği paralan yine mem­leketimizdeki araştırmalara hasredecektir.

Şirketlerin memleketimize ecnebi mütehassıs ve teknisyen getirebil­meleri ve bunların miktarını tayin tamamen devlete bırakılmıştır. Kul­lanacakları ecnebi personel adedinin muayyen nisbette Türk teknisyenlerini yetiştirmek mükellefiyeti de petrolcuya tahmil edilmiş bulun­maktadır.

Gerek M.T.A. ve gerekse üniversiteler ve jeologlarımız petrol için oldu­ğu kadar diğer ilmî tetkiklerinde de bu kanunla hiçbir takyide tâbi tu­tulmamışlardır. Bu husus tasanda sarahaten zikredilmiştir.

Görüyoruz ki, kül halinde tasarının tamamı ele alınmadan ve çeşitli maddelere diğer hükümlerle muvazi olarak mâna verilmeden bilerek veya bilmiyerek tefsir etmek suretiyle yapılan tenkitlerin ve ileri sürü­len endişelerin hiçbiri varit değildir. Buna rağmen daha vazıh bir şe­kilde ve hepimizin müşterek kaygılarını cevaplandıracak bir tarzda ko­misyonca hükümetle de tam bir mutabakat halinde tasarıya verilmiş olan son şeklin hem memleketimizin menfaatlerini en iyi bir şekilde ko­ruyacağına, hem de yerli ve yabancı müteşebbisleri çalışmağa teşvik edecek esasları ihtiva ettiğine inanmaktayız.»

Petrol Kanunu B. M. Meclisinde :

4 Mart 1954

 

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinde bugün Petrol Kanunu lâyihasının müzakere­sine başlanmıştır.

İlk olarak İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı söz almış ve kanun lâyihasının esasları hakkında, diğer sahifelerimizde bulunan geniş ve etrafılı iza­hatı vermiştir. İşletmeler Vekilinin bu izahatından sonra, gece saat 2Ve kadar devam eden toplantıda 17 hatip söz alarak lâyiha üzerinde gö­rüşlerini açıklamışlardır.

Bu arada Başvekil Adnan Menderes dört defa söz almış ve muhalefete mensup hatiplerin iddialarını cevaplandırmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, Halk Partisi adına konuşan hatibin «Biz petrol işletmesine prensip itibariyle muarız değiliz, fakat programımı­zın bir maddesi mucibince muhalif bulunuyoruz.» tarzındaki ifadesi üzerinde durmuş ve «Bunu umumî efkârımızı feraha kavuşturacak, yahut da bazı mütereddit fikirler üzerinde ferahlık tesiri yapacak bir konuşma olarak kabul ediyorum.» demiştir.

Başvekil, «Madalyanın başka bir tarafı daha vardır, bizim de programımız mevcuttur ve bizim de, programımızın icabı olarak onlarla üze­rinde asla bağdaşamıyacağımız ve bir ortak formül üzerinden halledemiyeceğimiz türlü meselemiz vardır» diyerek sözlerine devam etmiş, bu yolda birçok misaller vermiş ve ezcümle Kore karan, Ziraat Bankası sermayesinin tezyidi, çiftçiye geniş kredi sağlanması, Türk çiftçi ve köylüsünün mahsulünün değerlendirilmesi, çimento ve şeker sanayii, bütçe politikası mevzuları üzerinde durmuştur.

Başvekil Adnan Menderes sözlerine şöyle devam etmiştir:

«İşte petrol meselesi de bunlardan biridir. Halk Partisi adına konuşan hatip, «20 seneyi hafif geçiriyorlar, 1933'te işe başlandı, 1938'de Raman'ı bulduk, ondan sonra da harp seneleri geldi» diyor. Bu sözler 1933'ten 1953Te, hattâ 1954'e kadar geçen senelerin hikâyesidir. Filhakika 20 se­nede bir tek Raman bulundu, tasfiyehanenin de temelini ne zaman atacakları belli değildi. Raman'ın dışında toprak altında servetlerimizi işletebilmek için daha 20 sene mi, veya 30 sene mi bekleneceği de ma­lûm bulunmuyordu. Biz ise onların 20 senede sarfettiklerini bir kalem­de sarfettik ve Türk milletinin huzuruna, onun namusunda ve vicda­nında gizlediği vatanperverlikten kuvvet alarak cesaretle Petrol Kanu­nunu getirdik.

İşletmeler Vekili arkadaşımın belirttiği gibi, 1933'ten 1950 senesine ka­dar petrolün bulunup çıkarılması için 30 milyon lira sarfedilmişti. Bi­zim zamanımızda ise, sarfedilen miktar 90 milyon lirayı bulmuştur. Demek ki boruların getirilmediği, makinelerin gümrükten çıkarılma­dığı şeklindeki itirazlar kökünden varid değildir. Biz üç senede 90 mil­yon lira tahsis ve sarfetmek imkânını bulmak gibi bir gayret ve faali­yet göstermiş bulunuyoruz.

Petrol meselesinin apayın bir hususiyeti olduğu, çok derin ve uzun bir ihtisas işi bulunduğu da malûmdur. Beynelmilel teessüs etmiş formül­ler, örnek mukaveleler mevcuttur. Öte yandan petrol işi, çok muazzam sermayelerin tahsisini mucip olan bir iştir. Bu sebeple, bu teşekkülleri ve tesisleri vücuda getirmiş olan memleketlerden başka hiçbir memle­ket kendi petrollerini tek başına kendisi işlemek imkânına sahip ola­mamıştır. Bütün memleketlerin geçtikleri yollardan geçmek gerekir. Bunların hepsi malûm iken yapılan neşriyata ne denir? Vatanperver bir iktidar, petrol gibi çok ehemmiyetli ve hayatî bir meseleyi ele almış bulunuyor. Mesele bundan ibarettir. Ortada olsa olsa bir neşriyat re­zaleti vardır.»

Başvekil, petrol mevzuu üzerindeki sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Petrol Kanunu tasarısını yüksek huzurunuza getirmekle büyük bir millî menfaati tahakkuk ettirmek yoluna girmiş olduğumuza inanıyo­ruz. Sizlerin de bunu destekliyecek ve gönül ferah] ile buna rey verebi­lecek vaziyette bulunduğunuzu, muhalif arkadaşlarımıza ifade ederim.

Bu memleketin süratle kalkınması, sanayileşmesi ve garp devletleri standardına uyabilmesi için bütün hamlelerini süratle yapması lâzım geliyor. Dünyanın kaderi önümüzdeki beş on senede, belki de 15 sene zarfında taayyün edecektir. Eğer büyük bir badire kopacaksa bu yakın tarihlerde olacaktır. İşte bu zamanlarda biz de herkes gibi bütün im­kânlarımızla hazır olmak mecburiyetindeyiz. Kaybedecek bir tek saatimiz, yoktur. İktidarımız, üzerindeki mesuliyetlerin ağırlığını takdir ederek bütün imkânları harekete getirmek suretiyle iktisadî cihazlanmayı süratle ikmal etmek gayretindedir. İktisadî cihazlamanın süratle ikmali ve memleket hudutlarının müdafaasını kifayetle başarabilecek bir ordunun kendi imkânlarımızla elde bulundurulması, bekamızın ye­gâne teminatını teşkil eder. Bu itibarla biz petrol meselesini aynı za­manda bu topraklar üzerinde bekamızın ve millî müdafaamızın en kuvvetli teminatı, en hayatî meselesi olarak kabul etmekteyiz. Biz böy­le bir mevzuu bir takım tesadüflere, 10 sene, 20 sene veya 30 sene gibi geleceğe ait tasavvur ve hayallere bağlamak niyetinde değiliz. Bu mev­zuda şimdiye kadar harcanmış olan zamanlara acımaktayız. Bugün ge­tirilmiş olan kanun tasarısını bundan 20 sene evvel getirmiş olsalardı, % 99 bugün petrollerimiz akmakta bulunacaktı. Petrol için her sene dışarıya verdiğimiz yüz milyonlar tasarruf edilecek, ayrıca devlet hazi­nesine geniş bir kaynak katılmış, millî müdafaamız ve iktisadî cihazlanmamız o nisbetlerde tekemmül ettirilmiş olacaktı. Bu güzel fırsatın fevtedilmiş olmasını memleketimiz, hesabına büyük bir mahrumiyet olarak kaydetmekteyiz.»

Başvekil Adnan Menderes, devletin elinde rafineri kurmak hakkının daima mevcut bulunduğunu ve hükümetin o sahada da memleket menfaatlerini temin etmek azminde olduğunu da ayrıca kaydetmiştir.

Bu müzakereler esnasında muhtelif mevzulara da temas olunmuş ve vaktin gecikmesi üzerine saat 21'de Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısına son verilmiştir.

Büyük Millet Meclisi yarın saat 15'te toplanarak Petrol Kanunu lâyi­hasını müzakereye devam edecektir.

7 Mart 1954

 

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10'da Reisvekillerinden Muzaffer Kurbanoğlu'nun reisliğinde toplanarak Petrol Kanunu lâyihasının mü­zakeresine devam etti.

Meclisin dünkü birleşiminde lâyihanın 115'inci maddesine kadar olan bölümler kabul edilmişti. Bugün de diğer kısımların üzerinde konuşul­du. Neticede lâyihanın tamamı açık oya sunuldu ve böylece lâyiha kanunlaştı. Oya iştirak edenlerin sayısı 233 idî. 266 mebus lehte, 17 me­bus da aleyhte reylerini kullandılar. Petrol Kanunu lâyihasının kabulü dolayısiyle söz alan İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı bir konuşma yapa­rak ezcümle şunları söyledi:

Sayın arkadaşlar,

Kanun lâyihası oylarınıza arzedildiği bir anda prensibe taallûk ettiği, hattâ metinler üzerindeki itirazlarının bundan ileri geldiği, kanun lâ­yihasının tümü üzerinde, bunun dışında bir mutabakata varmış oldu­ğumuzu ifade etmiş olmaları, memleketimizde bu kanunun tatbikatı bakımından hepimiz için bir huzur ve ferahlık vermektedir. Ben de tekrar ifade edeyim ki, Türk milleti' tâ eski yıllardanberi daima haysiyetli büyük bir devlet olmak, daima istiklâlini muhafaza etmek için karşısına dikilen her zorluğu yenmeyi bilmenin verdiği büyük bir şuur içinde, daha doğrusu bir tarihî tecrübe içinde memleketimize ge­lip çalışan her türlü şirketlerin, millî menfaatlerimize aykırı hareket etmedikleri takdirde, haklarını muhafaza etmesini, haklarına hürmet etmesini ve himaye etmesini bilmiştir.

Bugünkü kanun lâyihamız bu husustaki kanunî teminatı tamamen te­min etmektedir. Kanun, memleketimizin jeolojik şartlan, ekonomik faktörleri, siyasî emniyeti üzerinde petrol gibi mühim bir dâvada bu­raya gelip çalışacak, veya yerli olarak sermayelerini bu işe vakfedecek hususî teşebbüse büyük bir avantaj sağlamaktadır. Elbette ki petrol dâvası gibi bir dâvanın üzerinde, bilhassa memleketimiz için yeni olan şartlar içinde kararlar almak ileri bir hamledir. Her yeni ve ileri hamle ise başanlacağı anda bir takım tepkilerle karşılaşır ve ileri hamle yap­mak için de daima o zamandaki iktidarın serbest millî iradeye dayan­mış olması gerekmektedir ve böyle bir iktidar da işine devam mesuliye­tini üstüne alıp cesaretle bu ileri hamleleri yapmasını bilmiştir. 9'uncu Büyük Millet Meclisi de memleketimiz için ileri bir eser olan bu ham­leyi ileri ve hayırlı olarak başarmıştır. Biz bu kanunla herşeyin hal yo­luna girdiğine kani değiliz. Kanunun bundan sonraki tatbikinde, ara­mada olduğu gibi satış programı meselelerinde de çeşitli tedbirlerin alınmasında hangi hükümet olursa olsun gayretler sarfetmekte devam edecektir.

Bu bakımdan bu güzel eserin memleketimiz için hayırlı olmasını te­menni ederim.

Neşir yolu ile ve radyo ile işlenecek cürümler hakkındaki tasarı:

Başvekil Adnan Menderes «Neşir yolu ile veya radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkındaki kanun lâyihası» nın bugün Büyük Millet Mecli­sinde müzakeresi sırasında iki Kere söz almış ve muhalefete mensup hatiplerin iddialarını cevaplandırmıştır.

Başvekil evvelâ kanun lâyihasının mahiyetini tâyin etmiş ve şöyle de­miştir:

«Sarih olarak şurasını ifade etmek lâzım gelir ki, getirdiğimiz tasan hiç bir surette matbuat hürriyetini kayıtlamak maksadına matuf ola­rak sevkedilmiş değildir. Burada şerefler, haysiyetler ve namuslar ba­his mevzuudur. Bir taraftan matbuat hürriyetini, matbuatın tenkid vazifesinin serbest olmasını, matbuatın murakabe vazifesinin tamamiyle yerinde işlemesini temin ederken, diğer taraftan da bütün vatan­daşlarımızın namus, şeref ve haysiyetlerinden de emin olarak korkusuz yaşama hakkına sahip olmalarını temin etmek icap eder. Bu, medenî bir cemiyetin şiarıdır. Hürriyet nizamı içinde yaşayan vatandaşların korkusuz yaşamasını istemek, hakların esasıdır. Tasarı bu zihniyetle getirilmiştir ve zamanında getirilmiştir. Demokrat Parti, 1950-1954 yıllan arasındaki iktidarının son aylarını yaşamaktadır. Bu kanun gel­dikten sonra artık suiistimalleri önlemek için elde hiçbir imkân kalmıyacaktır, deniyor. Bunun muhalif mefhumu, bugün, suiistimalleri ön­lemek için her türlü imkânın mevcut bulunduğudur. Filhakika da böy­le idi. Yalnız tenkit ve neşir hürriyeti değil, küfür hürriyeti de .dahil hürriyetlerin her türlüsü mevcuttu. Bugün, en küçük hâdiselerin, vu­kua gelmemiş vak'aların dahi olmuş gibi gösterilerek böylece umumî efkâra arzolunmasının bir itiyat halinde devam ettiği bir devrin dör­düncü yılını, bu yılın da son aylarını yaşıyoruz. Eğer hükümetin kendi ef'aî ve harekâtını umumî murakabeden gizlemeğe bir niyeti olsa idi, bu kanunu şimdi değil, fakat iktidara geldiğimiz sene veyahut onu ta­kip eden sene içinde getirirdik. Halbuki su anda, içinde bulunduğumuz zaman, bu kanunu getirmekte en hasbî bir mahiyet taşıyan bir zaman­dır. Onun içindir ki kanun zamanında getirilmemiştir, denemez. Kaldı ki mesele, zamanda değil, medenî bir vecibenin yerine getirilmesindedir. Bu tarzda hareketi ve böyle bir zamanda bu bahis üzerinde muhalefetin hücumlarını üzerine çekmeyi ise bir iktidarın ve bir hükümetin cesur bir hareketi olarak karşılamak lâzım gelir.»

Başvekil Adnan Menderes, bugünkü iktidarın şimdiye kadar gelmiş hü­kümetler içinde ilk defa olarak umumî murakabeye bu derece ehemmi­yet vermiş bir hükümet olduğunu belirtmiş ve bunun delilinin bizzat muhalefetin bugünkü sözlerinde bulmak kabil olduğunu kaydetmiştir.

Başvekil demiştir ki:

«Muhalefet sözcüsü arkadaşım, hürriyeti kıstınızmı, irtikâp ve irtişa başlar, matbuatı susturdunuz mu her türlü kötülükler alıp yürür, di­yor. O halde hürriyetlerin kısıldığı, matbuatın susturulduğu kendi de­virlerini, baştan başa suiistimallerle dolu bir devir olarak telâkki etmek lâzım gelir. Onların muhasebesini yapmak imkânsızdır, çünkü bütün icraatlarını karanlıklar içinde yapmışlardır. Tek bir gazetenin dahi bir şey yazmak imkânına sahip bulunmadığı bir devirde icrayı hükümet etmişlerdir. Biz ise, dört senelik devrimizi ikmal etmek üzere bulunduğu­muz şu günlerde, yalnız tenkit değil fakat dünyada misli görülmemiş iftira ve tezvirler muvacehesinde dimdik karşınızda ve karşılarmdayız.»

Başvekil, muhalefetin, bir iktidar devresinin sonunda böyle bir kanun getirip de itibardan düşmeyiniz tarzındaki sözlerine de ayrıca cevap vermiş, bu vaziyette eğer kendileri iktidara gelirse kanunu derhal değiştirebileceklerini söylemiş, yalnız bu sözlerinin dahi samimî olmadık­larını isbata kâfi bulunduğunu belirtmiş, muhalefetin sadece Demok­rat Parti iktidarını, memleket uğruna bir fedakârlık olarak yapmakta bulunduğu bir vazifenin ifasında memlekete sevimsiz göstermek gayesi ile hareket ettiğini kaydeylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes, sözlerine devamla Demokrat Partinin mu­halefeti zamanında yazılmış olan ve muhalefet tarafından bugün bir nevi istismar mevzuu yapılan bir makaleve de temas etmiş, Demokrat Partinin vaatlerini yerine getirmiş olduğunu, Memurin Muhakemat Kanununun gündemde yer aldığını, Secim Kanununun en son haddi­ne kadar tekemmül ettirilmiş bulunduğunu, Matbuat Kanunundaki değişikliklerin ise cezrî bir mahiyet gösterdiğini, hattâ memleketimizde matbuat hürriyetinin bugünkü tatbik şeklinin memlekette içtimaî ve medenî nizamı, hukuk nizamını altüst edecek derecelerde olduğunu, dünyanın hiçbir demokratik memleketinde mevcut olmıyan hudutlara kadar gidildiğini söylemiştir. Başvekil, matbuatı bir kül olarak ele al­mağa imkân bulunmadığını, matbuatın tecavüz eden bir kısmı, onun yanında da vazifesini bilen, vatandaş hak ve hürriyetlerine riayet eden ve asla tecavüz hududuna gitmiyen pek muhterem büyük bir kısmı mevcut olduğunu kaydetmiş, hürriyetlerin nizam altına alınması lüzu­muna misal olarak Ceza Kanununu hatırlatmıştır. Ceza Kanunları ile bir takını hareketleri tahdit etmenin, vatandaşların hürriyetini kısmak değil, sadece dalalete sapabilecek ve suç işleme hudutlarına girebilecek olanları bundan tahzir etmek ve onları bu suçu işledikleri takdirde ce­zalandırmak mânasına geldiğini belirtmiştir.

Başvekil, bugünkü şartların 1940'daki şartlara uymadığını, o zaman bütün vatandaşların el ve kollarının bağlı bulunduğunu, bir telefon emri ile bir gazete kapatmanın mümkün olduğu İstiklâl Mahkemeleri, örfî idare ve tek parti hakimiyeti devrinde ihtiyaç hissedilmiyen bazı hükümlere, demokratik hürriyetler gereği gibi tatbike konulduktan sonra şiddetle ihtiyaç hasıl olacağını kaydettikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Demokrat Parti iktidarı olarak bizim, demokratik memleketlerde tat­bik edilmekte olan hükümlerin hududunu ve demokratik ölçüleri aştığımız isbat olunmadıkça, mugalatalarla Türk milletini aldatmıya im­kân ve ihtimal mevcut değildir. Ticaniler hakkında kanun getirdiğimiz zaman da, bu memlekette hürriyetin kalmadığını, yine komünistlerin takibi için gerekli tasarıyı getirdiğimiz zaman da bu memlekette hürriyetin fatihasının okunduğunu iddia edenler, bugün de, her hayırlı teşebbüs ve hareketimiz karşısında olduğu gibi aynı eda ile karşımıza çıkmaktadırlar. Vatan elden gidiyor, hürriyet yok oluyor feryatları ile Türk milletini aldatacaklarını zannetmektedirler.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, bir kere daha, bu tasarı ile hükümetin kendi icraatını gizlemek, mevcut hiçbir isbat hakkını orta­dan kaldırmak niyetinde olmadığını tasrih etmiş ve demiştir ki:

«Muhalefet adına konuşan arkadaşların bütün iddiaları, sanki şimdiye kadar Vekiller hakkındaki hakaret ve tecavüzlerde bu hakaret ve teca­vüzleri yapanların isbat hakkı mevcutmuş da biz şimdi yeni bir hü­kümle bu hakkı kaldırmaktayız, noktasında toplanıyor. Halbuki bu ka­nun bir sansür kanunu değildir. İsbat hakkı kemakân bakidir. Vekil­lerin ef'al ve harekâtına taallûk eden hususlarda, isbat hakkı mevzuun­da ne bir tek kelime sarfedilmiş, ne de yeni bir hüküm getirilmiş değil­dir. Bu kanun çıkınca, artık bundan sonra Vekiller hakkında hiçbir tenkit yapılmıyacağı iddiası da hakikatin ifadesi değildir. Bu tarzda konuşmak, kanunu okumamış olmaktır. Devlet memuru hakkında da şimdiye kadar mevcut bulunan hükümler tatbik edilecektir.

Bu kanunun elfazı meydanda, vazettiği hüküm meydanda menetmek istediği fiil, tesis etmek istediği memnuiyet meydandadır. Bunu türlü tabirler maskesi altında, zihinleri hakikaten teşviş edecek ifadelerle huzurunuzda kötülemeğe çalışmak, bütün memlekette devam ettirmek­te oldukları haksız mücadelenin bir safhasını. Büyük Millet Meclisine intikal ettirmekten başka mâna taşımaz. Bu kanundan istifade edecek biz değiliz. Kanunlar objektif olarak memleket için yapılır. Bu kanun­daki hükümler muayyen bir neviden olan veya muayyen bir tarafa mensup bulunan gazeteler için değildir. Hangi gazete veya şahıs bu ka­nunun sahasına girerse onun hakkında tatbik edilecektir. Fakat kendi günahlarının kendilerini takip etmesi kabilinden olarak her hüküm­den bir vesvese mevzuu ve kötü bir mâna çıkarmak itiyadı ile malûl olanlara verilecek teminat da mevcut değildir.

Bu mevzuda son söz olarak şunu da söylemek isterim ki, bu kanunu getirmekle iktidarımız bundan kendisi için bir fayda ummakta değil­dir. Yapılan tenkitlerin ve hücumların bu kanunla hiçbir alâkası yok­tur ve bu kanun medenî mevzuatımız arasında kıymetli bir vesika ola­rak kalacaktır.»

Başvekil Adnan Menderes muhalefetin bu kanun lâyihası görüşülür­ken ileri sürdüğü diğer iddiaları da cevaplandırmış, bu arada ezcümle anayasa tadilâtı mevzuuna temas etmiş, bu mevzudaki mütalâalara karşı, anayasayı kökten değiştirmiye teşebbüs için zamanın henüz gel­mediğine ve gereken şartların tekevvün etmemiş olduğuna işaret etmiş, bunun zamanı geldiğine muhalefetin de kani bulunmadığını, ni­tekim hangi noktalarda ve nasıl bir değişiklik yapılmalıdır şeklinde bir sual sorulsa cevap veremiyecekierini, esasen bir teklif de yapmamış bu­lunduklarını söylemiştir.

Başvekil Adnan Menderes ikinci konuşmasının sonunda muhalefete mensup iki teşekkülün seçimlerde takip edecekleri hareket hakkında çıkan haberlere de temas etmiş ve ezcümle şöyle demiştir:

«Demokrasinin temel şartı serbest seçimlerdir. Acaba telâşlan neden­dir. Suya düşmüş gibi niçin birbirine sarılıyorlar? Niçin bu fevkalâde tedbirlere lüzum görüyorlar? Niçin kitaplarını ve programlarını bir ta­rafa bırakarak seçimlerde âdeta bir koalisyon listesi vücuda getirmek istiyorlar? Bu, hâlâ demokrat olmadıklarının delilidir. Çünkü koalis­yonlar, seçildikten sonra ve kemmi bir zaruret olarak bir partinin tek başına hükümet kurması mümkün olmadığı zamanlarda yapılır. Bu­nun aksine tatbikat yoktur. Ne diyeyim, belki Fransızların «Front Populaire» dedikleri gibi bir taazzuv, bir taarruz cephesi meydana getir­meğe teşebbüs ediyorlar.

Bunun iki sebebi vardır. Evvelâ bu, tek başlarına Demokrat Parti ile karşı karşıya gelemiyeceklerinin bir ifadesi, bir itirafıdır. İkincisi ise Türk milletinin normal seçimlerle neticeyi isabetle tâyin edeceğine dair şüphe beslemiş olmalarıdır.

Eğer, tasvir ettikleri tatbikat bu memlekette cari ise, kendilerinin gör­düğü gibi ve bütün gayretleriyle memlekete göstermek istedikleri gibi bir tatbikat mevcut ise -ki her şey milletin gözü önünde cereyan etmektedir, her şeyi bilmekte ve takdir etmektedir - o halde neye telâş ediyorlar? Yarın serbest seçimde millet rahat rahat reyini kullanmak suretiyle beğenip beğenmediğini izhar edecektir, amma, onlar buna boyun eğmek istemezler, ötedenberi milletin olgunluğuna, reyinde isa­bet göstereceğine kani değildirler. Onun için gayri tabiî bir intihap usulüne, yani bir zorlama seçimine gitmeği arzu etmektedirler. Serbest seçime giden, kendisini bütün hüviyetiyle milletin iradesine teslim etmiş olan bir iktidarın bu azmi ve kararı karşısında bu suretle hareket etmeleri, hakikaten ya muvaffakiyet ümidine tamamiyle veda etmiş ol­malarının, veyahut da milletin reyinin tecellisinde isabet olamıyacağına inanmış bulunmalarının neticesi olarak kabul edilmek lâzım gelir.»

Başvekil Adnan Menderes Demokrat Partiyi bile inkılâp aleyhtarı gös­terenlerin şimdi inkılâp esaslarına sadakan pek iddia edilemiyecek bir teşekkülle işbirliği yapmalarının demokratik ananelerimiz için iyi bir örnek teşkil etmiyeceğini de söylemiş ve sözlerine şöyle son vermiştir:

«Bize, bundan almıyor "musunuz, sıkılıyor musunuz gibi bir sual soru­labilir. Biz Türk milletinin olgunluğuna iman etmişizdir. Tek başlarına mücadele etmek kuvvetini kendilerinde görmemek yüzünden «Kim olursa olsun, madem ki munzam kuvvet teşkil edecek, taktiklerine bak­mam, ne neviden olursa olsun, bir araya gelelim» diyecek olanların her şeyden evvel prensipsizliklerini, Türk seçmeni elbette takdir edecek ve reyini ona göre kullanacaktır. Binaenaleyh biz taundan çekinecek va­ziyette değiliz. Şunu da ilâve edeyim ki, Demokrat Parti, takriri sükûn ve idare örfiye kanunlarının hakim olduğu bir devirde bir iktidara karşı tek başına ortaya çıkmıştır. Yanında yardımcılarla gözükmemiş-tir şimdi de yine, ekalliyette veya ekseriyette kalsın, kendi program ve prensiplerine dayanmak ve doğru ve dürüst vesait ve silâhları kullan­mak suretiyle, doğru bildiği prensipler uğrunda seçimlere ve mücade­leye girecektir.»

Başvekilin cevapları:

8 Mart 1954

 

— Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün öğleden evvel, neşir yolu ile veya radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkındaki kanun lâyihasının Büyük Millet Meclisinde müzakeresi sırasında söz almış ve muhalefete mensup hatiplerin. iddialarını cevaplandırmıştır.

Başvekil bu mevzuda yaptığı bugünkü konuşmasında evvelâ, muhale­fetin, bu tasarı kanuniyet kesbettikten sonra artık memlekette mat­buat hürriyeti kalmıyacağı, matbuatın susacağı, yalnız havadan sudan bahsedeceği ve iktidara methiyeler yazacağı yolundaki iddialarına te­mas etmiş ve şöyle demiştir:

«Şurasını derhal arzedeyim ki, bunların hiç birisi vâki olmıyacak ve vaziyet olduğu gibi eski şeklinde devam edecektir. Üzerinde bu derece demagoji yapılan bu tasarının Büyük Millet Meclisi huzuruna getiril­mesi, âmme nizamının muhafazası için lâzım olan hükümleri tesbit maksadıyladır. Matbuat bundan sonra, göreceksiniz, susacak da değildir. Çünkü bu tasarının kanuniyet kesbetmesi matbuatı susturmak maksadına matuf değildir. Tasarının maksadı gayet sarihtir, kanunun hükmü ve şümulü de meydandadır.»

Başvekil Adnan Menderes, bu sözlerden sonra matbuatın susması ile dedikodunun başlıyacağı ve bunun kulaktan kulağa işleyeceği iddialarının da aynı sebeplerle varit olmadığını belirtmiş, buna mukabil bu­gün dahi sırf dedikodu maksadiyle intişar eden gazeteler bulunduğunu, hattâ Büyük Millet Meclisi kürsüsünün dahi bazı sorular münasebe­tiyle bu maksatla kullanılmasının imkân dahiline alındığını, sonradan bu dedikoduların manşetler halinde bütün vatan sathına dağıtıldığını kaydetmiştir.

Radyo hakkındaki hükmün, muhalefeti memnun etmek için getirilmiş olduğunu tasrih eden Başvekil Adnan Menderes, mütemadiyen «Rad­yoda ağır söylüyorsunuz» şeklinde şikâyetler yapıldığını ve radyonun kanuna konmasının, yazmak nasıl bir takım nezahet âdabına ve va­tandaşların haysiyet ve şerefine riayet kaidelerine bağlı ise devlet rad­yosunun da tıpkı bir gazete gibi aynı kaidelere tâbi tutulması emelin­den ileri geldiğini söylemiştir.

Bu kanun lâyihasının tedvininde en ileri demokratik memleketlerden örnek alındığını kaydeden Başvekil, bundan sonra muhalefetin bilhas­sa üzerinde durduğu ispat hakkı meselesi hakkında geniş izahat ver­miştir. Başvekilin bu mevzudaki izahatı şöyle hülâsa edilebilir:

«Bu kanun lâyihası ispat bahsinde yeni hiçbir hüküm getirmemekte­dir. Mevcut hükümler, bunlara temas dahi edilmeden olduğu gibi bıra­kılmıştır. Mevzuatın bu ispat hakkı, muayyen bir zümre devlet memur­ları için mevcut değildir. Bu tasarıda da buna uzaktan yakından temas edilmemiştir. Muayyen bir zümre devlet memurlarına yapılacak isnat­lar mevzuunun ispat edilmemesi ise bir tevhidi içtihat kararına bağlı bulunmaktadır. Tevhidi içtihat kararları yeni bir hüküm getirmez. Yal­nız bir nevi kaza tefsiridir. Kaza tefsirleri ise mevcut kanunlara daya­nır ve kendisine mesnet teşkil eden bu kanun maddelerinin imali ma­hiyetini taşır. Bahis mevzuu tevhidi içtihat kararı da, hususî ve istisnaî tahkik ve mehakim merciine tâbi olanlar hakkında vâki isnatlar sebebiyle açılmış hakaret dâvalarında isnat edilen fiil ve hareketlerin is­patını derpiş etmemektedir. Bu tevhidi içtihat kararından çıkan ilk mâna devlet memurlarının iki kısma ayrıldığı, bir kısmının hususî ve istisnaî tahkik ve muhakeme merciine tâbi oldukları, diğer bir kısmı­nın da böyle bir mercie tâbi bulunmadıklarıdır. Tevhidi içtihat kararı bu tefriki anayasadan çıkarmaktadır. Filhakika anayasanın 61'inci maddesi, «Vekilleri, Şûrayı Devlet ve Temyiz reis ve azaları ile Cumhu­riyet Müddeiumumisini görevlerinden doğacak işlerden dolayı yargıla­mak için Divanı Âli kurulur» der. Demek oluyor ki, anayasanın 61'inci maddesinde tadat edilenler, vazifelerinden doğacak işlerden dolayı an­cak ve ancak Divanı Âli'de muhakeme edilirler. İşte tevhidi içtihat ka­rarı da, anayasanın bu 61'inci maddesine istinat etmektedir. Eğer mut­lak olarak Ceza Kanununun 481'inci maddesindeki ispat hakkını, Ve­killer, Temyiz ve Şûrayı Devlet reis ve azaları ve Cumhuriyet Başmüddei umumisi de dahil olmak üzere bütün devlet memurları hakkında tatbike kalkacak olursak, anayasanın 61'inci maddesindeki hüküm tamamiyle iptal edilmiş olur. Anayasanın bu maddesi ve bu maddesinde­ki hüküm kaldırılmadan, hususî ve istisnaî tahkik ve muhakeme mer­ciine tâbi olan devlet memurlarını Asliye Ceza Mahkemesine götürmek imkânsızdır. Görülüyor ki, tevhidi içtihat kararı kolayca hücum edile­cek bir vesika değildir ve anayasanın 61'inci maddesi bahsinde tegafül gösterilerek doğrudan doğruya tevhidi içtihat, kararma yüklenilemez.

 

Eğer Cumhurreisinden başlayarak köy tahsildarına kadar bütün devlet memurlarının isnadın mevzuu ile ispatı zımnında yargılanması arzu ediliyorsa bu ancak bir anayasa tâdili ile olabilir.

Memurin Muhakemat Kanununa gelince, filhakika bu kanun da Ceza Kanununa nazaran hususî bir kanun telâkki olunabilir. Tıpkı Askerî Ceza Kanununun umumî Ceza Kanununa göre bir hususiyet taşıdığı gibi. Buna göre, bahis mevzuu tevhidi içtihat kararının, Memurin Mu­hakemat Kanununa tâbi bütün memurlara şâmil bulunduğu istidlal edilmek istenebilir. Fakat buna asla hukukî imkân yoktur. Çünkü, tev­hidi içtihat kararındaki istisnaî ve hususî tedbirler hususî kanunluk bakımından oraya da muzaf olur gibi görünürse de, kanun vazumuay­yen devlet memurları hakkında ayrıca bunların nerelerde muhakeme edileceklerini sarahatle belirtmiş ve onları Memurin Muhakemat Ka­nunundan da ayrı ve istisnaî bir hükme tâbi bulundurmuştur. Bir ba­kımdan hususî bir kanun olan Memurin Muhakemat Kanunu, memur­ların içinden bir grubun ele alınıp başka hükme tâbi tutulması muva­cehesinde umumî bir kanun mahiyetini arzetmektedir. Bu umumî ka­nun hükümleri yanında da muayyen memurlara şâmil hükümler hu­susîdir. Görüldüğü gibi kanunların umumiliği ve hususiliği de bir nisbet arzeder ve karşılaştırıldıkları kanunlara göre mâna alır. Tevhidi içtihat kararındaki istisnaî ve hususî hüküm de, Memurin Muhakemat Kanununda hususî kanunla istisna edilmiş olan memurlar zümresine aittir. Bu itibarla tevhidi içtihat kararının kanunlara tamamiyle vs yüzde yüz mutabık olduğu aşikârdır.»

Başvekil Adnan Menderes sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Görüyorsunuz ki, ispat mevzuunda yeni bir hüküm getiriyor değiliz. Devlet memurlarının büyük bir kısmı, en büyük kitlesi, isnadın mevzuunun ispat edilmesi hükmüne maruzdurlar. Bu hüküm 481'inci mad­dede yazılıdır. Bu prensibin istisnası, devlet memuru bulunmasıdır. Bu istisnanın da istisnası vardır. O da 267, 268 ve 168'uncu maddelerdedir. Yani memura karşı isnatlar vazife gördüğü esnada yapılacak olursa, yine isnadın mevzuu ispat olunamaz. İsnadın mevzuunun ispat olun­ması istisnasına ayrıca bir istisna teşkil eden hükümler getirilmiştir. Tevhidi içtihat kararı ve anayasa ile başka hususî kanunlar var mıdır veya yok mudur bilmiyorum. Belki hâkimler kanunu da böyledir. İstis­nanın istisnası orada da tecelli etmektedir. Herhalde hukuk lisanında bunu başka türlü anlamaya imkân ve ihtimal mevcut değildir. Eğer mevzuatı değiştirmek arzusu varsa, buna, arzettiğim gibi, anayasanın 61'inci maddesini, Hâkimler Kanununu, hattâ Askerî Ceza Kanununu değiştirmekle işe başlamaları lâzım gelir.»

Başvekil Adnan Menderes bundan sonra gazetecinin vazife ve vecibeleri üzerinde durmuş ve demiştir ki:

«Bir gazeteci herhangi bir havadisi vaktinde karilerine duyurmak mec­buriyetindedir. Eğer doğruluğu ve yanlışlığını tahkike kalkışırsa hava­dis bayatlar. Bu zaruretle havadis yalan veya yanlış olabilir. Bunu ağır müeyyidelere bağlamak doğru değildir» gibi bir muhakeme ileri sürü­lüyor. Buna karşı diyeceğim şudur ki, bir suçun tekevvün edebilmesi için cürüm kastının mevcudiyeti şarttır. Bu, suçun tekevvününde süb­jektif unsuru teşkil eder. Binaenaleyh bu, «tahkike vakit bulamadım» gibi sözlerle geçiştirilebilecek bir mevzu değildir. Bu yalan havadisi maksatla neşretmiş olması elbette şarttır. Bunun ötesinde, gazetecinin üzerinde duracağı ve tahkik edeceği alelade havadis değildir. Eğer biz bir gazetecinin aldığı ve neşrettiği bütün havadislerin doğru olmasını istiyor olsaydık, hakikaten o zaman mesele değişirdi. Bu kanunda ağır bir vaziyet nazarı itibara alınmıştır. Bu ağır vaziyet de devletin itiba­rına ve kanun tasarısında yazılı diğer muayyen hallere münhasırdır. Eğer tâbirleri beğenmiyorlar veya müphem görüyorlarsa şunu tasrih etmek isterim ki bu tâbirler Ceza Kanunumuzun muhtelif maddelerin­de aynen yer almış bulunmaktadır. Oralarda bunların hududu, şümulü ve mânası malûm oluyor da başka bir yere inhisar ettiğinde mi bir ta­kım vaveylalara sebebiyet veriyor? Bu tâbirler bizim hukuk lisanımız­da, mevzuatımızda ve matbuatımızda yer almış tâbirler ve ifadelerdir. Yeniden icat edilip sadece bu kanunun içine konmuş olan hükümler değildir. Öte yandan gazetecinin bir âmme vazifesi ifa etmekte olduğu söylendiğine göre, onun, devlet menfaatlerini ve emniyetini haleldar edecek bir havadisle karşı karşıya geldiği zaman o havadisin üzerinde bir nebze tevakkuf etmesini, doğruluğunu ve yanlışlığını tetkik ve tah­kik etmesini temin etmek, acaba aykırı bir hüküm tedvin etmek mi­dir?»

Başvekil Adnan Menderes konuşmasını şu sözlerle bitirmiştir:

«İddialarda görüldüğü gibi üzerinde ciddî olarak durulacak noktalar yoktur. Eğer ciddî bir endişeleri, bir çekindikleri varsa lâyihayı ciddî olarak tetkik ettikleri takdirde bunların varit olmadığını kendileri de göreceklerdir. Kendileri de bizim gibi bütün ecnebi mevzuat ile uzun boylu mukayese yapmak imkânım bulmuş olsalardı, hükümlerin yanlış atmadığını, bilâkis ileri demokratik memleketlerin mevzuatı ile müte­nazır bulunduğunu anlamış olacaklardı.»

13 Mart 1954

 

— Ankara :

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı Petrol Kanunu lâyihasının kanunlaşması münasebetiyle bugün bir basın toplantısı yaparak aşağıdaki izahatı vermiştir:

«Büyük Millet Meclisince kabul edilen «Petrol Kanunu», Reisicumhu­rumuzun imzasına iktiran etmiştir. Salı günkü Resmî Gazete ile neşir ve ilân edilmiş bulunacaktır.

Halk Partisi grubu müzakereler esnasında bir prensip muhalefeti dı­şında kanunun hükümleri üzerindeki mutabakatını bildirmiştir. Bu suretle lâyiha, Meclisin görüş birliği ile tasvip edilmiş, kanunlaşmıştır.

Kanunun inhisarı tazammun etmeyen istikşaflara ait hükümleriyle ra­fineri kurabilmek hakkını veren belgeye ve petrol idaresine taallûk eden hususları derhal yürürlüğe girmektedir. Petrol idaresinin teşkilâ­tını tamamlıyoruz. 2 nisandan itibaren yukardaki hususlara ait talep­leri kabul etmeğe başlıyacağız.

Arama ve işletme safhalarına taallûk eden hükümler ise hazırlanmaya başlanmış bulunan nizamnamenin ikmalinden sonra mer'iyete geçe­cektir.

Petrol kaynaklarımızın yerli ve yabancı hususî teşebbüs eli ve yatırım­ları ve geliştirip kıymetlendirmek hususundaki politikamızın esasları­nı tesbit eden bu kanunun, memleketimize petrol rezervlerimizi değer­lendirmek için sermaye ve tekniğini getirecek olan şirketlerle hüküme­timizin karşılıklı menfaatlerini bugünkü dünya şartlan içinde en iyi bir şekilde koruyup tanzim ettiğine kani bulunuyoruz.

Bu müsbet ve realiteye uygun hukuki zeminin yanında sosyal ve ikti­sadî şartlarımız da büyük avantajlar sağlamaktadır. Filhakika şimdiye kadar petrol aramalarında elde edilen neticeler ve jeolojik etüdler, bol ve iyi petrol kaynaklarına sahip olduğumuzun açık delillerini vermek­tedir.

Diğer taraftan, memleketimizin petrol istihlâki 2-3 sene içinde % 300 artarak geçen yıl yedi milyon varili bulmuştur. Ziraî ve sınaî kalkın­mamız ise; memleketimizi her sahada % 100 makineleştirmiştir. Böy­lece önümüzdeki yıllarda petrol istihlâkimiz hızla artacaktır.

Memleketimiz tam bir siyasî istikrar ve huzur içinde olduğu gibi, bü­yük Avrupa müstehlik pazarına da çok yakındır.

Bütün bu müsbet faktörlerin bol sermaye ve iyi bilgi ile memleketimiz­de petrol üzerinde çalışacak şirketler için çok ümitli ve cazip şartlar olduğuna kaniiz ve onların memleketimizin bu imkânlarından istifade ederek gösterecekleri faaliyetlerin hem kendileri, hem de milletimiz için kâr ve faideler sağlayacağına inanıyoruz.

Hâlen bulunmuş olan petrollerimizi işletmek için hususî teşebbüsün de iştirak edebileceği «Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı» kurulmasına ait lâyiha da kanunlaşmıştır. Şimdiye kadar kendi imkânlarımızla bulduğumuz ve arama yaptığımız petrol sahaları ile hâlen Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü tarafından Batman'da kurmakta olduğumuz ra­fineri tesisleri bu ortaklığa devredilecek ve onun tarafından işletilecek­tir.

Buna mukabil memleketimizde Petrol Kanununa göre petrol kaynak­larımıza sahip olacak şirketler rafineri kurabilecekler ve belge almak şartiyle yerli ve yabancı şirketler de müstakilen rafineri tesis edebile­ceklerdir.

Bilâhare Vekil kanunun ana hükümlerini telhis ederek şöyle demiştir:

Yeni kanun, sondajlar hariç istikşaf işlerinin yapılmasına izin veren ve inhisar mahiyetinde olmayan müsaade, sondaj ve diğer istikşafları yapmağa müsaade eden ve her biri 50 bin hektarı aşmayan ve bir pet­rol bölgesinde azamî sekiz adet arama ruhsatnamesi ve petrol bulmuş olan bir arayıcıya arama sahası içinde kendisi tarafından seçilmiş ve yarısı mesahasında bir işletme ruhsatnamesi vermeği temin etmekte­dir.

Bir arayıcı keşif yaptıktan sonra işletme sahasını seçmeden evvel petrollü araziyi tayin edebilmesi maksadiyle beş seneye kadar lüzum gördüğü bir müddet için istikşaf yapmak hakkını haizdir. Bir işletme ruh­satnamesi müddeti 40 sene olup azamî 20 sene.için temdit edilebilir.

Kanun 1/8 devlet hissesi tesbit etmekte ve petrol hakkı sahibine %27,5 tükenme payı ve diğer vergi kanunlarındaki indirimlere muvazi indir­meler tanımaktadır. Bunlar Birleşik Amerikada kabul edilen nisbetlerin aynıdır.

Petrol hakkı sahibinin ameliyatında lüzumlu malzemesinin ithali güm­rük resminden muaftır. Sermayesini ve kârlarını serbestçe transfer edebilmektedir. Sermayesini itfa ettikten sonra devlete yapacağı öde­meler, vergi harç, devlet hakkı ve devlet hisseleri dahil, safi kârın %50 sini teşkil etmektedir.»

Vekil sözlerini 9'uncu Büyük Millet Meclisinin memleketimizin bir an evvel kalkınıp gelişmesi için maddî ve manevî sahalarda aldığı ileri hamleli kararlardan birisi olan Petrol Kanununun memleketimiz için hayırlı olması temennisiyle bitirmiştir.

Başvekilin Amerikan gazetecilerine beyanatı:

21 Mart 1954

— Ankara :                                                                                             

Başvekil Adnan Menderes'in, 14 mart pazar günü, memleketimizi ziya­ret eden Amerikan gazetecileri grubu ile yaptığı basın toplantısı hak­kındaki haberler, Amerikan basınında intişar etmiştir. Bu münasebet­le, memleketimizin siyasî ve iktisadî durumu ve günün muhtelif mev­zuları ile alâkalı bulunan bu konuşmaların tam metnini veriyoruz:

Başvekil Adnan Menderes, yanında Hariciye Vekili Profesör Fuat Köp­rülü olduğu halde, Amerikan gazetecilerini kabul ederek kendilerine hoş geldiniz dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

Bu derece geniş ve güzide bir Amerikan basın heyetinin, bilhassa Reisi­cumhurumuzun Amerika seyahatinden sonra memleketimizi ziyaret etmesi bizi fevkalâde memnun etmiştir. Sizlere hitap ederken, evvelâ, Amerikan milletine, Amerikan hükümetine ve Amerikan matbuatına teşekkürlerimi bildirmekle söze başlamak isterim. Birleşik Amerikada Reisicumhurumuza karşı gösterilen büyük alâka ve sıcak hüsnü ka­bulden dolayı bahtiyarız. Türk milleti, hu ziyaret safahatını adım adım takibetmiş ve gösterilen tezahürden dolayı Amerikan milletine karşı çok hararetli hisler duymuştur.

Reisicumhurumuzun Birleşik Amerikadan avdetinde İstanbulda ve Ankaradaki emsalsiz istikbali hakkında belki malûmatınız yoktur. Sislere bu karşılamanın şimdiye kadar eşine rastlanmamış azamet ve haşmet­te olduğunu belirtmek isterim. Bunda, Amerikan milletinin Reisicum­hurumuza ve onun şahsında Türk milletine gösterdiği büyük sempati­nin memleketimizde yaratmış olduğu tesirin bir ifadesini bulmak ve Türk milleti tarafından Amerikan dostluğuna verilen kıymetin şaşmaz bir delilini görmek mümkündür. Bunun mânası, iki kelime ile, Ameri­kan dostluğunun ve ittifakının bütün Türk milletine mal olmuş bu­lunduğu ve hükümetler ar ası bir mesele olmaktan çıkarak milletler arasında halledilmiş bir mesele haline geldiğidir.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra memleketimizin siyasî görüş­leri, iktisadî, malî ve askerî vaziyeti hakkında kısa ve toplu izahat ver­di. Başvekil dedi ki:

Türkiye, Birleşmiş Milletler ideallerine inanmış, sıkı sıkıya bağlı bir memlekettir. Çünkü, dünyada sulhun kurulmasının, milletlerin hürri­yetlerinin temin olunmasının ve demokratik prensiplerin hâkim kılın­masının, ancak bütün milletlerin kuracakları bir teşkilât sayesinde ta­hakkuk edebileceğine inanmış bulunuyoruz. Türkiye, aynı zamanda, Şimal Atlantik Paktı camiasının da imanlı ve çok azimli bir âzasıdır. Çünkü NATO, Birleşmiş Milletlerin temeli olan gayeleri fiilen tahak­kuk ettirebilecek taazzuv ve teşekküllerin başında gelmektedir. Mem­leketimiz, sulhsever gayelere bağlı, dostane münasebetlere ve milletler­arası işbirliklerini ve aynı zamanda kollektif emniyet sistemine son de­rece taraftar bir memlekettir.

Milletlerarası sahada bu anlayışta olan bir memleketin, Birleşik Ameri­ka gibi aynı anlayışta bulunan ve tamamiyle hasbî bir şekilde geniş imkânları ile kendisini sulhun muhafazasında vazifeli telâkki eden bir memleketin çok yakınında hissetmesi de pek tabiîdir.

Memleketimizin siyasî vaziyetini böylece hülâsa ettikten sonra, çok süratli bir iktisadî gelişme içinde olduğunu kaydedeyim. Gelişmeleri çok geri kalmış olan Türkiye, iktisatta hususî teşebbüse geniş yer vermek suretiyle inkişafa başlamıştır. Gayemiz, bir taraftan milletin ha­yat seviyesini yükseltirken, öte yandan dünyanın bu karışık devrinde, önümüzdeki birkaç sene içinde kendi imkânlarımızla kuvvetli bir or­duyu ayakta tutmak ve dünya sulhuna geniş ölçüde yardım etmektir. İktisadî gelişmenin esas hedeflerinden biri, millî müdafaamızı kuvvet­lendirmektir.

İktisadî gelişmeden ve ordumuzdan bahsederken, askerî ve İktisadî Amerikan yardımına temas' etmemeğe imkân yoktur. Ordumuzun mü­dafaa kudretinin arttırılmasında senelerdenberi almakta olduğumuz malzeme yardımı ve talim, terbiye ve tensiki hususlarında gördüğümüz müzaheretler, her türlü takdirin fevkindedir. Bu sayede ordumuz, şim­diden modern mânasiyle hatırı sayılır bir kuvvet haline gelmiştir. Or­dumuzun bu kuvveti, önümüzdeki senelerde daha da artacaktır. İkti­sadî kalkınmamızda da Amerikan yardımının zikre değer neticeleri gö­rülmüştür.

Bu mevzuda sözlerimi şöyle hülâsa edebilirim:

Türkiye, önümüzdeki üç beş sene içinde çok ileri bir iktisadî kuvvet ol­duğu kadar bir askerî kuvvet olmaya kendisini hazırlamakta ve böyle bir kuvvet olmaktadır.

Memleketimiz, diğer taraftan, birçok yerde görülen bir takım içtimaî hastalıklardan da uzak bir memlekettir, başka memleketlerde müfrit solcu ve Komünist Partilerin iktisadî bünyede vücuda getirdikleri ten-

İlkelerden masundur. Müşterek tehlikeler karşısında uyanıktır, içtimaî bünyesi kuvvetli, millî vahdeti tamdır. Politik nizam olarak da demok­rasi prensiplerini büyük bir kifayetle tatbik etmektedir. Bütün bu un­surlar, Türkiyede, millet, memleket ve devlet olarak kuvvetli bir istik­rarın temelini teşkil etmektedir. Memleketimiz, ileri, medenî ve garp tipinde demokratik bir devlet olarak ilerlerken yolunun önüne çıkabi­lecek bütün mânileri kaldırmak ve gayesini tahakkuk ettirmek emel ve azmindedir. Maddî imkânsızlıkları hariç tutarsak, memleketimiz, girmiş olduğu bu yolun en mühim ve tehlikeli kısmını şimdiden geride bırakmıştır.

Siyasî ve askerî sahada garpla tam bir işbirliğini kabul ettiğimiz gibi iktisadî sahada da en ileri işbirliğini kabul etmiş bulunuyoruz. Bunun için, tatbikatta sarfedilen bir sürü gayretlerin yanı başında ecnebi ser­mayesi ve teşebbüsü ile tam ve iki taraf için de aynı derecede verimli işbirliği halinde çalışmak için kanunî tedbirleri de yerine getirdik. Bu tedbirler, en ileri memleketlerdeki mevzuatla aynı seviyededir ve aynı zihniyettedir. Son olarak petrol mevzuumuzu da, hiç şoven olmayan bir zihniyetle, ileri ve liberal bir düşünce ile ele aldık.

Başvekil Adnan Menderes, sözlerine şöyle son verdi:

Geçen asrın hasta adamı telâkki olunan Türkiyenin o günkü manzara­sı ile Türkiyenin bugünkü şu manzarası arasındaki bu muazzam fark nasıl vücuda gelmiştir, diye bir tecessüsünüz olabilir. Bu husustaki su­allerinize müntazının.

Amerikan gazetecileri, filhakika Türkiyedeki bu gelişmenin hayret ve­rici bir mahiyet taşıdığını belirttiler ve Başvekilden bu istihalenin seyri hakkında düşüncelerini sordular. Başvekil dedi ki:

Yarım asır, hatta bir nesil evveline kadar, Türkiye, inhilâl sathı mailin­de ilerliyerek inhilâlin son merhalesine gelmiş olan bîr imparatorluk bakiyesi halinde idi. Birinci Cihan Harbi bu hâdiseleri ve onu takip eden hâdiseler, bu son merhaleye gelişi daha da tacil etti. Bundan sonra millî hudutları dahilinde yeniden doğan Türkiye, kendisini maziye bağlayan ne kadar bağ varsa onları, inkılâplar halinde tatbik ettiği bir politika ile kırıp attı ve garp tipinde bir devlet kurmanın ve devlet ol­manın bütün esaslarını tahakkuk ettirdi. Aynı zamanda ticaret, iktisat ve ziraat sahalarında da büyük gayretler sarfederek tam bir istihale şartlarını elde etti. Bütün yaşama tarzını ve mevzuatını, garp tipinde bir devlet vücuda getirmek yolunda değiştirdi. Son olarak, demokratik idarenin tatbiki ve iktisadî kalkınma kalmıştı. Bunlar ve aynı zaman­da siyasî bünyemizin demokratik prensiplere göre yeniden tanzimi de bu son senelerde tahakkuk etti. Memleketimizdeki istihalelerin vetiresi­ni böylece hülâsa etmek mümkündür. Şunu da ilâve etmek gerekir ki halkımızın gayet olgun olması, bütün bu istihalelerden ve en nihayet tek partili rejimden çok partili rejime tehlikesiz ve sarsıntısız geçmek imkânlarım bu memlekete bahsetmiştir.

Bundan sonra, bir Amerikan gazetecisi, Başvekilimizden şu suali sordu:

İngiltere, Fransa ve İtalyada sanayii millileştirme yoluna gidilirken, Türkiye, bundan dört sene evvel, bunun aksini, yani denasyonalizasyon'u esas alan bir partiyi iktidara getirdi. Bu, devrin en mühim hadi-sesi idi. O zamandan beri bu sahada olup bitenler hakkında izahat ve­rir misiniz?

Başvekilin cevabı şudur:

Türkiye, 1950 senesinde, sanayi sahasında başlangıç devresinde idi. İş­lerin yarısından fazlası devlet sektörünce yapılıyordu. O zaman devlet elindeki sanayiden bazılarım hususî teşebbüs eline intikal ettirmemiş olsaydık dahi, o günden bugüne, devlet sanayii bahsinde tamamiyle li­beral bir zihniyetle hareket edilmesinin neticesi olarak hususî teşebbüs sektörü memleketimizde ehemmiyetli bir şekilde inkişaf etmiştir. Bu­gün, 1950 ile 1954 arasında bir mukayese yaparsak şunu görürüz ki eğer 1950'de devlet sektörü ile hususî sektör elindeki sanayi -yuvarlak hesapla ifade edeyim - yarı yarıya idi ise, hususî teşebbüs sektörünün gelişmesi neticesinde 1954'de memleketimiz sanayiindeki devlet sektörü hissesi dörtte bire inmiştir. Bugün, askerî maksatlarla kurulmuş olan­ları hariç, devlet elindeki iktisadî teşebbüslerin herhangi birini, talibi bulunduğu takdirde, hususî teşebbüse devretmek bahsinde hiç bir mâ­ni yoktur. Bunları hususî teşebbüse büyük bir memnunlukla devrede­ceğimiz muhakkaktır. Fakat memlekette yeniden girişilecek o kadar mevzu vardır ki hususî teşebbüs, bu mevzuları tercih etmektedir.

Başvekil Adnan Menderes'e bundan sonra sorulan sual şu idi: Türkiye-de petrol mevzuu ve yeni Petrol Kanunu hakkında biraz izahat verir misiniz?

Başvekilin cevabı şu oldu;

Mütehassısların ifadelerine göre, memleketimizde büyük petrol ihtiyat­ları vardır. 1933 senesinden beri, petrol kaynaklarımızı araştırmak üze­re teşkilât kurmuş, bu âna kadar bu sahada bizim ölçülerimize göre bir hayli mühim para da sarfetmiş bulunuyoruz. Aldığımız neticeler vardır, fakat bunlar geçen zamana nisbet edilirse tatmin edici değildir.

Biz, petrol kaynaklarımızın işletilmesinde ecnebi sermaye ile işbirliği­nin zarurî olduğuna inanan bir parti ve hükümetiz. Bu meb'deden ha­reket ederek petrol kaynaklarımızın meydana çıkarılması hususunda bilhassa Amerikan dostlarımızın bize yardım edebileceklerini düşün­dük. Bize dünyanın en meşhur petrol mütehassıslarını tavsiye ettiler. Bunların arasından bir zatı seçtik ve onunla sıkı bir işbirliği yaptık. Bu mütehassısla konuşmalarımızın esasını, ecnebi sermaye ve teşebbü­sünün memlekette hangi şartlar mevcut olursa gelebileceğini araştır­mak teşkil etmiştir. Bu Amerikan mütehassısı ile bizim mütehassısları­mız, beraber çalıştılar ve neticede bir kanun lâyihası vücuda getirdiler. Bildiğiniz gibi bu lâyiha, son zamanlarda kanuniyet kesbetti. Bu kanunla, memleketimizdeki petrol kaynaklarının, dış hususî teşebbüs er­babı tarafından üzerinde çalışılacak cazip bir mevzu haline geldiğine kaniiz.

Başvekilin bu izahatından sonra, bir Amerikan gazetecisi şu mütalâayı ileri sürdü:

Bu kanun, şüphe yok ki hariçte ve bilhassa Amerikada çok iyi karşılan­mıştır. Fakat fikirlerde ufak bir şüphe kalıyor. Bu kanun, umumî mev­zuat içinde bir kanundur. Devamlı olmaması ihtimali vardır. Halbuki

meselâ Yunanistanda petrol hakkındaki mevzuat, anayasaya ithal edil­miştir. Acaba Türkiyede de böyle hareket edilemez mi idi?

Buna Başvekil Adnan Menderes'in verdiği cevap şudur:

Yunanistandaki vaziyeti bilmiyorum. Fakat bizim çıkardığımız kanun, karşılıklı taahhüt hükümlerini ihtiva ettiği için, diğer kanunlardan ayrı bir mahiyet arzeder. Eğer kanunlarda bir devamlılık tasavvur edil­mek isteniyorsa, nihayet bizde anayasanın dahi üçte iki ekseriyetle de­ğiştirilmesi mümkün olduğunu kaydedeyim. Halbuki kanunların asıl kuvvetini, bunların dayandıkları şartların ve müeyyidelerin kuvvetin­de aramak lâzım gelir. Bir memleketin, siyasî, askerî ve iktisadî millet­lerarası işbirliğinde bu derece ileri gidip karşılıklı bağlarla bağlandık­tan sonra, hakikî müflis haline gelmeden ve bütün taahhütlerini red­detmeden, bu bağları inkâr ederek başka bir yola gitmesine imkân mevcut değildir.

Türkiyede petrol mevzuatı bahsinde bugün yapılandan bir milimetre daha ileri gidilmesi imkânı yoktur. Kanun henüz yeni çıkmıştır. Eğer böyle bir şüphe mevcut ise, bu, kanun üzerinde hususî tefsirlerin henüz kifayetli derecede yapılmamış olmasından ileri gelmektedir.

Bundan sonra Başvekilimize aşağıdaki sualler soruldu ve bunlar, Baş­vekilimiz, tarafından aşağıda görüldüğü şekilde cevaplandırıldı.

Sual — Yugoslavya ve Yunanistanla askerî ve iktisadî münasebetlerin gelişmesi ne yoldadır?

Cevap — Askeri münasebetlerin geliştirilmesi, Ankara Paktı içinde der­piş edilmiş bulunuyor. Bu pakt, bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler andlaşmasının tanıdığı bir bölgeye raci meşru müdafaa paktlarındandır ve Atlantik camiası için ehemmiyeti büyüktür. Üç memleketin, böyle bir paktla birbirlerine bağlandıktan sonra, iktisadî münasebetlerini de da­ha ileri götürmeleri şarttır. Ayrıca komşu olmamız da bunu icabettirir.

Sual — Yugoslavya ile olan iktisadî münasebetlerde son senelerde bir gelişme var mıdır?

Cevap — Yugoslavya ile olan iktisadî münasebetlerimiz, son sene zar­fında, evvelki senelerle kıyas kabul etmiyecek derecede ileri götürül­müştür. İthalâtta ve ihracatta, karşılıklı olarak geniş imkânlar hazır­lamaktayız. Yugoslavya, Türkiyede bir çok mevzularda ilân ettiğimiz münakaşalara iştirak etmekte ve bu sahada bazı taahhütlere giriş­mektedir. Öte yandan, Türkiyeden pamuk ve buğday da almaktadır.

Sual — Türkiye ile Yugoslavya arasındaki siyasî ve iktisadî bünye farkı, bu münasebetlerin geliştirilmesinde bir mâni teşkil etmiyor mu?

Cevap — İç iktisadî bünye ile temasta değiliz. Ancak alıcı ve satıcı mü­nasebetleri bakımından karşı karşıya gelmekteyiz.

Sual — Ruslar, muhtelif memleketlere ve bu arada bilhassa komşu memleketlere sızma yolu ile nüfuz etmeğe çalışıyorlar. Buna karşı Türkiyede ne gibi tedbirler alınmıştır?

Cevap — Türkiyenin Rusya ile çok geniş müşterek hududu bulunma­sına ve yakın mazide bu sızmaların zaman zaman daha da ehemmiyetli olmasına rağmen, Türkiye, Rus rejiminin nüfuzu bakımından masuniyeti bulunan bir memlekettir. Bunun sebepleri muhteliftir:

1) Türk milleti, komünist rejimin nüfuzunu, Rus istilâsının bir baş­langıcı, bunu da en büyük bir felâket bilir. Asırlar boyunca Rus teh­likesine mâruz bulunmuş olması, Türk milletinde buna karşı korunma insiyakını aynı nispetlerde tekemmül ettirmiştir.

2) Türk milletinin ve teker teker her Türkün hayat şartlan ile ko­münizmin bağdaşabilecek tarafları çok azdır.

3) Büyük tehlikenin nereden gelebileceğini bildiğimiz için, Büyük Mil­let Meclisi ve hükümeti olarak da munzam tedbirler almaktan asla ge­ri kalmamaktayız.

Tehlikeye yakın olmak, bazıları üzerinde panik yaratır. Bazılarına da daima tedbirli bulunmak hissini telkin eder. Biz Türkler bu sınıfa da­hiliz.

Sual — Rusyanın siyasetinde bir nevi yumuşama vardır. Başka mem­leketlerle daha geniş bir ölçüde ticarî münasebetlere girişiyorlar. Bu bakımdan sizinle vaziyetleri nasıldır?

Cevap — Rus siyasetinde bir nevi yumuşamanın bazı zahiri eserlerine rasgelmek mümkündür. Fakat Türkiye, siyasetinde çok realisttir. Bir değişikliğin esaslı maddî delillerini görmeden evvel, tatbik. edilmekte olan politikaya karşı çok uyanıktır.

Dış ticaretimizde de mutlaka Rusya ile münasebata girmek esasına dayanmış, iktisadî kalkınmamızı böyle bir münasebete bağlamış, he­saplarımızı ona göre yapmış değiliz.

Sual — Bu ihtiyatlı hareket tarzı, Rusların iktisadî siyasetlerinde ne gibi hedefler güttüğünü bildiğinizden dolayı mıdır?

Cevap — Ticaret münasebetlerimizde milletlerarası anlaşmalar mev­cuttur. Biz bu bağlarımıza, herhangi bir müsamaha göstermeden ria­yet etmekteyiz. Bu mevzuda da daha evvel tahlil ettiğim hususları göz­den kaçırmamaktayız.

Başvekil Adnan Menderes'le Amerikan gazetecilerinin bu görüşmesi, çok samimî bir hava içinde bir saat yirmi dakika sürmüş, Amerikan gazetecilerinin tevcih edilecek başka sualleri kalmamıştı. Bunun üze­rine, heyetin en yaşlısı, ayağa kalkarak Başvekil Adnan Menderes'e te­şekkür etti ve Türkiye'yi ve Ankara'yı görmekle çok bahtiyar oldukları­nı söyledi.

Başvekil Adnan Menderes de heyeti selâmladı, kendilerine teşekkür etti, Türkiyede iyi zamanlar geçirmeleri temennisinde bulundu ve Ame­rikan gazetecilerinin her birinden, Türkiyenin Amerikan dostluğun­dan iftihar duymakta olduğunun Amerikan milletine bildirilmesini ri­ca ederek sözlerini bitirdi.

Alman Başvekili Adenauer'in ziyareti münasebetiyle yayınlanan teb­liğ

— Ankara :

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin dâvetine icabetle Federal Şansölye Müsteşarı Prof. Dr. Walter Halistein'in da dahil bulunduğu mesai arkadaşlariyle resmî bir ziya­rette bulunmak üzere 18 mart 1954 tarihinde Türkiyeye gelmiştir.

Federal Şansölye, Reisicumhur Celâl Bayar ile görüşmüş ve Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Prof, Fuat Köprülü ile muhtelif konuşmalar yapmıştır.

Konuşmalar iki memleketin an'anevî dostluk münasebetlerine uygun olarak itimatkâr bir karşılıklı anlayış havası içinde cereyan etmiştir. Devlet adamları, Avrupa emniyetine hususî bir ehemmiyet atfetmek suretiyle milletlerarası siyasî vaziyeti etraflı bir şekilde gözden geçir­mişlerdir.

Mevcudiyetlerini tehdide devam eden büyük tehlike karşısında sulhse­ver memleketlerin her zamandan daha kuvvetli, daha ziyade birleş­miş, daha müteyakkız bulunmaları lâzım geldiği hususlarında tama­men mutabık kalmışlardır.

Bilhassa Avrupa bakımından, Federal Almanya Cumhuriyetinin Av­rupa müdafaa teşkilâtına mümkün olan en kısa zamanda entegre ol­ması, bu teşkilâta sulhun vikayesi için elzem olan kudret ve müessiriyeti temin etmek hususunda esaslı bir şart teşkil etmektedir.

Avrupa müdafaa birliğinin yakın bir gelecekte tahakkuku bu hedefe erişilmesi için en iyi vasıta olacaktır.

Silâhlı bir bünye ihtilâfı ancak sulhsever memleketlerin ahenk ve ha­reket birliği gösterebilmeleri ve bir tecavüz için her türlü muvaffaki­yet imkânını yok edecek derecede kuvvetlenmeleri ile önlenebilir.

Devlet adamları, yaptıkları memnuniyet verici görüşmeler neticesinde iki memleketin karşılıklı menfaatlerine ve münasebetlerinin inkişafına hizmet etmek üzere sıkı temas halinde bulunmak hususunda mutabık kalmışlardır.

Türk hükümetinin daveti üzerine Federal Şansölye, Harb Okulunu zi­yaret etmiş ve bu ziyaret Alman heyeti üzerinde derin bir tesir bırak­mıştır.

İktisadî mevzular üzerinde de görüşmeler yapılmıştır. Türkiye tarafın­dan bu konuşmalara Başvekil Adnan Menderes ve Hariciye Vekili Pro­fesör Fuat Köprülüden maada Maliye, İktisat ve Ticaret Vekilleri de iştirak etmişlerdir.

Bu görüşmelerde iki memleket arasındaki iktisadî münasebetleri güçleştirebilecek mahiyette olan âmillerin ciddî bir ehemmiyet taşımadık­ları, bilâkis her iki memleketin iktisadî ve ticarî münasebetlerinin ya­kın âtide büyük bir inkişafa mazhar olabilmesi için çok müsait şart­ların mevcut bulunduğu müşahede olunmuştur.

Bu inkişafın husulü için Almanya'nın Türkiye'den daha fazla mal al­ması suretiyle ticaret muvazenesinin temini ve transfer gecikmelerinin bertaraf edilmesi, Türkiyenin envestisman faaliyetine Alman sanayi­inin iştirakini temin edecek tedbirlerin alınması hususlarında prensip mutabakatına varılmıştır. Bu prensip kararlarının tatbik sahasına konulması için gereken esasları tesbit etmek üzere bir Türk heyetinin önümüzdeki hafta içinde Bonn'a gitmesi karar altına alınmıştır.

Diğer taraftan, iki memleket arasındaki kültürel münasebetlerin bil­hassa yakında bir kültür anlaşması akdi suretiyle geliştirilmesi husu­sunda mutabık kalınmıştır.

Federal Şansölye, Türkiye Başvekilini ve Hariciye Vekilini yakında Bonn'a resmi bir ziyaret yapmaya davet etmiştir. Başvekil ve Hariciye Vekili bu daveti büyük bir memnuniyetle kabul etmişlerdir.

Elimizdeki define

Yazan: A. E. Yalman

1/3/954 tarihli (Vatan) dan :

New-York — Dün Ford vakfının ileri gelen erkânından biriyle konuşuyor­dum. Bana dedi ki:

— Ben İowa'lıyım. Birleşik Devletler ülkesinin ortalarında bulunan bu eya­letin halkı çiftçidir, dünya dâvalarına karışmaktan kaçar ve kendi işine gü­cüne bakar. Kardeşim, bu meyli mü­balâğalı bir dereceye vardıran bir İowa çiftçisidir. Celâl Bayar'ın Ameri-kaya geldiği sıralarda kardeşimden bir mektup aldım. Şöyle diyordu: «Türkiyenin Devlet Reisi buraya gelmiş. Temsil ettiği Türk. milleti, kötülerden yılmayan ve icabında mukavemet ve mücadeleye hazır duran bir millet, ki halkının çoğu çiftçi... Bizzat Celâl Bayar, bir köyde doğmuş, çiftçilerin te­miz ruhunu taşıyormuş. Gurur ne de­mek olduğunu bilmeyen mütevazi, na­zik, insancıl bir adammış. Yâni biz­den biriymiş. Türk Devlet Reisini gör­meğe merak ettim. Ya New-York'a, ya Şikagoya giderek yüzünü görecek, tarif edilen adam olup olmadığını araştıracağım.» Kardeşimin, kabuğuna çekilmiş bir çiftçi sıfatiyle ne gibi bir ruh. taşıdığını bildiğim için mektu­bunu alınca hayretlere düştüm. Son­radan gelen bir mektuptan anladığı­ma göre kardeşim Şikagoya gitmiş, Belediye dairesinin yanında halkın arasına karışarak, Bayan görmüş. Ken­disini okuduğu yazılarda ve dinlediği radyolarda tarif edildiğinden de daha cana yakın, daha nazik ve mütevazi bulmuş. Şimdi kardeşim hararetli bir Türkiye ve Bayar sevdalısı...» Bu mün­ferit bir hâdise sayılamaz. Muhakkak ki umumî surette Amerikan ruhu esaslı bir değişiklik geçiriyor ve bu ruh içinde Türkiye esaslı bir yere sahip oluyor.»

 

Amerikanın infiratçı orta eyaletlerin­de ve bilhassa İowa'da yaşıyan bir çiftçinin Türkiyeye ve Bayarın şahsı­na karşı belirttiği bu alâka cidden dikkate lâyıktır. Diğer emareler de şunu gösteriyor ki Amerikalılar, meçhul tehlikeleri karşılamak için dünya hâdiselerini yakından takip et­mekten başka çare olmadığını anla­mışlar ve hercümerç içinde bulunan bugünkü dünyada güvenecek ve da­yanacak bir dost aramışlardır. Bu dostu da Türkiyede bulmuşlardır. Bu kadar sıkı bir yakınlık ve işbirliği İs­tidadının Amerikanın haricî münase­betlerinde bir benzeri olmadığı gibi, umumî surette milletlerin münasebet­lerinde bu kadar derin bir güven ve sevgi hissine nadir tesadüf edilir.

Amer ikada ki bu mevkiimizi hazırla­makta türlü türlü âmillerin tesiri var­dır: Türkiyede bütün parti kavgaları­na rağmen mevcut millî istikrar, Türkiyenin dürüst, vekarlı, tam mânasiyle sulhsever, vefakâr, tok gözlü millî misak siyaseti, Mehmetçiğin Korede gösterdiği üstün kahramanlık ve an­layış, Aınerikaya kendimizi tanıtmak maksadiyle gerek Washington ve ge­rek New-Yorkta kurduğumuz teşkilâ­tın büyük bir iman ve gayretle çalışması ve Türkiye hakkında Amerika­nın en hücra köşelerine kadar her ta­rafa yeni bir intiba yaymağa muvaf­fak olması... Nihayet bu seyahatin çok iyi tertip ve idaresi ve bilhassa Ba­yarın mutlak bir samimiyet ve daima uyanık bir sezişle Amerikan halkının ruhuna girmesi ve her yerde herke­sin beklediği sözü bulup en sade ve tesirli şekilde söylemeyi bilmesi.

Şunu hatırlamak lâzımdır ki Ameri­kan halkına yukarıdan gelen emir ve­ya tavsiye ile hiç bir şey yaptırmak mümkün değildir. Bayar'ın ziyareti­nin halk arasında sebep olduğu mu­azzam ve samimî tezahürler ve bunun neticesi olarak bütün gazeteler tara­fından havadis, resim vemakalesü­tunlarında ziyaretle alâkalı olan   haberlere verilen geniş yer; bizzat Ame­rikalıları derin bir hayrete düşürmüş ve Amerikan ruhunda harice karşı de­rin bir alâka uyandığının ve samimi bir yol arkadaşına çok şiddetle hasret duyduğunun bir alâmeti diye telâkki edilmiştir.

Amerika'da kazandığımız bu mevki bizim için bir definedir. Bunu koru­mak ve geliştirmek lâzımdır. Bunun da başlıca üç çaresi vardır:

1 — Haricî siyasette şimdiye    kadar olduğu gibi teşebbüsü muhafaza   ede­rek yapıcı bir unsur olmak, bir zaruret teşkil eden Yunan dostluğunun bütün pürüzlerini ayıklamak, Türkiye - Pakistan paktını Ortaşark ve Hin­distan istikametlerinde    genişletmeğe çalışmak,   üzerimize   aldığımız  mesu­liyetlerin altından kalkacağımızı Ame­rikalılara ve diğer dost ve müttefik­lerimize fiilî surette belirtmek...

2 — Millî istikrara ve tesanüde başdan kurtaran diye sarılmak, parti ihtiras­larının  haricî  siyaseti  tehdit  etmesi tehlikelerine karşı barajlar kurmak.

3 — Kendimizi  Amerikaya tanıtmak ve sevdirmek yolundaki gayretlerimizi bilhassa bundan sonra daha müspet ve geniş bir şekle sokmak, yalnız Bir­leşik Devletlerin şark eyaletlerinde değil, cenup ve garpta da temasları­mızı muhafaza etmek ve genişletmek..Bunlar  yapılması   güç   işler   değildir. Bilhassa  Celâl  Bayar'ın  Amerikadan topladığı intibalar, böyle bir hareket tarzını beslemeğe ve kuvvetlendirmeğe çok hizmet edecektir.

İftiracılıkla el ele olan iki   parti seçime de yine el ele gidiyor

 

Yazan: Burhan Belge 5/3/954 tarihli (Zafer) den :

Bundan bir müddet önce Halk Partisi ile Millet Partisi birbirlerini gördüler mi, yılan görmüş gibi olurlardı. Şimdi ise, daha seçimlerin denizine gir­meden, sarılıp selâmet sahilini bul­mak için, birbirlerini kolluyorlar.

İşin tuhaf tarafı, böyle bir niyet beslediklerimi açığa da vuramıyorlar. Bunun sebebi, Halkçıların muttasıl irticadan bahsederek Millet Partisini kasdetmeleri; Milletçilerin de, Halk Partisine karşı efendice bir muhalefet yapılmasını dahi «muvazaa» sayarak eski iktidar partisine karşı kan dâ­vası güdercesine düşmanlık İlân eyle­meleridir.

Şimdi nasıl yapacaklar, nasıl anlaşacaklar ve 2 Mayıs 1954 tarihine kadar bir hayli uzun olan bir yolu, beraber­ce nasıl sökeceklerdir, meçhuldür.

Burada, «muvazaa» noktası üzerinde bir istitrat yapmak isteriz. Bilindiği gibi, Millet Partisi, 1947/48 den itiba­ren 1950 seçimlerine kadar, Demokrat Partiyi «muvazaa» île itham etmiştir.

Bunun nasıl bir iftira olduğunu, bu­gün artık bilmeyen kalmamıştır. Fa­kat, o tarihlerde, Demokrat Partinin böylesine bir isnada müstahak görül­mesi; sırf efendice bir muhalefet yap­ması, şiddet politikasından gerek söz­de gerek fiilde içtinab etmesi ve 1946 da uğradığı bariz haksızlığa rağmen, 1950 seçimlerini, sükûnetle beklemesi yüzündendir.

Filvaki, Demokrat Parti muhalefette iken iktidarı tutan Halk Partisi, ne devlet ne de hükümet zaviyesinden endişe duymamış; iktidarı devredece­ği güne kadar, rahat çalışmak imkân­larına sahip olmuştur.

Burada, yaptığımız istitratı bir hükme bağlayalım: Demokrat Parti, Millet Partiselin «muvazaa» iftirasına uğrayacak kadar, dürüst bir muhalefet yapmıştır.

Buna mukabil, şu dört sene içinde, Halk Partisi muhalefeti,

1. Demogojiyi başa geçirmiş,

2. Tezyif  ve  tahkir gayesini  güden neşriyatı ve beyanatı tecviz etmiş,

3. Demokrat Parti iktidarım kanundışı ilân etmiş,

4. Kore kararında aleyhte,    Ankara paktında lakayt, Pakistan ile olan an­laşmada,  külliyen müstenkif  tavırlar takınarak, dış politika hakkında gösterilmesi lâzım tesanüd kaidesini ta­nımamış,

5. Yabancı sermaye ve Petrol Kanu­nu gibi mevzularda, hükümeti, mem­leket menfaatlerini hiç değilse hafiften almakla itham etmiş,

6. Devlet. Reisinin  Amerika  seyaha­tini küçümsemiş,

7. Memleketteki iktisadi kalkınmayı,inkâr eylemiştir.

Bizim muhalefetimiz, bankalarına «Vay muvazaacılar» dedirtecek ka­dar dürüst ve ölçülü iken, Halk Partisinin muhalefeti, yukarıdaki nokta­larda hülâsa ettiğimiz gibi, mütaarrız, menfî hattâ marazı evsaf göstermiştir.

İşte simdi bu Halk Partisi muhalefeti ile Millet Partisi muhalefeti arasında ne türlü bir seçim tabiyesi anlaşması­na gidileceği merakla beklenmektedir.

Böyle bir anlaşma, kanaatimizce mümkündür. Hattâ mâkuldür. Bir ke­re bu iki parti arasında, siyasî ahlâk bakımından, pek büyük bir benzerlik mevcuttur.

Demokratlar muhalefette iken, aleyh­lerine en büyük iftirayı, Millet Parti­si ileri sürmüştür.

Demokratlar iktidarda iken de, daha ölçüsüz ve daha şeni iftiraları, Halk Partisi yapmıştır.

Demek ki bu iki parti, iftiracılıkta be­raberdirler.

Gelelim prensiplere, sadakat mesele­sine:

Halk Partisi, Atatürk'ün inkılâplarım aile mirasında elde edilmiş eski nişan­lar gibi göğsüne takmadan, sokağa çıkmamaktadır. Fakat, Demokrat Par­tiyi bu seçimlerde tartaklamak için icabında «Şeytan» m kendisi ile dahi işbirliği yapmıya amadedir.

«Şeytan», bu bahiste, «irtica» olmak lâzımdır. Bunu da bildiğimiz gibi, Mil­let Partisi temsil eylemektedir. Ve Halk Partisi, bununla anlaşmak peşin­dedir. Genel Sekreterleri, bu işin mahzursuz bir tabiye olarak ele alınacağını, yabancı şahsiyetlere dahi bildirmiştir.

Millet Partisi de, kendi prensipleri ba­kımından, aynen bu durumdadır. Halk Partisinden nefret etmesi lâzımdır. Uzun boylu delâil serdine ne hacet? Mareşal merhumun cenazesi başında nasıl karşılaştıklarını hatırlasınlar, kâfidir.

Buna rağmen, bir seçim tabiyesi üze­rinde anlaşmıya taraftardırlar.

Yani, «inkılâpçı» C.H.P., Meclise bazı «Mürteciler», mürteci Millet Partisi de, aynı Meclise bir takım «zındıkları» getirmiye amadedirler; elverir ki, bu Meclise Demokratlar gelmesin!

İki tane böyle bu kadar zıt görüşlü parti, bu gibi kararlara vardılar mı, bunların prensip partileri değil ikti­dar maceracıları olduğuna hükmet­mek icap eder.

Milletin bu hazin manzarayı, ibretle seyretmesi lâzımdır.

Ve gerek Halk Partisinde gerek Mil­let Partisinde kayıtlı olup bu iki te­şekkülün prensip ve programlarına sadık bulunan samimî ve dürüst va­tandaşların, yukarı katlarda bu de­rece müstehcen anlaşmalara giden, yüksek sevk idare heyetlerini, te­miz vatandaş idrak ve vicdanlarından tardetmeleri gerektir.

Kaldı ki, gerek birinde, gerek diğe­rinde rol oynamakta olan bu sevk idare heyetleri, siyasî ahlâktan bu derece uzaklaşmış olmanın yanı başında, reel ve realist politikanın yani ger­çeklere müstenid bir siyasetin saha­sını da çoktan terketmiş bulunuyor­lar.

Millet, bütün inkılâplarına sadıktır ve bunları benimsemiştir. Bir «inkılâpçı» Halk Partisine, hayatta, lüzum kalma­mıştır.

Keza, millet, tam bir vicdan hürri­yeti içinde, dinine malik ve sahip bu­lunmaktadır. Hal bu iken. Meclise de takım «Mürtecilerin göndermiye hiç lüzum yoktur.

Yani, her iki parti de. Öyle şeylerin ve işlerin  simsarlığını  üzerlerine  almış görünerek çarşı pazar mağşuş siyaset eşyası satmaktadırlar ki, millet, inkı­lâpları ile dinini bir yana bırakarak, bunlar ile herhangi bir muameleye girişmiyecektir. Bunun lüzumunu duymayacaktır.

Türkiye'de, serhadden serhade yaşan­makta olan hayat, gittikçe daha ileri ve daha medenî muhtevalar kaydede­rek inkişaf etmekte ve din müessese­si, her türlü tecavüzden masun bu­lunarak, milletin medeni inkişafını daha şerefli bir camia olmıya doğru var kuvvetiyle desteklemektedir

Şu halde, berikinin ötekine «Mürteci» ve ötekinin de berikine «zındık» de­mekten ve dedirtmekten başka bir hünerleri olmıyan ve sıkışınca kolkola girerek seçimlere giden bir takım po­litika  esnafına ne  lüzum  vardır?

İşte, hayatın dedikleri fakat Halkçı­larla Milletçilerin görmedikleri, budur!

Sayın Bayar Anavatana hoş gel­diniz!

Yasan: M. F. Fenik

11/3/954 tarihli (Zafer) den:

Reisicumhur Sayın Bayar, Birleşik Amerika'da, uzun süren bir yolculuk­tan sonra memleketimize dönmüş bu­lunuyor. Dün İstanbul halkı güzide Devlet adamını ve müstesna vatan evlâdını sıcak bir samimiyetle bağrına bastı. Bugün Ankara, kendisini ay­nı heycan ve coşkunlukla karşılıyacaktır.

Sayın Bayar'a karşı gösterilen bu ka­dar derin İştiyakın mânası nedir? Hiç şüphe yok ki, bunun mânasını, ken­disinin müstesna şahsiyetine karşı duyulan bağlılık kadar, bütün Türk Milletini Birleşik Amerika gibi muazzam bir kıtada şerefle temsil et­miş olmasında memleketimizin kadir ve itibarını diğer nısıfkürede bir kat daha ilân etmesinde aramak lâzım gelir.   

Sayın Bayar, Birleşik Amerika'da Türk adını ve Türkün kahraman, asil, ve sözüne ahdine sadık hüviyetini bir bayrak gibi dalgalandırmıştır. Her git­tiği yerde Amerikan halkı O'nu dün­ya sulhunu başlıca koruyucularından olan bir devletin sembolü halinde ha­raretle karşılamıştır. Gazeteler, koy­dukları manşetlerde kendisini: «Korede Sekizinci orduyu süngüsüyle kur­taran kahraman bir milletin kahra­man evlâdı geliyor» diye selâmlamışlardır, bugün artık Amerika'da herkes kanidir ki, Avrupa ile Asyanın birleş­tiği bölgede, barışın ve demokrasinin tek müdafii, kararlı ve azimli politikasiyle, istikrarlı durumu ile, kahraman ve cesur ordusiyle yalnız ve yal­nız Türkiye'dir. Onun için Amerikan gazeteleri «Türkiyeye ne yardım yap­sak azdır. Unutmayalım ki, Türkiye­ye yapılan yardımlar, bizzat Amerikaya. ve demokrasi prensiplerine ya­pılan yardımlardır» diye sütunlar dolusu yazılar yazmışlardır. İşte Tür­kiye etrafındaki bu geniş neşriyatın bu yakın alâkanın bu büyük sevginin bir defa daha tezahürüne ve genişle­mesine Sayın Bayar'ın yüksek şahsi­yeti, Onun zeki ve sempatik konuş­maları, iradesi ve gayretleri vesile teş­kil etmiştir.

Devletler arasındaki münasebetler, si­yasî yollarla tanzim edilir. Fakat bu­nu asıl mühürliyecek ve payidar kılacak olan milletler arasındaki karşı­lıklı sevgi ve bağlılıktır. Sayın Ba­yar'ın son Amerika ziyareti işte bunu perçinlemiştir. Bu mühim noktayı erikada yaptığımız seyahat esna­sında bizzat iftiharla ve sevinçle müşahede ettik. Reisicumhurumuz, Ame­rika'da trenle 14 bin kilometre süren uzun ve çok yorucu bir turdan sonra Nevyork'a döndüğü zaman, bir çok eyaletlerden daha, hararetli ve İsrarlı davetler almıştı. Her eyalet, kendisi­nin bu şereften mahrum edilmeme­sini, oralar halkının kahraman bir milletin güzide evlâdını yakından görmek ve tanımak için iştiyak halin­de bulunduğunu bildiriyordu. Fakat maalesef program nihayet bulmuştu; bunun için, eyaletlerin bu arzularım yerine getirmeğe imkân yoktu.. Ken­dilerine nazik cevaplar verildi.

Sayın Bayar'ın her gittiği yerde halk arasında duyulan hürmet hissi  ve sempati, daima mütezayit bir şekilde artıyor ve cucibâlâsına yükseliyordu. İşte bu seyahat, böylece Türkiye etrafında büyük bir alâka hâlesi içinde nihayete erdi.

Türkiye halkı, Reisicumhurumuzu sim.. di muazzam bir sevgi İle ve coşkun­lukla, karşılıyor. Memleketimizin yük­selen şeref ve itibarım bu kadar ge­nişleten bu güzide vatan evlâdına karşı ne yapsak azdır. Çünkü Ona kar­şı gösterilen, bu derin sevgi aynı za­manda milletin kendi kendisine olan itimadının kendi şerefinin bir yeni te­zahürüdür.

Sayın Bayar'ın Amerika seyahatinin tesirleri çok büyük olacak ve bunun memleketimiz için güzel ve hayırlı ne­ticeleri herhalde kısa bir zamanda da­ha, bariz bir şekilde görünmeğe başlıyacaktır.

Reisicumhurumuzu biz de bu sütun­larda hararetle karşılarken derin bir şeref duyar ve kalbimizden gelen bir heyecanla kendisine «hoş geldiniz» deriz.

C.H.P. nin marifetleri ve yabancı matbuat

Yazan:  Burhan Belge

13/3/954 tarihli (Zafer) den :

Yabancı sermaye bahsinde, Halk Par­tisinin tuttuğu hareket hattı, yaban­cıların gözünden kaçmamıştır. Ezcüm­le, İsviçre gazeteleri, bunun üzerinde ehemmiyetle duruyorlar.

Meselâ Zürih'te çıkan Der Bund gaze­tesi, mevzuu, şöyle alayah bir cümle ile ele almaktadır:

«Son zamanlarda bazı kimseler, ya­bancı sermayenin, İngiliz ve İsviçre bayrakları ile süslenmiş olarak, Çanakkale Boğazı önünde bulunduğu ve bu sermayeye şiddetle muhtaç olan Türkiyeye yığın halinde akmak için, yalnız bazı ehemmiyetsiz kolaylıklar sağlanmasını beklediği zanında idi­ler.»

 

Hatırladığımıza göre, bu alaylı cüm­lenin ilk kısmı, bizim vatandaşları­mızdan biri tarafından söylenmiş idi. Demek ki hoşa gitmiş ve bir muhabir mektubu ile tâ İsviçreye kadar yolunu sökebilmiştir. Fakat, bunun ehemmi­yeti yoktur. Mühim olan cihet, Der Bund gazetesinin bu cümle ile başlıyan  yazısındaki   mütalâalarıdır.

Bu mütalâalara göre, Halk Partisi, yabancı sermayeye aleyhtardır, çünkü imparatorluk devri boyunca, kapitülâsyonlardan, imtiyazlı yabancı şirket­lerin cumhuriyet devrindeki tasfiyesi­ne kadar, Türkiye, bu bahiste acı tec­rübeler geçirmiştir.

Bu hususu böylece kabul ettikten sonra, muharrir Halk Partisinin bu mütalâasına ehemmiyet verilmesini tavsiye eylemekte ve bunu böyle bu şekilde ifade etmekle, yabancı serma­yeye, daha bir müddet beklemesini, Türkiyedeki efkâr tamamen hazır oluncaya kadar beklemesini tavsiye ey­lemektedir.

Fakat, Halk Partisinin, yabancı ser­maye aleyhtarlığını bugüne kadar de­vam ettirmesini de iki bakımdan haksız gördüğünü, muharrir saklamamaktadır. Birincisi, bugünkü yabancı ser­mayenin eskiden taşıdığı istismarcı karakteri artık taşımaması ikincisi de, Türkiye gibi Misaden kalkınmakta olan bir memleketin mutlaka yaban­cı sermaye ile işbirliği yapması lüzu­mudur. 3u iki sebep dolayısiyle, mu­harrir, Halk Partisinin takındığı aleyhtar tavrı yersiz, haksız ve Türki­ye nam ve hesabına zararlı görmek­tedir.

Görülüyor ki, bu yazı, İsviçre gazete­lerine yakışacak evsafta ciddî ve ob­jektif bir yazıdır. Mütalâalarını tahlil etmeden önce, evvelâ şunu tesbit et­mek lâzımdır ki, Halk Partisinin ya­bancı sermaye hakkındaki düşüncesini, İsviçre gibi sermaye ihraç eden bir memleketin matbuatı, müsait kar­şılamamaktadır. Ve sermaye sahiplerini bizdeki muhalefetin bu görüşün­den haberdar ederek bunları ihtiyatlı davranmaya davet eylemektedir.

Hem. buna hem de Türkiye'yi yabancı sermayenin yardımlarından mahrum bırakmak için kapıyı sürgüliyen Halk Partisinin oynadığı oyuna mim koya­lım.

Ve şimdi Der Bımd'un mütalâalarına geçerek bunların mübalâğalı bir telâşı ifade ettiğini gösterelim.

İsviçre gazetesi, bir kere Halk Par­tisine lüzumundan fazla zatü zaman veriyor. Ezcümle bu partinin 1950 de Demokrat Partiden nihayet bir küsur milyon eksik rey aldığını işaret ede­rek bunun bir mânası olacağı fikrini müdafaa ediyor. Ve bu hareket nokta­sını kabul ettiği için zaten, Türk ef­kârı umumiyesinin, yabancı sermayenin ehemmiyetini ve zaruretini henüz takdir edemiyecek bir durumda oldu­ğu hükmüne varıyor.

1950 de, Halk Partisinin aldığı reyle­rin hiç olmazsa yüzde 75 i, masum kimselere ait bulunmuştur. Bunlar, Halk Partisinin ne yapıp edip 1950 seçimlerini de tıpkı 1946 seçimleri gibi kendi lehinde tağşiş edeceğini sanarak vilâyetlerini ve mıntakalarını mücerreb ikinci cemaat ile kötü kişi yapı inak istemiyen kimselere ait reylerdir.

Der Btınci gibi bir çok yabancı gazete­ler bu defaki seçimlerde, Halk Parti­sinin, asıl geçen defa kazandığı vilâ­yetlerde seçimi kaybedeceğini göre­ceklerdir.

Bundan başka Halk Partisi şu dört senelik teşriî devre zarfında, hükü­metin hiç bir ehemmiyetli kanununa beyaz rey vermemiştir. Kore kararını bile yanlış bulmuştur. Binaenaleyh, bu parti, mevcut meseleleri idrak ede­miyecek bir durumda bulunduğunu fiilen isbat etmiştir. Hayatın doğru­dan doğruya arkasında kalmıştır. Böy­le bir partinin artık her hususa agâh Türk vatandaşları nazarında ne ehemmiyeti olabilir?

Hele son zamanlarda tek başına kalın­ca, Türkiyeyi birdenbire millî bir plân ve ölçüden bir kaç hamlede beynelmi­lel plân ve ölçüye çıkaran Demokrat Parti karşısında hiç bir şey yapamıyacağını anlıyan bu parti artık pusu­layı tamamen şaşırarak, Millet Parti­si gibi bir teşekkül ile ittifakı dahi göze almıştır. Yâni, kendi nefsini ve Atatürk'ün  eserinden   intihal   edilmiş olan tarihi de inkâr eylemiştir. Ya­bancı sermaye ile işbirliğine gitmek; petrol kaynaklarım izi işletmek; bir ih­racat sanayii kurmağa muvaffak ola­rak, Türkiye'nin iktisadi grandosunu yükseltmek; bunlar öyle dâvalardır ki, Halk Partisi gibi eski görüşlerinde tahaccür etmiş arkaik yani müzelik bir siyasî teşekkül, bunları anlıyamaz; anlasa, başkaları tahakkuk etti­riyor diye kıskanır, kabul ve tasdik edemez, kabul ve tasdik etse buna hem milletleri de bizzat kendisi inanmaz...

Bütün bu noktaları Der Bund gibi cid­dî gazetelere bugün yazı ve nutuk ile izah etmekten, yarın yâni 2 Mayıs 1954 ten sonra fiil ve icraat.ile isbat etmek elbette ki daha doğrudur.

Türkiyenin bugünkü durumu yaban­cılara mağmum gelmektedir, çünkü «Parti» deyince, bunu kendi memle­ketlerindeki teşekküller ile karıştır­maktadırlar ve bu sebeple, hükümle­rinde  aldanmaktadırlar.

Biraz sabrederlerse, Türk milleti, ken­dilerini bir ikinci şuurlu kararı ile ta­mamen tatmin edecektir. O zaman bu gazeteler anlıyacaktır ki otuz seneye yakın bir müddet iktidarda kalmasına rağmen dünyanın bugünkü zaruretle­rini anlamaktan âciz bir partiye mu­kabil, Türkiye'de, yabancı sermayenin de, petrol şirketlerinin de, ziraatin de, sanayiin de ehemmiyetini mükemmel takdir eden bir seçmen kitlesi mevcut­tur. Ve bu kitle, Atatürk'ün bütün hamlelerini sessizce tasvip ettikten sonra bugün, hararetli ve cüretli De­mokrat Partinin plân ve programları­nı hem sesiyle, hem de reyi ile destek­lemektedir

Biraz sabretsinler, bunu görecekler­dir!

Halk Partisinin tabiyesi ve gayesi Yazan:  Burhan Belge

16/3/954 tarihli (Zafer) den :

Halk Partisi neden, demokratik ga­rantilerin mevcut olmadığını 1950 den sonra tesbit etmiştir?

 

1950 den sonra, devletin Anayasa du­rumunda, filvaki bir değişiklik olmuş­tur. Fakat bu, Halk Partisinin iddia etmek istediği şekilde değil, bilâkis kendini ilzam edici bir şekilde vâki olmuştur. Şöyle ki, 1950 den önce asla tatbik edilmiyen Anayasa, 1950 den sonra, tatbik mevkiine konmuştur. Binaenaleyh, demoratik garantiler, asli 1950 denberi mevcut ve hüküm­randır.

Eğer bunlar kâfi değil ise 1950 den önce hiç kâfi değildi, demektir. Ma­dem ki bunlar kâfi değil idi, şu halde Halk Partisi tarafından tamamlayıcı tedbirler, neden alınmamıştır?

Meselâ, 1950 den sonra, Halk Partisi mahfilleri, birdenbire nisbî seçim esasına taraftar olmuşlardır. Bu usul, Garpte, yarım asırdariberi mevcuttur. Halk Partisi, şimdi taraftarı olduğu bu usulü, kendisi iktidarda iken, neden kabul etmemiştir?

Keza, Halk Partisi, bir zamandanberi bir Anayasa Mahkemesi istemektedir. Bunsuz, kanunların demokratik ka­rakter ve mahiyetini tehlikede görmektedir. Şu halde neden, hazır ikti­darda iken, bu noksanı da tamamlamamıştır?

Halk Partisinin, bütün bu hususlar hakkında, muhalefette iken mi aklı başına gelmiştir?

Bir üçüncü noktayı ele alalım: 1950 senesine kadar, Halk Partisi, mükem­mel bir hukuk devletinin mevcut olduğuna ye demokrasimizin eksiksiz ve mükemmel olması için tek noksanın bir muhalefet partisinin mevcut bu­lunmamasından ibaret olduğuna ka­nidir.

Bugün, 1950 den sonra, Allah hepsine uzun Ömürler ihsan etsin, en az üç ta­ne muhalefet partisine malik bulun­maktayız. Hukuk devleti durumunda da herhangi bir değişiklik olmamış; yalnız, 1950 den önceki devirde «Var­lık Vergisi» gibi müsadere kanunla­rına mukabil 1950 den sonra, Hazine­ye ait emvalin fuzulî şâgiller elinden istirdat edilmesine dair kanunlar çık­mıştır.

Böylece bir değişiklik, umumiyetle, «Hukuk devleti» mefhumunu takviye edecek mahiyette olmak lâzımdır. Me­ğer ki, «Hukuk» derken, «Halk Parti­sinin üzerine oturduğu hukuk» anla­şılsın. O zaman, bu «Hukuk devlete gerçekten mevcut değildir. Çünkü, mevcut devlet, Halk Partisini, kendi­ne minder ettiği Hazine emvalinin üzerinden kaldırmış ve bunları Hazineye iade ettirmiştir.

Hal ve vaziyet bu olduğuna göre. Halk Partisi, acaba neden demokratik garantilerin mevcut olmadığını 1950 denberi iddia eylemektedir?

Bunun izanını, iki gün önce neşret­tiği cevabî (1) beyanname ile, yine Halk Partisi yapmaktadır. Şöyle ki, bu saçma sapan iddiaları tekrar sıra­ladıktan sonra, «Şartlar böyle olduğu­na göre, Millet Partisi ile işbirliğine gitmek caiz midir? Elcevab: Evet, ca­izdir.»

îşte böylesine mağşuş bir fetvayı ka­leme almak ve Cumhuriyetçi Millet Partisi gibi mürteci olduğu şayi bir teşekkül ile işbirliği yapabilmek için, Halk Partisinin bir «Cas de force majeure» yani bir «mücbir sebep» ileri sürmesi lâzımdır.

Ama bu mücbir sebep yahut sebepler lâyihası, baştan aşağı uydurmadır; bahsi geçen hal, Türkiyede mevcut de­ğildir; yeni seçimleri kazanmak için, cenahtan cenaha, muvazaalı anlaş­malar yapmak mümkündür; daha başka partileri de icabında kurup Icat ederek, aynı yalan iddiaların şa­hitleri olarak ortaya salmak dahi mübahtır; fakat bunları, kim okur kim dinler?

Halk Partisine, bir büyük yalan lâ­zımdır Kendi tarihî günahları kadar büyük bir yalan! Ötesi, bir kulağından girip ötekinden çıkmıya mahkûmdur.

Yalan şudur: Türkiyede bir zalim ida­re mevcuttur.

Yalanın mahalli sarfı ise: «icabında irtica ile ittifak ederek, rey avına çık­maktır.

(1) Bu beyanname, Cumhuriyetçi Millet Partisinin daha önceki beyan­namesine cevap olarak kaleme alınmıştır. 

 

Şimdi geliyoruz, son derece mühim bir noktaya:

Halk Partisi, 1950 de seçimleri kaybe­dince, memleketi mürteci farzederek Demokratları, irticaın iktidara getir­diğine kani oldu.

Bundan daha bedbaht bir teşhis ve Türk milleti hakkında bundan daha iğrenç bir iftira olamazdı.

Fakat, Halk Partisi, bunun böyle oldu­ğuna, gerçekten inandı. Kendini suç­lu bileceğine, Türk milletine mürteci damgasını vurdu.

Bu yanlış teşhisin hemen akabinden, bir tabiyedir başladı. Şu şekilde:

Halk Partisi «İrtica, var!» diye haykırmıya koyuldu ve bu mevzuu kö­rükledi.

Millet Partisi, bu iş için mükemmel bir medium idi. Medium, faaliyete geçti ve bu, iki netice verdi:

1)   Malatya vakası,

2)   Millet Partisinin irtica peşinde ol­duğunun anlaşılması.

Demokrat Parti hükümeti, tabiatiyle uyanık davrandı. Ve Türk Adliyesi, kendine düşen vazifeyi yerine getirmekte kusur etmedi. Hem Malatya dâ­vasını ele aldı, hem de Millet Par­tisinin defterlerini yoklıyarak bunu kapattı.

Netice:

Halk Partisi son derece memnun! Ta­biyesi, mükemmel muvaffak olmuştu. Şöyle ki, Demokrat Parti ile irticaın arasını açmıya nihayet muvaffak olmuştu. Ve şimdi, bir tek adım daha atmak lâzım geliyordu: İrticaın iltifa­tına mazhar olmak ve buna Millet Partisinin devamı olan Cumhuriyetçi Millet Partisinin siyaset hanesinde mülâki olarak, 1950 denberi özlediği siya­sî visale nail olmak!

İşte, Halk Partisinin, hem 1950 den­beri «Zulüm var» diye şikâyetleri, hem Millî Selâmet Kanununa karşı birdenbire menfî bir tavır takınması, hem Yeni Sabah ile göz süzüşmesi, ve hem de işin sonunda, şu seçimlerde  «Çifte  düğünler»  ilân     eylemesi, bundandır. Bu tabiyenin bir mahsu­lüdür. Ve bu tabiye, yukarıda arzettiğimiz gibi, 1950 de koyduğu son dere­ce yanlış bir teşhisin neticesidir.

Kendinin gözden düşmüş olduğunu takdir edecek yerde, Türk milletini mürteci sayan ve Demokratların 1950 deki zaferlerini bununla izah eden Halk Partisi 3 Mayıs 1954 sabahı, saç­larını yolacaktır. Çünkü görecektir ki, kendinin, mevcut mürtecilerle alenen akdetmiş olduğu ittifaka rağmen, Türk milleti yine ve bir kere daha Demokrat Partiyi bağrına, basmıştır!

Bu aynen böyle olacaktır ve meşhur inkılâpçı Halk Partisinin mânevi ölü­mü ve bu suretle tescil edilmiş bulunacaktır.

Harimimize giren maskeli düş­manlar

Yasan: A. E. Yalman .

16/3/954 tarihi (Vatan) dan:

Başvekil Adnan Menderes, pazar saba­hı otuz üç Amerikalı gazeteciden mü­rekkep grupu kabul etti. Gazeteciler sualler sordular, açık ve samimî ce­vaplar aldılar ve çok memnun oldu­lar.

Suallerden biri şuydu:

— Bolşeviklerin huyu; türlü türlü maskeler içinde milletlerin harimine sokularak ayırıcı, kundaklayıcı faaliyetlere girişmektir. Türkiye, Sovyet Rusyaya çok yakındır. Nüfuz ve ta­hakküm altına alınması, Bolşevikleri en yakından alâkadar eden memleket­tir. Kızıl ajanların burada kışkırtıcı gayretlerini âzami dereceye çıkardık­ları muhakkaktır. Bu tehlikeye karşı ne suretle korunuyorsunuz?

Adnan Menderes şöyle cevap  verdi:

«— O istikametten gelen tehlike ve tesirlerin hepsini sezmek ve ona kar­şı korunmak Türk milleti için ikinci bir tabiat haline gelmiştir. Bahsetti­ğiniz faaliyetlere karşı bizim bünye­mizde âzami muafiyet vardır.»

 

Başbakanın cevabı, Türk millî ruhun­daki hassaslık ve basiret bakımından doğrudur, yerindedir, nitekim başka milletleri yere serecek nice tehlikeler atlatılmış, nice korunma zaferleri ka­zanılmıştır. Fakat nefsimize olan hak­lı güvenimiz; korkunç ve sinsi bir düş­manın yaratabileceği tehlikeleri ha­fif görmek gibi bir şekil almamalıdır.

Evet, Kızıl Moskofluk emperyalizmi­nin nice gayretini çok şükür boşa çı­kardık, fakat kuruları tuzakların va­kit vakit ciddî tehlikeler arzettiğini ve bunlardan kurtulmamızın Allahın Türk milletine büyük bir lûtfu, müs­tesna bir talih eseri olduğunu hatır­dan çıkarmamalıyız.

Son on, on beş yıllık siyasî hâdiseleri gözden geçirelim. Harb yıllarında bir takım komünist ruhlular, memleketi­mizde bası köşe başlarını tutmuşlardı, iktisadî siyasete hâkim olacak bir mevkie ve imkânlara, sahiptiler. Bu­günkü dinç kafamızla düşünelim: Va­tan müdafaasının temelini teşkil eden dürüst ruhlu, kahraman Türk köylü­sünü çileden çıkaran, varını yoğunu verdikten sonra, hâlâ borçlu mevkiin­de tutan toprak mahsulleri vergisi, Türk millî şuurunun bir eseri olabilir miydi? Bundan sonra harb yıllarının her türlü mahrumiyetleri ve imkân­sızlıkları içinde köylü vatandaşları kırbaçla mektep binaları yapmağa sevkeden ve sonra bunların Öğretmensiz kalmasına, çaresiz çürüklüğe dolayısiyle binaların çökmesine seyirci ya­pan meşhur köy mektebi seferberliği­nin akıl ve muvazene ile alâkası ol­masına ihtimal var mı?

Bunlara ait emirleri verenlerin Bolşe­vik ajan ve vasıtası olduğunu iddia etmek hatırımızdan geçmez. Fakat ya perde arkasındaki suflörler? Naza­rî bakımdan akla yakın gibi gelecek bir fikir ortaya atarak ve el altından' yürüterek geniş halk kütlelerini ca­nından bezdirmenin,, kızıl hastalık mikroplarını yutmağa istidatlı bir ha­le getirmenin yolunu arayanlar?

Çok partili devre gelelim. Bugün ar­tık; şunu ifşa etmenin zamanıdır. Hüseyin Cahit Yalçın bir taraftan Ce­lâl Bay ara mektuplar yazarak parti kurmaktan vazgeçirmeğe     çalışadursun, D. Partinin ilk kurucuları ara­sına sokulan ve arkasını o zaman ki idarenin bazı hususî teşkilâtına vermiş olan, bir taraftan da, kızıl mu­hitlerle sıkı ve şüpheli temasları de­vam ettiren bazı çığırtkanlar; kuru­culara şu fikri telkine uğraşmışlardı: «Parti teşkiline ne lüzum var? Mare­şal Fevzi Çakmak, arkasına bir tabur asker alsın, her şeyi halleder.» Mak­sat aşikâr... Düzme bir suikast hikâ­yesi, bir baskın, demokrasi hareketin' daha rüşeyın halinde İken boğmak..

Aynı fertlerin şu sahalarda sıkı ve fa­al rolleri olmuştur: D. P. kurucularını Zekeriya ve Sabiha Sertel'in Görüşler mecmuasının yazı heyetine karış­tırmağa, böylece faka bastırmağa te­şebbüs etmek. Mareşali ve Kenan Öneri Cami Bay kurtlar ve Zekeriyalar ile beraber kızıl mahiyetteki İnsan Hakları Cemiyetine sokmak, Mareşa­lin muhitine yerleşip kendisini Mec­listen ayrılmağa ve âsi vaziyetine sevketmeğe gayret etmek. Halk Par­tisiyle yeni parti arasında bir Ata­türk mirası kavgası çıkarmağa uğraş­mak, nihayet Demokrat Parti sinesindeki ayrılığı yaratmak...

Bolşevikler, yeni Demokrat Partinin memlekette bir isyan ve şüriş unsuru olacağı ümidine kapılmışlardı. Parti 1946 seçimlerindeki hilelere rağmen, ihtilâl yoluna sapmayınca ve Mecliste, kanunî yollarda mücadeleyi tercih edince ve bilhassa mutediller 12 tem­muz 194? beyannamesini ciddiye alıp memleketi huzura sevketmeğe gayret gibi bir istikamet tutunca, Moskova radyosu kıyametler koparmağa başla­dı. Celâl Bayarların, Adnan Mende­reslerin, Fuat Köprülülerin adını zik­rederek şöyle bağırıyordu: «Bunları içinizden atınız, halk yığınlarının ha­reketlerini köstekliyorlar.»

Kısa zaman sonra Moskovanın bu fer­yadı, Demokrat Partiyi içten zaptet­mek ve itidal yolundan ayırmak için seferber olan bir hizbin mücadele sa­hası haline geldi, yurdun her köşesi bununla çınladı.

D. P. ye hâkim olmak emelleri suya düşünce, partiden çıkanlar veya çıka­rılanlar, komünist Moskofluğun ajanları mı idiler, onların hesabına mı ça­lışıyorlardı? Hâşâ, müsbet ve katı de­lil olmadıkça bir Türkü böyle ağır bir zan altında bırakmağa kimsenin hakkı yoktur

Hakikat şudur ki her türlü huzursuz­luk istidatlarını kollamağı ve gayele­rine göre kullanmayı bilen ajanlar, ihtirastan gözü donen politikacıların ruhlarına girmişler ve kendi nifak sayhalarını onların ağziyle tekrar ettirmenin yolunu bulmuşlardır. Fertle­ri ve kütleleri telkin altında tutma sa­natının Moskovada çok ilerlediğini ka­bul etmek lâzım gelir.

Muvazaa yaygarasiyle D. P. nin si­nesinde koparılan kasırganın teferru­atını yakından bilenler şuna vâkıftı­lar ki Moskovanın müfrit muhalifleri başa geçirme ve D. P. yi mutedil, va­tansever ve insaflı hüviyetiyle yıkma yolundaki emellerinin gerçekleşmesi­ne 1947 ve 1948 de kıl kalmıştı. Eğer bu çöküntü olsaydı, memlekette kar­deş kavgası kopacak ve Türk istiklâ­lini ve varlığını yok etmek yolunda­ki ezelî Moskof plânlarının tatbikine zemin hazırlanmış olacaktı.

Moskova; bir müddetler bizde de, baş­ka Müslüman memleketlerinde de din taassubu ve garba düşmanlık mas­kesi altında malûm olan faaliyetleri yaratmış, gaileler çıkarmış, bu yüz­den de memleket hesabına türlü tür­lü  tehlikeler  doğmuştur.

Nihayet 1954 seçimleri yaklaşınca, «Muhalifler birlik olmalı, demokratla­rı, bilhassa Adnan Menderesi devirmeli!» parolası memleketimizde ke­narda köşede bulunan bütün kızıl fe­sat köşelerinden sızmağa başlamıştır.

Diyeceksiniz ki «böyle köşeler var da neden zabıta ve adliye temizlemiyor?»

Cevabı şudur: «Biliyor, oralardan de­vamlı surette malûmat da alabiliyor, fakat temizlemiyor, çünkü ajanlar, yıkmak istedikleri hürriyeti kendileri için istismar etmenin, çiğnemek eme­linde oldukları kanunları siper diye kullanmanın yollarını biliyorlar.

Tıpkı 1947 ve 1948 de olduğu gibi, po­litikacıların iktidar ihtirasları ve Kin­leri ile Moskovanın yıkma ve kundaklama plânları aynı mecralarda birleş­miştir. Her türlü prensipleri çiğniyerek ve dün birbiri hakkında düşün­düklerini ve söylediklerini unutarak, bir kin, garaz ve husumet birliği ku­ran kimselerin Moskof ajanı oldukla­rını iddia edecek değiliz. Fakat bir ta­raftan Moskovanın yolunda yürüme­leri, diğer taraftan ve bizzat ajan ol­mamaları Moskofluğun çok işine yarı­yor. Yani zararları komünist ajanla­rının yapabileceği zarardan kat kat fasladır.

Son günlerde ortalığı karıştırma ve İnönüne sokulma yolunda sarfedilen bazı yeni gayretler var. Bunlar, 1846 da Mareşal Çakmağa sokulmak yo­lundaki tertiplerin aynıdır. Oyun da o oyundur, aktörler de aynı şahıslar­dır.

■ Sevgili vatandaşlar, seçim mücadelesi­ne girdiğimiz bu dakikada bu acı ha­kikatleri daima hatırda tutmak ve ba­siret halinde olmak' zorundayız. Or­talığa kin sisi basmasına ve kardeşle kardeşin birbirine karşı gözleri dön­müş birer düşman haline düşürülme­sine meydan vermemeliyiz.

Komünizm yuvaları aramızdadır, içimizdedir. Seçim mücadelesinde kış­kırtıcı roller oynamağa, teşebbüsü ellerinde tutmağa çalışacaklardır. Bü­tün tuzaklar kurulmuştur. Gafil av­lanmak ve bunlara yuvarlanmak çok felâketli bir akıbet olur.

Dost Almanyanin çok değerli dev­let adamı

Yazan: M. F. Fenik

18/3/954 tarihli (Zafer) den:

Federal Almanya Cumhuriyeti Başve­kili Sayın Dr. Adenauer bugün şeh­rimizde olacaktır. Dost memleketin güzide devlet adamını, Türkiyenin Başşehrinde hararetle selâmlarız.

Bu ziyaretin iki memleket arasında esasen mevcut elan dostluk münase­betlerini bir kat daha takviye edeceğini,  ve Dr.     Adenauerin     mümtaz şahsiyetinin bunda büyük, bir rol ifa edeceğini  söylemeğe lüzum     yoktur.

Türkler ve Almanlar, birbirlerini yakınen tanımaktadırlar. İki milletin harsında müşterek noktalar vardır. Bir çok Türkler tahsillerini Almanyada ikmal etmişler, gene bir çok Al­manlar memleketimize gelip yerleş­mişler, iş hayatına karışmışlardır. Bi­rinci Cihan Harbi sırasında yapılan silâh arkadaşlığı iki memleket halkı­nı bir kat daha birbirine yaklaştır­mıştır. Bu harb gaye itibariyle ne kadar abes de olsa, ferd olarak Türk­ler ve Almanlar birbirlerini daha ya­kından tanımışlar Ve birbirlerine çok ısınmışlardır.

İkinci Cihan Harbine takaddüm eden devrede, ve bu harb sıralarında Almanyanın geçirdiği hazin macerayı ve ferdî hürriyetlerin bir tahakküm rejimi altında ezilmesini hepimiz elemle ve kalblerimiz sızlıyarak takip ettik. Bugün Almanya gerçi birliğine kavuşamamıştır; doğu kısmı, komü­nistlerin elinde mefluç bir vaziyette­dir; fakat hiç olmazsa batı kısmı, de­mokratik bir rejim sayesinde harbin tevlid ettiği zararları kısmen telâfi edebilmiş, ve kalkınma yoluna gir­miştir. Bu hamlenin yapılmasında Dr. Adenauer'in rolü ve hizmetleri çok büyük olmuş, gene onun takip ettiği dirayetli dış politika sayesinde Almanyanın hür dünya ile alâkası ve irtibatı çok genişlemiştir. Bu gayretle çok kısa bir zamanda daha büyük in­kişaflara mazhar olacağı şüphesizdir. Batı Almanyanın bugünkü duruma gelmesinin kolay olmadığı elbette tak­dir edilir. Memleket baştan aşağı is­tilâya uğramıştır. Bir çok sanayi böl­geleri, madenler harap olmuştur. Al­manlar, her şeyden evvel gıda mad­deleri ve mesken bakımından büyük bir sıkıntı ile karşılaşmışlardır. Mül­teciler meselesi vardır; sanayii yeni­den kurmak meselesi vardır. Paranın kıymetini korumak meselesi vardır. Fakat her şeyden evvel 45 milyon Al­manın karnını doyurmak meselesi vardır... Harbden bitap çıkan Alman­ya mucizevi bir gayretle, kısa bir za­manda eksikliklerini tamamlamasını bilmiştir. Nitekim Almanyanın sana­yi   istihsalâtı   1936   ya   nazaran   1948 senesinin ortalarına doğru yüzde 55,5 a. düşmüşken, 1953 ün aynı dev­resinde yüzde 156 ya fırlayabilmiştir. Dış ticaret hacmi para reformundan . sonra dört misline yükselerek Alman­ların çekmekte oldukları gıda madde­leri ve ham madde sıkıntısı kısmen Önlenmiştir. Hususî teşebbüse ve li­beral ekonomiye kıymet veren Dr. Adenauer'in, geçen yıl yani 20 ekim 1953 te Bundestag'ı açarken söylediği bir nutuk Alman ekonomisinin ve Al­man siyasetinin değerli bir bilânço-sudur. Dr. Adenauer burada demiştir ki: Liberal ve sosyal ekonomi eğer yalnız dahilî sahaya inhisar ederse çok eksik kalır. Güdümlü ekonominin ortadan kalkmasından sonra evvelce uyuyan bir çok, ekonomik değerleri ve kuvvetleri hürriyete kavuşturmak, di­ğer taraftan dış ticaretteki engelleri ortadan kaldırmak milletlerarası tica­rete mühim bir inkişaf temin edecek­tir.»

Bu itibarla Alman ekonomisi ile Türkiyenin kalkınma hamleleri arasında bir muvazilik görmemek kabil değildir. Ekonomik bakımdan zayıf olan devletler, böylece hususî teşebbüse kıymet vermekle kalkınmalarını sür­atle temin edebilirler. İşte Türkiye de bunun bir misalidir.

Almanlarla, Türkiye arasındaki tica­ret son senelerde çok gelişmiştir. Al­manya sınai mamulleriyle, Türkiye ziraî mahsulleriyle birbirlerini tamam­lamaktadır. 1951 de Almanyadan yap­tığımız ithalât 265 milyon lira değerindedir. Buna mukabil ihracatımız 334 milyon lirayı aşmıştır. Fakat son senelerde Almanya ile ticaret mu­vazenemiz aleyhe bir seyir takip etme­ğe başlamıştır. Bunu 1953-54 devresin­de 300 bin ton buğday, 210 bin ton arpa, 50 bin ton çavdar, 40 bin ton pamuk ve 12 bin ton tütünle telâfiye uğraşıyoruz. Fakat iktisadî cihazlanmamızı tamamlamak için de Alman­yadan bir çok makine, dakik âlet ve­saire ithal ediyoruz. Türkiye, bir ba­kımdan Almanyanın belli başlı müş­terileri arasındadır. Almanların da Türkiyenin belli başlı müşterileri ara­sında olmasını görmek iktisadî müsebetlerimizi elbette ki çok hayırlı bir istikamete götürecek ve  böylece  İki millet arasındaki kaynaşma daha hız­lanacaktır.

Değerli devlet adamı Dr., Adenauer'in Türkiyeyi ziyareti sırasında bütün bu meselelerin ciddî bir surette tetkik edileceği ve bir hal çaresine bağlana­cağı şüphesizdir. Alman Başvekili de herhalde hür dünyada, Türkiye ile ekonomik münasebetlerin inkişafına büyük ehemmiyet atfetmektedir. Böy­lece muvazeneli bir surette birbirini tamamlıyacak olan iki devlet ticareti çok daha sıkı işbirliğine müncer ola­caktır.

Dost Almanyanın çok güzide devlet su­danımın bu noktaya bilhassa ehemmi­yet verdiğini tahmin etmek zor de­ğildir.

Kendisini Türkiyenin Başşehrinde bir defa daha hararetle ve muhabbetle selâmlarız.

Almanya ve Türkiye

Yazan: Cavit Oral

19/3/954 tarihli (Hürses) ten:

Batı Almanya Başvekili Sayın Adenauer, dündenberi hükümet merkezi­mizin misafiri bulunuyor. Bu değerli devlet adamına memleketimize hoşgel eliniz demeği bir vazife biliriz.

İkinci Cihan Harbinde Almanyanın, Hitler idaresinin ihtiraslı ve sakat si­yaseti neticesinde mâruz kaldığı ha­zin 'vaziyet malûmdur. Avrupanın medeniyette, teknikte ve her sahada çok ilerlemiş bu milletinin can ve mal kaybı ancak korkunç kelimesinde ifa­desini bulabilir.

Harbin her çeşit faciasına sahne olan Almanyada, nerede ise taş taş üstün­de kalmadığı  söylenebilir.

Bilhassa barbarlar bolşevik orduları­nın istilâsına uğrayan Almanya her şeyini kaybetmiş bir durumda idi ve nitekim bugün de Öyledir Fakat Batı Almanya, bu büyük felâketten sonra, Dr. Adenauer gibi kabiliyetli ve olgun bir devlet adamının başkanlığında kı­sa bir zaman içinde mucize denecek bir kalkınma hareketi göstermiştir. Bilhassa endüstriyel bir devlet olan Almanyanın, şu son iki üç sene için­de Amerikadan gördüğü yardımla sağ­ladığı başarı, onun dünya piyasasın­da tekrar eski kuvvetli mevkiini al­masını temin etmiştir.

Almanya ve Türkiye, tabiatın birbiri­ne yaklaştırdığı ve bağladığı iki mem­leket durumundadır. Çünkü Alman­ya, sanayide ne kadar kesif bir memleketse, Türkiyenin de en kuvvetli ta­rafı ziraattır. Gerçi bugünkü hamle ile Türkiye de sanayileşmekte hayli terakki etmektedir.

Ancak hali hazır şartlar içinde Türkiye ve Almanya iktisaden yekdiğeri­ne çok bağlı ve muhtaç iki memlekettir. Bu bakımdan bu iki dost memleket arasında ekonomik münasebet­lerin gelişip gümrahlaşmasında elbet­te fayda pek büyüktür.

Dr. Adenauer'in Başvekil Menderes'in şahsiyetinde dinamik ve enerjik bir devlet adamının cesaretli ve hamleci karakterini bulacağına hiç şüphe yok­tur ve bu iki değerli devlet adamının iki memleketin iktisadî, siyasî ve kül­türel sahalarda anlaşmaları muhak­kak ki kolay olacaktır.

Kaldı ki Almanyanın, yalnız İktisaden değil siyaseten de kuvvetli bir duruma gelmesini can ve gönülden dilemekte­yiz. Çünkü Merkezî Avrupada zayıf bir Almanyanın Avrupa kuvvetler muvazenesini ne kadar aksattığını hâdiseler ispat etmiş bulunmaktadır. Halbuki kuvvetli bir Almanya, dünya medeniyetini bolşevik tehlikesinden koruyacak en güvenilir bir faktör ola­caktır. Onun için dostumuz Almanyayı yakın bir zamanda birleşmiş, bü­tünleşmiş ve milletler manzumesinde kendine lâyık, olan mevkii almış gör­mek bizim en halis arzularımızdan birini teşkil eder.

Bilançonun bazı kısımları

Yazan: S. R. Emeç

22/3/954 tarihli (Son Posta) dan:

Bundan dört sene evvel iflâs eden bir

rejimi ihya etmek; eski iktidarın bu­gün ihtirasla peşine düşmüş olduğu bir emeldir. Buna hayal demek daha doğru olur. çünkü:

Demokratik, rejimin kuruluşundan evvel adaletin zedelendiği sık sık gö­rülmekte idi. Varlık vergisi gibi keyfî müsadere hareketlerinin yanında ba­zı vatandaşlara sorgu, sualsiz reva görülen gaddarane muameleler, o dev­rin günlük hayat akışı içinde tabiileşen hâdiselerdendi.

1950 de değişen iktidar ile işte böyle bir devir kapandı ve bir sürü kötülük­lerle gıdalanıp semizleşen siyasî bir teşekkül de, bu arada, suiistimallerin bir kısmını tazmin cezası gibi, bilhas­sa mânevi bakımdan, ağır bir akıbetle yüz yüze geldi.

Bu devirde hukuk ve adalet zihniyeti­ne hâkim olan. fikirleri «Kalkman Türkiye» isimli eser, şu, dört esasta hülâsa ediyor ki tamamiyle doğru­dur.

a)    Kanunî haklara ait teminatın fi­ilen tahakkuk ettirilmesi;

b)    Umumî huzuru bozma istidadında bulunan cereyanlara sed çekilmesi;

c)    Fert şeref ve haysiyetinin    teca­vüzden korunması;

d)    Millî iradenin hukukî bir tezahürü olan seçimlere ait son karar salâhiye­tinin hukuk mercilerine bırakılması;

2 mayıs 1954 seçimlerine işte böyle bir mazi ve son dört senede tahak­kuk ettirilmiş geniş bir demokratik muvaffakiyet bilançosu ile giriyo­ruz.

Bu bilanço karşısında eski iktidarın kendisini kaptırmakta olduğu ümitle­re hayal denmez de ne denir?

C.H.P. sinin mevcut nizamı yıprat­mak; ona müspet yolda çalışmak, im­kânlarını haram etmek için başvurduğu bütün çareler iflâs etmiştir.

Asayişi bozanlara karşı tatbik olunan kanunî müeyyideleri baskı ve zulüm diye vasıflandıran ve bu yoldan umu­mî efkârı tahrik edenlerin, bir za­manlar, vatandaşları muhakemesiz olarak kurşuna dizdirenler oldukları, elbette ki hatırlardan çıkmamıştır.

Atatürke bağlılıklarını bir imtiyaz gibi dört bir tarafa haykıranların; merhumun mânevi huzurunu muha­faza etmek emeliyle çıkarılmak iste­nen kanuna ilk itirazı basanlar ol­dukları ve Anayasa komisyonunda bu kanuna muhalif oy verdikleri tees­sürle görülmemiş midir?

Bayındırlık, maliye, askerlik, ziraat, ticaret sahalarında geçmiş senelere nazaran başarılmış olan işlerin mukayesesi umumî olarak, akla hayret verecek bir seviyeyi bulmamış mıdır?

Meselâ, ticaret sahasında 1950 de. memlekette mevcut olan dört sınaî teşekkül, 1953 te kırk dörde yükselmemiş midir?

Ticaret şirketleri (1950) de (10) mil­yonluk sermaye ile çalışırken ve (17) adet iken (136) küsur milyonluk bir artışla (101)  i bulmamış mıdır?

Malî müesseselere gelince; (1949) da, memleketimizde (44) bankanın faali­yette bulunduğunu görüyoruz. Son dört senede ise, buna, dokuz yeni banka eklenmiştir. Tasarruf mevdu­atı (574) milyondan bir milyar küsura, diğer mevduat ta (652) milyon­dan bir milyar (693) milyon küsur ü1 raya yükselmiştir.

Ziraî kredi hacmi ise (410) milyon li­radan 1950 - 1953 yılları arasında (2) milyar (234) milyon liraya çıkarılmıştır. Ayni müddet içinde devlet yolla­rına (417) milyon küsur; vilâyet yol­larına (108) milyon küsur; köy yolla­rına da (143) milyon küsur lira har­canmıştır.

Yine bu müddet zarfında belediyele­rin bütçesi (138) milyon küsur lira­dan (180) milyon küsur lirayı bul­muştur.

Buğday istihsali ise, ilk defa (1951) de (3) milyon (629) bin tonla başlıyarak (1953) te tam 3 milyon tona yükselmiştir. Halbuki (1950) ye kadar memleketin buğday ihtiyacı, hep Ofis vasıtasiyle ve satın alma voliyle te­min olunmakta idi.

 

Bütçenin tahsisat artış nisbetleri ise (1951)  de yüzde  (6)  dan başlıyarak 1954 te yüzde elli üçü bulmuştur. Bu­na, baş döndürücü bir bütçe gelişme­si dense yeridir.

Demokrat Parti iktidarının mahdut bazı sahaları içine alan yukarıki fa­aliyet bilançosunu bütün sektörlerde mütalâa ettiğimiz zaman insanın fahrile göğsü kabarmaması mümkün de­ğildir. Hizmetinde bulunduğu milletine böyle bir vazife pusulası sunan bir iktidarın, ondan, hiç olmazsa;

Allah senden razı olsun! gibi bir mu­kabele görmemesi gayri tabiî olur. D. P. nin de, büyük Türk milletinden beklediği bundan başka, bir şey de­ğildir. Sağ olsun Türk milleti!

47 milyonluk kredinin mânası

28/3/954 tarihli (Zafer) den :

Türkiyede iktisadî kalkınma «millî bir heyecan» halini almıştır. Bu söz­ler, bizim değil, birkaç gün evvel memleketimizi ziyaret eden Batı Al­manya Başvekili Adenauer'indir. Al­man devlet adamı gördüklerinden o kadar memnun olmuştur ki, kalkman Türkiyenin karşısında Almanyanm alacaklarım talî bir mesele telâkki et­miş ve memleketimizin borçlarını ile­ride de ödiyebileceğine tam itimadı olduğunu belirtmiştir.

Evet, Türkiyede iktisadi durum son dört sene içinde en süratli bir tempo ile yükselmektedir. Demokrat Parti iktidarı uzun yıllar, ihmal edilmiş bir memleketin bütün meselelerim ehem­miyet derecesine göre derhal ele al­mış, ve hepsinin üzerinde hummalı bir faaliyete girişmiştir. Ziraî istih­saldeki muhteşem artış işte bu gayretlerin neticesidir. Fakat iktisadî ha­yat bir bütündür; yalnız mahsulleri­mizin faal al asmasiyle iş bitmez. Bu­na muvazi diğer bazı tedbirlerin alın­ması da zaruridir.

Bugün, traktörlerle, biçer düğerlerle toprağa misli görülmedik bir bereket gelmiştir. Yarın azot fabrikaları, su­nî gübre fabrikaları sayesinde bu be­reket büsbütün artacaktır. Mahsulle­rimizi süratle kaldırmak, ihraç limanlarına sevketmek, yükleme işleri ya­pılana kadar muntazam silolarda sak­lamak lâzımdır.

Bugün mevcut demiryollarımızın da­hi, bu istihsal ağırlığını taşıyacak ta­katte olmadığı, yeni inşaatla, hendesî bir şekilde genişleyen karayollarımızın bitmediği hakkiyle söylenebilir. Fakat bugün için âcil ihtiyaç daha fazla silo yapmak, hububatımızı standardize etmek için gereken tedbirle­ri almak ve bir taraftan da zîraate dayanan sanayie geniş ölçüde ehem­miyet vermektir. Hülâsa inkişaf eden ziraatle muvazi olarak birçok teçhizata muhtacız, işte şimdi bunları ta­mamlamaktayız.

Dört sene evvel böyle bir ihtiyaç his­sedilmezdi, çünkü ziraat âdeta Hazreti Yusuf devrinde olduğu gibiydi; bazı yerlerde köylülerimiz sade kendi yiyeceklerini bile yetiştiremiyorlardı. Çok zaman dağıtılan tohumluklar köylünün kendi gıdası için kullanılı­yor; ve böylece durum fasit bir daire içinde dönüp dolaşıyordu. Çünkü zi­raî istihsalle .alâkası olmıyan, buğday ithalâtçısı bir memlekette herşey yüz üstü bırakılmıştı. Ama bugün vaziyet hiç te böyle değildir. Bütün köhneleşmiş zihniyetler, miskin telâkki­ler altüst edilmiş, onun yerine modern ve dinamik bir çalışma gayreti hâkim olmuştur. İşte onun içindir ki, Demokrat Parti iktidarı şimdi herşeyi yeniden ele almak, herşeyi, bu ça­lışma hızına istihsal artışına göre ayarlamak mecburiyetinde kalmış ona göre de tedbirlerini almıştır.

Dün gazetelerde bu yolda yeni bir hamlenin ışığını gösteren çok güzel bir haber vardı. Bu haber şudur: İngiltereden 47 milyon liralık bir inşaat kredisi temin edilmiştir. Bu 'para ile 200 bin tonluk 4 silo, müteaddit te­sisler un değirmeni, hayvan yemi yap­mak İçin fabrikalar inşa olunacaktır. Kredinin müddeti 7 senedir, faizi de ancak yüzde 5 olacaktır. Anlaşmanın teminatı İngiltere hükümeti tarafın­dan deruhte edilmiştir. Bu teminat Türkiyedeki büyük inkişafı yakından gören İngiltere hükümetinin de ikti­sadî hamlelerimize olan itimadının bir tezahürüdür. İngilizlerin bize karşı göstermiş oldukları bu yakın alâkayı burada memnunlukla ifade etmek çok yerinde olur.

Şurasını burada bir defa daha teba­rüz ettirelim ki, bir memleket diğe­riyle ne kadar dost olursa olsun, türkçemizdeki meşhur darbımesel daima hükmünü icra ederi Dostluk kantarla, alış veriş miskalle!...

Fakat şu da muhakkak ki, birbirine itimat eden ve hele karşılığından emin bulunan dostların alış verişleri de kantarladır.

İngiliz dostlarımız, Türkiyede yakinen şahidi oldukları iktisadî hamle­leri takdir etmişler ve bu kredinin müstakbel karşılığını tam mânasiyle görmüşler ve bundan dolayı yapılan krediyi itminanla garanti etmişlerdir. Bu anlayış zihniyetinin iki memleket ticarî münasebetlerinde yakın bir ge­lecekte, büyük bir inkişafa hizmet edeceği şüphesizdir. 

 

6 Mart 1954

 

— Napoli :

Türkiye Reisicumhuru Celâl Bayarın Amerika seyahatinden dönüşü müna­sebetiyle, Türk bahriyesine mensup Gelibolu ve Gemlik muhripleri bu sabah Napoli limanına gelmişlerdir.

9 Mart 1954

 

— New-York :

«New-York Herald Tribüne» gazete­sinin Türkiyeye tahsis edilen bir ma­kalesinde şöyle denilmektedir:

«Türkiye millî meclisinin üzerinde uzun görüşmeler yapılan petrol ka­nununu kabul etmesi bu memleketin Amerikadaki dostları tarafından tam bir  memnuniyetle   karşılanacaktır.*

Türkiyedeki refah artışının son za­manların en büyük iktisat hârikala­rından biri olduğuna işaret eden ga­zete bu iddiasını destekleyen rakam­lar veriyor ve şöyle devanı ediyor:

«Türkiye, bu yükselişi idame ettirmek için, kendi petrol kaynaklarının ya­bancı sermaye yardımı ile işletilmesinin basiretli bir hareket olduğu ka­naatindedir. Birçok kimsenin devlet­leştirmeden bahis açtıkları ve diğer birçok memleketin de Türkîyenin karşılaştığı meseleler karşısında bu­lundukları bir devirde bu memleketin verdiği cesaret örneği çok yakın­dan incelenmeye değer.»

— Bağdat :

Irak parlamentosundaki ekseriyet partisi  lideri  ayandan  Nuri  El  Sait Batı-Doğu ihtilâfında Irakın güvenliğinin komşularının güvenliğine bağ­lı olduğunu söyliyerek bir harpten ka­çınmak için Irak ile komşu Arap dev­letleri, Pakistan ve Hindistan arasın­da istişarelerde bulunulmasını tavsi­ye etmiştir.

Eski başvekillerden olan Nuri El Sait Irak kralı Faysal ile cuma günü Pakistana gidecektir.

Berlin konferansının Doğu ile Batı­nın milletlerin müşterek menfaat his­leri yüzünden mahalli gruplaşmalar hakkındaki noktai nazarlarını değiştirmiyeceklerini gösterdiğini söyleyen Nuri El Sait, Türkiye - Pakistan işbirliğinin Orta - Doğunun modern tarihindeki en kuvvetli bloku teşkil et­tiğini İfade etmiştir.

Arap devletleri blokunun, birçok memleketlerdeki hükümet darbeleri yüzünden maddeten zayıf olduğunu ifade eden eski başvekil silâhlı "bir İs-railin devamlı surette Arap güvenli­ğini tehdit etmesi yüzünden bu zafiyetin bir kat daha arttığını söylemiş, Arap devletlerinin mahallî ve bey­nelmilel sahada kendilerine düşen vazifeyi başaracak kadar kuvvetlenme­den başlıca Doğu yahut Batı blokla­rına nüfuz edecek durumda olmadıklarını beyan etmiştir.

Mart 1954

 

— Karasi :

Orta - Doğuyu batı müdafaa teşkilâ­tına bağlıyacak zincirin ikinci halka­sını teşkil edeceği hakkında kuvvetli söylentiler dolaşan Irakın, on gün kalmak üzere bugün Pakistana gelen, kralı Faysalı bir milyondan fazla Pakistanlı karşılamıştır.

 

Irak kralını Karaşi hava alanında umumî vali Gülam Muhammed ve Başvekil Muhammed Ali karşılamış­lardır. Pakistan, ordusunun yüksek rütbeli subayları ile diplomatlar is­tikbal merasimine iştirak etmişler­dir

Pakistan seyahati esnasında umumi valinin misafiri olacak olan Kral Fay­sal bu müddet zarfında Batı Pakistanın başlıca şehirlerini ve askerî te­sisleri ziyaret edecektir.

Şehre giden yol boyunca ordu, donan­ma ve hava personeli ile muazzam bir kalabalık tarafından selâmlanan kral Faysal hava alanında 500 kişilik şe­ref kıtasını teftiş etmiştir, Krala, velihand prens Abdulilâh ile yedi kişilik maiyeti erkânı refakat etmektedir. Irakın en büyük partisinin başkanı olan Nuri El Sait de krala refakat edenler arasındadır. Nuri El Saidin bu ziyaret münasebetiyle Pakistan Baş­vekili Muhammed Ali ve diğer resmi şahsiyetlerle Orta Doğu güvenlik me­selelerinin görüşüleceği tahmin edil­mektedir. Nuri El Sait bilâhare ayni mealde görüşmeler yapmak üzere Ye­ni Delhiye gidecek, oradan Ankara, Tahran, Kahire ve Beyruta geçerek Iraka dönecektir.

Irak kralı Faysalın Pakistan ziyareti bir müddettenberi bilinmekte idi, se­yahat tarihinin Türkiye - Pakistan paktına dair tebliğlerin yayınlanma­sını müteakip tesbit edilmesi bu ziya­rete daha büyük bir önem affedilmesine sebep olmuştur, Irak devlet adamları Türkiye - Pakistan paktına dahil olmak hususunda müsait bir lisan kullanmışlarsa da Faysalın bu ziyaretinin böyle bir mevzu ile alâ­kalı olmadığı hususunda ısrar edilmektedir.

— Washington :

Haricî yardım idaresi, Türkiyeye 4 milyon 460 bin dolar tutarında yar­dım yapmak için salâhiyet almıştır.

— Roma :

Türkiyenin Roma Büyükelçisi Faik Zihni Akdur, «Milletlerarası Barışma İtalyan  Merkezi»   nin  müzaheretiyle tertiplenen bir konferansta, memle­ketinin dış politikasını izah ederek şöyle demiştir:

«Türkiyenin, Doğu ile Batının tam ortasında bulunmakta olması, çok defalar, müşkül duruma düşüren bir mesele diye tavsif edilmiştir. Yeni Türkiye ise bu coğrafî durumunu, mu­hitlerden birini diğeri için terketmemek, aksine Doğu ile Batıyı birleştir­mek maksadiyle birbirlerine yaklaş­tırmaktan ibaret tarihî bir vazife ola­rak, telâkki etmektedir. Türkiye, rea­list bir politika takip etmekle beraber infiratçı bir siyasete taraftar değildir. Memleketim, müşterek anlaşmalara dahil olmayı, millî bir zaruret veya Milletlerarası bir vazife olarak, telâk­ki etmektedir. Türkiye, Atlantik paktı memleketleri camiası dahilinde, sağ­lam ve müstakar siyasi bünyesi, bü­yük fedakârlıklar pahasına idame et­tirdiği kudretli ordu sayesinde, müş­terek savunma, ve güvenlik sistemini takviyeye yardım etmektedir. Bunun­la beraber, Türk politikasının telâkkisince, daha başka müşterek güven­lik tedbirleri de, Atlantik paktının müdafaa cephesini, bilhassa Avrupa savunma topluluğunu, 1953 şubatında akdolunan üçlü Ankara paktını ve Or­ta Doğu savunma teşkilâtını tamam­lamalıdır.

Dünyanın içinde çırpınmakta olduğu huzursuzluk şimdiye kadar görülenle­rin hakikaten en ciddisidir. Hür milletler topluluğu üzerinde bir hâkimi­yet tesis etmek teşebbüsüyle karşılaş­mış bulunuyoruz. İşte bunun içindir ki, vahim tehlikeye müdrik olan Tür­kiye, müşterek savunmanın teşkilât­landırılmasını daima daha mütecanis ve daha sağlam bir hale getirmeye ça­lışmaktadır.»

Bunu müteakip Türkiye ile İtalya ara­sındaki münasebetlerden bahseden Büyükelçi, bu münasebetlerin bütün sahalarda, devamlı ve sağlam dostluk temellerine dayandığını belirterek şöyle demiştir:

«Ayni denizin kıyılarında bulunan bu iki memleket Akdeniz medeniyetinin mirasçıları arasındadır. Bu realiteler, İtalya ve Türkiye için, siyasî iktisadî ve kültürel sahalarda müşterek menfaatlere hizmet etmeye muktedir, bir tesanüt zihniyeti ve vasi bir işbirliği tesisini icap ettirmektedir. İki mem­leket devlet adamlarının resmî ziya­retleri, İtalya ile Türkiye arasındaki dostluğun ne kadar kuvvetli ve akla müstenit olduğunu bir defa daha te­yit etmiştir.»

16 Mart 1954

 

— Atina :
(Hususi muhabirimiz bildiriyor) :;

Hükümetimizin misafiri olarak ' per­şembe günü Yunanistandan Türkiye-ye hareket edecek olan Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesi ve Ha­riciye Vekili Dr. Adenauer bugün be­ni hususî surette kabul ederek şu be­yanatta bulundu:

«Almanyanın eski dostu Türkiyeyi zi­yaret etmek fırsatını bulduğum için bilhassa memnun ve bahtiyarım. Ümit ediyorum ki, bu ziyaret, iki millet ve memleket arasındaki ananevi İyi münasebetleri daha da geliştirecek ve sağlamlaştıracaktır. Bundan başka, büyük Atatürkün eserini biz­zat göreceğimden ve mümtaz Türk devlet adamları ile tanışacağımdan dolayı da şimdiden büyük bir zevk duymaktayım. Türk devlet adamları ile her iki memleketi yakından alâka­dar eden bütün siyasî ve iktisadî me­seleleri, münasebetlerimizin, daima mükemmel bir şekilde devamını sağ­lamış olan bir açıklıkla 'konuşacağız. Ve her iki memleketin ve ayni za­manda dünya sulhu ve Avrupa selâ­metinin nef'ine olarak halledece­ğiz.

Türk milletine ve Türk hükümetine bütün Alman milletinin ve Federal hükümetinin selâmlarını ve muhabbet hislerini getiriyorum ve bu sami­mî hisleri bildirmekle bahtiyar olaca­ğım.»

— Roma :                             

Yarın İspanyollarla dünya şampiyo­nası üçüncü maçını yapacak olan Türkiye millî futbol takımı uçakla Komaya gelmiş bulunmaktadır.İtalyan futbol federasyonu temsilcile­riyle Romadaki Türkiye Büyükelçiliği mensupları tarafından karşılanmış­lardır.

Türk futbol federasyonu sekreteri, ya­rınki karşılaşma neticesi hakkında şimdiden hiç bir tahminde bulunamıyacağını bildirmiştir.

— Heillelberg :

Türk ordu donatım dairesine mensup 12 subay, mümasil Amerikan servis­lerinde tatbik olunan usulleri incelemek üzere bugün Almanyanın Ameri­kan bölgesine gelmişlerdir.

Ziyaretçiler üçer kişilik dört gruba ayrılarak, birinci grup Bavyeradaki Schwabisch - Gmuend ve Stuttgart yakınında Boeblingen topçu malze­mesi bakım depolarında, ikinci grup, Rhin mühimmat depolarında, üçüncü grup, Mannheim topçu malzemesi de­polarında- ve dördüncü grup ise Batı bölgesi kumandanlığı topçu malzeme­si servislerinde tetkiklerde buluna­caklardır.

Rhin mühimmat deposuna ayrılan subaylar Almanyada 5 hafta kalacak­lar, diğerlerinin tetkikatı 3 ay sürecektir.

Bahis konusu subayların tetkik seya­hati Ankaradaki Amerikan askeri yardım teşkilâtı tarafından tertip olunmuştur.

17 Mart 1954

 

— Roma :

Geçen sene Türkiye ile İtalya arasın­da kültür anlaşmaları çerçevesi da­hilinde, Roma ve Ankarada profesör ve öğrenci teatisi için merkezler ku­rulacaktır. Bu merkezlerin diğer bir hedefi de arkeolojik etüdler sahasın­da işbirliğini ilerletmektir.

İstanbul ve Ankaradaki İtalyan ede­biyatı ile birlikte Türk - İtalyan kül­tür münasebetlerini tamamlıyacak olan bu mübadeleleri tatbikat sahası­na koymak üzere ikili bir uzmanlar komisyonu çalışmalara başlamıştır.

18 Mart 1954

 

— Washington :

(France - Press Ajansı bildiriyor): Gelecek haziran ayma kadar Türkiyeye iktisadî yardım faslından 30 mil­yon dolarlık munzam bir tahsisat da­ha verileceği bir Amerikalı kaynağın­dan teyit edilmektedir. 1953 - 1954 malî yılı zarfında Amerikanın Türkiyeye yaptığı iktisadî yardım bu suret­le 106 milyon dolara varmış olacak­tır.

Güvenilir bir kaynaktan öğrenildiği­ne göre, Amerikan hükümeti Reisi­cumhur Celâl Bay arın geçenlerde Amerikayı ziyareti sırasında başkan Eisenhower, Dışişleri Vekili Foster Dulles ve yabancı faaliyetler idarecisi Harold Stassen ile yaptığı görüşme­ler sırasında bu 30 milyon dolarlık munzam yardımda bulunmak kararı­nı almıştır.

Ayni kaynaklardan belirtildiğine gö­re, bu yardım, Amerikan hükümeti bu meblâğın hangi fondan temin edilmesi gerektiğini kararlaştırdıktan sonra resmen ilân edilecektir.

Bilindiği gibi Amerikanın Türkiyeye bu yılki iktisadi yardım olarak ver­meyi kararlaştırdığı 40 milyon bun­dan bir ay önce 36 milyon dolar ilâ­vesiyle 76 milyon dolara yükseltilmiş­ti. Bugün verileceği açıklanan 30 mil­yon dolarlık tahsisatla bu yekûn 106 milyon dolara varmış olmaktadır.

Amerikan idarecilerinin kanaatince bu yardım, Türkiyeyi Pakistana bağlıyan. anlaşmaları da dikkati nazara alarak, Türk hükümetinin savunma programını gerektiği gibi tatbikini bilvasıta yardım edecektir.

Bu haberi New-York Times gazetesi de bugünkü sayısında vermiştir.

21 Mart 1954

 

— Bağdat :

Irak Başvekili Dr. Fadıl Cemali bu­gün yaptığı bir basın konferansında, Irakın Türk - Pakistan paktına ilti­hakı hususunda henüz hiç bir davet vaki olmadığını söylemiştir.

Başvekil şöyle devam etmiştir:

«Davet edildiğimiz takdirde meseleyi millî menfaatlerimizin ışığı altında mütalâa edeceğiz..»

Irak Başvekili, memleketinin Türk -Pakistan paktına girmeye çalıştığını iddia eden Mısır basın ve radyosunun bu yersiz neşriyatını itham etmiştir. Diğer taraftan Başvekil Dr. Cemali, Irakta komünizmle mücadele etmek için memleketinin cezri tedbirler al­dığını söylemiştir.

24 Mart 1954

 

— Paris :

Savunma Vekâleti Hava Kuvvetleri Müsteşarı Louis Christiaens, Türkiye Hava Kuvvetleri Kumandanı General Fevzi Uçaneri kabul etmiştir.

29 Mart 1954

 

— Atina :

Yunan Kralı Paul ile Kraliçe Frederika bu akşam Türkiye Büyükelçili­ğinde, Büyükelçi Cemal Hüsnü Tara­yın şereflerine verdiği ziyafette hasır bulunmuşlardır.

30 Mart 1954

 

— Viyana :

Türkiye ile Avusturya arasındaki vi­ze formalitesini kaldırma mevzuunda yapılan müzakereler bitmiştir.

Dışişleri Vekili Leopold Figl'e hükü­meti tarafından, bu 'kararın tatbiki için lüzumlu vesikaların Ankara hükümeti ile teatisi hakkında salâhi­yet verilmiştir.

— Atina :

Dün akşam Atina Büyükelçiliğimizde verilen akşam yemeğini Majeste kral ve Kraliçe huzurlariyle şereflendirmişlerdir. Yemekte kralın amcası prens George ve Edinbugh Dükünün hemşiresi prenses Hohenlohe, Başvekil Mareşal Papagos ve refikası, Saray Mareşali Levidis, Hariciye Nazırı Stephanopulos, Hariciye Umumî Kâtibi ve refi­kası, Saray erkânı ve Büyükelçilik azaları refikaları İle hazır bulunmuş­lardır.

Yemeği takiben, bütün hükümet âza­sı ile misyon şeflerinin ve refikaları­nın iştirak ettikleri suvarede, Ömer Refik Yaltkaya tarafından bir piya­no resitali verilmiş ve sanatkârımız çok alkışlanmıştır.

31 Mart 1954

 

— Taipeh :

Milliyetçi Çin nezdine yeni tayin edil­miş olan Müsteşar Hikmet Anlı bura­da Türk Büyükelçiliğinin açılacağını bildirmiştir.

Müsteşar Hikmet Anlı Türkiyenin Ja­ponya Büyükelçisi izzettin Aksalımın gaybubetinde burada maslahatgüzar vazifesini görecektir.

Bundan evvel San Francisco başkon­solosu olan yeni müsteşar burada ver­diği beyanatta, ilk işinin elçilik için uygun bir bina aramak olacağını söy­lemiştir. 

 

2 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Filistindeki Birleşmiş Milletler müta­reke heyeti reisi General Yagn Bennike Kudüsten gönderdiği bir rapor­da, son haftalarda, bütün İsrail - Ürdün hududu boyunca gerginliğin art­mış olduğunu, İsrail ile Mısır arasın­daki gerginliğin de azalmadığını bil­dirmekte, İsrail ve Ürdünle Mısır ara­sındaki hudut hâdiseleri hakkındaki şikâyetlerin artmasını, merkezdeki hudut hâdiseleri hakkındaki şikâyet­lerin artmasını, merkezdeki makam­lar arasında cereyan eden soğuk har­bin şiddetlendirilmiş olmasına yor­maktadır.

4 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletlerdeki Hindistan de­legesi Krishna Menon, Hindiçinî'de ateşin kesilmesi lehinde Başvekil Nehru tarafından yapılan müracaatı hatırlatarak, «şimdi söz sırası ilgili taraflardadır ve Fransız parlâmentosunun cevabını beklemek lâzımdır» demiştir.

Menon, Nehrunun talebinin uyandır­dığı akislerden Hint hükümetinin memnun olduğunu belirtmiş, Kana­da Başvekilinin bu talebi kayıtsız şartsız desteklediğini, 50 Fransız me­busunun Hint Başvekilinin bu beya­natını müzakere etmek üzere meclisin toplanmasını talep ettiklerini ve Neh­runun demecini Fransız hükümeti­nin ne şekilde karşıladığını hatırlat­mıştır.

Cenevre konferansına iştirak edecek ilgili devletler arasında Hindistanın da bulunması lâzım  gelip  gelmediği hakkında fikri sorulan Menon, Hin­distanın, Hindicini ile ancak ateş kes talebi derecesinde ilgili olabilece­ğini, fakat Hindicini de coğrafî men­faatleri bulunmadığını ve ilgili devlet tâbiri bir Uzak Doğu paktına iştirak mânasına geliyorsa Hindistanın ilgili devlet olmadığını söylemiştir.'

Menon, bundan sonra, Amerika Pakistana askerî yardım yapmaya ka­rar verdiğinden beri Pakistan ile Hindistan arasında bitaraf olmadığına göre, Birleşmiş Milletlerde Pakistan ile Hindistan arasındaki mütareke ile görevli Amerikalı müşahitlerin çekil­mesi lâzım geldiği kanaatini izhar et­miştir.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler vesayet konseyi Togo meselesinin görüşülmesini Sov­yet Rusyanın  reyine karşılık 11 reyle gelecek toplantıya bırakmıştır.

Sovyet Rusya delegesi Semyon Çarapkin, Togo halkının çoğunluğunun hâ­len İngiltere ve Fransanın vesayetin­de bulunan bölgelerin birleştirilmesi­ni ve bağımsızlığa kavuşturulmasını istediğini söylemiş ve İngiltere ile Fransayı himayeleri altındaki Togo arazisini kendi müstemleke sistemle­rine dahil etmek fırsatını kollamak­la itham etmiştir.

Yeni Zelanda delegesi J. V. Scott ise mayıs ayında Altın sahilinde yapıla­cak seçimlerin yalnız İngiltere Togo-su halkının kararını ortaya koymakla kalmayıp ayni zamanda Fransız Togosundaki akislerini de meydana çı­karacağını söylemiştir.

10 Mart 1954

 

Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyinin cuma günü öğleden sonra yapacağı toplantıda ilk sözü doktor Mahmud Azminin alacanı, Türkiye delegesi ve Güvenlik Konseyi Reisi Selim Sarper bugün te­yit etmiştir.

Selim Sarper United Press muhabiri­ne verdiği beyanatta şöyle demiş­tir:

«Doktor Azmi bana müracaatla, kon­seyin yapacağı toplantıda ilk olarak kendisine söz verilmesini istedi. Ken­disine, cuma günü muvafık mıdır, di­ye sordum. Razı oldu.»

İsrail delegesi Abra Eban da Selim Sarperi ziyaretle ayni mevzu hakkın­da görüşmüş ve toplantının cumaya yapılmasını kabul etmiştir.

Dün akşam, Selim Sarper ile Eban, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold'la ayrı ayrı görüşmüşlerdir.

Selim Sarper sözlerine şunları ilâve etmiştir:

«Cuma günü bir karar alınıp alınmıyacağmı kestiremem. Yalnız, Yeni Zelandanın bir karar sureti tasarısından haberdarım. Anladığıma göre de, bu takrir doktor Azminin beyanatından sonra, verilecektir.

Diğer emin mahfiller, Yeni Zelanda karar sureti tasarısının hazır olduğu­nu daha şimdiden Batılı devletlere dağıtılmış olduğunu söylemişlerdir.

Güvenilir bir başka kaynak, karar suretinin gayet mülayim bir dille ka­leme alındığını ve yalnız şu iki fıkra­dan ibaret olduğunu beyan etmiş­tir:

1 — 1951 karar suretinin hatırlatıl­ması.

2— Mısırın karar suretine uyması.

Bir İsrail sözcüsü, Yeni Zelandanın hazırladığı karar suretinden memnun kalındığını söylemiştir.

Diğer taraftan, Mısır çevreleri, İsrailin Gaza hududunda ve Elanjada raü-tecavizane hareket ve faaliyetlerini arttırdıklarını bunda güdülen gayenin de, Mısır - İsrail mütarekenamesinin ıslâha muhtaç olduğunu göstermek bulunduğunu bildirmişlerdir.

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold, Hindistan Başve­kili Jawaharlal Nehrunun Keşnıirde Birleşmiş Milletlerin mütiareke mü­şahidi olarak vazife görmekte olan Amerikan heyetinin geri çekilmesi hakkındaki teklifini prensip itibariy­le reddetmişti!-.

Hindistan parlamentosundaki bir konuşması esnasında bu teklifi yapan Hindistan Başvekili Amerikanın Pakistana yapacağı askerî yardımı mevzuubahis ederek Keşmir meselesinde artık Amerikan heyetinin bitaraflığı­na hükmedilemiyeceğini söylemiş, Birleşmiş Milletler namına Keşmirde vazife gören sekiz kişilik Amerikan heyetinin geri çekilmesini istemişti.

Hammarskjold prensip itibariyle bu teklifi reddetmekle beraber henüz Hindistanın Birleşmiş Milletlere res­men müracaat etmediğini söylemiş­tir.

12 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Güvenlik Konseyi, İsraile giden gemi­lerin Süveyş kanalından geçişlerine engel olunmasından dolayı İsrailin Mısır aleyhindeki şikâyetinin tetkiki­ne bugün saat 15.12 de (GMT 20.12) devam etmiştir.

Konsey Başkanı ve Türk baş delegesi Selim Sarper, İngilterenin Paris Bü­yükelçiliğine tayin edilerek Birleşmiş Milletlerden ayrılan İngiliz delegesi Sir Gladwyn Jebb'in çalışmalarını si­tayişle andıktan sonra sözü Mısır de­legesi Mahmut Azmiye vermiştir.

Mısır delegesi İsrailin şikâyeti kında şunları söylemiştir:

«Eğer Mısırın Süveyş kanalında ve Akaba körfezinde tatbik ettiği tedbir­lerin kaldırılması isteniyorsa, İsrailin de taarruz ve tecavüzleri bırakması ve bunları tekrarlamayacağı    hususunda teminat vermesi lâzımdır. Güvenlik Konseyi Mısırın, İsrail hakkında almış olduğu tedbirleri kaldırmasını isteme­den Önce, İsrailden Mısırın endişe se­beplerini zail etmesini istemelidir. Eğer Konsey, Orta D«ğunun bu köşe­sinde barış ve istikrarı tehdit eden hareketlere son vermek istiyorsa bu­nu temine girişmelidir.

Mısır delegesi sözlerini bitirirken hü­kümetinin bu tedbirleri turist gemi­lerine tatbik etmemek hususunda geçenlerde yeni bir tarar aldığını ve il­gili deniz kumpanyaları ile kara lis­teyi yeniden tetkike hazır bulunduğunu bildirmiştir.

13 Mart 19,54

 

— Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Güvenlik Konseyindeki dünkü beya­natı sırasında, Mısır delegesi doktor Azmi, İsraillerin, Gazza bölgesinde si­vil Araplarla mültecilere karşı giriş­tikleri mütecavizane hareketleri gös­teren 18 sahifelik ve içinde 10 da resim bulunan bir vesikayı reisliğe takdim ile, bunun, Güvenlik Konseyi res­mi arşivine konulmasını istemiştir. Konsey Reisi Selim Sarper buna iti­raz etmemiştir.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

İsrailin Birleşmiş Milletler nezdindeki murahhası M. Abba Eban, Güven­lik Konseyinin dünkü toplantısında Mısır murahhasının konuşmasını ta­kiben verdiği cevapta şöyle demiştir:

«Bir memleketin, Süveyş kanalı gibi beynelmilel bir deniz yolu üzerinde kendi kara suları için tanınan hakların aynına sahip bulunduğunu iddia etmesi aklın kabul edemiyeceği bir şeydir.»

M. Ebat Mısır tarafından tatbik edi­len tahdidatın, İsrail ile petrol ticare­tinin tamamını ve diğer istihlâk maddeleri ticaretinin yüzde 95 ini felce uğrattığını söylemiş ve şunu ilâve et­miştir:

 

«Filistinde muhasemat sona erdikten beş sene sonra, birisinin kalkıp bura­da harp halinden ve harp halinin hu­kukundan hararetle bahsettiğini gör­mek hazin bir keyfiyettir.»

M. Ebandan sonra söz alan Lübnan murahhası M. Charles Malik, İsraili «karışıklık çıkarmak ve dâvasını desteklemek için Arap memleketlerinde­ki son müşküllerden faydalanmağı is­temekle» itham eylemiştir.

15 Mart 1954

 

— Cenevre :

Birleşmiş Milletler mülteci teşkilâtı komisyonu delegeleri, teşkilâta acele tahsisat ayırmadığı takdirde, mülteci­lere ait programın yürütülemiyeceğini bildirmişlerdir.

Komisyon bu teşkilâta para toplamak için Birleşmiş Milletler tarafından hususî bir pul bastırılmasını teklif etmiştir.

16 Mart 1954

 

— Birleşmiş Mîlletler (New-York) :

Lübnan ve Suriyenin İsrail hudutları üzerindeki durum hakkında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine pazar­tesi akşamına kadar bu iki memleket tarafından hiç bir müracaat yapıl­mamış bulunmakta idi. Lübnanın Wa­shington Büyükelçisi olup hâlen bu­rada bulunmıyan M. Charles Malikin gaybubetinde memleketini Birleşmiş Milletler nezdinde temsil eden Lüb­nan maslahatgüzarı, Lübnan hududu üzerinde yapılan İsrail tahşidatı hak­kında Birleşmiş Milletlere müracaat için bir talimat almamış bulunduğu­nu söylemiştir.

Suriye heyeti de Taberiye gölünde vukubulan hâdise hakkında Güvenlik Konseyinin dikkatini çekmek üzere bir müracaatta bulunmamıştır.

Bununla beraber Arap - İsrail mese­leleri, Mısırın Süveyş kanalında sey­rüsefer hürriyetine vazettiği tahditle­ri mevzuubahis eden İsrail şikâyeti münasebetiyle bugünlerde Güvenlik Konseyinde müzakere konusu olacaktır.

Güvenlik Konseyi âzasından Yeni Ze­landa murahhası M: Munro dün rad­yoda yaptığı bir konuşmada bu husustaki bir takririnin bir kaç güne ka­dar hazır olacağını söylemiştir. M. Munro bu takririnde Güvenlik Konseyinin eylül 1951 kararının teyit edil-meşini yani Mısırın bu bölgedeki bü­tün seyrüsefer tahditlerini kaldırma­ğa davet olunmasını istemektedir.

18 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

İsrailin Birleşmiş Milletlerdeki dele­gesi Abba Eban, Suriyenin Washing­ton Büyükelçisinin bir beyanatına karşılık olarak şöyle demiştir:

«İl mart, 1954 günü İsraile ait olan Taberiye gölü üzerinde ateş açmanın bütün mesuliyeti Suriyeye aittir. Bu husus Birleşmiş Milletler müşterek mütareke komisyonunun 15 mart ta­rihli karariyle teyit edilmiştir.»

Eban bundan başka, müşterek müta­reke komisyonunun hükmüne istina­den, Taberiye gölünün tamamen İsra­il topraklarının dahilinde bulundu­ğunu ve Suriyenin bu bölgede yapa­cağı herhangi bir müdahalenin gayri kanunî olacağını beyan etmiştir .

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlerdeki Amerikan da­imi temsilcisi ve Başkan Eisenhowerin siyasî müşaviri Cabot Lodge'un bugün tertiplediği basın toplantısında kendisine şu sual sorulmuştur: «Eğer komünist Çin, Birleşmiş Milletlere ka­bulü şartiyle Hindicini savaşını hal­letmeyi vadetse ne cevap verirsiniz?»

Cabot Lodge, Birleşik Amerikanın beyle bir durumda da komünist Çinin Birleşmiş Milletlere alınmasına muha­lefet edeceğini ve bu husustan şüphe edilmemesini söylemiştir. Bundan başka Amerikan delegesi, Hindicini meselesinin halliyle Cenevre konfe­ransı ve Birleşmiş   Milletlere   kabulü meselesi arasında bir münasebet gö­remediğini belirtmiştir.

Cabot Lodge diğer taraftan Washingtonda Amerikan ve Sovyet temsilcile­ri arasında silâhsızlanma ve atom enerjisinin kontrolü hakkında yapı­lan müzakerelerin, bu meselenin yakında tekrar Birleşmiş Milletlerde ba­his mevzuu edilmesine yol açacağı ka­naatini uyandırdığını söylemiştir.

Nihayet Koredeki harp esirleri mese­lesinin halli için müşterek komutan­lık tarafından yayınlanan raporu ba­his mevzuu eden Cabot Lodge, bu ve­sikanın harp esirlerinin zora baş vurmaksızın memleketlerine iadesi prensibini kat'î bir şekilde tesis etmesi ba­kımından çok ehemmiyetli olduğunu bildirmiştir.

Bahis mevzuu raporda şöyle denil­mektedir: «Bütün komünist ordula­rına mensup askerler bugünden itiba­ren hür dünyada, bir melce arayabi­leceklerine ve bulacaklarına emin olabilirler.

Lodge bu raporun, komünist memle­ketler ordularına mensup olan asker­lerin yüzde 96 sının, imkân olduğu halde, memleketlerine dönmemeyi tercih ettiklerini ispat ettiğini belirt­miştir.

19 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyinin bu devre Baş­kanı Türk delegesi Selim Sarper bu­gün United Press Ajansı muhabirine verdiği beyanatta, Süveyş meselesi hakkındaki müzakerelere devam edil­mesi için konseyi salı günü toplantıya çağıracağını bildirmiştir.

Konsey başkanı Büyükelçi Selim Sar­per Yeni Zelandanın konseye verdiği karar suretinin bu akşam resmen üye­lerine dağıtılacağını söylemiş, bunun kabulü için icap eden 7 oyu alacağını tahmin ettiğini bildirmiş, fakat Sov­yetler Birliğinin vetosunu mu kulla­nacağını, yoksa çekimser oy mu vere­ceğini bilmediğini ilâve etmiştir.

 

Diğer taraftan tahmin edildiğine gö­re, Türkiye, Kolombiya, Brezilya ve Danimarka Yeni Zelandanın karar suretini destekliyecek, Çin çekimser kalacak, Lübnan aleyhte oy verecek­tir.

Rusyanın durumu belli değildir.

 — Panmunjûhı :

Birleşmiş Milletler, komünistleri, Ku­zey Koreye sevkettikleri silâhların sa­yısı hakkında yanlış beyanatta bulun­makla itham etmiştir.

Birleşmiş Milletler mütareke komisyo­nunca neşredilen bir tebliğde Kızılla­rın Kore mütarekesi hükümlerini ihlâl suretiyle Kuzey Koreye silâh ka­çırdıklarını şiddetli bir ifade ile bil­dirmektedir. Komisyon adına konuşan Amiral Albert Jarrel, komünistler, mütarekenin akdinden beri Koredeki kuvvetlerine ancak 10 silâh, 40 san­dık cephane ve ehemmiyetsiz miktar­da yedek parça gönderdiklerini bildir­mişlerdir ki, gülünçtür, demiş ve şun­ları ilâve etmiştir:

«Kızıllar ayni zamanda, 1 — Komü­nist Koredeki tarafsız tahkikat heyeti azasının çalışma ve faaliyetlerini sebepsiz yere tahdit etmektedirler. 2 — Komünistlerin, Kuzey Koredeki hava kuvvetlerini gayri kanunî şekilde takviye ettiklerine dair müttefik­lerin ileri sürülen iddialarının, taraf-s.r. tahkikat heyetince tahkikine Kı­zlar müsaade etmemişlerdir.»

20 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

Arap memleketlerinin Birleşmiş Mil­letler nezdindeki temsilcileri Genel sekretere müracaat ederek, İsrail askerî birliklerinin Suriye, Lübnan ve Ürdün hudutlarındaki hareketlerine dikkatini çekmişlerdir.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güney Afrika Birliği hükümeti Bir­leşmiş Milletler iktisadî ve sosyal kon­seyine tevdi    ettiği    bir    muhtırada, memleketin, iktisadî kalkınmasına yardım için mecburî çalışma sistemi­ni ihdas ettiği yolundaki iddialarını yalanlamaktadır. Hükümet bu muhtı­rasında, Birleşmiş Milletlerin mecbu­rî çalışma hakkındaki Özel komitesi­nin Güney Afrikada cari kanun ve nizamnameleri tetkik ederek bu yol­da vardığı neticeleri protesto etmek­tedir.

21 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki İsrail mahfilleri, İsrailin hudutlarında fev­kalâde mahiyette askerî tahşidat yaptığına dair olan haberleri tekzip et­mektedirler.

Yine ayni mahfillerde, Kudüsten alı­nan son haberlere atfen beyan edildi­ğine göre, Necef hâdisesi tahkikatına iştirak hususunda Ürdün tarafından yapılan ve İsrailce kabul edilen tek­lifi" müteakip gerginlikte bir azalma hâsıl olmuştur.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Irak, Suriye, Mısır ve Suudî Arabistanın Birleşmiş Milletler nezdindeki murahhasları cumartesi günü genel sekreter M.' Dag Hammarskjold'a vaki ziyaretlerinde, kendisine Suriye, Lüb­nan ve Ürdün hudutları boyunca ya­pılan İsrail askerî tahşidatından do­layı gerek kendi adlarına, gerekse Lübnan ve Yemen adına endişelerini izhar ederken, temsil ettikleri bu A-rap memleketlerinin kendilerinden bi­rine karşı vaki olacak bir tecavüzü hepsine karşı yapılmış bir tecavüz olarak telâkki edeceklerini ve ona gö­re mukabelede bulunacaklarını söylemişler ve bu hususa genel sekreterin dikkatini çekmişlerdir.

M. Hammarskjold'un yanından ayrıl­dıktan sonra arkadaşları namına be­yanatta bulunan Irak murahhası Avni Halidî, Arap memleketlerinin şikâ­yetlerine mevzu teşkil eden İsrail tahşidatının Necef hâdisesinden en az bir gün evvel başlamış olduğunu söyle­miş  ve   bu  tahşidatm  İsrailin  Arap komşularına karşı bir tecavüzde bulunacakları endişesini verdiğini sözle­rine ilâve etmiştir.

Arap memleketlerinin Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreteri nezdinde yap­tıkları bu müracaat resmî bir mahiye­ti hâizdir. Fakat Birleşmiş Milletlerin hâlen bir müdahalesini istemeğe matuf değildir. Bu noktayı Irak murahhası Halidî şu şekilde tasrih etmiş­tir: Biz, yeni karışıklıklar vukubulduğu takdirde tecavüzün nereden geldi­ği bilinsin diye Birleşmiş Milletler ge­nel sekreterliğini ikaz etmek istedik.

23 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler kadın hakları ko­misyonuna dün ecnebi erkeklerle ev­lenen kadınların kemii tabiiyetlerini muhafaza etmeleri hususunda bir teklif yapılmıştır.

Teklifi yapan Birleşik Amerika dele­gesi, bu hususta kadınlara erkeklerle müsavi hak verilmesini talep etmiştir.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milleti er deki Çekoslovak he­yeti, mecburi çalışma hakkında tah­kikat yapan özel komisyonun sundu­ğu raporda varılan neticeleri protes­to etmiştir.

Çek heyeti genel sekretere tevdi etti­ği bu protestosunda, raporunda Sov­yetler Birliği ile merkez Avrupa halk cumhuriyetlerinde bir mecburî çalış­ma sisteminin mevcut olduğunu ileri süren bu komisyonun çalışmalarının «müfteriyane söylentiler yaymak ol­duğunu ve milletlerin içişlerine gayri kanunî bir müdahale teşkil ettiğini» ileri sürmektedir.

24 Mart 1954

 

— New-York :

Birleşmiş Milletler    Genel    Sekreteri Dag Hammarskjold'un isteği üzerine bugün İngiliz, Amerikan ve Fransız temsilcileri Filistin gerginliği mese­lesini genel sekreterle görüşmüşler­dir.

Delegelerin Filistin durumunu bütün cepheleriyle gözden geçirmelerinden sonra Hammarskjold bir basın konfe­ransı yapmıştır.

Genel sekreter bu konuşmasında üç büyük Batılı devletin Filistin mesele­sinde hususî bir mesuliyet payı oldu­ğunu ve kendisinin de mesuliyetini taşıdığı bu mesele hakkında batılılar­la görüşmesinin gayet tabiî olduğunu söylemiştir.

Genel sekreter, bundan başka Filistin meselesi mevzuunda bütün konsey üyeleriyle temas halinde karmayı ümit ettiğini ifade etmiş ve otobüste Öldü­rülen İsrailliler meselesinin Güvenlik Konseyine intikal ettirilmesi hakkın­da İsrailin bir müracaati olmadığını bildirmiştir.

Hammarskjold bu meselede tarafsız kalmaya bilhassa azamî bir dikkat göstereceğini söylemiştir.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Yeni Zelanda delegesi, dün öğleden sonra Güvenlik Konseyine sunduğu karar sureti tasarısının esas maddesi­nin şu olduğunu bildirmiştir: Mısır, Süveyş kanalından geçen gemilere koyduğu tahditleri kaldırması için Güvenlik Konseyinin yaptığı daveti nazarı dikkate almamıştır.

Mısır delegesi Mahmud Azmi, bunu şiddetle protesto ederek, bu itham ileri sürülürken Mısırın meşru ve hükümranlık haklarının nazarı itibare alınmadığını, memleketinin, Birleşmiş Milletler anayasasının vecibelerini ye­rine getirmemekle itham olunduğunu, halbuki bu vecibelerin neler olduğu­nun tasrih edilmediğini söylemiştir.

Lübnanlı meslekdaşı tarafından des­teklenen Mahmud Azmi demiştir ki:

Güvenlik Konseyi üyeleri Yeni Zelan­da karar sureti hakkında oylarını ve­rirlerken Mısır, Arap birliğindeki müttefikleri ile birlikte, bu oylardan ge­reken neticeyi çıkarmasını bilecektir.

 

Yeni Zelanda delegesi, karar sureti­ni izah ederken, dünyadaki bütün de­nizci memleketlerin ve bu arada Yeni Zelandanın, ticaretlerini tahdit eden, gemilerini bazan çok uzun dönemeç­ler yapmağa mecbur bırakan, adlî ba­kımdan açık denizlerde seyretmek hürriyetlerini ihlâl eden bu Mısır tah­ditlerinden zarar gördüklerini söylemiştir.

Mahmut Azmi, Güvenlik Konseyinin bu iddiaları incelemeğe yetkili olma­dığını ve denizci devletlerin, İstanbul mukavelesinde derpiş edilen şartlar­dan İstifade ettiklerini belirterek 1888 mukavelesini imzalamış olan devletler arasında bir konferans aktedilmesi imkânına temas etmiştir. Bu devletler arasında Rusya mevcut, Amerika mevcut değildir.

Mahmut Azmi tezini haklı göstermek maksadiyle, Mısırın, kendisini diğer Arap devletlerine bağlayan kollektif güvenlik paktı gereğince, Arap dev­letlerinden birinin hakları ihlâl edil­diği takdirde mukabil misilleme tedbirlerini almaya hakkı olduğunu söy­lemiş ve bu bahiste Filistin Arapları mültecilerinin İsrailliler tarafından el konulan mallan meselesini zikretmiş­tir.

Lübnan delegesi Malik, Yeni Zelanda metnine muvazeneli bir mahiyet ver­mek maksadiyle, bu mülâhazaları na­zarı itibare alan tadil teklifleri ileri sürebileceğini, aksi takdirde karar su­reti aleyhinde oy vereceğini söylemiş­tir.

Müzakereler perşembe günü öğleden sonraya talik edilmiştir.

25 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Kadın hakları komisyonu çarşamba günü yaptığı bir toplantıda başlıca olarak Fransız murahhası tarafından ileri sürülen bir takriri 2 müstenkife karşı 16 oyla kabul etmiştir. Müsten­kif kalanlar Birleşik Amerika ve İngiltere’dir.

Komisyonca kabul edilen bu takrirde, Birleşmiş Milletler âzası olsun veya olmasın bütün memleketlere yeniden müracaat edilerek «Birleşmiş Millet­ler kadın hakları mukavelesini» henüz imza etmiyenlerin imzaya davet edil­mesini mukaveleyi imza edipte hü­kümetlerince tasdikini bildirmemiş olanlardan bu muameleyi bir an ev­vel ikmal etmelerinin istenmesi derpiş edilmektedir.

Takrirde 35 memleketin mukaveleyi İmzalamış bulundukları memnuniyet­le belirtilmekte, ancak bunlardan şimdiye kadar yalnız dördünün tasdik muamelesini ikmal ettikleri ve halbu­ki mukavelenin meriyete girebilmesi için altı tasdikin gerekli bulunduğu teessürle kaydedilmektedir.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

İlk olarak söz alan Amerikan dele­gesi Cabot Lodge Mısırın tatbik etti­ği tahdit tedbirlerinin, Birleşmiş Milletlerin kararlarına uymamak bakı­mından tipik bir misal teşkil ettiğini söylemiş ve Filistin anlaşmazlığiyle ilgili bütün devletlerin Birleşmiş Mil­letlerin tavsiyelerine aykırı hareket etmek gibi tehlikeli ve umumî bir temayül bulunduğunu belirtmiştir. Bu­nu müteakip Lodge Yeni Zelanda tek­lifini desteklediğini bildirmiş ve İsrail ile diğer Arap devletlerinden anlaş­mazlıklarını hal için mümkün merte­be müşterek mütareke komisyonları­nın çalışmalarından istifade etmele­rini istemiştir.

Danimarka delegesi Borberg de Yeni Zelanda teklifini desteklemiş ve kü­çük devletlerin, bizzat kendi menfaatleri için, devletler hukukuna ve Gü­venlik Konseyinin kararlarına uyma­ları lüzumunu belirtmiştir.

Güvenlik Konseyinde ilk defa söz alan İngiliz delegesi Sir Pierson Dixon, Mısırın Güvenlik Konseyinin kararma uymamasını haklı göstere­cek bir husus göremediğini bildirmiş­tir. İngiliz delegesi Mısırın ileri sürdüğü muhariplik hakkı veya meşru mü­dafaa hakkının hiç bir hukukî esasa dayanmadığını, bu sebepten Süveyş-ten geçen gemilerin durdurulmasına' ve araştırılmasına hakkı olamayacağını söylemiştir. Nihayet İngiliz delegesi karara Mısırın uyması için üç aylık bir-mühlet vermesini teklif etmiştir.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold, komünist Çinin Birleşmiş Milletlerde temsili meselesine dair dün yaktığı basın konferan­sında, bu teşkilâtın hakikaten cihan­şümul olması için dünyadaki bütün büyük devletleri ihtiva etmesi lâzım geldiğini söylemiştir. Bu mevzuda se­lefi Trygvie Lie'nin yayınlamış oldu­ğu hukuki vesikayı hatırlatan Hammarskjcld, bu vesikada komünist Çi­nin Birleşmiş Milletlere kabulü husu­sunda Vetonun hiç bir rol oynıyamıyacağının kaydedildiğini ve Birleşmiş Milletler teşkilâtı hukukî bölümünün elan bu fikirde olduğunu söylemiş­tir.

Genel Sekreter, bundan sonra, Birleş­miş Milletler teknik servislerinin, Ce­nevre konferansına katılacak devletler tarafından kullanılması hususun­da yarı resmî temaslara devam ettiği­ni bildirmiştir.

29 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Kolombiya ve Brezilya murahhasla­rından sonra söz alan Sovyet Rusya murahhası Vişinski, Yeni Zelanda tasarısının, Süveyş kanalındaki seyrü­sefer meselesini ve umumiyetle Filis­tin meselesini halletmek için kâfi olmadığını dâvaya taraf olanlardan birinin kabul edemiyeceği bir hal tar­zını ona zorla kabul ettirmiye teşebbüs etmekle Milletlerarası meselelerin bir. esasa raptedilemiyeceğini, bugün de burada böyle bir sistem tatbik edil­diğini söylemiştir.

Vişinski Yeni Zelanda karar sureti ta­sarısını destekleyemiyeceğini bildir­mek suretiyle bu karar suretine karşı, vetosunu kullanması ihtimali, bulun­duğunu ihsas etmiştir.

Sovyet murahhasına göre hiç bir ne­tice vermiyen 1951 tarihli karar sureti üzerinde ısrar etmektense konsey dâvada taraf olanlara müracaat ede­rek ihtilâflarını doğrudan doğruya müzakere yoliyle halletmelerini istemelidir.

Yine Vişinskiye göre Süveyşte seyrü­seferle ilgili meseleler 1888 tarihli İs­tanbul anlaşmasını imzalayan devlet­ler tarafından incelenmelidir. Halbu­ki Güvenlik Konseyinde, Amerika da dahil olmak üzere bu anlaşmayı im­zalamamış olan memleketlerin mü­messilleri de vardır.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Sovyet Rusya murahhası, Süveyş me­selesi hakkındaki Yeni Zelanda karar sureti tasarısına karşı vetosunu kul­lanmıştır.

Sekiz murahhas bu karar sureti lehinde oy vermiştir. Sovyet Rusya ile beraber Lübnan da aleyhtedir. Milliyetçi Çin müstenkif kalmıştır.

30 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Güvenlik Konseyinin dünkü toplantı­sında İngiliz murahhası Sir Pierson Dixcn, Sovyetler Birliğinin bu sene zarfında Filistine ait bir meselede ve­tosunu ikinci defa kullanmakta! oldu­ğuna işaret ederek bu hareket tarzı karşısında derin bir endişe duyduğu­nu ifade etmiş ve şöyle demiştir:

«Bu hareket tarzı Öyle gösteriyor ki, Sovyetler Birliği, Güvenlik Konseyini diğer meseleler için yaptığı gibi Filis­tin meselesinde de tam bir aciz içinde bırakmak istiyor.»

İngiliz murahhasına mukabele eden Sovyet murahhası Vişinski, kullandı­ğı vetodan dolayı muahaze edilmesini haksız bulduğunu söylemiş ve şöyle devam etmiştir:

«Neden, hakkımı kullandığım zaman bana karanlık maksatlar atfedilmek­tedir. M. Lodge, memleketinin menfa­ati icap ettiği takdirde veto hakkını kullanmakta tereddüt etmiyeceğini daha geçenlerde söylememiş mi idi.»

 

Müteakiben söz alan Fransız murah­hası M. Lucet, konseyin, Süveyş hak­kındaki 1951 tarihli kararında olduğu gibi, tatbik edilmemiş olan bir karar­dan vaz geçmesi lâzım geldiği yolun­daki iddiasını reddederek bunun ana­yasaya tamamen mugayir bir pren­sip olduğunu söylemiş ve diğer taraf­tan konsey haricindeki her türlü uz­laştırma imkânlarının kullanılmış bu­lunduğuna da işaret etmiştir.

Fransız murahhasından sonra konu­şan İsrail delegesi M. Abba Eban, Gü­venlik Konseyi Arap memleketlerinin noktai nazarına uygun olmıyan bir karar ittihaz edemezse, İsrail hükü­metinin ve onunla beraber diğer hü­kümetlerin konsey gündemine Filistine müteallik başka meseleleri getir­mekte fayda melhuz olup olmıyacağını esaslı bir surette tetkik edecekleri­ni beyan etmiştir.

En nihayet Mısır murahhası Mahmut Azmi konuşmuş ve hükümetinin Sü­veyş kanalındaki seyrüsefere müteal­lik nizamnamelerin tatbikinde itidal ile hareket edeceğine dair söz vermiş­tir.

Güvenlik Konseyi gelecek toplantı için tarih tesbit etmeden dağılmıştır.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Hollanda, hükümeti Birleşmiş Millet­ler genel kurulunun, eylül ayında New Yorkta başlıyacak olan dokuzuncu toplantı devresine başkan olarak Liz­bon Büyükelçisi Van Kleffens'i res­men aday olarak göstermiştir. Hollanda heyeti bu mevzuda Birleşmiş Mil-letlerdeki bütün heyetlere gönderdiği bir mektupta 1946 dan beri hiç bir Av­rupalının genel kurula başkanlık et­mediğini belirtmektedir. Bilindiği gi­bi en son Avrupalı başkan, Belçika de­legesi Spaak İdi.

31 Mart 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler iktisadî ve içtimai konseyi dün yaptığı toplantıda «Mil­letlerarası ticarete mâni olan engellerin kaldırılması ve Milletlerarası iktisadi münasebetlerin inkişaf çarele­ri» hususunda Sovyetler Birliği tara­fından ortaya atılan meselenin, ko­misyonunun 30 haziranda Cenevrede başlıyacak olan toplantısında tetkik edilmesini kararlaştırmıştır.

Konseyin bu kararı, Rusya, Çekoslo­vakya ve Hindistanın muhalif oyla­rına karşı 13 oyla verilmiştir. Yugoslavya ve Mısır müstenkif kalmışlar­dır.

Toplantıda söz alan İngiliz delegesi, Rusya tarafından, ortaya atılan me­selenin ehemmiyetini küçümsemek is­temediğini, fakat bu meseleyi, dünya iktisadî durumunu ele alacak umumi bir müzakere çerçevesi içinde ve Ce­nevrede bu mevzu üzerinde geniş Öl­çüde yapılacak çalışmalar sırasında bahis mevzuu etmenin daha muvafık ve faydalı olacağı kanaatinde bulun­duğunu söylemiştir. İngiliz temsilcisi konseyin haziranda Cenevrede yapı­lacak olan toplantı sırasında, Birleş­miş Milletler Avrupa iktisadî komis­yonu tarafından kabul edilmiş olan tavsiyeleri ele almak imkânını bulacağını ve bu tavsiyelerin de ayni mevzua girdiğini belirtmiştir.

Diğer taraftan Rus temsilcisi Semyon Tsarapkine bu mesele üzerinde derhal müzakerelere girişmek hususunda ıs­rar etmiş ve Milletlerarası gerginliğin bu sayede azalabileceğini ileri sür­müştür.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Amerikanın Birleşmiş Milletlerdeki baş delegesi Büyükelçi Henry Cabot Lodge, dün Birleşmiş Milletlerde, Bir­leşik Amerikanın bir komünist gru­bunu temsil edecek olan İran tedhişçilerinin Birleşmiş Milletler toplantılarına katılması için vize veremiyeceğini bildirmiştir.

Birleşmiş Milletler ekonomik ve sos­yal konseyinin açılış celsesinde söz alan Lodge, vize verilmiyen İranlının Şaha suikasde teşebbüsten idama mahkûm edilmiş olduğunu söylemiş­tir.

Çek delegesi Jiri Nosek, Birleşik Ame­rika topraklarına girmesine   müsaade edilmiyen İranlı İskenderi'yi müda­faa etmiştir.

İskenderî Birleşik Amerikanın güven­lik mülâhazası ile. vize vermeyi red­dettiği ikinci şahıstır.

Birleşmiş Milletler anlaşması muci­bince Birleşmiş Milletler delegelerine Birleşik Amerikaya girme müsaadesinin serbestçe verilmesi icabetmektedir. Birleşik Amerika ise, millî gü­venliğini tehdit eden hallerde, vize veremiyeceğini beyan etmektedir.

—Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler deki Polonya mu­rahhas heyeti, Genel Sekreterliğe, «Mecburî Çalışma Özel Komitesi» nin hazırlamış olduğu rapor hakkında fik­rini beyan etmeyi reddettiğini bildir­miştir. Polonya murahhas heyeti bahis konusu komite tarafından girişi­len faaliyetin Birleşmiş Milletler teş­kilâtının gaye ve hedefleri ile hiçbir ilgisi bulunmadığını beyan etmekte ve bu faaliyetin Birleşmiş Milletler anayasasına aykırı olduğunu ileri sürmektedir.

Komite tarafından hazırlanmış olan raporda, Rusya ile merkezî Avrupadaki halk demokrasilerinde, bu memleketlerin kalkınma plânlarının ta­mamlayıcı bir unsuru olarak yer alan çalışma kamplarının mevcudiyetin­den bahsedilmektedir. Bu rapor, fi­kirlerini bildirmeleri için bütün üye memleketlere dağıtılmış bulunmak­taydı.

— Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler çevrelerindeki ka­naate göre, Amerikan Hariciye Vekili John Foster Dulles'in «Hürriyet ve Hindicini» mevzulu nutku metnin ga­yet sarih olmasına rağmen, bugünler­de Amerikan basınında yayınlanan yazılar ve Amerikan resmî şahsiyet­lerinin beyanları ile daha da iyi ay­dınlanmış bulunmaktadır.

Yapılan bütün yorumlardan çıkan esas fikir şudur:

«Bugünkü şartlar dahilinde Hindicinîde siyasî bir hal çaresi aranması, netice itibariyle bu memleketin komünistlerin eline terkedilmesi ile so­na erecektir. Bu durura karşısında Amerikan diplomasisinin gayesi, Fransanın Hindiçinide daha bir iki yıl sa­vaşa devam etmesini temin etmek­ten ibarettir. O zamana kadar Vietnam kuvvetleri Amerikan usullerine göre talim terbiye görmeleri ve Ame­rikan subaylarının tavsiyelerinden faydalanmaları sayesinde harbi ken­di başlarına devam ettirebilecek bir hale geleceklerdir.

Amerikan yorumcuları bu siyasetin Amerikayı bugünkü gayesinden çok daha ilerilere sürükleyebileceğini saklamamaktadırlar. Birleşmiş Milletlere mensup müşahitler de Dulles'in nut­kunu kısmen, Güney-Doğu Asyada müşterek hareket siyasetinin icabettireceği «büyük kararlara» hazırlık mahiyetinde olmak üzere söylenmiş addetmektedirler.

Amerikan Ayan Meclisinde Cumhuri­yetçi çoğunluğun başkanı olan William Knowland müşterek hareket teklifini Hindicini çerçevesi dahilin­de mütalâa etmekte «Yahut da bu Güney Kore ve Milliyetçi Cinle beraraber girişilecek umumi bir hareket sayılacaktır» demektedir. Her iki hal­de de şimdiye kadar milletlerarası bir mahiyet alması önlenmiş olan Hindicini ihtilâfının, bu şekle dökül­mesine mâni olunamıyacaktır. Mîllîyetçi Çin temsilcileri bu ihtimali he­yecan ve memnuniyetle karşılamak­tadırlar. Taipeh'ten alman haberlere göre, Milliyetçi Çin Dulles'in nutkun­da uzun zamandanberi beslediği bir hayalin tahakkuku imkânlarına doğ­ru atılmış bir adım görmektedir: Bu rüya, «Amerikanın yardım ve destek­lemesi ile Çin kıtasını yeniden ele geçirmek» tir.

Kore ve Hindicini meselelerine bir hal çaresi bulmak için toplantıya ça­ğırılan Cenevre konferansından bu şartlar altında ne ümit edilebilir?

Amerikan basını, hemen hemen her gün, Amerikanın Cenevre konferan­sına, bu konferansın toplanmasını Israrla Fransa istemiş olduğu için ka­tıldığını belirtmektedir. Dulles bu konferansta Amerikanın Çinlilerin iyi niyetlerini bir takım tavizlerle satın almak niyetinde olmadığını söylemiş­tir.  

Birleşmiş Milletler çevrelerinin ka­naatine göre, hakikaten Asyada ko­münistlerin ilerlemesine mâni olmak için Amerikanın beslediği ümitler Ce­nevre konferansına- değil fakat müş­terek bir harekete istinat etmektedir. Şimdi Birleşmiş Milletlerde Dulles'in nutkunun Londra ve Pariste uyandı­racağı tepkiler beklenmektedir. Bilindiği gibi Hindicini ihtilâfının ge­nişlemesi ve milletlerarası bir mahi­yet iktisap etmesi bu iki başkentte hiçbir zaman müsait karşılanmamış­tır. Fransanın bu mevzudaki esas du­rumunu adamakıllı anlayabilmek için Fransız Millî Meclisinde 5 ve 9 mart tarihinde cereyan etmiş olan müzake­relere bir göz atmak kâfidir. Bu müzakereler «26 nisan tarihinde Cenevrede yapılacak toplantıyı Hindicini ihtilâfına son verecek çareleri tesbit etmekle vazifeli bir konferans» ola­rak kabul ve. bu sebeple Fransanın memnuniyetini tebarüz ettiren bir kararla sona ermişti.

Fransız, İngiliz ve Amerikan Hariciye Vekillerinin 23 nisanda Pariste yapa­cakları ihzari toplantıda Kore ve Hin­dicini meselelerini bahis mevzuu ede­cekleri zannedilmektedir. Üç Hariciye Vekilinin 26 nisanda başlıyacak olan Cenevre konferansından evvel müş­terek bir hattı hareket kararlaştır­maları için bu üç günün kâfi gelece­ği muhakkaktır.

İngiliz Hariciye Vekâletinin bir söz­cüsü dün verdiği demeçte, «Dulles'in nutku, pek dikkatle incelememiz gereken bir çok meseleleri ortaya at­maktadır» demiştir.

 

1 Mart 1954

 

— Belgrad :

Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan Dışişleri Vekilleri, Ankara Paktının birinci yıldönümü münasebetiyle, Tanjug Ajansı Müdürüne, üç Balkan memleketinin siyasî, iktisadi, askeri ve kültürel sahalarda işbirliğinin neticeleri ve Türk - Yunan - Yugoslav münasebetlerinin istikbalde takviye edilmesi imkân ve şartlan hakkında beyanatta bulunmuşlardır.

Bu münasebetle, Yunan Dışişleri Ve­kili Stefanopulos, Ankara Paktının, üç âkid memleketin arzu ve ideallerine ne derece cevap verdiğini belirte­rek demiştir ki:

«Geçen bir yılın, rabıtalarımızı sıkılaştırmak ve milletlerimizin işbirliği­ne hakikî değerini kazandırmak yo­lunda sarf ettiğimiz gayretler bakı­mından zengin ve feyizli olduğunu memnunlukla  müşahede  ediyorum.

Birleşmiş Milletlerin hedef ittihaz ettiği yüksek ideallerden mülhem olan Ankara Paktı sulhun ve beynelmilel nizamın hizmetindedir. Arzu ve emel­lerimiz, egoist hedefler ve dar men­faat zihniyetinin eseri değildir. Üçlü pakt tam mânasiyle tedafüi olan mahiyetini hiç bir zaman kaybetme­miştir. Dünyanın bu bölgesinde gü­venliği takviye etmekle, demokratik devletlerin tedafüî gayretlerine önem­li yardımda bulunuyoruz, aynı za­manda milletlerimize, sulhsever sos­yal eserlere ve hayat seviyelerinin yükselmesine tehlikesizce kendilerini hasretmeleri imkânını da sağlıyoruz.

Diğer taraftan, birlik sayesinde daha da kuvvetlendiğimiz için harekâtımı­zın istiklâlini koruyacak durumdayız. Bu suretle sulh arzu eden, hakka ve milletlerarası taahhütlere hürmet e-sası üzerinden beraber yaşama esası­nı kabul eden komşu memleketlerle münasebetlerimizin ıslahına da daha tesirli surette çalışmak imkânını bu­luyoruz.

Yunanistan, üçlü paktı takviye yo­lundaki gayretlerine devam edecektir, çünkü Türkiye ve Yugoslavya ile işbirliğinin haricî tehlikeleri uzaklaştı­racağına ve sulhu korumak için sağ­lam bir sed teşkil edeceğine kanidir. Bu ise başlıca gayemizdir.»

—  Ankara :

Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, Ankara Paktının birinci yıldönümü münasebetiyle şehrimizde toplanmış bulunan Ankara Paktı devletleri ga­zetecilerini bugün saat 11'de Dışişleri Vekâletinde kabul etmiştir.

—  Ankara :

Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprülü'nün Ankara Paktının birinci yıl­dönümü münasebetiyle Yugoslav Tanjug Ajansı Müdürüne verdiği be­yanatın metni aşağıdadır:

«İlk yıldönümünü idrâk ettiğimiz Ankara andlaşmasi, sulh ve emniyet ih­tiyacı ile bu bölgenin jeopolitik icaplarını realizm ve aklıselim yolu ile nasıl cevaplandırmak gerektiğini gös­teren tir enstrümandır, değeri herkesçe teslim edilmeye başlanmıştır Taallûk ettiği bölgenin emniyet ve sulhu için bizatihi mevcut değeri ya­nında, andlaşmaya hâkim olan ru­hun, iyi niyetli insanlar nezdinde gittikçe daha ziyade kuvvet ve itibar kazanması siyasî sahada dünya şümul bir kazanç olacaktır.

Andlaşmadan elde edilen neticeler, umulan istikamette olmak itibariyle istikbal için ümidimizi son derece kuvvetlendirmektedir. Bir daimi kita­bet kurulması için yapılan ek andlaşma bu vadide ilk değerli realizasyondur.

Siyasi sahada, andlaşmadan bekle­nen netice dostluk ve işbirliği zihni­yetini daha ziyade kuvvetlendirmesidir. Bunun yollarından en mühimi karşılıklı temasların arttırılmasıdır. Üç devlet Dışişleri Vekillerinin yap­tıkları toplantılardan başka Türk ve Yugoslav parlâmento heyetlerinin ge­cen yıl içinde Belgrad ve Ankarayı ziyaretleri bu feyizli temaslardan biri olmuştur. Yugoslav Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun Ankarayı ziyareti İle bu temaslar en yüksek kademesi­ne yükselmiş olacaktır. Dostumuz Yugoslavyanın mümtaz ve dinamik Dev­let Reisini memleketimizde selâmla­makla büyük bir bahtiyarlık duyaca­ğız.

Bunlara muvazi olarak askeri müte­hassıslarımız da müşterek müdafaa mevzuları üzerinde başarılı incelemeler yapmışlardır.

İktisadi sahadaki gelişmeler iki ta­raflı veçheleriyle mükemmel bir isti­kamet üzerindedir. Meselâ bir Türk ticaret heyeti hâlen Belgrad'da mü­zakerelerde bulunmaktadır. Ancak, an di aşman m hedeflerinden biri bu ikili münasebetleri üç taraflı hale ge­tirmek ve bu suretle üç mümzi dev­letin iktisadî münasebet ve ihtiyaç­larını daha iyi koordine etmektir. He­nüz bu vadide pek esaslı bir adım mevcut değilse bu keyfiyet andlaşma teşkilâtının tamamlanmak yolunda olmasındandır. Teşkilâtı itmam edil­mek üzere olan daimi sekreterlik, muhtelif selksiy onlariyle, bu üçüzlü münasebet mekanizmasını daha iyi işler bir hale getirecektir.

Kültürel sahada da, aşağı yukarı, ay­nı şey söylenebilir. Maamafih bu va­dide daha ileri bir safhada bulunulduğu muhakkaktır. Esasen kültürel münasebetlerin koordinasyonu daha az komplikedir. Karşılıklı talebe tea­tileri. Yugoslav ilim adamlarının Türk arşivlerinde tetkikler yapması, spor temasları, folklorik tezahürler, ka­dınların kendi meseleleri üzerinde temaslar yapması, profesörlerin, ban­kacıların. P.T.T. çilerin ve daha bir­çok ilim ve iş adamlarının yaptıkları temaslar çok faydalı ve semereli ol­muştur. Bunların üç taraflı tezahür­leri de olmuş ve olmaktadır. Bir mi­sal olarak: Andlaşmanın yıldönümü münasebetiyle üç memleket yüksek tahsil gençliğinin organize ettiği ve müştereken Ankarada kutlayacakları Talebe Festivalini bu üçlü kültürel temasların kıymetli bir numunesi ve ilerisi için çok iyi bir müjde sayıyo­ruz.

Bu güzel neticelere rağmen, yukarıda da söylediğim gibi, üçlü münasebetle­rimizi daha verimli ve müstakar bir şekilde organize etmek üzere kurulan daimî sekreterlik sayesinde bu iş hiç şüphesiz çok daha iyi yapılacaktır. Zira üçlü andlaşmanın yalnız siyasî ve askeri sahaya değil aynı zamanda iktisadi, kültürel ve sair sahalara da teşmili âkidlerin gayelerindendir.

Andlaşmanın hâlen oynadığı ve is­tikbalde oynıyacağı role gelince: Bir kere, andlaşmanın en büyük değeri, yine yukarıda söylediğim gibi, aklıse­lim ve realizm yolu ile ihtiyaçları na­sıl cevaplandırmak gerektiğini gösteren, pozitif bir misal olmasıdır. Bu andlaşma üç komşu devlet arasında­ki dostane işbirliği ile Avrupa sulhu­na büyük ölçüde hizmet etmiştir ve etmektedir. Bu suretle de, dünyanın başka yerlerinde aynı icaplar karşı­sında kalanların ne yapmak lâzım geldiğini müsbet delilleriyle gösteren bir numune olduğunu tebarüz ettirmek yerinde olur.

Saniyen, andlaşma, bir kuvvet ve iti­mat kaynağı olmak ve nazik bir böl­genin emniyet ve müdafaa imkânları­nı arttırmak itibariyle bizatihi bir kıymettir. Bu kıymetinin yanında, umumi sulh cephesini de takviye et­mekte, mevcut müttehaz emniyet tertiplerinde pek mühim bir gediği ka­patmaktadır ki bu değeri de birincisi kadar mühimdir. Her iki vadide alı­nan emniyet tertipleri daimi bir te­rakki halindedir ve iki cepheli gay­retler yanyana ve ayrı ayrı inkişaf etmektedir. Bu mes'ut gelişmelerin neticesinde ileride kollektif emniyet sisteminin daha mükemmel bir hale geleceği muhakkaktır. Bu itibarla andlaşmanın ilerideki rolünün daha da mütebariz olacağından asla şüphe etmemekteyiz.»

6 Mart 1954

 

— Ankara :

Türkiyeyi ziyaretle Balkan basını paktı müzakerelerinde bulunan Elen gazetecileri temsilcileri, memleketimizden ayrılırken, Ankara Gazeteci­ler Cemiyeti Başkanlığına şu telgrafı çekmişlerdir.

«Türk topraklarını terkederken, bize gösterilen son derece nazik ve samimî iyi kabulden dolayı teşekkür .etmeği kendimize borç bilmekteyiz. Bu teşek­kürlerimizi, mut ad protokol icapların­dan değil, fakat sizlere ve vatanınıza karşı hissiyatımızın samimi bir İfade­si olarak telâkki etmenizi rica ede­riz.»

— Ankara :

Yarın, Erkânı Harbiyei Umumiye bi­nasında başlıyacak olan Türk, Yunan ve Yugoslav Erkânı Harbiyei Umumiye temsilcileri toplantılarına işti­rak etmek üzere bu sabah Ankaraya gelmiş bulunan Yunan ve Yugoslav heyetleri saat 14.30'da Anıt-Kabri ziyaret ederek büyük Atatürk'ün mane­vî huzurunda saygı duruşunda bulun­muş ve kabre birer çelenk koymuş­lardır.

Yunan ve Yugoslav heyetleri mütea­kiben, Millî Müdafaa Vekili Kenan Yılmaz'ı, Erkânı Harbiyei Umumiye Birinci Reisi Orgeneral Nuri Yamut'u, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Rei­si Orgeneral Zekâi Okan'ı ve Erkânı Harbiyei Umumiye Harekât Dairesi Reisi Korgeneral İsmail Hakkı Tuna-boylu'yu makamlarında ziyaret etmişlerdir. 

— Ankara :

Millî Müdafaa Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Ankara Paktı askerî görüşmeleri Türk, Yunan ve Yugoslav Erkânı Harbiyei Umumiye temsilcilerinin iş­tirakiyle bu sabah saat' '9'da, Erkânı Harbiyei Umumiye riyaseti binasında başlamıştır.

Türk Askeri Heyeti Başkanı Korgene­ral İsmail Hakkı Tunaboylu ve Tüm­general Salih Coşkun' un iştirak ettikleri öğleden evvelki umumi heyet görüşmeleri samimî ve anlayışlı bir hava içinde cereyan etmiş, öğleden sonra tâli komisyon çalışmalarına de­vam olunmuştur.

Ankara Paktının birinci yıldönümü münasebetiyle Yugoslav Dışişleri Ve­kili Koca Popovic de şu beyanatta bulunmuştur:    

«Evvelâ şu hususu belirtmek isterim ki, bu anlaşma, sulhu ve istiklâllerini müdafaa etmek isteyen üç memleke­tin, bu yoldaki gayretleriyle ilgili ola­rak, karşılıklı münasebetlerini sıkı­laştırmak hususunda müessir bir va­sıta olmuştur. Birleşmiş Milletler anayasasına uygun olarak ve tam bir hak müsavatına, üç müstakil memle­ketin güvenliğini ve umumiyetle dün­ya sulhunu takviyeye müsteniden ve hakiki arzu ve ballıca menfaatlerini cevaplandırmak üzere kurulan üçlü pakt ve üçlü işbirliği, âkid memleket­lerin mütekabil faaliyetlerinde önem­li bir mevki işgal etmektedir. Bütün sahalarda üçlü. İşbirliğinin bir yıllık tecrübe ve neticeleri, anlaşmanın is­tikbalde, kendisinden beklenen yapıcı ve sulhsever rolü daha büyük muvaf­fakiyetle oynıyacağı ve Türkiye, Yu­goslavya ve Yunanistan arasında bü­tün veçheleriyle daha büyük bir ya­kınlaşmanın tahakkukuna hizmet edeceği hakkındaki ümitleri haklı çı­karmaktır.»

 

15 Mart 1954

 

— Londra :

Brüksel andlaşması âzası memleket­lerin temsilcileri konferansı bu sabah Dışişleri Vekâletinde çalışmalarına başlamıştır. Fransa, İngiltere, Hol­landa, Belçika ve Lüksemburg temsil­cilerinin iştirak ettiği bu konferans Dışişleri Vekâleti Siyasî îşler Dairele­ri arasında cereyan etmektedir.

Dışişleri Vekâletine   mensup bir sözcünün bugün beyan ettiğine göre, bu konferans beş âkid memleket temsil­cilerine diplomatik görüş teatisine imkân verecek devri bir toplantı ma­hiyetindedir.

İyi haber alan bir kaynaktan belirtil­diğine göre, konferansta bahis konu­su edilecek olan mevzular şunlardan ibarettir: Berlin konferansının neti­celeri, Cenevre konferansını alâkadar eden meseleler ve Birleşmiş Milletler sosyal ve ekonomi konseyinin faali­yeti ile ilgili mevzular.

 

9 Mart 1954

 

— Cenevre :

Avrupa İktisadî komisyonunun 9'uncu oturumu bu sabah, Çekoslovak Heye­ti Başkanı Joseph Ullrich'in riyase­tinde Milletler Sarayında açılmıştır. Başkan, açış nutkunda, birçok hükü­metin milletlerarası gerginliği azalt­mağa matuf gayretlerini arttırdıkları şu anda komisyonun toplanmasından dolayı memnuniyetim belirtmiştir.

Avrupa iktisadî komisyonunun icra heyeti sekreteri Gunnar Myrdal, teş­kilâtın muhtelif komisyonlarında şimdiye kadar elde edilen neticeleri izah etmiş, bilhassa doğu ile batı ara­sında ticaret mübadeleleri üzerinde durmuş ve demişti.

Bütün Avrupa memleketlerinin tica­ret siyasetiyle uğraşan mesul şahısla­rı ve son seyahatim esnasında rastla­dığım Amerikalı   yetkili   şahsiyetler, doğu ile batı arasındaki ticaretin ge­lişmesini iktisadi    siyasetlerinin esas bir unsuru olarak telâkki etmektedir­ler.

Nihayet Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Georges Picot, delegelere, Genel Sekreter Dag Hammarskjoeld'un iyi temennilerini bil­dirmiştir. Avrupa iktisadi komisyonu­nun gelecek toplantısı yarın sabah yapılacaktır.

11 Mart 1954

 

— Cenevre :

Avrupa iktisadî komisyonunun doku­zuncu toplantı devresinde elektrik enerjisi ve mesken komitelerinin sundukları raporların tetkikine başlan­mıştır.

Yugoslav, Belçika, İngiliz, Hollanda, Türk, Fransız, Avusturya, İtalyan ve Sovyet delegeleri, elektrik enerjisi ko­mitesinin çalışmalarına hükümetleri­nin gösterdiği alâkadan sitayişle bah­setmişlerdir. Bu arada, Belçika dele­gesi ve komite başkanı, atom enerji­sinin kullanılması meselesinin de gündeme alınmasını ve komisyonun gelecek toplantısı için bu mevzuda bir rapor hazırlanmasını teklif et­miştir.

 

12 Mart 1954

 

— Cenevre :

Sovyetler Birliği Dış Ticaret  Vekil Yardımcısı    Pavel    Kumikin    bugün Milletler Sarayında 9'uncu toplantısı­nı yapan Avrupa Tfctisaâi Komisyo­nuna Doğu ve Batı Avrupa arasında ticaretin geliştirilmesi mevzuunda bir proje sunmuştur.

Bu proje şu 6 maddeyi ihtiva etmek­tedir:

D  Dış ticareti köstekliyen engellerin ortadan kaldırılması,

2)  Ödeme ve dış.ticaret    mevzuunda uzun vadeli ve çok taraflı anlaşmalar

 aktedilmesi,

3)  Ticarî müşavirlerin istişareler yap­maya davet edilmesi,

4)  İş çevreleri temsilcilerine birbirle­riyle temas imkânlarının sağlanması,

5)  Dış ticarete ait bir bülten   yayın­lanması,

6)  Milletlerarası fuarlar tertiplenme­si.

 

15 Mart 1954

 

—  Cenevre :

Cenevrede Birleşmiş Milletler Sarayında işe başlıyan Avrupa Ekonomi Komisyonu toplantısında Polonya Murahhas Heyeti Başkanı Julhıs Katsuşi söz alarak ticaretin inkişafı için Avrupa Ekonomi Komisyon komitesinin derhal faaliyete geçmesi lüzumunu belirtmiştir. Bilindiği üzere bu komite 1948 yılından beri hiç top­ lanmamıştır.

—  Cenevre :                             

Birleşmiş Milletler Avrupa İktisadî Komisyonundaki Sovyet delegesi Kumikiri, Sovyet Rusyanın Doğu-Batı ticaretini geliştirmeyi gayet tabii ola­rak arzu ettiğini fakat hiçbir zaman bunun Rusyanm harp malzemesi ticareti yapmak istediği mânasına gelemiyeceğini söylemiştir.

Fakat Sovyet delegesi harp malzeme­sinden neyi kastettiğini açıklamamış­tır. Kumikin Demir Perde ile yapıla­cak ticarette hangi maddelerin batı listesine dahil olamıyacağmm kat'î olarak tesbit edilmesi icap ettiğini bildirmiştir.

Kumikin şöyle devam etmiştir:

«Sovyetler Birliği harp malzemesi ti­careti yapmayı istememektedir ve esasen heyetimize bu hususta bir talimat da verilmiş değildir. Fakat son samanlarda stratejik madde mefhu­mu o derece genişletilmiştir ki birçok ihtiyaç maddesini de içine almıştır. Ve artık hangi maddelerin memnu stratejik malzeme olduğunu anlamak müşkül bir hale gelmiştir.

Benim noktai nazarıma göre, ticareti tahdit eden bütün tedbirler ortadan kaldırılmalıdır.»

16 Mart 1954

 

— Cenevre :

Birleşmiş Milletler Avrupa İktisadî Komisyonuna iştirak eden Doğu ve Batı Avrupa memleketleri    delegeleri dün Doğu - Batı ticaretinin lehinde konuşmuşlardır.

İngilterenin dış işlerini tedvire me­mur Devlet Vekili Lord Reading, Do­ğu Avrupa devletlerindeki iktisadî ve ticari değişmelere işaret etmiş ve İn­gilterenin Doğu Avrupa devletleri ta­ralından yapılacak ithalât taleplerini karşılamaya hazır olduğunu bildirmiştir.

Lord Reading, İngilterenin Polonya ile ticarî müzakerelere başladığını ya­kında Çekoslovakya ile de ticarî bağların tesis edileceğini söylemiştir.

Polonya delegesi Julius Suchy de, Polonyanın batı ile ticarî münasebetler kurmak istediğini, fakat bunun batı­lıların Japonyadan yapacağı ithalâta bağlı olduğunu bildirmiştir.

18  Mart 1954

 

— Cenevre :

Avrupa İktisat Komisyonu bugün, İn­giltere ye Sovyet Rusya murahhasları tarafından müştereken sunulmuş olan bir karar sureti tasarısını ittifakla kabul etmiştir. Bu tasanda doğu ile batı arasında ticaretin daha da inkişaf ettirilmesi istenmektedir.

19  Mart 1954

 

— Cenevre :

Birleşmiş Milletler Avrupa" Ekonomik Komisyonunun 9'uncu . oturumunda söz,alan Sovyet Heyeti Başkanı Pavel Kumikin, Sovyet Rusyanın batı mem­leketleriyle ticaretini geliştirmek ar­zusunda olduğunu söylemiştir.

Kumikin, geçen sene birçok memle­ketin, Moskova ile Batı - Doğu ticare­tine yeni bir hız vermeğe matuf anlaşmalar imzaladıklarını hatırlatmış ve Rusyanın batı memleketleriyle ikti­sadi münasebetlerinin şayanı arzu şe­kilde norm ali estirilmesine mani olan birçok tahdidin kaldırılmasını derpiş etmiştir.

— Cenevre :

Milletler Sarayında dokuzuncu devre toplantısını    yapmakta olan Avrupa İktisadî Komisyonu bugün öğleden sonra, Yunan, İtalyan, Yugoslav ve Türk delegeleri tarafından müştere­ken sunulan bir karar sureti tasarısı­nı tetkik etmiştir. Güney Avrupanın iktisadî bakımdan geliştirilmesiyle ilgili olan bu tasarı­da, Avrupa İktisadî Konseyi İcra Sek­reteri aşağıdaki hususları tetkikle va­zifeli bir özel mütehassıs grubunu kurmaya davet edilmektedir:

1   — Güney Avrupanın   iktisadî   ba­kımdan geliştirilmesi meselesinin ga­yet etraflı bir  şekilde tetkiki ve bu bölge memleketlerinin geliştirilmesi, hayat seviyelerinin   yükseltilmesi ve Avrupa ekonomisinin bütünü bakımın­dan tevsiini kolaylaştırması için tav­siyelerde bulunulması.

2  — İstihsal, mübadele ve finansman sahalarında gelişmeyi sağlamak için hangi tedbirleri almanın mümkün ol­duğunun tesbiti.

3   — Bu maksatla yapılan çalışmalar hakkında Avrupa İktisadi Komisyo­nunun 10'uncu toplantısına bir rapor verilmesi.

23 Mart 1954

 

— Cenevre :

Avrupa Ekonomi Komisyonu bu sa­bah 16 oyla, Amerika, Fransa, İngil­tere, Çekoslovakya, Türkiye, Rusya ve Yugoslavyadan teşekkül eden endüs­tri ve başlıca istihsal maddeleri ko­mitesi hususî çalışma grubu tarafından teklif olunan karar suretini kabul etmiştir. Aleyhte oy kullanan ve­ya müstenkif kalan olmamıştır.

Karar sureti, komisyon sekreterini, endüstri ve başlıca istihsal maddeleri komitesinin toplantıya çağırılmasına lüzum olup olmadığı hususunda ilgili devletlerle istişareye davet etmekte ve çelik komitesini, çeliğin kullanıldı­ğı endüstri kollarında çelik istihlâki­nin geliştirilmesi mevzularını tetkik­le sekreterlik tarafından hazırlanmış veya tasarlanmış etüdlerden fayda­lanmak suretiyle sanayide geri kal­mış memleketlerle yapılacak çelik mübadelesi meselesine tesir edebile­cek meselelerin halline teknik yar­dımda bulunmakla vazifelendirmek­tedir.

24 Mart 1954                     

 

— Cenevre :

Avrupa İktisadî Komisyonunun top­lantısında, Komünist Çinin «Birleş­miş Milletler teşkilâtının müzaheretiyle» Avrupa memleketleriyle ticarî müzakerelere girişmesini sağlıyacak bir Sovyet tadil tasarısı reddedilmiş­tir. Bu tasarı Belçika ve Çekoslovakya tarafından sunulan ve Avrupa ile Uzak-Doğu ticaret mütehassıslarının «Birleşmiş Milletler» çerçevesi dahi­linde istişarelerde bulunmasını derpişeden teklifini tadil gayesini gütmekteydi. Sovyet tadil teklifinin beşe kar­şı 11 oyla reddi üzerine Belçika - Çe­koslovakya tasarısı ittifakla kabul edilmiştir.                                  

26 Mart 1954

 

— Cenevre :

Avrupa İktisadî Komisyonunun do­kuzuncu toplantı devresine iştirak eden Avrupa memleketleri temsilcile­ri dün öğleden sonra yaptıkları top­lantıda, 1947 senesinden beri faaliye­tini tatil etmiş olan ziraat meseleleri komitesinin, 21 haziranda içtimaa davet edilmesini kararlaştırmışlardır.

 

19 Mart 1954

 

— Roma :

Milletlerarası muhacir ve mülteci mevzularını tetkik etmek üzere ku­rulmuş bulunan Avrupa Birliği Kon­seyi iki günden beri toplantılarına de­vam etmektedir.    .

Toplantıya Birliğin Reisi Prof. Gökay, İtalyan delegeleri, Almanya Muhacir İşleri Nasırı Oberlender, Almanyadan gelen profesörler, Finlandiya delegesi Fikolo, Fransadan Prof. Vernan ve diğer Avrupa konseyi mümessilleri iş­tirak etmişlerdir.

Söz alan delegeler muhacir işlerini il­gilendiren istatistik, hukuk, iktisat, ziraat, malî, içtimai, gençlik ikametgâhları, sağlık etnografı ve kültür mevzuları üzerinde tebliğler yapmış­lardır.

Birlik. Reisi Prof. Gökay da Türkiye ve diğer memleketlerdeki muhacir mevzuları üzerinde bir konuşma yapmıştır. Prof. Gökay bu konuşmasında şunları söylemiştir:

«Tarihin ve dost İtalyanın ebedî şeh­rinde toplanmaktan duyduğumuz zevki belirtmek ve bize gösterdiğiniz misafir severlik dolayisiyle İtalya hü­kümetine ve teşekkülümüzün İtalya komitesi reisi dostumuz Prof. Cinni ve çalışma arkadaşlarına teşekkürle sözüme başlarken Türkiyede iskân ve mülteci yerleştirmesi işinde elde edi­len neticeleri arzetmek istiyorum:

Bizdeki göçmen ve mültecilerin bir kısmı politik mültecilerdir fei, halen dahi Demir Perde ardasından gelme­ğe devam, etmektedirler. Bunun için  Boğaziçinde Hekimbaşı çiftliğinde bir kamp kurulmuştur.

Milletlerarası teşkilât ve kilise teşki­lâtı bunlara, yardım etmektedir. Bun­dan iki ay evvel Birleşmiş Milletler Yüksek Komiseri İstanbula gelmişler ve bunların vaziyetini incelemişlerdir. Din ve vicdan hürriyetinin azamî serbestisi içerisinde ömürlerini geçi­ren bu mülteciler Türk milletine mü­teşekkirdirler.

Diğer muhacirlere gelince, bu husus­ta Türkiyede iki dernek vardır. Biri Cumhurreisimizin himayesinde Türkiye ve Mültecilere Yardım Derneği­dir ki, bu derneğin son kongresinde Cumhurreisimizin şu sözleriyle çalış­mayı kıymetlendireceğim. Müsaadenizle aynen okuyacağım:

«Tarihimiz; hicretlerle doludur. Hattâ muzaffer olduğumuz kudretli zaman­larda da med ve cezir halinde hicret­lere tesadüf olunur. Bilhassa son iki asır. zarfında, hicret hâdiseleri mille­timiz, memleketimiz için facia halini almıştır. Bütün bunları burada izah etmekte fayda görmüyorum. Çünkü hepsi malûm hakikatlerdir. Son olarak Bulgaristandan kitle halinde hu­dut dışı edilen biçarelere karşı gös­terdiğimiz sıcak kabul ve millî alâka bize bu işdeki çalışmalarımızın en ba­şarılısını temin etmiştir.

Biz bu çalışmalarımızla göçmen isle­rine yeni bir düzen vermiş olduk. Hu­susî ve resmî gayretlerimizle bu zavallı ve mağdur kimselerin, göz yaşla­rını silmeye ve hemen hepsini mes­ken ve iş sahibi yapmaya muvaffak olduk. Bu hakikati ifade ederken duy­duğum bahtiyarlık sonsuzdur. Bu mühim, netice ve elde ettiğimiz başan ile ancak meselenin birinci safha­sını tamamlamış oluyorsunuz. Halbu­ki, istikbale ait daha vazifeniz ola­caktır. Memleketimiz, bugünkü nüfu­sun en az bir misli fazlasiyle 40-50 milyon nüfusu mes'ut ve müreffeh bir şekilde geçindirebilecek imkânlara maliktir.

Yurdumuzun daha emniyetle müda­faası için de fazla nüfusa ihtiyacımız vardır. Diğer taraftan sınırlarımızın dışında, memleketimize gelmek, bu vatanın sadık evlâdı olmak isteyen milyonlarca ırkdaşımız vardır. Bu bakımdan bizim göçmen politikamız da­hilî ve haricî cephesiyle büyük önem taşır. Bugün varılan mes'ut neticeyi gördükten sonra ben şu duygunun te­siri altında kaldım. Keski Bulgaristandan daha fazla göçmen gelse idi. Biz onları da bağrımıza   basar, birer istihsal unsuru yapardık diye düşü­nüyorum.

Göçmen atom bugün için durmuştur, fakat yarın hâdiselerin ne şekilde te­zahür edeceğini bilemeyiz. Hazırlıklı olmalıyız. Bugün dahi göçmen sıfatiyle memleketimize gelen ve gelmek isteyen kimselere rastlanmaktadır, bunlara da yardım elimizi her halde uzatmağa mecburuz. Son söz olarak vazifesini iyi yapmış ve bundan dola­yı vicdan huzuru içinde bulunan eski heyeti takdir ederken yeni heyete de başarılar dilerim.

Türk göçmenlerine yardım mevzuunun bizim için millî, dünya için po­litik, insanlık için içtimaî bir dâva olduğuna inanıyor ve insanlık için istir rap yıllarının sona ererek saadet dev­resinin başlamasını candan diliyoruz. Hepinizi hürmetle selâmlarım.»

22 Mart 1954

 

— Madrid :

Zeytinyağı müstahsili Akdeniz devlet­leri konferansı bu akşam İspanya Zi­raî Araştırma Enstitüsünde İspanyol Tarım Vekili tarafından açılmıştır. Bu konferansa İspanyol, İtalyan, Fransız, Portekiz, Suriye, Lübnan, Mı­sır ve Türk temsilcileri katılmaktadır. Konferansın gayesi bir «Akdeniz Zey­tinyağı Sanayii Birliği» kurmak imkânlarını araştırmaktır.

24 Mart 1954

 

— Madrid :

İspanya Dışişleri Vekâleti ile ilgili «Ya» gazetesinin Madrid'de toplanan zeytinyağı müstahsilleri konferansına ayrılan, bir başyazısında şöyle deni­yor:

«Zeytinyağı istihsal eden memleketler arasında sağlam temellere dayanan bir işbirliği temini sadece bir zaruret veya iktisadî münasebetlerin icabettirdiği bir anlaşma değildir, bu, eski Akdeniz ailesinden kalma ortak bir mirasın müdafaasıdan. Bu aile bugün İspanyada bir masa etrafında toplan­mış bulunuyor.»

Gazete, son yıllarda İspanyanın bir Akdeniz Yağcılar Birliği kurulması yolunda sarfettiği gayretlere işaret ettikten sonra şunları yazıyor:

«Her aile çevresinde zaman zaman az veya çok kaim anlaşmazlık bulutları belirir, hattâ bazen fırtına bile kopabilir, fakat anlaşmazlık daima geçici­dir. Kan, güneş, ışık, şarap ve yağ Akdeniz ailesini birleştiren esas bağ­lardır. Bu eski ailenin temsilcilerini yabancılar yerine koyamayız. Akdeniz ailesine mensup olduğumuz için çok büyük bir gurur duyuyoruz ve temsil­cilerine çalışmalarında başarılar diliyerek kendilerini kardeşçe selâmlıyo­ruz.»

26 Mart 1954

 

— Madrid :

Pazartesi günündenberi burada top­lanmakta olan, zeytinyağı müstahsili memleketler konferansı dün akşam mesaisine son vermiştir.

Konferansta ittifakla kabul edilen raporun başlıca noktaları şunlardır:

1 — Portekiz de dahil olmak arasında bir müstahsil memleketler birlik kurulması,

2  — Zeytinyağı stoklarına mahreç bulmakla mükellef bir konseyin ih­dası,

3  — Zeytinyağların milletlerarası tas­nife tabi tutulması ve dünyanın her tarafında tek tip bir kontrat metni­nin hazırlanması,

4   — Zeytinyağ istihlâkini teşvik içinbir propaganda ve hakem komisyo­nunun teşkili.

 

1 Mart 1954

 

— Seul:

Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee bugün merkezde yapılan 3000 kişilik bir nümayişte Kore mütarekesine hücumda bulunmuştur.

Rnee bu anlaşmanın «utanılacak bir teslimiyet» olduğunu ve Korenin bir­leştirilmesi İçin muhakkak kuzeye yürüyeceğini söylemiştir.

— Panmunjön :

Kore mütareke anlaşması mucibince sivillerin mübadelesine bu sabah baş­lanmış ve çoğu Tatar olmak üzere 19 kişi komünistler tarafından Birleşmiş Milletler Kumandanlığına teslim edil­miştir.

Kuzey Koreye dönmek isteyen 37 Ko­reli yarın komünistlere teslim edile­cektir.

Bugün hürriyete kavuşan ve yaşları 1 ilâ 72 arasında bulunan siviller 1950 de komünist tecavüzü sırasında kuze­ye zorla sürüklenmişlerdir. 15 kadın ve bir çocuk olan siviller Rus yapısı kamyon ile evvelce harp esirlerinin mübadele edildiği hürriyet kapısına gelmişlerdir.

Mavi gözlü çocuğunu bağrına basan 33 yaşında bir Tatar kadını «Nihayet kurtuldum,» diye bağırmıştır.

İade edilenlerden 11 i Tatar Türkle­rinden olup memleketlerinden sürü­lerek Mançuryada yaşamağa mecbur edilmişler nihayet Seul'e gelebilmiş­lerdir.

3 Mart 1954

 

— Pusan :

Yedi    senedenberi     Sovyet    çalışma kamplarında kaldıktan sonra memle­ketine dönen 38 yaşında bir Koreli, Rusyada daha 3000 esirin açlık, has­talık ve yalnızlıkla ümitsiz bir müca­deleye giriştiğini söylemiştir.

Bu Koreli esire göre, 'kamplarda 100 Japon ve 50 Koreli harp esiri bulun­maktadır. Amerikalı veya İngiliz esiri görmediğini söyliyen. Koreli, kamp­larda berbat bir çorba ile günde 400, sonraları 600 gram ekmek verildiğini anlatmış ve esirlerin ümitsiz bir hal­de bulunduklarını söylemiştir.

— Tokyo:

Pyongyang radyosunun bildirdiğine göre, Kuzey Kore hükümeti Asya me­selelerinin görüşülmesi için 26 nisan­da toplanacak olan Cenevre konfe­ransına iştiraki kabul etmiştir.

5 Mart 1954

 

— Glenwood Springs (Cılırado) :

Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee komünistlere karşı milletlerara­sı mücadele hususunda bugün beş maddelik bir program teklif etmiştir.

Rhee bu teklifi, emekli Amerikan yüzbaşılarından Eugene Guild'e gön­derdiği bir mektupta ileri sürmüştür.

Guild'in yazdığı bir mektuba verdiği cevabında Rhee, komünizmle savaş­mak için cihanşümul bir hareketin meydana gelmesi gerektiğini söyliyerek, eğer alemşümul ruh tek bir teş­kilât halinde birleştirilecek olursa ne muazzam bir kuvvet meydana gelir demekte ve şöyle devam etmektedir:

«Biz, komünist aleyhtarı milletlerara­sı bir mücadele teşkilâtı haline inkı­lâp edeceği ümidi ile böyle bir harekete hız vermek emelindeyiz. Bir takım Doğu Asya memleket ve halkı bi­zi desteklemektedir. Sizlerin de, bu­lunduğunuz yerlerde buna benzer ha­reketler vücuda getirebilmeniz için . programımızın şu esas noktalarını bildirmek isterim:

1   — Mahallî komünist   aleyhtarı ce­miyetlerin teşkilâtlandırılması ve ev, yurt, camia ve hükümetlerini komünist sızmalarından ve telkinlerinden koruyacağına söz verenlerin âza olarak alınması,

2   — Buna benzer grupların, memle­ketinizde    ve    diğer    memleketlerde meydana getirilmesi,

3 — Bu gruplara mensup her üyenin yeni azalar' kaydetmek, komünizme karşı mücadeleyi diğer teşkilâtlara ve camianın bütün kısımlarına ulaştır­mak hususunda teşvik görmesi.

4   — Komünizm propagandası ile aldatılmış olanları kurtarmak ve yeni­den hak yoluna getirmek için mümkün olan her türlü çare ve yollara başvurmak, komünizm tehlikesine karşıgafil olanlara, kandırılanlardan ve kızıl totalitercilere yeni yeni köleler arayanlardan uzaklaşmalarını ihtar etmek,

5   — Gazete, radyo ve   televizyonlar­dan istifade ile bunların    yardımını temin etmek.

Rhee mektubuna şöyle nihayet ver­mektedir: «Kanaatimce, komünizmle, salgın hastalıkla mücadele edercesine uğraşmalıyız.»

9 Mart 1954

 

— Tokyo :

Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Genel Karargâhından bildirildiğine göre, Güney Kore hükümeti askerî mütare­ke komisyonunu boykot etmek kara­rını geri almıştır. Hükümet bu ko­misyon nezdine General Lim Sun Ha'yı tayin etmiş bulunmaktadır.

Güney Kore hükümeti mütarekeye muhalefetini ifade etmek için askerî komisyonu boykot etmişti. 

— Seul :

Güney Kore Dışişleri Vekili Pyung Yung Tae, hükümetinin Cenevre kon­feransına iştirake karar vermeden önce Birleşik Amerika'dan «yazılı te­minat» istediğini bildirmiştir.

Güney Kore hükümeti şu hususları önceden bilmek arzusundadır:

1 — Sovyetler Birliğinin    ve   Çinin konferanstaki hakikî rolleri   ne ola­caktır?

2 — Müzakereler yuvarlak masa esa­sına dayanarak mı, yoksa iki taraflı mı cereyan edecektir ve Kore meselesi ön plâna alınacak mıdır?

3 — Konferans müddeti 3 ay olarak tespit edilecek midir?

10 Mart 1954

 

— Panmunjon :

Birleşmiş Milletler Kumandanlığı dün komünistleri, ellerinde bulunan bü­tün Güney Korelileri bildirmeyerek mütareke anlaşmasını ihlâl etmekle itham etmiştir.

— Seul:

Güney Kore Mukabil Casusluk Teşki­lâtı Şefi General Kim Chang Kyong bugün burada verdiği beyanatta, Komünist Gerilla'ların elebaşını ele ge­çirmek için yapılan taramalarda.Gü­ney Korede faaliyette bulunan baş tethişçilerden biri olduğu samları bir Kuzey Koreli generalin Taegu'da 21 ocakta esir edildiğini bildirmiştir.

Nam Da Bu adındaki Kuzey Koreli generalin hususî surette yetiştirilip harbin ilk günlerinde Güney Koreye gizlice sokulmuş olan 700 çetecinin başı olduğu anlaşılmıştır.

Esir general 1951 de Pusan'daki Gü­ney Kore ordularının cephaneliğinin havaya uçurulmasında başlıca rolü oynamış, emrindeki Gerillar son iki sene zarfında Kore köylerini basıp, yağma ederek yakmışlar, 1800 polisi,
Güney Kore askerini ve köylüyü öl­dürmüşlerdir.

Kuzey Koreli general Tokyoda Nihon Üniversitesinden mezun olmuş, Ku­zey Korede Gerilla Mektebinde Yeral­tı Dördüncü Bölge Grup Kumandanı olarak casusluk tahsili görmüştür.

— Seul:

Bir Güney Kore sözcüsü, Cenevre konferansının, komünist birliklerin Kuzey Koreden çekilmesi ile neticele­neceği temin edilirse, hükümetimiz konferansa memnuniyetle katılacak­tır» demiştir.

Sözcü Hong Ki Kari şunları ilâve et­miştir :

«Güney Kore hükümeti, her şeyden önce Kore birliğinin temini ile alâka­lıdır. Binaenaleyh bize, konferans neticesinde Kızıl Çin birliklerinin Ku­zey Koreden çekileceğine dair temi­nat verilmelidir.

Eğer bu konferans da daha evvelki müzakereler gibi vakit kazanmak için bir hile ise, böyle bir toplantıya iştirak edemeyiz,»

— Seul :

İleri gelen Amerikan ve Güney Kore şahsiyetleri dün Reisicumhur Singman Rhee'nin evinde bir saat süren bir görüşme yapmışlardır.

İyi haber alan çevrelerden bildirildi­ğine göre, toplantıda Korenin askerî vaziyeti gözden geçirilmiştir.

Güney Kore liderleri, hava ve deniz birliklerinin, Güney Kore kara ordu­su ile aynı derecede gelişme kaydetmediğinden şikâyet etmişler ve bu birliklerin takviyesini talep etmişler­dir.

Birleşik Amerikanın Uzak-Doğu Ku­mandanı General John Hull ve Bü­yükelçi Ellis Briggs'in iştirak ettiği bu toplantıda bahis mevzuu edilen hususlar şunlardır:

1 — Asya milletleri arasında komü­nist aleyhdarı askerî pakt .kurulması,

2 — Hindiçinideki Vietnam kuvvetlerini desteklemek için bir Güney Ko­re tümeninin gönderilmesi teklifi.

3 — Kore kanunlarına aykırı hareket eden Birleşmiş Milletler birlikleri mensuplarının muhakeme edilmesi ve cezalandırılması için Güney Kore-ye yetki verilmesi.

11 Mart 1954

 

— Seul :

İçlerinde kadın ve çocuklar da bulu­nan 600 den fazla Güney Koreli bu­gün Seul'un mahallelerinde ağlaya­rak yaptıkları toplantıda Birleşmiş Milletlerden Kuzey Korede bulunan sivil Güney Korelilerin memlekete dönmesini temin için kesin bir hare­kette bulunmasını istemiştir.

Söz alan hatipler, komünistlerin 19 yabancıyı iade ettiklerini fakat Gü­ney Korelilerden bir tek kişi dahi göndermediklerini belirtmişlerdir. 1950'de komünistlerin, geri çekilirken kuzeye 80.000 Güney Koreli götürdükleri tahmin edilmektedir.

— Tokyo :

Birleşik Amerika hava kuvvetlerin­den bugün, bildirildiğine göre, ateş kes ilânından beri, Koreden ikinci defa olarak ,bir Amerikan Taktik Ha­va Birliği geri alınmış ve Japonyada Nagayada Komafei hava üssüne naklolunmuştur.

26 Mart 1954

 

— Seul :

Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee bugün 79'unca doğum yıldönümünü idrâk etmiştir.

Bu münasebetle yaptığı konuşmada Rhee, sadece bir tek hediye istediğini, onun da kızılların barışı ihlâl edemiyecekleri hür bir dünya olduğunu söylemiştir.

Rhee batılı devletleri ikaz ederek Rusya ve peyklerinin ancak kuvvetle durdurulabileceklerini  İfade etmiştir.

Başkan Singman Rhee bugün verdiği  bir beyanatta, kendisini kaydı hayat şartiyle    Reisicumhurluğa    getirmeyi derpiş edecek anayasa tadilâtını kabul etmiyeceğini bildirmiştir.

Bilindiği üzere Güney   Kore Cumhu­riyeti anayasası Reisicumhurların iki devreden fazla başkanlıkta kalmalarını Öngörmemektedir.

 

8 Mart 1954

 

— Washington :

Avrupa müttefik ordular kumandanı General Alfred Gruenther, Kuzey At­lantik paktı kuvvetlerinin son bir se­ne zarfında büyük bir terakki kaydet­tiğini söylemiş ve demiştir ki:

Nato silâhlı kuvvetleri üç sene evvel­kine nisbetle üç dört misli artmıştır. Bununla beraber Avrupada Sovyet tecavüzü tehlikesini tamamiyle orta­dan kaldırmak için daha da kuvvet­lenmek zorundayız. Batı Almanya birliklerinin Avrupa kuvvetlerine iltihakı bizi istediğimiz neticeye ulaştıracak­tır.

1951 de Avrupada 15 hava meydanı­mız varken bu adet bugün 120 ye çık­mış bulunmaktadır. Atom topu birlikleri müdafaa kuvvetlerimizi arttır­mıştır.

Nato liderleri şimdi, güdümlü füzeler gibi, yeni silâhların tatbik mevkiine konulmasına çalışmaktadırlar.

— Ankara :

Milli Müdafaa Vekâleti temsil büro­sundan bildirilmiştir:

1954 yılı içinde programlanmış Nato hava savurma denemelerinin en mühimlerinden birini teşkil eden «Shield 1» tatbikatı başlamış bulunmaktadır.

General Schlatter'in kumandasındaki Napoli Güney ~ Avrupa müttefik ha­va kuvvetleri karargâhına sabahın erken saatlerinde gelen raporlarda ge­neralin idaresindeki tatbikata ait ma­lûmat verilmekte ve bütün Akdenize yayılmış millî hava savunma kuvvet­lerinin bizatihi alarmlarını müteakiben manevraların başladığı bildirilmektedir.

Bu 6 günlük tatbikata iştirak eden millî kumandanlar bu sabah esas ha­rekâtın Atina, Malta, Ankara ve Ro­ma etrafında temerküz ettiğini teba­rüz ettirmişlerdir.

Düşman kuvvetleri Yunanistan, İtal­ya, Türkiye ve Maltada birçok hedef­lere hava hücumlarında bulunmağa gayret etmişlerdir. Fakat, taarruz kuvvetlerinin muvaffakiyetle önlendi­ği bildirilmektedir.

Muhtelif millî kuvvetlerini birbirle­riyle Airsoush karargâhı yolu ile bağ­layan muhabere tesislerinin çalışma­sı mükemmeldir.

— Ankara :

Paristeki Nato devletleri hava müşa­viri Tümgeneral Dechausse, hava kuv­vetleri tesislerimizde tetkiklerde bulunmak üzere, bugün saat 14 te İzmirden uçakla şehrimize gelmiştir.

General Dechausse, Etimesgut sivil hava alanında, hava kuvvetleri kur­may başkanı, harekât başkanı, haber başkanı, Nato bürosu başkanı ve Fransız ataşesi tarafından karşılan­mıştır.

22 Mart 1954

 

— Paris :

Nato Hava Kurmay başkanları, Av­rupa müttefik kuvvetleri başkomuta­nı General Alfred Gruenther ve Ha­vacılık meselelerinde yardımcısı olan General Aauris Lorstadt'ın başkanlı­ğında bu sabah «Shape» teşkilâtı binasında toplanmışlardır.

Toplantıda Batı Avrupanın hava müdafaasına ait meseleler ve Nato hava kuvvetlerinin kullanılış şekilleri hakkındaki tasarılar görüşülmüştür.

29 Mart 1954

 

— Paris :

Atlantik paktı Avrupa kuvvetleri baş­kumandanı general Alfred M. Gruenther, Canadian Broadcasting Corporation tarafından yayınlanan be­yanatında, Avrupa savunma camia­sının yerini tutacak başka bir hal tar­zı olmadığını ve Avrupa savunmasına Almanların da yardım etmeleri lâzım geldiğini söyledikten sonra Amerikanın hava kuvvetlerinden bahisle bu kuvvetlerin tepkili B-47 tipinde bom­ba uçaklarına sahip bulunduklarını, bu uçakların gerek sürat gerekse me­safe katetme bakımından en mükem­mel uçaklar olduklarını, buna muka­bil Sovyetlerin elinde bulunan ve Amerikalıların B-29 tipi uçaklarının bir kopyası olan T.U.4 tipi uçakların modası geçmiş telâkki edilebilecekleri­ni, bunların Amerikaya kadar uçup bomba atabileceklerini ve fakat geri dönemiyeceklerini açıklamıştır.

Amerikanın, âni misilleme ve yeni si­lâhlara istinad eden modem strateji mefhumu karşısında Atlantik kuvvetleri genel karargâhının ne gibi tet­kiklerde bulunduğuna dair sorulan bir suale karşı General Gruenther Atlantik Paktı kara kuvvetlerini a-zaltmak gibi bir ihtimalin hiç olmaz­sa aylarca sürecek bir tetkike ihtiyaç gösterdiğini söylemiştir.

Muhtemel bir tecavüze karşı Atlantik kuvvetlerinin takip edecekleri taktiğe gelince, General Gruenther bu takti­ğin sadece müdafaaya inhisar etmiyeceğini çünkü mukabil taarruzun da, sadece müdafaaya nazaran, faydala­rı bulunduğunu bildirmiştir.

Nihayet Atlantik Faktı teşkilâtının Doğu Akdeniz cenahı ile Orta-Doğudaki İngiliz kumandanlığı arasındaki münasebata dair sorulan bir suale cevaben General Gruenther şöyle de­miştir:

Atlantik  savunma    teşkilâtının    sağ cenahı basılırsa durum ciddi olur, fa­kat bu kesimde kâfi kuvvet bulundu­rulacağını ümit ediyorum.

General Gruenther Türk ordusunun kahramanlığını Övdükten sonra, Orta Doğuda devam eden ihtilâfların pek yakında bertaraf edileceği ümidi­ni izhar etmiş ve bir bölgenin müda­faası diğer bir bölgenin müdafaasın­dan ayrı tutulamaz demiştir.

General sözlerini şöyle bitirmiştir: «Sulhe kavuşacağımızı ümit ediyo­rum, zira müdafaamızı kuvvetlendirdikçe tecavüzü pahalıya mal edeceği­miz anlaşılır ve bu suretle muhtemel tecavüz vuku bulmıyabilir. Bu kolay bir iş değildir, fakat elbette ki bir ça­resini bulacağız.»

30 Mart 1954

 

— Paris :

Bugün NATO karargâhında gazeteci­lere batının müdafaa meseleleri hak­kında izahat veren NATO kumanda­nı General Alfred Gruenther, Ruslar ilk hidrojen bombasını atmağa mu­vaffak olsalar dahi batının Sovyetler Birliğini mağlûp etmeye muktedir ol­duğunu söylemiştir. Gruenther aynı zamanda baş yardımcısı Fransız Mareşali Alphonse Juin'e serzenişte bu­lunarak Avrupa müdafaa birliğinin tahakkuk edeceğini, Avrupa ordusu andlaşmasında Almanyanın silâhlan­masından daha münasip bir hal ça­resi bulunmadığını ifade ederek demiştir ki:

«Almanyanın batı müdafaasına işti­raki Avrupa müdafaa birliği içinde kolaylıkla tahakkuk edecektir.»

Hidrojen bombası tesirlerine karşı Avrupa müdafaasının ne olduğu sua­line cevap veren General bu mevzuda en mühim meselenin bombanın ata­masını önlemek olduğunu soyliyerek demiştir ki:

«Bombanın asken birliklerimiz yahut şehirlerimiz üstüne atılması son dere­ce vahim bir netice doğurabilir, fakat bizim de tahrip edici kudretimiz son derece üstündür. Bir tecavüze maruz kaldığımız takdirde mukabelemiz düşman hücumunun çok daha fev­kinde olacaktır.

General Gruenther Rusların henüz Amerikan yapısı B—47 atom bombar­dıman uçağına mukabil bir uçak yapamadıklarını, bunun için hummalı bir gayret sarfetiklerini, birkaç sene­ye kadar bu tip uçaklar yapmalarının mümkün olduğunu söylemiş, Kuzey Atlantik Paktı ittifakının başlıca iki mühim mesele ile karşı karşıya oldu­ğunu ifade etmiştir.

1   — NATO üye devletleri gayet geniş bir saha üzerine dağılmış bulunmak­tadırlar, hava müdafaası, bilhassa ra­dar ve diğer keşif sistemlerinin bir­ birlerine son derece bağlı olmaları icabetmektedir.

2   — NATO'ya    dahil 14 memleketin hepsi de yedek er ve subay talim, ter­biyesini ihmal ettikleri için kabahat­lidirler. Yedek meselesi stratejik Öne­mi haiz bir konudur.

General Gruenther büyük Türk or­dusuna olan hayranlığını tebarüz et­tirerek Orta-Doğu memleketlerinin bu hayatî önemi haiz bölgenin müş­terek güvenliğine katılmak için ara­larındaki ihtilâfları halledecekleri temennisinde bulunmuştur.

General Gruenther şu sözlerle beya­natına son vermiştir:

«Sulhu temin edeceğimizden eminim. Müdafaamızı sağlamlaştırmakla ta­arruzu öyle İmkânsız bir hale getireceğiz ki böyle bir hücum hiçbir za­man vaki olmayacaktır. Muhakkak ki bu kolay bir iş değildir. Fakat başar­mak için bütün imkânlara sahibiz.»

 

2 Mart 1954

 

— Paris :

Federal Almanya Başvekili Konrad Adenauer Fransaya müracaatla, as­kıda kalan Saar ihtilâfını halletmek üzere yakın bir tarihte bir toplantı yapılmasını teklif etmiştir. Fransız Dışişleri Vekâletinden de bugün bildirildiğine göre, Almajı Başvekilinin bir hafta içinde Fransız Dışişleri Ve­kili Georges Bİdault ve görüşmesi uzak bir ihtimal değildir.

Yıllardan beri, Fransız - Alman mü­nasebetlerini zehirlemiş olan Saar dâvası, halen Fransız Millî Meclisin­de bir karara bağlanması gerçekleş­meğe yüz tutan Avrupa ordusu andlaşmasının maruz kaldığı en son engellerden biridir.

Adenauer'in Saar meselesinin acilen hallini istediğini açıklıyan, Fransız Dışişleri Vekâleti sözcüsü, «Bundan sonra iş, Adenauer - Bidault görüş­mesi için muayyen bir yer ve tarihin tesbitine kalıyor. Maamafih, iki dev­let adamının mart sonlarına doğru Avrupa Dışişleri Vekillerinin Brükselde yapacakları toplantıda görüş­meleri mümkündür» demiştir.

4 Mart 1954

 

— Paris :

Fransız Müdafaa Vekili- Rene Pleven dün yaptığı konuşmada, Cenevrede Uzak - Doğu görüşmelerinden Önce Fransanın Hindicimde kızıllarla hiç bir müzakereye girmiyeceğini söyle­miştir. Pleven'in, Vekiller Heyetine Hindicini hakkında nikbin bir rapor verdiği sa­nılmaktadır.

— Paris :

Dışişleri komisyonu önünde Berlin konferansı hakkındaki düşüncelerini açıklıya.n Dışişleri Vekili Georges Bidault şunları söylemiştir:

«Berlin konferansı, tarafların duru­munda hiçbir değişme olmadığı hal­lerde bile sulh içinde beraber yaşama imkânının mevcut olabileceğini ispat etmiştir.»

Dışişleri Vekili, Cenevre konferansı hakkında da şu hususlara işaret et­miştir:

«Hiçbir şekilde bir beşli konferans ba­his mevzuu değildir. Komünist Çin bu konferansta davet eden değil, edilen mevkiindedir. Asya anlaşmazlık­larını halletmek yolunda almış oldu­ğumuz kafi karar değişmemiştir.»

5 Mart 1954

 

— Paris :

Sovyet Dışişleri Vekili Molotof un dün yayınlanan beyanatı Fransız siyasî çevrelerinde hayal sukutu yaratmış­tır. Bu çevreler, Sovyet Vekilinin dün­ya gerginliğinin izalesini hedef tutan iki milletlerarası konferans arasında bu kadar tecavüzkâr sözler söylemiş olmasını garip bulmaktadırlar.

Molotof un Kuzey Atlantik Paktına olduğu kadar Fransanın «müstemlekeci siyasetine» de tecavüzde bulunduğu nazarı dikkati çekmektedir.

Molotof'un, bunca ithamkâr ve ol­dukça şiddetli bir lisanla söylenmiş sözlerinden sonra bir de milletlerara­sı gerginliğin izalesi yolunda Sovyet Birliğinin mümkün olan her türlü gayreti göstermekte olduğunu ifade etmesi hayretle karşılanmıştır.

Molotof'un nutku dikkatle incelendi­ği takdirde, NATO teşkilâtı hakkında, Berlin konuşmalarında olduğundan daha şiddetli bir lisan kullanmış bu­lunduğuna işaret eden çevreler, Sov­yet Dışişleri Vekilinin Avrupa güven­liği plânı hususunda 10 şubatta irad ettiği nutukta beyan ettiği fikir ve delilleri ileri sürmüş bulunduğunu belirtmektedirler.

Paris çevreleri, Cenevre konferansın­dan evvel Sovyet Birliği idarecilerinin böyle bir beyanatta bulunmaktan çe­kineceklerini zannetmekte oldukları­nı belirtmektedirler.

— Paris :

Cumhurreisi Rene Coty ile Dışişleri Vekili Georges Bidault Fas Sultanına birer telgraf göndererek bu akşam yapılan suikastten dolayı teessürleri­ni bildirmişler ve kazayı atlattığın­dan dolayı memnuniyetlerini izhar etmişlerdir.

— Lyon :

Millî Meclis Fahrî Başkanı ve Lyon Belediye Reisi Edouard Herriot'nun imzasını taşıyan ve Avrupa savunma camiasını tafebih eden bir vesika iki gün evvel basma verilmiştir.

Bugün Herriot aşağıdaki tebliği ya­yınlamıştır :

Bazı kimselerin, Bonn anlaşmalarına karşı 14 mayıs günü bir nümayişe hazırlandıklarını haber alan Lyon Be­lediye Başkanı, bu anlaşmalara mu­halif olduğunu teyit eder, fakat hâdi­se çıkarmak ve güdülen hedefe zarar vermek tehlikesini arzeden her türlü gösterişin aleyhindedir.'

— Paris :

Fransız Başvekili M. Joseph Laniel, parlâmento dışı ticaret    komitesinde irad ettiği bir nutukta şöyle demiştir:

«Memleket dışında ticarî mahreçler ele geçirmek bahsinde beynelmilel re­kabete günün birinde bizzat memle­ketimizde karşı koymağa hazır bu­lunmalıyız.»

Ticari mübadelelerde tedricî liberas­yon meselesini bahis mevzuu eden M. Laniel, diğer milletlerinkiyle rekabet edebilmek için henüz pek zayıf du­rumda bulunan bazı Fransız istihsalâtını korumanın hükümetin vazife­lerinden olduğunu işaret ettikten sonra şunu ilâve etmiştir: «Evet bili­yoruz, kapalı bir daire içinde ilânihaye yaşamak dünyadaki ananevi mevkiimizi tekrar elde edebilmek için bir çare değildir.»

M. Liniel nutkunun burasında, «Her tüccarın kendi muvaffakiyetini an­cak sarfedeceği mütemadi gayretten bekliyebileceğini» işaret ettikten son­ra sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Hükümet, profesyonel ticaret teşki­lâtının, gerek Fransanm refahında gerekse Fransız ticaretinin âlemşü­mul bir mahiyet almasında oynaya­bileceği büyük rolü müdriktir ve te­mennisi bu rolün hakkiyle ifa edil­mesidir.»

— Paris :

Millî Mecliste Hindiçinî meselesinin müzakeresi esnasında söz alan Sos­yalist Daniel Mayer, Hindistan Başvekili tarafından Hindiçinîde ateş kes lehinde yapılan müracaata Fransa hükümetinin henüz cevap vermemiş olmasından teessürlerini bildirmiş ve Fransa hükümetinin bu mahiyetteki tekliflere yalnız cevap vermekle kal­mayıp aynı zamanda bu gibi teklifleri teşvik etmesi lâzım geldiğini söyle­miştir.

Hatip sosyalistlerin Hindicimde dai­ma barış taraftarı olduklarını hatır­lattıktan sonra Vietnam halkını lâyıkı veçhile temsil etmeyen Vietnam hükümetini tenkit etmiş ve demiştir ki:

Fransa Nehru'nun talebine cevap vermelidir, zira bunu yapmakla Fransız milletinin arzusuna uymuş ve vazifesini yerine getirmiş olacaktır.

Komünist Giovani, Hindicini harbini Fransa ve Birleşmiş Milletler anayasasına aykırı olarak vasıflandırmış ve Cenevre konferansından evvel Hin­dicimde ateş kesilmesi lehinde müza­kerelere girişilmesini derpiş etmiştir. Terakkiperver Gilbert aynı fikri mü­dafaa etmiştir.

Saat 15.40'da kürsüye Laniel gelmiş­tir.

Laniel, Fransız siyasetinin ana hat­larını hatırlatmış ve demiştir ki:

Geçen 27 ekimde Millî Meclis müza­kereleri neticesinde kabul edilen tak­ririn 4 noktası şunlardır:

1  — Ortak devletlerin silâhlı kuvvet­lerini arttırmak,

2  — Hür milletlerin gayretlerinde muvazene temin etmek,

3  — Ortak devletlerin Fransız birliği içinde müdafaa, ve bağımsızlığını ta­hakkuk ettirmek,

4  — Müzakere yoluyla Asyada umu­mi bansa varmak için elinden geleni yapmak.

İste bugün bahis mevzuu olan budur. Fakat önce şunu bilmek lâzımdır: «Kiminle müzakere edeceğiz?» Fransanın muarızları tarafından ileri sü­rülen ateş kes tekliflerini müzakereye hazır olduğumuzu bildirdik ve bunu üç defa tekrarladık. Hiçbir cevap ala­madı. Vietmin'in tepkisinin propa­gandadan başka bir şey olduğunu ve Vietmin'in nivetlerinde bir değişiklik husule geldiğini gösterecek herhangi bir emare mevcut değildir.

Laniel, hükümetinin, Asyada umumi barışın kurulmadı için ilgili bütün devletlerle bir hal çaresine varmaya çalıştığını hatırlatmış ve demiştir ki:

Çinin, rejimini kuvvetlendirmek için barışa ihtiyacı yok mudur? İhtilâfın uzaması genişlemesine yardım edecek mahiyette değil midir? Müzakere, Çin için kayda değer faydalar temin etmiyecek midir?

Ruslara gelince, onların barış arzusu daha mı azdır? Müzakereleri daha geniş bir çerçevede, Pekin ve Mosko­va hükümetlerinin de iştirakiyle mü­talâa etmenin faydalı olduğu kanaa­tinde idik. Bu sahadaki diplomatik hareketimizin esasları bunlar idi.

Başvekil Nehru'nun Hindicimde ateş kesilmesi lehindeki beyanatını hatır­latan Laniel şöyle demiştir:

Bizden, barış hedeflerimizi tasrih et­memizi ve ne şekilde bir barış istedi­ğimizi bildirmemizi talep ediyorlar. Cevabım şudur ki, kâfi teminat elde etmedikçe, askerlerimizi ve dostları­mızı tehlikeye sokacak mahiyette bir «Ateş kes» şekline bürünecek her tür­lü tasarıyı kabul edilemez telâkki edi­yoruz.

Nehru'nun, teklifini ileri sürüş tarzı, bu teklifi, bir aracılık olarak kabul etmemize mani olmaktadır. Hindiçinîde durum Koredekinden farklıdır, zira devamlı bir cephe mev­cut değildir. Bölge sayısı kadar vak'a vardır.

Bundan sonra Hindiçininin muhtelif bölgelerinde alınması lâzım gelen tedbirlerden bahseden Fransa Başvekili, şöyle devam etmiştir:

Eğer muhasını tarafta bizimki kadar iyi niyet görseydik mesele gayet basitleşirdi. Fakat Hoşiminh ile herhangi bir anlaşma aktederken 19 aralık 1946 tuzağını kim unutabilir? O ta­rihteki acı tecrübeye yeniden girişir­sek bu, tarafımızdan yapılacak her­hangi bir tedbirsizliği affedilmez hale koyar. Ancak, ortak devletlerle yapı­lacak bir konferans neticesinde dik­katle girişilecek müzakerelerden son­ra silâhlar bırakılabilir.

Müzakerelere intizaren Hindicimde asken gayretin gevşetilmemesi lâzım­dır.

6 Mart 1954

 

— Paris :

Avrupa Konseyi Umumî İşler Komis­yonu Başkanı Guy Mollet ile Kömür Çelik Birliği Başkanı ve Belçikanın eski Başvekili Paul Henri Spaak Av­rupa Birleşik Devletleri demokratik ve sosyalist hareketi tarafından bu­gün tertip edilen, ve eski Dışişleri Ve­killerinden Robert Schuman'ın işti­rak ettiği bir toplantıda, sosyalistle­rin Avrupa meselelerine dair durum­larını izah etmişlerdir.

Guy Mollet, Avrupa savunma camiası andlaşmasının tasdiki için sosyalist­ler tarafından ileri sürülen şartları hatırlatmıştır; İngilterenin mevcudi­yeti veya ortaklığı, Amerikanın ga­rantisi ve demokratik parlâmento kontrolü.

Henry. Spaak söz aldığı sırada, bazı kimseler müdahale ederek kendisini susturmak istemişlerdir, Spaak Fransanın işlerine karışmadığını fakat Belçikanın da bahis mevzuu olduğu­nu söylemiştir.

Spaak, bir Alman millî ordusunun ye­niden doğmasını kimsenin istemedi­ğini ve bunu kabul etmek için Avru­pa ordusu içine alınması ve kontrol edilmesi lâzım geldiğini belirterek, «Avrupa savunma camiası andlaşmasını tasdik etmek teknik bir mesele değil, siyasî bir tercihtir» demiştir.

— Paris :

Millî Mecliste Başvekil Laniel'in be­yanatından sonra söz alan demokra­tik ve sosyalist mukavemet birliğine mensup Mitterand, Cenevre konfe­ransının Hindicini meselesini halle hizmet edecek iyi bir yol olmadığı fikrini beyan etmiş ve Komünist Çi­nin Cenevre konferansına iştirakini kabul etmekle üç ortak devlet mu­kadderatının kendilerini tehdit' et­mekte olan bir devletin eline bırakıl­mış olacağı kanaatinde bulunduğunu belirtmiştir.

Diğer taraftan Radikal Sosyalist Daladier, Başvekilin sözlerinden hayal sukutuna uğramış olduğunu bildirmiş. ve Hindicimde ateş kesilmesi yoluna gitmenin Cenevre konferansı fikriyle telif olunabilir mahiyette bulunduğunu, hattâ böyle bir hareket tarzının konferansın  muvaffakiyet   şartlarından birini teşkil edeceğini beyan etmiştir.

Eski Başvekil, bu konferansın daha önce toplanması hususunda teşebbüs edilmemiş olduğuna teessüf ettiğini beyanla, 5 haziran 1953 tarihinde Amerika ile aktettiğimiz ve Fransayı, bir mali yardım mukabilinde, muva­fakatleri olmadan Hoşimin, Pekin ve­ya Moskova ile müzakerelere giriş­mekten meneden anlaşmalara bağlı kalacak mıyız? diye sormuş, Laniel oturduğu yerden bu soruya beyanatı esnasında cevap vermiş olduğunu bil­dirmiş, M. Bidault ise, bunun cevabî hayır'dır demiştir.

Daladier bunun üzerine, Rusya Ce­nevre konferansına Vietmin'in de iş­tirakini talep ederse Fransa ne cevap verecek? diye sormuş ve Cenevre konferansından evvel Hindiçinîde ateş kesilmesi cihetine gidilmediği takdirde, bu konferansın, hayaller zincirine ilâve edilecek bir halka ma­hiyetinde kalacağını belirterek sözlerine son vermiştir.

Daladier'den sonra kürsüye gelen Cumhuriyetçi ve Sosyal Hareket Par­tisi mensubu Frederic Dupont, ortak devletler tarafından gösterilen askerî gayretlere temasla Hindiçinîye gön­derilen Fransız kuvvetlerinin 172.000 kişiden ibaret bulunduğunu, Fransız subaylarından yüzde 2Tinin ve ast­subaylarından yüzde 29'unun hâlen Hindiçinide hizmet görmekte bulun­duğunu, buna karşılık ortak devletle­rin Vietmin'li kuvvetlere eşit olmak üzere 320.000 kişilik bir ordu çıkar­dıklarını beyan etmiştir

M. Dupont sözlerine devamla, Cum­huriyetçi ve Sosyal Hareket Grubu­nun, bütün ümitlerini Cenevre konferansına bağlamış bulunduğunu, bu arada Cenevre konferansının muvaf­fakiyet şansını tehlikeye koyabilecek herhangi bir hâdisenin zuhur etmiyeceğini ümit ettiğini ifade etmiştir. M. Frederic Dupont, Nehru'nun teklifini nazarı itibare alınmaya değer mahi­yette görmemekte ve Çinin muvafa­kati olmadan Uzak-Doğuda barışın teessüsüne imkân bulunmadığını, bu sebepten Cenevre konferansına bu kadar fazla ehemmiyet verilmekte olduğunu açıklıyarak sözlerini şöyle bi­tirmiştir:

«Fransa Hindicimde Vietnam halkı­nın menfaati ile dünya memleketle­rinin hürriyetini müdafaa etmekte­dir. Bu yüzden, bir terk mânasına gelebilecek bir müzakerede prestij ve manevî vazifelerimizden fedakârlık edemeyiz.»

Müzakerelerin devamı sah gününe bırakılmıştır.

— Paris :

Halkçı Cumhuriyet Hareketi Millî Komitesi bugün çalışmalarını tamamlıyarak genel politika hususunda bir takrir kabul etmiştir. Bu takrirde ezcümle şunlar belirtilmektedir:

«Komite Pekin hükümeti ile, Hindiçinî anlaşmazlığında ilgisi bulunan bü­tün diğer devletler temsilcilerini bir araya getirecek olan ve ortak devlet­lerin barış içinde istiklâllerine kavuş­maları hususunda ciddî bir ümidin belirmesine sebep olan Cenevre kon­feransı haberini memnuniyetle karşı­lar ve Dışişleri Vekili Georges Bidalt'yu böyle bir neticeyi elde etmiş olması hasebiyle tebrik eder.

Millî komite, Avrupa müdafaa andlaşmasının vakit geçirilmeden parlâ­mentoya şevki hususunda ısrar eder, zira memleketin acilen sabit ve sarih bir haricî politikaya kavuşması lü­zumlu addolunmaktadır.»

— Paris :

Fransız Komünist Partisi Merkez îcra Komitesi toplantısına sunduğu ra­porda parti parlâmento grubu reisi ve Thorez'in gaybubetinde Parti Ge­nel Sekreteri olan Jacques Duclos, Merkez Komitesinin ileri gelenlerin­den Auguste Leceur'ü şiddetle tenkid etmiştir. Auguste Leceur, «Partinin tasfiyesini hedef tutan fırsatçı hareketlerle» ittiham olunmakta ve parti üyelerini hakikî gayeden uzaklaştır­maya çalışmakla suçlandırılmaktadır.

Merkez Komitesi toplantısına Thorez iştirak etmemektedir. Toplantılar bü­yük bir gizlilik   içinde cereyan   ettiğinden Duclos'nun ithamlarının ne gibi bir netice vereceği şimdiden bi­linmemektedir. Parti statüsüne göre, Merkez Komitesi parti üyelerini vazi­felerinden affedebilir. Nitekim Andre Marty ve Charles Tillon için hal böy­le olmuştur.

Diğer taraftan Leceur'ün dünkü top­lantıda bulunmadığı gibi, Stalin'in Ölümünü anmak için yapılan merasi­me de iştirak etmemiş olduğu kayde­dilmektedir.

8 Mart 1954

 

— Paris :

Yeni Delhiden Parise dönen Havacı­lık Vekili Louis Shristiaens, Pandlt Nehru ile yaptığı bir saatlik bir görüşme sırasında kendisine Başvekil Joseph Laniel'in hususî bir mesajını tevdi ettiğini söylemiştir.

Vekil, Nehru ile yaptığı görüşme hak­kında şunları İlâve etmiştir:

«Konuşmada ben, Hint Başvekilinin Hindicini hakkındaki insanca ve âli­cenap fikrinin Fransada umumiyetle iyi bir kanaat uyandırdığını ateş kes prensibinin tatbikine temas etmeden söyledim.»

10 Mart 1954

 

— Paris :

Radikal Sosyalistlerin kuvvetli mu­halefetine rağmen, Fransız Millî Mec­lisi dün gece Başvekil Joseph Lani­el'in Hindicini siyasetini kabul etmiş­tir.

Radikal Sosyalist Pierre Mendes, Laniel hükümetinin Sovyet Rusya ve Komünist Çini, Hindicini sulhu müzakerelerine karıştırmakla hata etti­ğini iddia etmiştir.

11 Mart 1954

 

— Paris :

Aleksandropoli ile Sivilengrad arasındaki demiryolu şebekesiyle cer mal­zemesinin Yunan hükümeti tarafından satın alınması hususunda Fran­sız - Yunan demiryolu kumpanyasiyle bir anlaşmaya varıldığı yolunda Yunan Maliye Vekili tarafından ya­pılan beyanat bugün Fransız Dışişle­ri Vekâleti tarafından teyit edilmiş­tir. Bu demiryolunun bedeli olan 1.400.000 dolar, 1954 - 1955 malî yılı zarfında üçer aylık dört taksitle ve klering anlaşması dahilinde tediye edilecektir.

— Paris :

Resmen bildirildiğine göre, Fransız hükümeti, yeni teşkil olunan Suriye hükümetini  tanıdığını  bildirmiştir.

— Paris :

Dışişleri Vekâleti, Fransanın Kahire Büyükelçisi Maurice Couve de Murville'den, «Arap sesi» radyosunun 5 marttaki neşriyatı sırasında Fas Sul­tanına yapılan suikast hakkında söy­lenilenlerin Mısır hükümeti nezdinde protesto edilmesini istemiştir. Rad­yonun neşriyatı Pariste «suikastin methiyesi» diye vasıflandırılmakta ve Fransa için olduğu kadar Sultan için de «bayağı bir hakaret» telâkki edil­mektedir.

Büyükelçi, Mısır hükümetine radyo­nun neşriyatına müsaade etmekle yüklendiği sorumluluğu hatırlatacak­tır.

13 Mart 1954

 

— Paris :   

Radikal ve Radikal - Sosyalist Partisi bugün kongresini bitirmiş ve Edouard Herriot'nun tasvip ettiği şu tak­riri kabul eylemiştir:

«.Pariste bir kongre halinde toplanan Radikal ve Radikal - Sosyalist Parti­si, ancak kontrol altında ve birlikte tatbik edilebilecek umumi bir silâh­sızlanma ile tahakkuku mümkün, bir barış politikasına bağlılığını teyit eder.

Avrupa savunma topluluğu hususunda memlekette ve parlâmentoda hü­küm süren kaynaşma karşısında, parti 1953 yılında Aix-Les-Bains'deki kongresinde kabul olunan takriri ha­tırlatır ve teyit eder. Bilindiği gibi bu takrirde parti, Saar için milletlerara­sı bir statü kabul edilmesi, munzam protokolların tasvibi ve müşterek bir siyasî otoritenin tesisi şartiyle tasdi­kini kabul edeceği Avrupa camiasına bağlılığını teyit etmekteydi.

16 Mart 1954

 

— Paris :

Fransız Magreb Komisyonu, Fransanın İslâm memleketleri ile siyasetini tanzim etmek üzere Başvekâlete bağ­lı bir büro kurulmasını teklif etmiş­tir.

Komisyon neşrettiği bir tebliğde Tu­nus ve Rabat Umumî Valililerini tenkid etmiş ve Kuzey Afrika işlerinin Dışişleri Vekâletine bağlı olmıyan ye­ni büroya havalesini teklif etmiştir.

Tebliğde, Faştaki bütün siyasî mev­kufların tahliyesi, yerli ahaliye temel hürriyetlerin tanınması ve tedhiş hareketlerine son verilmesi taleb edil­miştir.

— Paris :

Savunma bütçesi hakkında Mecliste cereyan eden müzakereler sırasında, Millî Savunma Komisyonunun «ha­va» komitesi adına izahat veren M. Guy la Chambre şunları söylemiştir:

«Fransız hava ordusunun arttırılma­sına matuf plânların hedefi 1954 yılı sonuna kadar 1.000 savaş uçağından müteşekkil bir hava kuvvetinin teşki­lidir. Bu tarihte hava ordusu 38 grup ve 133.000 kişilik bir personelden mü­teşekkil olacaktır. Bu hedefe erişil­dikten sonra Fransız hava kuvvetle­rinin ihtiyacı senede 400 uçak olarak kalacaktır.»

18 Mart 1954

 

— Paris :

Dışişleri Vekili Georges Bidault, Paristen ayrılmak üzere olan İngiltere Büyükelçisi Sir Oliver Harvey şerefi­ne verilen bir ziyafette konuşmuş ve Büyükelçiye iltifatlarda bulunduktan sonra 1938'de, İngiltere Kral ve Kraliçesinin Parisi ziyaretleri sırasında çıkan bir gazete makalesinden şu kı­sımları okumuştur:

«Fransa ve İngiltere hürriyete hizmet eden büyük devletler arasındadır. Fransız - İngiliz ittifakı hürriyet ittifakıdır, hürriyet ittifakı ise barış it­tifakı demektir.»

20 Mart 1954

 

— Paris :

Bu sabah Millî Mecliste kabul olunan Fransız Millî Müdafaa Bütçesi, 1.110,5 milyar franktır. Bu bütçede Vietnam orduları teçhizi İşinin. Amerika tara­fından deruhte edilmesi sayesinde ge­çen seneye nazaran 166 milyar frank tasarruf etmek mümkün olmuştur.

21 Mart 1954

 

— Paris :

Resmî gazetenin yayınladığı kararna­mede, Fransanın Ankara Büyükelçisi M. Tarbe de Saint Hardouin ile Atina Büyükelçisi Jean Baelen'e Legion d'Honneur nişanının «Commendeur» rütbesinin tevcih edildiği bildirilmek­tedir.

23 Mart 1954

 

— Washington :

Fransız Orduları Genel Kurmay Baş­kanı Paul Ely, Amerikan askeri ve diplomatik çevrelerinde alâka uyandıran Hindiçinîdeki nazik durum hakkında Başkan Eisenhower'e bu­gün bir rapor vermiştir.

Sanıldığına göre, Fransız Genel Kur­may Başkanı Hindiçinîde çarpışmak­ta olan Fransız kuvvetlerine daha fazla yardım yapılmasını ve bu meyanda hafif bomba uçaklariyle nakliye vasıtaları verilmesini talep etmiş­tir.

24  Mart 1954

 

— Paris :

Fransız Dışişleri Vekâletinden bugün bildirildiğine göre, Almanyadaki Ba­tılı Yüksek Komiserler, Federal Almanyanın silahlandırılmasını tazammun edecek bir anayasa tadilâtını şimdilik tasvip etmemeyi kararlaştırmışlardır.

Dışişleri Vekâletinin bu husustaki no­tunu müzakere eden Meclis Komisyo­nu böyle bir tadilâtın ancak Avrupa savunma camiası yürürlüğe girdikten sonra kabul edilebileceğine karar vermiştir.

— Paris :

Hindistan hükümeti tarafından gön­derilen Pondichery hâdisesine ait no­ta Parise dün akşam geç vakit gelmiştir.

Notanın derhal tetkike alındığı ve çok yakında Fransa tarafından cevaplandırılacağı bildirilmektedir.

25  Mart 1954

 

— Paris :

Aralarında muharrir Francois Maurîac, Jean Paul Sartre ve Paul Rivet'nin de bulunduğu tanınmış Fran­sız şahsiyetleri Fransız Cumhurreisi Rene Coty'ye müracaatla, halen ölüm cezasına mahkûm edilmiş bulunan Tunuslu tedhişçilerin cezalarını tecil etmesini İstemişlerdir.

30 Mart 1954

 

— Paris :

Fransız Millî Meclisi dün gece mali İslâhat tasarısını 245 oya karşı 320 oyla kabul etmiştir. Son derece mahdut olan bu tasarı sadece şu üç maksata matuf bulunmaktadır: İstihsal vergisinin yerini alacak olan fazla kıymet vergisi, vasıtasız vergilerin islâhı ve şirketlerin ödedikleri vergile­rin arttırılması.

Malî İslâhatın ilk kısmı 1 temmuz ta­rihinde tamamlanmış olacaktır.

31 Mart 1954

 

— Paris :

Vekiller heyeti GMT, ayariyle saat 22.30'da Elysee Sarayında fevkalâde bir toplantıya çağırılmıştır. Siyasî çevrelerden öğrenildiğine göre, bu toplantıda «Mareşal Juin meselesi» adı verilen hâdise tetkik edilecektir.

Bilindiği gibi geçen cumartesi günü Auxerre'de bir nişan verme merasimi münasebetiyle bir nutuk söylemiş olan Mareşal Juin, Avrupa meselele­rine temas etmiş ve Avrupa savunma camiası anlaşmasında derpiş olunan tedbirlerin yerine başkalarının ika­mesi temennisinde bulunmuştu.

Bu nutkun siyasi çevrelerde uyandır­dığı heyecan üzerine Başvekil Laniel, Mareşali İzahat vermeye davet etmiş, bu arada Savunma Vekili Pleven de bahis mevzuu nutku tetkike başla­mıştır.

Başvekil Laniel ve Savunma Vekili Pleven, kararlaştırıldığı veçhile GMT ayariyle saat 18.00'de Başvekâlette mareşali beklemişlerse de, mareşal gelmemiştir.

Az sonra Laniel ve Pleven Elysee Sa­rayına giderek Reisicumhur Coty ile yarım saat kadar görüşmüşlerdir.

— Paris :

Sovyet Dışişleri Vekili Molotof'un Fransanın Moskova Büyükelçisi Louis Joxe'u kabul ederek kendisine, Avrupa güvenlik plânlarıyle ilgili bir nota tevdi ettiği, Fransız Dışişleri Vekâleti tarafından teyit edilmiştir.

Öğrenildiğine göre Molotof bu nota­sında Büyükelçiden telefonla alman haber üzerine, Berlin konferansında izah ettiği plânla Atlantik Paktının uzlaştırılması meselesini bahis mev­zuu etmektedir. Bilindiği gibi Fransız Dışişleri Vekili Binault bu konferansta iki metnin birbiriyle ne şekilde uzlaştırılabileceğini sormuştu. Anlaşıldığına göre Mo­lotof bu suale cevap vermektedir.

— Paris :

Bugün öğleden- sonra Moskovadaki üç batılı Büyükelçiye tevdi edilen notada Sovyet hükümeti «Sovyetler Birliğinin Kuzey Atlantik Paktına girmesi me­selesini tetkike hazır olduğunu» ha­ber vermektedir. Notada bundan baş­ka, başlıca rolü Batı Almanyanın si­lâhlı kuvvetlerine veren bir Avrupa savunma camiasının kurulması hak­kındaki tasarılar da tenkit edilmek­tedir.

Sovyet notasında şunlar ilâve edil­mektedir:

«Bununla beraber barışı takviye için daha. başka imkânlar mevcuttur. Bu bakımdan, her şeyden önce Avrupada güvenliğin takviyesi meselesinin e-hemmiyetini belirtmek elzemdir. Sov­yet Rusya bu sebepten Berlinde Avrupanın güvenliği için bir teklif arzetmiş olup bu tasarısına esas teşkil etmek, üzere Avrupada müşterek gü­venlik hakkında umumî bir Avrupa andlaşması projesi sunmuştur. Bu projenin gayesi, Birleşmiş Milletler anayasası prensiplerine uygun olarak Avrupada müşterek bir güvenlik sis­teminin kurulmasını derpiş etmekte­dir.

Böyle bir sistemin kurulması Avrupa­da birbirlerine muhalif devletlerin askerî gruplar teşkil etmelerine son verecektir. Milletlerarası gerginlik, ye­ni bir harp tehlikesi bu gruplaşma­dan doğmaktadır. Bütün bunlar Av­rupa devletleri arasında barışın ida­mesi ve takviyesi için müessir bir iş­birliği politikasının ehemmiyetini te­barüz ettirmektedir.

Sovyet hükümeti, İngiliz, Fransız ve Amerikan hükümetlerinin dikkatleri­ni, Alman militarizminin tekrar canlandırılmasına, götüren sözde Avrupa savunma camiasının kurulmasiyle il­gili plânlar üzerine bu sebepten çek­miştir.

 

Bu sebepten Almanyanın komşuları haklı bir endişe duymaktadırlar. Şim­di, bütün barışçı devletlerin ve her şeyden önce büyük, devletlerin bütün gayretlerini yeni bir harbin çıkması­nı önlemeye sarfetmeleri elzemdir.

Bu mesele, ancak Avrupada, bütün Avrupalı devletlerin müşterek gayret­lerine dayanacak bir güvenlik sistemi kurulduğu zaman halledilebilir.

Sovyet hükümeti, Nato antlaşması­nın tedafüi bir mahiyeti haiz olduğu yolundaki görüşe mazide katılmamış olduğu gibi şimdi de katılmamakta­dır. Bu antlaşma yeni bir Alman tecavüzünü önlemek vazifesini dikkat nazara almamaktadır. Hitler aleyhin­de teşkil olunan birliğe katılan bü­yük devletlerden yalnız Sovyet Rusya bu antlaşmaya iştirak etmediğinden, bu ancak Sovyetler Birliğine mütevec­cih tecavüz! bir antlaşmadan başka bir şey olarak telâkki edilemez.

Fakat Atlantik antlatşması, bazı mü­sait şartlar dahilinde, Hitler aleyhin­deki koalisyona- iştirak etmiş olan bütün büyük devletlerin iltihakı halinde, tecavüzî mahiyetini kaybedebi­lir.

Milletlerarası münasebetlerde bir gev­şeme sağlamak istiyen Sovyetler Bir­liği ilgili hükümetlerle, Sovyet Rusyanın Kuzey Atlantik antlaşmasına iştiraki meselesini tetkike hazır oldu­ğunu bildirir.

Sovyet hükümeti, Fransa, İngiltere ve Amer ikayı, Nato teşkilâtına hakikaten tedafüi bir mahiyet verecek tedbirleri almaya ve Almanyanın Doğu veya Ba­tı kısmının askerî ittifaklara katılma­larını önleyecek şartlar sağlamaya davet eder. Bu takdirde Atlantik teşkilâ­tı kapalı bir askerî koalisyon olmak­tan çıkarak diğer Avrupa memleket­lerinin iştirakine açılacak ve Avrupa­da müessir bir müşterek güvenlik sis­teminin kurulmasiyle umumî barışın takviyesine kuvvetle yardım etmiş olacaktır.

 hükümeti, bu meseleyle ilgili hususların barış ve güvenlik nef'ine, bütün ilgili devletler tarafından mem­nunluk verici bir şekilde halledilebile­ceği kanaatindedir.

 «Yedek hal tar^» peşinde

 Yazan: M, Topalak

15/3/1954 tarihli (Zafer) den:

Fransız Millî Meclisinde 95 , menusu bulunan Radikal Partisi Pariste ak­dettiği olağanüstü kongrede, partinin «Avrupa Savunma Camisisi» andlaşmasının tasdiki bahsinde takınacağı tavrı incelemiş ve bu yolda bir karar sureti kabul etmiştir. Karar suretinde «Avrupa Savunma Camiası» bahsinde Mecliste ve memlekette hüküm süren huzursuzluk karşısında parti kongre­sinde düşünülüp taşınıldığı ve netice­de geçen yıl Aix1 es-bahis kongresin­de kabul edilen karar suretine bağlı kalındığı bilidirimi ektedir.

Bahis mevzuu Aix1 es-bahis karar su­retinde Radikal partisi, Avrupa Sa­vunma Camiası andlaşmasının tasdikini esas itibariyle kabul etmiş, fakat şu şartları koşmuştu:

1 - Sarre için beynelmilel bir statü kabul edilmesi;

2 - Andlaşmaya efe protokollerin tas­diki;

3 - Milletler üstü bir siyasî oto­ritenin tesisi;

4 - Ve nihayet, andlaşma âkidi memleketlerin milli mahiyet taşıyacak olan polis ve jandarma kuv­vetlerinin tahdidi.

Hemen kaydetmek lâzımdır ki, Radi­kal partinin, «Avrupa Ordusu» nun teşkiline imkân verecek olan andlaşmanın tasdiki için ileri «sürdüğü şart­ların hiç biri henüz tahakkuk etme­miştir ve bunların yerine getirilmeleri de uzun zamana muhtaç ve hattâ pratikte imkânsızdır.

Esasen, kongre faaliyetinin calibi dife kat tarafı bu karar suretinden ziya­de, Fransanın bu büyük ve tarihî partisi içinde Avrupa Savunma camiası­nın tasdiki bahsinde görülen ayrılık ve müzakerelerde bu camianın yerini tutacak diğer hal tarzlarının, Fransada nâlâ moda olan tâbirle «Yedek hal tarzları» nın mütalâa, ediliş şek­lidir.

Filhakika, müzakerelerde parti lider­lerinden Rene Mayer ve Felix Gail-lard'ııı, Avrupa Savunma Camiasının tasdiki lehinde konuşmalarına muka­bil Daladier ve Herriot aleyhte idarei kelâm, etmişlerdir. Herriıot bilhassa andlaşmanın 11 inci maddesinin de­ğiştirilmesini istemiştir. Bu madde, parti karar suretinin koştuğu şartlar arasında 4 üncü noktada temas edi­len polis ve jandarma kuvvetlerinin tahdidi ile ilgilidir. Herriot'ya göre bu hüküm değiştirilmezse Almanya kısa zamanda millî bir ordu meydana ge­tirebilecektir.

Avrupa, Savunma Camiasının yerini tutmak üzere kongrede mütalâa edi­len «Yedek hal tarzları» na gelince, bunlardan birincisi General Weyganda ait olup Herriot tarafından «En az kötüsü» olarak vasıflandırılın ıştır. Bu­na göre, Atlantik Paktı çerçevesi da­hilinde Avrupa için bir savunma sis­temi kurulacaktır, Üyeler, herhangi bir milletler üstü otoriteye tâbi ol­maksızın bu sisteme dahil olacaklar­dır. Sistemin başında, iştirak eden memleketlerin mesul vekillerinden müteşekkil bir1 savunma konseyi bu­lunacak ve bu konsey doğrudan doğruya Atlantik Paktı konseyinden di­rektif alacaktır.

Bu sistemin dikkatle incelenmiye de­ğer olduğunu söyleyen Herriot, diğer taraftan Sovyet Rusya Dışişleri Vekili Mctotofun Berlinde ileri sürdüğü tek­lifin de nazarı itibare alınabileceğini söylemiştir. Buna göre, rejimleri ne olursa olsun, arzu eden bütün mem­leketler kollektif güvenlik sistemine girebileceklerdir.

Radikal partinin vardığı bu netice­nin, andlaşmanın tasdiki üzerine te­siri ne olacaktır?

 

Bir bakıma, Radikallerin ayrılığı umu­mî duruma yeni bir şey getirmemiş, sadece parlâmentodaki ayrılığı akset­tirmiş gibidir. Hattâ bu/ ayrılık hükü­met içinde bile vardır: Bir koalisyon hükümeti olan bugünkü Fransız ka­binesinde Cumhuriyetçi Halk Hareke­ti partisine mensup vekiller, andlaşmanın tasdiki yolunda hemen müza­kere açılmasını istemekte ve bu yolda Radikal Vekillerden bazılarının da rı­zasını almış bulunmaktadırlar. Buna mukabil sabık de Gaullecülerin duru­mu aksinedir.

Parlâmentodaki durumun ise 303 lehte, 300 aleyhte olduğunu inanılır mü­şahitler iddia etmektedir.

Bu durum içindedir ki, «Yedek hal tarzları» bilhassa Radikal kongresi münasebetiyle aktualite kazanmış bulunmaktadır.

Fransa nasıl bir hal tarzında karar kılacaktır? Buna karar verilse bile di­ğer alâkalıların bu hal tarzına gösterecekleri alâkanın derecesi ne olacak­tır?

En 883 hal tarzını «Millî -bir Alman ordusu» nun teşkil etmesi ihtimali bütün bu münakaşaların üzerine bir heyula gibi yaklaşmaktadır.

 

1 Mart 1954

 

— Brüksel:

Belçika Ayan Meclisi bugün 40 muha­lif ve 2 müstenkife karşı 125 oyla Av­rupa savunma topluluğu antlaşmasını tasvip etmiştir. Bilindiği gibi mebusan meclisi de 1953 ekini ayında ayni ant­laşmayı 49 muhalif ve 3 müstenkife karşı 148 oyla tasvip etmişti.

— Brüksel :

Kuzey Atlantikte 9 daimî yüzer mete­oroloji istasyonu kurulması hususun­da bugün İngiltere, Amerika, Kanada, Danimarka, Norveç, İsveç, İrlanda, Hollanda, İtalya, Belçika, İsrail ve İs­viçre arasında bir anlaşma imzalan­mıştır.

Teknik ve malî yardımda bulunacak olan 13 âkit devlet, bu işe 21 gemi tahsis edecektir.

12 Mart 1954

 

— Brüksel:

Belçika Dışişleri Vekili Paul Van Zeeland, dün ayan meclisinde Avrupa Müdatfaa Camiası lehinde yaptığı son beyanatta şöyle demiştir:

Avrupa Savunma Camiası, Avrupa birliği meselesinin halli için en iyi te­minattır ve bu, tahakkuku en .fazla muhtemel olan bir hal çaresidir.

Gerçi Avrupa savunma camiası ant­laşması bir uzlaşma tarzıdır ve her türlü tenkitten uzak bulunmak iddiasında değildir, fakat bu Belçikayı tatmin etmektedir ve Belçikalı müza­kereciler bu uzlaşmayı kabul etmekle çok uzağa gitmiş değillerdir. Bu ant­laşma mevcut en iyi formüldür ve Al-manyanın Nato'ya kabul edilmesi for­mülünden daha iyidir.

Paul Van Zeeland, Belçikanın münfe­rit yaşayamıyacağını ve Alman tü­menlerinin batı müdafaası için gerekli olduğunu bildiğini belirttikten son­ra, Avrupa müdafaa camiasının mün­hasıran tedafüi mahiyeti üzerinde ıs­rar etmiş, bunu «fevkalâde bir barış eseri» olarak vasıflandırmış ve ayan meclisi bu antlaşmayı tasdiki reddet­tiği takdirde, Avrupanın kalkınması­na muhalif olanlara hizmet etmiş bulunacağına işaret etmiştir.

 

1 Mart 1954

 

— Londra :

İngiltere Çalışma Vekili Sir David Eccles bugün Avam. Kamarasında ver­diği beyanatta, İngilterenin yepyeni ve heyecan verici bir atom reaktörü projesini tatbike hasırlandığını açık­lamıştır.

Vekil, öldürücü mahiyette olan şuala­rın sızmasına mâni olmak için çelik­ten bir küre içinde inşa edilecek olan fabrikanın çalışmasının, Sovyetlerin en son atom keşifleri hakkında batı­lıların malûmat temin etmelerine imkân vereceğini ima etmiştir.

Eccles ezcümle şöyle demiştir:

«Ruslar bomba, yapmasını biliyorlar. Fakat iyi ve kötü bombalar mevcut olduğu gibi ucuz ve pahalı bombalar da vardır.»

Eccles, yeni projeden müphem surette bahsetmiş, fakat «umarım ki, yeni proje uraniumu dikkate şayan dere­cede iktisaidî bir şekilde atom yakıtı haline ifrağa kadir bir reaktörü bize verecektir. Halkımız daha da geniş ve ileri bir projeyi tatbike hazardır. Daha geniş tipte büyük süratli reaktör in­şası kararlaştırılmıştır» demiştir.

Eccles, yeni proje hakkında teknik malûmat vermekten çekinmişse de, fabrikanın İngilterenin en kuzey ucunda, İskoçyanın ıssız, çıplak ku­zey sahillerinde kurulacağını söyle­miştir.

— Londra :

Muhafazakâr üyelerden birinin, son hâdiseler muvacehesinde, hükümet kanal bölgesinden geri çekilme politikasına devam    tasavvurunda mıdır?

Son günlerdeki hâdiseler, Kahiredeki ihtilâl konseyinin müzmin istikrarsız­lığını göstermiyor mu? Sualine karşı, bugün Avam Kamarasında beyanatta bulunan İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden, Mısırdaki istikrarsızlığın stratejik Süveyş kanalı bölgesi mevzuunda, İngiltere ile Mısır arasında mevcut ihtilâfın halli yolundaki mü­zakereleri engellemesine imkân ver­mek niyetinde değilim diyerek, sözle­rine şunları ilâve etmiştir:

Kahirede elbette, ki istikrarsızlığın alâmetleri görülmektedir. Fakat mümkün mertebe bir hal yolu bulma­nın İngiltere ve müttefiklerinin men­faati icabı olduğu da meydandadır.

3 Mart 1954

 

— Londra :

Verilen malûmata göre, İngilterenin ocak. ayı başındaki silâhlı kuvvetleri­nin yekûnu 849.700 e baliğ olmaktadır.

Yedek ve yardımcı kuvvetler ise 570 bin 800 kişiden mürekkeptir.   

— Londra :

Salahiyetli kaynaklardan dün bildi­rildiğine göre, Sovyetlerin sevkettikleri yeni bir altın partisi Avrupa merkezlerine varmıştır.

Rus altım İngiltere, İsviçre ve Fransaya gelmiş bulunmaktadır.

Yılbaşından' önce Sovyetlerin gönder­diği altın miktarı 150 veya 200 milyon dolar kıymetin dedir. Bu altınların yüksek ayarlı oldukları söylenmekte­dir.

Bu defa sevk edilen altının miktarı hakkında kat'î bir şey bilinmemekle beraber bunun da büyük bir parti teş­kil ettiği sanılmaktadır,

Paristen gelen haberlere göre geçen hafta içinde Fransaya üç ton kadar Sovyet altını gelmiştir. Bunlar sterlin, dolar ve İsviçre frankiyle müba­dele edilmiştir.

Bu altınları Sovyetlerin ihtiyat depo­larından mı yoksa yeni bulunan bir madenden mi tedarik ettikleri bilinmemektedir.

En iyi tahminlere göre, Sovyetlerin al­tın ihtiyatı üç milyar dolar kıymetin-dedir. Amerikanın 22 milyar İngilterenin ise 2.200.000.000 dolarlık altını mevcuttur.

Sovyetlerin altın satışının ilk tesiri Paris te görülmüştür. 1947 denberi al­tın flaşlarında en düşük rakamı geçen halta kaydedilmiştir.

— Londra :

İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden, bugün Avam Kamarasında, Muhammed Necibin Sudan meselesiyle patlak veren ayaklanmalar karşısın­da İngilterede hâsıl olan tepkiye dair verdiği beyanatta, bu hâdiseler hakkında herhangi bir mütalâa veya hü­kümde bulunmak ne vazifemdir, ne de böyle bir şey ileri süreriz, demiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Hiç kimse şiddet hareketlerini hoş göremez. Yalnız gerçek olan şudur ki yakın geçmişte Sudanda hissi tevettürü arttırmağa çalışanlara, bundan büyük mesuliyet hissesi terettüp et­mektedir.

Sudanlıların, her türlü haricî müda­halelerden masun kalarak siyasî geliş, melerini temin edebilmelerine imkân verilmesini defalarca ısrarla belirttik. Ve bu prensibe titiz bir surette bağlı kaldık.

Bu feci hâdiselerin, bütün, ilgililer için bir ders teşkil etmiş olmasını meclisin samimiyetle' ümit ettiğine eminim.

Eden, güvenlik kuvvetleriyle Ansar ta­rikatı mensupları arasındaki çarpış­malarda 30 kişinin Öldüğü ve 100 kişinin de yaralandığını, polis birliklerinin de 10 kayıp ve yaralı verdiklerini söylemiştir.

Ansarcılar, Sudandaki hem Mısır hem de İngiliz nüfuzuna karşı cephe almış­tır.

— Londra :

Millî müdafaa bütçesi hakkında mu­halefet tarafından salı günü verilen tadil teklifi, Avam. Kamarasında 270 e karşı 295 oyla reddedilmiştir. Bunun üzerine hükümetin buma dair olan teklifi oya: müracaat edilmeden kabul edilmiştir.

— Londra :

Başvekil Sir Winston Churchîll, bu­gün, hükümetin bütün gayretini dün­ya milletleriyle ticareti arttırmağa sarf ettiğini söylemiştir.

Churchill, geçen hafta Avam Kamarasında yaptığı konuşmasında da, demir perde arkasındaki memleketlerle tica­rî münasebetleri arttırmanın dünya gerginliğini azaltmak için en müessir çare olduğumu belirtmişti.

— Londra :

Yetkili kaynaklardan bildirildiğine gö­re, üç Batılı büyükler, Uzak Doğu memleketleri için Cenevrede toplanacak olan konferansa. Dışişleri Vekille­rinin iştirakini teklif etmişlerdir.

Batılıların bu teklifi, dün Moskovaya bildirilmiştir. Diğer taraftan Batılılar konferansın Cenevredeki Birleşmiş Milletler binasında yapılmasını ileri sürmüşlerdir.

Konferansın ehemmiyetine binaen Batılılar, müzakerelerin Dışişleri Ve­killeri arasında cereyanını uygun görmüşlerdir.

Konferansa Birleşik Amerika Dışişle­ri Vekili Dulles, İngiltere Dışişleri Ve­kili Eden ve Fransız Dışişleri Vekili Bidault iştirak edeceklerdir.

Bu hususta son karar Sovyetlerin ce­vabına bağlı görülmektedir. 

—  Londra :

Dün Lancashire yakınında Barrow'in Furness tersanelerinde denize indiri­len «Explorer» adlı denizaltı hidrojen peroksit (oksijenli su) ile işlemekte­dir.

Deniz Kurmay Başkanı Yardımcısı Amiral G. Barnard, «İngerlin» adı veri­len bu işletme tarzının bir Alman icadı olduğunu açıklamıştır. Bu metad, harpten sonra çalışmalarına İngilterede devam eden Dr. Helmut Walther tarafından bulunmuştur. Harp sıra­sında çok. gizli tutulmuş olan bu de­nizaltı tipinde henüz tamamlanmamış bir başka denizaltı İngilizler tarafın­dan Almanyada ele geçirilmiş ve ta­mamlandıktan sonra «Hnıs Meteorite» adı verilmişti. Bu gemi bugünkü «Explorer» denizaltısının inşasında örnek olarak alınmış ve komutanı yüzbaşı Lasvelles yeni geminin de ko­mutanlığına getirilmiştir.

—  Londra :

Hartumdan dönmüş bulunan Dışişle­ri Vekil Yardımcısı Sehvyn Lloyd bu sabah verdiği beyanatta, Sudandaki durumun endişe verici olduğunu, fa­kat Sudanlıların demokratik müesse­selere yavaş yavaş alışacaklarını bildirmiştir.

İki Sudan partisinin, tahrik hareketlerine başvuracakları yerde, karşı ta­rafın noktai nazarını kabule veya müsamaha ile karşılamağa gayret etme­leri icap ettiğine işaret eden M. Lloyd, Mısırın Sudan işlerine müdahalesinin de halk efkârı nazarında bir tahrik mahiyetinde olduğunu belirtmiştir.

Sudanda yeni hâdiselerin vukua gel­mesi ihtimali bulunup bulunmadığı hususundaki soruya Selwyn Lloyd şöy­le cevap vermiştir:

«Yeni kargaşalıklar çıkması kuvvetle muhtemeldir. Bununla beraber yarın­ki meclis açılışının hâdisesiz cereyan edeceğini zannediyorum.»

Bir gazeteci, general Necibin İngiltereye hücum eden ve kargaşalıkların müsebbibi bulunan beyanatının Hartumda nasıl   karşılandığını   sormuş, Vekil Yardımcısı bunu şu şekilde ce­vaplandırmıştır:

«Hartumda bu sözleri kimsenin ciddi­ye almadığını sanıyorum. Çünkü hep­si hakikate o kadar aykırı idi ki.»

Sehvyn Lloyd Sudanda, başta Başve­kil İsmail Elazhari olmak üzere bir çok vekillerle ve bu arada muhalefet lideri Seyid Abdurrahman El Mehdi ile görüşmüş olduğunu ilâve etmiştir.

—  Londra :

İşçi Partisi bugün 954 - 955 ordu prog­ramı dolayısiyle hükümete hücum ederek İngiliz kuvvetlerinin Süveyşte kalmasının Mısırı komünizme meylet-tir meşinin mümkün olduğunu iddia etmiştir.

—  Londra :

İngilterenin yeni Suriye hükümetini tanıdığı resmen bildirilmektedir.

— Londra :

Diplomatik kanalla Amerikaya tevdi olunmuş bulunan, Sovyet Birliğine ve Doğu memleketlere ihracı yasak stra­tejik maddeler listesinin tahfifi hu­susundaki İngiliz teklifinin, Paristeki istişarî komiteye arzolunacağı tahmin edilmektedir.

Umumiyetle iyi haber alan bir kay­naktan belirtildiğine göre, İngilizlerin teklifleri ezcümle şu cihetleri ihtiva etmektedir:

1   — Cephane, silâh, petrol v.s. gibi esas stratejik maddelerin zikrolunduğu (a) listesinde hiçbir değişiklik ya­pılmaması,

2   — Yüzlerce muhtelif madde ihtiva eden (b) listesinden bazı maddelerin çıkarılması.

Fakat İngiliz endüstri çevrelerini en çok endişeye sevkeden liste, mühim miktarda tahdidat vazeden, fakat he­nüz yayınlanmamış bulunan (c) listesidir. Zira bu listenin neler ihtiva ettiği vaızih olarak bilinmemektedir.

Rus - İngiliz ticaret odası başkanı Sir  Greville Maginness'in riyasetinde İn­giliz makine ve âlet sanayicilerinden bir grupun hâlen Moskovada bulun­ması da İngiliz tasavvurlarını tamam­layıcı mahiyette bir keyfiyet addolun­maktadır. Moskovada bulunan İngiliz sanayicileri 21 kişiden mürekkeptir ve bunlardan bir grup büyük İngiliz elek­trik, şirketinin, bir ikinci grup ise New-pat deniz inşaat şirketlerini temsil et­mektedir.

— Londra :

İranın Londraya tayin ettiği yeni Bü­yükelçi Ali Süheylî, bugün Öğleden sonra uçakla İngiliz başkentine gelmiştir. Büyükelçi hava meydanında Dışişleri Vekâleti adına, protokol şefi Marcus Cheke ve Vekâletin. diğer yüksek, memurlariyle İran Büyükelçili­ği mensupları tarafından karşılan-mastar.

Büyükelçi uçaktan inişini müteakip şu beyanatta bulunmuştur:

«İngiltereye Büyükelçi sıfatiyle bugün üçüncü defa gelmiş olmaktayım. İki memleket arasında diplomatik münasebetlerin tekrar tesisinden son­ra İranın İngiltere'deki birinci temsil­cisi olmaktan hakikaten zevk duymaktayım. 1952 de Londradan ayrıldıktan sonra, mevcut anlaşmazlık bu­lutları ortadan kaldırılınca, İran ile İngiltere arasında asirlardanberi sü­rüp gelen dostluğun tekrar tesisinin mümkün olacağını her zaman ümit ettim. Şair Saadî'nin söylemiş olduğu gibi «iki dost, aralarındaki sevgi bağ­larını bir müddet bozduktan sonra tekrar barıştıkları zaman dostluğun kıymetini daha iyi takdir ederler.» İki memleket arasındaki münasebetler şimdi yeni bir safhaya girmektedir. Bu safhada daha İyi bir anlayış, iyi ni­yet ve karşılıklı hürmet hâkim bulunacak ve bu muhakkak ki her iki ta­raf için faydalı olacaktır.»

15 Mart 1954

 

— Londra :

Mr. Eden bugün Avam Kamarasında mebusların muhtelif suallerini bizzat cevaplandırmıştır.Sovyet hükümetine, iki memleket parlâmento üyelerinden müteşekkil he­yetlerin teatisi yolunda bir teklifte bulunulmasını istiyen işçi mebuslar­dan Mr. Arthur Lewis'e, Mr. Eden şu cevabı vermiştir: «Bu teklifi tetkik için kaydetmeye amadeyim. Bununla beraber şimdi böyle bir teklifte bu­lunmanın zamanı olmadığı kanaatindeyim,.»

Bunu müteakip Mr. Eden, İngilterenin Moskova Büyükelçiliği vasıtasıyle 27 şubat günü, dört İngiliz tebaasının hâlen Rusyada bulunan dört Sovyet vatandaşı kadınla olan nikâhlarının iptal edildiğinden haberdar edildiğini açıklamış ve Sovyet kanunlarına göre Sovyet vatandaşı addedilen bu kadın­lar için bir şey yapmıya imkân olma­dığım ilâve etmiştir.

İşçi mebuslardan Mr. Arthur Henderson' un, Dışişleri Vekilinden, Mareşal Çan Kay Şek'in 4 mart günü Formozada söylediği nutkun dikkatini çekip çekmediğini sormuştur. Bilindiği gibi bu nutukta Çan Kay Şek komünist Çine karşı taarruza geçmek için son hazırlıkların yapıldığını haber ver­mekteydi. Mr. Eden bu suale verdiği cevapta bahis, mevzuu nutkun yeni bir hususu havi bulunmadığını ve bundan önceki nutuklardan farklı ol­madığını belirtmiştir.

Bundan sonra söz alan işçi mebuslardan Mr. Emerys Hughes şöyle demiş­tir:

«Memleket dahilinden bazı kimseler­de, bizim sadece Amerikanın politika­sına takiple iktifa ettiğimiz kanaati hâkim olduğundan, artık bizim de kendiliğimizden harekete geçmemizin zamanı geldiğini zannediyorum. Eğer umumî barışı temin edecek yapıcı ve cesurane bir plân teklif edebilecek olursanız, Milletlerarası tarihte bü­yük bir yer kazanırsınız.»

Dışişleri Vekili bu sözlere şu cevabı vermiştir:   ,

«Kanaatimce, Berlinde bütün rolümü­zü, ve icabeden rolü oynamış bulunu­yoruz. Cenevrede de ayni şekilde ha­reket edeceğiz. Fakat bunu bizzat se­çeceğim bir sırada ve kendi usulleri­me göre yapmayı tercih ederim.»

İngilterenin bu konferansta Komünist Cinin. Birleşmiş Milletler teşkilâtına kabulü, meselesini müzakere edip et-miyeceği yolundaki bir suali Mr. Eden şu şekilde cevaplandırmıştır:

«Cenevre konferansı yalnız beş dev­letin iştirakiyle yapılacak değildir. Bu toplantıya önce Kore, sonra da Hindicini meselelerini müzakere edecek birçok devlet katılacaktır.

— Londra :

Berime gidecek olan İngiliz iş adam­ları heyetinin dün bu seyahatten an­sızın vazgeçmiş olması sebebini yorumlayan İngiliz Hariciye Vekili söz­cülerinden biri şunları söylemiştir:

«Dün öğleden sonra için ayrılmış olan yer hakkındaki iptal emrinin kimin taralından verildiğini ve iptalin ne şekilde yapıldığını bilmiyoruz. Biz yal­nız fikrimizi sormuş olan iş adamları­na bu seyahatin, «beynelmilel ticareti geliştirmek için İngiliz konseyi» adın­daki teşkilâtın bir şubesi olan «Cinle ticaret komitesi» tarafından tertip edilmiş olduğunu bildirmekle iktifa ettik. M. Eden geçende Avam Kama­rasında yaptığı bir konuşmada adı ge­çen konseyin komünist temayüllü bir teşkilât olduğunu söylemişti.»

İngiliz Hariciye Vekâleti sözcüsü şun­ları ilâve etmiştir:

«Dört beş kişi gelip bize fikrimizi sor­dular. Biz de kendilerine bu teşkilâ­tın delaletiyle ticaret işlerine girişmemelerini tavsiye ettik. Bize istişarede bulunmak üzere müracaat etmemiş olan iş adamları hakkında hiçbir ted­bir almadık.»

Diğer taraftan görünüşe göre bu ip­tal kararı son dakikada verilmiş ola­caktır. Zira heyete iştirak eden 20 iş adamımın altısı hava meydanına gel­mişler ve seyahatin iptal edilmiş ol­duğunu ancak orada hayretle öğrenmişlerdir. Seyahati tertip etmiş olan Cinle ticaret komitesi tarafından gön­derilen mühürlü bir zarf bu altı kişi­ye hava meydanında verilmiştir. Zar­fın muhtevası hakkında kendilerin­den sarih bir cevap almak da kabil olamamıştır.  

16 Mart 1954

 

— Londra :

Müdafaa Vekili Lord Alexander bugün Lordlar Kamarasında yaptığı konuş­mada demiştir ki:

«Mısır müzakerelerinin neticesi ne olursa olsun İngiliz kuvvetleri bir harp vukuunda Orta Doğunun müdafaasının belkemiğini teşkil edecektir.»

— Londra:

Mısır hükümetinin üçüncü bir devlet vasıtasiyle İngiliz hükümetine müra­caat ederek Süveyş hakkındaki müza­kerelere devam edilmesini istediği yo­lunda bugün İngiliz Dışişleri Vekâleti tarafından resmen yapılan beyanatın Mısır Başvekil yardımcısı tarafından yalanlanması İngiliz resmî çevrelerin­de hayret uyandırmıştır. Filhakika Londrada, Mısır hükümetinin Süveyş hakkındaki müzakerelere devam edil­mesi mevzuunda İngiliz hükümeti nezdinde «zemini yokladığı» hususun­da ısrar edilmektedir. Bunun hangi yoldan yapıldığı açıklanmamakla be­raber, müşahitlerin ekserisi bu sefer mutavassıt rolünü Amerikanın Kahi­re Büyükelçisi Caffery'nin oynadığı kanaatindedir. Bundan başka gene bu mevzuda geçen perşembe günü. Lon­drada Mısır Büyükelçisiyle Selwyn Loyd arasında ve Kahirede Mısır Dış­işleri Vekiliyle İngiliz Büyükelçisi ara­sında görüşmeler cereyan ettiği söy­lenmektedir.

Diplomatik çevrelerde hâkim olan kanaate göre, yarbay Abdülnasır her halde «vaziyeti kurtarmak maksadiyle» ilk adımın Mısır hükümeti tarafın­dan atılmadığı kanaatini uyandırmak istemiş olmalıdır. Bazı müşahitler da­ha da ileri giderek bu yalanlamanın, ihtilâl konseyi üyeleri arasında bu mevzuda bir ihtilâfın mevcudiyeti ba­kımından bir delil teşkil edip etmedi­ğini sormaktadırlar.

İngiliz Dışişleri Vekâletine yakın çev­relerden bu akşam bildirildiğine göre müzakerelerin «yakın bir istikbalde» başlaması beklenmemelidir. Bunun se­bebini bilhassa Süveyş bölgesindeki hâdiselerin artması, Sudandaki duruman endişe doğurucu bir şekil alması ve bu hâdiselerin muhafazakâr ekse­riyetin bir kısmı üzerinde husule ge­tirdiği tesir olduğu ileri sürülmekte­dir.

— Londra:

Savunma Vekili Lord Alexander Lordlar Kamarasında iki gün devam ede­cek olan savunma müzakerelerini aça­rak şöyle demiştir:

«Bir gün radyo ile sevkedilen mermi­lerin gemilerin başlıca silâhı haline geleceğini tahmin ediyoruz.» Vekil bu husustaki çalışmalara 'dair izahat ver­dikten, sonra sözlerine1 şunları ilâve etmiştir: «Fakat yeni silâhlardan mü­teşekkil yeni bir müdafaa kalkanı te­sis edinceye kadar, klâsik silâhlardan müteşekkil mevcut müdafaa vasıtala­rımızı azaltarak müdafaasız ve hima­yesiz kalamayız.

Bunu müteakip Vekil savunmaya da­ir son müzakereler sırasında hükümet mensuplarının söylediklerini tekrarlıyarak şöyle demiştir:

«Batı Avrupanın tutulması elzemdir, çünkü işgal altına girecek olan müt­tefik memleketleri tekrar kurtarmak gayet zor olacak. Bundan başka İn­giltere, Rusların Manş sahillerinde hava kuvvetlerini yerleştirmek ve füze atmak için üs tesis etmelerine müsa­ade edemez. Eğer Batı Avrupanın tu­tulması icabediyorsa, bu iş için klâsik silâhlar ve kuvvetler lâzımdır. Bu da, klâsik silâhlar için fazla, yeni silâh­ların imali için de az para sarfettiğimiz yolundaki tenkitlere cevap teşkil eder.»

17 Mart 1954

 

— Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâletinin sözcüsü, dün Amerikan Dışişleri Vekili Mr. Dulals'ın yeni Amerikan stratejisi hakkındaki beyanatını ancak şu sözlerle yorumlamıştır: «Bu gayet mühim bir beyanattır.» Bununla beraber sözcü, Mr. Dulles tarafından ortaya atılan meseleler hakkında İngiliz hüküme­tinin görüşünün daha sonra bildirileceğini telmih etmiştir. Mr. Edenin bu mevzuda Avam Kamarasında sorula­cak sualleri bizzat cevaplandırması mümkündür.

Bunu müteakip sözcü, Sovyet Rusyanın Cenevre konferansının toplantı tarihini geciktirmeye çalıştığı yolun­da Mr. Dulles'ın ileri sürdüğü iddia ile ilgili bir suali cevaplandırarak şöy­le demiştir: «Mr. Dulles'ın, Sovyet Rusyanın usul meseleleriyle ilgili bazı suallere cevap vermekte gecikmiş olmasına telmihte bulunduğu düşünü­lebilir.»

— Londra :

Kraliçe Elizaıbeth, Everest fatihi ge­neral Sir John Hunt'a «Krallık coğ­rafya cemiyeti» müessis madalyasını tevcih etmiştir.

— Londra :

General Necibin şimdiki halde Süveyş kanalı bölgesinin tahliyesi hususunda İngiltere ite bir anlaşmaya varmakta acele etmediği yolunda basma verdiği beyanat Londra basınında büyük he­yecan uyandırmıştır.

Bununla beraber Dışişleri Vekâleti, Mısır Cumhurreisinin beyanatının tam metni hakkında Kahireden bir rapor almadıkça bu hususta her hangi bir şey söylemeyi reddetmektedir. Siyasî çevrelerde hâkim olan kanaate göre, general Necibin bu hareketinin gaye­sinin, İngiltere - Mısır müzakereleri­nin yeniden başlaması için Kahire hü­kümetinin temaslarda bulunduğu yo­lunda İngiliz Dışişleri Vekâleti tara­fından geçenlerde yapılan beyanatı umumî efkâra karşı tekzip etmektir. 

— Londra :

Birleşmiş Milletler Genel sekreteri Dag Hammarskjoid bu akşam misafi­ri bulunduğu «Pilgrims Club» un ziyafetinde söz alarak şöyle demiştir:

«26 nisanda Cenevrede başlıyacak olan konferans neticesiz kalsa dahi, mü­zakere prensibi terkedilmemelidir, çünkü bu prensip batı ve komünist dünyalarının muntazaman bir konfe­rans masası etrafında toplanmalarını derpiş eden Birleşmiş Milletler anaya­sasında ileri sürülen usullere uygun­dur.»

Bunu müteakip Kore harbine temas eden genel sekreter Birleşmiş Millet­lerin bu meselede üzerine düşen rolü oynadığını bildirmiştir. Hammarsk-joelde göre tecavüzü hazırlamış olan­lar iki vahim hata işlemişlerdir. Bun­ların birincisi bu harbi dünyanın bir iç harp telâkki edeceğini zannetmiş olmaları, ikincisi de Birleşmiş Millet­lerin henüz tasarlanan askerî kuvvet­lere sahip olmaması sebebiyle bu te­cavüze mukavemet vasıtalarına sahip olamıyacağını düşünmeleridir. İşte bu her kimse olursa olsun, diğer bütün mütecavizlerin cesaretini kıracak ga­yet mühim bir emsaldir.

19 Mart 1954

 

— Londra :

Malî mahfillerde dolaşan haberlere göre, İngiltere Sterlinin daha da ser­best surette kullanılmasına müsaadeye hazırlanmaktadır.

Bu haberlere bakılırsa, İngiltere hü­kümeti dolar veya İngiliz lirası bölge­sine dahil bulunan memleketler ara­sında sterlin tediyesi muamelelerine koymuş bulunduğu bakiye takyîtatın çoğunu kaldırmak üzeredir.

Böyle bir hareket Arjantin, Brezilya, Paraguay, Peru ve Uruguay gibi, harpten önce, Milletlerarası ticaretle­rini sihhatli ve muvazeneli bir du­rumda muhafaza etmek için sterlin muvazenelerinin serbestçe ve hiç bir tahdide tâbi bulunmaksızın transferi­ne bel bağlamış olan memleketlerin ticaret kaynaklarına ziyadesiyle tesiri olacaktır.

Bu hareketin tesiri dokunacağı döviz kontrol makamlarının iki taraflı memleketler olarak vasıflandırdığı bölgeler de, Türkiye, Bulgaristan, Formoza, Fransız frangı bölgesi, Fransız-  Somalisi, Doğu Almanya, Macaristan, İsrail, Japonya, Lübnan, Portekiz, Romanya, İsviçre ve Lihenstein, Suri­ye, Tanca, Vatikan şehri ve Yugoslavyadır. 

— Manchester :

Lady Churchill'in haziran ayma ka­dar feci bir şekilde öldürüleceğini bil­diren yeni bir mektup bugün Manchesterde intişar eden «Evening News» gazetesine gönderilmiştir.

— Londra :

Dün Muhafazakâr Parti merkez kon­seyinde konuşan Dışişleri Vekili Anthony Eden, Birleşik Amerikanın yabancı memleketlerde üsler kurduğuna dair Sovyetler tarafından ileri sürü­len ithamlara karşı şunları söylemiş­tir:

«Sovyet Rusya yalnız üs kurmak de­ğil, girdiği devletleri fiilen işgal ediyor ve bu milletleri komünist rejimin zul­müne esir ediyor. Çekoslovakya, Ro­manya,, Polonya, Macaristan bunun ayrı birer misalidir.

Sovyet Rusya bugün bütün gücü ile Batılı müttefikler arasına nifak sok­mağa çalışmaktadır.

Batılı devletler arasında birleşmenin değeri bugün her zamandan daha kıy­metlidir.»

— Londra :

Amiral John Cassady, bu sabalı Ame­rikan Doğu Atlantik ve Akdeniz kuv­vetleri kumandanlığı vazifesine bilfiil başlamıştır.

Bilindiği üzere 58 yaşında bulunan Amiral bundan evvel Akdenizdeki Al­tıncı Amerikan filosu kumandanı idi. Amerikanın Orta Doğu deniz birlikleri de amiralin kumandasına verilmiştir.

— Londra :

İngiliz Dışişleri Vekili Eden bu gece verdiği beyanatta Uzak Doğu meselesi hakkında yapılacak Cenevre konfe­ransının Berlin konferansından daha ümitsiz olduğunu söylemiştir.

Eden şöyle devam etmiştir:

İlk defa olarak komünist Çiri liderle­riyle ayni masa etrafında karşılaşacağız. Cenevre konferansı ele alacağı meselenin karışıklığı ve üye adedinin genişliği bakımından Berlindeki toplantıdan daha as muvaffakiyet şansı arzetmektedir.

Bununla beraber barış dâvası uğrun­da ve beynelmilel anlaşmayı sağlamak, için elimizden geldiği kadar çalışma­ya azmetmiş bulunuyoruz,

— Londra :

İngiliz Maliye Vekâletinden bildirildi­ğine göre harpten beri ilk defa olarak 22 mart pazartesi günü Londra altın piyasası tekrar tesis edilecektir. Bazı tahditlere tâbi tutulacak, olan bu pi­yasa İngiltere bankasının kontrolü altında çalışacaktır. Bu piyasadaki alış verişler sterlin ile yapılacaksa da, sterlin için munzam bir konvertibilite imkânı sağlamıyacaktır.

Bilindiği gibi ikinci dünya harbi baş­layıncaya kadar Londra dünyanın bi­rinci altın piyasası mahiyetinde idi. Bu piyasanın tekrar tesisi, hüküme­tin, Milletlerarası piyasaları tekrar aç­mak suretiyle iş adamlarına ve bankacılara yeni imkânlar sağlamak ve İngilterenin muhtaç olduğu yeni ge­lirleri temin etmek yolundaki umumî politikasına uygundur.

Bu arada transferi kabil olan sterlin bölgesi de epeyce genişletilmiştir. Bu bölge İran, Macaristan ve Türkiye ha­riç, sterlin ve dolar bölgelerine men­sup olmıyan bütün memleketlere teş­mil edilmiştir.

21 Mart 1954

 

— Londra :

Dışişleri Vekâletinden bu gece açık­landığına göre, teklif edilen Birleşik Avrupa ordusuna daha büyük bir şekilde iştiraki sağlamak için İngiltere üç hür Avrupa devletiyle müzakerele­re başlamıştır.

22 Mart 1954

 

— Londra:

Bugün Avam Kamarasında beyanatta bulunan Dışişleri Vekili Eden, bugün­kü şartlar dahilinde, Süveyş kanalı hakkındaki İngiltere - Mısır müzakerelerine tekrar başlamanın imkânsın olduğunu söylemiştir. Bunu müteakip Dışişleri Vekili, Süveyş bölgesinde ge­çen hafta asayiş ve nizamın ciddî bir şekilde bozulmasına esef ettiğini be­lirterek dört İngiliz subayı ile bir erin Öldürüldüğünü, diğer bazılarının yara­landığını ve ikisinin de kaybolduğunu haber vermiştir.

Dışişleri Vekili, II mart günü bir Mı­sırlı polisin ölümüyle neticelenen hâ­disenin İngiliz kuvvetlerinin maruz kaldıkları taarruzu bir bakıma haklı gösterdiği yolunda Mısırlılar tarafın­dan ileri sürülen iddiayı Kahire Büyükelçisinin reddettiğini bildirmiştir. Bu arada Eden, bu Mısırlı polisin ölü­münü müteakip iki İngiliz erinin İngiliz makamları tarafından tevkif edil­diğini ve hâlen bir tahkikat yapıldı­ğını bildirmiştir. Bundan başka Eden, Mısır hükümetinin İngiliz hükümetin­den müteaddit defalar kendisine gü­venmesini bildirdiğini söylemiştir, fidene göre, böyle bir itimat için gerekli havayı tesise hazır olup olmadığını hareketleriyle ispat etmek Mısıra ait bir vazifedir.

— Londra :

Dışişleri Vekili Eden, Avam Kamara­sındaki beyanatı sırasında, Sovyet Dış­işleri Vekili Molotofun son nutuklarına temas etmiştir. Edene göre, Berlinde dörtler konferansı sırasında bir Avrupa güvenlik sistemiyle ilgili olarak sunulan Sovyet antlaşma tasarısı­nın gayesi, Natoyu ve bununla bera­ber batının bütün müşterek savunma sistemini yıkmak için Kuzey Amerika ile Batı Avrupa arasındaki bağları ko­parmaktır.

Eden bu cevabı, bir Avrupa güvenlik sisteminin tesisi hakkındaki Sovyet tekliflerini, Molotofun son. nutuklarının ışığının altında tetkik etmesini istiyen işçi mebuslardan Arthur Henderson'a cevaben yapmıştır. Edenin kanaatince, Molotofun beş martta radyo ile yayınlanan hitabesi ve 11 marttaki nutku, 24 şubatta Avam Ka­marasında verdiği beyanatı teyit et­mektedir. Esasen bu teklifler Berlin-de etraflı bir şekilde tetkik edilmiştir. Eden sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Prensip itibariyle, Avrupanın müş­terek güvenliğini sağlamak maksadiyle bazı tedbirlerin alınması gayet iyi bir şey olabilir. Fakat bu tedbirler Batı savunma sisteminin tahribini ifade edecekse bu gayet kötüdür.»

25 Mart 1954

 

— Londra :

Dün Lordlar Kamarasında dış politi­kaya dair yapılan bir müzakere sıra­sında son olarak söz alan Devlet Ve­kili Lord  Reading  ezcümle demiştirki:

İngiliz hükümeti, Avrupa müdafaa camiasının, tehlike ve vecibelerine rağmen umumî menfaat namına ka­bul edilmesi lâzım geldiğine kanidir. Hükümetin tahakkukunu ümit ettiği nokta yalnız bir Avrupa ordusu değil, ayni zamanda, Fransa ile Almanya arasındaki anlaşmazlıkların son bulma­sıdır. Elde Almanyayı yeniden silah­lanmaktan alıkoyacak hangi kudret vardır. Almanyayı müstakilen millî bir ordu teşkiline mecbur bırakmaktansa bir Avrupa ordusuna on iki Al­man tümeni kabul etmek daha iyi de­ğil mi? Almanyanın ortada Avrupa müdafaa camiası olmasa dahi yakın­da 50 - 60 tümene sahip olması müm­kündür. Avrupa müdafaa camiasında ise bu rakama erişmesi Almanya için oldukça müşkül olacaktır.

— Londra:

Amirallik dairesi birinci Lordu J. P. L. Thomas yazılı bir suale verdiği ce­vapta İngiltere hükümetinin Rusyaya ve Polonyaya petrol gemileri ihracına müsaade etmiyeceğini bildirmiştir. Ve­kil bu cevabı, Sunderland Bahriye tez­gâhlarının bulunduğu bölgeden seçil­miş olan işçi mebus Frederick Villeyin bir sualine karşılık olarak vermekte idi.

J. P. L. Thomas, Sovyet Rusya ve Polonyaya birkaç büyük ticareti bahriye gemisinin verilebileceğini ve fakat bu­nun için de bazı şartların bahis mev­zuu olduğunu söylemiştir. Bu şartlar, İngilterenin müdafaası ve güvenliği ile alâkalıdır. 

Halbuki, bilindiği gibi Sovyet Rusyanın 1955 ten 1957 ye kadar uzanan ve ceman 400.000.000 İngiliz lirası tu­tan sipariş listesinde sarnıç gemileri başta bulunmaktadır.

— Londra :

Başvekil Churchill, atom enerjisinin kullanılması hakkında müzakerelerde bulunmak için Malenkof ve diğer dev­letlerin (Amerika, Kanada, Fransa başkanlariyle buluşmaya hazırdır. Avam Kamarası koridorlarında bu mev­zuda, dolaşan söylentilere göre, İngiliz Başvekili Marshall adalarında geçen­lerde yapılan hidrojen bombası infi­lâkı üzerine, bu görüşmenin lüzumu­na kani olmuştur.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, milletlerarası bir atom enerjisi teşki­lâtının kurulması hakkında Başkan Eisenhower tarafından yapılan tek­life Sovyetlerin verdikleri cevap Washington'a ulaşmıştır.

Müşahitlerin kanaatince, bu mesele hakkında hazırlık mahiyetinde Dulles ile Sovyet büyükelçisi Zarubin arasın­da ve Berlinde de yine Dulles ile Molotof arasında yapılan görüşmeler bü­yük devletler arasında müzakerelere girişmeyi gerektirecek kadar verimli olmuştur.

26 Mart 1954

 

— Londra:

Dışişleri Vekili Eden, dün akşam te­levizyonda yaptığı konuşmada, «Avru­pa müdafaa camiası Almanya ile Fransayı birbirine yaklaştıracak ve di­ğer memleketlerle sıkı bir işbirliğine girişmelerine imkân verecek yegâne teşkilâttır» demiştir.

Umumî mahiyette muhtelif meseleler üzerinde suallere cevap veren Eden şöyle devam etmiştir:

Almanyanın Doğu bölgesi tank ve uçaklara sahiptir. Batı Almanyalıların bizimle birlikte Batı dünyanın müdafaasına katılmamasına hiç bir sebep yoktur.

 

28 Mart 1954

 

— Londra :

«Pecple» ve «Sunday Pictoriab gaze­teleri bu sabahki nüshalarında, İngilterede bir Sovyet casus şebekesinin keşfolunduğunu (bildirmektedirler. Bu şebekenin geçenlerde tevkif edilen iki Çek mültecisinin faaliyetinden fayda­lanmakta olduğu ilâve edilmektedir.

«Sunday Pictorial» bu mültecilerin, pilot Peter Arton ile 1948'de İngiltereye iltica etmiş olan 33 yaşındaki Madam Zdenka Schoncva olduğunu belirtmektedir. Arton İngiitereye sı­ğındığı tarih olan 1941 denberi babasının idare ettiği bir ihracat işinde çalışmaktaydı. Kendisi geçen hafta, düğününden bir gün evvel tevkif olunmuştur. Madam Schoncva ise, Londrada pedikür olarak çalışmakta iken çarşamba günü tevkif olunmuştur.

— Londra :

İşçi Partisinin eski Savunma Vekili Emanuel Shinwell, dün verdiği beya­natta şöyle demiştir:

Amerikalıların son atom denemelerin­den elde ettikleri bütün malûmatı bilmek hakkımızdır, aksi takdirde, müşterek müdafaa için Amerikalılar­la işbirliğimiz bir hayal olur.

Memleketimiz için şimdi en mühim mesele atom bombasının kullanılma­sını ne şekilde kontrol edeceğimizi bilmektir. Amerikalıların son olarak giriştikleri hidrojen bombası tecrübe­si, sadece memleketimizi değil, fakat bütün dünyayı tehdit eden tehlikeyi göstermektedir.

Bu fecî silâhları kimsenin kullanmıyacağını söylemek kolaydır, fakat dünyada iktidar hırslısı şahıslar mevcuttur ve bu silâhın onların ellerine düşmesine müsaade etmemeliyiz.

— Londra :

Necip - Nasır ihtilâfı ve Mısırda karı­şıklık ve gerginliğin artması Londra­da yakından ve az çok endişe ile ta­kip edilmektedir. Londra siyasî mahfilleri, Mısırdaki muhtelif siyasî grupların iktidar için açmış oldukları mücadeleden İngiliz düşmanlığını bir nevi arttırma mev­zuu yapmalarından korkulmaktadır. Filhakika şimdi iktidar mücadelesine girişmiş olan gruplar birbirlerinden daha çok İngiliz düşmanı görünmek suretiyle bazı halk kitlelerinin müza­heretini sağlamayı düşünebilirler.

Henüz teyid edilmemiş olan haberle­re göre, hâlâ Kahirede ve Mısırın baş­ka bölgelerinde bulunan sivil İngilizler ailelerini memleketten- çıkarmak için tedbir almış bulunmaktadırlar. Diğer taraftan kanal bölgesindeki İngiliz üssünde de yeniden korunma tedbirleri alınmıştır.

Yetkili kaynaklarda serdedilen mü­talâaya göre şimdilik Mısır hâdiseleri üzerinde herhangi bir yorum yapmak yersizdir. Zira hâdiseler, bu safhasın­da, mahallî mahiyette telâkki olun­maktadır. İngilterenin ise başka memleketlerin dahilî işlerine karışmıyacağı şüphesizdir. Bununla bera­ber İngiltere hükümeti Kahiredeki Büyükelçiliğinden aldığı raporları bü­yük bir dikkatle incelemektedir ve İn­giliz tabalarının hayat ve malları tehdit altına girdiği takdirde, bunları korumak için derhal tedbirler alına­caktır.

29 Mart 1954

 

— Londra :

Batı Almanyaya hükümranlık veril­mesi ile ilgili olarak Almanyadaki Amerikan Yüksek Komiseri Dr. Conant'ın beyanatı hakkında kendisine sualler sorulan İngiliz Dışişleri Vekâ­leti sözcüsü bugün gazetecilere şunla­rı söylemiştir:

Bonn ve Paris andlaşmaları yakın bir istikbalde tasdik edilmediği takdirde Batı Almanyaya, Bonn anlaşmasının temin edeceği hükümranlığa müşabih bir hükümranlık ve istiklâl sağlamak bahsinde İngiltere ve Amerika hükü­metleri arasında şimdiye kadar istişa­rede bulunulmuş değildir. Bu konuda İngiliz hükümetinin noktai nazarı de­ğişmemiştir. İngiliz hükümetinin kanaatince Bonn anlaşması, Avrupa sa­vunma camiasını derpiş eden Paris andlaşmasından ayrılamaz. Ve bu iki anlaşma ancak ilgili devletlerin tas­diki ile meriyete girer. İngiliz hükü­meti, Avrupa savunma camiası ile sı­kı işbirliğinde bulunmak için ileri sürdüğü son tekliflerden sonra bununla ilgili andlaşmanın tasdikinin gecikmiyeceğini  ümit  etmektedir.

—  Londra :

Dışişleri Vekili Eden. bugün Avam Ka­marasında verdiği beyanatta hükü­metinin Fransız ve Amerikan hükümetleriyle temasta bulunduğunu ve İsrail hududundaki hâdiseler için Gü­venlik Konseyini toplantıya çağırıp çağırmamak meselesini istişare etti­ğini bildirmiştir.

Dışişleri Vekili, kendi hükümetinin noktai nazarınca bu meseleyi incele­mek üzere Güvenlik Konseyini içtimaa çağırmak lâzım, geldiğini söyle­miştir.

—  Londra :

Amerikan Dış Faaliyetler İdaresi Mü­dürü Harold Stassen, Başvekil Sir Winston Churchill ile Doğu-Batı ticareti mevzuunda ilk gayri resmî görüş­meyi dün gece yapmıştır.

İngiliz - Amerikan ve Fransız temsil­cileri arasında resmî müzakereler bu­gün başlayacaktır.

Londra müzakerelerini NATO üyeleri, Batı Almanya ve Japonya delegeleri takip edeceklerdir.

— Londra :

Amerikanın Moskova Büyükelçisi Charles Bohlen bugün üç büyük ba­tılı devlet adına, Sovyetlerin 17 mart tarihli muhtıralarının cevabını Sov­yet Dışişleri Vekil Yardımcısı Kuznetçof'a tevdi etmiştir. Batılıların bu ce­vabı Cenevre konferansının teşkilâtı meseleleri ile ilgili noktaları ihtiva etmektedir.

Bilindiği gibi büyük devletlerin, kon­ferans mahalli olarak Milletler Sarayını seçmeleri ve bu hususta mutabık kalmaları ürerine şimdi halledilmesi gereken diğer bazı noktalar da var­dır. Bunlar bilhassa konferansın sekreterliği meselesi ile müzakereler sıra­sında söylenecek nutukların tercüme­si ile ilgilidir.

Zannedildiğine göre, tercüme mesele­sinde batılı devletler ancak üç lisa­nın yani, Fransızca, İngilizce ve Ruscanın resmî dil olarak kabul edilmesi hususunda israr etmektedirler. Bu dillerin biri ile veya başka bir dille söylenecek olan her nutuk aynı za­manda bu üç resmî dile tercüme edi­lecektir. Bu vaziyet dahilinde Çince ve Kore lisanı resmî dil olarak değil ancak «çalışma dili» olarak konfe­ransta kullanılabilecektir.

Fakat Londrada. serdedilen kanaate göre, Sovyet Rusyanın şimdi, Çincenin de konferansta resmî dil olarak kabul edilmesi hususunda İsrar etme­si ihtimali vardır. Zira bu komünist blok için bir prestij meselesidir. Batılıların, bütün ihtar ve ifadelerine rağmen Sovyet Rusyanın ve Komü­nist Çinin, Cenevre konferansını elârı beş büyük devlet konferansı olarak kabul ettirmiye çalıştıkları malûm­dur. Onların nazarınca Komünist Çin de bu konferansa beş büyük devletten biri sıfatiyle iştirak etmektedir. Bu itibarla pek muhtemel olarak Sovyet Rusya Çincenin, konferans dışında dahi, daha şimdiden resmî dillerden biri sayıldığını bildirecektir.

— Londra :

İngiliz Hariciye Vekili Anthony Eden dün Avam Kamarasında verdiği de­meçte, Spandau kampında gözaltı edilmiş olan eski Nazilerin durumu mevzuunda Rus Hariciye Vekili Molotof'a yaptığı talebe şimdiye kadar kesin bir cevap alamamış olduğunu söylemiştir.

İşçi mebuslardan Arthur Lewis tara­fından sorulan iki suali cevaplandı­ran Eden şunları söylemiştir:

«Amerikan ve Fransız meslekdaşlarımla mutabık olarak Berlin konfe­ransı sırasında M. Molotof'a Spandau kampında bulunan hasta esirlerin tedavisi ve ölen esirlerin gömülmesi mevzuunu açtım.»

Eden bu konuşma sırasında Molotoftan Spandau kampındaki esirlerin te­davisi ve Ölenlerin gömülmesi mevzu­larını tetkik etmek üzere yüksek ko­miserlerin bir toplantı yapmalarını istemiş olduğunu belirtmiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Bundan bir müddet sonra M. Molotof'tan bir mesaj aldım, bu mesajda Sovyet yüksek komiserinin Spandau meselesini incelemek üzere meslekdaşları ile bir toplantı yapabileceği bildirilmekteydi. Gerek Berlin konferansında gerekse daha sonra Spandau'daki harp esirlerinin serbest bı­rakılması için hiçbir talepte bulunmadun.»

— Londra :

Amerikanın son hidrojen bombası tecrübesi hakkında bugün Avam Ka­marasında bir beyanatta bulunan Başvekil Sir Winston Churchill de­miştir ki:

«Amerikanın hidrojen bombası tecrü­besi hakkında bizim kadar Amerikan umumî efkârının da malûmat sahibi olmak isteyeceğinden eminim. Fakat Amerikayı ,bu hususta tazyik etmek büyük kötülükler de doğurabilir. Çün­kü reddedilmenin ciddî bir mahiyeti vardır. Maamaflh Amerikalıların he­nüz ilk hidrojen bombası infilâkı hakkında dahi tam bir bilgiye sahip olduklarından şüpheliyim.»

Yorgun olmasına rağmen gayet sıh­hatli görünen Başvekil sakin bir sesle bu tecrübeler hususunda Amerikayı müdafaa etmiş ve «Amerika bu tecrübeleri hür dünya­nın savunmasında elde edilen başarı­ları tesbit için yapmaktadır. Ameri­kanın bu mevzuda İngiltere ile sıkı bir şekilde istişarelerde bulunması beklenemez, çünkü Amerika kanun­ları buna manidir.» demiştir.

Churchill bu kanunların değiştirilme­si temennisinde bulunmuş ve İngilterenin atom sahasında elde ettiği başarıların bu istişareleri her iki tarafın menfaati için elzem kılacağını söylemiştir.

Amerikanın son hidrojen bombasını patlatmadan evvel İngiltere ile istişa­rede bulunup bulunmadığı sualine Churchill:

«Elimizdeki son derece tekâmül etti­rilmiş âletler sayesinde son infilâkin ses yaiıut tazyik dalgalan bize ulaşır ulaşmaz infilâk tesbit edilmiştir» de­miştir.

Başvekil sözlerine devamla şunları söylemiştir:

«Bu tecrübelerin beynelmilel istişare ve kontrole tâbi tutulması istenmişti, fakat daha evvel de söylediğim gibi Amerikan kanunları bunu mümkün kılmamaktadır. Maamafih böyle ol­masaydı dahi burada açıklayamayacağım sebepler yüzünden ben şahsen böyle bir teklifte bulunamazdım. Amerikayı hidrojen bombası infilâklarından vazgeçirmeye teşebbüs et­mem istenildi, fakat buna hiçbir hak­kım olmadığı gibi bu seri infilâkların durdurulmasını istemek bizim için ne doğru, ne de akıllıca bir hareket olur­du.

Ruslar aynı şekilde tecrübeler yaptık­ları zaman herhangi birisinin çıkıp da Sovyet hükümeti nezdinde bu mealde teşebbüslerde bulunulmasını is­tediğini hatırlamıyorum. Dünyadaki mevcut gerginliği telâfi hususunda hiçbir fırsatı kaçırmayacağımız gibi hür dünyanın diğer milletleri ile müş­terek askerî kuvvetimizi aynı seviyede tutmak hususundaki siyasetimize de sadık kalacağız.»

İşçi Partisinin eski Başvekili element Attlee, hidrojen bombasının dünya için arzettiği muazzam tehlikeyi görüşmek üzere büyükler arasında bir toplantı yapılmasını düşünüp düşün­mediğini Churchilden sormuş o da şu cevabı vermiştir:

«Bu mevzudaki düşüncem herkesçe malûmdur ve değişmemiştir. Fakat zamansız bir teşebbüste bulunmak ve muhtemel bir neticeyi çıkmaza sü­rüklemek yazık olur.»

 

30 Mart 1954

 

 — Londra :

İngiliz Hariciye Vekâletinin sözcüsü, dün yapılan bir basın toplantısında, yerli ve yabancı gazete muhabirlerinin, Avrupa, savunma camiası ile bu camianın, kurulmasına müteallik Pa­ris anlaşmasının tasvibinden evvel Almanyanın işgaline son verecek Bonn anlaşmasının yürürlüğe kon­ması mevzuu üzerinde sordukları su­alleri cevaplandırmıştır.

Bu mevzu, Almanyadaki Amerikan Yüksek Komiseri James Conant'ın geçen hafta Bonn'da yaptığı ve bazı şahıslar tarafından her iki andlaşmanın ayrı ayrı mütalâa edilmesi imkâ­nını ortaya attığı' şeklinde tefsir edi­len beyanatından doğmuş bulunmak­tadır.

Sözcü bu hususta, şunları söylemiştir:

«Avrupa savunma camiası mevzuun­da başka bir cereyan mevcut olamaz. Bu husustaki durumumuz şudur: Bonn ve Paris andlaşmaları aynı za­manda yürürlüğe girmelidir.»

Gazetecilerden biri şu suali sormuş­tur:

«M. Conant'ın beyanatından hissedil­diği gibi bu mevzuda İngiliz ve Ame­rikan hükümetleri arasında bir gö­rüş ayrılığı mevcut mudur?»

Sözcü şu cevabı vermiştir:

«İngiliz ve Amerikan hükümetleri arasında bir görüş ihtilâfı olduğunu söylemiyorum. Conant halen mevcut olmayan farazi bir durumu nazarı itibare almaktan başka birşey yap­mamaktadır.»

Bundan sonra sorulan diğer suallere karşılık sözcü, Avrupa savunma ca­miasının tasdikinden ayrı olarak Bonn anlaşmalarının yürürlüğe kon­ması ihtimalleri üzerinde İngiltere ile Amerika arasında hiçbir istişare yapılmamış olduğunu kesin olarak söy­lemiştir.

Sözcü Rusyanın Doğu Almanyaya muhtariyetini tanıması kararı ile batılı devletlerin Federal Almanya hükümeti ile olan münasebetlerinin ge­lişmesi arasında bir mukayese yap­maya imkân olmadığını belirtmiş ve Doğu Almanyanın hükümranlığının, Rusya ile peyklerinden herhangi biri­si arasında mevcut münasebetler üze­rine kurulmuş bulunduğunu söyle­miştir.

— Londra:

Doğu ile batı arasındaki ticarî mü­nasebetler meselesini görüşmek maksadiyle iki günden beri Londrada müzakerelerde bulunan İngiliz, Ameri­kan ve Fransız temsilcileri bugünkü toplantıları sonunda yayınladıkları tebliğde, «Ambargoya tabi mallar üzerindeki kontrolü takviye etmekle beraber, Doğu Avrupa memleketlerine şevki menedilmiş olan malların mik­tarının azaltılması hususunda bir an­laşmaya varıldığını» bildirmektedir­ler.

31 Mart 1954

 

— Londra:

İngiliz diplomatik çevrelerinde hâkim olan kanaate göre, Sovyetler Birliği­nin Atiantik Paktına katılmak tekli­fi, Avrupa savunma camiasının teş­kilâtlandırılmasını ve Alman birlik­lerinin Avrupa ordusuna katılmaları­nı önlemek için yapılmış hemen he­men ümitsiz, bir teşebbüs mahiyetin­dedir, aynı çevrelerde Molotof'un bu teklifinin Avrupa savunma camiası tasarısının yakında tatbik mevkiine konulmasından Sovyet idarecilerinin ne kadar endişe ettiklerini gösterdiği belirtilmektedir.

Zannedildiğine göre, İngilterenin Av­rupa savunma camiası ile daha sıkı bir işbirliğinde bulunmak üzere resmen bazı tekliflerde bulunması bek­lendiği bir sırada. Kremlin son kozu­nu oynamaya ve bu maksatla topla­nacak milletlerarası bir konferansta yavaş yavaş ve güçlükle hazırlanmış olan bu anlaşmayı tekrar müzakere ettirmeye teşebbüs eylemiştir.

Burada hâkim olan kanaate göre, Sovyet teşebbüsü, biraz sert görünmekle beraber Avrupa memleketleri umumî efkârı arasında derin tesirler bırakabilecektir. Fakat İngiliz Dışiş­leri Vekâleti çevrelerinde İngilterenin bu nota Üzerine Avrupa savun­ma camiası lehindeki durumunda ka­tiyen 'bir değişiklik beklenmemesi gerektiği  ileri  sürülmektedir.

— Londra :

Selahiyetli çevrelerin bugün açıkla­dıklarına göre Reisicumhur Eisenhower, İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill'den Amerikanın hidrojen bombası tecrübeleri aleyhinde konuş­mamasını istemiştir.

Bu çevrelerin belirttiklerine göre, hid­rojen bombasının inkişafı için çalış­tığı bu sıralarda Eisenhower, Churchill'den Amerikayı tazyik etmemesi talebinde bulunmuştur. Eisenhower' in mesajı, İşçi muhalefet partisinin bu tecrübelerin dünya sulhunu tehdit et­tiği iddiası ile yaptıkları hücuma ce­vap vermeden evvel İngiltere Başve­kilinin eline geçmiştir.

31 Mart 1954

 

— Londra :

İsrail - Arap hudut ihtilâfı hakkın­da bugün Avam Kamarasında bir ko­nuşma yapan Dışişleri Vekili Anthony Eden, bir harb olduğu takdirde İngilterenin Ürdünün yardımına koş­ması icap ettiğini söylemiş fakat bu­nun her iki tarafın bir uzlaşma çare­si aramalarına ve Birleşmiş Millet­lere bağlı olduğunu ifade etmiştir.

İsrael ve Ürdünün yığmak yaptıkla­rına dair çıkan haberler üzerine bir Muhafazakâr mebusun sualine cevap veren Eden, Birleşmiş Milletler Gü­venlik Konseyinin toplanarak bu ih­tilâfı görüşmesi hakkındaki teklifine henüz bir cevap almadığını söylemiş, sonra İngiltere ile Ürdün arasındaki 1948 andlaşmasının dördüncü maddesini hatırlatarak taunun müşterek müdafaayı tazammun ettiğini açıkla­mıştır.

— Londra :

İngiliz Yahudileri Birliği temsilcileri Devlet Vekili Selwyn Lloyd tarafın­dan kabul olunarak, son günlerde İs­rail-Ürdün hududunda vukua gelen kanlı hâdiseler dolayısiyle meydana gelen gergin durumdan İngilteredeki yahudilerin fevkalâde endişe duyduk­larını ifade etmişler, vekilden İngil­tere hükümetinin, barışın korunması maksadiyle mütarekenamede derpiş olunan tedbirlere başvurmak suretiy­le durumun İslahına gayret etmesini rica etmişlerdir.

Delegeler Devlet Vekilinin yanından çıktıkları zaman, noktai nazarlarının İngiltere hükümeti tarafından takip olunan politikaya mutabık olduğu ve taleplerinin memnuniyetle gözönünde tutulacağı hususunda Selwyn Lloydun kendilerine teminatta bulunduğu­nu beyan etmişlerdir.

— Londra :

Sovyet Dışişleri Vekili Molotov'un bu­gün İngiliz Büyük Elçisi Sir William Hayter'e Avrupanın güvenliği hakkında teklifler ihtiva eden altı sayfalık bir nota verdiği Dışişleri Vekâletin­den teyit edilmiştir. Bu Rus notasının bir hülâsası Londraya gelmiş bulun­maktadır. Sovyet hükümeti notanın neşrinden evvel muhteviyatının ifşa edilmesine daima itiraz ettiği için şimdilik bu muhteva açıklanmamak­tadır. Bununla beraber İngiliz Dış­işleri Vekâletinden öğrenildiğine gö­re bu nota, Molotofun Berlin konfe­ransında sunduğu plândan farklı hu­susları ihtiva etmektedir.

 

15 Mart 1954

 

— Cenevre :

M. Leon Nicole'ın yeni partisi, dün, Cenevre, Vaud, Valais, Neufchatel ve Zürich kantonları delegelerinin bir toplantısında teşekkül etmiştir.

Delegeler yayınladıkları müşterek be­yannamede «Terakkiperver Parti» nin kurulması hususundaki kararlarını belirtmişlerdir.

M. Leon Nicole başkanlığında    parti idare komitesi de seçilmiştir.

 

4 Mart 1954

 

— Roma :

Amerikanın Roma Büyük Elçisi Clare Boothe Luce ile Başvekil Mario Scelba bugün ilk defa olarak görüşmüş­lerdir.

Görüşmenin bir nezaket ziyaretinden ibaret olduğu1 bildirilmekteyse de selâhiyetli kaynaklar Mrs. Luce'ün iki memleketi alâkadar eden meseleleri geniş mikyasta İtalyan Başvekili ile görüştüğünü  bildirmektedirler.

5 Mart 1954

 

—- Roma :

Eski Başvekil Alcide De Gasperi, ge­çen haziranda Hristiyan Demokrat Partisinin hezimetine, ChurchiH'in bir nutkunun sebep olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

«İngiltere Başvekili Sir Winston Churchill, geçen mayısta söylediği bir nu­tukta Sovyet Rusyanın vaziyetinde bir değişmeden bahsetmiş ve Rusya ile dörtlü bir konferans teklifinde bu­lunmuştu. Bu nutuk partilerde muhalefeti kuvvetlendirdi ve netice Hris­tiyan Demokratların zararına oldu.»

— Roma :

M. Alcide de Gasperi, Demokrat Par­tisinin orta İtalya idarecilerinin toir toplantısında, pazar günü irad ettiği nutkunda şöyle demiştir:

«Berlin konferansı hakkında verilen malûmata ve M. Molotof'un orada yaptığı muhtelif beyanata ittilâ kesbederseniz, bir nokta size gayet açık bir  şekilde  belirecektir:   Rus  askerî garnizonları bulundukları yerlerde kalacaklardır:»

Eski İtalyan Başvekiline göre, «Mü­zakere imkânı bulunduğu takdirde, buna tevessül etmek en iyi bir harekettir. Fakat müzakerelerin büyük bir dikkatle ve sarih bir hedef için ya­pılması elzemdir. Böyle olmadıkça, kuvvetlerini ihtiyatta bulunduran hattâ artıran ve sulh perdesi arkasın-da soğuk harbe devam edenler tara­fından aldatılmak tehlikesine mâruz kalmış oluruz.»

M. De Gasperi bunu mütaakıp Avru­pa müdafaa camiası lehinde konuş­muş ve bu camianın, Fransa ile Almanya arasında işbirliğine bir yeni­lik getireceğini ve bu suretle komşu­ları olan diğer memleketlerle birlik­te müşterek emniyeti sağlamak için hür milletler saflarına gireceğini söy­lemiştir. De Gasperi, bu Vecibenin «Sadece Birleşik Amerikayı memnun etmek maksadiyle» kabul edilmiş ol­madığına dikkati çekmiş ve şunu İlâ­ve etmiştir:

«Bizim için askerî bir mesele mevzuu bahistir. Bu, kurmak istediğimiz müs­takbel sulh ve refahımızın mesnedini teşkil edecek olan kendi müdafaamızdır.»

10 Mart 1954

 

— Roma :

İtalyan Attualita Dergisi Diktatör Benito Mussolininin komünist şeflerin­den Walter Audiso tarafından öldürülmediğini, Mussolininin intihar et­miş olmasının çok muhtemel bulun­duğunu iddia etmektedir.

Dergi Mussolininin Albay Valerio di­ye tanılan Audiso tarafından öldürül­düğü iddiasını yalan olarak tavsif etmektedir. Dergi, Wilma Montesi'nin ölümü hâdisesini aydınlatan neşriya­tı ile asrın en büyük skandalını ortaya çıkaran Silvano Muto tarafın­dan neşredilmektedir.

Mussolininin ölümü hâdisesi ile ilgi­li olarak neşredilen üç makalenin sonuncusunda Faşist şahitlere istinaden şu hususlar iddia edilmektedir;

1  — Mussolini bir İngiliz  istihbarat subayının emrindeki Müttefik koman­dolar   tarafından  yakalanıp  İtalyan Partizanlara teslim edildiği zaman intihar etmiş olabilir.

2  — Eğer Mussolini intihara teşeb­büs edip kendini öldürmeye muvaffak olamadı ise Partizanlar arasında   bu­lunan kendi taraftarları tarafından öldürülmüştür.

— Roma:

İtalya İsrail ticarî müzakereleri sona ermiş, ve iki memleket arasında ti­caret ve ödeme anlaşması imzalanmıştır.

Anlaşmaya göre İsrail İtalyadan zirai mahsuller, makine ve mensucat alacak, elmas, fosfor ve potasyum satacaktır.

12 Mart 1954

 

—  Roma :

Ansa Ajansı, İtalyanın yeni Suriye Cumhuriyet hükümetini tanımış ol­duğunu bildirmektedir.

—  Messina :

Nisan ayı içinde, Santa  Teresa di Rivada, Etna yanardağının lâvlarını yün haline getirecek bir endüstri te­sisi kurulacaktır. Bu, kendi sahasında ilk ve tek teşebbüstür.

Neft kazanında 1000 dereceye kadar ısıtılarak erimiş hale getirilen lâvlar­dan başka bir tesis yardımiyle 3 m. çapında bir keçe parçası elde edilmiş­tir.

Bu yeni mahsulün hususiyetleri fev­kalâdedir. Deneme    mahiyetinde olmak üzere 1500 kilogramlık yün üzerinde yapılan incelemelerden anlaşıl­dığına göre, bu eskimiyen, bozulmıyan ve hiç bir değişikliğe uğramıyan bir maddedir. Aşındırıcı tesiri de yok­tur.

Yanardağ lâvlarını sanayide kullan­ma fikrini ilk ortaya atan Sicilyalı mühendis Martillaro'dur. Bu iş için Almanyadan satın alınan makineler kasım ayında Santa Teresa Di Riva'da Alman teknisyenlerinin kontro­lü altında kurulmuştur,

17 Mart 1954

 

— Roma :

Vekiller heyeti toplantısından sonra, Vilma Montesi meselesi hakkında ya­yınlanan tebliğde şöyle denilmekte­dir: Genç kızın Ölümü hakkında po­lis ve jandarma tarafından 11 nisan 1953 te başlıyan tahkikat, Montesi­nin ölümünde herhangi bir suç olma­dığı neticesine varmıştır ki bu da sorgu hakimine ademi takibat kara­rı vermek imkânını sağlamıştır.

Tebliğde, gazeteci Muti'nin itham edilmesinden sonra yeniden açılan tahkikat dosyasının, iade edildiği bildirilmekte ve söyle devam edilmek­tedir :

Hükümet bu meselede hakikatin ay­dınlatılmasiyle bilhassa ilgilidir, fa­kat suç olup olmadığı ve tahkikatın yemden açılmasını icap ettirecek de­liller bulunup bulunmadığı hakkın­da karar vermenin icra kuvvetine ait olmadığını bildirmek mecburiyetinde­dir.

Hükümet adaletin yerini alamaz, zira demokratik rejim, yetkilerin taksimi prensipine dayanmaktadır. Adlî poli­sin hareketini tashihe matuf her türlü tahkikat anayasaya aykırı olur. Bu meselede karar vermek münhası­ran adlî makamın yetkisi dahilinde­dir. Eğer hükümet aksi şekilde hare­ket etse idi meşruiyetin dışına çık­mış olur ve parlâmentoda bunu izah mecburiyetinde kalırdı.

 

19  Mart 1954

 

— Vatikan şehri :

78 yaşındaki papa on ikinci Pius bu­gün papalık sarayının üst katındaki açık bir pencerenin önünde iki da­kika on saniye durup, hastalandığı 53 gündenberi ilk defa. halka görünerek Sen Piyer meydanında diz çöken 50.000 İtalyan askerini takdis etmiş­tir.

Papanın rengi soluk olmakla beraber, neşesi yerinde görünmekte idi.

20  Mart 1954

 

— Paris :

Bu sabah Fransaya gelen İtalyan Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Pietro Nenni, 1951 yılında hakkında tanzim olunan bir fişe istinaden tev­kif olunmuştur.

İtalyan Sosyalist Partisine mensup mebuslardan Ricardo Lombardi ile birlikte Fransaya gelmiş olan Pietro Nenni Avrupa müdafaa camiası teşki­lâtı aleyhtarı Fransız siyasî partile­rinin toplantılarında hazır bulunmak niyetindeydi.

M. Lombardi tamamen serbest olup kendisine karşı hiç bir tedbir alınma­mıştır.

Fransız Cumhuriyetçi Sosyal Hareket Birliği parlâmento grup başkanı Jacques Soustelle'in, milletlerarası bir toplantıda hazır bulunmak üzere Pa­ris'e gelmiş ve dost bir millete men­sup bulunan bir parlâmento temsilcisinin keyfî surette tevkifi münasebe­tiyle hükümeti istizah edeceği söylen­mektedir.

— Paris :

Öğrenildiğine göre İtalyan Sosyalist Lideri Pietro Nenni, Fransadan çıka­rılması hakkındaki kararın iptal edilmesi üzerine bu akşam. Parise ge­lerek mukarrer toplantıya katılmaya karar vermiştir.

— Paris :

Başvekâlet Müsteşarı M. Bougenot, bugün öğleden sonra Avrupa müda­faa camiasına mensup memleketler temsilcilerinin katılacağı milletlera­rası konferansa iştirak edecek olan Fransız parlâmento heyetini kabul etmiş ve kendilerine İtalyan Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Pietro Nenni’ye tatbik olunan tedbirlerin hakikat olduğunu bildirmiştir. Pietro Nenni, 1951 yılında hakkında tanzim olunan bir fiş gereğince bugün Fransa hudutlarından dışarı çıkarıl­mak üzere tevkif olunmuştu.

İtalyan Sosyalist Partisi Genel Sek­reteri Vallorbe hududuna götürülerek orada kendisine, arzu ettiği yere gidebileceği hususunda tebligat yapıla­caktır.

Fransız delegasyonuna mensup Forcinal bu olayı yorumlıyarak,, «Fransa namına  memnun  oldum»   demiştir.

23 Mart 1954

 

— Roma :

Hıristiyan Demokratlar Millî Konseyi, siyasî sekreter M. Alcide de Gasperinin teklifi üzerine umumî siyaset mevzuunda kabul ettiği bir takrirde M. Scelba hükümetinin giriştiği azim­li icraatı tasvip ve hükümete tam itimadını izhar etmiştir.

Bu takririnde, meclis, demokratik mü­esseselerin korunmasını istihdaf eden geniş program dahilinde yapılan ça­lışmaların ve bu meyanda işsizliğin kaldırılması, istihsalâtın artırılması, çalışan sınıfların hayat seviyelerinin yükseltilmesi yolunda girişilen teşeb­büslerin pek yakında müspet netice­lere varacağı hususundaki emniyetini ifade  etmektedir.

24 Mart 1954

 

— Roma:

İtalyan basınının bu sabah bildirdi­ğine göre biri kadın olmak _ üzere müfrit solcu partilere mensup İtalyan tâbiyetinde altı kişi dün Foiggiada Çe­koslovakya hesabına casusluk yap­mak sucu ile tevkif edilmişlerdir.

 

Tahkikatı yapan polis makamlarının bildirdiklerine göre bu teşkilât evvel­ce Prag'ta bulunmuş olan ve halk komünist teşkilâtına intisap eden bir iş­çi tarafından idare edilmektedir. Ye­ni tevkiflerin yapılacağı bildirilmektedir.

Bu şebekenin azaları Foggia bölge­siyle ilgili askerî mahiyetteki her tür­lü malûmatı ve bilhassa hava mey­danları, radar merkezleri, cephane ve malzeme depolariyle bu şehirde bulu­nan kara ve deniz kuvvetleri hakkın­da malûmat toplamakta idiler. Polis, suçluların Cekoslovakyaya bu malû­matı hangi yolla göndermekte olduk­larını açıklamamıştır.

25  Mart 1954

 

— Foggia (İtalya) :

İtalyan gizli polis teşkilâtı son gün­lerde büyük bir casus şebekesini mey­dana, çıkarmıştır.

İtalyan Haberler Ajansının bildirdiği­ne göre, şebekenin 10 âzası ve başları olan Davide Fiscarelli tevkif edilmiş­lerdir.

26  Mart 1954

 

— Roma :

24 saatlik bir ziyarette bulunmak üze­re, bugün öğleden sonra buraya ge­len Federal Almanya Cumhuriyeti Başvekili Konrad Adenauer, verdiği beyanatta Doğu Almanyanın müsta­kil bir devlet olarak ilân edilmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü Doğu Almanya çoktanberi bir peyk devlet haline gelmiş bulunmaktadır, demiş­tir.

Burada muhtemelen komünist nüma­yişlerine karşı tedbir olmak üzere hu­susî polis teşkilâtı seferber edilmiş ise de geç vakte kadar herhangi bir vaka kaydedilmemiştir.

— Roma :

Sol cenaha mensup 34 komünist ta­raftarı âyân âzası bugün âyân kitabetine tevdi ettikleri ve Başvekil Mario Scelba ile Dışişleri Vekili Attilio Ficcioniye hitaben yazılı muhtırada, İtalyanın dahili işlerine müdahalede bulunduğu iddiasiyle Amerikan büyük elçisi bayan Clare Boothe Luce'in ge­ri çağırılmasını Amerikan hüküme­tinden talep edilmesini istemişlerdir.

27 Mart 1954

 

— Roma :

İrak ile İtalya arasında 31 aralık 1951 yılında imzalanmış bulunan ticaret anlaşması, bir mart 1954 ten 28 şubat Î955 tarihine kadar bir sene müddet­le otomatik olarak temdit olunmuş­tur.

29 Mart 1954

 

— Napoli:

Hristiyan Demokrat Partisi eski ge­nel Sekreteri Mösyö Alcide de Gasperi, Napolide Hristiyan Demokrat Partisinin bölgeler arası kongresinde, dün irad ettiği bir nutukta, partisinin son seneler zarfındaki icraat ve faaliye­tinin bir blânçosunu çizmiştir.

Mösyö  de Gasperi  ezcümle şunları söylemiştir:

«İtalyayı, herkesin hür bulunduğu ve demokratik sistemin hâkim olduğu parlamenter bir idareye kavuşturduk. Memleketin hürriyetini ve sulh içinde emniyetini sağlamak için, evvelâ Marshall plânını kabul etmek ve müteakiben Atlantik Paktına katılmak suretiyle dış siyasetini inkişaf ettir­dik.

Mösyö de Gasperi Avrupa müdafaa camiasının sırf tedafüi olan mahiye­tini tebarüz ettirdikten sonra, nut­kuna şöyle devam etmiştir:

«Triesteye gelince, gerek Avrupa mü­dafaa camiası ile irtibatta olarak, ge­rekse onun haricinde bu meselede bir hal tarzına varacağımızı ümit ediyo­ruz. Fakat Avrupa müdafaa camiası­na iştirakimizi, başkalarına yapacağı­mız diğer tâvizler mukabilinde,    bize yapılmış bir tâviz olarak kabul etme­mek lâzımdır.»

Eski İtalyan Başvekili sözlerini biti­rirken, Hristiyan Demokratları daha çetin günlere hazırlamağa davet et­miş ve şöyle demiştir:

«Her ne olursa olsun, hürriyeti her türlü manialara karşı müdafaa ede­ceğiz.,»

30 Mart 1954

 

— Roma :

İtalyada dün yapılan belediye seçimlerinde komünistler büyük bir hezi­mete uğramışlardır.

Napoli körfezinde kâin Castellamare di Stalina şehir meclisine yüzde dok­san dört komünist aleyhtarı üye seç­miştir. Bu liman eskiden komünist kalesi addedilirdi.

Yine o civarda Battipaglia'da ki harbtenberi komünistlerin nüfuzu al­tında bulunmaktaydı komünist âleyhtarı liste ikiye karşı bir nispetin­de bir zafer elde etmiştir.

Seçime iştirak nispeti yüzde 93 tür.

 

14 Mart 1954

 

— Madrid :

İspanyol futbol takımının bugün İstanbulda uğradığı mağlûbiyetten sonra, İspanya Futbol Federasyonu Başkanı Sancho Davila, iki takımın tekrar karşılaşacak oldukları Roma şehrine hareket etmek kararını vermiştir.

Haber alındığına göre Roma maçına çıkacak olan İspanyol takımını yine tek seçici Luis İribarren tâyin edecektir.

15 Mart 1954

 

— Madrid :

İspanya Ticaret Vekili Manuel Arburua İle İspanyadaki Amerikan misyo­nu başkanı Edward L. Williams arasında bugün imzalanan bir anlaşma gereğince Birleşik. Amerika İspanya­ya 300.000 ton buğday verecektir.

Sevkıyat yakında başlıyacak ve £elen buğdaylar, İspanyanın yeni hasat mevsimine kadar ihtiyacını sağlamağa kâfi gelecektir.

21 Mart 1954

 

— Madrid :

Madritte intişar etmekte olan üç ga­zete bugün ilk defa olarak Londrada Kraliçe Elizabeth'i tehdit eden mektuplara temas etmiştir.

Bilindiği gibi Falange Espanola im­zalı bu mektuplar parlâmento üyele­rine ve gazetelere gönderilmekte ve Kraliçe Cebelüttarık'ı ziyaret ettiği takdirde öldürüleceğini bildirmekteydi. Bunlardan (ABC! gazetesinin Londra muhabiri, bu mektupların İspan­yol rejimine karşı açılan kampanya ile aynı zamana tesadüf ettiklerine işa­ret etmektedir.

24 Mart 1954

 

— Madrid :

Madrid İslâm Dini Araştırmaları Ens­titüsünün Mısırlı müdürü Hüseyin Munis, Siyasî İlimler Enstitüsünde «Arap dünyası» mevzuunda bir kon­ferans vermiştir. Süveyş Kanalı me­selesine de temas eden profesör bütün Akdeniz memleketlerini içine alan bir birlik kurulması fikrini ileri sürmüştür. Profesöre göre, Akdenizin bütün kilit noktalarının, Fort Saidden Cebelitarığa kadar, yabancılar elinde kalması ancak böyle bir bir­lik sayesinde önlenebilir.

Salonda bulunan pek çok sayıda din­leyici arasında Mısır ve Ürdün Bü­yük Elçileri ile Lübnan elçisi ve Pakistan ile Suriye maslahatgüzarı gö­ze çarpmaktaydı.

27 Mart 1954

 

— İstanbul :

İkinci Dünya Karbl sırasında Rusyaya karşı savaşmak üzere İspanya ta­rafından Almanyaya gönderilen Mavi tümene mensup olup Ruslara esir dü­şen subay ve erlerden 236 kişilik bir esir kafilesini hâmil bulunan Semiramis gemisi bu gece saat 21 de lima­nımıza gelerek Dolmabahçe önüne demirlemiştir.

Kızılay temsilcileri, İspanya sefiri. İspanya başkonsolosu ve harb esir­lerini almak üzere memleketimize gelmiş olan İspanyol Kızılhaç temsilcileri gemiye giderek esirlerle alâkadar olmuşlardır.

28 Mart 1954

 

— Londra :

Moskova radyosu - memleketlerine iade eden İspanyol esirleri hakkın­da dün akşam şu tebliği yayınlamış­tır.

«Birçoğu Hitler  ordusunda     hizmet görmüş olan ve Sovyet - Alman cep­hesinde esir alman 2&8 İspanyol Sov­yet kızılhaç ve kızılay birliklerinin yardımı ile 26 martta iade edilmiştir.

İade edilenlerden bir kısmı mahkû­miyet müddetlerini doldurmuş diğer­leri ise Yüksek Sovyet Şûrasının af­fına uğramışlardır.

İspanyollar Odesada Fransız kızılhaç temsilcilerine teslim edilmiş olup İs­panyaya Semiramis gemisi ile gide­ceklerdir.

 

9 Mart 1954

 

— Londra :

İngiltere ile Avrupa müdafaa camia­sı antlaşmasına üye 6 devlet arasında 27 mayıs 1952 de Pariste imzalanan, antlaşmanın Hollanda tarafından tas­dik vesikalarının bugün LondradaKi Hollanda büyük elçisi Dirk Stikker tarafından Dışişleri Vekili Anthony Eden'e tevdii merasiminin mahiyeti şudur:

İngiltere Hollandaya, bu memleket silâhlı bir tecavüze uğradığı takdirde tam bir askerî yardımda bulunmayı bugün resmen taahhüt etmiştir.

Bu diplomatik hareketin, Avrupa sa­vunma camiası antlaşmasının üye bütün devletler tarafından tasdiki ihtimallerini artırıp artırmadığı hak­kında fikri sorulan sözcü bunu cesa­ret verici bulduğunu söylemiştir.

27 mayıs 1952 de Pariste imzalanan antlaşmaya göre, İngiltere Nato üye­si kaldığı müddetçe üye devletlerden biri tecavüze uğradığı takdirde, bu devlete mümkün bütün askerî yar­dımı yapacaktır. Keza, İngiltere si­lâhlı bir tecavüze uğradığı takdirde, Avrupa savunma camiası üyeleri İngiltereye aynı yardımı yapmakla mü­kelleftirler.

12 Mart 1954

 

— La Haye :

Mısırın yeni Hollanda büyük elçisi Abdülmümin Amin bugün Kraliçe Juliana tarafından kabul olunmuş ve kendisine itimatnamesini takdim et­miştir.

 

13 Mart 1954

 

— Londra :

Bugün resmen bildirildiğine göre, Londradakî Hollanda büyük elçisi İn­giliz Dışişleri Vekâletine Hollandanın 26 nisanda Cenevre konferansına iş­tirak edeceğini bildirmiştir.

Bu  suretle Korede  askeri  bulunan memleketlerden  konferansa  iştiraki kabul   eden  devletlerin  sayısı  9   ol­muştur.

Yunanistan, Güney Afrika ve Lüksemburg bu daveti reddetmiş, Habeşistan ve Güney Kore henüz cevap verme­miştir.

Dört büyüklere ilâveten Kızıl Çin ve Şimali Kore iştiraki kabul etmişler­dir.

20 Mart 1954

 

— Paris :

Tass Ajansının bildirdiğine göre, Sov­yetlerin Lahey büyükelçisi Paul Kirsanof Hollanda Dışişleri Vekili Luns'u ziyaret ederek, hükümetinden aldığı talimat üzerine kendisine şu hususu beyan etmiştir: «Geçenlerde Hollanda Harbiye ve Bahriye Vekili tarafından yapılan ve Hollanda basını tarafından yayınlanan beyanatta bildirildiğine göre, Hollanda hükümeti Amerikan hava kuvvetlerinin Hollanda toprak­larında yerleşmesine ve bir Amerikan hava üssünün tesisine muvafakat et­miştir.

Barış zamanında Hollanda toprakla­rında Amerikan silâhlı kuvvetlerinin bulunmasının memleketin savunmasiyle herhangi bir ilgisi olamıyacağı aşikârdır. Çünkü Hollandanın kimsenin tehdidine mâruz olmadığı her­kesçe malûmdur. Bu sırada milletler­arası gerginliği azaltmak ve barışı sağlamlaştırmak için gayretler sarfedildiği için Hollanda hükümetinin bu hareketi tamamiyle yersizdir. Avrupada müşterek güvenlik ve barış dâ­vasına büyük bir ehemmiyet atfeden Sovyet hükümeti, yabancı devletlere askeri üsler verilmesi ve Hollanda topraklarında yabancı kuvvetler bulun­durulması vakıasının milletlerarası durumun İslahına katiyen yardım etmiyeceği hususunda Hollanda hükü­metinin nazarı dikkatini çeker.»

Tassa Ajansının ilâve ettiğine göre Luns, Hollanda hükümetinin, Sovyet hükümetinin bu beyanını  tetkik edeceğini ve cevabını bildireceğini be­yan etmiştir.

24 Mart 1954

 

— La Haye :

Müdafaa Vekili Cornelius Stai bugün âyân meclisinde yaptığı konuşmada bir Amerikan filosunun Sosterberg ha­va üssüne yerleşeceğini ve bu kuv­vetlerin Hollanda hava kuvvetleri ko­mutanlığının yüksek komutası altın­da bulunacağını söylemiştir.

Bu karardan Rusyanın hoşlanıp hoş­lanmamasının nazara alınmıyacağını ifade eden Staf Hollandanın Amerikan filosunu büyük bir memnuniyet­le karşılıyacağını bildirmiştir.

 

2 Mart 1954

 

— Baku :

Baku radyosunun bugün açıkladığı­na göre Azerbaycana yeni bir Başve­kil tâyin edilmiştir. Yeni Başvekil Ha­cı Yaralıyevich Rakhimov'dur. Rad­yo, geçen sene Başvekil intihab edilen Teimur Kuliev'in ne olduğunu bildirmemiştir

 

3  Mart 1954

 

— Tahran :

İrandaki Rus büyük elçisi Lavrentiyef bu sabah. Başvekil General Zahidi ve Dışişleri Vekili Abdullah. İntizam ile görüşmüştür.

Görüşmelerde, İran ile Rusya arasın­daki mali ve hudut meselelerini mü­zakere ile vazifeli İran delegasyonu da hazır bulunmuştur.

General Zahidi büyük elçiyi öğle ye­meğine alıkoymuştur.

4  Mart 1954

 

— Washington :

Sovyet resmî çevrelerinden bugün bil­dirildiğine göre, şubat başlarında Japonyada kayıp olup şimdiye kadar kendisinden bir haber alınamayan Yuri Rastovorof adlı Rus diplomatının akıbeti hakkında Sovyet makamları bundan iki hafta evvel bir nota ile Amerika hükümetinden resmen iza­hat istemişlerdir.

— Londra:

Moskova radyosunun dün gece bildirdiğine göre, Sovyetler Birliği Yuna­nistan ile ticari münasebetleri geliştirmek için bugün Selanikte yapılacak olan milletlerarası panayıra iştirak edecektir.

5 Mart 1954

 

— Moskova :

Dışişleri Vekili Molotov dün verdiği beyanatta, Batılıların «Alman milita­rizmini canlandırma» yolundaki gayretlerinin Berlin konferansında bir anlaşmaya varmak imkânlarını orta­dan kaldırdığını söylemiştir.

Molotov, «Dört büyükler, Almanyanın yeniden silahlandırılmasının kabulü İmkânsız bir şey olduğunu teslim et­selerdi diğer ihtilaflı meseleler büyük bir kolaylıkla halledilebilecekti» de­miştir.

Molotov Berlin konferansı hakkında ilk beyanatını, Moskova radyosu tara­fından yayınlanan Sovyet Dışişleri Vekâletinin bir raporu halinde belirt­mişti :

Molotov, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransanın mazide imzaladıkları en mühim milletlerarası anlaşmaları çiğ­nediklerini ve Alman militarizmini ih­ya etmeye çalıştıklarını söylemiştir.

Sovyet Dışişleri Vekiline göre, Berlinde en pratik anlaşma yolu doğu ve batı Almanyayı birbirine yaklaştırmak olduğu halde, batılı devletler, Alman birliğinin temininde bu en emin yol­dan kaçmışlardır.

Molotov, doğu ile batı arasındaki bütün ihtilâf mevzularını ele alarak, milletlerarası gerginliğe ve soğuk har­bin devam etmesine batılıların sebep olduğunu iddia etmiştir.

Molotov, Kuzey Atlantik Paktı teşki­lâtının 1937 de Almanya, Japonya ve İtalya arasında imzalanan antiko nıintern pakta benzediğini ve akıbe­tinin de ondan daha parlak olmadığı­nı söyliyerek şöyle devam etmiştir:

«Birleşik Amerika idarecilerinin Av­rupalılar vasıtasiyle yeni bir harb çı­karmak istedikleri açıkça bellidir. Ay­nı zamanda Fransa da, Alman mili­tarizminin yeni bir tecavüzünden ko­runmak için 1944 te Sovyetlerle imzaladığı andlaşmanın esaslarını gözü kapalı çiğnemektedir.

Diğer taraftan, Paris ve Bonn andlaşmaları Avrupa savunma camiasını teşkil etmek isterken Alman militarizmine yeniden hayatiyet kazandır­maktadır.

Amerikan, İngiliz ve Fransız kuvvet­lerinin daha senelerce Almanyada kalmasını derpiş eden Bonn anlaşma­sı batı Almanyayı yarı _ işgal altında bir memleket haline getirmektedir. Ve Alman milletini küçük düşüren bu anlaşmayı Batı Almanya idarecileri de imzalamışlardır.»

Molotov Almanyanın yeniden silah­landırılmasının üçüncü dünya harbi­ne sebep olacağını söylemiştir.

Molotov bu konuşmasında, dört bü­yüklerin Berlin konferansında, 26 ni­sanda başlıyacak olan Cenevre konferansına komünist çinin de iştirak etmesini ittifakla kabul ettiklerini bildirmiştir.

— Moskova :

100 bin ton ham petrolün Rusyadan İsraile ihracına dair Sovyet petrol ih­racat teşkilâtiyle, İsrail akaryakıt teşkilâtı ikinci sekreteri arasında bugün bir  anlaşma  imzalanmıştır.

6 Mart 1954

 

— Paris:

Stalinin ölüm yıldönümü   dolayısıyla dün Sovyetler Birliği ile bütün komü­nist memleketlerde anma törenleri yapılmıştır.

7 Mart 1954

 

— Moskova :

General Hasan Receb'in başkanlığın­daki Mısır ticaret heyeti dün Moskovadan ayrılmıştır.

9 Mart 1954

 

— Moskova :

Bugün öğrenildiğine göre, Amerika­nın Moskova büyük elçisi Charles Bohlen cumartesi günü Dışişleri Vekil yardımcısı Vassili Kuzneçof tarafın­dan kabul olunmuştur. Görüşmelerde, Cenevre konferansına iştiraki kabul eden devletlerin isimleri üzerinde du­rulmuştur.

 

11 Mart 1954

 

— Moskova :

Sovyet basınında bugün çıkan ha­berlere göre, Sovyet Yüksek Şûrası Reisi Mareşal Kliment Voroşilof Leningradda seçmenlere hitaben yaptı­ğı bir konuşmada «Sovyet fen adam­ları, atom enerjisini sosyalist ekono­minin hizmetine arza muvaffak ol­muşlardır» demiştir.

Londra çevreleri bu sözü, atom ener­jisinin sınai sahada kullanılacağı şek­linde tefsir etmektedirler.

Voroşilof, ayrıca şunları ilâve etmiş­tir: «Sovyet bilginleri, memleketin müdafaa takatini daha da arttırmak yolunda atom enerjisini kullanmakta­dırlar.»

Sovyet Müdafaa Vekili Mareşal Nikolay Bulganin de, Moskova seçmenle­rine şunları söylemiştir:

«Sovyet Rusya, emperyalistlerin sade­ce bizi korkutmak için, milyarlarca para, aynı zamanda müthiş ve muazzam malzeme harcadıklarına inanamayız. Ne de kitle halinde imha için her türlü çareye başvurabileceklerini ispat eden emperyalistlerin insaniyet­lerine güvenenleyiz.

Moskovadan, Sovyet Şûrasına namzet olan Bulganin, emperyalistlerin si­lâhlı kuvvetlerini durmadan arttırdığından, Sovyet Rusyanın, askerî ba­kımdan daimî surette tetikte bulun­ması lüzumunda İsrar etmiş ve şun­ları ilâve etmiştir:

«Kara ve deniz kuvvetlerinin başlıca vazifesi hâlâ bütün askerî kısımların savaş hazırlığını, yorulmak bilmeden tekemmül ettirmektir. Kara ve deniz kuvvetlerimizin daimî surette savaş­çılık hazırlığında bulunması muhte­mel herhangi bir hâdiseye karşı gü­venilir bir teminattır. Elinde ne silâh olursa olsun, herhangi bir düşmana ezici bir karşılık vermek için arasız bir şekilde hazır bulunmalıyız.»

13 Mart 1954

 

— Moskova :

Sendikalar merkezinde Leningrad bölgesi seçmenlerine hitaben söyledi­ği bir nutukta Malenkof, carî beş yıl­lık plân çerçevesi içinde ulaşılması gereken başlıca hedefler hakkında malûmat vermiştir. Sovyet hükümet başkanı bir yandan ağır endüstrinin inkişaf ettirildiğini zira bu endüstri kolunun «Sovyet devletinin tedafüi kudretinin sağlam temeli» olduğunu söylemiş, diğer taraftan istihlâk mad­deleri istihsalinin de arttırılacağını ve beş yıllık plân hedeflerinin dört yıl­da tahakkuk ettirileceğini ileri sür­müştür.

Malenkof, işçi randımanının arttırıl­ması lüzumundan bahsetmiş ve hâlen bu randımanın matlup derecede yüksek olmadığını söylemiştir. Başvekil diğer taraftan, devlet teşebbüslerinin hâlen istihsal etmekte oldukları mal­ların kötü kaliteli olduğunu da söy­lemiş, bu utanılacak hale bir an ev­vel son vermeliyiz demiştir.

Zirai istihsal sahasına gelince, Sovyet Başvekili bu konuda partinin ve hü­kümetin büyük bir program hazırlamış olduklarını ve bu sayede ziraat sahasında terkedilmiş bulunan veya iyi işlemiyen bazı kolların tekrar müstahsil hale getirileceğini belirt­miştir.

Nihayet son dört yıl zarfında Sovyet Rusyada halkın bayat seviyesinin durmadan yükseldiğini söyliyen Malenkof, diğer taraftan «Kırtasiyeciliğin zararları» nı da ele alarak hükümetin bu yolda büyük bir kampanya açtığını da sözlerine ilâve etmiş ve de­miştir ki:

Hükümet mekanizması Sovyet devleti kanunlarına harfiyyen riayet etmeli ve Sovyet vatandaşlarına karşı her türlü selâhiyet suiistimallerini önle­melidir.

Bundan sonra haricî siyaset bahsi­ne geçen Malenkof Sovyetler Birliği­nin nâzım hattı hareketini beyanla şunları söylemiştir:

«Şiarımız, memleket dahilinde komü­nist cemiyetinin kurulup gelişmesine elverecek şartları temin etmek ve em­peryalist mahfiller tarafından tehdit edilmekte olan sulhu korumaktır.»

Malenkof sözlerine devamla demiştir ki:

Tabiatiyle, dünya yüzünde, gayeleri bizim sosyalist rejimimizi tahrip et­mek olan tecavüz emelleri besliyen mahfillerin mevcudiyeti devam ettik­çe Sovyet Rusya da silâhlı kuvvetleri­ni, mütecavizler tarafından girişilebilecek olan her türlü maceraya son verebilecek bir seviyede tutacaktır.

Malenkof, «Avrupa devletleri arasında ve Avrupada parçalama siyaseti ta­kip eden bazı unsurlar» üzerinde İsrarla durmuş, buna mukabil vatan­sever Fransızların memleketleri Al­man emperyalizmi tehlikesinden vika­ye etmek için sarfettikleri gayretleri övmüş ve «Alman emperyalizmi Fran­sız milletinin can düşmanıdır» demiştir.

Malenkof, müteakiben, komünist Çin Cumhuriyetini methederek bu büyük cumhuriyetin, milletlerarası sulh ve güvenlik uğrunda açılan mücadelede Sovyet Rusyanın yanı başında bulun­duğunu ifade etmiştir.

Molenkof daha sonra Hint devlet adamlarını da övmüş ve bu devlet adamlarının, Asya memleketlerinde «Mütecaviz Amerikan mahfillerinin» giriştikleri manevralara karşı şayanı dikkat bir basiretle hareket ettikleri­ni söylemiştir.

Malenkof,   nutkunun bu  noktasında demiştir ki:

İnsan nev'inin bir dünya harbi ile bir soğuk harb şıklarından birini tercih zorunda olduğu doğru değildir. Üçüncü bir dünya harbi, bugünkü silahlar gözönünde tutulacak olursa, medeni­yetin sonu demek olacaktır.

Sovyet Rusyanın tecavüz emelleri bes­lediği hakkında «Sulh düşmanlarının ileri sürdükleri alçakça ittihamlar» ı reddeden Malenkof Rusyanın bugüne kadar takip etmiş olduğu siyasetle bu efsaneye son vermiş olduğunu söy­lemiş ve nihayet Amerika da dahil ol­mak üzere bütün kapitalist memleket­lerin Sovyet Rusya ile sulhsever yol­dan iktisadî münasebetler tesis ede­bileceklerini, diğer taraftan Rusyanın beynelmilel konferanslara taraftar olduğunu ve fakat bu konferanslara her memleket mümessillerinin müsavi haklarla iştirak etmesi lâzım geldiği­ni, ancak bu sayede milletlerarası mü­nasebetlerdeki gerginliğin azaltılabi­leceğini ifade etmiş ve devamla de­miştir ki:

Sovyet Rusya bu hareket tarzına uy­gun olaraktır ki, Berlin konferansına iştirak etmiş ve milletlerarası bir çok vahim meselelerin hallini mümkün kılmıştır. Yine bu çerçeve içinde Ce­nevre konferansına da büyük ehemmiyet atfediyoruz. Bu konferansa Çin Halk Cumhuriyeti de müsavi haklar­la katılacaktır. Milletlerarası bir çok mühim meselelerin halledilmesine mâni teşkil eden başlıca sebeplerden biri de Batılıların bir yandan bu me­seleleri incelerken diğer yandan as­keri ve stratejik mülâhazaları her şeyin üstünde tutan askerî bir blok içinde  gruplanmak istemeleridir.

Malenkofa göre bu mülâhazalardır ki, müşterek güvenlik için Sovyetler tarafından ileri sürülen teklifler reddedilmiştir.

 

Malenkof demiştir ki:

Fakat meselenin en vahim veçhesi şudur: Batılı kuvvetlerin askeri bloku içinde başlıca rolü Alman militaristleri oynıyacaklardır. Bu vaziyet dahilinde bir de kalkıp bize diyorlarki, bu grup içinde Almanya sulhsever bir memleket olacaktır.; Avrupa sa­vunma camiası sayesinde Almanya harb yolu ile elde edemediklerini sağlıyacaktır. Sovyet Rusya Avrupa sa­vunma camiasına şiddetle muarız­dır.

Nihayet tekrar dahilî politika- mese­lelerine avdet eden Malenkof partinin ve milletin birliğini Övmüş ve şöyle demiştir:

«Partimiz çok mühim bir mesele üze­rinde karar vermiş bulunuyor. Bu me­sele de kollektif idare meselesidir. Partimizin takındığı bu tavrın Sov­yet milleti tarafından desteklendiği şüphesizdir.

14 Mart 1954

 

— Londra:

Yetkili bir kaynaktan haber verildi­ğine göre, Sovyet Dışişleri Vekili Molotof, dört İngiliz vatandaşı ile evli bulunan Sovyet vatandaşı kadınlar hakkında Sovyet Rusya makamlarının aldığı bir kararı İngiliz Dışişleri Vekâletine bildirmiştir. Sovyetlere göre vatanlarından ayrılmalarına imkân bulunmayan bu kadınların İngiliz vatandaşları ve evlilikleri iptal edilmiş­tir.

17 Mart 1954

 

— Moskova :               

Sovyet basını Sovyetler Birliği Yük­sek Şûrası seçim komisyonunun bir tebliğini neşretmektedir. Bu tebliğe göre 14 martta cereyan eden seçimle­re 120.321.192 seçmen yani kayıtlı seçmenlerin yüzde 99,98'i iştirak et­miştir.

Yine aynı tebliğde şu izahat verilmek­tedir:

Henüz tamamlanmamış neticelere göre komünist ve tarafsızlar bloku oyların yüzde- 99 unu elde etmişler­dir.

1950 seçimlerine nazaran seçmen sa­yısı 9.300.000 artmıştır. Filhakika son seçimlerde seçmen sayısı 111 milyon küsur idi.

Yine geçen seçimlerde komünist ve ta­rafsızlar bloku oyların yüzde 99,73 ünü elde etmişlerdi.

—  Moskova :

Tass Ajansı, Sovyetler Birliği Yük­sek Sovyet Şûrası seçimlerinin mer­kez tetkik, komisyonu tarafından neşredilen resmî tebliğini dün yayınla­mıştır.

Bu tebliğden anlaşıldığına göre Yük­sek Sovyet Meclisine 1347, Birlik Mec­lisine 703 ve Milletler Meclisine 639 mebus seçilmiştir.

—  Moskova :

Sovyet hükümeti Cenevrede Milletler Sarayında toplanacak konferansa ka­tılmayı kabul ettiğini bugün Amerikan büyük elçisi Charles Bohlen'e tevdi ettiği bir muhtıarada bildirmiş­tir. Sovyet Dışişleri Vekili yardımcı­sı Kuznetof tarafından Bohlen'e tev­di edilen bu muhtırada Sovyet hükü­meti Cenevre konferansının toplantı mahalli olarak Milletler Sarayının se­çilmesini tasvip ettiği ve Pekin hü­kümetinin de Moskova ile istişareden sonra bu teklifi kabul eylediği belir­tilmektedir.

18 Mart 1954

 

— Moskova :

14 Mart seçimlerinden sonra Sovyet Yüksek Şûrasındaki mebusların lis­tesi bu sabah Moskovada yayınlanmış­tır. Seçilenler arasında, Malenkov, Molotov, Kruşçev, Voroşilov, Bulganin, Kaganoviç, Mikoan, Saburov, Pervukin. Şvernik ve Suslov vardır .

 

19 Mart 1954

 

— Moskova :

Sovyet Rusya on ikinci komünist gençlik kongresi bugün Kremlinde açılmıştır.

Kongreye 1300 den fazla delege işti­rak etmiştir.

20 Mart 1954

 

— Moskova :

Moskova radyosu 19/20 mart gecesi, Tass Ajansının bir tebliğini yayınla­mıştır. Tass Ajansı bu tebliğinde 18 mart tarihinde Sovyetler Birliği Dış­işleri Vekil Muavini Zorin tarafından Moskovadaki Türk maslahatgüzarına tevdi edilmiş olan notanın metnini vermektedir.

Bu metinde şöyle denilmektedir:

Geçen 19 şubat tarihinde Türkiye ve Pakistan arasında, askerî saha da dahil olmak üzere çok taraflı bir işbirliğini derpiş eden bir paktın ya­kında aktedileceğine dair yayınlanan Türkiye _ Pakistan tebliğinden sonra, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Bir­liği hükümeti aşağıdaki hususları Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ittilama arz etmeyi lüzumlu görür:

Mezkûr tebliğden ve aynı zamanda iki memleket devlet adamlarının beyan­larından, mutasavver paktın, komşu memleketlerin güvenlik menfaatlerine temastan hâli kalmıyacağı anlaşıl­maktadır. Türk basını da dahil olmak üzere ecnebi matbuat, bu paktın Tür­kiye ile Pakistan arasında faal bir askerî işbirliği yapılmasını ve aynı zamanda daha geniş bir askerî blokun teşkili için bir esasın hazırlan­masını derpiş ettiğini teyit etmektedir. Türkiye Dışişleri Vekilinin geçen 24 şubat tarihinde Mecliste yaptığı beyanattan da anlaşılacağı gibi, Tür­kiye - Pakistan paktının diğer mem­leketleri de bu pakta ortak kılmayı hedef tuttuğu dahi kayde şayan gö­rülmektedir. Bu itibarla Türk - Pa­kistan paktı, haklı olarak, Orta - Doğuda teşekkül edecek bir askeri blokun nüvesi addolunmaktadır.

Ne Türkiye ne de Pakistan hiç bir tecavüz tehlikesine mâruz bulunma­dıklarına göre, bu pakt, tedafüi bir pakt addolunamaz. Bilâkis, Türk ve Pakistanlı devlet adamlarının beyan­larından da anlaşıldığı veçhile, bu paktın hazırlanması Atlantik blokunun askerî plânlariyle sıkı surette bağlıdır ve bilhassa Orta - Doğu ve Güney - Doğu Asya bölgesindeki muh­telif memleketlerin emniyeti meselesi, ne temas etmektedir.

Sovyet hükümeti, Türk hükümetine verdiği 24 kasım 1951 ve 28 ocak 1952 tarihli notalarında, Orta ve Yakın -Doğu bölgesinde bloklar teşkil et­mek teşebbüslerinin, mütecaviz At­lantik Birliği silâhlı kuvvetleri için Orta ve Yakın - Doğu memleketleri­ni üsler haline getirmek gayesine ma­tuf bulunduğunu bildirmişti. Orta -Doğu kumandanlığı plânları gibi, her­hangi bir bahane ile yabancı kuvvet­lerin Yakın ve Orta - Doğu memle­ketlerinde bulundurulmasını ve bu memleketlerde millî menfaatlerin ve güvenliğin feda edilmesi pahasına askeri üsler şebekesinin genişletilme­sini hedef ittihaz ederek Amerika, İn­giltere ve Türkiye tarafından girişilen diğer teşebbüsler de yine bu gayeye matuf bulunmakta idi.

Türk hükümetinin, Yakın Doğu ve Güney - Doğu Asyada bir askerî blok kurmak hususundaki hareketinin, Sovyet Rusya ve diğer muhtelif dev­letlerin milletlerarası münasebetler­deki gerginliği tahfif ve memleketler arası münasebetleri Islâh etmek maksadiyle tedbirler almakta oldukları bir zamana rastlaması da kayda değer bir keyfiyettir.

Türk hükümetinin böyle bir hareketi Yakın ve Orta - Doğudaki durumu vahim kılmaktan hâli kalamıyacağı gibi Sovyetler Birliğinin güvenliği ile de doğrudan doğruya ilgilidir.

Sovyet hükümeti, böyle bir siyasetin, Türkiye ile Sovyetler Birliği arasın­daki münasebetlere zarar vermekten hâli kalmıyacağı hususuna Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin    dikkatini çekmeyi lüzumlu görür. Bu suretle hareket etmekle Türk hükümeti du­rumun avakibinden doğacak mesuli­yeti iktiham etmektedir.

25 Mart 1954

 

— Moskova :

Sovyetler Birliği Sendikalarının na­şiri efkârı olan Troud gazetesi bugün bir kaç Amerikalı subaya hitaben bir haber neşretmektedir. Bu haber Moskovadan Vladivostok'a giden dört nu­maralı katar şefinin bir mektubuna yüksek rütbeli subayların trende, elektrik istasyonları, köprüler ve fab­rikalar hakkında önemli malûmat ve­ren bir takım vesikaları unuttuklarını bildirmekte ve bu vesikaları gelip al­malarını istemektedir.

26  Mart 1954

 

— Berlin :

Sovyet hükümeti ,Doğu Almanya ida­rî teşekkülleri icraatının Sovyet Yük­sek Komiserliğince kontrolüne nihayet vermek kararını ittihaz etmiştir.

27  Mart 1954

 

— Moskova :

Kızıl Yıldız adındaki Sovyet askerî gazetesi, dünkü sayısında hidrojen bombasının bir resmi ile ne suretle işliyeceğini etraflı surette gösteren bir tarifini neşretmiştir.

Sovyet Rusyada hidrojen bombası hakkında böyle etraflı tafsilât ilk de­fa olarak verilmektedir.

Makalede şöyle denilmektedir:

«Hidrojenle termonükleer reaksiyon sayesinde enerji elde etmek hususun­da Sovyet fen adamlarının buldukları dikkate şayan amelî usul, insan­lığa tabiat kuvvetleri idare etmek ve eskiden bilinen bütün enerji kaynak­larını bir hayli aşmak suretiyle     iş verimini arttırmak imkânını arz ve bahşediyor.

Sulhçu gayelerde kullanmak için, ki, Sovyet Rusya buna çalışmaktadır, hidrojenden sağlanacak enerji yer yüzündeki insan oğlunun muhitinde durumun şeklini değiştirecek seyyarelerarası ve yıldızlararası irtibat meselelerinin çözülmesine olduğu kadar kendi seyyaremizi insanlığın refahı hizmetinde kullanmaya imkân vere­cektir.

Hidrojen bombasının yakıtı, deuterium adı verilen ağır hidrojen ve tritium adı verilen süper hidrojendir.

— Londra :

Kiyef radyosunun bugün haber verdi­ğine göre, dün burada parti kongre­sinin sona erişinden sonra, Mareşal Koniyef ile General Vasili Çuvikof Ukrayna Komünist Partisi merkez komitesinin yeni kurulan riyaset di­vanı ve sekreterliği azalığına seçil­mişlerdir.

Koniyef ve Çuvikof, riyaset divanı namzet üyesi olarak gösterilmiş idiler. Riyaset divanı, kongrece, eskiden mevcut olan politbüro azaları arasın­dan intihap olunmuştu. Riyaset diva­nı sekiz aslî, üç de namzet azadan mürekkeptir.

Buradaki müşahitler, Sovyet general­lerinin ilk. defa olarak parti yüksek kademesi azalığına getirildiğine işaret etmişler ve bunu, Beria'nın sukutundanberi ordu mareşallerinin git­tikçe artan nüfuz ve ehemmiyetlerine bir  alâmet diye vasıflandırmışlardır.

İkinci Dünya Harbinde bir tâbiyeci ve tank harbi mütehassısı olarak ken­disini tanıtan Mareşal Koniyef, 1946 da Sovyet orduları başkumandanlığı­na tâyin edilmişti.

Kızıl Yıldız mecmuasının son sayıla­rından birinde okunduğuna göre, Ma­reşal Konîyef, hâlen Karpatlar as­kerî bölge kumandanı bulunmaktadır.

1953 haziranına kadar Doğu Alman-yada Sovyet işgal kuvvetleri başku­mandanlığı etmiş olan Çuvikof da Ba­tı dünyasının yabancısı değildir.

Gerek Koniyef, gerekse Çuvikof Uk­raynalı olmayıp, Rusturlar.

28 Mart 1954

 

— Moskova :

Moskovada çıkan Pravda gazetesi bu sabahki nüshasında Sovyetler Birliği hükümetinin Pakistan hükümetine verdiği bir notayı neşretmektedir. Bu notada bir taraftan Türk - Pakistan paktı diğer taraftan Pakistana yapı­lan Amerikan askerî yardımı protes­to edilmektedir.

29 Mart 1954

 

— Paris :

«Mülotof plânı» adı verilen ve Tass Ajansının bir tebliğine mevzu teşkil eden, «Karşılıklı iktisadî yardım konseyi» nin toplantısı, Pariste, Rus me­seleleriyle meşgul müşahitler arasında çeşitli tefsirlere yol açmıştır.

Filhakika Moskova basını Sovyet blokuna dahil memleketlerin istihsalât ve ticarî mübadelelerini koordine etmek maksadiyle 1948 yılında kurul­muş bulunan bu konseyin toplantısın­dan ilk defa bahsetmektedir. Avrupa iktisadî işbirliği teşkilâtının Doğu blokundaki mukabili addedilen bu teş­kilât hakkında şimdiye kadar çok ke­tum davranılmaktaydı. Komünist ba­sını teşkilâttan, faaliyet ve bünyesi­ne temas etmeksizin sadece umumî tâbirlerle bahsetmekte ve gayesinin Sovyet blokuna dahil memleketler arasında ticarî mübadeleleri arttırmak olduğunu tebarüz ettirmektey­di. Sovyet karşılıklı iktisadî yardım konseyi batılı memleketlerle ticarî münasebetlerin en ziyade gevşemiş olduğu 1949 yılında kurulmuştu.

Bazı müşahitlere göre, 1951 yılında peyk memleketlerin ağır sanayideki istisalâtı arttırmaları kararını o zaman Mikcyanın başkanlığında bulu­nan ve Moskovada toplanan konsey daimi bürosu vermiştir. Hatırlanacağı veçhile o tarihte bu karar bilhassa Çekoslovakya,  Romanya ve Macaristanda umumî bir hoşnutsuzluk uyan­dırmış ve bu1 memleketlerin idareci­leri uzun vadeli programlardan sar­fınazar etmek zorunda kalmışlardı. Bazı müşahitlerin kanaatine göre, hâlen Moskovada toplantı halinde bulunan konsey bilhassa ağır sanayi­deki istihsalâtın azalmış olmasının Doğu blokuna dahil memleketlerin ti­cari mübadeleleri üzerinde husule ge­tirdiği tesiri inceliyecektir.

Bundan başka Tass Ajansının yayın­ladığı tebliğinden de anlaşılacağı veç­hile, artık «Gizlilik» ten çıkmış olan konseyin «Diğer memleketlerle (Yani batı dünyası ile) ticarî münasebetler meselesini» de inceliyeceği zannedil­mektedir.

30  Mart 1954

 

— Moskova :

İngiltere, Fransa ve Amerika, Önümüz­deki ay Cenevrede akdedilecek Uzak Doğu konferansı hazırlıkları hakkın­da bugün Sovyet Rusyaya aynı meal­de notalar tevdi etmişlerdir.

Elçilik çevrelerinden bildirildiğine göre, bu notalar batılıların evvelce yaptıkları tekliflere ve «Milletler Sarayı» nın toplantı yeri olarak ka­bul edildiğine dair Sovyet Rusyanın göndermiş bulunduğu bir muhtıraya cevap teşkil etmektedir.

31  Mart 1954

 

— Moskova :

Hariciye Vekili M. Molotov,    Fransa, İngiltere ve Amerika büyük elçileri Jcxe, Hayter ve Bohlen'i ayrı ayrı ka­bul etmiş ve Avrupa güvenliği hak­kında Sovyet notasını vermiştir.

— Moskova :

Moskova hükümeti bugün üç batılı devletin Moskovadaki büyük elçilerine tevdi ettiği notada, Sovyet Rusyanın Avrupanin güvenliği sağlamak için Atlantik Paktına katılmasını teklif etmektedir.

— Moskova :

Tass Ajansının bugün haber verdiğine göre, Japon denizi şimalinde Ohotsk denizinde Magadan'a uzanmaktadır. Uçaklar, Severdlovsk, Ncvosibirok, Krasnoyarsk ve Yakutsk'da mola ve­receklerdir:

— Washington :

Amerikan Bahriye Vekili Robert Anderson dün verdiği bir beyanatta, Rusyanın hâlen 350 denizaltıya sahip bulunduğunu belirtmiş ve bu sebeple Amerikanın denizaltılara karşı müca­dele ve müdafaa meselesini en Ön plâna almış olduğunu söylemiştir.

Anderson'un bu konuşmasında Rus denizaltılan hakkında vermiş olduğu rakam, son güney harbinde «Atlantik savaşının» başladığı tarihlerde Almanyanın sahip olduğu denizaltı sa­yısından altı defa daha fazladır.

 

Molotofun izahatı:

Yazan: M. Topalak

6/3/954 tarihü  (Zafer)   den :

Sovyet Rusya Dışişleri Vekili Molotof­un Rus matbuatına Berlin konferan­sının neticeleri hakkında verdiği uzun beyanat süratle Batı efkârına da aksettirilmiş ve hoşnutsuzluk uyan­dırmış bulunuyor. Henüz Berlin konferansının akametinden doğan hayal sukutunun tesirleri zail olmamış iken, Molotofun menfi propaganda ile yüklü olan bu beyanat, Cenevre kon­feransına bağlanan müphem ümitle­ri de daha şimdiden kıracak mahiyet­tedir. Esasen, beyanatın sebep oldu­ğu kötü tesir, Molotofun hücumlarındaki mevzu ve muhtevadan ziyade, bu beyanat için böyle bir zamanın seçil­miş olmasından ileri gelmektedir. Yoksa, Sovyet Dışişleri Vekilinin söz­lerinde yeniliğe rastlanmamaktadır. Sadece hücumların şiddet derecesi art­mıştır. Gerçekten, Molotofun bu be­yanatında umumiyetle Batı siyaseti ve Batının aldığı müşterek müdafaa ted­birleri hakkında söyledikleri, geçen 10 şubatta Berlin konferansında Avrupa güvenliği hakkındaki plânını izah ederken girişmiş olduğu hücumlara ta­mamen uymaktadır. Yalnız bu kere Molotofun Atlantik Paktından biraz ya karşı hücumlarını daha da artır­dığı görülmektedir.

Molotof, beyanatında Almanya mese­lesi üzerinde görüşünden ayrılmış de­ğildir. Bu konuda Berlin konferansın­da muvaffakıyetsizliğe uğramasının sebeplerini    Batılıların hareket hattında bulmaktadır. Molotof a göre, silâhlanacak olan Batı Almanya,  kısa zamanda  beynelmilel  kontrolden de, Adenauer'in idaresinden de kurtula­cak ve orduya dolacak olan Hitlerci generaller, bu orduyu istedikleri yere şevkedeceklerdir. Bundan da evvelâ Almanyanın en yakın komşuları mü­teessir olacaktır.

Sovyet Dışişleri Vekili, bu suretle yal­nız Fransaya değil, fakat aynı za­manda Almanyaya komşu olan diğer Orta Avrupa memleketlerine de göz­dağı vermektedir. Bunun, beynelmilel münasebetlerin kritik bir hale geldiği şu sırada peyk memleketleri çekip çevirmeğe matuf manevralardan biri olduğu anlaşılmaktadır.

Beyanatta Fransaya ayrılan yer, her zaman olduğu gibi, Fransayı mütte­fiklerinden ayırmağa matuf belli belirsiz vaadlerle süslenmiş ve gene her zamanki gibi, Fransa hücumlardan nisbeten uzak tutulmuştur. Fakat, Moskovalı diplomat, bu kere Fransanın Hindicimde takibettiği «Müstem­leke siyaseti» ne hücum ederken, dolayısiyle Hindicini meselesinde Ce­nevre konferansında takibedeceği ha­reket tarzını ihsas etmiş gibidir. Mo­lotof, bu bahiste yalnız Fransadan değil, fakat aynı zamanda Hindicini savaşma yardım eden Amerikanın müdahalesinden de bahsetmiştir. İki gün evvel, Hindiçinîdeki komünist kuvvetlerin reisi Ho Şi Minin de rad­yo ile yayınlanan nutkunda Amerikan müdahalesinin fiili iştirak mahiyetini almış olduğu yolunda bir iddia serdettiği hatırlanacak olursa, Hindicini dâvasında esas itibariyle hücumları Amerika üzerinde teksif etmek gibi bir plân hazırlanmakta olduğunu ve komünist blokun, Cenevre konferan­sında, bu işin hallini bütün Güney-Doğu Asya dâvasının çerçevesi içine almağa teşebbüs edeceğini düşünmek mümkündür. Bu suretle, Komünist Çin, Batılıların istedikleri gibi, sade­ce mahdut ve muayyen meselelerde müzakere masasına kabul edilebilen bir devlet olmakla kalmıyacak, bütün Asya dâvalarının hallinde fikri soru­lan büyük bir Asya devleti olarak or­taya çıkmış olacaktır.

Denebilir ki, Molotof'un izahatı, şim­di Avrupadan ziyade Asya plâniyle il­gilidir. Berlin konferansında Avrupa meselelerinde Sovyetler hesabına bir kazanç kaydedilemediği gibi Komü­nist Çin için de bir şey yapılamamış­tır. Zira Berlinde Molotof için Komünist Çin dâvasını yürütmek daha zor­du, halbuki şimdi Cenevre konferan­sında meselenin tam merkezine giril­miş olacak ve Batılılar için bu konu­da tesanüdü muhafaza etmek daha büyük bir nezaket keşfe edecektir.

Bu bakımdan, Molotof'un son, beya­natını, Cenevreden evvel, muhtelif reaksiyonları tesbite matuf bir sondaj olarak kabul etmek mümkündür.

 

12 Mart 1954

 

— Stokholm :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjold, bugün burada verdiği 'bir konferansta şöyle demiş­tir:

«Her gün edindiğimiz tecrübeler, ma­hallî bir işbirliğinin, Birleşmiş Millet­ler teşkilâtının çalışmasının yerine kaim olmıyacağını göstermektedir.»

Genel Sekreter, Birleşmiş Milletler çerçevesi dışında, devletler arasında cereyan eden diplomatik konferansla­rın da, Birleşmiş Milletler anayasası­nın dayandığı idealden mülhem ol­dukları nisbette, bu teşkilâtın dâvası­nı kuvvetlendirdiğini İsbata çalışmış ve sözlerini şöyle bitirmiştir: «Bunun aksine, mahallî işbirliği, dünya topluluğundan ayrılmaya temayül ettiği hallerde, kanaatimce kısır kalmak tehlikesine maruzdur.»

16 Mart 1954

 

— Stokholm :

Stokholm'deki Mısır Elçiliğinde dün akşam yapılan toplantı sonunda bir İsveç - Mısır Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyetin görevi iki memleket ara­sındaki dostluk ve kültür bağlarını geliştirmektir.

Profesör Bo Hellstroem Cemiyet Baş­kanı, Mısır Konsolosu Hüseyin Yusri ve profesör Saeve Soederbergh baş­kan yardımcıları seçilmişlerdir.

Pazartesi günkü toplantıda elli kadar üye kaydolmuştur.

 

15 Mart 1954

 

— Londra :

Londra diplomatik çevreleri Norveç Dışişleri Vekilinin İngiltereyi ziyare­tine hususî bir ehemmiyet atfetmektedir. 1946 yılından beri Dışişleri Ve­killiği vazifesinde bulunan M. Lange, Birleşmiş Milletler müzakerelerinde mühim rol oynamıştı.Aynı çevreler, M. Lange'ın İngiltereye gelişi ile İngiliz Müdafaa Vekili Ma­reşal Lord Alexander'in 22 martta Norveç ve Danimarkaya yapacağı se­yahat arasında bir münasebet görmektedirler.

Bazı müşahitlerin tahminlerine göre, Lord Alexander'in Iskandmavyaya ya­pacağı ziyaret, Avrupa müdafaa camiası çerçevesi dahilinde Norveç ile Danimarka arasında daha sıkı bir iş­birliğinin teessüsü ile ilgilidir.

 

3 Mart 1954

 

— Berlin :

Berlin mülteci makamlarından Öğre­nildiğine göre 500 Doğu Almanyalı hududu geçerek batıya iltica etmiştir.

Komünistlerin, geçen hafta komünist aleyhtarı hareketlere teşebbüs ede­ceklerin şiddetle cezalandırılacağını ilân etmeleri toplu ilticaya sebep ol­muştur.

4 Mart 1954

 

— Dortmund :

Dün burada bir basın toplantısı ter­tip eden aşağı Saksonya Sosyal İşler Vekili Rahip Heinrich Aalfcertz şöyle demiştir:

Bir koşuya başlayan koşucu hareket hattında bulunduğu zaman muvasa­lat hattına ne derece yakınsa Alman­ya da demokrasiye o derece yakındır.

Aalbertz, bugünkü şartlar içinde Batı Almanya hakkında bazı hakikatlerin açıkça söylenebileceğini belirttikten sonra önümüzdeki aylarda düşündük­lerini açıkça belirtmekten korkmayan kimselere ihtiyacımız olacaktır, de­miştir.

Sosyal Demokrat Partisi üyesi olan rahip batı dünyasının siyasetine hâ­kim olan haçlı seferi zihniyetini tenkid etmiş ve Almanyadan tekrar kuv­vet siyasetinin öncüsü olmasının is­tenmesi ihtimalini ileri sürmüştür.

Rahip Albertz demiştir ki:

Sözde Hristiyanlık mesuliyeti perdesi altında hareket edilerek Batı Alman-yada, üçüncü bir dünya harbini önliyecek tedbirler asla hesaba katılmak­sızın yine bir takım kararlar alın­maktadır.

7 Mart 1954

 

— Berlin :

Sovyetler dün batılıların, Almanyanın doğu bölgesi hududtlarındaki kontro­lün, gevşetilmesi mevzuunda dörtlü bir konferans yapılması hususundaki teklifini reddetmişlerdir.

Sovyetler buna mukabil doğu komü­nist bölge temsilcilerinin de dahil olacağı Almanlardan müteşekkil bir komitenin bu mevzuu tetkik etmesini teklif etmişlerdir.

Berlindeki Sovyet Yüksek Komiseri Semyenov, müttefiklerin 22 şubat ta­rihli notasına cevaben bölgeler arası ticaret, maliye, seyahat ve hudut me­selelerini incelemek üzere bir Alman komitesinin teşkil edilmesini istemiş­tir.

Semyenov, aynı zamanda kültür mü­nasebetlerini müzakere etmek için de bir komite kurulmasını teklif etmiş­tir.

8 Mart 1954

 

— Frankfurt :

Frankfurt Beynelmilel İlkbahar Fua­rı, dün sabah Federal Almanya İkti­sat Vekili Profesör Ludwig Erhard ta­rafından açılmıştır.

İstihlâk maddelerinin teşhir edildiği bu fuara 1050 si yabancı olmak üzere 3200 müessese iştirak etmiştir. 34 Av­rupa memleketi fuarda temsil edil­mektedir.

Açılış töreni esnasında irad ettiği bir nutukta Profesör Ludwig Erhard, Ba­tı Almanyanın ham madde bakımından fakir bir memleket olması itiba­riyle ihracatını geliştirmek için bü­yük gayretler sarfetmesi lâzım geldi­ğini söylemiş ve şöyle devam etmiştir:

Batı Almanyanın Avrupa tediye an­laşması teşkilatındaki alacaklı baki­yesi, Alman borçlarının tesviyesinde kullanılmak suretiyle azaltılmaktadır. Bundan maada Federal Almanya ya­bancı memleketler mamullerinin idhalini arttırmağa amadedir. Fakat hiç bir hareket, teşkilâttaki alacaklı bakiyemizi Alman ihracatını tahdit etmek suretiyle indirmeğe kalkışmak kadar fena olamaz. Son iki sene zarfında Batı Almanya ithalâtını serbest bırakmakla ve döviz kontrollarını hafifletmekle iyi niyeti hakkında temi­nat vermiş bulunmaktadır. Yabancı memleketlerde şu cihet anlaşılmalı­dır ki: Diğer memleketlerle iktisadî sahada da anlaşmak için beş seneden beri bunca gayretler sarfeden bir memleket ihracatına şiddetle tahdit­ler koyarak bu gayretlerinin semere­sinden birdenbire vazgeçemez.

9 Mart 1954

 

— Paris :

Bu sabah saat 9'da Bourget hava meydanına gelmiş olan Alman Başve­kili Dr. Adenauer'in Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault tarafından karşılanarak Dışişleri Vekâleti bina­sında kısa bir müzakerede bulunduk­ları, bu hususta yayınlanan tebliğde bildirilmektedir.

Tebliğde diğer taraftan belirtildiğine göre, iki devlet adamı, Avrupa Kon­seyi İstişare Meclisi Genel İşler Komisyonu tarafından 6 şubatta kabul olunan Saar Avrupa statüsü teklifi­nin ana hatları esasına göre müzake­relerin devamı hususunda mutabık kalmışlardır.

 

M. Bidault, Saar meselesi hakkında Fransızlar tarafından hazırlanan Fransız - Alman anlaşma protokol tasarısının kabul olunduğunu ve bunun müzakerelerin devamında nazarı itibare alınacağını bildirmiştir.

— Bad Godesberg :

Bugün Paris yoluyla Yunanistan ve Türkiyeye resmî bir ziyarette bulun­mak üzere hareket ettiği bildirilen Almanya Başvekili Adenauer, Bad Go­desberg hava alanından hareketi sı­rasında Türkiye Büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü ve eşi, Başvekilin mih­mandarlığına tayin edilen Büyükelçi­lik Müsteşarı ve eşi, Ticaret Müşaviri ve Ticaret Ataşesi tarafından uğurlanmıştır. Bayan Ürgüplü, Bayan Lotte Adenauer'e Alman renklerini havi bir kordela ile süslü kırmızı be beyaz karanfillerden bir buket vermiş ve iyi yolculuk temennisinde bulun­muştur.

10 Mart 1954

 

— Braunschweig (Almanya) :

Batı Almanya, polisinin bugün bildir­diğine göre, Sovyet makamları bu bölgedeki Doğu Almanya hududu boyunca yeni yeni gözetleme kuleleri inşa etmişlerdir.

Son günler zarfında yirmi metre yük­seklikte böyle bir kule inşa edilmiş­tir.

Kulede polis yerine daimî olarak iki Sovyet askeri nöbet beklemekte ve telefonla geri hatlarla muhabere te­sis etmektedirler. Bu kuleyi takiben daha küçük boyda başka kuleler de inşa edilmiştir.

11 Mart 1954

 

— Bonn:

Batı Almanya Maliye Vekili Fritz Schaelfer, bu sabah Federal Meclis önünde, gelecek ekim ayından itiba­ren yürürlüğe girecek malî ıslahat hakkında izahat vermiştir.

 

Bu ıslahat sayesinde, Batı Almanyanın gayri safi geliri 1955 yılı içinde %5 artacaktır. Bu nisbet diğer Avru­pa devletlerinin hiçbirinde görülme­mektedir. Schaeffer'in ifade ettiğine göre, ıslahat, gelir vergileri nisbetlerinde hissedilir derecede bir indirme sağlıyabilecektir.

12 Mart 1954

 

— Bonn:

Federal Alman hükümetinin resmi gazetesi bu sabahki nüshasında Baş­vekil Adenauer'in Yunanistan ve Türkiye seyahatini yorumlamakta ve Türkiye hakkında şunları yazmakta­dır:

«Hür memleketler zincirine sağlam bir halka olarak katılmış bulunan modern Türkiye her bakımdan tebri­ke sayan bir hükümettir. Çok yakın komşusu Sovyet Birliğinin daimi bas­kısı altında bulunmasına rağmen Türkiye, iç bünyesinin sağlamlığı ve istiklâl ve hürriyet aşkı sayesinde hür dünyanın itimadını kazanmış ve hür memleketlerin en kararlı müttefiki olmuştur.»

Gazete yazısını şöyle bitirmektedir: «Başkan Adenauer'in üç haftalık se­yahati, Almanyanın milletlerarası vecibelere ne kadar içten bağlı bulun­duğunu gösterecektir.»

— Bonn :

Almanyadaki 3 Müttefik Yüksek Ko­miseri bu sabah Fransız Yüksek Ko­miserliği binasında toplanmıştır.

İyi haber alan çevrelerde sanıldığına göre müttefik komiserler, 26 şubatta Bundestag (Temsilciler Meclisi) da kabul edilen Alman anayasasının ye­niden gözden geçirilmesi ile ilgili me­seleler üzerinde durmuşlardır.

13 Mart 1954

 

— Berlin :

Resmî çevrelerden verilen malûmata göre, geçen iki hafta içinde Doğu Al-manyadan 5500 kişi batı bölgesine geçmiştir. Bu miktar bu senenin en yüksek sayısını teşkil etmektedir.

Geçen hafta 2820 mülteci Batı Berlin kamplarında hürriyeti bulmak . için doğu bölgesinden kaçmıştır.

Daha önceki hafta 2764 kişi kaçmıştı.

Mülteci bürosundan bildirildiğine gö­re, bunlar dahi ziyade şimdiye kadar batıya iltica etmiş olanların eşleri ve çocuklarıdır.

Bununla beraber mülteci sayısı geçen seneye nisbetle düşüktür.

Filhakika geçen sene ayda takriben 50.000 kişi Batı Berlin kamplarına il­tica ediyordu.

Resmî çevreler, iki bölge arasındaki hudut tahditlerinin gevşetilmesinden sonra bir çok mültecinin doğrudan doğruya Batı Almanyaya geçtiğini bil­dirmektedirler.

15 Mart 1954

 

— Paris :

Üç müttefik yüksek-komiseri Batı Al­manya Başvekili Konrad Adenauer'e gönderdikleri bir mesajda, Federal anayasada herhangi bir değişiklik ya­pılmadan önce rızalarının alınması­nın icap ettiğini bildirmişlerdir.

Diplomatik çevrelerin ilâve ettiğine göre, müttefikler bu suretle son za­manlarda kuvvetlenen şu noktai na­zarla mücadele etmek istemişlerdir: Almanyaya Avrupa savunma camiası içinde veya dışında silâhlanmak hususunda yalnız başına karar vermek hakkı tanınmalıdır.

Alman parlâmentosu 26 şubatta ana­yasada yaptığı bir tadilâtla Almanya-nın Avrupa savunma camiası içinde silâhlanması için yolu hazırlamıştır. Fakat hükümete gençleri silâh altına alma hakkını tanıyan bir kanunun senatonun tasdikinden geçmesi lâ­zımdır.

Diğer taraftan halihazır işgal statüsü mucibince Başvekil Adenauer'in anayasada herhangi bir değişildik yapılmadan önce Amerika, İngiltere ve Fransanın tasvibini alması icap et­mektedir.

 

19 Mart 1954

 

— Bonn :

Resmî bir sözcünün bugün beyan etti­ğine göre, Federal hükümet, Alman Federal Cumhuriyet hükümetinin ye­niden silâhlanmasını derpiş eden ana­yasa tadilinin, yürürlüğe girmeden evvel yüksek komiserliklerin tasvibi­ne arzolunması hususundadaki müt­tefik yüksek komisyonunun notasını almıştır.

Sözcünün belirttiğine nazaran, müt­tefikler notalarında tadilât metninin anayasanın esas hükümlerini değiştirmekte olduğuna işaret etmektedir­ler.

Halbuki, müzakereler esnasında, hü­kümet koalisyon partilerine mensup temsilciler, bahis konusu tadilâtın, anayasanın basit bir tefsiri olduğu, binaenaleyh, müttefik makamların tasvibine arzolunmasına lüzum bulunmadığı fikrini ileri sürmüşlerdi.

Alman siyasî çevreleri, yüksek komis­yonun, Avrupa müdafaa camiasını ta­hakkuk ettirecek olan Paris andlaşmasının tasdikine kadar, bu hususta bir karar almıyacağını sanmaktadır­lar.

— Bonn :

Laender Meclisi, Federal Almanyanın yeniden silahlandırılması için anaya­sada yapılması teklif edilen değişik­likleri 4 muhalif ve 8 müstenkife kar­şı 26 oyla kabul etmiştir.

—  Polonya :

İsrail devletinin kuruluşundan beri ilk defa olarak Telaviv'li bir uçak şir­ketine, uçaklarını Batı Almanya üze­rinde uçurmak yetkisi verilmiştir.

Almanyadaki İsrail heyetinin bildir­diğine göre yüksek komisyon, bu şirkete mensup uçakların Dusseldorf hava alanına inmelerine müsaade et­miştir. Bu suretle heyet ile Telaviv hükümeti arasında irtibat tesis edil­miş olacaktır.

20 Mart 1954

 

— Bremen Haven (Almanya) :

Amerikan hava kuvvetlerine mensup ilk güdümlü füze filosu bugün Alman-yaya varmıştır.

22 Mart 1954

 

— Dusseldorf :

İkinci Dünya Harbinde Almanların meşhur V—1. V—2 roketlerinin muci­di De Hermann Oberth Fezayı Araştırma Cemiyetinde yaptığı konuşma­da demiştir ki:

«Kabili sevk roketlerin gelişmesi o derece sür'atle olmaktadır ki bir se­neye kadar, harp ilânından 45 daki­ka sonra dünyanın herhangi bir mıntakasına atom bombasının atılması mümkün olacaktır.

Bu icattan sonra hiçbir kabine üyesi­nin, aynı zamanda kendi ölüm vesi­kası olacak olan harp ilânına karar verebileceğini  zannetmiyorum.»

Bu tanınmış Alman âlimi halen 59 yaşındadır.

— Münih :

Yugoslav Devlet Başkanı Mareşal Tito, Münihte yayınlanan «Sud Deustche Zeitung» gazetesine verdiği bir müla­katta şöyle demiştir:

«Demokrat bir Almanyanın yeniden silahlandırılması ilânihaye geciktiri­lemez. Fakat bu silâhlandırma işinin Avrupa savunma camiası çerçevesin­de tahakkukunun mümkün olup ol­madığını bilmek başka bir meseledir.»

Mareşal Tito memleketinin batı dev­letleriyle gayet iyi şartlar dahilinde işbirliği ettiğini ve Almanya ile gittikçe daha kuvvetlenen ticarî müna­sebetler kurduğunu belirttikten sonra, Berlin konferansında tetkik olunan meselelerden hiç birinin halledilmemesine esef ettiğini söylemiştir. Bun­dan başka Mareşal Tito, Cenevre kon­feransında Kore ve Hindicini mesele­leri için müsait bir dönüm noktasının belirmesini temenni etmiştir. Nihayet Yugoslavyanın doğu ile münasebetle­rine temas eden Mareşal Tito, Yugoslavyanın doğu bloku ile ticarî müna­sebette bulunmıyan tek memleket ol­duğunu bildirmiştir. Mareşalin kana-atince Sovyetler Birliği usullerini de­ğiştirmiş, fakat gayelerini olduğu gi­bi bırakmıştır ve «Sovyet ekonomik sistemi daima bir devlet kapitalizmi» olarak kalmaktadır.

Nihayet İtalyan Başvekili Scelba'nın Triyeste hakkındaki son beyanatının Belgradda hayal kırıklığı doğurduğunu belirten Mareşal Tito «Bu mesele­nin, bundan önceki Pella ve De Gasperi hükümetlerine nazaran Scelba hükümeti ile daha kolayca halledile­bileceğini» söylemiştir.

23  Mart 1954

 

— Berlin :

Batı Berlin polisi, Berlinin batı kesi­minde Avrupa Birliği aleyhinde pro­paganda faaliyetinin son günlerde arttığını ve aleyhte risaleler dağıtan beş kişinin dün gece tevkif edildiğini bildirmiştir.

Batı Berlinde Komünist Partisinin polisten hususî müsaade almadan toplantı yapması yasak edilmiştir.

— Berlin :

1953 kasımının 30 unda Federal Al­manya ile Yunanistan arasında im­zalanan ve her iki memlekete yapıla­cak yolculuklarda vize usulünün kal­dırılmasını kabul eden anlaşmanın tatbik mevkiine konması için Ayan Meclisi muvafakatini bildirmiştir.

24  Mart 1954

 

— Frankfurt :

Frankfurt'un malî çevrelerinden bildirildiğine göre, bir Yugoslav ticaret heyetinin Bonn'da Batı Almanya ik­tisat Vekâleti temsilcileriyle yaptığı görüşmeler, Yugoslavya ile Batı Al­manya arasında tediye muvazenesi­nin temini için tatmin edici bir hal çaresi bulunmasına imkân vermemiş­tir.

Yugoslavyanın Batı Almanyaya borcu 73,6 milyon dolardır. «Bank Deutscher Laender», tediye muvazenesizliğinin artmasını önlemek maksadıyle, Bre­zilya için olduğu gibi Yugoslavya için de, «Bekleme salonu» sistemini kabu­le karar vermiştir. Bu sistem, şu şe­kilde işlemektedir:

Yugoslav Merkez Bankası tarafın­dan Alman ihracatçıların teslimatı için verilen ödeme emirleri bundan böyle Laender Bankası tarafından derhal ifa edilmeyecek, fakat ithalât durumuna göre Ödenmek üzere, geliş sırasiyle bir listeye kaydolunacaktır.

— New-York :

Federal Batı Almanya Başvekili Dr. Konrad Adenauer, Avrupada siyasî nüfuzun ancak sınaî ve iktisadî kalkınma ile temin edilebileceğine inan­mış bir devlet adamıdır.

Yeni Almanyada iktisadî ve sınaî bir mucize yaratmış olan grubun takım kaptanı Dr. Adeneuer'dir. Bu takımın diğer azaları, hususî teşebbüse ser­best ticaret ve rekabet sahası hazırlıyan Ekonomi Vekili Ludwig Erhard ve sigarayı paket yerine tane ile satın alan ve millî bütçeyi aynı sıkı elle idare eden Maliye Vekili Fritz Schaeffer'dir.

Dr. Adenauer, Fransa ile Saar müza­kereleri ve Avrupa ordusu fikri üze­rinde parlâmento münakaşalarından sonra, gittikçe genişliyen Alman en­düstrisine yeni pazarlar aramak ga­yesiyle Orta Akdeniz memleketlerini ziyaret etmektedir.

Alman mucizesi yaratıcılarından Er­hard, kapıları serbest ticarete açar­ken, Schaeffer bütçesini büyük bir titizlikle denkleştirmiştir.

Fritz Schaeffer, Alman halkını kendi hayat seviyesini çalışarak yükseltmeğe teşvik etmekte, diğer taraftan Av­rupa Tediye Birliğine borçlarını azal­tarak Almanyayı yükseltmeğe çalış­maktadır.

25 Mart 1954

 

— Berlin :

ADN Ajansı tarafından Berimde ya­yınlanan bir tebliğde Sovyet hüküme­tinin bildirdiğine göre, Doğu Almanya Cumyuriyeti, artık iç ve dış işlerini is­tediği gibi idarede serbesttir. Bu ser­bestiye Batı Almanya ile olan münasebetleri de dahildir.

— Bonn :

Müttefik yüksek komisyonu, Avrupa savunma birliği andlaşmasının Alman anayasasına aykırı olmadığı yolunda Alman parlâmentosu tarafından ka­bul edilen tadil tasarısını tasvip et­miştir. Yüksek komisyon Federal Al­man hükümetine, Avrupa ordusu andlaşması yürürülüğe girinceye ka­dar, savunma sahasında herhangi bir tedbir almamasını tavsiye etmiştir.

26 Mart 1954

 

— Bonn:

Batı Almanya hükümeti, Bonn ve Pa­ris andlaşmalarının imzalanmak üze­re derhal Cumhurbaşkanına sunulmasına karar vermiştir.

— Bonn :

Federal Almanya Cumhurbaşkanı Prof. Heuss, Batı Almanyanın silâh­lanması mevzuunda «anayasayı tamamalayıcı mahiyette» olan kanunu bu sabah imzalamıştır.

Her iki meclis tarafından da çoğun­lukla tasvip edilen bu kanun parlâ­mentoya savunma hususunda selahiyet veren üç ayrı tadilâtı ihtiva edi­yor. Tadilât kanunu ancak Bonn ve Paris anlaşmalarından sonra yürür­lüğe girecektir.

— Bonn :

Federal Almanya Cumhuriyeti Başve­kil Muayini M. Franz Bluechern dün akşam verdiği beyanatta Doğu Almanyanın hükümranlığını ilân eden Sovyet tebliğinin bir propagandadan ibaret olduğunu ifade etmiş ve şöyle demiştir:

«Bu tebliğ münhasıran propagandaya dayanan bir mücadelenin cüz'ünden başka bir şey değildir. Kardeşlerimiz, neticede hiçbir değişiklik görmeye­ceklerdir. Ancak, Moskova ile Pankov hükümeti arasındaki münasebetler aa çok şekil değiştirecektir. Esaret, 1946 senesindenberi, peyk devletlerde ol­duğu gibi, Doğu Almanyada da tama­men devam etmektedir.

27 Mart 1954

 

— Asuncion (Paraguay) :

Paraguay ile Batı Almanya siyasî tem­silciliklerini karşılıklı olarak Büyük­elçiliğe tahvile karar vermişlerdir.

— Bonn:

Başvekil Adenauer GMT ayariyle sa­at 19.25'de Romadan uçakla buraya gelmiştir. Yunanistan, Türkiye ve İtalyada üç haftalık bir seyahat ya­pan Başvekil uçaktan inişini mütea­kip şunları söylemiştir: «Seyahatimin Almanya için siyasî bakımdan bir muvaffakiyet olduğunu temin edebi­lirim. Her tarafta ve bilhassa, Türki­ye ile Yunanistanda Almanya büyük bir prestije sahiptir. Gittiğimiz her yerde aynı hararetli ve samimî misafirperverlikle karşılandık.»

— Frankfurt :

«Avrupâdaki Amerikalı Hukukçular Birliğinin» toplantısında bir hitabede bulunan Almanyadaki Amerikan Yüksek Komiseri James Conant, Bonn ve Paris andlaşmalarının tasdik edilme­mesi halinde Batı Almanyaya Bonn andlaşmasında derpiş edilene müşa­bih bir statü bahsedilmesi imkânın­dan bahsederek şöyle demiştir:  «Sovyetler, sözde demokrat Alman Cumhuriyetine hükümranlık bahşettikle­rini iddia ediyorlar. Sovyet askeri kudretinin işgali altında bulunan bir toprakta bunun ne ifade ettiğini bil­miyorum. Fakat Sovyetlerin bu teşebbüsü dikkatimizi, Alman hükümranlı­ğının, bundan iki yıl önce aktolunan andlaşmalarda tesbit edilmiş olduğu veçhile, yeniden tesisi hususuna çek­miştir.

Alman birliğinin yeniden tesisine ve dünya barışma götüren en iyi yol Av­rupa birliğinden geçer. Alman parlâmentosu ve müttefik yüksek, komisyo­nu federal anayasanın tamamlanma­sı için. geçenlerde gereken muameleyi yapmışlar ve bu suretle Bonn hükü­metinin Bonn ve Paris andlaşmaları­nın tasdiki yoluna gitmesini temin et­miştir.

Paris andlaşması şimdiye kadar Hol­landa, Belçika ve Batı Almanya tara­fından tasdik edilmiştir. Fransanın da böyle yapacağını zannediyorum. Çünkü tatmin edici başka çare yok­tur. Bonn andlaşması da Amerika, İngiltere ve Batı Almanya tarafından tasdik edilmiştir. Fransanın bunu da yakında tasdik edeceğini ümit etme­liyiz. Bonn ve Paris andlasmaları yürürülüğe girecek olursa, Alman hü­kümranlığı yeniden tesis edilebilecek­tir.»

— Berlin :

Grotewohl hükümeti, «Doğu Almanya Cumhuriyetinin diğer devletlerle münasebetlerindeki hükümranlığa» dair demecinde her şeyden önce Doğu Al­man ve Sovyet hükümetleri arasında­ki müzakereleri hatırlatmakta ve bu­nun Almanya meselesinin Berlin kon­feransında demokratik bir şekilde halli teklifinin üç batılı devlet tara­fından reddinden sonra vuku buldu­ğu belirtilmektedir.

 

Demeçte, hükümetin, Potsdam anlaş­malarıyla Sovyet kuvvetlerinin Doğu Almanyadaki ikametleri hakkındaki diğer anlaşmaların yüklediği vecibe­lere riayet etme azmi belirtildikten sonra Sovyet hükümetinin, Sovyet yüksek komiseri vasıtasiyle Demokrat Alman Cumhuriyetinin siyasî teşek­külleri üzerindeki kontrolü kaldırmak kararını verdiği beyan olunmaktadır. Hükümet Doğu Almanyanın hüküm­ranlığının ilânının «Potsdam anlaş­malarına uygun olarak takip ettiği barış ve demokrasi politikasının» ne­ticesi olduğunu belirtmektedir. Bunu müteakip, üç batılı devletin ve Adenauer'in politikasının neticesi olarak Batı Almanyanın «hakir ve metbu durumunda bulunduğu ileri sürül­mektedir.

Nihayet Grotewohl hükümeti bağım­sız, müttehit, demokrat ve barışçı bir Almanyanın kurulması ve barışın tak­viyesi maksadiyle mevcut bütün an­laşmazlık mevzuu meselelerini hallet­mek üzere, Batı Almanya temsilcile­riyle her an müzakerelere girişmeye hazır olduğunu haber vermektedir.

— Berlin :

Batı Berlin Anti-komünist Haberler Bürosundan dün gece bildirildiğine göre, Doğu Almanyanın Çekoslovak hududuna yakın Ave bölgesine büyük bir atom merkezi inşaasına başlan­mıştır.

Ave, Doğu Almanya uraniyum maden­leri bölgesinin merkezidir.

Bu merkezde istihsal edilecek olan plutonium Sovyetler Birliğine teslim edilecektir.

Haberin, evvelce Doğu Almanya İlim Akademisi âzası bulunup halen Batı Almanyaya iltica etmiş bir âlimden öğrenildiği bildirilmektedir.

28 Mart 1954

 

— Berlin:

Federal Almanya Cumhuriyeti, Alman Birliği Vekâletinin bir sözcüsü, Berlinin Amerikan kesimindeki radyoda yaptığı bir konuşmada, Sovyet hükü­metinin, Doğu Almanyaya hükümran­lığını iade ettiğine dair tebliğine karsı, Federal Almanya Cumhuriyetinin pek yakında vaziyet alacağını söyle­miş ve şunları ilâve etmiştir:

 

Sovyetler Birliğinin Doğu Almanyaya tanıdığı hükümranlık Moskovanın peyki olan devletlerin hükümranlığı gibidir. Eğer Sovyet hükümetinin be­yan ettiği veçhile, Doğu Almanya hü­kümeti dahilî ve haricî işlerinde istediği gibi karar vermek hürriyetine malik olacaksa, Sovyetler Halk Mec­lisinin yenilenmesi için seçimlere bu sene serbestçe başlanılmasına müsaa­de etmelidirler.

Almanyanın sulhçu ve demokratik bir hale getirilmesi hususundaki Potsdam anlaşmasının hükümlerine riayet ede­ceği hakkında Doğu Almanya hükü­meti tarafından girişilen taahhüde gelince, bahis mevzuu anlaşma, haki­katte kat'î hükümler teşkil etmemek­tedir. Ve bu anlaşma Almanyayı hiç bir taahhüt altına sokmamaktadır.

— Roma :

Başvekil Adenauer'in Ankara ve Ati-nadan sonra Romaya yaptığı kısa zi­yaret, her şeyden önce Mario Scelba ve Attilio Piccioni ile temas temin et­meğe matuf olmuştur ve herhangi bir neticeye varılmamışsa, bu, böyle bir şeye çalışılmamış olmasından ileri gelmektedir.

İki devlet adamı, beklendiği gibi, Av­rupa birliği ve bilhassa Avrupa mü­dafaa camiası meselesini uzun uzun görüşmüşlerdir. Adenauer Avrupa or­dusunun süratle hakikat sahasına in­tikal etmesinden endişe duymuşsa da, İtalyan idarecileri bu meselede mü­sait davrandıklarını ve İtalyan parlâ­mentosunda tasdikinin Fransız parlâ­mentosunun kararma bağlı olmadığı­nı belirtmişlerdir. Bu husustaki kanun tasarısı Vekiller Heyetinin önümüzde­ki toplantısında hazırlanacak ve Mec­lis Divanına sunulacaktır.

Bununla beraber, iyi haber alan bir kaynaktan öğrenildiğine göre İtalyan Başvekilinin, Alman Başvekiline bu meselede derhal oya varılacağı temi­natını vermiş olması kat'î değildir. Yetkili çevrelerde şu mütalâada bulunulmaktadır :

İlk önce Montesi meselesinden doğan ve bizzat müfrit solcuların istismar ettikleri kampanyanın   yatışması lâzımdır. Piccioni, memleketin istikbali­ni tazammun eden böyle bir kanun tasarısını mecliste bu durum içinde müdafaa edemez. Diğer taraftan Av­rupa ordusu meselesinin müzakeresin­den evvel bütçenin kabul edilmesi lâ­zımdır. Nihayet ve belki de en mühim olan cihet de, hükümet, bu kadar mü­him bir meselenin, memleketin ekse­riyetinin arzusu hakkında en ufak bir şüpheyi uyandırmıyacak kadar çok oy sayısıyla kabul edilmesini arzu edebilir. Burada kralcıların 40 oyu el­zemdir. Onlar da muhik şartlar ileri süreceklerdir, yani Trieste mese­lesine hiç olmazsa bir hal çaresi baş­langıcı bulunması. İtalyan siyasî çev­relerinde, Avrupa savunma camiasına üye altı devletin kabul edeceği bir te­minattan bahsedilmektedir. Meselâ, eğer bahis mevzuu altı devlet 8 ekim tarihli İngiliz _ Amerikan beyanatına müşabih bir beyannameye iştirak ederlerse hür Trieste toprakları mese­lesi, Avrupa savunma camiasının müşterek meselesi haline gelir. Bu tasarının Almanya tarafından des­teklenmesi muhakkak,ki çok mühim­dir. İyi haber alan çevrelerde şu ka­naat hakimdir ki, her ne kadar İtal­yan hükümeti bu meseleye temas et­mişse de bunu son derece dikkatle yapmıştır.

Zira eğer buna mukabil Almanlar da Saar meselesinde kendilerini destek­lemelerini isteselerdi güç bir durumda kalırdı sanıldığına göre İtalyan idare­cileri, cuma ve cumartesi günü yap­tıkları görüşmelerde, Trieste mesele­si halledilmeden evvel, Almanya İle Balkan Paktı memleketleri, bilhassa Yugoslavya arasında bir yaklaşma kurmanın mahzurlu olduğu hususun­da Alman Başvekilinin dikkatini çek­mişlerdir.

Başvekil Adenauer, Ankara ve Atina seyahatlerinin mahiyeti hakkında Scelba'ya teminat vermiş ve bunun bahis mevzuu iki memleket ile bağla­rını sıklaştırmaktan başka bir mak­sat gütmediğini teyit eylemiştir.

29 Mart 1954

 

— Bonn :

Federal Almanya Reisicumhuru Theodore Heusse Alman - müttefik an­laşmasını bu sabah imza etmiştir.

Federal Almanya Reisicumhuru Avru­pa savunma camiası hakkındaki Pa­ris andlaşmasını da imza etmiştir.

— Bonn :

Alman Sosyal Demokrat Partisi Bonn ve Paris andlaşmalarının Federal Cumhurreisi tarafından imzalanmasını müteakip yayınladığı bir tebliğde bu keyfiyeti esefle karşıladığını be­lirtmekte ve anayasa mahkemesinin kararından evvel bu yola gidilmemesi lâzım geldiği hususunu ilâve etmek­tedir.

30 Mart 1954

 

— Bonn :

Batı Almanya Dışişleri Vekâleti Müs­teşarı Frof. Hallstein, Batı Almanya ile müttefikler arasında aktolunan munzam anlaşmalarla, işgal kuvvetle­rinin statüsü hakkındaki andlaşmaların (Bonn andlaşmaları) tasdik vesikalarını Vekâletinin arşiv dairesine teslim etmiştir. Bu suretle bu andlaşmaların tasdik işi Batı Almanya ta­rafından bütün formaliteleriyle ikmal edilmiş olmaktadır. Diğer taraftan .bîr sözcünün bildirdiğine göre bunların suretleri hususî bir kurye ile bu­gün Parise gönderilmiştir.

— Bonn :

Hristiyan birliği parlâmento grubu huzurunda beyanatta bulunan Başve­kil Adenauer, kanaatince Saar meselesinin hallinin aşağıdaki esaslara da­yanması gerektiğini ileri sürmüştür:

1 — Saar'ın Avrupalılaştırılması Av­rupa birliğinin müessir bir şekilde ta­hakkuk  ettirileceğini göstermektedir,

2 — Böyle bir statü Saar halkı tara­fından, serbestçe tasvip veya redde­ dilmeli.

3 — Böyle bir hal çaresi Almanyanın doğudaki    hudutlarının  kati  olarak tesbiti için bir emsal teşkil etmemeli­dir.

Dr. Adenauer sözlerine devamla Fransanm, ilk iki nokta hususunda muta­bık olduğunu zannettiğini ve hazırlık müzakerelerindeki güçlüklerin iktisa­dî mahiyette olduklarını söylemiştir.

Başvekil, Saar meselesinin, yılın en mühim hâdiselerine nazaran talî ehemmiyeti haiz olduğunu da belirtmiştir. Başvekile göre bu mühim hâ­diseler Berlin konferansı ile hidrojen bombasının infilâkıdır. Bu arada Dr. Adenauer hidrojen infilâkının dün­yanın büyük bir tehlike karşısında bulunduğunu isbat ettiğini ileri sürmüştür.

Nihayet Adenauer Fransız Dışişleri Vekili ile görüşmesi sırasında Saar hakkında müsbet herhangi bir taahhüde girişmediğini de haber vermiş­tir.

— Berlin :

Doğu Almanya Cumhurbaşkanı Wilhelm Pieck, Sosyalist - Komünist Par­ti kongresinin açılışında söylediği kı­sa bir nutukta, Avrupa savunma bir­liği andlaşmasının dünya barışı için büyük bir engel olduğunu ve bu andlaşmanın gerçekleşmemesi için müca­dele etmek gerektiğini söylemiştir. Cumhurbaşkanının bildirdiğine göre, Sosyalist - Komünist Parti, militarizm tehlikesine bütün gücüyle karsı koya­caktır.

— Berlin :

Sosyalist - Komünist Parti kongresin­de Başvekil Yardımcısı Valter Ulbricht da Sovyetler Birliği tarafından Doğu Almanyanın hükümran devlet olarak ilânından sonra, Sovyet bölge­sindeki askerî misyonların müttefikler arası kontrol ı konseyi statüsüne göre faaliyetlerine devam edemiyeceklerini söylemiş ve 'bahis konusu münasebetlerin şimdi, kontrol konse­yi' temsilcileri tarafından değil, Doğu Almanya temsilcileri vasıtasiyle tan­zim edildiğini ilâve etmiştir.

Ulbricht'ın ayrıca işaret ettiğine gö­re, Doğu Almanyanın bütün memle­ketlerle normal münasebetler tesisi arzusunda olduğu keyfiyeti hiçbir şüpheye yol açmıyacak kadar açıktır.

 

Bilindiği gibi, Birleşik Amerika ve İn­giltere hâlen Pot s dam'da, Sovyet Yük­sek Komutanlığı nıezdindeki misyon­ları vasıtasiyle temsil edilmektedirler.

— Berlin :

Sosyalist - Komünist Partisi Genel Sekreteri ve Demokratik Alman Cum­huriyeti Başvekil Yardımcısı Walter Ulbricht parti kongresinde, Halk Mec­lisi seçimlerinin 1954 sonbaharında yapılması hususunda talepte bulunmuştur. Bundan önceki seçimler 1950 yılının 15 ekiminde yapılmıştı.

Diğer taraftan Walter Ulbricht, parti kongresine ibraz ettiği raporunda şunları beyan etmiştir: «Batı Almanya’da silâhlı birlikler teşkil olunduğu zaman Demokratik Cumhuriyetimizin korunması meselesini ortaya ataca­ğız.

M. Ulbricht Batı Almanyanın silâh­lanması hususunda sadece bu tek cümleyi söylemiş, daha fazla tafsilât vermemiştir, yalnız demokratik Al­manyanın dış münasebetleri hususun­da izahat verirken, Alman militarizminin yeniden ayaklanmasına mâni olmak maksadı ile en fazla Fransa ile yakın münasebetlere girişmeğe ehemmiyet verileceğini belirtmiştir.

— Washington :

Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles bugün Batı Almanya Başvekili Konrad Adenauer'e gönderdiği bir mesaj­da, Avrupa müdafaa andlaşmasının tasvibi hususunda Batı Almanyanın gösterdiği anlayış ve hür dünyaya de­vamlı bir sulh temini gayesine matuf bağlılığını övmüştür.

— Bonn:

Reisicumhur Theodor Heuss bu sabah, Bonn ve Paris andlaşmaları tasdik vesikalarını imzalamıştır.

 

31 Mart 1954

 

— New-Orleans :

Alman Kadın Seçmenler Birliği âzası ve Berchtesgaden Kadınlar Klübü Başkanı Bayan Erika Radıısch, Almanyanın demokratik kalkınmasında kadınların mühim rol oynadıklarını söylemiştir.

Erika Eadusch, kadınların geçen se­çimlere büyük bir istekle katıldıkları­nı ve memleket için faydalı olacak kimseleri iş başına getirmeğe çalıştık­larım ilâve etmiştir. 

Doğu Almanyaya hükümranlık

Yazan : M. Topalak

29/3/954 tarihi (Zafer) den:

Sovyet Rusyanın, Doğu Almanya hü­kümetine dahilî ve haricî işlerde is­tiklâl ve hükümranlık vermek hususundaki kararının neşrinden sonra Doğu Almanya Bakanlar Kurulu da bu hususu ittifakla tasdik etmiş yani verilen bu hükümranlığı ve buna ek tahditleri kabul etmiş bulunmaktadır. Bu tahditler, Doğu Almanyada mu­vakkat bir zaman için mahdut mik­tarda Sovyet kuvvetinin bulundurul­ması ve Sovyet Rusyanın dörtlü anlaşmalarla Almanya hakkında girmiş olduğu taahhütlere Doğu Almanya hü­kümeti tarafından da riayet edilme­siyle ilgilidir.

Doğu Almânyaya .verilen hükümran­lığın ne çeşit bir hükümranlık oldu­ğunu anlıyabilmek için hattâ bu iki tahdidin bile nazarı itibare alınması­na lüzum yoktur. Bu hükümet şimdi doğrudan doğruya bir peyk statüsüne girmiştir. Fakat bu, meselenin hakikî veçhesidir. Bir de pratikte bir vakıa vardır ki, o da bu İki vesikanın, yani Moskova ve Berlin beyanatının, Doğu Almanya meclislerince de tasdik edi­lince, şekil bakımından, üç büyük batılı devletin 26 mayıs 1952 de Bonnda Batı Almanya ile imzalamış olduk­ları anlaşmaya muvazi bir anlaşma­nın ortaya çıkacak olmasıdır.

Muvakkat bir sulh vesikası mahiye­tinde olan Bonn anlaşması, Batı Almanyaya, ehemmiyetsiz kayıtlarla, hükümranlık bahşetmeğe matuftur ve «Federal Batı Almanya ile üç batılı devlet arasındaki münasebetlere dair başlığını taşır. Bugün Doğu Almân­yaya hükümranlık bahşeden vesika­nın adı da «Sovyet Rusya ile demok­ratik Alman hükümeti arasındaki münasebetlere dair» dir ve bu suretle bir benzerlik temin edilmiş gibidir.

Tamamen şekil bakımından, mukaye­se edildiğinde, Sovyetler, Doğu Al­mânyaya başka memleketlerle olan münasebetlerinde de hükümranlık ta­nımak suretiyle, Batı Almanyanın yalnız üç batılı memleketle münasebetlerini tanzim eden Bonn anlaşma­sını da aşmış gibidirler. Filhakika, Batı Almanya, Bonn anlaşmasının tasdikini beklemeden birçok batılı başkentlere elçi göndermiş ise de bu ancak fiilî bir durumun ifadesidir.

Nihayet, Moskova ve Berlin vesikaları Doğu Almânyaya formel olarak hü­kümranlık vermektedir. Buna mukabil Batı Almanya hâlâ işgal statüsüne tâbidir. Hattâ Bonn anlaşmaları bü­tün âkidlerce tasdik edilse, bile, bu an­laşmanın 10 uncu maddesi gereğince, 27 mayıs 1952 tarihli Paris andlaşması, yani Avrupa savunma camiası andlaşması da meriyete giremiyecek yani işgal statüsü kaldırılamıyacaktir.

Hakikatte Doğru Almanyanın bugün kazandığı sözde hükümranlık ile Batı Almanyadaki hakikî durum arasında mukayeseye imkân yoksa da, zahirî durum, gene de Batı Almanya umumî efkârı üzerinde büyük bir tesir yap­maktan hali kalmamıştır. Daha dün bir Alman mebus, Batı Almânyaya hükümranlığını kazandıracak Bonn anlaşmasının meriyete girmesi için Avrupa savunma camiasının Fransız Millî Meclisinde tasdiki beklenecekse, Bonn sisteminin terkedilerek başka yoldan hükümranlığa gidilmesini söy­lerken, aynı gün Amerikanın Alman­yadaki Yüksek Komiseri Conant da benzer bir hal tarzının kabulü ihti­malinden bahsetmekte idi. Bu iki re­aksiyon, Moskova tarafından girişilen son manevranın her şeye rağmen ne büyük tesir icra etmiş olduğunu gös­teren birer arazdır ve şimdi, Almanyada yegâne hükümran    hükümetin Doğu Almanya hükümeti olduğu yolunda girişilecek tahripkâr propagandayı önlemek için batılıların son çarelere başvurmaları zamanı gelmiştir. İki muhasım blokun himayesinde iki hükümran Almanyayı karşı karşıya getirmek ve   birleşmiş bir    Almanya fikrinden tamamen vazgeçmek pahasına olsa bile.

 

6 Mart 1954

 

— Viyana :

Viyanada siyasî bir buhran havası hâkimdir. Bunun sebebi kısmen, Ber­lin konferansında Avusturya hakkındaki müzakerelerin muvaffakiyetsizliğe uğramasıdır. Esasen hükümete iş­tirak eden iki büyük parti, yani Halk­çı Parti ile Sosyalist Parti arasında gerginlik bir sene evvel yapılan son seçimlerden beri mevcuttur. Bu se­çimlerde sosyalistler daha çok oy al­dıkları halde halkçılara nazaran daha az üyelik temin edebilmişlerdir. Şim­di sosyalistler dış siyasetin, umumî idarenin halkçıların elinde bulunma­sından şikâyet etmektedirler. Berlin konferansının neticelerine intizaren Örtbas edilen bütün bu ihtilâflar şim­di tekrar canlanmıştır ve iktisadî bir buhran tehlikesi altında, vahamet kesbetmektedir. Bu itibarla 1954 yılı Avusturya için güçlükler yılı olacak­tır. Ayrıca 1954 de yeni seçimler de kararlaştırılmış bulunmaktadır. Bu seçimler umumî olmamakla beraber Viyana ve Avusturyanın güney bölge­lerindeki mahallî meclislerin yenilen­mesine müncer olacağından, şimdiden ehemmiyetle takip edilmektedir.

1945 tenberi memleketi müştereken idare eden iki parti arasındaki ihti­lâfları şu suretle hülâsa etmek mümkündür :

1) Dış siyaset: Bu konuda sosyalistler halkçı partiyi ve bilhassa Başvekil Julius Raaıb'ı Ruslar muvacehesinde gevşek bir siyaset takibetmekle ittiham eylemektedirler. Sosyalistlere gö­re artık nezaket ve taviz siyasetine mahal kalmamıştır. Şimdi Avusturya tarafsızlık mefhumunu yeniden göz­den geçirmeli ve Avrupa birliğine istinad etmelidir. Nitekim sosyalistlerin ileri sürdükleri bu iddialara muvazi olarak Avusturyanın Avrupa Konseyi­ne iştirak etmesi yolundaki cereyan da kuvvetlenmektedir. Brükselde top­lanan Sosyalist Partiler konferansın­da Avusturya murahhas heyeti, Avru­pa savunma camiası hakkındaki bir karar suretinin lehinde oy vermekle Avusturya sosyalistlerinin Avrupa birliği müesseselerine karşı olan teveccühlerini belirtmiş bulunmaktadır. Aynı konferansta, bilindiği gibi Al­man sosyalistlerinin mümessilleri Av­rupa savunma camiası hakkındaki karar suretinin aleyhinde oy vermiş­lerdir. Avusturya sosyalistleri Sovyet Rusyaya karşı metin ve azimli bir si­yaset takibedilmesine taraftardırlar. Berlin konferansının akametinden sonra 30.000 kadar sosyalist nümayiş­çi Viyana sokaklarında dolaşarak «İvan, evine git» diye bağırmışlardır. 12 nisan kurtuluş gününün de bu yıl tes'id edilmemesine karar verilmiştir.

2) İşsizlik: Avusturyada işsizlik taz­minatı alanların sayısı 300.000 i bul­muştur. Sosyalistler bir envestisman ve nafia siyasetine taraftar çıkıyorlar. Buna mukabil halkçı vekiller para fıkdanından şikâyetçidirler. Bundan başka halkçıların seçmeni olan köy­lüye karşı da bir iğbirar başlamış bu­lunmaktadır. Sendikalar ücret bahsinde bazı metalebeler ileri sürmekte­dirler. Bu yolda Viyana Fuarının bazı grev hadiselerine şahit olması muhte­meldir. Bu grev hareketlerini önlemek üzere bir yanda Başvekil, diğer yanda patron mümessilleriyle sendikalar arasında sağlanan temaslar hiçbir ne­tice vermemiştir..

Nihayet yine   sosyalistlerin   teşebbü­süyle selâhiyetli suiistimal ve irtişa ile ilgili bir dâva haftalardanberi Viyana mahkemelerinde sürüklenmektedir. Bu dünyada halkçı vekiller de ittiham al­tındadırlar.

İki parti arasındaki münasebetler her bakımdan gergindir. Bununla beraber iki taraf da müşterek idareye devanı etmek lüzumuna kanidir. Çünkü kuv­vetler müsavi bulunmaktadır ve ikin­ci bir hükümet şekline imkân verebi­lecek başka bir parti veya. teşekkül yoktur.

19 Mart 1954

 

— Viyana :

Komünist aleyhtarı Viyana basını, Sovyet işgal makamlarının Avusturya hükümetine karşı olan durumunda bir «gerginlik» başgösterdiğine işaret etmektedir.

Avusturya petrolünü işleten Sovyet şirketine karşı, İtalyan petrolü alarak rekabete girişen bir Viyanalı ithalâtçının bu hareketine son vermek için petrol üzerindeki gümrük vergilerinin arttırılması hakkında Ruslar tarafın­dan Viyana hükümeti nezdinde teşeb­büste bulunulmuştur.

Diğer taraftan, Berlinde takınmış ol­duğu tavırdan dolayı Molotof u itham eden afişlerin kaldırılması yolunda Sovyet makamlarının yaptığı teşeb­büsler devam, etmektedir. «Salzburger Nachrichten» gazetesi, hiç olmazsa Sovyet Kumandanlığı çevresindeki Sovyet aleyhtarı afişlerin üzerine başkalarını yapıştırmak maksadıyla bir Afiş Şirketi ile Ruslar arasında anlaşmaya varıldığını yazmaktadır.

Bağımsız «Die Presse» gazetesi de Berlin konferansının başarısızlıkla so­na ermesi üzerine Rusların Avusturyadaki kuvvetlerini 8.000 kişi daha arttırarak 65.000 e çıkardıklarını yaz­maktadır. Halbuki Amerikan kuvvet­leri bunun ancak yarısı kadardır ve Fransızlarınki 500, İngilizlerinki ise 800 kişidir.

Aynı gazetenin ilâve ettiğine göre, bütün bu meseleler Avusturya hükü­meti ile Sovyet Yüksek Komutanlığı arasında görüşülmektedir.

Müşahitlerin çevrelerinde ise, Sovyet askerî makamlarının bu «sinirliliği­nin» Sovyet askerlerini, muhafız ala­yı içinde teşekkül edecek olan «Aitti bolşevik İhtilâl Teşkilâtına» katılma­ya davet eden risalelerin garnizonla­rın bulunduğu şehirlerde çok fazla yayılması ile izah edilebileceği kana­ati hâkimdir.

26 Mart 1954

 

— Viyana :

Resmî olmıyan fakat umumiyetle iyi haber alan bir kaynaktan öğrenildiği­ne göre, Avusturya ile Rusya arasında harpten beri ilk defa olmak üzere iktisadî müzakereler başlamıştır. Ay­ni kaynağa göre, Ruslar ilk Avustur­ya - Sovyet ticaret anlaşmasını im­zalamaya ve doğu blokunun diğer devletlerinin Avusturyaya olan borç­larını garanti etmeğe hazırdır. Bu, bir bakıma, Sovyet bloku tediye birli­ği kurulması demektir. Bu hal çaresi Avusturya ile, son seneler zarfında Avusturyaya mal şevki taahhütlerini yerine getirememiş olan Halk Cumhu­riyetleri arasında mübadelenin yeni­den başlamasını mümkün kılacaktır.

Anlaşma aktedildiği takdirde Avus­turya, Rusyadan, 20 ilâ 22 milyon do­lar tutarında, hâlen dolar bölgesin­den almakta olduğu bazı mallarla 3 milyon dolar tutarında buldozer ve makine satın alacak, mukabilinde Rusyaya, bilhassa Alman rekabeti yü­zünden batıda ve orta-doğuda çok az mahreç bulan günlük sanayi madde­leri satacaktır.

27 Mart 1954

 

— Viyana :

Bugün Avusturya parlâmentosunun açılışı münasebetiyle Viyanaya gelmiş bulunan Avrupa Siyasî Gençlik Teş­kilâtına mensup 250 müşahid ve dele­geye hitab eden Başvekil Julius Raab ezcümle şunları söylemiştir:

«Avusturya, Avrupa camiasında te­şekkül edecek olan askerî teşkilâta katılmağa    katiyen   niyetli   değildir.

 

Tecrit edilmiş halde bulunan milli ekonomilerin rastladığı müşkülâtla­rın izalesi veya hiç değilse azaltılması gayesiyle Avrupa memleketleri ara­sında teşkil olunan ekonomik ve si­yasî birliğe iştirake karar vermiş bulunmaktayız. Ekonomik tesanüdün arkasından siyasî birlik kendiliğinden geleceğinden, bugün bütün insanlığın iştiyakla beklediği devamlı barış ar­zusu bu suretle tahakkuk etmiş olacaktır.»

— Viyana :

Avusturyanın Moskova Büyükelçisi Bischoff, Sovyetler Birliği tarafından mevkuf bulundurulan Avusturyalıla­rın serbest bırakılması için Moskova hükümeti nezdinde yeniden teşeb­büste bulunmuştur. İçişleri Vekâleti tarafından tutulan istatistiklere göre, Sovyetler Birliği, 900 ü sivil olmak üzere 1.460 Avusturyalıyı Rusyada tutmaktadır.

 

13 Mart 1954

 

— Paris :

M.T.İ. Ajansı Macaristanda tevkif ve yükseli mahkeme tarafından muhtelif cezalara mahkûm edilen sabık Millî Emniyet şefi ve sabık Adliye Vekili M. Gaber Peter ile suç ortakları hakkın­da şu izahatı vermektedir.

«Yapılan tahkikat, çoğu yüksek mev­kiler işgal etmekte olan Gaber Peter ile suç ortaklarının, mazide işlemiş ol­dukları cürümleri gizlemişlerdir. Bu suçlular vazife ve salâhiyetlerini suiistimal ederek devlete ve millete karşı ağır cürümler işlemişlerdir.»

«Diğer taraftan alman raporlar, bir çok şahitlerin ifadeleri, maddî deliller ve bizzat suçluların itirafları, müddei umuminin ithamnamesini serdettiği yüksek mahkemeye sanıkların suçlu bulundukları kanaatini vermiştir.»

«Bu itibarla yüksek askerî mahkeme Gaber Peteri müebbet sürgüne mah­kûm etmiş ve mallarının müsaderesi­ne karar vermiştir. Diğer taraftan suçlulardan İstvan Timar 11 sene, Gyula Desci 9 seneye ve diğer suçlu­lar da muhtelif hapis cezalarına çarp­tırılmışlardır.»

 

10 Mart 1954

 

— Londra :

Sovyet Tass Ajansının haber verdiği­ne göre, komünist partisi birinci kâti­bi Nikita Kruşef, Birleşik Polonya İçişleri partisinin kongresinde hazır bu­lunmak üzere dün Varşovaya gelmiş­tir.

Sovyet meselelerinde ihtisas sahibi olanlar, bu seyahate «mutadın dışın­da bir olay» gözüyle bakmaktadırlar ve öğrenilebilindiği kadar da, Kruşef ömründe Sovyet topraklarından dışa­rıya çıkmış bir kimse değildir.

Bir Sovyet komünist partisi birinci kâ­tibinin ilk defadır ki bir peyk parti kongresine iştirak ettiği ve 1947 den beri de bir parti birinci kâtibinin Sov­yet Rusya toprakları dışına çıkmış ol­duğuna ayrıca işaret edilmektedir.

1947 de partinin iki birinci kâtibi hâ­len Başvekil olan George Malenkof ile Andrei Zhdanof, kominformu doğuran Silezyadaki bir toplantıya katılmışlar­dır.

Kruşefin ne maksatla Varşovaya git­tiği bilinmemekle beraber Batılı mü­şahitler şu iki ihtimal üzerinde durmaktadırlar:

1  — Sovyet Rusya, Berlin konferansındaki durumunu bu vesile ile istis­mar etmek niyetindedir.

2  — Kruşef, Varşova hükümetinin da­ha iki gün evvel kanunlaştırdığı ziraî kolektifleştirmeğe doğru yeni hamle­yi Sovyet Rusyanm desteklemekte ol­duğunu Polonyalılara temin etmek is­temektedir.

12 Mart 1954

 

— Londra :

Polonya başkanı Holeslaw Bierut, dün komünist işçi partisi ikinci kongresin­de verdiği bir nutukta, komünist Polonyanın komünist Rusya gibi ciddî bir ziraî buhranla karşı karşıya bu­lunduğunu bildirmiştir.

Varşova radyosu tarafından yayınla­nan nutkunda Bierut, ziraî istihsalin son derece azaldığını ve millî ekonominin inkiraz halinde bulunduğunu ifade etmiştir.

13 Mart 1954

 

— Paris :

Varşova radyosunun bildirdiğine göre, Polonya ordusu başkumandanı Mare­şal Rokosovski, Polonya komünist partisi kongresinin üçüncü oturumunda, parti merkez komitesi raporu üzerinde cereyan eden umumî müzakere çerçe­vesi içinde bir nutuk söylemiştir.

Polonya ordusunun halkçı karakterine işaret eden mareşal Kokosovski, bu or­du kadrolarının yüzde 28 nisbetinde köylü ve yüzde 35 nisbetinde işçiden müteşekkil olduğunu söylemiş ve ku­mandanlığın başlıca gayesinin orduyu millete bağlıyan rabıtaları takviye et­mek olduğunu ifade etmiştir.

Mareşal Kokosovski bundan sonra, halkçı ordunun siyasî terbiyesine ver­diği ehemmiyeti belirtmiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir:

Sovyetler Birliği harpte olduğu gibi şimdi sulh eserlerinin yükseltilmesi yolunda da ordumuza yardıma devam etmektedir.

Mareşal Kokosovski sözlerini şöyle bi­tirmiştir :

Polonya ordusu, sulh eserlerinin ve Sosyalizm dâvasının kalkındırılmasın­da, kendisini milletle yekvücut hisset­mektedir.

13 Mart 1954

 

— Viyana :

Prag radyosunun, bildirdiğine göre, Çekoslovakya Dışişleri Vekâleti Ame­rika Büyükelçiliğine, Amerikan askeri uçaklarının Çekoslovak semalarını ih­lâl etmeleriyle ilgili olarak bir nota tevdi etmiştir. Bu nota şiddetli bir ifade ile kaleme alınmış bulunmakta­dır.

Prag radyosunun ilâve ettiğine göre, iki Amerikan uçağı Batı Çekoslovakya semalarında bütün gün uçuş yapmış­lardır. Nihayet bir av uçağı silâh kul­lanmak suretiyle Amerikan uçakları­nı firara mecbur etmiştir.

14 Mart 1954

 

— New York :

Slovakya Millî Kurtuluş komisyonu­nun bildirdiğine göre, Sovyetler Birli­ği Çekoslovakyada Tatra dağlarında bir atom silâhları merkezi kurmakta­dır. Komisyon başkanı Stefan Kracoviç, haberin Slovakya gizli teşkilâtının Kızılordu saflaxındaki ajanları vasıtasiyle elde edildiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir;

Sovyetler Birliği Tatra dağlarını Atom silâhları araştırma merkezi hali­ne getirmektedir. Bu sebeple dağ etek­lerindeki köyler tamamiyle boşaltıl­mıştır.

25 Mart 1954

 

— Viyana :

Avrupa kollektif güvenlik sistemi hak­kında Sovyet Dışişleri Vekili Molotof tarafından Berlin konferansında ileri sürülen plânı, Bulgaristan ve Macaristandan sonra, dün gece Çekoslovakya da resmen desteklemiştir.

Prag radyosu dün geceki neşriyatında, Çekoslovak hükümetinin Molotofun teklifini desteklediğini bildirmiş ve tecavüzî gayeler güttüğü iddiasile Ku­zey Atlantik paktı teşkilâtını takbih etmiştir.

 

19 Mart 1954

 

Paris :

Parisli müşahitlere göre, Boleslav Bierut'un istifası, Stalinin ölümünden beri Sovyet Rusyada iktidarda yapı­lan yeni teşkilâtın Polonyada tatbiki­dir. Bu yeni teşkilât, bir tek şahısta toplanan parti başkanlığıyle hükümet başkanlığı vazifelerinin ayrılmasını âmirdir.

Bierut, hükümet başkanlığından ay­rılmakla, Polonya Birleşmiş İşçi Par­tisi birinci, sekreterliğini yani Polonyanın Kruşevi olmayı seçmiştir, tıpkı geçenlerde Macaristan komünizminin bir numaralı Rakosi'si gibi.

Diğer taraftan, eski solcu Sosyalist parti başkanı ve başvekil yardımcısı Joseph Cyrankiewicz'in tayini, Polon­ya halk efkârının komünist olmıyan ekseriyetine yapılmış bir tâviz olarak telâkki edilebilir. Filhakika Polonya, Çekoslovakya gibi, solcu sosyalistlerin, evvelce müttefikleri olduğu komünist­lere büyük hizmetler gördükten son­ra, elan hükümette mevki işgal ettik­leri yegâne Doğu Avrupa memleketle­ridir. Bilindiği gibi Çekoslovakyada, eski Sosyalistlerden başvekil yardım­cısı Zdenek Fieclinger, Cyrankiewiczinkine benzer bir rol oynamaktır.

Bu değişiklik birleşmiş Polonya işçi partisi kongresinin dağılmasından iki gün sonra vuku bulmaktadır. Bu kon­grede partinin yeni vazifeleri tesbit edilmiş, diğer taraftan Polonya bir­leşmiş işçi partisinin statüleri, Sovyet komünist partisininkine göre ayarlan­mıştır.

Varşova :

Varşova radyosu bugünkü yayınında, Josef Cyran Kiewiczk'in, Bierut'un ye­rine başvekilliğe getirildiğini ikinci komünist kongresinin Bierut'yu politbüro birinci kâtipliğine tayininden başka, Hillary Mine ile Zeno Nowak-ni birinci başvekil yardımcısı ve Jakub Bermonm da başvekil muavini ol­duğunu bildirmiştir. Bu haber, Sov­yet komünist partisi merkez komitesi birinci kâtibi Nikita Kruşçef'in reisliğindeki Sovyet komünist partisi heye­tinin Moskovaya hareket ettiği sırada yayınlanmıştır.

Polonya Politbürosuna, Bierut Aleksander Sawadzki, Cyran Kiewicz, Mine, Nowak, Konstantin Kdkossovski, Edward Ohab, Bercnan, Franciszek Mazur, Franciszek Jozwiak, Stanislaw Rad Kiewicz, Dworakowski ve Roman Zbrowski seçilmişlerdir.

26 Mart 1954

 

— Paris :

Varşova radyosu, Chorzow'da Barbara Wyzwolenie madeninde vuku bulan ve birçok amelenin ölmesiyle netice­lenen infilâka dair yayınladığı tebliğ­de, infilâkın vuku bulduğu şartların bir sabotaj bahis mevzuu olduğunu gösterdiğini bildirmiş ve güvenlik, ve­kâletinin tahkikata giriştiğini ilâve etmiştir.

Radyo, bu münasebetle Trybuna Robotnicza gazetesinden şu satırları nakletmiştir:

Ölüler huzurunda tazimle eğilirken, madenlerdeki güvenlik şartlarını ıs­lâh etmeye ve bunları sabotajcıların cani ellerinden korumaya and içiyo­ruz. 

 

9 Mart 1954

 

— Washington :

Ayan meclisi Dışişleri komisyonu tara­fından neşredilen bir raporda Bulgar komünist partisinin dahili mücadele­lerle uğraşmak zorunda daldığı ve partinin 7 milyon Bulgar arasında pek az taraftar bulabildiği yazılmak­tadır. Bulgaristan, korku, sessizlik ve itimatsızlığın hüküm sürdüğü ve dai­mî olarak komünistlerin baskısı al­tında bulunan bir kaleye benzetiliyor ve Bulgar halkının telâş ve endişe içinde bu kaleden kaçıp kurtulmak arzusunda olduğu söyleniyor.

Sovyetler Birliğinin baskısı altında bulunan 7 Doğu devlet hakkında ya­yınlanacak olan rapor serisinin ilkini teşkil eden bu kısım aslen Bulgar olan ve şimdi kongre kütüphanesinde çalı­şan Marin Pundeff tarafından kaleme alınmıştır.

Pundeff'e göre, Bulgaristan sadece muhalefet maksadiyle değil, bu rejim halkın nazarında memleketin Sovyet­ler Birliği tarafından istismarı mâna­sını da taşıdığı için komünizme karşı koymaktadır. Bulgar komünistleri memleketin bütün sınıflarını kendi aleyhlerine ayaklandırmışlardır.     Bu arada bilhassa köylüler ve işçiler gö­ze çarpmaktadır.

Raporda ziraî kollektivizm yolunda sarfedilen gayretlerin halk arasında büyük, karışıklıklar doğurduğuna işa­ret edilmekte ve Sovyetler Birliğine yapılan mecburî ihracat yüzünden za­man zaman ekmek, et, sebze ve meyva kıtlığının başgösterdiği de ilâve edil­mektedir.

— Sofya :                            ....

Vekiller Heyeti, Bulgar Diyanet işleri müdürlüğünün «Vekiller heyetine bağlı bir komite» şeklini almasına ka­rar vermiştir. Bu karar, hükümet ile Bulgar Ortodoks kilisesi ve diğer ki­liseler arasında, «hükümet kararını icap ettiren meselelerde bir bağ tesis etmek» maksadiyle alınmıştır.

Yeni komitenin başına Mihail Küçükof getirilmiştir.

28 Mart 1954

 

— Sofya :

Bulgar ve Arnavutluk hükümetleri, karşılıklı siyasî temsilcilerini Büyük­elçilik mertebesine çıkarmağa karar vermiştir.

 

5 Mart 1954

 

— Belgrad :

Yugoslav Federal Meclisi bütçe ko­misyonu başkanı Popoviç dün basma beyanatta bulunarak bütçe hakkında şu malûmatı vermiştir:

Bugün Milli Meclise arzedilecek olan bütçe tasarısının nihaî şeklinde 260 milyar 114 milyon dinar görülmekte­dir.

Popoviçin ifade ettiğine göre, henüz tam rakamı bilinmeyen umumî bütçe­de 1953 bütçesine nazaran 7 ilâ 10 milyar dinar bir artış bulunmaktadır. 166 milyar dinar millî savunmaya ay­rılmıştır.

Yugoslavyanın Doğu memleketleriyle iktisadi münasebetlerini normal bir hale getirmek tasarısından bahisle so­rulan suallere karşılık Popoviç, bu konuda henüz Doğu bloku tarafından herhangi bir teşebbüs ve müracaatta bulunulmamış  olduğunu  söylemiştir.

6 Mart 1954

 

— Belgrad :

Naşir James Wickin reisliğinde Avrupada bir tetkik gezisine çıkmış olan 33 Amerikan muharrir ve naşirini bu­gün Zagrepte kabul eden Yugoslav Cumhurreisi Tito, «Ayandan Mc Carthy'nin hareketleri, yabancıların Amerikan hükümet ve hayat tarzına karşı edinmiş oldukları müsait inti­baı yıkabilecek bir yol açmaktadır» demiş ve bir ,saat kadar süren müla­kat esnasında şunları da belirtmiştir:

1 — Berlin konferansının, ancak şekil­de bir değişiklik arzetse dahi Sovyet dış politikasında esaslı bir değişikliğe sebep olması melhuz değildir.

— Sovyet Rusya peykleri 1948 denberi, Moskovanın hâkimiyetinden kur­tulmak için defalarca teşebbüse geçmişlerse de Sovyet Rusya her seferin­de bu hamleleri kırmış bastırmıştır.

Peyklerden Arnavutluk, hâlen Yu­goslavyanın sayesinde Sovyet efendile­rinden  tecrit edilmiş, bu suretle enfena bir baskıdan kurtarılmış bir va­ziyettedir.

Bu sebeple ve küçük bir devlet oldu­ğundan artık herhangi belirli bir teh­likeye maruz olmadığı gibi, başta yer­lere bir sıçrama tahtası olarak kullamlamıyacağı cihetle dünya için bir tehlike teşkil etmektedir. Bu itibarla, gerek Arnavutlar gerekse herhangi bir yabancı devletin, Sovyet hâkimiyeti­ne karşı Arnavutları şimdi kışkırtıp ayaklandırmağa kalkışmaları hata olur.

— 1948 denberi Doğu memleketle­rinden takriben 100.000 mülteci    Yugoslavyaya sığınmıştır.

7 Mart 1954

 

— Belgrad :

Yugoslav Millî Meclisi Federal Kon­seyi dış siyaset komitesi, geçen sene şubat ayında Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Ankarada imza­lanan dostluk ve işbirliği andlaşmasına zeyl anlaşmaların tasdikine ait kanun tasarısını kabul etmiştir.

Geçen sene kasımda Belgradda imza­lanan zeyl anlaşma Ankara andlaşması daimî sekreterliğinin teşkilini der­piş etmektedir.

Kanun tasarısının izahı Federal icra 'konseyinde Dışişleri Vekâleti müsteşa­rı Josef Cercia tarafından yapılmış­tır.

Josef Cercia bu izahında Yugoslav Dışişleri Vekâletinin, üç memleket şu­rasındaki işbirliğinin yalnız bir teca­vüzle doğrudan doğruya tehdit vaki olduğu zaman değil, fakat ayni za­manda barış günlerinde de ileri götü­rülmesini temenni ettiğini belirtmiş ve bu suretle bu memleketlerin iktisat­larının, dahilî vaziyetlerinin ve Millet­lerarası durumlarının kuvvetleneceği­ni söylemiştir.

Bu üçlü işbirliği, dünyada sadece ge­çici münasebetlere bağlı bulunan mu­vakkat sevkülceyş anlaşmalarından daha devamlıdır.

Bunun mânası daha şümullü olup uzun vadeli millî bir işbirliği ifade et­mektedir. Gerek tehlike anında, ge­rekse barışta ayni menfaatleri güden bütün komşu memleketlerle daha iyi münasebetler tesis etmek temennisi bu mânada mündemiçtir.

Vercia, bir Balkan sekreterliğinin ku­rulmasının 3 memleket arasında işbir­liğinin devamını sağlamakla beraber Dışişleri Vekâletinin daha verimli ça­lışmalarını da temin ettiğini kaydet­miştir.

Cercia, sözlerinin sonunda, bu senenin ilk yarısı içinde üç memleket Dışişleri Vekilleri arasında bîr konferans aktedilmesinin beklenebileceğini belirt­miştir

11 Mart 1954

 

— Washington :

Yugoslavyanın Washington Büyükel­çisi Vladimir Popoviç bugün öğleden sonra Beyaz Sarayda Başkan Eisenhower'i ziyareti sırasında şöyle demiş­tir: «Memleketim, Birleşik Amerika ve diğer Batılı devletlerle işbirliği ve dostluk siyasetini takibe devam ede­cektir.»

Yakında memleketine dönecek olan Büyükelçi Beyaz Saraydan ayrılırken gazetecilere beyanatta bulunarak Başkan Eisenhower'in bu görüşme sırasın­da izahatını dikkat ve anlayışla din­lediğini belirtmiştir.               

21 Mart 1954

 

— New-York :

Yugoslavyanın Washington Büyükel­çisi Popoviç, memleketine dönmek üzere Queen Elisabeth transatlantiği­ne binerken şöyle demiştir:

«Avrupada bir tecavüz vukuunda Yu­goslavyanın iyi tarafta yani hür mil­letler safında bulunacağına emin olabilirsiniz.»

Popoviç Belgradda Yugoslav Milli Meclisi Dışişleri komisyonu başkanlı­ğına tayin edildiğinden Amerikadan ayrılmaktadır.

Gazetecilere, Yugoslavyanın Amerika­dan gördüğü yardımdan banseden Po­poviç: «Memleketim, güç anlarda ken­disine yapılan yardımı asla unutmıyacaktır» demiştir.

25 Mart 1954

 

— Belgrad :

Mareşal Titonun pek yakında Türkiyeye yapacağı ziyaret münasebetiyle Avala filim müessesesi «Balkanlarda sulh için mücadele» adlı bir filmin çevrilmesini bitirmiştir. Bu filim ya­bancı memleketlerde de gösterilecek­tir. Filimde Balkan memleketleri ara­sında girişilen siyasî, iktisadî, askerî ve kültürel işbirliğinin en önemli saf­haları belirtilmektedir.

29 Mart 1954

 

— Belgrad :

Bu sabah Yugoslav komünistleri mer­kez komitesi dördüncü genel oturu­muna raporunu sunan icra komitesi sekreteri Alexander Rankoviç, mer­kez komitesi toplantısının, birlik da­hilinde vahim güçlükler neticesinde değil ancak bazı teşkilât meselelerinin aydınlatılması için duyulan ihtiyaç karşısında yapıldığını belirtmiş, diğer taraftan bazı komünistleri ve bazı temel teşekkülleri, altıncı kongre mukarreratını anlamamak ve hattâ bu kararları yanlış tefsir etmekle itham etmiştir.

 

Rankovif, Cilas taralından kaleme alı­nan makalelerin zihinleri karıştırdığı­nı ve gerek ideoloji meseleleri karşısında gerekse bazı teşkilât meseleleri muvacehesinde düzensizliğe yol açtığı­nı söylemiş ve Cilasın suçlandırılması ile ilgili bazı izah ve tefsirlerin yanlış olduğunu ve bilhassa Yugoslavyanın Doğuya karşı yeni bir istikamet veya Batı muvacehesinde yeni bir bağlılık tesis ettiği yolunda hariçte çıkan yo­rum ve izahları reddetmiştir.

Rankoviçe göre, Cilas hâdisesi ile il­gili olarak, Yugoslav komünistler bir­liğinden ancak 23 üye ihraç edilmiş­tir. Bazı yabancı gazetelerin bildirdik­leri gibi binlerce kişinin ihracı bahis mevzuu değildir.

Raportörün verdiği tafsilâta göre, Yugoslav komünistleri birliği 1953 yılı sonunda 700.030 üyeye sahip bulunu­yordu. Bunların 191.655 i işçi, 189.392 i köylü, 189231 i memur ve nihayet 12y.752 si de diğer meslek erbabıdır. 1952 kasım ayından beri birlikten 72.467 kişi ihraç edilmiştir.

Rankoviç diğer taraftan birliğin te­mel teşekküllerinde işleyiş zaaflarını tenkit etmiş ve bu zaafları bertaraf etmek için gerekli tedbirler alınmasını istemiştir.

Nihayet Sosyalist demokrasi meselesi­ne temas eden sekreter bunun mücer­ret bir fikir değil, bir realite olduğu­nu ve inkişafının da elbetteki bazı zaaf ve güçlüklere yol açacağını söy­lemiş, bunu müteakip bazı küçük bur­juva ve anarşist cereyanların ve bil­hassa sanat âleminde görülen bu temayüllerin aleyhinde bulunmuştur. Rankoviç, bunların sosyalizm aleyhta­rı faaliyete paravanlık ettiğini söyle­miş ve sözlerini bitirirken Yugoslav sosyalist birliğinin en önemli siyasî vazifesinin bu son zamanlarda bazı geniş ölçülü faaliyete geçmiş olan re­jim aleyhtarı elemanlarla mücadele etmek.olduğunu ifade eylemiştir.

— Belgrad :

Yugoslav komünistleri merkez komite, sinin bu sabah açılan 4 üncü umumî toplantısında, Yugoslav komünistleri teşkilâtı dahilinde gerekli tertiplerle ilgili mühim meseleler müzakere edi­lecektir. Toplantıya birlik genel sek­reteri Mareşal Tito başkanlık etmek­tedir.

Yetkili kaynaklardan bildirildiğine gö­re, bu toplantıda ayni zamanda 1952 kasım ayında yapılan altıncı kongre toplantısında alınmış olan kararların tatbik şekli de müşahhas esaslara bağ­lanacaktır. 1952 kasım ayı kararları­na, Yugoslav komünistler birliğinin faaliyet metod ve şekillerinin inkişa­fında bir dönüm noktası nazariyle ba­kılmaktadır.

Bununla beraber merkez komitesinin geçen yaz partinin bütün teşekkül ve kademelerine bir mektup göndererek bahis mevzuu kararların tatbikinde başgösteren menfî temayüllere İşaret etmiş olduğu da bilinmektedir. Mer­kez komitesinin 16 ve 17 haziranda ak­detmiş olduğu toplantıdan sonra gön­derilen bu mektupta, komünistlerin birlik ve ideoloji için açmış oldukları mücadele sahasında sosyalizme ve Marxizme aykırı çeşitli nazariyelerin de başgöstermiş olduğu bildirilmekte idi.

Merkez komitesinin bugünkü toplantı­sının gündeminde Alexander Rankovl Çin teşkilât meseleleriyle ilgili bir ra­poru da vardır. Fakat diğer taraftan Mareşal Tito ahiren yaptığı görüşme­lerde bu toplantıda Yugoslav komü­nistlerinin sosyal ve siyasî rolü hak­kında açıklamalar yapılacağını da söy­lemiştir. Mareşal Tito ayni zamanda merkez komitesinin teşkilâtta başgös­teren menfî cereyanları da inceliyeceğini ve bu cereyanlara karşı koymanın çarelerini araştıracağını belirtmiştir.

Yugoslav Devlet Reisi bundan başka, toplantıda, Cilas meselenin bahis mevzuu edilmiyeceğini ve herhangi tasfiye veya mahkûmiyet teşebbüsüne girişilmiyeceğini de sözlerine ilâve et­miştir.

Belgradda hâkim olan kanaate göre, bu toplantıda alınacak kararlar yal­nız Yugoslav komünistleri teşkilâtının gelecekte inkişafı bakımından değil ve fakat ayni zamanda bütün memleke­tin istikbali itibariyle de ehemmiyet taşıyacaktır.

 

30 Mart 1954

 

—  Belgrad :

Tanjug Ajansının bildirdiğine göre, Mareşal Tito rejimine muhalif yeni bir Yugoslav sosyalist partisinin kuru­luşunu bildirmek, üzere pazar günü meçhul kimseler tarafından yabancı basın mensuplarına dağıtılmış olan beyanname yabancı bir kaynağın ter­tibidir.

Tanjug- Ajansına göre bu-beyanname­nin kötü bir şekilde sırpçaya tercüme edildiği müşahede edilmiştir. Yugos­lav komünist birliği hakkında bu me­alde haberler hariçte de yayınlanmış olduğunu dikkat nazara alan Yugoslav komünist partisinin dördüncü kon­gresi merkez komitesi üyelerinin ekse­risi de, ayni kanaati ifade etmişler­dir.

—  Belgrad :

Mareşal Tito bugün Yugoslav komü­nist birliği merkez komitesinin dör­düncü kongresini kapayış nutkunda şöyle demiştir:

«Doğudan olduğu kadar batıdan, ko­münist birliğimizi yıkmaya, hareketi­mizin istikametini değiştirmeye çalışmak için gayret sarf edilmektedir. Bunlar Yugoslavyada müesses bulu­nan ve Sosyalizm çerçevesinde gelişmekten ibaret olan Sosyalist sistemi­mizi yıkmak ve onun yerine batının, veya doğunun devlet kapitalizmi veya peyk devlet sistemini bize zorla kabul ettirmek istemektedirler.

Bugün Öyle bir durumdayız ki, düş­manlarımız bizi her yandan tazyik et­mektedirler. Batıdakiler, çok partili bir sistem kurmamızı istemekte, doğudakiler ise bizi hâlâ peykleri telâkki etmekte ve 1948 de hataya düştüğü­müzü, husule gelen anlaşmazlığın yal­nız ideoloji bakımından olduğunu ile­ri sürmektedirler,»

Bunu müteakip Yugoslavyanın Doğu memleketleriyle münasebetlerinden bahseden Mareşal Tito şöyle demiş­tir:

«Doğulular, hâlâ bizim bir gün hata­mızı anlıyarak tekrar kendilerine dö­neceğimizi ümit etmektedirler. Ben onlara hata ettiklerini ve kafiyen bir daha dönmiyeceğimizi ısrarla söylüyo­rum.»

Bunu müteakip «kendilerini kongre­nin kararlarını yorumlamakla .vazifeli zanneden» Milovan Cilas ile diğer bazı komünistlere kısa bir telmihte bulu­nan Yugoslav devlet reisi, parti içinde fikir hürriyetinin hâkim olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Fakat, çoğunluğun kabul ettiği ka­rarlara uymıyacak olan komünistle­rin partide yerleri yoktur ve bunlar aramızdan ayrılabilirler.»

3 Mart 1954

­ Paris :

Yunan Müdafaa Vekili Kanelopulos dün Nato Genel Sekreteri Lord İsmay ile görüşmüştür.

Yunan Vekili, Yunanistana yapılacak olan Amerikan yardımını müzakere etmek için Pariste kalmaktadır.

Kanelopulos Lord İsmay ile 20 daki­ka görüşmüştür.

Görüşme mevzuu müdafaa meselele­rine inhisar etmiştir.

— Atina :

Atina Ajansının bildirdiğine göre Yugoslavyanın Atina Büyükelçisi M. Rados Yovanoviç dün akşam Yunan Dış­işleri Vekili M. Stefanopulosu ziyaret etmiştir.

Ayni ajansın öğrendiğine göre bu zi­yaret iki devlet adamına, umumî va­ziyeti ve bilhassa 1953 şubat tarihli üçlü Balkan paktının imzasını takip eden tatbikatını gözden geçirmek fır­satını vermiştir.

Geçen bir sene zarfında muazzam te­rakkilerin tahakkuk ettirildiği müşa­hede olunmuştur,.

5 Mart 1954

 

— Washington :

Yunan Savunma Vekili Panayotis Ka­nelopulos, yanında amiral Zeppos ol­duğu halde, bu sabah, Amerikan as­kerî makamları tarafından emrine ve­rilen bir uçakla Washingtona gelmiş­tir.

Kanelopulos, Amerika Müdafaa Vekili Charles Wilson ve Genel Kurmay Baş­kanı Amiral Arthur Radford'la görü­şecektir. Yunan Vekili Amerikada 26 marta kadar kalacaktır.

Yetkili çevrelerde belirtildiğine göre, Kanelopulos bu nezaket ziyaretinden istifade ederek, Amerikan idarecileriyle, Akdeniz havzasının merkez ve doğu kısmının müdafaa plânlarında kendisine düşen rolden doğan mese­leyi görüşecektir. Bu mesele, Yunanistanın. kara, deniz ve hava kuvvetlerini görevlerini yerine getirecek hale koy­maktır.

Kanelopulos, hava meydanında etra­fını saran gazetecilere şu beyanatta bulunmuştur:

Yunanistanda, iktisadî ve malî güç­lüklere rağmen, müdafaa gayretimizi şartların gerektirdiği seviyede tutabilmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kendimize karşı, bütün milletlere ve bilhassa Nato üyelerine ve Amerika-ya karşı vecibelerimizi yerine getirmek azmindeyiz.

9 Mart 1954

 

— Atina :

Başvekil Adenauer bugün GMT ayariyle saat 17.10 da buraya gelmiş ve uçak meydanında Başvekil Mareşal Papagos ile hükümet erkânı ve Atinadaki Alman Büyükelçisi tarafından karşılanmıştır. Gayet samimî bir şekilde karşılanan Başvekil Adenauer, Yunan ve Alman bayraklariyle süslü hava meydanı binasında bir müddet istirahatten sonra, yabancı devlet adamlarının ikametlerine tahsis edi­len Heord Atticus sarayına götürül­müştür. Başvekile kızı Lotte Adenuaer ile Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Prof. Hallstein refakat etmektedir. 

—  Washington :

Amerikan Müdafaa Vekili M. Charles Wilson'un davetlisi olarak Washingtonda bulunan Yunanistan Müdafaa Vekili M. Panayotis Kaneiopulos pa­zartesi akşamı yaptığı bir basın, top­lantısında şöyle demiştir:

«Amerikan askerî idarecileriyle yaptı­ğım toplantılardan çok memnun kal­dım. Onların Yunan müdafaa mesele­lerine' karşı göstermiş oldukları alâ­kayı bilhassa zikretmek isterim.»

Yunan Vekili, Birleşik Amerika tara­fından Yunanistana daha geniş ölçü­de askerî ve iktisadî yardım yapılması meselesini Amerikan idarecilerile bir­likte tetkik ettiğini açıkça bildirmek istemekle beraber Yunanistanın. mü­dafaa işlerinde sarfettiği gayretlerden ve bütçesinin yüzde 51 ini buna tah­sis etmiş olması keyfiyetinden bahis açarak bu gayretlerin Birleşik Ame­rika tarafından takdir edilmekte ol­duğunu söylemiştir.

M. Kaneiopulos, Yunanistan müdafaa­sının müstakil olarak mütalâa edilemiyeceğini ve bunun bütün hür dün­ya milletlerinin müdafaası çerçevesi­ne dahil olduğunu kaydederek şöyle demiştir:

«Birleşik Amerika, eminim ki, elinden geleni yapacaktır.»

10  Mart 1954

 

—  Atina :

Başvekil Adenauer'in Atmadaki ilk günü protokol ziyaretleriyle başlamış­tır. Bu ziyaretler esnasında Yunan ve Alman devlet adamları Milletlerarası ve müşterek menfaati ilgilendiren me­seleleri görüşmüşlerdir. MüzakerelerAvrupa teşkilâtı, Ankara antlaşması ve Yeni Alman Yunan iktisadî münasebetleri etrafında cereyan etmiş­tir.

11   Mart 1954

 

—  Atina :

Yunan Başvekili Mareşal Papagos ile Alman Başvekili Adenauer bugün Dışişleri Vekâletinde siyasi mahiyette bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda Mareşal Papagos Ankara paktının he­deflerini izah ederek, paktın ayni ba­rışçı arzularla mülhem bulunan bü­tün Balkan devletlerine açık olduğunu belirtmiştir. Başvekil, halk demokrasi­lerinin Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye hakkında aldıkları durumda son zamanlarda kaydedilen değişikli­ğin bu üç memleketi birbirine bağlıyan bölge ittifakının kuvvetlendirilmesinden ileri geldiğini söylemiş ve bu muvaffakiyeti daha bir çoklarının takip edeceğini emin olduğunu ilâve etmiştir.

Adenauer de, Avrupa savunma toplu­luğu hakkındaki Alman görüşünü izah etmiş ve barışın muhafazasına taraf­tar bütün Avrupa memleketlerini ih­tiva edecek müttehit bir Avrupanın teşkiline taraftar olduğunu belirtmiş­tir.

Bir buçuk saat devam eden bu görüş­meyi müteakip, Yunan Dışişleri Ve­kâletinin bir sözcüsü basma beyanat­ta bulunarak Avrupa politikasının belli başlı meseleleri hususunda Yunan ve Alman devlet adamları arasında tam bir görüş birliği mevcut olduğu­nu belirtmiştir.

İki başvekil, müşterek menfaati ilgi­lendiren meseleleri tetkikle vazifeli, mütehassıslardan müteşekkil komisyonların kurulmasını da kararlaştır­mıştır.

12 Mart 1954

 

— Atina :

Alman Başvekili Adenauer ile Yunan Başvekili Mareşal Papagos bu akşam yayınladıkları müşterek bir tebliğde, Avrupayı ve Alman - Yunan münase­betlerini ilgilendiren bütün esas me­selelerde mutabakata vardıklarını bil­dirmektedirler. Tebliğde belirtildiğine göre iki hükümet başkanı Milletlera­rası durumu, son hâdiselerin ve bil­hassa Berlin konferansının neticele­rinin ışığı altında gözden geçirmişler­dir. Bu arada, Avrupa ve hür dünya savunmasının insanlık, hürriyet ve barış ideallerine dayanarak, teşkilâtlan­dırılması ve kuvvetlendirilmesi hu­suslarında tam bir görüş birliği kay­dedilmiştir,

Alman ve Yunan başvekilleri bundan başka, iki memleket arasındaki müna­sebetlerin sıkılaştırılması lüzumunda da ısrar etmektedirler. Bu arada Baş­vekil Adenauer, 11 kasım tarihli Bonn iktisadi konvansiyonunun yürürlüğe girmesiyle Yunan hükümetinin kal­kınma plânının tatbikinin süratlendirileceği ümidini izhar etmiştir.

Nihayet kültürel münasebetler saha­sında, iki memleket arasında bir an­laşma akdini temin için, mümkün olan süratle müzakerelere başlanılma­sı kararlaştırılmıştır.

13 Mart 1954

 

— Atina :

Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos, Batı Almanya Başvekili Adenauer'in bu sene içinde Almanyayı ziyaret etmesi hususundaki davetini ka­bul etmiştir.

Bu resmî ziyaretin tarihi henüz tesbit edilmemiştir.

16 Mart 1954

 

— Washington :

Doğru haber alan Amerikan kaynak­larından öğrenildiğine göre Cenevre de 26 nisan tarihinde toplanacak olan Asya konferansına iştirak etmesi hu­susunda Birleşik Amerika tarafından üç Batılı memleket adına yapılan da­veti Yunanistan da kabul etmiştir.

Bu heyete Yunanistan Hariciye Ve­kili M. Stefan Stefanopulos riyaset edecektir.

Yunânistanın bu daveti kabul etmiş olmasiyle, Koreye. Birleşmiş Milletler emrine asker gönderenler arasında Cenevreye bir heyet yollayacak olan memleketlerin sayısı onu bulmakta­dır.

18 Mart 1954

 

— Atina :

Hususî muhabirimiz Orhan Remzi Yüregir bildiriyor :

Alman Başvekili Adenauer ile maiyeti bugün saat 10.30 da Ankaraya gitmek üzere iki askerî uçağımızla Atina ha­va meydanından hareket etmişlerdir.

Hava meydanına Yunan Başvekili Ma­reşal Papagos ile beraber gelen Dr. Adenauer, selâm resmini ifa eden ih­tiram kıtasına mukabelede bulunduk­tan sonra kendilerini Ankaraya götü­recek olan ve harekete hazır bekleyen uçağımız önünde tevakkuf  etmiştir.

Atina Büyükelçimiz Cemal Hüsnü Ta-ray şansölyeye elçiliğimiz mensupları ile ataşemiliterimizi takdim etmiştir. Bu arada ekselans Adenauer uçak mü­rettebatının hatırını sormuştur.

Müteakiben Başvekil Adenauer ve ma­iyeti askerî uçaklarımıza binmişlerdir. Atina Büyükelçimiz, ekselans Adenauer'e iyi yolculuklar temenni etmiştir. Ekselans Adenauer'i Ankaraya götür­mekte olan askerî uçaklarımız güzel ve müsait bir havada yollarına devam etmektedirler.

 

20 Mart 1954

 

— Atina :

Yunan meclisinde, seçim kanununda yapılacak tadilât hakkındaki müza­kereler sırasında vukua gelen bir hâdise üzerine, muhalefet mensupları toplantı salonunu ter Yetmişlerdir. Hükûmetin sunduğu tasarıyı müdafaa için konuşmakta olan İçişleri Vekili Posanyas Likurezosun, muhalefetin kanaatini aksettiren Liberal mebus­lardan Havinis'e, kendisinden istihkar ettiğini söylemesi üzerine muhalefeti teşkil eden 61 mebus derhal salondan çıkmıştır. Bunu müteakip muhalif mebuslar, gerek bu hareketi ve gerek­se hükümetin memlekete zorla kabul ettirmek istediğini iddia ettikleri gay­ri adil kanunu protesto mahiyetini ta­şıyan bir tebliğ yayınlamışlardır.

Bu arada mecliste tek baslarına kalan mebuslar hükümet tasarısını it­tifakla ve tadilâtsız kabul etmişler­dir.

Bu hâdiseye tekaddüm eden müzake­reler sırasında İçişleri Vekili memle­kete sağlam ve müstakar bir hükümet temin etmek lüzumunu belirterek se­çim kanunu ıslahatının elzem oldu­ğunu bildirmişti. Muhalefet sözcüsü ise, hükümetin, seçim dairelerini ge­nişletmek ve tamamlayıcı seçimlerle askerlerin seçim hakkını kaldırmak suretiyle mutedil partilerin parlâmen­toda temsillerine engel olmak ve tota­liter bir rejimin şartlarını tesis etmek gayesini güttüğünü ileri sürmüştür.

Bundan başka Meclis Başkanı, vicda­nına uyarak, seçim İslâhatı aleyhinde oy vereceğini bildirmiş olan Peloponez mebuslarından Panayot Çanetakis'i Başvekil Mareşal Papagcsun partiden ihraç ettiğini hüber vermiştir.

22 Mart 1954

 

— Paris :

Rusyanın Yunanistana verdiği nota Moskova radyosu tarafından yayınlan­mıştır. Bu notada, 1953 yılı 12 ekim tarihinde Atina ve Washington hükü­metleri arasında imzalanmış olan an­laşmanın daha evvel Sovyet hüküme­tinin 26 ekim tarihli protesto notasına mevzu teşkil ettiği hatırlatılmakta­dır.

Sovyet notasında iddia edildiğine gö­re, bu anlaşma Yunanistanda Ameri­kan askerî üslerinin kurulmasını ve Kuzey Atlantik bloku plânları gere­ğince kara ve demiryolu şebekelerinin kullanılmasını müstelzim olup sulh dâvasına aykırıdır.

Sovyet hükümeti bundan sonra, Yu­nan hükümetinin, manevralar baha­nesiyle yeni bir harp hazırlığı yaptı­ğını ve bu manevralara yabancı aske­rî birliklerin de iştirak ettiğini ileri sürmekte, diğer taraftan, Ege denizi adalarında bazı deniz ve hava üsleri­nin inşasını da protesto ederek, İtal­ya ile aktedilen sulh anlaşması gere­ğince bu adaların silâhtan tecrit edilmiş vaziyette kalmaları gerektiğini bildirmektedir.

Müteakiben hiç kimsenin Yunan top­raklarında gözü olmadığını ifade eden Sovyet notası, Balkan memleketleri­nin, Yunanistanla mevcut meseleler halledildiğine göre, 'bu memleketle münasebetlerini normalleştirmek ar­zusunda olduklarını, bunun ise Bal­kanlarda sulhu takviye edebileceğini belirtmektedir. Fakat yine notada ilâ­ve edildiğine göre Yunanistanın Amerika ile akdettiği anlaşma bu yol üzerinde en büyük mâniyi teşkil et­miştir. Bu ise, Sovyet Rusyayı lakayt bırakamaz. Amerikan - Yunan anlaş­ması Yunanistanın millî istiklâl ve hükümranlığına açık bir müdahale olup bu memleketin güvenliği için ha­kikî bir tehlike teşkil etmektedir. Notada Sovyet Rusya hükümetinin bu hususa Yunan hükümetinin dikkatini çektiği ve alman askerî tedbirlerin mesuliyetinin Yunan hükümetine ait olacağı ifade edilmektedir.

— Atina :

Hususî muhabirimiz Orhan Yüreğir bildiriyor:

Yunan Başvekili Mareşal Papagos, Anadolu Ajansının hususî muhabirini kabul ederek, muhabirin suallerine aşağıdaki cevapları vermiştir:

Sual — Türk _ Yunan münasebet­lerinin bugünkü durumu nedir?

Cevap — Vakıaları realist bir tarzda ele alabilmek için bir tefrik yapmak lâzımdır zannediyorum. Büyük bir memnuniyetle şunu söyleyebilirim ki, memleketlerimizin hükümetleri bakı­mından, Yunan - Türk münasebetleri, çok samimî bir işbirliği mertebesine ulaşmıştır. O derecede ki daha sıkı münasebat için arada katedilmesi gereken büyük bir mesafe kalmamıştır. Fakat ayni zamanda, iki memleketin umumî efkârı bakımından, bu memle­ketler millî matbuatının ifade ettiği şekilde, hâlâ zaman zaman, geçici he­yecan ve huzursuzluklara sebebiyet veren münakaşaların başgösterdiği de meçhulüm değildir. Bununla beraber, bunların teferruata müteallik ve ta­rihî esbap ile izahı mümkün, yanlış anlayışlardan ibaret olduğuna kani­im. Diğer taraftan bu yanlış anlayış­ların kat'î surette izalesi için sabır ve sebat ile çalışmağa karar vermiş bu­lunuyoruz. Çünkü bizim işbirliğimiz geçici bir haricî ihtiyacın veya tekâ­mül eden ve değişen Milletlerarası hâdisatın bir neticesi olarak tecelli et­miş değildir ve bunun içindir ki bu işbirliği sarsılmaz bir mahiyet taşı­maktadır. Bu işbirliğinin daha derin sebepleri, müstakar mutaları, ve sağ­lam temelleri vardır. Yunanistanla Türkiye arasındaki dostluk ve işbirli­ği, iki memleket halkının aydın sınıf­larının ekseriyetinde bir şuur haline gelmiştir. Bu dostluk ve işbirliği, ma­ziyi tasfiye etmek hususundaki müş­terek karara müstenittir ve millî istik­lâl ve hürriyet ve müşterek demokrasi ve insan hakları mefhum ve kaidele­rinin ilhamıdır. İki memleket arasın­daki dostluk ve işbirliği, ayni zaman­da, milletlerimizin, büyük ideallerini her ne pahasına olursa olsun müda­faa etmek hususundaki müşterek ka­rarma istinat etmektedir. Nihayet, dostluğumuz, her iki memleketin, -ka­yıtsız şartsız olarak kat'î mahiyette saydıkları- bugünkü hudutları içinde işbirliği etmek suretiyle birbirlerini verimli bir şekilde tamamlıyabilecekleri ve bu sayede milletlerimizin hayat seviyesinin yükseltilmesine hizmet edi­leceği kanaatinden de mülhem olmuş­tur.

Şu son yıllarda Türk milletinin dev adımlariyle kaydettiği terakkiler kar­şısında şahsen halisane hayranlık duymaktayım. Yeni ve terakkisever Türkiyenin yenmesi lâzım gelen daha bazı güçlüklerle karşılaştığını bilmi­yor değilim, lâkin Türkiyenin şimdiye kadar ispat etmiş olduğu veçhile muk­tedir olduğu başarılara kıyasla, bu güçlükleri mühim görmüyorum. Biz kendi cephemizden, milletlerimizin hayatî menfaatleri namına Türkiye ile olan münasebetlerimizi daha da takviye etmek maksadiyle hiç bir hareketi asla ihmal etmiyeceğiz.

Sual — Yunanistandaki Türk ekalli­yetinin durumu ve rolü nedir?

Cevap — Batı Trakyada dürüst ve müstahsil bir unsur teşkil eden Türk azınlığı ve buna tekabül eden Türkiyedeki Yunan azınlığı, memleketleri­miz arasındaki semereli işbirliğinde sağlam bir halka, teşkil etmeğe nam­zettirler ve bunun böyle olması için onlara bütün kuvvetimizle yardım et­meliyiz. Trakyadaki Türk azınlığını tam bir hürriyet ve siyasî hak müsa­vatından faydalandırmak ve bu azın­lığın karşılaştığı meseleleri Yunan hükümetlerince şefkat ve alâka ile tetkik ettirmek her zaman için sarsıl­maz kararımız olmuştur. Yunanistan­daki Türk azınlığının hayat seviyesi­nin durmadan salâh bulmasını, ayni zamanda maddî ve fikrî inkişafını, Yunanlı vatandaşlara gösterdiğimiz alâkaya eşit bir alâka ve itina ile, he­def ittihaz etmiş bulunuyoruz. Türk azınlığının bütün sahalarda kalkın­ması için hükümetin hiç bir tedbiri almaktan vareste kalmıyacaktır. Hu­susî bir ehemmiyet atfettiğim bu me­seleyi şahsen takip etmekteyim ve Batı - Trakya Türklerinin müşterek müracaatlarını ayni zamanda şikâ­yetlerini bizzat tetkik edeceğim. Yal­nız muhtemelen askıda kalmış mese­lelerin süratle ve yukarıda belirtilen zihniyete uygun olarak memnuniyet verici bir şekilde halledilmesi için de­ğil, fakat ayni zamanda Türk azınlığı, um sosyal ve kültürel durumunun umumî surette ıslâhı yolunda devam edilmesi için de talimat vermiş bulu­nuyorum.

Türk azınlığında terakkiperver unsur­ların yükselişini zevkle müşahede et­mekteyim. Bu unsurlar sayesinde Türk azınlığının hayatına yeni ve yaratıcı bir ruh nüfuz edecektir. Trakyada Yu­nan ve Türk unsurların yanyana, kar­deşçe yaşamaları ve sulh içinde se­mereli işbirliğinde bulunmaları, mem­leketlerimizin karşılıklı olarak birbir­lerini tamamladıklarının ve müteka­bil, hürmet ve itimat zihniyeti içinde, müşterek bir dâvaya ve müşterek sulh sever arzu ve emellerin tahakkuku­na bağlı kalabileceklerinin en iyi delilidir. Bu konuda iki memleket, bizim Yunanistanda kullandığımız tâ­birle imtihanlar geçirmektedir. Müş­terek menfaatlerimiz için ve milletle­rimizin barışmasının teşkil ettiği ta­rihî hâdiseyi takdirle seyreden büyüklü küçüklü müşterek dostlarımızın  menfaatleri  için bu imtihanları muvaffakiyetle vermeliyiz.

23 Mart 1954

 

— Atina :

Yunanistan, Kıbrısta plebisit yapıl­ması mevzuunu genel asambleye ge­tirdiği takdirde Birleşmiş Milletler üyelerinin ne düşüneceklerini anlamak için etrafı yoklamaya başlamıştır.

Hükümete yakın çevreler İngiltere Yunanistanla iki taraflı müzakereleri reddedecek olursa, Kıbrıstaki İngiliz idaresi meselesinin Birleşmiş Milletler arzına karar verildiğini bildirmekte­dir. Ayni zamanda İngiliz - Yunan münasebetleri tehlikeye düşürmek istenilmediğinden Yunanistanın bu yol­da niyet ve emellerini İngilterenin tamamiyle haberdar edildiğini sözlerine ilâve etmektedirler.

Mamafih İngiltere Diskleri Vekili Eden geçenlerde Ayam Kamarasında verdiği beyanatta İngilterenin Kıbrıs işini görüşmek istemediğini söyle­mişti'.

Kıbrıs piskoposu Makariyosun son günlerde Atinayı ziyareti buradaki si­yasi çevrelerce Yunan hükümeti üzerinde kuvvetli bir tesir yarattığı ve hükümetin tavır ve hareketini takvi­yeye yol açtığı şeklinde telâkki edil­mektedir.

Diğer taraftan resmî çevreler Yuna­nistanın İngilterenin fikrini değiştire­ceği ümidiyle fırsat kollamak arzusunda olduğuna işaret etmektedirler.

24 Mart 1954

 

— Atina :

İngiliz istihbarat bürosunun bulundu­ğu binadaki İngiliz bayrağını yırtıp indirmeye teşebbüs eden talebelerle Yunan polisi arasında bugün çatışma­lar olmuştur.

Yunan millî bayramı dolayısiyle mek­tepleri tatil olan talebelerin «İngiltere Kıbrısı Yunanlılara teslim etmelidir» diye bağırarak nümayişlerde bulun­muşlar, binadaki bayrağı indirememişlerse de ellerindeki bir İngiliz bay­rağını yakmışlardır.

25 Mart 1954

 

— Atina :

Yunan kurtuluş bayramı bugün mutat merasimle kutlanmıştır. Atina kated­ralinde yapılan bir dinî merasimden sonra Kral Paul kordiplomatiğin teb­riklerini kabul etmiştir. Bunu mütea­kip kral, meçhul asker âbidesi önünde yapılan geçit resmini takip etmiştir. Kaldırımları sokakları ve civardaki ev­lerin pencerelerini ve damlarını dol­duran halk askerî birlikleri hararetle alkışlamış ve bu arada «Enossis, Enossis» diye haykırmıştır.

Bilindiği gibi «birlik» mânasına gelen bu kelime Kibrisin Yunanistana bağ­lanması yolundaki millî talebi ifade etmektedir.

— Washington :

Amerikan Savunma Vekilinin daveti üzerine Amerikaya gelmiş bulunan Yunan Savunma Vekili Panayctis Kanellopulos «Millî basın kulübünde» bu­gün bir hitabede bulunarak şöyle de­miştir:

«Yunanistanın nazarında Birleşik A-merika yabancı bir devlet değildir. Memleketimi Birleşik Amerikaya bağlıyan ve ona üsler temin eden anlaş­manın Yunanistanı bîr yabancı devle­tin metbusu haline kat'iyen getirmiş değildir. Yunan milleti bu üsleri tah­sis etmekle yabancı bir memleket men­faatine haklarını feda ettiği kanaatin­de değildir.»

Bunu müteakip Vekil, Yugoslavya gibi komünist bir memleketin Batı dünya­sında hürriyetini muhafaza edebilece­ğine delil olarak Ankara paktını gös­termiş ve bu memleketin Sovyet sa­hasında kalsaydı bağımsızlığını kay­bedeceğini hatırlatmıştır. Kanellopulosun kanaatince Ankara paktı, Slav milletlerinin daima Batılı devletlere muhalif olmadıklarını da ispat et­mektedir.

1 Mart 1954

 

—  Washington :

Birleşik Amerika Temsilciler Meclisi­nin bugünkü oturumunda, basın loca­sında bulunan bir şahıs ansızın ta­bancasını çekerek, aşağıda oturan temsilcilere ateş etmeğe başlamıştır.. Temsilciler bu tepeden inme yaylım ateş karşısında sıraların altına sak­lanmağa çalıştıkları sırada adam 6 el ateş etmiştir.

Temsilcilerden Clifford Dvid baldırın­dan yaralanmıştır. Ayrıca Alvin Bently de yara almıştır. Diğer temsilciler Davisin yardımına koşarak, yarasın­dan akan kanı durdurmak için men­dillerini tampon gibi kullanmışlardır. Doktor olan temsilci Miller de Bentlyye ilk tedavisini yapmıştır.

Hâdise esnasında mecliste 200 tem­silci bulunmakta idi.

—  Washington :

Bugün Temsilciler Meclisini tabanca­ları ile yaylım ateşine tutan üç Porto­rikolu, beş kongre azasını yaralamış­tır.

Yaralılardan Alvin Bentley ile Ben Jensen'in sıhhî durumları ağırdır. Po­lis makamlarından bildirildiğine göre, Washington'un aşağı cihetinde Grey Hound otobüs durağında üç şüpheli şahıs daha yakalanmıştır.

Polis erkânından biri mütecavizlerin, eski Cumhurreisi Trumanı öldürmeğe teşebbüs eden ayni milliyetçi Portorikolu çeteye mensup olduklarını teşhis ve tesbit etmiştir.

2  Mart 1954

 

—  Washington :

Dün kongreye verilen bir raporda, Eisenhower idaresi tarafından güvenlik mülâhazalariyle işlerinden uzaklaştı­rılan 1782 hükümet memurundan 354 ünün sicilinde «menfi» oldukları kay­dı bulunduğu bildirilmiştir.

—  Washington :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekâletin­den bugün bildirildiğine göre, Büyük elçi Arthur Dean Kore sulh konferansı müzakereleri temsilciliğinden istifa etmiştir.

—  Hartford (Connecticut) :

Başkan Eisenhower'i ölümle tehdit eden bir Portorikolu dün burada tev­kif edilmiştir.

Polisçe bir başka suçtan takip edilen Portorikolu genç yakalandığına sinir­lenerek başkanı öldüreceğini söylemiş­tir.

Bu tehdit, dün Temsilciler Meclisinde­ki hâdiselerden az önce yapılmıştır.

Polis, başkanı muhafazaya memur giz­li teşkilâtı vaziyetten derhal haberdar etmiştir.

Mart 1954

 

—  New-York :

Pazartesi günü, Washingtonda 5 kongre üyesine ateş etmek hâdisesi, lider­lerini öldürerek Amerikan hükümeti­ni devirmeğe matuf suikast tertibinin bir kısmını teşkil etmekteydi.

United. Presse Portorikodan gelen hu­susî haberlerde, «suikast tertipçileri, Cumhurreisi Eisenhower, Dışişleri Ve­kili Foster Dulles ve Federal tahkikat bürosu direktörü Edgard Hoover'i öl­dürmeği tasarlamış bulunmakta idi­ler» denilmektedir.

Federal tahkikat bürosu, mutaassıp Portorikolu milliyetçilerin daha başka şiddet hareketlerine kalkışmak ihti­mallerine karşı, memurlarını seferber etmiş vaziyettedir.

Eisenhower, Foster Dulles ve Hooverden maada, hâlen Amerikada bulunan Portoriko valisi Luis Munez ve Porto-rikonun Amerika komiseri Anthonio Vernos - İser'in öldürülmek istenildi­ği bildirilmektedir.

Dulles hâlen Venezüellada Caracas'da Amerikalüararası konferansa iştirak etmektedir. Hayatım korumak husu­sunda mutad tedbirler alınmış, bu meyanda şahsına kurşun geçmez bir otomobil tahsis olunmuştur.

United Presse gelen haberlere göre, Washington'da vukua gelen silâhlı hâ­dise, Portoriko milliyetçi merkezince tasviple karşılanmıştır. Portirokodaki milliyetçi lider Albizu Campos taraf­tarlarına gönderdiği bir emirde tevkif halinde mukavemette bulunmalarını bildirmiştir.

Federal tahkikat bürosu 1936 daki şid­detli nümayişlerden beri milliyetçi partiyi takip etmektedir.

Milliyetçi lider Campos, istiklâl taraf­tarı El İmparcial gazetesinde yayın­lanan bir mülakatında, Portorikoyu Birleşik Amerika ile harp halinde te­lâkki ediyorum, demiş ve Portorikolu tedhişçilerin pazartesi günü kongredeki tecavüzlerini «şahane bir kahra­manlık» diye vasıflandırmıştır.

Campos partisi, bu haftaki hâdiseyi çıkarttığı gibi, 1950 de eski Cumhur­reisi Trumana karşı girişilen suikast teşebbüsüyle, ayni sene içinde Portorikoda   vukua gelen   ve   akim kalan 33 kişinin hayatına mal olan isyanın da failidir.

Campos, 1950 isyanında oynadığı rol­den dolayı 81 sene hapse mahkûm edilmiş, fakat doktorlara başvurup, hapishane etrafındaki binalardan kendisine durmadan atom silâhlariyle hücum edildiğinden bahisle şikâyette bulunması üzerine akli muvazenesizlik teşhisi ile geçen sene affa tâbi tutu­lup tahliye edilmişti.

Campos mülakatında şunları da ilâve etmiştir:

«Portcriko yarım asır, Amerikan as­kerî müdahalesine tahammül etmiş­tir.

Askerî müdahale bu sahada .iktisadî ve siyasî kültürel sahalarda harp de­mektir. Zira askerî müdahaleler işgal altında bulundurulan bir milleti tamamiyle yok etmek gayesiyle yapıl­maktadır.»

— Washington :

Cumhurreisi Eisenhower bugün yap­tığı basın toplantısına, Portoriko hak­kında beyanatta bulunarak başlamış­tır.

Basm toplantısını, Ordu Vekili Robert Stevens ile ayandan Mc Carthy ara­sında tahaddüs eden ihtilâf hakkın­da, Eisenhower'in ne diyeceğini öğ­renmek ümidiyle gelmiş bulunan 2.56 gazeteci takip etmiştir.

Eisenhower şöyle demiştir:

«Portoriko valisi, bundan iki gün ev­vel «Capitol Hill»de vukua gelen faci­adan duyduğu üzüntüyü ifadede bize iltihak etmiştir. Muniz'i karşılamakla ziyadesiyle bahtiyar oldum. Büyük Portoriko kütlesinin bu hâdiseden isyan duyduklarına vakıfız ve tezahür eden bu hissiyatı da hepimiz biliyo­ruz. Fakat Munizin ziyareti hepsinden fazla memnuniyeti mucip olmuştur.^

Eisenhower, vaki bir suale verdiği ce­vapta, anayasa hükümleri mucibince, Amerikadaki komünist partisinin ka­nun dışı edilip edilemiyeceği hususun­da mütereddit davranmış, şahsen bu­na taraftar mısınız? sorusunu da, «hu-kikî tetkikler yapmaktayım. Neticesini alıncaya kadar hiç bir şey söyliyemem» demiş ve şunları ilâve etmiş­tir:

«Öyle görünüyor ki, herhangi bir par­tinin ismen kanun dışı edilebilmesine karşı anayasada önleyici hükümler yer almış bulunmaktadır. Amerikada ko­münist liderleri, komünist partisi Üye­si olduklarından dolayı değil de, şid­det yolu ile hükümeti devirmek için tertipler hazırlamak suçundan hüküm giymişlerdir.»

Muhabirler, muhtelif tahkikat komi­telerinin, daha sorumlu bir riyaset makamının emri altında birleştirilme­si hususunda kongrede ileri sürülen bir teklif hakkında Eisenhower'in ne düşündüğünü öğrenmek istemişler, Ei-senhower de şu cevabı vermiştir:

«Bu tamamiyle kongreye ve vicdanına ait bir meseledir.»

4 Mart 1954

 

— Lahey :

Birleşik Amerika hükümeti, Macaris­tan ve Rusyayı, 1951 kasımında Amerikan ordusuna mensup bir C-47 nakliye uçağına kanuna aykırı olarak el koymakla itham etmiş ve Lahey Adalet Divanında tazminat dâvası aç­mıştır.

Milletlerarası mahkemeye müracaat etmeden evvel Birleşik Amerika Rus­ya ve Macaristan nezdinde müracaat­ta bulunarak 637, 894 dolar tazminat talep etmiş, fakat hiç bir cevap ala­mamıştır.

5 Mart 1954

 

— Washington :

Yabancı faaliyetler dairesi müdürü Harold Stassen, bugün burada verdi­ği beyanatta, Fransız ve Vietnam kuv­vetlerini, komünistlere karşı giriştik­leri savaşta takviye için Amerikanın bu takvim yılı zarfında Hindiçiniye 1.300.000.000 dolardan faz-la tutarda askerî yardımda bulunacağını   söylemiştir. Stassen sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Uzak. Doğudaki hürriyet kuvvetleri gün geçtikçe kuvvetlenmekte komü­nistlerin durumu da gerek iktisadî gerekse askerî bakımdan zayıflamakta­dır.

— Washington :

Başkan Eisenhower, demir perde ge­risi memleketlere bazı ehemmiyetli stratejik madde ihraç etmiş olmala­rına rağmen Danimarka, Fransa, İtal­ya, Norveç ve İngiltereye Amerikan yardımının kesilmemesini emretmiş­tir.

7 Mart 1954

 

New-York :

Bir kaçak silâh deposunun meydana çıkarılması üzerine cuma günü New Yorkta tevkif edilmiş olan Roberto Acevedo ve Mario Cruz adındaki iki Kübalının Kübada General Batistaya ikarşı bir isyan hazırlayan bir teşkilâ­ta şimdiye kadar üç parti kaçak silâh göndermeğe muvaffak oldukları anla­şılmıştır.

Tevkif edilen iki Kübalı istenilen 50 bin dolar kefalet akçesini veremedik­lerinden cumartesi günü tevkifhaneye gönderilmişlerdir.

Polis müdüriyeti, cuma günü ele ge­çirilen kaçak silâhların ha.kikî mikta­rının 50 uçaksavar topu, 1000 el bom­bası, 40 havan topu 3 sandık mitral-yöz mermisi, 24 sandık uçak savar mermisi, 25 tüfek, 4 sandık uçaksavar şarjörü olduğunu açıklamıştır.

—  Grinnell (İowa) :

Grinnell üniversitesi Milletlerarası me­seleler enstitüsünde yapılan bir mü­nazaraya iştirak etmek üzere Washingtondan buraya gelen Dışişleri Bakan Yardımcılarından John Jernegan, enstitüde bir nutuk vererek Hin­distan Başvekili Nehrunun kat'î su­rette reddetmiş olmasına rağmen Hindistan’a silâh yardımı hususunda başkan Eisenhower'in yapmış olduğu tek­lifin, yine de baki bulunduğu meselesinde İsrarla, durmuştur.

Pakistana yapılacak askerî yardım ka­rarı hakkında Amerikalı bir resmi şah­siyet tarafından şimdiye kadar veril­miş olan en teferruatlı izahatı teşkil eden bu nutkunda Jernegan ezcümle şunları söylemiştir:

«Hindistan yaptığımız bu işin, ne ken­di, ne de dünya emniyeti bakımından zararlı tesirleri olmadığını kabul etti­ği cihetle Hindistan hükümetiyle mil­letinin bu husustaki endişelerini ber­taraf edeceklerini sanırım. O zamana kadar da Hindistan ve Amerika Bir­leşik Devletleri birer dost olarak gü­venliği sağlamanın en uygun şekli üzerinde mutabakata varmalıdırlar. Bu hususta Amerikanın ittihaz ettiği hareket hattı, şimdiye kadar olduğu gibi bundan, sonra da Sovyet tehdi­dine karşı kollektif emniyet sistemi ol­makta devam edecektir.»

Jernegan nutkuna devamla Türkiye -Pakistan anlaşması fikrinin nasıl or­taya atıldığını anlatmış ye Pakistanın askerî yardım talebinin' yerine geti­rilmesinden önce meselenin lehte ve aleyhindeki cephelerini Amerikan hü­kümetinin ne şekilde mülâhaza etmiş olduğunu izah eylemiştir.

Jernegan karar arifesindeki müzake­relere temasla bu mevzuda şöyle de­miştir:

«Bu meselede büyük faydalar mevcut­tu. Bu itibarla bizim gibi düşünenle­rin ve hür dünya güvenliğine yardım, edeceklerin -arzusunu reddetmek iyi bir politika olmıyacaktı. Pakistanın elinde hür dünyaya verebileceği çok müsbet şeyler vardır. Evvelemirde Pa­kistanın mükemmel bir ordusu mev­cuttur. Bu ordu Pakistanın ayrılışın­dan Önce Hindistan ordusuna her iki dünya savaşında kahramanlıklariyle ün salmış alaylar temin etmiştir. Keza elinde bu orduyu genişletebilecek İn­san kudreti bulunmaktadır.

Pakistanın askerî ananesi ve ehliyeti denenmiştir. Dünyanın ehemmiyetli bir mevkiini işgal etmektedir. Bunun­la beraber kudretini tam olarak tahakkuk ettirmek için Pakistanın da­ha fazla yardıma ihtiyacı vardır.»

Jernegan devamla şunları söylemiş­tir:

«Öte yandan Amerika hükümetinin Pakistanın büyük komşusu Hindistanın durumunu dikkat nazarına alma­sı gerekiyordu ve nitekim bunu da yaptı. Filhakika birçok Hindistanlıla­rın münasebetleri tam mânasiyle mü­kemmel bir vaziyette olmadıkları komşu memlekete yapılacak askerî yardımı hoş karşılamıyacaklarından endişe ediyorduk ve endişelerimizde haklı olduğumuz da tahakkuk etmiş­tir.

Bundan başka Hindistanın dünya, me­selelerindeki rolü hakkında Hindistan hükümetinin görüşü meseleyi daha çok karıştırdı. Nehru'nun kanaatine hürmet etmemiz lâzımdır ve ediyoruz da. Kendisi 376 milyon nüfuslu büyük bir milletin büyük lideridir. Demok­rasi ideali uğrundaki yardımı ve ken­di memleketinde komünistlere karşı savaşındaki başarısı malûmdur. Fa­kat diğer memleketlerle münasebet­lerimize dair siyasî meseleler hakkın­da Nehru'nun kanaatine aykırı bir kanaat taşımağa hakkımız olduğunu sa­nıyoruz, nitekim kendisinin de ka­naati bizimkinden ayrı olabilir.

Dünyanın hür milletleri, gayesi hepi­mizin esareti olan bir fesad tertibi ile uğraşmaktadır. Eğer hürriyetin baka-sı elzem, ise onu muhafaza etmek şarttır. Bizim bu uğurda takip ettiği­miz taktik, ki bu da sabittir, kollektif emniyet mefhumunda mündemiçtir. Biz hürriyet seven milletlerin kuvvet­lenmelerinin tecavüzü tahrik edeceği­ne inanmıyoruz. Bilâkis tecrübeler göstermiştir ki bu hal tecavüzü önler.

Jernegan sözlerine devamla. Başkan Eisenhower'in Hindistana yardım tek­lifinden bahsetmiş ve şöyle demiştir:

«Eisenhower'in Hindistana askerî yar­dım yapılması keyfiyetini mütalâa et­mesi yolunda Nehru'ya yapmış oldu­ğu teklif biraz izaha muhtaçtır.

Nehru da dahil olmak üzere bazı Hin­distanlılar Asya devletlerine yabancı askerî yardımın prensip itibariyle tec­viz etmiyen daha   önceki beyanatlar muvacehesinde böyle bir teklifin lü­zumsuz olduğu kanaatindedirler. Ame­rikan hükümeti, şüphesiz, bu duru­mu biliyordu ve bu sebepledir ki Baş­kan mektubunda bu sırada kat'îola­rak bir askerî yardım teklifini ileri sürmedi. Bu mektubundan maksat, Hindistanın bugünkü siyasetini kabul etmekle beraber şayet bu siyasette bir değişiklik vukua gelecek olursa Ame­rika Birleşik Devletlerinin bugün Pakistanla yapmak istediği ve daha ön­ce de hür dünyanın diğer birçok memleketleriyle yapmış olduğu işbir­liği ile aynı esaslar dahilinde mesele­yi müzakereden memnunluk duyaca­ğını belirtmek idi. Biz bu hareketi, Hindistan hükümeti ve milleti tara­fından Birleşik Amerikanın bir hüs­nüniyet ifadesi olarak karşılanacağı­nı ümit etmiştik. Aynı zamanda bu hareketimizin Pakistanı Hindistan aleyhinde silâhlandırmak tasavvurun­da olmadığımızı açıkça belirteceğini sanmıştık.»

Jernegan nutkuna şöyle son vermiş­tir:   

«Orta-doğu ve Güney Asyanın savun­masına doğru girişilmiş bulunan ha­reketlerin müsbet veya menfi neticeler vereceği, yolunda kati hükümlere varmak için belki de vakit henüz çok erkendir. Fakat eminim ki bu hare­ketlerin temin edeceği faydalar bu bölgedeki milletler için olduğu gibi Amerika Birleşik Devletleriyle hür dünyadaki diğer şerikleri için de mahzurları gölgede bırakacak mahi­yettedir. Hindistan ile olan dostane münasebetlerimizi ihlâl ettiğimizi bir an olsun aklımdan geçirmiş değilim, Hindistan ile Birleşik Amerikanın ay­nı hedefe başka başka yollardan git­tikleri malûmdur. Diğer mevzularda da Birleşik Amerika ile Hindistan es­kiden olduğu gibi yine de birlikte ça­lışmaya devam edeceklerdir.

Türkiye ile Pakistan arasındaki an­laşmaya gelince, şüphe yoktur ki Bir­leşik Amerika bu bölgedeki diğer devletlerin bu müşterek dostluk müna­sebetlerine kendileri için en münasip görecekleri zamanda ve bunun men­faatlerine uygun olduğuna bizzat ka­naat getirdikleri takdirde iştirak ettiklerini   görmekten büyük bir mem­nunluk duyacaktır.»

9 Mart 1954

 

Washington :

Korede komünistlerin eline esir düş­tüğü zaman tazyik altında kalarak mikrop harbi yapmış olduğunu «iti­raf» eden Deniz Piyadesi Albayı Schwable hâlen Tahkikat Komisyo­nunda ifade vermektedir.

Dün meselede şahit olarak dinlenen General William Dean şunları söyle­miştir:

Ben de esaret çektim. Onun için böy­le bir hâdisede başkaları hakkında hüküm vermek benim için çok zordur. Komünistlere sadece adım:, rütbemi ve sicil numaramı söylemeli ve başka hiçbir şey söylememek zekâ ve kuv­vetini kendimde bulmadım.

General Dean, bir .daha savaşa girer­se, esir düştüğü takdirde derhal kul­lanmak üzere yanında daimî surette zehir bulunduracağını sözlerine ilâve etmiştir.

Diğer taraftan Albay Schwable, taz­yik altında yapmış olduğu beyanata, bunun sahte olduğunu anlatacak: bir şekil vermiş ve bu suretle kendisini dinleyecek olanları ikaz etmeye çalış­mış bulunduğunu komisyona bildirmiştir.

Albayın Harp Divanına verilip veril­memesine Tahkikat Komisyonu karar verecektir.

New-York :

91 i New-York'ta ve 20 si Chicago'da olmak üzere 111 Porto Rikolu tevkif edilmiştir. Bunlar geçen hafta Temsilciler Meclisinde yapılan suikast çerçevesi dahilinde ilk sorguları ya­pılmak üzere sorgu hakimliklerine sevkedileceklerdir. Federal büyük jüri huzuruna çıkarılmak üzere davet edi­lenler arasında sabık Başkan Truman'a karşı 1 kasım 1950 de vaki sui­kast teşebbüsünden dolayı müebbet hapse mahkûm edilen Collao'nun eşi Madam Rosa da vardır.

 

Diğer taraftan Porto Riko polisi de mahallî Komünist Partisinin dört bü­yük liderini araştırmağa devam etmektedir. Bunlar Porto Riko'daki ko­münist ve milliyetçi liderleri arasın­da şimdiye kadar yapılmış olan tev­kifler sırasında kaçıp gizlenmeğe mu­vaffak olmuşlardır.

— Washington :

Eisenhower idaresi, bugün kongreye, isteyen Orta-Doğu memleketlerine ik­tisadi yardımın arttırılmasını müm­kün kılacak bir rapor vermiştir.

Başkan Eisenhower'in imzasını taşı­yan ve haricî yardım teşkilâtı tara­fından hazırlanmış olan rapor, Batı Avrupa devletlerinden kesilecek olan iktisadî yardımın, iktisaden geri bu­lunan Orta-Doğu memleketlerine ak­settirilmesin! teklif etmektedir.

—   Charleston (Güney Carolina) :

Matador güdümlü mermi ile müceh­hez ilk pilotsuz bombardıman uçağı filosu bugün bir Amerikan nakliye gemisi ile Avrupaya sevkedilmiştir.

Uçaklar, Ploridada hava kuvvetlerine ait Cocoa güdümlü mermi tecrübe sa­hasından olması muhtemel meçhul bir mahalden buraya getirilmiştir.

Filo Almanyada, Demirperde hududu­na oldukça yakın bir yerde üslene­cektir.

Cocoa'daki istihbarat subayının bil­dirdiğine göre, filoda 600 personel bu­lunmaktadır.

Matador güdümlü mermileri Batı Avrupada NATO müdafaa sisteminin bir kısmını teşkil edecektir.

Bu yeni mucize silâhlar saatte takri­ben 695 kilometre sürate maliktir.

10 Mart 1954

 

—  Washington :

Reisicumhur Eisenhower bugünkü ba­sın toplantısında, dört büyük devlet reisi arasında bir toplantı yapılması hususunda İngiltere Başvekili Churchill ile aynı fikirde olmadığını söyle­miş, bugün için böyle bir toplantıdan hiçbir fayda melhuz olmadığını, Ame­rika Dışişleri Vekiii Foster Dulles'ın Berlin konferansında Amerikan noktai nazarını gayet iyi tebarüz ettirdi­ğini, artık buna ilâve edilecek birşey olmadığını ifade etmiştir.

Hiııdiçinîye yapılan askerî yardımın Amerikayı harbe sürükleyeceğine dair mülâhazalara karşı bir tefsirde bulunması istenilen Eisenhower, Hindi­cini adını tasrih etmeden Amerikanın gelecekte herhangi askerî bir teşeb­büste bulunacağı zaman son sözün kongrede olduğunu söylemiştir.

Hindiçinîdeki Amerikan teknisyenle­rinden bir kısmı elde edildiği takdir­de Amerikanın ne gibi bir hattı hare­ket takibedeceği sualine cevap veren Eisenhower bu memleketin kongre­nin kararı olmadan harbe girmeyece­ğini tekrar etmiştir.

Eski Reisicumhur Truman kongreyi nazarı itibare almadan Amerikayı Kore harbine sokmuştu. Verdiği ce­vaplar Eisenhower'in bu hususta tamamiyle başka türlü düşündüğünü göstermektedir.

Hindicini mevzuunda dün senatoda bir konuşma yapan Senatör John Stennis Amerikanın günden güne Hindicini harbine daha ziyade yak­laşmakta olduğunu söylemişti.

Eisenhower Amerikan halkına vergi programını izah etmek üzere gelecek hafta radyo ve televizyonla yayınlan­mak üzere bir konuşma yapacağını söylemiş, Senatör Mc Carthy mesele­sine temasla, Mc Carthy'yi Cumhuri­yetçi Partiyi parçalamak gayesi ile it­ham eden Senatör Ralph Flanders ile mutabık olduğunu ifade etmiştir.

— Washington:

Başkan Eisenhower'in Amerikan ana­yasasının harfleri kesilmek suretiyle yapılan bir portresi, Başkana takdim edilmek üzere Dışişleri Vekâletine tes­lim edilmiştir.

Resim, Telavivli bir iş adamı tarafın­dan yapılmıştır.

Mordechai Paluh, Başkanın bu portresini meydana getirmek için 3000 saat çalıştığını söylemiştir.

— Anchorage (Alaska) :

Maden İşleri Müdürü Phil Holdworth, Alaska'da, birbirinden uzak iki nok­tada uranium damarları bulunduğu­nu bildirmiştir. Yapılan tahlil sonun­da, bulunan uranium'un büyük bir radyoaktiviteyi havi olduğu anlaşıl­mıştır. ,

 

1 — Cenevre    konferansından önce Fransanın  Hindicini   için  hususî  bir müzakereye girmesini önlemek,

— Hindiçinîdeki Fransız birlikleri­ni takviye etmek,

— Hindicini yerlilerini komünizme karşı mücadelede desteklemek,

4 — Fransanın Hindicini milletlerine istiklâl     teklifini     gerçekleştirmesine yardım etmek.

— New-York :

Amerikan Müşterek Genel Kurmay Başkanı Amiral Arthur Radford, Bir­leşik Amerikanın muhtemel bir harbi yalnız atom sahasındaki üstünlüğü ile kazanamıyacağını söylemiş ve milleti topyekûn hazırlığa davet etmiştir.

Radford bilhassa Demirperde gerisin­deki memleketlere stratejik malzeme naklinin derhal önlenmesi üzerinde durmuştur.

 

11  Mart 1954

 

—  Washington :

Amerika, yeni Suriye hükümetini ta­nıdığını bugün ilân etmiştir. Tebliğ bir basın toplantısında Dışişleri Ve­kâleti sözcüsü Henry Suydanı tara­fından bildirilmiştir.

12  Mart 1954

 

—  Washington :

Yetkili çevrelerden alınan malûmata göre Birleşik Amerika, Fransayı Hindiçinîde teminatsız bir sulh pazarlığına girişmekten alıkoymağa çalışacak­tır.

Birleşik Amerika siyasî şahsiyetleri, Hindicini sulhu meselesinin Cenevre konferansında müzakeresini istemek­te, daha evvel kızıl lider Ho-Şi-Minh ile yapılacak bir müzakerenin Fransa­yı gayeye ulaştırmayacağını ileri sür­mektedirler.

Öğrenildiğine göre Birleşik Amerika Hindicini siyasetini şu noktalarda toplamaktadır:

13 Mart 1954

 

—  New-York :

Polis dün akşam Portarikolu olduğu­nu söyleyen 31 yaşlarında Jose Rivera Colon adında birini tevkif etmiştir. Umumî bir telefon merkezinden Fe­deral Emniyet Müdürlüğüne telefon eden bu şahıs Başkan Eisenhower'i öldürmek niyetinde bulunduğunu po­lis âmirine söylemekte idi. Polis, ken­disini daha bu telefon konuşmasını bitirmeden tevkif etmiştir.

—  New-York :

Federal Tahkikat Bürosuna, telefon edip, Cumhurreisi Eisenhower'i ölüm­le tehdide yeltendiği sırada Porto Riko Milliyetçi Partisi âzasından birini tevkif etmişlerdir.

Sanık, verdiği ifadede, isminin Jose Rivera olduğunu Milliyetçi Partinin New-York şubesine kayıtlı bulunduğunu söylemiştir. Bilindiği gibi bu partiden beş kişi geçenlerde Washingtonda Temsilciler Meclisinde taşkın gösterilerle beş temsilciyi yaralamıştı.

Federal Tahkikat Bürosu memurları hadiseyi şöyle anlatmışlardır:

Merkeze telefon edildi ve biri, milli­yetçi bir grupla Washingtona gidiyo­ruz, dedi ve Cumhurreisini ölümle tehdit etti. Telefondaki adama ismini ve nereden telefon ettiğini sorduk. Söyledi. Derhal gizli emniyet teşkilâtı ile şehir polisine haber verdik. Bir po­lis otomobili, üç dakika içinde adamın bulunduğu yere yetişerek kendisini yakalamıştır.

 

Jose Rivera 30 yaşlarında işsiz bir bo­yacıdır.

— Washington :

Bugün bildirildiğine göre, Dışişleri Vekili Poster Dulles, Avrupa savunma camiası- andlaşmasmı tasdik, ettiği için Belçikayı tebrik etmiştir.

Dulles dün bu mevzudaki mesajını Belçika Dışişleri Vekili Paul Von Zee-land'a göndermiştir.

14 Mart 1954

 

— Washington :

Dış Faaliyetler Dairesi yüksek me­murlarından Amiral Walter S. Delany, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyo­nunun tâli komitelerinden birinin gizli bir toplantısında, batı ve doğu arasındaki ticarî mübadelelere müte­allik Amerikan politikasının tadili mevzuunda şu beyanatta bulunmuş­tur:

Hür dünya ile Sovyet bloku arasında­ki ticarî mübadelelerinin kontrolü, politikası hür dünya için bariz bir fayda gösterdiği zaman tatbik edil­melidir. Bu politika şu müşahedeye dayanmaktadır: «Uzun vadeli tatbikatta ticarî kontroller Sovyet ekono­misi için ciddî bir müşkül arz etmektedir. Buna mukabil kısa vadeli ve muayyen sahalardaki tatbikatta, Sov­yet harp kudretinin inkişafını geciktirebileceğimize  emin bulunuyoruz.»

Amiral Delaney bu beyanatını müte­akip Sovyet blokiyle ticarî mübadele­ler bahsinde Amerikan siyasetinin başlıca hedeflerini şöyle izah etmiş­tir:

1   — Hür dünya memleketleri tara­fından yapılacak mal ihracatının ve­ya hizmetlerin, Sovyet blokunun harp kudretinin artmasına ehemmiyetli bir yardım teşkil edip etmeyecekleri bakımından bir tefrika tabi tutularak kontrolü.

2   — Hür dünya memleketlerinin Sovyet bloku ticarî mübadeleler bakımın­dan ciddî veya yersiz bir şekilde tabi bir duruma düşmesine mâni olmak.

3 — Sovyet blokiyle ticarî mübadele­lerde hür dünyanın emniyeti sarih taydaların azamisini temine çalışmak.

Amiral Delany Komünist Çin ile tica­ret mevzuunda şunları söylemiştir:

Buna mukabil Komünist Çine karşı, Kere meselesinin siyasî sahada hal­line intizaren, mevcut ambargoyu ta­mamen muhafaza etmek ve bu mem­lekete karşı ticarî kontrollerini hafif­letmeleri için müttefiklerimiz nezdindeki gayretlerimizi devam ettirmek kararındayız.

Amiral Delany tarafından izah edilen ve Amerikanın bu mevzudaki siyase­tinin hedeflerini açıklayan bu noktalar, Amerikan Hariciye Vekâleti.İkti­sadî İşler Müsteşarı M. Samuel Wangh'un Temsilciler Meclisi Harici­ye Komisyonuna gönderdiği bir mek­tupta da aynen tekrar edilmektedir.

Diğer taraftan aynı komisyon, Amiral Delany'nin Amerikan Haricî Faaliyet­ler Dairesinde muavini bulunan M. Kenneth R. Hansen'den istatistik! mahiyette bazı izahatını dinlemiştir.

M. Hansen'in komisyona, verdiği iza­hattan başlıcaları şunlardır:

1   — Hür dünya memleketleri 1953 te Sovyet blokundan 1,5 milyar dolarlık
mal satın almış ve bir milyar üç yüzmilyon dolarlık mal satmıştır.  1948 de bu mübadele mütekabil olarak iki milyar dolara yükselmiş bulunuyordu.

2   — 1953 senesinin ilk altı ayı zarfın­da hür dünya memleketlerinden Komünist   Cinle ticarî mübadelelerde bulunan memleketler muamele ha­cimleri sırası itibariyle    şunlardır: Honkong, Seylan, Batı Almanya, Fransa ve İngiltere.

3   — Komünist Çin ticaretinin dörtte biri hür dünya memleketleriyle ve mütebaki   kısmı da. Rusya ile yapıl­maktadır.

 

15 Mart 1954

 

—  Washington :

İtalyan, Hollanda ve Yunan mülteci­lerinin Birleşik Amerikaya girmeleri­ni kolaylaştırmayı derpiş eden bir kanun tasarısını Temsilciler Meclisi bu­gün ittifakla kabul ederek senatoya havale etmişin-.

Bu kanun halihazır 209.000 kişilik müsaadeyi değiştirmemektedir.

—  Washington :

 Ayan Meclisi Hukuk Komitesi bugün anayasada bir tadil teklifini kabul ederek 18 yaşındaki Amerikalılara se­çim hakkını tanımıştır.

—  Shenectady :

«General Electric» kumpanyası sesten daha hızlı giden avcı uçakları için ye­ni bir otomatik tertibat icat etmiştir.

Bu yeni sistem uçağı otomatik olarak arzu edilen sahaya götürmekte, topla­rı ateşledikten sonra da düşman men­zili haricine çıkarmaktadır.

—  Washington :

Amerikan Dışişleri Vekâleti Macaristanın Washington Elçiliğine müraca­at ederek, Elçiliğin Budapeşte ile doğ­rudan doğruya temasa geçmesini sağlıyan bir verici radyo postasının ça­lıştırılmasına nihayet verilmesini is­temiştir. Elçilik: bu talebe uyarak neş­riyatı durdurmuştur. Bu hadisenin üç ay önce vukua geldiği, Temsilciler Meclisi Maliye Komisyonunun dün yayınladığı bir rapordan öğrenilmiş­tir. Bununla raporda ilâve edildiğine göre, Amerikan hükümetinin memur­ları Elçilik binasına girmek hakkını haiz olmadıklarından radyo makine­lerini oradan almak mümkün olamamıştır.

—   Washington :

Amerikan Savunma Vekili Charles Wilson bugün^ Ayan Meclisi Silâhlı Kuvvetler    Tahsisat    Komisyonunda Amerikan strateji politikasını izah ederek şöyle demiştir:

«Amerikan strateji politikasında ya­pılan değişiklik, Korede muhasematın başlaması üzerine, bu muhasematın yeni bir dünya harbine müncer olmasından endişe edildiği bir sırada kabul edilen gayet müstacel bir pro­gramın tabiî bir gelişmesinden ibaret­tir. Bu yeni stratejiyi teşkil eden as­kerî plân ve programlar oldukça ge­niş bir zaman zarfında tatbik mev­kiine konulacaktır. Bu yeni strateji bugünkü milletlerarası duruma uydu­rulmuş olmakla beraber durum değiş­tiği takdirde plânlar da değiştirilebi­lir.»

Bunu müteakip Vekil, millî güvenlik masraflarının daha bir çok seneler yüksek kalacağını belirterek 1954-1955 bütçesinde stratejide yapılan değişik­liklerin dikkat nazara alındığını ve «Hava kuvvetlerinin süratle arttırıl­ması gayesini güttüğünü» açıklamış­tır. Bunu müteakip Vekil, silâhlı kuv­vetler mevcudunda yapılacak azalt­maları şu şekilde sıralamıştır:

Gelecek haziran ayında umumî mev­cut: 3.330.000 kişi.

Bir sene sonra umumî mevcut: 3.047.000 kişi.

Kara kuvvetlerinin 1953 aralık ayın­daki mevcudu: 765.000 kişi. 1955 ha­ziranında: 680.000 kişi.

Deniz piyadesinin aralık 1953 deki mevcudu: 243,800 kişi. 1955 haziranın­da 215X00 kişi.

Hava kuvvetlerinin aralık 1953 deki mevcudu: 912.000 kişi. 1955 haziranındaki mevcudu: 970.000 kişi.

1955 malî yılında savunma bütçesi 81.500.000.000 dolara yükselecek ve bu­nun 34.800.000.000 u hava kuvvetleri­ne. 22.400.000.000 u kara kuvvetlerine, 23.400.000.000 deniz kuvvetlerine. Çe­şitli birliklere 900.000.000 dolar. Haki­kî masraflar 37.600.000.000 dolar tah­min edilmekte olup geri kalan meb­lâğ teslimatı sonra yapılacak siparişleriçin 1956 yılma nakledilecektir.

16 Mart 1954

 

— Washington :

Birleşik Amerika Başkanı Eisenhower pazartesi akşamı radyo ve televizyon­da bir konuşma yapmıştır.

Başkan bu konuşmasında 1954-55 ma­lî senesi için vergilerde bundan evvel teklif ettiklerinden daha geniş indi­rimler yapılmasına muhalif bulundu­ğunu ehemmiyetle tebarüz ettirmiş ve Birleşik Amerikanın harp şartların­dan sulh şartlarına ağır iktisadî müş­küllere maruz kalmadan geçmeğe muktedir bulunduğu hususundaki ümidinin devam ettiğini söylemiştir.

M. Eisenhower, başında bulunduğu idarenin 1953-1954 malî senesi devlet gelir ve giderlerinde oniki. milyar do­larlık bir indirimin muhafaza edil­mesi için sarfettiği gayretlerden bah­settikten sonra seçim senesinin için­de bulunulduğu ileri sürülerek herke­sin faydalanacağı vergi indirimlerinin yapılacağı yolunda vaidlerde bulunmanın iyi bir siyaset eseri olacağını iddia edenleri şiddetle tenkit etmiş­tir. Başkan böyle bir tedbirin, Birleşik Amerika maliyesine bir çok milyar dolara mal olacağını işaret ederek sözlerine şöyle devam etmiştir:

Biz her şeyden evvel, hükümetimizi muhafaza etmek, enflâsyon ve kıymet düşüklüğünün tesirlerinden azade sağlam bir ekonomiye sahip olmak istiyoruz. Bunun içindir ki gayretle­rimizin esasını malî programımız teş­kil etmektedir.

Hükümetçe hazırlanan malî progra­mın şahıslardan ziyade kumpanyaları korumağa müteveccih olduğunu ileri sürenlerin bu yoldaki tenkitlerini red­deden M. Eisenhower sözlerine şöyle devam etmiştir:

Memleketimizin bazı bölgelerinde iş­sizliğin biraz fazlalaştığı görülmüş­tür, fakat millet, heyeti umumiyesi itibariyle refah içinde olmakta de­vam ediyor. İşsizlik, hemen hemen 1950 senesinin ilk üç ayındaki seviye­yi bulmuştur.

Başkan Eisenhower sözlerini şöyle bi­tirmiştir:

Kongreye teklif ettiğim geniş prog­ram ekonomimizi kuvvetlendirecektir. Bu program kongrece kabul edildiği zaman memlekette iş sahası fazlalaşacak ve bundan maada herkes bu­lunduğu işde daha fazla emniyete sa­hip olacaktır.

 

17 Mart 1954

 

—   Washington :

Temsilciler Meclisinin Cumhuriyetçi âzasından M. Sterling Coie, Hanford atom fabrikasında kaybolan vesikalar hakkında şu beyanatta bulunmuştur: «Yapılan tahkikat, kaybolan gizli ve­sikaların, bu fabrikada bulunan 60.000 kadar vesikanın gayet cüz'î bir kısmı­nı teşkil ettiğini meydana çıkarmış­tır. Ancak, bu kaybın bir sabotaj eseri mi veya casusluk neticesi mi olduğu­nu tesbit etmek mümkün olamamış­tır.»

—   Berkeley (Kaliforniya) :

Kaliforniya Üniversitesi bugün dün­yanın en kudretli siklotronunu mera­simle işletmeye başlamıştır. 41 metre çapında ve 10.000 ton ağırlığındaki bu makinenin inşası dört yıl sürmüş ve 9,5 milyon dolara mal olmuştur. Makine bundan bir ay önce 20 milyon voltluk bir kudretle yavaş yavaş ha­rekete geçmiş ve bugün normal kud­reti olan 5 milyar volta varmıştır.

«Bevatron» adı verilen bu makine 2.300.000.000 voltla «Kozmotron» a ait olan rekoru kırmıştır. Azamî kudreti 10 milyar voltu aşabilecek olan Be­vatron, kozmik şualar istihsaline tah­sis edilecektir.

— Berkeley :

Kaliforniya Üniversitesi dün, dünya­nın en büyük ve kudretli atom ezici­sinin faaliyete geçtiğini bildirmiştir. Bu aynı zamanda henüz keşfedilme­miş atom sırlarının açıklanmasına hizmet edecektir.

9 milyon dolara mal olan ve Atom Enerjisi    Komisyonu    tarafından finanse edilen yeni makinenin ismi «Bevarton» dur.

Makinenin faaliyete geçmesi üzerine bir beyanat veren Atom Enerjisi Ko­misyonu Başkanı Levis Strauss, «Bu icad sayesinde Birleşik Amerika, atom sahasında öncülüğü muhafaza ede­cektir» demiş ve şöyle devam etmiş­tir:

«Nüve fiziğinin tekâmülü yalnız atom silâhlarının geliştirilmesi değildir. İs­tikbalde atom enerjisinden istifade sağlayabilmek için, henüz bilinmeyen atom sırlarını keşfetmek zorundayız.»

Kaliforniya Üniversitesi Radiasyon Lâboratuvarı Müdürü Doktor Ernest O Lawrence de şunları söylemiştir:

«Fen atomdan enerji istihraç etmiş­tir. Fakat henüz atom nüvesini idare eden-kudretin mahiyetini Öğrenmiş değiliz.

Bevatron sayesinde atom nüvesindeki enerjinin mahiyetini anlamağa çalı­şacağız.»

— Washington :

Başkan Eisenhower bugün yaptığı ba­sın konferansında, harp mevzuuna te­masla demiştir ki:

«Birleşik Amerika yeni bir Pearl-Harbour hadisesiyle karşılaşırsa hükümet tehlikeyi bertaraf etmek için, memle­ketin menfaati neyi icab ettiriyorsa o mukabil tedbire tevessül edecektir.

Fakat dünyanın uzak bir kısmındaki tecavüze karşı ne gibi bir misilleme yapılacağını ne ben, ne de başkası şimdiki halde söyliyemeyiz.»

Birleşik Amerika veya NATO mütte­fiklerine veyahut da diğer müdafaa muahedeleri akitlerine karşı vâki ola­cak taarruzlara karşı Başkanın kon­grenin harp ilânı olmadan mukabil taarruza karar vermek salâhiyeti olup olmadığı hususundaki suale cevaben Eisenhower şunları söylemiştir:

«Bir tehlike karşısında derhal hare­kete geçmiyen bir Amerikan Başkanı sadece itham edilmekle kalmayıp aşıl­malıdır. Fakat yine tekrar ediyorum, müdafaa, tedbirlerinin ne kadar uzak­ta veya nerede alınmasının icap etti­ğini hiç kimse Önceden .kestiremez.

«Pearl Harbour» gibi bir vaziyetle tekrar karşılaştığımız takdirde Ame­rikan kongresi gece dahi olsa sür'atle fevkalâde bir kongre aktedecektir.»

Başkan Eisenhower bununla beraber, müdafaa harekâtının böyle bir top­lantıyı beklemesinin icap edip etme­diği meselesine temas etmemiştir.

Diğer taraftan atom enerjisi bahsinde Eisenhower Rusya ile yapılan (ato­mun barışta kullanılması) müzakere­lerinin gelişmesinin hangi safhada olduğunu açıklamıştır. Başkan bu hu­sustaki görüşmelerin henüz hususî olarak cereyan ettiğini bildirmiştir.

18 Mart 1954

 

— Washington :

Dışişleri Vekili Foster Dulles, Güney Kore Dışişleri Vekili Pyun Yun Tai'-nin S martta kendisine gönderdiği mektuba dün cevap vermiştir. Bilin­diği gibi, Güney Kore Dışişleri Vekili bu mektubunda, Amerikanın Cenevre konferansında Korenin müstakbel statüsü hakkında takınacağı duruma dair yazılı teminat istemekte idi.

Her ne kadar Dulles'in cevabının met­ni yayınlanmamışsa da, iyi haber alan bir kaynaktan sanıldığına göre Dulles, Amerika _ Güney Kore karşı­lıklı müdafaa anlaşmasının akdinden sonra yayınlanan müşterek beyanata sadık kalmıştır. Dulles, cevabını Seul'e göndermeden önce, metnini 16 lar komitesine sunmuş ve komite, salı günü, Dışişleri Müsteşarı Walter Bedeli Smith'in başkanlığında bu mevzuda bir toplantı yapmıştır.

Dulles, Güney Kore Devlet Başkanı­na, Amerikanın Korede çarpışmış olan milletlerin temsilcileriyle istişare etmesi lüzumu üzerinde İsrar etmiştir.

Elde edilen malûmata göre, Dulles, mektubunda, Berlin konferansından, biraz sonra Başkan Singman Ri'ye yaptığı  teklifi  tekrarlamıştır. Dulles, o tarihte, Seul hükümetinden, Cenev­re konferansından evvel Kore mese­lesi hakkında görüş teatisinde bulun­mak üzere Washington'a fevkalâde bir temsilci göndermesini istemişti.

19 Mart 1954

 

—- Los Angeles :

Amerikan Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Nathan Twinning, dün gece Los Angeles'te verdiği de­meçte, seri halinde imal edilen B-52 tepkili atom bombardıman uçakla­rından ilkinin Boeing fabrikaların­dan çıktığını söylemiş ve «Amerika, şimdi, herhangi bir «küçük harp» e ve herhangi bir «Sovyet tehdit» ine karşı koyabilecek uçak ve atom bom­basına sahiptir» demiştir.

— Washington :

Yabancı memleketlere yardım idare­cisi Harold Stassen dün yaptığı basın konferansında şöyle demiştir:

Amerikanın 1953-1954 ünkine naza­ran yüzde 37 bir azalma göstermekte­dir. Buna mukabil dünyanın diğer bölgelerine teknik yardım arttırıla­caktır.

Yabancı memleketlere, kongrece tas­vip edilen fakat henüz harcanmamış olan yardım tahsisatı şimdiki malî se­ne sonunda 9,5 milyar dolar olacak­tır. Geçen sene bu rakam 10,2 milyar idi. Hükümet 1954-1955 senesi için, yabancı memleketlere yardım olarak kongreden 3,5 milyar dolar istemekte­dir (2,5 milyarı askerî, 1 milyarı da iktisadî ve teknik yardım) halbuki kongre geçen sene 4,7 milyar dolarlık kredi kabul etmişti.

Amerikan yardımının azaltılmasına rağmen, hür dünyanın iktisadî ve as­kerî gücü gelişmekte devam edecektir. 1954 senesinde hür dünya memleket­lerinde ücretlerde artış kaydedilecek­tir.

Geçen kış Batı Avrupada 5 milyondan fazla aileye yiyecek yardımı yapılmış­tır. Geçen sene Doğu Avrupa ahalisine yapılan ve iyi neticeler veren bu yardım 1954-1955 te arttırılacaktır.

—  Paris :

Sovyet Rusyanın Amerikanın Mosko­va Elçisi Charles Bohlen'e dün tevdi ettiği bir muhtırada 26 nisanda toplanacak Cenevre konferansında İngi­lizce, Fransızca, Rusça ve Çincenin resmî lisan olarak kabulünü teklif et­miştir.

Muhtırada ayrıca, konferans masraf­larının paylaşma şeklini tesbit edecek bir usulün bulunması da istenmekte­dir.

—  Washington :

Ernest Wilkins adında Şikagolu bir zenci avukat dün Çalışma Vekili Yar­dımcılığına tayin edilmiştir.

Siyah ırktan birinin yüksek idarî me­kanizmaya tayinine Birleşik Amerika tarihinde ikinci defa rastlanmakta­dır.

20 Mart 1954

 

Washington :

Fransız- Silâhlı Kuvvetleri Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi General Paul Ely, "yüksek rütbeli Amerikan askerî şefleriyle Hindicini meselesini görüş­mek üzere, bugün öğleden sonra Grinviç ayarı ile saat 16.20 de uçakla bu­raya gelmiştir.

General Ely, gazetecilere verdiği be­yanatta, Amerikadaki vazifesine dair bir şey söylemeyeceğini ifade ederek Dien Bien Phu'da cereyan eden mu­harebelerin seyri hakkında beslediği büyük itimadı belirtmiş ve şöyle de­miştir.

«Vietminhliler, şimdiki gibi kayıp ver­mekte devam edecek olurlarsa, bile­mem harbe nasıl dayanabilirler.

Washington :

Birleşik Amerika yetkili mahfillerin­de tasrihen beyan edildiğine göre M. Foster Dulles'm dün Sovyetler Birliği Büyükelçisi M. Zarubin'e tevdi ettiği «Barış için atom birliği» hakkındaki Eisenhower plânının ihtiva eylediği «nıüsbet teklifler» in metni üzerinde İngiltere, Fransa ve Kanada hükü­metleriyle istişarelerde bulunulmuş­tur.

Sovyet Büyükelçisinin Amerika Hari­ciye Vekiliyle beş dakika süren müla­katı esnasında Birleşik Amerikanın bu teklifleri kendisine tevdi edilmiş bunu müteakip M. Zarubin de «Atom meselelerinin umumî mevzuuna müteallik bazı teklifleri» M. Dulles'e bildirmiştir. Bu suretle atom enerjisi­nin barışçı gayelerde kullanılması imkânları mevzuunda yapılan Ameri­kan - Sovyet gizli müzakereleri bu mülakatla ikinci safhasına girmiş gi­bi görünüyor. Birinci safhayı, bilindi­ği gibi, usul meseleleri üzerinde yapı­lan görüşmeler teşkil etmişti. Bu meselelerin halledilir edilmez, mutasav­ver birliğe iştirak sayısında bir artı­şın müşahedesine intizar edilebilir. Birleşik Amerika idarecileri, bu mü­zakerelerin yapıcı bir safhaya intikal ettirilmesi hedefine varmak için Washington ile Moskova arasında halen yapılan konuşmalara şimdiki şekliyle devanı etmenin en mükemmel çare olduğu fikrinde bulunmuşlardı. Birle­şik Amerikanın atom meseleleriyle doğrudan doğruya alâkadar müttefik­lerinin, bu hedefe varılmasına imkân sağlamak üzere ileri sürülen bu fikri kabul etmiş olduklarını gösteren se­bepler mevcuttur.

Öğrenildiğine göre Moskova, Çinin de müzakerelere iştirak etmesi hususuna muvafakat edilmedikçe bu müzakere­lere, hiç olmazsa şimdilik, daha geniş bir çerçeve dahilinde devam etmeği kabul etmemiştir. Bu talebin Birleşik Amerika tarafından kabulü ise bu­günkü şartlar içinde varid görülemez. Şu hale göre müzakereler yine aynı mania karşısında, yani Sovyet mu­rahhaslarıyla her müzakere bahis mevzuu oldukça Foster Dulles'in yolu üzerine çıkan «Komünist Çinin Was­hington tarafından tanınması mani­ası» karşısında akim kalmak tehlike­sini göstermektedir.

Bununla beraber Amerikan – Sovyet görüşmelerinin bu ikinci safhası zar­fında müteakiben teati edilecek tek­lif ve mukabil teklifler arasında bir kısmı müşterek bulunması imkânı görülebilirse müzakerelere geniş bir çerçeve dahilinde devam edilmesi me­selesinin yeniden ortaya çıkması ihti­mali derpiş edilebilir.

İki tarafın bu defa birbirlerine bildir­dikleri tekliflerin mahiyetlerine ge­lince, alâkalı makamlar, bu hususta aydınlatıcı herhangi bir malûmatı vermekten imtina etmektedirler

— Cambridge :

Dün gece Harvard Üniversitesinde yaptığı bir konuşmada Demokrat Par­ti eski başkan namzedi Adlai Stevenson, komünist dünyası ile hür dünya arasında, sulh ve işbirliğinin mümkün olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

«Anlaşmazlığın dünyayı mahva sü­rükleyeceğini İdrâk eden herkes, dost-ça geçinme yolunu tercih edecektir.

Doğu ve batı arasında kuvvet müca­delesinin, derhal halledileceği söyle­nemez. İnsanlık tarihinde birbirine tamamiyle aykırı iki cereyanın bu ka­dar şiddetle çarpıştığı enderdir.

Komünist ve hür dünya arasında de­vamlı bir sulha tek mani Sovyetlerin iki blok arasında harbin kaçınılmaz olduğuna inanmalarıdır.

Bununla beraber Sovyetlerin, bütün bütün silinmek korkusu karşısında yanyana yaşamayı tercih ettikleri anlaşılmıştır.

Atom  devrinde harbe cür'et etmek intihardan farksızdır.

Bu durumda batılılara düşen vazife, Sovyet bloku ile muvazene temin ede­cek bir birlik teşkil etmektir.

Dünyanın tarafsız milletlerini komü­nist nüfuzu altına düşmekten koru­mak için girişilen mücadelede batılı­lar, sömürgecilik aleyhtarlığı ile kar­şılaşmışlar, buna mukabil iktisadî kalkınma sahasında başarılar kazanmışlardır.

Asya, Afrika ve Ortadoğu  batı tekniğine ulaşmak için asırları    seneleresığdırmaktadır.

Bu büyük ölüm kalım dâvasında batı­lıların vazifesi içtimaî ve insani inkı­lâplarla insanlığa rahat ve emin bir istikbal temin etmek, hürriyete giden yolu göstermektir.»

21 Mart 1954

 

—  Ripon (Wisconsin) :

Başkan Eisenhower, Cumhuriyetçi Partinin yüzüncü yıldönümü müna­sebetiyle dün Ripon şehrinde yapılan bir törende hürriyet meşalesini yak­mıştır.

Cumhuriyetçi Parti kurucularının ilk toplantılarını Ripon şehrinde bir mek­tebe yakın bir yerde yapmış oldukları ananeye göre kabul edilmektedir.

—  Washington :

Atom Enerjisi Komisyonu azaların­dan James Van Zandt, yeni hidrojen silâhlarının tahrip kudreti itibariyle İkinci Dünya Harbinde kullanılan bü­tün silâhlardan daha tesirli olduğu ve on defa ucuza malolduğunu söyle­miş ve demiştir ki:

«Bunun için hidrojen silâhlarının ye­gâne kusuru fazla büyük olmasında­dır. Askerî bakımdan 500.000 tonluk bir atom bombası bir milyonluk hid­rojen bombasına tercih edilmektedir. Bu itibarla, lâboratuvarlarda hidro­jen bombasının sıkletini hafifletmek ve tesirini arttırma çareleri aranmak­tadır.

Bikinide yapılmakta olan tecrübeler bununla alâkalıdır. Yeni hidrojen si­lâhları bütün bir seriyi ihtiva etmektedir.

—  Washington :

Birleşik Amerika Başkanı Eisenhower, 14 nisan tarihinin bundan böyle «Panamerikan günü» addedilmesine dün karar vermiş ve bütün hükümet daireleriyle hususî müesseseleri bu Amerikalılararası tesanüt gününü kutlamağa davet etmiştir.

22Mart 1954

 

Washington :

Fransız Ordusu Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisi General Paul Ely bugün Birleşik Amerika Cumhurreisi Eisenhovrer'le Hindicini meselesini yarım saat görüştükten sonra, Beyaz Saray­da gazetecilere verdiği beyanatta ko­münistler, yakında yapılacak Cenevre konferansında bir pazarlık imkânı te­min edecek durumda bulunmak maksadiyle Dien Bien Phu'daM muhare­beyi devam ettirmektedirler kanaa­tindeyim, demiştir.

General Ely sözlerine şöyle devam et­miştir:

«Eisenhower'e nezaket ziyaretinde bu­lundum. Şurası aşikârdır ki Washing-tona gelmişken kendisini ziyaret et­memek olamazdı.

Amerika Hindiçinîye sürekli yardım yapmakta ve bu yardım âdeta günü gününe olmaktadır. Bu yardım husu­sunda devam eden görüşmeler daha ziyade teferruat hakkındadır. Şurası­nı sarahatle belirtmek isterim ki, ben Amerikaya yardım meselesini müza­kereye değil de Hindicini durumu et­rafında fikir teatisinde bulunmaya geldim. Beraberimde mütehassısları getirmeyişim bunun en aç