24.8.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ağustos 1953 

 İstanbul:

Yeşilköy'de inşaatı biten Terminal bi-nasiyle diğer tesislerin işletmeye açıl­ması münasebetiyle bugün saat 11 de bir merasim yapılmıştır.

"Merasimde şehrimizde bulunan Ba­yındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu, Ulaştırma Vekili Yünınü Üresin, İstanbul Mebusları, Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Garnizon Komuta­nı Korgeneral Tunaboylu, Üçüncü Ko­lordu Komutanı Korgeneral Birge, Merkez Komutanı Tümgeneral Erkmen, Generaller, Devlet Havayolları Genel Müdür Vekili Rıza Çerçel, Vekâletler müdürleri, konsolosluk erkâ­nı, yabancı sivil havacılık teşkilâtı müdür  ve  personeli,   vilâyet  vs belediye  müdürleri,  basın  mensupları   ve davetliler hazır bulunmuşlardır.

 Bursa :

"Reisicumhurumuz  Celâl Bayar,  Karacabeylüerin davetini kabul ederek bu dün Türkiye'ye yeni bir Sovyet nota­sı gönderilmiştir.

Yeni Rus notası dün Sovyet Dışişleri Vekili yardımcısı Zerin tarafından Türkiye'nin Moskova elçiliği müsteşarına tevdi edilmiştir.

Türkiye cevabî notasında bu mevzudaki Sovyet notasını bir müdahale di­ye vasıflandırmıştı. Yeni Sovyet notasında Türkiye'nin böyle ibir .mana çıkarması için sebep olmadığı ileri sü­rülerek şöyle  denilmektedir:

"Sovyet Rusya Hükümeti Dışişleri Ve­kâleti bu notayı Türkiye Dışişleri Ve­kâletinin notasına cevap olarak ve Ve­kâletimizin 20 Temmuz notasında mevzuubahs .edilen sualin ehemmiye­tini tebarüz ettirmek gayesile gönder­mektedir.

Ankara mahaiilinde, Rusya hükümeti tarafından böyle bir nota verildiğine dair bir haber yoktur.

 İzmir :

Yurt gezisine çıkmış olan Başvekil Adnan Menderes, geceyi şehrimiz/de geçirmiştir.

Dün gece Başvekil şerefine şehrimiz belediyesi tarafından Fuargöl gazino­sunda bir ziyafet verilmiştir. Bugün akşama kadar vaktini istirahatle geçi­ren Başvekil bazı hususî ziyaretleri kabul etmiş ve aksam saat 18'de C. H. P. il merkezine giderek Halk Partili­lerle hasbıhallerde bulunmuştur. Baş­vekil Adnan Menderes beraberindeki­lerle beraber muhtemelen saat 19 da otomobille Aydın'a gidecek ve geceyi Aydın'da geçirdikten sonra sabahleyin otorayla D. P. il kongresinde bulun­mak üzere Denizli'ye hareket edecek­tir. Başvekil, kongrenin son günü olan yarın öğleden sonra Denizli'de bir konuşma yapacaktır.

Diğer taraftan Bayındırlık Vekili Ke­mal Zeytinoğlu, Yeşilköy hava mey­danında yapılan yeni tesislerin açılı­şında bulunmuş ve bu akşam saat 18.30 da uçakla şehrimize gelerek Başveki­le mülâki olmuştur.

 Bursa :

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberle­rinde D. P, Meclis Grubu Başkan Ve­kili Bursa Mebusu Hulusi Köymen, diğer Bursa mebusları ve Vali olduğu halde 'bugün saat 15 te Bursa'dan Or-haneli'ne hareket etmişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar, yol boyun­ca, kendilerini istikbale koşan halkın sevgi tez ah ürl eriyle karşılanmışlar­dır. Bu arada, Reisicumhurun Cebel güney köyünde ve Kocasu köprüsü ya­nında tevakkufları esnasında kurban­lar kesilmiştir. Kendilerini karşılama­ğa gelen vatandaşların hatırını soran ve onlarla hasbıhallerde bulunan Re­isicumhur Celâl Bayar, Orhaneli'ye geldiği zaman, Hükümet meydanını dolduran çok kalabalık bir halk top-luluğu tarafından, sevgi tezahürleriyle karşılanmışardır. Burada kısa bir hitabede bulunan Reisicumhur Celâl Bayar, şahıslarına gösterilen tezahür­lere teşekkür etmişlerdir. Bu arada, Hulusi Köymen de kısa bir konuşma yapmıştır.

Reisicumhur Celâl Bayar, yarın öğle yemeğini Uludağ'da yedikten sonra -Yalova'ya gideceklerdir.

2 Ağustos 1953 

  Burdur :

İlimizde şeker fabrikası inşaatına 1954 v.e pancar ekimine de 1955 yılında baş­lanacağı,   ilgililer    tarafından bildirilmektedir.

Burdur, İsparta ve havalisi pancar ekicileri istihsal kooperatifi büyük bir hızla ortak kaydına devam etmektedir. Her üye beş liradan beş yüz liraya kadar hisse almak suretiyle koopera­tife üye kaydolmaktadır.

Pancar ekimine,  1955 yılında başlanacağı   ve   sonbaharda   da   istihsal   elde  edilerek  şeker  fabrikasının  faaliyelte geçeceği yine ilgililer  tarafından bildirilmektedir.

Seker fabrikasının   1954 yılında  inşasına başlanacağı için Şeker Fabrikaları. Genel Müdürlüğünce    kooperatif mü­dürlüğü vazifesini  görmek üzere gön­derilmiş  bulunan  müdür  Nevzat Seç­kin ile diğer ilgili memurlar havalide incelemeler  yapmaktadırlar.

Kooperatif mevzuu  üzerinde hararet­le  çalışmaktadır.

   Orhaneli :

Reisicumhur Celâl Bayar, bu sabah il­çemizden  ayrılmışlar  ve  Köleler  kogün Haradan Karacabey'e geçmiştir. Yol boylarında ve kasaba içinde top­lanan halk, Cumhur reisim ize coşkun, tezahüratta bulunmuş, heyecan ve sev­gisini alkışlar, yağa, Vaırol sesleriyle ifade etmiştir.

Cumhurreisimiz bir müddet belediye­de dinlendikten sonra belediye tara­fından kasaba içinde yaptırılmakta olan etrafında. 80 dükkânı ihtiva ede­cek (büyük sebze halinin de temel at­ma töreninde hazır bulunmuşlardır.

Saym Bayar, temel atma törenini mü­teakip Bursa'ya gelmiş, öğle yemeğini Çelikpalas'ta yedikten sonra 'Şimdiye kadar hiçbir devlet reisinin' ayak bas­mamış bulunduğu Orhaneli kasabasına müteveccihen. Bursa'dan ayrılmışlar­dır.

 Moskova:

Büyük roiktarda yabancı harp gemi­lerinin İlîtanjbul'u züyareti dolay.Vile Rusya'nın mütemmim malûmat talep .eden notasına karsı Türk Hükümeti­nin 24 temmuz tarihindeki cevabî no­tasına  bir  cevap  teşkil   etmek  üzere

yüne gelerek krom. madeni işletmesini ve maden ocaklarını gezmişlerdir. Bu­rada ilgililerin verdiği izahatı dinle­yen Reisicumhur Celâl Bayar, gördük­lerinden duydukları memnunluğu bil­dirmişlerdir.

"Reisicumhur Celâl Bayar, beraberle­rindeki zevatla birlikte Bursa'ya hiü-teveccihen hareket  etmişlerdir.

 Denizli:

Başvekil Adnan Menderes, bugün' sa­at 14 de Denizlilerin ve civar halkı­nın muazzam tezahürleri arasında Denizli'ye  gelmiştir.

Başvekil, refakatinde Bayındırlık ve İşletmeler Vekilleri ile mebuslar ve basın temsilcileri oduğu halde saat 11 de otorayla Aydın'dan Denizli'ye ha­reket etmiştir. Yolda bütün istasyon­larda kalabalık vatandaş toplulukları tarafından selâmlanan ve uğurlanan Başvekil Adnan Menderes'i Denizli'ler, Srayköy İstsjçyonunda otoraydan âînrfirmişlerdir. Sarayköy'den Denizli'ye kadar 24 kilometrelik yol, yüzlerce otomobil ve otobüsten mürekkep bü­yük kafile tarafından ancak bir, foir-buçuk  saatte  katedilebilmiştir.

Başvekil Denizli'de belediye balkonun­dan karşıdaki büyük meydanı doldu­ran ve heyecanlı tezahürlerde bulunan Denizlililere hitaben kısa bir nu­tuk sövlemis ve kendilerine bu sıcak inmesin altında gösterilen sevgi teza­hürlerinden dolayı minnet ve şükran­larım bildirmiştir.

Başvekil sürekli alkışlar arasında hi­tabesine devamla. Türk milletinin gös­terdiği bu muhabbet ve memnunlukla bazı gazetelerin, politikacıların çiz­mek istedikleri tnemleket manzarası arasındaki fark üzerinde bilhassa dur­muş ve şöyle demiştir :

"Bu güler yüzünüz, memleket Pİerinrln ve kendi islerinizden memnun ol­duğunuzu ve memleketin istikbaline emnivete baktığınızı belli etmektedir. İnsan irin. sizlerin bu vicdan huzurumuza bakın da bazı gazete sayfalarında ve bazı politikacıların konuşma­larında koparılmak istenen yaygara­ların sizlerden ne kadar uzak olduğu­nu ve bütün bunların nasıl bir bardak suda fırtına, teşkil ettiğini kolayca an­lamak mümkün oluyor. Bu kötü mak­satlı  politikacıların,   bazı  gazetelerdeki yaygaraların sizlerin üzerinizde ve vicdanlarınızda hiçbir tesir yapmadı­ğına eminim. Bunu memleketimizin muhtelif köşelerinde seyahat edenler yakinen görürler ve anlarlar.

Dünün ve bugünün, 1945 ve 1950 nin farkını ve 1950 den bu yana topluluk hayatımızda ve hayatlarınızda husu­le gelen değişiklikleri, basiretli bir millet ve böyle bir milletin ferteri olarak müşahede etmiş bulunuyorsunuz. Sözlere değil, hakikat ve vakıalara iti­bar ettiğinizden şüphem yoktur. Siz­lerin kendi gözlerinizle gördüğünüz hakikatleri, sizlere başka türlü anlat­malarına ve sizleri böyle sözlere inan­dırmalarına imkân yoktur. Demokrat Parti iktidarı gece gündüz vazife ba­ğında ve emrinizdedir, sizlere hizmet edebilmek için hiçbir gayreti esirge­medi ve bundan böyle de esirgememek azmindedir. Üç senelik vazifemiz esnasında hata etmiş olabiliriz. İnsanlar hatadan münezzeh değildir. Fakat hiç­bir kimsenin iyi niyetimizden ve gayretlerimizden şüphe etmesine imkân yoktur. Bu müddet zarfında o derece çalıştık ki, bunun neticelerini sabık iktidarın çeyrek asırda yaptıkları ile tereddütsüz karşılaştırabilecek bir va­ziyetteyiz. Bunu Demokrat Parti ikti­darı adına iftiharla arz ve ifade ede­bilirim. Millet hayatında 3 senenin uzun bir zaman sayıl amıyacağmı dü­şünecek olursanız ve mazinin ihmal­lerinin, imkânlarımızı ne derecelere kadar daraltmış olduğunu da gözönüne alırsanız, bu kısa zamanda varılan neticelerin asla küçümsenemiyecek ol­duğunu derhal kabul edersiniz. Zaten bugün gördükleriniz ancak bir başlan­gıçtır. Başardığımız eserlerin semere­lerini yeni yeni alıyoruz. Birçok yeni eserlerin [temellerini atıyoruz. Diğer birçok yeni eserlerin çatılarını kapatıyoruz, başkalarının plânlarını da tat­bike koymak üzere bulunuyoruz. Asıl önümüzdeki seneler, memleketin her tarafında, ümranın ve iktisadî kalkın­manın bütün inkişaflarını mücessem olarak toptan müşahede etmek bahti­yarlığı ile karşılaşacağız.»

Başvekil Adnan Menderes'in hitabesi sürekli alkışlarla karşılanmıştır.

Başvekil, öğleden sonra Demokrat Parti Denizli vilâyet kongresine gide­cek ve orada memleket meseleleri üzerinde bir konuşma yapacaktır.

Geçtiği bütün yol (boylarında halkın yürekten gelen sevgi tezahüratiyle karşılanan Reisicumhurumuz, Bursa meyvacılığı ve şeftali bahçeleri hak­kında fikir edinmek ve tetkiklerde bulunmak üzere Terzioğlu çiftliğine uğramış ve burada kendisine verilen izahatı dinlemiş, 'bir buçuk saat meş­gul olmuşlardır.

Cumhurreisimiz; Yalova'ya mütevec­cihen Bursa'dan ayrılmışlardır.

 Denizli:

Başvekil Adnan Menderes, bu aksam Demokrat Parti vilâyet kongresinde İncilipmar gazinosunu ve muazzam bahçesini dolduran binlerce vatanda­şın önünde uzun bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında partiler arası mü­nasebetlerden ve Demokrat Parti ik­tidarının memleket işlerini tutum ta­zından ve bu yeni tutumun verdiği se­mereli   neticelerden  bahsetmiştir.

Sürekli ve heyecanlı alkışlar arasında hitabesine başlıyan Başvekil, kongre­nin hayırlı ve feyizli olması temenni­sini izhar etmiş ve bütün Denizlilere gösterdikleri iyi kabulden dolayı bir kere daha teşekkür etmiştir.

Başvekil demiştir ki:

«Sarayköy'de bizi karşılayanlar ara­sında Halk Partili arkadaşlar da var­dı. Halik Partisi, Denizli İl İdare Kurulunu temsil eden bu arkadaşlar be­lediyeye de gelerek bir kere daha bi­ze hoş geldiniz dediler. Bu arkadaşla­ra ayrıca teşekkür etmeyi kendime zevkli bir vazife telâkki ederim.

Bugün iki türlü Halk Partisi vardır. Bunlardan biri, resmî ve mücerret ci­lan sözlerini kitaptan okuyan, düşüncelerinde samimiyet bulunmayan, po­litikanın yolu budur, ancak bu yoldan muvaffakiyete erişilir diyen Halk Par­tisi, diğeri de bizim gibi etten kemik ten yapılmış vatandaşlardan mürek­kep Halk Partsidir. Bu kitabî, nazarı ve gayrisamirnî Halk Partisini bir ta­rafa bırakarak bizim gibi saf ve sa­mimî vatandaşlardan mürekkep. haki­kî Halk Partisini selamlamayı kendi­me bir borç bilecektir.

Başvekil Halk Partisinden bahseder­ken partiler arası münasebetlerden bahsetmemeye imkân bulunmadığını kaydettikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Demokratik bir idarede çok partilerin mevcut olması şarttır. Bizim partimi­zin programının birinci maddesi şöyle der: «Siyasî hayatımızın birbirine kar­şılıklı saygı gösteren partilerle idaresi lüzumuna inanan Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyetinde demokrasi­nin geniş vs ileri bir anlayışla gerçek­leşmesine ve umurî siyasetin demok­ratik bir görüş ve zihniyetle yürütül­mesine hizmet maksadiyie kurulmuş­tur.»

Partimizin   ne   için     kurulduğunu   bu ifadeyle  görüyorsunuz.   Partiler  arası münasebetler bizim zaviyemizden kar­şılıklı saygı esasına istinat etmek lâzım gelir. Hal böyle iken derhal teba­rüz  ettireyim  ki,   gördüğümüz muka­bele 'böyle  'tecelli 'etmemektedir.  Bu memleketin  yalnız   bu   gününü  değil, yarınını   da  temin  etmek  vaziyetinde ve icra mevkiinde bulunmaklığım dolayısiyle dikkatli konuşmak mecburiyetindeyim. Demokratik  hayatımızın manevî huzursuzluğu içinde değii, fa­kat yarını temin  maksadiyle konuş­manın daha faydalı olacağını düşüne­rek konuşuyorum ve böylece diyorum ki, bugün geçirmekte olduğumuz dev­re  geçicidir ve bir  intikal  devresidir. Demokratik      hayatımızda   1945   den 1950 ye kadar olan mücadele safhası, 1950   de  Demokrat     Partinin  iktidara; gelişi, bugüne kadar maddî ve mane­vî sahalarda hizmeti, bu hayatın sey­ri  içinde hep  birer  merhaledir.  İçin­de bulunduğumuz bu yeni intikal saf­hasının  1954 seçimleriyle nihayet bu­lacağım ve o seçimlerle yeni bir saf­hanın  açılacağını  tahmin etmek yan­lış olmaz. Şunu  da söylemek  isterim ki,   içinde  bulunduğumuz  bu   intikal devresi ıztıraplı    olmuştur.    Maalesef muarızlarımız   insan   izanı ile istihza eder gibi hakikatları  tam tersine ko­nuşmak itiyadım edinmişler ve bu iti­yatta devam etmekte bulunmuşlardır. Eğer  kendileri   için  bir  muvaffakiyet ümidi varsa  sadece bu  şekilde hare­ket   etmektedir   diye   düşünmektedir­ler.

Vatandaşlar arasında dostluk ve kar deşliğin teessüsü ve demokratik haya­tın semerelerini tanı olarak daha kısa bir zamanda istihsal için, bu şekilde bir zihniyetin esaslı bir muhalefet par­tisinde yer kılmış olduğunu, görmek teessüre şayandır.

Ben kalp ferahı ile vazifesini yapmış insanların huzuruyla konuşuyorum. Kendilerine karşı iğbirarım yoktur. Onları geçici bir sar'anm, bir humma­nın nöbetleri içinde telâkki ediyorum ve şundan, emin bulunuyorum ki, bir gün gelecek, bugün söylediklerimin tekrarlanmasından, kendilerine hatirlatılmasından üzülecekler,.hicap duya­caklardır.

Memleketimiz büyük bir tahavvül ge­çirmiştir. Bunu anlamak güçtür. Halk Partisinin bu tahavvülden dolayı ma­ruz kaldığı maddî ve manevî sarsıntı­dan kurtularak kendisine gelmesi için muayyen bir müddete herhalde ihti­yacı olsa gerektir. Temenni edelim, ki, bu müddet kısa sürsün.

Hodbin bir düşünce ile mütehalli ol­duğunuz takdirde yapacağınız bir mu­hakeme seyrini size arzetmek isterim Düşününüz ki, bir zamanlar Türk mil­leti kendi partinizden ibarettir. Bu memleketi idare edecek başka insan­lar olmadığına inanmışsınız. Bunlar îman halinde kalplerinizde kökleşmiş, fakat bir gün gelmiş ki, millet irade­sini başka türlü kullanmış. Bu vazi­yette bir tek ümidiniz kalmıştır. O da: Yeni iktidarın asla muvaffakiyet gös­teremeyeceğidir. Bu vaziyette seçimin neticesi bir kaza olmuş gibi telâkki edilecek ve üç beş ay sonra her şey Türk milletinin aldandığını meydana çıkaracaktır. Fakat bu da tahakkuk etmez de memleket büsbütün başka bir manzara arzeder, muvaffakiyetler birbirini takip eder, iki senede işlerin "bambaşka bir veçhe aldığını görür ve kendinizin, hatalarınız ve kötülükleri­niz dahil, unutulmak üzere bulundu­ğunuzu görürseniz elbette kendinizi kaybedersiniz. Fakat insan odur ki, memleket için unutulmaya dahi kat­lanır.

Ben. Halk Partisinden böyle bir azm ile, bu ruh haletinden silkinerek memleket  hizmetine  dönmesini  ve  bu sa­hada bizimle istediği kadar sert müca­dele .etmesini bütün kalbimle temenni ederim.» Başvekil sözlerine devamla demiştir ki:

«-Millete hiç hesap vermemiş olan, hat­ta haksız iktisap ettiği mallarının he­sabım vermemek için türlü gayretler sarfeden insanların sekiz ay sonra, ik­tidara yeniden gelerek bizlerden he­sap soracaklarını söylemek cüretini bulmaları hayret edilecek bir keyfi­yettir.

B.enden evvel bu kürsüden konuşan iki vekil arkadaşım baş döndürücü. rakkamlarla sizleri sanki bir hayal âlemine götürdüler, fakat bunların hepsi üç sene zarfında Demokrat İkti­darın ortaya koyduğu eserlerdir. Bunları fiilen dahi takip etmek güçtür. Fa­kat sizlere soruyorum: Onlar neyi or­taya koyabildiler? Burada vekil arka­da şiarımızm sizlere verdiği bilgi umu­mî mahiyettedir. Zira bütün yaptıkla­rımız bir iki nutkun çerçevesi içine sı­kıştırılacak işler değildir. Onlar ise, hiçbir rakkarn konuşmuyorlar. İleri sürdükleri tek rakkam altın stokuna ait rakkamdır. Bu rakkamı sanki bir altın madeni bulmuş gibi işletmek is­tiyorlar. Bunun cevabını kerrat ile verdik. Bir kerre daha da veririz. Biz kendi hesaplarımızı verirken zevk duymaktayız. Fakat bir bakıma da memleket adına ve demokrasi adına elem duymaktayız. Çünkü çeyrek asır bu memleketin idaresini ellerinde tut­muş olanlar tezvir ve iftira denebile­cek bir .şekilde konuşmayı 'bu mille­tin medeniyet seviyesine lâyık görme­meli idiler, bu milleti bu kadar iz'andan mahrum telâkki etmemeli idiler. Yoksa onlar böyle konuştukça bize de yaptıklarımızı hatırlatmak ve bunları söylemek imkân ve fırsatını veriyor­lar. Mademki böyle istiyorlar, şimdi dinlesinler.»

Başvekil bundan sonra rakkamlar üzerinde konuşmuş ve memleketin muhtelif iktisadî sektörlerde kaydet­tiği ilerlemeler üzerinde sarih ve mu­fassal izahat vermiştir.

Başvehil sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Demokrat Parti üç sene zarfında hiç­bir şey yapmadı diyorlar. Ziraat Ban­kası kredileri üç dört yüz kişi arasın­da taksim     edilmiştir,  köylü  sefildir

Başvekil, 'traktör fabrikaları­nın memleketimizde kurulmasının kuvveyi karibey.e gelmiş olarak mü­talâa edilebileceğini de söylemiş, 450 milyon liralık enerji.istihsali çalışma­ları ie eski devrin, topyekûn 800 mil­yon kilovat saatine mukabil yeniden 1 milyar kilovat saat takat daha elde .edileceğini kaydetmiş, bu sene 12 çimento fabrikası ile 9-10 şeker fabri­kasının yapılmakta olduğunu, her gün artmakta olan bütün istihlâki karşıla­mak üzere daha da yapılacağım söyle­miş ve şöyle demiştir:

«Eğer açılış merasimi yapmaya meraklı bir hükümet olsaydık ve hükümetin âzası da, azâ adedi de 50 yi geçmiş bulunsaydı, yine de bunları, bu açılış­ların hepsim takip edemezdik. Bütün bunlar plânlı çalışmaların neticesidir. Bunlara tesadüf neticesidir, denemez. Aksi takdirde altı ay içinde değişirdi. Halbuki d.evam etmektedir. Bütün bun­lardan Halk Partili arkadaşlarımızm da sevineceklerine şüphemiz yoktur. Çünkü bunlar hepimizi mesut edecek müşterek mallarımızdrr, müşterek ma­lımız olan bu vatanda ne iyilik olursa hepimizin müşterek malımız olacaktır. Fakat ne yazık ki, idarecileri, partile­ri vatana hizmet için bir vasıta değil, fakat bir gaye olduğu telâkkisinde bulunanlar bunu bu gözle görmemek­tedirler.

Bu rakkamları ve bu işleri, Demokrat Parti yaptı diye değil, fakat bu vata­nın evlâtları olduğumuz için Türk milletinin kabiliyetini ispat eden rakkamlar olarak tekrar etmekten insan kendini alamıyor. Bize şimdiye kadar vu­rulan damga kahraman millettir, mu­harip millettir damgası idi.1 İktisadî sahada kabiliyetsiz millettir, diyorlar­dı. Şimdi bütün dünya memleketimiz­deki büyük tahavvülleri Türk muci­zesi diye seyretmektedir. Ben 'biliyo­rum ki, bundan, Halk Partili vatan­daşlarımızın % 95 i de ayni süruru duymaktadırlar. Fakat ne yazık ki, bunların bir kısmı ellerinden gelse bu ilerlemeyi önlemenin çaresini arıyacaklardır. Hatta bazı kıskançları bunu dahi yapıyorlar. Fakat işleri 'öyle iyi tutmuş bulunuyoruz ki, gayemize .oiorp raemen yine varacağız.»

Başvekil sözlerini alkışlar arasında şöyle bitirmiştir :

"Biz partiler arasındaki münasebetle­rin saygıya dayanmasını istiyoruz. Hürriyetlerimizin     tecavüzden masun.

bulunmasını istiyoruz. Bunun için de tedbirleri zamanında alacağız. Parti­ler birer vasıtadır. Gaye vatana hizmet etmektir."

Başvekil Adnan Menderes, Halk Par­tili idarecilerden bazılarının ileri sür­düğü altın meselesi hakkında da şu, izahatı bir kere daha tekrarlamıştır;

«1938 de altın ve döviz stoku olarak hemen hiçbir şey yoktu. Demek ki, Halk Partisi rezervler yapmayı bir prensip telâkki etmiş değildir. Aksi takdirde bu kadar sene içinde bir stok yapmış olurdu. 1939 dan sonra dün­yadan hiçbir mal almamıyordu. Bu se­beple aç ve çıplak kalma bahasına se­neden seneye bir teraküm hasıl oldu-1945 senesi sonunda 734 milyon lira­lık bir döviz ve altın stoku toplandı; Bundan sonra dünya piyasaları açıldı.. Her türlü istihlâk maddelerine muh­taçtık. 1950 ye kadar 524 milyonunu onlar harcadılar. Biz iktidara geldiği­miz zaman 210 milyon liralık bir stok: bulduk. Onların bu harcadıkları 524: milyonun hesabını vermeleri lâzımdır.. Bizim harcadığımız 210 milyon lira: memlekete, 'giren traktörlerin ancak tekerlekleri     olabilir.   1953   senesinde

yalnız devlet sektöründe sermaye ya­tırımı 750 milyon liradır. Bunun ya­nında hususî teşebbüsünkü bu rakkamı da geçer. Bu altın stoku iddiaları­na verilecek cevap bundan ibarettir.»

4 Ağustos 1953 

 Ankara :

Türk askerî okullarında tetkiklerde bulunmak üzere davetli olarak Anka­ra'ya gelmiş bulunan, albay Yusuf Naga başkanlığındaki Mısır askerî heye­ti Savunma Vekili ve Erkânı Harbiyel Umumiye Reisini makamlarında ziyaret etmiştir.

Mısır askerî heyeti bugün 28 inci Tü­men Komutanlığının Etimesgut'ta yap­mış olduğu kar-aman tatbikatını takip etmiştir.

Son olarak Ahmet Çetinkaya'nın sor­gusu yapıldı ve sanık kendisine isnat edilen yalan ş.ehadet suçunu reddetti.

Bundan sonra başkan vaktin ilerlemiş olduğunu soyliyerek yarın saat 14 de devam etmek üzere duruşmayı tatil etti.

5 Ağustos 1953 

 İzmir :

D. P. il kongresi münasebetiyle Muğ­la'da bulunan Başvekil Adnan Men­deres, bugün saat 11.30 da Aydın'dan otomobille şehrimize gelerek Karşıya­ka'ya gitmiştir.

Başvekille beraber şehrimize gelen Bayındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu, İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı, bugün saat 14 de uçakla İstanbul'a mütevec­cihen   şehrimizden  ayrılmışlardır.

 Ankara :

Dışişleri Vekâleti Milletlerarası İktisa­dî İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreteri Haydar Görk ile Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı Türkiye Özel Misyonu Baş­kanı J. Dayton arasında bugün Millî Savunma Vekili Kenan Yılmaz'ın huzurlariyle imzalanan anlaşma gereğin­ce 1953 yılı millî savunma masrafları­na ilâve edilmek üzere karşılık para­lardan 111.400.000 Türk lirası serbest bırakılmıştır.

Derhal yürürlüğe giren bu anlaşma ile serbest bırakılan bu meblâğ, Millî Sa­vunma Vekâleti 1953 yılı bütçe masraf­larına mütenazır olarak Türk silâhlı kuvvetlerinin hergün artan ihtiyaçla­rını karşılamak üzere ihzar edilen programa uygun olarak sarf edilecek­tir.

Bu suretle 1950 senesinden beri Millî Savunma ihtiyaçları için karşılık pa­ralardan serbest bırakılan tahsisler yekûnu 380.424.000 liraya baliğ olmuş bulunmaktadır.

Anlaşmanın imzası münasebetiyle Mil­lî Savunma  Vekili Kenan Yılmaz şu beyanatta  bulunmuşlardır:

dünya milletlerinin müşterek sa­vunma gayretlerinin bir tezahürü ola­rak mütalâa edebileceğimiz bu yar­dım ayni zamanda Amerika Birleşik Devletleriyle Türkiye arasında askerî sahadaki sıkı rabıtanın da yeni bir delilidir. Müşterek bir savunma cami­ası içinde yeni, (Nato) anlaşması dahi­linde yer almış bulunan her iki milletin kendilerine düşen vazifeleri her an artan bir gayretle ve aksatmadan ifa edecekleri keyfiyeti her türlü tec­rübe süzgecinden geçmiş bulunmakta­dır.»

Mr. Dayton da ihtisaslarını şöyle ifa­de etmiştir:

«Bu fonların serbest bırakılmasiyle Türkiye'nin askerî kudretinin hali ha­zırdaki yüksek seviyesinin idamesine ve böylece hür dünyanın kudretinin artmasına ve mütecavizlerin saldırma ihtimallerinin azaltılmasına hizmet edilmiş olunmaktadır.

Bilindiği gibi bu fonlar iktisadî geliş­me iç yapılan Amerikan yardımı karşılığında tekevvün eden karşılık paralardır. Bu, Türkiye ile Amerika'­nın müştereken girişmiş oldukları, hür insanları daha iyi yaşatmak için iktisaden kuvvetlenmeğe ve hür insan­ların hür kalmaları uğrunda askerî gü­cün arttırılmasını derpiş eden karşılıklı güvenlik programının müsbet bir tezahürüdür.»

 Çubuk:

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberle­rinde Adalet Vekili O. Şevki Çiçekdağ, Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü, bazi Ankara mebusları, Ankara Va­lisi, başyaverleri kurmay yarbay Nureddin Fuad Alpkartal ve Ankara İli. Baymdırlık Müdürü olduğu halde bu sabah saat 10 da Anıt-Kabir inşaatını gezmişler ve ilgililerden izahat aldık­tan sonra saat 11 de Çubuk ilçesine müteveccihen yollarına devam etmiş­lerdir.

Reisicumhur Çubuk'a gelirken yol üs­tünde bulunan Esenboğa yeni hava alanı tesislerini görmüşler ve burada da alâkalılardan gerekli izahatı almış­lardır.

Müteakiben yola devam eden Reisi­cumhurumuz, Çubuk ilçesine bağlı Göledarbi köyüne geldikleri sırada kala­balık bir vatandaş kütlesinin coşkun sevgi gösterileriyle karşılaşmışlar, bu­rada kurbanlar kesilmiş ve kısa bir tevakkuftan sonra Çübuk'a vasıl olun­muştur.

İlçe methalinde de binlerce halk ta­rafından coşkun gösterilerle karşıla­nan Reisicumhur ilçenin bazı yerleri­ni gezmiş ve Demokrat Parti binasın­da kısa bir istirahatten sonra Karagöl'e hareket etmişlerdir. Burada da bir müddet kalan Cumhurreisimiz tek­rar Çubuk'a avdet buyurmuş ve De­mokrat Parti binası bahçesinde top­lanmış olan halkın «Yaşa, var ol» ni­daları arasında alâkalılarla görüşerek ilçe ihtiyaçlarını ve halk dileklerini dinlemiş ve gelişlerinde olduğu gibi halkın coşkun tezahürleriyle saat 18 de Ankara'ya avdet buyurmuşlardır.

 Ankara :

-Marshall Plânı işini tedvir etmek maksadı ile kurulmuş bulunan Economic Corporation Administration (E.C.A.) teşkilâtı bilindiği üzere 1951 yılı nihayetinde lâğvedilmiş ve yeri­ne (Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı) (M.S.A.)  ihdas   olunmuştu.

M.S.A. Teşkilât; dünden itibaren, şimdiye kadar Birleşik Amerika Ha­riciye Vekâleti tarafından idare olu­nan 4'üncü Nato Teknik Yardım Programı işleriyle birleştirilerek yeniden teşkilatlandırılmıştır.

Bu yeni teşkilâtın ismi (Foreign Ope-rations Administration) olup (F.O.A.) remzi ile anılacaktır.

 Çanakkale :

Dumlupmar faciası dâvasına bugün saat 9.30 da Ağır Cezada devam olun­du. Heyeti hâkime başkan Salâhattin Ayanoğlu, âza Abdülkadir Töre ve Or­han Ertuğruldan müteşekkil idi. İddia makamını Salim Ertin işgal etmekte idi. Maznun Lorentson ve yüzbaşı Çe-lebîoğlu ile avukatları ve müdahil avukatlar da yerlerini almışlardı. Du­ruşmayı kalabalık bir samiin takip et­mekte idi. Dinleyiciler arasında İsveç âli mahkemesi üyelerinden Fritz Setirlzel bulunuyordu. Duruşma açıldı­ğında gemilerin rotasını tesbit eden cors recorder âleti hakkında İstanbul-dan   gelen bilirkişi    raporu   okundu.Bunda âletin mükemmel surette çalış­tığı ancak kaleminin ucunun bozuk ol­duğu bildiriliyordu. Müteakiben Richart Reess'in admiralti haritasına Nabolant ve Dumlupmar gemilerinin seyir hatları takibi, çalışma mahalli, batık şamandıra mevkiini ve Boğazın orta hattını gösteren kroki avukatlara tetkik için verildi, bu arada Silivride ifadesi alman şahit Hüseyin Kök ve binniyabe İstanbulda dinlenen Birinci İnönü deizaltısı K. Bahri Kunt'un ifa­deleri okundu, avukat Suat Tahsin, kors rekorder âleti hakkında söz ala­rak bunun sağlam olduğunu, hâdiseyi müteakip aleminyumun kırıldığım be­yan etti ve Lorentzonun hâdiseyi mü­teakip gemide tetkikat yapılırken rota çizmeye çalıştığını da sözlerine ilâve etti. Kaptan Lorentzon bu âletin her zaman kullanılmadığım ve çok lüzum­lu bir âlet olmadığını ifade etti. Suat Tahsin Richart Rees'in çizdiği kroki­nin kıymeti fenniyesi olmadığı gibi tamamen Naboland mürettebatının ifadesine istinaden çizildiğini ve ha­kikate aykırılığını tebarüz ettirdi. Lorentzon'un avukatı İhsan Yarsuvat bu âletin çok lüzumlu bir âlet olmadığını ve beynelmilel hukukî kaideler böyle bir âletin gemilerde bulunmasını âmir kılmadığını belirttikten sonra şu be­yanda bulundu.

«Çelebioğlu Dumlupmara lâyik bir ku­mandan değildir. Şu anda bile boş ha­rita üzerinde karaya olan mesafesini çizecek durumda değildir, bunun Çele-oioğluna mahkeme huzurunda çizdiril­mesin! talep ediyorum. Ayni zamanda Celebioğlu 1952 yılında Nato manev­ralarından dönerken Taranto limanın­da Birinci İnönü denizaltısma çarpmış ve kendi pervanelerini budamıştır. Bu hucusun :da sorulmasını istiyorum» Söz alan Celebioğlu, Lorentzon avuka­tının suallerini şu tekilde cevaplan­dırdı.

Bir gemi komutanı geminin takip et­tiği rotayı ve karaya olan mesafesi­ni her an bilemez. Çünkü sık sık ro­ta değişir. Seyir jurnallarımız gemi­mizle batmıştır, Rotamızın 358 oldu­ğu hatırımdadır. Karaya olan mesafe­sini de takribi olarak 800-900 metre olarak söyliyebdlirim. Denizaltımızm sancağa dönüş noktası Nâra fenerine 102 derecede dönmemiz mukarrer iken tahminen 20 derece evvel sanca­ğa dönüşümüzü yapmıştık. Yarım da­kika  kadar  sancağa  dönüşten  sonra

riskele dönüşü yaptık. Kroki çizmeye gelince bunun için lüzumlu âletin ol­ması  lâzımdır.  Ve  ayni zamanda büyük  hesaplara  ihtiyaç  gösterdiğinden zamana mütevakkıf bir iştir.

 Taranto limanındaki hâdiseye gelince: Limanda kıçtan kara yapan Dumlupınar denizaltısı hareketimiz sırasında halatı fora edince denizin dalgalı olu­şundan orada bulunan Gür denizaltısını hafifçe yaladı. Pervane budanma­sı   mevzuubah'is   değildir.   Zira   orada. herhangi bir tamirat görmeden doğru­ca Gölcükle döndük. Bundan sonra avukat Yarsuvat biri orijinal olmak Üzere 3 vesika ibraz etti. Bu vesikalar. da Dumlupmar'ın Gölcük'te tamir edildiğine dair hususlar vardı. Müd­deiumumi avukattan bu vesikaları nasil ve nereden tedarik ettiğini sordu. Yarsuvat   Gölcük'ten   mektupla   gönderildiğini ve gönderen şahsın isminin mahfuz   olduğunu  söyledi.   730  liralık               tamiri   muhtevi     vesikalar     hakkında Sabri Çelebioğlu  «üssümüze döndüğü­müz vakit böyle ufak bir tamirat ge­çirdik dedi. Duruşmaya on dakika araverildi.  Celse tekrar     açıldığı     zaman Ahmet Anafarta adında bir şahit dinlendi. Bu şahit karadan kurtarma ame­liyesini nasıl seyrettiğini anlattı ve esasa müstenit başka bir şey söyleme­di. Müteakiben müdahii avukat Be­kir Sami Gömügen söz alarak şu taleplerde bulundu :

 Naboland'm   çarpışmaya      takad­düm eden zamanda seyir hattı nedir?

 Naboland'm iskeleye dönüş noktası ve mevkii nedir?

 Naboland'm sancağa dönüş noktası ve mevkii nedir? 

 Naboland'm bu vaziyetlerine gö­re  Dumlupmar  deniz altısının     mevki ve  seyir hattı  nedir?

 Kaptan Lorentzon 20 metre mesafeden Dumlupmar denizaltısını  gör­düğünü  ifade   ettiğine  göre  bu  vaziyette her iki geminin mevkilerinin ha­rita üzerinde Lor.entzon tarafından "işlenmesini talep etti.

"Müteakiben avukat Yarsuvai    kaplan Lorentzon'un   tahliye   talebinde  buzlundu.   Müddeiumumi     Salim     Ertem gelmeyen   evrakların tekidine ve  tevkif  sebepleri kalkmadığından   tahliye talebiyle birlikte reddine karar verilmesîni   talep   etti.   Ağır   Ceza   Heyeti Savcının bu taleplerine iştirak ederek tahliye talebinin reddine ve duruşma­nın 12-8-53 çarşamba günü saat 9.30'a talikine karar verdi.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberle­rinde Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Fuad Alpkartal olduğu halde Yalova'ya gitmek üzere eksprese bağ­lanan hususî vagonla bu akşam 8.50 de İstanbul'a hareket etmiştir.

Reisicumhur garda Devlet V.ekili, Ve­killer, mebuslar. Başvekâlet müsteşa­rı, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi, Kara ve Hava Kuvvetleri Komutan­ları, Riyaseticumhur Umumî Kâtibi, Ankara Valisi, Garnizon ve Merkez Komutanları ve istasyonda biriken ka­labalık bir halk topluluğu tarafından uğurlanrnışlardır.

 Ankara :

Malatya suikasdı sanıklarının muha­kemesine bugün öğleden sonra Anka­ra Birinci Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Hâkimler heyeti ve id­dia makamı dünkü celsede olduğu gibi idi.

Celse açıldığı zaman maznun avukat­larının hâdiseden sonra Ahmet Emin Yalman'm gazetesinde yazdığı bir ya­zıda dâvasından vazgeçtiğini bildir­mesi üzerine avukatlarının mahkeme­den çıkarılmasını istiyorlardı. Fakat talep usule müteakip hükümlere uy­gun olmadığı için reddedildi.

Bundan sonra Muhittin Şamhoğlu'nun sorgusu yapıldı. Sanık, Hüseyin Üz­mez ile Abdülkadir Akçiçek'in tavas­sutuyla tanıştığını ve kendisinin evi­ni kira ile tuttuğunu, tabancanın ba­vulundan nasıl alındığım bilmediğini ve hâdiseden sonra M. Hoşcan ve M. Keşan imzalı mektupların muhatap­larını tanımadığını söyledi. Bu arada Cumhuriyet Müddeiumumisinin iste­ği bahsedilen tabancanın Millî Savun­ma Vekâletince her subayın şahsına mahsus olarak verilen tabanca olduğu­nu  söyledi.

Bunu müteakip Mehmet Susmaz'ın rnerffusu yanıldı. Sanık 28.6.1952 tarih­li toplantıda tesadüfen bulunduğunu ve buradakilerin ekseriyetinin kendisi gibi terzi olanların teşkil ettiğini, tamamiyle   ahlâkî  mevzuların   görüşül-

düğünü ve bundan sonra boş vakit­lerinde ahlâki, tarihî, edebî eserleri okumak hususunda anlaştıklarını ve bu maksatla yazılı bir şey kararlaştır­dıklarını söyledi.

Bunu takiben Yasin Tekayak dinlen­di. San.k Hüseyin Üzmez ve Abdülkadir Akçiçek'in evinde yapıldığı iddia edilen toplantılarda bulunmadığını, Vahap Ateş'in evindeki bayram mü­nasebetiyle yapılan toplantıda bulunduğunu ve bahsedilen vesaiki kendisi­nin de imzaladığını söyledi. Necip Fa­zıl ve Cevat Eifat Atilhan'ı tanımadı­ğını iddia etti.

Bunu takiben dinlenen Kadir Evcil, Hamza Taşkıran da gizli bir cemiyet kurmadıklarını ve böyle bir cemiyete girmediklerini, Necip Fazıl ve Cevat Rifat'ı tanımadıklarım iddia ettiler ve evvelki ifadelerinin doğru olmadığım söylediler.

Bunlardan sonra Vahap Ateş din­lendi. Evinde yapılan toplantının hu­susî bir maksadı taşımadığını, imzala­nan vesikanın kimin tarafından yazıl­dığını bilmediğini söyledi.

Vahap Ateş/den sonra Ahmet Köse ve Süleyman Çimendağ dinlendiler. Bun­lardan ikincisi Büyük Cihad gazetesi­ne hitaben iki mektup yazdığını, giz­li cemiyet teşkil etmediklerini ve böy­le bir cemiyete girmediklerini, fakat Büyük Doğu Cemyetinde âza olduğu­nu söyledi.

Bunlardan sonra Galip Akçadağ'ın sorgusu yapıldı ve sanık geçmişteki bütün çalışmalarından bahsederek hakkındaki ithamları reddetti. Girmiş bulunduğu ve başkanı seçildiği Büyük Doğu cemiyetinden kumar hâdisesin­den sonra ayrıldığım, Cevat Rıfat Atilhan'ın Malatya'yı ziyareti esnasında kendisiyle konuştuğunu, kendisinin kuracağı yeni partiye kanun hüküm­leri dairesinde kurulursa girebileceği­ni söylediğini, başlıca gayesinin ziraatçiliğin kalkındırılması ve yeraltı ser­vetlerinin İşletilmesi olduğunu ve hat­tâ kendisinin Ormancılar Cemiyetinin başkanı olduğunu söyledi ve tahliye­sini talep etti.

Bundan sonra Necip Fazıl Kısakürek'in sorgusu yapıldı. Sanık gizli bir cemiyet kurmak istemediğini, yazıları ile Malatya hâdisesini teşvik etmedi­ğini,    söyledi    ve    Savcılığın     iddianamesi hakkındaki yazısını okuması­na  müsaade edilmesini istedi. Talebi­nin kabulü üzerine yazısını okudu. Bunda iddianamenin hakkındaki kı­sımlarını cevaplandırdı. Malatya hâ­diseleri ile ilgili bulunmadığını ve hattâ bu hâdisenin kendi dâvasma. aykırı olduğunu, sanıklarla hiçbir te­ması olmadığını, bahsedilen yazıların ne maksatla yazıldığını bilmediğini ifade etti.

Necip Fazıl'ın bu konuşmasından son­ra Cumhuriyet Müddeiumumilerinden ikisi söz alarak Necip Fazıl'ın konuş­masına cevapla iddia makamının, bü­tün Türk vatandaşları arasında din farkı gözetmeksizin haklarını siyanet hususunda aynı derecede hassas ol­duklarını ve iddianamenin tezatlarını izah ederken sanığın, kendisinin tezadlara düştüğünü ve güzellik kraliçesi hakkındaki yazı hakkında ayrıca tah­kikat açılmasının yersiz olduğunu, bu dâvanın bir memleket, millet ve inkı­lâp dâvası olduğunu, hazırlanması hu­susunda adaletin yüksek esaslarına riayet edildiğini ve neticenin hak ve adalete en uygun bir şekilde tecelli edeceğinden emin bulunduklarını söy­lediler.

Reis vaktin ilerlemiş olduğunu bildi­rerek yarın devam etmek üzere duruş­mayı tatil etti.

 Fethiye :

Fransız Hava Yollarına ait bir Contellation uçağının Fethiye yakınlarında Kızılada Feneri mevkiinde bir kaza neticesi düşmüş olmasının akisleri de­vam etmektedir.

Air France'in tecrübeli başpîlotlarından Reymond Terry'nin idaresinde 2 Ağustos'ta Paris'ten hareket eden uçak hâdise günü Rodos adasının üzerinde iken sağ kanattaki ikinci motor bü­yük bir gürültü ile kopmuş ve gövde­nin sağ gerisine çarparak büyük bir rahne husule getirmiştir.

Fransız uçağının pilotu Reymond Terry, hâdiseyi şöyle nakletmektedir :

«Motorun kanattan anî olarak kop­ması 5.800 metre irtifada iken vuku-buldu. Derhal irtifa kaybetmeye ve süratten düşmeğe başladım. Saat tam 02.10 idi. Henüz üzerinden geçmiş ol­duğumuz Rodos'a  dönmek istiyordum. 3d Kızılada Fenerini gördüm ve müm­kün olduğu kadar sahile ve fenere ya­kın bir yere inmek üzere teşebbüse geçtim. Netice malûmunuzdur.»

Hakikaten yapılan tahkikat pilotun sahile yarım ve fenere de 2,5 mil mesafede bir noktaya indiğini göstermiştir.

Uçağın  denize   indiği    anda   yolcular .arasında mevcut olan korku ile karı­şık büyük bir heyecan en son haddini bulmuştur.

".Filhakika temas ettiğim kazazedele­rin müttefikan izah ettiklerine göre, denize sukut anında uçak müretteba­tından olup şimdi kolu kırık olarak Fethiye hastahanesinde tedavi gören Hazera Yvan uçağın kapısını açmamış  olsaydı yolculardan hiçbirisi kurtulamıyacaktı.

" Uçağın düşüşü ile birlikte derhal ka­natlar Üzerinde saat 02.25 te yer alan kazazedeler takriben bir saat kırk da­kika yardım, gelebileceği ümidiyle beklemişlerdir.

" Nitekim hâdiseyi ilk gören fener bek­çisinin oğlu Ahmet Pehlivan derhal vaka yerine motorla giderek yedi ka­zazedeyi kurtarmış ve limana gelerek resmî makamları vaziyetten haberdar etmiştir.  Bu  arada    fener    bekçisinin oğlunun tayyareye yanaştığı esnada aralarındaki mesafe 20 - 25 metre kal­mışken tayyare anî olarak batmış ve "bütün kazazedeler denize dökülmüş­lerdir.

Bunların bir kısmı yüzerek sahile çık­mışlar ve diğerleri de gümrük motörleri ve hususî motorler tarafından toplanmıştır.

Fener bekçisi Mustafa Pehlivanlı «Bi­zim  insanlığımızın  kıymetini  bu  feci "hâdise ile daha iyi anlamış olduk», üç aylık çocuğu ile deniz içinde ecelle mücadele eden bayan Margorie is.e küçük kızı Roxan'a    sarılmış    olduğu "halde «Allah bizi birbirimize bağışla­dı. Tahran'a bir ahbabı ziyarete gidi­yorduk. Yeniden dünyaya gelmiş gibi­yim»   demektedirler.

Bu hâdise ile alâkalı olarak dün Fethiye'ye Fransa'dan F.odos yolu ile ikisi hükümet mümessili ve beşi de Air France'ın mümessilleri olmak üzere yedi kişilik bir heyet gelmiştir. Ayrıca Transa'nın   İzmir   konsolosu  da  burada bulunmaktadır.

Bütün kazazedeler Fethiye'de halkı­mızdan gördükleri candan alâkadan sitayişle bahsetmekte ve Türk âlicenaplığına g-eah.it olmanın sevincini de kendi büyük sevinçlerine ilâve ettik­lerini söylemektedirler. Hakikaten Fethiyeliler kazadan tamamen çıplak vaziyette kurtulmuş olan kazazedele­re giyim hususunda birbirleriyle yarış edercesine yardımda bulunmaktadırlar.

Kaza neticesinde Ölen 4 kişinin üçü Lübnan'lı «Oski Kanaan, Sabbah, Haddat birisi ise Cenup Rodezyalı­dır. Garip bir tesadüf eseri ölenlerin hepsi de 55 yaşındadır.

Ölülerin gömülmesine bugün Savcılık izin vermiş ve yapılan bir törenle ölü­ler ebedî istir ahatgâhl arın a tevdi edil­mişlerdir. Yalnız bunlardan birisi ailesinin arzusu üzerine tahnit edilmiş bulunmaktadır.

Kazadan kurtulmuş olanların aileleri­ne veva gidecekleri yerlere bir an ev­vel ulaşmalarını temin için Air France derhal bir yardım tayyaresini Rodos'a göndermiştir. Tayyare Rodos'ta kaza­zedelerin Fethiye'den Rodos'a hareket­lerini beklemektedir.

6 Ağustos 1953

 Ankara :

60 bin kilovatlık Çatalağzı santralinin 120 bin kilovata tevsii hususundaki protokol bu sabah Etibank'ta Umuna Müdür Cemil Gökçen ve İngiliz Metrovick firması mümessilleri tarafın­dan imza edilmiştir.

İmza töreninde İşletmeler Vekili Sıt­kı Yırcalı, İşletmeler Vekâleti müste­şarı, Etibank İdare Meclisi âzalariyle İngiltere büyük elcisi adına Ticaret Ataşesi WaMı hazır bulunmuşlardır.

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı hu mü­nasebetle aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

«Kuzey - Batı Anadolunun elektrik enerjisi ihtiyacım karşılamak üzeri bu mmtakada mevcut ve yeniden tepisine başlanılmış bulunan santrallar; ilâveten halen 60.000 kilovat takatin de bulunan Çatalağzı santralımı 120.000 kilovata iblâğı    suretiyle    bimisli daha tevsii ele alınmış bulun­makta idi.

Bugün Etibank ile, Çatalağzı santralı­nın, ilk kısmını inşa eden ingiliz Metrovick firması arasında imzalamış bu­lunduğumuz protokol ile bu tevsi ta­hakkuk safhasına . girmiş budanmak­tadır. Bu mukaveleye göre, müteahhit firma, işi 1955 senesi Ağustosunda ya­ni 2 sene içinde ikmal etmiş olacak­tır.

Bu santralın bedelinin 32 milyon Türk lirası tutarında olacağı tahmin edil­mektedir. Bunun dış siparişe ait kısmı 21 milyon Türk lira değerindedir. Dış siparişe ait olan bu kısım finans­manı firma üzerine almış bulunmakta­dır. Santral kuruluncaya kadar bu be­delden sadece %30'unu tediye edece­ğiz, geri kalan %70 i ise santral faali­yete geçtikten sonra ve cem'an 6 se­neye yakın bir müddet içinde ödene­cektir.

Böylece bugün senede 250 milyon ki­lovat saat enerji veren Çatalağzı san­tralı tevsiden sonra 500 milyon kilovat saat  enerji   verecektir.

Bu suretle Kuzey - Batı Anadolu'nun süratle artan elektrik enerjisi ihtiya­cını karşılamak üzere yeniden ele alı­nan Sarıyar ve Köprüköy hidro - elek­trik santralları ile Tunçbilek termik santralının yanında, bir misli arttırılmak üzere Çatalağzı santralı takviye­sinin mukaveleye bağlanması bu yol­daki müsbet adımlardan birisinin daha gerçekleşmesini ifade   etmektedir.

Önümüzdeki aylarda da diğerlerinin tahakkukunu temin edeceğimizi ümit ve temenni etmekteyiz:»

 Seul :

Dulles heyeti ile Güney Kore hüküme­ti aralarındaki görüşmelere bugün de devam edilmiş ve toplantıya Grinviç ayarile saat 1 de başlanmıştır. Günde­min başlıca maddesini, Kore sulhu için birleştirme yartlarını teşkil etmekte İdi,

Görüşmeler esnasında, Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee Kore İt­tihadı için derpiş ettiği şartları Foster Dulles'e arzetmiş ve Amerikanın, "Her ne pahasına olursa olsun» komü­nizmle herhangi bir muameleye girişmiyeceğîne dair teminat vermesini is­temiştir.

Emin kaynaklar Syngman Rhee'nin herhangi bir sulh anlaşmasında Gü­ney Kore hükümranlığına hürmet edilmesi hususundaki Güney Kore ta­rafından ileri sürülen esas talebe Foster Dulles'in muvafakatte bulunmamazlık etmiyeceğîni sandığını söyle­miştir.

Rhee'nin konağında yapılıp . bir saat 55 dakika süren bu sabahki toplantı­dan çıkarken Foster Dulles gazeteci­lere «Sulh konferansında takip edile­cek müşterek tabyeyi bugün görüşme­dik»   demiş ve şöyle devam etmiştir :

"Mamafih öğleden sonra Cumhurreisi Rhee ile şehri dolaşacak ve hususî gö­rüşeceğiz.»

Sanıldığına   göre hususî  görüşmelerde

Rhee ilk olarak Kuzey Kore'nin Gü­ney Kore cumhuriyetine katılmasını ileri sürecektir.

Foster Dulîes konaktan çıkarken ga­zetecilere bu sabah, iktisadi meseleler

müzakere edildi. En çok görüşen Or­du Vekili Robert Stewenson oldu, de­miştir.

Bilindiği gibi Kore'nin imar ve kal­kınması için kongrece verilmiş bulu­nan 20.000.000 dolarlık tahsisat harbin sona ermesiyle tasarruf edilen savun­ma fonundan çekilmektedir.

Foster Dulles sözlerine föyle devam-etmiştir :

«Bu sabahki toplantıda iyi terakkiler kaydedilmiştir. Bir komisyon bugün öğleden sonra Birleşik Amerika-Güney Kore savunma andlaşması müza­kerelerine devam edecektir. Rhee'nin. karargâhmdaki toplantıda bu husus da görüşülmüş değildir.

Diğer taraftan Güney Kore heyetin­den bir zat, savunma anlaşmasının müzakereleri nihaî safhasına gelmiş değildir, demiştir.

Güvenilir çevreler, Foster Dulles'm cumartesi günü öğle vakti Tokyo ve Washington'a hareketinden evvel ni­haî andlaşma tasarısını parafe etmek ihtimali olduğunu söylemişlerdir. Ta­raflar yarın sabah da toplanacaklar­dır.

 Pan Mun Jom :

Bugün mahallî saatîa 08.30 da (Gmt. 23.30) tampon bölgesinin her iki tara­fında iade edilecek harp esirlerim taşıyan kamyon kafileleri hareket et­mişlerdir.

Kızıllar bugün 392 Birleşmiş Milletler esiri iade etmektedirler. Kafiledeki 70 Amerikan esirinden 42 si hasta ve yaralıdır.

 Ankara :

Mısır millî bayramı münasebetiyle sa­yın Reisicumhur Celâl Bayar'la Mı­sır Reisicumhuru ekselans Muhammed Necip     arasında  tebrik  ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

  Ankara :

Belçika millî bayramı münasebetiyle sayın Reisicumhur Celâl Bayar'la Bel­çika Kralı majeste Baudouin I arasın­da tebrik ve teşekkür telgrafları teati edilmiştir.

  Adapazarı :

Bu sabah Arifiye istasyonunda Vilâyet ve Kaza erkânı tarafından karşılanan. Reisicumhur Celâl Bay ar ve refaka­tindeki zevat saat 9.3Ö'da Arifiye'den hareketle yol güzergâhında bulunan vagon fabrikasını gezmiş ve fabrikada Devlet Demiryolları umum müdürü, fabrika müdürü ve işçiler tarafından karşılanmıştır.

İlgililerden aldığı izahatta yılda on-bin vagonun tamamen tamir edilme imkânının sağlandığını, çalışma sisteminin Amerikan sistemi olarak kabul edildiğini ve bu suretle malzemenin işçinin ayağına getirilerek zamandan tasarruf yapıldığını öğrenen Cumihurreisimiz büyük bir haz duyduklarını ve memnuniyetlerini beyan etmişler­dir.

Cumhurreisinin, atölye işçilerinin mes­ken durumuna temas eden suallerine, Devlet Demiryolları Umum Müdürü tarafından verilen izahatta, bu yıl Devlet Demiryolları işçileri için bin evin temelinin atılmış bulunduğu, plânları hazırlanmış bulunan bu evle­rin beherinin arsa dahil, işçiye veri­len 7.500 liralık kredi ile ikmal edileceğini, bildirmiştir.Müteakiben, Ziraî Donatım Fabrikası­nı gezen Cum'hurreisimiz, imalâtı tet­kik etmigler ve ilgililerden izahat al­dıktan sonra Askerî Ağır Bakım Fab­rikasında ve bu yıl inşasına başlanan, şeker fabrikası inşaatmdia tetkikler­de bulunmuşlar ve öğle yemeğini bu­rada yemişlerdir.

Cumıhurreisimiz Adapazan'nda şahsî. teşebbüsle Ali Dilmen adında bir va­tandaş tarafından kurulan nişasta fabrikasının açılışında hazır bulunduktan sonra halkın coşkun tezahüratı, arasında İzmit'e müteveccihen hareket etmişlerdir.

  İzmit:

Reisicumhur Celâl Bayar refakatle­rinde Kocaeli mebusları, Kocaeli Va­lisi ve Başyaver Nurettin Fuat Alpkartal olduğu halde İzmit'e şeref ver­mişlerdir.

Şehrin methalinde kalabalık bir halk kütlesinin coşkun tezahüratile karşı­lanan Cumhurreisimiz, Belediye balkonundan kısa bir hitabede buluna­rak, gösterilen sevgiye teşekkürleri­ni bildirmişlerdir.

Müteakiben Kâğıt Fabrikasında, He-reke Dokuma Fabrikasında tetkikler­de bulunan Cumhurreisimiz kısa bir istirahatten sonra Gebze'ye şeref ver­mişlerdir. İlgililerden kaza işleri hak­kında izahat alan Cum'hurreisimiz Hereke'ye aydet buyurmuş ve Acar motorile Yalova'ya hareket  etmişlerdir.

7 Ağustos 1953 

  Ankara :

Türk Hava Kurumunun misafiri olarak memleketimize gelmesi beklenen dört kişilik Yugoslavya havacılık heyeti bu sabah şehrimize gelmiş ve Türk Hava Kurumu Başkanı Erzurum Mebusu Mustafa Zeren tarafından karşılanmıştır.

Yugoslavyalı misafirler Ankara'da dört gün kaldıktan sonra yüksek pla­nör kampına gidecekler daha sonra Eskişehir Hava Okulunu ziyaret ede­ceklerdir.

Yugoslav sivil havacılık heyeti Bursa ve İstanbul'da da bir müddet kalarak incelemelerde bulunduktan sonra 19 Ağustosta Belgrat'a geri dönecektir.

9 Ağustos 1953 

 Ankara :

Maliye Vekâletinden verilen malûma­ta göre, Maliye Vekâleti ile Beynel­milel Para Fonu arasında bir müddettenberi cereyan eden müzakereler ne­ticelenmiş ve para fonu. evvelce al­dığımız 10 milyon dolarlık krediye ilâ­veten, Türk lirası karşılığında ve ik­tisadî kalkınma programlarımızı des­teklemek üzere memleketimize yeni­den 20 milyon dolarlık munzam bir kredi daha açmıştır.

1957 senesine kadar muhtelif vadeler­de ve müterakki taksitlerle ödenecek olan bu kredinin 10 milyon dolarlık kısmı Avrupa Tediye Birliği üzerin­den, diğer 10 milyon dolarlık kısmı da Amerikan doları olarak tahsis edilmiştir.

Milletlerarası para fonunun faaliyete geçtiği 1947 yılındanberi âza memle­ketlere açılan krediler, alâkalı memleketlerin fona iştirak kotalarının al­tınla ödenen yüzde yirmibeş nisbeti içinde kaldığı halde iktisadî kalkınma gayretlerimizle, istihsal ve ihracat im­kânlarımızda görülen inkişaf gözönüne alınarak iştirak hissesinin muay­yen nisbetleri fevkinde bu tarzda bir kredi ilk defa olarak Türkiye'ye açıl­mış bulunmaktadır.

Temin olu*nan bu malî imkân en ehem­miyetli yatırım tesisleri ile istihsal vasıtalarının dış finansman ihtiyaçlarına derhal tahsis olunmuştur.

 Ankara :

Devlet Havayolları Umum Müdürlü­ğü tarafından inşaatı ikmal edilen İs­parta hava alanı bugün saat 11.30 da yapılan bir törenle işletmeye açılmış­tır.

Bu törende İsparta mebusları, vali, as­kerî, mülkî erkân ve rak kalabalık bir halk kitlesi hazır bulunmuştur.

Devlet Havayolları Umum Müdürlüğü bu törene Ankara basın mensuplarını da davet etmiş ve Ankara'dan saat 10.30 da hususî bir uçakla İsparta'ya hareket edilmiştir.

 Isparta :

1953 yılı içinde ilimizde yapılan ve ya­pılmakta olan Bayındırlık faaliyeti hız­la devam etmektedir.

Hazırlanan programa göre, Kovada  Çandır, Eğridir - Barla yolu, Kütürnek - Yalvaç - Yarıkkaya, Ş. Karaağaç Bademli yolu, Çünür-Gönen, Ulu­borlu-İnhisarlar yolu, köy köprüleri, Eğridir-Sütçüler   il yolları   Varyant ve Menfezleri inşaatı için 860.645 lira sarf edilmektedir.

Ayrıca Eğridir Kemik Veremi Hasta-hanesinin tadil işi, Eğridir Ceza Evi yapımı, Eğridir Hükümet konağı yapımı, Sütçüler ilçesi Sağlık Merkezi yapımı, Senirkent Sağlık Merkezi ka­lorifer tesisatı işi ve merkez verem hastahanesi inşaatı için 480.212 lira tah­sis edilmiştir.

Bundan başka geçen seneki işlerle bu. sene ele alman 77 köyün içme suyu­nun 1953 yılında bitirilmesi için çalış­malar  hızlandırılmıştır.

Bu işler için Vekâlet ayrıca 200.000 li­ra   tahsisat   göndermiştir.

Diğer taraftan İller Bankası tarafın­dan yapılmakta olan Kovada Hidro -Elektrik inşaatı, İsparta - Atabey -Yalvaç, ders suyu, İsparta - Atabey inşaatlarına 6.630.000 lira tahsisat ay­rılmıştır.

Bütün bunlardan başka 1953 yılında ihalesi yapılacak işler ise Gölcük si­fonu ve arkların İslahı, gelendost'un feyezandan korunması, nirengi işleri İçin 440.000  lira  sarfedilecektir.

Halen inşaatına devam edilmekte olan işlerden, Eğridir Gölayağı düzenlen­mesi, Eğridir Aksu regülatörü, İspar­ta çayı isİâhı, Gelendost deresi islâhı ve Yılanlı bataklığı kurutulması ile Aksu regülâtörü inşaatları için de 1.000.000 lira sarfedilmektedir.

1951 den 1953 yılma kadar il ve köy yolları için 2.515.717, içme suları için 620.000 lira, binalar için ise 1.684.İH lira ki, cem'an 4.819.828 lira, üç sene­lik vekâlet yardımı olarak sarfedilmektedir.

1951 de İller Bankasından istikraz edi­len 207.000 lira ile Sütçüler ilçesi yolu, 75.000 lira ile de Ş. Karaağaç - Beyşehir yolu ve köprüleri ile il ve köy .yolları (Eğerim yolu) için Vekâlet 60 bin. lira tahsisat göndermiştir.

Geri kalan işlerin 1953 yılı sonuna ka­dar ikmali için hummalı bir şekilde  çalışılmaktadır.

12 Ağustos 1953

 Çanakkale :

Dumlupmar faciası dâvasına bugün sa­at 9.30 dan itibaren Ağırceza Mahke­mesinde devam olundu. Oturum açıl­dığı zaman heyeti hâkimenin Selâhat-tin Ayanoğlünun başkanlığında Abdülkadir Töre, Orhan Ertuğrul'dan te­şekkül  ettiği  görüldü.

İödia makamında Salim Ertem bulun­makta idî. Sanık kaptan Lorentzon ile diğer sanık yüzbaşı Sabri Çelebioğlu ve avukatları da yerlerini almış bu­lunuyorlardı.

Hazine avukatları ve müdahil avukat­lardan Bekir Sami GÖmügen de hazır­dı. Celse açıldığı zaman ilk olarak ya­bancı gemiler acentesinde gözcü Şük­rü Erten şahid olarak dinlendi. Şükrü Erten hâdise hakkındaki bilgisini şöyle anlattı :

Hâdise gecesi gözcü idim. Hava hafif .sisli idi. Saat 21 den itibaren donanma cüzütamları parça parça geçmeğe baş­ladı. Hâdiseden evvel iki geminin kar­şılıklı düdük çaldıklarını duydum. Na­ra burnunu döndükten sonra şilebin iki silyan ışığının yanmakta olduğunu görmüştüm. Çarpışmayı görmedim. Gürültüden anladım. İstanbul'dan İs­veç gemisinin geleceğine dair bize bir malûmat verilmemişti. Nabolandm imdat düdükleri çaldığını da duyma­dım. Şahit Şükrü Erten'den sonra, mahkemeye gelmiş bulunan İstanbul Birinci Ağırcezasmdaki istinabe era­kı okundu. Bunda 5 ve 3 kişiden mü­teşekkil iki ayrı ehlivukufun birbiri­ne zıt mütalâaları mevcuttu. Üç kişi­lik ehlivukuf Dumlupmar denizaltısını Nafboland şilebine çarptığını diğer ehlivukuf da aksinin varit olduğunu bildirmekte idi. İki ehlivukuf ta mü­talâalarını Naboland üzerindeki yara­dan istidlal ederek ileri sürmekte idi. Ehlivukufların beyanları hakkında söz alan müdahil avukatlardan Bekir Sıtkı bu hususta ezcümle şunları söy­ledi:

Uumlupmâr  denizaltısının     Nabolandşilebine 90 derece ile çarpması için ge­milerin pruva pruvaya gitmesini icap ettirir. Dumlupmar bu şekilde Nabolanda çarpsaydı zımba gibi delip geç­mesi lâzımdı. Kaldı ki, bu şekilde çar­pışma olması için gemilerin hiç ma­nevra yapmamış olduğunu gösterir, her iki geminin de manevra yaptığı malûmdur. Ayrıca hâdise böyle olsay­dı Dumlupınarm muvazenesini kaybet­memesi ve batmaması icap ederdi.

Bu üç kişilik ehlivukufun ise bilhassa Prof. Ata Nutkun'un bitaraf olmadı­ğına kaniiz. Müteakiben müdahil avukatlardan Celâleddin Orhan'ın bu hu­susta telgrafla bildirdiği mütalâası okundu. Celâleddin Orhan, kaptan Lorentzon'un denizaltıya çarptığına dair müteaddid ifadesinin zabıtlarda mün­demiç olduğunu ve kaptanın bunu in­kâr etmemesine mukabil bu ehlivuku­fun beyanının bu şekilde oluşunun sa­mimî karşılanmasının mümkün bulunamıyacağmı bildirmekte idi. Bilâha­re söz alan yüzbaşı Çelebioğlu'nun avukatı Kuad Tahsin Türk, ezcümle şu beyanda bulundu:

Lorentzon ise, ben denizaltıyı balıkçı gemisi zannettim'. 150 metre kadar yaklaşınca denizaltı olduğunu anladım ve çarptım, dediği halde bu ehli­vukuf ilmî bilgiden âri ve gayri sami­mi olarak Naboland'ı himaye yoluna gitmiştir. Ayrıca geçen celsede müvek­kilimin Sahri Çelebioğlu'nun ehliyet­sizliğine dair Lorentzon'un avukatı İh­san Yarsuvat'm ileri sürdüğü iddiaları çürüterek resmî vesika ibraz edece­ğim. Sabri Çelebioğlu, muhtelif kade­melerden geçerek ve deniz kuvvetleri komutanlığının takdiri üzerine muh­telif denizaltılarda çalıştıktan sonra Dumlupınar denizaltısına kumandan tayin edilmiştir.

Çelebioğlu, başarı gösterdiğinden bin­başılık mevkii olan bu yere getirilmiş­tir. Hâdiseden evvelki manevrada Nato kuvvetlerine aid iki büyük uçak ge­misini batırdığından Amerikalı ami­ralden takdirname almış ve takdirna­me bütün manevraya iştirak edenle­re mesaj olarak bildirilmiştir. Geçen celsede ibraz ettikleri tamire aid ve­sikalar Sabri Çelebioğlu'na aid ola­maz. Bu vesika diye ortaya sürdükleri evrak Çelebioğlu, Dumlupmar'a ku­mandan olmadan yapılan bir tamirin iş emrinden ibarettir. Taranto lima­nında vukubulan hafif" sıyırtma hâdi­sesi üzerine müvekkilim hakkında hiç-

mn esbabı şevkini göremez ve mesulü­nü gösteremez.

Şimdi Lorentzon müdavilerinin ecnebi ehlivukuf ekseriyetini talep eden avazelerinin kulaklarımda çınladığını du­yar gibi oluyorum ve niçin bu derece İsrarla ecnebi .ehlivukuf ekseriyetini talep ettiklerinin manasını şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Bizler ecnebi eh­livukufun bu nirkin tarafgirliğinden rahatsız ve müteneffiriz, fakat İsveç­li Lorentzon katiyen mutmain ve mü­teselli olsun ki. Çanakkale'de Türkler ve ecnebiler için tatbik edilecek ayrı ayrı adaletler yoktur.

Müteakiben söz alan Hazine avukatla­rından Celâl Bulut bilirkişi raporu hakkında fikirlerini dermeyan. ederek bilirkişi heyetinden ayrı olarak rapor veren kaptan Richard Reess'in samimî olmadığını beyan etti. Celâl Bulut kaptan Reess'in tamamen Naboland süvarisi ve mürettebatının ifadelerine istinaden raporunu hazırladığını, raporda görüşüldüğü veçhile Dumlupınar mürettebatının mahkemede ver­dikleri ifadelere itimatsızlık gösterdiğini ve bundan dolayı Richard Reess'in bu raporunun makbul olamayacağını diğer on bilir kişinin hakikate uygun mütalâada bulunduklarını belirtti. Bi­lâhare yine Hazine vekillerinden Naim Aldemir söz alarak hâdiseyi uzun, boylu izahla tenkit ve tahlilini yaptı. Netice olarak şunları söyledi:

On bilirkişinin raporunda açıkça ifa­de edildiği ve tatbikatta da görüldüğü üzere çarpışmanın yegâne mesulü kap­tan Lorentzon'dur. Reess'in esas bilir­kişi raporuna muhalefet şerhi mahiye­tinde olan mütalâaları yukarıda zik­rettiğim gibi fen ve hakikatten tama­men uzak ve kanunî kıymeti haiz de­ğildir. İptali ile esas bilirkişiler rapo­ru dairesinde hüküm ifasına karar it­tihaz  buyurulmasını rica  ederim.

Müteakiben söz alan müdahil avukat­lardan Bekir Sami Gömügen de şun­ları söyledi :

Richard Reess'in samimî olmayan ra­poru hakkında geçen celsede maru­zatta bulunmuştum. Yalnız bu celsede kaptan Richard Reess'in bitaraf ol­madığına bir delil vereceğim. Reess, 12 haziranda bu raporu verdikten son­ra 30 haziranda deniz yollarındaki vaif esinden istifa ederek Naboland*in bağlı bulunduğu Loyd acentasına geçmiçtir. Bu bilirkişinin ne derece sami­mî olduğu, şimdi mahkemece dahi iyi anlaşılır zannederim. Bekir Sami Gömügen'in bu beyanından sonra müdahillerden avukat İsmail Aygen de ra­por hakkında mütalâasını serdetmiştir. Bilirkişi raporunun tenkidini müteakip' avukat Suat Tahsin, İsveç hükümeti­nin yaptığı müracaata cevap verdi ve mahkemeye tevdi ettiği dilekçesinin dosyada muhafaza edilmesini istedi. Kısa bir müzakereden sonra mahkeme-Lorentzon hakkındaki tahliye talebi­nin reddine karar vererek duruşma­nın devamını 26.8.1953 gününe bırak­tı.

13 Ağustos 1953 

 Ankara :

Ahiren Yunanistan'da vukubulan zel­zele felâksti münasebetiyle Cumhurreisimiz tarafından Yunanistan Kralı na, Başvekilimiz tarafından Yunanis­tan Başvekiline ve Dışişleri Vekilimiz tarafından Yunanistan Dışişleri Vekiline birer teessür telgrafı gönderil­miştir.

 İstanbul :

Avrupa Konseyi îstişarî Assambl esinin hudut formalitelerinin basitleştirilme­si tâli komitesi, bugün saat 16 da Bü-yükada Anadolu Kulübünde ilk top­lantısını  yapmıştır.

Prensip itibarile İngiltere, Fransa, Ba­tı Almanya, Danimarka, İtalya, İrlan­da, Hollanda ve Türkiyenin katıldığı bu toplantıya, başkanlığa seçilen İn­giliz delegesi Lt. Col. H. Montgomery Hjyd's'in açış nutkuyla 'başlanmıştır. M .Hyde konuşmasında toplantının (gayelerini belirtmiş, çalışmalarının başarılı olması temennisiyle memleke­timizde kendilerine gösterilen hüsnü-kabul ve kolaylıklardan dolayı şükran hislerini ifade etmiştir.

Müteakiben, komitedeki Türk delege­si İzmir mebusu Osman Kapani bir konuşma yapmış ve sonra da İskandinav memleketleri parlamentolararası komitesinin motorlu nakil vasıtala­rı için gümrük muamelelerinin basit­leştirilmesi mevzuundaki raporunun müzakeresine   geçilmiştir.

Toplantıdan  sonra   delegeler     Adada bir   gezinti  yapmışlardır.

Bu toplantılarda memleketimizi temsil eden, Avrupa Konsey indeki daimî delegemiz İzmir mebusu Osman Kapani, Anadolu Ajansı muhabirile yap­tığı konuşmada ezcümle şöyle demiş­tir :

«Avrupa Konseyine bağlı bir komis­yonun ilk defa olarak Türkiyede top­lanmasını büyük bir memnunlukla karşılamaktayız. Bu toplantılarda, Av­rupa memleketlerinin birbirlerine ya­kınlaşmalarını temin edecek olan, gümrük formalitelerinin kolaylaştırıl­ması mevzuunda bir çok tedbirler etüd edilecektir. Çalışmaların neticesinin başarılı olacağından eminiz. Bundan sonra da Avrupa Konseyi ko­misyonlarının memleketimizde toplan­tılar yapmasını candan temenni ede­rim.»

14 Ağustos 1953 

 Ankara :

24 Temmuzdan beri memleketimizin muhtelif bölgelerini ziyaret etmekte olan Amerikan Otomobil Endüstrisi Emniyet Tesisi Başkam Mr. Pyke Joihnson, şehri m izdeki tevakkufu es­nasında Karayolları Genel Müdürlüğünde  bir   basın toplantısı  yapmıştır.

Mr. Johnson yol dâvasının ana hatla­rı ve trafik mevzuunun ehemmiyeti li­derinde uzun ve etraflı bir konuşma yapmış, Amerika'dan misaller vermek suretiyle trafik dâvasının başarılma­sında matbuata düşen vazifeler üzerinde ısrarla durmuş ve gazetecilerin muhtelif ısuallerini cevaplandırarak yol çalışmaları mevzuunda ezcümle .şunları söylemiştir :

«Amerika'da yol işlerini başından be­ri takip etmiş bir kimse sıfatiyle şu­nu sÖyliyebilirim ki, yol dâvasına başladığınızdan beri büyük terakkiler kaydetmiş bulunuyorsunuz. Şunu da açıkça itiraf etmek gerektir ki, bu müddet zarfında Türkiye'de belli baş­lı nüfus merkezleriyle şehir ve kasa­balar birbirine bağlanmış ve dâvanın başlangıcında bulunulmasına rağmen büyük başarılar elde edilmiştir. Bu seyahat vesilesiyle yol dâvanız hakkında Amerikalı yol uzmanlarından işittiğim sitayişkâr sözlerin tamamen hakikatlerin  tam   iadesi     olduğunu müteahadelerimle bizzat teSbit etmiş oluyorum.

Gördüğüm manzara şudur ki: Türki­ye yollarındaki gelişme bu yollar üze­rindeki trafiğin vasıf ve şeklim baştanbaşa değiştirmiştir. Şimdi müna­kale, yollar sayesinde daha süratle yapılmakta ve daha ucuza malolmaktadır. Kısa zamanda husule gelen bu muazzam hamlelerin en mühim se­bebi kanaatimce yol işlerinde diğer memleketlerde elde edilen iyi tecrü­be ve neticelerden istifade etmeniz ve buna mukabil kötü ve zararlı olanla­rından içtinap edebilmiş olmanızdır. Bu hayırlı temponun bir diğer âmili olarak makinalı yol faaliyetini ileri sürmek  mümkündür.

Seyahat boyunca bir çok yol makinaları gördüm ve bunların bakımı, ça­lıştırılmasıyla vazifeli olanların ti­tizlik ve maharetlerine hayran kal­dım. Bence kalifiye personele malikiyet makina sahibi olmaktan mühim bir keyfiyettir ve yol teşkilâtınız bu elemanlarıyla iftihar etmekte çok hak­lıdır. »

Mr. Johnson Amerikan Coğrafya mec­muası başmuharrirlerinden Mr. Mynart Williams ile birlikte bu sabah otomobille  Samsun'a  hareket   etmiştir.

Kuzey - Doğu Anadolu'yu gezecek olan misafirlerimiz 20/8/953 günü İs­kenderun tarikiyle memleketimizden ayrılacaklardır.

 Bursa :

Reisicumhur Celâl Bayar refakatlerin­de yaverleri olduğu halde bugün sa­at 18.15 de Orhangazi 'kazasının YKİkÖyiine gelmiş, ve köyün elektrik santralının açılış merasiminde hazır bulunmuştur.

Reisicumhurumuz vilâyet hududunda, Demokrat Parti Meclis grup başkanı Hulusi KÖymen, Bursa mebusları, Va­li ve Belediye başkanı tarafından kar­şılanmışlardır.

Köy methalinde binlerce Yeniköylünün coşkun tezahüratile karşılanan. Reisicumhurumuz, santralın açılış me­rasiminden, sonra Belediye meydanın­da halkın dileklerini dinlemişler ve izahat alarak, köyün imarı için ilgililere gerekli direktifler vermişler­dir.

Reisicumhurumuz saat 19 da  refaka­tindeki zevatla birlikte köylülerin sev­gi tezahüratı arasında Yalova'ya mü­teveccihen  hareket  etmişlerdir.

15 Ağustos 1953 

 Ankara :

İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcali, bugün saat 10.25 de, Sümerbank Umum Mü­dürlüğünde yurdumuzun muhtelif böl­gelerinde kurulmakta olan 13 çimen­to fabrikasından 12 sinin ihalesi hak­kında bir basın toplantısı yapmış ve aşağıdaki   beyanatta   bulunmuştur :

"Memlekette umumi iktisadî kalkın­manın birinci safhası olarak inşa edil­mekte olan fabrika, köprü gibi tesis­ler yanında geniş, imar hareketleri ve hususî mesken dâvası hükümetimizi, inşaat malzemesi imal etmek hususun­da vatandaşlarla girişilen gayretlere büyük bir hız vermek i;in tedbirler almaya sevketmiştir.

Filhakika 1950 yılında memleketimiz­deki çimento istihsali mevcut beş fabrikada 400.000 tondan ibaret ve umumî istihlâk ise 535.000 ton idi. Yeniden işletmeye açılan İzmir fabri­kası ile tevsi edilen diirer fabrikala­rın mecmu istbısala üç yıl içinde 1.025.000 tona yükselmiştir.

Halbuki 1953 yılında istihlâk rniktarı bu madde tevzie tâbi tutulduğu hal­de 1.600.000 ton olarak hesap edilmek­tedir.

Önümüzdeki 2 sene idinde ise istihlâk miktarının asgarî üç milyona yükse­leceği hemen  kat'î olarak belirmekte­dir.

Sadece bu yıl dışarıdan ithal edece­ğimiz çimentonun bedeli 70 milyon. liraya çıkacağına göre, .bu para ile memlekette 85.000 tonluk kapasiteli olan asgarî altı ilâ yedi fabrika kur­mak mümkü nolacaktır. Bu hususları göz önünde tutan hükümetimizin mem leketin muhtelif mmtakalarında halkı­mızın ve hususî teşebbüslerin topla­dıkları sermayenin yanında emlâk Bankası, İş Bankası, Sümerbank ve Akbank'm müşterek yardımları ile en kısa  bir zamanda memleket ihtiyacı­na cevap verebilecek ölçüde fabrika­lar kurmayı kararlaştırmış olduğunu evvelce beyan  etmiştik.   Bu  defa,  ilk' hamlede kurulmasına karar verilen 17' çimento fabrikasından 12 sinin iha­lesini bugün ilân etmiş bulunmakta­yız.

Bu fabrikalar Aiyon, AUana, Söke, Bartın, Çorum, Çanakkale, Erzurum. Lüleburgaz, Konya, Diyarbakır, Eski­şehir ve Van'da kurulacaktır. Bunları, takiben de Elâzığ, .Kayseri, Gaziantep, Trabzon, Gemlik fabrikaları, teknik hazırlıkları ikmal edilir edilmez iha­leye çıkarılacaktır. Bu ölçü içindeki gelişmeleri terninen yenileri de dahil, memleketin muıhtelif mmtakalarında cem'an 38 çimento fabrikasının kurul­ması için tetkiklerimiz devam etmek­tedir.

Bugün ihaleye çıkarılan fabrikaların kuruluş envestisman: tahminen 10Q< milyon civarındadır. Böylece iki ilâ iki buçuk yıl içinde memleket çimen­to ihtiyacının karşılanması mümkün olacağı gibi asgarî 100 milyona yakın b:r döviz tasarrufu temin edilmiş ve ithal edilen çimentoların memleketin muhtelif bölgelerine naklinden doğan ton basma vasati 30 ilâ 35 liralık bir fiat düşmesi de sağlanmış olacaktır.

Bu işde millî bankalarımız kadar mil­lî tasarruf sahiplerinin ve her sınıf" halkımızın tesislerin sermayelerine iştirak hususunda gösterdikleri tehalük şayanı şükrandır.

Bu fabrikaların her biri dokuz ilâ on. milyon liraya mal olacaktır.»

 İstanbul :

Hind Kültür Cemiyeti tarafından ter­tiplenen Hind Elişleri Resim ve Sanat. Sergisi bugün saat 18.30 da Beyoğlun-daki   Olgunlaşıra   Enstitüsünde   açıl­mıştır.

Bu münasebetle yapılan törende Vali ve Belediye Refei, Hindistan büyük elçisi, konsoloslar, Türk - Hind Kültür Cemiyeti üyeleri, büyükelçilik mensupları ile kalabalık bir davetli kütlesi ve basın mensupları hazır bulunmuştur.

Bu münasebetle bir konuşma yapan Hindistan büyükelçisi «Büyük Hind milletinin sanatını Türk dostlarımıza tanıtmak için Türk - Hindistan Kül­tür Cemiyeti, Türk - Hind Sanat Ser­gisi açmak arzusunu izhar etti. Yapı­lan yardımlarla biraz sonra gezeceği­niz bu.sergi vücude getirildi.

«Avrupa Konseyine âza bulunan dev­letler arasında vize, gümrük ve pa­saport kolaylığı hususunda ne gibi tedbirler alındığı» hakkındaki ilk suali ,§u şekilde cevaplandırmıştır :

"Halen Türkiye ile Avrupa Konseyi-:ne âza yedi devlet arasında karşılıklı olarak vizeler kaldırılmış bulunmakta­dır. Konseye âza 15 devletten geri ka­lan sekizi arasında bulunan Fransa ile Türkiye arasında da yakında ayni mealde bir anlaşmaya varılacağını ümit -etmekteyiz.

Bu yolda Türk delegelerinden Nadir Nadi ile Fransız delegssi M. Pinton büyük  gayretler  sarfetmektedirler.

Ayrıca Avrupa Konseyini teşkil eden devletler arasında pasaportların yek­nesak olması messlesi Konseyin 1949 da akdetti, ilk toplantıda ele alın­mıştır, Fakat Nazırlar Komitesine intikal eder. bu yoldaki ragr, bu komite tarafından şimdilik alıkonulmuş ve Avrupa Birliği fikrinin iyice kökleş­mesinden sonra ele alınabileceği Kon­seye   iliştirilmiştir.

Biz ilk olarak vizelerin kaldırılması ve bunun 15 devlete teşmili için uğ­raşmaktayız.

Daha ponra gümrük, pasaport ve döviz güçlüklerini de ele alacak ve bunları halletmeğe  çalışacağız.

Eu arada şunu da zikredeyim ki 1/ Temmuz/1953 tarihinden itibaren Al­manya kendi memleketine gelecek Av­rupa Konseyi âzası devlet tebaasından Vize aramıyacaktır.i»

"Mr. Heyd gazetecilere tesekkür ede­rek  sözlerine  son vermiştir.

18 Ağustos 1953 

 Çumra :

l/Mart/1953   tarihinde   ilçemiz   dahi­linde kurulan Çumra Bölge Sulu Ziraat Deneme    İstasyonu     randımanlı olarak   çalışmalarına   başlamıştır.   De­neme istasyonu adına  istimlâk  edilen sahada   çiftliye   intikal   edecek,   ziraî kalkınmada, esas  olacak     denemeleri "hazırlarken diğer yandan da müesse­seye  bağlı   tatbikat   grupu  vasıtasıyla şimdiye .kadar ,neticesi  alınmış  dene­meleri tatbika başlamıştır.
 

Bu cümleden olarak tatbikat grupu, kendi bölgesinde 17 çiftçi tarlasında terfi suretiyle sulama, 9 çiftçi tarlasında tesviye, 13 çiftçi tarlasında diçerlerle ark açma gösterileri yapmış ve mahallinde ilgililere izahat veril­miştir.

Ayrıca 10 köyde ve her köyün iki çiftçi tarlasında kimyevî gübre gös­terileri yapılmış, müsbet neticeler alınmıştır.

Bölge çiftçileri Sulu Ziraat İstasyo­nu ile devamlı olarak irtibat halinde olup yenilikleri günü gününe takip etmektedirler.

1954 sonbaharında ilk kampanyasını yapacak olan Konya Şeker Fabrikası­nın en münbit ve şeker pancarı ziraatine en müsait bölgelerinden biri olan Çumra bölgesinde ekim hazırlık­larına şimdiden başlanmış, bir çok köylerde dörtlü pancar münavebe tak­simatı   yapılmıştır.

Pancar ekilecek tarlaların anızları bo­zulmakta, müteakip isler için de çift­çiye yardım edilmektedir. Ekim taah­hütleri ise önümüzdeki aylarda alına­caktır.

Hasat mevsimi dolayısıyla eline para geçen çiftçi Pancar Ekicileri İstihsal Kooperatifine üye yazılmaktadır. Hâ­len bölgemizde 100 er hisse ile koope­ratife iştirak eden üye adedi 720 nin üstündedir.

 İstanbul:

İstanbul'un işgali sırasında Sehzadebaşı karakolunda şehit edilen ve 16 Mart Şehitleri adıyla anılarak her sene Eyüpteki mezarları başında merasjm yapılan Zileli Abaurn'nrran Ça­vuş, bşoğlu A.V.Ülkadir ve Kediroğ Osman'ın krnikleri ilg ayrıca bu Kshtarpanların  ramarkj fnka kumandanı Eyüpteki mezarlarının yanında gömülü bulunar. General Kernalelün Sami'nin kemikleri Şehitlikleri İmar Cemiyetinin teşebbüsü ile Edirnekapı'dakİ. Sakızağacı Şehitliğine nakledilmesi kararlaştırılmş ve bugün saat 13 top bir törenle , bir şehit Mehmetçik ile Kumandan­larım kemikleri Eyüp mezarlığından ahnarak Sakızâğarı Şehitliğindeki rr.a'sberlerin.e edilmiştir.

Bu münasebetle Edirnekapı Sakızağa­cı  Şehitliğinde  yapiîan  defin  mrasinünde mebuslar, Istanbu; Vali ve Be­lediye- Reisi Pcf Golıay, Garnizon Kumandam Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Merkez Komutanı Tuğge­neral Re§it Erkmen, 66 ncı Tümen Komutanı Tuğgeneral Namık Argüç, İl Jandarma Kumandanı Albay Mu­zaffer Mutlu, İran büyükelçisi ekse­lans İbrahim Zent, Efgan büyükelçisi ekselans Esadullah Saraç, Malûl Ga­ziler, Eski Muharipler, Şehitlikleri İmar Cemiyeti üyeleri ile diğer der­nek üyeleri, 66 ncı Tümen bandosu, 66 ncı Tümenden bir piyade bölüğü ile bir polis müfrezesi ve kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Eyüpteki mezarlarından alınan şehit­lerin ve kumandanlarının kemiklerini havi tabutlar bayraklara sarılı olarak  3*eni mezarlarının, yanında hazırlan­mış bulunan şeddin üzerinde duruyor­du. 16 Mart Şehitlerinin baş ucunda iki Mehmetçik nöbet tutuyordu.

Törene tam saat 12 de bandonun çal­dığı  İstiklâl  Marsı  ile başlandı.

Şehitlikleri İmar Cemiyeti başkanı İs­tanbul mebusu Prof. Dr. Sani Yaver, Şehitlikleri İmar Cemiyeti adına bir konuşma yaparak dedi ki:

« Muhterem  vatandaşlarım,

Birinci Dünya Harbinin fiilen nihaye­te ermesi akabinde gözbebeğimiz, sevgili İstanbul'umuz, itilâf devletle­ri tarafından işgal altına alınmıştı.

Makûs kaderin bizlere reva gördüğü bu kara günlerde tarihî facialarımız­dan birisinin de Şehzadebaşı karakolunda cereyan ettiğine şahit olmuştuk. Hâdise: 16 mart 920 sabahının çok erken saatlerinde 10 uncu Kafkas fır­kasına mensup olup, miktarı 18 i aş­mayan Mehmetçiklerimizin uykuda şehit  edilmiş  olmalarıdır.

Bu tarihten itibaren her sene bu şe­hitlerimizi anma töreni medfun olduk­ları Eyüp mezarlığında yapılırdı. Vakanın mahiyet ve kıymeti ile müte­nasip olmıyarak çok sıkışık ve müş­kül şartlar altında yapılan bu ihtifal­ler Şehitlikleri İmar Cemiyetini ehem­miyetle alâkadar etmiştir. Şehitlerimi­zin bakiye kemiklerinin Edirnekapı Sakızağacı Şehitliğine nakilleri husu­sunda ait olduğu makamlar nezdindeki teşebbüsümüz tasvip edilerek yardım dahi esirgenmediğinden dolayı derin gükranlarjmızı burada sunmayı vazife olarak telâkki etmekteyiz. Aziz yurttaşlarım;

Bugün burada derin bir mâna ve ib­rete şayan tarihî hâdisenin sembolü­nü temsil eden ve mukaddes bayrağımiza sarılmış olan şu üç tabutun hu­zurunda  bulunmaktayız.

Müsaade ediniz de şehitlerimizin me­zarlarında  onlara  hitap   edeyim :

Zileli Abdullah Çavuş, İbiş oğlu Abdülkadir, Kadir oğlu Osman.. Sizlere-hitap ediyorum.

Siz masum -olarak şehit düştünüz. Mahcur bir çukurda 33 sene kalmanız­dan cok ıstırap duyduk. Millet ve memleket şerefi uğruna kanını kah­ramanca döken, canını seve seve feda eden fethi mubin, Çanakkale melhameleri şehit kardeşlerimizin harimine-nakletmekle büyük bir huzur ve bah­tiyarlık duymaktayız. Hiç şüphe etmi­yoruz ki, siz de müstahak olduğunuz ebedî mahkberenizde bundan sonra ayni huzura kavuşmuş olacaksınız.

Bu   acı   hakikatin  hâtırasını  her   sene-burada daha canlı bir şekilde milleti­mizin  mahkemei   vicdanına   akdettir­mek  başta  gelen vazifelerimizden bi­ri  olacaktır.

İnsanlar   üzerinde  kin  ve   nefret  his­sini uyandırmak için,  değil.       Ancak., ve   ancak  milleti  intiba'h  ve  tekâmül yoluna  sevketmek  için  olacaktır.

Bilhassa değerli matbuatımızın da mîlleti irşat hususumda bizlere yar­dımcı olacaklarına emin bulunmaktayız.

Her  milletin  şuurunda bu  gibi haşin. hâdiselerin   tekerrürüne   meydan   ver-dirmiyen yol, ancak    intibah ve tekâ­mülün yaratacağı sevgi ve sempati yo­ludur. Çünkü bu yol, bugünüm de, ya­rının da Birleşmiş Milletlerin ideal yo­ludur.

Türk milleti ise bu yolun baş yolcusudur.

Ey tarihimizin Türk milletine şan ve şeref veren aziz şehitleri. 33 senedei beri  sizlerden  mahcur  kalan  masum üç .şehit  kardeşleriniz   ile  kahraman kumandanları   Kemalettin  Sami  Paşs. şu  dakikadan itibaren  aranızda     ver almış bulunmaktadır.

Büyük-cihat ve gazalarınızla menkıbeleriniz daima hatırımızdadrr. Kalp­lerimiz sizlere karsı sevgi ve rabıtalarımızın tesiri altında çarpmaktadır. Bundan, emin ve müsterih olunuz.

Cümlenize Allahtan mağfiret dilerken huzurunuzda tazimle eğilirim aziz şe­hitler.»

Bundan sonra beraberce şehitlerin kemiklerini havi bulunan sandukaların başına gidilerek tazim'duruşu yapılmış ve tabutlar teker teker yeni medienlerine  tevdi  edilmiştir.

Vilâyet, Belediye, Şehitlikleri İmar, Malûl Gaziler Cemiyetleri ile diğer cemiyetlerden gelen çelenkler mezarların üzerine konulmuş ve bölükten, ayrılan bir manga er şehitlerin aziz hatıralarını taziz etmek üzere havaya üç el ateş etmiştir.

Mezarların başına yapılan ihtiram zi­yaretini müteakip törene son veril­miştir.

19 Ağustos 1953 

 İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberlerinde başyaver Kurmay Yarbay Nu­rettin Alpkartal olduğu halde bugün saat 15.30 da Yalovadan İstanbula-gel­mişler ve Galata rıhtımında Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay ve Polis Müdür Vekili tarafından karşılanmış­lardır.

Reisicumhur Celâl Bayar Galata rıh­tımım, Yolcu Salonunu dolduran ka­labalık bir halk kütlesi ile Adana vapuru yolcularının sevgi tezahürleri arasında, İzmir Enternasyonal" Fuarının yarınki açılış töreninde hazır bulunmak üzere Batı Akdenizde bir tu­ristik geziye çıkan Adana vapuru ile saat 16.30 da İzmire müteveccihen şeh­rimizden ayrılmışlardır.

Reisicumhur Celâl Bayar, Galata rıh­tımında Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, İstanbulda bulunan mebuslar, İstanbul Vali ve Bele­diye Reisi Prof. Gökay, Polis Müdür vekili, Beyoğlu kaymakamı, Şehir Meclisi üyeleri ve kalabalık bir halk kütlesi  tarafından uğurlanmışlardrr.

20 Ağustos 1953 

 İzmir :

Reisicumhur Celâl Bayar, 22 nci İzmir Enternasyonal Fuarının açılış törenin­de bulunmak üzere, bugün Adana va­puruyla şehrimize   gelmişlerdir. Celâl Bayar,   rıhtımda    Vali    Osman Sabri Adal, Belediye Reisi Rauf Onur­sal,   komutanlar,   siyasî   partiler  mümessilleri ve kalabalık bir halk kitle­si tarafından coşkun tezahüratla karşı­lanmışlardır.

 İzmir :

22 nci İzmir Enternasyonal Fuarı bu­gün saat 18 de Lozan kapısında ya­pılan töreni müteakip bizzat Cumhurreisimiz Celâl Bayar tarafından açıl­mıştır.

Çok kalabalık bir halk kütlesinin ta­kip  ettiği  merasime  İstiklâl Marşıyla başlanmış ve ilk sözü İzmir Belediye-Reisi   Rauf   Onursal  alarak     .şunları söylemiştir :

»Sayın Cumhurreisimiz. Vekillerimiz,.. Mebuslarımız, yabancı devletlerin gü­zide mümessilleri ve aziz İzmirliler, Bugün burada 22 nci İzmir Enternas­yonal Fuarını açmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Bu münasebetle yaptığımız daveti kabul buyurmak sure­tiyle istirahat ve tatillerini feda ede­rek İzmir'in bu şerefli gününde aramızda bulunmak lûtfunu esirgemiyen. sayın Cumhurreisimize İzmirliler adı­na sonsuz minnet ve şükran duygula­rımı arzetmeyi bir şeref borcu saya­rım.

İzmir Fuarı millî iktisadiyatımızın, esaslarım teşkil eden temel taşların­dan biridir. Bu vazifesini yerine getirmek için her sene, bir evvelki se­neye nisbetle daha ileri hamleler yap­makta, Türk iktisadî hayatını canlan­dırmak ve Türk milletinin refahına hizmet etmek için elinden gelen feda­kârlığı esirgememektedir. Bunun en bariz delili 950 senesinde 612.000 li­radan ibaret olan bütçesine mukabil bu sene, yani 1953 bütçesinin. 2.850.000 lira olması, 1950 de 11 dev­let iştirak ettiği halde bu sene 15 ya­bancı devlet, 2035 yabancı firma, 1375-yerli firmanın iştirak etmekte olma­sıdır.

Fuarımızın karakterini  ihracat     fuarı olarak  tayin     etmiş    bulunmaktayız.. Fuarımıza   iştirak   eden yabancı firmaların   ve   temhir   edilen   çeşitli  mamullerin çokluğu, bazılarında araettiğim ihracat fuarı karakterinden ay­rıldığımız zehabını uyandırabilir.

Biz ise, bunu böyle kabul etmemekte, bilâkis yabancı devlet firmalarının iş­tirak adedinin çokluğunda millî ikti­sadiyatımızın esası ve maksadı olan az emekle bol çeşitli istihsali bulmakta, bu maksada erişmekliğimiz için de ya­bancı iştirakleri millî iktisadiyatımı­zın yardımcısı telâkki etmekteyiz. Ya­bancı iştiraklerin diğer senelere naza­ran kıyaslanamıyacak derecede çok oluşu Menderes Hükümetinin iktisadî, ziraî ve sınaî sahalarda girişmiş oldu­ğu cesurane ve müdebbirane icraat sa­yesinde Türk milletinin iştira kabiliye­tinin artışına geniş ölçüde yardım et­mektedir.

Sayın Cumhurreisimiz, aziz misafirleri­miz ve İzmirliler,

"İnsanlığın asırlarca emek sarfederek vücuda getirdiği medeniyet eserlerinin, dünyamızın muhtelif yerlerindeki me­deniyet düşmanları tarafından tahrip edilmekte veya tahribi düşünülmekte olduğu bu sıralarda bütün Türk mille­tinin ve insanlığı seven milletlerin if­tihar edeceği bir medeniyet eseri vücu­da getirdiğimize inanıyoruz. Fuarımı­zın kurulduğu Kültürpark sahasında bu isme yakışır yeni eserler vücuda ge­tirdik. Geçen sene Sayın Cumhurreisimizin kıymetli ve yerinde işaretlerin­den ilham alarak Türk eserleri müzesi, resim çalerisi, arkeoloji müzesi ve fua­ra bağlı Atatürk kitapevi bunlar meyanındadır. Ayrıca yeniden yapılan ışıklandırma tertibatı, kaskatlı havuz gibi dekor değişiklikleri de meydana getirilmiştir.

Burada tekrarını lüzumsuz gördüğüm birçok yenilikleri ihtiva eden fuarımı­zı yerli ve yabancıların istifadesine arzetmekle bahtiyarlık duymaktayız. Bu vesile i! e fuarımıza iştirak eden devletlere de burada hazır bulunan güzi­de mümessilleri vasıtasıyla İzmirliler adına teşekkürlerimi sunarım. Fuarın hazırlanmasında emekleri geçen, başta

"Tuar müdürü olmak üzere Fuar mensuplarına, kıvmetli mimar, ressam, helvkeltras. müteahhit ve isçilere huzurunuzda teşekkürler ederek sözü Sa­yın Ekonomi ve Ticaret Vekilimize bı­rakırken bir'kerre daha teşrifleriyle sehrÎTtıize ve fuarımıza şeref  vermis olan Cumhurreisimizi, aziz misafirleri­mizi saygı ve sevgi ile selâmlarım.»
 

Bundan sonra Ticaret ve Ekonomi Ve­kili Fethi Çelikbas sık sık alkışlarla karşılanan şu konuşmayı yapmıştır:

«Muhterem yurttaşlarım,

Mümtaz coğrafî ve iktisadî hususiyetleriyle memleketimizin mütenevvi is­tihsal ve faal bir ticaret bölgesi olan Ege'nin güzel şehri İzmir'de bugün 22 nci Enternasyonal Fuarını acıyorum. Bu mutlu günün bu sene mesut bir te­sadüfle Kurban Bayramına rastlaması sevinç ve nenemizi bir kat daha arttır­maktadır. Çifte bayram hepimize kut­lu olsun.

Memnuniyetle görüyoruz ki, İzmir Fu­arı iktisadî hayatımızın hızla gelişmek­te olduğu son yıllarda gittikçe daha fa­al'bir enternasyonal fuar karakteri ka­zanmaktadır. Fuara iştirak eden mem­leketlerin sayısı artmakta ve yabancı firmaların adedi çoğalmaktadır. Millet­lerarası ticaret mübadelelerinde Türk iktisadiyatının ehemmiyeti bugün ol­duğu gibi artmakta devam ettikçe, ki hükümetin bütün gayretleri dış ticaret politikamızda bu hedefe müteveccih­tir, yabancı memleketler ve firmaların İzmir fuarına karşı alâkalarının artacağı da tabiidir. Bu bakımdan İzmir Fuarının gelecek yıllarda daha geniş ölçüde milletlerarası iştirake sahne olacağını beklemek yerindedir. İktisadî hayatımızla yakından alâkalanarak fu­ara iştirak eden yabancı memleketler ve kıvmetli mümessillerine samimî te­şekkürlerimi sunarken fuara gelen bü­tün yabancı misafir ve ziyaretçilerimi­ze bu fırsattan faydalanarak memleke­timizin muhtelif bölgelerini de dolaş­malarını tavsiveye şayan görmekteyim. Türkiye'nin hâlen nasıl muazzam bir kalkınma devresi içinde bulunduğunu ve Türk milletinin ne derin bir heye­can ve engin bir şevkle iktisadî ve iç­timaî kaderini çizme yolunda dsv adımlarla ilerlediğini vurdumuzun muh­telif kölelerinde dolanmakla daha iyi mü-aheHe edeceklerdir. Artık topyekûn kalkınmanın hummalı havası baş­tanbaşa bütün vurdumuzu sarsmış bu­lunmaktadır. Yerli mamul ve mahsullerimizi tehir etmek suretivle fuara katılan.erbabımzı ve tüccarları mızı millî ekonomide kendilerine düpen vazifeyi verine fermic; olmaların­dan dolay övmeyi bir ad­dederim. K°nHiieri"i iktisadî kalknmamızi mümtaz akıncıları olarak bütün kalbimle ve hürmetle selâmlarım.

Hükümet, umumî iktisadî ve malî poli­tikasıyla tayin ve tespit ettiği hedefle­re doğru bütün milletçe süratle yol al­makta olduğumuza kanidir ve bu ka­naatin içerde ve dışarda umumî oldu­ğu hakkında da hiçbir tereddüde ma­hal bırakmıyacak kadar açık müşahe­delerimiz vardır. İktisadiyatımızın şu -veya bu yönünde rastlanan arıza ve ge­çici müşküllere bakarak topyekûn ik­tisadî gidişimiz üzerinde menfî hüküm vermeye kalkışmak, samimiyetle ifa­de edelim ki, hataların en büyüğü ol­makla beraber memleketseverlik duy­gularıyla da telifi güç bir keyfiyettir. Kül halinde mütalâa olunarak hükme bağlanmasında ısrar ettiğimiz umumî iktisat politikamız yatırım programla­rımızın tahakkukunda îlerlendikçe her yıl biraz daha fazla semere vermekte devam edecek ve böylece Türk vatanı en mamur Ülkeler arasında sayılacak ve Türk milleti de en müreffeh millet­ler arasında lâyık olduğu mevkii al­mış olacaktır. Mücerret bîr iddianın sa­hibi gözükmemek maksadıvla hemen ilâve edelim ki. hayat standardının en isabetli ölçüsünü teşkil eden bazı mad­deler istihlâkinde kaydedilen tezayüt en nikbin tasavvurların dahi üstüdir. Filhakika şeker istihlâkimiz 1949 yılında ancak 120 bin ton raddesinde iken bu miktar üçte bir nispetinde bir tezayütle 1952 yıh sonunda 180 bin to­na yükselmiştir. İçinde bulunduğumuz yü sonunda bu miktar 200 bin tonu açacaktır. Ayni suretle geniş halk ta­bakalarının başlıca geçim maddesi olan pamuklu mensucat sarfiyatı da çok muazzam artışlar kaydetmiştir ve bu sebepledir ki. hükümet hususî bir İti­na ile bir taraftan şeker ve diğer taraf­tan da mensucat sanayiinde yeni yeni teşebbüslerin kurulması için hususî te­şebbüs ve sermayeyi teşvike devam et­mektedir. İktisadımızda balkımızın vaFama şarüarmüı iyileştirilmesine, ha­yat standardının süratle yükseltilmesi­ne matuf olan çalışmalarımızın isabeti vakıalarla teeyyüt, etmektedir. Geniş vatandaş kütlelerinin tasvipkâr hare­ketleri de bizim çalışma şevk ve gay­retimizi karşılamaktadır.

Müteakiben     Reisicumhurumuz  Celal Bayar,  kurdeleyi  kesmek suretiyle 22ncı Izimr Enternasyonal tfuaruıı açma­lardır.

Daha sonra başta Keisicumfcurumuz ve vekiller ile vali ve belediye telsi oldu­ğu halde davetliler pavyonları, «ezmişler ve verilen izahatı takip etmişler­dir.

21 Ağustos 1953 

  Ödemiş :

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberle­rinde İzmir valisi Osman Sabrı A.dal, başyaver kurmay yarbay Nureddin. Fuad Alpksrtal olduğu halde bugün saat 18.30 da Ödemiş'e şeref vermiş­lerdir.

Belediye önünde kendisini büyük te­zahürlerle karşılayan muazzam halk topluluğuna hitaben kısa bir konuşma yapan Reisicumhur, Ödemişlilerin. göstermiş oldukları muhabbet teza­hürlerine teşekkür ettikten sonra söy­le demiştir :

«Ödemiş benim için çok sıcak ve sev­gili bir muhittir. Çünkü mücadele ha­yatımın büyük bir kısmı burada geçmiştir ve Ödemişilerin memleketin yükselmesi, hürriyet ve istiklâlimizin, müdafaası hususunda gösterdikleri ce­lâdet Türk tarihinin sahifelerinde şan­lı yerler işgal etmektedir. Böyle bir muhitte ve böyle bir muhitin asil ve yiğit evlâtları arasında bulunduğum su dakikada heyecan ve şeref duymak­tayım.»

Reisicumhur, müteakiben Ödemişlie­rin refah yolunda ilerlediklerini gör­mekle bahtiyarlık duyduğunu kaydetmiş, bu feyizli muhitteki çalışkan hal­kın isteklerinin şerefli bir memleket, hürriyet ve istiklâl olduğunu ve bunların da milletçe hep birlikte temin edilmiş bulunduğunu ilâveden sonra sözlerine. Ödemelilere saadet temen­nisiyle sürekli alkışlar arasında niha­yet vermiştir.

Reisicumhur Celâl Bayar, bundan son­ra beraberlerindekileri e birlikte Göl­cüğe hareket etmiştir. eisicumhurumuz geceyi Gölcükte geçirecekler ve yarın   Ödemiş'e dönmüş  olacsklardır.

 Ankara:

Komşumuz ve dostumuz Yunanistan'­da vukua gelen büyük zelzele netice-

25 Ağustos 1953 

  Edremit:

Reisicumhur Gelâl Bayar beraberlerindki zevatla birlikte bugün saat 10.15 te ilçemizi teşrif etmişlerdir.

İlçenin methalinde mülkî, askerî er­kân ile çok kalabalık bir halk kitle­si tarafından coşkun tezahüratla karşılanan Reisicumlrurumuz halkın bu candan sevgi tezahüratına teşekkür et­miş ve kısa bir konuşma yaptıktan sonra Belediyeye giderek halkla has­bıhallerde bulunmuştur.

"Reisicumhur Celâl Bayar kısa bir isfirahati müteakip 10.45 te beraberle­rindeki zevatla birlikte Balıkesir'e müteveccihen ilçemizden ayrılmışlar ve "büyük sevgi tezahüraîiyle uğurlandırmışlardar.

  İstanbul:

Millî bankalarımızdan Türkiye İş Bankası yarın 29 uncu yaşını bitirerek 30 yaşma basacaktır. 26 Ağustos 1924 de kurulmuş olan İş Bankası bu kısa devre içersinde başardığı ve eriştiği muvaffakiyet ve kuruluşunun taşıdığı "büyük hususiyet bankanın talini teş­kil etmektedir.

Türk elemanlarile bankacılık yapma­nın hayâl dahi .edilmediği bir zaman­da, Atatürk, 250 bin lirayı münasip göreceği ticaret işlerinde kullanmak üzere Mahmut Celâl beye emanet et­mişti.

Celâl Bey en muvaffak teşebbüsün (banka) kurmak olacağını teklif .etmiş ve böylece «Türkiye İş Bankası A. Ş.» nin temelleri atılmıştır. TÜrkiyede bankacılığın kuruluşu Atatürk'ün ta­hakkuk ettirdiği inkılâp eserlerinden birisidir.

250 bin lira sermaye ile kurulan ban­kanın 1953 yılı "basındaki sermayesi 62,9   milyon   liraya   yükselmiştir.

Kurulusunda biri Ankarada ve diğeri îstanbulda olmak üzere iki şubeye malik bulunan İş Bankası, müteakip senelerde şube şebekesi banka muamelelerindeki inkişafa muvazi olarak artmış ve bugün şube ve ajans büro­larının adedi 117 ye "yükselmiştir.

Bankasının memlekete yaptığı hizmetlerin başında Türk elemanlarının, bankacılık yapabileceğini isbat etmesi, millî tasarrufun doğmasına önayak olması ve millî sanayiin kurulmasın­da ve inkişafında modern işletmecili­ğe alemdarlık etmesi, bilhassa zikre şayan   olanlarını   teşkil  .etmektedir.

TÜrkiyede kömür, şeker, mensucat ye sigorta sanayiinin kurulmasında İş Bankası rehberlik vazifesi görmüştür.

1950 den bu yana memleketin girişti­ği büyük kalkınma hamlelerinde İs Bankası da kendine düşen vazifeleri yerine getirmekten bir an bile hali kalmayarak yeniden kurulmakta olan şeker, çimento, mensucat fabrikaları­na sermaye yatırdığı gibi, sınaî kalkın­mamızda değerli hizmetler ifa edecek olan «Sınaî Kalkınma Bankası» mu büyük hissedarları arasında yer almış bulunmaktadır.

Yurdumuzda ecnebi sermaye ile müş­terek teşebbüsün ilk adımını da İş Bankası atmış bulunmaktadır. General Elektrik ve Unilever - İş Türk Ltd. Şirketi bu teşebbüsün eserlerini teşkil  etmektedir.

Halen İş Bankasının çatısı altında iki-bine yakın genç vazife görmektedir. Diğer taraftan memlekette kurulmak­ta olan bankaların idare kademelerin­de de İş Bankasından yetişmiş olan elemanlar çalışmaktadır.

Yarın bankanın kuruluş yıldönümü münasebetile bankanın bütün şube ve ajansları kapalı olacak ve İstanbuldaki banka mensupları saat 10 da Taksim Cumhuriyet âbidesine törenle çelenk koyacaklardır.

Gece de bu münasebetle Moda Yat Kulübünde  bir   toplantı  yapılacaktır.

 İstanbul:

İstanbul Sanayi Odasından aldığımız malûmata göre son iki sene zarfında kimya sanayümizde büyük bir gelişme müşahede edilmektedir.

Son senelerde açılmış olan lâbraratuvarlarla bilhassa tıbbî müstahzarat ve ispençiyari mamullerde büyük bir is­tihsal elde edilmiş ve memleket ih­tiyacının Litobî müstahzaratta %50 si, ispençiyari mamullerde ise % 100 ü temin  olunmuş  bulunmaktadır.

Bu arada Orta  - Doğu memleketlerinde felâkete uğrayanlara yardım maksadiyle 3 doktor, 4 sağlık memuru ve 2 hemşireden müteşekkil bir heyet, lüzumlu sağlık malzemesi ve ilâçlarıyla birlikte bugün bir askerî uçakla as­kerî hava meydanından Yunanistan'a müteveccihen şehrimizden ayrılmıştır.

Diğer taraftan hükümetimiz aynı mak­sat için 60.000 liralık nakdî bir yar­dımda bulunmuştur.

22 Ağustos 1953

 Turgutlu :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 16 da refakatinde Manisa ve İzmir me­busları olduğu halde kazamızı şereflendirmdilerdir. Kaza hudutlarında kaymakam, belediye reisi ve kalaba­lık bir halk topluluğu tarafından kar­şılanan Reisicumhurumuz doğruca be­lediye binasına giderek kendisine coş­kun tezahüratta bulunan halka bal­kondan kısa bir hitabede bulunarak gösterilen hüsnükabulden dolayı te­şekkürde bulunmuşlardır.

Bundan sonra halkla samimî hasfeihallerde bulunan Reisicumhurumuz saat 17 de Manisa'ya müteveccihen ka­samızdan ayrılmışlar dır.

 Manisa :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün saat 18.30 da, refakatlerinde Büyük Millet Meclisi Reis Vekillerinden Muzaffer Kurbanoğlu, Manisa ve İzmir mebus­ları, Başyaver Kurmay Yarbay Nured-

din Fuad Alpkartal, Manisa ve İzmir valileri olduğu halde, şehrimize gel­mişlerdir.

Reisicumhurumuz, Turgutlu - Manisa hududunda belediye reisi, tugay ko­mutanı, Demokrat Parti ve C. H. Par­tisi temsilcileri ile şehrimizdeki muh­telif teşekküllere mensup kimseler ta­rafından karşılanmışlardır.

Şehir methalinde kalabalık bir vatan­daş kitlesi tarafından sevgi gösterile­riyle karşılanan Reisicumhur Celâl Bayar, doğruca hükümet binasına gi­derek kendilerine kargı gösterilmiş ci­lan bu içten ve samimî tezahürata te­şekkür etmişlerdir.

Reisicumhurumuz geceyi Manisa'da geçirecekler ve yarın sabah Akhisar'a müteveccihen şehrimizden ayrılacak­lardır.

23  Ağustos 1933

  Manisa :

Reisicumhur  Celâl Bayar, refakatinde Büyük Millet Meclisi Reis Vekili Muzaffer Kurbanoğlu ye Manisa mebus­ları ile Manisa ve İzmir valileri, baş­yaver Kurmay Yarbay Nurettin Fuat Alpkartal olduğu halde bu sabah. Ma­nisa'dan hareket ederek Saruhanlı bu­cağın, Akhisar, Kırkağaç ve Soma il­çelerini  ziyaret  etmişlerdir.

Celâl Bayar, gerek yol boyunca istik-bale çıkan gerek    her ilçeye    uğrayı-şında  kendilerini  karşılamağa     gelen kalabalık halk  topluluğunun     coşkun sevgi tezahürleriyle karşılaşmıştır.

Reisicumhur,   vatandaşların   göstermiş oldukları bu coşkun ve içten gelen tezahürata teşekkülerini bildirerek ken­dilerini selâmlamışlardır.

Celâl Bayar, bilâhare, Garp Linyitleri Soma Maden İşletmesini ziyaret etmiş ve öğle yemeğini işletmede yemişler­dir.

Reisicumhurumuz   öğleden   sonra   saat: 14 te yine halkın hararetli tezahürle­ri arasında Soma'dan Bergama'ya ha­reket etmişlerdir.

24  Ağustos 1953 

 istanbul:

Gecen hafta içinde şehrimizde topla­nan Avrupa Konseyi îstişarî Meclisi Gümrük Faaliyetlerini Kolaylaştır­ma Komisyonu Başkanı M. Montgomery Hyde Vali ve Belediye Reisi. Gökay'a bir mektup göndererek komisyonun çalışmaları müddetince memleketimizde görmüş oldukları sı­cak kabul dolay isiyle en hararetli te­şekkürlerini bildirmiştir.

M. Montgomery, mesai arkadaşlariyle kendisinin görmüş oldukları sıcak misafirperverliğin   unutulmaz   hâtıraları­nı daima saklıyacaklarmı ve çalışma­larının  dost     memleketler     arasında. mevcut sıkı münasebetlerin yerleşmesinde büyük faydası olacağı kanaatini taşıdıklarını, da ifade etmiştir.

 Sındırgı:

Reisicumhur Celâl Bayar maiyetinde­ki zevatla birlikte bugün saat 16 da hazamızı şereflendir mislerdir. Reisicumhurumuz kaza hududunda kayma­kam, askerî ve mülkî erkân, partiler temsilcileri taralımdan karşılanmış ve kaza merkezine gitmişlerdir.

Reisicumhurumuz burada Cumhuriyet meydanı m dolduran halkın coşkun te­zahüratı ile karşılanmışlardır. Reisi­cumhurumuz kısa bir müddet dinlen­dikten, kazanın ihtiyaçları hakkında ilgililerden malûmat aldıktan ve halkîn dilek ve ihtiyaçlarım dinledikten sonra saat 16.45 te 'halkın tezahüratı arasında Gördes'e müteveccihen ka­zamızdan  ayrılmışlardır.

 Zonguldak :

Şehrimizde bulunmakta olan Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen bugün sa­at 19.30 da işçi mümessilleriyle yaptığı toplantıda kendilerine hitaben şunları söylemiştir :

«Arkadaşlarım, çalışma hayatımızın mühim merkezlerinden biri ve hattâ en ehemmiyetlisi Zonguldak'tır. Zonguldak kesif bir işçi kütlesini sine­sinde saklıyan bir mahal olmakla kal­mıyor, millî iktisadiyatımız, millî kal­kınmamız için en hayatî madde olan kömürü çıkarma, ateşi, enerjiyi ve mu­harrik maddeyi temin etme gibi şe­refli bir yükü de üzerine almış bulu­nuyor. Zonguldak'ın içtimaî ve ikti­sadî bakımdan hususiyeti ve ehemmiyeti büyüktür.

Hükümette mesuliyet vazifesini aldı­ğımdan beri Zonguldak'a gelmek iste­mekteyim., Ancak Meclis çalışmaları bu ziyaretimi daha Önce yapmama im­kân vermemişti. Evvelce şehrinize ge­lişimde ocaklara girmiş ve bugün kar­gı karşıya bulunduğum işçi dâvaları­nı yakından tetkik etmiştim. Bu ba­kımdan sizin meselelerinizi daha iyi bilmekteyim.

Hizmetinizde bulunan ve bütün gaye­si milleti her gün biraz daha refaha ulaştırmak olan hükümetinizin bir âzası olarak burada sizlere hitap .et­mek, dileklerinizi dinlemek ve hal ça­relerinde  faydalı  rol  oynamak,     dün havzayı bilen bir insan srfatile benim için daha verimli olacaktır. Ga­yemiz vatanın her köşesinde işi ne olursa olsun her vatandaşı refaha ulaş­tırmaktır.

Burada bizi meşgul eden en Önemli mesele mesken davasıdır. Hükümeti­niz isçi evleri meselesini ele almıştır. Bu yıl, yurtta on bin işçi evi yaptı­rılacaktır. Bu on bin evden Zongul­dak'a düşen bin evdir. Gelecek yıl bahannda bu bin ev bitmiş olacaktır. Bu miktar 1500 de olabilir, fakat mü­teakip yılda behemehal 1000 işçi evi yaptırılacaktır. İşçiyi meskenine bağ­lamak suretiyle randımanın artacağı da tabiidir. İşletmenin gidişi hakkında aldığım izahattan randımanın art­makta olduğunu ve iki aydır günde 16 bin ton kömür elde edildiğini ve bu temponun devamına çalışıldığım gör­düm. Bunda sizlerin hisseniz büyük­tür. Çalıştığınız müessesenin verimi arttığından bunun maddî karşılığını göreceğiniz tabiidir. Bu bakımdan üc­retlerinizi bugünkü hayat şartlarına göre ayarlamak vazifemizdir. Ücretle­rinizin ayarlanması meselesi halen iş­letmece ele alınmıştır. Mesainizle uy­gun fazla bir ücret almanız yakındır.»

Vekil takdirle karşılanan bu konuş­masından sonra işçi mümessillerinin dilek ve temennilerini dinlemiş ve mümkün olanların halline çalışılacağı­nı söylemiştir.

26 Ağustos 1953

  Gördes :

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberle­rinde Manisa mebusları ve Manisa Va­lisi ile Başyaver Kurmay Yarbay Nurettin (Fuat Alpkartal olduğu halde dün akşam Gördes'i teşrif etmişler ve hararetle karşılanmışlardır.

Celâl Bayar, Gördes'te gördükleri, imar hareketlerinden ve kazanın de­ğişmiş çehresinden fevkalâde mütehassis   olduklarını  belirtmişlerdir.

Reisicumhurumuz saat 18 de Demirci­ye müteveccihen kazamızdan ayrılmış­lardır.

 Demirci :

Reisicumhur Celâl Bayar, dün gece saat  21  de,  refakatlerindeki zevatla birlikte kazamızı teşrif etmişlerdir. Vaktin geç olmasına rağmen kalaba­lık bir halk kitlesi Reisicumhurumuzu samimî sevgi tezahüratiyle karşılamış­lardır.

Celâl Bayar, halkın candan bu sevgi tezahüratına karşı bir hitabede bulu­narak, kendilerine teşekkür etmişlerdir. Reisicumhur geceyi Demirci'de geçir­mişlerdir.

 Ankara :

Seyhan hidroelektrik tesislerini işlet­mek üzere kurulmuş olan Çukurova Elektrik Türk Anonim Ortaklığı ile Bayındırlık Vekâleti arasında imtiyaz mukavelesi 25.8.1953 tarihinde İmza­lanmıştır. Ortaklık adına, müdür Ali Sağ ve idare meclisi âzası Fahri Merceci   mukaveleyi   imzalamışlardır.

13u mukaveleye göre Çukurova Elek­trik Türk Anonim Ortaklığı, Seyhan barajından faydalanılarak kurulacak olan hidroelektrik santralında enerji üretmek, bu enerjiyi çukurova bölge­sinde belediyelere ve istihlâki 500 Kw. ı aşan müstehliklere toptan sat­mak imtiyazını almış bulunmaktadır.

Çukurova Elektrik Türk Anonim Ortaklığı, memleket kalkınmasına hu­susî sermayenin iştiraki bakımından en güzel bir misal teşkil etmektedir. Bu ortaklık Seyhan barajı ve hidroe­lektrik tesislerinin inşası için lüzumlu olan takriben 30 milyon liranın 16 milyonunu inşaat .esnasında hususî sektörden temin edecektir.

İnşaatın hitamında barajdan tefriki kabil olan sadece enerji istihsali için baraja ilâve edilmiş bulunan elektrik tesisleri Çukurova Elektrik Türk Ano­nim Ortaklığına defter kıymeti üze­rinden devredilecektir. Devredilecek olan bu tesislerin tahminî maliyeti 28 milyon  liradır.

Çukurova Elektrik Türk Anonim Or­taklığının sermayesi başlangıçta 16 milyon T.L. olacak ve inşaatın hitamında bu 30 milyona yükseltilecektir. 30 milyonun 28 milyonu devralman tesislerin bedeli ve 2 milyonu da or­taklığın işletme sermayesidir.

Ortaklığın  sermayesinin   16     milyonu hususî  sektörden   temin  edilecek     ve 14 milyonu da Devlet iştiraki olacak­tır.

Ortaklığa verilen imtiyazın müddeti mukavelenin imzası tarihinden itiba­ren 49 senedir. Gerek ortaklığın kuruluşunda gerek sermayesinin top­lanmasında Çukurova halkının göster­diği derin alâka zikre şayandır.

Yurdumuzun kalkınmasında büyük Önemi olan ve büyük yatırımlar yapıl­masını icap ettiren böyle projelerin tahakkukunda hususî sermayenin oy­nadığı rol bakımından Çukur ovalıların gösterdiği alâka iyi ve devamı arzu edilir bir misal  teşkil  etmektedir.

 Ankara :

Amerikan Temsilciler Meclisinde Baş­kan Eisenhower'in hususî emriyle ih­das edilmiş olan haricî ekonomik si­yaset komisyon başkanı Mr. Clarencs B. Randall beraberinde eşi ve yardım­cıları olduğu halde bugün saat 12.20 de hususî bir Amerikan uçağı ile Ati­na'dan şehrimize gelmiştir.

 İstanbul :

Türk Hekimleri Birliği Merkez Kon­seyi tarafından bugün saat 15.30 da İstanbul Tabib Odası salonunda bir basın   toplantısı   tertip   edilmiştir.

Toplantıyı Merkez Konseyi Başkanı Prof. Ahmet Rasim Onat açmış ve 23.1.953 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen "Türk Tabibleri Birliği Kanunu» nun meriyete" girmesi ile teşekkül eden Türk Tabibleri Birliği ve Merkez Konseyinin ku­ruluş gayesi ile sağlıyacağı faydaları izahla söze başlamış ve demiştir ki :   .

«Türk Tabibleri Birliği, birisi Tabib Odaları, diğeri merkezi olmak üzere iki kademeli teşekkül halinde kurulmuştur. 100 hekim ve diş hekimi bu­lunan vilâyet veya bir kaç vilâyet bir tabip   bölgesi   addedilmiştir.

Tabip Odaları idare heyetleri, kendi bölgeleri hudutları içinde tababet ic­rasına müteallik kanun, nizamname ve talimatnamelerin uygulanmasına yardım, meslekî kütüphaneler kurmak, resmî ve hususî sağlık müesseselerinden üyelerini faydalandırmadı temin, millî sağlık meselelerini ince­leme için teşviklerde bulunma ve elde   edeceği   sonuçları  Devlet   makamlarına sunma, meslekin ve meslekdaşin hak ve menfaatlerini icap eden makamlar ve müesseseler karşısında koruma, simsarlıkla mücadele, hekim ücretlerinin asgarî hadlerini tayin gi­bi vazife ve salâhiyetlere maliktir.

Merkez teşkilâtı, Tabip Odaları umu­mî heyetlerince seçilen delegelerden müteşekkil büyük kongre tarafından seçilen yüksek haysiyet divanı, mer­kez konseyi ve murak iplerden ibaret­tir. İlk büyük kongre 27.4.1953 tarihinde Ankarada toplanmış ve yeni ka­nun hükümlerine göre teşkilâtı kur­mak üzere muvakkat merkez konseyi­ni, yüksek haysiyet divanını ve mürakipleri seçmiştir. 8  9 Kasımda îstanbulda toplanacak olan ikinci bü­yük kongre merkez teşkilâtını iki se­ne müddetle çalışmak üzere yeniden seçecektir.

Merkez konseyi Türk Tabipleri Birli­ğini memleketin içinde ve dışında temsile yegâne salâhiyettar bir teşekküldür. Çeşitli nizamnameler ha­zırlamak ve odaların çalışmalarını ahenkleştirmek  ile mükelleftir.

Tababet sanatile iştigal eden her he­kim ve diş hekimi ve permili dişçiler yeni Tabip Odalarına kaydolunmağa mecburdurlar. Yeni kanun haysiyet divanına ceaî yetkiler de vermiştir ki bunlar vacibülicradir ve hiç bir makam bunları bozamaz. 100 liraya Jîadar para cezası, altı aya kadar ic­rayı tababetten menetme, tekerrür hallerinde mmtaka değiştirme verile­bilecek cezalar  arasındadır.

Hekim ve diş hekimleri ancak iki va­zife alabilirler. Aslî vazife dışındaki ikinci vazifenin alınabilmesi Tabip Odaları idare heyetlerinin muvafaka­tine bağlıdır. Bu tahditte hem içtimaî ve hem meslekî sebepler vardır. İşverenlerle meslekdaşların buna dikkat nazarlarını çekeriz. Kanun altı ay içinde bu gibileri kanunun tayin ettiği çerçeve içinde kendi durumlarını tesbite mecbur tutmaktadır.

ISski Etıbba Odalarına vaktile kayıtlı olanlar yeni Tabip Odalarına kaydo­lunmaktan muaf değildirler. Sanatını icra eden her hekim ve diş hekimi ile permüî dişçiler yeniden kaydolunmaya ve duhuliye olarak 10 lira vermeye mecburdurlar. Odalar da üyesi­ni aramakla mükellef olmayıp her he­kim ve diş hekimi ve permili dişçiler mensup bulundukları Tabip Odaları­na müracaatla mükelleftir. Senelik ai­dat muayenehanesi olanlardan 24, mu­ayenehanesi olmayıp da günlük veya aylık ücret veya maaşla çalışanlardan 18, hic bir suretle tababet sanatını ic­ra etmiyenler (parasız poliklinik "bile yapmamış olmak şartile in odalara kayıtları ihtiyarî olup, bunlardan kay­dolunmak istiyenlerden 6 lira senelik aidat alınır. Meslekî hiç bir geliri bulunmayan ve karşılıksız çalışan fahrî asistanlar da duhuliyeden başka 8 li­ra  senelik aidata tâbi tutulmuşlardır.

Diğer taraftan simsar kullanma veya simsarlık yapma için kanun çok şid­detli maddeler koymuştur ve Oda ida­re heyetlerini de takiple mükellef tut­muştur.

Konseyce tesbit olunan 22 Tabip Oda­sından 16 sı umumî heyetlerini topla­yarak seçimlerini yapmış ve faaliye­te geçmiş iseler de, Edirne ve Malat­ya bölgeleri seçimlerini yaptıklarını bildirdikleri halde resmî bir surette konseyle temasa geçmemiş, Antalya, Gaziantep ve Samsun bölgelerinden henüz hiç bir haber alınamamıştır. Bu bölgelerin de yakında kurularak faa­liyete geçecekleri şüphesizdir.

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar beraberlerindekilerle birlikte bugün saat 17.35 te uçakla Kütahya'dan şehrimize gel­mişlerdir.

Reisicumhurumuz hava alanında, Ve­killer, mebuslar, sivil ve askerî er­kân ile Ankara Belediye Reisi tarafından  karşılanmışlardır.

Sabahleyin Demirci'den hareketle Si­mav ve Gediz ilçelerini ziyaret ettik­ten sonra saat 13.30 da Kütahya'ya gelen Reisicumhurumuz Öğleden son­ra Toprak Sanayii Kiremit Fabrikası­nın tesislerini gezerek saat 16.30 da Ankara'ya  hareket   etmişlerdir.

 Çanakkale :

Naboland şilebiyle Dumhıpmar deniz­altı gemisinin çarpışmasına ait dâvaya bugün saat 9.30 da Aşır Ceza Mahke­mesinde devam olundu. Celse açıldı­ğı zaman heyeti hâkimenin Salâhat-tin Ayanoğlu'nun başkanlığında Abdulkadir Töre ve Orhan Ertuğrul'dan teşekkül ettiği görüldü. İddia makamım da Müddeiumumi Salim Ertem iş­gal etmekleydi, Maznun Lorentzon ile avukatları, Sabri Çelebioğlu ve müdahil avukatlar da yerlerini almış bulunuyordu. Evvelâ şahitlerden gümrük muhafaza memuru Mehmet Un­sal dinlendi. Mehmet Unsal hâdise hakkında bilgisini şöyle anlattı: Va­ka gecesi nöbetçiydim. Naboland şi­lebinin sabaha karşı saat 4 de Boğaz­dan geçeceği telgrafla bildirilmişti. Saat 2.20 de Nâra burnu önünde Nalbolad göründü, donanma cüzütamları da İzmir istikametinden gelerek Bo­ğazdan peşi sıra geçiyorlardı. Ekseri gemilerin geçtiği yoldan iki denizal­tının üç Km. mesafe ile birbirini ta­kip ettiğini gördüm. Dumlupınar de.nizaltîisının yeşil ve kırmızı ışıkları yanıyordu. Ben düdük çalındığı sıra­da odama girmiştim. Düdük seslerini arkadaşlarım duymuş, ben çarpışma­dan mütevellit bir gürültü işittim. Dürbünle baktığım zaman şilebin önündeki denizaltının ışıklarının sula­ra   gömüldüğünü  gördüm.

Sorulan sual üzerine Nafooland şilebi­nin çok daha hızlı gittiğini söyliyen Mehmet Ünsel ile hâdiseye beraberce şahit olan ve evvelki celselerde din­lenen Ahmet Anafarta ile Şükrü Er­ten huzura alındılar ve her üç şahidin ifa deler in deki mübayenetten dolayı muvaceheleri yapıldı. Şahitler ifade­lerinde ısrar ettiler, müteakiben otu­ruma on dakikalık ara verildi. Otu­rum tekrar açıldığı zaman Gölcük ter­sanesi müdürlüğünden Dumlupmar denizaltısının 1052 senesinde yıllık onarım plânı gereğince normal re­vizyona tâbi tutulduğu, Lorentzon avukatları tarafından elegeçirilerek mahkemeye ibraz olunan üç iş emrin­den ikisinin asıllarına uymadığı, Ata Nutku ve arkadaşlarının mahkemeye tavzih mahiyetinde gönderdikleri ek raporları, Ata Nutku'nun duruşma de­vam ederken gazetelere beyanatta bu­lunmasına cevap teşkil eden Yüzba­şı Çelebioğlunun avukatı Suat Tahsin. Türk'ün gönderdiği telgrafla diğer ba­zı evrak okundu. Ata Nutku ve iki arkadaşı tarafından mahkemeden her hangi bir talep vaki olmadan gönde­rilen bu tavzihte çarpışmanın kat'i olarak Dumlupmar tarafından batı­rıldığını söyliyebilmsk için denizaltı­nın denizden çıkarılması iktiza ettiği­ni ve evvelce verdikleri beyanın tah­minden ileri geçemiyeceği bildirilmek­teydi.  Müdahil avukatlardan Necmettin Altan bu ek rapor hakkında ko­nuşarak bunun Ata Nutku tarafından hazırlanmış olduğu ve diğer iki arkadaşının da raporu imzaladıklarını ve Ata Nutku'nun tesiri altında kal­dıklarını  söyledi.

Hazine avukatı Naim Aldemir bir ge­minin diğerine çarpması kusurun ta­yinine karine teşkil edemiyeceğini ve bunun mevcut dlim kitaplarında ve nizamnamelerinde sarahaten belirtil­diğini ve binaenaleyh üzerinde uzun tooylu  durulamryacağını  belirtti.

Diğer Hazine avukatı Celâl Bulut 4a şunları söyledi :

«Usulsüz olarak mahkemeye gönder­diği ek raporunda Ata Nutku eski ifadesinden rücu etmektedir. Basma ver­diği beyanat ile de tezada düşmekte­dir. Denizaltının hiç bir şekilde de­nizden çıkarılamıyacağına dair tanın­mış otoritelerin beyanına rağmen Ata Nutku'nun denizaltıyı çıkaracağını bildirmesi samimî olmadığına delildir.

Bundan sonra avukat Suat Tahsin'in okunan telgrafında şöyle dediği gö­rülmekteydi :

«Ata Nutku'nun .Dumlupınarı çıkart­maya matuf teklifi ihtiva eden beyanı m,ahkerne harici efkârı umumiyede tahlil ve münakaşasına müntehi olan kanun dışı bir harekettir. Bu, Türk adaletini sabote etmek maksadiyle yapan müdahaleden başka bir şey de­ğildir. Ticaret mahkemesinde açılan hasar dâvasında, .hasarı tesblt için se­kilen ibu ehlivukufun ceza dâvasına ithâl edilmesine çalışılması maksadı şimdi anlaşılmaktadır. Maksadı aslı Dumlupmar dâvası etrafında elkârı umumiyede tereddüt yaratmaktı. Ata Nutku Ağır Ceza Mahkemesi önünde diğer ehlivukufun karşısında ilmî mi­zahlara cevap verememişti. Lorentzon'un kat'î beyanına rağmen, Dum-lupmar'm Nafcoland'a çarptığını söy­lemesi gülünçtür. Fennî mütalâa kis­vesi altında ileri sürdükleri mesnet­siz ve perişan îddialarının efkârı uniumiye .huzurunda müdafaaya te­şebbüs etmeleri kanun dışı bir hare­ket vasfındadır. Ve memleketin iriam namına hazin bir tablo teşkil et­mektedir. Yüksek mahkemenin bu ibretâmiz manzarayı lâyıkiyle temaşa ederek tarihî hükmünü vereceği ka­naatindeyim.»

Bundan sonra avukat Bekir Sami Goroügen şunları söyledi :

"Bugün mahkemenize İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kanalı ile Ata Nut­ku ve arkadaşlarının evvelce vermiş bulundukları rapora ek olarak gön­derdikleri rapor Ata Nutku'nun ceza usulüne aykırı olarak yaptığı bir iş­tir. Bilirkişiler, mahkemelerce, ancak kendilerine sorulan hususlarda fennî mütalâalarda bulunabilirler. Ata Nut­ku mahkemece kendisine sorulan hu­suslar hakkında evvelce rapor ver­mişken bu kerre mahkemece sorulma­dan ve direkt olarak ek bir rapor gön­dermesinin mahiyetini takdir etmeyi mahkemenize bırakıyorum. Kaldı ki, bu ek raporda Ata Nutku ilk kanaa­tinden inhiraf etmektedir. Bu da, bir profesöre ve arkadaşlarına yakışmaz. İlmî kanaatte ittirad lâzımdır. Ata Nutku'nun bir başka taktiğini de hu­zurunuzda anıklamak mecburiyetin­deyim. Bu, dâvanın bundan evvelki duruşmasından bir hayli zaman geç­tikten sonra ve duruşmaya takaddüm eden günlerde Ata Nutku gazetelere beyanat vererek kendisini savunmuş ve bahriye mütehassısı olduğunu id­dia etmiş, bu yoldaki mütalâalarına ilâve olarak denizaltının çıkarılabile­ceğini söylemişti. Halbuki, Ata Nutku ancak bir gemi inşaiye hocasıdır. Kendisinin gemi kurtarma hususunda asla bir İhtisası yoktur. Bundan başka donanmadaki hizmetinde de ken­disinin, teknik bir dairenin başkanı veya müdürü olarak vazife görmemiş bulunduğunu, donanmadan yapmış ol­duğumuz tahkikattan anladık. Bu iti­barla profesörün salâhiyeti dışındaki bir noktada .efkârı umumiyeyi bulan­dırır şekilde beyanatta bulunması gü­lünçtür. Kaldi ki, Dumlupmar'ın, Bo­ğazın derin ve akıntılı sularından çikanlamıyacağmı,   donanmamızın,     bu hususta mütehassıs ve otoriter şahsi­yetleri bildirmiş, Amerikalılar da bu hususta aynı kanaati belirten bir ra­poru donanmaya vermişlerdir.

Eu bakımdan Ata Nutku'nun bu tak­tiklerini dâvayı saıbote etmek maksadiyle yaptığını düşünebiliriz. Kaldı ki Ata Nutku'nun raporu hakikatlere ve ilmî kaidelere uymamaktadır. Ma­dem ki kendisi kurtarmyi başarabile­cek bir mütehassıstır, neden Dumlupınar'ı kurtarma ameliyelerinin ve Türk milletinin kan ağladığı günlerde hu ihtisasını ortaya  atmamıştır?

Müteakiben Lorentzon'un avukatı İh­san Yarsuvat söz aldı ve Ata Nutku'yu müdahil avukatlarının hakarete varacak şekilde tenkit ettiklerini, halbuki Ata Nutku'nun salahiyetli bir üniversite hocası olduğunu ve bu profesörü evvelce tanımadıklarım, ancak ilk defa mahkemede karşılaştıklar mı söyledi.

Diğer sanık avukatı Lazaraki Kürk-çüoğlu da bu mütalâaya iştirak ettiği­ni bildirdi.

Bilâhare söz alan sanıklardan Yüzba­şı  Safori  Çelebioğlu şunları söyledi:

"Gemi inşaiye mühendisi Ata Nut­ku'nun denizaltıyı çıkarırım demesi gülünçtür. Amerikalı ve Türk çıkar­ma mütehassısları vak'a mahallinde durmadan gece gündüz çatıştıkları halde bunu yapamadılar. Ve buna im­kân olmadığını söylediler. Bütün memleket kan ağlarken bugün deniz­altının çıkarılacağını söyliyen profe­sör o zaman neredeydi? Bir Türk va­tandaşı olarak, bir insan olarak o za­man gelip bu maharetini gösteremez miydi? Bugün söyledikleri bir muga­lâtadan ibarettir.»

Çelebioğlu'ndan sonra söz alan sanık­lardan Oskar Lorentzon şunları söy­ledi :

1953 senesinde Ulrein isminde bir İsveç denizaltisı Şimal denizinde İs­veç sahilinden dört millik mesafede bir Alman mayinine çarparak batmış­tır. Derinlik Duralupmar'm battığı ye­rin derinliği kadardır. Denizaltının ye­rini bîr ayda güçlükle buldular. İs­veç donanması ve bir İsveç kurtarma şirketi tarafından bu denizaltı çıka­rıldı. Bugün aradan on sene geçmiş olduğuna ve bu hususta terakkiler de kaydedildiğine göre Dunılupmar denîzal tısının   çıkarılması   mümkündür.

Bundan sonra avukat İhsan Yarsuvat İsveç'e yazılmış seyir jurnalinin tercü­mesinde vukubulduğunu iddia ettiği üç kelimenin tashihine müteadir di­lekçeyi mahkemeye ibraz etti.

Müteakiben sanıklara, sanık avukatla­rına ve müdahil avukatlarına başkan tarafından tevsii tahkikat hususunda başka talepleri olup olmadığı sorul­du. Taraflar ve sanıklar tevsii tahki­kat hususunda talepleri bulunmadığı­nı söylediler. Esas hakkındaki iddia­larını serdetmek    üzere müdahil avukatların mehil talebinde bulunmaları karşısında müddeiumumi Salim Erten söz aldı ve seyir jurnalinin tekrar ter­cümesini talep etti.

Mahkeme, İsveç'e yazılmış olan seyir jurnalinin mahkemece naita tayin edi­len hâkim Orhan Ertuğrul delaletiyle maznun Lorentzon'un tercümanı İ£-veç başkonsolosu Wyraan'a tercüme ettirilmesine ve duruşmanın 4 eylül 1953 cums günü saat 9.30 talikine ka­rar verdi.

 Ankara :

tş Bankasının kuruluşunun 29 uncu yıldönümü, bu akşam saat 20 de An­kara Palasta verilen bir suvare ile kutlanmıştır.

Reisicumhurumuz Celâl Bayar, huzurlarile suvareye şeref vermişlerdir. Toplantıda Başvekil Adnan Menderes, Vekiller, şehrimizde bulunan mebus­lar, generaller, sivil ve resmî şahsiyet­lerle şehrimizin ticaret, iktisat ve bankacılık hayatile alâkalı şahsiyetle­ri ve seçkin bir davetli topluluğu ha­zır bulunmuştur.

Banka mensuplarının da iştirak ettik­leri bu samimî toplantı geç vakte ka­dar neşeli bir hava içerisinde devam etmiştir.

27 Ağustos 1853

 İzmir :

Kore'den dönen birinci kafilemize mensup 104 subay, 97 astsubay, arala­rında 103 yaralı bulunan 1496 er, bu sabah saat 7 de General Blatdhford ge­misiyle limanımıza gelmiş ve merasim­le karşılanmışlardır.

Gemi, Atatürk heykelinin bulunduğu meydanın rıhtımına yanaşmış ve kah­ramanlarımız askerî ve mülkî erkân, yüksek ekonomi ve ticaret okul der­neği, basın mensupları, temsil bürosu temsilcileri ve binlerce halk tarafından hararetle karşılanmıştır.

"Vali, belediye reisi, yüksek rütbeli su­baylar ve Nato mensupları gemiye çı­karak kahramanlarımıza Hoş geldi­niz» demişler ve buketler vermişler­dir.

Bunu müteakip önce yaralı hastalar gemiden, çıkarılarak askerî hastahaneye yerleştirilmiş ve bilâhare subay ve erlerimiz gemiden ayrılmışlardır.

Kaüle karaya çıktıktan sonra kendile­rini karşılayan ihtiram kıt'asının önün­den geçerek kışlada özel surette hazır­lanan yerlerini almışlardır.

Subay, askerî memur, astsubay ve er­lere derhal 45 günlük izinleri verilmiş ve kahraman erlerimizin banka ve ter­his muameleleri ikmal edilmek sure­tiyle kendilerini hasretle bekleyenlere süratle kavuşmaları sağlanmıştır.

 Ankara :

Bayındırlık Vekâletinden aldığımız malûmata göre, 1952 senesinde Gazian­tep vilâyetinde yapılan Bayındırlık iş­leri şunlardır :

İl yollan:

Gaziantep - Cingife yolunda 11 kilo­metre blokaj ile, 10 kilometre stablize şose, Kilis - Çobanbeyli yolu, Çoban-beyli - Yona ile Nizip - Karkamış yol­larında 35 kilometrelik yolun tesviyesi yapılmıştır. Kilis - Hassa yolunun Ki­lis'ten itibaren 18 kilometrelik kısmı müteahhide ihale edilmiştir. Bu yolun Hassa'ya kadar olan kısmı 1953 yılın­da ihale edilecektir. 1952 senesinde il yolları için 328.000 lira savüedilmişür.

Köy yolları:

680 kilometrelik kısmın kademeli bir şekilde yol yapımına devam edilmiş, 490 kilometrelik köy yolunun ilk kade­mesi olan kaba tesviyesi yapılmıştır. Bu işler için 145.000 lira sarfedilmiştir.

Köy içme suları:

50 köyün suyu getirilmiş, 6510 metre beton büz, 9825 metre demir galvaniz boru ferşedümiş, 52 kaptaj ve 46 çeş­me yaptırılmıştır. 1953" senesinde ya­pılmak üzere 100 köyün su işi ele alın­mıştır. Bu işler için 270.000 lira sarfedilmiştir.

Bina inşaatı:

Sene içinde 25 bina yapılmış, 1953 se­nesinde bitirilmek üzere 5 binanın in­şaatına devam olunmaktadır. Bu işler için 807.755 lira sarf edilmiştir.

Şu halde 1952 senesinde Gaziantep vi­lâyetinde Bayındırlık isleri içitt 1.550.755 lira sarf edilmiştir.

 Zonguldak :

Birkaç gündan beri şehrimizde tetkik­lerde bulunan Çalışma Vekili Hayret­tin Erkraen, Anadolu Ajansı muhabi­rine şu beyanatı vermiştir:

-Ekonomi ve sosyal hayatımızda hu­susî bir mevkii olan. Zonguldak'ta yap­tığım tetkiklerden çok memnunum. Havzada hâkim olan içtimaî huzur ve iktisadî emniyet inşirah vericidir. Fil­hakika kömür havzasında vasatı işçi ücretleri 1950 yılına nazaran % 30 nis­petinde artmış bulunmaktadır. İsçi başına isabet eden vasati sosyal yardım­lar da aynı Ölçüde bir yükselme gös­termektedir.

Bunun mânası, şüphe yok ki, işçi ha­yat seviyesinin memnuniyet verici bir nispette artışıdır. Burada bilhassa be­lirtilmesi gereken bir nokta da üc­retlerin ve sosyal masrafların yüksel­mesi hususunun istihsal artımı ile kar­şılanmış olmasıdır. Bu hal müesseseyi muazzam külfetlere maruz bırakmamış olmaktadır. İçinde bulunduğumuz yıla ait istihsal miktarları ve şahıs başına isabet eden randıman nispetleri geçen yılın fevkine çıkmış bulunmakta ve istikrarlı bir manzara arzetmektedir. Bu mesut hâdise bize, işçi ücretlerinde yeni bir ayarlama imkânı vermektedir. Vatandaşlarımızın hayat seviyelerinin süratle yükseltilmesi, politikamızda mesnedini bulan bu ayarlamanın kö­mür istihsalinde de müspet tesir yapa­cağına inanıyoruz.

Havza İçin ehemmiyetle üzerinde dur­duğumuz mevzulardan birisi de işçi meskenleridir. İşçiyi ucuz ve sıhhî meskene kavuşturmanın iş emniyet ve istikrarı, işçi sağlığı ve refahı, nihayet kalifiye işçi yetiştirilmesi hususlarıyla yakın ve sıkı irtibatını bilen ve bun­ların içtimaî hayatımız için ehemmi­yetini müdrik bir iktidar olarak yur­dumuzun muhtelif bolgelerin.de inşa kararında bulunduğumuz 10.000 işçi e-vin-den bu yıl için 1.000 adedini Zonguldağa tahsis etmiş bulunuyoruz. İş­çi Sigortalan Kurumu ile Etibank'in işbirliği yapmak suretiyle tahakkuk ettirecekleri bu plân aynı zamanda umumî mesken politikamızın icabını ve bir cüzünü teşkil etmektedir.

Evvelce kömür ocaklarına inmiştim. Bu kere tekrar inişim bende, maden çıkarma işinin en ağır iş olduğu kanaatini kuvvetlendirdi. İşçimiz bu vazi­fesini liyakatle yapmaktadır. Teknik bilgisi kuvvetlidir. İsçileri takdirle yadetmek isterim.

Çalışma Vekili bundan sonra gazeteci­lerle görüşmüş ve Öğleye doğru bera­berinde Zonguldak Valisi ve Bölge Ça­lışma Müdürü olduğu halde Karabük'e hareket etmiştir.

 Ankara :

Bayındırlık Vekâleti elektrik ve etüd idaresi umum müdürlüğünden aldığı­mız malûmata göre, Trabzon'un elek­trik ihtiyacı son senelere kadar 1926 senesinde Visera'da tesis edilmiş olan küçük bir hidroelektrik santraldan el­de edilmekte idi. Visera santralının ve­rebileceği 600 kw İlk enerji şehrin ih­tiyacına kâfi gelmediğinden 1950 se­nesinde 200 kw lık bir dizel grupu ilâ­ve edilmiş ve bu sayede şehrin 1951 yılında 780 kw a yükselen talebi güç­lükle ve voltajı düşürmek, istihlâki tahdit etmek suretiyle karşılanabilmiştir. Pek yakında ikmal edilecek olan liman, toprakofis, silo ve soğuk hava tesisleri, tekel tütün fabrikası, Keramik fabrikası enerji sarfiyatının da ilâvesile Trabzon'un takat talebi 4.000 kw a baliğ olacaktır.

Trobzon'un enerji ihtiyacını karşıla­mak için civardaki sular etüd edilmiş ve .enerji üretmeye en uygun imkânın D eğirmen dere'de mevcut olduğu tesbit edilmiştir.

Filhakika, Zigana dağlarından çıkarak Trabzon'un 5 km. kadar doğusunda Karadenize dökülen Değir m endere,. Maçka kazası ile Trabzon'un 15 km.. güneyinde Esiroğlu mevkii arasında­ki kısımda 11 km. içinde takriben 180 m. lik düşüm yapmaktadır. Bu düşüm­den faydalanarak 6.300 kw. takat elde edilebileceği idaremiz tarafından ya­pılan etüdler neticesinde tesbit olun­muştur.

Değirm.endere Hidroelektrik Santralı projesi tatbikat sahasına konularak iş­letmeye açıldığı takdirde Trabzon şeh­rinin ve burada kurulacak sanayii te­sislerinin enerji ihtiyacının bol ve ucuz bir şekilde karşılanması mümkün olacaktır. Fabrikalarda elde edilecek mamul maddelerin ucuza mal olmasıy­la Degirmendere santralı ekonomik kalkınmada ve heyat seviyesinin yük­selmesinde mühim bir âmil olacaktır.

ve beşinci de bu günlerde beklenmek­tedir. Bunlar Türk balıkçılık sanayiini, bu gıdasın teminini arttırmak ve aynı zamanda balık gübresi kullanarak ta­rım istihsalini çoğaltmak maksadı ile Islâh etmek için teknik tavsiyelerde bulunacaklardır. Çalışmalarının ihra­catın artmasına yardım edeceği ümit edilmektedir.

Nakliyat sahasında ise Icai (Milletlera­rası Sivil Havacılık Teşkilâtı) sivil ha­vacılık bakımından tavsiyelerde bulunmak üzere buraya üç müşavir yol­lamıştır.

Milletlerarası Çalınma Dairesi, İstan­bul'da mahallî bir büro kurmuştur. Bu­rada işsizlik, iş gücünden faydalanma, işçilerin sağlık ve güvenliği, işçi sigor­tası ye iş hayatının ıslâhı için başka plânlar etüd edilmekte ye tavsiyelerde bulunulmaktadır. Bir îlo (Milletlera­rası Çslışma Teşkilâtı) uzmanı, Türki­ye'deki sanayi iğcilerinin kazalardan sakınılması hususunda yardım sağla­mak üzere şimdi Çalışma Vekâletinde bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler programı hesabına başka memleketlerde tahsil etmeleri ve döndükleri zaman yabancı memle­ketlerdeki bu tahsillerinden faydala­narak işlerini görebilmeleri için Tür­kiye'den dışarıya araştırma bursu île öğrenci yollanmıştır. Türkiye de öbür memleketlerden Birleşmiş Milletlerce araştırma bursu ve öğrenci bursu ile "buraya gelecekleri misafir etmeği ka­bul etmiştir.»

Mr. Winn_. bundan sonra memleketin iktisadî durumunu düzeltecek ve hal­kın hayat seviyesini yükseltecek olan programın karşılıklı bir program ol­duğunu belirtmiştir. Türkiye bu gayre­te katılmış bulunmaktadır. Hüküme­tin ve memurlarının işbirliği buradaki çalışmanın başarılı geçmesinde önemli bir âmil olmuştur. Gelecek yıl içinde Türkiye'de programın genişliyeceğji umulmaktadır.

Mr. Winn, müteakiben gazetecilerin çeşitli sorularını cevaplandırmıştır.

Basın konferansını bir kokteyl takip etmiş ve bu toplantıda muhtelif vekâ­letler İleri gelenlerile Birleşmiş Milletler  uzmanları  ve basın mensupları

hazır bulunmuştur.

 Ankara :

Ekonorni ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş., bugün saat 15 de Amerika Bir­leşik Devletlerinin Türkiye'ye gönder­diği ıHususî Teşebbüs Yatırım Heye­ti» başkanı Mr. C. B. Randaîl'ı kabul etmiş ve kendisile Türkiye'ye yabancı sermayenin gelmesi mevzuunda.görüş­melerde bulunmuştur.

Bu görüşmelerde Amerika Dış Faali­yetler İdaresi, Türkiye Misyonu Baş­kanı Mr. Dayton, Mr. Randall'ın müşavirleri sıfatiyle çalışmakta olan Mr. Opie ve Mr. Matison ile Ekonomi ve Ticaret Vekâleti ileri gelenleri hazır bulunmuşlardır.

  Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, dün şehri­mize gelmiş olan Amerika temsilciler meclisi haricî ekonomik siyaset komis­yonu başkanı Mr. C. B. Randall şere­fine bu akşam Marmara köşkünde bir akşam yemeği vermiştir.

Yemekte Hariciye Vekili Prof. Fuad Köprülü, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş, İşletmeler Vekili Sıtkı Yır-eaiı, Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevad Açıkalm. Dışişleri Vekâleti Nato Dairesi Reisi Büyükelçi Fatin Rüştü Zorlu, Amerika Dış Faali­yetler İdaresi Türkiye Misyonu Baş­kanı Mr. Dayton ve muavini Mr. Wmz, Amerikalı müşavirler Mr. Opie ve Mr. Mattison, Amerika Birleşik Devletleri Maslahatgüzarı Mr. Roundtree, Başve­kâlet Müsteşarı Salih Korur, Dışişleri Vekâleti Milletlerarası İktisadî İşbir­liği Genel Sekreteri Haydar Görk, Ekonomi ve Ticaret Vekâleti Müsteşarı Münir Faik Ozansoy, Dışişleri Vekâle­ti Protokol Umum Müdür muavini Fu­at Kepenek, Başvekâlet Hususî Kalem Müdürü Basri Aktaş ve Başvekâlet Ya­veri Yüzbaşı Muzaffer Ersü hazır bu­lunmuşlardır.

 İstanbul:               

Bu gün Yassıada ve Heybeîiada'da ya­pılan törenlerle 1952-1953 ders yılını başarı ile bitiren ceman 192 deniz su­bayı ile 335 astsubayının diplomaları dağıtılmıştır.

Yassiada'daki törene iştirak edecek çı­lanlar saat 9.20 de Kınalıada'dan ha­reket eden Burak Reis gemisi ile ada­ya gitmişlerdir. Ada baştanbaşa bay­raklarla donatılmıştı.

Saat 10.30 da İstiklâl marşı ile başla­nan merasimde vali adına vali muavi­ni Fuad Alper, Boğazlar ve Marmara Kumandanı Koramiral Rıdvan Koral, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tuğ amiral Zeki Özak, Deniz Harp Akade­misi Komutam Tuğamiral Fuad Uz-gören, Emekli Tümamiral İnsan Özel, Emekli Tuğamiral Tarık Ersu, subay ve astsubayların aile ve yakinlariyle basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

İlk olarak mikrofona gelen Yassıada sınıf okulları kumandanı kısa bir ko­nuşma yaparak diploma alan subay ve astsubay öğrencilerimize hayatlarının her safhasında memleketimize faydalı insanlar olarak muvaffakiyet temenni­sinde bulunmuştur.

Müteakiben subaylar adına Halûk Zenger, astsubaylar adına da Mesut Öabu-ıut heyecanlı birer konuşma yapmış­lardır.

17 harekât sınıf okulu, 19 topçu sınıf okulu subayı ve 175 astsubayın diplo­malarının tevziinden sonra Boğazlar ve Marmara Kumandanı Amiral Rıd­van Koral, söz alarak subay ve astsu­baylarımızı tebrik etmiş ve sözlerine devamla bu gün en son fenni bilgiler­le mücehhez olarak diplomalarını alan gençlerimizin dev adımlarla ilerleyen fennin terakkisine ayak uydurabilmek için daima bilgilerini arttırmak mec­buriyetinde olduklarım, bir denizci için de sporla meşgul olması lâzım gel­diğini belirtmiştir.

Törenden sonra misafirlere, adadaki muhtelif tesisler gezdirilmiş ve izahat verilmiştir. Müteakiben davetliler su­baylar mahelinde hazırlanan büfede ağırianmışlardır.

Diğer taraftan bu gün saat 15.30 da Heybeliadada yapılan törende tekamül kursunu muvaffakiyetle bitiren 36 gü­verte ve 20 makine subayı ile, torpito. elektrik ve elektronik sınıf okulların­dan mezun olan 100 subay vs astsuba­yın diplomaları verilmiştir.

Törende vali adına Fuad Aalper, Mar­mara ve Boğazlar Kumandanı Amiral Rıdvan Koral, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tuğamiral Zeki Özak, Deniz Harp Akademisi Komutam Tuğ­amiral Fuad Uzgören diploma alan su­bay ve astsubayların aileleri ve basın mensupları hazır bulunmuşlardır.

Törenden sonra misafirlere okulun, tesisleri gösterilerek izahat verilmiştir.

Bu arada bilhassa denizaltıçıların eği­timi için kurulmuş olan modern tesi­sat alâkayı celb etmiştir.

 Ankara :

Tarım Vekâleti memleket ormancılığı için çok mühim bir karar almış bulun­maktadır.

Bu karara göre, içersinde ve yakınında köy bulunmayan, tabiaten korunan ve­ya az gayretle korunabilecek ormanlar ayrılacak ve bunlar, en titiz ormancılık-tekniği icablan dairesinde bakım, imar ve işletme çerçevesi içine alınacaktır. Memleketimizde bu vasıfda iyi koru. armam sahasının miktarı 500 bin hek­tardır. Koru ormanlarımızın hektar ba­sma yıllık artımı ancak bir metre küp olup Orta Avrupa ormanlarının onda biridir.

Orman Umum Müdürlüğü, iyi vasıfda. kolay korunabilir ormanları tefrik ede­rek burada ormancılıkla ilgili tekniğin. bütün icaplarını tatbik edecek bu or­manların yıllık artım miktarını ,en kı­sa zamanda 5 metreküpe çıkaracak, bu suretle bugün elde ettiğimizin 3-4 mis­linin alınmasını temin etmiş olacaktır.

Korunmaları, imarları ve işletmeleri birinci plâna alman ormanlarımızda bölge ve bakım memurluğu bölüm mm-tkaları ormancılık ilim ve tekniğinin gerektiği nisbette daraltılacaktır. Böl­geler 1500 ilâ 2500 hektara indirilecek­tir. Bütün teknik elemanlar sağlana­rak, bu ormanlarımız imkân dahilinde en randımanlı bir duruma girmiş bu­lunacaktır. Tarım Vekâleti bu maksat­la alâkalılara bir tamim göndererek ormanların durumu, iskele ve istasyon­lara, istihlâk merkezlerine olan me­safeleri, yol telefon, bina ve saire gibi lüzumlu tesisler ve personelin otura­cağı mahaller hakkında malûmat is­temiştir.

 Ankara :

P. T. T. Umum Müdürlüğünden aldı­ğımız malûmata göre. Söğüt'de 20 lik, Fevzipasa ve Arhavi'de 10 luk birer santral kurulmuş, Artvin'deki 10 luk santral 25 lik bir sanfcralla tebdil ve tevsi edilmiştir.

Orgeneral Şükrü Kanatlı, Ameri­kan Yardım Kurulu Başkanı General Shepord, Ankara Valisi Kemal Aygün, generaller ve seçkin bir davetli toplu­luğu hazır bulunmuştur.

Bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile baş­lanan törende okul komutanı tuğgene­ral Kemal Yükep bir konuşma yapmış ve okulun tarihçesinden bahisle bu ir­fan ve asker ocağının bugüne kadar 39244 kahraman subay yetiştirdiğini ifadeyle ezcümle şöyle demiştir:

"Bugün subaylık, diplomalarını kendi­lerine vereceğimiz 375 evlâdınız lüzum görüldüğü anda, şehit atalarının inti­kamını almak ve her bakımdan muvaf­fak olmuş kumandanlarının izlerini takibetmek azmi ve daima en yüksek se­viyede bulunduracakları şerefle hiz­met etmek idealiyle, bugün dünya ço­ğunluğunun üzerinde hassasiyetle dur­duğu sulh ve selâmet uğrundaki müş­terek gayeyi de tamamen, anlamış ola­rak asteğmen rütbesiyle okulun mes­lek hazırlama sınıfı olan 3 üncü sınıfa geçmiş bulunmaktadırlar.

1952-53 ders yılında bütün okulda 1025 öğrenci öğretim, vs eğitime iştirak et­miş, 829 öğrenci imtihanda muvaffak olmuş, 161 öğrenci bütünlemeye kal­mış, 20 öğrenci muhtelif mazeret ve vesilelerle imtihanlara katılamamış, 2 öğrenci de maalesef sınıf geçememiş­tir.

Başarı nisbetinin bütün okulda % 80, hu sınıfta % 92 olduğunu arzederken teveccüh ve itimadınıza lâyık .evlâtla­rınızın gayret ve çalışmalarını, vazife­lerinin ağırlık ve manasını müdrik öğ­retmenlerin, anlatmak değil mutlaka Öğretmek hususunda sarfettikleri üs­tün gayret sayesinde bu memnunluk verici neticenin alındığını arzetmekle şeref duyarım.

Harp Okulu, sinesinde yetişenlere bir çok şeyler öğretmektedir. Fakat bun­ların en başta geleni, yetiştirdiklerine aşıladığı yüksek ahlâk vasfıdır. Harp Okulunun yarattığı ve yaşattığı bu ruh, mezunlarının bütün hayatları bo­yunca kendilerine rehber olacaktır.

İşte bu ruh ve idealle yetişmiş yeni subaylarımızı okulun kumandanı sıfatiyle sizlere takdim ettiğim şu anda ölçüye sığmayan bir saadet ve bahti­yarlık duygusu içindeyim.

Okul komutanının konuşmasından sonra yeni mezun asteğmenler tarafından, okul marşı söylenmiş ve bunu genç bir asteğmenin arkadaşları adına yaptığı konuşma takibetmiştir.

Genç asteğmen konuşmasında, Türk ordusunun şerefli saflarına katıldıkla­rı bu anda kalplerinin daima vatana hizmet aşkıyla çarptığını, bu mukaddes vatanı koruma yolunda icabettiği za­man her türlü fedakârlığı kendilerine bir şiar ittihaz eden mezun arkadaş­larının bu ilim ve irfan yuvasında ko­mut anlarından gayet müsbet dersler aldıklarını belirtmiş ve şanlı Türk Sancağını kendilerinden evvelki ağa­beyleri gibi daima şerefle muhafaza edeceklerine dair and içmiş, komutan­larına teşekkürle sözlerine son vermiş­tir.

Daha sonra okul sancağı müteakip sı­nıfa teslim edilmiş, ve diplomalar ve­killerle okul komutanı tarafından genç mezunlara tevzi .edilmiştir.

Diplomlarm tevziinden sonra sınıf bi­rincisi tarafından yaş kütüğüne çivi ça­kılmış ve derece alan asteğmenlere he­diyeleri dağıtılmıştır.

 Eskişehir :

Bugün öğleden sonra Eskişehir'deki Hava Harp Okulunda sancak verme, diploma ve bröve tevzi merasimi yapılmıştır. Merasimde Büyük Mület Meclisi Reisi Refik Koraltan, Erkânı Harbiyei Umumiye İkinci Reisi Orge­neral Zekâi Okan, Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Fevzi Tçaner, komutanlar, basın mensupları ve kala­balık bir halk kitlesi hazır bulunmuş­lardır. Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Fevzi Ucaner, Sancağı, Re­isicumhur adına, okul komutanına ver­dikten sonra sancağın uğurlu ve mutlu olmasını dilemiş, okul komutanı kur­may albay Gavsi Uçagök de, bu mu­kaddes emaneti son damla kanlarına kadar muhafaza edeceklerini soyliyerek sancağı teslim almıştır. Müteaki­ben okul komutanı mezun havacılara hitap ederek, muvaffakiyetler dilemiş ve hepsinin vazifelerini muvaffakiyet­le başaracaklarına emin olduğunu, be­lirtmiştir. Mezunlar adına konuşan bir asteğmen de bu anda duymuş olduk­ları heyecanı ifade ederek, bundan böyle Türk ordusunun hava kuvvet­leri safında kendilerinden beklenmek­te olan hizmeti yerine getireceklerine

and İçmiştir. Büyük Millet Meclisi Re­isi Eeîİk Koraltan, 30 Ağustos zaferi­min bu yıl dönümü gününde, yapılmak­ta olan bu merasimin, ve bilhassa san­cak verme mevzuunun ehemmiyeti üzerinde durarak, bu sancağın şerefli Türk milletinin bir emaneti olduğunu, bu sancağın korunması uğrunda her türlü kahramanlık ve şecaatin gösteri­leceğine emin bulunduğunu, keza hava ordusuna katılan bu genç subayların da babalarına yakışır bir şekilde, Türk milletinin hürriyet ve şerefi için sa­taşacaklarını ifade etmiş ve bu 30 Ağustos Bayramı münasebetiyle, millî mücadele hatıralarım anlatmış, daha sonra mezun subaylara başarılar dilemiştir.

Bundan sonra okuldan uçucu olarak mezun olan 61 teğmene bröveleri ve hava harp okulundan mezun olan 56 asteğmene de diplomaları verilmiş ve merasim büyük bir resmi geçitle sona ermiştir.

31 Ağustos 1953

   İstanbul:

Ürdün Kralı M. Hüseyin, validesi, hu­susî doktoru ve yaverleri reîaketinde olarak bugün saat 12.45 de hususi bir uçakla İstanbul'a gelmiştir.

Kral hava meydanında, İstanbul Vali ve Belediye Reisi Ord. Prof. Gökay ve eşi, Ürdün Sefiri Bahaettin Tukan, Ür­dün Ankara Ataşemiliteri ve kralın dayısı olan Şerif Nasır, mezunen İs­tanbul'da bulunan Ürdün Başbakan Yardımcısı Sait Paşa Müfti ve refikası, Suriye, Lübnan ve Irak Konsolosları, yerli ve yabancı basın mensupları ta­rafından karşılanmıştır.

Kral v.e refakatmdekiler otomobillerle doğruca Dolmabahçe sarayına gitmiş­ler, oradan da motorla kralın ikametine tahsis edilmiş olan Küçüksu kasrına geçilmiştir.

Ürdün Kralı, İstanbul'da bir kaç gün kalarak, tedavide bulunan pederi eski l;ral Tallal'ı ziyaret edecek ve muhte­melen buradan Londra'ya gidecektir.

  İstanbul:

Dörtbuçuk yıldan beri memleketini ve hükümetini yurdumuzda temsil eden Yugoslavya'nın Ankara eski Büyükelçisi Ekselans Redovanoviç, Yugoslav­ya'ya dönüşü münasebetiyle Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulun­muştur :

Güzel memleketinizden ayrılmakta bulunduğum sırada Türk matbuatının, memleketim hakkında ve hususiyle Türk - Yugoslavya dostluğu fikrine ve Ankara andlaşmasmda ifade olunan si­yaseti nihtiva etmekte olduğu kıymet­li mefhumu gösterdiği yakın ve sıcak ifadeden dolayı teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

Türk matbuatı, daima Türkiye'nin dos­ta olarak kalmağı arzu eden Yugoslavya'yı Türk umumi şikârına tanıtmak için çok kıymetli yardımlarda bulun­muştur.

Türkiye'de devam eden ikametim es­nasında, memleketinizin sağlam, kuv­vetli, olgun ve realist bir politika takip eden ve önünde refah ve saadet vaidleriyle dolu bir istikbale açılmış olduğunu yakından kanaat etmek su­retiyle gördüm ve anladım. Türkiye, yalnız coğrafi durumu ile değil, ayni zamanda anlayış zihniyetinin dürüst­lüğü, uzak görüşlülüğü ile kıymetlen­dirilmiş olduğu siyasi rolü bakımından milletlerarası camiadaki işbirliği ve beraberliği sayesinde dünya siyasetin­de ehemmiyetli bir mevki iktisab et­miştir.

Yurdunuzda devam eden memuriyetim, esnasında çok kıymetli dostlar peyda etmek mazhariyetine eriştim.

Türkiye - Yugoslavya siyasî menfaat­leri sahasında istikbal ve müdafaa hak­kı gibi beynelmilel Ölçüde kıymetleri biçiîmiyecek birer varlık halini almış bulunmaktadırlar. Türk ve Yugoslav milletleri karşılıklı olarak birbirlerini anladıkları gibi mütekabil işbirliği yo­lunda ve milleterarası işbiriği sahasın­da .en doğru istikameti bulmuşlardır. Hükümetlerimizin ve dostumuz Yunanistanın da geniş görüşlülüğü ve rea­lizmi sayesinde meydana gelen Anka­ra andlasması ve bunun tatbikine ait tesirli tedbirler üç hükümet tarafından takip olunan siyasetin .en inandırıcı misalidir.

Geniş işbirliği pekline giren iktisadi münasebetlerimizdeki sür'atli gelişme­yi burada derin minnetle kaydediyo­rum.  Memleketlerimizin ekonomik bünyeleri bu vadide çok yararlı olmak-

ta ve iktisadi münasebetlerimizin ge­lişmesi istikbalimizde büyük yardımcı vazifesi görmektedir.

Karşılıklı münasebetlerimizin bugünkü gelişme durumundan her n& kadar bü­yük memnuniyet duymakta bulunu­yorsam da, ben şahsen, bu münasebet­lerin daha çok genişlemesini temenni .ediyor ve bunun hükümetlerimiz ve milletlerimiz tarafından da temenniye değer bulunduğuna candan inanıyo­rum.

Son olarak şu noktayı ifade etmek is­terim ki, Türkiyede daima mazhar ol­duğum iyi kabulden derin minnettarlık duymaktayım. Türk milletinin re­fah ve saadeti için en iyi temennileri­mizi arz ederim.

 İstanbul:

11 Eylülde şehrimize gelecek olan Al­man millî atletizm takımına kargı çı­kacak Türk millî atletizm takımı aşağıdaki şekilde tesbit edilmiştir:

110 engelli: Mustafa Batman - Hasan Eper

100 metre : Muzaffer Selvi - Yordani-dis

200 metre: Muzaffer Selvi - Yordani-dis

400 metre: Ekrem Koçak - Emin Doy-bak

800 metre: Ekrem Koçak - Turahn Gö--

1500 metre: Cahit Öner - Ekrem Ko­çak

5000 metre: Osman Coşgül - Cahit Ö-nel

10.000  metre:  Osman  Coşgüî -  Hüse­yin Topsakal

3000 steeple:     Abdullah     Kökpmar  -Mustafa Özcan

400  engelli:  Emin     Doybak -   Aydın Tun alı

Uzun  atlama:     Avni Akgün  -  Suphi Ural

Üç adım atlama: Akın Altıok - Ferhart Devekuşuoğlu

Yüksek atlama:    Mahir Araş - Erdal Akkan

Sırık ile atlama: Muhiddin Akın - Mü­nir Köseoğlu

Gülle atma: Nuri Turan - Necdet Akın Disk atma: Nuri Turan - Cahit Tanık

Cirit atma: Kemal Koksal - Ulvi Alp­aslan

Çekiç atma: Balcı    Torna - Muzaffer İskender.

Yeni kurulan «Amortisman ve Kredi Sandığa» hakkında Maüye Ve­kilinin beyanatı :

 Ankara

Amortisman ve kredi sandığı adıyla kurulan yeni malî müessesenin faali­yete geçmesi münasebetiyle bu hususta malûmat isteyen muhabirimize Maliye Vekili Hasan Polatkan aşağıdaki izahatı vermiştir:

«Büyük Millet Meclisince kabul olunan 6115 sayılı kanunla yurdumuz ehemmiyetli bir malî müessese daha kazanmıştır. Amortisman ve Kredi Sandığı adını taşıyan bu müessesenin vazifelerini iki gurupta toplamak mümkündür. Birinci grup, devlet borçlarının azaltılmasına, itfasına ve devlet tahvil piyasasının tanzimine müteallik muamelelerdir. Bu faali-yeterin mütemmimi olan kir safha daha vardır ki, o da bahis mevzuu borçların tevhid, tahvil ve tahkim işleridir. Umumiyetle assainissement tabi­riyle ifade edilen bu ameliyelerin tahakkuku bittabi borçların akid şart-lariyîe piyasa durumunun müsait olmasına vs hâmillerin muvafakatine bağlıdır.

Sandığın ikinci grup vazifeleri, daha ziyade bir kredi müessesesine hâs olan vazifelerdir. Filhakika Amortisman ve Kredi Sandığı sanayi, maa-din, ulaştırma, enerji ve su işierile uğraşan veya bu gibi işleri finanse et­mekle vazifeli bulunan devlet idare, müessese ve teşekküllerinin uzun vadeli yatırımlarının finansmanına yardım edecektir. Kaynak ve imkân­ları bu fonksiyonların ehemmiyetiyle mütenasip olarak takviye edildiğin­den yurdumuzun iktisadî kalkınmasında pek müessir bir vazife almak­tadır.

Sandığın itibarî sermayesi 250 milyon, ödenmiş sermayesi 36,3 milyon ve tesis olunan ihtiyatları 21,5 milyon liradır. Diğer kaynakların başlıcasmı «Munzam karşılıklar» teşkil etmektedir. Bilindiği gibi bankalar, mevdua­tın % 20 sini teşkil eden bu karşılıkları şimdiye kadar devlet iç istikraz tahvillerine yatırıyorlardı. Bankalar kanununda yapılan yeni bir tadil ile bunların badema nakden Amortisman ye Kredi Sandığı hesabına Merkez Bankasına yatırılması mecburi kılınmıştır. Bu tevdiat hazinenin zıman ve kefaleti altındadır.

Şu ciheti de belirtmeliyim ki, sandıktan kredi alabilecek müesseseler esa­sen bono veya tahvil ihracı suretrle bcrçîanma yetkisini haizdirler. Bun­ların yatırım mevzuları için doğrudan doğruya piyasaya müracaat etme­leri veya sandık vasıtasiyle borçlanmaları arasında esas itibarile bir fark mevcut değildir. Buna mukabil yatırım ihtiyaçlarının sandık vasıtasiyle

karşılanması malî piyasamızda pek nâfi bir ayarlamanın teminine hadim olacaktır. Merkez Bankası menbalarmın evvelce yapıldığı gibi yatırım işlerinde kullanılmasına katı surette nihayet vermiş olduğumuz malûm­dur. Müesseselerimiz artık tesise müteallik ihtiyaçlarını ya sermaye men-balarmdan veya uzun vadeli istikraz kaynaklarından temin etmek mü­kellefiyetinde diri er. Bu bakımdan da Amortisman Sandığı verimli yatı­rımlara hadim olmakla kalmamakta, emisyon müessesemizin ikraz meka­nizmasını islâh için aldığımız katı tedbirlerin ehemmiyetli bir teminatını da teşkil etmektedir.

'Kuruluşu henüz bir ayı bile tamamlamamış olan sandığın bu pek kısa müddet zarfında 55 milyon lira gibi mühim bir meblâğ ikrazına imkân bulduğunu burada memnuniyetle kaydetmek isterim. Bu paraların 25 milyon lirası maaden ve enerji mevzularında büyük bir tnzla çalışmakta olan Etibank'a, 14 milyon lirası mühim bir saanyi şubesini teşkil eden Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna, 16 milyon lirası da elektrik ve su işleri gibi hayatî mevzularİa vazifelendirilmiş olan İller Bankasına ve­rilmiş bulunmaktadır. 55 milyon liralık imkânın ve ikrazın henüz bir baş­langıç olduğunu da ifade etmeliyim. Bu vesileden istifade ederek Amortisman ve Kredi Sandığı kanununun kabulünü müteakip iç istikraz tah­villeri piyasasında kaydedilen duruma temas etmek isterim.

Biraz evvel bu sandık hakkındaki kanun mucibince tevdiat munzam kar­şılıklarının badema mezkûr sandık hesabına T. C. Merkez Bankasına ya­tırılması lâzım geldiğine işaret etmiştim. Buna mukabil kanunun bir diğer hükmü de şimdiye kadar tahvil ile tesis olunan karşılıkların aynen mu­hafaza edileceğini tasrih etmiştir. Bundan başka ihtiyatlarında evvelce olduğu gibi yine iç istikraz tahvilleriyle tesisine devam olunacağı herkesçe bilinmektedir. Buna rağmen bazı spekülatörler bu vaziyete lâyıkile agâh olmayan bir kısım tahvil sahiplerini avlamak maksadiyle fiatîara tesir edecek şekilde şayialar çıkarmışlar ve binnisbe düşük fiyatla yapı­lacak bazı mahdut satışlardan istifade etmek istemişlerdir. Ancak bu hi­leli hareketler pek çabuk meydana çıktığından piyasadaki tereddütler ta­mamen ortadan kalkmıştır.

"Bu vaziyet devlet tahvillerinin ihraz ettiği sağlamlık ve itibar seviyesini, spekülatif muamelelere imkân kalmadığını, tahvil hâmillerinin de bu kabil oyunlara kapılmamak için lâzımgelen basiret ve uyanıklığa tamamen sahip olduğunu bir defa daha göstermiş bulunmaktadır.»

Mr. Randall'm tetkikleri :

26 Ağustos 1953

 Ankara :

"Dışişleri Vekâletinden bildirilmiştir :

Birleşik Devletlerde son günlerde kurulan dış ekonomi politikası komis­yonu başkanı ve Şikago'daki İnland Çelik Kumpanyası İdare Kurulu Baş­kanı Mr. Clarence B. Randall bugün uçakla Ankara'ya gelmiştir. Mr. Randal, Türkiye'de vabancı hususî sermaye yatırımlarının arttırılması mev­zuunda incelemeler yapmak üzere geçen haziran ayında karşılıklı yar-

dım idaresi tarafından memleketimize gönderilen hususî envestismaa misyonunun başkanlığını ifa edecektir. Cumhurbaşkanı Eisenhower'nı kendisine tevdi ettiği Amerika'nın bütün dünya memleketleriyle olan, ekonomik münasebetleri ile ilgili yeni ve mühim vazifesi dolayısiyle, Mr. Randall, memleketimizde ancak kısa bir müddet kalabilecektir. Kendisi­nin Amerika'nın dış poitikasını ilgilendiren mevzularda bazı yeni kanunlar geçirilmesine ait tekliflerini muhtevi bir raporu kısa zamanda kongre­ye arzetmesi kararlaştırılmış ise de, Cumhurbaşkanı Eeisenhower, Türki­ye'deki çalışmalarında bulunabilmesi için muvakkaten Amerika'dan ay­rılmasına müsaade etmiştir.

Hususî envesüsman misyonu Türkiye'nin ekonomik1 kalkınmasına faidelî olacak şekilde yabancı hususî sermayenin memleketimize daha geniş mik­yasta celbettirilmesini mümkün kılacak tedbirler mevzuunda hükümet temsilcileri ve memleketimizdeki Türk ve yabancı iş adamları ile bir müddetten beri görüş teatisinde bulunmaktadır. Görüşmeler başlıca iki mevzu üzerinde toplanmıştır: Türkiye'ye yabancı sermaye yatırılmasını teşvik edecek tedbirler ve yatırım imkânları hakkında yabancı hususî sermaye sahiplerine bilgi verilmesini ve bunlara envestisman projelerin­de gerekli yardımların yapılmasını sağlayacak tedbirler.

Misyonun faaliyeti umumî olarak yabancı hususî sermayenin daha geniş mikyasta celfoedilrnesini istihdaf etmektedir. Misyonun halen Türkiye'ye sermaye yatırmış veya ileride yatırması muhtemel Amerikan iş adamları­nın noktai nazarları hakkında edineceği bilgi, yabancı sermaye celbi me­selesinin aydınlanması için faydalı olacaktır.

Bu heyet muvakkaten ekonomik müşavir ve iş adamı Mr. Redvers Opie'-nin başkanlığında çalışmıştır. Avukat Mr. Henry B. Mitchell'in de dahil bulunduğu bu heyete bugünlerde envestisman ve bankacılık mütehassısı Mr. Graham Mattison da katılacaktır.

Mr. RandalFin Ankara'ya gelmesi son iki ay zarfında yapılan çalışmalar ve görüş teatileri neticesinde yabancı sermaye celbine ait bir çok mesele­lerin tavazzuh yoluna .girmiş olduğu bir zamana tesadüf etmektedir. Mr. Randall, Türkiye'de bulunduğu müddetçe selâhiyetli hükümet erkânımız­la bu meseleler hakkında görüşmelerde bulunacaktır.

birleşik Amerika Haricî Ekonomik Siyaset Komisyonu Başkanınm

 Ankara :

Birkaç gündenberi şehrimizde bulunan Birleşik Amerika Haricî Ekono­mik Siyaset Komisyonu Başkanı Mr, Clearence B. Randall, Atina'ya mü­teveccihen hareketinden önce hava alanında kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine beyanatta bulunarak şunları söylemiştir:

«Memleketinizde bulunan ve benim de başkanlık ettiğim hususî teşebbüs yatırım heyetinin gayesi şuidur:

Bildiğiniz gibi Marshall Plânı yardımları yakında tamamen sona ermiş bulunacaktır.  Dünya .ticaretinin şumüllendirilmesi Amerika'nın kadar diğer memleketlerin de refahı bakımından büyük bir ehemmiyeti haizdir

"Milletlerarası ticaret münasebetlerinin şumüllendirilmesi için en uygun yolun hususî sermaye ve hususî teşebbüsün bütün dünyada serbestçe fa­aliyette bulunması keyfiyetine inanmaktayız. Türkiye hâlen hususî te­şebbüse gösterdiği, büyük alâka dolayısiyle bu çeşit meselelerin incelen­mesi için fevkalâde ilgiye değer bir memleket olmuştur. Bu itibarla ben ve mesai arkadaşlarım, hususî yatırım sermayesinin Türkiye gibi bir memlekete niçin daha serbest bir şekilde akmadığının sebeplerini araş­tırmakla vazifelendirildik. Hükümetinizle yaptığımız müzakereler tam manasiyle bir açık kalplilik havası içinde cereyan etmiş ve zannediyorum ki, hepimiz için çok faydalı olmuştur. Şurasını sarahatle belirtmek iste­rim ki, ben memleketinize herhangi manada olursa olsun Türkiye hükü­metine ne yapması icap ettiği hususunda tavsiyelerde bulunmaya gelme­dim. Hükümetiniz hiç şüphe yok ki, Türkiye'nin en iyi menfaatleri ne icap ettiriyorsa o yolda kendisi kararlarını verecektir. Bu hususta benim hisseme düşen vazife ancak Amerika'daki iş hayatında edindiğim tecrü­belerden kendilerine bahsetmekten ibaret olmuştur.

Belki sadece meselenin bir safhası üzerinde bazı fikirler ileri sürebilirim. "Türkiye geliştirilmemiş birçok kaynaklara sahip bir memlekettir ve ka­naatimce hususî yatırım için Türkiye'de pek çok imkânlar mevcut bulun­maktadır. Bununla beraber üzerinde durulacak nokta şudur ki, bu im­kânlar Türkiye dışında lâyiki veçhile bilirim em ektedir. Meselâ bunla*-Birleşik Amerika'da anlaşılamamıştır. Bütün bu imkânların bilinmesini temin edecek yine Türklerdir. Bunu sizden başka hiçbir kimse yapamaz.

Birleşik Amerika'da sermaye hiçte tahmin edildiği kadar bol değildir. Birçok kimse Amerika'nın zengin olduğunu zannetmektedir. Onlar Ame­rika'da da büyük imkânlar mevcut olduğunu takdir edememektedirler. Mamafih Türkiye, Amerikan sermayesini istiyorsa bu takdirde imkânla­rın ve fırsatların Türkiye'de Amerika'dan daha çok mevcut olduğuna A-merikalılari ikna etmeli ve Amerikan sermayesinin Türkiye'ye girmesini kolaylaştırın alıdır.»

'Muhabirimizin: «Türkiye'de bu imkânların Amerika'dan daha çok olduğu kanaatinde misiniz?» tarzındaki sualini Mr. Randall, şöyle cevaplandır­mıştır :

«Bu mevzu üzerinde bir yorumda bulunmayacağım. Çünkü bu hususta karar Türkiye'nindir. Türkler, Amerikalıların buraya gelip kendilerine sermayelerini teklif etmelerini beklememelidirler. Bu asla vaki olmaz. Türkler Amerikan dolarlarını Türkiye'ye gelmeye ikna etmelidirler. Beni en ziyade heyecana sevkeden nokta şu olmuştur: Türkiye kendi milleti­nin arzu ve iradesiyle kollektivizm sisteminden sarfınazar edip isteyerek ve hiçbir kimsenin tazyik ve müdahalesi olmaksızın hususî teşebbüs ve serbest ticarete dönen ilk modern memlekettir. Amerikalılar bunu anla­dıkları gün çok sevineceklerdir.

Şunu da ifade etmekten kendimi alamayacağım ki, Amerika bir millet o-larak Türkiye'nin cesaretine ve bilhassa askerlerimizle Kore'de omuz o-muza savaşan Türk askerlerinin şecaatine son derece hayrandır.»

Mr. Randall, bundan sonra memleketimizde yaptığı temaslardan elde et­tiği neticeler hakkında şunları söylemiştir:

«Heyetimizin buradaki temaslarından elde ettiği müsbet neticeler üzerin-

de fikir serdetmek bana düşmez. Bu, Türk Hükümetine ait bir meseledir.. Daha evvel de söylediğim gibi buraya ne yapılması icap ettiği hususunda Türk hükümetine tavsiyelerde bulunmak için gelmedim. Hükümetiniz kendine has kararları vermekte fevkalâde bir liyakata sahiptir. Görüşme­lerimiz gayet dostane cereyan etmiş ve hattâ benim için Türk hükümeti­ne olduğundan çok daha faydalı bulunmuştur. Diyebilirim ki, Türkiye için yapamıyaeağım hiçbir şey yoktur.

Hususî teşebbüs ve yabancı sermayenin Türkiye'ye akını hususunda ne yapılması icap ettiğine dair verilecek karar tabiatiyle Türk hükümetinin-dir. Buradaki çalışmalarımız «Haricî faaliyetler idaresi Türkiye misyonu» vasıtasiyle devam edecektir. Şahsen benim vazifem sona ermiştir. Mesai arkadaşlarımdan Mr. Ophie ve Mr. Maddison bir hafta daha kalacaklar­dır. Gördüğünüz gibi ben bugün hareket ediyorum.»

Mr. Randall, bundan sonra Amerikan sermayesinin Türkiye'ye akımı. mevzuundaki izahatına şöyle devam etmiştir :

«Ortada ufak bir müşkülât varsa, o da, Türk kanunlarının Amerikan ka­nunlarına uymaması keyfiyetidir. Kanunlarınız iş münasebetleri gözönü-ne alınarak Amerikan iş adamlarının nisfeeten daha kolay anlayabilecek­leri şekilde bulunmuş olsaydı hiç şüphe yok ki, çok daha faydalı olurdu.. Bence Halledilemiyecek hiç bir müşkülât yoktur ve şuna tamamen ka­niim ki, hususî teşebbüse avdet etmek hususunda değil yalnız hüküme­tiniz, fakat bir memleket için en ehemmiyetli şey olan Türk milletinin iradesi de tam kararını vermiş bulunmaktadır.»

Mr. Ranldall'm bu izahatı üzerine muhabirimizin sorduğu: «Amerikan ser­mayesi hakkında da ayni kanaate sahip misiniz?» sualine Birleşik Ame­rika Haricî İktisadî Siyaset Komisyonu Başkanı mütebessim bir çehreyle şu cevabı vermiştir:

«Bu sualiniz, diyebilirim ki, cevaplandırılması hayli müşkül bir sualdir.. Biraz evvel söylediğim gibi Amerikalı yatırım sahibi Türkiye'deki imkân­lar hakkında hiçbir fikre sahip değildir. Amerikalı yatırım sahibinde Türkiye'ye gelme arzusunu Türkler uyandırabilir. Amerikalı sermayesini memleketinde muhafaza etmekten tamamiyle memnundur. Ancak Türk. Amerikalıyı, parasını memleketinde muhafaza etmektense Türkiye'ye ya­tırmanın çok daha iyi olduğuna ikna etmelidir. Bu ise hayli çetin bir iş­tir.»

Mr. Randall, Türkiye'yi ziyareti hakkında alenî bir açıklamada bulunma­yacağım, fakat Washington'a avdetinde resmî makamlara hususî bir ra­por vereceğini bildirmiştir.

Birleşik Amerika Haricî İktisadi Siyaset Komisyonu Başkanı bu yeni va­zifesi hakkında muhabirimizin sorduğu suali şöyle cevaplandırmıştır:

«Acaba beysbol bilir misiniz? Baseball'da üçüncü kümede ^Cehennem» dÜye anılır. İşte ben de şimdi bu cehennemde bulunuyorum. Yeni vazifem haricî iktisadî siyasette yeni bir gelişme hususunda Amerika Birleşik devletleri hükümetine tavsiyelerde bulunmaktır. Bu böyle bir mevzudur ki, memleketimde bu hususta gayet büyük ölçüde kanaat farkları mev­cuttur. Herhalde bütün memleketlerde de böyledir. Fakat rij^aset etmek şerefine sahip bulunduğum komisyon Birleşik Amerika'nın en üstün ze­kâlarına sahip şahsiyetlerden müteşekkildir. Hepsi fevkalâde karakter ve hüsnüniyet sahibi insanlardır. Onun içindir ki, memleketimiz için sağlam bir haricî iktisadî siyasetin inkişafı hususunda elimizden geldiği kadar faydalı olacağımızı ve bu çalışmalarımızın bütün Amerikan milleti tarafın­dan destekleneceğini ümit ediyorum. Şurasını da bilhassa kaydetmek is­terim ki, bu vazifeme başlarken ilk olarak Türkiye'yi ziyaret etmek be­nim için büyük bir bahtiyarlık ve talih eseri olmuştur.»

Mr. Randall, muhabirimizin sorduğu: «Avrupa'da yardımın yerini ticare­tin tutabileceği kanaatinde misiniz?» sualine cevap vererek beyanatını şöyle bitirmiştir:

«Hâlen bu mevzuda hiçbir kanaat sahibi değilim. Hâdiselerin inkişafını beklemekteyim- Komisyonumuz bir siyaset tesbit edinceye kadar tek bir kanaate sahip bulunuyorum ki, o da, Ankara'nın fevkalâde güzel ve sevimli bir şehir olduğudur.»

Reisicumhur Calaî Bayar ile Nuri Yamut arasında teati edilen tel-

30 Ağustos 1953

 Ankara :

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle Reisicumhurumuz Celâl Bayar İle Erkânı Harbiye! Umumiye Keisi Orgeneral Nuri Yamut arasında aşa­ğıdaki telgraflar teati edilmiştir :

'Sayın Celâl Bayar

Reisicumhur

 Ankara :

Türk milli hayatının en büyük dönüm noktalarından birini teşkil eden büyük zaferimizin 31 inci yıldönümü münasebetiyle, şuurlu ve feragatli çalışmaları günden güne artan, kudret ve kıymeti sayesinde kadirbilir asil milletimizin sevgi ve güvenine mazhar olan ve bunu şeref bilerek ona lâyık kalmaya çalışan Türk silâhlı kuvvet eri camiasının Zafer Bayramı "tebrikleriyle en büyüklerine olan tazimlerini salgılarımla arzederim.

Erkânı Harbiyei Umumiye Keisi Orgeneral Nuri Yamut

Saym Orgeneral Nuri Yamut

Erkânı Harbiyei Umumiye Eeisi

 Ankara:

Zafer Bayramımızın 31 inci yıldönümü münasebetiyle çektiğiniz telgrafı memnuniyetle aldım.

"Kak ve sulhun müdafii olarak yüklendiği vazifeyi şerefle başaracağına "kuvvetle kani bulunduğumuz ve aziz milletimizin mevcudiyetinin büyük bir teminatı olan silâhlı kuvvetlerimizin Zafer Bsiyramım hararetle tebrik ederim.

Reisicumhur Celâl Bayar

Prof. Köprülümün Belgrad radyosuna beyanatı :

 Belgrad :

Belgrad rad3^osu dün akşam Türkiye Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprü-lü'nün bir beyanatını yayınlamıştır.

Prof. Köprülü, bu beyanatında, Balkan Paktının her iki memleketi biri-birine daha çok yaklaştıracağını söyliyerek demiştir ki:

«Türkiye ile Yugoslavya arasındaki işbirliği ve anlaşma ileride daha çok' inkişaf edecektir. Bunun içindir ki, kültürel ve iktisadî sahalarda olduğu kadar diğer sahalarda da inkişafın temini için ileri adımlar atılmalıdır. Bu işbirliği bizim müşterek anlayış ve yakınlaşmamızda mühim âmil ola­caktır.»

Köprülü, bu vesile ile Yugoslav milletine selâmlarını göndermiş ve Türk: milletinin Yugoslav dostlarına karşı beslediği büyük sevgiye olan sami­mî inancını ifade etmiştir

4 Ağustos   1953 tarihli    Cumhuriyet son aylarda emekli, dul ve yetim maaşı alanların büyük bir kısmı hastanelere müracaat ederek çalışamıyacak halde olduklarını tıbbî raporlarla tevsik ettirmektedirler.

Bugün hangi hastaneye gidilse birçok .ihtiyar erkek ve kadının muayene sıra­sı beklemekte olduğu görülür. Bu mu­ayenelerin sebebi şudur: Oîbabdaki ka­nunun 1951 yılı başındanîberi istisnasız olarak tatbika konulan hükümlerine göre emekli. dul maaşlarının ayda 75 liradan fazla kısmından gelir vergisi kesilmekte idi. Birkaç ay evvel nasılsa bu hükmün bir istisnası olduğu v.e çalışmayacak halde bulunanların maaş­larından gelir vergisi kesmeğe mahal olmadığı anlaşılmış ve bu halde bulu­nan binlerce emekli, dul ve yetim has­tanelere başvurmuştur.

Yapılmış olan bir hatânın yani mahalsiz vergi kesilmiş olmanın- tashihi­ne imkân verilmesini ve bundan sonra böylelerinden vergi kesilmemesini memnuniyetle karşılarız. Ancak bu mevzuda iki yanlış noktaya elkoymak istiyoruz. Birincisi mevcut kanun hük­münün tatbikma aiddir:

Bugün çalişamıyacak halde olanlar hakkında rapor veren hastanelere, Sağ­lık Bakanlığı, Maliyenin arzusu üzeri­ne, bir tamim göndererek muayene ra­porlarının yalnız müracaat sahihlerinin "hali hazır durumlarına münhasır olma­sını, yani evvelce de çalışamıyacak hal­de bulunduğuna dair rapora kayıd ko­nulmam asını emretmiştir. Aynı emre göre haksız kesilmiş olan eski vergile­rin iadesi için ancak 951 âen evvel e-meklinin çalışamayacak halde olduğu­na dair bir hastaneden rapor almış ol­ması lâzımdır.

"Bu emirdeki mantıksızlık barizdir. Hiçbir alil kimse ileride kendisine lâzım, olacak diye bir hastaneye müracaatle maluliyet raporu almağı düşünmez. Bizde en ağır hastalıklar için bile dai­ma doktora müracaat edilir ve hasta­nelere münhasıran bîkes olanlarla, bir resmî daireden sevk edileni er gider. Onun için 1951 de çalışamıyacak halde bulunan bütün emekli ve dullardan ke­silmiş olan gelir vergilerinin bu emir­le iadesi imkânsız hale getirilmiş ve haksız bir cibayet, sırf hazineyi koru­mak gayretile muhafaza edilmiş ola­caktır. Halbuki devlet bir adamı:

Sen artık çalışamazsın! diye tekaüd etmekte olduğuna göre tekrar ondan:

Çalışamıyacak  halde misin?  Bana rapor getir!  Demesi emeklilik mefhu mile tezad teşkil eder. Binaenaleyh alt­mışım doldurmuş her emekli ile bütün dullar ve yetimler hiç bir vesikaya tâ­bi olmadan gelir vergisi    ödemeli ve eğer bir yerde çalıştığı sabit olursa o zaman vergi kesilmelidir.

Evvelce haksız tahsil edilmiş olan ver­gilerin iadesine gelince; bir hastane he­yeti tıbbiyesinin «Bugünkü hali bede­nî ve sıhhisine nazaran 1951 de de ça­lışamıyacak halde olduğu» hakkında vereceği raporları da muteber addet-memekte bir isabet yoktur. Bir eli ke­sik, bir ayağı sakat, gözü görmez, yü­rüyemez 75 yaşında bir ihtiyarın 72 ya­şında da çalışamıyacak halde olduğuna kim şüphe edebilir?.

Bugünkü hükmün tatbikma aid for­maliteleri ıslaha kâfi olan bütün bu mantıkî sebeplerden sonra asıl tashihi­ni istiyeceğimiz nokta emekli, dul ve yetimlerden gelir vergisi kesilmesi hükmünün kaldırılmasıdır. Emekli demek artık istirahate muhtaç ve çalışa­mıyacak kimse demektir; bu bir. İkin­cisi emeklilere, dullara ve yetimlere verilen paralar maaş değil, evvelce kendilerinin ve babalarının verdikleri bir nevi sigorta primidir ki; emanet mahiyetindedir. Aylıklarından biriktir­dikleri bu emanet ?3sra iade edilirken

vergi kesilmesi bahis mevzuu olabilir mi? Bu bir kazanç değildir ki vergi versinler.

Cumhuriyet, ilk fırsatta bu haksızlığın, ve şimdiki formalite hatalarının tashi­hini bütün emekliler, dullar ve yetim­ler namına hükümetten rica eder.

Gülek'in kışkırtma metodları.

Yazan: M. Faik Fenik

9 Ağustos 1953 tarihli Zafer'den:

Halk Partisi Genel Sekreteri Kasım Gülek, Ordu'da Cumhuriyet Meyda­nında, baştanbaşa iftiralar, tezvirlerle dolu olan o mahut nutkunu söylerken halk arasında bulunan birisi dayana­mamış:

 Yalan söylüyorsun! İn aşağı!, diye haykırmış!.

Herkesten, her hâdise ve her iftira kar­şısında aynı soğukkanlılık beklenemez. Kimisi temkinli davranır, kimi birden­bire fevrî harekete başvurabilir. Bu za­tın birdenbire hiddetlenerek yaptığını tasvip ettiğimiz mânası anlaşılmasın, fakat halk huzurunda konuşmasını bi­len, gün görmüş, tecrübe sahibi, bir si­yaset adamına yakışan o idi ki, yalan söylediğini kendisinin yüzüne vuran adama, itidalle cevap versin; yapılacak, kanunî bir takip varsa, onu yaptırmıya çalışsın ve hiç olmazsa tezvirlerini de bir parça aralasın!. Hayır, Kasım. Gülek böyle yapmamış, bu zata çok ağır kelimelerle hakarette bulunmuştur. İş­te bunun üzerinedir ki, iş Suçüstü Mahkemesine intikal etmiş ve yapılan muhakeme sonunda Kasım Gülek Ce­za Kanununun 486 nci maddesi hü­kümlerine göre bir ay hapse ve 250 li­ra para cezasına mahkûm edilmiştir.. Ancak Suçüstü Mahkemesi, hâdis.ede tahrik gördüğünden, bu cezanın suku­tuna karar vermiştir.

Demek bir taraf dayanamayıp bağırmışsa, öteki taraf da hakarette bulun­muştur ki, bu siyasî olgunluğa sahip olması lâzım gelen bir Parti Genel Sek­reterine hiç de yakışmayacak bir hare­kettir.

Hâdiseyi  bu   şekilde     teşrih   ettikten sonra, şimdi Ulus'un bu mevzuda yap­tığı neşriyata gelelim:

Halk Partisi organı bu havadisi verir­ken bütün sayfa enince «Toplantı hür­riyetine tecavüz başladı», diye kocaman bir manşet koymuş, ondan sonra da «Gülek'in sözünü bir D. P. li kes­mek istedi, Millî Selâmet Kanunu ilk defa bir Demokrat Parti mensubu tara­lından ihlâl edildi» diye başka serlev­halarla meseleyi geniş ölçüde sömür­mek yoluna girmiştir!

Kasım Gülek'e, «Yalan söylüyorsun, in. aşağı!» diye bağıran şahsın Demokrat Parti mensubu olup olmadığını bilmi­yoruz. Bu şahıs hakikaten bir Demok­rat da olsa, yalan söyliyerek tahriki ilk defa Kasım Gülek'in yaptığı aşikârdır. Nutku Ulus'taki metninden okuduk; ve gördük ki, Ordu'da Kasım Gülek'­in söyledikleri, hakikatleri gören, bir insanı cidden çileden çıkaracak dere­cede yalanlarla, düzenlerle ve her sınıf" halkı meşru iktidar aleyhine kışkırta­cak, ağır ifadelerle doludur. Bir tek misal olmak üzere şunu kaydedelim, Kasım Gülek, yeni iktidarın kendisine köle olacak memur aradığını söylemiş ve demiştir ki: "Üç senedenberi Türk memuru bu yüzden sürülme tehdidi al­tında bir dehşet rejimi yaşamaktadır!»

Bir adam, hele bir Parti Genel Sekre­teri, yüzü kızarmadan, kalbi titreme­den ve hele herkesin gözü önünde bu kadar muazzam bir iftirayı nasıl orta­ya atabilir? Kaldı ki, kendi zamanla­rında bu millet, ben Halk Partisinin Valisiyim, diyen, seçimde partilerini kazandırmak için cambaz babaların eli­ni öpün, vatandaşlara nice zulümler' yapmaktan çekinmiyen nice valiler, kaymakamlar ve idare âmirleri gör­müştür!.

Ama Kasım Gülek, bütün bunları unutmuş, bir tarafa bırakmış, şimdi, ol-mıyan şeyler hakkında yüzlü yüzlü, yalanlar uydurmanın yoluna sapmış­tır. Çünkü şimdi iktidar ellerinde ol­madığı için zulüm yapamamakta, onun yerine iftira, tevzir ve kışkırtma silâ­hını kullanmaktadırlar.

Ama, bütün bunlara rağmen halk ara­sından bir şahsın kendisine bu şekil­de bağırması doğru mudur? Toplantı hürriyetine âzami derecede riayet edil­mesini istiyen bir insan olarak biz. bi­raz evvel söylediğimiz gibi, bu gibi hareketleri tasvip edemeyiz; o zat Kasim Gülek'in tahriklerine uymsmaliy-di. Biraz serin kanla hareket .etmeliy­di. Ama olmamış, bir hâdise meydana gelmiş!. Eğer Kasım Gülek bizzat ken­di tahrikleriyle böyle bir hâdiseye se­bebiyet vermişs,e, milyonlarca üyesi o-îan Demokrat Partinin bunda ne sım'u taksiri vardır? Bir tek şahsın, o da ağır tahrikler yüzünden, çıkardığı bir hâ­diseyi bütün Demokrat Partiye maletmek, ve bu yüzden «Toplantı hürriye­tine tecavüz başladı» diye manşetler koymak, ve bu vesile ile yeni yeni kışkırtmalarda bulunmak, ancak gözleri­ni ihtiras bürümüş şirretlere hâs bir usuldür. Kim temin edebilir ki, Kasım. Gülek bu gibi hâdiseler çıkarıp onlan da sömürmek için kışkırtmacılık yap­mıyor?...

Yeni Türk harflerinin yıldönü­mü.

Yazan : îsmeî

9 Ağustos 1853 tarihli Bünya'dan:

Atatürk inkılâpları içinde karar veril­mesi en çok düşünülen konu budur. Rahmetli Enver Paganın teşebbüs ettiği harf islahatının ıstıraplı hâtırası henüz pek taze idi. Kolay yazıp oku­maya muhtaç ve alışkın olar nesillerin birden okuyamaz ve yazamaz hale gel­melerinin hesapsız mahzurları ürkütü­cü idi.

İnsanlar ilk heyecanın yatıştığı hafta­lar sonunda eski harfleri her yasağa karşı fiilen kullanacaklardı. Harf inkılâbını yapmak, uzun; çetin, belki Ömür boyunca bir mücadeleye karar vermek demekti.

Harf inkılâbı birinci ve en birinci de­recede Atatürk'ün dehasına, azmine borçlu olduğumuz bir büyük eserdir. Bize hâkim olan fikir millete okuyup yazmayı öğretmek kolaylığına duyu­lan şiddetli ihtiyaç idi. Eski harflerin güçlüğü milletimizin kültürde geri kal­mış olmasının başlıca sebebi sayılıyor­du. Harf inkılabı gibi bir değişme fe­dakârlığı bildiğimiz tarih devirlerinde hiç bir millet tarafından tecrübe edil­memiştir. İlk zamanlar bütün memle­ket bir dersane olmuştu. Okuyup yazma bilmeyen vatandaş kütlelerinin ye­ni harflerin kolaylığı ile az zamanda okur yazar hale gelmeğe heves etme­leri umumî bir zevk ve sevinme yara­tıyordu. Bu hava harf değişiminin güç­lüklerini unutturuyor ve yumuşatıyor­du.

Muvaffakiyetinin baş tedbiri gazetele­rin vs devlet işlerinin hemen yeni ya­zıya geçmeleri olmuştur. İki yazının devamı suretinde bir tedricî yol harf inkılâbım bir asırda tahakkuk ettire­mezdi. Bu görüş tecrübe ile sabit olmuştur.

Bugün geriye baktığımız zaman harf inkılâbı ve kazanılan şeyin ilk günde beklenen faydalarla kıyas edilemiyecek kadar büyük olduğu anlaşılır.

Türk dili v.e Türk milliyeti harf inkı­lâbı ile bağımsız hale gelmiştir. Bu fik­ri bugünkü gençlerimize anlatmak hay­li güçtür. Türk diline her dilde olduğu gibi dışardan girmiş olan kelimeyi im­zası kaidesi ve türeme usulleri ile ka­bul etmek milliyet bünyesinde ne va­him bir yabancı istilâsı olduğunu biz tecrübe etmişizdir. Türk dilinin bağım­sızlığı sadece yeni harflerle yüzde 95 iemin edilmiştir.

Yeni harfler cumhuriyetin garb mede­niyeti cemiyetini kabul etmesinin de başlıca dayancı olmuştur. Yeni harfler Türk milletini bir kültür âleminden başka bir kültür âlemine nakletmiş-tir. Eski harfler Aıap kültür ve mede­niyetinin sembolü, ifadesi ve istilâ va­sıtası idi. Türkler eski harflerin zorla­dığı kültür âlemi içinde kaynayıp erimemişlerse bunu millî bünyelerindeki kuvvete, siyasî olarak muhitlerine üs­tün ve hâkim bulunmalarına ve herşeyden evvel aile hayatlarına ve aile dillerine borçludurlar. Ancak bu şart­larla da uğradıkları zararlar hudutsuz ve hesapsızdır. Evet, yeni harflerle ka­zandığımız en mühim bir netice ortaçağdan çıkra 20 nci asrın medeni ce­miyetine girmemizin, en tesirli vasıta­sını elde etmiş olmamızdır. Hiç tered­düt etmeden söylemeliyiz : Türk inkı­lâplarının en ehemmiyetlisi yeni Türk harflerinin kabulüdür. Bu başta gelir. Bunun hemen arkasından gelen mevzu kadının haklarını ve Türk cemiyetin­deki hâkim mevkiini kazanmağıdır. Bu ilâveyi yaparken hiçbir inkılâbın de­ğerini azaltmak doğru olmadığını söyliyerek tekrar harf İslâhatından bahsetmek isterim.

Harf inkılâbı muvaffak olmuş v.e her türlü geriye dönme tehlikesini atlat­mış mıdır?

Harf inkılâbı muvaffak olmuştur. Ge­riye dönmek ve tekrar Arap harfle­rini getirmek maddeten mümkün değildir. Bize bu emniyeti veren tek unsur, geçmiş olan 25 senedir. Bugün 30 ya-şmda olan kız ve erkek Türkler eski harfleri bilmiyorlar. Yeni harfler nüfu­sumuzun sayıca çokluğunu teşkil eden genç nesillerin bildikleri ve tanıdıkları tek  âlemdir.  Yeni    harfler    bugünkü

genç nesillerin ve yarınki her bakım­dan memleket hâkimlerinin emaneti altındadır. Bu emanet onlar için kültür, meslek, medeniyet ve hayat me­mat demektir. Bu emaneti onlar sa­vunacak durumdadırlar, Onlar yüksek tahsillerini yapmışlar ve cemiyetin res­mî olan v.e olmayan bütün işlerinde ilk ve orta vasıta halini almışlardır. Hiç "bir milletin yaşlıları yetişmiş evlâtla­rını ve işlerinde muhtaç oldukları canlı ve ümitli yardımcılarım birden karanlıklara atıp mahvedecek zulmü yapamazlar. Hem duyguları, hem der­manları yetmez.

Ancak eski harflerle yetişmiş nesille­rin hiç bir güçlük yapamryacaklarını zannetmek de mübalâğalı bir iyimser­liktir. Yaşlılar eski yazının zevkini ve kolaylığını mezara kadar götürecekler­dir. Zevklerinin veya birikmiş hiddet­lerinin nöbetlerine tutuldukları zaman yeni yazı yanında eski yazıya da ih­tiyarî olarak izin ve kolaylık vermeye kalkabilirler. Böyle bir irtica hareketi her zaman mümkündür. Bu hareketin zararı da hiç küçük görülmeyecek ka­dar geniş ve derindir. Yeni yazmaya1 başlayan masumlar ayrı yazıları ile birbirinden aynlırlarsa 80 yaşma ka­dar birbirinden ayrı kalırlar. Cemiyeti­miz irin bu, istikbalin büyük mahzuru olur. Yedi yaşından 12 yaşma kadar "her Türk yalnız Türk harflerini bilme­lidir.

"Yeni cemiyetin temel kuvveti, geçmiş olan 25 senedir. Otuz seneyi hele 35 seneyi idrak eden vatandaşlar bizim mezarımızda bu müjdeyi söyleseler se­vincimizin heyecanından dirilmek ihti­malimiz vardır.
Devlet memurları ve bilirkişi.

14 Ağustos 1953 tarihli Cumhuri­yet'ten :

Devlet memurları, Türkiyede alelade vatandaşların malik oldukları hürriyet­lerin bir kısmından mahrumdur. Yerinde telâkki edilen sebeplerle kanun­lar onları bir takım haklardan mahrum etmiştir. Her Türk, siyasî bir partiye girmek hakkına malik iken memurlar mühimce bir ceza tehdidi altında bundan da memnudurlar.

Herkes siyasî makale yazmak hakkına malik olduğu halde memurlar bunu da yapamazlar. Hususî kanunlar memur­ları bu gibi tabiî haklardan mahrum et­miştir.

Son defa çıkarılan bir kanun hattâ üniversite hocalarını bile bu haktan mahrum bırakmıştır.

Herkes hükümeti tenkid edebilirken memur bunu da yapamaz. Hattâ askerler ve polisler bütün Türklerin sabip olduklar: seçme hakkından da mah­rumdurlar.

Bu mahrumiyetlerin haklı, haksız ol­duğunu münakaşa edecek değiliz. Sa­dece yepyeni bir tez üzerinde bir ça­lışma yapmak istiyoruz. Bir devlet dai­resinin avukatı, hukuk müşaviri o dai­re aleyhine dâva alamaz.

Çanakkale Ağır- Ceza Mahkemesind-e görülmekte olan ve revişine göre mü­him ve beynelmilel bir mahiyet alacağa benzeyen (Dumlupmar - Naboland) müsademesi dâvasında avukatlardan birisi devlet memurlarının, devletin rnüdahîl bulunduğu bir dâvada devlet lehine bilirkişilik etmelerini malûl gös­termiştir.

Bu avukatın iddiasının isabeti mese­lesini değil de işin prensipini ele al­mak istiyoruz.

Devlet, memurunu kendi aleyhine yazı yazmaktan, siyasî partilere (yani hükü­met aleyhtarı bir partiye) girmekten, hattâ askerleri belki de kendini ikti­dardan düşürecek bir rey vermekten, avukatları kendine karşı velevki haklı da olsa bir dâva almaktan menederken, bir dâvada hükme esas olacak, yani bizzat kararın temelini teşkil ede­cek ihtisas raporunu tanzim eden bi­lirkişi olmasına müsaade etmeli midir?

Bizce bütün kanunları, idarî tamimle­ri ve tatbikatiyle memurlarının ken­di aleyhine hareket etmesine razı olmadığını gösteren devlet, hükümetin her ne suretle olursa olsun alâkadar bu­lunduğu bir ihtilâfta memurun bilir­kişi, hakem olmasına müsaade etme­melidir. Bu, onun memurlar hakkında tuttuğu tahdidli yolun tabiî bir merhalesidir ve böyle bir karar, devletin Ve memurların prestijini kurtarmak, lıattâ bazan memurun hükümet aleyhi­ne rey izhar etmek zaruretinden do­ğan müşkül durumunu ortadan kaldır­mak bakımından  bir  zarurettir.

Dış ticaret rejiminde yapılan

Yazan ; Asım Us

14 Ağustos 1953 tarihli Vakitten :

Ankaradan gelen haberlere göre hükü­metin uzun zamandan beri dış ticaret rejimi üzerinde yaptığı tetkikler sona ermiş, Avrupa Tediye Birliğine dahil memleketlerin vaktiyle kabul ettikle­ri %60 ithalât serbestliği %28 e indi­rilmiştir. Geç kalmış olmakla beraber bu isabetli tedbirin alınmış, olmasını memnunlukla kargılarız. %6 derece­sinde ithalât serbestliğinin kayıtsız, şartsız tatbiki bugünkü dış ticaret iş­lerindeki tıkanıklığın başlıca sebebi­dir. Bu usulün memleket için zararlı olduğu inkâr kabul etmez bir hakikat olarak meydana çıkmıştır. Zararın ne­resinde dönülse yine kârdır.

Yorganına öre ayak uzatmak yalnız fertler için şahsî bir tasarruf kaidesi değildir. Milletlerin hayatında da aynı kaidenin hükmü caridir. Türkiye İçin en doğru dış ticaret rejimi, ihracat imkânlarımıza göre ithalâtı ayarlamak suretiyle temin olunabilir. Daha evvel %50 ithalât serbestliğinin tatbikin­den elde edilen neticeler üzerinde ciddî araştırmalar yapılmış olsaydı dış ti­caret işlerimizde bugünkü zorluklar da­ha başlangıçta Önlenebilirdi. Yazık ki Demokrat Parti idarecilerinin liberal İktisat prensibine lüzumundan fazla bağlanmış olmaları bunu imkânsız kıl­mıştır. % 50 ithalât serbestliği meselâ %40 indirilecek İken  %60 çıkarılmıştır. Hükümetin son kararları bu hata­nın bir itirafıdır.

%60 ithalât serbestliğinin %28 derece­sine indirilmesi tabiî olarak muhtaç ol­duğumuz eşyanın getirilememesi de­mek değildir. Sadece %28 nisbeti hari­cindeki ithalât mallarını ihtiyaç bakı­mından tasnife tâbi tutarak en lüzumluları ön sıraya konacaktır. Ha­kikat halde hariçten gelen en lüzumlu ihtiyaç maddelerinin çok lüzumluları bulunduğu gibi memleketimizin iktisa­dî kabiliyetine göre lüzumsuz ve lüks olanları da vardır. Meselâ otomobil ve kamyon gibi nakil vasıtaları, memle­kete ithali zarurî ihtiyaç maddeleridir. Fakat memlekete ithal olunacak bu maddelerin muayyen vasıflara hasrı mümkün değil midir? Paris gibi Avrupanın büyük merkezlerinde bile gorünmiyen lüks otomobillerin gümrük­lerimizden girmesine müsaade edilirse bu hareketi millî iktisat kaidesi ile te­lif etmek kaabil midir?

Diğer taraftan öyle zannediyoruz ki hükümet Avrupa Tediye Birliği içinde­ki vaziyetimizi daha esaslı olarak tet­kik edecek bir mevkie gelmiş bulunu­yor. İngilterenin sekiz, on Avrupa dev­leti ile birleşerek ve anlaşarak bütün, bütün Avrupa Tediye Birliğinden ayrı­lacakları ve bu suretle birleşecek ve anlaşacak olan devletlerin paralarının dolara tahvil olunabileceği hakkında bazı Avrupa gazetelerine haberler ak­setmeğe başlamıştır. Bu haberler ger­çekleştiği surette Türkiye istisnaî bir vaziyette kalır. Bu cihetleri şimdiden dikkate alarak gerekli tedbirlerin düşü­nülmesi zamanı gelmiştir.

Partizanlık kanseri asıl C. H. P. dedir!

Yazan : M. Faik Fenik

15 Ağustos 1953 tarihli Zafer'den:

Amerikan Demokrat Parti lideri ve ge­çen seçimde Cumhurbaşkanı adayı Steveson, Amerika'nın en büyük dergile­rinden olan Look'da intişar eden bir makalesinde Türkiye'de tam bir kalkın­ma olduğunu yazmış ve ekonomik sa­hada atılan dev adımlara dair misaller vermiştir.

Kuruluna havale etmiştir. Bu Ku­rul da Şükrü Baban'a yaptığı ihtarla­ra hiç bir cevap alamamıştır. Bunun üzerine evrak, meselenin senatoda gö­rüşülmesi dileği ile Rektörlüğe ve­rilmiştir.

İstanbul Üniversitesinin Büyük Millet Meclisinde son kanun kabul .edilmeden çok daha  evvel göstermiş olduğu, bu yerinde hassasiyeti takdirle karşılar­ken, bu kanun dolayısiyle, tjniversite muhtariyeti elden gidiyor, Üniversite profesörleri pekâlâ faal politika ile uğraşabilir, gündelik gazetelere siyasî yazılar yazabilir.» diye gürültü koparanların şirretliklerine de bilhassa na­zarı, dikkati cebederiz.

Görülüyor ki, muhtar Üniversite, pro­fesörlüğü, siyasî ihtirasları için bir ba­samak olarak kullanmak istiyenlerle asla hemfikir değildir. Onların günde­lik politikaya karışmalarını asla tasvip etmemektedir. İlim adamları, Üniver­site profesörlerinin muhakkak surette ilmin hudutları içinde kalmalarını is­temekte, hele Şükrü Baban gibi kimse­lerin üstelik bir de şahsiyetlerini sak-iıyarak maskeli bir tarzda yaptıkları şeref ve haysiyet soygunculuğunu asla affetmemektedirler.

Demek ki hükümetin getirmiş olduğu kanun, Üniversitede ilmi her türlü tez­vir ve tahrik mikroplarından korumak için gösterilen hassasiyete tercüman ol­muş, hakikî ilim adamlarının fikir ve kanaatlerini takdir etmiş, esasen du­yulmakta olan bir ihtiyacı bir de ka­nunî nıesnedle    karşılamıştır.     Şükrü Baban hâdisesi dolayısiyle Üniversite­nin kanaati bu kadar açık bir şekilde ortaya atılmışken hâlâ bu mevzuu, sa­ğından solundan didikliyerek sömür­meğe uğraşan Halk Partililerin, hazin durumuna hayret etmemek kabil de­ğildir.

Fakat öbür taraftan da bizzat Şükrü Baban'ın vaziyeti de hakikaten kor­kunçtur.  Bir  Üniversite profesörünün bağlı bulunduğu müesseseyi hiçe saya­rak sorulan suallere cevap vermemesi, ve ayrıca Profesörler Kurulunun ihta­rına kulak asmadan yine iftira ve tez­vir yazılarına devam etmesi cüretin ve ilmi hiçe saymanın son haddidir. 

Partilerin üstünde.

Yazan : A. E. Yalman

26 Ağustos 1953 tarihli Vatan'dan :

Bir hayli buhrandan, felâketten, ıstı­raptan sonra dimdik ayakta duran bir memleketimiz var. Karşımızda öyle bir millî uzviyet görüyoruz ki eski haline nisbetle muazzam mesafeler aşmıştır.. Her sahadaki geriliği bugün yaşayan neslin ve yarının neslinin lehine çevir­mek suretiyle, kat kat fazlasını da kı­sa bir zamanda aşmağa namzettir.

Bugün otuz yaşma basması münase­betiyle îs Bankasının inkişafını bir mi­sal diye ele alalım: 26 ağustos 1924 te (İş Bankası) adlı bir müessesenin ilk tohumu atılıyor. Yatırılmış sermayesi 250.000 lira, 30 uncu yıldönümünde sermayenin, ihtiyat ve kargılıklarının yekûnu 62.900.000 lira... O zaman iki şubesi var, şimdi 117 şutoe, ajanlık ve bürosu... Yekûn bu sene yüz elliye yükselmeğe namzet... Plasman 953.897 den 389.398.205 liraya, mevduat 2.4S9.236 dan 501.598.081 gibi memleke­timizin ölçüleriyle baş döndürücü bir rakama çıkmış. Banka bu müddet içinde  bir mektep hizmetini görmüş, kıymetli bankacılar yetiştirmiş, türlü türlü iktisadî inkişafları beslemiş, bu­gün de ecnebi sermayesiyle işbirliğinin en güzel ve sağlam, örneklerini ortaya, koymuş...

Bu inkişafta bankayı kuranların ve  idare edenlerin büyük hizmet payı var. Fakat İs Bankasının geçirdiği ilerleme; iktisadî bünyemizdeki devamlı kalkın­manın güzel ölçülerinden nihayet biri­dir. Bu misal, diğerleriyle beraber bi­ze şunu gösteriyor: Eski rüyalarımızın en cüretlilerine, en mübalâğalarına sığmayacak işler görülmüştür, istikbali­miz, bunların kat kat fazlasına ait ümitlerle ve vaatlerle de doludur.

Bunlar hangi parti zamanında olmuş­tur, kimin eseridir? Millî ölçüler bakı­mından bu meselenin ehemmiyeti ikin­ci derecededir. Asıl iş, millî nabzın iyi­ye doğru atmasında ve ileriye doğru milletçe mesafe almamızdadır. Bunun ferahlığını ve iftiharını duymakta hepimiz beraber olmalıyız, engellere kar­gı beraberce cephe almalıyız, verimin.. daha çok, inkişafın daha süratli olma­sı, memleket hesabına da, kendi hesabımıza da hepimizin üzerinde titreyeceğimiz bir emel, bir gaye olmalıdır, de­ğirmene bol su gelirse, serpintisi he­pimize erişir, umumî seviyenin yüksel­mesinden er geç hepimiz faydalanırız.

Politika ihtirasının esirleri, bunu takdir edemiyorlar. Çok kısa görüşlerin tesi­riyle bozguncu kesiliyorlar, en açık ve hayırlı inkişafları inkâr etmeği, mille­tin keyfini kaçırmağı, şevkini kırmağı marifet sayıyorlar. Düşünmüyorlar ki dar politika hesaplarının tesiri altında kurnazlık sandıkları bu yol, hakikatte gafletin en büyüğüdür.

Halka insafsızlık, ifrat ve nefret telkin etmekle, belki heyecan halinde bir top­lantıda muvakkat alkışlar toplanır, fa­kat hakikatlerin manzarası devamlı su­rette ortadan silindirilemez, milletin aklı selimi boyuna felce uğratılamaz. Millî ölçüleri ihmal edenler, bizzat si­yasî intihar yoluna girmiş olurlar, par­tilerinin bir murakabe partisi sıfatıyla dürüstlük kredisi kazanmasına ve mil­letten emniyet görmesine mâni olurlar, karşı tarafa indirmek istedikleri dar­beler, kendi şahıslarının ve partileri­nin üzerine yığılır.

Türkiyenin selâmeti, saadeti; partilerin üstünde kalacak ve millî kıymet ve öl­çülere titizce bekçilik edecek bir umum efkâr kuvvetinin vazife başında bulunmasına bağlıdır. Ölçülerimiz sağ­lam olursa, hiç bir muhteris politikacı göz bağcılıkla bizi aldatamaz, hiç bir demagoji müptelâsı aklımızı çelemez. Millî birliğin, bekanın, ve terakkinin düşmanları, vicdansızlar, bozguncular, beşinci kollar; hangi nikahın altında çalışırlarsa çalışsınlar, hepsinin mek­ruh yüzlerini olduğu gibi görürüz, hak­larımızı, selâmetimizi, dahilî sulhumu­zu onların şerrine karşı koruruz.

Belki diyeceksiniz ki: »Sen aynı fikri, türlü türlü şekillerde, her vesile ile eviriyor, çeviriyor, karşımıza çıkarıyorsun.» Hakkınız var. Fakat bu ısrar, bu tekrarlama çok lüzumludur. Kötü­lerin şerrine kargı uyanık bir korunma cephesine sahip olmak için; tehlikeyi törenlerin v.e bilenlerin, birden bire fark edemeyen saf vatandaşları bir dü-zeye ikaz etmelerine ihtiyaç vardır.

Usanmadan, sabrı elden bırakmadan, hepimiz bu ikaz vazifesine sahip kala­lım. Fakat neticeden şüphe etmeyelim. Bu memlekette kötülerin mumu söne­cektir, şerrin ocağı dağılacaktır.Bun-
ların iğfaline âlet olanların akılları ba­şına gelecek, hepsi gafletlerinden do­layı tövbe ve istiğfar edeceklerdir. Allah böyle güzel günleri, yeni ve akıncı bir Türk ittilâ devrinin hız almasının ferahlı manzarasını dünya gözüyle id­râk etmeği hepimize nasip ve müyes­ser etsin.

Yazan : Hafoib Edib - Törehan

27 Ağustos 1953 tarihli Yeni İstan­bul'dan :

Birinci Dünya Harbinden sonra geçen, otuz beş sene içinde klâsik iktisat kai­deleri artık maziye karışan bir hal al­dı.

İstiklâllerini kazanan milletlerin tica­ret ve sanayilerini millî ve biraz da şovenist usullerle kurmak istemeleri, her memleketi nithalâtını azaltmak karşı­sında ihracatını arttırmak arzu v.e he­vesi, bir takım yeni vasıtalara müra­caat mecburiyetini ortaya koymuştu. Klering, dumping, prim, kompensation hep bu her ne pahasına olursa olsun ihracatı arttırmak emelinden doğmuş­tur. Hâdiseler bu tabiî olmayan hallerin bir çok memleketlerin ticaret, sanayi ve maliyesinde ne kadar büyük rahne­ler açtığını göstermiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri biz de bu karışık usulleri tecrübe etmeye başladık. Bilhassa bütün dünyanın ik­tisadî buhranlar içinde bulunduğu 1930 - 1933 senelerinde o zamanki İk­tisat Vekâletimiz ithalât ve ihracat ara­sında muvazene kurmak, yahut da ih­racat emtiamıza pazar sağlamak emeğiyle klering usulüne müracaat etti. Türk emtiası için büyük bir pazar olan Almanya bu sayede kendi raamu-lâtının da memleketimizde kolaylıkla satmak imkânını elde etmiş oldu. Mal­lar cihan piyasasından yüksek fiyatlar­la satın almıyor, Alman ihracatçısı da kendi mallarına nevama bir zam ya­pıyor ve bunu ithalâtçıya ödemek su­retiyle âdeta Türk İhracat malları ucuzlamış oluyordu.

Bu vaziyet için büyük bir tek pazar vücuda  gelmesine  ve  mallarımız  için.

daima yüksek fiyat talep etmemize sebep olmuştur.

Bundan başka gün geçtikçe karışan usuller, aranan formaliteler bizim ih­racat ve ticaretimizi de nevama bir devletçilik sistemi içine almış ve ser­bestiyi tamamen ortadan kaldırmıştı. Onun için bugün bir taraftan hususî te­şebbüs azlığından şikâyet ederken, di­ğer cihetten de o zamanki usullerin buna sebep olduğunu bildirmek her halde  haksız bir  iddia  olamaz.

Memleketimizde esas itibariyle ifrat ve tefrit zihniyeti hâkim olduğundan bir zamanlar çok itibar ettiğimiz ihracatçı tüccarların yavaş yavaş ehemmiyeti zail olmuş, bilâkis onlara fena bir na­zarla bakmak artık âdet halini almış­tı. Her şey Ticaret Vekâletinin emriy­le, tasvibiyle hallolunuyor, bütün dün­ya ticaretinin her tarafına vakıf oldu­ğunu zan ve iddia eden bu daire bir takım garip usul ve kararlarla dış ti­caret politikamızı istemeyerek baltalı­yordu.

İkinci Dünya Harbinden uzak kalmamıza rağmen, ihtisaden lüzumu olan İstifadeleri elde edemem ekliğim iz hep bu zihniyetin mahsulüdür. Ondan

sonraki senelerde çok bozulmuş olan vaziyeti ıslah için bir hayli gayretler sarfolundu. Fakat çığrından çıkmış olan bir halin düzelmesi şüphesiz ki ko­lay değildi. Bunun için büyük bir ce­saret göstermek ve cezrî kararlar al­mak iktiza ediyordu. Bu cihete gidil-meyerek bir takım günlük hâdiseler ile uğraşıldı ve daima mallarımıza dünya piyasa fiyatlarından fazla bir bedel te­mini düşüncesi hâkim oldu.

Son aylara kadar süren bu vaziyetin şimdi büyük bir değişiklik göstermesi için uğraşıldığını gazetelerde okuyoruz. Bazı taraflardan kararın verilmemesi­nin bir takım şikâyetlere sebep olduğu­nu da duymakta ve bu suretle piyasa­da tereddütler husule geldiğini işitmek­teyiz.

Her yeni şeyde ve Hükümet işlerinde olduğu gibi belki bu yeni rejimin de bir çok tenkid1 edilecek cihetleri bulu­nacaktır. Fakat bizim bu tenkidi biraz da kendimize çevirmemiz lâzımdır. Çünkü bu yeni usulün artık yalnız Ba­kanlığın fikri değil, alâkalı ve salahi­yetli kimselerin malı olduğunu bilmemiz lâzımdır.

Biz, yeni rejimin ne olacağını henüz bilmeden fikrimizi açıklamak istiyor ve bu hususta bilhassa Avrupa ve Amerika daki büyük ithalât ve ihracat evleriyle temas ederek onların da mü­talâasını almamamızı tenkid etmek mütalâasında bulunuyoruz.

Şimdi bütün dünyada milletlerarası ti­caretin normal bir vaziyete girmesi için çalışılmaktadır. Buna rağmen ticaretin artık büyük bir bilgi ve tecrübele­re dayanan tarafları pek çoktur ve bir­kaç asırlık hayata mâlik büyük ticaret müesseselerinin bu hususta hiç de ih­mal edilemeyecek fikirleri ve mütalâa­ları vardır. Onları dinlemek ve bilme­diğimiz bir çok şeyleri öğrenmek bi­zim için pek faydalı olacaktır. Tica­ret Odalarımızla Birliklerimiz bu hu­susta temaslarını daima yapar ve dün­ya vaziyeti hakkında daha olgun bir fikir elde etmiş olurlarsa o zaman ve­rilecek kararların iyi tatbik edilmesi ve neticelerinin faydalı olması ihtima­li daha artmış bulunacaktır.

Bizim umumî mahiyette söylemek iste­diğimiz en mühim nokta, ihracatımızı bir takım sun'î vasıtalarla arttırmak değil, normal fiyatlarla ve istenilen ka­litede mal vermek suretiyle çoğaltmak­tır. O zaman ithalât zorluğu kendin­den kalkacak ve memleketimiz iktisadi­yatı da artık tabiî bir yola girmiş olacaktır aktır.

Prim ticareti.

Yazan : Asım Us

26 ağustos 1953 tarihli Vakit'ten

Dış ticaret işlerimizin gidişi yolunda değildir. Nihayet hükümet de bunu iti­raf etmiştir. Dıs ticaret rejiminde ya­pılacak değişiklik bu hakikatin açıkça ifadesidir. Henüz teferruatı bildirilme­mekle beraber diş ticaret rejiminde prim esası kabul edilecektir.

Bu prim kelimesi cumhuriyet devrinde iktisadî İşlerimizi yakından takip et­miş olanlar için hiç yabancı sayılmaz. İhracatı teşvik maksadı prim vermek usulünün de kendine mahsus iyilikle­ri kadar mahzurları da vardır. Bu mahzurlardan biri takas sisteminde olduğu gibi bir takım tufeyli aracıların nüfuz ticaretine vasıta olmasıdır.

Bu bakımdan geçmişe ait bir hâtıra­mızı nakletmekte fayda mülâhaza e-diyoruz : Eski iktidar devrinde dış ticarette prim usulü tatbik edilirken bir aralık prim ticareti almış yürümüş­tü. Ve tabiî olarak halk efkârca takbih olunuyordu. O zaman bu yolda pa­ra kazanan bir iş adamı kendisini mü­dafaa ederken :

 Ben kaçakçı değilim. Namuslu bir tüccarım. Prim ticareti yapıyorum..

Prim ticareti demek harice mal ihraç .etmiş olan bir tüccarın elindeki itha­lât yapmak hakkına ait vesikayı %10 kâr vererek almak ve bu vesikayı %15 kâr verene satmaktı. Bu suretle ne it­halâtçı, ne de ihracatçı olmadığı halde aradaki farktan para kazanmaktı.

Prim ticaretinin bu tarifine göre bu şekilde bir alışverişin namussuzluk de­ğilse bile şerefli bir şey olmadığı aşi­kârdır ve herhalde bir takım tufeyli kimselerin ticarî işlere karışması mem­lekette hayat pahalılığını artıran bir âmil olacağı da şüphesizdir. Onun için hükümet dış ticaret işlerinde prim esa­sını kafoul ederken geçmişte tecrübe edilmiş suiistimallerin önüne geçecek tedbirleri de almalıdır. Prim ticareti­nin, yani ihracatçı olmadığı ve elinde ihraç edecek malı bulunmadığı halde ihraç vesikası alıp satmanın namus kârına bir iş olmadığını halk efkârına an­latmak için bir cezai müeyyide kon­malıdır.

Taarruzun ikinci gününde İstanbul,

Yazan : F. R. Atay

28 Ağustos Î953 tarihli Dünya'dan:

Anadolu ile İstanbul ve dünya arasın­daki bütün haberleşme vasıtaları, bir­denbire kesilmişti. Anadolu esrarlar içine gömülmüştü. Acaba isyan mı var­dı? İhtilâl mi vardı? «Akşam" gazete­sinin üst odalarına çekilmiş, kendi ken­dimize bu muammayı çözmeğe uğraşı­yorduk.

Anadolu haberlerini Hilâl-i Ahmer'den alırdık. « Taarruz başlamış galiba..» diye bir haber geldi.

Bugünkü Türkiye'yi o günkü «Akşam» gazetesi odasına götürmek, « Dile Tanrıdan ne dilersin?» diye sormak is­terdim. 31 Ağustos zaferini «dileme­ğe» bile cesaret edemeyeceklerin ne kadar çok olduğunu bilirim, ingiliz do­nanması Dolma bahçe sularında idi. Trakya'dan İstanbul'a askerî bir giriş yapmağa hazırlanan Yunan ordusuna, müttefiklerin karşı koymağa niyetleri olduğunu öğretmekle avunuyorduk. İstanbul'da yarı iğreti bayrağımızın dal­galandığını görmemiz bile, işgal kuv­vetlerinin lûtfuna bağlı idi.

Yüksek kaldırımın alt köşesinde kuru­lan bir banka Türklerin mallarım satın alacak olanlara kredi yağdırıyordu. Ekmek ıstırabı içinde kıvranan Türk halktan mülkü olan mülkünü, olmayan Kapalı çarşı'da sandığındaki son eşya­larını satıyordu. Beyoğlu gazinoları, lo­kantaları ve kabareleri Türk olmayanların çıldırasıya sefaheti ile kaynaşıyor­du. Büyükada'daki Yat Kulübü kapı­sından Türk sokmuyordu. Akşamüstü Yunan Konsoloshanesinin bayrak in­dirme saatinde caddede bulunan Türk­ler saygı selâmına durduruluyordu. Bir çok kimseler Türk olmamakla övün­mek için damarlarında bir damla ya­bancı kanı arıyorlardı. Şeyhülislâmla­ra yan odada sıra bekleten işgal kuv­vetleri yüzbaşıları, İstanbul sokakla­rından, Afrika sokaklarındaki gurur ile geçiyorlardı. Yerli Hıristiyan lardan sey­rüsefer memurları, içinde Sadrazam bulunan otomobili Galatada çevirerek Arapyan hanına götürüyorlardı. Türk­lere, bir sömürge halkının aşağılık duygusunu sindirmek için her türlü ha­karet yapılıyordu. Karşı yaka dükkân­ları Türkçe konuşuyordu. Padişah, Fas Sultanının dalına razı idi. Tek kaygı­sı sarayından ve saraylılarından olma­maktı. Bu bir inkıraz havası idi.

 Taarruza bağlamışlar galiba?..» Ey tunç yüzlü, altın saçlı Mustafa Kemal, ey onun kumandanları, ve giyimsiz kuşamsız, bir demet kurgunu ikinci demetine uymayan silâhlarla, ancak bir iki yürüyüşlük menzil hazırlığı ile istihkâmlar ve siperler üstüne atılan köylüler, üç dört gün içinde bu kaderi değiştirecektiniz. Bu İstanbul'da sizleri görecektik. Birinci Dünya Harbinin ra­kipsiz zaferi, sizi İstanbul kapıların­da selâmlayacaktı. rüyâlarda    görülmemiş,  masallarda anlatılmamış bir şey olacaktı.

Bizden ne haber.

Yazan : H. C, Yalçın

28 Ağustos 1953 tarihli Ulus'tan:

Ağustosun 6 cı gününden itibaren Fransa'da bağlayan grev hâlâ tamamen ortadan kalkamadı. Bu müddet zarfın­da memleketten hiçbir mektup ve ga­zete alamamak azabı içinde karanlık­ta kalmak hakiki bir azap teşkil edi­yor. Ele geçirebilen yabancı gazete­lerde doğrudan doğruya Türkiye'den aksetmiş bir habere tesadüf için o ka­dar dikkat etmiş olduğum halde hiç­bir malûmat alamadım. Halbuki pek kısa denilebilecek bu zaman parçası içinde dünyada neler olmadı! İran'da­ki çarpışmalardan Fas'taki Sultan de­ğişikliğine, Kore mütarekesine, Avru­pa ve Amerika arasındaki politika ge­lişmelerine, Avrupa ordusu teşkilâtına, Sovyet politikasına dair gazeteler dol­du ve taştı. Fakat Türkiye'de milletler­arası ilgi ve dikkati çekmeğe lâyik olabilecek hiçbir hareket veya kıpırdama görülmedi. İki satırlık bir yer bile iş­gal etmeğe değerli hiçbir faaliyete memleketimiz sahne olmadı mı? Dün­yada Türkiye den güzel bir memleket yok mu?

Nihayet gazetelerde okuyamadığım memleket haberlerini tahmin tarikiyle hayalimde canlandırmağa çalıştım ve neler vukua gelmiş olabileceğini dü­şündüm. Herhalde kabine değişikliği, seçim başlangıcı ve saire ve saire gibi mühim bir hâdise vukua gelmediği .şüphesiz. Çünkü bunlar hiç olmazsa küçük bir telgrafla kaydedilirdi.

Böyle bir hal vukua gelmemiş olma­sını herhalde memnunluk verici bir işâret diye kaydederek ferahladım. Fakat ecnebi memleketleri değilse de biz­leri ilgilendirecek şeyler elbette vukua gelmiştir. Memlekette umumi hayat .el­bette durmamıştır. Neler olmuştur aca­ba?

Malatya suikastı dâvası vardı. Buna başlanmış olacaktır. Acaba ne gibi ha­kikatler  ortaya  çıktı?  Din ve siyaset münasebetlerini tanzim etmeğe matuf yeni kanun maddesinin ne tesirleri ol­du?

Bu müddet zarfında Acaba Kasım Gülek memleketin içinde kaç seyahat yap­tı ve Yalman kaç kere hayır kuvvetle­riyle şer kuvvetlerinin çarpışmaları mevzuu üzerinde kılıç salladı? En son gördüğüm gazetelerde, Başbakan ile Halk Partisi hatipleri arasında söz dü­ellosu başlamıştı. Herhalde yeni bir Ba­lıkesir hâdisesi zuhur etmemiş olacak­tır. Fakat acaba kaç kere Başbakan gül pembe hayal ufukları içinde cennet ha­yatını çizen belagat tufanları ile kalpleri fethetmiştir ve bizimkiler kaç ke­re çorak bir realitenin ıstırap ve mah­rumiyetlerini teşbihler gibi çekip say­mışlardır?

Hele en çok merak edilecek bir nokta; İstanbul Valisi acaba Taksim';de kaç kilo domates sattı ve Boğaz üstünden, karşı sahile kaç asma köprü sallandır­dı? Hayat pahalılığı bahsini ise düşün­mekten bile korkuyorum.

Çok şükür ki, Millet Meclisi tatil dev­resinde. Ve şimdi herkes yaklaşan ge­nel seçimlerin sebep olduğu kaygılar içinde.. Fakat mademki muhtar seçim­lerine yan çizdik. Millet Meclisinin ara­lık seçimlerini ortadan kaldırdık. Mil­let Meclisinin seçim devresini bir dört sene daha uzatarak genel seçimlerin, sebep olacağı münakaşa, çekişme ve darılma hâdiselerinin önüne geçsek, hazineye büyük bir tasarruf temin et­sek nasıl olur acaba? Pekâlâ sağlam, fedakâr, iş anlar bir çoğunluk ele geç­miştir. Her memlekette çoğunluğun ek sikliği yüzünden çıkan sarsıntılar, is­tikrarsızlıklar ve zayıf hükümetler tür­lü türlü buhranlara yol açarken bizim elimizdeki bu nimetin kadrim bilmeyerek memleketi lüzumsuz bir buhran devresine sokmakta ne faydamız var? Millî Selâmet Kanunlarına küçük 'bir ek ve rahat bir nefes.

Bu perişan düşünceler içinde, işin lâ­tife veya tenkid tarafları bir tarafa bı­rakılarak denilebilir ki, Türkiye'den dünya gazetelerine hiçbir haber akset­memesi memnun kalınacak bir realite­dir. Bu, Türkiye'de gayri tabi bir du­rum olmadığına, memleketin iç ve dış politikasının buhrandan uzak bulun­duğuna, milletlerarası siyaset sahasın­da hiçbir devletle çekişmediğimize ve normal bir hayat içinde kendi günlük

dâvaları ve meseleleriyle yuvarlanıp gittiğimize bir delildir. Bu yuvarlanıp gidişi daha yolunda bir şekle sokup re­jimin esas dâvalarını da halletseydik. ne iyi olurdu. Neden bu ihmal, neden bu isteksizlik?

Tarihin mucizesi.

Yazan: A. E. Yalman

30  Ağustos 1953 tarihli Vatan'dan:

Milyarlarca menfi ihtimale karşı bir tek müsbet İhtimal... Böyle bir şeye ne derler, bilir misiniz? Sadece mucize...

31 yıl evvel Türk milletinin Başku­mandanlık muharebesinde kazandığı zaferi ancak bir mucize diye vasıflan­
dırmak caizdir.Bu zaferin bir eşi tarihte yoktur, benzeri tasavvur bile ka­bul etmez.

Otuz beş sene evvelisini düşününüz : Dört müttefikimizle beraber dört sene dövüşmüştük. Biz kendimiz; dördü yurt haricinde olmak üzere, 14 cephe­de vuruşmuştuk. Her türlü nakil vası­talarından, sanayiden, ziraî sahada bi­le kesif istihsal imkânlarından mah­rum, teşkilâtsız geri bir memlekette modern bir harbin sadmelerine dört sene göğüs vermek takatimizi tüket­mişti, milyonlarca kurban vermiştik. İstihsal sermayemiz sıfıra inmişti. Ga­lip devletler memleketi işgal etmiş, si­lâhlarımızı almışlardı. En mamur vilâyetlerimiz; düşman işgali yüzünden gövdeden ayrılmıştı. Mücadelenin ma­lî yükünü en kısır vilâyetlerimizin ge­liriyle taşımak zorunda idik. Padişah ve hükümet, düşmanla birlik olmuştu. Din adamlarının büyük kısmı da on­larla beraberdi. Düşman; Ana dolunun her tarafından kurtuluş mücadelesine karşı silâhlı isyanlar çıkarmağa mu­vaffak olmuştu.

Bizimle beraber mağlûp olan üç devlet, kaderlerine "boyun eğmişken, biz bü­tün bu imkânsızlıklara rağmen, müca­deleye atıldık, üç seneden ibaret bir müddet içinde kendimizi derledik, top­ladık, en modern silâhlarla teçhiz edil­miş düşmanları birkaç cephede ayrı ay­rı yendik, nihayet 30 ağustos 1922 de "kafi zaferi kazandık. Yurdumuzun sahibi olduk. Lozan'da Birinci Cihan Harbinin biricik şerefli sulhunu, gönül hoşluğuyla imzalanan tek sulhu galip­lere kabul ettirdik.

Mütareke devrinde esaretin zilletleri­ni çok yakından görmüş olan milleti­miz, 31 sene evvel bugünlerde: «Allahın bu günü de varmış!» diye bayram ediyordu. Askerlerimiz, henüz işgal al­tındaki İstanbula geldiği zaman, bu bayram en hararetli ve coşkun ifadesi­ni bulmuştu.

Fakat milletin o büyük gününde bile millî başarının mucize derecesine va­ran azametini takdir eden, bir yabancı gemiye binip kaçan son padişahın ar­kasından ağlayan bedbahtlar eksik de­ğildi. Bugün de böyleleri vardır.

Taş altında uyuyan yılanlar; hürriye­tin güneşinden faydalanmağa, kıvran­mağa başladılar. Her zaman görüldüğü gibi, haricî düşman, bu tufeyli ve boz­guncu sürüleriyle birlik oldu. Düşman, cephe; taassup silâhlarına sarılarak ayaklandı: Maksat, inkılâp devrinin 31 Martını hazırlamak, büyük zaferin ta­kım takım meyvelerimi çalmak, kurta­rıcı Atatürke duyulan hürmet, sevgi ve minneti dağıtmak ve unutturmak, Türkiyeyi garp âleminden koparmak, Moskovaya peşkeş çekmek...

Kötü adamlar, Moskovanın melun tel­kin tekniğine dayanarak zehirlemeğe, memlekette uçurumlar açmağa muvaf­fak olmuşlardır. Politika ihtirası arka­sından koşan mahdut kimseler de bun­lara yardakçılık ediyorlar ve Türk mü­nevverlerinin elbirliğiyle inkılâp kıy­metlerini korumasına ve muazzam bir istikbalin temelini elbirliğiyle atması­na engel oluyorlar.

Politika ihtirasının maskesini düşür­mek, memleketi sevenleri yekpare bir cephe haline getirmek, şerre karşı hep beraber vaziyet almak tehlikelerden korumanın ve ilerletmenin mesuliyet, şeref ve hazmında beraber olmak; mu­kaddes millî vazifemizdir.

30 ağustos zaferinin şerefli yıldönü­münde düşününüz: 35 sene evvel n& idik, 30 ağustos 1922 de nereye vardık, o zaman dan beri ne gibi merhaleleri aş­tık... Hayır, böyle zaferler ve başarı­lar, kargımıza çıkan bunca fırsat ve imkânlar, birkaç muvazenesiz politika muhterisinin keyfine peşkeş çekile­mez.

Atatürk, 31 yıl .evvel «Hedefimiz Akde­niz,..» demişti. Bugün de tabiî hedefi­miz, millî birlik, dahilî sulhtur. Her şeyî bu Ölçü ile muhakeme etmeliyiz. Birliğe karşı gelenler düşmanlarımız­dır, haricî düşmanların yoldaşlarıdır. Bunların hakkından gelirsek, millî bir­liği kurarsak, haricî düşman, halimizde hiç bir köprübaşı .elde edemez, şer yolunu kapalı bulur, nihayet yasa uğrar.

İşte iç ve dış düşmanları yasa uğrat­mak, son ümitlerini kırmak hepimizin gayemiz olmalıdır. Bunun da yolu; mil­lî emellerde buluşmak, bunları parti ihtilâf ve kavgalarının üstüne çıkarmaktır. Buna mutlaka muvaffak olaca­ğız. 30 ağustos zaferini namütenahi makûs ihtimallere ve engellere karşı kazanan Türk milleti için başka türlü bir ihtimal tasavvur edilemez.

Yazan: M. F. Fenik

30 Ağustos 1953 tarihli Zafer'den:

Yeni Türk Devletinin temel taşı eğer 1819 yılında Atatürk'ün Samsun'a ayak basmasıyla atılmışsa, son taş da bu tarihten üç yıl sonra 30 Ağustos 1922 de Dumlupınar'da konmuş ve muhalled eser bu suretle tamam olmuş­tur.

Bize bu mutlu günü kanları bahasına bağışlayan şehitlerimizin mukaddes hâtıralarını bir defa daha azizleştirelim; ve gazilerimizi tazimle analım..

30 Ağustos sade Türk tarihinde değil, medeniyet tarihinde bir merhaledir. Çünkü bu zafer bütün dünyaya, her tehlike anında müstesaden bir milletin neler yapabileceğini göstermiş, bize de müstakil ve yekpare bir vatan vermiş­tir. Onun için bugün, bu mukaddes yıldönümünü kalpten gelen büyük bir heyecanla kutluyoruz.

Biz 30 Ağustosta ilk defa olarak her­kese anlattık ki, zafer ölmekte değil, yaşamaktadır. Fakat yaşamak için de bazen şu âciz cana kıymağa göze al­mak lâzımdır. 30 Ağustos işte1 bu zafer iradesinin zaferidir. Bunun içindir ki, Millî Mücadele senelerindeki ha­rap, viran, bir toprağın üstünde bugün, betondan ve çelikten bir medeniyet âbidesi yükselmektedir. Bu âbidenin taşma, toprağına, kanımız ve ahu te­rimiz karışmıştır.

30 Ağustos bir mucizedir. Çünkü 30 Ağustos, içimizde kendimize karşı duy­duğumuz inanın çelik süngüleri eritti­ği, bütün bir düşman dünyasının top­larını, tüfeklerini tıkayıp geri teptirdi­ği gündür.

30 Ağustos sabahı Türkiye'ye ilk gü­neş Çal tepelerinin ardından Gazi Mus­tafa Kemal'in nur çehresiyle doğmuş ve o nurun hâlesi tâ Araş kıyılarından Meriç boylarına kadar yüce Türk va­tanını ve Türk kaderini aydınlatmış­tır. Ondan evvelki son Osmanlı tarihi­nin, göz yaşlarıyla küflenmiş ve ıstı­raplarla porsumuş sayfalarına ibretle bakalım ve sonra gözlerimizi birdenbi­re mesut bîr devrin başlangıcı olan 30 Ağustosa çevirelim:

İşte o gün Gazi Mustafa Kemal:

 Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir! kumandasıyla Türkün altın destanının en büyük şanlı ve şöhretli mısraını yaz­mıştır.

30 Ağustosta, Dumlupınar'daki şehidin ruhu, 9 Eylülde İzmir kıyılarında Ak­deniz'de yıkanmıştır. Ateşini Ege'nin tuzlu suyu söndürmüştür.

30 Ağustosta, toprak değil, medeniyet fethedilmiştir. Bütün milletlerin harp tarihlerini karıştırınız. En şerefli ga­nimetin bu olduğunu göreceksiniz! 30 Ağustosta isbat edilmiştir ki, bu top­rağın evlâtlarının gözü, toprağın çok daha ilerisindedir. Çünkü o gün Dumlupınar'da, toprağın altı, üstü, eni, bo­yu ile bütün buutları, insanca düşü­nüp insanca yaşamak fikri ve hür te­fekkür fethedilmiştir. Bütün inkılâp­lar, bu zaferin erkek oğullarıdır.

Bir zaferin zafer olduğuna hükmetmek için onun yalnız ânî neticelerine bak­mak kâfi değildir. Devamlı neticelerini de ölçmek ve sonra kati neticeleri üze­rinde durmak gerektir.

Anî netice: Vatanın düşmandan temiz­lenmesidir,

devamlı netice: İnkılâpçı ve kalkman Türkiye'dir.

Katî netice: İstiklâline sahip, kuvve­tinden emin Türk devletinin dünya si­yasetinde sarih vazife almasıdır.

Nemiz varsa ondan geliyor. Eğer 'bu­gün hür insanlar gibi rahat nefes ala-biliyorsak; fabrikalarımızın bacaları tütüyorsa, kara cehaletle savaş ab iliyor-sak, istibdadın zincirlerini yaman bir hamle ile kırdıksa, bütün bunların hepsini ama hepsini istisnasız 30 Ağus­tos zaferinin Türk milletine açtığı en­gin imkânlara borçluyuz.

O günden bugüne kadar başarılan bü­yük inkılâpları birer birer sıralayarak her defasında bu efendi millete olan inanımızı tazelemek vazifemizdir. Unutmayalım ki, bu inkılâpların en de­ğerlisi, en kıymetlisi şimdi ulaştığımız geniş demokrasi hayatıdır. Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız milletin olduğu gün, 30 Ağustos zaferi en yüksek burcuna erişmiştir. O günkü Kuvayi Milliye ruhu, her türlü tahakküme karşı koy­mak azmi, damarlarımızda aynı salâ-betle mevcuttur. Bu demokrasi inkılâ­bına karşı gelmek isteyenler, hakikat­leri tahrif ederek tahakküme veyahut geriliğe doğru bir yol takibine çalışan­lar olursa, kafalarını daima kanunun sert duvarına çarpacaklardır.

Ne düşmana bir karış toprak, ne istik­lâlden, hürriyetten ve ne de millî hâ­kimiyetten bir zerre fedakârlık!

30 Ağustostan aldığımız ders budur. Üzerinde yürüdüğümüz asil yol budur. Ve her inkılâp yolu, bizim için böyle Dumlupınarlardan, iman pınarlarından geçer.

Büyük Türk Milleti, yolun ve bahtın daima açık olsun!.

Ağustos 1953

 Kudüs :

birleşmiş Milletler askeri mütareke komisyonu, İsrail kıtlarının, dün Ürdün planlarını 4 noktadan ihlal ettiğine dr Ürdün tarafından ileri sürülen iddiaları tetkik etmek üzere bu gece fevkalâde bir toplantı yapacaktır.

ürdün bu tecavüzleri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezninde protesto edeceğini bildirmiştir.

elen haberlere göre, 120 İsrail askeri üstün cenubunda Vadi fevkin köyünü basmış ve kaçan köylülerin pencereden evleri ateşe vermişlerdir. Ayrı-, diğer bir İsrail takımı, Ürdün hududundan takriben bir kilometre dahi­lde bir polis karakoluna taarruzla 6 siyi yaralamışlardır. Üçüncü bir tecavüz de bir evin yıkıldığı ve sahibinin öldürüldüğü Susif köyüne vaki ol­uştur.

ürdünün iddiasına gore, dördüncü ha­sede, 30 kadar İsrailli Edna köyünün ormanlarına kadar ilerleyerek milli muhafızlara ateş açmışlardır. Buna karşılık veren Ürdünlü muhafızlar da bir israil çavuşunu öldürmüşlerdir.

1 Ağustos 1953

 Birleşmiş Milletler Newyork :

Birleşmiş Milletler Genel Sskreterİ ag Hammarskjoald, dün Sovyetler irliği delegesi Vişinski'ye bîr öğle yemeği vermiştir. Zannedildiğine göre bu emekte, Birleşmiş Milletler teşkilâtı aıel kurulunun önümüzdeki pazartesi günü yapacağı toplantıda bahis mev-m edilecek olan meselelere temas e-İmiştir. Genel Sekreter Vişinski ile irüştükten sonra teşkilât nezdindeki hgiliz murahhası Sir Gladwyn Jeeb'i ıbul etmiştir.

Diğer taraftan îngiliz, Fransız ve Ame­rikan murahhasları, Kore'de mütareke­nin akdinden üç ay sonra toplanacak olan konferansa hangi memleketlerin, katılacağı meselesini aralarında incele­mişlerdir.

Dün akşama doğru, Kore'de bilfiil sa­vaşmış olan diğer 13 memleketin mu­rahhasları İngiliz, Fransız ve Amerikan murahhaslarına iltihak ederek, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ola­ğanüstü toplantısına, siyasî konferan­sa iştirak edecek olan milletlerin bir listesini sunmak imkânlarını araştır­mışlardır.

16 memleket murahhasının bu toplan­tısından evvel, iyi haber alan kaynak­lardan bildirildiğine göre, konferansa Hindistan'ın iştirak edip .etmemesi bah­sinde İngiltere ile Amerika arasında zu­hur eden ihtilâf henüz halledilmiş de­ğildir. Bilindiği gibi İngiltere Hindis­tan'ın konferansta mevcudiyetini şa­yanı temenni bulmakta, buna mukabil Amerika, Hindistan'a davetiye gönde­rilmesine muhalefet etmektedir.

18 Ağustos 1953

 Birleşmiş Milletler :

Genel Kurulun Kore hakkındaki ola­ğanüstü toplantısının başlamasını mü­teakip yedi dakika içinde, Kore mese­lesinin tetkikini salı sabahı toplanacak olan siyasî komisyona havalesi hak­kındaki başkanın yaptığı tavsiye her­hangi bir muhalefetle karşılanmaksızın kabul edilmiştir. Diğer taraftan anlaşıl­dığına göre, Güney Kore, komisyonun bundan önce almış olduğu bir karar gereğince, oya müracaata lüzum kal­maksızın, müşahit sıfatıyla komisyo­nun çalışmalarına katılabilecektir. Bir­kaç hafta sürmesi mümkün olan usul meseleleri halledildikten sonra Genel Kurul, Kore hakkındaki siyasî konferansa katılmaları 'gerekenleri tayin edecektir. Kore'de harbe fiilen iştirak eden devletler bu husustaki görüşlerini, müzakere edilmek üzere, takrirler şek­linde komisyona sunmuş bulunmakta­dırlar. Rusların aynı şekilde bir müra­caatı mevcut değildir ve Vişinski'nin yapacağı muhakkak olan mukabil tet­kikler Birleşmiş Milletler çevrelerinde merakla beklenmektedir.

 Newyork :

Kore meselesini müzakere etmek için toplanan Birleşmiş Milletlerde Sovyet delegesi Vişmski siyasi komiteye ver­diği bir karar sureti tasarısında şöyle demektedir:

Komite, siyasi konferansın başarılı ça­lışması için en müsait şartların mevcu­diyetini lüzumlu telâkki etmiştir. Ko­re hakkında yapılacak konferansa, şu devletler davet edilmelidir: Birleşik Amerika, Birleşik Krallık, Fransa, Sov­yet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, Cin Halk Cumhuriyeti, Hindistan, Po­lonya, îsveç, Burma, Kore Cumhuriye­ti ve Güney Kore. Şurası malûmdur ki, konferansın kararları, mütareke anlaş­masını imzalayan tarafların muvafaka­ti olduğu takdirde tatbik edilecektir.»

Vişinski'nin teklifi asamblenin siyasi komitesinin bu defaki müzakeresi sı­rasında görüşülecektir. Sovyet delege­si, siyasi konferansa komünist Çin ile Kuzey Korenin alınmamasının haksız­lık ve yanlışlık olacağını söylemiştir. Bu devletler konferansa katılmadığı takdirde Kore meselesinin halli yolun­da müsbet adım atılmayacağını iddia eden Visinski. Sovyetler Birliğinin Bir­leşmiş Milletlerin gelecek devresinde komünist Çinin bu teşkilâta girmesi için uğraşacağını bildirmiştir.

Amerika delegesi Cabot Lodge, derhal söz alarak, komünist Cin ile Kuzey Korenin siyasi komiteye iştirak etmeleri hususundaki teklife itiraz etmiştir.

Teklif oya konulmuş ve komite Sovyet teklifini reddetmiştir.

20 Ağustos 1953

  Birleşmiş Milletler (New-York):

Sovyet delegesi Visinski dün siyasî ko­misyonda söz akarak hükümetinin Ko-xe ihtilâfının    başlangıcından beri bu ihtilâfa son vermeye çalışmış olduğu­nu söylemiş, diğer taraftan «Mürteci Amerika mahfillerinin» müzaheretiyle hareket eden «Syngman Rhee ve taife­sinin takbih ederek Rhee'nİn Kuzey Kore'ye harp açmak niyetini açıklamış olduğunu söylemiş ve bu arada Ameri­ka Dışişleri Bakanı Foster Dulles'in, siyasî konferans devam ettiği müddet­çe tek taraflı hiçbir harekete girişilmeyeceğine dair son beyanatını da zikrederek şu suali sormuştur:

Ya konferanstan sonra?

Sovyet delegesi bundan başka Ameri­ka ile Güney Kore arasında imzalanan paktı da tenkid ederek, bu pakt saye­sinde Amerikan kuvvetlerinin Kore'de kalacak olduklarını iddia ederek, bu pakt 'bilhassa yabancı kuvvetlerin Ko­re'den geri alınmasını istihdaf eden si­yasî konferansın ruhuna aykırıdır, de­miştir.

Siyasi konferansa hangi memleketlerin iştirak etmesi lâzım geldiği hakkında ilgililerce sunulan karar suretleri ara­sındaki farka işaret eden Visinski, si­yasî konferansın muhasım taraflardan müteşekkil olmaması lâzım geldiğini ileri süren Fransız tezine iştirak ettiği­ni ve bu bakımdan ancak bir «Yuvar­lak masa konferansının» muvaffak ola­bileceğini iddia etmiştir.

Nihayet siyasî konferans hakkında Amerikan görüşünü tenkid eden Visins­ki, bu görüşün muhasım tarafların top­lantısına istinad ettiğini, halbuki Ko­re'ye komşu olan memleketlerin bu konferansa iştirak etmemelerinin ma­kul sayılamayacağını söylemiştir. Bun­dan sonra Sovyet Rusya ile Hindistan'ı, Kore'de savaşmış olan memleketlerden ayırt etmeye çalışan Amerikan görü­şüne de temas eden Sovyet delegesi sunmuş olduğu karar suretinin.komis­yonca desteklenmesini isteyerek sözle­rine son vermiştir.

Vişinski'den sonra söz alan Amerikan murahhası Henry Cabot Lodge, siyasî konferansın ilgili taraflara inhisar et­tirilmesi fikrinin Panmunjom müzake­relerinde bizzat general Nam İl tara­fından ortaya atılmış olduğunu ve 'bu. teklifte Kore'nin komşularından bahis olmadığını söylemiş, diğer taraftan Sovyet karar sureti tasarısı üzerinde durarak, bunun Güney Kore'ye karşı fark gözetici bir muamele derpiş etti-

ğini ileri sürerek Kore savaşlarına iş­tirak etmiş olan bunca memleketin konferansa iştirak ettirilmemelerinin de uygun bir hareket tarzı olmayacağını belirtmiştir.

Müzakerelere bugün de devam edile­cektir.

  New-York (Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletlerdeki Arap - Asya grubu, Fas sultanın hal'i haberleri ü-zerine ortaya çıkan vaziyeti tetkik etmek üzere siyasî komisyonun içtimaim müteakip derhal bir toplantı yapmış­tır.

  Birleşmiş Milletler :

Bugün siyasî komisyonda söz alan Tür­kiye temsilcisi Selim Sarper, 13 daki­kalık bir konuşma yapmıştır. Sarper, bu konuşmasında şunları söy­lemiştir:

«Kore'de Türk tugayı daima 5000 mev­cudunu muhafaza etmiş ve bunların hepsi bilfiil çarpışmıştır. Bu askerle­rin dâvası hürriyet ve müşterek gü­venlik davasıdır. Bu dâva barışın tak­sime uğrayamayacağı idealine dayan­maktadır.

Bu itibarla Türkiye, Kore siyasî kon­feransına iştirak etmek istemektedir. Selim Sarper, Panmunjom anlaşması­nın 60 mcı maddesine temas ederek bu maddedeki «Her iki taraf arasında gö­rüşme yapılır» ibaresini hatırlatmıştır.

«Bütün yapıyı daha başlangıçta harbiye çevirmemek için, sevelim veya sevmeyelim, hu malzemeyi kabul etmeliyiz.

Fakat herhalde sözde gönüllü Çinlilerin konferans masasında yerleri yoktur. Bunlar gönüllü oldukları müddetçe devlet olarak temsil edilemezler.

Selim Sarper, Sovyet Rusyanın karar sureti tasarısını reddetmiş, fakat, «Di­ğer taraf kabul ettiği takdirde» Türki­ye'nin Sovyetler Birliğini konferansa davet etme lehinde rey kullana bilece­ğini söylemiştir. Sarper şöyle devam etmiştir:

«Heyetimiz, bu karar suretinin tefsirin­den ziyade konferansın başarısına emniyet vermektedir. Gayemia barış­tır.
 

21 Ağustos 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Silâhsızlanma komisyonu Birleşmiş Milletler genel asamblesinin sekizinci oturumuna takdim edeceği raporu oy­birliği ile kabul etmiştir. Komisyon son, hâdiselerin, silâhsızlanma meselesinin yeniden ve daha müsait şartlar içinde gözden geçirilmesine vesile olmasını temenni etmiştir.

 New-York :

Amerika'nın Birleşmiş Milletlerdekî baş delegesi Henry Cabot Lodge, Hindistanın Kore siyasî konferansına alın­masına aleyhte rey vereceğini dün ge­ce bildirmiştir.

Başlangıçtan itibaren Birleşik Ameri­ka'nın Hindistanın bu konferansa alın­masına muarız olduğu bilinmekle bera­ber, aleyhte r.ey vermekten ziyade müs­tenkif kalacağı tahmin edilmekte idi-Cabot Lodge'un dünkü beyanı bu şüp­heyi ortadan kaldırmıştır.

 New-York (Birleşmiş Milletler) :

Birleşmiş Milletler nezdindeki Fransız, murahhas heyeti başkam Maurice Sc-human bir televizyon yayını sırasında verdiği mülakatta Fas meselesi hakkında Fransız vekiller heyeti tarafından yayınlanan tebliği yorumlamıştır. Ma­urice Schumann, Fransa'nın Fas'taki rolünün aynen birçok doğu memleket­lerini sarsmış bulunan sivil harplerden bu memleketi korumaktan ibaret oldu­ğunu belirtmiştir.

Maurice Schumann, Fransa'nın. Fas'ta münhasıran Faslıların isteklerine uy­gun ve Atlantik güvenliğinin menfa­atiyle mütenasip bir şekilde hareket etmiş olduğunu söylemiştir.

Fas meselesi Arap memleketleri tara­fından Birleşmiş Milletlerde yeniden ortaya atılması halinde M. Schumann, Fransa'nın daha öne Birleşmiş Millet­ler Genel Kurulunda Tunus ve Fas me­seleleri görüşüldüğü sırada ittihaz et­miş olduğu hareket hattına uygun ola­rak bu defa da müzakerelere iştirak et­meyeceğini söylemiş ve bu hareket hattının, bir milletin tamamen kendisini alâkadar eden meselelere Birleşmiş Milletlerin müdahalesine imkân vermeyen anayasa hükümlerine uygun ol­duğunu belirtmiştir.

  Birleşmiş Milletler (New-York):

Kore'de savaşa bilfiil iştirak etmiş olan memleketlerin Birleşmiş Milletler nezdindeki murahhas heyetleri dün aralarında bir toplantı yaparak, Hin­distan, Endonezya, Birmanya ve Li­berya tarafından, müştereken siyasî ko­misyona sunulmuş olan karar sureti ta­sarısını incelemişlerdir. Dört devlet ka­rar tasarısında, Kore siyasî konferan­sını hazırlamakla meşgul olan genel kurulun bu konudaki kararlarının Ku­zey Kore ve komünist Çin'e bildirilme­si istenmektedir.

Zannedildiğine göre, bu tasarıyı inceleyen 16 memleket murahhas heyetleri, Kuzey Kore ve komünist Çin'e verile­cek malûmatın, genel kurul tarafından alman kararların tatbikini geciktirmeyecek sarih bir kaydın bu dört devlet tasarısına ilâve edilmesi lüzumu üze­rinde mutabık kalmışlardır.

  Birleşmiş Milletler (New-York):

France  Presse muhabiri bildiriyor :

Güvenlik Konseyi bugün öğleden son­ra toplanarak Fas meselesini gündemi­ne alıp almamak hususunu müzakere edecektir. Amerika'nın, bu meselenin gündeme alınmasına muhalefet edece­ğini bildirmiş olması bu konuda Fran­sa'yı şikâyet edenlerin cesaretini kır­mış ve Güvenlik Konseyinin bu talebi gündemine almayacağı hakkında bir kanaat hasıl olmuştur. Asya - Afrika grubu, üyelerinden her birinin, mese­lenin gündeme alınıp alınmaması hu­susu müzakere edildiği şuada, konsey­de izahat vermesine müsaade edilmesini talep etmek suretiyle yeni bir çığır açmak iddiasındadır. Konseyde takip edilen usule göre, konsey üyesi olmaya da müzakerelere iştiraki mümkündür. Fakat bu, ancak mesele­nin esası incelendiği bir zamanda yapı­labilir. Gündeme alınıp alınmaması hu­susu müzakere .edilirken konsey üyesi olmayanların hazır bulunması mümkün değildir. Öyle görünüyor ki, Arap - As­ya grubunun bu yoldaki teşebbüsü aka­mete mahkûmdur ve bu grup şimdi konseyde ancak dört reye güvenebilir. Bu dört rey de Lübnan, Pakistan, Sovyet Rusya v;e Milliyetçi Çin'in reyleri­dir. Ancak bu memleketlerin, Fas hakkında Arap  Asya bloku tarafından vâki şikâyetin gündeme alınmasını des­teklemeleri ihtimali vardır. 1952 de Tu­nus meselesi müzakere edilirken lehte oy vermiş olan Şili henüz Fas meselesi hakkında durumunu açıklamış değil­dir. Mamaafih bu konuda Arap Asya blokunun asıl ümidini kıran şey Ame­rika'nın muhalefeti olmuştur.

Şimdiden kat'î olarak bilinen bir şey varsa, o da, konseyin daimî üyelerin­den üç büyük devletin yani Fransa, İngiltere ve Amerika'nın, Fas mesele­sinin gündeme alınması aleyhinde rey verecekleridir. Yunanistan'ın da bu is­tikamette rey kullanacağı ve en azdan müstenkif kalacağı söylenebilir, Kolombiya için de vaziyet aynıdır. Dani­marka hiç şüphesiz meselenin günde­me alınması Lehinde oy vermeyecektir. Karar için beş daimî üye de dahil ol­mak üzere yedi oy lâzım geldiğinden, Fas meselesinin Güvenlik Konseyi gündemine alınması şimdilik imkânsız görülmektedir.

 Birleşmiş Milletler (New-York):

Dün siyasî komisyon müzakerelerine başlayınca Sovyet delegesi Vişinski söz almıştır. Vişinski müzakerelerin başlangıcından beri ikinci defadır ki, konuşmaktadır.

Mütareke anlaşmasının, siyasî konfe­ransa iştirak edecekleri yalnız Kore'de bilfiil savaşmış olanlara inhisar ettir­mediğini söyleyen Vişinski diğer taraf­tan Kore'de savaşın son bulmasında bunca gayreti görülmüş olan Hindis­tan'ın siyasî konferansa herhalde işti­rak etmesi lâzım geldiğini söylemiş ve sözlerine devamla konferansa kimlerin iştirak etmesi lâzım geldiğine dair Sov­yetler tarafından ileri sürülen teklifin Güney Kore'yi konferans haricinde tut­madığını, böyle bir tefsirde bulunula-mayacağına, zira konferans mukarreatın lâzımülifa olması için buna işti­rak etmesi gereken memleketler ara­sında Güney Kore'nin de bulunduğunu 'belirtmiştir.

Yeni Sovyet teklifi:

Sözlerine devam eden Vişinski bu nokta nazarın koministler tarafından da kabul edildiğini söyliyerek yeni bir teklif sunmuştur. Bu teklif Sovyet Rusya'nın konferansa iştirak edecekler hakkında daha evvel verdiği listeyi tâ­dil eder mahiyettedir. Rusya bu kere aşağıda yazılı o devletin iştirakini is­temektedir.

Dört büyük devlet, komünist Çin, Hin­distan, Birmanya, Güney ve Kuzey Kore, Meksika, Polonya, Çekoslovakya,  Endonezya, Suriye ve Mısır.

Yeni Sovyet teklifinde konferansta ka­rarların nasıl alınacağı şöyle tarif edil­mektedir:

Konferans kararları, Kore'de mütareke anlaşmasını imzalamış olan milletlerin ittifakıyla lâzımülifa olur.

Hindistan'ın görüşü:

Sovyet delegesi Vişinski'den sonra söz alan Hindistan murahhası Krishna Menon, hükümetinin aldığı haberlere na­zaran komünist Çin ve Kuzey Korelile­rin konferansa uzlaşıcı ve makûl bir zihniyetle geleceklerini söylemiştir. .Hindistan delegesi diğer taraftan, ge­nel kurul tarafından ileri sürülen tav­siye ve tekliflerin komünist Çin ve Kuzey Kore'ye bildirilmesi için Hindis­tan, Endonezya, Birmanya ve Liberya tarafından verilen karar sureti tasarı­sının, genel kurul kararlarının tatbiki­ni geciktirmeye matuf olmadığını, bu karar sureti tasarısının Kore hakkında iri siyasî konferansın hazırlanmasına da bir mâni teşkil etmediğini söylemiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

Herhangi bir karar almak için genel kurulun önümüzdeki normal toplantı devresini beklemeye hacet yoktur.

Menon sözlerine şöyle devam etmiştir:

Siyasî konferansa iştirak edip etmemek hususunda Hindistan'ın takip etmekte olduğu siyaset şudur: Hindistan, mev­cudiyeti bu konferans için lüzumlu ve faydalı bulunursa, konferansa iştirak edecektir. Bu hususta karar almak Bir­leşmiş Milletlere aittir ve Hindistan'ın siyasî konferansa iştirak edip etmeme­si hakkında rey verilirken Hind dele­gesi bu reye iştirak etmeyecektir.

Amerika'nın görüşü :

Nihayet söz alan Amerikan murahhas heyeti başkanı Henry Cabot Lodge, Hindistan'ın Kore hakkındaki siyasî konferansa iştirak etmesine Güney Ko­re'nin itiraz ettiğini söylemiş ve hal böyle olunca Hindistan'ın iştirakiyle konferansın muvaffakiyetinin tehlike­ye atılacağını ileri sürmüştür.

Sabot Lodge sözlerine devamla demiş­tir ki:

Amerika Hindistan'ın Kore hakkında­ki siyasî konferansa iştirakine muha­lefet ediyorsa, sebebi budur: Bununla beraber ileride Uzak-Doğu meseleleri­ni halletmek üzere toplanacak herhan­gi bir siyasî konferansa Hindistan'ın iş­tirakini lüzumlu addederiz. Zira böyle bir konferansta Hindistan'ın birinci plânda rol oynayacağı aşikârdır. Ame­rika hükümeti bu hususta elinden ge­leni yapacaktır.

Amerikan murahhasının sözlerinden sonra, Grinviç ayarıyla saat 22 de ko­misyon toplantısına son verilmiştir. Komisyon bugün tekrar toplanarak Kore hakkındaki müzakerelerine de­vam edecektir.

  Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun, bugünkü oturumunda, Kore siyasî kon­feransının hangi memleketlerden te­şekkül etmesi gerektiği hususundaki Sovyet görüşünü izah eden Vişinski 'bir aralık şöyle demiştir:

«Çinlilerle Koreliler, kayıtsız şartsız teslim olmadıkları için Birleşmiş Mil­letler, kendilerini bir oltimatom karşısında bırakmamalıdırlar.

Siyasî komisyonun teşkili hakkında Çinlilerle Korelilerin fikri alınmazsa, bunlar bir oltimatom karşısında bırakmış olurlar.»

 New-York :

Bugün Güvenlik Konseyi, Fas mesele­sinin gündeme alınıp alınmaması key­fiyetini müzakere ederken iki esaslı te­zin çarpışmasına şahit olacaktır. Bun­lardan biri Asya ve Afrika devletlerin­den 15 inin. Fas sultanını tahtından a-tan Fransa aleyhindeki şikâyetleridir.

ikincisi, ayni gurubun, bu meselenin müzakeresine, Güvenlik Konseyine da­hil olmayan, Asya - Afrika bloku dev­letlerinin de katılması hakkındaki ta­lepleridir.

Bu mesele, eğer konsey reisi, bu husus­ta bir emsal bulunmadığını ileri süre­cek olsaydı bir hamlede halledilebilir­di. Böyle bir şey vaki olmadığı için bu yoldaki teklifin usule ait uzun müza­kerelere yol açması mümkündür.

 Boston:

Bugün burada verdiği bir demeçte Amerika Dışişleri Vekili Poster Dulles, Birleşmiş Milletler anayasasını gözden geçirilmesini talep etmiştir.

Dış siyaset hakkında son derece ehem­miyetli bir beyanatta bulunan Foster Dulles, Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulunun haddi zatinde 1955 senesinde olağanüstü bir toplantı yaparak, ana­yasayı gözden geçirmesi gerektiğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

n Bugünkü anayasanın son derece cid­dî mahzurları vardır. Bu anayasa Bir­leşmiş Milletlerin ümitlerinin tahak­kukunu sağlamamakta ve güvenliğin korunmasına kâfi gelmemektedir.

«Anayasanın birinci mahzuru, atom bombasından evvel hazırlanmış olma­sıdır, bu suretle Birleşmiş Milletler anayasasına atom devrinden evveline ait bir anayasa nazarıyla bakılmaktadır. Bu bakımdan meriyete girmeden ev­vel metruk bir hale gelmiştir.

«İkinci mahzuru ise, tesirli bir şekilde çalışmasının, dünyada hâkimiyet tesis etmek isteyen ve milletlerarası bir par­ti tarafından idare edilen, bir devletle işbirliğine ihtiyaç göstermesidir,

«Üçüncü mahzuru, anayasanın esaslı bir kanuna dayanmaması ve bu kanu­na dayanan adalet prensiplerini ihtiva etmemesidir.»

Duîles sözlerine devamla demiştir ki:

»Sovyetlerin kontrolü altında bulunan dünyaya verilecek yegâne cevap, müş­terek savunma için hür dünya millet-i.erinin gönüllü olarak birleşmeleridir.

«Anayasanın mahzurları ve kifayetsiz­liği yüzünden, Amerika kollektif gü­venlik için. seri halinde tedbirler almak mecburiyetinde kalmıştır. Bunlar arasında Kuzey Atlantik Paktı, Güney Kore ile parafe edilen savunma anlaş­ması, Fcrmosadaki Milliyetçi Çinliler­le sıkı işbirliği vardır.

Bugün dünyada güvenlik bakımından en mühim anlaşmanın Birleşmiş Mil­letler anayasası olması lâzımdır. Bu anayasa dünyada sulh ve adalet bakı­mından en büyük ümidi teşkil etmek­tedir. Fakat bugünkü şekliyle Birleş­miş Milletler, ümitlerimizi tam manasıyla tahakkuk ettirmemiştir.»

Bilhassa anayasadaki vetoyu ilgilendi­ren maddelerin değiştirilmesi gerekti­ğine işaret eden Dışişleri Vekili şunla­rı ilâve etmiştir:

«Dünya nizamı insanlar üzerine, değil fakat kanun ve nizamlar üzerine ku­rulmalıdır. Dumbarton Oaks da hazır­lanan anayasadaki mahzurların bazıla­rı Sanfransisko'da düzeltilmişti. Ana­yasanın birçok maddelerine adalet prensipleri dahil edilmiş ve genel ku­ruldan milletlerarası kanunların en kı­sa bir zamanda İnkişaf ettirilmesi için. gayret sarfedilmesi istenilmiştir. Maa­lesef 8 senelik faaliyeti esnasında Bir­leşmiş Milletler bu hususta çok az te­rakki kaydetmiştir.»

Dünyanın güvenliği için en kuvvetli desteklerden birinin Amerikanın de­niz, hava ve kara kuvvetleri olduğuna işaret eden Poster Dulles sözlerine şöy­le devam etmiştir:

«Fakat bugün dünyada tek bir mem­leket, yalnız kendi kaynaklarıyla to­taliter sistemle İdare edilen bir memleketin askeri kuvvetine meydan oku­mağa kalkarsa muvaffak olamaz. An­cak kollektif güvenlik sistemine dayanıldığı takdirde tehlike bertaraf edile­bilir.

 Birleşmiş Milletler (New-York):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bugünkü toplantısında söz alan İngiliz, delegesi Sir Gladwyn Jeeb, Kore Sulh Konferansına iştirak edecek devletler hakkında genel kurulun vereceği kara­ra Güney Kore hükümetinin hürmet etmesini temenni ettiğini söylemiştir.

Sovyet teklifi oya konulmadan evvel söz alan Sir Gladwyn Jebb, şunları ilâ­ve etmiştir:

«Muhakkak ki, konferansı teşkil ede­cek devletlerin tayini hakkında çıka­cak bir anlaşmazlığın tecavüze karşı omuz omuza çarpışmış olan müttefik devletlerin arasını açmasını arzu et­memekteyiz.»

"İki gün evvel Güney Kore Dışişleri Vekili Pyun Yüne, Güney Kore'nin Hindistan'la işbirliği yapamayacağını söylemişti. Birleşmiş Milletlerin birin­ci vazifesi her dâvaya karşı adil bir çare bulmaktır. Biz Hindistanın konferansa iştirakini arzu etmekteyiz. Bunu sadece Hindistanın     büyük  bir  Asya

devleti olması hasebiyle değil, fakat tam manasıyla yapıcı bir rol oynaya biliecek durumda olmasından Ötürü iste­mekteyiz.

Fakat yine de ekseriyetin arzusuna ta­bi olmağı vazife biliriz.»

Selim Sarperin demeci:

Gladwyn Jebb'den sonra söz alan Tür­kiye delegesi Selim Sarper, Türk heye­tinin, siyasi konferansa 15 devletin iş­tirakini derpiş eden Sovyet tadil tek­lifini tatminkâr bulmadığını söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Sovyetlerin teklifi, Kore harbine si­lâhlı yardımlarda bulunmuş memleket­lerden birçoklarının konferansa dahil edilmesi hedefini gütmektedir. Bu ba­bımdan Türk heyeti teklifin aleyhinde oyunu kullanacaktır.»

 Birleşmiş Milletler (New-York):

İstiklâl Partisinin New-York'taki ha­berler bürosu temsilcisi Mahdi Benuhâ Asya - Afrika grubu tarafından tertip­lenen bir basın konferansında, Fas me­selesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gündemine alınmasına itiraz ettiği için Amerika ya şiddetli hücum­larda bulunmuştur. Mehdi Benuna, Amerikanın, Fransa tarafından hal olu­nan Fas sultanının gerek şahsım, ge­rek hükümranlığını korumak için müdahale etmemiş olmakla da vecibe­lerini yerine getirmemiş olduğunu söz­lerine ilâve etmiştir.

İstiklâl Partisi sözcüsü bundan sonra, Amerika'nın Fransa'yı manevî olduğu kadar maddeten de desteklemiş bulun­duğunu, zira Fransızların Nato çerçeve­si dahilinde kendilerine temin olunan Amerikan silâhları kullanmakta olduk­larını beyan ederek Amerika'nın bu su­retle kendi rağbetini tehlikeye koydu­ğunu ifade etmiştir.

27 Ağustos 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York):

Güvenlik Konseyi dün Fas meselesini gündemine alıp almamak hususunu müzakere etmek maksadıyla toplandı­ğı zaman müracaatı yapan 15 memle­ket konseyde görüşlerini izah etmek istemişlerdir. Bu yolda evvelâ Pakis­tan murahhası Ahmet Handan söz al­mıştır:

Hamdanî, şikâyeti yapan Asya - Afrika, memleketleri grubunun noktai naza-rmca Fas'taki durumun milletlerarası sulhu tehdit eder mahiyette olduğunu söylemiş ve konseyin şikâyetçi mem­leketler üyelerinden her birine noktai nazarım izah imkânını vermesini iste­miştir.

Hamdanî, Fas meselesini Güvenlik Konseyine aksettirmek babında Pakis­tan heyetinin diğer memleketlere ilti­hakı sebebini açıklayarak şunları söy­lemiştir:

«Fransa, Asya ve Afrika memleketleri­nin yaptıkları müteaddit müracaatlara rağmen, Fas sultanını tahttan indirmek ve Fas'ı bir müstemleke haline getir­mek tasarısını mevkii tatbike koymuş­tur. Milletlerarası anlaşmalarla tan­zim edilmiş olan Fransız - Fas müna­sebetleri bir dahilî mesele addedilemez.

Binaenaleyh Güvenlik Konseyi Fas'ta­ki durum, hakkında tahkikat emretmek selâhiyetini haizdir.»

Pakistan delegesi sözlerine şunları da ilâve etmiştir:

k Geçen sene Genel Kurul bu konuda Fransa'dan müzakere yoluna girmesini istemiştir. Buna rağmen Fas'ta ağır tedbirlerini çoğaltmış, silâhlı kuvvet­lerini arttırmış ve bir isyan hazırlamak için her türlü çareye başvurmuştur.»

Lübnan adına söz alan Charles Malik, Güvenlik Konseyinden, meselenin gün­deme alınıp alınmaması hususu müza­kere edilirken dahi Fas hakkındaki şi­kâyeti yapmış olan diğer memleketle­rin murahhaslarını da dinlemesini iste­miş ve bu yolda bir karar sureti tasa­rısı sunmuştur. Bununla beraber mu­rahhas, konseyin bu karar sureti tasa­rısı üzerinde derhal karar vermesini is­temiştir.

Fransa ile Lübnan arasındaki büyük dostluktan bahisle söze başlayan Malik, Fas'ta sultanın tahtından indirilmesin­den sonra hâkim olduğu söylenen sü­kûnetin zahirî olduğunu ileri sürmüş ve sultana karşı baş gösteren hareketin tamamen sunî ve uydurma olduğunu ve Fransa'nın bu hareketi, en hafif tâ­birle, teşvikten geri kalmadığını söyle­miştir.

Lübnan murahhasına göre, Fas sulta­nının mukadderatı daha sultan Paris seyahatine teşebbüs ettiği zaman belli olmuştu. Sultan o sırada Fas milliyetçilerinin nokta nazarını benimsiyor­du.

Lübnan murahhası Fransa'nın Fas sul­tam üzerinde yaptığı tazyikten bahset­miş ve bu tazyike Fransız şahsiyetleri­nin ve Fransız basınının da iştirak etti­ğini söylemiştir. Murahhas, sultanın tahttan indirilmesinin tamamen Fran­sızların işi olduğunu ileri sürmüştür. Nihayet Charles Malik, Fransa ile Fas arasındaki uçurumun daha da geniş­lememesi lâzım geldiğine işaretle eski dışişleri bakanı Robert Schuman'a ve muharrir François Mauriac'a güvendi­ğini ve bu şahsiyetlerin, eski Fas sul­tanını tekrar tahtına çıkarmak için el­lerinden geleni yapmaları lâzım geldi­ğini söyleyerek sözlerine son vermiş­tir.

Güvenlik konseyinde Fransız murah­hası Henri Hoppenot, Arap - Asya memleketleri blokunuftı 'Fas meselesi hakkında Fransa'ya yönelttikleri şikâ­yetin konsey tarafından kabul edilme-memesi lâzım geldiğini, bunun konse­yin selâhiyeti dışında olduğunu söyle­miştir.

Fransız murahhası Güvenlik Konseyi­ne, Arap - Asya memleketleri tarafın­dan sunulmuş olan Fas meselesinde konseyin selâhiyetsiz olduğunu ispat zımnında bir takım hukukî ve siyasî deliller serdetmiş ve Fas'ta sultanın tahttan indirilerek yerine yeni bir sul­tan getirilmesine müncer olan hâdise­lerin kısa bir tarihçesini yapmıştır. Mu­rahhas demiştir ki:

«Fransız hükümeti gerek Genel Kuru­lun, gerek Güvenlik Konseyinin, Fransa'nın Tunus'la ve Fas'la olan mü­nasebetlerine müdahalelerini kabul e-demez. Bu yolda anayasanın ikinci maddesinin yedinci fıkrasını iddiamı-2a mesnet olarak göstermekteyiz. Bu hükümlere göre teşkilât hiçbir memle­ketin millî ve dahilî işlerine müdahale edemez. İmdî, Fas her ne kadar hü­kümran bir devlet ise de, Fez muahedenamesi ile bu hükümranlığın hariç­te istimalini Fransa'ya terketmiş bu­lunmaktadır. Bu itibarla Fas, Fransa'­dan başka hiçbir devletle doğrudan doğruya münasebet tesis edemez ve ta-biatiyle milletlerarası teşkilâtla da doğrudan doğruya münasebeti yoktur.»

Fransız murahhası sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«Şunu da ilâve etmeliyim ki, Fas'ta sa­bık sultanın tahttan indirilmesi ve ha­lefinin tahta çıkarılmasına müncer ci­lan hâdiseler iki bakımdan da dahili­dir. Evvelâ Fransa ile Fas arasındaki münasebetler bakımından dahilidir. Sonra da bizzat Fas bakımından dahi­lidir. Fas hakikatte hiçbir zaman hü­kümran, bir devlet olmakta hâlî kalmamıştır ve bu itibarla siyasî müesse­selerini ilgilendiren bütün meseleler Fas hükümetinin selâhiyeti cümlesin-dendir. Bu işlere Fransa dahi ancak Fez muahedenamesinin müsaade ettiği nispette müdahale edebilir. Hal böyle olunca Birleşmiş Mîlletler bu işe mü­dahale etmeye teşebbüs ederse anaya­sayı iki bakımdan ihlâl etmiş olacak­tır.™

Hoppenot, sözlerine devamla demiştir ki:

«Fas'taki durum sulhu ve milletlerara­sı güvenliği tehdit eder mahiyette mi­dir? Zannediyorum ki, bu çatı altında bunu ciddiyetle iddia edebilecek tek 'bir kimse dahi yoktur._ Fas'ın komşu­ları ancak Fransa ve İspanya'dır. Bu memleketlerin de Fas'la olan münase­betlerinde bir tehdide maruz kaldık­larını veya Fas'ta yeni sultanın tahta çıkmasının tehlikeli bir durum arzetti-ğini zannetmiyorum. Fas'ın tamamen dahilî işleriyle ilgili olan böyle bir hâ­disenin, Güvenlik Konseyine şikâyette bulunmuş olan devletlerin emniyetine de halel getirmesine imkân yoktur. Bu devletlerin birçoğu esasen kendi mem­leketlerinde birçok kanlı hâdiseler yaşamışlardır. Yine Öyle iken ne Fransa, ne de herhangi bir memleketin bu hâ­diselere, bu rejim devirmelerine, sul-he ve milletlerarası güvenliğe tehdittir diye müdahale ettikleri görülmemiştir. Fas'ta sükûnet hâkimdir. Tabası tara­fından dinî ve mülkî reisleri tarafın­dan seçilmiş olan sultan memlekete hükmetmektedir. Fas sulhu tehdit eder ve milletlerarası güvenliği tehlikeye düşürür mahiyette herhangi bir duru­ma sahne olamaz ve böyle bir ihtilâf­ta taraf olarak kabul edilemez.»

Fransız murahhası müteakiben. Fas hâ­diselerinin kısa bir tarihçesini yapmış ve Fas milletinden büyük bir çoğun­luğun sultana karşı hoşnutsuzluk bes­lediğini söyledikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

Eski sultanın ancak silâh zoruyla ve kanlı hâdiseler pahasına tahtında muhafaza edilebileceği meydana çıkmıştı. Bu takdirde Fransız kuvvetlerinin halk ile ve sultanın otoritesine karşı gelen kabilelerle mücadele etmesi lâzım geli­yordu. Fransa hükümeti arabuluculuğa teşebbüs etti. Fakat bu teşebbüs akim kalınca Fas halkına, istemediği bir sul­tam zorla kabul ettirmek hatasına ka­pılmadı. Fransız hükümeti 1912 tarihli Fez muahedenamesioin hükümlerine riayet ettiğine kanidir. Fransız hükü­meti eski sultanm şahsî güvenliğini ve sarayım isyankâr kabilelere kargı kozumuştur. Tahtm ve sülâlenin bekasını temin .etmiştir. Sultanı haledenler Fas' taki Fransız makamları değildir. Sul­tanm halefini seçenler de Fransızlar değildir. Bu makamlar ancak Fas'taki dinî ve mülki makamların an'anevî usuliere ittibaen sultam hal'edişlerini ve yerine yeni bir sultan, getirişlerini kayıtla iktifa etmişlerdir.

Murahhas sözlerine şöyle son vermiş­tir:

Bütün bu vakılan gczönünde tutarak, Asya - Afrika memleketleri grubunun Fas hakkında yaptıkları şikâyetin, ta­rafsız ve gayızsız bir müzakere sonun­da reddedilmesini talep ederim.

Konsey bugün.de toplanacaktır:

Güvenlik Konseyi mahallî saatle 18.43 de müzakerelerine ara vermiştir. Kon­sey bugün de mahallî saatle 15 de top­lanacaktır.

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Dün Güvenlik Konseyinde celse tatil olunurken murahhaslar arasında, gele­cek toplantının tarihi hakkında nazi­kâne fakat çetin bir münakaşa cere­yan etmiştir. Arap murahhasları gele­cek toplantı için pazartesini tercih et­mekte idiler. Zira o zamana kadar ge­rek Arap Birliğinde gerekse Fas'ta bazı inkişaflara intizar ediyorlardı. Araplar bundan başka İstiklâl Partisinin genel sekreteri Balafreh'in de New-York'a gelmesini beklemek istiyorlardı. Arap murahhaslarının serdettikîeri kanaate göre genel sekreter bazı mühim vesaik getirmektedir ve bu vesaikin konseye sunulması tasarlanmıştı.

Diğer taraftan Fas hakkında şikâyette bulunan Arap ve Asya memleketleri­nin konsey müzakerelerine katılmalar» için yapılan talep akamete mahkûm sayılmaktadır. Bununla beraber konsey ,üyesi bulunan Pakistan ve Lübnan murahhasları, meselenin gündeme alınıp alınmaması hakkında oya başvurulaca­ğı sırada bir kere daha bu talebi ileri süreceklerdir. Müzakereler daha bir müddet uzasa da, reyin ne türlü tecelli edeceği şimdiden anlaşılmıştır. Pakis­tan ve Lübnan meselenin gündeme a-îmması lehind.e oy verecekler ve Sov­yet Rusya, milliyetçi Çin ve Şili tara­fından destekleneceklerdir. Fransa'yı ise İngiltere ve Amerika destekleyecek-tir. Danimarka, Kolombiya ve Yuna­nistan'ın, meselenin gündeme ithali aleyhinde oy vermeleri veya müstenkif kalmaları beklenmektedir. Mevzuubahis olan bir usul meselesidir. Bu iti­barla karar yedi kişilik çoğunlukla alı­nır ve veto hakkı cari değildir.

 Birleşmiş Milletler (N.ew-York) :

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının bugün yüklü bir programı vardır. Öğleden ev­vel genel kurul siyasî komisyon baş­kam, Kore hakkındaki siyasî konferan­sın sureti teşekkülüne dair muhtelif tasarıları oya  koymak  durumundadır..

öğleden sonra ise, Güvenlik Konseyi Fas meselesi hakkındaki müzakerele­rine devamla Amerikan ve İngiliz mu­rahhaslarının fikirlerini denleyecektir.. Amerikan ve İngiliz murahhaslarının Fas meselesinin gündeme alınmasına itiraz etmeleri beklenmektedir. Bu mu­rahhaslar, kanahatlerince Fas'taki duru­mun su]hü tehdit eder mahiyette ol­madığım belirteceklerdir. Bundan son­ra müzakerelerin devamı gelecek haf­ta başına bırakılacaktır. Siyasî komis­yonda reye vazedilmesi gereken 12 ka­rar sureti tasarısı vardır. Bunların iki­sini Kore'de savaşlara bilfiil iştirak et­miş memleketler vermişlerdir, üçüncü­sü Sovyetlerin karar suretidir. Dör­düncü karar sureti tasarısı Sovyet Rusya'nın konferansa iştirakini muta-zammındır. Beşinci karar sureti Hindis­tan tarafından verilmiştir. Nihayet ge­nel kurulun alacağı kararlardan komü­nist Çin ve Kuzey Kore'nin haberdar edilmesini isteyen başka bir tasarı da vardır,

Sovyet murahhas heyetinin sunduğu tasarı müstesna olmak üzere diğer ta­sarıların kabulü beklenmektedir. Ko­misyonda karar çoğunlukla alınmakta­dır.

Bununla beraber dün sabah Sovyet murahhası   Viginski'nin   komisyonda yaptığı bir beyanattan sonra bazı müş­küller ortaya çıkmıştır. Vişinski bu be­yanatında Kuzey Kore ve komünist Çin'in konferansın teşkilâtlandırılma­sına iştirak etmeleri zarureti üzerinde durmuş ve genel kurulun bu memleketlere bir ültimatom veremeyeceğini söylemişti. Vişinski'nin bu müdahale­si, konferansı yalnız Kore'de savaşan­lara mahsur bırakmaya matuf Amerikan tasarısı lehinde rey verebilecekler­den bazılarının fikrini değiştirebilecek mahiyette görülmektedir. Filhakika bu müdahale son dakikada, Hindistan'ın kabulünü iltizam edenlerin ve kat'î ka­rar alınmadan komünist Çin ve Kuzey Kore'nin bikirlerinin sorulmasını isteyenlerin durumunu takviye    edebilir.

Bu itibarla komisyonun bugün oya baş vurulması ihtimali vardır. Durumun .realitelerini daha çok hesaba katacak ortalama hal tarzları bulmak yolunda müzakerelere devam edilebilir.

Bilindiği gibi Kuzey Kore hükümeti, komünist Çin'le hemfikir olarak, dün Birleşmiş Milletler teşkilâtına müraca­at ederek yuvarlak masa konferansı hakkındaki fikirlerini bildirmiş ve yal­nız muhariplere inhisar ettirilecek mü­zakereler esasına itiraz etmiştir.

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Siyasî komisyon bugün Gmt. ayarıyla .saat 14.48 de, Kore mütareke anlaşma­sında derpiş edilen siyasî konferansın terekküp tarzı hakkındaki tekliflerin -tetkikine devam etmiştir.

îlk olarak söz alan Amerikan delegesi Henry Cabot Lodge, Sovyet delegesi "Vişinski'nin dünkü konuşmasına cevap vermiştir. Lodge, dün Vişinski tarafın­dan açıklanan ve «komünist olmayan tarafın» teşkil tarzına komünistler mü­dahale edemedikleri takdirde siyasî konferansın 'bunlar tarafından boykot edileceği yolundaki komünist görüş tarzının barışı imkânsız kılacağını be­lirtmiştir.

Bunu müteakip söz alan İngiliz dele­gesi Sir Gladwyn Jebb kanaatince Vi­şinski'nin konuşmasının "Sovyetler Birliğinin konferansın toplanmasını ar­zu edip etmediğinin» öğrenilmesini ge­rektiğini bildirmiştir. İngiliz delegesi, 15 devletin iştirakiyle bir «yuvarlak masa» konferansının toplanması yolun­daki Sovyet tekliflerinin “kabulüne imkân olmadığım" belirtmiştir.

Bunun üzerine Vişinski, siyasî konfe­ransın Çin ve Koreliler tarafından boy­kot edilebileceği yolunda katiyen «ka­palı bir tehditte» bulunmadığını söyle­miştir.

Siyasî komisyon Gmt. ayarıyla saat 15.13 te Kore siyasî konferansına kim­lerin katılması gerektiği hususunun tesbiti için oya müracaat etmiştir.

15 devletin iştirakiyle bir o yuvarlak masa» konferansının toplanması hak­kındaki teklif 5 muhalif ve 13 müsten­kife karşı 41 oyla reddedilmiştir. Hin­distan bu mevzuda oya iştirak etme­miştir.

Kore'de savaşa katılmak üzere askerî birlik gönderen ve konferansa iştirak arzusunu izhar eden bütün devletlerin Kore hakkındaki siyasî konferansa da­vet edilmeleri yolundaki Batı teklifini 7 muhalife karşı (Sovyet grupu, Yu­goslavya ve Guatemala) 42 oyla kabul edilmiştir. Hindistan gene oya katıl­mamıştır.

Kore siyasî konferansının 28 ekim ta­rihinden önce toplanmasını temin mak-sadiyle «karşı taraf» ile gerekli tedbir­lerin alınması vazifesinin Birleşik Amerika'ya verilmesi yolundaki Batılı teklifi de beş muhalife karşı (Sovyet bloku) 47 oyla tasvip edilmiştir.

Siyasî komisyon, «karşı taraf (Çin ve Kuzey Koreliler) arzu ettiği takdirde» Sovyet Rusya'nın konferansa katılma­sını iki muhalif ve iki müstenkife karşı 55 oyla tavsiye .etmiştir.

Sovyet Rusya'nın konferansa katılması hakkındaki «karşı taraf arzu ettiği tak­dirde» ibaresinin kaldırılması yolunda Sovyet delegesi tarafından yapılan tek­lif 15 muhalif ve 8 müstenkife karşı 36  oyla reddedilmiştir.

Hindistan'ın siyasî konferansa iştiraki ekseriyetle kabul edilmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Hindistan'ın Kore siyasî konferansına davet edilmesi yolundaki İngiliz tek­lifi 21 muhalif ve 11 müstenkife karşı 2? oyla kabul edilmiştir. Teklif üçte iki çoğunlukla tasvip edilemediğinden ge­nel kurulda tasdik olunamayacaktır. Birleşik Amerikada ve Güney Amerika devletlerinin çoğu aleyhte oy vermiş­lerdir. Fransa müstenkif kalmıştır. Hindistan ise oya katılmamıştır Söz alan Sovyet delegesi Vişinski, ^alınması gereken kararlarının mahi­yetinin gayet mühim olması» sebebiyle Kore üzerindeki müzakerelerin yeni­den açılmasını teklif etmiştir. Fakat bu teklif genel kurul tarafından reddedil­miştir.

Bunu müteakip Hint delegesi Mennon, hükümetinin Kore hakkındaki siyasî konferansa iştiraki hususunda beliren muhalefet karşısında bu mevzudaki ka­rar suretinin oya konulmasını isteme­diğini haber vermiştir. Mennon, bu teklifi, memleketinin iştiraki meselesi hususundaki müzakereleri alevlendir­memek maksadıyla yaptığım belirtmiş­tir. Hint delegesinin bu sözleri şiddet­li alkışlarla karşılanmış ve karşı su­retini hazırlayan devletler bu arzuya uyarak teklifi geri almışlardır. Bilindi­ği veçhile siyasî komisyon Hindistan'ın konferansa iştirakine basit ekseriyetle karar vermişti. Genel kuruldaki karar­ların ise üçte iki ekseriyetle alınması gerektiğinden siya-sî komisyonun kara­rının tasvip edilemeyeceğine esasen muhakkak nazariyle bakılmaktaydı.

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletler siyasî komisyonu­nun bugünkü toplantısında, Hindistan Kore konferansına iştirak etmekten imtina etmiş ve genel kurul 15 Batılı devlet tarafından teklif edilen ve Ame­rika tarafından desteklenen teklifi be­şe karşı 43 oyla kabul etmiştir.

Batılıların teklifi Korede çarpışan 17 memleketin konferansta temsil edilme­sini derpiş etmekteydi. Teklif Sovyet grubu tarafından reddedilmiş ve 10 devlet müstenkif kalmıştır.

Mesele oya konmadan evvel Hindis­tan delegesi Krişna Menon beyanatta bulunarak, konferansa Hindistan'ın da iştirakini derpiş eden İngiliz milletler camiası topluluğu teklifinin dikkat na­zarına alınmamasını istemiştir.

Genel kurul ayni zamanda, Rusya'nın konferansa davet edilmesi hususundaki teklifi oya koymuş milliyetçi Çinin aleyhte oy vermesi ve Arjantinin müs­tenkif kalması ile teklif 55 oyla kabul edilmiştir.

Toplantıya Grenviç saat ayarı ile saat 19.00 da devam edilmek üzere ara ve­rilmiştir.

 Birleşmiş Milletler :

Kore hakkındaki siyasî konferans üç ay devam ettiği takdirde, toplantı için seçilecek mahalle göre, bu konferansa 250.000 ilâ 55O.ÛÛÖ dolara mal olacaktır. Birleşmiş Milletler genel sekreteri, ge­nel kurulu durumdan haberdar etmiş­tir. Genel kurul, siyasî konferansın teşkili tarzından başka masraflar hu­susunda karar verecektir.

 Birleşmiş Milletler :

Sovyet baş delegesi Vişinski, bugün öğ­leden sonra genel kurulda söz alarak, siyasî komisyonda, Kore konferansının, sadece muharipler den müteşekkil bir konferans tarzında teşkil edilmeyip da­ha geniş Ölçüde iştirak sağlamağa el­verişli bir yuvarlak masa konferansı teşkilini teklif etmiştir.

Genel kurul, daha sonra Birleşmiş Mil­letleri Kore konferansında temsil ede­cek muharip devletleri seçmiştir. Bu­nu müteakip de genel kurul Rusya'yı Kore konferansına katılmağa davet et­miştir.

 Birleşmiş Milletler :

Bugün genel kurula, Kore konferansı hakkında sunulan takririn başlıca nok­taları şunlardır :

Birleşmiş Milletler başkomutanlığı em­rine muharip birlik veren memleket­lerden konferansa katılmak isteyenlerle Kore cumhuriyeti kabul olunmalıdır.

Konferansa iştirak eden hükümetler tam mânasıyla müstakil hareket ede­cekler ve alınacak kararlarla, bu kararlar ancak kendi parlâmentoları tara­fından tasdik edildikten sonra bağlı olacaklardır.

29 Ağustos 1953

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler genel sekreteri Dag Hammarskjold, Kore'de mütarekeden sonra toplanması mukarrer siyasî kon­ferans hakkında genel kurul tarafın­dan kabul edilen karar suretlerinin metnini dün aksam Kuzey Kore ve ko­münist Çin hükümetlerine göndermiş­tir.

Arap Birliği eski genel sekreteri, Al­man generalinin kendisine tevdi ettiği etüdü muhafaza eylemekte bulunduğu­nu ve bunu Arap Birliğine vermediği­ni söylemiş, fakat muhtevası hakkında malûmat vermekten kaçınmakla bera­ber lüzumunda salahiyetli makamlara bildirmekten istinkâf etmeyeceğini ilâ­ve etmiştir.

Eski genel sekreter El Mısrî gazetesi­ne verdiği beyanatı şöyle bitirmiştir : "İngiliz - Libya anlaşması imzacıları Arap Birliği memleketlerine nankörce muamele etmişlerdir. Birleşmiş Millet­lerin Libya istiklâlini tanıması Mısır'la birlikte diğer Arap memleketleri için bir tehdit teşkil etmektedir. Libya'da İngiliz kuvvetlerinin bulunması en az 20 yıl için, Arap memleketlerinin mü­dafaalarını teşkilâtlandırmaya engel olacaktır. İngiltere - Libya anlaşması, İngiltere'ye Arap Birliğini sarsmak ve Araplar arası Müşterek Güvenlik Paktı­nın tesirini azaltmak imkânını ver­miştir.

25  Ağustos 1953

 Kahire :

El Ahram gazetesinin bugün verdiği bir habere göre, Arap Birliğine dahil devletlerin kurmay başkanları, bu dev­letlerden her hangi birinin maruz ka­lacağı tecavüzü müştereken önlemek için plân hazırlamaktadırlar.

Bu devletler Mısır, Irak, Lübnan, Suu­dî Arabistan, Ürdün, Yemen ve Suriyedir.

Genel kurmay başkanları, her devletin muhtaç olduğu asgarî kuvveti tesbit edecek, müşterek manevralar yapılma­sını kararlaştıracak, askerî heyetler mübadele edilmesine çalışacak ve her devletin tabiî ve sınaî imkânları nisbetinde birliğe yardım çarelerini araştı­racaktır.

26  Ağustos 1953


 

 Kahire :

Fas meselesinin güvenlik konseyinde müzakere edilmesine Amerikanın taraf-dar olmadığı haberi üzerine beyanatta bulunan Arap Birliği genel sekreter muavini Ahmet Şukeyri dün gece şunları söylemiştir :

Birleşik Amerika, ancak durum için­den çıkılmaz bir hale geldiği zaman. her dâvanın güvellik konseyine verilmesi icap ettiği hissine kapılmış bu­lunmaktadır. Eğer vaziyet bu merkez­de ise o zaman Faslıların ihtilâle bağ­lamaları icap ediyor. Belki o takdir­de mesele güvenlik konseyine aksettirilebilir.

Fas meselesi Amerikanın Arap memle­ketlerine karşı siyasetini meydana koy­maktadır. Fransanın Fas'taki Ameri­kan askerî üslerini korumakta olması, Amerikanın Fransayı desteklemesini, intaç etmekledir.»

27   Ağustos 1953

 Kahire :

Arap Birliği genel sekreteri Abdülhalik Hassuna, basma verdiği beyanatta, siyasî komitenin ancak iki eylülde top­lanabileceğini bildirmiştir. Bundan ön­ce iki eylül tarihi muvakkat mahiyet­te olmak üzere tespit edildiğinden, Fas'taki durumu tetkik için toplantı gününün daha önceye alınması bahis mevzuu edilmişti.

28  Ağustos 1953

 Kahire :

Arap Birliği ve Asya Arap devletleri mümessilleri dün gece ittifakla, Fas dâvasını desteklemek için müsbet ted­birlerin alınmasını kararlaştırmışlardır.

Dün gece Endonezya büyük elçiliğinde yapılan resmî bir toplantıdan sonra yayınlanan tebliğde Arap Birliği siya­sî komitesinin Kahirede gelecek hafta yapacağı toplantıdan sonra bir konfe­rans aktedilmesinin muhtemel olduğu, bildirilmiştir.

30 Ağustos 1053

 Kahire :

Arap Birliği genel sekreteri Kahiredeki" İngiliz temsilcilerine müracaat ederek İsrail kuvvetlerinin Kudüs bölgesinde tahşid edilmesinin hemhudut memle­ketlerde doğuracağı tehlikeye dikkat­lerini çekmiştir.

30 Ağustos 1953

 Moskova :

"Bugün öğrenildiğine göre, Rusya Avus­turya hükümetinden, muhtemel Avus­turya barış müzakeresi esası olarak Ba­tılı tasarıyı destekleyip destekleme­diğini sormuştur.

Moskova gazeteleri, Avusturya, Ame­rika, İngiltere ve Fransaya gönderilen ve Avusturya barış anlaşması dörtlü, müzakereleri hakkında Avusturya nın durumunun belirtilmesini isteyen nota­yı yayınlamışlardır.

Geçen seneye ait bir muhtırada Avus­turya, bu küçük anlaşmanın başarılı Tsir müzakere için memlekete tek bir pratik yol olarak, görüldüğünü bildir­mişti.

 Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâletinden bugün bildirildiğine göre, üç büyük Batılı devlet Dışişleri Vekil yardımcıları, Avusturya Anlaşmasın müzakeresi­ne davete Sovyet Rusyanın verdiği red cevabım görüşmek Üzere yarın burada muhtemelen toplanacaklardır.

31 Ağustos 1953

  Londra :

Avusturya meselesini tetkikle vazifeli üç Batılı Dışişleri Vekili yardımcısı, Sovyet Rusya'nın bugün toplanması ta­sarlanan konferansa katılmayı reddini bildiren notayı resmen tetkik maksadıyla bugün saat 11 de İngiltere Dışiş­leri Vekâletinde bir toplantı yapmış­lardır.

  Paris:

Üç büyük Batılı devletin Avusturya barış anlaşmasını hazırlamağa memur ettikleri Dışişleri Vekil yardımcıları bu sabah Londra'da yaptıkları toplantıdan sonra yayınladıkları bir tebliğde şöyle demektedirler :

«Avusturya meselesini halle memur Batılı Dışişleri Vekil yardımcıları, Avusturya barış anlaşması projesini artık kat'î surette sona erdirmeleri hu­susunda hükümetlerinden aldıkları ta­limat üzerine 261 İnci defa olarak Lon­dra'da Sovyet Dışişleri Vekil yardımcı­sı ile buluşmuşlardır. Fakat maalesef Sovyet hükümetinin, Moskova'da 10 sene evvel neşredilen beyannamede hür ve müstakil bir Avusturya'nın ye­niden kurulması hakkında girişmiş ol­duğu sarih ve resmî taahhüde rağmen, Sovyet temsilcisi bu meselenin yeniden müzakeresini kat'î şekilde reddetmiş­tir.

1 Ağustos 1953

  Washington :

Diplomatik çevrelerden bildirildiğine göre, Dışişleri Vekili Foster Dulles'l Kore sulh konferansında rahatsız .eden mevzulardan biri Hindistan'ın konfe­ransa çağırılıp çağrılmaması hususdur.

İngiltere'nin Washington büyük elçisi Sir Roger Makins'in Dulles'i dünkü zi­yareti esnasında Hindistan'ı davet te­zini güttüğü, fakat Dulles'in konferan­sa mümkün oldukça kadar az millet ça­ğırmak arzusunu da tasvip ettiği söy­lenmektedir. Makins'in mütarekeyi mümkün kılan formülün Hindistan ta­rafından ileri sürülmüş olması ve bu memleketin Asya'nın en mühim komü­nist olmayan devleti bulunması dolayısıyla istediği ileri sürülmektedir.

Diğer taraftan kongre, Hindistan Ko­re'ye asker göndermemiş olduğu için "bu temayülün tamamıyla aleyhindedir. İnanılır kaynaklar Dulles'in bu konfe­ransa .sadece Güney Kore, Franka, Avustralya, Türkiye, Kolombiya ve İn­giltere'yi çağırmak arzusunda olduğu­nu söylemektedirler.

 Pan Mun Jom :

Tampon bölge ile ilgili işlerle meşgul olan askerî komisyon Birleşmiş Mil­letler murahhas heyetinin teklifi üzerine, sivillerin memleketlerine iadesi işiyle meşgul olan kimselerin tampon bölge hudutlarından geçmelerine mü­saade etmek kararına varmıştır.

Diğer taraftan, komünistler, bölge sa­kini halkın da mühim ihtiyaçlarını tat­min için hudutları aşabilmesini teklif etmişlerdir. Eu teklif incelenmektedir.

 Pan Mun Jom :

Polonya, Çekoslovakya, İsveç ve İsviç­re  hey etlerin d eki   kurmay   subayların

Bu gün 13 te (mahallî saat) yapılması mukarrer olan toplantıları ancak 13.22 de yapılabilmiştir.

İsviçreli albay Asper ve binbaşı Jenny ile İsveçli General Mohniand ve teğmen Ekvall, otomobille toplantı yerine gelmişler ve Çek ve Polonyalı meslektaşlarını çadırda beklemeğe baş­lamışlardır. Biraz sonra Çek ve Po­lonyalı subaylar da Rus jeep'leri ile gelmişlerdir. Bu subaylara refakat eden üniformalı bir kadın subaylarla birlik­te konferans barakasına girmiştir. Ka­dının milliyeti ve vazifesi bilinmemek­tedir. İtimatnamelerin teatisinden son­ra Polonyalı ve Çek subayların isim ve rütbeleriyle beraber bu kadının hü­viyeti de anlaşılacaktır. Subayları bir­birlerine irtibat vazifesi gören Kuzey Koreli albay Cu Yon takdim etmiştir.

  Washington :

Buradaki salahiyetli çevrelerde söylen­diğine göre, Birleşik Amerika Kore si­yasî konferansını yarıda kesmeye karar verirse daha önce müttefiklerine danı­şacaktır.

Ağustosta burada toplanacak Birleşmiş Milletler konferansı için gelecek olan. İngiliz Devlet Vekili Selwyn Lloyd'a bu husus Dışişleri Vekili Foster Dulles tarafından şahsen temin edilecektir.

Bununla beraber, İngiltere de yapıla­cak tenkitler ne olursa olsun, Ameri­ka, komünistlerin iyi niyetli olmadıkla­rını sezdiği anda müzakereyi kesme fikri üzerinde duracaktır.

Dışişleri temsilcileri, siyasî konferansa tekaddüm eden günler içerisinde vu­kuu muhtemel hâdiseler hakkında tah­minde bulunmaktan kaçınmışlardır.

  Pan Mun Jom :

Kore mütarekesini yürütmekle vazife­li dört millet temsilcilerinden müte­şekkil müşavir komisyon bugün burada ilk toplantıyı yapmıştır.  Pan Mun Jom :

Harp esirlerinin mübadelesi işinin son teferruatını müzakere edecek olan ko­mite bugün toplanmıştır. Komünist de­legeler Birleşmiş Milletlere mensup "harp esirlerinin, 5 Ağustos günü saat 9 da bağlıyacak olan ve günde 4 saat müddetle saatte 100 kişilik mübade­lenin vuku bulacağı mahalle şevke ha­zır bulunduklarını bildirmişler ve ken­dilerine ait esirlerin mübadele prog­ramında ise, daha evvel kararlaştırıldı­ğı üzere ilk grup olarak 360 yaralı ve hasta esir yerine 2400 sağlam esirin teslim olunması şeklinde bir değişiklik yapılmasını talep etmişlerdir.

 Yeni Delhi :

Kuzey Kore kumandanlığı, başkan Syngman Rh.ee tarafından ileri sürü­len esir mübadelesi tarafsız komisyonuna mensup Çek, Polonyalı ve Hintli heyetlerle hint askerlerinin Güney Ko­re topraklarına girmesine başkan Syng­man Rhee tarafından mani olunması "hususunu tanımamakta ve mütareke name hükümleri gereğince Güney Koreye girmeleri gereken bu eşhasın muhafa­zasını Birleşmiş Milletlere tevdi etmek­tedir.

Bugün Yeni Delhi'deki Çin büyük elçi­liğinden yayınlanan bir tebliğde Ku­zey Kore hükümetinin, beş tarafsız devlet olan Hindistan. Polonya, Çekos­lovakya. İsviçre ve İsveç'e yukarıda sayılan hususları bildiren birer beyan­name gönderdiği bildirilmektedir.

  Seul:

Yeni Çin» haberler ajansının Kaesongdan bildirdiğine göre Kore askerî mütareke komisyonu 6 cı toplantısını 3 ağustos günü mahallî saatle 11 de ya­pacaktır. Ajans, ayni zamanda, ko­misyonun bugün yapmış olduğu 5 inci toplantıda askerî hudut hattı boyun­ca işaretler konulmasına karar verdi­ğini bildirmiştir.

2 Ağustos 1953

  Pan Mun Jom :

Mütareke tarafsız kontrol komisyonu heyetleri başkanları, sabahleyin bir saat bir çeyrek devam eden müzakere­lerden sonra öğleden sonra mahallî sa­atle 15 te yeniden toplanmışlardır. Mü­zakerelerin mevzuunu 5 i Güney, 5 i Kuzey Kore limanlarına gönderilecek olan muayene ekiplerinin teşkil ve yerleştirilmesi meseleleri teşkil et­mektedir.

İsveçli heyet 'başkanı Paul Mohn, be­raberinde İsviçre'li başkan Ernest As-per olduğu halde müzakerelerin hiç zorluğa uğramadan ilerlemekte olduğu­nu ve geçen iki gün zarfında birçok cihetlerin hallolunduğunu beyan etmiştir. İsveçli başkan, Polonyalı ve Çek heyetleriyle yapılan müzakerelerin dai­ma usamimî ve dostane» bir hava için­de cereyan etmekte olduğunu bildirmiş ve kendisine bir gazetecinin, Polonyalı ve Çeklerin bir manevra çevirmeğe te­şebbüs edip etmedikleri yolundaki so­rusuna «hayır» diye cevap vermiştir. M. Mohn. İsviçreli mesai arkadaşı ile müzakelerde İngilizce konuştuklarını ve sözlerinin, Çek ve Polonyalıların beraberlerinde getirdikleri kadın tercü­manlar vasıtasıyla Çek ve Polonya dil­lerine çevrildiğini bildirmiştir.

 Pan Mun Jom :

Mütareke askerî komisyonu müttefik-heyeti başkanlığından yayınlanan bir tebliğde bildirildiğine göre, iki tarafın kızıl haç ekipleri, yaran hudut hat­tını aşarak esirlerin bulunduğu kamp­lara gideceklerdir.

Tebliğ, müttefik kızıl haçmın 1945 den beri ilk defa olarak Kuzey Kore toprak­larına gireceğine işaret etmektedir. Müttefik ve Güney Kore kızıl haç ekip­leri Kaesong'a otomobille geçecek ora­dan, Yalou hududu boyunca sıralanmış olan 14 esir kampına trenle gidecekler­dir. Bu zaman zarfında Kuzey Kore kı­zıl haç ekipleri de helikopterle Pan Mun Jom dan Seoul civarında bulunan bir hava üssüne gelerek oradan uçakla Pusana geçeceklerdir. Her iki taraf ekip­leri kamplardan esirleri alarak memle­ketlerine götüreceklerdir.

Sekiz kişilik bir karma komite her iki kamptaki kızılhaç ekiplerinin faaliyeti­ni sevk ve İdareye memur edilmiştir.

Müttefik ve Güney Kore heyeti baş­kam, komünist esirlerin închon lima­nından sevk  olmayacaklarını beyan ede­rek hâlen Pusan hastah an eler inde 498 esir kadın ve  çocukla  takriben  3.500 yaralı ve hasta Kuzey Koreli harp esi­ri bulunduğunu açıklamıştır.

  Tokyo:

Güney Kore Cumhurreisi ile görüşmek üzere Koreye hareket eden Amerika Dışişleri Vekilini pek çok müşküllerin beklediği tahmin edilmektedir.

Buradaki siyasi çevrelerin kanaatine göre, Güney Kore Amerika tarafından kabulü imkânsız olan bazı taleplerde bulunacaktır. Kore hükümeti Duües'm ziyareti esnasında Amerika ile yapıla­cak güvenlik paktını tamamlamak ni­yetindedir. Güney Kore, Kore birliği siyasi konferansta temin edilmediği takdirde Amerika'nın bu birliği kuv­vetle temin etmesi hususunda teminat isteyecektir. Bundan başka Güney Ko­re halen 16 tümenden ibaret olan bir­liklerinin 20 takviyeli tümene çıkarıl­masında ısrar edecektir.

Bütün bu yeni teşkil edilecek tümenle­rin eğitim ve teçhizatının Birleşik Amerika tarafından deruhte edilmesi gerekmektedir.

Güney Kore hükümet çevrelerinden a-İman malûmata göre, Syngman Rhee, Korenin sulh yolu ile birleştirilmesi için şu formülü ileri sürecektir:

Kuzey Korede yapılacak seçim netice­sinde 100 temsilci Güney Kore millî meclisine gönderilmeli. Bu suretle bü­tün Korenin Güney Kore Cumhuriyeti tarafından kontrolü imkân dahiline girmelidir. Foster Dulles tarafından teklüi muhtemel görülen Korenin tarafsızlaştırılması meselesini ise Syng-man Rhee'in kabul etmeyeceği aşikâr görünmektedir.

  Washington :

Bu sabah, Foster Dulles uçağa binme­den evvel yaptığı demeçte, Kore'nin mukadderatını tayin edecek olan siya­sî konferansta kendilerinin de fikirleri alınacağını söylemek suretiyle, Birle­şik Amerika'nın müttefiklerine temi­nat vermek istemiştir.

Dulles, gazetecilere verdiği bu beya­natta ezcümle şunları söylemiştir:

Kore tecavüze uğradığı ve bu tecavü­zü tardetmek için geniş ölçüde gayret sarfettiği cihetle, evvelâ Kore hükü­meti ile istişarede bulunmamız kadar tabiî bir hareket olamaz. Bununla be­raber Birleşik Amerika devletleri, siya­sî konferans önündeki tavır ve hare­ketini, müttefik ve dostları ile en ge­niş ölçüde istişarelerde bulunmadan.-tayin etmeyecektir.

Amerika Dışişleri Vekilinin bu beya­natı, Dulles'in yakınları arasında, Amerikanın bilhassa İngiltere ve Fran­sa gibi müttefiklerinin mütalealanın dikkatle inceleyeceği hususunda bir ne­vi teminat telâkki edilmektedir.

Birleşik Amerika'nın siyasî konferans­ta diğer müttefikleri ile müşterek bir cephe teşkil etmek için elinden gelen gayreti sarfedeceği şüphesiz addolun­maktadır.

Güney Kore'nin Wasington Büyük El­çisi Yu-Çang-Yang, Foster Dulles'i uğurlamak üzere hava alanına geldiği zaman, Kore'nin imarı için Amerika­nın, askerî kuvvetlerini kullanmak hu­susunda verdiği karardan dolayı teşek­kürlerini bildirmiştir.

4 Ağustos 1953

  Panmunjom :

Askerî mütareke komisyonu, Birleşmiş Milletler murahhas heyeti reisi gene­ral   Blackshear  Bryan,  bugünkü  top­lantıda,  elbiselerini parçalayan,  ayak­kabılarını kesip berbat eden komünist harp esirlerine yeni bir takım verilmeyeceğini ve bu esirlerin aynen komü­nistlere iade edileceğini, komünist murahhas heyetine bildirmiştir.

General Bryan, ayrıca, askerlikten tecrit edilmiş bölgede bulunan komünist ölülerinin de arzu edildiği takdirde ko­münistlere teslim olunacağını söylemiş­tir. Kızıllar bu teklifi kabul etmişler­dir.

Bugünkü toplantı 34 dakika sürmüş­tür.

  Panmunjom:

Kuzey Koreliler, Birleşmiş Milletler kumandanlığına, yarın 70 i Amerikalı olmak üzere 400 esir teslim edecekle­rini bildirmişlerdir.

Teslim ameliyesine sabah 9 da başlana­cak, esirler birer saat ara ile 100 er ki­şilik gruplar halinde serbest bırakıla­caklardır.  Saat  9  da  teslim olunacak ilk kafilede 35 Amerikalı, 50 hasta ve yaralı Güney Koreli, bir İngiliz, sekiz Türk, iki Filipinli, bir Kanadalı, bir Belçikalı, bir Güney Afrikalı ve bir Avusturyalı asker bulunacaktır.

7 ağır hasta ve yaralı esir sedye ile sevk olunacaktır.

Saat 10 da teslim olunacak grup, 57 Güney Koreli, 25 İngiliz, 7 Fransız, 7 Kolombiyalı, 10 Filipinli ve bir Yunanlıdan teşekkül edecektir.

Saat 11 de serbest bırakılacak kafile 50 hasta ve yaralı Güney Koreli, 35 Ame­rikalı, 15 Türk esiri ihtiva edecek ve en son saat 12 de teslim olunacak ka­filenin hepsi Güney Koreli askerlerden mürekkep olacaktır.

 Paris :

Kore mütareke namesince toplanması lâzım gelen siyasî konferansa, İngiltere hükümetince iştirak etmesi arzu edilen dokuz devlet şunlardır: Kuzey Kore, Güney Kore, Amerika, tngiltere. Fran­sa, Komünist Çin, Sovyet Birliği, Hin­distan ve Avustralya. İlgili hükümet merkezleri arasında bu hususta görüş teatilerine devam olunmaktadır, fakat tabiatıyla nihaî karar, 17 Ağustos'ta New-York'ta toplanacak olan Birleş­miş Milletler fevkalâde genel asamble­sinde verilecektir. Amerika tarafından hazırlanan liste ise Sovyet Birliği, Avustralya ve Hindistan'ı ihtiva etmeyip bunların yerine Siyam ile Kolombiayı teklif etmektedir. Zira Washington hükümetinin prensibine göre, siyasî kon­feransa Kore harbine bilfiil iştirak et­miş olan devletler katılmalıdır ve Sov­yet Rusya ile Hindistan bu harpten prensip itibariyle uzak kalmış olduğu­na göre konferansa temsilci gönderme­meleri icabetmektedir. Yine Amerika­lıların fikrince konferansta Avustral­ya'nın yerine Siyam'ın bulunması da­ha doğrudur.

Konferansın nerede toplanacağı husu­sunda da Birleşmiş Milletler Genel Asamblesinde karar verilecektir. Komünistler, toplantının Kolomfoo gibi komünist olmayan bir Asya şehrinde yapılması taraftarı olmadıklarından şimdilik Cenevre'nin en münasip yer olduğu düşünülmektedir. Siyasî konfe­ransın ekim ayında toplanacağı tahmin olunmaktadır.

  Seul:

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles, Güney Kore Cumhurre-isi ile müzakerede bulunmak üzere bu akşam Koreye gitmiştir.

Dulles, yazılı olarak verdiği bir beya­natta, gelecek sulh konferansında Korenin birliğini tahakkuk ettirebilmek için Güney Kore ile müşterek bir siya­set takibine zemin hazırlamak üzere Koreye geldiğini söylemiş ve şöyle de­vam etmiştir:

«Ümit ediyor ve inanıyorum ki, kar­şılıklı anlayış ve karşılıklı işbirliği ile mütarekeye inkılâp eden harp, şerefli ve devamlı bir sulh ile nihayete erecek­tir.»

Foster Dulles, dört günlük ziyareti es­nasında iki devlet arasında müdafaa paktım imzalanıp imzalanmayacağı sualine: «Henüz Reisicumhur Rhes ile hangi meseleler üzerinde duracağımızı tayin etmedik» demiştir.

Dulles, yarın sabah Reisicumhurun evinde kendisiyle buluşacaktır. 17 Ağus­tosta toplanacak olan Birleşmiş Millet­ler Genel Asamblesinde Güney Kore hükümetinin görüşüne hakkiyle vakıf olmak üzere, bu müzakerelere Ameri­kanın1 Güney Kore büyük elçisi de İş­tirak edecektir.

  Paoımunjom :

Korede esir mübadelesi yarın sabah 90.000 dan itibaren (Gmt ayarıyla bu gece yarısı) başlayacaktır.

Takriben bir ay zarfında kızıllar 12.763 müttefik esiri, Birleşmiş Milletler 74.000 Kuzey Koreli ve Çinli esir iade edeceklerdir.

Müttefikler günde 2.400, komünistler 400 esir mübadele etmeyi taahhüt et­mişlerdir.

Her iki taraf önce hasta ve yaralı esir­lerin değiştirilmesini karar altına al­mışlardır. Yarın sabah ilk olarak 35 hasta ve yaralı Amerikan esiri mütte­fiklere teslim edilecektir.

5 Ağustos 1953

 Seul :

Güney Kore Cumhurreisi Rhee. bu­günkü  görüşmelerinde,  Güney  Korenin, Güney Kere Cumhuriyetinin hükümranlığını teminat altına alacak ibir sulh konferansı aktedilmesi hususunda ısrar edeceğini Foster Dulies'e bildir­miştir.

Güney Kore Cumhurreisi, Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ve müşa­virleri, yakında yapılacak siyasî kon­feransta alacakları müşterek cepheyi tespit ve takip edecekleri politikayı ha­zırlamak masadıyla bugün Grinviç ayarıyla saat 1.00 de Rhee'nin devlet konağında toplanarak ilk görüşmeleri­ne başlamışlardır.

Güvenilir çevreler, Rhee'nin bu toplan­tıda gayet dostane hareket ettiğini ve tıpkı Foster Dulles gibi müzakerelerin tatmin edici ve devamlı bir sulhe yol açacağı ümidini beslediğini söyle­miş, fakat harpten zararlara uğramış bulunan Güney Kore'nin esas prensibi bakımından tâvizlere yanaşmak niye­tinde olmadığım ve hükümranlığını ih­lâl edecek her hangi bir karara tâbi tutula mıyacağının da sözlerine ilâve ettiğini bildirmişlerdir.

Dulles, Birleşik Amerika'nın- konferans boyunca, Amerika ile Kore'nin müm­kün mertebe ahenk içinde bulundukla­rına emin olması iğin her hususta ken­disiyle istişarede bulunacağını Rhee'ye söylemiştir.

Amerika mütareke sonrası murahhas heyeti tam kadrosıyla toplantıya işti­rak etmiştir. Amerikan heyetinde Fos­ter Dulies, Amerika Ordu Vekili Robert Stewens, Birleşmiş Milletlerde Amerikan Büyükelçisi Heııry Cabot Lodge Dışişleri Yardımcıları Valter Robertson ve Cari Mosarodles, Amerika'nın Güney Kore Büyükelçisi O. Re-riggs ve diğer memurlar bulunmaktadır.

Syngman Rhee'ye Kore Cumhuriyeti ileri gelen askerî, siyasî erkân ve ka­bine âzası refakat etmektedir.

 Parmrunjom :

Birleşmiş Milletler harp esirlerini geti­ren ilk komünist kamyon kafilesi Grenviç ayaryla saat 23.55 te Panmunjom bölgesine gelmiştir. İade edilen ilk esir­leri hâmil ve üç Rus jeep'inin öncülük ettiği kamyonlar tam saat 24 te karşı­lanma bölgesine varmış bulunmakta idiler. Her jeep'te iki Kuzey KGreli ve ir Çin subayı bulunmaktaydı. İade e-dilen esirlerin ilk kafilesinde kamyon­larından 'başlarım çıkarıp neşe ile bağ­rışan Türk erleri bulunmakta idi.

Lâcivert elbiseli harp esirlerini taşıyan üçüncü kamyon, 3 üncü çadırın önün­de durdu. Harp esirleri büyük sevinç içinde Amerikan gazetecilerine işaret­ler yapıyor v.e birbirleriyle selâmlaşıyorlardı. Bu arada bir binbaşı kamyon­dan sarkarak şöyle bağırmıştır:

 Kaliforniyalı ohn Deougat'ının,. 31 aylık bir esaretten dönüyorum.»

Sıhhati yerinde görünen binbaşı, 24 ün­cü tümen komutanı iken esir edilen general Dean'ı görmediğini, kendisinin 1951 ocak ayının ikinci gecesinde esir düştüğünü söylemiştir.

Harp esirlerinin kamyonları terk et meleri emri üzerine bir kamyonu doldur­muş bulunan Türkler derhal yere indi­ler, arkalarından da müteaddit Güney Koreli esir kamyonları terk ile kapıdan geçip hürriyete kavuştular.

  Seul:

İyi haber alan kaynaklardan öğrenildi­ğine göre, Amerikan Dışişleri Vekili. M. John Foster Dulles ile Reisicumhur Syngman Rhee, Kore'nin tarafsız bir hale konması keyfiyetini tetkik etmek üzere ekim ayının ilk haftalarında milletlerarası bir konferans tertip olunması hususunda mutabık kalmış­lardır.

  Seul:

Bu sabah Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ile Syngman Rhee arasındaki mülakat  iki  saat  sürmüştür.

Kore hakkındaki siyasî konferansın nerede toplanabileceğine dair hiç bir bilgi verilmemiştir. Bundan başka bu konferansa hangi memleketlerin işti--râk edeceği hakkında da bir malûmat alınamamıştır.

Bununla beraber,  yetkili  kaynaklar­dan   tasrih   edildiğine  göre,   27  Sfemimuz  tarihli  mütareke name,     konfe­ransın,  o tarihten itibaren en geç üç ay sonra toplanmasını şart koştuğun­dan,   bahis  konusu    konferansın     2Ç< ekim'e kadar içtimaa çağırılması icap  etmektedir.

Güney Kore ve diğer Birleşmiş Millet­ler temsilcileriyle işbirliği yapacak olan Amerika murahhas heyeti siyasî kjonieransta Korenin birleştirilmesini temin  imkânlarını  arayacaktır.

  Seul :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Poster Dulles ve maiyeti bugün uçak­la Tokyo'ya hareket etmişlerdir.

Heyet Tokyo'da bir 'gece kaldıktan sonra pazar günü Washington'a gide­cektir.

Bir gecelik ziyaret esnasında Dulles ve Japon Başvekili, Yoshidanın Amerika aponya karşılıklı güvenlik paktı ve Japonya'nın müdaüaası meselelerini üzakere edecekleri tahmin edilmek­tedir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Kore'de ateş kes emrinin meriyete gir­diğini bildirmek maksadı ile general Mark Clark dün güvenlik konseyine takdim ettiği raporunda, Kore'de mu­hasamata son veren mütareke namenin bu bölgede barış ve güvenliğin tesisi yolunda atılmış ileri bir adım oldu­ğunu beyan etmektedir.

General Clark raporunda mütareke­nin Güney Kore cumhuriyetinin top­rak bütünlüğünün herhangi bir teca­vüze karşı muhafaza olunacağı göz önünde tutularak aktolunduğunu beyan­la, Kore meselesini bir neticeye bağlıyacak olan siyasî müzakerelere Ame­rika'nın kayıtsız şartsız iştirak etmek hususundaki arzusunu belirtmektedir.

Rapor şöyle devam etmektedir : «Ko­re meselesinin hallinde ilham alına­cak kaynak Birleşmiş Milletler teşkilâ­tının güttüğü gayeler olacaktır. Yani muslihane yollarla demokratik ve müs­takil bîr Kore Birliğinin kurulması."

Haporun, Kore mütareke namesinîn va­sıfları ile ilgili kısmında şöyle denil­mektedir : "Kore'de alman netice müş­terek bir muvaffakiyettir. Kore halkı ve bütün dünya memleketleri, Kore harbine iştirak etmiş olan Avustral­ya, Belçika, Kolombiya, Kanada, Fran­sa. Yunanistan, Lüksemburg, Filipin­ler. Hollanda, Yeni Zelanda, Tayland, Türkiye, Güney Afrika Birliği, İngil­tere ve Amerika'ya karşı minnet borçludurlar. Bu memleketlere mensup kuvvetler Kore cephesinde tecavüzü, önlemek maksadı ile omuz omuza çar­pışmışlardır. »

Raporda bundan sonra Birleşmiş Mil­letlerin Kore harbinde verdikleri zayi­attan bahsedilmekte ve şu rakamlar verilmektedir : 37 ay devam eden muhasemat esnasında Güney Koreli ölü, yaralı ve kayıp sayısı : 300 binden faz­la. Amerikan kuvvetlerinin zayiatı : 141.000, harbe iştirak etmiş olan diğer 15 memlekete mensup kuvvetlerin müş­terek kaybı ise 14.000 dir. Buna mu­kabil Birleşmiş Milletlerin düşmana verdirdiği kayıp çok daha fazla olmak üzere bir buçuk veya iki milyon tah­min olunmaktadır.

10 Ağustos 1953

 Denver :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Fos-ter Dulles, bugün kalabalık maiyeti ile birlikte saat 16.08 de (Gmt) uçakla "buraya gelmiş, acele bir kahvaltıdan sonra Lowry hava kuvvetleri üssün­deki muvakkat dairesinde Cumhurreisi Eiserthower ile görüşmüştür.

Foster Dulles, radyo, televizyon ve si­nema düni^a haberleri için mülakatlar verdikten sonra Washington'a müte­veccihen yola çıkmıştır.

Yakında toplanacak Birleşmiş Millet­ler sulh konferansına hazırlanmak üze­re Uzak Doğuya gitmiş olan Cabot Lodge, gazetecilere, "Dulles, bu Kore seyahatinde devamlı sulh yolunda bir hayli başarı elde etmiştir, kanaatinde­yim»  demiştir.

Foster Dulles, gazetecilerle yaptığı mü­lakatta  ezcümle şöyle demiştir :

«Esirlerin mübadelesinde şuna dikkat ettim : İlk gelen esir, bedenen çok fe­na durumda idi ve şaşkın bir hali var­dı, fakat sonrakiler nispeten daha iyi vaziyette idiler. Bazı Amerikan hara esirlerinin yurtlarına dönmek isteme­dikleri haberine gelince; resmî kayıtla­ra göre tek bir Amerikan eri dahi iade edilmeğe rıza göstermemiş değildir. Fakat bu keyfiyet, 8 inci Ordu subay­ları yurtlarına avdet eden esirlerle gö­rüştükçe daha da tavazzuh edecektir.

Kore harbi başlangıcında komünistler tarafından esir edilen 25 inci tümen kumandanı General Williatn Dean hakkında malûmatı olup olmadığını soran bir gazeteciye Foster Dulles : «Dönen esirlerden hiç birisi General Dean hak­kında 8 inci Orduya bilgi verememiş­tir.» cevabım vermiş ve komünistler tarafından bazı suçlar yüzünden mah­kûm edilen esirlerin iadesi hususunda Amerika ne yapacaktır sualini de şöy­le cevaplandırmıştır :

«Elimizde ciddî suçlardan dolayı hüküm giydirdiğimiz bir hayli sayıda çin ve Kuzey Koreli esir bulunmaktadır. Tabiatıyla komünistler tarafından mah­kûm edilen esirler bize iade olununca­ya kadar bunlar iade edilmeyecektir. Amerika, hâlâ komünistlerin elinde bu­lunan bazı Amerikan harp esirlerinin tâbi tutuldukları muhakemeler hakkın­da tahkikatta bulunmak yolunda her türlü gayreti sarfedecektir.

Japonya'daki görüşmelerine de temas eden Foster Dulles, şöyle demiştir :

«Japonya'da Başvekil Yoshida ve Dış­işleri Vekili ile çok mükemmel .görüş­melerde bulunduk. Japon halkında "büyük bir memnunluk uyandıran müş­terek bir tebliğ neşrettik.

Okinawa'daki Amerikan askerî ma­kamlarının murakabesi altında bulu­nan Amami Ochima takımadasının kontrolünün Japon mülkî idaresine ter­kini teklif ettik. »

11 Ağustos 1953

  Tokyo :

Dün akşam, burada yayınlanan resmî bir tebliğde bildirildiğine göre, askerî mütareke komisyonunun dün Pan Mun Jom'da yapmış olduğu umumî toplantı sırasında komünist delegelerden birisi komünist harp esirlerinin Birleşmiş Milletler kuvvetleri tarafından zorla mevkuf bulundurulmaları keyfiyetini protesto etmiştir.

Tebliğde ilâve edildiğine göre, Birleş­miş Milletler murahhas heyeti başkanı General Bryan toplantıyı müteakip verdiği beyanatta, komünistlerin bu iddialarına asla itibar etmeyeceğini söylemiştir.

Komünist delegesi bilhassa Birleşmiş Milleti er komutanlığını, doğrudan doğruya memleketlerine iade edilmeyecek Çinli harp esirlerine Mareşal Cart Kay   Şek'in  fotoğraflarını   dağıtmakla itham etmiştir. Delegenin iddiasına gö­re Birleşmiş Milletler komutanlığı mil­liyetçi Çin ajanlarının gönüllü Çin kuvvetlerine mensup harp esirlerinin arasına katılmalarına izin de vermiş­tir.

Nihayet komünist delegesi komünist harp esirleri kamplarından Syngman, Rhee ve Çan Kay Şek.in bu hususî ajanların çıkarmasını ve onların yerine Hindistan'ın göndermiş olduğu perso­neli ikame etmesini, müttefik komutan­lığından talep etmiştir.

12  Ağustos 1953

 Pan Mun Jom :

Tarafsız komisyon üyeleri bugün öğ­leden sonra otobüsleriyle Kuzey, heli­kopterlerle de Güney Kore limanlarına hareket etmişlerdir. İsveç, İsviçre, Po­lonya ve Çekoslovakya subaylarından müteşekkil olan 56 kişilik heyet kü­çük gruplar halinde beş Güney Kore ve bes Kuzey Kore limanına dağılacak­lardır.

Kuzey Koreye giden tarafsız üyeler Kaesong'a kadar kırmızı otobüslerle gidecek oradan trene bineceklerdir. Güneye gidenler ise helikopterlerle İnchon'a hareket etmişlerdir. Oradan, nakliye uçakları ile beş Güney Kore limanına dağılacaklardır. Polonya he­yetine tercüman, ve kâtip olmak üze­re altı tane de kadın refakat etmekte­dir.

13  Ağustos 1953

  Pan Mun Jom :

Komünistlerin bugün iade edecekleri 400 müttefik harp esirinden ilk 100 kişilik kafile sabah saat 8.50 de Pan Mun Joma gelmiştir. Sabahın erken saatlerinden beri yağmakta olan şid­detli yağmur esirlerin mübadeleye baş­landığı sırada birdenbire durmuştur. İade edilen ilk 100 müttefik harp esi­rinden 25 i Amerikalı, 25 i İngiliz, 50 si de Güney Korelidir. 400 müttefik harp esirinin iadesi öğleyin tamamla­nacaktır.

  Washington :

Amerika Dışişleri Bakanı Foster Dul­les dünkü basın konferansında, komünistlerin elinde bulunup da bazı suç­lardan ötürü mahkûm edilen ve bu iti­barla iadeleri geciken veya tehlikeye .giren Birleşmiş MilLetler harp esirleri meselesinden bahisle ezcümle şöyle de­miştir :

Birleşmiş Milletler kumandanlığının bağlıca hedefi komünistlerin elinde bu­lunan bütün harp esirlerini geri almak­tır ve bu hedef değişmeyecektir.

Bazı. esirlerin mahkûmiyetimi dolayısıyla komünistlerce iade edilmemeleri mütarekeyi ihlâl ve binaenaleyh muhasematın tekrar bağlaması için bir sebep sayılıp sayılamayacağı sualine karşı Amerika Dışişleri Bakanı bunun bahis mevzuu olabileceğini iakat şimdilik böyle bir ihtimali düşündürecek her­hangi bir ârızanın mevcut olmadığını ifa­de etmiştir. Nihayet komünistlerin elinde bulunan harp esirlerine kötü muamele yapıldığına dair bazı esirle­rin ifadesi hakkında fikri sorulan Dulles, esirlerin daha ziyade gıdasızlıktan muztarip bulunduklarını, diğer hususatın henüz İncelenmekte olduğunu ve bu konuda yorumda bulunamayacağını söylemiştir.

 Washington :

Kore'nin "Washington, büyük elçisi Yu Şen Yang, Amerika Dışişleri Vekil yardımcılarından. Uzak - Doğu işlerini tedvire memur Walter Robertson ile yaptığı görüşmeden sonra gazetecilere vaki demecinde şunları söylemiştir :

Kore mütareke namesinde derpiş edi­len konferansa, yalnız Kor.e harbine iştirak eden memleketlerin katılması doğru olur.

Birleşik Amerika bu harp yükünün yüzde 95 ini taşıdığı için bu bölgede barışın kurulması hususunda sarfedilecek gayretlerde de mesuliyetin yüz­de 95 ini deruhte etmelidir.

14 Ağustos 1953

  Washington :

Kore'de bulunduğu sıralarda esirlerin mübadele edildiği Hürriyet köyünü müteaddit defalar ziyaret etmiş olan Amerikan Harbiye Bakanı Robert Ste-vens avdetinde gazetecilere beyanat­ta bulunarak, komünistlerin elinde bu­lunan  Birleşmiş  Milletler     esirlerinin mukadderatı hakkında malûmat edinil­meğe çalışıldığını ve bu haberler pey­derpey geldikçe Amerikalı, ailelerin, kö­tü haberlere intizar etmeleri lâzım gel­diğini söylemiştir.

Stevens diğer taraftan, Kore'de mahal­linde yapabildiği tahkikata nazaran, şimdilik ateş kes emrine halel getire­cek her hangi bir hâdisenin vuku bul­madığı kanaatine vardığını söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir :

8 inci Ordu her ihtimale kargı koya­bilecek bir durumda hazır ve uyanık bekleyecektir.

Nihayet Bakan iade edilen Amerikan esirlerini bedenen «hayret edilecek de­recede iyi bulduğunu» sözlerine ilâve etmiştir.

 New-York (Birleşmiş Milletler) :

ITzak  Doğu konferansı mevzuunda Korede harp eden 16 millet diplomat­larının dün yaptığı iki1 saatlik gizli toplantı, İngiterenin, Birleşmiş Millet­lerle teşriki mesai etmesi dolayısıyla Rusya ve Hindistanın da konferansa iştiraki tezini müdafaa etmesi üzerine bir karar veremeden cumartesi günü tekrar toplanmak üzere dağılmıştır. Bildirildiğine göre İngiltere Devlet Vekili Selwyn Lloyd ve İngilterelin Birleşmiş Milletlerdeki daimî delegesi Sir Glad'vvyn Jebb bugün Sovyet he­yeti reisi Antrei Vishinsky ile bir görüşmede bulunacaklardır.

Bu görüşme Batılı bir devlet ile genel asamblenin, pazartesi günü başlayacak olan «sulh oturumu»nda bulunmak üzere gelmiş olan Vishinsky arasında, Sovvet heyeti reisinin New-York'a gel­mesinden beri ilk resmi teması teşkil etmektedir.

Dünkü toplantıdan sonra gazetecilere beyanat veren büyük elçi Henry Cabot Lodge siyasî konferans mevzuunda Amerikan nokta nazarını açıklayarak demiştir ki :

 Birleşmiş Milletler, konferansa iş­tirak edecek olan murahhas milletleri Kore harbine iştirak eden 16 memleket arasından seçmelidirler, Rusya ile tarafsız bir memleket olan Hindistan Birleşmiş Milletler âzası olmakla bera­ber 16 muharip devlet safında bulun­madıkları için Birleşmiş Milletler ta­rafından konferansa dahil edilmemeli­dirler.

15  Ağustos 1953

 New-York :

Kore harbine fiilen iştirak etmiş olan 16 devlet temsilcisi bugün üçüncü de toplanarak Birleşik Amerika ile Batılı müttefikleri arasında beliren gö­rüş ayrılığını İzaleye çalışmışlardır.Birleşik Amerika,  Uzak - Doğu konferansına Hindistan ve Sovyet   Rusya nın Birleşmiş Milletler mümessili ola­rak katılmasına açıkça itiraz etmektedir.

İngiltere ve İngiliz milletler topluluğu­na dahil bazı Batılı devletler Sovyet Rusya ve Hindistanın iştirakine taraftardırlar.

İnanılır kaynaklardan. Öğrenildiğine göre İngiltere ve taraftarları bu me­seleyi Birleşmiş Milletler genel kuruluna getirmek niyetindedirler.

İngiltere, Sovyet Rusya Birleşmiş Mil­letler tarafından davet edilmediği tak­dirde, komünist mümessili olarak kon­feransa katılmaktansa, hiç iştirak et­memesinden endişe etmektedir. Bu takdirde siyasî konferans daha başlan­gıçta muvaffakiyetsizliğe uğrayacaktır.

İngiliz delegeleri Sehvyn Lloyd ve Sir dadwyn Jeeb, bugün Sovyet delegesi Vişinski ile görüşerek bu meselede Sovyet düşünüşünü Öğrenmeğe çalış­mışlardır.

  Pan Mun Jom :

Askerî mütareke komisyonu sekreter­liklerinin bugün yaptığı toplantıda ko­münistler yeni ithamlarda bulunmuş­lardır. Bu toplantıda komünist temsil­cileri, Birleşmiş Milletler komutanlığına mensup uçakların dokuz defa as­kerlikten tecrit edilmiş bölge üzerinde uçtukları iddiasını ileri sürmüşlerdir.

  Birleşmiş Milletler (New-York) :

Askerleri, Kore'de Birleşmiş Milletler safında çarpışmış olan 16 memleket diplomatları yakında aktedilecek Ko­re mütareke konferansı hakkında İn­giltere ile Amerika arasında tahatdüs eden fikir ayrılıklarına bir hal çaresi bulmak üzere bugün üç saat süren bir toplantı yapmışlardır.

Yarın tekrar toplanılacaktır.

Delegeler, Amerikan murahhas heyeti merkezinden ayrılırken, Sovyet Rusya ile Hindistanın Uzak  Doğu konferan­sına alınıp alınmaması hususunda İn­giltere ile Amerika arasında belirli ih­tilâfı halle doğru epeyce terakki kay­dedildiğini söylemişlerdir.

Amerika büyük elçisi Cabot Lodge sa­ğında ve solunda, İngiliz Devlet Veki­li Sehvyn Lloyd ve Fransız Dışişleri muavini Maurice Schuman olduğu halde, toplantıdan çıkarken gazetecile­re şöyle demiştir.

Büyük sayıda mevzular hakkında tam bir anlaşma sahasına süratle yaklaş­maktayız.

Yarın Grinviç ayarı ile saat 19.30 ,ia tekrar toplanıyoruz. Birleşmiş Milletler genel asamblesinin toplanacağı pa­zartesi gününe kadar bir anlaşmaya va­racağımızı sanıyorum.

Beliren alâmetlere bakılırsa, Birleşik Amerikanın ,yakında yapılacak siyasî konferansa, Sovyet Rusyayı Birleşmiş Milletler temsilcisi olarak kabule yanaşması ihtimali vardır.

16 Ağustos 1953

  Pan Mun Jom :

Komünistler bu sabah 400 müttefik harp esirini iade etmeye başlamışlardır.

Komünistler 412 esir iade edecekleri­ni vaat etmelerine rağmen bu sayıyı dol durmayacaklarını bildirmişlerdir.

Esirleri getiren ilk kafile bu sabah sa­at 8.30 da Hürriyet köyüne varmıştır. Bunlar 75 Amerikalı, 75 İngiliz ve 262 Güney Korelinin ilk ğurubunu teşkil etmektedir.

 Pan Mun Jom :

Müttefik uçaklarının mütareke hüküm­lerini 9 defa ihlâl ettiklerine dair ko­münistlerin iddiaları üzerine bugün Korede Birleşmiş Milletler ve komü­nist müşahitler tarafsız bölge hattını kontrol edeceklerdir.

Komünistler bu iddialarını dünkü mü­tareke komisyonunda ileri sürmüşler­di. Aynı zamanda Birleşmiş Milletleri Kuzey Koreli harp  esirlerine  zulüm.

yapmakla da itham etmişlerdir.

Güney Kore esir kamplarını ziyaret etmiş olan Amerikalı kızıl haç temsilcisi Ketherlin verdiği beyanatta komünist­lerin kendi esirlerine karşı zulüm ya­pıldığı hakkındaki iddiaların protesto edilmesini istediklerini söylemiştir.

17 Ağustos 1953

 Yeni Delhi:

Hindistan Başbakanı Nehru, bu sabah parlâmentoda Kore meselesi hakkında izahat vermiştir. Meclis tribünlerinde, hâlen Hindistan'ı ziyaret etmekte olan Pakistan Başbakanı Muhammed Ali İle eşi de hazır bulunmakta idi. Pakistanlı şahsiyetler hararetle alkışlanmışlar­dır.

 isim zikretmemekle beraber Amerika'nın ve Güney Kore'nin, Kore hakkındaki konferansın arifesinde tut­muş oldukları yolu tenkid etmiş ve Dulles ile Rhee arasındaki anlaşma­dan bahisle şöyle demiştir :

«Maalesef şu son zamanlarda sulh ar­zu ve iradesinin her zaman gerektiği gibi tebellür etmediğine, aksine, bazı tehlikelerin ve tehditlerin zuhur etti­ğine şahit oldum. Taraflardan biri ar­zuları muayyen bir müddet zarfında tatmin edilmediği takdirde askerî ha­rekâta tekrar başlamak hakkını mu­hafaza ettiğini bildirdi. Anlaşmalar ya­pıldı ve teminat teati edildi. Fakat bunlar tamamen açıklanmadı ve bütün bu anlaşma ve teminatın siyasî konfe­ransta bahis mevzuu edilecek olan meselelerin gereği gibi incelenmesine hangi ölçülerde mâni olabileceğini pek bilmiyoruz.»

Nehru bundan sonra alınacak olan ka­rarların müessir ve devamlı olması is­teniyorsa, Birleşmiş Milletlerin bu hu­susta herhalde komünist nokta nazarı­nı hesaba katmaları lâzım geldiğini söylemiş ve nihayet Hindistanın siyasî konferansa iştiraki bahsine temas ede­rek demiştir ki:

«Ancak bütün ilgili taraflar kabul ederlerse ve arzu ederlerse Hindistan îm konferansa iştirak edecektir.»

Kiehru nihayet konferansın bir sulh havası içinde açılması temennisinde bulunmuştur.
 

26  Ağustos 1353

  Yeni Delhi:

Hindistan Başvekili Pandith Nehru, Kongre parti liderlerinin hususî bir toplantısında Kore mütareke konferansına iştirak meselesine temas ede­rek şunları söylemiştir :

Hindistan, muhakkak ki, sırf Syng-man Rhee'nin hatırı için konferansa katılmak namzetliğinden vazgeçmeyecektir.»

Muhalefetin yalnız Syngman Rhee ta­rafından geldiğini izah eden Nehru şunları ilâve etmiştir :

''Hindistan namzetliğini geri alacak olursa, bunun tam mânası Syngmaii Rhee'nin Birleşmiş Milletlere hükmet­mekte olmasıdır. Hindistan Syngman Rhee'nin bu hedefine ulaşmasına mü­saade edemez.»

 Birleşmiş Milletler (New-York) :

Kore konferansı hakkında dün Sov­yet murahhası Vişinski tarafından si­yasî komisyona sunulan yeni teklif konferansa iştirak edecek olan mem­leketlerin, sayısını 15 e yükseltmekte­dir. İsveç bu konferansa iştirakten vaz­geçtiği için yeni Rus metnine girme­miştir. Sovyet Rusya'nın konferansa iş­tirak edecek memleketler hakkında sunduğu ilk metinde İsveç'ten başka şu memleketler teklif olunmakta idi: Amerika, İngiltere, Sovyet Rusya, ko­münist Çin, Kuzey ve Güney Kore, Polonya, Hindistan ve Birmanya. Bu­günkü muaddel projede ise yeniden, beş memleketin iştiraki istenmektedir: Çekoslovakya, Endonezya, Suriye, Mı­sır ve Meksika.

Yeni Sovyet teklifinde siyasî konfe­ransta kararların nasıl alınacağı da belirtilmiştir. Buna göre kararlar, Kore'de mütarekeyi imzalamış olan mem­leketlerin ittifakıyla alınır. Bu itibar­la "Vişinski, bu yeni metnin, Güney Kore'yi konferans harici tutmadığını, zira Güney Kore'nin kararlara iştira­kinin  zarurî  olduğunu ifade etmiştir.

27 Ağustos 1953    

  Londra :

Kore meselesini halledecek siyasî konferansa Hindistan'ın iştirak edip et­memesi hakkında verilen kararı, İngiltere Dışişleri Vekâleti çevreleri yo­rumlamak tan içtinap etmektedirler. Bu hususta kendisine sual sorulan bir sözcü, mesele hakkında demeçte bu­lunmak, İngiltere'nin Birleşmiş Mil­letler nezdin deki daimî delegesi Glad-wyn Jebb'e terettüp eder, demiştir. Sözcü sadece şunları ilâve etmiştir:

«Giadwyn Jebb, serbestçe verilen bir oy karşısında bulunduğumuzu söyle­miş ve İngiltere'nin nasıl olacak netice önünde eğileceğini belirtmişti."

 New-York :

Kore sulh konferansına Amerika, İn­giltere, Sovyet Rusya, Fransa, komü­nist Çin, Hindistan, Polonya, Çekoslovakya, Kuzey Kore, Güney Kore, En­donezya, Suriye, Mısır, Meksika ve Bir-manyadan müteşekkil on beş devletin iştiraki hakkındaki Sovyet teklifi bu­gün Birleşmiş Milletler siyasî komis­yonunda 41 aleyhte, 5 lehte, ve 13 müs­tenkifle reddedilmiştir. Bu hâle göre Kore konferansına müttefik plânı mu­cibince Güney Kore de dahil olmak üzere Kore'ye asker göndermiş olan onaltı devlet Birleşmiş Milletler safın­da iştirak edecektir. Müttefik plânına göre, Amerika konferansın 26 ekim­den daha gec olmamak üzere münasip bir mahal ve tarihte toplanması için komünistlerle istişarelerde bulunabile­cektir. Bu onaltı memleketten hepsi­nin konferansa iştirak edebileceğine ihtimal verilmemektedir. Bir Amerikan kaynağı ancak sekiz milletin konferansta bulunabileceğini söylemiştir.

Konferansa Hindistan'ın da iştiraki hakkındaki teklif 27 lehte, 21 aleyhte ve 11 müstenkifle tasvip edilmişse de bu miktar üçte iki ekseriyeti teşkil et­mediği için kabul edilmemiş, Rusya'­nın komünistler safında yer alması ise 55 e karşı 2 aleyhte reyle kabul edil­miştir. Hindistan mevzuunda Ameri­ka ve İngiltere birbirine aykırı reyler vermişler, Fransa, Türkiye, İzlanda, İsrail, Iüksemburg, Hollanda, Filipin­ler, Siam, Güney Afrika, Arjantin ve Belçika müstenkif kalmışlardır.

28 Ağustos 1953

Kore konferansı hakkında    Birleşmiş Milletler  genel  kurul siyasî komisyonunda varılan karar her ne kadar İn­giliz tezinin reddi mânasına gelmişse de bu karar yine de Londra'nın siyasî mahfillerinde ferahlıkla karşılanmıştır. Filhakika bu mevzuda İngiliz - Ameri­kan ihtilâfı bir hayli ilerlemiş ve Batı­lı müttefiklerin birliğine zarar verebi­lecek olan görüş ayrılıklarına bir an evvel son verilmesi lüzumu gittikçe da­ha şiddetle hissedilir olmuştu. Londra mahfillerinde siyasî komisyon müzake­relerinin ve buna takaddüm eden hususî görüşmelerin, her şeye rağmen İngiliz diplomasisine iki mühim netice kazandırdığı belirtilmektedir. Bunlardan birincisi Sovyet Rusya'nın Kore-siyasî konferansına iştiraki, diğeri de ileride Uzak  Doğu meselelerini hal­letmek için tertip edilecek bir konfe­ransa Hindistan'ın da iştirak edeceği hakkında Amerikan murahhasının be­yanatıdır. İngilizlerin bu konuda sarfettiği gayretler, en azdan, Asya me­selelerinin hallinde Hindistan gibi bü­yük bir memleketin en mühim roİü oynaması lâzım geldiğini anlatmıştır.

 Birleşmiş Milletler  (New-York) :

Hindistan murahhası Krisna Menon dün akşam beyanatta bulunarak, Hin­distan'ın, siyasî konferansa iştirak için yalnız komünist Çin'in ve Kuzey Ko­re'nin davetini kâfi adletmeyeceğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir.

Taraflardan ancak birinin davetini konferansa iştirak için kâfi saymayacak

 Pan Mun Jom :

Askerî mütareke komisyonu bu sabah toplanmıştır. 34 dakika süren bu top­lantıda, harp esirlerini muhafaza ede­cek olan Hind kıtalarının askerlikten, tecrid edilmiş matakaya getirilmeleri meselesi konuşulmuştur. Birleşmiş Mil­letler murahhası General Bryan, müt­tefiklerin bu kuvvetleri helikopterlerle nakliye gemilerinden alıp doğrudan doğruya tarafsız bölgeye getirebilecek­lerini bildirmiştir. Bilindiği gibi Güney Kore Hint kıtalarının Kore toprakla­rına ayak basmasını istememektedir.

Aynı toplantıda iki taraf ekiplerinin tarafsız bölgede cesetleri kaldırmak işinde birbirleriyle irtibat halinde bulunmaları da kararlaştırılmıştır. Ni­hayet General Bryan, askerlikten tec­rid  .edilmiş  bölgenin  Birleşmiş Milletlere mensup uçaklar tarafından ihlâl edildiğine dair komünistlerce ileri sü­rülen 13 iddiadan yalnız üçünü kabul etmiş, diğerlerini reddetmiştir.

29 Ağustos 1953

  Munsan :

Komünistler bugün 300 Güney Koreli ye 20 Koreli olmayan hara esirinin memleketlerine dönmek istemediklerini bildirmişler, diğer bütün esirlerin iade edileceğini söylemişlerdir. Müttefik makamlarının, hapis cezası giymiş olan esirlerinde iade edilip dilmeye­ceği sualine kızıllar sarih  bir  cevap
vermemişler,memleketlerine dönmek istemeyenler hariç, diğerlerinin müttefik makamlarına teslim edileceklerini söylemekle iktifa etmişlerdir.

Komünistler yarın 400 müttefik harp esiri daha iade edeceklerdir. Bunlar 110 Amerikalı, 25 İngiliz, 4 Türk, 5 Filipinli, 3 Fransız, 3 Güney Afrikalı ve 250 Güney Korelidir.

Komünistlerin bildirdiğine göre bugün .iade edilecek olanlar hariç daha 2,145 «esir müttefik makamlarına teslim edi­lecektir. Kızıllar mübadele iğini yavaş­latmazlarsa bütün müttefik harp esir­lerinin iadesi gelecek cumartesi günü tamamlanmış olacaktır. Bu 2,145 müt­tefik harp esirinin 1,4.41 i Güney Kora­li, 636 si Amerikalı, 44 ü İngiliz, 24 de Türktür.

Kızılların elinde bu miktardan daha fazla müttefik esiri bulunması muhtemeldir. İade edilen müttefik esirleri,kızılların  siyasî  konferansta  bir  koz olarak kullanmak üzere bîr miktar müttefik esirini elde tuttuklarını söylemişlerdir.  Komünistlerin verdiği ra­kamların da doğru olmadığı muhtemeldir.  Çünkü bugüne kadar ilk verdik­leri rakamdan bir fazla olarak ceman 16  Avustralyalı,   hiç    bildirmedikleri halde 2 Hollandalı ve  14 diye bildir­dikleri 24 Kanadalı harp esiri iade et­mişlerdir. Esir mübadelesi  son hafta­sına girmek üzere olduğu halde kızıl­lar henüz    hiç bir    Siahlı    esir iade etmemişlerdir. Bir Siam taburu tam iki buçuk sene müttefik saflarında harp etmiştir.

31 Ağustos 1953

 Washington :

Konferans için plânlar hazarlamak üzere bu hafta burada toplanmaları beklen­mektedir. Korede Birlenmiş Milletler safında harp etmiş 16 millet temsilci­lerinden teşekkül edecek olan toplan­tı, konferansın ne saman ve nerede yapılması hususunda karar verecektir.

Mütareke anlaşmasında konferansın 28 kasımda toplanması tasrih edilmişti. Fakat Batının konferans tarihini daha önce, muhtemelen kasım ortasına al­mak üzere komünistleri zorlayacağına dair .emareler mevcuttur. Kore harbine müttefikler safında iştirak etmiş olan 16 milletin çoğu konferansın Cenevre-de toplanmasını istemektedirler.

Batılı diplomatların nazarı itibaren ala­cakları meselelerden biri de 16 millet­ten kaç tanesinin konferansa iştirak edeceğidir. Bütün bu milletler konfe­ransa iştirak etmek hakkını kazanmış olmakla beraber Dışişleri Vekâletinin kanaatine göre, küçük devletlerden ço­ğu iştirak etmek istemeyeceklerdir.

İkinci bir mesele de komünist Çin ve Kuzey Kore'nin iki taraflı bir konfe­ransı kabul edip etmeyecekleri meselesidir. Birlenmiş Milletler genel asam­blesi taraflar arasında tam bir fark ol­ması için konferansın iki taraflı olarak çalışması teklifinde bulunmuştu. Bir­leşmiş Mili etler deki Sovyet murahhas heyeti reisi Andrei Vishinsky ise asam­bleye Sovyet Rusya'nın iki taraflı bir konferansı kabul etmeyeceğini, toplan­tının yuvarlak masa şeklinde olması icap ettiğini söylemiştir. Vishinsky'nin bu ihtarı 15 eylülde tekrar toplanacak olan genel asamblede kızıl Çin ve Ku­zey Korenin Birleşmiş Milletler tek­lifine itiraz edeceği intibaını yaratmış­tır.

  Hürriyet köyü (Kore) :

Komünistler tarafından iade olunan müttefik esirlerini nakleden kamyonun Çinli şoförünün bildirdiğine göre, ko­münist Çin kuvvetleri Kuzey Koreyi daha iki sene terk etmeyeceklerdir.

İade olunan Amerikan esirlerinden 3 tayyare subayı kamyonlarının şoförü­ne Çin'e ne zaman döneceklerini sor­dukları zaman, şoför teessür ifade eden. bir sesle ve İngilizce olarak «Her hal­de iki seneden önce değil» diye cevap vermiştir.

"Batılı diplomatların Kore  sulh konfe subaylar biri,  yüzbaşı    Kenneth, Çinlilerin her şeye hâkim bulunduklarını, Kuzey Korelileri hiçe saydıkları­nı bildirmiş ve Çinli uçak mütehas­sıslarının kendilerini sorguya çektik­leri sırada askerî teşkilâtlar hakkında malûmat araştırırken 'bir taraftan da müttefik askerlerinin siyasî hayatları hakkında bilgi toplamağa gayret et­tiklerini  söylemiştir.

Diğer iki havacı subay kendilerini sorguya çeken Çinlilerin çok müthiş ru­hiyatçı olduklarını, insan onların sorgusu karşısında nasıl olduğunu bilme­den iyi veya fena ne biliyorsa hepsi­ni söyleyiverdiğini anlatmışlardır.

Yine aynı subayların, bildirdiklerine göre, esir olan bütün müttefik havacı­ları Kuzey Kore'ye karşı mikrop har­bi açmış olmakla itham olunmuşlardır.

Tarafsız bir politika takip et­meğe çalışmıştır. Asya'nın büyük dev­letlerinden biridir. Mütarekenin, murakabesinde fiilî vazife almıştır. Şahsî hücumlarıyla Nehru Güney Kore Baş­kanı Syngman Rhee'yi gücendirmistir. Bu duruma göre Hindistan'ın konfe­ransa iştiraki lehinde ve aleyhinde söy­lenecek çok söz vardır.

Bu meselede Hindistan'ın iştirakini destekleyen İngiltere ile iştirakine mâni olmıya çalışan Amerika çarpışmışlar­dır. Rusya da pek tabiî olarak İngil­tere'nin yanında yer almıştır. Öyle an­laşılıyor ki bu noktada    Amerika'nın hareketi üzerine müessir olan bu Önem­li âmil Hindistan'ın iştirakine Güney Kore'nin itirazıdır. Kore'de kendisiyle yapmış olduğu görüşmede bu noktada­ki Güney Kore görüşünü  destekleyece
ği hakkında Foster Dulles Syngman. Rhee'ye vaitte bulunmuştur.

Böyle bir anlaşmazlığın belirmesi iyi olmamıştır. Bir defa İngiltere ve Ame­rika arasındaki dayanışmanın sanıldığı kadar kuvvetli olmadığı meydana çık­mıştır. Bu durum komünistleri ziyade­siyle memnun etmiştir. Bundan başka Asya'nın en büyük komünist olmayan devletini, Hindistan'ı, gücendirmiştir. Tartışma sert olmuş v.e neticede Hindistanın iştirakini sağlayacak üçte iki çoğunluk elde edilememiştir.

Kabul edilen şekle göre siyasî konfe­ransa on altı muharip devlet ile muha­rip olmamakla beraber «karşı taraf» dilediği için Rusya da iştirak edecek­tir. Bu formüle göre Türkiye'nin siya­sî konferansa iştiraki temin edilmiş bulunuyor.

4 Ağustos 1953

 Ankara :

Nato çerçevesi içinde Türk kara kuv­vetleri ile Amerikan hava kuvvetleri arasında yapılan işbirliğinin neticesi olarak Etimesğut ta bu sabah saat 9 da Kar - Aman tatbikatı yapılmıştır.

Tatbikatta Reisicumhur Celâl Bayar, Devlet Vekili Celâl Yardımcı, Millî Sa­vunma Vekili Kenan Yılmaz, mebus­lar, Başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Erkânı Harbiye Umumiye Rei­si Orgeneral Nuri Yamut, İkinci Reis Orgeneral Zekâi Okan, Kara Kuvvet­leri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanat­lı, İkinci Ordu Müfettişi Orgeneral Apdül kadir Seven, Hava Kuvvetleri Ko­mutanı Korgeneral F.ev2İ Uçaner, Kor­general Selâhatdin Selışık, Garnizon Komutanı ve bugünkü harekâtın başka­nı Tümgeneral Salih Coşkun, Nato Gü­ney - Doğu kesimi kuvvetleri komuta­nı General Wyman ve Türk muavini Tümgeneral B.ehçet Türkmen ile Yu­nanlı muavini Tümgeneral A. Gerama-nis, Amerikan Yardım Kurulu Başka­nı General W. P. Shepard, kara, deniz ve hava grupu başkanları, Ankara Va­lisi Kemal Aygün, elçilik ataşeleri, su­baylar ve basın mensupları hazır bu­lunmuştur.

Tatbikata bugünkü harekât başkanı Tümgeneral Salih Coşkun'un bir ko­nuşması ile başlanmış, General bu ko­nuşmasında tatbikatın maksadının ka­ra ve hava kuvvetleri arasındaki işbir­liğini sağlamak olduğunu söyleyerek Nato çerçevesinde ilk defa memleketi­mizde yapılacak olan bu tatbikata 28 inci Tümen. Yedek Subay Okulu Alayı İle 2 nci Zırhlı Tugayın katılacağını bildirmiştir.

Bundan sonra muharebe durumu anla­tılmıştır. Bu duruma göre, Etimesgut bölgesine inmiş olan bir düşman grubunun imhası  gerekiyordu.  Bu    plân üzerinden hazırlanan ve devam eden tatbikat esnasında Zırhlı Tugayın Eti­mesgut – Sincan köy istikametini, düş­manın gerisini kesmek, piyade tümeni­ni de batıdan kuzeye doğru kuşatmak üzere tümen komutanının kararını tat­bik ettikleri görüldü.

Bu sırada Amerikan 6 ncı Filosundan gelen uçaklar istek üzerine muhtelif hedeflere tevcih edildiler ve plânlan­mış atışa göre hedef arazisine bomba, napalm, roket ve makinalı tüfek atış­ları yaptılar.

Saat 12 ye kadar topçu vs uçak atışla­rı devam etti. Neticede tatbikat düşma­nın imhasıyla sona erdi.

 Theseus Uçak Gemisinden:

Nato deniz manevralarında Türk - İn­giliz tatbikatının yapılacağı bugün da­ha sabahın erken saatlerinde içinde bu­lunduğumuz uçak gemisinde hummalı bir faaliyet göze çarpıyor, civarda bu­lunan Türk ve İngiliz muhripleri ile firkateynleri etrafımızda dolaşıyordu.

^Kartal-1" ismini alan tatbikata res­men saat 8 de başlandı. Bu tatbikata Amiral Mountbatten'in emrindeki ma­vi kuvvetler, Glascow, Bermuda kruva­zörleri, Theseus uçak gemisi, Chequers, Cheviot, Kitts muhripleri ve Wrangter firkateyninden başka Gemlik, Giresun, Demirhisar, Muavenet muhriplerin­den müteşekkildi.

Gölcük'te bulunan Korutürk'ün idare .ettiği yeşil kuvvetler ise, İkinci İnö­nü ve Gür denizaltı gemileri ile Kurtaran ana gemisi ve Theseus uçak gemi­sinden havalanan Kifirerly ve 30 Sea-fury uçağından müteşekkildi.

Yeşil kuvvetlerin hedefinin Ege deni­zinin kuzeyinden güneyde bulunan Du­ra  boğazına ricat  etmekte  olan mavi. kuvvetlere mâni olmak teşkil ediyor­du. Tatbikat başlar bağlamaz Türk ve İngiliz muhripleri Theseus uçak gemisini korumak üzere iki hat halinde kordon altına aldılar. Radarlar müte­madi faaliyette bulunarak civarda bu­lunması muhtemel denizaltı gemilerini aramakta idi. Bu araştırmaya uçak ge­misinden kalkan İki helikopter de iş­tirak ediyordu.

Bu arada hazırlıklarını tamamlayan uçakların motorlarına çalıştırmaya baş­ladıkları görüldü. Uçaklar kırkar sani­ye aralıkla havalanarak gözden kay­boldular. Bu esnada Wrengler firka­teyni beş mil mesafede bir denizaltı­nın bulunduğunu bildirdi. Uçaklar derhal o istikamete gittikleri gibi, Mu­avenet ve Gelibolu muhripleri de son süratle ayrıldılar.

Tam bu sırada uçaklardan birinin teh­likede olduğu haber verildi ve güver­tede mecburî iniş için hazırlıklar yapıldı ise de uçak gemiye gelmeden su­lara gömüldü. Heyecanla pilotu takip ederken civarda bulunan helikopter iki dakika içerisinde kendisini kurtardı.

Gemi komutan, bunun bir kaza oldu­ğunu bildirdi ve nitekim bir saat son­ra da Amiral Mountbatten helikopter pilotunu tebrik etti.

Bu beklenmedik kazanın heyecanı ge­çer geçmez uçaklar gemilere taarruza başladılar, gemiler de ateşle mukabe­lede bulundular. Theseus o kadar gü­zel korunuyordu ki, uçaklar etraftaki koruyucu gemilerin mütemadiyen ate­şine maruz kalıyorlardı. Bu arada uçakların rüzgâr istikametine göre inip kalkmaları mühim bir mesele teşkil ediyordu. Bütün ameliyeler tam bir muvaffakiyet içinde cereyan ediyordu.

Filomuza yapılan taarruzlar saat 12 ye kadar devam etti ve tatbikat 13 de so­na erdi.

Tatbikatta alman netice henüz belli de­ğildir. Ancak bütün gemilerin rapor­ları alındıktan sonra vaziyet anlaşılacak ve Maltada yapılacak kritikte du­rum açıklanacaktır.

 Theseus Uçak Gemisinden :

Türk - İngiliz deniz tatbikatı sonunda Glasgow gemisinde bulunan Amiral Mountbatten'den telsizle fikrini soran Anadolu Ajansı muhabirine Amiral şu mesajı göndermiştir:

e Bugüne kadar ilk defa olarak Türk, harp gemileri bir İngiliz filosuyla bir­likte tatbikat yaptılar ve müştereken Türk deniz altlarıyla İngiliz uçakları­nın taarruzuna uğradılar. Lisandan, mütevellit müşkülâta rağmen Türk muhripleri vazifelerini bihakkın başa­rarak kendilerini gösterdiler. İstikbal­de bu nevi iki taraflı tatbikatın te­madi etmesini temenni ediyorum."

7 Ağustos 1953

 Theseus Uçak. Gemisinden :

İstanbul'u ziyaretim müteakip Türk. donanmasına mensup bazı gemilerle müşterek bir tatbikat yapan İngiliz donanması Akdeniz filosuna mensup-gemilerden, bir kısmı dün sabah Mal-taya vasıl oldular.

Türk ve İngiliz harp gemilerinin tam, bir işbirliği yapacak kudrette bulun­duklarının ispatı ve işbirliği azminin mevcudiyeti bakımından birinci kısmı tam bir muvaffakiyetle sona eren tat­bikattan sonra yalnız başına seyahat eden Theseus uçak gemisi saat tam 11 de Malta limanına girerek 21 pare top atımı suretiyle üs komutanını selâmla-

Diğer taraftan evvelki akşam Malta'-dan kalkan uçaklar Theseus uçak ge­misine karşı büyük bir taarruza geçtiler. Uçak gemisinden derhal hava­lanan uçaklar tarafından havada kar­şılanan düşman uçakları bir müddet devam eden muharebeden sonra azamî zayiatla geri püskürtüldüler.

Bu taarruza mukabil dün sabah saat 05.30 da uçak gemisinden kalkan Seafury ve Feryfly uçakları Malta adasını tam bir muvaffakiyetle bombardıman ettiler. Böylelikle seyahatin birinci kıs­mı nihayete ermiş oldu.

8 Ağustos 1953

 Malta :

Nato Akdeniz Kuvvetleri karargâhının davetlisi olarak Malta'ya gelen Türk gazetecileri temaslarına başlamış bu­lunmaktadır. Karargâhta Türkiye'yi temsil eden Amiral Refet Arnom Ana­dolu Ajansı muhabirine aşağıdaki be­yanatı vermiştir :

«Malta'da  Akdeniz  Müttefik  Kuvvetleri Başkumandanlığı karargâhında Türk matbuatının güzide mümessillerini görmek ve selâmlamak fırsatını bulduğum için bahtiyarım. Akdeniz Müttefik kumandanlığı 15 Mart 1953'd& fiilen vazifesine başlamıştır. Bu tarih­ten beri ben de bu karargâhta kurmay başkan yardımcısı olarak vazife almış bulunuyorum. Benimle beraber ayrıca dört Türk deniz kurmay subayı da muhtelif derecelerde vazife görüyor.

TSTalo'nun gayesi harbi önlemek ve dünya medeniyetini korumaktır. Ak­deniz Başkomutanlığının kurulması as­kerî emniyetin tahakkuku için atılmış en mühim adımdır. Nato müdafaası bu suretle tamam olmuştur. Şimdi da­ha mükemmelleşmiş ve müşterek mü­dafaa için Akdeniz'deki Türk, İngi­liz, Yunan, Amerikan. İtalyan ve Fran­sız deniz kuvvetlerini bir tek komuta altında toplamış bulunuyoruz.

Amiral Mountbatten gibi bir başko­mutana sahip olduğumuzdan bahtiya­rız. Başkumandana güvenimiz ve hayranlığımız büyüktür. Kumandanlığımız Paris'e bağlıdır. Salâhiyetimiz Akde­niz'e şâmildir. Vazifesi deniz müdafaa plânları hazırlamak ve gerekli teşki­lâtı yapmak ve kuvvetleri aynı doktrin birliğine göre talim ve terbiyesini ahenkleştirmektir. Temenni edilmeyen Tsir taarruz vukuunda deniz harekâtın: idare ve koordine edeceğiz. Müdafaa plânlarının hazırlanmasında üye dev­letlerin Savunma Vekâleti Kurmay başkanlığı aynı zamanda başkomutan nez dinde kendi bahriyesinin mümessi­li olarak millî meselelerde de söz sa­hibi bulunmaktadır. Keza. her daire­de muhtelif subaylardan müteşekkil karma bir kurmay heyeti mevcuttur. Altı millet subayları bir arada mü­kemmel çalışmaktadır. 5 aylık müşahe­de ve tecrübelerime istinat ederek söyleyebilirim ki karargâhta bulunan altı millete mensup çok dürüst ve ehliyetli subaylardan müteşekkil kurmay heye­ti inanarak, bilerek teşkilâtı yapmış ve kuvvetlerin ayni doktrin birliğine gör.e talim  terbiyesini  ahenk eştir mistir.

İkinci Dünya Harbi tecrübelerine gö­re, Başkomutanın kurduğu teşkilâtta müttefikler müsavi hak ve salâhiyetlerle temsil edilmektedir ve çok az per­sonel vardır. Altı dairenin başında müt­tefiklerden her birinin bahriyesine mensup bir amiral vardır ve bunlar kurmay başkan yardımcısı olarak vazife görmekte ve tek bir milletin çocuk­ları gibi birbirine güvenerek ahenkli çalışmaktadır. Bunu görmek bize ayrı bir zevk veriyor ve bu müşahede is­tikbal için ümitlerimize tam mânasıyla aksetmelidir."

9 Ağustos 1953

 Malta :

Valetta'daki Nato'nun yeni karargâhın­da Türk gazetecilerini kabul eden Fransız heyeti başkan yardımcısı albay Vedel izinli bulunan komutanı Amiral Lancelot'nun adına şunları söy­lemiştir :

«Karargâhtaki işbirliği ve müsavata hayranım. Hepimiz müşterek tehlikeye karşı el ele vermiş olup tam bir tesa­nüt içinde çalışıyoruz.

Kanaatimce İspanya ile Nato devletleri arasında temas yoktur. Amerika ile ispanya arasındaki münasebetler tamamıyla hususidir. Bizler Nato mü­messilleri olarak aynı doktrin içinde gayet iyi bir şekilde çalışıyoruz.

15 martta buraya gelen Fransız deniz erleri samimî bir kaynaşma neticesi Amerikalı arkadaşlarından İngilizce Öğrenmişler ve bu arada onlara da Fransızca öğretmişlerdir.

Bizlerin gayesi tam ve bölünmez bir sulhtur. Fakat muhtemel herhangi bir harbe karşı hazır olmaya çalışmaktır.» Müteakiben Lojistik Dairesi Başkanı Yunanlı kumandan Nikidi ades de kısa bir konuşma yapmış, Nato'ya. karşı olan hayranlığım belirttikten sonra dairesinin ikmal programlarını izah ederek bu dairenin deniz ve hava üs­lerinde ikmal, akaryakıt ve bakım iş­lerinden mesul olduğunu söyleyerek şunları ilâve etmiştir :

«Dairemiz aynı zamanda üye devletle­rin birinde olmayan ikmal maddeleri­ni temin ile mükelleftir. Onlara istikbalde milletlerarası bakım merkezleri ve akaryakıt depolan teşkil edeceğiz. Bu bakımdan Amiral efet Arnom ile son derece sıkı bir işbirliği yapıyoruz. Ayrı ayrı hepimiz tek bir aile imiş gi­bi çalışıyoruz.»

Plânlama Dairesi başkanı İtalyan Ami­rali Mimbelli de yaptıkları ve yapma­ları lâzım gelen işbirliğinin Önemini belirterek bugüne kadar kazanılan terakkiye işaret etmiş ve kendi dairesinin sulh zamanında manevraları, harp zamanında ise harekâtı idare etmek »olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

«Tatbikatlardan sonra raporları tetkik ..eder ve bu husustaki kanaatimizi ka­rargâha bildiririz. Bizim dairenin gaye­si de hatalardan İstifade etmek suretiy­le daha mükemmele doğru gitmektir.»

Amiral Mimbelli geçen kasım ayında yapılan Longstep manevraları esnasın­da İzmir'i ziyaret etmiş bulunmaktadır.

  Malta:

Büyük Britanya Akdeniz Filosu komu­tanı Amiral Lord Mountbatten pazar­tesi günü burada bulunan Türk gaze­tecilerini kabul edecektir.

14 Ağustos 1953

 New-York :

Amerika'nın en tanınmış gazetelerin­den, Boston gelirinde çıkan eThe Christian Science Monitördün Paris haber­ler bürosu şefi Volney Dr. Hurd, gaze­tesinde Türkiye'nin dünya barışını muhafaza gayesinin tahakkuku yolun­daki büyük ve ehemmiyetli rolünü be­lirten bir makale neşretmiştir. Türkiye Atlantik Paktının ileri karako­lu... Avrupa ordusu liderleri, Türkiye nin Nato müdafaa plânının en yüksek askerî kıymeti ifade ettiğine kanidirler» başlığını taşıyan bu yazıda Ame­rikalı muharrir şöyle diyor :

«Türkiye, bütün $ark - Garp toplulu­ğunun en mühim noktasıdır. Bu, Şi­mal Atlantik Paktının stratejik plânlama işlerinde, en yüksek mevkileri işgal eden şahsiyetler arasında, miktarı her gün artan bir ekseriyetin vasıl ol­duğu neticedir.

Bu şahsiyetlerin görüş zaviyelerinden "Türkiye, gövdesini geri kalan diğer Na­to devletlerinin teşkil ettiği, Sovyetler Birliğinin en hassas mıntıkalarına mü­teveccih,  bir  okun ucudur.

"Bu kaynaklar, iddialarını desteklemek üzere Kremlin'in, İngiliz ve Amerikan donanmalarına mensup bir filonun İs­tanbul'u ziyaretini protesto eden son notasını göstermektedirler.

Gene aynı kaynakların ifadesine göre, Kremlin'!, Şark - Garp münasebetlerindeki gerginliği yumuşatmak için gay­ret göstermeğe sevkeden sebep, Rus­ya'da dahilî güçlüklerin artması oldu­ğu kadar Türkiye'nin Nato'ya girmesi olmuştur.

İngiliz ordusuna mensur» ve Avrupa Müttefik Kuvvetleri yüksek karargâ­hında, Milletlerarası Bilgi Verme Kurulunun en zeki ve bilgili azalarından biri olarak tanınan bir şahsiyet bu satırların mı^herbrine şunları söylemiştir :

«Türkiye, Nato'ya iltihak için imza koyduğu gün, bir kalem darbesiyle ba­rış cephesi Hitler'in Stalmgrad'a yaptığı uzun ve mühlik akında* uğruna Alman ordusunun en güzide kısmını feda ettiği şeylerin hepsini kazanmış­tı. Garbî Rusya'nın can evini tehdit eden öyle bir mevzi elde etmiştir ki, Kremlin burayı daima birinci derecede göz önönde tutmak mecburiyetinde­dir."

Avrupa Müttefik Orduları umumî ka­rargâhı namına değil, fakat kendi adı­na konuştuğunu belirttikten, sonra, bu şahsiyet şunları da ilâve etti :

«Türkiye sayıca az ve modası geçmiş silâhlarıyla mücehhez ve tamamen yal­nız başına bulunduğu zamanlarda dahi 1917 ihtilâlinden beri, Rusları daima duraklamaya icbar etmiştir. Bu hal, Moskova'nın herkesçe malûm, Kara­deniz'i ve Boğazları kontrolü altına al­mak arzusuna rağmen olmuştur ve bu, ayrıca İkinci Dünya Harbinden sonra Rusların ellerinde bulunan 200 tü­menden fazla ve bütün garp âlemini daimî bir korku içerisinde bulunduran büyük kuvvete rağmen olmuştur.

Binaenaleyh, Türkiye, dolayısıyla bü­tün Atlantik milletlerinin kudretlerini peşine takarak Nato'ya iltihak ettiği gün, Rusya'nın Batıya karşı bütün ta­arruz hülyaları tam bir inkisara uğra­mıştır. Bu hâdise yalnız böyle bir inkisarı hayale sebep olmakla kalmamış, fakat aynı zamanda, Kremlin'de yalnız müdafaa imkânlarını araştırmaya sevk edecek bir korkunun husulüne de se­bep olmuştur. Bu vakıanın bir haki­kat olduğu anlaşıldıktan ve husule ge­tirmiş olduğu psikolojik darbenin te­siri geçtikten sonra, Rusya için Av­rupa devletleriyle sulh yapmak ve mil­letlerarasındaki gergin havayı yumu­şatmak yollarım araştırmak zamanı gelmişti.»

28 Ağustos 1953

 Belgrad:

France - Presse Ajansı muhabiri bildi­riyor:

Umumiyetle güvenilir kaynaklardan haber alındığına göre, Yugoslavya'nın Triyeste meselesindeki durumunda pek .yakında hissedilir bir sertleşme olma-ş& muhtemeldir. Her ne kadar şimdilik Belgrad'ın bu konuda takındığı yeni tavrın ne olacakını sarahaten belirt­mek için vakit erkense de, Yugoslav başkentinin diplomatik mahfillerinde bu yeni tavrın İtalya ile Yugoslavya arasında bir anlaşmaya varmak ümitle­rini uzun zaman ortadan kaldıracak mahiyette olacağı zannedilmektedir. Henüz teyit edilmeyen haberlere göre, Yugoslav hükümeti Triyeste'de müşte­rek bir idare kurulması fikrinden ve umumiyetle İtalya ile varılacak her 'türlü uzlaşmadan vazgeçerek 1945 teki mütalebelerine avdet edecek yani ser-Tşest Triyeste topraklarının doğrudan doğruya Yugoslavya'ya ilhakını isteyecektir.

.Zannedildiğine göre, Yugoslav hükü­metini bu yola, yeni İtalyan başkanı Guiseppa Pella'nin 24 Ağustos'ta İtalyan meclisinde söylemiş olduğu nutuk sevk etmiştir. Hatırlarda olduğu gibi o nutkunda Pella. de Gaspero tarafından .müdafaa olunan tezi tekrar ele alarak 1948 tarihli İngiliz, Fransız, Amerikan müşterek beyanatına bağlı kaldığını söylemiştir. Bu beyanatın ise Triyeste' yi İtalya'ya vermeği vaat et tiği bilin­mektedir.

Yugoslav idarecilerinin, yeni İtalyan hükümetinin bu konudaki niyetlerinin belirtilmesini bekledikleri burada kim-.senin meçhulü değildi. Hatta İtalyan­lar tarafından yapılacak herhangi bir uzlaşma jestinin Yugoslavları tatmin edeceği ve Yugoslavya tarafından Tri­yeste meselesini halletmek için müza­kere teklifinde    bulunulması gibi bir netice doğuracağı ileri sürülmekte idi. Filhakika mareşal Tito hükümeti At­lantik konseyinde İtalya ile birlikte bu­lunan Balkanlı müttefiklerine, Triyes­te meselesinde ancak İtalya'nın mesul olduğunu ve Yugoslavya'nın iyi niye­tini göstermek için elinden geleni yap­tığını ispat etmeyi çok arzu ediyordu. Şimdi Pillanın beyanatından sonra, bu ümidin de ortadan kalkması Yugoslavların duyduğu hayal sukutunun şidde­tini arttırmıştır. Askerî bir Yugoslav heyetinin, Akdeniz'in şimal sahillerin­de Yugoslav ordusunun müdafaa bah­sinde neler yapabileceğini "VVüshinıgf-tondaki uzmanlara anlattıkları bir sı­rada ve Triyeste'nin hemen karşısında cereyan edecek olan büyük manevrala­rın arifesinde Yugoslavya'nın bu konudaki nokitai nazarını açıkça iffede edeceği beklenebilir. Bu bakımdan «Sahil partizanları» nın yani Serbest Triyesie topraklarındaki mukavemet gruplarının kuruluşlarının onuncu yıl-dönümlerini kutlamak törenleri merak­la beklenmektedir. Filhakika 5 ve 6 eylül tarihlerinde İstir yada Dolina şehrinde bu münasebetle yapılacak te­zahürat hazırlıklarına şimdiden başlan­mıştır ve «R» bölgesinden kalabalık bir halk kütlesinin bu bayramlara iş­tiraki sağlanmıştır. Merasimde ileri ge­len bir Yugoslav şahsiyetinin ve muhtemelen bizzat mareşal Tito'nun önem­li bir nutuk söyleyerek. Tiyeste'nin mukadderatı hakkında Yugoslav görü­şünü tespit etmesi mümkündür.

 Roma :

Yugoslav hükümetinin Serbest Triye de topraklarının «B» bölgesini ilhaka tevessül etmek niyetinde olduğuna da­ir Belgrad dan bir ajansın verdiği ha­ber hakkında yorumda bulanan İtal­yan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bu hu­susta bakanlığımıza teyid -ci bir ha­ber gelmemiştir, demiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Eğer Yugoslavya hakikaten böyle yer­siz ve sorumsuz bir harekete tevessül edecek olursa İtalya'nın, reaksiyonu elbetteki İtalyan milletinin bu konuda­ki şuurunun bir ifadesi olacaktır. Başbakan Pella, şahsen bu meseleyi takip etmektedir ve bu konuda daha şimdi­den müttefik hükümetlerle temasa gir­miştir.

  Roma :

Triyeste meselesinin kaydettiği son ge­lişmeler ve bu arada Yugoslav hükü­metinin, serbest Triyeste topraklarının Yugoslavya'ya ilhakı yolundaki eski taleplerini tekrar ile almaya hazırlan­dığı yolundaki haberler, bütün İtalyan basınında tepkilere yol açmıştır. Roma'da yayınlanan «Messagero» gazete­si bu konuda şöyle demektedir:

«Müttefik hükümetleri, Triyeste mese­lesinin İtalyan millî hayatı için tefer­ruatla ilgili bir mesele değil, bütün dü­şüncelerin, bütün duyguların, bütün emellerin toplandığı bir nokta olduğu­nu artık kabul etmelidirler. »

Corriere D.ella Sera şunları yazıyor : Anî tir hareket tehdidi aitında ilele­bet kaçmaya devam etmek imkânsızdır. Bu da; müttefiklerin vazifelerini yapmaları ve İtalya'daki durumu kü­çümsemeleri için başka bir sebep teş­kil etmektedir.»

Tempo'nun kanaatince eğer Tito, ikti­darın De Gasperi'den Pellaya geçmesi­nin kendisine anî bir harekete giriş­mek imkânını vereceğini zannediyorsa yanılmaktadır.

   Washington :

Mareşal Tito'nun, Triyeste'deki «B» bölgesini ilhak etmeyi tasarladığı yolun daki söylentiler yetkili Amerikan çev­relerinde sükûnet ve bir az da şüphe ile karşılanmıştır. Dışişleri Vekâletinde bu söylentiler henüz hiç bir yoruma yol açmamıştır. Yetkili Amerikan çevrele­rinde. Belgrad hükümetinin bir dan be tertiplemesine katiyen ihtimal veril­memekte ve Roma'da duyulan endişe­lerin hâdiselerin hakikî vüsatim aştığı zannedilmektedir. Roma'da hâkim olan heyecan Amerikan siyasî çevrele­rinde ancak nisbî bir hayret uyandırmıştır. Hâkim olan kanaat, bu heye­can Yugoslavya'nın Triyeste meselesi hususunda daha sert bir durum alaca­ğım bildirmesinden ziyade, İtalyan ida­recilerinin, geçen hafta Washington'da Yugoslav askerî heyeti ile Amerikan,-İngiliz ve Fransız askerî mütehassısla­rı arasında yapılan görüşmede Triyes­te meselesinin de bahis konusu edildi­ğine emin bulunmalarından ileri gel­mektedir. "Yetkili Amerikan çevrelerinde İtalya'nın bu hususta endişe et­mesinin yersiz olduğu, çünkü görüşme­lerin tamamıyla teknik bir mahiyeti haiz bulunduğu belirtilmektedir.

 Londra:

Triyeste meselesinin yeniden alevlen­mesi hususunda ne düşündüğü sorulan İngiliz Dışişleri Vekaleti sözcüsü bu işin «Her halde pek fazla mübalâğa andığını» söylemiştir. Dışişleri vekâletinin Roma ve Belgrad'taki bü­yükelçilerinden istediği aydınlatıcı ma­lûmatın gelmemiş olması buna delil olarak gösterilmektedir. Filhakika Dışiş­leri Vekâletinden, eğer durum hakika­ten vahim olsaydı, istenilen bilginin şimdiye kadar gelmiş olacağı belirtil­mektedir.

30 Ağustos 1953

  Belgrad :

İyi haber alan çevrelerden dün bildi­rildiğine göre. Yugoslav Cumhurbaş­kanı Tito'nun 6 veya 7 eylülde bir toplantıda Triyeste meselesi hakkında sert bir nutuk söylemesi muhtemeldir.

Tito'nun İtalyan hududunda bir şehir­deki merasimde söyleyeceği bu nutkun İtalyanlara bir nevi ültimatom olacağı sanılmaktadır. Ayni kaynaklar Mare­şal Tito'nun, İtalyanları iki taraflı mü­zakereleri kabul etmedikleri takdirde Triyeste hakkında Yugoslavya'nın tek başına harekete geçerek bu bölgeyi iş­gal edeceği hususunda ikaz etmesinin muhtemel olduğunu tahmin etmekte­dirler.

Bu tek taraflı hareket «B» bölgesinin ilhakı şeklinde tezahür edebilecektir. Filhakika Yugoslavya' birçok defa, bu toprakları hiçbir suretle terk et mek ta­sa, nurunda olmadığını bildirmişti.

Yugoslavya beş seneden beri İtalya yı Triyeste meselesinde karşılıklı bir gö­rüşmeye davet etmekle müsamahalı ve mutedil bir siyaset takip ettiğini ileri sürmüş ve sanıldığına göre, son defa da bu haberi Yugopress ajansı tarafın­dan etrafa duyurarak yabancıların aksülamelini öğrenmek istemiştir.

  Washington :

İyi haber alan kaynaklardan bildirildi-.ğdrıe göre, İtalya'nın Washington mas­lahatgüzarı Mario Luccioli, dün öğle-«d.en sonra Amerika Dışişleri Bakanlı­ğında Avrupa işlerini tedvire memur bakan yardımcısı Livingston Merchent .ile görüşmüştür. Bu görüşmede Triyes-te meselesinin bahis konusu edildiği bildirilmektedir. Ayni kaynaklardan ilâve edildiğine göre, bu görüşme dün İtalyan Başbakanı Pella'nm Roma'daki İngiliz, Amerika ve Fransız büyükelçi­leriyle yaptığı temaslarla ilgilidir.

Amerika'nın Triy.este meselesinin son inkişafları karşısındaki durumuna ge­lince, siyasî mahfiller bu meselenin il­gili hükümetle arasında müzakere yo­luyla halledileceğine ve şimdilik tek taraflı bir hareketi meşru gösterecek hiçbir sebebin mevcut olmadığına kanidirler.

 Belgrad :

Triyeste meselesinde İtalyanlar tara­fından gösterilen şiddetli reaksiyona rağmen, Yugoslav hükümeti bu konuda kendisine atfedilen yeni niyet ve te­şebbüsler hakkında tam bir sükûtu ih­tiyar etmektedir. Bununla beraber me­sele iyi haber alan kaynaklarda yorum­lanırken bilhassa İtalyan gazetelerinin "taassubu ve kötü niyetler üzerinde du­rulmakta ve bu gazetelerin yakıları tahrif ederek Mareşal Tito'yu tek ta­raflı bir darbe ile Triyeste toprakların­daki 'B- bölgesini ilhaka teşebbüs et­mekle itham eyledikleri ifade olun­maktadır. Ayni kaynaklarda belirtildiğine göre, Yugoslav idarecilerinin bu konudaki sükûtları İtalyan Başbakanı­nın teşebbüsüyle bir tezat teşkil .etmek­tedir. Filhakika İtalyan Başbakanı, millî savunma bakam ile ve genelkurmay başkanı ile yaptığı görüşmelerden basını haberdar etmek suretiyle, güya İtalyan hükümetinin niyetlerini açık­lamıştır. Yugoslav mahfillerinde bütün bu hareket ve teşebbüsler bir nevi tahrik sayılmakta ve Yugoslav hükümeti­sin Triy.este meselesini müzakere yo­luyla halletmek niyet ve görüşünden hiçbir şeyin değişmediği söylenmekte­dir.

"Nihayet Yugoslav siyasî mahfillerinde ;şu husus da belirtilmektedir:

Yugoslav hükümeti uzlaşma teşebbüs­lerinin akamete uğraması üzerine, tek taraflı bir harekete girişmeyi değil, fa­kat sadece Triyeste'nin istikbali hak­kında mütaleb elerini heyeti umumiye-s;yle bir kere daha hatırlatmak istemiştir.

  Paris :

Dün akşam Tanjug Ajans;, Yugoslav komünistler birliğinin organı olan Borba gazetesinin Triyeste hakkındaki bir yazısını neşretmiştir. Borba bu yazısın­da şöyle demektedir:

Yugoslav, İtal'nın Triyeste meselesin­de takındığı yeni tavrı kabul etmek ni­yetinde değildir. İtalyan siyasî mahfil­lerinde Yugoslavya'dan bu konuda bir takım tavizler koparılabileceği kanaati hâkim ise de bu hesaplar yanlıştır ve Yugoslavya'nın bugünkü milletlerarası durumunu bilmemekten ileri gelir. Biz şunu açıkça söyleyelim ki, bugün artık Triyeste'de durum değişmiştir. Esasen Yugoslavya'nın millî menfaatlerine ha­lel vermiş olan 1946 anlaşması dahi ihlâl edilmiş bulunmaktadır.

Borba yazısına şöyle son vermektedir:

Ancak, mazide işlenmiş olan adaletsiz­liklerin tamamen tashih ve tamiriyle dirki, Triyeste meselesinin bir uzlaş­maya müncer olmasına müsait şartlar ihdas olunabilir.

 Roma :

Dün gece bildirildiğine göre, Yugoslav­ya'nın Triyestenin serbest bölgesinde ihtilâf mevzuu olan kısmı ilhak etmesi ihtimali karşısında İtalyan askeri ve tanklarına hazırol emri verilmiştir.

İtalyamn Yugoslav hududuna gayet yakın olan Gorizia şehrinde dün askerî bir resmigeçit yapılmıştır.

Her zamanki hareket olarak vasıflan­dırılan bu resmi geçişte muvazi olarak Venedikte de bir deniz manevrası ya­pılacaktır.

İtalyan subaylarının hususî olarak açıkladıklarına göre, bu hareketler ta­mamen Yugoslavyanm ilhak kararı La­zerine alınmış tedbirlerdir.

  Triyeste :

Venedik «Kurtuluş millî komitesi» söz­cüsünün bildirdiğine göre, Yugoslav hükümeti tarafından alman yeni eko­nomik İslâhat tedbirlerinin «B» bölge­sine teşmiline dair dolaşan haberler hiçbir hayret uyandırmamıştır. sözcü sözlerine şöyle devam etmiştir: «Yu­goslavya uzun zamandan beri bu böl­gede diğer halkçı demokrat devletlerde mevcut ekonomik ve idarî sisteme ben-.^er bir idarenin yerleşmesine gayret et­mektedir. En son gelen tahrikçi haberler Yugoslavya'nın bu arzusunu büsbütün açığa vurmaktadır.

  Paris :

Yetkili mahfillerden tyeid olunduğu­na göre, Belgrad ve Roma'da bulunan üç batılı devlet temsilcileri, Triyeste meselesi hususunda itidal ve sükûnla hareket etmelerini tavsiye maksadı ile İtalyan ve Yugoslav hükümetleri nez­rinde teşebbüste bulunmuşlardır.

   Triyeste :

'Triyeste'-de bulunan dört İtalyan de Hiokrat parti baş/kanlıklarından bildi­rildiğine göre, Triyeste serbest bölge­si, bilhassa Yugoslav kontrolü altında­ki «B» mıntıkasının siyasî durumu hakkında bir muhtıra hazırlanmakta oIup bu muhtıranın birer nüshası Ame­rika, Fransa ve İngiltere'yi temsil eden serbest bölge siyasî müşavirlerine tev­di olunacaktır.

  Roma :

7 eylülde Mareşal Tito tarafından Ve­rilecek beyanatı beklemekte olan Ro­ma siyasî çevreleri ve İtalyan halk ef­kârı, Roma ile Belgrad arasında Triyeste meselesi yüzünden vuku bulan ani gerginliğin kaydetmesi muhtemel inkişaf hususunda şimdilik herhangi bir yorumda bulunmaktan kaçınmak­tadırlar.

Filhakika, Yugoslavya'nın bu ihtilaflı mesele muvacehesinde takip edeceği polîtika Yugoslav Devlet Reisinin mukar­rer beyanatından sonra belli olacaktır ve eğer bu siyaset yeni bîr veçhe arz edecek olursa Yugoslavya'nın bu husus­ta ileri süreceği tekliflerin mahiyeti de yine o zaman açıklanmış olacaktır.

şimdilik, burada Triyeste serbest bölgesinde bulunan İtalyanların hakkının 1948 üçlü beyannamesi ile tanınmış ol­duğuna işaretle iktifa edilmektedir.

İtalyan basınına gelince, onlar bu ne­ticeden, Sovyet blokundan ayrıldığı gün lerdenberî, İtalyan hak ve menfaatleri aleyhine de olsa Yugoslavya'ya karşı fazla müsamahakâr davranmış olan batılıları mesul görmekte devam edi­yorlar.

Diğer taraftan Triyeste'den gelen ha­berler, serbest bölgede durumun gayet sakin olduğunu bildirmektedir. İtalya tarafından alınan askerî tedbirlere ge­lince, bu, asla bir hudut tahşidatı veya ehemmiyeti ordu hazırlıkları mahiye­tinde değildir ve esasen hududa getiri­len askerler kışlalarına dönmüşlerdir.

   Washington :

Amerika Dışişleri Vekâleti sözcüsü bu­gün yaptığı bir demeçte, Triyeste me­selesinin ilk hamlede zannedildiği ka­dar vahim olmadığını söylemiştir. Söz­cü şunları ilâve etmiştir: «Amerikan hükümeti müttefikleri ile danışarak İtalya ile Yugoslavya arasındaki ger­ginliği azaltmağa çalışacaktır.»

 Belgrad :

Yugoslav siyasî çevrelerine göre, nB« bölgesinde tam bir sükûnet hüküm sürmektedir. Yugoslavya'nın, bu böl­gede, müttefikler anlaşması gereğince, 4000 kişilik bir kuvvet bulundurmağa hakkı olduğu halde bugün burada an­cak 2500 kişilik bir kuvvet vardır. eğer taraftan ayni mahfiller, Belgrad hükümetinin talebi üzerine geri alınan îtalyan askerî ataşesinin yanına tayin edilmek istenilen subay hakkında Yu­goslav hükümetinin derhal muvafakat cevabı verdiğini de kaydetmektedirler. Bundan başka Yugoslav hükümeti, ey­lül ayında İtalyan hududu yakınların­da yapılacak büyük manevralara İtal­yan askerî müşahitlerini davet etmeyi düşünüyordu. Bu suretle İtalyan su­bayları bu bölgede yapılacak manevra­ların tamamıyla tedafüi mahiyette oldu­ğunu bizzat görmek fırsatım elde ede­ceklerdi. Üç gün süren bu buhrandan sanra bazı müşahitler Yugopres ajansı tarafından neşredilen haberin, istika­met değişikliğine delâlet etmekten, zi­yade yeni İtalyan hükümetinin tasav­vurlarını anlamak için uçurulmuş bir tecrübe balonu olduğunu zannetmekte­dirler.

6 Ağustos 1953

 Paris :

P.T.T. grevi eyaletlere yayılmış, Saînt Nazaire, Limoges, Nancy, Saint Etienne ve Grenoble'de fiilî bir hal almıştır. Korsika ile bütün münakale ke­siktir. Angers'te bazı servisler işi dur­durmuşlardır. Bununla beraber Bar le Dus'te ve Ivîeuse'te elan normal çalı­şan merkezler vardır. Amiens ve Som me'de bu akşam bir karar alınacaktır.

P.T.T. grevi diğer faaliyet kollarında da bir asabiyet yaratmıştır. Şimdilik grev tehlikesine en çok maruz bulunan kollar gaz ve elektriktir. Genel ça­lışma konfederasyonu üyelerine her ih­timale karşı hazır bulunmalarım bil­dirmiştir.

 Paris :

Fransız Başvekili M. Laniel bugün rad­yo İle yayınlanan bir nutkunda Fransız milletine ve bilhassa devlet memurları ile umumî servislerde çalışanlara hitap ederek şöyle demiştir:

«Hükümetin hâlen tetkik etmekte ol­duğu ıslahat projelerine karşı grev ha­reketleri yaratmak isteyenlere aldanmayız. Bunlar bütün memlekette me­murlar ve müstahdemler arasında tah­rik edici haberler yayıyorlar.

Sizlerin vazife duygunuza hitap ediyor ve turizmin en hareketli mevsiminde münakale ve muhabere vasıtalarında baş gösterecek duraklamanın veya ak­saklıkların bütün memlekete ne büyük zararlar doğurabileceğine dikkatinizi çekiyorum.

Hükümetçe tetkik edilmekte olan ve henüz bir neticeye bağlanmayan tasa­rılar aleyhinde memurları tahrik ede­rek bu projeleri akamete uğratmak is­teyen menfaatperestlerle karşı karşıya bulunduğumuz aşikârdır. Halbuki bu tasarılar memleketin iktisadî kalkın­masını hedef tutmaktadır ve sadece umumî hizmetlere münhasır değildir. Memleketin hususî iş hayatına da şa­mil olan bahis konusu tasarılar, umu­mî menfaat göz önünde tutularak hazır­lanmaktadır.

Başvekil hitabesini şöyle bitirmiştir : «Grevle geçecek günler, hatta saatler için hiçbir ücret ödenmeyecektir. Ay­rıca hizmette tekâsülü görülenler, ib­ret teşkil edecek şekilde cezalandırıla­caktır."

 Paris:

Avrupa kömür ve çelik birliğine da­hil altı memleketin dışişleri vekilleri 7 ağustosta Baden-Baden'de toplanacak­lardır. Bu memleketler, müşterek bir müdafaa camiası kuran Paris muahe­desini imzalamış olan devletlerdir. Toplantı kısa sürecek, o gün öğleden sonra başlayan çalışmalar ertesi gün sona erecektir. Toplantının hedefi, kö­mür ve çelik birliği meclisince tayin edilen hususî komisyonun hazırladığı siyasî birlik muahedesi projesini göz­den geçirecektir.

Altı vekil 12 ve 13 mayısta ayni mak­satla bir kere daha, toplanmışlardı.

7 Ağustos 1953

 Paris:

Bütün amme hizmetlerinde ve devle­te bağlı işletmelerde 24 saat grev.ka­rarından sonra, bu sabah Paris garla­rında faaliyet tamamen durmuştur.

Güney - Batıya giden Austerlitz garın­da yolcular grup halinde toplanarak protesto gösterilerinde bulunmuşlardır. Garların civan ne yapacağını bilme­yen yolcularla doludur. Bunların çoğu tatile gitmekte olduklarından araların­da spor ve balık takımlarıyla, kısa pantalonla ve plaj elbiseleriyle dolaşanlar da vardır. Yolcular, kendilerini bekliyenlere haber vermek çarelerini araş­tırmakta iseler de P.T.T. nin de grev yapmış olması, bu işi güçleştirmekte­dir.

Sabahın ilk saatlerinde seyrüsefer bi­raz- düzelir gibi görünmüşse de çok geçmeden yeniden birçok hatlarda ak­saklıklar baş göstermiştir. Paris banliyö sakinleri sabah işlerine gelebilmek için epey paradan çıkmak mecburiyetinde kalmışlardır.

Dün 2 milyon kadar olan grevci işçile­rin sayısı bugün 500.000 olup, elektrik ve gaz şirketi kömür ocakları işçileri, demiryolu ameleleri ve bir kısım âm­me İşlerinde çalışan memurlardan te­şekkül etmektedir.

 Paris :

Başvekil Joseph Laniel, Fransa'yı gün geçtikçe müşkül şartlar altında bırakan grev dalgası hakkında görüşmek üze­re başlıca vekilleri bugün toplantıya çağırmıştır.

Başvekilin muvakkaten tatil tehdidi al­tında demiryolu işçilerini çalışmaya davet eden yeni bir emirname çıkarağı beklenmektedir.

Ayni tedbir posta teknisyenlerine de tatbik edilmiş ve bunlar vazifeleri ba­şına dönmüşlerdir.

P.T.T. Vekili durumun iyileştiğini söylemiştir.

Komünist idaresindeki umumî çalışma konfederasyonu tarafından ilân edi­len demiryolu iğcileri grevi ise her sa­at kuvvet kazanmaktadır.

Dahilî ve milletlerarası trafik tama-mile felce uğramıştır. Yerli ve yabancı turistler eşyalarını taşıtacak vasıta bu­lamamaktadırlar.

12 Ağustos 1953

 Paris :

Fransız Başvekili Joseph Laniel bu ak­şam radyoda yaptığı bir konuşmada hulasaten şunları söylemiştir :

«Başladığımız eserin memleketi selâ­mete götüreceğine inanıyoruz. Bugün yüz binlerce, belki milyonlarca müte­vazı aile bütçesinin karşılaştığı zorluk­ları bilmiyor değilim. Bütün hükümet­lerin ücretlerle fiyatlar arasında bir ayarlama yapmak hususundaki gayret­leri bugüne kadar başarılı bir netice vermemiştir. Bittabi yevmiyelerin ve maaşların artması hakkındaki taleple­rin de arkası alınamamıştır. Ücretlerin arttırılması hiçbir işe yaramamış, bu artışlar eşya fiyatlarının yükselmesi karşısında eriyivermiştir.

Ben millete hitap ederken ne isnatlar­da bulunmayı ne de meydan okumayı aklımdan geçirmiyorum.

Grevcilerin kendilerine göre belki ma­kul sebepleri vardır. Fakat bu, grevin tatbikatta manasız olmasının önüne ge­çemez. Filhakika bugünkü sıkıntılı du­rumdan kurtulmak, şansızların hayat seviyesini yükseltmek ve iktisadî ilerlemeyi hızlandırmak gerekiyorsa, bizi. doğru yola sevk edecek olan herhalde grev değildir.

Grevle yabancı seyyahları, yazı geçir­mek üzere Fransa'ya gelmekten nefret ettirecek olursak, bundan Fransız tica­reti çok zarar eder. Neticede Frangın kıymeti düşer ve sosyal tedbirlerde cö­mert davranma imkânlarımızı hiç de­ğilse geri atar.

Grev hiçbir şeye yaramaz. Açık konu­şalım, grev ancak müfritlerin ekmeği­ne yağ sürer. Bunların hedefi rejimi yıkmaktan ibarettir.

Binaenaleyh çeşitli menfaatler arasın­da hakem rolü oynamak vazifesi yal­nız devlete terettüp eden bir görevdir.

13 Ağustos İ353

 Paris :

Hristiyan işçiler sendika federasyonu dün akşam kendisine bağlı bulunan, teşkilâtlara, azamî 48 saat sürecek olan greve katılmaları emrini vermiştir. Sendika 48 saat sonra girildi tedbirle­ri alacağını bildirmiştir.

Diğer taraftan sendika federasyonu bu­günkü ihtilâfın ancak sosyal ve iktisa­dî politikayı takviye etmek suretiyle önlenebileceğini tekrarlamış ve mecli­sin, mesuliyetlerini yüklenmek üzere, derhal toplantıya çağırılmasını istemiş­tir.

 Paris:

Sendikaların, bütün işçileri gittikçe ge­nişleyen greve iştirake teşvik etmesi üzerine hükümet, halen grev halinde bulunan 2.850.000 işçiye karşı harekete.geçmeye karar vermiştir.

Neşredilen resmî bir tebliğde, şehrin hayatını felce uğratan işçiler bugün iş­leri başına dönmedikleri takdirde, ka­nunun tayin ettiği bütün cezalara baş­vurulacağı bildirilmiştir.

Ayni zamanda Fransanın en büyük iş­çi federasyonlarından  olan "Katolik» teşkilâtı, bütün âzalarının komünist ve sosyalist işçi birlikleri tarafından ya­pılacak grev teklifini kabul etmelerini fakat işleri başından 48 saatten fazla, ayrılmamalarını bildirmiştir.

1930 dan beri Fransada en büyük çap­ta vukua gelen grev hareketi, Baş vekil Joseph Laniel'in. iktisadî programı-m baltalama gayesi gütmektedir. La-niel, dün gece grevcilere mağlûp olma­yacağını beyan etmiştir.

 Paris :

Maden sanayii çevrelerinde belirtildi­ğine göre, küçük fabrikalarda işler normaldir. Büyük teşebbüslere gelince: Ayni çevrelere nazaran grev hare­keti buralara umumiyetle yayılmış ol­makla beraber hiç bir fabrikada işler tamamen durmuş değildir. Fakat ma­den işçileri federasyonu ile iş genel konfederasyonu ve işçi kuvveti teşkilâtı, ağır sanayide de işçilerin ekseri­yetinin grev emrine uyduklarım bil­dirmektedirler.

 Paris :

Bu sabah Paris'te bir tek otobüsün iş­lediği hayretle görülmüştür. Halbuki normal olarak 1800 otobüsün işlemesi gerekiyordu. Bu vaziyet karşısında hü­kümet orduya ait 700 kamyonu Paris­lilerin hizmetine tahsis etmiştir. Dün servise,konulan askerî kamyonların sa­yısı 300 den ibaretti ve aşağı yukarı kâfö gelmişti. Gerek şoförler, gerek yol­cular bir gün içinde yeni bazı âdetlere alışmışlardır. Mes,elâ Concorde meyda­nında olduğu gibi şoförlerin bazı du­raklarda durmadıkları ve seyrüseferi idareye memur askerlerin yanlış yol­dan, giden hususî arabalara ve sivilleri taşıyan askerî kamyonlara acı sesli dü­dükleri ile ihtarda bulunmadıkları görülmüştür.

14 Ağustos 1953

 Paris :

Komünist idaresindeki genel çalışma konfederasyonunun grev hareketlerini hususî teşebbüs sahasına intikal ettir­mekte sarfet tiği azamî gayrete rağ -men durum bundan evvelki hali mu­hafaza etmektedir. Siyasî sahada par­lâmentonun sendikalar tarafından top­lantıya davet edilmesi meselesi dün ta­savvur edildiği gibi müsbet netice1 ver­memiştir. Şimdiki halde parlâmento­nun içtimaa daveti hakkında 170 tel­graf meclis başkanlığına gelmiş bulun­makta ise de, bu sayının mektupla ta--yit edilmek şartıyla 209 a iblâğ edil­mesi lâzımdır. Filhakika komünist ve sosyalist muhalefeti için bu 209 imzayı toplamak güç olmamakla beraber, bu hususta bir kısım mebuslarda çekin­genlik emareleri görülmektedir. Sos­yalist mebuslardan Le Bail şimdiden böyle bir toplantıya muarız olduğunu bildirmiştir. Meclisin toplanması lüzu­mu tahakkuk etmiş olsa bile bunun derhal olmayacağı anlaşılmaktadır. Hü­kümet ekseriyetin bu yoldaki temayü­lünü müşahede ettiği takdirde meclis riyasetine müracaatla toplantının ya­pılmasını talep edebilecektir. Yeni Fransız kabinesi meclisin kendisine ge­çen 11 temmuz tarihinde vermiş oldu­ğu güven oyu itibariyle tatbik sahası­na geçirmek lüzumunu duyduğu ka­rarnamelerden ileri geldiği tahmin o-lunan şimdiki grev hareketleri hakkın­da etraflı izahat verecektir ve bekle­nildiği üzere meselenin müteakip saf­hası meclisin daha ilerideki oturumu­na talik edilecektir.

  Paris :

Öğleye doğru sosyal durumda kaydedi­len gelişmede iki mühim vakıa belir­miş bulunmaktadır :

1  Yeniden herhangi bir grev emri verilmemiştir,

2 Bazı kesimlerde işe başlamak hu­susunda bir temayül sezilmektedir.

Umumî hizmetler bakımından durum­da herhangi bir değişiklik yoktur. Yal­nız Paris'te yeraltı trenleri kısmen iş­lemeye başlamıştır. Hususî müessese­lerde işe başlıyanlarm sayısı daha faz­ladır. Bankalarla sigorta şirketlerinde hemen hemen grev yapan kalmamış gi­bidir. Ticaret sahasında dünden beri işler normale dönmüştür.

17 Ağustos 1953

 Paris :

Başvekil Laniel radyoda yaptığı kısa bir konuşmada, hülâsa olarak şunları söylemiştir:

«Yarınki salı gününden itibaren bütün grevlere son verilmesini istiyorum. Me­suliyet sahibi sendika şeflerinin yarın, sabah her yerde işe başlanması için bu akşamdan emir vereceklerini ümit edi­yorum..

Yarın sabah işe başlamayanlarla hiçbir suretle yeni görüşme yapılmayacaktır.»

liyen sosyalist mebusların tekliflerini de reddetmişlerdir.

Politik münakaşaların tehdidi böylece bertaraf edildikten sonra hükümet sü­kûnet içinde çalışmaya ve 12 Ekim'de toplanacak olan meclis müzakerelerine hazırlanmaya devam .edecektir.

Şimdiki halde sendikalar, üyelerine di­siplin, içinde işe başlamaları emrini ver meden, mümkün olduğu kadar fazla taviz elde etmeğe çalışmak!adırlar. Amme hizmetleri sahasında, grevcile­rin sayısı günden güne azalmaya de­vam etmektedir. Komünist taraftarı Genel İş Konfederasyonunun çıkardığı güçlüklere rağmen bu sahada grevin tamamıyla nihayet bulacağı ümit edil­mektedir.

 Paris :

Le Monde gazetesinin bugün yazdığına göre, son grevler yüzünden Fransız ekonomisinde husule gelen büyük za­rarları yavaş yavaş tesbit etmek im­kânı hasıl olmuştur.

P.T.T. idaresinin zararı şimdiden 6 milyar frangı bulmuştur. Demiryolla­rının zararı ise 15 milyar frangı aşmıştır.

26 Ağustos 1953

  Paris :

Bir hafta süren nisbî bir sükûnetten sonra cuma gününden itibaren sosyal durumda bariz ferahlık alâmetleri gö­rülmeye başlamıştı. Hafta sonundan itibaren Metro trafiğinde salâh görül­müştür. Demir ve Çelik İşçileri Sendi­kalarının verdiği umumî grev emrinin muvaffakiyetsizlikle neticelendiğini görmüşlerdir. Madenlerde vaziyet kö­tüleşmek şöyle dursun gözle görülür derecede salâha doğru yönelmiştir.

Bordeaux'da posta memurlarının önayak olmalarıyla başlayan grevin bugün 20 nci günüdür ve denebilir ki, bugün grev cephesi muhtelif noktalardan çök­meye başlamıştır ve sosyal durumda ferahlık belirmiştir. Birçok işçi teşek­küllerinin bugün yeniden işe başlama emri vermesi beklenmektedir. Bunlar hesaba katılmasa dahi grevin müteessir ettiği muhtelif kesimlerde durum şöy­le görünmektedir :

Bu kesimde, komünist temayüllü genel çalışma konfederasyonu dahi işe başla­ma .emri vermiştir. Bu itibarla bugün bütün, şimendifer işçilerinin tam bir' işbaşı yapmaları beklenmektedir. Bu­nunla beraber, trafiğin tamamen düzel­mesi için aradan 24 saat geçmesi lâzım­dır. Diğer taraftan Paris'te Metro ve otobüs trafiği çok salâh bulmuştur. Dün akşam Parislilerin çoğu evlerine normal vasıtalarla dönmüşlerdir. Bu konuda da genel çalışma konfederas­yonu işbaşı emri vermiştir. Bugün Metro ve otobüs servislerinin tamamen düzelmesi mümkündür.

Eyaletlerde işbaşı emrinin umumiyet­le tatbik edildiği bildirilmektedir. Pa­ris'te ise yalnız genel çalışma konfede­rasyonu grev kararında berdevamdır. Bununla beraber bu konfederasyonun da grev emrine son vermesi beklen­mektedir. Yalnız Paris ve mülhakatın­da 50.000 posta memuru vardır. Komü­nist temayüllü işçi teşkilâtı bunlardan 15.000 ine söz geçirmektedir.

Bu kesimdi yalnız Genel Çalışma Kon­federasyonu grevi devam ettirmekte­dir. Sosyalist temayüllü işçi kuvveti ve Hristiyan İşçiler Sendikaları greve devam etmemek hususunda küçük sen­dika kollarına serbesti vermişlerdir. Geçen cuma günü Demir - Çelik İşlet­melerinden 62 müessesesinde tam veya kısmî grev hüküm sürmekte idi. 24.000 işçi grev halinde bulunuyordu. Bu rak-kamlar dün çok düşmüş ve grev halin­de bulunan müesseselerin sayısı 53 ve amelenin sayısı da 15.000 olarak tespit edilmiştir. Yalnız Paris ve mülhakatın­da 450-500 bin demir - çelik işçisi var­dır. Eyaletlerde ve bilhassa Nantes, Marsilya, Rouen, Le Havre, Saint Etienne'de grev hareketi geniştir. Fakat bu hareketin daha da vahamet kesbettiğine dair 48 saatten beri hiçbir alâ­met görülmemiştir. Fransa'nın kömür madenlerinin yarısını teşkil eden Şi­mal havzasında grev 8 ağustos'tan beri devam etmektedir.

Bu kesimde Genel Çalışma Konfederas­yonu ile Hristiyan İşçiler Sendikası grev emrini idame etmektedirler. Bu­na mukabil işçi kuvveti üyelerini ser­best bırakmıştır. Bu kesimde bazı e yaleüerde tam işbaşı yapıldığı bildiril­mektedir.

27 Ağustos 1953

 Paris :

Üç Batılı Devlet tarafından Önümüzde­ki hafta Sovyet Rusya ya tevdi edilmesi muhtemel olan cevabî nota hakkında yorumlarda bulunan siyasî tefsirciler şöyle demektedirler:

Üç Batılı Devlet tarafından Sovyet Rusya ya tevdi edilecek cevabî notada Rusya dörtlü bir toplantıya davet edi­lecek, fakat bu toplantıda tek bir me­selenin görüşülmesini ileri sürecekler­dir. Bu tek mesele Almanya meselesi­dir.

Konferans muhtemel olarak 30 Eylül tarihinde Cenevre de toplanacaktır. Bu kararın neticesi olarak Avusturya me­selesi bu toplantıda bahis mevzuu edil­meyecektir.

Bu kaynaklara göre, Sovyetlere tevdi edilecek notada, bu konferansta iyi ne­ticeler alındığı takdirde diğer mesele­lerin de görüşüleceği bildirilecektir. Ayni zamanda, Avusturya meselesi gi­bi muayyen memleketleri ilgilendiren meselelerin görüşülmesi esnasında il­gili memleket temsilcilerinin hazır bulundurulması üzerinde de ısrar edile­cektir.

 Paris :

Sovyetlerin 4 Ağustos tarihli notasına verilecek cevabı hazırlamakla vazifeli Batılı mütehassıslar çalışmalarını dün fiilen bitirmişlerdir. Cevap tasarısı bu. sabah üç Batılı Hükümetin tetkikine arz edilmiştir. Bu arada öğrenildiğine göre, Bonn hükümetine, malûmat edin­mesi için, cevabin bir nüshası tevdi edilmiştir.

Fransa'da grev.

Yazan : H. C. Yalçın

12 Ağustos 1953 tarihli Uius'dan

Bu ayın beşinde birdenbire Bordo şeh­rinde patlak veren posta ve telgrafçı­lar grevi bir yaz gününde ansızın orta­lığı altüst eden bir fırtınaya benzedi. Çabuk da geçmedi, başka servislere de sirayet ederek Fransa'da her günkü hayatı pek tatsız ve sıkıcı bir selde sok­tu. İki gündür ne bir mektup ve gaze­te geliyor, ne bir mektup gidiyor. Dünkü makalemi Fransa'dan İsviçre'ye ge­çerek oradan posta kutusuna atmak mecburiyetinde kaldım. Bugün ve da­ha bakalım kaç gün aynı hoş ve rahat muhabere vasıtasından istifade edece­ğiz. Bereket versin, Fransız kıyısından İsviçre kıyısına yolcuları geçiren va­pur servisi İsviçrelilerin elinde. Yoksa Buna da imkân olmayacaktı. Greve şimendifereiler de iştirak etmişlerdir. Yolcular ve turistler bulundukları is­tasyonlarda Fransız idaresine hayır du­alar okuyarak şaşkın bir halde fırtına­nın geçmesini beklemişlerdir. Karan­lıkta kalacağımızdan da bahsediliyor. Çünkü grev havagazı ve elektrik işçi­lerine de sirayet etmiş gibi görünmek­tedir.

Hükümet hizmetinde umumî servisler­de çalışan iki milyon isçinin grev ha­linde bulunduklarını İsviçre'den alabildiğimiz bir sabah gazetesinde oku­duk. Bir aralık ele geçirebildiği fırsat­tan istifa ederek durum hakkında Pa­ris'ten Gazetede Lausanne'a telefon edebilmiş olan İsviçreli muhabir ha­berlerini şu acı sözlerle bitiriyor: *Bir hükümet bir defa eline ciddî ve mües­sir icraat imkânlarını geç irebildi, ona karşı da sosyal bir suris çıkarıldı. Bir kuvvetler çarpışması bağlıyor. Tabii ki bunda memleketin kazanacağı bir şey yoktur. Fakat Fransız siyaset âlemin­de memleketi kimin düşündüğü var­dır? »

Fransa'ya karşı dostluklarında hiç şüp­he edilemeyecek bir muharrir ile gaze­tesinin bu acı hükmünün delâlet ettiği eser ve teessüre bütün Fransız dost­larının iştirak ettikleri şüphesizdir. Dikkat edilecek nokta şudur ki grevin elebaşları komünistler değildirler. Va­kıa onlar da fırsatı kaçırmamışlar ve greve katılmışlardır, fakat asıl çıban başını «İşçi Kuvveti» adını taşıyan sos­yalist sendika koparmıştır. Sonra bu teşkilâtın merkezî federasyonu da fik­ri benimsemiş ve arkası sıra başka teş­kilâtlar da işe katılmıştır.

Görülüyor kî hükümet tarafından ida­re edilen umumî servislerdeki müstah­demler yani memurlar hükümetten memnun değildirler. Bunun da sebebi tasarruf maksadıyla hükümetin emek­lilik haddini bizde olduğu gibi  değiştirmesidir. Fakat bu işin zahiri cephesi imiş. İsviçreli muhabirin temin ettiğine göre, kuvvetli bir siyasî hare­ket karşısındayız. Sosyalistlerle solcu­lar tarafından Laniel hükümetine kar­şı çıkarılan bu patırdıda iktidardan düşmüş yani ellerindeki bakanlık san­dalyelerini kaptırmış sağ tarai siyaset­çilerin de gizliden gizliye işi körükle­dikleri de anlatılıyormuş!

Fransız Başbakanı radyo ile yaptığı beyanatta memurlar muhitinde ıslahat hareketine kargı galeyan doğurtmak arzusuyla yapılan tahriklere umumî ef­kârın dikkatini çekiyor ve henüz kararlaşmış bir şey olmadığını bildiriyor. Burası böyle olsa da Fransa'da iç du­rum tutuşmak için bir kibrit bekleyen eski ahşap binaların arz ettiği tehlikeyi andırır bir halde olacaktır ki birkaç körük darbesiyle böyle bir ateş derhal etrafı sarıverdi. Gariptir ki birkaç gün den beri Fransa'nın cenup havalisinde de yağmacılar yolları keserek münakaleyi durdurma teşebbüsündedîrler. Bu da başka bir dert. Bu işin başı an­laşılıyor ki, Fransız devlet adamları­nın demokrasiyi iyi anlayamamış ol-malarındandır. İşçilere grev hakkı tanı­mak yetişmiyormuş gibi bir de memur addedilen- devlet işçilerine "böyle bir hak vermişler. Böyle şey mi olur? Bi­ze bakıp ibret alsalar ya. Demokrasi­de ekseriyet partisinin arzusundan baş­ka bir hak ve bir prensip var mıdır? Toplantılarda hakaret bulunduğu mütalâaasiyle zabıta memurları herkesi dağıtamıyorlar mı? «Belli maksatlarla" söz söyleyenlerin ağzı neye kapatılmıyor? Böyle kusurlu bir demokraside iş­ler işte çorbaya döner diyeceğiz ama çorba pişirecek havagazı da kesilmek tehlikesinde. Hasılı, Fransa'ya karşı beslediğimiz yakınlık ve bağlılık his­lerini isbat için kendilerine bizim de­mokrasi ulemasından birkaç mütehas­sıs hediye edelim de bari rahata kavuş­sun zavallılar.   .

Fransa'da karışıklık..

Yasan : Âhmei Ş. Esmer

15 Ağustos 1953 tarihlî Ulus'dan

Fransa'nın işleri gene karışmıya başla­mıştır. Fakat bu defaki karışıklık ge­çen Mayıs ayının, yirmisinden Haziran ayının sonlarına kadar süren Kabine buhranlarından ileri gelmiyor, ondan da daha derin ve sermaye ile emek arasındaki münasebetlerle ilgili bir iktisad ve sosyal huzursuzluktan doğu­yor. Yeni zaman devletinin karşılaş­tığı bu önemli mesele emek ile serma­ye arasındaki münasebetlerin düzen­lenmesidir. İsçi, sermaye tarafından sömürmemelidir.

Komünist rejimi bu dâvayı çözmüş ol­duğunu iddia ediyorsa da hakikatte ilgçiyi en çok sömüren rejim komünist­liktir. Diktatör olduğu bildirilen pro­leter sınıf, Komünist memleketlerde hakikatte esir durumundadır. Bu sos­yal dâvaları en iyi çözenler İskandi­navya memleketleri ve bir dereceye kadar da içtimaî adalet duygusu çok kuvvetli olan İngilteredir. Fransa'da va hattâ birçok alanlarda çok ileri olan Amerika'da, bu meseleler çözüleme­miştir. Amerika'da bu meselelerin, iç­timaî huzursuzluk halini almasına baş­lıca engel, halkın yüksek hayat sevi­yesidir. Gerçi sermaye çok kazanıyor. Fakat işçiye de bol ücret veriliyor. Her iki zümre de tatmin edildiğinden orta­da bir «Haksızlık" varsa mesele teşkil etmiyor.

Dar durum :

Fransa'nın iktisadî durumu dar oldu­ğu için sermaye emek münasebetle­rinin düzensizliği içtimaî huzursuzluklara yer veriyor.

Fransa yıllar dan beri iktisadî ve malî zorluklar içindedir. Kazancından çok masrafı olan bir aileye benziyor. Me­suliyetleri çok geniştir: Silâhlanmak zorundadır. Hindicini'de masraflı ve külfetli bir harbe girişmiştir. Bütçe denk değildir.

Bu iktisadî zorlukları gidermek için birçok Fransız hükümetleri gayret sarfetmişler, fakat muvaffak olamamışlar­dır. Haziran sonlarında iktidara geçen Joseph Laniei Hükümeti, uzun. tartış­ma ve mücadeleden sonra bu zorluk­ları gidermek değilse bile hafifletmek için Asambleden yetkiler almıştı.

Bu yetkileri kullanırken işçi sınıfım za­rara sokacak bazı tedbirler üzerinde durmuştur: Emeklilik yaş haddinin yükseltileceği, memurlar arasında tas­fiyeler yapılacağı şayi olmuş, bunun ü-zerine, henüz tedbirler almadan posta, telgraf, gaz, elektrik gibi umumî hiz­metlerde çalışan işçiler grev yapmışlar­dır.

Hükümet nihayet aldığı tedbirleri bil­dirmiştir. Bunlar sanıldığı kadar ağır değildir. Fakat bu defa daha geniş işçi kütleleri grev ilân etmişler ve Fran­sa'nın hayatını felce uğratmışlardır. Anlaşmazlık memurlar ve devlet veya belediyelerin idaresinde bulunan umumî menfaat tesisleriyle işçiler ara­sında bulunduğuna göre bu mücadelenin bir sermaye  emek meselesi ol­madığı iddia edilebilirse de hüküme­tin en büyük işveren müessese olduğu unutulmamalıdır. Bu itibarladır ki, hü­kümet memurlarının bile grev yapmak haklan tanınmıştır.

Siyasî sebepler :

Grevlerin ilânında ve yayılmalarında Fransa'daki siyasî durumun da büyük âmil teşkil ettiği unutulmamalıdır. Fransız halkı, seçimlerin neticeleri de gösterdiği gibi, sol temayüllüdür. Ko­münistler ve sosyalistler bir arada son seçimde oyların çoğunluğunu sağlamış­lardır. Fakat komünistlerin hükümete katılmaları mümkün değildir. Bu se­beple 1947 yılından beri komünistler muhalefettedirler.

Sosyalistler 1951 yılı Ağustosuna kadar hükümetlerle işbirliğine girişmişler iken o tarihten beri onlar da Kabine dışında bırakılmışlar ve muhalefete çe­kilmişlerdir. Fransız hükümetleri iki yıldır mütemadiyen sağa kaymaktadır. Laniei Hükümeti de Orta Sağ parti­lerine dayanmaktadır.

Bu çok vahim bir vaziyet ihdas eder. O taktirde dostumuz Amerikalılarla v.e Birleşmiş  Milletlerin diğer üyeleriy­le beraber arkadaşça ve Birleşmiş Milletlerin sadık bir üyesi sıfatiyle ha­rekete mecbur oluruz."

   Roma :

Dört merkez partisi olan Hristiyan De­mokrat, Liberal, Cumhuriyetçi ve Sos­yal Demokrat Partileri grup başkanla­rı ve siyasî sekreterleri, hüküm sür­mekte olan kabine buhranını gidermek maksadı ile siyasî durumu incelemek üzere bu sabah Monte Citerio köşkün­de bir toplantı yapmışlardır.

9  Ağustos 1953

  Londra :

Sovyet Başvekili Georgi Malenkov, dün Sovyet Yüksek Şûrasındaki iki saat süren nutkunda bütün dünyanın sor­duğu iki suali tamamıyla cevapsız bı­rakmıştır. Eski polis şefi Beria muha­keme edilecek mi? edilecekse, ne za­man?

Malenkov nutkunda Beria meselesine Tasaca temas ederek bu Emperyalizm Ajansının mahiyetinin meydana çıka­rıldığını ve zararsız bir hale getirildi­ğini söylemekle iktifa etmiştir. Şimdi mesele Malenkov ve mesai arkadaşla­rının Beria'yı mahkemeye sevk etmenin doğru bir hareket olup olmayacağı hususunda ne düşündükleridir.

Bir çok müşahitlerin kabul ettiği gibi -Sovyet ordusu Beria'nın azlinde rol oy­namıştır. Ordu bu kadarla iktifa etmiş olabilir ve muhakkak olan birşey var­sa o da Beria hâdisesine artık kapan­mış ve üstünde durulması icabet meyen bir mesele nazarı ile bakıldığıdır.

10   Ağustos 1953

 Londra :

İngiliz kabinesi bugün öğleden sonra Başvekâlette- Maliye Vekili Butler'in Reisliğinde mühim bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda Butler, Başvekil Churchill'e vekâlet etmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda İngiliz mu­rahhas heyetine başkanlık edecek olan ve bu aksam Newyork'a hareketi mukarrer bulunan Devlet Vekili Selwyn Lloyd de toplantıya iştirak etmiştir.

Umumiyetle doğru haber alan çevreler­den Öğrenildiğine göre bu içtimada mil­letlerarası durumda kaydedilen son ge­lişmeler incelenmiştir.

Görüşülen meselelerin şunlar   olduğu tahmin edilmektedir:

 Üç Batılı devletin 15 Temmuz ta­rihli    notasına    Rusların 4 Ağustos'ta verdiği cevap. Bu notalar Alman ve Avusturya meselelerini görüşmek üzere bir Dörtler toplantısı yapılmasına mü­tedairdir.  Bundan  başka Malenkofun son nutku.

 Mütareke bozulduğu takdirde 16'ların beyannamesiyle Komünistlere ya­pılan ağır ihtarın doğurabileceği neti­celer ve 90 gün sona erince Birleşik Amerika'mn Güney Kore'den ve siyasî konferanstan çekilmesi  ihtimalini be­lirten Dulles Rhee demeci.

 İngiliz murahhaslarının Birleşmiş Milletler toplantısında ve bilâhare Ko­re hakkındaki siyasî konferansta takip edecekleri hareket hattı.

İngiliz kabinesinin, Sovyet notasına ve­rilecek esvabı hazırlayacak olan üçler komitesine göndereceği delegeye verile cek talimatı tesbit ettiği zannedilmek­tedir. Bu talimata göre İngiliz murah­hası Amerikalı ve Fransız delegeleri ile tam mutabakat halinde hareket ede­cektir. Bu komitenin Paris'te bu hafta içinde toplanması muhtemeldir.

Ayni çevrelerdeki kanaate göre, îngi-liz hükümeti Birleşmiş Milletlerin Kore konferansının yalnız yerini ve hangi memleketler temsilcilerinden teşekkül edeceğini değil, ayni zamanda hangi meseleleri müzakere edip karara bağ­laması lâzımgeldiğini tâyin etmesini de istemektedir.

Diğer taraftan İngiltere hükümeti, Ko­re'de mütareke bozulduğu takdirde as­kerî bir harekete tevessül edilmeden evvel istişarelerde bulunulması hak­kındaki görüşünü de teyid etmiştir. E-sasen bu görüş daha evvel müttefikle­re bildirilmiştir.

13 Ağustos 1953

 Kahire :

Süveyş kanalı bölgesinde İngilizler a leyhine girişilen son hareketleri yo-lumlayan İngiltere'nin Kahire Büyük Elçilik sözcüsü, İngiliz mahfillerinin bu hâdiselere büyük ehemmiyet atfettik­lerini ve bunların tertipli olduğuna ka­ni bulunduklarını söylemiş ve devamla demiştir ki:

Bu tecavüz hâdiseleri İngilizlerle Mı­sırlılar arasında yapılan son müzakere­ler münasebetiyle başgöstermiş olanla­ra benzemektedir ve herhalde bu taş­kın hareketler, Mısır makamlarının va­ziyete hâkim olabildiklerine dair iyi bir not değildir. Bilindiği gibi o zaman­lar Mısır makamları nezdinde teşebbüs­te bulunulmuştu. Mısır makamlarının alacakları tedbirler sayesinde teessüs .edecek sükûnetin faydalı temas ve mü­zakerelere müsait bir hava temin ede­ceği zannedilmekte idi. İngilizler bu bakımdan ellerinden geleni yapmışlar­dır ve sükûnetin idamesi için her ça­reye başvuracaklardır.

17 Ağustos 1953

  Londra :

İngiliz Dışişleri Vekâletinin bir süzcü-sü bu sabah §u beyanatta bulunmuş­tur:

«Dün tevdi olunan Sovyet notası ilk nazarda Dört Dışişleri Vekillerinin top­lanarak bütün dikkatlerini Alman me­selesinin, halline tevcih etmeleri şeklin- . deki Batı'lıların fikrini teyid eder ma­hiyettedir. Kanaatimizce Avusturya meselesinin halline de bir rüçhan hak­kı tanımalıdır. Diğer taraftan İngiliz hükümetinin bu Rus notasının, Paris Konferansının tehirine sebep olabilece­ği kanaatinde bulunmadığını ilâve et­meliyim. Bu konferans için henüz bîr tarih tesbit edilmemiştir.»

 Bağdat :

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ile Irak Kralı Faysal dün misafir köşkün­de bir saatten fazla görüşmüşlerdir.

Şah tarafından, kabul edilen siyasî v,e dinî büyüklerin bildirdiklerine göre, Muhammed Rıza Pehlevî, Başvekil Doktor Musaddık'ı azil ve yerine Ge­neral Feyzullah Zahidi'yi nasbettikten sonra* kendi arzu ve iradesiyle Tahran­dan ayrılmıştır.

Bu çevreler Şahın fikirlerini su şekil­de izah ettiğini kaydetmişlerdir.

«Doktor Musaddık, istifası hususunda benim ve İran halkının arzusunu yeri­ne getirmediği için esef ediyorum.

General Zahidi askerî bir hükümet dar­besi hazırlamamış, sadece Doktor Musaddık'a kararım iblâğa çalışmıştır. Ben halâ Musaddık'ı değil de, General Zahidi'yi İran'ın meşru Başvekili ad­dediyorum.»

Aynı çevreler, Şahın şu mütalâayı da sözlerine ilave ettiğini bildirmişlerdir. «İranlıların millî menfaatlerini koru­mak yolundaki salâhiyetlerimi kullan­mak ve anayasamıza hürmetkar kal­mak daima hedef ve gayem olacaktır. Doktor Musaddık'a, memleketi yegâne diktatör olarak idareye müsaade edilmiyecektir.

24 Ağustos 1953

 Londra :

Bugün Londra'da imzalanan Milletler arası Şeker Anlaşması 1 Ocak 1954'den itibaren 5 sene müddetle yürürlükte kalacaktır,

Bu husustaki konferans 13 Temmuz' danberi devam ediyordu. Konferansa 51 memleket iştirak etmiştir.

İmzalanan anlaşmanın hususiyeti, âkit devletlerden herhangi biri tarafından her ne sebeple olursa olsun bu 5 sene içinde iptal edilemiyecek olmasıdır.

 Londra:

Malenkofun Doğu Almanya'ya malî ve iktisadî kolaylıklar vadeden nutku bu sabah bütün İngiliz gazeteleri tarafın­dan yorumlanmaktadır.

Bu konuda müstakil Tımes gazetesi şunları yazmaktadır:

Malenkofun vaadettiği yardımlarda» Almanların hiçbir fayda sağlamıyacaklarını düşünmek elbetteki yersiz olur, fakat bu vaadlerin Moskova'nın hayır hanlığından ileri geldiğini zannetmek de hatadır. Bu iyilik jestleri Batı  Almanya'da seçimlerin yaklaşmış ve Doğu Almanya hükümetinin otoritesi­nin bir hayli zayıflamış olduğu bir za­mana rastlamaktadır.

Liberal News Chronicle ise şu fikirde­dir:

Vaad edilen bu kolaylıklar   hakikaten tatbik edilecek olursa Doğu Almanya' da hayat şartlarının salâh bulacağında şüphe yoktur. Sovyetlerin, Alman te­cavüz ve istilâsından bunca zarar gör­müş olan Polonyalıları da Almanya dan tazminat almaya razı etmeleri bu işe ne büyük bir ehemmiyet atfettikle­rini göstermektedir. Sovyetlerin başlı­ca gayesi hiç şüphesiz ki Almanya'da "bir yatıştırma siyasetini yürütmektir.

Diğer taraftan işçi partisi organı olan Daily Herald şöyle demektedir:

Komünistler, Federal Batı Almanya'da seçmenlere şunu ispat etmek istiyorlar: Adenauer lehine verilecek her oy mem­leketin, ikiye bölünmüş vaziyetini ida­meye yardım edecektir. Fakat Sovyet­ler bunu yaparken düşünmüyorlar ki, Doğu Almanya hükümetini bu suretle desteklemekte Batı Almanya seçmenle­rini Doktor Adenauer'e büsbütün yak­laştıracaktır.

Solcu Daily Miror gazetesi, bütün bu tedbirler Doktor Adenauer'in aleyhine yöneltilmiştir, dedikten sonra şöyle de­vam ediyor: Zira Doktor Adenauer'in seçimlerde muvaffak olması Avrupa'daki Amerikan siyasetinin muvaffaki­yeti mânasına gelecektir. Esasen Mos­kova'dan ve Washington'dan gelen her hareket ya Adenauer'İ desteklemeğe yahut da onun hezimetini hazırlamaya matuftur.

Nihayet Komünist Daily Worker de Sovyetlerin Doğu Almanya'ya göster­dikleri tavizin, bütün Almanyaya şamil olmak üzere Batı'lılara yapılan teklif­lerin bir kısmı olduğunu yazmakta ve bu kayıtsız şartsız bir sulh siyasetidir demektedir.

26 Ağustos 1953

 Londra :

Bu sabahki nüshasında, İngiliz  İran münasebetlerine temas eden Times ga­zetesi, petrol meselesinin halli için atıl­ması lâzım gelen ilk adımın, iki mem­leket arasında diplomatik münasebetle­rin tesisi olduğunu yazmakta ve şunla­rı ilâve etmektedir:

«Bu münasebetler tesis edilmedikçe her hangi bir meseleyi ele almak son de­rece müşküldür.

İran hükümetlerinin hepsi, millî mese­lelerde hassastır. Hiç bir hükümet iş başına geldikten sonra, bir .evvelki hü­kümete göre daha az milliyetçi olduğu­nun zannedilmesini istemez. Musaddık, bu hissi istismar etti. Fakat İranda mil­liyetçilik hissi daima mevcuttur.»

Her iki taraf irin de 1950 durumuna dönmenin imkânsız olduğuna işaret eden Times gazetesi yazısına şöyle de­vam etmektedir:

«Belki de petrol meselesinin halli için en iyi çare. Şubat ayı zarfında Ameri­ka tarafından yapılan teklifin kabulü­dür. Bugün muhakkak olan bir şey var­da, o da gerek İrak'ta, gerek Kuwait de gerekse Basra körfezindeki petrol bölgelerinin bugün, Abadan petrolleri­nin kayıbını telâfi etmekte olmasıdır.

Bugün İran petrolünü satabilmesi, dün­ya için bu petrolden istifade etmek hu­susundan çok daha mühimdir.»

 Londra :

Kahire'den gelen haberler, Süveyş'teki üs meselesini, İngiliz politikasının Ön plânda bulunan konuları arasına geçir­miştir. Filhakika İngiliz hükümeti Sa­la günkü toplantısında, bir müddetten beri Kafaire'de General Brian Robertson ile İngiltere Maslahatgüzarı Robert Hankey tarafından gayrî resmî olarak idare edilen görüşmelerin bugünkü saf­hasını gözden geçirmiştir. Bugün öğ­renildiğine göre İngiliz ve Mısırlı mu­rahhaslar Perşembe günü tekrar bulu­şacaklardır.

General Robertson'un, Eylül başında Londraya gelerek hükümete görüşme­ler hakkında şifahî izahat vereceği hak­kındaki haber Dışişleri Vekâletince teyid edilmektedir.

Sızan haberlere göre Mısır hükümeti modern ve tam teçhizattı 150.000 kişi­lik bir Arap ordusunun kurulmasını teklif etmiştir. Mısır hükümetince bu kuvvet kanal bölgesini müdafaaya muktedirdir. İngiliz siyasî mahfilleri böyle bir teklifin tatbik kabiliyetini şüpheli görüyorlar. Filhakika Arap bir­liğine dahil memleketlerin millî ordu­larını böyle bir gaye uğrunda bir ara­ya getirmek fikri büyük zorluklarla karşılaşmağa mahkûmdur. Bundan baş­ka Süveyş bölgesinin müdafaası için düşünülebilecek herhangi bir hal şek­li Orta  Doğu'nun müdafaasile ilgili bütün devletlerin, stratejik menfaatlerini hesaba katmak zorundadır.»

27 Ağustos 1953

 Londra :

«Evening News» gazetesi siyasî mese­leler muharririnin bu sabah yazdığına göre, Sir "Wİnston Churchill Almanya meselesinin halli için cesurane ve dinamik bir plân hazırlamıştır. Ekim ayın­da toplanması tasarlanan Dörtlü Konferansta Sovyetlere sunulmak üzere teklifler şeklinde tesbit edilecek olan bu plânda Avrupa barışının Doğu ve Batı tarafından teminat altına alınma­dı, yani Almanya da dahil olmak üze­re Batı Avrupa'nın, Rusya ile aktolunacak bir saldırmazlık paktına ve gü­venlik plânına ithali bahis mevzuudur. Aynı muharririn kanaatince Sir Winston, Ekim ayında toplanması derpiş olunan Dört Dışişleri Konferansının, Do­ğu ile Batı arasındaki bütün anlaşmaz­lıkların umumî bir şekilde hallini mümkün kılacak bir Dört Büyükler toplantısına yol açabileceğini ümit etmekte­dir.

 Londra :

İnanılır kaynakların bugün bildirdiğine göre, Başvekil Sir Winston Churchill' in Batı birliğini takviye etmek maksadiyle Reisicumhur Eisenhower ve Fran­sız Başvekili Joseph Laniel ile bir üç büyükler toplantısı teklif etmesi çok muhtemel addedilmektedir.

Aynı kaynaklar böyle bir toplantının iki ay Önce Churchil ‘in hastalanmasiyle tehir edilen 8 Temmuz Bermuda Konferansından çok daha acil olduğu­nu söylemektedirler. Churchill artık tamamiyle iyileşmiş ve idareyi eline almış sayılabileceği için bu toplantı­nın gelecek ay yapılması muhakkak gi­bidir.

İki sene evvel tekrar Başvekilliğe geldiğinden beri söylediği bütün nutuklardan anlaşılacağı veçhile Churchill'in en büyük arzusu Batı ile Sovyetler ara­sındaki soğuk harbi sulh yahut hiç ol­mazsa bir mütareke ile nihayete erdir­mektir.

Kore Sulh konferansına Hindistan'ın da davet edilip edilmemesi mevzuu üzerinde Birleşmiş Milletlerde Amerika ile görüş ayrılığı da İngiliz Başvekilini düşündürmektedir. Gelecek ay böyle bir üçlü toplantının yapılması toplan­tının Kore mütareke konferansına ta­kaddüm etmesi yahut o devre içinde olması ve Batının Eylül sonu yahut Ekim bazı olmak üzere Sovyetlere teklif edeceği Dört Büyükler toplantısından evvel yer alması büyük bir avantaj te­min etmektedir.

İyi haber alan çevreler Churchill, Eisenhower ve Laniel'in bu toplantıda aşağıdaki meseleleri ele almalarının muhtemel  olduğunu  söylemektedirler.

 Kore Sulh Konferansı, İngiltere’de umumî ve gittikçe kuvvet bulan kanaat,  Güney  Kore'nin  tazyiki  altında olan Amerika'nın ya tatbik edilmesine imkân  olmıyan  çok  ağır  şartlar  ileri süreceği, yahut da vakitsiz olarak kon­feransı terkedeceği  merkezindedir.

 Hindicini meselesi, buradaki res­mî şahsiyetler bir çok Fransızın Komünist  Vietminh'lerle  müzakereye giriş­meyi  istedikleri  kanaatindedir!er. Fakat Amerika böyle bir hareketin tama­miyle aleyhindedir.

 Batı  Doğu müzakereleri. Ame­rika hariç bütün dünya Sovyet Başvekili Malenkov ile gayri resmî bir toplantının    yapılması    taraftarıdır.    Bu mevzu nihayet Almanya hakkında bir Dışişleri Vekilleri toplantısına müncer olmuştur. Fakat Churchill ilerde daha geniş mahiyetli görüşmelerin yapılma­sı için bir fırsat hazırlıyabilir.

29 Ağustos 1953

 Londra :

İnanılır kaynaklardan bildirildiğine göre, İngiltere Başvekili Churchill, sayfiye evinde hükümette yapmağı tasarladığı değişiklikleri gözden geçirmektedir.

Siyasî kaynaklar, Churchill'in sıhhati müsaade ettiği müddetçe, Başvekillikte kalacağını ve Eden'i de hususî yar­dımcılığına alacağını bildirmekte ve şunları ilâve etmektedirler:

Bu suretle Dışişleri Vekâletine başka bir zat tâyin edilecek, Eden daha ziyade Başvekil Yardımcılığı vazifelerini deruhte edecek ve zamanla Churchill’in yerine alacaktır.

Geçirdiği müteaddit ameliyatları mü­teakip sıhhati yerine gelen Eden, fazla yorulmadan Sir Winston'un yükünü hafifletebilecektir.

2 Ağustos 1953

 Roma :

Siyasî müşahiterin bugün kendi kendi­lerine sordukları sual şudur: Acaba Piccioni, Şefi de Gasperi'nin muvaffak olamadığı işi başarabilecek ve geçen hafta Mebuslar Meclisinin kabineye güvensizlik oyu vermesiyle başlayan buhranı sona erdirebilecek midir.

Piccioni'nin Başvekilliğe namzet gös­terilmesi, Hristiyan Demokrat Partisi­nin, çoğunluk partisi sifatiyle, durumun hakemi rolünü muhafaza etmekte olduğuna bir delil sayılmaktadır. Umu­mî kanaate göre, buhran ancak mer­kez partilerinin uzlaşmasile halledile­bilecektir. Siyasî yorumcuların fikrince bu hal sureti, bugünkü şartlar da­hilinde, gerçekleşmesi mümkün tek hal çaresidir. Neticede, Piccioni'nin kabul edeceği formül, de Gasperi'nin kabul etmiş olduğu formülden farksız ola­caktır. Piccioni'nin muvaffakiyet ihti­mallerini arttıran husus, yeni hüküme­tin başında Hristiyan Demokrat Parti­si liderinin bulunmayacak olmasıdır.

Haklı veya haksız, de Gasperi hem merkezî teşkil eden Demokrat Partile­rin hem de kralcıların husumetine ma­ruz kalmıştı. Kurduğu hükümetin Mec­liste hezimete uğramasında başlıca âmil, kendi şahsı olmuştur.

Bu sebeple de Gasperi'ye taraftar ol­mayanların Piccioni'yi desteklemeleri veya çekimser davranmaları mümkün­dür.

Ağustos 1953

 Roma :

Başvekil namzedi M. Attilio Piccioni, Hristiyan Demokrat ve Sosyal Demokrat Parlâmento grup şefleri ile görüş­tükten sonra, bu defa Liberal grup li­deri M. Raffaele de Caro'yu kabul etmiştir. Liberal Lider görüşmeyi müte­akip, kendi partisi ile Hristiyan Demokrat Parti arasında bir anlaşmanın mümkün olabileceğini bildirmiştir. Bu beyanat, bu sabah M. Piccioni ile gö­rüştükten sonra, yeni hükümetin Liberal ve Cumhuriyetçi partiler veya. bunlardan biri tarafından desteklene­ceğini söylemiş olan Hristiyan Demok­rat Grup Şefi M. Moro'nun sözlerini te­yit eder mahiyettedir.

6 Ağustos 1953

 Roma :

Liberal Parti Genel İdare Kurulu ile Parlâmento Grupu, bugün yaptıkları müşterek bir toplantıda kurulacak yeni kabine muvacehesinde partinin du­rumunu tâyin etmişlerdir.

Varılan karara göre Liberal Parti, Mer­kez Partileri tarafından teşkil edilecek bir hükümete katılacak fakat yalnız Hristiyan Demokrat Partisi tarafından kurulacak bir kabineye girmiyecek ve böyle bir hükümeti desteklemiyecektir.

Buna mukabil, Hristiyan Demokratlar kralcıların müzaheretini sağlamışlardır..

 Roma :

Başvekil adayı M. Attillio Piccioni bu, sabah öğleye doğru Reisicumhur Binaudı'yi ziyaret ederek, hükümeti kurabil­mek için son dört gün zarfında siyasî grupların temsilcileri ile yaptığı istişa­relerin neticesi hakkında malûmat ver­miştir.

Bu istişarelerin bilançosu şimdilik müsbet değildir. Bunun sebebi de 43 saatten beri bazı yeni zorluklar çıkmış ol­masıdır.

Piccioni ve Hristiyan Demokrat Partisi üç hal şekli tasavvur edebilirlerdi:

 Solda müzaheret sağlamak,

 Sağda destek aramak,

 Sağ ve sol cenahların yardımından feragat etmek.

Guiseppe Saragat'ın telkin ettiği sola temayül, Nenniye bağlı 75 sosyalist me­busun tarafsızlığını sağlamakta müm­kün olabilirdi. Bu, İtalyan politikasının sola kaymasını gerektirecek bir hare­ket olurdu ve gerek iç politikada, ge­rek dış siyasette Önemli neticeler do­ğurabilirdi. Bu ihtimalin bertaraf edil­diği sanılmaktadır. Diğer iki şıktan en. normali sağcılarla solculardan feragat ederek merkez partilerinden müteşek­kil bir hükümet kurmaktır. Bu takdir­de de çoğunluk sağlayabilmek için sağ­cıların bitaraflığını temin etmek gerekmektedir.

Bütün güçlükler muvazeneyi bulama­maktan ileri geliyor.

13 Ağustos 1953

 Roma :

Hristiyan Demokrat Partisi İdare He­yeti bugün yaptığı toplantıda Piccioni' nin hükümeti kurmaktan vazgeçmesi üzerine hasıl olan durumu incelemiştir. Neticede, istifa eden kabinede bütçe ve hazine vekilliği yapmış olan Giuseple Pella'yı» yeni kabineyi kurmak maksadiyle sarfedeceği gayretlerde desteklemeye karar vermiştir.

İdare Heyeti, Piccioni'ye de, büyük bir hüsnüniyetle sarfettiği gayretlerden do­layı minnettarlığını bildirmiştir.

14  Ağustos 1953

  Roma :

İlk temaslarının sonunda beyanatta bulunan Başbakan adayı Giuseppe Pella en kısa zaman zarfında kabineyi kura­bilmek için mutad istişareler sistemi dışında kalarak, diğer şahsiyetleri de ka­bul edeceğini bildirmiştir. Pella, yarın Cumhurreisine kat'î cevabını verinceye kadar başka bir şey söylemeyi red­detmiştir. Bu arada, de Gasperi'nin Dışişleri Vekâletini ifaya devam edip et­memesi hususunda Rella'nin bir şey bildirmemiş olması da dikkate şayan görülmektedir.

15  Ağustos 1953

 Roma :

Yeni İtalyan kabinesini kurmak vazifesini katı olarak kabul etmiş olan Gui­seppe Pella bugün akşam üzeri yeni Vekiller listesini Reisicumhura sun­muştur.

16 Ağustos 1953

 Roma :

Yeni kabineyi kurmaya muvaffak olan Pella beyanatta bulunarak kabinesinin, bilhassa idarî işlerle meşgul olacağını ve bu arada evvelâ bütçeyi geçirmeğe, çalışacağını söylemiştir. Başbakan ka­binesinin geçici mahiyetine bilhassa işaret etmiştir. Kabine üyeleri Pazarte­si günü yemin edeceklerdir.

19 Ağustos 1953

 Roma :

Dün gece buraya gelen İran Şahı Muhammed Riza Pehlevi'nin bugün bir basın toplantısı yaparak memleketin­den âni surette ayrılışının sebeplerini izah edeceği sanılmaktadır.

Şahın buraya gelmesi münasebetiyle beyanatta bulunan İran Büyük Elçili­ği sözcülerinden biri, Şahın Roma'ya geleceğinden Büyük Elçiliğin haberi yoktu, binaenaleyh bu hususda herhan­gi bir karşılama hazırlığı yapılmamış­tır, demiştir.

Şahın kâtibi Ebulfetih Atabey, Şah ile Kraliçenin Romada iki veya üç gün ka­lacaklarını söylemiş, fakat Muhammed Riza Pehlevinin, bundan iki ay evvel İran'dan ayrıldığındanberi İsviçre'de yaşamakta olan kız kardeşi Eşrefin ya­nma gitmek üzere İsviçreye hareket edip etmiyeceği hususunda herhangi bir malûmat vermekten İmtina etmiş­tir.

Şahın maiyetinde bulunan dördüncü. şahıs, hususî pilotu Binbaşı Muham­med Kahatmidir.

21 Ağustos 1953

 Roma :

İtalyan Başvekili Giuseppe Pella, kabi­nesinin kuruluşu ve yeni hükümet programı üzerinde parlâmentonun herhangi bir karara varmasından önce devlet ta­rafından kontrol veya finanse edilen teşebbüslerde vukua gelen sosyal tahrikler karşısında müşkül duruma düş­müş bulunmaktadır.

İş ve ücretlerin ayarlanması talepleri­ne istinad eden bu tahrik haftalardan-beri devam etmektedir. Her türlü siya­sî temayüllere mensup teşekküller bu "hususta bir müracaatta bulunmak için kabine buhranının sona ermesini bekle­mekte idiler. Nitekim bu teşekküller yeni hükümet reisine müracaatta bulu­narak durum hakkındaki görüşlerini kendisine anlatabilmek için derhal tem­silcilerini kabul etmesini istemişlerdir.

22 Ağustos 1953

 Roma :

Yeni İtalyan Başvekili Pella bugün âyan Meclisinde söylediği bir nutukta son günlerde hükümetin beyannamesi hakkında partilerinin fikirlerine tercü­man olan hatiplere cevap vermiştir.

Dış politikadan bahseden Başvekil de­miştir ki:

«Hemen hemen bütün hatiplerin hükü­metin Atlantik Paktına sadık kalmak yolundaki politikasını    tasvip ve teşci etmelerim görmekle son derece bahti­yarım»

Atlantik Paktı üyeleri arasında anlaş­mazlıklar çıktığı hakkındaki iddialara cevap veren Başvekil, böyle bir şeyin katiyyen varid olmadığını, bilâkis muhtelif üye memleketler görüşlerinin serbestçe münakaşa edilmesinin, her memleketin müstakil bir durumda gö­rüşünü müdafaa edebildiğine bir delil sayıldığını belirtmiştir.

Başvekil Giuseppe Pella sözlerine şöyle devam etmiştir:

Hükümet, memleket menfaatlerinin haleldar edilmesine ve müttefikler ta­rafından resmen kabul edilmiş olan ve­cibelerin bertaraf edilmesine müsaade etmiyecektir. Realist bir dış politika­nın temeli millî şeref olmalıdır.»

Baha nutkunun başında, kurduğu hü­kümetin muvakkat olduğuna işaret eden Pella. yeni kabinenin daha ziyade idarî bir karakter taşıdığını söylemiş ve demiştir ki:

«Hükümet sosyal meselelerden derin bir ilham alacaktır ve bu alanda zemi­ni İlerideki hükümet İçin hazırlayacak­tır onun durumunda, herhalde olmıyacaktır.

İtalyan buhranı Fransız grevcileri Avrupanın bünyesinde yeni ve düşündürücü bir buhranın hüküm sürdüğüne inkârı kabil olmıyan delillerdir. Bugün düşündürücü olan bu buhranın tehlike­li mahiyet almadan hür dünya dediği­miz meşru nizam cephesi lehine son bulmasını temenni edelim.

Yeni İtalyan hükümeti.

Yazan : A. Ş. Esmer

31 Ağustos 1953 tarihli Ulus'dan

İtalya'daki hükümet buhranı Fransa' daki hükümet buhranından da daha uzun sürdü. Yedi yıl memleketi idare eden ve sekiz defa hükümet kuran De Gasperi, 28 Temmuzda düşürüldükten, sonra Ağustos sonlarına kadar İtalya hükümetsiz kaldı. Başkan Binaudi kabi neyi kurmak vazifesini önce Piccioni' ye verdi. Fakat bu zat hükümeti kuramayınca, Cumhurbaşkanı Guiseppe Pella'yı vazifeye çağırdı. Bella, hükü­metini kurmuş ve gerek ayandan ve ge­rek Meclisten itimad oyu da almıştır.

İtalya'da hükümet kurulmasını zorlaş­tıran mesele 7-8 Haziran seçimlerinin neticeleridir. Bundan önce yapılan 1948 seçimlerinde De Gasperi'nin Hristiyan Demokrat Partisi her iki mecliste de mutlak çoğunluğu sağladığından hükü­met kurmak kolaydı. De Gasperi bu yıllar içinde Cumhuriyetçi Liberal ve sağ kol Sosyalistlerin kâh hükümete iş­tirakleri, kâh kendisini desteklemeleriyle arka sıra yedi kabine kurdu ve İtalya'yı idare etti. Bu sırada solda Komü­nistler ve onlarla birlikte hareket eden sol kol Sosyalistler «Nenni» nin liderli­ği altındaki kol ve sağda da hükümdar taraftarları ve Neo - Faşistler, muhale­fette idiler. 7-8 Haziran seçimi Hristi­yan Demokratları ve ona yardım .eden orta kol zümreleri zayıflattı. Öte yan­dan sağ ve sol zümreleri kuvvetlendir­di. De Gasperi kendi partisi ile bu orta kol zümrelerin bir arada seçimde en aşağı yüzde elli nisbetinde oyları ala­bileceklerini ummuştu. Bu ümitledir ki, Seçim Kanunu değiştirildi ve yüzde elli nisbetinde oy kazanacak partiye ve­ya parti grupuna mecliste üçte iki nis­betinde temsil hakkı verildi.

Hayal Kırıklığı :

Eğer De Gasperi ile ortakları seçimde yüzde elli nisbetini kazanabilmiş olsa­lardı, koalisyon kurarak İtalya'yı idare­ye devam edeceklerdi. Fakat 7-8 Hazi­ran seçimlerinin neticesi bütün bu par­tiler için. hayal kırıklığı olmuştur. De Gasperi'nin Hristiyan Demokratları za­yıfladı. Ötedeki ortakları da zayıfladık­larından yardımından mahrum kalan De Gasperi nihayet Temmuz sonların­da iktidardan, düştü.

Önce De Gasperi'nin kendisi, sonra da Piccioni hükümet kurmaya çalıştılar. Muvaffak olamayınca, De Gasperi ka­binesinde Maliye Bakanı olan Pella hü­kümeti kurmaya muvaffak olmuştur. Pella hükümeti ayanda elli dört, Mec­liste de yüz çoğunlukla itimad kazan­mıştır. Yeni hükümet aleyhine oy ve­renler yalnız Komünistler ve onların ortakları sol kol sosyalistlerdir. Öteki partiler ya Pellayı desteklemişler yahut da müstenkif, kalmışlardır.

Fakat bu neticeye bakarak Pella'nın uzun Ömürlü bir hükümet kurmuş Ol­duğu sanılmamalıdır. Tersine olarak si­yasî partiler Pella hükümetinin ömrü­nü tahdit ettiler. Hükümet ancak mec­listen bütçeyi geçirinceye kadar devam edecektir. Yeni Başbakan bu noktayı açık olarak belirtmiştir. Bütçeyi geçir­dikten sonra iktidardan çekilecektir. Bu duruma göre Pella hükümeti belir­li bir vazifeyi, bütçeyi meclisten geçir­mek vazifesini görmek için partiler arasında yapılan anlaşma üzerine ikti­dara geçiyor demektir. Bu itibarla par­tiler arası mücadelede bir mütareke sa­yılabilir.

İki şık :

Bu arada siyasî partiler aralarında gö­rüşerek mütareke» hükümeti düştük­ten sonra ne yapacaklarını kararlaştı­racaklardır. Parti liderleri iki sık üze­rinde duracaklardır:

 Daimî bir koalisyona gidilmesi.

Yeni seçimlere girilmesi.

Koalisyona gidilirse, bu ortaklığın en büyük unsuru şüphesiz gene Hristiyan Demokrat Partisi olacaktır. Zira mut­lak çoğunluğu kaybetmekle beraber, parti mecliste en çok sandalyeye sahip­tir. Eski ortakları olan orta kol partiler­le bir koalisyon kurabileceği gibi, Hristiyan Demokratlar hükûmdarcılarla işbirliğine girişebilir. Orta kol partilerden sağ kol Sosyalistlerin ondört, Cumhuriyetçilerin beş, Liberallerin ise onaltı sandalyeleri vardır, bunların hepsi bir arada otuz beş sandalye sahibi iken, hükûmdarcıların hakikî sandalyeleri vardır.

Takat her iki kombinezounun da kendine mahsus zorlukları vardır. Hele sağ kol Sosyalistlerle işbirliği gittikçe zorlaşmaktadır. Saragat'nın liderliği altındaki bu sağ kol Sosyalistler, komünislerle işbirliği halinde bulunan sol kol  Nenni Sosyalistlerini «avliyacaklarını»  sanıyorlar. Halbuki kendileri avlanabilecekler. İtalyan politika hayatının bir  garipliği de Neo - Faşist etiketi altında  hareket edenlerden çoğunun hakikatte  Komünist olmalarıdır.

Bir koalisyon kurmak mümkün oluyorsa, 7-8 Haziran seçimlerinin düğümünü  çözmek için İtalya bir defa daha seçime girecektir. Yeni seçimin, bazı parti  liderlerinin umduğu gibi, düğümü çözüp çözmiyeceği de ayrı bir meseledir

2 Ağustos 1953

 Londra :

Empire News'in diplomatik yazarına göre Sovyet Rusya, soğuk harbe son vermek için Batılılara, çok heyecan ve­rici bir teklifte bulunacaktır. Bu konu­da Sovyet Rusya'nın Londra Büyük elçisi Jacob Malik'e talimat gelmiştir. Malik, bu talimata göre, Sir Winston Churchill ile temasa geçerek, Malenkof un da iştirak edeceği bir sulh konfe­ransı toplanmasını teklif edecektir. Sovyet Rusya Paris ve Washington Bü­yük Elçiliklerine de benzer talimat ve­rilmiştir.

Empire News bu iddiayı ileri sürdük­ten sonra, faraziyelerini genişleterek şöyle devam etmektedir:

«Eğer Başkan Eisenhovver bu teklifi kabul edecek olursa, o zaman Malen­kof Dörtlü Konferansın Paris'te toplan­masını isteyecektir. Eisenhower redde­derse, o taktirde Malenkof, yalnız Sir Winston Churchill ve Fransız Başbaka­nı Laniel ile İskandinavya'da bir yer­de, tercihan İsveç'te görüşmek teklifin­de bulunacaktır.

Gazete şunları da ilâve ediyor:

Malenkof, önümüzdeki Sah veya Çar­şamba günü Moskova'da toplanacak olan Sovyet yüksek Şûrasında bu inki­şafları açıkalayabilir. Bu hususta, faz­la tafsilât verilmemekle beraber, İngi­liz Komünist Partisi üyeleri de haber­dar edilmiş ve yakında çok mühim bir diplomatik hâdiseye intizar etmeleri ve buna göre harekete hazır olmaları bil­dirilmiştir.

Empire News. nihayet komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere kabulü bahsinde Amerika'nın  takındığı  uzlaşmaz  tavır yüzünden Malenkof'un da bu işi şimdi­lik bir tarafa bırakmış olduğunu ileri sürmekte ve yazışma söyle son vermek­tedir:

«Sovyet Rusya'nın iştirak edeceği böy­le üst Kademeli bir konferans Ameri­ka'nın iştirakini hesaba katmadan tek­lif edilecek olursa, bunun İngiltere ta­rafından reddedilmesi ihtimali vardır.

4 Ağustos 1953

 Londra :

Reuter'în eski Moskova Muhabiri Don Dullas bildiriyor:

Yarın duvarlarla çevrili Kremlin'de top­lanacak olan Yüksek Sovyet Şûrasında, halk düşmanı diye ilân edilen gizli teş­kilâtın eski müdürü Beria'nın devlet mahkemesine şevkini tasvib etmesinin istenilmesi ihtimali vardır.

Başvekil Malenkov, Stalin'in ölümünden beri ikinci defa olarak 300 mebusun iştirakiyle yapılacak Yüksek Sovyet Komisyonunda Beria hakkında ne gibi bir hareket hattı takib edeceğine dair şimdiye kadar bir imada bulunmamış­tır.

Mebuslar, açılış toplantısına resmen katılmaya kadar gündemde hangi maddelerin bulunacağı bilinmemektedir.

Büdçenin arzı, gündemin başlıca mad­delerinden biri olmakla beraber Beria meselesinin bütün celselere hâkim ola­cağı ve bütün görüşmelerin temelini teşkil edeceği sanılmaktadır.

Bu, Beria'nın mevkuf tutulduğuna ve­ya mahkemeye sevkedileceğine dair bu güne kadar Sovyet Rusya tarafından katî bir beyanatta bulunulmuş değildir.

Bu hususta 10 Temmuz'da yayınlanan, resmî tebliğde, sadece Beria'nın caniyane hareketlerile alâkalı davanın, Sovyet Rusya'daki en yüksek adliye cihazı olanYüksek Sovyet Mahkemesinin tetkikine arzedileceği bildirilmiştir.

Beria da bir Sovyet mebusu idi ve Sovyet anayasası hükümlerine göre de Yüksek Sovyet âzası, Yüksek Sovyet Heyetinin muvafakati olmaksızın veya riyaset divanı toplanmadıkça muhake­me veya tevkif edilemez.

Malenkov, Beria'yı mahkemeye sevketmeği kurduğu takdirde bu hususta resmi bir celsesinde Yüksek Sovyet Heye­tinin tam tasvibini alacağından hemen hemen emindir.

İttifakla kabul edilecek bu teklif saye­sinde bütün mebusların müzaheretini de temin etmiş olacaktır. Böylelikle mevkiini azamî derecede kuvvetlendi­recek olan Malenkov'un Yüksek Sov­yet Heyetinin feshini ve yeni seçimle­rin yapılmasını tavsiye etmek ihtimali vardır.

Şimdi heyet, 1950 Martında ve dört devre için seçilmişti. Müddetinin dolmasına da daha yedi ay kalmıştır.

 Cenevre :

Rusya ve Polonya, Batı Almanya mü­şahitlerinin burada toplanmış olan Bir­leşmiş Milletler iktisadî ve içtimaî kon­seyinde bulunmasını bugün şiddetle protesto etmişlerdir. Konsey Başkanına tevdi edilen protestoda Batı Almanyanın bu konseyde temsilci bulundurmak salâhiyetini haiz olmadığı ve Bonn hü­kümeti, Beynelmilel anlaşmalar muva­cehesinde bir hükümet vasfını haiz ol­madığı için bu hareketin gayri kanunî olduğu ileri sürülmektedir.

Konsey beş haftadanberi çalışmalarına devanı ettiği ve bütün bu müddet zar­bında Bonn hükümeti müşahitleri kon­seyde bulundukları için tam konseyin 'kapanacağı sırada vaki olan bu protes­to hayretle karşılanmıştır.

5 Ağustos 1953

 Moskova :

Sovyet Rusya, Almanya hakkında dört Devlet arasında toplantı yapılması hu­lusunda Batılı hükümetlerin ileri sürdükleri bir teklife verdiği cevabî nota­sında, Alman ittihadının yeniden kurulması, bir sulh andlaşmasının akdi dahil, Alman meselesini görüşmeye amade olduğunu, konferansta umumî olarak, milletlerarası gerginliği azalta­cak tedbirlerin müzakere edilmesi ge­rektiğini bildirmiştir.

Notada, Sovyet Rusya hükümetinin si­lâhsızlanmanın kısılması, «yabancı memleketlerde» yabancı askerî üslerin kaldırılması dahil, gerginliği azaltma­ya matuf tedbirleri tatbik etmek üzere bir konferans akdine taraftar ol­duğu kaydedilmekte, fakat böyle bir toplantıya «menfi tesir icra .edeceği» iddiasiyle konferans için gerekli ihzarî şartlara yan aşmam aktadır.

Notada şöyle denilmektedir:

«Sovyet Rusya hükümeti, silâhların azaltılması, dış memleketler toprakların­daki yabancı askerî üslerin kaldırılma­sı meselesi dahil, milletlerarası müna­sebetlerdeki gerginliğin umumiyetle giderilmesini görüşmek üzere Dışişleri Vekillerinin toplanmasına taraftardır. Bu vesile ile muhtelif milletlerarası me­seleleri ihtiva eden bîr listenin de göz­den geçirilmesi İhtimali hatırdan çık­mamalıdır.

Mühim gerçek dâvalariyle Asya mem­leketlerinin durumunun da milletlera­rası çevrelerin dikkat nazarını çekmek­te olduğu malûmdur.

Binaenaleyh, milletlerarası münasebet­lerde gerginliği azaltmaya matuf ted­birlerin müzakerelerinde Çin Halk Cumhuriyetinin hazır bulunması şart­tır, esastır.

 Moskova :

Bugün, saat tam 14'de Malenkof, molotof, Kazanoviç, Pervukin ve Saburof Kremlin sarayının büyük toplantı sa­lonundaki orta tribünde Sovyetler Bir­liği Konseyi Başkanlık Divanının arka­sında yerlerini almışlardır.

Hükûmet üyelerinin salona girişi al­kışlarla karşılanmıştır. Biraz sonra Sovyetler Birliği Meclisi Reisi Misel Saznof oturumu açmıştır. Mazbataları Tetkik Komisyonu Başkanı Puzanof, iki içtima devresi arasında seçilmiş olan mebusların mazbatalarının tasdiki­ni istemiştir. 16 bölgede yapılmış olan seçimler, el kaldırmak suretile müttefikan tasdik edilmiştir.

Şeref tribününde Amerika ve İngiltere Büyükelçileri ile Fransız Maslahatgü­zarı göze çarpıyordu. Meclis Reisi Saznof, gündemde iki mesele mevcut ol­duğunu söylemiştir. Bunlardan biri bütçenin kabulü, ikincisi de, iki toplantı arasında çıkarılmış olan kararnamele­rin tasdiki hususları idi.

Gündem oy birliği ile kabul edildikten sonra Meclis çalışmalarına başlanmış­tır.

6   Ağustos 1953

 Moskova :

Dün toplanan Yüksek Şûra huzurunda Maliye Bakanı Zvervev'in 1953 bütçesi hakkında verdiği izahatta, aşağıdaki hususlar belirmektedir:

Gelir: 543 milyar 300 milyon ruble. Gider: 530 milyar 500 milyon ruble.

Millî Savunmaya 100 milyar 200 mil­yon ruble ayrılmıştır. Bu, geçen sene bütçesinden 3 milyar 600 milyon eksik­tir.

1953 bütçesinde ziraî vergilerin 1952'ye nazaran yüzde 43 nisbetinde azaltılma­sı derpiş olunmuştur.

Bütçenin di£er fasılları da şunlardır:

Millî İktisat: 192 milyar 500 milyon. Sosyal ve Kültürel İhtiyaçlar için: 192 milyar 800 milyon.

Millî Eğitim: 62 milyar 100 milyon.

Sağlık ve Spor: 24 milyar 800 milyon. Sosyal Güvenlik ve aile tahsisleri: 42 milyar 900 milyon.

İdare: 14 milyar 500 milyon.

7  Ağustos 1953

 Moskova :

Dün gece Kremlinde büyük salonda toplanan Sovyet Yüksek Şûrasında Başvekil Georgi Malenkov, Dışişleri Vekili Molotof, Komünist Partisi Mer­kez Komitesi Umumî Kâtibi Kruşefin huzurunda konuşan Gürcistan Başve­kili Valerian Bakradze, Lavrenti Beriayı «alçak bir hain ve emperyalizm uşağı» olmakla itham etmiştir.

Eski Sovyet Gizli Polis Teşkilâtı Reisi Beria'ya şimdiye kadar yapılan hücumların en şiddetlisini teşkil eden bu be­yanatında, Bakradze, evvelâ, Beria'yı partiden tard ve tevkif kararından do­layı Sovyet hükümetine teşekkürle sö­ze başlamış, arkasından hücumlarına geçerek, Beria'yı yalnız, umumî olarak millet aleyhine caniyane faaliyetlerin­den, partiyi yıkmaya çalışıp, kapitaliz­mi ihya gayretinden dolayı değil, fakat ayni zamanda Gürcistan Cumhuriyeti aleyhine muayyen cürümler işlemekle de itham etmiştir. Bu cürümler arasın­da Burjuva milliyetçi unsurları teşvik ve Gürcistan Cumhuriyeti iktisadiyatı­nı baltalamak da vardır.

8 Ağustos 1953

  Moskova :

Sovyetler Birliği Başvekili Malenkov Sovyet Yüksek Şûrasının toplantısında söylediği uzun nutukta Beria meselesi­ne de temas ederek demiştir ki:

«Beria meselesi, Sovyetler Birliği düş­manlarının zannettiği gibi, Sovyet dev­letini zaafa uğratmamıştır. Bilâkis, em­peryalizmin ajan: hain Beria'nın ihane­tini vaktinde meydana çıkarmak, Sov­yet devletini kuvvetlendirmiştir.»

 Washington :

Sovyet Rusya'nın İdrojen bombasına sahip olduğuna dair Malenkov tarafın­dan yapılan beyanat, mütalâaları alın­mak ve doğruluk derecesi tahkik ve tevsik edilmek üzere hükümetin atom enerjisi mütehassısları ile istihbarat servislerine tevdi edilmiştir. İyi bir kaynaktan belirtildiğine göre bu, ge­rek beyaz sarayda, gerek Amerika Atom Enerjisi Komisyonunda, bu husus­ta herhangi bir yorumda bulunulmamış olmasını izah etmektedir.

Washington'daki yetkili çevreler, Sov­yet hükümet Reisi tarafından yapılan beyanatın iki cephesi olduğu kanaatindedirler. Bu demeç Amerikan ricalini bir taraftan teknik ve ilmî meseleler, diğer taraftan da siyasî mahiyette me­selelerle karşı karşıya bırakmaktadır. İlmî ve teknik bakımdan Malenkov'un demeci pek hayret edilecek sözler de­ğildir. Filhakika atom araştırmalarında Rusya'da kaydedilen terakkiler hakkın­da Washniıgton'a gelen malûmata göre, Rus bilginlerinin idrojen bombası ima­li için gerekli nazarî bilgilere sahip olduklarına hükmetmek icap eder. Bilin­diği gibi, Amerikan âlimlerinin en mümtazlarından biri olan Robert Oppenheimer, son günlerde «Dış Meseleler Dergisi» nde yayınladığı bir yazıda es­ki Reisicumhur Harry Truman'in, Sov­yetlerde atom silâhları bulunduğu hususunda tereddüt izhar eden demecini tenkid etmişti.

Oppenheirner, Truman'ın Rusya'daki atom araştırmalarının vasıl olduğu merhaleye dair gizli raporlara vakıf bulunduğunu belirtmiştir. Selâhiyetli çevrelerde tebarüz ettirildiğine göre tevsiki gereken en önemli nokta Sovyet Rusya'nın, atom ve idrojen bomba­sı imaline imkân verecek sınaî ve tek­nik vasıtalara sahip olup olmadığıdır. Rusya'nın atom ve idrojen bombasına malik olduğu hakkında Malenkov'un verdiği haber, 1949 Eylülünde Başkan Truman'ın Washington'da bir basın konferansının başlangıcında, Rusya'da atom bombası infilâk ettirildiğini ispat eden malûmata sahip olduğuna dair yapmış olduğu demecin yarattığı heye­cana benzer bir heyecan doğurmamıştır. Malenkov'un bu husustaki beyana­tı, kendi başına bir olaydır, fakat Rusya'dan geldiği için Amerikan umumî efkârınca şüphe ile karşılanmaktadır.

Washington'daki bazı mütehassıslara göre, Malenkov'un beyanatmdaki bu kısım, Batı ile müzakerelere girişme­nin zaureü üzerinde ısrar eden ve Bir­leşik Amerika'yı, atom silâhlarını ileri sürerek bir şantaj politikası takir et­mekle itham eyliyen bir Sovyet Başve­kilinin siyasî mülâhazalarla söylediği bir nutkun çerçevesine dahildir. Filha­kika Malenkov'un, tasarlanmakta olan milletlerarası müzakerelerde hüküme­tini kuvvetli durumda göstermek iste­miş olması pek muhtemeldir.

 Washington :

Ayan ve Temsilciler Meclisi müşterek atom enerjisi komisyonu ileri gelen âzasından Senatör Bourke Hİckenlooper bugün verdiği beyanatta Sovyet Rusya idrojen bombasına hakikaten malik olsa dahî Birleşik Amerika atom silâhlarının her sahasında Sovyet Rusyadan ileridedir, demiş ve şöyle devam etmiştir:

Sovyet Başvekilinin bu iddiası gerçeğe davanır mı dayanmaz mı diye ne mü­nakaşa ne de bu iddiasını kabul edeceğim. Keyfiyet kendi programımıza her­hangi bir şekilde tesir etmez.

Hazırlanan programlar hakkında mesaimîze devam ediyoruz. Malenkov'un be­yanatı bir hakikati ifade ediyorsa o za­man atom enerjisinin milletlerarası mu­rakabesi zaruret ve ihtiyacı artar. Tah­rip edici silâhların milletlerarası kont­rolü için kapı daima açıktır. Hakikî kontrolü temin de Sovyetlere bağlıdır. Ruslar diğer milletlerin kabul ettikleri şeylere rıza gösterirlerse murakabeyi temin ederiz.

Müşterek atom enerjisi komisyonu âza­sından temsilci Melvin Price İse, Sov­yet Rusya Başvekili Malenkov'un be­yanatı «tamamiyle propaganda» olarak vasıflandırmış ve Rusların idrojen bombasını geliştirdiklerinden ciddî su­rette şüpheliyim. Bu yoldaki araştırma­larda bizim kadar ilerlemiş olduklarını sanmıyorum. Fakat onların kabiliyetle­rini de küçümsemiyorum. Sonunda Rusların. böyle bir silâhı elde edeceklerini, bütün dünyanın bilmesi hayırlıdır. Ve maalesef bu atom yarışında ileride bu­lunmak da Amerikanın vazifesidir. Bu bizim keyfimizle olan bir yarış de­ğildir.

Atom enerjisinin milletlerarası kontro­le tâbi tutulmasını Sovyet Rusyanın kabul etmesini gerçekten görmek iste­riz. Atom silâhlan yarışının sonunda medeniyetin yok olmasına yol açaca­ğında da hiç şüphe yoktur.

 Moskova :

Fraîıce Prese Ajansı bildiriyor:

Yüksek Sovyet Şûrası üyeleri bugün Sovyetlerin 1953 bütçesini, Maliye Komisyonunca tâdil edilmiş şekilde, oy­birliği ile kabul etmişlerdir. Gündemde başka madde kalmadığından Yüksek Şûra dağılmıştır.

Yeni bütçenin gelir yekûnu 544 milyar 205 milyon, masraf kısmı ise 530 mil­yar 500 milyon ruble'dir. Gelir fazlası 13 milyar 705 milyon ruble'dir.

Bütçe müzakerelerinde Malenkov, Molotov, Kruşçef, Viroşilov, Bulganin, Kaganoviç, Mikoyan, Saburrov ve Periyuşkin hazır bulunmuşlardır. Bütçe müzakereleri üç gün sürmüştür. Bugün kabul edilen bütçede, geçen seneki büt­çeye nazaran gerek masraf, gerek va­ridat  fasıllarında  cüz'î bir  artış  göze çarpmaktadır. Maliye Vekili Zveref, bütçeye kat'î şekil verilirken, mebus­lar tarafından ileri sürülen bütün mü­talâaların dikkate alındığını söylemiş­tir. Bütçenin, heyeti umumiyesi ve bil­hassa Millî Savunma faslı geçen seneki miktarlara çok yakındır. Filhakika geçen sene Millî Müdafaaya 113 milyar Ruble ayrılmışken bu sene 110 milyar verilmiştir. Bu, bütçenin, bir barış büt­çesi olduğunu göstermektedir. Bütçe­de en büyük yekûnu iktisadî gelişme­lere ayrılan para teşkil etmektedir.

9 Ağustos 1953

 Moskova :

Sovyet halkı, Malenkov'un radyo ile yayınlanan nutkunu büyük bir alâka ile dinlemiştir. Köşe başlarına yerleşti­rilen hoparlörler önünde kalabalık grupların teşekkül ettiği görülmekte idi. Fabrikada çalışanlar da, iş arasında Malenkov'un nutkunu dinlemişlerdir. Nutkun bilhassa iki noktası halk üze­rinde büyük bir tesir yapmıştır. Bun­lardan birincisi yakında bolluk olacağı vaadi, diğeri de Sovyet Rusya'nın hid­rojen bombasına sahip olduğudur.

  Lonrda :

İngiliz Başkentinin yetkili mahfillerin­de, Malenhov'un. nutkunun tam metni esaslı surette incelenmeden evvel her türlü yorumdan kaçınılmaktadır. Çok önemli telâkki edilen bu nutuk hafta tatili sırasında Sir Winston Churchill tarafından incelenecek ve Pazartesi gü­nü Bakanlar Kurulu toplantısının baş­lıca mevzuunu teşkil .edecektir. Siyasî mahfillerde Malenkov'un nutku ilk ba­kışta şöyle bir tesir uyandırmış gibidir:

Malenkov, Stalin'in ölümünden beri Sovyet idarecilerinin kabul ettikleri umumî politikayı pek orijinal olmayan bir tarzda tekrarlamıştır. Bunda, Beria’ nın tasfiye edilmesinin haricî siyasette bir değişiklik yapmıyacağı kanaatinin belirtilmek istendiği anlaşılmaktadır. Malenkov kapitalist âlemle komünist âlemin yanyana ve sulh içinde yaşaya­bileceklerine dair Sovyet idarecileri ta­rafından bir zamandır ileri sürülen te­zi tekrar ele almış bulunmaktadır. Ay­nı siyasî mahfillerin kanaatince nutuk­ta tek değişiklik, Almanya hakkında kullanılan lisandadır. Öyle görünüyor ki, Doğuı  Berlin hâdiselerinden sonra Sovyet idarecileri kendilerine düş­man kesilen Almanlar nezdinde Al­manya'nın birliği hakkındaki propagan­dalarından vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Buna mukabil Malenkof Al­man militarizminin tekrar dirilmesi tehlikesinden bahsederken, bu sefer Fransa'dan söz açmış ve gayet garip bir şekilde Fransız  Sovyet dostluk. andlaşmasını hatırlatmıştır.

Muhafazakâr mahfiller ve hükümet: çevrelerine gelince, bunların kanaatin­ce Malenkof herşeyden evvel Batı blokunu dağıtmaya matuf bir politikaya. baş vurmuştur. Meselâ İtalyan  Sov­yet münasebetlerinden bahsedilmesi, İtalya'nın siyasî güçlüklerle karşılaştığı şu sırada, Malenkov tarafından girişil­miş ustalıklı bir manevra telâkki edil­mektedir.

Nihayet, Londra'da, Malenkov'un bu nutku ile biraz da Sovyet halkının en­dişelerini yatıştırmak istediği kanaati, mevcuttur. Filhakika Sovyet Başbaka­nı nutkunda Rusya'nın hidrojen bom­basına sahip olduğunu ileri sürerek,. Sovyet halkının harp korkusunu tahfi­fe çalışmış, diğer taraftan bilhassa zi­raî sahada yeniden teşkilâtlanmalarla istihsalin arttırılabileceğini söyleyerek, bir sulh havası yaratmaya teşebbüs et­miştir

  Belgrad :

Sovyet Rusya'nın hidrojen bombasına sahip bulunduğuna dair Malenkof ta­rafından yapılan açıklamalar, Belgrad' ta Sovyet Rusya işlerini bilen mütehas­sısları hayret ve heyecana sürüklememiştir. Bu mütehassısların kanaatine göre Rusya'nın bu sahada uzun zaman­dır çalışmaya başlamış olması tabiidir. Mühim olan şey Malenkov'un bunu açıklamak için seçtiği zamandır. Malen­kov bu suretle bir dörtlü konferansın arifesinde Rusya'yı Amerika ile askerî, bakımdan aynı seviyeye çıkarmaya te­şebbüs etmiştir. Belgrad'ta Malenkov' un nutku henüz resmen yorumlanmış değildir.

 Paris :

Malenkof'un nutku Paris'te henüz tam mânasiyle yorumlanmamıştır. Bununla beraber hidrojen bombası hakkındaki malûmat heyecan değilse bile alâka ile karşılanmıştır. Sovyet Başbakanını» bilhassa memleketinin sulhsever niyetleri hakkında yeniden teminat vermeğe çalışması nazarı dikkati çekmektedir. Malenkov bu suretle, pek muhtemel olarak bu iyi niyetlerle Sovyet Rusya' nın hakikatteki askerî potansiyeli ara­sındaki tezadı belirtmek istemiştir.

Diğer taraftan Malenkov'un Fransa .hakkında söyledikleri az çok memnun­luk uyandırmış bulunmaktadır. Buna mukabil Sovyet Başbakanının Ameri­ka'dan bahsederken kullandığı şiddet­li lisan hayreti mucip olmuştur. Bu ifa­de, Stalinin olümündenberi Malenkov’ un söylediği diğer nutuklarla tezad teş­kil etmektedir. Malenkov'un bunu bir iabye icabı yapıp yapmadığı soruştu­rulmaktadır. Bundan maksat belki de Washington'u tesir altında bırakmaktı. Yahut Malenkov bu suretle    peyklere ve umumiyle bütün memleketlere hi­tap etmek istemiştir. Bu hususta ancak nutkun tamamı esaslı surette incelen­dikten, sonra bir hüküm verilebilecektir. Fakat daha şimdiden belirtmek mümkündür ki, bu nutuk, Sovyetlerin 4 Ağustos tarihli notalarına verilecek cevap için Batılılar arasında cereyan etmesi muhtemel istişarelerde    büyük ölçüde hesaba katılacaktır.

10 Ağustos 1953

 Frankfurt :

Sovyet ordusunda binbaşılık etmiş olan Leo Nid Nikitıç Rhonzin bugün gaze­tecilere verdiği beyanatta ezcümle şöy­le demiştir:

«Şurasını gayri kabili itiraz şekilde bi­liyorum ki, Sovyet Rusyanın elinde 100 kadar atom bombası vardır.»

Rhonzin, bu malûmatı nereden aldığım gizlemiştir.

Fakat Amerikan Yüksek Komutanlığı­na mensup bir subay, Rhonzin doğru söylediğini biliyoruz, kendisini her cepheden sorguya çekmiş bulunuyoruz» demiştir.

Rhonzin, Sovyet Rusya Başvekili Georgi Malenkov'un geçen Cumartesi günü Sovyet Yüksek Şûrasında, verdiği be­yanat esnasında Sovyet Rusyanın hid­rojen bombası sahasında, Amerikan in­hisarcılığını yıktığını ifade edişini «mevsimsiz diye vasıflandırmış ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Sovyet ilim adamlarının lâboratuvarlarında, hidrojen bombası formülleri­nin bulunduğu, fakat bombayı imale henüz muvaffak olamadıkları anlaşıl­maktadır.»

Diğer taraftan, Paris'teki emin askerî kaynaklar, Rhonzin'in beyanatını memnunlukla karşılamışlardır. Kanaatlerince, Batının dikkatinin Georgi Malen­kov'un Cumartesi günkü beyanatından ziyade, Sovyet Rusyanın gittikçe art­makta olan atom stoku gerçeği üzerine teksif edilmesi daha hayırlı olacaktır. Sovyet Rusya hidrojen bombasını ister patlatmış, isterse patlatmamış olsun çoğu güvenilir kaynaklar patlatılmadığı fikrindedirler. Malenkov'un son be­yanatı, bombanın deneme patlatılması yapılacağına bir işarettir, denilmekte­dir.

Batıdaki en üst askerî liderler, Nisanda yapılan NATO Vekilleri toplantısında, Birleşik Amerika ayni müddet zar­fında «Atom çokluğu çağı denilen dev­reye ulaşmakla beraber, Sovyet Rusya nın 1955 yılma kadar epeyce bombaya sahip olacağı hususunda gizlice muta­bık kalmışlardır.

Tahminlere göre, Sovyet Rusya 1955 yılı zarfında gerek geliştirilmiş, gerek «eski top» olmak üzere 400 atom bom­basına sahip bulunacaktır.

11 Ağustos 1953

 Washington :

Sovyet Başvekili Malenkov'un hidrojen bombasına dair beyanatı, yetkili Ame­rikan şahsiyetleri tarafından şüphe ile karşılanmıştır.

Alâkalı makamlar, şayet Sovyet Rusya nazarî olarak hidrojen bombası sırları­na vakıf olsa bile, hazırlıkların tecrü­be sahasına intikal etmediği muhak­kaktır, demektedirler.

Buradaki siyasî çevreler, Malenkov'un böyle bir iddiayı ortaya atarken şu ga­yeleri hedef tuttuğunu söylemektedir:

1  Sovyet Rusya, Batı Avrupa dev­letlerini korkutarak, Doğu  Batı mü­cadelesinde hiç değilse tarafsız kalma­larını temin için, bu devletlerin Birle­şik Amerika ile olan bağlarını kopar­mak istiyor. Bunun da tek çıkar yolu, iki taraf arasında vukubulacak atom harbini ileri sürerek, küçük devletlere gözdağı vermektir.

2   Birleşmiş Milletler Uzakdoğu Ku­mandam General Mark Clark, geçen hafta içinde, Kore mütarekesi Komü­nistler tarafından ihlâl edildiği takdir­de,  atom silâhları kullanılmasını ileri sürmüştü.

Malenkov, Sovyetlerin de atom silâh­larına malik olduklarım ortaya atarak böbürlenmek istemiş olabilir.

3   Yahut da Malenkov, Sovyet peyk­lerinde görülen umumî hoşnutsuzluğu yatıştırmak fikri ile böyle bir iddia or­taya atmıştır.

Bununla beraber Amerikan selâhiyetli şahısları Sovyet Rusya'nın yakında hidrojen bombası imâl edebileceklerini mümkün görmektedir. Yeni bütçede bu iş için büyük tahsisat ayrıldığı gibi, Sovyetler Birliği geniş ve şümullü bir atom programına sahiptirler,

16  Ağustos 1953

 Moskova :

Dün gece İngiliz, Amerikan ve Fran­sız Büyükelçiliklerine verilen Sovyet notasının Almanyadaki 17 Haziran is­yanları ve Amerikanın Doğu Almanya’ya dağıttığı yiyecek paketleri meselele­rini ihtiva ettiği sanılmaktadır.

Bilindiği gibi Sovyet Rusya Almanya isyanlarını Birleşik Amerikanın teşvik ettiği iddiasındadır, Sovyet gazeteleri bugün notanın muhteviyatı hakkında hiçbir telmihte bulunmamışlardır.

17  Ağustos 1953

 Berlin :

Doğu Almanya Haberler Ajansı Adn'ın dün geceki neşriyatında, Sovyet Rusyanın, İngiltere, Fransa ve Amerika hü­kümetlerine tevdi etmiş olduğu notada zikredilen   «şartları»  bildirmiştir.

Buna göre, bütün Almanya'ya şamil olarak kurulacak hükümetin Doğu ve Batı Alman Parlâmentoları temsilcile­rinden terekküp etmesi ve doğrudan doğruya vaki anlaşma ile mevcut iki ayrı hükümetin yerini alması istenmek­tedir.

  Paris :

Doğu  Almanya Halk Cumhuriyeti idaresinin resmî sözcüsü olan A.D.N. Ajansı bugünkü yaymanda Sovyet hü­kümetinin Almanya'nın tekrar birleş­tirilmesi hakkında Batılı üç mittefik bir nota verdiğini bildirmiştir. Notanın geniş hülâsası aşağıdadır:

Bonn ve Paris muahedeleri Alman mi­litarizminin yeniden doğmasına ve dünyayı idare ettiklerini iddia eden devletlerin tecavüzkâr plânlarının ta­hakkukunda Batı  Almanya'nın alet olarak kullanılmasına meydan vermek­tedir. Potsdam anlaşmalarından bu ya­na doğru geçen müddet zarfında bazı değişiklikler vukua gelmiştir ki, Al­manya meselesinin halli sırasında bun­ları hesaba katmak zarureti vardır.. Potsdam'da kabul edilen ana prensip­ler Demokratik ve barışsever bir Al­manya'nın kurulması esasında ittifak etmişlerdir. Bu prensiplerin hükümle­ri elan baki bulunmaktadır. Almanya meselesinin halli maksadiyle önümüz­deki altı ay içinde bir konferans top­lanmalıdır. Bu konferans neticesinde bütün Almanya işi serbest idarelerin kurulması lüzumu üzerinde durulma­lıdır. İstikbalde bu maksatla yapılacak sulh andlaşmasında Almanya için her sahada, Alman milleti temsilcilerinin iştirakiyle gerekli her türlü tedbirler alınmalıdır. Federal Almanya Cumhu­riyeti ve Doğu  Almanya Halk Cum­huriyeti temsilcileri barış antlaşması­nın hazırlık devresine iştirak etmelidir­ler. Bu arada bütün Almanya için ge­çici bir hükümet teşkili meselesi de görüşülebilir. Geçici hükümetin kurul­ması hususunda müzakereler devam et­tiği sırada Federal Almanya ile Doğu  Almanya Halk Cumhuriyetleri hü­kümetleri iş başında kalabilirler. Bu taktirde geçici hükümet, başlangıçta, mahdut mesuliyetler taşır, bununla be­raber böyle bir hükümetin teşekkülü Almanya'nın tekrar birleşmesi yolun­da hakikî bir adım telâkki edilebilir. Bu maksada erişmek için bütün Almanya'da cidden serbest seçimler yapılması suretiyle katî hüviyet taşıyan bir hükümet meydana çıkmış olur. Böy­le bir hükümetin teşekkülü ânına ka­dar iş başında kalacak olan geçici hü­kümetin başlıca vazifelerinden biri Almanyanın koalisyonlara veya ikin­ci cihan harbinde Almanya'ya karşı sa­vaşmış devletler aleyhinde askerî itti­faklara girmemesine dikkat ve nezaret etmek olacaktır. Geçici hükümet bun­dan başka ticaret münasebetleri, mübadele meseleleri ve kültürel işleri de tanzim ile mükellef tutulacaktır. Geçi­ci hükümetin esas vazifelerinden biri de bütün Almanya'da serbest seçimle­ri sağlıyacak bir seçim kanunu meyda­na getirmek olacaktır, Alman barış andlaşmasını tanzim edecek, olan dört devlet teşriî seçimlerin herhangi ya­bancı bir devlet tazyiki altında cereyan etmemesine azamî nisbette dikkat ede­ceklerdir. Serbest seçimler için taraf­sız bir komisyonun kurulması, Potsdam'da kabul edilen demokratik pren­siplere aykırı bulunması itibariyle mu­vafık görülemez. Almanya meselesinin halli işinin uzatılmasını haklı göstere­cek hiçbir sebep mevcut değildir. Velevki kısmen olsun Almanya'nın tekrar birleştirilebilmesi imkânlarını ve ted­birlerini sağlıyacak tarzların sürünce­mede bırakılması hiç bir veçhile doğru olmayacaktır.

 Washington :

Dışişleri Vekâletinden bugün bildiril­diğine göre, Sovyetlerin Almanya hak­kında son teklifleri Dört Dışişleri Vekilinin Almanya meselesi mevzuun­da yapacakları toplantıyı gelecek se­neye kadar tehir edebilecektir. Dışiş­leri Vekaleti tebliğinde şöyle denmek­tedir :

«Bu defaki Sovyet notası da 4 Ağustos tarihli nota gibi sadece Birleşik Amerikaya değil ayni zamanda Fransa ve İngiltere'ye de verilmiştir. Biz de ga­yet tabiî olarak müttefiklerimizle isti­şareye devam edeceğiz. Bu arada son Sovyet notasındaki iki noktaya temas edeceğiz. Önce 15 Temmuzda Sovyetle­re verdiğimiz notada bu son baharda Dört Dışişleri Vekilinin toplanmasını teklif etmiştik. Halbuki son Sovyet notası her türlü toplantının ancak önü­müzdeki sene yapılabileceğini ifade et­mektedir.

Bizce Alman halkı için, Sovyetlerin Al­manya meseleleri hakkında müsbet müzakerelerden niçin kaçındıklarını anlamak müşküldür.

Sovyet notasında temas edeceğimiz ikinci nokta ise, bütün Almanya'ya şa­mil bir serbest seçime karşı Sovyetle­rin çıkardıkları mânidir.

Filhakika Sovyetler bu seçimlerin geçi­ci bir Alman hükümetinin kurulmasın­dan sonra yapılması hususunda İsrar etmektedirler.

20 Ağustos 1953

 Moskova :

Sovyetler Birliğinde tecrübe mahiyeretinin atom bombasınınkinden bir hidrojen bombası tipi bomba infilâk, ettirildiğini bildiren hükümet tebliğin­de şöyle denilmektedir:

»Bu tecrübe hidrojen bombasının kud­retinin atom bombasınınkinden bir çok defa daha yüksek olduğunu gös­termiştir,»

Sovyet hükümeti, barışın kuvvetlen­dirilmesi ve insanlara, güvenlik sağlan­ması yolundaki değişmez politikasıyla, muvazi olarak diğer memleketlere, si­lâhların azaltılmasını, kitle katliamı maksadıyla imal edilmiş olan atom ve benzeri silâhlahların menedilmesini teklif etmişti. Sovyet hükümeti bu ya­sağı Birleşmiş Milletler teşkilâtının kontrol etmesini mezkûr teklifine ilâve etmişti.

Sovyet hükümeti bu durumu hâlen azimle muhafaza etmektedir»

Bu tebliğ Pravda ve İzvestia gazetele­rinde neşredilmiştir.

 Paris :

Dört Dışişleri Bakanlarının bir konfe­rans aktetmeleriyle ilgili 4 Ağustos ta­rihli Sovyet notasına batılıların cevabını hazırlıyacak olan İngiliz, Fransız-ve Amerikan mütehassıslar bugün öğ­leden sonra Fransız Dışişleri Bakanlı­ğında buluşacaklardır. Yetkili mahfil­lerde bu sabah, açıklandığına göre, bu cevabın aynı zamanda 16 Ağustos ta­rihli ve yalnız Alman meselesini bahis mevzuu eden diğer Sovyet notasını da nazarı itibara alması ve buna da bir cevap teşkil .etmesi ihtimali vardır.

 Londra :

Buradaki müşahitlerin kanaatine göre,. Rusya İrandaki ihtilâli kendi menfaat­leri için tehlikeli tefsir ettiği takdirde 1921 Sovyet  İran andlaşması muci­bince askerî birliklerini Tahrana doğru harekete geçilebilecektir.

Filhakika adı geçen andlaşma Rusyaya. aşağıdaki şartların tahakkuku halinde »Müdafaası için askerî harekâta baş vurmak maksadıyla birliklerini İrana. sevketmek» salâhiyetini   vermektedir..

1  Bir üçüncü taraf İranda silâhlı bir müdahaleyle tahtı ele geçirmek istiyorsa, Her hangi bir devlet İran topraklarında Sovyetlere karşı bir üs tesis et­mek istiyorsa,

2  Yabancı bir devlet Rusyanın müt­tefiklerinin hudutlarını tehdit ediyor­sa».

Fakat bu andlaşmaya rağmen dün Tah­randa cereyan eden hâdiselere karşı Moskova bir tepki göstermemiş ve sa­dece Pravda gazetesi Şahın memleke­tinden kaçmasını «Amerikanın İranda atıldığı maceranın ve Şahın entrikala­rının sonu» olarak tavsif etmiştir.

Fakat şimdi durum tamamiyle aksine dönmüştür, Moskova acaba hattı hare­ketinde İsrar mı edecek, yoksa Sovyet  İran andlaşmasının 6 ncı maddesine müracaat mı edecektir?

23 Ağustos 1953

 Londra :

Dün gece radyo ile verdiği bir demeçte Sovyet Rusya Başvekili Georgei Malenkov, Alman halkının millî emelleri­ne kavuşabilmesi için komünist dünya­sının yeni kararlar almakta olduğunu açıklamış ve şunları ilâve etmiştir:

«Rusya'nın tek bir Almanya ihdas et­mek istemesine mukabil Batı dünyası bundan daima kaçınmaktadır. Batı dünyasının başlıca gayesi Almanya'da militarizmi yeniden canlandırmaktır. Biz Almanyayı harbe sürüklemeye ça­lışmıyoruz. »

Malenkov tek bir Almanya'nın ihdası için hazırlanmakta olduğu iddia edilen tedbirler hakkında herhangi bir açıkla­mada bulunmamış, sadece komünistle­rin kabul ettikleri şartlar dahilinde Al­man halkının millî emellerini tahakkuk ettireceğini söylemiştir.

 Washington :

Bugün burada, Sovyet Rusya'da hidro­jen bombasını infilâk ettirildiği habe­ri hakkında beyanatta bulunan, Ame­rikanın eski hava kuvvetleri komutanı -General Vandenberg ezcümle şunlar: söylemiştir:

«Hidrojen   bombasının   Rusya'da  infilâk ettirilmiş olması keyfiyeti Ameri­ka'yı ciddî surette düşündürmelidir. Günden güne artan tehlike karşısında dikkatsizliğe hiç bir surette yer yok­tur.

«Mamafih Rusya'da vuku bulduğu id­dia edilen infilâkın henüz tecrübe saf­hasında olması da kuvvetle ihtimal da­hilindedir. Fakat muhakkak olan bir şey varsa o da, Rusya'nın bugün değil­se bile en kısa bir istikbalde hidrojen bombasına sahip olacağıdır.

«Ben istikbale bedbin nazarlarla bakan bir insan değilim. Amerika hükümeti tek bir bomba infilâkından korkacak bir memleket değildir. Günden güne ar­tan teknik kabiliyetimiz sayesinde, muhakkak ki kuvvetimiz de günden güne artacaktır.

  Londra :

Moskova'dan alınan son haberlere gö­re, Sovyet hükümeti. Ruslarla meskûn olmıyan Cumhuriyetleri yeni baştan teşkilâtlandırmaya karar vermiştir.

Beyaz Rusya idare mekanizmasının ta­mamen değiştirildiği dün bildirilmiştir. Aynı şekilde Litvanya'da da değişiklikler yapılacağı açıklanmıştır. Son za­manlarda muhtelif Sovyet Cumhuri­yetleri hükümetlerinde büyük değişik­likler yapılmıştır.

Yapılmakta olan değişikliklerin gayele­ri şunlardır:

 İstihsalin arttırılmasını sağlamak üzere, ekonomi sahasında başarı gös­termiş şahısların iş başına getirilmesi,

 Beria'nın taraftarlarının   ortadan kaldırılması.

Beyaz Rusya kabinesinde 11 Vekilin değiştirildiği dün gece ilân edilmiştir.

Gürcistan Cumhuriyetinde de aynı şe­kilde kabine değişiklikleri yapılmakta­dır.

5 ilâ 3 Ağustos tarihleri arasında top­lanan Sovyetler Birliği Yüksek Şûra­sında alman kararları müteakip, yeni Vekillerin isimleri peyderpey açıklan­maktadır.

 Washington :

Buradaki hükümet kaynaklan Sovyet Rusya Başvekili Malenkov'un, gelecek ay seçimlere gidecek olan Batı Alman­ya halkını Başvekil Dr. Adenauerin aleyhine kışkırtmaya teşebbüs etmesini bir bozgunculuk olarak vasıflandırmak­tadır.

Bu kaynaklar, Malenkov'un bu müra­caatının, aynı gün neşredilen ve Doğu ile Batı Almanyanın birleşmesine Sov­yet Rusyanın müzahir bulunduğunu bildiren tebliğle tenakuz teşkil ettiğine kani bulunmakta ve şunları ilâve et­mektedir:

«Tebliğde belirtilen tavizlerin ekserisi mânâsız olup, zaten başlangıçtan itiba­ren takip edilmesi lâzım gelen bir ha­reketti.»

Sovyet teklifini madde madde tahlil eden, Alman meseleleri uzmanları aşa­ğıdaki mülâhazaları ileri sürmektedir­ler:

 Ruslar önümüzdeki sene başından itibaren,  Almanyadan harp  tazminatı almayacaklarını bildiriyorlar. Halbuki ekseri müşahitler o tarihe kadar, Doğu Almanyadan    alınacak hiç bir    şeyin kalmıyacağına kani bulunmaktadırlar.
Bundan maada, Doğu Almanya ile Rus­yanın imzalamayı derpiş ettiği ticaret anlaşması esaslarında, Rusyanın gizli emellerine yarayacak maddelerin konulmayacağına  dair herhangi bir ga­ranti yoktur.

 Sovyet işgal masraflarının azaltıllacağına ve bu masrafların Alman büt­çesinin yüzde beşinden fazlasını aşmayacağına dair yapılan vait yerine ge­tirilse dahi, Grotewohl hükümetine faz­la bir menfaat temin etmeyecektir.

 Harp sonrası Alman   borçlarının silinmesi tamamen mânâsız bir vaaddir. Bugüne kadar Sovyet Rusya Doğu Almanyadan, harp tazminatı olarak 7 milyar dolar elde etmiştir. Bundan ma­ada zavallı Doğu    Almanya    halkının kalkındırılması  için Marshall plânına müşabih herhangi bir yardımda  dahi bulunulmamıştır.

 Doğu Almanyaya gerekli gıda ve günlük ihtiyaçlarının temini hususun­daki vaadde, Almanya halkının, Sovyetlerin bugüne kadar takip etmiş ol­dukları ekonomik siyasetten dolayı aç ve sefil bir hale düştüğü zamana tesa­düf etmektedir.

 Diğer taraftan senelerce   Sovyet kamplarında esaret hayatı yaşadıktan

Malenkov'un yüksek Sovyet şûrasındaki nutku :        

8 Ağustos 1353

 Moskova :

Sovyetler Birliği Başvekili Malenkov, Yüksek Sovyet Şûrasında söylediği nutukta, azamî iki veya üç yıl sonra Sovyetler Birliği halkının sınaî ve gıdai bütün ihtiyaçlarının sağlanması suretiyle refahının temin edilmiş bulunacağını bildirmiş ve müteakiben şöyle demiştir :

«Sovyet Rusya bütün komşulariyle ve bu arada Türkiye, İran, Afganis­tan, Finlandiya ve bundan maada İsrail, Fransa, Mısır vesaire gibi mem­leketlerle iyi komşuluk münasebetleri tesisine mecburdur.. Sovyet Rus­ya'nın hiçbir toprak talebi yoktur. Bu yolda herhangi bir iddiası mevcut değildir. Sovyet hükümeti komşularının hepsi bu itibarla sulh ve sükûn içinde yasayabilirler. Halbuki bazı memleketler, silâhlanma maksadiyle elde ettikleri büyük menfaateri gözonünde tutarak ve barış olduğu tak­dirde bu menfaatlerin devam edemiyeceğini hesaba katarak sulha taraf­tar görünmemektedirler. Maamafih, soğuk harbi idare etmekte bulunan­lar tarafından takip olunan macera siyaseti tıpkı Hitler'inki gibi akamet­le neticelenecektir. Bazıları Sovyet Rusya'nın dayanıksız temeller Üze­rinde kurulduğunu tahmin etmektedirler. Bunlar yanılıyorlar. Sovyet Rusya her zamankinden fazla kuvvetlidir. Birleşik Amerika atom ve hid­rojen bombalar ile âdeta şimdiye kadar bir şantaj politikası takip etmiş­tir. Birleşik Amerika bugüne gelinceye kadar atom ve hidrojen bombala­rının yegâne sahibi olduğunu iddia ediyordu. Fakat bugün, artık bu inhi­sara münferiden tesahup edemiyecektir. Sovyet Rusya'nın zayıf olduğu­nu ve kendisine daha sertçe muamele edilmesi lâzım geldiğini düşünen gevezelere verilecek cevap budur. Bizim politikamız sarih ve açıktır. Sul­hun muhafazası noktasında toplanmaktadır. Biz muhtelif rejimlerin aynı zamanda tatbik edilebileceği kanaatindeyiz. Memleketler arasında birbir­leriyle çarpışmağa lüzum yoktur. Birleşik Amerika Devlet Reisi bir ba­sın toplantısında kendisinin de sulhun muhafazası lehinde olduğunu söy­lemiştir. Birleşik Amerika'nın tecavüzkâr siyaseti ile tezat halinde bulun­masa, bu kabil beyanatı daima memnuniyetle karşılarız. Bununla bera­ber, sürtüşmelere son vermek için bir çare vardır, o da görüşmek, müza­kere etmek ve anlaşmaktır. Bundan başka Çin, Birleşmiş Milletlere ve diğer milletlerarası teşekküllere kabul edilmelidir. Sovyet Rusya her ne kadar barışçı bir siyaset takip etmekte ise de, herhangi bir mütearrızın te­cavüzü karşısında gerekli tedbirleri alabilmiş olmak için daima kuvvetli bulunmak zorundadır. Uunutulmaması lâzım gelen bir nokta da şudur: Rusya'ya tecavüz, tam bir akamete gitmek demektir. Maamafih uyanık bulunursak sulhu teminat altına almış olabiliriz. Japonya hâlen Birleşik Amerika'nın nüfuzu altındadır ve bu memleket tahkimli bir mevzi haline gelmiştir. Bununla beraber bütün memleketlerle münasebetlerini temin sonra birçok Alman harp esirleri, ko­münist ajanları haline sokularak mem­leketlerine gönderilmektedir.

6  Doğu Almanya ve Moskovadaki temsilcilerin büyük elçilik payesine çı­karılması ise, Doğu Almanyanın presti­jinin yükseltilmesine çalışıldığının bir ifadesidir. Bu suretle her iki memleke­tin müsavi bir seviyeye çıkarıldığı his­si yaratılmak istenilmektedir.

Bundan maada, Malenkov, Batı Al­manya halkına yaptığı müracaatla Ba­tı dünyasının kendilerini harbe sürükledikleri hissini vermek istemektedir.

24  Ağustos 1953

 Washington :

Atom âlimlerinden Ralph Lapp dün. yaptığı konuşmada, efkârı umumiyede hâkim olan ve Amerika'dan atom sırrı­nın çalınmasiyle Rusya'nın atom bom­basına sahip olduğu fikri sadece hayal mahsulüdür, demiştir.

Atom enerjisi komisyonu araştırma ve geliştirme bürosu .eski müdürü bu ko­nuşmasını dün televizyonda yaparak Amerikanın atomun sırrını saklaması­nın iyilikten ziyade fenalık yaptığını söylemiştir.

Bilindiği gibi Lapp eskidenberi bu fik­ri müdafaa etmektedir.

Lapp, Rusya'nın takriben 300 atom bombasına sahip olduğunu ve hidrojen bombasının yapılmasının ise daha ağır ve müşkül olduğunu bildirmiştir.

25  Ağustos 1953

  Londra :

Buraya ulaşan haberlere göre, Kremlin, zayıf, küçük peyki Arnavutluğu kuvvetlendirmek, ayakta tutmak için ora­ya yiyecek ve silâh yetiştirmektedir.

Güvenilir kaynaklar, General Enver Hoca'nın ihtilâçlar içinde çırpman Ko­münist Rejiminî destelemek maksadiyle Karadeniz limanlarından istihkâm­larda kullanmaya elverişli ele geçen küçük silâhlarla malzeme sevkedilmek­tedir. Ayrıca hükümete tavsiyelerde bulunmak ve rejimin Moskova'ya olan sadakatini kollamak üzere de bilinmiyen sayıda teknisyen de Arnavutluğa gönderilmektedir.

Rusya gelecek pazartesi günü Londra Avusturya sulh anlaşmasını hazırlamak üzere Dışişleri Vekil yardımcılarının toplanmasını teklif eden Ba­tılı üç büyüklerin davetini reddetmiş­tir.

30 Ağustos 1953

 Paris:

Batılı devletlerin, Avusturya meselesi­ni halle memur Vekil yardımcılarının 31 ağustosta toplanmalarını teklif eden 17 ağustos tarihli notalarına Sovyetlerin verdiği cevap tamamen menfi ma­hiyettedir, Sovyet notasında, Moskovanın red sebeplerini izah yolunda ile­ri sürülen mütalâalar hiç bir esasa da­yanmamaktadır.

İyi haber alan mahfillere göre, üzerin­de durulması gereken mütalâalardan birinin, Batık devletlerin muhtasar bir muahede metni hazırlamak fikrinden vazgeçmiyeceklerine mütedair olan dü­şüncedir.

Bu vesile ile Amerika'nın daha iki se­ne evvel, Vekil yardımcılarının müza­kerelerini basitleştirmek maksadiyle muhtasar bir andlaşma projesi teklif ettiği hatırlatılmaktadır. İngiliz ve Fransız hükümetleri böyle bir projenin Moskova'ya sunulmasını kabul etmiş­lerdi. Bununla beraber son zamanlar­da Moskova hükümeti birçok belirtiler ve hattâ demeçlerle, üç Batılı devletin muhtasar muahede projesini geri alma­ya hazır olduklarından kâfi derecede haberdar edilmiş bulunuyordu. Fakat "Moskova hükümeti, her nedense, Batı­lı devletlerin bu husustaki hakikî ni­yetlerini anlamamış görünmek intibaı­nı yaratmağa çalışmıştır.

Fransız notasında keyfiyet, şu çok sa­rih ifade ile tekrarlanmıştır :

«Fransız hükümeti, muhtasar andlaş­ma tasarısını müzakere konusu yapma­mayı taahhüt eder.» Sovyet notasında bu noktaya temas eden cümle de aynı derecede sarih, fakat tamamen tersine­dir :

«Fransız hükümetinin muhtasar mua­hede projesini müzakereden geri çek­meyi reddeylemesi...»

Böyle bir vaziyetin diplomasi tarihin­de eşi görülmemiş olması gerektir.

 Paris :

Sovyet radyosunun dış politika yo­rumcusu Melinkof, Batı Almanya'da 6 eylülde yapılacak seçimler münasebe­tiyle bugün yaptığı bir konuşmada şun­ları söylemiştir :

«Bugünkü şartlar dahilinde bu seçim­ler büyük bir ehemmiyet arz etmekte­dir. Sebebi de Bonn cumhuriyetinin kumanda makamlarının Washington'da toplanmış olmasından ibarettir.»

«World Street Journal adındaki Ame­rikan gazetesinin bu hususta yazdıklar: dikkati çekecek mahiyettedir. Bakınız bu gazete ne yazıyor : «Birleşik Ameri­ka, Adenauer'in yeniden seçileceğine bahse girer. Çünkü Avrupa topluluğu­nun mukadderatı ve bugünkü Ameri­kan dış politikasının istikameti, Batı Almanya'da Başvekil Adenauer'in ik­tidarda kalmasına bağlıdır.»

Melinkof Amerikan gazetesinin şu bir kaç satırını zikrettikten sonra konuş­masına şöyle devam etmiştir :

«Birleşik Amerika, Adenauer'in tekrar seçilmesine yalnız siyasî sebeplerle de­ğil, aynı zamanda iktisadî mülâhaza­larla da büyük ehemmiyet atfetmekte­dir.

Filhakika Adenauer, Nazi Almanya'sı­nın harpten evvelki bütün borçlarını ödemeği vaadetmiştir. Amerikadan is­tikraz edilmiş olan bu paralar büyük yekûn tutmaktadır. Sonra şurasını da unutmamalıdır ki bu istikrazların his­se senetlerinin en büyük kısmı Ameri­kan Dışişleri Vekili Foster Dulles ile kardeşi Ailen Dulles'in elindedir.

şartiyle millî istiklâini tekrar iktisap edebilir. Japonya, Rusya ile yeniden münasebet kurmak teşebbüsüne geçerse yalnız Sovyet Rusya'da değil, halk demokrasileri memleketlerinde de bu hareketi memnunlukla karşı­lanarak kabul dilecektir.

Sovyet Rusya İran'la iyi dostluk münasebetleri kurmaktan   daima    kazançlı olmuştur. Son günlerde bu memleketle bazı hudut ihtilâflarımızı ve malî meselelerimizi hallettik ve müteakiben ticaret mübadelesine ait bir anlaşma imzaladık.

Almanya meselesinin de halledilmesi icabeder. Hitler Almanyası ile harbetmiş olan Sovyet halkı ve diğer milletler Alman militarizminin yeni­den ihyasını kabul edemezler. Bu bahiste aynı zamanda Fransa milletini -de bu hesaba katıyorum. Çünkü Alman militarizmi Fransa'nın asırlık düşmanıdır. Fransa bu dâvanın tahakkuku işinde en yakından alâkadar olan memlekettir. Alman militarizminin vücuda gelmesini önlemek gere­kirse bunun tek yolu Fransız - Sovyet dostluk anlaşması esası istikame­tinde hal çaresi bulmaktır.»

Rusya ile İsrail arasındaki diplomatik münasebetlerin yeniden kurulma­sından bahseden Melenkov şunları söylemiştir :

«İsrail hükümeti Sovyetler Birliğine karşı hiçbir tecavüz niyeti besleme­diğini teyid etmiş olduğu cihetle, münasebetlerin yeniden teessüsünü, barışın muhafazası yolunda atılmış yeni bir adım olarak telâkki ediyo­rum. Bu olayın, Sovyet Birliği ile Arap memleketleri arasındaki gerginliği arttırabileceğini kabul etmiyorum.»

Türk - Sovyet münasebetlerine gelince : Malenkov her şeyin Türkiye'ye bağlı olduğunu beyan etmiş ve Sovyet Rusya tarafından yakında yapılmış olan beyanatın bir hal çaresine esas teşkil edebileceğini söylemiş ve şöyle demiştir :

«Fakat bunun için Türkiye'nin de Karadeniz bölgesinde sulhu muhafaza hususunda iyi niyet sahibi olduğunu ispat etmesi şarttır, Sovyetler Birliği 'herhangi mühim bir meselenin halli için Türkiye ile derhal müzakereye girişmeğe amadedir.»

İtalyan - Sovyet münasebetlerine temas eden Malenkov, bu münasebetle­rin bugünkünden daha iyi olabileceğini söylemiştir. Sözlerine devam eden Malenkov şöyle demiştir : «İtalyan sanayii Sovyet Rusya için çalıştığı tak­dirde daha çok inkişaf eder ve İtalyanlar buna karşılık Rusya'dan buğday, kömür ve diğer mahsulleri alabilirler.»

Müteakiben Malenkov, Kore'de mütarekenin imzalanması ve barışın mu­hafazası lehinde sarfettiği gayretlerden dolayı Hindistan'dan sitayişle bah­sederek demiştir ki:

(Sovyet Rusya, Hindistan'la çok iyi münasebetler idame etmektedir ve bu -münasebetlerin her sahada daha da gelişeceğine kanidir.)»

Nato Akdeniz karargâhı komutanının ajansımıza beyanatı :

 Malta:

Bu sene 15 Mart'ta fiilen vazifeye başlıyan Nato Akdeniz Karargâhını zi­yarete davet edilen ilk gazeteci grupunu Türkgazetecileri teşkil etmiş bu­lunmaktadır.

Karargâhımız plân, harekât teşkili, eğitim, lojistik, basın, gizli istihbarat ve havacılık olmak üzere yedi kısımdan müteşekkildir. Her birinde ayrı milletlere mensup kimseler vardır ve heyetlerin hepsi bu kısımlarda tem­sil edilmektedir.

Bugüne kadar aramızda en ufak bir anlaşmazlık çıkmamıştır. Görüş fark­ları tenkidden ileri geldiği için daima halledilebilir. Mükemmel ve ahenkli bir çalışma ile gayretlerimize devam etmekteyiz.

Akdeniz sahası altı kısma ayrılmıştır: Batı Akdeniz Fransız deniz kuvvet­lerinin, Merkezî Akdeniz İtalya'nın, Güney - Doğu bölgesi İngilizlerin, Ege bölgesi Yunanlıların, Doğu kısmı Türkiye'nin ve yine ayrıca Cebelüttarık İngilizlerin mesuliyeti altındadır.»

Fransızlar çok yakından bilmektedirler. Ama Malenkof un bu sözleriyle Fransız komünist­lerini ve hattâ sosyalistlerini takviye etmekte olduğu da inkâr edilmez bir hakikattir. Malenkof bu arada Japon umumî efkârını Rusya'ya bağlamak ar­zusunu ihmal etmemiş ve komünist Çin'i milletlerarası sahada da takviye

etmek imkânlarını aramıştır.

Orta Şarka gelince, vaktiyle, Arapla­ra yanaşmak için İsrail'e karşı cephe alan Sovyetler Birliği, şimdi Arapları da okşiyarak, İsrail'le iyi geçinmek ar­zusunu ileri sürmüştür. Malenkof'un, bu mevzuda konuşurken «İsrail hükü­meti Sovyetler Birliğine karşı hiç bir tecavüz niyeti beslemediğini teyid et­miş olduğuna göre» diye bir ifade kul­lanması, cidden biraz tuhaf kaçmakta­dır. Çünkü Sovyetler Birliği ile zaten hemhudut olmıyan ve ancak iki mil­yon nüfusa malik bulunan İsrail'in Rusya'ya karşı bir tecavüz emeli beşliyeceğî kimsenin akıl ve hayalinden geçmez. Anlaşılıyor ki, şimdi Malenkof Arap devletleri dostluğu bahasına da olsa, Birleşik Amerika'ya karşı dura­bilmek için, İsrail'i ileri sürerek, Amerika'daki Yahudi efkârım fethetmek arzusundadır.

Rus Başvekili, nutkunda İran'ı da dos­tane bir şekilde okşamaktan ve Hin­distan'a sözle tâvizler vermekten geri kalmamıştır. Bu arada İtalya'yı da eko­nomik menfaatlerle Sovyetler Birliğine bağlamıya çalışmıştır.

Malenkof'un nutkunda bir mühim nok­ta da İngiltere'den hiç bahsedilmemiş olmasıdır. Elimizdeki metne göre, san­ki Rusya, İngiltere gibi bir devletin mevcudiyetinden haberdar değildir. Malenkof belki bu bahiste konuşmak için, bu nutkun dünyanın diğer bölge­lerindeki akislerini kontrol etmek ar­zusundadır ve İngiltere'ye Amerika-dan sonra sıra gelecektir.

Bize gelince, Malenkof'un sözlerinde, Sovyetler Birliğinin iyi münasebetler tesis etmek arzusunda olduğu ifade edi­len memleketler arasında, bu dostluğu bir takım şartlara bağladığı tek dev­let Türkiye'dir. Ne İran için, ne İtal­ya için, ne Fransa için ve ne de diğer devletler için hiç bir şart koşmamıştır. Ama Türkiye için bazı şartlar ileri sürmekten fariğ olmamıştır. Bu şartlar, aşağı yukarı, son Kus notalarında dermeyan edilen hususların bir defa daha tekrarından ibarettir ki, cevapları esa­sen  daha   evvel  cevafoî  notalarımızla Moskova'ya bildirilmiştir,

Malenkof bu nutkunda, Türk Rus mü­nasebetlerinde her şeyin sanki bu münasebetleri daha evvel bozan bizmişiz gibi Türkiye'ye bağlı olduğunu söylemiş ve "Türkiye'nin de Karade­niz bölgesinde sulhu muhafaza husu­sunda iyi niyet sahibi olduğunu isbat etmesi şarttır, Sovyetler Birliği her hangi mühim bir meselenin halli için. Türkiye ile derhal müzakereye giriş-miye amadedir» demiştir.

Bu sözlerden anlaşılıyor ki, Malen­kof un istediği şey, Sovyetler Birliğinin de altına imzasını koyduğu Montrö mukavelesini Türkiye'nin bir tarafa bı­rakması ve Rusya ile bu hususta bir müzakere kapısı açmasıdır ki, bunun imkânsızlığı aşikârdır.

Türkiye sulhu muhafazası hususunda iyi niyet sahibi olduğunu ve kimseye karşı bir tecavüz emeli beslemediğini, her vesile ile, ve bilhassa efali ile is­bat etmiştir. Malenkof da pekâlâ bilir kî, değil Rusya'ya, her hangi bir dev­lete tecavüz .etmek Türklerin akıl ve hayâlinden geçmez. Türkiye onun için daima barış cephesinde yer almıştır. Rusya'ya Karadeniz Boğazından hiç bir tehlike gelmiyeceği Rusya tarafından da malûmdur. Fakat buna rağmen Ma­lenkof, nutkunda bu lüzumsuz ve mesnedsiz bahsi tekrar tazelemekle, hem sulh taarruzunu devam ettirmek, hem de yalnız Türkiye'nin alâkadar oldu­ğu ve üzerinde büyük bir hassasiyet­le durduğu bir meseleyi daima, bir mü­nakaşa ve bir pazarlık mevzuu halinde ayakta tutmak arzusundadır ki, Türki­ye elbette bu politik manevraya gelmiyecektir.

Malenkof'un nutku üzerine.

Yazan : F. R. Alay

10 Ağustos 1953 tarihli Dünya'dan:

Malenkof'un Mareşal Stalin'den fark­lı bir diktatör olup olmadığında henüz tereddüt edenler, dünkü nutkunu oku­dukları zaman kendilerine gelmişler­dir. Zihniyet de o, politika da odur ikisinde de aynı parola : Rusya barış­çıdır. Amerika ve peykleri onu yıkmak için harb hazırlamaktadırlar. Rusya savunuş, Amerika ve peykleri saldırış halindedirler.

Bu sözler, dinlediklerini ve okudukla­rını tahlil edemiyen, dünya hâdiseleri­ni sık dokuyup ince elemiyen kültürsüz yığınlara ve bilhassa Moskova'nın her dediğini benimseyen ve tekrarlıyan ko­münist tayfasına hitap etmektedir. Ha­kikati söylememekte olduğunun Ame­rikan Devlet Reisi veya gazetecileri, İngiliz Başbakanı ve gazetecileri, her memlekette dünya ipleri ile uğraşan aydınlar tarafından anlaşılacak olması ne Stalin'in umurunda idi, ne de Malenokfun   umurundadır.

Bizim bildiğimiz de şu: Rusya hür milletler topluluğuna karşı elinden ge­len her türlü fenalığı yapıyor. Henüz yapamadıkları, elinden gelmeyenlerdir.

Almanya ile barış andlaşmasına varılmamasından ve bu memleketin ikiye bölünerek, Doğu bölgesinin ıstıraplar içinde kıvranıp durmasından sadece Rusya sorumludur.

Avusturya'nın aynı durumda inim inim inlemesinden Rusya sorumludur.

Asya'da dökülen bütün kanlardan Rus­ya sorumludur.

Hiçbir hür millet Amerikan köleliği altında değildir. Polonyalılar, Çekler, Slovaklar, Macarlar, Romanyalılar Bol­şevik köleliği alındadırlar. Bu memle­ketlerde aça: «Açım!» demek hakkı bile verilmemektedir. Doğu Berlin'in silâhsız açları boş karınlarına kurşun yemişlerdir.

Malenkof un nutkundan Türkiye'ye ait parça üstünde duralım: Rusya'nın Türklerden toprak istediği yoktur da Türkiye'nin mi Rusya'dan toprak is­tekleri vardır? Uzun yıllar dostluğuna o kadar bel bağladığımız Rusya bizi kendi eli ile bir cephe seçmeğe ve ka­derimizi o cephe ile paylaşmağa mec­bur etti. Şimdi bize : «Ben sizden hiç bir şey istemiyorum. Siz de benim için bir tehlike olmaktan çıkınız,» di­yor. Bu, önce, Amerikan yardımından vazgeçiniz, askerî hazırlıkları bırakınız, daha sonra da, samimî olduğunuzu isbat etmek için o cepheden benim cep­heye geliniz, demektir.

Rusya kendisine inandırmak ve bir ba­rış dünyası içinde herkesin dostu ola­bilmek için, fiilî ve ciddî misaller vermelidir. Asya harblerini ve tecavüzle­rini endüstri ve her türlü sermayesi ile beslemek ve kışkırtmak politika­sından uzaklaşmalıdır. Doğu Alman­ya'yı bırakmalıdır. Avusturya andlaşmasını yapmalıdır. Polonya, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan gibi es­ki hür milletlerin hiç olmazsa komünist Yugoslavya kadar bağımsız yaşamala­rına fırsat vermelidir.

Rusya'nın da atom bombası yaptığını Molotoftan Öğrenmiştik. Hidrojen bombası yaptığını da Malenkof tan öğ­reniyoruz. Bu haberin hür milletleri korkutmak için verilmiş olduğunu tah­min etmeyiz. Hiçbir silâh, ölüm kadar kati değildir: Milletler hürriyetleri için pervasızca ölüme göğüs germektedirler. Korku ile şeref aynı kalbde buluşamaz. Meselâ Kuzey komşumuzun dün hidrojensiz bugün hidrojenli olması, ne umumî politikamızda, ne de günlük ha­yatımızda herhangi bir değişikliğe se­bep olamaz.

Yeryüzünde Rusya ile düşman olma­mak ve dost olmak istemiyen hiçbir millet yoktur. Bizzat Rusya başkala­rına düşman olmak ve başkaları ile dost olmamak dâvasından vazgeçiyor mu? Mesele bunda!

Sovyet Rusyaya cevap

Yazan : M. Topalak:

23 Ağustos 1953 tarihli Zaferden:

Sovyet Rusya geçen 16 Ağustos pazar günü Batılılara Almanya hakkında beklenmiyen yeni bir nota daha verir­den, aynı zamanda Doğu Almanya hükümet üyelerinden bir heyetin 20 Ağustosta Moskovaya davet edildiği de bildirilmiştir. İngiliz, Amerikan ve Fransız uzmanları, Sovyet notalarına cevap hazırlıya dursunlar, Doğu Al­manya heyeti, Barbakan Grotewohl'un riyasetinde Moskova'ya varmış ve mü­zakerelere başlamış bulunmaktadır.

Sovyet Rusya bu daveti yaparken »İki memleketi ilgilendiren meselelerin şu anda müzakeresinden fayda mülâhaza edildiğini bildirmiş, buna mukabil, Doğu Almanya heyeti başkanı da Mos­kova'ya hareketinden evvel verdiği be­yanatta «Almanya'nın birleşmek ve sulh içinde yaşamak arzusundan başka hiç bir iddiası olmadığının söylemiştir. Heyetin Moskova'da da, başta Molotof olmak üzere bir çok Hevi gelen Sovyet şahsiyeti tarafından oldukça tantanalı bir şekilde karşılanması dahi, müzakereler sonunda oldukça alâkabahş neti­celerin açığa vurulacağını düşündürmiye kâfidir. Esasen Sovyetlerin Batı­lılara verdikleri son notada da Almanya'nın harp borçlarından mühim bir kısmının iptali, işgal masraflarının Doğu ve Batı Almanya bütçelerindeki gelir kısımlarının yüzde beşini aşma­ması ve nihayet Almanya'daki yabancı kuvvetlerin en kısa zamanda geri alın­ması gibi umumiyetle Almanların çok hoşuna gidecek mahiyette teklifler gö­rülmekte idi. Şimdi pek muhtemel ola­rak, Moskova'da, bu teklifler Doğu Al­manya'ya taallûk ettiği ölçüde, bazı müşahhas karar ve anlaşmalara bağlanacak ve bu suretle Sovyet Rusya'nın, Almanya meselesindeki halis niyetleri hakkında bir kanaatin taammüm etme­sine çalışılacaktır.

Gerçekten, 16 Ağustos tarihli Sovyet notasının Batılılara bir cevap veya mâ­kul bir teklif ihtiva etmekten ziyade, doğrudan doğruya Alman umumî efkâ­rına tesir etmek gayesini istihdaf ettiği İlk bakışta anlaşılmaktadır. Almanyanın birleştirilmesi için ilk ve en mühim merhale telâkki olunan ve üzerin­de bunca münakaşa edilmiş olan ser­best seçim şartlarını ve bu seçimler so­nunda teşekkül edecek olan Alman hükümetinin sulh müzakerelerinde han­gi ölçüde oy sahibi olması lâzım geldi­ği sualini atlayarak doğrudan doğruya bir sulh andlaşması fikrini ortaya atan ve bu teklifi Almanlara diğer maddî kolaylık ve menfaatler temini vadiyle daha cazip bir hale getirmiye teşebbüs eden Sovyet notasının Batı Almanya’da Önümüzdeki ay başında yapılacak seçimlerden az bir zaman evvel, kuv­vetli bir propaganda unsuru ihtiva et­tiğinde şüphe yoktur. Bu itibarla şimdi Grotevohl hükümetinin son Kus tekli­fini benimsediğini resmen ilâh etmesi, diğer taraftan Sovyetler tarafından vâdedilen malî kolaylıkların Doğu Al­manya ölçüsünde tatbik edilmiye başlandığının ve hattâ bu arada Sovyet­lerin, diğer alacaklıları da ilzam etme­mek üzere, haklarının ve alacaklarının bir kısmından daha vazgeçmiş oldukla­rının ilân edilmesine İntizar olunabilir.

Bu vaziyet dahilinde. Batılıar tarafın­dan  Sovyet  Rusya'ya  verilecek  cevabın hazırlanması hususî bir nezaket kesbetmiştir. Her şeyden evvel Sovyet notalarından hangisine ve hangi sıra­da cevap vermek lâzım geldiğini tâyin etmek zarureti vardır. Filhakika, Rus­lar 5 Ağustos tarihli notalarının ce­vabını beklemeden 16 Ağustosta ikinci bir nota vermiş bulunmaktadırlar. Bi­rincisinde Batılıların teklif ettikleri Dışişleri Bakanları konferansı fikri zımnen kabul edilmişti. İkinci Rus no­tasında bahis konusu edilen sulh kon­feransının İse altı ay sonraya bırakıl­dığı görülmektedir. Halbuki Batılı no­tasında Bakanlar konferansının eylül sonlarına doğru yapılması ileri sürülü­yordu.

Öyle anlaşılıyor ki, Batılılar her iki Sovyet notasına cevaben yeni ve orta­lama bir hal tarzı ihtiva eden bir cevap hazırlamakla meşguldürler.

Kremlin hareketleri.

Yazan : A, t B.

28 Ağustos 1953 tarihli Dünya'dan:

Sovyetler Birliğini idare edenler, küçümsenmekte veya öyle gösterilmekte devam ve ısrar edilecek olursa, tehli­keli neticeler doğurması ihtimalden hiç de uzak olmayan bir hareket ve faa­liyete girişmiş bulunuyor. Bu faaliyet, halen üç cephede teksif edilmiş bir halde devam ediyor : Almanya, İran, Birleşmiş Milletler...

İranda Sovyet politikasının bugünkü faaliyeti Fatımî - Musaddık iktidarını düşüren kuvvetleri, İran halkı nazarın­da Amerikan âleti, ecnebi manivelası derecesine indirmeğe matuftur. Sovyet propagandası var kuvvetile bu istika­mette islemekte, bazı gafletler, lü­zumsuz sözler Moskovanın bu zemin­deki faaliyetini, âdeta kolaylaştırmak­tadır. Moskova, Birleşmiş Milletlerde de ayni taktiği, daha geniş bir sahada tatbike uğraşmaktadır. O sahada ze­min kendisine şimdilik pek müsait de­ğildir.

Fakat îtiraf etmek lâzımdır kî Mosko­vanın üç cepheli faaliyetinin medenî dünya için en fazla tehlike arzettiği saha da, doğusiyle, batısiyle Almanyadır.

Moskova 2-23 Ağustos günleri Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya dev­let adamları arasında tertip edilen bîr siyasi komedyaya sahne oldu. Doğu Al­manya Başbakanı Grothevohle'in baş­kanlığında bir heyet Sovyetler Birliği hükümeti tarafından vaki davet üzeri­ne «Sovyetler Birliği ile Doğu Alman­ya arasındaki münasebetlerin gelişti­rilmesi ve Alman meselesinin bir kül olarak ele alınması» için müzakereler­de bulunmak üzere Moskovaya geldi. [Nümayişli tantanalı, bir şekilde kabul edildi ve bütün bu meseleler, bilhassa Alman meselesinin bir kül olarak tet­kiki» işi üç gün içinde halledilmiş ol­malı ki Molotov Doğu Almanya Başbakaniyle, teferruatı okuyucularımızın haberler sütunlarımızda gördüklerine şüphe olmayan bir takım anlaşmalar imzalamağa muvaffak oldu.

İnsan insiyakı bir şekilde 1939 yılını ve Molotov - Eibbsntrop andlaşmalarını hatırlamak ihtiyaciyle karşılaşıyor. 1953 de şartlar ve şekiller başkadır. Fakat esaslar ve hedefler aynıdır: İn­sanlığın hürriyetine, imanına, mede­niyetine suikast...

Sovyetler Birliği Başbakanı Malenkov bu işleri çok söylemek için bir fırsat telâkki etti. Beyanatında Almanyaya, Alman milletine bol bol vaadler ileri sürerken, ilk defa olarak komünist dünyasının alacağı kararlaman bahset­ti. Bu noktanın geniş Ölçüde dikkati çekmeğe değer bir mahiyet taşıdığında ısrar edeceğiz. Bir Sovyet Başbakanı resmî bir nutkunda milletlerarası çok mühim bir dâvada, hafızamız bizi yanıltmıyorsa, birinci defadır ki «komü­nist dünyası» adına beyanatta bulu­nuyor.

Malenkov, 6 eylülde yapılacak umumî seçimlerde reyini kullanacak olan Batı Almanya halkının gözleri önüne cazip ve ferahlatıcı hayâller koymakla kal­mıyor, tehdit de ediyor. Kremlinin ye­ni liderine göre eğer Alman milleti Sovyet plânlarına uymazsa  söylenen sözlerin bütün içyüzü bundan ibaret­tir  Almanya Avrupada ana tecavüz üssü şeklini alacaktır. Almanyanın parçalanmış şekilde kalması daimî surette bir harp tehlikesi vücude getir­mektedir.» Fakat Sovyet plânlarına uyarsa dünyanın en kuvvetli barış ve güvenlik kalesi (!) haline gelecek­tir.» Bu sözlerin arkasında hidrojen in­filâkının saldığı kara gölgeyi müşahe­de mümkündür.

Tehlikeyi küçüksemek, düşmanı hakir görmek gafletlerin en büyüğü, en kor­kuncudur. İsi sadece «Batı Almanya, halkının aklı selimine terketmek» Sov­yet -olanlarına, tahriklerine karşı ön­leyici veya koruyucu bir tedbir almak mümkün değildir. Sovyetler, Alman milletini iğfal kasdiyle de olsa, ona bir şeyler veriyor veya vaadediyor. Batı devletleri hür dünyanın savunması, hattâ bekası için kendisiyle beraber ol­ması zaruretini idrâk ettikleri bu mil­lete fazlasını vermek veya verecekleri­ne onu inandırmak zorundadırlar. Hem de muhakkak 6 Eylülden evvel... Al­man, halkı Almanyanın birleşmesine engel olanların Batılılar olmadığına muhakkak inanmalıdır.

Alman meselesi had safhadadır. Bu dâ­vada teşebbüsü Kremline kaptırmak feci -olur. Senatör MacCarthy'nin naza­riyeleri, İngiliz Muhafazakâr Partisi içinde varlığı hissedilen «ekip» anlaş­mazlıkları kızılların ekmeğine sürülen yağ olmamalıdır. Moskovada üç günde ovnanan komedya, dünyayı ne kadar süreceği meçhul bir trajediye sahne yapabilir.

Istırap çeken milletler bazan bıkkınlık duyarlar. Alman milleti, şüphesiz, muztariptir. Onu bu «bıkkınlık» duygusu­na kapılmaktan korumak lâzımdır. Şort İtalyan  seçimlerinden ders  alalım.

Vichinsky’nin yumruğu.

Yazan : Ö. S. Coşar

28 Ağustos 1953 tarihli Cumhuriyet'ten:

Malenkov'un yumuşak (!) bir siyaset takip etmekte olduğu iddia edilirken, Birleşmiş Milletlerdeki temsilcisi Vîchinsky yeniden sağa sola yumruk sal­lamağa, tehditler savurmağa başlamış­tır.

Siyasî komisyonda, Kore konferansına hangi devletlerin iştirak edecekleri görüşülürken, Rus başdelegesi hüküme­tinin «uzlaştırıcı" hareketleriyle taban tabana zıd sert bir nutuk söylemiştir. Gayesi, kendi teklifi reddedildiği tak­dirde komünistlerin Kore konferansına gelmiyecekleri kanaatini uyandırmak ve böylelikle Amerikan tezi ile Rus görüşü arasında bocalamakta olan bazı

memleket temsilcilerinin' reylerini sağ­lamaktı.

Vichinsky'nin istediği, konferansa 6 muharib ve «tarafsız diye vasıflandı­rılan dokuz devletin iştiraki idi. Kore’de tecavüzün durdurulmasında büyük rol oynıyan Türkiyenin de bu görüş­melerden uzak tutulması talteb ediliyor­du. Sovyet delegesi bu devletleri o şe­kilde seçmişti ki, teklifinin kabulü ha­linde Kore konferansında Moskovanın görüşü ekseriyeti kolaylıkla temin edebilecekti. Fakat Vichinsky'nin masayı yumruklaması, tehdidler savurması iletice vermemiş, teklif ezici bir ekse­riyetle reddedilmiştir.

Sovyet projesi reddedildikten ve Kore konferansına, muharib devletlerden her istiyeninin katılabileceğini tasrih eyliyen Batı teklifi kahir bir çoğunluk­la kabul olunduktan sonra Vichinsky, semeresiz kalan tehditlerinin aslında «tehdit» olmadığım izaha yeltenmiş, yumruk sallamada kötü maksat gütme­diğini iddia etmiştir.

Sovyet siyasetinde ve Sovyet diplomat­larında bu gibi değişiklikler her za­man görülmüştür ve bundan sonra da görülecektir. Vichinsky, Birleşmiş Milletlerdeki komünist olmıyan memleket­ler arasında belirmiş olan görüş ayrı­lıklarını istismar için daha bir çok fır­satlar ele geçireceğini hesaplamaktadır.

York'ta şimdi  şu  suali soranlar çoğalıyor :

    Birleşmiş Milletler, Cemiyeti Akvamin akıbetine mi uğrayacak?

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dules'ın, bu teşkilâtın zaafı hakkında verdiği demeçte, anayasada değişiklik lüzumundan bahsetmesi, veto salâhiye­tinin kaldırılacağı ve bunun üzerine de Rusyanın ayrılacağı yolunda söylen­tilere yol açmıştı.

Fakat Cemiyeti Akvam, zayii olan cep­heleri takviye edilemediğinden çökmüş, tecavüzü durduramıyacak bir hale gel­memiş midir?

Vichinsky, Hindistanın Kore konferan­sına katılması meselesinin de Batılılar ve bilhassa İngiltere ile Amerika ara­sında, Rusya tarafından istismar edile­bilecek bir durum yaratacağını hesap­lamıştı. Dün siyasî komisyonda, Kore tecavüzünün durdurulmasında hiç bir rolü olmıyan Hindistanın konferansa katılması lehinde bulunanlar ekseriyeti elde etmişlerdir. Fakat bunun kat'iyetle kabulü için, Genel Kurulda üçte iki çoğunluğu sağlamak lâzımdır ki, halen bu nisbete ulaşılmış değildir. Bu vazi­yette, Kore konferansının, Yeni Delhi temsilcilerinin iştiraki olmaksızın top­lanmasına intizar edilmelidir.

Vichinsky yumruğunu sallarken, teh­ditler savururken hazırlıkları tamam­lanan Kore konferansında komünist delegelerin «iyi niyet» göstermeleri beklenebilir mi? Dünya hakikî barışa kavuşuncaya kadar Korenin, Almanya, Avusturya gibi ikiye bölünmüş bir halde kalmağa mahkûm olduğu mu­hakkaktır. Kremlin, Kore konferansı­na, Uzak - Doğu siyasetlerini birleştirememiş olan hür milletlerin münakaşa­larını alevlendirmek ümidiyle gidecek­tir, başka bir maksatla değil.

1 Ağustos 1953

 Bonn :

Batı Almanya Başbakanı doktor Konrad Adensuer, bir basın konferansın­da beyanatta bulunarak, kanaatince, Avrupa savunma camiasını ve Sovyet Rusyayı içine alacak bir güvenlik siste­minin Avrupada sulhu teminat altına almak imkânını sağlıyacağını söylemiş ve sözlerine  şöyle devam  etmiştir :

«Sovyet Rusya, Almanların askerî dinamizminin güvenliğini tehlikeye ma­ruz kıldığını iddia ediyor. Eğer hakikaten öyle ise, Alman askerî kudreti­nin Avrupa savunma camiasında derpiş  edildiği  gibi, tahdit edilmesi, bu dinamizmi frenlemenin  en iyi çaresi­ni teşkil eder. Fakat herhalde Alman milletini ilânihaye bir silâhsızlık re­jimine tâbi kılmanın imkânı yoktur.»

Başbakan bundan sonra, tasarladığı geniş güvenlik sisteminin, Sir Winston Churchill’in serdettiği  umumî fikirle­re uygun olduğunu belirtmiştir.

Hukukî bakımdan Avrupa savunma ca­miasının Sovyet Rusyaya muhatap olamıyacağını ileri süren bir gazeteciye cevaben Barbakan Adenauer, Nato'nun da hukukî bakımdan özel bir durumda bulunduğunu ve fakat Avrupa savun­ma camiasının, ilgili devletlerin böyle bir siyasî hal tarzını arzu etmeleri ha­linde, Sovyetler Birliğiyle bir pakt ak­detmesine hukuken imkân bulunabile­ceğini söylemiştir.

2 Ağustos 1953

 Berlin :

Doğu Berlin'den gelen ve Batı kesimi gazetelerinden bir çoğunun yayınladığı haberlere göre, dört büyükler konfe­ransı hakkında Rusyaya yapılan teklife Sovyetler yakında cevap vereceklerdir.

Doğu hükümetinin yakın çevrelerinden sızan söylentiler Moskova'nın bu tek­lifi kabul edeceği, fakat mukabil teklif­ler de ileri süreceği yolundadır. Bu mukabil tekliflerden biri, Ağustos ayı ortalarına doğru yapılması teklif olu­nan konferansın daha yakın bir tarihe yani Batı Almanya seçimlerinden ev­vele alınmasını derpiş edecektir. Bun­dan başka Alman siyasî çevrelerinden bildirildiğine göre, Sovyetler Birliği Batılılar tarafından, gönderilen teklif notasının ihtiva ettiği, konferansta ba­his konusu edilecek meseleler programına itiraz  edecektir.

5 Ağustos 1953

 Moskova :

Sovyet Rusya, dünya meselelerini kat­mak suretiyle müzakere sahasını ge­nişletmeğe kalkışmakla Birleşik Ame­rika, İngiltere ve Fransanın Almanya hakkında toplantı yanılması teklifini zımnen reddetmiş olmaktadır.

Siyasî müşahitler, yakında dört devlet arasında görüşme ihtimali hususunda kötümserdirler.

Batılıların teklifinde, Almanya sulhu ile ittihadını derpiş eden tamamiyle mahdut maddeli bir gündem ileri sürülmüştür.

Batılı devletlerin, Sovyet Rusyanın teklif ettiği veçhile kızıl Çin'in de iş­tirakini temin edecek daha geniş tutulmuş bir gündeme, hiç değilse bir müddet için, muvafakat edeceklerine inanan diplomatlar pek azdır.

6 Ağustos 1953

 Bonn:

Batı Almanya Başvekili Konrad Ade­nauer dün gece Kari Marx'ın doğum yeri Trier de yapılan seçim toplantısın­da söz alarak en son Sovyet notası Almanyayı tekrar birleştirmek yolunda imkân dahilinde ilk adım olarak, bütün Almanyaya şâmil serbest seçim iş­lerini görüşmeğe Moskovanın hazır olup olmadığını açıklamaktan hâlâ uzaktır, demiş ve şunları ilâve etmiş­tir:

En son Sovyet notası bir çok nokta­larda müphem ve hatalıdır. Eğer mil­letlerarası gerginlikte hakikaten bir gevşeme olması isteniyorsa şu noktalar tavzih edilmelidir :

 Sovyet Rusya, Batılı tekliflerini neden cevaplandırmamaktadır?

 Sulh   andlaşmasının  yalnız  dört büyük devlet arasında müzakere edilip Almanyaya bildirilmekle iktifa edilme­si hususunda Sovyet hükümetinin şim­diye kadar müdafaa etmekte olduğu görüşü terke hazır olup olmadığını Sov­yet notası tasrih etmem ektedir.

 Sovyet Rusya, bütün Almanyaya şâmil  bir  Alman hükümeti  kurulma­sı, gerek iç, gerek dış işlerde tam ha­reket hürriyeti hususunda teminat ver­meğe hazır mıdır?

 Sovyet Rusya Avrupa güvenliğini, onunla birlikte Almanyanın güvenliği­ni garantiye hazır mıdır?

17 Ağustos 1953

 Bonn :

Bugün öğleden sonra gazetecilere be­yanatta bulunan Başvekil Adenauer, bir barış andlaşması hakkında son Sovyet notasında ileri sürülen teklifle­ri kabul etmenin Almanya için intihar teşkil  edeceğini söylemiştir.

Başvekil sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

«Bu tekliflerle mutabık olduğumuzu hiçbir şart altında beyan edemeyiz. Vakıa Almanya, görünüşte tekrar birleştirilecektir. Lâkin hakikatte tecrid edilecek ve kâfi derecede emniyet al­tında bulunamayacağından ergeç Sov­yet Rusya tarafından beledilecektir.

Bir dörtler konferansının mümkün ol­duğu kadar süratle toplanması husu­sunda Sovyetlerin verdikleri iki notanın taşıdığı karaktere rağmen, nota teatisi artık lüzumsuzdur. Filhakika nota teatisi dörtler konferansını gecik­tirmekten başka işe yaramaz.

Batılı devletler Sovyet notalarına verecekleri cevapta uzun boylu mülâha­zalara girişmeden sadece dörtlü konferans hakkındaki tekliflerini tekrarla­makla iktifa etmelidirler. Bilâhare mü­zakerelere başlandığı zaman da Sovyet­lerle ne dereceye kadar anlaşmak îm--kânı olduğunu kısa zamanda tesbit et­mek lâzımdır.»

Adenauer'e göre, Rusların son notası Batı- Almanyada yakında yapılacak umumî seçimler üzerinde müessir olmak maksadıyle yapılmış bir teşebbüstür.

Başvekil devamla demiştir ki :

«Bu hakikat, Avrupa müdafaa camiası­na yapılan hücumlardan ve böyle bir' müdafaa sistemi gerçekleşecek olursa, bunun Alman Birliğinin yeniden tees­süsünü imkânsız kılacağı hakkındaki tehditkâr sözlerden açıkça anlaşılmak­tadır.

Rusya'nın silâhlı bir taarruza geçece­ğine inanmıyorum. Kanaatimce, Rus­ların gayesi soğuk harbi idame ederek Avrupa'nın sınaî potansiyeline el koy­mak ve bu suretle ham madde, ağır sa­nayi ve silâh sanayii alanlarında Amerikayı geçmektir. Sovyet Rusya bun­dan dolayıdır ki Avrupanın birleşmesi­ne muhalefet etmekte ve Almanyayı tecride çalışmaktadır,

Sovyetlerce, iki Alman parlâmentosu veya iki Alman hükümeti tarafindan. teşkilî teklif edilen muvakkat hükümet Batı Almanyaca kabul edilemez.

Batı Almanya Federal Cumhuriyetinin ne hükümeti ne de parlâmentosu, Sov­yet bölgesindeki rejimin temsilcileri ile müzakereye girişemezler. Çünkü bun­lar Sovyet bölgesindeki halkın meşru mümessilleri değil, zalimlerin temsilci­sidirler.

23 Ağustos 1953

 Paris:

Alman Demokrat Cumhuriyetinin ar­tık tazminat Ödememesi ve harp so­nunda girişmiş olduğu iktisadî ve malî vecibelerin hafifletilin es ine mütedair Alman - Sovyet protokolünün metni Tass ajansı tarafından yayınlanmıştır. Bu protokolde ezcümle şöyle denilmek­tedir :

«Almanya, Sovyetler Birliği ile Ame­rika, İngiltere ve Fransa'ya karşı oları iktisadî ve malî vecibelerinin    büyük bir kısmını yerine getirmiş olduğun­dan, Almanyadaki iktisadî durumun fe­rahlığa kavuşturulması lüzumu dik­kat nazarına alınmıştır. Alman Demok­rat Cumhuriyeti hakkında bu yoldaki tekliflerin tahakkuku, yalnız Alman milleti için iktisadî bakımdan esaslı bir yardım teşkil etmekle kalmıyacak, aynı zamanda Alman Birliğinin yeni­cen tesisi için gerekli şartların kurul­masında da faydalı olacaktır.

Sovyet ve Alman Demokrat Cumhuri­yeti hükümetleri bir barış andlaşmasının akdini tacil maksadiyle aşağıdaki tedbirleri kararlaştırmışlar ve bunla­rın tahakkuku için bir anlaşmaya varmışlardır :

1  Sovyet hükümeti, Polonya Halk cumhuriyeti ile tazminat   bakımından kendi hissesi hususunda mutabık kalarak, 1 Ocak 1954 tarihinden itibaren, Alman Demokrat Cumhuriyetinin ver­mesi gereken tazminattan vazgeçmek­tedir. Bu tazminat yekûnu 5 Mayıs 1950 tarihinde 2.537.000.000 dolara varmak­taydı.

2  Sovyet hükümeti 1 Ocak 1954 ta­rihinden itibaren Almanyada    mevcut olup tazminat olarak Sovyet mülkiye­tine geçmiş bulunan 33 makine, kim­ya ve demir çelik eşya fabrikasını Al­man Demokrat Cumhuriyetine iade edecektir.  Herhangi bir tazminat alın­maksızın geri verilecek olan bu fabri­kaların  kıymeti  2.700.000.000  marktır. Sovyet hükümeti 1952 yılında Alman­yada mevcut 66 Sovyet endüstri mües­sesesinin Almanyaya iadesi ile   doğan 431.000.000 marklık borcu da iptal et­mektedir.

3   Sovyet  hükümeti, Almanyada mevcut  Sovyet  kuvvetlerinin  bakımı için Alman Demokrat Cumhuriyetinin giriştiği masrafı da azaltmaktadır. Bu masraflar bundan sonra Demokrat Cumhuriyet bütçesinin yüzde beşini aşmıyacaktır.

4  Sovyet hükümeti Alman Demokrat Cumhuriyetini «haricî işgal masrafla­rının tediyesinde de affetmektedir. Ne­tice olarak Sovyet hükümeti Almanyanın Rusyava ödemesi    gereken    harp sonrası deflet borçlarından affedildiği­ni de beyan eder. 22-Ağustos 1953 ta­rihini taşıyan protokolün Rusça ve Al­manca metinleri Sovyet hükümeti adına Molotof un, Alman Demokrat Cumhuriyeti adına da Grotewohl'un imza­sını taşımaktadır.»

24 Ağustos 1953

  Washington:

İyi haber alan siyasî çevrelerin bugün bildirdiklerine göre Üç Büyükler Al­manya mevzuunda dörtlü konferansın 30 Eylülde Cenevrede toplanması için Moskovaya notalar göndermeğe karar vermişlerdir.

Bu toplantıda başka mevzuların da gö­rüşülüp, görüşülmemesi hususunda ha­len Amerika ile İngiltere arasında bir görüş ayrılığı vardır. Amerika yalnız Almanya ve Avusturya meselelerinin görüşülmesini istemekte, İngiltere Rusyanın başka meseleleri de gündeme al­mak istediğini iddia etmektedir. Kon­feransta Dışişleri Vekilleri Rusyaya başka mevzuları görüşmek arzusunda olmadıklarını bildireceklerdir.

30 Ağustos 1953

 Hamburg :

Batı Almanyada seçimlere bir hafta kala Hristiyan Demokratlarla Sosyal Demokratlar arasındaki mücadele şid­det kesbetmektedir. Cumartesi akşamı Hamburg'da bir secim nutku söyliyen Federal Almanya Başbakanı ve Hris­tiyan Demokrat Partisi lideri Adenauer, Sosyal Demokratlara hücum et­miş ve bunların sendikalarının siyasî tarafsızlıktan ayırdıklarını söyledikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir :

Sosyal Demokratlar dış siyasette takın­dıkları tavırla Alman milletinin men­faatlerine ihanet etmektedirler. Onlar, Doğu Almanya hükümetinin başkanı Grotewohl ile müzakereye girmeyi ka­bul ediyorlar. Halbuki Grotewohl kim­dir? Grotewohl Doğu'daki vatandaşla­rımıza hükmeden, onları istibdat altın­da yaşatan adamdır. Ben, Sosyal De­mokratların hakikaten bir siyasî görüşe sahip olduklarına kani değilim. On­lar sade rey avcılığı yapıyorlar.

mukabil Dortmund'da bir nutuk söyliyen Sosyal Demokrat parti lideri Ollenhauer, Başbakan Adenauer'in, bu yıl sonuna kadar Avrupanın teşkilât­lanmış bir halde meydana çıkacağına dair ileri sürdüğü İddianın lâftan ibaret olduğunu söylemiş ve sözlerine şun­ları ilâve etmiştir:

Almanya meselesi ve Sovyetler Birliği.

Yazan : A. İ. B.

23 Ağustos 1953 tarihli Dünya'dan:

Son günlerin mühim hâdiselerinden bi­ri de, Sovyet hükümetinin Almanya meselesinin halli ve Almanyanın bir­leştirilmesi için müzakerelere girişilme­si hususunda üç Batılı devlete yaptığı tekliftir.

Moskovanın teklifini ihtiva eden nota­nın 17 sayfa tuttuğu bildirilmektedir. Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Molotov, bu teklifi ile Alman meselesinin, hallinde hükümetin uzlaştırıcı adımlar attığı kanaatini telkin için faütütn si­yasî maharetini kullanmışsa da İtikadımızca buna muvaffak olamamıştır. Gerçi notada mühim bir yenilik var­dır, Sovyetler Birliği Alman muarızla­rının Alman barış andlaşmasının hazır­lanmasına ve buna dair cereyan edecek müzakerelerin her safhasına katılması­nı kabul etmektedir. Fakat Batı ile aralarında bu konuda mevcut en ciddî ayrılık noktası olan hür seçimler işi­ni, ilk ileri sürdüğü teklifi tamamen muhafaza ederek, birleşmiş bir Alman hükümetinin kurulmasından sonraya teklifte ısrar eylemektedir.

Moskova hükümetinin teklifine göre, Alman barış andlaşmasını «Altı ay içinde imzalamak için bir konferans toplanmalı, Doğu ve Batı Almanyanın anlaşması Kuretiyle bütün Almanyaya şâmil bir hükümet kurulmalı, bu hü­kümet barış müzakerelerine katılmalı ve sonra da genel seçimler yapılmalı­dır.

Molotov notasında Amerika, İngiltere ve Fransayı Votsdam anlaşması ile gi­riştikleri taahhütleri ihlâl etmekle ve Almanyayı Atlantik Paktının bir âle­ti haline getirmek istemekle itham et­meyi ihmal etmediği gibi üç devlet ta­rafından teklif olunan Dört Dışişleri Bakanları Konferansını da bu devlet­lerin Alman meselesinin hallini geciktirmek istediklerini bir delil telâkki etmektedir. Malûmdur ki Batılılar bu. dörtlü konferansın Eylül sonlarına doğru akdini teklif etmişlerdi. Sovyet hükümetinin teklif ettiği konferansın zamanı ilân edilmemişse de Moskova, Şimdiye kadar daima kaçtığı böyle bir toplantı ne kadar çabuk yapılırsa o ka­dar memnun olacağı hissini telkin et­meğe çalışmakta fayda mülâhaza et­mekte olsa gerektir.

Üç Batı devletine bahsi geçen nota gönderildiği gün Molotov, Doğu Al­manya hükümetinin Moskovadaki büyükelçi Kudolfu Kremlin'e davet ederek kendisine şifahî bir beya­natta bulunmuştur. Bu beyanata gö­re, Sovyetler Birliği hükümeti Doğu Almanya ile olan münasebetlerinin ge­liştirilmesi ve Alman meselesinin bir kül olarak ele alınması ile ilgili mühim meselelerin müzakere edilmesi için 20 Ağustosta bir Alman heyetinin Moskovaya gelmesini faydalı bulmaktadır. Bîr Alman heyetinin Moskovaya gel­mesi bütün bu meselelerin teferruatı ile görüşülmesini mümkün kılacaktır.»

Beyanata «Sovyet hükümetinin, bu temasların iki memleket arasındaki dostane münasebetlerde yeni bir fasıl açacağını ümit etmekte olduğu» da ilâ­ve edilmiştir.

Moskovada yapılacak olan bu müzake­relerin ne gibi bir komediye zemin teş­kil ettiğini göreceğiz. Birleşik Ameri­ka, İngiltere ve Fransaya tevcih edilen teklifin bu devletlerce kabulüne imkân görmüyoruz. Bu imkânsızlığı pek iyi bilen Moskova hükümeti acaba bu tek­lifi ileri sürmekle ne gibi bir fayda; istihsal edeceğini hesap etmektedir. Bu mevzuda anlaşılması gereken en mü­him nokta şüphesiz ki budur.

Batı memleketlerinde derin akisler uyandıran bu yeni Sovyet teşebbüsü et­rafında ileri sürülen birçok mülâhaza­lar arasında bir tanesi çok makul gö­ründü. Bu mütalâaya göre Sovyet te­şebbüsünün hedefi, «6 Eylülde Batı Almanyada yapılacak seçimlerin yaklaşması dolayısiyle Alman halkı üze­rinde tesir yaratabilecek nümayişli bir jest yapmak, Batılıların Sovyet teklifini kabul etmelerine imkân olmadığına göre, Alman milletinde, Almanyanın birleştirilmesini engelliyenlerin Batılı­lar olduğuna dair şüpheler ve tereddüt­ler yaratmak, böylece Doktor Adenauer'in seçimleri kazanma şansını bal­talamaktır.» Sovyet politikasını çok iyi bilen muhitîerce ileri sürülen bu.mü­talâayı yersiz bulmak kabil değildir. Batılı devletlerin bu Sovyet manevrasını akim bırakmak için olsun müşte­rek bir hareket hattı tanzim edecekle­rini ümit edelim. Bu is.de teşebbüsü Sovyetlere kaptırmak cidden büyük bir hata olur.

Almanya kördüğümü.

Yazan : Asım Us

28 Ağustos 1953 tarihli Vakît'ten:

Almanya meselesi milletlerarası politi­ka âleminde ön plâna alınmıştır. Bu meseleyi konuşmak için Dörtler Konfe­ransının toplantıya çağırılacağı söyle­niyor. Harpten sonra her zaman günün meselesi olan bu Almanya işinin bu­günlerde ön plâna alınmasına sebep Doğu Almanya ile Sovyet Rusya ara­sında son günlerde bir anlaşma im­zalanması ve bu anlaşma ile Rusya ta­rafından Doğu Almanyaya bir takım yeni muafiyetler verilmesi, bu arada harp tazminatının silinmesidir. Sovyet Rusya bu anlaşma ile Batı Almanya karşısında komünist olan Doğu Almanyaya ayrı bir hükmî şahsiyet tanı­mıştır; Doğu Almanyanın komünist idarecilerine bir nevi imtiyaz vermiş­tir.

Almanya meselesi denince İkinci Dün­ya Harbi müttefikleri, yani İngiltere, Amerika, Rusya ile Almanya arasında sulh şartlarının tayini anlaşılır. Bunun için iş her şeyden evvel Sovyet Rusyanın. nüfuzu altında olan Doğu Al­manya ile İngiltere, Amerika ve Fran­sa tarafında bulunan Batı Almanya­nın birleştirilmesi lâzım gelir. Fakat iki Almanya bir türlü birleştirilemiyor. Çünkü Rusya ile batılı devletlerin bu husustaki fikirleri tamamiyle birbirin­den ayrıdır. Ve tam bir tezat halinde­dir.

Batılı devletler iptida hem Doğu, hem. Batı Almanyada milletlerarası bir kon­trol altında serbest seçim yapılmasını ve bu seçimden sonra.Doğu ve Batı Almanyayı temsil edecek müşterek bîr hükümet kurulmasını istiyorlar. Ruslar ise seçimden evvel Doğu ve Batı Al­manya hükümetlerinin birleşerek mu­vakkat bir Almanya hükümeti kurma­larını, bundan sonra aralarında yeni bir seçim sistemi kararlaştırmalarını teklif ediyorlar. Aradaki fark çok bü­yüktür. Ruslar Doğu Almanyada ikti­dar mevkiine getirdikleri komünist ajanlarının dürüst bir seçim ile yerle­rinde kalamıyacaklarını bildikleri için bir kere burada komünist teşkilâtım Batılı devletlere meşru bir hükümet gibi kabul ettirmek, sonra bu komünist ajanlar vasıtasiyle Batı Almanyayı Al­man Birliği adı altında kendi nüfuzu­na bağlamak arzusundadırlar. Maksat, harpten sonra Rus askerî işgali altına girmiş olan Polonya-, Macaristan, Çe­koslovakya, Romanya, Bulgaristan gibi memleketlerin hepsinde ne olmuş ise Doğu ile birleştirilmesi istenilen Batı Almanyada dahi onu yapmaktır.

Fakat Batılı devletler Sovyetlerin çok açık olarak görülen bu tuzağına düş­meğe hiç mütemayil değildir. Onun için bu devletler iki Almanyanın birleşme­si için her şeyden evvel seçimlerin ya­pılmasında ısrar göstermektedir. İki tarafın noktai nazarları arasındaki bu tezada bakılırsa Almanya meselesinin halledilmekten çok uzak olduğu derhal takdir edilir.

Ölü adedi henüz tesbit edilememiş ol­makla beraber yüksek rakamlara vardığı tahmin edilmektedir.

Üç İngiliz harp gemisi bu sabah adalar civarına demir atmış ve felâketze­delere yardıma başlamıştır.

 Londra :

Akdeniz İngiliz deniz kuvvetleri başkumandanı Lord Mountbatten, berabe­rinde Saint John Cemiyeti seyyar yar­dım servisi başkanı Lady Mountbatten olduğu halde, bu sabah uçakla Argostoil'ye  gitmiştir. Lord Mountbatten, îtak ve Zante adalarını da ziyaret ede­rek akşama Malta'ya dönecektir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Malta'da bulunan İngiliz harp gemileri ya­rın sabah İyoniyen adalarına müteveccihen üslerinden ayrılacaklardır. Bermuda kruvazörü ve bir başka harp gemisi yarın zelzele bölgesine çadır ve seyyar mutfak takımı götüreceklerdir. Bermuda kruvazöründe aynı zamanda üç helikopter de mevcuttur. Helikop­terlerin pilotları İngiltereden hareket etmiş olup bugün Malta'ya gelmiş ola­caklardır.

Gambia kruvazörü kumandam İngiliz Amiralliğine verdiği radyofonik rapor­da, Zante şehrindeki yangının hâlâ de­vam etmekte olduğunu ve İngiliz as­kerlerinin mahallî makamlarla beraber şehirde bulunan petrol depolarını bo­şaltmakla meşgul oduklarını bildir­mektedir.

Wrangler destroyeri kumandanlığının verdiği malûmatta ise, Kefalonya ada­sında bir tek sağlam ev kalmamış ol­duğu ve ada halkının Elsie Yunan ge­misi   ile   sevkolunduğu   bildirilmektedir.

 Atina :

Resmî haberlere göre, Kefalonya'da Argostoli, Liksuri, Sami ve Zante şe­hirleri zelzeleden tamamiyle harap ol­muştur.

Argostoli ve Liksuri civarındaki köy­lerde zarar nisbeten azdır.

îtak adasında Vatn şehri, ilk zelzele sırasında yıkılmıştır. Kral ve Kraliçe bugün öğleden sonra Pyrpolitis destro­yeri ile adalarda hasara uğrayan mm-takaları ziyaret için hareket etmişler­dir.

Dünkü zelzele neticesinde tamamiyle harap olan Zante şehri baştanbaşa yan­mıştır.

Şehrin etrafı ateş içindedir. Buraların

sakinleri tam bir cehennem hayatı ya­şamaktadırlar. Yeniden hafif surette vuku bulan zelzeleler kısmen ayakta duran harabeleri yere sermektedir.

Birçok köyler toz ve kül haline gel­miştir. Basın muhabirleri tarafından bildirildiğine göre, tahribat her türlü tahminin fevkindedir.Yıkılan evlerin sayısı binleri geçmektedir. Felâketze­delere yardımlarda bulunmak, yaralıları nakletmek için hükümet mütemadî gayretler sarf etmektedir.

Harp ve yolcu gemileri zelzele felâke­tine uğrayan adalara gereken yiyecek ve giyecek eşya, içecek su ve sıhhî malzeme nakletmektedirler.

Yaralılar Atina ve Patras'a nakledil­mektedirler. Bu sabah saat 7 den iti­baren on Yunan askerî uçağı felâkete uğrayan şehir ve köylere paraşütle de­vamlı olarak gıda maddeleri atmakta­dırlar. Şehir ve köyler arasında müna­kalât heyelanlardan dolayı tamamiyle kesilmiştir.

 Atina:

Kefalonyadaki yaralıları tahliye ame­liyesine katılan Yunan deniz subayla­rından biri, zelzelede çocuklarını kay­betmiş olan bir çok kadın kendilerini öldürmeğe kalkışmışlardır, demiştir.

Burada Yunan Deniz Komutanlığına mensup bir subay şöyle demiştir:

Yunan donanması, dört gundenberi adaya yapılmakta olan yardımın mühim yükünü sessizce taşımıştır. Donanma­ya mensup gemiler durmadan levazımat taşımakta ve yaralıları doğruca Patras limanına götürmektedirler.

Bugün, bir destroyer ve iki gambot da­hil olmak üzere, 12 gemi daha felâket yerine sevkedilmiştir. İngiliz Gambia harp gemisi tayfaları tepeleme enkaz ve moloz yığınlarından dolayı Zantede mahsur kalan kadın, erkek ve çocuk­lara sandallarla yiyecek taşımışlardır. Bu gece burada yangınlar hâlâ devam etmektedir. Kefalonyada Sami köyü tamamiyle harap olmuş, yıkılmıştır. İngiliz Nrangler firkateyni bir Yunan teknesinin 300 den fazla ölüyü Pat­ras'a naklettiğini bildirmiştir. Yunan hükümeti, adaların batmakta olduğu rivayetlerini yalanlamış, fakat toprak kayması mümkündür, ama batmak olamaz demiştir.

14 Ağustos 1953

 Londra :

Bu sabah Amirallik Dairesine gelen son haberlere göre, zelzele ile harap olan İoniyen adalarında durum vaha­metini muhafaza etmektedir. Yangın­lar Zante şehrinin heyeti umumiyesinde bu sabah da devam etmekte idi. Bu arada ada halkının terkettikleri küçük benzin depoları da infilâk etmektedir. İngiliz Gamıbia kruvazörünün mürette­batından teşkil olunan hususî ekipler perşembeyi cumaya başlayan gece sa­baha kadar yangınları söndürmeğe ça­lışmışlardır.

Gamıbia süvarisinin radyo ile verdiği bir habere göre, şehrin güney kısmında kalan birkaç binayı kurtarmak ümidi vardır. Adanın kuzey sahillerinde ka­lan halka uçaktan yiyecek maddeleri atılmıştir. Felâketzedeleri barındırmak için birçok kamplar kurulmuştur. Su kıtlığı vardır. Bir Amerikan deniz uça­ğı bu gece yiyecek ve ilâç hamulesiyle Zante'ye inmiştir.

Akdeniz Müttefik Deniz Kuvvetleri Kumandanı Amiral Lord Mountbatten bu sabah şafakla beraber Kefalonyadan Zanteye hareket etmiştir. Amiral, Zanteden Vati'ye gidecektir.

Bermuda İngiliz kruvazörü de bugün öğleden sonra Maltadan hareket ede­cek ve yarın şafakla beraber Zantede bulunacaktır. Bu geminin müteaddit helikopterleri vardır. Bunlarla kurtarma işine devam edilecektir.

 Atina :

İyonien adalarını harap eden zelzele hakkında şimdiye kadar resmî bir ra­kam yayınlanmış olmamakla beraber, yarı resmî kaynakların kanaatince ölenlerin sayısı 400 civarındadır. Dün zelzelenin şiddetinin azalması üzerine yardım faaliyeti arttırılmıştır. Bu ara­da birçok yaralı Patrasda alelacele ha­zırlanan hastahanelere nakledilmiştir. Hafif yaralılar bulundukları mahaller­de veya gemilerde tedavi edilmektedir.

Atina rasathanesinin bildirdiğine göre, dün akşam saat 19 dan. bu sabah saat 7 ye kadar, üçü orta şiddette olmak-üzere  11 sarsıntı daha kaydedilmişti.

 Londra :

Zelzele felâketine uğrayan Yunan ada­larını ziyaret etmekte olan, Akdeniz Müttefik Deniz Kuvvetleri Başkomu­tanı Amiral Mountbatten öğleye doğru Amirallik Dairesine gönderdiği bir ra­porda, Zante şehrindeki durumun Argostoli'deki durumdan çok daha kötü olduğunu bildirerek şunları ilâve et­mektedir : «Zelzelelerin doğurduğu bü­yük hasardan başka şehirde büyük yangınlar da çıkmıştır. Balıkçıların ev­lerinde bulunan el bombalarının infilâkine rağmen, İngiliz ve Yunanlı­lardan müteşekkil gönüllü ekipleri yangınlarla mücadeleye devam etmek­tedir. Yunan kuvvetlerine ait iki tank çıkarma gemisi gerekli malzemeyi ha­mil olarak Zanteye varmıştır. Yollar toprak kaymalariyle tıkanmış olduğun­dan adanın iç kısımlarından herhangi bir haber alınamamıştır. Şehrin sokak­larında dahi gezmiye imkân bulunama­maktadır, Zante adasının kuzeyindeki burun üzerinden uçarken büyük bir yar'ın yıkılarak sular içine gömüldüğü­nü gördük.

Diğer taraftan Londrada öğrenildiğine göre, «Sir Johnn Yardım Teşkilâtı, bu teşkilâtın seyyar ekiplerinin başkanı olan Lady Mountbatten'e felâketzede­lere yardım için 500 İngiliz lirası gön­dermiştir.

 Atina :

Zelzeleden hasara uğrayan bölgelerde vaziyet biraz sükûn bulmuş gibidir. Bununla beraber devam eden hafif sar­sıntılar, felâketi tamamlamıştır.

Dün akşam saat 19 dan bu sabah saat 7 ye kadar 11 zelzele kaydedilmiştir. Bunlardan birinin şiddeti orta derece­de idi.

Bu sabahın erken saatlerine kadar Argostoli, Liksuri yangınları sönmemişti.

Vapurlar, Sıhhat ve iaşe merkezi sayı­lan Patras'a mütemadiyen yaralı nak­letmekte idi.

Argostoli, Liksuri, Zante, Sami ve Vatı şehirleri harab olmuştur. Üç ada dahi­lindeki zararlar daha az vahimdir.

Bilhassa adaların iç kısımlarında vaziyet kötüdür.

Patras, İtague ve Zante şehirlerile tel­graf muhaberesi temin edilmiştir.

Dün akşamdan sabaha kadar sadece iki hafif deprem daha kaydedilmiştir.

Yunan deniz kuvvetleri ve yardıma gelmiş bulunan diğer yabancı devlet gemileri mürettebatının gayretile Zante şehrindeki büyük yangın söndürül­müştür. Zante kaymakamı bilhassa İn­giliz kurvazörü Gambia'ın hizmetlerini öğmektedir. Bu havalideki bütün san'at eserleri mahvolmuştur.

18 Ağustos 1953

 Atina :

Dün akşam saat 19 dan bu sabah saat 7 ye kadar adalarda 4 hafif deprem da­ha olmuştur. Büyük depremlerden son­ra geçen 8 gün adalar sakinlerinin cesaretlerini takviye etmiştir. Kurtarma ve temizleme ameliyeleri devam et­mektedir.

Felâketzedelere içme suyu temin edil­miştir. Ayni zamanda elektrik hatları da tamir edildiğinden cereyan gelmiş bulunmaktadır. Zante elektrik fabrika­sının etrafını İngiliz bahriyelileri te­mizlemişlerdir.

10 iaşe merkezi halka muntazaman yi­yecek dağıtmaktadır. Bozulan yollar tedricen tamir edilmektedir. Bu sayede Argostoli'den Kefalonva içerlerindeki. köylerle irtibat sağlanmaktadır.Heli­kopter ve otomobiller buralarda felâ­ketzedelere yiyecek dağıtmakta ve yaralıları taşımaktadırlar.

Argostoli harebeleri altında hâlâ 28 ce­set bulunmaktadır.

Deprem yüzünden kesilmiş bulunan telgraf ve telefon irtibatı bir çok böl­gelerde tamir edilerek yeniden faaliyete geçmiştir Birleşik Amerika, Birleşmiş Milletler heyetinin kimlerden teşekkül edeceği­ni tayin etmek üzere müttefikleriyle müzakerelere bağlamıştır.

Dışişleri Vekili Foster Dulles, geçen hafta Türk, İngiliz, Fransız ve diğer büyük elçilerle Uzakdoğu meselelerini görüşmüştür. Bu .müzakerelerin esas mevzuunu Birleşmiş Milletler delegele­rinin tayini teşkil etmiştir.

Dulles, bu heyetin İngiltere, Fransa, Kolombiya, Türkiye, Birleşik Amerika ve Güney Kareden ibaret ol­masını istemiştir. Komünistler tarafın­dan ise Kızıl Çin, Kuzey Kore ve belki de Sovyet Rusya yer alacaktır.

4 Ağustos 1953

 Cineinnati:

Senatör Robert Taft, ruhunu şâd ede­cek sade ve sessiz bir merasimle defnedilmiştir. Senatör, evinden bir mil uzaktaki yeni mezarlığa gömülen ilk ölüdür.

 Washington :

Kaliforniya'nın cumhuriyetçi ayan üyesi William Knowland bugün ayan meclisindeki cumhuriyetçi çoğunluk grupunun liderliğine seçilmiştir. Bu suretle Knowland, birkaç gün evvel ölen Taft'in yerini almaktadır,

5  Ağustos 1953

 Washington:

Tfrance - Presse Ajansı muhabiri bildi­riyor:

Washington'da bulunan yedi Arap memleketi diplomatik heyet başkanla­rının, İsrail Dışişleri Bakanlığının Kudüs'e nakledilmesi ile ilgili olarak dün Amerikan Dışişleri Bakanlığı nezdînde giriştikleri teşebbüs, Bakan yardımcısı Bedeli Smith'i gayet müşkül durumda bırakmıştır. Bu hususu açıklayan, yet­kili kaynaklarda, dün bu müracaatı yapan Mısır, Suriye, Lübnan, Irak, Ür­dün, Suudî - Arabistan ve Yemen mümessillerinin, İsrail Dışişleri Bakanlı­ğının Kudüs'e taşınmasını, bu mukad­des şehir için milletlerarası bir statü derpiş eden Birleşmiş Milletler karar suretine aykırı saydıkları ve bunu Be­deli Smith'e hatırlattıkları da ilâve olunmaktadır. Ayni kaynaklarda 'belir­tildiğine göre, Dışişleri Bakan yardım­cısı Arap diplomatlarını teskin etme­ğe çalışmış ve bu arada Foster Dulles'in geçen hafta, İsrailin giriştiği bu teşeb­büsü esefle karşıladığını alenen beyan etmiş olduğunu ve Amerika hükümeti gibi Orta-Doğu sulhu ile ilgili diğer hükümetlerin de elçiliklerini Tel-Aviv de tutmağa devam etmek kararını ver­diklerini hatırlatmıştır. Bununla bera­ber Arap birliği devletlerinin bu husus­ta Bedeli Smith'in daha açık bir tavır takınmasını tercih ettikleri ve fakat Bakan yardımcısının bu sözleriyle ik­tifa etmek zorunda kaldıkları belirtil­mektedir.

Amerika'nın, iç politika mülâhazasiyle muhafaza etmek mecburiyetinde oldu­ğu bu çekimser duruma rağmen, Ame­rikanın Arap memleketleriyle dostluk temin etmeğe çalıştığı ve İngiliz - Mısır ihtilâfında tarafsız bir hakem rolü ta­kındığı şu sırada, İsrail'in. teşebbüsü, çok yersiz ve mevsimsiz olmuştur. Hal böyle olmakla beraber, iyi haber alan Amerikan kaynaklarında, Washington' un İsrail'e karşı şimdi daha sert bir ta­vır takınması ve Tel-Aviv makamları­nı tazyik etmesi beklenmemektedir. Yalnız Amerika'nın şu sırada, İsrail tarafından Araplara karşı uzlaşıcı bir ta­vır takınılmasını samimiyetle arzu et­tiği şüphesizdir. Bu arada, İsrail ile Araplar arasında muhasematın son bul­masından beri gayet güç şartlar içinde yaşayan mülteciler meselemde ileri bir adım atılmasının memnuniyetle karşılanacağı ileri sürülmektedir.

6 Ağustos 1953

 Washington :

France - Presse Ajansı muhabirinden:

Kremlinin Batılılara verdiği son ceva­bî nota hükümlerinin tetkikinden edi­nilen ilk intiba, Sovyet Rusya'nın, hakikatte, Dışişleri Bakanları Konferansı teklifini kabul etmekten ziyade mese­lelerin heyeti umumiyesini tetkik ede­cek büyük bir konferans teklif ettiği merkezindedir. Washington'da bu kanaati ileri süren müşahitler, Sovyet teklifinde bütün, meselelerin Atlantik siyaseti ve Batılıların Uzak - Doğudaki durumları zaviyesinden tetkik edilme­sinin istendiğini ve Avrupanin bir nu­maralı dâvası olan Almanya meselesi­nin ancak böyle bir çerçeve içinde mü­zakere edilebileceğinin ileri sürüldü­ğünü belirtmektedirler.

Bu bakımdan, alınınca, bazı müşahit­ler, son Sovyet notasını, Sovyet diplo­masisinin «Stalin hattı» na çekilişi te­lâkki etmektedirler. Ayni müşahitlerin kanaatine göre, Amerikan üsleri me­selesini bahis mevzuu etmek hakikat­te Atlantik Paktı ve aynı zamanda Amerika'nın Japonya'daki mevcudiyeti meselesini ortaya atmak demektir. Böyle bir muhakeme tarzı ileriye götü­rülecek olursa, denebilir ki, Sovyet Rusya, Batı ile bir hal tarzını Atlan­tik Paktının feshi şartına muallâk kıl­maktadır. Görülüyor ki, Moskovanın tuttuğu yol Stalin'in sağlığında takip edilen yoldan ayrılmamıştır. Bu ise sadece gayri kabili kabul olmakla kal­mayıp fakat aynı zamanda hasmane mahiyetini de muhafaza etmektedir. Diğer taraftan, milletlerarası meselelerin müzakeresine komünist Çin'in de iştirak etmesi hususunda Sovyet Rus­ya'nın İsrarını yorumlıyanlar, Kremli’ nin komünist Çin üzerindeki himaye hakkım teyid etmek ve aynı zamanda Batılıların bu hükümet karşısındaki şüphe ve tereddütlerini arttırmak ga­yesini güttüğünü ileri sürmektedirler.

Bütün bunlar gözönünde tutulacak olursa, Sovyet umumî siyasetinin ne Stalin'in ölümüyle, ne de demir perde arkasındaki hâdiselerin seyriyle değiş­memiş olduğuna ve son «Sulh taarru­zu» nun da bir yenilik getirmediğine hükmetmek mümkündür.

7 Ağustos 1953

 Washington :

Başkan Eisenhower, dün gece söyledi­ği bir nutukta hükümetinin iktidara geldiğinden beri icraat ve faaliyetini hülâsa etmiştir.

Bu münasebetle Amerika'nın Almanya muvacehesindeki siyasetinden bahse­den Başkan ezcümle demiştir ki:

Alman milleti Sovyet işgal makamla­rına benim gönderdiğim gibi mesaj vermiştir. Bu mesajı, geçen haziran ayında. Berlinli binlerce işçi ayaklanarak mey­dan okumak suretiyle vermişlerdir. Bi­zim Berlin'de giriştiğimiz hareket, hür­riyete inancını muhafaza edebilmesi, için halka yaptığımız yardım, Koredeki harekâtımıza hâkim olan zihniyetin eseridir.

Bunu müteakip Kore'de mütarekeden bahseden Başkan Eisenhower şöyle de­miştir:

Bu mütarekeyi taşkın bir sevinç ile karşılamadık. Bu mütarekenin can ve mal bakımından ne büyük fedakârlıklara karşılık elde edildiğini biliyoruz.. Kore  milletinin  birliğe  ve  güvenliğe kavuşabilmesi için halli İâzımgelen me­selelerin azametim de müdrikiz. Korede mütareke iki mühim zaferi ifade eder. Evvelâ şu husus anlaşılmıştır kî, hür dünyanın müşterek iradesi dünya­nın  neresinde olursa     olsun tecavüze karşı koyabilir. Bundan başka hür in­sanların, harpte savaşırken gösterdik­leri cesaretin aynını sulhte yapıcılıkta da gösterebileceklerini ispat ettik. He­nüz kaynaşma halinde bulunan Uzak -Doğudan,     kuvvetlenmiş  olan Batıya, kadar uzanan bütün bu hâdiseler Sov­yet âlemi milletlerini tesir altında bı­rakmaktan hâli kalmıyacaktır ne tas­fiye, ne hapis, ne polis, ekmek ve hür­riyet isteyen feryatları susturamaz. Acı bir tahakküm, karşısında ancak acı bir kin bulacaktır.

Başkan Eisenhower, müteakiben, hür dünyanın artan kuvvetinden bahisle, kanaatince bu kuvvetin birlikten doğ­duğunu ve birliğe dayandığını, bunun da karşılığı dayanışmadan ibaret oldu­ğunu söylemiştir.

Başkan daha sonra hükümetin iç dâva­larından ve devletin iktisadî ve idari, veçhelerinden de bahsetmiştir.

 Tokyo :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ve Güney Kore Cumhurreist Syngman Rhee, bugün Seulde Ameri­ka - Güney Kore karşılıklı güvenlik paktını imzalıyarak müşterek bir be­yanname neşretmişlerdir.

İki devlet adamı beyannamede, 90 gün zarfında Kore'nin sulh yolu ile birleş­tirilmesi mümkün olmadığı takdirde,. siyasî konferansı terkedeceklerini bil­dirmişlerdir.

Her iki başvekil'in, Keşmirde Plebisit yapılmasına taraftar olduklarına temas eden gazete şunları ilâve etmektedir: «Plebisit yapılması için sarfedilen gay­retler semereli olduğu takdirde, Güney Doğu Asya'nın istikrarı bakımından büyük bir terakki elde edilmiş olacak­tır.

«Bilhassa enerjik bir insan olan Pakis­tan Başvekili Muammed Ali, iktidara geçtiği gündenberi, Keşmir meselesinin hâili için büyük gayretler sarfetmiştir. Muhakkak ki görüşmeler muvaffaki­yetle neticelendiği takdirde, bunda kendisinin büyük bir hissesi olacaktır.

 Washington :

Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles, Kanada'da geçirdiği 10 günlük tatil müddetini hitama erdirerek bu­gün Washington'a avdet etmiştir.

Kendisini karşılayan, gazetecilere, ka­bine erkânile müşaverede bulunmadan evvel Milletlerarası durum hakkında mütalâada bulunamayacağım söyleyen Foster Dulles, sadece zevcesile birlikte Quebec'de mükemmel bir tatil geçir­diğini ve bol bol balık tuttuğunu söy­lemekle iktifa etmiştir.

Gazetecilerin İsrarı üzerine Dışişleri Vekili, son 10 gün zarfında dünya durumu ile tamamen alâkasını kestiğini ve yalnız biri senatör Henry Cabot Lodge ve diğeri Dışişleri Vekil yardımcısı Be­deli Smith ile olmak üzere iki telefon muhaveresinde bulunduğunu söylemiş, fakat bu muhavereler esnasında hangi' meselelere temas edildiğini açıklamak­tan imtina etmiştir.

Rusya'nın hidrojen bombasını infilâk ettirdiğine dair haberler hakkında da yorumlarda bulunmaktan imtina eden Foster Dulles ancak müşavirlerile is­tişareden sonra basın toplantısı yapabi­leceğini söylemiştir.

25 Ağustos 1953

 Washington:

Birleşik Amerika, İngiliz - İran petrol anlaşmazlığında tekrar tavassutta bu­lunmaya hazırlanmakta ve Amerikalı idareciler İran'a mümkün olduğu ka­dar süratle bir malî yardımda bulun­manın çaresini araştırmaktadırlar. Bu arada,  güvenilir bir  kaynaktan öğrenildiğine göre, Amerika'nın Tahran. Büyükelçisi Loy Henderson'a Washington'dan, General Zahidi Hükümeti ile temasa geçmesi ve İran'ın başlıca ikti­sadi meselesi hakkında bu alınan du­rumu tetkik etmesi yolunda talimat verilmiştir. Bahis mevzuu mesele, İran hazinesinin, muazzam petrol kaynakla­rının sağladığı gelir vasıtasiyle takviyesidir.

Washington mütehassıslarının kanaatince bu mesele çok naziktir. Milliyet­çiliği herkesçe malûm olan Zahidi Hü­kümetinin durumu 24 saat içinde tamamiyle değiştirerek Londra'ya yeni­den diplomatik münasebetlerin tesisini. teklif etmesi ve petrol hususunda İn­giltere'nin görüşüne boyun eğmesi bek­lenemez. Esasen Washington'da, tavas­sut gayretleri sırasında İran'ın petrolü devletleştirme kararını iptal etmesinin bahis mevzuu edilmediği belirtilmek­tedir. Şimdiye kadar, gerek Truman ye gerek Eisenhower hükümetleri İran'ın yardım taleplerine şu cevabı vermişlerdir:

İran, Londra ile olan anlaşmazlığın­da uzlaşmaya yanaşmamakla, içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıdan kurtulmasını sağlayacak normal gelirden kendini mahrum etmektedir.

General Zahidi'nin iktidara geçmesi ve Şahın avdeti ile bu durum değiş­miş olabilir mi? Washington'da bu yolda ümit beslenmekteyse önce yeni İran hükümetinin, hemen Londra'ya tavizlerde bulunarak, halkın husû­metini celbetmek tehlikesine düşme­yi göze alamıyacağı belirtilmektedir. İhtirasların yatışmasını ve İngiliz - İran anlaşmazlığının müsait bir hava için de tetkike başlanmasını beklerken Amerikan, hükümeti İran'a malî yar­dımda bulunmak üzere şu iki dosyayı tekrar ele alabilir:

 İhracat - İthalât Bankasının İran'a 25 milyon dolarlık bir borç vermesini derpiş eden tasarı,

 Petrol anlaşmazlığının hallini mü­teakip İran'ın elde    edeceği gelirle ödenmek üzere Amerika'nın İran'a 133 milyon dolarlık bir avansta bulunması tasarısı.

Muhakkak olan birşey varsa o da şim­di, Musaddık'ın İktidardan düşmesi üzerine Amerika'nın İran'a yardım tasa­rısının başka bir veçhe altında ve herhalde dana müsait bir şekilde  tetkik edildiğidir.

 Washington :

Eski Amerikan müşterek Erkânı Har­biye Heyeti Reisi Orgeneral Omar Bradley «Saturday İwening Postn adlı haftalık dergide bugün yayınladığı bir makalede şunları yazmaktadır:

ili imkânsız bazı belirtiler hiçbir şekilde şüpheye mahal bırakmayacak bir kat'iyetle Rusların, daima artan tesirli atom silâhları stoklarına sahip olduklarım isbat etmektedir. Rusların teknik ilerlemeleri her gün daha sür' atli bir tempo ile devam etmektedir.

Amerikan askerî ve sivil şahsiyetleri, yakında, memleketin mevcudiyetini il­gilendiren kararlar almak zorunda ka­lacaklardır. Bence Birleşik Amerika'nın müdafaası Amerikan ilmî ve tek­nik kaynaklarının akıllıca kullanılma­sı sayesinde temin edilmelidir. Bu iti­barla Amerikan stratejisinin hazırlan­masına bilginlerin daha geniş ölçüde iştirak .etmeleri lâzımdır. Yeni silâh­lar strateji plânlarımız üzerinde hâkim bir tesir icra etmeğe bağlamıştır.

Kanaatimce müşterek Erkânı Harbiye Heyetleri ve onlara bağlı komisyonlar âlimlerin bilgilerinden ve tavsiyele­rinden daha geniş ölçüde faydalanma­lıdırlar.

General Bradley daha başka tedbirler de ileri sürmekte, bu arada, Birleşik Amerika'nın müttefikleri ile, atom alanında daha serbest bir haber müba­delesini sağlayacak kanunî değişiklik­ler yapılmasını teklif etmektedir.

Bradley yazışma şöyle devam ediyor:

«Bugünkü kanunlarımızla en emin müttefiklerimize ancak pek cılız bilgi verebiliriz. Halbuki gerek bizim varlığımızın gerek bu müttefiklerin mev­cudiyetinin bahis konusu silâhlara bağ­lı olması pek mümkündür.

Diğer mühim bir nokta da sudur: Amerika ile müttefiklerinin ileri üslerde atom silâhlarından müteşekkil stoklar vücuda getirmeleri uygun bir ha­reket midir? Anî bir tecavüz halinde bu stoklardan süratle faydalanması hiç şüphe yok ki büyük bir rol oynar. Müşterek Erkânı Harbiye Heyeti, bu hususta   uçak  gemilerinden   faydalanmak meselesi hakkında yakında bir ka­rar vermek zorundadır. Şimdiye kadar stratejik bombardımanlar, yani uzak mesafe bombardımanları münhasıran karada üslenmiş hava kuvvetleri tara­fından yapılmıştır. Bundan sonra uçak gemilerinin güvertelerinden havalana­cak uçaklar Komünist dünyasının can damarı sayılabilecek noktalarına atom bombası  atabileceklerdir.

Fikrimce büyük uçak gemilerinin baş­lıca rolü bundan böyle stratejik taar­ruzlarda görülecektir.

Atom topuna karışık bir oyuncak di­yenler haksızdır. Atom topu şimdiye kadar tasavvur edilebilen topların en tasarruflusudur. Buna mukabil bir atom obüsünün infilâk kudreti ayni çap­ta klâsik bir topun, on binlerce obüsü­ne muadildir.»

26 Ağustos 1953

 Washington :

Bu sabah Kore Konferansı mevzuun­da Amerikan görüşünün ne olduğu su­aline cevap veren Dışişleri Vekili Foster Dulles, kendileri için yegâne mese­lenin konferansın muvaffakiyeti oldu­ğunu söyliyerek bütün çalışmaların bu gayeye matuf bulunduğunu, Kore me­selesini ele alacak olan konferansın ilk merhalesinde Hindistanın mevcudiyetinin netice üzerinde müessir bir rol oynamayacağını tebarüz ettirmiş­tir.

 Boston :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Fos-ter Dulles, bugünkü beyanatı sırasın­da, Birleşmiş Milletlerin kifayetsizliği meselesine tekrar dönerek şöyle de­miştir:

Bu teşkilâtın, tehlike muvacehesinde hayatta kalmaktan daha iyi bir tasav­vuru vardır. İnsanlığın bu kadar zamandanberi içinde yaşadığı tehdide son vermesinin mümkün olduğuna imanımız vardır.

Sanfransisko'da bulunmuş biri sıfatiyle şunu ehemmiyetle söyliyebilirim ki, oradaki murahhaslar, esrarlı ve ölçü­ye sığmıyan atom bombası kuvvetin­den kitle hâlinde bir imha vasıtası olarak faydalanılacağını anlamış, bilmiş olsalardı anayasanın silâhsızlanma ve silâhların nizam  altına  alınmasına ait maddeleri, daha tesirli ve realist olarak kaleme alınırdı.

İkinci kifayetsizlik de, Birleşmiş Mil­letler plânını hazırlayanların Cumhurreisi Roosevelt, Başvekil Churchill ve Stalin'in geçenlerde Hitler Almanyasına kargı harp devri zafer koalisyonu­nu idare eden bu üç kişinin olması va­kıasından doğmuştur.

Evleviyetle, onlar Birleşmiş Milletle­re, harp devri triumvirasının sulh za­manındaki bir devamı gözü ile bakmakta idiler. Dolayısiyle Birleşik Amerika, Birleşik Krallık ve Sovyet Rusya tarafından öne alınarak ileri sü­rülen teklifler, başlıca selâhiyeti Güvenlik Konseyine vermekte ve bu Konsey'de temsil edilen büyük devletlerin anlaşmış olmaları şart koşulmakta İdi.

Başkan Eisenhower'in ((Amerika'nın Karşılıklı Güvenlik Plânı» hakkındaki raporu :

17 Ağustos 1953

Başkan Eisenihower bugün kongreye «Amerika'nın karşılıklı Güvenlik Plânı» hakkında sunduğu geniş raporda, hür milletlerin güvenliğinin bir­birine bağlı olduğunu ve bu güvenliğin kuvvette mevcut olduğunu belirtmektedir.

Başkan Eisenhower ilk önce Rusya'nın elinde mevcut büyük kuvveti ha­tırlatmaktadır. Bu konuda Başkan, General Ridgway'in raporuna temas etmektedir. Bahis mevzuu rapora göre, Sovyetler Birliğinin elinde halen 175 tümen asker, 20.000 ilk hat uçağı, bir çok ihtiyat filosu, sayısı 350'yi aşan modern denizaltılar ve peyklerin verdiği 75 tümen mevcuttur. Bun­dan Başka, Rusların muhtemel bîr atom taarruzuna karşı ihtiyatı da­vet etmekte ve hür milletlerin askerî, siyasî ve iktisadî bütün cephelerde komünist tehlikesine karşı koymaları gerektiğini mükerreren belirtmek­tedir. Eisenhower, Amerika'nın karşılıklı Güvenlik Plânının Orta Doğu ve Afrika'daki hedeflerini bu mülâhazaların ışığı altında izah etmektedir.

Başkan Eisenhower, Arap devletleriyle İsrail arasındaki karşılıklı itimat­sızlık, Arap devletlerinin Batı politikasına karşı duydukları endişe (İngil­tere  Mısır münasebetleri bunun bir misalidir) ve İran'ın petrol mese­lesi hakkında İngiltere ile bir anlaşmaya varamamış olmasından dolayı bu bölgede hüküm süren huzursuzluğu belirttikten sonra, Amerika'nın bu anlaşmazlıklara karışmak niyetinde olmadığını tekrar beyan etmekte, yalnız talep edildiği takdirde, tavassutta bulunmaya hazır olduğunu ha­ber vermektedir. Bunu müteakip Başkan, Orta  Doğu memleketlerinde 600 kadar Amerikan mütehassısının teknik yardımiyle iktisadî sahada sağlanan neticeleri gözden geçirmektedir. Raporda, Amerikalı mütehas­sısların bilhassa şimdiye kadar yenilmemiş olan bir düşmanla, kuraklık­la, mücadele ettikleri ve burada, mahdut bir mikyasta olmakla beraber muvaffak oldukları belirtilmektedir. Mısır'da girişilen sulama faaliyeti sayesinde yakında 20.000 hektarlık arazi ziraate elverişli hale getirilerek 16.000 ailenin geçimi sağlanacaktır.

îrak'da 5 milyon hektarlık arazinin verimli bir hale getirilmesine matuf -plân yakında tatbik mevkiine konulacaktır.

Libya'da Amerikalı mütehassıslarla mahallî makamlar çölle daimî bir mü­cadeleye girişmişlerdir. Suudî Arabistan ile İran'da da aynı işler yapıl­maktadır.

Bunu müteakip raporunda Orta  Doğunun güvenliği meselesine temas eden Başkan Eisenhower Amerika'nın 1953 Haziran avına kadar Yunanis­tan, Türkiye ve İran'a 600 milyon doları aşan bir askerî malzeme yardı­mında bulunulduğunu hatırlatmaktadır. Bu yılın ilk altı ayı zarfında bu memleketlere 150 milyon dolarlık malzeme teslim edilmiştir. Yunan or­dusu iyi talim görmüş yekpare bir kuvvet halini almıştır. Şimdiki halde Yunanistan'a tepkili uçaklar teslim edilmektedir. Türkiye de artık mo­dern teçhizata sahip, hareket kabiliyeti gayet yüksek bir orduya malik olmuştur. Başkan Eisenhower bunu müteakip raporunda Kore'deki Türk tugayının muhariplik vasıflarından sitayişle bahsetmektedir. Nihayet, mutedil bir Amerikan yardımı sayesinde İran ordusunun durumunun da umumiyet İtibariyle islâh edildiği belirtilmektedir.

Bunu müteakip gittikçe artan Sovyet tehdidinin» uzun bir tahlilini yapan Başkan Eisenhower şöyle demektedir: «Birleşik Amerika, Sovyet Rusya'nın siyasî ve askerî bakımlardan yayılması yüzünden ciddî bir şe­kilde tehdit edilmektedir. Bu tehdidin azaldığını veya yakın bir istikbalde azalacağını gösteren hiç bir müsbet delil mevcut değildir. Stalin'in ölü­münden beri, Sovyetler Birliği bazı hareketlerde bulunmuş ve bunlar gerginliklerin azalacağı ve umumî barışın sağlanacağı hususunda dünya milletlerinin ümitlerini canlandırmıştır. Bununla beraber bu hareketleri yalnız bazı ehemmiyetsiz müsbet fiiller takip etmiştir. Bu yoldaki ümit­ler ne kadar büyük olursa olsun, Sovyetlerin iyi niyeti hakkında sağlam bir delil elde etmedikçe, bunları siyasetlerimize ve programlarımıza esas tutmamız intihar etmek olur.»

Başkan Eisenhower raporunda şu neticeye varmaktadır: «Komünistlerin dünyanın yeni bölgelerinde yeni yayılmaları, yalnız Amerika'nın iktisadî bünyesine tesir etmekle    kalmıyacak, ayni zamanda mütecavizin iktisadî ve askerî potansiyelinin geniş mikyasta kuvvetlen­mesine yol açacaktır.»

Bunu müteakip Karşılıklı Güvenlik Programının 1954 yılındaki faaliyet­leri hakkında izahat veren Başkan Asya ve Pasifik bölgesine yardımın art­tırılacağını, 1953'de programın yüzde 73'ünden faydalanan Avrupa'nın hissesinin yüzde 50'ye ineceğini, Asya'nın hissesinin ise yüzde 14'den yüz­de 37'ye çıkacağını belirtmektedir.

Komünist Partisinin kuvvetine de temas eden Başkan Eisenhower bu par­tinin harpten sonraki yıllara nazaran kuvvetinden kaybettiğini ve İngil­tere ile Batı Almanya'da gayet zayıf olduğunu belirtmektedir.

Bundan sonra Avrupa'da birlik teminine matuf gayretlerden bahseden Başkan, şöyle demektedir:

«Almanya'nın kaynaklarının, endüstri potansiyelinin, insan kuvvetinin, Avrupa için tatmin edici herhangi bir plân bakımından büyük bir ehem­miyeti haiz olduğu şüphe götürmez. Çeşitli siyasî âmiller Avrupa Parlâmentolarının, Avrupa Savunma Topluluğu Antlaşmasını tasvip hususun­daki kararlarına tesir etmektedir.»

Taft'ın ölümü,

Yazan: A. Ş. Esmer

3 Ağustos 1953 tarihli Ulus'dan

Senatör Robert Taft'ın ölümü Ameri­ka'nın siyasî hayatında derin tepkiler yaratacaktır. Başkan Eisenhower bu ölümü «Büyük bir kayıp» olarak va­sıflandırırken bu sözlerinde samimîdir. Zira dün kendisinin en büyük rakibi olan Senatör, iktidarı ele aldıktan son­ra Eisenhower'in en büyük yardımcı­larından biri olmuştu. Yardımına en çok ihtiyacı olduğu bir zamanda onun işbirliğinden mahrum kalmak Eisenhower'in esasen zor olan. durumunu daha da zorlaştıracaktır.

Altmış üç yıl önce doğan Robert Taft 1912 yılma kadar Cumhurbaşkanı olan "William Howard Taft'ın oğlu idi. Theodore Rooseveit tarafından himaye edilerek Başkan olan Howard Taft 1912 seçimlerinde tekrar adaylığını koymak isteyince Hoosevelt ile arası açıldı. Ge­rek Koosevelt, gerek Taft ayrı ayrı adaylıklarını ileri sürdüler ve Cumhu­riyet Partisi ikiye ayrıldı. Bundan, is­tifade eden Demokratlar Wilson'u seç­tirerek İktidarı ellerine aldılar.

Hukuk tahsili ederek politikaya atılan Robert Taft, 1936 da Ayan üyeliğine seçilmiş ve dört yıl sonra da Başkan­lık adaylığını ileri sürmüştü. Fakat 1940 seçimlerinde1 Wilkje, tarafından yenildi. 1944 ve 1948 seçimlerinde de Dewey, kendisini aday olmaktan mah­rum etti. Nihayet 1952 de Eisenhower ile karşılaşan Taft, dördüncü fırsatı da kaçırdı.

Parti Lideri :

Cumhuriyet Partisinin muhalefette bu­lunduğu yıllar içinde Robert Taft, bu partinin, fiilî lideri durumunda idi. Zira 1940 da karşılaştığı Wilkie Ölmüş­tü. 1944 ve 1948 de kendisine rakip olan Dewey, teşri hayatına girmemişti. Nevyork'ta Vali bulunuyordu. Daima Senatör olan Taft Cumhuriyet Partisi içinde büyük nüfuz kazandı. Bu itibar­la,  1952 seçimlerinde Eisenhover  «dışardan» gelerek partinin liderini yen­miş ve iktidarı eline almıştı.

Böyle olmakla beraber, Taft Partinin. lideri olarak kaldı. Zira Cumhuriyet­çiler Eisenhover'i daima «yabancı» saymışlar ve kendisini benimsememişlerdi. İktidara geçtikten sonra Eisen­hover için en önemli mesele, kendi par­tisinin kongredeki grupu ile münase­bet kurmaktı. İşte Taft bu vazifeyi gör­müş ve Eisenhover ile Kongredeki da­ğınık Cumhuriyet Partisi grupu arasın­da bir köprü kurmıya muvaffak ol­muştur.

Dün Eisenhover'in en yaman siyasî ra­kibi iken, Taft neden Başkanın yardım­cısı olmuştur? İşte parti adamı olarak Taft'm muvaffakiyet sırrı bu sualin cevabıdır. Çünkü yirmi yıl muhalefet­te kaldıktan sonra iktidarı ele alan. Cumhuriyet Partisi Hükümetinin mu­vaffak olmasını istemiştir. Onun için partiye bağlılık, herşeyin üstünde ge­len bir düşünce idi. Parti içinde bü­yük nüfuz kazanmasının başlıca ami­li de bu olmuştur. Partiye olan bu bağ­lılığı dolayısiyle Taft'a «Mr. Repuiblican yani «Bay Cumhuriyetçin adı verilmişti.

înzivacı:

Taft, iç politikada koyu muhafazakâr, dış politikada da Amerika'da daima muhafazakârlıkla birlikte yürüyen po­litika olmak üzere inzivacılığa bağlı îdi. Truman devrinde Atlantik Paktı ve yabancı devletlere yardım projele­rine muhalefet etmiştir. Belki de bu sebeplerle dört defa adaylığı kaybet­miştir. Zira 1940 da adaylığı kazanan. Wilkie ile 1944 ve 1948 de adaylığı ka­zanan Dewey ve nihayet 1952 de adaylığı kazanarak Başkan seçilen Eisenhover, Cumhuriyet Partisinin sol kolunu ve Avrupa ile işbirliğine giri­şilmesi politikasını temsil etmekte idiler.

Su da doğrudur ki, Orta Batı denilen Orta Amerika bölgesinde ve Batı kıyı­larında kuvvetli inzivacı unsurlar da vardır. Taft bilhassa Orta Amerika in ziyacılığını temsil ediyordu. Bütün be­lirtiler, son zamanlarda Amerika'da inzivacılığın kuvvetlenmekte olduğunu anlatmaktadır. Cumhuriyetçiler tara­fından benimsenmiyen ve Demokrat­lar tarafından kendilerinden sayılmıyan Eisenhover de şimdiye kadar her iki partiyi memnun edemediği için, 1956 seçiminde Taft'ın Cumhurbaşka­nı olması şansı, bugünkü manzaraya göre, hayli kuvvetli görülüyordu. Fa­kat Ömrü yetmedi. Politika adamları için. en olgun ve en verimli sayılan bir yaşta öldü.

Gerek iç ve gerek dış politika hakkın­daki fikirlerini geri bulanlar bile Taft' ın. kanaatlerinde samimî olduğunu ve Mc. Carthy gibi demagojik düşünceler­le hareket etmediğini teslim etmişler­dir. Bu sebeple, ölümü, her tarafta te­essür uyandırmıştır.

Bir rapor ve bir nota.

Yazan: Ömer Sami Coşar

18 Ağustos 1953 tarihli Cumhuri­yetten

Birleşik Amerika Başkanı Eisenhower tarafından dün Kongreye gönderilen bir raporda, harb tehlikesinin kaybol­madığı, Sovyet siyasetinde sulha mey­leden herhangi bir değişiklik vukua gelmediği, Kızılordunun her an tecavüze girişebileceği tasrih olunmuş, hür milletler birleşme ve müdafaalarını takviye edilerek yeni ve müsbet adım­lar atmaya davet edilmişlerdir.

Moskovada Malenkov hükümeti kurul­duktan ve samimî olduğunu ispata yel­tendiği bir barış kampanyasına başla­dıktan sonra, Batı âleminde bazı çev­reler Kremlin siyasetinde iyi niyet emareleri belirdiği zehabına kapılmış­lar ve şu sırada bir dörtler konferansı yapıldığı takdirde de bir uzlaşmaya varılabileceğini ileri sürmüşlerdi.

Bunun üzerinedir ki, Moskova, dört Dışişleri Bakanlarının toplanmaları v.e Almanya ile Avusturya barış andlaşmalarını müzakere etmeleri teklif olunmuştu.

Malenkov hükümeti geçenlerde Batı' nın bu tekliflerini cevablandırmış, bü­tün dünya ihtilâflarının gündeme alınarak ve komünist Çinin de iştirâkile bir konferans toplanmasını istemişti. Daha o zaman Sovyet hariciyesinde de­ğişiklik olmadığı, kötü niyetten yeni îdarenin de ayrılmadığı sarih bir şekil­de anlaşılmıştı. Rusya, Amerikanın ka­bul etmediği şartları ileri sürüyor, dört­ler konferansını sabote ediyor ve aynı zamanda Batılılar arasında da ihtilâf­lar yaratmak emeli peşinde koşuyordu.

Dün Sovyet Rusya Batılılara yeni no­talar göndermiş, bu sefer de yalnız Al­manya barış andlaşmasını hazırlaya­cak bir konferansın altı ay zarfında toplanmasını istemiştir.

Bu son notalar, Sovyet Hariciyesinde bir istikrarsızlık mevcud olduğuna de­lildir. Kremlinin son teşebbüsü, 3 haf­ta sonra yapılacak Batı Almanya se­çimleri üzerinde tesir icra etmek eme­linden doğmuştur ve müspet neticeler doğuracak hiç bir teklifi ihtiva etme­mektedir. Fakat şimdiye kadar Batı ta­rafından reddedilmiş eski projeleri ileri sürmekle bu konferansı toplanma­dan neticesiz kalmıya mahkûm etmek­tedir. Batı, evvelâ Batı ve Doğu Almanyada hür seçimler yapılmasını ve sonra da tek bir hükümetin kurulması­nı istemektedirler. Rusya bunlara ev­velâ tek bir hükümet kurulsun sonra da seçimler yapılsın diyor.

Sovyet notalarında, «Artık Almanyadan tazminat alınmasın ve işgal mas­rafları asgarî hadde indirilsin» şeklindeki cümleler, Kremlinın ezelî iki yüz­lü diplomasisinden, ayrılmadığına mi­sallerdir. Çünkü, senelerdenberi Doğu Almanya Kızılordu tarafından boşaltıl­mış, fabrikaları sökülerek Rusyaya ta­şınmış, sömürülmüştür. Sovyet işgal bölgesinde işçilerin kütle halinde is­yan etmelerinin esas sebebi de bu ol­mamış mıdır?

Rusya, Almanya hakkında kötü niyet­lerini aşikâr bir surette ortaya atacak herhangi bir konferansa, seçimlerden evvel yanaşmak niyetinde olmadığını bir kere daha ispat etmiştir. Bütün emeli, Almanyanın birleşmesini arzu ediyormuş gibi görünerek, bu memle­kette de, Fransada ve İtalyada .mevcud istikrarsız durumu yaratacak zemini hazırlamak, üç hafta sonraki seçimlere bu yolda tesir icra etmektir.

2 Ağustos 1953

 Tahran :

İran Parlâmentosu Reisi Abdullah Muazzamî'nin istifa ettiği resmen bildiril­miştir. Millî cepheye taraftar olan Mu­azzamı siyasî faydalar mülâhazası ile, vazifesini bugüne kadar muhafaza et­mişti.

Eski Meclis Reisi, yayınladığı bir teb­liğde, Parlâmento buhranını halletmek için sarfettiği bütün gayretlerin boşa gittiğini teessürle belirtmiştir.

Muazzamî, Meclis memurlarından üçü­nü ve muhafız kıtası kumandanını, idarî işlerin görülmesine ve sükûnun, muhafazasına memur etmiştir.

 Tahran :

Bugün bir basın toplantısı tertip eden Ayetullah Klâşanî, Musaddık hüküme­tinin gayrî meşru olduğunu, bu itibar­la yabancı memleketlerle yapacağı bü­tün anlaşmaların ve bunlardan doğa­cak vecibelerin İran milleti nazarında hiçbir kıymet ifade edemiyeceğini söylemiştir.

Son günlerde evinin önünde cereyan eden hâdiseleri yorumlayan siyasî v.e dinî lider, hükümeti, kendisini öldürt­mek istemekle itham etmiştir. Kâşanî, evinin asker tarafından sarılması suretiyle taraftarlarını toplamak im­kânından mahrum bırakıldığını belirt­miş ve Musaddık'ı bütün hürriyetleri ortadan kaldırmakla suçlandırmiştır. Kâşanî sözlerine şunları ilâve etmiş­tir: «Referandum bir baskı havası için­de cereyan edecektir. Halkın buna iş­tirakten çekinmesi gerektir.»

5 Ağustos 1953

 Tahran :

İran Başbakanı Doktor Musaddık, dün akşam anayasa bayramı münasebetiy­le radyo ile yayınlanan bir nutuk söy­lemiştir.

Musaddık Yabancı menfaatlerin hiz­metinde» olmakla itham ettiği son Meclis hakkındaki fikirlerini tekrarladıktan sonra, İran milletinin yakında millet hizmetinde çalışacak hakikî bir Meclise kavuşacağını söylemiş ve hür­riyete bağlılığını, aynı zamanda İran milletine istiklâlini elde edebilmesi için bir fırsat verdiğinden ötürü duydu­ğu memnunluğu ifade etmiştir.

Başbakandan evvel kısa bir hitabede bulunan Şah ise, «Anayasaya daima ri­ayet edileceği ümidini izhar etmiştir.

 New-York :

Newsweek mecmuasında çıkan bir ya­zı Batı'nın mühim meselelerle uğraş­tığı şu sırada İranın yavaş, yavaş ko­münizme doğru gittiğini tasrih etmek­tedir. Komünist Tudeh Partisini ge­çen ay yaptığı teşkilât gösterileri na­zarı itibara alan makalede Başvekil Musaddıkin ya komünistlerle işbirliği­ni kabul edeceği yahut da bir mağlûbi­yeti kabule mecbur olacağı ileri sürü­lerek söyle denilmektedir:

«İran hükümetindeki Adliye, Maliye ye Çalışma Vekilleri gibi yarım düzü­ne kadar Vekil Tudeh Partisine sempatisi olan kimselerdir. Askerî mek­tepler de dahil olmak üzere yüzlerce Tudeh Partisi mensubu orduda mühim mevkiler işgal etmektedirler. Musad­dık Tudeh Partisine kanunî bir hayat vermemek için İsrarda devam etse bi­le önüne geçilmez bir kuvvetin geliş­mekte olduğu da muhakkaktır.»

9 Ağustos 1953

 Tahran :

Başvekil Musaddık Malenkov'un nut­kuna ve bilhassa bu nutkun İran'dan bahseden kısmına bu sabah ittilâ keşfetmiştir. Malenkov bu kısımda İran ile mevcud hudut ve malî anlaşmazlık­ların halli arzusunu izhar etmektedir.

Filhakika Hazer denizindeki bazı ada­cıklar zaman zaman Sovyet ve İran hudut muhafaza kıtaları arasında ihtilâfı mucip olmakta idi.

Diğer taraftan tran son harp içinde Sovyet ordusunun işgal masraflarım teşkil eden 11 ton altın mukabili bir meblâğa alacaklı bulunduğu iddiasın­dadır.

Sanıldığına göre, Dr. Musaddık Sovyet hükümet Başkanının nutkunda bir ta­raftan Başkan Eisenhover'in İran hak­kındaki son beyanatına cevap verdiği, diğer taraftan da bu nutkun bahis ko­nusu ettiği meseleler üzerinde İran ile Sovyet Rusya arasında daha katî ve sarih müzakerelere bir başlangıç yap­mış olduğu kanaatini taşımaktadır.

  Tahran :

Burada çok emin bir kaynaktan öğre­nildiğine göre, dün İran Başvekili ta­rafından Başkan Eisenhover'in son be­yanatına cevaben Washingtorı'daki İran Büyükelçiliği vasıtasiyle gönderi­len mesajın muhtevası son derece uz­laştırıcı bir mahiyet taşımaktadır.

Bu hususta Iran Büyükelçisine verilen talimatta aradaki münakaşayı daha fazla şiddetlendirmemesi ve bilâkis Birleşik Amerika Dışişleri Vekâletine daha sarih malûmat vermesi, «yanlış malûmat» almış bulunan Birleşik Amerika Cumhurreisinin bazı iddiaları­nı makûl bir şekilde reddederek orta­da mevcut her türlü suitefehhümü ortadan  kaldırması  bildirilmiştir.

Bu arada İran hükümeti kendisi ile Tudeh Partisi arasında doğrudan doğ­ruya en ufak bir işbirliği bulunduğu yolundaki söylentileri yalanlamakta ve Birleşik Amerika'nın İran'a karşı hu­susiyle memleketin cidden muhtaç bu­lunduğu iktisadî yardım bakımından ittihaz etmiş olduğu yeni hareket hat­tına karşı duyduğu teessürü de ifade etmektedir.

11 Ağustos 1953

 Londra :

Londra  akşam   gazetelerinden     «Evening News» gazetesi Bağdad'tan Lond­ra'ya gelen haberlere atfen, İran Şahı­nın, gayri muayyen bir müddet kal­mak üzere meçhul bir semte gitmeğe karar vermiş olduğunu bildirmektedir.

Gazetenin mütalâasına göre, Şahın, memleketten ayrılmasına, komünizm taraftarı halk teşekküllerinin yardımı ile şahsî bir diktatörlük kurmak eme­linde bulunan Başvekil Doktor Musaddık'ın faaliyetleri sebep olmuştur.

14 Ağustos 1953

 Tahran :

Doktor Musaddık hükümeti tarafından Parlâmentonun feshi için tertiplenen referandumun tam neticesi aşağıdadır:.

2.036.096 lehte, 1.207 aleyhte.

 Tahran :

Başvekil Musaddık bugün radyoda bir konuşma yaparak Iran halkına, Mec­lisin feshi lehinde karar vermesinden ve bu suretle hükümetin durumunu kuvvetlendirmiş olmasından dolayı te­şekkür etmiştir. Başvekil, yeni seçile­cek Meclisin halkın iradesine uygun hareket edeceği ve millî hareketin ga­yesine erişmesine müsaade eyliyeceği ümidini belirtmiştir. Bunu müteakip dünya efkârına hitabeden Başvekil, İran milletinin memleketteki bütün ya­bancı nüfuzunu ebediyen yoketmek için mücadele ettiğini bazı yabancı unsurların anlamamakta ısrar etmesin­den şikâyet etmiştir. Başvekil sözleri­ni bitirirken hür milletlerin hiçbir za­man bu yoldaki propagandalara kapılmıyacakları, İran'a manevî müzaheret­te bulunmaya devam edecekleri ümi­dini izhar etmiştir.

16 Ağustos 1953

 Tahran :

Saray Nazırı Ebüihüseyin Amini tev­kif edilmiştir.

 Tahran :

Şaha sadık olan bazı askerî şahısların dün gece askerî mahiyette bir hükü­met darbesine teşebbüs etmiş oldukla­rı bu sabah Tahran'da yayınlanan resmî bir tebliğ ile açıklanmıştır. Tebliğ­de belirtildiğine göre, gece yarısından az önce Tahran banliyösinde Çemiran' da Saadabat yazlık sarayında bulunan Şahın muhafız alayına mensup birlik­ler Dışişleri Vekili Hüseyin Fatımî'nin bu civardaki evine gitmişler ve Dışiş­leri Vekilini ele geçirerek saraya hap­setmişlerdir. Bu askerler Çalışma Ve­kili Alemi ile millî cephe mebusların­dan Zirak Zadeyi de yakalamışlardır. Ayaklanmanın ele basısı Albay Nasırî bunu müteakip asker dolu dört kam­yon ve iki zırhlı arabayla Tahran'a in­miş ve Genel Kurmay Başkam Gene­ral Riahi'yi tevkife teşebbüs etmiştir. Fakat Genel Kurmay Başkanı bulun­madığından İkinci Başkan yakalanmış­tır.

Bu arada Albay Nasırı Başvekil Musaddık'in evine de gitmiş ve Başveki­le verilecek bir mektubu olduğunu iddia ederek içeriye girmeğe teşebbüs etmiştir. Fakat Başvekilin muhafızları durumdan şüphelenerek Nasırî'yi ya­kalamışlardır. Bu sırada Genel Kurmay Başkanlığının işgal edildiğini zan­neden âsilerin geri kalan kısmı da sa­bahın beşinde esir almış oldukları üç şahısla beraber Çemiran'dan Tahran'a -gelmişlerdir. Fakat hükümet darbesi teşebbüsü Albay Nasırî'nın tevkifi ile açığa çıkmış olduğundan bu ikinci gruptakiler de tevkif edilmiş ve yaka­ladıkları şahıslar serbest bırakılmıştır.

 Tahran :

Tahran sokaklarında nümayişler baş­lamış bulunmaktadır. Millî cepheye mensup şahıslar her dakika artan grup­lar halinde toplanarak Başvekil Musaddık'ın evine doğru gitmekte ve bu arada Başvekilin «Yeni zaferini» ilân etmektedirler. Nümayişlere katılan Tudeh'ciler ise Şah aleyhinde haykırmak­tadırlar.

Büyük sayıda askerî birlikler Başveki­lin evine giden yolları kesmiş bulun­maktadır. Hükümet duruma tamamiyle hâkimdir.

 Tahran :

İran Genel Kurmay Başkanı General Riahi Afp muhabirine verdiği beyanat­ta hükümetin dün saat 17 den beri âsi­lerin niyetlerinden haberdar olduğu­nu bildirmiştir. Başvekil Musaddık dün akşam General'den gelip kendisini gör­mesini rica etmiştir. General, bu dave­te icabet ederken yolda kendisini tev­kif için Genel Kurmay'a gitmekte olan âsilerle karşılaşmıştır. General Riahl, Başvekille görüştükten sonra yardımcı sı General Kâni'yi Saadabad sarayına göndermiş fakat bu General oraya va­rır varmaz tevkif edilmiştir. Bu ara­da Genel Kurmay Başkanı hükümetin en sadık unsurlarından dağ alayı ko­mutanı Albay Mumtaz'ı bütün gerekli tedbirleri almak ve Şahın muhafız alayını nezaret altında bulundurmakla vazifelendirmiştir. Bu emir üzerine Başvekil Musaddık'ın evine giden ana caddeye birliklerini yerleştiren Albay, Genel Kurmay'ı işgale giden âsilerin bulunduğu dört kamyonu tevkifle için­dekileri silahtan tecrit etmiştir. Bu sı­rada bir jeep'le Musaddık'ın evine ge­lerek Başvekili tevkif teşebbüsünde bulunan Albay Nasırı de tevkif edil­miştir. Bunu müteakip bu dağ alayı­na mensup birlikler Saadabad sarayı­na giderek oradaki askerî birliğin geri kalan kısmını silâhtan tecrit etmiş ve saraya yerleşmiştir. Diğer taraftan çar­şıdaki telefon hatlarını kestirmiş olan Albay Azmudeh de tevkif edilmiştir.

 Tahran :

Dün gece akim kalan hükümet darbesi teşebbüsü Tahran'da hayret uyandırmamıştır. Filhakika müşahitler Şaha sadık askerî unsurların iktidarı ele ge­çirmeğe teşebbüs etmelerini birkaç haftadanberi beklemekteydiler. Hat­tâ komünist gazetelerinden «Şaabast» dün akşam bu hükümet darbesinin bü­tün teferruatını yayınlamış, ele başının Albay Nasırı olduğunu bildirmiş ve darbenin Cumartesi gecesi yapıla­cağını da haber vermiştir. Yalnız ga­zete bu darbenin teknik sebeplerle te­hir edildiğini ilâve etmişti. Siyasî müşahitlerin kanaatince şimdi şahın du­rumu nazikleşmiş olup Tahran'da daha mühim hâdiselerin husule gelmesi bek­lenebilir.

 Tahran :

Henüz teyid edilmeyen haberlere göre; İran Şahı, refakatinde Kraliçe olduğu halde, dört motorlu şahsî uçağı ile İrandan ayrılmıştır. Bu arada yayınla­nan bir tebliğde parlâmentonun lağvedildiği bildirilmektedir.

 Bağdat :

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevî ve Kraliçe Süreyya buraya geldiklerinden beri «Beyaz Saray» ismiyle anılan, ve İrak hükümetinin daima misafirlerine tahsis etmekte olduğu Küçük Köşkte bulunmaktadırlar.

Köşkün etrafında bulunan polisler hal­kın toplanmasına mani olmakta ve köşke girenlerin vesikalarını dikkatle incelemektedirler.

Öğleden sonra İrak'taki İran masla­hatgüzarı M. Abdülahad Dara köşke gelmiştir. Maslahatgüzar köşkten çıkışında hiç bir beyanatta bulunmamış­tır.

 Bağdat :

İrak'taki İsviçre Maslahatgüzarı, kendi sine şimdiye kadar Iran Şahı tarafın­dan İsviçre'ye giriş vizesi talebinde bulunulmadığını  bildirmiştir.

Bununla beraber Ortaelçi böyle bir ta­lep vuku bulduğu takdirde nasıl hare­ket edilmesi icabettiği hakkında Bern' den talimat istemiştir.

17 Ağustos 1953

 Bağdat :

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevî, be­raberinde eşi olduğa halde hususî uçağı ile buraya vardıktan birkaç saat sonra, genç Irak Kralı Faysal ile gö­rüşmüştür.

Şah hususî tayyaresinden inince evve­lâ kendisini tanıtmamış, meydanda bu­lunanlara kendisini iyi bir otele götür­melerini söylemiştir.

Amman'a yaptığı resmî ziyaretten dön­mekte olan Kral Faysal karşılamak üzere Irak'ın ileri gelen resmî şahsiyet­leri tesadüfen bu esnada tayvare mey­danında  beklemekte idiler.  İçlerinden biri Şahı tanımış ve derhal Dışişleri Vekiline vekâlet etmekte olan Hilâl Kank'a bildirmiştir. Hilâl derhal Saha tazimde bulunmuş ve gereken emri vererek, onu Kraliçe ile birlikte Beyaz Saraya misafir etmiştir.

Şahın üzerinde koyu kurşunî bir elbi­se vardı. Güneş gözlükleri takmıştı. Yüzü güneşten yanmış ve sıhhatli gö­rünmekteydi.

Kraliçe pembe bir rob giymişti. O da güneş gözlükleri takmıştı.

Şah ile Kraliçe misafir edildikleri Be­yaz Sarayda akşama kadar dinlendik­ten sonra, saat 6 sularında otomobille saraya giderek Kral Faysal'ı ziyaret etmiş ve birlikte çay içmişlerdir.

 Tahran :

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Fatımî, Bahteremruz gazetesinde yayınladığı bir makalede Şaha şiddetle hücum et­mekte ve Dr. Musaddık'ı İran'ı Şah* tan kurtarmıya davet eylemektedir.

Fatımî makalesinde şöyle demektedir:

Saray İran'da hürriyet dâvasına hiz­met edenlere daima karşı koymuştur. Ben şahtan ecnebî tazyiki karşısında cesur davranmasını beklemezdim. Fa­kat onun bu derece korkak ve karak­terden mahrum olduğunu da tahmin etmezdim. Şahın, milletimizin girişmiş olduğu mücadelenin prensiplerini yı­kacağını ve yabancılarla anlaşarak mil­letin gösterdiği fedakârlıkları ayak altına alacağını zannetmezdim. Babası ve ailesi 30 yıl boyunca İran milletini soy­duktan sonra şahın artık ne istediğini anlı yamıyorum.

Fatımî yazısına şöyle devam etmekte­dir:

«İran'ın varını yoğunu çaldınız, yağ­ma ettiniz. 30 yıl boyunca İran'da hiç­bir aile masun kalmadı. Özel malları da çaldınız. Yol kesen eşkiyalar gibi hareket ettiniz. Ve sanki tertiplediği­niz darbeden uzak kalmak istiyormuş gibi Hazer denizi kıyılarına çekildi­niz.

Fatımî bundan sonra Dr. Musaddık'a hitaben şöyle demektedir:

Bu cinayetlere daha ne zamana kadar göz yumacaksınız. On iki yıllık entrika ve suîkastlere bir son vermek lâzımdır.»

 Tahran :

Başşehir tanklar tarafından zırhtan bir çember içine alındığı bir sırada, dün Öğleden sonra binlerce nümayişçi, «Şa­ha ölüm? hanedana son verin...» diye bağırarak sokak ve caddelerde dolaş­mışlardır.

Başvekil Musaddık'ı tutan gençler, süngü takmış birliklerin tutmuş olduk­ları caddeler boyunca «Musaddık zafe­ri kazandı» nidalariyle geçmişlerdir.

İran Dışişleri Vekili Hüseyin Fatımî, verdiği beyanatta, Şah memleketine ihanet ettiğini anladı, ve onun, için kaçtı, demiştir.

 Bağdat :

Buradaki İran Büyükelçiliği sözcüsü­nün dün akşam bildirdiğine göre, İran Büyükelçiliği Irak Dışişleri Bakanlığı­na şifahî bir nota vererek İran Şahı­nın Bağdad'ta ikameti ile ilgili malû­mat talep etmiştir.

Aynı sözcünün ilâve ettiğine göre, Şahın Bağdad'a gelişi hiç beklenmemek­te idi. Bu geliş bir firar telâkki edile­bilir. Büyükelçilik personeli Şah ile te­masa gelmemişlerdir. Şah da İran Büyükelcisini görmek arzusunu izhar et­memiştir.

Şimdi Irak hükümetinin İran Büyükel­çiliğinin şifahî notasına cevap verme­si beklenmektedir. Bu sabah Irak Bakanlar Kurulu olağanüstü bir toplantı yapmıştır.

 Tahran :

Şahın firarından sonra Tahran'da du­rum, nispeten sakindir. Sokaklarda zırhlı vasıtalar devriye gezmektedir. Dün akşam birçok gençler şehrin sine­malarını dolaşarak film başlamadan evvel mutaden çalınmakta olan Krali­yet marşının katiyen olmamamasını ve kralla kraliçenin resimlerinin indiril­mesini sinema sahiplerine tenbih et­mişlerdir. Bugün hükümdarların re­simlerinin resmî binalardan da indiril­mesi beklenmektedir.

Bu sabah  Bakanlar Kurulu    Niyabet  Meclisini    seçmek için    toplanmıştır. 

Başbakan Dr. Musaddık'ın Niyabet Meclisi Başkanı olacağından şüphe edilmemektedir. Bu yolda Başbakana Dr. Fatımî de dahil olmak üzere diğer bazı siyasî şahsiyetler yardım edecek­lerdir.

 Tahran :

Parlâmento meydanında bu sabah ye­ni hâdiseler vukua gelmiş ve polis, müteveffa Şah Rıza Pehlevî'nin heykelini yerinden söktükten sonra yere atıp parçalamak isteyen nümayişçileri dağıtmak maksadiyle havaya ateş et­mek ve taarruza geçmek mecburiye­tinde kalmıştır. Bu arada 10 kişi yara­lanmıştır. Ekserisi milliyetçi partilere mensup olan ve sayıları birkaç yüzü a-şan bu nümayişçiler yeniden civar so­kaklarda toplanmaya başlamışlardır. Şimdiki Şahın şehir bahçelerinden bi­rinde bulunan heykeli halk tarafından, indirilerek  parçalanmıştır.

  Tahran :

Tahran radyosu bu sabah General Zahidı'ye hitap ederek 24 saat zarfında askerî makamlara müracaata davet et­miştir. Radyo bundan başka hudut ka­rakollarına General Zahidî'yi, memleketi terke teşebbüs ettiği taktirde, tev­kif etmelerini emretmiştir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Ge­neral Zahidi, kendisini Başbakanlığa getirecek olan hükümet darbesi teşeb­büsünün akim kaldığını öğrenince, Irak'a kaçmak maksadiyle, Tahran'ın 40 kilometre uzağında bulunduğu ma­halden Vamadan istikametine gitmiş­tir. General Zahidi bu hudut bölgesini gayet iyi bildiğinden, alman bütün sı­kı tedbirlere rağmen hududu kolayca aşması mümkündür.

 Tahran :

Bugün Tahran'da yeni tevkifler icra edilmiştir. Tevkif edilen şahıslar şun­lardır:

Eski Genelkurmay Başkanı Yardımcısı General Geriç, ,eski Polis Müdürü Ge­neral Keyhanî, Süvari Komutanı Al­bay Mansur ve Ramsarda Şahı nezaret altında bulundurmakla görevli Albay Kasra!

 Tahran:

Bu çevreler Şahın fikirlerini su şekil­de izah ettiğini kaydetmişlerdir.

Doktor Musaddık, istifası hususunda benim ve İran halkının arzusunu yeri­ne getirmediği için esef ediyorum.

G.eneral Zahidi askerî bir hükümet dar­besi hazırlamamış sadece Doktor Mu-saddık'a kararım iblâğa çalışmıştır. Ben halâ Musaddık'ı değil de, General Zahidi'yi İran'ın meşru Başvekili ad­dediyorum.»

Aynı çevreler, Şahın gu mütalâayı da sözlerine ilcve ettiğini bildirmişlerdir. «İranlıların millî menfaatlerini korumak yolundaki salâhiyetlerimi kullan­mak ve anayasamıza hürmetkar kal­mak daima hedef ve gayem olacaktır. Doktor Musaddık'a, memleketi yegâne diktatör olarak idareye müsaade edilmiyecektir.

24 Ağustos 1953

 Londra :

Bugün Londra'da imzalanan Milletler arası Şeker Anlaşması 1 Ocak 1954'den itibaren 5 sene müddetle yürürlükte kalacaktır,

Bu husustaki konferans 13 Temmuz' danberi devam ediyordu. Konferansa 51 memleket iştirak etmiştir.

imzalanan anlaşmanın hususiyeti, âkit devletlerden herhangi biri tarafından her ne sebeple olursa olsun bu 5 sene içinde iptal edilemiyecek olmasıdır.

 Londra:

Malenkofun Doğu Almanya'ya malî ve iktisadî kolaylıklar vadeden nutku bu sabah bütün İngiliz gazeteleri tarafın­dan yorumlanmaktadır.

Bu konuda müstakil Tırnes gazetesi şunları yazmaktadır:

Malenkofun vaadettiği yardımlarda» Almanların hiçbir fayda sağlamiyacaik-larını düşünmek elbetteki yersiz olur, fakat bu vaadlerin Moskova'nın hayır hanlığından ileri geldiğini zannetmek de hatadır. Bu iyilik jestleri Batı Almanya'da seçimlerin yaklaşmış ve Doğu Almanya hükümetinin otoritesi­nin bir hayli zayıflamış olduğu bir za­mana rastlamaktadır.

Liberal News Chronicle ise şu fikirde­dir:

Vaad edilen bu kolaylıklar hakikaten tatbik edilecek olursa Doğu Almanya' da hayat şartlarının salâh bulacağında şüphe yoktur. Sovyetlerin, Alman te­cavüz ve istilâsından bunca zarar gör­müş olan Polonyalıları da Almanya* dan tazminat almaya razı etmeleri bu işe ne büyük bir ehemmiyet atfettikle­rini göstermektedir. Sovyetlerin başlı­ca gayesi hiç şüphesiz ki Almanya'da bir yatıştırma siyasetini yürütmektir.

Diğer taraftan işçi partisi organı olan Daily Herald şöyle demektedir:

Komünistler, Federal Batı Almanya'da seçmenlere şunu ispat etmek istiyorlar: Adenauer lehine verilecek her oy mem­leketin, ikiye bölünmüş vaziyetini ida­meye yardım edecektir. Fakat Sovyet­ler bunu yaparken düşünmüyorlar ki, Doğu Almanya hükümetini bu suretle desteklemekte Batı Almanya seçmenle­rini Doktor Adenauer'e büsbütün yak­laştıracaktır.

Solcu Daily Miror gazetesi, bütün bu tedbirler Doktor Adenauer'in aleyhine yöneltilmiştir, dedikten sonra şöyle de­vam ediyor Zira Doktor Adenauer'in seçimlerde muvaffak olması Avrupa' daki Amerikan siyasetinin muvaffaki­yeti mânasına gelecektir. Esasen Mos­kova'dan ve Washington'dan gelen her hareket ya Adenauer'İ desteklemeğe yahut da onun hezimetini hazırlamaya matuftur.

Nihayet Komünist Daily Worker de Sovyetlerin Doğu Almanya'ya göster­dikleri tavizin, bütün Almanyaya şamil olmak üzere Batı'lilara yapılan teklif­lerin bir kısmı olduğunu yazmakta ve îıu kayıtsız şartsız bir sulh siyasetidir demektedir.

26 Ağustos 1953

 Londra :

Bu sabahki nüshasında, İngiliz İran anüna sebetlerine temas eden Times ga­zetesi, petrol meselesinin halli için atıl­ması lâzım gelen ilk adımın, iki mem­leket arasında diplomatik münasebetle­rin tesisi olduğunu yazmakta v,e şunla­rı ilâve etmektedir:

Bu münasebetler tesis edilmedikçe her hangi bir meseleyi ele almak son de­rece müşküldür.

İran hükümetlerinin hepsi, millî mese­lelerde hassastır. Hiç bir hükümet iş başına geldikten sonra, bir .evvelki hü­kümete göre daha az milliyetçi olduğu­nun zannedilmesini istemez. Musaddık, bu hissi istismar etti. Fakat İranda mil­liyetçilik hissi daima mevcuttur.»

Her iki taraf irin de 1950 durumuna dönmenin imkânsız olduğuna işaret eden Times gazetesi yazısına şöyle de­vam etmektedir:

Belki de petrol meselesinin halli için en iyi çare. Şubat ayı zarfında Ameri­ka tarafından yapılan teklifin kabulü­dür. Bugün muhakkak olan bir şey var­da, o da gerek İrak'ta, gerek Kuwait* de gerekse Basra körfezindeki petrol bölgelerinin bugün, Abadan petrolleri­nin kayıbmı telâfi etmekte olmasıdır.

Buıgün İran petrolünü satabilmesi, dün­ya için bu petrolden istifade etmek hu­susundan çok daha mühimdir.»

 Londra :

Kahire'den gelen haberler, Süveyş'teki üs meselesini, İngiliz politikasının Ön plânda bulunan konuları arasına geçir­miştir. Filhakika İngiliz hükümeti Sa­la günkü toplantısında, bir müddetten beri Kafaire'de General Brian Robert-son ile İngiltere Maslahatgüzarı Robert Hankey tarafından gayrî resmî olarak idare edilen görüşmelerin bugünkü saf­hasını gözden geçirmiştir. Bugün öğ­renildiğine göre İngiliz ve Mısırlı mu­rahhaslar Perşembe günü tekrar bulu­şacaklardır.

General Robertson'un, Eylül başında Londra.ya gelerek hükümete görüşme­ler hakkında şifahî izahat vereceği hak­kındaki haber Dışişleri Vekâletince te-yid edilmektedir.

Sızan haberlere göre Mısır hükümeti modern ve tam teçhizattı 150.000 kişi­lik bir Arap ordusunun kurulmasını teklif etmiştir. Mısır hükümetince bu kuvvet kanal bölgesini müdafaaya muktedirdir. İngiliz siyasî mahfilleri böyle bir teklifin tatbik kabiliyetini şüpheli görüyorlar. Filhakika Arap bir­liğine dahil memleketlerin millî ordularını böyle bir gaye uğrunda bir ara­ya getirmek fikri büyük zorluklarla karşılaşmağa mahkûmdur. Bundan baş­ka Süveyş bölgesinin müdafaası için düşünülebilecek herhangi bir hal şek­li Orta Doğu'nun müdafaasile ilgili bütün devletlerin, stratejik menfaatlerini hesaba katmak zorundadır.

27 Ağustos 1953

 Londra :

Evening News gazetesi siyasî mese­leler muharririnin bu sabah yazdığına göre, Sir "Wİnston Churchill Almanya meselesinin halli için cesurane ve dina­mik bir plân hazırlamıştır. Ekim ayın­da toplanması tasarlanan Dörtlü Kon-.feransta Sovyetlere sunulmak üzere teklifler şeklinde tesbit edilecek olan bu plânda Avrupa barışının Doğu ve Batı tarafından teminat altına alınma­dı, yani Almanya da dahil olmak üze­re Batı Avrupa'nın, Eusya ile aktolunacak bir saldırmazlık paktına ve gü­venlik plânına ithali bahis mevzuudur. Aynı muharririn kanaatince Sir Winston, Ekim ayında toplanması derpiş o-lunan Dört Dışişleri Konferansının, Doğu ile Batı arasındaki bütün anlaşmaz­lıkların umumî bir şekilde hallini müm kün kılacak bir Dört Büyükler toplan­tısına yol açabileceğini ümit etmekte­dir.

 Londra :

İnanılır kaynakların bugün bildirdiğine göre, Başvekil Sir Winston Churchill' in Batı birliğini takviye etmek maksa-dİyle Reisicumhur Eisenhower ve Fran­sız Başvekili Joseph Laniel ile bir üç " büyükler toplantısı teklif etmesi çok muhtemel addedilmektedir.

Avnı kaynaklar böyle bir toplantının iki ay Önce ChurchüTin hastalanmasiyle tehir edilen 8 Temmuz Bermuda Konferansından çok daha acil olduğu­nu söylemektedirler. Churchill artık tamamiyle İyileşmiş ve idareyi eline almış sayılabileceği için bu toplantı­nın gelecek ay yapılması muhakkak gi­bidir.

İki sene evvel tekrar Başvekilliğe geldiğindenberi söylediği bütün nutuklar­dan anlaşılacağı veçhile Churchill'in en büyük arzusu Batı ile Sovyetler ara­sındaki soğuk harbi sulh yahut hiç ol­mazsa bir mütareke ile nihayete erdir­mektir.

Kore Sulh konferansına Hindistan'ın da davet edilip edilmemesi mevzuu üzerinde Birleşmiş Milletlerde Amerika 'ile görüş ayrılığı da İngiliz Başvekilini dügündürmektedir. Gelecek ay böyle bir üçlü toplantının yapılması toplan­tının Kore mütareke konferansına ta­kaddüm etmesi yahut o devre içinde olması ve Batının Eylül sonu yahut Ej kim ba?ı olmak üzere Sovyetlere teklif edeceği Dört Büyükler toplantısından evvel yer alması büyük bir avantaj te­min etmektedir.

İyi haber alan çevreler Churchill, Ei-senhower ve Laniel'in bu toplantıda aşağıdaki meseleleri ele almalarının muhtemel  olduğunu  söylemektedirler.

 Kore Sulh Konferansı,    İngilterede umumî ve gittikçe kuvvet bulan ka­naat,  Güney  Kore'nin  tazyiki  altındaolan Amerika'nın ya tatbik edilmesine imkân  olmayan çok ağır  şartlar  ilerisüreceği, yahut da vakitsiz olarak kon­feransı terkedeceği  merkezindedir.

 Hindicini meselesi, buradaki res­mî şahsiyetler bir çok Fransızm Komü­nist  Vietminh'lerle  müzakereye giriş­meyi  istedikleri  kanaatindedirler. Fa­kat Amerika böyle bir hareketin tama­miyle aleyhindedir.

 Batı Doğu müzakereleri Ame­rika hariç bütün dünya Sovyet Başve­kili Malenkov ile gayri resmî bir toplantının    yapılması  taraftarıdır.    Bumevzu nihayet Almanya hakkında bir Dışişleri Vekilleri toplantısına müncerolmuştur. Fakat Churchill ilerde dahageniş mahiyetli görüşmelerin yapılma­sı için bir fırsat hazırlıyabilir.

29 Ağustos 1953

 Londa :

İnanılır kaynaklardan bildirildiğine göre, İngiltere Başvekili Churchill, say­fiye evinde hükümette yapmağı tasarladığı değişiklikleri gözden geçirmek­tedir.

Siyasî kaynaklar, Churchill'in sıhhati müsaade ettiği müddetçe, Başvekillik­te kalacağını ve Eden'i de hususî yar­dımcılığına alacağını bildirmekte ve şunları ilâve etmektedirler:

Bu suretle Dışişleri Vekâletine başka bir zat tâyin edilecek, Eden daha ziya­de Başvekil Yardımcılığı vazifelerini deruhte edecek ve zamanla Churchill* in yerine alacaktır.

Geçirdiği müteaddit ameliyatları mü­teakip sıhhati yerine gelen Eden, fazla yorulmadan Sir "Wınston'un yükünü hafifi et eb ilecektir.

2 Ağustos 1953

 Roma :

Siyasî ınüşahiterin bugün kendi kendi­lerine sordukları sual şudur: Acaba Piccioni, Şefi de Gasperi'nin muvaffak olamadığı işi başarabilecek ve geçen hafta Mebuslar Meclisinin kabineye güvensizlik oyu vermesiyle başlayan buhranı sona erdirebilecek midir.

Piccioni'nin Başvekilliğe namzet gös­terilmesi, Hristiyan Demokrat Partisi­nin, çoğunluk partisi sifatiyle, durumun hakemi rolünü muhafaza etmekte olduğuna bir delil sayılmaktadır. Umu­mî kanaate göre, buhran ancak mer­kez partilerinin uzlaşmasile halledile­bilecektir. Siyasî yorumcuların fikrin-ce bu hal sureti, bugünkü şartlar da­hilinde, gerçekleşmesi mümkün tek hal çaresidir. Neticede, Piccioni'nin kabul edeceği formül, de Gasperi'nin kabul etmiş olduğu formülden farksız ola­caktır. Piccioni'nin muvaffakiyet ihti­mallerini arttıran husus, yeni hüküme­tin başında Hristiyan Demokrat Parti­si liderinin bulunmayacak olmasıdır.

Haklı veya haksız, de Gasperi hem merkezî teşkil eden Demokrat Partile­rin hem de kralcıların husumetine ma­ruz kalmıştı. Kurduğu hükümetin Mec­liste hezimete uğramasında başlıca â-nıil, kendi şahsı olmuştur.

Bu sebeple de Gasperi'ye taraftar ol­mayanların Piccioni'yi desteklemeleri veya çekimser davranmaları mümkün­dür.

4 Ağustos 1953

 Roma :

Başvekil namzedi M. Attilio Piccioni, Hristiyan Demokrst ve Sosyal Demok-xat Parlâmento grup şefleri ile görüş­tükten sonra, bu defa Liberal grup li­deri M. Raffaele de Caro'yu kabul etmiştir. Liberal Lider görüşmeyi müte­akip, kendi partisi ile Hristiyan De-makrat Parti arasında bir anlaşmanın mümkün olabileceğini bildirmiştir. Bu bayanat, bu sabah M. Piccioni ile gö­rüştükten sonra, yeni hükümetin Liberal ve Cumhuriyetçi partiler veya. bunlardan biri tarafından desteklene­ceğini söylemiş olan Hristiyan Demok­rat Grup Şefi M. Moro'nun sözlerini te­yit eder mahiyettedir.

6 Ağustos 1953

Roma :

Liberal Parti Genel İdare Kurulu ile Parlâmento Grupu, bugün yaptıkları müşterek bir toplantıda kurulacak yeni kabine muvacehesinde partinin du­rumunu tâyin etmişlerdir.

Varılan karara göre Liberal Parti, Mer­kez Partileri tarafından teşkil edilecek bir hükümete katılacak fakat yalnız Hristiyan Demokrat Partisi tarafından kurulacak bir kabineye girmiyecek ve böyle bir hükümeti desteklemiyecektir.

Buna mukabil, Hristiyan Demokratlar kralcıların müzaheretini sağlamışlardır..

 Roma :

Başvekil adayı M. Attillio Piccioni bu, sabah öğleye doğru Reisicumhur Einaudı'yi ziyaret ederek, hükümeti kurabil­mek için son dört gün zarfında siyasî grupların temsilcileri ile yaptığı istişa­relerin neticesi hakkında malûmat ver­miştir.

Bu istişarelerin bilançosu şimdilik müs-bet değildir. Bunun sebebi de 43 saat-lenbori bazı yeni zorluklar çıkmış ol­masıdır.

Piccioni ve Hristiyan Demokrat Partisi üç hal şekli tasavvur edebilirlerdi:

 Solda müzaheret sağlamak,

 Sağda destek aramak,

 Sağ ve sol cenahların yardımından feragat etmek.

Guiseppe Saragat'm telkin ettiği sola temayül, Nenniye bağlı 75 sosyalist me­busun tarafsızlığını sağlamakta müm­kün olabilirdi. Bu, İtalyan politikasının sola kaymasını gerektirecek bir hare­ket olurdu ve gerek iç politikada, ge­rek dış siyasette Önemli neticeler do­ğurabilirdi. Bu ihtimalin bertaraf edil­diği sanılmaktadır. Diğer iki şıktan en. normali sağcılarla solculardan feragat ederek merkez partilerinden müteşek­kil bir hükümet kurmaktır. Bu takdir­de de çoğunluk sağlayabilmek için sağ­cıların bitaraflığını temin etmek gerekmektedir.

Bütün güçlükler muvazeneyi bulama­maktan ileri geliyor.

13 Ağustos 1953

 Roma :

Hristiyan Demokrat Partisi İdare He­yeti bugün yaptığı toplantıda Piccioni' nin hükümeti kurmaktan vazgeçmesi üzerine hasıl olan durumu incelemiştir. Neticede, istifa eden kabinede bütçe ve hazine vekilliği yapmış olan Giu-seple Pella'yı» yeni kabineyi kurmak maksadiyle sarfedeceği gayretlerde desteklemeye karar vermiştir.

İdare Heyeti, Piccioni'ye de, büyük bir hüsnüniyetle sarfettiği gayretlerden do­layı minnettarlığını bildirmiştir.

14 Ağustos 1953

 Roma :

İlk temaslarının sonunda beyanatta bu^ lunan Başbakan adayı Giuseppe Pella en kısa zaman zarfında kabineyi kura­bilmek için mutad istişareler sistemi dı-şında kalarak, diğer şahsiyetleri de ka­bul edeceğini bildirmiştir. Pella, yarın Cumlıurreisine kat'î cevabını verince-ya kadar başka bir şey söylemeyi red­detmiştir. Bu arada, de Gasperi'nin Dı­şişleri Vekâletini ifaya devam edip et­memesi hususunda Rella'nin bir şey bildirmemiş olması da dikkate şayan görülmektedir.

15  Ağustos 1953

 Roma :

Yeni İtalyan kabinesini kurmak vazifesini katı olarak kabul etmiş olan Gui­seppe Pella bugün akşam üzeri yeni Vekiller listesini Reisicumhura sun­muştur.

16 Ağustos 1953

 Roma :

Yeni kabineyi kurmaya muvaffak olan Pella beyanatta bulunarak kabinesinin, bilhassa idarî işlerle meşgul olacağını ve bu arada evvelâ bütçeyi geçirmeğe, çalışacağını söylemiştir. Başbakan ka­binesinin geçici mahiyetine bilhassa işaret etmiştir. Kabine üyeleri Pazarte­si günü yemin edeceklerdir.

19 Ağustos 1953

 Roma :

Dün gece buraya gelen İran Şahı Mu-hammed Riza Pehlevi'nin bugün bir basın toplantısı yaparak memleketin­den âni surette ayrılışının sebeplerini izah edeceği sanılmaktadır.

Şahın buraya gelmesi münasebetiyle beyanatta bulunan İran Büyük Elçili­ği sözcülerinden biri, Şahın Rorna'ya geleceğinden Büyük Elçiliğin haberi yoktu, binaenaleyh bu hususda herhan­gi bir karşılama hazırlığı yapılmamış­tır, demiştir.

Şahın kâtibi Ebulfetih Atabey, Şah ile Kraliçenin Romada iki veya üç gün ka­lacaklarını söylemiş, fakat Muhammed Riza Pehlevinin, bundan iki ay evveî İran'dan ayrıldığmdanberi İsviçre'de yaşamakta olan kız kardeşi Eşrefin ya­nma gitmek üzere İsviçreye hareket edip etmiyeceği hususunda herhangi bir malûmat vermekten İmtina etmiş­tir.

Şahın maiyetinde bulunan dördüncü. §ahıs, hususî pilotu Binbaşı Muham­med Kahatmidir.

21 Ağustos 1953

 Roma :

İtalyan Başvekili Giuseppe Pella, kabi­nesinin kuruluşu ve yeni hükümet prog ramı üzerinde parlâmentonun herhangi bir karara varmasından önce devlet ta­rafından kontrol veya finanse edilen teşebbüslerde vukua gelen sosyal taktikler karşısında müşkül duruma düş­müş bulunmaktadır.

İş ve ücretlerin ayarlanması talepleri­ne istinad eden bu tahrik haftalardan-beri devam etmektedir. Her türlü siya­sî temayüllere mensup teşekküller bu "hususta bir müracaatta bulunmak için kabine buhranının sona ermesini bekle­mekte idiler. Nitekim bu teşekküller yeni hükümet reisine müracaatta bulu­narak durum hakkındaki görüşlerini kendisine anlatabilmek için derhal tem­silcilerini kabul etmesini istemişlerdir.

22 Ağustos 1953

 Roma :

Yeni İtalyan Başvekili Pella bugün âyan Meclisinde söylediği bir nutukta son günlerde hükümetin beyannamesi hakkında partilerinin fikirlerine tercü­man olan hatiplere cevap vermiştir.

Dış politikadan bahseden Başvekil de­miştir ki:

«Hemen hemen bütün hatiplerin hükü­metin Atlantik Paktına sadık kalmak yolundaki politikasını    tasvip ve teşci etmelerim görmekle son derece bahti­yarım. »

Atlantik Paktı üyeleri arasında anlaş­mazlıklar çıktığı hakkındaki iddialara cevap veren Başvekil, böyle bir şeyin katiyyen varid olmadığını, bilâkis muhtelif üye memleketler görüşlerinin serbestçe münakaşa edilmesinin, her memleketin müstakil bir durumda gö­rüşünü müdafaa edebildiğine bir delil sayıldığını belirtmiştir.

Başvekil Giuseppe Pella sözlerine şöyle devam etmiştir: Hükümet, memleket menfaatlerinin haleldar edilmesine ve müttefikler ta­rafından resmen kabul edilmiş olan ve­cibelerin bertaraf edilmesine müsaade etmiyecektir. Realist bir dış politika­nın temeli millî şeref olmalıdır.»

Baha nutkunun başında, kurduğu hü­kümetin muvakkat olduğuna işaret e-den Pella. yeni kabinenin daha ziyade idarî bir karakter taşıdığını söylemiş ve demiştir ki:

Hükümet sosyal meselelerden derin bir ilham alacaktır ve bu alanda zemi­ni İlerideki hükümet İçin hazırlayacak­tır. İtalyan buhranı. Fransız grevcileri Av-rupanin bünyesinde yeni ve düşündü­rücü bir buhranın hüküm sürdüğüne inkârı kabil olmıyan delillerdir. Bugün düşündürücü olan bu buhranın tehlike­li mahiyet almadan hür dünya dediği­miz meşru nizam cephesi lehine sonbul-masını temenni edelim.

Yeni İtalyan hükümeti.

Yazan : A. Ş. Esmer

31 Ağustos 1953 tarihli Ulus'dan

İtalya'daki hükümet buhranı Fransa' daki hükümet buhranından da daha u~ zun sürdü. Yedi yıl memleketi idare e-den ve sekiz defa hükümet kuran De Gasperi, 28 Temmuzda düşürüldükten, sonra Ağustos sonlarına kadar İtalya hükümetsiz kaldı. Başkan Einaudi kabi neyi kurmak vazifesini önce Piccioni' ye verdi. Fakat bu zat hükümeti kura-maymca, Cumhurbaşkanı Guiseppe Pella'yı vazifeye çağırdı. Bella, hükü­metini kurmuş ve gerek ayandan ve ge­rek Meclisten itimad oyu da almıştır.

İtalya'da hükümet kurulmasını zorlaş­tıran mesele 7-8 Haziran seçimlerinin neticeleridir. Bundan önce yapılan 1948 seçimlerinde De Gasperi'nin Hristiyan Demokrat Partisi her iki mecliste de mutlak çoğunluğu sağladığından hükü­met kurmak kolaydı. De Gasperi bu yıllar içinde Cumhuriyetçi Liberal ve sağ kol Sosyalistlerin kâh hükümete iş­tirakleri, kâh kendisini desteklemeleriy le arka sıra yedi kabine kurdu ve İtalya'yı idare etti. Bu sırada solda Komü­nistler ve onlarla birlikte hareket eden sol kol Sosyalistler «Nenni» nin liderli­ği altındaki kol ve sağda da hükümdar taraftarları ve Neo - Faşistler, muhale­fette idiler. 7-8 Haziran seçimi Hristi­yan Demokratları ve ona yardım .eden orta kol zümreleri zayıflattı. Öte yan­dan sağ ve sol zümreleri kuvvetlendir­di. De Gasperi kendi partisi ile bu orta kol zümrelerin bir arada seçimde en aşağı yüzde elli nisbetinde oyları ala­bileceklerini ummuştu. Bu ümitledir ki, Seçim Kanunu değiştirildi ve yüzde elli nisbetinde oy kazanacak partiye ve­ya parti grupuna mecliste üçte iki nis­betinde temsil hakkı verildi.

Hayal Kırıklığı :

Eğer De Gasperi ile ortakları seçimde yüzde elli nisbetini kazanabilmiş olsa­lardı, koalisyon kurarak İtalya'yı idare­ye devam edeceklerdi. Fakat 7-8 Hazi­ran seçimlerinin neticesi bütün bu par­tiler için. hayal kırıklığı olmuştur. De Gasperi'nin Hristiyan Demokratları za­yıfladı. Ötedeki ortakları da zayıfladık­larından yardımından mahrum kalan De Gasperi nihayet Temmuz sonların­da iktidardan, düşt&