19.1.1954
×

Hakkında

Künye

İletişim

OCAK 1954

3 Ocak 1954

 

— Kayseri :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberle­rinde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraitan, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Meclis Reis Vekillerinden Kayseri Mebusu Fikri Apaydın, Kay­seri mebusları, Ankara Mebusu Mümtaz Faik Fenik, Sümerbank Umum Müdürü Hâmit Pekcan, Ziraat Ban­kası Umum Müdürü Mithat Dülge. Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü Medeni Berk, Merkez Bankası Umum Müdürü Nail Gidel, Başyaver­leri Kurmay Yarbay Nureddin Fuat Alpkartal ve Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioglu olduğu halde bu­gün saat 19.45'te Kayseri’yi şereflen­dirin işi erdir.

Reisicumhur Kayseri Vilâyet hudu­dunda Vali Kâzım Arat, Kolordu Ko­mutam General Eşref Manas, Bele­diye Reisi Osman Kavuncu, Kayseri Demokrat Parti İl Başkanı Mehmet Emin Hafçalik ve Kayserililerden müteşekkil bir heyet tarafından karşı­lanmışlardır. Celâl Bayar Kayseri  garında  da  çok muazzam bir kalabalığın sevgi ve saygı tezahürleriyle istikbal edilmiş­lerdir.

Reisicumhurumuz yarın Sümerbank Bez Fabrikası işçilerinin Yardım San­dığında toplanan ve 1,5 milyon lira sermayesi olan İşçi Bankasının açı­lış töreninde hazır bulunacaklardır.

Bu banka memleketimizde kurul­muş ilk işçi bankası olacaktır.

4 Ocak 1954

— Kayseri :

Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası iş­çilerinin Yardım Sandığında topla­nan para ile kurulmuş bulunan ve Türkiye’nin ilk işçi bankası olan «İş­çi Kredi Bankası» nın açılış törenin­de hazır bulunmak üzere dün akşam şehrimizi şereflendiren Reisicumhu­rumuz bu sabah saat 10'da vilâyeti ziyaret etmişlerdir. Burada kendile­rine mülkî erkân takdim olunmuştur. Saat l'de İşçi Kredi Bankasının bulunduğu binaya doğru yaya olarak ve halkın Kalp den gelen coşkun tezahürleri, alkışlan, «Yaşa, varol» ni­daları arasında ilerleyen Reisicumhu­rumuz Kayserililere muhabbetle mu­kabele ederek kendilerini selâmla­mışlardır.

İşçi Kredi Bankasının açılışını yapan Reisicumhurumuz Celâl Bayar işçi mümessilleri ve İşçi Kredi Bankası idare heyeti üyeleriyle samimi bir hasbi halde bulunmuşlardır.

Reisicumhurumuz demiştir ki:

«Bugün, hayatımın en heyecanlı, en kıymetli günlerinden birini daha ya­şıyorum. Bunun sebebi, işçilerimizin kendileri ve memleket için çok fay­dalı bir eser meydana getirmiş olma­larıdır. Bir an bu teşekkülü gaye ve netice bakımından diğer malî mües­seselerle mukayese edersek bunun bünye itibariyle, mütevazı, fakat ne­tice itibariyle onlar kadar müspet olduğunu görürüz. Fakat hiç şüphe yok ki, bu mütevazı eser çok kıymet­lidir. Bu müessesenin de kısa bir za­manda diğerleri gibi büyük bir inki­şafa kavuşacağını katiyetle söyleyebilirim.

Bu sözleri niçin size inanarak söylü­yorum? Bunu bir kaç kelime ile izah edebilmek için maziye ait bâzı telâk­kileri ve hâtıraları nakletmek faydalı olacaktır.

Ben mesleğin öyle bir devresinde ban­kacılığa başladım ki, o zaman «Türkten bankacı olmaz» diye bir fikir hâ­kimdi. Çünkü mevcut bankalar ve memleketin iktisadiyatına hâkim olan kredi müesseseleri yabancı unsurların elinde idi ve bizim iktisadî hayatımız­da rol oynamak isteyenler bu yabancı unsurlara yaklaşmak ve onlara ken­dilerini beğendirmek mecburiyetinde bulunuyorlardı. Ayrı ayrı muhitlerde yaşadıkları için de memleket çocuk­larının yabancı kredi müesseselerin­den istifadeleri müşkül oluyordu. Bu öyle bir devirdi ki, bir Türkün bir bankada müdür oluşu ve bir Türk gencinin bu yabancı müesseselerde vazife alışı gayet mühim bir hâdise teşkil ederdi.

Zamanla bizim memleketimizde de banka kurma arzusu doğdu. O vakit de  dediler  ki,     Türklerden de belki bankaları idare edecek insanlar çıka­bilir, ama sermayeyi nereden bula­caklar? Bâzıları da sermaye bulunur ama, banka idarecileri, bir bankayı yürütecek elemanlar nereden buluna­bilecek? dediler. Bu iddiaları ortaya atanlar Türklerin banka kurabilece­ğine ve banka idare edebileceğine inanmayan insanlardı. Demek her iki mütalâayı yürütenler de, Türkiye'de Türkler tarafından banka kurulamayacağı neticesinde birleşmiş oluyor­lardı.

Biliyorsunuz ki bankalar sağlam kre­di politikasına sahip olan sağlam ka­rakterli memleketlerde kurulur ve em­niyetle işler. Bir memlekette banka­cılığın inkişaf edebilmesi için piyasa­da ahlâkın salâ betli olması lâzımdır.

Türklerin banka kuramayacaklarını iddia edenler yüzümüze karşı «piyasa­da ahlâki salâ bet ve emniyet yok» di­yemediler. Çünkü biliyorlardı ki, ba­balarımız birbirlerine Ödünç para ve­rirler, senet, hattâ imza aramazlardı, verilen söz taahhüdün ifasına kâfi ge­lirdi. Bu temiz ahlâka dayanan an’â ne devam etti ve nihayet" Türkler de mo­dern bankalar kurdular ve işlettiler. Bir vakitler top yekun memleketin ka­biliyeti «Türkler banka kuramazlar, bu işi yapamazlar» şeklinde itti ham altında tutulurken, bugün yalnız işçi­lerimiz emek ve liyakatlarna güvene­rek kendi alın terlerinin mahsulü bir banka kurmaya muvaffak olmuşlar­dır. Biraz evvel sözlerime başlarken heyecan içindeydim, demiştim. İşte duyduğum sevinçli heyecanın sebebi budur.

Bu konuşmamdan anlıyorsunuz ki bu teşebbüsünüz benim nazarımda çok kıymetlidir. Bugün hepimizi sevindi­ren bu eser biraz evvel işaret ettiğim gibi belki bünye İtibariyle mütevazıdır, fakat kredi tarihimiz gözden ge­çirilecek olursa şimdi şahit olduğu­muz hâdisenin mânası çok geniştir, şümullüdür ve hepimize gurur verecek mahiyettedir.

Hepiniz gelecekten fütur getirmeyerek zevkle, şevkle arzu ile çalışmalı­sınız. Bizim en halisane arzumuzun da bu olduğunu ve elimizden gelen yardımı sizden asla esirgemeyeceğimizi bilmenizi isterim. İstikbal sizindir, hiç şüphe yek ki muvaffak olacaksı­nız.

Arkadaşlar, biliyorsunuz ki banka kurmak için gereken şartlar arasında liyakat ve ehliyet başta gelir. Türk milleti bu husustaki liyakat ve ehli­yetini tam mânasıyla göstermiş bu­lunmaktadır.

Yine banka kurmak için memlekette sermaye terakümünün vücut bulması lâzımdır. Bu da tahakkuk etmiştir.

Sonra herkes bilmiş ve öğrenmiştir ki, Türk vatanı geniş kredi İmkânla­rı için en emin bir sahadır. Çünkü Türk milleti ahlâklıdır, çalışkandır, ahdine vefalıdır, imzasını ve şerefini daima korumasını bilir. İşte böyle her cihetten müsait bir muhitte bir ban­kanın muvaffak olmamasına İmkân yoktur. Siz de muvaffak olacaksınız. Buna tamamıyla emin olduğumu açık­ça söyleyebilirim. Ben Celâl Bayar ola­rak sizin hasbî yardımcınızım. Bu­günkü iktidarın da sizinle beraber ol­duğunu, takip ettiği prensipleri bildi­ğim için ona izafetle söyleyebilirim.

Teşebbüsünüzde emniyetle ve cesaret­le yürümenizi dilerim. Hepinizi bu gü­zel eserinizden dolayı tebrik etmeyi vazife bilirim.

Reisicumhurumuzun bu sözleri sü­rekli sevgi tezahürleriyle karşılan­mış ve uzun uzun alkışlanmıştır.

Celâl Bayar'ın bu güzel konuşması karşısında banka idare heyetini teş­kil eden işçiler kendisine azimle çalı­şacaklarını teyit etmişler ve teşekkür­lerini arz etmişlerdir. Müteakiben Ce­lâl Bayar, işçilerin arzularını yerine getirerek kendileriyle beraber resim çektirmiş ve bankadan ayrılmıştır.

Reisicumhurumuz kapıdan çıkarken orada toplanan binlerce halk tara­fından sürekli alkışlar ve «Yaşa, va­rol» nidalarıyla karşılanmıştır. Reisi­cumhurumuz öğle yemeğini Sümerb3nk müessesesinin davetlisi olarak fabrikada yemişlerdir. Müteakiben fabrikayı ziyaret eden ve işçilerin ça­lışmalarını yakından gören Celâl Ba­yar Kolorduyu, Belediyeyi ve Bölge Komutanlığını şereflendirmişlerdir.

— Ankara :

Ekonomi ve Ticaret Vekili Prof. Fet­hi Çelikbaş, birinci neşir hayatını id­rak eden Türkiye İktisat Gazetesine, iktisadî işlerimizi çeşitli cephelerden ele alan şu beyanatı vermiştir:

Sual — Ekonomi ve Ticaret Vekâleti­nin yeni. yıl çalışmaları hakkında bizi tenvireder misiniz?

Cevap ~ İktisadî kalkınma hamlele­rimiz umumî gelişmeye ayak uydura­rak önümüzdeki yılda da artmakta de­vam edecektir. Girişilen bir çok teşeb­büsler de neticelerini bu yıl vermiş olacaktır. Hususi teşebbüse elverişli mütemmim şartların ihracat ve ez­cümle ithalât politikasında sınaî te­şebbüslerimizin kredi politikasında, vergi politikasında daha müsait du­ruma kavuşturulacağını söyleyebili­rim.

Sual — Sanayi politikamız ve tatbika­tı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap — İç piyasamızın iştira kabili­yeti bakımından çok büyük bir inki­şafa mahzar olması memleketin sür­atle zarurî sınaî tesislere kavuştu­rulmasını emretmektedir.

Bu sebeple yeni ve ileri bir sanayi ka­nununa ihtiyacımız aşikârdır. Bu mevzuda yabancı sermayeden de ge­niş ölçüde faydalanılacağından emi­nim. Yabancı sermayenin teknik or­ganizasyon ve sevk ve idare bakımın­dan hususî teşebbüslerimizi takviye edeceği muhakkaktır.

Memleketimizde duyulan mühim bir ihtiyacımız da orta ve uzun vadeli kredi ihtiyacıdır. Bu arada sermaye piyasasının taazzuv etmemesi de in­kişafımıza mâni vakalardan biridir. Vekâletimiz bu hususlarda gerekli tet­kikleri yapmakta ve hazırlamaktadır.

Sual — İç ticaret sahasındaki çalış­malardan bahseder misiniz?

Cevap — İç piyasamızda en büyük noksanımız teşkilâtsızlıktır ve bu se­beple müstahsilden müstehlike inti­kal edinceye kadar mallar fuzulî fi­yat tereffülerine mevzu olmaktadır. Vekâlet ve Ziraat Bankasının istihsal bölgelerinde müstahsilleri teşkilâtlandırması için müşterek çalışmaları maksadiyle talimat verilmiştir. Ma­hallî belediyelerin de müstahsil birlik­leri ve Vekâletimiz teşkilâtiyle şıkı iş­birliği yapmaları, fiyatların mâkul hadleri aşmamasını temin bakımın­dan fevkalâde müessir olmaktadır.

Yine iç piyasa mevzularından sebze, meyve, et ve balık gibi süratle bozul­ma istidadında olan malların muha­fazası için soğuk hava depoları tesisi hususunda da çalışmalar ilerlemiştir. Bu çalışmalara muvazi olarak malla­rın nakillerine elverişli vasıta ve am­balaj mevzuları üzerinde de servisle­rimiz çalışmaya başlamış bulunmak­tadır. Bu hususta Et ve Balık Kurumu, T. C. Ziraat Bankası, Umumî Mağaza­lar Türk Anonim Şirketi mümessille­ri ile İÇ Ticaret Umum Müdürlüğünde bir komite meydana getirilmiştir.

İşin bu safhasında deniz ve demiryol­ları tarifeleri üzerinde de durmak lâzımgeleceği düşüncesindeyiz.

Sual — Teşkilâtlandırma vadisindeki faaliyetler nelerdir?

Cevap — Müstahsilin ve çeşitli meslek erbabının bir araya gelerek müşterek mevzularda müşterek tedbirler alma­larını faydalı mütalâa .etmekteyiz. Bu sebeple meslekî teşekküllere ehemmi­yet vermek, onların taazzvuna yardım etmek çalışmalarımızın başlıca mev­zularından biridir.

Müstahsillerin kooperatifleşmesi, es­naf ve küçük esnaf erbabımızın koo­peratif ve dernekler içerisinde top­lanması için fırsat düştükçe tedbirler almaktayız.

Bu cümleden olarak son defa balıkçı­larımızın da 2S34 ve 2836 sayılı ka­nunlar gereğince Ziraat Bankası ta­rafından kredilenen satış kooperatif­leri şeklinde teşkilâtlandırılmasına geçilmiştir.

Bütün bu çalışmaların önümüzdeki yıl içinde artan bir hızla devamı mukar­rerdir.

Sual — Maden politikamızı izah eder misiniz?

Cevap — Memleketimiz yeraltı servetleri bakımından çok mütenevvi ve zengin kaynaklara sahip bulunmakta­dır. Müşkül şartlar içerisinde bile, Üç senedenberi devamlı terakki kayde­den madenciliğimize hususî bir ehem­miyet vermekteyiz. Maden kanunu ta­sarısının yakında Meclis umumî he­yetinde müzakeresine başlanacaktır. Madenciliğimiz memleketimiz için mühim bir döviz kaynağı olduğu ka­dar, muhtelif bölgelerde vatandaşla­rımıza iş imkânı sağlıyan ve her yıl biraz daha genişliyen bir iktisadî faa­liyet şubemizdir.

Ayrıca devlet varidatının bu yoldan da kaynaklarını takviye etmek müm­kün olmaktadır.

Maden mevzuunda da mühim bir boş­luğumuz kredi hususundadir. Bu boş­luğu doldurmak maksadiyle bir kanun lâyihasının hazırlanmasına başlamış bulunuyoruz.

Sual — Standardizasyon vadisinde yeni gelişmeler var mıdır?

Cevap — Bütün mallarımızın, pazar için istihsal ettiğimize göre mümkün olan süratle standartlaştırılması bir zarurettir. Memnuniyetle belirtmeli­yim ki, pamuk mevzuunda yapılan çalışmalar bugün müspet bir netice­ye vâsıl olmuştur. Buradaki çalışma­larımızdan örnek alarak ziraat mad­delerinde, başta Tarım Vekâleti ol­duğu halde alâkalı diğer ziraat te­şekkülleriyle işbirliği yapmak ve sa­nayi mevzuunda da Vekâlet içinde mevcut teşkilâtımızı takviye kararın­dayız. Vekâletimizde bu mevzuda ça­lışan yabancı mütehassısın tecrübe ve görüşlerinden de faydalanarak mem­leketimiz için iyi bir teşkilâta kavuşa­cağımızdan ümitvarım.

Standardizasyon memleket mahsul ve mesnuatmm kıymet kazanmasında ti­tizlikle üzerinde durulmağa değer mü­him bir meselemizdir. Sanayide ve ziraatte bir kül halinde çalışılması ve bu maksatla teşkilâtlandırılması lü­zumlu görülmektedir. Mahsulâtımızın değerlendirilmesinden bahsederken kombine usulü ile hayvancılığımızın geniş inkişaf imkânlarına kavuşmuş olduğunu belirtmek isterim. Et mevzuu Vekaletimize ayrıca    ihracat mevzuu olarak da ele alınmış bulun­maktadır. Umumî iktisadî şartlarımı­zın bize bu vadide elverişli imkânlar arzettiğini kaydetmek yerindedir. Hu­bubatta istihsal çeşitlerinin dış taleblere göre tevcihi üzerindeyiz.

Sual — Dış ticaret işlerimiz ne mer­kezdedir?

Cevap  — Memleketimizin   beynelmi­lel ticaretle münasebeti, üç sene evve­line nispetle kıyas  edilemiyecek  ka­dar geniş ve karşılıklı bir bağlantı içe­risinde bulunmaktadır. Memleketlerle ticarî münasebetlerimizde    gayet ak­tif bir. politika takip etmek kararın­dayız. Bu maksatla yeni ticaret anlaş­maları akdetmek, mevcutları memle­ketimizin iktisadî inkişafının icapla­rına göre gözden geçirmek için çalış­malarımız vardır. Japonya ve Brezil­ya'yı bu' hususta Örnek olarak zikre­debilirim. Bunun umumî iktisadiyatı­mız üzerinde süratle müspet   netice­ler verecek şekilde göz önün de bulun­durulması ve bu maksatla da    ihraç maddelerimizin çoğaltılması ve  mev­cutlarının rekabet şartlarına göre is­tihsaline geçimle si hususu da üzerinde dikkatle durduğumuz bir mevzudur. Bütün ziraî ihraç maddelerimizin is­tihsal masraflarını azaltmak için, te­ker teker müstahsillerce, müstahsil birliklerince ve Vekâletim izce alınma­sı lâzım gelen tedbirler üzerinde ça­lışmalara başlanmıştır.

Bundan başka, sanayi kanunu lâyi­hasında sanayi mamûlâtimizin da ih­racı imkânları derpiş edilmektedir. Bugün bile bâzı sanayi şubelerinde ihracat yapmağa başlamış durumda­yız.

Gümrük vergisi, ithal ve muamele vergileri, millî sanatımızın kurulma­sı ve geliştirilmesi, üzerinde dur­duğumuz mevzulardandır. Sanayimi­zin ihracat maksadıyla de geliştiril­mesi için gayri iktisadî bazı külfet­lerden kurtarılması lüzumuna kaniiz. Türkiye Orta  Şarkta siyasî istikra­ra sahip olmanın ve aynı samanda coğrafi durumunun kendine bahşetti­ği imkânlar sayesinde mühim bir sa­nayi ihracat diyarı haline gelmeye namzet bulunmaktadır. Yabancı sermaye mümessillerinin bilhassa dikka­tini celbeden bir vaziyetimiz de bu­dur.

Vekâlet neşriyat ve fcönjektür servisiy­le tetkik kurulunun teşkilâtımızın muhtelif cephelerini devamlı olarak irşat ve tenvire hizmet edecek bir ça­lışma tarzına sahip bulunması gerek­mektedir. Bir yandan bu vaziyet, di­ğer yandan da yukarda belirttiğimiz hususların tahakkukuna imkân vere­cek en mühim vasıta, Vekâlet merkez ve taşra teşkilâtının top yekûn yeniden teşkilâtlandırılması olacaktır. Bu da bir kanun mevzuudur. Bu mevzuda bilhassa Vekâlete yardımcı yarı res­mî teşekküller olan Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Dernekleri, Borsalar ve bilhassa bu teşekküllerin birlikleri ile sıkı ve samimî bir işbirliği yapıl­ması Vekâletin daha feyizli ve müsmir çalışabilmesinin de başlıca âmillerin­den birini teşkil etmektedir.

Ekonomi ve Ticaret Vekâleti işlerinin politikasını çizmeli ve tatbikatını bunların birlikleriyle yürütmelidir.

Geçen yıl Türkiye Odalar Birliği ile yaptığımız yakın işbirliğinin güzel ne­ticeleri ortadadır.

Bu vesile ile hususî teşebbüs erbabı­na yeni yılda başarılar dilediğimiz bi­rinci yılını dolduran Türkiye İktisat Gazetesi vasıtasıyla duyurmanızı rica ederim.

— İstanbul :

Bugün İstanbul limanına gelen Bre­zilya okul gemisi Duque Gaxian'm ku­mandanı Albay Francisco Vicente Bulcao Vianna saat 15,30 da Dolma bahçede karaya çıkarak beraberinde mih­mandarı ve emir subayı olduğu halde Brezilya sefirini ziyaret etmiştir.

Misafir komutan müteakiben saat 16 da Vilâyete gelmiş ve Vali ve Beledi­ye Reisi Prof. Gökay"ı makamında zi­yaret etmiştir.

Bu ziyaret esnasında iki memleketin yekdiğerine olan eski dostluk, bağlı­lık ve bugünkü yakın münasebetleri üzerinde samimî hasbıhallerde bulu­nulmuştur.

Gemi kumandanı İstanbul’a ilk defa geldiğini, şehrin tabii güzelliklerine hayran kaldığını ve şimdiye kadar İstanbul’u ziyaret etmiş olan Brezilya okul gemilerinin Şok iyi intibalarla Brezilyaya dönmüş olduklarını söyle­miş, İstanbul’un tarihi ve eski bina­larını görmek istediğini bildirmiştir.

Bu arada Rio De Janeiro Vali ve Be­lediye Reisinden İstanbul Vali ve Be­lediye Reisine bir mesaj getirdiğini sözlerine ilâve eden gemi kumandanı bu mesajı valinin okul gemisine ya­pacağı ziyarette kendisine vereceğini sözlerine ilâve etmiştir.

Albay Francisco Vicente Bulcao Vianna'nm Vilâyete geliş ve gidişinde bir polis kıtası selâm resmini ifa et­miştir.

— Ankara :

Tanınmış Fransız ressamlarından M. Vincent Breton tarafından Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde açılmış bu­lunan resim sergisi 20 ocak tarihine kadar uzatılmıştır.

5 Ocak 1954

 

— Ankara :

Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası iş­çilerinin yardım sandığında toplanan para ile kurulmuş bulunan ve mem­leketimizin ilk işçi bankası olan «İş­çi Kredi Bankası» açılış törenin­de hazır bulunan Reisicumhurumuz Celâl Bayar, refakatlerinde Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Kayseri mebusları, Ankara mebusu Mümtaz Faik Fenik, banka umum müdürleri ve Riyaseticumhur Başyaveri Kurmay Yarbay Nurettin Fuat Alpkartal oldu­ğu halde bugün saat 12,15'te trenle Ankara'ya avdet etmişlerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar garda vekiller, mebuslar, Başvekâlet müste­şarı, Riyaseicumhur Umumî Kâtibi, Erkânıharbiyei Umumiye Reisi, gene­raller ve mülkî erkân ile kalabalık bir halk topluluğu tarafından istikbal edilmişlerdir.

— Ankara :

Devlet Vekâletinden verilen malûmata ve rakamlara nazaran, 1953 yılı içinde topraksız vatandaşlara yapılan tevzi­at fazlasıyla tahakkuk etmiş bulunmaktadır.

1953 yılında iki milyon dönüm arazi­nin dağıtılması programa alınmıştı. 31 12 1953 tarihine kadar ve henüz tamamen arkası alınmamış olan ra­kamlara nazaran, 1953 yılı içinde 505 köyde 41.771 aileye iki milyon 241.354 dönüm arazi dağıtılmış, tevzi progra­mı şimdiki halde % 12 fazlalıkla ta­hakkuk ettirilmiştir. Bu yekûna 2.207 göçmen ailesine dağıtılan 145.310 dö­nüm toprak dahildir. Ayrıca, köy orta malı olarak bir milyon 158.460 dönüm meranın tahsisi yapılmıştır. Hazine adına çiftçilerin borçlandırıldıkları yekûn 15 milyon 474.494 lirayı bul­muştur.

 

6 OCAK 1954

 

— Ankara :

Anadolu Ajansının İzmir şubesi res­men faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Şube, esasen 10 Kasım 1953'tenberi devamlı tecrübe neşriyatı ile fiilen ça­lışmakta ve bütün İzmir basınına iç ve dış haber bültenlerini dağıtmakta idi.

Anadolu Ajansının Ankara'daki mer­kezi ve İstanbul’daki şubesi gibi tam teşkilâtla ve hususî makine ve cihazları ile çalışan İzmir şubesi, Ege böl­gesinin iktisadî faaliyet ve geniş ba­sın hayatı bakımından haiz olduğu ehemmiyetle mütenasip bir şekilde, bütün iç ve dış haber bültenlerini ve ayrıca malî ve iktisadi bültenleri ya­yınlamaktadır.

İzmir şubesinin açılması ile, Anadolu Ajansı, içtimai, iktisadi ve siyasî sa­halarda memleketin bütün sathına şâ­mil olarak kaydedilen süratli kalkın­ma ve gelişme ile ahenkli bir şekilde teşkilâtlanmak ve böylece her memle­ket bölgesinin hızla artan haber ihtiyaçlarını karşılayabilmek hususunda­ki kararının ilk tatbik merhalesini aş­mış bulunmaktadır. İzmir şubesinden sonra, önümüzdeki aylarda aynı teş­kilâtla Çukurova .Hatay bölgesine şâmil olmak üzere Adana şubesi de açılacaktır. Bu yoldaki çalışmalar çok ilerlemiştir. Bunu müteakip de mem­leketimizin GüneyDoğu bölgesi için Diyarbakır’da, Doğu bölgesi için Erzurum’da, Karadeniz bölgesi için Sam­sunda birer şube kurulacaktır. Böy­lece, uzun yıllar faaliyeni yalnız An­kara ile İstanbul’a inhisar ettirmiş olan Anadolu Ajansı, yabancı memle­ketlerdeki mümessilleri gibi memleket şümul bir mahiyet iktisap edecek ve halkımızın ve büyük küçük bütün memleket basınının haber ihtiyaçları­nı karşılamaya çalışacaktır.

7 Ocak 1954

 

— İstanbul :

Kahire Büyük Elçimiz Hulusi Fuat Tugay bu sabah saat 8.20'de bir İs­kandinav uçağı ile İstanbul’a gelmiş­tir.

8 Ocak 1954

 

— Ankara :

Kore'de şehit düşen subay ve erleri­mizin dul ve yetimleri menfaatine konser vermek üzere memleketimize gelmiş olan tanınmış Amerikalı piya­nist Cherkassky bu sabahki ekspres­le Ankara'ya muvasalat etmiştir.

Piyanist Cherkassky, garda, Amerikan Büyük Elçisi Avra Warren ve Ameri­kan Büyük Elçiliği basım müşaviri Krampler tarafından karşılanmıştır.

İntibalarımı soran muhabirimize piya­nist  Cherkassky   şunları   söylemiştir:

«Türkiye'de bulunmak benim için bü­yük bir zevktir. Yarın öğleden sonra vereceğim ilk konseri büyük bir mem­nuniyetle bekliyorum. Kore'de hayat­larını vermiş bulunan kahraman Türk askerlerinin ailelerinin menfaatine bir konser   vermek    üzere    Türkiye’deki Amerikalıların beni buraya davet et­melerinden büyük bir şeref duyuyo­rum. Amerikalı hemşerilerim ve bü­tün hür dünya halkı dünyaca tanın­mış Türk tugayının Kore'deki kahra­manlıklarını büyük bir hayranlıkla ta­kip etmiştir. Vereceğim bu konser ce­sur ve kahraman Türk şehitlerinin dul ve yetimlerine ufak bir yardımda bulunursa kendimi bahtiyar addedeceğim.»

Tanınmış piyanist konserini yarın sa­at 16'da Devlet Operasında verecek­tir.

9 Ocak 1954

 

Ankara :

Kore'de hayatlarını veren Türk as­kerlerinin aileleri menfaatine Tür­kiye’deki Amerikalılar tarafından ha­zırlanmış olan konser, tanınmış Ame­rikan piyanisti Shura Cherkassky ta­rafından bugün saat 16,00 da büyük tiyatroda verilmiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar, mebuslar ve kordiplomatik ile dinleyi­ciler tarafından büyük bir alâka ile takip edilen konserin sonunda bütün hâsılatı bir çekle Amerikan büyük elçisi Avra M. Warren tarafından Mil­lî Savunma Vekili Kenan Yılmaz'a ve­rilmiştir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar konser­den sonra sanatkârı kabul ederek takdirlerini bildirmişlerdir.

Ankara :

Ulaştırma Vekâletinden aldığımız ma­lûmata göre, 1953 yazında Mersin li­manında servise konulan muhtelif to­najda 10 adet ve İskenderun limanın­da 100120 tonluk 10 adet mavnadan başka Samsun limanı için temin edi­len 20 mavnadan 4 tanesi 1953 yılı sonlarında bu limanda hizmete girmiş ve 6 tanesi yola çıkarılmıştır. Hazır, vaziyette bulunan 10 mavna da yakın zamanda bu limana gönderilecektir.

Diğer taraftan İskenderun limanı için Denizcilik Bankasına  inşa ettirilen 150185 tonluk saç lâyteıierden 5 ade­di servise girmiş olup inşa halinde bu­lunan 3 adedi de kısa bir zamanda bu limanda hizmet almış bulunacak­tır.

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası yardımıyla getirtilmiş olan 50 tonluk 6 adet saç lâyterden 2 si Sam­sun limanında çalışmaya başlamıştır, Diğerleri de peyderpey nürettep ma­hallerine sevkedileceklerdir.

Takviye edilmekte olan liman tesisle­ri arasında son 6 ay zarfında Haydar­paşa limanında 1 adet 3 tonluk seyyar vinç, 2 istif makinesi ve 2 ambar trak­törü ile 18 trayler, Mersin limanında 1 adet 40 beygirlik deniz dizel motoru, 1 adet 3 tonluk seyyar vinç, 2 is­tif makinesi ve 1 ambar traktörü ile 12 trayler, İskenderun    limanında  1adet  3  tonluk  seyyar  vinç, 4  adet 3 tonluk ekskavatör, 4 istif    makinesi,2 manevra traktörü, 2 ambar traktö­rü, 30 trayler ile 1 tahlisiye ve servis motorbotu, Samsun limanında 1 adet 40 beygirlik deniz dizel motörü, 1 istif makinesi, 3 ambar traktörü ve 24 treyler ile 1 tahlisiye ve servis motorbotu hizmete girmiş bulunmaktadır.

Bunlardan başka Milletlerarasıİmar ve Kalkınma Bankasından temin olu­nan kredi ile Haydarpaşa limanına 1 adet 3 tonluk vinç, Mersin limanına 1 adet 3 tonluk lâstik tekerlekli vinç­le 4 adet elektrikli çekek vinci, 3 trak­tör ve 9 treyler, İskenderun limanına 1 adet 3 tonluk lâstik tekerlekli vinç, 1 elektrikli çekek vinci ve 1 adet 10 tonluk seyyar vinç, Samsun limanına 1 adet 40 beygirlik elektrikli çekek vin­ci, 1 adet 3 tonluk lâstik tekerlekli vinç verilmiştir. Bunlardan elektrikli çekek vinçleri montaj halindedirler. Haydarpaşa ve Sirkeci limanlarına tahsis edilmiş olan birer adet 5 ton­luk (Portal) elektrikli vincin de 1954 yılı içinde gelmesine intizar edilmek­tedir.

Ayrıca Samsun limanı için 3 adet 62 beygirlik dizelli römorkör de bu yıl içinde getirilerek hizmete girmiş ola­caktır.

Yukarıda sayılanlardan başka muka­veleye bağlanmış olup  1954    yılında servise girecek olan 16 adet 3 tonluk seyyar vinçlerden 4'ü Mersin, 3'ü İskenderun ve 0,'sı Samsun limanlarına verilerek mütebakisi demiryolu şebe­kesinde ihtiyaç hâsıl olan mahallerde kullanılacaktır. Yine bu yıl içinde ge­lecek 4 adet 187'şer beygirlik takma deniz dizel motorları İskenderun li­manında hizmete giren saç lâyterlerle monte edilecek ve bu limana ayrıca 3 tonluk 2 adet ekskavatör verilecek­tir.

İskenderun liman tesislerinin muhar­rik kuvvetini temin etmek üzere ge­tirtilen 2 adet 250 kilovatlık dizel elektrik kuvvet santrali binası inşa edilmiş ve santral faaliyete geçirilmiştir.

Haydarpaşa, Mersin, İskenderun ve Samsun liman ambarlarının tahmil ve tahliye işlerini kolaylaştırma ve mekanik cihazların faaliyetini temin için büyük stok sahaları ve ambar ze­minlerinin betonlanma işlerinin mü­him bir kısmı bitmiş olup bu işler 1954 yılının ilk aylarında tamamla­nacaktır.

Haydarpaşa  Sirkeci arasında loko­motif ve vagon nakliyatında kullanıl­mak üzere 1 feribot mubayaası 5cin eksiltme ilân edilmiştir.

Devlet demiryolları işletmesine bağlı liman tesislerinin takviyesi ve rasyo­nel bir çalışma temini neticesinde 1952 yılının 12 aylık tahmil ve tahli­ye toplamı 1953 yılının 11 ay içinde Yani bir ay noksan olduğu halde İskenderun limanında 989,000 tondan 1.135.000 tona, Mersinde 346.000 ton­dan 450.000 tona, Samsunda 317.000 tondan 400,000 tona, yükselmiş bulun­maktadır.

11 Ocak 1954

 

— Ankara :

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanlığından tebliğ edilmiştir:

Samsun mebusu Firuz Kesim'in Tür­kiye Büyük Millet    Meclisi    Dışişleri Komisyonu Reisi sıfatıyla Vatan Ga­zetesine verdiği ve bu gazetenin 8 Ocak 1954 tarihli nüshasında İntişar eden beyanatı, komisyonumuzu ilzam eder mahiyette görülerek aşağıdaki açıklamanın yapılmasına, beyanatı ta­kiben Meclisin açıldığı ilk gün olan 11 Ocak 1954 tarihli bugünkü fevkalâde toplantıda,  karar verilmiştir.

1— Beyanatta   bahis  mevzuu   edilen toplantı  1  Aralık  1953  tarihinde  yapılmış ve bu toplantıda Türkiye  Mı­sır ticaret  anlaşması  hakkında  müzakereler  cereyan etmiştir. Bu  arada TürkiyeMısır siyasî münasebetleri hakkında ve gizli bir celsede Dışişleri Vekilinin verdiği izahat dinlenmiştir.

2— Beyanatın bilhassa «Hükümet bundan bir buçuk ay evvel bu çirkin neşriyat üzerine  sefirimizi çekmeyi ve başka bir yere tâyine ka­rar vermişti. Yalnız o tarihlerde top­lanan Hariciye   Encümeni   (Maalesef maiız'em olduğu için müzakereyi ifşa edemeyeceğim   amma ı   şunu      yalnız söyleyebilirim: Encümende muhalefete mensup iki güzide şahsiyetin bu neş­riyat üzerine sefirimizin çekilmesinin katiyen  doğru  olamayacağı hususun­daki mütalâa ve beyanları üzerine sa­yın Köprülü de encümen azasının be­yanına uyarak sefirimizin bir müddet daha orada kalmasını tensip etmişti. Binaenaleyh bir iki günden beri hari­ciyemiz   aleyhine   yapılan   neşriyatın katiyen doğru olmadığı kanaatinde­yim.»

Kısmında, komisyonumuzun esas iti­bariyle hükümetin salâhiyeti sahasına giren bir konuda icraya müteallik bir karar telkin ettiği zehabı hâsıl olmak­tadır. Teşkilâtı Esasiye Kanununun ve iç tüzüğün sarih hükümleri karşı­sında böyle bir müdahalenin bahis mevzuu olamayacağı aşikârdır.

3— Komisyon reisinin, reis sıfatıyla vereceği her türlü beyanatını bir komisyon kararma istinat ettirmesi içtüzüğün hükümlerinin icabıdır. Or­tada böyle bir karar olmadığına gö­re, yukarıda zikri geçen beyanatın, ancak, kendi şahsî fikirleri olarak ka­bul edilmesinin zarurî olacağı kanaa­tine varılmıştır,

 — Ankara :

Göçmenlere Yardım Derneği dördün­cü kongre başkanlığı Reisicumhur Celâl Bayar'a aşağıdaki tazim ve saygı telgrafına  göndermiştir:

Sayın. Reisicumhur Celâl Bayar

—Ankara

Göçmenlere Yardım Derneği Ankara şubesinin dördüncü kongresi kendi gaye ve maksatlarını her vesile İle destekleyerek himayelerini esirgemeyen yüksek şahsiyetlerine en derin tazim ve saygılarını arz eyler.

Kongre Başkanı Oğuz PELTEK

— Ankara :

Atatürk'ün Anıt  Kabri için ağaç he­diye edilmesi devam  etmektedir.

Bu cümleden olarak İran hükümeti 151 adet muhtelif ağaç, Irak hüküme­ti 20 adet Musul fıstığı ve Fransa hü­kümeti ise 300 adet muhtelif ağaç hediye etmiştir.

— Ankara :

Emekliye ayrılmak üzere bulunan İn­giltere Büyük Elçisi Sir Knox Helm bu aksam saat 20:50'de İstanbul’a hare­ket etmiştir.

Büyük elçi garda Büyük Millet Mec­lisi Reisi adına özel kalem müdürü Bedri Akyüz, Başvekil adına Başve­kâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâ­zım Kemahlı, Dışişleri Vekili adına Hususî Kalem Müdürü Sadi Eldem, İçişleri Vekili adına yaverleri Raşit Mater, Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Nuri Birgi ile Amerika ve Fransa bü­yük elçileri ve dostları tarafından uğurlanmıştır.

Büyük elçi hareketinden önce basma aşağıdaki beyanatta bulunmuştur: «Majeste Kraliçenin Hariciye hizmetinden emekliye ayrılmadan Önce Ankara’yı terk ederken, düşüncelerim bu güzel memlekette geçirmiş olduğum on altı mesut yıla doğru geriye dön­mektedir.

İstanbul’a ilk vâsıl olduğum 1920 yı­lının şubatından bu yana bir çok fevkalâde değişiklikler vuku bulmuştur, bunların bir çoğunu bizzat müşahede etmiş olduğumdan iftihar duymak­tayım. Henüz «Yenişehir» i olmayan ve Eskişehir’den gelen demiryolu hat­tının son merhalesi olan ilk kahramanlıklar günlerinin Ankara’sını tahayyül edip bugünkü geniş, muaz­zam ve gayet faal başkent ile mukaye­se etmek insanda garip bir his uyan­dırıyor. Bu bile, Büyük Atatürk'ün de­hası ile başlayan ve halefleri tarafın­dan hararetle devam ettirilen ve memleketin her tarafında beliren muhteşem kalkınma ve gelişmelere bakılırsa gölgede bırakılmaktadır. Gerek O'nun, gerek haleflerinin ve ge­rekse başka bir çok mümtaz şahsiyet­lerin iltifatına nail oldum. Bundan dolayı bahtiyar ve son derece müte­hassisim. Lady Helm de böyledir ve her ikimiz de samimî teessürle ayrıl­maktayız. Fakat aynı zamanda son derece bir haz da duymaktayım. Bu ela, meslek hayatımın sonlarında, bir nesil boyunca gayet yakından tanı­mış olduğum bir memlekette hüküm­darımı temsil etmek gibi büyük şe­refe erişmiş olduğumdandır. Bu müd­det zarfında Türkiye ile Birleşik Kırallık arasında hâlen mevcut itimat, ittifak ve dostluk münasebetlerinde az çok hissem olduğunu düşünmek­ten de haz duymaktayım. İnşasına yardım ettiğim yapı sağlam ve de­vamlı olanlardandır ve Önümüzdeki yıllarda keza meslekî hayatımın yarı­sını vakfettiğim bu dâvada mütevazı bir rol oynamaya devam edebilecek durumda olmayı gerçekten ümit edi­yorum. Bu dâva değerli bir dâva olup her iki memleketin hayatî menfaat­lerinin zarurî kıldığına inandığım ve kalben bağlı bulunduğum bir dâva­dır.

İşte bundan dolayıdır ki Türkiye'den tekrar ayrılırken esasen hissettiğim keder değil de itimat ve ümittir. İstikbale bizler şekil vereceğiz ve bu hususta bizden bekleneni yapacağı­mızdan eminim. Lady Helm ve ben Türkiye’ye bir daha dönersek veya dönmezsek, Türkiye her zaman dü­şüncelerimizi işgal edecektir. Avrupa’nın öteki tarafından neşelerinize ve kederlerinize ortak olacağız ve size ve bütün Türk halkına mesut ve mü­reffeh tir istikbal temennilerimizi minnet ve takdirlerimizle bırakıyo­ruz.»

Ankara :      

Göçmenlere Yardım Derneği dördün­cü kongre başkanlığı Başvekil Adnan Menderes'e aşağıdaki saygı telgrafını göndermiştir:

Sayın Başvekil Adnan Menderes

Ankara

Göçmenlere Yardım Derneği Ankara şubesinin dördüncü kongresi göçmen kardeşlerimizi ana yurtta yerleştirme­de her türlü tedbirleri almış olan hükümetimizin siz sayın başkanına derin saygılarını arz eyler.

Kongre Başkanı Oğuz PELTEK

Ankara :

Göçmenlere Yardım Derneği dördün­cü kongre başkanlığı Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'a aşağı­daki saygı telgrafım göndermiştir:

Sayın Refik Koraltan Büyük Millet Meclisi Reisi

Ankara :

Göçmenlere Yardım Derneği Ankara şubesinin dördüncü kongresi ana yur­da iltica eden göçmen kardeşlerimize gösterdiğiniz yakın alâka ve yardımı minnetle anar ve bu vesile ile derin saygılarını arz eyler.

Kongre Başkanı Oğuz PELTEK

— İzmir :

Dört günden beri limanımızda bulu­nan Halder Amerikan muhribi bugün İzmir’den ayrılmıştır. Gemi mürette­batı şehrimizde bulunduğu müddet zarfında görülecek yerleri gezmiş ve Atatürk Lisesi takımı ile basketbol müsabakası yapmışlardır.

12 Ocak 1954

 

— Ankara :

Dün Adana’dan Ankara’ya gelen Ame­rikalı iktisatçı ve muharrir Mr. Max Thornburg, «Türkiye Odalar Birliği» mümessilleriyle görüşmüş ve kendisi­ne Ankara Palasta birlik yönetim ku­rulu başkanı Üzeyir Avunduk tara­fından bir yemek verilmiştir. Bu ye­mekte Maliye, Ekonomi ve Ticaret Vekilleri, Başvekâlet Müsteşarı, Ma­liye, Ekonomi ve Ticaret Vekâletleri müsteşarları, Basın  Yayın ve Tu­rizm Umum Müdür Vekili, İstanbul, Ankara, İzmir, Ticaret Odalarını tem­sil eden zevat ve birlik idare heyeti ile umumî kâtiplik ileri gelenleri ha­zır bulunmuşlardır.

Bu vesile ile «Türkiye Odalar Birliği» Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Avunduk bir konuşma yaparak ezcüm­le şunları söylemiştir:

«Bu güzel topluluğumuza vesile olan, mümtaz iktisatçı ve muharrir Mr. Thornburg'u aramızda görmekle he­pimizin hususî bir memnunluk duy­duğumuz şüphesizdir.

Güzide misafirimiz memleketimizin yabancısı değildir. Bu bakımdan kendilerinin şahsiyeti üzerinde uzun boy­lu durmayı lüzumsuz addederim.

Misafirimiz, oldukça uzun bir ayrılık­tan sonra memleketimize yeniden gelmiş bulunuyorlar. Aradan geçen zaman zarfında bilhassa ziraat, sa­nayi, bayındırlık sahalarında bir çok yeni hamlelerimiz olmuştur. İktisat politikasında şahsî teşebbüse doğru büyük adımlar atılmıştır.

Kendilerinin şahsî teşebbüse taraftar

bir iktisatçı olduklarını hatırlıyoruz. Bu bakımdan son tetkiklerinde gördüklerini öğrenmek imkânını bulur­sak minnettar kalacağız.

Türkiye’mizin bu kalkınma hamlesi sı­rasında yabancı dostlarından da gördüğü yardımlar az değildir. Bunlar arasında dost Amerika'nın maddî ve manevî müzaheretine kıymetli bir yer ayırmış durumdayız. Bu bize yakın memleketin umumî efkârında gittikçe genişleyen dostluk ve işbirliği havasının bu çapta mümtaz temsilcilerini gördükçe, onlara kendimizi daha iyi tanıtmak için elimizden geleni yap­mağa çalışıyoruz.

Bugün bu sahada yeni bir imkânla karşı karşıyayız. Değerli Mr. Thorn­burg bizi anlatacak yeni bir şahit ola­rak memleketine dönecektir.

Türkiye'nin son gelişmelerini vatan­daşlarına onun kaleminden nakledil­miş görmek bizler için misilsiz bir kazanç olacaktır.»

Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Oda­ları ve Ticaret Borsaları Birliği idare Heyeti Başkanının nutkuna, misafirimiz Amerikalı tanınmış iktisatçı ve muharrir Mr. Thornburg bir nutukla cevap vermiştir. Türkiyede hiç bir hükümeti, hiç bir müesseseyi ve hiç bir grupu temsilen bulunmadığını söyliyerek söze başlayan Mr. Thornburg sa­dece gördüklerini mensup olduğu Amerikan milletine bildirmek için memleketimizi ziyarete geldiğini kaydetmiş ve devamla demiştir ki:

«Memleketiniz hakkında, beş sene ev­vel yaptığım seyahat neticesinde ileri sürdüğüm tenkidiler için Özür dileye­cek değilim. Müşahedelerimi ve düşüncelerimi samimî olarak ileri sür­müştüm. Şimdi memleketinizde iki hafta gezdikten, İstanbul, Ankara, Konya, Adana, Tarsus ve Mersin'i gör­dükten sonra beş sene içinde yapılan azametli işlerin tesiri altında konu­şuyorum.

Bilhassa iki nokta dikkat nazarıma ehemmiyetle çarpmıştır. Birincisi: Türkiye’de iki partinin teşekkül etmiş olmasıdır. Bu dünyada iki ana parti, esasına istinat eden üç memleket vardır: Amerika, İngiltere ve Türkiye... Amerika veya İngiltere’de olduğu gibi Türkiye’de de iki partiden birinin iktidarda bulunması ehemmiyetli noktayı teşkil etmez, ehemmiyetli olan cihet böyle iki partinin halk içinden doğarak vücut bulmuş olmasıdır. Bu mevcudiyetleri hiç bir zaman kaybet­memek lâzımdır.

İkinci ehemmiyetli nokta iktisadidir. Türk milletinin en büyük iktisadi kaynağı 22 milyon Tüktür.

Ben diplomat değilim. Diplomat ol­madığım için yine beş sene evvelki gibi konuşacağım, hiç bir iddia ileri sürmeden gördüklerimi anlatacağım. Memleketinizi sizlerden daha iyi tanı­dığımı iddia etmiyorum. Fakat, beş sene evvel Türkiyeyi ziyaret ettiğim sırada gördüğüm vaziyetle bugünkü vaziyet çok farklıdır. Türkiye köşeyi dönmüştür.

Devlet işletmeleri hususî teşebbüsle muvazene halinde bulunmalıdır. Hu­susî teşebbüs olmadan memleketin iktisdaiyatı normal bir yolda yürüye­mez. Hususî teşebbüs de hiç bir va­kit tek başına pâydar olamaz. Husu­si teşebbüsün yaşayabilmesi için iki şartın mevcudiyeti lâzımdır. Birinci şart istihlâk maddelerinin istihsalidir. İkinci şart ise müstehlikin, müşteri­nin mevcudiyetidir.

İstihlâk maddeleri imal etmek için fabrika kurmak çok kolaydır. Fakat aynı zamanda müstehlik kitlelerin ha­zırlanması, onların iştira kuvvetine sahip olmalarının temini lâzımdır. Bu husus da fabrika kurmak kadar kolay değildir, çok daha uzun zamana mü­tevakkıftır. 22 milyon Türk müsteh­likinin yalnız iştira arzusunda olma­ları da kifayet etmez, onların satın alma imkânına da sahip bulunmala­rı lâzımdır. Fakat en mühim unsur yine bu 22 milyon Türkün mevcudi­yetidir. Hükümetin ve hususî teşebbüsün vazifesi bu 22 milyonluk halkı geniş iştira kabiliyetine mâlik insan­lar durumuna getirmektir.

Son beş sene içinde yendiğiniz güç­lükleri gözönünde tutarak Önünüzde­ki güçlükleri ve meseleleri de üç beş yıl  içinde yeneceğinize kaniim. Buanlayış ve işbirliğiniz sayesinde halledilemiyecek bir güçlük ve dâva yok­tur.»

— İstanbul :

Türkiye Turizm Kurumu tarafından tertip edilmiş bulunan Doğu Akdeniz turistik seferine çıkan Tarsus vapuru bu sabah saat 9'da İstanbul limanına dönmüştür.

450 turistin iştirak ettiği bu seferde Tarsus vapuru Beyrut, İskenderiye ve Larnara limanlarına uğramıştır. Yolcular seyahatten memnun dönmüş­lerdir.

— Ankara :

Türkiye Ziraî Donatım Kurumu 1954 yılı iş programını çiftçiyi bol mahsul alacak şekilde ^modern ziraat aletleriy­le teçhiz etmek ve hükümetin tarım politikasını süratle tahakkuk ettirmek gayesiyle ihtiyaçlara ve bölgelerin zi­raî hususiyetlerine de ayrıca önem vererek, hazırlamış bulunmaktadır.

Köylünün makineli ziraatte kaydet­miş olduğu terakki hamlelerini hız­landırmak amaciyle 2188 adet traktö­rün ve buna mütenazır ekipmanların ithaline iş programında yer verilmiş­tir.

Hububat istihsalinde hasat alet ve makinelerinin büyük önemini takdir eden bu müessese, 14.654.500 lira tutarında 1205 adet biçerdöver ve 600 adet ot tırmığı ki ceman 1805 adet ha­sat alet ve makinesinin çiftçiye intikalini programına almış bulunmakta­dır.

1954 yılında 2.927.617 liralık kimyevi gübrenin çiftçiye tevzii, programın hususiyetlerinden birini teşkil etmektedir.

Kurum, küçük ziraî işletmelerin inki­şafına yardım etmeyi de ihmal etmeyerek, kendisine bağlı Adapazarı Zira­at Alet ve Makineleri Fabrikaları Mü­essesesinde 12.500 adet hayvan pul­luğu, 1.000 adet tınaz savurma maki­nesi, 3.900 adet atlı araba, 6.000 adet arı kovanı imal ettirmeyi derpiş et­mektedir.

Tarım Vekâletinin küçük ziraî ekip­manlar ve ekipmanlardan faydalan­ma projesi gereğince 3.624.322 liralık ziraat âletinin küçük çiftçiye intika­lini programın ehemmiyetli mevzuları arasındadır.

Bu yıl ziraî mücadelede müstahsile faydalı olmak bakımından 2.897.500 liralık mücadele İlâcı ile 413.300 lira­lık mücadele aletinin müstahsile in­tikali düşünülmektedir.

Bu suretle, 1954 yılında Türkiye Ziraî Donatım Kurumu çiftçi ve müstahsi­lin yararına olarak 72,876,348 liralık emtiayı memleketin muhtelif bölgele­rinde mevcut ihtiyaç sahibi çiftçiye intikal ettirmeyi programlaştirmıştır.

Çiftçi eline geçmiş ziraat âlet ve ma­kinelerinin daha uzun müddet istih­sale yardım etmesi için mevcut ye­dek parça stokuna ilâveten 7.825.000 liralık daha yedek parça ithali düşü­nülmektedir.

Kurum ayrıca, memleketin muhtelif bölgelerinde beliren ihtiyaç ve inki­şafları da gözönünde tutarak mevcutlara ilâveten 11 vilâyet veya kaza merkezinde birer ajans tesisini programlaştırmış bulunmaktadır.

Yeniden ihdas edilecek satış teşkilâtı ve temsilciliklerle birlikte kurumun memleketin her köşesinde faaliyette bulunan 13 şube müdürlüğü (56) ajans ve 190) temsilciliği mevcut olmuş bu­lunacaktır.

Kurum, bundan başka azot sanayii­nin kuruluşuna da iştirak ederek memleket sanayiinin tesisinde yapıcı bir unsur olarak çalışacaktır.

Kurumun inkişaf seyriyle mütenasip olarak tamir ve bakım mevzuu üzerin­de dana geniş tesisler vücude getirmek zarureti karşısında, hali faaliyet­te bulunan (10? sabit tamirhane, (6) seyyar tamirhane, (26) bakım araba­sına ilâve olarak (7) sabit, (12) sey­yar tamirhane faaliyete geçirilecek ve ayrıca (39) seyyar bakım ekipi hiz­mete konulacaktır.

Süper fosfat gübresi imal etmek üzere İskenderunda kurulan Gübre Fab­rikaları Türk Anonim Ortaklığına Zi­raî Donatını Kurumu da iştirak et­miştir.

Şimdilik senede 100,000 ton üzerinden çalışması mukarrer bulunan ve ilk is­tihsale şubat ayı ortalarında başlıya cak olan bu fabrikaların gübreleri bü­tün yurtta Ziraî Donatım Kurumu eli ile satılacak ve çiftçimizin süperfosfat gübresi ihtiyacı tamamen dahilî istih­sal ile karşılanmış bulunacaktır.

Adapazarı fabrikasında Ege bölgesi intiyacmı karşılayacak yeni tip bir pulluk ile lâstik tekerlekli çiftlik ara­bası imali de programa alınmıştır.

13Ocak 1954

 

Ankara ;

Haber aldığımıza göre, Pakistandan Anıt  Kabre 150 adet çınar fidanı gönderilmiştir. Fidanlar, Pakistan büyük elçilik maslahatgüzarı Doktor Reyyazıl Hasan tarafından Anıt  Ka­bir idaresine teslim edilmiştir.

14Ocak 1954

 

İzmir :

Tanınmış Fransız yazarlarından Mr Juies Roy, bugün saat IS'de Küçük Kulüp salonunda, «Saint  Exupery. harb pilotu» mevzuunda bir konfe­rans vermiştir.

Fransız Başkonsolosu M. Jean Darchem teşebbüsü ile verilen bu konfe­rans, davetliler tarafından büyük bir ilgi ile takip edilmiştir.

Ankara:                                     .  .

Evvelce tekarrür ettirilmiş olduğu veçhile Amerika Cumhurbaşkanının resmî dâvetine icabet etmek üzere bu akşam Ankaradan ayrılan sayın Re­isicumhurumuz, refikaları Bayan Bayar ile birlikte 18 Ocak Pazartesi gü­nü sabah saat 10'da uçakla İstanbuldan hareketle aynı gün İngilterede Hurn hava meydanına vâsıl olacak

— İstanbul:

Uzun zamandanberi Büyük Britanyanın Türkiye Büyük elçiliği vazifesini ifa etmekte olan Sir Knox Helm. ya­kında emekliye ayrılacağından bugün saat 12 de Ankara vapuriyle İstanbuldan ayrılmıştır.

Knox rıhtımda, Vali ve Belediye Beisi Ord. Prof. Gökay, İngiliz baş­konsolosu ve konsolosluk erkânı, ataşenaval eski başvekillerden Rauf Orbay ve şahsî dostları tarafından uğur Janmıştır.

Büyük Elçinin zevcesine, bayan Men­deres ve Bayan GÖkay adına İstanbul Olgunlaşma ve Çinicilik enstitüleri tarafından hazırlanmış hediyeler ve buketler takdim edilmiştir.

Sir Kncx Helm, Vali Gökaydan, Rei­sicumhura ve Başvekile sevgi selâm ve hürmetlerinin iblâğını rica ile ga­zetecilere, memleketimizden büyük bir Türk dostu olarak ayrıldığını söylemiş: burada bulunduğu senelerde hükûetten ve halkımızdan görmüş olduyüksek sevgi ve alâkaya bilhassakkür ettiğini belirtmiştir.

16 Ocak 1954

İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar bu sabah Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulunun 1 nci kuruluş yıldönümü münasebe­tiyle okula vaki ziyaretlerinde talebe içten gelen sevgi tezahürleri ara­nda bir konuşma yaparak şunları ylemişlerdir:

Sevimli arkadaşınızın namınıza   da üzerine kürsüye çıkarken zihnime , takılan bir meseleyi   halle   çalışıyor­dum. Sizlere  nasıl  hitap   edecektim.. Biz yaşlı insanlar    eskiden    muhtelif cemiyetlerde ve umumi yerlerde   söze '" Tiuhterem efendiler» diye baslardık, çünkü o zaman toplantılarda hanım bulunmazlardı. Bir gün ben de bu yatla yalnız erkeklere hitap ettim, tklı olarak bir hanım   dinleyicinin azma uğradım. Bugün de ayni hataya düşmemeğe çalıştım. Bu intiba altında söze başlıyorum.

Muhterem hanımlar ve baylar,

72 senelik şerefli bir maziyi arkasın­da bırakan okulunuzun bu mesut gü­nünde ardanızda bulunmaktan duydu­ğum zevk pek büyüktür. Büyük Ata­türk, bilirsiniz, «hayatta en hakikî mürşit ilimdir» demiştir. Diğer taraf­tan bence hayata intibak etmiyen bir ilmin de değeri yoktur. İktisat ilmi, bugünkü muhtelif ilimler arasında en geç ele alman bir ilim olmuştur. Hal­buki hayatla en fazla irtibatı olan bir ilimdir. Bu bakımdan iktisat ilmine hepsinden evvel lâyik olduğu kıymeti vermek icabeder. Çünkü 'bu sahada biz diğer memleketlere nazaran çok daha gerideyiz. Atatürk gibi hayatı zaferlerle dolu olan bütün büyük as­kerleri, eserlerini tetkik ediniz, bun­lar arasında göreceksiniz ki, Atamız kadar iktisat ilmine ve iktisadî gelişmeye lâyik olduğu kıymeti veren bir kumandan yoktur.

Eğer şu anda hâtıram beni aldatmı­yorsa o, «kılıç kullanan kol çabuk yo­rulur, halbuki sapan kuîıanan kol da­ima işler» derdi. Bu bir hakikatin en güzel şekilde ifadesidir. Oysa ki şim­di biz sapan ve kılıç devrini çok geri­lerde bırakmış ve atom devrine girmiş bulunmaktayız. Bu bakımdan iktisadî sistemi sağlam bir millî bünyeye ma­lik olmıyan devletler memleket mü­dafaasından mahrumdurlar. Bugün bütün devletlerin siyasetlerinde ikti­sadî meseleler birinci derecede ehem­miyet kazanır. Bunun için bütün dev­letler iktisadî durumlarını cihanşü­mul bir hale getirmeğe çalışırlar.

Millî iktisada biz de her şeyden ev­vel önem ve kıymet vermek zorunda­yız. İktisadi durumumuzu ileri ve mo­dern usullerle idare edecek eleman­lar yetiştirmeğe mecburuz. Bunu siz­lerle gerçekleştireceğiz.

Bizim hanımlarımız cumhuriyet dev­rine kadar müstehlik durumda idiler. Kadınını hayata iştirak ettirmiyen milletler medenî cemiyet kuramazlar Böyle bir millet yarı yarıya mefluç demektir.    Türk    milleti    bugün bu merhaleyi de aşmış durumdadır. Di­ğer taraftan Türk mîlleti en az diğer milletler kadar istidat ve liyakat sa­hibidir. Lâyik olduğumuz mevkii şüp­he yek ki bu sahada da alacağız. Ni­tekim iş hayatımız gün geçtikçe ge­nişlemektedir. Sizin hayatta muvaffak olmanız için biz devlet adamları eli­mizdeki her türlü imkânları sizlere vermeğe hazırız. Sizlerin elinde bu memleketin yükseleceğine inanıyoruz. Biz yaşlılar hayatımızın son yıllarını yaşıyoruz. Tek emelimiz bu vatanı si­zin çok ahlâklı ve sağlam ellerinize tertemiz teslim etmektir. Bu yönden de müsterihim. Çünkü gençlerimiz Türk milleti için hayırlı olmak yolun­dadır.»

Reisicumhurumuzun bu hitabesi sa­lonu dolduran talebelerin sürekli al­kışları ve sevgi tezahürlerine vesile olmuştur.

Reisicumhurumuzun konuşmalarını müteakip Öğrenciler İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökaym bir konuşma yapmasını istemişler ve öğ­rencilerin gösterdiği bu ısrarlı isteği Reisicumhurumuz da arzu ettikleri için Prof. Gökay kürsüye gelmiş ve:

«Atatürkün hayatta en yakın arkada­şı ve büyük Atamızın ebediyete kavu­şurken memleket idaresini emanet et­tiği ve gözlerini kapadığı dakikada ya­nında bulunmak mazhariyetine eriş­miş olan sayın Reisicumhurumuzdan Atamızın iktisadî gelişmeler üzerinde­ki güzel vecizelerini dinledikten son­ra beni konuşmaktan mazur görme­nizi rica ederim. Türk türesi bunu âmirdir. Ben sizin sadık bir işçinizim ve daima aranızdayım. Diğer bir fır­satta konuşurum» demiştir.

— İstanbul :

194S de 20. asır vakfı namına, Türkiyede dört ay kalarak sosyal ve ekono­mik durumumuz hakkında bir rapor hazırlamış olan Max Thornburg beş senedenberi kaydedilen terakkileri tesbit etmek üzere tekrar memleketimi­ze gelmiştir.

Thornburg bugün saat 18.30 da İstan­bul Gazeteciler Cemiyetinde bir ba­sın toplantısı yaparak, müşahedeleri ni muhtelif misallerle izah etmiştir.

«Tetkiklerime esas olmak üzere mem­leketin muhtelif kısımlarını dolaştım. Konya, Adana ve Kayseri şehirleri bü­yük bir terakki yapmışlar, buralarını ilk seyahatimden çok farklı buldum.

Bilhassa Konya civarında o kadar çok îabrika gördüm ki ömrümde hiç bir zaman ve hiç bir yerde bu kadar çok fabrüfca görmedimdi.

Fakat bence asıl mühim olan nokta bu fabrikalar değil, buraya para ya­tıranlar ve yatırılan paradır. 1948 de de Türkiyede anlamadığım bir sebep­ten harekete geçmiyen bir kapitalin mevcut olduğunu biliyordum.

Şimdi bu fabrikaların kuruluşunda rol oynayan paranın menşeini araştırdım. Gördüm ki bu krediyle temin edilmiş olmayıp müteşebbislerin kendi para­larıdır.

Adanada 20 iş adamının hazır bulun­duğu bir toplantıda «neden şimdi pa­ralarını bu işlere yatırdıklarını» sor­dum. Çünkü artık hükümete itimat­ları olduğunu söylediler. «Gelecek se­çimler neticesinde başka bir partinin iktidara gelebileceğini düşünmüyor musunuz?» dedim. Güldüler, zira ara­larında bir de Ç.H.P. li varmış. O za­man anladım ki bahsettikleri itimat bir Demokrat Partilinin parti hükü­metine gösterdiği itimat değil, bir iş adamının hükümete gösterdiği itimat­tır.

Yine Adanada daha yeni yapılan bir fabrika yanmış. Hükümet ve iş adam­ları, sahibine «acaba yardıma ihtiya­cın var mı?» diye sormuşlar. «Hayır param var, mezara götürecek değilim ya yeni bir fabrika daha yaparım» di­ye cevap vermiş. Bu ruha Amerikadan sonra ilk defa olarak Türkiyede rastlamış bulunuyorum.

İş adamlarına hangi işlere para ya­tırdıklarını sordum. Memlekette o ka­dar çok talip ve o kadar çok iş var ki dediler.

Fabrikalardan daha mühim bir mev­zu, müstehliki tetkik etmek istedim. Gezdiğim bir çok köylerde gördüm ki köylü ayağına iyi ayakkabı, sırtına iyi elbise giymekte, tavuğunu, yumurtasını hattâ meyvasmı kendi yemek­tedir Daha hiçbir Orta Şark memle­keti bu seviyeye ulaşmamıştır.

Bütün Bakanlıklar ve Bankalar be­nim için istatistikler hazırlamışlardı. Bunları tetkik etmeden teknik mevzularda (malî, iktisadî) Ur şey söyliyemem, fakat şurasını kat'iyetle ifade edebilirim ki Türkiyede bugün hiç bir suretle bir enflâsyon ihtimali mevzubahis olamaz.

Bu seyahatim esnasında yaptığım mü­şahedelerin en mühimmi ve bütün di­ğer değişikliklerin sebebi, çok parti sisteminin Türkiyede yerleşmiş ve demokrasi ruh ve anlayışının olgun­laşmış olması keyfiyetidir.

—Isparta :

İsparta Gülcüler Kooperatifinin fev­kalâde toplantısında verilen karar üzerine Fransaya giden Vali Mustafa Bağrıacıkla, İsparta mebuslarından Kemal Demiralay Pariste (S.I.P.A.) parfümeri müessesesi ile bir mukavele akdetmişlerdir. Bu mukaveleye gö­re, (S.I.P.A.) şehrimizdeki gülyağı ve konkret fabrikasını 20 günde 350 bin kilo gül çiçeğini işleyebilecek şekilde tevsi edecek ve kooperatife yüzde 50 kâr verecektir. Fabrika, çiçeğin kilo­sunu da 100 franktan alacaktır. Ay­rıca 15 senede amorti edilecek olan yeni tesisler, bilâhare kooperatife devsolunacaktır.

Bu suretle İsparta gülculüğünun istik­bali 15 sene müddetle garantiye alın­mış bulunmaktadır. Şimdi bütün gül­cüler ve îspartalılar sevinç içindedir­ler.

Ankara :

Ankara Türk ocağı merkezi bugün sa­at 15.30 da merkez binasında yapılan bir törenle açılmıştır. Törende Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, mebuslar, Başvekâlet müsteşarı Ah­met Salih Korur, belediye Reisi Atıf Benderlioğlu, profesörler ve üniversi­te gençleri ile basın mensupları, ocak­lılar ve çok kalabalık bir davetli küt­lesi hazır bulunmuştur. Merasime İstiklâl Marşı ile başlanmış ve müteakiben Ankara Türk ocağı re­isi profesör doktor N. Şakir Dirisu bir konuşma yaparak ezcümle demiştir ki:

«Muhterem misafirlerimiz, aziz ocak­lılar,

Bugün huzurunuzda Ankara Türk ocağını bu güzel binasında tekrar açı­yoruz. Bu açjlışla duyduğumuz bahti­yarlık sonsuzdur. Bu mesut anda aziz Atatürkün huzurunda bir dakikalık saygı duruşu rica edeceğim.

Aziz Atatürkün huzurunda yapılan saygı duruşundan sonra hatip sözle­rine devamla demiştir ki:

«Büyük Fransa ihtilâli dünyada iki büyük ideolojinin dogmasına sebep oldu.

1—Demokrasi,

2—Milliyetçi­lik prensibi.

Bunlardan milliyetçilik prensibi Avrupa camiasında iki türlü tesir yaptı. Bunlardan birincisi dağı­nık bir halde bulunan ayni milletleri birleştirmeğe yaradı. Bunun en canlı misali Almanya ve İtalya birliğidir. İkinci tesir birincisinin zıddına olarak milletleri biribirinden ayırdı. Bunun en büyük misali de Avusturya Maca­ristan imparatorluğu ile Osmanlı İm­paratorluğudur. Bu tesirle Avrupa Türkiyesinde bulunan milletler bu milliyetçilik cereyanının tesiri altında istiklâllerini elde ettiler. Osmanlı im­paratorluğu içinde asıl hâkim unsur olduğu halde o zamana kadar daima ihmal edilmiş olan Türk milleti bu vaziyette mukadderatı ile başbaşa kaldı. Kendisini kurtarabilmesi için zamanın icaplarına göre yeni bir ide­olojiye sahip olması lüzumu belirdi.. Bu ideoloji Türkiyede Türkçülük ce­reyanı halinde kendini gösterdi. Bu­nu ilk hisseden üniversite ve yüksek tahsil gençleri oldu. Bunun da önder­liğini tıbbiyeliler yaptı. Tıbbiyeli genç­lerde Türk millî şuurunu uyandıran âmil onlarla ayni çatı altında çalışan diğer anasırın kendi milliyetlerini his­setmeleri ve bununla öğünmeleri ol­muştur. Bu hâdiseler Türk talebeleri içinde bazan tahammül edilmez hal alıyordu. Millî hisleri zedelenen Türk tıbbiyelilerinin ıstırabı sonsuzdu. İşte bu ıstırap Türk çocuklarını birleştirdi. İlk defa gizli olarak Karacaahmet mezarlığının servileri altında toplanıp dertleşen bu gençler faaliyete geçtiler ve 1911 yılında Türk ocağı adiyle bir cemiyet kurdular. Türk milliyetçiliği­nin ilk resmî çalışması bu suretle ilân edildi. Türk ocağında başta Ziya Gökalp olmak üzere diğer kıymetli müte­fekkirler Türk milliyetçiliğinin ilmî esaslarını kurarak çalışmalarına hız verdiler. Bu çalışmaların neticesi bi­rinci umumî harpte ve harpten sonra millî iman halinde kendini gösterdi. İstanbul mitingleri bunun en canlı misalidir. Türk ocağı milletimizin bir türlü kendini kurtaramadığı geri fi­kirlerin bütün devlet teşkilâtında hâ­kim olduğu zamanlarda bu vazife­sini başarmağa çalışmış ve Türk mü­nevverlerine hür düşünmeyi ve söy­lemeyi telkin ederek Türk inkılâbı­nın esaslarını ruhlarda yaşatmağa muvaffak olmuştur. Türk kızının ilk sahneye çıktığı yer Türk ocağıdır. Atatürk’ün yüksek dehası ile Osmanlı imparatorluğu tasfiye edilerek yalnız Türklerin vatanı olan hür Türkiye kurulduktan sonra ocağın asıl mü­him işi başladı. Türk kültürünün ge­lişmesi, bütün Türk vatandaşlarının ruhunda bunun yaşatılması zarurî idi. Bu sebeple Türk ocağı faaliyetine bü­yük bir hız verdi ve yurdumuzda 262 Türk ocağı açıldı.

23 yıl sonra bugün açılışını kutladı­ğımız bu ocak siyasî kanaatleri ne olursa olsun yalnız millet hizmetinde çalışan ve şahsî arzu ve ihtiraslarını yenmesini bilen hakikî inkılâpçı ve idealist millet âşıklarının yuvası ola­rak Türk milletinin iyiliğine yüksel­mesine çalışmak arzusunda bulunan her Türk vatandaşına açıktır. Türk ocağı memleketimize zararlı olan bü­tün muzır ideolojilere karşı kuvvetli bir kale olarak kalacaktır. Bu metin kale yurdumuzda bir tek Türk kalın­caya kadar paydar olacak ve ocağı­mız ebediyen sönmiyecektir.»

N. Şakir Dirisu'nun konuşmasından sonra kürsüye gelen Türk ocakları merkez umumî heyeti reisi Manisa mebusu Hamdullah Suphi Tanrıöver de sık sık alkışlarla kesilen veciz bir konuşma yapmıştır.

Hatip bu konuşmasında Türk ocakla rının ilk kuruluş anından şimdiye ka­dar geçirmiş olduğu tarihî tekâmülü hatıralarını da katarak izah ettikten sonra bazı cereyanlarla bir müddet için kapatılmak suretiyle faaliyetine ara vermiş olan bu müessesenin gü­nümüzde tekrar canlanmış olduğunu belirtmiş ve gerek bu hususta yar­dımlarını esirgememiş ve gerek eski Halkevi binasını bütün eşyalarüe bir­likte bu hayırlı teşekküle vermiş olan başta Başvekil Adnan Menderes ol­mak üzere hükümete teşekkürlerini bildirmiştir.

Hamdullah Suphi Tanrıöverin bu ko­nuşmasından sonra Dr. Recai Özdil idaresindeki Türk ocağı ileri saz teşkilâtı hazır bulunanlara zengin prog­ramlı bir konser vermiştir.

Daha sonra Ankara kulübü efeleri ile Halil Oğultürk idaresindeki ekipler tarafından milli danslar, Bergamadan gelen Hasan Çakırefe tarafından da Bergama oyunları oynanmıştır.

Bu gösteriler davetliler tarafından alâka ile takip edilmiş ve tören geç vakte kadar samimî bir hava içeri­sinde cereyan etmiştir.

Meclis Reisi Refik Koraltan ve Başve­kil Adnan Menderes ile beraberindeki Vekillerin toplantıdan ayrılışları ge­lişlerinde olduğu gibi salonu doldur­muş olan davetlilerin büyük sevgi te­zahürlerine vesile olmuştur.

17 Ocak 1954

 

— İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar, Orgeneral Şükrü Kanatlının vefatından duydu­ğu derin teessürü iblâğ etmesi ve tâziyetlerinin bildirilmesi için bugün baş yaver Kurmay Yarbay Nurettin Fuat Alpkartalı merhumun ailesi nezdine göndermiştir.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlının bugün yapılan ce­naze merasiminde Reisicumhur Celâl Bayar adına başyaver Kurmay Yar­bay Nurettin Fuat Alpkartal iştirak etmiştir.

İstanbul:

Tanınmış ediplerimizden İsmail Habip Sevük bu sabah saat 7.15 te anî bir kalb kriziyle hayata gözlerini yummuştur.

İsmail Habip Sevük, 1592 yılında Edremitte doğmuştur.

1914 te Kastamonu lisesi edebiyat hocalığı ile ikinci müdürlüğünde bu­lunmuş, millî mücadele yıllarının başında Balıkesirde, lİzmire doğru) Kastamonuda (Açık Söz) gazeteleri­nin başyazarlığını yapmış, sonra Ankara lisesi edebiyat öğretmeni olarak orada çıkan (Yeni Gün) de yazılar yazmıştır.

Atatürkün seyahatlerinden bir çoğun­da beraber bulunmuştur. Üç yıl Edirnede Milli Eğitim Müdürlüğü, Antal­ya ve Ankarada Maarif Eminllkleri yapmıştır. Maarif Eminliği kaldırılın­ca Galatasaray lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin edilmiş ve B.M.M. nin yedinci devresinde mebus seçilmiştir. İsmail Habip Sevük 50 den fazla eser ya2inıs, memleketimize binlerce öğret­men yetiştirmiştir.

İsmail Habip Sevük'ün cenazesi yarın saat 10 da Taksimde Mete cad­desindeki 40 sayılı Hatay apartmanından alınarak Beyazit camiine gö­türülecek ve burada kılınacak cenaze namazından sonra Merkezefendi me­zarlığındaki aile kabristanına defne­dilecektir.

İstanbul :

15 Ocak 1954 günü saat 18.05 te hak­kın rahmetine kavuşan Kara Kuvvet­leri "Kumandanı Orgeneral Şükrü Ka­natlı bugün askerî merasimle ebedî istirahatgâhlarına tevdi edilmiştir.

Sabah saat 10.30 a kadar Taksimdeki evine Cumhurbaşkanı adına başyaver Nurettin Fuat Alkpartal, Başvekil ve M. 3. Vekâleti adına M. S. V., Kenan Yılmaz, mebuslar, İstanbul Valisi Prof. Gökay, K.K.K.V. Orgeneral Nurettin Baransel, Deniz K.K, Oramiral Sadık Altmcan, eski başvekillerden Rauf Orbay, eski Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi    Em,    Org. Kâzım Orbay, Em. Org. Muharrem Mazlum İskora, 2. Or. Mf. Org. Abdülkadir Seven, M.S. yük­sek konseyi genel sekreteri Korg. Nazmi Ataç, Hr. Ak. K. Korg. Fehmi Türesel, Erkânı Harbiyei Umumiye Ri­yaseti adına Korg. Yakup Gürkaynak, K. K. adına Korg. Yusuf Adil Egeli, J. II. K. adına Korg. Tahsin Çelebican, İstanbul K. Korg. Necati Tacan, 3. Kor. K. Korg. Fazıl Bilge, Hv. K. adı­na tümgeneral Sabrı Göknar, İstan­bul ve civarında bulunan tekmil ge­neraller, üstsubaylar ve subaylar, Amerika, Hindistan, İngiltere, Irak. Mısır, Pakistan, Yugoslav ve Yunanis­tan askeri ataşeleri, Amerikalı subay­lar, muhtelif birlik ve cemiyetler, si­yasi partiler, basın mümessilleri, Ha­taylılar, dost ve akrabaları, bayan Ka­natlıya taziyede bulunmuşlardır.

Saat 10.30 da Türk bayrağına sarıl­mış tabutu subaylar, erler ve Hataylı gençler tarafından evinden alınarak top arabasına yerleştirilmiştir. Top arabasının Önünde ve şehit Muhtar bey caddesinde merasim kıtası, sanca­ğı ile beraber bir piyade alayı, süvari, jandarma, deniz bölükleri, polis müf­rezesi ile kara, deniz, jandarma ve şehir bandoları yerlerini almışlardı.

Bir üst subay tarafından taşınmakta elan merhum orgeneralin istiklâl ma­dalyasını, Cumhurbaşkanı, Başvekil, tekmil Vekâletler Erkânı Harbiyei Umumiye Riyaseti, kara, hava, deniz kuvvetleri, ordu müfettişlikleri, aske­rî birlikler, vilâyet, siyasi partiler, üni­versiteler, Hataylılar, gazeteciler, kor­diplomatik İstanbul ve Ankara valile­ri, orgeneral Baransel, merhumun ai­lesi, çocukları ve birçok müesseselerle dostları tarafından gönderilen yüz­lerce çelenk takip ediyordu.

Tabutu taşıyan top arabasını mer­hum orgeneralin eşi, kızı, oğlu ablala­rı ve akrabaları takip ediyor, bunlar­dan sonra da protokol sırası ile adları yukarıda zikredilen vekiller, mebuslar, sivil ve askeri erkân, muhtelif temsil­ciler ve çok kalabalık bir cemaat iler­liyordu.

Harbiyede, eski harp okulu olan 1. or­du müfettişliği ve Atatürk heykeli önünde alay bir dakika durmuş ve okunan fatihayı müteakip tekrar yürüyüşe geçilerek saat tam 12 de Şişli camiine varılmıştır.

Öğle namazını müteakip burada kalı­nan cenaze namazından sonra tabut yine subaylar, erler ve gençler tara­lından otomobile nakledilmiş ve ce­naze alayı da keza otobüs ve otomo­billere binilerek Zincirlikuyudaki asri mezarlığa gidilmiştir.

Orada daha evvel hazırlanan mezarın başında yapılan dini merasimi müte­akip, Türk ordusu kara kuvvetleri ku­mandanı Orgeneral Şükrü Kanatlının fanî vücudu ebedi istirahatgâhma tevdi edilmiştir.

18 Ocak 1954

 

İstanbul :

İsviçredeki Migros teşkilâtının müessisi Senatör Gattîieb Duttueiler dün sabah şehrimize gelmiş ve bugün sa­at 15,30 da Vali ve Belediye reisini makamında ziyaret etmiştir.

Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökaya kurduğu teşkilâtlar hakkında izahat veren İsviçreli Senatör izahatı ara­sında ezcümle demiştir ki:

«Bu gibi teşkilâtlar ekonomik bir or­ganizasyon oldukları kadar ayni za­manda psikolojik bir teşkilâttırlar. İstanbul Vali ve Belediye Reisinin bir psikolog oluşu bizim için şehrinizde kuracağımız teşkilât hükümet tara­fından desteklenecek, fakat müstakil olarak idare edilecektir.

Halkla işbirliği yapacak olan teşkilât halk lehine rekabeti temin edecektir. Yaptığınız tanzim satışları çok yerindedir. Ankarada alâkalılarla yapa­cağım temaslardan sonra dönüşümde size çalışmamızın ana hatları hak­kında geniş izahat vereceğim.

Yarın akşam Ankaraya gidecek olan ucuzluk kralı gündüz şehrimizin tari­hî yerlerini gezecektir.

İstanbul :

Bir müddetten beri memleketimizde bulunan ve birkaç gün Önce Ankara'dan şehrimize gelen Amerikalı tanın­mış iktisatçı Max Thornburg. bugün öğleden sonra saat 17 de uçakla Londraya müteveccihen hareket etmiştir. Yeşilköy hava alanında İstanbul Va­lisi adına hususî kalem müdürü Nabi Up tarafından uğurlanan Max Thornburg'un eşine şehir adına bir buket verilmiştir.

Mr. Thornburg, Vali ve Belediye Re­isi Prof. Gökaya gönderdiği bir mek­tupta., kendisine şehrimizde gösterilen alâka ve nezaketten dolayı teşekkürle­rini bildirmiştir.

İstanbul :

Uzuvları takılmak üzere Tokyodan Amerikaya tedavi için gönderilen er Ali Yazıcı, Salih Pıharcı, Vahit Keser ve Ahmet İnceden .uititeşekkil Kore gazi kafilesi bu sabah saat 9 da Hollanda uçağiyle şehrimize gelmişlerdir.

Hava alanında İstanbul Komutanlığı

tarafından karşılanmışlardır.

Ankara :

Milletlerarası Talebe Federasyonu 4 üncü konferansı münasebetiyle mem­leketimize gelmiş olan Yugoslav tale­be federasyonu temsilcilerinden 6 ki­şilik bir grup bu sabahki ekspresle îstanbuldan şehrimize gelmiştir.

Yugoslav talebe federasyonu temsil­cileri Ankarada iki gün kalacak ve bu arada Millî Eğitim Vekilini, Üniversteyi, Atatürk müzesini ve Büyük Millet Meclisini ziyaret edeceklerdir.

Yugoslavyalı talebeler buradaki te­maslarını müteakip İzmire gidecekler­dir.

Ankara :

1939 senesinde ingiliz ve Fransız hü­kümetleriyle aktedilmiş olan 25 mil­yon sterlinlik teslihat kredilerine mahsuben Fransız hükümeti tarafın­dan teslim edilen malzemeden müte­vellit borcun tam ve nihaî olarak tas­fiyesi hususunda bugün Maliye Ve­kâletinde saat 11.30 da Maliye Vekili Hasan Polatkan ile Fransız Büyük Elçisi ekselans J. Tarbe de Saint  Hardouin arasında bir anlaşma imzalan­mıştır.

— Ankara :

Palsistanın kurucusu M. Ali Cinnahm doğum günü münasebetiyle bugün öğ­leden sonra Dil ve Tarih  Coğrafya Fakültesi konferans salonunda bir toplantı yapılmıştır.

Toplantıda söz alan Ankara Üniversi­tesi Rektörü Prof. Hüseyin Cahit Oğuzoğîu, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Bekanı Prof. Akdes Nimet Kurad ile Pakistan. maslahatgüzarı Riyazul Hasan birer konuşma yaparak merhumun hayatından, başardığı iş­lerden ve şahsiyetinden bahsetmişler­dir.

İstanbul :

M. S. V. İstanbul Temsil Bürosundan bildirilmiştir:

Nikolayos Pclomidi isimli ve buğday yüklü bir Yunan gemisi bu sabah sa­at altıda Kilyosun batı sahilinde bulunan Moloz mevkiinde karaya otur­muştur.

Geminin kurtarılması için 248 inci pi­yade alayına mensup birlikler çalış­maya başlamıştır.

Ankara :

11 .Ceketimizin ana dâvalarından bi­rini teşkil eden ve çok geniş bir saha­ya yayılmış bulunan su işleri faaliyetinin maksat ve gayeye en uygun bir şekilde yürütülmesi ve bu işlerin yur­dumuzda servet ve refahın, sıhhat ve huzurun temini yolunda bahşedeceği faydaların en salim ve seri bir şekil­de tahakkukunu temin için gerekli tedbirleri almak ve buna göre gelecek senenin mesai programını tesbit et­mek üzere her sene olduğu gibi Ba­yındırlık Vekâletince, yurdun muhte­lif bölgelerindeki su işleri müdürleri Ankaraya davet edilmiş ve bugün Ba­yındırlık Vekâleti konferans salonun­da toplanmışlardır.

Mebuslar, bayındırlık erkânı, su iş­leri şube müdürleri ve su işleri reisliği teşkilâtının hazır bulunduğu toplan­tıyı Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu şu konuşmasiyle açmıştır :

«Çok muhterem arkadaşlarım,

Toplantınızı, vilâyetlerden gelen kıy­metli arkadaşlarıma hoş geldiniz di­yerek açıyorum.

Bu toplantılar, her sene olduğu gibi, yapacağımız muhtelif müzakerelerle bilhassa muhit  merkez münasebet­lerini sağlama, meselelerimizi açık olarak ortaya dökerek münakaşalar yapma ve kıymetli fikirlerinizi istihsal etme gayelerinin tahakkukunu sağlıyacaktır. Bu toplantının mühim bir gayeside su işleri reisliğine devlet su işleri teşkilâtı ile verdiğimiz yeni veç­he ve bu yeni şekil üzerindeki çalış­malarımızın ne yolda olacağını, daha elâstikî salaâhiyetlerle teçhiz edilen Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü olarak işlerimizi ne yolda yürüteceği­mizi tesbit etmektir.

Bu toplantılarınızı bizzat takip ede­rek bunlardan faydalanmak arzusun­dayım.

Yeni çalışmalarınızla önümüzdeki yıl­larda, evvelki yıllardan çok daha par­lak muvaffakiyetler kazanacağımıza inanarak toplantılarınızın başarılı ol­masını temenni eder, hepinizi hür­metle, muhabbetle selâmlarım.»

Bayındırlık    Vekilinin.    konuşmasını  müteakip su işleri reisi Hikmet Turat kürsüye gelerek izahat vermiştir.

Su işleri Reisi Türkiyede su işlerinin tarihçesini anlatmış, cumhuriyet dev­ri ile yurtta su işlerinin teessüs ve in­kişaf etmeğe başladığını zikrettikten sonra bu devrede su işlerinin şimdiye kadar teşkilât ve faaliyet bakımın­dan geçirdiği safhaları izah etmiştir. Hatip, 1948 senesinde 13.744.000 lira olan su işleri tahsisatının 1953 yılında 31.497.000 lirayı, bulduğu ve 1954 se­nesi içinde 93.000.000 lira teklif edil­miş olduğunu belirtmek suretiyle su işlerine atfedilen ehemmiyeti ve git­tikçe hızlanan inkişafı tebarüz ettirmiş ve 1958 senesine kadar sarf edilmek üzere evvelce verilen 286 milyon liraya ilâveten istenilen 350 milyon liralık salâhiyetin, Büyük Millet Mec­lisince su işleri teşkilâtına karşı gös­terilen itimadın bir İfadesi olarak 500 milyon liraya çıkarılmış olduğunu be­lirtmiştir.

Bundan sonra 1953 senesi faaliyetine geçilerek yapılan etüdlerle birkaç se­ne zarfında ele alınacak ve yurdun muhtelif bölgesindeki dertleri acilen halletmeyi mümkün kılacak geniş mikyastaki mevzuların meydana çıkarıldığı ve inşaat safhasında büyük ve münferit su işleri mevzuuna dahil ol­mak üzere 1953 senesinde ihale bedeli yekûnu 184.361.000 lira tutan 221 adet işin ele alındığı ve bu suretle 1949 se­nesinden itibaren ele alman, işlerin 470 adet olduğu ve bunların ihale be­dellerinin de 299.494.000 tuttuğu, 953 yılında bu işlere 68.140.000 lira sarfedildiği, bu arada 953 senesinde ik­mal edilen işler sayesinde 18 yerde 35.210 hektar arazinin kurutulması, 5 yerde 16.600 hektar arazinin sulanma­sı, 19 yerde 79.950 hektar arazinin fe­yezan tahribatından kurtarılması 21 yerde şehir ve kasabanın feyezanlara karşı korunması, 1 yerde 3 bin kilovat elektrik istihsali, 3 yerde 830 milyon metre mikâp su iddiharı sağlanmış ol­duğunu bildirmiştir. Bunlardan başka 953 senesinde başlanılan işlerden en mühimminin Seyhan barajı olduğu, bu işin yerli ve Amerikalılardan bir mü­teahhit ortaklığına ihale edilmiş ol­duğunu, inşa atın 955 kasım ayında tamamlanacağı ve kış sular toplan­dıktan sonra 956 ilkbaharında enerji istihsal edileceği ve bu işin 105 mil­yon liraya mal olacağını zikretmiştir.

Dairenin vezaifi meyanmda bulunan şehir ve kasabaların içme suyu pro­jelerinin tetkiki ve köy İçme suyu işlerinin umumî murakabesi ile gerekli malzemenin tedariki ve tevzi keyfiye­tinde de 953 yılı zarfında 259 adet proje ve raporun tetkik ve tasdik edil­diği, 3 senelik bir mesai sayesinde 14 bin köye temiz ve sıhhî evsafta su ge­tirildiği ve bu dâvayı büyük fedakâr­lıklarla yürütmeye çalışan vilâyet ba­yındırlık müdürlükleri teşkilâtının gösterdiği gayretlerin takdire şayan bulunduğunu açıklamıştır.

Yeraltı su işleri bahsinde de, bu mev­zuun akar su olmıyan bölgelerde sula­ma suyu ve memba bulunmıyan köy­ler için içme ve kullanma sularının te­mini keyfiyeti olduğu, bu sene Orta Anadoluda yapılan araştırmalarda zi­raat işi sağlamak üzere saniyedeki sarfiyatı 25 litreyi bulan tam artez­yenler elde edildiği, köy içme sulan için şimdiye kadar vaki isteklerin 40 bin metre tulunda sondaj yapılmasını icap ettirdiğini, bunun için de Bor ve Niğde ovalarında faaliyete geçildi­ğini ve Önümüzdeki yılda da yeniden 8 mmtakada faaliyete geçileceğini zik­retmiştir. Bundan sonra eksiltme işle­rine ait izahlarda bulunmuş ve bu meyanda:

Tesisleri ikmal edilerek işletmeye açıl­mış olan sulama şebekelerinde sula­nan saha miktar ve nisbetin gittikçe çoğalmakta olduğu, bu yıl ilkbahar ve sonbaharın yağmurlu geçmesine rağ­men 579.000 dekar arazinin sulandığı ve miktarın diğer senelere nazaran şayanı memnuniyet olduğunu zikret­miş ve son olarak ta Büyük Millet Meclisince kabul edilen devlet su iş­leri umum müdürlüğü teşkilât kanu­nu ile su işleri faaliyetine yeni bir veçhe verileceği ve bu sayede yalnız bütçe imkânları ile kalmayıp haricî ve dahili istikrazlarla işlerin daha süratle intaç edileceğini ve ayni za­manda ortaklıklar kurmak suretiyle halk sermayesinden istifade ve bun­ların kıymetlendirilmesi de mümkün olacağı izah edildikten sonra yapıla­cak toplantılardan verilecek kararla­rın memleket için çok hayırlı olması dileğiyle misafirlere teşekkürler arzederek sözlerine nihayet vermiştir.

19 Ocak 1954

 

— Ankara :

Memleketimizle Fransa arasında 21 Aralık 1953 tarihinde parafe edilen yeni ticarî ve malî anlaşmalar, bu­gün hükümetimiz namına Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtip muavini Orta Elçi Haydar Görk ve Fransa hüküme­ti namına Fransa Büyük Elçisi ekse­lans Tarbe de Saint  Hardouin tarafından imzalanarak meriyete girmiştir.

Bu vesiie ile Dışişleri Vekâletinde ya­pılan imza merasimi sırasında, ekse­lans de Saint  Hardouin ve Elçi Hay­dar Görk Türk  Fransız dostluğunu tebarüz ettiren ve iki memleket ara­sındaki ticari mübadelelerin geniş mikyasta arttırılması imkânlarının mevcudiyetini belirten birer konuşma yapmışlardır.

Üç ay evvel sayın Fransa Başvekili ile Hariciye Vekilinin memleketimizi ziya­reti sırasında, iki hükümet Türkiye ile Fransa arasında ticarî, iktisadi ve tek­nik sahalarda daha sıkı bir işbirliği te­sisi arzusunu izhar etmişlerdi. Bugün yürürlüğe giren yeni anlaşmalar bu yolda mühim bir merhale teşkil et­mektedir.

Yeni anlaşmaların verimli bir şekilde tatbiki için her iki hükümetin alâka­dar makamları gerekli hazırlıklarda bulunmuşlardır. Bu itibarla, Türk Fransız ticaretinin önümüzdeki sene içinde daha geniş, daha istikrarlı ve karşılıklı menfaatlere uygun bir çer­çeve içinde cereyan etmesi beklene­bilir.

Evvelce parafe edilen 160 milyon li­ralık sınaî ve iktisadî teçhizat kre­disi anlaşması da bugünden itibaren meriyete girmiş bulunmaktadır. Bu anlaşmaya müsteniden Fransadan 2 ilâ 7 senelik kredilerle temin oluna­cak teçhizat ve malzemeden gerek devlet teşebbüslerimiz, gerek husu­si teşebbüs istifade edebilecektir.

İktisadî ve sınaî kalkınmamıza lü­zumlu her. türlü makine, fabrika ve teçhizatın teslimine ait olan bu anlaşmanın en uygun şekilde tatbikine nezaret etmek ve iki memleket ara­sında iktisadî ve teknik işbirliğini ge­liştirmek üzere bir Türk  Fransız muhtelit komisyonu da kurulmuş bu­lunmaktadır. Bu komisyon yakında faaliyete geçecektir.

20 Ocak 1954

 

— Ankara :

16  17 Ocakta Unesco Türkiye Millî Komisyonu yönetim kurulunun Anka­ra toplantısına Millî Eğitim Vekâleti müsteşarı Osman Faruk Devrimer de katılmıştır.

İstanbulda toplanmış olan talebe fe­derasyonları dördüncü genel konfe­ransında Unesco temsilcisi M. Pierre François konferans hitamında Anka­ra ya gelerek Unesco Türkiye Millî ko­misyonu gençlik komitesiyle çalışmış ve yönetim kurulu ile temas etmiştir.

— Ankara :

Yedi vilâyetimizde yeniden kurulacak olan şeker fabrikalarının ihalelerinin yapılması münasebetiyle İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcah, bugün saat 14.30 da Şeker Şirketi Umum Müdürlüğün­de bir basın toplantısı yapmıştır.

İşletmeler Vekâleti müsteşarı Kemalettln Apak ile Şeker Şirketi Umum Müdürü, umum müdür muavini ve Meclisi idare âzalarının da hazır bu­lunduğu bu toplantıda, Sıtkı Yırcah, şu beyanatta bulunmuştur:

«Bugün, 7 yeni şeker fabrikasının iha­lesini yapmış bulunmaktayız. Bu fab­rikalar Kayseri, Erzurum, Susurluk, Burdur, Malatya, Erzincan ve Elâzığda kurulacaktır.

Fabrikalardan üçü, iki Fransız fir­masına, geri kalan dördü de iki ayrı Alman firmasına ihale edilmiştir. Kayseri ve Erzurum fabrikaları küp şeker, diğer fabrikalar ise kristal şe­ker imal edeceklerdir. Bu suretle iki yıldanberi ihale etmiş bulunduğumuz fabrikaların yekûnu 11 i bulmakta ve eski mevcutları ile 15 olmaktadır. Böy­lece, eski fabrikalar da normal bir şe­kilde çalışma şartiyle memleketimizin normal istihsal kapasitesi, eskiden mevcut olan 120 bin ton yerine, 375 bin tona çıkmış bulunacaktır.

Bu defa ihale ettiğimiz fabrikaların dış finansmanı için 25 milyon dolar ödenecektir. Ayrıca, iç finansmanlar­la beraber bunların işler bir hale ge­lebilmesi için yekûnen 14 milyon li­ralık bir tediye yapılacaktır. Daha ev­velce ihale ettiğimiz Adapazarı da da­hil olmak üzere 4 fabrikanın maliyet bedelleri de hesaba katılacak olursa yekûnen 250 milyon liralık bir envestisman yapılmış olacaktır.

Derhal şunu ifade edeyim ki, hâlen işlemekte olan Adapazarı ile önümüz­deki eylül ayında işleyecek olan Kütahya, Konya ve Amasya fabrikala­rının hisse senetlerinin yüzde doksa­nına yakın bir kısmı mahalli müstah­sil ve halk tarafından satın alınmış bulunmaktadır.

Bu defa ihale ettiklerimizin de, kısa bir zaman içinde, iç finansmanının bir kısmının mahallen tedarik edileceği­ne kani bulunmaktayız. Bu defaki ihalelerimizde, dış finansman bakı­mından da çok müsait şartları elde etmiş bulunmaktayız. İhaleyi üzerine alan beş firma da ayni şartları kabul etmiş durumdadırlar. Bu şartlara gö­re, kendilerine ödenecek bedelin yüz­de onu altı ay sonra, diğer yüzde onu fabrika ikmal edilinceye kadar Öde­necektir. Bakiye kalan yüzde sekseni ise fabrikalar işlemeğe başladıktan sonra 1961 yılma kadar senelik tak­sitlerle tediye edilecektir. Bunların ortalama faizleri de yüzde dört ola­rak bütün firmalarca kabul edilmiş bulunmaktadır.

Bu yoldan da memleketimize muay­yen bir ölçüde envestisman kredisi sağlamış bulunuyoruz.

Fabrikalar işlemeğe başlayınca 135 bin hektar arazide pancar ekilecek, 38 vi­lâyette 197 ilçede pancar ziraatinden istifade edilecektir. Ayrıca, bir buçuk milyona yakın pancar çiftçisi, pancar ziraatinde çalışmış olacak ve bu faa­liyetin her sahada doğuracağı müsbet neticelerden tahminen 7 milyona ya­kın vatandaş faydalanacaktır.

Bugün memleketimizde yenen şeker miktarı civarımızda bulunan bir çok memleketlerden asgarî yüzde kırk ek­sik bulunmaktadır. Böylece, memle­ketin bol bir gıda maddesine kavuş­ması imkânı sağlanacağı gibi, pancar ziraatinin müsbet neticeleri geniş öl­çüde kazanç bakımından olduğu ka­dar fennî ziraat, sun'î gübre sanayii, hayvancılık yoluyla da memlekette geniş bir zümrenin köklü iktisadî ve sosyal kalkınmasını temin edecektir.

Bir misal olarak ifade edeyim ki, iki sene evveline kadar köylüye Öden­mekte bulunan 40 ilâ 45 milyon lira­lık pancar bedeline mukabil hâlen 90 milyon liraya yakın para ödenmek­tedir. Bu fabrikaların ikmaliyle hem de ilk senelerde sadece pancar mik­tarı için köylüye ödenen miktar 150 milyon lirayı geçecektir.

Sun'î gübre bakımından da bu suret­le sadece şeker sanayii için 110 bin tonluk bir fabrikanın kurulup yaşa­ması imkân dahiline girmiş buluna­caktır. Kaldı ki, bir taraftan da çe­şitli mmtakalarda kurulmuş fabrika­lar yoluyla hâlen vatandaş tarafın­dan asıl fiyata zamimeten ödenmekte bulunan nakliye bedelleri de tasarruf edilmiş olacaktır. Bu ölçüdeki bir sa­nayiin kalkınması için böylece en bü­yük hamleyi yapmış bulunmaktayız. Bunu başarmakta vazife alan bütün arkadaşlarıma hükümet adına teşek­kürü bir borç bilirim.

Memleketimiz ve milletimiz için bu teşebbüslerin hayırlı olmasını ve bu arada, bu dâvalarda bize destek olup halk ve müstahsil kütlesi içinde bi­zimle elbirliği yolunda en büyük fay­dasını gördüğümüz basma da bilhas­sa teşekkürü zevkli bir vazife telâkki ederim.»

21 Ocak 1954

 

— İstanbul ;

Gazeteciler Cemiyetinin fevkalâde kongresi, bugün cemiyet binasında ya­pılmıştır.

Kenya mebusu Saffet Gürolun baş­kanlığında toplanan kongrede basın kanununda tadilât yapılması mevzuunda hükümet tarafından alman prensip kararı bahis mevzuu edilmiş ve prensiplere ait taslak üzerinde du­rulmuştur.

Görüşmeler sırasında Ankarada Baş­vekille temaslarda bulunan idare ku­rulu üyeleri, tadilin şekli hakkındaki kanaat ve fikirlerini belirtmişlerdir.

Kongre başkanı Saffet Gürolun, bu mevzudaki tamamlayıcı    izahatından sonra umumî heyet, mezkûr taslak hakkında incelemeler yaparak netice­ye bağlaması hususunda idare heye­tine salâhiyet vermiş ve toplantı sona ermiştir.

İstanbul:

Bugüne kadar Türkistandan yurdu­muza gelen göçmen sayısı 1482 yi bul­muştur. Bunların hepsi de misafirhanelere yerleştirilmiş, iskân müdürlü­ğünün teşebbüsü ile Verem Savaş Der­neği tarafından radyografilerinin alın­masına başlanmıştır.

Ankara:

Bir haftadan beri memleketimizde bulunan İngiliz rejisör ve aktörü George Devine, dün devlet tiyatrosunda «İngiliz tiyatrosunda rejisörün mev­kii ve kullandığı metodlar» mevzulu konferansından sonra bugün saat 11 de de bir basın toplantısı yaparak, so­rulan muhtelif sualleri cevaplandır­mış ve İngiliz tiyatrosu hakkında muhtelif cephelerden izahat vermiştir.

Rejisör George Devine, Türk tiyatro­su hakkındaki fikirlerini bu arada şöylece hülâsa etmiştir:

«Şunu ehemmiyetle belirtmek isterim ki, başlangıçtan beri yapmış oldu­ğunuz ilerlemeler şayanı dikkattir. Hiç tereddüt etmeden söyliyebilirim ki milli Türk tiyatrosu sosyal faaliyet­ler bakımından özel bir rol oynayabi­lir. Bu da aktörlük malzemesi bakı­mından faydalıdır. Çok iyi eleman­larınız var. Fakat tiyatro faaliyetleri­nizi çok arttırmak ve yabancı piyes muharrirlerinden eserler alarak çalış­mak zorundasınız. Tiyatro seviyenizi yükseltmek zorunda bulunuyorsunuz. Bunun için de birinci smıf bir tiyat­royu memleketinize davet etmek, gençlerinizi yeni şeyler görmeleri ve öğrenmeleri için yabancı memleket­lere göndermek icap etmektedir.

Ayrıca Türk tiyatrosunu bir bütün olarak gözden geçirmek icabeder. İs­tanbul Ankaraya, Ankara îstanbula yardım etmeli ve her iki şehirde de her iki tiyatro da faaliyet göstermelidir. Yalnız Ankaranm kerıdine    hâsbir havası olduğunu müşahede ettim. Bir şey daha söylemek isterim ki, genç elemanlarınıza fırsat vermeniz icap etmektedir. Devlet konservatuarında reji ve dekorculuk kursları da lâzım­dır.»

22 Ocak 1954

 

— Ankara :

Dışişleri Vekâletinden bildirilmiştir:

Fransız birliğine dahil üç Hindicini devletinden biri olan ve Türkiye ta­rafından müstakil bir devlet olarak tanınan Laos Krallığı hükümeti, memleketimizde temsilcileri bulunmadığı cihetle, Fransa büyük elciliği vasıtasiyle. Laos başvekilinin 25 Aralık 1953 tarihli aşağıdaki beyanatının metnini hükümetimize ulaştırmıştır:

«Viet  Minh, Laos krallığına karşı yeniden menfur bir tecavüz hareke­tine girişmiş bulunmaktadır. Geçen Nisan ayında kuzey eyaletlerimizde yapmış oldukları gibi, VietMinh kuv­vetlerine mensup muntazam birlikler, Annam dağları silsilesinden hudutlarımızı aşarak, Tahkkhek eyaletinin içerilerine kadar sokulmuşlardır. Bu birliklerin Öncüleri, şimdiden memle­ketimizin hayatî ulaştırma yollarını tehdit etmektedir. VietMinh bir ke­re daha hakiki çehresini göstermekte ve son defa Fransa cumhuriyeti ile imzalanan anlaşmalar gereğince tam istiklâline kavuşan bir memleketi is­tilâda tereddüt etmemektedir. Böyle­ce Viet  Minh, komünist ideolojisini daima reddetmiş bulunan ve her za­man da reddedecek olan bir millete bu ideolojiyi zorla kabul ettirmek ga­yesini güden bir tecavüz harbinin em­peryalist karakterini yeniden ispat ediyor. Sulh müzakerelerinin açılması hususunda şefi Ho Chi Minhin son beyanlarını takip eden bu tavsifi im­kânsız istilâ hareketi VietMinhin biz­zat kendisine' karşı yapabileceği en açık yalanlamadır. Laos halkı bütün hür milletlerin vicdan ve muhakeme­lerine müracaat eder,

«Bu hareketin, bütün dünyaca, Mil­letlerarası hukuka karşı işlenmiş en büyük suç olarak kabul edileceğine şüphe yoktur.

«Laos hükümetine gelince, nisan ayında yaptığı gibi, dostlarının da yardımı ile bütün kuvvetlerini, sar­sılmaz bir irade ile krallığın istiklâl, hürriyet ve mülkî tamamlığını koru­mak yolunda kullanacaktır.»

— Ankara :

Devlet Demiryolları Umum Müdürlü­ğünden verilen malûmata göre 20 Ocak 1954 günü Çiftehan Pozatlı arasında vukuagelen tren çarpışmasın­da ölenlerin sayısı yolculardan 7 ve personelden 12 olmak üzere ceman 19 kişidir. Yalnız yolculardan 6 kişi yaralanmış olup bunlar kazayı müte­akip Adana memleket hastahanesine nakledilmişlerdir. Bugünkü durumla­rında vehamet görülmemektedir.

Hasara uğrayan vagonlar hattan kal­dırılmış olup çarpışan iki makinenin hâlen kapatmakta olduğu yolun sü­ratle açılması için büyük gayret sarfedilmektedir. 23 Ocak günü öğleye doğru trenlere geçit verilebileceği umulmaktadır.

Kazanın sebebini tahkik etmekte olan Ulaştırma Vekâleti ve Devlet Demir­yolları teknik heyetleri kaza yerinde­ki çalışmalarına devam etmektedir­ler.

— İstanbul :

Birkaç gündenberi Ankarada bulunan Birleşmiş Milletler, milliyetçiler yük­sek komiseri Van Huvengo şehrimize dönmüştür. Yüksek komiser hüküme­timiz nezdinde memleketimizdeki mil­liyetçi mülteciler meselesi üzerinde görüşmeler yapmış ve Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü tarafından kabul edilmiştir.

Pazar günü uçakla Tahrana gidecek olan yüksek komiser Van Huvengo bu­gün saat 18.30 da vilâyeti ziyaret ede­rek vali ile mülteci meseleleri üzerin­de görüşmüştür.

Birleşmiş Milletler yüksek komiseri, yakın ve orta şarkta milliyetçi mültecilerin durumunu tetkik etmekte­dir.

Van Huvengo Tahrandan sonra Suri­ye, Lübnan ve Mısırı da ziyaret ede­cektir.

23 Ocak 1954

— Ankara :

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, bugün saat ll'de, Çimento Sanayii Anonim Şirketi Umum Müdürlüğünde bir basın toplantısı tertip etmiştir. Vekil, son defa ihaleleri yapılan 20 çimen­to fabrikası hakkında basın men­suplarına izahat vermiş ve demiştir ki :

«Gazeteci arkadaşlarıma ve onlar vasıtaslyle bütün memlekete, İkinci Ci­han Harbinden sonra yalnız Türkiye için değil, Avrupa için bile büyük bir sınai ha reketi olarak telâkki edilen 20 çimento fabrikasının dün akşam ihale edilmiş olduğunu bildirmekle bahtiyarım.

Çimento fabrikaları yurdumuzda, Adana. Afyon, Aydın, Bartın, Çanak­kale, Çorum, Diyarbakır, Elâzığ, Erzurum, Eskişehir, Kayseri, Trabzon, Trakya, Van, Konya, Giresun, Gazi­antep, Gemlik, Balıkesir ve İçel'de kurulacaktır.

20 çimento fabrikasının inşasının 7'sini Fransız firması, 12'sini 4 Alman firması ve birini de bir İtalyan firma­sı taahhüt etmiştir. Siparişi alan fir­maların hepsi aynı zamanda kura­cakları fabrikaya ortak olarak katılmakta ve işletme mes'uliyetini üzer­lerine almaktadırlar. Dış tediyelerin % 20'si fabrikalar kuruluncaya kadar ödenecek, geri kalan kısmı ise fabri­kalar işlemeye başladıktan sonra 5 sene zarfında ve % 4 faizle tediye edilecektir.

20 fabrikanın kurulup işleyebilmesi için ortalama 200 milyon liralık bir envestismanm da bu suretle yapılma­sı sağlanmış olacaktır. Böylece 1953 yılı sonu itibariyle 1 milyon 25 bin ton miktarında olan çimento istihsal kapasitemiz, bu fabrikaların iki sene yenin de büyük bir sermaye koyarak iştirakiyle bir anonim şirket kurul­ması, 3) Müstehlikin 5 veya 10 lira­lık hisse senetleri alması suretiyle bü­yük bir kooperatif kurulması.

Bu teşkilâtın kurulmasında İsviçreli­ler her türlü yardımı yapacaklardır. Fakat bunun tamamiyle Türkler tarafından idare edilmesi şarttır.»

25 Ocak 1954

 

— İstanbul :

Şehrimizde bulunan Bileşmiş Millet­ler mülteciler yüksek komiseri Van Huvengo ve teşkilâtın Yakın Şark Müdürü Tahrana müteveccihen şeh­rimizden ayrılmıştır.

Yüksek komiser vilâyet iskân ve top­rak müdürü Mehmet Eken ile birlikte şehrimiz göçmen misafirhanelerini ve göçmen mahallelerini gezmiştir.

Yüksek komiser bu gezileri sırasında Türk devletinin göçmenlere ev ve arazi vermesi keyfiyetini büyük tak­dirle karşıladıkları, meecanen ev ve arazi bağışlarının başka memleketle­rinde okuma yazma marangozluk, biç­ki ve dikiş gibi kursları çok beğendik­lerini söylemiştir.

— Ankara :

Seçim kanununun 9 uncu maddesin­deki «Ordu ve emniyet mensupları» gibi devlet ve belediye bütçelerinden aylık veya ücret alan bilûmum me­murların da seçmen olmamaları ve rey vermemeleri yolunda bir milletvekili tarafından Büyük Millet Meclisine sunulmuş bulunan kanun teklifinin bugün İçişleri komisyonun­da cereyan eden müzakeresi sırasın­da, Adalet Vekili Osman Şevki Çiçekdağ hükümet görüşünü şu şekilde be­lirtmiştir :

«Feragatli ve faziletli çalışmalarını daima takdir ve tevkirettiğimiz me­mur arkadaşlarımızı memleket hizmetinde olduğu gibi millî iradenin te­cellisinde de rey ve iradesini hangi tarafa tevcih ederse etsin her türlü tesir ve  endişenin  haricinde  kalmış ve yalnız vicdanî duygusu ile hareket etmiş mühim bir unsur olarak kabul etmiş bulunuyoruz. Bu itibarla me­murlarımızın şu veya bu hissin tesiri­ne maruz bırakılmış olduğunu ileri " sürerek millî iradenin tezahürü olan rey vermek hakkından mahrum edil­melerine matuf bulunan kanun tek­lifini hükümet olarak 'kafiyen iltifata şayan görmediğimizden teklifin red­dini istirham ediyoruz.»

Adalet Vekilinin bu konuşmasından sonra komisyon kanun teklifini mü­zakereye dahi lüzum gormiyerek ittifakla reddetmiştir.

— Ankara :

Ulaştırma Vekili Yümnü Üresin, bu­gün saait 18 de Ankarapalasta bir ba­sın toplantısı yaparak PTT çalışma­ları mevzuunda basma şu izahatı vermiş ve demiştir ki:

«Halk ve devlet hizmetinde haberleş­menin, emniyet, düzen ve süratle ya­pılmasını şimdiye kadar mülhak ve kısır bir bütçe ile temine çalışan PTT idaresi, son yıllarda memleketteki umumî kalkınmanın tesiriyle artan muhabere ihtiyaçlarını karşılayabilmek maksadiyle devlet teşekkülü ha­line gelmiş ve yeni bir çalışma devre­sine girmiş bulunmaktadır.

PTT işletmesi bütün hizmet çeşitle­rinde kaydedilen mühim trafik artış­larını esaslı bir programa bağlı ola­rak yapılan ve yapılmakta elan yeni tesis ve tevsilerle ve rasyonel bir iş­letme sistemiyle kısa bir zamanda karşılamaya gayret sarfetmektedir.

Son yılların trafik artışları hakkında bir fikir vermek üzere 1950 rakamları­nı esas olarak artış nisbetlerini göz­den geçirelim:

Şehir için telefon konuşmaları 1951 de yüzde 26, 1953 te yüzde 73, şehir­lerarası telefon konuşmaları 1951 de yüzde 24, 1953 te yüzde 82, yurt içi ve dışı telgraf sayısı 1951 de yüzde 4, 1953 te yüzde 24, posta umumî iş hac­mi 1951 de yüzde 5, 1953 te yüzde 36 dır.

Gitgide artan ve    trafik    taleplerini karşılamak üzere PTT idaresinin ev­velkilere ilâveten 1953' yılında tahak­kuk ettirdiği ve ettirmekte olduğu iş­leri şöyle hülâsa edebiliriz:

Posta işleri :

Bu yıl yeniden 74 PTT merkez ve şubesi ve 282 pul satış şubesi açılmış, 17 merkez şehirlerarası konuşmaları­na katılmış, şehir ve kasabaların muhtelif yerlerine 250 posta kutusu konmuştur. Yeniden 62 posta hattı ihdas edilnrş, hayvan ve araba ile nakliyat yapılan 76 posta hattında motorlu vasıtalarla nakliyat sağlan­mıştır. Postalarda sürat temini için 141 adet kamyon, kamyonet ve bisik­let servise konmuştur. Daire ve mü­esseseler posta maddelerinin pullanıp damgalanması külfetinden kurtarıla­rak ücret ödeme makineleri kullanıl­maya başlanılmıştır. Posta İşlerinde halka bazı kolaylıklar sağlanmıştır. Bu cümleden olarak havale hadleri 2 misline çıkarılmış, merkez veya şubesi bulunmıyan bazı, mühim bucak ve köylerde acentelikler açılmış, posta hattı seferleri ihtiyaca göre arttırıl­mış ve normal ve hâtıra serisi olmak üzere de 11 seri posta pulu bastırıl­mıştır. Bu yıl mevcut PTT merkezle­rine 160 merkez veya şube daha ilâve edilecektir.

Telgraf, telefon ve telsiz işleri:

PTT idaresini en çok tazyik eden mevzu telefon işidir. Yurdun her köşe­sinden devamlı olarak telefon, santralı ve şehirlerarası konuşma talepleriyle karşılaşılmaktadır.

Şunu bilhassa belirtmek yerinde olur ki, telefon memleketimize 1910 yılın­da girmiş ve 1950 yılma kadar geçen 40 sene zarfında bu sahada yapılmış işlere nisbetle son 4 yıl içinde (1954 dahil) tahakkuk ettirilen işler daha fazladır.

1953 yılında  otomatik  santrali arımı­za 10.500 ve manyetolu santrallerimize 6.980 ilâve yapılarak santral kapa­sitemiz 96.334 hatta çıkarılmıştır. Bu miktar bir evvelki yıla nazaran yüzde 24 bir artış göstermektedir.

1954 yılı içerisinde Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerimizle diğer şehir ve kasabalarımızda tamamlana­cak 41880 hatlık santral teçhizatı bu­na ilâve edilirse 1950 ye nazaran ar­tış yüzde  125 olacaktır.

Ayrıca İstanbul santralları kapasite­sinin 111.000 e çıkarılması için lüzum­lu teçhizat siparişe bağlanmak üze­redir.

Santrallarımızm tevsi ve tesis progra­mına paralel olarak lüzumlu şebeke inşaatı da yapılmış ve yapılmaktadır. Ezcümle 1953 yılında şehir içi telefon şebekemize 17.025 kilometre ilâve edi­lerek 178.755 kilometreye çıkarılmış­tır. 1954 yılı içerisinde bunlara ilâve­ten 72.450 hatlık tevsiat yapılacaktır.

Havaî bakır ve demir telefon devre­mize 1580 kilometre ilâve edilerek 26.199 kilometreye ve telgraf hatlarımıza 162 kilometre ilâve edilerek mevcut telgraf teli 43.459 kilometreye ve telgraf simültane hattımız 21.958 kilometreye çıkarılmıştır.

1954 yılı içerisinde bunlara ilâveten 2538 kilometre bakır ve demir telefon devresiyle 250 kilometre telgraf hattı inşa. olunacaktır.

Telefon kuranportörlerimize bu yıl 8.706 kilometre ilâve edilerek 59.574 kilometreye ve telgraf kuranportörle­rimize de 1.602 kilometre ilâve edile­rek 53.976 kilometreye çıkarılmıştır.

1954 yılı içerisinde bunlara ilâveten 33.967 kilometre telefon kuranpcrtör ve 22850 kilometre telgraf kuranpcr­tör irtibatı temin edilecektir.

Çok âcil bir ihtiyaç olan şehirlerarası konuşmalarını sağlamak mc.ksadiyle siparişe bağlanmış olan:

Ankara  İzmir, İstanbul  İzmir, An­kara  Sivas  Samsun arasına 12 şer kanallı,

Samsun  Giresun  Trabzon, SivasMalatya, Ankara  Kastamonu, Anka­ra  Zonguldak, İzmir  Aydın arası­na 4 er kanallı,

Ankara  Eskişehir  Balıkesir ara­sına 3 er kanallı ve muhtelif merkez­ler arasını takviye etmek üzere 20 adet tek kanallı   kuranportor.   Tesislerinin mart 19s4 ayı sonunda montajı bite­cek, ve konuşmaya açılacaktır.

İki grup halinde eksiltmeye çıkarılan telekomünikasyon tesis ve tevsi pro­jesine göre 30 şehir ve kasabada 13.700 hatlık otomatik santral ile 30 mahal­de kurulmak üzere 6.000 hatlık man­yetolu santralın tesisi Ericsson firma­sına, 20 adet 12, 66 adet 3 kanallı te­lefon, 64 adet 18 ve 4 kanallı telgraf kuranportör cihazlarının tesisiyle lü­zumlu şehir içi ve şehirlerarası dev­relerinin inşası da Metal Promet ve Philips firmalarına ihale olunmuş­tur.

Diğer taraftan ana arter olarak İz­mir  İstanbul  Ankara  Sivas ara­sında 60 kanallı Hertz kablosu siste­minin  kurulmasına  başlanacaktır.

Hâlen Ankarada 4, İstanbulda 6 ve­rici ile Ankarada 8 ve İstanbulda 23 alıcı telsiz telgraf ve telefon teçhizatı mevcut olup 1954 yılında Ankara tel­siz telefon servisinin 4 misli takviye­si sağlanacaktır.

PTT idaresi son zamanlarda tesis et­miş olduğu radyo telefon tesisleri ve tevsi ettiği Milletlerarası telli irtibatlariyle bütün Avrupa memleketleriyle telefon münasebetleri temin etmiş ve yeni radyo telefon tesisleriyle Birle­şik Amerika, Kanada ve Meksika ile telefon irtibatları sağlanmıştır. Ay­rıca Diyarbakır  Bağdat arasında 3 kanallı telefon irtibatı birkaç ay önce servise açılarak Suriye ve Lübnana ilâveten Irak ile telefon konuşmaları başlamıştır.

önümüzdeki yıllarda İran ile irtibat sağlanacak ve radyo telefondan da faydalanılarak deniz aşırı bir çok memleketlerle daha konuşma temin edilecektir.

Milletlerarası telefon konuşmaları bu yeni tesislerle çok. artmış bulunmak­tadır. 1953 yılı Milletlerarası konuşmaları bir evvelki yıla nazaran yüzde 68 ve 1950 ye nazaran da yüzde 160 nisbetinde  bir   artış   göstermektedir.

Bu yıl bina inşa ve tamiratına 850.000 lira sarfedilmiş ve Ankarada Yenima­halle ve Ay dm PTT binaları inşaatı­na başlanılmış, İzmir telefon santra lı, Nazilli ve Denizli PTT binaları ek­siltmeye çıkarılmış, Gaziantep ve Bur­sa binaları inşaatına devam olunmuş ve Erenköy, Fatih, Bakırköy, Yeşilköy ve Bebek telefon santral binaları da tamamlanmıştır. 1954 yılı içerisinde muhtelif şehir ve kasabalarımızda 2.5 milyon lira tutarında santral ve PTT binaları yapılacaktır.

PTT idaresi gitgide artmakta olan tra­fik taleplerini karşılamak üzere bir taraftan bütün malî imkânlariyle te­lekomünikasyon tesislerini tamamla­maya çalışırken diğer taraftan halka daha iyi bir servis sağlamak üzere çe­şitli gruplarda personelin eğitimi ile de uğraşmaktadır.

Ezcümle idarenin hakikî bilançosunu belirtecek yeni hesap sisteminin iyi bir şekilde tatbikini sağlamak üzere bu serviste çalışmakta olan tekmil personel muhasebe kursundan geçiril­miş ve daha rasyonel bir çalışma te­mini maksadiyle muhasebenin mekanizasyonu için gerekli makinelerin si­parişine geçilmiştir.

İdarenin telefon operatris, muhabere­ci, makinist, ekçi, dağıtıcı ve bakıcı kadrolarında ihtiyaca göre arttırma­lar yapılmış ve eğitim kursları açıl­mıştır.

Diğer taraftan müteselsil kefalet san­dığı ile memur ve hizmetlilerin ve ai­lelerinin sağlığını korumak maksadiyîe sağlık yardım sandığı kurulmuş, kadrosuzluk yüzünden terfi edemiyen memurların terfi imkânları sağlan­mış ve bu meyanda 1000 i mütecaviz müvezzi terfi ettirilmiştir. Hafta ta­tili, millî ve dinî bayramlarda vazifeli memurların ek çalışma ücretleri art­tırılmış ve memurun verimini arttır­mak mafesadiyle rasyonel mesai primi tatbikine başlanmıştır.

Bu yılkı çalışmalarımızda yukarıda bahsedilen işlerden başka hat bakımı ve onarımının daha büyük çapta mo­torize edilmesi, triyaj işlerinin makineleştirilmesi, posta ve telgraf tevzi­atının süratle temini için müvezzilerin bisiklet ve motosikletle teçhizi, meydan ve sokaklarda telefon konuş­maları temini için umumî yerlere te­lefon kabineleri tesisi, bazı hatlarda posta ve bu vesile ile yolcu ve bagaj tecrübe nakliyatı, seyyar PTT merkez­leri tesisi, yol durumu müsait bulu­nan köylere tevziatın jeeplerle yapıl­ması, posta tasarruf sandıkları ve çekleri servislerinin ihdası ve teşkilâ­tın rasyonel bir tarzda yeniden orga­nizasyonu vesaire gibi işlerin gerçek­leştirilmesine çalışılacaktır.»

26 Ocak 1954

 

— İstanbul :

Selanik Üniversitesi profesörlerinden ve Yunan Hukuk Enstitüsü Müdürü Prof. Pierre Valinidas İstanbul Üni­versitesinin daveti üzerine bugün İstanbula gelmiştir.

Prof. Pierre Valinidas İstanbul Üni­versitesinde bir seri konferans vere­cektir.

İlk konferansı perşembe sabahı vere­cektir.

Burdur :

Bu yıl gülyağlarınm gecen yıllar fiatına satılamaması ve mühim miktar­da gül esansının müstahsil elinde kal­ması, gülcüiükle uğraşan vatandaşları müşkül durumda bırakmıştı.

Ekonomi ve Ticaret Vekâleti gülcülerin bu durumunu yakından takip et­miş ve bir kooperatif kurdukları tak­dirde gülyağları satümcaya kadar kendilerine para yardımında buluna­bileceğini bildirmiştir.

Müstahsillerin durumunu tanzim, et­mek ve ellerindeki gülyağlarmı iyi fiatlarla harice satmak gayesiyle te­şekkül eden kooperatife Vekâlet Zi­raat Bankasında şimdilik 150.000 lira­lık bir fon açmıştır. Kooperatif bu parayı elindeki gülyağı nisbetinde müstahsillere dağıtacaktır. Koopera­tifin müstahsillere ve güicüiere bü­yük faydalar sağlıyacağı muhakkak­tır,

— Ankara :

Hindistan   Cumhuriyetinin  kuruluşu nun dördüncü yıldönümü münasebe­tiyle Hindistan Büyük elcisi ekselans C.S. Jha bugün Ankara radyosunda Türk milletine bir mesaj vermiştir.

Büyük elçi mesajda ezcümle şunları söylemiştir:

«Bugün, Hindistan Cumhuriyetinin kuruluşunun dördüncü yıldönümüdür.

Asırlarca yabancı boyunduruğu altın­da yaşadıktan sonra 1947 yılında Hint milleti mukadderatına sahip olmuş ve hürriyete kavuşmuştur. Hür olmak için takip edilen yol çok çetin bir yoldu. Hürriyet yarım asırdan sonra bir mücadele ve fedakârlık devresin­den sonra kazamlabilmiştir. Hint hür­riyet savaşının hususiyetlerinden biri de bu savaşın kılıçla değil fakat şiddet aleyhtarlığı silâhiyle kin ve nefret yaratmadan, kan dökmeden kazanılmış şiddet aleyhtarlığı ve hakikat timsali Mahatma Gandidir. O bütün Hintlilere kendilerine güven hissini sağladı. Millî hayatlarının te­melini teşkil edecek kıymetleri öğ­retti. Bugün yalnız istiklâlimizin ba­nisi değil, fakat insanlığın büyük ön­derlerinden biri olan Mahatma Gandiyi bütün varlığımızla ve büyük bir huşu içinde anıyoruz. Milli bünyeleri­ni geliştiren Hint milleti, Mahatma Gandinin önderliği altında yapılan millî hareketlere bir ilham kaynağı teşkil eden ideallerin tahakkuku için elinden geleni yapmaktadır.

Hint milletine, Hindistan cumhuriye­ti anayasası, hiçbir din ve mezhep far­kı gözetmeden, içtimaî/ iktisadî ve siyasî adalet, fikir, söz, iman, din ve ibadet hürriyeti ve içtimaî seviye ve fırsat müsavatı garanti etmiştir. Bu gayelerin tahakkuku, Hindistanm 365 milyon nüfusu arasında içtimaî ve ik­tisadi adalet ve müsavat temini ve sosyal ve iktisadî gelişme esnasında ve halk iradesine dayanan kuvvetli bir demokratik sisteminin yaratılması ve idamesi için gerek hükümet ve gerek­se millet büyük bir samimiyetle çalış­maktadırlar.

Hindistan, bugün asırlık ihmallerin bir mirası olan fakirlik,   hasislik   ve cehaletle amansız bir mücadeleye gi­rişmiş olup bunların giderilmesi için büyük gayretler sarf etmektedir. En­düstri ve ekonomi sahalarında seri gelişmeler kaydedilmektedir. Hemen hemen her endüstri sahasındaki faa­liyetler sayesinde hedefe ulaşılmıştır. Zirai istihsal artmış ve nüfus artımı sebebiyle gıda darlığı kronik ve prob­lem halinde devam etmesine rağmen, Hindistan kendisine yetecek gıda maddelerini yetiştirme hedefine bü­yük hızla ulaşmaktadır. 5 yıllık kal­kınma programı muvaffakiyetle tat­bik olunmaktadır. Binlerce köyün ken­di kendilerini teşkilâtlandırıp cehalet, hastalık ve geriliği yok etmeği hedef tutan bir program da büyük bir mu­vaffakiyetle tatbik edilmekte ve bun­dan gecen yıl içinde memnunluk ve­recek neticeler elde edilmiş bulun­maktadır.

İlmin mcdern dünyadaki kıymetini müdrik bulunan Hindistan, bu yoldaki gelişmeler üzerinde dikkatini teksif ederek, sulhçu gayeler için ülküler mevzuu dahil olduğu halde memleke­tin muhtelif yerlerinde birçok araştır­ma laboratuarları meydana getirmiş­tir.

Hint milleti ufak tefek bazı hayal kı­rıklıklarına rağmen geçen yıl içinde, demokratik hayatın sağlam temelini teşkil eden sosyal ve iktisadi sahada gelişmelere şahit olmuştur.

Türkiye ile Hindistan arasındaki dost­luk ve kardeşlik hisleri ananevi olup tarihe, kök salmıştır. Memnuniyetle kaydetmek isterim ki, iki memleketi birbirine bağlayan bağlar gün geç­tikçe kuvvetlenmektedir. 1953 yılı başlarında Türk parlâmento heyeti­nin Hindistanı ziyareti Hindistanda büyük memnuniyet uyandırmış ve iki memleket arasındaki iyi niyet hisle­rine bir kaynak teşkil etmiştir. Tür­kiye ile Hindistan arasındaki kültürel münasebetler gün geçtikçe gelişmek­tedir. Hint hükümeti ve milleti büyük ve terakki sever Türkiye cumhuriyeti ile en sıkı münasebetlerin kurulması­nı temenni etmektedir. Bana, Türk milletine hitap etmek fırsatını veren Ankara radyosuna teşekkürlerimi su­narken Hint milleti adına Türk milletini en iyi temennilerimle kardeşçe' selâmlar ve devamlı terakki ve refa­hınızı dileriz.»

— İstanbul :

Başvekil Adnan Menderes, bugün sa­at 13 te Büyük Kulüpte basın men­supları şerefine bir öğle' yemeği vermiştir.

Bu yemekte, Cumhuriyet gazetesin­den Muğla mebusu Nadir Nadi ve Bur­han Felek, Dünya gazetesinden Falih Rıfkı Atay ve Bedii Faik, Vatan ga­zetesinden Enis Tahsin Til, Milliyet gazetesinden Ali Naci Karacan, İstan­bul Ekspres gazetesinden Mithat Pe­rin, Hürriyet gazetesinden Haldun Simavi, Son Saat gazetesinden İzmir mebusu Cihat Baban, Son Telgraf ga­zetesinden Ethem İzzet Benice, Son Posta gazetesinden Bursa mebusu Se­lim Ragıp Emeç, Akşam gazetesinden Kâzım Şinasi Dersan, Hergün gazete­sinden M. Faruk Gürtunca ve İstanbul mebusu Doktor Mükerrem Sarol bu­lunmuşlardır.

Yemeğin sonunda Başvekil Adnan Menderes, aşağıdaki konuşmayı yap­mıştır:

«Neşir hürriyeti, tenkit ve murakabe haklariyle fikir hürriyeti prensibinin tabiî bir neticesi olduğu gibi demok­ratik rejimin de temel şartıdır. Neşir ve matbuat hürriyetinin, ayni zaman­da, diğer hürriyetlerimizin teminatını teşkil ettiğine de tamamiyle kani bu­lunuyoruz.

Hürriyet her şeyden evvel bir nizam­dır. Nizam ise en sade ifadesiyle bir hudutlamadır. Binaenaleyh her hür­riyetin bir hududu olmak lâzım gelir. Hudutsuz hürriyet kabili tasavvur ol­madığı gibi bu, ancak nizamsızlık, ya­ni anarşi mânasına gelir. Hürriyetler çeşitli icaplara göre hudutlanır. Bütün demokratik memleketlerde hürriyet­lerin kötüye kullanılmasının husule getireceği büyük tehlike meselenin dikkatle incelenip işlenmiş ve hürri­yetlerin hudutları kanunlarla tayin ve tesbit olunmuş ve ancak bu suret­ledir ki hürriyet    nizamının tesis ve devam ettirilebilmesi de mümkün ola­bilmiştir.  .

Fakat nizamı tesis için bütün tedbir­lerimiz hürriyeti mevcut kılmak ve devam ettirmek gayesine matuf bu­lunduğundan hiç bir mülâhaza ve tedbir bizzat hürriyetin ortadan kalk­masını intaç edemez. Demokratik ida­reyi yeni tatbike başlayan memleke­timizde bu mevzua hattâ daha da dikkatli ve basiretli hareket etmenin bir içtimai zaruret teşkil ettiği kolay­ca kabul olunabilecek hakikatlerden­dir.

Bu umumî mütalâalardan sonra asıl temas etmek istediğim matbuat hür­riyeti mevzuuna geliyoruz. Bu bahiste, garp demokrasileri mevzuatı ile karşı­laştırıldıkları takdirde, mevzuatımızın hem kâfi derecede işlenmemiş olduğu, hem de birçok boşlukların mevcut bu­lunduğu derhal müşahede olunabilir. Meseleâ neşir yoliyle şeref ve haysi­yetlere tecavüz, şantaj, yalan haber ve havadis yaymak suretiyle âmmenin huzur ve sükûnunun bozulması ve memleketin yüksek menfaatlerinin za­rara uğratılması şe hattâ yurdun se­lâmet ve emniyetine kasdetmek. gibi hususlarda mevzuatımızı işlemek ve boşlukları doldurmak lüzumuna dair hâsıl olan kanaat neticesidir ki, ga­zetelerimizde bir zamandanberi bahis mevzuu olan kanun tasarısını hazırlıyarak yüksek meclise sevketmek mecburiyetini hissetmiş bulunuyoruz. Bu mecburiyetin hâdiselerle teyit edi­lerek bir içtimai zaruret haline geldi' ğini kabul buyuracağınızdan eminim.

Daha evvelki görüşmelerimizde, pek yakında meclise tevdi edilecek olan bu tasarı hakkında kâfi derecede malû"mat vermiş idim. Onun için tafsilâta lüzum görmüyorum. Ancak su nok­tayı muhterem umumi efkâra kati­yetle ifsde etmek isterim ki neşir hür­riyetinin kötüye kullanılmasına mâni olmak hususunda lüzumlu ve zarurî hükümleri vazederken demokratik re­jimin temel şartı olduğunda asla te­reddüdümüz bulunmıyan matbuat hürriyetini uzaktan ve yakından göl­gelendirecek bir hududa gitmek kim­senin aklından geçemez.

Radyo ile yapılan yayınların da adlî

murakabeye tâbi tutulmasını uygun bulmaktayız. Gazete vesaire gibi bir neşir vasıtası olarak radyonun da di­ğer neşir vasıtalarının tâbi bulunduk­ları cezaî hükümlere tâbi tutulmasını tabiî telâkki ediyoruz.

Dâvanın sadece hürriyetlerin korun­masından ve tarsininden ibaret oldu­ğunu belirtmek için sizlere ceza ka­nununun 161 inci maddesini tadil et­mek niyetinde olduğumuzu da derhal haber vereyim.

Biliyorsunuz ki ötedenberi bu madde üzerinde çok münakaşalar olmakta­dır. Bir defa maddeyi beraberce göz­den geçirelim.

«Harp esnasında âmmenin telâş ve heyecanını mucip olacak veya halkın maneviyatını kıracak veya düşman karşısında memleketin mukavemeti­ni azaltacak şekilde asılsız, mübalâ­ğalı veya maksadı mahsusa müstenit havadis veya haberler yayan veya nakleden veya milli menfaatlere zarar verecek herhangi bir faaliyette bulu­nan kimse beş seneden aşağı olma­mak üzere ağır hapis cezasiyle ceza­landırılıra

Maddenin birinci fıkrası burada bit­mekte ve memnu fiil bu fıkrada tarif edilmiş bulunmaktadır.

Diğer fıkralar ise cezayı müebbet hap­se kadar yükselten şiddet sebeplerini ihtiva ediyor. Asıl mevzuumuz son fıkradır. Çünkü son fıkra birinci fık­rada tarif edilen suçun sulh zama­nında işlenmesi haline mahsustur. Şimdi bu fıkrayı da okuyalım:

«Bu maddede yazılı fiiller sulh zama­nında işlenmiş olursa failleri hakkın­da tertip edilecek cezanın yarısından dörtte üçü kadarı indirilmek suretiyle lıükmolunur.»

Sulh zamanında işlendiği takdirde memnu fiile ait dâvanın adlî mahke­melerimizde görülmesi bir emri tabiî telâkki edilmek lâzım gelirken, askerî ceza usul kanunu, bu maddenin ihti­va ettiği suçların, ister harp, ister sulh zamanında olsun, askerî mahke­melerde görülmesini âmir bulunuyor­du.

Hatırlıyacağımz gibi bu suçlar mat­buat vasıtasiyle işlendiği takdirde dâ­vanın adlî mahkemelerimizde görül­mesi hususu, iktidarımız zamanında yapılan bir tadil ile, pek yerinde ve haklı olarak temin edilmiş bulunmak­tadır. Halbuki ondan evvel gerek âdi­ye», gerekse matbuat yoliyle işlenen suçlar 181 inci madde gereğince as­keri mahkemelerce görülürdü.

Şimdi hükümet yeni bir tadil lâyi­hası hazırlıyarak bu maddedeki suç­ların, sulh zamanında işlendiği takdirde, ister matbuat yoliyle .olsun, is­ter âdiyen işlenmiş, bulunsun, askerî mahkemelerde değil, sivil mahkeme­lerde rüyetini sağlamak kararındadır.

Yalnız bu kadar da değil: Cezalarda da esaslı indirmeler teklif etmek yine bu kararımız cümlesindendir.

Görülüyor ki bir taraftan suç işleyen vatandaşın ait olduğu tabiî mahke­mesine şevki yoluna gidilirken diğer taraftan cürüm ile ceza arasında âdil nisbetin kurulmasına da teşebbüs olunmaktadır.

Bunun mânası vatandaşı fevkalâde tedbirlerin ve nisbetsiz derecede şid­detli cezaların dehşeti altında bırakmamak, yani âdil ve demokratik bir zihniyetle hareket etmek demektir.

Bu mâna üzerinde büyük bir ehem­miyetle durmak yerinde olacaktır. Çünkü bu, adalet anlayışımızda çok esaslı bir tekâmül ifade ettiği gibi fevkalâde tedbirlerle değil, normal yol­lardan da âmme intizamının muha­fazası mümkün olabileceğine ve Türk hâkiminin askeri hâkimlerimizden farksız olarak memleketin yüksek menfaatlerini, emniyet ve selâmeti­ne taallûk eden hususlarda vazife de­ruhte edebileceklerine dair beslemek­te olduğumuz kanaat ve itimadın da bir delili olarak kabul edilmek icap eder. Yine Türk hâkimine güvenimi­zin ve demokratik idarede terakkici ve tekâmülcü anlayışımızın yeni bir delilini teşkil edecek olan bir başka mevzua daha işaret edeceğim: Bu mevzu seçim kanununa taallûk et­mektedir.

Bilindiği gibi    secim    tutanaklarının tetkik salâhiyeti Büyük Millet Meclisi­nindir. Ve bu salâhiyet yüksek seçim kuruluna verilmemiştir. Kanaatimiz odur ki bu salâhiyetin yüksek seçim kuruluna verilmesinde bir mahzur yoktur. Dikkat buyurulacak olursa, görülür ki anayasamıza göre Türk milletinin hakikî ve yegâne mümessili olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin bizzat terkip ve teşkiline ait olan en nazik bir mevzuda dahi mukadderatı Türk hâkimine tevdi etmekten çekinir değiliz.

Hattâ birçok demokratik memleket­lerin bu noktaya gelememiş oldukları göz önünde tutulursa atılmakta olan adımın mâna ve ehemmiyeti bir kat daha tebarüz eder.

Bundan başka seçim kütüklerinin bü­yük bir itina ile hazırlanmasına el­den gelen gayretleri sarfetmekle bera­ber bu kütüklerdeki kayıtlara karşı itirazları kolayca yapılabilmesini te­min maksadiyle siyasi partilere vak­tinde ve zamanında tevdi ve tebliğini de kararlaştırmış bulunuyoruz.

Seçimlerin emniyet ve selâmeti, de­mokratik idarelerin insan hak ve hür­riyetlerine dayanan rejimlerin teme­lini teşkil eder. Binaenaleyh bundan sonra da millî iradenin tecellisine taallûk eden bu en ehemmiyetli ve en nazik mevzuda hiç bir münakaşaya hiç bir tereddüde mahal bırakmayacak bir açıklıkla hareket etmek karımızdır. O kadar ki' seçimlerin yaln: dürüst ve emniyetli bir şekilde ceriyan etmesiyle iktifa etmiyerek vatan­daş vicdanında en küçük bir tereddü­dün yaşamasına imkân bırakmıyacak derecede vuzuh içinde gerçekleşmesi­ni de sağlamak istiyoruz.

Seçim mevzuunda bu kadarla da İk­tifa etmiyebiliriz. Seçim sistemine, ta­allûk eden hususlar dışında, seçim emniyetine taallûk eden bütün hü­kümlerde herhangi bir fert veya te­şekkül veya parti tarafından yapılırsa yapılsın, telkinleri, en geniş anlayışla ve en iyi niyetle ele alacağımızdan umumî efkârımızın emin olmasını is­terim. Seçimler mevzuunda bu mil­letin elemli sergüzeşti artık maziye ait ve bir daha tekerrür etmiyecek bir acı hâtıra olarak kalmalıdır.

Buraya kadar olan beyanatımla par­timizin genel kurulunda görüştükleri­mizi ana hatlarîyle izah ve vardığı­mız neticeleri ifade etm^ bulunuyo­rum.

şimdi de ayni mevzu ve meseleleri ge­nel kurulun noktai nazarları olarak parti grupunuza intikal ettireceğiz.

Demokratik nizamı kurmak ve tekem­mül ettirmek gayesiyle kurulmuş ve bütün faaliyetlerini bu gaye etrafın­da toplamış bulunan partimizin bu .salahiyetli ve yüksek teşekkülü olan grupumuzun kuruluş gayemize tama­men uygun olan bu fikir ve esasları memnunlukla karşılayacağından ge­nel kurul olarak emin bulunmakta­yız.

Genel kurulumuzca tesbit ve meclis grupumuza arzı kararlaştırılmış diğer bir cihet te, seçimlerin mayıs ayının ikisine rastlayan pazar günü yapıl­masıdır.

Bu tarih, grupumuzda da kararlaştı­rıldığı takdirde, seçim kanununun müddetlere ait hükümleri mucibince zannediyorum ki Büyük Millet Mecli­sinin martın on ikisinde seçimlerin ye­nilenmesini karar, ve dokuzuncu Mec]isin dördüncü dönemine son veril­mesi icap edecektir.

Yine bu takdirde Milletvekili namzet­lerini de nisan ayının on birine kadar yüksek seçim kuruluna bildirilmesi se­çim kanunu hükümlerinendir. Görü­yorsunuz ki 954 seçimlerine hemen, hemen 'girmek üzereyiz, bunları huzu­runuzda ifade ve dolayısiyle muhte­rem umumi efkâra arzeylerken, bu­raya kadar olsn beyanlarıma bir kaç cümle daha ilâve etmeme müsaadele­rinizi rica edeceğim.

Demokrat Parti, memleket idare ve vazifesine çağırıldığı tarihten bugüne kadar dört yıla yaklaşan bir zaman geçmiş bulunuyor. Bu müddet zarfın­da iç idarede, asayişte, harici politi­kada, askerlikte, imar işlerinde, mali­yede, iktisatta, mahallî idare ve bele­diyelerin çalışmalarında velhasıl dev­let ve hükümet faaliyetlerinin kapla­dığı bütün sahalarda vatandaşlarımız­ca yakından uzaktan müşahedeler yapılmış, takdir veya tenkit edilmiş bu­lunan icraat ve faaliyetlerimizle Türk milletinin huzurundayız.

İktidar zamanımıza ait mesuliyetlerin manevî cephesine gelince:

950 yılında memleketi idare vazife ve mesuliyetini kutsî bir millet emaneti olarak üzerimize aldığımız zamana nazaran millet iradesine ve hürriyet nizamına dayanan bir idare tarzı kök­leştirmek, tekemmül ettirmek ve mu­zaffer kılmak bakımından kendimizi, memlekette hâkim, imkân ve şartla­rın müsaadesi nisbetinde gayret sarf etmiş ve neticeler elde etmiş bir ikti­dar olarak görmekteyiz. Bu mevzuda tafsilâta girişmek, iki devri mukayese etmek ve bu sözlerimin mesnetlerini tebarüz ettirmek tamamiyle maksadı­mın dışındadır. Şu kadarını söylemek­le iktifa edeceğim ki;

İktidarımız zamanına rastlayan 950954 yıllarının da bir intikal devresi va­sıflarını taşıdığı, yeni kurulmakta olan rejim üzerinde çok sert münaka­şaların cereyan ettiği göz önünde tu­tulacak olursa, yer, yer ve zaman, za­man, belki samimî olarak hissolunan şüphe ve tereddütlerin mahsulü bir ta­kım iddia ve hattâ hücumları ve bu iddia ve hücumların yine yer, yer, sa­mimî olarak uyandırdığı akisler bir dereceye kadar mazur görmek lâzım gelir.

İşte seçimler artık çok yaklaşmıştır. Ve karşımızdadır. Milletin emanetini millete tevdi etmek üzereyiz, ve büyük milletimizin rey kararma en derin huzur içinde intizar etmekteyiz.

Seçimlere bu kadar yaklaşmış olma­mızdan sadece büyük bir memnuni­yet duyuyoruz. Zira önümüzdeki se­çimler, toplu hayatımız bakımından birçok tehlikeler arzeden bir intikal devresini kapatacak ve bu devreye has birçok beyhude münakaşaları da ta­rihe intikal ettirecektir. Onun için bu seçimleri milletçe bir siyasî bay­ram gibi kutkıyarak idrâk etmek pek yerinde olur ve hakkimizdir da.

Seçim sonuna kadar olan Önümüzde­ki şu birkaç aylık zamanı, siyasî par­tiler ve müstakil vatandaşlar olarak iyi ve faydalı surette kullanmaya muvaffak olduğumuz takdirde, hem de­mokratik rejimimizi tekemmül ettir­mekte büyük bir açtan daha atmış, hem devlet ve milletimizin ikbal ümit­lerini bir kat daha teyit etmiş oluruz.

27 Ocak 1954

 

— Ankara :

Bir müddetten beri Ankara 3 üncü sulh ceza mahkemesinde Millet Par­tisi ve mesulleri hakkında devam eden duruşma sona ermiş ve karar bugün saat 14 te tefhim edilmiştir.

Celse açıldığı zaman sanıklar yerleri­ni almışlar ve 3 üncü sulh ceza hâki­mi Emin Cebizlioğlu hüküm fıkrasını okumuştur.

Kararın hüküm fıkrasında şöyle de­nilmektedir:

«Gereği düşünüldü:

Siyasi bir cemiyet olan ve cemiyetler kanunu hükümlerine tâbi bulunan Millet Partisinin; mucip sebepli kara­rımızda tahlil ve izah olunduğu şekil­de kuruluş ve programının 7, 12, 13 üncü maddelerinin taşıdığı mâna ve maksat yönünden din, mezhep ve ta­rikat esaslarına dayanan ve gayesini saklıyan dernekler durumunda bulun­duğu anlaşılmış, idareci maznunların bu yoldaki sözlü, yazılı ve müsama­halı hareketleri de durumu teyit et­miş ve mahkemenin kanaati bu yol­da hâsıl olmuştur.

Böyle bir cemiyetinidaresini bilerek deruhte eden maznunlardan Dr. Mus­tafa Kentli, Enis Akaygen, Fuat Arna, Ahmet Tahtakılıç, Ertuğrul Ak­ça, Lûtfi Bornovalı, Suphi Batur, Dr. Yesari Bİlgisev, Nurettin Ardıçoğlunun sabit görülen suçlarına uygun 3512 sayılı cemiyetler kanununun ba­zı maddelerini değiştiren 4919 sayılı kanunun 9 uncu maddesinin (b) ve (d) fıkraları ve ayni kanunun 5927 sayılı kanunla değişen madde 33/1 ve T.C.K. 526/i gereğince birer gün hafif hapislerine ve Millet Partisinin Ankarada bulunan merkez ve diğer bu­cak,  ocak,  il,   ilçe  dahil  bütün  merkez ve şube teşkilâtlarının feshine ve 250 şer kuruş duruşma harcının maz­nunlardan ayrı ayrı alınmasına ve devlet hazinesinden peşin sarfedilen masrafların da keza maznunlardan alınmasına,

Enis Akaygen ile Dr. Yesari Bilgisevin 65 yaşım doldurmuş olduklarından T. C. K. madde 29 gereğince adlî tevbihlerine ve diğer maznunların mâni bir halleri bulunmadığından madde 39 gereğince cezalarının teciline,

Maznunlardan Galip Bilge, Mehmet Ali Derman, Cemal Islak, Hasan Dinçerin beraatlerine karar verildi.

27/1/954 tarihinde temyiz yolu açık olarak verilen karar T.C.K. nun mad­de 94. gereğince hazır bulunan maznunlarla hükmî şahsiyet vekillerinin yüzlerine karşı alenen tefhim kılın­dı.»

— İstanbul :

İngilterenin yeni Türkiye Büyük el­çisi Sir James Bowker, beraberinde eşi olduğu halde bugün saat 11 de İs­tanbul vapuriyle, şehrimize gelmiştir.

Büyük elçi rıhtımda, İngiliz başkon­solosu ve eşi, konsolosluk erkânı ve basın mensupları tarafından karşı­lanmıştır.

Sir James, gazetecilerle yaptığı ko. nuşmada ezcümle şöyle demiştir: «Bu güzel memleketinize ilk gelişim, değil­dir. Daha evvel de burada çalışmış­tım. Ve 17 sene sonra bugün hâlâ o zaman burada geçirdiğim üç yılın gü­zel hâtıralarını unutmamış bulunuyo­rum.

Hükümetimin temsilcisi olarak, bu se­ferki gelişim bana hem tekrar o güzel günleri yaşamak, hem de 17 senedenberi yapmış olduğunuz büyük terakkiyi görmek imkânlarını bahşet­tiği için bence çok büyük bir ehem­miyet taşımaktadır.

Türkiyede bulunduğum müddetçe memleketlerimiz arasında mevcut an­anevi dostluğun kuvvetlenmesi için çalışacağım.»

— Ereğli (Karadeniz) :

Ereğimin milli mücadeledeki kahra­manlık günlerinden biri olan, Alem­dar gemisinin Anadoluya kaçırılışı ve işgal kuvvetlerine teslim olmamak için yapılan mücadelenin, 33 üncü yıldö­nümü bugün tertiplenen bir törenle anılmıştır.

Bu anma töreninde hatipler, millî mü­cadelede Ereğlilerin gösterdikleri kah­ramanlıkları belirtmişler ve gençler Alemdar gemisine dair yazmış olduk­ları şiirleri okumuşlardır.

Denizde yapılması kararlaştırılan gös­teri gezisine havanın fırtınalı oluşu mâni olmuştur. Sadece şehit serdümen Recep Dayı için denize çelenk atılmıştır.

Ankara :

Ekonomi ve Ticaret Vekâletinden al­dığımız malûmata göre, Aralık 1953 ayı sonuna kadar dış memleketlere İs­tanbul ihracatçı birliği tarafından 8 milyon 903 'pin 428 kilo ve Karadeniz ihracatçı birliği tarafından da 5 mil­yon 216 bin 400 kilo olmak üzere ce­man 14 milyon 119 bin 828 kilo iç fın­dık ihraç edilmiştir. İhraç edilen fın­dıkların kıymeti 32 milyon 372 bin 433 lira 84 kuruştur.

İstanbul :

Tcprak Mahsulleri Ofisinin davetlisi olarak İstanbula gelen 6 kişiden mü­teşekkil İngiliz ticaret heyeti bugün şehrimiz ticaret borsasını ziyaret ede­rek burada buğday numunelerini tet­kik etmiştir. Bilâhare heyet azaları İs­tanbul ticaret odasına gelerek temas­larda bulunmuşlardır.

Mersin :

Birinci kafile ile Koreye giden ve Kunuri muharebelerine iştirak eden 6 İçelli gaziye, bugün törenle madalya verilmiştir.

Birleşmiş Milletler adına verilen ma­dalya, albay Kâmil Güney tarafından gazilerimizin göğsüne takılmış ve bu vesile ile Mehmetçiklerimizin   kahra manlıkları ve muhariplik vasıfları bir kere daha belirtilmiştir.

Madalya alan Gaziler şunlardır:

Çavuş Hasan Günaltay, Çavuş Abdul­lah (Erişmiş, Onbaşı Sadık Asımgil; Onbaşı Yusuf Şeref, er Cumali Baldırcı, er Ali Tokucu.

— İstanbul :

Ürdünün Ankara Büyük elçiliğine ta­yin edilmiş olan Ürdün kralının eski hassa Nazırı İhsan M. Tefsai, bugün saat 11.00 de, İstanbul vapuriyle, şeh­rimize gelmiştir.

İhsan Tefsai Anadolu Ajansı muhabirlyle yaptığı konuşmada, memleketi­mize tayin edilmiş olmaktan duyduğu memnuniyeti belirtmiş ve Türk  Ür­dün dostluğunun takviyesi için çalışa­cağını söylemiştir.

28 Ocak 1954

 

— Ankara :

Korede kahramanlık gösteren 4 suba­yımıza ve bir şehit anasına, bugün Cumhuriyet meydanında yapılan bir merasimle madalyaları verilmiştir.

Merasimde vali. tümen komutan ve­kili, belediye reisi, Amerikan ataşesi ve havanın çok soğuk olmasına rağ­men kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.

Kerede kahramanca dövüşerek şehit düşen üsteğmen Rüştü Ürelin annesi Mürüvvet Ürel ile kahramanlarımız; Yarbay Necati Kocatürk, binbaşı Mehmet Gürder, yüzbaşı Cemil SÖzdinler, üsteğmen İlhami Erdal aske­rî kıtanın önünde yerlerini almışlar­dı.

Kere kahramanlarımıza ait konuşma­lardan sonra Türk ve Amerikan millî marşları çalındı.

Amerikan ataşesi, bir Amerikan suba­yının taşıdığı madalyaları evvelâ şe­hit anası Mürüvvet Ürele ve mütea­kiben diğer kahramanların göğüsleri­ne taktı ve kendilerini tebrik etti.

Şehit annesi Mürüvvet Urel, müm­taz liyakat madalyasiyle, diğer kahra­manlarımız da, bronz  yıldız liyakat madalyalariyle taltif edilmişlerdir.

Madalyaların verilmesinden sonra as­kerî okulların ve askerî kıtalarla, di­ğer sivil okulların yaptığı bir geçit resmi ile merasime son verilmiştir.

29 Ocak 1954

 

—İstanbul :

Dün büyük Türk şairi Nefi için yapı­lan akademik toplantıda eski Türk edebiyatı doçenti Dr. Abdülkadir Karahan tarafından verilen konferansta edebiyat ve fikir hayatımız bakımın­dan şimdiye kadar hiç bilinmiyen çok mühim bir el yazması kitaptan bah­sedilmiştir.

Meşhur tarihçi Gelibolulu Mustafa Âli'nin MecmaülMahreyn adını ta­şıyan bu biricik el yazması eseri, hem müellifin hayatı ve şahsiyeti ile alâ­kalı yeni malûmat vermekte, hem de tanınmış klâsik şairimiz Nef'inin ba­bası ve dedesinin şimdiye kadar fik­riyat âlemine meçhul kalmış olan isimleri açıklamaktadır.

Nef'inin dedesinin Mirzar Ali paşa, babasının da Mehmet olduğu, doğum tarihinin ise en az edebiyat tarihlerimizde gösterildiğinden on yıl evveli­ne yani 980 hicret yılı hudutlarına alınması gerektiği kat'iyetle sabit olmuştur.

Âlinin bu eseri: İran şiirine ve şair­lerine dair Farsça bazı izahları, mazuliyetlerinden beri sırasında geçirmiş olduğu ruhî buhran ve ilhamları, şa­ir Nef'i ile olan münasebetleri ve Çiğalezade Sinan paşaya olan muhab­beti ile Hafız, Şirazinin 53 gazelini ve bunlara Âli tarafından söylenmiş 53 Farsça nazireyi ihtiva etmektedir. Bu tarihî vesika ile Nef'inin mesabirine doğum tarihine, İstanbula gelişine ve gençlik hayatındaki edebî meşgalele­rine ait olarak mevcut boşluklar   bu suretle ortadan kalkmış bulunmakta­dır.

30 Ocak 1954

 

— İstanbul :

Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, bu­gün saat 11.30 da İstanbul gazeteci­ler cemiyetinde bir basın toplantısı yaparak 15 şubattan itibaren çalış­malarına başlıyacak olan çalışma mec­lisi ve krediii mesken inşaatı mevzu­larında geniş izahat vererek şunları söylemiştir:

«Çalışma Vekâletinin istişari organı elan çalışma meclisinin önümüzdeki günlerde yapacağı toplantı gerek bir bakıma ilk çalışma meclisi toplantısı sarılabilmesi, gerekse görüşülecek olan mevzular dolayısiyle çek ehem­miyetlidir.

Çalışma Vekili veya müsteşarının ri­yasetinde, Vekâletlerden bir temsilci­nin de iştirakiyle toplanan çalışma meclisi işçi ve işveren temsilcilerini de bir araya getirmektedir. Bu seferki toplantıya iş kolu itibariyle meslekî teşekkülleri davet ve böylece bu te­şekküllere olan itimadımızı da ifade etmiş bulunuyoruz.

Tekstil, maden, ulaştırma, basın, otel ve lokantacılık, tütün, mevsimlik iş­ler, inşaat, çimento, demir, şişe ve cam sanayii, şeker sanayii ve müski­rat gibi (13) iş kolunda (24) meslek grupu ve (7 ı federasyonla 3 konfede­rasyon icra komitesinin de iştirakiyle 30 iş veren. 30 işçi temsilcisi bu top­lantıya davet edilmiştir.

Diğer taraftan İstanbul ve Ankara Üniversitelerinden de üçer profesör müşahit olarak davetlidir.

15 şubatta toplanacak olan çalışma meclisinin müzakere edece&i mevzular şu şekilde tesbit edilmiştir:

1—İş akdinin feshi mevzuunun işçi ve işverenler noktai nazarından orta­ya koyduğu meseleler,

2—Kollektif mukaveleler ve bu mukavelelerin çalışma hayatımızda sağlıyacağı neticeler,

3. —Asgari ücret mefhumu ve asgarî ücret tesbiti. Bu arada şunu da bildirmek isterim ki, tekstil ve tütün sahalarında Ve­kâletçe asgari ücret tatbiki için ge­rekli hazırlıklar yapılmıştır ve buna yakında başlanacaktır.

4. —İş kanunu işçi sayısına veya iş kollarına göre tatbikat sahaları, Diğer taraftan Deniz İş Kanunu Ça­lışma Komisyonundan çıkmış ve Mec­lise tevdi edilmiştir. Tarım İş Kanunu da hazırlanmaktadır.

5. —Sendikalar Kanununun tatbi­katı ve sendika idarecilerinin iş em­niyeti.

6. —Mahiyet itibariyle bazı    hususi­yetler arzeden işlerin müddetleri.

7. — İşçilerin iş yerlerinde iş kazala­rı ile meslek hastalıklarına karşı ko­runmaları mevzuunda işçi ve işverenlerin karşılıklı anlaşmaları.

8. — Yıllık ücretli izin mevzuunda yapılan hazırlıkların anahtarları.

Meclis, bütün bu mevzuları 3 ayrı ko­misyon halinde inceleyecektir.

Çalışma Meclisi toplantısının gerek iş ve gerekse sosyal hayatımız için faydalı neticeleri olacağına inanıyo­rum.

Müteakiben Çalışma Vekili Hayreddin Erkmen gazetecilerin Çalışma Meclisi hakkındaki sorularını cevaplandırmış ve Çalışma Vekâleti tarafından ehem­miyetle eîe alman kredili mesken in­şaatı mevzuuna geçmiş ve söyle de­miştir :

—Evvelce de memnuniyetle bildir­diğimiz gibi, mesken kredileri 1954 yı­lı başından itibaren yüzde 4'e indi­rilmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan evvelce yapılmış olan krediler içinde 1954'den itibaren yüzde 4 üzerinden faiz yürütülecektir.

Belediye Meclislerince ucuz ev saha­ları olarak tesbit edilen yerlerin sendika kooperatiflerine ve di&er koope­ratiflere satışları için gerekli, bir ay­lık, teklif alma 3 haftalık da satış ilâ­nı müddeti, yani ceman 52 günlük za­man uzun görüldüğünden, bunun 3 haftaya indirilmesine ve bu suretle muamelelerin daha çabuk ikmalinin teminine çalışılacaktır.

31 Ocak 1954

 

— Ankara :

Türkiye Genel Kimyagerler Kurumu bugün şehrimizde İstanbul Liseliler Derneği merkezinde yıllık toplantısını yapmıştır. Kurum 20 yılını tamamla­dığı için bu toplantı ayrı bir önem ta­şımaktaydı. Bu toplantıda, kurumun geçen 20 yıl içerisindeki çalışmaları gözden gecrilmiş ve elde edilen neti­celer tetkik olunmuştur. Üye sayısı 241'e yükseldiği, biri Türkçe diğeri ya­bancı dillerde iki derginin çıkarılmak­ta bulunduğu, bir popüler dergi çı­karmaya hazırlanıldığı ve sosyal ma­hiyette ilmî toplantılar yapılarak hem ilmî konuşmalar, hem de arkadaşlık temasları yapılmış olduğu memnun­lukla müşahede edilmiştir.

Türkçe derginin dünya çalışmalarını memleketimize tanıttığı, beynelmilel derginin ise, memleketimiz çalışmala­rım dünyaya tanıtmaya hizmet etti&i ve bu haliyle yabancı memleketlerde iyi intiba ile karşılandığı tesbit olun­muştur.

Yapılan müzakereler sonunda her iki derginin daha fazla geliştirilmesi, da­ha mütekâmil bir dergi çıkarılması, kurumun bir lokal sahibi olması, üye­ler arasında daha sıkı temas sağlan­ması gibi hususlar üzerinde tedbirler görüşülmüş ve meslekî bilgiyi sınaî te­şekküllere ulaştırmak ve kurumun bir federasyon şeklinde gelişmesini te­min edecek hususlar üzerinde karar­lar alınmıştır.

Kurumca kimya mükâfatı ihdası ev­velce kararlaştırılmış olduğundan bu iş bir nizamnameye bağlanmış ve ilk kimya mükâfatının tevzii bu kongrede yanılmıştır.

1952 yılında çıkan çalışma ve araştırmalara mahsus olan bu yılki kimya mükâfatı, Veteriner Fakültesinden Dr. Sabri Dilmen'e Kars otları üzerindeki araştırmasına    karşılık      verilmiştir. Prof. Dr. Sait Ali Ankara ile Dr. Zeki Tolgay'a yine 3952 yılında yayınlanan araştırmalariyle birer takdirname kazanmışlardır. Bundan sonra yönetim kurulu, haysiyet divanı seçimleri yapılmıştır.

Hariciye Vekili Profesör Fuad Köprülü'nün Mecliste izahatı: 6 Ocak 1954

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinde bugün Dışişleri Vekilimiz Profesör Fuat Köp­rülü Mısır  Türkiye münasebetleri mevzuunda izahat verdi. Ayrıca ka­nun lâyihaları görüşüldü ve kat mülkiyeti hakkındaki kanun lâyihası ile eski emeklilerin 25 yaşını doldurmuş veya dul kalmış kız çocukları­nın da yetim maaşı almalarını sağlıyacak kanun lâyihası ve emniyet mensuplarının terfilerin sağlıyacak diğer bir kanun lâyihası kabul edildi.

Celce saat 15,00'te Reis Vekillerinden Samsun mebusu Tevfik İleri'nin başkanlığında açıldı.

Başvekâletin bir tefsir talebi ile Trabzon mebusu Faik Ahmet Barut­çu ve iki arkadaşının bir kanun teklifinin ayrı ayrı iki geçici komisyo­na havalesi kararlaştırıldıktan sonra Gümrük ve Tekel Vekili Emin Kalafat söz aldı. Vekil, hâlen yürürlükte bulunan sıklet esasına müs­tenit gümrük tarife kanunu yerine geçmek üzere hükümetçe hazırla­nan kıymet esasına müstenit gümrük tarife kanunu lâyihasının Bü­yük Millet Meclisine sunulmuş olduğunu bildirdi, işin ehemmiyet ve müstaceliyetine binaen bir an evvel intacı için lâyihanın geçici bir ko­misyona havalesi teklifinde bulundu. Gümrük ve Tekel Vekili bu hu­susta bir de önerge vermişti. Teklif reye konuldu, kabul edilerek lâyi­ha geçici bir komisyona verildi.

Bundan sonra gündem dışı söz alan iki mebus Mısır hükümetinin Kahire'deki büyük elçimiz hakkında tatbik ettiği muamele dolayısiyle hü­kümetin aldığı tedbirler etrafında Dışişleri Veklimizin izahat vermesi temennisinde bulundu, Bu hususta ayrıca bir sözlü soru ve bir de önerge verilmişti.

Dışişleri Vekili Profesör Fuad Köprülü bunun üzerine Büyük Millet Meclisine gelerek izahat verdi. Profesör Köprülü şunları söyledi:

«Muhterem arkadaşlar, Mısır'daki şayanı teessüf hâdise hakkında bir an evvel malûmat almak için hassasiyet gösteren arkadaşlarıma ve bu­na iştirak eden Büyük Meclisimize teşekkürle söze başlamak isterim.

Bu, millî meseleler üzerinde milletin ve onu temsil eden Meclisin ne kadar hassas olduğunu bir defa daha bütün dünyaya tebarüz ettiren bir hâdisedir.

Arkadaşlar, bu mesele' ilk tahaddüs ettiği zaman tabiatiyle, Hariciye Vekâleti bu husustaki bütün malûmatı süratle elde etti, vaziyeti tah­kik etti ve hükümetçe icabeden tedbirler alınıp tatbikatına girişildi. Henüz bu iş devam etmektedir, katı mahiyetini henüz almamış bulunuyor. Ancak, .meselenin ehemmiyetine ve umumî efkârımızın bu meselede çok tabiî olan alâkasına mebni meselenin şimdiye kadar olan safhaları hakkında bugün saat 13'te radyo ve Anadolu Ajansı vasıtasiyle hükümetimiz, bu mesele hakkındaki malûmat ve vaziyeti umu­mî efkârımıza, yalnız kendi umumî efkârımıza değil, radyonun müte­akip saatlerdeki muhtelif lisanlarda neşriyatı ile bütün dünya efkâ­rına arzetmiştir.

Arkadaşlarımızdan, radyodaki bu tavzihi, bu malûmatı işitmiyenlerin bulunabileceğini düşünerek müsaadenizle radyo ve Anadolu Ajansı vasıtasiyle matbuata ve bütün dünyaya bildirilen malûmatı aynen oku­yorum.»

Dışişleri Vekili Profesör Fuad Köprülü, bugünkü iç haberler bülteni­mizin birinci ve ikinci sahifelerindeki tebliği aynen okuduktan sonra sözleme devam ederek şunları söyledi: «İşte arkadaşlar, bugün neşredilen resmî tebliği huzurunuzda okudum.

Buna ilâveten bu tebliğin ilân edildiği saatte Ankara'daki Mısır Bü­yük Elçisinin Hariciye Vekâletine davet edilerek kendisine bir nota tevdi edildiğini de bunun dışında ve bunu takip eden bir hâdise olarak arzedeyim.

Mesele kemali ciddiyet ve ehemmiyetle takip edilmektedir. Siyasî mü­nasebetlerinde daima dürüstlüğü ve milletlerarası hukukun bütün ka­idelerine riayeti kendisine şiar edinmiş olan hükümetinizin, hakların­dan bir zerre bile feda etmiyeceğini ve millî şeref ve haysiyeti alâkadar eden bu meseleyi âzami hassasiyet, ciddiyet ve süratle takip edeceği­ni huzurunuzda bir defa daha arzetmek isterim.

Hâdisenin müteakip inkişaflarının, neticeleri alınır alınmaz süratle, gerek yüksek huzurunuza, gerek efkârı umumiyemize ve dünya efkâ­rına arzedeceğim.

Maruzatım  bundan ibarettir.»

Dışişleri Vekilimizin bu izahatı alkışlarla tasvip edildi.

Meclis müzakereleri:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında kanun teklif ve lâyiha­larının sözlü sorulardan önce görüşülmesi, bu husustaki bir önergenin kabulü ile kararlaştırıldıktan sonra, Emekli Sandığı Kanununa geçici bir madde eklenmesi hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine geçil­di. Seyhan mebusu Sinan Tekelioğlu ile Kars mebusu Tezer Taşkıran tarafından verilmiş olan bu kanun teklifinin müzakeresine evvelki cel­selerde başlanmış, hükümlerinin daha şümullü bir hale getirilmesi yo­lunda ileri sürülen tekliflerin kabulü üzerine lâyihanın bir maddesi bütçe komisyonuna verilmişti.

Bugünkü müzakerelerde bu maddenin bütçe komisyonunca hazırlanan yeni metni okundu. Üzerinde bir mebus' konuştuktan sonra madde re­ye konuldu ve aynen kabul edildi.

Diğer maddelerin de kabulünü ve lâyihanın tümü üzerinde bir konuş­mayı müteakip lâyiha açık oya sunuldu, kabul edilerek kanunlaştı.

Bu kanunun esası şudur, eski senelerde çıkarılmış olan 1683 sayılı Emekli Kanunu, neşrinden evvelki kanunlarla emekliye sevkedilenlerin 25 yaşını doldurmuş veya dul kalmış kız çocuklarının yetim maaşı hakkını tanımamıştı. Daha sonra yürürlüğe giren 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu, 75'inci maddesi ile, bu hakkı ancak bu kanunun yü­rürlüğe girdiği tarihten itibaren tanımıştı. Böylece arada bir ikilik hâ­sıl olmuş, eski yetimler maaş alamazken, yenilere yetim maaşı veril­mesi mümkün olmuşiur. İşte bugün kabul edilen kanun bu ikiliği or­tadan kaldırmakta ve eski kanunla emekliye sevkedilenlerin 25 yaşını doldurmuş veya dul kalmış kız çocuklarına da yetim maaşı bağlanma­sı imkânını sağlamaktadır.

Kanunun metni şudur:

Madde 1. — 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanu­nuna aşağıda yazılı geçici 88'inci madde eklenmiştir:

Geçici madde 88 — Aşağıda yazılı kız çocukları hakkında 75'inci madde hükümleri tatbik olunur:

a)  Bu kanundan evvelki muhtelif hükümlere göre yetim aylığı bağ­lanmış olup da bu aylıkları 1.1.1950 tarihinden evvel evlenmeleri dolayısiyle kesilmiş bulunanlardan,  sonradan boşanmış veya dul kalmış olanlar.

b) 1.1.1950 tarihinden evvel 25 yaşını doldurmuş olmalarından dolayı yetim aylıkları kesilmiş bulunanlar.

c)  Bu kanundan evvel muhtelif hükümlere göre yetim aylıkları top­tan ödenmek suretiyle alâkaları kesilmiş bulunanlar.

d)  Bu kanundan evvelki muhtelif hükümlere göre 25 yaşını doldur­muş olmalarından dolayı yetim aylığı bağlanmamış ve hâlen evli bu­lunmayanlar.

Madde 2. — Bu kanun neşri tarihinden itibaren mer'idir.

Madde 3. — Bu kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Bu kanunun müzakere ve kabulünden sonra devlet memurları aylıkla­rının tevhid ve teadülüne dair 3656 sayılı kanuna bağlı bir sayılı cet­velin emniyet umum müdürlüğü kısmında değişiklik yapılması hak­kındaki kanun lâyihasının müzakeresine geçildi. Bu lâyihanın görü­şülmesine evvelki celselerde başlanmıştı. Bugün devam eden müzake­resinde 10 hatip konuştu. Bu arada İçişleri Vekili Ethem Menderes de söz alarak izahat verdi. Neticede hükümetin de iltihakiyle lâyihada İç­işleri Komisyonunca teklif edilmiş olduğu şekilde tadilât yapıldı. Lâyi­ha, tümü üzerinde iki hatip konuştuktan sonra, kabul edilip kanun­laştı.

Polis mesleğini 4 kademe olarak derecelendiren 6117 sayılı polis terfi kanunundan sonra bugün kabul edilen bu kanunla da komiser muavi­ni, komiser, başkomiser ve emniyet âmirlerinin kadro dereceleri yükseltilmektedir. Bu kanuna göre 25 lira aslî maaş alan komiser muavinleri 35, 30 lira aslî maaş alan komiserler 40, 35 lira aslî maaş alan başkomiserler 50, 40 lira aslî maaş alan ikinci sınıf emniyet âmirleri 60, ve 50 lira aslî maaş alan birinci sınıf emniyet âmirleri de 70 lira aslî maaşa yükseltilmişlerdir.

Kanun neşri tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir. Su kanunun memleketin iç emniyet ve asayişini temin eden emniyet mensupları arasında geniş bir memnunluk ve ferahlık uyandıracağı muhakkaktır.

Bu kanunun kabulünden sonra, bu kanuna mütenazır olarak, Büyük Millet Meclisi memurları teşkilâtı hakkındaki kanunda da değişiklik yapılarak Meclis emniyet mensupları kadrosunun tadiline dair kanun teklifi görüşülüp kabul edildi.

Müteakiben tapu kanununun 26'ncı maddesinin değiştirilmesine da­ir kanun lâyihasının Öncelikle müzakeresine geçildi. Kat mülkiyetinin kabulü mahiyetinde olan bu lâyihanın tümü üzerinde bir hatip konuş­tuktan sonra maddelere geçilmesi ve lâyihanın ivedilikle görüşülmesi kabul edildi.

Lâyihanın esasını teşkil eden birinci madde üzerinde de 15 hatip ko­nuştu, bu arada Devlet Vekili Celâl Yardımcı söz alarak izahat verdi. Neticede maddenin ve lâyihanın Adalet Komisyonuna iadesine dair takrirler oya sunularak reddedildi. Birinci madde tâdilen kabul olundu. Diğer maddelerin de kabulünü müteakip lâyihanın tümü reye arzedildi ve kabul edilerek kanunlaştı.

Bu mühim kanunun metni şudur:

Madde 1 — 2644 sayılı Tapu Kanununun 26'ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

Madde 26 — Mülkiyete, ^mülkiyetin gayri aynî haklara ve müşterek bir arzın hissedarları veya birbirine muttasıl gayri menkullerin sahip­leri arasında bunlardan birinin veya bir kaçının o gayri menkul üze­rinde mevcut veya inşa edilecek binanın muayyen bir katından veya dairesinden, yahut müstakilen istimale elverişli bir bölümünden mün­hasıran istifadesini temin gayesiyle medenî kanunun 753'üncü madde­si hükümlerine göre irtifak hakkı tesisine veya tesisin vaadine müte­dair resmî senetler tapu sicil muhafızlığı veya memurları tarafından tanzim edilir.

Alâkalıların isteği halinde resmî senedi tanzim için memurlar ikamet­gâhlara giderler, bu sırayla gelecek haciz ve tahdit kararlan resmî se­nedi yapmak için ikametgâha gitmiş olan memura tebliğ olunur.

Resmî senedi taraflarla iki şahit imzalar, şahitlerin şahadet ve tarif­lerinde şüpheli bir hal görüldüğü takdirde senedi yapan memur başka şahit istiyeceği gibi fotoğraflarını da arayabilir. 711 sayılı kanun mu­cibince yapılacak akıbetlrde de böyledir.

Birinci fıkrada beyan olunan irtifak hakkı tesisi vaitleri tapu siciline resen şerh verilir. Bunlardan irtifak hakkı tesisi vadine mütedair resmî senetler tapuya şerli verilmekle, taallûk ettiği gayri menkulün sonraki mâliklerini de ilzam eder.

Noterlik kanununun 44'üncü maddesinin (b) bsndi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayri menkul satış vadi sözleşmeleri de ta­raflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir.

Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil muhafızı veya memuru tarafından resen terkin olunur.

Madde 2. — Bu kanun neşri tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3. — Bu kanun hükümlerini icraya, İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Büyük Millet Meclisinde bugün, görüşülen son mevzu olarak, Türkiye Vakıflar Bankası kurulması hakkındaki kanun lâyihasının öncelikle müzakeresine başlandı. Lâyihanın tümü üzerinde 3 hatip konuştuktan sonra bugünkü toplantıya son verildi.

Büyük Millet Meclisi önümüzdeki cuma günü saat 15,00'de toplanacak­tır.

Kahire elçimiz:

Dışişleri Vekâletinden bildirilmiştir:

— Ankara :

Türkiyenin Kahire Büyük Elçisi Hulûşi Fuat Tugay'm Mısır hüküme­tince Mısırdan ihraç edildiği hakkında gazetelerde çıkan haberler mü­nasebetiyle aşağıdaki hususların tasrih ve izahında fayda görülmüştür.

Türkiyenin Kahire Büyük Elçisi Hulusi Fuat Tugay'm Mısır hüküme­tince Mısırdan ihraç edildiği haberi doğrudur.

Yine matbuata intikal eden, büyük elçi ile Mısır Başvekili Muavini Albay Cemal Abdülnasır arasında 2 Ocak akşamı Kahire operasının istirahat salonunda vuku bulduğu bildirilen muhavere de doğrudur.

Bu meseleden Dışişleri Vekâleti, Kahire Büyük Elçiliğinden bir gün evvel çekilen ve 4 Ocak sabahı Ankaraya gelen iki ayrı telgrafla ha­berdar olmuştur.

Kahire operasında vuku bulan hâdiseden sonra, 3 Ocak sabahı Mısır Dahiliye Veziri Türkiye Büyük Elçiliği ataşemiliterini nezdins davet ederek büyük elçinin dün akşam Başvekil Muavinine ve Mısır hükü­metine hakaret ettiğini ve kendisinin iki gün zarfında Mısın terke da­vet edileceğini beyanla meselenin Nazırlar Heyetince müzakere edile­ceğini bildirmiş ve büyük elçinin geri çağrılması hususunun Türkiye hükümetine iblâğını istemiştir.

Bilâhare, yine aynı gün Mısır Hariciye Müsteşarı, Türkiyenin Kahire büyük elçiliği müsteşarını nezdine çağırarak kendisine, Mısır Nazırlar Heyetinin o günkü toplantısında verdiği karar mucibince Hulusi Fu­at Tugay'm bundan böyle Türkiye Büyük Elçisi olarak tanmamıyacağım ve 24 saat zarfında Mısırı terke davet edildiğini bildirmiştir.

Cevaben, Türkiye Kahire Büyük Elçiliği müsteşarının, Mısır Hariciye Müsteşarına, Büyük Elçimizin ancak kendi hükümetinden alacağı ta­limata tevfikan hareket edebileceğini beyan etmesi üzerine bu mühlet 5 Ocak salı günü gece yansına kadar temdit edilmiştir.

Bir müddettenberi Mısır matbuatında şahsı aleyhinde yapılan neşriyat muvacehesinde vâki hususî ricası üzerine, ilk fırsatta tebdili kendisine vadedilmiş olan ve pek yakında Ankaraya dönmesi mukarrer bulunan Kahire Büyük Elçimizin, yukarıda sözü geçen, Opera istirahat salo­nundaki muhaverede Mısır Başvekil Muavinine söylediği sözler şayanı tecviz görülmediği cihetle Dışişleri Vekâletince kendisine derhal hare­ket etmesi için talimat verilmiştir.

Bu hâdiseyi iki cepheden mütalâa etmek gerekir:

1. — Mısır hükümetinin Türkiye Büyük Elçisini    kendisi    nezdinde «Gayri muteber bir şahsiyet» telâkki eylemesi bu devletin    takdirine bağlı bir cihet olup bu hususta, beynelmilel kaideler mucibince Tür­kiye hükümetince bir itiraz serdine mahal yoktur.

2.        — Büyük elçinin geri dönmesi cihetine gelince: Bu bakımdan câri olan ve hiç bir istisna kabul etmeyen milletlerarası kaide mucibince bir büyük elçisi «Gayri muteber şahsiyet» addetmek    kararını veren devletin bu hususu büyük elçinin mensup olduğu devlete usulü veç­hile bildirip onun geri çekilmesini talep eylemesi lâzımdır. Halbuki Mı­
sır hükümeti böyle hareket etmemiş ye büyük elçiye, siyasî imtiyaz ve muafiyetlerini de şeref etmek suretiyle doğrudan doğruya bir ihraç mu­amelesi tatbik etmiştir ki, bu tarzı hareketin diğer bir misaline medenî devletlerin siyasî münasebetleri tarihinde tesadüf olunmamaktadır.

Dışişleri Vekâleti, yukardaki esaslara istinaden Mısır Hariciyesi nez­dinde gereken sürat ve hassasiyetle teşebbüse geçmiştir.

Bu bapta, Ankaradaki Mısır Büyük Elçiliği yolu ile açılmış olan mu­haberelerin teferruatının, diplomatik kaidelere riayet maksadiyle şim­diden açıklanmasına imkân görülmemiştir.

Mısır elçisinin beyanatı: 8 Ocak 1954

— Ankara :

Mısır Büyük Elçisinin Ajansımıza yayınlanması ricasiyle göndermiş ol­duğu beyanatını aynen aşağıda neşrediyoruz :

«Bâzı gazetelerde intişar eden fikirleri tavzih ve bu suretle Türk umu­mî efkârını tenvir maksadiyle şunu söylemek mecburiyetindeyim ki, Mısır hükümeti tarafından Hulusi Fuat Tugay hakkında verilen karar Mısır'ın Türkiyeye müteveccih hasmane ifadesi olduğu hususundaki telâkki tamamiyle hatalıdır. Temin ederim ki, Mısır, Türkiye hakkın­daki dostluğunu en yüksek mertebesinde daima muhafaza etmeğe azmeylemiş bulunmaktadır.

Eminim ki, Mısır hükümeti tarafından alınmış olan tedbirler bilvasıta Türk hükümetine tariz kaselini ihtiva etmemektedir. Mısır hükümeti bu tedbirlere başvurmuş bulunuyorsa bunun yegâne sebebi Hulusi Fu­at Tugay'm yekdiğerini takip eden gayri dostane ve hasmane hare­ketlerinden ve hükümetle Mısır hükümeti erkânı hakkında takınmış bulunduğu tavırdan ileri gelmektedir. Yine eminim ki Türk efkârı umumiyesi fasılasız vukua gelen bu hasmane hareketler ve memleke­timi tavsif için ve bahusus operada Başvekil Yardımcısına hitap eden yaralayıcı sözler üzerine bu tedbirlerin alınmış bulunduğu keyfiyetini gözden kaçırmıyacaktır. Şüphe yok ki, Hulusi Fuat Tugay'm takındığı tavırlar Mısır millî hissiyatını derinden yaralamıştır. Pek tabiî olarak yabancı bir büyük elçi tarafından aynı tavırla aynı sözler Ankarada Türk hükümeti erkânına tevcih edilmiş bulunsaydı Türk millî hisle­rini de aynı nispette yaralayıcı olurdu.

İki memleketimiz arasındaki dostane münasebetleri teşviş kasdini mev­cudiyeti düşünülecek olursa bunu Mısır hükümeti tarafından alman tedbirler arasında değil, Hulusi Fuat Tugay'm bu kabilden fasılasız hareketlerinde aramak lâzım gelir. Zira bugüne kadar Mısır tarafın­dan bu kabilden herhangi bir hareketin tezahürü görülmemiştir. Mı­sır, Türk  Mısır dostluğunun takviyesine yardım maksadiyle en küçük fırsatı asla kaçırmamıştır.»

Meclis müzakereleri: 11 Ocak 1954

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinde bugün kanun lâyihaları görüşüldü ve. iki ka­nun lâyihasının müzakeresi ikmal edildi, yabancı sermaye yatırım ka­nun lâyihasının da müzakeresine başlandı.

Celse saat 15'te reis vekillerinden Manisa mebusu Muzafîer Kurbanoğlu'nun başkanlığında açıldı.

Kanun lâyihalarının diğer mevzulardan önce görüşülmesi, bu husus­taki bir önergenin kabulü ile kararlaştırıldıktan sonra, Maliye Vekili Hasan Polatkan söz aldı. Vekil 125 milyon liralık iç istikraz akdi hakkındaki kanun lâyihasının öncelikle görüşülmesini teklif etti, bu hu­susta bir de önerge verdi'.

Teklif kabul edildi, lâyiha öncelik ve ivedilikle müzakere olunarak açık oyla kabul edilip kanunlaştı.

Bu lâyiha hükümet gerekçesinde şöyle izah edilmekteydi:

«1953 yılı bütçesine yatırım giderleri için ceman 561.249.317 liralık ödenek konulduğu malûmlarıdır. Bu ödeneğin 393.596.581 liralık kısmı âdi bütçenin gelir fazlasiyle, geriye kalan 167.652.736 liralık kısmı da akdolunacak iç istikrazlar hâsılı ile karşılanacağı bütçe kanunu­nun 3'üncü maddesiyle kabul edilmiş bulunmaktadır.

Mevzuubahs açığın iç istikraz tahvili ihracı suretiyle karşılanacak kıs­mı 125 milyon lira olarak hesaplanmıştır.»

Bu lâyihanın kabulünden sonra Türkiye Vakıflar Bankası kuruluşu hakkındaki kanun lâyihasının müzakeresine geçildi. Bu lâyihanın mü­zakeresine evvelki celselerde başlanmıştı. Bugün maddeler üzerindeki müzakerelere devam edildi. Maddelerin müzakeresinin ikmalini müte­akip lâyiha açık oya sunuldu ve kabul edilerek kanunlaştı.

Esasları hakkında, lâyihanın müzakeresine başlandığı zaman malûmat vermiş olduğumuz bu kanunla «Vakıflar Bankası.Türk Anonim Ortak­lığı» adiyle hususî hukuk hükümlerine tâbi olmak üzere bir banka kurmak için Vakıflar Umum Müdürlüğüne salâhiyet verilmektedir. Bankanın itibarî sermayesi 50 milyon lira olacaktır.

Bu kanunun kabulünden sonra Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş söz alarak, gündemde bulunan yabancı sermaye yatırım ka­nunu lâyihasının öncelik ve ivedilikle müzakeresini teklif etti. Bu tek­lif, aleyhte bir mütalâayı ve vekilin cevabını müteakip reye sunuldu ve kabul edilerek lâyihanın müzakeresine geçildi.

Bu mühim kanun lâyihası hükümet gerekçesinde izah edilirken ez­cümle şöyle denilmekte idi:

«Memleketimizin muhtaç olduğu iktisadî kalkınma ve istihsal arttı­rılmasının tahakkuku, geniş mikyasta sermaye yatırımlarına vabeste bulunmaktadır.

İktisaden geri kalmış diğer memleketlerde olduğu gibi memleketimizde de dış.ödeme vasıtaları darlığı ve teknik bilgi noksanı kadar hattâ da­ha fazla olarak, umumî sermaye kifayetsizliğinin ağır baskısı hissolunmaktadır. Bu üç âmil bizi faydalı sahalara yatırılacak yabancı ser­mayeye hususî bir ehemmiyet atfetmiye sevketmektedir.

Memleketimizin süratli kalkınmasına ecnebi sermayenin geniş ölçüde iştirakini sağlamak maksadiyle, çıkarılan 5821 sayılı kanunun 2 se­nelik tatbikatı neticesinde maalesef umulan ölçülerde bir sonuç elde edilememiştir.

Filhakika kanunun tatbik mevkiine girdiği 7 Ağustos 1951 tarihinden 1953 yılı kasım başına kadar geçen devrede 42 müracaat olmuş, bun: lardan 17 adedi kanunda aranan şartları haiz olmadığından reddedil­miş, 15 adedi ise kabul edilmiştir. 10 adedi tetkik safhasındadır.

Memleketimize bu şekilde getirilmesine karar verilen sermaye yekûnu 14 milyon 558 bin 480 Türk lirasına baliğ olmuştur.

Ecnebi sermaye memleketimizin coğrafî, iktisadî ve siyasî durumunun az tanınması gibi faktörler dolayısiyle çok çekingen davranmıştır.

Bilhassa memleketimizin iktisaden gelişmesinde son derece mühim rol oynıyacak endüstri ve madencilik gibi sahalara yabancı    sermaye yatırımlarını temin etmek üzere mevcut kanundaki eksikliklerin gide­rilmesi ve bugün bir çok sahalar için cazip gelmiyen yıllık transferdeki ı/< 10'un kaldırılması ve sermayeler Vân daha çekici şartların konması bir zaruret haline gelmiştir.

Bu itibarla mevcut kanun ile tanınmış bulunan yıllık transfer hakla­rının '/< 10'la tahdit edilmiyerek kaldırılması ve kanunda hudutlandırılmış bulunan sahaların da 'tamamiyle serbest bırakılması ecnebi sermayesini temsil eden hisselerin gerek memleket içinde gerekse ec­nebi memleketlerde satışlarının kolaylaştırılması cihetine gidilmiş ve mevcut komite tamamiyle bir tesbit komitesi olmak durumundan çı­karılarak bir takdir komitesi haline getirilmiş ve aslında Ekonomik ve Ticaret Vekâletinin çalışma sahası dahilinde bulunan yabancı serma­ye yatırım mevzuu Vekâlet bünyesi içine alınmıştır. Ayrıca ecnebi ser­mayenin gelişindeki müteaddit formaliteler kısaltılmak suretiyle sürat ve basitlik temin edilmiştir.

Bu suretle kanun yalnız bir garanti teşkil etme durumundan çıkarıla­rak tamamiyle bir teşvik kanunu vasfını kazanmış olacaktır.

Gerek şimdiye kadar edinilen tecrübelerden ve yukarıda hulasaten arzedilen çeşitli sebeplerden dolayı muhtelif sahalarda yapılan tet­kiklerden de istifade edilmek suretiyle hazırlanmış bulunan ekli kanun projesi, bir taraftan memlekete gelmesi ve iktisadî kalkınmamız için faydalı iş sahalarında çalışması arzu edilen yabancı sermayeye geniş imkân ve kolaylıklar sağlamakla beraber diğer taraftan bu sermaye­den memleketin âzami derecede istifade şartlarını nazara almıştır.

Tasarının ilk gayesi iptidaî maddeleri memlekette bulunan sanayiin teşvikiyle bu gibi sınaî istihsalâtımızm memleket iktisadiyatına üç türlü faydasının dokunmadım temin etmektedir:

a) Mümasili malların ithalinde sarfedilecek döviz    tasarrufu ile bu maddelerin ihracatından doğacak döviz artışı,

b)  Gerek mevcut ve.gerekse yeniden kurulacak sanayide ecnebi ser­mayesiyle birlikte ileri teknik bilginin memlekette yerleşmesi,

c)  Dahilde' yeni yeni istihsal faaliyet sahaları yaratılarak memleke­tin gelirlerinin ve dolayısiyle iştira kabiliyetinin arttırılması ve halkımızın hayat seviyesini yükseltilmesi,

Tasarının birinci maddesinde saha tahdidatı tamamen kaldırılmış, gelecek ecnebi sermayenin, memleketin iktisadî inkişafına yararlı ol­ması Türk hususî teşebbüslerine açık bulunan bir faaliyet sahasında çalışması, inhisar veya hususî bir imtiyaz ifade etmemesi hususlarının yabancı sermaye yatırım komitesince tesbiti ve Vekiller Heyetinin tas­vibi şartiyle tamamiyle serbest bırakılmıştır.

Bu suretle bilhassa işlenmiyen iktisadî hizmetlerimizin değerlendiril­mesi hususunda yardımı dokunacak olan ecnebi sermaye ve teknik bilginin fazla miktarda memleketimize getirilmesi sağlanmak isten­miştir.»

Lâyihanın tümü üzerinde on hatip konuştuktan sonra ivedilik teklifi kabul edildi ve maddelere geçildi. Birinci madde üzerinde de beş hatip konuştuktan sonra saat 18'de bugünkü toplantıya son verildi. Büyük Millet Meclisi önümüzdeki Çarşamba günü saat 15'te toplanacaktır.

13 Ocak 1954

 

— Ankara :

1954 yılı Bayındırlık Vekâleti ve bu Vekâlete bağlı Karayolları, Su İş­leri Umum Müdürlükleri bütçelerinin Büyük Millet Meclisi Bütçe Ko­misyonunda görüşülmesine başlanılmış, bütçenin umumî müzakeresi sırasında muhtelif mebusların teknik eleman, yol, su, hidro  elektrik tesisleri ile liman, iskele ve barınak mevzuları üzerinde vâki olan mü­talâa ve dilekleri Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu tarafından cevaplandırılmıştır.

Vekil, teknik eleman mevzuu üzerinde Vekâletçe ehemmiyetle durul­makta olduğunu, Teknik Üniversite ile bu hususta tam bir görüş ve karar birliğine varıldığını, alınacak tedbirler arasında İstanbul Tek­nik Üniversitesinde ve Ankarada birer teknik okulun açılmasının mu­karrer bulunduğunu, ayrıca buna ilâveten köy yolları ve içme suları için yetiştirilmiş olan 400 kadar teknikerin miktarını çoğaltmak üze­re yeni kurslar açılacağını ve mevcut teknikerlerin bilgilerini arttır­mak üzere tekâmül kurslarına tâbi tutulacağını, bundan başka tatil aylarında Teknik Üniversite ve Teknik Okul talebelerinden de fayda­lanılmağa devam edileceğini ifade etmiştir.

Yol mevzuuna temas ederek bu sahadaki faaliyetleri izah eden Bayın­dırlık Vekili demiştir ki:

«Yol dâvasının ehemmiyeti üzerinde durarak 4 yıl zarfında kara yol­larımız için 476 milyon lira harcadık. Bu miktar aynı mevzular için daha evvelki 4 senede harcanan miktara nispetle, 2,7 misli fazladır. Ayrıca, 1949 yılı sonuna kadar yaz ve kış geçit veren yolların uzunlu­ğu 2630 kilometre iken, 1953 yılının 10'uncu ayı sonunda bu miktar 9800 kilometreye ulaşmıştır. Keza bitum kaplamalı yolların uzunlu­ğu 1953 yılında 11'inci ayda 1900 kilometreye varmış bulunmaktadır. Hâlen yaz ve kış geçit veren kara yollarımızın uzunluğu 21.00.0 kilo­metreyi geçmiştir.

Yol işleri yanında köprüler inşaatına da büyük ehemmiyet verilmiş­tir. 1950 yuma kadar 27 yılda 13.000 metre uzunluğunda 289 köprü yapılmış iken, son 3 senede bu miktarın 3 misli tutarında 37.500 met­re uzunluğunda 732 köprünün inşası ele alınarak 12.200 metresi ik­mal edilmiş bulunmaktadır.

Bu faaliyete muvazi olarak yol şebekesi üzerinde trafiğin büyük bir ar­tış gösterdiği ve 1949 sonunda 29 kuruş olan vasatı eşya ton kilometre ücretinin 1953 yılı sonunda 12 kuruşa düştüğü müşahede edilmiştir.»

Bundan, sonra il ve köy yollarına temas eden Bayındırlık Vekili sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Ana yollardaki faaliyet bu şekilde devam ederken il ve koy yolları ça­lışmaları için de alâkalı idarelere devamlı ve daima artan yardımda bulunulmuştur. Bu maksat için yapılan yardımlar 1950 yılında 7 mil­yondan başlayarak 1953 yılında 51 milyon 400 bin liraya yükselmiştir.»

Su mevzularımız hakkında da çeşitli dilekleri cevaplandıran Bayın­dırlık Vekili 1950 yılından bu yana bu sahada devam eden programlı çalışmaların neticelerini rakamlara müsteniden izah etmiş ve son 3,5 sene zarfında 277 münferit su işinin ele almadığını, 106 şehir ve kasaba, köyün sel felâketinden korunması için lüzumlu tesislerin inşasına girişildiğini, münferit su işleri için 62 milyon ve selden korunma mevzu­ları için 15 milyon lira tahsis edildiğini, 1950 yılında 63 bin hektar olan sulama sahasının 1953'te 284 bin hektara çıkarıldığını, hususiyle ba­taklık kurutma faaliyetinin büyük ölçüde arttırılarak 950 yılma ka­dar kurutulan saha 30.200 hektar civarında iken 953 yılında 196 bin hektara ulaştırıldığını, taşkın ve selden korunma sahasının da 1950'de 107 bin hektar iken, 953'te 301 bin hektarı bulduğunu izah etmiş ve dilekler meyanmda bulunan yer altı sulan hakkında da yurdumuzda 4 bölgede araştırma kuyuları açılması için 2.600.000 lira tahsis edil­diğini, ayrıca yer altı suyundan faydalanacak köylerin su araştırma­larına başlanılarak 1953'te 64 derin kuyunun kazıldığını beyan et­miştir.

Halkın yapacağı su işleri mevzuuna da temas eden Bayındırlık Vekili, 1951:1954 devresinde 65 milyon 400 bin liralık bir yardım ile içme su­ları bulunmayan 20.300 köyümüzden 13 binden fazla köyün içme suyu işi halledilmiş olduğunu, ayrıca 5 bin köyün içme suyunun da ikmal edilmek üzere bulunduğunu açıklamıştır.

Memleketimizin süratle inkişaf eden sanayinin muhtaç olduğu ucuz ve bol enerjiyi temin etmek maksadıyla ele alınmış mevzular üzerinde çalışmalara ehemmiyetle devam edilmekte olduğunu ifade eden Ba­yındırlık Vekili, bunlara ilâveten inşaları takriben 300 milyon liraya mal olacak olan Gediz üzerinde demir köprü, Kızılırmak üzerinde Hirfanlı, Akçay üzerinde Kemer, Yeşilırmak üzerinde Almus barajlarının inşası için lüzumlu envestismanm teminine çalışılmakta olduğunu, bu meyanda memleketimizin en ehemmiyetli bölgelerini ihtiva eden Kızıl ve Yeşilırmak havzalariyle Dicle ve Fırat havzalarının da teknik yar­dımdan faydalanmak suretiyle memleketimize getirilmiş olan müte­hassıslar ile vekâletin teşriki mesai suretiyle amenajinanlarının hazır­lanacağını ifade eylemiştir.

Müteakiben, liman, iskele, barınaklar mevzuu üzerinde de sorulan su­alleri cevaplandıran vekil, büyük limanlar için daha evvel Yüksek Mec­listen alınmış olan 190 milyon liralık yetkiye zamimeten, kıyılarımızın bilûmum liman, iskele ve barınak ihtiyacını karşılamak maksadıyla 300 milyon liralık yeni bir kanun teklifinin Büyük Millet Meclisi gün­demine alınmış bulunduğunu ifade ederek, bir taraftan milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasından temin edilen 12.500.000 dolarlık kre­dinin de yardımiyle büyük limanların inşaatı taahhüde bağlanarak faaliyete geçilirken, inşaları devam etmekte olanların da bitirilmek üzere bulunduğunu, 4 yıl içinde iskele ve barınaklarımızdan ele alman 23 mevzudan Şarköy, Çanakkale, Finike, Alanya, Taşucu ve Anamur iskelelerinin inşalarının tamamlanarak hizmete açılmış olduğunu, di­ğerlerinin inşâlarına devam edilmekte bulunduğunu bildirmiş ve bu sahadaki faaliyetlere 950 yılından itibaren büyük bir hız verildiğini, bu tarihten sonra alman tahsisat yetkilerinin bundan evvelkilere nis­petle yüzde 143 bir fazlalık gösterdiğini ifade etmiştir.

Zelzele, sel baskını, heyelan gibi tabiî âfetlerden zarar gören bölgelerde vatandaşların iskânı mevzuunda da izahat veren Bayındırlık Vekili, bu husustaki çalışmalara dair rakamlar vermiştir.

Bayındırlık Vekilinin çeşitli mevzulardaki izhaatı ve maddelerin konu­şulması sırasında verdiği tamamlayıcı açıklamalardan sonra 1954 yılı Bayındırlık Vekâleti ve Kara Yolları Umum Müdürlükleri bütçeleri komisyonca tasvip edilmiştir.

YANKILAR

İnönü'nün Tezatları

Yazan: Selim Ragıp Emeç 1/1/954 tarihli (Sonposta) dan:

Halk Partisinin değişmez şefi sayın İnönü yeni sene vesilesiyle fikirleri bulandırmak hedefini güder mahiyette bir demeç daha verdi.

Partisnin geçmişteki meşru olmıyan iktisaplarının hakiki sahibi millet ha­zinesine intikal ettirilmelerinin öfke damgasını taşıyan bu demeç, her vakitki gibi iki mânaya gelen bir takım imalarla bir rejim buhranından bah­sediyor ve bu hâdisenin üzerinde du­ruyor.

İndi bir iddia hududu içinde kalan bu ifadede kasden unutulan nokta; vü­cudu bahis mevzuu edilen hastalık cin ciddî âröz gösterilmemesi: buna mukabil ortaya, bir takım daiyeler çı­karılmış bulunmasıdır.

C. H. P." sinin değişmez şefini böyle bir konuşma yapmaya sevkeden âmil; vatandaş kütlelerinin zihninde bir is­tifham zembereğinin kıvrılıp bükülmesini temin etmek ve geri alman partisine ait malların, D. P. tarafın­dan el konulup üzerine oturulmuş gibi bir hava yaratmaktır.

Bilindiği gibi bu mallar, C. H. P. since belediyelerden, vakıflardan, hususi idarelerden ve millî hazineden alınmıştır. Bu defa Büyük Millet Mecli­sinin çıkardığı kanun ile de, bütün bu iktisaplar, tekrar millî hazineye iade edilmişlerdir.

İnönü ve partizanlarına göre, bu ha­reket, anayasaya muhaliftir. Her ana yasaya muhalif hareket gibi de,bir rejim buhranının işaretidir.

Dâvayı bu şekilde ortaya koyan Halk Partisi başkanı, şimdi, bunun için ça­re tavsiye ediyor. Diyor ki:

Bir anayasa mahkemesi kuralını. Bun­dan böyle Büyük Millet Meclisinden çıkacak kanunların, bu, temel yasaya aykırı olup olmadıklarına bu mahke­me karar versin ve ondan sonradır ki millî meclisin iradesi yürürlüğe gir­sin.

Yani milletvekillerinin iradelerini hu­susî bir cihaz ile murakabe altma ala­lım, diyor, sayın İnönü.

Halbuki aynı zatın 1950 yılının 14 ma­yıs umumî seçimlerine bir kaç gün ka­la ve aynı senenin (9ı mayısında irad edilmiş ve elimizde duran bir nutku var.

Hafızası kuvvetli bir meslekdaşımizm dün ortaya koymuş olduğu bu nutuk­ta, sayın İnönü, aynen şunları söyle­mişti:

Bir kanunun anayasaya uygun olup olmadığına hüküm vermek hakkı yal­nız, salahiyetli olan müesseseye veril­miştir. Bizim Anayasamıza göre bu müessese Büyük Millet Meclisidir. Bu suretle Büyük Millet Meclisinin Ana­yasaya muvafık kabul ettiği kanun, bu vasfın bütün kuvvetini taşır.j»

İktidarda iken bütün teşriî salâhiyet­leri Büyük Millet Meclisine tanıyan; iktidardan uzaklaşınca, da, bu Meclsi, hususi cihazların vesayeti altına koy­maya kalkışan bir zihniyet; esefle kaydetmek lâzımdır ki7 ancak, bizim eski iktidarımızda ve onu idare eden ricalde mevcuttur.

Ve buhran yaratan da, bu zihniyetin karışık hesaplı ve dolambaçlı hare­ketleridir. Bundan vazgeçildiği gün buhran vahimesi ortadan kalkacak ve millet de huzura kavuşacaktır.

Fakat nerede o samimiyet, nerede o feragat ve nerede o... hakiki memleketseverlik...

Aceleye Getirmek İstediği Anaya­sa Mahkemesi Nedir?

Yazan: M. Faik Fenik

2/1/954 tarihli (Zafer) den:'

Halk Partisi Genel Başkanı, Kristal nutkunda, Demokrat Parti iktidarına yaptığı ağır, isnatların yanında, ayrı­ca yüksekten vaiz ve nasihatlerde bu­lunarak, bir takım kaideler isdâr ede­rek, kendisini bir de siyasî hayatın nâ­zımı gibi takdim etmek istemiştir

Evet, ne ki iyilik varsa, o düşünür, o bulur İşte muhalefette bile mürşitliği elden bırakmadı, dedirtecektir. Yine de millî şef hıl'atini üstüne giyecek ve tepeden ders verecektir

İşte Kristal nutkunda ortaya attığı «Anayasa mahkemesi» de bu nevi ma­rifetlerden biridir. Önce, Demokrat ik­tidara adamakıllı yüklenmiş, kanun dışı hareketlerden bahsetmiş ve son­ra sanki paracıkları hiç de umursamıyormuş gibi, asalet taslıyarak, «Çıkan kanunun manevî zararlarını ve yıkım­larını telâfi ve tamir etmek cemiyeti­mizin ilk ve acele meselesidir» buyur­muştur

Demokrat Parti iktidara geldiği zamandanberi bu kaçıncı «İlk ve acele meseledir?» Daha üçüncü aydan iti­baren zaman, zaman, durup dururken bu neviden «İlk acele meseleler» orta­ya atıldı Fakat Demokrat Parti ge­niş bir hürriyet nizamı içinde, herke­sin rahat nefes aldığı vatan sathında «İlk ve acele mesele» olarak, bu mem­leketin iktisadî kalkınmasını ele aldı; böylece halkın iyiliğine «İlk acele me­sele» halledilip, Halk Partisi genel başkanının sadece tezvir babında ile­ri sürdüğü «İlk acele mesele» ler ku­sur kaldığı için hiç de kimsenin bur­nu kanamadı O halde nedir bu acelecilik? Nedir  bu telâş. 1950 Mayısına kadar iş başın­da idiler. O zaman bahis buyurdukla­rı «İlk ve acele meseleler» ortada mev­cut değil miydi? Niçin bu telâşı paşa hazretleri lütfedip halline tevessül et­mediler?..

Şimdi de kalkmışlar, «Anayasaya ay­kırı kanun çıkmaması, bir yüksek mahkemenin, yâni Anayasa mahkemesinin murakabesine acele olarak bağlanabilir» buyuruyorlar..

Demek, müşarünileyh yüksek irşatla­rına göre, alelacele bir Anayasa mah­kemesi kuracağız. O Büyük Millet Meclisinden geçen kanunları selektör makinesi gibi, bu Anayasaya uygun­dur, bu değildir, diye kalburdan geçi­recek, yâni standardize edecektir Pe­ki Anayasa'nm tâdili zamana müte­vakkıftır dediğine göre, Hâkimiyeti Milliye ve Anayasa prensipleri ne ol­du? Teşriî ve icraî salâhiyetlerin Bü­yük Millet Meclisinde belirdîği ve on­da toplandığı hakkındaki beşinci mad­de ile, Meclisin, teşriî salâhiyetini ken­disi kullandığı hakkındaki 6 mcı mad­de ne hale geldi?

Dahası var: Anayasa'nın dördüncü maddesine göre, Türk milletini ancak Büyük Millet Meclisi temsil eder. Ve millet adına hâkimiyet hakkını yal­nız o kullanır. Demek, Millet Meclisi Türk milletini temsil ededursun ve hâkimiyet hakkını kullana koysun, Öbür tarafta millî hâkimiyet muraka­beye, yâni kayda ve şarta tâbi ola­caktır

Bu Anayasa'yı değiştirmek ve hattâ hükümranlığa, Cumhuriyet prensiple­rine bir darbe vurmak değil de nedir? Hadi İsmet Paşa kanundan, nizamdan anlamaz, diyelim, ama pek âlim geçi­nen akıl hocaları da buna akıl erdirememişler midir?

Son defa, Gulam Mohammed'in vü­cuda getirdiği inkılâplardan evvel, Pakistanda da parlâmentodan çıkan kanunlar, şerata uygun mudur, değil mi­dir, diye, bir de beş kişilik Mollalar Ifeyetinden geçiyordu. Ve böylelikle bu Mollalar, parlâmentonun teşriî haya­tına, yâni kanun yapma yetkisine hâ­kimdiler. İsmet Paşa'nm teklifi Pakistanda kaldırılmış olan usulün    bir «Şekli diğer» inden başka bir şey de­ğildir. İsmet Paşanın, millî irade an­layışı, milli iradeye hürmet telâkkisi bu mudur? Milletin serbest reyi ile se­çilmiş dört yüz küsur mebus kanun yapacak, sonra, da üç, beş kişilik bir heyet bu kanunlar hakkında, doğrudur, eğridir, diye karar verecek, Bu nasıl bir düşüncedir? Acaba eski Rcma daki «Trium Virat» yi yeniden mi ih­das etmek niyetindedirler?

Bize kalırsa, Halk. Partisi genel baş­kanının asıl, aceleye getirmek istediği şey budur

Fitne Ocağı

Yazan: A. Emin Yalman

12/1/954 tarihli  (Vatan)  dan:

Birkaç yıl oluyor, Ankarada en hür, en demokrat bir memleketin elçisiyle konuşuyordum. Millet Partisinin mür­teci kolunun fikirlerini yapan Kudret gazetesi o sıralarda hergün etrafa ze­hirler, fitneler saçıyordu. Şimdi emek­liye ayrılmış bulunan sefir dedi ki:

—> Benim Türkiyenin iç işleriyle alâ­kam yok. Fakat Türk milletinin hay­ranıyım. Demokrasi ve hürriyetin bu memlekette kök tutmasını, devamlı bir' gelişme yolu açılmasını gönlüm istiyor. Bu bakımdan duyduğum şah­sî hisleri size anlatayım: Ben Türkiyede mes'uliyet mevkiinde bulunsam, bir kazan katran kaynatırdım. Şahsî ihtirasları hesabına geriliği istismar edenleri, kendi memleketlerinin te­rakki yollarını tıkayanları, Kudret ga­zetesine yazı yazanları, bunları des­tekleyenleri, böylece ecnebi ajanları­nın faaliyetine müsait bir zemin açan­ları, hiç acımadan kazana atar, bu su­retle Türkiyenin istiklâline, selâmeti­ne ve hürriyetine en büyük hizmette bulunduğuma inanırdım.

Bu konuşma tarihinden sonra Millet Partisinin ihtiras ve irtica düşkünleri gemi büsbütün azıya aldılar. İstanbulda komünist ajanı Nihat Yazar vasıtasiyle Volkan admda mel'un, meş­um bir gazete çıkardılar. Genel Kurul mensuplarından bâzıları burada Ata türk, Cumhuriyet ve rejim düşmanı şenî yazılar neşrettiler. Kapatılan bü­tün mürteci teşekküllerin döküntüleri Millet Partisinde toplandı, harici düş­manlar, bütün ümitlerini bu fitne oca­ğına bağladılar. Rey avcılığı hesabına yapılan müraî gerilik sellerini durdur­mağa çalıştıktan sonra, bütün inkılâp taraftarlariyle beraber fitne ve fesat ocağını nefretle terkeflen Hikmet Bayur'ın dünkü gazetelerde çıkan muh­tırası, memleket düşmanı ocağın kor­kunç bir levhasını çiziyor.

3u muhtıra; M. P. nin ilk kurucusu olan Hikmet Bayur'un şahsî intibalarmı'aksettirmiyor, fecî hakikatlerin tâ kendisidir. Nitekim hakikî vaziyeti araştırmak maksadiyle parti muhi­tinde Boyacıgiller ve Doktor Yesari Bilgisev vasıtasiyle hazırlanan ve tas­dik edilmiş, imzalı bir sureti hüküme­tin elinde bulunan rapor da, Hikmet Bayur'un sözlerini tamamiyle teyit ediyor ve Lütfi Bornovalı vasıtasiyle partiye meçhul ve esrarlı membalardan paralar aktığını da ortaya koyu­yor.

Dikkate lâyık olan taraf şu: Umumî idare heyetindeki ekseriyet, raporu muameleye koymuyor. Mühür altında hıfzı hakkında bir karara varıyor, sonra, iş gürültüye getiriliyor, «Lü­zumsuz» evrakın yakılması hakkında­ki bir kararla rapor ve buna bağlı ve­sikalar ortadan kaldırılıyor. Çok şü­kür doktor Yesarinin imzalı bir sureti saklaması sayesinde sonra herşey or­taya çıkıyor.

M. P. hakkında (Siyasî parti) tâbiri kullanılması tamamiyle yersizdir. Kar­şımızda her mânasiyle bir fitne oca&ı duruyor; ihtiras uğruna herseyi göze alanlardan mürekkep bir ocak.. Gözü Cumhuriyeti yıkmakta, saltanatı geri getirmekte, taassup ve irtica yoliyle memleketi kardeş kavgasına sürükle­mektedir.

Şen siyasi buhranlarımızın ve hepimi­ze elem veren gerginlik manzarası­nın asıl sebebi şudur: Halk Partisinin müfrit kolunun bu ocakla gizli bir it­tifak kurmakta menfaat araması ve şahsî surette buna şiddetle muhalif olan mutedillerin hiç bir müşterek tepki göstermemeleri., Gerginliğin devası da, Halk Partisinin herhangi bir kolunun fesat ocağiyle alâkasını kestiğinin belli edilmesi ve iki ana part arasında seçimlerden ev­vel bir rejim paktı kurulmasıdır. Bu yapılmadıkça, gelecek seçimlerin tam bir emniyet ve huzur içinde cereyan edeceğine ve memlekette tam bir sa­adet getireceğine bel bağlayamayız.

Korkunç Adamlar

Yazan: S. Ragıp Emeç

12/1/954 tarihli (Sonposta) dan:

Millet Partisinin eski başkanı Hikmet Bayur eski partisi hakkında bir açık­lama daha yaptı. Malûmu ilâm kabilinden bir teşebbüs sayılırsa da Arabin «Ettekrarü ahsen» dediği gibi fay­dalı bir ilâm...

İçinde bir müddet yaşayıp çalıştığı si­yasi partinin gidişatı hakkında hemen de günü gününe kaleme alınmış bir takım hâtıraları kaydeden bu açıkla­ma, yukarıki satırlarla işaret ettiğim gibi, esas itibariyle bu parti hakkın­da pek bilinmedik şeyleri ihtiva etmi­yor.

Hikmet Bayur, hâlen mahkeme karariyle muvakkat bir zaman için kapa­tılmış olup belli başlı liderleri muhakeme edlmekte bulunan Millet Parti­si için Atatürk düşmanıdır, diyor. İn­kılâp aleyhtarı olduğunu söylüyor. Şa­yanı dikkat şehadetler ileri sürüyor.

Millet Partisinin eski başkanına göre, bu partiye intisap etmiş olan kimse­lerin çoğu, kendilerini cumhuriyet devrinin mağduru bildikleri için Mil­let Partisine yazılmışlar ve irticaî ha­reketleri alabildiğine körüklemeye koyulmuşlar. Parti liderleri ise, en kısa yoldan iktidara ulaşabilmek için, bu hareketlere karşı ses çıkarmak şöyle dursun, kıpırdamamışlar bile.

Hikmet Bayur yine anlatıyor ki; on­ların böyle hareket etmekten mak­satları, bir taraftan mürtecilerin, di­ğer taraftan da inkılâpçıların reyleri­ni toplamak ve iktdar hedefine ulaş­maktı. Partinin 26 yıllık cumhuriyet devrine muhalif bulunduğu hakkında yazılan yazılan tekzip edip muharrirlerini ce­zalandırmak istememeleri; Mareşalin Atatürk aleyhtarı olduğu hakkında yapılan propagandaları sükûtla geçiş­tirmeleri; her vesileden istifade ede­rek sûreler, fatihalar, okumaları, din­darlık tezahürleri yapmaları, hep bu, iktidarı ele geçirmek maksadına ma­tuftu.

Hikmet Bayur vaka zikrediyor ve isim veriyor:

Şu..., diyor, parti içinde mevcut iki hizipten birinin; öteki de diğer züm­renin başıdır. Bunlar birbirlerini sev­mezler.

Çünkü, partiye sonradan girmiş olan ve birinci zümreyi teşkil eden eski müstakil demokratlardan, başlarında Osman Bölükbaşı, bulunan ikinci hi­zip çekinirler, partide tahakküm kur­malarından korkarlar..

Hikmet Bayurun bilvesile bir mahke­me huzurunda da tekrar edilmiş bu­lunan bu ifşaatı karşısında, ve bu adamların kurdukları siyasî bir parti­nin ezkaza iktidara gelmesi halinde memleketin ne hallere giriftar olabileceğini düşünmek insanın tüylerini, bir defa daha, ürpertiyor.

Meselâ, bir dâva konusu olduğu için, biz, işin daha ziyade iç yüzüne girme­den, sadece, Millet Partisinin eski li­deri tarafından ortaya atılan iddia ve ifadeler üzerinde durmuş bulunu­yoruz.

Bilvesile işaret etmiş olduğumuz gibi, bu ifadeler, sarih bir takım isimleri ve havadisleri zikrediyor; parti ileri gelenlerinin, hiç bir zaman sözleriyle hareketlerini telif etmediklerini ve bir nevi tavşana kaç, tazıya tut siya­seti güttüklerini anlatıyor.

İbret ve dehşet veren bir macera fil­mi gibi bir şey, bu anlatılan şeyler. İçinde ne yok ki?

Cumhuriyet düşmanlığı var. Demek ki bunlar hükümdarlık taraftarı...

Atatürk aleyhtarlığı var. Şu halde bunlar, bu memleketin de düşmanı..

Çünkü Atatürk, bu    memleketi,    en ümitsiz ve karanlık bir zamanında bir meşale gibi önüne geçip selâmete ulaştırmıştı. Ona düşman olmakla Türklüğe düşman olmanın arasında ne fark vardır? Ve sonra, bu adanı lardan bu millet medet umacak

Allah büyük günahlarını bağışlama­sın, desek yendir, bu kimselerin..

Yabancı Kapital

Yazan: Nadir Nadi

(Cumhuriyet)

13/1/1954 tarihli den:

Yabancı sermayeye karşı Cumhuriye­tin ilk yıllarında duyduğumuz çekin­genliği mazur görmek lâzımdır. Yüzyıllar boyunca korkunç bir belâ gibi milletimizi kemiren kapitülâsyonların hâtırası zihnimizde yer etmişti. Bu taze hâtıraları unutamıyor ve normal sermaye hakları ile kapitülâsyonların «imtiyaz» haklarını birbirine karıştırı­yorduk. Çeyrek yüzyıl içinde arka ar­kaya dört beş harp geçirmiş, perişan bir halde kurtulmuştuk. Hemen baş­tanbaşa yanmış, yıkılmış bir yurdun ortasında, bir don bir gömlek, âdeta çırılçıplak kalmıştık. Ne sermayemiz, ne tekniğimiz, ne bilgimiz vardı. Nü­fusumuz topraklarımıza kıyasla yeter­siz olduğu için iş gücümüz, de zayıftı. Bu şartlar altında yabancı kapitale şiddetle ihtiyaç duymamız gerektiği halde biz ondan kaçıyor,' kendi yağı­mızla kavrulmanın, kendi imkânları­mızla gelişmenin yolunu' arıyorduk.

1923 yıllarının bu romantik duygusu ile iftihar edebiliriz. Bağımsızlığını ne pahasına elde ettiğini bilen bir millet, ona her türlü maddî tasavvurlar üs­tünde bir değer verirse, bunun derin bir mânası vardır. İlk Cumhuriyet devline hâkim, olan yetersiz şartlara rağmen başardığımız mütevazi hamle­leri, bu bakımdan incelersek onların gerçek ölçülerini daha iyi takdir ede­biliriz. Endüstri ve bayındırlık alanın­da gerçi hayrete değer bir gelişmeye ulaşamamışızdir. Fakat yapılan da, o günkü şartlar bakımından, az şey değildir.

Yabancı sermayenin kapitülâsyon de­mek olmadığını, onu memleketimize sokmakla millî kalkınma hamlelerimi­ze yeni bir hız verebileceğimizi ne sa­man anladık? Bu konuda müsbet bir tarih öne sürmek güçtür. Bununla be­raber İkinci Cihan harbi içinde ka­pitale ve o arada yabancı kapitale karşı reva görülen bazı haksız mua­meleleri hatırlarsak, dâvayı esasından kavramakta bir hayli geciktiğimizi iti­raf etmek gerekecektir. Başlangıç yıl­larının romantik çekingenliğini nasıl mazur görüyor, tabiî sayıyor, hattâ bundan kendimize bir Övünme payı çıkarıyorsak, sonraki anlayışsızlığımı­zı da olduğu gibi kabul etmeli, kusur­larımızı görmeliyiz.

Yabancı sermaye yatırımlarına dair Büyük Millet Meclisinde görüşülen ka­nun tasarısının bu itibarla bize kay­bettiğimiz değerli zamanı bir an önce telâfi ettirmesini hep beraber yürek­ten dileylim.

Bir memlekete dışarıdan kapital gir­mesin kolaylaştıracak şartların yalnız kanunla yaratılamıyacağım tekrarla­mağa elbette lüzum yoktur. Kapital, büyük bir kuvvettir, fakat son derece ürkek bir kuvvettir. Her şeyden önce gireceği memlekette dış ve iç güven­liğin sağlam elmasını ister. Dış güven­lik daha ziyade dünya politikasına bağlı ise, iç güvenlik bir rejim istikra­rı davasıdır. Onun için bu kanunu ya­rın kabul edivermekle derhal memle­ketimize bir sermaye akını başlıyacağını sanmamalıyız. Bu hususta şu­urlu ve devamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Türkiyede kanun karşısında yerli yabancı herkesin eşit muamele gördüğünü, hukuk duygusuna aykırı karar ve hareketlere bizde yer olma­dığını, kanunlarımızın Batı milletleri prensiplerine uygunluğunu bütün dünya iyice anlamalı, kısacası, Türki­yede çalışmak istiyen yabancı serma­ye bizi kendinden bilmelidir. Bu fikri her tarafa yaydığımız takdirde artan iş gücümüzü ilerliyen tekniğimizi ve cömert tabiatimizi lâyik olduğu ölçüde değerlendirmek mümkün olacak, ya­bancı sermaye bize de gelmeğe başlıyacaktır.

İktisadî neşriyatımız neden   mü­rekkep, nasıl olmalı?

Yazan: Nezih II. Neyzi

16/1/1954 tarihli (Yeni İstanbul) dan:

Malûm olduğu üzere bizde her saha­da "neşriyat, gayet mahduttur. İkti­sat mevzuu da bu umumi kaideden kurtulamaz.

Yalnız İstatistik Umum Müdürlüğü muhtelif ana mevzular "üzerinde neş­riyat yapmaktadır. Başlıca mevzular şunlardır: Dış ticaret, sanayi, ziraat, nüfus sayımları. Bir de bütün neşri­yatı bir araya toplayan senelik İsta­tistik Yıllığı çıkarılmaktadır ki, bu da bazı eksik ve yanlışlıklara rağmen ol­dukça güvenilir bir memba olarak kul­lanılabilir.

Ekonomi ve Ticaret Bakanlığının da Konjonktür Dairesi fiyatlar hakkında bir aylık bülten neşretmektedir ki, geç te olsa fiyat tekâmülleri hakkında malûmat vermektedir.

T. C. Merkez Bankası da neşriyatında son zamanlarda bir düzenleme yapmış ve eskiden çıkarmakta olduğu geniş bülten yerine daha küçük çapta bir bülten neşretmeğe başlamıştır. Geniş­liğinden dolayı geç kalan ve İstatistik Umum Müdürlüğü neşriyatının bir tekrarı olan eski bültenin yerine çık­makta olan bu bülten çok daha iyi karşılanmıştır.

Ziraat Vekâleti de kendi mevzuları hakkında yeni yeni bültenler neşrine başlamıştır. Bu vekâlette kurulan Etüd Bürosunun neşriyatı daha şümullü kı­lacağını ümit ederiz.

Dışişleri Vekâleti Milletlerarası İkti­sadi İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreter­liği de «Türkiyede Marshall Plânı» is­mi altında Türkçe ve İngilizce olarak Amerikan İktisadî Yardımı hakkında mufassal malûmat vermektedir. Bu neşriyat vasıtasiyle hem Amerikan yardımı ile memlekette kurulan tesis­lerin tekâmülünü takip etmek, hem de karşılık paralar fonunun kullanılış tarzı hakkında malûmat edinmek ka­bildir.

Başvekâletin neşrettiği Resmî Gaze­te ile Maliye. Bakanlığının neşrettiği senelik Bütçe Kanunu Tasarısı ve Bütçe Kanunu da iktisadiyatımız hak­kında etraflı malûmat vermektedir.

Resmî neşriyatın yanında yarı resmî olarak Ticaret Odasının ve Odalar Bir­liğinin neşriyatı gellik raporları, İzmir Ticaret Gazetesi ve aylık bülteni ken­di havalilerinde ticarî faaliyet hak­kında etraflı malûmat sağlamaktadır. Yeni teşkilâtlanmakta olan Sanayi Odalarından İzmir Sanayi Odası Fuar münasebetiyle bazı neşriyat yapmış­tır. Bu şekilde neşriyatın bütün sana­yi odaları tarafından yapılmasını te­menni ederiz. Ticaret Odaları, Sana­yi Odaları ve Borsalar Birliğinin haf­talık Türkiye İktisat Gazetesi mem­leketimizde büyük bir boşluk doldur­muştur. İktisadî haberleri haftalık olarak toplu bir halde bulma imkânı­nı alâkadarlara bu gazete sağlamış­tır. Tüccar Derneğinin aylık İktisat Mecmuası ve Maliye Mektebi mezun­larının çıkarttığı Maliye isimli aylık dergi iktisadi ve malî mevzular hak­kında tetkik yazıları vermektedir.

Bankalar da kendi hizmetleri hakkın­da aylık iktisadî raporlar hazırlamak­tadır, fakat bunlar ancak kendi bü­yük müşterileri tarafından elde edile­bilmektedir. Bu şekilde piyasa rapor­larının umuma açık olması çok arzu edilir.

Gazeteler de son senelerde iktisadî kı­sımlara daha fazla ehemmiyet verme­ğe başlamış ve iktisat sayfaları ihdas etmişlerdir. Yeni yeni iktisadî mevzularla ilgili mecmualar da çıkmakta, fa­kat zorlukla tutunabilmektedir, zira bu mecmualar pratik bilgiden ziyade teori ile arkalanmaktadırlar.

Yukarıda saydığımız mecmua, bülten, vesaireden iktisat mevzuu etrafında epey geniş neşriyat yapıldığı fikri doğ­maktadır. Fakat unutmamalı ki, ikti­sadın kolları da pek çoktur. Meselâ: iktisat teorisi, maliye, iç ve dış tica­ret, bankacılık, iş idaresi, sigorta, mu­hasebe, nakliyat... Hattâ ambalaj yapma ve sevkıyat usulleri bile nakli ye kolunun bir şubesi olarak tekâmül etmiş ve artık ayrı bir mevzu olarak tetkik edilmeğe başlamıştır.

İktisadi neşriyatımızın eksik tarafı bir etüd bürosunun olmamasıdır. Müte­kâmil memleketlerde istenilen mevzu hakkında hükümete müracaat ederek hiç olmazsa ihzari bir malûmat edi­nilebilir. Meselâ bir kimse işini yanısıra bir de bahçesinde arıcılık veya tavukçuluğa başlamak istese derhal hükümete müracaat ederek bu konu­da bültenler elde edebilir. İste böyle pratik bilgileri sağlayan bir külliyat hazırlamalı ve fertlere istedikleri mevzu hakkında ucuz kitap veya bro­şürler gönderilmelidir. Bilhassa bah­çecilik ve küçük sanayi mevzuunda bu suretle çok bilgi verilebilir ve fayda­lı neticeler elde edilebir.

Halihazır iktisadî neşriyatımızın bü­yük bir eksiği de yabancı bir dilde, meselâ İngilizce veya Fransızca, esas­lı bir broşür veya mecmua bulunma­masıdır. Bunun acıklı bir misalini ve­relim: Beynelmilel Para Fonu aylık bir bülten, neşretmekte ve âzalarının iktisadî tekâmülü, dış ticaret bilanço­ları hakkında malûmat vermektedir. Fakat bu bültende Türkiyeye ait bir yazı çıkmamaktadır. Bültende her ya­zının mehazı verildiği için bütün âza memleketlerde, Fransızca veya İngi­lizce, bütün dünyaya hitap eden neşriat yapıldığı görülmektedir. Meselâ, Türkiye İktisat Gazetesinin bir de İn­gilizce nüsha çıkarmasını çok temen­ni ederiz. Türkiye ile ticaret yapan ecnebi memleket tacirleri arasında bu mecmuanın çok tutunacağına eminiz. Bu suretle de Odalar Birliği iktisadi­yatını dünyaya tanıtmakla memlekete büyük faydalar sağlamış olur.

Son olarak ta şu noktayı tebarüz et­tirmek isteriz ki, resmî neşriyat biz­de istiyenlere posta ile meccanen gön­derilmektedir. Amerikada bile bu ne­vi neşriyat küçük bir ücret mukabili dağıtılmaktadır. Bizde de az da olsa bir ücret alınsa yerinde olur kanaa­tindeyiz, zira bu şekilde birçok neşri­yatın boş yere gönderilmesi önlenmiş ve temin edilen varidatla da yukarıda bahsettiğimiz pratik bilgiler yayınla­rını hazırhyacak bir gelir temin edil­miş olur. Türkiye ve Amerika Yazan: Altemur Kılıç 19/1/1954 tarihli (Vatan) dan:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, dün Amerikaya müteveccihen hareket etti. Devlet Reisimizin, Amerikada bir ay sürecek olan resmî ve gayri resmî zi­yaretinin, bir Türk devlet reisinin Amerikayı ilk ziyareti olmasından baş­ka çek mühim mânaları vardır. Hattâ diyebiliriz ki, bu seyahat diğer mem­leketler devlet reislerinin Amerikaya yapmış oldukları ve yapacakları seya­hatlerden farklı ve manalı olacak­tır.

Daha başta belirtmeliyiz ki, Cumhur­başkanımızın seyahati, asla karşılıklı maddî menfaatler seviyesine indirilmemelidir, Yani, ne Amerika hükü­meti, Celâl Bayan davet ederken, bizi kendisine daha fazla bağlamayı dü­şünmüştür, ne de Celâl Bayar, Ame­rikaya şu veya bu şekilde bir maddi menfaat temin etmek kaygusu ile git­mektedir... Seyahate bu kî zaviyeden bakmak, Türk  Amerikan dostluğu­nun mânasını ve mahiyetini bilme­mek demektir.

Kanaatimizce, Türk  Amerikan dost­luğu, sadece diplomatik bir lâf veya sadece hissi bir rabıtadan ibaret de­ğildir.

Açık konuşmak icabederse, bugün Ba­tı âleminin savunması hususunda, bu âlemi tehdit eden tehlikenin mahiyeti hususunda, en realist mutabakat, Tür­kiye ile Amerika arasındadır. Batıda Amerikan siyasetine ve metodlarma karşı türlü itirazlar yükselirken, Tür­kiye tehlikeyi Amerika gibi gördüğü ve kıymetlendirdiği için, esas pren­siplere itiraz etmeye lüzum görme­mektedir. Amerika, diğer Batı mem­leketlerini Sovyetlere asla tavizlerde bulunmamaya, savunma tedbirlerini almaya âdeta zorlarken, Türkiye biz­zat bu tehlikeleri ve zaruretleri idrâk ettiği için, Amerikanın yanı başında kendi, serbest verilmiş kararı ile yer almaktadır.

Velhası, Türkiye Amerika ile, mec­bur olduğu için, yanyana durmadığı gibi Amerika da Türkiyeye, Amerika­lıların kendi tabiriyle «mavi gözlerimi­zin hatırı için» yardım etmemektedir. Türk  Amerikan dostluğu, ayni ge­minin içinde, ayni tehlikelere maruz bulunduklarını idrâk eden ve tehlike­lerin mahiyeti ve bunlara karşı alına­cak tedbirler hususunda anlaşmış olanların hakikî dostluğudur.

Biz Türkler, Amerikalıların niyetleri­nin halisaneliğini anladığımız gibi Am er i kal il ar da bizim hakikaten güve­nilir dostlar olduğumuzu anlamışlar­dır. Hele Kore Harbî hem hükümetler, hem de fertler seviyesinde bu anlayışı ve itimadı arttırmıştır.

İşte kısaca belirtmeye çalıştığımız bu sebepler Bayarm Amerika seyahatinin bir maddi menfaat temin etme veya dost avlama seyahati olmadığını gös­termeye kâfidir sanırız. Cumhurbaş­kanımızın seyahati, esasen sağlam te­meller üzerine kurulmuş, hakiki bir dostluğun, yeni bir ifadesi, ve takviye edilişi olacaktır.

Açız tadiyle başarılan iş:

23/1/1954 tarihli (Zafer) den:

Yedi şeker fabrikasının birden ihalesi rekordur, fakat yarın 20 çimento fabrikasiyle bu rekorumuzu da kırarak Türk milletinin emrinde ona lâyık ol­manın şeker gibi tatlı zevkini duya­cağız.

Kayseri, Erzurum, Susurluk, Burdur, Malatya, Erzincan ve Elâzığda kuru­lacak olan yedi tane şeker fabrikası­nın ihalelerinin yapılmış olduğunu okuyan vatandaşların, bu haberden fevkalâde bir haz duyacakları muhak­kaktır. Bîr günde 350 milyon değerin­de yedi fabrikanın birden ihalesi bir rekordur; ve bir iki gün sonra da yine tek bir günde yirmi adet çimento fab­rikasının ihale edilmesi ise, yepyeni ve muazzam bir rekorumuz olacaktır.

Hükümet bu fabrikaların yerini tesbit ederken, hiç bir siyasî kayguya kapıl­madığını, Malatya ve Erzincan gibi Halk Partisine rey vermiş olan bölge­lerimizi de dikkat nazarına almak su­retiyle ispat etmiş bulunuyor. Bir iki sene evvel senede 120 bin tonu geçnıiyen istihlâk bu yıl 202 bin tonu bulmuştur. İtiraf etmek lâzımdır ki, bu miktar dahi azdır. Dün senede adam başına beş kilo şeker isabet ederken, son üç senelik gayretler ne­ticesi bu istihlâk miktarı 10 kiloyu aş­mış bulunmaktadır. Vasati olarak adam başına yılda 6070 kilo şeker yi­yen memleketlerin mevcudiyetini göz önüne alacak olursak bu sahada daha çok gayret sarfetmemiz icabedecektir.

Grafiklere bakılacak olursa, yurtta ve­rem hastalığının azalıp çoğalması ile buğday, şeker ve et istihlâkinin eksilip artması arasında esaslı münase­betlerin de mevcut olduğu görülür. Hatırlardadır ki harp içinde her türlü gıdadan mahrum kalan vatandaşlar, üstelik şekeri beş liraya yemek zorun­da kalınca, istihlâk adamakıllı düş­müş ve hastalık grafikleri de ayni ta­rihlerde sipsivri yükselmişlerdi.

Demokrat Parti iktidara gelince, ilk iş olarak şeker fiyatlarını indirdi. Memlekette ve bilhassa köylümüzdeki refah seviyesinin artması dolayısiyle şeker istihlâki de hemen kısa bir za­manda bir misline çıktı. İşin dikkate şayan tarafı şudur ki, bir taraftan şe­ker istihlâki artarken, diğer taraftan da hükümetin aldığı iktisadî tedbirler neticesinde buğday, pirinç ve et is­tihlâki çoğaldı ve verem grafiği de başaşağı seyretmeğe başladı.:

Yeni kurulacak olan yedi şeker fab­rikası tamamiyle hususi teşebbüse mal edilmiş bulunmaktadır. Bunların iha­leleri fevkalâde uygun şartlarla yapıl­mıştır. Ezcümle ihale bedellerinin yüzde onu ilk altı ay zarfında ödene­cek, diğer yüzde doksanı ise fabrika­lar işlemeğe başladıktan sonra; 1961 yılma kadar yine fabrikaların kendi kârları ile itfa edilecektir.

Bu muamele ise başka bir nokta üze­rine parmak basmak lüzumunu bize hissettirmiştir. Görülüyor ki, Alman ve Fransız firmaları yedi fabrika kur­mak hususunda Türkiyeye geniş kre­diler açmışlardır, yarın yine ecnebi firmalar yirmi tane çimento fabrika­sı için yine böyle uzun vadeli ve ken­di istîhsaliyle borçları itfa edecek fab­rikalar inşası için krediler sağlıyacaklardır. Bu susturucu manzara karşı­sında muhalefetin, memleketin itiba­rının yıkılmış olduğu hakkında yap­tığı muzır propaganda ve neşriyatın ne kadar yersiz olduğu da fiilen ispat edilmiş bulunmaktadır. Gerçi, dış ti­caretimizde, kalkman ve tesislere pa­ra kapatmak mecburiyetinde olan her memlekette olduğu gibi, tediye zorluk­ları vardır. Fakat, memleket ekono­misini, maaşlı memurun ev ekonomisi gibi dar zaviyeden ele alanlar eski kı­sır sisteme dönmemek için istihsale hız vermek icabettiğini de şu misaller­le artık tatbikî bir surette öğrenme­lidirler.

Bizimle iş. gören memleketlerin ser­mayedarları buralarda yeni teşebbüs­lere girerek ve yeni müesseseler ku­rarak bu hakikati muhaliflerden da­ha iyi görüp anladıkları için, onların yıkıcı ve ürkütücü neşriyatına rağ­men, memleketimize gelmekten çe­kinmemişlerdir.

Yeni yedi fabrika daha kurulunca, şe­ker fabrikalarımızın adedi on beşe ulaşmış olacaktır. Demokrat Parti dört fabrika ile ele aldığı şeker sana­yiini 1954 seçimlerine kadar geçen dört senelik müddet içinde dört ile zarbetmek kudretini göstermiş bulun­du. Birkaç yıl sonra 38 vilâyet ve 197 ilçe pancar ziraatinin nimetlerinden istifade edecek ve köylümüze senevi 150 milyon Türk lirası raddesinde ye­ni bir kazanç mevzuu eklenmiş ola­caktır.

Demokrat iktidar vatandaşların iti­madına mazhar olmak ve memlekete hizmet edebilmek için bu yolda çalış­malarına şevkle, aşfela, hızla devam ederken, bundan üzülüp yüksünen muhalefet, ne yazık ki, paslanmış du­daklarla bu şekerin tadını alamamak­ta ve zehir gibi bir ağızla marazı bir ruh haletinin zebunu olarak her şeyi inkâr etmektedir.

Biz susalım Çimento konuşsun 24/1/1954 tarihli (Zafer) den:

Evvelki gün, yirmi çimento fabrikası birden, ihale edilmiştir.

Buna, sanayi sahasında, kütlevi bir te­sis hareketi diyebiliriz. Garbin sana­yici memleketlerinde dahi, bu Ölçüde bir teşebbüse nadiren rastlanır.

Şimdi gelelim böyle bir işin, bizde, nasıl ve neden gerçekleşebildiği nok­tasına:

1950 senesinde, yani Demokrat Parti iktidarı iş başına geldiği sıralarda, memleketin çimento ihtiyacı, senede 535 bin tondu. Mevcut fabrikalar, bu­nun 395 bin tonunu, yani, ancak dört­te üçünü imal edebiliyordu.

1953 de, istihlâk edilmesi lâzım çimen­tonun miktarı 2 milyon tona çıktı. Bu demektir ki, Demokrat iktidarın üç küsur sene içinde yaratmaya muvaf­fak olduğu iktisadî hareket' ve bunun yanında barajlar, limanlar v.s. gibi büyük ölçüdeki âmme tesisleriyle cihazlsnmalardan tutun da en küçük köprüler, mahallî su işleri ve köy içme sularına kadar vücut bulmaya başlıyan tesisler, memleketin çimento ih­tiyacını, birden dört misline çıkar­mıştır.

Eğer ayni üç buçuk sene içinde, mev; cut fabrikalar süratle tevsi edilme­miş ve bunlara hattâ yenileri de ilâve edilmemiş olsaydı, bir buçuk milyon ton çimentonun bedelini, döviz olarak olduğu gibi harice ödemek lâzım ge­lecekti. Fakat, hükümet bu tevsi ve tesisleri temin eylediğinden, fabrikala­rımızın istihsal kapasitesi, 1953 te, bir milyon yirmi beş bin tona çıkarılmış oldu.

Oldu ama, mütebaki bir milyon tonun, yine ya hariçten ithali, yahut, başla­mış bulunan büyük kalkınma hamlesi­nin durdurulması lâzım geliyordu. Hü­kümet, tabiatiyle birinci şıkkı tercih etti. Ve, çimento ihtiyacımız mesele­sini, kökünden halletmiye matuf ka­rarlar aldı.

Bir kere, 1950 de ,535 bin ton pekâlâ kâfi gelirken, 1953 te, neden acaba 2 milyon ton ancak kâfi gelecek görü­nüyor ve neden, bütün hesaplar, memleketin daha da fazla çimentoya muhtaç bulunduğunu gösteriyordu?

Tetkikler gösterdi ki, artmakta olan çimento ihtiyacı, memleketimizin modem bir iktisadî bünyeye geçmesi ile atbaşı gitmektedir ve iktisadî inkişa­fımızın sadık bir müş'iresinden ibaret­tir.

Filhakika, modern medeniyetin en bü­yük farikası, çelik  demir  beton üze­rine kurulmasıdır.

Büyük barajlar, köprüler, limanlar, su isaleleri, hülâsa her inşa, demir, çelik ve çimentoya ihtiyaç göstermektedir. Çünkü modern medeniyetin en küçük tesislerini dahi kerpiç, taş ve tuğla ile inşa etmiye imkân yoktur.

Başka şahide lüzum yok

Sadece çimento ihtiyacımızın, üç bu­çuk sene içinde, 500 küsur bin tondan 2 milyon tona çıkması, çimentodan hususî meskenler de istifade ettiğine göre memleketimizde, hummalı bir kalkınma hareketinin hem dikine, hem de enine ve boyuna başlamış bu­lunduğunu susturucu bir ifade ile is­pat etmektedir.

Bu ise, 1953 te 2 milyon ton civarında görünen ihtiyacın hiç te bu noktada duramıyacağmı ve çimentoya olan ih­tiyacın, gözümüzü açıp kapayıncaya kadar muhakkak iki misline ve biraz sonra tekrar iki misline çıkacağını gösterse gerektir.

Ayni müddet içinde iki misline çıkmış hububat rekolteleri, pamuk mahsulle­ri, dış ticaret hacimleri ve bütçeler, dâvanın _eğer bir veçhesi ise, yeni ve yekpare bir memleket yapısının bun­lara muvazi olarak âdeta topraktan fışkırması ve, limanları, barajları anbariarı v.s. ile birlikte, vatandaşın gö­ren gözleri önünde, bir başka Türki­ye mürteseminin dikilmesi ayni kal­kınma ve yeniden kurulma dâvasının, öteki veçhesidir.

İşte bu inkişafı gören hükümet, mem­leketi çimentosuz bırakmanın yahut artmakta olan çimento ihtiyacını ithal çimentosu ile karşılamanın zararları­nı önceden görerek ve buna dair ted­birleri önceden düşünerek, şu gördü­ğümüz kütlevi çimento sanayii tesisi hareketine girişmiştir.

İşletmeler Vekilinin izahatından anlı­yoruz ki 1) Memlekette bugün, yerin uzaklı­ğına göre, İSO  250 lira arasında satıl­makta olan çimentonun tonu, memle­ketin her tarafında kurulacak bu fab­rikalar sayesinde, 80  90 liraya satı­lacaktır. Bu, istihlâk ettiğimiz ve ede­ceğimiz çimento bedeli esas alınınca tam iki misli bir paranın tasarruf edilmesi yani, ayni para ile, bir silo yerine üç silonun inşası demektir. (Tabiî, yalnız çimento zaviyesinden).

2) Bu fabrikalar çalışmaya başladık­tan sonrs, çimento istihsalimiz, 1950 nin 395 bin tonuna mukabil, 3 milyon 275 bin tona yükselecektir. Yani, on misline

3 i Fabrikaları 7 senede yüzde 4 faizle ödeyebileceğimiz noktası ki, çimento ithalinden yapacağımız tasarruflar da gözönüne getirilince, hükümet teşeb­büsünün hem malî, hem de teknik ba­kımdan nasıl bir şümul arzettiği der­hal anlaşılır.

Fakat bunların hepsi bir yana, biz yi­ne bir tek nokta üzerinde duralım:

Otuz küsur sene zarfında 395 bin ton çimento istihsaline mukabil, üç buçuk sene içinde, bunun tam on misli

Yeni bir Türkiyenin, çelik  demir beton üzerine inşa edilmekte olduğu­nun ve bu işin, yalnız .çimento zaviye­sinden, bizleri tam on misli bir gayre­te daha bugünden mahkûm ettiğinin bundan daha susturucu bir delili ola­bilir mi?

Böyle  mahkûmiyetlere  can kurban

Manen de kalkınmaktayız

25/1/1954 tarihli (Zafer) den:

Memleketimizin maddî ve manevî kal­kınması, büyük bir hızla devam et­mektedir. Önümüzdeki on yılın sonun­da, Türkiye, «Büyük devlet» temelleri üzerine kurulmuş müreffeh, hareketli ve iktisadî bakımdan her tarafı mekşuf, her noktası dünya pazarlarına bağlı bir memleket olacaktır.

Daha bugünden, düne kadar dünya­nın çarşısında (Tütünü, üzümü, inci­ri, fındığı ile)  bir nevi kuru meyvacılık yapan eski Türkiyenin yerini, bol miktarda hububat, pamuk, yağlı to­humlar ve maden satan daha ileri ve daha müstahsil feir Türkiye almıştır.

Birkaç gün önce, tam yirmi tane çi­mento fabrikasının birden ihale edil­mesi, âdeta yerle beraber kerpiç dev­rini kapadığımızı ve memleketin her tarafına dağıttığımız bu fabrikalarla, iki katlı, üç katlı bir Türkiyenin vücut bulabilmesi için elzem bir inşaat sana­yiini kurmaya koyulduğumuzu ispat etmektedir.

Eğer hakkiyle ziraatçi ve ayni zaman­da maden ihracatçısı bir memleket ol­mak vasfını kazanırsak, buna inzi­mam edecek hayvancılık ile beraber, hatırı sayılır bir iştira kuvvetine ka­vuşacağımız, muhakkaktır. Bu iştira kuvvetinin, bizi vakit kaybetmeden çok verimli bir sanayie kavuşturacağı, keza muhakkaktır. Çünkü, Türkiye, büyük bir talih eseri olarak, hem çe­şitli ham madde kaynaklarına hem de keza çeşitli enerji kaynaklarına malik­tir. Bugün enerji politikasında, kö­mürlerimize ve başı boş akan suları­mıza el koymuş bulunuyoruz. Yarın kömür ile elektriğe, petrol de katıla­caktır.

Ne kadar büyük bir inkişafa doğru ilerlediğimizi bilmeliyiz. Bunun heye­canını duymalıyız, imanını ve şevkini taşımalıyız. Ancak bu suretle, başlıyan terakkiye adım uydurmuş olabiliriz.

Meselâ, 20 çimento fabrikasının bize, iki üç sene sonra 3 küsur milyon ton çimento vermesine mukabil, 1949 da 110 bin ton şeker istihlâk eden mem­leketimizin 1953 te 202 bin ton şeker "istihlâk etmiş bulunması bize göster­mektedir ki, şehirlerin istihlâki pek artamıyacağma göre, fazladan olan bu yüz bin ton şekeri, iştira kuvveti artan köylümüz yemektedir.

Yani fasit dairenin aksine olarak, ik­tisadî inkişafımızın neticesi, istihsalde olsun istihlâkte olsun, 1949/50 rakam­larının hemen her sahada geride bıra­kılarak bunların yerine en az iki mi­sillerine tekabül eden rakamların ika­me edilmiş "bulunmasıdır.

İşte bu maddî inkişafa muvazi olarak, Türkiye, manevî bakımdan da büyük terakkiler kaydetmektedir. Şehirleri­mizde ve kasabalarımızda, çok daha güzel meskenler inşa edilmektedir. Şehircilk, henüz genç olmakla beraber, kasabalarımıza kadar yerleşmiştir.

Yarın, çiftçi ve köylümüzün kazanç­ları daha da artınca, köylü meskeni de ticari bir değer arzedecek ve ipotek kredisi, yolunu köylere kadar bulacak­tır.

İşte böylesine vaitkâr bir umumî in­kişafın içinde, sanat eserlerine değer vermemiz ve sanatkârları korumamız kadar tabiî bir hareket olamaz.

Zenginleşen, şehir ve kasabalarını ye­niden kuran, mesken zevkine artık vâsıl olmuş olan bir Türkiyenin, mi­mar, ressam, heykeltıraş ve dekora­törlerini, hem çoğaltması hem de da­ha dereceli ve daha kabiliyetli kılması lâzımdır. Aksi takdirde, çok para har­camamıza rağmen, çirkin şehirlerin çirkin binaların da yaşamıya, kendi­mizi mahkûm etmiş oluruz. Çirkinlik ise, ruhları kurutur ve insanlar, ilhamsız, heyecansız, hamlesiz yaşar.

İşte bu bakımdan, hâlen Mecliste bu­lunan bir kanun teklifinin, tam za­manında ele alındığına kaniiz.

Bu kanun «Devlet resim ve heykel müzeleri için satın alınacak sanat eserleri ve resmî binaların sanat eser­leri ile bezenmesi» hakkındadır.

Gayesi, devamlı ve tarafsız bir jüri heyetinin vukuf ve yardımiyle, müze­lerimizi ve resim galerilerimizi ta­mamlamak ve bir de, temsilî devlet binalarını, keşif bedellerinin meselâ yüzde ikisini sanat eserlerine tahsis etmek suretiyle, süslemektir.

İleride, memleket muayyen bir refah seviyesine gelince, zaten herkes, inşa ettirdiği apartman, köşkü, yalıyı v.s., sanat eserleri ile daha da güzel bir hale sokmak merakına düşecektir. Da­ha bugünden, birçok aile ocaklarının duvarlarım, salon ve yemek odalarını kendi ressamlarımızın tabloları sıcak ve munis bir hale koymuş bulunmak­tadır. İleride bu, çok daha fazla taammüm edecektir.

Yani sanat,' devlet himaye ve yardı­mından başka, vatandaşlarımızın hu­susî alâka ve sevgisine mazhar olacak­tır. Fakat bu devir gele dursun, mev­cut sanatkârlarımızın mevcut yollar­dan himayesi, nihayet sanat vadisin­deki gayretlerimizin de, dünyaya kar­sı, yüz ağırtacak bir seviyeye gelme­sini kolaylaştıracağından, buna dair bîr kanunun lüzumu yıllardanberi ile­ri  sürüldüğü  halde  bunun   bir  türlü tahakkuk etmemiş olması üzüntüsüne nihayet verilerek, bu işin de Demok­rat iktidar tarafından halledilmiş ol­ması, kanaatimizce yerinde bir hare­ket olacaktır.

Çünkü, bize çok yakın bir istikbalin vâdetmekte olduğu büyük Türkiye, maddesinde olduğu kadar, ruhunda ve mânasında da, kudret, zevk ve ihti­şam ifade etmelidir.

DIŞARIDA

4 Ocak 1954

 

Madrid :

Dünya futbol kupası maçları için 6 ocak günü İspanyol millî takınıiyle karşılaşmak üzere buraya gelmiş olan Türk milli takımı şerefine bu akşam Madritteki Türkiye Büyükelçiliğinde tir kabul resmi" tertip edilmiştir. Bu kabul resminde tanınmış bir çok İs­panyol şahsiyetleri de hazır bulun­muştur.

Türk futbolcuları öğleden sonra Chamartin stadyumunda son antrenman­larını yapmışlardı. Oyuncuların hepsi formunda görünmektedir.

7Ocak 1954

 

Ria de Janeiro :

Dün Brezilya Dışişleri Vekâletinde toplanan bir hususî talî komisyon bi­ri 100 bin, diğeri 50 bin ton olmak üzere iki partide 150 bin ton Türk buğdayının satın alınmasını tavsiye etmiştir.

Bu muamele, son günlerde Brezilya bankasiyle Türkiye Merkez Bankası arasında imzalanmış olan tediye an­laşması çerçevesi içinde icra edilecek­tir.

8Ocak 1954

 

Washington :

27 ocakta resmî bir ziyaret için Washington'a gelmesi beklenen Cunıhurreisi Cçlâl Bayan karşılamak maksadiyle gerekli hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır.

Bu ziyaretle ilgili merasimlerin teferruatını tesbit maksadiyle bugün Washington'da 110 şahsiyetin iştirakiyle özel bir komisyon kurulmuştur. Dün de Amerikan Dışişleri Vekâletinde ay­ni maksatla bir toplantı yapılmış ve buna vekâlet basın bürosu mensuplarıyla, Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot da katılmış­tır.

9Ocak 1954

 

— Lefkoşe :

Akdenizde bir gezi yapmakta olan 470 Türk turisti bugün Tarsus gemisiyle iki günlük bir ziyaret için Lefkoşeye gelmiştir.

10Ocak 1954

 

Washington :

İyi haber alan çevrelerden bugün bil­dirildiğine göre, Türkiye Cumhurreisi Celâl Bayarm Birleşik Amerikaya ya­pacağı seyahatte kendisini resmi ka­bullerle beraber siyasî bir mesai bek­lemektedir.

Celâl Bayarm bu resmî seyahati için gerek Washington gerekse ziyaret ede­ceği diğer şehirlerdeki merasim hazır­lıkları nihayetlenmek üzeredir.

Türk Basın Yayın Umum Müdürü Dr. Halim Alyot bu hafta sonunda New York'a hareket edecek ve buradaki ha­zırlıklara iştirak eyliyecektir.

NewYork, yalnız NewYork şehrine mahsus bir karşılama programı hazır­lamaktadır. Şehrin kahramanlar ile dünyanın büyük adamlarını karşıla­mak için yaptığı konfeti ve serpantin atılması gibi hazırlıklar bu cümleden­dir.

Cleveland ve Şikagoda belediye reis­leri, ticaret odaları ile diğer resmî ve gayri resmî teşekküller Alyotun ziya­retini beklemektedirler.

Halim Alyot, önümüzdeki hafta bu şehirlere giderek Türkiye Cumhurreisinin bu şehirlerdeki karşılanma prog­ramının hazırlanmasına yardım ede­cektir.

Washington programına şunlar dahil­dir:

Beyaz Sarayda ziyafet, Celâl Bayar tarafından Eisenhower şerefine veri­lecek bir yemek, Kongrede iki mecli­sin müşterek bir toplantısında Bayarın yapacağı hitabe ile diğer toplan­tılar.

Resmî formaliteler listesine dahil olmıyan bir madde, Eisenhower'in Bayarla, Türkiye, Irak ve Pakistan ara­sında bir savunma paktı projesi hak­kında yapacağı askerî bir yardımı da derpiş eden bu mahiyette bir paktın hazırlıkları büyük bir ilerleme kay­detmiştir. Fakat henüz halledilmesi icap eden birçok mesele daha,mevcut­tur.

Buradaki yetkili çevrelerde hâkim olan kanaate göre, Eisenhower ile Ba­yar arasında siyasî ve diğer mevzular üzerindeki karşılıklı görüşme gayet faydalı olacaktır.

— "Washington :  

"İyi haber alan kaynaklardan bugün bildirildiğine göre, Orta Doğu yeni müdafaa proj esi hakkında İsrailin duyduğu endişelerin Başkan Eisenhower ile Türkiye Cumhurreisi Celâl Ba­yar arasında yapılacak görüşmede ba­his mevzuu edilmesi muhtemeldir.

Celâl Bayar, resmî ziyarette bulunmak üzere iki haftaya kadar buraya gele­cektir.

Siyasî çevrelere göre Celâl Bayarm mütalâası alınacak meseleler arasın­da Arap  İsrail gerginliği ile OrtaDoğu müdafaa paktının yer alması muhtemeldir. Bu hususta belirtildiğine göre geçen sene içinde Türkiyenin İsraile karşı hareket hattı, İsrail bakımından umu­miyetle memnuniyet verici olmuştur.

Türk  Pakistan  Irak paktı projesi karşısında İsrailin endişesi muvace­hesinde Türkiyenin tepkisi burada bü­yük bir alâka ile karşılanmıştır.

Türkiye Cumhurreisi Celâl Bayarm se­yahatinin bu meseleyi daha fazla ay­dınlatacağı kanaati hüküm sürmek­tedir.

— İstanbul :

Bugün saat 17.30 da Yunan konsolos­hanesinde yapılan bir merasimle ka­dın gazetecilerimizden Bayan Karasu­ya Türk  Yunan dostluğuna yaptığı hizmetlerden dolayı, Yunan hüküme­tinin tevcih etmiş olduğu liyakat ma­dalyası Yunan Başkonsolosu tarafın­dan verilmiştir.

Bu merasimde güzide bir davetli küt­lesi hazır bulunmuştur.

15Ocak 1954

 

— Raleigh (Kuzey Carolina) :

Reisicumhur Eisenhower'İn daveti üze­rine Amerikaya gelecek olan Türkiye Reisicumhuru ekselans Celâl Bayar, Amerika dahilinde yapacağı seyahat meyanmda olarak 18 ve 19 şubatta Raleigh'ı de ziyaret edecektir.

Bayarm 27 ocaktan 20 şubat tarihine kadar sürecek olan bu seyahatinde Raleigh, ziyaret edeceği yegâne Güney şehri olacak, kendileri buraya Dallasdan geleceklerdir.

Vali William Dumstead, resmî karşıla­ma programının hazırlandığını, şe­hirdeki resmî şahsiyetlerin ve eyalet ileri gelenlerinin karşılama merasi­minde hazır olacaklarını bildirmiştir.

Bayar, Amerika dahilinde seyahatini trenle yapacaktır. Ziyaret edeceği şe­hirler arasında NewYork, Cleveland, Toledo, Chicago, San Francisco, Los Angeles, Las Vegas, Dallas ve Raleigh vardır.

Tütün, Türk iktisadî hayatında mü­him bir rol oynadığı için, Bayar, Ku­zey Carolinaya yapacağı bu seyahat vesilesiyle Amerika ' tütün sanayiinin merkezini de ziyaret etmiş olacaktır,

16Ocak 1954

 

— Londra :

Amerikaya gitmek üzere pazartesi, gü­nü Bum hava meydanına gelecek olan Türkiye Reisicumhuru Celâl Ba­yar, İngiltere hükümetinin gayri res­mi misafiri olarak iki gün BourneMouth'da kalacak, çarşamba günü de­niz yoliyle Amerikaya hareket ede­cektir.

Celâl Bayan Burn hava alanında kra­liçe namına Wellington Dükü, Dışiş­leri Vekâleti namına da Lord Reading karşılayacaklardır.

Çarşamba günü Mauretania transat­lantiği ile Amerikaya hareket edecek olan Celâl Bayar Bournemouth'dan askerî merasimle teşyi edilecektir.

I

— Washington :

Amerikan dış muameleler idaresi, Amerika menşeli motorlu nakil "vasıta­larının mubayaasında istimal edilmek üzere dün Türkiyeye 50.000 dolarlık bir kredi açmıştır.

Washington :

Dış faaliyetler dairesi bugün, 1954 malî yılı müdafaa ihtiyaçlarının kar­şılanması maksadiyle dolar bölgesin­de sınaî ve ziraî mamul satın alabil­mesi için Türkiyeye 21 milyon dolar­lık bir kredi tahsis etmiştir. 30 haziran 1953 tarihinde sona eren geçen malî yılda Türkiyeye bu meb­lâğın büyük bir kısmının mahsul kal­dırma ve depolama işleri, liman ve yükleme, boşaltma İslâhatı ve ziraî malzeme sahalarına sarfetmişti.

19 Ocak 1954

 

—  Karlsruhe :

Türkiye Adalet Vekâleti temsilcisi Dr.

Kemal Reisoğlu Federal Alman hükü­meti yüksek mahkemesi faaliyetlerini tetkik etmek üzere dün buraya gel­miştir.

20 Ocak 1954

 

Berlin :

İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Ede­nin Berline 22 ocak günü saat 15 e doğru gelmesi beklenmektedir.

Ankara :

Arjantin hükümeti tarafından Türk askerî pilotlarına, askerî fahrî pilot diplomalarının tevzii bugün saat 11 de Arjantin sefaretinde seçkin bir davet­li kütlesi huzurunda yapılmıştır. Fahrî askerî pilot diploması alan havacılarımız şunlardır:

Emekli Orgeneral Muzaffer Göksenin, Tuğgeneral Enver Akoğlu, yüzbaşı İr­fan Serdaroğlu.

— Lecce (Güney İtalya) :

İtalyada 'bir tetkik seyahati yapmak­ta olan ve hava generali Fevzi Uçanerin başkanlığında bulunan Türk askerî heyeti Les Pouilles eyaletinde Lecce'ye gelmiştir.

İtalyan Hava Kurmay Başkanı Gene­ral Aldo Urbani'nin refakat ettiği Türk askerî heyeti bir uçak sergisini gezdikten sonra avcı teşkillerinin hi­mayesinde hareket eden bombardı­man uçakları tarafından yapılan tak­tik talim ve gösterileri takip etmiş­lerdir.

Gösterinin sonunda General Uçaner meçhul asker âbidesini ziyaretle bir çelenk koymuştur.

22 Ocak 1954

 

— Belgrad :

Tanyug Ajansının bildirdiğine göre, Türk vatandaşlarının Yugoslavyadaki mallarının tazmini hususunda bu­gün Belgradda her    iki   memleketin temsilcileri arasında bir   anlaşmaya

varılmıştır.

İki ay devam etmiş olan bu müzakere­ler Türk vatandaşlarının Yugoslavyada devletleştirilmiş olan mallarının kıymetini tesbite imkân vermiştir.

27 Ocak 1954

 

— Ankara :

Hükümetimiz tarafından evvelce Afganistana hediye olarak gönderilen ve koyunların kelebek hastalığında kullanılan 10.000 doz distofajin hapları­nın mezkûr hükümetçe çok faydalı ve tesirli görülmesi üzerine bu defa be­deli mukabilinde hükümetimizden üç milyon adet distofajin kapsülü isten­mektedir.

Etlik veteriner bakteriyoloji enstitü­müzde imal olunan bu haplar, ancak memleket ihtiyacına yeter miktarda istihsal olunabildiğinden Afganistanın bu isteğini yurdumuzda serbest eller­de yapılan ilâçlarla karşılayabileceği bildirilmiştir

30 Ocak 1954

 

— Washington :

Türkiye Dışişleri Vekâleti Umumî Kâ­tibi Cevat Açıkalm ve Washington Bü­yükelçisi Feridun Cemal Erkin, dün öğleden sonra Dışişleri Vekâletinde Vekil yardımcısı Henry Byroade tara­fından kabul edilmişlerdir.

Her iki diplomat da Vekâletten ayrı­lırken gazetecilerin sorduğu sorulara cevap vermekten çekinmişlerdir.

Büvük dâvaların istediği sorum­luluk

Yazan: M. Nermi

30/1/1954 tarihli (Yem İstanbul) dan :

Eisenhower'in Celâl Sayar şerefine çe­kilen ziyafette bir konuşma yaptığını Anadolu Ajansından öğreniyoruz. Söylenen sözler, Türk gönüllerinde de­rin yankılar uyandıracak bir kudret­tedir. İkinci Dünya Savaşının büyük kahramanı, hür yurdumuzdan bahse­derken, aşağı, yukarı, şöyle diyor: «Tek bir nesil çerçevesi içinde başlıyan gelişme, zamanımızın hârikala­rından biridir. Bir zamanlar, çok az tanıdığımız Türkiyeyi bugün müttefi­kimiz diye adlandırırken gurur duyu­yoruz.»

Türk tarihi, hiç şüphesiz, yığın yığın hârikalarla doludur. Vefakârlığın, kahramanlığın en yüksek örneklerini vermişizdir. Varlığımız uğrunda giriş­tiğimiz bütün güreşler erkekçedir. Fa­kat tek bir nesil çerçevesinde başardığımız iş, neden, kahramanlık olay­ları arasında, uçurumlarını heybetle seyreden bir dağ tepesi gibi yüksel­mektedir? Büyük Amerikalının bize hatırlattığı bu heyecan verici gerçek­lik üzerinde biraz durmak isteriz.

İlk Dünya Savaşından korkunç bir bozgunla çıkan memleketimizin ina­nılmaz bir irade kudretiyle derlenerek insanlık tarihinin zafer kazanmış en büyük ordularına karşı hürriyetini savunmaktan çekinmemesi başlı başına bir hârikadır. Eşsiz bir kurtuluş imanı bu kahraman hamlede bulut karanlığını yararak alev yolunu açan bir şimşektir sanki. Zaman ölçüsünde bir irade ve yaşayış hamlesidir bu.. Zamanın kültür değerlerini dile geti­ren her kudret dostun da, düşmanın da hayranlığını uyandırır. Fakat bi­zim yaptığımız şey, yalnız kahraman­lık meydanlarında kalmamış, ayni za­manda, toplumsal benliğimizi de yara­tıcı hamlesinin içine almıştır. Biz bir yandan kurtulmuş yolumuzun engel­lerini kıyılarına bakmayan bir. ırmak gibi süpürürken, öte yandan da, irade kaynağımızı kurutan görünmez kuv­vetlere karşı çevrilmeyi de bilmişizdir. Dünya tarihinde, dış zaferi iç zaferle, kültür zaferiyle tamamlayan böyle bir hamleye rastlanmaz. Millet oluşumuz­da ve kendimize dönüşümüzde, için­den dünyalar doğan ve taşan kudre­tiyle alevi ve dumanı yoğuran bir ilk kaos heybeti vardır. Zaman geçip te her şey duruldukça yapılan işin ne ol­duğunu daha iyi anlıyoruz. Yurdumu­zun dünya ölçüsünde gördüğü anlayış ve saygı, millet oluşumuzla doğrudan doğruya ilgilidir.

Türk Milletinin, zaman Ölçüsünde doğmasiyle, yeni dâvaların, yeni ide­allerin ve, nihayet, kendi yaratıcı mantığından başka bir şey tanımayan yeni bir hayat anlayışının doğması anlaşılır bir şeydir. Yaratılış düzeni İkisiortası çözülüşlerden hoşlanmaz. Zamanını dolduran çöker ve yerini di­namik hamleye bırakıı1. Politikanın gayesi de ancak, dinamik hamlenin yolunu hazırlamak olabilir. Biz, dâ­valarımızı böyle anlıyoruz ve gözleri­ni gerilere doğru çevirenleri, büyük dâvalar için, bir tehlike sayıyoruz, hem tek taraflı değil, çok taraflı bir tehlike. Çünkü: gerilerde arayacağı­mız bir şey yoktur ve olamaz da. Ya­şamak iradesinin yöneleceği zaman genişlikleri geleceklerden ve yarınlar­dan başka ne olabilir?

Her hayat sisteminin oldusu gibi, her devlet şeklinin de gerçekleştirmek zo­runda olduğu gayeler ve idealler ol­malıdır. Bütün dâvalarımızın temel­leri böyle bir gerçeklik temeli üzerine kurulabilir. Bu bakımdan, sorumlulu­ğumuzun gelecekler ve yarınlar çerçe­vesi içinde anlaşılması gerekir. Genç devletimiz, genç cemiyetimiz gelişme­lerinin henüz başlangıcındadır. Teh­likeli politika taktikleriyle, atılan h^yanlış adım, bizi, kısa bir zaman için olsa bile, gayelerimizden uzaklaştırabilir. Bunun tarih karşısında ne bü­yük bir sorumluluk olduğunu düşün, mek lâzımdır. Biz, onun için, genç hayat hamlemize karşı yapılan gelenekkundakçılığı ile en sert bir gü­reşi göze almak zorundayız. Büyük millet dâvalarına inanmış vatandaşlar bu noktada birleşmelidirler. Biz Türküz. İdeallerimizi, imanımızı olduğu gibi, geleneklerimizi de ancak bu kut­sal sezgi kaynağından çıkarabiliriz.

Bayarın Kongre nutku Yazan:  Selim Ragıp Emeç

31/1/1954 tarihli     (Son    Posta) dan:

Sayın Bayarın Birleşik Amerika Dev­letleri kongresinde evvelki gün vermiş olduğu nutuk önümde durmaktadır. Dünyanın en nazik şartlar içinde bu­lunduğu bir sırada vukubulan bir zi­yaret vesilesiyle söylenen bu demecin her bir kelimesi ve bunların birleş­mesinden hâsıl olan cümlelerin ifade­si kadar böyle bir durumu mânalandıran pek az nutuk dinlenmiştir, der­sem; asla mübalâğa etmiş sayılamam.

Nutku okuduğum zaman bende bıraktıği intiba, işte, bu, oldu.

Herkes gibi ben de biliyorum ki, hür dünyayı parçalamıya çalışan şer kuv­vetlerine karşı önderlik âlemini taşıyan Birleşik Amerikada, Ayan Mecli­si, en yüksek yetkilerin sahibi bir te­şekküldür.

Uzun ve çetin hizmet yollarının en li­yakatli memleket evlâtlarını birleştir­diği bu Mecliste konuşan Devlet Reisi­mizin ifadesi de, böyle bir heyetin anlayışına lâyik, vakurane yapılmış, kısa ve o nisbette veciz bir izah ol­muştur.

Sulhçu kuvvetleri felce uğratmayı he­def tutanlara karşı Amerikanın giriş­tiği savaşta, onunla beraber hareket eden ve istiklâllerine sıkı sıkıya bağlı memleketlerin bu yolda yürüyebilme­lerini temin maksadîyle Amerikanın bunlara yaptığı yardım, hiç şüphesiz, tarihin hiç bir devrinde, hiç bir mem­leket tarafından göze alınmış değil­dir.

Bu bahiste, bizim için ihtiyar olunan fedakârlığa mukabil büyük dostumu­za milletimiz adına teşekkürlerimizi ifade ederken, bundan, âzami şekilde faydalanmaya çalışmış ve çalışmakta bulunmuş olduğumuzun belirtilmesi de, elbette ki, yerinde olurdu.

Sayın Bayar bu noktaya tahsisen işa­ret ederken teknik imkânların orta­dan kaldırdığı mesafe mefhumile ma­hallî tehdit ve tehlikelerin artık şü­mullü bir mahiyet aldığına ve tecavü­ze uğrayacak meselâ Amerikaya dost bir Türkiyenin bizzat Amerikanın ve dostlarının taarruza uğraması demek olduğunu söylemekle de, durumun ehemmiyetine yerinde bir işaret yap­mıştır.

Bu sözlerle, kuvvetli bir Türkiyenin bizzat Amerikanın ve dostlarının kuv­vetli olması demek istenmiş olduğu elbette ki izahtan varestedir.

Vaziyeti bu yolda mütalâa eden Ba­yarın müşterek güvenlik teşkilâtına olan sarsılmaz bağlılığımızın üzerin­de durması ve sulhu muhafaza için bir taraflı gayret sarfetmenin netice itibariyle serap yaratmadan başka bir layda temin edemiyeceğini söylemesi, umumi vaziyetin sarahate kavuşturul­ması temennisinden ibarettir ki, bu noktada, umulur ki, son Milletlerara­sı temaslar neticesinde aydınlanmış olsun.

Sayın Bayar nutkunu çok güzel bağ­lamış:

Ne bir talep, ne de toir tavsiye: Sadece belli ve tehlikeli bir dâva üze­rinde müşterek bir görüşe işaret.

Bundan ötesine ait neticeleri çıkar­mak büyük dostlarımıza düşüyor. Ka­rarlarından emin olarak bütün itimat ve muhabbetimizle bekliyoruz.

 

 

II — BİRLEŞMİŞ MİLLETLER 

 

4 Ocak 1954

Birleşmiş Milletler :

Azınlıkların korunması işiyle vazifeli Tali Komisyon bugün altıncı toplantı devresinin açılışında başkanlığa Dani­marka delegesi Max Sorensen'i, baş­kan yardımcılığına da Mısır delegesi A. Muhammedi seçmiştir. İnsan Hak­lan Komisyonuna bağlı bulunan bu komisyon yarınki hususî toplantısın­da kat'î gündemini tesbit edecektir. Geçici pründemde muhtelif mevzular arasında, eğitim ve iş hayatında ırk farkı gözeten tedbirlerin tetkiki ve azınlıkları korumak için hükümetler tarafından alman tedbirlerin incelen­mesi hususları bulunmaktadır,

11Ocak 1954

 

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Baş­kanı Bayan Vijaya Lakşimi Pandit, Kore meselesinin umumî alâkayı çekecek bir mahiyet arzetmesi üzerine, genel sekreter Dag Hammarskj old'a bir telgraf çekerek genel kurulun 9 şubatta toplantıya çağırılmasmı iste­miştir.

Mütareke anlaşması mucibince Korede memleketlerine dönmek .istemiyen bütün harp esirleri 23 ocak tarihinde serbest bırakılacaktır. Birleşmiş Mil­letler kumandanlığı esirlerin tesbit edilen tarihte tahliyesinde ısrar et­mektedir. Kızıllar ise esirlerin sulh konferansı töplanmcaya kadar taraf­sız devletler nezaretinde muhafazası­nı talep etmektedirler.

Buradaki müşahitlere göre, esirlere nezaret etmekle vazifeli bulunan Hin distan, esirlerin 23 ocakta serbest bı­rakılmasına itiraz etmektedir.

Bayan Panditin Genel Kurulu topla­ma kararı, esirler meselesinden ziya­de Kore sulh konferansı hazırlıkları­nın çıkmaza girmesi ile alâkalıdır. Bi­lindiği gibi Kore ihzari müzakereleri yılbaşından birkaç gün önce, Birleş­miş Milletler delegesi Arthur Dean ta­rafından kesilmişti.

12Ocak 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (NewYork) :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjold dün Birleşmiş Milletler âzası memleketlere müraca­at ederek Genel Kurulun Kore mese­lesini görüşmek üzere 9 şubatta top­lantıya çağırılması hususunda muta­bık olup olmadıklarının 22 ocak tari­hinden evve] Genel Sekreterliğe bil­dirilmesini istemiştir.

Genel Kurulun toplantıya çağırılması hususundaki talep kurulun hâlen baş­kanı bulunan madam Pandit tarafmdan ve Hint hükümeti adına yapıl­mıştır. Bu talebin Birleşmiş Milletler âzalarının çoğunluğu tarafından tas­vip edilmesi gerekmektedir.

Genel Kurulun Kore meselesini mü­zakere için toplantıya çağırılması hu­susundaki müracaatinde madam Pan­dit, Birleşmiş Milletler âzalarının:

1— Bitaraf mübadele komisyonuna ve hususiyle bu   komisyonun   Hintli başkanına ve esirlerin muhafazasına memur Hintli kıtalarına terettüp eden ağır mesuliyetleri verir

2— Kore meselesinin diğer safhala­rının içinde bulunduğu çıkmazı, nazarı dikkate almalarını istemiş bu­lunmaktadır.

13Ocak 1954

 

— Birleşmiş Milletler  (NewYork) :

Türkiye baş murahhası Büyük Elçi Selim Sarper, Birleşmiş Milletler Hu­kuk İşleri merkezinde yapılan kısa bir merasim esnasında kadının siyasi haklarına dair Birleşmiş mukavelena­mesini imzalamıştır.

Kadınların oy verme hakkına sahip olmalarını ve umumî hizmetlere, er­keklere tanınan haklar derecesinde seçilebilmelerini derpiş eden bu mu­kavelename, altı hükümet tarafından tasdik edilmesini müteakip yürürlüğe girecektir. Mukavelename şimdiye kadar 33. hükümet tarafından imza edilmiş ve Yunanistan, milliyetçi Çin ve Dominik cumhuriyeti tarafından tasdik  olunmuştur.

— Birleşmiş Milletler (NewYork) : Vesayet Konseyinin dilekçe komitesi, bugünden itibaren Birleşmiş Milletler merkezinde toplantılarına başhyacaktır: Komitenin gündeminde, geçen toplantı devresinden beri gönderilmiş olan 68 yeni dilekçe ile evvelki devre zarfında görüşülememiş olan 101 di­lekçe vardır.

Dilekçe Komitesi, Vesayet Konseyinin 12 âzası tarafından seçilmiş altı aza­dan müteşekkildir. Bu azalar, Avus­tralya, Belçika, San Salvador,'Suriye, ingiltere ve Sovyetler Birliğidir. Ko­miteye San Salvador murahhası M. Roberto Quros başkanlık etmektedir.

14Ocak 1954

 

— Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Korede çarpışan on altı memleketin murahhasları dün burada bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantı sonunda neşredilen bir tebliğde, genel kurulun Kore meselesini görüşmek üzere hu­susî bir toplantıya çağırılması hak­kında Başkan Madam Pandit tarafın­dan yapılan teklif üzerinde fikir tea­tisinde bulunulduğu bildirilmiştir. Ay­ni tebliğde, murahhaslardan bir çoğu­nun henüz hükümetlerinden talimat almamış bulundukları ve mesele üzerinde istişarelerin devam edeceği ilâ­ve olunmaktadır.

15Ocak 1954

 

— Birleşmiş Milletler :

Kuzey Kore Dışişleri Vekili General Nam İl, Birleşmiş Milletler Genel sek­reterliğine gönderdiği bir telgrafta, yurtlarına dönmek istemiyen esirlere verilecek «izahat» müddetinin uzatıl­masını, PanMunJom ihzarî müzake­relerine tekrar başlanmasını ve Kore meselesini Çin Halk Cumhuriyeti ve Kuzey Kore mümessillerinin huzunyle tetkik etmek üzere Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun içtimaa davetini ta­lep etmiştir.

General Nam İlin Pekin tarafından geçen pazar günü Birleşmiş Milletlere gönderilen telgrafa müşabih olan bu telgrafında, beşli bir konferansın aktedilmesi hususundaki Sovyet tekli­fine Kuzey Korenin iştirak ettiği kay­dedilmektedir.

Ocak 1954

 

—  Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Türkiyenin Birleşmiş Milletler Gü­venlik Konseyine üye seçilmesi mü­nasebetiyle yaptığı bir konuşmada Türk temsilcisi Selim Sarper, memle­ketinin Birleşmiş Milletlere karşı duy­duğu derin ve samimî ilgiyi bir defa daha tebarüz ettirmiştir. Konseyin bu sene yaptığı, bu ilk top­lantıda Ürdün nehri suları üzerinde Suriye  İsrail arasındaki anlaşmazlık müzakere edilmektedir. Selim Sarper, Türkiyenin yeniden Gü­venlik Konseyine seçilmek arzusunun Türkiyenin Birleşmiş Milletlere karşı duyduğu derin ilgiden ileri geldiğini söylemiş, ve memleketi ile delegasyo­nunun bütün üye devletlerle ahenkli bir işbirliği yapmağa devam edeceği ümidini izhar etmiştir.

—  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M, Dag Hammarskjold bugün yaptığı bir basın toplantısında, şunları söylemiş­tir:

Mütareke anlaşmasının taraflarından Diri olan İsrail hükümeti resmen ta­lep ettiği için hukukî bakımdan İsraille Ürdün arasında bir konferans ter­tip etmek zorundayım. Faydalı olaca­ğı kanaatinde bulunursam bu konfe­ransa şahsen ben de iştirak etmeye hazırım.»                   

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri böyle bir konferansın son derece fay­dalı olacağı kanaatini izhar etmiş, fakat konferansın toplanması hususun­da Ürdüne yapmış olduğu ikinci müracaatine de henüz bir cevap alama­mış olduğunu beyan etmiştir.

— Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Güvenlik Konseyi 1954 yılının ilk top­lantısını dün üç yeni üye ile yapmış­tır. Çünkü toplantıda Türkiye, Brezilya ve Yeni Zelandaya bu münasebet­le hoş geldiniz denilmiş ve bu yeni üyeler sitayişkâr ve dostane ifadeler­le karşılanmışlardır.

Başkan Lübnan delegesi Charles Ma­lik ilk olarak hoş geldiniz demiştir. Başkana cevaben Türk delegesi Selim Sarper şunları söylemiştir:

«Nazik ve samimî sözleriniz için te­şekkür ederim. Bu fırsattan istifade ederek, memleketimin Birleşmiş Milletlerin faaliyetlerine iştirak etmek hususundaki samimî ve derin arzusu­nu tekrar etmekten büyük bir haz duymaktayım.

23 Ocak 1954

 

— Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Güvenlik Konseyi, Şeria nehri üzerin­de yapılan tesisat dolayısiyle Suriye tarafından İsrail aleyhine yapılan şikâyetin tetkikine devam etmek üzere dün saat 15 (mahalli saat 13 te top­lanmıştır.

Bu mesele münasebetiyle konseye biri üç Batılı büyük devlet ve diğeri de Lübnan tarafından olmak üzere iki  karar sureti tevdi edilmiştir.

İlk söz alan Sovyet delegesi M. Andrei Visinski, tevdi edilen Batılı tak­ririnde tadilât yapılmadıkça bu takri­re karşı vetosunu kullanacağını ihsas etmiştir. M. Vişinskinin ileri sürdüğü tadil teklifine göre, Filistindeki Birleşmiş Milletler heyeti başkanı Gene­ral Bennike Lew, alâkadar iki tarafın yani İsrail ile Suriyenin mutabakatla­rı hâsıl olmadıkça İsrailliler tarafın­dan girişilen hidroelektrik tesisatı in­şaatına devam edilmesi hususunda hiç bir karar alamıyacaktır.

Sovyet murahhası üç Batılı murah­hastan, tevdi ettikleri takririn oya ko­nulmasında ısrar etmemelerini iste­miş ve buna mukabil Lübnan tarafın­dan veriimiş olan teklifi desteklediği­ni söylemiştir. Lübnan teklifine göre General Bennike sadece ihtilâf halin­deki tarafları uzlaştırmak imkânları­nı araştırmağa davet edilecek ve ken­disine bu hususta sarih bir talimat verilmiyecektir.

Birleşmiş Milletler (NewYork) :

Üç Batılı devlet takriri oya. konulduk­tan ve Sovyet vetosundan sonra 'söz alan İngiliz murahhası Sir Gladwyn Jebb, Sovyetler Birliğinin doğuya ta­allûk eden meselelerde vetosunu ilk defa kullanmış olmasından dolayı teessürlerini  bildirmiştir.

Bunu müteakip Sovyet delegesi ko­nuşmuş ve sözlerini şöyle neticelen­dirmiştir: «Anayasanın bana bahşettiği hakkı istimal etmekten başka bir şey yapmadım.»

Birleşmiş Milletler (NewYork)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri M. Dag Hammarskjold, Güvenlik Konse­yinde nadiren vaki bir müdahalede bulunarak konsey azasına yaptığı bir hitabede, general Bennike'nin Suri­ye  İsrail ihtilafında barışçı ve mem­nuniyet verici bir hal çaresi araştır­masını mümkün kılacak bir kararın süratle alınmasını istemiştir.

III _ ARAP BİRLİĞİ

 

4 Ocak 1954

 

— Kahire :

Arap devletler kurmay başkanları konferansı bugün Kahirede Mısır si­lâhlı kuvvetleri genel karargâhında başlamıştır. Mısır ordusu Kurmay Başkam General Muhammed İbrahimin başkanlık ettiği konferansta, Arap Birliği Konseyinin 9 ocaktaki konferansiyle ayni zamanda toplanacak olan Arap devletleri müdafaa konseyinin programı hazırlanacaktır.

11 Ocak 1954

 

— Kahire :

Arap Birliği askeri sekreter yardım­cısı General Muhammed İbrahim bu­rada verdiği beyanatta, Arap birliği yüksek müdafaa konseyinin bugünkü toplantısında Arap ordularının müda­faa komutanlıklarını, silâh ve üniformalarını birleştirmek işini görüştüğü­nü söylemiştir.

Konsey Arap birliği üye devletleri dış ve Savunma Vekillerinden kurulmuş bulunmaktadır.

Müteaddit toplantılarını bu sonuncu oturumunda, konsey, hudutlarında İsrailin herhangi bir tecavüzünü durdurabilmesi için Ürdüne silâh teminini derpiş eden bir tasarıyı, ve askeri ha­rekât masraflarını karşılamak üzere de müşterek bir müdafaa fonu plânı­nı tasvip ve kabul etmiştir.

12 Ocak 1954

 

— Kahire :

Arap Birliği, ingiliz  Mısır ihtilâfın­da bütün Arap memleketlerinin Mısı rı desteklediğini resmen bildiren   bir tebliğ neşretraiştir.

14 Ocak 1954

 

Kahire :

Müzakerelerini tamamlayan Arap Bir­liği Müdafaa Konseyi bir tebliğ yayın­layarak Arap devletlerinin silâhlı kuv­vetlerini birleştirmek hususunda bazı kararlar alındığını bildirmiştir.

Kahire :

Arap Birliği siyasî komitesine bağlı talî bir komite, İsrail ile Ürdün arasmda hudut meseleleri mevzuunda doğrudan doğruya müzakereler yapıl­ması hususundaki Birleşmiş Milletle­rin yeni müracaatının reddedilmesini karar altına almıştır.

Arap Birliği Konseyindeki Lübnan de­legesi Dr. Fuat Ammun bu kararı tef­sir ederek mezkûr müracaatın Araplara karşı bir «suikast» olduğunu söy­lemiştir.

20 Ocak 1954

 

Kahire :

Arap Birliği siyasi komitesi, dün me­saisini bitirmiş ve birlik konseyine şu üç tavsiyeyi yapmağa karar vermiş­tir:

1  Kuzey Afrika   milletlerine   malî yardımda bulunulması.

2  — Asya ve Lâtin Amerika memle­ketleriyle münasebetlerin sıkılaştırıl­ması.

3  — Şeria    nehrinden   faydalanmak için hazırlanan Johnston plânı yerine Arap mühendisleri tarafından hazır­lanacak bir programın kabul edilmesi. 

 

IV — AVRUPA BİRLİĞİ

 

7 Ocak 1954

 

— İstanbul :

Avrupa hareketi daimî delegesi ve Av­rupa kömürçelik birliği meclis baş­kanı Paul Henri Spaak'm muavini Robert Drapier, bugün saat 15 te Konak otelinde bir basın toplantısı yapmış­tır.

Drapier, Avrupa birliği fikrinin geçir­diği safhaları ve bunun tahakkuku yolunda yapılan çalışmalar hakkında geniş izahat vermiş ve ezcümle şöyle demiştir:

«Birinci dünya harbinden evvel Av­rupa her bakımdan önder durumda idi. Siyasi, iktisadî ve sosyal faaliyet­lerin merkezi hep Avrupa idi. Çünkü iktisadî bakımdan çok kuvvetli bulu­nuyordu. Başkalarından daha fazla is­tihsal ediyor ve daha fazla satıyordu, battıklarından kazandığı parayı da yeni yeni kâr getiren işlere yatırıyordu.

Birinci dünya harbi sonundan 1939 a kadar olan devrede ise Avrupa artık yükselme devrinde olmayıp bir durak­lama devrine girmiş bulunuyordu. Ar­tık istihsal nisbeti eskisi derecesinde olmadığından sattıklarından elde et­tiği kazanç mahdut idi. Ancak yaban­cı memleketlerde daha evvel yapmış olduğu yatırımlardan gelen para ve turizm gibi kaynakların geliri iktisadî muvazenesini idame ettirmesine yar­dım ediyordu.

Harp bittiğinde Avrupa insan ve mad­de olarak bir harabe halinde idi. Dış memleketlerdeki gelir kaynaklarını tamamiyle kaybetmiş bulunuyordu. Sa­tacak bir şey olmadığı gibi alacak parası da yoktu. O zaman, Amerika­nın Avrupaya yardım elini uzatması gerekti. Ve 1945 ten 1951 e kadar olan zaman zarfında A.B.D. Avrupaya 30 milyar dolarlık bir yardım yaptı. Bu rakamın haşmetini şu misalle göste­rebiliriz: İsa ile beraber doğmuş olan bir adam gece gündüz demiyerek öm­rünün her bir dakikasında kumbara­sına 100 Türk lirası atmış olsaydı an­cak bu kadar bir para biriktirebilirdi. Bunun neticesi tabiatiyle çok kötü idi. Zira iktisadî yıkıntılar siyasi ve sos­yal felâketlere sebep olur.

İşte bu duruma çare arayanlar yegâ­ne kurtuluş yolunu Avrupa hareketi olduğunu görmüşlerdir.

Bu derde çare ararken evvelâ sebebi­ni teşhis etmek gerekir.

Bu inkırazın sebebi her halde Avru­pa milletlerinin, bütün hasletlerini birden bire kaybetmiş olması değildi. Sebep, Avrupanm, daha doğrusu dün­yanın bu asrın başından beri teknik alanda iktisadî bir ihtilâl geçirmekte olmasaydı bu ihtilâl, eskisinden daha çok istihsal, daha iyi istihsal ve daha ucuz istihsali icap ettirirdi. Bununiçin geniş istihsal sahalarına, bu sahada yaşayanların iyi müstahsil ve büyük müstehlik olmaları lâzımdı. Bu şart­lar hiç bir Avrupa devletinde mevcut olmadığından, bu şartlara bağlı ikti­sadî durumda gün geçtikçe kötüleş­miştir.

Askerî sahada bu durum daha da kö­tüdür. Hiç bir Avrupa devleti bugün kendi kendini koruyamaz. Nitekim Rusya ve peyklerinin askerî gücünün Fransanm askerî gücüne olan nisbeti 12/1115. Belçika ise 6/175 tir. İşte biz Avrupa birliğinin kurucuları diyoruz ki, şayet Avrupa memleketleri birle­şecek olursa diğer iki büyük devletti, A.B.D. ve Rusyayı her sahada, geçme­miz mümkündür, Meselâ Marshall plânı direktörü Hoffman'm 1949 da verdiği rakamlara göre 150 milyon Amerikalı 260 milyar dolar para kazanabilmektedir. Halbuki 270 milyon Avrupalının kazancı sadece 160 milyar dolardır. Şayet Avrupada bir­leşmiş olaydı ayni nisbetler dahilinde 270 milyon Avrupalının 400 milyar do­lar kazanması mümkündü.

Bütün bunlar gösteriyor ki, ister ik­tisadî, ister sosyal ve ister siyasi is­terse de askerî sahada olsun tek kur­tuluş çaresi birleşmektir, Yoksa bü­tün Avrupa milletleri mahvolacaktır.

Bunun içindir ki, Avrupa hareketi fik­ri benimsenmiş ve denebilir ki ilk beş seneki faaliyetlerimiz tarihte hiçbir fikre müyesser    olmamış    bir başarı kaydetmiştir.»

7 Ocak 1954

 

— Paris :

Avrupa camiası üyesi altı memleketin mütehassısları bir Avrupa siyasî ca­miası tasarısının tetkikine devam et­mek üzere bu sabah saat 10 da Fran­sız Dışişleri Vekâletinde toplanarak çalışmalarına başlamışlardır. Talî ko­misyonlardan iktisadî ve müesseseler talî komisyonları hemen çalışmalarına başlamıştır. Altı Dışişleri Vekili 30 martta Brükselde toplanarak bu ça­lışmaların neticesini tetkik edecektir.

KORE MESELESİ

 

1 Ocak 1954

 

— Seul :

Gayri askerî bölgede muhafaza altın­da bulundurulan 22.500 komünist aleyhtarı Cinli ve Koreli esir, 22 ocak tarihinde hürriyetlerine kavuşabilme­leri hususunda kendilerine yardım edilmesi için Fransa hükümetinden talepte bulunmuşlardır.

Bu talebi ihtiva eden ve Cin edebiyat dili ile yazılarak «komünist aleyhtarı Çin ve Koreli esirler imzasını taşıyan mektup, Hint kızılhaçı ve tarafsız ko­misyon kanallarından geçip Güney Kere postası ile müttefik kumandan­lık nezdindeki Birleşmiş Milletler Fransız subayına vasıl olmuştur.

Esirler, bu mektupta bütün Fransız asker ve subaylarından, hürriyetleri­ne, kavuşmaları lâzım gelen tarihte «kendilerine dost elini uzatması» için Fransız hükümeti nezdinde teşebbü­se geçmelerini rica etmektedirler.

Mektupta bundan başka «insanlığın iyiliği ve barışın muhafazası için Korede çarpışmış olan Fransız askerlerine yeni yıl ve noel için iyi temen­nilerde bulunulmaktadır.

3 Ocak 1954

— Pan Mun Jom :

Harp esirlerini memleketlerine iade etmekle vazifeli tarafsız komisyonun başkanı Hintli general Timaya, esir­ler hakkında bugün aşağıdaki beya­natta bulunmuştur :

Bu meselenin 22 ocak tarihinden ev­vel halledilmesi lâzımdır. İki taraf bu hususta mutabık kalmalıdır, aksi tak­dirde büyük karışıklıklar husule ge­lebilir.

General, şahsen birçok esirle konuştu­ğunu ve bu esirlerin durumunu dik­katle tetkik ettiğini ve gerek komü­nist aleyhtarı kampta gerekse komü­nist kamplarında pek iyi mâna vere­mediği baz: hâdiselerin cereyan et­mekte bulunduğunu, bununla beraber esirlere tazyik icra edildiği hakkında herhangi bir delil ele geçiremediğini söylemiştir.

Uzun zaman memleketine dönmeyi reddettikten sonra bir ocak tarihinde Amerikaya dönmeyi kabul eden onba­şı Batchelor'dan da bahseden Gene­ral Timaya ezcümle şöyle demiştir:

Bu askeri, serbest bırakıldıktan pek az sonra gördüm. Benden evvel kimse onunla konuşmamiştı. Beraber bulun­duğu Amerikalı esirleri sordum, bana bir şey söylemedi.

Hintli generale göre Kuzey Koreli kampında bulunan 350 esir «iliklerine kadar komünist olmuşlardır». Diğer taraftan general Timaya, hariçten ve dahilden esir kamplarında bir takım münasebetsiz hâdiselerin cereyan et­tiğini söylemiş, bununla 'beraber, bu hâdiselerden Birleşmiş Milletler Ku­mandanlığının asla mesul olmadığını ve kumandanlığın bu işe karışan her hangi bir hareketinin görülmediğini ehemmiyetle belirtmiştir.

General sözlerine son verirken Korede iki taraf 22 ocaktan evvel bir an­laşmaya varmazsa, muhafazası altın­da bulundurduğu esirleri ancak silâh zoru ile zaptedebileceğini ve bu yüz­den belki de pek çok insanın öleceği­ni ileri sürmüş ve sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Vicdanım rahattır. Beni hükümetim­den sorsunlar. Aldığım vazifeyi yapa­cağım. Bu yüzden insan ölürse kabahat bende değildir. Birleşmiş Millet­lerin verdiği kararın tatbikatcısıyım. Şimdi iki taraf bu ağır durumu göre­rek anlaşmalıdır. İş benim elimde değildir.

— Providence  ıRhode İsland) :

«Providence Journal» Pan Mun Jomdaki müzakerelerde Amerikan heyeti başkam olan Arthur Dean ile muıabik kalarak, Amerikanın Çin hakkın­da ne gibi bir siyaset gütmesi lâzım geldiği hususunda Amerikan fevkalâ­de Büyük elcisinin görüşlerini açıkla­maktadır. Gazeteye göre, Dean, ko­münist Çini, askeri bir harekete baş­vurmaksızın Rusyadan ayırmak maksadiyle Amerikan siyasetinde bir de­ğişiklik yapılması için hükümetin yet­kili şahsiyetleri nezdinde ısrarda bu­lunmaktadır. Büyük elçi, görüşlerinin su şekilde açıklanmasına muvafakat etmiştir :

Dean, Cindeki komünizmin Rusyada, ki komünizmden ayrı olduğunu iddia eden Amerikan ve İngiliz uzmanlariy'le mutabık değildir. Dean için ko­münizm, komünizmdir.

Dean şöyle demektedir:

«Hâlen Çini tanımamız lâzımgeldiğini sanmıyorum. Bunun için Amerika, ko­münist Çinin sözünde duracağına emin olmalıdır. Halbuki şimdilik buna imkân yoktur. Diğer taraftan Güney Doğu Asya üzerinde yapacağı tesir bakımından komünist Çinin tanın­ması şimdilik bahis mevzuu olamaz. Komünist Çinlilerin, Milletlerarası ko­münizmden ziyade kendi memleketle­rinin gelişmesiyle alâkadar bulunma­ları mümkündür;. Bundan istifade ederek komünist Çinlilerle Rusyayı ayırmak mümkünse bunu tecrübe et­memiz lâzım geldiği kanaatindeyim.»

Nihayet, komünist taraftarı olduğu yolundaki tenkitlere cevap veren De­an demiştir ki:

«Ben, yüzde yüz komünizm aleyhtarı­yım. Fakat komünist Çini Rusyadan ayırmak için askerî harekâta girişme den bir çare mevcutsa, bunu yakından incelememiz lâzım geldiği kanaatin­deyim.»

9 Ocak 1954

 

— Seul:

Güney Kore Dışişleri Vekâleti, arka­daşlarını Öldürmekten sanık komü­nist aleyhtarı sekiz Güney Koreli harp esirinin bir Hint mahkemesi tarafın­dan yargılanmasını şiddetle protesto etmiştir. Dışişleri Vekili basma ver­diği beyanatta, Hintlilerin ancak tah­kikat yapmaya ve bu tahkikatın neti­celerini, 22 ocaktan sonra bu esirler tarafından seçilecek hükümete bildir­meye salâhiyettar olduklarını söyle­miştir.

—  Seul :

Güney Kore Millî Meclisi Hintli kon­trol kuvvetlerinin komünistleri ilti­zam eden hattı hareketini protesto ve komünist aleyhtarı harp esirlerinin kayıtsız şartsız en geç 22 ocak gece yarısında serbest bırakılmalarını talep eden bir karar suretini oy birliği ile kabul etmiştir.

Karar suretinde Hintli kuvvetlerin ko­münist taraftarı her türlü faaliyete itiraz etmeleri talep olunmaktadır.

10 Ocak 1954

 

— Panmunjom :

Mütareke askerî komisyonundaki müttefik ve komünist delegeler, bu­gün yaptıkları iki saatlik toplantı sonunda, 22.000 harp esirinin serbest bı­rakılması için 23 ocak tarihi üzerin­de mutabakata varamamışlardır. Müt­tefikler esirlerin 22 ocakta gece yan­sını bir dakika geçe Hintli muhafızlar tarafından kayıtsız şartsız serbest bı­rakılmalarını istemişler, ÇinKoreliler ise, izahat müddetinin uzatılmasında ısrar etmişlerdir.

Kuzey Koreli general Lee Sang Che, Birleşmiş  Milletler     kumandanlığına karşı ileri sürdüğü ithamların çoğunu, bitaraf komisyonun ekseriyeti tara­fından 28 Aralıkta her iki tarafa su­nulan rapora dayamıştır. Müttefik de­legesi general Lacey ise, cevabında azınlığın raporunu zikretmiştir. (İs­viçre ve İsveç delegeleri).

Komünistler bu raporun mesnetsiz ol­duğunu ve kaale almamıyacsğını id­dia etmişlerdir.

General Lacey, konferansa son verir­ken, Birleşmiş Milletler kuvvetleri ku­mandanı general John Hull'm, esirlerin 23 Ocakta serbest bırakılması lâ­zım geldiğini söylemekle, bitaraf ko­misyon tarafından sorulan bütün su­allere cevap verdiğini teyit etmiştir. Toplantı esnasında komünistler, Bir­leşmiş Milletler Kumandanlığının «esirlerin kaçırılması» mesuliyetini bertarafa yetkili olmıyacağını tekrar­lamışlar ve bu suretle 23 ocakta ser­best bırakma tasavvurunu ima etmiş­lerdir.

Toplantıdan sonra, general Lacey, ga­zetecilere verdiği demeçte, komünist­lerin, dün askerî mütareke komisyo­nunun toplanmasını isterken güttük­leri hedeiin, bitaraf mübadele komis­yonundaki ekseriyet raporunun mü­him kısımlarını bu komisyon tarafmaan kaydettirmek olduğunu söylemiş ve toplantıda talî ehemmiyette bazı meselelerin ortaya atıldığını bildirerek demiştir ki;

Komünistler, müttefiklerin, hudut hattında 116 defa hava ihlâlinden iuçiu olduklarını iddia ettiler, halbuki «dikkatsizlik» yüzünden yalnız 12 ih­lâl vakası kaydedilmiştir ve komü­nistlerin ithamlarının çoğu asılsızdır. General Lacey komünistleri 28 defa havaları ihlâl etmekle suçlandırmış, halbuki komünistler bunun birini ka­bul etmişlerdir.

Nihayet, her iki taraf, sivil ahalinin mübadelesinin 1 martta başlaması için 29 aralık tarihli geçici anlaşma­yı resmen kabul etmişlerdir.

11 Ocak 1954

 

Panmunjom :

Tarafsız komisyondaki İsveç üyesi an tikomünist harp esirlerinin, Ameri­kanın arzusu veçhile 23 ocakta ser­best bırakılmasını teklif etmiştir.

Tarafsız komisyon üyeleri, yirmi da­kika süren toplantıdan sonra mevzuu tetkik etmek üzere ayrılmışlar, İsveç temsilcisi ,teklifinin mümkün olduğu kadar kısa bir zaman zarfında görü­şülmesini istemiştir. İsviçre delegesinin İsveç tarafından vaki teklifi des­teklediği tahmin edilmektedir.

Komisyon başkanı Hindistan generali Thimaya teklif hakkında herhangi bir tefsirde bulunmaktan kaçınmıştır.

12 Ocak 1954

 

Seul :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekâleti Uzak Doğu mütehassısı Kennetlı Young kızıllara bir nota göndererek, Waslıingtondan gereken talimat ve mü­saadeyi aldıktan birkaç dakika sonra irtibat sekreterlerinin toplanmalarını teklif   etmiştir.

Nota, Kuzey Kore murahhası Ui Sok Bok ile kızıl Çin murahhası Huang Huaya yollanmıştır.

Seul :

Güney Kore Meclisi Millî Müdafaa Ko­misyonu, Koreden iki Amerikan tü­meninin geri alınmasını takbih eden bir karar suretini ittifakla kabul et­miştir.

İyi haber alan çevrelere göre, bu ka­rar sureti, «Amerikan kıtalarının çe­kilmesinin ahalinin maneviyatına va­him bir şekilde tesir edeceği» yolun­da Müdafaa Vekilinin beyanatına da­yanmaktadır.

13 Ocak 1954

 

— Panmunjom :

Askerî mütareke komisyonunun bu sabahki toplantısında, komünist de­lege general Lee Sang Cho, vatanları­na iadeyi reddeden    esirlere    izahat vermeğe devam edilmesini yeniden resmen istemiş ve bu esirlerin 23 ocak­ta serbest bırakılması için müttefik­lerin giriştikleri hazırlıkları protesto etmiştir.

Komünistler, askerlikten tecrit edil­miş bölgenin müttefiklere ait kısmın­da, Amerikan bahriyelileriyle birlikte devriye gezmek üzere Amerikanın Gü­ney Kore jandarmasına müracaat et­miş olmasını şiddetle protesto etmiş­ler ve komünist delege şöyle demiş­ti:

Kore durumu tehdit edici bir mahiyet almıştır, zira siz esir kamplarındaki ajanların faaliyetini teşvik ettiniz ve müracaatlarımızı dinlemiyerek ser­best bırakma işini hazırladınız.

Müttefik delege General Lacey, müt­tefik başkomutanı General John Hull'm esirlerin 22 ocakta serbest bırakılacağını bildiren 6 ocak tarihli be­yanatını okumakla iktifa etmiştir.

Diğer taraftan komünistlerin yarı res­mi sözcüsü gazeteci Ailen Winnington, Panmunjom müzakereleri için temasa geçmek üzere 14 ocak tarihini komünistlerin kabul ettiâini bildirmiştir.

vermeğe devam edilmesini yeniden resmen istemiş ve bu esirlerin 23 ocak­ta serbest bırakılması için müttefik­lerin giriştikleri hazırlıkları protesto etmiştir.

Komünistler, askerlikten tecrit edil­miş bölgenin müttefiklere ait kısmın­da, Amerikan bahriyelileriyle birlikte devriye gezmek üzere Amerikanın Gü­ney Kore jandarmasına müracaat et­miş olmasını şiddetle protesto etmiş­ler ve komünist delege şöyle demiş­ti:

Kore durumu tehdit edici bir mahiyet almıştır, zira siz esir kamplarındaki ajanların faaliyetini teşvik ettiniz ve müracaatlarımızı dinlemiyerek ser­best bırakma işini hazırladınız.

Müttefik delege General Lacey, müt­tefik başkomutanı General John Hull'm esirlerin 22 ocakta serbest bırakılacağını bildiren 6 ocak tarihli be­yanatını okumakla iktifa etmiştir.

Diğer taraftan komünistlerin yarı res­mi sözcüsü gazeteci Ailen Winnington, Panmunjom müzakereleri için temasa geçmek üzere 14 ocak tarihini komünistlerin kabul ettiâini bildirmiştir.

14 Ocak 1954

 

— PanMunJom :

Bu sabah mahallî saatla 11 de yapı­lan toplantıdaki ilk temasta, mütte­fik ve komünist görüşleri arasındaki tam zıddiyet meydana çıkmıştır. Müttefik Hey'eti Başkam M. Kenneth Young, komünist mümessillerine hitap eden notasında ihzari müzakere­lerin yeniden başlaması şartlarının görüşülmesini istemiştir. Komünist­ler verdikleri cevabî bir notada top­lantıda ancak ihzari müzakerelerin başlayacağı tarihin tesbiti meselesi­nin görüşülebileceğini bildirmişlerdir.

 PanMunJom :

Hindistan, müttefik ve komünist ku­mandanlıklara, vatanlarına iadeyi reddeden 22.000 esiri 20 Ocak'ta kendilerine teslim edeceğini bildirmiştir.

16Ocak 1954

 

— PanMunJom :

Kore harb esirlerini muhafaza İle mü­kellef Hindistan kumandanlığının, memleketlerine dönmek istemeyen bütün harb esirlerini müttefik ve ko­münist kumandanlıklarına teslim ede­ceğini ve sulh konferansında bunların mukadderatları tayin edilinciye ka­dar serbest bırakılmamaları Hususun­da dün verdiği kararın müessif neti­celer doğurmasından endişe edilmek­tedir.

Hindistan birlikleri kumandanı Gene­ral Thimaya, 22.500 harta esirini mu­ayyen tarihten üç gün evvel müttefik ve komünist kumandanlıklarına tes­lim edeceğini bildirmiş, Birleşmiş Mil­letler yahud komünist kumandanlık­larının bu esirleri serbest bırakması­nın mütareke anlaşmasını ihlâl edece­ğini söylemiştir.

Birleşmiş Milletler Uzak Doğu ku­mandanı General Hull, Hindistan Ge­neralinin bu kararından evvel verdiği bir beyanatta, 14.400 antikomünist Çinli harb esirile 7.700 Kuzey Koreli komünizm aleyhtarı harb esirinin ser­best bırakıldıkları tarihten itibaren 43 saat zarfında Formoza ve Güney Kore'ye nakline başlamak üzere bü­tün hazırlıkların tamamlandığını bil­dirmiştir. Haber verildiğine göre Ge­neral Hull, bu hususta Washington'dan kat'î talimat beklemektedir.

Müşahidlerin bildirdiklerine göre son Hindistan kararı karşısında Birleşmiş Milletlerin başvuracağı 3 çare vardır:

1— Hindistan'ın ileri sürdüğü şart­lar altında esirleri kabul ederek sulh konferansı toplanmcıya kadar onları elde tutmak.

2— Esirleri kabul ettikten sonra Hin­distan'ın şartlarının kabul edilemeyeceğini bildirerek tasarlandığı gibi esir­leri serbest bırakmak.

3— Esirleri kabul etmiyerek 23 Ocak­ ta vukuu muhtemel hâdiselere intizar etmek.

Komünistler 348 komünizm taraftarı harb esirini ne yapacakları hakkında bir malûmat vermemişlerdir.

Birleşmiş Milletler, 120 günlük müd­det 23 Ocak'ta sona erer ermez esir­lerin serbest bırakılmasını istemekte, komünistler de izahat müddetinin uzatılması ve sulh konferansının bun­ların akıbetini tâyin edinciye kadar esirlerin tarafsız komisyonun neza­reti altında kalması hususunda İsrar etmekte idiler.

Hindistan kumandanı her iki tarafa müracaat ederek esirleri 20 Ocak'ta kabule hazır olup olmadıkları hak­kında Cumartesi gününe kadar cevab vermelerini istemiştir.

17Ocak 1954

 

Seul:

Resmî bir tebliğde bildirildiğine göre, komünist aleyhtarı 14.400 Çinli harb esiri için, İnchon limanı yakınında «Ascom City» denen yerde dün ak­şam bir kamp kurulmuştur. Dikenli tellerle çevrili bu kampta 1400 çadır vardır ve esirler, Hint muhafız kuv­vetleri tarafından gönderildikleri ta­rihten Formoza'ya hareketlerine ka­dar burada kalacaklardır.

Seul:

Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee dün yaptığı basın konferansın­da, «Kore'nin birleştirilmesi» siyase­tinin hedeflerini yeniden teyit etmiş ve bu birleşmenin silâhlı kuvvetlere müracaatla yapılması ihtimaline dair bir tarih tespit etmekten yine kaçın­mıştır.

Komünist aleyhtarı diğer Asya mem­leketleriyle askerî ittifak tasarıları meselesine temas eden Rhee, Japonya'yı resmen hariç tutmuş, «Zira Ja­ponya bizim komünizmden ziyade düşmanımızdır» demiştir.

17  Ocak 1954

 

Pusan :

Güney Kore deniz istihbarat kaynaklarından bugün bildirildiğine göre, Güney Kore polisi yüksek rütbeli hü­kümet erkânını öldürmek ve büyük ölçüde bir isyan hareketi tertiplemek isteyen Kuzey Koreli bir casus şebe­kesine mensup 26 kişiyi tevkif etmiş­tir.

Casuslar yazı makineleri ve risaleleriyle birlikte yakalanmışlardır. Şebe­kenin elebaşısı, Kuzey Kore ordusu yarbaylarından ve geçen Haziran'da komünist aleyhtarı olarak tahliye edi­len 26 bin harp esirinden biridir. Yarbayın serbest bırakıldıktan sonra Gü­ney Kore yeraltı komünistleri reisli­ğine tayin edilmiş olduğunu, yine ay­nı kaynaklar bildirmektedirler.

18Ocak 1954

 

— Tokyo :

Birleşmiş Milletler kuvvetleri Başku­mandanı General John Hull, bugün Hintli general Timaya'ya gönderdiği mektupta, Birleşmiş Milletler kuman­danlığının, komünist taraftarı esirle­ri, Hintlilerden teslim alır almaz sivil olarak serbest bırakacağını bildirmiş­tir.

Bu mektup general Timaya'mn dün­kü mesajına cevap teşkil etmektedir. Bilindiği gibi, General Timaya, bu me­sajında, eğer Birleşmiş Milletler, komünst aleyhtarı esirleri bitaraf bölge dışına nakillerinden sonra serbest bı­rakırsa, mütareke anlaşmasını ihlâl etmiş olacaklarını bildirmişti.

— Tokyo :

Pekin radyosunun bildirdiğine göre, Kore harp esirleri hakkında general Timayaya komünistlerin verdiği cevabı Kuzey Koreli General Kim İl Sung ile Çinli Peng Teh Huai imzalamış­lardır. Cevapta, esirleri her iki taraf kumandanlığına iade etmeyi hedef tu­tan Hint kararının, tarafsız komisyo­nun selâhiyeti dışında olduğu söylen­mekte ve netice olarak bu kararın ge­ri alınması istenmektedir.

Komünist kumandanlar verdikleri ce­vapta tarafsız mübadele komisyonundan aşağıdaki isteklerde bulunmuşlar­dır:

1 — Esirlere izahat vermek için tesbit edilen, fakat bu maksatla kullanılmıyan 90 günün telâfi edilmesi,

2 — Esirlerin muhafazası meselesinin gelecek siyasî konferansa bırakılması ve bu esirlerin akıbetinin konferansın açılışından itibaren 30 gün içinde ta­yin edilmesi,

3 — Yukardaki şartlar tahakkuk edin­ceye kadar esirlerin muhafazasına ta­rafsız   mübadele   komisyonunun ve Hintli kuvvetlerin devam etmesi.

Seul :

Güney Kore millî polisi bir komünist casusluk şebekesini ele geçirdiğini bu­gün bildirmiştir. Bu casusluğun hede­fi hükümete karşı kütle halinde ayak­lanmayı teşvik etmek ve Güney Kore idarecilerinden çoğunu katletmektir.

Polisin tasrih ettiğine göre, 27 üyesi olan şebekenin reisi, geçen haziran ayında başkan Rhee'nin tek taraflı hareket ederek serbest bıraktığı 27 bin esirden biridir. Bu, 1952 nisanında müttefiklere istiyerek teslim olan Ku­zey Kore ordusundan bir yarbaydır. Şebeke, emirleri doğrudan doğruya Kuzey Koreden almakta, bilhassa memleketin güney batısında faaliyet­te bulunmakta ve yıkıcı mahiyette be­yannameler neşretmekte idi.

— Panmunjom :

Kore tarafsız milletler mübadele ko­misyonu başkanı Hintli General Thimaya dün verdiği beyanatta demiştir ki:

«Birleşmiş Milletler, beş gün içinde ta­rafsız komisyona teslim edilmesi icap eden esirleri derhal serbest bıraktığı takdirde Kore mütareke anlaşmasını ihlâl etmiş olacaktır. Diğer taraftan gerek Birleşmiş Milletler, gerekse ko­münistler esirlerin durumu için yeni bir tasarı bulmalıdırlar. Aksi halde. Kore siyasî konferansı toplanan bü­tün esirler izahata davet olununcaya kadar bunlar nezaret altında kalma­lıdır.»

 

Hintli General Thimaya bu beyana­tını bir mektup halinde Birleşmiş Mil­letler Başkomutanı General John Hull'a bildirmiş ve bunun tarafsız ko­misyonun noktai nazarı olduğunu ilâ­ve etmiştir.

19Ocak 1954

 

Panmunjom :

Hintli komutanlık, Birleşmiş Milletle­re iade edilen komünist aleyhtarı harp esirlerinin resmî kat'î sayısını bugün yayınlamıştır. Buna göre: iade edi­lenlerin yekûnu 14.217 Çinli ve 7.582 Kuzey Koreli dahil 21.809 esir.

Komünistlere iltihaklarına müsaade edilenlerin yekûnu: 72 Çinli ve 32 Kuzey Koreli Çinli kamyonlarla închon'a sevkedilmiş, oradan da Formozaya nakledilmek üzere Amerikan gemilerine bindirilmişlerdir. Kuzey Koreliler trenlerle Güney Koredeki yeni iskân merkezlerine gönderilmiş­lerdir.

Panmunjom :

Hint muhafız kıtalarımuhafazaları kendilerine tevdi edilmiş bulunan 22 bin antikomünist esirin müttefiklere teslimi muamelesine bu sabah mahalli saatle 9 da başlamışlardır.

— Panmunjom :

Bu sabah Hintli kuvvetler tarafından müttefik makamlara teslim edilen 500 Çinli esirden ilk grup Güney Kore topraklarına girdiği zaman 150 kişi­den müteşekkil bir milliyetçi Çin he­yeti ve bir polis müfrezesi tarafından karşılanmıştır. Serbest bırakılan esir­ler Çan Kay Şek ve Sun Yat Sen'in resimlerini taşımaktaydılar. Esirlerden bazıları kamyonlara binerken Birleş­miş Milletler askerlerine ve gazeteci­lere komünist istilâsına karşı savaş­mış olan Birleşmiş Milletler askerleri­ni öven ve komünizme karşı mücade­lenin devam edilmesini istiyen beyan­nameler dağıtmışlardır. Diğer taraf­tan Kuzey Koreli esirler Güney Koreli yüksek, memurlar ve Amerikalılar ta­rafından karşılanmışlardır. Başbakan Paik Too Chin bu münasebetle şun­ları söylemiştir:

Bugün Kore için çok bahtiyar bir gün olarak kalacaktır. Adamlarımızın bir gün bize döneceklerinden hiç bir za­man şüphe etmedik. Hepsine hoş gel­diniz, derim.

Hintli sözcülerden biri bu sabah ver­diği beyanatta esirlerin devri işine ara verilmeden devam edileceğini ve sa­atte vasati olarak 1500 esirin teslim edileceğini bildirmiştir. Sözcü kamp­tan iki kilometre mesafede komünist topraklarına yerleştirilmiş hoparlör­lerin bütün gece esirlere, Güney Ko­re topraklarına döndükleri takdirde komünist topçusu tarafından öldürü­leceklerini devamlı olarak ihtar etmiş bulunduklarını söylemiştir. Hoparlör­lerden şunlar ilâve edilmekteydi: «Hintlilerin sizi güneye göndermeye hiç bir hakları yoktur. Bu sizin son şansmızdır. Geri dönün.»

Bununla beraber Hintli sözcü kurtu­luşlarının arifesinde olan esirlerin se­vinç çığlıklarının ye yaptıkları gürültünün hoparlörlerin sesini işitilmez bir hale koyduğunu belirtmiştir.

Kuzey Koreli esirler müttefiklere tes­lim edildikleri zaman Amerikan Ordu Bakanı Robert Stevens, Birleşmiş Mil­letler Kuvvetleri Başkumandanı Ge­neral John Hull ve 8 inci ordu ku­mandanı general Maxwell Taylor da gayri askerî bölgenin hududunda ha­zır bulunmaktaydılar.

General Hull basma verdiği beyanat­ta «şimdiye kadar her şey yolunda git­ti» demiştir.

Mahalli saatle 11 de, bin Kuzey Ko­reli ve iki bin Çinli müttefiklere tes­lim edilmiş bulunuyordu.

— Seul :

Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee bu sabah müttefiklere ia­de edilen komünist aleyhtarı esirlere aşağıdaki mesajı neşretmiştir:

«Birçok haksızlıklara ve zulümlere, hür insanlara yaraşan bir vakar ve cesaretle tahammül ettiniz. Yapılan kor­kunç baskıya rağmen komünizmi red­dettiğinizden dolayı sizinle iftihar edi­yoruz. Komünistleri, tesirleri Ölçülemiyecek kadar büyük bir ideolojik boz­guna uğrattınız, İster sivil, ister si­lâhlı kuvvetlerimizin mensubu olun, hepiniz hoş geldiniz.»

20Ocak 1954

 

Panmunjom :

Hint heyetinden bir sözcünün beyanı­na göre, dün sabah mahallî saatle 9 dan gece yarısını 55 dakika geceye kadar Korede Birleşmiş Milletler ma­kamlarına ceman 21809 esir teslim edilmiştir.

Ceman 104 esir Kuzey Koreye gönde­rilmelerini istemişler ve bunlar tecrit edilmişlerdir.

Hintli sözcünün ilâve ettiğine göre 14227 Çinli ve 7582 Kuzey Koreli müt­tefik makamlarına teslim edilmiş ve 72 Çinli ile 32 Kuzey Koreli memle­ketlerine iade edilmelerini istemişler­dir.

Sözcünün ayrıca tasrih ettiğine göre mübadele kamplarında 200 küsur esir kalmıştır. Bunlar memleketlerine ia­de edilmelerini isteyen 104 esir ile ta­rafsız memleketlere gönderilmelerini istiyen 93 ve katil suçundan takibata uğrayıp alıkonulan 3 esirdir. Ayrıca şahitliklerine lüzum görülen bir kaç esir daha bu alıkonulmuş olanlar ara­sındadır.

21Ocak 1954

 

— Seul:

Güney Kore Millî Meclisinin 182 mil­letvekilinin hepsi bu ay aylıklarının yüzde onunu serbest bırakılmış olan 7.500 Koreli antikomünist harp esirlerine vermeyi karar altma almışlardır.

Güney Koreli milletvekillerinin aylığı beş dolar civarındadır. Müşterek aylıklarının yüzde onundan beher esire 1 cent düşmektedir.

— Tokyo :

Resmen bildirildiğine göre, Birleşmiş Milletler Kuvvetler Kumandanı Ge­neral Hull, teslim alman 22.000 komünist aleyhtarı esirin sivil statüye av­detini teyit etmiştir. Bilindiği gibi bu esirler tarafsız komisyonun nezareti altında silâhtan tecrit edilmiş bölge­de bulunuyorlardı. Bilâhare Birleşmiş Milletler Kumandanlığına teslim edi­len bu esirlerin şimdi bu suretle ser­best bırakıldıkları teeyyüt etmekte­dir.

— Panmunjom :

Komünistlerin General Timayaya ver­dikleri cevap komünist taraftarı esir­leri kabulden imtina ve gecen çarşam­ba günü komünist aleyhtarı esirlerin Birleşmiş Milletler kumandanlığına teslim edilmiş olması keyfiyetine iti­raz mahiyetinde olup, komünistler «meselenin hallolunmamış» bulunma­sına teessüf etmekle yetinmektedir­ler.

Hint kumandanlığına mensup bir söz­cü, Hintli muhafızların bu gece yarısı şimal kampını, kapılarını kapayarak terkedeceklerini teyit etmiş ve şunları söylemiştir: «Bu gece yarısından son­ra adamlarımızdan hic biri bu kampa girmiyecekîer ve esirlerin yarınki ye­mek ihtiyaçları komünistler tarafın­dan temin edilecektir.» Binaenaleyh, sözcünün ilâve ettiğine göre, komü­nistler askerlikten tecrit edilmiş olan bu bölgeye girmekle mütareke şartla­rını da ihlâl etmiş olacaklardır.

25 Ocak 1954

 

— Panmunjom :

Bitaraf mübadele komisyonundaki beş delege, bugünkü toplantılarında ko­münist aleyhtarı 22.000 harp esirinin 23 ocakta Birleşmiş Milletler Kuman­danlığı tarafından serbest bırakılma­sı hakkında görüşlerini bildirmişler­dir. Hintli. Çekoslovak ve Polonyalı de legeler bunu tasvip etmemişler, İsveç ve İsviçre delegeleri ise tasvip etmiş­lerdir.

Bitaraf komisyonun bu sabahki top­lantısı hakkında izahat veren Hint sözcüsü, komisyonun bu hususta he­nüz hiç'oir resmî harekete karar ver­memiş olduğunu söylemiş ve arkadaş­larını öldürmekten suçlu olarak Hint kıtaları tarafından elan muhafaza edilen Çinli ve Koreli esirlerin mu­kadderatı hakkında Birleşmiş Millet­ler Kumandanlığına bir mektup ha­zırlamakta olduğunu ilâve etmiştir.

Komisyon Öbür gün yeniden toplana­caktır.

26 Ocak 1954

 

— Panmunjom :

300 den fazla komünist taraftarı harp esiri bugün Kuzey kamplarından çı­karak, mütareke anlaşmasının imzalandığı mahalde bir basın konferansı yapmışlardır.

Müttefik, Hintli ve komünist gaze­teciler, mahallî ssatle 11 de başlayıp 12.45 te hâlâ sona ermemiş olan bu toplantıya iştirak etmişlerdir.

Bilindiği gibi, komünist taraftarı 347 harp esiri (225 Koreli, 21 Amerikalı ve bir İngiliz) Hint muhafız kıtalarının gidişinden sonra kendi istekleriyle Kuzey kampında kalmışlardır.

27 Ocak 1954

 

HongKong :

Çin resmî ajansının bildirdiğine göre, Korede çarpışan Çin kuvvetleri Baş­kumandanı General Peng Teh Huai komünist parti politbüro âzalığma se­çilmiştir.

29 Ocak 1954

Tokyo :

Pekin radyosunun    bildirdiğine göre, askerî mütareke komisyonundaki ko­münist delege, Kuzey Koreli General Lee Sang Cho, müttefik harp esirle­rinin zorla komünist birliklere kayde­dilmeleri hususunda tahkikat açılma­sını istiyen General Lacey'in son ta­lebini yine reddetmiştir.

Kuzey Kore delegesi, General Lacey'e dün gönderdiği bir mektupta, Ameri­kan talebini hakaret âmiz ve esassız olarak vasıflandırmakta ve Amerikan kuvvetlerinden, geçenlerde serbest bırakılan 21.000 harp esirini bitaraf komisyona ve 1953 haziranında Syngmann Rhee tarafından serbest bıra­kılan 27.000 esirin de komünist ma­kamlara iadesini istemektedir.

— Seul :

Cumhurreisi Syngman Rhee, Birleşik Amerika ile karşılıklı müdafaa paktı­nı bugün imzalamış ve vesikayı Washington'a göndermiştir. Başkan Eisenhower'in imzalıyacağı vesika da Vashington'dan Seul'e gönderilecek­tir.

Güney Kore resmi çevrelerinde, pak tın 10 şubatta yürürlüğe gireceği sa­nılmaktadır.

30 Ocak 1954

— Seul:

Resmî bir tebliğde bildirildiğine göre, Güney Kere "Cumhurreisi Syngman Rhee, bugün, Amerikan hükümetin­den, Pasifikteki Anti Komünist ittifa­ka Japonyayı kabul etmemesini iste­miştir.

Syngman Rhee, bundan başka, Ja­ponyayı Asyanm en kudretli devleti haline getirmeğe matuf plânlara kar­şı ikazda bulunmuştur.

— Washington :

Ordu Vekâletinden bu gece bildirildi­ğine göre, Kore harbinde kayıp olarak kaydedilen 56 Amerikan askerinin Korede maktul düştükleri tesbit edil­miş ve bu suretle Koredeki Amerikan zayiatı 30.722 kişiye varmıştır.

YANKILAR

Geri alınan iki tümen:

Yazan: Mücahit Topalak

25/1/1954 tarihli (Zafer)  den:

Geçen ay Başkan Eisenhower, Korede bulunan Amerikan kuvvetlerinden iki tümeni geri çekeceğini haber verdiği zaman, bu karar çeşitli tefsirlere yol açmış ve ezcümle, kara kuvvetlerini azaltmak hususunda Cumhuriyetçi idarenin kabul ettiği yeni sistemle izah olunmuştu. Bununla beraber, Başkanın beyanatının akabinde, Uzak Doğu Başkumandanı General Hull de dahil olmak üzere birçok Amerikalı yetkili şahsiyetler, bu kararın derhal tatbik edilemiyeceğini bildirmişlerdir. Hattâ o zamanlar, Koreden çekilecek olan bu iki tümenin Amerikada yeni­den teçhiz edilerek başka yerlere me­selâ Hint Çinine gönderileceğini zan­nedenler olduğu gibi, Başkan tarafın­dan yapılan bu açıklamanın tamamen dahili politika mülâhazalarına istinat ettiğini ileri sürenler de görülmüştür. Her halde bahis konusu tümenlerin 6 aydan evvel Koreyi terkedecekleri sa­nılmıyordu. Halbuki cumartesi günü, Koredeki 8 inci Ordu Kumandanı Ge­neral Maxwell Taylor bu tümenler­den birincisinin 15 şubatta Amerikaya müteveccihen yola çıkacağını, di­ğerinin onu takiben hareket edeceği­ni resmen bildirerek hakikî bir sürp­riz yaratmıştır.

Bu anî kararın sebepleri araştırılır­ken hatıra ilk gelen ihtimal şudur: Başkan Eisenhower, geçen perşembe günü 954/55 .bütçe mesajını Kongre­ye tevdi ettiği zaman, savunma büt­çesinde kara kuvvetlerine ayrılan tah sisatın kısıldığı görülmüş, binaena­leyh, uçak ve atom bombası imali le­hine olarak ordunun daraltılması prensipi resmen teeyyüt etmiştir. Ko­reden iki tümenin geri alınması hak­kındaki kararın derhal mevkii tatbi­ke konması, pek çok muarızı bulunan bu prensip üzerindeki münakaşaları fiiliyatla kapatmağa ve muhatapları iskât etmeğe matuf olabilir.

Diğer taraftan, geçen sonbahar Ame­rika ile Güney Kore arasında imzala­nan müdafaa paktının Güney Kore Parlamentosunca tasdik edilmiş olma­sı ve Amerikan Kongresince de tasdik yoluna gidilmiş bulunması, her hangi bir komünist tecavüzüne karşı kâfi teminat addedilerek Koredeki kuvvet­lerden iki tümenin ayrılmasında mah­zur görülmemiş olması da mümkün­dür. Filhakika, elde böyle bir müda­faa paktı olunca, Güney Koreye vaki bir tecavüzün bu kere Kore hudutla­rına mahsur kalmaksızın ve binaena­leyh daha müessir bir şekilde cevap­landırılması mümkün olacaktır. Zira bu kere, verilecek cevap, Birleşmiş Mil­letlerin tecavüzü defetmek prensipi çerçevesini aşarak doğrudan doğruya Amerika ile Güney Kore arasındaki bir ittifakın tatbiki icabatmdan ola­caktır. Bu itibarla iki Amerikan tü­meninin Koreden derhal çekilmesi mahzursuz görülmüştür denebilir.

Nihayet, hürriyeti seçen Kuzey Koreli 7.500 harp esirinin Güney Kore ordu­sunu takviye etmiş olmaları da belki bu karara kısmen saik olmuştur,

Koredeki tümenlerden ikisini geri al­mak kararının kısa zamanda tatbikin­de yukarıda derpiş olunan ihtimallerin her biri kısmen âmil olmuştur, de­nebilir. Fakat Öyle görünüyor ki asıl sebebi Beründe, bugün toplanmakta olan Berlin Konferansında aramak lâzımdır. Amerikalılar tümenlerin hareket tarihini ilân etmekle, Berlin konferansmda  komünist  propagandasını karşılamak ve Koreden bütün yabancı kuvvetlerin çekilmesi hakkındaki hükme uyduklarım ve bu işe başladıklarını göstermek istemişlerdir.

Filhakika Berlin konferansında   esâs itibariyle yalnız Almanya ve Avusturya meseleleri konuşulacaktır.    Fakat konferansın havası Kore ile yüklü oltjugu gibi, Sovyetlerin bu işi doğrudan doğruya ortaya atmaları ihtimali varittir,

VI — BALKAN PAKTI

 

7 Ocak 1954

 

—Belgrad :

Yugoslavyaya üçlü iktisadi yardımın 30 Haziran 1954 e kadar devam etmesi için bugün Belgradda bir anlaşma imzalanmıştır. Bu sene yapılacak yardımın miktarı henüz belli değildir.

Bu anlaşma, Dışişleri Vekaleti Müsteşarı M. Koca Popovic ile İngiliz, Fransız ve Amerikan Büyük Elçileri arasında mektup teatisi suretiyle aktedilmiştir.

YANKILAR

Balkanlarda yeni bir gelişme

Yazan: Altemur Kıhc

1/1/1954 tarihli  (Vatan)   dan:

Üçlü Balkan paktının, hukukî ve si­yasî bazı mülâhazalarla nisbeten dar bir çerçeve içinde kaleme alınmış olan metinden çok daha dinamik ve ileri bir ruhu bulunduğu, daha başlangiçtanberi aşikârdı. Şimdi, Pakt memle­ketlerinin, muhtemel tecavüz Hare­ketlerine karşı müşterek tedbirler al­mak hususunda çok ileri bazı adımlar atmayı tasavvur ettikleri, daha doğ­rusu karar bile vermiş oldukları anlaşılmaktadır. Haber verildiğine göre geçen bir, iki ay zarfında, Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya, askerî temsilcilerinin yaptıkları toplantılar­da aralarındaki anlaşmaya yepyeni ve ileri bir mahiyet vermeyi kararlaştır­mışlardır. Önümüzdeki ay, Ankara ve Belgradda yapılacak askerî ve siyasî toplantılarda, bu tasavvurların vuzuh kesbetmesi çok muhtemeldir.

Anlaşıldığına göre, üç memleketin si­yasî ve askerî makamları, Bulgaristan tarafından, veya Bulgaristandan doğ­ru başka bir memleket tarafından, üç memleketten herhangi birine vâki olabilecek bir tecavüzün, hepsi tara­fından sanki kendilerine tecavüz edil­miş addedilmesi gerektiğinde mütte­fiktirler. Balkan Paktına verilecek ye­ni mahiyetin esası da, işte bu, ola­caktır.

Bu zımnî anlaşmanın, şimdiki halde Pakt metnine sokulamiyacağı ve tam askerî bir  ittifak olmadığı aşikârdır.

 

Zira, evvelce de belirtilmiş olduğu gi­bi, Yunanistanla Türkiyenin, Nato üyeleri olarak diğer Nato memleket­leriyle, karşılıklı taahhütleri bulun­ması hasebiyle, Yugoslavya ile de kar­şılıklı yazılı taahhütlere girişmeleri­ne pek imkân vermemektedir. Bundan başka Trieste meselesinin de halledil­memiş olması, vaziyeti büsbütün güç­leştirmektedir.

Halbuki bu şeklî ve arızî mâniler ber­taraf, realiteler, hem Yugoslavyamn Yunanistan, Türkiye ve İtalyan ile askerî işbirliği yapmasını, hem de Natonun bütünü ile Yugoslavya ara­sında bağlar kurulmasını gerektir­mektedir. Amerika Dışişleri Bakanı Dulles de 20 Kasımdaki nutkunda bu zarureti belirtmişti.

İşte bu zaruretleri müdrik olan Tür­kiye ve Yunanistan, Yugoslavya ile bağlarını askerî bir paktla da perçin­leştirmek istemektedirler. Ancak şim­diki halde Yugoslavya Natoya üye ol­mayı pek arzu etmediği için, bir as­kerî pakta doğru atılabilecek en ileri adım, yukarıda izah ettiğimiz Bulga­ristandan gelecek taarruzlara karşı bir anlaşma yapmak olacaktır.

Bu anlaşma bugünün hukukî ve siyasi şartları içinde atılabilecek en ileri adımdır. Bulgaristan, Yugoslavya, Yu­nanistan ve Türkiye ile hemhudut olan yegâne demirperde gerisi mem­leketidir, yani bir «müşterek alâka sa­hasıdır.»

Askerî işbirliği, «bu müşterek saha» esasından doğru çok gelişebilir. Fakat bu demek değildir ki, üç memleketin birbirlerine karşı mesuliyet ve taah­hütleri sadece Bulgaristandan vâki olacak bir tecavüze münhasır olacak­tır.

Kanaatimizce, üç memleket de nere den tecavüze   uğrarlarsa   uğrasınlar, birbirlerinin durumuna karşı  anlaş­mada tasrih edilsin, edilmesin    lâkayt kalamayacaklardır.  Diğer  NATO memleketleri de, Yugoslavya’nın tecavüze uğraması karsısında uzun müddet hareketsiz kalamazlar,

Fakat, şurası muhakkaktır ki, üç Balkan Paktı memleketi arasındaki iş birliği ruhu gelişme halindedir.

7 Ocak 1954

 

— Berlin :

Berlindeki dört yüksek komiser mü­messillerinin bugün İngiliz Genel ka­rargâhında yaptıkları toplantıdan sonra aşağıdaki tebliğ yayınlanmıştır.

Almanyada bulunan üç'Batılı devlet yüksek komiseri mümessili Sovyet yüksek komiseri mümessili ile görüşmüşlerdir. Bu görüşmede, müstakbel Berlin konferansı ile ilgili teknik me­seleler incelenmiştir.

Bu görüşe teatisinden sonra 9 ocak tarihinde yeni bir toplantı yapılması kararlaştırılmıştır. Bu toplantı AImany2daki Sovyet yüksek komiseri­nin işgal ettiği binada cereyan ede­cektir.

17Ocak 1954

 

— Berlin :

Yüksek komiserlik temsilcileri arasın­da varılan mutabakat üzerine yayınla­nan dörtlü tebliğin metni aşağıda­dır:

«Fransız, Amerikan, İngiliz ve Sovyet yüksek komiserliği temsilcilerinin İn­giliz general karargâhında yaptıkları dünkü beşinci toplantıda, Berlinde 25 ocak tarihinde vukubulacak dört bü­yük devlet Dışişleri Vekilleri konfe­ransının toplantı mahaallli meselesi müzakerelerine devam olunmuştur. Temsilciler ayni zamanda konferansa müteallik diğer teknik hususları da tetkik etmişlerdir.

Dört yüksek komiserlik temsilcileri Berlin konferansı toplantıları mahalli olarak iki bina üzerinde mutabık kalmışlardır. Bu binalardan biri, daha önce müttefikler tarafından kontrol konseyi olarak kullanılmış bulunan Elshotzstrasse'deki 32 numaralı " bina olup diğeri ise Almanyadaki Sovyet yüksek komiserlik binasıdır.

Temsilciler, konferansın birinci hafta zarfında eski müttefik kontrol konse­yi binasında, ikinci hafta zarfında Almanyadaki Sovyet yüksek komiserlik binasında üçüncü hafta zarfında yine müttefik kontrol konseyi binasında toplanması hususunda mutabık kal­mışlardır.

Daha sonraki toplantıların yapılacağı mahal konferans oturumlarında tesbit olunacaktır.

Bazı teknik hazırlıkların sağlanması maksadiyle bir mütehassıslar heyeti intihap olunmuştur.»

18Ocak 1954

 

— Berlin :

Sovyetler dört büyükler Berlin kon­feransında ileri sürecekleri ve bura­daki Batılı diplomatlar arasında tees­sür ve can sıkıntısı uyandıran, önü­müzdeki hafta yapılacak nazik görüş­melerin hattâ daha başlamadan bir çıkmaza girebilmek korkusunu arttı­ran taleplerini bugün ortaya atmış­lardır. Bu  talepler   arasında şu maddeleri vardır:

 

1 — Çin ile birlikte beş büyükler top­lantısı yapılması,

2 — İkiye bölünmüş Almanyada so­ğuk harbe nihayet vermek yolunda ilktedbir olmak üzere bütün Aîmanyaya şâmil bir hükümetin kurulması,

3 — Almanyanm birleştirilmesini mü­zakere etmek üzere bütün Aîmanyaya şâmil bir konferansın toplanması.

Bütün bu şartlar Batı için tamamiyle kabulü imkânsız olarak mütalâa edil­mektedir. Ruslar, bu şartlarda ısrara karar vermiş olarak konferans masa­sına oturacak olurlarsa, Batılı diplo­matlar: «Doğu ile Batı arasında bir sulh anlaşmasının tahakkuku pek im­kân dahilinde  girer»  demektedirler.

Kızıl Çinin iştirakiyle beş büyükler arasında bir toplantı yapılması tale­bi, Moskova komünist teşkilâtının res­mî organı Pravdanın bugünkü sayı­sında yer almıştır. Diğer maddeler de komünist kontrolündeki Sovyet böl­gesi gazetelerinde ortaya atılmıştır.

— Washington :

Amerikan Dışişleri Vekili M.^John Fos­ter Dulles dün Amerikan Ayan Mec­lisi Dışişleri Talî Komisyonlarından biri önünde yaptığı beyanatta komü­nist Cinden bahsederek «en iptidaî bir nezaketi» bulunmıyan hic bir hükümetin Birleşmiş Milletler âzası olamıyacağmı işaret etmiştir.

M. Foster Dulles'm bu beyanatını yap­tığı talî komisyon, Birleşmiş Milletler anayasasını tadil çarelerini tetkikle meşgul olmak üzere teşekkül edilmiş­tir ve cumhuriyetçi ayandan AIexandre Willey'in başkanlığı altındadır.

Beyanatı sırasında şahsen Birleşmiş Milletler teşkilâtına olan devamlı inancını izhar eden M. Foster Dulles beyanatına şöyle devam etmiştir:

Birleşmiş Milletler teşkilâtı hiç olmamaktansa bugünkü şekli ile de mü­kemmel bir teşkilâttır. Birleşmiş Mil­letlerin en büyük zaafı, San Franciscoda da derpiş etmiş olduğumuz gibi, Güvenlik Konseyinin Milletlerarası sulh ve emniyeti idame mesuliyetini anayasanın 24 üncü maddesi gere­ğince deruhte etmeğe muktedir ola­mamasıdır. Güvenlik Konseyi, dünya sulh ve emniyetinin idamesi için 43 üncü madde gereğince kendi emrine verilmesi icabeden beynelmilel orduyu kurmak imkânını bulamamıştır.

Amerikan Dışişleri Vekili bunu müte­akip anayasayı tadil bahsine temas ederek büyük devletler için bunu dü­şünmek zamanının gelmiş olduğunun büyük bir ihtimal dahilinde bulundu­ğunu kaydetmiş ve demiştir ki: «Bir­leşik Amerika, Birleşmiş Milletler ana yasasının tadili için bir konferansın toplanması lehinde olduğunu bildir­miş bulunmaktadır.»

Bunun üzerine anayasada tadili için çalışılması icabeden birçok noktaları kaydeden M. Poster Dulles veto bahsi­ne de temas ederek şöyle demiştir:

Güvenlik Konseyine derpiş edildiği veçhile işliyememesinin en esaslı se­bebi, Sovyetler Birliğinin veto kullanmakta gösterdiği suiistimaldir. Sov­yetler Birliği Birleşmiş Milletlere âza olmak vasfını tamamiyle hâiz bulu­nan birçok memleketlerin bu teşkilâta girmelerine mâni olmak için bu veto hakkını kullanmak suretiyle böyle bir suiistimalde bulunmuştur. Sovyet ve­tosu Avusturya, Kamboç, Seylân, Fin­landiya, irlanda, İtalya, Japonya, Ür­dün, Kore Cumhuriyeti, Laos, Libya, Nepal, Portekiz ve Vietnamm Birleş­miş Milletlere alınmasına muhalefet etmiştir.

Amerikan Dışişleri Vekili sözlerine de­vam ederek demiştir ki:

Bununla beraber Birleşmiş Milletlerin müsbet icraat sahasında dikkate şa­yan baraşıları olmuştur. Sovyetlerin İranı tahliyesini, komünist taarruzla­rına hedef olduğu zamanlarda Yunanistana yapılan yardımı, İsrail ile Arap memleketleri arasında daimî bir mütareke anlaşmasının akdini, Kore Cumhuriyetinin kurulmasını, Afrikadaki eski İtalyan müstemlekeleri mu­kadderatının tayinini, Libya devleti­nin teşkilini, Koredeki silâhlı tecavü­ze karşı tesirli bir mukavemetin teş­kilâtlandırılmasını bu başarılar ara­sında zikredebiliriz. Kore, de Birleşmiş Milletler, silâhlı bir tecavüze karşı müşterek ve tesirli bir mukavemet göstermeğe muktedir olan ilk beynel­milel teşkilât olmuştur.

Silâhlanma bahsine de temas edsn M. Foster Dulles Birleşmiş Milletler anayasasının kabul edildiği tarihten beri atom enerjisi ve atom silâhlariyle kütle halinde tahrip imkânlarının dikkate değer bir şekilde fazlalaşmış bulunduğunu hatırlatarak demiştir ki:

1945 senesi ilkbaharında San Franciscc'da idim. Hiç aldanmadan .söyle­yebilirim ki eğer o zaman San Francisco'da bulunan murahhaslar, atom harbi devrine girmiş bulunduğumuzu bilmiş olsalardı doğan bir yeni devrin ortaya çıkardığı meseleleri anayasa­nın daha müsbet bir şekilde mütalâa etmesini ısrarla istiyeceklerdi.

Amerikan Dışişleri. Vekili beyanatını şöyle bitirmiştir:

Silâhlanma meselesiyle ve bu mesele­nin anayasa mukaddemesinde izhar edilen ümitler için arzettiği korkunç tehlike ile daimî surette meşgul ol­mak üzere Birleşmiş Milletler teşkilâ­tında ekonomik konseyi ve vesayet konseyi gibi hususî bir teşekkül ihda­sını düşünmemiz ihtimal ki zaruri olacaktır.

M. Foster Dulles bir atom birliği teş­kili hakkında Başkan Eisenhower ta­rafından 8 Aralık 1953 tarihinde ileri sürülmüş olan teklifi de bu münase­betle hatırlatmıştır.

19Ocak 1954

 

— Paris :

Kudüs radyosunun bildirdiğine göre, İsrail Başvekili ve Dışişleri Vekili Moshe Sharett kendisine verilen bir söz­lü soruya cevaben İsrail hükümetinin Berlin konferansına bir müşahit gön­dereceğini teyit etmiştir.

İsrail Başvekili, İsrail hükümetinin AImanyanm yeniden silâhlanması keyfi­yetinden fazlası ile endişe duyduğunu ilâve ederek şöyle demiştir:

«İsrail hükümeti Alman militarizmi nin yeniden canlanması ile ortaya çı­kacak tehlikeler hususunda dört bü­yük devletin nazarı dikkatini çekmiş­tir.»

— Berlin :

Dört devlet Dışişleri Vekillerinin Ber­imde aktedecekleri konferansla ilgili teknik meseleleri halletmeğe memur mütehassıslar Berlinde Karlshorst'ta Sovyet yüksek komiserliği karargâhın­da dün toplanmış ve gece yarısına ka­dar çalışmıştır.

Toplantıdan sonra neşredilen resmî tebliğ mütehassısların başlıca teknik meseleler üzerinde mutabık kalmış ol­duklarını bildirmektedir. Murahhaslar teknik meselelerin görüşülmesine de­vam etmek üzere bugün de Amerikan umumî karargâhında toplanacaklar­dır.

Batılı mahfillerde beyan edildiğine göre dünkü toplantı çok samimî bir hava içinde cereyan etmiş ve Sovyet­ler hüsnüniyet izhar eder görünmüş­lerdir.

20Ocak 1954

 

Berlin :

Amerikan Genelkurmayında dün 3 ün­cü toplantılarını yapan dört devlet uzmanları, Berlin konferansının hazırlığına dair bütün meselelerin ince­lenmesini tamamlamışlar ve bu sabah dörtlü bir tebliğ neşredilmiştir.

İdare, Güvenlik, Seyrüsefer ve Ha­berleşme meselelerinde prensip an­laşmasına varılmıştır.

Teferruat, yetkili uzmanlar arasında yapılacak doğrudan doğruya müzake­relerde halledilecektir,

Viyana :

Resmen bildirildiğine göre, Berline gelmiş olan yarı resmî Avusturya he­yetinin başkanı bugün dört büyük devletin temsilcilerine Avusturya hü­kümetinin bir notasını tevdi etmiştir. Bu notada dörtler konferansında Avusturya meselesi bahis konusu edildiği zaman konferans çalışmalarına Avusturyanm da katılması talep edil­mektedir.

— Berlin :

İtalyan Dışişleri Vekili Dr. Cattalani dörtlü konferansa «müşahit» olarak katılmak üzere Berline gelmiştir.

24 Ocak 1954

— Berlin :

Batılı üç Dışişleri Vekilleri bugün ay­rı, ayrı kiliselerde pazar âyinlerine iş­tirak etmişlerdir. Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ve eşi Zeklendorfdaki Amerikan kilisesine, Fransa Dış­işleri Vekili Georges Bidault ve eşi Fransız karargâhmdaki St. Louis ki­lisesine, İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden ile eşi ise Anglikan St. Georges kilisesine gitmişlerdir.

25 Ocak 1954

 

—  Berlin :

Dörtlü konferans münasebetiyle top­lanmış bulunan dört büyük devlet Dış­işleri Vekili, konferans salonuna, ön­de Georges Bidault, onu takiben John Foster Dulles, daha sonra Anthony Eden ve en sonra Vîaceslav Molotof ol­mak üzere girmişlerdir.

Molotûf evvelâ Foster Dulles'a doğru ilerliyerek, sanki kendisi ile birkaç da­kika evvel hususi olarak görüşmemiş gibi Amerikan Dışişleri Vekilinin eli­ni sıkmıştır. Daha sonra çok ciddî bir eda İle dört Dışişleri Vekili birbirleriy­le selâmlaşmişlar, ve Dulles ile Eden karşı karsıya olmak üzere konferans masasında yer almışlardır.

10 dakika müddetle tercümanlar Ve­killere gerekli teknik izahatı vermişler ve konferans resmen saat 14.15 te Georges Bidault'nun söze başlaması ile açılmıştır' Bidault'dan sonra konuş­ma sırası Edenindir.

— Berlin :

Bugün konferansın ilk oturumuna Amerika Dışişleri Bakanı  Foster  Dulles başkanlık etmiştir. Yarm sıra Georges Bidault'dadır. Ertesi gün Antho­ny Eden ve nihayet dördüncü gün de Molotof başkanlık edeceklerdir. Bu sistem pazara kadar devam edecek­tir. Önümüzdeki pazartesi günü top­lantılar Sovyet kesiminde yapılmaya başlandığı zaman ilk oturuma Molo­tof başkanlık edecektir.

Toplantılar her gün GMT. ayariyle saat 14 te yapılacaktır. Sabahları ve gece toplantı yoktur. Prensip itibariy­le her toplantının 4 saatten fazla sür­memesi kararlaştırılmıştır.

Berlin :

Bugün burada toplanacak olan dört büyükler Dışişleri Vekilleri hakkında bazı ihzari malûmat vermek isteriz.

Toplantıya iştirak eden Dışişleri Ve­killerinin ortalama yaşı 60 tır. Ame­rika Dışişleri Vekili 66 yaşındadır ve Vekillerin en ihtiyarıdır. En gençleri olan Fransız Dışişleri Vekili Bidault ise 54 yaşındadır.

Konferans binasını döşemek için 17 kamyon eşya lâzım olmuştur. Binanın kapısından toplantı salonuna kadar 27 metre uzunluğunda kırmızı bir halı serilmiştir.

Büfe için 900 parça tabak çanak te­min edilmiştir.

Murahhaslar, gazeteciler, müşahitler dahil tahminen 5000 kişi müzakerele­ri takibe gelmişlerdir.

Umulduğu gibi konferans bir ay sür­düğü takdirde, Dışişleri Vekilleri, ev­lerinden konferans mahalline "gelip gitme esnasında takriben 4850 kilo­metre yol katetmiş olacaklardır. Mü­zakereleri takip eden gazeteciler bu devre esnasında, bütün dünyaya iki milyon kelime tutacak kadar haber yayacaklardır.

Berlin :

Berlin konferansının açılışında ilk söz alan Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault sözlerine şöyle başlamıştır.

«Fransız hükümetinin her zaman te­menni etmiş olduğu toplantının başladığı şu anda, hükümetim adına her şeyden evvel şunu beyan etmek iste­rim ki, milletlerimizin ümit ve intiza­rı boşa çıkmiyacaktır. Buna eminim. Bu konferansın, Milletlerarası müna­sebetlerin salâh bulması yolunda ilk merhaleyi teşkil etmesini ve bugün bir son verilmesini temenni ederim.. Burada toplanmamız dahi başlı başı­na iyi bir' iklim yaratmaktadır.»

Fransız Dışişleri Vekili bundan sonra Kcnrede sktedilmiş olan mütarekeyi hatırlatarak, dünyanın bir noktasın­da mümkün olan şey diğer noktalarda imkânsız değildir, demiş ve her yer­de sulh arzusu vardır. Nitekim Ame­rika Başkanının atom meselesi hak­kında cesurane teklifi de bunu gös­termektedir. Sözlerini ilâve etmiştir.

Silâhsızlanma ' dâvasının Birleşmiş Milletler teşkilâtı dahilinde halledil­mesi lâzım geldiğini işaret eden Bidault sözü Asya meselelerine naklede­rek şunları söylemiştir:

«Silâhsızlanma meselesi ile ilgisi aşi­kâr olan Asya dâvaları da en kısa zamanda halledilmelidir. Fakat bu dâ­vaları kendi çerçevelerinden çıkarıp sun'î şekilde Avrupa meseleleri ile bağlarsak, içinden çıkılmaz bir karı­şıklığın meydana geleceği şüphesiz­dir.»

Bidault Avrupa meselelerinden bahis­le demiştir ki:

«Savunma gayretlerimiz müzakere ve pazarlık mevzuu olamaz.»

Fransız Dışişleri Vekili Batı güvenli­ği üzerinde Jnüzakere kabul edilmiyeceğini söylemekle beraber, başkaları­nın meşru güvenlik hakları ile de il­gilendiğini ve bunlara hak verdiğini belirtmiş ve şöyle devam etmiştir:

Halledilmesi gereken mesele herkesin güvenliğini sağlamaktır. Ve emniyetli bir sulhun şartlarını yaratmaktır.

Fransız Dışişleri Vekiline göre dörtlü konferans müzakereleri seri bir hal tarzı bulunabilecek meselelerin he­yeti umumiyesine şâmil olmakla be­raber bilhassa Almanya ve Avusturya meselelerine ehemmiyet vermelidir.

Fransız Vekiline göre Avusturyada bir hükümet vardır, fakat Almanyada bü­tün memlekete şâmil bir hükümet mevcut değildir. Evvelâ bu hükümeti seçimlerle meydana getirmek lâzım­dır.

— Berlin :

Dört Dışişleri Vekilleri toplantısının açılışı vesilesiyle Fransa Dışişleri Ve­kili George Bidault'dan sonra bir konuşma yapan İngiltere Dışişleri Ve­kili Anthony Eden şunları söylemiş­tir:

«Sovyetler Birliğine karşı teveccüh edecek bir taarruz hareketine muhale­fette bulunacağımıza dair şimdiye kadar bir çok defalar söz verdik. Sov­yet güvenliği ne bizim, ne de mütte­fiklerimizden her hangi biri tarafın­dan tehdit altındadır. Eğer bütün bu teminatlara rağmen Sovyet hüküme­ti, güvenlik gayesiyle aldığımız ted­birlere karşı daha fazla teminat ihti­yacını hissediyorsa, bu mevzuu ken­dileriyle görüşmeğe hazırız.»

Eden, Batının, bütün Almanyaya şâ­mil seçimler yapılması hususundaki noktai nazarından vazgeçmiyeceğini tasrih edip, sulh anlaşmasının ancak bütün Almanyayı temsil eden bir hü­kümetin temsilcisi ile görüşülebilece­ğini söylemiş, mühasematm sona er­diği dokuz seneden sonra dört büyük­ler tarafından hazırlanacak ve zorla Almanyaya kabul ettirilecek bir sulh andlaşmasınm muvafık olmıyacağmı tebarüz ettirerek: «Bunun içindir ki, ilk adım olarak serbest seçimlerin ya­pılması hususunda ısrar ediyoruz.» demiştir.

Bütün Almanyayı içine alan bir hü­kümetin teşkiline kadar Batı ve Doğu Almanya hükümetlerinin iş başında kalmasının lüzumlu olduğuna işaret eden Eden; demiştir ki:

«Almanyanm hür, sulhsever ve de­mokrat bir devlet halinde birleşmesi, sulh andlaşmasınm böyle bir Almanya ile yapılması olan müşterek gaye­mizin tahakkuku için en müsait im­kânları hazırlamak ve bulmak üzere çalışmaya hazırız.» Eden, İngilterenin Sovyet Rusya     ile ikinci dünya harbi esnasında akdettiği ittifaka sadık olduğunu belirtmiş, bu andlaşmanın ve İngilterenin Bir­leşmiş Milletlere üye oluşunun ne müştereken bir taarruza, ne de Sov­yetler Birliğinin güvenliğine bir teh­dit teşkil etmeğe imkân vermiyeceğini söyliyerek, bu garantiler Moskova tarafından kâfi addedilmediği takdir­de Batının daha başka teminatları da görüşmeğe hazır olduğunu tebarüz et­tirmiştir.

— Berlin :

Bugün dörtlü konferansın açılışında söylediği nutukta Sovyet Dışişleri Ve­kili Molotof evvelâ Almanya meselesine temasla şöyle demiştir :

Bu meselenin tetkiki, Avrupa güven­liğinin garanti edilmesi meselesi ile ayrılmaz surette bağlıdır. Ancak böyle bir hal tarzıdır ki devamlı ve âdil olabilir. Ve Avrupada sulhun takvi­yesini temin eder.

Bundan sonra Molotof Almanya me­selesinin halledilmesi için ilk şart olarak şu hususu ileri sürmüştür: «Üeüncü bir dünya harbine sebep olabij lecek şekilde Alman militarizminin her türlü teşebbüs imkânı bertaraf edilmelidir.

Bundan sonra Alman militarizminin tekrar canlanmasına manî olan ve Al­manyanm sulhsever yoldan yeniden kalkınmasını derpiş eden Yalta ve Potsdam anlaşmalarına temasla Sov­yet Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etmiştir:

Sovyet milleti ve Fransız, İngiliz, A' merikan milletleri Almanya mesele­sinde hükümetlerinin akdetmiş oldukları anlaşmalara uygun kararlar almak zorundadırlar.

Molotof bundan sonra başlıca hede­fin Avrupa güvenliği olduğunu söyle­miş ve sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

Almanyanm birliğini tesis etmek ve bütün Almanyaya şâmil bir hükümet teşkil etmek meseleleri şu suale bağ­lıdır: Birleşik bir Almanya demokratik ve sulhsever bir devlet mi olacak­tır, yoksa yeniden militarizme kapılarak tecavüze mi girişecektir. Bu iti­barla Almanyanm tamamı veya bir kısmı, Avrupa savunma camiası gibi bir grup Avrupa memleketinin diğer Avrupa memleketlerine yönelttikleri bir teşekküle dahil olamaz.

Molotof sözlerine devamla, Avrupa savunma camiasının ihdasının sadece Almanyanm birleştirilmesine mâni ol­makla kalmayıp ve fakat ayni zaman­da Avrupada yeni bir harp tehlikesi­ni de arttırdığını ileri sürmüştür.

Alman militarizmini önlemek bahsin­de hayale kapılmamak lâzım geldiği­ni söyliyen Molotof devamla demiştir ki:

Sözde Avrupa ordusunun yahut da­ha açık konuşmak lâzım gelirse Batı Avrupalı birkaç memleketin teşkil et­tikleri ordunun meydana çıkması an­cak bu orduda Batı Almanyanm baş­lıca kuvvet haline gelmesi ve inti­kamcı ve mütecaviz gayelerine ulaş­maya çalışmasına imkân verir. Bu ise diğer Avrupalı memleketleri, güven­liklerini garanti altına almak maksadiyle tedafüi bir birlik kurmaya sevkedecektir.

Molotof, bu takdirde Avrupa memle­ketlerinin iki askerî grupa ayrılacak­larını ve bu ayrılığın harp tehlikesi yaratacağını Heri sürmüştür.

Molotof sözlerine devamla demiştir ki:

Bilhassa Sovyet Rusya ve Fransa gibi kıta Avrupası memleketleri böyle va­him bir durumun ortaya çıkmasını gözönünden uzak tutamazlar. Onun içindir ki, Fransada Avrupa ordusu aleyhtarlarının çoğalması kolaylıkla anlaşılır. Zira bu Avrupa ordusunda hâkim rol Hitlerci generallerin idare edecekleri Batı Almanya ordusuna ait olacaktır. Bunlar ise Fransız toprak­larını işgal ettikleri zaman ne olduk­larını göstermişlerdir.

Molotof ancak sulhsever olursa Bir­leşik bir Almanyanm meydana gele­bileceğini, bunun için de, Fransız Sovyet, İngiliz  Sovyet, Potsdam ka­rarları gibi Almanyanm silâhlanması na mâni olan kararlara istinat etmek lâzım geldiğini söylemiştir.

Bunu müteakip Molotof,. komünist Çi­nin de iştiraki ile Beşli bir konferans akdetmek meselesine temasla şunları söylemiştir:

Sovyet hükümeti şuna kanidir ki. bu mesele Berlin konferansı tarafından en büyük dikkatle tetkik edilmeye değer.

Mclotofa göre Çin milletinin meşru temsilcisi olan halkçı Çin hükümeti Birleşmiş Milletler teşkilâtında temsil edilmedikçe Milletlerarası güvenlikle ilgili hiç bir önemli karar alınamaz ve hiçbir tedbir tatbik edilemez.

Sovyet Dışişleri Vekili bundan son­ra, komünist Çinin Birleşmiş Millet­lere girmesine mâni olduğu iddiası ile Amerikaya hücum etmiştir.

— Berlin :

Molotof beşli konferans bahsine de­vamla, silâhlanma yarışma bir son vermek için bu konferansın zarurî ol­duğunu ve bu silâhlanma yarışma da Amerikanın başlamış olduğunu iddia ederek sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

Bazı devletler çok uzun vadeli plân­lar kuruyorlar ve yabancı memleket­lerde, kendi hudutlarından uzak ül­kelerde askeri üsler tesis ediyorlar. Bu üslerin tedafüi maksatlar için kurul­duğu söyleniyor. Fakat buna. söyliyenler kadar dinliyenler da inanmı­yorlar. Herkesin malûmudur ki Ame­rikanın birçok Avrupa memleketlerin­de, Kuzey Afrikada ve Yakın ve Orta Doğu memleketlerinde kurduğu üsle­rin tedafüi gayelerle hiç bir alâkası yoktur.

Molotof bundan sonra atom enerjisi bahsine  temasla şunları  söylemiştir:

Atom ve hidrojen silâhlarının ve di­ğer kütle halinde öldürücü silâhların menedilmesi için kararlar almak za­rureti vardır.

Tekrar Çin meselesine avdet eden Mo­lotof Korede anlaşmaya varümıyorsa bunun sebebinin komünist Çinin mev­cudiyetini inkâr etmek olduğunu söylemiş ve bu münasebetle harp esirleri bahsinde mütareke anlaşmasının ka­ba bir şekilde ihlâl edildiğini ileri sür­müştür.

Sovyet Dışişleri Vekili devamla demiş­tir ki:

Asyada bir tek müstakil devlet kal­mamıştır ki halkçı Çin hükümetiyle siyasî münasebat kurmasın veya böy­le bir niyete sahip olmasın. Büyüklü küçüklü 25 memleket halkçı Çin hü­kümetiyle münasebettedir. Ve bunla­rın ceman nüfusu bir milyarı bulmak­tadır. Ancak Kuzey ve Güney Amerikada bu hususta hâlâ bir karar alın­mamıştır. Bu vaziyet karşısında iza­hata lüzum yoktur. Vakıalar konuş­maktadır. Sovyet hükümeti bu duru­mun devam edemiyeceğine kanidir.

Diğer taraftan Molotof konferansta Avusturya meselesinin de konuşulma­sının yerinde olacağım ve bu mesele­nin de dört devlet arasındaki anlaş­malar gereğince halledilmesi lâzımgeldiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiş­tir: «Bu mesele o şekilde halledilme­lidir ki, Avusturya tecavüz kuvvetle­rinin elinde ve bilhassa Alman mili­tarizminin elinde bir vasıta haline gelmesin.»

Nihayet Molotof konferansa şöyle bir gündem sunmuştur:

— Milletlerarası münasebetlerde bir ferahlık  temin  etmek   için  tedbirler alınması ve beşli bir konferans top­lanması.

— Almanya meselesi ve Avrupa gü­venliğini sağlıyacak tedbirler.

— Avusturya  ile  aktedüecek  sulhmeselesi.

Molotof sözlerini bitirirken Bidaultnun ve Edenin nutuklarını büyük bir dikkat ve alâka ile dinlemiş olduğunu da söylemiştir.

26 Ocak 1954

 

— Berlin :

Dörtlü  konferansın     ikinci  oturumu bugün Öğleden sonra Grinviç ayarı ile saat 14'de açılmıştır

Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles'm nutku 17 dakika devanı etmiş­tir. Bu nutku müteakip Dulles, müzakerelerin esas mevzuu olarak Molotof'un dünkü nutkunda teklif ettiği gündemi kabul etmiş olduğunu bildirmiş, fakat bunun Komünist Çin'in de iştiraki ile bir beşli konferans top­lantısı fikrini tasvip etmiş olduğu mânasında anlaşılm amasın a işaret etmiştir.

— Berlin :

Üç batılı müttefik, Sovyet Dışişleri Vekili Molctof'un, Amerikan müda­faa üsleri ve Avrupa ordusunun bir yana atılması, yokedilmesi hususun­da yapmış olduğu teklifi bugün, nö­betleşe cerh ve reddedeceklerdir.

Batılı çevrelerin bildirdiklerine bakı­lırsa müttefikler, Kızıl Çinin Birleş­miş Milletlere kabul ve bir beşli konferansa davet edilmesi yolundaki Sov­yet ısrarına da karşı koyacaklardır.

Dört büyükler Dışişleri Vekilleri kon­feransı, bugün Gmt âyarile saat 14'te ikinci oturumuna başlayınca Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ilk sözü alacak, onu Fransız Dışişleri Ve­kili Georges Bidault ve İngiliz Dışiş­leri Vekili Anthony Eden takib ede­cekler, bu suretle Molotof'un dünkü nutkuna üçüzlü cevab verilmiş ola­caktır.

Müttefiklerin, Molotofa nutkunda yeni birşey bulunmadığını şayet ger­çekten bir anlaşmaya varmak arzu­sunda ise müzakerelere esas olabile­cek teklifler serdi ile sıkı pazarlığa oturmasını söyliyeceklerdir.

Molctof'un, dünya sulhunu tesis be­deli olarak batılıların kabul ile mü­kellef oldukları iddiası ile ileri sürdü­ğü bir takım teklifler arasında şun­lar da vardır :

1— Avrupa   müdafaa    camiası   ve Batı Almanya'nın yeniden  silâhlan­ması tasavvurlarının terk edilmesi,

2—Amerikan   müdafaa    üslerinin ortadan kaldırılması,

3—Doğu  Batı ticaretindeki bütün tehdidlerin kaldırılması,

4—Almanya'nın sulhçu, demokratik bir devlet haline ifrağı,

5— Yeniden birleştirmeğe matuf ilk âdım olmak üzere bütün Almanya'yı içine alan bir hükümetin kurulması,

6—Kızıl Çinin tanınması ve Birleş­miş Milletlere kabulü,

7—Kızıl Çin'in    iştirâkile bir beş devlet toplantısı yapılması, .

8—Silâh ve cephanelerde büyük ölçüde kısıntı yapılması,

9—Atom, hidrojen bombalarının ve büyük tahribat yapan diğer silâhla­rın yasak edilmesi.»

Batılı çevreler, «Şayet, asla uzlaşma­ya veya pazarlığa girişmeğe yanaşmıyacakları şartlar hakikaten bunlarsa konferansın herhangi bir başa­rı elde etmesi ümidi pek az görün­mektedir.» demektedirler.

— Berlin :

Foster Dulles'dan sonra söz alan. Molotof, Amerika Dışişleri Vekilinin id­dialarını birer birer cevaplandırma­ya teşebbüs etmiş ve arada bilhassa Sovyet Rusya'nın Fransa ile Alman­ya'nın arasını açmak istediği yolun­daki iddiayı reddederek şöyle demiş­tir :

Sovyet Rusya Almanya ile Fransa arasındaki dostluğu teşvik etmek için elinden gelen herşeyi yapmıştır. Sov­yet Rusya, ayni zamanda diğer Av­rupalı memleketlerle dostluğunu tak­viye etmek için her çareye başvurmuştur. Bu çok güç fakat şerefli bir vazife olmuştur.

Nihayet Molotof Potsdam, anlaşmala­rının bazı hükümlerinin eskimiş oldu­ğunu kabul etmiştir ki bir Sovyet diplomatı ilk defa olarak bunu itiraf etmektedir.

Bundan sonra Almanya meselesi hak­kında ortalama bir hal tarzının mümkün olmıyacağmı beyan eden Eden'in sözlerini ele alarak Sovyet Dışişleri Bakanı, hal böyle ise konferansı kapatmaktan başka çare olma­dığını söylemiş, bununla beraber ol­gunlaşmış olan meseleleri incelemek lâzımgeldiğini ve bir hal tarzını sağlamıyacak olan diğer hususları şim­dilik bir tarafa bırakmak gerektiğini sözlerine ilâve etmiştir.

Almanya meselesine temas eden Molotof bu meseleyi Avrupa'nın güven­liği ile birlikte mütalâa ederek istendiği kadar münakaşa ,ve müzakere edebileceğini söylemiş ve Poster Dulles'e dönerek demiştir ki :

Sisin indinizde Postsdam anlaşmala­rı da Versailles muahedeleri de ha­talı olmuştur. Sovyet Rusya Versaüles'de temsil edilmemiştir. Bina­enaleyh bunun mesuliyetini yüklene­mez, fakat üç defa Amerika Başkan­lığına seçilen Roosevelt ile iki defa Başkan olan Truman Yalta anlaşma­larını tasvib etmişlerdir.

Berlin :

Dört büyük devlet Dışişleri Vekilleri toplantısının ikinci oturumunda Ame­rikan Dışişleri Vekilinden sonra Molotof konuşmuş ve müteakiben saat 16.16'da  oturuma  ara  verilmiştir.

Berlin :

Bugün Öğleden sonra dörtlü konfe­ransta söylediği nutukta Amerika Dışişleri Bakanı Foster Dulles, dün Bidauît'un ve Eden'in nutuklarında .tek bir şikâyet ve ittiham olmadığını belirttikten sonra, buna mukabil Sov­yet Dışişleri Vekilinin irat ettiği nut­ku esefle karşıladığını bildirmiş ve demiştir ki :

Molotof'un söyledikleri eski ittihamlar ve eski şikâyetlerdir. Bunların, tarihe yeni bir fasıl ilâve edecek olan bu konferansın açıldığı sırada tek­rarlanmış olması hakikaten üzücü­dür.

Dulles, Bidault ve Eden'in söyledik­leri nutuklardaki esas ve muhtevaya mukabil Molotof'un nutkunun ne ka­dar boş kaldığını anlatmış, Fransız ve İngiliz Dışişleri Bakanlarının, kendi hükümetini  kendi  seçecek  ve modası geçmiş militarizmden ve mil­liyetçi ihtiraslardan azade birleşmiş bir Almanya istediklerini söylemiş, buna mukabil Almanya'nın parça­lanmasının menşeini teşkil eden Yal­ta konferansının bugün tekrar zikre­dilmesinin, şayanı teessüf olduğunu belirten Dulles, Yalta amitlerinden birinin, o devirde hakim olan kin ve merareti canlandırmak hevesinde ol­duğunu, Versailles andlaşması hata­larına tekrar düşülmemesi lâzım gel­diğini hatırlatmıştır.

Foster Dulles'a göre Fransa altı Av­rupa memleketini birbirine yaklaştır­mış ve bir Kömür Çelik Birliği kur­muş, bundan başka Avrupa savunma camiasını düşünüp ortaya atmış ve nihayet Avrupa siyasî birliğinin inki­şafını teşvik etmiştir.

Dulles sözlerine devamla demiştir ki: îVîolotof, Avrupa savunma camiasının Alman militarizminin hakimiyeti al­tına girmesinden korkuyor. Halbuki Avrupa savunma camiası ile Alman militarizminin ihtirasları önlenmeye çalışılmaktadır. Bu plân sayesinde millî bir Alman ordusunun ve bir Al­man kurmayının meydana gelmesine mani olunacaktır. Ve bu, tarafların kabul edebilecekleri bir şekilde tasar­lanmıştır. Şunu kabul etmek lâzımdır ki Avrupa savunma camiasının yeri­ne konulacak yedek bir hal tarzı mevcut değildir. Fransa ile Almanya birbirlerine düşman oldukları içindir ki Sovyet Rusya bunca ızdırap çek­miştir. Şimdi Sovyet idarecilerinin bu eski kini körüklediklerini görmek hakikaten üzücüdür. Sovyet idareci­leri, uyanık Avrupalı adamların ne­siller boyunca tahayyül ettikleri ve tahakkuk ettirmeye çalıştıkları bir ideali yani sulhu birlikte aramak ide' alini baltalamaya çalışıyorlar.

Foster Dulles, Avrupa ordusu ve At­lantik Birliği karşısında diğer Avru­palı memleketlerin de bir pakt tesis edeceklerini ve Avrupamn bu suretle iki askerî bloka ayrılacağını söyleyen Molotof'un fikrini tenkit etmiş ve bunun tarihi tahrif etmekten başka bir şey olmadığını belirtmiştir.

Nihayet Komünist Çin meselesine de temas eden Foster Dulles demiştir ki :

Sovyetlerin, Komünist Çin rejimini beş büyük devletten biri olarak kabul ettirmek hususunda sarfettikleri gay­retleri boşunadır ve fakat bu Molotof'un nutkunda cesaret kırıcı bir nokta teşkil etmektedir.

Sovyet komünizminin bir müsveddesi olan bu rejim Kore'de bir tecavüz ha­reketine girişmiştir ve bu yüzden Bir­leşmiş Milletler     tarafından  resmen mütecaviz   ilân   olunmuştur.     Komü­nist Çin Hindiçinî'de girişilen komü­nist tecavüzünü  de faal surette  des­teklemektedir. Çin'in komşuları ken­dilerini tehlikede hissetmektedirler ve bu  rejimin  mütecaviz    niyetleri  giz­lenemez     bir  hal   almıştır.    Şurasını açıkça söylemek lâzımdır ki, Amerika mütecaviz Komünist Çin ile beş bü­yük devlet konferansını kabul edemez ve bu memleketle umumî olarak dün­ya sulhu meselesini görüşemez. Buna sebep Komünist Çin rejimini ve onun kudretini     bilmemezlikten     gelişimiz değildir.  Amerika  bunu pek  iyi bilir." Kore'de verdiği 150 bin ölü ve yaralı bunun delilidir.    Fakat kötülüğü bir vakıa   olarak   kabul   etmek,   kötülüğü iyilik olarak kabul etmek demek de­ğildir.  Bundan    başka  Amerika    beş büyük    devletten     herhangi    birinin dünyayı kendi    basma idare    etmek hakkına   sahip  olduğunu   kabul   ede­mez. Birleşmiş Milletler Anayasası bu hakkı  hiçbir  devlete     tanımamakta­dır. Adalet ve    hakkaniyet de böyle bir şey tanımaz. Amerika, büyük dev­letlerin özel mesuliyetlerini kabul et­mekle     beraber    Birleşmiş    Milletler Anayasasına  sadıktır  ve  bu Anayasa büyüklü küçüklü bütün devletler ara­sında  müsavi hükümranlık haklarını tanımıştır. Bununla beraber çalışma­ya   başlamamızı   istiyorum.     Molotof bir gündem    teklif etti bu elbetteki Amerika'nın teklif  edeceği     gündem değildir.    Fakat    biz bu    konferansı uzun   münakaşalara   boğmak   istemi­yoruz. Amerika, Molotof gündeminin birinci maddesini derhal ele almak ve bu maddeden kurtulmak ister.

Neticede Foster Dulles mesai arka­daşlarını vakit geçirmeden çalışmaya davet etmiş ve    milyonlarca insanın ümit bağladığı bu konferansta mesu­liyetlerini idrâk etmeleri lüzumunu belirtmiştir.

— Berlin :

Bugün öğleden sonra Berlin konfe­ransının ikinci oturumu başladığı za­man, başkanlık mevkiinde bulunan Fransız Dışişleri Vekili Bidault, sözü Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles'a vermiştir. Foster Bulles'm 17 da­kika süren nutkunu müteakip Bidault ayağa kalkarak, umumi mahiyetteki nutukların bitmiş olduğu hususunda mutabakata varılıp varılmadığını sormuştur.

Bunun üzerine Molotof söz alarak uzun bir nutuk söylemiş ve netice­de, 1954 yılı mayıs ve haziran ayla , rmda beşli bir konferansın içtimaa daveti hususunda bir karar sureti tasarısı tevdi etmiştir. O zaman Fos­ter Duîles müdahale ederek şu suali sormuştur: Gündem üzerinde muta­bık kaldık mı? Bidault bunu şu söz­lerle cevaplandırmıştır: Delegeler­den her biri umumî mahiyette bir nutuk söylemiştir. Fakat henüz hiç­bir gündem kabul edilmiş değildir.

Toplantının bu safhasında delegele­re istirahat etmeleri için, müzakere­ye ara verilmiş, bu sırada murahhas. lar kahve ve viski içerek dinlenmiş­lerdir.

Celse tekrar başladığı zaman Eden söz alarak, Dulles ve Bidault gibi is­tem iye istemiye, Molotof tarafından teklif edilen gündemi kabul etmeye hazır olduğunu bildirmiştir.

Moîotcf'un gündemi kabul edildikten sonra Başkan Bidault şunları söyle­miştir :

Yarın, gündemin birinci maddesinin müzakeresine başlanması hususunda mutabıkız zannediyorum.

Bunun üzerine celseye son verilmiş­tir. Yarın Bakanlardan her biri gün­demin birinci maddesi üzerinde ko­nuşacaktır. Bu birinci madde millet­lerarası münasebetlerdeki gerginliği izale etmek çarelerinin araştırılması ve Komünist Çin'in de iştiraki ile bir beşli konferans toplanması meseleleri ile ilgiliydi.

27 Ocak 1954

 

— Berlin :

Dörtlü konferansın üçüncü oturumu­na başkanlık eden İngiliz Dışişleri Vekili Anthony Eden derhal sözü Molotof'a vermiş ve kendisini gündemin birinci maddesi hakkındaki fikirlerini beyana davet etmiştir.

Molotof Çin'in iştiraki ile bir beşli konferans toplanması ve milletlera­rası gerginliğin azaltılması hususun­da alınacak âcil tedbirler hakkındaki fikirlerini dün izah etmiş olduğunu, buna ilâve edilecek bir şeyi bulunmadığını bildirmiştir.

Bunun üzerine söz alan Amerikan Dışişleri Vekili dün ve evvelki gün Molotof tarafından Komünist Çin'in iştiraki ile bir beşli konferans top­lanması hususunda hemen müzake­relere girişilmesi lüzumu hakkında ileri sürülen delilleri reddetmiş ve demiştir ki : «Biz buraya dünya me­selelerini konuşmak için toplanma­dık, vazifemiz şu iki bellibaşlı mese­leyi halletmektir : Almanya'nın bir­leştirilmesi ve Avusturya barış andlaşması.»

Cin hükümetinin, şimdiye kadar mil­letlerarası müzakerelere kabul edil­mesini icabettirecek derecede hüsnü­niyet sahibi bulunduğunu göstere­memiş olduğu hususunu ispat etme­nin sırası olmadığına işaret eden Dulles, biz dört işgal devleti temsilci­leri buraya Almanya ve Avusturya mevzularını konuşmak üzere toplanmış bulunuyoruz, demiş ve ezcümle şöyle devam etmiştir: «Eğer Çin me­selesi bahis konusu olsaydı Çin ile müzakere etmeğe muhalif olmazdım. Kaldı ki biz bu hususta da kendimi­ze düşen vazifeyi yaparak Kore mü­nasebeti ile böyle bir teklifte bulun­duk, fakat Rusların desteklediği Çi­nin tıkama siyaseti ile karşılaştık. Çin meselesi normal diplomatik yol­larla Birleşmiş Milletlerde bahis ko­nusu edilemez mi?»

Üç batılı devletin Berlin'de UzakDoğu meselelerini görüşmek üzere toplanmış olmadıklarını tekrar eden Amerikan Dışişleri Vekili, konferan­sın sarih surette hudutlandırilmış iki mevzuu bulunduğunu belirterek Sovyet Dışişleri Vekilinin UzakDoğu meselelerinin hemen müzakere olun­ması hususundaki teklifini reddetmiş ve Almanya'nın mukadderatı mese­lesi olan gündemin ikinci maddesine geçilmesini teklif etmiştir.

Berlin :

Dün öğleden sonra tekrar toplana­cak dörtler konferansının bir evvelki celsesi kapanmadan evvel M. Eden, M. Molotof'a verdiği kısa bir cevapta, seçimlerin serbestliği meselesi hariç olmak üzere Almanya meselelerinde bir uzlaşmaya varmak fikrine muarız olmadığını söylemiştir.

Konferans mesaisi için teklif edilen Sovyet gündemini beğenmemiş oldu­ğunu ifade eden M. Eden, M. Bi"dault'nun beyanatını açık ve sarih bulduğunu kaydederek bu beyanatla tamamen mutabık olduğunu söylemiş ve müteakiben M. Molotof'a tevec­cühle mutebessımane şunları söyle­miştir :

«Bir uzlaşma zihniyeti içinde konu­şacağız. Bu uzlaşma zihniyetini hâ­kim kılabilmek için M. Molotof'la aramda hakikî bir yarışma olacağını ümit ediyorum. Bakalım ikimizden hangimiz daha fazla uzlaşma kabiliyeti göstereceğiz.»

Nihayet celseyi bugün toplanmak üzere kapattığını bildiren M. Bidault bugünkü toplantıda Sovyet gündeminin birinci maddesinin görüşülmesi için murahhas hey'etler arasında mutabakat hasıl olduğunu söylemiş­tir. Bilindiği gibi Sovyet gündeminin birinci maddesi, «Milletlerarası mü­nasebetlerde bir ferahlık temin et­mek için tedbirler alınmasını ve beşli bir konferansın toplanması» nı der­piş etmektedir.

Berlin :

Bugün  Berlin  konferansının  üçüncü oturumunda, Molotofun dün söyle­diklerine ilâve edecek birşey olmadığını bildirmesi üzerine Amerika Dış­işleri Bakanı Foster Dulles söz almış­ta1. Dulles'in nutkundan başlıca par­çalar aşağıdadır :

Eğer Molotofun söylediklerini iyi anladımsa onun 5 büyük devlet arasın­da aktedilmesini istediği konferansın gayesi şudur:

Büyük devletlerin dünyayı idare et­mek selâhiyetlerinin mevkii tatbike konması, fakat 1945'te SanFransisko'da Birleşmiş Milletler Anayasasını hazırlıyan konferans böyle bir zihni­yeti red etmiştir. Dünyanın idaresi 5 büyük devlete tevdi edilemez. Güven­lik Konseyinde yalnız beş büyük dev­let yoktur. Aynı zamanda altı üye daha vardır. Anayasa ilgili tarafların herhangi bir ihtilâfta münakaşaya iştiraklerini müstelzimdir. Molotof, dörtlü bir toplantı yapıldığı gibi beş­li bir toplantının da yapılacağını ve bunun da meşru olacağını söylüyor. Halbuki biz dört devlet mümessilleri burada toplanıyorsak bunun sebebi Almanya'yı işgal altında bulundurmamızdır. Amerika Komünist Çin'in de iştirak edeceği bir Kore konferan­sının tertibi için faal surette çalış­maktadır. Fakat Amerika milletlera­rası münasebetlerdeki gerginliğe son vermek maksadı ile beşli bir konfe­rans prensibini reddeder.

Duiles'in nutkundan diğer parçalar da şunlardır :

Asya meselesine gelince, bu meseleye Kore ve Hindicini de  dahildir ve bu iki yer UzakDoğuda gerginliğin baş­lıca sebebini teşkil     etmektedir. Bu .zamana kadar olup bitenler, Hindici­ni ve Kore meselesine kabul edilebi­lir bir hal tarzı bulmak yolunda Ko­münist Çin'in işbirliğine hazır oldu­ğuna bizi ikna   edememiştir. Komünis Çin Asya ile ilgili diğer herhangi bir meselede de hüsnüniyet göstermiş değildir. Komünist  Çin,  Sovyet Rus­ya'nın müzaheretile Kore    mütareke anlaşmasında    derpiş olunan    siyasi konferansın toplanmasına  her  türlü vasıta ile mani olmaya çalıştıkça As­ya için diğer   bir   konferans   bahis mevzuu olamaz. Molotofun bahsetti ği diğer meseleler için müzakere yeri olacak başka teşekküller vardır. Sov­yet Rusya Birleşmiş Milletler usulü­nü ve mutasavver konferansı kabul etmezse normal diplomatik yollar da vardır. Bütün meseleler bu yollardan müzakere edilebilir, fakat yeni bir konferans toplamak faydasızdır. Bize öyle geliyor ki, bu beşli konferans teklifi her şeyden evvel Komünist Çin rejimine milletlerarası teşekkül­lerde lâyık olmadığı yeri kazandırma­ya matuf bir manevradır. Binaena­leyh Amerika, gündemin birinci mad­desi hakkında bir karar alınmaması­nı ve ikinci, üçüncü maddelerdeki Al­manya ve Avusturya meselelerine ge­çilmesini talep eder.

Berlin :

Dörtlü konferansın bugünkü celse­sinde batılılar, Kızıl Çin'in iştiraki ile gelecek baharda bir sulh toplan­tısı yapılmasını kat'İyetle reddetmiş­lerdir.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Dulles, bu husustaki Sovyet teklifinin müzakeresine son verilmesini ve gündemdeki diğer meselelere geçilmesini istemiştir.

Sovyet Dışişleri Vekili Molotofun ko­nuşmasından sonra söz alan Foster Dulles şunları söylemiştir :

Birinci maddedeki beşler konferansı teklifini müzakere etmek boşuna va­kit kaybetmektir. Almanya ve Avusturya meselelerini hallettikten son­radır ki daha güç meselelerin müza­keresine yer verebiliriz.

Dulles, Kızıl Çin'in Almanya veya Avusturyada işgal kuvvetleri bulun­durmadığına işaret ederek, bu dâva­larla doğrudan doğruya alâkalı ol­mayanların konferansa almamıyacağmı belirtmiştir.

Berlin :

Berlin konferansının üçüncü oturu­munda en son söz alan Sovyet Dışiş­leri Vekili Molotof bir gün evvel meseleleri vaz ediş şeklini tamamen de­ğiştirerek iktisadî    meselelere temas etmiş ve bu konuda çok uzun bir nu­tuk söylemiştir.

Molotof'a göre, meselelerin sadece si­yasî veçhelerine temas etmek kâfi değildir. Berlin konferansı üç ayrı fasıl ihtiva etmelidir.

Askeri meseleler ve bu arada bilhas­sa silâhsızlanma meselesi, siyasi me­seleler ve beşli konferans, nihayet ik­tisadî meseleler.

Molotof bütün bu noktaları birer bi­rer izaha çalışmış ve demiştir ki :

800.000.000 Rus ve Çinlinin dünya pi­yasalarından ayrı kalmaları normal değildir.

Aradan yarım saat geçtiği halde Mo­lotof el'an iktisadî meselelerden bah­setmekteydi.

Konuşma tam iki saat sürmüştür. Bu konuşmada Sovyet Dışişleri Vekili beşli konferans lüzumu üzerinde da­ha şiddetli İsrar etmiş ve bu konfe­ransın büyük devletleri ilgilendiren bütün meseleleri halledebileceğini söyledikten sonra şimdiden böyle bir konferansın gündemini hazırlamalı­yız, demiştir. Molotof bu teklifi 25 ocak tarihli tebliğinde de yaptığını tekrarlamıştır.

Sovyet Rusya, Çin ve halkçı demok­rasilerin 800 milyon nüfusu olduğu­nu, bu nüfusun milletlerarası pazar­lardan uzak kaldığını, bu fark gözeti­ci muamelenin doğru olmadığını söy­leyen Molotof sözlerine şöyle devam etmiştir:

Sovyet Rusya hariçle olan ticaretini inkişaf ettirmek ister. Dün Anayasa­dan bahsettim. Birleşmiş Milletler Anayasası, Çin de dahil olmak üzere büyük devletlerin hususî mesuliyetle­ri olduğunu kabul eder. Nitekim bu­nu Bidault da söylemiştir. Bu büyük devletlerin hususî imtiyazları yoksa da hususî mesuliyetleri vardır. Bina­enaleyh toplanıp milletlerarası me­seleleri görüşmelidirler. Dörtlü bir konferans toplanıyor da niçin beşli bir konferans toplanmasın? Molotof, Poster Dulles'in Berlin'de yalnız.Al­manya ve Avusturyadan bahsedilece­ğini söylemiş olduğunu hatırlatmış, halbuki Eden'in başka meselelerin de bahis mevzuu edileceği fikrinde oldu­ğunu söylemiştir.

Molotof sözlerine devamla demiştir ki :

Madem ki Güvenlik Konseyinde beş büyük devletin hususi mesuliyetleri vardır, o halde bu mesuliyete Asyamn iştirak etmemesi doğru mudur? Esasen beşli konferans toplanırsa ta­mamen Asya'ya ait meselelerden baş­ka meseleler de konuşulabilir. Bu arada silâhsızlanma, atom, milletler­arası ticaret ve büyük devletlerle kü­çük devletler arasındaki münasebet­ler de bahis mevzuu edilebilir.

Molotof bunun üzerine Bidault'ya dö­nerek, 16 kasımda Fransa'ya vermiş olduğu notada, dörtlü konferansta Kore konferansının da konuşulacağı­nı bildirmiş olduğunu söylemiştir. Molotof'a göre Fransa hükümeti bu meselelerin de dörtlü konferansta gö­rüşülebileceği cevabında bulunmuş­tur.

Molotof un bu sözleri üzerine Fransız murahhas heyetinden bir üye kalka­rak bu iddiayı tekzip etmiştir.

Molotof sözlerine devamla Kore siya­sî konferansının gecikmesinden Sov­yet Rusya'nın asla mesul olmadığını, Komünist Çin'in de bundan mesul tutulamıyacağım, çünkü böyle bir konferans fikri ortaya atılırken Çin'in hazır bulunmadığını söylemiş, hakiki mesuliyetin siyasî realiteleri gözönünden uzak bulunduranlarda olduğunu ileri sürmüştür. Molotof bundan son­ra mesai arkadaşlarının nutukların­dan neticeler istihraç etmeğe çalış­mış ve demiştir ki:

Bundan sonra ilk yapacağımız iş beş­li konferansın gündemini hazırla­maktır. Mevzular 25 ocak tarihinde, konferansın açılış günü verdiğim nu­tukta mevcuttur. Bunlara ehemmi­yetli görülen diğer hususlar da ilâve edilebilir.

— Berlin :

Molotof'un dün akşam Georges Bi­dault'ya verdiği akşam ziyafeti üze­rinde ehemmiyetle durulmaktadır. Aynı  şekilde  Eden'in  Molotof'u  dün akşam için yemeğe davet etmiş ol­ması da dikkati çekmektedir. Mclotof bu davete çabuk cevap vereceğini vâ­de tmiş,  fakat sonunda reddetmiştir,

Molotof'un Fransız Dışişleri Vekili Bidault'ya karşı hususî bir yakınlık gösterdiği kanaati hasıl olmaktadır.

28 Ocak 1954

 

— Berlin :

Bugünkü oturumda Foster Dulles ve Bidault'dah sonra söz alan İngiltere Dışişleri Vekili Eden, Dulles'in fikrine uyarak gündemdeki birinci mad­denin terkedilmesini ve Almanya ile Avusturya'yı ilgilendiren ikinci ve üçüncü maddelere geçilmesini' teklif etmiş, bununla beraber Almanya ve Avusturya meselelerinde terakki kay­dedildiği takdirde, milletlerarası mü­nasebetlerdeki gerginliği izale ve beş­li bir konferansı içtimaa davet etme hakkındaki birinci maddeye tekrar dönülebileceğini ilâve etmiştir.

Eden, Molotofun, bahis mevzuu "beşli konferansın umumiyetle bütün dünya meselelerini değil, fakat sadece UzakDoğu meselelerini müzakere edebile­ceğini  hatırlatarak   demiştir  ki :

Eğer iyi anlıyorsam Molotof bu suret­le çok geniş gündemli bir konferans teklif etmiş olmaktadır.

İngiliz Dışişleri Vekili bu teklifi gay­ri kabili tatbik bulmaktadır ve ilk kararından dönmiyeceğini, milletlerarasındaki münasebetlerde görülen gerginliğin, gerek Asya'da ve gerek Avrupa'da ancak meseleleri teker teker incelemekle mümkün olacağını söylemiştir. Eden'e göre birkaç dev­lete inhisar ettirilecek konferans bü­tün dünyayı ilgilendiren meseleleri halledemez. Molotof silâhsızlanma ve milletlerarası ticareti inkişaf ettirme meselelerinden bahsetmiştir. Bu me­selelerin ikisi de dörtlü konferansın dışında kalan birçok memleketleri doğrudan doğruya ilgilendirmektedir. Üstelik birinci mesele Birleşmiş Milletler teşkilâtının selâhiyeti cümlesindendir. İkinci meseleye gelince, milletlerarası  ticareti    inkişaf  ettirmenin birçok yolları ve çareleri var­dır. Beşli bir konferansın ayni za­manda silâhsızlanmayı, siyasî ve ik­tisadî meseleleri halletmesi beklene­mez.

Eden sözlerine devamla demiştir ki :

«Siyasi meselelere gelince Kore ve Hindicini meseleleri burada bulunan mümessiller için hususî bir ehemmi­yeti haizdir. Ben şahsen bu mesele­lere bir hal tarzı bulabilecek olan usulleri araştırmaya taraftarım. Me­sai arkadaşlarımın da ayni kanaatte olduklarını zannediyorum. Şüphesiz ki bunu yapmamız lâzımdır. Fakat gözönünden uzak tutmamamız lâzım gelen müşküller de vardır. Meselâ Kore meselesi Birleşmiş Milletlerin bir çok karar suretlerine mevzu teş­kil etmiştir. Ve bu dâvada 16 memle­ketin askeri kanlarını dökmüşlerdir. Canlarını ve mallarını tecavüze karşı koymak için feda etmişlerdir. Bu memleketlerin haklarım ve menfaat­lerini unutamayız.

Eden sözlerine şöyle devam etmiştir :

Bidault çok haklı olarak dikkatimizi bu pratik şartlar üzerine çekmiştir. Nutku durumun ciddî realitelerini aydınlatmış bulunmaktadır. Eminim ki, onun görüşü en isabetli görüştür. Bu mesele üzerinde fikrimizi teksif edersek bu konferansta meseleye pra­tik bir hal çaresi bulmamız ihtimali vardır. Fakat bu yolda basiretli dav­ranmak lâzımdır. Arkadaşlarıma şu hususu teklif ediyorum : Bugünkü müzakerelerimiz sonunda gündemin birinci maddesini terkedelim ve Av­rupa meselelerine geçelim. Bu suretle düşünmek ve fikir teatisinde bulun­mak fırsatını da sağlamış oluruz. Av­rupa meselelerinde terâkki kaydedi­lirse birinci maddeye dönmek'her za­man kabildir.

— Berlin :

Molotof söze başlayınca şimdiye ka­dar mesai arkadaşlarımdan hiçbiri­nin, milletlerarası münasebetlerdeki gerginliği azaltmak bahsinde Sovyet teklifine dair kat'î bir tavır takınma­mış olduğunu, halbuki bu meselenin yalnız dörtler için değil, diğer memleketler için de mühim olduğunu söylemiştiy. Sovyet Dışişleri Bakanı bundan bg?şka teklif edilen beşli kon­feransın daimî bir teşekkül haline gelerek Birleşmiş Milletlerin yerine geçeceği hakkında mesaî arkadaşları tarafından sarfedilen endişeleri de yersiz bulduğunu ve nihayet bugünkü konuşmasında Foster Dulles'in sabahleyin erkenden Birleşmiş Millet­ler Anayasasını tekrar okumuş oldu­ğunun anlaşıldığını söylemiş ve de­miştir ki :

Anayasayı sabah akşam okumalı. Çok faydalı şeydir. Fakat mânasını tahrif etmemeli. Bunu tatbik etmek lâzım­dır.

Molotof Anayasadan maddeler zikre­derek ve Genel Kurulun beşinci oturumundaki kararlarını zikrederek mutasavver beşli konferansın gayet sağlam hukukî esaslara istinat ede­ceğini iddia etmiştir.

— Berlin :

Bugün Berlin konferansının dördün­cü oturumunda evvelâ Amerika Dış­işleri Vekili Foster Dulles söz alarak şunları söylemiştir :

Gündemin birinci maddesi üzerinde görüş teatisi kâfidir. İkinci maddeye geçerek Almanya meselesine temas etmenin zamanı gelmiştir.

Foster Dulles bu suretle eski fikrinde İsrar etmiş olmaktadır.

Dulles sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

Milletlerarası münasebetlerdeki ger­ginliği izale etmek ve beşli konferans toplamak hakkında söylenenler hatırımdadır. Fakat şimdi Almanya me­selesini ele almak lâzımdır.

Dışişleri Vekili müstehzi bir eda ile konuşuyordu. Bu arada dört sene ev­vel bir kitap yazdığını ve bu kitapta Molotof'un diplomasi sahasındaki maharetini övmüş olduğunu söyliyerek şunları ilâve etti :

Molotof'un o günden bu yana maha­retini kaybetmemiş olduğunu gör­mekle bahtiyarım.    Dün    aksam, bir hokkabazın şapkasından tavşan çı­kartması gibi, bize bir nefeste Kore sulhunu, Hindicini sulhunu, silâhsız­lanmaya son verilmesini, atom silâh­larının men'ini, milletlerarası gergin­liğin izalesini ve iktisadı refaha av­deti sayıp dÖküverdi.

Dulles sözlerine devamla şunları söy­lemiştir :

Molotof'a bakılacak olursa bütün bu parlak neticeler, Şu En Lai'yi konfe­rans masasına davet etmekle elde edilecektir. Başka bir şey lâzım de­ğildir. Fakat bu mösyö Şu En Lai kim­dir? Harbe dayanan bir rejimin şefi değil mi? O rejim değil midir ki Cin­de milyonlarca kurban vermiş ve ayakta kalabilmek için koskoca bir ülkeye sefalet ve ızdirap getirmiştir. Kore'de tecavüze girişen ve silâh yar­dımı suretile Hindiçinî'deki tecavüzü teşvik eden rejim o rejim değil mi­dir? Doğu memleketlerinin sulha ve refaha hasret çektikleri muhakkak­tır. Fakat bu memleketler ahlâkî prensiplere riayet etmesini bilirler. Aklımız bize şunu söylüyor ki Molo­tof'un çizmiş olduğu tablo bir hayal mahsulüdür. Ahlâkî duygularımız, Molotof'un bize teklif ettiği müna­sebet tarzlarını men eder.

Molotof tarafından teklif edilen beş­li konseyin Birleşmiş Milletler teşki­lâtının yerine geçeceğini söyliyen Dulles: «Molotof bu konseye Birleşmiş Milletlerin başlıca vazifelerini dev­retmek istiyor» demiş ve şöyle devam etmiştir :

Molotof agöre beşli konsey sade si­yasî meselelerle değil fakat ayni za­manda askerî ve iktisadî meşelerle de meşgul olacaktır. Fakat şunu unutmamak lâzımdır ki, Birleşmiş Milletler Anayasasının 11'inci mad­desi silâhsızlanma ve silahlanmayı tanzim hususlarını Genel Kurula ha­vale etmiştir.

Foster Dulles müteakiben beşli kon­seyin Birleşmiş Milletler Genel Kuru­lu ile ayni işi görmek istidadını gösterdiğini isbat maksadiyle Anayasa­nın muhtelif maddelerini zikretmiş ve devamla şunları söylemiştir Aşikâr olarak görünüyor ki, Molotof'un teklif ettiği beşli konferans muvakkat mahiyette kalamaz. Biz dördümüz, hattâ muhterem. Şu En Lai de bize katılsa Birleşmiş Millet­ler teşkilâtının 9 senedir halletmeye çalıştığı siyasî, iktisadî ve askerî me­seleleri çözemeyiz. Molotofun kon­ferans için ileri sürdüğü vazifeler bu konferansı, tâli komisyonlar ve uzmanlariyle, daimî bir teşekkül haline getirecektir ve bu teşekkül Birleşmiş Milletlerin yerine geçmek istidadını gösterecektir. Birleşmiş Milletler teş­kilâtı Komünist Çin gibi bir müteca­vizi topluluğu içine kabul etmediği içindir ki şimdi Molotof teşkilâtın sa­lâhiyetlerini bu mütecavize devret­mek suretiyle intikam almak istiyor. Bu yolda Molotof bize abesi makul göstermek hususundaki maharetini isbat etti. Fakat biz buraya eğlenme­ye gelmedik. Ciddî işler görmiye gel­dik. Benim kanaatim şudur ki, bu konu üzerinde ilk konuşmalar bit­miştir. Söylenenleri hatırımdan çıkarmaksızm şimdi artık gündemin ikinci ve üçüncü maddelerine geçe­rek Almanya ve Avusturya meselelerini ele almalıyız.

— Berlin :

Toplantı sonunda, Molotof, önümüz­deki hafta dört Dışişleri Bakanları­nın, mütehassısların iştiraki olmak­sızın toplanarak Almanya ve Avus­turya meselelerinin müzakeresi yo­lunda bir usul tayin etmelerini kabul etmiştir.

— Berlin :

Konferansın dördüncü toplantısı so­nunda Foster Dulles her türlü yanlış anlayışa mani olmak maksadı ile Amerika'nın beşli konferansa aleyh­tar olduğunu tekrar etmiştir.

Bidault Hindicini harbine son vere­cek bir konferansa aleyhtar değildir. Fakat beş Dışişleri Bakanları konferansının toplanmasına muarızdır.

Eden, bu noktada anlaşmaya varılamadığma göre, gündemin ikinci mad­desine geçilmesini teklif etmiş ve sonradan tekrar birinci maddeye dönü­lebileceğini söylemiştir.

Bunun üzerine Molotof müdahale ederek şu telkinde bulunmuştur: Gündemin birinci maddesindeki me­seleleri incelemek Üzere bir komite kurulmalıdır.

Neticede dört Dışişleri Bakanı ileride gizli bir toplantı aktetmeyi kararlaş­tırmışlardır. Sovyet murahhas heye­ti bu toplantıda komite meselesini tekrar ortaya atmak hakkını muhafa­za etmektedir.

Bu meseleler konuşulduğu sırada Mo­lotof yeni bir tasarı ile ortaya çıkmış ve Birleşmiş Milletler  teşkilâtı çerçe­vesi içinde bir silâhsızlanma konfe­ransı aktedümesini istemiştir. Molotofa göre bu konferansa Birleşmiş Milletlerde temsil olunmıyan memle­ketler de iştirak edebileceklerdir.

Berlin :

M. Molotof dörtler konferansının dün­kü toplantısına riyaset eden M. Anthony Eden'e, Alman meselesinin kon­feransta tetkiki sırasında Batı ve Do­ğu Almanya murahhaslarının da ha­zır bulunması hususunda Doğu Al­manya hükümeti tarafından verilen bir muhtırayı tevdi etmiştir.

Sovyet Dışişleri Vekili, bu muhtıra­nın konferansça dikkate alınmasını ve bu hususta bir cevap verilmesini teklif etmiştir,

Berlin :

Bugün Berlin konferansının dördün­cü oturumunda Foster Dulles'den he­men sonra söz alan Fransız Dışişleri Vekili Bidault ezcümle şöyle demiş­tir :

Şöyle bir vakıa ortaya çıkmış bulu­nuyor: Gündemin milletlerarası mü­nasebetlerdeki gerginliği, bilhassa Asya meselelerini gözönünde tuta­rak, haletmek hususundaki birinci maddesinde acilen bir hal tarzı ari­yan meselelerin hakikaten halli mümkündür. Bu zamana kadar vaki görüş teatileri şimdi düşünceyi ve muhayyileyi  gerektirmektedir.  Hepimizin sarfedeceği gayretler sayesin­dedir ki nihaî muvaffakiyete erişebi­liriz. Daha şimdiden, bu müzakerele­rin bende bırakmış olduğu intiba üzerinde anlaşmamız mümkün değil midir? Şu hususu kaydedemez mi­yiz? Durumlarımız birbirinden ne de­rece uzak olursa olsun, ben şuna inanmak istiyorum ki, bazı noktalar üzerinde görüşlerimizi birleştirmek imkânsız değildir.

Fransız Dışişleri Vekili beşli bir kon­feransın toplanmasına muarız oldu­ğunu bildirmekle beraber şu husus­ları da hatırlatmıştır :

«Fransız hükümeti, Hindicinizde sul­hu temin edebilecek herhangi bir fır­satı, Hindicini ortak devletleri ile mutabık kalarak, fevtetmemeye ka­rar vermiştir. Kore'de mütarekeyi ta­kip edecek müzakereler sırasında bu nokta üzerinde sulhu temin edebile­cek olan terakkileri teshil etmeye ve bunları iyi karşılamaya hazırdır.»

29 Ocak 1954

 

— Berlin :

Bugün konferansın beşinci oturumu başlar başlamaz Sovyet Dışişleri Ve­kili Molotof söz almıştır. Halbuki sıraya göre Molotof'un üçüncü olarak konuşması gerekiyordu. Molotof bu konuşmasında, bir gün evvel teklif ettiği silâhsızlanma tasarısı hakkın­da fikirlerini söylemiştir. Sovyet Dış­işleri Vekiline göre dünya ölçüsünde tasarlanan bu konferansa, Komünist Çin gibi, Birleşmiş Milletler teşkilâtı­na üye olmıyan memleketler de katı­labileceklerdir.

Bu suretle Molotof konferansı bir kerre daha mevzuundan ayırmak imkânını bulmuştur. Toplantıya baş­kanlık eden Amerika Dışişleri Vekili Dulles, bu vaziyet karşısında, bugün Almanya'nın birleştirilmesi hakkın­daki batı plânının Eden tarafından izah  edilecek     olduğunu  söylemiştir.

Fakat bu arada Fransız Dışişleri Ve­kili bir karar sureti sunmak suretiy­le teşebbüsü ele almıştır. Karar sure­ti silâhsızlanmaya     mütealliktir. Bu vesikada Bidault, şunu teklif etmek­tedir: Moîotof'un telkin ettiği konfe­ransın muvaffakiyet şanslarını te­min edebilmek için daha evvel dört Dışişleri Bakanı Birleşmiş Milletler çerçevesi dahilinde, silâhsızlanmanın hiç olmazsa umumî prensipleri üze­rinde bir anlaşmaya varmak üzere gayret sarfetmelidirler. Ve bu gayre­ti sarfetmek teahhüdüne girmeleri lâzımdır.

Fransız Dışişleri Vekilinin silâhsızlan­ma hakkında sunduğu bu karar su­reti tasarısında ezcümle şöyle denil­mektedir :

Dört Dışişleri Bakanı Birleşmiş Mil­letler teşkilâtının silâhsızlanma ko­misyonunda esaslı bir anlaşmaya varmak için gayret sarfedeceklerdir. Bu anlaşmalar sayesinde, Genel Ku­rulun 1952 yılı 11 ocak tarihinde ka­bul ettiği karar suretine uygun ola­rak umumi bir silâhsızlanma konfe­ransının muvaffakiyet şansları sağ­lanmış olacaktır.

— Berlin :

Helsinki olimpiyatlarının barış mele­ği 27 yaşındaki Barbara Pleyer dün gece kiliseden polis marifetile çıka­rılmıştır.

Pleyer dün bütün gün Berlin konfe­ransının muvaffakiyeti için dua et­miştir. Kilisenin papazı genç kızın gece de orada kalmaya niyetlendiği­ni görünce nazik bir şekilde kiliseyi terketmesinin icap ettiğini kendisine ihtar etmiştir.

Fakat genç kızın bunu sessizce red­detmesi üzerine, «Ben bir genç kızın bütün gece kilisede kalmasının me­suliyetini üzerime alamam demiş ve polise vaziyeti anlatmıştır.

Barbara Pleyer, Berlin konferansın­da Dışişleri Vekillerinin muvaffaki­yetli bir neticeye varmaları için bir hafta müddetle yiyip içmeden ve ko­nuşmadan dua etmeye karar verdiği­ni söylemiştir.

— Berlin :

Sovyet Dışişleri Vekili Molotof, üç batılı Dışişleri Vekili ile birlikte resmi­nin çekilmesine müsaade etmemiştir

Konferansın açılışından beri ilk de­fa olarak dört Vekilin toplu bir foto­ğrafım almaya gelen yirmi kadar ga­zeteci teşebbüslerinde muvaffak ola­mamışlardır.

30 Ocak 1954

— Berlin :

Dörtlü konferansa iştirak eden Sov­yet murahhas heyetinin basın servi­si şefi İliçef bugünkü oturumdan son­ra beyanatta bulunarak şöyle demiş­tir:

Pazartesi günü tekrar toplanıldığı zaman, Molotof, Almanya'nın birleş­tirilmesi hakkında mukabil tasarısını sunacaktır.

Sözcüye, millî bir Alman ordusunun kurulması bahsinde Sovyet görüşünün ne olduğunun sorulması üzerine İli­çef şu cevapta bulunmuştur :

Molotof'un bugünkü sözleri ve itiraz­ları tamamen ihzari mahiyette idi. Vekil, gelecek toplantıda Sovyet Rusya'nın nokta: nazarını mufassalan arzedecektir. Ancak o zaman herşey aydınlanacaktır.

— Berlin :

Bugün Berlin konferansının müzake­re safahatını şu suretle sıralamak mümkündür.

1—Celseye Bidault başkanlık etmek­te idi. Molotof'un yanında bu sefer Gromiko değil, Sovyet Rusya'nın Almanya Yüksek Komiseri Semiyenof ile Almanya'daki Sovyet Kuvvetleri Başkumandanı Greçko bulunmakta idi.

2—Doğu ve Batı Almanya mümes­sillerinin konferansta görüşlerini açıklamalarına müsaade edilip edil­memesi hakkında kısa bir münakaşa cereyan etmiş ve batılılar Molotof ta­rafından ileri sürülen bu teklifi reddetmişlerdir. Bunun üzerine Alman­ya'nın    birleştirilmesi ile  ilgili plân üzerinde müzakereye geçilmiştir. Bi­lindiği gibi bu plân eden tarafından sunulmuş bulunuyordu.

3—Molotof söz alarak iki noktaya te­mas etmiştir.

Sovyet Dışişleri Vekili evvelâ, ' Al­manya seçimlerinin teşkilâtlandırıl­ması işinin dört büyük işgal devletine tevdi edilmesini garip bulmaktadır. Diğer taraftan Molotof, müstakbel Almanyanın Paris ve Bonn anlaşmaları­na riayet edeceği mânasını çıkarmak­tadır. Sovyet Dışişleri Vekili Batılıla­rın beyanatından anladığı bu hususa muterizdir.

4—Dulles müdahale ederek Eden plânını desteklemiş ve Molotofun iddia­larını reddetmiştir. Dulles'a göre Eden plânı Almanlara kendi müesseselerini kendileri seçmek serbestisini vermek­tedir. Almanya hiç kimseyi tehdit etmiyen bir güvenlik sistemine iltihak­ta serbest olacaktır.

5—Müzakerelerin bu safhasında top­lantıya yarım saat ara verilmiştir.

6—Tekrar toplanıldığı zaman Fran­sız Dışişleri Vekili görüşünü izah etmiş ve Eden plânını desteklemiştir. Bidault'ya göre bir sulh andlaşmasma varmak lâzımdır. Bunun için de ser­best seçimler neticesinde teşekkül et­miş bir Alman hükümeti lâzımdır.

7—Eden mesai arkadaşlarının izah­larına  teşekkür  etmiş, fakat Moloto­fun, müstakbel Alnıanyanm Milletler­ arası vecibeler hakkındaki sözleri yan­lış  tefsir  ettiğini  söylemiştir.  Edenegöre müstakbel Almanya Doğu ve Ba­tı ile imzalanmış andlaşmalarla bağlı olmıyacaktır. İntihapta tamamen ser­best kalacaktır.

8—Bidault tekrar söz alarak vaktin geç olduğunu, toplantıya son verilme­sini söylemiş ve özlerine şunları ilâve etmiştir :

Yarınki pazar günü tatil yapacağız. Yarın düşünmeli, ayrı ayrı çalışmalı­yız.

Konferans pazartesi günü GMT. ayariyle saat 14.00 te, daha evvel karar­laştırılmış olduğu veçhile Sovyet kesiminde Molotofun başkanlığında tek­rar toplanacaktır.

9—Bu neticeye varıldıktan sonra dört Dışişleri Bakanı arasında bir ne­zaket yarışı başlamıştır. Esas itibariy­le başkanlık sırası Edende olduğu için, Molotof: «sıra Eden'dedİr, ben ona ancak yardım edebilirim ve bunu memnuniyetle yaparım» demiştir. Fa­kat diğer Vekillerin ısrarı karşısında Molotof başkanlığı kabule razı olmuş­tur. Önümüzdeki pazartesi günü kon­ferans Sovyet kesiminde Sovyet yük­sek komiserliği binasında tekrar top­lanacaktır.

— Bonn :

Federal Almanya Başvekili Adenauer bu akşam basma tevdi ettiği yazılı bir beyanatta, dörtlü konferansa Doğu ve Batı Almanya mümessillerinin iştirak etmelerine dair Molotof tarafından ileri sürülen teklifin Batılılarca red­dedilmesinden ötürü duyduğu mem­nuniyeti belirtmekte ve bu reddin Fe­deral Almanya Meclisi tarafından mü­teaddit defalar izhar edilen görüşe uygun olduğunu ilâve etmektedir.

Adenauer beyanatında ezcümle şöyle demiştir :

Batı Almanya Meclisi görüşünü izhar ederken ancak Federal Cumhuriyetin bütün Almanyayı temsile saİahiyettar olduğunu belirtmiştir. Bu noktai na­zar Batılı hükümetler de sarahaten kabul etmiş bulunmaktadırlar.

Başvekil beyanatına şöyle devam et­mektedir:

Sovyet bölgesindeki hükümet, bu böl­ge halkının demokratik esaslara göre tesis ettiği temsilî bir teşekkül değil­dir. Doğu Almanya halkının büyük bir kısmı bu hükümeti kendi mümessili olarak tanımamaktadır.

— Berlin :

Üç Batılı devlet Dışişleri Vekili, Doğu ve Batı Almanya delegelerinin dörtlü konferansa beyanda bulunmaları hu­susunda Sovyetler tarafından ileri sü­rülen bir teklifi, reddetmeye karar vermişlerdir.

Batılılar ayni zamanda, Almanya bir­liğinin bütün Almanyaya şâmil hür seçimlerin sonunda temin edilmesi­ne dair İngiliz noktai nazarını muva­fık bulmuşlardır.

Bu husustaki İngiliz plânı dünkü top­lantının sonuna doğru İngiltere Dış­işleri Vekili Anthony Eden tarafın­dan konulmuştur.

Üç Batılı Vekil bu sabah toplanarak, bugünkü celsede müdafaa edecekleri fikirleri görüşmüşler ve şu hususlar­da anlaşmışlardır:

1—Doğu ve Batı Almanya delegele­rinin  dörtlü  konferansa  izahat  ver­meleri hususunda Sovyet Dışişleri Ve­kili Molotof tarafından yapılan teklifi reddedilecektir.

2—Birleşik Amerika .ve Fransa Dış­işleri Vekilleri Edenin dün  ileri sür­düğü teklifi destekliyeceklerdir.

— Berlin :  

Bugün açılan Berlin konferansının al­tıncı oturumuna Georges Bidault ri­yaset etmiş ve Batı ve Doğu Almanyanın konferansa iştiraki meselesi hakkında dört Dışişleri Vekili sıra ile söz alarak her biri kendi noktai na­zarı üzerinde ısrar etmiştir.

Saat 16.00 ya doğru, Georges Bidault Almanyamn birleştirilmesi ve serbest seçimler hakkında bir konuşma yap­mıştır. Fransız Dışişleri Vekili dün hazırlamış olduğu bu nutkunda, dün Anthony Eden tarafından izah olunan Batılı tasarısı hakkında Fransanm ncktai nazarını açıklamış ve «bu ta­sarının Alman meselesinin inceden in­ceye tetkiki için çok lüzumlu bir esas teşkil ettiğini» ifade etmiştir.

— Berlin :        

Doğu Almanya hükümeti dörtlü kon­feransa bir muhtıra göndermiştir. Bu muhtırada, Almanya meselesinin sulhsever yoldan halli bahsinde Doğu Almanya hükümetinin noktai nazarı açıklanmaktadır.

— Berlin :

Bütün memleketi    içine alan serbest seçimlerin icrasından sonra Almanyanm birleşmesini gerçekleştirmek yo­lunda Batılıların teklif ettikleri plânı müzakere etmek üzere dört büyük devlet Dışişleri Vekilleri bugün top­lanmışlardır.

Sovyet Dışişleri Vekili Molotofun bu plânı reddedeceği muhakkaktır ki,, bu da bütün Almanyanm Sovyet Rusya için ebediyen elden çıkması mânasını tazammun edecektir.

Mamafih, Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ile Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault, dün İngiliz Dış­işleri Vekili Anthony Edenin teklif et­tiği plânı Almanya delegelerinin kon­feransta dinlenmesine dair Sovyetlerce vaki talebe karşı koymakta ittifak etmişlerdir.

Dört büyük devlet Dışişleri Vekilleri, altıncı toplantılarına bugün (GMT) ayariyle saat 14 ten biraz sonra başlamışlardır.  

Gelecek haftadan itibaren, bütün top­lantılar, Doğu Berimde Sovyet Büyük elçiliği binasında yapılacaktır.

YANKILAR

Başladı

Yazan:  Ö. Sami Coşar

26/1/1954 tarihli (Cumhuriyet) İstanbuldan:

Dörtler konferansı hiç te ümit verici bir şekilde başlamadı. Daha ilk top­lantıda hangi meselelerin daha evvel görüşüleceği mevzuunda eski ihtilâf tazelendi. Batılı Dışişleri Bakanları, Berimde Avrupa meselelerinin müzakere edilebileceğini, bunların halledil­mesi ile dünya gerginliğinin azalma­sına doğru kafi bir adım atılmış ola­cağını belirttiler. Molotof ise bu dört­lü konferansa komünist Çinin de çağırılmasmı ve onun da iştirakiyle beşli toplantılar yapılmasını istedi, böyle­likle dünya gerginliğinin hafifliyeceğini ileri sürdü.

Batılılar şunu istemektedirler:

—Evvelâ Avusturya ile barış andlaşmasmı imzalayalım ve sonra da bü­tün Almanyaya şâmil serbest seçim­ler hususunda mutabık kalıp, bu se­çimleri yapalım.

Mclotof işe buna şu şekilde mukabele etmektedir:

—Evvelâ komünist Çini çağıralım, onunla beşli konferans akdedelim. Bundan sonra da Almanya ve Avusturya meselelerini ele alalım.

Sovyet Dışişleri Bakanının nutku, Stalin devrinde sık sık şahit olduğumuz diplomatik manevranın Malenkov devrinde de tekrarlanmakta olduğu hissini uyandırmıştır.

1951 yılında, Dışişleri Bakan vekilleri Pariste Pembe Mermer sarayında iç­tima etmişler, Dış Bakanlar konferansı için bir gündem hazırlamağa çalışmışlardı. İngiliz, Fransız, Ameri­kan ve Sovyet temsilcileri doksan gün, hangi meselenin daha evvel görüşül­mesi lâzım geldiği hususunda tartış­malar yapmışlar, hiç bir neticeye varamadan dağılmışlardı. Şimdi de ayni hâdiseye Berimde mi şahit olacağız?

Molotofun dünkü ilk toplantıda söyle­diği nutuk, bir taraftan komünist Çin. diğer taraftan Almanyanm silahlandırılması yani Avrupa ordusunun ku­rulması meseleleriyle Batılılar arasın­da ciddî anlaşmazlıklar çıkarmak maksadiyle Sovyet Dış Bakanının Berline geldiği kanaatini kuvvetlendir­miştir.

Molotofa göre, Avrupa ordusu Rusyayı tehdit () etmektedir ve bu sebeple de bundan vazgeçilmelidir.

Bundan sonraki toplantılarda, Al­manyanm yeniden silâhlanmasını Fransa için de tehlike addeden Paris hükümetine cazip görünebilecek bazı tekliflerin Molotof tarafından ileri sü­rülmesi ihtimali mevcut mudur? Avrupa ordusu projesinin Fransada da muhalifleri çoktur. Sovyet Dışişleri Bakanının bu durumdan faydalana­rak, müşterek ordu projesini torpille­mek niyetinde bulunduğu anlaşılıyor.

Diğer taraftan Malenkofun temsilcisi­ne göre, Almanya ve Avusturya mese­leleri «Yalta havası» içinde ele alınmalıdır. Bu «hava» içinde ele alman Bulgaristan, Romanya seçimleri mese­lelerinin ne şekilde halledildiği () göz önündedir, unutulmamıştır.

Dörtler konferansının ilk günü ve Moiotofun ilk nutku, bu görüşmelere bü­yük ümitle bakanları daha şimdiden hayal kırıklığına uğratmıştır.

Neye hayal kırıklığı?

Yazan: Nadir Nadi

27/1/1954 tarihli (Cumhuriyet) İstanbuldan:

Dört büyükler arasında haftalardan beri yapılması beklenen toplantıya ni­hayet evvelki gün başlandı. İlk tefsirlere dair dün yayınlanan haberler, ge­nel olarak kötümser bir hava taşıyor. Molotofun nutku Batılı çevrelerde «hayal kırıklığı» doğurmuştur.

Bizi hayrete düşüren de işte bu «ha­yal kırıklığı» dır.

Batılı çevreler Molotoftan acaba nasıl bir nutuk bekliyorlardı? Sayın Sovyet devlet adamı, şimdiye kadar savundu­ğu düşüncelerin tersini mi yüklenme­liydi? Meselâ, Bidault'dan ve Eden'den sonra söze âgaz eylediği zaman şöyle mi demliydi?

«— Arkadaşlarımın hakkı var. Burada ilkönce Avrupa meselelerini görüşelim. Asyaya ait konuşacaklarımızı ileriye bırakırız. Avrupanın en mühim dâ­vası olan Almanya barışı konusunda sayın müttefiklerimize hak veriyoruz. Bu memlekette serbest seçimler yapıl­malı, DoğuBatı Almanya ayrılığı or­tadan kaldırılmalı, bir Alman milita­rizminin bir gün yeniden basımıza be­lâ kesilmesini Önlemek için Almanyayı Avrupa topluluğu içine almak doğ­rudur. Bu hususta sayın Bidault'nun sözlerine hükümetim namına iştirak ediyorum. Dokuz yıldır sürüp giden soğuk harbe artık bir son vermek uğ­runa biz de Avrupa birliği çerçevesin­de üzerimize düşen vazifeyi kabule hazırız. İyi niyetlerimizi size ispat etmek istiyoruz. Bu maksatla haksız olarak «Demir Perde gerisi» diye ad­landırdığınız bütün memleketlerde serbest seçimler yaptıracağız. Avrupa birliği gerçek çehresini bulacak ve ya­kında o kadar hasretini çektiğimiz ge­nel barış devri yürürlüğe girecektir.»

Molotof Berlinde böyle konuşsaydı, «hayal kırıklığı» değil, fakat «hayal patlaması» işte o zaman görülürdü. Onun böyle bir dil kullanmasını kim­se ummadığına göre sayın Sovyet temsilcisinden ne bekleniyordu? Doğu ile Batı arasındaki farklar gece ile gündüz farkma benzer. Büyük demok­rasiler ilkönce Avrupa dâvasını çö­zelim derken Sovyetler Asya diye tut­turuyorlar. Ötekiler «Almanyada önce seçim yapılsın, sonra hükümet kurul­sun» dedikçe berikiler «hayır, önce hükümet kurulsun seçim sonra yapı­lır» diye direniyorlar. Batılılar büyük meseleleri .Sovyet Rusya ile başbaşa görüşme&e heveslendikçe Kremlin «İl­lâ Kızıl Çin de beraber olacak» diyor.

Bu şartlar altında Berlinde, Pariste, Londrada veya Moskovada dört Ba­kan, hattâ dört Devlet Başkanı bir araya gelip üç beş gün karşılıklı nu­tuk çekmiŞj neye yarar?

Demokrasilerin nesine yaradığı bilin­mez, fakat bu kısır toplantılardan Kremimde büyük faydalar sağlandığı muhakkaktır. Böylelikle Sovyet Rus­ya, içeride ve dışarıda muhtaç olduğu propaganda malzemesini tazeleyip bol bol kullanmakta, ayrıca kendi uzun vadeli programını yürütebilmek için vakit kazanmaktadır.

Bizimkiler ise bu oyuna göz göre göre boyun ilmektedirler. «Hayal kırıklığı» nın asıl sebebi de bu olsa gerek. lar ve 20 ocakta Southampton lima­nından gemiye binerek 27 ocakta NewYork limanına varacaklardır.

VVashington'da üç gün kaldıktan son­ra NewYork, Tonedo, Cnewland, Chi­cago, San Francisco, Palo Olto, Los Angeles, Las Vegas, Dallas, Şimali Karolinayı ziyaret edecek olan Reisi­cumhurumuz 27 şubatta deniz yoluyla NewYorktan ayrılacaktır.

Bu seyahat zarfında isimleri aşağıda zikredilen zevat kendilerine refakat edeceklerdir:

Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumisi Bü­yükelçi Cevat Açıkalm, Washington Büyük Elçimiz Feridun Cemal Erkin, (Büyük elçi Erkin heyete Amerikada iltihak edecektin, Nato Konseyi nezdinde Türkiye daimi delegesi Büyük Elci Fatin Rüştü Zorlu, Korgeneral Rüştü Erdelhun, Riyaseticumhur hu­susi kalem müdürü Fikret Belbez, Riyaseticumhur Başyaveri Kurmay Yarbay Nurettin Fuat Alpkartal, Dış­işleri Vekâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp.

15 Ocak 1954

 

— Ankara :

Dost İran hükümeti Türkiye  İran transit anlaşmasını meriyete koydu­ğunu hükümetimize resmen tebliğ etmiştir. Memleketimizdeki tasdik mu­ameleleri esasen tamamlanmış bu­lunduğundan derhal meriyete gire­cek olan bu yeni anlaşma, her iki ta­rafa mühim iktisadi ve ticarî menfa­atler sağhyacak hükümler ihtiva etmektedir. Bu vesika, iki memleketin mütehassısları tarafından, uzun za­man süren inceleme ve çalışmalarlardan sonra, karşılıklı dostluk ve anlayış havası içinde cereyan eden müzakereler neticesinde tanzim edil­miştir. Mal ve yoleu nakliyatı ile tran­sit ticaretinin kolaylaştırılması, iki memleket arasındaki yolların ıslâhı, durak yerlerinde lüzumlu tesislerin inşası, transit ticaretini teşvik edecek tedbirlerin sağlanması, bu anlaşmanın başlıca gayelerindendir. Bu gayelerin tahakkuku ile, İran transit nakliyatı yeni yollarımızdan da istifade sure­tiyle bir taraftan Trabzon, diğer ta­raftan İskenderun limanlarımız üze­rine tevcih edilebilecek ve bu suretle İran ihracatına kısa ve ucuz bir tran­sit yolu temin edileceği gibi, bu sevkiyattan limanlarımız, kara ve deniz ulaştırma şebekemiz ve nakliyat iş­leri ile ilgili vatandaşlarımız faydala­nacaklardır.

Her iki tarafın iktisadi menfaatleri­ne uygun olan bu anlaşma ayni za­manda iki komşu memleket arasında­ki dostluk bağlarının takviyesine de hizmet edecek mahiyettedir.

Dışişleri Vekâleti nezdinde kurulan Vekâletlerarası bir komisyon, önü­müzdeki bahar aylarında başlıyacak olan transit mevsiminde bu anlaşma­ların en verimli şekilde tatbiki için alınacak tedbirler üzerinde çalışmala­ra başlamıştır.

—  İstanbul :

Viyanada tedavi edilmekte iken, bir kalb krizi neticesinde vefat eden Moskova Büyükelçimiz Hüseyin Faik Hozar'm cenazesi bu gece saat 22.15 te uçakla şehrimize getirilmiştir. .

Nâşm uçaktan indirilişi esnasında merhumun ailesi efradı ve dostları hazır bulunmuşlardır.

—  İstanbul :

Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Do­çenti Dr. Necdet Sezere göz hastalık­ları sahasındaki çalışmaları dolayısiyle Amerika Körlükle Mücadele Mil­lî Konseyi tarafından 2000 dolar mü­kâfat verilmiştir.

Dr. Necdet Sezer bu mükâfatı çalış­tığı Ziya Gün Enstitüsüne bırakmıştır.

—  İstanbul :

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, bu akşam saat 18.05 te duçar olduğu hastalıktan kurtulamiyar ak Allanın rahmetine kavuş­muştur. İstanbul Vali ve Belediye Re­isi Prof. Gökay, kederdide ailesini zi­yaret ederek tâziyette bulunmuştur lonun havasının elektriklenmesine se­bep olmuştur. Bunun üzerine İsrail delegesi zivi Jaffe söz almış ve şöyle demiştir:

«Hâdiseden dolayı müteessirim. Fakat zannımca siyasî meselelerin bizim konferansımızla hiç bir alâkası yok­tur. Umumî toplantıda İsraille işbirli­ği yapan Lübnanlıların herhangi bir komisyonda da beraber çalışmaktan kaçınmamaları lâzım gelir. Zeki bir millet ve hür talebeler olarak bildiği­miz Lübnanlıların, hükümetlerimiz arasında mevcut anlaşmazlıkları bu konferansta unutmaları lâzım gelmek­tedir. Biz bütün Arap memleketleriy­le dostluğu kendimize hedef bildiğimiz için bu toplantıda da onların delege­leriyle birlikte sulh için çalışmaktan zevk duyacağım.

Belki de talebeler arasındaki bu sem­bolik dostluk memleketlerimiz arasın­da da bir dostluk bağının kurulması­na yardımcı ve başlangıç olacaktır.»

İsrail delegesinin sözleri alkışlarla karşılanmış ve neticede âzalıklara Türkiye ile İsrail seçilmiştir.

10 Ocak 1954

 

— İstanbul :

43 milletten 120 delegenin iştirak et­tiği 4. Milletlerarası talebe konferan­sı bugün de Şale köşkünde çalışmalarına devam etmiştir. .

Konferansın bu ikinci gününde idarî komite seçimi yapılmış ve âzalikları Kanada, Yugoslavya, İsveç, Altın Sa­hili, Hollanda ve Kostarika delegeleri kazanmışlardır.

Müzakereler daha ziyade kontrol ve koordinasyon komitelerinin raporları üzerinde cereyan etmiş ve çok gürül­tülü olmuştur. Bazı prensip anlaşmaz­lıkları zaman zaman kongreye çok si­nirli bir havanın hâkim olmasına se­bebiyet vermiştir.

Bu arada, Yunanistan Altın Sahili, Lübnan, Malta ve Malaya millî talebe birlikleri de ilk defa olarak resmen tanınmışlardır.

Diğer taraftan, dünkü açılış merasi­minde tam Vali ve Belediye Reisi Fah­rettin Kerim Gökay nutkunu okuyacağı sırada salonu terketmiş bulunan Uruguay ve Arjantin delegeleri bugün konferansta bir açıklamada buluna­rak bu hareketin bilhassa hiç kimse­nin şahsını istihdaf etmediğini, fakat bu iki devletin millî talebe birlikleri­nin evvelce Stokholm konferansında, talebe işleri ve hiç bir siyasî kuvve­tin karıştırılmaması hususunda almış bulundukları kararın neticesi olduğu­nu belirterek özür dilemişlerdir.

12 Ocak 1954

 

— İstanbul :

Dördüncü Milletlerarası talebe konfe­ransı Şale köşkünde çalışmalarına de­vam etmektedir. Dün gece bazı komisyonlar ellerindeki mevzuların mü­zakeresini bitiremedikleri için sabahın dört buçuğuna kadar çalışmak mec­buriyetinde kalmışlardır.

Bu arada basın ve istihbarat komis­yonu «Student Mirror» mecmuasının İspanyolca olarak ta neşredilmesi, şeklinin değiştirilmesi, Cosec neşriya­tının genişletilmesi mevzularını gö­rüşmüştür.

Sosyal dâvalar komisyonu ise Lâtin Amerika talebelerinin raporlarını mü­zakere ile diktatörlük altındaki memleketlerde talebelerin durumunu, Avrupadaki talebelerin faaliyetleri, her­kesin okumak imkânlarının sağlanabilmesi ve talebelerin sıhhî "şartları mevzularında tetkiklerde bulunmuş­tur.

Bu arada dün İsrail delegesiyle ara­sında ufak bir hâdise geçmiş olan Lübnan delegesi bir açıklamada bulunarak, İsrail delegesinin şahsına karşı hiç, bir itirazları olmadığım, fa­kat Orta Şark dâvalarını daha ziyade millî ve milletlerarası meseleler ola­rak kabul ettikleri için bunların hal­lini hükümetlerine bırakmanın daha doğru olacağını düşünerek sadece bu komisyondan çekilmek istediklerini belirtmiştir.

Diğer taraftan Filipin delegasyonu bir merhaleyi de aşmış durumdadır. Di­ğer taraftan Türk mîlleti en az diğer milletler kadar istidat ve liyakat sa­hibidir. Lâyik olduğumuz mevkii şüp­he yek ki bu sahada da alacağız. Ni­tekim iş hayatımız gün geçtikçe ge­nişlemektedir. Sizin hayatta muvaffak olmanız için biz devlet adamları eli­mizdeki her türlü imkânları sizlere vermeğe hazırız. Sizlerin elinde bu memleketin yükseleceğine inanıyoruz. Biz yaşlılar hayatımızın son yıllarını yaşıyoruz. Tek emelimiz bu vatanı si­zin çok ahlâklı ve sağlam ellerinize tertemiz teslim etmektir. Bu yönden de müsterihim. Çünkü gençlerimiz Türk milleti için hayırlı olmak yolun­dadır.»

Reisicumhurumuzun bu hitabesi sa­lonu dolduran talebelerin sürekli al­kışları ve sevgi tezahürlerine vesile olmuştur.

Reisicumhurumuzun konuşmalarını müteakip Öğrenciler İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökaym bir konuşma yapmasını istemişler ve öğ­rencilerin gösterdiği bu ısrarlı isteği Reisicumhurumuz da arzu ettikleri için Prof. Gökay kürsüye gelmiş ve:

«Atatürkün hayatta en yakın arkada­şı ve büyük Atamızın ebediyete kavu­şurken memleket idaresini emanet et­tiği ve gözlerini kapadığı dakikada ya­nında bulunmak mazhariyetine eriş­miş olan sayın Reisicumhurumuzdan Atamızın iktisadî gelişmeler üzerinde­ki güzel vecizelerini dinledikten son­ra beni konuşmaktan mazur görme­nizi rica ederim. Türk türesi bunu âmirdir. Ben sizin sadık bir işçinizim ve daima aranızdayım. Diğer bir fır­satta konuşurum» demiştir.

— İstanbul :

194S de 20. asır vakfı namına, Türkiyede dört ay kalarak sosyal ve ekono­mik durumumuz hakkında bir rapor hazırlamış olan Max Thornburg beş senedenberi kaydedilen terakkileri tesbit etmek üzere tekrar memleketimi­ze gelmiştir.

Thornburg bugün saat 18.30 da İstan­bul Gazeteciler Cemiyetinde bir ba­sın toplantısı yaparak, müşahedelerini muhtelif misallerle izah etmiştir.

«Tetkiklerime esas olmak üzere mem­leketin muhtelif kısımlarını dolaştım. Konya, Adana ve Kayseri şehirleri bü­yük bir terakki yapmışlar, buralarını ilk seyahatimden çok farklı buldum.

Bilhassa Konya civarında o kadar çok îabrika gördüm ki ömrümde hiç bir zaman ve hiç bir yerde bu kadar çok fabrüfca görmedimdi.

Fakat bence asıl mühim olan nokta bu fabrikalar değil, buraya para ya­tıranlar ve yatırılan paradır. 1948 de de Türkiyede anlamadığım bir sebep­ten harekete geçmiyen bir kapitalin mevcut olduğunu biliyordum.

Şimdi bu fabrikaların kuruluşunda rol oynayan paranın menşeini araştırdım. Gördüm ki bu krediyle temin edilmiş olmayıp müteşebbislerin kendi para­larıdır.

Adanada 20 iş adamının hazır bulun­duğu bir toplantıda «neden şimdi pa­ralarını bu işlere yatırdıklarını» sor­dum. Çünkü artık hükümete itimat­ları olduğunu söylediler. «Gelecek se­çimler neticesinde başka bir partinin iktidara gelebileceğini düşünmüyor musunuz?» dedim. Güldüler, zira ara­larında bir de Ç.H.P. li varmış. O za­man anladım ki bahsettikleri itimat bir Demokrat Partilinin parti hükü­metine gösterdiği itimat değil, bir iş adamının hükümete gösterdiği itimat­tır.

Yine Adanada daha yeni yapılan bir fabrika yanmış. Hükümet ve iş adam­ları, sahibine «acaba yardıma ihtiya­cın var mı?» diye sormuşlar. «Hayır param var, mezara götürecek değilim ya yeni bir fabrika daha yaparım» di­ye cevap vermiş. Bu ruha Amerikadan sonra ilk defa olarak Türkiyede rastlamış bulunuyorum.

İş adamlarına hangi işlere para ya­tırdıklarını sordum. Memlekette o ka­dar çok talip ve o kadar çok iş var ki dediler.

Fabrikalardan daha mühim bir mev­zu, müstehliki tetkik etmek istedim. Gezdiğim bir çok köylerde gördüm ki köylü ayağına iyi ayakkabı, sırtına iyi elbise giymekte, tavuğunu, yumur gören Amerikan elçilerinin perşembe sabahı Amman'da Amerikan Büyük­elçiliğinde başlıyan toplantıları bu­gün öğleden sonra nihayete ermiştir. Bütün toplantılar Amerika'nın Ürdün Büyükelçisi Malury'nin başkanlığın­da yapılmıştır.

teb

Konferanstan sonra neşredilen ligde şöyle denilmektedir :

Amerika'nm OrtaDoğu memleketle­rinde vazife gören Diplomatik Heyet Başkanları Amman'da toplanarak OrtaDoğu memleketlerinin iktisadi meselelerini görüşmüşlerdir. Diplo­matik Heyet Başkanları, nezdinde vazife gördükleri memleketlerin nok­tainazarlarını bildirmişler ve Filistin mültecileri, sulama işleri, tabii kaynakların işletilmesi gibi bu memle­ketlerin karşılaşmakta oldukları me­seleleri incelemişlerdir. Diplomatlar Amerika'nın, bu meselelerin halline büyük ölçüde yardım edebileceği    ve mezkûr memleketlerdeki hayat sevi­yesinin yükselmesinde âmil olabilece­ği neticesine varmış bulunmaktadır­lar.

30 Ocak 1954

 

— Amman :

Amerikan Büyükelçiliğinden bugün bildirildiğine göre OrtaDoğu Ameri­kan siyasî heyetleri arasında üç gündenberi devam eden müzakereler so­na ermiştir.

Amerika'nın Ürdün, Lübnan, İrak, Mısır ve Suriye Büyükelçilerinden müteşekkil heyet OrtaDoğu memle­ketlerinin karşılaştığı iktisadî mesele­leri gözden geçirmişler, bu memleket­lerin tabiî kaynaklarının işletilmesi ve Filistin mültecileri meselesini mü­zakere etmişlerdir. 4 Ocak 1954

— Washington :

Amerikan orduları eski Genel Kur­may Başkanı General Lawton Collins Pazar akşamı televizyonla yayınla­nan bir konuşmasında şu beyanatta bulunmuştur:

«Atlantik Paktı askerî kuvvetleri, Sovyetler tarafından Avrupanm isti­lâsı maksadıyle yapılacak herhangi bir âni taarruza mani olacak bir kud­rete erişmişlerdir.»

General Collins'e göre Batı Avrupa derhal harekete geçmeğe hazır halen 16 ilâ 18 tümene ve 2000 savaş uça­ğına malik bulunmaktadır.

Diğer taraftan Avrupaya son defa gönderilmiş olan atom toplarının fevkalâde tesirlerinden ve bunların stratejik faydalarından bahseden Ge­neral «Bununla beraber muharebe meydanında kullanılacak daha kuv­vetli atom toplarının da» bulundu­ğunu ima etmiştir.

General Collins nihayet Fransa'nın muha lef etine rağmen Almanya'nın da Atlantik Paktına girmesine muh­temelen müsaade edileceğine kani bulunduğunu söylemiş ve şunu ilâve etmiştir: «Zira Almanların kendileri­nin ve Avrupanm geri kalan kısmını koruyacak bu müdafaa teşkilâtına iş­tirakleri zaruridir.»

5 Ocak 1954

 

— Napoli :

Güney Avrupa Bölgesi Müttefik Hava Kuvvetleri Komutanı General Schlatter Ocak ayı ortalarında Türk ve Yunan Hava Kuvvetleri    Kurmay Baş kanlarıyle görüşeceğini bildirmiştir. Nspolideki genelkarargâhta yapıla­cak olan bu görüşmeye Güney Avru­pa Hava Komutanlığı kurmayına mensup subaylar katılacak ve bu böl­ge ile ilgili hava stratejisi meseleleri görüşülecektir. Bu nevi görüşmeler her yıl tekrarlanacaktır.

8 Ocak 1954

 

— Paris :

Avrupadaki Atlantik Kuvvetleri Baş­kumandanı General Alfred Gruenther dün mümtaz davetli olarak hazır bulunduğu American Cİub'un öğle ye­meğinde irad ettiği hitabede ezcümle demiştir ki:

Atlantik kuvvetlerinin bugünkü tesir dereceleri, bundan tam üç sene evvel General Eisenhower'in bu kuvvetle­rin kumandasını ele aldığı anda ol­duğundan üç beş defa daha fazladır.

General Grunther 1951 bidayetinde Atlantik ordusunun 18 tümenlik ve 18000 uçaklık bir küveti bulunduğunu tasrih etmiş ve 1951 de 15 den ibaret bulunan hava meydanları sayısının şimdi 120 ye baliğ olduğunu ve Atlan­tik Paktı memleketleri müdafaa büt­çelerinin beş buçuk milyar dolardan 11 milyar 600 milyon dolara yükseldi­ğini ilâve etmiştir.

General Grunther izahatına devamla şöyle demiştir :

Bununla beraber Atlantik Paktı mem­leketleri, Sovyetlerin bütün vasıtala­rını kullanarak yapacakları bir hücu­

mu karşılayacak bir kuvvete henüz malik bulunmamaktadırlar. Sovyet­ler bugün dünyanın en ehemmiyetli silâhlı kuvvetlerine maliktirler. Deniz kuvvetleri büyük devletler arasında ikinci gelmektedir.

Atlantik Paktı memleketlerinin en ehemmiyetli üstünlüklerinden birini, Amerikan stratejik hava kuvvetleri teşkil etmektedir. Atlantik Paktı memleketleri birinci sınıf tepkili uçaklara maliktirler. Bunlar henüz kemiyet itibariyle az fakat keyfiyet itibariyle ehemmiyetlidirler.

Alman kuvvetlerinin Avrupanm mü­dafaası için lüzumlu bulunduklarını söyleyen General Grunther, Avrupa müdafaa camiasının hususiyle Fran­sa'da müşkül siyasî mes'eleler ihdas ettiğini ve bunun Avrupa memleketlerinde de huzursuzluk yaratmakta olduğunu ilâve ederek «Batı dünyası müdafaa kalkanının bilhassa Orta Avrupada ihtiyaca uygun derecede kuvvetli olmadığını» belirtmiş ve şöy­le demiştir:

Alman mes'elesine bir hal çaresi bu­lacağız. Fakat bunu çabuk bulmak lâzımdır. Zira son üç sene zarfında aldığımız hızı kaybetmemekliğimiz lâzımdır.

Müteakiben atom silâhları mes'elesi­ne temas eden General Grunther de­miştir ki:

Bu silâhlar sayesinde geniş ölçüde artan bir ateş kudretini ve daha bü­yük bir müdafaa kabiliyetini haiz bu­lunuyoruz. Fakat bu demek değildir ki şu kadar atom bombası bir tüme­nin yerini tutar. Ayni zamanda atom silâhlarının günün birinde «Kanun dışı» edilebilecekleri ihtimalini de göz önünde tutmak lâzımdır.

General Grunther hitabesini bitirir­ken Atlantik memleketleri kuvvetleri tarafından hazırlanan plânların ta­mamı tedafiî olan mahiyetleri üze­rinde İsrarla durmuştur.

— Ankara :

Milli Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Avrupa Yüksek Müttefik Kumandanı Alfred M. Grunther, Korgeneral Paul W. Kendall'ı, Korgeneral Villat G, Wyman'm yerine GüneyDoğu Avru­pa Müttefik Kuvvetleri Kumandanlı­ğına inha etmiştir.

General Wyman, Amerika'ya döne­rek Şubat ayında 6'ncı Amerikan Or­dusu Kumandanlığını deruhte ede­cektir. General Kendall, yeni vazife­sine Ocak ayı sonunda başlıyacaktır.

9 Ocak 1954

 

— Londra :

Resmî kaynaklardan bildirildiğine gö­re, İngiltere Kuzey Atlantik Paktına tesbit olunan 1969 yılından daha uzun bir vâde verilmesine taraftardır. Fa­kat İngiltere hükümeti bu hususta herhangi bir resmî taahhütte bulun­mamıştır.

Bu resmî açıklamaya, son günlerde Amerika ile İngiltere'nin Atlantik Paktı vâdesinin 20 seneden 50 seneye çıkarılması hususunda Fransa'ya bir resmî garanti vermeği kararlaştırmış olduklarına dair ortada dolaşan söy­lentileri cevaplandırmak maksadı ile lüzum görülmüştür.

Umumiyetle iyi haber alan bir kay­naktan öğrenildiğine nazaran, Atlan­tik Paktı müddetinin uzatılması hususunda ilgili hükümetler arasında son aylar zarfında bazı müzakereler cereyan etmiştir.

İngiliz yetkili çevreleri bu sabah Londra hükümetinin bu husustaki noktai nazarını şu şekilde ifade et­mişlerdir: İngiltere Atlantik Paktı müddetinin 1969 yılından daha ileri tarihlere kadar uzatılmasına taraf­tardır. İngiltere hükümeti bu paktı, aynı ideal ve prensiplerden ilham al­mış memleketleri birleştiren bir bağ olarak telâkki etmektedir ve paktın bahis konusu memleketlerin prensip ve idealleri değişmediği müddetçe muteber kalması icabettiği kanaatin­dedir. Binaenaleyh İngiltere, atlantik Paktı, vâdesi sonunda şeklen tem­dit görmiyecek dahi olsa bu antlaş­maya vücut veren manevî bağların âza memleketleri birbirine bağla­makta devam edeceği fikrindedir.

Bu hususta Amerikan hükümetinin ne düşündüğünün bilinmediği belir­tilmekle beraber siyasî çevreler, John Fos ter Dulles'in 14 Aralık tarihinde Paris'te yaptığı beyanatı hatırlatmak­tadırlar.

Amerikan Dışişleri Vekili, Amerikan hükümetinin Atlantik Paktı müdde­tinin, Avrupa müdafaa camiası andlaşması vâdesi gibi 50 seneye çıkarıl­masını muvafık bulup bulmadığı hu­susunda kendisine sorulan suale şu şekilde cevap vermişti; «Kuzey Atlantik andlaşması sonsuz sürelidir. 20 yıla bağlanan müddet sadece âza memleketlerin pakttan ayrılabilme­lerini mümkün kılacak olan tarihtir.»

11 Ocak 1954

 

— Paris :

Nato Başkomutanı General Alfred Grunther, bugün burada Nato nezdindeki Muhabirler Cemiyetinin verdiği Öğle yemeğinde söz alarak Batı müdafaasını gözden geçirirken, müt­tefiklerin atom taşıyan uzun menzil­li hava kuvvetlerine karşı Sovyet Rus­ya halen mukabele edecek durumda değildir, demiş ve sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Müttefik uçakları bilhassa yeni B 47 tipi Amerikan tepkili bombardıman uçakları Sovyetler gerisinde büyük hasarlar yaratacak ve herhangi bir komünist tecavüzünü pahalıya maîedecek kudrettedir.

İşte Batı hava kuvvetleri ordusunun bu meydana gelişidir ki, Kuzey Atlan­tik Paktı liderlerine harp tehlikesi­nin, Nato teşkilâtının kurulduğu dört yıl evveline nazaran daha uzak oldu­ğu hususunda bir tahminde bulun.mak imkânını vermiştir. Bundan dört sene evvel müttefiklerin hava kuv­vetleri hemen hemen hiç de kuvvetli değildi ve tesirli bir durumda bulun­mamakta idi.   

Şimdiki müttefik uçakları öyle hızlı ve yüksekten uçmaktadırlar ki Sov­yetlerin yapacakları müdafaa müda­haleleri zerrece tesir edememekte ve atom bombalarını bir hayli isabetle atabilecek vasfı taşımaktadırlar.

12 Ocak 1954

 

Paris :

Shape teşkilâtında tasrih edildiğine göre, 12 Ocakta Atlantik Genel Ka­rargâhında toplanacak olan Genel Kurmay Başkanları, evvelce bildiril­diği gibi Atlantik Paktına üye 14 memleket Genel Kurmay Başkanları değil, Avrupadaki müttefik kuman­danlığına bağlı 4 kumandanlık Genel Kurmay Başkanlarıdır.

Shape'e bağlı dört kumandanlık şun­lardır: Orta Avrupa, Kuzey Avrupa, Güney Avrupa ve Akdeniz.

15 Ocak 1954

 

Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir:

Üç Güney Avrupa Nato memleketi olan Yunanistan, İtalya ve Türkiye Hava Kuvvetleri Başkanları yarın Airsouth karargâhında Güney Avru­pa Müttefik Hava Kuvvetleri Kuman­danı Korgeneral Schlatter ile görüşe­ceklerdir.

Bu konferans, bu tip konferansların ikincisi olacaktır. Yunan, İtalyan ve Türk Hava Kuvvetleri Başkanları Nato kurulduğundan beri ilk defa olarak Ağustos 1952 yılında karşılaş­mışlar ve o zaman Floransa'da bulu­nan, Airsouth karargâhında General Schlatter ile görüşmüşlerdir. Bu mü­zakereler esnasında, 1953 yılında Gü­ney Avrupa'da Nato çerçevesi dahi­linde başarılmış işler gözden geçirile­cek ve 1954 yılında zuhur edecek problemler  müzakere   edilecektir.

Yunan Kraliyet Hava Kuvvetleri Kur­may Başkanı Hava Mareşali E. T. Kelaidis, İtalya Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Aldo Urbani ve Türk Hava Kuvvetleri Ku­mandanı Korgeneral Fevzi Uçaner konferansa iştirak etmektedir.

Napoli :

Napolide  Nato  Teşkilâtı Güney Avrupa Kesimi Müttefik Hava Kuvvet­leri Kumandanı General David Cchlatter'in başkanlığında cereyan eden Türkiye, İtalya ve Yunanistan Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanları konferansına iştirak etmiş olan Ge­neral Fevzi Uçaner, Napoli civarında­ki havacılık müessese ve tesislerini ziyaret etmiştir.

Türk Generali öğleden sonra da İtal­ya Hava Ordusu Kurmay Başkanı General Aldo Urbani ile birlikte Ha­vacılık Akademisini gezecektir.

16 Ocak 1954

 

— Napoli :

Napoli'de, Nato Teşkilâtı Güney Av­rupa Kesimi Müttefik Hava Kuvvet­leri Kumandanı General David M. Schlatter İle Türkiye, İtalya ve Yu­nanistan Hava Orduları Kurmay Başkanlarının konferansı bu sabah sona ermiştir.

Resmen bildirildiğine göre, konferans müzakereleri muvaffakiyetle netice­lenmiş ve bilhassa Nato çerçevesi da­hilinde halli gereken millî ve millet­lerarası birçok meseleler üzerinde malûmat teatilerinde bulunulmuştur.

Napoli konferansı gündeminde, ilgili memleketlerin hava müdafaası ve Nato emrine verilecek milli hava bir­liklerinin eğitimine ait meseleler yer almaktaydı. Tetkik ve münakaşa ko­nusu edilen meseleler mey anında bil­hassa lojistik, muhabere, hava mü­dafaası sistemleri arasında müessir bir şekilde işbirliği temini usulleri ve Nato çerçevesi dahilinde bir müşte­rek hava müdafaası sisteminin ta­hakkuku meselesinin halli imkânları bulunmakta idi.

Nato teşkilâtının halihazır durumu tetkik olunduğu sırada, Türkiye, İtal­ya ve Yunanistan'ın müşteren müda­faanın takviyesine kendi millî hava kuvvetleri vasıtasiyle azamî yardım­da bulunmuş oldukları müşahede edilmiştir.

25 Ocak 1954

 

— Washington :

Avrupa Müttefik Orduları Başkuman­dan Muavini Feldmareşal Bernard Montgomery, bugün burada U. S. News and World Report mecmuasın­da yayınlanan bir mülakatında, Avrupada bir harp olduğu takdirde, ge­rek Rus, gerekse Batılı müttefiklerin atom silâhlarını kullanacaklarını sandığını söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Nato, artık Rusların, tecavüze kal­kışmaları halinde, kolayca kazanabi­leceklerine emin olanııyacakları bir seviyeye gelmiş bulunmaktadır. Fa­kat Avrupa müdafaası için gerek Al­man ve gerek Fransız askerlerine ihtiyaç hasıl olacaktır.

— İzmir :  

Nato Müttefik Kara Kuvvetleri Ku­mandanlığına tâyin olunan Paul W. Kendall bugün öğleden sonra saat 16'da, beraberinde refikası olduğu halde hususî uçağı ile Cumaovası ha­va meydanına gelmiştir.

Alanda, Vali Muavini Alâaddin Eriç, Korgeneral Wyman, Muavinleri, Tüm­general Ekrem Akalın, Yunanlı Muavini Athassios Geramanis, Altıncı Taktik Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Robert E. L. Eaton, Na­to Karargâhı Kurmay Başkanı Tüm­general Hamdullah Suphi Göker, İkinci Yurdiçi Bölge Kurmay Başka­nı Kurmay Yarbay Enver Uluğ, Em­niyet Müdürü, Ulaştırma Okulu Ko­mutanı Albay Hilmi Yaşmkaya, Ha­va Teknik Okulu Komutanı Albay Necmi Alagür, Akdeniz Üsler Komu­tanı Albay Tevfik İnci ve basın men­supları tarafından karşılanan Paul W. Kendall, uçaktan indikten sonra ihtiram kıtasını teftiş etmiş ve aske­ri türkçe olarak «Merhaba asker» di­ye sel aralamıştır.

Müteakiben kendisini karşılamaya gelen mülkî ve askerî erkânla konu­şan yeni Nato Komutanı, basın men­suplarına şu beyanatı vermiştir:

«Türkiye'de olmak ve arkadaşım Ge­neral Wyman'm başında bulunduğu bu temsili grupun samimi hoş geldiniz temennisini işitmekle bahtiyarım. Generalle en son çok değişik bir mu­hit içerisinde görüşmüştüm. Kore'de ben Birinci Kolordu Kumandanı iken, kendisi Dokuzuncu Kolordu Kuman­danı idi. O zamanki karşılaşmaları­mız, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin mütecaviz komünistlere karşı şiddet­le çarpıştığı Kore harp meydanların­daki şartlar altında vuku buldu.

Muhasematm bitiminden biraz evvel Tokyo'daki Amerikan Orta  Doğu Kuvvetleri Kumandan Muavinliğine tâyin olundum. Washington, Paris ve Napoli'ye biraz uğrayarak Tokyo'dan buraya uçakla geldim. Türkiye'de da­ha evvel bulunmayı tasarlamıştım. Fakat bildiğiniz gibi fena hava şart­ları yüzünden biraz geç kaldım.

Müttefik Kara Kuvvetleri GüneyDoğu Avrupa Kumandanı ve General Wyman'ın halefi olarak buraya gel­mek için seçilmiş bulunmam büyük bir şeref ve mazhariyettir. Bu ku­mandanlık, Nato camiası içinde ağır rnes'uliyetler taşımaktadır. Türkiye ve Yunanistan'ın Birleşmiş kuvvetle­rinin ve ayni surette taktik hava kuvvetleri kumandanlarının gayret­lerini idare etmek için seçilmiş ol­makla bahtiyarım.

Bugün burada gösterdiğiniz alâka­dan çok mütehassis oldum. General Gruenther ve Amiral Fecheteler'den öğrendiğim veçhile, bu jest General Wyman'a da gösterdiğiniz arkadaşça işbirliği ve hakiki yardımın bir nisanesidir. Bütün samimiyetimle temen­ni ederim ki, ayni yardımı bana da göstermekte devam edesiniz.

General Wyman ile şenelerdenberi arkadaşlık etmekteyiz. Birleşik Dev­letler Harp Akademisinde beraber okuduk ve o zamandanberi askeri va­zifelerimiz dolayısiyîe birçok defalar karşılaştık.

Türkiye ve Yunanistan'ın kuvvetleri ile Shape çevriminin sağ cenahında kuvvetle yerleşmiş kadronun ilk kumandanı olarak kendisi o kadar gıp­ta edilir bir hatıra bırakmıştır ki, iz­lerini takip etmek hiç de kolay bir is olmayacaktır. Türkiye ve Yunanis­tan'ın kuvvetlerini kaynaştırarak birleşik bir kuvvet haline getirmek ve buradaki karargâhı bir tim ola­rak çalışan Türk, Yunan ve Ameri­kan personeli ile kurmakta, kendisi ve yardımcıları bu işe en baştan baş­layıp büyük adımlar atmıştır. Bu za­man zarfında kendisini yalnız aske­ri ve mülki eşhasa değil, ayni zaman­da komünist tehdit, tazyik ve hare­ketlerine devamlı bir surette karşı koyarak büyük şecaat gösteren azim sahibi Türk ve Yunan halkına da sevdirmiştir.

Bu, benim, Türkiye ve Yunanistan'a ilk seyahatim olmakla beraber. Türk ve Yunan askerlerini gayet iyi tanı­maktayım. Muharebede   beraber bu­lunmanın tevlit ettiği arkadaşlık İle onların yüksek iktidarını, iyi disipli­nini ve büyük  çarpışma  ruhunu Öğ­renmiş bulunuyorum.    Birinci Kolor­dudaki vazifem esnasında Yunan taburunun kumandam    altında bulun­masından gayet memnundum. Diğer kumandanlıklarla  olan  alâkam    ha­sebiyle de Türk tugayının yüksek ik­tidarını ve yiğitçe çarpıştığını öğren­dim ki,    o zaman   Türkler   General Wyman .kumandası   altında   bulunan Dokuzuncu  Kolorduya  bağlı bulunu­yorlardı. Herkes Türklerin ne yaptı­ğını biliyor. Bilhassa Türk tugayının Kunuri savaşındaki kahramanca ha­reketi Türklerin oradaki   yardımının hakiki bir örneğidir. O zaman Türk­ler    Atatürk'ün    nasihatine    uyarak düşmanın    felâketine mal olan sün­gülerini   kullandılar.   Burada   bulun­duğuma memnunum. Şüphesiz ki öğ­reneceğim birçok şey var. Türkiye ve Yunanistan'da    askerî ve mülkî eş­hasla tanışacağım. Vaktimi, iki mem­lekette ve Napoli'deki müttefik kuv­vetleri Güney Avrupa karargâhmdaki şahıslarla     tanışmak için uçakla seyahatte     geçireceğim. Nato'ca ileri adımlar atıldığına müşterek hedef ve emniyete  doğru     gidildiğine  kaniim. Son üç sene içinde Nato kuvvetlerinin gelişmesi de Sovyetlerin    tansiyonu­nun zayıflamasının     sebebidir.  Esas gayemiz hür dünyanın sulh ve hürri­yetini müdafaa etmek ve buna erişen yolda muhkem bir azimle kuvvetlenmektir. Böylece kuvvetlenmek sulh ve emniyeti temin edecektir. Ben de Müttefik Kara Kuvvetleri GüneyDoğu Avrupa Karargâhının yeni ku­mandanı sıfatiyle bütün gayretimi bu yolda sarfedeceğim.»

27 Ocak 1954

 

— Ankara :

Bu sabah İzmir'den uçakla Ankaraya gelen Kuzey Atlantik Paktı GüneyDoğu Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı General Paul W Kendall ve selefi General Wyman saat 10'da AnitKabire giderek Atatürk'ün manevi huzurunda ihtiram duruşunda bulunmuş ve bir çelenk koymuşlardır.

Müteakiben Nato GüneyDoğu Kuv­vetleri Komutanı ve selefi sırasiyle Millî Savunma Vekili Kenan Yılmaz'ı, Erkânı Harbiye Komutan Vekili Or­general Nurettin Baransel'i ve Erkâ­nı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Orgeneral Zekâi Okan'ı makamların­da ziyaret etmişlerdir.

Bu tanışma ziyaretlerinden sonra Kara Kuvvetleri Komutan Vekili Or­general Nurettin Baransel tarafın­dan Ankara Palas'ta Generaller şere­fine bir Öğle yemeği verilmiştir.

Ankara'daki temaslarını müteakip General Kendall ve selefi General Wyman saat 15'de hususi uçakları ile İzmir'e dönmek üzere Ankara'dan ha­reket etmişlerdir.

Generaller    Etimesgut    askeri    hava alanında kendilerini karşılayan as­kerî zevat tarafından uğurlanmış ve başta bando bulunan bir merasim kıt'ası selâm resmini ifa etmiştir.

— Ankara :

Kuzey Atlantik Paktı GüneyDoğu Avrupa Kuvvetleri Komutanlığına tâyin edilen ve evvelki gün İzmir'e gelen General Paul W. Kendall ve selefi Korgeneral Wyman Millî Sa­vunma Vekilini, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisini ziyaret et­mek üzere hususi bir uçakla bu sa­bah İzmir'den Ankara'ya gelmişler­dir.

General P. W. Kendall ve General Wyman, Etimesgut askeri hava ala­nında Millî Savunma Vekili adma Tümgeneral Muzaffer Alankuş, Er­kânı Harbiyei Umumiye adına Kor­general İhsan Eriş, Garnizon Kuman­danı Tümgeneral Mithat Akçakoca, Merkez Kumandanı Albay Hidayet Baştuğ ve yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılanmış ve başta bando bulunan bir ihtiram kıtası selâm res­mini ifa etmiştir.

General Paul W. Kendall ve General Wyman şehrimizdeki ziyaretlerini müteakip bugün öğleden sonra uçakla îzmir'e döneceklerdir.

— Roma :

Türkiye Hava Küvetleri Kumandanı General Fevzi Uçaner uçakla Anka­ra'ya hareket etmiştir.

 

BATI AVRUPA

 

İNGİLTERE

 

1 Ocak 1954

 

— Londra :

Şerlinde 25 Ocakta dört devlet top­lantısı yapılması hakındaki Sovyet teklifine batılıların muvafakatini bil­diren nota, bu sabah Kremlin'e tevdi edilmek üzere, Moskova'daki batılı temsilcilere dün gece yollanmış bulunmaktadır.

Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa evvelce 4 Ocakta yapılması teklif edi­len toplantının üç hafta tehir edil­mesi hususundaki Sovyet talebini kabul ettikleri gibi, münasip bir top­lantı yeri seçmek ve konferans hazır­lıkları için gereken etraflı tertibatı almak üzere de yüksek komiserler temsilcilerinin yakında buluşmaları noktasında da muvafakatlarını bildir­mişlerdir.

Nota hakkında, Federal Almanya Başvekili Kondrad Adenauer ve Avus­turya hükümetiyle istişarelerde bu­lunulmuş ve  tasvipleri  alınmıştır.

4 Ocak 1954

 

— Londra :

Dışişleri Vekâleti sözcüsü, bugün, Sü­veyş Kanal Bölgesindeki İngiliz as­kerlerinin geri çekilmesi meselesi hu­susunda Amerika ile İngiltere ara­sında görüş ayrılıkları meydana gel­miş olduğu hakkındaki söylentileri yalanlamıştır.

Sözcü bu hususta Amerika'nın İngil­tere'ye hiçbir şekilde baskı yapmamış olduğunu beyan etmiştir.

Bundan sonra sözcü, Amerikan hükü­metinin Mısır'a askeri ve    ekonomik yardımda bulunmayı tasarladığı hu­susunda Washington'dan gelen ha­berler hakkında sorulan bir soruya şu şekilde cevap vermiştir:

«Amerikanın Mısır'a askeri veya eko­nomik bir yardımda bulunmak husu­sundaki kararından haberdar deği­lim.»

— Londra :

Metni bugün İngiliz Dışişleri Vekâle­tine gelen son Sovyet notasına İngiliz yetkili çevrelerinde büyük bir ehemmiyet atfedilmemekte, sadece notanın tamamiyle şeklî mahiyeti haiz oldu­ğu ve protokol icabı gönderildiği be­lirtilmektedir. Bu arada, Sovyet nota­sının mevcut durumda herhangi bir değişiklik husule getirmediği yalnız Sovyetler tarafından teklif olunan 25 Ocak tarihini kesinleştirdiği beyan edilmektedir. Bundan başka bunun Kremlin tarafından bir batınotasma verilen en süratli ve en kısa cevap ol­duğu da belirtilmektedir. Bu suretle, Almanya ve Avusturya meselelerini görüşmek üzere dört Dışişleri Vekili­nin toplanması hususunda 17 Tem­muz 1953 günü başlamış olan nota teatisi bu suretle nihayet bulmuş ol­maktadır.

7 Ocak 1954     

 

— Londra :

Buradaki salahiyetli çevrelerden bu­gün haber verildiğine göre, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa; Alman­ya ve Avusturya meselelerinin alacağı şekil ve kaydedeceği gelişmelere bağlı olmak şartiyle, Berlin konferansında, Sovyet Rusyaya    güvenlik    garantisi teklifinde bulunmak hususunda an­laşmışlardır.

Yeniden silâhlandırılmış Almanya ta­rafından herhangi bir tecavüz korku ve endişesini gidermek maksadiyle Sovyetlere verilecek teminatın şekil ve şartları hakkında üç batılı büyük devlet arasında ittifak hasıl olduğu evvelce bildirilmişti. Fakat bu garan­ti teklifinin fiilen ileri sürülmesi bu ay sonlarında Berlinde yapılacak Dış­işleri Vekilleri toplantısının İlk safha­larında tecelli edecek gidişata bağlı olacaktır.

İngiliz çevrelerinin kanaatince, veri­lecek garantinin, Alman hükümeti­nin ayni mealde bir taahhüdünü muhtevi olarak bir tebliğ şeklinde ya­yınlanacağı sanılmaktadır.

— Londra :

İngiltere kabinesi bugün, yeni sene­den beri ilk defa olarak mahdut kad­rolu bir toplantı yapmıştır. Toplantı­ya Sir Winston Churchill başkanlık etmiştir.

Kabine toplantısı gizli cereyan etmek­le beraber, alman haberlere göre bu toplantıda, Berlin konferansının arifesinde mevcut milletlerarası durum müzakere edilmiştir.

Bundan başka kabinede şu husus da bahis mevzuu olmuştur: Başkan Eisenhower'in atom enerjisinin milletlerarası bir birliğe tevdi edilmesi hak­kındaki teklifi üzerine Sovyetlerin bu meseleyi müzakereye razı olmaları. Bilindiği gibi, Sovyet Rusya bu husus­ta Amerika ile müzakereye başlamak niyetinde olduğunu bildirmiş, bunun­la beraber İngilterenin bu müzakereiere  katılmayacağı anlaşılmıştır.

Kabine toplantısında bundan başka, Berlin konferansının ihzarı ile ilgili teknik teferruat da görüşülmüştür.

8 Ocak 1954

 

— Londra :

Resmî çevrelerden açıklandığına göre İngiltere ile Sovyet Rusya arasında varılan bir anlaşma gereğince Sovyet Rusya, İngiltere'ye geniş mikyasta iki stratejik madde olan demir ve man­ganez ihraç etmeğe karar vermiştir.

Yine aynı çevrelerden bildirildiğine göre harpten beri ilk defadır ki Sov­yet Rusya ile böyle bir anlaşma yapılmaktadır. Sovyet gemileri ile ya­pılacak olan nakliyatın ilk partisi ha­len yolda bulunmaktadır. Anlaşma sterlin esasına dayanmaktadır. Mal­ların bedeli sterlin ile ödenecektir.

Sovyetler son iki üç aydanberi İngil­tere ve diğer Batı Avrupa memleket­lerine 125.000.000 dolar tutarında altın, gümüş ve platin sevketmişlerdir. Bütün bunlar Sovyetlerin batı dünya­sından satın alma gücünü arttırmak için sterline olan ihtiyacını göster­mektedir. Geçen ay müzakeresi yapı­lan İngiltereye demir ve manganez ihracı Rusya'nın her ne pahasına olursa olsun batı ile alış veriş yap­mak gayesini ortaya koymaktadır.

İngiliz Demir ve Çelik Federasyonu Rusya'dan 100.000 ton ham demir sa­tın alındığını ve sevkiyatm gelecek aylar içinde tamamlanacağını açıkla­mıştır.

9 Ocak 1954

 

— Londra :

«National Coal Board» m iktisadî mü­şaviri M. Schumaeher dün Londra'da verdiği bir konferansta enerji istih­sali sahasında atom enerjisinin kö­mür yerini ne dereceye kadar tutabi­leceği hakkındaki fikirlerini ortaya atmıştır.

Hatibe göre, bundan yirmi sene sonra atom enerjisi İngiltere'de senevi 200 milyon ton kömür istihsaline lüzum gösteren enerji istihsalâtınm ancak, bir ilâ iki milyon ton kömürle temin edilen bir kısmın yerini tutabilecek­tir.

M. Schumaeher konferansında, içinde bulunduğumuz asrın nihayetlerinde de kömürün başlıca enerji istihsal menbaı olmakta devam edeceğini be­yan etmiş ve şunu ilâve eylemiştir:

«Her ne kadar atom enerjisi teknik sahada mevcudiyetini göstermişse de iktisadî sahada kullanılmaktan he­nüz çok uzakta bulunmaktadır.»

10 Ocak 1954

 

— Londra:

Sunday Times gazetesinin Washing­ton muhabirine göre İngiltere, Baş­kan Eisenhower tarafından teklif edi­len «Atom birliği» nden mes'ul yeni bir beynelmilel teşekkülün kurulma­sını Birleşik Amerika'ya teklif etmiş­tir. Bu teşekkül, Dünya Bankası adıy­la tanınmış olan İmar ve Kalkınma Bankasmınkine müşabih bir dahilî nizamnameye malik olabilecek ve Birleşmiş Milletlere bağlı olmakla beraber Birleşmiş Milletlerin diğer te­şekküllerinden tamamen ayrı bir ma­hiyette olacaktır.

Sunday Times'in muhabirine göre İngiltere'nin bu teklifi henüz iki hü­kümet arasında resmî görüşmeler mevzuu olmamıştır.

13 Ocak 1954

 

— Londra:

Yetkili kaynaklardan bugün öğrenildi­ğine göre, İngiltere, harp esirlerinin tahliyesini takiben Hintli muhafız kıtalarının Koreden geri çekilmesini istemiştir.

İngiltere, aynı zamanda esirlerin tah­liyesi için 23 Ocak tarihinde Amerikayı destekleyeceğini bildirmiştir.

Aynı kaynaktan bildirildiğine göre, Kore meselesini görüşmek üzere Bir­leşmiş Milletler Genel Kurulunun toplantıya çağırılması hususunda İn­giltere, Birleşik Amerika ile istişare etmektedir.

Hintli muhafız kıtalarının Koreyi der­hal terketmesi hususunda İngilterenin görüşü dün Dışişleri Vekili Eden tar rafından açıklanmıştır. Eden, aynı zamanda esirlerin serbest bırakılma­sı meselesinde hiçbir pazarlığa girişilmiyeceğini belirtmiştir.

16 Ocak 1954

 

— Tahran :

Walter Benson Stevens'in İngiltere­nin Tahran Büyükelçiliğine tâyinine İran hükümetinin agremanını ver­mediği resmen bildirilmektedir.

Aynı kaynaktan tasrih edildiğine gö­re, İran hükümeti Londra Büyükel­çisini henüz tâyin etmemiştir.

21Ocak 1954

 

— Londra :

Lordlar Kamarasının tanınmış şahsi­yetlerinden ve ilk uçak gemisinin mu­cidi Montrose Dükü bu sabah İskoçya'daki ikametgâhında ölmüştür. Dük 76 yaşındaydı.

— Londra :

İran'ın İngiltere'deki Büyükelçiliği bugün merasimle yeniden açılmıştır. Merasimde İran'ın yeni maslahatgü­zarı Afşar Kasımî, Elçilik mensupları ve İran Kolonisi hazır bulunmuştur.

Kasımı dün, Dışişleri Vekili Anthony Eden'le bir görüşme yapmış ve tâyin vesikasını takdim etmiştir.

24 Ocak 1954

 

— Londra :

Kanal Bölgesinde iki İngiliz askeri­nin daha kaybolduğuna dair gelen haberler bugünkü İngiliz basınında büyük Önemle tebarüz ettirilmiştir. Son iki kayıpla beraber Kanal Bölge­sindeki zayiat 10 kişiye baliğ olmuş­tur. Bunlardan üçü katledilmiştir. Yedisi de kayıptır. Kahiredeki İngiliz Büyükelçisi Sir Ralph Stevenson son iki gün içinde ikinci defadır ki duru­mu Mısır hükümeti nezdinde protes­to etmektedir. Muhafazakâr Sunday Times gazetesinin siyasi muhabiri, Londradaki kanaatin Mısır hükümetinin alacağı kararı beklemek üzere daha birkaç   gün geçmesi   icabettiği merkezinde olduğunu yazmakta ve demektedir ki :

«Kanal Bölgesindeki hadiselerin art­ması Mısır polisinin bu mmtakadan çekildiği günlere tesadüf etmektedir. Maamafih Mısır hükümetinin bu gibi hadiselerin önüne geçecek, tedbiri ala­cağı ümid edilmektedir. Bununla be­raber akamete uğradığı için, bu gibi hadiselerin çıkmasına sebeb olduğu tahmin edilen Kanal mevzuundaki görüşmelerin tekrar başlayacağına dair hiçbir emare mevcut değildir.

22Ocak 1954

 

— Londra:

Üç kişilik gayri resmî bir parlamento heyeti OrtaDoğuya yaptıkları seyahatta sekiz memleket gezdikten ve Mısır Başvekili Muhammed Necib'le görüştükten sonra bugün buraya dön­müştür.

Heyet Reisi Liberal Mebuslardan Joseph Grimond gazetelere verdiği be­yanatta ezcümle şöyle demiştir :

«General Necib gayet samimi ve dost davrandı. Necib, Kanal Bölgesi ihtilâ­fının hallini halisane istemekte ve müzakerelerin başarı ile neticelene­ceğini ümid etmektedir.

Şayet bu yolda bir anlaşmaya varılır­sa, Mısır ile İngiltere arasındaki dost­luğun istikbali büyüktür.

Diğer taraftan, Arablar, petrol geliş­melerinde büyük hamleler sağlamak­tadır. İntibamız şudur ki. Arablar umumiyet itibariyle İngiltere ile dost geçinmek istemektedirler.»

29 Ocak 1954

 

— Londra :

Geçici rakamlara göre, Angloİranian Petrol Şirketinin İngiltere'deki tasfi­yehaneleri 1953'te 9.100.000 ton petrol işlemiştir. 1952'de istihsal 6.600.000 ton idi.

Şirket, Aden'deki yeni tasfiyehane­nin henüz tamamlanmamış olduğunu ve sene sonuna doğru biteceğini bil­dirmiştir.

15 Ocak 1954

 

— Londra :

Mareşal Montgomery, Lancashire eyaletinde Bolton'da irat ettiği bir nu­tukta ezcümle demiştir ki:

«Beş seneden beri yapılmış olanların neticesinde halen bir tecavüz harbir tehlikesi uzaklaşmaktadır. Bizim istediğimiz bütün evlâtlarımızın barışçı bir dünyanın hemşerileri haline gelmesinden ibaretti ve şimdi edinmeğe başlamış olduğumuz intiba ise bu isteğin gerçekleşebileceği merkezindedir.»

Müteakiben sözü Atlantik Paktına nakleden Mareşal Montgomery, pak­ta dahil muhtelif kuvvetleri perçinlemek lüzumundan bahsetmiş ve müdafaa halkasının arkasında kurulmuş olan teşkilâtın daha mükem­mel bir hale gelmesinin temini icap ettiğini, bunun ise Almanya'nın iş­tiraki olmadıkça tamamlanmasının mümkün olmıyacağını söylemiştir.

Feldmareşal Montgomery, Avrupa müdafaasının bir kısmı olarak, atom silâhlarına muhtaç olduğumuza hiç şüphe yoktur, demiştir.

Atom silâhlarının yasak edilmesine dair son günlerde çıkan haberler hakkında ne diyeceği sorulan Montgomery şu cevabı vermiştir: Bu beni ilgilendirmeyen siyasî bir meseledir. Fakat, bir harp halinde, iki tara­fın da, ellerinde atom silâhları olduğu takdirde, bunları kullanacakları düşünülebilir, bu benim şahsî fikrimdir. Şurasını da belirteyim ki, ne Korede gördüklerimiz, ne de herhangi başka bir olay, atom silâhlarına malik bulunuyoruz diye, batının daha az miktarda silâhlı birliklerle ye­tinebileceğini henüz ispat edememiştir. Mesele tetkik halindedir ve öyle sanıyorum ki, bu mevzuun kuvvetlerimizin sayısına ve askerî kadroları­mıza ne suretle tesir edebileceği cevabını bu yıl içinde herhalde almış olacağız.

Natonun, harbe karşı bir mania vücude getirmek vazifesi büyük ölçüde başarı ile neticelenmiş bulunmaktadır. Bu silâh, belki istediğimiz ka­dar büyük olmayabilir. Amma epeyce keskin olduğuna şüphe yoktur. Bundan beş sene evvel herhangi bir mütecaviz kolaylıkla bir başarı elde edebilirdi. Fakat bugün buna kadir olamıyacaktır, bir maceraya giriş­meden önce ihtimal ki, iki defa düşünecektir.

Natonun siyaset ve tabiyesi, Kızıllar Nato milletlerinin halkını esir ve topraklarını işgal etmeden evvel, Rus mütecavizini durdurmaktır.

«Onları kaç hafta veya ay durdurabilir, ve ne zaman geri püskürtmeğe başlayabiliriz, bu ayrı bir dâvadır ve bu iş ihtiyat kuvvetlerimizin duru­muna kadar batılı milletler, uzun vadeli bir müdafaa potansiyeli temin etmek için, faal kuvvetlerle, derhal silâha sarılmağa hazır ihtiyat kuv­vetler arasında hakikî bir muvazene kurmalıdırlar.

Batı Almanyayı da ihtiva eden bir Batı Avrupa müdafaasını, Almanyanın iştiraki olmaksızın başaramazsınız. Almanyanm bu müdafaaya ka­tılması işinin halli, şu anda en büyük ve mühim mesele olarak karşı­mıza çıkmaktadır.»

Mareşal Montgomery, Amerikan birliklerinin Avrupadan geri alınma­yacakları ümidini izhar etmiş ve; «Bu hususta bir hayli sözler dolaşıyor, fakat Amerikalıların veya İngilizlerin askerlerini geri çekmeleri gerek­tiği hususunda herhangi müşahhas bir teklif veya fikir ileri sürülmüş olduğundan haberim yok» demiştir.

«Avrupa müdafaa camiası andlaşması tasdik edilmediği takdirde, Al­manların askerî işbirliklerini temin etmek çaresi var mıdır?» sualine, Mareşal Montgomery şu cevabı vermiştir :

«Bu takdirde ikinci şık ne olabilir bilmem. Hem bu siyasî bir meseledir. Bana sormanızın faydası yok. Başvekile sorunuz.»

«Avrupayı, Fransa olmaksızın müdafaa mümkün müdür?» sualini Mareşal şöyle karşılamıştır :

«Fransızlar hiç kale almaz ve onlara, size güle güle dersiniz mi, demek istiyorsunuz. Hayır, hayır... Haritada Fransanm kapladığı geniş araziye bakıyorum. Bu olmaz. Fikrim şu ki, Fransanm iştiraki olmaksızın Batı Avrupayı müdafaa edemezsiniz.»

«Amerikada bazan, acaba Fransızlar harp ederler mi? diye sorulmakta­dır, siz Fransız kuvvetlerini teftiş ettiniz. İyi asker midirler?» sualine Mareşal şu cevabı vermiştir:

«Elbette, Fransızlar iyi, doğuşken bir ırktır. Fransızların bir çok gaile­leri olmuştur. Fransızların iyi asker, muharip olmadıkları rivayetleri bence saçma, tamamen asıl ve esastan uzaktır. Gidiniz millî hizmette vazife gören gençleri görünüz. Hepsinin birinci sınıf mükemmel genç­ler olduklarını anlayacaksınız. Norveçli, Danimarkalı, Hollandalı, Belçi­kalı, Fransız ve İtalyan gençlerinin hepsi de mükemmel varlıklardır. Fransızların harp edemeyecekleri fikri nereden ve nasıl doğuyor, anla­mıyorum.»

İngiltere'de Sosyal Durum.

Yazan : Mücahit Topalak

20/1/954 tarihli (Zafer) den :

İngiltere'de 30 bin kadar elektrik iş­çisinin 24 saatlik bir grev ilân etmesi bu ayın "başmdanberi sendikalarla patron birlikleri ve hükümet mümes­sili arasında cereyan eden müzakere­lerin akametini ifade etmektedir. 24 saatlik grevden sonra bir kısım amele işbaşı edecek fakat bunlardan 18 bini müddetsiz olarak greve devam ede­cektir. Bu arada demir  çelik işçileri­nin de harekete katılmaları beklen­mektedir. Grev, atom merkezleri, pet­rol tasfiyehaneleri, enerji santralleri ve kömür işletmelerini müteessir ede­cek bir şümuldedir. Grevin sebebi üc­retler meselesindeki anlaşmazlıktır.

Esas itibariyle elektrik işçileri tara­fından başlanılan bu hareket, iki yıl evvel Muhafazakâr Parti iktidara gel­diğinden beri 4 milyona yakın işçiyi temsil eden sendikalarla patron bir­liklerini karşılaştıran büyük bir dâ­vanın sadece bir veçhesidir ve muha­fazakâr hükümet, işçi ile patron ara­sına girmemek hususundaki umumî prensibe sadık kalmakla beraber, ha­kikatte bu ihtilâfa hakemlik edecek duruma girmiştir. Bu ise, ihtilâfı oto­matik olarak siyasî sahaya götürmek­tedir.

Zira, geçen sonbaharda elektrikçiler yine bugünkü gibi bir seri grevlere te­şebbüs ettikleri zaman ihtilâfa el ko­yan hakem mahkemesi gerek patron­ların gerekse sendika idarecilerinin tutumunu aynı derecede şiddetle tenkid etmiştir. İki tarafın durumlarının bugün de aynı olduğu bildirilmekte­dir.

Bu durum nedir? Komünist temayüllü olan sendika idareeileriyle diğerleri arasında işçi mutalebelerinin şümul ve derecesi bahsinde mutabakat yok­tur. Komünist idareciler bu İstekleri Çok ileri götürmektedirler. Buna mu­kabil işçi mutalebeleri tatmin bahsin­de patronlar arasında da görüş birliği bulunmadığı anlaşılıyor. Bunlardan bir kısmı sendikalara meydan oku­mak taraftarıdırlar ve bunu yapar­ken de muhafazakâr hükümetin mü­zaheretine güvendikleri şüphesizdir. Diğer bir kısım patron birlikleri ise, işçilerin dileklerini mümkünmertebe nazarı itibare almak taraftarıdırlar. İki zümrenin de haklı mucip sebeple­ri vardır. Birincilerin kanaatine gö­re, sendikalarla mücadele sadece bir sosyal prensip meselesi veya kâr mü­lâhazası olmayıp, ancak millî iktisa­diyatın hayrını sağlamak maksadına matuftur. Zira, işçi ücretlerine yapı­lacak zam maliyet fiatlarmı otomatik olarak yükseltecek ve İngiltere'nin ihracatını baltalıyacaktır. Yine bu sanayicilerin kanaatince, bilhassa şu zamanda İngiltere'nin beynelmilel pazarları kaybetmesi bir felâket olur.

Diğer zümre ise, işçi mutalebelerine kulak asmamanın muazzam bir ame­le hareketine yol açacağını ve millî iktisadiyatı mefluç bırakacağını ileri sürmektedir.

İşte, muhafazakâr hükümetin şimdi hakemlik edeceği durum budur. Hü­kümet işe doğrudan doğruya müda­hale etmemekle beraber reyi ve görü­şü şüphesiz ki, kat'î mahiyette ola­caktır. Churchill hükümeti bunu ya­parken serlerin ehvenini seçmek du­rumundadır. Fakat işin bir de siyasî tarafı vardır ki, bu, muhafazakâr parti için hakikî bir imtihan olacak­tır. Hükümet sendikalar tarafını tu­tacak olursa, bu, kendisine seçimler­de işçilerin reyini kazandıramaz, zira sendika mensupları her hal ve kârda reylerini işçi partisine vereceklerdir. Buna mukabil, sendikaların talebine baş eğmemek taraftarı olan muhafa­zakâr sanayicilerin ve onların kon­trol ettikleri kesimler, bu kere mu­hafazakâr partiyi gereği gibi hara­retle desteklemiyeceklerdir.

Son grevlerin bazı veçheleri bunlardır.

FRANSA

 

1 Ocak 1954

 

— Paris :

26 Aralık tarihli Sovyet notasına ce­vaben Fransız hükümeti, 1 Ocak gü­nü Moskova'da Sovyet hükümetine aşağıdaki notayı tevdi etmiştir:

«Fransız hükümeti, Fransız, Ameri­kan, İngiliz ve Sovyet Dışişleri Vekil­lerinin bir toplantısında Sovyet hükü­metinin kendisini temsil ettirmeyi kabul eylediğini bildiren 26 Aralık 1953 tarihli notasını aldığını bildirir, Fransız hükümeti toplantı için teklif olunan 4 Ocak tarihinin kabul edil­memiş olmasına esef etmekle beraber, Sovyet hükümeti tarafından ileri sü­rülen 25 Ocak tarihini kabul eder.

Fransız hükümeti, toplantının yapı­lacağı bina meselesi de dahil olmak üzere, maddî hazırlıkla ilgili mesele­lerin yüksek komiserler temsilcileri tarafından müzakere edilmesini de kabul eder. Fransız hükümeti bunun için gerekli bütün talimatı Fransız yüksek komiserine vermiştir. Toplan­tı mahalline gelince, Fransız hükü­meti müttefik kontrol komisyonunun bundan önce kullanmakta olduğu bi­nanın gerekli bütün kolaylıkları haiz olduğu kanaatindedir.

Fransız hükümeti, bu toplantı ve mü­zakere edilecek meseleler hakkındaki görüşünü bundan önceki notalarında açıklamış bulunmaktadır. Bu sebep­ten Fransız hükümeti, yakında dört memleketin Dışişleri Vekilleri arasın­daki görüşmelere mevzu teşkil edecek olan bu meselelere avdeti lüzumlu bulmamaktadır.»

Amerikan ve İngiliz hükümetleri de Sovyet hükümetine ayni şekilde bir cevap vermişlerdir.

3 Ocak 1954

 

— Paris :

İstifasının Reisicumhur tarafından reddedilmesini haber aldıktan sonra Başvekil Laniel, Auriol'e tekrar mü­racaatta bulunmuştur. Başvekil mut­laka Meclise başvurmak zorunda ol­duğunu söylemekte ve Cumhurreisine yazdığı mektupta şunları da ilâve et­mektedir: «İstifamı vermek için 17 Ocak tarihini beklemedim. Çünkü o tarihe kadar bir hükümet buhranı başlarsa Fransa Berlin konferansında temsil edilemez. Benim niyetim Mec­listen tekrar itimat istemek değildir. Bermuda konferansından evvel mü­zakere edilen mevzuları Meclise arzetmek istiyorum.»

4 Ocak 1954

 

— Paris :

Alman işgali sırasındaki faaliyeti yü­zünden yüksek mahkeme tarafından 6 haziran 1947 günü idama mahkûm edilmiş olan Jacques Benoist  Mechin'in «Şarta bağlı olarak» tahliye edildiği Adalet Vekâleti tarafından bir tebliğle bildirilmiştir.

Hâlen 53 yaşında bulunan Benois Mechin 1940 yılında Amiral Darlan ile Fransız  Alman görüşmelerine ka­tılmış, Vichy hükümetinde Başvekil yardımcısının Genel Sekreteri olmuş, 1942 yılında da Pierre Laval tarafın­dan Başvekâlet Devlet Müsteşarlığına tâyin edilmişti. 1944 yılında tevkif olunan Benoist  Mechin hakkındaki idam cezası Ağustos 1947'de müebbet ağır hapse, bir müddet sonra da Cum­hurbaşkanı tarafından 20 yıl hapse çevrilmişti.

6 Ocak 1954

 

Paris :

Bugün Meclis huzurunda güven oyu­nu tazelemek maksadiyle konuşan Fransız Başvekili Daniel, dış siyaset bahsine de temasla Hindicini mesele­sinden bahsetmiş ve demiştir ki:

Hindiçinî'de müzakereye girmeyi te­menni ederiz. Fakat bu bahiste şim­diye kadar hiçbir mutabakat elde edilmemiştir. Ve bir konuşmaya baş­lamak için gereken resmî muamelât­tan hiçbiri ifa olunmamıştır.

Daha sonra, atom enerjisinin kontro­lü hakkında Başkan Eisenhower ta­rafından Sovyet Rusyaya yapılan tek­life temas eden Başvekil Laniel, bu teşebbüsü memnuniyetle karşıladığını ve Fransa'nın da bu yolda cereyan edecek müzakerelere en yakın yardı­mı yapacağını söylemiş ve demiştir ki :

Bermuda konferansında müzakerele­re devam ettiğimiz sırada, Fransız umumi efkârı nezdinde Avrupa sa­vunma teşkilâtını meşru ve mübrem kılacak hususların belirtilmesi için daima İsrarda bulundum. Beraberim­de bulunan Dışişleri Bakanı Bidault dahi, müttefiklerimizin o sırada gi­riştikleri tetkikleri dikkat ve ehem­miyetle gözden geçirmiştir. Hüküme­timiz, Başkan Eisenhower tarafından, atom enerjisini kontrol etmek bah­sinde Sovyet Rusya'ya yapılan teklife pek yakında resmen müsbet cevap verilmesini sağlamaya çalışacaktır. Diğer taraftan şunu da belirtmek is­terim ki, ancak Berlin konferansının inikadını takip eden haftalar içinde­dir ki Millî Meclis hakikî kararlarını almak durumuna girecektir. O tak­dirde Avrupa savunma camiası an­laşmasının tasdiki hususunda her­hangi bir temerrüt yersiz olacaktır.

Paris :

Meclis, Başvekil Laniel'in, bütün isti­zahların sona bırakılması hakkında­ki teklifini 249 aleyhte oya karşı 319 oyla kabul etmiştir. Bu rey, itimat reyi sayılmaktadır.

7 Ocak 1954

 

— Paris :

Fransız Dışişleri Vekâleti sözcülerin­den birinin bugün burada bildirdiğine göre, Fransız hükümeti, Faşta tethişçilerin faaliyetlerini teşvik ve teşci eden Mısır radyo yayınları ile gaze­telerde çıkan makalelerde kullanılan ifade tarzına karşı Mısır hükümeti nezdinde Kahiredeki Büyükelçi vası­tası ile şifahî protestoda bulunmuş­tur.

11 Ocak 1954

 

— Paris :

Fransız Cumhuriyetçi halk hareketi­nin millî komitesi tarafından komi­tenin mesaisi sonunda kabul edilen nihaî bir takrirde şöyle denilmekte­dir: «Cumhuriyetçi halk hareketi, Av­rupa müdafaa camiası anlaşmasının tastiki için parlâmentoda müzakere­lerin bir an evvel açılmasını ve bu müzakerelerin hiç bir tereddüde mey­dan vermeyecek bir tastik oyuyle ne.ticelenmesini ister.»

Takrirde dış siyaset için ileri sürülen temenni, halen «iç ve dış siyasette müşahede edilen tearuz dolayısiyle» tesbiti imkânsız bir halde bulunan rabıtalı bir umumî siyasetin muhtelif partiler arasında vakit geçirmeden tesbit edilmesi merkezindedir.

12 Ocak 1954

 

Paris :

Meclis başkanlığı seçimi için yapılan birinci turun akim kalması üzerine komünist parti parlâmento grubu, kendi adayından vaz geçerek sosya­listlerin namzedi Le Trouduer'i des­teklemeye karar verdiğini bildirmiş­tir.

Paris :

Cumhuriyet Konseyi Başkanı,    Radikal Sosyalist Gaston Monnervtlle, ikinci defa olmak üzere ve ilk turda başkanlığa yemden seçilmiştir.

13 Ocak 1954

 

— Paris:

Fransız Milli Meclisi Başkanının se­çilmesi İçin yapılan üç turda M. Andre le Troquer 300 oyla başkanlığa seçil­miştir.

M. Pierre Pflimlin 251, muhtelif aday­lar da 6 oy almışlardır. 564 mebus oya iştirak etmiş 7 oy da beyaz ve hüküm­süz addedilmiştir.

Paris:

Başkanlık seçimi sona erdikten son­ra Mülî Meclisin saat 23,50 de yapı­lan müteakip celsesinde en yaşlı mebus M. Marcel Cachin, seçim netice­sini resmen bildirmiş ve M. Le Troquer meclisin alkışları arasında riyaset kürsüsüne çıkmış ve söze baş­lamıştır.

M. Le Troquer evvelâ meclisin en yaşlı mebusu M. Marcel Cachin'e hi­tap ederek komünist lideri (1920 den evvel» aynı partide siyasî mücadeleye girdiği devri yâdetmiş ve müteakiben meclise mutat nutkunu perşembe gü­nü irad edeceğini bildirerek şunu ilâ­ve etmiştir: «Bu meclisteki müzake­relere bir derece incilâ ve vakar ha­vası vermeğe çalışmak niyetindeyim.».

Yeni başkan bundan sonra Başkan Herriot'dan sitayişle bahsederek şöy­le demiştir:

«Başkan Eduard Herriot'ya mecli­sin hürmet ve muhabbetle meşbu se­lâmlarını bugünden bildirmek isterim.»

Bu sözleri bütün meclis ayağa kalka­rak alkışlarla  karşılamıştır.

M. Le Troquer sözlerine şöyle devam etmiştir:

«M. Herriot, hasta olmasaydı o şim­di benim bulunduğum bu yerde ola­caktı. Başkanlık divanının ilk toplantısında bu büyük cumhuriyetçiye hürmetlerimizin resmen iblâğını ve kendisine Milli Meclisin fahrî başkanlığı unvanının verilmesini teklif edeceğiz.

M. Le Troquer'nin bu sözleri de alkış­larla karşılanmıştır.

15Ocak 1954

Paris :

M. Edouard Herriot, kaydı hayat şartiyle Fransız Millî Meclisinin fahrî başkanlığına  seçilmiştir.

16 Ocak 1954

Paris :

Fransanm yeni Cumhurreisi Rene Coty bugün saat 9,30 da yeni vazife­sini devralmıştır.

Yetkilerini Vincent Auriol'den Coty'ye nakli, Elysee sarayında muhteşem bir merasimle yapılmıştır.

Paris :

Ticaret kaynaklarından açıklandığına göre, Fransa bu sene Rusyaya 5000 ton donmuş et satacaktır.

Bu sevkiyat, 15 Temmuz Fransız Rus ticaret anlaşması dışında, Doğubati ticaret bağlarını inkişaf ettir­mektedir.

16Ocak 1954

 

— Muret (Haute Garcnne) :

M. ve Mme. Vincent Auriol, halkın coşkun tezahüratı ve alkışları arasın­da Muret'deki eski evlerine dönmüşlerdir.

Kapının önünde başkanın dostları toplanmıştı. Bunların en genç ve en yaşlılarından 2'şer kişi göz yaşlarını zaptedemiyen M. Vincent Auriol'e bir sepet kır çiçeği vermişlerdir. Eski başkan sevdikleriyle yeniden buluş­maktan duyduğu zevki belirtmiş ve demiştir ki;  «Bir kimsenin devletten en yüksek mevkilerine erişip vazifele­rini ifa ettikten sonra tekrar alela­de bir vatandaş sıfatını alması de­mokrasinin büyük kudretine işaret­tir. Cumhuriyete ve Fransaya olan güvenimizle bütün güçlükler ve teh­likeler yenilecektir. Cumhuriyet, va­tan ve barış yolunda sonuna kadar vazifemizi yapimya devam .edeceğiz.»

Bundan sonraki tasarıları hakkında gazetecilerin sorduğu sorulara M. Auriol şöyle cevap vermiştir: «Kü­tüphanem ve dosyalarım tertiplenmiye muhtaçtır.»

19 Ocak 1954

 

Paris :

Yunan Başvekili Mareşal Papagos bu sabah Doğu Ekspresiyle Parise gel­miştir.

Paris :

Yunan Başvekili Mareşal Papagos,Şerlinde yakında yapılacak dört bü­yükler konferansı ile, bunun mütesavver Balkan müdafaa teşkilâtı üze­rindeki tesiri hakkında bugün Fran­sız Dışişleri Vekili George Bidault ile görüşmüştür.          

Papagos, beraberinde Yunan Dışişle­ri Vekili Stephanos Stephanopulos ol­duğu halde, Grenviç ayariyle saat 15,30 da başlamak üzere Bidault İle 90 da­kika görüşmüştür.

Bu sabah Fransız Cumhurreisi Rene Coty ile Başvekil Joseplı Laniel'i zi­yaret eden ve bu gece de Fransız Dış­işleri Vekâleti tarafından şereflerine verilen ziyafete davet olunan Yunan­lı devlet adamları 25 ocakta Berlinde Sovyet Rusya ile batı arasında yapı­lacak toplantıda görüşülecek Balkan­lar nıeselesinin rolü hakkında israna durmuşlardır.

Sovyet Rusyanm Avusturya anlaşma­sını, Triestenin halli meselesine bağ­lamak ihtimali, ki bu keyfiyet Yunanistamn 1953 Balkan anlaşmasını or­taklaşa imzalayan Yugoslavyaya ha­yatî derecede tesir eder, rivayetleri arasında  Parisin meşhur  Le  Monde gazetesi, bu ihtilâfı, kavga halledil­medikçe, İtalya, Yugoslavyanm Ku­zey Atlantik teşkilâtı ile doğrudan doğruya askerî işbirliği yapmasına şiddetle husumet besleyecektir, de­mekte Ve şöyle devam etmektedir:

«Bütçesinin yüzde ellisini teşkil eden askerî masrafları azaltmamak imkâ­nını yaratacak bu Balkan askerî anlaşmasının muvaffkıyetie yürütülme­sinde Yunnistanm çok büyük menfa­ati vardır.

20 Ocak 1954

 

Paris :

Fransız kabinesi bugünkü toplantısın­da, hâlen Fransada olan Yunan'Başvekili Mareşal Papagos'a en yüksek askerî mükâfat olan (Medaille militaire Françe)'i tevcih etmek kararını vermiştir.

Paris :

Fransa Dışişleri Vekili Georges Bida­ult, Faştaki durumu görüşmek üzere bugün İspanyanın Paris büyük elçisi Kont Casa Rojas ile ikinci bir toplan­tı yapmıştır.

Bugünkü toplantı hakkında basma izahat veren Dışişleri Vekâleti sözcü­sü görüşmelerin dostane bir hava içinde cereyan ettiğini söylemiştir. Bundan evvelki toplantıda Bidauît, Sultanın selâhiyetlerini tanımamak gibi bir hareketin mevcut antlaşma­ları ihlâl edeceğini bildirmişti. Bildi­rildiğine göre İngiltere ve Amerika hükümetleri Bidault'nun hattı hare­ketini tasvip etmektedirler.

22Ocak 1954

 

— Paris :

Fransız Cumhurreisi ve hükümeti, İspanyol Fasmdaki vezirler heyetinin protestosuna cevaben aşağıdaki me­sajı yayınlamıştır:

Mahallî hükümetin mesajında zikredilen   durum  Fransız dikkatini çekmektedir.

Fransa Cumhuriyeti hükümeti, res­men imzalanmış olan antlaşmalar mu­cibince, mahallî hükümet başkanla­rına karşı deruhde etmiş olduğu va­zifeyi müdriktir ve taahhütlerini ye­rine getirmek için gereken bütün tedbirleri almış ve almakta devam edecektir.

Fransız hükümeti, Fas halkının etra­fında toplandığı Muhammed Ben Arafa'ya haklarının müdafaası ve Fas topraklarında barışın idamesi için Fransanm desteğine güvenebileceğini temin eder.

— Paris :

Dışişleri Vekâleti, Fransız  Yunan görüşmelerine dair aşağıdaki nihaî tebliği yayınlamıştır:

Yunan devlet adamları, Fransız Baş­vekil ve Dışişleri Vekiliyle, milletler­arası durumu gözden geçirmişlerdir. Müzakereler esnasında Berlin konfe­ransına temas edilmiş, Atlantik itti­fakının gelişmesi ve milletlerarası konjonktüre intibakı imkânları, ince­lenmiştir.  

Bundan başka, Balkanlardaki du­rumun muhtelif veçheleri, Balkan Paktının Batı müdafaa teşkilâtı da­iresinde gelişmesi ve bu paktın teda­füi tesirini artırmak için ilgili üç dev­letin sarfettiği gayretler de bahis mevzuu edilmiştir.

Fransız ve Yunan devlet adamları, hükümetlerinin, insanlık, barış ve hürriyet ideallerine dayanan siyaset leri arasında tam mutabakatı yeni­den müşahede etmişlerdir.

— Paris :

Mareşal Papagos, Parisin 12 mil ba­tısında Müttefik Başkomutanlık ka­rargâhına giderek General Alfred Grünther ile görüşmüştür.

Bildirildiğine göre, Mareşal Papagos Yunanistanm stratejik ehemmiyeti haiz Doğu Akdenizde batı müdafaa­sına mümkün olan her türlü yardımı yapacağını Müttefik Orduları Başko­mutanına temin etmiştir.

Ayrıca General Grünther ile Mareşal Papagos'un Balkan Paktı hakkında da fikir teatisinde bulundukları bil­dirilmektedir.

Mareşal Papagos çarşamba günü Brüksel'e hareket edecektir.

23Ocak 1954

 

— Paris :

Tetuan hâdiseleri üzerine Fransa'nın Madrit büyük elçisi M.. Jaque Meyrier tarafından İspanyol Dışişleri Vekâleti Müsteşarı M. Emilio Navasques'e dün öğieden sonra tevdi edilen notanın çok nazik bir lisanla kaleme alındığı siyasî mahfillerde beyan edilmekte­dir.

Bununla beraber Fransız hükümeti bu notada görüş tarzını sarih ifadelerle izhar etmektedir.

Bu mahfiller, bahis mevzuu İspanya hükümetinden bir cevap isteyen bu notanın metni hakkmda malûmat ver­mekten imtina etmektedirler.

İki taraf ta haklı Yazan: Mücahit Topalak

6/1/954 tarihi  (Zafer)  den:

Fransız Başvekilinin istifasını redde­den Reisicumhur Auriol, şu hususa istinat etmektedir: Laniel, Başvekil sıfatiyle Bermuda konferansına gi­derken meclisin itimadını haizdi. Şimdi ise, bu konferansta verilen kararlar ve Sovyet Rusya'ya gönderilen nota neticesinde 25 Ocakta Şerlinde toplanması kabul olunan dört dışişle­ri vekili konferansına da aynı selâhiyeti haiz olarak iştirak etmelidir.

Reisicumhur, bu beyanatında haklı­dır, lâkin, Bermuda ile Fransa Cumhurreisliği seçimi arasına giren hâ­diseler ve bu son seçimlerde meclisin tezahür eden temayülü, Laniel'i tam mânasiyle «ortada bırakmıştır». Zira, hatırlarda olduğu gibi, mecliste, re­isicumhur seçimleri, bir kaç unsurun da mevcudiyeti bariz olmakla bera­ber, Avrupa ordusuna taraftar olan­larla bu tasarının aleyhinde olanlar arasında tam bir mücadele manzara­sı arzetmiş ve sonunda «sağcı» ların Fourcade ve Jacquinot ile giriştikleri manevraları müteakip Coty darbe­siyle partiyi vurmalarına müncer ol­muştur. Ama, herkes bilmektedir ki, bu, «sol» un mağlûbiyeti olmadığı gi­bi sağ cenahın zaferi de değildir. Bu arada Laniel de, Bermuda konferan­sına iştirak etmesine imkân vermiş olan çoğunluğun şimdi dalgalanmış bulunduğunu elbette ki müdriktir. Bermuda konferansında, Avrupa sa­vunması ve Avrupa ordusu hakkında alınacak kararlar müzakere edilir ve Sovyet Rusyaya karşı bu konuda ne gibi bir hareket hattı takip edileceği görüşülürken günlerce siyasî bir has­talığa tutulup müzakerelere iştirak edemiyen başvekilin, şimdi belki de Rusya'ya karşı tam bir cephe alınma sı melhuz bulunan bu konferansa bugünkü meclis çoğunluğunu temsilen gitmesi elbette ki kolay değildir.

Başvekil Laniel, böyle bir günde isti­fa etmek ve meclis çoğunluğunu taze­lemek iddiasiyle ortaya çıkmak hususundaki karariyle müşküller çıkar­mağa teşne bir şahsiyet gibi görüne­bilir. Keza, Reisicumhur Auriol'un Başvekile verdiği cevap da lüzumun­dan fazla sert telâkki olunabilir. Lâ­kin, iki devlet adamı da ancak Fran­sız meclisindeki karışıklığın vehametini ifade etmektedirler. Zira Laniel pek iy bilir ki, Berlinde, meclisin ka­bul etmiyeceği taahhüdlere girmek zorunda kalırsa, meclis kendisini iskat etmekle kalmayıp aylarca yeni bir başvekil arar. Auriol ise, bu key­fiyeti bilmemezlikten gelmeğe, daha doğrusu bilip de, böyle bir hal yok­muş, gibi vatandaşlarına görünmeğe mecburdur. Hâdise bundan ileri gelmektedir.

ATOM ENERJİSİ ETRAFINDA:

Sovyet Rusyanm, 8 aralık tarihinde Başkan Eisenhower tarafından Bir­leşmiş Milletler genel kurulunda atom enerjisinin milletlerarası bir toplulu­ğun kontrolüne verilmesi hakkında ileri sürülen teklifi kabul ettiği ve bu bahiste müzakereye yanaştığı bildiril­mektedir.

Dünya efkârında akisler yapan bu ha ' berin hiç bir ehemmiyeti olmadığı or­tadadır. Zira: Başkanın teklifi, bu korkunç kudretin tetkiki ve kullanıl­ması sayesinde Sovyet Rusyayı mut­laka ortak etmeğe matuf değildir. Bu teklif sadece, Rusya'ya karşı sonun­da bu bahsin tek taraflı olarak mü­talâa edileceğine ve bütün müttefik memleketlerin ortak edileceğine dair bir ikazdır. Rusya'nın bu teklifi kabul etmesine gelince, bu, Batı ile mü­zakere imkânlarını asla kaybetmemek siyasetinin bir neticesidir,

Yirmi veya elli yıl Yazan:

Mücahit Topalak

11/1/954 tarihli (Zafer) den:

Fransa Hariciyesi, iki gündenberi iki defa bir mesele hakkında malûmatı olmadığını bildirmek lüzumunu hisset­miştir. Bu mesele, Atlantik Paktının müddetinin uzatılması ile ilgilidir. Fransa, Amerika ve İngilterenin, te­minat mahiyetinde olmak üzere At­lantik Paktının 20 seneden 50 seneye çıkarılması hakkında teklifte bulun­duklarından malûmatı olmadığını açıklamaktadır. Buna karşılık, yetkili İngiliz mahfilleri de yarı resmî ifa­delerle durumu tavzih etmişlerdir: Atlantik Paktının 50 sene müddetle uzatılması bahis mevzuu değildir.

Meselenin esası hakkında bir fikir edinebilmek için geçen ay Pariste top­lanan Atlantik Paktı konseyinin safahatını hatırlamak faydalıdır. Bu toplantıda Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault, Avrupa savunma cami­asının Fransız Millî Meclisinde tasdik edilebilmesi için, Fransamn bazı te­minat istediğini söylemişti. Fransızla­rın nazarında bu teminat, bilhassa Atlantik Paktı ile mutasavver Avru­pa savunma camiası andlaşmasmm bir hizaya getirilmesi sayesinde müm­kün olabilecektir. Atlantik Paktı 20 seneliktir. Halbuki, Alnıanyanın da iştirakile 6 Avrupalı memleketin kur­ması tasarlanan savunma camiası 50 senelik tanzim edilmiştir. Fransa, Av­rupa kıtası üzerinde iktisadî ve aske rî bakımdan kendisinden daima üs­tün olmağa müsait bir memleketle mukadderat birliği yaparken, diğer taraftan İngilterenin ve Amerikanın 1969 yılından sonra, bu işbirliğine bi­gâne kalmaları ihtimalini gözönünde tutmaktadır. Savunma camiasının Fransız millî meclisinde bugüne kadar tasdik edilememesinin başlıca sebep­lerinden biri budur ve Bidault, At­lantik Konseyinde bu hususta temi­nat istemiştir.

Konseyin toplandığı günlerde gerek müzakerelerin hülâsasından, gerekse aynı tarihte Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles'in Avrupa savunması hakkındaki beyanatından anlaşılan şudur ki, Bidault'nun talebi kabul edi­lememiştir. Meselenin. bugün tekrar ortaya çıkmasının sebebi ise, Öyle 'gö­rünüyor ki, Fransada beliren hükü­met buhranı ihtimalleri ve Berlin konferansı konj onktürlerinin umumi efkârı tazyik etmesidir. Filhakika, önümüzdeki 17 Ocak tarihinde Fran­sada Reiscumhur salâhiyetleri Auriol'dan Coty'ye nakledildiği zaman Laniel'In Berlin konferansı için selâhiyet meselesini tekrar ortaya atması beklenmektedir.

Gelecekteki bu buhran ihtimalinin tesiriyledir ki, bazı mahfiller, Fransaya teminat verileceği haberlerini yay­makta fayda mülâhaza etmişlerdir. Bugün Fransa hükümetinin yalanla­dığı ve İngilizlerin de tekzip ettikleri haberlerin taallûk ettiği meselenin bazı veçheleri bunlardır. Durumda bir değişiklik yoktur.

ROMA

 

3 Ocak 1954

 

— Napoli :

Kraliyetçi Parti Başkanı olan Napoli Belediye Başkanı Achille Lauro bu gün kendi partisini tutan bir gazete­de neşrettiği bir makalede hükümete bir formül teklif etmektedir. Belediye Reisi bu teklifinde bilhassa eski Baş­bakan De Gasperiye hitap ederek şöy­le demektedir: «Hâdiseler göstermiştir ki, İtalya da, Hristiyan Demokrat Partisi ko­münizmi önlemeye kâfi gelmemekte­dir. Bu vaziyet dahilinde gayet ciddî tedbirler almak ve yerinde tertiplerde bulunmak lâzımdır. Ben bugün görüyorum ki hal böyle değildir. Hepimiz birleşirsek elbette ki bu mücadeleyi kazanırız. Şuna emin olunuz ki, İtal­yan mileti hür kalmak ister ve ileride ferah bir hayat için lâzım gelen şart­ları teinin etmek ister. Bunun için milletin çoğunluğunun sizden istediği şeyi ben talep ediyorum.»

5 Ocak 1954

 

— Roma :

Bugün istifasını Reisicumhura tak­dim eden İtalya Başvekili Giuseppe Pella, böyle bir karara varmadan ön­ce iki hafta partisini sağ cenaha te­mayülü kabule çalışmıştır. Nihayet dün gece kuvvetli sağ cenah partisi kralcıların parlâmentoda müzahere­tini temin edecek bir kabinenin teşkili hususunda anlaşmaya varılabil­mişti. Yeni kabinede Hristiyan De­mokrat Partisinin muhtelif cereyanla­ra salik temsilcileri yer alacaklardı.

Fakat içinde solcu unsurların bulun duğu parti meclis grupu bu akşam Başvekile yeni listeyi kabul etmiyeçeklerini bildirmişler, bilhassa şimdi­ki sol cenah mensubu Ziraat Vekili­nin sağ temayüllü bir şahısla değiş­tirilmesine itiraz etmişlerdir. Başve­kilin, toprak reformu programının tatbikine devam edileceğine dair ver­diği teminata rağmen grup değişikliği kabulden imtina etmiş, bunun üze­rine Giuseppe Pella da istifasını Reiscumhur Luigî Einaudiye takdime mecbur kalmıştır.

5 Ocak 1954

 

Roma :

Gmt ayariyle saat 18,40 ta sona eren Vekiller toplantısını müteakip Başve­kil Giuseppe Pella Cumhurbaşkanı Luigi Cinaudi'yi ziyaret ederek hü­kümetinin istifasını kendisine vermiş­tir.

8 Ocak 1954

 

Roma :

Hıristiyan Demokrat Partisi idare he­yeti, kabine buhranından mütevellit vaziyeti tetkik etmek üzere Castelgandolfo'da parti genel sekreteri M. Alcide de Gasperi'nin başkanlığında toplanmış ve yeni hükümetin progra­mına ve icraatına esas teşkil edecek olan aşağıdaki noktaları ittifakla tas­vip etmiştir.

1— Tevessül   edilmiş   bulunan   İsla­hata ve kararlaştırılmış olan içtimai tedbirlere devam edilmesi ve bunla­rın ikmali.

2— Bir iş   ve   istihsal   politikası ta­kip edilmesi ve bunun âzami bir gay­retle ve serî ve tesirli tedbirlerle ger­çekleştirilmesi.

3— Hürriyetin zamanı olarak ve de­mokratik müesseselerin takviyesi için, cumhuriyet otorite ve prestijinin şiddetle müdafaası.

4— İtalyan menfaatlerinin, Atlantik ve Avrupa işbirliği ittifakları çerçe­vesi dahilinde ve barış garantisinin aranması yolunda sarfedüen   gayret­lerle hemahenk olarak sıkı bir suret­te müdafaası.

Diğer taraftan Cumhuriyetçi Partinin icra komitesi, partinin parlâmento grupları temsilcilerinin de iştirakiyle bir toplantı yapmış ve şu karara var­mıştır:

«Kabine buhranı, memleketin âcil mahiyetteki içtimai meselelerini cum­huriyetin hür müesseselerini sıkı bir şekilde müdafaa ve Avrupa Birliği si­yasetine müspet bir se'kilde devam prensipleri dahilinde karşılamak arzusunda bulunduğunu temin edecek bir hükümetin kurulması suretiyle halledilmelidir.»

— Roma :

Resmen teyit edilmeyen haberlere gö­re İtalyan, hükümeti gizli bir yerde mahfuz tutulan Mussolini'nin nâşını bilâhare tesbit edilecek bir tarihte ailesine teslim etmeyi taahhüt et­miştir.

— Padoue :

Padoue askerî mahkemesi Giovanni Amadio adında 29 yaşındaki bir İtalyanı, casusluk suçundan 7 sene 10 ay hapse mahkûm etmiştir. Amadio, yabancı bir devletle haberleşme ve askerî mahiyette malûmat elde et­meğe çalışma ile itham edilmiştir.

12 Ocak 1954

 

— Roma :

Hıristiyan Demokrat Partisi sol cenah mensuplarından 45 yaslarında Amintore Fanfanı, İtalyada bir haftadanberi hüküm sürmekte olan hükümet buhranına nihayet vermek üzere ye­ni kabineyi kurmayı kabul etmiştir.

Eski bir üniversite profesörü olan ve harb sonrası hükümetlerinde sık sık vekillik eden Fanfani, parti, hükümet ve milleti hafifçe sola doğru kaydır­ma taraftarıdır ve bu hamlenin tem­silcisidir.

Fanfani, demokratik partilerden ay­rılarak, komünist ve komünist taraf­tarı Sosyalist camialarına endişe verecek derece ve nispette çoğaltan, az gelirli seçmenlere daha fazla sosyal ve iktisadî menfaatler sağlamayı ter­viç edenlerdendir.

15 Ocak 1954

 

— Roma :

Roma'da çıkan gündelik «İl Tempo» gazetesi, Napoli'ye bir Sovyet gemisi­nin gelmesinin endişelere yol açtığını yazmakta ve şöyle demektedir:

Dört ay evvel «Andrew» adlı Rus ge­misi Napoli limanına girmiş ve tami­re ihtiyacı olduğunu bildirmiştir. Geminin kaptanı yapılan tamiratın fe­na olduğu bahanesiyle, işçilerin hay­ret karşısında gemiyi yeniden tamir ettirmiştir. O zamandanberl gemi li­manda demirli bulunmaktadır ve mürettebatın tavru hareketi ahaliyi biraz şüphelendirmiştir, zira bunlar sık sık Romadaki Sovyet büyük elçi­liği memurlarım ziyaret etmektedir­ler.

Şimdi de «Stırikov» adlı ikinci bir Sovyet gemisi 24 saat evvel limana girerek o da tamir yaptırmak iste­miştir.

Sovyet gemileri niçin Napoli limanını meselâ Cenovaya tercih, etmektedir­ler? Bu gayet basit. Zira Nato genel karargâhı Cenova'da değil Napolide bulunuyor.

19 Ocak 1954

 

— Roma :

Yeni Başvekil Amintore Fanfani ve kabine üyeleri bu sabah Cumhurreisi Luigi Einaudi'nin huzurunda and içmişlerdir.

30 Ocak 1954

 

— Roma :                    

Fanfani hükümeti güven oyu alama­mıştır. Tasnif neticesinde oyların 303 aleyhte, 260 lehte 'kullanılmış olduğu görülmüştür. 12 kişi çekimser kalmış­tır.

31 Ocak 1954

 

— Roma :

İtalya bugün yedi ay zarfında beşinci hükümet buhranı ile karşılaşmakta­dır. Bu buhranlardan artık gına ge­tirmiş olan halk Fanfani hükümeti­nin istifasını yazan hususî baskıları bile almak zahmetine katlanmamıştır.

Reisicumhur Einaudi pazartesi günü tekrar parti liderleriyle görüşmeye başlayacaktır. Bütün zihinleri işgal eden. nokta hali hazırdaki parlâmento ile sağlam demokrat bir hükümetin kurulup  kurulamıyacağıdır.

— Roma :

Pompeide devam etmekte olan araş­tırmalar neticesinde dört villâ hara­besi daha meydana çıkarılmıştır. Bu villâlardan biri 1.875 sene evvel şeh­rin en tanınmış zevk ve eğlence mer­kezi olan Julia Feliev'in evidir.

Pompei şehri milâttan sonra 79 ncu yılın 24 ağustosunda Vezüv yanarda­ğının indifaı neticesinde yedi metre kalınlıkta bir kül tabakasına gömül­müştü. Cehrin 20,000 kişilik nüfusun­dan iki bini bu felâket esnasında öl­müşlerdir.

Bir müddettenberi, son 200 sene için­de kazılan bölgenin yanında İtalyan hükümetinin desteklediği araştırmalar yapılmakta idi. Geçenlerde bu kısım­da beş tane heykel meydana çıkarıl­mıştır. Bu meyanda Phidias'm eseri olduğu tahmin edilen 80 santim yük­sekliğinde mermer bir venüs heykeli de bulunmuştur. Fakat tanınmış ar­keolog profesör Amedeo Majuri, hey­kelin sanat kıymeti ifade etmesine rağmen Yunan heykelcisinin eseri ol­maktan çok uzak bulunduğunu ifade etmiştir.

YANKILAR

Yeni yıla buhranlı siren memle­ket...

Yazan: Ömer Sami Coşar

9/1/954 tarihli (Cumhuriyet)ten:

Birkaç gündenberi İtalya hükümet­sizdir. Başbakan Pelia, muhalefetin değil de kendi partisi dahilindeki ce­reyanın kurbanı olmuş, istifa etmiş­tir.

Geçen sene haziran ayında yapılan genel seçimleri Hristiyan Demokrat Partisi kazanmış, fakat De Gasperinin liderliğinde bulunan bu siyasî grup mecliste mutlak ekseriyeti te­min edememişti. Bu hedefe varmak için hazırlanan yeni seçim kanunun­dan da istifade edilememişti. Bu ka­nuna göre verilen reylerin yüzde 51 ini alan parti veya birleşmiş partiler meclisteki yerlerin üçte ikisini de oto­matik şekilde kazanmış olacaklardı.

De Gasperi'nin, komünistlerin manev­rasına kurban gitmesi, reylerin yüzde 51 ini temin etmesini mümkün kıla­cak bir kaç bin reyin «siliktir» diye gayrimuteber addedilmesini kabul ey­lemesi Hristiyan Demokra tPartisini diğer partilerin yardımı ile memleke­ti idareye mecbur etmiştir. Koalisyon ya (Merkez  sol) veya (merkez  sağ) olarak teş.ekkül edebilirdi. 1953 se­çimleri sola doğru bir kayış göster­diğinden parti idarecileri daha çok muhafazakâr olan Hristiyan Demok­ratların solundaki komünist aleyhtarı gruplarla işbirliği yapılmasını tavsi­ye etmişlerdi. Partinin sol cenahında bulunan De Gasperi, seçimi müteakıb bu zaviyeden sekizinci kabinesini teşkil etmiş, fakat bunun Ömrü kısa olmuştu.

1953 yılı ağustos ayında başlayıp 45 gün süren ciddi bir buhran sonunda, sabırsızlanan, geciken bütçe yüzün­den endişelenen Hristiyan Demokrat Partisi bu sefer de sağcı addedilen maliyeci Pella'nm (merkez  sağ) ko­alisyonu kurmasına rıza göstermiş, böylelikle kralcılarla işbirliğine gidil­mişti.

Fakat Pella hükümetinin «geçici tek­nisyenler hükümeti» olduğu da açıkça belirtilmişti. Hattâ bu hükümet mec­listen itimad oyu almadan işe başla­mıştı. Fakat Pella, 1954 yılma İtalyanın geçici değil de sağlam bir hükü­metle girmesi lâzımgeldiğini söylemiş, partisinin kendisini tamamiyle des­teklemesini istemiş, bakanlar arasın­da değişiklikler yapmaya başlamıştı. Bu arada, toprak reformunu tatbik etmekte olan ve sol cenahın tuttuğu Ziraat Bakanı Salome'yİ uzaklaştırmış ve yerine bu reform aleyhinde cephe alan sağcı Aldisio'yu getirmişti.

İşte bu tâyin, Pella'nm istifasına, 1954 yılma İtalyanm buhranla girme­sine yol açmıştır.

Avrupa İktisadi İşbirliği teşkilâtı ta­rafından neşredilen son rapor da gös­termiştir ki, İtalya ekonomik buhra­nı izale edememiş, memlekette işsiz­lik alabildiğine yayılmıştır. Pella'nm sağa meyyal ekonomik politikası Hris­tiyan Demokrat partisine bağlı sendi­kaları da, grev mevzuunda, komünist sendikalarla işbirliğine sevketmiştir. Diğer taraftan bu politikanın bir ne­ticesi olarak 1952 yılının ilk dokuz ayında 506 milyon doları bulan ticaret açığı 1953'ün ilk dokuz ayında daha da yükselmiş, 576 milyon dolar ol­muştur.

Bu durum, Başbakan Pella'nm kendi partisi tarafından reddedilmesine yol açmıştır. Şimdi ne olacaktır? Hristi­yan Demokrat Partisi, buhrana rağ­men, birliğini muhafaza edip gene De Gasperinin reisliğinde sola meyyal bir hükümetin teşkiline imkân verecek midir? Fakat komünist aleyhtarı sol partiler öyle tavizler istemektedirler ki, De Gasperi, bunların, kabineye iştirak etmemek için bile bile ileri sü­rüldüğü kanaatindedir.

İtalya gayet ciddî bir ekonomik buh­ranı dağıtmak mecburiyetindedir. Bu hedefe, yarım tedbirlerle, muhtelif siyasî grupları veya menfaatleri kolla­yan uzlaştırıcı programlarla varmak imkânsızdır. Bunu düşünerek De Gasperinin bir defa daha halkın reyine başvurması ihtimal dahilindedir.

İtalyada hükümet değişikliği

Yazan: Ö. Sami Coşar

19/1/954 tarihli (Cumhuriyet) ten:

İtalyada kurulan yeni hükümet sola doğru kayma olduğunu göstermekte­dir. Parlâmentoda en kuvvetli parti olan Hristiyan Demokratların sağ ce­nahını temsil eden Pella Başbakan­lıktan çekilmiş, yerini daha çok sol cenahın liderlerinden biri olan Fanfani almıştır.

İtalyan parlâmentosunda Hristiyan Demokrat Partisi 262 reye sahiptir. Fakat bunların tam ekseriyeti sağla­yabilmeleri için daha 40 reye ihtiyaç­ları vardır. Pella, sağ cereyanı tem­sil ettiğinden 48 mebuslu Kralcılar grupu tarafından desteklenmekteydi. Muhakkak ki bugün sol cereyanın adamı olan Fanfani'yi kralcılar tutmıyacaklar, yeni Başbakan daha çok komünist aleyhtarı sol partilerle iş­birliğini temine çalışacaktır.

Pella, yalnız kendi partisi içindeki buhr?.n yüzünden düşmüştür. İkinci Cihan Harbindenberi sekiz defa Baş­bakan olan De Gasperi, geçen yılın ağustos ayında yerini Pella'ya bırak­mış, fakat partinin genel sekreterli­ğini eline alarak, yeni Başbakanın ta­kip etmeğe başladığı yolu tenkid et­mişti. Nihayet aralık ayında, Pella, kabineyi tadile kalkışıp, ziraat refor­mu aleyhtarı olarak tanılan bir şahsı sırf kralcılara hoş görünmek için Ziraat Bakanlığına getirmeye teşeb­büs edince buhran patlak vermiş, Hristiyan Demokrat Partisi içindeki mutedil ve sol cereyanlar duruma hâ­kim olmuşlardır.

İtalyada toprak reformunun tatbikin­de en mühim rolü oynıyanlardan biri de şimdi Başbakan olan Fanfani'dir. Diğer taraftan Dışişleri Bakanlığına getirilen Piccioni de sol cereyanı tem­sil etmektedir. Şiddetli komünist aleyhtarı bulunan bu şahısların, bilhas­sa Pella tarafından ihmal edilen sos•yal dâvaları ele almaları bekleniyor. İtalyada İşsizlik ve hayat pahalılığı devamlı surette artmaktadır. Cereyan eden son grevler de şümullü olmuş­tur. Diğer taraftan ticaret açığı da daimi bir şekilde artmaktadır.

Fakat bir hafta sonra meclis önüne çıkacak olan Fanfani kabinesi komü­nist aleyhtarı olan sol partilerden ba­zılarının desteğini temin edebilecek inidir?

İtalyada iki sosyalist partisinin bu­lunması son derece karışık bir durum yaratmakta ve bundan komünist par­tisi her zaman faydalanmaktadır. Bu sosyalist' partilerinden biri Nenni idaresinde ve komünist nüfuzu altın­dadır. Nenni, kızıl lider Togliatti ile bir pakt akdetmiştir. Diğer tarafta ise, komünist aleyhtarı sosyalist (Saragat partisi)   bulunmaktadır.

Son. seçimlerde nispeten gerilemiş olan Saragatçi sosyalistler, Hristiyan Demokrat Partisi ile işbirliğinden ka­çınmakta, bu muhafazakâr hükümet­leri desteklediği takdirde, taraftarla­rının öteki Sosyalist Partisine gitme­lerinden endişe etmektedir.

Bu sebepledir ki, İtalyan siyasî bün­yesi zayıftır. Hristiyan Demokrat Par­tisi içinde mevcut bir grup, yeniden seçimler yapıldığı takdirde bu çık­mazdan kurtulmanın mümkün olaca­ğını söylüyorlar.

21 Ocak 1954

 

— Tetuan  İspanyol Fas'ı :

Sabahtanberi devam eden şiddetli yağmur ve rüzgâra rağmen Faslılar kalabalık gruplar halinde mahallî şar­kılar söyleyerek kabile reislerinin toplanacakları mahalle doğru yürü­mekte idiler.

Öğleden sonrası için hazırlanan bir çok açık hava merasiminin yağmur yüzünden yapılamıyacağı anlaşıl­maktadır.

Öğrenildiğine göre İspanyol Fası Yük­sek Komiseri General Garcia Valincya bütün İspanyol Fası ileri gelenle­rinin imzalarını taşıyan bir muhtıra takdim edilmiştir. Bu muhtırada im­za sahipleri, Fransız Fasmdaki du­rum devam ettiği müddetçe her iki bölgenin ayrılmasını teklif etmekte­dirler. İspanyol Fasında yaşayan bir milyon Faslıyı temsil eden şahsiyetler tarafından imzalanan muhtırada Fransanm Fas siyaseti şiddetle tenkid edilmekte, halkın İspanyaya olan bağlılığı ve yeni Sultanın selâhiyetinin tanınması hedefini güden İspan­yol siyasetine minnettarlığı izhar edil­mektedir. Muhtırada esas gaye ola­rak Fas'ın birleşmesi prensipi ileri sürülmektedir.

Diğer taraftan 30,000 kişilik bir kala­balık Önünde konuşan Faslı kabile re­isleri, bir muhtıra ile İspanyol Yük­sek Komiserine arzettikleri hususları halk önünde de tekrar ederek İspan­yol Fasının Fransız Fasından ayrıl­ması tezini ileri sürmüşler ve yeni Sultanın selâhiyetini tammıyacaklarını bildirmişlerdir.

Halen Fas üç bölgeye ayrılmış bulun­maktadır. Fransız, Fası, İspanyol Fası ve beynelmilel bir idare altında olan Tanca.

Sultan, Fransız Fasmdaki karargâ­hından her üç bölgeye de nazarî ola­rak hükmetmektedir. İspanyol Fasın­da kendisini bir halife, Tancada da bir delege temsil etmektedir. Ayrıca Fransız Fasında bir Fransız umumî valisi, İspanyol Fasında da bir İspan­yol Yüksek Komiseri bu bölgelerde hükümetlerinin talimatlarını yerine getirmektedirler.

Fransanm iddia ettiğine göre Fasın ayrılması 1906 Cezair andlaşmasını ihlâl edecektir. Bu andlaşmaya Ame­rika, Rusya ve diğer büyük devletler de imza koymuşlardır. Fransa'nın asıl itirazı bütün Fasın birleşmesidir.

Rabat'taki Fransız şahsiyetleri böyle bir gösteriye mâni olunmadığı için te­essüflerini beyan etmekte ve her iki bölgenin ayrılması hususunda ileri sü­rülen iddiaların tedhiş hareketlerini arttıracağını söylemektedirler. Fakat herhangi bir hâdise çıkmamasından ötürü memnuniyetlerini de gizîememektedirler.

Bugünkü toplantı mahallini dolduran 30,000 Faslı, Fas'ın muhtelif yerlerin­den gelmişlerdir. Berberi süvarileri harb naraları atıp havaya boş kovan­lar sıkarak dört nala Hipodromdan geçtikleri sırada tezahürat son haddi­ne varmış, halk yeni Sultan ile Fran­sız Fasmdaki umumi vali aleyhinde gösterilerde bulunmuştur.

General Franco yarın kabinesini top­lantıya çağırmıştır. İspanyol Fasmda­ki Yüksek Komiserin de hükümete izahat vermek üzere yarın Madrid'e gitmesi muhtemeldir. Amerika ve İn­giltere durumla yakinen ilgilenmek­tedirler. Fransa Dışişleri Vekili Bida ult, statüde herhangi bir değişikliğinvahim neticeler doğurabileceğini söy­lemiştir. Rabat'taki yeni sultan ve kabinesi İspanyol Fasmdaki bu hâ­diseleri Fransa hükümeti nezdinde şiddetle protesto etmiştir.

Bütün bu hâdiselerin mihverini teşkil eden eski sultan Sidi Muhammed ise Korsika adasındaki inzivasında yaşa­makta ve meşru iki karısından biri­sinin yapacağı doğumu beklemekte­dir. Sıkı bir muhafaza altında olan sürgün sultan, nadiren dışarı çıkmak­ta, haftada üç defa hususî filmler seyretmekte ve arasıra da kendi eliyle Fas yernekleri pişirmektedir.

— Madrid :

Franco hükümeti, İspanya Faslıları­nın, Fransız Fasından ayrılma talebi karşısında ne gibi bir hareket hattı takip edileceği ve tedbir alınacağı hu­susunda bu gece sükûtu muhafaza et­miştir. İspanya Yüksek Komiseri Garcio Valino bugün Tetvan'da yaptığı konuşmada Fransızların himaye etti­ği şimdiki Fas sultanı Parisin kukla­sından başka bir şey değildir demekle İspanyanın bu husustaki düşüncesine tercüman olmuştur.

İspanyol müşahitler, Tetvan beyana­tının bütün Arap dünyası boyunca İs­panya lehinde tepkiler uyandıracağı­nı ummaktadırlar. Bu müşahitler, Fransanm Fas bölgesinde askerî bir­likler ve harb gemileri tahşid etme­sini aşırı tedbirler olarak vasıflandırmışlardır.

Güvenilir kaynaklardan bildirildiğine göre, Amerika büyük elçisi James Dunn ve İspanya Dışişleri Vekili Mar­tin Artajo dün gece verilen resmî bir ziyafette Faştaki gelişmeleri sathi su­rette görüşmüşlerdir.

22 Ocak 1954

 

— Madrid :

Dün Tetuvan'da cereyan eden hâdi­selerle ilgili olarak Fransa İspanya hükümetine bir nota vermiştir. Nota bu akşam Fransanm Madrid büyük elçisi Jacqueş Meyrier tarafından İspanya Dışişleri Bakanlığı müsteşarı­na tevdi olunmuştur.

23 Ocak 1954

 

— Madrid :

General Franco, perşembe günü Tetuan'da yapılan miting hakkında Faş­taki İspanyol Yüksek Komiseri Gene­ral Rafael Garcie tarafından gönde­rilen rapora bir telgrafla verdiği ce­vapta «Tetuan şehrinin sahne oldu­ğu muazzam ve heyecanlı hâdise dolayısiyle devlet başkanının duyduğu büyük memnuniyet» ifade edilmekte­dir,

— Madrid :

İspanyol hükümetinin bir sözcüsü şunları söylemiştir:

Faslıların Tetuan'da yaptıkları nü­mayişi protesto eden Fransız notası, Fas'ın birliğini bozanların ve Ceza­yir anlaşmasına aykırı hareket eden­lerin Fransızlar olduğunu dünyaya ispat etmek fırsatını İspanya hükü­metine vermiştir.

26 Ocak 1954

 

— Madrid :

Madrid'de çıkan akşam gazetelerinin hepsi dün Madrid'de İngiliz Büyük Elçiliği binası önünde yapılan nüma­yişlere ait haberleri neşretmektedir­ler. Bununla beraber bu gazeteler­den hiç biri, silâhlı polis kuvvetleriy­le talebeler arasında çıkan ve 20 po­lisle elli kadar talebenin yaralanma­sına sebep olan karışıklıklardan bahsetmemekteüirler.

«Alcazar» gazetesi, «Hükümetin Cebelüttank siyasetine iştiraki ifade eden bir talebe nümayişi» başlığı al­tında hâdiseyi nakleden yazısında nü­mayişe 20 bin kişinin katıldığını bil­dirmektedir. «Phalangîste Pueblo» »ga­zetesi ise nümayişlerin 30 bin kadar olduğunu nakletmekte ve bunların İn­giliz Büyük Elçilik binası yakınlarına geldikleri sırada binayı muhafaza eden polis kuvvetleri tarafından dağı­tıldıklarını ilâve etmektedir.

27 Ocak 1954

 

Madrid :

23 ve 25 Ocakta nümayişler sırasında talebelerin İngiliz elçilik binalarında hasara sebep olmaları, İngiltere Bü­yük Elçiliği tarafından bu sabah Gmt. ayariyle 11,30 da İspanya Dışişleri Ve­kâletine verilen bir nota iip protesto edilmiştir.

28 Ocak 1954

 

— Madrid :

Salı ve çarşamba günleri Madrid'de cereyan eden hâdiseler hakkında dün gece neşredilen resmî bir tebliğ, üni­versite muhitiyle alâkası olmayan ba­zı yabancı unsurların, nümayişlerin asıl mânasını tahrif etmek ve siyasî bir karışıklık çıkarmak hedefiyle ta­lebe arasına kasten karışmış oldukla­rını ifade etmektedir.

30 Ocak 1954

 

— Madrid :

Öğrenildiğine  göre  dün  akşam  top lanan İspanyol Vekiller Heyeti, Mad­rid polisiyle üniversite talebeleri arasında hâdiselere sebep olan son nü­mayişler üzerinde durmuştur.

Hükümete yakın mahfillerin ifade­sinden anlaşıldığına göre, açılan tah­kikat nümayişçilerin İngiliz Büyük Elçilik binasını yakmak tasavvurun­da bulunduklarını ve bazı profesyo­nel kışkırtıcıların, bu arada da bil­hassa «Yabancı milliyetten bir ajan­ın» talebeler arasına karışmış oldu­ğunu göstermiştir. Pazartesi günkü nümayişler esnasında İngiliz Büyük Elçiliği binası yakınlarında tesadüfen arızaya uğramış gibi görünen ve şo­förleri ortadan kaybolan taş ve çakıl yüklü iki kamyonun mevcudiyeti bu­na delil teşkil etmiştir.

Aynı malililerin bildirdiğine göre çarşamba günü Madrid üniversitesi civarında vukubuîan hâdiseler sıra­sında bir çok talebelerin yaralanma­sına sebep olan kursuların da polis tabancalarına ait olmadığı ve daha küçük çaptaki tabanca kurşunlan ol­duğu tesbit edilmiştir.

Nihayet hükümet mahfilleri, Madrid'te sükûnetin yeniden teessüs et­miş  olduğunu  da kaydetmektedirler.

 

İSVİÇRE

 

9 Ocak 1954

 

— Bern :

Mısır Ekonomi Vekilinin başkanlığın­da Mısır hükümeti yüksek memurla­rı ve ekonomi mütehassıslarından müteşekkil bir heyet hâlen İsviçrede bulunmaktadır.

Mısırlı delegeler iki memleket arasın daki ekonomik bağların takviyesi maksacüyle isviçre ekonomi ve malî çevreleri ile temaslarda bulunmuşlar­dır. Mısır heyeti İsviçreye pamuk, ba­zı ziraat mahsulü ve çiçek ihraç et­mek, buna mukabil İsviçreden kim­yevi endüstri mamulleri ve bilhassa gübre ithal etmeyi teklif etmiştir. Heyetin İsviçre bankaları ile yaptı­ğı temas neticesinde bilhassa İsviçre sermayelerinin Mısıra yatırılmasının kolaylaşacağı sanılıyor.

  

DOĞU AVRUPA

SOVYET RUSYA

 

1 Ocak 1954

 

— Londra:

Bu sabah bütün Sovyet gazeteleri, Milletlerarası Haberler Servisi muha­biri Smith Kingsbury'nuı Başvekil Malenkof ile yaptığı bir mülakatı ya­yınlamıştır.

Malenkof, 1954 yılı için Amerikalıla­ra ne temenni edersiniz sualine şu cevabı vermiştir:

Amerikan halkına bütün kalbimle saadet ve refah dolu bir hayat te­menni ederim. Amerikan milletine, diğer milletlerle kurduğu dostane mü­nasebetlerde muvaffakiyetler ve bu dostluğun dünya sulhunu vikaye et­mesini temenni ederim.

Yeni  yılın  Birleşik     Amerika   ile Sovyetler  Birliği  arasındaki   dostluk bağlarını kuvvetlendireceğini ümit ediyor musunuz?

Bütün milletler hakikî bir sulh ar­zu etmektedirler. 1954'ün milletlerara­sı gerginliği azaltacağını ümit    ede­rim.

Hükümetler, bilhassa dünyanın mu­kadderatını ellerinde tutan büyük memleketlerin hükümetleri, tam ve gerçek bir sulh arzu eden büyük halk kitlelerinin sesini inkâr edemezler. Sovyet hükümeti olarak bizler, dün­yayı sulh ve sükûna kavuşturmak, milletlerarası gerginliği gidermek için elimizden geleni yapıyoruz ve yap­makta devam edeceğiz.

Dünya sulhunu temin için 1954 te verilmesi gereken en mühim karar ne olabilir?

1954 yılında sulha doğru atılacak en mühim adım, kitle halinde imha edici atom ve hidrojen silâhlarının kullanılmasını menedecek devletlera­rası bir anlaşma teşkil edebilir.

Bu anlaşma, atom enerjisinin harb maksatları için kullanılmasını önliyecek milletlerarası bir kontrol teşkilâ­tı kurulmasını karar altına almalıdır.

Sovyet hükümeti, bundan başka bü­tün harb vasıtalarının ve silâhlı bir­liklerin azaltılmasını gerçek bir sulh için elzem telâkki etmektedir.

Bu suretle hükümetlerin askerî mas­rafları azalmış olacak ve büyük halk toplulukları iktisadî refaha kavuşmuş olacaktır.

— Moskova :   

Üç Batılı Devlet büyük elçilikleri bu­gün mahallî saatle 13'te son Sovyet notasına cevap teşkil eden ve Berlin konferansının 25 ocak tarihinde top­lanması hususunun kabul olunduğu­nu bildiren notalarını Sovyet hükü­metine tevdi etmişlerdir.

4 Ocak 1954

 

— Moskova :

Moskovadaki İngiliz, Fransız ve Ame­rikan büyük elçilikleri bir ocak günü Sovyet hükümetine verdikleri notayı cevaplandıran Rus notasını aldıkları­nı bugün, bildirmişlerdir. Bilindiği gi­bi Batılılar bir ocak tarihli notaların­da Berlin konferansının 25 ocakta başlamasını kabul ettiklerini ve kon­feransın hazırlanması işini dört yük­sek komisere bıraktıklarını haber ver­mişlerdi. Rusların buna verdikleri ce­vabın metni çok kısadır ve 50 kelimeden ibarettir. Bu notada Moskova hü­kümeti Batılı notasının alındığını ve Sovyet Yüksek Komiserinin Berlin deki temsilcisine gerekli malûmatın gönderildiğini bildirmektedir.

Mahallî saatle 16,30 da alman bu nota derhal Washington, Londra ve Parise bildirilmiştir.

5 Ocak 1954

 

— Paris :

Kudüs radyosunun bildirdiğine göre, Sovyetlerin İsrail elçisi Abramof bu­gün İsrail parlâmentosunu resmen ziyaret etmiş ve meclis başkaniyle protokol müdürü tarafından karşılan­mıştır. Abramof bu münasebetle yap­tığı konuşmada Sovyet Rusya ile İs­rail arasındaki münasebetlerin iyileş­mesinden memnunluk duyduğunu bil­dirmiştir. Elçi meclisten çıkarken halk tarafından alkışlanmıştır.

8 Ocak 1954

 

— Londra :

Sovyet Rusya Başvekili Georgi Malenkof bugün 52 yaşma basmıştır.

Demirperde müşahitlerinin kanaatle­rine bakılırsa, geçen haziranda Berianın yıldızının sönüşündenberi, Maienkof şimdi mevkiini daha da sağ­lamlaştırmış bir durumda bulunmak­tadır. Kremlinin kavgacı liderleri arasmda, bir arabulucu, müzakereci vasıfları ile nüfuzu gittikçe artmak­tadır.

9 Ocak 1954

 

— Londra :

Sovyet Başvekili Georgi Malenkof'un dün 52 yaşma basmış olmasına rağ­men ne Sovyet basınında ve ne de radyosunda bu hususta herhangi bir neşriyata raslanmamıştır. Doğudaki peyk devletler de Malenkof'un doğum yıldönümünü sükûtla karşılamışlar yalnız    kominformun    münzevi   ileri karakolu sayılan Çekoslovakya ile kü­çük Arnavutlukta hâdiseden kısaca bahsedilmiştir.

10 Ocak 1954

 

— Moskova :

İzvestia gazetesinin bildirdiğine göre, Sovyet Yüksek Şûrası, Rusya Cum­huriyetinde 5 ve Ukraynada 1 yeni idarî bölge tesisini ve Beyaz Rusyada da 5 bölgenin idaresine son vermeyi kararlaştırmıştır.

17 Ocak 1954

— Bombay :

Sovyet Kültür Vekili Yardımcısının başkanlığında 29 kişilik bir kültür he­yeti bugün uçakla Romadan buraya gelmiştir.

Heyet başkanı Hindistana sanat eserlerini tetkik etmek için geldikleri­ni söylemiştir.

— Moskova :

Sofyada toplanan Bulgar  Sovyet tek­nik işbirliği komisyonunun bugün ya­yınladığı bir tebliğde, Sovyet Rusyamn Bulgaristana ziraî ve sınaî yar­dımda bulunacağını bildirmiştir.

— Paris :

Moskova radyosu, Mısır Harbiye Ve­kili Muavini General Hasan Rugab'm başkanlığı altında bulunan bir ticaret heyetinin dün Moskovaya geldiğini bildirmektedir.

19 Ocak 1954

— Moskova :

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Kontrol Komisyonu Başkanı M. Çiryatof ölmüştür.

— Moskova :

Birleşmiş    Milletler    teknik    yardım programı müdürü M. Hugh Keenleyside dün akşam Helsinkiden uçakla Moskovaya gelmiştir. M. Keenleysidenin Moskovaya gelişi Sovyetler Birli­ğinin bahis mevzuu teşkilâta ödeme­sine karar verdiği bir milyon dolar­lık tahsisat meselesiyle ilgilidir.

25 Ocak 1954

 

— Moskova :

Sovyet Rusya ile Çin arasında dün burada, 1950 yılı anlaşmasını temdit eden yeni bir ticaret anlaşması İmzalanmıştır. Anlaşmayı Sovyet Tica­ret Vekâleti Vekili Borisof ile Çin Ti­caret Vekili Tsi Chuan imzalamışlar­dır.

28 Ocak 1954

 

— Moskova :

Sovyet Rusya, paraşütle atlama dün­ya rekorunu kırdığını iddia etmekte­dir. Bu iddiaya göre, Ukraynalı bir paraşütçü takımı, sıfırın altında 54 hararet derecesinde 7000 metre irtifa­dan atlamışlardır.

31 Ocak 1954

 

— Moskova :

Moskova radyosu dün geceki neşri­yatında, Sovyet Rusyanm bayrağını değiştireceğini bildirmiştir.

Bu habere göre yeni Sovyet bayrağın­da kırmızı zemin üzerine sol kenarda açık mavi şakuli bir çizgi olacak ve komünist remzi orak  çekicin yanında kenarı altın yaldızlı bir yıldız bulu­nacaktır.

— Paris :

Moskova radyosunun bildirdiğine gö­re, Moskova  Pekin demiryolu bugün işletmeye açılmıştır. Bu münasebetle vagon restoranı da bulunan pence­releri ipek ve kadife perdeli bir tren Pekin'e müteveccihen Moskovadan ay­rılmıştır.

İki başkenti birbirine bağlıyan bu ilk trenin hareketinde Sovyet Ulaştırma Bakanı ile Moskovadaki Çinli diplomatlar ve bir çok Sovyet ve Çinli şah­siyetler hazır bulunmuşlardır.

Başsavcının bir makalesi:

Moskova : 5 Ocak 1954

Pravda gazetesi bu sabah, Başsavcı Rudenko'nun «Sosyalist mevzuatı takviye etmek lâzımdır» başlıklı uzun bir makalesini neşretmiştir. Rudenko bu makalesinde Sovyet Anayasasının, adlî makamların karan olmadan kimsenin tevkif edilemiyeceğine dair 127'nci maddesini hatır­latmakta ve millet ve hükümet düşmanlarının hükümet mekanizma­sının bazı bölümlerine girdiklerini, yıkıcı hareketlerde bulunulmasını mümkün kılacak bir durum yaratmak maksadiyle Sovyet mevzuatını bozmak için ellerinden geleni yaptıklarını kaydetmekte ve Beria ve suç ortaklarının da bu şekilde hareket ettiklerini yazmaktadır.

Rudenko, hükümet dahilindeki bütün parti teşekküllerinin ve bilhassa İçişleri Vekâletinin devamlı ve sistemli kontrolünü temin ve Sovyet mevzuatına riayeti tesis için Komünist Parti Merkez Komitesinin ve hükümetin, gereken bütün tedbirleri aldığını belirtmekte ve şöyle de­mektedir:

Sovyet mahkemesinin, mevzuatı kontrol hususundaki çalışması kifa­yetsizlikler arzetmiştir ve teşriî makamlar kanunu ihlâl edenlere karşı savaş için gereken tedbirleri her zaman almamışlardır.

Bundan başka burjuva ideolojisinden kalma bazı itiyatları muhafaza etmekte olduğumuz müşahede edildiği gibi, yine cürüm olarak telâkki edilebilecek bilfarz devlet mallarının israfı, hırsızlıklar ve cüretkârlık­lar da burjuva ahlâk ve psikolojisinin hâlen aramızda eski mahiyetinde yaşamakta olduğunu göstermektedir.

Sovyet hukuk ve adalet mevzuatı sosyalizmden komünizm safhasına geçmek için gerekli vasıflan sağlamak maksadiyle her Rus vatandaşı­na icap eden bilgi ve terbiyeyi vermektedir. Bunlar arasında iş disip­lini, hükümete karşı namuskâr olmayı, şahsî ve ferdî mesaide iş mes­uliyetini müdrik bulunmayı ve bilhassa sosyalist camiasına ve sosya­listlerin mânevi varlığına saygı göstermeyi emretmektedir.

YANKILAR

Sovyet Elçisi Değişirken

Yazan: Ö. Sami Coşar

20/1/954 tarihli (Cumhuriyet) den:

Moskova radyosu 1948 yılmm şubat ayında, Ankara daki Sovyet büyük el­çisi Vinagradov'un «başka bir vazife­ye alındığını» bildirmişti. Yerine, Dış­işleri Bakanlığı Balkanlar masası şe­fi felsefe profesörü Lavrişef tâyin edilmişti.

1954 yılının ocak ayında Rus radyola­rı, Lavrişef'in «başka bir vazifeye alındığını» açıklamışlardır. Yerine de, Rus Dışişleri Bakanlığı Avrupa masa­sı şeflerinden Boris Federoviç Podserob'un tâyin edildiğini ilâve etmişlerdir.

Lavrişef'in Türkiyeye Sovyet büyük elçisi olarak ayak bastığı sıralarda Birleşik Amerika kongresine Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen bir ra­porda şu husus bilhassa belirtiliyor­du; «Rus hudutları etrafında bolşevik baskısına dayanmaya muvaffak olan ender memleketlerden biri Türkiyedir.» Bu baskı, İkinci Cihan Harbinin sonunda başlamıştı. O tarihte Sovyet Rusyayı Ankarada büyük elçi olarak Vinagradov temsil ediyordu. Moskova, 19 mart 1945 te bizimle olan ademi te­cavüz paktını tek taraflı olarak fes­hediyor. Boğazlarla ilgili taleblerini ileri sürüyordu. Uzun bir harbden çı­kan, barışa susamış bulunan demok­rasilerin Karadenizde «mevzii» bir hâ­diseye müdahaleden kaçınacaklarını, Türkiyenin de bunu hesaba katarak Bolşevik taleblerini nazarı itibara alacağmı düşünmüş olacaklar ki, Sov­yet Büyükelçisi Vinagradov'a Türki­yenin teşkil ettiği cepheyi çökertmek vazifesini veriyorlardı,

Moskovanm bu şekilde   plânlar kur masında Büyükelçi Vinagradov'un mühim bir rol oynadığı muhakkaktı.

Ankaradaki Sovyet Elçiliğinden gön­derilen raporlara bel bağlayarak, Tür­kiyenin, tek başına. Sovyet baskısına dayanamıyacağı, tavizler vereceği tahmin olunmuştu.

1948 yılında Vinagradov, yanlış hesap­larının cezasını gördü ve Moskovaya geri çağırıldıktan sonra uzun müddet ortalarda görülmedi, «başka bir vazi­feye tâyin» edildiği bildirilmişken bu­nun ne olduğu hiç bir zaman açık­lanmadı.

Vinagradov'dan sonra Ankaraya, Moskovadan, felsefe profesörü Lavrişef gönderildi. O tarihte, Türkiye Batı memleketleri ile aynı safta yer alıyor, Amerika ile işbirliğini genişletiyor ve Yunanistan ile de sağlam bir pakt kurmak için temaslar yapıyordu. Di­ğer taraftan Tito, Kominformdan ay­rılmış, Balkanlarda Sovyetlerin duru­mu iyice zayıflamıştı. Lavrişef, Rus Dışişleri Bakanlığının Balkan masası şefi olarak, bu durumu düzeltmek va­zifesini almıştı.

Vinagradov'un hezimete uğradığı sa­hada Lavrişef'in muvaffak olmasına imkân yoktu. Çünkü, Ankaradaki Sov­yet Büyükelçileri değişiyor, fakat Kremlİndeki Bolşevik dış politikası kat'iyyen değiştirilmiyor, gene yayıl­ma plânlarını hedef ittihaz ediyordu.

O tarihten bugüne kadar Türkiye ev­velâ Atlantik Paktına katılmış, mü­dafaasını sağlamlaştırmış ve daha sonra Yugoslavya ve Yunanistanm da iştiraki ile Balkan Paktını tesis etmiş­tir. Diğer taraftan memleketimiz da­hilinde komünist beşinci kol yeni bir darbe yemiş, bütün plânları fiyasko iîe neticelenmiştir. Moskovanm bun­dan da Lavrişef'i mes'ul tuttuğu mu­hakkaktır.

Türkiyeden, Boğazlarda üs ve Şarkta da bazı şehirlerini istiyen Stalin hükümetinin Ankara Büyükelçisi Lavri­ şef idi. Rus diktatörünün ölümünden sonra barış  ()  kampanyasına başlı yarak  «Türkiyeden  toprak  istemiyoruz, Boğazlarda üs istemiyoruz, taleplerimizden vazgeçtik» diyen Malenkov hükümetinin Büyükelçisi de Lavrişef idi.

Bu Rus barış    taarruzu,   diğer    bazı memleketlerde    netice elde    ederken bizden hak ettiği cevabı almıştır. Bu da,  Lavrişef'in  geri  alınmasında  rol oynamıştır.

1 Ocak 1954

 

— Berlin :

Berlinüeki Sovyet makamları bir kaç seneden beri ilk defa olmak üzere Ba­tı Berlindeki üç müttefik komutanının yeni yılım tebrik etmişlerdir. Teb­rikler Sovyet Yüksek Komiserinin Berlindeki temsilcisi Denguin tara­fından gönderilmiştir.

— Berlin :

Batı Berlin resmî çevreleri, 1953 yılı içinde Almanyanm Sovyet bölgesin­den bîr alayın mevcudu kadar polisin kaçarak Batıya sığındığını bildirmek­tedir. Batı Berlin polis makamları 4713 komünist polisin kaçmış olduğu­nu tespit etmiştir. Bunların 269 u su­baydır. 1952 de 2250, 1951 de ise 1293 komünist polis Batıya iltica etmiştir.

4 Ocak 1954

 

— Washington :

Amerikan Dışişleri Vekâleti erkânın­dan birinin beyan ettiğine göre Doğu Almanya'da geçen haziranda vukubulan ayaklanmaya iştirak etmiş olan­lardan binlercesi, kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere trenlere bindiri­lerek Sovyetler Birliğine sevkedilmişlerdir.

Bu beyanatı yarjan Dışişleri Vekâle­tinde Almanya İşleri Müdürü M. Geoffrey Levis'tir ve beyanatını Vekâle­tin bülteninde nesretmiştir.

M. Levis'in ilâve ettiğine göre Doğu Almanya'da karışıklık devam etmek­tedir ve Komünist Partisi âsilere karsı müsamaha ile hareket edilmesine ta­raftar bulunan bazı parti şeflerini tasfiye etmek mecburiyetinde kalmış­tır.

Doğu Almanya'da tevkiflerin devam ettiğini ve Sovyetler Birliği için fay­dalı malzeme imal eden fabrika ve imalâthanelerde grev hareketlerinin nihayet bulmadığını yazısına ilâve eden M. Levis son olarak «17 Haziran ayaklanmalarına gelince bunların yüzlerce Alman'ın ölmesine veya ya­ralanmasına sebep olduğunu hepimiz biliyoruz» demektedir.

5 Ocak 1954

 

Berlin :

Doğu Almanya Komünist Partisinin Agfa film fabrikasındaki «Düşman ve nümayişçi unsurlara» karşı bir temiz­leme harekâtına giriştiği parti gaze­tesi Neues Deutschland tarafından bugün bildirilmektedir. Gazeteye göre bu fabrika 17 Haziran faşist ihtilâli.nin merkezi olmuştur. Bu ihtilâli çıkaran şebekenin liderleri derhal ya­kalanmış, fakat Komünist Parti, giz­lenmiş olan müşevvikleri bulamamış ve bunlar faaliyetlerine devam etmiş­lerdir.

Gene ayni gazete, parti teşkilatındaki zayıf noktaları meydana çıkarmak üzere iki gün süren bir toplantı yapıl­dığını ve bir Politbüro azasının da bu­na katıldığını bildirmektedir.

Bonn:

Adenauer'in 78'inci yıldönümünü teb­rik etmek İçin dünyanın her tarafın­dan gelen mektup ve   telgraflar arasında bilhassa Fransız Dışişleri Vekili Bidault'nunki manidardır.

Bidault, tebrik mesajında şöyle de­mektedir :

«Yeni sene zarfında her iki memleke­timizin müşterek gayretleri sayesin­de birleşik, sulhsever ve kardeş bir Avrupanm gerçekleşeceğini ümit ede­rim.»

10 Ocak 1954

 

— Herleshausen :

Sovyetler Birliği tarafından serbest bırakılan ve aralarında Alman ordu­sunun eski generallerinden Kurt Flugbell ile Erieh Preu de bulunan 26 Al­man esiri dün Batı Almanyaya, Herleshs usen hudut bölgesi karakoluna gelmişler ve buradan Friedland'taki misafir tahkikat kampına gönderil­mişlerdir.

11   Ocak 1954

 

Berlin :

Antikomünist Haberler Bürosunun bidlirdiğine göre Sovyet Rusya 10.000 kadar tahmin edilen Romen ve Rus Yahudisini Kuzey Sıberyadaki esir ça­lışma kamplarına sevketmiştir.

12   Ocak 1954

 

Kolonya :

Batı Almanya Ulaştırma Vekâleti ile Alman  İsrail komisyonu arasında, tazminat gereğince İsrail'e tahsis edilen malzemenin yüklenmesi hususun­da dün bir anlaşmaya varılmıştır. An­laşmaya göre, 1954 ekiminden itiba­ren malzemenin yüzde 50'si Alman ge­milerine yüzde 50'si de İsrail gemile­rine yüklenecektir.

14 Ocak 1954

 

—  Berlin :

Sovyet İşgal Bölgesi Haberler Ajansı ADN'nin bildirdiğine göre Doğu ^Al­manya Ticaret Vekili Kurt Gregor, halen Doğu Almanya'da bulunmakta olan General Hasan Ragıp'm başkan­lığındaki Mısır ticaret heyeti şerefine bir kabul resmi tertip etmiştir.

Ajans, bu toplantıda Mısır ile Doğu Almanya arasında gittikçe gelişen ti­cari münasebetlerin tam bir dostluk havası içinde görüşüldüğünü bildir­miştir.

16 Ocak 1954

 

— Berlin :

Doğu Almanya Başvekâlet Basın Ser­visinin bildirdiğine göre, Sovyet ma­kamları 6.143 Almanı serbest bırakmaya karar vermişlerdir. Bunlar 9 Mayıs 1945'den beri işgal kuvvetleri­ne karşı islenen suçlardan ve harp suçlarından dolayı Sovyet askerî mah­kemeleri tarafından mahkûm edil­mişlerdi.

Serbest bırakılacak Almanlar 1945'den beri Sovyet askeri mahkemeleri tara­fından hapis cezasına çarptırılmış esirlerin çoğunluğunu teşkil etmekte­dir.

Ağır suç işliyenler serbest birakılmıyacaklardır.

Esirlerin serbest bırakılması Doğu Al­manya   Adalet Vekâletinin   nezareti altında  yapılacaktır.   Serbest  bırakı­lanlar Doğu Almanya vatandaşları ile aynı haklara sahip olacaklardır.

17 Ocak 1954

 

— Berlin :

Bugün burada yurtlarına iade edilen Almanlar cemiyetinden bildirildiğine göre 1945 yılından beri Doğu Almanya'da, Sovyet askeri mahkemelerinin harp suçlarından ve Sovyet işgal kuv­vetlerine karşı işledikleri cürümler­den dolayı 10 seneden 20 seneye ka­dar ağır hizmet cezasına çarptırılan 2000 kadar mahpus, umumî af kanu­nuna uyularak serbest bırakılmıştır.

22 Ocak 1954

 

— Frankfurt :

Batı Almanya gazetelerinin üstad ca­sus diye adlandırdıkları Vladimirovich Khorunzi adındaki 36 yaşında eski bir Sovyet teğmeni, Rusya hesa­bına casusluk yaptığı sabit olduğu için buradaki bir Amerikan mahkemesi tarafından 23 yıl hapse mahkûm edil­miştir.

24 Ocak 1954

 

— Berlin :

Doğu Almanya Dışişleri Vekili Doktor Lothar Bolz dört büyük devlet Dışiş­leri Vekillerine, Doğu Almanyanm dört isteğini bildiren bir mektup gön­derecektir.

Bîr Doğu Almanya sözcüsü, sekiz mil­yon kişinin tasvibini taşıdığı söyle­nen bu talepleri şöyle sıralamıştır:

1 — Almanya   ile   derhal   bir   sulh andlaşması yapılması ve bunu mütea­kip bütün işgal   kuvvetlerinin çekil­mesi.

2 — Demokratik esaslarla    Almanya birliğinin temini.

3 — Batı Almanyanm silâhlandırıl masından vaz geçilmesi

4 — Dört Dışişleri Vekilleri konferan­sına Doğu ve Batı Almanya temsilcilernin iştirak ettirilmesi.

25 Ocak 1954

 

— Brunswick :

Çelik Miğferler Teşkilâtına mensup 4000 kişi dün öğleden sonra bu teşki­lât başkanı ve eski Alman Mareşali Albert Keserlinğ'in riyasetinde top­lanmıştır.

Alman ordusunun eski mareşali bu münasebetle yaptığı bir hitabede, teş­kilâtın artık askerî bir mahiyet taşımamakta olduğunu ve ancak hakikî mânasmdaki askerî faziletlerin bir bekçisi olmakta devam ettiğini söyle miş, Avrupa ordusuna da taraftar ol­duğunu bildirerek bu fikrini şu şekil­de ifade etmiştir: «İlk umumî harpte Bavaryalılar ile Prusyalıların Alman ordusunda nasıl idiyseler şimdi ise Al­man ve Fransızlar da Avrupa ordusunda öyle ve dirsek dirseğe olacak­lardır.»

Bununla beraber Kesserling, Alman makamlarını, Avrupa ordusuna katı­lacak Almanları toplarken çok acele hareket etmekten tevakkiye davet ey­lemiş ve bu bahiste de şöyle demiştir: «Bir çok Almanlar bugün üniforma taşıyabilirler, fakat bunların hepsinin Alman askerinin bütün dünyaca ta­nınmış ananevi ahlâkî ülküsüne sa­hip olup olmadıkları bilinemez.»

Çelik Miğferlilerin bu toplantısı hâdisesiz geçmiştir. Toplantıyı tertip eden­ler, teşkilât mensuplarının şehir dahilinde bir geçit resmi yapmalarını tasavvur etmişlerse de, işçi sendika­ları bu takdirde mukabil tezahürat yapacaklarını bildirmiş olduklarından Belediye makamları bu geçit resminin icrasına müsaade etmemiştir.

28 Ocak 1954

 

Berlin :

Komünist Doğu Almanyalılar bütün bavul ve çanta kilitlerinin standart bir tipte imâl edilmesinden şikâyet etmekte, «Bütün anahtarların aynı olması tren yolcularında huzursuzluk­ların artmasına sebep olmaktadır» de­mektedirler.

Berlin :

Doğu Almanya şehirleri caddelerin­den pek çoğunun ismi komünistler ta­rafından değiştirilmiş olduğu için Berlin'in Sovyet kesimine giden Batı Berlin'deki taksi şoförleri yollarını kaybetmektedir.

Komünistler, dörtler konferansı de­vam ettiği müddetçe Batılıların Doğu Berlin'e serbestçe girebileceğini ilân etmiştir. Fakat Batılı şoförler meşhur caddelerin isimlerinin değiştirilerek yerlerine Stalin, Lenin isimleri konul­ması karşısında yollarını şaşırmakta­dırlar.

ÇEKOSLOVAKYA

 

5 Ocak 1954

 

— Washington :

İmar ve Kalkınma Bankası, Çekoslo­vakya'yı bir sene müddetle muamele­den menetmeğe karar vermiştir. Bu karara sebep Çekoslovakya'nın banka sermayesine iştirak hissesi olan 625.000 doları son mühlet 1 Ocak 1954 tarihi­ne kadar yatırmamla bulunmasıdır.

Çekoslovakya bu borcunu 31 Aralık 1954 tarihine kadar ödemediği takdir­de banka üyeliğinden ihraç edilmiş addedilecek ve bu takdirde bankaya ilk hissedar yazılışında ödemiş oldu­ğu meblâğ Çekoslovakya'ya iade edi­lecektir.

Bu münasebetle şu cihetler hatırlatıl­maktadır:

1Çekoslovakya demir perde memleketleri arasında Bretton Woods teşekküllerile rabıtasını henüz idame et­tirmekte bulunan en son memleket­tir.

2Bu karar, banka sermayesine işti­rak hissesi olan 625.000 doların 31 Ara lık 1953 tarihine kadar tesviyesinin Çekoslovakya'dan istenmesi ve aksi takdirde bu tarihten itibaren muame­leden menedilmesi hususunda banka umum müdürlerinin geçen eylülde yaptıkları toplantı esnasında varılmış bulunan mutabakata istinat etmekte­dir.

12 Ocak 1954

 

— Viyana :

Prag gazetelerinden öğrenildiğine gö­re Komünist Çekoslovak Parlamento­su bütün Çeklerin 10 gün zarfında el­lerindeki döviz ve altın paraları Mer­kez Bankasına yatırmaları hususunda bir kanun çıkarmıştır. Döviz ve altın paraların vaktinde yatırılmasını te­min maksadile sahiplerine bunları nereden bulduklarına dair hiçbir sual sorulmıyaeağı ilân edilmektedir. Bun­ların mukabilinde Çek kronu ödene­cektir. Gazete, paraların bankaya ya­tırılmasının kendi menfaatleri icabı olduğunu halka ilân etmektedir.

AVUSTURYA

 

4 Ocak 1954

 

— Viyana :

Reisicumhur General Theoclor Koerner bugün itimatnamesini takdim, eden yeni Lübnan Elçisini kabul et­miştir.

Başkan Koerner, Birleşmiş Milletler nezdindeki Lübnan heyetinin, Avus­turya barış anlaşmasının bir an evvel imzalanması hususunda karar sureti hazırlanması hakkında teşebbüse geç­meleri dolayısı ile Lübnan hükümeti­ne teşekkürlerinin bildirilmesini rica etmiştir.

9 Ocak 1954

 

— Viyana :

Avusturya hükümeti Amerikan, İngi­liz, Fransız ve Rus Büyükelçiliklerine Berlin dörtlü konferansında, fevkalâde vazifeli olarak Dışişleri Vekâleti Siyasi Daire Şefi Dr. Joseph Schoener'i bulundurmak niyetinde olduğu­nu bildiren birer nota göndermiştir. M. Schoener, dört Dışişleri Vekilleri ile gayri resmî temaslarda bulunacak ve sonuna kadar kendileri ile, irtibatı muhafaza edecektir.

Bu notada Viyana hükümeti dört dev­letten, teklifi kabul edildiği takdirde, Berlin konferansı delegelerine bu hu­susta talimat vermelerini taleb etmiş­tir.

13 Ocak 1954

 

— Washington :

Batılı müttefikler, dört büyük Dışişleri Vekilleri toplantısında Avusturya  andlaşmasmm süratle tahakkukuna çalışılacağı hakkında Avusturyayı te­min etmişlerdir. Amerika Dışişleri Ve­kâleti tarafından yayınlanan bir teb­liğde Avusturyanm bu hususta emin olması, Amerika hükümetinin Avus­turya dâvasını bütün samimiyetiyle desteklediği tebarüz ettirilmiştir."

Batılı müttefikler, Avusturyadaki iş­gal kuvvetlerinin çekilmesi ve bu ha­le bir son verilmesi hususunda müteaddit defalar Sovyetler nezdinde te­şebbüse geçmişler, Amerika, İngiltere, Fransa ve Sovyet temsilcileri İkinci Dünya Harbinin sona ermesinden be­ri 60 defa toplanarak bu hususta bir karara varılması için çalışmışlarsa da muvaffak olamamışlardır.

14 Ocak 1954

 

— Viyana :

Avusturya polisinin bu gece bildirdi­ğine göre, Ruslar geçen Ekimde tahli­ye etmiş oldukları mühim bir ileri karakol bölgesini tekrar işgal etmişler­dir.

Yeni Sovyet hareketi Avusturya hü­kümet makamlarında hayret uyan­dırmıştır.

Sovyetler, yeni siyasetlerinin ilk dost­luk hareketi olmak üzere geçen Ha­ziranda hudut hattı boyunda kon­trolü kaldırmışlar ve daha sonra da kendi işgal masraflarını Ödemeye baş­lamışlardı.

Müşahitler yeni hareketin sebebini tâyin edememişlerdir.

MACARİSTAN

OLAYLARIN TAKVİMİ

 

15 Ocak 1954

 

— Viyana :

Macar gazetesi Esti Budapest'te bu gün çıkan bir yazıda ekmekten şikayet edilmekte ve şöyle denilmektedir:

«Komünistlerin verdiği ekmekler ağıza alınmayacak    kadar bozulmuştur. Bu ekmekler yassıdır, serttir ve bıçak kesmiyecek kadar  serttir,   içlerinden çoğu zaman pislik ve kiremit ve tuğla parçaları çıkmaktadır.

POLONYA

OLAYLARIN TAKVİMİ

 

3 Ocak 1954

 

— Berlin :

Batı Berlin'de intişar eden «Telegraph» gazetesi, Polonyalı çetecilerin Noel akşamı Sovyetler Birliğine gidecek: iki marşandiz trenini havaya uçurttuklarını haber vermektedir.

Aynı gazeteye göre bu iki trenden bi­ri «Öder» in doğusunda istihkâm hat­ları inşaatında kullanılacak malzemeyi nakletmekte idi ve bu tren yol üstündeki bir köprünün çeteciler ta­rafından tahrip edilmesi üzerine bir dereye düşerek parçalanmıştır.

12 Ocak 1954

 

— Berlin :

Batı Berlin Haberler Bürosunun bil dirdiğine göre, Polonyalı iki piskopos casusluk suçu ile Rusyada on yıl ha­pis cezası yemişlerdir.

Memleketlerine dönen Alman harp esirlerine atfen verdiği haberde, Antikomünist Haberler Bürosu Wilnah 70 yaşlarındaki piskopos Miecdam Reinys Moskova yakınlarında askerî Vladimir hapishanesindedir. Piskopos Jodop Slipyi de Moskovanm 480 kilo­metre güneybatısmda Mordova nahiyesinde Potlerde bir kampta mah­pustur.

İtalyan rahibi Lenomic de meşhur Vorkuta köle işçi kampında bulun­maktadır. Lenomic, İkinci Dünya Har­binde düşmanla işbirliği ettiği iddiası ile 10 yıl hapse mahkûm edilmiştir.

BALKANLAR

A: BULGARİSTAN

OLAYLARIN TAKVİMİ

 

14 Ocak 1954

 

— Sofya :

Dün Sofyada, Bulgaristan ile Doğu Almanya arasında 1954 senesi için bir kültür anlaşması imzalanmıştır.

15 Ocak 1954

— Sofya :

Yeni mebusları 20 Aralık tarihinde seçilmiş olan Bulgar Millî Meclisi Sobraniye açılış celsesini dün öğleden sonra yapmış ve riyaset divanını seç­miştir.

Başkanlığa seçilen M. Kosofski celse­yi kapamadan evvel Başvekil M. Çenverkof'un bir mektubunu okumuştur. M. Çenverkof bu mektubunda Bulgar anayasası gereğince Sobraniye'ye hü­kümetinin istifasını bildirmekte idi.

Bulgar Millî Meclisi bugün tekrar top lanarak yeni Başvekili tâyin edecek­tir.

16 Ocak 1954

— Sofya :

Yeni Sobraniye bugün fevkalâde bir toplantı yaparak dün anayasa gere­ğince istifasını vermiş olan M. Valko Çevrenkof'u yeniden Başvekilliğe seç­miştir.

M. Çevrenkof yeni kabinesinin listesi­ni yarın Sobraniye'ye bildirecektir.

17 Ocak 1954

 

— Sofya :

Bulgar Millî Meclisi Sobraniye dünkü toplantısında Başvekil M. Çevrenkof tarafından kendisine sunulan yeni ka­binenin listesini ittfakla tasvip etmiş­tir. Bazı tadiller hariç, yeni Bulgar kabinesi eskisinden farksızdır.

b : YUNANİSTAN

 

1 Ocak 1954

 

— Atina :

Yunan Kralı Paul yeni sene münasebetile Yunan milletine ve bilhassa son zelzele felâketine uğrayanlara temen­nilerini bildiren bir mesaj yayınlamış­tır.

Kral Paul bu mesajında «Bütün Yu­nanlıların insanlığın iyiliği ve vata­nın terakkisi için daha fazla çalışma­larını ve bu suretle beynelmilel .sulha hizmet etmelerini istemiştir.»

10 Ocak 1954

 

— Atina :

Pire'deki gizli komünist teşkilâtının şefi olduğu tahmin edilen Dimitri Kardassıs'in tevvkif olunduğu İçişleri Vekâletinden bildirilmiştir.

Henüz 30 yaşında bulunan Kardassis ihbar üzerine sekiz aydan beri takip olunmaktaydı. Kendisinin Yunanistana, Ağustos ayında ölüme mahkûm edilen komünist lideri Plumbidis'in tevkifinden sonra gelmiş olduğu sa­nılmaktadır.

Dimitri Kardassis ile birlikte, polis 22 kişi daha yakalamıştır.

13 Ocak 1954

 

— İnchon :

Keredeki Yunan seferi kuvvetlerini tugay derecesine çıkarmak üzere bu­gün buraya iki Yunan taburu gelmiştir.

Sekizinci ordu sözcülerinden biri, «Sayısı artan Yunan birliği, Koredeki Birleşmş Milletlerin topyekûn kuvvetinde bir değişiklik vücuda getirmiyecektir. Çünkü yeni gelen Yunan bir­likleri, yurtlarına dönen kuvvetlerin yerine kaim olmaktadırlar.» demiştir.

Kore harbi boyunca, Yunanistan sa­vaşlara yalnız bir taburla iştirak et­mişti.

16 Ocak 1954

 

— Atina :

Fransa Maliye ve Ekonomi Vekilinin Yunanistana yaptığı ziyaret hakkın­da müşterek bir tebliğ yayınlanmış­tır.

Bu tebliğe göre, Bakan, iki memleket arasındaki iktisadî münasebetlerin halihazır durumu üzerinde Yunanlı meslekdaşlarile görüş teatisinde bu­lunmuştur.

13 ekimde Pariste imzalanan proto­kol hükümlerinin gerçekleşmesiyle bu münasebetlerin daha çok inkişaf ede­ceğine işaret edilmektedir.

Her iki Vekil de gelecekteki Fransız Yunan iktisadi işbirliğinin gelişmesi çarelerinin araştırılması hususunda bir anlaşmaya varmışlardır.

22 Ocak 1954

 

— Paris :

Müttefik Kuvvetleri Başkumandanı General Alfred Gruenther'in daveti üzerine müttefik karargâhını ziyaret eden Yunan Başvekili Mareşal Papagos, Snape Kurmay Heyetine Balkan­lardaki müdafaa meselelerine dair izahat vermiştir.

— Paris :

Yunan Başvekili Mareşal Papagos Le Monde gazetesine verdiği beyanatta, Sovyetlerin sulh taarruzlarında sami­mî olduklarında şüpheliyim, zira sür­gündeki Yunanlı komünistlere hükü­metime karşı propagandaya tekrar başlamalarına müsaade edilmiş bu­lunmaktadır, demiştir.

Mareşal Papagos sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«Türkiye ve Yugoslavya ile bir müdafpa andlaşmasmm süratle kuvveden fiile çıkarılması yolunda Yunanistan elinden gelen herşeyi yapacaktır.

Öyle umuyorum ki, normal siyasî mü­nasebetlerin iadesi yolunda ileri sür­düğümüz tazminat bedelleri ve tabiatiyle esirlerimizin ve kaçırılmış bulu­nan çocuklarımızın iade ve memle­ketlerine avdetlerinin temini gibi şartları Bulgaristan kabul edecektir.

Kıbrıs hakkındaki Yunan iddialarına da temas eden Papagos şöyle demiş­tir:

Bu hususta İngiltere ile bir anlaşma­ya varılmadığı takdirde Yunanistan haklarını elde etmek için hiçbir meş­ru vasıtaya başvurmaktan kaçınma­yacaktır. Doğu Akdenizde Fransız Yunan işbirliği sahasında hudutsuz imkânlar vardır.

25 Ocak 1954

 

— Atina :

Yunan Dışişleri Vekâleti çevrelerin­den bugün haber verildiğine göre Atina ve Peloponez yarımadasına git­mek için önceden müsaade . almak icab ettiği Sovyet Rusya Büyükelçili­ğine bildirilmiştir.

Sö^cü, bu emrin Moskovadaki batılı siyasî memurların seyahat serbesti­lerinin tahdidine karşı bir misilleme olmak üzere, Nâto üye devletler ara­sında varılan anlaşmaya dayanılarak verildiğini bildirmiştir.

1 Ocak 1954

 

— Belgrad :

Yugoslav Cumhurreisi Tito, dün ge­ce Yugoslav halkına hitaben yayınla­dığı yeni yıl mesajında dünya sulhu henüz temin edilmemiştir. Fakat in­sanlığı tazyik eden kara bulutlar ara­sından ufukta daha fazla bir aydın­lık belirmektedir  demiştir.

Mareşal Tito, bütün Yugoslav radyo istasyonları tarafından yayınlanan mesajına şöyle devam etmiştir:

«Sulhun zsferi, henüz bütün sulhse­ver dünyayı huzursuzluk içinde yaşa­tan harb tehlikesine galebe çalmış de­ğildir.

3u tehlikenin, uzak ve yakın istikbal için bertaraf edilmesi, dünya mukad­deratını elinde bulunduran mesul şahısların elindedir.

Yugoslav lideri, yer yüzünde sulhun zafer kazanması için çalışmaya ve sulhsever memleketler halkı ile işbirliği yapmaya and içmişlerdir. Bu gayenin tahakkuku için giriştiğimiz fedakârlıklar halkımızın yenilmez sulh arzusunu isbat etmektedir, demiştir. 1954 yılında Yugoslavya demokratlaş­ma yolunda büyük ilerlemeler kaydet­ti. 1954 yılı bu değişiklikleri gözle gö­rünür üir hale getirecektir.

Memleketimizin çehresi talihsiz de­virleri geride bırakarak günden güne değişmekledir.

Her vatandaş sosyal sistemimizi mükemmelleştirme yolunda kendisine dü­şen vazifeyi lâyıkı ile yapmağa devam ettikçe, giriştiğimiz bütün teşebbüsler 1954 yılı içinde müspet neticeler ve­recektir.

10 Ocak 1954

 

— Paris :   

Tanjug Ajansı, Mareşal Tito'nun Associadet Press Ajansı Belgrad muha­birine verdiği beyanatın metnini dün akşam yayınlamıştır. Ajansın tasrih ettiğine göre Yugoslav Cumhurreisi bu beyanatını yabancı basınlarda Yu­goslavya aleyhinde yapılan neşriyata cevap teşkil etmek üzere vermiştir.

Yugoslav Cumhurreisi, evvelâ Yugoslavyanm açık bir dış politika takip et­tiğini ve bütün beynelmilel meseleler­de ittihaz etmiş olduğu hareket hat­tını muhafaza edeceğini beyan ettik­ten sonra, Yugoslavya aleyhindeki neşriyat hakkında Associadet Press muhabirine: «Bu neşriyatın, maalesef muhtelif memleketlerin nüfuz sahibi bazı şahsiyetleri tarafından geniş öl­çüde idare edilen ve yeni Yugoslavyanm kazandığı beynelmilel şöhret ve itibarı bütün vasıtaları kullanarak ih­lâl etmek kasdiyle yapılan yalan neş­riyat» olduğunu söylemiş ve bununla beraber kendilerinden bu suretle bah­sedilen şahsiyetlerin isimlerini açıklamaktan imtina etmiştir.

Müteakiben Yugoslavya ile Sovyetler Birliği arasında bir gizli anlaşma mevcut bulunduğu hakkındaki iddia­dan bahseden Mareşal Tito şöyle de­vam etmiştir:

«Yugoslavya ile Sovyetler arasında gizli bir anlaşma bulunduğu ve gizli müzakereler cereyan ettiği yolundaki yalan neşriyat evvelâ îtalyada başla­mış ve sonradan Almanya ve Ameri­ka gibi diğer memleketlere de sirayet etmiştir. Bu neşriyatı yapanlar yalnız Yugoslavyanm beynelmilel itibarını ihlâl etmeğe değil aynı zamanda onun

Batı Avrupa memleketleriyle işbirliği yapmasına mâni olmağa, bu memle­ketlerin kendisine olan itimatlarını sarsmağa ye Yugoslavyanın Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransada gör­düğü yardımı kaybetmesine çalışmak­tadırlar. Bundan maada Trieste mese­lesinin Yugoslavya zararına halledil­mesini temin arzusunu gütmektedir­ler.»

Mareşal Tito sonunda Yugoslavya aleyhine girişilen entrikanın akim kal­mağa mahkûm bulunduklarını söylemiştir.

24 Ocak 1954

 

Belgrad :

Yugoslav .Komünistler Birliği içinde, Mareşal Tito'nun bir hafta evvel ha­ber verdiği tasfiye hareketi Hırvatistanda başlamıştır. Cilas'm tesiri al­tında kaldıkları bildirilen bazı gaze­teciler bugün Hırvat Komünist Ko­mitesi sekreteri Brikiç tarafından bu komiteye verilen bir raporda ittiham edilmektedirler. Gazetecilere atfolu­nan suçlar «Küçük burjuva» temayül­leri uyandırmak ve komünistler birliği üyelerine menfi tesirlerde bulunmak­tır.

Bu gazeteciler arasında bulunan Diminiç İstirya mebustur. Aynı zaman­da Hırvat merkez komitesinin üyesi olduğu gibi Nabrijet adlı derginin de baş muharrirliğini yapmaktadır.

Sekreter Brikiç aynı zamanda sosya­list aleyhtarı fikirler besliyenlerin ve ideolojik bakımdan yabancı olanların tasfiye  edilmelerini istemiştir.

Mebus Biminiç, Cilas'm fikirlerine iş­tirak etmediğini ve komünist birliğini tasfiye hususunda parti memurlarını teşvik etmediğini söylemek suretiyle kendini müdafaa  etmiştir.

29 Ocak 1954

 

Paris :

Tanjug Ajansının Paristen zaptolunan yayımında Mareşal Tito'nun Yu­goslav Reisicumhurluğuna yeniden se­çilmiş olduğu bildirilmektedir.

— Belgrad :

Mareşal Tito bugün Millî Meclis hu­zurunda, perşembe günü Federal İcra Komitesi adına mebuslara verdiği ra­porda bahis konusu edilen hususlar hakkında iki saat müddetle izahat vermiştir.

Dahilî siyasete hasrettiği nutkun bi­rinci kısmında, Tito, Sosyalist De­mokrasinin ekonomik, sosyal ve siya­sî gelişmelerinin muhtelif cephelerine temas etmiştir.

Bundan sonra dış siyasete geçen Ma­reşal, perşembe günkü raporunda adı geçen hususları teker teker ele almış­tır.

Önce, Yugoslav hükümetinin dış siya­setinin değişeceğine dair dolaşan söy­lentilere cevap veren Tito şöyle de­miştir:

«Yüksek asambleye şunu arzetmek is­terim ki, siyasetimiz yine son seneler­de denediğimiz esaslara istinat etme­lidir, zira bunların tatbikinden gerek istiklâlimiz ve bütünlüğümüzün mu­hafazası, gerek bize karşı kurulan iktisadî ablukaya karşı mukavemet edebilmemiz ve son harbde harap olan memleketimizi kalkmdırabilmemiz ba­kımından gayet iyi neticeler almış bu­lunuyoruz.

Binaenaleyh, şimdiye kadar bizimle müsavat esasları dahilinde işbirliği yapan ve gelecekte de aynı arzuyu gösteren memleketlerle işbirliği yap­mak siyasetimizi değiştirmek için hiç bir sebep görmemekte ve ihtiyaç duy­mamaktayız. Tabiatiyle işbirliği yap­tığımız memleketlerin içişlerimize müdahalesine veya istiklâlimize hür­mette kusur etmelerine asla müsaade etmiyeceğiz.»

Mareşal daha sonra Yugoslavya ile münasebetlerinin normalleşmesini ar­zu eden komünform memleketlere temas etmiş ve daha geçenlerde Yu­goslavya ile hiç bir münasebette bu­lunmak istemiyen bu memleketlerin şimdi politikalarını değiştirerek siya­sî münasebetler tesisi yolu ile Yugos­lavya ile normal irtibat temini arzu­sunu izhar etmekte olduklarını ifade etmiştir.

BİRLEŞİK AMERİKA DEVLETLERİ

a. AMERİKA

 

1 Ocak 1954

 

— Washington :

Dış Faaliyetler İdaresi 600,000 dolarlık esas anlaşma mucibince İspanyaya yeni bir fon vereceğini "bildirmiştir.

İspanyaya gidecek olan malzemenin Okyanustan naklini istihdaf eden bu fon hakkında fazla malûmat verilme­miştir.

— Washington :

Dışişleri Vekâleti tarafından bugün yayınlanan resmî "bir tebliğde bildi­rildiğine göre, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa 25 Ocakta Şerlinde Sovyet Dışişleri Vekiliyle görüşmeyi kabul etmişlerdir.

Bugün Moskovaya tevdi edilen kısa bir notada müttefikler, daha önce yaptıkları teklife uygun olarak toplantının 4 ocakta başlayamaması dolayısiyle «Teessürlerini» ifade etmişler­dir. Bununla beraber müttefikler top­lantının Sovyetler tarafından teklif edilen 25 Ocak tarihinde yapılmasını kabul etmişlerdir.

Üç Batılı devlet aynı zamanda mez­kûr toplantının yeri ve diğer teknik teferruatını tesbit etmek üzere Berlindeki yüksek komiserlerin vazifelen­dirilmelerini kabul etmişlerdir.

3 Ocak 1954

 

— NewYork :

Bu gece radyoda 1954 yılı hakkındaki görüşlerini tebarüz ettiren    Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles gelecek günlerden iyimserlikle bahsederek, dünya sulhu mevzuunda daha emin adımlar atılacağını söylemiş, Sovyetle­rin Berlin konferansında Almanya ve Avusturya meselelerini görüşmeye ha­zır olduklarına dair emarelerin mev­cut bulunduğunu ve Avrupa ittifakı­nın tahakkukuna doğru gidildiğini ifade etmiştir.

Bir saat süren ve Newsweek dergisi ile Amerika radyo şirketi tarafından hazırlanan bir programda, Batı Al­manya Başvekili Konrad Adenauer, Amerika Müşterek Kurmay Heyeti Başkanı Amiral Radford, Nato Baş­kumandanı General Gruenther, Ame­rikanın Kore kuvvetleri kumandanı General Hull, Fransız devlet adamla­rı Paul Reynaud ve Jean Monnet İle yapılan mülakatlar da yayınlanmış­tır.   

Dulles'in sözleri, komünizm tehlikesi­ne karşı 1954 yılında da müteyakkız olmayı tavsiye eden Gruenther, Hull ve Radford'un beyanlariyle tezat teşkil etmekteydi. Keza Adenauer de bu teyakkuzu ileri sürerek Dulles ka­dar iyimser olmadığını göstermiş ve: «Bilmem tarihin bir dönüm noktasına ulaştığımızın farkında mıyız?» demiş­tir."

Reynaud ve Monnet, ikist de Avrupa Birliği taraftarı olan bu Fransız dev­let adamları, noktai nazarlarını tek­rar müdafaa etmişler, Monnet şunları söylemiştir:

«Benim ümidim, Reisicumhur Eisenhower'in atom mevzuundaki teklifi­nin, atomun sulh gayeleri için kul­lanılmasına yol açmasıdır. 1954'ün Av­rupa  birliğinin tahakkuku hususunda en müsait zemini hazırlıyacağı ka­naatindeyim.»

Reynaud ise bellibaşlı iki meselenin Hindicini ve Avrupa ordusu dâvası ol­duğunu söylemiştir.

Kendisi ile yapılan mülakatta 1954 yılı için çok iyimser olduğunu söyle­yen Dulles, Eisenhower'in atom mev­zuundaki nutkuna da temas ederek, Sovyetler bir müzakereye bu nutkun yaklaştırdığını,  söylemiştir.

4 Ocak 1954

 

— Washington :

Başkan Eisenhower bu akşam radyo ve televizyonla yayınlanan bir nut­kunda Cumhuriyetçi idarenin ilk fa­aliyet yılı zarfında kaydettiği 12 başa­rıyı sıralamıştır.

Bu başarıların en başında Kore'de sa­vaşlara son verilmiş olması ve «Atom enerjisini insanlığın barışçı gayeleri­ne tahsise matuf plânın» hazırlanmış olması gelmektedir.

Diğer taraftan Eisenhower hükümetin, «Amerikan milletinin refahını» sağla­mak için her türlü vasıtaya her an başvurmaya hazır olacağını temin et­miştir. Nihayet Başkan, dahili saha­da hükümetin «Teşebbüs zihniyetini baltalamıyacağı gibi Amerikalıların refahiyle ilgili meseleler karşısında bürokratik bir kayıtsızlığa da saplanmıyacağmı» belirtmiştir.

Başkan Eisenhoyrer'in hükümeti tara­fından tahakkuk ettirildiğini bildirdi­ği 12 başarı şunlardır:

— Kore harbinin nihayet bulması.

— Hür   dünyanın   savunma   terti­batının  komünist  tecavüzüne     karşı takviyesi.

— Devlet memurlarına iş emniye­tinin sağlanması.

— Tasarlanan masraflarda 13 mil­yar dolarlık bîr tasarruf yapılması.

— Vergilerin hafifletilmesi.

— İktisadî    kontrol    tedbirlerinin kaldırılmış olması.

7.— Zirai mahsul fiyatlariyle hayat pahalılığının artması hakkındaki muvazenesizliğe nihayet verilmiş ol­ması.

— Enflâsyonun durdurulmuş    ol­ması.

— İcraî ve teşrii kuvvetler arasın­daki münasebetlerin tesbit edilmesi.

10 — Bazı muhacirlerin Amerikaya girmesine müsaade eden bir kanunun müstaceliyetle kabul edilmiş olması.

11 — Dünya meselelerinde inisiyatifi kazanmaya   ve   muhafazaya   matuf kuvvetli ve mütecanis bir  dış politi­kanın tahakkuku.

12 — Atom enerjisini insanlığın   ba­rışçı gayelerine hasretmeye matuf bir plânın hazırlanmış olması.

Washington :

Bugün burada haber verildiğine gö­re, Birleşik Amerika Orta Doğu ve Güney Asyada muhtemel Sovyet taar­ruzuna karşı bir kalkan vücude getir­mek maksadiyle İrak, Suudi Arabis­tan ve Pakistanla askerî yardım an­laşmaları aktı mevzuunda görüşme­lerde bulunmaktadır. Amerikan res­mî şahsiyetleri, İngiltere ve Fransa gibi başlıca hükümetler bir doğu mü­dafaa teşkilâtı kurmak yolunda Ame­rikaya katılana kadar, bu fevkalâde stratejik bölgeye herhangi silâh gön­derme teşebbüsünü oyalayarak, ge­ciktirip durmakta idiler. Gelen haber­lerde ilâve edildiğine göre, Amerikan dış politika ve müdafaa komisyonları, Arapların muhalefeti yüzünden Orta Doğu müdafaa camiasının artık aka­mete uğradığı kanaatine varmışlar ve netice itibariyle, alâkalı devletlerle ayrı ayrı askerî yardım anlaşması mü­zakerelerine girişerek güvenliği tak­viyeye çalışmayı kararlaştırmışlardır. İrakla bir askerî yardım anlaşması­nın imzalanmasına daha aylar iste­mekle beraber Amerikan resmî şahsi­yetleri böyle bir anlaşmağa varılacağına emin bulunmaktadırlar.

Hâlen, Mısır, İsrail, Lübnan ve Suriyeye âcil surette askerî yardım sağla­mak düşünülmemektedir. Zira bu memleketler Sovyetlerin bu    bölgeye yapacağı muhtemel tecavüzün takip edeceği istikamette bulunmamaktadır­lar. Bu itibarla da Amerikan resmî şahsiyetleri, şimdilik bu memleketle­rin ihtiyaçlarına daha az ehemmiyet vermektedirler. Bu resmî şahsiyetler, İsraile halen herhangi bir silâh yar­dımında bulunmayı düşünmediklerini, zira İsrailin silâh kuvvetlerinin olduk­ça iyi teçhiz edildiğini beyan ile, İs­raile yapılacak bir Amerikan yardı­mının Arap memleketlerinin şiddetli itirazlarına mâruz kalacağını ve Müs­lüman hükümetleriyle muhtemel mü­zakereleri balatalayacağını sözlerine ilâve etmektedirler.

6 Ocak 1954

 

— Washington :

Dışişleri Vekâleti, Amerikanın Mosko­va Büyük Elçisi Charles Bohlen'in bu­gün Sovyet Dışişleri Vekili Molotof ile Reisicumhur Einsenhower'in atom mevzuundaki teklifinin müzakeresi hususunda görüşmelerde bulunduğunu teyit etmiştir.

Bu hususta gazetecilere malûmat ve­ren Vekâlet sözcüsü Henry Suydam Büyük Elçi Bohlen'den bir rapor alın­dığını açıklamış, fakat bu mevzuda herhangi bir tefsirde bulunmaktan imtina etmiştir.

Rusya, Eisenlıower'in teklifi hakkın­da görüşmelerde bulunmayı kabul ettiğindenberi. ikinci defadır ki Bohlen ve Molotov buluşmaktadırlar. İlk gö­rüşme 31 aralık tarihinde vâki olmuş­tu. Vekâlet sözcüsünün gazetecilere okuduğu tebliğde şöyle denilmekte idi:

«Sovyet Dışişleri Vekili Molotov'un gösterdiği arzu üzerine bugün Ameri­kanın Moskova Büyük Elçisi Charles Bohlen saat 15 te Dışişleri Vekâletinde Molotov'u ziyaret etmiştir. Bu görüş­mede atom enerjisinin sulh gayelerin­de kullanmak üzere müzakerelere başlanması hususunda Reisicumhur Eisen'hower tarafından vâki teklif mevzuu bahis edilmiştir.

7  Ocak  1954

 

— Washington :

Amerikan Dışişleri Vekâleti tarafın­dan çarşamba akşamı yayınlanan res­mî beyanatın metni şudur:

«Dışişleri Vekâleti, Sovyetler Birliği Dışişleri Vekili M. Molotof'un atom enerjisi meselesine müteallik müstakbel müzakerelerde takip edilecek usul­ler hakkında görüş teatisinde bulun­mağa Sovyetler Birliği hükümetinin hazır bulunduğunu Birleşik Amerika­nın Moskova büyük elçisi vasıtasiyle bildirmiş olduğunu teyit eder. Bu gö­rüş teatileri Washington'da büyük el­çi Zarubin delaletiyle yapılacaktır. Dışişleri Vekili M. John Foster Dulles, Sovyetler Birliği hükümetinin yapıl­masını kabul ettiği bu usule müteda­ir görüşmelere yakın bir tarihte baş­lamak tasavvurundadır. Sovyetler Birliğinin kabul ettiği bu görüşmeler, Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dul­les tarafından Sovyetler Birliği Dış­işleri Vekili M. Molotof a bu hususta vâki teklifin Sovyetler Birliği hükü­metince kabulünü tazammun etmek­tedir.

8 Ocak 1954

 

— Phoenisx: (Arizona) :

Kıdemli siyasî muhabirlerden ve Uzak Doğu işlerinde ihtisası bulunan Ernest Haberecht, Arizona gazete na­şirlerinin dün geceki basın ziyafetin­de okunan nutkunda, tarih, komünist­lerin Cindeki zaferlerinden dolayı, Birleşik Amerikanın en aşağı yüzde elli nispetinde mesul olduğunu zaman­la gösterecektir» demiştir.

Haberecht sözlerine şunları ilâve et­mektedir :

«Asyanın bu bölgesinde aynı hatala­rın tekrarlanmasını önlemek için Amerika halkı daimî tam malûmat sa­hibi olmalı, memleketlerini kuvvetli bulundurmalı ve hariçte lâyıki veçhi­le temsil edilmekte olunduğuna emin bulunmalıdır.

Cindeki son 25 yılın katî tarihi yazıldığı zaman, burada olup bitenlerden Amerika yüzde elli mesul tutulmıyacak olursa, çok garip kaçacak, Ame­rikanın milliyetçi Çine vadedilenlerin hemen hemen hepsini vermediği­ni gösteren gitgide daha fazla deliller ortaya çıkmaktadır.

Çine ulaşması gereken yardımların çoğu iddia ettiği veçhile, pek de Öyle bütün bütüne milliyetçilerin eliyle ol­madan komünistlere tevcih edilmiştir. Çin komünistleri Ruslar, Hindicini hu­dudu boyunca güney Cinde silsile ha: linde hava üsleri kurmuşlardır, Bu­ralarda büyük sayıda Rus uçakları bulunmaktadır.

Washington :

Hükümet tarafından bugün bildiril­diğine göre, şimdikilerden on defa daha kuvvetli ve âdeta inkılâp yara­tacak mahiyette yeni bir atom parça­lama makinesi yapılacaktır.

Atom enerjisi komisyonunun NewYork'da Brookhavende millî laboratu­arında beş altı senede tamamlanacak olan bu makine, 25 milyar elektron volta kadar enerjide protorları parçalıyacaktir.

Yeni makine, takriben 233,3 metre kutrundadır ve 20 milyon dolara mal olacaktır.

Washington :

Haber verildiğine göre, Birleşik Ame­rika Dışişleri Vekili Foster Dulles, Ayan Dış Münasebetler Komisyonun­da iki buçuk saat kalarak dünya du­rumu ve kongrenin geçen ağustosta tatile girişindenberi vukua gelen mil­letlerarası gelişmeler hakkında izahat vermiştir. Dulles, bu izahat sırasında Pakistanla Hindistan arasındaki mü­nasebetlerin, Orta Doğu müdafaa it­tifakının kurulmasını köstekliyen baş­lıca güçlüğü teşkil ettiğini söylemiş­tir.

Komisyon reisi Alexander Wiley, top­lantıdan sonra gazetecilere verdiği yazılı beyanata şunları eklemiştir:

«Dışişleri Vekilinin izahatından öğ­rendiğimize göre, Koredeki Amerikan kuvvetlerinin azaltılmakta bulunması oradaki kuvvet «Hacminin» herhangi bir ölçüye kıyasen aşın derecede bü­yük olmasından ileri gelmektedir.

Mütarekedenberi, munzam Kore bir­likleri yetiştirilmiş bulunmaktadır. Fakat mütareke hükümlerine göre askerî kuvvetleri arttırmak yasak ol­duğundan, Amerikan kuvvetleri geri çekildiği ve teçhizatı orada bırakıldı­ğı takdirde bu Kore birliklerini teçhiz etmek imkân dahiline girebilir.

Hindicini meselesine gelince, Ameri­kalıların büyük masraflara katlanma­sı suretiyle, mahallî kuvvetlerin meydana getirilmesi işi devam etmektedir.

Avrupada ise, Nato mükemmel durumdadır ve Foster Dulles Avrupa müdafaa camiası anlaşmasının tasdik­ten geçeceğini ummaktadır. Fakat ne yazık ki, ortada, zayıf temellere da­yanan muhteşem bir «Üstün yapı» yükselmektedir. Çünkü Almanyanm iştiraki için gereken şartlar temin edilmemiştir.

Dış Münasebetler Komisyonu Reisi Wiley'in beyanatında şu noktalar da belirtilmektedir:

İrandaki durum, geçen yazdanberi bariz surette gelişmiştir. Pakistan, İran ve bu bölgede muhtemel diğer devletlerle bir savunma ittifakı hak­kında gayri resmî müzakerelere de­vam olunmuştur. Dışişleri Vekili Fos­ter Dulles, Pakistana Amerikan as­kerî yardımı hususunda hiç bir kara­ra varılmadığını bilhassa belirtmiştir.

9 Ocak 1954

 

Washington :

Amerikan Ayan Meclisinin askerî te­sisat ve inşaat tâli komüsyonu, dünkü toplantısında, İspanyada inşa edile­cek Amerikan üsleri için ilk tahsisat olarak elli milyon doların derhal ve­rilmesini tasvip etmiştir.

Washington :

Bugün öğrenildiğine göre . Reisicum­hur yardımcısı Richard Nixon, Ko­münist Çine karşı tatbik edilen siyasette herhangi bir değişiklik yapıl­maması hususunda hükümeti ikaz.et­miştir. Nixon Dışişleri Vekil Yardım­cısı Walter Robertson gibi, komünist Çinin tanınmasına şiddetle muhale­fet etmektedir. Nixon keza, Komünist Çinin tanınması gibi, Birleşmiş Mil­letlere alınmasına da son derece mu­arızdır. United Press muhabirine bir beyanat veren Reisicumhur Yardım­cısı, Kore ve Hindicimde sulh temin edilmeden böyle bir şeyin düşünülemiyeceğini söylemiştir.

İyi haber alan çevrelerin bildirdikle­rine göre Richard Nixon, Komünist Çinin tanınmasının yahut Birleşmiş Milletlere kabulünün Sovyet Rusya ile müzakerelerde Amerikanın vazi­yetini zayıflatmasının mümkün oldu­ğunu söylemiştir. Nixon son Uzak Do­ğu seyahatinde Formoza hükümetine Amerikanın yegâne tanıdığı Çin hü­kümetinin kendileri olduğu hususun­da teminat vermişti.

Diğer taraftan Dışişleri Vekili Foster Dulles burada tertip ettiği bir basın konferansında Komünist Çinin ilerde tanınmasını mümkün kılacak bir li­san kullanmış, fakat bilâhare Ame­rikanın Komünist Çine karşı takip et­tiği siyasette hiç bir değişiklik olma­yacağı hususunda Nixon'u temin et­miştir.

— Mexico :

Öğrenildiğine göre, Troçkinin katili Jacques Mornard hapishane arkadaş­larından birinin tecavüzüne uğramıştır.

Chavez adında tehlikeli bir haydut elinde kalın bir sopa olduğu halde «se­ni öldüreceğim» diye bağırarak Mornard'm üstüne atılmıştır. Chavez'İn, radyo tamir atölyesi şefliğinden alına­rak yerine Mornard'm tayin edilmesi­ne kızdığı ve bu sebepten katili öldür­meye teşebbüs ettiği zannedilmektedir. Bununla beraber Mornard'm hâlen tahliyesini sağlamaya çalıştığı ve bazı gizli ajanların, belki de eski suç or­taklarının kendisini öldürmek istedik­leri bilinmektedir.

10 Ocak 1954

 

Washington :

Senatör Paul H. Douglas, bugün Birle­şik Amerikanın iktisadi bir gerileme halinde olduğunu söylemiş ve «bunun ne gibi bir vaziyete götüreceği şimdi­den tayin edilemez» demiştir.

Birçok gazetelerin bu açıklamaya şid­detle hücum ettiklerini söyleyen Se­natör, Amerikan iktisat cemiyeti âza­larının kendisiyle ayni fikirde olduk­larını, bildirmiş ve demiştir ki:

«Bugün iktisadî bir gerileme içindeyiz ve bu zincirleme bir reaksiyon halinde depresyona kadar gidebilir.

Gerileme olduğunu düşündüren sebep­ler şunlardır"

— Tarım âletleri istihsali düşmüş­tür.

— Otomobil istihsali geçen seneye nazaran yüzde 12 azalmıştır.

— Çelik istihsalinde azalma görül­mektedir.

— Kamyonla yük nakli gecen .seneye nisbetle yüzde 12 azalmıştır.

— İş hayatında muvaffakıyetsizlik nisbeti yüzde 50 dir.

Douglas, 1929  32 devresi ile bu devir mukayesesinde yegâne değismiyen ta­raf hükümet ve iş muhitlerinin vazi­yeti mükemmel surette göstermek is­temeleridir, demiştir.

Washington :

Resmen bildirildiğine göre, Birleşik Amerikanın dış ekonomi politikasını tetkik etmeğe ve bu hususta bir rapor hazırlamağa memur başkanlık komis­yonu raporunun nihaî metnini kaleme almak üzere dünkü cumartesi günü Wsshington'da iki yeni toplantı yap­mıştır. ".

Bu iki toplantıdan sonra hiç bir teb­liğ neşredilmemiştir. Ancak, öğrenildi­ğine göre, komisyon başkanı M. Randall bu toplantılarda raporun tadil edilmiş bir projesini arkadaşlarına tevdi etmiştir.

Bu projede ezcümle şu hususlar tek­lif edilmektedir:

1 — Birleşik Amerikanın dış ekonomi politikasının tedricen ve bir hudut da­hilinde liberalleştirilmesi.

2 — Böyle bir liberalleştirmenin tesir­lerine maruz    kalabilecek   Amerikan ekonomi sektörlerine hükümetçe yar­dım edilmesi.

3 — Amerikan hususî sermayesinin ya­bancı memleketlerinde yatırımın teş­vik olunması.

Resmî olmamakla beraber doğru ha­ber alan bir kaynaktan bildirildiğine göre komisyonun son toplantılarını önümüzdeki hafta zarfında yapması ve mesaisine son vermesi muhtemel­dir.

Filhakika M. Randalî'm teklif ettiği rapor projesi Üzerinde süratle ve mümkün olduğu geniş bir mutabakat temin etmeğe çalıştığı söylenmektedir. Bu suretle komisyon raporunu bu ay nihayetinden evvel yani muayyen ta­rihten İki ay evvel hazırlamış ve ver­miş olacaktır.

Randall komisyonun azaları arasın­da mevcut fikir ayrılıkları yüzünden komisyon mesaisinin sonunda, çoğun­luğa dayanan tek bir rapor değil azın­lıkta kalan asaların da kaleme alacak­ları bir veya birçok azınlık raporları­nın da verilmesi çok muhtemel bulun­maktadır.

Filhakika komisyon azalarından bir çoğunun M. Randall kadar liberal gö­rüş sahibi olmaktan uzak oldukları bilinmektedir. Esasen bu muhalefet kongrede de görülmektedir ve parlâ­mento, mahfillerinde tahmin edildiğine göre Temsilciler Meclisiyle Ayan Meclisinde komisyonun tavsiyeleri üzerinde cereyan edecek müzakereler, yalnız çok hararetli olmakla kalmıyacak ayni zamanda ehemmiyetli karar­lar alınmasına da pek az bir ijıtimal bırakacaktır.

12 Ocak 1954

 

— Washington :

Donanma Kumandanlığı, Amerikaİspanya andlaşması gereğince İspanya­daki inşaat işlerini deruhte edecek olan üç Amerikan firmasının isimle­rini açıklamıştır. Bir deniz ve müte­addit hava üsleri için sarfedilecek pa­

ranın miktarı 190.000.000 dolardır.

İnşaat iki ilâ üç sene sürecek, müm­kün olduğu nisbette yerli işçi kullanı­lacaktır.

— Washington :

Amerikan hava kuvvetleri Erkânı Harbiye reisi muavini ve kıdemli bir havacı olan general James H. Doolittle, uçak sanayi cemiyeti mecmuası­nın dünkü sayısında neşredilen bir yazısında 25 seneye varmadan atom enerjisiyle işleyen uçaklar devrinin açılacağını söylemekte ve havacılığın istikbali hakkında şu tahminleri ileri sürmektedir:

1   — 1960 senesine varmadan Ameri­kan nakliyat kumpanyaları, büyük bir sürate malik ve geniş bir uçuş sahası dahilinde  çalışabilecek tepkili nakli­yat uçakları kullanmak mecburiyetin­de kalacaklardır. Yine 25 seneye var­madan uçuş kabiliyetleri bazı şartlar tahtında saatte 100O mil kadar olabi­lecek  akil vasıtalarına malik olma­mız lâzım gelecektir.

2   — Önümüzdeki elli   sene   zarfında, uçakların hareketlerini idare   edecek otomatik ve elektronik  eçhizat bakı­mından muazzam terakkilere     şahit olacağız. Bu devir gelince askerî uçak­lardan bir çoğu  areket ettikleri an­dan yere indikleri ana kadar otoma­tik bir kontrol ile seyredeceklerdir.

3   —Aradan pek fazla sene geçmeden helikopterler sahasında da büyük te­rakkiler  olacak  ve  birçok motörlerle mücehhez ve yüz kadar yolcuyu nisbeten kısa mesafeler dahilinde nakle­debilecek çok miktarda    büyük heli­kopterler kullanılması lâzım gelecek­tir.

4—50 ilâ 100 ton kadar kıymetli ti­caret eşyasını   nakledebilecek kabili­yette eşya nakliyat uçaklarının çoğalması, ticari nakliyat temposunu arttı­racak ve halen deniz yoluyle yapıl­makta bulunan bu nakliyatın mühimbir kısmının hava kumpanyalarını faydalandıracaktır.

5 — Daha hafif ve hararete karşı da­ha dayanıklı malzeme ile ve yeni tek­nik usullerle imal edilecek uçakların şimdikilerden çok   yüksek    süratlerle seyredebilmelerine şahit olabileceğiz.

6 — Telsiz idare cihazları tekemmül ettirildikçe, pilotsuz uçaklar kıta da­hilinde ve kıtalar arası posta nakliyatını ses süratinden beş ilâ on misli bir hızla nakledebilecek bir kabiliyet ka­zanacaklardır.

7 — 50 seneye varmadan arza bir peykinşa edilebilmesi tamamen muhtemel olduğu gibi o zaman aya kadar gide­bilecek vasıtaların fezaya gönderilme­sinin tecrübe edilmesi mümkün olabi­lecektir.

General James H. Dcolittle yazısını şöyle bitirmektedir:

«Bütün bu tahminleri yalnız muhte­mel saymak doğru değildir. Fikrimce bunların bir çoğu gerçekleştirilecektir.

14 Ocak 1954  

 

— Washington :

Ticaret Vekili Sinclair Weeks, üç ay­lık dış ticaret raporunda, «Amerikan siyaseti,' daima, komünist memleket­lere stratejik ehemmiyeti hâiz olmıyan maddeler ihracını tasdik etmek olmuştur» demiştir.

Weeks, Sovyet Rusya ile ticaretin çok az olmasının, Amerika tarafından ko­nulan tahditlerden ziyade, Sovyet blokunun stratejik olmıyan maddelere alâka göstermemesinden ileri geldiği­ni söylemiştir.

Ticaret Vekilinin raporunun bu iki fıkrası V/ashington'da çok alâka uyan­dırmıştır, zira bir Amerikan ticaret odasının Rusyaya sadeyağ ve pamuk yağı ihraç etmek için Ticaret Vekâle­tinden müsaade istediği haberinin ya­yınlandığı güne tesadüf etmiştir.

15 Ocak 1954

 

 Washington :

Ticaret Vekâleti   bugün    yayınladığı tebliğde HongKong ile yapılan ve stratejik mahiyette olan ticaret mevzuundaki bazı tahditlerin kaldırıldığı­nı bildirmiştir.

Amerika ihracatçılarının münferit ih­racat permisi olmaksızın HongKonga seykedebilecekleri mallar listesine yün, kâğıt, kömür, soba, ziraî âlet ve ede­vat ve kauçuktan mamul maddeler de ilâve olunmuştur,

Vekâlet erkânı Amerikadan yapılan sevkiyatm Kızıl Çine ulaşmaması hu­susunda İngiliz makamlarının azamî dikkat gösterdiklerini fakat yine de kaçakçılığın büyük ölçüde devam et­tiğini söylemişlerdir.

Diğer taraftan Ticaret Vekâleti, dost milletlere, yapılan stratejik mahiyet­te olmıyan diğer 56 madde ihracatı İçin de permi tahdidatını gevşetmiştir. Fakat HongKong, Macao ve demir perde memleketlerine bu listedeki maddelerin ihraç edilmemesi hususun­daki sıkı tahdidat devam edecektir.

Amerikan ile Kızıl Çin ve KuzeyKore arasında her türlü ticarî alış veriş menedilmiş bulunmaktadır. Fakat Sovyet Rusya ve Avrupadaki peyk dev­letleriyle mahdut ölçüde stratejik ma­hiyette clmıyan maddeler üzerinde ti­carî muamele yapılmaktadır.

Diğer taraftan siyasi şahsiyetlerin bu­gün bildirdiklerine göre, yabancı fa­aliyetler idaresi, bu ay İtalyaya kar­şılıklı güvenlik andlaşması hükümle­rine uyarak 18 milyon dolar tutarında pamuk, tütün, ve hayvani yağlar bağışlamayı tasarlamaktadır.

Londra :

Financial Times gazetesinin bildirdi­ğine gÖre; Amerika, İngiliz kraliyet hava kuvvetlerinin modernleştirilmesini mümkün kılmak üzere, İngiltereye, önümüzdeki 2 veyahut 3 sene için­de 900 milyon sterlin tutarında dolar verecektir.

Washington :

Birleşik Amerika ile Güney Kore ara­sındaki emniyet paktının tasdiki le­hinde Amerikan Harbiye Vekili M. Robert Stevens ile Erkânı Harbiye Reisi General Matthew Ridgway'tn Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu önünde verdikleri izahat, kendileriyle ayan âzası arasında bası fikirlerin teatisine vesile olmuştur.

Bunun üzerinedir ki, general Ridgway, Koreden iki tümenin geri alınması hakkındaki Amerikan Kararının Bir­leşmiş Milletlerin bu bölgedeki duru­munu kafiyen zayıflatmış olmıyacağmı tasrihen beyan etmiştir. Diğer taraftan henüz Kuzey Korede bulu­nan Çin kuvvetlerinin bir milyon ka­dar olduğunu tahmin eden General Ridgway, bununla beraber komünist kumandanlığının bazı birlikleri geri çekmiş bulunduğunu, fakat buna mu­kabil komünistlerin 38 inci arz daire­sinin kuzeyinde bulunan hava mey­danlarını ıslâh etmek suretiyle bir nevi muvazene temin etmiş oldukla­rını söylemiştir

General Ridgway müteakiben tarafsız bölgenin kuzeyinde komünistler tafmdan girişilmiş olan tahkimattan bahsederek bu tahkimatın tamamen tedafüi mahiyette olduğuna kani bu­lunduğunu ifade etmiş ve bu müna­sebetle hâlen mevcudu 600.000 e baliğ olan Güney Kore silâhlı kuvvetlerinin askerî kıymetine olan itimadını bir kere daha izhar eylemiştir.

Sözü nihayet Hindiçiniye getiren ge­neral Ridgway «Birleşik Amerikanın durumu büyük bir endişe ile takip etmekte olduğunu» işaret etmiştir.

General Ridgway'den sonra Harbiye Vekili M. Stevens'ten, Singman Ri hü­kümetince muhasemata tekrar başla­mak yolunda alınacak bir kararın arz edebileceği tehlike hakkında ne diye­ceği sorulmuştur. M. Stevens buna cevaben Birleşik Amerikanın ilk ya­pacağı işin Güney Korede bulunan kuvvetlerinin emniyetini sağlamak olacağını söylemekle iktifa etmiştir.

Bunun üzerine ayan dışişleri komis­yonu başkanı, Amerikan hükümetinin tek taraflı her hangi bir askerî hare­ketten tevakki edilmesi lüzumunu Başkan Singman Ri'ye tereddüde ma­hal birakmıyacak bir şekilde bildir­miş olduğuna dikkati çekmiştir.

Amerikan Ayan  Meclisi Dışişleri  ko misyonu pazartesi günü tekrar gizli celse halinde toplanarak Birleşik Amerika ile Güney Kore arasında em­niyet paktının tasdiki hakkındaki mü­zakerelerine devam edecektir.

19 Ocak 1954

 

— Washington :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulle.s bugün yaptığı basın toplan­tısında, Berlinde yakında yapılacak 4 büyük devlet Dışişleri Vekilleri top­lantısının Sovyetlerin bu toplantıya yapıcı bir hüviyetle iştiraki halinde büyük tarihî bir mâna taşıyabilece­ğini belirtmiştir.

Foster Dulles, Berlinde Sovyet Dışiş­leri Vekili Molotofla, hâlen Sovyetler­le Amerikalılar arasında cereyan etmekte bulunan atom müzakereleri ile alâkalı esaslı meseleleri görüşmek ni­yetinde olmadığını söylemiştir.

Dışişleri Vekili basın toplantısının ba­şında, Berlin konferansına hareket etmek üzere bulunduğu sıradaki duy­gularını ifade eden yazılı bir beyanat okumuştur. Foster Dulles, 1949 da ya­pılan en son dört büyük Dışişleri Ve­killeri toplantısından beri, Sovyet po­litika ve tabiyesi yapıcı neticeler ver­mekten ziyade Batılı, milletleri ayır­mak ve zayıflatmayı araştırmıştır, de­miş ve şöyle devam etmiştir:

«Umduğumuz gibi Sovyet liderleri bu konferansa yapıcı bir zihniyet ile yak­laşacak olurlarsa, bizleri karşılarında uysal bulacaklar, ondan sonra da ya­pılacak birçok işler meydana çıkacak­tır.

Avusturyanın serbest bırakılması lâ­zımdır. Bunu kuvveden fiile çıkar­maktan başka ortada esaslı bir engel yoktur.

Almanyanm birleştirilmesi iktiza et­mektedir. Birleşmiş bir Almanyanm serbest seçimle bütün Almanlara şâ­mil bir hükümet kurabilmesi için dört işgal kuvveti maniaları yıktıkları tak­dirde buna imkân hâsıl olur. Üç ba­tılı devlet bunu is'afa hazırdırlar. Tek başlarına yapamazlar, Sovyet Rusyanın uyması şarttır, esastır.

Sovyetler, yakında yapılacak konfe­ransta ayni tabiyeyi kullanacak olur­larsa, konferans hiç bir işe yaramıyacaktır. Hepimiz vaktimizi boşa harca­mış olacağız ki, bu hal Sovyet lider­lerine de şâmildir. Zira, Batılı devletier, 80 milyon halkını biricik yekpare bir askerî blok halinde pekiştirip, bir­leştirmiş olanlar tarafından tatbik edilen ayırma tabiyesine kanmıyacak kadar ergindirler.»

Foster Dulles, Kore meselesini görüş­mek üzere Birleşmiş Milletler asamb­lesinin 9 şubatta fevkalâde bir celse akdetmesi hususunda Birleşmiş Mil­letler genel asamble reisi bayan Vijaya Lakşmi Pandit tarafından ileri sürülen talebi hâlen kabule hazır ol­madığını sözlerine ilâve etmiştir.

Dışişleri Vekili, Berimden Vaşingtona ne zaman döneceğini kestirmekten imtina ile, şimdiki hazırlıklar, konfe­ransın üç hafta sürmesini derpiş et­mektedir. Umarım ki konferans bu müddet zarfında nihayet bulur, de­miştir.

Foster Dulles, heyetin diğer başlıca âzasiyle birlikte perşembe günü öğle vakti, cumhurreisi Eisenhower'jn hu­susî uçağı ile buradan ayrılacaklarını söylemiştir.

Amerika Dışişleri Vekili, bir suale ce­vaben Berline, Almanyayı tekrar bir­leştirmek yolunda bir anlaşmaya varmak ümidiyle gitmekte olduğunu ve bu gayeye erişmek için de elinden ge­leni yapacağını tebarüz ettirmiştir.

Bir muhabirin, Dışişleri Vekilleri, Almanyada hattı fasılm ötesinde halkın serbestçe hareket etmeleri, ticaretin kolaylaşması gibi ba2i ehemmiyetsiz gelişmeleri temin suretiyle yetinebilmek ihtimalleri mütalâasına Foster Dulles, şiddetli bir ifade ile, Birleşik Amerika, büyük hedefe ulaşmak ba­bında muvaffakiyetsizliğe uğramaya hiç te hazır değildir ve ehemmiyetsiz uzlaşmalara