14.9.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

Eylül 1953

 Ankara :

Bayındırlık Vekâletinden aldığımız malûmata göre, 1952 senesinde Kasta­monu vilâyetinde yapılan bayındırlık işleri şunlardır :

II yolları:

Yeniden 90 kilometre yol inşa, 11 kilo­metre yol kaldırım, 46 kilometre yol tesviye, mevcut 66 kilometre yol sta-blize, 280 kilometre yol tamir, 28 kilo­metre yol stablize edilmiştir. Yeniden 44 adet beton, 6 adet ahşap köprü ya­pılmış, 2 adet köprü tamir edilmiştir. "Bu işler için 625.259 lira sarf edilmiş­tir.

Köy yollan:

Yeniden 77 kilometre yol inşa, 4 kilo­metre yol kaldırım, 68 kilometre yol tesviye, 80 kilometre yol tamir, 8 kilo­metre yol stablize edilmiştir. Yeniden 10 adet beton, 5 adet ahşap köprü ya-

komisyonlar mahallin ihtiyaçlarını na­zarı itibara alarak trafik emniyetini sağlıyacak kararlar  alacaklardır.

Ayrıca, bir de bazı vekâlet temsilcile­rinden müteşekkil merkezî bir komis­yon kurularak faaliyete geçecektir.

Yeni kanunun ruhuna muvazi olarak İstanbul'da da bazı tedbirler alınması için çalışmalara başlanmıştır. Valinin veya Valinin tevkil edeceği birisinin başkanlığında kurulacak olan komis­yon trafik emniyeti hususunda çalışa­caktır. Kayıt ve tescile tabi vasıtala­rın fennî muayenelerine gelince, ehli­yet imtihanlarını yapmak üzere vilâ­yette Emniyet Müdürünün veya tevkil edeceği bir şahsın başkanlığında trafik zabıtası temsilcilerile Kara Yolları U-muna Müdürlüğü Trafik Fen Heyetin­den en az iki kişilik ve belediyenin mümessili ile ilgili meslek teşekkülle­rinden gönderilecek bir kişiden ve ay­rıca trafik zabıtasmca seçilecek bir meslek .erbabından müteşekkil muaye­ne ve imtihan komisyonu kurulacaktır.

Diğer taraftan Kara Yolları Umum Müdürlüğünde vazifeliler yollardaki gerekli trafik işaretlerinin normal olup olmadıklarını, kâfi miktarda bulunup bulunmadıklarını kontrol edeceklerdir.

 İstanbul:

Tropikal hastalıklar ve sıtma kongresi Şale köşkünde çalışmalarına devam et­mektedir. Kongre faaliyeti hakkında malûmatına müracaat eden Anadolu Ajansı muhabirine Genel Sekreter Ord. Prof. İhsan Şükrü Aksel bu hususta şunları söylemiştir:

«Tropikal hastalıklar ve sıtma kongre­leri çalışmaları bütün hızı ile devam etmektedir. Şimdiye kadar kongrenin birinci kısmını teşkil eden sıtma mev­zuundaki raporlar okunmuş ve müza­kereleri yapılmıştır. Ayrıca sıtma ile -ilgüi seroest tebliğlerin müzakeresi de bitmiştir. Bundan sonra tropikal hasta­lıklara ait çalışmalar yapılacaktır. Bu mevzuda ilk. olarak bu sabah Brezilya delegesi Dr. Froes'in Schistosornoses aenuen parazitin tevlid ettiği hastalık­lar  hakKindaki     raporu  okunmuştur.

Aynı konu ile ilgili 16 serbest tebliğ de müzakere edilecektir. Bugün öğleden sonra ingiliz delegesi R. S. Platt'ıa beslenme hakkındaki raporu okunacak­tı, fakat sabahki toplantı uzadığı için buna vakit kalmamıştır.

Kongre yarın sabah İtalyan delegesi Dr. Rafaelle ile İngiliz delegesi Dr. Poy'un başkanlığında yapacağı toplan­tılarda Dr. Rhain'in Flarioses, Dr. Vau-celin Tripanomiasis, Romana'nın Cha-gas ve Lepine'in Virüs mevzularmda-ki raporlarını müzakere edecektir.

Perşembe günü de Tropikal hastalık­lar  mevzuunda  çalışılacak,  cuma  gü­nü kapanış celsesi aktedilerek kongrenin gelecek sene toplanacağı memleke­tin seçim: yapılacaktır.

Köy içme suları:

Sene içinde 124 köyün suyu getirilmiş, 6 köyün su malzemesi hazırlanmış, 1953 senesinde yapılmak üzere 125 köyün su işi ele alınmıştır. Bu işler için 369.337 lira sarfedilmiştir.

Bina inşaatı:

Sene içinde 5 bina bitirilmiş, 1953 se­nesinde tamamlanmak üzere 4 binanın inşaatına devam olunmaktadır. Bu iş­ler için 254.597 lira sarfedilmiştir.

Şu suretle 1952 senesinde Kastamonu vilâyetinde bayındırlık işleri için 1.307.732 lira sarfedilmiştir.

 İstanbul:

Yeni kara yollan trafik kanunu hü­kümleri  esasına  göre, kurulacak olan.

bmı yapmak üzere Devlet Demiryolla­rı Limanlar Dairesi Reisi Nail Ulay ile .Amerikalı liman uzmanlarından müte­şekkil bir heyet, bugün uçakla İsken­derun'a müteveccihen gitmişlerdir. He­yetin buradaki tetkikleri bir hafta sü­recektir.

 Ankara:

Tarım Vekâleti, köylü vatandaşlarımı-2in istifadesine arzetmek üzere Anka­ra, Eskişehir, Afyon ve Kütahya vilâ-yetlerindeki tiftik keçilerinin ıslahı maksadiyle birer merkez vücuda getir­miş bulunmaktadır.

Vekâlet, Çifteler harasiyle Ankara -Lalahan Numune ağılında mevcut 299 baş tiftik keçisini ucuz bir bedel mu­kabilinde köylüye tevzi etmeye karar vermiş ve Erzurum koyun yetiştiricile­rine bu sene içinde Karacabey hara­siyle Bandırma Merinos çiftliğinde ye­tiştirilmiş Merinos koyunlarından 500 adedini dağıtmıştır.

Ayrıca bu sene içinde Tarım Vekâleti, hara ve inekhanelerde yetiştirilmiş bu­lunan iyi cins boğalardan da malî du­rumu müsait olmayan köylülere az bir bedelle 697 baş boğa, bedelsiz olarak da 150 baş boğa tevzi etmiştir.

Bütün bunlardan başka Vekâlet, Ma­latya mmtakasmda bulunan Ak Kara­man koyunlarının ıslahı maksadiyle köylüye 250 baş Karaman koçunun Sultansuyu harasından tahsisine karar vermiş bulunmaktadır,

 İstanbul:

Memleketimizde misafir olarak bulun­makta olan Ürdün Kralı Hüseyin, be­raberinde Ürdün sefiri olduğu halde

bugün saat 11.45 de İstanbul Valisi ve Belediye Reisi Prof. Gökay'ı Vilâyet makamında ziyaret etmişlerdir.

Ürdün Kralı Hüseyin, Türkiye'de gör­düğü çok sıcak ve kardeş kabulden do­layı kalbî teşekkürlerinin Sayın Cum-hurreisimiz Celâl Eayar'a arzını Vali­den rica etmişlerdir.

'Vali, Ürdün Kralı Hüseyin'e Reisicum­hurumuz Celâl Bayar'm ve Türk Hü­kümetinin memleketimizde bulunduk­ları müddet zarfında iyi günler geçir­melerini,  hayat ve vazifelerinde muvaffakiyet dileklerini arzederek kendi­lerine Cumhurreisimiz Celâl Bayar a-dma hoş geldiniz demiştir.

Ürdün Kralı Hüseyin'e İstanbul'da bu­lundukları müddet daima hizmetlerin­de bulunacağını^ ifade eden Vali, mü­teakiben Krala İstanbul şehri hakkın­da izahat vermiştir.

Kral Hüseyin, bugün müzeleri ve şehri gezmeğe devam etmiştir.

Ürdün Kralı Hüseyin ve Valide Krali­çe 4 Eylül Cuma sabahı saat 7 de mem­leketine dönmek üzere İstanbul'dan uçakla ayrılacaklardır.

 Ankara :

Öğrendiğimize göre, Ekonomi ve Tica­ret Vekâletince hazırlanmış olan yeni dış ticaret rejimi yarınki Resmî Gaze­tede yayınlanacaktır. Bu rejimin başlı­ca hedefi piyasaya emniyet ve istikrar sağlamak ve dış ticaretimizi arızî usul­lerden kurtararak salim esaslara bağ lamak olmuştur. İhraç ve ithal malla­rımızın fiyatlarını yükselten ve para­mızın kıymetini düşüren takas listesi rejimden tamamen çıkarılmıştır.

Her sene bir evvelkine nazaran bir re­kor teşkil eden istihsalimizle mütera-fik olarak ihracatımızın serbest inkişa­fını temin eden kolaylıklara yer veril­miştir.

Rakip memleketler tarafından himaye edildiğinden müşterilerini kaçırmak durumuna düşebilecek mahsullerimi­zin, dış ticaret rejiminden ayrı olarak himaye edilmesi yeni bir prensip ola­rak kabul edilmiştir. Ziraat Bankasın­da tesis olunan bir tevzin fonundan bu gibi mallara fiat farkı verilecektir. Bu sene bu vaziyette olan çekirdeksiz ku­ru üzümün ihracatında 9 numaralı tip esas alınmak üzere safi kilo başına do­larlı satışlarda 10 kuruş epu parasiyle satışlarda 8 kuruş diğer anlaşma para-Iariyle satışlarda 4 kuruş fiat farkı ve­rilmesi kabul edilmiştir. Eski (111) sa­yılı listeye dahil maddelerden mahiye­ti ve istihsal durumu nazara alınarak mahdut bir kısmına ayni fondan fiat farkı verilecektir.

Tevzin fonu hayat pahalılığına tesiri olmayan ve busun çok yüksek primler­le ithal edilen bir kısım tâli ve lüks it­hal mallarından  tekevvün edecek ithal haklariyle beslenecektir. Buna rağ­men bu mallar Vekâletin yapacağı dö­viz tahsisleriyle bugünkünden daha u-cuza mal edilecektir.

İthalâtta tahsis sistemi rejimin esas vasfını teşkil etmektedir. Sanayi ham maddeleri yedek parçalar ve kalkın­maya yarayan, bazı maddeler yeni li­berasyon listesine alınmıştır. Bu liste­nin yürürlük tarihi ayrıca ilân edile­cektir.

Ekonomi ve Ticaret Vekâleti, muayyen ithalât mallarının ticaretinde müsteh­lik aleyhine inhisar ve ihtikâr halleri vuku bulduğu takdirde, piyasayı tan­zim edecek ve ithalâta döviz tahsisle­rinde hakikî ihtiyaç sahiplerinin ve meslek erbabının faydalanması ve fır­satçılara meydan verilmemesi için ter­tipler alacaktır.

3 Eylül 1953

 İstanbul:

Maliye Vekili Hasan Polatkan, bugün saat 9 da beraberinde Nato merkez teş­kilâtı Türkiye Büyükelçisi Fatin Rüş­tü Zorlu, Milletlerarası İktisadî İşbirli­ği Genel Sekreteri Haydar Görk, Mali­ye Vekâleti Hazine Umum Müdürü Burhan Ulutan, Merkez Bankası Umum Müdür Muavini Emin Sencer bu­lunduğu hâlde uçakla Amerika'ya ha­reket etmiştir.

Bu seyahati hakkmda malûmat istiyen muhabirimize Maliye Vekili Hasan Po­latkan aşağıdaki beyanatta bulunmuş­tur:

Washington'da toplanacak olan Millet­lerarası Para Fonu, ve Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasının Guver-nörler Meclisi içtimaına iştirak etmek üzere Amerika'ya gidiyorum. Milletler­arası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına hâlen 54 dev­let âza bulunmaktadır.

Âza devletleri temsil eden Guvernör-ler her sene Eylül ayı içinde umumî hey'et hâlinde toplanarak para fonunun ve bankanın çalışmalarına ait ra­porları tetkik ve müteakip yıla ait programlarını ihzar ederler.

Milletlerarası iktisadî münasebetlerde büyük bir ehemmiyeti haiz bulunan bu toplantıya belli başlı memleketle­rin Maliye Vekilleri Guvernör sıfatiyIe iştirak ederler.

Azası bulunduğumuz bu beynelmilel teşekkülün yıllık, toplantılarında hazır bulunmak üzere yapmakta olduğum bu seyahatin bir istikraz aktiyle alâkası yoJttur.

 İstanbul:

İngiliz hükümetinin davetlisi olarak ingiltere'yi ziyaret edecek olan Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot'un başkanlığındaki Türk gazeteciler hey'eti Londra'ya gitmek üzere bu sabah saat 9 da bir ingiliz uçağı ile İstanbul'dan hareket etmiş­tir.

Türk gazeteciler hey'eti Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Halim Alyot, Vatan gazetesi sahip ve başmuharriri Ahmet Emin Yalman, Dünya gazetesi sahip ve başmuharriri Falih Rıfkı Atay, İstanbul Ekspres gazetesi sahibi ve başyazarı Mithat Perin, Ulus gazetesi siyasî yazarı Ahmet Şükrü. Esmer ve Zafer Gazetesi siyasî yazarı Mücahit Topalak'dan müteşekkildir.

Türk gazetecilerinin İngiltere'deki se­yahatleri üç hafta sürecektir.

Gazeteciler hey'eti Yeşilköy hava ala­nında Türk ve İngiliz basın mensupları tarafından uğurlanmıştır.

  Ankara :

Zonguldak ve havalisindeki fabrikalar­da incelemelerde bulunan Çalışma Ve­kili Hayrettin Erkmen bu tetkikleri hakkmda Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Zonguldak vilâyetinde vekâletimle il­gili mevzular üzerinde tetkiklerde bu­lunduğum sırada, kömür istihsalimizin müstakar artışını memnuniyetle mü­şahede ettim. Bu mesut hâdisenin te­kevvünü, organizasyonun, idarenin ve işçinin de müsbet rol almasiyle izah-olunabilir. Bu itibarla, esasen prensiplerimize uygun olarak hayat seviyele­rini yükseltmeye çalıştığımız işçileri­mize, emeğin hasılası arttığı nisbette kendilerinin de refah yolunda ilerle­yeceklerinin bir delili olmak üzere Zonguldak kömür havzası işçileri ücretlerinde yapılması düşünülen İslâha­tı tesri etmek lüzumuna kanaat getir­dim.

Hükümet olarak da hazırlıkların biran evvel ikmal edilmesi ve yapılacak zam­ların tatbik mevkiine konulması kara­rma varılmış bulunulmaktadır.

Karabük ağır sanayi merkezimizde yaptığım temas ve tetkikler sırasında ise, çalışma şartları en ağır işçilerin durumları üzerinde bilhassa durdum. Karabüklü işçilerin de vazifelerinin ehemmiyetini müdrik olarak çalıştıklarını söyleyebilirim.

İşçilerimizle doğrudan doğruya yaptı­ğım temaslarda istikbale emniyetle baktıklarını ve çalıştıkları müessesenin iktisadî yürüyüş ve hasılası ile alâka ve irtibatlarını müdrik olarak gayret sarfettiklerini görmekle gurur duy­maktayım.

Hayat seviyeleri son yıllar içinde his­sedilir derecede yükselmiş bulunan iş­çilerimizin milletçe içinde bulunduğu­muz mesut iktisadî inkişaf sayesinde daima refaha doğru yürüyeceklerin­den hepimiz esasen emin bulunuyo­ruz.»

 Ankara :

Ormanlarımızda yapılacak yolların sür' atle inşasını sağlamak maksadiyle Ka­rayolları Umum Müdürlüğü ile Tarım Vekâleti arasında sıkı bir işbirliği ya­pılmış ve faaliyete geçilmiştir.

Buna göre, şimdiye kadar yolsuz olan ve insan eli değmemiş bulunan orman­larımıza mutlaka yol yapmak kararma varılmıştır. Yapılacak olan bu yollar sayesinde ormanda birikmiş bulunan servet, kolaylıkla istihsal edilecek, yi­ne kolaylıkla istihlâk merkezlerine nakledilebilecek ve bu sayede memle­ketin kereste ve yakacak ihtiyacı kıs­men olsun sağlanacaktır.

 İstanbul:

Birkaç günden beri İstanbul'da misafir olarak bulunan Ürdün Kralı Hüseyin ve Valde Kraliçe ile beraberindekiler bu sabah Acar motoru ile Büyükada'ya gitmişlerdir. Öğle yemeğini adada yi­yen Kral ve Valide Kraliçe adada yap­tıkları gezilerini müteakip geç vakit şehre dönmüşlerdir.

 Ankara :

Milletlerarası istatistik enstitüsü ile Milletlerarası millî gelir ve servet araş­tırma enstitüsünün iki yılda bir yapılan umumî kongresi bu yıl Eylül ayı içinde Roma'da toplanacaktır.

İstatistik enstitüsünün _ kongresine memleketimizi temsilen İstanbul Üni­versitesinden Prof. Ömer Celâl Sarç, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinden Prof. Şefik İnan ve İstatistik Umum Müdürü Şefik Bilkur iştirak edecek­tir.

Bu vesile ile millî gelir enstitüsünün toplantısına da iştirak edecek olan İs­tatistik Umum Müdürü ayrıca istatis­tik işleriyle ilgili olarak temaslarda bulunacaktır. Heyet, yarın uçakla şeh­rimizden hareket edecektir.

  İstanbul:

6 Eylül günü Hukuk Fakültesinde ça­lışmalarına başlıyacak olan 9 ncu Mil­letlerarası İdari İlimler kongresine ait hazırlılkar sona ermek üzeredir.

Milletlerarası İdari İlimler Enstitüsü Servisler Müdürü Mr. Schülınger de bu gece şehrimize gelmiş ve hazırlıklarla bizzat meşgul olmağa başlamıştır.

Milletlerarası İdari İlimler kongresinin üçüncüsü olacak olan bu seferki top­lantıya 45-50 memleketten, 300 kadar delegenin iştirak edeceği anlaşılmakta­dır.

Gün sırasiyle kongrenin çalışma prog­ramını teşkil edecek mevzular şu şe­kilde tesbit edilmiştir:

 İktisadi işlerde idare.

 Milli, milletlerarası ve milletlerüstü memurların yetiştirilmesi. 

 Beynelmilel idari  kaza  mercile­ri.

 Müşahhas idari ihtilâf misalleri.

 İdare    vasıtası olmak    itibariylesübvansiyonlar.

 Bir iktisadi gelişme programının tatbikine müteallik idari meseleler.

 Hükümetin çalışma programı ol­mak itibariyle bütçe.

 Amme idaresi    sahasında teknikyardım projelerinin tatbikine müteal­lik bazı meselelerin tetkiki.

 Amme idarelerinde daha yüksekmesleki ve ahlâki    ölçüler elde edil­mesi.

Daima Birleşmiş Milletler teşekkülleri ve şimdi dış teşkilât idaresi adını alan teşekkülle yakın bir iş birliği yapan İdari İlimler Enstitüsünün bu kongre­sinde dış teşkilât idaresi ve Harold Stassen'in müşaviri ve eski teknik yar­dımlaşma teşkilâtı başkanı olan Donald Stone temsil edecektir.

 Ankara :

Şehrimizde misafir bulunan Nato Gü­ney - Doğu Avrupa müttefik kuvvetle­ri başkomutanı amiral Fechteler, Baş­vekil Adnan Menderes tarafından bu sabah saat 11 de Başvekâlette kabul edilmiştir.

Bu kabulde, Dışişleri Vekili Prof. Fu­at Köprülü ve Dışişleri Vekâleti umu­mî kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalın ha­zır bulunmuştur.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, Çankaya köşkünde, şehrimizde misafir bulunan Nato Güney - Doğu Avrupa müttefik kuvvetleri kumandanı amiral W. M. Fechteler ve refikası şerefine bir ak­şam yemeği vermişlerdir.

Bu yemekte Başvekil Adnan Menderes ve refikası, Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprülü ve refikası, Millî Savun­ma Vekili Kenan Yılmaz ve refikası, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Orge­neral Nuri Yamut, Riyaseti Cumhur Umumî Kâtibi Nurullah İhsan Tolon, Dışişleri Umumî Kâtibi Büyükelçi Ce­vat Açıkalm, Amerikan Maslahatgüza­rı M. vtfılliam Rountree ve refikası, General "Wyman, General Schlatter, General Shetard ve refikası, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Orge­neral Zekâi Okan, Kara Kuvvetleri Komutam Orgeneral Şükrü Kanatlı, Hava Kuvvetleri Komutanı Fevzi V-çaner, Deniz Kuvvetleri^ Komutan Ve-Jsiîi Tümamiral Zeki Özak, Riyaseti-cumhur Hususî Kalem Müdürü Fikret Belbez ve refikası,    Dışişleri Vekâleti Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâ­zım Kemahlı, Dışişleri Vekâleti Umu­mî Kâtip Muavini Sadi Kavur ve Dış­işleri Vekâletinden İlhan Savut rıazır bulunmuşlardır.

4 Eylül 1953

 İstanbul:

Birkaç gündenberi İstanbul'da bulunan Ürdün Kralı Majeste Hüseyin, bu sa­bah saat 7 de özel uçağı Üe Romaya müteveccihen İstanbul'dan hareket et­miştir.

Ürdün Kralı Majeste Hüseyin, Yeşil­köy hava alanında, Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes a-dına Vali ve Belediye Reisi Profesör Gökay, Emniyet müdür muavini, Ür­dün ve Mısır sefirleri, Mısır, Lübnan ve Suriye konsoloslariyle Mısır ataşe-müiteri tarafından uğurlanmalardır.

Ürdün Kralı Majeste Hüseyin, hareke­tinden evvel memleketimizde gördüğü sıcak hüsnü kabul ve misafirperverlik­ten dolayı teşekkürlerinin Reisicumhu­rumuz Celâl Bayar'a ve Başvekil Ad­nan Menderes'e arzını tekrar Vali ve Belediye Reisi Profesör GÖkay'dan rica etmiş ve İstanbul'u ziyaretleri hatırası olarak imzasını havi bir altın saati Valiye hediye etmişlerdir.

Diğer taraftan Ürdün Kralı Majeste Hüseyin ile birlikte İstanbul'da misafir bulunmakta olan Ürdün Valide Kraliçesi de bu sabah saat 9 da bir îngiliz uçağı ile Romaya müteveccihen İstanbuldan ayrılmıştır.

Ürdün Valide Kraliçesi de Yeşilköy ha­va alanında aynı zevat ve bayan Gö­kay tarafından uğurlanmışlardır.

İstanbul Vali ve Belediye Reisi Profe­sör Gökay ile bayan GÖkay tarafından hareketinden önce Ürdün Valide Kra­liçesine bir paket takdim edilmiştir.

  Çanakkale:

İsveç gemisi Naboland ile Dumlupınar deniz altımızın çarpışması neticesinde vukua gelen fecî kazanın duruşması­na bugün saat 9.30 dan itibaren Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir. Ötemsilen giden Umut Arık birçok kizılay ve kızılhaç gençlik kurumlarını ziyaret ettikten sonra memleketimize dönmüştür. Temsilcimiz bilhassa Al­manya, Hollanda, Fransa ve İsviçre gençlik kızılhaçlariyle temaslarda bu­lunmuş ve onların açtıkları gençlik kamplarını yakından görmüştür. Bu arada birçok kızılhaç gençlik kurumla­rında konferanslar vermiştir. Unesco'-nun tertip ettiği bu seyahate muhtelif memleketlere mensup 108 delege iştirak etmiştir.

 İstanbul:

2 ve 3 Eylül günleri İstanbul Teknik Üniversitesinde toplanan beşinci mil­letlerarası halk kredisi kongresine işti­rak eden 52 delege, kongrenin 5 v.e 6 Eylül günleri Ankara'da yapacağı top­lantılarında hazır bulunmak üzere bu akşam ekspresle Ankara'ya hareket et­miştir. Kongre yarın çalışmalarına An­kara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğraf­ya Fakültelerinde ve 6 Eylül pazar gü­nü de Ankara Halk Bankasında devam edecektir. Delegeler önümüzdeki hafta başında Ankaradan İstanbula dönecek­ler ve kongre organizasyon komitesi­nin davetlisi olarak Bursaya gidecek­lerdir.

 Çanakkale:

Müdahillerin esas hakkındaki iddiaları bittikten sonra başkan Ayanoğlu Müd­deiumumi Salim Ertem'e mütalâasını "bildirmesi için söz verdi. Müddeiumu­minin mütalâası iki buçuk saat sürdü. Hâdiseyi kazanın vukuu anından iti­baren ele alan Çanakkale Müddeiumu­misi hazırlık tahkikatından başlayarak bütün tetkikleri ve duruşma safhala­rının amme temsilcisi sıfatı ile ve en ince noktasına kadar tahlil ederek ez­cümle şunları söyledi:

Otuz senelik tecrübeli bir gemici ol­duğunu ve Çanakkale boğazında mü­teaddit defalar geçtiğini söyleyen ve görme kudretinde hiçbir noksanlık ol­madığı, normal bulunduğu göz müte­hassısı Arif Eğenin raporundan anlaşı­lan, bilirkişilerin beyanı gibi Çanakka­le boğazmm dar bir boğaz olduğunu ka bul eden ve Gelibolu'ya gelmezden ev­vel ve geldikten sonra İstanbul istika­metine donanma cüzilerinin geçtiğini gören maznun Lorentzon bu boğazda bir sürat tahdidi bilmediğini, bu sebep­le akıntı muvacehesinde azami süratle­ri olan açık denizde olduğu gibi 18 mil süratle seyir etmesinde bir mahzur bu lunmadığmı bildirmiş ise de hâdise mahalline göre ve hâdiseye tekaddüm eden zamanlarda muhtelif kafileler ha­linde donanma da geçmiş olmasının mutedil sürati İcap ettirdiği ve mute­dil süratin de 10 mil olduğu bilirkişi­lerin ezcümlesinin beyanından, ve Mü­nakalât Vekâleti İstanbul Mıntıka Li­man Reisliğinin 8/8/1953 ve 49 sayılı denizcilere olan ilândan «Bu ilân­dan (Çanakkale boğazında Nara bur­nu fenerleri vasleden hatla Kepez fe­nerinden geçen arz dairesi arasındaki sahada gemi üzerinde 10 milden fazla sürat bulundurulmaması bildirilmekte­dir.)    anlaşılmaktadır.

Yine, Oscar Lorentzon Çanakkale bo­ğazına girdikten sonra kılavuz seyri yaptıkları, kısa mesafelerde yapılacak seyirlerde seyir curnalı tutulmadığını, çünkü sık sık değişikliklerin buna ma­ni olduğunu, mühim noktalarda ve ro­ta değişikliği yapıldığı anlarda seyir curnalma kayıt düşürmenin adet oldu­ğunu, bu itibarla Gelibolu ve Akbaş'ta rotalarını seyir curnalma geçirdikleri­ni, diğerlerini geçirmediklerini, Kara-kova ile Akbaş arasında rota değişikli­ği olmadığını söylemesine rağmen mü­dafaa ve cevabının hatalı olduğu anla­şılması ve ikaz edilmiş olması dolayısı ile 3 üncü kaptan Arne Karslan duruş­mada vaki şahadetinde kendisine sorulmasına lüzum dahi bırakmadan Ka-rakova Akbaş arasında rota değiştir­diklerini, 232 derece ile seyrettiklerini, Akbaş'm bordalanmasmdan sonra rota­larının 250 olduğunu, gine bu şahadete aykırı olarak serdümen Hanri Levard Franson, saat 02.00 de nöbeti aldığı za­man rotanın 229 olduğunu bildirmiş­lerdir.

3u hale göre, Gelibolu - Akbaş arasın­da rota tebdil edilmesi lâzım olup bu­nun yapılmadığı, Gelibolu feneri 07 mil mesafeden bordalandıktan sonra alabildiğine yola devam olunmuştur ve bin türlü müşkülât çıkardıktan son­ra ibraz ettikleri 5/4/1953 tarihli seyir curnallerinin bir kısmından anlaşıl­maktadır. Demek oluyor ki, Tecrübeli bir kaptan olduğunu ve Çanakkale bo­ğazından müteaddit   defalar geçtiğini

söyleyen Lorentzon boğazda nizami o-îarak hangi rotanın takip edileceğin­den ve nerelerde rota tebdil edilece­ğinden bihaberdir. Aksi halde bu nok­tayı da kendi beyanına göre seyir cur-naline geçirir ve iyi bir gemici gibi kazayı müteakip müşkülât çıkaracağı yerde curnalini liman başkanlığına ve­rirdi. Lorentzon'un dürb.ün istimal etmesine rağmen denizaltıyı teşhis edemediği yolundaki müdafaası varit değildir. Maznun burada da iyi bir gemici gi­bi hareket etmemiş, gördüğü vasıtayı iyice tetkik etmemiştir. Lorentzonusn gördüğü vasıtaya kıymet vermemesi­nin ve onun cinsini tayin için ceht sarf etmemesinin sebebi nedir? Kendi gemisinin yapısına olan inanı ve kar-gısıdaki vasıtanın kendisinden kaçma­sını beklemesidir. Maznun buna karşı da gördüğü va­sıtayı ufak bir motor zannettim, ve Nara fenerini dönmesini bekledim. Bu bakımdan sür'atimi takyit ve sancağa kaçmağa lüzum görmedim, şeklindeki ifadeleri ile açıklamaktadır. Acaba Lorentzon bu vasıta motor olsa idi çiğ­neyip geçme hakkını haiz miydi? 5544 sayılı kanunun 27 nci madde­si bu kanunda yazılı kurallara uyar ve mâna verilirken anî tehlikeden kaçın­mak için yukarıdaki kurallardan ayrılmayı icabettiren bütün seyir çatışma tehlikeleri küçük merakibin araya gir­meleri dahil bütün hususî hal ve şart­ların gözönünde tutulacağını âmir de­mek oluyor ki Lorentzonun gördüğü vasıta motor dahi olsa tedbir alması icabediyordu. Üstad denizci bu kaide­ye riayet etmemiş ve kanunun bu hük­münü de ihlâl eylemiştir. Kabahat ve kusuru Dumlupmar denizaltı komu­tanında bulan ve Dumlupmarın çatış­mayı defedecek tedbir almadığını söyliyen Lorentzon 5544 sayılı kanunun 28 nci maddesinin b bendi gereğince ve kendi ifadesine göre Dumlupmar komutanının en az beş kısa ve sür'at-li seda işaretiyle ikaz edilmesi icabe-derken bu kaideye de riayet etmemiş­tir. Denizaltıya 150  200 metre yak­laştıktan sonra, çatışmadan ve 15 sa­niye evvel yaptığı tornistan sancak alabanda hareketinin Lorentzon ve ken­disine müdafi kesilen bilirkişi Ries kâ­fi  ve nizamî  görmekte  iseler   de   18 mil sür'atle gelen geminin sancağa kaçma hareketinin Dumlupmarın San­cağa geldiğini hissettiği anda yapması icabettiğini bilirkişiler 9 uncu suale vermiş oldukları cevapta açıklamışlar­dır. İki gemi sür'ati ve birbirine yak­laştıkları mesafe gözönünde tutulacak olursa Lorentzonun kendini haklı çı­karmak için son anda yaptığı bu ha­reket iyi bir gemicinin yapacağı bir hareket olmadığı gibi tesiri dahi mev-zuubahis olamaz. Lorentzon aksine olarak bu hareketi ile çatışmayı tacil et­miş ancak kendisinden hesap sorul­duğunda sancağa gittim diyebilmek için çatışmadan 10 saniye evvel bu ha­reketi yapmıştır. Bu manevranın seme­re vermiyeceğinin tatbikatta görülme­si için bidayette Nabolant tipinde bir gemi getireceklerini vâdeden Lorent­zon vekilleri umumun huzurunda yap­tıkları bu vaadi unutarak bir vaitte bulunmadıklarını bildirmişlerdir, Lorent­zon denizaltı ışıklarının durumunu da bilmemektedir. Buna göre evvelce do­nanma cüzileri geçmesine rağmen gör­düğü vasıtaların denizaltı olması ihti­malini düşünmesi icabederdi, bunu yapmıyarak Türk yapısı olmıyan Ame­rikan tezgâhlarında yapılan Dumlupı-nar denizaltısınm standart ışıklarının nizamî olmadığ: iddiasını ortaya atma­sı gülünçtür. Denizaltıların ışık durum­larının ihtilaflı olması kendisine so­rumluluk tahmil etmiyecek bir hal de­ğildir. Bundan sonra ibraz .edilen ha­ritaların Lorentzon tarafından çizilme­diğini iddia eden müddeiumumi sözle­rine şöyle devam etmiştir :

«Yapılan temsilî tatbikatın bütün tafsilâtı göstermiştir ki Lorentzon bu çatışmada suçludur. Durum böyle iken Lorentzonun haklıyım, suçsuzum, ku­sursuzum, diye feryadına sebep ve mes net nedir?

Lorentzonun yegâne güvendiği, istinat ettiği husus sonradan gösteriş için yap­tığı sancağa dönüş ve gemisinin başın­daki yaranın iskeleden sancağa doğru olmasıdır. Kazadan sonra gemisini kontrol eden, tehlike olmadığını ve ya­rasının sağlam şekilde olduğunu gören Lorentzon (rahat bir nefes almış ve hattâ batırdığı vasıtanın denizaltı oldu­ğunu bilmesine rağmen kamarasına çe­kilip uykuya yatmıştır. Lorıentzonun suçunu önlemek için türlü kaçamak yollara başvurduğunu iddia eden Salim; Ertem buna mukabil Dumlupmar mü­rettebatının ölüm anında bile meslekî tedbiri biran elden bırakmadıklarını söyliyerek şöyle demiştir :

Düne kadar hayatta oldukları anlaşı­lan kıç torpitodaki 22 güzide, dikkatli, tedbirli ve meslek ve sanatlarının ehli Türk evlâtları gemilerinin bir daha çıkmamak üzere sulara gömüldüğünü bilmelerine rağmen tedbiri elden bı-rakmıyarak, çatışma, saat 02.18 de ol­duğu halde istical etmeden geceleyin atacakları şamandıralarım herhangi bir vasıta tarafından kesilebileceği düşün­cesi ile gün a&ardıktan sonra saat 06.40 ta şamandıralarını su sathına salmış­lardır. Bu suretle bulundukları yeri Lo­rentzonun şamandıralamağa muhalefet etmesine rağmen herkese ilân etmişler­dir. Şamandıranın su sathına çıktığı haberini alan bizimle beraber denizde olan Lorentzonun sevincimizi paylaşa­cağı yerde asabiyeti bir kat daha ar­tarak biran evvel gemisine götürülmesinde ısrar etmiştir. Çünkü çatışma ye­rini gösterecek maddî delil ortaya çık­mıştır. Bundan sonra lâfın torbaya sığmasına imkân yoktur. Yapılacak iş müşkülât ve hâdise çıkaracak sebep­ler aramak, ihdas etmektir.

Evet, muhterem hâkimler hakikat bu­dur. Bunları da herkesin bilmesi lâ­zımdır. Lorentzon hâlâ Türkiyede kapitülâsyon. cari imiş gibi, bunun böyle olmadığını bildiği halde İsveç konso­losluğundan bir kimse gelmeden ifade ve istenilen vesaiki vermekten imtina etmiş, bu beyanını sulh hâkimi huzu­runda dahi tekrarlamıştır. Hâkim hu­zurunda sorgusu yapılırken ihtarlara rağmen ayakta cevap vermeğe ve şap­kasını çıkarmağa lüzum görmemiştir. Lorentzonun böyle yapması gayri na­zik olmasından mıdır? asla, maksat hâ-Öise çıkarmaktır. Ve alâkayı üzerine toplamaktır. Bunda da muvaffak ol­muştur. İsveç sefiri başkâtibini, baş­konsolosunu (AB) şirketi mümessille-Tİni, hattâ bir hâkimini Çanakkaleye kadar getirmeyi sağlamış, hareketleri­nin önlendiği ve hâdise çıkarmasının mümkün olmadığını gördükçe de yeni yeni gösterilerde bulunmuştur.

-Ezcümle cezaevinde kendisine fena muamele yapıldığını göstermek için kendi istimal ettiği yatağa dahi bir çar­şaf  koymamış,   ziyaretçileri   gelinceye kadar odasındaki temizlik malzemesini aldırmamış, tahliye istekleri de redde­dilince güya intihar .edecekmiş gibi hareketler yapmaktan sakınmamıştır. Fakat itidal ve temkinli hareketle bü­tün yapmamak istediklerine set çekil mistir. Lorentzon kadirşinas da değil­di. Tevkif edilmesinden itibaren iş ve gücünü bırakarak Çanakkaleye gelen başkonsolosları ile müdafaasını üzeri­ne alan ve bunu bihakkın ifa etmeye çalışan ve hattâ bunda ileri giderek onun tuttuğu yola saparak hakimler heyetini red yoluna giden avukat İh­san Yarsuvat'a 18/5/1953 günlü otu­rumunda tahliye isteği reddedilince hakaret etmekten geri kalmamıştır. Lo-rentzonun güvendiği bodoslamasmdaki yara da gemisinin derdine deva ola­cak şekilde değildir. Denizaltının mu­kabil teknesinin şekli gemisinin ba-şında aşikâr bir halde gözükmekte ol­duğu gibi müsademeyi müteakip Na-boland'm Dumlupınarı çevirip iskele bordasına aborda ettiği ve bunun, iz­lerinin Naboland gemisi üzerinde mev­cut olduğu, Naboland gemisi üzerinde­ki çizgilerden anlaşılmakta ve gemi ii-zerlnde tetkikat yapan 24/4/1953 ta­rihli, hasar tesbit raporunu veren Ha­san Dingiz, Hikmet Dağada, Ali Kata, Asım Aral, Tarık Sabuncu, Orhan Özkan ve yine 25/4/953 tarihli hasar tes bit raporunu veren Ata Nutku, Asım. Almak, Kemal Akmenin raporların­dan ve İstanbul Ağır Ceza mahkemesinde verdikleri 10/8/953 tarihli ifade­lerinden anlaşılmaktadır. Bu iki grup bilirkişilerden birinci grup Nabolandm Dumlupmara, ikinci grup Dumlu-pınarın Nabolanda çarptığını söyle­mek suretiyle mubayenete düşmüşlerse de Ata Nutku ve arkadaşları bilâhare verdikleri 14/8/953 tarihli tavzih sa­dedindeki ek raporlarında çarpan ge­minin hangisi olduğunun söylenemiye-ceğini bildirmişlerdir.

Hâdisemizde çarpan gemi ve bunun, süvarisinin mesuliyeti değil, çarpışma durumunu tevlit eden gemi süvarisinin mesuliyeti mevzuubahistir. Bu şahıs da Lorentzondur.

Maznun Lorentzon dikkatsizlik, ted­birsizlik, nizam ve kaidelere riayetsiz­lik neticesi bu kazaya ve 81 güzide Türk denizcisinin ölümüne sebebiyet vermiştir. Hâdisedeki kurtarma ameli­yesi kendisinin T.C.K. 413 ve 49 uncu maddelerinden istifadesini icabettirir bir hal değildir. Çünkü denizde can ve mal korunması hakkındaki kanuna gö­re, bunu yapmağa mecburdur. Bu ba­kımlardan maznun Oskar Lorentzonun hareketine uyan T.C.K. un 383 üncü maddesi gereğince tecziyesine, mevku-fiyet halinin devamına ve hâdisede bir sorumluluğu olmadığı neticesine varılan Sabri Çelebioğlunun da bera-atine karar verilmesini talep ve iddia ederim, dedi. Bundan sonra söz Lo­rentzonun avukatı İhsan Yarsuvat'a verildi.

Avukat müdafaasını hazırlayabiîmesi için 20 günlük bir müddet istiyerek de­di ki: «Dâvada bütün deliller toplan­mış, iddialar yapılmıştır. Bugüne ka­dar mevkuf bulunan müekkilimin bi­hakkın veya kefaletle tahliyesini talep ederim.» Bu esnada başkan mehil hu­susunda avukatlarına iştirak edip et­mediğini sorunca asabiyetle ayağa kal­kan  Lorentzon  şunları  söyledi:

»İşi uzatmağa lüzum yok. Her ne olur­sa olsun, bu dâva biran evvel bitsin. Avukatlarım bir haftada müdafaaları­nı hazırlayabilirler.» Lorentzonun bu sözlerine avukatı İhsan Yarsavut şu mukabelede bulundu: Müdafaayı ha­zırlayacak olan biziz, binaenaleyh me­hil istemek Lorentzonun değil bizim hakkımızdır. Kısa bir müzakereyi mü­teakip başkan şu karan bildirdi: Dâ­vanın son safhaya gelmiş olması iti­bariyle maznun Lorentzonun avukatla­rı tarafından vaki şifahî ve yazılı ta­leplerinin reddine ve müdai aalannı ha­zırlamak için müdkfüere istedikleri menlin verilmesine ve duruşmanın 23 Eylül Çarşamba gününe bırakılması­na karar verildi.

5 Eylül 1953

 Ankara :

Millî Eğitim Vekâleti Devlet Tiyatro­sunun yeni sezon faaliyetine başlaması münasebetiyle Devlet Tiyatrosu Mü­dürü Cevat Memduh Altar bir muha­birimize tiyatronun çalışmaları hak­kında şu malûmatı vermiştir :

Devlet Tiyatrosu temsil ve opera bö­lümleri 1953 54 faaliyetine 2 Ekim­den  itibaren  başlanacaktır.  Provalar

vesair hazırlıklar için 1 Eylül tarihin­den itibaren müessese faaliyete geç­miş bulunmaktadır. Tatilde bulunan bütün sanatkârlar, rejisörler, öğret­menler ve teknik elemanların hepsi vazifeleri  başına  dönmüşlerdir.

Devlet Tiyatrosunda geçen yıldanberi ilk defa tatbik .edilen yüzde elli telif piyes mevzuuna bu sene de dikkat edilmiş ve edebi heyetin sıkı çalışmala­rı neticesinde sezon repertuvarı 8 te­lif, 8 tercüme ve 5 opera olarak tes-bit edilmiştir.

Telif piyeslerimiz arasında memleke­tin tanınmış kalem sahipleri yer aldığı gibi tercüme piyesler arasında da Amerikan, İngiliz, Alman, Fransız, Norveç ve Yugoslav sahne literatürü­nün başlıca eserlerine yer verilmiştir.

Telif repertuvarımızda millî, klâsik, in­sanî ve modern konular işlenmiş, ter­cüme repertuvarmdaki eserlerde ise-Batı sahne edebiyatının çeşitli devre­lerine yer verilmiştir.

Oynanacak 5 opera arasında yalnız Madam Butterfly operası tekrarlama mahiyetinde olup diğer dört operanın, heptei repertuvarda yer almış yeni eserlerden ibarettir.

 Ankara :

Bayındırlık Vekâletinden aldığımız. malûmata göre, Ankaranm 31 kilomet­re şimalî şarkisinde Dünyanın en bü­yük hava meydanlarından biri yapıl­maktadır. Beynelmilel B1 sınıfı olan bu hava meydanı, hâlen mevcut ve âti­de tasarlanması mukarrer en ağır yol­cu uçaklarını taşıyabilecek mukave­mette inşa edilmekte olup 2750 met­re uzunluğunda ve 60 metre genişli­ğindeki beton pisti ile takriben 5 kilo­metre uzunluğundaki 23 metre geniş­liğinde taksirutları ve uçak durak yer­leri 1 milyon metre mikâp toprak, 110 bin metre mikâp beton işi yapılarak bi­tirilmiştir.

Ayrıca, içine iki tane hâlen Dünyanın,en büyük uçaklarından çift katlı Stratocruiser alıp bakımım yapabilecek bir bakım hangarı ile, bir de depo han­garı inşası ve müştemilâtı tamamlan­mıştır.Hava meydanı, kör uçuş sistemi ile teçhiz edilmiş olup, her hava şeraitin­de ve gece uçuşları yapılabilecektir. En modern cihazları havi bu tesisler için sadece 125 kilometre kablo döşen­miştir.

Hava meydanını şehre bağlıyan yol, Bayındırlık Vekâleti Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından ele alınmış olup yol güzergâhı değiştirilerek mesafe kı­saltılmakta ve yol da genişletilmekte­dir.

Saatte rahatça otuz uçağın inip kalk­masını sağlıyacak şekilde inşa edil­mekte olan beynelmilel hava meydanında ayrıca bir de modern yolcu sa­lonu inşa edilmektedir. Bu salonun in­şaatı, bu sene sonunda İkmal edilecek ve meydan akabinde beynelmilel uçak seferlerine açılacaktır.

Bütün bu işler için tahminen 20 mil­yon lira sarf edilecektir.

 Ankara :

P.T.T. Umum Müdürlüğünden aldığı­mız malûmata göre, Kayseri merke­zinde 1000 abonelik otomatik bir telefon santralı kurularak faaliyete ko­nulmuştur.

Kayseri vilâyetinin Bünyan kazasına bağlı Akkışla, Konya vilâyetinin Ermenak kazasına bağlı Fariske, Ankara vilâyeti dahilinde Yenidoğan semtin­de, Çanakkale vilâyetinin Biga kazası­na bağlı Dimetoka, Niğde vilâyetinin Koyunlu nahiyeleriyle Kayseri vilâye­tinin Ürgüp kazasına bağlı Ortahisar, İsparta vilâyetinin Keçiborlu nahiye­sine bağlı Senir, Kastamonu vilâyeti­nin Küre kazasına bağlı Ağlı, Burdur vilâyetinin Yeşilova kazasına bağlı Dere köylerinde yeniden birer posta şubesi açılmış ve Hakkâri vilâyetinin Çukurca nahiyesindeki P.T.T. şubesi de merkez haline getirilmiştir.

Bilecik vilâyetine bağlı Söğüt kazası­nın İnhisar nahiyesine ve İzmir vilâ­yetinin Bayındır kazasına bağh Çırpı Icöyündeki posta şubelerinde dahilî tel­graf kabulüne başlanılmıştır.

 Ankara :

Yeni dış ticaret rejiminin nesir ve ilâ' m üzerine malûmat ve ihtisaslarını öğ­renmek için müracaat ettiğimiz Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği idare heyeti reisi Üzeyr Avunduk bir arkadaşamı-za   aşağıdaki   beyanatta  bulunmuştur:

«Yeni dış ticaret rejimi, sağlam esas­lara dayanan ve bu bakımdan üzerinde ehemmiyetle durulması gereken bir vesikadır. Dış ticaretimizi ve paramızı dolayısiyle de olsa gölgelendiren ta­kas sistemi kökünden kaldırılmış bu­lunuyor.

İhraç mallarının himayesi, dış ticaret rejiminden ayrı olarak, bir koordinas­yon kararma dayanan «tevzin fonu» mekanizması içinde mütalâa edilmiş ve bu suretle himaye daha normal v-e iktisadî bir istikamete yöneltilmiştir. Ayrıca himaye mevzuunu teşkil eden maddelerde, bu intikal devresinde bi­le asgarî hadde indirilmiş bulunuyor Rejimin en mühim noktası budur.

Diğer taraftan rejim kararnamesiyle beraber neşrolunan 908 sayılı koordi­nasyon kararı ile Ekonomi ve Ticaret Vekâletine ithalât ticaretini tanzim et­mek üzere tanılan salâhiyetler, bu re­jimin hüsnü suretle yürütülmesi için ve fırsat ticareti yapanları bertaraf et­mek üzere alınmış isabetli bir karar­dır.

Bu karara göre yeni rejimin tatbika­tında kimlerin ve nasıl ithalât ticareti yapacağı esasları talimatname ile vazolunmaktadır. Bu arada, Ticaret ve Sa­nayi Odalarına da vazifeler verilmek­tedir. Bu suretle artık herkes dilediği gibi ithalâtçılık yapamıyacak, muay­yen usul ve şartlar altında inzibatlı olarak bu iş görülecektir. Odalarımız­da kayıtlı, hal ve vaziyeti malûm kim­selere bırakılacak bu işi hükümetin itimadına lâyık bir tarzda ithalâtçı ta­cirlerimizin başaracaklarına ve mem­leket ticaretinin sağlam esaslara bağ­lanmasında kendilerine düşen millî va­zifeyi azamî bir itina ile yerine geti­receklerine dair olan kanaatimizi bu vesile ile bir daha tekrar etmekte fay­da görüyoruz.

Hükümetimiz  bu arada Ekonomi ve Ticaret ve Maliye Vekâletlerimiz reji­min hazırlanmasında, teferruatnm tesbitinde ve halen hazırlanmakta olan talimatname ile de tatbikatında Türki­ye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği ile, onun teşekküllerine büyük itimad göstermiş-'ler, vazife vererek mütalâa istemişler­dir. Bu ciheti şükranla karşılar ve serbest iş sahasına hükümetimizin gös­terdiği misilsiz teveccühe burada ale­nen teşekkür etmeyi bir borç biliriz.

Şurasını da Vilâve etmek isterim ki, Birliğimizin kanaat ve mütalâalarına Vekaletlerce büyük Ölçüde yer verilmiş ve meydana getirilen mevzuat ile bir­liğimiz tam bir mutabakat halinde bu­lunmuştur.

"Bilhassa bu noktayı umumî efkâra arzederken duvduğumuz minnet hisleri­ni ifade etmekten ayrı bir zevk duy­maktayım.

 İstanbul :

"Bakırköy Akıl ve Sinir Hastalıkları Hastabanesinde 160 bin lira sarfiyle inşa edilen Türkiyenin en yeni ve en mütekâmil 150 yataklı nöroloji kliniği ile hastahane ihata duvarlarının ve 25 yataklı verem pavyonunun açılış törenleri bugün saat 11 de yapılmıştır.

 Balıkesir :

"Başvekil Adnan Menderes refakatinde­ki Vekiller, mebuslar ve basın temsil­cileriyle beraber bugün saat 16.30 da uçakla Balıkesire varmış ve hava ala­nında büyük tezahüratla karşılanmıştır.

Kendisini her türlü taşıt vasıtalariyle 'hava alanına kadar selâmlamağa gelen vatandaş topluluğunun alkışları arasın­da meydandan hareket eden Başve­kil yine halkın tezahürleri arasında şehre gelmiş ve Demokrat Parti vilâ­yet merkezinde kısa bir istirahatten sonra Demokrat Parti kongresine git­miştir.

Yarın hem kurtuluş yıldönümünü kut­layacak hem de sınırları içinde iplik fabrikasının temelini atacak olan Balıkesir bugün bir bayram arifesi he­yecanını yaşamaktadır.

Demokrat Parti kongresi münasebe­tiyle Başvekil Adnan Menderes'in bu--gün Balıkesire gelmesi şehirde hisse-dilen neş'e ve sevinci bir kat daha :£azlalaşürmıştir.

 İstanbul :

9 uncu Milletlerarası İdarî İlimler Kongresinin açılış töreni yarın paat 14.30 da Yıldız Sarayı Şale köşkünde yapılacaktır.

Bu münasebetle İçişleri Vekili, birçok mebuslar, kongreye iştirak edecek Türk idare adamları kongreye iştirak edecek milletlerin resmî delegeleri, es­ki Nazırlar ve profesörler İstanbula gelmiş bulunmaktadır.

Bugün de muhtelif memleket delege­leri gruplar halinde uçakla îstanbula gelmişler ve Yeşilköy hava alanında kongre mihmandarları tarafından kar­şılanarak otellerine yerleştirilmişler­dir.

Bugün vilâyette, kongre hazırlık ko­mitesi reisi Prof. Gökay Milletlerarası İdarî İlimler Enstitüsü başkanı Oscar Leim Gurunber, Milletlerarası İdarî İlimler Enstitüsü genel sekreteri Schil-lings ve diğer profesörlerin iştirakiyle bir toplantı yapılmış ve kongrenin açılışı gününe ait yapılacak işler gözden geçirilmiştir.

Yarm kongrenin açılış töreninden ev­vel, sabah saat 10 da enstitü bürosu bir toplantı yapacaktır. Kongre açılış töreni için hazırlanan gündeme göre, İstanbul Vali ve Belediye Reisi hazır­lık komitesi başkanı sıfatîyle bir ko­nuşma yaparak delegelere hoş geldiniz divecek ve müteakiben İçişleri Vekili Ethem Menderes kongreyi açacaktır.

Bunu Milletlerarası İdarî İlimler Ens­titüsü Balkanı Oscar Leim Gurunber'in ve Birleşmiş Milletler delegesinin ko­nuşmaları takip edecek ve seçimler ya­pılacaktır.

Yarın  akşam  saat  18’de  de İstanbul Üniversitesi tarafından delegeler şere­fine bir kokteyl parti verilecektir. Kongreye 300’e yakın delege  iştirak edecektir.

 Ankara :

3 Eylül günleri İstanbul Teknik Üniversitesinde toplanan 5 inci Mil­letlerarası Halk Kredisi Kongresi Rei­si M. Basın Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a aşağıdaki telgrafı göndermiş­tir :

«İstanbul'da toplanan Milletlerarası Halk Kredileri Konfederasyonu 5 inci kongresi saym Reisicumhura kongreyi himayelerine almak lûtfunda bulun­duklarından dolayı şükranlarını arze-der. Kongre mesaisinin Türkiye Cum­huriyetinin tealisine hizmet etmesini diler, Türkiyenin refah ve saadetini ve sayın Reisicumhurun afiyetleri hakkın­daki temennilerini takdim ve yüksek ve hakimane idareleri altında Türkiye­nin kaydettiği terakkileri hayranlıkla müşahede ettiklerini arzeyler.»

Milletlerarası 5 inci Halk Kredileri

Konfederasyonu Kongresi Reisi

Basın Reisicumhurumuz Celâl Bayar ekse­lans Basyn'e aşağıdaki cevabî telgrafı göndermişlerdir :

Ekselans Basın, Milletlerarası 5  inci Halk Kredileri Konfederasyonu  Kongresi  Reisi «Telgrafınızı muhabbetle aldım. Halk kredisi adetleri çok ve el uzatılmağa lâyık insanları alâkadar ettiği için hu­susî bir ehemmiyöti haizdir. Ayrıca sosyal kıymetleri bakımından da üze­rinde durulmağa değer bir mevzudur. Kongrenizin mesaisini büyük sempati ile karşılar vb muvaffakiyetler temenni ederim, s

Reisicumhur Celâl Bayar

6 Eylül 1953

   Balıkesir :

Başvekil Adnan Menderes beraberinde Vekiller, mebuslar ve Balıkesir Vali­si Nurettin Aynuksa ile basın mensup­ları olduğu halde bu sabah Balıkesir-de inşa edilen 228 evli Gazi Osman Pa­şa  göçmen mahallesini  açmıştır.

Başvekil, göçmen mahallesi hakkında, İlgililerden izahat almış, müteakiben göçmenlere Başvekil ve Vekiller ta­rafından evlerinin tapuları tevzi edil­miştir.

Daha sonra Balıkesirde yapılacak 15 ilkokuldan birincisini teşkil eden göç­men mahallesi ilkokulunun temel atma merasimi yapılmıştır.

Müteakiben Başvekil Adnan Menderes beraberindekilerle birlikte, ziraat fi­danlığında tesis edilecek olan iplik-dokuma fabrikasının temel atma me-ı rasiminde hazır bulunmuştur.

  Ankara :

Başvekli Adnan Menderes beraberinde Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu, Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş, Gümrük ve Tekel Vekili Emin Kalafat, mebuslar ve basın mümessil­leri olduğu halde bugün 16.30 da Ba-lıkesirden uçakla Ankaraya avdet ek­miştir.

Başvekil hava alanında Vekiller, me­buslar, mülkî ve askerî erkân tarafın­dan karşılanmıştır.

  Balıkesir :

Balıkesir Ziraat Fidanlığı sahasında Ziraat, İs Bankalariyle Sümerbankm iştiraki suretiyle kurulacak iplik do­kuma fabrikasının temeli bugün saat 12 de yapılan bir törenle atılmıştır.

Törende Başvekil Adnan Menderes, İş­letmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Bayın­dırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu, Ekono­mi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş, Gümrük Tekel Vekili Emin Kalafat, mebuslar, Balıkesir Valisi, Belediye Reisi, basın mensupları ve kalabalık bir davetli ve halk topluluğu hazır bulunmuştur.

İstiklâl Marşı ile başlanan bu tören­de İş Bankası Umum Müdür Muavini v:e Balikesir İplik Dokuma Sanayii Şirketi idare meclisi reisi Ahmet Dal­lı  aşağıdaki  konuşmayı  yapmıştır :

«Muhterem Başvekilimiz, kıymetli da­vetlilerimiz, aziz Balıkesirliler, Balıkesirin çok sevinçli gününde yi­ne Balıkesire çok hayırlı ve faydalı olmasını yürekten dilediğimiz doku­ma fabrikamızın temelini atmak üze­re toplanmış bulunuyoruz. Yurdumu­zun feyizli vilâyetlerinden birisi olan güzel Balıkesirde böyle bir eseri meydana getiren sizleri hürmetle selâmlar­ken, bize, bu çok faydalı tesisleri kur­mak yolunda her türlü imkân ve yar­dımları bahçeden hükümetimize en de­rin şükranlarımı arzetmeyi şerefli bir vazife  telâkki   etmekteyim.

7 Eylül 1953

1953  54 Adalet Yılının başlaması dolayısiyle bugün öğleden evvel Hu­kuk Fakültesinin konferans salonunda bir merasim yapılmıştır. Merasimde Reisicumhur Celâl Bayar, Vekiller, me­buslar, Yargıtay mensupları; Adalet Vekâleti mensupları, profesörler, An­kara Valisi ile Belediye Reisi ve ka­labalık bir dinleyici kütlesi hazır bu­lunmuşlardır.

İstiklâl Marşının çalınmasından son­ra Temyiz Reisi Bedri Köker şu açış nutkunu söylemiştir :

Muhterem Reisicumhurumuz,

Muhterem Vekiller, muhterem misa­firlerimiz,  aziz meslekdaşlarım,

Büyük Türk milleti adına adalet tev­zii vazifesini yerine getirmekte olan mahkemelerimiz kanunî tatil müddeti bittiğinden bugün yeni faaliyet dev­resine girmiş bulunuyorlar. Birçok memleketlerde olduğu gibi bizde de 1943 yılmdanberi bu günü kutlamak bir teamül halini almıştır. Her Adalet Yılının başında bu kürsüden adalet iş­leri konuşulmakta, adalete saygı duy­guları gönüllerde tazelenmekte -J ve bugün hâkimlerimiz kalpleri vazife aşk ve heyecaniyle dolu olarak çalışma­larına başlamaktadırlar.

953  954 Adalet Yılını açarken men­sup olmakla bahtiyarlık duyduğum adalet ailesi adına bu toplantıya yük­sek huzurlarıyle şeref veren muhterem Reisicumhurumuzu ve misafirlerimizi derin hürmetlerle selâmlar ve şükran­larımı arzederim.

İnsan topluluklarının devlet halinde taazzuv ve teşekkül etmeğe başladığı ilk zamanlardan beri hakkın yerine ge­tirilmesi, adalet tevzi işi devletin en esaslı vazifesi sayılmaktadır. Adalet mülkün esasıdır, düsturu asırlarca ev­vel ortaya konulmuş ve bugüne kadar hakikatinden hiçbir şey kaybetmemiş­tir. Eski devirlerde hükümranlık hak­kının icabı olarak kaza vazifesi bizzat hükümdarlar tarafından yerine getiril­mekte iken adalet işlerinin çoğalması ve bunların ilim ve ihtisasa ihtiyaç gösterdiğinin anlaşılması üzerine son­raları bu vazife müstakil mahkemelere tevdi edilmiştir. Bizde de bu vazife Teşkilâtı Esasiye Kanunu mucibince millet adına müstakil mahkemelerimiz tarafından ifa edilmektedir. Hakkın yerine getirilmesi, adaletin tevzii mu­kaddes fakat kudsiliği kadar da zor bir vazifedir. Bu vazifeyi üzerlerine almış olanların yalnız geniş bir kültüre sa­hip ve hukuk ilmine vakıf olmaları kâ­fi gelemez, hâkimlerin dürüstlük, fe­ragat, ahlâkî fazilet gibi yükstek ve üstün mânevi vasıf ve meziyetleri haiz olmaları ve adaletin esas şartını tahak­kuk ettirebilmek için tam bir tarafsız­lık içinde bulunmaları zaruridir. Vicdan huzuruyle ifade edebiliriz ki adalet cihazımız her bakımdan üstün vasıflı hâkimlerimizin elindedir. Hâ­kimlerimizin faziletleri, dürüstlük ve tarafsızlıkları bugüne kadar çeşitli hâ­diselerin çetin imtihanlarından geçe­rek sabit olmuştur. Mahkemelerim iz. Şimdiye kadarki çalışmalarıyle milleti­mizin emniyet ve itimadını kazanmış­lardır. Önümüzdeki yıllarda da aynı emniyetin ve itimadın kaynağı ve bü­yük milletimizin huzur ve selâmetinin teminatı olmakla devam edeceklerine inanmaktayım. Bu duygunun heyecanı içinde güzide hâkimlerimizi ve bütün, adalet hadimlerini bu kürsüden hür­met ve muhabbetle selâmlarım. Geçen sene emekliye ayrılmış olan bi­rinci Reis Fevzi Bozer Allattın rah­metine kavuşmuş, bugün çok sevdiği Ankarada ebedî istirahatgâhma tevdi edilecektir. İnsanlığın ve mesleğin en yüksek vasıflarını nefsinde cemetmig olan bu büyük hâkimin aziz hâtırası­na en derin hürmetlerimi sunarım.

Geçen faaliyet devresi içinde Temyiz Mahkemesi camiasından ayrılmış olan yüksek hâkimlerimizi burada yâdetmeği ve bu faziletli arkadaşlarımıza kar­gı kadirşinaslık vazifesini yerine getir­meyi bir borç saymaktayım. Temyiz Mahkemesinin muhterem bi­rinci reisi mümtaz arkadaşımız Selim Nafiz Akyollu bu yıl yaş haddini dol­durarak emekliye ayrılmıştır. Akyollu, ilim ve irfaniyle, yüksek vasıflarıyle herkesin sevgisini kazanmış bahtiyar bir insandır. Uzun yıllar adalet mesle­ğine çok değerli hizmetlerde bulunmuş ve geride çok şerefli bir mazi bırak­mıştır.

Yine yaş haddini doldurarak aramız­dan ayrılmış olan Cumhuriyet Başmüddeiumumisi muhterem Kâzım Berker, Birinci Hukuk Dairesi Reisi muhterem İrfan Elgin, Dördüncü Ceza Dairesi Reisi muhterem Rahmi Anadol ve âzalar muhterem Süreyya Orhon, Hakkı Tüzemen, Ali Rıza Yardım, Kâzım Su­da, Mehmet Şemseddin Kıcıman ve Muhittin Yüm de adalet hizmetine u-zun yıllar .emek vermiş çok şerefli hâ-.kimlerdir. Hepsini huzurunuzda anar ve kendilerine sıhhat ve refah içinde uzun ömürler dilerim. Bu kıymetli ar­kadaşların çalışmalarından mahrum kalmamızın verdiği hüzün ve elem büyüktür. Onların saflarımızda bıraktık­ları boşlukları doldurmak üzere içi­mize katılanların muhterem varlıkları ' bizim tesellimizi teşkil etmektedir. Kendilerini tebrik eder, muvaffakiyet­ler dilerim.

Kanunların yurdun her köşesinde aynı  tarzda  .anlaşılıp  tatbik  edilmesinisağlamak ve bu maksatla mahkemele­rin kararlarını murakabe etmekle mü­kellef bulunn yüksek mahkemenin fa­aliyetinden bir nebze bahsetmek istiyorum.Geçen 952 yılma bir evvelki seneden 3643 ceza dosyası devredilmişti. 952 yılı içinde gelen 54881 dosya ile baliğ olduğu 58524 işten 47613 ü karara bağ­lanarak 10911 iş 953 senesine devredilmiştir.

Yine 952 yılma 12922 hukuk dosyası devredilmiş ve o sene içinde 77998 iş gelerek baliğ olduğu 90920 işten 73411 inin tetkikatı ikmal olunmuş ve 17509 dosyanın 953 yılma bırakılması zarure­ti hasıl olmuştur.

953 senesinin ilk altı ayında gelen 42830 ceza ve 57182 hukuk işinden 27501 ceza ye 39745 hukuk işi çıkarıla­bilmiştir, işlerimiz -seneden seneye artmaktadır. Bunu tebarüz ettirebil­mek için bir misal arzetmeme müsaa­delerini  dilerim.

943 yılı içinde 41614 olan ceza varidesi 952 senesinde 54881 e varmış, hukuk iş­lerinde is,e artış daha yüksek bir nis­pet kaydederek 35662 den 77998 e yük­selmiştir. Bu senenin ilk altı ayındaki varide aynı nisbeti muhafaza ettiği tak­dirde iş hacminin geçen seneleri de ge­çeceği tahmin olunabilir.

Arzedilen rakamlar temyiz mahkemesi yükünün ancak maddî bakımdan ifadesidir. İşin mahiyeti bakımından manevî ağırlığı ise çok daha büyüktür. Beşer takatinin üstündeki feragatli ça­lışmalarına rağmen temyiz mahkemesi gelen işlerin hepsini karara bağlayamamış ve devredilen iğlerin adedi çoğal­makta bulunmuştur. İşlerin günden gü­ne artması ve bu vaziyet karşısında daire adedinin çoğalması içtihatlar ara­sında vahdet tesisini müşkülleştirmekte ve bu sebeple içtihatları birleştirme müessesesine baş vurulmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu cümleden olmak üzere tekerrüre e-sas olmıyacak eski mahkûmiyetin ceza kanununun 89 uncu maddesi mucibin­ce yeni cezanın teciline mâni olup ol­madığı, usul kanunlarında yazılı para cezalarının 5435 sayılı kanun mucibin­ce tezyide tâbi bulunup bulunmadığı, altın sikke kalpazanlığının ceza kanu­nunun 316 ncı maddesinin tatbikini müstelzim olup olmadığı hususlarında­ki içtihat ihtilâflariyle, mirasçılar ara­sında medenî kanunun 611 inci madde­si hükmüne göre yapılacak taksim mu­kavelelerinin tapu memuru huzuruy­la resmî senede bağlanmasına zaruret bulunup bulunadığı ve ölünceye ka­dar bakmak şartiyle gayri menkul tem­likini mutazaman mukavelelerin han­gi merci huzurunda yapılması lâzımgeleceği, gayri menkul dâvalarında arsa ve bina kıymetlerinin mecmuunun mahkeme vazifesini tayinde nazara alınması icap edip etmediği, Ereğli kömür havzasına dahil gayri menkuller hakkında medenî kanunun 639 uncu maddesinin tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığı yolundaki ve tahsili em­val kanununa göre yapılan cebrî ihale­lerin fesh ve iptali dâvalarının rüyet merciine ait ihtilâfların halline dair olan kararlar geçen faaliyet yılı içinde ittihaz edilmiş olan tevhidi içtihad kararlarıdır. Bunlar neşir ve ilân edil­miş ve alâkalılarca malûm bulunmuş" olduğundan burada tafsil ve tekrarın­da bir faide görmemekteyim.

Mahkemelerimize ve adalet daireleri­mize arzedilen işlerin miktarı seneden seneye artmaktadır. Bu artışa elbette birçok içtimaî ve iktisadî sebepler âmil olmaktadır. Bununla beraber adalet teşkilâtının genişleyerek yurdun dört köşesine yayılması, halka yaklaşarak dâvaların açılıp takip edilmesindeki

kolaylığı temin eylemesinin ve vatan­daşların derin bir inanışla adaletin nurlu ışığına koşmalarının bu artışın âmilleri arasında bulunduğuna kaniiz.

İş arttıkça adalet teşkilâtı da genişle­mektedir. Bu cümleden olarak bu yıl içinde asliye teşkilâtı olan 6 yerde mürettep ağır ceza mahkemeleri kurul­muştur. Tek hakimli 18 mahkeme, çift hakimli asliye mahkemesi olarak ge­nişletilmiş, ayrıca 3 asliye hukuk, 1 as­liye ceza, 4 sulh hukuk, 6 sulh ceza mahkemesi yeniden ihdas edilmiş ve 11 yerde yeni icra daireleri açılmıştır. Adlî teşkilâtı bulunmayan 14 nahiye­nin kazaya çevrilmesi üzerine buralar»da da asliye mahkemeleri kurulmuş ve başkaca 58 nahiyede sulh mahkemesi açılarak bu nevi mahkemelerin adedi 100 e iblâğ edilmiştir. Bu teşkilâtın is­tilzam ettiği 239 hâkim ve müddeiu­mumi ve 11 icra memuru ve 243 ilk de­rece memuru adalet kadrolarına ilâve edilmiştir. Bu suretle vatandaşlar ada­let mercilerine başvurmak için uzun mesafeler katetmek külfetinden kurtul­muş bulunmaktadırlar.

Mahkemelerin beklenen gayeyi tahak­kuk ettirebilmeleri buralara yetişmiş, tecrübeli hâkimler göndermekle kabil olabilir. Bu hususu dikkate alan Ada­let Vekâleti mesleğe yeni alman arka­daşları evvelâ tecrübeli hâkimlerin yanlarında çalıştırmak yoluna girmiş­tir. Bu çok hayırlı ve yerinde bir te­şebbüstür.

Kanunların günden güne çoğalması hukukçuları ve kanunları tetkik ve tat­bik ile mükellef olanları mevzuatımızı ihatada zorluklarla karşılaştırmak­tadır. Bugün hangi kanunların, hangi hükümlerinin mer'i olduğunu, hangile­rinin yürürlükten kalkmış bulunduğu­nu tayin hakikaten müşkül bir iş ha­lini almıştır. Bu müşkülleri bertaraf etmek için resmî ve ilmî bîr heyetin bir an evvel teşkiliyle işe başlamasının temini temenniye şayandır.

Üzerinde durulması lâzımgelen husus­lardan biri de adalet zabıtasıdır. Bu za­bıtanın teknik vasıtalar ve meslekî bil­gi ile teçhiz edilmesi zarureti aşikâr­dır.

Vatandaş seri ve emin adalet ister. Adalet cihazımızın lâyıkiyle işleyebil­mesi adalet hizmetleriyle ilgili bütün devlet teşkilâtının hemâhenk çalışma­sına bağlıdır. Tapu, kadastro, nüfus ka­yıtlarının, zabıta faaliyetinin, muhabe­re ve münakale, sür'at ve kolaylıkları­nın adalet işleri üzerindeki tesiri açık­tır. Burada teşkili tasavvur olunan üst mahkemelere de kısaca teması bir va­zife sayıyorum.

Bu mahkemelerin kurulabilmesi büyük ve maddî fedakârlıkları istilzam eder. Buralarda çalışacak elemanların temi­ni, lüzumlu vasıtalarla teçhizi ve bun­ların kaza daireleri hudutlarının çizil­mesi ve bu teşkilâtın matlup neticeyi sağlıyabilmesi büyük ihtimam ve dik­kate ihtiyaç gösterir. Bu bakımdan bu imkânların elde edilmesini beklemek yerinde olur, kanaatindeyiz.

Büyük milletimiz adına adalet tevziine-memur hâkimlerimiz kendilerine tevdi ve emanet edilen bu vazifenin azamet ve kudsiyetini müdrik olarak vazife başındadırlar.

Büyük Türk milletinin hizmetinde bu­lunmayı en büyük şeref saymakta olan, hâkimlerimiz kazandıkları emniyet ve itimada lâyık olmakta devam edecek­lerdir.

Muhterem misafirlerimizi ve aziz mes­lektaşlarımı bir kere daha derin bir hürmet ve muhabbetle selâmlar ve ye­ni adalet yılının hayırlı ve feyizli ol­masını dilerim.

 İstanbul:

Dün açılış töreni yapılan 9 uncu Mil­letlerarası İdarî İlimler kongresi bu sa­bah saat 10 dan ve Öğleden sonra da saat 14.30 dan itibaren komite çalışma­larına başlamış bulunmaktadır.

İlmî komite çalışmaları:

Bu komite sabah ve öğleden sonra ida­rî İlimler Milletlerarası Enstitüsü Baş­kam Leim Gruben'in iştirakile topla­narak ve geçen sene Knokke'de topla­nan konferanstan sonra Van Poelfe ta­rafından hazırlanan raporun esasları ve bilhassa Milletlerarası hukukî teşki­lâtların kuruluşu, selâhiyetleri, takip ettikleri usuller ve kararların kuvvet ve tatbik dereceleri üzerinde durmuş­tur.

İdarî tatbikat komitesi:

Amerikan delegesi M. Stone başkanlı­ğında toplanan bu komite de sabahki toplantısında iktisadî gelişme progra­mının tatbikine müteallik idarî mese­leleri görüşmüştür.

İktisadî ilerlemeyi temin için teknik yardım meselelerinin esasları 1951 de Monaco kongresinde de kararlaştırıl­mış ve 1952 de de Knokke kongresinde mevzuubahis edilmiştir. Bu mevzuda ayrıca Birleşmiş Milletlere verilmek üzere I. I. S. A. tarafından da bir rapor hazırlanmış bulunmaktadır.

Sabahki toplantıda raporun tamamı in­celenmiş ve komite öğleden sonra 3 grup halinde çalışmıştır.

Birinci grup, bir memleket çok taraflı bir iktisadî yardım programile kendi milli kararlarını nasıl birbirine uygun bir surette tatbik edebileceği, İkinci grup, resmî vekâletler dışında iktisadî ilerlemeyi temin için kurulması gereken teşebbüs ve teşkilâtlar ne­ler olmalıdır ve bunlar ne gibi şartlar dahilinde çalışmalıdır.

Üçüncü grup, uzun vadeli bir iktisadî plân meydana getirilmesi için gereken idarî şartlar nelerdir? ve kısa vadeli bir plândan ne hususlarda ayrılır gibi mevzular görüşülmüş ve kararlara va­rılmıştır.

Kongre komiteleri yarın sabah 10 dan itibaren çalışmalarına devam edecek­tir.

8 Eylül 1953

  İzmir:

İş ve ticaret günü 25 kuruş duhuliyeli olmasına rağmen dün İzmir Fuarını 26.450 kişi ziyaret etmiştir. Bu suretle 19 gün zarfında fuarı ziyaret edenlerin yekûnu 951.340 a yükselmiştir.

  İzmir:

İtalyan bandıralı Campidoglİyo vapuru bugün saat 15.30 da cehrimize 160 turist getirmiştir.

Çeşitli milletlere mensup turistler ara­sında 35 Fransız, 30 İtalyan ve 15 A-vusturyali bilgin bulunmaktadır.

Turistler şehrimizde bir gün, bir gece kalarak Efes harabeleri ile Meryem ana kilisesini ziyaret  edeceklerdir.

 İstanbul:

Dokuzuncu Milletlerarası İdarî İlimler kongresi bugün de sabah ve öğleden sonra komite çalışmalarına devam et­miştir.

İlmî komitede, idare vasıtası olmak iti­bariyle Subventionlar ve idarî tahki­kat komitesinde de hükümetin çalışma programı olmak itibariyle bütçe ve am­me idaresi sahasında teknik yardım projelerinin tatbikîne müteallik bazı meselelerin tetkiki üzerinde çalışma­larda bulunulmuştur.

Diğer taraftan bazı proje tiplerini ele almak üzere üç çalışma grubu bir ara­da toplantı yapmıştır.

Kongre komiteleri yarın müşterek top­lantılar yapacak ve gece saat 20 de de hükümet tarafından delegeler şerefi­ne Dolmabahçe sarayında bir akşam yemeği verilecektir.

Kongreye katılmak üzere bugün de İstanbul'a yeni delegeler gelmiştir.

Eylül 1953

 Ankara :

Bayındırlık Vekâleti elektrik etüd ida­resi genel müdürlüğünden aldığımız malûmata göre, Kuzey - Batı ve Orta Anadolu'nun gün geçtikçe artan enerji ihtiyacını en rantabl bir şekilde karşı­layabilmek için Bayındırlık Vekâleti elektrik işleri etüd idaresi tarafından üç seneden beri yapılmakta olan etüd-ler kat'î safhaya intikal etmiş bulun­maktadır.

Filhakika, elektrik işleri etüd idaresi­nin Kızılırmak üzerinde Kırıkkale'nin 20 kilometre kadar cenubunda Kapılıkaya mevkii ile bunun takriben 70 ki­lometre menbamda bulunan Hirfanlı mevkii arasında yaptığı etütler, bu böl­gede Kızılırmak nehri sularından fay­dalanmak suretiyle üç kademede 200.000 Kw. takatinde üç Hidro Elektrik santralı kurmak ve bu santrallardan yılda   750.000.000 ilâ   800.000.000 w saat üretmenin mümkün olduğu jau meydana koymuş bulunmaktadır.

Kızılırmağın sularını regle etmek, bu nehrin Osmancık ve Bafra deltasında .zaman zaman yaptığı taşkın zararlarını önlemek, sulama yapmak ve enerji is­tihsal etmek için Kırşehir'e bağlı Ka­man kazasının 25 kilometre Cenup ba­tısında Hirfanlı mevkiinde inşa edile­cek bir baraj vasıtasile imkân içine girmektedir.

Elektrik işleri etüd idaresinin Hirfan­lı mevkiinde yaptığı jeolojik etüdler ve temel sondajları, bu mevkide bir baxaj inşasmm mümkün olduğunu gös­termiştir. Bu mevkide topografik ve idrografik bilgiler de tamamen tatmin­kâr neticeler vermiştir. Bu bilgilere dayanarak E. İ. E. İdaresinin hazırla­dığı avanproje Amerika'nın en tanın­mış iki baraj mütehassısına da göste­rilmiş ve projenin ana hatları tesbit e-dilmiştir. Projenin kısa zamanda hazır­lanmasına çalışılmaktadır.

Hirfanlı barajı 85 metre yükseklikte bir kaya dolgu barajıdır. Bendin esas kitlesini teşkil edecek olan kaya dolgu malzemesinin büyük bir kısmı dolu sa­vak kazısından elde edilecektir. Baraj gölü Kizılırmağm yılda getirdiği 3,5 -4,5 milyar metremikâbı suyu regle et­meğe müsaittir. Barajın hemen gerisin­de her biri 25.000 kilovat kapasitede dört türbin generatör grubu tesis edi­lecektir. İlk tesiste bu gruplardan üç ianesi tesis olunacak, dördüncü grup sonradan konulacaktır. Santralda yılda üretilecek enerji miktarı 425.000.000 kilovatsaattir.

Hirfanlı barajı takriben 90.000.000 Türk lirasına malolacak ve enerjinin kilo-vatsaat maliyeti 2,5 kuruşu geçmiye-cektir.

Hirfanlı santralından elde edilen ener­ji bir taraftan Kırıkkale üzerinden An­kara'ya verilecek ve dolayısiyle hâlen kurulmakta olan Kuzey - Batı Ana­dolu enerji şebekesi beslenecek, diğer taraftan da Kırşehir - Kayseri istikametine çekilecek ayrı bir hava hattı ile Kuzey - Batı enerji şebekesi ile Do-ğu'da bulunan büyük enerji kaynakla­rımızın irtibatı sağlanacaktır.

Kayseri istikametine çekilecek enerji nakil hattı aynı zamanda bu bölgede bulunan Kırşehir, Mucur, Hacıbektaş, Nevşehir, Avanos, Ürgüp gibi istihlâk merkezlerinin ve bu merkezlerdeki sa­nayi tesislerinin enerji ihtiyacını kar­şılayacağı gibi, çok mühim bir sanayi merkezi haline gelmekte olan Kayseri' nin gelecekteki enerji ihtiyacını da karşılayacaktır.

  İstanbul:

İstanbulda toplanmakta olan 9 uncu Milletlerarası İdari İlimler kongresi bugün de İstanbul Üniversitesi merkez binasında çalışmalarına devam etmiş­tir.

Bu sabah yapılan umumî bir toplantı­da hükümet işlerinde iktisadî idare, ik­tisadî işlerde devletin yapıcı ve yol gös­terici rolü hakkında Fransız delegesi, Paris üniversitesi profesörlerinden Henry Fuget'in raporu dinlenmiştir.

Müteakiben aynı konu etrafında Hol­landa delegesinin raporu ile Prof. Siddık Sami Onar'm «Türkiye'de iktisadî devlet teşekkülleri, bunu doğuran amiller ve bu teşekküllerin hukukî ve idarî yapılarının tahlil ve tenkidi» mev zuundaki raporu okunmuştur.

Öğleden sonra saat 14.30 da ayrı ayrı toplanan komitelerde millî ve Millet­lerarası memurların yetişebilmesi me­selesi görüşülmüştür. Ayrıca, idarî tat­bikat komitesinde de amme idarelerin­de meslekî ve ahlâkî Ölçülerin elde edilmesi konusunda raporlar okunmuş­tur.

Kongre yarın da çalışmalarına devam edecek ve saat 9.30 da komiteler müş­terek bir toplantı yapacaktır. Bu top­lantıda «Millî Milletlerarası ve millet-lerüstü memurların formation'u» mev­zuu müzakere edilecektir.

Öğleden sonra saat 14.30 da da ilmî ko­mite ve idarî tatbikat komitesi ayrı ay­rı toplanacaktır.

   Ankara:

Türkiye Millî Talebe Federasyonu mer­kez icra komitesi 10 Kasımda Atatürk'' ün nâşının Anıt-Kabir'e nakli progra­mına elindeki bütün imkânlarla katıl­mak kararını vermiştir.

Nakil programını tesbit eden komisyonla işbirliği halinde çalışan T.M.T. F. böylece gençliğe düşen şerefli bir vazifeyi ifa etmektedir.

Federasyon merkez icra komitesi bu programda vazife alacak gençlerden müteşekkil bir komisyon kurmak ka-rarmi almış olup çalışmak için müra­caat eden gençlerin adedi şimdiden yüzleri bulmuştur.

Gençlik Ata'nin naşı muvakkat kabir­den alınırken ve daimî kabre indirilir­ken hizmet ifa edecektir. Yine aynı gün yol boyunca aralıklarla yer alacak T. M.T.F. na mensup kız ve erkek üni­versiteliler Ata'nin nâşım taşıyan top arabasının önüne çiçekler serpecektir.

Atatürk'ün madalyasını taşıyan ve yıp­ranan madalya yastığı yine T.M.T.F. na mensup kız Öğrencilerimiz tarafından yenilenecek ve eski yastık bir hatıra olarak federasyonun hatıra dolabında muhafaza edilecektir.

Federasyon temsilcileri programı tes-bit eden komisyonda, protokolü tanzim ve tatbik için de üniversite gençleri­nin bizzat çalışmak arzusunda oldukla­rını beyan etmişler ve teklif müsbet karşılanmıştır.

Aynı gün T.M.T.F. Ankara'da ve İs­tanbul'da merasimin hitamında başîı-yacak olan iki büyük anma toplantısı hazırlamaktadır. Radyoda da gençler her sene olduğu gibi Atatürk hakkın­da konuşmalar yapacaktır.

 İzmir:

Şehrimizin kurtuluşunun 31’inci yıl­dönümü, her sene olduğundan daha parlak bir törenle kutlanmıştır. Şehrimizdeki bütün ev ve dükkânlar, her türlü kara ve deniz nakil vasıtaları, bayraklarla süslenmişti.

Törene sabahleyin saat 8 de Kemalpa-ga ve civar köylerden gelen halkın işti­rakiyle, Atatürk'ün kurtuluş günü İz­mir'e ilk girdikleri ve bir. müddet isti­rahat buyurdukları Belkahve mevkiin­de başlanmış ve burada bir öğretmen günün mâna ve ehemmiyetini belirt -mistir.

Daha sonra kahraman ordumuzun İz­mir'e ilk girdiği gün şehit düşen kah­ramanlarımız,  ebedî  istirahatgâhîarmda ziyaret edilmiş ve âbideye bir çe­lenk konmuştur.

Bunu müteakip kahraman ordumu-' zun İzmir'e girişlerini temsilen, Hal-kapmar ve Tepecik'ten olmak üzere iki koldan hareket eden müfrezeler, saat 10 da hükümet önüne gelmiş, kafile komutanı evvelâ kışla binası balkonu­na çıkıp, orada siyahlara bürünmüş bir kız talebenin üstündeki matem örtü­sünü yırtmış ve bayrağımızı şeref di­reğine çekmiştir. Müteakiben kışladan, koşar adımlarla hükümet konağına gi­dip, oradaki bayrağımızı da yerine çek­miştir. Saat 10.30 da bir dikkat işareti üzerine fabrikalar v.e nakil vasıtaları düdüklerini çalarak kurtuluş sevincine-iştirak etmişlerdir.

Saat 11.30 da Karşıyaka'ya gidilerek Atatürk'ün validesinin mezarı ziyaret edilmiştir.

Öğleden sonra 9 eylül meydanında top­lanan zafer alayı, saat 15 de Kadifekale'den hareket ederek Cumhuriyet alanına gelmiş ve burada törene son ve­rilmiştir.

Bu münasebetle gece feneralayı ve şeh­rin muhtelif yerlerinde şenlikler tertip edilecektir.

 İstanbul:

Dün limanımıza gelen İngiliz ve Por­tekiz bandıralı iki vapurla 2044 turist gelmiştir. Turistler bugün öğleden evvel ve Öğleden sonra şehrin tarihî yer­lerini, müzelerini ve camilerini gezmiş­lerdir.

   Ankara :

Malatya sanıkları dâvasının görüşül­mesine, bugün Ankara Birinci Ağır Ce­za Mahkemesinde devam olunmuştur.

Oturum açıldıktan sonra talimata ge­len cevaplar okunmuş ve bu cevaplar­da dövüldüğünü İddia eden sanıkların: dövülmeleri şöyle dursun, itirazda bir­birleriyle rekabet edercesine doğruyu söylememiş oldukları anlaşılmıştır.

Neticede bütün sanıklar ve bu arada Cevat Rıfat Atılhan ve Necip Fazıl Kı-sakürek tahliye talebinde bulunmuşlar ve bazı müdafaa tanıklarının dinlenme­sini istemişlerdir.

Yarın sabah enstitü umumî heyeti top­lanacak ve saat 14.30 da da kongrenin kapanış merasimi yapılacaktır ve ge­lecek 3 sene için reis seçimi yapıla­caktır.

Yarm akşam da 50 kişilik bir delege grubu Ankaraya gidecektir.

11 Eylül 1953

 Ankara :

Türkiye ile israil arasında 5 şubat 1951 tarihinde Ankara'da imzalanmış ve her iki devletin teşriî makamlarının tasdi­kine iktiran etmiş olan hava ulaştır­maları anlaşmasının tasdiknameleri 11 Eylül 953 tarihinde Dışişleri Vekâletin­de Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Nuri Birgi ile İsrail Sefiri Moris Fischer arasında teati edilmiştir.

 İstanbul:

Dün İstanbul'a gelmiş olan, Yugoslav Federal Hükümeti İç Ticaret Vekili Osman Karabegoviç'in başkanlığındaki Sırbistan, Hırvatistan, Makodonya ve­killeri ve Yugoslav Federal Ticaret Odaları Reisinden müteşekkil ticaret he­yeti, bugün şehrin görülecek yerlerini hu meyanda Arkeoloji müzesini ve Topkapı sarayım gezmişlerdir.

Yugoslav Büyükelçiliği Maslahatgüzarı bu akşam misafirler şerefine bir ziya­fet verecektir.

 İstanbul:

10 Eylül 1953 günü Wasrımgton'da Mil­letlerarası imar ve Kalkınma Bankası ile Türkiye Sınaî Kalkınma Bankası arasında ikinci 9 milyon dolarlık kredi anlaşması imza edilmiştir. Bu suretle milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kasının Türkiye Sınaî Kalkınma Ban­kasına açtığı kredi 13 milyon dolara "baliğ olmuştur. Diğer taraftan imzala­nan iş bu anlaşma ile Milletlerarası İ-mar ve Kalkınma Bankası Türkiye Sı­naî Kalkınma Bankasına ilerde yeni krediler açmayı derpiş etmekte oldu­ğunu tasrih etmiştir. Bu krediler Türk hususi sanayiinin muhtaç olduğu ma­kine ve sair sınai tesisatın sanayiciler tarafından ithalinin finansmanında, kullanılacaktır.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası, döviz kaynaklarındaki bu inkişafa mu­vazi olarak Türk lirası imkânlarını da arttırmaktadır. Bu suretle banka, ge­niş mikyasta ikrazat yapmak imkânını elde etmektedir. Türkiye sınai kalkın­ma bankası, faaliyete başladığı 1 mart 1951 den bu güne kadar yüz milyon li­ra civarında olan kaynak yekûnunun 98.2 milyon lirasını 197 müesseseye kredi olarak tahsis etmiştir. Müstakrizlerinde öz kaynaklarmdan yaptıkları yatırımlar ile bankanın ikrazatı 2,5 se­nelik bir müddet zarfında 222 milyon liralık yeni sınaî yatırım tevlit etmiş­tir. Kredilerin en çok olduğu sanayi nevileri sırasiyle:

Mensucat Sanayii ....   41,5 milyon lira

İnşaat   malzemesi   sa­nayii        22.-        «       ■»

Gıda sanayii           15.-        ı        ■

Kimya sanayii          5.-         >        »

Kereste   sanayii                      2,9       »       ■»

Maden ve madeni eşyasanayii                       2,7       »        »

Soğuk hava depolan..    2,-         »        »

Ve müteferrik            6,6       s      dır.

Bu müteferrik sanayi içinde 37 adet zi­raat aletleri tamir atölyesi mevcuttur.

Sınaî Kalkınma Bankası temin ettiği yeni kaynaklariyle Türk hususi sana­yiinin finasmanmm daha geniş mikyasta devam etmek imkânım elde et­miştir.

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kası ile Türkiye Sınat Kalkınma Ban­kası arasında devamlı bir iş birliğinin temellerini atan bu anlaşmanın Türk hususi sanayiinin istikbal.', için çok fai-deli ve ümit verici olduğu muhakkak­tır.

 İstanbul:

Denizcilik Bankası yabancı memleket­lere sevkedilecek fındıklar için navlunlarda hususi bir tenzilât yapmağa ka­rar vermiş ve durumu İstanbul Ticaret Odası ile diğer alâkalılara bildirmiştir.

Tenzilât miktarı % 10 u bulmaktadır. Ancak nakliyatın intizamla devamını temin için Karadeniz limanlarında mal yüklenmeden evvel Denizcilik Bankası acentalarmı ve alâkalı yükleyicilerin İstanbul acentalığı ile temas ederek yer ayırmaları icap etmektedir.

  Ankara :

Etibank Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılmakta olan Zonguldak liman inşaatı ikmal edilmiştir.

Buna muvazi olarak Ereğli - Armut­çuk demiryolu da ikmal edilmiş vs de­miryolunun hizmete girmesi için Devlet Demiryollarından ve Etibank Genel Müdürlüğü mühendislerinden müteşek­kil bir heyet bu sabah motorlu trenle Zonguldak'a hareket etmiştir.

Heyet mahallinde tetkikler yapacak ve teknik ihtiyaçları tesbit ettikten sonra yol işletmeye açılacaktır.

"Yeni inşâ edilmiş bulunan liman, yük­leme ve boşaltma hizmetinde kullanıla­caktır.

 İstanbul:

9 uncu Milletlerarası İdarî İlimler kon­gresi bugün yaptığı toplantılarla çalış­malarını bitirmiştir.

Milletlerarası İdari İlimler Enstitüsü bu sabah bir toplantı yapmış ve gele­cek üç sene için enstitü başkanlığına Transiz devlet şûrası ikinci reisi Rene Cassin'i seçmiştir.

Gene bu toplantı da enstitü statüsü­nün bazı maddeleri tadil edilmiş ve idari komiteye daha fazla selâhiyet ve­rilmiştir.

Öğleden sonra saat 15 de İstanbul Üni­versitesi Hukuk Fakültesi bir numaralı dershanesinde kongrenin kapanış top­lantısı yapılmıştır.

Bu toplantıda Fransız, İran, Brezilya ve Amerikan delegeleri tarafından bi­rer konuşma yapılarak enstitü çalışma­larından bahsedilmiş ve delegelere gös­terilen misafirperverlikten dolayı organizasyon komitesine teşekkür edilmiş­tir.

Müteakiben Milletlerarası Enstitünün eski başkanı Leimvruben ve yeni baş­kanı Rene Cassin birer hitabede bulun­muşlardır.

Rene Cassin, reis seçilmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti ifade ederek te­şekkür etmiş ve kongreye karşı göster­miş olduğu yakın alâka münasebetiyle Türkiye Devlet ve Hükümet Reislerine Şükran ve teşekkürlerini bildirmiştir.

Bundan sonra İstanbui Vali ve Beledi­ye Reisi Prof. Gökay bir hitabede bu­lunmuştur. Prof. Gökay hitabesinde de­miştir ki:

«Muhterem reisler, bayanlar, baylar!

Bir haftalık arasız çalışmalardan sonra şu dakikada kongremiz sona ermekte­dir. Seksiyonlarda idarî hayatın en müşkül mevzularını selâhiyetle etüt e-derek faydalı müzakerelerle bunları ayrıca sonuca bağlamış değerli ilim a-damlarma ve seksiyon üyelerine teşek­kür .ederim.

Bu müzakerelerden elde edilen netice­ler bütün idarecilerce daima dikkate a-lmacak ve bunların tatbikatı insan ce­miyetine saadet getirecektir.

Burada bulunduğunuz günler içersinde sizi istediğimiz gibi ağırlayamadığımıza müteessiriz. Kusurlarımız oldu ise on­ları bağışlamanızı yüksek toleransınız­dan beklerim.

Milletlerarası iş ve bilhassa ilmî çalış­malara büyük değer veren memleketi­miz en seçkin şehrinde böyle bir kon­grenin toplanıp faideli müzakereler yapmasından mütehassistir. Kongrenin çalışmalarının son devresinde bulun­mamızdan duyduğum hazzı belirtmek isterim.

İstanbul şehrinin ve meslekdaşlarımm hürmet ve muhabbetlerini memleketle­rinize götürmeniz temennisi ile hepini­zi ayrı ayrı selâmlarım.»

Birkaç günden beri şehrimizde içtima yapan İdarî İlimler kongresi Valinin bu hitabesini müteakip sona ermiştir.

 Ankara:

Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosundan aldığımız malûmata göre, 29 Eylûl'de başlayacak olan (Weldfast) tatbikatı sırasında, beş Nato memleke­ti Güney Avrupa ve Akdenizdeki sa­vunma güçlerini denemek fırsatını bu­lacaklardır.

Amerikan 6 ncı filosu, Britanya Akde­niz filosu, Türk, İtalyan, ve Yunan do­nanma birlikleri tek komuta altında tatbikata katılacaklardır. Ayrıca, bu memleketlerin karadan ve donanma­dan gönderecekleri hava kuvvetleri de tatbikata iştirak edecektir. Bu sırada Türk, Yunan ve İtalyan kara birlikleri, kendi anavatan topraklarında savunma manevraları yapacaklardır. Hariçten de, merkezî Avrupa hava kuvvetlerile, Avrupa'daki Amerikan hava kuvvetle­ri bu tatbikata katılacaklardır.

Weldfast tatbikatı, Güney Avrupa müt­tefik kuvvetleri kumandam amiral Fechteler ve karargâhı Maltada olan Akdeniz müttefik kuvvetleri kumanda­nı Lord Mountbatten tarafından idare edilecektir.

Sicilya'dan Anadoluya kadar, Güney Avrupa müttefik kuvvetleri ilk defa olarak, iki büyük kumandanlığın işbir­liği ile büyük çapta bir harekâtta bu­lunacaklardır.

Güney Avrupa'da, müttefik kara kuv­vetleri, Güney Avrupa'da müttefik ha­va kuvvetleri, Güney Doğu Avrupa'da müttefik kara kuvvetleri ve Güney Av­rupa'da deniz hücum destek birlikleri olmak üzere amiral Fechteler'e bağlı dört kumandanlık harekâtın Güney kanadını teşkil edecektir.

Amiral Mountabatten'in Akdeniz ku­mandanlığından iştirak edecek olanlar arasında, merkezî Akdeniz kumandan­lığı, Doğu Akdeniz kumandanlığı, Gü­ney Doğu Akdeniz kumandanlığı, Ku­zey - Doğu Akdeniz kumandanlığı ve Akdeniz denizaltı kumandanlığı bulun­maktadır.

 Bursa :

Şehrimizin kurtuluşunun 31 inci yıl­dönümü, bugün coşkun tezahüratla kutlanmıştır. Sabahın erken saatlerinden itibaren Cumhuriyet alanına bin­lerce vatandaş toplanmıştı.

Yapılan merasimde Millî Savunma Vekili Kenan Yılmaz, D. P. meclis grubu başkanı Hulusi Köymen, Bursa mebus­ları, vali vekili, belediye reisi, tümen komutan: vekili, mülkî ve askerî er­kân ve çok kalabalık bir vatandaş kit­lesi hazır bulunmuştur.

Bu münasebetle saat 10 da belediye re­isi ve eski muharipler derneği reisi gÜ- . nün ehemmiyetini belirten bir&r konuş­ma yapmışlardır. Saat tam 10.30 da. ışıklar tepesinden top atışma başlan­mış ve müteakiben bir süvari müfreze­si Samanpazarı istikametinden şehre girerek Hükümet konağı önüne gelmiş ve halkın coşkun tezahüratı arasında Şanlı Bayrağımızı şeref direğine çek­miştir.

Bilâhare askeri birlikler, spor teşekkül­leri, esnaf dernekleri, kılıç - kalkan ekipleri ve milis müfrezesi geçit resmi yapmıştır.

Gece her taraf ışıklarla aydınlatılmış ve muhtelif semtlerde şenlikler ve fe­ner alayları tertip .edilmiştir.

12 Eylül 1953

 İstanbul:

İstanbul Sanayi Odası idare heyeti baş­kanı Hüsnü Yaman bu gün saat 12 de Sanayi Odasında bir basın toplantısı" yaparak yeni dış ticaret rejimi hakkın­da odanın görüşünü bildirmiştir. Hüs­nü Yaman yeni rejim hakkında kısaca izahat verdikten, sonra şunları söyle­miştir:

"Biliyorsunuz ki, İstanbul Sanayi O-dasi, büyük bir sermaye hareketinin ve-buna sahip olan müesseselerle sanayi­ci adım verdiğimiz meslek ve iş adam­larımızın kanuni ve hukuki temsilci­sidir. Bu itibarla iktisadi ve mali hâdi­seleri, herşeyden evvel, temsil ettiği­miz bu geniş zümrenin faydaları ve hukuku bakımından bir sanayici gözü ile görmeye çalışırız.

Son defa hükümetçe kabul ve neşredi­len yeni ticaret rejimi hakkında ilk söyleyeceğimiz söz, hükümetin bu mev­zuda serbest meslek erbabının görüşle­rine imkân ve değer vermiş olmasıdır. Esasen bu da pek tabiidir, hükümet muayyen meseleler etrafında, vatan­daşları yakından ilgilendiren bütün hu-

suslarda müşterek duygu, görüş ve fi­kir birliği etme prensibini kendine şiar ittihaz etmiştir. Sanayiciler bilhassa bu tesir altında çok sevindirici ve is­tikbal hesabına büyük ümidler veren kararları şükranla kargılar. Çünkü, müşterek mesai ile hem de rastlanması melhuz aksaklıkların açıkça ifadesi ve elbirliği ile izaleleri mümkün oluyor.

1.9.1953 tarihli ve 1380 sayılı kararna­me ile buna bağlı ve bilhassa odamızı yakından alâkadar eden ithal listeleri üzerinde kati sözümüzü söyleyebilmek için tatbikata ait talimatnamenin me­tin ve izahlarını görmek lâzımdır. Bu gün yarın neşredileceğini gazetelerde okuduğumuz bu talimatname gözden geçirilmeden ve başkaca, liberasyon usulüne tabi tutulacak maddelere ait hükümler, bu ay sonunda kurulacak döviz komisyonunca ilân edilmeden çı­damız herhangi bir mütaleayı şimdilik mevsimsiz addeder.  Hususiyle tahsis listesi üzerine çalışma tarzı ve netice­leri tezahür etmedikçe yorumlar ister müsbet, isterse menfi olsun, asla isa­betli telâkki edilemez. Nitekim bize gö­re (tahsis mekanizmasının temel um­desi sanayiimizin ihtiyaç ve kapasitele­ri nispetinde ham ve yardımcı madde­lerle munzam makine ve yedeklerinin ve ambalaj" malzemelerinin kolaylıkla sağlanmasıdır) tarzında ifade edilebi­lir.

Bununla beraber, yine ayni sisteme ta­bi tutulan mamullerin ithalâtında sa­nayiimizin kapasite ve istihsal miktarı­na göre ayarlanması lüzumuna kani bulunmaktayız.

Listelerin tanzimine odamızın da iştirak etmiş olmasına rağmen, istihsal ve istihlâk hakkında kati ve lüzumlu is­tatistik rakkamlarma henüz malik bu­lunmadığımız için ufak tefek hata ve kusurlara rastlamak mümkündür. An­cak karşılıklı anlayışın bu kabil fark­ları izaleye kâfi geleceğine de eminiz.

Bizce üzerinde İsrarla durulması gere­ken en mühim nokta gerek dış ticaret ve gerekse tediye muvazenelerimizin teessüsünde müsbet bir unsur ve isti­natgah olabilecek olan millî sanayiimi­zin inkişafına imkân verilmesi hususu­dur. Memleket sanayii inkişaf ettikçe hiç şüphe yok ki gerek harice çıkacak dövizlerin içeride kalması ve milletçe

muhtaç olduğumuz hizmetlerin yapıl­ması hususunda paramızın kendi işle­rimize tahsisi bir ferahlık vereceği ve kezalik ticari sermayenin istihsal ser­mayesine böylece dönmesine yardım eylemesi bakımlarından elbette ki dev­lete büyük hizmetler sağlamış olur, iş sahalarımızın memlekete çok faydalı olarak genişlemesine ve teşvikine ve­sile teşkil eder.

Bir kalkınma dâvası üstündeyiz. Bu­nun için günlük istihlâk maddelerimiz­le ihtiyaçlarımızın bir kısmını, başlan­gıçta, velev bir fedakârlık karşılığı da olsa memleketimizde yapmak lüzumu­na milletçe inanmış bulunuyoruz. Bizi ileri memleketler seviyesine götürecek yolun ancak bu yol olduğuna odamız kanidir.

  Ankara :

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Umum Müdürü Nail Gidel bugün saat 20.00 de Ankara radyosundaki "Malî mevzuatımız saatinde altın mevzuu üzerinde şu konuşmayı yapmıştır:

«Ankara radyosunun malî işlerimize ayırdığı konuşmaların ikincisi Türki­ye Cumhuriyet Merkez Bankasına tah­sis edilmiş bulunuyor. Bu dikkat ve alâka bizim için çok değerli, fakat ay­rılan 10 dakika teslim edersiniz ki, pek kısa bir zamandır. Bu itibarla, mevzularımızdan en çekici ve vuzuhu kay­betmeden kısaltılmağa en müsait ola­nını intihap ettik. Dinlemek lûtfunda bulunursanız bankamızda mevcut al­tınlardan bahsedeceğiz.

Ancak, sözü altın mevzuuna getirme­den evvel biraz paradan v.e para ile bu sihirli maden arasındaki rabıta ve mü­nasebetlerden bahsedeceğim. Bilirsiniz ki, yaşamak ve daha iyi yaşamak için. çeşitli ve çok çeşitli mal ve hizmetleri kullanmağa ve istihlâk etmeğe mecbu­ruz. Bu mal ve hizmetleri tek başımıza temin edemediğimiz içindir ki birlikte yani topluluk halinde yaşamaktayız. Fert olarak istihsal ettiğimiz mal veya hizmeti diğerlerinin istihsal ettikleriy­le mübadele etmekte ve bu suretle ih­tiyaçlarımızı gidermekteyiz. Bu sayısız mübadelelerde elbette müşterek bir Öl­çüye, bir vasıtaya ihtiyaç vardır. Bu vasıtanın adına (para) denilmektedir. İnsanlar,  tarihî devirlerden itibaren, mevcut inallar arasından en elverişli olanını para vazifesini görmek üzere intihap ve kabul etmişlerdir. Bu vası­ta insanlık tarihinde devamlı bir tekâ­mül mevzuu olarak zaman zaman de­ğişmiş ve nisbeten yakın devirlerde kıymetli madenlerde karar kılınmıştır. Bu kıymetli madenler, bildiğiniz gibi, altın ve gümüştür. Bundan bir asır ka­dar evvel gümüş de mübadelelerde bir­likte vazife aldığı altının şaşaa ve fü­sununa daha fazla mukavemet edemiyerek mübadele sahasından ister istemez çekilip gitmiştir.

Şayanı dikkattir ki, altın da yine bu devrede, başka sebeplerle bir nevi hu­sufa uğrayarak, tahkimli mevzilerde yani merkez bankalarının kasa daire­lerinde ihtiyata çekilmiştir. Bu hâdi­senin sebebi nedir?

Son devrin iktisadî gelişmeleri karşı­sında insanlar arasındaki mübadeleler de sayı ve değer bakımından sür'atli bir inkişaf kaydetmiş ve altın, bütün meziyetlerine rağmen, bu ihtiyaçlara cevap veremez olmuştur. Hal böyle o-îunca, pek eski bir usul olmakla bera­ber, istimali mahdut ölçüleri aşmamış olan banknot usulü sür'atle genişleye­rek tedavülde altının yerini almıştır. Bu merhalede altının rolü artık bilfiil mübadele vasıtası olmaktan çıkmış, mü badele vasıtası olan kâğıt paralara des­tek olmağa inhisar etmiştir. Banknot­ları hariç bankaları çıkardığına göre, yeni vazifenin makamı da merkez ban­kaları olmuştur. Ancak vakit vakit ba­zı banknot hâmilleri muayyen işler için bu kâğıt paraları merkez bankalarına getirirler ve mukabili altını bankanın mevcut karşılıklarından alıp ihtiyaçla­rını giderirlerdi. Banknotların bu vas­fına da (tahvil kabiliyeti) denilirdi.

1914 yılından sonra bu tahvil kabiliye­ti de bütün dünyada yürürlükten kalk­mış, arada yeniden canlandırılması için bazı ümitsiz teşebbüsler yapılmışsa da muvaffakiyet hâsıl olmamış veya pek kısa ömürlü olmuştur.

Bütün bunlara rağmen merkez banka­ları gerek tedavüldeki banknotlara des tek olması, gerekse dış tediyelerde mü­him suhuletler arzetmesi bakımından kasalarında altın bulundurma usulünü muhafaza ve idame etmişlerdir.

Bizim ihraç   bankamız olan   Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da bu. bankalar arasındadır. Altınlarımızın miktarını muntazaman neşrettiğimiz vaziyetlerle her hafta vatandaşlarımıza bildirmekteyiz. Bu miktar tam 127.446-kilo 285 gramdır. Şimdi burada şöyle bir nokta hatırınıza gelebilir. Acaba 127,5 tonu bulan bu mühim altın stoku, bütün kayıtlardan azade ve tamamen serbest midir? Yoksa kısmen bir dış ödeme ihtiyacının giderilmesi başka bir tâbir ile bir miktar döviz tedariki için, r.ehnedilmiş midir? Rehin muameleleri, bankalar ve bilhassa dış tediyelerle mükellef olan merkez bankaları arasın­da sık sık müracaat edilen normal bir usuldür. Bu itibarla böyle bir sualin hatıra gelmesi gayet tabiidir.

Nitekim bizim Merkez Bankamız da kuruluşundan bugüne kadar bu kabil­den birçok muamelelerle, birçok döviz avansları almıştır. Bu muameleler dai­ma kısa vadelidir, mevsimliktir ve alı­nan avanslar iade edilince rehnedilen kısım üzerinden de her türlü kayıt kalkmaktadır. Şimdi de vâdesi önü­müzdeki 30 Eylûl'de hulul edecek bir küçük borcumuz vardır. Bu muamele münasebetiyle takyitli olan altınımız 9 tondan ibarettir. Bugün ayın 12 si ol­duğuna göre 18 gün sonra aldığımız avanstan kullandığımız meblâğı iade edecek ve 9 ton altınımız üzerindeki rehni fekk ettireceğiz.

Ümit ederim ki bu izahatımız banka­mızca yalnız altınların miktarı üzerin­de değil, böyle rehin gibi kayıtlardan da vareste olması üzerinde ne derece titizlikle hareket edildiğini gösterme­ğe kâfidir.

Biraz evvel tedavüldeki kâğıt paralara karşılık olarak merkez bankalarında altın bulundurma usulüne temas et­miştim. Tedavüldeki para ile altın kar­şılığı arasındaki nisbet 1914 yılma ka­dar umumiyetle % 30 civarında idi. Bu­nu takip eden siyasî hâdiseler yüzün­den her memlekette tedavüldeki kâğıt para miktarı cehennemi bir sür'atle ar­tınca, bankalarda mevcut altınlar da dış tediyelere sarfedilmek yüzünden azalmca, ortada ne altın desteği, ne de an'anevî karşılık nisbeti kaldı. İki harp arasında geçen sulh devresinde her memleketin, para işlerine eski düzeni vermeğe, ihtiyaçlarını yeniden tesis et­meğe çalıştığını biliyorsunuz. Bunlardan bazıları kısmen muvaffak oldu, ba­zıları da hiç muvaffak olamadı.

Bu vadide sözü. uzatmamak için siz­lere belli bağlı Avrupa memleketleri­nin ve bizim altın mevcudumuzla teda­vüldeki para miktarları arasındaki nis-betleri vereyim. Bu mukay.esede asır­lardır beynelmilel sermayenin yığmak yeri haline gelmiş bulunan, İsviçre gi­bi bir kaç memleketi hariç tutacağım. Buna mukabil, para işleri tamamen dü­zeninden çıkmış ve altın ihtiyatları sı­fıra yaklaşmış olan  memleketleri de hesaba katmiyacağım. Bir kelime ile mukayesemi belli başlı Avrupa mem­leketleriyle yapacağım ve vereceğim rakamları, bu işlerde en sağlam mehaz olan Milletlerarası Para Fonu'mm ay­lık istatistik bülteninden alacağım. Bu bülten Ağustos 1953 tarihini taşımakta ve Haziran sonu rakamlarını vermek­tedir. Bu nisbetler şu suretle sıralanı­yor :

 Fransa :

Aziz dinleyicilerim, görüyorsunuz ki Türkiyemiz, bu mühim memleketler arasında altm mevcudu ile piyasada bulunan para miktarı arasındaki nis-betin kuvvetliliği bakımından ikinci mevkii işgal .etmektedir. Avrupa devletlerinin başında gelen memleketler­den İngiltere altın stokunu neşretme-meği usul ittihaz ettiğinden, Milletler­arası neşriyatta bu memleketin altm mevcutları hakkında resmî rakamlara tesadüf etmek mümkün olamamış ve bu listeye alınamamıştır.

Sözlerime son verirken, aziz vatandaş­larıma paramızın hal ve âtisi bakımın­dan tam bir emniyet, tam bir huzur içinde olmaları icap ettiğini söylemek isterim. Millî paraların büyük desteği, ziraat, sanayi, maadin, hülâsa bütün şubeleriyle millî istihsaldir. Altınları­mızın da bu varlıklardan biri olduğu­nu ve bu sıfatla mübadele vasıtaları­nın desteği olduğunu   ifade etmiştim.

Her sahada idrak etmekte olduğumuz büyük kalkınmaya, geniş ölçüde art­makta ve yeniden yaratılmakta olan. varlıklara gözlerimizi kapayarak yal­nız altm mevcdumuza baksak, bunun bile tek başına paramıza desteklik ede­bileceğini hattâ bu vazifeyi 1914 den evvel de makbul olan ölçülerde yapa­cağını ve yapmakta bulunduğunu ka­bul etmek lâzımdır.»

 Karaköse:

Devlet Havayolları Umum Müdürlüğü gittikçe artan ihtiyacı ve talebi karşıla­mak üzere yurdun muhtelif bölgelerin­de yeni hava alanları inşa ve yeni ha­va seferleri İhdas etmek yolundaki ça­lışmalarına hızla devam etmektedir.

Bu cümleden olmak üzere bugün yapı­lan parlak bir törenle işletmeye açılan Ağrı hava alanı mevcutlara ilâve edil­miş bulunmaktadır.

 Ankara:

14 Eylûl'de Doğu illerimizde başliya-cak olan askerî manevralarda bulun­mak üzere, Erkânı Harbiye! Umumiye İkinci Reisi Orgeneral Zekâi Okan, be­raberinde 8 kişilik bir heyet olduğu halde, bugün saat 8 de özel bir askerî uçakla manevra bölgesine hareket et­miştir.

Manevralar, bir hafta kadar devam edecektir.

 Ankara :

İstanbul'da toplanan 9 uncu İdarî İlim­ler kongresi delegelerinden 50 kişilik, bir grup İdarî İlimler Enstitüsü ikinci reisi Ali Fuat Baggil'in refakatinde olarak bu sabah şehrimize gelmişlerdir. Delegeler sabahleyin Atatürk'ün geçi­ci kabrini ziyaret ederek saygı duru­şunda bulunmuşlar, müteakiben Çan­kaya köşküne giderek defteri mahsu­su imzalamışlardır.

Delegeler daha sonra Ankara Valisi ile Belediye Reisini makamlarında ziyaret etmişler ve Barajda bir gezinti yap­mışlardır.

Başvekil Adnan Menderes, delegeler şerefine bugün saat 13.30 da Marmara. köşkünde bir öğle yemeği    vermiştir.

Bu yemekte Vekiller, Ankara Valisi, Belediye Reisi, Profesörler ve İdarî İlimler kongresine mensup delegeler hazır bulunmuşlardır.

Yemekte İçişleri Vekili Ethem Men­deres bir konuşma yaparak delegeleri selâmlamış, müteakiben Prof. Ali Fuat Başgil, İsviçre sabık şansöliyesi, Sağ­lık ve Sosyal Yardım Vekili Ekrem Hayri Üstündağ ve bu defa İdarî İlim­ler Enstitüsüne başkan seçilen Fransız Devlet Şûrası Reisi Prof. Cassin birer konuşma yapmışlardır.

Delegeler öğleden sonra şehrin görül­meğe değer yerlerini ziyaret etmişler ve bu akşamki ekspresle İstanbul'a müteveccihen Ankara'dan ayrılmışlar­adır.

13 Eylül 1953

  Ankara :

Amasya, Konya ve Kütahya Şeker fab­rikalarının temel atma merasiminde bulunmak üzere Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menderes beraberlerinde İşletmeler Vekili, me­buslar, banka umum müdürleri ve ba-sın temsilcileri olduğu halde bu sabah saat 9.10 da uçakla şehrimizden ayrıl­mışlardır.

Reisicumhurumuzla Başvekilimiz hava alanında vekiller, mebuslar, askerî ve mülkî erkân ve kalabalık bir halk kit­lesi tarafından uğurlanmalardır.

 Erzurum :

Millî Savunma Temsil Bürosunun ma­nevra bölgesinde bulunan muhabir su­bayından:

Yarın gün doğarken başliyacak Üçün­cü Ordu manevralarına katılacak kır­mızı ve mavi kuvvetler arazideki yerlerini almışlardır.

Erkânı Harbivpi Umumiye İkinci Reisi Orgeneral Zekâİ Okan ve Güney Avrupa müttefik kuvvetleri karargâhlarına ba?h Yunan, Amerikan generalle­ri ile subaylar da manevralarda bulun­mak üzere Erzurum'a gelmişlerdir.

18 Eylûl’e kadar devam edecek olan manevralar, kat'lan birliklerin büyük bir geçit töreni ile sona erecektir.

 Merzifon :

Reisicumhur Celâl Bayar ve Başvekil Adnan Menederes'in huzuruyla büyük bir vatandaş topluluğunun heyecanlı tezahürleri arasında Amasya şeker fab­rikasının temeli atılırken Şeker Şirketi Umum Müdürü Baha Tekand, Türki­ye'de şeker sanayiinin inkişaü hakkın­da izahat veren ve temeli atılan fabri­kanın hususiyetlerini anlatan bir ko­nuşma yapmış ve ezcümle şöyle demiş­tir :

«Geçen yıl 12 Eylûl'de beşinci şeker fabrikasının temellerini Adapazarı'nda atmıştık. Bu tarihten sonra geçen se­kiz ay içinde altı, yedi ve sekizinci şe­ker fabrikalarının hazırlıkları tamam­lanmış, siparişleri yapılmış ve inşaatı­na başlanmıştır. Şu günlerde de daha beş yeni fabrikanın şartnameleri fir­malara gönderilmektedir. Bu yıl so­nunda bunların da ihalesi yapılarak memleketimize on yeni fabrikanın ka­zandırılması teşebbüsü fiilen tahakkuk sahasına geçirilmiş olacaktır.

Amasya bölgesinde bir şeker fabrikası kurulması teşebbüsü Adapazarı için ol­duğu gibi pancar ziraatinin bu bölge­de de yıldan yıla gelişmesinin tabiî bir neticesidir. Kurulduğu tarihten beri Amasya ve civarının pancarlarını işliyen Turhal şeker fabrikasının bilhassa son üç yılda takatinin çok üstünde ça­lışmak mecburiyetinde kalmasına rağ­men çiftçinin pancar ekimi taleplerini serbestçe karşılayamaması bölgede bir yardımcı fabrikanın tesisi zarureti­ni acilen halli lâzımgeîen bir dâva ola­rak ortaya koymuştur.

Amasya şeker fabrikasının kurulmasiy-le şimdiye kadar Turhal fabrikasına pancar veren bölgelerde ekim tahdidi tamamen kalkacaktır.

Şeker sanayiinin iki yıldan beri azimle ve şuurla izinde yürüdüğü yeni şiar is­tihsal ve faaliyet Ölçülerini memleke­tin iktisadî oluşlarına muvazi ve çift­çiyi ferahlandırıcı istikametlerde geniş­letmek gayesi olmaktadır.

Artık "Faaliyet sahalarındaki tabiî ik­tisadî oluşları ihmal, çiftçinin kalkın­ma hamlelerini takyld vs faaliyetini dar bir çerçeve dahilinde bırakarak de­vamlı bir ayarlama rejimi takibetmek gibi  yıllardan  beri çiftçiyi sıkan ve mahrumiyetlere katlandıran hareketler tamamiyle mazide kalmıştır.

Amasya şeker fabrikası 10 milyon lira sermaye ile yeni bir şirketin malı ola­rak kurulmaktadır. Şirket sermayesi­nin başlangıçta 3,5 milyon lirası Tur­hal ve civarı pancar ekicileri istihsal kooperatifi ortaklığının, 2,5 milyon li­rası Amasya ve civarı pancar ekicileri istihsal kooperatifi ortaklığının, 1,5 milyon lirası Ziraat Bankasının, 1,5 milyon lirası İş Bankasının, 4 milyon lirası da Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketinin hisselerinden terek­küp .etmiştir. Şirket kurulduktan iki "buçuk ay sonra Turhal ve Amasya Pancar Ekicileri İstihsal Kooperatifle­ri Ziraat Bankasının 1,5 milyon liralık hissesini satın almak suretiyle çiftçile­rin kooperatifler yoluyla şirketteki sermaye iştiraklerini 7,5 milyon liraya çı­kartmışlardır. Bu suretle hâlen şirket sermayesi tamamiyle hususî teşebbüs mahiyetindedir. Amasya şeker fabrika­sının sermaye terekkübünde çiftçi his­sesinin bu derece mühim bir yekûna varması ve çiftçinin bu mevzuda yük­sek Ölçüde bir anlayış ve gayret göV termesi iki yıldan beri girişilen koope­ratifleşme hareketinin zaferi olarak hepimizi sevindirecek bir neticedir.

Yeni fabrikaları geniş ölçüde çiftçi ser­mayesine istinad ettirerek kurma pren­sibi birer birer semerelerini vermekte­dir. Adapazarı şeker fabrikası gibi A-masya şeker fabrikası da, fakat ctoha büyük ölçüde bunun mesut bir misali­dir. Pek yakın bir zamanda Turhal ve Amasya pancar ekicileri kooperatifleri­nin şirketin geri kalan sermayesine de sahip olma imkânlarını bulacaklarını şimdiden tebşir ederim.

Amasya şeker fabrikası 20 ilâ 22 mil­yon liraya malolacaktır. Fabrikanın makine ve tesisleri Almanya'da dört mühim firmanın iştirakiyle teşekkül eden Arge müessesesinde imal edil­mektedir. Fabrikanın inşaatı Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi tek­nik teşkilâtı tarafından emaneten ya­pılmaktadır. »

Şeker Şirketi Umum Müdürü sözlerini alkışlar arasında bitirirken yeni fabri­kaların kuruluşunda hükümetin yakın alâkasını ve kıymetli direktiflerini ve bu arada Başvekil Adnan Menderes'in

müzaheretini şükranla anmış, Ziraat ve İş Bankalarının yardımlarını belirtmiş ve her zaman sanayie ve yeni hareket­lere karsı en derin alâkayı gösteren v,e kıymetli irşatlariyle alâkalıları tenvir eden Reisicumhurumuz Celâl Bayar'a minnetlerini bildirmiştir. Bundan sonra alkışlar arasında İşlet­meler V.ekili Sıtkı Yırcalı söz almıştır. Vekil, burada vatandaşların mutlu, günlerinden birini yaşamanın ve kitle halindeki heyecanına katılmanın en büyük bahtiyarlığı teşkil ettiğini be­lirttikten sonra sözlerine şöyle devam, etmiştir:

«Siyasî ve iktisadî prensipleriyle De­mokrat Parti iktidarı, halkla beraber yogurulmayı ve onunla beraber kalkın­mayı şiar edinmiş bir iktidardır. Mem­leketin her yerinde ve ziraat, ticaret ve sanayi gibi her faaliyet sahasında va­tandaşların her birini kendi çalışma, çerçevesi dahilinde bir gün evvelkin­den daha yüksek bir seviyey-e getir­mek, almterlerini kıymetlendirerek. şevklerini arttırmak, yapamadıkları iş­lerde kendilerine maddî ve manevi yardımlar sağlamak şiarımızdır ve bu yolda yılmadan yürümemiz sayesinde­dir ki bugünkü güzel gelişmelere eriş­miş bulunmaktayız. Şuna inanıyoruz ki, evvelâ halkımızın yüzde 82 sini teş­kil eden çiftçilerimizin ve köylülerimi­zin istihsali, iç ve dış piyasanın arzet-tiği şartlar dahilinde değerlendikçef bu memleketin toptan ve müşterek olarak kalkınması daha kuvvetle ve süratle yürüyecektir. Ziraat mahsullerinin fi­yatları muayyen bir nisbet dahilinde sabit tutuldukça işçi, çiftçi ve köylü ile beraber diğer sahalarda çalışan vatan­daşlar da müşterek olarak daha fazla kazanmak imkânına sahip olmaktadır­lar.

Demokrat Parti iktidara geldikten son­ra her sahada vatandaşın çalışmasına değer temin etmiş, kendisine güvenini sağlamış, muayyen bir fiyat politika-siyle beraber ziraatte ve ticarette kre­di yoluyla vatandaşlara kolaylıklar vermiş, böylece memlekette yepyeni bir iştira kudreti hasıl olmuştur.

Geniş halk kütlelerinin ve millî banka­larımızın müşterek gayretlerinin ne­lere kadar olabileceğini gösteren bir misal işte şeker sanayiidir. 1950 sene­sine kadar bu memlekette 100.000 ton.

Konya şeker fabrikasının kurulmasiyle Uşak fabrikasına pancar veren sahalar­da ekim tahdidi tamamen kalkacak, Ak şehir ve Ilgın bölgelerindeki ekim ge­nişletilecektir. Konya fabrikasının nor­mal bir kampanyada 180 ilâ 200 bin ton pancar işleme imkânını bulacağını 'hesaplamaktayız.

"Fabrika 20 milyon lira kadar bir pa­raya malolacaktır. Makine ve tesisleri, en son tediye taksiti 1 Ocak 1959 tari­hinde ödenmek üzere uzun vadeli kre­diyle satın alınmıştır.»

Seker Şirketi Umum Müdürü, fabrika sermayesine çiftçinin nasü iştirak etti­ğini anlattıktan sonra sözlerini şöyle "bitirmiştir :»Memleketimizde halk ve çiftçi kay­maklarından bu ölçüde ve şümulde bir sermave iştiraki son yılların iktisadî inkişafları içinde ilk defa olarak şeker sanayiinde görülmektedir.»

Seker Şirketi Umum Müdüründen son­ra İsletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, al­kışlar arasında söz almış ve «Şeker fabrikaları bizde halkımızın yeni bir anlayışının ifadesini teşkil eder» de­miş, hükümetin kalkınma sahasındaki politikasını izah etmiş ve ayrıca şun­ları söylemiştir:

Türkiye'de bugün iki mühim hâdise ile karşı karşıya bulunmaktayız. Üç yıl içinde bu millet büyük bir tasarruf in­kılâbı yapmıştır. Millet tasarrufunu bankalara götürmektedir. Aynı zaman­da da bu tasarrufların, memleketin dört bucağında yeni yeni sınaî kalkın­maların başarılmasında, yeni fabrika­ların kurulmasında, yeni istihsal kud­retlerinin artmasında kullanıldığına şahit oluyoruz.

Vatandaşlar tasarruflarının bir kısmı­nı bankalara yatırırken bir kısmını da doğrudan doğruya memleket kalkınmasını sağhyacak islerin başarılmasın­da kullanmaktadır. Buna birçok fabri­kaların ve bu arada şeker fabrikaları­nın kuruluşunda     doğrudan  doğruya müstahsile ait olan sermaye de yeni bir misaldir.

Düne kadar köylümüzün cebine para girerse bunu israf eder diye onu fuzuli bir isnad altında bulunduranlara karşı, Türk milleti, köylüsü ve esnafiyle bu bühtanı tekzip etmiştir. Üç yıl evveli­ne kadar bankalarımıza yapılan tevdi­at bir milyar etrafında idi. Bugün tev­diatın yekûnu 2,5 milyarı bulmuştur. Öte yandan bankalarımızın halka ver­diği kredilerin yekûnu da 1950 de 1,5 milyar civarında idi. Bugün bu miktar 3,5 milyara çıkmıştır. Bu büyük hamle, yeni yeni fabrikaları kurmamıza, var­lığımızın her zerresini değerlendirmeğe imkân vermektedir. Eski iktidarın, çeyrek asırda kurduğu beş şeker fabri­kasına mukabil, bugün önümüzdeki hafta içinde ihale edilecek altı şeker fabrikasiyle 10 fabrika tezgâhtadır. Ay­nı devre içinde 400.000 tonluk çimen­to istihsali de 1 milyon 25 bin tona çık­mıştır, 14 çimento fabrikası kurulmak­tadır. Bu memleket baştanbaşa yeni­den inşa edilecektir.

14 Eylül 1953

 Ankara :

Türk hava kuvvetlerinin davetlisi ola­rak memleketimizi ziyaret edecek olan Yunan hava erkânı harbiye reisi kor­general Emanuel Kelaidis, eşi ve mai­yeti ile birlikte özel bir askerî uçakla bugün saat 11’de Atina'dan şehrimize gelmiştir.

Korgeneral Kelaidis hava alanında ha­va kuvvetleri komutanı Fevzi Uçaner, hava kuvvetleri kurmay başkanı Asım Uçar, hava savunma komutanı tümge­neral Sabri Göknart, garnizon komuta­nı vekili tümgeneral Zeki Üstünkaya, merkez komutanı albay Hidayet Baş-tuğ, Yunan maslahatgüzarı M. İlyadis, Yunan askerî ataşesi albay Petropulos tarafından karşılanmıştır.

Bayan Uçaner ve bayan Petropulos, ba­yan Kelaidis'e «Hoş geldiniz» demişler ve birer buket vermişlerdir.

Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi adına protokol şubesi müdürü binbaşı Samet Kuşçu, korgeneral Kelaidis'e «Hoş gel­diniz » demiştir.

Muavini Hüsnü Tümev, Millî Eğitim Müdürü Muhittin Akdik, Ticaret Oda­sı Reisi Sait İbrahim Esi, Sanayi Oda­sı Eeisi Hüsnü Yaman, Belediye İmar Müdürü Sedat Erboğlu ve diğer ilgili­lerin iştirakiyle bir toplantı yapılmış­tır.

 Ankara :

Toprak Mahsulleri Ofisi hububat ihraç fiyatlarını tesbit etmiştir. Ofis Genel Müdürlüğünden verilen malûmata gö­re, harice satılacak yumuşak buğdayla­rın ihraç fiyatının tesbitinde Birleşik Amerika Kansas City borsası II numa­ralı Hard Winter buğdayının F.O.B. fi­yatı esas tutulacaktır.

Ödemenin Avrupa Tediye Birliği (E.P. U.) doları ile yapılmasının istenilmesi "halinde serbest dolarlı olan fiyata %5'e kadar bir ilâve yapılacaktır.

5.000 tona kadar olan küçük parti tek­liflerinde, satışın yapıldığı günden bir hafta evveline kadar olan II numaralı Hard Winter buğdayının Kansas City F.O.B. Golf limanları fiyatları esas tu­tularak satış fiyatı Ofisçe kararlaştırı­lacaktır.

5.000 tondan yukarı olan partilerin sa­tışlarında, bir ay içinde teslim edilece­ği taraflarca tesbit edilen ve mukave­leye dercolunan miktarın fiyatı mal o, ay içinde teslim edilsin, edilmesin o a-ym 1. 2. 3. 4 üncü haftalarının son Kan­sas City Borsa kapanış günlerinin fob fiyatlarının vasatisi alınacaktır. Müte­akip aylarda teslim edilecek mal fiyat­larında da aynı esaslar uygulanacaktır. Yine, 5.000 tondan yukarı partilerin ta lep olunması ve bu partilere Kansas City borsasının Golf limanları esasına göre fob fakat, terminli fiyatların tat­bik olunmasının istenilmesi halinde bu talepler de kabul olunabilecektir.

Anadolu ve Trakya ser buğdayları için, yukarıdaki .esaslara göre bulunacak yu­muşak buğday fiyatına şimdilik, 14 do­lardan aşağı olmamak üzere yapılacak teklifler tetkik olunarak en kısa za­manda red veya kabulü alâkalılara du­yurulacaktır.

Tediye şartları satış sırasında taraflar­ca kararlaştırılacaktır. İhracatçılara bir kolaylık olmak üzere, alınacak teminattan sonra her parti için teslim tarihinden bir müddet önce parsîyel akreditif açılmasına müsaade olunacaktır.

 Ankara :

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimize gelmiş bulunan Pakistan Kara Kuvvetleri Başkomutanı Org. M. Eyub Han bugün saat 15.15 de Ata­türk'ün muvakkat kabrini ziyaret ede­rek bir çelenk koymuş ve saygı duru­şunda bulunmuştur.

Müteakiben Org. M. Eyub Han saat 15.30 da Çankaya'ya giderek defteri mahsusu imzaladıktan sonra sırasile, Millî Savunma Vekilini, Erkânı Har-biyei Umumiye Reisini, Kara, Hava ve Deniz Komutanlarını makamlarında zi­yaret etmiştir.

Org. Eyub Han Erkânı Harbiyei Umu­miye Reisimizle Kara Kuvvetleri Ko­mutanımızı ziyaretleri sırasında Pakis­tan milletini ve ordusunun en iyi di-leklerile selâmlarını, Türk milletine u-lastırmaktan şeref duyduğunu söyle­miş ve Erkânı Harbiyei Umumiye Rei­si ile Kara Kuvvetleri Komutanına Pa kistan Ordusunun armasını taşıyan bi­rer levha hediye etmiştir.

Org. ile birlikte gelmiş bulunan Pakis­tan Millî Savunma Müsteşarı Tümgene­ral İskender Mirza Millî Savunma Ve­kilimizi ziyareti sırasında Pakistan Mil­lî Savunma Vekilinin selâmlarını ken­disine ulaştırmakla büyük bahtiyarlık duyduğunu ifade etmiştir.

Misafir Pakistan Kara Kuvvetleri Baş­komutanı Org. M. Eyub Han şerefine bu gece saat 21.00 de Kara Kuvvetleri Komutanı Şükrü Kanatlı tarafından Ankara Palas salonlarında bir akşam yemeği verilecektir.

 Ankara :

Yunan Hava Kuvvetleri Erkânı Har­biye Reisi Korgeneral Emanuel Kelai-dis bugün saat 15 de Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaretle bir çelenk koymuş ve saygı duruşunda bulunmuş­tur.

Misafir General bundan sonra sırasile, Millî Savunma Vekilini, Erkânı Harbi­yei Umumiye Reisini ve Hava Kuvvet­leri Komutanını makamlarında ziyaret etmiştir.

Gerek sahil üslerinde ve gerekse uçak taşıt gemilerinde bulunan avcı ve bom­bardıman uçakları da bu manevralarda kullanılacaktır. Tatbikattaki hava fi­lolarının bazıları manevralara iştirak edecek olan milletler tarafından temin edilecek ve bu filolar merkezî Avrupa' da bulunan müttefik hava kuvvetleri ve Avrupa'daki Amerikan Hava Kuv­vetleri tarafından takviye olunacaktır. Bu arada Türkiye, Yunanistan ve İtal­ya'da bulunan Kara Kuvvetleri kendi topraklarında savunma muharebeleri tatbikatı yapacaktır. «Weldfast» ma­nevraları karargâhı Napoli'de bulunan Avrupa Müttefik Başkomutanı Amiral William Fechteler ile, karargâhı Malta' da bulunan, Akdeniz Müttefik Kuvvet­leri Başkomutanı Amiral Earl Mount-batten tarafından müştereken idare edilecektir.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberinde seyahate iştirak eden mebuslarla An­kara Belediye Reisi ve Başyaverleri ol­duğu halde bugün saat 15.40 da uçakla Kütahya'dan şehrimize gelmiş ve hava meydanında vekiller, mebuslar, mülkî ve askeri erkân tarafından karşılanmış­lardır.

 İstanbul:

Başvekil Adnan Menderes beraberinde İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, Ziraat Bankası Umum Müdürü, Başvekâlet Yaveri ve basın mensupları bulunduğu halde bugün saat 15.45 de uçakla Kü­tahya'dan İstanbul'a gelmiştir.

Yeşilköy Hava meydanında, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Mebuslar, Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, İstanbul Müddeiumumisi, Be­lediye Reis Muavinleri, Şehir Meclisi Üyeleri, Emniyet Müdürü, D.P. İl ve İlçe Başkanları ile kalabalık bir halk Mitlesi tarafından hararetle karşılan­mıştır.

Kütahya'dan Yeşilköy hava meydanına gelen Ankara basın mensupları aynı uçakla avdet etmişlerdir.

  Erzurum :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosunun Manevra sahasında bulunan mu­habir subayı bildiriyor:

14 Eylül günü her iki tarafın karşılık­lı keşif ve mevzi muharebe faaliyetle­ri ile devam eden üçüncü Ordu manev­rası 14/15 gecesi mavinin kuvvet kay­dırmak suretiyle üstün piyade ve zırh­lı takviye birlikleriyle yaptığı taarruz­la gelişmiştir. Cephenin Güney Batı ke­simine yapılan bu taarruz kırmızının anudane savunmasına rağmen muvaf­fak olmuş ve bu kesimde mavi kuvvet­ler 2  3 kilometre girme yapmışlarsa da kırmızının süratle kullandığı bölge ihtiyatları ve topçusunun başarılı atış­ları ile taarruz durdurulmuş ve bazı kesimlerde de mavi kuvvetler geriye atılmıştır.

Mavi taraf, yaptığı bu girmeyi derin­leştirmek için cephe gerisine öğleden sonra paraşütçü birlikler indirmiştir. Çoğu, mavi ordu birliklerinin taşıdık­ları elbiselerden başka şekillerde giyin­miş olan bu birlikler kırmızının bölge­de bulunan ihtiyat kuvvetlerinin du­ruma müdahaleleri sonunda süratle yok edilmişlerdir.

Bugünkü muharebeler esnasında kırmı­zı ve mavi taraf j.et uçaklarının destek­leme faaliyetleri başarı ile cereyan et­miştir.

Erkânı Harbiye! Umumiye İkinci Reisi Orgeneral Zekâi Okan, Üçüncü Ordu Komutanı Fevzi Mengüç, Güney Avru­pa Kara Kuvvetleri Komutan Yardım­cısı Tümgeneral Geromanidis ve Gü­ney Doğu Avrupa Kuvvetleri Başkomu­tanlık karargâhından Tuğgeneral Whe-eres ile Türk  Amerikan ve Yunan subayları tarafından bütün safhaları yakından takip edilen harekât çok can­lı olmuş, topçu birlikleriyle zırhlı kuv­vetlerin ve piyadenin faaliyeti zaman; zaman hakikî bir muharebe heyecanı duyularak seyredilmiştir.

 Ankara :

Millet Partisi hakkında Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılmakta olan hazırlık tahkikatının tamamlanması münasebetiyle Cumhuriyet Savcısı M. Cemil Bengü, bu akşam saat 18 de bir basın toplantısı yapmış ve sanıklar hakkında izahat vererek tertip edilen iddianame etrafında açıklamalarda bu­lunmuştur.

Ticaret Odaları Komisyonu ise, ithalât­çı vesikalarının verilmesi usulü, be­yannamenin hazırlanması gibi teknik noktaları tetkik ve görüşleri tesbit et­mektedir.

Bütün bu çalışmalar bugün, iki Komis­yonun bir araya gelmesi ile telif ve tel­his edilecek, varılacak son şekil, bir­lik tarafından Vekâlete sunulacak ve kabul edildikten sonra talimatnameye müsteniden Türkiye Odalar Birliği ta­mimi olarak neşredilecektir.

Bu tamim meriyete girdikten sonradır ki kararnamenin ithalâta müteallik hükümlerinin tatbikine başlanacaktır.

 İstanbul:               

İzmir liman işçileri ve denizcilik Ban­kası müteahhidi arasında uzun zaman-danberi devam etmekte olan anlaşmaz­lığın halli için İzmir'e gitmiş bulunan Banka G^nel Müdür Yardımcısı Os­man Dardağan, İstanbul Liman İşlet­mesi Müdürü Ethem İzzet Orsal ve Baş Hukuk Müşaviri Sait Önen şehrimize -dönmüşlerdir.

Banka Genel Müdür Yardımcısı, İz­mir'de işçi temsilcileri, Bölge Çalışma Müdürü ve Ticaret Odası temsilcisinin iştirâkile yapılan toplantıda işçi mü­messilleri, şikâyetlerinin banka ile alâ­kası olmadığını ancak müteahhitten ba­zı taleblerde bulunduklarını söylemiş­lerdir.

Banka Genel Müdür Yardımcısı, talep­lerin banka ile alâkalı olmamasına rağ­men bankanın, elinde bulunan imkân­lar dahilinde, mukavele hükümlerine uygun olarak işçi lehinde bazı müdaha­lelerde bulunabileceğini işçi mümessil­lerine bildirmiştir.

Ayrıca tahmil ve tahliye işçilerinin şi­kâyetleri de ele alınmış ve bunların da uygun bir şekilde halledileceği kendi­lerine bildirilmiştir.

  İstanbul:

Pendikte 600 bin lira sarfiyle vücuda getirilen yeni içme suyu tesisleri ve şehir içine getirilen suyun akıtılması münasebetiyle bugün saat 14 de Pen­dik'te bir tören yapılmıştır. Vali, Pen­dik Belediyesinin yapmış olduğu bu işin önemine İşaret etmiş ve bu uğurda hizmetleri geçenlerin su gibi aziz olmalarını, çeşmenin bir saadet men-baı olmasını temenni etmiş ve halkın, tezahürleri arasında çeşmenin kurde­lesini keserek suyu akıtmıştır. Pendikliler suya kavuşmanın sevinci içindedirler.

 Erzurum :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sunun manevra sahasında bulunan mu­habir subayı bildiriyor:

Dün durdurulan mavi kuvvetlere kar­şı, kırmızının geriden getirdiği piyade ve zırhlı takviye birlikleri, bu sabah üstünlük sağlıyarak girme cebinin do­ğusundan yaptığı taarruz, muvaffak ol­muştur. Böylelikle kırmızı kuvvetler bir gün evvel terketmiş oldukları ara­ziyi, tekrar elde ederek girme bölge­sindeki savunma insicamını düzeltmiş­lerdir.

Bu savaşlar cereyan ederken, saat 9 sı­ralarında asıl muharebe hattı Önünde ve düşman arazisinde kalmış olup, ev­velden ordu tarafından teşkilâtlandırı­lan 500 kadar milis Gerilla kuvveti, kırmızı ile telsiz irtibatı yaparak, cep­he gerisinde çekilen düşman kuvvetle­rine ve ikmal merkezlerine taarruz e-derek panik yaratmışlardır.

Keza saat 9.30 raddelerinde kırmızı kuvvetlere mukavemet gösteren mavi direneğine, jet uçaklarıyla yapılan ro­ket, bomba ve makineli tüfek atışları, muvaffakiyetle cereyan etmiştir. Filo­lar halinde yapılan bu saldırmalarla havacılarımızın yüksek kabiliyetleri,, bir defa daha tebellür etmiştir.

Üç gündenberi bir plân dahilinde de­vam .etmekte olan manevrada, ordu mensuplarının yeni silâh ve teçhizatı ehliyetle kullandıkları, takdirlerle mü­şahede edilmiş ve harekât bugün saat 16.30 da sona ermiştir.

Yarm manevranın tenkidi yapılacak ve 16 Eylül Cuma günü de manevraya ka­tılan ordu birlikleri tarafından, manev­ra sahasında büyük bir resmi geçit ya­pılacaktır.

 İstanbul:

Harbiyede, T.C. Emekli Sandığı ve Hilton Şirketinin ortakliğiyle yapılan İs­tanbul Hilton otelinin inşaatı büyük bir hızla ilerlemektedir.

Gece, gündüz birkaç ekip halinde yapı­lan çalışmalar neticesinde 10 günde bir kat takılabilmektedir. Halen binanın yedinci katının zemini dökülmektedir. Ekim ortasma doğru çatı kapanmış ola­cak 1954 Ocak ayı sonlarında da inşa­atı üstüne almış bulunan firma binayı teslim edecektir.

Bundan sonra beş ay zarfında otelin mefruşatı tamamlanarak 1 Temmuz 1954 civarında işletmeye açılacaktır.

Otelin mutfak takımları, bu hususta ihtisas sahibi olan İngilterede Benham firmasına ısmarlanmıştır. Muazzam bir -tesisat olan kuru temizleme ve çama­şırhane in?aatı da ihale edilmek üzere­dir.

Otelde oda ve koridorlar, baştan başa hah ile kaplı olacağından bu da büyük "bir sipariş mevzuudur. 13.000 metreka­relik bu halı siparişini Konya'da bir halı firması üstüne almış bulunmakta­dır.

Otelde kullanılacak eşyaların büyük tir kısmı Ankara'da Sanat Okulu tara­fından yapılacaktır. Diğer büyük bir kısmı da Avrupa'nın büyük firmaların­dan birine ısmarlanmıştır.

Otelin dış kapısı Kervansarayla Pega-sus evi arasındaki sahada olacak ve iki tarafında vedişer dükkân bulunacaktır. Bir bodrum katı, bir giriş ve bir asma kattan müteşekkil olacak bu dükkân­larda iki Milli Banka, PAA Havayolla­rı, bir fotoğrafçı, bir kitapçı, bir de Biblo v.s. satan mağaza bulunacaktır.

Bu kapıdan dönünce yol sola dönecek ve Kervansaray'la, Radyoevinin arka­sına raslıyan sahada 250 otomobil ala­cak bir oto  park olacaktır.

Otel binasının uzunluğu 92 metre, ge­nişliği 22 M. ve irtifaı da 40 metre ola­caktır.

Büyük bir döner kapıdan, Reception, Vestiyer, Asansörler ve Danışma Bü Tolarınin bulunduğu bir hole girilmek­ledir, bu holün sağ tarafına gelen kıs­mında üstü açık, kavuzlu bir avlu et­rafında yedi dükkân ve bir güzellik sa­lonu bulunacak, buralarda sırasiyle seyahat acentası, mecmuacı, kuyumcu, kadın eşyası satan bir dükkân, erkek eşyası satan bir dükkân, sade Türk iş­leri satılan bir kapalı çarşı, çiçekçi ve bir de güzellik salonu bulunacaktır.

Kapının tam karşısında yukarıdan aşa­ğıya kadar camlı büyük bir bekleme salonu bulunmaktadır. Bu salonun alt katını da yemek salonları teşkil etmek­tedir. Yemek salonları ortası havuzlu büyük bir terasa açılmaktadır. Havuz kışm dondurularak buz pateni sahası olarak kullanılacaktır.

Avrupa'nın en güzel ve en modern te­sisi olacak bulunan İstanbul Hilton o-telinin 18.000.000 Türk lirasına çıkarı­lacağı tahmin edilmektedir.

17 Eylül 1953

  Ankara :

Bugün, itimatnamesini takdim eden A-merika Birleşik Devletlerinin yeni Tür­kiye Büyükelçisi Ekselans Avra M. Warren, Reisicumhur Celâl Bayar'a, refikası ile birlikte Başkan Eisenho-wer ve refikasının ve Amerikan millet ve hükümetinin misafiri olarak Ame­rika'yı resmen ziyarete kendilerini da­vet .eylediğini iblâğ etmiştir. Reisicum­hur bu daveti memnuniyetle kabul bu­yurmuşlardır. Resmî ziyaretin 27 Ocak 1954'te başlayıp 29 Ocağa kadar devam. eylemesi tekarrür etmiştir.

 İstanbul:

Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş bugün İstanbul Ticaret ve Sa­nayi Odalarını ziyaret ederek iki odanın idare heyetleri İle görüşmeler yap­mıştır.

Bu iki toplantıda Türkiye Odalar Bir­liği Umumî Kâtibi ile Ankara Ticaret Odası Umumî Kâtibi ve mümessilleri hazır bulunmuşlardır.

Ekonomi ve Ticaret Vekili Ticaret ve Sanayi sahasında hükümetimizin gö­rüşünü, program ve tatbikat bakımın­dan yeni rejimin hususiyetlerini bahis mevzuu etmiş, sanayi sahasında umu­mî bir kalkınmayı mümkün kılacak mevzuat, sermaye, teknik ve meslekî gruplaşma    noktalarını    açıklamış ve şimdiye kadar serbest sektörle yapılan ve müsbet neticeleri artık herkesçe ka­bul olunan Vekâletle birlik arasında­ki iş birliğini ve bu yolda daha ileri merhalelere varılacağını beyan etmiş­tir.

Ticaret Odasında da talimatname çalış malarını gözden geçiren Vekil, bilhas­sa ithalât ticaretinin düzenlenmesi ve fırsat ticaretinden devamlı bir meslek ananesine geçiliş zaruretini açıklamış ve pay tevzii için varılan neticeleri tas­vip etmiştir.

Her iki oda mensupları vekile yeni re­jimle ortaya konan müsbet ve müsmir âış iş muhiti ve tam bir mutabakat ha­linde devam eden iş birliği dolayısiyle teşekkürlerini bildirmişlerdir.

19 Eylül 1953

 İstanbul:

Türk Hava Küvetlerinin davetlisi ola­rak memleketimize gelen ve Ankara ve İzmir'i ziyaretten sonra dün şehrimize dönen Yunan Hava Kuvvetleri Erkânı Harbiye Reisi Korgeneral Em-manuel Kelaidis, Taksim Belediye Ga­zinosunda şerefine verilen ziyafette Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Türkiyeyi ziyaretimden çok mütehas­sis oldum. Hava Kuvvetleri mensupları­nın şahsıma ve maiyetime gösterdikle­ri samimî yakınlıktan çok memnun ol­dum.

Türkiye'den ayrılırken intihalarım, Ha­va Kuvvetlerimizin karşılıklı alâkala­rının samimiyetine inanmak olmuştur. Bilhassa Türk Hava Kuvvetleri Komu­tam Korgeneral Fevzi Uçaneri yakmen tanımak imkânını buldum. Karşılıklı konuşmalarımız her iki memleket hava kuvvetlerimiz için çok faydalı oldu. Kendisini gelecek sene Martta Yunanistanda görmekle çok bahtiyar olaca­ğım. Bu ziyaretim esnasında Türk Ha­va Kuvvetleri, birlik ve müesseselerini gördüm ve komutanlariyle tanıştım. Türk Hava Kuvvetlerinin teşkilât, eği­tim ve moral bakımından eok ileri du­rumda olduğunu, süratle inkişaf yolun­da emniyet ve azimle ilerlemekte bu­lunduğunu hayranlıkla müşahede ettim. Birliklerin ve teşkilâtın genişle­mekte olduğu beni ayrıca memnun et­ti.

Geçen Temmuz ayı içinde Türk Hava Filosunun Yunanistanda yapmış oldu­ğu tatbikatı yakınen takip etmiş ve hayran olmuştum.

Bu birliğin üstün eğitimini, yüksek mo­ralini ve kökleşmiş disiplinini takdir­le karşıladım.

Bu karşılıklı temasların devamının müşterek gayemize erişmek için çok faydalı olacağına  inanmış    bulunuyorum.

 Ankara :

Preveze zaferinin 415'inci yıldönümü şerefine tertip edilen donanma bayra­mı 25 Cuma akşamından itibaren 28 Eylül Pazartesi sabahına kadar devam edecektir.

Cuma akşamı İzmir Radyosunda deniz kuvvetleri kumandanlığı adına güver­te binbaşısı Enver Çelebioğlu tarafın­dan bir açış nutku verilecek, Felsefe öğretmeni ve muharrir Faik Türkmen' in yazdığı Barbaros Piyesi temsil edi­lecektir.

26 Cumartesi akşamı İstanbul Radyo­sunda  da Faik    Türkmen'in    yazdığı Barbaros Turgut Reisi Nasıl Kurtar­dı» isimli piyes oynanacaktır. 27  Pazar sabahı İstanbul, İzmir, Çanak­kale, İzmit ve Gölcük'te törenler yapı­lacak,    Ankara    Radyosunda da  saat 11.30 da Faik Türkmen'in yazdığı «Oruç Babadan Baba Oruc'a»  adlı deniz kahramanlık piyesi temsil edilecek, de­niz marşları ve «Yurttan Sesler»  saa­tinde deniz türküleri söylendikten son­ra, 12.45 de Güverte Albayı Tevfik İnci'nin Preveze Harbine dair konuşmasr okunacaktır.

  Afşin :

Kazamızdaki mevcut sudan istifade edilerek bir Hidro-Elektrik santralının kurulması için İller Bankası tarafından gönderilen tetkik heyeti, çalışma­larını bitirmiş ve dönmüştür. îçişlerî Vekili Ethem Menderes'in yakın ilgisiyle yapılan bu tetkikten kazamız hal­kı ziyadesiyle memnun bulunmaktadır.

 Ankara :

Etimesgut Türkkuşu Okulu Müdürü Cemal Aytaş'm Komutanlığı altında 6 Ağustos'ta bir yurt gezisine çıkmış bu­lunan altı uçaktan müteşekkil Türkku­şu filosu bu sabah saat 10.30 da şehri­mize gelmiştir.

22 Eylül 1953

 New York:

Türkiye'nin eski Dışişleri Vekili Nec-meddin Sadak, Pazartesi günü öğleden biraz sonra, birkaç haftadanberi teda­vi edilmekte olduğu New York'un «Me-morial Hospital» hastanesinde vefat et­miştir.

Eski Adliyecilerden avukat Şehabettin Sadak beyin oğlu olan Necmeddin Sa­dak 1890 tarihinde İsparta'da doğmuş­tur. Tahsilini Galatasaray Lisesinde ve Lyon Üniversitesinde yapan Sadak ilk gazeteciliğe Lyon'da Progres gazetesin­de başlamıştır.

Necmeddin Sadak memlekete avdetin­de, o sırada Ziya Gö'kalp'm Darülfünu­nunda tedris etmekte olduğu Sosyoloji Kürsüsü Profesör Muavinliğine, Gökalp'm vefatı üzerine de Profesörlüğü­ne getirilmiş ve merhum Sivas Mebu­su seçildiği tarihe kadar bu kürsüyü muhafaza etmiştir.

1918'de arkadaşlarıyla beraber Akşam gazetesini kurmuş ve vefatına kadar Başmuharrirliğini büyük bir liyakatla ifa etmiştir.

1928'den 1950'ye kadar Sivas Mebuslu­ğu yapmış olan Sadak, 20 sene müd­detle Milletler Cemiyeti Türk Daimî Murahhaslığı vazifesinde bulunmuş, 1947'den 1950'ye kadar da Dışişleri Ve­killiği etmiştir.

Necmeddin Sadak'ın telif ve tercüme muhtelif ilmî eserleri de vardır.

Anadolu Ajansı, değerli memleket ev­lâdı merhum Necmeddin Sadak'm şahsında Türk irfan ve basın ailesinin uğ­radığı kayıptan duyduğu derin teessü­rü ifade eder, taziyelerini bildirir.

 Ankara :

Yurdumuzun süratle inkişaf eden sana­yiine lüzumlu enerjinin ucuz ve bol olarak temini gerekmektedir. Diğer ta­raftan memleketimizin yakıt ekonomi­si, miktarı pek az olan kömürlerimizin enerji üretiminde kullanılmamasını icabettirmektedir. Türkiye'nin bugün bilinen kömür rezervlerinin mahdut ol­masına mukabil su kaynakları mebzul, enerji istihsaline elverişli ve memleke­tin her yerine dağılmış bulunmaktadır.

Ancak memleketimizde yağışların tev­zi tarzı iyi değildir. Yağışlar ekseriya kış aylarında olmakta, bu hal akarsu-larımızda yaz aylarında az su bulun­masını intaç etmekte ve dolayısile gü­venilebilir enerji üretmeği güçleştir­mektedir. Kış ve ilkbahar ayları ekse­riya feyezanlar tevlid etmekte, bu fe­yezanlar münbit ve mahsuldar ovaları­mıza taşarak mal, can kaybına ve eki­li mahsullerin mahvolmasına sebebiyet vermektedir. Bunun için kıymetli ve ihraç edilebilen mahsullerin yetiştirile-bilmesi, ancak feyezan sularının zarar­sız hâle getirilmesi ve bunlarm baraj­lar gerisinde depo edilmesiyle müm­kündür.

Akarsular üzerinde su toplamak için: barajlar inşası, suların tevlid ettiği taş­kınları önlemekle kalmamakta, enerji üretme imkânlarım da çoğaltmaktadır.

Bir kısım akar sularımızda ise sırf e-nerji üretmek için barajlar yapılması icabetm ektedir. Fakat bol ve ucuz enerjinin yanında sanayiimizi besliye-cek iptidaî maddelerin de yetiştirilme­si zarureti, ilk plânda çok maksatlı ya­ni, sulama, taşkın önleme ve enerji istihsali projelerine rüçhan tanınması­nı icahetürmiştir.

Çok maksada hizmet eden ve ilk plân­da ele alınan projeler şunlardır:

1) Ege bölgesini Gediz nehrinin taşkın­larından koruyacak, sulama suyu te­min edecek, yılda 152.000.000 kilovat saat enerji üretebilecek Gediz  Demirköprü baraj ve hidro elektrik te­sisleri,

Kızılırmak nehri sularını regle ede­cek, sulama suyu toplıyacak bu neh­rin,  Osmancık ve Bafra    deltasmdaki taşkınlarım önliyecek vb yılda 425 mil­yon kilovat saat üretecek olan Kızılır­mak Hirfanlı Baraj  ve Hidro Elektrik tesisleri, Büyük Menderes nehrinin Aydın veSöke ovalarmdaki taşkınlarını önliye­cek,  bu  ovaların sulanmasına  gereklisuyu temin edecek ve yılda 145.000.000kilovat saat enerji üretecek Akçay
Kemer Baraj ve Hidro - Elektrik tesis­leri, Yeşilırmak nehrinin münbit ve mah­suldar Kazova ile Turhal    ovalarında yaptığı taşkınları önliyecek, sulama su­yu temin edecek ve Tokat   bölgesininenerji ihtiyacını karşılayacak, Yeşilırmak Almus baraj ve Hidro Elekt­rik tesisleri.

23 Eylül 1953

 Ankara :

Dün akşam Eeypazar ilçesinde vukua gelen yangına ait vilâyet mahfillerin­den elde ettiğimiz son haberlere göre yangının bilançosu şöyledir:

33 ev tamamen yanmış, 6 ev yıkılmış ve 54 aile evsiz kalmıştır. Yangının bi­nalarda yaptığı zarar 260 bin lira, eş­ya zararı ise 40 bin lira olarak tesbit edilmiştir.

Kızılay derhal gönderdiği 100 çadırla 200 battaniyeye ilâveten bugün yeter miktarda ilâç ve malzeme de sevket-miş bulunmaktadır, Kızılay Genel Merkezi bundan başka yangın felâketzedelerine yardım olmak üzere bugün 5000 liralık para yardı­mında da bulunmuştur.

İlgili makamlar yangın enkazının te­mizlenmesine hızla devam etmektedir­ler.

 Ankara :

Türkive Millî Talebe Federasyonu Merk îcra Komitesi. 10 Kasımda A-tatürk'ün naşının Anıt - Kabre nakli hazırlıkları için devamlı olarak çalış­maktadır.

Federasyon, 10 Kasım günü hatırası olarak, Atatürk'ün ressam Saip Tuna ta­rafından hazırlanmış profil resmi mo­del alınarak bir madenî rozet çıkart­maya karar vermiştir. Kabartma olarak hazırlanan rozetin her türlü hazırlığı sona ererek İstanbul'da basılmasına başlanmıştır. Sanat kıymeti yüksek ola. cak olan rozet 10 Kasım günü, Türki­ye'nin her tarafında satışa çıkacaktır.

Diğer taraftan Federasyon, Anıt - Kab­re Atatürk naşının bulunacağı mahalle konmak üzere Atatük'ün Selânikte doğduğu evden, İzmir'deki annesinin, mezarından, İstanbul'daki İnkılâp Mü­zesinden, Çanakkale'de Conkbayırı ve Arıburnu tepelerinden, Dumlupınar Meydan Muharebesinin idare edildiği Zafertepe'den ve Kıbrıs'dan topraklar getirtmiş bulunmakta olup, bunlar İD Kasım günü merasimle Anıt - Kabre tevdi edilecektir.

Ayrıca Atatürk'ün naşınm nakli mera­simi için İstanbul Üniversitesi ve Tek­nik Üniversitesine mensup 2000 Üni­versiteli genç hususî bir katarla Anka­ra'ya geleceklerdir. Federasyona bağ­lı bulunan İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu ve Zonguldak Maden Okuluna mensup birer heyet de mera­simde hazır bulunacaktır.

 Kızılcahamam:

Sonbahar ekimi ve tohum temizleme işine başlanmış ve bu arada 33 köyün ilaçlama işi de ikmal edilmiştir. Diğer mıntıkalarda da ziraat teşkilâtı hızla çalışmasına devam etmekte olup kısa bir zamanda ikmal edilmesi için çalışmalar hızlandırılmıştır.

Diğer taraftan ilçenin yüksek ve dağ­lık mıntıkalarda ekimin geç yapılması ve İlkbahar yağmurlarının anî kesilme­si yüzünden hububatta yüzde 35 ve yüz de elliye kadar bir noksanlık tesbit edilmiştir.

Bu yüzden 65 köyün banka borçları­nın tecili cihetine gidilmiş ve banka­ca köylünün tohumluk ihtiyaçları da tesbit edilmiştir.

  Ankara :

İki gündenberi şehrimizde bulunan Yu--nan Ticaret Heyeti ile ticarî müzakere­ler bu sabah Dışişleri Vekâletinde baş­lamıştır. Bu görüşmelerde iki dost ve müttefik memleket temsilcileri tarafın­dan takip edilen gaye Türkiye ile Yu­nanistan arasındaki ticarî mübadelele­rin mümkün mertebe arttırılması ve halen mevcut anlaşmaların son seneler zarfında her iki memlekette kaydedi­len büyük iktisadî gelişmelere uygun bir şekilde konulmasıdır.

Yunan heyetine Ankara'daki Yunanis­tan Büyükelçiliği Müsteşarı Alexis Liatis ve Türk heyetine Dışişleri Vekâle ti Ticaret ve Ticarî Anlaşmalar Daire­si Umum Müdürü Turgut Menemencioğlu riyaset etmektedir.

İlk toplantı gayet dostane ve samimî "bir hava içinde cereyan etmiş ve kısa zamanda her iki dost memleketin men­faatlerine uygun bir anlaşmaya varı­lacağı intibaı müzakerelere hâkim ol­muştur.

 İstanbul:

"Türk Diş Hekimleri Kongresi, bugün de «Demonstration» lar üzerindeki ça­lışmalarına devam etmiştir. îlk olarak Prof. Dr. Orhan Okyay'm eğri -dişleri düzeltmek için bulduğu cihaz üzerin­deki beyanları dinlenmiş ve müteaki­ben Prof. Arif Ziya Konuralp, yüz ya­ralarının tedavisi hakkında pratik gös­teriler ypnmıştır. Bundan sonra Do­çent Dr. Feyzullah Doğruer, Prof. Orhan Okyay ve Prof. Dr. Suad İsmail Gürkan ve Dr. İlhan Berşer muhetlif mevzularda izahlarda bulunmuşlardır.Teknik müzakerelerin böylece sona er­mesini müteakin temennilere girilmiş ve çocuk dış saflığına ait bazı dilekle­rin alâkalı hükümet mehafiline duyu­rulmasına karar verilmiştir.

Gelecek defa yapılacak kongreyi Türk Diş Hekimleri Cemiyeti organize ede­cektir.

  Ankara:

Cumhuriyet Gazetesinin 22 Eylül 1953 "tarihli nüshasında «Bir açıklama serlevhası ile çıkan başmakale rmunasebetiyle Malîye Vekâleti Vekili Emin Kalafat, Anadolu Ajansına aşa­ğıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Muhalefete mensup gazeteler tarafın­dan Dış Ticaret ve Tediye muvazene­leri mevzuunda yapılan maksatlı neşri­yata bir müddet seyirci kalan bazı ga­zetelerimizin de son defa bu mevzula­ra temas eden makaleler neşretmeğe başladığı görülmektedir. Umumî ola­rak bu yazılarda belirtilen kanaat şu­dur: Muhalefetin herkesçe bilinen mak satlı neşriyatı, yalan yanlış sözleri tu­tunamamış fakat bazı muhitlerde vazi­yetin az çok bulanıklık arzettiği inti­baını da uyandırmaktan hâlî kalma­mıştır. Bu intibaı kanaatimizce tabiî görmek lâzımdır. Zira Ticaret ve te­diye bilançoları haddizatında tamamen bir ihtisas işi olan dış ticaret münasebetlerine ve bu münasebetleri tanzim eden usul ve anlaşmalara istinat etmek tedir. Bu münasebet ve hükümlere vu­kufu olmıyan ve bu yüzden neşredilen rakamlarla verilen izahata nüfuz ede-miyen kimselerin noksanı kendilerin­de aramaktansa rakam ve ifadelere at­fetmeleri kadar tabiî bir şey olamaz. Eu sebepledir ki ticaret ve tediye mu­vazenelerine ait mevzular, umumî ef­kâra hürmet duygusundan mahrum muhaliflerce, her memlekette sık sık müracaat edilen pek elverişli bir istis­mar zeminidir. Bu maksatlı neşriyatın oyunu ve hiyleleri yine her memleket­te tarafsız, ağır başlı ve yazıcıları ara­sında değerli ihtisas elemanlarına yer veren gazeteler tarafından ortaya çıka­rılır. Netekim gazetelerimizin bazıları muhaliflerin bu oyununu bütün çıplaklığıyle meydana koymuş bulunmakta­dırlar. Bu hususta Hükümet tarafından da  muhtelif vesilelerle  gerekli izahat verilmiştir.

Bu defa 22.9.1953 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Avrupa Tediye Birliği ile olan borç vaziyetimizin bir başmakale mevzuu halinde ele alındığını gördüm. Bu makalede Başvekilin Balıkesirde i-rad ettiği nutukta 1953 yılı 7 aylık te­diye muvazenesi açığımızın 11 milyon lira olarak ifade edilmiş olmasına kar­şılık, Avrupa Tediye Birliği tarafından son olarak neşredilen raporda, Türki­ye'nin birliğe henüz kapatılmamış 206. veya 120, milyon dolarlık bir açığı mevcut olduğundan bahsedildiğine işa­retle, keyfiyetin tavzihi istenmekte ve malî ve ikitsadî meselelerde açık olmak lüzumu üzerinde durulmaktadır.

Hemen işaret etmek yerinde olur ki, Hükümetin tekmil icraat ve muamelâ­tı bütün vuzuhile ve her zaman vatan­daşların tetkikine açık bulunmakta ve bu meyanda bilhassa memleketin malî ve iktisadî durumuna müteallik malû­mat ve rakamlar muntazaman neşredil­mek suretiyle vatandaşların ıttılaına ar zolunmaktadır. Bu cümleden olmak la­zere Türkiye Cumhuriyet Merkez Ban­kasının malî durumu 1715 numaralı Kanunun 84 üncü maddesi hükmüne göre, her hafta dahilde ve hariçte mun­tazaman neşir ve ilân edilmekte ve bu­rada tahsîsen kasa mevcudu, altın mevcudu, döviz vaziyeti, senetler ye­kûnu, ecnebi memleketlerdeki mevdu­atı, tedavülde bulunan banknotları, dü-yunatı teferruatlı bir şekilde gösteril­mektedir. Hazine vaziyetimizi göste­ren rakamlar da yine her hafta munta­zam bir surette neşrolunmaktadır.

Dış ticaret ve tediye muvazenesi rakam lan da gerek İstatistik Umum Müdür­lüğü neşriyatında, gerek her yıl bütçe gerekçelerinde geniş bir surette yer al­maktadır. Bütün bu vaziyetler apaçık ortada dururken hükümeti iktisadî ve malî vaziyetimize müteallik rakam ve malûmatı efkârı umumiyeden gizle­mek töhmeti altında göstermeğe çalış­mak haksız ve yersizdir. Bahusus bu mevzulardaki neşriyatımız hür dünya memleketlerinin benzeri neşriyatına nisbetle çok daha açık ve teferruatlı bulunduğu halde bu bahiste devlet es­rarından bahsetmek ve demirperde memleketlerini hatırlamak aşikâr bir insafsızlık olur.

Rakamlar arasında mevcut olduğu id­dia edilen mübayenete gelince; Başve­kilin Balıkesir'de irad .ettiği nutukta ifade ettiği 11 milyon liralık açık raka­mı, 1953 senesinin yedi aylık devresin­de bütün dünya memleketleri ile olan dış tediyelerimizin muhassalasını ifade eden bir miktardır.

Avrupa Tediye Birliği tarafından son olarak neşredilen 3 üncü senelik rapor­da yer alan 120 milyon E.P.U. dolarlık açık miktarı ise, mahiyetini aşağıda izah edeceğim veçhile, münhasıran E. P. U. memleketleri ile olan 3 senelik dış tediyelerimizin kümülâtif açıkları yekûnudur. Bu itibarla mahiyetleri ta-mamiyle farklı olan bu iki rakamın birbiri ile mukayesesi mümkün ve caiz' değildir.

Şimdi Avrupa Tediye Birliği içindeki durumumuzu izah edeyim:

Malûm olduğu üzere Avrupalılar arası tediyeleri iki taraflı olmaktan çıkar­mak maksadıyla 19.9.1950 tarihinde yürürlüğe konulan ve hâlen nıer'î bu­lunan Avrupa Tediye Birliği anlaşma­sına göre 18 âza memleketin bir ay zar­fındaki alacak ve borç vaziyetleri alâ­kalı Merkez Bankaları vasıtasiyle tes--bit edilir. Bu miktarlar her memleke­te tanınmış olan kota kredileri dahi­linde kaldı&ı takdirde muayyen nisbet-ler dahilinde kredi vermek ve birlikte nakten tahsilat yapmak veya birlikten kredi almak ve birliğe nakden tediye­de bulunmak suretile kapatılır. Kota kredisini tamamile istimal eden borçlu memleketler bilâhare meydana çıka­cak alacakların yekûnu için birliğe-nakden tediyede bulunurlar. Böylece her ay sonunda tekevvün eden borç ve-alacak tasfiye olunur ve ertesi aya ba­kiye devredilmez.

Birlik anlaşmasının tatbikine başlan­masından 1953 Ağustos nihayetine ka--dar gecen 38 aylık devre zarfında yapı­lan aylık tasfiye muameleleri netice­sinde memleketimiz aleyhine tekev­vün eden kümülâtif açık yekûnu 214,3 milyon E.P.U. doları olmuştur. Fakat hemen tasrih edeyim ki bu miktar bir borç yekûnu olmayıp E.P.U. nezdinde-ki hesabımızın her ay yapılan mahsu­bu neticesinde meydana gelen ve tara­fımızdan günü gününe ve tamamile ka­patılmış olan mebaliğin yekûnudur. Bu açıkları kapattığımızı ifade ettim. Şim­di bunları hangi menbalardan karşıla­mış olduğumuzu herhangi bir tereddü­de mahal kalmamak üzere tasrih et­mek isterim:

Milyon doları

E.P.U. anlaşmasına göre le­himize    tanınan     başlangıç kredisi                        25.0

E.P.U.  anlaşmasına göre le­himize tanınan kota ^kredisi   30.0 Muhtelif tarihlerde   memle­ketimize tanınan hususî menabi            68.9

Kendi menabiimizden             90.4

Yekûn     214.3

Bu kaynaklardan 90.4 milyon E. P. U.dolarlık zatî menabiimiz bir borç ma­hiyetinde olmayıp bilâkis memlekett­iniz alacaklı duruma geçtikçe peyder­pey istirdat edebileceğimiz bir meblâğdir. Saniyen birlik anlaşmasına görs

diğer memleketlere olduğu gibi mem­leketimize de tanınmış olan cem'an 55milyon dolarlık başlangıç ve kota kre­dileri kısa vadeli bir borç değildir, bir­lik anlaşması esasları dairesinde ve ileride verilecek kararlara göre istikbal­ce ödenecektir.    Nihayet 68.9 milyon dolarlık hususî menabi ise, Amerika " Birleşik Devletleri tarafından bize ya­pılan hibe mahiyetinde bir yardımdır ve bittabi  ileride iadesi mvezuubahis değildir. Görülüyor ki bahis    mevzuu '214.3 milyon (E.P.U.)  dolarlık meblâğ tamamile kapanmış bir hesap yekûnu olup U.P.U.'ya ödenecek bir borç de­ğildir.

Gazetelerdeki neşriyatta yine Avrupa 'Tediye Birliği raporuna atfen bahse­dilen Haziran 1953 sonu itibarile 120 milyon (EPU) dolarlık açık miktarına gelince bu da aynı meblâğın başka birşekilde ifadesi olup şu suretle hesap 1953 Haziran nihayetinde Avrupa Te­diye Birliği ile yukarıda mahiyetini i-zah ettiğim şekilde tekevvün eden açık larm yekûnu 214.3 milyon (EPU)  do­larıdır. Bunun 68.9 milyon (EPU) do­larlık kısmı Amerika'dan hibe suret ile temin edilen hususî menabiden, 25 milyonu Avrupa Tediye Birliğinin başlangıç kredisinden  karşılanmış,  baki­ye miktar 120 milyon dolara düsmüs-tür. İşte bahsedilen 120. milyon dolarlık açık budur ve bu suretle hesap ederiz evvel zikrettiğim 214.3 mil--yon dolarlık miktarın muayyen bir kıs­mından ibarettir. Bunun da 90.4 mil­yonunun kendi menabiimizle, 30 mil­yonluk kısmının ise E.P.U. nun kota kredisi ile karşılandığını yukarıda ifa­de etmiştim.

Hülâsa olarak, tekrar belirteyim kî, "Başvekilimizin Balıkesir'de bildirdiği 11 milyon liralık tediye muvazenesi açığı bütün dünya memleketleri ile olan 7 aylık dış tediye münas ebetlerimi­zin neticesini gösteren bir   rakamdır.Avrupa Tediye Birliğinin raporundaki rakamlar ise yalnız birliğe dahil mem­leketlerle olan ve 1.7.1950 tarihinden bu yana 38 aylık bir devrenin açıkları yekûnunu ifade eden ve tamamen ka­patılmış olan hesaba ait rakamdır. Bu iki rakam arasında bir mukayese yap­mağa ve bir tenakuz aramağa imkân yoktur.

Başvekilin Balıkesir konuşmasında 1953 senesinin 7 aylık devresinin açı­ğından bahsetmesinin bir sebebi de, es­ki iktidar zamanında mutad ve müz­min hale gelen ve «1949  1950» dev­resi sonunda «450.300,000» liraya yük­selmiş bulunan tediye muvazenesi açı-ğiiun 1953 senesinin 7 aylık devresi so-r-unda ancak 11 milyon gibi küçük bir rakama düştüğünü tebarüz ettirmek ve bu suretle büyük bir salâh yolu üzerin­de bulunduğumuzu ifade etmek iste­mesidir.

Bu izahatın bitaraf ve hakşinas oldu­ğunda asla şüphemiz bulunmıyan muh­terem Cumhuriyet gazetesini ve bu gazeteyi okuyan vatandaşlarımızı tat­min edeceğine tamamen emin bulunu­yorum.

Görülüyor ki, bu mevzuda ileri sürü­len müphemîyet veya mübayenet, fi­deme münasebetlerinin oldukça girift bir mekanizma ile tanzim edilmesin­den ve yazıcının gerek dilimizde ge­rek ecnebi dillerde neşredilmiş olan ahdî metinleri mütalâa etmeden, ter­minolojileri üzerinde durmadan bilan­çoları tahlile çalışmasından ileri gelmiştir. Bu mevzuda üzüntü veren cîht. mer'î metinleri dikkatle mütalâa etmeden muvazene hesaplarını tetkike girişmenin ve mukayeseler yapma­nın sebebiyet verdiği hatalar, yanıltıcı intihalardır. Bu hatalı neticelerin ma­alesef gazete sütunlarında yer alması okuvueulars bir hikmet telâkki edile-mivpceği gibi yazanlara da bekledikle­ri itibarı sağlayamaz. Diğer taraftan muhtelif yabancı müte­hassısların raporları ve bilhassa Avru­pa iktisadî işbirliği neşriyatı tetkik edilirse memleketimizin istihsal ve ihra­catındaki &eri inkişaf seyrnin bu muhitlerde dahi büyük bir alâka ve hay­ranlıkla takip ve tesbit edilmekte ol­duğu görülür. Yazıcının bu yanlış tefsirlere sebep olan rakamları iktibas etmekle iktifa ettiği raporun memleketi­mize ait kısmındaki 94 üncü paragrafı da mütalâa etmesini rica ederiz. Bu pa­ragrafta tasvir edilen envestisman gayretleri, millî istihsal ve ihracatımız­da şimdiden elde edilen muazzam ar­tışlar, tediye muvazenesini lehimize çevirecektir. Bunda şüphemiz yoktur, iktisadî gelişmemizi takip eden ihtisas erbabının da şüphesi yoktur. Muhte­rem Cumhuriyet gazetesinin de bu iza­hattan sonra bir tereddüdü kalmıyaca-ğını ümit ederim.

Bu kanaatim Cumhuriyet gazetesinin bitaraflığına ve samimiyetine dayan­maktadır.

Muhalefete gelince, bunlar da samimî iseler verdiğim izahatla tatmin edilmiş olmaları lâzım gelir. Buna rağmen yer­siz tereddütlerinde İsrar ederlerse 5060 kişilik Meclis Grupları vasıtasiyle bu mevzuu her zaman Meclis ve efkârı umumiye önüne getirebilirler. Ayrıca yine Milletvekilleri vasitasiyle tevcih edecekleri yazılı sorularla bu hususta istedikleri malûmatı alabilir­ler. Böyle yapmıyarak devlet ve mille­tin ehemmiyetli meseleleri hakkında efkârı umumiyeyi bulandırma yolunu takip etmekte devam ederlerse, bu ka­bil haksız siyaset taarruzlarına sayın efkârı umumiyenin kıymet atfetmiyeceği de muhakkaktır.»

 Çanakkale :

Çanakkalede Nara bumu Önünde 4 Ni­san gecesi İsveç bandralı Naboland şi­lebi ile donanmamıza mensup Dumlupınar denizaltısı arasında vuku bulan çarpışma neticesinde husule gelen ka­zanın duruşmasına bu sabah saat 10 da Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir.

Bu sabah celse açıldığı zaman heyeti hâkimenin Selâhatün Ayanoğlunun Başkanlığında âza Orhan Ertuğrul, âza Abdülkadir Töre ve Cumhuriyet Savcısı Salim Ertemden teşekkül etti­ği görülmekte, maznun Loretzonun avukatlarından İhsan Yarsuvat, Lazaraki Kürkçüoğlu, Niyazi Sandal, maz­nun Sabri Çelebioğlunun avukatı Suat Tahsin ile maznun Oskar Lorentzon ve Sabri Çelebioğlu duruşmada hazır bu­lunmakta idi.

Mahkemeye yeniden ibraz edilen tazmi­nat taleplerini müteakip Lorentzonun avukatlarmdan İhsan Yarsuvata söz verildi. Naboland süvarisi Lorentzonun avukatlarından İhsan Yarsuvat hazırlamış olduğu 78 sahife tutan mü-dafaanamesini okudu. Müdafaanamede hâdisenin cereyan şekli izah edildik­ten sonra şahit ve maznunların muhte­lif zamanlarda vermiş oldukları ifade­ler ele alınmakta ve ayrıca bilirkişi ra­porları ile savcının ve müdahil avukatların iddianamelerine de temas edil­mekte, iki müdafaanamenin son kıs­mında Dumlupmar denizaltisinm yan­lış rota takip ettiği ve bu yüzden ka­zaya sebebiyet verilmiş olduğu ileri sürülmekte idi. Bu arada Cumhuriyet Müddeiumumisi Salim Ertemin geçen duruşmada okumuş olduğu iddianame­ye temas edilerek iddianamenin bita­raf bir görüşle hazırlanmamış olduğu ve Dumlupmar denizaltısı süvarisi Sabri Çelebioğlunu müdafaa eder mahiyet­te bulunduğu iddia edilmekte ve şöyle denilmekte idi:

«Çatışmanın vukuunda Yüzbaşı Sabri Çelebioğlunun tam kusurlu olduğuna kani bulunmaktayız. Müdafaanamemizin başından beri verdiğimiz izahat da bunu teyit etmektedir. Suçsuzluğuna kani olduğumuz müekkilimiz Oscar Lo­rentzonun beraatini talep etmekteyiz. Mahkeme mütalealarımızm aksini dü­şünüyorsa Türk Ceza Kanununun 413 üncü maddesi hükmünün vazeylediği kanunî tahfif cihetinin müekkilimiz hakkında tatbik edilmesini neticede Lorentzonun kusurlu olmadığı tezahür edeceğinden mağduriyetine mahal kalmamak üzere hükümle birlikte tahli­yesine karar verilmesini hasbel vekâ­let dileriz.

Müteakiben kaptan Lorentzonun avu­katlarından Lazaraki Kürkçüoğluna söz verildi. Hâdisenin cereyan şekline' temas ederek bu hususlarda izahlarda bulunan Lazaraki Kürkçüoğlu da Lo­rentzonun beraatini ve Sabri Çelebioğ­lunun mahkûmiyetine karar verilmesi­ni talep etti.

Daha sonra kaptan Lorentzonun avu­katları mahkemeye iki vesika ibraz ettiler. Vesikalardan birincisi Boğazda seyir süratine dair olup İstanbul mm-taka liman reisliği tarafından yapılmış olan bir tamimle alâkalı idi. Vesikada şöyle deniliyordu:

Çanakkale boğazında Nara boğazı fe­nerlerini vasleden hatla Kepez fenerin­den geçen arz dairesi arasındaki saha­da gemi üzerinde 10 milden fazla sürat bulundurmamaları ve bu süratle deniz vasıtalarına zarar vermemeleri Müna­kalât Vekâletinin 25.8.939 gün ve 1674 2170 sayılı emirleri iktizasından bu­lunduğu tamimen bildirilir. İkinci ve­sikada ise İngilterede Taymis nehri ağ­zında vukua gelen benzer bir hâdise belirtiliyor ve bu kaza hakkında mah­keme kararma işaret edilerek şöyle de­niliyordu:

«Çatma hâdisesi Taymis nehri ağzında 12 Ocak 950 tarihinde saat yedi radde­lerinde Divina vapuru ile İngiltere do­nanmasına mensup Trubulent denizaltısı arasında vuku bularak denizaltı batmış ve bu arada 79 kişilik mürette­battan 64 ünün ölümü ile neticelenmiş­tir. Mahkeme denizaltının nizamname­nin 2’nci maddesinde tasrih edilen se­yir ışıklarının muntazam bulunmadığı­nı derpiş ederek mucip ve mukni se­bepleri ile Divina vapuru kaptanını ku­surlu görmemiştir. Bu karar muvace­hesinde İngiltere Amiralliği Taymis nehri ve civarındaki denizaltılarmın nizamname hükümlerine aykırı taşı­mak mecburiyetinde oldukları ışıkla­rın vasıf ve vaziyetleri hakkında bey­nelmilel denizcilere tamimde bulun­mak zorunda kalmıştır.»

 İstanbul:

Naboland  Dumlupmar dâvasının du­ruşmasına bugün öğleden sonra da A-ğır Ceza Mahkemesinde devam edilmiş­tir. Saat 15.30 da başlayan duruşmada Oscar Lorentzon'un avukatlarından Niyazi Sarıdal 13 sahifelik müdafaana nıesini okumuş ve Naboland süvarisi­nin hâdisede hiçbir suçu olmadığını ileri sürerek müekkilinin beraatına ka­rar verilmesini taleb etmiştir. Bu ara­da öğleden sonraki oturumda hazır bu­lunan müdahil avukatlardan Bekir Sa­mi'ye söz verilmiş ve müdahil avukat, geçen celsede göndermiş olduğu telg­rafa ilâve edecek bir sözü bulunmadığı nı ifade etmiştir. Müteakiben Sabri Çelebioğlunun vekili Suad Tahsin Türk, hazırlamış olduğu müdafaasını yapmak üzere söz almıştır.

Suad Tahsin Türk, facianın ilk resmî vesikası olan ve altında Çanakkale Va­lisi ve Müddeiumumisinin ve deniz ku­mandanının imzalarını muhtevi bulu­nan 4.4.1953 tarihli zabıt varakasının tarihî ehemmiyetini belirterek 5 Ni­san sabahı Türk efkârı umumiyesine ve bütün dünyanın matbuat ve ajans­lardan facianın bütün tafsilâtına mut­tali olduğunu söyledi. Basın ekipleri­nin notlarına göre elîm hâdisenin birin­ci ve ikinci günlerini ve hususiyetleri­ni anlattı. Dumlupmar'm kurtarılması için sarfedilen fevkalbeşer gayreti te­barüz ettirdi.

Suad Tahsin Türk, müdafaanamesinin ikinci kısmında, dâvanın mevzuu ve mahiyeti ve mahkemenin vazifeli olup olmadığı meselelerine temas etmekte idi.

Üçüncü kısımda, kaptan Lorentzon'un milletler ar ası denizler nizamım ihlâl etmesi sebebile mesuliyeti tebarüz et­tirilmekte idi.

Müd af a anam enin dördüncü kısmında temsilî keşif, tatbikat ve ehlivukuf tedkikinin mevzuları etrafında Suad Tah­sin Türk tarafından bilhassa İngiliz tabiiyetli Richard Ritz'in raporu ele alınmakta idi.

Suad Tahsin Türk, müdafaanamesinin. 5 inci kısmında, Naboland'daki Gors Recorder âletinin dâvadaki hususiyeti­ni ve ehemmiyetini tebarüz ettirmekte ve Prof. Ata Nutku'nun fennî mütalea namı altında ileri sürdüğü ifadeler ve iddialardaki hususî maksadları tahlil ve münakaşa etmektedir.

Müdafaanamenin altıncı kısmında İs­veç Hükümetinin Türk adaletine vaki müdahale ve taarruzlarını ele alarak dâvanın içerden ve dışardan sabote edildiği ajans haberlerine ve basın neş­riyatına istinaden izah ve tahlil edilmektedir.

Suad Tahsin Türk, müdafaanamesinin 7 nci kısmında, Türk bahriyesinin eh­liyet ve selâhiyetine temas etmekte ve denizaltı kazaları kroniğinde Dumlu­pmar faciasının derece ve ehemmiyeti­ni mütalea etmektedir.

Müdafaanamesinin 8 inci ve son kıs­mında, iki esaslı ve mütekabil grup teşkil eden Dumlupmar kumanda heyetinin ve Naboland mürettebatının

şahadetlerine temas edildikten sonra Cumhuriyet Müddeiumumisi Salim Er-tem'in müdellel mutalealarmı. ve Lo-rentzon için beyan ettiği ithamlarını e-le almakta ve facia gecesi Lorentzon' un duyduğu endişe ve asabiyeti tahlil etmektedir.

Avukat Suad Tahsin Türk müdafaası­nı şu sözlerle bitirmiştir:

«Çanakkale ağır cezasının âdil hâkim­leri, müdahil vekillerile Cumhuriyet Müddeiumumisi iddia ve taleblerini ve biz müdafiler de müdafaalarımızı böy­lece ikmal ettik. Şimdi Türk milleti aadma karar verme sırası sizlerdedir. Ko­laylıkla takdir buyurursunuz ki, me­denî âlem, yeryüzünde derin akis ve tepkiler yaratan bu gürültülü dâvanın neticesini tecessüs ile beklemektedir. Türk adaletini baltalamak için içerde ve dışarda yekdiğerine muvazi olarak inkişaf ettirilen plânlı ve maksatlı mü­dahalelerin katiyyen iman. ederim ki, yüksek Ağır Ceza Heyetine zerrece te­siri olmamıştır ve olamaz. Münhasıran adalet tevzii aşkından ilham alan mahkemenizin Türk ve ecnebi şahılsar arasında bir ayırma yapmaksızın onla­rı tam eşitlik hukukuna tâbi tutacağın­dan kimsenin şüpheye hakkı yoktur.

Türk mahkemesi adaletsizliği göze ala­bilen bir kaza müessesesi olsa haricen, münakaşa .edilen bu meselenin zehirli tesirlerine maruz kalmaktan kaçınarak Çelebioğlunun muvakkaten tevkifi ci­hetine gidebilmesi veya Lorentzon'un da tahliye edilmiş olarak muhakemesi­ne devamı mümkün olabilirdi, fakat kanunları vicdanından aldığı ilhama göre tatbik etmek ve hakkı takdirini serbestçe kullanabilmek yetkisine daya nan mahkeme din, milliyet ve ırk far­kı gözetmeksizin ve haricen vaki 'mü­dahale ve taarruzları da metanetle def eyleyerek Türk adaletinin kâmil bir istiklâle sahib bulunduğunu Naboland dâvasile bir kere daha isbat etmiştir.

Simdi son sözlerimle müstakil ve âdil Çanakkale Ağır Ceza Heyetinin yük­sek irfanına hitab ediyorum:

Dumlupmar Kumandanı Çelebioğlunun mukadder günahı, zalim Nabolandm şuursuz taarruzları neticesinde gemisi­ni ve komodorunu ve arkadaşlarını e-bediyyen kaybetmiş olmak talihsizli-ğiyle hülâsa edilebilir. Fakat bu bedbaht Yüzbaşının mahkûmiyetini iste­yen ve bekleyen insafsızlar ve imansız­lar aramızdadır. Hodbin ve vahşî ka­rakterli îsveç'liyi sakim ve kusurlu e-falinden mesul ve mahkûm etmek için. hürriyetine vurulacak keskin adalet baltasiyle bu bedbahtların da kara şah­siyetleri yıkılmalıdır.

Yüzbaşı Çelebioğlunun mütevazi şah­sında kudretli, ehliyetli ve şerefli Türk bahriyesinin her türlü şaibelerden ve nakiselerden tenzih ve tebriye edildi­ğini adalet tarihinde başlıbaşma bir za­fer âbidesi olarak dikili kalacak mah­keme ilâmında çelikten harflerle oku­yacağız. Çünkü artık şehid denizcile­rin aziz ruhları için ilâhî adaletin te­celli edeceği nurlu gün doğmuş ve yük­selmiştir. Bu sebeble şimdi büyük bir vicdan huzuru ile yeryüzünde ulu ve âdil Tanrı'nm sadık elçileri telâkki et­tiğimiz hâkimlerden Naboland süvari­si için mahkûmiyet, Dumlupmar Ku­mandanı için de beraat istemekte ve beklemekteyiz.»

Suad Tahsin Türk'ten sonra Dumlupı-nar süvarisi Sabri Çelebioğlu müdafa­asını bizzat yapmak istediğini bildirdi­ğinden kendisir. 2 söz verilmiştir. Sabri Çelebioğlu, 10 sahifelik müdafa-ananıesmde hâdisenin hülâsasını yaptıktan sonra kusurun kendisinde olmacığını, Naboland süvarisinin yanlış ro­ta takib ederek kazaya sebebiyet ver­diğini iddia etmiş ve müdafaasına şu sözlerle nihayet vermiştir:

«Bütün bunlardan sonra, bu faciada vakaların ifade ve delillerin teyid et­tiği gibi suç tamamen Lorentzon'dadır.

Bununla beraber takdir ve karar yük­sek mahkemenize aittir. Suçlu her kim. olursa olsun cezanın, facianın dehşeti ile mütenasib olarak verileceğinden e-min bulunmaktayım."

Sabri Çelebioğlu'nun nihayete eren. müdafaanamesinden sonra Lorentzon' dan bir diyeceği olup olmadığı sorul­muş ve Oscar Lorentzon, avukatları­nın müdafaalarına eklenecek hiçbir sö­zünün bulunmadığım bildirmiştir.

Her iki tarafın müdafaaları tamamlan­mış bulunduğundan duruşma saat 20.45 te sona ermiş ve mahkeme, kararın tef­himi için 3 Ekim 1953 Cumartesi günü. saat 11.30'a talik edilmiştir.

 Erzurum :

Şehrimizde bulunan Millî Eğitim Ve­kili Prof. Rıfkı Salim Burçak, bugün saat 20'de Belediye salonunda halkla bir konuşma yapmıştır.

Bu toplantıda Erzurum Mebusları ve çok kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Millî Eğitim Vekili ezcümle -demiştir ki:

«Birkaç haftadanberi Erzurum'da bu­lunuyorum. Kazalarda tetkik seyahat-lan yaptık. Erzurum'dan ayrılmadan önce Hükümetin umumî politikası hak­kında sizlere izahat vermek lüzumunu hissettim. Lütfettiğiniz alâkaya müte­şekkirim, Biz sizlerin reyi ile iktidara gelmiş bir parti olarak icraatımız hak­kında her zaman izahat vereceğiz.

Evvelâ iktidar partisine ve Hükümeti­ne tevdi edilen bir meseleye temas e-deceğim. Bu da vaitler meselesidir. De­mokrasi ile idare edilen milletlerde si­yasî partilerin programları ile bir de seçim beyannameleri muhteviyatı par­tilerin vaitleridir. Bunun dışında yapı­lacak gahsî vaitler partileri ilzam et­mez. Biz de bir siyasî parti olarak ana­cak program ve seçim beyannameleri­mizden ötürü halk efkârına karşı me­suliyet altındayız. Parti programlan u-zun vadeli bir vaittir. Dört yıl içinde tahakkuk ettirilmesi keyfiyeti bahis mevzuu olamaz. Bir de parti iktidara geldikten sonra Hükümetin Büyük Millet Meclisinde okuduğu beyanname­si vardır. Vaitler meselesi bu üç şe­kilden ibarettir. Biz, iktidar olarak program, seçim ve hükümet beyanna­melerini tabiatiyle partimizin vaadi olarak kabul etmişizdir. Bu üç halden hangisinde, ne mertebe sadakatsizliği­miz varsa muhaliflerimiz onu söylesin­ler. Halbuki bugünkü muhalefet meşkûk, müphem umumî tenkitler yapmakta­dır. Bu tarz murakabenin demokratik nizam içinde hiç bir kıymeti olamaz.» Vekil bundan sonra Demokrat Partinin iktidarı devraldığı 22 Mayıs 1950 den sonraki inkişafları teker teker kayde­derek Türkiye'nin iktisadî ve malî du­rumu hakkında geniş izahlarda bulun­muştur. Vekil sözlerine devamla, yurt­ta yaptırılan şeker, çimento fabrikalarım, elektrifikasyon işini, buğday poli­tikasını anlatarak eski iktidarın Tica­ret Vekilinin iftiharla bahsettiği 100 bin ton buğday ithaline cevapla, ge­çen sene 1,5 milyon ton buğday ihraç ettiğimizi ve bu yıl da 3 milyon ton ih­raç edileceğini açıklamış, bu vaziyet muvacehesinde nasıl bir ziraî politika takip olunduğuna işaret eylemiştir.

Daha sonra Raman Petrol tesisleri hak­kında da geniş malûmat veren Vekil, dış politika mevzuuna da temasla, sa­bık iktidarın bütün gayretlerine rağ­men muvaffak olmadığı Atlantik Pak­tına dahil oluşumuzu müdellel şekilde aydınlatmıştır.

Erzurum'da yapılan işlere de temas eden Vekil üç yıl içinde aşağı yukarı 40 milyon lira sarfedildiğini ve bunların mahal ve şekilleri hakkında taf­silâtlı malûmat vermiştir.

Bu arada eski iktidarın ancak 4 köye içme suyu getirdiğini, Demokrat Parti iktidarının ise 275 köyde su akıttığını, havalar müsait giderse bu yıl 100 kö­yün daha suyunun akıtılacağını ve ge­lecek sene de 100 köyün suya kavuşa­cağını söyliyerek Devlet, Vilâyet ve köy yolları hakkında bilgi verdikten, sonra Ezrurum'daki maarif faaliyeti hakkında da tafsilâtlı ve rakamlara müstenit izahlarda bulunmuştur.

Vekilin konuşması salonu dolduran halk tarafından alkışlarla karşılanmış­tır.

 New York:

Amerika'nın tanınmış filmcilerinden Kari Robinson'a Basın - Yayın ve Tu­rizm Genel Müdürlüğü New York ha­berler bürosunun hazırlatmış olduğu dakikalık bir film New York'un .en bü­yük televizyon istasyonu olan %. P. I. X. istasyonunda dün akşam aynen neş­redilmiştir. Ankara, İstanbul ve Bursa şehirlerinin ve Türkiye'nin sair tabiî ve turistik zenginliklerini gösteren bu film büyük bir alâka ile karşılanmış­tır.

24 Eylül 1953

 İzmir :

Üç glindenb.eri şehrimizde bulunan E-konomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş dün akşam saat 20 de şehrimiz Sa­nayi Odası salonunda bir basın toplan­tısı yapmıştır. Ekonomi ve Ticaret Ve­kili Fethi Çelikbaş demiştir ki:

«Tetkiklerimiz muhtelif cepheler üzerinde yapılmıştır. Evvelâ İzmir piya­sasında saniyen hususî teşebbüs ve te­sisleri üzerinde ve nihayet baraj ve hidro - elektrik santralı mevzuunda ze­min hazırlamakla meşgul olduk. Bu mevzularda hususî teşebbüsün, gösteri­len imkânlardan faydalanma yolunda büyük bir anlayış gösterdiğini gördüm.

Yalnız ihracat mevzuunda kurmak is­tediğimiz esasların bazı kimseler tara­fından benimsenmemiş olduğunu mü­şahede ettim. Bu hususta gösterilen te­lâş bir ilâ birbuçuk ay sonra külliyen ortadan kalkacaktır. Her hususî te­şebbüs, konan kâr hadlerini kabul et­tikten sonra normal hale girilmiş ola­caktır. Bazı faktörlerin piyasada ha­tim olması dolayısiyle duyulan telâş yersizdir. Bir tüccar, ilgili olduğu tica­retin alâkadar bulunduğu maddenin mevcudiyetine bağlı olduğunu anlama­lıdır. Her iş adamı, herkesin kâr payı olduğuna ve bu payda yetinmek icap ettiğini haleti ruhuyesine sahip olma­lıdır. Bazı fırsatçılar on ilâ onbir lira ya kadar alıp mal ithal edebilirler. Biz bu suretle yapılan ithalâta mani olmak için lüzumlu tedbirleri aldık. Bu su­retle böyle şeyler ortadan kalkacaktır. Bütün teşebbüs erbabı normal çalıştık­ça kendi sahasında serbest   olacaktır.

Bizim mücadele ettiğimiz zihniyet anî bir darbe yapmak isteyenlerin çoğalmasıdır. Burada tüccar arkadaşlarla yaptığımız temaslardan onların istediği­miz şartlar dahilinde çalışacaklarına kanaat getirmiş bulunuyoruz. Buradan, intibaını müsbet olarak ayrılacağım. Fakat sözlerin kıymeti hâdiselerin teyi­di ile mukayyettir. Yeni bir ticaret re­jimi yeni çıkmıştır ve hepsi tatbik e-dilmiş değildir. Ancak hepsi tatbik edildiği takdirde noksanlıklarından bah­sedilebilir. Umumî iktisadî şartlara ge­lince, memleketin umumî manzarasına bakmakla yüksek konjüktür devrinde bulunduğumuzu söyliyebiliriz. Bu dev­re uymayan veyahut uyamiyan bazı kimseler bulunabilir. Fakat kendileri için bugün müsait olmayan hâdiseler değişebilir ve fiyatlar düşer. Memleke­timizde öyle işler vardır ki, müşterek teşebbüsle tahakkuk ettirilemez. O za­manlar birleşmek icap eder. Biz husu­sî teşebbüs sahiplerini yüzde yüz ran-tabi işlere sevk için çalıştık ve aldığı­mız neticeler müsbettir. Hükümetin bi­rinci vazifesi milletin kendisine karşı olan itimadın muhafazasıdır. Biz hak­kı müktesep müessesesine riayet için azamî gayret   sarfetmîş   bulunuyoruz.

Parti münakaşası burada olmamalıdır. Gediz Barajı on senede İzmir'i bir cen­nete çevirecektir. Yoksa bizim banka­lardaki paralara . el koymamız bahis mevzuu olamaz. Biz liberalistiz, onlar ise devletçidir. Bunu kabul ediyorum. Münakaşamızı bu mevzuda yapalım. Şunu da ilâve edeyim ki bizim en bü­yük kudretimiz milletin olgunluğundadır.»

Bundan sonra bir gazeteci tarafından Hükümetin muhtekirler hakkında ne düşündüğü sualine Ticaret Vekili şu cevabı vermiştir:

«Bu hususta iki tedbir alınabilir. Bun­lardan biri iktisadî, diğeri idarîdir. Biz ihtikâra karşı bütün tedbirlerde mües­sir olmak istiyoruz. Bu iki tedbiri de kullanacağız. Bazı maddeler vardır ki, bunlardaki fiyat yüksekliği halkı mü­teessir etmez. Biz geniş halk kütlelerini rahatsız eden teferrüleri ön plâna alıp evvelâ onlarla mücadele edeceğiz. Bili­yoruz ki, burada bir müddet direne­cek olanlar vardır. Fakat buna karşı da tedbir alacağız. Lüzumlu tedbirleri ihtikâr mevzuuna giren maddelerin Ö-nemine bakarak alacağız. Meselâ ben İstanbul'da kahve mevzuunda kahve tüccarların: bir araya topladım. Kendi­lerine hususî teşebbüsü şahsen koru­mak istediğim halde icap ederse kah­ve satışını Tekele verebileceğimi anlat­tım. Onlar da kahveyi 11.80 den sat­mayı kabul ettiler. Burada beni aldat­maları ihtimali düşünülür. Fakat al­datamazlar. Çünkü bir ay bekler va­ziyetin düzelmediğini görürsem kahve­yi Tekele devrederim. Bence ihtiyaç erbabı kendi arasında teşkilâtlanırsa karaborsa yüzde yetmiş ortadan kal­kar.»

Bundan sonra piyasadaki parça kıtlığı-r.a temas eden Vekil şöyle demiştir: «Darlık şu sebeplerden dolayıdır: Ba­zı firmalar bazı parçaların ithalini ta­lep etmez. Bazı parçaların mevcudu bizzat ait oldukları esas âletin artması yüzünden darlık hissettirir. Bir de psi­koloji bozulmasından mütevellid dar­lık vardır. Biz bazı mevzularda kısım .kısım bazılarında da külli tahsis yapa­cağız. Bunlardan hangisi müessir olur­sa onu tatbik edeceğiz. Bir de firmala­rın servis mecburiyeti vardır ki, bu fi­ilen tatbik edilememektedir. Biz bu fir­malara her vilâyet merkezinde birer a-îÖlye açmalarını söyledik. Bu yapıldığı takdirde parça darlığı da azalır ve ay­ni zamanda bir miktar dövizimiz mem­lekette kalır.

 İzmir :

Üç gündenberi şehrimizde tetkiklerine devam eden Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu bugün şehrimizden ayrıl­mıştır. Zeytinoğlu kendisi ile görüşen muhabirimize demiştir ki:

«Gediz Demirköprü Barajı inşaatı için kurulacak şirketin müteşebbis heyeti­ni seçmek suretiyle anlayış gösteren ve kendi işlerini bu suretle bilfiil ken­di ellerine almış olan İzmir ve Manisa­lılara bilhassa teşekkür etmek isterim.

Bundan bir müddet evvel buna benzer bir hususî teşebbüs faaliyeti Seyhan'da meydana gelmişti. Bugün Seyhan Barajı inşaatının başlamış olması böyle bir gayretin eseridir. Önümüzdeki ay­larda Gediz üzerinde de makine sesle­ri duyacağınızdan emin olabilirsiniz.

Sadece bu iki barajdan istihsal edilecek enerji miktarı, Türkiye'de elektriğin icadından beri küçüklü büyüklü her türlü kuvvei muharrike ile istihsal edi­len enerjinin yarısından fazla olacak­tır. Kızılırmak, Yeşilirmak ve Büyük Menderes üzerinde de üç yeni barajın süratle  kurulmasına çalışılmaktadır.

Ziraî, sınaî ve içtimaî kalkınmamızın en büyük unsuru olan bol ve ucuz enerjiyi en kısa bir zamanda meydana getirmek karar ve azmindeyiz. Di­ğer yol ve su liman işlerimiz süratle ilerlemektedir.»

 İstanbul:

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, berabe­rinde Başyaver Kurmay Yarbay Nu­rettin Fuat Alpkartal olduğu halde bu sabahki eksprese bağlanan özel bir va­gonla saat 9.20 de Ankara’dan İstanbul'a gelmişlerdir. Reisicumhurumuz Celâl Bayar, Pendikte İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay ve Haydarpaşa garında İstan­bul'da bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, Devlet Vekili Ce­lâl Yardımcı, İstanbul'da bulunan Mebuslar, Ankara Valisi ve Emniyet Ge­nel Müdürü Kemal Aygün, Boğazlar ve Marmara Komutanı Korgeneral Rıd­van Koral, İl jandarma Kumandanı, Kadıköy Kaymakamı, Emniyet Müdür Vekili, Belediye Reis Muavini, İl Ge­nel Mecilisi ve Belediye Daimî Ko­misyon üyeleri, D.P. İl Başkam, Parti­liler, basın mensupları ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmışlar­dır.

Reisicumhur Celâl Bayar Haydarpaşa garını dolduran halkın sevgi tezahür­leri arasında gardan ayrılarak vapurla Karaköy'e geçmişlerdir.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar Karaköy'de toplanan kalabalık bir halk kütlesinin sevgi tezahürleri ve alkışla­rı arasında arabalarına binerek Maçkada oğlu Turgut Bayarm evine gitmiş­lerdir.

 Ankara :

İstatistik Umum Müdürlüğünden veri­len malûmata göre, dış ticaretimizin son aylık durumunu gösterir rakamlar tesbit edilmiş bulunmaktadır.

Buna göre, sekiz aylık ihracatımız 692 milyon 900 bin lira, ithalâtımız ise 941 milyon 200 bin liradır. Ağustos ayın­da ithalâtla ihracat arasındaki fark 248 milyon 300 bin liradan ibarettir.

İhraç maddelerimizin başında hububat yer almaktadır. Geçen Temmuz ayında 3 milyon 700 bin lira olan hububat ih­racatı 13 milyon 700 bin lira artarak Ağustosta 17 milyon 400 bin liraya yük selmiştir. Hububattan sonra ihracatımı­zı sirasiyle 10 milyon 200 bin lira ile pamuk, 9 milyon 400 bin lira ile ma­denler, 4 milyon 100 bin lira ile tütün, 3 milyon lira ile meyveler takip etmek­tedir. En fazla ihracatta bulunduğumuz memleketler arasında başta 10 milyon lira ile Amerika Birleşik Devletleri gel mekte ve bunu 5 milyon 400 bin lira ile Batı Almanya, 3 milyon 500 bin li­ra ile İngiltere, 1 milyon 300 bin lira ile İtalya takip etmektedir. İthalâtımıza gelince:

Ağustos ayında ithal ettiğimiz madde­lerin başında 27 milyon 100 bin lira ile makineler yer almakta, bunu 20 milyon 700 bin lira ile Demir Çelik, 17 milyon 300 bin lira ile mensucat mad­deleri, 16 milyon 600 bin lira ile nakil vasıtaları, 7 milyon 900 bin lira ile a-karyakıt, 5 milyon 900 bin lira ile ilâç ve boya takip etmektedir. En fazla it­halâtta bulunduğumuz memleketler 26 milyon 600 bin lira ile Batı Almanya, 17 milyon 700 bin îira ile İngiltere, 12 milyon 500 bin lira ile Amerika, 8 mil­yon lira ile Fransa, 7 milyon 800 bin lira ile İtalya, 5 milyon 700 bin lira île Belçika bulunmaktadır.

25 Eylül 1953

 İstanbul

Hükümetimizin misafiri olarak on gün-denberi memleketimizde misafir bulu­nan Pakistan orduları başkumandanı ogreneral Muhammet Eyüp Han bugün saat 11.30 da bir basın toplantısı yapa­rak gazetecilere Türkiye seyahati intibalarını anlatmış ve sorulan çeşitli su­alleri cevaplandırmıştır.

Türk basın mensupları ile tanışmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti ifade e-derek söze başlayan Pakistan orduları başkumandanı Türkiye seyahati hak­kında ezcümle şunları söylemiştir:

«Türkiye'de gördüklerimden çok mem­nunum. Bundan iki sene evvel bir Türk askerî heyeti Pakistan hükümetinin da­vetlisi olarak Pakistanı ziyaret etmiş­ti. Türk hükümetinin daveti üzerine bu ziyareti iade etmek üzere Türkiye' ye geldik.

Türkiyede bulunduğumuz müddet zar­fında askerî tesisleri, üsleri ve İstan­bul başta olmak üzere Ankara, İzmir ve Bursa'yı ziyaret ettik. Sizin çok bü­yük işler başarmış olduğunuzu gör­düm. İçtimaî ve iktisadî sahada mem­leketiniz çok şeyler kazanmıştır. Her türlü güçlüğe göğüs gerilmiş olduğunu müşahede ettim.

Pakistanda Türkiyeye karşı  geniş bir

sempati ve sevgi vardır. Ümit ederim ki bu dostluk samimi bir şekilde kar­şılıklı olarak devam edecektir.

Türkiyeden ayrılmazdan evvel şunu söylemek isterim ki, burada bulundu­ğum müddet zarfında herkes büyük bir misafirperverlik gösterdi. Çok müte­hassis oldum. Bundan dolayı son dere­ce müteşekkirim.»

Bundan sonra Pakistan Millî Savunma Vekâleti müsteşarı tuğgeneral İsken­der Mirza da Türkiye ziyareti hakkın­da şunları söylemiştir:

Ben fazla birş.ey söylemek istemiyo­rum. Bize karşı gösterilen nezaket ve-alâkaya müteşekkiriz. Türkiye'den çok iyi hislerle ayrılıyoruz. Şunu da teba­rüz ettirmek isterim ki, bu ziyaret Tür­kiyeye kargı beslediğim sempatiyi bir' kat daha arttırmıştır.»

Müteakiben orgeneral Muhammet Eyüp Han basın mensupları tarafından sorulan muhtelif sualleri cevaplandır­mıştır:

Sual:  Ankarayı ziyaretinizin hususi maksatları var mıydı?

Cevap:  Ziyaretimizde her hangi bir hususî maksat yoktur. Türk hükümeti­nin davetlisi olarak evvelce yapılan bir ziyareti iade ettim.

Sual:  Umumî olarak Pakistanm bu­günkü durumu nedir?

Cevap:  6 sene evvel dağınık bulu­nan İslâm askerî kuvvetleri bir araya getirilerek teşkilâtlandırıldı. Askerî malzeme ve cephane temin edildi. De­polar kuruldu. Halen Keşmir mücade­lesinin halli için çalışılmaktadır. Bugün gayemiz kurmuş olduğumuz Pakistan ordusunu inkişaf ettirmektir.

Sual:  Pakistan ordusunun askerî gü­cü nedir?

Cevap:  Pakistan ordusunun kuvveti Pakistanı müdafaaya kâfi gelecek ka­dardır.

Sual:  Keşmir mücadelesinin bir harp doğurması ihtimali var mıdır? Bu suali cevaplandıran İskender Mir­za "Bir harp düşünmüyoruz ve Hindis­tan'la harp etmek istemiyoruz. Keşmir dâvasının plebisit yolu ile hallini arzu ediyoruz. Ve bu dâvanın ergeç bu şe­kilde halledileceğine kaniim. Şüphesiz "ki, Birleşmiş Milletlerin bu yoldaki yardımı büyük olacaktır. Zira Hindistan'la Pakistan arasındaki bütün an­laşmazlıklar netice itibarile bütün kı­lanın zaafa düşmesine sebep olmaktadır.

Amerikaya resmen mi davetlisiniz? su-.aline «Evet» diye cevap veren Pakis­tan orduları başkumandanı:

«Askerî mubayaalarda bulunduğumuz. Amerikada aldığımız malzemelerin ve mühimmatın kalitelerini tetkik etmek, Amerikan doktrinini tetkik etmek, Amerikada bulunan bazı elemanlarımı­zın talim ve terbiye gördükleri ensti­tüleri gezmektir.»

Kurulması düşünülen ortadoğu müda­faa paktı mevzuunda sorulan bir suale Pakistan orduları başkumandanı ceva­ben bu mevzuda hiç bir temas olmadı-.ğım söylemiştir.

 İstanbul:

İstanbul Sular İdaresi Umum Müdü­rü Cahit Çeçen, İstanbulun su vaziyeti hakkında Anadolu Ajansı muhabirine aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«ıBugün İstanbul şehrine verilmekte o-lan günde 123.000 m3 suyu 250.000 m’e çıkarmak için, temin olunan 37 milyon lira ile, dört senede bitecek işlerden ihaleleri yapılıp inşaatına başlanmış olanlar şunlardır: Yedi milyon lira keşif bedelli, 10 mil-.yon m3 su alacak yeni Elmalı barajı, Anadolu yakasına günde 34.000 m3 su verecek 824 metrelik kısmı tünel olan .2.226.133 lira keşif bedelli Elmalı ikin­ci isale hattı, Günde 34.000 ms suyu tasfiye edecek 544,350 lira keşif bedelli Elmalı süzme havuzlan, Boğaz’ın Rumeli yakasile Levent mm takasmm tağdiyesi için günde 21.000 m3 su verecek ve 850 metrelik kısmı tünel olan 1.396.111 lira keşif bedelli Kâğıthane - Baltalimanı isale hattı, İstanbul yakasına günde 74.000 m3 su verecek 1.729.000 lira keşif bedelli 7500 metre uzunluğunda Kâğıthane - Edirnekapı isale hattı, Terkos gölünden Terkos fabrikasına günde 150.000 m3 su getirecek 814.000 lira keşif bedelli galeri, Günde 120.000 m3 suyu dekante edecek 701.000 lira keşif bedelli Terkos dekantörleri, Yekûn keşif bedeli 692.000 lira olan beheri Terkos fabrikasından günde 50.000 m3 su verecek 3 motopomp ve beheri keza Terkos fabrikasından gün­de 20.000 m3 su verecek iki motopomp ve bunlara ait kanal inşaatı, 290.448 lira keşif bedelli Heybeliada su deposu ve şebeke boruları k&şif bedeli 3.700.000 lira olan, şebeke takviye ve temditleri için muktazi borular,, hususî aksam ve vanalar,

Bu ihalelerden yekûn keşif bedeli 9.226.133 lira olan Elmalı barajı ve isa­le hattı 1952 senesinde, mütebaki 9.866.909 liralık kısım da bu sene sekiz ay içersinde ihale edilmiştir. Bizim zamanımızda. 1950  1951 de, gelir 329 milyon, gider 1 milyar 14 milyon, açık 184 milyon 200 bin lira idi. Acığm gelire nisbeti, rakkamların büyüklüğüne rağmen %22,2 dir. 1951  1952 devresi ki traktör vesaire bakımından en büyük vatırım senesidir. Dış Ticaret açığı 320 milyon 100 bin liraya çıktı. Bu açık dahi onların 420 milyonluk açıklarına nazaran. 100 milyon daha aşağıdır. Gelir nisbeti, %32,7 dir.

Bu Haziran sonunda nihayet bulan 1952  1953 devresinde ise - ki bu sene, dıs ticaretimiz felce uğradı, mal satamıyoruz dedikleri senedir - 1 milyar 349 milyon liralık dıs gelir temin etmiş bulunuyoruz. Bu rakkam, onların 1949  1950 devresindeki 571 milyonluk gelir rakkamınm iki mislinden fazladır. Giderlerimiz, bir milyar 360 mliyondur. Aradaki fark, yalnız 11 milyon liradır. Bu senenin dış ticaret açığı, 3 milyara yakın bir muamele hacmi içinde 11 milyonu geçmemektedir. Nisbeti %1 dahi de­ğil, %08 dir.

Şimdi, karşımızda dış ticaretin felce uğradığından, açığımızın 100 milyon dan aştığından bahsedenlere, bu rakkamlar yalan mıdır, doğru mudur? Diye soruyorum. Eğer siyasî namus sahibi, haysiyetli kimseîerse, doğru­dur, veyahut yalandır, desinler. Üzerinde konusalım. Fakat böyle hareket etmeyip de yine eski şekilde mesnetsiz konuşmalarına devam edecekler­se, kendilerine yalancılar, müfteriler diye mukabeleden başka yapılacak birşey yoktur.

Şimdi onlar belki de ithalâtı kıstınız da onun için bir muvazeneye vardı­nız, diyeceklerdir. Buna karşı söylenecek sözümüz, yine rakkamlara da­yanır. Onların zamanında en fazla olarak senede 998 milyonluk ithalât yapılmıştır. Biz, ithalâtı 400 milyon lira fazlasiyle, senede 1 miyar 360 milyona çıkardık. Memleketin istihlâk gücünün sür'atle artmasından do­ğan bir vazivet karşısında bulunduğumuzu bu rakkamlar açıkça ifade etmektedir. İştira kabiliyetimizin çok daha sür'atle artmakta olmasının tabiî ve mes'ut bir gelişmesi karşısında yeni dış ticaret rejimini ilân et­miş bulunuyoruz. Eğer yatırımlar yüzünden geçici mahiyette bir sıkıntı hasıl oldu ise, bunun sebebi, onların bize devrettikleri dolu bardaktır.

Eğer biz vaziyeti biraz sıkı tutsaydık onların dolu bardağını boşalttıktan sonra 100 milvon liralık gelir fazlasına geçmemiz isten bile değildi. Fakat biz, yarmm Türkiyesini inşa etmekteyiz. Uzun yıllar ihmal edilmiş olan bir memlekette on senede bir asır katetmek isteyen bir iktidarız.

Ayrıca şu noktayı da kaydedevim ki, onların devirlerinin aksine olarak, bizim 3 senemiz dünva konjoktörünün gayri müsait seneleridir. Ve alı­nan neticeler, bövle bir konjoktüre rağmen alınmıştır. Eğer konionktür başka türlü olsaydı, pek tabiî, neticeler de çok daha yüksek tecelli ede­cekti. »

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, memleketin bütün kalkınma­sını Marşal Plânına maletmek iddialarını cevaplandırmış ve demiştir ki:

«Marşa! Plânının memleketimiz için hayırlı neticeler vermiş buulnduğr-nu, bu yardımı yapan memlekete karşı tahdisi nimet olarak belirtmek yerinde olur. O memleketten aldığımız askerî yardımların kat kat daha yüksek olduğunu o büyük memlekete karşı bir şükran borcu olarak hu­zurunuzda ifadeden zevk duymaktayım.

'Bu noktayı böylece kaydettikten sonra traktörler bahsindeki iddialara geçiyorum ve rakam veriyorum : Traktör icat edildiğinden Marşal Plâ­nı başlayıncaya kadar memleketimize yalnız 1893 traktör girmiştir. Yalnız bu rakam, memleketin bunca sene kimlerin elinde kalmış olduğunu göstermece kâfidir. Marşal Plânı başladıktan 1950 Mayısına kadar da, on­ların zamanında, traktör sayısı 6577 ye çıkmıştır. Bu traktörlerin 4290 ı Marşal Plânından idi. 394 ü de memleketin kendi iştira gücündendir.

Onlar, bugün de. vaziyeti kendi zamanlarına kıyas ederek son üç sene­de memlekete giren traktörlerin büyük ekseriyetinin Marşal yardımın­dan olduğunu sanıvorlar. P-;zim zamanımıza ait rakamlar şunlardır: 1950 Mayısından 1953 Temmuzuna kadar memlekete 34.147 traktör girmiştir. Bunların 26.693 i memleketin kendi iştira gücü ile alınmış, valnız 7449 u Marşal vardımı yolile ithal edilmiştir. Bütün diğer ziraat âletlerinin vaziyeti de aynıdır.

"Başvekil Adnan Menderes,  bundan sonra, delegelerin ve dinleyicilerin devamlı alkışları arasında, memleketin iktisadî gelişmesiyle alâkalı şu rakkamları da vermiştir;

Yatırımlar, 1949 da 296 milyondu. 1953 de 670 milyonu bulmuştur. Artış nisbeti % 126 dır. Ayrıca yatırım mefhumları arasında da fark vardır. Bi­zim yatırımlarımız, iktisadî maksatlara masruf olanlardır. Şunu da kaydedeyim ki bu rakkamlar yalnız umumî muvazene ve mülhak bütçeler­deki yatırımlara aittir. Ve buna iktisadî Devlet teşekküllerinin yatırım­ları dahil değildir.

1950 deki umumî istihsal 720 bin tondur. Bugün tam iki misline, 1 mil­yon 429 bin tona yükselmiştir.

Pamuklu  mensucat fabrikalarımızda,  1950 deliğ adedi  260 bindir.  1952 sonunda, % 70 bir artışla 440 bine çıktı. Önümüzdeki sene programiyle üç misline, 700 bin iğe varacaktır.

Yünlü mensucat fabrikalarımız 1950 de 16 bin iğlikti. Bugün %337 ar­tışla 70 bin iğe baliğ olmuştur.

Ziraî istihsalde esas maddeyi teşkil eden hububatta istihsâl 1938 sene­sinde 7 milvon 200 bin tondu. Onların ekim senesi ve iyi bir istihsal se­nesi olan 1950 de de hububat istihsali yine 7 milyon 400 bin ton civarında bulunuyordu. Demek oluyor ki 12 senede bunca şartların değişmesine ve nüfusun artmasına rağmen istihsal yerinde duraklamıştır. O sene, ha­tırlarsınız, Türkiye kendi ekmeği için un bulamamış, hariçten yüz bin ton buğday getirmişti. Bugün 14 milyon tona yaklaşmaktadır. Bu rakkam. "bir memleketin kaderini 15 milyon çiftçi ve köylü nüfusumuzun vaziye­tini ve hayat sevivesini değiştirir bir rakkamdır, sağlam bir istinad nok­tası, çok kuvvetli bir maniveladır.

Bu rakam, büyük kitlenin hayatında âdeta bir ihtilâl ifade eder. Bu, bü­yük Türk milletinin ve onun iktisadî dehasına inanan Demokrat Partinin eseridir.

Memleketin gittikçe artan istihsalini nakletmek gerekiyordu. Münakale­miz hiç yoktu. Çeyrek asırda 13 bin metrelik köprü yapılmıştı. Bizim üç senede yaptığımız uzunluğu 30 metreyi aşan köprülerin tulu, devlet yollarında 26 bin, il yollarında 10 bin olmak üzere 36 bin metredir. Yapılan binlerce kilometrelik yolları da hepiniz görüyorsunuz. Münakale bakı­mından evvelce o derece ihmaller içinde ve o derece müdafaasız bir hal­de idik ki memleket mevcudiyetini bir talih ve bir mucize eseri olarak -muhafaza etmiştir, denebilir. Mecazi mânasile arzediyorum: İhmal âdeta caniyanedir.

'Toprak Kanunu 1945 senesinde çıkarılmıştı. O zamandan 1950 senesine

kadar 5 yıl zarfında onlar, ancak 831,598 dönüm toprak dağıttılar. Bizim

bu mart sonuna kadar dağıttığımız arazi, 6 milyon 492 bin 924 dönümdür.

 Umumî ve mülhak bütçeler safî yekûnu, 1948 de bir milyar 565 milyon­du. 1953 de 2 milyar 528 milyona çıkmıştır. Devlet gelirleri de 1 milyar 420 milyondan 2 milvar 361 milyona baliğ olmuştur. 185 milyonluk vergi indirimine rağmen yüzde 60 bir artış vardır.

Milî gelirler de 1950 de nüfus başına 393 liradan 1952 de 480 liraya çıkmıstır.

1949  1950 senesinde 942 bin tondu. Bu sene, 2 milyon 376 bin tondur. Bu senenin 1 Temmuzunda başlayıp gelecek senenin 30 Haziranında sona erecek olan içinde bulunduğumuz devrede 1,5 milyar Türk lirası kıyme­tinde 4 milyon 617 bin ton ihracat yapmamız bir hakikat olacaktır.

Dış ticaret hacmine gelince, 1949  1950 senesindeki 2 milyon 379   bin. tonluk rakkam 1952  1953 de 4 milyon 580 bine çıkmıştır.  1953  54 tahminleri 7 milyon tondur.

1949 senesi sonunda bankalanmızdaki umumî mevduat yekûnu 989 milyon lira idi. Bu senenin Nisanındaki mevduat rakkamı ise, 2 milyar 269 mil­yon 750 bin liradır. İki bankadaki mevduat yetiştirileni ediğinden bu son. lakkam da dahil değildir.

Bankaların umumî ikrazatı ise 1949 da 1 milyar 330 milyondan 1953 Ni­sanında 3 milyar 286 milyona çıkmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, bu rakkamlarm aynen basma verileceğini ve böylece halk efkârına arzedileceğini söyledikten sonra devamla demiştir ki:

Memleketimizde 1950 senesine ait herhangi bir rakkamı alırsanız ve onu. 1953 rakkamiyle kıyas ederseniz netice bu şekilde, en az iki üç misli yük­sek çıkacaktır. Hâl böyle iken, İstanbulun şu veya bu semtinde bazı hu­susî şartları ele alarak, rakkamlar hilâfına bütün iktisadî nizamın bozuk. ve perişan olduğunu iddia etmek, ya iktisadın elifini bilmemek, yahut da ihtirasın gayyasında bulunmak demektir. Hakikat şudur ki memleketi­miz garplı ınânasiyle bir ekonomiye sahip olmak yolundadır. Pek tabiî ki -iktisadî kalkınmamız neticesinde bu memleketin taşı, toprağı para ede­cektir. Fakat böyle bir memlekette hayat pahalılığı vardır diye ortaya çıkmak caiz değildir. Hayat pahalılığı, fiat indekslerinin    mukayesesi midir? Yoksa geçim varlığı mıdır? Kendilerine soruyorum: Türkiyedeki 100 den 109 a yükselişin, bütün diğer memleketler indekslerinin dûnun da olduğunu bilmiyorlar mı? Paranın kazanılması da zor, fiatlar da yük­sek olursa ancak o zaman hayat pahalılığından, geçim darlığından bah­sedilebilir. Halbuki memleketimizin arzettiği manzara, böyle bir manzara olmaktan çok uzaktır.

Başvekil Adnan Menderes, konuşmasının sonlarına doğru, karşı tarafın, diğer bazı iddialarına temas etmiştir. Başvekilin dün temas ettiği bu id­dialardan bir tanesi, İnsan Hakları Beyannamesine Anayasamızda yer verilmesi lâzım geldiği iddiasıdır. Başvekil, bu mevzuda demiştir ki:

«Türkiye, Birleşmiş Millet Paktını Sanfransiskoda 1945 senesinde imza­ladı. O pakt, Birleşmiş Milletlerin ana prensiplerine muhalif olan ana­yasaların değiştirilmesini âmirdir. Kendilerinden soruyorum: 1954 sene­sinde mer'î olan Anayasamız Birleşmiş Milletler paktına muhalif mi idi?' Eğer muhalif idiyse, o zaman niçin tadilât yapmadılar da, şimdi bu hu­susta tavsiyelerde bulunuyorlar?»

Başvekil Adnan Menderes, Halk Partisi erkânının, sanki yeni bir parti imişler gibi seçimlerden bahsetmelerinin insanı hayrete düşürdüğünü de belirttikten sonra, Demokrat Parti Başkanı diye bizzat şahsına tevcih-edilen hitaplar üzerinde durmuş ve şöyle demiştir :

Muhaliflerimiz, mütemadiyen Menderes diyorlar. Demokrat    Partinin 400 küsur mebusu mevcuttur. Ben bu arkadaşların ağızlarım mı büzdüm? Bizim İstiklâl Mahkemelerimiz, darağaçlanmız mı var? Eğer bir araya gelmişsek ve mütecanis bir manzara arzediyorsak bu fena mı? Kendile­rinden misal olarak, bunu tahakkümle mi yaptığımızı sanıyorlar? Buna imkân mı var? Nasıl ki bizzat kendileri de bunu yapmadılar.

Menderes, partimizin bir hizmetkârından başka bir şev değildir. Sizle­rin reyinizle vazife başında bulunan, sizlerin reyinizle bu vazifeden ay­rılacak olan bir adamdır. Bunun aksini düşünmek ve aksini iddiaya kalkışmak, sizler: bütün milleti bir sürü halinde tasavvur etmek olur.

Muarızlarımızın bütün bu telâşlarının ve bütün bu hücumlarının sebe­bi, kuvvetlerini kavbetmekte olmalarındandır. Bunu, muhtar seçimleri­nin neticeleri açıkça gösteriyor : 1950 senesi muhtar seçimlerinde Demok­rat Parti 19,052, Haîk Partisi 13,152 muhtarlık kazanmıştı. Bizim kazanç­larımızın nisbeti %59, onlarınki %40 idi. 1950 den bu vana 5421 muhtar­lık için kısmî secimler yapıldı. Müstakiller hariç, bunların 3457 sini De­mokrat Parti, 1430 unu Halk Partisi, 130 unu da Millet Partisi kazandı.

Bu seçimlerdeki nisbet, Demokrat Parti için %71, Halk Partisi için %29 dur. Tehevvürle hücumlarının asıl sebebi, işte budur.

Başvekil Adnan Menderes, son olarak, 10 bin ocaklı, milyonlarca âzalı koskoca bir parti diye sözü edilen Millet Partisinden bahsetmiştir.

Başvekil, 1948 de kurulmuş olduğuna göre 6 senelik bir maziye sahip bu­lunan h% partinin, fedaîet karariylte mühürlenen ocaklarının sayısının yalnız 2900 olduğunu, bunlara da tam mânasile ocak denemiyecesini, bir köyde bir tek adamın o partiyi ve o ocağı temsil etmekte bulunduğunu kavdetmiş, secim kabiliyetinin ne kadar az olduğunun 1950 de mebus se­çimleriyle, daha sonra muhtar seçimleriyle sübut bulduğunu belirtmiş ve «İste koskoca bir parti dedikleri, Türk milletinin hiç bir zaman itibar etmediği bu teşekküldür» demiştir.

Başvekil Adnan Menderes, dün gece, Demokrat Parti Balıkesir il kongre­sinde söylediği nutkunu, delegelerin ve dinleyicilerin muazzam ve sü­rekli tezahürleri arasında Balıkesirlileri bir kere daha seiâmlıyarak bitirmistir.

8 Eylül 1953

Bayındırlık Vekilinin beyanatı :

 Ankara :

Evvelki gün Bayındırlık Vekâletinde Gediz baraiı mevzuunda yapılan bir toplantı münasebetiyle malûmatına müracaat ettiğimiz Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Ege bölgemizin biran evvel bol ve ucuz eneriiye kavuşturulması yolun­daki çalışmalarımız son safhasına gelmiş bulunmaktadır.

"Filhakika, Gediz nehri üzerinde Demİrköprü mevkiinde kurulacak olan "Dsmirkoprü barajının her türlü proje hazırlıklar ıikmal edilmiş ve derhal inşaata başlıyabilmek üzere müşavir mühendislik firması angaje olunmuştur.

Bundan başka Gediz - Demirköprü Hidro - Elektrik Santralinden elde-olunacak enerjiyi kullanacak olan İzmir ve Manisa vilâyetlerindeki müs­tehlikler tarafından Ege Türk Anonim Ortaklığı kurulmasına teşebbüs edilmiş bulunmaktadır.

Yirmibeş milyon dolarlık dıs krediye ihtiyaç gösteren bu üç maksatlı, yani sulama, taşkından koruma ve enerji mevzularını içine alan iş hak­kında Beynelmilel İmâr ve Kalkınma Bankasına yapılan müracaatlarımı­za müsbet cevap verilmiş ve Ekim ayı başlarında yurdumuza sırf bu mevzu için bir hey'et gönderileceği bildirilmiştir.

Feci diğer taraftan ise emniyete şayan büyük bir Amerikan firması hükümete müracaat ederek Gediz barajı inşaatını ve buna lüzumlu dış krediyi ta­ahhüt ve temin edeceğini bildirmiş bulunmaktadır. Bu teklif Vekâletimizce tetkik edilmektedir.

Tesis, senede 152 milyon kilovat saat takatinde enerji temin edecek, ya­rım milyon dönümden fazla arazinin taşkından korunmasını ve 600 küsur bin dönüm arazinin de sulanmasını sağlıyacaktır.

Hükümet Gediz barajı ile İzmir mmtakasının son yıllarda sür'atle inkişaf eden sınaî hareketlerini ve enerji ihtiyaçlarını biran evvel karşılamağa çalışırken gelecek yılların daha büyük talepleri için de Büyük Menderes üzerindeki Akçay barajı hazırlıklarını yapmaktadır.»

10 Eylül 1953

Maliye Vekili Vekili Emin Kalafat'ın beyanatı :

 Ankara :

Maliye Vekili vekili Emin Kalafat, İsmet İnönü'nün dün İstanbul'da yap­tığı beyanat hakkında ne düşündüğünü kendisinden soran bir muharriri­mize gu cevabı vermiştir:

Halk Partisinin, Demokrat iktidarın iktisadî sahada istihsal ettiği büyük, kalkınma hamlelerini gölgelendirmek ve zaman ölçüsüne sığdırılamıya-cak kadar feyizli olan neticelerinin memleket içinde ve dışında yarattı­ğı müsbet kanaatleri, tereddütler uyandırarak sarsmak maksadiyle, bü­tün neşir vasıtalarını ve elemanlarını faaliyete geçirdiği görülmektedir.

Bu mürettep ve maksatlı neşriyatı takip eden vatandaşlar, her gün ten­kit kisvesi altında gazete sütunlarını kaplıyan bu yazılarda Halk Partisi tarafından seçim emelleri uğtuna sarsılmak istenen mevzuların, Türk parası, millî tasarruf, millî istihsal, malî itibar, dış ticaret ve ecnebi ser­mayesinden, istifade gibi iktisadî hayatın başlıca unsurlarını teşkil eden konular olduğunu farketmişlerdir.

Halk Partisinin, iktidara tekrar gelmek hırsiyle millî menfaatleri ayak­lar altına alan bu yazıcı ve sözcülerine, dün de liderleri İstanbul'da irat ettiği nutkun şu cümleleriyle katılmış bulunmaktadır:

Malî ve iktisadî alanda bir buhran devri geçirdiğimizi zannediyoruz. Merkez Bankasının itibarını biran önce tamir edecek tedbirleri almalı­yız.»

Çeyrek asır Hükümet ve Devlet Reisi olarak memleketin mukadderatına kayıtsız ve şartsız hükmetmiş bulunan İnönü'nün, Devlet itibarını içte olduğu kadar dışta da zedeleyecek olan bu sözlerinin ciddiyetini ve bu­nun neticelerini takdir edemediğinin yeter delili olarak, hükümlerini zan ile ifade etmiş olması üzerinde bilhassa durmak ve Dunun ehemmi­yetini tebarüz ettirmek, ayni zamanda da Hükümette vazifeli ve mes'ul bir insan sıfatiyle memleket halkını ve hattâ bizimle münasebette olan dış âleme karşı vaziyeti tenvir etmediğimiz takdirde memleket menfaat­lerinin zedelenmesine göz yummuş gibi bir mevkide kalacağımızın ko­layca takdir olunabileceğini işaret etmek isterim.

Eminim ki millî istihsalin her sahasında elde edilen muazzam artış, dış ticaret hacminde idrak olunan büyük gelişme, başta Merkez Bankamız olmak üzere bütün millî itibar müesseselerimizin tarihimizde erilmemiş İnkişafı ve memleketin her köşesinde yurtsever vatandaşların gönülleri­ne ferahlık veren umumî faaliyet ve itimat havası karşısında, zanna müs­teniden ifade edilen bu buhranın nerede ve kimlerin zihinlerinde olduğunu, vatandaşlarımız elbette isabetle  takdir edeceklerdir.

14 Eylül 1953

Reisicumhurun Kütahyalılara hitabesi :

 Kütahya :

Beisicumhurumuz Celâl Bayar, Kükûmet konağından kendisini ve bera­berindekileri hararetle alkışlayan ve büyük meydanı hıncahınç dolduran Kütahyalıların tezahürlerine cevap olarak şu kısa hitabede bulunmuş­tur :

«Sevincinizin tezahüratını görüyorum ve mânasını çok iyi anlıyorum. Türk millî hayatında medeniyet merkezliği yapmış olan Kütahya, bu ta­rihî hakkının millî istidada lâyık bir halde devamını gösteren yeni bir tecellisi karşısında sevinmektedir. Ben de sizinle beraber nurlu bir is­tikbali görerek sevinmekteyim. Bu nurlu istikbal Türkündür ve Türkün olmakta devam edecektir. Tarihe kıymetli eserler veren bu eski mede­niyet merkezimizde ecdadımızın bize bıraktığı kıymetli mirası, medeni­yetin bugünkü safhasında vereceğimiz yeni eserlerle bir kat daha kıy­metlendirmek bizim en yüksek vazifemizdir. Bugün medeniyet sanayi demektir. Medeniyetle saanyi mefhumlarını birbirinden ayırmaya imkân yoktur. Biz işte böyle bir medeniyet yolunda yürümekte ve milletimize böyle bir nurlu İstikbali tebşir eden yeni yeni maddî eserleri de her gün gözlerimizle görmekteyiz. Bugün bu yolda şahidi bulunduğumuz kıymet­li hamleniz, bize büyük milletimizin lâyık olduğu istikbale, yüksek me­deniyet seviyesine kavuşacağı anın pek yakın olduğunu gösteren yeni bir delildir. Bu yoldaki gayretlerinizden dolayı sizleri tebrik ederim.

Ne zaman bu mübarek topraklara arkadaşlarımla beraber ayak bastıv-sam, sizler de daima bizi en samimî bir muhabbetle sinenize bastınız. Bu kardeş muhabbetinizin minnettarıyız. Tek emelimiz büyük milletimize hizmettir. Bu hizmetin en büyük mükâfatı da sizlerin bugünkü gibi mu­habbetinize mazhar olmaktır.»

Başvekil Adnan Menderes'in Kütahya nutku :

 Kütahya:

Kütahya Şeker Fabrikasının temel atma merasimi esnasında, vatandaşla­rın ısrarlı arzuları üzerine sürekli alkışlar arasında kürsüye gelen Başve­kil Adnan Menderes şu konuşmayı yapmıştır:

«Çok aziz ve sevgili Reisicumhurumuz, muhterem hazırûn, sevgili hem­şehrilerim Kütahyalılar, Vaktiyle vazifeli olarak aranızda uzun zaman yaşadım. Ondan sonra dayine zaman zaman aranızda bulunmak bahtiyarlığına, bundan başka ge­çen devrede milletvekiliniz olmak şerefine de nail oldum. Bu sebeplearanızda bulunduğum her zaman şahsıma göstermiş olduğunuz nezaket,itimad ve muhabbetten dolayı kendimi sizlere karşı büyük bir minnet­tarlık altında hissetmekteyim. Sadece bu nişlerimin ifadesi için huzuru­nuza gelmî.ş bulunuyorum. Fakat yine bu sefer telkin etmiş olduğunuzheyecan bana işlerimiz hakkında bazı fikirler ifade etmek arzusunu daverdi. Bu müşahedemi kısaca arzedeyim : Kütahya'da bir şeker fabrikası yapılmaktadır. Bunu tes'id için buraya gelmiş bulunuyoruz. Fakat görenler zanneder ki her biriniz kendiniz için birer saray yaptırmaktasınız. Bugün Konya'da, dün de Merzifon ve Amasya'da birer şeker fabrikasının temel atma merasiminden geldik. Oralarda da vatandaşlarımızı aynı şevk ve heyecan içinde bulduk. Sanki oralarda toplanan onbinlerce vatandaşımız kendilerine birer saray inşa ediliyormuş gibi şevkli ve heyecanlı idiler. Bunun ifade ettiği mâna her şeyden evvel Türk milletinin vatanperverliğinin yepyeni bir sahada te­celli etmekte olmasıdır. Türk vatandaşı yurdunu, vatanını evi gibi be­nimsemiş ve onun her köşesinin bir an evvel mamure olmasını büyük bir heyecanla arzulamakta bulunmuştur. Şimdiye kadar vatanperverliği­niz sadece gelen felâketlere ve istilâlara karşı bütün fedakârlığımızla mukabele etmek ve yurdumuzu korumak şekÜnde tecelli etmişti. Şimdi­de bu aziz vatanı her köse ve bucağında mamur, müreffeh ve ileri mede­ni bir seviyeye ulaştırmak için Türk milletinin büyük bir şevk ve heye­can içinde olduğunu ve bunun da yepyeni bir vatanperverlik şeklinde te­celli ettiğini söylemekte hata yoktur.

Türk iktisadî zekâ ve dehasına sahip olan sizler için bu hisler elbette ye­ni ve yabancı olmamak lâzımgelir. Bu hisler ruhunuzda ve vicdanınızda olduğu gibi mevcut fakat meknuz idi. İnkişafına ve tezahüratına vesile ve fırsat mevcut değildi. Bu âdeta inkişaf etmemiş bir istidat halinde ruhunuzda saklı yatıyordu.

Her şeyden evvel bu yaratıcı şevk ve heyecanın, bu yepyeni vatanper­verlik nevinin sür'atle inkişaf ve tezahürüne başta gelen sebep, elbette

uzun seneler devam eden tek parti hâkimiyeti yerine iradenizle demok­ratik bir idarenin kurulmuş olmasıdır. Çünkü İnsanın bütün melekâtı en iyi hürriyet içinde inkişaf eder. Milletlerin de bu kaideye tâbi oldukla­rında şüphe yoktur. Hürriyet aşkı ve hürriyete sahip olmak gururu sizi yepyeni bir şevkin içinde ve Türkün iktisadî zekâ ve dehasının eserlerini ortaya koyabilecek bir hale getirmiş bulunuyor.

İkinci sebep, şüphe yok ki kendi reylerinizle kurduğunuz hükümetin ira­denizin istikametinde ve hizmetinizde olarak hiçbir mâniden irkilm eksi­zin size lâyık olmak gayretiyle çalışmasının meydana getirdiği imkân­lardır. Şimdiye kadar âdeta istidatlarınız kö'steklenmişti. İmkânlar son derece tahdit edilmişti. Fakat şimdi imkânlar, bütün genişliğiyle, ikti­sadî zekânızın ve çalışkanlığınızın emrine amade kılınmış ve yaratıcı emeklerinizin bütün neticeleri memleketin her tarafında mamureler vü-cude getirmek şeklinde tecelliye başlamıştır.

İşte içine girdiğimiz bu yeni devrenin bir neticesi olmak üzere Türkün iktisadî zekâ ve dehasının memleketi artık kısa bir zamanda baştanbaşa mamureye çevireceğinde kimsenin şüphe etmeğe hakkı yoktur.

Aziz Kütahyalılar,

Garip ve anlaşılmaz bir ruh haletinin tezahürü olarak, söylemek icabe-der ki, bir kısım vatandaşlarımız bu olup bitenlerden gayri memnun ve hattâ münfail görünmektedirler. Kendilerinden şunu temenni edelim ki hepimizin müşterek malı olan eserleri değerlendirmekte ve onları benim­semekte gecikmesinler. Milletimizin çalışkanlığına ve iktisadî zekâsına itimad olunmadığı devirler fiilî eser ve neticeleriyle, artık tamamen ma­ziye karışmıştır. Milletin iktisadî sahada da yaratıcı çalışmalarında ken­dine güvenini uzaktan yakından zerre kadar gölgelememek ve onun şevk ve heyecanla idrâk etmekte olduğu güzel neticelerin kendisine verdiği bahtiyarlığı ona çok görmemek lâzımdır. Bütün olanların tesadüfen yağ­mur yağmış olmasına, bütün olanların bir Sınaî Kalkınma Bankasının 90 küsur milyonluk ikrazına, bütün olanların Marshall yardımı plânına bağlanması, milletimizin gösterdiği büyük iktisadî zekâ, büyük gayret ve çalışkanlığa karşı reva görülmemek icabeder. Filhakika Sınaî Kalkınma Bankasından da memleketimiz faydalanmıştır. Çok doğrudur ki, Sınaî Kalkınma Bankası 90 küsur milyon ikrazat yapmıştır. Fakat bütün olup bitenler bunlardan mı ibarettir?

Ziraî sahayı, maden istihsali sahasını bir tarafa bırakalım, sadece sana­yimizi ele alalım. Size haber vereyim ki, sanayiin sadece bir kolu olan şeker sanayiinde attığımız adım, 10 şeker fabrikasının birden bir ay için­de hali inşada olması gibi fevkalâde bir manzara arzetmektedir. Bu 10 şeker fabrikasının lüzum gösterdiği sermaye 220 milyon liradır. Bunun içinde Sanayi Kalkınma Bankasının sermayesi, bir tek kuruşu yoktur.

Bütün diğer teşebbüslerimizde de, manzara aynıdır. Birkaç ay içinde ya­pılacak ihalelerin ve yapılmakta olan envestismanlarm tutarı birçok yüz milyonları aşmıştır, aşmaktadır. Tekrar edeyim, ihracatımız bu yıl 1950 nin üç misline çıkmış, içinde bulunduğumuz yıl ise beş misline yüksel­mesi muhakkak hale gelmiştir. Bahkesirde birçok rakkamlar vermiştim. Bunun içinden hiçbirisine cevap alınmadı. Fakat demagojiye cok müsait olan tediye muvazenesi ve altın üzerinde ve dolayısivle memleketin iti­barı üzerinde bir sürü siyaset spekülâsyonları yapıldı.

Hele insaf ve ölçü tanıımyan, memleket menfaatlerine asla ehemmiyet vermiyen muhaliflerin türlü demagojik hücum ve iftiralarla ortalığı ka­rıştırmağa var gayretleriyle uğraştıkları bir devirde.. Biliyorsunuz ki, vazifeye başladığımız .andan itibaren sanki seçim kampanyasının en ha­raretli günlerinde imişiz gibi büyük bir şiddetle devam ettirilen bir hü­cum karşısındayız. Sade bu kadar da değil.. Bu hücumların zaman zaman. medenî siyasî teşekküllere veya insaflı ve vicdanlı insanlara yakışmrya-cak derecelere varan iftira tufanları haline getirildiğini de biliyorsunuz.

Hizmetinizde bir iktidar olarak ve o iktidarın mes'ul insanları sıfatiyle sizin yüksek teveccühünüzün kalplerimizde yarattığı büyük heyecan ve millet hissini, sizler dahi korkarım ki, takdir etmek imkânına sahip de­ğilsiniz. »

İşletmeler Vekiîi Sıtkı Yircah'nın konuşması :

 Kütahya:

Kütahya Şeker Fabrikasının temel atma töreninde Şeker Fabrikaları Şirketi Umum Müdürü söz almış ve Eskişehir Şeker Fabrikasının bir ta­raftan Adapazarı'na, bir taraftan Kütahya'ya uzanan faaliyet sahasında hasıl oln inkişafın buralarda müstakil birer fabrika kurulması şartlarını hazırladığını, Kütahya Şeker Fabrikasına her yıl 80 ilâ 100 bin ton pan­car sağlanabileceğini ve fibraknm günde 80 ilâ 100 ton pancar işleyerek bir kampanyada 12 ilâ 15.000 ton şeker   istihsal    edeceğini   söylemiştir.

Umum Müdürün izahatına göre, fabrika 16 milyon liraya malolacaktır. Sahibi bulunan Kütahya Şeker Şirketinin sermayesine Kütahya Sanayi ve İktisadî Kalkınma Şirketi ile Kütahya Pancar Ekicileri İstihsal Koo­peratifleri iştirak etmektedir.

Ayrıca İş ve Ziraat Bankaları da hissedardır. Kütahya Şeker Fabrikası­nın kurulması ile bu bölgedeki pancar ekim tahdidi kalkacaktır. Umum Müdür fabrikanın kurulmasına müzaheretinden dolayı hükümete şükran­larını sunarak sözlerini bitirmiştir.

Bundan sonra söz alan İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, halkımızın heye­canını paylaşmanın büyük bir bahtiyarlık teşkil ettiğini ve dün Merzifon ve Konya'da, bugün de Kütahya'da aynı heyecanı görmenin sevinci için­de olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir:

«Temellerini attığımız bu fabrikalar doğrudan doğruya halkımızın eseri­dir ve onun parası ile kurulmaktadır. Bunlar Türk halkı kendi başına tasarruf yapamaz ve sınaî teşebbüslerde bulunamaz diyen insanlara kar­şı sükût ettirici birer cevaptır."

Yırcalı, bu sahada yapılmakta olan işlerin bir bilançosunu vermiş, sa­dece Konya'da halkın kendi tasarrufu ve devletin yardımı ile 60 - 70 mil­yonluk tesisler vücude getirilmekte olduğunu, şeker fabrikaları hariç, İş­letmeler Vekâletinin 400 milyonluk ihalelerde buunduğunu kaydetmiş, çimento fabrika arının yanı başında tuğla ve kiremit fabrikalarının yük­selmekte olduğunu belirtmiş, memleketin yeni baştan inşası faaliyeti içinde bulunulduğunu söylemiş ve bütün bunları Kalkınma Bankası yolu ile hariçten alman 90 küsur milyonun eseri olarak göstermenin Türk mil­letine bir bühtan teşkil eylediğini ifade etmiştir.

İşletmeler Vekili Kütahya'da bir azot fabrikasının kurulması için Avru-paya şimdiden makine tekliflerinin yapılmış olduğunu da müjdelemiştir. Bu fabrika 70 milyon liraya mal olacaktır. Bunun iç finansmanı için bir şirket vücude getirmek üzere Ziraat Bankası Umum Müdürünün baş­kanlığında bir müteşebbis heyet kurulmuştur. Makine ve Kimya Endüs­trisi Kurumu da bu teşebbüsün teknik işlerini üzerine almıştır. 1954 senesi başına kadar bu fabrikanın ihalesi yapılmış olacaktır.

İşletmeler Vekili, yapılmakta olan işleri bir kere daha saydıktan sonra sözlerini şöyle bitirmiştir :

«Yeni bir çığırın içersindeyiz. Bütün bunlar sadece yarınki refahın birer başlangıcıdır. Sizin iktisadî zekânız, hayatiyetiniz ve çalışmanız, sizleri lâyık olduğunuz hayat seviyesine ulaştıracaktır. Bunda muvaffak olaca­ğız. Buna inandığımız içindir ki, siyasî hayatta muvaffak olduk, bugün iktisadî sahada da muvaffak olmaktayız.»

15 Eylül 1953

Reisicumhurumuzun tetkikleri :

 Kütahya :

Reisicumhur Celâl Bayar'la Başvekil Adnan Menderes, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, mebuslar, basın temsilcileri ve kalabalık bir vatandaş top­luluğu, bugün, Kütahya'da İş Bankasının 120 inci şubesinin açılması tö­reninde hazır bulunmuşlardır.

İş Bankası idare meclisi âzasından Ankara Belediye Reisi Atıf Benderli oğlu, kısa bir hitabede bulunarak Reisicumhurumuzun uğurlu eliyle bun­dan otuz sene evvel kurulan İş Bankasının millî bankacılığımıza rehber­lik etmiş olduğunu belirtmiş ve ezcümle demiştir ki:

«3 senedenberi milletçe içinde yaşadığımız kalkınma devrinin su son haf­tasını da büyük hamlelere başlangıç olan işlerle geçirmiş bulunuyoruz. Ne bahtiyar fânileriz ki. bu altın cağının feyizli ve bereketli gidişini ve onun yurdumuza ve milletimize refah ve saadet getiren neticelerini göz­lerimizle görüvoruz. Sayın Reisicumhurumuzun ve Başvekilimizin ilham ve irsatlarıyle İş Bankası olarak biz de bu feyizli hamlelere sermave koy­mak suretiyle iştirak edivoruz. Millî sanayiimizin büvük bir süratle ku-Tulduğu devrin gidisine hic şüphe yok ki, millî bankalarımız da ayak uy­durmak mecburivetindedirler. Bu sebepledir ki değerli Başvekilimiz ban­kamıza, «Her vilâyette sür'atle birer şube açınız» parolasını vermiş bu­lunmaktadır.

Bütün manevî varlığı ile muhterem Reisicumhurumuzun Öz evlâdı olan îş Bankası için kendilerinden dinlemek bahtı varlığına nail olduğum bin­lerce güzel sözlerden birini sizlere hatırlatmak isterim :

İş Bankası çok uğurlu bir müessesedir. Gittiği her yerde hem kazandı­rır hem kazanır.

Beraberimde gelen Vakıflar Umum Müdürü Orhan Çapçı ile Toprak ve îskân Umum Müdür Muavini Galip Adatepe beyler hizmetinize koştular.

Sıddıkiye camiine yardım edildi. İkmal olundu, Doğu - Beyazit için yeni bir mabedin inşasına karar verildi. Tutak ve Patnos camilerinin hemen tamirine geçilecektir. Dindar doğan ve dindar ölecek memleket evlâdının iman ve ibadetinde hizmet yolundayız. Şehrinizde hemen faaliyete geçilerek modern her türlü konforu hâiz 10 daireli bir apartman ve bir seri dükkân ve yazıhane inşası gün meselesi haline geldi. Yollarınıza 403 bin lira, okul­larınıza 273 bin lira, sularınıza 289 bin lira, sağlık merkezlerinize 546 bin lira, iskân işlerinin yardımına 250 bin lira para gönderildi. Toprak İskân. Umum Müdürlüğü ilk defa olarak vilâyetinize toprak komisyonu gönder­mek imkânını sağladı. Bu defaki tetkikatımda bunun yetmediğini gördü­ğüm için yeni bir heyetin gönderilmesi karar altına alındı.

Eski iktidar zamanında 5.5 senede ancak tevzi edilebilen 751 bin dönüm araziye mukabil yeni iktidar 951 de bir milyon iki yüz otuz bir bin küsur ve 952 de bir milyon yedi yüz yetmiş üç bin küsur dönüm toprağı vatandaşa dağıtmak suretiyle vazifesini ifada büyük başarı gösterdi.

İktidarımız, Vakıflar Genel Müdürlüğünün geçmiş yıllarda yani eski ik­tidar zamanında ruhsuz ve cansız bir halde bulunan Vakıflar müessese­sini yurt hizmetinde büyük muvaffakiyetlere erdirdi. Eskiden sarfedilen 600.000 liraya mukabil bu müessese bugün senede 2 milyon lira ile millet camilerinin ve âbidelerinin hizmetine koşmaktadır.

Bu hafta içinde alman kararlarla 31 vilâyette inşasına teşebbüs edilecek büyük değer ifade eden binaların tutarı 25 milyon liralık bir program mahiyetindedir. Ayrıca 50 milyon liralık Vakıflar Bankasının tesisi yur­dun iktisadî, malî ve insaî hizmetleri bakımından muazzam bir eserdir. .Şu üç gün içinde başarılan işler baş döndürücüdür. Amasya'da, Kütah­ya'da, Konya'da şeker fabrikalarının temellerinin atılması, Ağrı ve Çanakkale'de hava meydanlarının tesisi, Erzurum'da pancar ekiciliği koo­peratifinin kurulması, Konva'da et kombinasının ve muazzam Vakıflar İş Hanının temellerinin atılması bu işlerin eserlerindendir.

önümüzdeki haftalar içinde yeni su, elektrik santrallerinin, seker ve çi­mento fabrikalarının arka arkaya temellerinin atıldığını göreceksiniz. Ziraî krediler arasında koy evleri inşasına da kredi açılmış olması bu haftanın en hayırlı haberleri ve kararları arasındadır.

Yurdu bir baştan öbür başa kucaklamış yollarda nakil vasıtaları durma­dan seyretmektedir. Size hangi birini anlatayım?

Hakikat bu merkezde iken Halk Partisinin bazı sözcüleri memleketin' ^içinde dolaşıp kendilerine iyi niyetli insanların süsünü veriyorlar ve müşkül şartlar içinde iktidar ile mücadele etmenin onlar için bir kahra­manlık olduğu iddiasında bulunuyorlar.

Nihat Erim Düzce'den sesleniyor ve şöyle feryat ediyor: «Demokrasi re­jimi tehlikededir, mürakabesiz bir idare var. Tenkit hakkı kalmadı, ga­zeteler baskı altındadır. İktidar ile mücadele bir kahramanlık olmuştur.»

İtiraf ve kabul ediyoruz ki, Cumhuriyet Halk Partisinin biz bu hamlele­rini baltaladık, yok ettik, kökünü kuruttuk. Bunun yerine yollar, hava meydanları, mektep, üniversite, radyo istasyonu, telefon, elektrik, telsiz ve hürriyet havası soktuk ve sokacağız.

Kısacası bu hakikî Türk evlâtlarına hakikî hürriyeti ve hakikî vatandaş muemelesini getirdik.

Mesele bu noktaya gelmişken bir ciheti belirtmekte fayda mülâhaza et­mekteyim. Muhalefet Doğu'da bir asayişsizliğin, bir silâhlanmanın, bir İtaatsizliğin, bir geriliğin mevcut olduğunu ve buna Demokrat Parti idaresinin sebebiyet verdiğini iddia edecek kadar bir dalâlete düşmüştür.

Bu iddianın aslı olmadığını sarahaten bilmekteydim. Buna rağmen bu­raya gelir gelmez bu işi validen ve jandarmadan tahkik etmek lüzumunu duydum. Hem gizli kapaklı olarak değil, gazetecilerin huzurunda, Halk Partisi mensupları huzurunda, halkın huzurunda alenî olarak sordum.

Aldığım cevap şu oldu: Asayiş ve itaat ve kanunlara hürmet bakımından, bir Doğu vilâyeti olan Ağrı'yı bir İsviçre vilâyetindeki asayişle mukayese edebiliriz. Asayiş derecesi o memleket kadar düzgündür ve vatan huzur içindedir, diye cevap aldım. Bir kere daha anladım ki, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri yeniden bu millet evlâtlarını birbirine düşürmek mak-sadiyle bu iddiaları ortaya atmışlardır. Gayretleri beyhudedir, çünkü bu milletin evlâtlarından görecekleri şey sadece kucaklaşmak ve bağdaş­maktan ibaret olacaktır ve öyledir.

Bir üçüncü sesten de bahsetmeden geçemiyeceğim. Bunu İstanbul'da İnönü'den dinlemekteyiz. O da şöyle diyor: «Dış tehlike mevcuttur. Bu sebeple millî savunmada Halk Partisi çok hassastır, Türk milletinin ve medeniyetinin bekçisiyiz. Bugünkü hükümet malî ve iktisadî alanda buh­ran içindedir.»

Aziz yurttaşlarım, bu sözleri söyliyenleri itham ediyorum ve buna nasıl cesaret ettiklerine de hayret ediyorum. Bu milletin bu iktidarın kahra­manlar kahramanı şerefli ordusuna yaptığı fedakârlıklar dış emniyet mülâhazasiyle değil midir? Milletin ordusunun kudretine dayanarak dü­rüst bir siyasetle bu kudreti tanıtarak kendisini saydırarak Atlantik paktı gibi asırlar boyunca hiçbir Şark milletine nasip olmamış bir pakta gir­mek ve onun en şerefli halkasını teşkil etmek dirayetini gösteren hükü­metin bu işi dış emniyet mülâhazasiyle değil midir ve bunu sağlamamış mıdır?

Kore'de gösterilen şehamet destanları memleketin dış emniyetini tak­viye ve hürriyetsever milletlerle birleşmek gayesini taşımıyor mu? Bü­tün bu işlerin dış emniyeti sağladığını bütün dünya bilmektedir. Geçen sene Ardahan'daki vatandaşların bunu Reisicumhura nasıl arzettiklerini iki kelime ile belirteyim. «Başkanım dediler, kazamızı vilâyet yap, bize tren getir, yol getir, bize geniş ziraî kredi temin et, çünkü Ardahan artık kasaba olarak ihtiyacımıza cevap vermiyor. Dün ihtiyacımızı görebilirdi,, çünkü dış emniyet yoktu. Dedenin yaptığı babaya, babanın yaptığı evlâ­da, evlâdın malı torununa kalmıyordu. Seneler senesi toprağımızı satıp göç ediyorduk. Amma bugün toprağa bağlandık. Azimli bir devlet kararlı

bir hükümet, kudretli bir ordunun büyük milletlerle yaptığı ittifaklarla artık anladık ki huzur ve emniyet içindeyiz. Gidenlerimiz bile geri geldi, toprağımıza bağlandık.»

"Muhterem Ağrılılar, yine muhalefetin iktidara tevcih ettiği bir ithama da cevap vereyim. İktidar malî ve iktisadî buhran içindeymiş. Ne hazin iddiadır bu. Dün buğday ithal etmektevken bugünün beşinci hububat ih­racatçısı dünya  devleti haline gelen bir hükümet malî buhranda ola-

"bilir mi?

"Sanyar, Sevhan, Tuncbilek, Tortum ve Hazer hidro-elektrik santralleri gibi 500 milyonluk envestismanlara giren bir hükümet iktisadî buhran 'içinde olabilir mi?

"Bayındırlık bütçesini 45 milvonda alıp bugün 450 milyona yaklaştırmak­ta bulunan bir hükümet malî buhran içinde olur mu?

"27 senede yapılan yolların iki mislini uç senede yapan, son bir ay içinde 6 şeker, 12 çimento fabrikasının temelini atan ve atacak olan bir hükümet malî buhran içinde olabilir mi?

'Son 27 sene de dahil 88 senede 344 milyon liradan ibaret ziraî kredileri "3 senede bir buçuk milyara çıkaran bir hükümet iktisadî buhran   içinde olabilir mi?

27 senelik dış ticaret hacmini üc senede iki misline çıkaran, daha dün polis ve iandarma teşkilâtının refahı için bir kanunla milyonları kabul eden, elde bulunan -veni barem kanunu tasarısı ile bütün memurların refahı uğruna milyonları göze alan bir hükümet malî buhran içinde ola-' bilir mi?

"Elbette ki bunun cevabı havırdır. Yalnız ortada bir buhran var, onu in­kâra imkân yoktur. O da Türk milletinin itimadını kaybetmiş ve ikti­dardan yuvarlanmış muhterislerin içine düştükleri ruh buhranı, fırtınası ve kasırgasıdır.

İşte onlara bu sözleri söyleten bu buhrandır. Fakat memleketimizin iti­barına nasıl kıyıyorlar, nasıl bunlara elleri varıyor, bu da ayrı hazin bir "hikâyedir. Bizi adım adım takip eden dış memleketlerden ve bilhassa Amerika'dan gelen şu mütalâaya bakınız:

'Muharrir "Williams Henry Chamberlain'in §u yazıları şayanı dikkattir: "Türkiye'de bolluk mu var, buhran mı var meseleleri Cumhuriyet   Halk Partisi ile Demokrat Parti arasında münakaşa mevzuu olmaktadır. Demokratlar sür'atli bir inkişaf ve ferahlık içindeyiz diyorlar, buna muka-"bil Türkiye'yi 950 ye kadar idare eden ve ve 954 te tekrar iktidara geleceklerini ümit eden Halkçılar aşağıdaki biraz da nahoş bir mütalâa ile Demokratların sözünü kesmeye hazırdırlar.

Hakikat şudur ki, Türkiye son yıllar içinde şayanı dikkat bir iktisadî te--rakki kaydetmektedir. Hububat istihsali 13,5 milyon tona çıkmıştır. Tür­kiye geçen sene 1 milyon ton buğday ihraç etti. Bu sene 3 milyon tona -varacağı ümit edilmektedir. Yabancı müşahitlerin kanaatince bu gelişme -sebepleri muazzam yol inşa programı ve 3.000 de aldıkları traktör adedini 40.000 e çıkarmasındadır. 22.000.000 nüfusun yaşadığı 40.000 köyün nıü-thim liir kısmı tecrit edilmekten kurtulmuştur. Eski patikalar bugün her mevsimde açık olan yollar haline gelmiştir. Yol şebekesi memleketi Şark­tan Garba, Şimalden Cenuba katetmektedir.

Halkçıların iddialarına göre, Türkiye'nin geçireceği malî yükseliş ve iniş­ler ne olursa olsun yollar, limanlar, ziraî makinelerle mütekâmil ziraat usulleri hakikî millî servetlerdir. Bu gidişin Türkiye'yi 40 ilâ 50 milyon nüfuslu bir Türkiye haline getirmesi her an mümkün olan tasavvurlar­dandır. Bugünkü Türkiye güçlü kuvvetli, kendine güvenen müstakbel düşünceli toprağının sahibi Türk köylüsüne maliktir ki bunlar Yakın Şarkın içtimaî ve iktisadî tarihinde çok ümit verici ve mânah bir bahis yazabilecek bir kudret haline gelmenin yolunu Türkiye açmıştır.

Sevgili Ağrı'lılar, bitaraf yabancı şahitlerin gözü ile bile görülen bu ha­kikatleri bir memleket evlâdı olarak muhalefetin görmemesi hazin bir tecellidir. Kaldı ki bu beyler durmadan memleketimizin içinde ne diye dolaşıyorlar? Vatandaşın rahatını bozuyorlar, bizi bu cevaplara mecbur bırakıyorlar.

Seçim propagandası içinde değiliz. İcraatımız ister iyi ister kötü olsun Türk milleti sabırlı olup kanunî müddetini bekliyecektir. O halde bunla­rın maksadı nedir? Vatandaşları ayaklandırmak mı? Onlar hâlâ bu milletin şuur ve anlayışının bu gibi boş lâflara ehemmiyet vermiyeceğini anlamam ıslarsa cidden muhalefete acımaktan başka yapılacak iş yoktur.

Sözümü bitirirken şuraya da işaret etmekte fayda vardır. Muhalefetin-bugünkü gayretleri ve didinmeleri sadece ihtirastan doğar. Çünkü onlar muvaffak olmuş insanların, becerikli ve feragâtkâr insanların hizmetle­rini anlıyamazlar. Şairin dediği gibi yarasa kuşu perende atmak için ge­ceyi bekler, güneş onun gözünü yorar ve karartır. O halde yarasalara şu cevabı vermek mümkündür: Nafile yere beklemeyin, çünkü bu memle­kette artık gece olmıyacaktır ve parolamız şudur: Ağzımizdaki şarkısiyle, gönlümüzdeki heyecaniyle, parlak ümitlerle dağ taş demeden ve gün bat­madan yurt hizmetinde ilerliyeceğiz. Dahası da vardır, gün batmadan da ilerliyeceğiz. Gün battıktan sonra da ilerliyeceğiz. Büyük Türk milletinin itimadı ve müzahereti kuvvet kaynağı olarak bizimle beraber bu­lundukça.»

Amerikan SeHrinin basın toplantısı :

 Ankara :

Amerika Birleşik Devletlerinin Ankara yeni Büyük Elçisi bugün saat 18.45 te Büyük Elçilik ikametgâhında bir basın konferansı tertip ederek yerli ve yabancı ajans ve basın mümessillerini kabul etmiştir.

Türkiye ile Birleşik Amerika için müşterek gaye hakkında fikir teatisin­de bulunmak üzere basın mümessillerinin toplantıya geldiğinden dolayı duyduğu memnuniyeti ifadeyle söze başlıyan Amerikan Büyük Elçisi, bugün öğleden sonra Reisicumhurumuz Celâl Bayar tarafından kabul edilmek şerefine nail olduğunu ve itimatnamesini de bugün takdim et­tiğine göre Amerika'nın Türkiye'deki Büyük Elçisi sıfatiyle görüşebileceğini söylemiştir.

18 Eylül 1953

Reisicumhurumuzun ve İran Şehinşafaı Majeste Muhammed Rıza Pehlevî'nin mesajları :

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Çankaya köşkünde saat 17.30 da, İran Büyük Elçisi ekselans İbrahim Zend'i kabul etmişlerdir. Büyük Elçi İran Şehinşahı Majeste Muhammed Rıza Pehlevî'nin gönderdiği cevabî mesajı Reisicumhurumuza takdim etmiştir.

Bu kabulde Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Cevat Açıkalm da hazır bulunmuştur.

Reisicumhurumuzun ve îran Şehinşahı Majeste Muhammed Rıza Peh­levî'nin mesajları:

İran Şehinşahı Majeste Muhammed Rıza Pehlevî'ye, Dost ve kardeş İran'ın Yakın Şark'm esaslı bir istikrar unsuru olduğuna kaniim. Zatı Şeninşahîlerinin menfî kuvvetleri yıkarak müesses rejimi korumak suretiyle zimamı idareyi uhdei seniyelerine almış olmalarından pek büyük bir inşirah duymaktayım. Zatı Şehinşahîlerinin giriştikleri bu kudretli teşebbüslerinin muvaffakiyetli [neticesiyle '.asil İran milletinin ikbalinin bir kat daha teali edeceğinden eminim. Samimî temenni ve tebriklerimin lütfen kabul buyurulmasını istirham ederim.

Celâl Bayar Türkiye Reisicumhur Hazretleri Celâl Bayar

Samimî olduğu ve yürekten geldiği malûm olan ekselanslarınızın sevgi ve muhabbet ile dolu kardeşane mesajınız son derece teşekkür ve sevin­cimi mucip olmuştur. Kadir Allahtan temenni ederim ki bu dostluk ve hüsnüniyet iki kardeş millet arasındaki manevî bağ ve münasebetleri kuvvetlendirerek ebedileştirsin ve payidar kılsın. Hazretlerinizin saadet ve muvaffakiyetlerini ve asil Türk milletinin tealisini daima Tanrından dilerim.

Muhammed Rıza Pehlevî

22 Eylül 1953

Maliye Vekâleti Vekili Emin Kalafat'in beyanatı î

 Ankara :

22 Eylül 1953 tarihli Ulus gazetesinin Hüseyin Cahit Yalçın tarafından yazılmış olan başmakalesi hakkında Gümrük ve Tekel "Vekili ve Maliye Vekâleti Vekili Emin Kalafat, Anadolu Ajansı muhabirine şu beyanatta bulunmuştur:

«Bu başmakaleyi büyük bir teessür ve teessüfle okudum. Makaleye mev­zu olan hâdisenin hakikî mahiyeti şudur :

Bundan bir hafta kadar evvel dört Vekilimiz İstanbul'da piyasa mahfil­leriyle temasa geçerek malî ve iktisadî mevzularımız üzerinde fikir tea­tilerinde bulunmuşlardır. Bu görüşmelerden biri de bankacılarımızla ya­pılmış ve süratle gelişen kalkınma gayretlerine geniş ölçüde faydalar sağlıyacağı muhakkak bulunan sermaye piyasası üzerinde durulmuştur.

Vekillerimiz, bankacılığımızın bugün vasıl olduğu yüksek itibar seviye­siyle bu sahada da yurdumuza büyük faydalar sağlıyabileceğine işaret ederek enerji ve münakale işletmeleri gibi hem memlekete, hem de hissedarlarına devamlı ve emin kazançlı yatırım mevzuları hakkında etraflı izahat vermişlerdir. Bu konuşmalar sırasında bankacılarımız da, bu mev­zularda teşekkül edecek şirketler tarafından çıkarılacak hisse senetlerinin, Garp memleketlerinde yapıldığı gibi tasarruf sahibi vatandaşlara tanıtılması ve sürümünün temini hususunda lâzım gelen gayretlerin gös­terileceğini ve hattâ halkımızın bu hususta belirmeğe başlıyan alâkasının geliştirilmesi yolunda sarfedilecek emeğin bankalarımız tarafından bir vazife telâkki edileceğini ifade etmişlerdir.

Toplantıda bulunan Vekillerin mütalâa ve temennilerine banka mümes­sillerinin de tamamen iştirak etmeleri üzerine, Bayındırlık Vekili teknik ve iktisadî etüdleri ikmal edilmiş olan bazı projeler hakkında etraflı açıklamalarda bulunmuş, bu işlerin müteşebbislerine temin edeceği sağ­lam ve ehemmiyetli kazançlar üzerinde durarak yabancı finansman mü­esseselerinin daha şimdiden bu teşebbüslere üçte iki nisbetinde kredi verme teklifinde bulunduklarını belirtmiştir.

Bunun üzerine toplantıda hazır bulunan millî ve ecnebi bankalar, tam bir anlayış ve mutabakat halinde bu maksatlarla çıkarılacak hisse senet­lerini arzu eden vatandaşlara şubelerinde satmak suretiyle lüzumlu sermayeyi toplamak için bir şirket kurmaya karar vermişler ve işin sevk ve idaresini ekseriyeti hususî bankalardan mürekkep bir komiteye tevdi et­mişlerdir.

Görülüyor ki bu toplantının konusu, tasarruf sahibi vatandaşlarımıza ye­ni ve verimli bir yatırım sahasının mevcut olduğunu bildirmek ve bu hususta bankalarımızın hayırlı tavassutlarından faydalanmaktan ibarettir.

Hal böyle iken bir müddet memleket dışında ikamet edip bu defa yurda dönen Hüseyin Cahit Yalçın, devletin yüksek makamlarına erişmiş ze­vatın malî itibarımızı sıfıra indirecek, uzun senelerin basiretli ve sebatlı malî politikasının temin ettiği nimetleri çiğniyecek tertipler dü­şündüklerini söylemekte, halkın bankalarda birikmiş iki milyarı geçen parasının mühim bir kısmına el koymak mânasını ifade eden bir kombi­nezonu hazırlamakla suçlandırmaktadır.

Yukarıda mevzuunu hülâsa ettiğim bu derece hayırlı, müsmir ve yurda olduğu kadar vatandaşa da verimli olan bir gelişmeden çıkarılmak iste­nilen bu netice, tamamen mesnetsiz, memleket sevgisi ve millet menfaati tanımayan politik bir ihtirasla uydurulmuş yalan ve iftiralardan ibaret­tir. Bu iftiralar, her gün gelişen ve sür'atle yükselen millî iktisadımızı arkadan vuran hasut ve hain bir elin sıktığı kurşunlara benzemektedir.

26 Eylül 1953

Başbakan Adnan Menderes'in, Millî Bankalar Umum Müdürleri toplantısındaki beyanatı :

 İstanbul:

Millî Bankalar Umum Müdürleriyle yabancı bankalar temsilcileri bugün saat 17 de İstanbul Ziraat Bankası binasında bir toplantı yapmışlardır.

Bu toplantıda Başvekil Adnan Menderes, Maliye Vekili Hasan Polatkan, "Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş, Bayındırlık Vekili Kemal Zey-tinoğlu, Gümrük ve Tekel Vekili Emin Kalafat da hazır bulunmuşlardır.

Büyük iktisadî teşebbüslere hususî sermayenin katılmasında rehber ol­mak vazifesini basiretli bir anlayışla tahakkuk ettirmek mevzuunda ev­velki toplantılarında tam bir görüş birliğine ve müsbet karara varmış oîan bankalar bu maksatla teşebbüsü tahakkuk ettirmek şeklini tayin etmek üzere bir komite seçmiş bulunmakta idiler.

Bugün mesaisini tamamlamış olan komite Başvekil ve Vekillerin huzu­runda bankalar mümessillerine komite çalışmaları ve neticeleri hakkında gerekli izahlarda bulunmuş ve umumî tasvibe mazhar olan bu görüşme­ler sonunda kurulacak ana müesseseye ait statü projesinin de hazırlan­ması kararlaştırılmış ve yeni komite bununla da vazifelendirilin iştir. Bu görüşmeler üzerine Adnan Menderes hükümetin umumî kalkınma politikası hakkında ve bilhassa bu işlerin tahakkukunda hususî teşebbüsün ehemmiyet ve hükümetçe çok kıymet atfedilen rolünü tebarüz ettiren geniş izahlarda bulunduktan sonra bankalarımızın bu gibi teşebbüslerin tahakkukunda hususî teşebbüslere rehber olmak yolunda gösterdikleri anlayış ve yakın alâkaya heyecan ve teşekkürle mukabele etmiştir.

Adı geçen komite mesaisini tamamlamak üzere 28 Eylül Pazartesi top­lantıya devam karariyle içtimaa son vermiştir.

27 Eylül 1953       

Millî Eğitim Vekili Rıfki Salim Burçak'ın konuşması :

 Ankara:

Millî Eğitim Vekili Hıfkı Salim Burçak yeni ders yılının başlamak üzere bulunması münasebetiyle bugün    Ankara    Radyosunda şu konuşmayı yapmıştır :

«Sevgili yurttaşlarım, Okullarımızda 1953-54 ders yılının başlamak üzere olduğu bugünlerde sizlere millî eğitimimizin durumu hakkında biraz malûmat vermeği uy­gun buluyorum. Bildiğiniz gibi, Teşkilâtı Esasiye Kanunumuz bütün yurttaşlarımızı ilk Öğretimden geçmekle mükellef tutmuş ve bunun gerçekleştirilmesi işini devlete vermiştir. İlk öğretim, aile kucağından sonraki terbiye merha­lelerinin birincisi ve millî gayelere uygun bir yurttaşlık terbiyesinin te­melidir. Bu itibarla şehir, kasaba ve köylerde bulunan ilk öğretim çağın­daki bütün çocuklarımızı okula kavuşturmak, millî eğitim gayretlerimiz: arasında ön plânda tuttuğumuz işlerden biridir. İlk öğretimin nimetle­rinden bütün yurttaşların faydalanmalarını sağlamak amaciyle hüküme­tiniz devamlı bir gayret ve hamle içerisindedir. 1953 bütçesinde maarifin yalnız ilk öğretim kısmına 147 milyon liralık bir tahsisat ayrılmıştır.

Böyle olmakla beraber ilk Öğretimde henüz yapılacak işlerimiz çoktur. En küçük köylerde oturanlar da dahil olmak üzere bütün çocuklarımıza okul temin etmeyi devletin başta gelen vazifeleri arasında sayıyoruz. Bizi bu hedefe süratle ulaştıracak olan büyük bir plân ve bu plânın tatbiki imkânlarını ihtiva eden bir ilk öğretim kanun tasarısı hazırlanmıştır. Bu tasarı kanuniyet kesbettiği takdirde bütün köylerimizi 12 sene zarfında okula kavuşturmuş olacağız.

İlk okulları bir yandan süratle çoğaltmağa çalışırken diğer yandan on­ların seviyelerini yükseltmeğe ve öğretmenlerimizin durumlarım islâh işine de büyük bir ehemmiyet veriyoruz. İlk ve orta dereceli okulların öğretmenleri için daha ziyade yaz aylarında birçok kurslar ve seminerler açıyor ve onların meslek bilgilerini takviye ediyoruz.

Yine bu cümleden olmak üzere Köy Enstitüleri ile Öğretmen Okullarının, programları birleştirilmiş ve her iki müesseseden mezun öğretmenleri­mizin maaş, ücret, terfi, tecziye, mecburî hizmet müddeti, tatil ve mesai rejimleri bakımından aradaki farkları kaldıracak olan bir kanun tasarısı hazırlanarak Büyük Millet Meclisine sevkedilmîştir. Diğer tandan bütün ilk ve orta dereceli okul Öğretmenlerinin terfileri sağlanmıştır.

Orta öğretim sahasındaki çalışmalarımıza gelince, 1953-54 ders yılında 4 lise, bir Öğretmen okulu ve 30 ortaokul açılmıştır. Ortaokullarla lisele­rimizin ders âlet ve vasıtalarını süratle tamamlıyoruz.

Yüksek tahsili takip etmiyecek olan lise Öğrencilerinin 3 senede yetişti­rilmeleri ve dördüncü sınıfların da' Üniversiteye girecek olanları hazır­lamak üzere bir olgunluk sınıfı haline getirilmesi yolundaki hazırlıkla­rımız bitmek üzeredir. Bu suretle çocuklarımız, yabancı dil ve seçecekleri' tahsil branşı bakımından Üniversiteye daha hazırlıklı girmiş olacaklardır.

Sevgili vatandaşlarım,

Teknik Öğretim, maarif politikamızın en önemli mevzularından biridir. Bu müesseselere, memleketimizin iktisadî kalkmmasiyle muvazi olarak bü­yük bir ehemmiyet veriyoruz. Sanat Enstitüsü mezunlarına yedek subay hakkının tanınmış olması, cemiyet içinde sanatkârın itibarını bir kat da­ha yükseltmiş ve bu müesseselere rağbeti daha şimdiden büyük Ölçüde-arttırmıştır.

1953 yılında 4 veni Kız Enstitüsü. 9 Kız Orta Sanat Okulu, 11 Akşam Kız Sanat Okulu, 92 kadın kursu açılmıştır.

Teknik Öğretimi, yurdumuzun bugünkü ihtiyaçlarını gözonünde tutarak yeni şartlara intibak ettiriyoruz. Bu müesseselerde her nevi motor ve

zirai âletler tamir atölyeleri ve memleketimizin şiddetle muhtaç bulun--duğu tekniker okullarını açmak suretiyle yurdumuzun bu sahalarda gün­den güne artan ihtiyaçlarını karşılamağa gayret ediyoruz.

Ayrıca, Kız ve Erkek Sanat Enstitüleriyle, Yapı Sanat Okullarında halk için çeşitli meslek kursları, köylerde gezici kurslar açıyor ve bunların sayılarını yine süratle arttırıyoruz.

Üniversitelerimiz devamlı bir gelişme içindedir. Bu gelişmeyi temin yo­lunda kendilerine her türlü imkânlar hazırlanmıştır.

Üniversite bütçelerinin 41 milyon liraya çıkarılmış olduğunu söylemek, "bu ilim müesseselerimize karşı duyulan yakın alâkanın derecesini gös­termeğe kâfidir. Eir yandan, üniversitelerimizin her türlü ihtiyaçları karşılanırken diğer yandan da yüksek tahsile devam eden çocuklarımızın daha iyi şartlar ve imkânlar içerisinde yetişmelerini sağlayacak olan ted­birlere başvurulmakta, onlara güzel ve sıhhî yurdlar yaptırılmaktadır.

Bütün bunlar millî eğitim sahasında devletçe sarfedüen gayretlerin an­cak bir kısmıdır.

Sevgili Türk çocukları,

Sizin iyi birer vatandaş olarak yetişmeniz için Türk milletinin harcadığı emekler az değildir. Sizin de, milletimizi her gün biraz daha yükseltmek gibi büyük bir vazifeniz vardır. Bütün hayatınızda, günlük çalışmaları­nızda bu vazifenizi hatırlryarak hareket ederseniz muvaffakiyetler arka­nızdan gelecektir. Bu vazifeyi hatırlamak hayatınızın mahreki olacak, yeni kudretler elde etmek, yeni şeyler yaratmak için sizde iştiyaklar uyandıracaktır.

Vazife duygusu sizde geçici bir duygu olmamalıdır. Ders yılı başında bü­tün hayatınız için bu mânada büyük bir karar alınız ve bütün günleriniz­de ve saatlerinizde bu kararınıza sadık kalınız. Bilgi miktarını, meharetlerinizi çoğaltırken yine bu vatanın sanat, tarım ve çeşitli sahalarda, kalkınması için çalışmakta olduğunuzu düşününüz. Kendi çalışmalar v> rnızla Türk vatanının kudreti ve devamı arasındaki birliği zihninizde her an canlı bulundurunuz. Dedelerimizin nasihatine uyarak bugünün işini yarma bırakmayınız Etrafınızdaki insanların «çalış, yap, et» gibi tembih­leri yerine, sizin kendi vatan inancınız hâkim olmalıdır.

Bugüne kadar vazifelerini ihmal etmiş olanlar için ders yılı başı bir uyan­ma ve bir dönüm noktası olmalıdır. Kaybedilmiş olan edilmiştir, fakat bugün yeni bir alâka ile işe başlarsanız herşeyi telâfi etmek mümkündür. İhmalde ısrar büyük zararlar doğurur. Buna mukabil devamlı gayretler de sizi gayenize mutlaka ulaştırır. Bilmelisiniz ki herşey sizin kararınızın kuvvetine bağlıdır.

Sevgili çocuklar, sizin hür ve müstakil bir vatanda rahatça çalışabilme­nizi temin için geçmiş ve bugünkü Türk nesillerinin hayatlarını feda etmiş olmalarına karşı minnetinizi ancak böyle bir vatana lâyık olacak şekilde çalışmakla ispat etmiş olacaksınız.

Sizlere yeni ders yılı başında yürekten muvaffakiyet ve saadetler di­lerim.»

Takat sistemin tamam olması için iki şeyin daha yapılması lâzımdır. Bun­lardan biri, para karaborsasının orta­dan kalkması ve serbest piyasa fiya­tına alım ve satımın, meşru bir hale getirilmesidir. Bu sayede bugün hu­susî keselere akan döviz. kârları Mer­kez Bankasında toplanır, karaborsadan para alıp harice gidenler, ihtiyaçlarını serbest fiyata ve göğüslerini gere gere bankadan alır, döviz üzerine serbest piyasada binen yasak ve risk payı or­tadan kalkar ve Fransa ve İtalya'da tecrübe edildiği gibi, resmî ve serbest fiyat arasındaki fark gitgide hiçe iner. Maliyenin bu mücerrep sisteme karşı neden hâlâ tereddüt gösterdiğine ak­lımız ermiyor.

"İkinci nokta, turizmi birinci derecede "bir millî dâva olarak ele almaktır. Ta­rihin ve tabiatın bize verdiği eşsiz ha­zinelerden turizm yoliyle istifade et­meği dert edinirsek, ticaret muvaze­nesi haricinde geniş döviz imkânları ele geçirmiş oluruz. Teçhizatı çok nok­san olan bir memleketin ihtiyaçlarını karşılamak için de, haricî âlemle olan temaslarımızı genişleterek kendimizi tanıtmamız ve sevdirmemiz için de bu­na şiddetle muhtacız.

Ecnebi sermayesinin memleketimize akmasını teşvik maksadiyle yeni bir harekete geçileceği sırada şu bahset­tiğimiz tedbirler de yerine gelirse, ik­tisadî kalkınmamızın dinamik seyrini ve gittikçe artmağa namzet sür'atini muhafaza etmesi daha kolay olur, bu umumî ve müsbet kalkınma havası da, ayni zamanda eskiden kalma türlü türlü politika hastalıklarını ve içtimaî huzursuzlukları kökünden siler, sü­pürür.

.Eski maliyeci zihniyetinin , mahzur korkusu, memleketin sarih bir takım faydalara kavuşmasına engel olmama­lıdır. Bu islerde risk ve mahzur olsa "bile, daha üstün faydalar mukabilinde bunlar göze alınmalıdır. Adnan Men­deres hükümetinin cesur iktisadî siya­setinin icabı budur. Bu siyaset ancak eski maliyeci kuruntuları tasfiye et­mekle dortbaşı mamur bir manzara alabilir.

Kendilerini rakamlarla takipte­yiz!

Yazan: M. Faik Fenik

7 Eylül 1953 tarihli Cafer'den:

Başvekil Adnan Menderes'in, Balıke­sir'de söylemiş olduğu büyük nutuk, millet huzurunda daima açık alınla hesap vermesini şiar edinen yeni ikti­darın yeni bir beyaz kitabıdır. Başve­kil bu nutkunda, kısa bir zaman içinde kalkman ve iktisadî hayatta bü­yük hamleler yapan, hür ye müstakil Türkiye'nin manzarasını bütün güzelliği ve yüksekliği ile gözümüzün Önü­ne sermiştir. Bu hakikatleri görme­mek için insanın hakikaten kör ol­ması ve rakamların belagatını anla­mamak için de iz'an, mantık ve hattâ akıldan mahrum bulunması gerektir.

Karilerimiz hatırlarlar, Demokrat Par­ti bu senenin Mayıs ayında üçüncü bir beyaz kitap neşretmiştir. Fakat Başve­kilimizin söylediği gibi, ilâve etmek lâzımdır ki, bu beyaz kitabın ihtiva ettiği rakamlar, hazırlanışından tabına ve hele tevziine kadar geçen zaman zarfında, eskimiştir. Vs hele sayın Menderes'in verdiği yeni rakamlar karşısında büsbütün tarih olmuştur.

Bundan iki üç ay sonra Başvekilimiz yeni bir konuşma yapıp da yeniden bize iktisadî kalkınmanın son şeklini izah ettiği zaman, Balıkesir konuşma­sındaki rakamlardan da çok ileriy.e geçmiş olduğumuzu göreceğiz. Ve bağ­rımız yine memleket hesabına iftihar hisleriyle    dolup dolup taşacaktır. Bir sanatkâr bir eser meydana getir­diği zaman, ona son fırçayı vurunca artık o eser tamam olmuştur. Fakat y.eni iktidarın eseri böyle değildir. O gözümüze bitmiş gibi göründüğü es­nada üzerinde yapılan yeni bir çalış­ma, bize bu eseri bir şaheser halinde tecessüm ettirmekte ve böylece şahe­serleri daha üstün şaheserler takip et­mektedir. Meselâ bir buçuk milyon ton hububat ihracatiyle ziraî kalkınmanın tamam olduğu tahmin .edilen geçen yılda, is­tihsal üc milyon ton ihraç edebilecek bir duruma girmiştir. Yarın elbette bu rakam daha büyüyecek ve Türk vatandaşı çok daha müreffeh, çok daha me­sut bir hale gelecektir. İşte Adnan Menderes, ve onun temsil ettiği ikti­dar, vatanı her gün yeni hamlelerle ve üstün başarılarla güzelleştirmesini ve ona sağlık ve saadet heyecanını Katmasını bilen yaman bir siyaset sa­natı kudretini nefsinde toplamıştır. Bu vaziyet karşısında, hakikî vatan­severlerin, gurur duymaları, candan sevinmeleri ve istikbale elbette daha büyük bir ümitle bağlanmaları lâzım­dır. Çünkü kalkınma, muayyen ve ted­rici bir yükselme ile değil, belki geo­metrik bir nisbetle hızlanıp ilerlemek­tedir. Ama muhalefet bunu çekemez. Çünkü olanlar iktidarı kaybetmenin yası için­dedirler. Ve yarın da ayni şekilde ef­kârı umumiyenin huzurunda milletin itibarından daha da çok, düştüklerini görmek felâketi ciğerlerini yakmakta­dır. Onun için uyduracaklar, rakam­ları bile tahrif edecekler ve uluorta kahve politikacısı ağziyle ve mevzuun hakikatiyle zerre kadar alâkadar olmayan toparlak ve amiyane sözlerle, iktidara hücuma kalkacaklardır. Fa­kat onların bu tecavüzleri, bu iftira­ları, koca bir çmar ağacını, sarsmağa kalkan, âciz ve idraksiz bir çocuğun hareketlerinden farksızdır. Güneşin, balçıkla sivanmıyacağı hakkındaki es­ki Türk darbımeseli bir defa daha hükmünü icra etmektedir.

İşte Adnan Menderes Balıkesir'de, mu­halefetin ağzına sakız, ve eline hamur yaptığı dış ticaret açığı, altınların eritildiği iddiasından tutunuz da Mar-shall yardımına, maden istihsaline, muhtelif yatırımlara, toprak tevzii iş­lerine, münakale işlerine dair mukaye­seli rakamlar vermiştir. Bu rakamlar tetkik edildiği zaman dünkü iktidarın mütereddit, beceriksiz ve bodur işleri yanında Demokrat Parti iktidarının dev icraatı gayet sarih bir surette gö­rülecektir. Ve herkes bir defa daha teslim edecektir ki, C.H.P. muhalefeti­ni idare edenler, dün olduğu gibi bu­gün de yalan söylüyorlar. Mütemadi­yen yalan söylüyorlar. Ve bu suçu iş­lerken de zerre kadar yüzleri kızar­mıyor,  vicdanları titremiyor...

Tek bir misal: İşte onların bize 1950 senesinde 420 milyon 800 bin lira ile devrettikleri dış ticaret açığı, bugün: 11 milyon liraya düşmüştür. Bu açı-ğm gelir nisbeti onların zamanında, yüzde 73,6 iken bugün bu nisbet yüz­de birden de aşağı, yüzde 0.08 e in­miştir. Ve bu netice, muazzam kalkın­ma için yapılan geniş yatırımlara rağ­men elde edilmiştir. Demek bu di? ticaret açığı iddiaları doğrudan doğ­ruya demagojik bir iftiradan ibarettir.

Yarın bu sütunlarda bu mevzuu etraf­lı bir şekilde tahlil edeceğiz ve onla­rın dış ticaret açığına dair iddialarını yine rakamlarla daha geniş izah ede­rek yalanlarını, asla kızarmıyan yüz­lerine bir defa daha vuracağız. Bunun­la da yetinmeyeceğiz. Her meseleyi te­ker teker ele alacağız; ve rakamlarla, adım adım peşlerini takip etmekten, usanmıyacağız.

İnönü'nün ileri sürdüğü dış tehlike

Yazan: M. Faik Fenik

İ2 Eylül 1953 tarihli Zafer'den :

Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnö­nü'nün eski âdetidir: Vatanı kurtara­nın  Halk  Partisi   olduğunu  söyleyip, maziden  bir  takım   övünme  hisseleri çıkardıktan sonra, sanki bu millet ken­di partisine rey    vermezse,    batarmiş gibi, derhal dış tehlikeyi ortaya sürer. Ve bu tehlike heyulası ile herkese bir göz dağı vermeğe kalkar. Nitekim bu­seler de İstanbul'da söylediği nutukta demiştir ki :  «Dış tehlike bizim gözü­müzde hâlâ birinci derecede ehemmi­yetlidir.»   Biz  bu   dış  tehlikenin  İnö­nü'nün söylediği şekilde mevcut olup-olmadığını  burada yeniden münakaşa mevzuu yapacak değiliz ama, bu mil­let bilmez mi ki, eğer bir dış tehlike varsa,   buna   karsı  maddî  manevî  eri iyi ve en kuvvetli emniyet tedbirleri­ni alan Demokrat Parti iktidarı olmuş­tur? Kore kararın: vermekle milletler­arası  sahada  kazandığımız  itibarı bir-defa daha tekrarlamakta fayda vardır. Ve nihayet Atlantik Paktı  camiasına girmiş olmamız, müşterek savunmada Türkiye'nin vaziyetini elbette eskisin­den çok daha iyi tarsin etmiştir. Son defa Balkan Devletleri arasındaki Üçlü Pakt, bu savunma imkânlarını da-.ha da kuvvetlendirmiştir.

İsmet İnönü, dış tehlikenin hâlâ kendi gözünde birinci derecede ehemmiyetli olduğunu söyliyerek böyle bir tehlike­yi seçim propagandasına mevzu ya­parken, NATO Teşkilâtı Umumi Kâ­tibi Lord Ismay, Paris'te Türk gazete-elleriyle yaptığı bir konuşmada NA­TO sayesinde bir üçüncü cihan harbi­nin Önlendiğini ifade etmiş ve demiş­tir ki:

«Harbi önlemek için en tesirli yol NA-TO'dur. Sulh hesabına biricik garanti değilse bile, en kuvvetli garantidir. Eğer NATO'yu kurmuş olmasaydık, bu dakikada belki harp halinde bulunaçaktık.»

Demek NATO dış tehlikeyi bugüne kadar önlemiştir. Ve bundan sonra da önlemek için bütün gayretlerini sarfetmektedir. Türkiye'nin de bir taraf­tan kendi ordusunu en modern vası­talarla teçhiz ederken, diğer taraftan NATO'ya dahil olması gozönüne alı­nacak olursa, dış tehlikenin bir seçim propagandası nutku içinde yer alması­na hiç de sebep yoktur.

Biz tedbirlerimizi herhalde eski Halk Partisi hükümetleri zamanmdakinden çok daha mükemmel bir surette al­mış bulunuyoruz. Nitekim NATO Baş­komutanlığı Erkânı Harbiye Keisi Ge­neral Schuyler de demiştir ki:

«Türkiye'nin NATO'ya iştirak etme­sinden dolayı iftihar duyuyoruz. Sene­lerce Türkiye'de bulunan dostum General Arnold Türk ordusundan ve te­min ettiği gelişmelerden takdirle bah­setmiştir.»

Türkiye'nin NATO'ya iştirak etmesin­den dolayı, hu teşkilâtın Erkânı Har­biye Reisi Amerikalı Generalin iftihar hissi duymasına sebep olan gayretle­rin Demokrat Parti iktidarı tarafından sarfedüdiğini kim inkâr edebilir?

Su muhakkak ki. bizim millî savun­mamız için NATO'nun dışında dayan­dığımız büyük kudret vardır. O da en modern harp vasıtalariyle mücehhez, bu vasıtaları kullanmasını bilen kah­raman Türk ordusudur. Ve bu orduyu besliyen asker millettir. TBu noktayı gerçekten birinci derecede ehemmiyetle gozönüne almak ve artık dış tehlikeyi bir seçim mücadelesi mevzuu olmaktan çıkarmak lâzımdır. Dahası var : İsmet İnönü, bu bahiste konuşurken »(müşterek savunma ted­birlerine bağlıyız» dedikten sonra şun­ları ilâve etmiştir:

«Müşterek savunma tedbirlerinin Av-rupa'daki inkişafından ise endişe duy­duğumuzu saklıyamayız.»

Bu endişenin sebep ve saiki eğer bir seçim kampanyasında ulu orta söy­lenmiş sözler değilse, acaba nedir? İs­met İnönü hangi hâdiselere dayana­rak müşterek savunma tedbirlerinin Avrupa'da inkişafını pek beğenmemiştir?

Bu cihetlerin herhalde izahı lâzımdır. Çünkü Avrupa'daki müşterek savun­ma tedbirleri bugün dünden daha kuv­vetlidir. Daha ziyade itminan verici bir manzara arzetmektedir. Nitekim dün de eskisinden daha kuvvetli idi.

Bu tedbirlerin her gün daha gsliş-mekte olduğunu söylemeğe hiç de lü­zum yoktur. Bugün on dört devlet müşterek savunma bahsinde tam bir itimatla ve müzaheretle birbirlerine bağlıdır. Kuvvetler mutavasıl kaplardaki su gibi, her yerde ayni seviyeyi alabilecek bir seyyaliyet kazanmıştır.

Onun içindir ki, bugün NATO Umu­mi Kâtibi Lord Ismay «Benim on dört-ite birim 'Türk'tür» demektedir. Avrupa'dan gerginlik yerine, şimdi da-ha yumuşama olduğuna dair haberler gelmektedir. Bu görünüşe inanıp inan­mamak herkesin kendi bileceği bir iş­tir. Ama şu muhakkak ki, iyi haber­ler, daima kötü haberlerden çok daha iyidir.

Herkes müşterek savunma tedbirleri­nin Avrupa'daki inkişafından bir memnunluk duyarken ve bundan alâ­kalı resmî şahsiyetler sitayişle bahse­derken. Halk Partisi Genel Başkanının ortaya bir «endişe» sözü atması, eğer NATO'ya bir itimatsızlık değilse, sa­dece mevzuu, seçim propagandası uğ­runda bir istismardır.

İnönü'nün, malî ve iktisadî meseleler hakkında, dün Maliye Vekil Vekili Emin Kalafat tarafından pek güzel cevaplandırılan kasdî bedbinliğini ya-rm tahlil edeceğiz.

Bir bankanın itibarını kırabilecek, hakikate uygun olmıyan şayia çıka­ran veya bilerek yanlış haberler ya­yan kimseler, bir aydan bir seneye kadar hapis ve 25 liradan İki yüz li­raya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır. Bu hareket, Matbuat Kanu­nunda yazılı neşir vasıtalariyle yapı­lırsa, bir seneden üç seneye kadar ha­pis ve yüz liradan 1000 liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.»

İşte Bankalar Kanununun bu kadar titizlikle koruduğu «malî itibarı» İs­met İnönü nasıl olur da böyle büyük bir lâubalilikle, hem de ortaya iftira atarak, bir parti toplantısında, seçim propagandasına âlet edebilir?

İşte şaşılacak nokta budur.

Devr-i sabık yaratmama kararı­nın neticeleri

Yazan: Yeni Sabah

14 Eylül 1Ö53 tarihli Yeni Sabah­tan:

Ankara'daki müessif hâdiseyi gazete­lerde görmüşsünüzdür: Ekonomi ve Ticaret Vekâletine mensup bir memu­run zevcesi, Beyrut'a uyuşturucu mad­de vesair kıymetli eşyayı kaçırmak is­terken suçüstünde yakalanmış ve ad­liyeye verilmiştir. Sorgu hâkimliği sa­nığı, sonra da kocasını tevkif etmiştir.

Bu hâdise, vehleten basit bir kaçak­çılık vak'ası gibi görünüyorsa da mev­zu üzerinde biraz imaî-i fikredildiği vakit içtimaî bazı sebep ve neticele­rin tahlil ve mütalâası icabettiği an­laşılır.

Yeni Sabah oldum, olası, temizlik ve fazilet savaşı lüzumunda ısrar etmiş, bu fikrini tek parti ve şeflik devrin­den bu yana her vesile ile ortaya atıp müdafaadan fariğ olmamıştır. Bu sü­tundaki yazıları okumak, zahmetine katlanan okuyucularımız, sözümüzün hilâf-ı hakikat olmadığını elbette ka­bul v.e teslim edeceklerdir. Bizim ıs­rarlı talep ve neşriyatımıza rağmen, karışık ve pis yollara sapanlarla ya gerektiği gibi savaşılmamış, yahut da mevzu tamamen bir tarafa bırakılmış­tır. Hele Demokrat Parti, 1950 de milletin, içten gelen feveraniyle iktidara geç­tikten birkaç gün sonra, Adnan Men­deres, meşhur nutkunda «devr-i sabık yaratmıyacağız» dediği zaman biz, bu formülün çok kaypak olduğu, mazinin kirli işleriyle lekeli olarak tanınanla­rın yakalarına yapışmak icabettiği mü­talâasında bulunmuştuk. O zaman ik­tidarı Demokratlara devredenlerin ek­serisi ve Demokrat Parti mensupları­nın çoğu, bu ikazımızı bir nevi inti­kam alma teklif i' mahiyetinde farz ve tefsir ederek, itirazlarda bulunmuşlar­dı. Halbuki maksadın, hazır iktidar de­ğişikliği olmuşken bu fırsattan istifa­de edip geniş ölçüde manevî temizlik hareketine girişilmesini arzu ve bu arzuyu izhar etmekten başka birşey olmadığı muhakkaktı. «Devri-sabık» yaratmıyacağız diyerek, mazinin leke ve günahları üzerinden sünger geçir­menin, idare-i maslahatçılığa numune vermekten Öteye gidemiyecek bir adım olduğu, temizliğe susamış tarafsız bü­yük kütlenin de bizimle hemfikir bu­lunduğu, gerek daha o zamanlar, ge­rek bilâhare muhtelif vesilelerle an­laşılmıştır. Çünkü, mazideki karışık iş­lerin mesulleri aranıp bulunmaz ve yakalarına yapışılmazsa bu halin, son. derece kötü bir misal teşkil edeceğin­den ve dolayısiyle yeni irtikâp ve irti­şa namzetlerini gizliden gizliye teşvik mânasını taşıyacağından korkuluyor­du. Bu ise, o zamanlar kendine pek çok ümitlerin bağlandığı Demokrat ikti­dara yakıştırılmıyordu.

İşte şimdi, eski devirde elindeki siyasî pasaportları suiistimal ederek ecnebi' memleketlerde mahkemelere düşüp Türkün şerefine darbe vurmağa yelte­nenlerin ve emsalinin ders-i ibret teş­kil edecek şekilde sorgu suale tâbi tu­tulmaması, meyva vermeğe başlamış gibidir. Yoksa, bir memur karısının, bu kadar açık ve cüretkârane bir şe­kilde suç işlemeğe teşebbüsüne imkân mı vardı? Dün, Ankara'dan verilen başka bir haberde, New - York Times gazetesi­nin Türkiyede bazı mebusların afyon kaçırmak işiyle ilgili olduğu yolunda­ki iddiasının doğruluk derecesini öğ­renmek için bir mebusun, Meclise tak­rir verdiğini bildiriyordu. Hem bu zat Demokrat değil Halkçı, Ne yapsın? D. P. lilerin ses şada çıkarmadıklarını görünce bu sükûtun daha fazla uzama­sına tahammül edememiş olacaktır. Bu takrir ve kaçakçılık iddialarına ba­kıp da hayrete düşmemek lâzımdır. Eski devirde bu gibi kârlı işlerle el­lerini kirletenler hesap vermeğe da­vet edilmedikleri için, yeni macera­perestlerin zuhurundan tabiî ne ola­bilir? İşte devri sabık yaratmama kararının içtimaî  bakımdan hazin neticeleri.

Altına hücum!

Yazan: M. Faik Fenik

15 Eylül 1953 tarihli Zafer'den:

Muhalefet, sanki Türk parasının kıy­meti altına bağlı imiş gibi, bu mevzu üzerinde akla gelmedik lâf etmektedir. Halbuki altını paraya karşılık tutmak devri çoktan geçmiş ve tarihe kavuş­muştur. Şimdi her memlekette para kıymetinin .en büyük dayanakların­dan biri istihsal ve daima istihsaldir.

Çünkü istihsalin karşılığı dövizdir. Ve dövizle dış iştira kabiliyeti parayı en sağlam esaslar üzerine istinat ettir­mektedir.

Kaldı ki. altın mevcudumuz da bu­gün, Demokrat Parti'nin iktidarı dev­raldığı zamandanberi dört buçuk ton fazlalasarak. 127 buçuk tonu bulmak­ladır. O halde çıkardıkları gürültünün sebebi ne?..

Bankası Umum Müdürü sayın. Nail Gidel'in radyoda pek güzel izah ettiği gibi, eğer altınlarımızdan az miktar, mevsim kredileri icabı, terhin edilmişse, bunun mevcut stokumuz üzerinde hiç bir tesiri yoktur. Bu res­mî izahata göre. kısa vadeli terhin müddeti. Eylül ayının sonunda bite­cek, merhun altınların karşılığı öde­necek ve bunlar yine asıl sahibine in­tikal edecektir. Çok değil, on yedi. on sekiz gün kal­dı. Ve çok şükür Türk hazinesi, bu rehinin karşılığını ferah ferah ödiye-cek durumdadır. Hem altınların rehin edilmesi, menfî hiç bir mâna ifade et­mez. Çünkü karşılığı, istihlâk madde­lerine  değil,   istihsalde  kullanılmıştır. Ve her İstihsal o iş için rehin edilen altınları karşılar da fersah fersah ge­çer bile... Hem şimdiye kadar iktisadî durumu en ileride olan hangi memle­ket, bu gibi rehin muamelelerine te­vessül etmemiştir? Altınların bir kıs­mını Merkez Bankasının kasasında uyutmak mı iyidir. Yoksa, ekonomik bünye içinde   «productif»   kılmak mı?

Evet, çok değil, on sekiz gün daha sabrederlerse, mevcut stoka nisbetle çok cüzi sayılabilen bu altınların üze­rinden rehin muamelesi fekkedilmiş olacaktır.

İstihsal hacminin bu kadar kabardığı, memleketin baştan başa ekonomik bir kalkınmaya mazhar olduğu ve hele el­deki altınların tamamı muhafaza edil­diği bir devirde, muhalefetin altının lâfzı üzerinde bu derece spekülâsyon yapmasını anlamağa imkân var mı­dır? Bugün işlemiyen altın, iktisadî hayat üzerinde bizatihi müessir bir kıymet olmaktan çıkm^ sadece milletlerara­sı mübadelede, istihsal karşılığı bir vasıta haline gelmiştir, öyle olmasay­dı, İkinci Cihan Harbi sırasında, mil­letlerarası mübadelenin durgunluğu yüzünden Merkez Bankasında birik­miş olan altınlara rağmen hayat o de­rece pahalılaşır mıydı? O devirde ka­zançlar ayni kaldığı ve hattâ birçok sektörlerde çok düştüğü için mahut altınlar, fiyatların tereffüüne mâni olamamış ve ne gariptir ki, altınlar fazlalaştıkça hayat pahası yükselmiş­tir. Çünkü o zamanki iktidar, Türkiye’yi tamamiyle müstehlik bir duruma sokmuştur.

Altın stoku, az da olsa, istihsalle muvazi bir rol oynarsa yani ona yar­dım ederse, büyük bir kıymet arzeder. Fakat bu stok çok da olsa, eğer eko­nomik bünye istihlâk üzerine mües­ses ise işte o zaman, hayat pahası ala­bildiğine yükselir. Ve paranın kıymeti o derece düşer.

Eski iktidar zamanında bunun acı mi­sallerini gördük. Altınlarımızı, döviz­lerimizi, birçok istihlâk maddeleri uğruna heba ettiler. Sanki kıtlıktan çık­mış gibi, bir senede tam 510 milyon. Buna mukabil, is­tihsal vasıtalarına bir çivi katmadılar, her şeyi yüzüstü bıraktılar.    Bundan Eğer 1950 de De­mokrat Parti iktidara geçmemiş olsay­dı, maazallah bir iktisadî buhran ve bir enflâsyon tehlikesi mukadderdi!.. Çünkü iğleri o derece hafife almış­lardı..

Halbuki, bugün vaziyet tamamiyle be-rakistir. Vatandaşlar olup bitenleri, teneffüs ettikleri hava gibi kendi içlerinde ve kendi muhitlerinde hisset­mektedirler. İmar işlerine, bayındır­lık işlerine yapılan muazzam yatırımlara rağmen mevcut altınlarımızın te­davüldeki paraya nisbeti yüzde 32,43 tür. Bu nisbet. Merkez Bankası Umum Müdürünün söylediği gibi, belli başlı Avrupa devletleri arasında, Türkiye'yi Belçika'dan sonra ikinci hâle koymuş­tur. Fransa'ya gelince, bu memleket sonuncu gelmektedir. Ve Fransa'da mevcut altınların tedavüldeki paraya nisbeti yüzde 9,4 tür. Şurasına hemen işaret edelim ki, buna rağmen Farnsa' nm vaziyeti asla batak değildir. Çünkü sanayiini seferber etmiş, turizm en­düstrisini kurmuş, istihsali tanzim et­miş ve böylelikle kazanç yoluna gir­miştir.

Bütün bu izahatı vermekten maksadı­mız, muhalefetin bu mevzuda sırf if­tira ve yalan üzerine istinat ettirdiği menfî propagandaların mesnetsiğliği-ni ispat .etmektir. Türk parası sağlam­dır; çünkü millî istihsale    dayanıyor.

Vatandaşlar, huzur ve sükûn içinde çalışarak ve istihsale bağlanarak Türk parasının kıymetini tutmağa bizzat yardım ediyorlar.

Yaibancı sermaye

Yazan : Şükrü Kaya

16 Eylül 1953 tarihi! Hürriyet'fcen: Sermayenin dini milliyeti yoktur. Ne­rede daha çok emniyet ve kâr bulur ve görürse oraya gider diye bir kanaat vardır. Serbest ticaret rejimi itibarda iken yani giriş ve çıkış gümrükleri yok veya az olduğu yerli mahsul ve mal­ların himaye edilmediği devirlerde ve memleketlerde sermaye de, ticaret de kozmopolitti, vatansızdı.

Altın veya gümüş sikkenin damgası is­ter tuğra, ister put olsun; her yerde ayar ve dirhemine göre kıymetlenir ve geçerdi. Türkiye'de en çok kullanılan para, yabancı riyalleri, florinleri ve dukaları İdi.

Osmanlı İmparatorluğu Önceden gele­neğin, sonraları da kapitülâsyonların, icabı parada; iktisat ve ticarette ser­best rejime tâbi idi. İmparatorluk Av­rupa, Asya ve Afrika'nın birleştiği en bereketli, verimli geçinmesi, yaşama­sı kolay iklim ve topraklara hâkimdi. İçte yetişen mahsul ve yapılan eşya kendi ihtiyacına yeterdi. İç ticaret, ufak tefek kara gümrüklerinden sarfı­nazar çok geniş ve tamamiyle ser­bestti.

Dış ticaret, kürk, gal, halı, atlas, çu­ha, baharat, inci, zümrüt vesair kıy­metli taşlar gibi sayılı mallar üzerin­de olurdu. Nisbeti mahduttu. Zaten o devirlerde, başka memleketlerde de dışarıya çıkarılacak fazla mal bulunmaz, başka yerlerde kazanç arayacak para da yoktu.

Mahsullerin ve malların dışarda müş­teri, sermayenin iş araması, tezgâhla­rın fabrikalaşmasmdan, yelken gemi­lerinin vapurlaşmasmdan; demiryollanm her tarafa uzamasından sonra baş­lar. İktisat tarih ve kitaplarında «en-düstriyalizm ve kapitalizm» çağı de­nilen Avrupa sanayicilik ve sermaye­ciliğinin, Osmanlı İmparatorluğunu sömürmesi, Tanzimat devrine tesadüf eder. O zamana kadar Osmanlı impa­ratorluğu, dış dünya ile daimî harp halinde idi. İdarede, iktisatta, mede­niyette ortaçağ usulü ve zihniyeti ya­şıyordu. Memleketin hudutları ve idare edenlerin kafaları yeniliklere ve ilerleyişlere      tamamiyle      kapalıydı.

Mağlûbiyetler, bozgunlar âdetleri ve-zihniyetleri ıslâh edemedi. Fakat memleketin kapılarını yabancılara ve yabancı sermayelere karşı ardına ka­dar açtı.

Sultan Mecit, Aziz ve Hamid'in yet­miş yıl süren Padişahlıkları bu mem­lekette, yabancıların, yabancı sermaye ve malların her türlü emniyet, hi­maye ve imtiyaza sahip olduğu, politi­kada, iktisatta, maliye ve ticarette sal­tanat sürdüğü devirlerdir.

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı sade kendi Vekâletinin mevzuuna giren, te­sisler için asgarî bir hesapla 400 milyon lira harcanmakta olduğunu söy­lemiştir.

Bayındırlık Vekâletinin, Ziraat Vekâ­letinin, Sağlık Vekâletinin, Ekonomi ve Ticaret Vekâletinin işlerini nazarı dikkate alacak olursanız, vaziyeti apa­çık görürsünüz.

Bunların hepsi de dış yardımlar ve Sa­nayi Kalkınma Bankasının kredileriy­le mi oluyor? Bu muazzam hareket­lerde milletin hiç mi hissesi yoktur?

Ulus'un iddiaları göz göre göre yalan­dır. Sade yalan değil, ayni zamanda milletin basiretine, izanına ve çalışma kabiliyetine karşı sabotajdır.

Halk Partisi sözcülerine göre, mem­lekette ne yapılıyorsa, yabancılar ya­pıyorlar, bu milletin bir şey yaptığı yoktur. Ne oluyor? İmtiyazlar, kapitü­lâsyonlar devrinde miyiz?.. Bir mille­te karşı bu kadar büyük bir iftira tarihte görülmüş müdür? Ama ihtirasın insanları ne korkunç uçurumlara sü­rüklediğine dair çok, hem de pek çok misaller vardır.

Silvan hâdisesi iftirası rezalettir!

Yazan: M. Faik Fenik

18 Eylül 1953 tarihli Zaferden:

Ulus'un dünkü manşetlerini okuyanlar hayretler içinde kalmışlardır: «Yarı kalan bir Balıkesir faciası  Silvanda, C. H. P. toplantısını baltalamak için teçebbüs.e geçildi bu hareket, C.H.P. den çok millî selâmet kanunlarının tatbikatına karşı açık bir cephe alma mânasına gelmektedir!"

Bu büyük başlıklar karşısında tedehhüş etmemenin imkânı var mıdır?..

Ondan sonra «Silvan Savcısını vazife­ye çağırıyoruz» diye bir başka yazı... Zannedersiniz ki. Silvan'da halk bir­birine girmiştir; vahim hâdiseler ol­muştur, adalet mercileri taraflı dav­ranarak, hâdise çıkaranlara göz yummuşlardır.

Hayır, bunların hepsi yalandır. Diğer sütunlarımızda Diyarbakır ve Silvan Müddeiumumilerinin beyanatlarından da anlaşılacağı gibi. Silvan'da en ufak bir hâdise cereyan etmemiştir. Kasım Gülek ve arkadaşları diledikleri gibi bin türlü iftira ile Silvan meydanında tezvir makinelerini harekete geçirmiş­lerdir. Buna rağmen kimse kalkıp ken­dilerine gözünün üstünde kaşın var, dememiştir. Ne Diyarbakır, ne de Sil­van Müddeiumumilerine hiç bir şikâ­yet vaki olmamıştır. Kasım Gülek ve arkadaşları iftira ve isnatlarını yapıp bitirdikten sonra oradan sükûn için­de çekilip gitmişlerdir. O halde Ulus­taki bu başlıkta bu Silvan Savcısını vazifeye çağırmalar nedir?

Sebebini biz size anlatalım: Sebebi doğrudan doğruya durup dururken memlekette bir tedhiş havası yaratmak, hiç bir esasa istinat etmeden kendilerini mağdur ve mazlum bir mevkie düşmüş göstermek, âmme vicdanını Demokrat Parti aleyhine tahrik etmek. Ve sonra da bu yalan üzerine dayanan havadisleri diledikle­ri gibi sömürm-ek!...

Kasım Gülek'in, Doğu seyahati, Ka­radeniz seyahati gibi hiç bir alâka çekmemiştir. Kimse kendisiyle meşgul olmamıştır. Halbuki, o kendi kanaa­tine göre «meşgul olunacak» bir adam­dır!. Bu gezilerinin sönük geçmesi hiç de işine gelmez. Efkârı umumiyeyi kendi üzerine celbetmek lâzımdır.

Gerçi hâdise çıkarmak için meydanda bütün hünerini kullanmış, Demokrat Parti iktidarına tecavüzlerde bulun­muş, ağır kelimeler sarfetmişss de al­dıran olmamıştır. Vatandaşlar yine temkinle hareket etmişler, hiç bir tep­ki göstermemişler; ve sükûnetlerini muhafaza etmişlerdir. İşte bu, Kasım Gülek ve arkadaşlarını sinirlendirmiş, deli divane etmiştir. O halde, Silvan meydanında hâdise çıkmadıysa, »Ulus» meydanında da çıkarılamaz mı?. Ga­zete ellerinde değil mi?. Ulus'un siya­sî murakıbına bir işaret kâfi! O orta­lığı birbirine katmakta, tezvir ve ifti­rada yektadır! îki ahbap çavuşlar el-ele verdiler mi işler kolaylaşır!... İşte Silvan hâdisesi rezaleti bu suretle Ulus sütunlarında  tekevvün  etmiştir!..Hem Kasım Gülek'in eski âdetidir, bu hususta sabıkası da vardır. Ara seçim­lerinde de Bilecik'te bir takım masum vatandaşların isimlerini taklid ederek mektup  sahteciliği yapmamış mıydı?

Vatandaş Fadime, vatandaş Elif, va­tandaş Veli, vatandaş Satılmış v.s. im-zasiyle neşrettiği uydurma matbu mektupta sanki bir tedhiş varmış gi­bi hava yaratmağa kalkmamış mıydı?

Önce bu mektubu kendisinin imal et­tiğini inkâr edip, sonra «böyle şeyler seçim zamanı yapılır» diy£ itiraf etmemiş miydi?.. Bu mektupta da Ka­sım Gülek vatandaş Fadime, vatandaş Elif, vatandaş Satılmış gibi yirmi kı­lığa girip makyaj yaparak, Türkiye'de bir takım kimselerin hükümet daire­lerini basarak silâh kaçırdıklarını, is­tasyonlara hücum ederek kasaları soy­duklarını, mala cana yapılan tecavüz­lerin son derece arttığını devlet otori­tesinin tamamiyle kalkmış bulunduğu­nu ileri sürmemiş miydi?. Önceden bu mektubu kendisinin yazdığını inkâr edip sonra mahkemede Ulus matbaasında basılarak dağıtıldı­ğı tesbit olununca «böyle şeyler seçim zamanı yapılır» diye itirafta bulunma­mış mıydı? İşte ayni Elif, ayni Fadime, ayni Satılmış vesaire Kasım Gülek'in uydur­ma Silvan hadisesiyle yine karşımız­dadır. Tertip ayni tertiptir. Teknik ayni tekniktir!

Sabıkalıyı teşhis .ettiniz değil mi?

Celâl Bayar ve Eisenhower

Yazan: Sedat Simavi

21 Eylül 1953 tarihli Hürriyet'ten:

Amerika Reisicumhuru Eisenhower Devlet Reisimiz Celâl Bayar'ı Ameri­ka'ya davet etti. Devlet Reisimiz bu seyahatini EisenhowerJin hususî uçağiyle yapacak.

Bu havadis zannedildiğinden çok mü­himdir. Çünkü Amerika Celâl Bayar'ı davet .etmekle Türk efkârı umumiye-sine son derece ehemmiyet verdiğini göstermiştir. Devlet Reisimiz on beg gün  Amerika'da, kalacak,   Beyaz  Sa-

ray'da Eisenhower'in misafiri olduktan. sonra Amerika'da bir turne yapacak, ve Türklerin selâmlarını Amerikalıla­ra ulaştıracaktır.

Ben bu seyahati çok mühim buluyo­rum. Çünkü bu vesileyle Amerika'da Türk fedakârlığı müşahhas bir ifade bulacaktır. Artık Amerika anlamıştır' ki, Orta - Doğu'da kendisi kadar kuv­vetli tek dost Türkiyedir. Türkiye bunu Kore'de ispat etmiştir. Kore'de gös­terdiği azimle bugün Türkiye Akdeni-zi de himaye etmektedir. Kızıl papas-lar istedikleri kadar Kıbrıs'ı isteyip-dursunlar. Amerika Kıbrıs gibi bir üs­sü kimin muhafazaya muktedir oldu­ğunu gayet iyi anlamıştır. Hele bu topraklar yüzde yüz Türk olunca bu­nun münakaşası Amerika'lmm önün­de kızıl papasa düşmez.

Herhalde Celâl Bayar'm Amerika se-y ıha ti Türkiye için hem güzel bir propaganda ve hem de eşi bulunmaz bir fırsattır.

Bir tekzip ve bîr izah

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın 26 Eylül 1953 tarihli Ulus'tan:

İki  Bakan  beyanatta   bulundu.     Biri Devlet Bakanı Celâl Yardımcı, Doğu­da söylediklerini inkâr ediyor.   Diğeri,, Maliye Bakan vekili    sayın    Kalafat, malî 'itibar   meselesine   temas     eden teşebbüs hakkında izahat veriyor. Ce­lâl  Yardımcı  daha   ağzım     açmadan, beslemeler    imdadına    koşmuşlar    ve Ulus'un verdiği malûmatı uydurma v.e iftira diye kıymetten düşürmeğe    ça­lışmışlardı. Bu pek tabiidir. Besleme­ler patlıcanın dalkavuğu değildirler el­bette,  onlar  efendilerine  dalkavukluk mecburiyeti    altındadırlar.      Yararlık: göstermişler ve ücrete    istihkak kesbetmişlerdir. Sözleri bizce bahse değ­mez.  Arkasından, Yardımcı konuştu.

İşin  içinde  hiçbir  uydurma  ve iftira olmadığını Ulus açık açık bildirdi. Ulus, muhabirinden aldığı mektubu ay­nen neşretmekten başka bir şey yap­mamış, yani gazetecilik vazifesini ye­rine getirmiştir. Celâl Yardımcı'ya gö­re, nutku gazete tahrif ederek, ilâveler yaparak, cümlelerin yerini değiştirerek ve fikirleri ve mütalâaları ter­sine mânalandırarak neşretmiş; hulâ­sası Anadolu Ajansı tarafından neşre­dilen yazılar Doğu'da yazılı metinler üzerinde yaptığı konuşmadan alın­mış; yazının tara metni elinde imiş; bunu bize tevdi etmeğe hazırmış. Bi­zi bu metni neşretmeğe davet ediyor.

Cevabin garabeti derhal göze çarp­maktadır. Kendisini ilgilendiren her hangi bir yazıya cevap vermek istiyen bir vatandaş yahut bir devlet ada­mı cevabım yazar, gazeteye yollar, o da Matbuat Kanunu hükümlerine gö­re, cevabı basar. Cevabı elinde tutup da yollamağa hazır olduğunu ilân ile iktifa etmez. Ulus muharrirlerinin Ce­lâl Yardımcı'yı görmeğe gitmeğe hiç­bir ihtiyaçları ve hevesleri yoktur.

Sonra, elinde bulunduğunu söylediği metin nevi ispat eder? Bu metnin U-lus'taki neşriyattan sonra yazılmadığı yahut tashih ve tadil edilmediği ne malûm? Binaenaleyh, bizler metni gör­mekle ve okuyucular okumakla orta­daki suç değişmez. Bir sanığın kendi le hinde şahadet etmesindeki garabeti Yardımcı'nın düşünmemesine hayret ederiz.

Ulus muhabiri Yardımcı'nm uzun söz­lerini aynen zapdetmek imkânını bula­mazda Pek tabiidir ki en ehemmiyetli gördüğü noktalan almış ve bildirmiş­tir. Yardımcı'nin inkâra muktedir ola­madığı için tevil yoluna saparak yap­tığı itiraftan çıkan mânaya göre fikir­lerinde ve mütalâalarında hakikaten yersiz ve kötü şeyler vardır. Çünkü fi­kirlerinin ve mütalâalarının «tersine mânalandırıldığmı» iddia etmesine ba­kılınca, neşredilen fikirler ve mütalâa­lar hakikatte söylenmiştir ama bizler ona yanlış mâna vermeğe kalkmışız demek olur. Biz evvelâ Yardımcı'nm sözlerini muhabirimizin bildirdiği gibi aynen neşrettik ve ondan sonra müta­lâamızı yazdık. Eğer muahazelerimizde yanılmış isek bunu okuyucular elbette takdir eder. Fakat makalenin çektiği dikkat ve uyandırdığı ilgi onların mâ­nası hakkında hiç yanılmadığımızı ve okuyucuların da aynı teessür ve nefret hissiyle Yardımcı'yı karşıladıklarını is­pat eder. Yardımcı isterse söyledikleri­ni red ve inkâr eden yazısını bize gön­dersin, biz onu hem neşrederiz, hem Doğu'ya yollıyarak ve nutuk söylediği mevkide bir toplantı yaparak halka okuruz ve sonra da, bakınız, bu zat bun­dan evvel size ne söylemişti, şimdi on­ları nasıl geri alıyor, nasıl bir adam ile karşılaştığınızı anlayınız demeyi de ihmal etmeyiz.

Fakat bu işde kanun ne oluyor? Cum­huriyet sevcılan ne yapıyor? Dinin si­yasete karıştırılmasını meneden kanun hükmü tatbik edilmiyecek midir?

Maliye Bakan vekiline gelince! evvelâ, yaptığı beyanattaki lisanın ciddiyet ve nezaketinden dolayı kendisini tebrik edeceğiz. Bazı arkadaşları da söz söyle­me tarzını kendisinden öğrenirlerse bu bir hakiki hizmet teşkil edecektir.

Esas meseleye gelince, sayın Bakanın sözlerini pek müphem bulduğumuzu, mevzua temas etmekten ve işi deşmek­ten âdeta çekinir ve ürker gibi görün­düğünü söylemek  mecburiyetindeyiz.

Gazeteler bazı bankaların teklife mua­rız kaldıkları, Merkez Bankasının ta­savvur olunan şirket senedlerini rees­kont etmemeyi kabul eylemediğini yaz mışlardı. Bu sahih midir, sahih ise se­bep nedir? Bu bapta hiçbir izahata te­sadüf etmiyoruz.

Sonra, Bakan vekilinin temin ettiğine göre, mesele şundan ibarettir: Endüstri ve münakale işleri gibi devamlı ve e-min kazançlı islere halktan sermaye toplamak için şirketler teşekkül ede­cektir, bu şirketlerin çıkaracakları his­se senedlerini halka tanıtmak ve sü­rüm temin etmek için bankalar gayret gösterecekler ve çıkarılacak hisse se­nedlerini satarak lüzumlu sermayeyi toplıyacaklardır. Bu toplama işi için de bankalar aralarında bir şirket kuracaklardır.

Şimdi merak ettiğimiz ve endişe ile karşıladığımız noktalar şunlardır:

Bankalar bu kuracakları şirketin ser­mayesini nereden bulacaklar? Bir ban­kanın hisse senedi satmasından tabii bir şey olamaz. Nasıl ki türlü namlar­la devlet ve bazı müesseseler tarafın­dan çıkarılan istikraz kâğıtlarını ban­kalar satmaktadırlar. Bu iş başkadır, bankanın sermayeyi kendisine tevdi edilmiş olan emanet halk parasından, alarak şirket kurması ve bu parayı ba­zı şirketlere vermesi tamamen başka şeydir.    Faydalı işlere    harcolunacağı öylenen para hakikatte bankalardaki mevduattan para sahiplerinin muvafa­kati alınmaksızın verilecek demek oluyor. Başka türlü olsa idi bu dolam­baçlı yola ne hacet vardı? Şirketler te­essüs eder, bankalar hisse senedlerinin satışına vasıta olur, para toplanırsa toplanırdı. Fakat istenen sermayeyi mutlaka toplamak ve vermek için ban­kalar bir şirket kurarlarsa bu şirketin kullanacağı parayı halkın mevduatın­dan ruhsatsız ve muvafakatsiz alıp bankayı belki de acze sürüklemeğe kalkmaları bankacılığımızı mahvetmek neticesini verebilir. Sayın Bakan bu tereddütlerimizin izale lûtfunu esirge­mezse kendisine cidden minnettar olu­ruz ve isin içinde bir tehlike bulunma­dığına kanaat getirirsek bu hususta elimizden gelen yardımı esirgemiy.ece-ğimizi de temin eyleriz.

D. P. nin işi su ve yolla bitmez

Yazan : Yeni Sabah

28 Eylül 1953 tarihli Yeni Sabah­tan:

Partilerin şurada burada tertip ettikle­ri toplantılarda sarfedilen sözler, par­tinin o günlerde içinde bulunduğu hâlet-i ruhiyeyi aksettirmesi bakımından dikkate lâyık olmaktadır. Geçenlerde tertip edilen bir toplantıda Hüsnü Yaman'm, doğrudan doğruya Adnan Men­deres'e müracaat ederek, Halk Partisi­ne daha fazla merhamet edilmemesini arz ve niyaz eylemesi, eğer bu sözler mülhem değilse, mütalâaya değer ifa­delerdi. Hattâ, mülhem dahi olsa Men­deres'in devri-sabık yaratmamak pren sibine yüzde yüz mutavaat edilmediği­ne dair bir fikir ve iz vermeğe yarıya-cak mahiyette idi. Parti toplantılarının bu suretle sır verme kabiliyeti, sade Demokratlara mahsus bir keyfiyet de­ğildir. Halkçıların da zaman zaman tertip ettikleri miting veya siyasî toplantılarda çiçeği burnunda fikirlere ve «içgüdü» ye rastlandığı izahtan vares­tedir. Meselâ, bir toplantıda, Demokrat Partili bir mebusun mal beyanına da­vet olunması, Halk Partisinin baklayı ağzından çıkarması mânasına alınma­sa bile, yine de tashih veya tavzihe lâ­yık zehaplara kapılmak istidadında ol­duğunu göstermeğe yaramıştır.

Evvelki gün de İstanbullu Demokratların bir toplantısında, dikkate lâyık sözler sarfedilmiştir. İstanbuldaki par­ti teşkilâtının Başkanı, Necmi Ateş, belki ele büyük bir kitleye tercüman olarak Demokratların, ilânihaye iktidar­da kalacakları yolunda bir İddiaları ol­madığını açıklamıştır. Bu beyanın, münferit ve şahsa mahsus mütalâa ve kanaat olmaktan ileriye gidemiyeceği de söylenebilir. Fakat, koskoca parti­nin İstanbul gibi nüfus kesafeti en faz­la olan bir vilâyetteki teşkilât başka­nı, sözlerinin mahiyet ve şümulünü iyice tartmadan şahsı adına konuşmıyacağma, konuşamiyacağma göre, hiç olmazsa bir kısım partililere de tercü­man olduğunu kabul etmek icabeyler.

O halde, Ateşle beraber, vüs'ati biline-miy.en bir kitlenin de, iktidardan düş­meyi her an derpiş etmekte olduğu söylenebilir. Acaba Demokratlar, ken­dilerini bu âkibete hazırlamak için kuvvetli emarelere mi mâliktirler ve bunlar nelerdir?

Necmi Ateş, sözünün bir yerinde de: «Muhalefete dönersek, eski temiz mu­halefetimizin bir Örneğini daha vere­ceğiz» demiştir.

Bu sözlerin, insaflı ve hakikî Demok­rasi zihniyetine uygun olduğunda şüp­he yoktur. Çünkü böyle bir rejimde hiçbir şahıs veya parti, devamlı olarak iktidar sandalyesinde oturup kalabile­ceğini tahmin ve ümit etmemelidir ve edemez.

Yalnız, iktidar partisinin İstanbul teş­kilâtı başkanının: "Şimdiye kadar yol ve su derdimiz halledilmiştir. Elektrik derdimiz de halledilmek üzeredir. On­dan sonra bir derdimiz kalmıyacaktır» şeklindeki  kanaati  tashihe muhtaçtır.

Bu ifade, hakikatin ta kendisi olarak kabul edilirse, Demokratların taahhütleri münhasıran bunlar mıydı sualine müsbet cevap verilemez. Çünkü De -mokrat programda sade maddî sahaya değil, idealler âlemine ait de geniş vaadler vardı. Yoksa bunlar unutuldu mu?.

Geçenlerde söylediği bir nutukta Men­deres: «Biz, iktidara memleketin bü­tün mendireklerini yapmak vaadiyle gelmedik d demişti. Demokrat Parti baş kanınm, mânevi sahadaki vaad ve tahhütleri unutmamış olduğu bu suretle meydana çıkmaktadır. Hattâ, sade unutmamış olduğu değil, hiçbir zaman aklından çıkaramadığı bile istidlal o-lunabilir. O halde bu vaadlerin hangisi yerine getirildi? Hemen hiçbiri; değil mi?

İhtikâr Önlenecektir

Yazan: M. Faik Fenik

29 Eylûİ 1953 tarihli Zafer'den:

İşte hükümet, kahve fiatları hakkında gereken tedbiri almış ve bu mevzuda yapılan ihtikâra, kısa bir zaman zar­fında set çekilmiştir. Dünkü Ulus'ta da­hi,  kahvecilerin yeni  ilânları  vardır:

Kahve, bir kaç gün evvel, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Fethi Çelikbaş'm bil­dirdiği gibi 11 lira 80 kuruşa satılmak­tadır. Bu fiat, ihtikâra başlandığı gün­lerden evvelki fiatlardan da daha aşa­ğıdır. Bu vaziyet bize ispat ediyor ki, kahve fiatları sun'î bir şekilde yüksel­tilmiştir. Açıktan para kazanmak he­vesine kapılan bazı muhtekirler ve karaborsacılar, piyasada bir oyun oy­namağa kalkmışlar ve fiatları hiç lü­zum yokken arttırmışlardır.

Muhalefet matbuatının, kahve fiatla-nnm boyuna fırladığı, bunun önüne geçilnıediği veyahut geçilemiyeceği hakkındaki neşriyatı, bazı kimseleri lüzumsuz yere istifçiliğe, yâni karınca kaderince kahve stoku yapmağa sev-ketmiştir. Bu neşriyat o kadar azılı bir şekilde yapılmıştır ki, yine küçük fa­kat dürüst kahve tüccarları bile, bu sun'î piyasaya uyarak ellerindeki malla n derhal bitirmemek için fiatları yük­seltmek zaruretinde kalmışlardır. Bu yüzden ortalıkta hakikaten bir darlık hissedilmiş ve muhalefet gazeteleri de bu işi körüklemekten geri kalmamışlar dır. Gerçi bu mevzuda bizim gazetemizde ile yazılar çıkmıştır. Fakat bizimkisi yıkıcı bir tenkid değil, dikkat çekici bir hareket, sadece bir iykazdi. Alâka­lıların kahve ihtikârı meselesinde der­hal sıkı tedbirler alacaklarını biliyor­duk. Hattâ bu isle daha evvel meşgul olduklarını da haber almıştık. Fakat biz, bu yazılarımızda kahve fiatlarmm sadece birkaç muhtekir  tarafından sun'î bir şekilde yükseltildiğini v.e bu­nun geçici olduğunu söylemekle, alı­nan tedbirlerin halk tarafından da mü­zaheret görerek kolaylaştırılmasını te­mine çalışıyorduk. Bir madde üzerinde ihtikâr yapmağa kalkanlar bulunamaz mı? Pekâlâ bulu­nur. Ve dünyanın her tarafında böyle fırsat kollıyanlar, açıktan halkın zara­rına zengin olmaya kalkanlar mevcut­tur. Dâvanın esası bunlara karşı der­hal kanunî ve ekonomik tedbirler ala­bilmektedir. Demokrat Parti iktidarı, herhangi mev zuda olursa olsun, vatandaşların men­faatlerini daima koruyan ve onun için gereken her çâreye baş vurmasını bİ-len bir iktidardır. Bundan emin olmak lâzımdır. Nitekim işte kahve mesele­sinde de böyle olmuş ve Ticaret Vekâ­leti elindeki kanunî yetkilere müracaat etmeden dahi, ekonomik tedbirlerle işi halletmiştir.

Dün et meselesinde de böyle idi. O za­man da muhalefet yine kuru gürültü ile halkı hükümetten soğutmaya çalış­mıştı. Halbuki Ankara Belediyesi, en ki sa bir zamanda bütün muhtekirlerin burnunu kırdı. Et bugün eski üatmdan da daha agağı, yâni 250 kuruştur. Bütün bunları yazmakla işaret etmek istediğimiz nokta şudur: Böyle tahrip­kâr neşriyatta ihtikâr ve fiat yüksekli­ğini, kıtlıktan veyahut nedretten daha çok, ihtikâr havadisleri teşvik eder. Hele, bir madde üzerindeki böyle sun'î fiat tereffüleri, hayat pahasına kıstas olarak alınır da, Ulus'un yaptığı gibi, bunun önlenemiyeceğine dair neşriyat yapılırsa, bu hareket yangına körükle gitmekten farksızdır.

Dikkat ederseniz, bu nevi muhalefet son günlerde bundan başka bir şey yap mamakta, hattâ konservelere, traş bı­çaklarına ve diş macunlarına kadar her maddenin fiatını yükseltecek şekilde haberler işâe etmektedirler. Ankara'­dan verilen bu işarete İstanbul'da bazı Halk Partili gazeteciler de ayak uy­durmuşlar. Ve Burhan Felek dahi, bamyanın kilosunu kendi sütununda 150 kuruşa, palamutun tanesini 20O kuruşa firlatıvermiştir!

Parola, pahalılık propagandasiyle, pa­halılığı teşvik etmektir.

Fransa, Fas ve Tunusta tahak­küm politikası takip etmemelidir. Ni­tekim hâlâ, Çarın yüzüne kargı isyan eden zihniyet kökünden silinmemiştir. Fas Sultanını tahtından uzaklaştırmak Kararı alınırken Fransız kabinesinden genç bir vekil Mösyö (Mitterand) bu çirkin baskı hareketine ortak olmak is­temediği için sandalyesini feda etmek mertliğini göstermiş idi. Temenniye değer ki, bu gibi simalar Fransız hü­kümet erkânı arasında çoğalsın.

Fransa, Hindi Çinide de, şimdikinden olduğundan daha müsamahalı ve mil­letlerin hürriyetine daha riayetli bir politika takip etmek yolunu tutmalıdır. (Cambaj) Başvekilinin bu sütunlara, geçen gün naklettiğimiz sözleri Parisin o memleket halkını hattâ kendi taraftarlarını bile ne derece memnun ede­mediğini pek açık bir surette ispat ediyordu. Bütün bu cihanşümul dâvalar ve ihti­lâflarla Türkiye ilgilenecek ise ve ilgi­leniyorsa bunun sebebi Fransızları izaç veya rahatsız etmek değildir. Çün­kü bu memleket ile hiç bir ihtilâf ve dâvamız yoktur. Sâdece dünya sulhu bir bütündür, şu ve bu noktada çıka­cak ihtilâf mevziî kalamaz. Korede akan Türk kanları bunun delididir. Bi­naenaleyh en uzak Asya köşesindeki vakıalarla alâkamız, Fransa ile mukadderat birdiğimizdendir. Kaderi bir o-lanlarm da birbirine dostane tavsiye­lerde bulunmaları en normal bir hak değil midir?

                                ***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106