17.7.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

TEMMUZ 1953  

1 Temmuz 1953

 İstanbul :

Denizcilik Bayramı bu sabah Taksim­deki merasimle başlamıştır.

Saat 9.30 da başlıyan merasime askerî ve mülkî erkânla, Deniz Harp Okulu ve Koleji, deniz kıtası ve bahriye ban­dosu, Yüksek Denizcilik Okulu talebe­leri, Denizcilik Bankası, Sanat Okulu talebeleri, Denizcilik Eankasiyle ar­matör gemileri zabitanları iştirak et­miştir.

Merasim, bandonun çaldığı İstiklâl marşı ile başlamış ve bu esnada diğe bayrak çekilmiştir. Bu sırada li­manda bulunan bütün gemiler üç.defa selâm düdüğü çalmışlar, abideye muhtelif teşekküller tarafından çelenkler kanulmuştur. Müteakiben Ulaştır­ma Vekâleti, Deniz Ticaret Filosu, Yüiksek Denizcilik Okulu mezunları ve Türk Denizcilik cemiyetleri adla­rına birer konuşma yapılarak günün ehemmiyet  tebarüz  ettirilmiştir. Konuşmaları takiben merasime işti­rak  eden  birlikler protokola mensupd ir.Bu komisyonun İlk toplantısı için İçiş­leri Vekâletince hazırlıklara başlan­mıştır.12nci maddesi ise, Belediye hudutları dışındaki karakolların sınırlarından itibaren   yolun   her İki   tarafında 15 metrelik  mesafe için  Karayolları Umura Müdürlüğünden ruhsat alınma­dıkça benzin istasyonu, fabrika tamiratelyesi, lokanta, kahvehane,   otel,mesken, su arkları ve benzeri tesislerinşası ve kesif ağaçlıklar tesisi yasaktutulmuştur.

Bu kanuna göre ruhsatsız yapılmış olan bu gibi tesisler zabıtaca tesbit o-lunarak derhal kapatılacaktır. Genel Müdürlükçe bu hususta hazırlıklara başlanmış olup maddede adı geçen tesislerin trafik emniyeti bakımın­dan haiz olması lâzımgelen evsaf tes­bit edilmektedir. Bu vasıflarla hazır­lanacak esaslar yakında ilgililere teb liğ edilecektir.

13üncü madde ise bu trafik işaretle­rine aittir ve işaretlerin yolun bakım ve yapımı ile ilgil donelerce temn ve tesis  olunacağını  alâkalı dairelerce tesis olunan işaret levha  ve cihazla­rının usulüne uygun olup olmadıkla­rının ve ihtiyaca kâfi bulunup bulun­madıkları Kara Yollan Genel Müdür­lüğünce kontrol edilecektir.

Devlet ve İl Yollan için trafik levha­larını hazırlamak üzere merkezde bir işaret levhaları atelyesi kurulmuş o-lup bütün levhalar burada imal edile­ceğinden kontrol kendi kendine ya­pılmış olacaktır.

Belediyelerce yapılacak işaretlere gelinçe :

Bunlar halen gayet mahdut bir iki yerde imal edilmektedir. Esasen Ka­ra Yolları Genel Müdürlüğünce hazır­lanan el kitabına uygun olarak ya­pılmaktadır. İhtiyaca kâfi bulunup bulunmadıkları da sırası geldikçe in­celenecektir.

İşaret levhaları atelyesi kapasite ba­kımından belediyeler tarafından ya­pılacak levha siparişlerini de kabul edebilecektir. 75 inci maddeye gelin­ce, bu Trafik Konurumun tatbikatını göstermek  üzere  Adalet,   Bayındırlık, Ekonomi ve Ticaret, İçişleri. Maliye, Sağlık ve Sosyal Yardım ve Ulaştır­ma Vekâletîerince müştereken bir ni­zamname  hazırlanmasına  dairdir.

Nizamnamenin, aynı madde .mucibin­ce kanununun neşri tarihinden itiba­ren 6 ay çnde çıkarılması ieabetmek-te olup bu yoldaki çalışmalar da hız­la  ilerlemektedir.

2 Temmuz 1953

 Ankara :

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Çan­kaya'da şehrimizde bulunan Afgan Kralının amcazadesi Altes Sardar D,ı-vuthan'in şerefine bir öğle yemeği ver mislerdir.

Bu yemekte Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprülü. Millî Eğitim Vekili Rıfkı Salim Burçak, Devlet Vekili Ce­lâl Yardımcı, Dışişleri Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyük Elçi Cecad Anjkalın, Dışişleri Vekâleti Müsteşarı Nuri Bir-gi, Erkânı Harbiye! Umumiye Reisi Orgeneral Nur Yamut, Afganistan Bü­yük Elçisi, Riyaseticumhur Umumi Kâtibi Nurullah Tolon, Başyaver Kur-mar Yarbay Nureddin Fuad Alpkar-tal, Riyaseticumhur Hususî Kalem Müdürü Fikret Belbez hazır bulun­muşlardır.

3 Temmuz 1953

 Burhaniye :

Duruşması Balıkesir Ağır Ceza M ab kemesine nakledilen ve 81 Türk de­nizcisinin ölümüne sebebiyet vermek­ten suçlu İsveç Bandıralı Naboland gemisi süvarisi Oscar Lorentzon'un duruşması, Balıkesir Adliyesinin ver­diği kararla Burhaniye Ağır Ceza Mah kemesine havale edilmiştir. Dosya bu gün mahkemeye gelmiş ve tetkikin^ başlanmıştır.

Ankara :

Sağlık  ve   Sosyal   Yardım     Vekâleti yurdumuzda tamire .muhtaç veya ye niden yapılmasına karar verdiği has tahaneler için geniş bir  inşaat prog­ramı hazırlamıştır. Bu programa göre, Ankara hastahane-

si ve Hemşire Okulu inşaatı, Edirne Devlet Hastahanesi ikinci kısım in­şaatı, Aydın Doğumevi ilâve inşaatı Sürt Devlet Hastahanesi ikmal inşaa­tı, Alanya Sağlık Merkezi tâdil iktna-1,, Burhaniye Sağlık Merkezi ikmali, Hendek Sağlık Merkezi ikmal inşaa­tı, Ankara Numune Hastahanesi kalo­rifer tesisatı yapımı, S. Karaağaç Sağ­lık Merkezi inşaatı, Göçbeyli Sağlık Merkezi ikmal inşaatı, Devrekani Sağ­lık Merkezi ikmal inşaatı. Taşköprü Sağlık Merkezi ikmal inşaatı ve Si­vas îlinin Devlet Hastahanesi haricî elektrik ve su tesisleri 1953 yılı so­nunda hizmete girmesi için çalışma­lar hızlandırılmıştır.

Bütün bu işler için 8.558.438 lira sar-f edilecektir.

4 Temmuz 1953

İstanbul :

Millî Tesanüd Birliği mümessilleri bu­gün saat 15 te Gazeteciler Cemiyeti Lokalinde toplanarak muvakkat idare heyetini seçmişlerdir.

Yapılan seçimlerde başkanlığa Hür Fikirleri Yayma Cemiyetinden Ord. Prof. Ekrem Şerif Egeli, ikinci baş­kanlığa Ahmed Emin Yalman getiril­miştir.

îdare Heyetine de aşağıda isimleri yazılı zevat seçilmiştir :

Türk Milli Talebe Federasyonundan Refet Erim, İşçi Sendikaları Birliğin­den Celâ] Beyaz, Türk Devrim Ocak­larından Cahide Attan, Millî Gençlik Komitesinden Orhan Anman, Türk O-caklarından Fethi Erden, Millî Türk Talebe Birliğinden Metin Tokpmar, Atatürk Derneğinden Cahide Divitçi, Muallimler Birliğnden Veli Orhan Tü­re ve 5 gazeteci mümessilinden de Fa-îih  Rıfki Atay.

Mürakipliklere de Kadınlar Birliğin­den Nevin Görmez, Hemşehriler Cemi­yetinden Orhan Erdener ve Milliyet-Gazetesi Başmuharriri Ali Naci Kara­can getirilmiştir.

İstanbul :

6 Eylülde şehrimizde toplanacak olan Milletlerarası îdarî- İlimler Kongresi­nin hazırlıkları üzerinde çalışmalara devam edilmektedir.

Valinin' Başkanlığında teşekkül eden komisyon toplantısına Kongre Geneı Sekreteri Belçikalı Prof. Schillings, İstanbul Üniversitesinden Ord. Prof. Ali Fuat Başgil, Prof. Ragıp Sarıca ve Ankara Üniversitesinden Prof. Bur­han Koni ve Süheyl Derbil iştirak et­miş ve çalışma mevzularını gözden geçirmiştir.

Ticaret ve Ekonomi Vekili tarafından İstanbul Vali ve Belediye Reisine gön­derilen bir mektupta, hayatı ucuzlat­ma yolundaki teşebbüs ve tertiplerin memnuniyetle takip edilmekte oldu­ğu ve belediyenin açtığı verimli mü­cadeleye Vekâlet ve Hükümetin mü-zaheretiyle bu mevzuda icabeden hu­susların Vekâlete sür'atle ve telefon­la da bildirilmesi rica edilmektedir.

Vekâlet bazı esnafı boykota teşvik edenler hakkında kanunî muamele ya­pılmasını istemiştir. Vali Gökay, bu­gün Ticaret Odası Reisini, Mıntaka Ti­caret Müdürünü ve Kabzımallar Ce­miyeti Reisini davet ederek görüşmüş­tür.

 Ankara :

Öğrendiğimize göre İstanbul Üniver­sitesi 'Talebe Bertiğinden bir heyet İstanbul Üniversitesinin kuruluş ha­zırlıkları hakkında Hükümet ve yet­kili şahıslarla temaslarda bulunmak üzere şehrimize gelmişlerdir. Bu hu­susta ilk hazırlıklar tamamlanmış o-lup pek yakında faaliyete başlanacak ve site inşaatmad bizzat Türk ve ya­bancı Üniversiteli gençler çalışacak­lardır.

Şehrimiz Sanayi Odasının teşebbüsü ile bir "dizel motoru, traktör ve kam­yon fabrikası kurulması için ilk top­lantı bugün Sanayi Odasında yapıl­mıştır.

Bu toplantıda, Avusturya'dan eeîbedilen Prof. List'in başkanlığındaki 4 ki­şilik teknik heyet de hazır bulunmuş ve fabrikanın rantabilite hesapları gözden geçirilmiştir.

Fabrikanın kurulması için İzmir ser­mayedarları tarafından büyük bir alâka gösterilmiş ve hesaplar da mü­sait bulunduğundan derhal sermaye taahhütlerine girişilmiştir. Kısa bir müddet içinde beş milyon liralık bir sermaye toplandığından şirketin sta­tüsünün hazırlanması için bir heyet seçilmiştir. 3 Avusturya fabrikasının faizsiz olarak tekîif ettiği 4 milyon liralık kredi de memnuniyetle kabul edilmiştir.

Memleketimizde ilk defa hususî te­şebbüs tarafından makine sanayiine karşı gösterilen bu alâka, müsbet ve hayırlı bir iş olarak .mütalâa edilmek­tedir,

8 Temmuz 1953

 İstanbul

Uyuşturucu madde imalcileri, satıcı­ları ve bunları kullananlara karşı İs­tanbul Emniyet Müdürlüğü tarafın­dan yapılmakta olan mücadeleye şid­detle ve fasılasız olarak devam edil­mektedir.

ilgililer tarafından verilen malûmata göre. uyuşturucu madde kullananla­ra karşı olmak üzere iki cepheden u-yuşturueu madde mücadelesi yapıla­caktır.

Mücadelenin büyük kısmı imalâtçıla­ra karşı teksif edilmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan mücadele îstanbul için de kalmayıp İstanbul'a esrar ve eroin ham maddesini teşkil eden afyon sev-keden civar ve komşu bölgelere ka­dar genişletilmiştir. Bu suretle istih­sal mıntıkalarından İstanbul'a sev-kedilen büyük partiler yarı yolda ele geçirilmiştir.

Bu arada esrar ve eroin imal eden fab rikalarin meydana çıkarılarak basıl­masına da devam edilmektedir. İlgili­ler tarafından hazırlanan 4 yıllık bir istatistiğe göre, 1.950 de 5, 1951 de 3, 1952 de .ve 1953 senesinin ilk 6 ayında iki fabrika basılmıştır.

Gene bu istatistiğe nazaran 1950 de 3, 1951 de 13, 1952 de 25 ve 1953 senesi İlk G ayında 3 esrar tekkesi basılmıştır.

Toptan ve perakende eroin ve esrar satanlar da takip edilmekte ve ya­kalanmaktadırlar. Devamlı takipler sonunda 1953 senesinin ilk 6 ayında 359 eroin satıcı ve gene bu müddet içinde 137 esrar satıcı yakalanmıştır. Geçen senelerle bu senenin ilk £> a-ymda yakalanan satıcı miktarları karşılaştırılacak olursa mücadelenin şiddeti daha iyi  anlaşılmaktadır.

Hazırlanan istatistiğe göre, 1950 de 97, 1951 de 84, 1952 de 141 eroin satı­cısı ve 1950 de 27, 1951 de 34, 1952 de de 101 esrar satıcısı ele geçirilmiştir. Bu senenin ilk altı ayı içinde 239 kilo 916 gr. uyuşturucu madde ele geçiril­miştir. Bu rakam da diğer senelerle kıyaslanacak olursa eski senelerin fevkinde bir durum arzetmektedir. Geçen senelerin ele geçen uyuşturucu madde miktarları ise şöyledir :

1950 de 26,815 gr., 1951 de 36.865 gr. ve 1952 de 176.891 gr. dır.

İlgililer tarafından verilen malûmata göre, bu sene yapılan mücadelenin en mühim hususiyetlerin biri eroin İ-malâtinda kullanılan ve kaçak olarak memlekete sokulan asit asedik-an-iıydre'den 3000 kilo ele geçirilmiş bu­lunmaktadır. Bu sayede büyük mik­tarda İmalinin önüne geçilmiş bulu­nulmaktadır.

Bu gibi uyuşturucu madde kullanan­ların tedavisi yoluna gidilmesidir. Uyuşturucu maddelere müptelâ olan­lar yakalandıkları zaman Adliyeye sevkedilmekte ve bilâhare hastahane-ye yatırılarak tedavi altına alınmak­tadır.

 Ankara :

Bugün Bayındırlık Vekâletinde, Ba­yındırlık Vekili Kemal Zeytinoğlu'-nun başkanlığında, inşaatı tamamlan mak üzere olan Anıt-Kabir'in ikma­linden sonra büyük Atatürk'ün nâşı­nın muvakkat kabirden buraya nakli için gereken hazırlıklarda bulunmak maksadıyla  bir toplantı yapılmıştır.

İçişleri, Dışişleri, Bayındırlık, Millî Savunma, Miîlî Eğitim, Ulaştırma Ve­kâletinden ve Ankara Vnlâyeti ve Be­lediyesi  ile Diyanet İşlerinden gelen mümessillerin katıldıkları bu toplan ttda 28 ilâ 30 Ekim günlerinden birin­de yapılacak nakil merasiminin ha­zırlıkları işi görüşülmüştür.

10 Temmuz 1953

Ankara :

Yeşil Türkiye Mühendis ve Muavinle­ri Cemiyeti Fatih Ormanı adiyle bir orman kurmak üzere teşebbüse geç­mişlerdir.

istanbul Vilâyeti bu teşebbüsü müs-bet karşılamış ve kendilerine Rumeli-hisar civarında  arazi  tahsis etmiştir.

Ankara :

Dünşehrimize gelmiş olan Kore Millet Meclisi  Reisi   Shinicky, beraberinde Kore Meclisi mebuslarından Dong Sung Kim olduğu halde bugün Öğle­den evvel Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan'ın makamında ziyaret etmiştir.

11 Temmuz 1953

Uşak :

Uçak'ın vilâyet olması münasebetiyle bugün bütün şehir sabahtan itibaren baştan başa bayraklarla donatilmış-tır. Vecizeleri ihtiva eden afişler şeh­rin her semtine yapıştırılmıştır. Kut­lama Komitesi tarafından tertiple­nen merasime saat 15 te top atışı ve fabrika düdüklerinin çalması ile Cura huriyet Meydanında Atatürk'ün büs­tüne şehir adına Belediye tarafından

çelenk konulduktan sonra bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlanmıştır.

Bunu takiben hatipler bugünün .mâ­nasını belirten konuşmalar yapmış­lar, bu yerinde kadirşinaslığı övmüş­ler, Hükümetimize ve Büyük Millet Meclisine şükran ve saygılarını be­lirtmişlerdir. Bundan sonra şehrin muhtelif semt ve meydanlarında ma­halli oyunlar oynanmış, binlerce hal-kın iştirakiyle şenlikler  yapılmıştır.

Ayrıca bu gece bir fener alayı tertip edilmiştir.

12 Temmuz 1958 

İstanbul :

Şehrimizde bir Alman Lisesinin kurul­ması için yapılan teşebbüsler müsbet neticeler vermiştir. Millî Eğitim Ve-kâletj nezdinde alâkalıların yapmış olduğu müracaata müsbet cevap ve­rildiğinden hazırlıklara girişilmiş, Li­senin Müdürü Almanya'dan şehrimize gelerek çalışmalarına  başlamıştır.

Bu ders yılında faaliyete geçecek olan Alman lisesinin öğretmenleri de ya­kında Almanya'dan şehrimize gele­ceklerdir.

Bu ders yılında lisede ancak orta kıs­mın bazı şubelerini açmak kabil ola­cak, ileride diğer sınıflar da açılarak normal şekilde tedrisata devam olu­nacaktır.

İstanbul :

Dünya Üniversiteler Servisi (Wus) Kongresi 20 memleket üniversitesine mensup delegenin iştirakiyle bu sa­bah saat 10 da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi salonunda açılmıştır.

(Wus) in bugünkü toplantısının açış nutkunu Millî Eğitim Vekili Prof. Rıfkı Salim Burçak yap,mış, müteaki­ben Rektör Prof. Fahir Yeniçağ, (Wus) in Genel Sekreteri Douglas Aitken konşma yapmışlardır.

1919 yılında kurulan ve gayesi üni­versite topluluklarına ve yüksek öğ­retim gençliğine yardım edebilmek, bu   teşekküller   arasında   tam   bir  iş birliğinin teminine çalışmak olan (Wus) un bugünkü 'toplantısında 1953-1954 yılı faaliyet programı üze­rinde görüşmeler cereyan etmiştir.

19 Temmuza kadar çalışacak olan kongrede, üniversite topluluklarının ve yüksek öğretim gençliğinin muh­telif memleketlerde en nıübrem ihti­yaçları tesbit edilerek bunların kar­şılanması hususunda pratik hal ça­releri araştırılacaktır. Bu suretle üni­versite topluluklarının mili! ve mil­letlerarası sahada 'hakiki yüksek bi­lim merkezleri olmaları için hizmet etmeğe çalışılacaktır. Meselâ : Proje­ler meyanında Yunanistan'da inşa edilecek talebe oteli, Mısır ve Lüb­nan'a malzeme yardımı, istanbul'da inşa edilecek talebe sanatoryumu, Yu­goslavya ve Endonezya talebe sağlık merkezlerinde kullanılmak üzere röntgen cihazları, muhtelif memleket­ler için kitap ve diğer öğretim araçla­rı şeklinde yardım, mülteci talebeler için burslar vesaire hakkında hazır­lanmış olan bir program tasarısına göre çalışmalar yapılacaktır.

14 Temmuz 1953

Ankara :

Bayındırlık Vekâleti Su İşleri Reisliği yurdumuzun muhtelif yerlerinde su taşkınlarına karşı gsnlş bir program hazırlamıştır.

Eu programa göre, Bursa İlinin Nilü­fer havzası yan dereler- ıslahı, M. Ke­malpaşa - Apolyont gölü şeddesi ve Çivril - Işıklı gölü 3 üncü kısım ıslah, tahkim ve sulama işi, Eskişehir İli­nin Porsuk çayı ikinci kısım inaşatı, Konya İlinin sulama-şebekesi ıslahı ve işletme ve deneme istasyonu bina­ları inşaatı, Manisa İlinin Turgutlu -Ahmetli sağ ve sol sahil sulaması 1 inci kısiim İnşaatının 1956 yılında ikmali  için çalışılmaktadır.

Bütün bu işler için tahminen 20.500. -C00 lira sarf edilecektir.

İstanbul :

İstanbul gazete Müvezzileri Cemiyeti tarafından Ankara'ya gönderilen he­yet  bugün  şehrimize  dönmüştür,  

Cemiyetin fahrî başkanı riyasetinde­ki heyet, Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen, Başvekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur ile temaslarda bulunmuş­lardır. Heyet, yoksul ,müvezzilerin ko­runması ve bu arada tşçi Sigortala­rından faydalanmalarının temini hu­susunda alâkalılarla görüşmüşlerdir.

Şehrimizde bulunan 3-4 bin müvez-ziin bir lokal sahibi olmaları ve bu lokalde revir, aş ocağı ile yatacak yer de bulunması için heyetin yaptığı teşebbüsler alâka ile karşılanmıştır. Ayrıca, müvezzilerin İşçi Sigortaları­na alınması için gerekli etüdün yapılacağı alâkalıiarca heyete bildirilmiş­tir.

Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan aldığımız malûmata göre, bugün birinci hava üssünden pilot Yüzbaşı Necüet Dinçer ve Polatlı Top­çu Atış Okulunda öğretmen pilot As-subay Başçavuş Nizamettin Belli ida­resindeki Spitfire uçakları Merzifon alanından kalkışı müteakip havada çarpışmışlardır.Bu çarpışma esnasın­da Başçavuş şehit düşmüş, Yüzbaşı Dinçer hafif yaralanmıştır.

15 Temmuz 1953

Bursa :

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili Dr. Ekrem Hayri Üstündağ, beraberinde­ki bazı Vekâlet mensupları olduğu halde dün gece şehrimize gelmiş ve bu sabah saat 9.30 da Bursa Verem Savaş Derneği tarafından restore edilen Yıldırım Medresesinin Dispan­ser Sağlık Merkezi olarak açılışı me­rasiminde hazır bulunmuştur.

Vali, Belediye Reisi, Tümen Komuta­nı, şehrin ileri gelenleri, doktorlar ve kalabalık bir halk kütlesinin iştira­kiyle tertiplenen merasimde. Verem Savaş Derneği adına Necati Üster bir konuşma yapmış ve Sağlık Vekâleti­nin bu ecdat yadigârı eserini kurtar­mak ve koruyucu hekimliğin modern bir tesisi haline getirmek için göster-dği alâkayı belirtmiştir.

Yıldırım semti adına konuşan Recep Kırım semt halkının bu güzel eser karşısında iki defa sevindiğini, çünkü bu eserin hem ecdada karşı yüz ak­lığı olduğunu, hem de şehre sağlık emniyeti getirdiğini ifade etmiştir. Kordelâyı kesen Vekil, kısa bir ko­nuşma yaparak, Vekâletinin memle­ket sağlığına büyük bir ehemmiyet ve alâka ile bağlı olduğunu ifade et­miş, tarih ve su şehri güzel Bursa'-mn bu çok kıymetli ecdad yadigârı iki eseri hem inkirazdan kurtarmak ve hem de faydalı müesseseler halin­de görmekten hususî bir zevk duy­makta olduğunu belirterek sözlerini söyle bitirmiştir : Tedavi   müesseselerinin   yanıbaşında

koruyucu hekimliğin ris ehemmiyetle yer almasını, bir sağlık zarureti ola­rak görüyoruz. Bursa Verem Savaş Derneğinin takdire değer çalışmala-riyle bu yolda hizmete giren müesse­selerin ikincisini açmaktan bilhassa zevk duyuyorum.

Vekil, merasimi müteakip otomobil­le Ankara'ya müteveccihen Bursa'-dan   ayrılmıştır,

Ankara :

Tarım Vekâletinden bize verilen ma­lûmata göre, merkezi Nevv-York'ta bu­lunan Amerikan - Türk Cemiyeti ile Kaliforniya Fidan Yetiştiricileri Cemi­yet tarafından Aziz Atatürk'ün Anıt-Kabri'ne dikilmek üzere 200 dilber çam ağacı Ankara'ya gelmiştir. Bu a-ğaçlar Ankara'daki Türk - Amerikan Cemiyeti namına Kabre dikilecektir.

Ankara :

Orman Umum Müdürlüğünce kurul­ması kararlaştırılan seyyar sinema ekiplerinden birincisi ilk olarak An­kara Orman Baş Müdürlüğü mmtaka

sı dahilinde Kızılcahamam, Çerkeş, Çankırı. İlgaz, Çubuk, Beyşehir, Kon­ya. Nallıhan, Beypazannda gösteril­meğe başlanmıştır.

İstanbul :

İthalât mallarının ve bilhassa çimen­to, inşaat malzemesi, makine yedek parçalan, lâstik gibi maddelerin fiat-larınm yükselmekte olması Hüküme­tin dikkatini çekmiştir. Bu malların da istihsal malları gibi murakabesine karar verilmiştir.

Şehrimizde bulunan Ekonomi ve Tica­ret Vekâleti mütehassıslarından Taha Toros, bu mevzular üzerinde tetkikler­de bulunmaktadır.

16 Temmuz 1953

Ankara :

İlgililerden öğrenildiğine göre. Erzu­rum Et Kombinasının sığır kısmi in­şaatı bütün makine tesisatı ve soğuk hava depolarıyla birlikte ikmal edil­miş ve bir haftadan beri tecrübe işletmesine   açılmıştır.

Soğuk hava depolarında beynelmilel mütehassısların nezareti altında ha­zırlanan taze atler çok iyi netice ver­miştir. Ayrıca, hayvan kesimi tama­men Türk âdet ve an'aneierine uygun olarak yapılmaktadır.

Kombinada her türlü çalışma en son teknik esaslara uygun olarak ve 'her türlü temizlik ve sağlık şartlarına ria­yet edilmek üzere tanzim edilmiştir. Kombina etlerine karşı daha şimdi­den büyük Ölçüde talep vardır.

Yakın zamanda tesisler tamamen iş­letmeye açılacaktır.

İstanbul :

Şehrimizde toplanmakta olan Dünya Üniversiteler Servisi (Wus) Genel Kongresi bugün de çalışmalarına de­vam etmiştir.

Kongre bugünkü toplantısında Türki­ye'nin Wus teşkilâtı aslî üyeliğine oy birliğiyle kabul olunmuştur. Kongre çalışmalarına   devam   etmektedir.

17 Temmuz 1953 

Ankara :

Çukurova'yı taşkınlardan korumak, sulamak ve bol ve ucuz elektrik ener­jisine kavuşturmak maksatlarına hiz­met edecek olan Seyhan Barajı ve Hidroelektrik tesislerine ait etüdlere senelerce önce başlanmış ve avan pro­je 1950 senesinde Amerika'nın tanın­mış mühendis firmalarından Interna­tional Engineering Co. firması ile teş­riki mesai edilerek hazırlanmıştır.

Bu etüdler sonunda Seyhan nehri üze­rinde Adana'nin 8 Km. şimalinde bü­yük bir baraj inşa edilmesi ile Seyhan nehrinin Çukurova bölgesini topye-kûn kalkındıracak bir tabiî servet kay nağı haline geleceği anlaşılmıştır.

Çukurova bölgesinin sık sık tekerrür eden taşkınların ika ettiği zararlar­dan kurtarılması öteden beri kendisi­ni şiddetle hissettiren bir ihtiyaçtır. Bu münbit ovanın son derece müsait olan iklim ve toprak şarltarmdan da­ha iyi faydalanması da ancak sulama ile kabildir. Ziraî mahsullerin kıymet-

endirilmesi için de her şeyden önce bol ve. ucuz enerjiye ihtiyaç vardır. Bugün ele alınmış elan Seyhan proje­si bu üç ihtiyaca cevap verecek şekil­de tertiplenmiştir.

Karla örtülü Antitoros dağlarına dü­şen kış ve ilkbahar yağmurları Sey­han nehrini kabartmakta ve husule gelen taşkınlar Çukurova'da 85.000 hektar araziyi kaplamaktadır. Taş­kınların sebep olduğu yıllık ortalama zararlar 7.000.000T.L. sına baliğ ol­maktadır.

Çukurova bölgesine düşen yağışların ekserisi tenebbüt mevsimine rastla-mamaktadır. Meselâ Temmuzda pa­muk için 180 mm. suya ihtiyaç oldu­ğu halde 5 mim. yağış vaki olmakta­dır. Bu itibarla yağışların eksiğini su­lama ile tamamlamak bir zarurettir.

Çukurova'da halen inşa edilmiş olan Seyhan regülâtöründen itibaren cazi­be ile sulanabilecek arazi 144.000 hek­tardır. Buna mukabil Seyhan nehri­nin asgarî akımı ile 65.000 hektar su­lanabilir.

Bu itibarla baraj inşası ile bütün ova­nın sulanması ve en kurak seneler­de dahi su temin edilmesi mümkün olacaktır.

Çukurova'nın ;münbit toprağı ve mü­sait iklimi bu mıntakada pamuk, na­renciye, nebatı tohumlar, şeker kamı­şı gibi piyasa kıymeti yüksek, mahsul­lerin yetiştirilmesine imkân bahşetti­ği halde tenebbit mevsiminde suyun t&mn edilememesi çok daha düşük de­ğerli mahsullerin ekilmesini zarurî kılmaktadır.

Çukurova'da mevcut şehirler ve sana­yi büyük bir enerji sıkıntısı çekmek­te ve enerji üretimi pahalı yakıtlar kullanan randımanı düşük gayri kâ­fi tesislerle yapılmaktadır. Pahalı ve gayri kâfi enerji sınaî inkişafa bir engel teşkil etmekte ve mamullerin maliyet fiyatının yüksek olmasına se­bep olmaktadır.

Yukarıdaki arzedilen hususları tat­min için inşasına başlanan Seyhan Barajı ve Hidroelektrik tesisleri Çu­kurova'da 85.000 hektar araziyi taş­kınlardan koruyacak^ 144.000 hektar araziye sulama suyu temin edecek ve

54.000 Kw. tâkatmda bir santralda 284.000.000 Kv. ucuz ve bol enerji Ü-retilmesini sağlıyacaktır.

İnşaat, maliyeti düşürmek ve işin en kısa zamanda ikmalini temin etmek maksadiyle muhtelif ihalelere ayrıl­mıştır.

Bunlardan en mühimi baraj ve san­tralle diğer müteferrik tesislerin bir kül olarak inşasını derpiş eden 25 No. lu ihale olup bugün aktedilmiş olan mukavele aşağıdaki hususları ihtiva etmektedir :

 Takriben 1.885 m.  uzunlukta ve 7.500,000 M3. dolgu hacminde bir top­rak barajın inşası  (barajın irtifaı 57m. ve temel ile birlikte 72 m. geniş­liği üstte 10 metre, latta    280 metre bent arkasında toplanarak su hacmi 1.500.000.000 metreküptür. Bir kış mev­siminde   gelecek   feyezan      sularının hepsi     bent   arkasında     toplanacak­tır.)

 Bendin sol tarafında 689 m, uzun­lukta  ve 8.00 im. kutrunda  bir tünel inşası, Beheri  18000 Kw.   tâkatmda  üç grubu içine alacak bir santral binası inşası,

 Bendin sağ tarafında 5.900 m3.'su mecmuu kapasitede bir ana ve bir ye­dek dolu savak inşası,

 Elektrik ve mekanik aksamının montaj işleri.

Teklif almak suretiyle yapılan ihale­ye muhtelif milletlere mensup tanın­mış 9 inşaat firması 'teklif vermiş ve teklif zarflan 22 Haziran 1953 te a-çılmıştır.

Yapılan tetkikler sonunda Amerika'­nın en büyük inşaat firmalarından biri olan Marrison - Kundsen Interna­tional Company İnşaat firması ile Ga­ranti İnşaat Limited Ortaklığının müştereken verdiği teklif en müsait bulunmuş ve ihalenin bu gruba ya­pılmasına karar verilmiştir.

Mukavelenin ihale bedeli 39.870.902 TL. dır. Bunun haricinde müteahhi­de inşaatta kullanılmak üzere Veka­letçe satın alınmış bulunan ve 12.000.000  TL.   değerinde  olan   inşaat makinaları verilecektir. Seyhan Barajı ve Hidroelektrik tesis­lerinin mecmu keşif bedeli 100.000.000 Türk Lirasıdır. Bunun 70.000.000 u dış ödenek olup Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasından yapılan istik­razla karşılanmaktadır.

Mütebaki 30 milyon iç ödenek olup bunun 16 milyonu Çukurova Elektrik Türk Anonim Ortaklığı vasıtasİyle hususî sermayeden temin edilmekte­dir.

Seyhan Barajı bir kül olarak Bayın­dırlık Vekâleti tarafından inşa ettiri­lecek ve inşaatın hitamında barajdan tefriki kabil elektrik tesisleri Çuku­rova Türk Elektrik Anonim Ortaklığı­na devredilecek Şirket bu tesisleri iş­letecek ve Çukurova'da toptan enerji satışı yapacaktır.

Seyhan Barajı ve Hidroelektrik tesis­lerinin sağlıyacağı senelik fayda 100.-000.000 TL. civarındadır.

Aktedilen mukaveleye göre 15. Kasımte bend ikmal edilecek ve 1955 kışında baraj gölü doldurulacak ve 15 Mart 1956 de santralda birinci grubu, 15 Nisan 1956 da da ikinci grubu işletmeye  açılacak ve 30 Haziran 1956  da bütün   inşaat  ikmal  edilmiş olacaktır.

18 Temmuz 1958 

 Ankara :

Milletlerarası İmar ve Kalkınma Ban­kasının Türkiye Sınaî Kalkınma Ban­kasına açacağı kredilere 5697 sayılı

kanunla tasdik edilen garanti anlaş­ması esaslan dahilinde, kefalet et­meğe ve  bu   hususta  milletlerarası

İmar ve Kalkınma Bankası ile ayni esaslar dairesinde garanti anlaşmala­rı yapmağa ve bu krediler ile bu kre­dilere ait bilcümle evrak ve vesaiki ve tediyeleri garanti anlaşmalarmdaki hükümler dairesinde her türlü vergi ve resimden muaf tutmağa icra Ve­killeri Heyeti selâhiyetlidir.

- İzmir:

Dün öğleden sonra bir jeep otomobil­le Çeşme'den  Aîaçatı'ya  gitmek  üzere yola çıkan £eşme Kaymakamı Sü­heyl Maksut Efendioğlu yolda jeep'in lâstiği patlayınca kendisini aşağıya atmış ve vücudunun muhtelif yerle-üntfen yaralanmıştır.

Memleket  hastahanesine     kaldırılan yaralı  Kaymakam     gösterilen   bütün iht;ma.mlara   rağmen   kurtarılamamış ve gece sait 20.10 da ölmüştür. Bu&ün cenazesi kaldırılmıştır.

İstanbul :

Reisicumhur Celâl Bayar'm İstanbul'a teşriflerinde Rumelj Hisarın tamiri hususunda verdiği direktif üzerine ça­lışmalar devam etmektedir..

Surlar Hükümet tarafından onarıla­caktır. Bu iş için Müzeler İdaresince teşkil olunan hey'et restorasyon hazır­lıklarına başlamıştır.

Çanakkale :

Naboland şilebi ile Dumlupmar De-nizaltısmm çarpışması dâvasına bu­gün saat 9.40 ta Ağır Ceza Mahkeme­sinde devam edildi.

Celsenin açılışında Hâkimler Heyeti­nin Selâhattin Ayanoğlu'nun başkan­lığında Abdülkadir Töre ve Orhan Er-tuğrul'dan teşekkül ettiği görüldü.

Kaptan Lorentzon ile diğer maznun Yüzbaşı Çelebioğlu yerlerini almış bulunuyorlardı. Lcrentzon'un avukatı İhsan Yarsuvat ile Niyazi Sandal, Çelebioğlu'nun avukatı ve ayni zaman­da Lorentzon aleyhinde müdahil avu­kat Suat Tahsin Türk ile diğer müda­hil avukatlardan Bekir Sami Gömül-gen, Cevat Beyazoğlu, Hazine Avukat­larından Naim Aldemir .yerlerine geç­tiler.

Salonda çok kalabalık bir dinleyici kütlesi bulunuyordu. Bunlar arasında İsveç Âlı Mahkemesi âzasından Fritz Statzer bulunmakta idi. Ayrıca Stok-hoim'da çıkan (Ekspresen) gazetesi muhabiri Nilson da mahkemeyi takip etmekte idi.Evvelce reddi hakim talebi hakkın­da Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu karar okundu. Bu ka­rarda reddi hakim hususunda Kap­tan Lorentzon ve    avukatlarının ileri sürmüş oldukları iddiaların .makbul görülmediği ve talebin reddedildiği zikredilmekteydi. Müteakiben Balıke­sir Mahkemesinin verdiği bu karara acele olarak yapılan ve Burhaniye Ağır Cezası tarafından reddolunan iti­raz evrakı okundu. Reddi hakini tale­binde bulunan Lorentzon ve avukat­larına taleplerinin reddedilmesi üze­rine kanunun emrettiği para cezası­nın verildiği de anlaşıldı. Bilâhare geçen sefer okunan evrak hakkında bir diyecekleri olup olmadı­ğı taraflara soruldu. Ehlivukuf Ric-hard Reesin raporunun okunmasını müteakip beyanda bulunacaklarını bildirirler.

Başkan Ayanoğlu, Lorentzon'uh iste­diği suali sorabileceğini söylemesi ü-zerine maznun çok yüksek sesle ha­yır dedi.

Müddeiumumi Salim Ertem bazı for­maliteler hakkında talepte bulunduk­tan sonra Lorentzon'a münasip bir şekilde konuşmasının hatırlatılması­nı, aksi halde hareketlerinin suç teş­kil edeceğini bildirdi.

Müteakiben Suat Tahsin Türk'ün hem maznunlardan Yüzbaşı Çelebioğlu'nun hem bazı .müdahülerin avukatı olup olmıyacağı meselesi münakaşalara sebep teşkil etti.

Lorentzon'un avukatları maznunlar­dan hangisinin beraat, hangisinin mahkûm veya ikisinin birat,, -ıah-kûm olacakları bilinmezken hem maz ramlardan birisini 'hem. de müdahil-lerden bazısını .müdafaa edemiyeceği-ni beyan ettiler.

Mahkeme bu talep üzerine Suat Tah­sin Türk'ün müdahil olarak mahke-meye devamını ve ayni zamanda di­ğer bazı yeni müdahil taleplerini ka­bul ettiğini bildirdi.

Bundan sonra şahitlerin dinlenmesine geçildi. Bu şahitler evvelce Yüzbaşı Çelebioğlu hakkında takibat yapılır­ken askerî hâkim tarafından dinlenen şahitlerdi.

Dinlenen Yüzbaşı Suat Kılıç. Gedikli Subay Sahabettin Altaner, Sadık İş­güder. Ahmet Özmen, Abbas Gürbüz, Tacettin  Yaşatan,   Ali   Vehbi   hâdiseyi görmediklerini, hâdiseyi müteakip denizden bir gürültü geldiğini ve an­cak Naboland'ı ışıklarını yanar bir vaziyette Nara burnu Önünde gördük­lerini söylediler.

Bundan sonra Kaptan Lorentzon şa­hitlere bulundukları yerde denizaltı-yi görüp görmediklerini sordu. Şahit­ler görmediklerini beyan ettiler, Lo­rentzon ikinci bir sual sordu :

"Denizaltı   geçti, mi?"

Şahitlerden Abbas Gürbüz ile Ahmet Özmen gördüklerini bildirdiler. Lo­rentzon bu defa hangi fenerleri nasıl gördüler? dedi. İki şahit de "yeşili görünüyordu, kırmızılarını farkederno-dik." dediler. Bilâhare Dumlupmar'ı takiben Çanakkale'den geçen 'İkinci İnönü" Denizaltı Komutanı Yüzbaşı Bahri Kunt'un İzmit Ağır Ceza Mahke­mesinde biniyabe alman ifadesi okun­du. Bahrî Kunt hâdiseye şahit olma­dıklarını, aralarında mesafe farkı bu­lunduğunu, hâdiseden bilâhare haber­dar olduklarını beyan"etmekte idi.

Bundan sonra mahkeme, ehlivukuf raporları hakkında tarafların bir di­yecekleri olup olmadığını sordu. Lo­rentzon'un avukatları rapor hakkında mütalâa beyanı için mehil istediler. Ehlivukuftan Richart Reesin raporu ve diğer evrakın okunmasına geçilcl;.

Ehlivukuf Richart Reesin okunan ra­porunda umumiyetle kabahat Dumlu-pmar Denizaltı Süvarisi Çelebioğlu'n-da görülmekte, Nabolant'm normal seyrinden biraz dışarı çıktığı da zikre­dilmekte idi. Reesin raporunda Ça­nakkale'den azami 10 mille geçilebi­leceğini, fakat buna her zaman ria­yet edilmediği, Naboland'in da 10 mil yerine 19 mille gidişinin pek büyük bir suç sayılamıyacağı bildirilmektedi. Rİchard Rees evvelce mahkeme heye­ti önünde cevap verdiği suallerden iki­sini yanlış anlamış olması iddiasiyle değiştirmiş bulunuyordu.

Richard Rees'in raporu ile diğer bazı evrak okunduktan sonra saat 13 e gel­diğinden duruşma saat 14.30 a talik olundu.

Heyet Tercan'da Erzurum Valisi, kaza ileri gelenleri ve halk tarafından kar­şılanmıştır. Kısa bir tevakkufu müte­akip ilim heyeti saat 20.00 dG Erzu­rum'a müteveccihen kazamızdan ay­rılmıştır.

21 Temmuz 1953

Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Bü­rosundan aldığımız malûmata göre 16 Temmuz'da başlıyan ve Müttefik Deniz Kuvvetlerinin mayn dökme ve taramada yakın işbirliğini aynı za­manda eğitim, sahasındaki gelişmele­rini görmek' maksadiyle Akdeniz;de yapılan tatbikat devam etmektedir. Tatbikatın ilk safhasında mayn dökü cü kuvvetler tatbikat bölgesindeki denize açılmışlar mayn ve tarama ha reketîerine başlamadan evvel bir de­neme ve muharebe tatbikatı yapmış­lardır.

Ankara :

İki memleket; arasında mevcut dost­luğu takviye ve tasrih etmek üzere memleketimizle Yemen Krallığı ara­sında bir dostluk andlaşması akdi kararlaştırılmış ve bu maksatla,

Türkiye Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Hulu­si Fuat Tugay'ı, Yemen Kralı Majeste İmam Ahmet, Yemen'in Kahire Elçisi Ekselans El-Seyyid Ali İbni İsmail El-Moayyed'j murahhas tâyin etmiş­lerdir.

Murahhaslar, selâhiyetnâmeîerini te­ati ettikten sonra 7 maddelik bir and-laşma akdetmişlerdir.

22 Temmuz 1953

Ankara :

Tarım Vekâletinden aldığımız malû­mata göre, yurdumuzda orman ser­vet sahalarının gittikçe azalması kar­sısında, memlekette yeniden orman yetiştirmek ve bilhassa kavaklık te­sis edilmesine karar verilmiştir. Or­man Umum Müdürlüğü halkımızın kavak yetiştirme hususundaki heves ve hareketlerini   teknik  ve programlı bir şekilde yürütebilmek için bir ka­vak kongresi tertiplemiştir.

23 Temmuz 1953

İstanbul :

Memleketimizde 19C8 meşrutiyetinin ilânının 45 inci senei devriyesi müna­sebetiyle her sene olduğu gibi bugün de eski ittihatçılar saat 10 da eski Sadrıâzamîardan Talât Paşa'nın Hür­riyeti Ebediye tepesindeki kabrinin başında toplanarak onu anmışlar ve ruhunu tebcil etmişler, mezarına çe-lenkl-er koymuşlardır.

Talât Paşa'nın manevî huzurunda ya­pılan ihtiram duruşundan sonra eski İttihatçılardan Mehmet Edip Con ile Prof. Talhan birer konuşma yaparak Türkiye'de meşrutiyet ilânının ne de­mek olduğunu anlatmışlar, Talât Pa-şa'dan bahsetmişlerdir.

Müteakiben söz alan diğer İttihatçı­lar İttihat ve Terakki Fırkasından ve eski hatıralardan  bahsetmişlerdir.

Acıpayam :

Kazamızın Benlik köyünde müessif bir vak'a olmuştur. Hâdisenin tafsi­lâtı  şöyledir :

Benlik köyünde 17-18 yaşlarında bir genç, babasının kendini üzerine kay­dettirmemesinden muğber olarak ba­basını, üvey annesini ve 2 ilâ 8 yaşla­rı arasındaki beş kardeşini gece uyu­dukları esnada bıçakla öldürmüştür.

Sabahlyein vak'adan haberdar olan köy halkı ve muhtar, katili yakala­mış ve adalete teslim etmiştir.

Ankara :

Öğrendiğimize göre, Türkiye Eski Mu­haripler Birliği bugün bütün teşki­lâtında kuruluşlarının 41 inci yılına rastlayan şeref gününü öze] tören­lerle kutlamışlardır.

Bu münasebetle şehrimizde bulunan eski muharipler, saat 15.00 de Ordu Evinde toplanmışlar ve başlarında bando olduğu halde Yenişehir'deki Atatürk Anıtına çelenk koyarak say­gı duruşunda bulunmuşlardır.

image001.gifvaz geçenlerin yine zamanla beyaz zehire kapıldıkları tesbit olunmuştur. Sağhk vs Sosyal Yardım Vekâleti, içtimaî cepheden olsun diğer husus­larda olsun yaptığı tetkikler sonun­da beyaz zehirle şiddetli bir müca­delenin yapılmasını ve ayrıca tedbir­ler alınmasını uygun bulmuştur. Bu tetkikler sırasında çok geniş bir islâh evine ihtiyaç bulunduğu, elde mev­cut hastahane ve islâh yerlerinin ki­fayetsiz olduğu neticesine varılmış­tır. Bundan dolayı ağlebi ihtimal İs­tanbul'a çok yakm bir adada büyük ve modern, çalışma sistemine istinat eden bir islâh evinin açılması kararlaşmıştir. İslâh evinin yakında açıl­masını temin hususunda alâkalılarca   gerekli   tetkikler yapılmaktadır.

Beyaz zehir kullananlar için tesis e-dilecek olan bu islâh evinde, zehir müptelâları tıbbî tedavj görecekleri gibi cemiyete iyi birer insan olarak kazandırılmaları için ilmî metodlar-la yetiştirilecekler ve ayrıca kendile­ri iş sahibi yapılacaktır. Burada te­davi görenler ayni zamanda okutu­lacak, sanat sahibi olmalarına çalı­şılacak ve sonra iş sahibi olarak ce­miyete iade edilecektir.

Diğer taraftan bu İslah evi açıldığı zaman memlekette beyaz zehire müp­telâ olanlar sıkı bir şekilde takip edilerek toplattırılacak ve buraya gönderileceklerdir. Böylece beyaz ze­hir imalini fabrikasyon haline geti­renler de kendilerine pazar bulamıyacaklardir.

 Ankara :

Alman İaşe Müsteşarı Sannemann riyasetindeki M. Mayer Durkahrt,, Heinz Drees ve Berjius'dan müteşek­kil bir Alman ticaret heyeti bu sa­bah saat 9 da Ankara ekspresiyle şehrimize  gelmiştir.

Ekonomi ve Ticaret Vekâletinin tayin ettiği mihmandar tarafından İstan­bul'da istikbal edilen Alman ticaret heyeti azaları bu sabah Ekonomi ve Ticaret Vekili Feth; Çelikbaş'ı maka­mında ziyaret etmiş ve müteakiben alâkalılarla müzakerelere başlamışlardır.

Alman ticaret heyeti şehrimizde iki veya  üç gün  kalacaktır.

28 Temmuz 1953

Ankara  :

Demiryollarına İktisadî devlet, teşek­külü statüsü veren kuruluş kanunu 22.7.1953 tarihinde Büyük Millet Mec­lisinin tasdikinden  geçmiştir.

Ulaştırma Vekâletine bağlı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir­yolları İşletmesi unvanını alan bu teşekkül kendi özel kanunu ile 3460 sayılı kanun hükümleri dahilinde i-dare edilecektir. Bu suretle demiryol-îarımız iktisadî prensiplerle çalışan bir âmme müessesesi vasfını kazan­mıştır. Bu kanun ile Devlet Demiryol­larının iktisadî hayat ve faaliyetimi­zin ink:şaf eden seyrine daha kolay, daha çabuk ve daha geniş surette iş­tirak edebilmesi mümkün olacaktır. Kanun Devlet Demiryolları camiası içinde de büyük ümitler ve memnu­niyet  doğurmuştur.

 Ankara   :

Aldığımız malûmata göre Sivas Cer Atölyesinde tamamen yerli malzeme ile işçilerimiz tarafından inşa edilen yük vagonları merasimle servise çı­karılmıştır.

Bu tip vagonların inşaatına devam edilmekte olup sene sonuna kadar 100 vagonun yapılması tamamlana-.caktır.

Devlet Demiryolları Sivas cer atölye­sinde memleketin vagon ihtiyacını tamamen sağlıyacak şekilde tesisat yapılması ve bunun için de lüzumlu malzemenin Marshal Yardım Fonun­dan temin edilmesi kararlaştırılmış­tır.

 İstabul :

Beyaz zehir imalcileri ve bunları sa: tanlar hakkında şiddetli cezaî müey­yideleri havi kanun 1 Ağustosta meri­yete girmiş bulunacaktır. Yeni kanun, teşkilât kurarak beyaz zehir imal e-denlere idam cezasının verileceğini derpiş etmektedir. Beyaz zehir mü­cadelesinde büyük bir rol oynıyacak olan bu kanunun ruhuna muvazi bir şekilde Emniyet Müdürlüğü yeni ted­birler   almıştır.   Zaman   zaman   şehrizde faaliyet gösteren beyaz zehir imalcileri Siki bir şekilde takip edi­lecek ve bunlar adliyeye teslim olu­narak yeni kanun hükümlerine göre ağır  cezalara  çarptırılacaktır.

Diğer taraftan bazı beyaz zehir müp­telâlarının yeni kanun .meriyete gir­mek üzere olduğu bu günlerde be­yaz zehir tedarikinde zorluk eçktiği ve kriz geçirerek tedavi altma alın­dıkları alâkalılarca bildirilmektedir. Böylece şimdiden bu kanunun müs-bet neticeler; görülmekte ve sosyal bünyeyi kemiren bir dâvanın hal yo­luna girdiği müşahede olunmaktadır.

İstanbul  :

Amerika'nın tanınmış basketbol ta­kımlarından Harlem bugün saat 14.30 da uçakla şehrimize gelmiştir.

Hailem oyuncuları bu akşam Spor ve Sergi Sarayında ilk karşılaşmalarını yapacaklardır.

29 Temmuz 1953

Ankara   :

Başvekil Adnan Menderes bugün sa­at 12.30 da şehrimizde bulunan Bü­yük Britanya donanması Akdeniz Fi­losu Komutanı ve Nato Güney - Do­ğu Kuvvetleri Başkomutanı Amiral Lord Mountbatten'i makamında ka­bul etmiş ve saat 13 e kadar kendisi ile   görüşmüştür.

Bu kabulde İngiltere'nin Ankara Bü­yük Elçisi Sir Knox Helm de hazır bulunmuştur.

Eğridir :

952 sonbaharında faaliyete geçen il­çemiz fidanlığında dikilen her çeşit mey-va fidanları daha şimdiden 50 santimetre boyundadır. İsparta ve çev­resine bol fidan verecek olan fidan­lık çok isabeti; bir yerde kurulmuş­tur. Arazinin şimdiye kadar kulla­nılmamış olması fidanlığın Kıymet ve ehemmiyetini arttırmaktadır. Diğer taraftan Eğridir Gölayağında kurulacak hidroelektrik santrali için kanal faaliyeti yeniden başlamış o-lup hızla devam etmektedir. Kanal faaliyetj  bu yıl ikmal  edilecektir.

30 Temmuz 1953

Ankara  :

İlgililerin bize verdikleri malûmata göre, Antalya'da bir buçuk milyon li­ra sermayeli bir Kalkınma Bankası kurulması için teşebbüse geçilmiştir. Müteşebbisler bir toplantı yapmışlar ve bu husustaki hazırlıkları gözden geçirmişlerdir.

Ankara  :

Karayolları Genel Müdürlüğünden al­dığımız malûmata göre, Cenevre'de 1949 yılında imzalanan ve yürürlüğe girmiş bulunan Beynelmilel Kara­yolları Trafik Anlaşmasına ve bilâ­hare hazırlanan İşaretler Protokolu-na, hükümetimizin de katılması uy­gun görüldüğünden Dışişleri Vekâle­ti ile Bayındırlık Vekâleti arasında başlıyan müzakereler devam etmek­tedir.

Ankara  :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Reis Vekillerinden Muzaffer Kur-banoğlu'nun reisliğinde toplandı.

Birleşim açıldığı zaman, Kuzey At­lantik Anlaşması teşkilâtı müşterek enfranstrüktür programı gereğince Türkiye'ye yapılacak inşa ve tesis iş­lerine mütedair kanun lâyihasının yeğlik ve ivedilikle görüşülmesine başlanıldı.

Tasarının tümü üzerinde söz alan Cez-nii Türk, Dışişleri Vekilinin, dış mü­nasebetler,, ziyaretler, seyahatler, mü­zakereler hakkında, şimdiye kadar Meclisi tenvir etmediğini ileri süre­rek sözü Atlantik Paktı mevzuuna getirdi ve enfranstrüktür programının .mahiyetinin açıklanmasını istedi.

Söz alan Dışişleri Vekili Fuad Köprü­lü de şu konuşmayı yaptı:

Efendim, asıl mevzu hakkında, yani bugün müzakere mevzuu oıan kanu­nun mahiyeti hakkında bazı maru­zatta bulunmadan evvel, arkadaşla­rımızın umumî tenkidlerine kısaca ar­zı, cevap edeyim.

Daima bu kürsüde tekrar ettiğim gi­bi, bizim siyasetimizin hiçbir   zaman karanlık ve gizli tarafı yoktur. Yal­nız Büyük Millet Meclisi îçin değil, çünkü Büyük Millet Meclisi her şe­yin en karanlık ve gizli taraflarını sorar, öğrenir, yalnız Büyük Mille! Meclisi için değil, bütün dünya için siyasetimizde hiçbir gizli taraf yok­tur. Her şeymiz daima açıktır. Arka­daşların herhangi bir mesele hakkın­da bir tereddütleri olursa, herhangi bir mesele hakkında malûmat almak isterlerse acaba Hariciye Vekiline mü­racaat etmiş, sormuş da cevabını ala­mamışlar mıdır? Hususî olarak kori­dorda, Vekâlette her yerde bendeniz daima bütün arkadaşlarımın emirle­rine müheyyayım. Hariciye Encüme­ninde daima arkadaşlarımın emirle­rine müheyyayım. Onun için siyase­timizde gizil, karanlık bit- taraf yok­tur. Bunu müsaadeleriyle arzedeyim: Bazı meseleler, bazı merasim olur, zi­yaretler olur. Bütün bunlarda fikir mübadeleleri yapılabilir amma, bun­lardan herhangi bir mesele bir neti­ceye iktiran ederse, kat'î 'bir surette hallolunursa o zaman yüksek mecli­se arzedilmesi lâzımdır. Birçok mese­lelerde, meselâ demin bahsettiler, bazı fabrikalara verilen siparişler gi­bi, bizim fabrikalarımıza verilen si­parişler de vardır. Bu kanun yüksek huzurunuza gelecektir, Meclise haber vermeden hükümetin bir şey yapma­sına imkân yoktur, kabili tasavvur değildir.  Bunu istidraden  arzederim.

Dış siyaset hakkında umumî bir mü­zakere mevzuu bahis değildir. Bundan başka hiçbir şey söyliyecek değilim. Simdi müsaadenizle asıl bugünkü ka­nun mevzuu hakkında bazı izahatta bulunacağım. Bugün müstaceliyetle .müzakeresini rica ettiğim kanun lâ­yihası. Atlantik Andlaşmasma iltiha­kımızın memleketimizin savunması bakımından- sağladığı büyük fayda­lardan  birisiyle  alâkalıdır.

Malûmunuz olduğu üzere Nato mil­letlerinin müşterek savunması ile il­gili inşaat ve tesislerinin lüzumlu tahsise matuf müştereken hazırlan­mış bir program vardır ve program muayyen dilimler halinde senelere taksim edilir, Nato müşterek enfrans-trüktür problemi adı verilen hu proğ-lam gereğince bizde de bu müşterek plâna göre, hava meydanları, akar yakıt  depo ve boruları muhabere tesisleri, harp karargâhları inşa edile­cektir. Andlaşmaya iltihak eder et­mez hemen dahil olduğumuz dördün­cü dilimden .memleketimize, seyahat­ten döndüğüm zaman matbuata da maruzatta bulunmuştum, memleketi­mize düşen hisse 142.670.000 sterlin üzerinden 24.390.000 İngiliz lirasıdır. Buna mukabil bu umumî masraflara iştirak hissemiz yekûnu 4.428.312 îngi liz lirasıdır. Bunun 4 milyon küsurunu hisse olarak veriyoruz. Buna mukabii 24 milyon küsur bu inşaat için alıyo­ruz. Bilhassa hava meydanları, akar yakıt depo ve borularının hava kuv­vetlerimizin modern uçaklarla zama­nında teçhiz edilmesi bakımından ha­iz olduğu büyük ehemmiyeti bilhas­sa tebarüz ettirmek isterim.

Bu programın finansmanı her âza devletin malî imkânlarına göre, ev­velden tesbit edilen iştirak hisselerin­den teşekkül eden bir fondan yapılı.r Şu şekilde yapılıyor, evvelâ her dev­let kendi memleketinde yapılacak o-lan tesislerin projelerini alâkalı Nato makamatma gönderir, oranın muva­fakatini alır, sonra bu projelere ait masraf tahminleri yine Nato'nun tas­dikine arzedilir, bu mutalebat her ka­tegoriye göre tesbit edilir ve bunu tecavüz edemez. Umumiyetle bu tas­dik muamelesi müşterek bir Nato İşi olduğundan bütün masraflar, umumî fondan verileceği için muamelenin te­kemmülünden evvel ihale safhasına geçilmesi mümkün değildir. Tasdik edildikten sonra her devlet kabul e-dilen para nisbetinde ihaleye teves­sül edebilir. İnşaat plânlarına ait masrafları Nato diğer âza devletler­den iştirak hisselerini alâkalı devle­tin merkez bankasına yatırmalarını talep eder. Ancak diğer memleketle­rin iştirak hisseleri inşa işlerine baş­ladıktan sonra ve muayyen devreler­de alınır- o inşaatın ilerlemesi ile mütenasip olarak. Bu bakımdan prog­ramın finansmanı gerek ilk finans­manın müddeti, gerek iştirak hissele­rinin tediyesinde vukuu muhtemel te-ahhürü karşılamak maksadiyie alâka­lı devletin iptida kendi mali kaynak­larına dayanarak bazı tedbirler itti­haz et-nesi lâzım gelmektedir. Bu­nun ise bütçeye tahsisatı koyma yo­lu ile değil, müşterek programdan yardım gören, Nato devletlerinin u-mumiyetle  yaptıkları  gibi  iç finansmanda herhangi bir inkitaı temin et­memek için Merkez Bankasında ha­zine avanslarında bir fon tesisi sure­liyle temini muvafık görülür. Bu, sonra hariçten gelecek dövizle kapa­tılıyor.

İşte, bu zaruretler dolayısiyle yüksek tasvibinize arzedilen kanun lâyihası­nın 2 inci ve 3 üncü maddeleri ile Merkez Bankasında ayni esaslara müstenit bir fon tesisi düşnülmekte-dir. Diğer taraftan kanun lâyihasının 2 inci maddesinin (c) bendinde, bu işler için verilecek hazîne avansları bu tesislerin keşif bedellerinden faz­la olmıyacağı tasrîh edilmek suretiy­le avanslar tahdit edilmiş bulunmak­tadır.

4 üncü, 5 inci maddelerde, müttefik­lerimizden, yani Nato devletlerinden gelecek paraların bütçeye irad kay­dedileceği  belirtilmektedir.

Yine 6, 7, S inci maddeler, umumiyet­le Nato'ca kabul edilmiş kaidelerin prensip ve tatbikat şeklinden ibaret tir. Müşterek enfrastrüktür için ayrı­lan paraların .-nüntfasıran mahalline masruf olması ve netice itibariyle bunların üzerinden bir takım vergi­ler alınmak suretiyle, sırf bu iş için ayrılan paranın azaltılması Nato'ca kabul edilmiyen bir esastır. Nato, bu paranın tamamiyle, yani hiçbir ver­giye tâbi olmadan bu askerî hazırlık­lara sarfedilmesi esasını kabul et­miştir ve bunun her memlekette ay­ni esaslar dahilinde, yeknasak ola­rak tatbiki için umumî bir statü tan­zimi maksadiyle çalışmalar 'yapıl­maktadır. Fakat .şimdi bu umumî sta­tü henüz hazır olmadığı için' buna intizaren Amerika Birleşik Devletleri, gibi  ülkelerinde müşterek  programdan tesis yapılmıyan yani yardım al­mayıp sadece yardımda bulunan bu devletler bu prensibin kendi hissei iştiraklerine tatbikini sağlamak için müttefiklerle anlaşmalar akdi için çalışmaktadırlar. Bu itibarla umumi statünün mevcut olmaması ve henüz hazul-anmakta olması doîayısiyle berlainf. edilmesi icap eden vergi, resim ve borçlarım bu 'ka-nuıh lâyihası içiri­rde-tadat etmeğe- i.mkân göremedik. Bunun için - lâyihanın Iö -uncu mad­desiyle hükümet kendisine bu hususta selâhiyöt ve'rirtoesini, muamelelin kolaylığı bakımından rica etmektedir. Hükümet bu selâhîyeti icap ederse mütekabiliyet esasını nazarı itibara alınmak suretiyle daima yeknasak bir kararname ısdariyle bütçede irat ve masraf ve kaydı ve resturn yolunu kullanacaktır. Uımumî statü kabul edildiği zaman bittabi hükümetin bu selâhiyetleri kullanmasına imkân ve lüzum kalmıyacaktir. Bu suretle bü­tün bu muamelât o statü mucibince yapılacaktır. Nato müşterek enfrast­rüktür programının bir an evvel kuv­veden fiile çıkarılmasının gerek u-raumî emniyet ve 'gerekse bizim doğ­rudan doğruya millî emniyetimiz ve millî müdafaamız için ne kadar mü­him ve müstacel bir mesele olduğu meydandadır.

Bundan başka bazı inşaat için Nato-ca kabul edilen bir takım umumî mahserniyet esasları vardır. Şüyu bul­maması için, mahrem kalması için teferruata girmiyorum, bu itibarla lâyihanın birinci maddesinde muha-.sebei umumiye ve ihale formalitele­rine bağlı kalmaksızın hareket selâ-hiyeti istenmektedir.

Umumiyetle diğer Nato devletlerindede vaziyet böyledir. Programın tatbikiile ilgili lâyihanın dokuzuncu mad­
desi vekâletler- mümessillerinden te­rekküp edecek bir koordinasyon heye­tinin kurulmasını da teklif etmektedir.

Maruzatımı bitirmeden evvel lâyiha­nın üzerinde Bütçe Komisyonu tara­fından yapümış olan' bazı teferruat tadilleri ile hükümetin tamamiyle mutabık olduğunu arzedelbilirim. Millî müdafaa bakımından' ehemmiyeti do-layısiyle-bunun bir ân evvel müzake­resini ve tasvibini bir defa' ,dâha yük­sek Meclisten rica ediyorum. Maruza­tım bundan ibarettir.      

Tekrar, kürsüye gelen.Ceznıi Türk, Dışişleri Vekilinin . dış, ^mevzular üze­rinde mutlaka Meclis heyeti umumi- yssi "karşısında .konuşması gerektiği noktasında İsrar etti. Müteakiben' en-fiastrüktür 'pröğârm* gereğince mçm-leketirniz hissesine ' ayrılan paranın miktarı üzerinde durarak, bu mebllâğuı az oîduğun-ii ileri sürdü. Dışişleri'   Vekili' pfof. Füad Köprülü olarak şunları söyledi:

'Arkadaşımızın beyanatını dikkatle dinledim. Deminki ilk maruzatım ki, oraya daha afzla temas etmiyeceğimi söylemiştim. Galiba bir parça gayrı vazıh olmuş ki, başka türlü ifade et­tiler.

Hariciye Encümenİndekî kendi parti­lerine mensup arkadaşları istedikleri zaman Hariciye Encümenine beni da­vet edebilirler. Ben Hariciye Encüme­ninin her davetine icabet ettim ve her mesele hakkında mahdut bir en­cümen olmak itibariyle bazan henüz eikârı umumiyeye bildirme, zamanı gelmemiş olan şeyler; dahi Millet Meclisinin bir encümeni olmak itiba­riyle gayet açık olarak ifade ettim. Onun için henden hususî olarak so­rabilirler, dedim.

Umumi olarak meydana konulmasın­da mahzur olan ve bu itibarla soy-ienmiyecek olan şeyleri dahi arka­daşlarım milletvekilidirler. bana mü­racaat ettikleri zaman kendilerine hiçbir şeyin mahremiyeti yoktur, ken-kilerine tamamen olduğu gibi ifade etmişimdir. Sözlerim bunu tebarüz ettrmek içindir.

Herhangi bir mesele heyeti umumiye­ye arzedilecek bir şekil ve mahiyet aldığı zaman asla bunu ihmal etmi-yerek arzettim. Hattâ Meclis kapalı olduğu zaman, basın, ajans, radyo vasıtasiyle efkârı umumiyeye icap eden izahat tamamen verilmektedir. Bu ciheti böylece geçtikten sonra, bu söyledikleri. memleketin müdafaa eksikleri için, gayet tabiidir, kendile­rinin söyledikleri gibi burada izahı sa-atlarce değil, günlerce sürebilecek bu eksiklerimizi     birer birer sayabiliriz.

Amma bu mesele eksiklerin sayılma­sı değil, bu eksiklerin telâfisi için ne yapmak lâzım, neler yapabiliriz? Bunu mütalâa etmektir. Kendilerinin insafına şunu arzederim, masraflar, enfrastrüktür programı dilim dilim, kısım kısım gozönüne alınmakta ve ona göre paralar ayrılmakta, plânlar hazırlanmaktadır.

Biz Nato'ya geç girdik. Herhalde bundan dolayı hükümetimizi t ah ti e edeceklerini zannetmiyorum, onun i-çin enfrastrüktürün ancak 4 üncü dilimine yetiştik, 4 üncü dilimin yekû­nu, demin arzettiğim gibi 140 - 142. milyon lira arasındadır. 14 devlet, i-kisinj çıkarırsanız, 12 devlet, bu 12 devletten Türkiye'ye 140 in 24 ü İsa­bet etmiştir. Binaenaleyh, bu mesele­de hükümetin gayret etmediği, ihti­yaçların diğer müttefiklerimiz tara­fından nazara alınmadığı İddia edi­lemez. Bizim vaziyetimizi kemali in­saf ile gozönüne aldılar ve 140 in 24 ünü bize vermek suretiyle bu an­layışlarını ifade ettiler.

Sonra,   limanlardan  bahsettiler.

Bunlar müşterek enfrastrüktür'e da­hil değildir,.Tayyare meydanları, mu­habere ve elektrik vasıtalarını, akar yakıt tesisleri ve harp karargâhları, bu mevzua dahildir. Cezmi  Türk   (Seyhan) niz üsleri?

Dışişleri Vekili Fuad Köprülü (De­vamlat Bildiğiniz gibi memleketi­mizde bunların inşasını plânlayacak merci olan Akdeniz Başkumandanlı­ğı yeri tesis edilmiştir. Bu itibarla bunlar, bizim İçin müteakip dilimler­de mevzuu bahis olabilecektir. Mese­lâ tayyare limanları gibi birçok ihti­yaçlar vardır. Ehemmi mühimme ter-cihan   en   evvel bu  plâna  girecektir.

Bunlar .mütehassıslar tarafından' uzün uzadıya tetkik edilmektedir. Yal­nız bizim mütehassıslarımız değil, ay­ni zamanda Nato mütehassısları da bunu tetkik etmektedir, Müşterek te­sis olduğu için onlarla  mutabakat halinde neticelere varılmaktadır. Bu iübarla arkadaşım şimdiye kadar geçmiş, taksim edilmiş olan enfras­trüktür dilimleri hesaba katılmak suretiyle bizim hissemizi küçültüyor­lar.

Cezmi Türk (Seyhan)900 milyon dolar dedim. Dışişleri Vekili Fuad Köprülü (De­vamla t  O halde dördüncü dilimden bize verilen miktar 140 milyondan bize isabet eden miktar herhalde di­ğer müttefiklerimizin bizim vaziyeti­mizi nazarı itibare almak insafını gösterdiklerine bir delildir.

Bu itibarla arkadaşım da, ancak dördüncü dilime yetişmiş olmak ve onun bu nisbetini almak suretiyle hü­kümetin de herhalde elinden geldiği kadar vazifesini yapmağa çalıştığını kabul etmelidir.

Yoksa bizim elimizde olsa hepsini de almak isteriz, fakat maalesef buna imkân yoktur.

Maruzatım bundan ibarettir.

Bundan sonra söz alan İzmir Mebu­su Behzat Bilgin, Bütçe "Komisyonu adına, kanun lâyihasının teknik kı­sımları üzerinde durdu. Neticede ta­san açık oyla kabul edildi.

Büyük Millet MeeHsi müteakiben a-teşli silâhlar ve bıçaklar hakkında kanun lâyihasının yedinci maddesi üzerindekj konuşmalarına devam et­ti.

 Ankara  :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Reis Vekillerinden Muzaffer Kur-banoğlu'nun reisliğinde  toplandı.

Birleşim açıldığı zaman, Osmanlı Bankası ile yapılan mukavelenin o-nanması hakkında kanun lâyihası­nın  müzakeresine başlandı.

Tasarının tümü üzerinde söz alan Cezmi Türk, Osmanlı Bankası ile mezkûr mukavelenin temdidine .ne­den ihtiyaç hasıl olduğu hakkında, Maliye Vekilinin izahat vermesini is­tedi. Maliye Vekili Hasan Polatkan, bültenimizde ayrıca bildirilmekte o-lan konuşması ile gerek mukavele ve gerekse mukavelenin temdidi sade­dinde açıklamalarda bulundu. Bu mevzu üzerinde söz alan bir kısım mebuslar , Osmanlı Bankasının geç­mişteki faaliyeti üzerinde durarak,, bu bankanın daima devlet aleyhinde bir yol tutmuş olduğunu, hükümet ge; ökçesinde bu banka ile yapılan mukavele hakkında kâfi esbabı mu-cibenin bulunmadığını, 1863 yılında Devlet Bankası vazifesiyle mükellef tutulan bankanın, o zamanki duruma göre. devletle bir mukavele yapabile­ceğini, .fakat bugün vaziyetin tama­men değişmiş bulunduğunu, zira dev­letin bugün.1 resmî bir Merkez Ban­kası mevcut olduğu gibi. bütçenin i-k:  milyarı  aştığını    ve  bankalardaki mevduatın da iki milyarı bulduğu­nu, .Osmanlı Bankasının takip ettiği son derece muhafazakâr siyaset yü­zünden ve Türkiye'ye gerektiği kadar itimat etmemesi dolayısiyle, banka­cılık muamelesinin gelişememiş ol­duğunu, sonra merkezi Türkiye'de bulunan Osmanlı Bankasının hariç­teki kazançlarının vergiye tâbj tutul-mamasımn bir imtiyaz mahiyetini taşıdığını, Osmanlı Bankasının nor­mal mevzuat dahilinde çalışmayıp farklı bir muamele üzerinde İsrar et­tiğini ileri sürdüler. Bu iddialara cevâp veren Maliye Ve­kili Hasan Polatkan, mazideki hâdi­selerin bugünkü durum üzerinde as­la bir rol oynayamıyacağım ifade et­tikten sonra, bu yeni mukavele ile Osmanlı Bankasının 90 senedenberi taşıyagelmekte olduğu imtiyazların, muafiyetlerin kökünden kaldırılmış olduğunu, eğer hissiyata kapılarak, bu mukavele onan,madığı takdirde, hiçbir yabancı bankanın, hiçbir ser­mayedar grupunun Türkiye'ye gelmi-yeceğini ve böylece bugün takip edil­mekte olan yabancı sermayenin yur­da sokulması politikasına karşı, cep­he alınmış olacağını ve Osmanlı Ban­kasının hariçteki şube ve kazançların­dan, ,merkezi memleketimizde bulun­ması dolayısiyle, vergi alınmak yolu­na gidilirse, bunun haksız bir durum yaratacağını ve bu vaziyet karşısın­da, banka merkezinin İstanbul'dan kaldırılıp isviçre'deki Lihteschtein kantonuna nakledilmesi karan veril­miş olduğunu belirtti ve mukavele onanmadığı takdirde, .memleketimize girecek yabancı sermaye sahiplerinin bundan böyle ikna edilemiyeceğini söyledi. Ayni mevzuda konuşan Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş da, bey­nelmilel kredj müesseseleriyle sıkıla­şan .münasebetler yanında, dünya pa­ra fonu ve Dünya Bankasiyle yapıl­mış mukaveleler gibi, Osmanlı Ban­kasiyle de ayni mahiyette bir anlaş­maya gidilmiş bulunulduğunu izah ederek, Osmanlı Bankası ile yapılmış bulunan mukavelenin, ecnebi serma­yeyi teşvik kanunu ile yakından alâ­kası bulunduğunu ve bundan dolayı da mezkûr mukavelenamenin tasdik edilmesi lâzmıgeldiğini beyan eyledi. Neticede,,  onanma hakkındaki  tasarının, Ekonomj ve Ticaret Komisyonla­rı ile tekrardan Bütçe Komisyonunda görüşülmesini tazammun eden Öner­geler reddolunafak, ıâyihanın tümü kabul edilip, maddelerin konuşulma­sına geçildi,

 Ankara:

Meclisin bu sabahki birleşiminde, Os­manlı Bankası ile yapılan mukavele­nin onanması hakkındaki kanun lâ­yihasının müzakeresi sırasında, Sey­han Mebusu Cezmi Türk'ün,  mezkûr mukavelenin temdidine neden ihti­yaç hasıl olduğu sualine. Maliye Ve­kili Hasan Polatkan aşağıdaki konuş­mayı yaparak cevap verdi:

"Muhterem arkadaşıma bu suali sor­dukları için teşekkür ederim. Çünkü halen huzurunuza gelmiş bulunan kanun tasarısının mahiyeti hakkın­da yüksek meclisinize izahat vermek imkânını bendenize bahşettiler.

Yüksek tasvibinizle yürürlüğe gire­cek olan bu mukavelenameyi 11 Ha­ziran 1952 tarihinde imzaladık. Tasa­rı 7 maddeden ibarettir. Bir metinle personel hakkında teati edilen bir mektubu ihtiva etmektedir.

Yüksek tasvibinizle yürürlüğe gire­cek, olan bu mukaveleyi 11 Haziran 1952 tarihinde imzaladık.

Tasarımız 7 maddeden ibaret bir me­tinle personel hakkında teati edilen bir mektubu ihtiva etmektedir. Cüm­lesinin meriyet müddeti tasdik tari­hinden başlamak üzere 1973 senesin­de sona erecektir.

Alâkalı encümenler tarafından her maddesi büyük bir dikkat ve titizlik­le incelenmiş olan bu tasarımızın hü­kümleri hakkında yüksek müsaade­nizle ben de bszı mukayeseli izahlar­da bulunacağım. Maruzatımı pek es­ki bir maziye rüeû ederek yapacağım 'için yüksek heyetinizden peşinen ö-zür dilerim.

Bu banka, malûmunuz olduğu veçhi­le pek güç malî şartlar içinde bulun'duğumuz bir'devrede ortaya çıkarak faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Bidayetle Ottoman. Bank ünvaniyle Mi, İngiliz, şirketi   plarak is mak ve 1863 yılında bir fermanla mühim imtiyazlar verilmek suretiy­le bir devlet bankası halini almıştır. Bankanın imtiyaz müddeti bu fer­manla 30 sene olarak kabul edilmiş­se de 1875 yılında tanzim edilen mu­kavele .mucibince bu müddet 20 sene daha uzatılarak 50 seneye iblâğ edil­miştir. Banka, yine bu mukavele ile veznedarlık vazifesini pek geniş mik­yasta aşan selâhiyetlerle'teçhiz edil­miş, devlet büçesinin tanzim ve tat­biki hususlarına iştirak ettirilmiştir. Osmanlı idaresinin ilgasına kadar, devletle münasebeti bu neviden imti­yazlarla yürütülmüş olan Osmanlı Bankasiyle Cumhuriyet devrinde de iki mukavele yapılmıştır. Bunlardan birincisi 22 Nisan 1341 tarihli ve 643 sayılı kanunla tasdik edilmiş, diğeri ise halen yürürlükte bulunan 2292 sa­yılı kanunun mevzuunu teşkil etmiş­ti..

1933 senesinden beri tatbik edilmek­te olan bugünkü mer'i kanuna ve mukaveleye göre bankaya tanınmış olan imtiyaz ve menfaatler üzerinde biraz durmak isterim. Ancak bu izah­ları aydınlatma bakımından arzını faydalı gördüğüm şu noktaları da i-fade edeyim.

Yüksek heyetinizce de malûm olduğu üzere, Osmanlı Bankası İngiliz ve Fransız sermayesi ile kurulmuştur. İkametgâh ve merkezi, statüsüne na­zaran istanbul'da olup bir anonim şirket halinde teşekkül etmiştir.

Türkiye'de bir umum müdürlük ve 7 âzasından 3 ü hükümetin göstere­ceği 6 namzet arasından bankaca se­çilen bir idare meclisi mevcuttur. Bu Umum Müdürlük bankamn Türkiye'­deki muamelâtını tedvir eder, idare meclisi de komitanın verdiği mah­dut selâhiyetlerle daha ziyade fara­zi bir hüviyet taşır. Bankanın bütün faaliyet ve muamelâtının mihrakı Londra'da toplanan, umumî heyette ve bu umumî heyetin verdiği geniş yetkilerle hareket eden komite ve tâ­li komitadadır.

Türkiye Hükümeti, bankanın mua­melâtına müdahale etmez.Ancak bir yüksek komiser. kanun. Y.e muka­vele ile kabul edilmiş olan husuşatm yeline getirilip getiremediğini mürakabe eder.

1933 kanun ve mukavelesi ile banka­ya bahşedilen: en mühim imtiyaz., müessesenin kanım ve nizamlarımız ahkâmına, bu ahkâm, mukavele münderecatı ve banka statüsünde ta­rif edilen husus tarzı teşekkül ile te-halüf etmedikçe tevfiki hareket ede­ceği  hakkındaki" hükümdür.

Kanunlarımızın tamamiyeti prensib-i ne geniş bir istisna satıası kabul eden bu hüküm vazedildikleri sonra ban­ka lehine:

 Banknotlarının mecburî tedavül vasfım haiz olması,

 Türkiye'ye   mahsûs bir  milyon İngiliz liralık sermayenin 3,5 milyon Türk lirasına muadil kısmının    Türk parasına çevrilmesi,

 Kazanç Vergisi hariç, bilûmum devlet vergi  ve resimlerinden muaf tutulması,

 Millî bankalara bahşedilmiş ve­ya  edilecek her türlü  menfaatlerden'müstefid olması,

 Banka nezdindeki kontrolün  bir hükümet komiseri vasıtasiyle yapıl­ması,

 Bankanın  hükümetten    alacağı olan  mebaliğin   kanun   ve   nizamlar ahkâmı mucibince talep  edilebilecek teminat mukabilinde kabul edilmesi,gibi muafiyet ve imtiyazlarda teessüs ve idame edilmiş bulunmaktadır. Bu hükümlerin meriyet müddeti 2292 sa­yılı kanun gereğince, 1952 senesi Mart ayında nihayete ermekte ve yine mu­kavelenin bu hükmü mucibince in-' kıza tarihinde 'hükümetçe anlaşmanın temdidi arzu edilmediği takdirde key­fiyetin-iki sene evvel bankaya, bildi-' rilmesi îâzımgelmektedir.

Malye "Vekâleti 1950 senesi gubat a-ymda Osmanlı Bankasına mevcut mukavelenin tecdit edilmesinin pren­sip itibariyle-uygun görüldüğünü ve gerekli müzakerelere başlanmak.üze­re selâhiyetli temsilcilerinin gönderil­mesini bildirilmiştir.

Bu iş'ar ve davet- üzerine başliyan gö­rüşmeler 7.4.1950 tarihinde Büyük Millet Meclisi tarafından tasdiki mü-

teakip yürürlüğe "konulacak bir an­laşmaya müncer  olmuştur.

Ancak bu anlaşma da maruzatımın başında belirttiğim mer'i kanunları­mızın ta'mamiyetini muhil vaziyet­ler ihdas edecek bir statü mahfuziye-ti esasını kabul etmiş bulunmakta i-di. Hükümetiniz bilhassa bu bakım­dan işi tekrar ele almayı vazife bil­miş .ve.banka ile icap eden temas ve, müzakerelerden sonra bıîgün huzu­runuza getirilmiş olan H Haziran 1952 tarihli mukaveleyi imzalamış, bulunmaktadır. Bu mukavele muci­bince, Osmanlı Bankası yabancı mem leketlerde teşekkül etmiş olup Türki­ye'de şube açmak suretiyle faaliyet­te bulunan bankalar gibi bilcümle Türk mevzuatına tabj tutulmaktadır. Bankanın, teşekkül ve idare tarzı ve sermayesi bakımından durumuna ta-memen uygun olan bu formül, 1683 senesinden beri ilk defa olmak üzere mukavelede yer almış bulunmakta­dır. Bu hükmün, kanunlarımızın ta-mamîyetini, aynı mevzuda çalışan müesseseler arasında eşitliği teshil ve tesis bakımından ifade ettiği ehem­miyeti   yüksek  takdirlerine arzederim..

Bu mukavele ile, Osmanlı Bankası­nın asırlık imtiyaz ve muafiyetleri tarihe karışmış olacağından bu mü­essese . de badema memleketimizde çalışan diğer müesseseler gibi nor­mal bir hukukî rejim içine girmiş bu­lunacaktır.

Filhakika mevzuatımız ve hususiyle Bankalar Kanunu mezkûr banka hak-' kında da tatbike olunacak.

Türkiye'deki kazançları her türlü ver­gi ve resme tâbi tutulacak, Murakabesi hususî bir hükümet komiseri  marifetiyle yapılmıyacak, Türk parasına çevrilmiş sermayesikanunlarımızın gerektirdiği miktaraiblâğ olunacak,Ve kanunî ihtiyatları diğer bankalar gib'i  tesis  edilecektir.

Maruzatımın bu noktasında tabii ola­rak hatıra gelebilecek bir suali de cevaplandırmak isterim.

Osmanlı Bankası, bundan sonra mevzuatımıza tâbi olarak idame} faaliyet edeceğine göre kendisiyle bir muka­vele akdine neden lüzum görülmüş­tür? Bu nokta, tasarımız üzerinde çok faydalı İncelemeler yapmış oları alâkalı encümenleri de bihakkın meş gul etmiş bulunmaktadır. Ancak, ma­ruzatımın başında, bankanın .kuru­luş şekline ırnüteallik olarak1 arzetti-ğîm bir noktayı burada müsaadeniz­le   hatırlatmak      mecburiyetindeyim.

Osmanlı Bankası faaliyetini tanzim eden esaslı organlar hariçte olmakla beraber, bidayeti teessüsünden beri, merkez ve ikametgâh olarak İstan­bul'u seçmiş bulunmatkadır. İkamet­gâhın memleketimizde olması ise .Ku­rumlar Vergisi Kanunumuz muvace­hesinde bankanın memleketimiz dı­şındaki faaliyetlerinden elde edece­ği kazançların da memleketimizde vergiye tâbi tutulmasını intaç etmek­tedir.

Görülüyor ki, mücerret, ikamegâhm memleketimizde olması mevcut kanu­nî 'hükümler karşısında bir mükelle­fiyet durumu ihdas etmekte ve bunu gidermek için ya Kurumlar Vergisi Kanununa bu bankaya münhasır bir istisna hükmü koymak veya ayrı bix metinle mükellefiyeti önlemek zaru­reti hasıl olmaktadır.

Hükümetiniz bir ana vergi kanunun­da istisna şeklini derpiş etmektense ayrı bir hüküm şevkini müreccah görmüş ve bugün huzurunuza getiri­len metin  başlıca bu üşüncenin mahsulü olmuştur. Bu noktada yine denilebilir ki, kanunumuzda bir ta, dil ile istisna yaratmaktan veya hü­kümetin tercih ettiği ve getirdiği bu metin gibi ayrı bir mukavele yap­maktansa bankanın ikametgâhının memleketimizden harice nakletmesi daha basit ve pratik bir şekil olmaz mıydı? Banka ile müzakereler başlamadan evvel bu şekil üzerinde de Vekâletimizce uzun müddet durulmuş, düşü­nülmüş fakat muvafık görülmemiş­tir. Bu kanaatimizin . yüksek heyetinizin temayül ve direktiflerine de uygun olduğunu zannetmekteyiz.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10 da Reis Vekilleriden Muzaffer Kur-banoğlu'nnu reisliğinde toplandı.

Birleşim açıldığı zaman Millî Eğitim Vekjleti kuruluş kadroları ile merke2 kuruluşu ve görevleri hakkındaki 2287 sayılı kanunda değişiklik yapıl­masına dair 4926 sayılı kanuna bağ­lı 1 ve 2 sayılı cetvellerde değişiklik yapılması hakkındaki kanun lâyiha­sı görüşüldü ve tasan ivedilikle ka­bul edildi. Müteakiben adlî tıp mües­sesesi Kanun lâyihasının tümü üze­rindeki müzakerelere devam edildi. Tasarının tümü üzerinde söz alan me= buslar, bu mevzuda hazırlanmış bu­lunan Bütçe Komisyonu raporu üze­rinde durarak, bu raporun, ihtiyaca kifayet etmediğini, raporda, adlî ta­biplerin yetişmesine imkân bırakıl­madığını, adlı tabiplerin tatmin edil­mediğini, adlî tabiplerin raporda be­lirtildiği gibi, serbest olarak çalışma­sının, adalet kaidelerine uygun düş mediğinî, adlî tabiplere lâzım mik­tarda' para verilerek, bunların yalnız adlı tıp ile meşgul olmaları gerek­tiğini, kendilerine tahsis edilmiş bu­lunan maaş tutarının az olması se­bebiyle, ayrıca bir tahsisat bağlan­ması icap ettiğini ve netice olarak, bütün bu hususları muhtevi bulunan, Adalet Komisyonu raporu üzerinde konuşulması lâzımgeîdiğini söyledi­ler.

Bütçe Komisyonu sözcüsü de, ,adlî tıp teşkilâtının adalete bir yardımcı un­sur olarak ele alındığını ve bu ba­kımdan, bu teşkilât mensuplarına ay-pca, hâkimler gibi, tazminat verilme­sinin, prensip olarak doğru bulunmı-yacağını, mezkûr tazminatın herhan­gi bir faaliyet zümresine teşmiline bir takım ihtilâtlar doğurabileceğini, adlî tabiplerin dışarıda çalışmasının esas faaliyetini aksatamıyacağım, adlî tıp mensuplarmın terfühi için de hazırlanan yeni barem kanununda maddeler bulunacağını, bundan dola­yı, yeni barem kanunu gelinceye ka­dar hükümetin bir ahenk içinde yap­makta olduğu çalışmaları bozmamak için, Bütçe Komisyonunun mazbatası­nın kabulünü ifade etti.

Neticede, Adalet Komisyonunun rapo­ru üzerinde konuşulması hususu kabul olundu ve tasarının maddelerinin konuşulmasına başlanıldı,

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün öğleden sonra saat 15 te Reis Vekillerinden Muzaffer Kurbanoğlu'nun reisliğinde toplanarak, adlî tıp müessesesi ka­nun lâyihasının maddelerinin müza­keresine devam etti.

Tasarının onuncu maddesinin beşinci fıkrası üzerinde yapılan konuşmalar­da, mebuslar ile Adalet Komisyonu sözcü ve reisi kendi noktai nazarla­rını belirttiler. Mezkûr fıkranın meali şu  idi:

"Adlî tıp meclisinin karar verdiği hususlarda, bilirkişi sıfatiyle başkr. mercie gidilemez. Meclisin kararları nihaî ve katî olmakla beraber, mah­kemelerin delilleri serbestçe t?,kdir hususundaki salâhiyetlerini '.akyid etmez."

Bu mevzuda konuşan istanbul Mebu­su Hulusi Demircili, Adli Tıp Meclisi kararlarının nihaî ve katî olmasının, bir nevi ilmî ve adlî inhisarcılık ya­ratacağını ve  bunun  da  bugünkü  usul kanunlarındaki :ihn!yetle taban tabana zıt vaziyet ihdas edeceğini, bugün medenî âîemde 'hâkime geniş takdir hakkı Vf.-rmeni-n lüzumu kabul edildiğine gö've, bu zihniyete daya­nılarak son --JÖzün de hâkim tarafın­dan verilmesi lâzımgeldiğini ifade ile mezkûr fıkranın maddeden çıkarıl­masın:, istedi. Seyhan Mebusu Cezmi Türk de aynı surette konuşarak, hâ­kimin takdir hakkinin serbest bırakıl­masının lüzumu üzerinde durdu. Fe­ridun Fikri Düşünsel ise, Adalet Ko­misyonunun, maddeye bu şekilde bir fıkra koymakla, dolayısiyle hâkimi bağlamak yoluna gittiğini, bunun doğru ol anı ıyac ağını ve hâkimi bağ-;ıyan bu hükmün yerinin bu kanun­da bulunmaması icabettiğlni belirt­ti. Adalet Komisyonu Reisi Halil Öz-yörük. Adlı Tıp Meclisinin tıpkı yar­gı cihazları  gibi   faaliyette  bulunduğunu, adlî tıbbm resmî bir itibar mü­essesesi olduğun.a göre, başka bir bilirkişi heyetinin seçilemiyeceğini, hukuk ve ceza usulünde de böyîe söylenildiğini ve bütün bu sebepler dolayısiyle resmî itibar müessesesi sıfatiyle Adlı Tıp Meclisinin son mer­ci olması lâzımgeldiğini izah etti. Neticede beşinq fıkranın maddeden çıkarılmasını tazammun eyliyen Önerge ile altıncı fıkradaki ve katî" kelimelerinin tayyini istiyen önerge dikkate alındı ve mezkûr fıkralar şu şekilde kabul  olundu:

Meclisin kararları nihaî olmakla be­raber mahkemelerin delilleri serbest­çe takdir hususundaki selâhiyetlerini takyid etmez. Adlı tıp müessesesinde, Meclis Reisi ile Meclis azasına, şube mütehassıs ve müdürlerine, adlî tabiplere, hariç­te vazife görmemek şartiyle kadrola­rı nisbetinde tahsisat verilmesini ta-zammun eden 17 nci maddenin mü­zakeresinde, Çanakkale Mebusu ö-mer Mart ile Sivas Mebusu 'Halil îm-re, adlî tıp müessesesinin bir kaza mercii olmadığına göre, tıpkı hâkim­ler gibi tazminat almağa hakkı bu­lunmadığını,  eğer bu yolda gidilecek olursa, devlet hizmetinde bulunan di­ğer zümrelere karşı garip bir duruma düşüleceğini, Şurayı Devlete bile tah­sisat ödeneği kabul edilmemişken, a-d aletin yardımcısı olan bu müessese mensubinine Ödenek verilmesinin doğru sayılmıyacagını söylediler.

Adalet Komisyonu sözcüsü ile Antal­ya Mebusu Burhanettin Onat, yepye­ni bir müessese kurlurken, bu nevi bir tazminat vermeden kaçınmanın bu müesseseyi kötürüm bir hale geti­receğini adlî tıbbm, adalet mevzuun­da pek mühim bir rol oynadığını, bu müessese mensupları terfih ettirilme-

diği takdirde, eleman sıkıntısı çekile­rek, bu halin vatandaşları bir hayli müşkül ve acı durumlara sürükliye-ceğini ve bu sebeplerden dolayı, taz­minat faslının kabul edilmesi icap eylediğini beyan ettiler.

Kars Mebusu Tezer Taşkıran ile Köylü Partisi adına konuşan Seyhan Mebusu Ce^mi Türk, ayni iddialarda bulunarak, tasarının antidemokratik haksız bir mahiyet taşıdığını, memurun elinden Şûrayı Devlete şikâyet hakkının alınmasının da, adalet prensiplerine uymadığını, teknik ve il­mî bakımdan da hatalı olduğunu söylediler. Bütün bu iddialara cevap veren Devlet Vekili Fethi Çelikbas, tasarının sırf hizmetin iyi ifa edilmesi düşüncesiyle getirilmiş bulunduğunu, konu­şan hatiplerin, mevzuu sübjektif sahaya deşil,. objektif bir alana getir­meleri lâzımgeldiğîni, hâdiseleri, s e vk edildiği istikametten mütalâa eyle­mek icap ettiğini söyledi.

 Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bu sabahki birleşiminde, emeklilik kanunununbir maddesinin değiştirilmesi hakkındaki müzakereler sırasında, yapılantenkit ve iddialara kargılık', Ekonomi ve Ticaret Vekili Fethi Çelikbaş şukonuşmayı yapmıştır.Muhterem arkadaşlar, sayın Sinan T.ekelioğlu arkadaşımıza şayet ten­kitlerini serdederken kanun tasarısının mahiyet ve istikametini külliyen değiştirmeğe matuf cümleler sarfetrniş olmasalardı şu anda huzurunuzu işgal edecek değildim.

Bir, kere tenkitlerindeki .tezatlar hakikaten sayılamayacak kadar çoktur. Fakat bir noktada hükümet tasarısının zihniyetiyle kendi görüşlerinin, mukayese.edilmesi hakikaten .tasarının maksadının ne olduğunu ve bilâ­kis memurlar arasında tasfiye yapılmasını sık sık ifade eden Tekelioğlu arkadaşımızın zihniyetinin ne oldluğunu göstermek bakımından çok faydalı, olur. Dediler ki, biz evvelce .Hariciye-memurlarının tasfiyesi hak. kında bîr kanun getirdik. Bizim istemediğimiz sefirler kaldı,,vazifede kal ması gereken başkaları, tasfiye edildi. Hükümet, Tekelîoğlu'nun istediği kimseleri tasfiye etmek için mi kanun getirir arkadaşlar?- Eğer böyle ola­caksa.kendileri burayı işgal etsinler,, mesuliyetini tekabül ederek istedik­lerini tasfiye eylesinler. Bu itibarla, kendileri muttasıl memur tasfiye­sinden bahsederler. Tamamen indî ölçülere göre, keyfî Ölçülere göre, şu veya bu memurun tasfiyesini hedef ittihaz ederler. Halbuki hükümetin sevkettiği. bu kanununun, bu gibi basit endişelerle asla alâkası yoktur.

Tasarının aleyhinde konuşan arkadaşlarım hemen hepsi, encümenlerde ve -burada konuşurlarken, biz de tasfiye taraftarıyız amma, bu kanun bi­zim' istediğimiz tasfiyeyi tahakkuka imkân vermiyecek .kadar basittir, dardır diyorlardı. 25 .senesini'dolduranlar emekliye sevkolunurken 15 se­ne,'10 'sene hizmet etmiş elıliyetsiz' elemanlar yerlerinde mi kalsın .diyor­lar.-Eğer m'evcûf kanunlar'bu Vaziyette' olan memurları işlerinden uzak­laştırmaya imkân veriyorsa, elbet bu tasarıyı sevkeden hükümet bu hü­kümlerden de İstifade eder.' Ama 25 yıl gibi ancak muayyen hizmet dev­resini ikmal edenlerin alâkalanacağı bir mevzu bırakılır da, kendi teklif­leri gibi iş geniş tutulursa, bu takdirde bütün memur zümresi iki senede, 10 senede ve dahi tekaüd edilebilecek demek olur ki işte memur vatan­daşları huzursuzluğa sevkedecek zihniyet budur. Bu bakımdan 25 yıl gibi objektif bir kıstasın yer almış olmasiyie ancak yüzde dört veya yüzde beş nisbetinde bir memur kitlesini ilgilendiren bir kanun konusu olması da gösteriyor ki memurların huzursuzluğa düşürüleceği hakkındaki endi­şeleri yersizdir. Eğer hakikaten Vekiller daima kendilerinin zebunu ol­dukları zihniyetle hareket ederler, memurların kendilerine selâm veren­ler ve vermiyenler diye ayırt edilirse iddiaları varid olabilir ama böyle bir hükümeti biz tasavvur edemeyiz. İcranın mesuliyetini taşıyan bir Ve­kilin kanunî bir emir vermesi halinde memur onu tatmin etmez. Keza işi sürüncemede bırakır. O takdirde o memuru bir başka yere nakletmek mi, yoksa vazifeden çıkarmak mı lâzımgelir bunu takdirlerinize arzederim. Sonra hükümet nihayet kifayeti görülmiyen ve devlet işlerini aksatan ve 25 senelik devlet hizmetini dolduran memurlara bu hükmü tatbik edecek­tir. Bı»aun aksini düşünmek, hükümeti elinde tutanların beğenmedikleri­ni tasfiye edecekleri mânasına gelir ki hükümette bulunanların icrada vazife deruhte etmiş olanların asla tenezzül etmiyecekleri bir husustur.

Simdi arkadaşlarımızdan bazıları, bu arada sayın Burhanettin Onat ar­kadaşımız tüzüğü tetkik etmişler, ehliyetsizleri değil, 25 hizmet yılını dolduranları istihdaf ediyor diyorlar. Demek oluyor ki mekanizma kifa­yetle işleyebilmesi için onu ıslah etmek icap eder ve ıslah edilecek nokta­lar vardır, kendileri de böyle söylüyorlar. Memur arkadaşlarımız arasın­da huzursuzluk tevlit edecek, deniyor. Halbuki kendi teklifleri daha çok huzursuzluk getirecektir. Kanun tasarısının şevkinde en mühim husus­lardan biri âmme hizmetinin iyi görüimesidir. Memurların şahsî, huku­kî, hizmetinin iyi görülmesiyle bir arada mütalâa edilmek lâzımgelir ki bu şekilde maalesef bu günkü kanunda böyle mütalâa edilmemiştir. Hâ­len yürürlükte bulunan kanunda 25 hizmet yılını dolduran ve kanunun yürürlüğe girdiği tarihte 20 sene hizmet yılını doldurmuş olanlar her za­man kendi istekleriyle emekliye ayrılabilir. Halbuki o memura, umumî hizmetlerin görülmesi bakımından idarenin ihtiyacı çok şiddetlidir. Sevk edilen tasarıda 25 yılını dolduranlar kolundan tutulup atılacak değildir. Kendi teklifleri yeni hizmet yılı ne olursa olsun muayyen memurların tasfiyesi ortaya atılsa bu teklifin komisyonlarda müzakeresine başlandı­ğı andan itibaren bütün memurlar, ne oluyoruz, ne olacaktır? diye huzur­suzluk içinde olurlar. Kendi teklifleri budur. Şu halde bu kanun tasarısı­nı bir kere mahalline masruf ve muayyen bir maksadı olan kanun tasarı­sı olarak hudutlandırmak İcap eder. Bu itibarla tenkid eden arkadaşların işi muayyen hudutları içinde tutmalarım bilhassa rica ederim. Mevzuu hizmetin iyi ifa edilmesi maksadiyle müdafaa edilirken emekliye sevkedi-lecek kimselerin de hukuku, mevcut hükümler içinde emniyet altında tu­tulmaktadır. Fakat bunun dışında 25 hizmet senesini dolduranlardan gay­ri hiçbir memurla tasarının alâkası olmadığını unutmamak icap eder. Şunu da şahsen arzedeyim ki arkadaşlar Encümendeki tenkidleri dinle­dikten sonra iyi çalışan memurlar ile iyi çalışmıyan memurlar arasında terk gözetelim diye harekete geçtim. Çalışanları takdir ve taltif çalışmı-yanları tecziye edelim dedim. Olamaz dediler. O kadar merhamet hissi­miz hâkim olagelmiştir ki böyle memurlar hakkında tedbir alamazsınız dediler. Alacak benim siz bunun icabını gösterin ben alacağım dedim ve misaller vererek muvaffak olunamadığını söylediler.

Arkadaşlar hayat pahalılığı, ,harp sıkıntısı ve bir sürü hâdiseler hakika­ten hizmetlerin iyi görülmesi bakımından iyi çalışanla iyi çalışmıyan ara­sında katagorig tedbirler alınması lüzumunu unutturmuştur. Vaka bu­dur. Tekelioğlu arkadaşımız her vesile ile herhangi bir hükümet icraatı tenkid edilirken hükümeti en az tenkid eden fakat hükümetin muvaffa­kiyeti veya ademi muvaffakiyeti ile alâkalı idareyi bilhassa memurları en şiddetli bir lisanla tenkid eder. Keyfiyet böyle iken bugün çıkıyorlar, bu mevzuda hükümeti tenkid ediyor, memurları müdafaa ediyor ve ken­di muhayyelelerinde yarattıkları bir âlemde konuşmalar yapıyor. Müsa­ade ederseniz Öyle mevzular her çeşit konuşmaları müsait olarak kabul olunmasını muhalefete de temas ederek Cumhuriyet Halk Partili arka­daşlarımızın muhalefet şerhi derde deva olmaktan çok uzaktır. Muazzam meseleler ortaya atmışlardır. Ben kendilerinden soracağım bir parti 27 yıllık hayatında bu kadar muazzam dâvaları halledememiş de sadece muayyen bir tedbir, mühmi ıslahat yapmak reorganisasyon yapmak mev­zuunda küçük fakat mühim bir tedbirin alınması maksadını gözeten bu tasarı mevzuu bahsolunca mı bu ıslahat akla gelivermektedir ? Şu halde bu muhalefet reorganizasyon mevzuunda tedbir alınmasına karşı koy­mak diye telâkki edilebilir.

Muhalif şerhinde yer alan pisikoteknik idari ıslahat, mefruşat falan ve filân o kadar çok tedbirler ve bahisler ileri atmışlar ki insanın aklına kendileri neden yapmamışlar diye bir şey geliyor. Maamafih insaf ile şu­nu da kaydetmek isterim ki garp memleketlerinde dahi bunu yüzde yüz tahakkuk ettiren idareler yoktur. Bu iş idarede ıslahat öyle çok kolay bir iş değildir. Bu mevzu yapılması lâzım olan reorganizasyonda bu ilk adımdır. Barem Kanunu esasları hazırlanmaktadır. Bu itibarla bu vesi­le ile bu günden muhterem heyetinizin düşünce ve tasavvur istikametini­zi de reylerinizle öğrenmiş bulunacağız. Böyle bir mevzuda büyük mesele­ler ortaya atarak bunları bir araya getirmek lâzımgelir demek peşinen bu işin ele alınmasına mani olmak kadar ileri bir şeydir. Esas olan ayni hedefe doğru yürünmesidir. Hedef aynı olduğu takdirde hâdiseler zuhur ettikçe o hedefe uygun tedbir almak lâzımdır. Aynı hedefe süratle var­mak için gerekli tedbirleri almak da hükümetin vazifesidir. Hükümet bu mevzu dolayısiyle yüksek heyetinizin çalışan ve çalışmıyan memurlar arasındaki görüşünüzü de öğrenecek ve Barem Kanunu tasarısını ona göre hazırlıyacaktır. Şunu ifade edeyim ki bu tasarının bütün memurlar içinde huzursuzluk yaratacağını iddia etmek doğru değildir. Herhangi bir sebeple 25 yılını dolduran bir memuru emekliye sevkeden bir Vekil heyetinizin murakabesi, umumî efkârın murakabesi    altında    olduğunu

elbette bilmektedir. Böyle bir kimseden sual açar efkârı umumiye onu ayıplar. Bu derece basit ölçülerle hareket edeıl bir insanın, sizlerin ve umumî efkârın daimî murakabesine tâbi olan bir rejimde o makamı iş­gal etmiyeceği tabiîdir. Bir memur iş tutumunuza uymadığını farzediniz. Tam bir kaliabarasyon içinde çalışılmasını emrediyorsunuz. Fakat muka­vemetle karşılamıyorsunuz. Vatandaşların işini evvelâ olur tarafından alın, olamıyacaksa teker teker sebeplerini bildiriniz diyorsunuz. Fakat ne­tice alamıyorsanız dâvanın mesuliyetini taşıyan arkadaşınız ne yapsın? Öyle memurlar olur ki iş sahiplerine bıkkınlık verirler. Bir engel göste­rilmiştir. O bertaraf edilir yenisi çıkarılır. Halbuki ilk müracaatla bunla-ı sormak tek tek kendisine göstermek gerekir. Ta ki vatandaş başından itibaren mani sebepleri görmüş olsun. Bendeniz memuriyette çalıştım. Öyle 'arkadaşlar görmüşümdür ki fevkalâde kabiliyetli olmalarına rağ­men mizacen bu çeşit iş tutumuna alışık değildirler. Bu memur ilk müra­caatta bir engel gösterir, vatandaş onu halletmiştir. O engel aşılmıştır, ikinci müracaatta is'af edilmek lâzımgelir. Hayır. Bir engel daha çıkar. Bizim bu rejimdeki demokrasi halka hizmet rejimi diye kabul ediyorsumız. Böyle arkadaşların kabiliyetli olmuş bulunmalarına rağmen teşriki mesai edemiyecekleri sabit olmuş demektir. Böyle bir memurun emekliye sevkedilmesinde umumî efkârın murakabesi .yok mudur? Meclisin mura­kabesi yok mudur? Bir kere bunu yapan Vekil şayet hatalı ise emin olu­nu s ikinci defa yapmamak için azami titizliği gösterecektir. Çünkü Vekil­ler bu çeşit hareketleriyle umumî efkârda hırpalanırlar,. ,bu çeşit hare­ketleriyle kendilerini mahkûm ederler. Vatandaşın işini iyi görmek hede­fine aykırı bir hareket karşısında ittihaz olunabilecek bir tedbir almıyor­sa hiçbir vekilin aklından hayaliden gecmiyeeek derecede mevzuu aşağı seviyelere indirerek Vekilleri itham etmek bir insafsızlık olur arkadaşlar. Herhalde bizi murakabaya tâbi tutan arkadaşlarımız bizi bu şekilde, it­hamlarla tenkide muhatap tutmasınlar, objektif olarak bütün tenkidle-nni yapsınlar, sübjektif sahaya intikal etmesinler. Objektif sahada teker teker söylesinler. 25 yılı dolduranlar kazaya giderler. Teşkilât kanunları ile kurulan komisyonlarda şahsen muhatap olduğum muameleyi anlat­mama müsaadelerinizi rica edeceğim. Siz titizlik gösterijrorsunuz ama yarın Şûrayı Devlete giderse reddedilir. Size- hesap vermek durumunda olan Vekil söylemiyor bunu arkadaşlar bilâkis bizzat memurlardan müte­şekkil bir komisyon Vekile, bendenize söylüyor.

Cemal Reşit EyÜpoğiu  (Trabzon)  Mesuliyet sizin.

Fethi Çelikbaş (Devamla)  Elbette msuliyet bizim. Ben bana söylene­ni hikâye ediyorum ve Devlet Şûrasının böyle kaziyei muhkeme halini a-mış bir kararı memul değildir diyorum.

Kemal Türkoğlu (Mardin)  Haklı insanlar Şûrayı Devletten korkmaz. Necip Bilge (Niğde)  O halde Şûrayı Devlete ne lüzum var?

Fethi Çelikbaş (Devama)  Devlet Şûrasına sözümüz yok ki Müsaade ederseniz hükümet mesuliyetini deruhte eden insanlar, . sizin mesuliyet tevdi ettiğiniz insanlar, sizin murakabenize tâbi olan insanlar şi2e dese­ler ki, arkadaşlar bu. yürümüyor, burada tedbir alınması lâzımdır, o va­kit bir karar -alacaksınız. Hiçbir şey yüksek meclisinizin .murakabesi di-Kinda değildir. Dünyanın hiçbir yerinde teşriî murakabe dışında kalriıış bir hükümet tasavvur edilemez." Arkadaşlar ifade ettiği için mes'uliyet kabul eden bir insan sifatiyle arzedeyim ki, Şûrayı Devlete bu çeşit işle­rin intikal edip etmemesi hususunda titizliği Vekil değil, komisyonlar gösteriyorlar. Mes'uliyet deruhte eden insanlar Şûrayı Devletin reddet­miş olduğu şeyden şu kadarcık -alınmazlar ve ilâmın, hükmünü yerine ge­tiririz. Bu memlekette Şûrayı Devlet ilâmlarının yırtılıp kâğıt sepetlerine a t ildiği devri de biz biliriz.  (Sağdan: Geçti o devir sesleri).

Evet geçti, fakat sîzin devrinizde değil' bizim devrimizde geçti.

Hâdiseleri sevkedildiği istikamette mütalâa edelim..İşi hududundan taşı-rarak bu kanun tasarısının sevkedilmesinde asla mevğuu bahis edümiyen sübjektif, isbati mümkün olmayan, nihayet insanları- töhmet, altında bıra­kılmasından öteye geçmiyen mütalâalar serdetmiyelim, açık- hâdiseler zik­rediniz. Onlara karşı hükümetin söyliyeceği sözler vardır. Maruzatım budur. Arkadaşlarımız tarafından • gelecek tenkidîere memnuniyetle ce­vap vermeğe hükümet hasırdır. Muayyen bir hedefe doğru yol alırken, her tedbirden istifade ederek o hedefe doğru gitmek hükûmetinisin ve Meclisinizin selâhiyeti dahilindedir. Sözlerimi bitirirken. .C.H. Partisi muhalefetinin de mevzu ile asla alâkası olmadığını ifade etmek isterim.

eder bir şekilde tadiline taraftar olan kanun lâyihasının müzakeresinde süz almış ve yaptığı kouşmada lâyiha aleyhinde bulunan mebuslara ve bu arada Halk Partisi Grupu sözcüsüne cevap vermiştir. Başvekil sözlerine söyle başlamıştır:

'Memurlarımızın tâbi bulunduğu statüye taallûk eden bir tasarıyı müza­kere etmekteyiz. Bu itibarla her şeyden evvel memurlarımız hakkında, hükümet reisi olarak, birkaç kelime maruzatta bulunmama müsaadenizi rica ederim; Devlet memurlarının umumiyetle çok vazife gördüklerini, namuslu ve dürüst insanlar olduğunu, Türk devlet memurunun bütün di­ğer memleketlerdeki devlet memurlarından fazilet ve dürüstlüğü muha­faza bakımından daha ileri bir itina içinde bulunduğunu, tahdisi nimet kabilinden bu kürsüden arz ve ifade etmeyi kendime bir vazife telâkki ederim. (Bravo sesleri, alkışlar) Böyle olduğu içindir ki, Türkiye'de mu­azzam bir inkılâp, hattâ ihtilâl denilecek derecede büyük bir değişiklik kaydedilmiş olmasına rağmen, ,biz devlet, memurlarının hiç birini, bu de-ği&iklik neticesinde, ,cezaî takibata maruz bırakmadık. Hemen hemen vüzde 100 ünü muhafaza ettik. Eğer böyle olmasaydı, kendilerine bugün su kürsüden bildirdiğim teşekkür hislerimi ifade etmek, benim için müş­kül olurdu."

Başvekil Adnan Menderes, bu mukaddemeden sonra asıl mevzua girmiş­tir:

"Her şeyden evvel şunu arzetmek isterim ki, demiştir, bu müzakere et-tiğimiz tasarıyla bir rejim değişikliği mevzuu bahis değildir. Bu nokta üzerinde yüzde yüz bir katiyetle durmak icap eder. Burada yapılan deği­şiklik, sadece 30 sene kaydının 25 seneye indirilmiş olmasından ibarettir.

Eğer başka türlü bir rejim değişikliği bahis mevzuu ise, bu iddiada olan aı kadaşîanrnın bu kürsüde, tasarının maddelerini göstermek suretiyle bunu ispat etmeleri icabeder. Aksi takdirde, işi iğlâk ederek, memurin statüsünün esasında bir değişiklik yapılıyormuş gibi göstererek, havayı demagojik tesirler altında bulundurarak bir dâvayı kazanmak veyahut da böyle bir dâvayı müdafaa eder görünmek, bu dâva ile alâkalı olanla­rın ruhlarında yaratılacak müsait tesirden istifade etmek maksadına ma­tuf olacaktır.

Başvekil, bundan sonra serdedilen itirazlar üzerinde durmuş ve şöyle de­miştir:

"Bütün bu itirazlar, yirmi hizmet senesini bitiren bir memur,, başının üs­tünde Damoklesin kılına varmış gibi bir korku altında kalacağı, keyfî bir şekilde tekaüde tâbi tutulacağı iddiaları, tekaütlük müddetinin 30 se­ne olduğu zaman için de variddir. Memurlar hakkında olduğu gibi hâ­kimler hakkında da variddir.

Vesveseli insanlar daima bulunabilin. Bunlar, memuriyet hayatlarının on beşinci senesinde dahi, 30 uncu senesinde ne olacaktır, diye bir endişeye kapılabilirler. Daha az vehimli, daha metin olan insanlar ise, 25 seneleri­ni aştıkları halde dahi, dürüst vazife gördüklerini bildikleri ve buna ka­ni oldukları için, ruhlarında en küçük bir tesir, en ufak bir yeis duyma­dan vazifelerine rahat rahat devam edebilirler. Bu, bir mizaç meselesi­dir."

Başvekil Adnan Menderes, Halk Partisi sözcüsünün, bir hâkim veya vazifeli bir devlet memuru, vazife gördüğü müddet ne derece ilerlerse, teka­ütlük haddine ne kadar yaklaşırsa o derecede bir korku tesiri altında bu­lunur, şeklindeki iddiası'üzerinde durmuş, Trabzon Mebusu Faik Ahmet Earutçu'nun, memur hakları gasbedılmek tehdidi altındadır, derken bu dâvasının delillerini, biri insan hakları, diğeri Anayasanın bahşettiği hak­lar olmak üzere iki esasa istinad ettirdiğini belirtmiş, burada bu mesele üzerinde, hukukî bir mesele olarak esaslı surette durmak lâzımgelir, de­dikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

"İnsan haklarının memur statüsünde yer almış olabileceğini kabul et­mek biraz müşküldür. İnsan hakları denilen mefhum o derece seyyaldir ki memurin statüsünde ne dereceye kadar yer alması lâzımgeürse, devlet memuru olmıyan, fakat yine bu vatanın evlâdı olarak, başka müessese­lerde, ticarethanelerde, şirketlerde ve bankalarda ve çeşitli diğer vazife­lerde memurluk ve ecirlik yapmakta bulunan, .sayıları da milyonları aşan Türk vatandaşlarının da aynı insan haklarından aynı derecelerde istifa­de etmesi icabeder. İnsan hakları mefhumu ileri sürülerek müdafaaya kalkıldığı takdirde, bütün bu vatandaşların, ister devlet memurluğunda bulunsun, ister bunun dışında olarak memur ve ecir vasıflarını taşısın, in­san haklarından mütesaviyen istifade etmesi lâzirngelir1. Bu .sebeple, bu seyyal mefhumun mevzuumuza tatbik hissesi çok as olması icap eder.

Muhterem Faik Ahmet Barutçu arkadaşım, öte yandan, Anayasanın Türklerin haklarına dair olan maddesini ele alarak ve memur olacak Tür­kün siyasî haklan haiz olması ibaresinden işi ileri götürerek, icra kuv­vetinin başında bir partinin hükümeti bulunmasından dolayı memurla­rın, siyasi kanaatleri dolayısiyle taaddiye maruz kalabileceklerini iddia ettiler ve memurlar hakkında teminat ve hak talebinde bulundular, Me­mur haklarının Anayasadan alındığına dair olan iddia da katiyen varid değildir. Çünkü, Anayasada sadece, memur olabileceklerin siyasî hukuku haiz olması yazılı bulunmaktadır. Anayasa, bu ibaresiyle, devlet memu­runun siyaset yapabileceğini ifade etmiş değildir. Devlet memuru politi­ka yapmaz. Devlet memuru vazifesini siyasete karıştırdığı takdirde, onu kulağından tutup atmak lâzımgelir."

Başvekil Adnan Menderes, burada, Trabzon Mebusu Faik Ahmet Barut-çu'ya hitap ederek, "Bu kanaatte müşterek miyiz, değil miyiz diye sor­muş ve aldığı "beraberiz" cevabı üzerine sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

O halde, Anayasa'daki o ibare, kasdedilen mânaya asla gelmez. Memurin Kanununun 9 uncu maddesine göre, memurların siyasi cemiyet ve ku­lüplere intisap ve devamları, her nevi intihabata müdahaleleri, siyası. neşriyat ve beyanda bulunmaları memnu ve bilmuhakeme sübutu halin­de tardlarım muciptir. Ancak, Vekillerin vazifelendirecekleri, aelâhiyet verecekleri memurlar beyanatta bulunabilirler. Anayasadaki memurların siyasî haklan haiz olması ibaresinin mânasını, bu suretle anlamak lâzım gelir.

Demek oluyor ki, memur statüsü üzerindeki hükümler, ne insan hakları prensibi ile, ne de hakların Anayasadan alınmış olduğu iddiası ile müda­faa edilebilir.

Diğer taraftan, muhterem arkadaşımızın dediği gibi, beğendiğimiz şeye demokratik, beğenmediğimiz şeye antidemokratik ysftasmı yapıştırmak suretiyle meseleleri halledivermek de hakikaten demagoji yolunu açmak demektir 1950 inkılâbından bu yana üç yıl geçti, bunları bir hayli tecrü­be ettik. Artık bunları bir tarafa bırakıp meselelere serin kanla bakmak ve bu meseleleri objektif ölçülerle halletmek zamanının geldiğine kani bulunuyorum."

Başvekil Adnan Menderes, ,bundan sonra, .bugünkü mânası ile devlet me­murunu vasıflandırmış ve devletle memur arasındaki münasebetlerin hu­dutlarını çizmiştir.

"Teokratik idarelerde, demiştir, devlet memuru kendi kuvvetini ve hak­kını, Allahm vekili veya Allah namına bir memleketi idare ettiği farzoiu-nan adamdan alırdı. Otokratik idarelerde ise, devlet memurunun, bizzat hak sahibi otokratın sahibi bulunduğu bu hakkı kendisine tefviz etmesi şeklinde bir hakka sahip bulunduğu farzolunurdu. Bu, devlet memurunun devletin bizzat kendisi veyahut bir parçası imiş telâkkisi telkin edebile­cek ve bu telâkkinin kabulünü icap ettirebilecek bir görüştür.

Biz, ne tokratik veya otokratik idarelerde olduğu gibi, memurun devletin bir parçası olduğunu, ne de memurların hak kaynağını teokratik veya otokratik idarenin başında bulunan satın tefvizinden aldığını kabul et­mekteyiz. O halde, bizde memurların hak ve hukuk kaynağı nedir? Bu kaynak, sadece ve sadece bir mukaveledir. Ecirlik ve memurluk, yalnız devlet hayatında görülmez, topluluk hayâtının her safhasında görülebi­lir. Yalnız 300 bin devlet memuru değil, milyonlarca memur vardır. Dev­let hayatında, devlet memurunun mukavelenamesi, statüsü bir kanun şeklinde tecelli ediyor. Çünkü taraflardan birisi devlettir. Hususî saha­daki memurların işverenlerle iş görenler arasındaki münasebeti, devlet memurları bahsinde, kanunun tanıdığı hükümler    dahilinde   tertiplenen

bir mukavele halinde tecelli etmektedir. Binaenaleyh, memurun hakkını, büyük lâflarla, Anayasaya, insan haklarına, demokratik anlayış ve zih­niyete, devletin bir parçası olmak telâkkisine ve prensibine dayatmaktan ziyade, vaziyeti olduğu gibi olduğu noktada görmek ve bu suretle mü­talaa etmek yerinde olur."

Başvekil Adnan Menderes, bundan .sonra, devlet memurunun diğer me­murlardan bir farkı bulunduğunu, imtiyazlı bir duruma sahip olduğunu belirtmiştir.

Devlet memuru, demiştir hükümranlık haklarına sahip olan ve bu hak-iarı kullanan devletin, hâkimiyet tasarruflarında bulunan hükümetin or­ganıdır. Statüsü de kanunla taayyün etmiştir, Ayrıca, âmme hizmeti gibi mesuliyeti! bir vazife görmesinin, umumi menfaatler veya zarardide ede. bilecek bir sahada çalışmakta olmasının ortaya çıkardığı bir hususiyet de mevcuttur. İşte bu hususiyete binaendir ki devlet memuruna muay­yen haklar tanınmıştır. Bu muayyen hakların kaynağı, demin arzettiğim gibi, kanun şeklinde tecelli eden bir. statü ve mukaveleden İbarettir.

Şimdi, bu mukavelenin akdinde riayet edilmesi lâzımgelen hususlar neler olması lâzımgelir? Bu mukavelenin akdinde, devlet,memurunun her an .keyfî azillere .maruz bırakılması, istikbalinin teminat, altına alın­maması, âmme hizmetlerinin yürütülmesi bakımından bir mahzur teşkil erler. Çünkü, statünün ve mukavelenin gayesi, memura hak tanımak de­ğil, âmme hizmetlerinin lâyıkı ile ve dirayetle yürütülmesini temin etmek-tir. Fakat bunun zımnında da memura muayyen haklar tanımaktır. Devlet memurlarının istikballerini teminât altında bulundurmak zarureti, âmme hizmetlerinin iyi yürütülmesinin bir zarureti olarak ortaya çıkar. Bu, keyfî ve indî adilere tâbi bulundurmanın mahzurları karsısında ifra­ta, diğer taraftan devlet memurunun koltuğu ve mevkii ile kendi arasın­da mülkiyet münasebetine benzer muhkem bir münasebetin tesisinde tef­rite gitmek demektir. Başka kelimelerle bu, bir taraftan devlet memuru­nu keyfî ve indî muamelelerin mevzuu haline getirmemek diğer taraftan da koltuğu ve mevkii ile kendi arasında bir mülkiyet rabıtası kurmak, yani mahkemeyi kadının mülkü haline sokmak suretiyle âmme işlerinin yürütülmesinde çok esaslı mahsurlar doğurabilecek bir hadde gitmek demele olur.

Bu ifrat ve tefritin intibalarmı, biz kendi yaşadığımız hayatta edin­miş bulunuyoruz. Asıl müesseseyi ortadan kaldırıp, devlet memuru ile mevkii arasında yüksek ve muhkem bir rabıta tesis ettik. Devlet memu­riyetinde atalet gösteren işaretler müşahede ettik. Bir arkadaşım bura­da konuşurken, meselâ banka memurlarının ve ticarethane gibi diğer yer­lerde hizmet görenlerin ne derecelerde iyi çalıştıklarını ifade etti. Ben derhal, aynı neticeyi devlet memurları için arzu ettiğimden değil, sırf bu noktada bu iddiayı serdeden arkadaşıma hatırlatmak için arzedeyim ki -o bankanın, o ticarethanenin memuru, o bankaya, ticarethaneye veya kendisini çalıştıran zata faydalı olmadığı anda kendi işine nihayet verile­ceği kanaatine sahiptir. Binaenaleyh, mevkii ile kendi arasında azledil-nıezlik gibi bir mülkiyet rabıtasının tesisi devlet memurunu iyi çalışma-m&k neticesine götürebilir. Devlet memurunun hakkı düşünülür ve konu­şulurken, ibadullahı ve onun hakkını da düşünmek ve konuşmak Büyük Müiet Meclisinin mühim ve esaslı vazifelerindendir."

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, memur rejiminde en küçük bir değişiklik dahi yapılmamış olduğunu, yalnız otuz senede tekaüt edile­bilme haddinin yirmi beş seneye indirilmiş bulunduğunu bir kere daha tasrih etmiş, daha evvel hükümeti adına konuşan Ticaret ve Ekonomi Ve­kilinin sözlerine temasla, "nihayet tekaütlük müddeti yaklaşıyor diye memurlarımız mutlaka tesir altında kalacaklarda, yaşları ilerlemiş ve de­receleri yükselmiş hâkimlerimizin esaslı surette tesir altında kaldıklarını kabul etmek lâzımgeİİr" demiş, 35 sene hizmeti müteakip hükümetin ka­bulü ile bir memurun 65 yaşından sonra da hizmet etmek imkânının mev­cut bulunduğunu hatırlatmış ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

'Bir yanlış telâkkinin    daima zebunuyuz.    Bunu   değiştirmek    lâzımge-lir. Hükümlerimizi, hükümet denilen müessesenin daima taaddiye giden ve daima eîine geçirdiği selâhiyetleri kötüye kullanan bir müessese oldu­ğu zehabına istinad ettirerek yürütmekteyiz. Bunun katiyen böyle olma-   -clığmı kabul etmek Iâzimgelir. Eğer böyle olsaydı, hükümeti şuursuz bir âlet ve vasıta diye kabul etmek lâzımgelirdi. Böyle şuursuz bir âlet    ve   -vasıtaya devlet ve millet mukadderatının teslim edilmesi ise. elbette man­tıksız bir hareket olurdu.

Alfühi ve şuurlu bir teşekkül olduğunu kabul etmeniz lâzımgelen hü­kümetin, devletin iyi memurlarını iyi çalıştırması ve onları gözünden sa-k'îiarak muhafaza etmesi, mantığın tabiî bir icabıdır. Hükümetleri, -ken­di bindiği dalı kesen gafiller mevkiinde tleâkki etmek yanlış bir faraziye, dir! Bu dediğim o derecede doğrudur ki 1945 te kurulan ve 1950 de vazi­fe başına gelen Demokrat Partinin, bu beş sene içinde o devrin tehak-küm rejimine vasıta.olan devlet memurlarından istiyerek istemiyerek bu derecelerde zulme maruz kalmış olmasına rağmen, o devrin devlet me­murlarını asla muaheze edecek bir mevkie düşmemesi ve onları bir kar­deş muamelesine tâbi tutması, bu sözlerimin samimiyetinin essalı delilini teşkil eder.

Başvekil, tekaütlük haddinin 25 seneye indirmekle tek taraflı bir tasarrufta bulunulmadığını, aynı hakkın istenmesinin memura da tanın­mış olduğunu kaydetmiş, hayat konjonktürünün muhtelif şekillerde te­cellisinin bir neticesi olarak bir gün devlet memurluğunun bir imtiyazlı durum teşkil edebileceğini,, başka bir gün bunun aksinin olabileceğini, devlet memurlarının 25 sene hizmetten sonra kendisini serbest hissetmek arzusunu duyabileceklerini, bu suretle devlet memuru, ,vaktinde ve ha­yatını tekrar tanzim edebileceği bir yaşta serbest bırakmanın memur le­hine bîr hüküm olarak kabulü lâzımgeleceğini belirtmiş ve sözlerine de­vamla demiştir ki:

25 senede emekliye sevketmek hakkını hükümete verdiğiniz takdir­de, 25 senesini bitirmiş olan bütün devlet memurlarının kapı dışına atıla­cağını kabul ve farzederseniz hata etmiş olursunuz. Bugün, 30 senesini ikmal etmiş olan devlet memurlarının emekliye sevkedilmesi hakkı hükü­metin elindedir. 3u hakkı istimalde ne derecelerde imsak olunduğunu, ra­kam ve misalle tetkik ettiğiniz takdirde, derhal kabul buyuracaksınız. Had 25 seneye indikten sonra, bu yaşlarda tekaüt etmek vakaları, daha genç memurlar bahis mevzuu olduğu için, elbette ki daha da azalacaktır.

Başvekil Adnan Menderes, iddia edildiği gibi bir murakabesizliğin de bahis mevzuu olmadığını söylemiş, murakabenin demokratik rejimlerde yalnız bir neviden cereyan etmediğini, birçok nevilerinin câri olduğunu belirtmiş, Mardin Mebusu Kâmil Boran'm Demokrat Partinin iktidara geldiğinden ber hâkimler hakkında ne gibi bir muamele yapıldığı, ne ka­dar hâkim ve müddeiumuminin tebdil edildiği hakkında sormuş olduğu suale verilen cevabı hatırlatmış ve demiştir ki:

Bu hesabı biz o zaman millet huzurunda kendisine vermek mecburi­yetini değil, vazifesini seve seve yerine getirdik. Eğer bugün de haksız­lıklar geniş Ölçüde taaddüt ediyor gibi görülecek ve bunda bir adaletsiz­lik kokusu hissedilecek olursa, demokratik nizamın çeşitli murakabe mü­esseseleri derhal işleyebilecektir: Büyük Millet Meclisine arzuhal verile­bilir. Büyük Millet Meclisi âzası harekete geçebilir, matbuat yazabilir. Bütün bunlar mevcuttur. Diğer taraftan memura da, tekaütlüğünü talep etme hakkının yanında diğer bütün hakları da vermiş oluyoruz.

Başvekil, devlet hizmeti dışında çalışan bir iki milyon ecir ve memur varken ve bunların vazifelerine nihayet verilmesi hemen hiçbir kayda tâ­bi değilken, devlet memurunun bu derecelerde muhkem olan hukuku üze­rinde, yalnız tekaütlük bahsinde bir had indirmesi yapılınca, bunda va tan elde gidiyor kabilinden çok tehlikeli bir durum görülmesinin, buna haddizatında haiz olduğunun çok üstünde bir ehemmiyet atfedilmesinin doğru olmıyacağım söylemiş ve demiştir ki:

Ben, bu tadilin yapılmasını, her şeyden evvel, âmme hizmetlerinin iyi görülmesi bakımından zarurî bulmaktayım. Bundan başka da, bunun, devlet memurunun bizzat kendisi için ağır bir hüküm teşkil edeceği ka­naatinde değilim. Nihayet, 25 senelik bir iş verme ve iş görme devresin­den sonra, devlet memurunun bir muhasebe yaparak, ya kendisinin devLete "ben artık sana hizmet etmiyeceğim'' yahut da devletin kendisine ';ben artık senin hizmetinden müstağniyim" diyebilmesini kabul etmesi ta­biî olur. Böyle bir vaziyette, memura haklarını vereceğiz. İkramiyesini tediye ediyoruz ve edeceğiz. En nihayet, bu memurun başına gelebilecek iş, millî hudutlarımızın dışına çıkarılmak da değildir. Velhasıl, ortada, bu derece vaveylayı teşkil edebilecek bir vaziyet yoktur."

Başvekil Adnan Menderes, kanun lâyihası antidemokratiktir veya Anaya­saya mugayirdir, gibi sözleri, mevzuun haiz olduğu ehemmiyetle gayri mü­tenasip gördüğünü, bu sözleri biraz mübalâğaya, biraz da politik .sahalara fazla yer verilmiş olmasına bağladığını kaydederek beyanatını alkışlar ara­sında şöyle bitirmiştir:

"Hükümete bu selâhiyeti verdiğiniz takdirde, sadece âmme hizmetlerinin daha iyi yürütülmesini temin etmiş olacaksınız. Murakabe yine elinizde­dir. Bu selâhiyetin iyi kullanılmadığını Millet Meclisi olarak hissetti­ğiniz anda, bunları çeşitli müeyyidelere bağlamak ve nizamın esasını de­ğiştirmek yine elinizdedir. Bugün cemiyetteki ıstırap, belki devlet memu­runun mevkiinde çok muhkem bağlı bulunmasından gelebilir. Fakat dev­let memurunun hayatındaki istikrarsızlıktan, cemiyet içinde esaslı bir ıstırabın mevcut olduğuna bendeniz kani değilim.

Başvekil Adnan Menderes, Halk Partisi Meclis Grupu adına Trab­zon Mebusu Faik Ahmet Barutçu'nun ikinci defa söz almasını müteakip bir kere daha kürsüye gelmiş ve kendisine cevap olarak daha bazı izahat vermiştir.

Başvekil, tekaütlük haddinin 30 .seneden 25 seneye indirilmesi ile hâkimlerin teminatına hiçbir veçhile dokunulmadığını bir kere daha tea-bit etmiş, tekaüde sevketme haddinin zaman zaman değişmiş bulunduğu­nu, bu haddin 35, 40, 30 ve 25 sene olduğu devirler görüldüğünü, bu had-din zamana göre takdir edilmiş bir keyfiyet teşkil ettiğini söylemiş, bun­dan sonra da Devlet Şûrasına müracaat mevzuuna temas etmiştir. Başve­kil Adnan Menderes demiştir ki:

Bu memlekette vatandaşa hürmet etmek hissini kaldıran, vatanda­sın vatandaşı sevmesi esasını kökünden yıkmak arzusunu güden, bu mem­lekette kin ve nefreti hâkim kılmak istiyen sönmez ihtirasın karşısında elbette vicdanlarınız titremiştir. Kendisini dinlerken şayet bu kabil insan­lar iktidara gelirse, acaba halimiz ne olur, diye endişe ettik.

Zamanın ne kadar değişmiş olduğunu, gömülmüş oldukları ihtiras â'eminden bir an fırsat bulup da müşahede etmek imkânına sahip değil­dirler. 1945 te mücadeleye başladığımız zaman hal ve şartlar bunlar de-ğildi. O zaman konuşulanları papağan gibi ezberliyerek, yurdun her tara­fında ve burada sayıp dökmek, bugünkü şartlara göre konuşmak değil­dir. Bu memleketin menfaatma asla düşmez. Bugün, 1945 te miyiz, yok­sa 1953 te miyiz? Demokrat Parti mücadeleye başladığından bugüne ka dar, memleketin iktisadî, malî, ,siyasî, askerî topluluk hayatına taallûk eden her sahadaki değişiklikler o kadar muazzamdır ki burada konuşan bunlardan nasıl tegafül edip de konuştu, bunu ibretle seyretmek lâ­zımdır. Kendileri yedi sene uykuda iken, yedi .senenin bu memlekete ne gibi değişiklikler getirdiğini müşahede etmek imkânını bulamamışlardır. Bir gün, seve seve, Türk Milletinin huzuruna, seçime gideceğiz. Bugün vatandaşın hak ve şerefine en küçük bir riayet kaydım duymadan yaptıklan iftiraların Türk Milleti tarafından nasıl yüzlerine çarpılacağını, şa­yet bu karma karışık, ivicaçlı yoldan yürüme neticesi partilerinin başına bir kaza gelmiyecek olursa, o zaman göreceklerdir.

Şu anda duyduğum en büyük eza, kendisine muhatap olmak ve ken­disine hitap etmek ezasıdır. Fakat kendi müdafaa hakkımı, sizlerin mü­dafaa hakkınızı kullanıyorum. Sizlerir rızanızı alarak iftiralara cevap ve­riyorum. Nasıl bir insan ki böyle konuşabiliyor? Bizim tuttuğumuz yol, bütün memlekette, bütün vatandaşlar tarafından müsellemdir.

Bu insanlar, Türk Milletini iki sene, üç sene, Demokrat Parti muva­zaa partisidir diye aldatan insanlardır. Bunlar kendi partileri içinde ni­zam dışında çalışmağı, kanun dışında çalışmağı itiyad haline getirmiş olan insanlardır. Bir gün bu kürsüde öyle tahmin ediyorum ki, volkan gi­bi yanan bu ihtirasların muhasebesi yapılabilir. Daha dün kendi arala­rında biribirlerine neler söylediklerini unutan, partilerinin bir kongresin­de sahte seçimler yapan bu insanlar, memleketin başına geçerlerse acaba neler yapmazlar?"

başvekil, evvelce kendisi tarafından söylenen ve daha evvel konuşan hatip tarafından tekrarlanan sözleri bahis mevzuu etmiş ve şöyle demiş­tir. Meğer ne güzel sözler söylemişim. Bunlar zihinlerinde raahkûk kal­mış. Fakat bir devre ait meskukâtı başka bir devirde kullanan insanlar gibi, bu sözleri de bugün hürriyetlerin teessüs etmiş olduğu bir memleke­tin siyaset piyasasında kullanmaya kalkmak, elbette mümkün değildir.

İller Kanunundan ve daha diğer bazı kanunlardan bahsettiler. Dedik İtrinin hepsi doğrudur. Fakat başka bir devre aittir. O zaman, Büyük Millet Meclisi hileli olarak seçilmiş bir meclisti. Bu memlekette hürriyet hiçbir zaman teessüs etmemişti. Seçimlerin serbest yapılacağına dair 1,-Tcbir vatandaşın kalbinde emniyet mevcut değildi. O zaman, ,şu veya bu kanunda, şu müeyyideler veya bu hükümler üzerinde değişiklikler yap­mak suretiyle acaba az da olsa demokrasiye doğru bir netice elde edebi­lir miyiz gayreti içinde bulunduğumuz zamanlar başka, bugün bu mem­leketin dört bir tarafını ateşe vermek cüret ve cesaretini kendi ruhların dan alan insanların, hürriyet nizamı içinde bu şekilde konuştukları devir başkadır.

Acaba kendisi o zaman ağırlığını hissetmiyor mu idi? O günlerde bugün arasındaki fark yüzde yüzdür, gece ile gündüz gibidir. Bu ziyadan ancak yarasaların gözleri rencide olur. Bu memleketin neresine isterler­se gitsinler, dört sene, beş sene zarfında bu memlekette her sahada vu­kua, gelmiş olan değişiklikleri vatandaşların nasıl benimsemiş oldukları m görsünler. Görmektedirler, gördüklerini de havsalalarına sığdirama-rnaktadırlar. Sonsuz olan kinleri İçinde, bu sebeple rahat edememektedir­ler."

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, bu zevatın mevcudieti ile Büyük Millet Meclisi konuşmalarının zaman zaman nasıl bir seviyeye düştüğünü, bunun memleket için hiç de şeref verici bir keyfiyet olmadı-ğım kaydetmiş ve sözlerine devamla demiştir ki:

Bu memlekette bugün en küçük bir korku hissetmeden bu şekilde bir cesaretle konuşabiliyor. Bu memlekette bu kabil cesarete asla yer yoktur. Vatandaşlarda kanun korkusu hâkim olmak lâzımdır. Bunlar ka-r.mıdan da korkmamaktadırlar. Çünkü ihtirasları gözlerini kapatmıştır. Nizamnamelerinin tayin ettiği esaslardan, ve kanunların çizdiği yollardan çıkmışlardır. Bunlar sabit olacaktır. Hepsi meydana çıkacaktır. Vatandaşa, hükümete, mebusa hakaret ve küfretmekle, halkı kıya ma tahrik etmekle mebusluk vazifesi görülemez. Ben kendilerine bir defa daha doğru yola girmelerini tavsiye ederim,

Partiler arasında konuşulurken birbirimize düşman insanlar gibi mi bakacağız? Kendilerinden başka bu memlekette vatanperver insan, hür riyetperver insan, hakikati seven, söyliyen insan mı yok?

Üç senede, beş senede, bu memleketin katettiği merhaleleri, bütün medeniyet âlemi hayranlık içinde seyretmekte,    dost ve düşman bütün âlem takdir etmektedir. Bunları en korkunç renklere boyayarak kötüle mek vtanperverlik midir? Biraz müsterih olsunları bu memleketin ilerle­mesine, istikbalinde kendilerinin de hisseleri vardır, kendilerinin de   his

seJeri olacaktır. Ne oluyoruz ? Dünden kötü müyüz ? Bir takım nazariyele­rin, boş sözlerin altında bir dâvayı isbat ediyor muyuz zannediyorlar? Bugün Türk Milletinin hayatında dönülmez terakkiler kaydedilmiştir V9, bunlar her sahadan ziyade mânevi sahadadır.. Kendilerinin böyle biperva 1-onuşmasında dahi bu katettiğimiz merhalelerin temin ettiği garantinin mevcudiyeti aşikârdır. Başvekil Adnan Menderes,   sözlerini   sürekli    alkışlar    arasında   şöyle bitirmiştir:

Muhterem    arkadaşlarım, kendisini    burada    muhatap   ittihaz    etmek­le, kendisine muhatap olmakla belki hata ettim. Fakat ne yapayım ki va zifenin böyle zor tarafian da oluyor. Bundan çok sakındım. Çok iyi bil dikleri halde, partimizin Halk Partisine satılmış bir parti olduğunu,    iki sone pervasızca söyliyen insanlarla,    bir defa ve son   defa olmak üzere kat'ı münasebet etmiştim ve hayatta Allahın ne beni onlara, ne de onla ri bana muhatap etmemesini cenabı Haktan niyaz etmiştim. Fakat ne ya-paîim ki vazife karşı karşıya getiriyor. Ama yine mümkün olduğu kadar

onîara muhatap olmaktan ve onları muhatap tutmaktan kaçınacağım. Allah beni bu vaziyetlerden korusun."

Büyük Millet Meclisinin 10 Temmuz 1953 tarihindeki toplantısı

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi   bu   sabah saat   10 da Reis   Vekillerinden   Muzaf fer Kudbanoğu'nun riyasetinde toplandı.

Birleşim açıldığı zaman, üyelerden bazılarına izin verilmesi hakkın­da Büyük Millet Meclisi riyaseti tezkeresi okunarak kabul edildi, akabin-hakkında, Jandarma Kanununun beşinci maddesinin değiştirilmesini ta-ûe Jandarma Genel Komutanlığı kadrosunun orgeneralliğe çıkarılması zammun eden kanun lâyihası kabul olundu.

Giresun Mebusu Mazhar Şener ile altı arkadaşının Çay Kanununa kanun teklifi ile Rize Mebusu İzzet Akçai ve beş arkadaşının Çay Kanununun 12 inci maddesine bir fıkra eklenmesi hakkındaki kanun tek­lifleri keza ivedilikle kabul edildi. Özel idare hastahanelerinin menkul ve gayri menkulleriyîe Öağlık ve Sosyal Yardım Vekâletine devri ve sağlık tesisleri fonu ihdası hakkında­ki kanun teklifinin müzakeresinde söz alan bazı rnilîevekilleri, belediye hastahanelerinin de mezkûr Vekâlete devrini istediler, ancak teknik se­bepler dolayısiyle bu istek kabul edilmedi ve neticede, özel idare hastana-nelerini Sağlık Vekâletine devreden kanun lâyihası kabul olundu.

Müteakiben Erzincan'da yaptırılacak meskenler hakkındaki kanu­nun ikinci maddesinin değiştirilmesine dair kanun lâyihası ile Erzincan Mebusları Nahid Pekcan ile Ziya Soylu'nun Erzincan'da yaptırılacak mes­kenlere ait 5243 sayılı kanunda bazı değişiklikler yapılmasına ve bu ka­nuna bazı hükümler eklenmesi için 5594 sayılı kanunun 2 inci maddesi­nin değiştirilmesi hususundaki kanun teklifi ivedilikle kabul edildi. Ke­za at yarışları kanun lâyihası da ivedilikle kanunlaştı.

Türkiye ile    Almanya Federal  Cumhuriyeti ticaret anlaşmasına göre tanzim olunan Menşe şahadetnameleri metninde Almanya Federal Cumhuriyeti menşeli" ibaresinin kullanılması için teati olunan mektup­ların onanmasına dair kanun lâyihası, Türkiye ile Amerika   Birleşik   Devletleri   arasında   imzalanan tica­ret anlaşmasının yürürlükten kaldırılması hakkındaki kanun lâyihası,

Türkiye İsveç   ticaret ve ödeme   anlaşmaları ile ek    protokol ve buna melfuf mektupların 15 Haziran 1952 tarihinden itibaren üç aylık bir devre için uzatılması hakkında teati olunan mektupların, onanmasına dair kanun lâyihası.

Türkiye   İsveç   ticaret ve ödeme   anlaşmaları ile 14 Haziran 1941 tarihli ek protokol ve buna melfuf mektupların   yürürlük   süresinin 15 Eylül 1952 tarihinden itibaren altı aylık yeni bir devre için uzatılmasınada;r 26 Eylül 1952 tarihinde mektup teatisi suretiyle yapılan anlaşmanın onanmasına ait kanun lâyihası.

Meclis öğleden sonra saat 15 te toplanacaktır.

   Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün öğleden sonra saat 15 te Reis Vekillerinden Muzaffer Kurbanoğlu'nun riyasetinde toplandı.

Birleşim açıldığı zaman, ateşli .silâhlar ve bıçaklar hakkındaki kanun ta­sarısının komisyondan gelen maddeleri üzerinde konuşmalara devam edil­di. Muvakkat birinci madde üzerinde söz alan mebuslar, bu maddenin bir nevi müsadere maddesi olduğunu iddia ettiler. Adalet Vekili Osman Şevki Çiçekdağ söz alarak, maddeye göre evinde silâh bulunduracak va­tandaşın, kanunun meriyete girmesinden itibaren altı ay içinde hükümet­ten müsaade alabileceğini, bu müddet geçtikten sonra silâhının müaadere edileceğini ve böylece normal bir hareket hüttî takip edilmiş olacağını söyledi ve maddenin aynen kabulünü istedi. Keza, bıçak imâl edenlerin ellerindeki bıçakları bedeli mukabilinde teslim etmelerini istiyen geçici ikinci madde, akabinde ise kanun lâyihasının    heyeti umumiyesi    kabul edildi.

Müteakiben, Trabzon Mebusu Faik Ahmet Barutçu ile' iki arkadaşının, Teknik iZraat ve Teknik Bahçıvanlık Okulları Kanununun 3 üncü ve 16 ıacı maddelerinin yürürlükten kaldırılmasına dair kanun teklifi ile, Tür­kiye üe Fransa arasında 31 Ağustos 1946 tarihinde imzalanan ticaret Bulaşmasına ek 28 Ağustos 1952 tarihli protokol ile eklerinin onanması hakkındaki kanun lâyihasının birinci görüşmeleri yapıldı. Bu arada Er­zincan'da yaptırılacak meskenler hakkındaki kanunun 2 nci maddesinin değiştirilmesine dair kanun lâyihası ile Erzincan Mebusları Nahid Pek-can ve Ziya Soylu'nun, Erzincan'da yaptırılacak meskenler hakkındaki 5243 sayılı kanunda bazı değişiklikler yapılmasına ve bu kanuna bazı hü­kümler eklenmesine dair olan 5594 sayılı kanunun 2 nci maddesinin de­ğiştirilmesi hakkındaki kanun teklifi ivedilikle kabul edildi.

Vüteakiben, Sanat Enstitüsü mezunlarına yedek subaylık hakkını sağlı-yacak olan, Kocaeli Mebusu Mehmet YıTmaz'ın, yedek subay ve yedek askerî memurlar hakkındaki 1076 sayılı kanunun 3923 sayılı kanunla değiştirilen 3 üncü maddesine bir fıkra eklenmesine dair kanun teklifi­nin müzakeresine geçildi ve teklif ivedilikle kabul edildi. Kabul edilen kanunun metni şudur:

Madde 1  İlkokul üzerine en az beş yıl tahsil süresi olan meslekî ve teknik Öğretim müesseseleri mezunları 1076 sayılı yedek subay ve ye-cİek askerî memurlar kanununun 3923 sayılı kanunla muaddel 3 üncü maddesine göre yedek subay yetiştirilirler.

Geçici madde 1 Bu kanunun kabulünden önce birinci maddede sayılan okullardan mezun olan ve askerlik hizmetlerini er olarak yapmış ve terhis edilmiş olanlardan yaşları otuzdan (otuz dahi!) az olanlar kanunun yürür­lüğe girdiği tarihten itibaren iki sene içinde müracaatları halinde 1076 sa­yılı yedek subay ve yedek askerî memurlar Kanununun 31 inci maddesine 2754 sayılı kanunla eklenen fıkra gereğince yedek subay olarak yetiştiri­lirler.

Geçici madde 2  Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte er olarak asker­lik hizmetini yapmakta bulunan birinci maddede yazılı okul mezunları, ye­dek subay yetiştirilmelerini talep edebilirler. Bu şekilde talepte bulunan­ların kıt'alariyle alâkalan kesilir ve ilk fırsatta yedek subay okul veya ta lhngâhlarına celbolunur.

Geçici madde 3  Geçici 1 ve 2 nci maddede sayılanlardan yedek subay oTarak yetiştirilmelerini istiyenlerin er olarak yaptıkları hizmet süreleri hazırlık kıtaları sürelerine mahsup edilir. Yedek subay okul ve talimgah­larım muvaffakiyetle bitirenler asteğmen, bitirmiyenler çavuş nasbedilir-ler. Bunlardan, geçici birinci maddeye göre yedek subay okul ve talimgah­larına celbedilmiş olanlar nasıplarmı müteakip, diğerleri emsalleri kadar hizmetten sonra terhis edilirler.

Geçici madde 4  Bu kanunun kabulü tarihinde orduda görevli olup 5802sayılı Astsubay Kanununa göre yetiştirilen. Sanat Enstitüleri mezunu su­baylar ve astsubay adayı olarak bulunanlar bu kanunun hükümlerindenfaydalanamazlar. Ancak 5802 sayılı kanunda tâyin edilen mecburî hizmet­lerini ikmlden sonra ordudan ayrılanlar sınıfları olan yedek steğmenliğe veya 8 inci sınıf yedek askerî memurluğa nasbolunurlar.Madde

2  Bu kanun neşri tarihinde mer'iyete girer,Meclis Pazartesi günü saat 10 da toplanacaktır.

büyük Millet Meclisi bugün Öğleden sonra saat 15 te Reis Vekillerinden Fikri Apaydın'in reisliğinde toplandı.

Bu oturumda, sabahki birleşimde maddeleri kabul edilmiş olan Türkiye Emlâk Kredi Bankası Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve ba­zı madde ve fıkralarının kaldırılması hakkındaki kanun lâyihasının tümü ' oya sunularak kabul olundu, müteakiben Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kuruluş kanun lâyihasının müzakeresine^ ge­çildi.

Bu kanun lâyihasına göre, P.T.T. İdaresi bundan böyle bir işletme olarak, malî, ticarî ve .sınaî bir âmme müessesesi karakterine uyanacak yeni mev­zuatla teçhiz edilecek, böylece daha verimli çalışabilecektir. Tasarının tümü üzerinde söz alan mebuslardan bir kısmı P.T.T. idaresi­nin bu yeni şekle girmekle, yani iktisadî devlet teşekkülü haline ^sokul­makla ileri bir adım atıldığını belirttiler ve bu areda, bu işletmenin ileri­de İşletmeler Vekâletine devri lâzımgeldiğini ve işletmeler Vekâleti teş­kilâtı kanunu yapıldığı zaman bunun nazarı itibara alınmasını ileri sürdü diğer bir kısım mebuslar dat halen çalışmakta bulunan iktisadî dev­let teşekküllerini misal alarak, bu mevzuda tenkidlerde bulunduktan son­ra, yeni işletmenin de bu hale düşmemesini istediler.

Komisyon sözcüsü, ileri sürülen fikirlere cevap vererek, kanunun gayesi­nin P.T.T. İdaresinin mülhak bütçe şeklinden çıkarıp 2460 sayılı kanun bükümleri içine ithal etmek olduğunu, bu şekilde iktisadî bir devlet te­şekkülü halinde idare edilecek bu müessesenin âmme hizmetini daha mü­essir bir şekilde görmeye çalışacağını belirtti. Ulaştırma Vekili Yümnü Üresin de, kanun lâyihası hasırlanırken, bütün muasır devletlerin bu mevzudaki çalışma şekillerinin tetkik edilmiş olduğunu, Amerika'dan ge­tirtilen mütehassıslar tarafından kanun lâyihası üzerinde ısrarla duruldu­ğunu, bu kanunun işletmeye vereceği şekil ile, memlekete hayırlı ve fay­dalı bir teşekkül kazandırılacağını belirtti.

Tasarının tümü üzerindeki konuşmalar bittikten sonra,ma- ddelere geçil­di ve bunların da kabul edilmesiyle tasarı kanunlaştı. Meclis yarın saat 10 da toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 17 Temmuz 1953 tarihindeki toplantısı

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10 da Reis Vekillerinden Şevki Yazrnan'm reisliğinde toplandı.Birleşim açıldığı zaman, aKsını ayında yapılacak olan köy muhtar seçi­mi ile şehir ve kasabalardaki muhtar ve ihtiyar heyetleri seçimlerinin bir yıl geri bırakılmasını tazammun eyliyen kanun tasarısının müzakeresi­ne başlandı. Bu mevzuda söz alan C.H.P. den Hamdi Orhon, Köylü Par­tisinden Cezmi Türk, mezkûr seçimlerin uzatılmasının demokrasi prensiplerine uygun olmadığını ileri sürerek, bunda politik sebeplerin aran icap ettiğini söylediler. İçişleri Komisyonu sözcüsü ise, j'eni bir köy kanunu hazırlandığına göre, bu kanunun yeni bir takım sistemler ve uzuv­lar yartacağını ve bundan dolayı seçimlerin geri bırakılmak yoluna gi­dildiğini ve böylelikle ayni zaanda birçok masraflardan kurtulanacağım irade ederek, kanun tasarısının kabulünü istedi. Bu arada Miliet Partisi adına söz istiyen mebus ile Reislik Divanı arasında usul bakımından bir münakaşa oldu. Riyaset Divanı, mahkeme kararı ile muvakkaten kapatılmış bulunan Millet Partisinin, bu hükme göre, Meclis Grupunun mev­cut olmadığını, bundan dolayı artık Parti Grupu adına söz alınamıyacağım beyan eyledi.Millet Partisi mensubunun, konuşma serbestliğinin kaldırılması iddiası üzerine söz alan Başvekil Adnan Menderes, mahkeme karariyle faaliyetten menedilmiş olan bir partinin adına nerede olursa olsun faaliyette bu İunulamıyacağmın mantık ve hukuk icaplarından bulunduğunu, maddî ve mânevi mevcudiyeti olmıyan bir partinin Mecliste elbet de grupunun da yok olması icabettiğini beyan eyledikten sonra, kürsüde söz hakkının tahdit edilmesi iddiasının da asla varid görülmiyeceğini, her mebusun burada serbestçe konuştuğunu ve bundan sonra da konuşacağını belirtti.

C.H.P. mebuslarından Ferid Melen'in, ayni kanun mevzuu üzerinde yap-hği konuşması sırasında, iktidarın bu nevi kanunlar çıkarmakla anormal tedbirlere başvurduğunu, fırsatını bulursa Meclisi de temdit edip Anaya­sayı ortadan kaldıracağı iddiasına cevap veren Başvekil Adnan Mende­res," .Ferid Melen'in bu sözlerini tekrardan kendisine iade ettiğini söyledi. Müteakiben köy, şehir ve kasabalardaki muhtar ve ihtiyar heyetleri seçimini .1954 yılı aKsım ayma kadar uzatan kanun tasarısı kabul edildi.

a) Türkiye ile Belçika Lüksemburg ekonomik birliği arasındaki öde­me anlaşması süresinin uzatılmasına dair teati edilen mektupların onan­ması hakkındaki kanun lâyihası,

b) İtalya'daki Alman ihtira beratları hakkında Roma'da imzalanan an­lamaya .iltihâkımızın tasdikine dair kanun lâyihası.

c)Türkiye Cumhuriyeti    ile Yugoslavya    hükümeti arasında  26 Şubat 1953 tarihinde Ankara'da imzalanan ticaret ve ödeme anlaşmalariyle ek­lerinin kabulü hakkında kanun lâyihası..

d)Devlet memurları aylıklarının tevhit cetveline dair 3656 sayılı kanuna ifcağlı 1 sayılı cetvelin ve 1944 malî yılı Muvazenei   Umumiye Kanununa bağlı 1 işaretli cetvelin Dışişleri Vekâleti kısımlarının değiştirilmesi hak­kındaki 4665 sayılı kanuna bağlı 1 sayılı cetvelde de değişiklik yapılma­sına, dair kanun lâyihası.

f) Devlet Demiryolları ve Limanları İşletme Genel Müdürlüğü işçilerine mesken yaptırmaları için borç para verilmesine dair olan .9554 sayılı ka- birinci maddesinin son fıkrasının tadili hakkında kanun lâyihası.

Bunların kabulünden sora, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İş­letmesi kuruluş kanunu lâyihasının müzakerecine geçildi.

Meclis öğleden sonra saat 15 te toplanacaktır.Zevatın önünden geçid resmi yaparak Ayaspaşa - Dolmabahçe yolunu taki­ben Beşiktaş Barbaros meydanına git­mişlerdir.

Taksim meydanına çelenk koyan te­şekküller tarafından Barbaros Anıtına da çelenkler konulmuş ve bando İs­tiklâl Marşım çalmıştır. Müteakiben bir deniz mangası tarafından havaya üç el ateş edilerek ihtiram duruşu ya­pılmış ve böylece merasim son bul­muştur.

 Ankara :

Trafik Kanununun tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11-5-1953 gü­nü ikinci müzakeresinde tamamlana­rak kanunlaşmış bulunmaktadır.

Bu kanun gereğince derhal yürürlü­ğe giren maddelerden 6 neı madde, İçişleri, Adalet, Millî Savunma,. Millî Eğitim, Bayındırlık, Ekonomi ve Tica­ret, Ulaştırma, Sağlık ve Sosyal Yar­dım Vekâletlerinin ilgili temsilcileriy­le, Şoförler Federasyonu temsilcisi ve Teknik Üniversite Trafik Kürsüsü temsilcisinden mürekkep

Büyük Millet Meclisinin 20 Temmuz 1953 tarihindeki toplantısı

 Ankara :

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10 da Reis Vekillerinden Şevki Yaz  man'ın reisliğinde toplandı.

Birleşim açıldığı zaman gündemde mevcut bulunan kanun tasarılarının müzakeresine başlandı.

Muamele Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin 4 üncü fıkrasının değiş­tirilmesi hakkında kanun lâyihası müzakere edilerek kabul olundu. Mez­kûr kanun lâyihası, son günlerde Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının bir kısım harp malzemesini memleketimizdeki fabrikalara sipariş arzusunu izhar etmesi ve fakat bu siparişler dolalısiyle herhangi bir vergi ve resim ödenmemesi derpiş edilmiş bulunması hasebiyle, kara, deniz ve hava harp teçhizatından madut olup efrat tarafından istimali kanunen mem­nu olan vesait ve malzemenin tesliminin Muamele Vergisinden istisna edileceğini derpiş eylemekteydi.

Muhtaç çiftçilere ödünç tohumluk verilmesi hakkındaki kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesine ve göçmenlerle nakledilenlere ve muhtaç çiftçilere tohumluk ve yemeklik dağıtılması hakkındaki kanunun 4 üncü maddesinin değiştirilmesine dair kanun lâyihası da kabul edildi. Bu kanuna göre, Ziraat Bankası Tarım Vekâleti emrine yıllık miktarı 20 milyon lirayı geçmemek üzere yüzde al­tı faizli devvar tohumluk kredisi açacak, bu krediden bir yılda kullanı­lanı 20 milyondan aşağı olduğu takdirde artanı ertesi yıl için tahsis edi­lecek olan 20 milyona eklenerek kullanabilinecek fakat daha ertesi yıla intikal ettirilmemek kayıt ve şartiyle yıldan yıla devredecek çiftçi üze­rindeki tohumluk kredi bakiyesi tutarı 60 milyon lirayı aşamıyacaktır. Diğer kabul edilen kanun tasarıları şunlardır:

îvîakina ve Kimya Endüstrisi   Kurumu hakkındaki   559- sayılı kanunun 30 uncu maddesinin "b" fıkrasının değiştirilmesine dair kanun lâyihası. Memlekete muafen girip de muhasasmılehleri haricinde kullanıan eşyanın gümrük vergi ve resmine tâbi tutulmayacağına dair kanun lâyihası. İltisak ve kuşak hatları inşasına dair kanun lâyihası.

Erzurum Mebusu Mustafa Zeren'in Ordu Dahilî Hizmet Kanununun 5501 sayılı kanunla değişen 66 inci maddesine bir fıkra eklenmesine dair ka­nun lâyihası.

Bandan sonra kamu alacaklarının tahsil usulü hakkında kanun lâyihası­nın müzakeresine başlanıldı.

Meclis öğleden sonra saat 15 te toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 22 Temmuz 1953 tarihindeki toplantısı

 Ankara :

Bliyük Millet Meclisinin bugünkü birleşimlerinde bina yapımım teşvik ve izinsiz yapılan binalar hakkındaki kanun lâyihasının- müzakeresi yapıl­dı.

Bu kanun lâyihasının maddeleri ile mesken buhranını halledecek maliimkânları sağlamak için ba nkalarımızın imkânları müsait olmadığınayöre, idarî tedbirleri Ön plâna almakla, hem Bina Yapımını TeşvikKanununun noksan hükümleri tamamlanmakta ve hem de ruhsatsız bi­naların durumlarının ıslahı tedbirleri belediyelere erilmektedir. Bu cüm­leden olmak üzere mevcut ruhsatsız evlerin imar plânına göre ıslahı müm­kün olduğu takdirde arsaları bina sahiplerine temlik edilecek, olmadığıtakdirde binaları yıktırılarak enkazı ve inşa bedeli sahiplerine verilecek­tir. Bu kanunun meriyetinden evvel ruhsatsız ve başkasının arsası üze­rinde yapılan ve meskenden gayri bir hizmet için kullanılan bütün bina­lar sahipleri tarafından yıkılacak, bu iş altı ay zarfında sahipleri tarafirman yapılmazsa mezkûr binalar belediyelerce yıktınlaçaktır. Ruhsat­sız ve başkalarının arsalarında yapılan meskenlere elince:

a Kendilerinin veya ailelerinin ikamet edecekleri başka bir meskene ma­lik olmadıkları takdirde bu kabil ruhsatsız meskenler, arsa bedeli alın­mak şartiyle namlarına tescil edilecektir.

b Bir kimse birden fazla ruhsatsız ve başkasının arsası üzerine mesken inşa etmiş ise, birisini kendisi için tercih edecek, diğerlerini belediye ken-,di vesayeti ile kıymetini takdir edip satın alacaktır.

c İmar plânının tatbki İçin ruhsatsız olarak başkasının arsası üzerinde vapılan binaların kaldırılmasına zaruret hasıl olduğu takdirde inşa bede­li ve enkazı sahibine verilmek ve ucuz evler mahallesinde kendisine bede­li mukabilinde bir ar.sa gösterilmek şartiyle bina sahibi tarafından kaldı­rılacak ve yeni arsaya nakledilecektir.

d - İskân sahası haricinde yapılmış meskenlerin ucuz evler mahallesine nakline sahipleri mecbur olacaklardır.

Bu tasanda ayni zamanda, ucuz mesken inşaatı, fakir aileleri mesken rahibi kılmak için kooperatiflere tercih    hakkının tanınması ve bilhassa,

devlete ve şahıslara ait fabrikalarda çalışanların fabrika civarında mes­ken sahibi olabilmeleri hususları yer almış bulunmaktadır. İnşa edilecek binaların ucuza maliyeti için inşaat malzemesinin Devlet Deniz ve Demir­yollarında asgari tarife ile nakli derpiş edilmiş ve binaların on sene müd­detle Bina Vergisinden muafiyeti hakkındaki merî kanunda mevcut hü­kümler biraz daha tevsi edilmek suretiyle ipka edilmiştir. Bu kanun fa­kır ailelerin mesken sahibi olmalarını kolaylaştıracaktır. Buna mukabil ruhsatsız ve ruhsata aykırı yapılan binalar bu kanunla sağlanan muafi­yetlerden faydalanamayacaklardır.

Kanun lâyihasının 28 inci maddesine kadar olan bölümler bugünkü bir­leşimlerde kabul edildi.

Meclis yarın sabah toplanacaktır..

Yüksek heyetin malumu olan bu nevi hareketlerin ve suiistimallerin mü­şahhas misallerini son ayların ve günlerin hâdiseleri teşkil etmektetdir.

Her ne kaadr dinin ve dinî hislerin âlet ittihaz edilerek kötüye kullanıl­ması halleri, Türk Ceza Kanununun 163 üncü maddesinde muhtelif şekil ve tarzlarda müeyyide altına alınmış ise de son aylarda ve hattâ günler meydana gelen vakıalardan sarahat ve katiyetle anlaşıldığı üzere mez kür müeyyidelerin kâfi ve şâfî olmadığı tamamiyle tahakkuk etmiş bu­lunmaktadır.

Muhterem arkadaşlarım,

Yüksek malûmunuzdur ki, kanunlar, zaruretlerin ve ihtiyaçların mahsu­lüdür. Bu karakteri haiz oldukları müddetçe değer iktisap eder ve tatbik kabiliyetini haiz olurlar ve keza zaruretlerin ve ihtiyaçların dereceli tak­dir ve tayin edilmek suretiyle yeni ihtiyaçlara ve zaruretlere uygun bir t .uzda kanunlarda tadilât icrası veya bu maksat ve gayeye vusul için ye--r.i hükümler ve müeyyideler vazedilmesi, cemiyetin, dolayısiyle devletin bekasının âlî menfaatlerinin, huzur ve sükûnun, müstakar demokratik ni-

zaman korunması, vikayesi babında tabii ve zaruridir.

Arzolunan zaruret ve lüzuma mebni lâyihanın birinci maddesindeki hük­mü huzurunuza getirmiş bulunmaktayız.

Bu madde hükmü ile, dinin, dinî hislerin, dince mukaddes tanınan şeyle­rin, dinî kitapların siyasî veya şahsî nüfuz ve menfaat temin etmek mak-saaiyle âlet edilmesi halleri müeyyide altına alınmış ve Türk Ceza Kanu­nunun 163 üncü maddesi hükmü daha şâmil bir şekilde ve içtimaî realite­lerimizi karşılayıcı mahiyette tanzim edilmiş bulunmaktadır.

2  Hâdiseler bize göstermiştir ki, Cemiyetler Kanununa göre kurulmuş oian herhangi bir cemiyetin mensubu tarafından ika edilen cürümlerin tazıları cemiyeti kanunen temsil ve idare edenlerin arzu ve direktifleriyle kasden işlenmekte, başka bir tabirle cemiyet men.subininin faaliyetine, cemiyet, Türk Ceza Kanununun 64 ve 65 inci maddeleri hükümleri daire­sinde iştirak etmektedir. Mevzuatımızda cürme iştirak eden, yani men­subu vasıtasiyle cürüm işleten, hemfiil olarak cemiyetin idarecilerinin mesuliyeti derjiş edilmişse de bu mesuliyetin cemiyetin manevi şahsiyeti­ne sirayeti düşünülmemeştir. Lâyihanın 2 nci ve 3 üncü maddelerinde bu cihet diğer huuslarda ilâveten nazara alınarak ceza ile birlikte cemiyetin mânevi şahsiyetine tesir edecek olan (fesih) müeyyidesi vazedilmiştir. Lâyihanın 2 nci maddesi hükmü tamamiyle bir zabıta ve tedbir meselesidir. Yekdiğerinden ayrı üç mükellefiyeti ihtiva etmektedir.

 Cemiyet mensubu,   birinci maddede    vazıh olan    cürmü işlediğinde cürmün işlendiği yerdeki Cumhuriyet Müddeiumumisi keyfiyeti o şahsın mensup olduğu cemiyetin umumî merkez reuine veya kanunî mümessililif tebliğ edecektir. (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda cemiyetlere
yapılacak tebligatın şekil ve tarzı gösterilmiştir.)

 Cemiyet idare heyetleri, mensuplarından birinin bu kanunun birin maddesine muhalif harekette bulunmuş olduğuna veya müddeiumumi­nin tebligatı ile veya her ne suretle olursa olsun resen ıttıla peyda etti­ğinde tebliğ veya ıttıla tarihinden itibaren bir ay zarfında aşağıda ya­zılı muamelelerden birini yapmakla mükellef kılınmıştır:

a) Cemiyet mensubu tarafından işlenilen mezkûr cürme (birinci maddedeki cürüm) cemiyete iştirak edilmediği yazüı olarak suçun, işlendiği yer Müddeiumumisine bildirilecektir.

b) Yahut o şahıs hakkında inzibatî muamele tertip ve tatbik olunacaktır.

Hu iki nevi mükellefiyetten birinin yerine getirilmemesi halinde, cemiyet idarecileri ağır para cezası ile cezalandırılacaklar ve ayrıca cemiyetin feshi nede mahkemece karar verilebilecektir. Buradaki fesih mahkemenin takdi riyle tekevvün edecektir. îhtiyyaridir. Mahkeme,  hükümden önce dahi, tedbir mahiyetinde, fesih kararı verebilecektir..

3  ikinci maddede tedbir mahiyetinde mütalâası mümkün olan bir hü­küm mevcuttur. Cemiyet idare heyetleri, mensuplarının birinci madde­de yazılı olan cürmü işlemelerine mani olacak şekilde lüzumlu tedbirleri almakla mükellef tutulmuşlardır. İşbu mükellefiyete riayet edilmediğinin, sûbutu halinde aynı müeyyide tatbik edilecektir. Cemiyeti sevk ve idare edenlerin ve Cemiyetler Kanununa göre muayyen vazifeleri ve mesuliyet­leri deruhte eylemiş bulunan idare heyetlerinin mensupları birinci madl dede yazılı cürmü işlemekten menedici surette lüzumlu tedbirleri almak­la mükellef kılınmaları yerinde bir tedbir olarak kabul edilmiştir. Lâyihanın üçüncü maddesine gelince, cemiyet mensubininin bu kanu­nun birinci maddesinde yazılı olan fiili iki türlü maksat altında işlemesi mümkündür:

a - Cürüm, tamamiyîe kendi iradesinin mahsulüdür, şahsîdir.

Mensup olduğu cemiyetin idarecileriyle (Türk Ceza Kanunu madde 64 - 65) iştirak halindedir.

Yüksek malûmları olduğu üzere bu madde mevcut olmasa dahi, cürnae iştirak halinde Türk Geza Kanununun 64 ve 65 inci maddeleri delaletiyle bı kanunun birinci maddesindeki müeyyide fiile iştirak edenler hakkın­da tatbik edilir. Fakat, yukarıda arzeylediğimiz üzere, cemiyetin iştiraki halinde, mesuliyetin cemiyetin mânevi şahsiyetine de sirayet etmesi, hak'-' km ve adaletin icabatındandır. Halbuki mevzuatımızda bu cihet derpiş edilmediğinden bir boşluk teşkil etmektedir. Binaenaleyh cemiyetin iş­ti r& ki bahis mevzuu olup fiil sübut derecesine vardığında o cemiyetin me­sulleri tecziye edilmekle beraber ayrıca cemiyetin feshine de karar veri­lecektir, ilâve edilen, hüküm yalnız cemiyetin feshine mütealliktir.

2nci maddedeki mükellefiyetlere ve tedbirlere riayet    edilmiş olmasına rağmen cemiyetin cürme iştirak ettiğinin anlaşılması hallerinde dahi ay­ın hükümler tatbik edilecektir.

3 4 üncü madde hükmü ile, yapılan toplantılarda her ne suretle olursa olsun kavlen veya fiilen hakaret veya tecavüzde bulunulması veya toplan­tının huzur ve sükûneti ihlâl edilmesi halleri müeyyide altına alınmış   ve ayrıca zabıtanın bu fiil ve hareketleri derhal menetmesi metinde açıklanmış ve yukarıda yazılı fiillerin toplantıyı    idare edenlerin ihmalleri veya iştirakleri neticesi vukubulması halinde de idare edenlerin keza para cezasiyle tecziyeleri yoluna gidilmiştir.

Madde dikkatle tetkik buyurulduğunda biri tenkili ve diğeri zabıtaî ma­nia olmak üzere iki hükmü ihtiva ettiği müşahede edilir. Anayasa ile müessese olan toplanma hürriyetinin selâmetle tatbik edile­bilmesini sağlamak maksadiyle konulmuş olan bu hükümler sık sık mü­şahede edilen vakıalara istinad etmektedir.

Zihni Betil, tasarının, cemiyet Üyesinin işlediği    suça cemiyetin iştiraki  v halinde, cemiyete ayni cezayı veren ve cemiyetin feshini emreden üçün.-cü maddeye de taraftar olduklarını bldirdi.

Tokat Mebusu Zihni Betil lâyihanın ikinci maddesi üzerinde durdu.Bu maddeyi tenkid ederek mevzuatımızda mevcut hükümlerin nâfi olduğu mütalâasını ileri sürdü ve ezcümle dedi ki:

Mevzuatımıza göre, din esaslarına dayanan-cemiyet kurmak yasaktır..Hilâfına hareket cezayı müstehimdir. Cemiyet eğer siyasi ise, lâikliğiAnayasanın ikinci maddesine göre programına almağa mecburdur. Siya­si cemiyet, kanunlara uygun hareketten başka itibar kazanarak muvaffak olmak gayesindedir. Bu itibarla cemiyet, yaşaması ve muvaffakiyeti icin suç işlememeye mecburdur ve Üyelerinin, değil bahis konusu suçu, hiçbir suçu işlememesini arzu eder.

Cumhuriyet Halk Partisi sozcusu daha sonra layihanın dördüncü madde­sini tahlil etti. Hatip, seçim zamanında açık ve kapalı yerlerde yapılan toplantıların Milletvekilleri Seçimi Kanunu ie, seçim zamanı dışında yapılan toplantıların da, İçtimaati Umumiye Kanunu ile tanzim edilmiş bu­lunduğunu, her iki kanun hükmünün ihtiyaca cevap vermekte olduğunu, hakikî, hükmî şahıslara vicdanlarında, gıyaplarında, söz ile, yazı ile, ka­vil veya fiil ile vukubulan hareketleri, mevzuatımızın suç saydığını söy­ledi.

Hatip, ancak böyle toplantılarda işlenilen suçların, meşhut suçların mu­hakeme usulüne dair olan kanun hükümlerine göre takip edilmesini'uy­gun gördüklerini söyledi ve bu maksatla bir tadil Önergesi verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupu adına Tokat Mebusu Zihni Betil'iu konuşmasından sonra kürsüye gelen müstakillerden Giresun Mebusu Arif Hikmet Pamukoğlu, lâyihayı hak ve hürriyetleri teminat altına al- . mak  gayesi bakımından  sevinçle  karşıladığını,  kalbi  demokrasi  aşkiyle. çarpan her vatandaşın ayni   şekilde lâyihayı sevinçle    karşıladıklarından" şüphesi olmadığını belirtmekle söze başladı. Bu dâvanın şahıs ve    parti dâvası değil, memleket ve millet dâvası olduğunu tebarüz ettirdi.

Hatip, isminin karıştığını ifade ettiği bazı noktalar    hakkında malûmat    verdikten sonra, tekrar müzakere mevzuuna dönerek lâyihayı esas itiba­riyle büyük bir boşluğu doldurması bakımından sevinçle   karşılamamağa imkân olmadığım söyledi. Müteakiben maddelerin tahliline geçerek bun­lar üzerindeki görüşlerini açıkladı.

Giresun Mebusu Arif Hikmet Paraukoğlu'ndan sonra Seyhan Mebusu Cezmi Türk, KÖyİü Partisi Meclis Grupu adına söz aldı.

Cezmi Türk'ün lâyiha aleyhindeki konuşmasından sonra saat 12.50    de tü inci celseye son verildi. ikinci celse saat 15.00 te Reis Vekillerinden Manisa Mebusu Muzaffer Korbanoğlu'nun başkanlığında açıldı. Bu celsede ilk sözü alan Giresun Mebusu Arif Hikmet Pamukoğlu sabahki celsede Seyhan Mebusu Cezmi Türk'ün şahsı hakkındaki ifadelerini cevaplandırdı.

Müteakiben kürsüye gelen Cumhuriyet Halk Partisinden Sinop Mebusu Eerver Somuncuoğlu, lâyihanın ehemmiyetine işaret ettikten sonra tasa­rının dayandığı iki esastan birinin dini politikaya âlet etmek istiyenlerin bu hareketlerine mani olmak, diğerinin ise kapalı veya açık toplantılar­da ağzına geleni söyleyip şeref ve haysiyet kırıcı hareketlerden çekinmi-yenlerin bir müeyyide ile haddini hududunu çizmek olduğunu belirtti.

Server Somuncuoğlu daha sonra bereketli Nisan yağmurundan faydala­nan bir tarladaki mahsuller gibi, hürriyetler de demokrasi sayesinde in­kişaf ederken ayni zamanda tarladaki zararlı otlar nasıl neşvünema bu­lurlarsa, hürriyet havasından istifade ederek dinî hisleri politikaya âlet etmek istiyenlerin de ortaya çıkmış bulunduklarının bir hakikat olduğu­nu söyledi.

Sinop Mebusu Server Somuncuoğlu daha sonra alınması zarurî olan ted­birler bakımından başka memleketlerle kıyaslar yapmanın her içtimaî topluluğun hususiyet ve ihtiyaçları başka başka olduğuna göre, yanlış bir yol olacağını işaret etti ve devamla dedi ki:

"Sunulan tasarı suçun mahiyeti bakımından büyük bir yenilik getirme­miş olmasına rağmen hükümet desteklenmeğe değer. Bu bakımdan birin­ci maddenin istihdaf ettiği gayeyi bütün gücümün yettiği kadar ve Ata­türk devrinde yetişmiş C.H.P. Mebusu inkılâpçı bir genç olarak bütün kuvvetimle ve oyumla destekliyeceğim."  

Hatip, sözlerine devamla ikinci maddeyi kendi noktai nazarı bakımından

tahlil etti ve bu maddeyi lüzumsuz bulduğunu söyledi.

Server Somuncuoğlu diğer maddeleri de tahlil etti. Bu arada dördüncü maddeden bahsederek siyaset adamlarının çok insafsız iftiralara maruz bırakıldıklarını, bunun halk efkârında nefretle karşılandığını söyledi. "Bu memleketin bekası, bu cemiyetin terakkisi için bu şekildeki müeyyi­delerin getirilmesi elbette lâzımdır. Ve muhakkak ki bir zarurettir" dedi. Ancak gayesi bakımından doğru bulduğu bu maddeyi tadile muhtaç gör­düğünü ilâve etti.

Sinop Mebusu Server Somuncuoğîu'nun konuşmasını müteakip kürsüye gelerek lâyihanın aleyhinde bulunan Kırşehir Mebusu Osman Bölükbaşı'-nın konuşmasından sonra saat 17.10 da ikinci celseye son verildi.

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes, bugün akşama doğru Büyük Millet Meclisin­de vicdan ve toplanma hürriyetinin korunması hakkındaki kanun lâyiha­sının müzakeresi esnasında, daha evvel yapılan konuşmaları cevaplandır­mak üzere söz almış ve alkışlar arasında şu beyanatta bulunmuştur:

"Konuşma ve dinlemeden çok yorulmuş olduğunuz bir zamanda huzuru­nuza gelmiş bulunuyorum. Fakat ne çare ki mevzuata verilmek istenilen büyük ehemmiyet, hükümet olarak bazı sözler söylememi ve zihinlerde bulunması muhtemel olan tereddütleri bertaraf etmeğe çalışmamı icap ettirmektedir.

Vicdan ve toplanma hürriyetlerinin teyid edilmesi ve korunması husu­sunda bir kanun tasarısının hazırlanmakta    olduğu haberi çıkalıdanberi, hattâ daha evvel, siyasî partilerimizden birisinin dini siyasete âlet etme ve müessese içtimaî ve siyasî nizamı bozma suçunun maznunu olarak hakkında ihtiyatî tedbir ittihaz edilmiş olduğu günden başlamak üzere Demokrat Parti iktidarının aleyhinde görülmemiş şiddette bir kampanya açılmış bulunuyor. Gazeteler, bu partinin umumî kongresinde kendi için­de vukua gelen hâdiseler üzerine derhal mutad olduğu üaere, Demokrat Parti iktidarım suçlandırmaya başlamışlardır. Meselenin mahkemeye in­tikal etmiş olduğunu ve ihtiyat tedbirinin mahkemece verilmiş olduğunu tumamiyle unutarak, meseleyi, Demokrat Partinin rakibi olan bir parti­yi kapatmak teşebbüsüne geçmiş olması şeklinde umumî efkâra kabul et­tirmek ve Demokrat Partiyi hilafı hakikat, hilafı vaki olan böyle bir töhmetin altında bulundurmak gafletinden şu ana kadar bir an dahi fa­riğ olmuş değillerdir. îşte bu tasarının müzakeresi böyle bir zehirlenmiş hava içinde başladı. Hattâ daha buna gelmeden önce, evvelki gün müza­kere ve kabul etmiş bulunduğunuz bir tasarı da ele alınmak suretiyle yi­ne dünyanın gürültüsü koparıldı ve memleket efkârını tağlit etmek için elden gelen gayret deriğ olunmadı. Profesörlerin nasıl hareket edip nasıl hareket etmeyecekleri hakkındaki bir maddelik kanun tasarısı görüşülür­ken, müzakerenin nasıl başladığını ve neticede hakikatin nasıl tecelli et­tiğini hepiniz gördünüz. Hepiniz ve umumî efkâr bir bardak suda kosko­ca.bir fırtınanın nasıl koparılmak istendiğine şahit oldunuz. Tıpkı, onun gibi, şimdi bu vesile ile de günler ve haftalardan beri memlekette ve bu Babahtanberi de burada hürriyet elden gidiyor,. din elden gidiyor vavey-lâlariyle yalnız Meclisin çatısının değil, memleket . afakinin nasıl sarsıl­mak istendiğinin yine şahidi oluyorsunuz.

Tasarının malîiyeti ve tenkidler:

Huzurunuza 8 maddelik bir tasarı getirmiş bulunuyoruz. Bu tasarı, haki­katte iki mevzuu ihtiva etmektedir. Bunlardan biri, dini siyasete âlet et­mek sucunu daha baris surette ele alarak sarih kıstaslara ve müeyyide­lere bağlamak mevzuu, diğeri de siyasî toplantılarda, senelerden beri ve hassaten son samanlarda kesretle görülmekte olan ve çok teessüfe şayan ve hâö derecelere kadar götürülmüş olan tecavüs ve hakaret fiillerinin önlenmesi mevzuu.

Burada bu iki mevzuun müzakeresinde, fikirlerin hattâ muhalefetin fi­kirlerinin ne suretle miitebayin olarak tecelli ettiğini gördünüz. İçtimaî ve siyasî vakıaların ve hakikatlerin ne derecelere kadar seyyal olduğu­nu, sabahtanberi cereyan etmekte olan müzakerelerin mânasından anla­mış bulunuyorsunuz.

Mevzuların biricisinde, dini siyasete âlet etme bahsinde, muhterem Halk Partisi bizim fikrimize iştirak ediyor ve "lâiklik prensibine, vicdan hürri­yetine uygundur. Sisinle beraberiz, yerden göğe kadar hakkıma" vardır" diyor. Halk Partili arkadaşları ve onlara iştirak eden arkadaşları dinle-diniş, bunun yerinde olduğunu ifade ettiler. Diğer başka muhalifleri ise, getirmiş olduğumuz metin ile dinin, imanın elden gittiğini, bundan son­ra Allah adının ağızlara alınarniyaca.ğım iddia etmek suretiyle memleke­te'kaygılar salmak istiyorlar.

Siyasî toplantılarda zabıta tedbir ve kaidelerinin tarsin ve teyidi hakkın­daki madde için de, tenkidçilerin bazıları bunun siyasi hürriyeti tama-nıiyîe ilga etmek olduğunu ve bu tasarı kanunlaştıktan sonra, artık siya­sî toplantılar yapmanın tamamiyle imkânsız bir hale geleceğini iddia ettiler. Muhalefete mensup diğer bası arkadaşlarımın da bunun varid ola-rmyacağım. yalnız maddenin yazılışında bazı değişiklikler yapılması lâ< zmıgeldiğini ileri sürdüler.

Görüyorsunuz ki, Demokrat Parti iktidarı hürriyeti ortadan kaldırmak, istibdadı tesis etmek için teşebbüslere girişmiştir, yolundaki vaveyla, bu­rada bu sabah başlıyan müzakereler neticesinde, şu anda, sabun köpüğü gibi eriyip ortadan kalkmış;- bulunuyor. Halbuki ne vatanperverâne nu­tuklar çekildi. Bunları burada gördünüz ve işittiniz.

Bütün meselenin esası şudur:

Dîni siyasete âlet etmekte devam edecek miyig, etmiyecek miyiz? Siyasî, toplantılarda, hiçbir mesuliyet hissi ve kaygugu tanımadan, mefhumlara, müesseselere, hükümete ve devlet adamlarına, hakikî ve hükmî şahıslara ağza geldiği gibi sövüp saymakta devam edecek miyiz, etmiyecek miyiz? İnsanlar ve teşekküller var ki bunlar, bugün bulundukları mevkiden ko­layca iktidara gelebilmek için, sadece ve sadece dini siyasete âlet etmeği sabah akşam memlekette tahrikat yapmayı, müess-es nizamı her tarafın­dan zayıflatacak surette çalışmayı, küfür ve tahkirle yıpratmayı tek yol olarak telâkki etmektedirler, iktidara gelmeny| tek vasıta ve yolunu, di­ni siyasete âlet etmekte, haysiyetli ve şerefli insanları, asgarî ve muay­yen bir prestije sahip olması lâsımgelen otoriteleri, şehirlerde ve köyler­de, sokaklarda ve köşe başlarında ayaklar altında mütemadiyen çiğne­mekte ve suçlarından dolayı hiçbir ceza görmemekte bulanlar, bu tasarl­ımı- kanuniye! kesbetmesinden korksunlar. Bu kötü maksatları takip edenlerden başka hiç bir kimsenin bu tasarının kanuniyet kesbetmesinden zerre kadar üzülmesini mucip bir hal bulunmadığını bütün Türk vatan­daşlarına, bütün dünyaya ilân etmek, vicdan huzuru içinde iş gören biz­ler için en şerefli bir vazife teşkil eder.    ,

Mevzu ile alâkası olsun olmasın, yapılan perakende tenkidlerin tenkid ve tahliline geçmeden önce, Halk Partisinin derli toplu ve tam bir tenkid vas­fını haiz fculımaa sözlerine kısaca temas edeceğim.

Evvelâ şunu arşedeyim ki, Halk Partisi arkadaşlarıma, tereddütlerinizi ve endişelerinizi kolayca bertaraf etmek kabildir, sözlerini söyliyebilecek mevkide bulunduğumu zannediyorum. Çünkü maddelerin müzakeresine geçtikten sonra görülecektir ki, getirdiğimiz tekliflerin, zekâ, iz'an ve üv eaf sahipleri için hiç bir aykırılığı yoktur, ve bugünkü rejimi sıkıştıran ve hürriyeti tahdit eden mahiyet ve hüviyetleri asla mevcut değildir. Halk Partisi Meclis Grupuna, derli toplu, şayanı hürmet bir tenkid getirmiş obuasından ve bu tenkidde, bazı ana prensiplerde bizimle beraber olmayı kabul etmiş bulunmasından dolayı teşekkür etmek yerinde olur. Ben bu­rada bu teşekkürü çok şevkli bir vazife olarak ifa etmekteyim. Kendilerini, bir adım daha ileriye giderek tasarının tümü üzerinde bizimle beraber ol­mağa davet etmeği de yine kendime bir vazife telâkki etmekteyim. Hadiseler geçtikten sonra mahiyetleri daha iyi anlaşılıyor. Fakat dirayet ve kiyaset odur kî. tedbirler ve kararlar tam vaktinde alınsın. Meselâ, usuî meselesini bahis mevzuu eden muhterem Halk Partisinin Kore kararı­na iştirak' etmemesini, zan ediyorum ki hâdiseler uzakta kaldıktan sonra, bugün kendileri de bir hatalı hareket ve karar olarak kabul ederler. Bura­da millet ve vicdan huzurunda karşılıklı bir hasbıhal içinde doğru konu­şan insanlar olarak, birbirimizi incitmek, hatalı görmek    ve göstermek; kaygısından uzak bir şekilde rahatça konuşmak mümkündür. Bu arada, yine yapılan hataların mahiyetini belirtmek bakımından, eğer muhterem Halk Partisi müsaade ederse, belki kendilerini biraz üzecek bir mevzua temas etmek mecburiyetinde kalacağım :

Bir parti hakkında ihtiyatî tedbir alınması mahkemece karargir olduktan sonra, Halk Partisi bir beyanname neşretti. Bu beyannamenin muhteva­sının neşrine takaddüm eden hâdiseler ve bugünün siyasî icaplariyîe ne dereceye kadar kaabili telif olduğunu huzurunuzda tetkik ve tahlil edecek değilim. Yalnız şu noktaya işaret edeceğim ki, Halk Partisi, bu beyanna­mesinde, hâdiseyi yalnız bir partiler teminatı meselesi olarak ele almış ve bir inkilâp mevzuu olarak taşıdığı büyük ehemmiyeti tamamiyle gözden uzak tutmuştur. Hâdiselerin içinde yaşamakta olmanın, uzun yıllar Dev­let idaresinde bulunmanın ve tecrübeler edinmenin kendilerine verdiği se­ziş kabiliyeti ile, meselenin bugün için ele alınacak tarafının partiler temi­natı meselesi değil ve fakat bu partinin çalışmalarında ve alman ihtiyatî tedbirin zımnında ve maverasında cereyan etmekte olan büyük sosyal me­seleler olduğu anlaşılmalı idi. Malbuki bu nokta, bir tarafa bırakılmış bu­lunuyordu.

Hakkında ihtiyatî tedbir alınmış olan parti, başkası tarafından ele veril­miş, 'Demokrat Parti tarafından ihbar edilmiş, hakkında Hükümet tara­fından harekete geçilmiş değildir. Bunlar, kendi kendilerini ele vermiş adaletin pençesine teslim etmiş bulunmaktadırlar. Hal böyle iken, bunu bir partiler teminatı meselesi olarak ele almak ve büyük sosyal ve siyasî dâvayı ihmal etmek, zannediyorum ki, doğru olmazdı.

Bugün ben eminim ki, Halk Partisi hiçbir zaman mevcut kanunların gös­terdiği yolun dışına çıkması tasavvur dahi etmiyeceği, memleket menfaat­lerine şiddetle aykırı yollarda yürümeği hiç bir zaman hedef gütmiyeceği

için, kendisinin herhangi bir tehlike altında bulunmadığını, böyle bir şe­yin asla bahis mevzuu olmadığını kendileri bizden çok daha iyi bilmekte­dir. Aynı zamanda, kendileri bilirler. Vatan ihanetine kadar giden hareket­ler için partiler teminatı diye partileri serbest bırakmanın asla mümkün olmadığını de yine kendileri bilirler.

Bu meyanda kendilerini üzecek bir hatıraya da temas etmek mecburi­yetindeyim : Demokrat Parti kurulduğu zaman hangi teminata istinat, etmekte idi? Ben size söyîiyeyim : Demokrat Parti kurulduğu zaman bü­tün antidemokratik kanunlar ayakta idi. Antidemokratik kanunların tat­bikatı bütün şiddetiyle devam etmekte idi. Memleketin bir çok bölgelerin­de örfî idare hâkimdi. Örfi idare, bu parti kurulduktan sonra birkaç sene daha devam etti ve bilâhare kaldırıldı. Aynı zamanda istiklâl mahkeme­leri Kanunu da mer'iyette bulunuyordu. Bir siyası parti için, Demok­rat Parti için, mevzuat bakımından teminat işte böyle bir manzara arze-dıyordu. Tatbikat bakımından ise açılan her ocak beş defa kapatılmıştı.

1946 seçimlerinin nasıl cereyan ettiğini de hepiniz bilirsiniz. Demokrat Parti bütün mücadelesinde hiç bir teminata ,sahip değildi. Haklı dâvasına inanmış olmaktan, haklı dâvasmı Türk Milletinin büyük ekseriyetini inandırmış olmaktan başka teminatı yoktu. Amma, Demokrat Partinin üstüne gelinmedi. Kanun maddesi vardır diye gelinmedi değil, gelinemez­di de onun için gelinmedi. Bugün de Halk Partisinin üzerine gidilemez. Fakat kaptıkaçtı politikacıları için, memleket menfaatlerini tamamen ih­mal ederek, dil ve el hüneriyle koparıp iktidara geleceğini kafasına yerleş-

tiren için, her türlü kanunî mevzuatı bir tarafa bırakarak, memleket men­faatlerini ayaklar altına alıp çiğnemek pahasına da olsa, mutlaka iktida­ra geleceğim diyenler için, kanunun kahredici pençesi her zaman vazife yapmiya amade bulunacaktır.

Şimdi sizlere, görüşülmekte olan tasarıyla huzurunuza getirdiğimiz mevzuiarın birincisinden bahsedeyim :

"Din elden gidiyor, diye haykırıyorlar. Hayır, Türk Milleti Müslümandır, Müslüman kalacaktır. Müslümanlık muhteremdir ve kimse ona tecavüz edemiyeeektir. Her Müslüman, ibadetini, taatını yerine getirmekte tama-miyle serbesttir. Bu mevzuda eğer eksik varsa, Demokrat Parti Meclis Grupu ve Büyük Millet Meclisi bunu tamamlamaya amadedir. Ancak bir takım siyaset vurguncularının, dini siyasete âlet etmek ve dini siyasette istismar etmek heves ve peşinde olan kimselerin, tarihimizde bu millete pek pahalıya mal olmuş genî hareketlerini artık durdurmak kararında­yız. Bunların din ile, Müslümanlıkla en küçük bir alâkaları dahi mevcut değildir. Bunlar, sadece dini, dinin mübeccel mefhumunu, Allahm kutsî adını en âdi ihtiraslarına âlet etmekten çekinmiyen, bu suretle dince gü­nâh işliyen kimselerden ibarettir. Bunların, bu gibi bir takım tufeylile­rin, dinî tahrik ile, vatandaşlarımızın vicdanlarındaki hürriyetlerini ra­hatsız etmelerine kaygısız kalmıyacağız.

Bize, muhtelif memleketlerin anayasalarından bahsettiler. Ne memleket­ler birbirine benzer standart memleketlerdir, ne de anayasalar birbirine benzer standart anayasalardır, isviçre'yi, diğer bazı memleketleri misal getirdiler. Bunların anayasalarında elbetteki koruyucu tedbirler vardır.

Eğer bunlara benzemek istiyorsak, bunlara benziyen her tedbiri alma­mız lâzımgelir. Bu memleketlerde Komünist partileri de kurulabilir. Re­jim değiştirilmesi idamı mucip bir harekettir, diye bir kayıt mevcut de­ğildir. Fransa'da, Anayasaya göre, Klerikal partilerin, Komünist partile­rinin, Kralcı partilerin kurulması mubahtır. Biz ise, Anayasamızla, bun­ları kabul etmemekteyiz. Bir tarafta benzerlik, diğer tarafta büsbütün aykırılık olmaz. Ölçü bir olmak lâzımgelir.

Fransa'da ve İsviçre'de teokratik bir devlet kurmak teşebbüsünün ne de­recelerde muvaffak olabileceğini takdirlerinize havale ediyorum. Fakat bu memlekette halifeliği ihya, saltanatı iade etmek hülya ve tasavvurları, hâlâ bir takım hayalperestlerin, maceraperestlerin kafalarında, kavak yelleri gibi, esmektedir. Muhterem arkadaşım Server Somuncuoğlu, demin, dinin siyasete âlet e-d:Jmesini daha belirli hale getiren teklifimiz münasebetiyle konuşurken, Vaktiyle muhalefetin bizi çok ikaz etmesine rağmen o zaman irtica yoktur cevabını verdiğimizi ileri sürerek küçük ve dostane bir tarizde bulundu. Bugün hâdise tamamiyle olgun ve iltihaplı bir hale gelmiş olduğu bir za­manda dahi, neşterin vurulmasına teşebbüs edilirken, ne dereceye kadar vaveyla koparılmakta olduğunu görmektesiniz. Eğer, biz geçen sene, ev­velki sene, irticaın ve mürtecilerin bir partinin saflarında yer almakta ol­duklarını ve irticaın bir siyasî parti halinde teşkilâtlandırılması gayretinin mevcut bulunduğunu, hâdise bariz ve olgunlaşmış bir hale gelmeden söy­lemiş olsa idik, bir siyasî rakibi ortadan kaldırmak için bühtan etmekte olduğumuz isnadı, o günlerin hudutsuz hürriyetinin âşıkları tarafından gırtlaklar parçalanarak suratımıza haykınlacak ve memleket âfâkı bunun avâzesiyle çmlatılacaktı. Bugün, işler bu derece olgun hale gelmişken dahi uğramakta olduğumuz taarruz ve tecavüzleri, kanunun tecziye ettiği bir fiil ve hareketin tasrihini istibdadın kurulmasının bir delili olarak gös­termek gayretlerini gördükten sonra, bize böyle bir hitabın yapılmasının iis dereceye kadar yerinde olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz.

O zamanlar, irtica yok, mürteci vardır, dedim. Sözlerimi iyi hatırlıyorum. Hakikaten, irtica vardır denildiği zaman, bu memleketin bir baştan öbür başa kolayca irticaî hareketlere sürüklenebileceğin! iddia ve kabul etmek ve böyle bir iddiayı serdetmek demek olur. Böyle bir şey kat'iyyen bahis mevzuu olamaz. Halbuki, bu memlekette elbette mürteci vardır. Kazan­cını, şahsî menfaatini ona bağlamış, bunu mûtad meslek haline getirmiş oîanlar ve bunların yanında da birtakım gafiller mevcuttur. Türk Mil-bciİ küçücük bir dinî tahrikle parça parça oluvereceğini zannederler, bu ümitler yağar ve çalışırlar. Memlekette henüz siyası hayat tam .selâbetiy-le teessüs etmemiş iken, bir kısım vatandaşlar vardır ki bunlar, bu tah­rikçilerin şikârı olabilirler.

Öyle insanlar, öyle teşekküller vardır ki, Türk Milletinin müslümanlığa ve :m'anelerine bağlı olmasını esas ittihaz ederek, bir .defa müslümaneı ol­duğumuzu onların kulaklarına kaçırdıktan sonra .seçimlerde derhal kahir bir ekseriyetle iktidara., gelmek bizim için mümkündür faraziyesine yaka­larım kaptırmış bir halde çalışmaktadırlar. Başka istinad edecekleri hiç­bir şey, üzerinde konuşabilecekleri hiçbir mevzu yoktur. Bu memleketin bugün tek ihtiyacı, tek ıztırabı sanki din bakımından maruz kaldığı bü­yük acılar, büyük haskılarmiş, bu cemiyetin içinde en bariz dert, hattâ tek başına dert bundan ibaretmiş gibi, bunların parti faaliyetlerini ona ayarlamış olmaları, arzettiğim hakikatin en açık delilini teşkil eder.

Burada bîr defa daha tekrar edeyim ki, vicdan hürriyetine tam "olarak kavuşturmak bakımından eğer bir eksik varsa, Büyük Millet Meclisinin muhterem asası, Demokrat Parti Grupunun muhterem âzası, bunları ka­nun teklifi olarak getirirler, Her meseleyi    konuştuğumuz gibi bunu da

k-arşıkklı konuşuruz ve ekseriyetin karariyle neticeye variliz.

Şimdi Halk Partisi adına yapılan tenkidlere tekrar avdet etmeme müsaade

buyurmanızı rica ederim :

Birinci madde üzerinde bizimle mutabıktırlar. İkinci madde, şahsiyeti ma-reviyenin suçlu olabilmesi halini derpiş etmekte ve şahsiyeti maneviyeyi de suçlandırablecek haller mevcut ise bunların tebyini usulünü tesbit ey­lemektedir. Buna hacet yoktur, diyorlar. Biz, buna hacet bulunduğu ka-nautmdayiz. Hacet olmadığını ispat için ileri sürdükleri djşjjl şudur :Her­hangi bir partinin mensubu birinci maddeye' muhalif hare^ftt ettiği takdir­de hakkında ya inzibatî bir tedbir alarak tatbik edecek, veyahut ta müd­deiumumiliğin yazılı tebliğine karşı ben bunu taavip etmiyorum, cevabını verdikten sonra hiçbir mükellefiyeti kalmadığı için, başka yollardan suça iştiraki tespit edilmediği takdirde hiçbir suç ve töhmet altında bulunmi-yacak. Bu sebeple'maddenin abes bîr madde olduğunu ileri sürüyorlar ve kaldırılmasını teklif ediyorlar.

Biz, meselenin o kadar basit olmadığı .kanaatmdayız ve bu kanaatladır ki, maddeyi huzurunuza şevkettik. Fazla derine gitmeden, sadece ilk akla gelen .sebebi ileri süreyim: Siyasî partilerin, hükmî şahıs olarak, hakikî şahıslar gibi suç işliyebilecekîeri aşikârdır. Kanunlarımız, hakikî şahsa tanıdığı  tasarrufların pek çoğunu  hükmî  şahıslara  da tanımış,   hakikî

şahıs gibi hükmî şahsı da müeazata ehil telâkki etmiştir. Demek oluyor ki, hükmî şahıslar da suç işliyebilirler.

.Bu nasıl tespit edilecektir? Bu ikinci maddede bir küçük nokta var : Bir parti, ben koca partiyim der, ikiyüz bin, bir milyon, dilin kemiği yok ya, kadar milyon âzam var, 800 bin kilometreye yaklaşan sathı vatanda bu kadar nüfus topluluğunun, bunlar arasında Ahmedin, Mehmedin, Ali­nin, Velinin ne yaptığını ne. bileyim. Partinin nasıl işliyor, nasıl çalışıyor olduğunu, el altından bu gibi hareketleri teşvik ediyor mu etmiyor mu, bulunduğu noktalarında, ikinci madde ile karinelerin teşekkülü mümkün olacaktır. Siyasî partilerin bu sahalara gitmemeleri lâzımdır. O halde şah­siyeti hükmiye olarak bunların ne tarzda vazife gördüklerini murakabe etmek faydalı olacaktır. Vatanın dört bir tarafında vukua gelen bu gibi hâdiseler, müddeiumumilikîeree merkeze yazılacaktır. Onlar, sadece bunu tasvip etmiyoruz diyeceklerdir. Amma nerelerde ne gibi vak'alar, tahad-düs ediyor ve bir partinin kendi mensupları ne tarzda hareket ediyor, bü­tün bunlar müddeiumumiliğin haber vermesiyle, partilerin umumî merkez­leri tarafından da malûm olacaktır. Diğer fiiller meyamnda fiilî iştirak mevcut ise bunu tesbit ve değerlendirmenin ehemmiyeti aşikârdır. Diğer taraftan bu ihbarlar, böyle çalışılmasını arzu etmiyen parti umumî mer­kezleri için de bir ikaz, bir tembih teşkil edecek ve tedbir alma vazifesini yerine getirmeğe medar olacaktır. Sadece bu sebepten dolayı dahi ikinci rnaddenin abes bir madde olmadığım kabul etmek lâzımgelir.

üçüncü maddeye gelince, bunu, maddelerin müzakeresinde cevaplandır­mak daha yerinde olur. Şimdi müsaade ederseniz dördüncü maddeye inti­kal edeyim : Dördüncü madde aynen şöyle demektedir : "Belli maksatlar­la agık veya kapalı yerlerde yapılmakta olan toplantılarda her ne suretle •olarsa, olsun kavlen veya fiilen hakaret veya tecavüzde bulunanların, top­lantının huşur ve sükûnunu ihlâl edenlerin bu hareketleri rabıtaca derhal men edilmekle beraber fiil daha ağır cezayı müstelzim bulunmadığı takdir­de bunlar yÜ2 liradan bezyüz liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandı­rılır.

Şimdi burada derhal ileri sürülen itiraz, bunun toplantı hürriyetini menedeceği. partilerin serbest çalışmasının bundan sonra artık mümkün olmıyacağıdır. Halbuki, hal ve keyfiyet katiyen böyle değildir. Çünkü mevcut hükümler, yalnız bu fiilleri irtikâp edenleri susturmak değil, top­lantıyı feshetmek imkânını dahi zabıta ve adliye emuruna vermektedir.Size îçtimaatı Umumiye ve Seçim Kanunundaki hükümleri okuyacağım.Göreceksiniz ki, bu tasan ile daha ağır, daha tahdit edici bir hüküm ge­tirmemekteyiz.

Burada yazılış ile düşünüş arasında bir fark mevcut olabileceğini kabul «edelim. Komisyon adına konuşan arkadaşım, maddenin müzakeresi esna-svnda bu noktanın nazarı itibare alınabileceğini söyledi. O da şudur : Mev-<cut îçtimaatı Umumiye Kanunun gereğince, toplantıda zabıta ve adliye memuru ile toplantının tertip heyeti de bulunacaktır. Kanuna aykırı, te­cavüzü tazammun eden fiil ve hareketler vuku bulursa, İdare heyeti ha­rekete geçecek, idare heyeti vazifesini görmediği takdirde zabıta veya ad­liye memuru idare heyetine vazifesini ihtar edecek, yapmadığı takdirde de toplantıyı feshedecektir.

Şimdi toplantılarımızda idare heyetlerimiz bulunacağına göre, maddeye, zabıta memurunun isterseniz mülkiye memurunun idare heyetine keyfi-

yeti hatırlatması ve idare heyeti vazifesini yapmadığı takdirde toplantıyı resen feshetmesi şeklini vermek mümkündür. Bu takdirde, bugün mevcut olası hükümle bir tenazur teinin edilmiş olur. Bunda bir aykırılık görme­mekteyiz. Maddeyi bu hale getirdiğimiz takdirde, tahmin ediyorum ki, Haîk Partili arkadaşlarım, tasarının tümüne iştirak etmek noktasından biraz daha kolaylığa ermiş olacaklardır..

           Hepinizin ve Halk Partili arkadaşlarımızın endişelerini eğer mevcut ise,  daha bertaraf etmek için maruzatıma devam edeyim ;

Bir jandarma neferi, bir köy koruyucusu gelecek, toplantıyı feshedecek... Bütün tenkidlerin mihverini teşkil eden bu oldu. Hükümetin mutlaka jan­darma neferi göndereceğini ne biliyorlar ? İsterse mülkiye veya adliye me­muru gönderir,

îetimaatı Umumiye Kanunu ile tenazur tesis ederek, mevcut kanunun ne­si var ki, yeni bir madde koyuyorsunuz, dendi. Burada bunun bir iki se­bebine temas eden arkadaşlar oldu. Bu arkadaşlar, bir hususî kanun çı­karmak psikolojik tesirler yapar ve ele alman mevzuu ehemmiyetlendirir, dediler. Filhakika bir yeni ve ayrı kanun çıkarılmasının böyle bir tesiri haiz olduğu ve bu tesirden feragat etmek için sebep mevcut bulunmadığı aşikârdır*.

Fakat, bu maddenin ayrıca getirdiği bir yenilik vardır. Bu yeniliği kü­çümsemek yerinde olmaz. Biraz gizli kalan bu yenilik şudur : Mevcut fçtimaatı Umumiye Kanununda, toplantı fesh edilir der. O kadar. Eğer,

hakaretin, tecavüz veya hücumun mağduru varsa, o şahıs dilerse mahke­meye müracaat eder. Şimdi bu kanun lâyihası ile getirdiğiniz yeni hüküm, fiîlin men'idir ve fiilin men'i adetâ bir âmme dâvasının açılmasını da temin etmektedir. Yenilik buradadır.

Gerekçede okuyacaksınız, orada der ki, fiilin mağduru ekseriya bundan haberdar olamaz, çünkü bu toplantılar memleketin her tarafında yapılı­yor, onun için de dâva açma imkânı yoktur. Bu gibi tecavüzleri sabahtan akşama yapanlar ise, bu ümitle cesaretlerini arttırarak ortada dolaşır­lar. Yeni tasarıya göre ise, susturma veya toplantıyı feshetme hâdisesinin vukuu ile berber ceza da taayyün etmekte olduğu için, hâdise mahkemeye gidecektir. Yani, mağdur dâva açsın açmasın, şikâyet etsin etmesin, oto­matik olarak fiil mahkemeye intikal etmiş olacaktır. Bu, toplantılarımız­da namuslu, dürüst, haysiyetli ve haysiyetlere riayetkar insanlar gibi ko­nuşmak için mühim bir müeyyide teşkil eder zannediyorum. Bundan da feragat etmek kolay değildir.

Kanunlar içtimaî zaruretlerden doğar. Kanunlar aynı zamanda idealizmin de mahsulü olabilir. Bpı memlekette, içtimaî bir zaruret olarak, söğüp saj^ma edebiyatının ve bununla alâkalı sahte kahramanlık devrinin artık nihayete ermesi lâzımgeliyor. Eskiden halkın hatırasında hükümete karşı söz söylemenin ne dereceye kadar ağır bir hal olduğu hakikati yaşamak­ta olmasından istifade ederek, bugün hiçbir cezaya çarpılmıyacağından emin bir halde, bak ben sövüyorum, ne kahraman adamım, diye çalım satmanın ve böylelikle İçtimaî ve siyasî bünyeyi mütemadiyen sarsmanın artık bir sonu gelmesi elzemdir.

Halk Partili bir arkadaşın dediği gibi, siyasî partilerde, devlet ve hükü­mette çalışmak, asgarî haysiyet sahibi olan veyahut da serdengeçti huyu taşıyan insanların .san'atı olmamak lâzımgelir. Bu makamlarda vazife deruhte etmekten bşka hiçbir kusuru olmıyan vatandaşların, sadece millet hizmetinde ve hükümet mevkilerinde oldukları için, sabah akşam küfre, sövüp saymaya maruz kalmaları beca değildir. Bunu payet Demokrat Par­ti veya hükümet yapıyorsa, o da suçlu olmak lâzımdır. Kim yapıyorsa yap-sm, artık buna bir son vermek lâzımdır. Bu içtimaî zaruret kendisini çok­tan göstermiştir.

Fakat, bir hürriyet dervişliği, hattâ bir hürriyet sarhoşluğu içinde, hür­riyetin hudutsuz telâkki edilmesinin revaçta olduğu bir devirde, bu sar­hoşluğun geçmesini, bu telâkkinin sona ermesini, bu mazarratların bariz olarak ortaya çıkmasını da beklemek lâzım geliyordu. Beklendi. Şimdiye kadar yapılan bu hareketlerin içtimaî bünyemizde tahribat yapmadığını İddia etmeğe imkân yoktur. Bunun failleri, bu tahribatın yapılmış oldu­ğunu görmekle övünebilir.

Kanunlar yalnız içtimaî zaruretlerin değil, fakat idealizmin de mahsulü olabilir, dedim. Demokrat Parti programının birinci maddesi, bu idealist görüşü tesbitetmiş bulunmaktadır. Bu idealist görüş, siyasî partilerin karşılıklı hürmet hisleri beslemelerini âmirdir. Bugün Demokrat Parti ik­tidarı ile Halk Partisi muhalefeti, beraberce, bu memlekette bu sövme ve saymaya bir nihayet vermeği ve yeni kurulmakta olan demokratik nizamı, nezih esaslar üzerine istinad ettirmeği münasip görebilirler ve böylece bu dördüncü madde üzerinde ittifak edip birleşebilirler.

Tasarı hiçbir yeni tahdit getirmemektedir. Din elden gidiyor vaveylaları, tamamen bulanık suda balık avlamak istiyenlerin kopardıkları gürültüler­den ibarettir, pördüncü madde, siyasî partilerin faaliyetlerini sona erdi­recek bir kanun maddesi olarak telâkki edilemez. Müsaade ederseniz bu son mevzu üzerinde son iddiamı delülendirmek için mevcut kanunları o-kuyayım.

Bugün mevcut mevzuata göre, toplantılar başıboş değildir. Esasen dünya­nın hiç bir yerinde başıboş toplantı yoktur. Herkesin, istediğini istediği gibi söylemesi mümkün değildir. Herkesin hürriyeti, başkasının hürriyeti İle, bütün hürriyetler de topluluğun yaşama hakkı ile sınırlıdır." Başvekil, İçtimaatı Umumiye Kanunu ile Seçim Kanunundan toplantıla­rın inzibatı hakkında halen mer'iyette olan hükümlerini okuduktan ve bu­günkü kanun tasarısındaki hükümlerle mukayese ettikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir :

Eğer bugün, adliye veya zabıta memuru, açık ve sarih olarak hakareti, tecavüzü görür de toplantıyı idareeden ve harekete geçmiyen heyeti, zap­tı raptı temin et diye vazifeye davet ederse bu bir suç mu, bir günâh mı olur? Maksat zaptı raptı, kanun dışı hareketleri ve hakareti men etmek olduğuna göre, bundaki fark nerede kalır ?

Görüyorsunuz ki, hal ve keyfiyet açık olarak meydandadır. Hükümete ne gibi selâhiyetler veriyorsunuz? Kontrolsuz ve murakabesiz, rastgele top­lantıları men edecek bir kanun mu veriyorsunuz? Şu noktaya dikkat etme­nizi, bilhassa Halk Partili arkadaşlarımın dikkat etmelerini rica ederim : Hükümete verdiğiniz selâhiyet, istimal olunduğu takdirde, mutlaka mah­kemeye gidecektir. Çünkü ceza müeyyideleri konulmuştur. Bunun fay­dası nedir diyeceksiniz? Bu, selâhiyetin iyi kullanılıp kullanılmadığının tahkik ve murakabesi bakımından fevkalâde mühimdir. Hâdiselerin hep­si mahkemeye gideceğine göre, Hükümet bunu korucu ile mi, jandarma neferi ile mi, adliye memuru ile mi yaptı, baskı yapmak maksadıyla mı hareket etti, başka bir kasıt var mıdır, anlaşılacaktır. Vakıaların mah­kemeye intikali neticesinde, alınacak kararlar ve bu kararlarda mahkûmi­yetlerin nisbeti, bu selâhiyetleri ne veçhile kullanılmakta olduğunu der­hal meydana çıkaracaktır.

Bıı kanun bugün kanuniyet kesbettikten sonra, faraza bu yas, muhterem muarızlarımız birçok yerlerde toplantı yapacaklardır. Bu toplantılarda biz 50 kişiyi indirmiş veya- .susturmuşuz, bunlar mahkemeye intikal etmiş, mahkeme 45 ini beraat ettirmiş, 5 ine mahkûmiyet vermiş. Sayın muha­lefet, bir yazılı takrir verir, şöyle bir kanun çıkmıştı, 4 üncü maddenin tatbikatı ne oldu? der. Bizden rakam ister. Aldığı rakama göre gelir ve haklı olarak ne biçim hükümetsiniz. 45 beraat, 5 mahkûmiyet var, de­mek kî, ya vazifede bulundurduğun memurlar meseleyi iyice anlarnaraış-iar veyahut da sen kanunu kasdi mahsusla kötüye kullanmışsın, der.

Şimdi bugünden siz böyle kullanacaksınız, diyerek vehme itibar etmek­tense, bunun yerinde bir tedbir olduğunu ve murakabenin her gün müm­kün bulunduğunu kabul ederek, neticede, vehme değiî ihzari malûmata dayanarak Hükümet bu selâhiyeti doğru kullanmıyor diye icradan haklı olarak hesap istiyebiîirsiniz.

Sözlerimi hülâsa etmek icap ederse, diyebilirim ki, biz buraya iki mevzu ile geldik. Bu iki mevzuun ne olduğunu yüksek huzurunuzda tebarüz ettir­miş bulunuyorum. Görüyorsunuz ki, yine, dağ doğura doğura fare doğur­du oluyor. Nerede vaveylalar? Nerede feryadu figanlar?; Nerede din el­den gidiyor avâzeleri? Ortada bunların hiç birisi .kalmadı:'

Hürriyetlerin korunmasına gelince bir mecburiyettir. Hürriyet bir taraflı da değildir. Mağdurun da bir hürriyeti vardır. Bir adam çıkacak, bir saat küfredecek. Onun mağduru da belki oradadır : Küfredeni dinîiyecek, on­dan sonra mahkemeye gidecek. Böyle şey olmaz. Sokakta elleri sopa ile kavga edilirken zabıta gelir ayrılın der, şikâyet edilmesini beklemez. İç­timaî nizamı da bu gibi zabıtalarla takviyeetmiyecek olursak, yarın top-ian herhangi bir sarsıntı karşısında nizamın toptan yıkıldığını görmek mukadder olur.

Evet acaba eski iktidar daha hürriyetperverdi de onun için mi İçtimaatı Umumiye Kanununa hayatiyet vermedi? Demokrat Parti, başka partiler kurulduğu zaman, bunun tatbikine çalışıldı. Fakat şu sebepten üzerine fazla varılamadı : Baskı ve tahakküm yolııunda o derece ileri gidilmişti ki, memlekette adetâ bir millî kıyam mevcuttu. Bunun yanında, 1946 se­çimleriyle iş başına gelen Büyük Millet Meclisinin ve onun Hükümetinin, millî vicdanda meşruiyeti şüpheli idi, ve bunun doğurduğu muazzam bir üksülâmel vardı. Bunun üzerinde yürümek çok zordur. Şimdi de, o gün­lerin ve o şartların mücadele metodlannı, bunun kaynaklarını bir tarafa bırakarak, o zamanki gayri meşru bir Meclise ve Hükümete takibedilmiş yollardan, bugün meşru olarak kurulan bir Meclise ve onun Hükümetine kargı, hâlâ kelimesi kelimesine tatbike yeltenenler var. Onlarca hiçbirşey değişmemiştir. Güya bugün de gayri meşru bir Meclis, onun bir Hüküme­ti ve bir millî kıyam vardır. Kafalarında hâlâ mevcut olan budur. Halbu­ki onların dimağlarındaki yelkovan, tâ 1947 de durmuş, siyasî hayatları

bir takvim yaprağı gibi koparılmıştır. Bu sebeple bugün de aynı terane­ler içindeler.

Devlet bütçesinden ayrılacak, imam ve hatiplerin kadroları çoğaltılmaya­cak, maaşların arttırılması artık bahis mevzuu olmıyacakmış. Bunların hepsi bu tasarının kanuniyet "kesbetmemesi için vicdanlar üzerinde yapıl­makta olan baskıların neticesidir.

Baskı dedikten sonra bir baskıya daha işaret etmek istiyorum: Küfür-bazhkta ileriye gitmek suretiyle insanları baskı altında bulundurmak ta, bir sanatı mutade haline gelmiştir. Bu rivayet yeni çaıktı. Siyasî mücadele

sahasını bu gibi başıboş külhanbeylerinin, bu gibi siyaset derebeyliklerinin taarruzundan kurtarmak lâzımgelir. Bu, bir içtimaî zaruret haline gel­miştir.

Sadece küfretmek, tecavüz ve taarruzda bulunmak hürriyetini tahdit et­mek istiyoruz. Sadece Alahın kudlsî adını ve mukaddes din mefhumunu zavallı ihtiraslarına âlet etmek istiyen bezirgan karaborsalarım kapatmak istiyoruz. Maksadımız bundan ibarettir .

Millet Partisindeki ileri fikirliler ise artık bu kargaşalığa bir nihayet ver­mek, kendi Partilerinin dahi medeni­yetçilikte ve inkılâpçılıkta ötekilerden hiç farkı olmadığını belirtmek istedi­ler.. Buldukları yol, program ve tü­zükte eski şeyleri artık devam ettir­meyecek ufak tefek tadiller yapılma­sı idi. Son kurultay bu hava içinde toplanmıştır.

Kurultay çoğunluğu, şimdi anladığı­mıza göre, başta bulunanlardan bii kısminin, oyunlarına kapılarak bu tek­lifi reddetti. "Eski yazıya dönmiyeceğîne Kadın erkek eşitliğini koru­yacağına" "Tekkeleri açmıyacağma Medenî Kanuna dokunmıyacağına" söz vermek ve bu sözü programdaki şüphe verici bir maddeyi açıklıyarak Partiye maletmek istemedi. Hikmet Bayur ve arkadaşları Partiden çekildi­ler. Kıyamet koptu.

Bu sırada Millet Partisinde kalanlar partilerini kurtarmak için ibir hile-i şer'iyye aradılar. İnkılâplara bağlı ka­lacaklarına dair bir beyanname neş­rettiler. Hikmet Bayur ve arkadaşları­nın teklifleri reddedildikten sonra, ve teklifleri kabul olunursa, partilerine tekrar dönecekleri meydanda iken, hem inkılâpçılığı savunma prensibinin belli başlı timsalleri olan şahsiyetle­rin uzaklaştırılması, hem öyle bir be­yannamenin yayınlanması nasıl uzlaş tırılabilir?.

Beyanname bir korkunun eseridir: Millet Partisi kovuşturmadan kurtul -mak, hattâ adlî kovuşturmaya mey­dan okumak için,, daha dün içinde bulunanların kendisini bir vatan teh­likesi olarak ilân etmelerinden doğa­bilecek neticelerden sıyrılmak zorun­da   idi.

Fakat geri kalanlar işte inkılâpçıla­rı aramızdan attık, İktidara gelinceye kadar hakikî maksadımızı pek açığa vuramayız, hele bir Meclis, çoğunlu­ğunu kazanalım, bir gün de şapka ka­nununu da yeni yazı kanununu da, Medenî Kanunu da, kaldırmak işten bil edeğildir, parolasının köy köy ya­pılacağını şüphesiz bilmektedirler.

Hile'i şer'iyeye ile    zevahiri kurtarmaktan ne çıkar? Bugün, bütün Tür-kiyede ve medenî dünyada, bir Türk siyasî partisinin Atatürk sevgisini ve inkılâp bağlılığını açıkça reddettiği bilinmektedir. Sadece bu dahi, kendi başına bir millî emniyet tehlikesidir. Yapacak iki şey vardır: Ya Millet Par tisi yeniden kurultayını toplar ve in­kılâbı değil, irticai tasfiye eder. Ya­hut çekilenlerle anlaşarak, gönüllere emniyet verir.

Yahut bu memleketin nizam kuvvet­leri rakasma kominformun bütün va­sıtaları ile hemen geçeceği bu millî emniyet tehlikesini önliyecek tedbir­ler alırlar.

Biz, üçüncü büyük siyasî' partinin, Türk Demokrasisinin ilerletici ve kur­tarıcı medeniyetçilik dâvasına katı­lan bir kardeş parti olmasını istemek emelinden hâlâ vazgeçmedik. Bütün sorum, şimdi partinin başında bulu­nanların omuzları üstündedir.

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

9 Temmuz 1953 tarihli Cafer'den:

Genel Başkanları Mustafa Kentli'ye göre, bu millet 100 seneden beri hür­riyete hasret çekmektedir, inkılâp ve hürriyet hareketinin bizde Tanzimat ile başladığını hesap ediniz. Bunun yüzüncü yıldönümü 1939 senesinde id­râk edildiğine göre, genel başkan tan: zimat hareketine dahi muarızdır. Ve ondan evvelki devirlere hasret çek -mektedir. Peki ama, o devirlerde Os­manlı imparatorluğu idaresinde hür­riyet diye bir şey mi vardı?

Demek Mustafa Kentli, saltanat ve hilâfetin en koyu devirlerinin hasreti içindedir.. Onunla yanıp tutuşmakta­dır.!..

Bu  sözlerimize   inanmazsanız,   doktor Bilgİsev'in, yakıla yakıla topal kalmış giizli dosyasından gazetelere İntikal eL den  .kısımlarını      okuyunuz!   Burada-göreceksiniz   ki,    İstanbul'da M, P. Liler arasında saltanatçı ve hilafetçi bir hizip gizli gizli faaliyette bulunmuş­tur. Ankara Parti Başkanı olup da son istifalar arasında ismi geçen Hü­seyin Orak vaziyeti bir ajans muhabi­rine ifşa ediyor ve diyor ki:

Raporda en calibi dikkat olan taraf 26, 27, 28 ve 29 uncu satırlardadır. Zira bu satırlarda şu cümleler vardır: "Sağcı grupun gayeleri sureti haktan görünerek Cumhuriyeti ve inkılâpçıla­rı çürütmek.. İslâm birliğini, hilâfet ve Meşrutiyeti isteyen ve memleketi felâkete sürüklemesi muhakkak olan cereyanları tahakkuk ettirmektir." Bu satırlar, tetkik heyeti başkanı doktor Yesari Bilgisev ile heyet üyelerinden Abdurrahman Boyacıgiller ve Galip Bilge'nin 10 gün îstanbulda kalarak yüzlerce kişinin ifadelerini ve bazan tahriri mektuplarını alarak elde et­tikleri vesaika istinat ederek ifade et­mişlerdir."

Şimdi Mustafa Kentli'nin sözlerini, bu ifadelerle karşılaştırınız! Elde ede­ceğiniz netice bu partinin dinî, siyasî, iktisadî ve ahlâki bir irtica partisi ol­duğudur. Acaba bunlar beş vakit na­mazlarında ve bütün Ramazan oruç­larında insanlar mıdır ki, bu kadar dinlerine sadıktırlar?... Hayır. Bunlar dinlerine değil, ihtiraslarına sadıktır­lar ve. mukaddes dini saltanat ihyası gibi ,meş"um bir emel uğrunda âlet olarak kullanmaktadırlar. Ancak böy­lelikle iktidarı ve kendi emellerini tahakkuk ettireceklerine kanidirler. Aksini düşünmek kabil değildir. Çün­kü o zaman bu adamlara şöyle sor­mak mümkündür: Vicdan hürriyetinin gerçekten baskı altında bulunduğu devirlerde sizler nerede idiniz? Bu ar-zm üzerinde yaşamıyor mıydınız? O. zaman neden ses çıkarmadınız da şimdi, hiç hürriyetin mevcut olmadı­ğını iddia ettiğiniz bir zamanda bül­bül kesildiniz.Bugünkü hürriyetten faydalanarak hürriyetsizlik iddia edenlerin böyle bir suale verecekleri cevap yoktur. Gizli dosyadaki ifşaat göstermiştir ki, bu parti ihtilâlci metodlarla hareket eden gizli tertipler kuran faşist bir partidir. Parti değil, doğrudan doğruya bir çetedir. Çünkü Türk milletinin varlığına, hayatına, istikbaline ve me deniyet dünyası içindeki mevkiine kasdetmiştir. Onu medeni vasfından sıyıiarak, bir Asya kabilesi hayatı içi­ne atmağa çalışmıştır. Bu gayesine vasıl olmak için "kurmay 'heyetleri" kurmuştur. Bu çevirme hareketini ba-şaimak yolunda strateji hazırlamış, tır. Yoksa normal ve dürüst mesaî sar feden, demokratik metodlarla hareket eden bir partinin içinde "kurmay hey­eti" nin ne işi vardır.?

Bu parti içindeki bu gerilik hizbi me,m_ leketin muhtelif yerlerinde kendi e-mellerine hizmet temin etmek için höere kurmağa çalışmıştır. İstanbul-daki kanserin kollarını ve köklerini bütün yurda salmağa çalışmıştır. Bir takım saf vatandaşları iğfal etmiş onları da kendisine suç ortağı yap­mıştır. Şimdi savcılık tahkikatının 9 vilâyete birden intikal etmesini baş ka naşı] izah edebilirsiniz? demek bunlar tohumları atmışlar ve muay­yen bir zamanda"intaş" ı beklemiş­lerdir! Böylece birden çıkacak filizler le rejimi devirecekler, Türkiye'yi Kâ-şânî gibi idareye kalkacaklardır. Kur-maylı yeminli, sırlı partinin iç yüzü bundan başka bir şey değildir.Dâva bir Parti meselesi değil, bir re­jim meselesidir. Bu çapta büyük bir ehemmiyeti haizdir. Bu e'hemmiyete lâyık bir ciddiyetle mütalâa edildiği zaman, vehameti daha çok anlaşıl­maktadır. Biz adaletin gereken tedbir­leri süratle alacağından eminiz!

Yazan:   Cumhuriyet

Q temmuz 1953    tarihli Cumhuruyet'ten:

Millet Partisinin Ankarada'ki son ku­rultayı çekişmeli kavgalı oldu ve bir kısım ileri gelenler, istifa ederek par­tiden çekildiler. Bu zatlar bazı ifşaat­ta bulundukları için Cumhuriyet sav­cılığı tahkikat yapmağa başladı. İstiîâ edenler, Partinin idaresini ellerin­de tutanların Atatı'Jlfk inkılâbının a-leyhinde olduklarını, geri fikirleri ter vic ecle'rek taassup ve irtica taraftarlı­ğı ettiklerini, dini siyasete karıştırma­ğa çalıştıklarını, kendilerinin onları bu yoldan vazgeçirmek için uğraştık­larını fakat muvaffak olamadıklarını görünce nihayet partiden çekilmek mecburiyetinde kaldıklarını soyuyor­lar. Partinin başında kalanlar ise ta-biatiyle aksini iddia ediyorlar.

Millet Partisi Malûm .olduğu üzere Demokrat Parti mensubu iken bir mtid det sonra fikir i'htilâfı yüzünden bu partiden ayrılanlar tarafından kurul­muştu. Bu zatlar, Cumhuriyet Halk Partisi ile Demokrat Parti arasında şiddetli ve amansız bir mücadeleye taraftar müfritlerdi. Onlar, bu iki bü­yük Partinin muvazaa yaptıklarını daima iddia edegelmişler, fakat umu­mî efkârı "buna inandıramamışlardır. Altı ay evvel iki Parti arasında mem­lekete zararı aşikâr olan haşin ve kı­rıcı mücadelenin ortadan kalkması üzerine milliyetçiler bu muvazaa id­dialarını tazelediler.

Millet Partisinde birbirinden tamamiy le ayrı düşüncelere sahip iki hiz­bin bulunduğu birkaç seneden beri göze çarpıyordu. Bunlar geri fikirliler ve ileri fikirlilerdi. Atatürk inkılâbı­na sadık olan ileri fikirliler, Parti i-çinde yaptıkları mücadelede muvaf­fak olacaklarını sanarak son kurul­taya kadar, bu mücadeleye devam et­mişler, fakat nihayet geri fikirli hizbe mağlûp oldukların ısöyliyerek Parti­den ayrılmışlardır.

Atatürkün büyük teveccühünü kaza­narak bir zamanlar Cumhurbaşkanlı­ğı Umumî Kâtibi ve Maarif Vekili ol­muş ve inkılâplarımıza sadakati şüp, he götürmez bir zat olan Hikmet Bayur Partiden istifasının sebeplerini İstan­bul matbuatına anlatırken şu dikkate değer beyanatta bulunmuştur:

1949 yazından beri Millet Partisi i-çindeki geri fikirlilerle mücadele et­tim. Geri fikirliler sistematik şekilde Atatürk inkılâplarına hücum ediyor­lardı. Bu yolda ortaya attıkları iddi­alar, tarihî hakikatin tam tersinedir. Çünkü 30 senede milletin kötü talih: İyiye çevrildi. Atatürke yapılan hü­cumlar onun şahsından ziyade eseri­ni hedef tutuyordu. Bu çeşit propagan daların durdurulması için 1949 eylü­lünde teşkilâta bir tamim gönderdim. Bundan dolayı o zamanki genel ku­rulla aram açıldı. Sözde şekle itiraz ediyorlardı, fakat hakikatte esasa mu haliftiler. îrticaî mahiyetteki propa­gandaları önlemek için ne vakit tek­lif yapmağa teşebbüs etsem, buna lüzum olmadığını, ve icabında rapora konulacağını bildirdiler. 1952 kongre­sinde parti tüzüğünün yedinci madde­sinin değiştirilmesini teklif ettim. O vakit Genel kurulda, fakat ekalliyette idim, teklifimi dinlemediler. O za­man anladım ki Millet Partisi memle­kete hürriyet ve demokrasi değil, an­cak gerilik ve istipdat getirecektir." Hikmet Bayur, tekliflerinin kabul edi­lerek rapora konulmuş olduğunu, fa­kat kurultay açılınca beklenmedik hâ diseler vukua geldiğini, başkanlık se­çimi hileli bir şekilde cereyan ederek inkılâpçı hizbin bu seçimi kaybettiği­ni, inkılâpçıların takrirleri okunmadı­ğını, bu hâdiselerin kendisi için bar­dağı taşırdığım ve bir çok arkadaşla-riyle beraber partiden çekildiğini söy­ledikten sonra şunları ilâve ediyor:

Millet Partisinde mürteci gözü­ken kimselerin esas maksadı oy avcı­lığıdır. Bir hizip softaların, bir hizip-de inkılâpçıların oyunu kazanmağa çalışmaktadır. Millet Partisi bir softa kalabalığını Meclise sokmağa muvaf­fak olursa, bunların memleketi uçu­ruma sürüklemesine hiç bir şey mani olamaz:, Din bizim için iman meselesi dir; onlar için siyaset meselesidir."

Hikmet Bayurun bu sözlerini kendi hizbinin kurultaydaki mağlûbiyetten ileri gelen beşerî bir infial ve hidde­te atfetmek kabil değildir. Çünkü Mil let Partisiyle erkânı arasında onun-beyanatmı teyid eder mahiyette söz­ler söyleyenler olmuştur. Meselâ Biz milletin yüreğine kanun korkusu ye­rine Allah korkusunu ikame edece­ğiz." diyenler çıkmıştır. Allah korku­su başka, kanun korkusu başka şey­dir. Allah korkusu din ve ahiret kor­kusudur. Kanun korkusu ise bir mille­tin dünyevî hayat ve nizamını sağlı-yan korkudur. Bir caminin narinimde adam Öldüren .bir katilin _ki bir vakıa, dır. cezasını Allaha bırakıp kanun ce­zasına çarptırmıyacak mıyız? Hangi medeni memlekette içtimai nizam, yal niz Allah korkusuna bırakılmış ve ka­nun neşrine lüzum görülmemiştir? A-tatürk inkılâbı, memleketimizde din ile dünya işlerini birbirinden ayır­mıştır. Kanunlarımız dinîn siyasete â-let edilmesine müsaade etmez.

Aralarında yüksek tahsil görmüş, se­firlik ve profesörlük ve bakanlık gibi yüksek makamlar işgal etmiş zevatın bulunduğu  Millet Partisinin, kanunî

hakkı olan iktidar mevkiine ulaşmak için geri fikirleri, taassup ve irticai va_ sıta olarak kullanmak istemesini ak­lımız almıyor. Bu yanlış ve tehlikeli yolu, münevver parti erkânının de­ğil bazı geri kafalı muhterislerin tut­mak istediklerine 'hükmetmek istiyo­ruz. Böyle olduğunu delillerile açıkça izhar ve isbat etmek bu partinin ileri gelenlerine düşer .

Hikmet Bayurun dini siyasete karıştrı mamak yolundaki şu fikri çok yerin­dedir.

"Her 'parti, kendi tüzüğünde dine ait maddeleri birleştirmelidir. Ancak bu şekilde seçim kampanyaları sırasında din ticareti yarışı Önlenebilir."

Hikmet Bayurun bu düşüncesi ve tek lifi, bütün siyasî partilerimizce dikka­te alınmağa değer. Siyasî partilerin Allahla kulun arasına girmeğe hak­ları yoktur. Bu itibarla partiler, ik­tidar mevkiine gelmek için program­larının sadece dünyevî maddelerine is-tinad etmeli, kendileri milletin itima­dına mazhar olurlarsa memleketi iler­letmek, yükseltmek, refaha ve saade­te ulaştırmak yolunda, neler yapacak larmı söylemelidirler. Yoksa maziye, mazinin geri fikirlerine saplananlara hoş görünecek vaidlerde bulunarak ik­tidarı elde etmek, memleket ve millete sadece felâket getirir. Türkiyeyi mede ni Milletler camiası içinde bugünkü şerefli mevkiine ulaştıran en mühim âmilin, inkılâplarımız olduğunu unut

mamak lâzımdır. Bunu bilhassa inkı­lâplar aleyhinde bulunan partiler ve partililer asla unutmamalıdırlar.

Yazan: Falih Rıfikı Atay

11 Temmuz 1953 tarihli Dünya'dan

Dini siyasete âlet etmek kanunlarımı za göre suçtur: Bu suç 1945 den beri işlemektedir. Doğrusu bir noktayı hiç anlıyamıyoruz. Bir suç ki, eğer iktidar isterse ceza görür, istemezse ceza gör­mez. Nasıl suçtur bu? Nasıl hukuk devletidir bu?

İçinden pazarlıklı politikacıya göre kolay seçim kazanmak için din siya­sete âlet edilmelidir. Fakat bunu ik­tidar politikacısı yapmalıdır, iktidara karşı muhalefet politikacısı yapmama İldir. Bu iş böyle gitmez. Suç kanun­da da:ha iyi açıklanmalıdır. "Takdir" kaçamaklarına daha az pay bırakıl­malıdır. Böylece emniyet ve adalet makamlarının vazifesi kolaylaştırıl­malıdır. Bu bir.

Acaba hükümet bugünkü nizamın te­meli olan öğretim birliği prensipinin durmaksızın baltalanmakta olduğu­nun farkında değilimdir? Bir yanda eski yazı ve medrese öğretimi alıp yü­rümüştür, 'bir yanda sivil okul öğreti­mi, hele köylerde, duraklamıştır. Ye­niden biri ötekine "yobaz ve mürteci" öteki berikine "zındık ve gâvur" diye­cek ve ömürleri boyunca birbirlerile boğazlaşacak iki sınıf - sınıflaşmanın en tehlikelisi!  - üremektedir.

Millî Eğitim Bakanına soruyorum: I-mam ve hatip mekteplerinde din ada­mı yetiştirmekten maksat nedir? Hal­ka pek sade olan din işlerinde kıla­vuzluk etmek ve - asıl ehemmiyetlisi

budur, - lâyisizjnin gerçek mânasını kavrıyarak, irtica ve taassubun batıl telkinlerinden halkı sakınmak! O hal de bu mektepler nasıl olup da eski medresenin   eline teslim     edilmiştir.

Niçin aydın lise müdürlerinin idaresi altında değildir? b'u mektepler irtica kadrosunu kuvvetlendirmek için mi yoksa irtica ile savaş için mi açılmıştır.? Şimdi bir çok    kimseler

mürtecilerin tavsiyesi ile, çocuklarını bu okullara sadece eski yazıyı öğren­mek için yollamakta ve böylece köylerin eski medrese usulünde tabiî eğit. menleri yetiştirilmektedir.

Müsbet tedbirlerin ikincisi, din ada­mı yetiştiren okulları mürteci medre­senin elinden ve tesirinden k'urtulmak aydın ve uyanık millî eğitim kadrosu­nun eline vermek, ve Cumhuriyet dev rinin din adamlarını irtica ile sava­şacak liderler olarak terbiye et. inektedir. Öbür yandan kız oğlan Bü tün Türk çocuklarını ilkokul eğitimin den geçirecek seferberliğe hız vemıek-dir. Kore birliği  imamı Kore'de    hur yazar olmayan hiç bir koreli gör­mediğini bizim gazetede yazmadı mı? Uzak - Doğunun bir memleketinden yarım asır geride kalmayı daha ne kadar şerefimize yedireceğiz?

Geçen gün bu gazetede bir büyük in­giliz tarihçisinin kitabından bir hülâ­sa çıktı. Bu tarihçi  bizim ölüm kalım "dâvamıza "Türkiyenin garp me­selesi adını   vermiştir.  Bu  mesele müsbet bilgilere dayanan ilk eğitim işinin bütün nüfus ölçüsünde halledil mesi ile ortadan kalkabilir. Halbuki 1950 den beri bu bak:mdan durmaksı zjn geriye gitmekteyiz. İleri devri, Cumhuriyet tarihinin bir kara sayfa­sı olarak kalacaktır. Ama henüz ka  panmamiştır da! Başbakan acaba bu­günkü Millî Eğitim Bakanına, iş gÖr_ memeğe daha elverişli bir başka hiz-met bulamaz mı? daha dinamik, daha tuttuğunu koparır, bu milleti daha düşünür bir şahsiyet seçemez mi? Millî Eğitim, bizce Millî Savunma ka­dar, belki ondan da ön plâna alın­mak gereken bir dâvadır. Millî Savun­ma vatanımızı Millî Eğitim Medeni­yetimizi kurtaracaktır. Biz medeniyet meselelerini halletmedikçe askerî za­ferlerin bile ne kadar geçici menfaat­ler sağladığı, inkirazı durdurmayıp ancak uzattığı sabit olmamış mıdır? Bugün dahi kurtuluş zaferi bütün ne­ticeleri ile tehlike altındadır. 1S21 1953 devri de, yıkılış ve batış devri mühletlerinden biri mi olacak?

Politikacılar değil, Türkler olarak dü­şününüz!


 

İstifa eden vekiller

Yazan:  Namık Zeki Aral

16 Temmuz 1953    tarihli Yeni ts tanbul'dan:

Bizde icra uzvunu on yedi Vekii teş­kil ederler. Bilindiği gibi Teşkilâtı Esasiye Kanunu hükümlerine göre Vekiller Hükümetin umumî siyase­tinden müştereken ve her Vekil ken­di siyasetinin umumî istikametinden münferiden mesuldürler. Bir Vekil hususî sebepler hariç o müşterek veya münferit siyasetten artık mesu­liyet kabul etmek istemediği takdirde istifasını verip işten çekilir. Tekmil Hükümet çekilmedikçe kaide budur. Mevzuat ne derse desin tek parti dev­rinde Hükümet Reisi haklı veya hak­sız bir sebep yüzünden bir Vekil ile çalışmakistemediği zaman ya doğru­dan doğruya veya araya bir vasıta ko­yarak istifasını vermesi lüzumunu o-na şifahen tebliğ ederler. Vekil de teklifi 'telâkki bi-1 kabul" ederdi. Ve­kil teklif karşısında kaideye dayana­rak:

 Ben işlerimi iyi idare ettiğime kaniim. Başvekil bu kanaatte değil­se Devlet Reisine bizzat Hükümetin istifasını verir, yeniden kurulacak Hükümette beni açıkta bırakmak su­retiyle buhranı halleder, demez ve demeyi  hatırına getirmezdi.

Yeni iktidarın ilk Hükümeti ile bu­günkü Hükümetinin simalarını yan yana getirdiğimizde toirinei Hükümet­ten ortada kala kala sadece Başveki­lin ve bir de tek bir Vekilin kalmış olduğunu görürüz. Arada Hükümet değişikliği olmamış değildir, olmuş­tur. Fakat   Vekillerden    ehemmiyetli

bir zümre münferit istifalarla Hükü­metten ayrılmışlardır. Ayrılan Vekil­lerden her biri İstifalarını verdikleri gün Başvekili ve arkadaşlarını neden terk etmişlerdir? Muamma!... Bilindi­ği gibi her istifanın vukuunda orta­ya münasebet alır veya almaz türlü şayialar çıkmıştır. Bunlar resmen ne tekzip ne teyit edilmiştir. Hattâ bazı istifalar için Mecliste mebuslar çekil­me sebeplerini ısrarla Öğrenmek iste­dikleri halde buna imkân hâsıl olma­mıştır.

1953 yılının rakamlarına göre de beş aylık Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Ma­yıs ticaret muvazenemizde yeniden 70 milyon kadar bir açık belirmiştir. Bizim tediye .muvazenemizi ayarla­mak için mal satışından ayrı olarak turistik dövizimiz bulunduğu iddia edilemez. Gene ecnebi parasiyle mem­lekete girmiş nakliye ücretlerinin de bu rakamlar arasında bir kıymet ifa­de edebilecek hacimde olması temen­ni edilirse de tahmin olunamaz, gu halde gene bu istatistik malûmata göre Türkiye yegâne alacaklı gö­ründüğü 1952 Ocak ayından bu tara­fa yani 16 aydanberi sattığından fazla almak suretile ticaret muva­zenesini açmıştır. Bunun ne gibi ava-kibi olduğunu burada tafsil etmek is­temeyiz.

Yalnız iç piyasa değil, iktisadî mu­kadderat birliği için ahidlerle bağlan­dığımız bir çok memleketler de bu halden şikâyetçi olmuşlar, nihayet hükümet ithalâtı mümkün olduğu kadar durdurmuş ve şiddetle lüzum hissedilmiyen maddelerin ithalini fi1 ilen önlemiştir. Bu tedbirlerin, iç pi­yasada bazı eşyada sıkıntı doğurdu­ğu, bazı eşyada da ihtikâra yol açtı­ğı bir vakıadır. Fakat aldığı bu ted­birlerden dolayı hükümeti tasvip et­memek de mümkün değildir. Ancak, hata, satılacağı ümidiyle kıymetlen­dirilen ihraç mallarımız henüz satıl­madan onların karşılığı mal ithaline müsaade edilmesinde ve sonunda da o malların normal fiyat ve şartlarla satışı yapilamıyarak ortaya büyük bir açık bırakılmasmdadır.

Bu evdeki pazarın çarşıya uymaması neticesi olarak Türk tüccarı, Avrupa firmalarına borçlanmıştır. Halbuki bu tüccar borcunu Türk parası olarak Merkez Bankasına yatırmıştır. Şimdi bu durumun dış piyasada bir takım nahoş inikasları olmaktadır. Bize mal göndermiş olan birçok fir­malar paralarını alamamış olmaktan şikâyetçidirler. (Eir çok Alman ve İn­giliz evleri bu şikâyetçiler arasında­dır). Hattâ bazı ticaret anlaşmaları müzakereleri bu yüzden sekteye uğramıştır.

Son fiilî ithalât tahdidi başladıktan sonra da dış ticaret teşkilâtı bir ta­kım ithal lisansları yani müsaade­leri vermekte ise de bu lisanslar dış piyasada maalesef eskisi kadar itibar bulmamaktadır. Yani müsaade­si alınmış ithal malını birçok firma­lar vermek istememekte ve Türk ta~ cirleri, b.u malların şu kadar müddet zarfında döviz olarak parası ödenme­diği takdirde hususî sigorta -müesse­seleri tarafından Ödeneceğini ve para ödeninceye kadar şu kadar faiz tes­viye edileceğini teinin etmeden mal getirememektedirler. Hâdise basittir. Geçen seneden dövizi ödenmemiş birçok .mal Türkiye'ye girmiştir. Tüccarımız bu malların pa­rasını Ödediği halde dövizini alama­mıştır. Yani yabancı firmaya olan döviz borcunu ödiyemediğinden itiba­rı sarsılmıştır. Bu itibar sarsılması, hükümetin verdiği lisanslara evvelce verilmekte olan kıymetin zayıflama­sından ileri gelmiş ve bugün artık akreditifi açılmamış lisanslara ya­bancı firmalar rağbet etmez olmuş­tur.

Bu müşahede Türk iktisadiyatı için pek de iftihar edilecek bir şey değil­dir. Bunun derhal ıslahı ve hükümet lisanslarının itibarının iadesi elzem­dir. Bunun için de lisans verilmiş malların hemen akreditifinin açılma­sı veya akreditifi açılamıyacak mua­melelere lisans verilmemesi ilk ve en basit çaredir.

Son Rus notasına cevabımız

Yazan:   Mümtaz  Faik  Fenik

26 Temmuz 1953 tarihli Zafer den:

İstanbul'u ziyaret edecek Amerikan ve İngiliz filoları 'hakkında Rusya'nın vermiş olduğu notaya cevabî nota­mız, dün gazetelerde neşredilmiştir. Hatırlarda olduğu üzere, Rusya'nın 30 Ağustosta verdiği ilk nota henüz cevap verilmeden, hükümetimiz tara­fından işaa edilmemiş ve böylece milletlerarası diplomatik teamüllere ve nezaket kaidelerine azamî itina gösterilmişti.

10 Temmuz 1953

Strazburg :

Avrupa Konseyinin bu yıl ilk defa olarak Avrupa işbirliğine ait mesele­leri araştırmayı teşvik maksadiyle ih­das ettiği 250.000 franklık bursu tak­riben 100 namzet arasından seçilen muhtelif memleketlere mensup 12 ki-Şi kazanmıştır.

Bunların arasında İstanbul Üniversi­tesi iktisat Fakültesi öğretim üyele­rinden Dr. Osman Okyar da "Güney Doğu Avrupa memleketleri iktisadi­yatlarının ve bu arada Türk iktisadi­yatının Avrupa İktisadına alınması" adlı teziyle ilim heyeti tarafından mükâfata  lâyık   görülmüştür.

14 Temmuz 1953

Londra :

îngiliz parlâmento üyeleri, sanat se­verler ve sanayi firmaları temsilcile­rinden müteşekkil bir grup dün Avam Kamarasında toplanarak bir Türk -İngiliz cemiyetinin kurulması husu­sunda görüşmelere  başlamışlardır.

Toplantı neticesinde cemiyet nizam­namesinin tesbiti ve idare heyetinin seçimiyle meşgul olması çin hususi bir komite kurulmuştur.

Toplantıda Türkiye'nin Londra Mas­lahatgüzarı, Basın ve Ticaret Ataşe­leri de hazır bulunmuştur.

Toplantı, eski Londra 'Belediye Reisi Edvyn Baylİss tarafından hazırlan­mıştır.

Geçen sene Türkiye'yi ziyaret etmiş bulunan Bayliss, toplantıyı müteakip verdiği beyanatta, böyle bir cemiye­tin kurulması teklifinin son derece hararetle karşılandığını ve kurula­cak  cemiyetin  istikbalde gerek siyasî ve gerek ticarî bakımdan büyük bir rol oynayacağını  söylemiştir.

Moskova :

Türkiye 'Büyük Elçisi dün M. Molo-tov tarafından kabul olunarak ken­disine, 30 Mayıs Sovyet notasına Türk hükümetinin verdiği cevabı tevdi et­miştir.

21 Temmuz 1953

Moskova:

Sovyet Hükümeti, Amerikan ve İngi­liz filolarının bu ay içinde İstanbul'a yapacağı^ ziyaretler hakkında Türk Hükümetinden malûmat istiyerek bunun "'bir nevi askeri gösteriş" te­lâkki edilebileceğini  bildirmiştir.

Sovyet Dışişleri Vekil Yardımcısı Va-1 eri an Zorin, Türkiye'nin Moskova Büyük .Elçisi Faik 'Hozar'a bir nota tevdi  etmiştir.

Notada, Türkiye Dışişleri Vekâletin­den Sovyet Rusya'nın Ankara Büyük Elçisine  verilen    malûmata   nazaran

22Temmuz    ile 3  Ağustos    tarihleri arasında  10 Amerikan  ve  22  İngiliz harp gemisinin İstanbul limanına de­mirleyeceğinin öğrenilmiş olduğu be­lirtilmekte ve şunlar ilâve edilmekte­dir:

"Türkiye Dışişleri Vekâletinin verdi­ği malûmatla ilgili olarak Sovyet Hükümeti, son zamanlarda İstanbul Boğazlarına büyük harp gemileri bu­lunan yabancı donanmaların çok sık ziyaretlerde bulunduğu dikkat naza­rını çekmekte olduğundan bu sefer-ki 10 Amerikan ve 22 İngiliz harp ge­misinin ziyareti bir nevi askerî nü­mayiş telâkki edilebileceği keyfiyet­ine Türk Hükümetinin dikkat nazari­ni çekmek ister.

Bu   durum  karşısında,   Sovyet   hükûmeti,  bu ziyaretler    'hakkında Türki­ye'den   mütemmim  malûmat  elde  e-deceğini ümit eder." Faik Hozar, notayı hükümetine tevdi edeceğini bildirmiştir.

23 Temmuz 1953

 Badgodesberg  (Almanya)   :

Bonn Büyük Elçimizin eşi bayan Ür­güplü tarafından "Alman Kadınlar Birliği" şerefine tertiplenen ımünaza-ralı "Türk kadını ve Atatürk inkılâp­ları" konferansı bayan Arıca tarafın­dan verilmiştir.

Konferans mevzuuna ait muhtelif su­aller toplantıda hazır bulunan Türk hanımları tarafından cevaplandırıl­mış ve Alman Kadınlar Birliği üye­lerine Türkiye'ye ait Basm - Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü neşriyatı dağıtılmıştır.

25 Temmuz 1953

Bern   :

Federal Konsey Türkiye'nin Bern'de­ki Elçiliğinin büyük elçilik olmasına ve şimdiye kadar bu memlekette el­çi olarak vazife görmekte olan Ya-kup 'Kadri Karaosmanoğlu'na Büyük Elçi payesinin verilmesine muvafa­kat etmiştir.

Ankara :

Millî Savunma Vekâleti Temsil Bü­rosundan aldığımız malûmata göre, muhtelif gruplar halinde Amerika'ya gönderilen 95 hava teğmenimiz ilk üç aylık nazarî bir :kurs devresini bi­tirmişler ve uçuş safhasına geçmiş­lerdir. Gelen U& raporlara göre diğer mem­leketlerin talebeleri arasında uçuşlar­da üstün muvaffakiyet gösterenlerin Türk subayları oluşu büyük 'bir mem­nuniyet yaratmıştır.

4 Temmuz 1953

Nevyork   (Birleşmiş Milletler)   :

İyi haber alan bir kaynaktan Öğre­nildiğine göre, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun toplantıya çağırıl­ması hususunda takip edilecek usul, Cuma günü Ottava'da Genel 'Kurul Başkanı Pearson ile Genel Sekreter Hammarskjoeld arasında yapılan gö­rüşmelerde dikkate alınmış ve ondan sonra Hindistan Başvekili Nehru ile Lester Pearson arasında cereyan eden muhaberat neticesinde bu yolda bir karara varılmıştır.

13 Temmuz 1953

Waşington :

Kore'de mütareke temin edilse bile komünist Çin'in Birleşmiş Milletler Teşkilâtına girmesine veya bu reji­me karşı konulmuş olan ticaret am­bargosunu gevşetme teşebbüsüne kar şi kati surette muhalefet edileceğini Birleşik Amerika, bugün İngiltere ve Fransa'ya bildirmiştir.

Selâhiyetli çevrelerden belirtildiğine göre Dışişleri Vekili Foster Dulles, bugün, yapılıp ve iki saat 50 dakika süren toplantıda, Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault ile İngiliz Dışişleri Vekâleti Vekili Lord Salis-bury'ye, Uzak Doğu mevzuunda Ame­rika'nın durum ve görüşünü izah et­miş ve Kore'de mütarekenin fiilen imzalanıp imzalanmamı asm m artık komünistlere bağlı olduğunu söyle­miştir.

İlâve edildiğine göre, nH Bidault ne de Lord Salisbury, Dulles'i;; heri sür­düğü fikirler aleyhinde konuşmamış ve Kore mütarekesinin, bizatihi, dün­ya ile olan ticaretin arttırılması ve kızılların Birleşmiş Milletlere katıl­ması  hususundaki  komünist  taleple karşı batılıların varmış oldukla­rı kararlarda herhangi bir değişikli­ği ilzam etmiyeceğini kabul ve tes­lim etmişlerdir.

Bidault toplantı için Paris'ten hareke, tinden evvel, demir ve çelik sevkıya­tına da şamil olmak üzere, komünist Çin'e karşı konulan Fransız ambar -gosunun. şiddetlendirilmedi hususun­da emir verdiğini açıklamış ve tica­ret memnuiyetinin gevşetilmesiyle, Çinlilerin, hindiçinî'de Fransız birli­ği kuvvetleriyle döğüşen .komünistle­re yardımı arttırmaya vesile olacağı­nı ileri süren Foster Dulles'in fikri­ne iştirak etmiştir.

27 Temmuz 1953

Birleşmiş Milletler:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Baş­kanı Lester Pearson, Kore mütareke-namesini tasvip etmek ve derpiş olu­nan siyasî konferansı hazırlamak maksadiyle Genel Kurulu 17 Ağustos­ta toplantıya çağırmıştır.

29 Temmuz 1953

Londra :

Bugün Avam (Kamarasında müzake­reler sırasında, komünist Çin'in Bir­leşmiş Milletlere kabulü ihtimali hak­kında sorulan bir suali Başvekil adı­na cevaplandıran Mr. Butler, İngilte­re'nin bu işle İlgili muhtelif 'hükü­metlerin tasavvurları hakkında bir teminat vermeden önce, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun toplanma­sını beklenmesinin yerinde olacağını bildirmiştir. Mr. Butler, İngiltere'nin alacağı durumun diğer devletlerin durumuna bağlı olacağını ve Kore'de mütareke imzasını    (komünist Çin'in Birleşmiş Milletlere kabulünü mu­hakkak takip etmesi gerekmiyeceğini belirtmiştir. Mr. Butler sözlerini bi­tirirken bu hususta  daha fazla birlemistir.

İyi haber alan kaynaklardan bildiril­diğine göre Rhee, siyasî konferans için müddet tayini ve Birleşik Ame­rika ile karşılıklı bir pakt imzalan­ması fikrinde İsrar etmektedir.

Başkan Eisenlıover'in hususi temsil­cisi Valter Robertson, bu cevabin Ko­re'de hareketi tayin etmek üzere, ni­haî teklif olup olmadığını bugünkü görüşmede  halletmek niyetindedir.

Seoui  :

Öğrenildiğine göre Güney Kore Rei­sicumhuru Syngman Rhee'nin Valter Röbertson'a verdiği cevap görüşmele­ri çıkmamdan kurtaracak mahiyette değildir. Amerikalılar ve Güney Kore­liler hâlâ komünistlere tevdi edilecek müşterek bir plân hususunda anlaş­maya varamamışlardır. Siyasî çevre­ler her iki tarafın da prensiplerinden fedakârlık yapmaımak için ayak di­redikleri  kanaatindedîrler.

Rhee cevabını Valter Röbertson'a dün gece göndermişti. 'Bugün Reisicumhur sarayında 1 saat 45 dakika süren top­lantı esnasında Syngman Rhee ile Vaît&r Robertson bu cevabı mütalâa etmişlerdir. Şimdİı Robertson yazılı olarak mukabil cevabını hazırlamak­tadır. Bunu muhtemelen yarın top­landıkları zaman Reisicumhur Rhee'-ye takdim edecektir. Yarınki toplan­tının saati kati olarak tesbit edileme­mişse de sabahleyin olması çok muh­temeldir.

Bu görüşmeler ve karşılıklı cevapla­rın ne zamana kadar devam edeceği bilinmiyor fakat Amerikan murah­has heyetinin döneceğine dair henüz bir tasavvur mevcut değildir.

Ankara

Millî Savunma Temsil Bürosundan aldığımız malûmata göre, dördüncü Kore birliğinin ikinci kafilesi bugün saat 14.20 de General Muir gemisiyle piyade yarbayı Halim Çağlar'm ku­mandanlığında İzmir'den hareket et­miştir.

uğurlamada Vali, Belediye Reisi, Korgeneral Yusuf Egeli, Tümgeneral Gümüşpala,    Tümgeneral      Muzaffer Alankuş, Nato karargâhından Yunan generali Geramanis hazır bulunmuş­lar ve gemiye çıkan generaller asker­lerimize hitaben ayrı ayrı birer ko­nuşana yapmışlardır.

Garnizon mensubu muhtelif müesseler, okullar ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından hararetle uğurla-nan erlerimize buketler ve hediyeler verilmiştir.

Pusan   :

Güney Kore makamları tarafından serbest bırakılan 400 den fazla Ku­zey Koreli komünist aleyhtarı harp esirinin gönüllü olarak Güney Kore ordusuna iltihak ettikleri bildiril­mektedir.

Bir hükümet sözcüsü, bu esirlerin serbest 'bırakıldıklarından beri Pusan halkı tarafından himaye ve iaşe e-dildiğini bildirmiş ve serbest bıra­kılmış olan diğer birçok harp esiri­nin de Güney Kore ordusuna girecek­lerinin muhakkak olduğunu belirt­miştir. Şimdiye kadar Güney Kore hükümeti ceman 27.000 komünist a. leyhtan harp esirini serbest bırak­mıştır.

3 Temmuz 1953

Tokyo :    

Merkez doğu cephesinde komünist Çinli birlikleri geri püskürten Güney Koreliler bu sabah erken saatlerde Parnıaktepe'de de kızıllarla çarpış­mışlardır. Bunun dışında bütün cephe boyunca her iki tarafa .mensup birlikler gay­ri resmî "küçük mütareke" lerine ri­ayet etmiş, sadece birkaç keşif 'ha­rekâtı yapılmıştır. 3. Tümen Güney Kore birlikleri Loo-kout tepesinde kızılları mağlûp ede­rek şafaktan önce tepeyi işgal et­mişlerdir.

6 Temmuz 1953

Tokyo:

Amerikalılarla yaptığı dokuz görüş­meden    sonra Cumhurbaşkanı Syngman Rhee hâlâ mütarekeye muhalif olduğunu söylemiştir. Güney Kore Cumhurbaşkanı, ordularının şimale doğru yürümeğe hazır olduğunu ve Amerikalıların kendisini kurtaraca­ğına inandığını  ifade etmiştir.

Khee'nin yakınları ise şöyle demek­tedirler:

Mücadelenin ilk safhalarında belki bir iki tümen kaybedebiliriz, fakat Amerikan ordusu cepheden ayrılma­ya fırsaat bulamıaycak ve bizimle be­raber savaşmağa mecbur olacaktır. Bu sırada da Amerikan ve dünya umumî efkârı bizim lehimize döne­bilir." Fakat Amerikan yetkili ma­kamları mütarekeden hâlâ ümitlerini kesmiş  değillerdir.

Diğer taraftan Tokyo'da dinlenilen komünist radyo  yayınlan,  Robertson Rhee görüşmeleri bir neticeye var­madan Birleşmiş Milletlere cevap ve­ri İmiyeceğini  bildirmiştir.

Gecen hafta ihtilâfın yakında bir hal çaresine bağlanacağını söyliyen Gü­ney Koreliler şimdi meselenin çıkma­za girdiğini söylemektedirler. Bilinen tek hakikat ise Kore'de müta­rekenin mevcut olmadığı ve sürünce­mede kaldığıdır.

7 Temmuz 1953

Seoul :

Birleşmiş Milletler ve komünist mü­tareke heyetleri dokuz gündenberi yarın ilk defa toplanacaklardır. Mü­şahitler bu defaki müzakerenin, uf­kun aydınlık veya karanlık olduğu­nu tayin edeceği kanaatindedirlör.

Bu toplantının yapılmasını komünist­ler istemişti. Komünistler, büyük bir ihtimal dahilinde General Mark Clark'm, serbest bırakılmış olan esir­lerin iadesinin mümkün olmadığına mütedair mektubuna bu toplantıda cevap  vereceklerdir.

Komünistlerin radyosu general Clark'm mektubuna hücumu azaltmış ve bu durum müzakerede komünist­lerin ıtakip edecekleri hareket tarzı hakkında zımnî bir işaret olarak te­lâkki edilmiştir.

Eisenhover'in hususi temsilcisi Dışiş­leri Vekil Yardımcısı Robertson bugün Syngman Rhee ile görüşmemiş, 8. Or­du Komutanı General Taylor'u ziya­ret etmiştir. İnanıldığına göre bu gö­rüşmede, mütareke aktedildiği tak­dirde Rhee'nin alacağı durum karşı­sında 8. Ordunun takip edeceği 'hattı harekete dair son emirler tayin edil­miştir.

8 Temmuz 1953

Hongkong:

Komünist "Yeni Çin" ajansı .bugün yayınladığı bir haberde, Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee'nin, Ko­re'de esir kamplarında geri kalan komünist aleyhtarı esirleri serbest bıraktırmak için hazırlık yaptığım bildirmekte ve şunları ilâve etmekte­dir:

"Güney Koreli kıtalar, 'bu plânın ta­hakkuku için Pusan'a nakledilmiştir. Yeni Güney Kore Savunma Vekili Sohn,Von II, geçen gün Pusan'a âni bir ziyaret yaparak hazırlıkları ta­mamlamıştır.

Bu son derece ciddi durum karşısın­da Amerika'nın tedbir alması ve mü­tareke isteyip istemediğini dünyaya ilân etmesi lâzımdır."

Çin ajansı, ayni zamanda Tchang -Kai - Shek ile Rhee arasındaki müna­sebetlerin günden güne işbirliği hali­ni aldığını ilâve etmektedir.

Vaşington :

Vaşington'da resmî bir kaynaktan bildirildiğine göte, Cumhurreisi Rhee'­nin Kore'de imzalanması mutasavver mütarekeye muhalefetinden doğan durumu tetkik maksadiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun toplantıya çağırılması için Kore'de durum he­nüz çok seyyaldir. Vaşington'un yet­kili çevrelerindeki kanaate göre, A-merikan idarecileri Robertson'un vazi­fesinin muvaffakiyetle neticeleneceği ümidini  henüz  bırakmamışlardır. B-u

arada Rhee'nin "uzlaşma formülünü" reddettiği yolundaki haberlerin Va­şington'da teyid olunmadığı belirtil­mektedir.

12 Temmuz 1953

Seul:

Güney Kore ile 'Birleşik Amerika, Ko­re'de mütareke yapılması için işbir­liğinde bulunacaklarını bildirmişler­dir. Fakat komünistler mütarekeyi sağlamak için daha tesirli tedbirle­rin alınmasını istiyerek ateş kesilme­si meselesini  ortaya  atmışlardır.

Filhakika bu anlaşmanın ilânından kısa bir müddet Önce Pekin radyo­su, Güney Kore'nin mütarekeye ria­yet edeceği hususunda sadece şifahî teminatının kâfi bir garanti teşkil etmiyeceğjni  bildidmekte idi.

Pekin radyosu bu neşriyatında şöyle demiştir:

Birleşik Amerika Syngman Rhee'nin mütarekeyi ihlâl etmiyeceğini hangi tedbirlerle temin ettiğini katî olarak izah etmelidir."

Rhee ile Robertson'un müştereken yayınladıkları beyanat, Amerika  Kore anlaşması 'hakkında hiçbir te­ferruat ihtiva etmemektedir. Bunun­la ıberaber Robertson, bunun Rhee'­nin mütareke hususunda işbirliği ya­pacağı mânasına geldiğini söylemiş­tir.

Seul:

Mütareke mevzuunda Amerika ile Güney Kore arasında bir anlaşmaya varıldığına dair haberin yaymlanma-siyle beraber, doğu cephesi müstes­na bütün 155 millik Kore savaş hat­tında çarpışmalar birden bire dur­muştur.

Gece bombardımanında 112 kamyon tahrip edilmiş ve 16 B-29 üstün uçankale Kuzey Batı Kore'de Sinanju'da bir   köprüyü   bombalamışlardır. Amerikan birlikleri erken saatlerde "P-orkchop Tepesi"  ni  terketmişlerdir. Müşahitlere göre, mütarekeden sonra hiçbir tarafa verilmiyecek olan böl­gede bulunan bu tepede daha fazla Amerikan kaybına sebebiyet vermek lüzumsuz olduğu için bu karar alın­mıştır.

Seul:

Yetkili Güney Kore kaynaklarının bu gün ileri sürdükleri bir görüşe göre, halen memleketine dönmekte olan Eisenhover'in hususi temsilcisi Ro­bertson Güney ıKore Cumhurbaşkanı Rhee'ye başlıca iki tâvizde bulun­muştur.

  Esirlere  nezaret edecek tarafsız komisyondan    Hindistan, Polonya ve ÇekoslovaKya'nm   üyeliklerinin geri alınması,

 90  gün   olarak tahdit    edilmesi icap eden    mütareke   sonrası    siyasi konferansın  bitmesinden  önce  bütün yabancı   kara   birliklerinin   Kore  top­rağını terketmesi.Resmen bildirildiğine göre, Rhee ile Robertson, karşılıklı anlayış .mevzu­unda oldukça iyi bir ilerleme kay­detmiş ve anlaşmanın büyük bir kıs­mını  tahakkuk  ettirmişlerdir.

Filhakika Robertson da hareketinden önce, müzakerelerin devam edeceğini ve karşılıklı savunma paktı ile diğer mevzuların bu görüşmelere esas teş­kil edeceğini söylemiş, fakat Rhee ile yaptığı söylenilen anlaşma hak­kında hiçbir tefsirde bulunmamıştır. Bu vaziyete göre, Panmunjom'da S haziranda komünistlerle yapılan mü­zakereler sırasında beş üyeden müte­şekkil tarafsız; 'bir komisyon kurul­ması ameliyesi yeniden ortaya çık­maktadır. O zaman imzalan anlaş­mada bu komisyona Hindistan, Po­lonya, Çekoslovakya, îsveç ve İsviçre dahil olacaktı.

Güney Kore Cumhurbaşkanı bir mak­satla memleketine gelecek olan ko­münist Hint birliklerine silâhla kar­şı koyacağını müteaddit defalar tek­rar etmiştir.

Güney Kore kaynakları, Robertson'un bu hususta komünistler nezdinde te­şebbüste bulunacağını ve onları ikna edeceğini sandıklarını bildirmekte­dirler.

13 Temmuz 1953

Tokyo  :

Müttefik ve komünist irtibat subaylan bu sabah Pan Mun Jom'da top­lanmış ve kızıllar Amerikan irtibat subaylarına bir "protesto mektubu" vermişlerdir.

Mütareke müzakerecileri saat 11 de toplanmış fakat 12 dakika sonra ya­rım saatlik bir fasıla vermişlerdir.

Komünistlerin bu protesto mektubun­da, Birleşmiş Milletler uçaklarının bombardımanı sonunda müttefik e-sirlerin öldüğü veya yaralandığı bil­dirilmektedir. Mektuba göre, 5 Bir­leşmiş Milletler esiri Ölmüş ve 15 e-sir yaralanmıştır.

Mektubu komünist heyet başkanı General 'Nam îl'den Birleşmiş Millet­ler baş delegesi General Harrison'a hitaben yazılmıştır ve şöyle hitam bulmaktadır:

Bu hâdiseyi ciddî olarak protesto ediyorum. Anlaşmamızı ciddî bir su­rette ihlâl eden bu hâdisenin bütün mesuliyeti sizin tarafınıza aittir."

Washington :

Ayan Meclisi Cumhuriyetçi lideri Wiiliaım Knowland, dün verdiği beya­natta, Kore Barış Andlaşması kaleme

alınırken bu konferansa sadece Kore'­de çarpışan memleketler iştirak et­melidir, demiştir.

Senatörü derhal Senato Dışişleri Ko­misyonu üyesi Monsfield desteklemiş­tir.

Knowland, gazetecilere, halen müta­reke görüşmelerinde olduğu gibi ta­rafsız bir komisyon keyfiyetinin bu defa tekerrür etmiyeceğini söylemiş ve demişktir ki :

"Barış andlaşması müzakerelerine Ko­re'de tecavüze mukavemet eden mem­leketler iştirak etmelidir."

Bu suretle Rusya, Hindistan ve diğer birçok Birleşmiş Milletler üyesi bu konferanstan uzaklaştırılmış olacak­tır.

14 Temmuz 1953

Tokyo:  

Komünist Kuzey Kore ve Çin kuvvet­leri sabaha karşı 60,000 kişilik kuvvetle merkez cephesinde Güney 'Kore birliklerine karşı taarruza geçerek 20 millik cep'he boyunca geri çekilmele­rini sağlamıştır.

Son iki senenin en şiddetli taarruzun­da komünist kuvvetler Kumwha yolu­nun kuzey - doğu cephesinden Pu:k-han nehri sahillerine kadar olan böl­geye varan kesimde Güney Kore bir­liklerini geri püskürtmektedirler.

İlk olarak 20.000 kızıl asker Kumwha cvanndaki Güney Kore tümenine sal­dırmış ve kendilerini ik-i mil ricat et­tirmiştir.

Doğu kesiminde de kızıllar ayni şekil­de bir muvaffakiyet sağlamışlardır. Cepheden gelen haberlere göre Güney Koreliler bazı noktalan .müdafaa ede­bilmişlerdir.

Bu sabah neşrettiği bir tebliğde 'Ge­neral Mark Clark, kızılların taarruzu­nun, son senelerin en büyük taarruzu olduğunu belirtmekte ve komünistle­rin bazı noktalarda Güney Kore mev­zilerini çökerttiklerini ilâve etmekte­dir.

Tebliğde savaşların 20 - 25 millik bir cepheye inhisar ettiği bildirilmekte­dir.

Bu sabah Gmt. âyariyle saat 3 te Gü­ney Kore birlikleri 2 mil geri çekilmiş vaziyette .bulunmakta idiler.

Birleşmiş Milletler bombardıman ve avcı uçakları şafakla beraber komü­nist hatlarını bombalamaya'başlamış­lardır.

 Seul :

Güney 'Kore'nin güvenilir .kaynakla­rından bugün bildirildiğine göre, Baş­kan Syngman Rhee, Kore'de mütareke aktolunmasma taraftar olduğunu Bir­leşmiş Milletler Kumandanlığına is-bat maksadı ile bazı yeni tedbrilere tevessül edecektir.

Ayni kaynaklardan ilâve edildiği ü-zere, .Başkan Rhee, daha önce müta­reke müzakerelerinde Güney Kore'yi, temsil eden General Yong'DokChoi ye, müzakerelere yeniden iştirak için

emir vermiştir. Ancak General Choi'-nin müzakerelere bilfiil mi iştirak edeceği, yoksa Başkan Rhee'yi durum­dan haberdar etmek maksadiyle mü­şahit sıfatı ile mi katılacağı hakkın­da bir şey söylenmemektedir.

Bununla beraber, bu hususta kendisi­ne sual sorulan General Choi, Başkan Rhee'den bu hususta hiçbir talimat almamış olduğunu beyan etmiştir.

Seul:

80 bin kişiden müteşekkil komünist Çin'li insan selinin önünde "dur veya Öl" emrini almış olan Güney Koreli birlikler bugün merkez cephesinde ümitsîî: çarpışmalar yapmışlardır. Bu muazzam insan selinin karşısında iki veya üç mil gerileyen Güney Ko­reliler Kumlrvva ile Pukhan ne'hri ara­sındaki 15 mil uzunluğundaki cephe­de yeni müdafaalarını kurmuşlardır. Şiddetli yağmur Birleşmiş Milletler ihtiyat kamyonlarını ve Amerikan Hava Kuvvetlerini hareketsiz hale ge­tirmiştir.

Güney Kore Cumhurbaşkanı Rıhee, bir­liklerine hitaben yayınladığı mesajda şöyle demektedir :

"Her ne'bahasma olursa olsun hatla-rmızi muhafaza edin. Bir karış topra­ğı dahi feda etmeyin."

Diğer taraftan 4. Güney Kore tümeni­ne komutanları ''Dayan veya ölünce­ye kadar çarpış" emri vermişlerdir.

15 Temmuz 1953

Tokyo:

Yeni merkez cephesinde mevzi alan Güney Kore birlikleri 'her an yeni bir Çin taarruzuna hazırlanmaktadırlar. Şiddetli yağmurlara rağmen komünist ler durmadan cepheye takviye yığ­maktadırlar.

Alman haberlere göre dün 15 millik cephe üzerinden Güney Kore kuvvet­lerini 3 mil geri atan 100.000 dün faz­la komünist askeri yeni taarruzlara hazırlanmaktadır.

24 saat süren savaşları müteakip bu sabah  şafak vakti cephede bir sükûnet hüküm  sürmektir.

Savaşlar hakkında beyanatta bulu­nun Amerikalı bir subay şöyle demek tir :

Çinliler kazandıkları muvaffakiyeti çok pahalıya elde etmişlerdir. Bu işi idame ittirebilmek için daha birkaç orduluk takviye getirmeleri gerekmek tedir."

Diğer taraftan 6 B - 26 üstün uçanka-le, yağmura rağmen komünist hatla­rına 190 ton bomba atmıştır.

Kore ordularında müşavir olarak va­zife gören Amerikalı uzman subay­lar takviye alır almaz komünistlerin yeniden taarruza geçeceklerine .mu­hakkak nazariyle bakmaktadırlar.

Seul:

Bugüv Kumsong ne'hri güneyinde müt­tefiklerin yeni müdafaa mevzilerine karşı komünistler yeniden taarruza geçmişlerdir.

Müttefiklerin yakından açtıkları ateş, bu insan seli saflarında tasviri müm­kün olmıyan ceset yığılarına sebebi­yet vermiş fakat bu dehşetli kayba rağmen komünistler daima saflarına taze kuvvet yığmışlardır.

Cephe subaylarının kanaatine göre, komünistler cepheyi takviye etmek i-çin yeni bir ordu sevketmişlerdir. 6 tümen olduğu tahmin edilen düşman kuvveti karşısında müttefik hattı geri lemistir. 4 üncü Güney Kore Tümeni ricat esnasında binlerce kamyon, tank ve silâh terketmiştir.

16 Temmuz 1953

Tokyo:

Kore'de çarpışan Birleşmiş Milletler sekizinci ordusu bu sabah şafakla be­raber 45.000 kişilik bir kuvvetle komü­nistlere karşı mukabil taarruza geç­miştir.

Sabahın ilk saatlerinde 3 Birleşmiş Milletler tümeni komünistlere ilk dar­beyi indirmiş ve son alman haberlere göre durmadan ilerlemektedir.

'Harp cephesinden alman  haberde bu tümenlerin Güney Kore veya Amerikan ordularına ait olduklarına dair bir emare mevcut değildir.

Geniş bir cephe üzerinden yapılan bu taarruz derhal tesirini göstermiş ve mahallî saatle 10 a kadyar .mü'him iler lemeler kaydedilmiştir.

Son altı ay zarfında bir çok muvaf-fakiyetsizliklere uğramış bulunan se­kizinci ordu bugün elindeki bütün kuvvetle hücuma geçerek komünistle­ri şaşırtmıştır.

Sekizinci Ordunun kuzeye doğru taar­ruza geçmesiyle birlikte birkaç gün­den beri merkez cephesindeki durum salâh kesbetmiştir.

Bu sabah mahallî saatle 9 da, cephe­nin batı 'kısmında .mühim ilerlemeler kaydeden bir birliğe kumanda eden, Başkan Eisenhower'in oğlu Binfeaşı John Eisenhower, Birleşmiş Milletler hattının istikrar keşfettiğini bildir-miştr.

Bütün cephe boyunca alman haber­lerden anlaşıldığına göre, komünist­lerin 10 tümenle giriştikleri taarruz durdurulmakla kalınmamış fakat 'her tarafta büyük ilerlemeler kaydedil­miştir.

Birleşmiş Milletler kuvvetleri, kuvvet­li tank birlikleri tarafından desteklen mekte ve bombardıman ve avcı uçak­ları komünist hatlarını şiddetle hirpa lamaktadır.

16 Temmuz 1953

Washington :

Askerî kaynaklardan öğrenildiğine gö re kızıllar Kore'de harbe devama ka­rar verirlerse, müttefiklerin komünist tecavüzünü atom silâhlariyle bertaraf etmeleri ihtimal dahilindedir.

Nihai karar Başkan Eisenhower'e bıra­kılmakla beraber, harbi sona erdir­mek için tasarlanan itibarî projeye atom plânı da dahildir.

Kızılları  Yalu   nehrine     sürmek  için büyük, ölçüde cephe taarruzuna geçmek,  Kızıl  hatları gerisine     indirme yapmak, Mançurya'yı bombalamak ve Çin kafasını  abluka etmek  bu  plân dahilindedir.

Şayet kızılların mütarekeyi  imzaya niyetli olmadıkları anlaşılırsa Başkan Eisenhower ve Güvenlik Konseyi bu plânın kısmen veya tamamen tatbi­kine karar verebilir. Fakat kızılların mütarekeyi imzalıyacaklarma dair ufak bir iyi niyet sezilirse bir atom harbine  lüzum   kalmıyacaktır.

Washington :

Birleşmiş Milletler Komutanlığı, Ko­re'deki komünist mütareke müzakere heyetine gönderdiği kat'î ifadeli bir mesajda komünistlerin mütarekenin imzalanması hususunda lüzumlu ted­birlerin alınmasına derhal muvafa­kat etmeleri talebinde bulunmuştur.

Salahiyetli çevreler bugün verdikleri izahatta, Müttefik .müzakere heyeti­nin, Güney Kore Cumhurreisi Syng-man Rhee'nin mütareke şartlarına riayet yolunda işbirliğinde bulunaca­ğına dair Birleşmiş Milletler Komu­tanlığından yeter derecede .teminat aldıklarını binaenaleyh İmzayı gecik­tirmeğe artık mahal kalmadığını ko­münistlere birdirmiş olduklarını söy­lemişlerdir. Ayrıca Pan;munjondaki mahrem görüşmeler de geçen ay Rhee tarafından serbest bıraktırılan 27.000 den fazla Kuzey Kore'li harp esirinin tekrar tevkif edilmeleri hususunda Birleşmiş .Milletler Komutanlığının ısrarda deva m etmiyeceRleri, komü, nistlere ifade olunmuştur.

Amerikan resmî şahsiyetleri Birleş­miş Milletler Komutanlığı durumu­nun komünistlere kat'î bir ifade ile açıklanmış olduğunu ve komünistlere yapılan müracaatın, Birleşmiş Millet­ler Komutanlığınca artık bu bapta da ha fazla görüşülecek ,bir şey kalma­dığını sarahatla ortaya koymuş oldu­ğunu söylemişlerdir.

17 Temmuz 1953

Seul:

General Mark Clark'ın Birleşmiş Mil­letler Mütareke Heyeti Reisine müta­reke hakkında nihaî talimat verdiği zannedilmektedir.

Buradaki kanaate nazaran Birleşmiş Milletler kızıllara verilmek üzere bir ültimatom hazırlamışlardır. Komü­nistlerden mütarekeyi ya derhal im­zalamaları, yahut müzakereyi kesme­leri istenecektir.

Güney Kore'ye karşı koyabi­lirler. Birleşmiş Milletlere mensup kuvvetler hiçbir şekilde Güney .Kore'­yi desteklemiyeceklerdir.

Gl. Nam İl

 Güney Kore tecavüze geçecek olursa Birleşmiş Milletler ge­ne de mütarekeye riayet edecekler mi ?

Gl. Harrison

 Evet.

GI. Harrison aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin hiçbir surette Güney Ko­re'ye askerî yardımda bulımmıyacağı-nı da vâdetmlştir.

 Tokyo:

Birleşmiş Milletler Komutanlığından yayınlanan tebliğde bildirildiğine gö­re, 8 inci Ordu tarafından 240 Km. lik cephe boyunca cereyan etmekte olan kara savaşları düne nazaran bugün kesafetinden kaybetmiş bulunmak­tadır.

öte yandan Müttefik kuvvetleri batı kesiminde bulundukları Kumsong böl­gesinde çok şiddetli muharebaler ce­reyan etmekte ve Müttefik kuvvetler kuzeye doğru ilerlemektedirler.

Kumsong'un doğu kesiminde bulunan müttefik kuvvetler ise düşmanın kuv­vetli bir mukavemetiyle karşılaşmış­lardır. Düşman dört 'hücumda bulun­muş ve bunların içersinde en şiddetli­si mahallî saatle gece yarısından bi­raz sonda cereyan etmiştir. Bu hü­cumun hedefini Kumsong doğu kesi­minin .merkezinde bulunan bir tepe üzerinde mevcut müttefik mevzii teş­kil etmiştir. Bu taarruzda bir -komü­nist taburu da hücuma katılmıştır.

Düşmanın bölük tertibiyle yapmış ol­duğu diğer hücumları geri püskürtül­müş veya pusuya düşürülerek bastı­rılmıştır.

Diğer taraftan hava kuvvetlerinden yayınlanan   tebliğe      göre   Amerikan

pilotları bugn 7 ,mig uçağını düşür­müşler ve muhtemel olarak diğer iki­sini de hasara uğratmışlardır. Bundan başka 2 komünist uçağı da Yalu neh­ri civarında hasara uğratılmıştır. Ha­va kuvvetleri Kore cephesi boyunca komünist mevzilerini    bombalamaya bugün  de devam  etmişlerdir.

20 Temmuz 1953

Tokyo :

Komünistlerin dün mütarekeyi imza­ya hazır olduklarını bildirmeleri üze­rine Panmunjom'daki faaliyet adama­kıllı artmıştır. Bugün iki gruptan mü­teşekkil müttefik ve komünist kur­may subayları ayrı ayrı gizli oturum­lar yaparak mütarekenin imza mera­simi ve memleketlerine dönmek iste-miyen harp esirlerinden hâlâ esir kamplarında olanların Güney Kore dışında tarafsız kontrole tevdii mes'e-leleri hakkındaki plânları görüşmüş­lerdir.

Kurmay subaylar grubunun ilki ko­münistlerle 27 dakika süren bir gö­rüşme yapmıştır. Diğer grup ise evve­lâ 42 dakika kısa bir fasıladan sonra 14 dakika süren iki ayrı toplantı yap­mıştır. Kurmay subaylar toplantısı daha evvel tekarrür etmiş olan irti­bat subayları toplantısının yerine ikame edilmiştir.

Komünistler mütarekenin imzası me­rasiminin yapılacağı binanın inşası­na- bu sabahtan itibaren devama baş­lamışlardır. Sekizinci Ordu Kuman­danı General Maxvell Taylor Mun-san'daki Birleşmiş Milletler mütare­ke kampına giderek müttefik müta­reke hey'eti reisi General Harrison ile görüşmüştür.

Kurmay subaylar hey'etinin bugünkü toplantıda memleketlerine dönmek istemiyen harp esirleriyle alâkadar ol­mak üzere Kore'ye gelacek olan taraf­sız memleketler mevzuunu görüştük­leri tahmin edilmektedir. Komünist mütareke hey'eti reisi General Nam İl Güney Kore'nin bu mevzudaki noktai nazarının aydınlatılmasını istemişti. Söylentiler, tarafsız komisyonun gü­ney ve kuzey Kore'nin kontrolü altın­da olmıyan bir adada çalışacağı mer­kezindedir. Mütarekenin bu hafta için­de imzalanması ümit edilmektedir.

21 Temmuz 1953

Panmunjam :

Bu sabah mahallî saatle 10.00 da, Komünist ve Birleşmiş Milletler irtibat subayları iki grup hâlinde toplanarak üç seneden beri devam eden Kore Harbini sona erdirecek olan mütare­kenin son hazırlıklarına devam et­mişlerdir.

Diğer taraftan, mütarekenin imzalan­masını müteakip, kontrol vazifesini görecek olan 4 memlekete mensup mütareke hey'etîeri Tokyo ve Pekin'de emir beklemektedir.

Bu 'hey'etler yüksek rütbeli müttefik ve komünist subayları tarafından mü tareke imzalanır imzalanmaz Kore'ye ayak basacaklardır.

Mütarekenin ne zaman imzalanacağı hakkında henüz kat'î bir malûmat yoksa da, gerek burada, gerek Was-hington'da hüküm süren kanaate gö­re, imza merasimi bir haftadan fazla gecikmiyecektir.

Hâli hazırda incelenen meseleler ara­sında iki muhasım ordunun çekilece­ği hattın tâyini, mütareke kontrol hey'etlerinin Kore'ye gelişleri için ha-zırlkların yapılması ve demir perde gerisine dönmeyi reddeden komünist esirlerin kontrol hey'etîeri tarafından ne şekilde devrahnacağı hususları vardır.

Temmuz 1953 

 Seul:

Cumhurreisi Syngman Rhee bugün basma verdiği beyanatta şöyle de­miştir:

"Mr. Robertson İle vardığımız anlaş-. ma gereğince, biz mütarekeyi- imza-lamıyacağız, bununla beraber müta­rekenin akdine de muhalefette bu-lunmıyacağız. Şu şartla ki Vaşing-ton'a döndüğü zaman, kendisiyle varmış olduğumuz anlaşmanın tasvi­bini sağlasın. Şimdiki halde Mr. Ro-bertson'un bu işe henüz giriştiğini zannetmiyorum ve kendisinden ha­ber bekliyoruz. Fakat vardığımız an­laşma şarta bağlı bir mahiyeti haiz­dir. Eğer Birleşmiş Milletler bizim yaşamaya devam etmek arzumuzu dikkat nazara almazlarsa, biz de ken­dimizi bu anlaşma ile bağlı addetme­yiz. Mütarekeden sonra Kore'nin kar­şılaşacağı en mühim mesele silâhlı komünist   mütecavizlerin topraklarımızı terketmelerini sağlamak olacak­tır. Bu yoldaki gayretlerimizin tahakku­kunu, siyasî konferansın başlamasını takip edecek 90 günlük devre için ge­ciktirmeyi kabul ettik. Bu devre zar­fında Birleşmiş Milletlerin mütecavi­zi çekilmeyi ikna etmesi gerekmekte­dir. Bu devre sonunda müttefikler bir muvaffakiyet sağhyamazlarsa, biz kendi başımıza harekete geçmekte serbest olacağız. Bu takdirde, Birle­şik Amerika'nın, müşterek hedefe var­mak için ya tekrar bizimle beraber savaşa devam etmesini veya bizim tek başımıza dövüşebilmemiz için da­ha büyük bir maddî yardım sağlama­sını, istediğimizi  söylemeliyim.

Bu arada General .Harrison'un, komü­nist delegelerinin Panmunjom'dakİ beyanatlarında arzetmiş oldukları 10 maddeyi kabul ettiğini öğrenmiş bu­lunuyoruz. Gördüğünüz gibi, biz ne kadar işbirliği etmeğe çalışırsak, o nisbette karışıklıkla karşılaşıyoruz.

Bunu müteakip mütareke akdinin arifesinde komünistlerin büyük bir ta­arruza girişmelerinin sebebini izah e-den Cumhurreisi Rhee şunları söyle­miştir:

 Komünistler tecavüzlerine kendi seçecekleri  bir zamanda devam et­mek maksadiyle mümkün olduğu ka­dar derine nüfuz etmek istiyorlar.

 Bu taarruzun diğer bir sebebi depsikolojiktir. Bu  suretle komünistler yorgun   düşmediklerini   ve  ilerlemek­te oldukları sırada müttefiklerin mü­tareke  akdini    istedikleri    kanaatini uyandırmaya  çalışmaktadırlar.

 Londra :

Richard Butler, Güney Kore Dışişleri Vekilinin, mütareke maddelerinin tatbikine hükümetinin riayet etmiye-ceğini bildiren br ajans haberni oku­duğunu bildirmiş ve "Avam Kama­rasına verdğim bu haberin vahameti­ni  küçümsemiyorum" demiştir.

Bunun üzerine muhalefet lideri Attlee §u suali sormuştur: Bu müessif haber, Syngman Rhee'nin ve hüküme­tinin, giriştikleri taahhütleri yerine getirmemek    temayülünü    incelemek

üzere genel kurulun derhal toplanma­sı zaruretini isbaat etmiyor mu?"

Buîler şu cevabı vermiştir: "Bu habe­ri yorumlamak için vaktin henüz er­ken olduğu kanaatindeyim. Fakat bundan çıkacak bütün neticelerin ve sizin teklifinizin, hükümet tarafın­dan nazarı dikkate alınacağını ve va­rılacak kararlardan Avam Kamarası­nın mümkün olduğu kadar çabuk ha­berdar edileceğini sanıyorum.

23 Temmuz 1953

Seul:

Umumiyetle iyi haber alan kaynak­lardan bu sabah bildirildiğine göre, Birleşmiş Milletler ve komünist kur­may heyetleri mütareke ile ilgili bü­tün 'hazırlıkları tamamlamışlardır. Eu haber henüz resmen teyid edilme­miştir.

Munsan'da mütareke heyetleri sözcü: sy Yarbay Milton Herr, herhangi bir yorumda bulunmaktan imtina etmiş­tir.

Bu sabah mahallî saat  onbirde Pan-munjon'da kurmay heyetleri ani    bir toplantı yapmışlardır. Toplantı saat 1-42 ye  kadar     devam etmiştir.

Konuşulan mevzular hakkında her­hangi bir açıklamada bulunulmamış­tır.

Seul:

Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee'nin bir sözcüsünün bugün belirt­tiğine göre, Amerika ile Güney Kore arasında mütarekeye müteallik an­laşmazlıkların pek yakında halledi­leceğine Syngman Khee kani bulun­maktadır.

Sözcü, Syngman Rhee^nin Eisenho-ver'e bizzat gönderdiği bir mektupta, mütarekeyi ihlâl etmiyeceğini vaadet-miş bulunduğunu açıklamış ve demiş­tir ki:

"Syngman Rhee'nin mektubunun yan­lış anlaşılmamış olmasını temenni ederim. Fakat Cumhurreisİnin mütare­keye riayet hususunda yapmış oldu­ğu vaadin, mütarekenin kayıtsız şartsız kabulü şeklinde tefsir edilmiş ol­ması esef edilecek bir durum teşkil etmektedir. Cumhurreisi Syngman Rhee'nin dün de belirttiği gibi müta­rekenin kabulü, Amerika tarafından bazı şartların yerine getirilmesine bağlıdır.

"Bu şartlar halen Amerikan ve Gü­ney Kore hükümetleri arasında mü-zakero konusu teşkil   etmektedir."

25 Temmuz 1953

Seul:

Mütareke ihtimalinin günden güne kuvvetlenmesine rağmen, cephede sa­vaşlar bütün şiddetiyle devam etmek­tedir.

Amerikan deniz piyadeleri bu sabah 3 bin kişilik kuvvetle komünistlerin, Panmunjom'un kuzey batı istikame­tine doğru yapmış oldukları taarruzu tardetmişlerdir.

Komünistler tesbit edilen ateş kes hattı civarında bulunan üç kilit mev­kii ele geçirmeğe çalışmaktadırlar.

Amerikan deniz piyade birlikleri ma­hallî saatle 5.30 da Çin taarruzunu tardetmiş ve komünistler birçok ölü ve yaralı bırakarak geri çekilmek zo­runda kalmışlardır.

Bütün cephe boyunca komünistler ufak mikyasta taarruzlara girişmek­tedirler.

Diğer taraftan Birleşmiş Milletler top­çusu ve bombardıman uçakları komü­nist mevzilerini şiddetli bir bombar­dımana  tâbi  tutmaktadırlar.

Ateş kes hattı tesbit edilmiş olduğun­dan, komünistlerin bu hattı geçseler dah; mütarekenin imzalanmasını mü­teakip geri çekilmek zorunda kalma­ları icabetmektedir.

Nevyork   :

Kore mütarekesini müteakip toplana­cak siyasî konferansda Birleşmiş Mil­letleri temsil edecek heyetin seçilme­si, Birleşmiş Mîlletler Genel Kurul toplantısının konuşacağı en mühim meselelerden birini teşkil edecektir. Birleşik   Amerika   muhakkak   surette

bu konferansda temsil edilecektir, in­giltere ile Fransa'nın da Birleşmiş Milletler heyetine dahil olacağına mu­hakkak nazariyle bakılmaktadır.

Rusya'nın da, Birleşmiş Milletlerin bir temsilcisi olarak konferansa işti­raki  ihtimal  dahilindedir.

Kore'de çarpışan 16 devlet temsilcile­rinin de, siyasî konferansta temsil e-dilmek istiyeceklerine muhakkak na­zariyle bakılmaktadır.

Birleşmiş Milletler Kore ile ilgili müzakerelerinde mühim rol oynamış bulunan Hindistan'ın da temsil edi­leceği  zannedilmektedir.

Burada hüküm süren arzu, heyetin mümkün mertebe 'küçük olmasıdır. Dört büyükler, Hindistan ve Kore'de çarpışan 16 devlet heyette temsil edil­diği takdirde, heyet aşağı yukarı Bir­leşmiş Milletlere mensup heyetin üç­te birini temsil edecektir.

Seul:

Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee, bugün Amerikan Dışişleri Ve­kili Poster Dulles'dan aldığı yeni te­minat üzerine mütarekeyi ihlâl etmi-yeceğine dair bir vesika imzalamış^ tır.

Tokyo :

Haneda Japon hava meydanından Ko_ re'ye muntazam seferler yapan uçak­lara giren yolculara bu akşam Kore'­ye silâh ve cephane götürmenin ya­sak olduğu, ellerinde bu nevi malze­me bulunduranların bunları hava meydanı resmî makamlarına teslim etmeleri bildirilmiştir. Bu talimatın bütün liman ve hava mc-ydanlarma da tebliğ olunup olun­madığı henüz kesin olarak anlaşıla­mamışla da talimat her yerde yayın­landığı takdirde mütareke anlaşması­nın başlıca şartlarından birinin meri­yete girmiş olduğuna hükmolunmak-tadır.

26 Temmuz 1953

Tokyo :

Pekin radyosu Tokyo'dan duyulan neşriyatında Kore'de mütarekenin yarın Pan Mim Jom'da iki tarafın müzakere heyetleri başkanları tara­fından imza olunacağını sonradan bu mütarekenin başkumandanlarca tas­dik edileceğini bildirmiştir.

Mütarekenin imza merasiminden 12 saat sonra mer'iyete gireceğine işaret eden radyo bunun ne derece müessir ve hakiki bir mütareke olduğu hak­kında ancak ateş kesildikten sonra hüküm verilebileceğini, iki tarafın ve bilhassa Syngman Rhee kıtalarının da bu ateş kes emrine riayet etmeleri lâzımgeldiğini ilâve etmiştir. Pekin radyosu bundan başka anlaşma gere­ğince çizilen hudut hattının iki tara­fına çekilecek olan kıtaların bıraka­cağı tarafsız bölgeden de bahsetmiş, komünist Çin ve Kuzey Kore kuvvet­lerinin mütarekenin bütün hükümle­rine riayeti taahhüt ettiklerini ve fa­kat herhangi bir mızıklyanmada hem kendilerini müdafaa etmek için, 'hem de mütarekenin tatbikatını sağlamak maksadiyle mukabelede bulunacak­larını  belirtmiştir.

Munsan  :

Birleşmiş Milletler Kumandanı Gene­ral Mark Clark harp esirleri .mübade­lesinin mütareke imzalandıktan kısa bir müddet sonra başlıyacağmı ve ilk Amerikan harp esirlerinin azami 3 hafta zarfında Amerika'ya dönecekle­rini bildirmiştir.

General Clark, komünistlerin günde 500 den fazla müttefik harp esiri ia-d'3 edeceklerine dair söz verdiklerin: buna mukabil Birleşmiş Milletlerin de 1000 den fâzla komünist esir iade edeceklerini söylemiştir.

27 Temmuz 1953

Panmunjom  :

Müttefik ve komünist mütareke he­yetleri bu sabah mahallî saatle saat 10 da mütarekeyi    imzalamışlardır.

Gece saat 22.00 de ateş kesilecek ve Kore harbinin başlamasından tam üç sene bir ay, iki gün ve 10 saat son. ra muhasamat sona ermiş olacaktır. Mütarekeyi Birleşmiş Milletler namı­na  heyet  reisi  Harrison,  Kuzey Kore

amına da komünist mütareke heye­ti reisi General Nam îl imzalamışlar­dır. Vesikalar tasdik edilmek üzere Uzak Doğu Birleşmiş Milletler Komu­tanı General Mark Clarck ve komü­nist kuvvetleri komutanı General Kim îl Sun'a gönderilmiştir.

İmza merasimi komünistlerin inşa et­tiği barakada yapılmış ve her iki taraf mütareke heyetleri ile Birleş­miş Milletler ve komünist 'harp -mu­habirleri, bu işle vazifeli subaylar bu­lunmuştur. Anlaşma dokuz kopya idi. Heyetler kendileri tarafından ha­zırlanan nüshaları imza etmişler, ne Ge.ıeral Harrlson, ne de Nam II bii boyanatta bulunmuşlardır.

Mımsan :

Uzak Doğu'daki Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Başkumandanı General Mark Clark Panmunjom'daki imza m er a simin d en takriben 3 saat sonra kendisine getirilen Kore mütarekesi vesikalarını Munsan'da imza etmiş­tir.

Komünist kuvvetleri kumandanları Kim îl Sun ile Pen Teh Hvai'de ken­dilerine gönderilen vesikaları muhte­melen Kuzey Kore merkezi Pyong-yang'da imza edeceklerdir. Fakat mü­tareke PanmunjonVda vesikaların her iki taraf mütareke heyetleri reisleri­nin imzasını müteakip resmen yürür­lüğe girmiş bulunmaktadır.

Panmunjom  :

Uzun zamandanberi beklenen Kore mütarekesi nihayet bu sabah mahallî saatle 10 u 1 dakika geçe imzalan­mıştır. Mütarekenin imzasından 12 saat sonra da yani mahallî saatle 22 de 3 yıl 32 gündür devam eden harp sona erecek ve ateş kesilecektir. Birlenmiş Milletler namına .mütareke­yi imza eden General Harrison saat 9.30 da helikopterle Panmunjom'a gelmiş ve doğruca Birleşmiş Milletler çadırına giderek İmza saatini bekle­meğe başlamıştır.

Komünist mütareke heyeti, General Harrison'dan 5 dakika evvel jeeplerle gelmiş bulunuyorlardı.

General Harrison tam saat 10 da merasim binasına girerek kopyelerden ilkini imzalamıştır. îmza merasimi saat 10.07 de tamamlanmış, komünist mütareke heyeti reisi General Nam îl 10.06 da müttefik .mütareke heyeti reisi General Harrison da 10.07 de im­za işini bitirmişlerdir, imza salonunda Birleşmiş Milletler temsilcileriyle Çin vs Kuzey Kore komünist heyetleri, 110 tane Birleşmiş Milletler radyo ve gazete muhabiri ile 35 tane de komünist harp muhabiri bulunmuş, Güney Kore temsilcisi me. raslme iştirak    etmemiştir.

Hiç kouşmadan cereyan eden imza merasimini müteakip komünist mü­tareke heyeti başlarında General Nam îl olduğu halde Birleşmiş Milletler mütareke heyetinin olduğu tarafa ka-tiyyen bakmadan salonu terketmişler ve 10.19 ckı Rus yapısı jeeplerine bi­nerek  kuzeye hareket  etmişlerdir.

Yeni Delhi :

Kore'ye gidecek Hindistan birlikleri­nin ihzari hazırlıkları ile meşgul ol­mak üzere resmî bir grup 4 Ağustos­ta yola çıkacaktır.

Dışişleri Vekâletinden Ratankurmar'-m başkanlığında olan heyet, Kore'de 12 gün kalacak, bilâhare Hindistan'a dönerek durumu Başvekil Ne'hru'ya bildirecektir.

Heyetin tetkik edeceği mevzulardan başlıcası Rhee'nin memleketlerine dönmek İstemiyen harp esirleriyle meşgul olacak olan tarafsız komisyon âzası Hindistan birliklerinin 'Kore'ye gelmesine mümanaatı .meselesidir.

Vaşington :

Amerikan Millî Savunma Vekâletin­den bildirildiğine göre, Amerikan kuvvetlerinin 22 Temmuz 1953 günü­ne kadar Kore'de uğradığı kayıpların yekûnu 24.965 ölü, 101.368 yaralı ve 11.414 kayıptır. Savaşın son günleri son iki seneki muharebelerin en şid­detlisi olmuştur. Amerika'nın Kore hafbine sürdüğü asker miktarı dikkat nazara alınacak olursa takriben 400 bin asker bu, Amerika için en Öldü­rücü harp olmuştur. Filhakika 15,5 milyon erkek ve kadın Amerikalının silâh  altına    alınmış    olduğu  ikinci Dünya   Harbinde   Amerika'nın   verdi­ği ölü miktarı 390.000 olmuştur.

 Hongkong :

Kuzey Kore kuvvetleri Başkomutanı Mareşal Kim İl Sung ile Çin gönül­lüleri komutanı General Peg Ten :Huai Pyongyang radyosunda, mütarekenin imzası üzerine, Çin ve Kuzey Kore kuvvetlerine hitaben bir müşterek günlük emir yayınlamışlardır. Bu günlük emirde tecavüze karşı üç se­ne devam eden kahramanca savaşla barış için iki yıl devam eden müca­deleden bahsedildikten sonra Birleş­miş Milletlerle mütarekenin muzaffa-rane bir şekilde imzalanmış olması­nın muallâkta bulunan bütün mese­lelerin halline doğru atılmış bir adım olduğu belirtilmektedir. Bununla be­raber günlük emirde, mütarekeye hâ­lâ muhalif bulunan Syngman R'hee, gibi Birleşmiş Milletler saflanndaki muhalifler takbih edilmekte ve komü­nist kuvvetlerinden, mütarekenin Gü­ney Kore kuvvetleri tarafından muh­temel ihlâline karşı gayet müteyak­kız bulunmaları istenmektedir.

Mütarekeye riayet maksadiyle iki ko­mutan şu emirleri de vermişlerdir:

1 Mütareke yürürlüğe girer girmez yani saat 22 de ateşin :kesilmesi,

2  Komünist  kuvvetlerinin,   müta­rekenin imzasından 72 saat sonra mü­tareke hattından İki mi] geriye alın­ması. Nihayet günlük emirde aske­rî birlikler, komünist topraklarına gi­recek olan tarafsız devletler delegele­riyle Kızılhaç'a mensup resmî  şahsi­yetlere   karşı   "nazik   ve  faydalı"   ol­maya  davet edilmektedir.

Ankara  :

MİÎlî Savunma Vekâleti Temsil Bü­rosundan bildirildiğine göre, Kore'den yurda dönecek olan birliğimizin 1400 kişilik ilk kafilesi 28 Temmuz 953 salı günü Pusan İmanından hareket ede­cektir.

Paris:

Kore'de aktedilen mütarekenin muh­telif memleketlerde uyandırdığı akis­ler:

İsrail'e:

îsrail siyasî .mahfilleri Kore'de müta­reke haberini büyük memnunlukla karşılamışlardır. Bu mütareke ile dünya sulhuna doğru bir adım atıl­dığı kanaati hâkimdir. Haberin, İs­rail ile Sovyet Rusya arasında siyasî münasebetlerin tekrar tesisinden he­men sonra gelmesi, Sovyet Rusya'nın dış siyasetinde yeni temayülün diğer bir delili olarak yorumlanmakta ve bütün Avrupa meselelerinin yakın bir istikbalde halledileceği ümidinin gfcn.di biraz daha kuvvetlendiği ileri sürülmektedir. Belgrctd'da:

Kore'de mütarekenin aktedilmesi Belgrad  siyasî mahfillerinde    tecavüzün defi ve Birleşmiş milletlerin bir zafe­ri olarak yorumlanmaktadır. Roma'da : Gazeteler mütareke haberini birinci sahifelerini kaplıyan büyük başlıklar­la bildirmişlerdir. Yorumlar henüz noksandır. Bununla beraber Message-ro, bu hâdisenin komünist propagan­dasına bir İmkân sağlamış olduğuna esef etmekte ve şimdi bu propaganda­nın "emperyalistlere mütarekeyi zor­la kabul ettirdik diye haykıracağını yazmaktadır. Gazete bununla beraber haberin bütün insanlıkça sevinçle karşılandığını kaydetmektedir. Londra'da   :

Dışişleri Bakanlığınca yapılan beya­natta İngiltere'nin Kore'de mütareke haberini büyük memnunlukla karşı­ladığı bildirilmektedir. Resmî sözcü "Bu mükemmel bir haberdir. Bu sa­yede dünyada hüküm süren gergin­lik çok azalacaktır. Bu ayni zamanda Birleşmiş Milletlerin müzakerelerde gösterdikleri büyük sabrın neticesi­dir" demiştir. Birmanya'da: Kore'de mütarekenin akdi Rangun'un siyasi mahfillerinde memnunlukla karşılanmıştır. Bu konuda beyanatta bulunan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, bu hâdisenin, her iki tarafın da sa­mimi sulh arzusuna müşahhas bir delil teşkil ettiğini ve bu suretle Kore meselesinin sulh yolundan halline doğru mühim bir adım atılmış oldu­ğunu  söylemiştir.

Rangun'daki îngilîz ticaret mahfille­rinde ise şimdi artık komünist Çin'le ticarete vazedilmiş olan tahditlerin azaltılacağı ümit edilmekte ve bu tahdidattan bu zamana kadar ancak Japonya'nın faydalanmış olduğu ileri sürülmektedir. Seuİ'de :

Güney Kore Svunma Bakam Son Von İl .mütareke hakkında şu beyanatta bulunmuştur: "Biz mütarekeyi iste­medik, fakat müttefiklerimizle işbir­liğine devam edebilmek için mütare­ke ahkâmına riayeti taahhüt ettik. Bununla beraber, şimdi bizim için i-leride her ihtimale karşı koymak üze­re ordularımızı takviye etmek zaru­reti vardır.

Diğer taraftan Güney Kore Meclis Re­isi Von Şi Yung da şunları söylemiş­tir: "Tertip edilecek olan siyasî .kon­feranstan faydalı neticeler alınacağı­na kani değilim. Bu neticeler ancak silâh zoru ile elde edilebilirdi. Mütte­fik milletler kızıl mütecavizi tedip için güzel bir fırsat kaçırmışlardır. Şimdi biz de bütün gücümüzle yanıp yıkılmış olan memleketimizi imara çalışacağız. Moskova  radyosunun mütareke haberi

Paris :

Moskova radyosu bugün Pyong Yang radyosunun mütarekenin Kore'de Ge­neral Nam İİ ile General Harrison ta­rafından imzalanmış olduğunu haber vermiş bulunduğunu bildirmiş ve başka hiçbir yorumda bulunmamış­tır.

Tokyo  :

General Mark Clark'm bir sözcüsü bugün saat    22 de  (mahallî    saatle) bütün Kore cephesinde her türlü mu-hasematm kesilmiş olduğunu bildir­miştir. Sözcü, bütün cephede derin bir sükû­netin hâkim bulunduğunu ve yorgunluktan bitap askerlerin üç senedenberi ilk defa rahatsız edilmek endişe­si duymadan istirahate çekilebilecek­lerinden memnun göründüklerini ilâ­ve etmektedir.

Bununla beraber, kumandanları ken­dilerine, daha önce Sekizinci Ordu Ku­mandanı General Maxvell Taylor'un da emrettiği gibi ateş kes keyfiyetini kutlulamak maksadı ile pek gürül­tülü gösterilerde bulunmamalarını hatırlatmıştır.

 Seul :

Kore harbinin son bombası bugün Grinviç ayariyle saat 12.34 te, bir B-26 bombardıman uçağı tarafından, mütareke gününde yapılan 0.10 un_ cu çıkışta atılmıştır. Hava kuvvetleri­ne mensup 270 ve deniz kuvvetlerine ait uçak taşıt gemilerinden kalkan 150 uçak, gündüz cephe boyunca ta­arruzlarda bulunmuşlardır.

 Tokyo :

Dün gece mahalli saatle 22.00 de cephede ateş kesildikten son komü­nist askerler tampon bölgeyi geçip Birleşmiş Milletler mevzilerine yak­laşarak sigara ii temişlerse de Birleş­miş Milletler askerleri mukabele et­memişlerdir.

Ateşin kesilmesini müteakip komü­nistler ışık yakarak Ölülerini göm­meye ve mevzilerinin etrafını temiz­lemeye başlamışlardır.

Komünist Çinliler cephenin bu kesi­mindeki son atışlarını gece 21.12 de yapmışlarsa da can kaybı olmamış­tır. Ateşin kesilmesinden sonra Ko­münistler hoparlörlerle propaganda neşriyatına başlamışlar ve şu meal­de sözler sarf etmişlerdir:Merhaba Amerikalılar, burası Çin halk ordusu, sulhun ebedi olmasını temenni ediyoruz.

Kore'de sulh başladı, yaşasın sulh. Haydi beraber bir eğlence tertip edelim.

Birleşmiş Milletler askerleri ateş ke­silmesinden sonra sırtüstü yerlere uzanarak sigaralarını yakmışlar, bazı­ları serinlemek için ayakkabılarını çıkarmışlardır. Du hareketler Çinli­lerin gözleri önünde cereyan etmek­le beraber her ihtimale karşı gece u-yumamışlardır.

Tokyo  :

Kore'den gelen malûmata göre, müt­tefik kuvvetlerin cephe hattından çe­kilişleri başlıca mukavemet tesisleri­nin terkedilmesine yol açacaktır. Mü­tareke anlaşması hükümlerinden bu­lunan cephe hattının her iki tarafın­dan ikişer kilometre ricat keyfiyeti, gelen raporlara nazaran, Çinli birlik­ler tarafından o kadar ehemmiyetli netice tevlid etmiyecektlr. Çünkü ko­münistlerin ileri mevzileri esas mev­zilerinden oldukça uzakta bulunmak­taydı. Halbuki müttefikler iki sene-denberi devamlı surette işgal ve her fırsatta islâh ettikleri bir mevkii terk etmek zorundadırlar. Birleşmiş Millet ler kumandanlığı birliklerine, tahliye ettikleri bölgelerde yangın çıkarmak veya infilâk suretiyle 'hiçbir tahribat yapmamalarını emretmiştir. Zira bu vaziyet tarafsız hattın diğer tarafın­da bulunan komünist birlikleri tah­rik edebilir. Esasen bu usullere te­vessül, tahliye ameliyesini geciktire­ceğinden müttefik birliklerin bunun için zaman bulabilecekleri dahi şüp­helidir.

29 Temmuz 1953

Londra  :

Güney Kore Cumhurbaşkanı Ehee'nin dün Seul'de söylediği nutuk Londra siyasi mahfillerinde pek büyük bir heyecan uyandırmamış ise de, mü­tarekenin imzasından doğan memnu­niyet ve ferahlığa karışan bazı endi­şeleri biraz daha arttırmıştır. Bu en­dîşeler, Güney Kore Cumhurbaşkanı­nın gelecekte takınması ihtimali olan tavırla ilgilidir.

Rhee'nin son nutku Londra'da, İhti­yar cumhurreisinin bugüne kadar sarfettiği ileri geri sözlerin bir hülâ­sası addedilmektedir. Rhee elan Ko­re'nin kendi idaresi altında birleşme­si lâzîrngeldiği iddiasındadır. İngiliz­lerin   kanaatincs,    Kuzey   Korelilerin ve Çinlilerin bu.hal tarzına yanaşmı-yacakları   muhakkaktır.

Syngman Rhee'nin nutkunda, bilhas­sa, üç aylık bir mütarekeden sonra Çinlilerin Kore'den çekilmeleri hak­kında bir anlaşmaya varılamadığı takdirde, Kore'nin birleştirilmesi İ-çin, Güney Kore kuvvetlerinin, Birleş­miş Milletlerin müzaheretiyle tekrar savaşa bağlıyacaklarını bildiren kıs­mı hayreti mucip olmuştur. Yetkili mahfiller, başkanın bu konudaki be­yanatının mütecaviz bir zihniyetin i-fadesi olduğu ve üç seneden fazla sü­ren savaşa son veren mütarekenin imzalandığı şu sıralarda akıl ve iz'an çerçevesini aştığı kanaatini serdet-mektedirler. Bu mahfillere göre, Kore savaşının başlangıcında, muhasamata derhal son verilmesini ve Kuzey Ko­relilerin 38 inci arz dairesinin kuze­yine çekilmelerini talep eden 26 Ha­ziran 1950 tarihli Birleşmiş Milletler kararında "birleştirme" kelimesi yok­tur. Nihayet, Rhee'nin, Birleşmiş Mil­letlerin veya en azdan Kore savaşma iştirak eden 16 milletin müzaheretin­den otomatik olarak istifade edebile­ceğini ümit etmesi de şayanı hayret­tir. Bu memleketler, Kore'nin birleş-.tirilmesi ve hele bu birleşmenin üç ayda yapılması gibi bir taahhüde as­la girmiş değildirler.

 Tokyo :

Birleşmiş Milletler Başkomutanı Ge­neral Mark Clark, bugün Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Genel Karargâ­hında yapılan bir tören esnasında .Birleşmiş Milletler Komutanlığı nez-dindeki irtibat heyeti başkanı Gene­ral Rüştü Erdeîhun'a liyakat madal­yasının komandör rütbesini tevcih et­miştir.

Merasimde Türkiye Büyük Elçisi İz­zet Aksalur, Amerikan Büyük Elçisi John Allison, Birleşmiş Milletler irti­bat 'heyetleri mensuplariyle 'kurmay heyeti mensupları hazır bulunmuşlar' dır.

Madalya beraatında ezcümle şöyle denilmektedir: Fevkalâde bir meslekî liyakat ve ka­rar alma kabiliyetine sahip bulunan General Erdelhun, Türk kuvvetlerinin Kore   savaşlarınaakl   başarılı   gayret-

lerjnin elde edilmesinde kilit bir rol oynamış ve Birleşmiş Milletler kuv­vetleriyle Türk Hükümetinin ahenkli münasebetler ve işbirliği idamesine hadim,  olmuştur."

30 Temmuz 1953

 Seul:

Kore'de çarpışan   Birleşmiş    Milletler ve komünist kuvvetleri bugün cephe­den çekilerek kendileri için tesbit e-dilen bölgelere vasıl olmuşlardır. Birleşmiş Milletlere mensup son bir­lik bugün mahallî saatle 7.30 da tam­pon ölgeyi terketmiştir.

Bu suretle tesbit edilen saatten 2 bu­çuk saat evvel Birleşmiş Milletlere mensup kuvvetler vecibelerini yerine getirmiş oldular.

Milletler kuvvetlerinin işgalinde bulunan İnchon, Taegu, Pusan, Kaugkung ve Kundan ile Kuzey Kore'deki Sinuju, Chongkim, Hungnam, Manpo ve Sinanju limanları.

Mütarekenin tam bir şekilde tatbikine nezaret ve görevli tarafsız mem­leketler temsilcilerinden müteşekkil komisyon bu vazifesini ifa için Ko­re'de seyahat etmek ve mütareke anlaşmasına aykırı hareketlerin yapıl­dığı bildirilen yerlere gitmek hakkına sahip olacaklardır. Her iki taraf kendisine ait gayri askerî bölgede tarafsız komisyonun emrine vermek üzere bir uçak meydanı inşa edebilecektir. Anlaşmada derpiş olunan as­kerî komisyon yüksek rütbeli on subaydan müteşekkil olacak ve bunun beşi Birleşmiş Milletler Başkomutanı, diğer beşi de Kuzey Kore ve Çin gonüllüîeleri tarafından müştereken tayin edilecektir.

Askerî mütareke komisyonuna başlangıçta on müşahit grubu yardım ede­cektir. Bu rakam daha sonra iki tarafın anlaşmasiyle    azaltılabilecektir.

Her müşahit grupu en az dört ve en fazla altı subaydan müteşekkil ola­cak, yarısı Birleşmiş Milletler Komutanlığı, diğer yarısı da Çin Kore Komutanlığı tarafından tayin edilecektir. Bu askeri mütareke komisyonu­nun umumî vazifesi mütareke anlaşmasının tatbikine nezaret etmek ve bu anlaşmanın hükümlerine aykırı hareketleri müzakereler yoluyla hal etmek olacaktır. Adı geçen komisyon her gün toplanacak ve anlaşmayı müteakip toplantılarına yedi günden fazla ara veremiyecektir. Komisyon, anîaşmamn tatbikini kolaylaştırmak maksadiyle iki tarafın başkuman­danlarına tavsiyelerde bulunabilecektir.

Tarafsız memleketler kontrol komisyonu dört yüksek rütbeli subaydan müteşekkil olacak ve ikisi Birleşmiş Milletler Başkomutanı tarafından tayin edilecektir. Bu memleketler İsveç ve İsviçre'dir. Komünist kuman-" danhğı da Polonya ve Çekoslovakya'yı ceçmiştir. Tarafsız komisyona başlangıçta 20 teftiş grupu yardım edecek ve bunlar komisyona Varşı sorumlu olacaktır. Her teftiş grupu en az dört subaydan müteşekkil ola­caktır. Tarafsız komisyonun vazifesi mütareke hükümlerine riayet edi­lip edilmediğini kontrol etmek ve askerî mütareke komisyonuna raporu­nu vermek olacaktır. Karargâhı, askerî mütareke komisyonu genel ka­rargâhının yakınında bulunacaktır. Tarafsız milletler teftiş gruplarının bulunacağı limanlar yukarıda bildirilmiştir. İ7"1 komisyon her gün topla­nacak ve çalışmalarına yedi günden fazla ara veremiyecektir. Bu komis­yonun hazırhyacağı evrak İngilizce, Çince ve Kore lisanlariyle olacaktır. Arılaşmanın 3 üncü maddesi "harp esirleriyle ilgili hükümler" hakkında­dır. Bu maddede şöyle denilmektedir:

Mütarekenin yürürlüğe girmesini takip edecek   60 gün içinde her iki tarafmemleketlerine dönmek istiyecek bütün harp esirlerini grup halin­ de ve doğrudan doğruya memleketlerine gönderecektir.

Her iki taraf doğrudan doğruya memleketlerine gönderilmiyecek olan bütün harp esirlerini tarafsız memleketlere iade komisyonuna teslim ede­cektir.

e) Kelimeler üzerinde oynanılmasmı önlemek maksadiyle bir harp esiri­nin diğer tarafa teslimi İngilizce "Repatriaton" Korece "Song Hwan" ve Cince Chien fan" olarak kabul edilmiştir. Memleketlerine dönmek istiye. cek bütün harp esirlerinin iadesi 60 gün içinde tamamlanacaktır. Harp esirlerinin iade mahalli Panmunjom olacaktır. Memlekete iade işini tanzimle vazifeli komite askerî mütareke komisyonunun idaresi altında çalı­şacak ve harp esirlerinin nakliyle ilgili bütün hususlardan mesul olacak­tır. Bu komiteye müşterek kızılhaç grupları yardım edecektir. Bu grup­lar bir taraftan Birleşmiş Milletler Kumandanlığına bağlı kuvvetleri bu­lunan memleketlerin Kızılhaç derneklerinin temsilcileriyle diğer taraftan Kuzey Kore ve komünist Çin kızihaç dernekleri temsilcilerinden müte­şekkil olacaktır.

Bu grupların adedi üç olacak ve şu şekilde terekküp edecektir: Her iki taraf için 10 ardan olmak üzere 20 üyeli bir grup harp esirlerini Panmun-jom'da kabulle vazifeli olacak, 60 üyeden müteşekkil diğer bir grup ko­münist kamplarını ziyaret edecek ve harp esirlerinin mübadele mahalli­ne gelişlerine refakat edecektir. 60 üyeden müteşekkil 3 üncü grup da aynı vazifeyi Birleşmiş Milletler nezdinde ifa edecektir. Bu grupların başkanlığı bir gün komünist kızılhaçı temsilcisine ertesi gün de Birleş-ıniş Milletler kızılhaçı temsilcisine tevdi edilecektir. Her iki tarafın baş­komutanları bu gruplarla tam bir teşriki mesaide bulunmayı taahhüt eder. Her iki tarafın başkumandanları diğer tarafa mümkün olur olmaz ve en geç mütarekenin imzasından 10 gün sonra, son haber teatisinden beri kaçmış olan harp esirleri hakkında malûmat vermeği ve esarette Öden harp esirlerinin listesini tevdi etmeği taahhüt eylerler. Kaçmış olan ve memlekete iade plânı yürürlükten kalktıktan sonra esir kampına av­det eden bütün esirler askerî mütareke komisyonuna teslim edilecektir. 24 Haziran 1950 de, mütareke anlaşmasiyle tesbit edilen hudut hattının kuzeyinde otururken mütareke yürürlüğe girdiği tarihte Birleşmiş Millet­ler komutanlığının kontrolünde bulunan topraklarda oturan bütün sivil­ler, istedikleri takdirde, eski yerlerine dönebileceklerdir. Bu madde, gü­ney Kore'ye girmek istiyen sivillere ve Kore'nin kuzey veya güneyinde buiunan ecnebi vatandaşlara tatbik edilecektir. Bu nakilleri kontrol etmek üzere 4 subaydan müteşekkil bir komisyon kurulacaktır. Mütareke anlaş­masının sonunda şöyle denilmektedir:

Kore meselesinin barışçı yollarla hallini temin etmek üzere iki taraf as­kerî komutanları, kendi hükümetlerine, anlaşmanın yürürlüğe girmesini takip edecek üç ay içinde, iki taraf, temsilcilerinin ecnebi kuvvetlerin Ko­re'den çekilmesi meselesini muslihane şekilde halledebilmeleri ve Kore meselesine barışçı bir hal şekli bulmaları için daha geniş bir siyasi kon-frans toplanmasını tavsiye etmektedirler.

Kore harbi ve gelişmeleri tarihçesi

27 Temmuz 1953

 Waşington: 25 Haziran:

Kuzey Koreli komünistler Güney Kore'yi istilâ ettiler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateş kesilmesini talep etti.

21 Haziran:

Cumhurreisi Truman, Güney Kore'ye müzaherette    bulunmasına Formoza'yı tecrit için Birleşik Amerika donanma ve hava kuvvetlerine emir ver­di.

29 Haziran:

Seul kızılların eline düştü.

30 Haziran :

Truman Amerikan kara kuvvetlerine Kore'ye hareketlerini emretti.

1 Temmuz :

îlk Amerikan 24 ncü tümen birlikleri Japonya'dan Kore'ye vardılar.

Temmuz :

Amerikan kıtaları ilk defa harbe giriştiler.

8 Temmuz :

Truman, General Douglas Mac Arthur'ü Birleşmiş Milletler Başkomutan­lığına tayin etti.

13 Temmuz :

General Walton Walker, 8 inci Ordu Komutanı sıfatiyle Kore kara kuvvetleri komutanlığını ele aldı.

20 Temmuz :

Birleşmiş Milletler kuvvetleri Pusan köprü başının içine çekildiler.

15 Eylül :

Amerikan kıtaları Saul limanı İnchon'a çıkarma yaptılar.

19 Eylül :

Müttefikler. Naktonr. nehri ötesinde Pusan köprü başından hareketle ku. zey taarruzuna geçtiler.

20 Eylül :

Seul tekrar zaptedildi.

1 Ekim :

Güney Koreliler 38 inci arz dairesini geçtiler.

7 Ekim :

Birinci Amerikan süvari tümeni Kuzey Kore'yi istilâ etti.

8 Ekim :

Birieşmiş Milletler Genel asamblesi arz dairesinin aşılısını tasvip etti.

15 Ekim :

Cumhurreisi Truman ve General Mac Arthur Wake adasında görüştüler.

19 Ekim :

Kuzey Kore başşehri Pyongyang Amerikalıların eline düştü.

26 Ekim. :

Güney Koreliler Yalu nehrine vardılar.

2 Kasım.:

Çinliler Amerikalılara hücum ettiler.

S Kasım:

Tarihin ilk tepkili uçak muharebeleri Kuzey Kore semalarında yapıldı.

21 Kasım:

Amerikan kıtaları Yalu'ya vardılar.

24 Kasım:

General Mac Arth'ur "harbi bitirme" taarruzuna girişti.

26 Kasım:

Kısıl Çinliler taarruzlarına devamla açtıkları gediklerden ilerlemeğe baş­ladılar. Birleşmiş Milletler kuvvetleri geri çekilirken, General Mac Arthur verdiği beyanatta "Tamamiyle yeni bir harp yapıyoruz" dedi.

5 Aralık :

Kızıllar muharebemiz tekrar Pyongyang'a girdiler.

23 Aralık :

General Walker bir cip kazasında öldü. General Ridgway yerine tayin edildi.

24 Aralık :

Biri eşmiş Milletler Kuvvetleri kuzey doğu Hungnam limanından deniz yo-lîyîe tahliyeyi tamamladılar.

30 Aralık :

Yalu nehri civarında kızılların Mig-15 tipi uçakları kitle halinde, Ameri­kan uçakları ile çarpıştılar.

4 Ocak :

Kızıllar, Seul'i tekrar aldılar.

5 Ocak :

Komünist taarruzu durdu ve Birleşmiş Milletler, mahdut hedefli taarruz­lara başladılar.

7 Şubat :

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi, bir ay süren müzakerelerden sonra, Kızıl Çin'i mütecaviz olarak tanıdı.

21 Şubat :

Müttefikler "öldüren taarruza" giriştiler.

18 Mart :

Güney Koreliler tekrar Seul'e girdiler.

25 Mart :

Güney Kore devriye kolları 38 inci arz dairesini tekrar aştılar. 5 Nisan :

Amerikan Temsilciler Meclisi cumhuriyetçi grup lideri Josep Martin, Ge­neral Mac Arthur'ün ikinci cephe açılmak üzere milliyetçi Çin askerleri­nin kullanılmasını istiyen mektubunu neşretti.

11 Nisan .:

Cumhurreisi Truman, General Mac Arthur'ü azletti. General Ridgıvay yerine geçti. General James Van Fleet de onun yerine tayin edildi.

22 Nisan :

Komünistler, bahar taarruzuna girişerek Birleşmiş Milletleri, Batı ve merkez cephelerinde püskürtmeye çalıştılar, fakat muvaffak olamadılar.

24 Mayıs :

Birleşmiş Milletler kuvvetlen üçüncü defa 38 inci arz dairesini aştılar ve komünistlerin kurdukları demir üçgen bölgesine taarruz ettiler.

23 Haziran :

Sovyet Rusya'nın Birleşmiş Milletler delegesi Jacob Malek, Kore'de ateş kesilmesini teklif etti.

10 Temmuz :

Kaesone'da mütareke müzakerelerine başlandı.

12 Temmuz :

Kızıllar Kaesong'a gitmekte olan Birleşmiş Milletler kafilesini yoldan me-nedince, General Ridgway müzakereleri durdurdu.

15 Temmuz :

Kızıllar, general Ridgway'in taleplerine muvafakat ettiler, müzakerelere tekrar başlandı.

26 Temmuz :

Görüşme ruznamesinin tanziminde anlaşmaya varıldı. 5 Ağustos :

Tarafsız bölgede silâhlı kızılların görünmesi üzerine general Ridgway müzakereleri tekrar kesmiştir.

10 Ağustos :

Görüşmelere tekrar başlandı.

2-3 Ağustos :

Kızıllar, Birleşik Amerika uçaklarının Kaesong tarafsızlığını ihlâl ettikle­ri iddiasiyle müzakereleri kesmişlerdir.

2 Şubat:

Cumhurreisi Eisenhovcr, Yedinci Amerikan Ordusunun Formoza'yı "tec­rit etmesi" emrini iptal etti.

22 Şubat :

General Clark, hasta ve yaralı harp esirlerinin derhal mübadele edilme­lerini teklif etti.

28 Mart:

Pekin Radyo.su, .kızılların, hasta harp esirlerini mübadele arzusunda ol­duğunu bildirdi.

30 Mart :

Komünist Çin Başvekili Chcn En Lai bütün esirlerin "istek üzerine yurt­larına dönme esası" üzerine mübadeleye kızılların muvafakat ettiklerini beyan etti.

1 Nisan:

General Clark, hasta ve yaralı esirlerin süratle mübadelesinde bir anlaş­maya varılmak şartı ile mütareke görüşmelerine yeniden başlamayı ka­bul etti ve mübadele anlaşması imzalandı.

20 Nisan:

Mübadeleye başlandı.

26 Nisan :

Mütareke görüşmeleri tekrar başladı.

3 Mayıs :

Hasta ve yaralı harp esirlerinin mübadelesi tamamlarımı, 7 Mayıs:

Komünistler, esirler hakkında sekiz maddelik bir uzlaşma teklifi ileri sürdüler.

13 Mayıs:

Birleşmiş Milletler, mukabil tekliflerde bulundular.

25 Mayıs:

Müttefikler yeni bir uzlaşma plânı teklif ve celselerin gizli olmasını talep ettiler. Güney Kore murahhası müttefik tekliflerini protesto makamında, müzakereleri boykota başladı.

28 Mayıs:

Güney Kore sözcüsü, müttefik tekliflerini "yatıştırma" hedefini güden bir taktik olarak vasıflandırdı ve Güney Koreli kuvvetlerin döğüşe devam edeceklerini beyan etti.

4 Haziran :

Komünistler, Birleşmiş Milletlerinkine çok benziyen uzlaştırıcı mahiyet­te teklifler ileri sürdüklerin1 bildirdiler.

6 Haziran:

Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee, hükümetinin "kabulü imkân­sız" mütarekeyi kabul edemiyeeeğini söyledi.

8 Haziran:

Harp esirleri hakkında anlaşmanın müsveddesi parafe edildi. Mütareke­nin yalnız "idarî" kısımlarının hazırlanmasının kaldığı beyan olundu.

9 Haziran:

Kurmay subayları, nihaî ateş kes hattını hazırlamaya başladılar. 14 Haziran:

Komünistler, iki yıldanberi en büyük taarruzlarına geçerek Güney Kore kuvvetlerini Doğu merkez cephesinde 12 kilometre kadar geri sürdüler.

18 Haziran:

Ehee'nin gizli verdiği bir emir üzerine, 25000 kadar Kuzey Koreli harp esiri müttefik kamplarından kaçtılar, Birleşmiş Milletler ve komünist er­kânı harbiye subayları mütareke görüşmelerini tamamladılar.

20 Haziran:

Komünist yüksek komutanlığı Birleşmiş Milletlerin esirlerin kaçmasına bile bile göz yummakla itham ile, Güney Kore ordusunun, mütareke hü­kümlerine riayetini talep etti. Mütareke müzakereleri müddetsiz olarak tehir edildi.

23 Haziran :

Birleşik Amerika Dışişleri Vekil Yardımcısı Valter Robertson, Cumhur -reisi Eisenhover'in temsilcisi sıfatiyle uçakla Kore'ye gitti. Syngman Rhee'yi yola getirmeğe ve mütarekeye muhalefet etmemeğe iknaa çalıştı.

28 Haziran :

General Clark, Güney Kore ordusunun mütarekeye riayet etmesi yolun­da elinden gelen her şeyi yapacağını kızıllara vâd ile, mütareke görüşme­lerinin tekrar başlamasını teklif etti.

8 Temmuz:

Kızıllar, Cîark'm 28 Haziran tarihli teminatı dairesinde, mütareke görüş­melerine devamı kabul ettiler.

Temmuz:
Görüşmelere başlandı.

Temmuz :

Rhee ve Robertson müşterek bir beyanat yayınladılar. Bu beyanatta, Ehee, mütareke mevzuunda işbirliği yapacağını vadetti.

16 Temmuz:

Güney Kore kuvvetleri, kızılların taarruzu neticesinde merkez cephesinde­ki çıkıntıyı gidermek için üç tümenle hücuma geçtiler ve 10 kilometre kadar kazandılar.

24 Temmuz :

Bütün mütareke hükümlerinde ve tertibatında anlaşmaya varıldı. Yalnız vesikalarının nerede ve hangi tarihte imzalanacağı meselesi kaldı.

25 Temmuz :

Kuzey Kore Başvekili Kim îl Sung'un mütareke imza merasiminde şah­sen hazır bulunmaktan çekinmesi, mütarekenin 26 Temmuzda imzalan­ma imkânını geciktirdi.

27 Temmuz:

Kore mütarekesi imzalandı ve ateş kesildi.

 Ankara :

Başvekil Adnan Menderes kendisine müracaat eden ecnebi ajans mümes­sillerine aşağıdaki beyanatı yapmıştır;

"Kore'deki mücadele, Birleşmiş Milletler andlaşmasınm dayandığı yük­sek prensiplerin .sözden ibaret olmadığım, hür dünyanın tecavüze boyun eğmediğini ve eğemiyeceğini gösteren çok kıymetli bir ölçü olmuştur.

İdealist ve hâdisatı olduğu gibi görüp onun icabettirdiği fedakârlıklara katlanmasını bilen, başta Birleşik Amerika olmak üzere, 15 devletin ve Cenubî Korelilerin askerleriyle birlikte Kore'de omuz omuza çarpışan evlâtlarımızın fedakârlıkları şimdiye kadar hür dünyayı nice yeni teca­vüzlerin vukuundan korumuştur. Onlar hür dünyanın emniyeti için çar­pışırken anavatanlarını Kore'de müdafaa ettiler. Civanmerdlik ve vazife-peı verlikleri önünde hürmet ve minnettarlıkla eğiliriz.

Şimdi, Kore'de mütarekenin imzalanması, tecavüze cesaretle ve .elbirliği ile karşı koymanın, hakkın semereli bir şekilde müdafaasına isal eden ye­gâne yol olduğunu, beşeriyetin âtisi için büyük ümitler veren bir şekilde isabet etmektedir,

Kore bakımından bu ümit, imzalanan mütarekenin orada, âdilâne ve müs­takar bir vaziyetin teessüsüne müncer olmasıdır.

Şunu da unutmamak icabeder ki, Kore hâdiseleri bütün hür dünyanın bu­gün karşısında bulunduğu hakiki sulh ve emniyetin tesisi dâvasının bir cüz'üdür.

Hür ve sulhsever devletlerin böyle bir sulhu tesis edebilmeleri ve kendile­rini hakikî bir emniyet içinde hissedebilmeleri için ise, tam bir birlik ha­linde gayret ve fedakârlıkla çalışmaları ve kuvvetlenmeleri elzemdir."

Yazan : Mücahit Topalak.

5 Temmuz 1953 Tarihli Zafer'den

Güney Kore Cumhunbaşkam'nin Ko-mütarekeye itiraz etmesi üzerine, baş-re'de komünistlerle imzalanacak alan kanı ikna etmek için Amerika tara­fından başvurulan çâreler cümlesin­den olarak Kore'ye izam edilen dışiş­leri Bakan yardımcısı Robertson'un da Syngman Rhee ile anlaşmadığına dair haberler gelmekte ve Amerika'nın nihayet zecrî çâralere başvuracağı in­tibaı uyanmaktadır. Halbuki, beş gün evveî, Birleşmiş Milletler başkuman­danı General Mark Clark'm komünist, îere vermiş olduğu cevapta mütareke­den sonra akdi mukarrer siyasî kon­feranstan bahsetmemiş olması, Bhee'-nin ileri sürmüş olduğu şartlardan üçüncüsüne taallûk eden bu noktanın halledilmiş olduğu zannım uyandır­mıştı ve yakın bir anlaşmaya intizar edilmekte idi. Filhakika Rhee'nin üç şartı içinde, siyasî konferansın üç ay müddetle tahdit edilmesi şart: komü­nistlere kabul ettirilmesi sn güç hü­kümlerden biri sayılıyor ve bu mese­lenin halliyle diğer hususlar üzerinde kolaylıkla bir anlaşmaya varılacağı tahmin ediliyordu. Halbuki şimdi, iş­lerin tamamen karıştığı ve Walter Ro­bertson'un Amerika'ya dönmeğe ha­zırlandığı bildirilmektedir. Bu vaziyet dahilinde Birleşmiş Milletlerin ve o-nun namına hareket eden Amerikalı­ların başvuracakları çâreler neler ola­bilir.

Evvelâ, Robertson'un Başkan Eisenho-ver ve dışişleri bakanı Foster Dulles'-m mümessili sıfatiyle Kore'ye gidişi sırasında bir ara bahsedilmiş olan daha yukarı kademede bir konferans ihtimalini nazarı itibare almak doğ­ru olur. Bşkan Rhee ve Amerika Hü­kümeti üyelerinden ileri gelen şahsi­yetlerin ve muhtemelen Dışişleri Ba­kanı Foster Dulles'in iştirakiyle Kore haricinde akdi tasarlanmış olan boy-le bir konferansın bugün için ciddi bir mâniyle karşılaşacağı' muhakkak gibidir( Zira her şeyden evvel, Syngman Rhee, mevcut şartları nazarı dik­kate alarak Kore'den ayrılmıyacaktır. Amerikalılar da, görünüşe göre, artık, Robortson'dan daha yüksek dereceli bir şahsiyeti Rhee nezdine göndermek niyetinde değillerdir. gi.mdi ancak doğrudan doğruya Birleşmiş Milletler teşkilâtı kanaliyle, genel sekreterin veya genel kurul başkanının bir kere daha şahsen veya mümessil gönder­mek suretiyle Syngman Rhee'ye mü­racaatları düşünülebilir. Fakat bu i-ki şahsiyet de daha evvel Rhee'yi tak­bih etmiş olduklarından, yapılacak yeni müracaatların işbu haşin ihtiyar nezdinde mesmû olması uzak fbİr ih­timaldir.

Rhee ile uzlaşmak teşebbüsleri tama­men, akim kalırsa, bu takdirde, Ame­rikalıların "pratik" bir hal tarzını de­neyeceklerinden de bahsedilmekte­dir. O da Rhee'yi iş başından uzaklaş­tıracak esbabın teminidir. Gerçekten, son günlerde Güney Kore kabinesin­de cumhurbaşkanına karşı kaydedilen bazı baş kaldırmalar ve bu arada sa­vunma bakanının istifası, böyle bir teşebbüs için şartların olgunlaştığını gösterir. Fakat bu yolda Rhee'ye yapı­lacak herhangi bir tazyikin Güney Kore halkını, sırf millî izzeti nefs il-caatı ile, ihtiyar başkanın etrafında daha sıkı surette birleşmeğe sevket-mesi ve neticede çok müşkül bir du­rumun hadis olması ihtimali de var­dır.

Diğer bütün hal tarzlarının akameti halinde Birleşmiş Milletler kuvvetleri için Kore'de başvurulabilecek son bir çare kalmaktadır. O da komünistle­rin ayrı bir mütareke aktedip yarım adaden çekilmektir. Bu oldukça hazin bir hal tarzı olacaktır. Fakat 'bazı üye memleketlerin şimdiden bahsetmeğe başladıkları bu çare tatbik edilecek olursa  bunun  mesuliyeti doğrudan doğruya Syngman Rhee'ye terettüp edeeektir.

Yazan :  Ömer Sami Coşar

9 Temmuz 1953 tarihli Cumhuriyet'ten

Başkan Syngman Rhee'nin mütareke­yi reddetmesi, savaşa Yalu nehrine u-laşılıncaya kadar devam edilmesini istemesi üzerine son derece karışmış olan Kore'deki siyasî vaziyetin önü­müzdeki günlerde nasıl bir seyir ta­kip edeceğini kestirmek hâlâ mümkün değildir.

Dün, komünistlerin, Güney Kore'nin muhalefetine rağmen Birleşmiş Mil­letlerle .mütareke ahkâmını görüşme­yi kabul etmeleri ve bu yolda bir muh tıra göndermeleri beklenmedik ve ga­yet tehlikeli -bazı gelişmelere yol ağa­bilir.

Halen Kore'deki durumu şu şekilde hulâsa edebiliriz :

 Güney Kore, Birleşmiş Milletlerin komünistlerle gene eskisi gibi 38 inci arz dairesini hudut kabul ederek bir mütareke akdetmelerini reddetmekte­dir. Eİserîhöver alelacele Seul'e özel bir temsilci göndermiş ve bu şahıs Güny Kore Başkanını ikna için 10 de­fa kendisi ile buluştmuşsa da hiç bir netice alamamıştır. Syngman Rhee, Birleşmiş Milletler ateşi kesseler dalıi cephenin üçte ikisini tutmakta olan Güney Kore ordusunun kuzeye doğru taarruzlarına devam edeceğini tekrar­layıp duruyor.

Başkan Syngman Rhee bundan üç hafta evvel, mütareke görüşmelerini baltalıyabilmek maksadiyle, kamp­lardaki komünist aleyhtarı Çinli ve Kuzey Koreli harb esirlerini serbest bı­rakmış ve hattâ bunlardan bir kısmı­nı da Güney Kore ordusuna almıştı, îki seneden :berj süregelmekte olan mütareke görüşmelerinin tek ihtilaflı noktasını bu harb esirlerinin vaziyeti teşkil etmiş, bunlar etrafında nihayet bir uzlaşmaya varılabilmişti. Syng­man Rhee, böyle tek taraflı bir hare-

keti ile komünist Çinlileri yeniden mü tarekeden uzaklaştıracağını, savaşa da devam edileceğini hesaplamıştı. Fakat komünist Çin'in dün Birleşmiş Milletlere verdiği muhtıradan anla­şılıyor ki, bunlar Birleşmiş Milletler ile Güney Kore arasında vukua gelen ihtilâfı körüklemek ve icabında bun­dan faydalanmak niyetindedirler. Bu sebeple de, bu karar hassiyetle üze­rinde durduğu harp esirlerinin serbest bırakılmalarına rağmen komünist Çin mütarekeden uzaklaşmanıış, fakat A-merika'nm garantisini taleib etmeyi de unutmamıştır.

Yarın mütareke imzalanır, fakat bu­na rağmen Güney Kore ordusu savaşa devam ederse Birleşmiş Mil­letler Başkomutanlığı ne yapacaktır? Bu sefer de, bunlarla silâhlı mücade­leye girişip, zorla mütareke ahkâmına riayet edilm3sini mi temine çalışa­caktır? Muhakkak ki bu çok zor bir iş olur.

Bu şekilde hareket etmeyip, Kore'deki Birleş.mİş Milletler kuvvetlerim top­tan geri çekmek de bahis mevzuudur. Hattâ General Clark'm bu hususta ge­reken hazırlıkları da yaptığı .bildiril­miştir. Fakat üc sene devam eden çar­pışmaların gayesi bu vaziyette inkâi edilmiş olrmyacak mıdır? Bu ikinci şık, birincisi kadar güç bir dâvayı or­taya atıyor.

Veya, Güney Kore Başkanına uyula­rak, Yalu nehrine kadar ulaşıncaya ve iki Kore'yi birleştirinceye kadar sa­vaşa devam etmek yolu seçilecektir. Fakat 1950 den bu yana cereyan eden hâdiseler göstermiştir ki, stratejik ba­kımdan bu harbi muvaffakiyetle sona erdirebilmek için, savaşı ' yaymak, Çin topraklarına götürmek, Marçurya' daki iaşe üslerini bombalamak lâzım­dır. Mevcut beynelmilel durum, böyle bir genişlemeye müsait değildir ve böyle bir teşebbüs, yalnız Rusya'nın ekmeğine yağ sürebilir.

Komünist Çinlilerin, Syngman Rhee'­nin harb esirlerini serbest bırakmış olmasına rağmen, mütarekeden uzaklaşmamalarmdakj yegâne maksat, Birleşmiş Milletleri yukarıdaki üç şık­tan birini tercihe mecbur kılmaktır. Ancak Güney Kore'nin, kendisi için üç  yıldır fedakârlık yapan  Birleşmiş

Milletler teşkilâtı yambaşmda cephe alması bu meselenin hür milletler le­hinde halledilmesini sağıyabilir. Şim­diki halde bu ihtimal de zayıftır.

Yazan : Ahmet Şükrü Esmer II Temmuz 1953 tarihli Ulus'tan

Kore'de Güney Kore Başkanı Syng-man Rhee'nin mütareke şartlarını ka­bul etmemesi üzerine meydana gelen buhran ağırlaşmakta ve Birleşmiş Milletlerde kurulan "Kollektif barış" cephesini yıkmak tehlikesi karşısında bırakmaktadır. Syngman Rhee'nin bu baltalama politikasına rağmen müta­rekenin imzasını Birleşmiş Milletler Komutanlığı Komünistlere teklif et­miştir. Komünistlerin bu teklife vere­cekleri cevap alâka ile bekleniyordu. Acaba Komünistler Syngman Rhee-nin hareketi karşısında mütarekeyi imzalamaktan vaz mı .geçecektir? îm-zayı şarta mı bağlıyacaklar ?

Bu sualler geçen gün cevaplandırıl­mıştır. Komünistler Syngman Rhee'­nin hareketine rağmen ve belki de o-nun için mütarekeyi imzalamaya ha­zır olduklarını bildirmişlerdir. Yalnız anlaşmanın tatbik edileceğine dair te­minat İstiyorlar ki, bu da tabiîdir. Komünistlerin bu cevabı Syngman Khee'yi de hayal kırıklığına uğratmış olacaktır. Zira bilindiği gibi Güney Kore Başkanı geçen ay mütarekenin akdine mani olmak ümidi ile esirleri serbest bırakmıştı. Esirlerin serbest bırakılmaları üzerine Komünistlerin öfkelenerek mütarekeyi imzalamaya­caklarım ve harbe devam edecekleri­ni ummuştu. Eğer bu yolda hareket etmiş olsalardı, Syngman Rhee'nin is­teği yerine gelmiş olacaktı. O zaman Birleşmiş Milletler Komutanlığı için harbe devam etmekten başka bir çare kalmıyacaktı.

Komünistler Syngman Rhee'nin bu o-yununu bildiklerinden kendisini mem nun edecekleri yerde başka bir yol ta-kibettiler ve mütarekeyi imzalamıya hazır olduklarını bildirdiler. Bu şart­lar altında Syngman Rhee'yi  mütarekenin baltalayıcısı durumunda gör­mek noktasında Komünistler Birleş­miş Milletlerle aynı safta bulunmak­tadırlar. Yani Syngman Rhee tamamiyle tecrid edilmiş ve yalnız kalmış bir durumdadır. Yanlış hareketiyle Birleşmiş Mîlletleri ve Komünistleri kendi aleyhine birleştirmeğe muvaf­fak olmuştur.

înadmdet devam ediyor :

Buna' rağmen Syngman Rhee inadın­da devam ediyor. Eisenhover'in şahsî mümessili Robertson İle yapmış oldu­ğu görüşmelerde ileri sürmekte oldu­ğu şartlardan vaz geçtiğine dair bir haber gelmemiştir. Bu şartlar da bi­lindiği gibi şunlardır :

1  Çinlilerin Kore topraklarından çekilmeleri,

2  Kore'nin birleştirilmesi,

3  Birleşmiş Kore ile Birleşik Amerika arasında bir müdafaa anlaşmasının imzası. Ya­ni Syngman Rhee, kesin zafer netice­sinde elde edilebilecek olan şartlan mütareke şartları olarak Komünist­lere kabul ettirmek teşebbüsüne geç­miştir. Syngman Rhee memleketinin birleştirilmesini, yabancı İstilâsından kurtarılmasını ve kendisinin de Bir­leşmiş Kore'nin başına getirilmesini istemekledir.

Bu hedef Amerika'nın da politikasına uygundur. Fakat Birleşmiş Milletlerin hedefi bu değildir. Birleşmiş Milletler arasında Syngman Rhee'yi tutmıyan devletler çoktur. Bunlar arasında Hin­distan da vardır. Asya kıtasının kade­ri meselesinde daima büyük yetki ile söz söyliyen Hindistan, Birleşmiş Mil­letlerin Syngman Rhee'yi Kore'nin başında tutumak içinen ufak gayret sarfetmesine taraftar değildir.

Unutmamalıdır ki, Kore etrafında Bir­leşmiş Milletler kurulmuş olan bir. lik've dayanışma, yalnız tecavüzü kar şiîamak içindir. Kore'nin birleştiril­mesi :Birleşmiş Milletlerin de benim­semiş olduğu bir politikadır. 1950 Ha­ziranında tecavüz gelmezden çok önce Birleşmiş Milletler, Kore'yi birleştir­mek teşebbüsüne geçmiş, bu maksat­la bir komisyon kurulmuş, fakat bir netice elde İdelememiş ve Kore ikiye bölünmüş bir halde kalmıştı.

Kore biri eştiril em emiş tir diye, Bir­leşmiş Milletler harekete geçmeği düşünmemiştir. Kore'nin silâhla birleşti-rilmesi asla bahis konusu olmamış­tır. Kuzey Kore Moskova'nın tahrikiy­le 1950 yılı haziranında tecavüze geç­tiği zamandır ki, Birleşmiş Milletler bu tecavüzü önlemek için hemen ha­rekete geçmiştir. Moskova ve Peykle­rinin başka bütün Birleşmiş Milletler üyeleri dünya tarihinde ilk defa ola­rak silâhla tecavüzü karşılamak te­şebbüsüne geçmiş, yani kollektif ba­rış sisteminin tatbikine geçilmiştir. Tecavüz karşılanmıştır. Mütareke kol­lektif barış için bir başarıdır.

Rhee memnun değil :

Fakat bu netice Syngman Rhee'yi tat­min etmiyor. Güney Kore Başkanı fır­sattan istifade ederek, Kore'nin hemen birleştirilmesini ve Birleşmiş Kore'­nin de kendisine teslimini istiyor. Bir­leşmiş Milletlerin hedefi bu değildir. Tecavüzü karşılamaktan ileri doğru bir adım atınca, Birleşmiş Milletler üyeleri arasında birlik ve dayanışma da bozuluyor. Zira dayanışma yalnız tecavüzü karşılamak için kurulmuş­tur. Onun ötesi için kollektif hareket düşünülmemiştir.

Bu nokta vazıh olmakla beraber, Syngman Rhee'nin ısrarı karşısında ne yapacağı da kestirilmiş değildir. Öyle görünüyor ki, Syngman Rhee'ye rağmen mütareke imzalanacaktır. Fa­kat Syngman Rhee ısrarında devam e-derse ve edeceğe de benziyor - o za­man mütarekenin hükümleri nasıl tatbik edilecektir ? Cephenin üçte iki­si Güney Kore askerlerinin elindedir. Birleşik Amerika ve diğer Birleşmiş Milletler askerleri tarafından tutu­lan cephe boyunda mütareke akdet­mek ve cephenin Güney Koreliler ta­rafından tutulan kısmında harbe de­vam etmek mümkün değildir.

Bu şartlar altında İki ihtimal akla geliyor :

1  Mütareke hükümleri tat­bik edilemediği için harbe devam et­mek. Syngman Rhee'nin umduğu 'da budur. Güney Kore Başkanı, bunu açık olarak söylemiştir. Mütarekenin İmzasına mâni olamıyacağma göre, onun hükümlerinin tatbikine manî ol-mıya çalışacaktır.

2 İkincibir şık da mütareke hükümlerinin tatbikine Syngman   Rhee'yi  zorlamak,     Komü-

nistlerin umdukları da budur. Bunun nasıl başarılabileceği bilinmiyor. Bel­ki Birleşmiş Milletler Komutanlığının bir filânı vardır. Bazı tertiplerin alın­mış olduğu hakkında haberler de gel­mektedir.

Ancak böyle bir teşebbüsün nazikliği, hattâ tehlikesi meydandadır. Gerçi Syngman Rhee'yi yola getirmek içih Birleşik Amerika'nın elinde bir çok vasıtalar vardır. Fakat ümitsizlik kar­şısında Syngman Rhee'nin ne yapaca­ğı da bilinemez. Eğer vaziyet idare edilmezse Kore'de üç yıllık emekle ve ağır kan bahasına elde edilen başarı bir hezimete varır ve yanmada Ko­münistlerin eline geçer.

Üç yıi, bir ay ve iki gi

Yazan : Mücahit Topalak

27 Temmuz 1953 tarihli Zafei'den

Son dakikada bir mâni çıkmazsa bu satırların okunduğu saatte Kore'de, mütareke imza edilmiş olacaktır. Mü­tarekenin imzalanmasından 12 saat sonra, yani bizim saatimizle 15 te 25 Haziran 1950 tarihinden beri ilk de­fa top tüfek sesi kesilecek ve taraflar, 30 Temmuzda tamamlanmak üzere, çizilmiş olan hudut hattının iki tara­fında ikişer kilometre genişlikte bir şerit bırakacak şekilde birbirlerinden çözülmeye bağlıyacaklardır. Birleşmiş Milletler Başkumandanı Ge­neral Marc Clark'm dün bu hususu belirtmek üzere neşrettiği beyanatta dikkati çeken noktalar vardır : Bida­yette, mütarekenin imza merasimin­den en az dört beş gün sonra mer'i-yete gireceği düşünülürken, şimdi bu müddet 12 saate indirilmiştir. Yani mütarekenin imzası ve yürürlüğe gir­mesi aynı gün içinde olacaktır. Bunun gibi daha düne kadar imza merasimi nin Salıdan evvel yapılamıyacağı ka­naati hâkimdi. Bu da bir gün evveline alınmıştır. Bütün bunların Güney Ko­re'deki siyasî durumla ve Güney Ko­re hükümetinin mütareke karşısında el'an şüpheli olan tavriyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Filhakika Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee mütarekeyi 'baltalamak için başvur­duğu malûm çarelerden ve çıkardığı müşkülâttan sonra, Amerika Dışişleri Bakanı Foster Dulles'in son mektubu üzerine de henüz kati durumunu ta­mamen aydınlatmış değildir ve vazi­yetin ıher an yeniden karışması ihti­maline karşı bütün müddet ve müh-Iteler kısaltılmış gibidir. Bununla beraber bu vaziyetin yalnız Birleşmiş Milletler için vârid olmadı­ğını karşı tarafta komünist Çinlilerin de bir başka "Syngman Rhee" ile uğ­raşmakta olduklarını düşündüren ba­zı araz vardır. General Marc Clarck'-in beyanatında başkumandanların im za mearsiminde bulunmıyacakları, mütarekeyi iki tarafın müzakere he­yeti başkanlarının irnzalıyacağı ve sonradan .bunun başkumandanlar ta­rafından kendi karargâhlarında imza­lanacağı .bildirilirken buna mucip se­bep olarak "Karşı taraf başkuman­danlarının imza merasiminde bulun­mak için koştukları şartların kabul edilemez" oldukları gösterilmektedir. Hakikatte, daha uzun zaman evvel Kuzey Kore Başkumandanı General Kim İl Sung'un mütarekenin imza me­rasiminde bulunmak istemediği öğre­nilmişti. Hattâ bazı yorumcular bu vakıaya müsteniden General Kim îl Sung'un çoktan Ölmüş bulunduğunu bu itibarla onun yerini alan sahte ge­neralin kimseye görünemiyeceğini ile­ri sürmüşlerdi. Herhalde Kiım İl Sung imza merasiminde bulunmamak için ayak diremiş ve bunda muvaffak ol­muştur, Bu keyfiyet, Kuzey Kore hü­kümetinin de, tıpkı Syngman Rhee gi­bi, Kore'nin birliğini temin etmiyen bir .mütarekeyi kabul etmemek husu­sunda ısrar ettiğini ve bu konuda ko­münist Çinlilerle Kuzey Kore arasın­da, Cenupta Birleşmiş Milletlerle Syngman Rhee arasında cereyan ede­ne benzer bir münakaşanın mevcut olması ihtimalini düşündürmektedir. Mütarekenin imza merasiminden 12 saat gibi kısa bir müddet sonra mer'i-yete girmesi hakkında varılan kara­rın, mütarekeyi kontrol edecek olan tarafsız komisyon üyelerini de şaşırt­tığı anlaşılmaktadır. Bu arada İsveç ve İsviçre delegeleri, Çekoslovak ve Polonya mümessilleriyle (buluşup usul

hakkında mutabık kalabilmek için kendilerine pek- az zaman bırakılmış olmasından şikâyet etmişler ve telâşa düşmüşlerdir. Bütün bunlar, Kore'de mütarekenin akdinden sonra enazdan ilk zamanlarda, karışıklık değilse bile bir şaşkınlık ve düzensizlik devresi yaşanacağını göstermektedir. Fakat büyük talihsizlikler veya bâri2 kötü niyet hareketleri olmakzsa, bu şaşkın. lık, üç yıl, bir ay ve iki gün. devam eden silâhlı ihtilâfın sonunu kayde­den mütarekeye halel Verecek derece­de vahim hâdiselere elbette ki yol acmıyacaktır.

Yazan : Mücahit Topalak

30 Temmuz  1953 tarihli Zafet'den

Kore'de mütarekenin akdmdan sonra Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee ile Amerikalılar arasında elan askıda kalan 'bazı meseleleri hallet­mek üzere Amerika Dışişleri Bakanı Foster Dulles, Kore'ye kadar giderek Rhee ile görüşmek kararını almıştır. Dışişleri Bakanı bu seyahate çıkma­dan evvel tertip ettiği bir basın kon­feransında çeşitli meseleler hakkında izahat vermiştir. Bu izahattan anla­şıldığına göre güçlüklerin çoğu müta­rekeden sonra tertiplenecek olan siya­sî konferans üzerinde toplanmakta­dır. Gerçekten, Dulles'in konferansın devamı ve müddeti hakkında söyledik leri ile Syngman Rhee'nirı aynı 'konu­daki beyanatı arasında bariz ayrılık­lar mevcuttur. Rhee, Başkan Eisenho-werve Dulles'in temsilcisi Robertson ile yaptığı müzakerelere ve elde ettiği ni zannettiği anlaşmaya göre, konfe­rans 90 gün zarfında bir netice verme­diği takdirde Güney Kore kuvvetleri­nin mütarekeyi bozacaklarını ve Bir­leşmiş Milletlerin desteği ile harekâ­ta girişeceklerini söylemektedir.

Görülüyor ki, Güney Kore Başkanının nazarında, konferans akdinden sonra Kore'nin birleştirilmesi yolunda müs­pet bir netice elde edilememesi halin­de mütarekenin bozulması otomatik olarak Birleşmiş  Milletler   kuvvetleride Güney Kore kuvvetlerini destekliyecekl erdir.

Amerika böyle bir anlaşmayı kabul etmiş ve bu yolda bir söz vermiş mi­dir? Basın konferansında Dullas'in bu suale verdiği cevap iki tarafın ay­nı meseleyi çok farklı mütalâa ettik­lerini göstermektedir. Dulles'a göre, konferansın başlangıcından 30 gün sonra muvaffakiyet elde edilmediği ve komünistlerin kötü niyetle uzattık lan anlaşılırsa konferansı terketmek hususunda Elıee ile işbirliği yapıla­caktır. Yani, konferansın doksan gün müddetle muvaffak olamaması bizati­hi terk sebebi değildir. Aynı zamanda komünistlerin kötü niyetle hareket ettikleri ve bu konferansı hiyleli ha­reketlerine bir maske olarak kullan­dıkları hakkında da kanaat hasıl ol­ması lâzımdır. Bunu kim takdir ede­cektir? Dulles'in bu suale cevabı sa­rihtir.

Dulles : Konferansın devamı sırasın­da bu husustaki karar bize aittir" de­mek suretiyle, konferansı terk ve mü­tarekenin bozulmasının otomatik ol­madığını, bunun Amerika'nın takdiri­ne bağlı bulunduğunu açıkça anlat­mıştır ki, bu suretle Rhee ile Ameri­kalıların bu bahiste mutabakatten ne kadar uzak bulundukları da meydana çıkmaktadır.

Diğer taraftan, konferansı terk husu­sunda Amerika iie Güney Kore ara­sında mutabakat hasıl olduktan son­ra, takip edilecek hattı hareket bah­sinde de iki tarafın görüş ve tefsiri ay­nı değildir. Rhee'ye göre, bu takdirde mütareke otomatik olarak bozulacak ve harekât başlıyacaktir ve Birleşmiş Milletler kuvvetleri de derhal Güney Kore kuvvetlerini destekliyeceklerdir. Bu noktada aykırılık büsbütün aşikâr­dır. Zira Dulles basın konferansında bu konuda aynen şöyle demiştir : "Mamafih, hal böyle olduğu takdir­de Yani konferansın terkine karar verildiği zaman derhal harbe teves­sül etmiyeceğimizi, o zaman alınacak kararların o zamanki şartlar muvace­hesinde yapılacak müzakere ile varı­lacak bir anlaşma neticesinde olaca­ğını belirtik."

Demek ki, Dulles'a göre konferansı terk bazı şartlara muallak olduğu gi­bi   muhasematm   yeniden   başlamasıda o zamanki şartlara bağlı olacak­tır. Bu suretle bugünkü mütarekenin büyük ölçüde istinad ettiği Amerikan - Güney Kore anlaşmasının bir anlaş­ma olmaktan ne derece uzak olduğu da meydana çıkmaktadır. Dulles -Rhee görüşmelerinin en mühim mev­zuu bu olacaktır.

Yazan : Ömer Sami Coşar

30  Temmuz   1953 tari'Mi  Cumhuriyet Dün Londra'da Avam Kamarasında Savunma bütçesi etrafında müzakere­ler cereyan ettiği sırada îşçi Partisi sözcülerinden ve eski Savunma Ba­kanı Schımvell, .Kore'de mütarekenin imzalanmış olduğunu hatırlatarak milletlerarası durumun iyiye gittiği­ni söyle.miş ve bu muhakemeyi yü­rüttükten sonra da askerî masraflar­da artık kesinti yapılması zamanı geldiğini  ileri  sürmüştür.

Muhakkak ki, bolşeviklerin Kore'de ateş kesilmesine yanaşmakla ulaşma­yı düşündükleri hedeflerden biri de, soğuk harbin sona ermekte olduğu hissini uyandırmak, hür milletleri güçlükle topladıkları askerî kuvveti dağıtmağa savketm ektir.

Her ne kad.ar İngiliz Hükümetinin sözcüsü, askerî kuvvetin Kremlin'i. böyle bir gevşemeye, mütarekeye ya­naştırmış olduğunu söylemiş, bu kuv­vetin şu sırada zayıflatılmasmı.n ba­his mevzuu edilemiyeceğini kaydet-mişse de, eski Savunma Bakanının sözleri, Sovyet manevrasının Batı Av-rupada müsait zemin bulabileceğinıi göstermiştir.

Diğer taraftan Kore'de mütarekenin akdini müteakip beliren siyasî mese­leler de, hür milletler camiası içinde ciddî görüş ayrılıklarına yol açmak­tadır. Uzak Doğu itilâfları ile ilgili olarak Birleşik Amerika Dışişleri Ba­kanı Foster Dulles ile İngiliz Dışişle­ri Bakan Vekili Lord Salisbury tara­fından  verilen  iki  ayrı beyanat arasında bazı farklar bulunduğu görül­müştür,

İngiltere'nin görüşü şöyle hülâsa edi­lebilir: Kore mütarekesini müteakip toplanacak siyasi konferans şümullü olmalı, diğer Uzak Doğu meseleleri­nin de fırsattan istifade edilerek hal edilmesine gidilmelidir." Londra bu uğurda sabırlı d avr a mim as mı da tav­siye ediyor, komünist Çin aleyhinde açıkça cephe almaktan, kaçmıyor. Birleşik Amerika ise, siyasi konfe­rans belirli müddet zarfında, yani 90 gün netice alınamadığı takdirde bu­nu terkedeceğinâ söylüyor, Pekin'in Birleşmiş Milletlere alınmasına kati­yen muhalif olduğunu açıkça kayde diyor.

Diğer taraftan Güney Kore Başkanı da, siyasi konferans akamete uğra­ması halinde Birleşmiş Milletlerin tekrar taarruza geçeceklerine dair vaad (!) kopardığından bahsediyor. Görülüyor ki, oldukça karışık siyasi bir durum mevcuttur.

Şurası da muhakkaktır ki, Malerikov hükümetinin Kore mütarekesile des­teklediği barış kampanyası ile var­mak 'istediği ikinci hedef de demok­rasiler arasındaki görüş ayrılıkları­nın istismar edilmesine fırsalt vere­cek bir konferans toplanmasını temindir. Avrupa'da bir dört Dışişleri Ba­kanları Konferansı yapılması Batılı-larca tasvip edilmiş ve bu yolda Mos­kova'ya davetnameler gönderilmiştir. Yalnız bunda Alman ve Avusturya meseleleri görüşülecek diye gündem tasrih olunmuştur ki, Rusya buna ta­raftar değildir ve barış propaganda­sını genişletecek, sürüncemede bıra­kabilecek bütün ihtilaflı meseleleri ihtiva edecek bir konferans istemek­tedir. Kore mütareke andlaşmasi ge­reğince yapılması kararlaştırılan kon­ferans da mahdut edeflidir. Fakat Rusya'nın bilhassa Uzak 'Doğu top­lantılarından kendıi hesabına fayda­lanmak İmkânlarını araştırması da beklenmelidir.

Birleşik Amerika ile İngiltere arasın­da görüş farklarının ortadan kaldırıl­ması, Sovyet .kötü niyetini sarih bir surette herkesin görmesine imkân ve­recektir.

Kremlin'de post kavgası devam etti­ği müddetçe, Rusya'nın barış kampan­yası da devam edecektir. Bu intizar devresinde, hür milletler müşterek emniyet tedbirlerini gevşetirler, ga­rantisiz barış vaidlerine kulak verip aralarındaki siyasî ihtilâfları hallet­mekte acele davranmazlarsa, yalnız bolşeviklerin ekmeğine yağ sürülmüş olur.

2 Temmuz 1953

 Ankara :

NATO Akdeniz Kuvvetleri Kumandan-hğı.Kurmay Başkanı Koramiral Gaze_ let ve yardımcıları Tümamiral Rey-nold ile Tuğamiral Rafet Arnom bu­gün saat 18 de hususi bir uçakla şeh­rimize gelmişlerdir.

Etimesgut hava alanında merasimle karşılanan misafirler şehrimizde bir­kaç gün kalacaklar ve bu arada Mil­lî Savunma Vekili, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisiyle görüşmelerde bu­lunacaklardır.

 Paris:

Avrupa'daki .müttefik devletler genel karargâhından bildiriliyor:

Avrupa'daki müttefik kuvvetler baş­komutanı General Matthev Rddgvay, Avrupa'daki müttefik komutanlığında yapılacak iki mühim değişikliğe dair bugün tafsilât vermiştir. Bu değişik­likler askerî komite tarafından tasdıik edilmiş olup Ağustos ayı başında yü­rürlüğe girecektir.

Bu değişikliklerden biri, Fransız ma­reşali Alponse Juin'in merkez Avru­pa müttefik kuvvetleri başkomutan­lığına getirilmesine mütedairdir. Baş­komutana, kara, deniz ve hava kuv­vetleri için aynı rütbeyi haiz kuman­danlar bağlı olacaktır.

Bu teşkilâtlanmanın ikinci mühim tedbiri Avrupa müttefik kuvvetleri Başkomutanı Hava İşleri Yardımcısı­nın yetki ve sorumluluklarının arttı­rılması hakkındadır. Bu husus hava birliklerinin merkezli estirilmesi saye­sinde sağlanacaktır.

6 Temmuz 1953

 Paris:

NATO Genel Sekreteri Lord İsmay, Atlantik Teşkilâtının, Vaşkıgton gö­rüşmelerinin sadece neticesi hakkın­da değil, fakat'cereyan tarzı hakkın­da da haberdar edildiğini bildirmiş ve Amerikan daimî temsilcisi John Hughes'ün konseyin dünkü haftalık toplantısında, Vaşington konferansı çalışmalarına dair izahat verdiğini beyan etmiştir .

Atlantik teşkilâtını ilgilendiren bü­tün teşebbüslerden üye devletlerin ha­berdar edilmesi lüzumuna işaret eden Lord îsmay şunları ilâve etmiştir:

"Einaenaley, dörtler konferansı ka-rarlaştığı takdirde, bu konferansa iş­tirak etmiyen 11 üye devlet Alman meselesi hakkında görüşlerini bildi­receklerdir. Alman meselesi millet­lerarası duruun anahtarıdır. Bütün Almanlar tarafından arzu edilen Al­man birliğine karşı gelmek imkân­sızdır. Fakat kimse muhtemel bir birleşmenin neticelerini kestiremez. Hülâsa, tehlikesiz bir hal çaresi yok­tur.

3 Temmuz 1953

Vaşington:

Birleşik Amerika resmî şahsiyetleri­nin dün bildirdiklerine göre, üç Dış­işleri Vekilinin gelecek hafta yapma­ları beklenen toplantı dört gün süre­cektir.

13 Temmuz günlerinde yapıla­cak müzakereler esnasında, Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles, İngiliz Dışişleri Vekâleti Vekili Lord Salis-bury ve Fransız Dışişleri Vekili Geor-ges Bidault ile ayrı ayrı birer görüş­me yapacaktır.

6 Temmuz 1953

Atina:

Yarın bashyacak -olan üç dışişleri ve­killeri konferansına iştirak edecek AIex Bebler ile riyaset ettiği altı ki­şilik Yugoslav heyeti bugün öğle üze­ri Atina'ya gelmiştir.

Alex Bebler şunları söylemiştir:

Dışişleri Vekili Popoviiç'in, sıhhî duru­mu yüzündan Atina'ya gelemeyişi bi­zi çok üzdü. Milletlerarası durumun seyyal olması bu konferansın daha fazla geciktirilmiyeceğini müşahede ettik.

Bu konferansın neticeleri, Ankara Paktını imzalayan üç memleket ara­sındaki anlaşmanın derinliğini ve fa­aliyetlerinin  artışım gösterecektir.

Atina:

France Presse Ajansı bildiriyor:

Yetkili çevrelerde belirtildiğine göre, üç Dışişleri Vekilinin yarin Atina'da yapacakları toplantı sonunda askerî hiçbir sözleşme imzalanmiyacaktir. Ankara Paktının iki maddesinin as­kerî veçhe ile   münasebattar   olduğu

ve bir sözleşmenin lüzumsuz olduğu kaydedilmektedir. Dışişleri Vekilleri, Haziran ayında Atina'da toplanmış olan üç memleket kurmay başkanla­rının vardıkları neticeleri inceleye­ceklerdir. Dışişleri Vekilleri ile kur­may başkanlarının toplantılarının An­kara Paktında derpiş edilmiş olduğu ayni çevrelerde belirtilmektedir.

7 Temmuz 1953

Londra:

Bermuda'da yapılması kararlaştırılan üç büyükler toplantısının Londra'ya nakli ususunda Avam Kamarasında yapılan teklifin ciddî şekilde müzake­resi, ingiliz resmî makamlarınca za­mansız addedilmektedir.

Resmî ingiliz şahsiyetleri, Bermuda toplantısından vazgeçilmediğine, sa­dece talik edildiğine İşaret etmekte ve Sir Vinston Churchill iyileşir iyi-leşmoz toplantının yapılacağına işa­ret etmektedirler.

Ayni mahfiller, konferans yerinin de­ğiştirilmesini lüzumsuz addettiklerini bildirmektedirler.

Atina:

Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye Dışişleri Vekillerinin 8 Temmuz gü­nü yapacakları ilk toplantıda başlıca üç mevzu tetkik edilecektir. Bu me­seleler şunlardır:

 Milletlerarası durumun, bilhassa üç devletin Balkanlardaki müşterek menfaatleri bakımından, umumi bir şekilde tetkiki.

 Müşterek savunmanın, üç mem­leketin   genel  kurmayları   tarafından verilen  bilgiye uyularak, teşkilâtlan­dırılması.

 İktisadî işbirliği, müşterek men­faati ilgilendiren meselelerin tetkiki ve aç memleket arasında kültürel mü­nasebetler meselesi. Diğer taraftan Yunan Dışişleri Vekili Stefanopulos dün akşam basına şu beyanatta bulunmuştur: Müşterek bir zihniyetle hareket ediyoruz, gaye­lerimiz de müşterektir. Binaenaleyh bu ilk toplantı sırasında emelerimL zi tahakkuk ettirmek için gereken vasıtaları tetkik edeceğiz. Konferan­sın verimli olacağını kabul ediyoruz." Bu sırada Stefanopulos, bu konferans sonunda bir üçlü askerî pakt aktedileceği yolunda yabancı bir kaynaktan yayınlanan haberi yalanlamıştır. Ste­fanopulos bu haberi hiç olmazsa şimdilik mevsimsiz" olarak vasiflandirmiştir.

 Belgrad:

Yunanistan, Yugoslavya ve Türkiye Dışişleri Vekillerinin Atina'da yapa­cakları toplantının arifesinde, Bel-grad'uı iyi 'haber alan çevrelerinde hâkim olan kanaate göre, üç vekil dünya durumunu, bilhassa Balkan memleketlerinin Sovyet Rusya ile münasebetleri meselesini tetkik ede­ceklerdir.

Bu çevrelerden ilâve edildiğine göre, Balkan Paktını imzalamış olan üç memleket filhakika "Sovyet 'barış ta­arruzu" karşısında tesanütlerini be­lirtmişlerdir. Diğer taraftan Yugoslav­ya'nın, kendisi ile İtalya arasında mevcut olan meseleleri ve bu arada İtalya'nın, ehemmiyetini küçümse­mek istediği söylenen, Balkan Paktı­na karşı aldığı durumu bahis mevzuu edeceği  bildirilmektedir.

Paktın askerî veçhesi hususunda, muğlâk ve umumi formüller dışında, ne Yugoslav basınında ve ne de res­mî demeçlerde Atina ve Ankara'daki bazı müşahitlerin tahmin ettikleri veçhile, paktı tamamlamaya matuf bir askerî protokolün imzalanacağına dair en ufak bir telmihe dahi tesa­düf edilmemektedir. Yugoslavya'nın Atlantik Pakttna girmesi .meselesine gelince, Eduard Kardelj dünkü nut­kunda "Yugoslavya'mın Atlantik Pak­tı hususunda almış olduğu durumu değiştirerek hiçbir yeni unsurun doğ­madığını" belirtmiştir. Bu sebepten    Yugoslav ükûmet mer-

kezinin iyi haber alan çevrelerinde, Belgrad'ın Atlantik Paktı hakkındaki durumunu değiştirmiş olduğu yolun­daki söylentilerin tahminlerden iba­ret olduğu kanaati hâkim bulunmak­ta ve üç balkan memleketinin genel kurmaylarım birleştiren bağların bu konferans sonunda sıkılaşmasınm da­ha muhtemel olduğu zannedilmekte­dir.

 Atina:

Dışişleri Vekilimiz Prof,. Fuat Köprü­lü beraberlerinde Bayan Köprülü, kı­zı Beyhan Köprülü, Hususi 'Kalem Müdürü Sadi Eldem ve Dışişleri Ve­kâleti şuıbe müdürlerinden İsmail Soysal olduğu halde bugün saat 12 de Atina'ya varmıştır. Dışişleri Veki­limizi Selanik'te karşılayarak kendi­lerine mülâki olan Atina Büyük El­çimiz Cemal Hüsnü Taray da aynı trenle gelmiş bulunmaktadır.

Prof. Köprülü garda Yunanistan Dış­işleri Vekili Stefanopuios, Dışişleri Vekâletinde Büyük Elçi Triandafila-kos ve ıMostras, Protokol Şefi Andou. les, Yugoslavya'nın Atina Büyük El­çisi Yovanoviç, Türkiye Büyük Elçili­ği mensupları ve kalabalık bir halk kütlesi   tarafından   karşılanmıştır.

Atina Garnizon bandosunun çaldığı Türk ve Yunan Millî Marşlarından sonra Dışişleri Vekilimiz selâm res­mini ifa eden askerî kit'ayı teftiş et­miştir.

Prof. Köprülü aynı zamanda garda bulunan yerli ve yabancı basın men­suplarının suallerini cevaplandırarak "bu konferansın her üç, dört ayda bir yapılması kararlaştırılan üçlü pakt Dışişleri Vekillerinin ilk toplantısı olduğunu ve her üç devleti alâkadai eden mevzuların bu toplantıda görü­şüleceğini  söylemiştir.

Dışişleri Müsteşarımız Nuri Birgİ ve Belgrad Büyük Elçimiz Agâh Aksel aynı saatte uçakla Atina'ya varmış­lardır.

Dışişleri Vekilimiz saat 17.30 da sara­ya giderek defteri mahsusu imzala­mışlardır.

Prof. Köprülü bundan sonra Başvekil Mareşal Papagos'u ve Dışişleri Vekili Stefanopulos'u ziyaret edecek, saat 21 de Yunan hükümetinin Türk ve Yugoslav Dışişleri Vekilleri şerefine vereceği ziyafette  azır bulunacaktır.

Bu ziyafeti 22.30 da "Büyük Britan­ya" otelinde kordiplomatik ve diğer resmî şahsiyetlerin hazır bulunacak­ları bir kabul resmi takip edecektir. Üçlü konferans yatın sa'bah mesaisi­ne başlıyacaktır.

 Atina:

Türkiye Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü ile Yugoslav Dışişleri Müste­şarı Alex Bebler şerefine bu akşam verilen ziyafetten sonra söz alan Yu­nanistan Dışişleri Vekili Stefanopu-los şunları söylemiştir:

Ankara anlaşması, bize müşterek menfaatteki bütün 'meselelerde her üç hükümet arasında mevcut görüş birliğinin elle tutulur delilini dünya­ya göstermek imkânını vermektedir. Müttehit olalım ve başkalarından ge­lecek her türlü iyi niyet eserini bir­likte inceliyelim. Bununla beraber, dünya barışma zarar vereeek herhan­gi bir anlaşmazlığı birlikte 'bertaraf etmek istiyorsak uyanık ve kuvvetli olalım. Beklenmedik hâdiseleri ve tec­rübeleri sükûnetle karşılamak istiyor­sak, kendimizi hayale kaptırmadan müşterek   müdafaamızı   gelişıtirelim.

Yunanistan Dışişleri Vekili, sözlerine son verirken, tam mânasiyle bir itti­fak olmamakla beraber onun ruhunu taşıyan Ankara anlaşmasının başlıca hedeflerini  hatırlatmıştır.

Alex Bebler, Stefanopulos'un nutkuna verdiği cevapta üç memleketin, kuv­vetlerini birleştirerek milletlerarası güvenliğe büyük ölçüde yardım et­tiklerini ve bu suretle dünya duru­munda bir gevşemeyi mümkün ve muhtemel kılan kati bir unsur ya­rattıklarını  belirtmiş  ve  demiştir ki:

Anlaşma siyasetimizin gayelerine ge­lince, bu, bir tek kelime I]e hülâsa e-dilebilir: ''Barış".

Halihazır konjonktürde bu ruh, hiç şüphe yok ki başkalarından gelecek her türlü iyi niyet eserini beraber in­celememiz lâzım geldiğini belirten Yunanistan    Dışişleri Vekili  Stefanopulos'un izah ettiği durumla kendini gösterecektir. Fakat mazinin verdiği dersleri unutmamak ve kendimizi ha­yale kaptırmamak lâzımdır.

Atina:

Türkiye 'Dışişleri Vekili Prof. F. Köprülü Yunan Dışişleri Vekili Stefanopu-]os'un nutkuna verdiği cevapta şun­ları söylemiştir:

"Üçlü anlaşma, hakikati seven her­kes tarafından, barış realizmi ve iç­ten gelen iyi niyet eseri olarak kaT-şılanmıştır.

Tesanüdümüz gevşemiyecek ve hede­fi herkesin arzu ettiği âdil barış olan bu tesanüdü da'ha müessir kılmak ve daha derinleştirmek hususundaki gayretlerimizi azaltmıyacağız. Mem­leketimin, Türk - Yunan - Yugoslav işbirliğinin istikbaline itimadı var­dır.

8 Temmuz 1953

Atina:

Dün akşam saat 19 da Dışişleri Ve­kâletinde ihzari mahiyette fikir tea­tisinde bulunan Türkiye Dışişleri Ve­kili Fuat Köprülü, Yunanistan Dışiş­leri Vekili M. Etienne Stefanopulos ve Yugoslavya Dışişleri Vekâleti Müs­teşarı Bebler bu sabah saat 10 da Dışişleri Vekâletinde ilk resmî toplan­tılarını yapmışlardır.

İkinci toplantı bu akşam saat İS de. 3 üncü yarın sabah .saat 10 da, 4 ün­cü ve son toplantı da cuma sabahı yino saat 10 da yapılacaktır.

Görüşmelerden sonra bir resmî tebliğ neşredileceği gibi cuma günü saat 13 te Dışişleri Vekâletinde bir basm toplantısı tertip edilecektir.

Yunanistan'ın Ankara ve Belgrat Bü-, yük Elçileri    görüşmeler    dolayısiyle Atina'da 'bulunmaktadırlar.

 Atina :

Atina  ajansı bildiriyor: Gazeteler,   bugün   Atina'da   başlayan üçlü konferansa iştirak eden mümtaz Türk ve Yugoslav şahsiyetlerine    Yu-

nan halk efkârının gösterdiği hara­retli kabule uzun sütunlar hasretmiş­lerdir.

Gazetelerin yorumlarında, Ankara anlaşmasiyle birbirine daha çok yak­laşan iki komşu memleket 'hakkında samimi dostluk hisleri belirtiknekte­dir.

Tomiva gazetesi, üçlü konferansın, Sovyet siyasetinin yeni veçesi karşı­sında daha zarurî bir hal alan müş­terek müdafaa gayretini tamamla­mak kararma varacağı kanaatini iz­har etmekte ve şöyle demektedir:

Üç memleketin bşlıca gayesi olan ba­rış ve güvenlik idealine bağlı bulu­nan Yunan Milleti, dünya hürriyeti­nin hassas bulunduğu bu bölgede ba­rışı sağlamak hedefini güden bu ba­rışçı ittifakı itmam hussuundaki te­menni "ve kanaatini tekrarlamaktadır. Akropolis gazetesi şunları yazmakta­dır:

Balkan konferansı dünyanın alâkası­nı çekmektedir. Çünkü Bermuda kon­feransının talikinden sonra, batıyı ayırmaya matuf Sovyet barış teklifle­ri karşısında Batı dünyasının birliği­nin ilk delilini teşkil etmektedir. Estia gazetesi, Sovyetlerin barış teza­hürlerine inanan batı dünyasının ak­sine olarak, üç balkan memleketinin müdafaa teşkilâtlarını gevşetmek ni­yetinde olmadıklarını belirtmekte ve bugünkü konferansın .insanlık düş­manı tarafından açılan barış tecavü­züne karşı en basiretli cevabı teşkil ettiğini yazmaktadır.

10 Temmuz 1953

Vaşington:

Üç batılı devlet Dışişleri Vekilleri kon feransı bugün Granviç ayarı ile sa­at 18.45 te açılmıştır.

Vaşington:

Fransız Dışişleri Vekili Georges Bi-dault üç devlet Dışişleri Vekilleri toplantısının açılışında şu beyanatı yayınlamıştır:

Waşington'da yapmakta olduğumuz bu toplantı, ikinci dünya harbinin sona eriş in den beri en manalı anların ifadesidir.

Kore mütarekesine doğru tezahür e-den muğlâk inkişaf ortak devletlerle Hindicini harbi hususunda Fransızla­rın teşebbüsleri, Doğu Avrupa'daki hâdiseler, Moskova'dan gelen drama­tik haberler, bütün bu vakalar, her yerde harekât, galeyan halinde bulu­nan bir milletlerarası durumda bir­çok mühim unsurlardır. Önümüzdeki hafta ve aylarda bu istihale, geliş­menin ne tehlikelerle birlikte ne gi­bi ümitler yaratacağını öğreneceğiz.

Bu durum muvacehesinde hür dünya­nın istikbalinden mesul olanlar iki şeyden, pasiflik ve kendi aralarında fikir ayrılıklarından çekinmelidirler. İşte, ümitleri iltizam tehlikeleri def etmek azmiyledir ki Vaşington'da top­lanmış bulunuyoruz.

11 Temmuz 1953

Vaşington :

3 Batılı Dışişleri Vekilleri arasındaki müzakerelerin ilk celsesi üç buçuk saat sürmüş ve Grenvich ayariyle sa­at 22.15 te sona ermiştir.

Toplantı sonunda herhangi bir beya­natta bulunulmamıştır.

Vaşington:

Resmî bir sözcünün dün gece bildir­diğine göre dün ilk toplantılarını ya­pan üç Dışişleri Vekili, Sovyet Rus­ya'da kaydedilen son hâdiseleri ve bilhassa Beria'nm azliyle ilgili duru­mu gözden geçirmişlerdir.

İlâve edildiğine göre üç vekil, Sov­yet Rusya'ya karşı batının takip et­tiği siyasette değişiklik husule geti­recek hiçbir hâdisenin vuku bulma­dığına kanaat getirmişlerdir.

Üç buçuk saat süren toplantının mü­him 'bir kısmı, gerek Sovyet Rusya' da ve gerek demirperde gerisindeki diğer memleketlerde husule gelen hâ­diselere hasredilmiştir.

Sözcü şunları  ilâve etmiştir:

Üç Dışişleri Vekili, batı siyasetinde hiçbir değişikliğe ihtiyaç olmadığına kanaat getirmiş ve bugüne kadar ba­tı  tarafından    takip edilen  siyasetin

son durumu tevlid ettiğini belirtmiş­lerdir.

Vekiller, batı siyasetinin ana temeli­nin komünist dünyası haricinde yaşa­yan insanların refahını temin etmek ve tecavüz korkusunu ortadan kal­dırmak olduğunu belirtmişlerdir.

Komünist dünyasının durumunun in­celenmesini müteakip vekiller ileride aşağıdaki meseleleri gözden geçirme­ğe karar vermişlerdir:

 Avrupa Birliği,

 Avrupa savunma camiası,

 Almanya meselesi.

Görüşmelere ^bugün Gmt ayariyle sa­at 14.30 da devam edilecektir.

 Waşington:

Üçler konferansının, halen kaleme alınmakta olan son tebliğinin müs­takbel dörtler konferansı hakkında müsait bir lisan kullanmakta oldu­ğu ve bu konferansın henüz müza­kere halinde bulunan esasının he­yetler tarafından kabul olunmuş du­ruma gir.miş bulunduğu bildirilmek­tedir.

 Waşington:

Resmî bir kaynaktan bildirildiğine göre burada toplanan 3 batılı Dışişle­ri' Vekili, Almanya'nın birleştirilme­si ve Avusturya sulh anlaşması meşe. îelerini görüşmek üzere Sovyet Rus­ya Dışişleri Vekili Molotov'u dörtlü bir toplantıya davet etmeye karar vermişlerdir.

Bu hususta İngiliz, Fransız ve Alman hükümetlerine batılı Dışişleri Vekil­lerinin bu husustaki teklifleri tel­grafla bildirilmiştir. Dün öğleden son­ra yapılan görüşmelerde, Foster Dul-les, Lord Salisbury ve George Bida-ult, Rusya'nın iyi niyetlerini isbat e-debilmesi için dörtlü bir toplantının yapılmasını kararlaştırmışlardır.

Ayrıca 'toplantının batı Almanya  seçimlerini müteakip sonbaharda yapıl­ması uygun görülmüştür.

 Waşington:

Başkan Eisenhover bugün toplantıla­rını bitiren 3 batılı dışişleri vekili şe­refine Beyaz Sarayda -bir Öğle yeme­ği verecektir.

Ayni zamanda siyasî .bir masabaşi toplantısı vazifesini görecek olan' ye­meğe Temsilciler ve Ayan Meclisleri­ne mensup liderler de iştirak edecek ve Dışişleri Vekilleri toplantılarından alman kararlar gözden geçirilecek­tir.

 Waşington:

Amerika, İngiltere ve Fransa Dışişle­ri Vekilleri, beş gün süren müzake­relerini sona erdirmeden evvel Uzak Doğu .meselelerine dair bugün bura­da yayınladıkları tebliğde, Kore'de aktedilecek bir mütareke, Asya'nın herhangi bir kısmındaki sulhun iade­si veya muhafazasını tehlikeye dü­şürmekle neticelenmemelidir, demek­tedirler.

Tebliğde, Uzaik Doğuda yeni bir teca­vüze kalkışmaması hususunda komü­nist Çin'e tekrar ihtarda bulunulmak­ta,, Kore'de .mütareke akdi halinde bile üç devletin komünist Çin'e kar­şı takip etmekte oldukları şimdiki politikanın idame edileceği resmen teyid olunmaktadır.

Tebliğde, metin yürekli Korelilerin, kendi arzulan dahilinde muslihane şekilde birleşmeleri yolunda her tür' lü gayretin harcanmasında mutaba­kat hasıl olduğu belirtilmekte, Hindi Çini'deki Fransız Birliği kuvvetleri, nin kahramanca gayret ve fedakâr­lıkları takdir edilmekte ve "ortak devletlerin istiklâli hür dünya için esastır  denilmektedir. Tebliğde Kamboçj Laos ve Vietnam'a hükümranlık ve istiklâllerini vermek yolunda teşebbüsü ele aldığından do­layı Fransa'dan- sitayişle bahsedil­mekte ve Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ile İngiltere Dışişleri Veili Lord Salisbury ".bu teşebbüsü ele alışın, ortak devletlerin dahilî güvenlik ve istikrarının, hür olarak kurulmuş   meşrutî    rejimler   tarafınimage002.gifdan en iyi şekilde korunacağından, 4 devletin serbest olarak birleşmele­rinin tekemmülü yolunda en mühim ve hayırlı adımı teşkil ettiğinde mu­tabıktırlar"  denilmektedir.

15 Temmuz 1953

Waşington:

Üç batılı Dışişleri Vekilleri Konfe­ransı sözcüsünün dün gece bildirdiği­ne göre, Amerika Dışişleri Vekâleti, dört Dışişleri Vekili arasında bir top­lantı yapılması hakkındaki teklifi bugün Gmt. ayariylo saat 16 da bu_ radaki Sovyet maslahatgazarına tev­di  edecektir.

Gmt ayariyle saat  17  de  de İngiliz ve Fransız notaları Londra ve Paris'­teki  Sovyet  Elçiliğine  verilecektir. Notaların metni basına verilecektir.

Londra:

Dışişleri Vekâletinden, Vaşİngton teb­liği hakkında henüz hiçbir resmî yo­rumda bulunulmamıştır. Siyasi çev­relerdeki intibalar da şimdilik şu merkezidedir:

 İngiliz diplomasisi, İngiliz görü­şünü olduğu gibi  aksettiren genel tebliğden memnundur.

 Uzak Doğu'nun,  üç Dışişleri Ve­kilini, bu bölge ile ilgili, gerek husu­sî gerekse müşterek nihaî gayeye ulaştıracak daha kesin kararlar alma­larına  engel    teşkil  eden   durumuna esef edilmektedir. 

Buna mukabil muhalefet siyasi çev­relerinde tebliğin kaleme almış tarzı tenkid olunmakta ve metnin birinci kısmını kelime oyunlarına boğulmuş ikinci  kısmını   da   müphem   bulmaktadırlar.

Misal olarak da, üç Dışişleri Vekili­nin görüşleri arasında Almanya'nın birleştirilmesi ve Avrupa müdafaa camiasına alınıp almmıyacağı hak­kında bir ayrılık olup olmadığı hu­susunun katiyetle anlaşıla,madığı ele alınmaktadır.

Bundan başka ayni çevrelerin fik-rince, tebliğde, bazı tadilât vuku bul­muş olmasına rağmen, üç Dışişleri Vekilinin Atlantik siyasetinde hiçbir değişiklik olmıyacağmı ileri sürmek­le ne kasdettiği anlaşılamamakta­dır.

21 Temmuz 1953

 Londra:

İşçi Partisi Lideri Clement Attlee, bu­gün üç Dışişleri Vekilini, Vaşİngton'-da Sovyetlerin dahil olacağı bir kon­ferans toplamaya muvaffak olama­makla itham etmiş, ayni zamanda batılıların Uzak Doğuda "yavaş" bir siyaset kullandıklarını söylemiştir. Bugün Avam Kamarasında Dışişleri meseleleri müzakere edilirken söz a-lan Attlee, Sovyetlerle yapılacak bir konferans, .milletlerarası gerginliği gidermekten ziyade Doğu ile Batı arasında anlaşmazlık noktalarını meydana çıkarmak bakımından mü­himdir. Dünya yeni bir hamle bek­liyor. Gidişimizin dünyaya yeni bir ruh getireceğini ümit ediyorum de­miştir.

Uzak Doğu meselesi akkında Attlee, "Panmunjom'daki müzakerelerin an-Ia5;ma ile neticelenmesini arzu edi­yoruz. Amerikalılar Kore'de çök sa­bırlı ve yavaş bir siyaset güttüler. Neticenin nereye varacağı henüz ma­lûm  değildir."   demiştir.

15 Temmuz 1953

Waşinton:

Waşington'da toplanan üç batılı Dışişleri Vekili tarafından neşredilen ikinci tebliğin metni aşağıdadır:

"Fransa Dışişleri Vekili George Bidault, İngiltere Dışişleri Vekil Temsil­cisi Lord Salisbury ve Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles, 10 -14 Temmuz tarihleri arasında Vaşington'da toplanarak müzakerelerde bulunmuşlardır.

1  İstişareleri sırasında her üç hükümeti ilgilendiren birçok meseleleri gözden geçirmişlerdir. Görüşülen mevzular mütenevvi olmuş, fakat kon­ferans tek bir gayeden ilham almıştır. Bu gaye de sulh, hürriyet ve ada­let yolunda hükümet ve milletlerinin müşterek gayelerinin tahakkuku için hal çarelerinin bulunmasıdır. Üç Dışişleri Vekilleri dünyanın bütün insanlarının bu gayeleri tasvip etmekte olduklarından emindirler.

Üç Dışişleri Vekili, sağlam bir sulh temelinin ancak baskı, istikrarsızlık sebepleri ve savaş kaynaklarını sona erdirmek için yapıcı hareketler vasıtasiyle kurulabileceğine kani bulunuyorlar. Hakiki olarak sulh istiyen-ler, hürriyet, ümit ve insanlık vekarına riayet etmek zorundadırlar. Uç Dışişleri Vekili bu prensipler dahilinde mevcut dâvalara birer hal ça­resi bulmaya çalışmışlardır.

Avrupa'nın istikrara kavuşması, Almanya'nın birleştirilmesi, Avustur­ya'nın istiklâline kavuşması ve Kore ile Hindi Çinî'de sulhun tahakkuku hakkında kararlar almışlardır. Ayni şekilde üç Dışişleri Vekilleri Doğu Avrupa memleketlerinde de hürriyetin tahakkunu arzu etmektedirler. 3 Dışişleri Vekilleri, bütün bahis mevzuu meseleler için teklif etmekte ol­dukları hal çarelerinin gerekli istikrarın sağlanmasına yardım edeceğine kani bulunmaktadırlar. Üç Dışişleri Vekilleri, Sovyet Rusya'nın da ayni zihniyet içinde meseleleri ele alacağını samimiyetle ümit ederler. Bu şe­kilde hareket etmekle Sovyet Rusya, dünyanın güvenliğini sağlayacak devamlı bir sulhun tahakkukuna fazlasiyle yardım edebilir.

3 Dışişleri Vekili, Atlantik anayasası çerçevesi dahilinde hükümetlerinin takip etmeye karar verdikleri siyaset üzerinde İsrarla durmak karannda olduğunu teyid etmişlerdir. Takip edilecek siyasete Avrupa birliğinin ta­hakkuku da dahildir.

Her üç hükümet, Kuzey. Atlantik anlaşması mucibince demokrasi, şahsî hürriyet ve kanunların prensipleri muvacehesinde halklarının hüriryet ve medeniyetlerini korumaya ahdetmiş ve halihazırdaki mevcut kuvvet muvazenesizliğini ortadan kaldırmak gayesiyle savunma gayretlerini ida­meye karar vermişlerdir. Vekiller günden güne artan sulh ihtimallerinin, Kuzey Atlantik Paktının mevcudiyetinden mülhem olduğunu belirtmiş­ler ve dolayısiyle birliğin kuvvetinin idame ettirilmesi lüzumuna karar vermişlerdir.

Üç Dışişleri Vekilleri, Kuzey Atlantik Paktına dahil bütün üye devletle­rin başardıkları hayatî muvaffakiyetleri Övmek isterler.

Üç Dışişleri Vekili, Vaşington müzakerelerinden Nato memleketlerini ha­berdar etmeleri için hükümetlerine gerekli malûmatı vermiş bulunmak­tadırlar.

Vekiller, Atlantik camiası dahilinde Avrupa Birliğini kuvvetlendirmek için her türlü gayretin sarfedilmesi lâzımgeldiğine kanaat getirmişler ve Fransa'nın teşebbüsüyle tahakkuk eden Avrupa Kömür ve Çelik Birli­ğinin muvaffakiyetle çalıştığını müşahede eylemişlerdir. Vekiller aynı zamanda İngiliz Hükümetinin Avrupa Birliği câmiasiyle yakın alâka göstermekte olduğunu da memnuniyetle müşahede etmişlerdir.

Dolayısiyle Üç Dışişleri Vekilleri aşağıdaki neticelere varmışlardır:

Avrupa camiası muhakkak surette Atlantik camiasını ve dolayısıyla kendisini de kuvvetlendirecektir.

Müstakar ve sağlam bir Avrupa camiasının ihdası için sarfedilen gay­retler dünya sulhu yolunda büyük yardımlar ifa etmektedir.

Kuruluşu sulha dayanan bu birlik, hiç kimseye    karşı tevcih edilmişdeğildir. Avrupa'daki anlaşmazlık kaynaklarının    ortadan    kaldırılması bütün memleketlerin menfaati icabıdır.

Avrupa savunma camiası ahkâmı, kuvvetlerinin hiçbir zaman tecavÜzı bir faaliyete girmiyeceğinin garantisini teşkil etmektedir.

d)Mazideki anlaşmazlıklara nihayet vermek üzere kurulan Avrupa ca­miası, 6 memleketin müteaddit kereler teyid ettiği gibi kapılarını hiçbir devlet veya memlekete kapamış değildir.

Üç Dışişleri Vekili ayni zamanda Almanya'nın birleşmesi meselesini de incelemişlerdir. Geçenlerde Berlin'de ve Sovyet bölgesinde vukubulan ciddî hâdiseler, bu bölgelerde yaşayan insanların hürriyet aşkını ve istik­lâllerini elde etmek hususundaki azimlerini isbat etmektedir. Dolayısiyle 3 Dışişleri Vekili Almanya'nın en kısa bir zaman içinde birleşmesinin za­rurî olduğuna kani bulunmaktadırlar.

Bu hedefe varmak için üç batılı devlet büyük ve ısrarlı gayretler sarfet-mialerdir. Son sene zarfında bu hususta Sovyet Rusya'ya, sonuncusu 23 Eylül 1952 tarihinde olmak üzere birçok notalar tevdi etmişlerdir. Buna henüz cevap alınmamıştır. Bu notalar Alman halkının arzularına uygun bulunmaktadır.

Almanya'nın gayesine vasıl olabilmesi için Sovyet Rusya'nın işbirliğine ihtiyaç vardır.

Dolayısiyle üç Dışişleri Vekili, Almanya Federal hükümetiyle istişare et­tikten sonra dört büyük devlet Dışişleri Vekilleri arasında bir konferan­sın aktedilmesi için Sovyet Rusya'ya davetiye gönderilmesine karar ver­miştir.

Süveyş Meselesi

Yazan : A. t. B.

U Temmuz 1953 tarihli  Dünya'dan

Batılı üç Dışişleri Bakanının Vaşing-ton'da toplanmaları Süveyş ihtilâfını tekrar "çok bahsedilen bir konu" ha­line getirmiş bulunuyor. Vaşington konferansına katılacak ingiliz dele­gasyonunun üyelerini bildiren İngiliz resmî tebliğinde ve onu takip eden İngiliz tefsirlerinde General Sir Brian Robertson'un heyette bulunmasına atfedilen özel mâna, tabiatiyle, Kahi-re'nin gözünden kaçmadı. Resmî bir Mısır sözcüsü; Süveyş meselesi etra­fındaki Mısır görüşünü belirten be­yanatta bulundu. Kahire hükümeti bu suretle düşüncelerini Vaşington konferansı arifesinde bir daha açık­lamış oldu.

Bu beyanatın ruhu "Otta doğuda muhtemel bir tecavüze karşı, Mısırın da katılmasiyle herkes tarafından bek­lenen bir anlaşmanın imzasına yalnız Süveyş bölgesinin İngiliz işgali altın­da bulunması engel olduğu" noktasın­da toplanmaktadır.

Bu defa Mısır sözcüsü beyanatına iki cazip vait ilâve etmeyi de ihmal etme­miştir. Sözcü: "İngilizler Süveyşi bı­raktıkları zaman Mısır Hükümeti, orta doğunun savunması için batı ile görüşmeğe girişecek. Hür dünyanın yararına en uygun anlaşmayı imzalı-yacaktır." dedikten sonra 'Süveyş bo­şaltıldığı takdirde bütün orta doğu muhtemel bir tecavüze karşı üs olarak kullanılabilecektir" sözlerini de ilâve etmiştir. Bu sözlerin bazı çevrelerde bazı te­sirler yaratacağına ve İngilizler üze­rinde tesir yapmağa yarıyacağma İh­timal  verenler     bulunabilecektir.   Bu hususta herhangi bir fikir ileri sür­mek bizce, şimdilik yersizdir. Yalnız Mısır sözcüsünün  son  cümlesindeki

ifadenin, kendisinin sade Mısır nâmı­na değil, âdeta bütün Orta-Doğu he­sabına konştuğu intibaını verdiğini müşahede ve bunun bilhassa bu inti­baı vermek için iltizam edilmiş oldu­ğunu  tahmin  etmek kabildir.

Vaşingtonda bu mesele hakkında or­taya atılacak olan Amerikan görüşü­nün ne olacağını bilmiyoruz. Fakat bunun Mısır görüşü olduğu gibi kabul şeklinde olmıyacağı muhakkaktır. A-merika Dışişleri Bakanı Dulles'in son Orta Deği seyahatinin Amerikan po­litikasındaki tesirleri fiilî bir surette Süveyş meselesinin görüşülmesi sıra. smda anlaşılabilecektir. Washington Konferansı kısa sürecek bir toplantı olacağı için hakikî durumu öğrenmek. Iiğîmiz için çok zaman kaybedecek değiliz. Yukarda bahsettiğimiz İngiliz tebliği hakkında ileri sürülen yarı res. mî İngiliz tefsirlerinde General Robert son'un İngiliz murah'has hey'etinde bulunuşunun eh-emmiyeti manalı bir surette belirtildikten ve "Generalin iştirakiyle Vaşington'da Mr. Dulles'in son Orta-Doğu seyahatinin ışığı altın, dadurumun ve son gelişmelerinin göz. den geçirileceği" kaydedildikten son­ra şöyle deniliyor : "Maamafih, İn­giliz Hükümetinin noktai nazarına gö re, İngiltere'nin Mısır'a yaptığı tek­liflerde Mısırın hâkimiyet ve istiklâ­line uymayan hiçbir şey mevcut de­ğildir ve tnglliz delegasyonunun yeni bir plân ileri, süreceğini farzetmeğe de yer yoktur."

Bu tefsir, daha doğrusu resmî tebli­ğin böyle bir açıklama ile tamamlan­ması da ingiltere hükümetinin görüş tarzını,  tıpkı Kahire'de    olduğu gibi, konferanstan evvel ilân etmek lüzu­muna  kail  olduğunu gösterir.

Neticeyi yakında anlıyacağız. İyi ni yetle hareket edilirse Kahire'nin itidal ve aklı selimin emrini kabul edeceği muhakkaktır. Elverir Ki, yeni bir ha­ta işlenmesin.

Yazan : A. I. B.

16 Temmuz  1953 tarihli Dünya'dan İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika Dışişleri Bakanlarının Temmuzun 0-nuncu gününden beri yapmakta ol­dukları görüşmelerin, ilk görünüşün aksine olarak, faydalı neticeler verece ği ümitleri doğmuş bulunuyor. Doğu Almanya'da patlak veren hâdiseler, Güney Kore Hükümetinin mütareke i-şinde takındığı tavır ve nihayet Krem-lin'de geçmekte olan ve kim ne der­se desin esrarı hâlâ çözülmemiş bulu­nan hâdiseler üç Batılı devlete arala­rında sıkı bir siyaset ahengi kurmak lüzumunu hissettirmiş gibi görünüyor. Almanya meselesini ciddiyetle ve bü­tün şümulüyle tetkik eden üç Dışişle­ri Bakanının bu konuda anlaşmaları çok ciddî bir lüzum halini    almıştır.

Alman halkı "Birleşmek" dâvasını be nimsemiştir. Önümüzdeki Alman se­çimlerinde "birleşme" fikri büyük rol oynıyaacktır.Sovyetler Birliği'nin bu İşte birtakım sürprizler yaratmasını beklemek hata olmaz. Beria'yı tasfiye için koz olarak emperyalist ajanlığı ithamı ileri sürülmüş olmasına rağ­men, Kremlin henüz "'barışçılık" jesti­ni terketmiş değildir. Alman mesele­sinde  "teşebbüs"   avantajını   Ruslara kaptırmak Batı için korkunç bir hata olacaktır. Bundan dolayıdır ki, teşeb­büsü kelimenin bütün şümul ve mâ-nasiyîe ele alabilmek için üç devle­tin Alman meselesi etrafında kat'î bir görüş ve hareket birliğine varma­ları hayatî bir zaruret halini almış­tır.

Bazı haberlere göre Birleşik Amerika Dışişleri   Bakanı,  bir  Dört  Büyükler Konferansı fikrine karşı şimdiye ka­dar muhafaza ettiği kat'î muhalefet durumunu  terk ve bu telkini  tetkik etmeğe muvafakat etmiştir. Aynı ha­berlerde îngiliz ve Fransız Dışişleri Bakanlarnm Ruslarla konuşmak hu­susunda ısrar ettikleri de kaydedil­mektedir. İki Avrupalı Bakan, Ameri­kalı     meslekdaşlarma     Batı Avrupamemleketleri halkının dünya gergin­liğinin ortadan kaldırılması için Sov­yet Hükümetiyle doğrudan doğruya temasa geçilmesini ısrarla istedikle­rini, Moskova'nın takındığı barışçı tav rın samimiyet ve ciddiyet derecesini anlamak icap ettiğini bildirmişler ve Sovyetlerin hakikî durumlarının an­laşılmasının "Batılı devlet adamlarını müşterek bir siyaset takip etmek hu­susunda birçok zorluklara uğrattığı" noktasında ısrar etmişlerdir. Düîles bu talebi reddetmemiş, işin cid­dî bir tetkike tâbi tutulmasını istemiş­tir. Üç Bakan Başkan Eisenhover'le bir müddet görüştükten sonra bir Fransız sözcüsü beyanatta bulunmuş ve "Fransa'nın, Sovyet ricaliyle yakın bir gelecekte müzakerelere girişilme­si lehindeki görüşünün değişmediği­ni" belirttikten sonra, "Rusya'nın .mak satları hakkında müphemiyet içinde bulunmak zorlu birşeydir" demiştir. Konferansın sonu şu satırlar yazıldığı zamana kadar anlaşılmamış olmakla beraber, havanın daha müsait bir hal aldığına şüphe yoktur. Uzak-Doğu'-da hüküm süren şartların îngiltere ve Amerika'yı bu sahada da işbirliği zaruretini kabule sevkettiğini tahmin

ettirecek belirtiler de yok değildir. Çin .muamması endişe verici olmakta

berdevamdır. Başkan Syngman Rhee'-nin son hareketleri "Asya" ile müna­sebetlerde ne kadar ihtiyatlı dav­ranmak gerektiğini Vaşington ricali­ne isbat etmiştir. Kore ve Hindicini işleri görüşülürken üç Bakanın Asya'­da birlik halinde hareket etmemek­ten doğabilecek neticeleri iyice ölçüp biçmiş olduklarını ümit etmek iste­riz. Batı devletleri,   Avrupa'da  ve  Uzak Doğu'da, tehlike halinde kalmakta

ısrar ettiği, uyuşmaz durumunu değiştirmediği takdirde komünizmle muvaffakiyetli bir mücadele yapabil­mek için ilk şart olarak "Hakikatler üzerinde uzak görüşlü bir anlaşmaya varmak zaruretindedirler.Gelen ha­berler, şimdilik, bu zaruretin takdir edildiği   hissini   verdiği   için  neticeyi ümitle beklemekte kendimizi haklı buluyoruz.

Yazan : Ömer Sami Coşar

12 Temmuz ISS3 tarihli Cumhuriyet'ten.

Dün sona eren Atina konferansına İştirak eden üç devlet temsilcilerinin hazırlayıp yayınladıkları   müşterek tebliğ, Balkanlarda işbirliğini geniş letmek için şu üç yoldan gidileceği­ni göstermiştir:

1  Siyasî ve kültürel sahalarda işbirliğini sağlamak maksadile yük­sek rütbeli diplomatların iştiraki ile daimî bir komite kurulacaktır.

 Askerî sahadaki işbirliğini iler­ letmek maksadiyle  genel   kurmaylar tetkiklerde bulunmağa davet edilmişler dır.

 İktisadî    alanda teşriki mesai için bir komite kurulacaktır. Simdi komiteler halinde çalışma safhasına intikal etmekte olan üçlü Balkan andlaşmasma karşı Sovyet Rusya'nın takip etmeğe koyulduğu siyasette, Beria'nm tevkifini müteakip değişiklik olacak mıdır? Bu suali ceaplandırabilmek için beklemek icap edecektir.

Balkan andlaşması hazırlık safha­sında iken; Sovyet Rusya ve peykleri buna şiddetle hücum etmişler, bunun tecavüzî mahiyette olduğunu iddia etmişler, hattâ Ankara, Atina ve Bel-grad ile münasebetlerini gerginleş­tirmek için tahriklere başlamışlardı. Yalnız andlaşmamn akdini müteakip bu üç memlekete karşı .bir ''barış kampanyası" na başlandı. Evvelâ bi­ze 'bir Sovyet notası geldi. Daha son­ra Sofya ile Bükreş Yunanistan ile Yugoslavya'ya başvurdular, 'seneler­dir sürüp giden hudut ihtilâflarını halletmeğe hazır olduklarını bildirdi­ler. Bunlar, uzlaşmak hususunda Kremlin'den kat'î talimat almış ola­caklar ki, Bulgaristan'ın Yunanistan ile hudut andlaşması geçen gün, Ro­manya ile Yugoslavya arasındaki de dün imzalanmıştır.

Gene Beria'nın tevkifinden evvel be­lirmiş bir siyaset yolu vardı ki, bu da Rusya'nın üçlü işbirliği .karşısında güneye doğru yayılma plânlarının sıklet merkezini Türkiye'nin batısın­dan alıp, doğuya, İran'a geçirdiği ka­naatini uyandırmıştı. Dün yapılan bir tayin bu siyasette bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Sovyet Rusya, Prag darbesinin hazırlanmasında bü­yük rol oynıyan. Çekoslovakya'nın Demirperde gerisine çekilmesini te­min eden ve sonra da uzun m'üddet kominform merkezinde Sovyet tem­silciliği vazifesini ifa eyliyen Lavren-tiev'i büyük elçi olarak Tahran'a göndermektedir. Yalnız bu tayin, Kremlin'in îran'a ve buradan Orta Doğuya sızıma plânlarına verdiği öne­mi göstermeğe kâfi gelir.

Amerika, İran'a iktisadî yardım yap-mıyacağım ilân ettiğindenberi Tah­ran idarecilerinin .gözleri Moskova'da­dır. Bunlar, Malenkov .hükümetinden 11 ton altın istemektedirler. Bu altın­lar îran'a aittir ve İkinci Cihan Har­bi sonlarında kuzey İran'ı işgal et­miş olan Rus kuvvetleri tarafından götürülmüştür. Halen, Iran hükümeti çalıştırmakta olduğu memurlara da, işçilere de .maaş ve yevmiye veremi-yecek hale gelmiştir ve bu sebeple de grevler birbirini takip etmekte, komünistlerin faydalanabilecekleri bir durum husule gelmektedir.

Son zamanlara kadar, Balkanlardaki Sovyet siyasetinin idaresinden mesul olduğu, kominform merkezinde mü­him bir vazifede bulunduğu söyle­nen Lavrentiev'in şimdi .buradan alı­narak Tahran'a gönderilmesi Malen­kov ile etrafını sarmakta olan Kızıl-

ordu idarecilerinin Orta Doğuya sız­ma, yolu olarak iran'ı seçmiş olduk­larını gösterir.

image003.gif3 Temmuz 1953

Belgrad:

iyi haber alan çevrelerden Öğrenildi­ğine göre, Türkiye, Yunanistan ve Yu­goslavya Dışişleri Vekillerinin 7 tem­muzda Atina'da yapacakları toplantı­ya M. Kotcha Popoviç rahatsızlığı do-îayısiyle iştirak edemiyeceğinden, kendisine Dışişleri Vekâleti Müsteşa­rı M. Bebler vekâlet edecektir.

M. Popoviç'in Viyana'ya yapması mu­karrer zîyarein de tarihi henüz tes-bit olunmamıştır.

Ankara:

7 'Haziranda Atina'da başlıyacak olan Ankara paktı Dışişleri Vekillerinin görüşmelerine katılmak üzere Dışiş­leri Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü be-raberirtde Bayan Köprülü ve Özel Kalem Müdürü Sadi Eldem olduğu halde bu akşamki ekspresle îstanbu-la hareket etmiştir.

Dışişleri Vekilimiz garda Dışişleri Ve­kâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Ce-vat Acıkahn, Müsteşar Nuri Birgi, Protokol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Büyük Millet Meclisi Dışiş­leri Komisyonu Reisi Samsun Mabusu

Firuz Kesim, Yunan ve Yugoslav Bü­yük Elçileri ekselans Kontumas ve Radavanoviç ve her İki büyük elçilik mensupları ile Dışişleri Vekâleti jle-ıi gelenleri tarafından uğurlanmış-tır.

Prof. Köprülü Pazar günü akşamı Av­rupa ekspresiyle Atina'ya 'mütevecci­hen  İstanbul'dan  hareket  edecektir.

 Atina:

Bugün yapılan bir tebliğe göre, üç Balkan devleti Dışişleri Vekilleri kon­feransı mesaisi 7 Temmuz öğleden sonra  Atina'da 'başlıyacaktır.

Türkiye Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü'nün riyasetinde ^bulunan Türk heyeti salı günü Atina'ya gele­cektir.

Yugoslav murahhas heyeti 6 Temmuz akşamı Atina'ya  gelecektir.

Yugoslav Dışişleri Vekili Popoiviç'İn hastalığı dolayısile Yugoslav heyeti Dışişleri Müsteşarı Bebler'in riyase­tinde 'bulunmaktadır. Yugoslavya'nın Ankara Büyük Elçisi Radonoviç mü­zakerelere iştirak edecektir. Konferans  dört gün  sürecelktir.

11 Temmuz 1953

 Ankara:

Atina konferansını müteakip 11 Temmuz 1953 tarihinde, üç devlet mer­kezinde ayni zamanda neşrolunan resmî tebliğ:

"Yunanistan Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Yugoslav Federatif Halk Cumhuriyeti arasında 28 Şubat 1953 tarihinde Ankara'da imzalanmış olan Üçlü dostluk ve işbirliği andlaşmasımn birinci maddesi gereğince üç memleket Dışişleri Vekillerinin ilk konferansı 7 Temmuzdan 11 Temmuz 1953 tarihine kadar Atina'da yapılmıştır. Yuuanistan Ekselans Mösyö S. Stefanopulos, Türkiye Ekselans Prof. Fuat Köprülü ve Yugoslavya lükselâns Mö.syö Al. Bebler tarafından temsil edilmişlerdir.

Bu konferans esnasında üç Vekil, dünya durumunu ve bilhassa üç mem­leketin civarındaki durumu tetkik etmişlerdir. Bu tetkikin ışığı altında üç memleketin, dünya hâdiselerinin, gelişimi mevzuunda tam bir görüş bir­liğine sahip oldukları müşahede olunmuştur. Betahsis en yapıcı bir şe­kilde beynelmilel gerginliğin gevşetilmesi ve milletlerarası meselelerin ha}]i gayesi ile üç memleketin ihtiyatlı, katı ve uyanık hareketlerine de­vam etmelerine karar verilmiştir. Bu maksatla üç hükümet, umumî vazi­yette ve ezcümle Balkanlardaki vaziyette vukubulacak bir değişikliğin icabettireceği her defasında müşterek bir hattı harekette bulunmak için istişare edeceklerdir. Üç memleketin gayesi Balkanlarda sulhun ve is­tikrarın tarsinine yardım etmek olduğu cihetle, üç vekil, bu bölgedeki halihazır durumun muhtelif veçhelerini- tetkik ettikten sonra, memleket­lerinin komşularına karşı sulhperver emellerini teyid etmişler ve bilhas­sa Arnavutluğun istiklâlinin Balkanlarda ehemmiyetli bir sulh ve istik­rar unsuru olduğu hususunda mutabık kalmışlardır.

Diğer taraftan üçlü işbirliğinin muhtelif sahalarında şimdiye kadar elde edilen neticeler memnuniyetbahş görülmüştür. Üç hükümetin bu işbirli­ğini kuvvetlendirmek ve derinleştirmek hususundaki evvelce ilân edilmiş bulunan, kararın gözönünde tutan üç vekil aşağıdaki tedbirleri almayı kararlaştırmışlardır.

1  Vazifesi Dışişleri Vekilleri Konferanslarını hazırlamak ve ayni za­manda üç memleket arasındaki siyasî ve kültürel işbirliği çerçevesi da­hiline giren her meseleyi tetkik ve hükümetlerin nazarı dikkatine arzet-mek olan bir daimî sekreterlik ihdas etmek. Bu sekreterlik her üç mem­leketin yüksek rütbeli birer diplomatik temsilcisi ile daimî bir bürodan terekküp edecektir.

2  Tavsiyeleri üç vekil tarafından memnuniyetle tasvip edilmiş bulu­nan erkânı harbiyeleri, gelecek toplantılarında üçlü askerî işbirliğinin ilerletilmesini temin edecek esasları ve bu işbirliğine verilmesi münasip düşecek şekilleri tetkik ile tavzif etmek.

S  Bu maksaatla, üçlü iktisadî işbirliği imkânlarını ve yollarım araştır­mak üzere, iktisat ve ticaret mevzularında ihtisası olanlardan mürekkep bir komite teşkil etmek.

üç Dışişleri Vekili, çalışmaları neticesinde, şimdiye kadar kaydettiği terakkiler sayesinde üçlü anlaşmanın, sulhun ve Balkan memleketlerinin siyasî bağımsızlıklarını takviyesinde mühim bir âmil olduğunu ve umu­mî emniyetin muhafazasında kıymetli yardımı dokunduğunu memnuni­yetle müşahede etmişlerdir.

14 Temmuz 1953

Paris :

Bugün yapılan 14 Temmuz şenlikle­rinde Bastille - Nation arasındaki an'-anevî resmi geçit esnasında 2000 ka­dar Kuzey Afrikalı asayiş nimazını bozmağa muvaffak olmuştur. Çıkan çatışmada bir polis .memuru ağır ya­ralanmış ve bir polis arabası ateşe ve­rilmiştir. Birçok nümayişçi kurşunla yaralanmıştır.

Çatışmaların gittikçe arttığı vak'a m'a halline polis arabaları gelmektedir. Meydanda toplanmış olan halk ara­sında panik başlamıştır.

Bastille-ı'Nation resmi geçidi, Komü­nist Parti, Sendikalar Birliği ve muh­telif .müfrit solcu teşekküller temsil­cilerinden müteşekkil bir komite tara­fından tertip edilmiştir.

Geçit resmini tribünden seyreden yaş­lı 'komünist lider Marcel Caehin kar­gaşalığın başlangıcında otomobille meydandan  uzaklaştırılmıştır.

23 Temmuz 1953

Paris :

Fransız Meclisi bu sabah saat 4.30 da Anayasa tadilâtını tasvibetmiştir. Hü­kümet tasarısının 127 muhalife karşı 468 oyla tasdiki birçok müşahidin hay retine yol açmıştır. Kabul edilen ta­dilâtın esas noktaları şunlardır :

Başvekil, Meclisin yedi ay süren top­lantı devresini müteakip Meclisin ka­panması hususumda bir kararname im-zalıy ab ilecektir.

Meclis Başkanlık Divanı, grupların nisbîliği kaidesi veya ayan meclisle­rinden   herhangi   birine,   sıraya   bak-

maksızın sevkedilebilecektir.

Muayyen bir müddet zarfında bir an­laşmaya varmak için iki meclis ara­sında temas sıklaştırılmaktadır.

Teşriî masuniyeti yalnız içtima devre­sine .mülhasır kılınmaktadır.

Başvekile kabineyi kurma selâhiyeti basit çoğunlukla, güven veya güven­sizlik oyları ise eskisi gibi üçte iki ço­ğunlukla verilecektir.

Meclisin dağıtılması halinde Hükümet vazife başında kalmaya devam ede­cektir.

Fakat dağılma kararma bir güven­sizlik oyu takaddüm edecek olursa, yeni seçimler yapılıncaya kadar baş­vekillik ve İçişleri Vekilliği vazifeleri­ni Meclis Başkanı ifa edecektir.

Mebusan Meclisinin kabul ettiği bu tasarıyı ayan meclisi Ekim devresin­de müzakere edecektir.

25 Temmuz 1953

 Paris :

Geçen Mart ayından beri müzakere edilmekte olan Af Kanunu ikinci mü­zakeresini müteakip dün gece 21 oya karşı 394 oyla kabul edilerek yürür­lüğe girmiştir. Bu kanun Fransa'nın kurtuluşundan sonra tasfiyeye tâbi tu t ulan 11.000 memuru, hüküm giyen 22.800 işbirlikçiyi ve 1940 yılında VL

chy Hükümetine tam yetki veren 400 kadar parlâmento üyesi ile bazı Ve­killeri ilgilendirmektedir. Af Kanunu adî suçlardan mahkûm olan eski mu­kavemet hareketi mensupları ile grev yaptıklarından dolayı hüküm giyen işçilere de şâmildir. Yalnız, vicdanî muhalefetlerini ileri sürerek askere ve harbe gitmek istemiyenler bundan

Fransa Hükümete kavuştu

Yazan : Ahmet Şükrü  Esmer Yazan :   Hüseyin  Cahit  Yalgın

Dördüncü Cumhuriyet tarihinde rekor teşkil eden bir buhrandan sonra M. Goseph Laniel'in Kabineyi kunmasiy-le, Fransa nihayet bir hükümete kayu-şabilmiştir. 21 Mayısta M. Rene Ma-yer'in istifasiyle meydana gelen buh­ran otuz yedi gün sürmüştür. Buhran çıktığı zaman binnisbe az tanınmış ci­lan M. Laniel'in Mayer'e halef olaca­ğı kimse tarafından tahmin edilmi­yordu. Başbakanlığa geçeceğine en az ihtimal verenlerden biri de M. Laniel'-inkendisi olmalıdır.

M. Vincent Auriol daha şöhretli poli­tika adamlarını sıra ile vazifeye ça­ğırmıştır : Önce kabineyi kurmak va­zifesini Paul Reynaud'ya vermiş, bu zat muvaffak 'Olamayınca, Mendes -France'ı vazifeye çağırmış, asamble onu da reddedince Başkanlığı George Bidault'ya, ondan sonra da Andre Ma-ria'ye vermiştir. Bu iki zat da kabine kınlamayınca, Cumhurbaşkanı geçen hafta dördüncü Cumhuriyet devrinde Başbakanlık vazifesini görmüş olan dokuz politika adamı ile yedi parti liderini toplantıya çağırmıştır.

Bu toplantıda iktidarı ele alabilecek olan hükümetin programı çizilmiş, fa­kat bu program Sosyalistleri memnun

etmemiştir. Toplantıdan sonra M. Au­riol, Pinay'i kabine kurmaya   memur

etmiş ise de bu zat asamblenin önü­ne biîe çıkamamıştır. Bunun üzerine­dir ki, Cumhurbaşkanı, M. Gaseph Laniel'e bu vazifeyi vermiştir. M. Lani-el'in en büyük meziyeti şimdiye kadar "suya sabuna"     dokunmamış,  olması

ve az tanınmış bulunmasıdır. Bu iti­barla yeni başbakan partiler arasında bir mütarekeyi ifade etmektedir. îktidarida bulunduğu zaman da "suya sa­buna" dokunmamaya, idarei maslahat" etmeğe ve kimseyi kışkırtın ama­ya çalışacaktır.

Kendisimden önceki birçok Başbakan­lar gibi bağımsızlar grupuna men­sup olan M. Gaseph Lanîel, şimdiye kadar hiçbir zaman başbakan olma­mıştır. Yalnız bazı kabinelerde sönük vazifeler görmüş ise de uzun zaman­dan beri Asamble'nin üyesi bulun­maktadır. Ön plânda yer almaktan çekindiği için az düşman kazanmış­tır. Politika hayatı öyledir. Bu.defa ik­tidara geçmesinde yardımı olan en mühim  âmil de bu  olmuştur.

Bundan başka iki âmil daha M. Lani­el'in iktidarı ele almasında rol oy­namıştır :

1  Bermuda konferansı­nın yaklaşması ve Fransa'yı konfe­ransta yetki ile temsil edecek bir dev­let adamının iktidarda bulunmaması.

2  Buhranın çok uzun sürmesi ve bu yüaden asamblenin halk nazarında itibardan düşmesi tehlikesi.

M. Lanîel kabineyi kurmak için a-samble'den yetki alır almaz Bermuda konferansının geri kalması ve belki de büsbütün suya düşmesi üzerine kendisini iktidara götüren bir âmil de ortadan 'kalkmıştır. Fakat Laniel'i İk­tidara geçirmekte vazifesini gördük­ten sonra öte yandan otuz yedi gün­lük buhranın sona ermesi gerek Fran sız ve gerek Fransa'ya dost olan .mem­leketler efkârında rahatlık duygusu yaratmıştır.

M. Laniel'in kurmuş olduğu hükümet, bundan önceki hükümetler gibi orta -sağ kol partilerin koalisyonudur. Fran sa'da altı grup parti vardır : Komii-nister, Sosyalistler, Halkçı Cumhuri­yetçiler, Radikal Sosyalistler, Bağım­sızlar ve De Gaulle'cüler. Hükümet kurmak vazifesini üzerine alan her politika adamının karşılaştığı vazife, bualtı grupun görüş ve menfaatlerini telif etmektir.

Bunlar arasında komünistlerin görüş­lerini telif etmek mümkün değildir. Komünistlerle    işbirliğine     girişmek, Moskova ile işbirliğine girişmeğe bağ­lıdır. Dördüncü Cum huri yetin ilk bir­kaç yılı müstesna, komünistler daima hükümet dışında kalmışlardır.

Fakat yakın zamanlara kadar Sosya­listler kabineye iştirak etmişlerdir. O zaman Fransa'da iktidar daha muva­zeneli olurdu.. Son birkaç yıldan beri hükümetler büsbütün sağa kalmış ve Sosyalistler de muhalefete çekilmiş­lerdir. Laniel'in hükümeti de böyle sosyalistleri dışarıda bırakan ve koyu sağcı De Gaulistler tarafından da des­teklenen bir sağcı kabinedir. Yeni hükümet iç politikada "idarei maslâhatçı" bir yol takip edecektir. Başbakan programında "enerjik ikti­sadî politika, idarî ıslahat ve fiyat kontrolü" nden bahsetmiştir. Başka başbakanlar gibi geniş salâhiyet is­temiyor, teşri ıslahat yapmak niyetin­de de değildir.

Dış politikada bundan önceki hükü­metlerin yolundan yürüyecektir. Bu­nun en belirli delili M. George Bi-dault'nun Dış Bakanlığında kalması­dır. Esasen şu da bir hakikattir ki, Fransa'nın Dördüncü Cumhuriyet devrindeki istikrarsız iç politika duru­mu karşısında, dış politikası istikrar­lı olmuştur. Bu devir boyunca dış po­litikanın idaresi her ikisi de aynı par­tiye mensup olan, Bidault ile Schu-man'm inhisarları altında kalmıştır.

Başbakanın sözlerinden anlaşılıyor ki, Fransa, Rusya ile, batılı devletle­rin görüşmelerine taraftardır. Saar meselesi çözülmedikçe ve protokoller kabul edilmedikçe Avrupa Ordusu antlaşmasının tasdikine gidilemiyecektir. Hindicini harbinin devamı için Amerika'dan da'ha çok yardım istiya-cektir. Gelen Lamel kabinesinde Dış-bakanı olan Bidau'lt'nun politikasını hülâsa eden bu program, giden Mayer kabinesinde Dışbakam olan Bidault'-nun politikasından farksızdır.

Yazan :  Hüseyin Cahit Yalçın. 12 Temmuz 1953 tarihli Ulus'tan

Fransız politikasında göze çarpan bir klik acaba yeni bir devrin baş­langıcı mıdır? Hiç bir şey yapmamak için iktidara gelmiş gibi görünen La­mel kabinesinin uzun bir müddetten-beri Fransa'da devam eden müsitem-leke siyasetine nihayet verebilecek bir politikayı sessiz sedasız tatbik mevkiine koyması gerçekten büyük bir hayret ve ilgi ile karşılanacak mu­azzam bir değişikliktir. Biraz ümit ve hayale kendimizi kaptmrsak, beşer tarihinde o menfur ve vahşî "müstem­lekecilik" şakaveti kalkıyor, insan ce­miyetleri arasında müsavat ve kardeş­lik temellerine dayanan bir münase­bet devresi başlıyor denilebilir.

Gelişmeler derin ve göze çarpar hu­dut fasılalariyle vukua gelmez. Hiçbir şey olmuyor ve değişmiyor gibi gö­rünen sakin bir ilerlemenin, bir müd­det sonra, bizi arkada bıraktığımız safhadan çok uzağa götürmüş olduğu­nu görürüz. Fransa bugün müstemle­kecilik politikasiyle ilgisini kesmiş ve parlak bir prensip bey an nam esiyle maziyi silmiş değildir. Fakat Uzak Doğu'daki müstemlekelerine karşı son kabul ettiği hareket hattı ile bu radi­kal değişikliğin ilk adımlarını attnıstır. Fransa, Uzak-.Doğu'daki müstemleke­lerine karşı ne yaptı, ne gibi bir po­litika değişikliği gösterdi? Bazı gaze­telere göre, yapılan iş Fransız müs­temlekelerinin durumunu İngiliz dominion" lan haline sokmaktan başka bir şey değildir. Bugün Pakistan ile Hindistan İngiltere'ye ne kadar bağlı iseler Çin Hindistanmdaki yerli dev­letler de Fransa'ya o kadar bağlı ola­caklardır. Başka gazeteler yapılan mü saadeyi pek ehemmiyetsiz ve gösteriş­ten ibaret telâkki etmektedirler. Ne olursa olsun, Öyle bir hareket başla­mıştır ki, bunun gelişmesi milletlerin tam istiklâllerine ve hürriyetlerine ka­vuşmalarına varacaktır. Son senelerde, Çin Hindistanmdaki isyan Fransa için daimî surette kanı-yan bir yara gibi işliyordu. Fran­sız evlâtları Fransız parası çorak bir sahaya akarak anavatanı eli bağlı ve zayıf bir hale sokuyordu. Avrupa'da bir Fransa eksikliği hisso-lunuyorsa sebebi Çin Hindistanmdaki facia idi. Fransa'nın bu .müstemleke mücadele­sini  gördükçe bilâ ihtiyar  bizim  Osmani İmparatorluğumuzun Yemen seferlerini hatırlıyorum. O uzak ik­limde ne kadar Türk çocuğunu feda etmiştik! Ve ne için? En nihayet, Ye-men'de âsi İmam Yahya ile mâkul bir anlaşmaya vararak onu serbest bıraktıktan sonradır ki anavatan ile hiç alâkası ohnıyan bu    topraklarda Türk kanının akmasını nihayete erdirebilmigtik. împaratorlusk kudretten düşmüş olduğu için müstemlekeyle sa­hip olmak pek pahalı bir lüks haline gelmişti. Bugünkü "büyük" Avrupa devletleri için de durum bunun aynı­dır. Artık ne Fransa, ne İngiltere, ne de birkaç küçük Avrupa devleti yaban­cı milletleri istismar edemezler. Onla­rı serbest bırakmak yolu ister iste­mez tutulmuştur. Fransa için bu za­rureti idrâk etmek ve biran evvel yeni politikayı tatbika başlamak bü­yük bir siyasî dirayet eseridir. Dostla­rı bundan dolayı Fransa'yı samimiyet ve hararet ile tebrik ederler. Müstemleke siyasetinden vazgeçilme­si kendilerini bugünkü durum içinde muvaffakiyetle  müdafaa   edemiyecek

geri ve küçük memleketleri komünist istilâsına karşı silâıhsız bırakmak mâ­nasına gelemez. Biz öyle zannediyoruz ki, komünistliğin tehdit hattı üzerin­de yaşıyan bu milletler tehlikeyi pek yakından takdir etmişlerdir. Bolşevik­ler onları Avrupalılara karşı ayaklan­dırmak gayesiyle milliyet hislerini bir silâh gibi ele alarak propaganda­larını bu istikametten ileri götürdü­ler. Şimdi, yani Batı tahakkümü kalk­tıktan ve milletler hakiki istiklâl ve hürriyet yoüu üzerinde bulunduklarını anladıktan sonra, .milliyetçilik propa­gandası Moskoflarin aleyhine döne­cektir. Uzak-Doğu'daki milletler naza­rında Bolşevikler de "yabancı" ve "Av­rupalı" bir kudretin temsilcileridir. Fransız veya İngiliz hâkimiyetine ta­hammül edemeimş milletler Moskof ve Bolşevik hakimiyetine de girmek istemiyeceklerdir. Onun için, müsa­vat ve hürriyet esasına dayanan bir anlaşma Batı devletleri ile Uzak-Do­ğu milletleri arasında en sağlam ve tesirli bir işbirliğinin temelini hazirlıyacaktır, Kraliçenin Ölümü halinde, Prens Charles ile Prenses Anne rüşt çağı­na erinceye kadar, Prenses Margaret'-in naip olması gerektiği 'hatırlatıl­maktadır. Geçenlerde Brüksel'de hava ataşeliği vazifesine tâyin edilen Ha­va Yarbayj Peter Townsend ile Pren­ses Margaret arasındaki muhtemel bir evlenme ile ilgili söylentiler üze­rine bu mesele büyük bir ilgi topla-bış bulunmaktadır. Bundan başka Kraliçenin yokluğu sırasında memle­keti idare edecek devlet konseyinin kuruluşu ile ilgili kanunun tâdili de bahis mevzuudur. Kraliçe ile Edin-burgfa Dükü gelecek kış» Avustralya ve Yeni Zelanda'da uzun bir seyahat yapacaklarından bu kanunun parlâ­mentonun sonbahardaki toplantıların da tâdili mümkündür. Şimdiki halde Kraliçe ile Edinbugh Dükünün yok­luğu sırasında Devlet Konseyinin Prenses Margaret, Gloucester Dükü, Kralı Prenses ve Harewood kontundan müteşekkil olması gerekmektedir.

 Londra:

İngiltere hükümeti, yürürlükte olan Naiblik Kanununda değişikliği der­piş eden bir tâdiî kanununu yeniden Avam Kamarasına  sunacaktır.

Başvekil Sir Vinston Churchill'e vekâ­let eden Butler, bugün Avam Kamara­sında bu hususta beyanatta bulun­muştur.

Sanıldığına göre hükümetin yeni ta­sarısında Prens Charles reşidlik çağı­na varıncaya kadar naiblik vazifesini Prenses Margaret'in değil de Edin-burg Dükünün yapacağı tasrih edil­mektedir.

Bu değişiklik sayesinde Prenses Mar­garet şahsî hareketlerinde daha ser­best kalmış olacaktır.

Butler, Avam Kamarasında verdiği beyanatta, 1937 Naiblik Kanununun Kraliçe Eliza'beth'in  tahta  çıkışından

kısa bir müddet sonra tetkike baş­landığını ve İngiltere Birleşmiş Mil­letler topluluğu Başvekiller toplantı­sında görüşülmüş olduğunu söylemiş­tir. Hükümet, kraliçenin önümüzdeki Ka­sım ayında Commonvealth'a yapaca­ğı seyahate çıkmadan evvel kanun tasarısını Meclise getirmek tasavvurundadır,

23 Temmug 1953

Londra:

Yetkili  kaynaklar İngiltere Başvekili Sir Vİnston Churchill'e felç geldiğine dair  Paris  mahreçli  haberi   katiyetle tekzip  etmektedirler. İhtiyar Başbakanın   dostları,   kendisi­nin her gün normal gezintilerine de­vam  ettiğini    söylemekte ve  şunları ilâve etmektedirler: "Tabiatiyle Sir Vinston eskisi gi'bi hız­lı  yürümemektedir.  78 yaşında oldu­ğu unutulmamalıdır. Son 3 hafta zar­fında sıhhî durumu -düzelmiştir. "Chartvell'deki   sayfiye   evinde   asan­sör   dahi   olmadığından   Sir   Vinston günde müteaddit  kereler birinci kat­tan ikinci  kata inip  çıkmaktadır. Avam Kamarasında cereyan eden dış siyaset müzakerelerinde. Lort Salisbu. ry'ye şiddetle hücum edildi.

25 Temmuz 1953

Londra :

Dün Avam Kamarasında dış siyaset .müzakereleri işçi bakanlardan Ken-neth Younger'in şiddetli bir müdaha­lesiyle başlamıştır. Hatip, Butler'in ve Lor d Salisbur'nirı takındıkları ta-vira şiddetle hücum ederek demiştir ki:

Vaşington konferansını müteakip neş­redilen tebliğ, Başkanın 11 Mayısta irad ettiği nutukla kafoilj telif değil­dir. Tebliğ hareektsiz, sert ve netice­sizdir.

Youhger Churchill'in takibettiği siya­setle Butler'in ve Salisbury'nin takip ettikleri hattı hareketin aykırı oldu­ğunu ihsas ederek demiştir ki: Sir Vinston Churchill'in muhalefet ta­rafından korunması ilk defa vaki ol­mamaktadır.

Bundan sonra Kore hâdiselerinden (bahseden Kenneth Younger Syngman Rhee'nin taassubu yüzünden Kore'de aktedilecek mütarekenin geç kalma­sı hakikaten elimdir, dedikten sonra şunları ilâve etmiştir:

Uzak Doğu meseleleri konuşulurken İngiltere'yi Lord Salisbury'nin temsil etmesi beni korkutuyor. Ben, Foster Dulles iîe Salisbury arasında cereyan edecek müzakerelerden hiçbir tatmin­kâr netice beklemiyorum. Hal böyle olunca Birleşmiş Milletler Genel Ku­rulunu toplantıya çağırmak ve Ge­nel Kurul üyelerini vaziyetlerini tas­hihe davet etmek zaruret oluyor.

İşçi Bakanın bu sözlerine hükümet a-dma cevap veren Dışişleri Bakan Yar­dımcısı Selvyn Lloyd evvelâ muhale­fetin, Churchill ile kabinesi arasında ihtilâl mevcut olduğuna dair dolaşan şayiaları istismar etmek istediğini söylemiş, bundan sonra sözü Avrupa savunmasına naklederek batılıların Sovyet Rusya karşısında askerî du-lumlannm salâh bulduğunu belirtmistir.

25 Temmuz 1053

 Londra  :

Liberal Manenester Guardian gazete­si bugün neşrettiği bir makalede, Edinburgh Dükünün kral naibliğine getirilmesinin İngiliz ananelerine mu­halif olduğunu yazmakta ve şunları ilâve etmektedir:

Prenses Margaret. Ağustosun ilk haf­tasında yaz tatilini geçirmek üzere İskcçya'ya gidecektir. Gaybubeti es­nasında kanun değişecek olursa yüz­başı Tcvnsenrî ile evlenmesine hiçbir mâni kalmayacaktır."

28 Temmuz 1953

 Londra:

Başvekil Sir Vinston Churchill'in dün ikametgâhında Dışişleri Vekili Ant-hony Eden ile yapmış  olduğu görüş-

ma hakkında Başvekille ilgili çevre­lerde tam bir ktumiyet muhafaza e-dilmektedir. Siyasî çevrelerde hâkim olan kanaat bu görüşmelerin İngilte­re'deki siyasî durum üzerinde mühim tesirler husule getireceği mrkezinde-dir. Zannedildiğine göre, Mr. Eden, Parlâmento Ekim ayında çalışmaları­na tekrar başladığı zaman, vazifesi başına dönecek durumda olacaktır. Bu şartlar dahilinde Churchill'in va­zifelerinin bir kısmını kendisine devir arzusunu Eden'e bildirmiş olması kuvvetle mümkündür. Bazı müşahit­ler Mr. Ed3n'in henüz teSbit edilmi-yen bir tarihte, .muhtemel olarak dört Dışişleri Vekilinin mutasavver top­lantısından sonra, fiilen Başvekil yar­dımcısı o! m ası ve Dışişleri Vekilliği­ni terkedeceğini zannetmektedirler. Hattâ bazı çevrelerde Sir Vinston Churchill'in 3 ilâ 12 aylık bir devre sonunda Başvekilliği tamamiyle E-den'e devretmesinin mümkün olaca­ğı ilefi  sürülmektedir.

30 Temmuz 1953 

  Londra:

Son Amerikan Başkanlık seçimlerin­de Demokrat Parti adayı olan Steven-son, dün. İngiltere Başbakanı ile Öğ­le yemeği yedikten sonra gazetecilere 'beyanatta  bulunarak demiştir ki:

"Sir Vinston Churchill, sıhhatli görü­nüyor. Yüzü pembe, hareketleri çalâk, iştahası mükemmel. Bir aya kadar işe başliyacağı kanaatinde."

Stevenson bundan başka, İngiltere Başbakanı ile muhtelif mevzularda ve bilhassa Sovyet Rusya'nın da işti­rak edeceği dörtlü bir konferans bah­sinde konuştuklarını ve Churchill'in elan bu fikir üzerinde durmakta oldu ğunu da söylemiştir.

düsturlarıdır ve behemahal tatbikine gayret olunur. Bu lefa da Öyle ola­caktır. İngiliz Babakanınm hastalığı, hür dünya için, bir talihsizlik olmuştur. Bu âlem, yeniden hatalar, gaflar, ace­milikler içinde bocalamak talihsizli­ğine maruz kalmıştır. Bermuda bu sekiz senelik    devrenin   son   bulması

için bir ümit kapısı idi. O kapı ma­alesef, bir zaman daha kapalı kala­caktır. Bilmeyiz kî, vakit geçmeden açılabilecek midir?

Büyük devlet adamına çabuk ve tam bir şifa, hür dünya milletlerine de seiârnet dileriz. însan iradesi ne ka­dar kuvvetli olursa olsun, kader on­dan üstün geliyor.

6 Temmuz 1953

Roma:

Cumhurreisi tarafından bir "sondaj" yapmakla vazifelendirilmiş olan eski Başvekil de Gasperi, hükümet buhra­nına bir hal çaresi bulmak maksadiy-le bu sabah Cumhuriyetçi Parti tem­silcileriyle  görüşmüştür.

7 Temmuz 1953

 Roma:

İtalya Cumhurreisi Luigi Einaudi, ye­di yıldanberi İtalya Başvekilliğini yapmakta olan Aleide de Gasperi'yi yeni kabineyi kurmaya memur et­mişse de De Gasperi Cumhurreisi ile yaptığı 3 saatlik görüşmesinde evvelâ bu vazifeyi kabulden imtina eyle­miştir.

Fakat Cumhurreİsliği sarayındaki gö-ilişmeler sona ermeden Cumhurreisi Einaudi, sergin milletlerarası ve da­hilî siyasî durumlar muvacehesinde kabineyi kurmaya çalışması husu­sunda de Gasperi'yi bu gece iknaa muvaffak olmuştur. De Gasperi, ce­vap hakkını muhafaza etmek kaydiy-le, bu yolda gayretlerde bulunmayı istemiyerek kabuı etmiştir.

12 Temmuz 1953

Roma:

İtalya kabinesini teşkile memur edi­len Alice de Gasperi bugün yeni bir takım güçlüklerle karşılaşmıştır, de Gasperi'nin itimat reyi almak için dayandığı sağ cenah sosyalistleri sos­yal reformlar yapılmadığı takdirde kendisini desteklemiyeceklerini söy­lemektedirler.

Diğer taraftan Maliye Vekili Guisse-Pa Peîla bu reformlar yapılırsa çeki­leceğini bildirmiştir.

Sağcı sosyalistler bugün de Gasperi'­yi destekleyip desteklemiyeceklerini görüşmek üzere bir toplantı yapacak­lardır.

Hıristiyan Demokrat Partisinin nü­fuzlu bir elemanı olan Maliye Veki­li yapılacak sosyal reformların şim­diye kadar yapılmış başarılı hizmet­leri tehlikeye sokmayacağına dair te-minat istemektedir.

Bu vaziyet karşısında de Gasperi'nin güven oyu alması tehlikeye düşmüş­tür.

13 Temmuz 1953

Roma:

Umumiyetle iyi haber alan siyasî çevrelerden öğrenildiğine göre, Alice de Gasperi sekizinci hükümetini kur­muş olup yarın Devlet Başkanına ve­killerin listesini sunmak tasavvurun­da dır.

14 Temmuz 1953

Roma:

M. Alice de Gasperi Quirinal sarayı­na giderek, kendisine sekiz gün ev­vel teklif olunan kabineyi kurma vazifesini kabul ettiğini Reisicumhur Âl.  Luigi  Einaudi'ye bildirmiştir.

M. de Gasperi müstakbel mesai ar­kadaşlarının isimlerini havi listeyi bugün öğleden sonra takdim edile­cektir.

Yeni hükümetin yarın ilk toplantısı­nı yaparak Pazartesi günü Meclisin huzuruna  çıkacağı  sanılmaktadır.

25 Temmuz 1953

Roma:

Komünistlerin idaresinde bulunan a-ğır sanayi işçileri bugün Roma ve civar kasabalarında işlerini terketmiş-îer ve greve başlamışlardır.

Grevlerin, İtalya'da harp sonrasının en vahim kabine buhranı ile ayni zamana tesadüf etmesi, komünistle­rin hükümeti daha müşkül bir du­ruma sokmak arzusundan ileri gel­mektedir.

Roma:

Hıristiyan Demokrat Parti lideri ve Başvekil Alcide de Gasperi, kabineyi "yeni bir buhrana yol açacak sarsıntı­dan korunmak için, müzakerelere birkaç gün ara verilmesini istemiş­tir.

Meclis de Gasperi kabinesini teşkil eden unsurlar ve hükümetin yeni programı üzerinde beş gün süren mü­nakaşalardan sonra bu sabah dağıl­mıştır.

Bütün partiler azınlıktan kalan Hı­ristiyan Demokrat Parti kabinesinin itimad reyi alamıyacağı fikrini izhar etmekle beraber, de Gasperi Liberal monarşist ve Cumhuriyetçilerin son dakikada kendisini destekliyeceğini ümit eder görünmektedir.

Buradaki siyasi çevreler, hükümetin itimad reyi alamayacağı kanaatin-dedirler. Bu takdirde cumhurreisinin de Gasperi'ye hükümeti başka esas­lara dayanarak yeniden kurmasını teklif edeceği anlaşılmaktadır. Bu Hıristiyan Demokrat, Sosyal Demok­rat, Liberal ve Cumhuriyetçi, dört büyük merkez partisinin teşkil ede­ceği bir koalisyon olabilir. Böyle bir koalisyon kabinesi kurulamadığı tak­dirde siyasi müşahitlerin kanaatin-ce, yeni seçimlere gidilmesi ihtimal dahilindedir.

26 Temmuz 195B

 Roma :

Salı günü De Gasperi Kabinesinin â-kıbetini tâyin edecek olan reyle ilgili olarak parlâmento mahfillerinde Vf; bilhassa Hristiyan Demokrat Partisiy­le merkez ve sağ cenah gruplarında hummalı bir faaliyet müşahade edil­mektedir. Dün akşam Kraliyet.çİ Ge­nel Sekreteriyle Hristiyan    Demokrat

Partisi Mebusları arasında bir görüş­me yapılmıştır. Bu görüşmede kraü-yetçi Partinin De Garperi Kabinesi a-leyhinde rey vermek Kararıra hi<; ol­mazsa istinkâfa tebdil etmek bahsi­nin müzakere edildiği bildiriliîiekte-dir. Bazı müşahitler Kraliyetçi Parti­nin .müstenkif kalması halinde kabi­nenin kurtulacağı kanaatini ssrdet-mekteyseler de bu konuda yapılan gö­rüşmelerin pek müsbet neticeler ver­mediği ve hâlen De Gasperi'ye karşı ilasına ne hissiyatın tebellür ettiği an­laşılmaktadır. Şimdiye kadar hakim ulan kanaate göre Kabinenin son şan­sı Salı günü yani oy verilmeden evvel De Gasperi'nin yapacağı beyanata bağ lıdır. Ancak Barbakanın idarei kelâm­daki mahareti ve programında yap­ması muhtemel olan değişiklikler va­ziyeti kurtarabilecektir.

28 Temmuz 1953

 Roma :

France - Presse Ajansı bildiriyor: İtalya Parlâmentosu Hükümete gü­ven oyu vermek maksadiyle bu' sabah saat 10 da büyük bir sinirlilik havası içinde tcplanrrutır. Başvekil Ds Gas_ peri derhal kürsüye gelmiş ve nut. kunu ekseriya fazla hararetli ve heyecanlı bir ifade ile söylemeğe başlamıştır. Başvekilin nutku komü­nistlerin müdahalesi ile mütemadi­yen inkıtaa uğratılmıştır. Parlâmento Reisinin komünistleri sükûna daveti fayda vermemiştir. De Gasperi nutkuna şöyle başlamış­tır :

Hükümeti endişeye sevkeden iki e-saslı nokta vardır : Bunlardan bir;, hürriyetin korunması ve diğeri fakir halk sınıfının müdafaasının temini­dir. Her ne pahasına olursa olsun memleketin komünist veya komünist taraftarı bir hükümetin eline geçme­sine mani olmak lâzımdır, öte yan­dan, fakir halk sınıfını harabiye sü-ıükliyecek enflâsyonist bir politika­dan 9a korunmak lâzımdır. İtalya bir­birlerini karşılıklı kemiren mareşal­ler memleketi haline gelemez. Biz Bal­kanlı bir memleket değiliz. Bizde fa­şizm kadar bolşevizm de muhtelif şe­killer alabilir. Mösyö Nenni'nİn teklif ettiği gibi Sosyalist teşekküllü bir hü­kümet   ancak   İngiltere,     Fransa,   Alimage004.gifmanya veya Avusturya'da hüküm sür­me imkânını bulabilir. Fakat İtalya'­da bunun tahakkuku kabil değildir. Sebebi de, bizzat M. Nenni'nln sosya­lizmi tarnamiyle başka cephelerden mütalâa etmekte olmasıdır.

Başvekil bundan sonra siyaset mevzuuna temas ederek, bir Yugoslav askerî heyetinin Birleşik Amerika'ya daveti hususunu son nutkunda protes­to etmiş olduğunu hatırlatmış ve pro­testoyu şahsen Atlantik Paktı tarafta­rı olması itiıbariyle daha kuvvetle yap­mış bulunduğunu' ilâve eylemiştir.

M. De Gasperi bundan sonra bu pro­testonun kendi tarafından siyasî bir taktik maksadiyle yapıldığı hakkın­daki ithamları reddetmiş ve herşeydan evvel memleket menfaatlerini göz önünde bulundurduğunu teyid eyle, mistir.

M. De Gaspsri bu mevzuda şöyle de­miştir :

Atlantik camiası haline getirmek mak sadiyle Atlantik Paktının takviyesi zaruretinden bahsediliyor, italya dai­ma böyle bir teşebbüse taraftar ol­muştur. Ancak bunun sağlam esasla­ra dayanması ve muvazene kefesini sulh lehinde imal etmesi lâzımdır. Demek isterim ki, bu teşebbüs Ame­rika'nın veya Rusya'nın düşünce tarzindan tamamiyle başka olmalıdır.

Başvekil bundan sonra ekonomik du­ruma temas ederek rakamlar ileri sürmüş, endüstri sahasında mevcut buhranın tam mânasiyle şâmil telâk­ki edilmemesi gerektiğini jzahla top­rak İslâhatı konusuna geçmiş., ve is­timlâk edilen 600.000 hektarlık topra­ğın 46.0C0 çiftçi ailesine dağıtılmış bu lunduğunu söylemiştir. Yatırımlar po­litikasının idame edileceğini anlatan Başvekil,  İtalya  gibi  bir  memlekette

istihlâkin azaltılamıyacağmi ve istih­salin arttırılmasını temin maksadiyle yeni çareler ve tedbirlere başvurulma­sı zaruretini izah etmiştir.

M. De Gasperi beyanatı sırasında, dış siyasete de temas ederek, Sovyet Bir­liği ile anlaşmaya müsait her türlü fır sattan faydalanılması lüzumundan İngiltere Maliye Vekili M. Butîer ile aynı fikirde bulunduğunu söyledik­ten sonra bugün siyasî ufuklar eski­sine nisbetle daha az karanlık görünüyorsa bunu Atlantik Paktının .muvaf­fakiyetinden ileri geldiğini belirt­miştir.

İtalya'nın bugün takibetmekte olduğu politikadan ayrı bir siyaset takip ede-miyeeeğini belirten M. De Gasperi, Tii_ este meselesinde memleketinin Birleş miş Milletlere kabulü mevzuunda muhalefet eden Rusya ile asla birlik olamıyacağım vg tarafsızlık politikası takibedelimiş olsa idi, bunun İtalyayı tecride sebep olacağı delilleri ile izah etmiştir.

Başvekil müteakiben avrupa müda­faa topluluğundan bahsederek, baş­ka memleketler bu konuda durumla­rını tadil etmek zaruretini duyacak olurlarsa, İtalya'nın da kendi hare­ket tarzını ona göre ayarhyacağını i-fade etmiştir. M. De Gasperi İtalya nm menfaatlerini muhafaza için mümkün olan herşeyin yapılacağını tekrarlamış ve Avrupa Birliğinin ta­hakkuk sahasına çıkmasının en bü­yük âmili teşkil ettiğini hatırlatmış­tır.

Balkan Paktını telmih eden M. De Gas­peri bu sistemin genişlemesinin İtal­yan Milletinin arzu ve iradesine bağ­lı olduğunu tekrarlamıştır. Muhtelif hatiplere cevap veren Başvekil, İtal­ya'nın asla Amerika'nın peşinde ve hususiyle Avrupa'ya taallûk eden mevzularda Amerika siyasetinin mu­akkibi olmadığını teyid etmiştir. M. De Gasperi nutkunun sonuna doğ­ru, hakkında komünist lideri Palmi-ro Togliatti tarafından bazı ithamlar savrulan İtalya Genelkurmay Başka­nı ile Millî Savunma Vekilin; müda­faa ederek şöyle demiştir : Togliatti Millî Savunma Vekilini Ox-fcrd'ia okumakla itJham ediyor. Unut­mamalıdır ki, Millî Savunma Vekili M. Cadacca, Oxford'ta okumuş olma­sına rağmen Şimal Afrika'da îngilz-lsre karşı savaşmıştır. Halbuki çok i-yi Paisça bilen .M. Togliatti hiçüir za­man Rus aleyhinde savaşmamıştır." Başvekilin bu sözleri .merkez ve sağ cenahta hararetli alkışlarla karşılan­mış ve müteakiben oturuma yarım saat ara verilmiştir.

29 Temmuz 1953

 Roma :

De Gasperi dün akşam kabinesinin istifasını vermek üzere gittiği Reisi­cumhur sarayından çıkarken gazete­cilere şu beyanatta bulunmuştur : "Mademki Liberaller dörtlü bir hal tarzının mümkün olduğunu söylüyor­lar, o halde bunu tecrübe etsinler de görelim."

De Gasperi bununla beraber durum hakkmda hüküm vermek için vaktin henüz erken olduğunu söylemiş ve ancak gazetecilerin ısrarı    üzerinedir

ki Liberallerden bahsetmek zorunda kaldığını ilâve etmiştir.

Catania :

Faaliyet halinde bulunan dünyanın en büyük yanardağından bu gece du­manlar fışkırmaya ve civar kasabala­ra küller yağmağa başlmıştır.

Dağın merkez fethasında bir tak},~n İnfilâkler olmuş ve yanardağının e-teklerini sarsmıştır.

30 Temmuz 1953

Roma :

79 yaşındaki Reisicumhur Luigi Ei-naudi dün gece Caprarola'daki resmî ikametgâhında eski Reisicumhura En. rico de Picola'yı kabul etmiş, İki yaş­lı devlet adamı Başvekil Alcide De Gasperi Hükümetinin itimat oyu ala-mıyarak düşmesi üzerine başgösteren

siyasî buhranı hal hususunda fikir teatisinde bulunmuşlardır. Bu görüş­menin   esasını   italya'nın   müfrit   sağ

yahut sola mı meylettiği mevzuunun teşkil ettiği zannedilmektedir. Hava son derece sıcaktı ve İtalyanla­rın çoğu siyasî buhranı düşünemiye-cek-kadar sıcaktan bunalmış görünü­yorlardı.

Siyasî çevrelerde umumî kanaat, Hükûmsin günesinden beri siyası sa­hada hiçbir değişikliğin olmadığı mer­kezindedir.

Reisicumhur Luigi Einaudi bu sabah Roma'daki sarayına dönerek eski Baş­vekiller, Meclis Reisleri ve Parti li­derleri ile temaslarına başlamıştır. Or­tada dolaşan şayialar siyasî buhra­nın halli için aşağıdaki üç şıktan bi­linin   tercih   edileceğini   göstermekte.

 1953 bütçesini ve acil bazı âmme meselelerini   ele   almak     üzere   müte­ hassıslarından  müteşekkil   bir   hükü­metin teşkili.

 Sonbaharda yapılması muhtemel olan yc-ni seçimleri hazırlamak üzere bir teknik hükümetin iş başına geti­rilmesi.

 Normal bir hükümetin kurulması Eğer Reisicumhur  Einaudi  bu  son şıkkı terci'ı ederse alâkalı şahsiyetler Reisicumhurun yeni hükümeti kurma vazifesini   tekrar   De   Gasperi'ye  vere­ceği kanaatindodirler.

Yine aynı çevreler Liberaller, Cumhu­riyetçiler ve Sosyal Demokratlar ken­disini destekledikleri takdirde De Gas­peri hükümetinin düşmesine bu üç parti sebep olmuştur.

10 Temmuz 1953

 Berlin :

Buradaki 'batılı müşahitler, Moskova'­da Beria'nm azlinin Berlin'de komü­nist siyasetinde 'büyük değişiklikler Husule getireceği kanaatini taşımak­tadır! ir.

Bu müşahitler, durumun alacağı şe­kil hakkında tefsirlerden kaçınmakla beraber yeni tâyin edilen Sovyet yük­sek Komiseri Semoynov'un durumu­nun kuvvetleneceğine muhakkak na­zariyle bakmaktadırlar.

Ayni zamanda bu müşahitler nm azlinin, Doğu Almanya'daki ko­münist Partisi başkanı Ulbricht'ın du­rumunu zayıflatacağı da ileri sürül­mektedir.

 Far is :

Moskova radyosu Mareşal Beria'nm azlini bildiren tebliğlerin tam metni­ni yayınlamıştır. Birinci tebliğin met­ni :

"Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi, bu son günlerde .bü­tün üyelerinin iştirakiyle toplanmış­tır. Genel Kurul, Beria'nm parti ve devlet aleyhine, .Sovyetler Devletini yabancı kapital lehine sarsacak (bil şekilde tertiplediği ve Sovyet İçişleri Vekâletini Sovyet Hükümet ve Parti­sinin üstünde ıbir mevkie yükseltmek hususundaki sinsi teşebbüslerde ifa­desini bulan caniyane faaliyetleri hak­kında, Merkez Komitesi başkanlık di-vanmınea hazırlanan ve yoldaş Ma-İsnkof tarafından sunulan raporu din­leyip tetkik ettikten sonra şu karara varmıştır: "Beria, Komünist Partisi­nin ve Sovyet milletinin düşmanı ol­ması itibariyle, Sovyetler 'Birliği Ko­münist Partisi Merkez Komitesinden ve parti üyeliğinden ihraç edilecek­tir."

Yüksek Sovyet Şûrası tarafından ya­yınlanan ikinci tebliğin .metni : "Yük­sek Sovyet Şûrası Beria'nm devlet a-Ieyhine ve yabancı kapital lehine, Sovyet Devletini baltalamaya matuf caniyane hareketleri bu son günlerde meydana çıkarılması üzerine, Vekiller Heyeti tarafından bu hususta verilen bilgiyi tetkik ederek şu karara var­mıştır :

 Beria'nm  Sovyet Rusya Vekiller Heyeti   Reisi   birinci   yardımcılığı   ve İçişleri   Vekilliği  vazifelerinden   azle­dilmesi.

 Beria'nm caniyane faaliyetlerinin Sovyet Yüksek Divanına arzedilmesi."

11 Temmuz 1953

Londra:

Tass Ajansının ibir haberine atfen dün gece yaptığı neşriyatta Moskova Rad­yosu, vatan üıaini Beria'nm vazifele-ûnden azli üzerine Moskova'daki Stalin   otomobil     fabrikalarına   mensup

binlerce isçinin toplu !bir nümayiş ya­parak, Merkez Komitenin Beria hak­kında aldığı kararı tasvip ettiklerini bildirmiştir.

Moskova Radyosu dün geceki neşri­yatına şu cümle ile başlamıştır : "Sov­yet Rusya imanla komünizme doğru yoluna devam etmektedir." Bu suret­le Moskova dünyaya, memlekette hu­zursuzluk olmadığını [belirtmek iste­mekte ve ayni zamanda kendi halkı-mn moralini yükseltil eğe çalışmakta­dır.

Bloomington :

Amerika Dışişleri Vekâleti Rus masa­sı uzmanlarından Boris Klosson, dün gece verdiği beyanatta, Rusya'daki son temizlik hâdiselerinden Malen-kov'un kurtulamıyacagmı söylemiş ve yakında Malenkov'un da Beria'nm

akıbetine  uğrayacağını tir.

Klosson, Beria'nın azlinin aşağıdaki iki sebeptsn birine dayanmasının muhtemel olduğunu söylemiştir :

Ya Malenkov, Beria'yı atlatmak iste­di veya 'bazı kimseler Malenkov'u or­tadan kaldırmak için evvelemirde Beria'yı ortadan kaldırdılar."

İndiana Üniversitesinde konuşan Kloşson, Berlin hâdiselerine temas ederek şöyle demiştir :

Berlin ayaklanmaları belki de dün­yanın nazarlarını Kremlin'de cereyan eden dahilî harbten uzaklaştırmak i-çan maksadı mahsusla tertip edilmiş­tir."

16 Temmuz 1953

Moskova :

Komünist Partinin organı olan Prav-da gazetesi bugün başta 'Müdafaa Ve­kili 'Mareşal Bulganin olmak üzere bütün yüksek rütbeli askerî kuman­danların Malenkov Hükümetine sada­kat yemini  ettiklerini 'bildirmiştir.

Beria'nin azlini müteakip bütün ordu birlikleri bu yemini tekrar etmişler­dir.

17 Temmuz 1953

Londra :

Yüksek rütbeli Rus kumandanlarının Komünist Parti ve Hükümetini des­teklemesini, müşahitler Kremlin'de askerî nüfuzun artması yahut askerî bir teşriki mesainin delili addetmek­tedirler.

Sovyet makamları yüksek rütbeli as­kerî şahsiyetlerin 'hükümet ve partiye sadakat yerini ettiklerine dair Mos­kova'dan gelen haberlerde üç noktaya işaret etmektedirler :

1  Bu hâdisenin Müdafaa Vekâletin­ce ilân edilmesine lüzum görülmüş ol­ması. iStaünin ölümünden sonra Ma­lenkov Hükümetine karşı ayni meal­de bir bağlılık tezahürü yapıldığına dair hiç bir haber verilmemişti.

 Hükümete sadakat yemininde bu­lunanlara   dair  Pravda'nm   neşrettiği listede Müdafaa Vekili ve Parti Kuru­lu  âzası  Mareşal   Bulganin'den  sonra harp  sonu   Avrupa   bölgesinde  Reisi­ cumhur   Eisenhower'in   eski  arkadaşı Mareşal Zukov gelmektedir.

 Hükûoıet ve Partiye sadakat ye­mini yapılırken Malenkov'un adı mev­zuu bahis edilmemiştir.

Rusya'da halen devam etmekte olan ve bir plebisit mahiyeti arzeden son hâdiseler muvacehesinde Müdafaa Vekâletİndeki toplantı daha bariz bir hususiyet arz etmektedir. Parti Merkez 'Komitesini ve Hükümeti desteküyen bu harekât her parti teş­kilinde ve halk topluluğunun bulun­duğu toplantılarda teyid edilmiştir. BÖyls bir hareket Stalinin Ölümünden sonra ve onu takip eden günlerde mev zuubahis olmamıştır. Sovyet Rusya'­nın hemen hemen lıer köşesinde ya­pılan bu toplantılar Beria'mn düşü­rülmesine halkın tasvibini temin et­mekle kalmıyarak kuvvetin ayrı si­yaset güden grupların birinden diğe­rine geçmesi ve bir rejim değişikliği­ne efkârı umumiyayi hazırlamak için zemin hazırlanması şeklinde de teî-sir edilebilir.

Bütün bu toplantılarda müşterek nok­ta halkın parti merkez komitesi ve hü­kümeti desteklemesini istemek ve Malenkov'un adını .mevzubahis etme­mek şeklinde tebarüz etmektedir.

19 Temmuz 1953

 Belgrad :

Resmen bildirildiğine göre, Sovyet Hükümeti dün Yugoslav Hükümetine, Yugoslav Hükümeti temsilcileri dahil Moskova'da vazifeli bulunan bütün yabancı diplomatlara, yasak bölgeler

müstesna, Sovyet topraklarında seya­hat serbestisi tanımış olduğunu bildir mistir. Bunun üzerine Yugoslav Hükü­meti de Bslgrad'da bulunan Sovyet siyasî temsilcilerine ayni hakkı tanı­mıştır.

 Londra :

Kremlin'de son derece mühim bazı hâ­diselerin  cereyan  ettiği zannedilmek-

tedir. Buradaki .müşahitler Beria'nın düşürülmesinden mütevellit huzursuz­luğun yatışmaktan Çok uzak olduğu ve Kremlin'deki kuvvet mücadelesi­nin devam ettiği kanaatindedirler. Alâkalı şahıslar buna sebep olarak Mos­kova'nın son birkaç gün içinde teşeb­büs ettiği aşağıdaki mütenakiz ve ga­rip  hareketleri  göstermektedirler :

 Sovyet Yüksek Şûrası beşinci topantsınin ikinci defa olarak vo 5 Ağus­tos'a tehiri.

 Türkiye'nin  doğu  sınırlarındaki toprak talebinden vazgeçildiğine dair Moskova  notası   ile     Türk  cevabının neşrinden yirmi dört saat sonra Kremlin'in    Moskova'd a ki     Türk   Elçisine

yeni ;bir nota vererek Amerikan ve îngiliz harp gemilerinin İstanbul'u zi­yareti hakkında ek malûmat talebin­de bulunması.

 Ancak,  Ocak ayında Kremlin'in dokuz doktoru tevkif edildiği zaman­ki ile aynı olan bir ihtiyat kampan­yası ile Sovyeüer'deki bütün neşir va­sıtalarından faydalanılarak halka her zamandan daha fazla düşmanlarla çev­rili olduklarının  ihtar edilmesi.

   Komünist   propaganda   organla­rının  Beria  ve  Doğu  Almanya hâdi­ selerini küçük göstermek için ellerin­den geleni yapmaları.

Müşahitler, Sovyetlerin bu telâşının Rusya'daki son hâidselerle peyklerde-ki huzursuzluğun, batıda, Sovyet si­yasetinin zayıfla/ması şeklinde tefsir edilmesi korkusundan ileri geldiği kanaatindedirler.

28 Temmuz 1953

 Londra:

Pazar gecesi Leonid G. Melnikov'un Romanya'ya Sovyet Elcisi tâyin edil­diğine dair verilen haber siyasî çev­relerde büyük bir alâka ile karşılan­mıştır.

Melnikov, Beria'nın tevkifine takad­düm eden günlere kadar partinin en mühim mevkilerinden 'birini işgal e-diyor, Sovyetler .Kirliğinin en kalaba­lık Cumhuriyetlerinden biri olan Uk­rayna'da, Kremlin'in emrialtmda bir diktatörlük olan Ukrayna Komünist Partisi sekreterliğini yapıyordu. Mel-nikov, ayni zamanda Sovyetler Birli­ği Komünist Partisinin en yüksek te­şekkülü olan merkez komitesi idare heyetinin  4 üyesinden ibiri idi.

Müşahitlerin bu mevzuda alâkasını çeken taraf Melnikov'un hâlâ Malen-kov'un idaresi altındaki parti vazife­sinden alınarak Dişileri Vekili Molo-tov'un emrindeki diplomatik sahaya çekilmesidir.

Ayni hal, bir ay evvel Polonya Elçili­ğine tâyin edilen Georgl M. Popov için de vâriddir. Popov, Moskova şeh­ri parti teşkilâtının birinci kâtibi iken 1949 da 'Malenkov tarafından bu vazi­fesinden alınmış, birkaç ay sonra ken­disine hükümette bir vazife verilmiş olmakla 'beraber bir daha partide her­hangi 'bir vazifeye tâyin edilmemiş, bir ay evvel de Polonya Elçiliğine tâ­yin edilmiştir.

Diplomatik sahada üçüncü bir tâyin hâdisesi de son zamanlara kadar Bük­reş Elçiliği yapmakta olan Anatoli L. Lavrentiev'in, İvan V. Sadochikov'un yerine Tahran'a elçj tâyin edilme­si keyfiyetidir,

Sadhikov'un Tahran Elçiliğinden âlınmasi, Beria'nın tevkifinden 'bir haf­ta sonra vukuıbulduğu ,gibi, Beria'nın dostu Azerbaycan Cumhuriyeti Başve­kili Mir Gafer A. Bagırov'un azli ile ayni zamana rastlamaktadır.

Malenkov'un partideki vazifelerinden çıkardığı Malnikov ve Popov'un şim­di Dışişleri Vekâletinde mesul mevki­ler almış olması çok manidar adde­dilmekte ve Beria'nın tasfiyesi netice­sinde Dışişleri Vekili Molotov'un geniş bir hareket serbestisine ulaştığı tah­min olunmaktadır.

Peyk devletler Sovyet Rusya ile harbe girişmiş oldukları için isti­lâya uğramamışlardır. Onların hemen hepsine Moskof'lar dost çehresi altın­da, tatlı sözler ve vaitlerle girdiler. Her girdikleri memlekette siyasi en. trikaîarla hükümete hâkim kesildi­ler ve nihayet onları pençeleri içine aldılar. Onun için, bugün Batı birli­ğini bozarak Moskova'nın tuzağına düşmek gafletini gösterecek bir mem­leket bulunabileceğini zannetmiyo­ruz.

Yazan:  Mücahit Topalak

16 Temuz   1953   tarihli  Zafer'den :

Sovyetler Birliği Başbakan Yardımcı­sı ve İçişleri Bakanı Laurent Beria'. nm malûm şartlar altında vazifesin­den azlini müteakip, Sah günü Mos­kova radyosu Sovyet Yüksek Şûrası­nın 28 Temmuzda Moskova'da toplan­tıya çağırıldığını haber vermiştir. Bu haberin, Beria'nm tasfiyesi ile alâ­kalı bazı "temizleme" hareketleriyle izah edildiği görülmektedir. Hattâ bazı ajans yorumcuları Şûranın bu oturumunda Sovyet idare mekanizma­sında yapılacak büyük değişiklikle­rin görüşüleceğini üeri sürmektedir­ler. Bütün bu izah ve yorumların ha­kikatle münasebeti yoktur. Sovyet Rusya'da parti, hükümet ve Şûra'nm taşkii ettiği girift mekanizma içinde bir nevi parlâmento .makamında o. lan Şûra, yapılmış ve yapılacak te­mizliklerle alâkalı olamaz; ;zira her türlü karar ve direktif partiye, daha doğrusu parti merkez komitesi Presi. d'um'una aittir. Burada alman karaıl'; bir yandan hükümete, diğer yandan Şûraya akseder. Bakanlar Ku. ralu Presidiunrunu teşkil eden Bar­bakan ve yardımcıları aynı zamanda parti Presidium'unun asil üyeleridir. Sûra Presidium, başkanı da keza par­ti Presidium'u üyesidir. Şûra PresidL üm'u ki hâlen başkanı Voroşilof. tur anayasanın 49 uncu maddesi gereğince,  Şûranın  hali  içtimada  olmadığı zamanlar, diğer bir çok yetki­ler mey amuda bakanları azil ve ta­yin etmek yetkisine de sahiptir. Ni­tekim, Beria'nm partiden ihracını mü­teakip Şûraya havale edilen dosyası Sûra Presidium'u tarafından tetkik edilmiş ve neticede Beria Başbakan Yardımcılığından ve İçişleri Bakanlı ğmdan azledilmiştir.' Beria'mn yeri­ne General Serj ıKruglofun İçişleri Bakanlığına tayini de yine Şûra Pre­sidium'u tarafından yapılmıştır. Şûra heyeti umumiyesi bütün bu tayin ve azilleri senede bir ilâ iki hafta sü­ren normal toplantısında tasdikle ik­tifa eder. Yüksek Şûranın bakanların azil ve tayini ile alâka derecesi bu kadar olunca, diğer memurların te­mizlenmesi işine hangi ölçüde müda­hale edebileceği kolaylıkla anlaşılır. Ancak, şu karışık anda .her iki .meclis üyeleriyle temasta fayda mülâhaza edilmiş olabilir. Fakat esas itibariy­le Şûranın bu toplantıda yapacağı iş bütçeyi müzakere ve tasdik etmektir. Beria'nm tasfiyesi yüksek Şûradan evvel parti presidium'unu mühim bir karar karşısında bırakmıştır. Beria İçişleri Bakanlığından daha mühim olarak Başbakan Yardımcısı sifatiyle Malenkci ve Molotof la beraber parti­nin ve hükümetin başında meşhur üçgeni teşkil etmekte idi. Şimdi Be­ria'nm yerine İişleri Bakanlığına ge­tirilen Kruglofun Başbakan yardım­cılığı olmadığı gibi parti içindeki durumu da zayıftır. 1946 Ocak ayın­da Beria İiçşleri Bakanlığını ferketti-ğj ve bu bakanlık iki daireye ayrıl­dığı zaman Kruglof, emniyet kısmına tayin edilen alelade bir memurdu. Parti merkez komitesine üye olarak kabulü ise ancak 19 uncu kongre zamanına tesadüf eder. Bu itibarla Kruglof, üçgenin idamesine elverecek durumda değildir. Bozulan bu    tertip karşısında     parti Presidium'unun  takınacağı  tavır  ga­yet alâka bahş olacaktır. Bir üçgenin tekrar teessüsünü mümkün   veya İÜ zumlu  kılan  şartlar hakim  olursa   o zaman bir yanda diğer iki başbakan yardımcısı Bulganin ile Kaganeviç, öbür yanda geçen 14 Martta Molen. kofun yerine parti sekreterliğine gel­miş olan Krutçef olmak üzere "Trou ka" ı teşkile müteveccih bir koştur. kaniv  başhyacaktır.  Lâkin,  yukarıda ve dostluklarının sözlere aldanmiş milletlere neye ma), olduğu meydan­dadır. Peyk devletler Sovyet Rusya ile harbe girişmiş oldukları için isti­lâya uğramamışlardır. Onların hemen hepsine Moskof'lar dost çehresi altın­da, tatlı sözler ve vaitlerle girdiler. Her girdikleri memlekette siyasi en. trikaîarla hükümete hâkim kesildi­ler ve nihayet onları pençeleri içine aldılar. Onun için, bugün Batı birli­ğini bozarak Moskova'nın tuzağına düşmek gafletini gösterecek bir mem­leket bulunabileceğini zannetmiyo­ruz.

Yazan:  Mücahit Topalak

16 Temuz   1953   tarihli  Zafer'den :

Sovyetler Birliği Başbakan Yardımcı­sı ve İçişleri Bakanı Laurent Beria'. nm malûm şartlar altında vazifesin­den azlini müteakip, Sah günü Mos­kova radyosu Sovyet Yüksek Şûrası­nın 28 Temmuzda Moskova'da toplan­tıya çağırıldığını haber vermiştir. Bu haberin, Beria'nm tasfiyesi ile alâ­kalı bazı "temizleme" hareketleriyle izah edildiği görülmektedir. Hattâ bazı ajans yorumcuları Şûranın bu oturumunda Sovyet idare mekanizma­sında yapılacak büyük değişiklikle­rin görüşüleceğini üeri sürmektedir­ler. Bütün bu izah ve yorumların ha­kikatle münasebeti yoktur. Sovyet Rusya'da parti, hükümet ve Şûra'nm taşkii ettiği girift mekanizma içinde bir nevi parlâmento .makamında o. lan Şûra, yapılmış ve yapılacak te­mizliklerle alâkalı olamaz; ;zira her türlü karar ve direktif partiye, daha doğrusu parti merkez komitesi Presi. d'um'una aittir. Burada alman ka_ raıl'îi; bir yandan hükümete, diğer yandan Şûraya akseder. Bakanlar Ku. ralu Presidiunrunu teşkil eden Bar­bakan ve yardımcıları aynı zamanda parti Presidium'unun asil üyeleridir. Sûra Presidium, başkanı da keza par­ti Presidium'u üyesidir. Şûra PresidL üm'u ki hâlen başkanı Voroşilof. turanayasanın 49 uncu maddesi gereğince,  Şûranın  hali  içtimada  olmadığı zamanlar, diğer bir çok yetki­ler mey amuda bakanları azil ve ta­yin etmek yetkisine de sahiptir. Ni­tekim, Beria'nm partiden ihracını mü­teakip Şûraya havale edilen dosyası Sûra Presidium'u tarafından tetkik edilmiş ve neticede Beria Başbakan Yardımcılığından ve İçişleri Bakanlı ğmdan azledilmiştir.' Beria'mn yeri­ne General Serj ıKruglofun İçişleri Bakanlığına tayini de yine Şûra Pre­sidium'u tarafından yapılmıştır. Şûra heyeti umumiyesi bütün bu tayin ve azilleri senede bir ilâ iki hafta sü­ren normal toplantısında tasdikle ik­tifa eder. Yüksek Şûranın bakanların azil ve tayini ile alâka derecesi bu kadar olunca, diğer memurların te­mizlenmesi işine hangi ölçüde müda­hale edebileceği kolaylıkla anlaşılır. Ancak, şu karışık anda .her iki .meclis üyeleriyle temasta fayda mülâhaza edilmiş olabilir. Fakat esas itibariy­le Şûranın bu toplantıda yapacağı iş bütçeyi müzakere ve tasdik etmektir. Beria'nm tasfiyesi yüksek Şûradan evvel parti presidium'unu mühim bir karar karşısında bırakmıştır. Beria İçişleri Bakanlığından daha mühim olarak Başbakan Yardımcısı sifatiyle Malenkci ve Molotof la beraber parti­nin ve hükümetin başında meşhur üçgeni teşkil etmekte idi. Şimdi Be­ria'nm yerine İişleri Bakanlığına ge­tirilen Kruglofun Başbakan yardım­cılığı olmadığı gibi parti içindeki durumu da zayıftır. 1946 Ocak ayın­da Beria İiçşleri Bakanlığını ferketti-ğj ve bu bakanlık iki daireye ayrıl­dığı zaman Kruglof, emniyet kısmına tayin edilen alelade bir memurdu. Parti merkez komitesine üye olarak kabulü ise ancak 19 uncu kongre zamanına tesadüf eder. Bu itibarla Kruglof, üçgenin idamesine elverecek durumda değildir.

Bozulan bu    tertip karşısında     parti Presidium'unun  takınacağı  tavır  ga­yet alâka bahş olacaktır. Bir üçgenin tekrar teessüsünü mümkün   veya İÜ zumlu  kılan  şartlar hakim  olursa   o zaman bir yanda diğer iki başbakan yardımcısı Bulganin ile Kaganeviç, öbür yanda geçen 14 Martta Molen. kofun yerine parti sekreterliğine gel­miş olan Krutçef olmak üzere "Trou ka" ı teşkile müteveccih bir koştur. kaniv  başhyacaktır.  Lâkin,  yukarıda işaret edildiği gibi, bu, az çok normal Kartların tahakkukuna bağ­lıdır. Bugün ise darum karışık ve meçhuldür.

Yazan; ömer Sami Coşar 17 Temmuz   1SS3 tarihli Cumîiufiyjet'ten:

Sovyet Rusya'da parti mekaniz.ma-sını kontrol etemkte olan Başbakan Malenkov ile Kızılördu arasında mü­cadele başladığından, azledilen polis şefi Beıia'nin taraftarlarından Savun, ma Bakanı Kulganin'in de tasfiye e. deliceğinden bahsedildiği bir sırada Pravda gaetesinde manidar bir maka­le neşredilmiştir.

Partinin organına 'göre, Rus askerî şefleri fevaklâde bir toplantı akdet. .misler ve Bulgarim, Kuznetsov, Zhu. kov, Sokolovs'ky ve Budieny'nin hazır bulundukları içtima sonunda, Sovyet komünist partisine sadakat yeminin­de bulunarak, Beria hâdisesinde hü­kümetin takip ettiği yolu tasvip ey­lemişlerdir,

Mal-enkov'un, Kızılordu ile elele vo_ rerek Beria'ya ve kuvvetli polis teşki­lâtına darbe indirildiğinden kimse şüphe etmemektedir. Fakat mecburi­yet tahtında parti ile ordu arasında akdedilen bu ittifak uzun ömürlü ola­cak rmdır? îtşe bu sualin cevabını şimdiden kat'î bir eskilde vermek mümkün  değildir.

Rus askerî şeflerinin ŞU sırada par. tiye sadakat yemininde bulunmala­rı, Pravda'nm bu hâdiseyi şişirerek yayınlaması ittifakın sağlam olduğu-na kat'iyyen delil diye gösterilemez. Stalin öldükten sonra hükümeti ku. ran Malenkov'a, Başbakan yardımcısı sıfatiyle Beria da sadakat yefininde bu lunmuş. fakat bu yemin, post kavgası! nin devam etmesine,    hattâ şidetlen-

.mesinemâni teşkil eylememişti. Evvel ki gün Gürcistan, dün da Ukrayna İçiş, leri Baksanlan "Beria'nin adamı" di­ye azledilmişlerdir. Daha birçok "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinde" de aynı tasüye hareketine başvurulduğu muhakkaktır. Geçen  nisan  ayında, Sovyet gizli polis şefinin kilit mevki­lere yerleştirdiği adamlar şimdi hap­sedilmektedirler. Bu geniş tasfiye de. vam ettiği müşddetçe, Malenkov ken­di adamlarını yerleştirinceye kadar Kızılordu ile ittifakına sadık kalma­ğa  çalışacaktır.

Sovyet Başbakanının, ancak partiye hâkim olduğu şekilde gizli polis şe­bekesini de tamamiyle kontrolü altı. na aldıktan ve bu teşkilâtı itimat et­tiği adamlarına teslim ettikten sonra Rus askerî şefleriyle kozunu paylaş­ması beklenebilir.

Fakat şurası da unutulmamalıdır ki, sadakat yeminine rağmen, Rus aske­rî şeflerinin de, Malenkov'un şimdiki zayıf durumundan istifade ederek va­ziyetlerini kuvvetlendirmeleri ve ik­tidar için çalışmaları ihtimali her zaman mevcuttur. Bunların, Stalin'in kanlı tasfiyeleri esnasında Tchou. kachesvky gibi Kızılordu şeflerini de vurduğunu unutmalarına imkân yok­tur.

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

17 Temmuz 1953 talihli Ulus'tan :

Rusya'da Başbakan Yardımcısı ve içişleri Bakanı Beria'nin tasfiyesine varan post kavgası birçok yorumlara yer vermiştir. Perde gerisindeki esrar­lı hâdiselerin içyüzünü kesin olarak anlamak kolay değildir. Birtakım ih-timallar üzerinde duruluyor ve birta­kım sualler soruluyor.

 Acaba Beria'yı tasfiye eden Malenkof  mudur, yoksa Malenkof'un kendisi de başkaları tarafından tasfi ye edilmiştir?

 Beria'nin tasfiyesine varan geliş­meler   Rusya'nın   dış   politikası   üze­rinde  nasıl  tesir meydana getirecek­tir?   Stalin'in ölümünden  sonra  giri­şilmiş olan yumuşak dış politika de­ğişecek midir?

Bu sualler henüz kesin olarak cevap­landırılmış değildir. Görünüşte Beri­a'yı tasfiye eden Malenkof ve arka­daşlarıdır.  Üstün  ihtimale göreleri ve ona bağlı olan gizli polis teş,. kllâtî vasıîasiyle diktatörlüğünü kur­makta olduğunu gören Maienkof, Mo. lotcf ve diğer liderler. Beria'yı orta, elan kaldırmışlardır. Bu netice Ma. lenkofun durumunu kuvvetlendirmiş bulunuyor. Tıpkı Lenin'in ölümünden sonra Troçki'nin tasfiyesi, Stalin'in durumunu kuvvetleştirmiş olduğu gi­bi.

Fakat Beria'yı tasfiye etmekle Ma­ienkof, Stalin'in yerine erişmiş değil­dir. Daha mücadele etmek zorunda­dır. Stalin, Troçki'yi tasfiye ederken Kamenef ve Zinovief gibi Bolşevikle­rin yardımını sağlamıştı. Fakat dik­tatör olmak için ondan sonra kendi­sine yardım etmiş olanları tasfiye et­miştir.

Üstün ihtimale göre Maienkof da şim­di aynı şeyi yapacaktır. Beria'nın tas. fiyesinöe kendisine yardımda bulu. nanîarı tasfiye etmek için fırsat kol. layacaktır. Vaktiyle Stalin muvaffak oldu diye, Malenkofun da bunda mu. vaffak olması lâzımgelmez. Mücade­lede kazanmak olduğu gibi kaybet. inek de vardır.

Kızılordu'nun  rolü:

Rusya'daki post kavgası görünüşte böyle bir yol üzerinde gelişmektedir. Öte yandan bu gelişmeyi başka bîr zaviyeden görenler de vardır. Bunla­ra göre, Beria'yı tasfiye eden ordu. dur. Mücadele Ko.münist Partisi ile Ordu arasındadır. Beria'dan sonra sı_ ra Malenkof'a gelecektir. Amerika'nın Dişileri  Bakanlığı      Rus Masası gefi

derecesinde yetkili bir şahsiyet de Malenkof'u ortadan kaldırmak için "bazı kimselerin' Beria'yı ortadan kal­dırmış  olduklarını  söylemiştir.

Her iki ihtimal de akla gelebilir. Fa­kat bugüne kadarki gelişmeler, post kavgasının Beria ile Maienkof arasın, da olduğu hissini yaratmaktadır. U_ nutulmamalidir ki, Beria, Sovyet Ko. îist Partisi  Merkez      Komitesinin lantısmdan sonra çıkarılan tebliğ ile azledilmiştir. Askerler bu hareke­ti desteklemiş olabilirler. Fakat iddia edildiği gib; iktidarın Komünist Par­tisinden askerlere intikal ettiğine ve askerlerin diktatörlük kurduklarına dair  bugüne  kadar  bir  belirti   görülmemiştir.

Bu gelişmelerin Rus dış politikası ü. zarindekj tesirlerine gelince: yaban, cilan ilgilendiren bu .mesele daha da müphemdir. Bu noktada fikirler de birbirine uymuyor. Beria'nın tasfiye, si haberi hakkında Londra'da uyanan ilk tepki, bu hâdisenin Batı ile Do. ğu arasındaki münasebetleri ıslah edeceği merkezinde idi. Zira Londra haberine göre "Maienkof rejiminin takip etmekte olduğu daha dostane siyasete karşı Beria Moskova'da aksi­lik çıkarmaya çalışmıştır."

Öte yandan Paris, bu hâdiseyi bunun tam tersi olarak yorumlamıştır. Beri­a'nın tasfiyesiyle Stalin sistemine ge­ri dönüldüğü iddia edilmiştir. Fransız Dışişleri Bakanı da haberi alır almaz demiştir ki:

"Eğer Bsria Rusya'nın son zamanlar, daki yumuşak siyasetinin mesulü ol­ması dolayisiyle azledilmiş ise, neti­cesi vahim olacaktır."

Sertlik, yumuşaklık:

M. Bidault'nun bu sözleri Fransız Dışişleri Bakanı gibi bir şahsiyetin bile bu noktada kesin söz soyliyecek durumda bulunmadığını anlatmak, tadır. Bütün aıeşele gelip şuna da­yanmaktadır: Stalin'in Ölümünden sonra sertlik politikasından yumuşak­lık politikasına intikalde Beria nasıl bir rol aynamışti? Dış politikadaki bu değişmenin tek mesulü Beria mı i. di? Diğer Sovyet liderleri istemiye. rek mi bu politikaya sürüklenmişler­dir?

Bu sualler cevaplandırılırken, Beria'-nm azlini bildiren parti tebliğindeki bir fıkra gözönünden uzakta kalma­malıdır. Tebliğde Beria'nın azli sebep­lerinden bir), de "Sovyetler devletini yabancı kapital lehine sarsacak şe­kilde teitiplûmiş" olmasıdır. Pravda gazetesi de Beria'nın suçları arasın­da ''Milletlerarası Kapitalizmin Aja­nı" bulunmasını da bir suç olarak saymıştır. Bu fıkralardan Beria'nın Batılı devletlerle münasebette ve on­lara mütemayil olduğu mânası çıka­rılabilir.

Fakat bu yolda yapılan isnadlara büyük ehemmiyet atfetmemek lâzım, dır. Bu suçlar Sovyet tairhinde tasfiyeye .mahkûm edilmiş olan bütün insanlara isnad edilmiştir. Emperya­list ve Kapitalist "âleti" olmakla suç. landırılmak Sovyetlerde idam hükmü giymek demektir.

Dış politikada "yumuşaklık", üstün ihtimale göre Sovyet liderlerinin ken­di durumlarından emin olmamaları neticesidir. Bir adamın politikası de­ğildir. Lensin ve Stalin de zor zaman, larda öyle politika takip etmişlerdir. Berîa'nın tasfiyesiyle hsr şey durul­muş, Malenkof veya başka bir lider vaziyete hâkim olmuş değildir. Zaaf ve karışıklık devam ediyor. Ve ettik­çe de "yumuşak" diye vasıflandırılan dış politikanın devam etmesi bek­lenmelidir.

Yazan: Ömer Sami Coşar

22 Temmuz  1953  tarihli  Cumhuriyet' ter,:

Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov'un İstanbulu ziyarete gelmekte olan A. merikan ve İngiliz harp gemileri hak­kında bize verdiği protesto notası ile Moskova'nın "iyi komşuluk siyaseti" derhal smtmıştır. Molotov'a 'bakıla­cak olursa, bu harp gemilerinin li­manımızı ziyareti "askerî gösteri" mahiyetinde imiş!

Anlaşılıyor ki, Sovyet hariciyesinin takip etmekte olduğu yeni siyasetin ilk hedeflerinden biri, Montreux and. laşmasınm tâdilidir. Hiçbir sebep yokken bu notanın tevdi edilmiş ol­ması, 'Boğazlar etrafında siyasi tar­tışmalar peşinde koşulduğunu göste­riyor. Sovyet notasının muhteviyatı sarih bir şekilde Şsbat ediyor ki, Türk hükümeti, Amerikan ve İngiliz harp gemilerinin ziyaretine dair, Mon_ treux hükümlerinin icap ettirdiği hu­susları tamamiyle yerine -getirmiş, za.manmda bu ziyaretlerden ilgili el­cilikleri haberdar etmiştir. Bu sebep­le-, Molctov'un ilâve malûmat isteme­si, "askerî gösteri" den bahsetmesi tamamiyle' yersiz bir harekettir. Kızılordu eksperleri Karadeniz'de sa­hilleri bulunan iki peyk memlekete, Bulgaristan ile Romanya'ya yerleş­miş bulunuyorlar, Varna, Burgaz, Köstence gibi limanların Rus harp gemi­leri için birer üs haline getirildikleri artık gizlenmiyor, hattâ buralarda bazı doniz birliklerinin daimî oıarak kaldıkları söyleniyor. Bulgar ordusu, Sovyet subaylarmın nezareti altında hemen Türk hududu yakınlarında manevra hazırlıkları yapıyor. Bu ko_ münist memleketlerde yeni hava üs-lori hazırlandığı bildiriliyor.

Sovyet Dışişleri Bakanı, bir taraftan bu şekilde tecavüz hazırlıklariyle meşgul olurken diğer taraftan Türki­ye'nin demokrasilerden ayrılmasını, müşterek müdafaa paktlariyle alâka­sını kesmesini istiyor ve buna karşı­lık olarak da "iyi komşuluk siyase­ti" teklif ediyor.

Daha bundan birkaç sene evvel zavalh Çekoslovakya'nın böyle bir oyuna kurban gittiğini acaba unuttuğu, muzu mu zannediyorlar?

Muhtemeldir ki, Sovyet hükümeti il­gili bütün devletlerin iştirakiyle Bo­ğazlar için bir konferans toplamaya teşebbüs edecektir. Bazı Avrupa mem­leketlerinde ve bilhassa Londra'da bize verilen ilk Rus notasının husule getirdiği tepkiler, Kremlin'in artık ananevi çarlar siyasetinden ayrılmka. ta clduğuna dair tefsirler, Sovyet i-darecilerini böyle bir yola sevkedebi-lir. Bütün ümitleri, dünya gerginliği­ni azaltırız diye bazı Avrupa mem­leketlerinin böyle bir konferansta, i-leri sürülecek Rus tekliflerine yanaş­malarıdır.

Molotov'a hatırlatmak isteriz ki İkin­ci  Cihan   Harbinden      hemen  sonra,

Rusya'dan itimadla (!) bahsedildiği günlerde de Batılı devletler Boğazlar­la alâkalı olarak bazı Rus teklifleri­ne  yanaşmışlardı.  Türkiye,  tek başu

na olduğu o günlerde dahi gereken cevabı vermiş, şahsını ilgilendiren dâvalarda yalnız kendi görüşünün mevzuu   bahsedileceğini   anlatmıştı.

Bugün bunu yeniden anlatmaya lü­zum görmüyoruz.

Komünist şeflerinden Kirov bir suikasta kurban gitmişti. Bu el nayeti tertip ettikleri iddiasiyle mu. arızı eski komünistlerden Zinovİev ve Kaaıenov ile parti ileri gelenlerinden on iki kişiyi kurşuna dizdirdi. Bir se. ri'j sonra diğer on üç şef onları takip ettiler. Yine bir sene sonra araların­da maruf komünistlerden Buharın, Rykov, Beria'nm selefi Yagoda, Kres-tenski de bulunan on sekiz şef idam edildiler. İkinci Dünya Harbinden sonra idamların ilânından vazgeçil­di. Yalnız mas/hur şahsiyetler birer birer ortadan kayboldular. Bunların arasında Zdanov ve Mareşal Tolbu kin de vardı.

Hile, ihanet, suikast ve cinayetlerle riyasete geçen Stalin, parti arkadaş, larmdan hiç kimseye itimad etmi. yor, hepsini kendisine rakip görüyor, mutlak hâkimiyetine muhalefet ey­lemesi muhtemel bütün şefleri orta­dan kaldırıyordu. Malenkov İşte !bÖy. le bir mektepte yetişmiş, Stalin gibi bir üstacldan icazet almıştır. Bir ay evvel Malenkov, Beria ve Molotov'ım kolkola çekilmiş resimleri bütün RuS-ya'da azizlerin tabloları gibi dolaştı­rılıyor ve bu üç candan arkadaşın, vatanin selâmeti İçin, bir üçler gru-pu teşkil ederek Rusya'yı hürriyet ve saadetin en yüksek mertebesine kavuşturacakları, birbirini ikmal e. den bu büyük insanların mevcudiye. ti komünizm için bir nimet olduğu ilân ediliyordu. Şimdi bunlardan bi­rinin vatan haini olduğu, memleketi beynelmilel kapitalistlere sattığı id­dia olunuyor. Artık sarahatle anlaşı­lıyor kj Malenkov da üstadı .Stalin'. in usullerini ele almış, kendisine ra­kip  olması  mümkün   kimseleri   ortadan kaldırmaya başlamıştır. İlk seri­yi Beria'nm arkada kalan arkadaş­ları teşkil eyleyeceklerinden şüphe edilemez. Malenkov'un orduyu elde etmek için kabineye aldığı mareşal­lerin de ortadan kaybolduklarına da­ir 'haberler tevali etmektedir. Kızıl diktatörün, Beria takımını tamamiyle temizlemeden ordu ile ihtilâfa mey­dan verecek bir mücadeleyi göze al­masına biz ihtimal veremiyoruz. Be­ria'nm bertaraf edilmesi işi çok he­saplı bir tarzda hazırlanmış, partide nüfuzlu ve hariçte taraftarı pek çok olmasına rağmen Dahiliye Vekili ga­fil avlanmıştır. ıMalenkov'un kendisi­ne ve daha evvel Stalin'e kolay mu­vaffakiyetler temin eden bu sinsi ıisu_ lü bırakarak birkaç koldan temizliğe kalkışması  beklenemez.

Rusya'da oynanan bu faciadan hari­cin alacağı ders kızıl çarlıkta hiçbir şeyin değişmediği, Gürcü .sergerdenin tarihin en büyük zalimlerine rahmet okutan korkunç zihniyet ve usulleri­nin Kremlin'de bütün canlılığı ile de­vam ettirildiğidir. Ortada yalnız bir hakikat vardır. Stalin mazisine gü­vendiği ve kendini çok kuvvetli his ettiği için dahile olduğu kadar hari­ce karşı da sert, mütecaviz, küstah davranmakta mahzur görmüyordu. Malenkov ise belki yapmak istediği temizliklerin sonuna kadar sulh ta­arruzlar1., vaadler ve müzakerelerle demokrasi âlemini oyalamak, yumu_ satmak ve gevşetmek niyetindedir. Stalin:İn halefi onun kadar kudretli olmıyacağı için uysal ve ihtiyatlı bulunmaya meöburdur diyenler ma­alesef aldanıyorlar. Rusya'da siyasi temizlik usullerine varıncaya kadar hiçbir şey değişmemiştir.

ianlarm zararlarını tazmin etmek İçin 4,5 milyar marklık bir kanunu ezici bir  çoğunlukla kabul  etmiştir,

30.1.1933 ile 8.5.1945 tarihleri arasın­da nazizmden ırk, politika ve dinî se­beplerle gerek şahsen gerekse malen zarar gören kimseler bu tazminat ka­nunundan   faydalanacaklardır.

Temerküz kamplarına sevkedilen Al­manlara burada geçirdikleri her ay için 150 mark Ödenecektir. İlk Ödeme. ler halen 60 yağını geçenlere yapıla­caktır.

Berlin:

Denokrat Alman Cumhuriyeti, Doğu Almanya çiftçileri tarafından 1953 yı­lında, vazifeli servislere teslim etme­leri gereken sebze miktarını 700.000 tondan 400.000 tona indirmiştir. Bu hususta yayınlanan ve 8 temmuzda yürürlüğe girecek olan kararname, Sovyet bölgesinde hayat şartlarını ıs_ lah etmek için alman tedbirler cüm-lesindendir. Kararnamede, mükellefi­yetlerini yerine getirecek sebze ve .meyve müstahsillerinin, geri kalan malları, satıcı ve alıcı arasında tes. bit edilecek fiyatlarla serbestçe sata­bilecekleri belirtilmektedir.

Karlsrulıe:

Dışişleri Devlet Müsteşarı Prof. Hal_ lestein dün gece Karlsruhe'de Fede­ral Anayasa mahkemesiyle Federal Mahkeme yargıçları huzurunda ver­diği bir konferansta şöyle demiştir: "Avrupa, Almanya olmaksızın müda­faa edilemez. Alman 'birliğinin teşrii­ni yalnız Almanların arzusuna bağlı değildir. Memleketimiz ibütün İttifak­ları reddetmekten ibaret bir dış poli­tika takip edemez. Birliğimizin yeni­den tesisini, Almanya'yı taksini eden dört büyük devletten temin etmeli­yiz."

8 Temmuz 1953

Berlin:

Haber alındığına göre Doğu Berlin sokaklarında Ruslarla Almanlar ara­sında yeniden  çarpışmalar başlamış Diğer taraftan Amerikan Yüksek Ko­miserliğine mensup bir sözcü, Rusla­rın duruma hâkim olabilmek için şehre tank kolları sokmuş ve 20.000 komünist polisi seferber etmiş olduk­larını  söylemiştir.

Doğu Berlin'den gelen haberlere gö­re bugünkü nümayişler, son nüma­yişler neticesinde komünistler tara­fından hapse atılan doğu Berlin]ilerin durumunu protesto için tertip edilmiştlr. Ayrıca haber alındığına gö­re Doğu Alman polisi ile nümayişçi­ler arasında cereyan etmekte olan çarpışmalar neticesinde şehirde umumî grev iîân edilmesi kuvvetle muh­temeldir.

Yetkili müşahitler durumu fevkalâde ciddi   olarak   vasıflandırmaktadırlar. Çarpışmalar ilk  önce,      Alexander Platz'de binlerce  işçinin işlerini  terk etmesi ile başlamıştır.

10 Temmuz 1953

Berlin:

Batı Berlin Belediye Reisi Ernest Reuter, dün bir radyo . konuşmasında, milyonlarca Almanın katıldığı son isyan hareketinin Doğu Almanya'da kamünist rejimine son verdirdiğini söylemiş ve şöyle demiştir:

"Komünist hükümet grev ve tehdit­ler karşısında boyun eğmiş, Doğu Batı hudutlarının açılmasına ve 17 Haziranda tevkif edilen on binlerce Almanın serbest bırakılmasına rıza göstermiştir.

Komünistler, halkın tazyiki karşısın­da konulan birçok tahditleri kaldır, mağa .mecbur olmuşlardır.

Doğu Almanya'da bir ihtilâl hareke­tine şahit olmaktayız. 17 Haziran ih­tilâlini takip eden vakalar, doğu böl­gesinde komünist tahakkümünün İyi ce zayıfladığına delildir."

11 Temmuz 1953

Berlin:

Berlin'deki 3 batılı komutan bugün Sovyet bölgesi komutan Getıefal Dıb. rova'ya gönderdikleri bir mektupta Berlin'deki grev hâdisesi ile ilgili olarak tevkif edilen işçilerin serbest bı­rakılmasını istemişlerdir.

Mektupta, 3 .batılı komutan .millet. lerarası sendikalar konfederasyonu heyetini kabul ettiklerini yazmakta, ve bu delegasyonun 8 muhtelif mem. lekete mensup 53 milyon işçiyi tem. sil ettiğini ilâve etmekte ve şöyle de_ raektedir:

''Milletlerarası hür sendikalar kon­federasyonu Doğu Almanya ve Doğu Berlin'de tevkif edilen işçilerin ser­best   bırakılmasını   istemektedir.

Bu müracaatı size bildirerken evvelce de söylediğimiz gibi bizde bütün Ber. lin ve Alman halkının refah ve selâ_ raeti icabı ayni kanaati taşımakta ol­duğumuzu ilâve etmek isteriz."

Berlin:

Sovyet kesim ve bölgesinden bugün Batı Berlin'e 752 mülteci gelmiştir. Bunlar arasında 17 Haziran hâdisele. rindenberi bir kenarda saklanarak Batı ve 'Doğu kesimleri arasında sey­rüseferin serbest bırakılması üzerine Batıya kaçmak imkânını bulan kim­seler de vardır.

Bunlardan bazılarının bildirdiğine gö­re, 17 Hazirandanberi Doğu Berlin mezbahasında mevkuf bulunan sekiz kişi halk polisi devriyelerinin gelişi güzel sıktıkları kurşunlarla Öldürül. m ünlerdir.

Bunlardan başka son 24 saat zarfın­da 1C50 mülteci uçakla Federal Al. manya'ya sevkolurmı uslardır,

12 Temmuz 1953

Waşington:

Sovyet Dışişleri Vekili Molotov bu. gün Moskova'da Amerikan Maslahat-gazan Ebin Oshaugnessy'ye tevdi et­tiği notada Amerika'nın Doğu Alman­ya'ya gıda maddeleri yardımı teklifi­ne cevap vererek "Sosyalistler birliği­nin dost milletlere kendisinin yar­dım edebileceğini" bildirmiştir. Buradaki Dışişleri sözcüleri Molotov'. un cevâbının "sudan sebeplere" isti­nat ettiğini söylemişlerdir. "Son haftalar zarfında  Doğu  Almanya'da Amerikan resmî temsilcileri ve müttefik gazeteciler gıda maddeleri noksanını açıkça müşahede etmiş ol­duklarına göre. Molotov'un Doğu Al­manya'da kıtlık olmadığı iddiası boş-tur."  denilmektedir.

Sc-lâhiyetlI şahıslar Molotov'un Ame­rika'nın evvelâ Doğu Almanya komü­nist hükümetine müracaat etmeleri­ni söylemesinin gülünç olduğunu, zi­ra Doğu Almanya'daki isyanın si­lâhlı kuvvetler ile bastırıldığını söy­lemekte ve "Bu hareket bu bölgede­ki hakiki otoritenin kimde olduğunu açıkça göstermektedir" demektedir­ler.

13 Temmuz 1053

Bonn:

Dr. Fritz Bruns adında bir Alman â-limi kendi icat ettiği ve insanın kus gibi uçmasını mümkün kılan bir âleti  bugün  Herford'da      göstermiştir.

300 kilo ağırlığında olan ve "Uçan Kuş" adını taşıyan bu âlet sadece pilotun adale kuvveti sayesinde ha­valanabil: rhektedir.

Dr. Bruns, 18 senedenbsri bu keşif üzerinde çalıştığını, fakat kanatların mihanik hareketini temine ancak ge­çenlerde muvaffak olduğunu bildir­miştir.

Alime göre, bu âlet, . helikopterlerin uçuş kabiliyetlerini . ıslahta, gemile­rin harekete getirilmesinde ve spor âletlerinin havada ve denizde hare­ketlerinde kullanılabilir.

14 Temmuz 1953

Nevyork:

Açlık tehlikesinde bulunan Doğu Almanya halkına Amerika tarafından yapılması istenilen gıda yardımının Molotov tarafından reddedilmesine temas eden Herald Tribüne gazetesi şunları yazmaktadır:

"Komünistlerin Amerika'nın yardım teklifini reddetmesi, herkesin zaten bildiği gibi, Kremlin'in insanlık refa­hına hiçbir kıymet vermemekte olduğunun yeni bir delilini teşkil etmek­tedir.

Komünist partisinin organı olan Neues Deutschland gazetesi de ne kadar yüksek mevki işgal ederse etsin düş. man hesabına çalışan yüksek rütbeli memurların, Eeria'nmki gibi maske­lerinin düşeceğini yazmakta, ayni yolu tutmuş olan bütün parti ve hükûmet mensuplarının Adalet Vekili Max Frechner'ı takiben hapishaneye gideceklerini bildirmektedir.

Doğu Almanya haberler servisi şefi Ulbricht, 17 Haziran nümayişlerinde tevkif edilip sonradan serbest bırakı­lanların, düşmanla işbirliği yapmak suçundan yeniden tevkif edilebilecek lerini sert bir ifadeyle ihtar etmiştir. Neues Deutschland gazetesi, Rusya'­da Beria'nın ihanetinin meydana çıkması Doğu Almanya hükümeti saflarmdaki düşmanları temizlemek için ikaz etti demektedir.

 Berlin:

Bonn'dan dönmüş olan Bati Berlin Belediye Reisi Ernst Reuter, ilgili da­irelerle, Berlin Sovyet kesimi ve SoV-yet bölgesi halkına yiyecek dağıtımı­nın nasıl tatbik olunacağını müzake­re etmiştir. Un, süt tozu, yağlı mad­deler ve kuru sebzelerden teşekkül e.Aen bu yiyecekler hususî teşkilât organları tarafından bono mukabilin­de teslim olunacaktır.

Batı Berlin kesiminde bulunan her ma halle Sovyet kesimindeki mahalleler­den birini kendine "evlâtlık" edine­cektir. Meselâ batı kesimindeki Tier.

gatan mahallesi Sovyet kesimindeki Mitte mahallesini "evlâtlık" olarak seçmiş ve bu mahallenin ihtiyaçla­rını karşılamak maksadı ile 5000 marklık bir kredi açmıştır. 5 er mark. lık bonolar mahalle halkına hayır müesseseleri tarafından dağıtılacak­tır. Tabİatîyle bu mahallerde otur­makta  bulunan      sosyalist komünist partisi mensupları bundan muaf tu­tulacaktır.

19 Temmuz 1953

Berlin:

T-Jİegraf gazetesine göre, M. Vilhelm Pieck!e halef olarak Cumhurbaşkan­lığına getirilmesi teklif olunan halk polisi generali Vmzenc Mueller, ha­len İçişleri Vekil Yardımcısı bulun­makta olup. Doğu Almanya eski küçük nazilerinin toplu bulunduğu Nasyonal Demokrat Partisinin idare âzalarmdandır.

Ayni gazete, birkaç aydanberi Rusya'­da tedavide bulunmakta olan 79 yaşındaki Reisicumhur M. Vilhelm Pieck'in sıhhati çok bozuk olduğun­dan yakm zamanda işinin başına dönemiyeceğinin sanılmakta olduğu­nu bildirmekte ve Grotevohl hüküme­tinde yapılan temizleme hareketleri çerçevesinden olmak üzere, Adalet Vekilinin azlinden sonra, sosyalist komünist  partisi   âzasından  bulunan

İçişleri Vekili M. Villy Stoph'un da aziolunacağı haberini teyid etmekte­dir. Merkez Komitesi azalarından bir­çokları kendisini, 17 Haziran hadi. selerinde methaldar görmektedirler. .M. Stoph'un Valter Ulbricht'in çok samimi bir arkadaşı olduğunu bildi­ren Telegraf gazetesi, Doğu Liberal Partisinin Başvekil Grotevohl'le, halk meclisinin tasdikinden geçmedikçe hiçbir kararname çikaramıyacağını, bu gibi hareketlerin anayasaya mu. halif olduğunu hatırlattığını, diğer taraftan Doğu Hıristiyan Demokrat Partisinin de bazı komünist partili memurların halka çok fena muamele ettiklerinden şikâyet etmekte oldu­ğunu bildirmektedir.

Berlin:

Sosyalist Komünist Partisi Merkez Komitesi Polit Bürosu "tahrikçilere yardım" sebebiyle Adaîbert Hengst'i partiden ihraç etmiştir.

Bu temizleme hareketini bildiren teb­liğden anlaşıldığına göre, partinin .merkez komitesi, vazifeleri tasrih e_ dilmemiş bulunan Hengst'i 17 ve 18 Haziran hâdiseleri üzerine Bakan yol­daş Bernd Veinberge ile 'birlikte Rostock eyaletine göndermiştir. Rostock eyaleti   eskj  Mecklembourg eyaletine tekabül etmektedir. Son defa yayınlanan Bakanlar Üste­sine göre Demokrat Alman Cumhuri­yetinin İçişleri Vekil Yardımcısı olan Vinberg'e de "karışıklıkları tahrik eden düşmanlar karşısında aciz gös­termiş olmasından dolayı" şiddetle cezalandırılmıştır.

20 Temmuz 1958

Bonn:

Müttefik komisyonu latamdan neşre., dilen bir tebliğde, Alman harp müc­rimlerinin affedilmeleri veya şarta muallâk olarak serbest bırakılmala_ rı için Alman Başvekili tarafından yapılan teklifin Fransız, İngiliz ve Amerikan hükümetleri tarafından in_ celendigi ve üç hükümetin bu hususta vardıkları karar açıklanmaktadır. Bu. na göre, Federal hükümet tarafından teklif edilecek şahıslardan müteşek­kil komisyonlar her üç bölgede faa­liyete geçerek, affedilecek veya şar. ta muallâk olarak serbest bırakılab elecek harp mücrimlerinin listelerini hazırlayacak vs bunları yüksek müt­tefik komisyonuna arzedecektir.

21 Temmuz 1953

 Berlin :

Kuzey batı Almanya radyosu, Doğu Almanya Adalet Vekili Max Fech_ ner'in birçok yakın mesai arkadaşla­rının Doğu Almanya polisi tarafından tevkif edildiğini bildirmektedir. Ada­let Vekâletine bağlı birçok yüksek me mur da tevkif edilmiştir. Bütün bu şahıslar, Fechner gibi, 16 .17 Haziran hâdiselerinde grevcileri himaye etmek veya onlara karşı fazla müsamaha­kar davranmakla itham edilmişlerdir.

22 Temmuz 1953

Berlin :

Sovyet bölgesinde bulunan binlerce Alman işçisi Adalet Vekilinin grevle­ri yasak eden emrine rağmen grevle­re devam etmekte ve komünist aleyhtan  nümayişlerde bulunmaktadır.

En aşağı dört büyük fabrikada işler tamamen durmuş vaziyettedir.

Sovyet .bölgesinde bir çok küçük fab­rikalarda da, faaliyetin kısmen durdu, ğu batı bölgesine 'gelen haberlerden anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan Adalet Vekili bayan Benjamin, grevlerin faşistler tarafın­dan kışkırtıldığmı ileri sürerek kanun dışı ilân etmiştir.

Berlin :

Rusya bugün Amerika'ya müracaat ederek, açlık içinde bulunan Doğu Al. manya sakinlerine gıda yardımının durdurulmasını talep etmiştir.

Bir Amerikan resmi sözcüsü ise, gıda programının hiç bir şekilde âeğiştL lilmiyeceğini beyan etmiştir.

Sovyet yüksek Komiseri Vladimir Semyenov, Bati Almanya'daki iaşe dağıtımının durdurulmasını talep et­miş ve bunun faşist ajanlarını sefer­ber etsrtye matuf 'bir hareket olarak vasıflan dırmıştır.

Bu hususta beyanatta bulunan resmi bir Amerikan sözcüsü Sovyet notası. nm alındığını soylİyerek şunları ilâ­ve etmiştir :

"Gıda dağıtımının faşist ajanlarını toplamıya matuf :bir hareket olarak vasıflandırılması tamamen saçmadır. Doğu Almanya halkına gıda yardı­mında bulunulması hususunda Baş-kan Eisenhower tarafından alman ka. rar, S'jmyenov'un mektubiyle değişe­cek değildir. Yolda bulunan gıda maddelerini Doğu Almanya sakinle, rine teslim edeceğiz.

23 Temmuz 1953

Berlin :

Bugün buraya gelen haberlere göre Doğu Almanya komünist hükümeti işçiler tarafından yapılmakta olan grevler ve nümayişleri bastırmak üze. re zecri tedbirlere başvurmakta ve her gün birçok kişi kurşuna dizilmekte­dir.

Muhtelif  şehirlerden   gelen   haberler­den anlaşıldığına göre, komünist gizli polisi toplu halde tevkiflerde bulun­maktadır. Bilhassa Batı Almanya kanaliyle gelecek iaşe yardımına müzahir olduk. larını alenen izhar edenler şiddetli cezalara çarptırılmaktadır.

Diğer taraftan alman haberlere göre, Polonya'da Alman hududu civarında, ki şehirlerde de toplu halde ayaklan., malar başlamıştır.

Ayaklanmaları bastırmak için komü­nist tank birlikleri hududa gönderil. mistir,

Polonya'daki gizli .mukavemet teşki_ lâtı, huduttan geçen "Mavi Ekspres" i berhava etmiş ve iki hudut nahiyesi­ni ellerine geçirmiştir.

25 Temmuz 1953

 Berlin :

Komünistler bugün, Doğu Almanya sahillerine yaptıkları tebliğlerde açlık veya zindandan birini tercih etmele­rini bildirmişlerdir. Sovyet ve komü. nist propagandacıları açlık çeken Sov_ yet bölgesinde oturan hor hangi bir kimsenin Pazartesi günü Amerikan gıda paketlerini aldığı takdirde do. ğuda casus ve sabotajcı olarak telâkki edileceğini bildirmişlerdir.

Bu suretle, komünistlerin, kendi hu­dutlarında bulundukları yerlerde kal­maları ve Batı Berlin'in Pazartesi gü_ nü dağıtmağa başlıyacağı 1 .milyon yiyecek paketini reddetmelerini Doğu Almanya sâkirlerine açıktan açığa ihtar cihetine gittikleri anlaşılmak­tadır.

Tehditler kâfi gelmeyince de komü­nistlerin herhangi bir münakaleyi ön­lemek için Doğu _ Batı hududunu ko­laylıkla kapatmak ihtimalleri vardır. Nitekim komünistlerin bunu tasarla­dıklarım gösteren bazı işaret ve alâ­metler vardır.

Batı Berlin'le Sovyet 'bölgesi arasında, ki 2500 yardalık hudut boyunca, Doğu polisi Batı Almanya'ya geçişi imkân­sız kılmak için bugün, dikenli tel çek­miştir. Batı polis makamlarının ha­ber verdiklerine göre, hudutla Sovyet bölgesi arasındaki hudut boyunun di. noktalarında da komünistler Ger kendi ölüm bölgelerinde kazmaktadırlar.

26 Temmuz 1953

Berlin :

Sovyot kontrolü altındaki Doğu Ber­lin radyosu Kore'de mütarekenin im. zalanmasınm mukarrer olmasını me,m nuniyetle kaydetmekte, bunda, dün. ysnm bütün milletlerinin barış gay­retlerinin muvaffak olduğu işaretini görmekte ve bizzat Amerikan askerle­rinin hergün daha şiddetle savaşa son verilmesini istediklerini belirtmekte­dir.

21 Temmuz 1953

Berlin :

Yüz binden fazla Doğu Almanya'lı, A merikalıların yolladıkları "memnu" yiyeceklere kavuşmak için bugün Sovyet bölgesinin 'her tarafından Batı Berlin'e akın etmişlerdir.

Ayaklarında yırtık ayakkabılar, üzer­lerinde partal elbiseler ve yamalı pan. talanlarla, ve çektikleri bunca mih_ netle açlık yıllarının nişanesi olan kırık, dökülmüş dişleri ve leke, çil basmış yüzleriyle kadın, erkek ve ço. ruk binlerce Alman, Batı Berlin'deki "dağıtma merkezlerinde" toplanmış­lardır.

Alâkalı memurlar, bir çoklarının gü­neyde, Çekoslovak hududundaki Sak­sonya şehir ve kasabalarından gel­diklerini söylemişlerdir.

Tahmin edildiğine göre 100 binden fazla Doğu Almanyalı Battı Berlin'e geçmiş bulunmaktadırlar ve mücavir Sovyet bölgesinden kalkan her tren. deri yüzlerce Alman çıkmaktadır.

28 Temmuz 1953

Berlin :

Batı Berlin 'belediyesi akşama kadar Doğu Berlin ve Sovyet işgal bölgesin­de ikamet eden Almanlara 130.000 den fazla yiyecek paketi dağıtmıştır. Da. ğıtma mahallerine gelenlerin hepsi, ne yiyecek vermek maksadiyle bu işe gece de devam edilmiştir. Herhangi bir hadise vukua gelmemiş ve bu iş. ten faydalanan Berlinlilere karşı halk polisi hiç bir müdahalede    bulunmamıştır. Yiyecek paketi almak için sıraya dizilenler hakkında not almak, ta olan Sosyalist , Ko/münist Partisi­nin bir memuru Batı Berlin polisi tara ftiıdan tevkif edilmiştir. Paketleri alanlann ekserisi' derhal açarak için-dekini yemeğe başlamaktadır.

Berlin :

Doğu Almanya Komünist Partisi bu sabah Doğu Almanya Hükümetine müracaat ederek, memlekette devam etmekte olan yeraltı faaliyetlerine son verilmesini  istemiştir.

Parti Merkez Komitesi tarafından neşreâilen resmî bir tebliğde, vatan hainlerinin, faşistlerin, casusların ve sabotorlerin Amerika tarafından destek, lenmekte olduklarım bildirmiş ve son. ayaklanmalara ve grevlere bu şahıs­ların sebebiyet verdiklerini ilâve etmıçtır.

Londra :

Geçen Mayıs'tan ıberi İngiltere, Fran_ sa, Almanya, İsviçre ve İtalya'da tet­kik seyahatinde bulunmakta olan United Press Müdürü Hugh Baiîlie mü_ şahadslerini şu satırlarla hulâsa et­mektedir.

Kore'de savaşların sona ermesi ile Almanya'nın Avrupa'da büyük devlet olarak eski yerine yükselmesi ihtimal ki bugünden itibaren gittikçe artan bîr alâkayı doğuracaktır.

İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya va İsviçre'de hemen !hemen üç ay süren seyahatim esnasında şunu öğrenmiş bulunuyorum ki, Avrupa'nın istikba­li meselesiyle alâkalı bütün görüşme, lerde Almanya ön safı işgal etmek­tedir.Diplomatlar, generaller, devlet adamları, politikacılar, muhabir, ga­zete sahipleri ve siyasî gidişi bilecek mevkide olan daha bir çok kimselerle konuşmuş, mülakatlar yapmış bulu-nuyerum. Buralardaki hamle ve ener­ji tezahürleri insanın derhal gözüne çarpmaktadır. Halk var gücü ile çalış­mak isteklisi gibidir. Bu yoldaki gay­retleri de günden güne artmakta, hız­lanmaktadır. Eatı Almanya'nın mu. azzam hamleler yaptığında, adımlar attığında şüphe yoktur. Memleket, kendine ıgolme yolundadır. Almanya, içgal masraflarına göğüs germek zorunda bulunurken halen ne bir ordu. ya, deniz veya hava kuvvetine maliktir. Bu sebeple halkı bütün dikkatini imara ve yaşayışını düzeltmiye ver. mistir.

Frankfurtta bir inşaat furyası hüküm sürmektedir.

Avrupa için büyük sayılan 10 kata kadar kunt binalar yükselmektedir. Hamburg ve Dusseldorf gibi diğer şe­hirlerde de inşaat sür'ati e ilerlemek­tedir. Bu inşaatın malî Cephesinin en büyük kısmı tiearot müesseseleri, ban­kalar, sigorta kumpanyaları ve bina fabrikaları tarafından karşılanmak­tadır. Alman parası istikrarını muha­faza etmektedir ve Deutsch Mark "Avrupa'da" en sağlam paralardan biri haline gelmiştir. Halk sıhhatli ve müreffeh görünmektedir. Şehir cadde, leri geceleri eğlenen halkla canlıdır. Buraları gündüzleri iş trafiğinin akış ve kaynayışı ile de canlıdır. Harpten beri yeni toir nesi] yetişmekte ve mem. leketlerinin bombalanmış, işgale uğ­ramış ve tamamiyle mağlûp edilmiş hakikati ile "kulakları zerrece şiş. miş" değildir. Ortada "harp suçu" di­ye bir duygu yoktur ve bütün günâh ve kabahatleri Hitler ve Nazilere yük­lemek tezahürü göze çarpmaktadır.

Manstein, Ramehe ve Kaizerlin.g gibi eski generaller serbest bırakıldıkları zaman, çiçek, nutuk ve bando müzika. larla karşılanmışlardır.

Batı Aimanya'daki sayfiye yerleri, 'ha­yattan kâm alan Almanlarla doludur. Almanların bir çoğu Doğu Almanya'­dan (Sovyet bölgesi) "Orta Almanya" diye (bahsetmektedirler,

Şurası aşikârdır ki, Ruslar. Aimanya'­daki bölgelerde kalmakta gittikçe güçlük çekeceklerdir. Komünistlerin Önleme gayretlerine rağmen Doğu Al­ınanlarının meydan okuyarak, Ameri­ka 'Ve Batılı müttefiklerden gelen mec cani yiyecekleri almak için Batı Ber­lin'e akın edişleri bunun diğer bir mi­salidir.

İyi malûmat alan kimselerle yaptı­ğım görüşmeler neticesinde, Alman­ya'nın bugünkü mevkiinde daimî su_ rette bırakılmasının istenmediğini tesbit ettim. Esas program, şüphe yokki, Birleşik bir Almanya'nın meyda­na getirilmesini hedef tutmaktadır. Mesele şudur. Alman Ordusu kendi kendine yeter bir birlik olarak AL. manlar tarafından mı idare edile­cektir. Yoksa, Avrupa müdafaa camia_ sındaki Doğu devletlerle birlikte müş_ tsrek bir komutanlığın emrine mi ve­rilecektir? Almanlar işi vaktinden ev_ vel aceleye getirmek niyetinde değil, dirlcr, bu arada sivil ekonomilerini yeniden tanzim yolunda istikrarla ilerlemektedirler. Fikirlerince ordu, ilk ele alınacak mevzu değildir.. Her şeyden evvel, mümkün olan sür'atle birinci sınıf devlet olarak hazırlan­mak icap etmektedir.

29 Temmuz 1953

 Berlin :

Doğu Almanya Başvekili Otto Grote. wohl, bugün 'Meclisteki /beyanatı sıra­sında şöyle demiştir :

Amerika'nın yiyecek yardımı, bu_ günkü şekliyle, bir tahrikten başka bir şey değildir. Demokrat Cumhuri­yet Hükümeti bunu reddetmiştir. Bu_ na .mukabil, eğer Mr. Eisen.hower bi­ze hakikaten yardım etmek istiyorsa,

Doğu Almanya Hükümeti Birleşik Amerika'dan 15 milyon'dolarlık yiyecek maddesi satın almıya hazırdır. Hükü­met, bu maddelerin parasını millet­lerarası normal piyasa rayici üzerin­den tediye edecektir, şu şartla ki, bize Doğu Almanya'yı ilgilendiren madde­ler verilsin, Amerika'nın elinden çı­karmak istedikleri bu değil.

Bunu müteakip Grotewohl Amerikan Hükümetinden şu sualleri sormuştur :

 Amerikan Hükümeti Batı ve Doğu Almanya arasında ticarî mübade­leye neden engel olmaktadır

 Batı   Almanya'daki   fabrika   ve.müessese müdürleri, sadece Doğu Al­manya   Hükümetiyle   ticarî   münase­betler tesis ettiklsri için. Amerika'danaldığı talimatla hareket    eden Adenauer Hükümetinin emriyle niçin ta­kibata maruz kalmakta ve hapse atıl­maktadır.

3Amerikan  Hükümeti,Doğu Al­man Hükümetinin merkez ıbankasınin dolar mevcuduna el koyma kara­rını iptal etmiye hazır mıdır.

1  Amerikan Hükümeti bölgeler a. rası ticaretin tabi tutulduğu :bazı tali, elitleri kaldırmaya hazır mıdır?

1 Temmuz 1953

Federe! Almanya Başvekili Dr. Adenauer'in Meclisteki beyanatı

 Bonn :

Meclisteki son siyasî tartışmalar esnasında, Başvekil Adenauer yaptığı resmî beyanatta, üç batılı büyük devletin Federal Alman Hükümeti ile normal diplomatik münasebetler kurmak üzere bulunduğunu bildirmiştir. Başvekil, üç müttefik hükümetin Federal Almanya notasına verdikleri ce­vapta, Alman Birliğinin teessüsü hakkında Meclisin beş maddelik prog-ı amini aynen kabul etmiş olduklarını ve bu suretle, Almanya ile bu dev­letler arasında aktolunan antlaşmaların tasdikini beklemeden anlaşma hü­kümlerini yerine getirmeğe hazır olduklarını bildirdiklerini beyan etmiş­tir.

Başvekil ayni zamanda, Hükümeti tarafından alman haberlere göre Sov­yet kesiminde 17 Haziran nümayişleri yüzünden en az 62 Almanın ölüme mahkûm edildiğini ve 25.000 kişinin de tevkif olunduğunu bildirmiş ve bu esaretin sona ermesi için mümkün olan herşeyi yapacağını ilâve eylemiş­tir.

Başvekil bundan sonra, Sovyetlerle ilgili olmak üzere Hükümetinin talep­lerini şu altı noktada hülâsa etmiştir

 Hudut boyunca bütün geçit yerlerinin açılması,

 Hat arkasındaki geçiti tıkayan setlerin yıkılması,

 Bütün Almanlara Almanya topraklarının her tarafında dolaşabil­mek serbestisinin temini,

 Doğu bölgesinde basın ve içtima hürriyeti,

5- Demokrat Partilerin faaliyetine müsaade olunması,

6  Bütün vatandaşları istibdat ve baskıdan koruyacak mevzuat.

Bundan başka Dr. Adenauer, yapılacak dörtler konferansında Almanya'­yı ilgilendiren anlaşma hükümlerine, hâlen Rusya'da bulunan Alman harp esirleriyle sivil mahkûmların serbest bırakılması şartının ilâvesini işeyeceğini bildirmiştir.

Başvekil nihayet, hür Avrupa devletleri arasında kurulan karşılıklı emni­yet sisteminin Sovyet Birliği için asla bir tehlike teşkil etmiyeceği, bilâkis dünya barışının temadisine faydalı olacağı hususuna işaret ettikten son­ra, Almanya ile müttefik devletler arasındaki antlaşmaları "ölü" olarak telâkki eden bzı vatandaşlarının fikirlerini reddetmiş ve sözlerini şöylb bitirmiştir :

"Dörtlü konferansın mümkün olması Alman siyasetinin tatbik mevkiine konması demektir ve bu siyasetin birbirinden ayrılması mümkün olmıyan iki cephesi, Alman. Birliğinin teessüsü ile Avrupa işbirliğidir.'-

Batı Alman hükümeti, 17 Haziran hâ­diselerinden sonra, Alman işlerinde daha faal olmak, Alman kaderine hük metmek için yetkiler elde etmek te­mayülleri göstermiştir. Doğu Alman, ya'yı komünisti eştirmekten vaz ,geçmesi ihtar yolunda Doktor Adenauer tarafından Sovyet hükümetine hita_ ben neşrolunan mektup îm temayü­lün bir ifadesidir. Batı Almanya Baş. bakan: bununla da yetinmemiş Va, şington'da toplanan üç Dışişleri Ba­kanına da birer mektup ^göndererek Doğu ve Batı Almanya -halkı arasında ki münasebetler ve buna ait bazı me­seleler hakkında istekler ileri sürdük­ten sonra "bu taleplerin Moskova hü­kümetine de bildirilmesini" rica et­miştir ki, bu, velev 'bilvasıta da olsa, Alman hükümetinin Moskova hükü­meti nezdin.de ilk resmî teşebbüsü ol­mak bakımından çok manâlıdır.. Batı Almanya'da şimdiye kadar "ba­tı ile birleşme" sözü hüküm sürüyor­du. Bugün orada da, "Alman milleti­nin birleşmesi ve tek Almanya" düs_ iuru galebe etmiye başlamıştır ve bu temayül büyük bir hızla yapılmakta­dır. Doktor Adenauer yakın bir seçim imtihanı verecektir.. Batıda gösterile­cek tereddüt hareketleri onu 'bu se. çimlerde mağlûp edebilir. Sonra ne olur? Onu büyük batılılar iyi düşün­sünler.

Alman ,milletinin gönlünü kazarak o-na medeniyet ve meşru nizam cephe­sinde lâyık olduğu yeri vermek lâzım­dır.

Yazan : Asım Us

16 Temmuz 1953 tarihli Vakit'ten.

Doğu Almanya hâdiseleri tahminler­den üstün bir ehemmiyet almak üze-rcclir. Birkaç hafta evvel bu memle­kette iki milyon işçinin isyan ettiği­ni ve Sovyet tanklarına karşı elleri­ne geçen vasıtalarla mukavemet gös­terdiklerini biliyoruz. Amerika Cum­hurbaşkanı Eisenhower bu isyanların

hakikî sebebi açlık olduğunu öğrenin­ce on ıbeş milyon dolar kıymetinde gi-da maddeleri .göndermek teklifinde bulunmuş, fakat bu insanî teklif Sov yet Dışişleri Bakanı Molotof tarafın, dan reddolunmuştu. Dikkate değer hâ. dişedir ki, aradan iki gün geçmeden Doğu Almanya Başbakanı Otto Grotte_ wohl açlık tehlikesi ilân etmiştir!.

Bir Berlin telgrafına göre Grottewohl neşrettiği bir beyannamede şöyle di­yormuş :

 işçi yokluğundan dolayı hasadın kaldırılması tehlikeye düşmüştür. Fab. rikalardan, .gençlik teşkilâtlarından, kadınlar arasından ve demokratik darenin memurlarından işçi birlikleri teşkil edilerek hasadın kaldırılması temin olunmak lâzımdır."

Berlin'deki batılı müşahitler Grotte. vvohl'un bu sözlerine bakarak 17 Ha. ziran'da iki milyon işçinin ayaklan­masından sonra şimdi Doğu Alman­ya köylülerinin isyan bayrağı çektik­leri .mânasını çıkarıyorîarrmş..

Hakikat 'halde Doğu Almanya'daki komünist başbakanın yukarıya nak­lettiğimiz sözlerini başka türlü tefsir etmeğe imkân yoktur : Doğu Alman. ya'da hasat niçin tehlikeye düşüyor? Tarlaları eken köylüler hasadı kaldır­mağa kâfi değil midir? Bu köylüler nerededir? Doğu Alman köylüleri iş başında iseler fabrikalardan, gençlik teşkilâtlarından, kadınlar arasından ve komünist hükümetin  memurların.

dan hasat İçin işçi birlikleri teşkiline neden lüzum görülüyor? Demek ki tarlalarını eken köylüler emeklerinin mahsulü ellerinden alınacağını düşü­nerek hasad ile alâkadar olmuyorlar.

Fakat Doğu Almanya'da komünist bir idare var. işçileri fabrikalarında çalışmağa mecbur etmek için müda­hale eden Sovyet tankları köylüleri hasad için çalışmağa mecbur edemi­yor mu? Köylüler    çahştırılamıyorsa

daha birkaç hafta evvel isyan etmiş olan işçiler arasından hasad için el emeği nasıl bulunabilir ? Bu suallerin cevabını önümüzdeki günlerin hâdi­seleri verecektir.

Doğu Almanya'daki vaziyetin ehem. miyetini da'ha iyi takdir etmek için Kremlin'de Beria'mn tasfiyesi hakkında ileri sürülen gerekçeyi de hatırli Yalm  Bilindiği gibi Beria'ya isnat e'dilen suçlardan biri de Doğu Alman­ya'da kapitalizm emperyalistleri ile anlaşmış olmaktır. Buna göre Doğu Almanya hâdiselerinin mes'uliyetİ Beria'nın omuzlarına yükleniyor de­mektir. Nitekim Doğu Almanya'da 485 polis memuru ile beraber tevkif edilen polis şefi Zaisser'in Beria ile sıkı dost­luğu bulunduğu söyleniyor.

Hülâsa 'Doğu Almanya'da tatbik edilen komünist rejimi bir çıkmaz için­dedir. Bu çıkmaz ancak iflâs tâbiri ile ifade olunabilir. Batı Avrupanm gö­zü Önünde olan Dağu Almanya'da vaziyet böyle olunca demir perde ge­risin in daha uzak ol an teöşel eri ne halde olacağı tahmin edilebilir.

Yazan : Mücahit Topalak

22 Tsmnıuz 1953.tarihli Zafer'den

Haziran ortasında başjgösteren Doğu Almanya hâdiseleri karşısında komü_ nist idarecilerin takındıkları tavır e. saslı bir değişiklik göstermiye başla­mıştır. Dün gelen 'haberlerde Doğu Al. manya'nm yeni Adliye Bakanı Ma. dam Hûda Benjamİn'in, azledilmiş o. lan selefi May Fechner'den bahsediş tarzı, bu değişikliği bütün şumuliyîe açığa vurmuş gibidir, ıHilda, Fech_ ner'in, 16 _ 17 Haziranda Doğu Berlin', de patlak veren "Faşist komplosu" n. dan bir 'grev diye bahsettiği için azle_ dildiğini söylemiştir. Stadın Adalet Bakanına göre, bu karışıklıklar, "Em­peryalist ajanlar" m ve memleket ve hattâ parti dahilindeki faşist eleman, ların marifeti olup, 'bunlardan bir grev diyo bahsetmek Alman işçisine haka­ret etmek olur ve aynı zamanda basi­retsizliğin ve ihanetin açık bir delili­dir.

Hûda'dan bir kaç gün evvel Başbakan Yardımcısı ülbricht'in ve diğer ileri gelen bazı idarecilerin de aynı meal­de konuştukları ve bu "Faşist" hare­ketlerinin şiddetle tenkil edileceğini söyledikleri hatırlardadır. Halbuki, 17 Haziran hâdiselerini müteakip Alman idarecilerinin kuîlan'dıkları lisan ve takibettikleri hareket tarzı .büsbütün başka türlü idi. O zamanlar Başba­kan Groteıvohı başta olmak üzere ko­münist Alman idareciler; bu karışık­lıkları çıkaran işçilere hak vermişler, hükümetin kusurlarını sayıp dökmüş­ler ve hattâ Sovyetleştirme sistemin­den vazgeçileceğini vâd etmişi erdi. Bu mülayim İfade, bir gevşeme siyaseti­nin tatbik edileceği ve buna muvazi olarak "'Sert" liderlerin iş başından uzaklaştırılacakları intibaını uyandır­mıştı. Bu arada bilhassa Uubricht'in günlerinin sayılı olduğu zannedilmek­te İdi. Lâkin, aradan üç hafta geçme­den, bu mülâyimet siyaseti birdenbire değişivermiştir. Azl ve tasfiyesi bek­lenen Ulbricht ateş püskürmeye baş­lamış ve nisbeten müsamahalı ve mu. tadil lider olarak tanınan Adliye Ba­kanı Fechner'in yerine yukarıda zikr. olunan Madam Kılda Benjamin geti­rilmiştir.

1927 den beri koyu bir komünist ola­rak faaliyette bulunan ve Kasap lâ­kabını taşıyan" Hilda, Nazi Almanya emin toplama kamplarında uzun za. man süründükten ve kocasını da ora­da kaybettikten sonra, harbi mütea­kip komünist Doğu Almanya'nın başlıca liderlerinden biri olmuş ve te­mizleme dâvalarında bir çok kimseyi darağacına göndermiştir. Şimdi bu kadının Adliye Bakanlığı gibi bir mev_ kie getirilmesi çoK kanlı bir temiz­likler ihtimalini düşündürmeye kâfi gelmektedir.

Doğu Almanya idarecilerinin böyle birdenbire siyaset değiştirmelerinin sebebi nedir Doğu Almanya hâdise­leri müsamaha ve mülâimiyetle önü alınamıyacak derecede genişlemiş ve vahamet mi kesbetmiştir? En az gö­rünüşte böyle bir durumun mevcut olduğu söylenemez. Buna mukabil bu değişikliği Moskova hâdiseleri ve Barla vak'am ile izaha meyledenler vardır. Filhakika, Stalin'in ölümün­den sonra Sovyet Rusya'nın giriştiği yumuşak siyaset Beria'nın eseri İse ve Beria biraz da bu   yüzden tasfiye edilmiş ise, şimdi bu siyasetin değiş­mesini beklemek yanlış olmaz. Fakat Beria'nın niçin ve hangi şartlar altın.

17 Temmuz 1953

 Viyana :

Dün Praque radyosunda kadınlara hitaben bir konuşma yapan eski rad­yo yorumcusu, rhalen îç Ticaret Ve. kâletinde çalışmakta olan F. IK. Ze_ man, Çekoslovakya'da iaşe azlığını kabu]  ederek demiştir ki :

"Bilhassa cumartesi günleri olmak üzere kadınlar dükkânların önünde sıra beklemektedir. Ekmek ve eti ancak sabahlan temin etmek mümkün­dür. Bütün bu çalışan kadınların saat_ lerce dükkân önlerinde bekliyerek kaybettikleri vaktin iktisadiyatımız için ne büyük kayıp olduğunu anla­mak zor değildir."

Halkın ihtiyacını akrşılıyamamanın iaşe darlığından ziyade dükkâncıla­rın az sipariş vermelerinden ileri gel­diğini söyliyen Zaman, 1 Haziran'da Çekoslovakya hükümetinin yiyecek maddelerinde vesika usulünün kaldı. rıldığım bildirmiştir.

Yazan : Mücahit Topalak

7 Temmuz   1953  tarihli  Zafer'den

Demir perde arkası memeleketlerinde komünist rejime karşı yer yer ayak­lanmalar olduğu ve bunların genişle­mek istidadı gösterdiğine dair kontro­lü şimdilik imkânsız haberler meya. nında Macaristan'da da bir hükümet değişikliği vukubulduğu ve bu arada başbakan Rakosi'nin çekildiği bildiril­mektedir. 1952 den beri başbakan o. lan Rakosı Yahudidir. 'Bununla bera­ber demir perde arkasında Stalin'in ölümüne takaddüm eden günlerde hü. kümsüren Yahudi düşmanlığı buhra­nına mukavemet edebilmiştir. Bugün de Rakosi'nin başbakanlıktan uzak­laştırılması Yahudi düşmanlığı ile alâkası oîmıyan sebeplere müstenid görülmektedir. Zira halen Macar ko­münist partisi ve hükümet mekaniz­malarında daha bir çok Yahudi aslından kimselerin mevkilerini muhafa za etmelerine mukabil, vaktiyle Ya­hudi -düşmanlığını terviç ve tatbik eden Kovaes gibi, siyasî polis şefi Gaborpetr gibi, gözden düşmüş sah siyetlerin akıbetinden el'an haber yoktur.

Rakosi'nin yıldızının sönmekte olduğu epi zamandır az çok hissedilmekte idi, fakat bu keyfiyet bilhassa geçen ayın 27 ve 28 inde Macar komünist partisi teşkilâtında yapılan değişiklik sırasında meydana çıkmıştır. Filhaki­ka o tarihte Rakosi'nin vâsî selâhiyet-le işgal etmekte olduğu sekreterlik lâğ vedüerek bunun yerine üç kişilik bir heyet ikame edilmiştir. Her ne kadar Rakosi de bu heyet içinde kalmış ise de, sırf bu değişiklik yüzünden nüfuz ve iktidarı haliyle azalmıştır. Bunun gibi partinin diğer organlarında ya­pılan tadilâtta da Rakosi taraftarları­nın uzaklaştırıldığı görülmüştür. Lâ­kin bütün bu değişikliklerin, başba­kanı ve taraftarlarının istihdaf etme­diği intibaını uyandırmak için, tadilâta Rus komünist partisinin 19 uncU kongresinde yapılan yeniliklere rau. vazi bir istikamet verilmiştir. Macar komünist partisinde vukubuîan ıbu değişiklikten sonradır ki, Presidium tarafından yapılan teklif üzerine yeni parlâmento başbakanlığa îmre Na_ guy'yi seçmiştir. Imre Naguy, başbakan yardımcıların^ dan olup, parti teşkilâtında yapıldığı yukarıda bildirilen son değişiklik sı­rasında yeni siyasî büroda kalanlar­dandır. Evvelce siyasî büroya -başba­kanla beraber 'beş başbakan yardım­cısı da dahil bulunduğu halde son değişiklikte 'bunlardan ancak üçünün alınması kararlaştırılmıştır ki, bu üç yardımcıya Naguy da dahildir. Hükümet değişikliğini bildiren haber­lerde Naguy'nin köylü ve İşçilerin İS-yanını 'bastırmak maksadiyle "gev, seme" tedbirleri alacağını söylediğine dair bir kayıt var ise de, yeni başba­kanın böyle bir beyanatta bulunduğu düşünülemez, zira bugün için Maca­ristan'da bir ayaklanma varsa bunun ölçüsü .meçhul olduğu gibi, komünist idarecilerin "isyan var" delikleri de şimdiye kadar hiç işitilmemiştir. An­cak, bu "yakıştırma beyanatın haki­katle olan alâkasını da kaydetmek lâzımdır. Memlekette isyan varsa da yoksa da, Macar hükümeti bütün di­ğer komünist hâkimiyeti altındaki memleketlerde olduğu gribi "gevşe­me" tedbirleri alacaktır. Bu Kremlin'. den Eatı âlemine karşı yöneltilen U-mumî sulh taarruzunun esas hatla­rına uygun olduğu .gibi memleketin iktisadı ve .sosyal 'güçlüklerini izah etmek için de gerekli addedilmekte­dir. Bunun için de "seri" komünistle­ri muvakkat bir zaman için de olsa veya temelli olarak zira bu rejim­lerde ferdler gibi liderlerin de değeri yoktur ikinci plâna çekip idarenin başına ,mülâyemet siyasetini tatbik edebilecek kimseleri getirmek lâzım­dır. Rakosi Macaristan'ın 1 numaralı komünisti idi. Onun uzaklaşmasiyle bütün peyklerde görülen veya yakın­da görülecek olan yeni siyasete Ma­caristan da ayak uydurmuş olacaktır.

image005.gifimage006.gifimage007.gifimage008.gifPolonyalı müteaddit mukavemet grup lan döğüşmek üzere birleşmektedir ve bir merkez mukavemet konseyi kurmuş bulunmaktadırlar.

En şiddeti: muharebe, Kuestrİn, Frankfurt, Dammvorstadt'ta olmuştur Polonyalı askerlerin desteklediği Po. lonyali işçilerle Sovyet askerleri ara­sında çarpışmalar vukua gelmiştir.

Landsberg, sKrossen, Shuwerin'de de ayaklanmalar olduğu haber verilmek tedir.

Doğu ıBerlin Alman radyosu, par.tL zanlann Frankfurt . Oder'den Brest Litovsko'ya giden tren yolunu tutmuş ve doğu Almanya'dan Sovyet Rusya.. ya tazminat mallan taşıyan 12 yük vagonunu alıkoymuş olduklarını bil­dirmiştir.

Telegraf gazetesi, Sovyetlerin Alman-ya'daki 300.000 kişilik işgal ordusunu, 17 Haziran ayaklanmalarının bunlara olan güveni sarstığından dolayı değiş tirmeğe başladıklarını da bildirmek­tedir.

22 Temmuz 1953

 Londra :

Polonya haberler ajansının bir habe­rini yaymlıyan Varşova radyosu, Po_ lonya makamlarının hapiste bulunan katolik papazlarını affettiklerini söy­lemiş ve şunları ilâve etmiştir : "Millî cephedeki katolik liderlerin ta­lebi üzerine Devlet Şûrası muhtelif hapis cezalarına çarptırılmış bulu­nan 16 katolik papazını affederek serbest bırakımya karar vermiştir."

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

16 Temmuz  1953 tarihli Ulus'tan :

Yugoslavya Cumhurbaşkanı Mareşal Tito'nun son Sovyet politikası hak­kında bir Amerikan ajansı muhabi­rine yaptığı beyanat her tarafta de­rin bir ilgi ile karşılanmıştır. 'Bu ehemmiyet; pek tabii görmek iktiza eder. Her halde Kremlin idarecilerini tanımak hususunda Mareşal Tito'­nun en müsait bir mevkide bulundu, ğu şüphe kabul  etmez.

Mareşal Tito, Sovyet politikasında ne kadar değişiklik göze çarparsa çarp­sın, esaslı hedeflerden bir ayrılık vukua gelmiyeceğine inanmaktadır. Biz bu kanaatin isabetinde hiç şüp_ he etmemekteyiz. Sovyetler kendi kendilerini inkâr etmedikçe politika­larını değiştiremezler. Onlar komü­nizm imanı namına ihtilâl yapmış­lar ve iktidarı ele geçirmişlerdir. Ko­münizmden ayrılacak olurlarsa vü­cutlarının hiçbir hikmeti kalmaz. Ko_ münizmı müdafaa ve tatbik etmek istedikleri takdirde de bu imanı dün­yaya yaymak kendileri için en esas­lı hedefi teşkil etmek zaruridir. Bü­tün dünyadan ayrılarak yalnız Rus­ya'da komünizm rejimini kurmak ve yürütmek kaabil olmıyacağını ilân eden büyük komünist şefi hakikata tercüman olmaktan başka bir şey yapmamıştır.

Böyle olmakla beraber, Mareşal Tito Rusya'daki değişikliğin sadece bir taktik manevrasından ibaret olma­yıp hakiki olduğunu söylemiştir. Ma­reşal Tito'nun söze başlarken dediği gibi, Sovyetler Birliği esaslı hedefle­rinden vazgeçmiyecek ise Rus politi­kasında "hakiki değişikliklerin" na_ sıi kaabil olabileceğini anlamak çok zordur. Bu esaslı noktayı Mareşalin beyanatında büyük bir noksan teş. kii etmiş ve zihinlerde    ciddi bir te-

reddüt yaratmıştır. Mareşal Tito Rusya'da daha ba.^ka değişikliklere yani Batı dünyasını memnun ve tatmin edebilecek feda­kârlıklara şahit olmak için Batı dev­letlerinin takibedecekleri politikanın tesiri olacağını da ilâve etmiştir. Me. selâ zuhur eden fırsattan istifade e. derek Almanya ve Avusturya mesele­lerini halletmeli imiş. Kremlin idarecilerini gösterdikleri yumuşama istidadında teşvik için anlayışlı  davranmak muhakkak ki lâzımdır. Fakat bu tavsiyeyi yapar­ken Batının göstereceği müsaadekâr. lığın bir hududu olacağını da unut­mamak zaruridir. Almanya ve Avus­turya meselelerini halletmek husu­sunda Batı dünyasının hiç fırsat kay-betmiyeceklerini zannederiz. Fakat bu hususta Bolşeviklere gösterilecek "müsaadekârlığm" hudutları ne ola­caktır? Rusları, gösterdikleri iyi ni­yet nişanelerinde teşvik etmek lâzım geldiğini söylemek pek kolaydır. îhtilâf bu prensipte çıkmıyacak, pren­sibin hudutlarını çizmekte ve tatbi­kat   sahasını   bulmakta   çıkacaktır.

Mareşal Tito Ruslardan "bütün esas. lı hedeflerini" feda etmeyi istemek­ten çekinmek lâzım geldiğini Batılı­lara ihtar ediyor. Bu müphem ve u. mumi hudutlar içinde sözleri pek doğru görünüyor. Yalnız, Rusların hangi hedefleri "esaslı" hangi hedef­leri "feda edilmesi kaabil" addedile­cektir? Moskoflardan komünizmi bı. rakaraîk parjâmentarizmi tatbkk öt­mek istenilmesin. Fakat, komünizmi asıl Rus hudutlarının içine çekilme­ğe ve Avrupalı oldukları halde De­mirperde arkasına kapatılmış millet­leri serbest bırakmağa davet etmek acaba onlardan fazla 'bir şey İstemek mi addedilecektir?

Mareşal Tito'ya göre, Batı dünyasın, da bazıları Ruslardan fevkalâde şey­ler istemek dakikası   geldiğine inamıyorlarmış.   Böyle  bir  hareket  umumi  durumu şimdikinden   berbat  birhale sokmaktan başka bir netice vermezler.Mareşal Tito gibi hayat ve mücadele mektebinden     yetişmiş   şahsiyetlerin klâsik diplomasi üstadları gibi müp­hem ve umumi, surette konuşmala­rından ziyade doğrudan doğruya re­aliteyi kucaklıyan görüş ve tavsiye. rini Öğrenmek daha faydalı olabilirdi.

2 Temmuz 1953

Vaşington:

Batı Almanya'nın Birleşik Amerika'­ya hususi surette gönderdiği Büyük Elçi Heinz Krekeler dün burada ver, diği beyanatta; "yarın" bütün Al. manya'da seçim yapılmasını hükü­metinin ancak, Sovyetler Doğu Al­manya kukla hükümetinin mukadi. deratım seçim sandıklarında tehlike­ye atmadığı takdirde kabul edeceği, ni söylemiştir.

Krekeler bu konuşmasında ayrıca hükümetinin, Krenılin'in 18 milyon Doğu Almanın sevkisip.i kaybetmek gibi bir tehlikeyi göze almıyacağmı tahmin ettiğini ilâve etmiş ve demiş. tir ki:

"Geçen haftalarda Sovyet bölgesinde vukua gelen nümayişler herkesin e. şasen bildiği bir hakikati meydana koymuştur. Doğu Almanya'da herkes komünizmden nefret ediyor"

3 Temmuz 1953

Vaşington:

Temsilciler Meclisi 1 Temmuzdan i-tibaren başlıyan malî yıla ait olmak üzere 34 milyar 434 milyon 140 bin 500 dolara baliğ olan Amerikan as_ kerî bütçesinin heyeti umumiyesini dün kabul  etmiştir.

Bu seneki tahsisat Başkan Eisenho_ ver tarafından talep edilenlerden bir milyar 337 milyon 422 bin 500 dolar daha noksandır. Bu tahsisat ayni za­manda eski Başkan Truman tarafın­dan hava kuvvetleri için teklif edi. lerrîen de o milyar dolar daha dü şüktür.

Temsilciler Meclisinin kabul ettiği bu tahsisat şu suretle taksim edilmiş­tir: Ordu tahsisatı:  12.982.000.000 dolar, Bahriye tahsisatı : 9.384.384.000 dolar. Hava  kuvvetleri  tahsisatı: 11.048.000.000 dolar, Savunma Vekâleti tahsisatı: 1.019.500.000  dolar. Muhtelif:   256.500  dolar. Savunma bütçesi sıfıra karşı 386 oyla kabul edilmiştir.

4 Temmuz 1953

Chicago:

United Press ekiplerinin müşahedele­rine göre, 66 sı trafik kazalarında, 12 si boğulmak ve 7 si de muhtelif ka. zalarda olmak üzere. Grinviç ayan İle saat 10 a kadar, istiklâl günü şenlik­lerinde 85 kişi Ölmüş bulunmaktadır. Polis makamlarından verilen malû­mata göre, Douglas Enstineadmda bir Amerikalının sürdüğü otomobili bir köprü korkuluğuna çarparak hava­ya fırlamış ve içinde İS yaşlarındaki

5 erkek  ve  kız  çocuğunun  bulundu­ğu diğer bir otomobilin üzerine düş­müştür. Gençlerden dördü ölmüş, bençieisi  de Enstine ile birlikte  ağırca yaralanmıştır.

Connecticut de atılan havai fişekler­den bir mobilya mağazasında yan­gın çıkmış ve 40.000 dolar hasar kay­dedilmiştir.

6 Temmuz 1953

Dallas  (Teksas):

Teksaslılar bugün de yağmur yağma­sı için dua etmişler fakat mütehas­sıslar yakında yağmur yağacağına dair hiç bir işaret görmediklerini bil­dirmişlerdir, Temsilciler Meclisi Ziraat Komitesi mensubu Teksash mebus Poagc bu seneki kuraklığın 1886 yılının meş­hur kuraklığından da fena olduğunu söylemiştir.

7 Temmuz 1953

 Waşington:

Denizaşırı Amerikan kütüphanelerin, de bulunan 30.000 esere karşı ''Ko­münist temayüllü" iddasiyle ayan âzası Mac Carthy tarafından açılan kampanya mucibince bu kütüphane­lerden toplanan eserlerin ekserisi yerlerine gönderilmesi için Dışişleri Vekâleti  gerekli tedbirleri  almıştır.

Ayni Vekâletten bildirildiğine göre daha evveı toplantıları bu kitapların kütüphanelerde yeniden teşhir olun­ması emri ile beraber yabancı mem­leketlerde bulunan 189 Amerikan kü tüphanesinc 50 kitaplık listeler gön­derilmiştir. Diğer taraftan yine Mac Carthy em­riyle satıştan menolunun 300 k'tap_ tan 250 si yeniden piyasaya sürülebile­cektir.

12 Temmuz 1953

Salem:

Salem hapishanesindeki 800 mah­kûm başgardiyanın kendilerine, an­cak kayıtsız şartsız teslim oldukları takdirde hücrelerine dönmeye müsa­ade edeceğini bildirmesi üzerine gece­yi  açıkta geçirmiştir.Dün  sabah  ay aklanan mahkûmlar iş başında grev yapmağa teşebbüs .etmişlerdi. Fakat süratle müdahale eden gardi­yanlar göz yaşartıcı bombalar kulla­narak mahkûmları bulundukları yer­lerden çıkararak bahçede kordon içi,. ne almaya muvaffak olmuşlardır.

17 Temmuz 1953

Thermal  (Kaliforniya):

Yarbay Villiam Barns, F_86 Sabre ti­pi tepkili bir uçakla Kaliforniya'da Thermal plajı üzerinde yaptığı bir uçuşla saatte ortalama 1.151 kilomet­relik bir süratle uçarak dünya sürat rekorunu kırmıştır.

Miami, Florida:

Geçsn ocak ayında geçirdiği bir o_ tomobll kazasından beri koma halin­de hastalıanede yatan 17 yaşında bir kızın cumartesi akşamına kadra bir çocuk  doğuracağı  anlaşılmıştır.

Doktorların genç kadının çocuğunu kurtarmak için büyük gayretler sar. f etmektedir.

Bütün hastahane doktorları toplana­rak, çocukla annesini kurtarmak için ne yapılması lâzım-geldiMni incele­mişler ve en iyi Çarenin çocuğun müda halesiz doğması olduğuna karaî vermişler ve derhal faaliyete geçmiş­lerdir.

Bütün Amerika tıp âlemi neticeyi me­rakla beklemektedirler.

Waşington:

Hazine dairesi 30 Haziran 1953 te so. ne eren malî yıl zarfında 69.595.916. 968,36 dolar vergi toplamıştır. Bir rekor teşkil eden bu meblâğ 1952 malî yılın­dan 4,586.331.408,71 dolar daha fazla­dır.

Gelirdeki bu fazlalığın 36.949.861.969,39 dolan bulan şahsî gelir vergileri teş. kil etmektedir ki, bu da geçen seneden 3.461.108.153,40 dolar fazladır. Şirketlerden toplanan vergi geçen se_ nekinden 81.405.815,12 dolar fazlası ile 21.548.315.834,45 dolardır.

Diğer muhtelif tahsilat da yine ge­çen seneye nisbeten 1.019.980.959,53 dolar fazla olarak 10.824.236.257,50 dolardır.

Bu sene toplanan meblâğ bir rekor teşkil etmesine rağmen sulh vakti gider rekorunun 9,389,000,000 dolar bir artış göstermesine mani olamamış­tır.

20 Temmuz 1953

Waşington:

Demokrat Parti liderleri Başkan EL senhover'i dış yardım programında yapılması istenen 11.000.000.000 do. larlık kısıntıya itiraza davet etmişler­dir. Mc Comik, Demokratların bu husus­ta Eisenhover'i destekliyeeeklerini söylemiş, fakat Tahsisat Komisyo. nıma karca mücadeleyi evvelâ Başka­nın açmasını istemiştir.

Mc Çermik "eğer E'.senhover dış yar. dım bütçesine hin değilse 700.000.030 dcîar ilâve etmeye çalışırsa Demok.. ratlarin yardimiyle istediğini elde e. debilceektir"  demiştir.

Brush-Croek _  California:

Kalabalık bir meraklı ve ftoğrafçı kitlesi yarın burada uçan daire ile gelecek Merlhlilerin resmini almağa hazırlanmaktadır. Şayet Merihlilei programlarını bozmazlarsa epeyce muhterem bir istikbal merasimi ile karşılanacaklardır.

Dürüstlükleri ile tanınmış iki ma­den .-.«çisinin iddiasına göre geçen ay zarfında gümüş renkli bir uçan daire bu civarda iki defa yere inmiş ve içinden atlayan gen:;; omuzlu bir metre kadar boyunda bir adam alü­minyum bir kova ile golden su doldu­rarak daireye dönmüş, kovayı bir bankasına uzattıktan sora ip merdi, verilere tırmanarak :çerj atlamıştır, işçiler, iddialarını isbat etmek için bir daha gördüklerinde vurma müsa­adesi istenirlerse de mahallî idare ancak fotoğrafla tesbit etmelerine L zin vermiştir,

İki arkadaş .başka bir dünyaya a;l: elan bu insanların yarin sabah ma­hallî saatle 6.30 da geleceklerine e mîndirlcr. Ancak kalabalıktan kor­kup yere inmiyecekiorini tahmin et­mektedirler.

Wagington:

Temsilciler Meclisi, ecnebi memle­ketlere Amer'kan askerî yardım tah­sisatında 800 milyon dolarlık kesin­tiyi kabul ve bu proğramm 3 milyar 15C milyon dolara yükr,el?n kredile­rini tasvip etmiştir. Bununla beraber bu tasvipler yeniden gözden geçirile-

cektir. Zira Temsilc:ler Meclisi ayni zamanda yabancı memleketlere as_ kerî ve iktisadî yardımın tamamı hakkındaki kanun tasarısı üzerinde de kararını  verecektir.

29 Temmuz 1953

Nev Eritain  (Connecticut):

fsaac Alkas dün burada bir dinlenme evinde ölmüştür. Nüfus kaydına gö­re kendisi 127 yaşında idi. Ölümünde 90 yaşında olan karısı yanında bu­lunmuştur.

Müteveffa yası sorulduğu zaman nu_ fus dairesin'n .mübalâğa ettiğini, "127 değil, ancak 1.24 yaşında olduğunu Köylerdi, İsaac A'lkas'a göre kendisi 1829 da İran'da doğmuş, 50 yaşında Amerika'ya hicret etmiştir. 27 sene­den beri dinlenme evinde idi ve bir. kaç senedir gözleri görmez olmuş­tu.

Waşinıgton:

Atom Enerjisi Komisyonu, denizaltı, lan son derece süratle hareket ettire­cek yeni bir atom makinesinin ha­zırlıklarının tamamlanmak üzere ol­duğunu açıklamıştır,

Komisyon neşrettiği raporda aşağıda­ki  hususları  da açıklamıştır:

1İçinde bulunduğumu  seneninilk altı ayı zarfında atom bombası imalâtı rekor hadde çıkarılmış ve son altı ay zarfında bu nisbetin da­ha artacağı anlaşılmıştır.

 Bu sene içinde Nevada'da   yapı,lan 11  atom infilâkı denemesi netice­sinde Amerikan ordusunun  daha bü­yük bir vüs'atte atom silâhlariyleteçhiz   edilebileceği   anlaşılmıştır.

 Önümüzdeki seneler zarfındasanayi sahasında atom enerjisinden tahminin fevkinde büyük istif adelei elde edilecektir.

Vaşington toplantısı, şimdiki tezahü­rata göre, .müsbet neti celi olacağa benziyor. Ona katılacaklarda 'bir  yimseıiik mevcuttur. Biz de, neticeye intizaren, iyimser olmağa çalışaca­ğız.

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

5 Temmuz  1953 Tarihli  Ulus'tan

Eğer son dakikada geri kalmazsa, üç Batılı devletin Dışbakanlan birkaç gün sonra Vaşington'da bir toplantı yapacaklardır. Vaşington toplantısı, üç defa geri 'bırakılan ve nihayet Sir Vinston Churchill'in hastalığı üzeri. ne toplanmasından şimdilik vazgeçi. len Bermuda Konferansının yerin: a_ lacaktı;1.

Bermuda konferansının toplanmasını icabettiren sebep Stalin'in ölümün­den sonra yeni Sovyet liderleri tara­fından soğuk harp taktiğinde yapılan değişiklik üzerine .meydana gelen durumu incelemek ve üç devletin pn_ liükalan arasında ahenk kurmaktı. Stalin tarafından takibediîen tecavüz politikası bir bakımdan batılı devlet­lerin vazifelerini kolaylaştırmıştı. Harbi takibeden yıllar içinde Rusya İran'dan çekilmek istemedi, Yunanis­tan'ın içişlerine karıştı. Türkiye'den toprak isteklerinde bulundu. Çekoslo. vakya'daki komünist darbesini des­tekledi. Kore harbini açtı. Birleşmiş Milletlerde baltalama yolunu tuttu. Bütün bu hareketler, Batılı devletler arasında sıkı bir dayanışmanın ku_ rulmasma vardı. Küçük devletler de bunların etrafında toplandı. Atlantik Paktı Teşkilâtı kuruldu. Amerika'nın da yardımı ile bu devletler silâhlandı­lar. Barış zamanlarında bütün tarih boyunca bir örneği görülmiyen hadi. se olarak ordularını b;r komutanın emrine verdiler. Belirli meseleler üze­rinde aralarında anlaşmazlıklar ve görüş ayrılıkları vardır. Fakat Mosko­va'nın tehdidi karşısında bu anlaş, mazhklar arka plâna atıldı. Bütün devletler ibir ölüm  kalım  mücadelesi

içinde bulunuyorlardı. Stalin'in kor­kutma politikası milletlerarası haya­tı böyle bir yola şevketti.

Değişen şartlar:

Stalin'in ölümünden sonra Moskova tabiyesini değiştirmiştir. Birçok -belir. tileriyle artık tehdit politikasından vazgeçtiğini ilgili devletlere anlat­mak istemiştir. Amerika'ya barış eli. ni uzatmıştır. Kore'de mütareke akdL ni kolaylaştırmıştır. Hindi çini'de La. os taarruzunu kısa kestirmiştir. Ame­rikan gazetecisi Oatis'ı serbest foirak. tırmıştır. Doğu Almanya'daki rejimi değiştirmiştir. Türkiye'den toprak is­teğinde bulunmadığını bildirmiştir. Moskova'nın barışçı niyetleri hakkın­da Stalin'in ölümünden sonra bunlar birçok jestlerin  ancak birkaçıdır.

Bu yeni politikanın yeni tabiyeden ibaret olduğu ve Lenin zamanından beri değişm'yen Rus politikasının esa­sında hâlâ değişmemiş bulunduğu doğru olabilir. Fakat yeni tabiyenin milletlerarası 'hayatta yeni şartlar ya. ratmış olduğu da doğrudur. Moskova liderleri batılı deveîtlerin en yüksek makamda bulunan şahsiyetleriyle gö­rüşmeğe hazır olduklarını ihsas et­mişlerdir.

Böyle bir teklif İngiltere'de ve Fran­sa'da iyi karşılanmış iken Amerika'­da Eİsenhover buna pek taraftar gö-rünmemiştir. Ciıurchill Stalin'in ölü­münden sonra Moskova tarafından yapılan jestleri bir "Büyükler toplan­tısını" icabettirecek kadar önemli ve manalı saymıştır. Eİsenhover ise fiilî delillerin kâfi olmadığını iddia etmiş, tir. Yeni Rtts politikasının ilk adımda ikj batılı devletin arasını açmak gibi bir hedefe varmış olduğu görülüyor­du.

Bu şartlar altındadır ki Mayısın ü-çüncü haftası girerken üç büyüğün Bermudada toplanarak durumu ince­lemelerine karar verildi. Bermuda Konferansında görüşülecek ikj mese­le vardı:

1  Dörtler konferansı top. lanşın mı?

2  Toplanırsa, üç .batılı devlet konferansta nasıl bir yol takip etsinler?

Geri kalan  konferans: Bermuda'da   konferans   toplanmasına karar  verdikten  birkaç  saat  sonra

Fransa'da Rene Mayer Hükümeti düş_ tü. Yeni bir Fransız hükümetinin ku­rulmasını sağlamak iğin Bermuda konferansı iki defa geri bırakıldı. Tesbir edilen sonuncu tarih de Temmuz idi.

Gerçi geçen hafta Fransa'yı Bermu_ da'da temsil edecek bir hükümet ku­ruldu. Fakat bu arada Churchill has­talandı. Bunun üzerinedir ki Bermu­da konferansından vazgeçilmiştir. Fa­kat ChurchiU'in hastalığını Vaşing. ton'a bildirirken, İngiltere, Dışbakan. lan arasında toplantı yapılmasını i. îeri sürmüş ve bu teklif de gerek A. merika, gerek Fransa tarafından ka­bul edilmiştir. îşte 10 Temmuzda Va. şington'da üç bakanın toplanmasına bu   şartlar   altında karar  verilmiştir.

Hakikat şudur ki, mayıs ortalarından hemen sonra Bermuda konferansının toplanmasına karar verildiği günden_ beri aradan geçen altı hafta kadar zaman zarfında şartlar toöyle bir kon. feransm toplanmasından fayda hasıl olmıyacak derecede dağişnilşt. Churc. hill hastalanmamış olsa da Bermuda konferansının toplanacağı şüpheli id;. Doğu Almanya'dak; ayaklanma ve di­ğer peyk memleketlerdeki huzursuz­luklar Moskova'nın zaafını belirtmiş, tir. öte yandan Kore'de Syngman Rhee Birleşmiş Milletlerle işbirliğinden ay­rılmıştır. Gerek Avrupa'da ve gerek Uzak Doğuda durum müphemleşmis-tir. Durum duruluncaya kadar büyük. ler'n belirli meseleler üzerinde kara­ra varmaları mümkün değildir, yani Sovyet politikasının tahrik ettiği va. ziyetler gelişme halinddeir. Bu geliş­melerin nereye varacağını görünceye kadar büyükler konferansını geri bı­rakmakta belki de fayda vardır. Fakat bu, Dışbakanlarmm fik.it teati etmelerine mani doğrudur. Washington da yapılacak olan da bundan ibaret olmak gerektir.

Yazan:  Mücahit Topalak

17 Temmuz 1953 Tarihli Zafer'deıı

Üç batılı    devlet  Dışişleri   Bakanları, nin Vaşington'da akdettikleri beş günlük konferans sonunda yayınlanan iki numaralı tebliğde Sovyet Rusya'yı müzakereye davet hususunda karara varıldığı bildirilmiş, bunu müteakip İngiltere, Fransa ve Amerika hükü­metleri, başkentlerindeki Sovyet bü_ yükelçiiiklerine bu hususta gerekli davetiyeleri tevdi etmişlerdir.

Üç batılı devlet Dışişleri Bakanlarının Vaşİngtcn toplantısı, daha evvel hü­kümet başkanları arasında Ber.mu-da'da akdi mukarrer konferansın muhtelif sebepler ve bu arada Sir Vinston ChurchiU'in hastalanması yü­künden gecikmesi üzerine tertiplen, misti. Bu toplantı batılı müttefikler arasında umumî meselelerin tetkiki için bir nevi hasbihal sayılmakta ve muayyen b:.r gündeme sadık ıkalmmi-yacağı gibi önemli kararlara da te­vessül olunmıyacağı zannedilmekte idi. O kadar ki, konferansa tekaddüm eden günlerde, İngiltere'nin Rusya', mn da iştirakiyle dörtlü bir toplantı yapılmasa hakkında bidayettenken ısrarla üzerinde durduğu tekliften vazgeçtiği ve Lord Salisbury'nin top_ lantıda bu meseleyi bahis mevzuu et. miyeceği de bildirilmişti. O zamanlar bir A.merikan yorumcusunun teşbihi ile "B-r mektuba uzun zaman cevap vermeyip de sonunda bu cevabı yaz_ mak zorunda kalan ve bu gecikmeyi meşru veya cevabı lüzumsuz kılacak yeni bir hâdisenin zuhurunu bek. üyen bir kimsenin sıkıntılı haliyle konferans masasına oturan" dışişleri bakanlarının   bekledikleri   bu   hâdise

vukubulmuş, Sovyet Rusya'da Berna'­nın tasfiye edildiği haberi, hâdiseleri yeni bir zaviyeden tetkik lüzumunu ihdas etmişti. Bununla beraber bu haber, konferansa, dörtlü toplantının şimdi  her zamankinden   daha uzak olduğuna dair bir intiba hasıl etmiş. tir. Birçok yorumcular, batılı dışişleri bakanlarının, Kremlin'de bir "Saray darbesi" vukubulduğu şu sırada Rus.

ya'yı konferansa davet etmenin bir aciz eseri olduğu kanaatine vardıkla­rına dair uzun makaleler neşretmiş. lerdir. Bu arada başta Amerika Dışiş­leri Bakanı Foster Dulles olmak üze­re birçok yetkili şahsiyetlerin Beria'tasfiyesinden sonra Sovyet dış si­yasetinde bir sertleşme bekledikleri anlaşılmış ve herhalde  durumun tavazzuhuna intizar etmek lüzumu ü. zerinde mutabık kalınmıştır.

Derhal kaydetmek lâzımdır ki. bugün varılan netice, yân Sovyet Rusya'yı konferansa davet etmek kararı, yeni gibi görünmesine rağmen, bu bekle­me siyasetinden ayrılmış değildir. Her şeyden evvel davet, bidayetete ta. savvur edildiği gibi "büyükler" yani hükümet başkanları arasında bir top lantınin daveti değildir. Sadece Dışiş­leri Bakanları toplanacaktır.   Bundan

başka 'büyükler' toplantısında doğu ile batı blokları arasında bütün ihtilaf­lı meselelerin görüşülmesi bahis raev. zuu iken, bugün Rusya'ya gönderilen davete bir de gündem eklenmiş bu­lunmaktadır. Bu gündeme göre Rus_ larla şimdilik yalnız. Almanya ve A_ vusturya meseleleri müzakere edile.. çekti:1. Nihayet bugünkü teşebbüsün 'bir kay-

dı daha vardır ki, o da, görüşmenin Batı Almanya'da önümüzdeki Eylül ayında yapılacak seçimlerden sonra­ya bırakılmasıdır. Bu seçimlerde ba­tı taraftarı olan Adenauer'in par­tisinin ne^gibi bir netice alacağı bati-lılarca merakla ve hattâ endişe ile beklenmektedir. O zamana kadar Ba, ti Avrupa Birliği yolunda süratle iler. lenecek ve muhtemelen "Avrupa Or, duşu" antlaşması tasdik edilecektir, Bu kaydın Amerikan noktai nazarının bir zaferi olduğu aşikârdır.

Batılılar bu teklife vazettikleri kayıt, larla bütün ihtiyatî tedbirleri ve sL ratejik yolları hazırlamış gibidirler. Davetin kabul edilip edilmemesi ka_ dar, konferansın .muvaffak olup ol­maması da ehemmiyetli değildir. Zi­ra bu davet soğuk harbin tekrar baş. laması hesaba katılarak ve göze alı­narak girişilmiş bir teşebbüs gibi gö. rünmektedir.

Eisenhover'. den alman menfi cevaba da muhale­fetin sebep olduğunu ileri sürerek ra­kiplerini "ingiltere'nin oynadığı oyu-nıı" oynamakla itham etmektedir.

15 Temmuz 1953

Tahran:

Millî Cepheye mensup bütün mebus­ların istifa ettikler resmen teyicl o. lunmaktadır. Yalnız Meclis Başkanı Muazzamı vazifesini ilgilendiren se­beplerle istifade etmemiştir. Dün gece üç saatlik bir toplantı yapan Millî CepTıe Grupu, muahelefeün aldığı durumun Parlâmentoda her türlü işbir­liğini imkânsız kıldığı ve Parlâmen­tonun bu gartlar dahilinde vazifesini yapamaz bir hale düştüğü neticesine varmıştır. Bu 28 mebusun istifası üze­rine, ekseriyetin bulunmaması sebe. biyle, Meclisin toplantısı imkânsızlaş­maktadır. Ta'hmin edildiğine göre Dr. Musaddık bir referandum ve parlâ­mentonun dağıtılması meselesi hak­kında seçmenlere müracaat edip et. miyeceği hususundaki kararını 48 sa­at içinde bildirecektir.

Tahran:

Bu sabah Abadan ve Ahvaz'da umu_ mî grev başlamıştır.    Bu şehirlerden her birinde on binlerce işçi, kitle ha­linde   umumî   meydanda   toplanarak Dr. Musaddık lehine tezahüratta bu­lunmakta ve istifa etmiş olan Millî Cephe mebuslarını alkışlıyarak mu. halefto  hakaretler  savurmaktadır.

Grev 'hareketlerinin Hamadan ve Bu. şjiro'de yayılmakta olduğu bildiril­mektedir. Diğer taraftan. Merkez cephesinden sekiz mebus daha istifa etmiş olduk, larını resmen ilân etmişlerdir. Böyle­ce dün akşamdanberi Parlâmentodan istifa eden mebusların sayısı 36 ya yükselmiştir.

Bunlardan başka, 11 mebus daha isti. fa etmek arzusunu izhar etmişlerse de henüz kararlarını resmiyete dökme, mislerdir.

16 Temmuz 1953

Tahran:

Muhalefet mebuslarından Ali Zoharî dün gece Başvekil Musaddik'a gön­derdiği bir mektupta, referandum fik­rinden vazgeçmesi şartiyle anlaşmaz­lığa sebebiyet veren sual takririni ge. ri alacağını bildirmiştir. Söylendiğine göre Başvekil buna verdiği cevapta bu mektubu yanlış yola sevketmek üzere hazırlanmış bir manevra telâk­ki ettiğini, anlaşmazlığın köklerinin daha derinde olduğunu ve muhalefe­tin tekrar .manevralarına devam et. meşine hiçbir şeyin engel olmıyaca. ğinı bildirmiştir. Meclis reisi Muaz_ zamî'nin başkanlığında toplanmış o_ lan merkez partileri mebusları istifa etmiş olan mebusları takip edip etmL yecekleri hususunda bir karara var­mak üzeredir. Zu'harî'nin gönderdiği mektuptan haberdar olan mebuslar katî bir karara varmadan önce Mu_ saddık'm fikrini bildirmesini bekle­mektedirler.

Tahran:

Sanıldığına göre, Şah :bugün öğleden sonra Başvekil Musaddık'a bir mesaj tevdi ettirerek, referandumdan vaz­geçtiği takdirde, Meclisin feshine da­ir kararnameyi imzalamaya hazır ol­duğunu bildirmiştir. Başvekil ka rarlarmı değiştirmeğe katiyen niyeti olmadığı cevabını vermiştir.

18 Temmuz 195S

Tahran:

Meclis yarm sabah fevkalâde bir top. lantıya çağırılmıştır. Anayasa kaide, lerine payet edilmek üzere bu top­lantıda vazifelerinden istifa etmiş o_ lan 54 mebusun istifa mektupları o_ kunacaktır.

 Temmuz 1953

Tahran:

Meclis Abdullah Muazzamı ya­yınladığı bir tebliğde bütün gayret­lerine rağmen devrenin sona erme­sinden önce Meclisi toplamağa mu, vaffak olamadığını bildirmiştir. Başvekil Musaddık yarın Grenviç satiyle 17.30 da iran milletine hitaben radyoda  bir mesaj  yaymlıyacaktır.

20 Temmuz 1953

Tahran:

France.Presse  ajansı  bildiriyor:

Tudeh Partisi Merkez Komitesi, bu_ gün Doktor Musaddık'a gönderdiği açık .mektupta, Amerikan müdaha_ lecileri" muvacehesinde güdülen ka­pitülâsyon siyasetini îenkid etmiştir. İran'da, ordu ile sarayın müştereken İdare edeceği bir askerî diktatörlük rejimi kurulması hususunda İngiliz­lerle Amerikalıların mutabık olduk_ larını teyid ettikten sonra Tudeh Par_ tisi, Başvekilden, Meclisin feshi ve yeni seçimler için referanduma baş­vurulmasını talebetmektedir.

Diğer taraftan mektupta, ordu ve sa­rayın gayrî millî faaliyetlerine son verilmesi, memleketteki Amerikan sefaretlerinin   kapatılması,   Amerika

lılarla askeri anlaşma yapılmaması ve doğu memleketleri ile petrol satı. şı mukaveleleri imzalanması talep olunmaktadır.

Nihayet Tudeh Partisi saray ajanla­rını yarın için dsmokart teşekküllere karşı kanlı sahneler hazırlamakla it­ham etmektedir.

Bundan başka sağcı muhalefet, bil­hassa Doktor Baghai tarafatrları, hü­kümeti, İran gençliğinin toptan kat­liamına hazırlanmakla itham etmek­te ve bu sebeple, taraftarlarına nü­mayiş yapmamalarını tavsiye etmek­tedir.

Temmuz 1953

Tahran:

Tudeh Partisinin 30.000 kadar üyesi "Millet gailp gelecek" nidalariyle bu akşam parlâmento meydanından geç-Jmişler ve bunlara diğer birçok kol­lar iltihak etmiştir. Komünist part', bu mitinge açıkça Amerikan aleyhta­rı bir mahiyet vermiştir.

"Yankee go home" şeklindeki klâsik ibareden başka, yardım plânına ve Amerika'nın  İran'a askerî  yardımına

son verilmesini istîyen cümleleri ha­vi levhalar görülmüştür. Tudehçiler, bundan başka hükümetten "saray entrikalarına son vermesini ve par­lâmentoyu feshetmesini istemekte­dir. Bizzat nümayişçiler ve polisle or­du tarafından temin edilen asayiş hiçbir 'hâdise çıkmayacağını göster­mekte ise de komünist nümayişinin, bu sabah millî cephe tarafından ter­tip edilen nümayişi vüast bakımın­dan aştığı anlaşılmaktadır.

 Tahran:

Tudeh partisinin terkip ettiği miting hâdisesiz sona ermiştir. Bu mitingde 50 ilâ 60 bin kişi toplanmıştır. Tudeh partisi, nihaî olarak kabul ettiği bir karar suretinde, ideolojileri ne olursa olsun bütün demokratik partilerden, "emperyalist aleyhtarı demokratik bir cephe" kurmak üzere birleşmelerini istemekte, dördüncü nokta programı dahilindeki Amerikan yardımına son verilmesini, Amerikan askerî müşa­virlerinin geri gönderilmesini ve (bil­hassa petrol satışı bahsinde Rusya ve halk cumhuriyetleriyle bağların sıki. laştırılmasmı talep etmektedir.

22 Temmuz 1953

Tahran:

Tudeh Partisi bugün Dr. Musaddık'a gönderdiği açık .mektupta, Amerika'­ya ve Başvekili devirmek için komplo kurmuş olmakla itham ettiği impa­ratorluk sarayına şiddetli hücumlar­da bulunmaktadır.

Mesajda, Amerika, İran'ın zenginlik kaynaklarına göz dikmek ve memle­keti harbe doğru sürüklemekle itham olunmaktadır. Parti, mektubunda Dr. Musaddık'ı Amerikan siyaseti önün­de boyun eğerek Sovyet birliğine st­ratejik malzeme satmayı reddettiğin­den ve dördüncü nokta ve askerî yar­dım teşkilâtlarının kabul etmekle memlekete binlerce Amerikan casu­sunu sokmuş olmakla muaheze et­mekte ve Dr. Musaddık'tan referan­duma başvurmak suretiyle saray ve Parlâmentonun kurduğu komployu ortadan kaldırmasını, Amerikan sivil ve askerlerinin  memlekete girmelerine yol açan bütün anlaşmaları fesli ederek petrol satışı iğin Kuşlarla mü. zakereye girmesini, sıkı yönetime son vermesini, mahpus bulunan Tuden Partisi mensuplarını serbest bırakma­sını ve nihayet partilerine kanunilik hakkı tanımasını talep etmektedir.

26 Temmuz 1953

Tahran:

Saraydan verilen bir emir üzerine dün ani olarak Tahrarra gelmiş bulunan Iran Şahinin kız kardeşi Prenses Roma'ya gitmek üzere bugün 1-ran'dan ayrılacaktır. Prenses Eşref vizesiz geldiği için ancak Başbakanın hususi müsaadesiyle hava meydanın, dan ayrılabilmiştir.

27 Temmuz 1953

Tahran:

Bugün burada bildirildiğine göre, ;'ka ra gözlü" prenses Eşref bugün, sara­ya memur 50 polisin nezaret ve muha­fazası altında bulunmaktadır.

Gazeteler, gali Pehlevi'nin, kız karde­şini tekrar sürgüne göndereceğini yaz makta, Prenses Eşrefin ;bir sarayda hapsedildiğini, gece gündüz elli mu. hafızın nezareti altında tutulduğunu muhafızlardan başka hiç kimse ile temasta bulunmaması için telr.fon hat larınin kesildiğini ilâve etmektedir.

Bahter_i îmruz gazetesi şöyle demek, tedir:

"Prenses'' İngilizlerin müsamahası ile, entrikalar çevirmek için Jran'a dönmüştür. Fakat bu mızrak hedei. ne varmadan kırılacaktır.

Tahran:

Öğrenildiğine göre, Dr. Musaddık, Fuad Ruhani'yi. 'halen Abadan'da bu. lunan Abadan tasfiyehaneleri eski genel direktörü ile temasta bulunmak üzere Bağdat'a göndermiştir.

Etelaal gazetesine göre, bu teşeb­büs, M. Ross'un Başvekile ingiltere hükümeti adına petrol meselesini mü­zakere etmeğe İiazır olduğunu bildi, ren mesajı üzerine grişilmiş olup Dr. Musaddık da bu teklifi memnuniyet­le karşılamıştır.

30 Temmuz 1953

Tahran:

Dün akşam Ayetullah Kâşani'nin ya­pacağı bir konuşmayı dinlemek üzere gelen Kâşani taraftarlarİyle eve zorla girmeye muvaffak olan .muha­lifler arasında vukua gelen büyük bir kavga sonunda üçü ağır olmak üzere elli kişi yaralanmıştır. Dövüş sopa ve bıçak radbeleri arasında "Yaşasın Musaddık ve Kahrolsun Musaddık sesleri .arasında cereyan etmiştir. Vaka mahalline getirilen as. kerî birlik kavgacıları dağıtmak için havaya ateş etmek zorunda kalmıştır.

Yazan:   Mücahit  Topalak

8 Temmuz 1953  tarihli Zafer'den:

Bir zamandır Tahran'dan gelen haber. İerde sık sık işçi hareketlerinden, nü­mayişlerinden, polis ve askerî birlik, lerin müdahale zorunda kaldıkları mitinglerden bahsedilir olmuştur. On gün kadar evvel binlerce işçinin üc­retlere zam ve sosyal sigorta mutale. belerini desteklemek maksadiyle Tahıan'da büyük bir gösteri yapük-lan bildirilmişti. Şimdi de tuğla har­manları işçilerinin ücretlerinin arttı­rılması için bir nümayişe girirtikle. rj ve gene polisin silâh kullanmak mecburiyetinde kaldığı haber veril, mektedir. Musaddık Hükümeti [bütün bu gösterilerin ve bunların neticesi olan grevlerin gayri kanuni olduğu, nu ilân etmekte ise de işçi kitlelerin, de çalışmamak temayülü günden gü­ne artmaktadır.

îki yıldadnberi türlü siyasî karışıklık. İara sahne-olan İran'da şimdi de ame­le hareketlerinin baş göstermesi şüp. hesiz ki Musaddık aleyhtarlarını se­vindirecektir. Bir kısım kimseler bun. da için için faaliyet gösteren komü­nist Tudeh Partisinin tahriklerini, di­ğer bir kısım ise, Başbakanla .müca­deleyi sokağa dökeceğini ilân etmiş olan sabık Meclis Başkanı Molla Kâ. şânî'nin e] altından teşebbüslerini göreceklerdir. Fakat herhalde, tahri­kat nereden gelirse gelsin, bu işçi ha­reketlerinin genişlemesi muayyen ik­tisadî şartların neticesi olduğundan Başbakan Musaddık için şimdiye ka­dar karşılaşmış olduğu güçlük ve teh­likelerin en büyüğünü teşkil edecek­tir. Musadddık bu zorluğu da yens. biiecek midir? Başbakanın iki yıldırgeçirdiği mücadele hayatına bakıla­cak olursa, bu adamın kolay kolay yenilir   kişilerden   olmadığına  hükmetmek mümkündür. Aîusaddık Mec­liste bir tıkama siyaseti takip etme­ğe çalışan azınlığı yenmiştir. Şahı yenmiştir. Nüfuzunun siyasî mevki, inden ziyade dinî liderleğinden alan koskoca Ayetullah Kâşânî'yi son de­fa Meclis Başkanlığından uzaklaştır­mak suretiyle yenmiştir. Nihayet Mu. şaddık Anglo.îranian'm tatbik ettiği ablukayı da yarmak üzeredir. İk^de bir baygınlıklar geçiren bu hasta a. damın iki yıldır memleket haricinde ve dahilindeki düşmanlarına açtığı ve idame ettiği mücadeleye bakıp ela bu hasta bedendeki derunî takata hayran olmamak elde değildir. Fa. kat yenilmiş görünen bu hasımların hiçbirj henüz mağlûbiyeti kafau] et­miş görünmemektedir. Bu arada bil­hassa, petrol satamamaktan ileri ge­len bozuk iktisadî durum Başbakan için en büyük tehlikeyi teşkil etmek­te berdevamdır. Bu yi] başında Baş­bakan büyük gürültü ile Meclisten selâhiyeti vâsianm tahdidini İster, ken, bu kere Amerikalılarla yeniden ve geniş ölçüde müzakereye girilece­ği hakkında hasıl olan müsbet inti­ba boşa çıkmıştır. Truman zamanın­da, Musaddık'a petrollerini satmak imkânının verilmesi için girişilen te­şebbüs Cumhuriyetçi idare devrinde sürüncemede kalmış bulunmaktadır: Bunun bir sebebi Cumhuriyetçilerin büyük ölçüde iş zihniyeti ve iş reka­beti kaidelerine riayet fikrine müste­nit siyasetleri ise, diğer ve belki da­ha mühim sebebj de Sovyet sulh ta­arruzudur. Gerçekten bu sulh taarru­zudur. Gerçekten bu. sulh taarruzu Amerikalılarca ne derece ihtiyatla karşılanırsa karşılansın, muayyen ke­simlerde gen? de tesirini icra etmiş ve bu anda İran'ın Sovyet müdahale­sine doğrudan doğruya maruz bulun­duğu vakıası gitgide daha çok göz. den kaçmağa başlamıştır. Hususiyle ki Suudî Arabistan'ın senede istihsal ettiği 42 milyon t°n petrol diğer ta­raftan Kuvelt'in 36 milyon ton petro­lü Iran petrolünün değerini de azalt­mış bulunmaktadır. Bu vaziyette Mu. paddık'm İtalyan ve Japon firmaları, na satabildiği 600.000 ton petrol u. mumî piyasada şimdilik hiçbir tesir yapmıyacağı gibi dahilî durumu da kurtarmaktan uzaktır. Bu dahilî du­rum bugün İsçi hareketleriyle tehlike işaretleri vermeğe başlamıştır vı Musaddık için en büyük mücadele başlamaktadır.

İranda

Yazan: A. i. B.

26 Temmuz  1953 tarihli Dünya'dan

Doktor Musaddık nihayet Parlâmen. todan da kurtulan, taraftarı olan mo_ huşların istifa etmesi yüzünden Mec. lis toplanamaz hale geldi. Nihayet feshedilecek ve muhterem Başbakan iran'ın serbestçe idaresi s el â M yetini fiilen elin?, almış olacaktır.

Garip bir tesadüf eseri olarak Ortado­ğu'da İngiltere ile tam husumet ha­linde bulunan Mısır'da da, iran'da da bu günlerde yeni idarelerin iktidara gelişleri kutlanıyor. İki memlekette de mitingler, şenlikler ıbirbiıini takip ediyor. Doktor Musaddık hasta yata­ğının başucuna yerleştirilen mikro­fondan halka hitap suretiyle kendis;. ni tekrar iktidara getiren ayaklanma, yi tebcil ediyor. Millî Cephe'nin bü­yük mitinginde "Doktor Musaddık'm milleti yabancı hâkimiyetinden kur­tardığı" tekrar edilirken Millî Cephe'_ den ayrılan Kâşânî'ye hücum ve Bir­leşik Amerika'ya İngiltere'yi destek. İçmesinden dolayı tariz de unutulmu­yor.

Fakat Tûdehciler de fırsattan istifa­deyi ihmal etmemişler, Millî Cephe nin onbeşbin kişilik mitingine cevap vermişlerdir. Tûdehciler, açıkça Ame­rikalıların İran'dan koğulmasını, §a. hin işe karıştırılmam asını istemişler, hülâsa kızu mezhep neyi icap bunların hepsini yapmışlardır.

Hasta yatağında uzun günlerdenberi yatan Başbakan 21 Temmuz şehitleri, nin kabrini ziyaret için mezarlığa git­miş fakat kuvveti tükenerek âdeti veçhile bayılmış,   yirmi   dakika  ken-

dine gelememiştir. Bu suretle .muhte­rem Doktor vatan için katlandığı fe­dakârlığı îran halkına tekrar isbaî etmiç oluyor!

Tanrı bir memleketi bu hale getirme­sin. Şarkın, bugün ;basit kurnazlık tâbirinden başka bir tâbirle tavsif' imkânı olmıyan başkalarının ihtilâ­fından faydalanmak politikası her zaman sürüp gitmez. îran Başbakanı, İkinci Dünya Harbinden sonra, Birle­şik Amerika'nın İngiliz ve Fransız müstemleke politikası aleyhinde aldı_ ği tavrı hesabına esas tutarak yola çıktı. Petrol kaynağını kuruttu. Ame­rikan yardımı kesilirse Rusya'ya dö­nerim tehdidinin her zaman göçer akçe olmıyacağım hatırına getirme­di. Bugün İran Amerikan yardımının kesilmesiyle cadden müşkül, hattâ ağır bir duruma düşmüş bulunuyor. Başkan Eisenhover, Doktor (Musad. dık'a gönderdiği mektupta îran Baş­bakanının ımalî yardım ricasını red ettikten başka İran kendi kendisine yardım  etmedikçe Amerikan vergi mükellefinin ona yardım etmesi bek. lenmiyeceğini de ihtar etmiştir. İran'ı idare eden zatin meşgul olması gereken şey kutlama, muti ama tören, Iei'i değil, memleketin İçine düştüğü bu  durumdur.

Hakikatlerden gafil, yalnız şahsî hırs_ lariyle hareket eden bazı Şark politi­kacılarının, ikide bir "Şunu isteriz, bunu isteriz, vermezseniz Eusya'ya döneriz." tehdidile bir dereceye kadar bazı menfaatler sağladıkları devir ar­tık geçmiştir. Sovyetlerin bu kabil te­mayüllerden faydalanmayı i'hmai et. miyecekleri muhakkak ise de onların bu "faydalanmasının" hakikî ve cid. di olup olmıyaeağmı çek iyi kestire­cekleri muhakkaktır. Bu kabil hare­ketlerin Kromlin'de tesir yaratmadığı artık sabit olmuştur. Sonra ''Rusya'­ya dönmek" Batı dünyası kadar, hat­tâ ondan Çok fazla dönen memlekete zarar verir. Daha sonra, şunu da sey, Jiyelim ki, galiba dönmek isteyenle­rin dönmesi de bundan sonra pek ko, lay olmıyacaktır.

Her zaman kabul ve teslim etmişiz­dir ki Doktor Musaddık dürüst bir 1ran   vatanperveridir.   Fakat   vatanınıimage009.gifimage010.gif sevmek kolay şey değildir. Bazan faz. la sevgi faydasız, hattâ zararlı olur. Maşukasının boynuna sarılan âşık kollarını vaktinde gevşetmezse sevgi­lisini  boğar.  îran  Başbakanının  gözlerini Tahran çevresinden uzaklara çevirmesi, nüfuz ve kudretini mem­leketinin felâketten kurtulmasını jsağ-lıyacak işlerda kullanması zamanı gelmiştir ve geçmek üzeredir.

12 Temmuz 1953

Beyrut:

Öğleyin Beyrut'ta durum gayet sa. kindi. Rusya sandıklarının önünde kuy­ruk yapmış seçmenler görülüyordu. Erkekler için seçim mecburî olduğu için nisbet mevzuuba'ıs öeğiîse do kendileri için ayrı seçim büroları ha­zırlanmış olan kadın seçmenlerin tirak nisbeti yüzde 10 ilâ 20 arasında­dır.

Durum şehirde çok sakin olmakla be­raber, şehir dışında iki hâdise kay. d olunmuştur. Şuf seçim bölgesinde bir  jandarma       öldürülmüş,   Hamud

köyünde ise birbirine g'.ren komünist­lerle muhafazakâr ermenileri ayır­mak için askerler göz yaşı bombası kullanmak zorunda kalmış] ardır. Bu arada birçak kişi de tevkif olunmuş­tur.

21  Temmuz 1953

Beyrut:

Terakkiperver  Sosyalist  Partisi  lideri

Kemal Caribulat perşembe günü Tem­yiz mahkemesj müddeiumumisi tara­lından sorguya çekilecektir. Buna se bep Cambulat'ın bir ibasin toplantı­sında verdiği      beyanattır. Cambul at

bu beyanatında, Orta Doğu savunma projesine karşı hücumlarından vaz. geçmesine mukabil İntelligence Servi. ce'in kendisine bir milyon Lübnan li­rası teklif ettiğini  söylemiştir.

Cambulafm sorguya çekileceği dün akşam Bakanlar Kurulu toplantısın­dan sonra öğrenilmiştir.

Diğer taraftan Aı Yovm gazetesi şu malûmataı vermektedir:

"Cambulat sorguya çekilirken yalnız muayyen bir mesele üzerinde değil. bajhie mevzuu basın konferansında konuşulan meselelerin heyeti umurai. yesi üzerinde ifade vermek talebinde bulunacaktır. Bu mevzular arasında yüksek makamların seçimlere müda­hale ettiklerine dair bir itham da vardır.

25 Temmuz 1953

Şam:

"Elyevm" gazetesi bugün  İçişleri Ve kilinin  siyasi  partilerin  yeniden  131

kilâtlandırilmasmı derpiş eden bir kanun tasarısı hazırlamakta olduğu. nu haber vermektedir. Bilindiği üzere Suriye'de siyasi parti­ler 6 Nisan 1952 tarihinde fesholun. muştu:1.

Şimdi yeni anayasa vatandaşlara, muslihane gayeler güden ve demok­rat nizamnamelere dayanan siyasi partiler  kurîa  hakkı   tanımaktadır.

Yazan :  Hüseyin Cahit Yalçıri 20 Temmuz 1953 tarihli Ulus'tan.

Suriye'de birbirini takibeden hükümet darbelerinin en son ve en talihli şefi Albay Çiçekli artık makamına esaslı surette yerleşmek için iSuriye halkının oylarına müracaat etmek kararını ver. di ive, pek tabiî, büyük çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçildi. Bu son mua­mele ile Suriye'de müzmin hükümet darbelerine nihayet verilmesini ve de vamh bir rejimin faaliyetine imkân hasıl olmasını temenni ederiz. Çünkü böyle kararsızlıklar ve kargaşalıklar kadar bir memleketin itibarım boza_ cak ve menfaatlerine halel getirecek bir âmil tasavvur edilemez.

Çiçekli cumhuriyetinin Suriye için devamlı ve mesud bir devre açabilme. si ise ancak normal ve demokratik yolun takibedilmesine'ibağh olduğu Suriye siyasî muhitlerinde takdir edildi­ği ümidindeyiz. Arap dünyası için mevud olan ırefah ve kuvvetin iptida içeride kanun ve intizamın temini ve halkın arzusuna tâbi 'bir idarenin ku_ rulması ile kabil olacağından hiç te reddüd edilmemelidir. Mısır'da Ge­neral Neeib'in cumhuriyetini takiben Suriye'de Çiçekli'nin bir plebisit neti­cesinde Cumhurbaşkanlığına oturma­sını Arap dünyası için ıhayir alâmeti diye telâkki etmeyi dostluk ica'bı sa­yarız.

Yeni Suriye Cumhurbaşkanına atfolU-nan beyanat büyük ve tatlı emelleri kucaklıyor. Bundan anladığımıza gö­re, yeni Suriye repiminin esas 'gayele­rinden biri Arap Birliğidir. Başkan Çi­çekli'nin bu gayeye varacak kadar uzun Ömürlü olmasını çok İsterdik. Çün kü yanıbaşımizda parça parça, kuvvet­siz ve müşterek gayesiz bir Arap dün­yası görmek bizim için üzüntülü bir realite teşkil ettiğini sakhyamayız. Oamanh idaresinin son günlerine ka­dar -mukadderat'birliği yapmış ve ay­nı vatandaşlık hislerini ırk ve din bir­liğine birleştirmiş Arap dünyasının, istiklâle kavuştuktan sonra, parça par ça devletlere ayrılarak açık veya örtülü bir rekabet içinde bocalayıp dur­ması kendileri için hayırlı olmadığı kadar etraflarında ve yanlarında bu. lunan memleketlere de düşmanların hırs ve tamahlarını ve entrikalarını celbetmek suretiyle bir zarar teşkil et­miştir. Suriye . Bağdat vs Hicaz ara­sındaki asırdide rekabet ve münaferet nihayet bulmazsa Orta _'Doğu'da cid­dî bir .muvazeneden bahsetmeğe im­kân fbulunamiyacaktır.

Bunun nihayet bulacağına dair de hiçbir işaret göremediğimizi esefle açıklamayı bir dostluk vazifesi bilmek teyiz. îki Arap-devletinin iki Cumhur, başkam halkın muhabbetini kazan­mak için civar veya uzak .memleket­lere karşı yabancı düşmanlığını istis­mar etmek çaresine kapıldıkları gün yollarını şaşır.mış ve talihlerini makûs bir Şekle sokmuş olacakları söylene­bilir. Halbuki Arap milletinin 'hakikî menfaati olan anlaşma ve günün şartları dairesinde ilerleme yolu ter­cih edildiği takdirde mazide o kadar parlak numunesini vermiş olan Arap dehâsının şimdi de Yakın _ Şark'ta yeni bir medeniyete beşik teşkil etme­mesi için hiç foir sebep yoktur.

Başkan Çiçekli, .günün en .mühim me­selesi   olmak üzere,     Orta - Doğu"nun

savunması .bahsine temas ettiği za­man, parlak fakat .basma kalıp lâkır­dılara iltifat etmeyi günün icaplarını gözonünde tutmak lüzumuna tercih etmiştir. Bu, yeni başhyan idarenin tâbi olacağı zihniyet hakkında iyi bir fikir vermiyor. Orta-Doğu'nun savun­ması o 'bölgede yaşiyan ve toprakla­rını korumak vazifesi ile mükellef o-lan memleketlere ait imiş; Suriye ken­disine tevcih olunacak 'her taarruza karşı icabedeni yapmağa hazır imiş. Güzel, büyük lâkırdılar .ki, bir miting

içinde söylendiği zaman çarçabuk bir el şakırtıları tufanı uyandırır. Fakat alkışların gürültüsü bittiği dakikada ortada hiç birşey kalmaz. Bir taarruza karşı icabeden her şeyi yapmak taar­ruzun defi için kâfi değildir. Matlup olan şey taarruzu -muvaffakiyeti3 ele-fedebilmektedir. Bugün îngiltere ve Fransa gibi devletlerin, 'hattâ bütün Batı dünyasının ümit bağladığı Ame­rika'nın 'bile yalnız başına müdafaa. dan bir fayda beklemiyerek hep elbirligi yapmayı zarurî buldukları daki­kada Suriye devletinin bu havalarda uçan parlak azim ve karan ancak bir tebessını kıymetini haiz olabilir. Baş. kan Çiçekli'nin Suriye'de en mesul bir mevkie yerleştikten sonra realiteyi daha yakından idrâk etmesini ve Arap dünyasının hakikî menfaatlerine hizmet edecek şekilde çalışmasını görürsek pek memnun olacağız.

4 Temmuz 1953

 Kahire :

Eski Ürdün Kralı Talial'ı tedavi et­mekte olan Mısırlı sinir hastalıkları müte'hassısı Doktor Ben Behman TaL lal'm uğradığı otamobil kazasında bil_ hassa akli durumunun zarar gördüğü, nü bildirmiştir. Doktor, eski Kral yeni bir sinir buhranı geçirmek üzere bu_ lunduğu sırada husule gelen bu ka­zanın 'hastanın durumunu daha fenalaştırdığım sözlerine ilâve etmiştir. Cumhurraisi General  Necip dün ak­şam Tallal'ı ziyaret etmiş ve savcı ta­rafından idare edilen tahkikat hak­kında malûmat almıştır, îyi haber alan çevrelerde Tallal'in direksiyonu bizzat kullanmasına müsaade edilmiş olma­sına esef edilmektedir. Bu arada, eski Kralın kaza günü bir sinir buhranının yaklaştığını gösteren  belirtiler  üzeri­ne ve gittikçe artan asabiliği  sebe­biyle iskenderiye'den Kahire'ye ge­tirilmekte olduğu belirtilmektedirKore'de mütarekenin akdinden sonra, Japonya'nın müdafaasını sağlamak için Japonlarla Amerikalıların müş­tereken sarfettikleri gayretlere ara ve­rilmemesi lüzumunu bildirmiştir. Kore harbi sırasında Japonya'nın gösterdiği "mânevi müzahereti" şük­ranla zikreden General Clark Kore'de mütareke aktedilmesinin Japonya'nın maruz bulunduğu tehlikeler azaltmadığını, esasen bu tehlikeler yüzündendir ki Japon 'Meclisinin ve hükümetinin Amerikan güvenlik kuv­vetlerinin .muvakkaten Japonya'da kalmasına müsaade ettiklerini belirtmistir.Generalin mesajı şöyle devam etmek.tedir:

"Arzu ve temennilerimizi hakikat zan etmemeliyiz. Japonya'yı, Kore'yi ve tehlikeye maruz diğer memleketleri tehdit eden kuvvetlerin dünya hâkL miyeti arzusundan vazgeçerek haki­katen sulhcu metodlara döndüklerini müşahhas delillerle anlamadıkça mut, main olmamalıyız. Bugün 'her zaman. dan daha çok uyanık davranmamız lâzımdır. Japonya ile Amerika'nın dünya sulhu için sıkı işbirliği ederek çalışacaklarını ümit ediyorum. Millî İstikâmet Vekili Binbaşı S. Salim basma verdiği demeçte, sivil idarede vazifeli olarak kalan tek subayın, Devlet Güvenliği Vekâletiyle İçişleri Vekâleti arasında rabıtayı temin etmekle görevli bulunan subay olduğu, nu bildirmiştir.

7 Temmuz 1953

Ka'hire:

Mısır Yüksek Askerî Mahkemesi, Fi. listin harbi sırasında Mısır ordusun, da bozuk silâhlar kullanılmasının başlıca müsebbiplerinin Kral Faruk ile maiyeti olduğuna kaani olarak, eski kralın 'gıyabi olarak yargılan­masını kararlaştırmıştır.

13 Temmuz 1953

Kahire:

9 Temmuz günündenberi îsmaîliye'de kaybolan İngiliz hava kuvvetleri su­baylarından Ridge'nİn iadesi için İn­giltere tarafından Mısır'a verilen ül­timatom üzerine gazete .muhabirleri Millî İstikamet Vekili Salam Salim'e müracaat ederek bu husustaki fikrini sormuşlardır. Mısır hükümetinin bu mevzuda hiç bir şey bilmediğini kat'i bir İfade iîe beyan eden Binbaşı Salim şunlaıa söylemiştir:

Bîr askeri kaçırmak hiçbir zaman bizim aklımıza gelmez. Bizim tasav. surlanmız daha ciddidir ve biz iste­diğimiz yerde ve zamanda bunları icra edeceğiz.

Hükümranlık    haklarımızı ihlâl eden .gayet ciddî bir hâdise ile karşılaşmış bulunuyoruz.

îsmailiye Valisine, bu ültimatomu reddetmesi, için emir verdik. Hiç kim­senin böyle bir ültimatom vermeğe hakkı yoktur. Bahusus Mısır halkının arzusuna rağmen Mısır'ın bir kısmı, nı İşgal altında bulunduran İngiliz kuvvetlerine mensup gayri mesul bir kimsenin bu hakkından bahsedile­mez.

Yapacağımız asgarî hareket Filistin'­de Yahudilerin İngilizlere tatbik et­tikleri hattı harekettir.

Her zaman böyle hâdiseler yaratıp bizi, her zaman İçin sadece bir tek düşmanımız olduğu hususunda ikna eden İngilizlere müteşekkirim. Bu düşman memleketimizi işgal altında bulundurmakta ve hükümranlık hak­larımıza karşı devamlı taarruzlar ika etmektedir.

Kan dökmeden İstiklâl olamıyacaği-nı bize hatırlattıkları için onlara tek­rar teşekkür ederim. Biz bu kana su. sadık.

Sabah saat 9 .da başlasınlar. Biz bu kanı görmek istiyoruz artık."

Kahire:

Mısır'ın her tarafında tehlike hali i. lân edilmiştir. Diğer taraftan Cum. hurreisi General Necip, kendisiyle görüşmek istiyen 'İngiliz Maslahat­güzarı Robert Hanke'yi kabul ed&mL yeceğini bildirmiştir. Bu haber Millî İstikamet Vekili Salâh Salim tarafın, dan resmen verilmiştir.

Kahire:

Süveyş kanalı bölgesine giden yollar, daki bütün siviller ve bütün otomo­biller İngiliz kontrol karakolları ta­rafından aramaya tâbi tutulacaktır. Ültimatomun Mısır hükümeti tara­fından reddi üzerine Orta Doğu İn­giltere .Komutanlığının aldığı ilk ted­bir budur.

İsmailiye:

Ismailiye'de Arapların oturduğu ma. , hailede birçok motorlu İngiliz devriye birlikleri dolaşmaktadır. Diğer taraf­tan hava ile nakledilen 16 Tümene mensup birlikler, makineli tabanca­larla mücehhez oldukları halde ya­vaş yavaş sokaklarda dolaşmakta­dır. Bu birlikler Mısır ordusunun mo_ törlü devriyeleriyle sık sık karşılaş­maktadır. Mısırlı erler de makineli tabanca taşımaktadır. Şimdiye kadar bir hâdise çıkmış değildir. Bununla beraber şehirdeki durum en kötü gün. lerdeki vaziyeti hatırlatmaktadır. Ka­nalda seyrüsefer normal olarak de­vam etmektedir. Bununla beraber Kanalın idarî işleriyle meşgul perso­neline sokaklarda dolaşmamaları ve ailelerinin evde kalmaları ihtar edil-

mistir. Bilhassa 'Tatlı su kanalının" iki kıyısını birleştiren açılır kapanı;" köprü civarındaki İngiliz karakolla. ti takviye edilmiştir. Bu köprü 30 ki. lametre güneyde, büyük acı göl ki-yısmda bulunan Fayed askerî üssü ile münakaleyi sağladığından gayet mühim bir stratejik nokta teşkil etmektedir.

 Londra:

Siyasi çevrelerde, bu sabah topla. nan Vekiller Heyetinin*, İngiliz hava. cismin. Mısır'da kaçinlmasma dair iaşğidaki tedbirleri aldığı sanılmak, tadır:

 îsmailiye   dahil kanal bölgesinitamamiyle tecri^ etmek üzere tedbirler alınmıştır.

 Mısır'daki ingiliz kuvvetleri Baş­komutanı General Festing, kanalbölgesinde 'Mısırlı başıbozukların  gi­rişecekleri    herhangi     bir   teşebbüsükuvvetle tardetmek emrini  almıştır.

 İngiliz askerî polisi, kayıp aske­ri  bulmak  üzere    araştırma yapmak emri  almıştır.

14 Temmuz 1953

Londra:

İngiltere 'hükümeti Süveyş kanalının Birleşmiş Milletler milletlerarası mü. rakabesi altıda verilmesi hususunda bugün Avam Kamarasında ileri sü. rülen  bir teklifi  reddetmiştir.

İşçi mebuslardan Peter Freeman'in teklifine Dışişleri Müsteşarı Mutting yazılı olarak kısaca şu cevabı ver. mistir: "Hayır efendim."

16 Temmuz 1953

Kahire:

Mısır Millî İstikamet Vekili Binbaşı Salâh Salim "Fayed'deki İngiliz ko­mutanlığı tarafından alınmış olan fevkalâde tedbirler kaldırılmadıkça Mısır'ın îsmailiye'de kaybolan İngiliz havacısı meselesinin tetkikini redde, deceğini" bildirmiştir. Vekil, İngiliz Maslahatgüzarı     Hankey'in,      İngiliz

kuvvetleri tarafından îsmailiye'de a_ lman tedbirlerden ancak bunların tatbik .mevkiine konulmasından son_ ra haberdar edildiğini kendisine bil. dirdiğini sözlerine ilâve etmiştir. Bundan başka Vekil, Çarşamba gü­nü îsmaiîiye'deki Mısır makamları­na müracaat eden bir îngiliz asker kaçağının Faye'deki îngiliz komutan­lığına iade edildiğini ve İngiliz kuv­vetlerinin aldığı tertibat karşısında Mısırlıların başka bir şekilde hare­ket imkânına sahip olmadıklarını söylemiştir.

Kahire:

Süveyş kanal bölgesindeki İngiliz yetkili .makamları, îsmailiye'ye gi­den yol kavşaklarını açarak, trafiğin  serbest hareketine müsaade etmişler, dir.

Dün gece Mısır Dışişleri Vekili Mah_ mud Feyzi'nin İsmailiye'deki tahdit­lerin kaldırılmasını talep etmesi ü. zerine, îngilizler bu sabah yolların a. çıldığım resmen ilân etmişlerdir. Bir İngiliz askerî sözcüsü, ancak şüpheli araba ve şahısların aranacağını bildirmiştir;

17 Temmuz 1953

Kahire:

Kahire'deki Amerikan Büyük Elçiliği, Vaşington'un Süveyş ihtilâfına doğ­rudan doğruya müdahale imkânına dair Mısır gazetelerinin bu sabah gi­riştikleri tahlilleri oldukça sıkıntı ile tekzip etmiştir. Kahire basını, Ameri­ka'nın şimdiki çıkmazı halletmek ü_ zere İngiltere'yi zorlamaya hazır ol. duğunu hiç tereddütsüz ihsas etmiş, tir. Filhakika bugün öğleden sonra alman haberlerde, Amerika'nın bita­raf aracı durumunu terketmediği an. laşiîmaktadır. Diğer tabirle Ameri­kan Dışişleri Vekâletinin durumu Jöhn Foster Dulles'in Salisbury'ye ve daha sonra Mısır Dışişleri Vekili Mah­mut Feyzi'nin Amerikan Büyük Elçi. si Jeferson Cafferey'ye izah ettikleri veçhile, her iki muhasımm arasında tam orta yoldadır. Bu durumun neza­keti dolayısiyle Amerikan hükümeti, nin fikrini sarih olarak ileri sürmek­ten kaçındığı sanılmaktadır.

Londra :

Başvekil Sir Winston Cfhurchill'e ve­kâlet etmekte olan Maliye Vekili Butler bugün Avam Kamarasında ver­diği beyanatta Mısır arzu ettiği tak­dirde İngiltere'nin Süveyş mevzuun­daki müzakerelere devama hazır oldu­ğunu bildirmiş, bilâhare Washington'. da yapılan üç Dışişleri Vekili toplan­tısına temas ederek toplantıda Dışiş­leri Vekiline vekâlet eden Lord Saîis. bury'nin Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles ile Orta. Doğu'ya taal­lûk eden meseleler hakkında fikir te­atisinde bulunduğunu, Amerika ve in­giltere'nin dünya sulhu bakımından Süveyşteki üssün ehemmiyeti hakkın­da tanı bir görüş birliğinde olduğunu söylemiştir,

Londra :

Bugün Avam Kamarasında İngiltere'-nin, sade askerî güvenlik bakımından değil, psikolojik bazı sebepler yüzün, den de Süveyş kanal bölgesini terket. memesi söylenmiştir. Muhafazakâr mebuslardan W. E. Rees Davies "eğer Süveyş'i terkedersek şim, diki diktatör veya halefi, Sudan'da te­sise gayret ettiğimiz adalet hükümle, rini hiçe sayarak Afrika'ya nifak so­kacak ve israil'e tecavüz edecektir." demiştir.

22 Temmuz 1953

Kahire :

İngiliz askerî makamları, îsmailiye bölgesindeki bütün trenlerde yapıl­makta bulunan araştırmaları durdur, muş ve askerî birliklere, bulundukları iki istasyonu tahliye emrini vermişler­dir.

Askerî sözcü, yarın başliyacak ve 4 gün sürecek olan Mısır kurtuluş şen­liklerinin devamı müddetinee, kanal bölgesi şeihir ve kasabaları ile îsmai­liye ve Portsaid'in İngiliz kit'aları için yasak bölge ilân edildiğini bildirmiş­tir.

Kahire :

Mısır'ın birinci kurtuluş yıldönümü merasimleri başlamadan bir kaç saat evvel tertip edilen basın konferansında bir beyanat veren Mısır Reisicum­huru General Necip, İngiliz birlikleri Süveyş'i tahliye etmedikçe Mısır'ınİngiltere ile bir ittifak akdetmesineve memleketinin batılılar yanındacephe almasına imkân olmadığınısöylemiş : "Hiç bir anlaşma tazyikleyürütülemez 'her iki tarafta ayni haklara sahip olmalıdır, evvelâ bize hür­riyetimizi verin." demiştir.Mısîr dört gün sürecek olan bayramı­na bu gece saat 9 da 101 pare top a_tışı ve tekbir sesleriyle başlamıştır.Bütün minareler aydınlatılmıştır. Sabaha karşı saat 1 de askerî birlik­ler bir sene evvelki hükümet darbesisırasında tutmuş oldukları mevkileregeçeceklerdir. Bütün şehirde siyah,beyaz ve kırmızı ihtilâl bayraklarısallanmaktadır.Yarin bütün Mısır silâhlı kuvvetleri General Necib'in önünde bir resmi ge­çit yapacaklardır. Necib'in yarin vere­ceği nutukta bilhassa Kanal mevzuu üzerinde duracağı zannedilmektedir.

23 Temmuz 1953

Kahire :

Mısır'da askerî rejimin birinci yıldö­nümü münasebetiyle" gazetecilerle bir görüşme yapan 'Mısır Cumhurreisi Ge­neral Necib, askerî hükümetin bugü­ne kadar yapmış olduğu en muvaffa­kiyetli eserin "Toprak reform Kanunu­nun çıkarılması" olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir : "Mısır'da evvelce çok zengin ve çok fakir olmak üzere iki tabaka halk var­dı. Bu da bir çok suiistimallere yol açmakta idi. Halkımızın sosyal hayat Standardını yükseltmeye çalışıyoruz. Halen Mısır'da efendi ve esir dîye si-nıflar yoktur.

General Necib aynı zamanda, Mısır'­da bulunan yabancılarla Mısırlıların tek bir aile gibi yaşadıklarını söyle­miştir.

25 Temmuz 1953

Dusseldorf :

îndustriekurien adlı Alman îktisad Gazetesi, General Necip'ten aldığı bir beyanatı neşretmiştir. Bu beyanatta General fNecib Süveyş kanalının mü­dafaasından bahisle şöyle demektedir : Bizzat Mısırlılardan başka hiç kimse Süveyş kanalını korumak hak­kına sahip değildir." General Necib'in kanaatine göre, İn­gilizler bir hal tarzı bulunmasını ha­kikaten arzu etseler, Süveyş'teki üsler meselesi hallolunabilir. .Kanalın ko­runmasına gelince, General Necip bu hususta şunları söylemiştir : "Bizim, Araplar arası bir güvenlik paktımız vardır. Bu paktı takviye ederek üye­lerin Süveyş kanalını müdafaa edebi­lecek duruma girmelerine çalışaca­ğız."

Kahire :

Başvekil Necip, bugün yaptığı basın toplantısında, bir münasebetini geti­rerek. Mısır'da sosyal İslâhatı, geliş­tirmeğe uğraşırken İngilizlerin, Su­dan'da buna manr olmağa çalıştıkla­rına canlı misaller vererek isbat et­miştir.

General Necib, gazetecileri yerli el­biseler giyen bir Sudanlı grubuna tak­dim etmiş, Sudanlılar da, îngüiz ma­kamlarının, "Avrupalı kıyafetine bü. rünmelerini, müsaadesiz açık hava toplantısı yapmalarına veya tahsil görmelerine mani olduklarını iddia etmişlerdir.

General Necib şöyle demiştir : İngiliz halkı bu suiistimallerden ha­berdar olursa, tasdik cihetine gidilece­ğinden eminim, tabiatiyle, İngilizler medenî insanlardır ve medeniyeti yaymak isterler."

30 Temmuz 1953

İsmailiye :

îsmailiye ile Kantara arasında, Sü­veyş kanalı boyunca uzanan yol üze­rinde giden bir Mısır askerî otomcbi-

li üzerine bir İngiliz karakolundaki erler tarafından ateş açılmıştır. Atı_ lan mermilerden biri otomobilin Ön camının kırılmasına sebebiyet vermiş ve şoför vurulmak tehlikesi atlatmış. tır. İngiliz ve Mısır askerî-makamları bu hususta bir tahkikat açmışlardır. İngilizlerin ifadesine 'göre, Mısırlıla­ra ait arabayı kullanan er, aksi isti­kametten gelen bir arabaya yol ver. mek maksadi-yle kendisine durmasını emreden İngiliz inzibat erinin emrine uymamıştır.

Diğer bir hâdise de îsmailiye şehrinin içinde vukua gelmiştir. Bir açık hava sinemasında film gösterildiği sırada, bir İngiliz eri anlaşılmayan bir sebep, ten ateş ederek, sinema makinistinin ölümüne sebep olmuştur. İngiliz eri tevkif edilmiş ve askerî makamlar tarafından tahkikat açılmıştır.

 Kahire :

Mısır Cumhurreisi General Necib bu. gün verdiği bir demeçte Süveyş anlaş, mazlığmı hal için, Sir Winston Chur_ ehili ile istediği yerde müzakereye gi­rişmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Kabine toplantısını müteakip verdiği beyanatta General Necib ezcümle şun­ları söylemiştir :

"Müzakere konusunun evvelemirde millî isteklerimizi derpiş etmesi lâ­zımdır.

"Bu millî dâvamızı hal için Sir Wins. ton ile istediği yerde buluşmaya ha­zırım."

General Necib'in beyanatı hakkında yorumlarda bulunan İngilizce "Egyp, tien Gazette" şöyle demektedir : "Mısır Cumhurreisi iyi niyetini isbat etmiştir. Bu güzel jeste mukabele et­mek şimdi Sir Winston ChurchilFe düşmektedir."

23 Temmuz 1953

Kahire : 23 (a.a.) - (Hususî muhabirimiz Nail Mutlugü'den)

Misafir gazeteciler dün öğleden sonra beraberlerinde mihmandarları ol­duğu halde subaylar kulübüne gitmişler ve orada Reisicumhur General Necib ve İhtilâl Konseyi, üyeleriyle tanışmışlardır. Gazetecileri klübün kapısında karşılayan General, hepsinin ayrı ayrı ellerini "sıkmış, hatırlarını sormuş ve sonra klübün taraçasmda hazırlanan büfeye davet etmiştir. Bu esnada Arajntin delegesi, General Peron'un General Necip'e gönder­miş olduğu ve Arjantin müziğine' ait plâkları ihtiva eden ve üzerinde Ge­neral Peron'un el yazısı ve imzası bulunan bir albümü Generale takdim et­miştir.Bundan sonra bütün ihtilâl Konseyi üyeleri ve gazeteciler hazırlanan ma-rilen Peron nisası da kısa bir hitabeden sonra General Neeip'e takılmıştır. Bundan sonra bütün İhtilâl Konseyi üyeleri ve gazeteciler hazırlaann ma­saların etrafında yer almışlar ve basın konferansına başlanılmıştır.General Necip'in sağında Albay Cemal Abdülnasır ve General Abdülha-kirn Amr, solunda ise Binbaşı Salâh Salim yer almış bulunuyordu. General Necip kısa bir demeçle gazetecilere hoş geldiniz demiş ve şunları ilâve et­miştir : Bu vesile İle ordunun giriştiği ihtilâl hareketinin ikinci yılma girerken memlekette bir yıl içinde yapılan eserleri bizzat görmüş olacaksınız. Ga­zeteci olarak hepinizin nasıl 'bir otorite sahibi olduğunuzu biliyorum. Bu­raya kadar gelmek suretiyle katlandığınız zahmetten dolayı hepinize tek­rar teşekkür ederim.General bundan sonra gazetecilerin suallerine cevap vermeğe amade oldu­ğunu bildirmiş ve İhtilâl hareketi sırasında karşılaştığımız en büyük me­sele ne idi?" sualini General, "Memleketimizde hürriyetin yerleşmesi idi" diye cevaplandırmıştır. Bir gazetecinin "Bu yolda ne gibi terakkiler kay­dettiniz?" sualine General şu cevabı vermiştir : "Eğer insan çok zor bir Ki başarmağa azmederse onun için çok büyük gayret sarfeder ve neticede muhakkak başarır. Biz bu yolda evvelâ halkın yaşama seviyesinin yüksel­mesine çalıştık. Artık efendi ve hizmetkâr diye bir mesele yoktur. Halkı­mızın birlik ve vahdeti numune teşkil edecek mahiyettedir. Ve bu birlik gerek din bakımından gerekse sosyal dâvalar bakımından böyledir. Bugün bütün Mısırlılar çok çalışmak zorunda olduklarını biliyorlar. Bu yıl elde ettiğimiz mahsul bugüne kadar elde edilmiş olanların çok üstündedir. Halkımız ayni zamanda başkalarının haklarına saygı göstermenin de ne demek olduğunu öğrenmiştir. Daha yapacak çok işimiz vardır. Fakat ma­neviyatımız çok yüksek. Bunun ne demek olduğunu elbette takdir edersiniz. Bu sırada gazetecilerden birisi niçin cumhuriyetin ilânını 23 Temmuz'a bı­rakmadınız" diye cevap vermiş ve hemen şunu ilâve etmiştir :

O zamanki ahval ve şartlar böyle icabettirmigti. Cumhuriyetin daha önce ilânı bir zaruretin neticesidir."

Sudanlı gazetecilerden birinin "Zannımca başarılan en büyük işlerden bi­ri de sudan anlaşmasıdır" demesi üzerine General şunları söylemiştir;: "Filhakika Sudan anlaşması büyük bir başarıdır. Bunu biz realist bir gö­rüşle hallettik. Biz bugün hürriyet için savaşıyoruz. Bunun içindir kî, baş­kasının hürriyetinin do ne demek olduğunu takdir ederiz tabiî.. Şu şartla ki, Sudan'ın herhangi bir yabancı işgali veya baskısı olmasın."

Bu sırada Hindistanlı bir gazeteci şu suali sormuştur : "Süveyş'teki ingi­liz kıt'alan meselesi hakkında bir şey söyliyebilir misiniz?" General Necip bu .suali şöyle cevaplandırmıştır :

"Süveyşin stratejik ehemmiyetini ancak Mısırlılar takdir edebilir. Bu me-seİe hiç bir zaman Mısırlıların arzusu hilâfına halledieraiyecektir. isterse burada milyonlarca asker bulunsun. Bunlar ancak bizimle işbirliği" ettikle ri takdirde bir mânâ ifade edebilir." "

Süveyş ihtilâfının bir anlaşma ile neticeleneceğine dair herhangi bir ümid olup olmadığı sualine General Necip1 şu cevabı vermiştir : "Her zaman, söy­lediğimiz gibi anlaşma ancak taraflar ayni şartlar altında- bulunduğu tak­dirde olabilir. Herşeyden önce bu yolda samimiyet lâzımdır. Taraflardan biri baskı altinda bulunduğu müddetçe anlaşma bahis konusu olamaz. Biz ingilizlerden çok çektik. Daima vaidler verildi fakat hiç birisi yerine ge­tirilmedi. Bunun tesiri pek büyüktür. Biz daima şüphe içindeyiz Her şey­den önce onların bize itimad telkin etmeleri icab eder. Biz her iki dünya harbinde her şeyimizde ingilizlere yardım ettik. Fakat bunun mukabili ne oldu? Hâlâ buradalar. Anlaşmak için evvelâ onlar bu mevzuda samimî ol­duklarını isbat etsinler, bize hürriyetimizi versinler. Hür iki varlık olarak ondan sonra karşılıklı konuşabiliiz. Aksi halde hiç bir şey olamıyacaktır." Gazetecilerden birinin "Foster Dulles" in Süveyş ihtilâfı hakkındaki plânı hakkında ne düşünüyorsunuz?" sualini General Necip, "Bu husus bize değil, diğer tarafa bağlıdır" şeklinde cevaplandırmıştır. Bu sırada Ameri­kalı bir gazeteci, "Süveyşte Amerikalı teknisyenlerin bulunmasını nasıl karşılarsınız?" sualini General, gülerek, "Orada Mısırlıların bulunmasını tercih ederim." diye cevaplandırmıştır.

Amerikalının "Teknisyenler sadece teknik bakımdan ve Mısırlıların kon­trolü altında olurlarsa" diye ilâve etmesi üzerine General da gülerek : "Mahdut sayıda olmaları şartiyle." diye ilâvede bulunmuştur.

Komünizmin Mısır'daki tesiri hakkında sorulan suali General Necip şöyle cevaplandırmıştır : "Komünizra ancak fakir ve sefalet İçinde bulunan memleketlerde yayılabilir. Bunun içindir 'ki, komünizm tehlikesini önlemek İçin iktisadi kalkınmayı temin etmek lâzımdır. Komünizmin yayılmasının diğer bir âmili de yabancı işgalidir. Herhangi bir memlekette yabancı iş­gali mevcut olursa, komünizm derhal orada kendini gösterir. Eğer günün birinde komünizm Mısır'a sirayet edecek olursa bunun en büyük sebep­lerinden biri İngilizlerin hâlâ burada bulunması olacaktır. Çünkü ingiliz­lerin mevcudiyeti iktisadî kalkınma plânlarımızın tahakkukuna engel ol­maktadır. İktisadî kalkınmayı temin edersek komünizmin âmillerinden o lan cehalet, sefalet ve fukaralığı da ortadan kaldırmış olacağız."

Endonezyalı kadın gazetecilerden birinin sorduğu "Mısırlı kadınlara oy hakkı verecek misiniz?" sualini General Necip, tebessümle, Elbet, elbet diye cevaplandırmıştır. Bu .sırada bir gazetecinin "Geçenlerde Winston Churchih* Avam Kamarasında verdiği bir beyanatta ordunun ihtilâl hare­ketini Alman teknisyenlerinin hazırladığını söylemiştir. Bu husustaki fi­kirleriniz nedir T' sualine General "Bu tanıamenasilsızdır. Mısır'daki bir­kaç Alman teknisyen sadece kendi sahalarında çalışmışlardır cevabını vermiştir.

Fransız gazetecilerinden birisi şu suali sormuştur : "Arap memleketleri­nin lideri olarak Doğu - Batı arasındaki ihtilâfın nasıl halledilebileceği hakkında fikriniz nedir ?"

General bu suali şöyle cevaplandırmıştır : "Dünya artık savaşmaktan bık­mıştır. Eğer hepimiz insan olarak hareket etmesini bilirsek elbette ki, dün­yaya sulh hakim olacaktır. Milletler beyhude yere silâh imaline para sar-fedeceklerine bunu iktisadî kalkınmalarına harcamış olsalar bu mesele kö­künden halledilmiş olur.

Gazetecilerden birisi Washington konferansından sonra Süveyş mesele­sinin halli ümidi artmış mıdır ?" sualine General şu cevabı vermiştir :

VV&shİngton konferansının aldığı kararlar bizce henüz malûm değildir. Bu mesele bu kararların nelerden ibaret olduğuna bağlıdır.".

General bundan sonra gazetecilere tekrar teşekkür etmiş ve İngiliz basm mümessillerine dönerek : "Beyanatımda eğer bazen ağır konuştu isem beni herhalde mazur görürsünüz. Sizler de bizim yerimizde olsaydınız baş­ka türlükonuşamazdmız. Herhalde burada bulunmanızdan bilhassa mem­nunum. İyi vakit geçirmenizi temenni ederim." demiş ve alkışlar arasında ayrılmıştır.

Gazeteciler bundan sonra Ahber Elyevm gazetesinin matbaasını ve idare­hanesini gezmişler ve gece şereflerine Kursal gazinosunda bir ziyafet ve­rilmiştir.

Yazan: Mücahit Topalak

21 Temmuz 1953 "tarihli Zafer'den:

Libya ile İngiltere arasında bir aya yakın bir zamandır cereyan etmekte olan müzakerelerin neticelendiği ve Libya Başbakanı Seyid Mahmut Mun. tasır'm memleketine müteveccihen yola çıktığı bildirilmektedir. Bu mü­zakerelerde iki memleket arasında akdi mutasavver .malî ve askerî an. laşmalar hazırlanmıştır ve Başbaka­nın, kabine üyeleri ve kral ile yapa­cağı son istişarelerden sonra bahis mevzuu anlaşmalar Trablus'ta imza­lanacaktır. Bu anlaşmalarla İngiltere, Libya'da işgal ettiği askerî ve malî durumu yenilemek arzusundadır.

Libya 1951 Aralık ayında istiklâlini ilân etmeden evvel bu memleketi teş. kil eden Bingazi, Trablus ve Fizan'ı idare eden devletler, bunların iktisa­dî ve .malî durumunu düzeltmiye mu­vaffak olamamışlardır.

İstiklâle böyle bir durum içinde giren genç Libya devletinin yabancı yar­dımına şedid ihtiyacı olmuştur. Bü­yük devletler, bu memleketteki as­kerî üslerinin İdamesi mukabilinde genç devlete malî müzaheret vaadin­de bulunmuşlardır. Fakaat asıl İngil­tere, Akdeniz'deki durumu itibariyle ve bilhassa Mısır'la olan münasebet, lerinîn malûm safhaya girmesi üze­rine Libya'ya karsı olağanüstü bir alâka göstrmiş ve memleketin istiklâ­linden az evvel akdettiği bir anlaşma ile bütçe açığını kapamak taahhü. dünda bulunmuştur. 1952 senesinde 1.600.000 İngiliz lirasını bulduğu bil­dirilen bu açığın kapatılmasına kar­şılık İngiltere Libya'dan bazı taa'h. hütler, bu meyanda İngiliz uzmanları istihdam etmesini istemiştir. Bu uz_ manlarm hâlen genç Libya devleti­nin bütün faaliyet sahalarına yerleş­tikleri   görülmektedir.  Lâkin  mezkûr anlaşma 20 Mart 1953 te bittiğinden bunun dört ay daha uzatılması ka­rarlaştırılmış ve bu müddetin de hi­tamına yakın, yukarıda tamamlandı­ğından bahsolunan müzakerelere baş­lanmıştır. §u kadar var ki yeni anlaşmaların akdini istihdaf eden bu müzakereler dahilî ve haricî bir takını tesir ve tazyiklere maruz bulunmaktadır. Ev_ velâ Libya muhalefeti İngilizlerin devlet işlerine bu derece müdahalesi­ni 'hoş karşılamamaktadır. Bingazi'de çıkan Al Difaa gazetesinin yazdığına göre, Libya'nın malî ve iktisadî se­falet içinde kalmasının sebebi hükü­metin ecnebi uzman kullanmak: bah­sinde girmiş olduğu taahhütlerdir. Bu gazetenin İddiasına göre, filhaki­ka hükümet bütçe açığını kapamak için bir buçuk milyon sterling ka­dar bir yardım sağlamış ise de buna mukabil kullanmak zorunda kaldığı ecnebi uzmanlara 750.000 sterling ö. demiştir.

Diğer taraftan Libya'nın son zaman­larda Arap Birliğine kabul edilmesi üzerine bu memlekete sahip çık.mıya çalışan Arap matbuatının ve bilhas­sa Mısır gazetelerinin de, bu mesele­yi, İngilizlere karşı husumetlerini ifa­de maksadiyle istismar etmekte ol­dukları ve Libya Kralı üzerinde taz_ yika teşebbüs ettikleri görülmekte­dir. Bu konuda Al Mısrî gazetesi,son Libya . İngiltere müzakereleri müna­sebetiyle İngilizlerin Libya'daki du­rumlarını Mısır için bir tehdit telâk­ki edecek derecede ileri gitmiştr. Ga­zeteye göre İngiltere bu ,nıemlekette deniz, karave hava üsleri tesis ede­rek gerektiği .zaman Mısır'ı Süveyş ka­nalı ile Libya üsleri arasında, iki ate­şe mâruz bırakmayı tasarlamaktadır. Bütün bu dahilî ve 'harici vakıaların aydınlığında, Libya Kraliyet Hükü­meti, son bulan anlaşmalar yerine ka­im olacak yeni anlaşmalarda İngiliz­lerin memleketteki mevcudiyetini malî zaruretleri de hesaba kattarak tavzih etmiye çalışacaktır. Henüz anlaşmalar bir tasarı halinde bulun, makla beraber, bazı Arap kaynaklı haberlerde bildirildiğine göre, Libya bu anlaşmalara, her beş senede bir göz_ den geçirilmek kaydının vazedilmesi, ni istemektedir.

1 Temmuz 1953

Tunus:

Yetkili kaynaklardan öğrenildiğine göre, bu sabah bir tethişçi suikastine hedef olan Tunus Veliahti ve Bey'in yaveri Prens İzzettin'in sıhhi durumu tehlikeli değildir. Prens ilkda fa sanıldığı gibi iki değil, sadece bir kurşun ile karnından yara­lanmıştır. Kendisi derhal Tunus, yakınında bulu. nan "Sait Augustin" hastahanesine kaldırılmıştır.

İlk müdahaleyi yapacak olan doktor, bir ihtilâf zuhur etmediği takdirde Prensin sıhhatinin tehlikede olmadığı, nı bildirmiştir.

Rabat, Fransız Fası:

Halkçı Fas Partisine mensup üyeler bugün Fransa Cumhurreisi Vincent Auriol ve diğer kabine üyelerine S.500 telgraf göndererek, Fransız Fasında Fransızların mevcudiyetini tasvip et­tiklerini bildirmişlerdir.

Parti liderleri tarafından gönderilen telgraflarda ezcümle, Fransa'ya olan itimat belirtilmekte ve aşağıdaki ta­leplerde bulunulmaktadır :

 Her sahada Fransız .  Fas işbir­liği.

 Müfritlerin hareketlerinin Önlen­mesi.

 Fransız Hükümeti  tarafından  sürülen  reformların  tatbiki.

 Fas Sultanının Fas halkının ek.seriyeti tarafından arzu edilen Fran­sız . Fas işbirliğini tasvip etmesi.Paris :

Bugün katledilen Tunus Veliahti Prens İzzettin bey 72 yaşında idi, Ce-

sedi, vefat ettiği klinikten Marsa sa­rayına nakledilmiştir.

Prens İzzettin'in kaatili 33 yaşında Ceridi adında bir sabıkalıdır. Kaatll, polis memurlarına, Marsa'ya, Tunus'­un banliyösü Cebeli Ahbar'dan iki gün evvel geldiğini ve Prensin çıkış saat­lerini öğrenmek maksadiyle saray et­rafında dolaştığını söylemiş ve bu işi yapmak için 200.000 frank aldığını ilâ

ve ile yetkili çevrelerin uydurma tah­min  ettiği  bazı isimler vermiştir.

2 Temmuz 1953

Nairobi :

Mau_Mau tethişçileri tarafından vurulmuş   bulunan Ford  Kumpanyası Müdürlerinden Richards ile Winnipeg bugün hastahanede ölmüşlerdir.

Ayni taarruz esnasında bir de Afrika­lı polis ölmüştü. Sokakda kalabalık içinde Mau.Mau'larm yaptığı bu ta­arruz polisi hedef tutmaktaydı, fakat şetıre henüz gelmiş olan Richards bir kurşunla ağır surette yaralanmıştı.

Mütecavizler taksi ile kaçmıştır.

Tunus:

Kardeşi Tunus Veliahdi İzzeddin'in ' katlından sonra, Veliahtlığa getirilen 65 yaşlarındaki Prens Sadık, berabe­rinde 6 devlet adamı olduğu halde U. mumî Valilik konağına ilk resmî z'._ yarette bulunarak, Umumî Vali Jean de Hauteclocque'dan hayatının korun­ması için gereken tedbirleri almasını istemiştir. Diğer taraftan Fransız resmî şahsiyet, leri, katil hâdisesinin pürüzlü Tunus meselesinin hallini geciktirmekten başka bir işe yaramıyacağını söyle, mislerdir.

4 Temmuz 1953

Paris :

Fas'ta bulunan birçok Fransız ve Fas. lı cemiyetler dün akşam neşrettikleri müşterek beyanname ile Fas'ta Fran_ sa tarafından sarfolunatı muazzam gayretlerle meydana getirilmiş Ümran ve Medeniyet eserlerini kıymetten düşürmeğe matuf hareketler muva­cehesinde umumî efkârın dikkatini çekmekte ve muahedelerle Fransa ta

rafından yüklenilmiş vecibelerden fe­ragatin, gerek Fas yerli halkı ve ge~-rekse Fas'daki Fransızlar için kötü neticeler verebileceği hususunun asla gözden uzak tutulmaması istenmek­tedir.

Beyanname son olarak, iyi malî edin­mek suretiyle halkın dikkat ve uya­nıklıkla, Fransa tarafından Fas'da ta­kip olunan yapıcı siyaseti destekleme­lerini talep etmektedir.

6 Temmuz 1953

Tunus:

Tunus veliahtinin katlinde suç ortağı olan ikj şahıstan biri, dün akşam kaatil Ben Cebala'nın sorgu hakimi­ne yaptığı ifşaattan sonra polis tara­fından tevkif .edilmiştir. Bu, ismi açık-lanmıyan   bir      sabıkalıdır.   Vazifesi,

kaatüe para ve yiyecek yardımında bulunmaktır. Kaatile silâhı vermiş olan diğer suç ortağı kaçmaya muvaf­fak olmuştur.

Nairobi :

Mau Mau tedhişçileri dün gece bu müstemlekenin Kraliçe Elizabeth ile Edinburgh Düküne düğün hediyesi o. îarak verdikleri av köşküne bir baskın yapmışı ardır.700.000 dolarlık köşkü muhafaza e_ den Afrikalı polisler ile tedhişçiler a. rasmda 15 dakika süren bir çarpışma olmuştur. Bu sırada başka Mau Mau'. lar da 20 mil uzaktaki bir otele taar­ruz etmişlerdir.

Kraliçe Elizabeth, babasının ölümünü ve' kraliçe olduğunu burada öğrenmişti.

12 Temmuz 1953

Saigon :

Birçok Fransız . Vietnam taburlarının Vietnam merkezinde Quangtri bölge, sinde giriştikleri temizleme hareketle­ri esnasında iki Vietminh birliği rau. hasara altına alınmıştır., Bu mücade­le esnasında 36 âsi öldürülmüştür. Diğer taraftan yetkili askerî kaynak­lardan öğrenildiğine göre, Vietnam ba taryaları tarafından desteklenen 4 Fransız taburunun, dağlık mıntaka­nın doğu kıyısındaki Songba vadisin­de giriştiği bir [harekât neticesinde üç takviyeli düşman kampı tahrip olun­muş, birçok pirinç ve tuz stokları ele geçirilmiştir.Buna mukabil, âsilerin attığı oklarla altı Vietnam Fransız askerinin yara­lanmış olduğu bildirilmektedir,

Nairobi - Kenya :

Doğu Afrika kıt'aları kumandanı George Erskine, Mau Maulara karşı üçüncü bir taarruz hareketine giriş­miştir.

Aberdahl ormanlarmdaki barınakları hedef tutan bu taarruz tedhişçilerin yeniden teşkilâtlanmasını önliyecektir.

15 Temmuz 1953

Vientiane :

Vietminh'lilerin son hareketle­ri esnasında, Luangprabang bölgesine çekilmiş bulunan yerli âsi birlikler bugün yeniden Laos _ Fransız kuvvet­lerine karşı harekete geçmişlerdir.

Fransız . Laos birlikleri bunlarla te­masa geçmemekle beraber, bazı, iaşe ve cephane depolarına 'taarruz etmek­te ve bu arada küçük çarpışmalar vu_ ku bulmaktadır. Bu taarruzlar bilhas­sa, .tehlikeli bir köprübaşı teşkil et­mekte olan Nam Syong kesimini he­def tutmaktadır.

İçlerinden biri 98 inci alaya msnsup olan 4 taburluk Vietmîn,'h'li kuvvetler de ara sıra Muong Sai ve Muonğ Ngoi karakollarına sarkıtılık etmektedir­ler.

16 Temmuz 1953

Kalküta :

Kalküta'da tramvay Ücretlerinin art­tırılmasının sebep olduğu karışıklık­tan faydalanan komünistlerin çıkart­tığı umumî grev dün bir kişinin ölü­müne yol açmıştır. Bu vak'a polisin halk üzerine ateş açmak mecburiye­tinde kalması üzerine husule gelmiş­tir. Akşam takriben 100.000 kişinin iştirakiyle yapılan büyük bir miting­de söz alan komünist hatipler hükü­mete ^ve ingilizlere ait olan tramvay şirketine şiddetli hücumlarda bulun­muştur. Durum halan gerginliğini,mu.. hafaza etmektedir.

Kalküta :

İkinci mevki tramvay parasının artması üzerine yapılan nümayişlerde polis kıtaları halk üzerine iki defa ateş açmış ve elli kişi yaralanmıştır. Nümayişçiler polislere taş almış, po. lis kıtaları da onları dağıtmak için göz yaşartıcı bombalar kullanmışlardır. Merkez Kalküta sokak ve caddelerin­de çelik miğferli Hindi: kıtalar dolaş­maktadır.Dünkü umumî grev ve isyanlarda 2 polis ölmüş ve 100 den fazla insan yalanmıştır. Durum bu gece de gerginliğini muha­faza etmektedir.

17 Temmuz 1953

Yeni Delhi :

Hind gazetelerinin bildirdiklerine gö­re, batı Nepal'de vahim karışıklıklar husule gelmiş ve Hindistan toprak.. . larından transit olarak geçirilen Ne­pal kuvvetleri alelacele bu bölgeye sevkedilmiştir, Hindistan . Standard gazetesinin Özel muhabirinin bildirdi, ğine göre, Nepal komünistleri Hind hududu civarında bulunan Billauri ticarî merkezini eîe geçirmeğe muvaf. îak olmuşlardır. Hind makamları da hudutta ihtiyat tedbirleri almışlardır.

Hanoi :

Bu sabah Langson'da paraşütçüler tarafından  girişilen  tahrip  harekâtı memnuniyet verici bir şekilde cere­yan etmektedir.

Harekâtı idare eden general, bu sabah mahallî saatle 20 de hareket emrini vermiştir. Generalin bulunduğu uçak­ta diğer birçok yüksek rütbeli subay­larla gazeteciler de bulunmakta idi. Diğer bir Dakota'da ise kuzey Vietnam kara kuvvetleri kumandanı General Rene Cogny ile General Navarre'm muavini General Bodet bulunmakta idi.

Harekâtın birinci safhası saat de birçok paraşütçü taburun, Ky Cung çayının öbür kıyısında bulunan küçük Kylua kasabasına inmesi ile başla­mıştır. Vietminhlilerin cephane depo­ları Langson'a bir kaç yüz metre me­safede bulunan bu kasabada bulunu­yordu.

Sekiz saat müddetle, ;harekât kuman­danının uçağı savaş bölgesi üzerinde uçmuş ve ilk atliyan paraşütçülerden biri olan birliğin Albayından radyo vasıtasiyle malûmat almıştır.

Tunus:

Fransız makamlarından bugün bildi­rildiğine göre, Fransız alyhtan faali­yetlerde bulunduklarından dolayı ön­leyici tedbir olmak üzere tevkif edile­rek, güney Tunus'ta bir kampa yer­leştirilen 15 Tunuslu milliyetçi bu_ gün serbest bırakılmışlardır. Tahliye edilenler arasında Tunus İşçileri Bir, liginin üç lideri de vardır.

Diğer taraftan resmî bir Fransız söz. cüsü Umumî Vali General Jean De. hautecloque'un hafifçe rahatsız oldu. ğunu ve doktorlarının kendisine Marsa köşkünde istirahat tav. siyesinde bulunduklarını bildirmiştir.

18 Temmuz 1953

 Kalküta :

Bu sabah sokaklarda barikatlar teşki! ederek, bombalarla devriyelere ve tramvay depolarına hücum eden hü­kümet aleyhtarı nümayişçiler güney Kalkütada kontrolü fiilen ele almışlardır. Polisin, bir kaç günden beri nümayi­şe devam eden kalabalığı dağıtmak için gözyaşartıcı bombalar kullanma­sı galeyanı büsbütün arttırmıştır.

Şehirde hareketi durdurmak için nü­mayişçiler tarafından inşa edilen yı­ğmaklar münakaleyi tamamen kes. mistir. Polise, barikat inşa edenleri vurması emri verilmiştir.

Şehirde nizamı tesis etmek için as. kerî birlikler celbedilmiştir.

 Vientiane :

Laos'un güneyinde iki keşif taarru­zuna girişilmiş olup seyyar Fransız . Khmeres. birlikleri de bir çok faaliyet göstermişlerdir.

Pak Houei'nİn güney batısında Laos çetecileri ile giriştikleri bir mücadele esnasında Vietminh'liler bir ölü ver­mişlerdir.

Jarres ovası civarındaki yerli halk klavuzluk yapmak suretiyle faaliyet­lere bilfiil iştirak etmektedir.

Vietminh'liler yeni bir taarruza inti. zaren şimdilik hiçbir harekette bulun, mamaktadirlar.

25 Temmuz 1953

Karaşi :

Hindistan ve Pakistan Başvekilleri. Asya'da sulhun tesisi için hayati ad­dedilen görüşmelerine bugün başlıya. taklardır.

Hindistan Başvekili Nehru, Keşmir me. selesinin ve iki memleket arasında anlaşmazlık doğuran diğer meselele­rin hal çarelerini görüşmek üzere u. çakla Pakistan başşehrine gidecektir. Buradaki diplomatik müşahitler, Hin­distan'ın Keşmir hakkındaki görüşle­rinde değişiklik olmadığı takdirde, bu görüşmelerin muvaffakiyetle netice. leneceğ'ne  ihtimal  vermemektedirler.

Nairobi  (Kenya) :

Vahşi bir Mau Mau çetesi, bugün ay­lardan beri ilk defa bir hava meyda­nına en pervasız bir baskında bulun­muş ve bir Avrupalıya ait çiftliği yağ­ma etmiştir. 20 Tethişçi Naivasa'daki hava meyda­nındaki bir polis uçağına ateş vermiş ve polis anbarmdan radyolar, elbise ve mühimmat çalmışlardır. Baskıncılar Afrikalı polislerin kullan­dıkları bir çadırı yakmış ve yakıt tu­lumlarını delmişlerdir.

Yazan : Mümtaz Faik Fenilf 8 Temmuz 1953 tarihli Zaferden

Pakistan'da yeni bir dünya görüşünün hâkim olmağa başladığım müşahede etmekte büyük bir memnunluk duy­maktayız. Memleketin istikbalini, me­deniyet âlemine tam mânâsiyle inti­bakta, gören Pakistan'ın değerli dev. let adamı Gulâm Muhammet Han, her türlü mazhep, tarikat kavgalarına set çekmek, kara taassuba karşı koymak ve millî varlığı korumak kararını al­mış ve bu maksatla aydın fikirli, e. nerjik ye genç bir siyaset adamını baş vekâlete getirmiştir. Bu zat, Pakis­tan'ın eski Washington sefiri, Mehmet Ali'dir. Yeni başvekilin Pakistan'da şimdiye kadar hüküm süren irticaî kargaşalıklara en kısa bir zamanda son vereceği muhakkaktır; daha şim_ diğen bu husustaki çalışmaların çok iyi semereleri görülmeğe başlanmış­tır.

Biz, dost ve Müslüman devletin daima mes'ud ve müreffeh olmasını, huzur ve sükûn içinde yaşamasını, teali et­mesini candan arzu ederiz. Onun için­dir ki, Pakistan'ı medeniyet yolunda ilerlemiş görmekle nihayetsiz bir se­vinç duyuyoruz,

Türkiye'de pek kısa müddet kalan ve bu zaman zarfında kendisini herkese sevdirmiş bulunan eski büyükelçi Ga­zanfer Ali Han'ın, memleketimizden ayrılırken bu mevzuda vermiş olduğu beyanat, bilhassa dikkate şayandır. Büyükelçi intihalarını anlatırken şöy­le demiştir : "Kanaatimce dar fikirli­lik ve müsamahasızlık olan taassup bir memleketin intihara sürüklenme­si demektir. Bu !hal bir milleti hara. biye hadar görür. Türkler, başlarında Atatürk olduğu halde kendilerini bu felâketlerden Kurtaran yolu bilmiş lerdir."Gazanfer Ali Han'ın Türkiye hakkın­daki bu güzel sözleri, aynı zamanda Pakistan için de çok ileri bir görüşün delili ve hayırlı bir istikametin işa­retidir. Pakistanlılar, din ile dünya iş. lerinin tamamiyle ayrılmasına ve vicdan hürriyetine geniş bir yer ver­mekle beraber, kara taassubu ortadan kaldırmağa azmetmişlerdir. Elbette ki, herkes ibadet ve taâtmda serbest­tir. Cenabı Hakka istediği gibi niyaz ve dua edebilir. Ancak, bir takım yo­bazların araya girerek, dini siyasete âlet etmelerine asla müsaade edilmL yecektir Siyasetçiler, siyasetlerini ya. pacaklar, din adamları da dinleriyle meşgul olacaklardır. İkisinin arasında resmî bir hattın çizilmiş olması, Pa­kistan'a medeniyet âleminde lâyık ol­duğu en mühim mevki; temin edecek­tir.

Gazanfer Ali Han şimdi Pakistan'ın Hindistan büyükelçiliğine tâyin edil­miştir, iki devlet arasında esaslı İh* tilâflar bulunduğu malûmdur. Fakat bu güzide diplomatın şimdi hâkim o-lan bu yeni görüşün ışığı altında Pa­kistan'la 'Hindistan'ı birbirine daha çok yaklaştıracak mesai sarfedeceğ! ve bu suretle Asya'nın barışma hiz­met edeceği muhakkaktır.

Bundan şüphesiz komünistler mem­nun olmıyacaklardır. Çünkü onların istedikleri şzy muhtelif memleketler arasında ihtilâfların sürüp gitmesi, aynı zamanda o memleketler dahilin-, de daima suriş olmasıdır. Pakistan şimdi bu iki kötü unsuru da bertaraf etmek ve memleketin kalkınmasına çalışmak yolundadır.

Yine .geçenlerde Türkiye'yi ziyaret et­miş olan, Pakistan Çalışma, Sanayi ve îiaşe Nazırı Kayyum Han, burada yaptığı bir konuşmada, bugün bu mem­lekette hâkim olan ileri fikirlerin ter­cümanı olmuştur. Kayyum Han, irti­ca hareketlerini şiddetle itham eder­ken, bir vakitler mollaların Pakistan. da oynadıkları meş'um role işaret et­miş ve bunların Allahla kur  araşma girmelerini ve kendi sözlerini Kelâ-mullah gibi göstermelerini en büyük küfür olarak vasıflandırmış tır. Nazır, Türkiye'deki ilerlemeden bahseder_ ken, bunun Atatürk inkılâpları saye­sinde tahakkuk ettiğini de söylemiş­tir.

Esasen Pakistan'da her aklı başında ve münevver-insan din ve dünya işle. rinin ayrılmasında en büyük faydayı görmekte müttefiktir. Çünkü akıl için târik birdir. Koyu taassubun hâkim olduğu her memleket, daima geri kal. mış, daima sefil ve perişan olmuştur. Pakistan mollalar saltanatına artık bir nihayet vermiş ve medeni, inkılap, lan benimsemiştir. Hiç şüphe yok ki, bu sayede çok daha inkişaf edecek, kuvvetlenecek ve Asya'nın en büyük kilit noktasında dünya barışının sağ­lam bir unsuru hâline gelecektir. Dost ve .Müslüman memlekete bu terakki hamleleri içinde aydın bir istikbal dilerim.

Yazan : Mücahit Topalak

20 Temmuz 1953 tarihli Zafer'den

Hindistan ile Pakistan arasında 1947 den beri ciddî bir ihtilâf mevzuu olan Keşmir hakkında bir plân hazırlan, chğı ve bu plânda Keşmir'in iki mem­leket arasında taksimi derpiş edildi. ğina dair bu ayin başından itibaren muhtelif kaynaklardan gelmiye başh-yan ve zaman zaman yarı resmî şekil­de tekzip edilen haberlerin aslı esa­sı olduğu anlaşılmaktadır. Plânda, Keşmir'in Hindistan'a veya Pakistan'a ilhakını tâyin edecek bir plebisit fe­rinden vazgeçildiği bildiriliyor. Esa­sen, 1948 den beri Birleşmiş Milletler teşkilâtının da müdahale etmiş oldu. ğu bu ihtilâfta taraflar daima bu ple­bisit meselesine takılmakta idiler. Hindistan'ın plebisitin nasıl ve hangi şartlar altında yapılması lâzım gel­diğine dair ileri sürdüğü teklifler Pa­kistan tarafından kabul edilmemekte ve mesele uzayıp gitmekte idi. Komü­nist Çin'e ve komünist Çin'in hâkim bulunduğu Tibet'e hemhudut ve Sov. yet Rusya  hududundan  ancak Afganistan'a ait toprakların teşkil ettiği ince bir şeritle ayrılan bu bölgede, is­tiklâllerine yeni kavuşmuş olan iki kardeş memleketin tehlikeli bir ihti­lâfı uzatmaları, yalnız onların huzur Ve dostluğu bakımından değil, mil­letlerarası münasebetler bakımından da endişeyi mucip bir vaziyet ihdas etmiş bulunuyordu. Şimdi, haber ve­rildiğine göre iki memleket ihtilâfın düğümünü teşkil eden bu plebisitten tamamen vazgeçerek Keşmir ve Camu bölgesinin taksimini ve arada muşta, kil bir devlet bırakmayı düşünmekte­dirler. Önümüzdaki ay içinde Hindis­tan'la Pakistan arasında müzakere ko nusu olacağı bildirilen bu plâna gö­re., nüfusunun ekseriyeti Mecusi olan Doğu Camu böîgesl ile Tibet hudu­dunda kâin Ladak Hindistan'a ilti­hak edecektir. Azad Keşmir yine hür Keşmir adı verilen ve nüfusunun he­men tamamı, Müslüman olup hâlen Pakistan'ın1 işgali altında bulunan Batı bölgesi ise Pakistan'a düşmekte­dir. Keşmir vadisini teşkil eden en zengin ve münbit bölge'de ise yeni bir müstakil devlet teşekkül edecek ve bu devlet hem Hindistan, hem Pa­kistan'a anlaşmalar yoluyla bağlı bu­lunacaktır. Bu anlaşmalarla yeni dev let, çeşitli din ve mezheplerin hukuki ve münakale hatlarına dair iki tarafa da taahhütlerde bulunacaktır. Kaba hatlariyle bu şekilde hülâsa e_ dilen Keşmir plânının iîk bakışta ba­zı mahzurları görülmektedir. Evvel­emirde, plebisit fikri terkedildiğine gö^ re, Keşmir halkı hangi tarafa iltihak edeceğini kendi arzu ve iradesine gö­re tâyin etmek hakkından mahrum o_ lacak demektir. Bunun ileride bazı ih­tilâflara sebep olması ihtimali daima mevcuttur. Bundan başka taksim plâ­nı. Pakistan'ı sulayan nehirlerin yu. karı mecralarını yabancı memleket­lerde bırakacaktır. Pakistan'ın nok-taî nazarmca Keşmir ihtilâfının esası bundan ibarettir. Bu itibarla taksim plânı Pakistan'a mutlak huzur vere­cek mahiyette sayılamaz.

Nihayet Keşmir vadisinde Srinagar'ı da ihtiva etmek üzere kurulması ta. şarlanan müstaikl devlet meselesi de hayli çetin bir dâva teşkil ettiği gibi,, kurulduktan sonra bu devletin iki ta­rafla idâme edeceği münasebetler ne. zaket  arzedecektir. Filhakika  bu  küçük devletin, zengin ve iştihayı calip topraklariyle iki taraftan birinin ar­tan tazyiki altında ezilmesi ve zaman.

la onun himayesine girmesi, neticede yine ve bu sefer üç taraflı bir ihtilâfa yol açabilir. Bütün bu hususat gözö, nünde tutulursa, taksim plânının Keşmir dâvasında pek az şey hallettiğini söylemek mümkündür. Bununla bera. ber. bugünkü ihtilâfın kısmen dahi halledilmesi, ileride tarafların iyi ni­yetle hareket etmeleri sartiyle, Asya'­nın bu bölgesinde sulh ve selâmete bir başlangıç teşkil edebilir.

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106