19.6.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Haziran 1953

Bursa :

Vilâyet içindeki Bayındırlık faaliyet­leri mevsim dolayısıyla hızlandırılmış­tır. Vali, dün de dört bölgede geniş öl­çüde devam eden yol faaliyetini yerin­de incelemiş ve gerekli direktifleri ver­miştir.

Bayındırlık Müdürlüğünce bu yıl için­de 178 kilometre il yolu makadam ve stablize yapılarak servise açılmıştır. 273,5 metre tutan 33 köprü ve menfez yeniden inşa veya esaslı surette tamir edilmiş, 117 kilometre uzunluğunda köy yolu yapılmıştır.

Bu işler için vilâyet bütçesinden 1.050.000 lira harcanarak 22 kamyon, 2 greyder, 2 buldozer. 3 loder, 3 kompre­sör, 3 ip ve bir servis arabası satın alınmıştır.

Yine bu yıl irinde 331 köye içme suyu parası tevzi edildimiş ve halk yardımları da sağlanarak 185 köyün suyu temin olunmuş ve bu köylerdeki 96.000 nüfus .asırlardır 'hasretini çektikleri içme su­yuna kavuşmuşlardır. Ayrıca 228 bi­nanın onarım: sağlanmıştır.

  Ankara:

Aldığımız malûmata göre, Karabük fabrikaların piyasadaki ihtiyaçları karşı­lamak, için, yeni bir haddehane tesisi­ne başlamıştır.

Bütün bu işler için 10 milyon lira sarf edilecek ve haddehane ancak bu yı­lın sonunda imalâta başlayacaktır.

  İstanbul:

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakül­tesi eski Türk edebiyatı kürsüsü tara­fından İstanbul fethinin 500 üncü yıl dönümü münâsebetiyle hazırlanmış olan yayınlar ve yayınlarla ilgili tablo, tezhib, minyatür ve vesikalardan müte­şekkil sergi, bugün saat 15 te Beyazıt' ta Edebiyat Fakültesi türkoloji bölü­münde açılmıştır.

Sergi davetliler tarafından büyük bir alâka toplamıştır.

 İstanbul:

İstanbul fethinin 500 üncü yıldönümü münasebetiyle İstanbul kız lisesi tara­fından bir hafta devam, edecek bir ser­gi açılmıştır.

Sergide, 16cı asra ait Türk motif­leri ile ilim ve sanat eserleri teşhir edil mektedir. Sergide bulunan Fatihin îstanbula girişini tasvir eden maket bil­hassa alâka toplamaktadır.

  İstanbul:

İstanbul'un 500cü fetih yıldönümü­nün kutlanmasına devam edilmekte­dir. Geceleri şehir baştan başa ışıklar­la donatılmakta, tenvir fişekleri atıl­makta, Fatih camii ve türbesi, Yeni cami, Süleymaniye, surlar, Top kapı sa­rayındaki Fatihin evi çinili köşk, Ru­meli ve Anadolu hisarları, kaleleri ve Şehir projektörler ve ışıklarla aydın­latılmaktadır.

Fetih derneği, İstanbul Üniversitesi ve Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından fet­hin 500cü yılı münasebetiyle hazırla­nan programlar gereğince fetih güreş­leri yapılmakta, sergiler açılmakta, konferanslar verilmekte, koro ve orkestra konserleri, Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından Fatih isimli piyesin temsi-

line devam edilmektedir. Ayrıca Tepe başı bahçesinde millî ve mahallî -folklor ekipleri gösterilerine devam et­mektedir. .

  Ankara:

Tarım Vekâleti yurdumuzun muhtelif yerlerinde 1 hazirandan itibaren açıl­masına karar verdiği traktör kursları. hazırlıklarını ikmal eylemiştir. Bu-kursların açılacağı yerler şunlardır:

İstanbul Bölge Ziraat Okulu, Yalova Deneme ve Üretme Çiftliği, Bursa Zi­raat Okulu, Eskişehir Tohum İslah İs­tasyonu, Manisa Beydere Teknik Zi­raat Okulu, İzmir Bölge Ziraat Oku­lu, Ankara Orman Çiftliğinde Devlet Üretme Çiftliği Merkez Atölyesi, Geb­ze Çayır ova Teknik Bahçıvanlık Oku­lu, Konya Saray önü Teknik Ziraat Okulu, Koçaş Teknik Ziraat Okulu, Amasya gökhöyuk Teknik Ziraat Oku­lu, Erzurum Tohum İslah. İstasyonu,. Ceylan pınar Devlet Üretme Çiftliği ve Diyarbakır Ziraî Donatım Kurumu atölyesi.

      Ankara:

Sağlık Şûrası çalışmalarına bugün öğ­leden sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili Dr. E.  Hayri Üstün dağın baş­kanlığında saat 15 de devam edilmiş­tir.

      İstanbul:

M. S. V. Temsil Bürosundan bildiril­miştir :

İstanbul'un 500 üncü fetih yıldönümü münasebetiyle Ayaz ağadaki süvari bi­nicilik okulunda iki büyük gösteri ter­tip edilmiştir. Sivil ve askerî müsabık­ların katılacakları bu gösteriler 2 ve 4 haziran tarihlerinde süvari okulunda yapılacak, derece alanlara «Fatih Ku­pası-' ismi altında birer kupa verile­cektir.

Bu gösterilere milletlerarası müsaba­kalara katılan Türk binicilik ekibi de bütün kadrosu ile iştirak edecektir. Türk binicilik ekibi şu şekilde teşek­kül etmiştir:

Yzb. Salih Koç, Yzb. Selim Çakır, Yzb,

Bedri Böke, Yzb. Cevdet Sümer, Utğ. 'Fethi Gürcan, Üstğ. Metin Böke, Üstğ. Alp Aslan güneş, Üstğ. Ahmet Şener, Üstğ. Lütfi Eren, Üstğ. Naili Gönenli, Üstğ. Hikmet Harlı oğlu.

Bundan başka memleketimizin en genç binicisi sekiz yaşındaki Asil Doktor oğlu da müsabakalara iştirak edecektir. Asil Doktor oğlu, Millî Savunma Ba­kanlığı tarafından Türk ekibi namzet­liğine seçilmiş ve ilk defa olarak bir sivilin süvari akademisinde çalışması­na müsaade edilmiştir.

       Edirne :

Son yağmurlar bilhassa Edirne'de Tun­ca ve Meriç nehirlerinin yükselmesi ile tehlikeli bir -durum yaratmıştır.

"Süratle yükselmekte olan bu nehirler­den, bu gece saat 20 de yapılan rasat­lara göre Tunca 4.45. Merin ise 4.50 metrelik bir yükseliş kaydetmiştir.

Şehrin Yeni imalat, Yıldırım ve Kara­ağaç semtleri ile irtibatı kesilmiştir. "Elektrik fabrikası henüz faaliyetini ta­til etmemiş olmakla beraber sularla çevrilmiş bulunmaktadır.

2 Haziran 1953

       Ankara:

Zelzele mıntıkasında tetkiklerde bulunmak üzere İzmir'e gitmiş olan Reisicuhur Celâl Bayar, beraberlerinde Mil­lî Savunma Vekili Seyfi Kurtbek, An-"kara mebusu Mümtaz Faik Fenik ve Basvaver Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal olduğu halde bugün saat 13. 40 da trenle şehrimize dönmüşlerdir.

Reisicumhur, Garda, Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Körerelten. Vekiller. Me­buslar. Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi, Erkânı Harbiyeyi Umumiye Birinci ve İkinci Reisleri, Vali. Kara ve Hava Kuvvetleri  Komutanları,  Garnizon ve Merkez Komutanları,     yüksek rütbeli subaylar,  belediye reisi,  emniyet müdürü, basın mensupları tarafından kar­şılanmışlardır.

Reisicumhurumuz istasyondan ayrılış­larında halk tarafından sevgi ve muhabbetle uğurlanmış ve alkışlanmışlar­adır.

      İstanbul:

Sümerbank Hereke fabrikası tarafın­dan Top kapı sarayından alman Fatih devrine ait motiflerle muhteşem bir halı dokunmuştur. Başlı başına bir sa­nat eseri olan bu halı, İngiltere Krali­çesi 2. Elizabeth'e taç giymesi münase­betiyle hediye edilecektir.

      İstanbul:

İstanbul fethinin 500 üncü yılının kut­lanmasına devam edilmektedir.

Bugün öğleden sonra Ayaz ağa binici­lik okulunda yarışlara ve eski Türk oyunu cirit gösterilerine başlanmıştır. Dört günden beri devam etmekte olan fetih »ürerlerine bugün de devanı edil­miş1 ve galiplerine mükâfat tevzi olun­muştur.

Bu gece İstanbul Belediyesi Konser­vatuarı Türk musikisi icra heyeti ta­rafından, öğrencileri^ de iştiraki ile büyük bir konser verilecektir.

Üniversite'deki ve muallimler birliğin­deki fetih konferanslarına devam edil­mektedir. Bu gece Devlet Tiyatrosu tarafından fetih piyesinin temsiline ve folklor ekiplerinin mahalli ve millî o-yun gösterilerine devam edileceği gibi gece şehir ışıklarla donatılacak ve ca­miler ve surlar projektörlerle aydınla­tılacaktır.

Havai fişenk atışlarına bu gece Saray burnu parkında devam edilecektir.

       Ankara:

Üç gündenberi gündemindeki konula­rı incelemeğe başlamış olan Yüksek Sağlık Şûrası, bugün de Sağlık ve Sos­yal Yardım Vekili Dr. Ekrem Hayri Üstün dağın başkanlığında toplanmış, Vekâletin bulaşıcı, salgın ve sosyal has tahklarla savaş hususunda aldığı ted­birleri memnuniyet verici bulmuş ve gündeminde bulunan diğer konuları da görüşerek kararlara bağlamıştır.

        İstanbul:

500 Üncü fetih yıl dönümü münasebe­tiyle Ayaz ağadaki süvari okulunda '(Fatih kupası" namı altında bugün sa-

at 15 de konkuripik gösteriler yapıl­mıştır.

Gösteriler general Namık Argüç, yük­sek rütbeli subaylar, davetliler, yerli ve yabancı basın mensupları tarafından büyük bir alâka ile takip edilmiştir.

Gösterilere başlamadan evvel fetih yılı münasebetiyle yazılarak bestelenmiş bir marş bando tarafından çalınmıştır.

Saat 15.30 da ilk müsabaka başlamış­tır. Bu müsabakaya sivil amatörler iş­tirak etmiştir. Sipahi Ocağının yeni kı­yafetlerini giymiş bulunan üç amatö­rün katıldığı bu müsabakanın mania adedi 12, en çok yükseklik de 110 san­timetre idi. Yarışmayı bir dakika 10 saniyede Şimşek adlı atı ile Vedat Nirey kazanmış, Hakkı Erkiner de Kıvırcık adlı atı ile ikinci olmuştur. Yarışa Apal adlı atı ile iştirak eden Yertvard pist dışına çıktığı için diskalifiye edil­miştir.

İkinci yarışma memlekette yetişmiş yerli ve yabancı kan atlarla bütün bi­nicilere mahsustu. En çok 120 santi­metre yükseklik ve 12 maniadan ibaret olan bu yarışmayı üsteğmen Ahmet Şener 57 saniyede birincilikle bitirmiş­tir. Üst teğmen Nail Gönenli Zeybek adlı atı ile ikinci, yine Ahmet Şener Alço isimli atı ile ikinci olmuştur.

Üçüncü yarışma yabancı kan taşıyan atlarla bütün binicilere mahsustu. Bu konuşmada da mania adedi 12 idi. En çok yükseklik 130, en çok genişlik 350' cm. olan bu müsabakayı Siyok adlı atiyle yüzbaşı Salih Koç bir dakika iki sani­ye ir salisede birincilikle bitirmiş, ikinciliği yine yüzbaşı Salih Koç, Ba­şak isimli atiyle kazanmıştır. Yüzbaşı Selim Çakır da Tunca adlı atiyle üçüncü olmuştur.

Müsabakaları müteakip kazananlara mükâfatları tevzi edilmiştir.

 İstanbul:

Ankara'da Sağlık Şûrasına iştirak eden ve İstanbul Belediyesine ait 50 milyon liralık istikraz işi ve îstanbula. ait çe­şitli mevzularda ilgili vekillerle görüş­melerde bulunan Vali ve Belediye Re­isi Prof.  Gökay, bugün saat  16.50  de

uçakla Ankara'dan şehrimize gelmiş­tir.

Vali ve Belediye Reisi, hava alanında kendisiyle görüşen    muhabirimize An-karadaki temasları    hakkında şunları söylemiştir:

Ankarada Saflık Şûrası dışında, muh­telif vekâletlerle belediyemizi ilgilen­diren meseleler hakkında temaslarda bulundum.

Bu arada İstanbul Belediyesine açıla­cak olan 50 milyon liralık istikraz meselesi Büyük Millet Meclisi gündemi­ne alındı. Opera binasının Millî Eğitim Vekâletince ikmal edilmesi için bilindiği gibi bütçeye 1 milyon lira konulmuş­tu. Bu işe başlanılabilmesi için inşaat ve arsanın Maliye Vekâletine devri lâ­zım gelmektedir. Bu mevzuda da bir kanun maddesi hazırlandı. Yakında Meclise girecek. Diğer taraftan Çalış­ma Vekili ile yapılacak işçi evleri üze­rinde mutabık kaldık. Emlâk Kredi. Bankası ile de Atatürk Bulvarında inşa edilecek 72 daireli blok apartman. inşaası projesi üzerinde görüşmeler yaptım. İstanbul'un ekonomik ihtiyaç­ları üzerinde Ekonomi ve Ticaret Ve­kili ile görüştüm. Yakında yardımcı haller ve yeni tanzim satış yerleri açı­lacaktır. İçişleri Vekili ile de İstanbula ait çeşitli mevzular üzerinde görüşme­ler yaptım. Sağlık Şûrasından da mem­nuniyet verici şu haberi söyleyebilirim: Memleketimizde veremden ölenle­rin miktarı günden güne azalmakta­dır.

 İstanbul:

Müttefik kara kuvvetleri Güney Doğu Komutanı General W. G. Wyman bu­gün Propeller kulübünde bir konuşma yapmış, Birleşmiş Milletler camiası içe­risinde Natonun kuruluş şekliyle Tür­kiye  Yunanistan  Yugoslavya ara­sındaki paktın, Birleşmiş Milletlerin gayesine uyduğunu tebarüz ettirmiş ve bilhassa Korede Birleşmiş Milletler uğ­runa yapılan mücadeleyi müşahedele­rine atfen anlatmıştır.

General Wyman, komünist dünyaya karşı yalnız askerî cepheden değil, ma­nevî cepheden de kuvvetli olmak lâzım geldiğini izahla şöyle demiştir :

Faaliyetlerin kesafeti halkı derin su­rette memnun etmekte ve ihtiyaçların yüzde altı karşısında temponun daha da arttırılmasına çalışılmaktadır. Bilhassa orhaneliyi Bursa'ya bağlayan yolun uzunluğu ve kış aylarında geçit vermeyişi göz önüne alınarak Kütahya ile Bursa arasında kısa yol temin edecek olan Kapı kaya yolu üzerinde geniş ve kesif bir mesaiye girişilmiştir. Bu yo­lun 1953 yılı içinde tamamlanmasına ve nakil vasıtalarına açılmasına hum­malı birşekildeçalışılmaktadır.İznikOrhangaziyoludaönümüzdekiaylard.ayenidenvetamamenaçılmış, bu su­
retle iktisadî ve turistik bir yola ka­vuşulmuş olacaktır.

      Çankırı :

Bugün saat 11 de, yavaş yavaş başla­yıp gittikçe şiddetlenen seller, şehri tehdit etmeğe başlamıştır. Eski Halk evi ile birlikte iller bir kısım binala­rın alt katlarını sular istilâ etmiştir.

Başta Vali olmak üzere, Belediye Reisi ve şehrimizdeki teşekküller yardım ve kurtarma faaliyetine geçmişlerdir. Şe­hir belediyesi Ankara itfaiyesinden 1 ara söz ile 3 metodunu istemiştir.

Yapı. işleri faaliyetinden olarak on dershanelik bir ilkokul, Zonguldak merkez cezaevi, Çaycuma cezaevi, Bar­tın verem hastahanesi inşaatının biti­rilmesi ile Bartın eski Halkevi binası­nın sağlık evi haline getirilmesi, Saf­ranbolu hastahanesinin onarımı sona erdirilmiş ve 5 adet köy okulu yapıl­mıştır.

        İstanbul:

Hazırlanan program gereğince İstanbul fethinin 500 üncü yılının kutlanmasına devam edilmektedir.

Bugün Ayaz ağadaki süvari okulunda at yarışları ve cirit oyunlarına devam edilmiş, üniversitede fetihle ilgili kon­feranslar verilmiştir. Şehir tiyatrosunda devlet Konservatuarı bu akşam da Fatih piyesinin temsiline devam ede­cek, komedi kısmında da orta oyunu oynanacaktır. Tepe başı bahçesinde bu akşam da mahallî ve millî folklor ekip­leri oyunlarına devam edeceği gibi fe­tih şenlikleri münasebetiyle atılmakta olan havaî fişekler bu akşam da Üs­küdar Şemsi paşa rıhtımından atılacak­tır. Yine camilerin donanması ve se­manın projektörlerle aydınlatılmasına devam edilecektir.

  Ankara:

Millî Savunma Temsil Bürosundan al­dığımız malûmata göre, Kuzey Atlan­tik Paktı Avrupa Yüksek Müttefik Baş­komutanı Orgeneral M. B. P.idgway, veda ziyareti yanmak Üzere 8 haziran­da Ankaraya gelecektir. Beraberinde, Bayan Ridgway, Korgeneral İhsan Erinç, General Biddle, Tümgeneral Bertoni, Tuğamiral Spanides, Tuğgeneral Nichols ve maiyeti bulunan Orgenerali getiren uçak 8 Haziran pazartesi günü saat 17 de Esenboğa hava alanına mu­vasalât edecektir.

Orgeneral ve beraberindeki. 9 Haziran Salı günü Atmaya müteveccihen mem­leketimizden ayrılacaklardır.

      İzmir :

Kurmay Albay Tevfik Salkut ve Al­bay Zeppos komutanlığındaki Türk ve   Yunan   donanmasına   mensur)      14

harp gemisinden mürekkep karma fi­lo, bugün saat 16.30 da limanımıza gel­miştir.

Türk ve Yunan filolarına mensup Gür ve İnönü ile Belfin ve Pipinos deni­zaltı gemileri mendirek içine girerek rıhtıma yanaşmışlardır. Diğer 10 harp gemisi mendirek dışında demirlemiş­lerdir.

Saat 17.30 da Yunan ve Türk filoları­nın komutan ve subayları karaya çıkmışlar ve Yunan konsolosluğunda şe­reflerine verilen kokteylde hazır bu­lunmuşlardır.

İki filonun resmî ziyaretleri yarın sa­bah saat 9.45te başlayacak ve filolar cumartesi günü limanımızdan ayrıla­caklardır.

5 Haziran 1953

  Ankara:

"Reisicumhurumuz Celâl Bayar, bera­berlerinde Bayındırlık Vekili Kemal Zeytin oğlu ve baş yaverleri kurmay yarbay Nurettin Alp kartal olduğu hal­de bu sabah saat 9.30 da aziz Atatürkün Anıt  Kabri inşaatını tetkik et­mişlerdir.

Bütün tesisleri gezen reisicumhurumuz yapı ve imar işleri reisi ile proje iş­leri müdüründen ve Anıt - Kabir baş mühendisinden izahat almışlar ve di­rektif vermişlerdir.

      Ankara:

Etibank Genel Müdürlüğü, Çatal ağzı elektrik santralının tevsiine karar ver­miş bulunmaktadır.

Bundan maksat, kuzey - batı Ana dolunun c°k sıkışık bir durumda bulunan enerji darlığının en kısa bir zamanda memleket ekonomisine uygun bir şe­kilde tahfifidir.

Mevcut olan santralin 60.000 kilovat olan takati bu tevsi dolayısıyla bir mis­li yükseltilerek 120.000 kilovata çıka­rılacaktır.

Hâlen senede takriben 250.000.000 Kvs. kadar  bir   enerji   üretmekte   olan     bu

santral, tevsi işinden sonra senede 500 milyon  Kvs.   enerji  sağlayacaktır.

Bu işin kesif tutarı 35.000.000 liradır. Sözü geçen tevsiat siparişi önümüzdeki aylarda verildiği takdirde tekmil tevsiatın 1956 senesi içinde ikmali derpiş edilmektedir.

 Ankara:

Aziz Atatürkün Anıt  Kabrinin inşa­atında mozayiklere motif işleri için ev­velce bildirdiğimiz 7 heykeltıraştan, başka üçüncü parti olarak 7 kişilik talyan heykeltıraş heyeti beklenmek­tedir.

Bu üçüncü heykeltıraşlar da geldikten sonra, taşa oyma işlerinin sona erdiril­mesi için çalışmalar hızlandırılacak­tır.

B Ankara:

İşçi sigortalan kurumu genel kurul toplantısı bu sabah saat 10.30 da Eko­nomi ve Ticaret Vekâletinde Çalışma Vekili Hayrettin Erkmen tarafından açılmıştır.

Toplantıda, Çalışma Vekâleti Müsteşa­rı Muslih Fer, teftiş heyeti başkanı, işçi sigortaları genel müdürü, işçi sağ­lığı genel müdürü, işçi sigortaları ge­nel müdür muavinleri ve merkez ve taşra şube müdürleri ile memleketin muhtelif bölgelerinden gelen işçi ve işverenler hazır bulunmuştur.

Yoklamadan sonra Çalışma Vekili Hay­rettin Erkmen bir konuşma yapmış, bu konuşmada işçi sigortalarının memle­ketteki iktisadi gelişme ile muvazi ola­rak gösterdiği inkişafı insani şekilde ifa­de ettikten sonra sözlerini şöyle bitir­miştir.

İşçi sigortaları kurumunun 1952 yılı faaliyetini titiz bir itina ve hassasiyet­le incelerken bu vesileden faydalana­rak sarf edeceğiniz mücadele ve ten­kitlerin de kurumun ileriki yıllar me­saisi üzerinde hayırlı neticeler verece­ğine şüphe etmiyorum.

Hepinizi tekrar saygı ile selâmlar ba­şarılar dilerim.»

Başkanlık  divanı seçimini     müteakip

verilen bir takrir üzerine dilekler mad­desinin komisyon seçimlerinden evvel yapılması teklifi kabul edilmiş ve Ata­türk ile Kore şehitleri için saygı du­ruşundan sonra çalışma ve denetlemiş raporlarının   okunmasına   geçilmiştir.

 Çanakkale :

Dumlupınar denizaltı komutanı- yüzbaşı Sabri Çelebi oğlu hakkında sorgu hâkimliğince yapılmakta olan ilk tah­kikat bitmiş ve dâva dosyasını tetkik eden müddeiumumilik, bilirkişi heye­tinden binbaşı Sabahattin öz demirin hâdisede Çelebi oğlunun da sorumlu tu­tulması icap ettiği yolundaki mütalâa­nın takdirini mahkemeye bırakarak, Lorentzon'un itham edildiği ayni mad­deye göre son tahkikatın açılmasına ve şimdilik yüzbaşının tevkifine mahal olmadığına karar verilmesini talep et­miştir.

Bu husus yüzbaşı Çelebi oğluna tebliğ edilmiştir. Çelebi oğlu 10 Hazirandaki celsede kaptan Lorentzon'la birlikte sanık mevkiinde ver alacaktır.

6 Haziran 1953

Ankara:

Devlet Demiryolları Umum müdürlü­ğünce İskenderun limanı ihtiyacı için Denizcilik Bankasının Haliç tersane­sine ihale edilen 8 adet 150 - 85 tonluk kapasitede çelik şatım imalatına İsken­derun liman atölyelerinde başlanmış­tır.

Limanlarımız için evvelce sipariş edilen mekanik teçhizattan istif makine­leri, kavramalı vinçler, mağaza ve cer traktörleri, traktörler peyderpey mem­leketimize gelmeye başlamıştır.

Liman sahalarının ıslâhı ve ihtiyaca yetecek duruma getirilmesi için lüzum­lu işler ve hazırlıklar yapılmıştır. Bu sahaların inşaatına başlanmak üzere­dir.

zere iki senelik müddet için üç, Ame­rikalı liman uzmanı temin edilmiş ve işe başlamış bulunmaktadır.

Demiryolları limanlarını teşkilâtlan­dırmak ve modern tahmil ve tahliye usullerini Öğretmek ve tatbik etmek ülbay Seyhan, ta­limatı tatbik etmek, hususunda gemi kaptanlarıyla istişare etmek üzere ya­rım saatlik mehil istedi. Mehil sonunda Albay, kaptan Lorentzon ve yüzbaşı Çelebi oğlunun hâdise sırasındaki rota­ları tatbik edilmek suretiyle talimatta belirtilen hususların icrasında herhan­gi bir mal ve can kaybı ve hasar mevzuu bahis, olmadığını beyan etmekle tatbikata başlanmak üzere, mahkeme heyeti ve bilirkişiler köprü üstüne çık­tılar. İlk olarak kaptan Lorentzonun ifadelerinde, takip ettiğini söylediği Akbaş fenerinden yarım mil mesafede, 250 derece rotada seyredilmek üzere hareket olundu. Gelibolu istikametin­de lüzumu kadar seyredildikten son­ra, dönüldü ve talimatta belirtilen ro­taya girildi. Arada, fenerlerden mevki kontrolü yapılarak, rotanın üzerinde bulunması sağlanması idi. Neticede ge­mi batış şamandırasının bulunduğu yerden takriben 400 metre açık geçti. Bu suretle ayni rotada seyredildiği tak­dirde, bir çatışmanın mümkün bulunmayacağı ve dolayısıyla kaptan Lo­rentzonun takip ettiğini söylediği ro­tada gitmiş olmasının kabulüne imkân olmadığı müşahede edildi. Saat 13. Ke­şif hâlen devam etmektedir. Hâdise, bir de Dumlu pınarın takip ettiği rotada, eş gemi olan İkinci İnönü denizaltı gemisi, yüzbaşı Sabri Çelebi oğlunun ifadelerinde beyan ettiği rotada seyrettirilmekle tetkik olunacak. Gece de, Nabolandın, denizaltı gemisinin ışıklar ve siluetinin ne şekilde görülmekte ol­duğu incelenecektir.

Keşifte, deniz kuvvetleri adına müşa­hit olarak, seyir ve hidrograf şubesi reisi yarbay Barbaros Günergün v.e donanma hâkimi binbaşı Fahri Çöker hazır bulunmaktadır. Kaptan Lorent­zon, tatbikat sırasında tercüman Weman ile Salâhattin Ayan  oğluna gele­rek, yapılmakta olan tatbikattan ve tatbiki yapan geminin kendi ifadesin­de hahseylediği veçhile, seyri aynen tatbik etmiş olmasından son derece memnun olduğunu izhar etmesi bizi de memnun etmiştir, diye mukabelede bu­lundu. Ayrıca, Lorentzon tatbikatı îda^ re eden kafile kumandanı kurmay Al­bay Naci Seyhana da teşekkürlerini alenen ifade etmiştir.

Saat on dört Ereğli gemisindeyiz. Şa­hitlerden Naboland serdümeni Fransenun beyanına göre Akbaş feneri yarım mil bordalayarak 245 dereceyle seyre­diyoruz, yine denizaltının battığı yer açıkta kaldı, saat 15, biraz sonra Ereğ­li gemisi Nabolandi, Dumlupmarı da İkinci İnönü temsil ederek tatbikat yapılacak, motörle İkinci İnönü deniz altısına geçiyoruz, kaptan Lorentzon ile ehlivukufun bir kısmı ve mahkeme başkanı Ereğlide kaldılar. Resmî sıfatı olmamasına rağmen Skandinav kap­tanlar birliği genel sekreteri ve Lorent­zonun avukatı Yarsuvat, yüzbaşı Çelebi oğlu avukatı Suat Tahsin, müdahil avukatlardan bazısıyla birlikte İnönü denizaltısına geçiyoruz. Kaptan Akesona mahkeme heyeti Lorentzonu temsil etmesi için müsaade etmiş bulunuyor. Şimdi İnönü gemisinin kaptan köprüsündeyiz, Nara burnuna doğru ilerli­yoruz. 16/45 te Nara burnu önlerin­de Ereğli ile karşılaşacağız. Yolumuza devam ediyoruz. Çelebi oğlunun beya­nına istinaden 358 derece üzerinden seyrediyoruz. Ereğlide Nabolandın kaptanı Lorentzonun beyanındaki ro­ta üzerinden geliyor, birkaç dakika sonra Ereğli göründü, rotalar üzerinde Nara burnu açıklarında karşılaştık. Dumlu pınarın battığı yerdeki şaman­dıra iki geminin arasında kaldı ve böy­lece- bu rotalar üzerinde seyreden iki geminin çarpışmayacağı müşahede olundu. Mahkemenin kararı gereğince Dumlupınarın battığı yerdeki şamandı­ra önlerinde denizaltıya .ehli vukufun istediği manevralar yaptırıldı. Yine be­yanlara istinaden denizaltı 358 rotayla Çanakkaleyi döndükten sonra bu rota­ya Nara burnunu 102 derecede görün­ceye kadar devam edildi ve bu rota çizilerek tatbikat yapıldı. Saat 19 tat­bikata fasıla verildi. Ehli vukuf tatbi­kat üzerinde çalışmaktadır. Gece 23 te tekrar denize açılacağız. Tatbikat bu defa gece yapılacak, mahkeme ehli vukuftan raporunu bu gece hemen alacak, birazdan teknik malûmat ala­rak vereceğim, haberleri sabaha ka­dar devam edeceğim.

Ereğli gemisi Lorentzonun ifadesinde belirttiği Akbaş fenerinden yarım mil mesafede 250 rotasına seyredilmesine mukabil İkinci İnönü deniz altısı Ke­pez önlerinden Çanakkale ve Nara istikametlerinde Çelebi oğlunun    takip

-ettiğini söylediği 358 rotasına alın­mıştır.

Vaka sırasındaki nisbî kerterizleri mu­hafaza ederek ilerleyen bu iki gemiden Naboland Ereğli rota ve süratinde bir değişiklik yapmadan yoluna devam et­miş, denizaltı gemisi de 'hâdise gecesi Nabolandı gördüğü andan itibaren de­ğil aleyhe olarak tam dönüş yerinde -dönüşe başlattırılmıştır. Denizaltı ge­misinin Naboland Ereğliden 600 metre açık olarak çok .serbest bir şekilde dön­düğü görülmüştür. Buna göre Nabolandm denizaltı ile müsademe edilme­si için 250 rotasında, fakat Anadolu .sahiline 600 metre daha yakın yani de­nizde çatışmayı önleme tüzüğü hüküm­lerine, aykırı olarak orta hattının Ana-.dolu tarafına çok yakın seyretmiş ol­duğu ve bu yüzden denizaltıya normal yolu üzerinde sancağa doğru manevra yapmak imkânını selbederek müsade­menin vukuuna sebebiyet verdiği mü­şahede .edilmiştir. Hâlen bilirkişi heye­ti Ereğli gemisinde kendilerine ayrı­lan mahalde müzakere halindedir.

8 Haziran 1953

       Ankara:

Etrbank Genel Müdürlüğü, Kırıkkale -ve civarının ve kuzey batı bölgesinin ^ihtiyacı olan .enerjiyi karşılamak ve Kızılırmak nehrinin yaptığı taşkınları da Önlemek gayesiyle Köprüköy hidro elektrik santralının inşasına karar ver­miş bulunmaktadır.

   Ankara:

Amerikada yeni bir vazifeye tayin edilmiş olan Kuzey Atlantik paktı Av­rupa yüksek müttefik kuvvetleri 'baş­kumandanı Orgeneral M. E. Ridgway hükümetimize veda etmek üzere bugün saat 17 de hususî uçağı ile şehrimize gelmiştir.

Orgeneral Ridgway Esenboğa hava ala­nında Erkânı Harbiye! Umumiye Bi­rinci Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, İkinci Başkanı Orgeneral Zekâyi Okan, Erkânı Harbiye kara, hava kuvvetleri komutanları, deniz kuvvetleri kurmay başkanı, garnizon ve merkez komutan­ları, Amerikan Büyük Elçisi, Amerikan

askerî yardım kurulu başkanı ve as­kerî yardım heyeti ileri gelenleri ve yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılanmıştır.

Hükümet adına protokol umum müdür muavini Fuat Kepenek ile Millî Savun­ma Vekili adına hususi kalem müdürü, Ridgway'e «Hoş geldiniz» demişlerdir.

Hava alanında başta bando bulunduğu halde selâm resmi ifa eden ihtiram kı­tasını teftiş ederek «Merhaba asker» demek suretiyle askerin hatırını soran orgeneral Ridgway kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine şunları söylemiştir :

«Bir kere daha güzel memleketinizde bulunmaktan duyduğum bahtiyarlığı ifade etmek isterim. Tayin edildiğim yeni vazifeye gitmeden evvel hüküme­tinize hürmetlerimi sunmaya geldim. Biraz evvel asker kıtanızı teftiş eder ve onların gözlerine bakarken duydu­ğum zevki Orgeneral Nuri Yamuta ifa­de ettim. Zira Türk askerinin kahra­manlığına ve cesaretine daha Korede bulunduğum sıralardan beri hayranım.»

General Ridgway sözlerine devamla kendisini hava meydanında karşılayan, başta Orgeneral Yamut olmak üzere komutanların gösterdiği nezakete te­şekkürlerini bildirmiş ve yarın sabah şehrimizden ayrılmadan evvel basına demeçte bulunacağını ilâve etmiştir.

Generale ,eşi Mrs. Ridgvray, Korgene­ral İhsan Erinç, General Biddle, Tüm­general Bertoni, Tuğamiral Spanîdes, Tuğgeneral Nichols refakat etmekte­dir.

      Ankara:

Majeste kraliçe İkinci Eiizafaeth'in taç giyme töreninde hükümetimizi temsil etmiş bulunan ve gece uçakla Londra-dan İstanbula avdet eden Başvekil Adnan Menderes bugün beraberinde İçiş­leri Vekili Ethem Menderes, Başvekâ­let müsteşar- Ahmet Salih Korur, yaver Muzaffer Ersü olduğu halde saat 18.30 da uçakla şehrimize gelmişler­dir.

      Ankara:

Bugün şehrimize      gelen      Orgeneral

Ridgway Erzurumda bulunan Aziziye kahramanı «Nene Hatuna», Millî Sa­vunma Temsil bürosu vasıtasıyla aşa­ğıdaki mesajı göndermiştir :

Nene Hatun;

III. üncü Ordu Erzurum

Geçen sonbaharda tanışmamızın me­sut hâtıraları ile kadir Tanrının mağfi­retlerini sizden esirgememesini dua ediyorum.

9 Haziran 1953

Ankara ;

Amerikada yeni bir vazifeye tayini iti­bariyle hükümetimize veda etmek üze­re dün şehrimize gelmiş olan Kuzey Atlantik paktı Avrupa müttefik kuv­vetleri başkomutanı Orgeneral B. M. Ridgway bu sabah saat 8.30 da hususî uçağıyla Atmaya müteveccihen Ankaradan ayrılmıştır.

Orgeneral Ridgway, Esen-boğa hava alanında, Erkânı Harbiyei umumiye Reisi Orgeneral Nuri Yamut, İkinci 'Başkan Orgeneral Zekâi Okan, hava kuvvetleri komutam korgeneral Fey­zi Uçaner, Dışişleri Vekâleti Nato dairesinden İlhan Savut, Garnizon komu­tanı Tümgeneral Salih Coşkun ve Merkez komutanı Albay Nuri Sansal tarafından uğurlanmıştır.

Reisicumhur adına riyaseticumhur baş yaveri Kurmay Yarbay Nurettin Fuat Alpkartal ile hususî kalem müdürü Fikret Belbez general Ridgway'e "iyi yolculuklar»   dilemişlerdir.

İhtiram resmini ifa eden kıtayı teftiş­ten sonra general Ridgway basma de­meçte bulunarak, Korede bir mütareke akdinin Nato gayretlerinin gevşe­tilmesine bir sebep olamayacağını ifa­deyle muhtemel bir Sovyet tecavüzü­nün her zaman mevcut olduğunu söy­lemiş ve şunları ilâve etmiştir :

«Siz gazetecilerin Kore hakkında bana verdiğiniz haberler -ki benim bu mev­zuda' aldığım bütün malûmat budur-hakkında şunu söyleyebilirim. Koreden ayrıldığım zaman harp esirleri meşe-' leşi hemen hemen halledilememiş mü-

him bir hususu teşkil etmekteydi. Ka­bul edilebilir şartlar dahilinde bir mü­tarekenin akdi Birleşmiş Milletler ko­mutanlığının -gayesi olmuştur. Bu şart­lar üzerinde bilhassa harp esirlerinin zorla memleketlerine iade edilmeleri noktasında ısrarla durulmuştur.

fl

Anladığıma göre, şimdi bir uzlaşmaya varılmıştır. Kanaatimce bu mütareke için son büyük engeli de ortadan kal­dırmaktadır. Bir mütareke aktedildiği takdirde bunun Milletlerarası gergin­liği maddeten azaltacağı ve bununla ilgili birçok meselelerin ele alınarak bunlar için bir hal çaresinin aranabi­leceği hususunda müsait bir atmosferi temin edeceği kanaatindeyim.

Uzun mütareke görüşmeleri esnasında o kadar boşuna uğraşmalara şahit ol-.düm ki lâflar ve vaatlerle değil hare­ketlerle ikna edilmek istiyorum. Bir daha tekrar ediyorum, bu hareketin iyi niyetli hükümetlere Milletlerarası .ger­ginliği azaltmak için bir fırsat vermesi lâzımdır. Kanaatimce esirler hususun­da bir anlaşmaya varılmış olması ye­ni bir tecavüz vukuunda kendimizi müdafaa için kâfi bir emniyet verecek askerî gücümüzü meydana getirmek gayretlerini nazalülmasma bir sebep teşkil etmez.»

Bundan sonra general Ridgway mem­leketimizde bu defa da görmüş olduğu hüsnü kabulden duyduğu memnuniye­ti belirtmiş ve dün Reisicumhur Celâl Bayar tarafından kabul edildiğini ve Başvekil, Dışişleri ve Millî Savunma Vekilleriyle görüştüğünü söyleyerek bu veda ziyaretinin ebedî ayrılış mânası­na gelmediğini, yeni vazifesinde de da­ima Türkiye ile işbirliği yapacağını bil­dirmiştir.

General, Kore mütarekesinin Nato ga­yelerinin elde edilmesini zorlaştıracağı ve her hangi bir gevşeklik temayülüne yol açacağını düşünüyor musunuz? tarzındaki suale cevaben demiştir ki: «Bu mümkündür. Fikrim budur demi­yorum, fakat bu efkârı umumiyenin ve Nato memleketlerinin siyasî liderleri­nin temayüllerine bağlıdır.. Asker bir komutan olarak tecavüzün imkânları ile ilgiliyim. Bugün yalnız tek muhte­mel mütecaviz vardır. Bu tecavüz im­kânlarını daha iyi bir şekilde karşılayacak bir durumda oluncaya kadar -gayretlerimizi gevşetmemiz için hiçbir sebep görmüyorum.»

  Ankara:

Amerikan deniz kuvvetleri kurmay başkanlığına tayin edilmiş olan Nato askerî kuvvetleri eski başkomutanı Amiral Robert Carney eşiyle beraber bugün saat 14 te uçakla şehrimize gel­miştir.

Amiral ve eşi hava alanında, Erkânı Harbiyei umumiye reisi Orgeneral Nu­ri Yamut, İkinci Başkan Orgeneral Zekâi Okan, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, Hava Kuv­vetleri Komutanı Korgeneral Fevzi Uçaner, Deniz Kuvvetleri Komutan ve­kili Tümamiral Zeki Özak, Garnizon Komutanı Vekili Tuğgeneral Aziz Avman, Merkez Komutam Albay Nuri Sansal, Temsil Bürosu başkanı Yarbay Cemal Yıldırım, Amerikan Askerî yardım heyeti başkanı ve ileri gelenleri tarafından karşılanmıştır.

Protokol Umum Müdür Muavini Fuat Kepenek Amiral Carney'e hükümet adına hoş geldiniz demiştir.

  İstanbul:Son aylarda bakır ihracatımız artmış bulunmaktadır. Amerikadan sonra Al­manya da bakır satın almak talebinde "bulunmuş vs dün limanımızdan Almanyaya 375.000 lira değerinde 500 ton blister bakırı ihraç edilmiştir.

10 Haziran 1953

  Çanakkale :

İsveç bandıralı Naboland şilebi ile Dumlupınar denizaltısımn çarpışması dâvasına bugün saat 10 da Ağır ceza mahkemesinde bakıldı. Ağır ceza reisi Salâhattin. Ayan oğlu, üyeler Orhan Ertuğrul, Apdül kadir ve müddeiumumi Salim Ertem, mevkilerini almışlardı.

Mahkeme salonu her zamankinden ka­labalık bir inleyici kütlesi tarafından doldurulmuştu.

Dinleyiciler arasında Çanakkale valisi, Yavuz gemisinin süvarisi ve donanma hâkimi de vardı.

Ehlivukuf raporunun verilişi sırasında bulunmayan kaptan Lorentzonun avu­katları da gelmişti.

Başkan Ayan oğlu, evvelâ Sabri Çelebi oğlunun dâvasına bakılacağını bil­dirdi. Mahkeme salonuna Sabri Çelebi oğlu alındı ve sanık sandalyesine oturtuldu. Yanında avukatı Suat Tah­sin de yer almıştı.Sabri Çelebi oğlunun hüviyeti tesbit edildikten sonra maznun ile avukatı, kanunî müddetlerden feragat ettikleri­ni ve bugün muhakemelerinin yapıl­masını istediklerini bildirdiler.Müteakiben sorgu hâkimliğinin karar­namesi okundu. Kararnamede Çelebi­ oğlunun Türk ceza kanununun 382 in­ci maddesinin son fıkrası gereğince tecziyesi talep ediliyordu.Başkan Ayan oğlu, yüzbaşı Çelebi oğluna müdafaa sadedinde söz verdi.

Yüzbaşı Çelebi oğlu, şu ifadede bulun­du :«Nato manevralarından dönüyordum. Çanakkale Boğazında Hellas feneri ön­lerine geldiğimiz esnada bana haber verdiler. Kaptan köşküne çıktım. Süra­timiz 12 mil idi. Akıntı karşıdan gel­diği için bu sürat 9 mile düşüyordu. Nara burnuna geldiğimiz vakit Geli­bolu tarafından bir tüccar gemisinin geldiğini gördüm. Bu gemi Naboland idi. Silyon feneri ile iskele bordo fe­neri göründü. Mesafenin yakınlığına rağmen Nabolanda aykırı geçinememek için tarafımdan tasvip edilmiş rota üzerindeki dönüş yerimize germeden nöbetçi vardiya subayı Hasan Yumu­ğa sancağa dönmesini söyledim. Dö­nüşümüz .esnasındaki kısa müddet için­de Nabolandın süratle iskeleye gelmek­te olduğunu iki silyon fenerinin hare­ketinden anladım. Bu rotada »devam etmek Nabolandın Önüne geçmek de­mekti. Bu rotada devam edilseydi mü­sademe olacaktı. Derhal kumandayı ele aldım, dümeni iskele alabanda kuman­dasını verdim. Hemen bunu takiben is­kele makine stop tam yol tornistan ku­mandasında bulundum. Gerek bidayet­teki sancağa dönüşümüz, gerek iskele­ye dönüş manevramız tamamen kusur­suz ve nizamlara uygun bir sekilide ya­rı ilmi ştır

İskeleye dönüşümüzü de iki düdükle bildirdim. Fakat bizim bu manevramı­za Naboland takriben son anlara ya­kın bir zamanda birdenbire âdeta kasdî denecek şekilde sancağa gelmek su­retiyle "bizim bu manevramızı da akim bıraktı. Müsademe tehlikesinin kaçı­nılmaz hale geldiğini görünce, her iki makineyi tam yol tornistan yaptım. Bu­rada yapılacak başka hiç bir şey kal­mamıştı. Nabolandm artık süratle bize bindirmek üzere geldiğini gördüğüm için hemen müsademe alarmını çal­dım. Tornistan manevramız sırasında bunu gösteren üç düdüğü de çalmış bu­lunuyorduk. Naboland süratle sancak baş omuzluğumuzdan ve takriben san­cak baş ufkî dümen civarında Dumlu pınara bindirdi ve denizaltıyı bir anda iskeleye yatırdı. Köprü üstüne sular hücum etti. Suyun sathına çık­tığım vakit kendimi Nabolandın iskele tarafında buldum. Pervanelerini tor­nistana çalıştırdığım görerek çalıştır­ma diyerek bakırdım. Takriben bir bu­çuk saat sonra İsveç filikası ile 10 nu­maralı gümrük motörü göründü. Ben de denizden alınıp hastahaneye sevkedildim. Naboland ticaret zihniyetiyle ve Nara burnunu erken dönmek maksadıyla bizim sancağa dönüşümüz de­vam ettiği sırada iskeleye dönmemesi gerekirdi. Naboland tayvek hattının "kendi rasadına nazaran iskelesinde seyrediyordu. Bunu daha sonraları anladım. Bizim onun önüne doğru san­cağa geçmemiz varit olamaz. Hiç bir denizci 'bunu yapmaz ve nizamname de " bunu âmir değildir.

".Bu hâdisede sureti kafiyede hiç bir -suçum yoktur. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.

" Muhakeme devam ediyor.  Çanakkale :

"Hususî muhabirimizden :•Çelebi oğlundan sonra avukatı Suat Tahsin konularak müekkilinin mahke­meye sevk olunuşu hakkında yerli ve yabancı gazetelerde çıkan menfî yazılara ve ayrıca bu kabil propagandala­ra mukabelede bulundu ve adalet huzurunda hesap vermek istediklerini .söyledi.sindan sonra müddeiumumi dâvaya bakılması taraftarı olduğunu bildire­rek Sabri Çelebi oğlu hakkındaki dâva ile rüyet edilmekte olan Lorentzona ait dâva dosyalarının birbirlerine irtibatı dolayısıyla tevhidini istedi.Kısa bîr müzakereden sonra hâkimler heyeti, dâvaya tevhiden bakılmak ka­rarını verdi.Bu sırada kaptan Lorentzon ve vekil­leri salona alınarak dâvanın müştere­ken görülmesine başlandı.

Mahkemeye gelen cevaplar okunup zapta geçtikten sonra avukat İhsan Yarsuvat «Hâkimler heyetini reddedi­yoruz» dedi ve mahkemeye 4 sahifelik bir dilekçe verdi.

Yarsuvatın bizzat okuduğu bu reddi hâkim dilekçesinde ezcümle 8 madde üzerinden hâkimlere tarafgirlik isnat ediliyordu.

Red sebepleri :

1.  6/6/1953 tarihinde başlayıp 7/6/1953 günü saat 3.45 e kadar devam eden keşif ve tatbikata ait    bazı    hususlarhakkında bilirkişiler   Naboland   veya benzeri bir gemiyle yeniden seyir verota üzerinden temsili bir tatbikata lü­zum gördüklerini bildirmeleri üzerinereis  Salâhattin Ayanoğlu,  kendilerine
buna lüzum olmadığını söylemiştir.

2.         Tatbikatın 18 saat aralıksız de­vam etmesi, ehlivukufu takatsiz düşür­
müştür. Kendilerinden bu halde müta-lea istenmiştir.

3.         Bilirkişilerden kaptan Rees, dos­yayı tamamen okumadan fennî mütalâ­ada bulunamayacağını söylemiş olma­sına rağmen reis, dosyayı derhal oku­
yarak mütalâasını  bildirmesini     iste­miştir.

4.         Mahkemenin tatbikat inin hazır­ladığı suallerden 4 ve 6 numaralı hu­suslar temsilî tatbikatta yaptırılmamış­tır.

5.        _ Avukat Yarsuvat  13/5/1953 ta­rihli celsede söz istediği halde reis ta­rafından talebi    reddedilmiş, bilâhare şartlı  olarak  kendisine    söz  verilmiş­tir.

 6.  Bilirkişi tetkikatının birinci sayfasında 7/6/1953 günü saat 3.45 te zap­tın tutulması sırasında İhsan Yarsuvat, kendilerine talep ve itirazlarının so­rulmaması zımnında zaptın altına vusule» ait itirazlarınızı mahfuz tutu­yoruz» şerhiyle imzalanmıştır.

7.         Mahkeme heyeti tarafından tat­bikatta bulunmasına mahzur görülmiyen kaptan Akeson, bilâhare gemidenatılmış, Lloyd acentası Brod Bet mah­
keme  riyaseti   tarafından   fena  mua­meleye maruz bırakılmış v.e ayni za­manda reis tarafından gazeteciler hu­susî olarak davet edilmiş ve muvace­ hemizde idarî veya bir siyasî şef gibi beyanat verilmiştir.

8.         Mahkeme heyetinin ara kararla­rını müzakere ederken ve keşif ve tat­bikat sırasında «Ereğli» gemisinde mü­zakereye çekildikleri sırada usul hilâ­fına müddeiumumiyi de yanlarına ala­rak müzakere odası ittihaz olunan ma­halde hazır bulundurmaları ve müza­kereye iştirak ettirmeleri de usule ay­
kırıdır.

Müteakiben 10 dakika ara veren ağır ceza heyeti reisi Ayan oğlu, aynen şu kararı tefhim etti :

Getirilen dâva dosyası civar ağır ceza. mahkemelerine gönderilecek, burada reddi hâkim sebepleri hâkimler heye­tince tetkik edildikten sonra bir kara­ra varılacaktır.

11 Haziran 1953

 Ankara:

Üç gündenberi Ankarada bulunan Amerikan D.eniz Kuvvetleri Kurmay Başkam Amiral Robert Carney, bu­gün saat 12 de, Etimesgut hava algı­nından uçakla şehrimizden ayrılmış­tır.

Amiral ve eşi hava alanında Başvekil-adına yaver Muzaffer^ Ersü, Millî Sa­vunma Vekili adına Özel Kalem -Mü­dürü, Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi. Orgeneral Nuri Yamut, ikinci reis Or­general Zekâi Okan, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, Merkez Komutanı Albay Nuri Sansal, Amerikan Büyük Elçisi Georges Mc Ghee, Amerikan yardım kurulu baş­kanı ve sefaret mensupları tarafından, uğurlanmıştır.

 Ankara:

«Her n,e kadar bugünkü celsei. muha­kemede maznun Oscar Lorentzon ve vekili İhsan Yarsuvat ile refiki Niyazi Sandal, mahkeme heyetini teşkil eden reis Salâhattin Ayan oğlu, üye Abdülkadir Töre, üy.e Orhan Ertuğrulu, 10/6/1953 tarihli ve 4 sahifeden ibaret dilekçede yazılı sebeplere binaen redtdeylemişlerse de mezkûr dilekçede ya­zılı bilcümle red sebeplerinden hiç biri adları geçen reis ve üyeler tarafından varit görülmediği beyan edilmekle dos­yanın gereği yapılmak üzere merciine gönderilmek için Çanakkale cumhuri­yet müddeiumumiliğine gönderilmesine karar verildi.

Başkan kararı tefhim ettikten sonra taraflar ve dinleyiciler salondan ayrıl­dılar.

Reddi hâkim talebine karşı Çanakkale Ağır ceza mahkemesinin verdiği karar­da red sebepleri heyetçe kabul .edilme­mektedir.- Şu hale göre, bugün birleş-

Altı gündenberi devam etmekte bulu­nan işçi sigortaları genel kurulunun 8 inci. toplantısının dün sona ermesi münasebetiyle Çalışma Vekili Hayret­tin Sikmen aşağıdaki konuşmayı yapmıştır :

Muhterem arkadaşlarım,

Kongrenizi bidayettere beri sabırla, gü­ler yüzle, dirayetle idare eden sayın, üstadımız profesör Şakir Sakara adı­nız ve teşkilâtım adına teşekkür etme­yi zevkli bir borç bilirim. Kendisine te­şekkürlerimizi ve hürmetlerimizi hu­zurunuzda ifade ediyorum.

Muhterem genel kurul üyeleri, beş gündenberi devam eden kesif mesainiz feyizli neticelerle taçlanmıştır. Gös­terdiğiniz anlayış ve iyi niyetten, dar bir zamanda başarmaya muvaffak.ol­duğunuz büyük mesaiden dolayı hepi­nize teşkilâtım adına teşekkürlerimi ve şükranlarımı arz ederim.

Tren Herekeden geçtiği sırada istas­yonda toplanan kalabalık halk kütlesi Başvekili alkışlamış ve en mutena ki­razları ihtiva eden bir sepet takdim et­miştir. Tren İzmite geldiği zaman is­tasyonda yine büyük bir kalabalık top­lanmış bulunuyordu. Civar fabrikalar­dan gelen kalabalık bir grup mareşal Papagosa tezahüratta bulunmuştur.

Dost Yunanistan başvekili bütün bu tezahü ata teşekkürle mukabelede bu­lunmuştur.

Trende kendisine refakat etmekte olan ve intibalanın soran muhabirimize Ma­reşal Papagos şunları söylemiştir :«Türk milletinin geçtiğim bütün yer­lerde içten ' gelen bu dostane tezahü­ratı beni çok mütehassis etmiştir. Bu tezahürat da gösteriyor ki Türk - Yu­nan dostluğu bizzat Türk milleti ara­sında aynen Yunan milleti içimde de olduğu gibi derin köklere sahip bulun­maktadır.

Dost Türkiyeyi her ziyaretimde gördü­ğüm büyük terakki hamleleri bana" hu­susî bir zevk vermektedir.»

Yunan başvekiline refakat etmekte olan Dışişleri Vekili Stefanopulos ve Başvekil yardımcısı M. Sifneos da gör­dükleri bu içten gelen dostluk teza­hürlerinden ve müşahede ettikleri bü­yük terakkilerden hususî bir memnun­luk duyduklarım ifade etmişlerdir.

Dost ve müttefik Yunan başvekili Ma­reşal Papagos, bayan Papagos, Dışiş­leri Vekili Stefanopulos, Başvekil yar­dımcısı P. Sifneos, 'bayan Sifneos ve beraberindekiler Ankara garında da hususî bir merasimle karşılanmışlar­dır.

Tren 9.05 te gara girdiğinde Başvekil Adnan Menderes, bayan Menderes, Dış­işleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, ba­yan Köprülü, Ticaret Vekili Fethi Çe-likbaş, Maliye Vekili Hasan Polatkan, Millî Eğitim Vekili Rıfkı Salim Bur-Çak, Ulaştırma Vekili Yümnü Üresin, Mili Savunma Vekili Seyfi Kurtbek, Başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Ko­rur, Dışişleri Vekâleti umumî kâtibi Büyük Elci  Cevat  Açıkalm,   Dışişleri

Vekâleti müsteşarı Nuri Birgi, protokol umum müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Vali Kemal Aygün, belediye reisi Atıf Benderlioğlu, Garnizon komutan-Vekili Tuğgeneral Aziz Avman ve Merkez komutanı Albay Nuri Sansal tarafından istikbal edilmişlerdir.Başta Bando bulunan ve selâm resmi. ifa eden ihtiram kıtasını teftişten    ve Yunan ve Türk Millî marşlarının ça­lınmasından sonra misafirler istasyon­dan ayrılmışlardır.

Misafir Yunan başvekili ile beraberin­dekiler istasyondan ayrılışlarında gar­da toplanan halk tarafından şiddetle alkışlanmışlardır.

 Ankara:

Hükümetimizin davetlisi olarak memleketimizi ziyaret etmekte olan dost Yunanistan başvekili Mareşal Papagos, beraberlerinde Dışişleri Vekili Stefanopulos ve başvekil yardımcısı Sifneos ile diğer zevat olduğu halde bu sabah saat 11 de Çankaya ya giderek siyaseti cumhurbaşkanı köşkünde defteri mahsusu imzalamışlar ve müteakiben aziz Ata-türkün geçici kabrini ziyaretle bir çe­lenk koymuşlar ve saygı duruşunda, bulunmuşlardır.

Mareşal Papagos ve beraberindekiler geçici kabre geliş ve ayrılışlarında bir polis ihtiram müfrezesi tarafından selâmlanmışlardır.

Ankara:Birleşik Amerikada 1952 yılımda yapı­lan umumî seçimlerde Demokrat Par­tinin başkan adayı seçilen sabık İllinois valisi Adlai Stevenson, bugün Kıb­rıs hava yollarına ait bir uçakla saat 16.05 te Kıbrıstan şehrimize gelmiş­tir. Bilindiği üzere Stevenson iki aydan beri bir dünya turuna çıkmış bu­lunmaktadır.

Etimesgut sivil hava alanında Ste­venson, hükümet adına protokol umum müdür muavini Behçet Şefik Özdoğancı, Amerikan büyük elçisi George Mc Ghee, Amerikan büyük elçiliği men­supları ve yerli ve yabancı basın mü­messilleri  tarafından  karşılanmıştır.

Uçaktan indikten sonra hava alanı binasında gazetecilere hitap eden Ste­venson, Türkiyeyi ilk defa 1926 sene­sinde ziyaret ettiğini, tekrar memle­ketimize gelmekten duyduğu memnu­niyeti bildirmiş ve demiştir ki:

«Memleketinizdeki değişiklik ve inki­şaf, dünyanın en iyi hâdiselerinden bi­ridir. Son günlerde Koreyi ziyaretim esnasında Türk tugayının kahramanlık destanlarını dinledim. Bu arada Tokyoda askerî hastahanedeki yaralıları­nızı da ziyaret ettim.

Bir Amerikalı olarak Türkiyeye ve Koredeki Türk tugayına karşı olan bü­yük takdirlerimi ifade etmek isterim. Yakında sona erebilecek gibi görünen Kore harbinde Türklerle müttefik ola­rak omuz omuza dövüşmekten çok memnunum.»

Müteakiben bir Yugoslav gazetecisi ta­rafından sorulan Yugoslav yayı ziyaret edip etmeyeceği hakkındaki suale ce­vaben Mr. Stevenson, Yugoslav yayı ziyaret edeceğini ve bu arada mareşal Tito ile görüşmeyi ümit ettiğini bildir­miştir.Mr. Stevenson, seyahatinin gayesinin ne olduğunu soran bir gazeteciye gü­lerek «kendi kendimi yetiştirmek" de­miştir.Demokrat Partinin 1952 seçimlerinde­ki başkan adayı, cuma gününe kadar şehrimizde kalarak muhtelif tetkik ve temaslarda bulunacak ve buradan uçakla İstanbula gidecektir.

Mr. Stevenson Mc Ghee'nin misafiri olarak Büyük Elçilik ikametgâhında kalacaktır.

 Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Ma­reşal Papa;gos beraberlerinde Dışişleri Vekili Stefanopulos ve Başvekil yar­dımcısı Sifneos olduğu halde öğleden sonra saat 16 da Başvekil Adnan Men­deresi, saat 16.30 da Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülüyü ve saat 17 dede Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltanı makamlarında ziyaret etmişler­dir.Misafir Yunan devlet adamlarının bu ziyaretlerini saat 18 de Başvekil    Adnan Menderes, 18.15 te Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü ve 18.30 da. Büyük. Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan Ankara palasta iade etmişlerdir.

 Ankara:

Başvekil Adnan Menderes ve bayan-Menderes hükümetimizin davetlisi' bu­lunan dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos ve bayan Papagos şerefine bu akşam Ankara palasta 20.15 te bir akşam yemeği ver­mişlerdir.

Bu yemekte Yunanistan Dışişleri Ve­kili Stefanopulos, başvekil yardımcısı M. Sifneos ve bayan Sifneos. Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Ekonomi ve Ticaret Vekili ve Devlet Vekâleti Vekili Fethi Çelik baş ve ba­yan Çelik baş. Devlet Vekili Celâl Yar­dımcı, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köp­rülü ve bayan Köprülü, Millî Savun­ma Vekili Seyfi Kurtbek, Adalet Ve­kili Osman Şevki Çiçekdağ ve bayan Çiçekdağ, Maliye Vekili Hasan Polatkan ve bayan Polatkan, Ulaştırma Ve­kili Yümnü Üresin ve bayan Üresin,, başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Ko­rur ve bayan Korur, Dışişleri Vekâleti umumî kâtibi büyük elçi Cevat Açı-kalın, Riyaseticumhur umumî kâtibi INTurullah. Tolon, Erkânı Harbiyei umu­miye reisi Orgeneral Nuri Yamut, Ati­na büyük elcimiz Cemal Hüsnü Taray, Yunanistanın Ankara Büyük Elçisi Contumas ve bayan Contumas, Yugos-lavyanm Ankara büyük elçisi Radovanoviç ve bayan Radovanoviç, Dışişleri Vekâleti müsteşarı Nuri Birgi, proto-kil umum müdürü Tevfik Kâzım Ke­mahlı, Büyük Elçi Mostras, muhalefet liîderi İsmet İnönü ve bayan İnönü ile Dışişleri Vekâleti ileri gelenler hazır bulunmuşlardır.

Yemeği müteakip Ankara palas salon­larında bir kabul resmi verilmiştir.

Bu kabul resminde yemekte bulunan­lardan başka, mebuslar, kordiplomatik, şehrimizdeki Yunanlı gazeteciler, yer­li ve yabancı basın mensupları ile bu­gün şehrimize gelen ve son Amerikan başkanlık seçimlerinde cumhuriyetçi partinin başkan namzedi olan Steven­son hazır bulunmuştur.

Kabul resmi geç vakte kadar çok samimi ve dostane bir' hava idinde de­vam etmiştir.

 Ankara:

Millî Savunma Vekâleti Temsil bürosu­nun Napoliden aldığı bir habere göre, Güney Avrupa müttefik kuvvetleri ko­mutanı Amiral Robert Carcıey bugün uçakla Floransaya giderek vali, bele­diye reisi ve diğer resmî zevata veda edecektir.

Perşembe günü de Veronaya giderek Güney Avrupa müttefik kara kuvvet­leri komutam İtalyan generali Enrico Frallini ile ve 56 ne: taktik hava kuv­vetleri komutanı Raineriye veda ede­cek ve curna günü Napoliye dönmüş olacaktır.

19 Haziran 1953

   Ankara:

İki .gündenberi şehrimizin misafiri bu­lunan dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos, Dışişleri Vekili Stefanopulos ve başvekil mua­vini Sifneos bu sabah saat 11 de Hitit eserleri müzesini gezmişlerdir.1 saat 15 dakika süren bu gezileri es­nasında mareşal Papagos ve beraberin­deki zevat müze hakkında verilen iza­hatı dikkatle takip etmişlerdir.Dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos buradan ayrılmadan önce müze hakkında (:Garp kültürü ile Anadolu kültürünü tetkik edecekler için yegâne müze» demiştir.Misafir Yunanistan devlet adamlarına müzeden muhtelif hediyeler verilmiş­tir.

   Ankara:

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi resmen ziyaret etmekte olan dost ve müttefik Yunanistan başvekili Mareşal Papagos ve bayan Papagos şe­refine Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprülü ve bayan Köprülü bugün Ha­riciye köşkünde bir öğle yemeği ver­mişleridir.

Bu davette Yunanistan Dışişleri Vekili Stefanopulos, Başvekil yardımcısı Sif­neos, büyük elci Mostras, Başvekil Ad­nan Menderes, Millî Savunma Vekili Seyfi Kurtbek, Riyaseticumhur umu­mî kâtibi Nurullah Tolon, Başvekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Dışişleri Vekâleti umumî kâtibi Büyük Elçi Ce-vat Açıkallın, Dışişleri Vekâleti müs­teşarı Nuri Birgi, Protokol umum, müdürü Tevfik Kâzım Kemahlı, Yunan büyük elcisi Contumas, Atina Büyük Elçimiz Cemal Hüsnü Taray, İkinci daire umum müdürü Orhan Eralp ve muhalefet lideri İsmet İnönü, refikalarıyla birlikte hazır bulunmuşlardır.

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, refakatinde Ankara mebusu Mümtaz Faik Fenik, İçişleri Vekâleti müsteşarı Ahmet Kı­nık, Sayıştay 'başkanı ve Millî Eğitim derneği başkanı Mümtaz Tarhan, Millî Eğitim Koleji müdürü Cezmi Berktin, Başyaver Kurmay yarbay Nurettin Fu­at Alpkartal olduğu hal'de bu akşam saat 20.00 de otomobille Adanaya şeref vermişlerdir.

Sabahleyin saat 7.00 de Ankaradan ha­reket eden cumhurreisimiz yol boyun­ca bütün kasaba ve köylerde halkın candan muhabbetiyle karşılanmışlar­dır. Şerefli koçhisar , Aksaraylılar, Borlular cumhurreisimize büyük teza­hüratta bulunmuşlardır.Sayın Bayar ilçelerde alâkalılardan ka­sabalarını ve muhitlerini alâkadar eden meseleler hakkında geniş izahat almışlardır.Ciftehan kaplıcalarında tetkikatta bu­lunan Cumhurreisimizi Seyhan ve İçel mebusları ile valileri, Adanalılar, Mer­sinliler, Tarsuslular Toroslarda karşı­lamışlardır. 200 kadar bir otomobil ka­filesi ile Adanaya dahil olan ve cad­delerde biriken halkın tezahüratiyle karşılanan sayın Celâl Bayar Ahmet Sapmazın evine misafir olmuşlardır.Bu gece Erciyes palasta belediye tara­fından şerefine verilen ziyafette hazır bulunacak, yarın güney sanayi ve ti­caret işletmeleri Türk A. Ortaklığı ta­rafından tesis edilen 20.000 ilik ve 200

dokuma tezgâhlı fabrikanın açılış tö­renine şeref vereceklerdir..

 Eskişehir   :Bugün saat 15 te, Eskişehîrde inşa edilecek büyük gar binasının temel at­ma merasimi yapılmıştır.

Merasimde Ulaştırma Vekili Yümnü Üresin, Eskişehir mebuslarından Muh­tar Başkurt, Ekrem Baysal, Çankırı mebusu Cezâi Boynuk, Vali, belediye reisi, Mülkî ve askerî erkân, partililer temsilcileri ve kalabalık bir halk küt­lesi hazır bulunmuştur.

Devlet demiryolları umum müdürü Zihni Üner, gar binası hakkında lâzım, gelen izahatı verdikten sonra, Ulaştır­ma Vekili Yümnü Üresin de bir konuş­ma yapmıştır.   ..

 İstanbul:

Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak memleketimizi ziyaret edecek olan İngiliz parlâmento heyeti bu akşam saat 21.45 te Bea uçağı ile şehrimize gelmiştir.

Hava alanında Vali adına Vali muavi­ni Fuat Alper, Büyük Millet Meclisi adına Amiral Özdeş, idare âmiri M. Aldernir, Hariciye Vekâleti adına Halûk Bayülgen, İngiliz konsolosluk erkânı ve gazeteciler tarafından karşılanan heyet namına söz alan Lord Milner ez­cümle şunları söylemiştir :

«Güzel memleketinize gelmekten fazlasıyla mütehassisim. Türk dostlarımız ile buluşmak bilhassa bizim için bü­yük bir mâna ifade etmektedir.

o Heyitimiz gerek ayan meclisini ve ge­rekse Avam Kamarasını temsil ettiği gibi, îngilteredeki bütün parti temsil­cilerini ihtiva etmektedir.

Beraberimizde, İngiliz hükümetinin ve İngiliz halkının en samimî ve içten ge­len dostane temennilerini getirmekte­yiz.

Memleketinizde geçireceğimiz mahdut günler zarfında, son zamanlarda İngilterede rastgelmeye muvaffak olama­dığımız iyi havalara tesadüf edeceği­mizi ümit ediyoruz, a

Gazetecilerin sordukları sualleri cevap­landıran Lord Milner Türk - İngiliz ticaretine temas ederek şunları söyle­miştir :«Türkiye ile İngiltere arasında ticarî münasebetler normal bir safhaya gir­mek üzeredir. Arada geçen müessif an­laşmazlığı müteakip durum düzelmiş ve pek yakında eskisinden daha ve­rimli bir ticarî münasebet .safhasına gireceğiz.» Heyet bu sabah 9 da valiyi makamın­da ziyaret edecek, müteakiben Topka-pı müzesi ile Dolma bahçe sarayını ge­zecektir.

Öğle yemeği Canlı balıkta, akşam ye­meği Taksim Belediye gazinosunda ve Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak yenecektir.

İngiliz parlâmento heyeti, pazar gü­nü Gölcüğe gidecek ve akşam treni ile Ankaraya hareket edilecektir.

20 Haziran 1953

 İstanbul:

Bir müddettenberi memleketimizde bu­lunan Amerika Demokrat Parti baş­kan adayı Stevenson, bu sabah uçakla Ankaradan şehrimize gelmiştir.

Hava alanında vilâyet adına Vali mu­avini, basın temsilcileri ve Amerikan, konsolosluk erkânı tarafından karşıla­nan Stevenson, gazetecilere kısa bir beyanatta bulunarak ezcümle şunları söylemiştir:

«Memleketinizi ikinci defa ziyaret et­mekteyim. İlk olarak 1926 senesinde Türkiyeyi gazeteci olarak ziyaret et­miş ve buradan da Rusyaya gitmiş­tim.

Muhakkak ki 1926 senesi Türkiyesi ile 1953 Türkiyesi arasında muazzam fark­lar vardır.

Ankaradaki temaslarımdan çok mem­nunum. Başta kıymetli Cumihurreisiniz ekselans Celâl Bayar, Başvekil Ad­nan Menderes ve Dışişleri Vekiliniz Prof. Köprülü olmak üzere devlet ri­calinizle temas imkânı buldum. Şahsı­ma karşı gösterilen teveccüh ve hüsnü

"(kabulden mütehassis oldum. Pazartesi­ye kadar güzel şehrinizde istirahat ede­ceğim.»

.Adlai Stevenson, pazartesi günü saat 9 da Parkotelde bir basın toplantısı ya­pacaktır.

   İstanbul:

Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi resmen ziyaret etmekte olan dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos, beraberlerinde Bn. Papagos, Dışişleri Vekili Stefanopulos, başvekil yardımcısı Sifneos, Bn. Srfneosile Büyük Elçi Mostras olduğu hal­de bu sabahki Ankara ekspresiyle sa­at 9.20 de şehrimize gelmişlerdir.Dost ve müttefik Yunanistanın Başve­kili mareşal Papagos ve beraberinde­kiler Haydarpaşa garında Vali ve Belediye reisi Prof. Gökay ve Bn. Gökay, garnizon komutanı Korgeneral İs­mail Hakkı Tunaboylu, Merkez Komu-tanı Tuğgeneral Reşit Erknen, Polis müdürü Ahmet Tekeli oğlu, Yunan baş "konsolosu ve konsolosluk mensupları, Türk - Yunan dostluk cemiyeti idare heyeti ve Üyeleri, Yunan kolonisi, Türk, Yunan ve ecnebi basın mensuplarıyla kalabalık bir halk kütlesi tara­lından kargılanmışlardır.Bn. gökay tarafından Bn. Papagos ve Bn. Sifneosa birer buket verilmiştir.

   İstanbul:

Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak, dün akşam memleketimize gelen ingiliz parlâmento heyeti, bugün saat 12.30 da vilâyette vali ve belediye re­isini ziyaret etmiştir.

İngiliz mebusları, Vali ile tarihî Türk ingiliz dostluğu üzerinde görüşmüşler ve bilâhare vilâyet içtima salonunu gezmişlerdir.

Gelişlerinde olduğu gibi gidişlerinde de bir polis kıtası tarafından selâmla­nan parlâmento üyeleri öğle yemeğini Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak Sarıyer Canlı balık lokantasında yemişlerdir .

Yemekte Vali ve Belediye Heisi ve he­yetin mihmandarları, B.M.Meclisi üye­leri ve İngiliz konsolosu da hazır bu­lunmuştur.

Bu sabah Ayasofya müzesi ile Top kapı sarayını gezen İngiliz mebusları öğle­den sonra Dolma bahce ve Belediye saraylarıyla Küçük su kasrını gezmişler­dir.

 Ankara:

Mısırda Cumhuriyetin ilânı münasebe­tiyle Mısır büyük elçiliği metni aşağı­da bulunan tebliğin yayınlanmasını ajansımızdan rica etmiştir.

Millet adına hareket eden İhtilâl Mec­lisi, 18 Haziran, 1953 gecesi, Mısırda saltanatın ilga edildiğini ve Mehmet Ali hanedanının icrayi hüküm etmesi­ne son verildiğini bildirmiştir. İhtilâl Meclisi ayni zamanda Mısırda Cumhu­riyetin teessüsünü ve muvakkat Ana­yasa mevzuatı mucibince hâlen merî yetkilerini muhafaza suretiyle ihtilâl şefi general Mehmet Necibin cumhur-riyasetine getirilmiş olduğunu da ilân eylemiştir. Cumhuriyet rejimi, intikal devresinin devamı müddetince yürür­lükte kalacak ve Mısır milleti, yeni Anayasa hakkın reyini vererek cum­huriyet peklinin nevi bahsinde ve re­isicumhurun kim olması gerektiği yo­lunda son sözü söylemek hakkına sa­hip olacaktır

 Adana :

Cumhur reisimiz Celâl Bayar bu sabah Adana belediyesini, garnizonu, vilâyeti ziyaret etmiş ve alâkalıların muhtelif işler hakkında erdikleri izahatı din­lemişlerdir.

Cumhur reisimiz vilâyette su işleri mü­düründen bataklıkların kurutulması hususundaki çalışmaların ne dereceye kadar ilerlediğini sormuşlar ve her mevzu hakkında geniş malûmat almışlardır.

Cumhur reisimiz bundan sonra Pamuk Ticaret ve Sanayi Türk Anonim Or­taklığını ziyaret etmiştir. İdare meclisi başkanı Galip Ak soyun verdiği iza­hata göre şimdi Adanada yeni bir fab­rikalara kurulmaktadır. Bu fabrika­nın sermayesi 3 milyon liradır. Bu mik­tar birkaç ay sonra 7 milyon liraya çı­karılacaktır. Fabrikada şimdi işler va­ziyette 64 çırçır ve trese tesisleriyle 10 milyon kiloluk ham ve mamul pamuk

ambarları mevcuttur. Bu sene 20.800 iğlik iplik dokuma tezgâhlarının pro­jeleri hazırlanmıştır. Yakında inşasına başlanılacaktır.

Bu tesislerden başka yağ ve un fab­rikaları da vücuda getirilecektir.

Cumhur reisimiz bundan sonra Boşa Şirketinin yeni kurulmakta olan tesis­lerini ziyaret etmiş v.e Adananın her tarafında gördükleri bu sanayi inki­şafı karşısında memnunluklarını ifade buyurmuştur.

Cumhurreisimiz müteakiben Adananın takriben 8 kilometre şimalinde ve Sey­han regülâtörü civarındaki baraj yeri­ni ziyaret etmiş ve alâkalılardan baraj hakkında izahat abraştır. Bu barajın yolu şimdiden yapılmaya başlanmıştır. İstimlâkler tamamlanmış, blokajı ve stabilizesi bitmiştir.

Yeni kurulacak Seyhan barajı hem fe­yezanı önleyecek. hem sulama işlerinde kullanılacak hem de Adanaya, Ceyhana, Tarsusa, Mersine kadar elektrik ve­recektir. Barajın ihalesi de 22 Hazi­randa yapılacaktır. İhaleye 18 firma iş­tirak etmektedir. Bunlar arasında Bey­nelmilel firmalar mevcuttur. İnşaata bu sene Ağustos başında başlanacak ve baraj 1956 yılının ortasında tamamen bitmiş olacaktır. Hazırlanan projeye göre esas bendin tulü 1650 metre uzun­lukta ise de, anormal feyezanları önle­mek için yapılacak ihtiyat savak ke­narından tünel ağzına kadar mecmuu uzunluğu 2900 metreyi bulmaktadır. Yapılacak gölün en derin yeri 52 met­re kadar olacaktır. Bu gölle su altında kalacak saha 80 - 85 bin dekarı bula­caktır. Bu iş için hükümet 12 milyon liralık makine almış olup bunlar Tem­muz ayı içimde yurda gelmiş olacaktır. Bu makineler müteahhide teslim, edilecek, bilâhare inşaat bittikten son­ra hükümete kalacak, diğer baraj in­şaatında kullanılacaktır. Barajdan alı­nacak elektrik 54.000 kilovat takatin-dedir. Su altında kalacak arazinin is­timlâk plânları hazırlanmaktadır.

Cumhur reisimiz verilen izahatı alâka ile dinlemişler ve bu işte çalışanları tebrik etmişlerdir.

Cumhur reisimiz öğleden sonra Güney Sanayi ve Ticaret işletmeleri Türk Anonim ortaklığının Adanada yeni kur­muş olduğu büyük bir iplik ve dokuma fabrikasının açılışına şeref vermişler kurdelâyı bizzat keserek fabrikayı aç­mışlardır.Hususî teşebbüs tarafından kurulan bu fabrika 20.000 iğlik ve 400 dokuma tezgâhlıdır. Her gün fabrikada 12 ton pamuk işlenecektir. Bu fabrika ziraî kalkınmanın sınaî kalkınmayı itmam etmesine güzel bir misal teşkil etmek­tedir Sayın Bayar fabrikanın müteşebbisleri olan Bekir Sapmaz ve Alamet Sapmaz­dan geniş izahat almışlar ve hâtıra def­terine şunu yazmışlardır:

Fabrika medenî ve mükemmel bir eserdir. Sahiplerine olduğu kadar memlekete, memlekete olduğu kadar sahiplerine hayırlı olmasını diler, bu uğurda hizmetleri gerenleri millî ik­tisadımız namına hararetle tebrik ede­rim.» .

Fabrikayı ziyaretten sonra misafirler hazırlanan bir büfede izaz edilmişler­dir. Fabrikada şimdiden 700 işçi ça­lışmaktadır. Tesislerin daha da geniş­letilmesi için teşebbüse geçilmiştir.

 Adana :

Cumhur reisimiz bugün Adananın kül­tür hayatında çok mühim bir rol oy­namakta bulunan hayırlı bir tesisin ge­nişletilmesini ve idame imkânlarını sağlayan âlicenabane bir hareketin te­zahürlerinde hazır bulunmuşlardır. Mesele şudur: Türk eğitim derneğinin Adanada 1939 yılında kurduğu bir ta­lebe yurdu vardır. Eski bir ilkokul bi­nasında kurulmuş olan bu yurt Adana­nın hayırsever zenginlerinden Bekir Sapmazın 1949 senesinde yaptığı 200 bin liralık 'bir bağışla genişletilmiş, modern bir hale konulmuştur. Şimdi Bekir Sapmazın kardeşi Ahmet Sap­maz 500 bin lira- değerinde bulunan Asrî sinema binasının mülkiyetini, si­nemanın geliri yurda tahsis edilmek şartıyla Türk eğitim derneğine ferağ etmiştir. Bu münasebetle bugün sine­ma binasında güzel bir tören yapılmış­tır. Bu hususta hazırlanan ferağ maz­batasını bir taraftan Ahmet Sapmaz, diğer taraftan da Türk Eğitim Demeği

adına Cumhur reisimiz Celâl Bayar im­zalamışlardır. Bu esnada Türk Eğitim Derneği başkanı Mümtaz Tarhan yur­dun şimdiye kadar geçirdiği safhaları anlatmış ve bu hayırsever kardeşlerin Türk maarifine yaptıkları hizmetler­den  sitayişle  bahsetmiştir.

Cumhur reisimiz Celâl Bayar gerek Be­kir Sapmaza ve gerek Ahmet Sapmaza tebriklerini bildirmiştir.,

Şimdi yeni tesisle yurtta bugün için 70 fakir talebenin meceanen barındırıl­ması ve iaşe edilmesi temin edilmiş; ol­maktadır. İleride bu miktar daha da arttırılacaktır.

Cumhur reisimiz her yerde olduğu gibi buradan da halkın candan tezahürleri arasında ayrılmışlar ve yurt binasını ziyaret etmişlerdir. Burada yurt tale­beleri sayın Bayan derin bir muhab­betle karşılamışlardır. Cumhur reisimiz yurtta gördüğü temizlik ve intizamdan dolayı   takdirlerini  beyan   etmişlerdir.

Adanalı Sapmaz kardeşlerin yaptıkları bu hayırseverlik hareketi ilk ve son değildir. Sapmaz kardeşler birçok hayır işlerinden başka Karaisalı ilçesinin elektriğini ve içme suyunu da getir­mişlerdir. Birçok zenginlere imtisal numunesi teşkil edecek olan bu hare­ket bugünkü asil törende bulunanla­rın hepsini çok mütehassis etmiştir.

2Î Haziran 1953

 İstanbul:Hükümetimizin davetlisi olarak mem­leketimizi resmen ziyaret eden dost ve müttefik Yunanistan başvekili Ma­reşal Panagos beraberlerinde Bayan Papagos ve Dışişleri Vekili Stefanopulos olduğu halde bugün S2at 17.30 da uçakla şehrimizden Atinaya mütevec­cihen hareket etmiştir.

Mareşal Papagos b^r&'berinde Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay olduğa halde Parkoteld'en ayrılarak Yeşilköy hava meydanına gelmişlerdir.

Bütün yol boyunca Mareşal Papagos halk tarafından sevgi tezahüründe bulunulmustur.

Mareşal Papagos Türk  Yunan bayraktarı ve çiçeklerle süslenmiş    bulunan Yeşilköy hava meydanına geldiklerin­de kalabalık bir halk kütlesi tarafın­dan alkışlanmıştırYunan Başvekili ve Dışişleri Vekili' hava meydanında Başvekil adına Baş­vekâlet müsteşarı Ahmet Salih Korur, Vali ve Belediye başkam Prof. ğökay, Atina Büyük Elçimiz Cemal Hüsnü Ta-ray, Yunanistanın Ankara Büyük El­çisi ekselans Kontumas, Yunan ve-Türk erkânı, patrikhane erkânı, gene­raller, merkez komutanı, emniyet mü­dürü, şehir meclisi üyeleri ve yerli ve yabancı basın mensupları tarafından uğurlanmıştır.

Hava alanında Türk ve Yunan millî marşları çalınmış ve. müteakiben Ma­reşal Papagos selâm resmini ifa eden askerî kıtayı teftiş etmiştir. Müteaki­ben halkın alkışları arasında uçağa bi­nen dost ve müttefik Yunan başvekili Papagos ve Dışişleri Vekili Stefanopu-losa buketler verilmiştir.

Başvekil   Yardımcısı   M.   Sifneos   dört-gün daha    şehrimizde     kalacağından başvekil Mareşal Papagosla birlikte A-tinaya gitmemiştir.

 Mersin :

Reisicumhur Celâl Bayar, bu sabah re­fakatindeki zevatla birlikte Adanadan Ceyhana şeref vermiş ve burada yapıl­makta olan iülik dokuma fabrikası in­şaatını gezmiştir. Cumhur reisimiz öğ­leyin Karataşa gelmiş ve öğle yemeği­ni Karataş plajında yemiştir. Sayın Ba­yan Karataşlılar büyük bir heyecanla karşılamışlar ve hattâ bir aralık oto­mobilini dahi kaldırmaya kalkmışlar­dır.

Öğleden sonra Kara.tas.tan hareket eden sayın Bayan Tarsuslular ve Mersinliler Yenicede istikbal etmişlerdir. Buradan halkın büyük sevgi tezahürleri arasın­da hareket eden Cumhur  reisimiz Tarsusa gelmiştir. Tarsuslular kasabanın kapılarından belediye meydanına ka­dar bütün yol boyunca coşkun bir muhabbet göstermişlerdir.Cumhur reisimiz burada    vatandaşlara teşekkürlerini bildirmiş ve sonra Kız Sanat enstitüsünün açtığı sergiyi ziyaret etmiştir. Akşam üstü Mersine mu-vasalât eden sayın Bayar, caddeleri dolduran muazzam bir kalabalık tara­lından sevgi tezahürleri ile karşılan­mıştır. Vali konağından kordon boyun intiaki halka hitap eden Cumhur reisimiz demiştir ki:

Sevgili vatandaşlarım,

Mersinde memleketimizin kıymetli ve vefalı evlâtları her zaman için bana karşı muhabbetti olmuşlardır. Bu mu­habbetin hâtıraların daima hürmetle muhafaza etmişimdir. Görüyorum, ara­dan uzun zaman geçtikten sonra da ayni muhabbeti ibzal ediyorsunuz. Bu­nun şahidi olmaktan gurur duymakta­yım. İtiraf etmem lâzımdır ki, ilk za­manlarda olduğu gibi bugün de gös­terdiğiniz samimî tezahürat her zaman için bizim kuvvet ve mesnedimiz ol-.muştur ve böyle olmakta devam ede­cektir.Bizim yegâne arzumuz, bu muhabbet­ler karşısında size lâyık olmak ve size hizmet edebilmektir. Biz, milletimiz ve memleketimiz uğrunda çalışmak isti­yoruz. Bütün arzularınızı eserlerle ta­hakkuk ettirerek size lâyık olmağa uğ­raşıyoruz. Eğer bu arzularınıza lâyık olabilirsek kendimizi dünyanın en bah­tiyar insanı addederiz.'Türk milleti büyük bir millettir. Ona hizmet edebilmek, onun arzularını ye­rine getirebilmek insanlara nasip olan şereflerin en büyüğüdür. Bu duygular­la huzurunuza çıkıyor, sizden gördü­ğüm muhabbet karşısında minnettar­lığımı arz ediyorum.

Sevgili Mersinliler,Bu hislerle hepinize ayrı ayrı teşek­kür eder. hepinizi ayrı ayrı muhabbet­le kucaklarım.»Cumhur reisimizin nutku halk tarafın­dan uzun uzun alkışlanmıştır. Sayın Bayar, bu akşam tüccar kulübünde, be­lediye tarafından verilecek bir yemek­te hazır bulunacak, yarın öğleye doğru buradan otomobille Niğdeye hareket edecektir. Yarın akşam Niğdede kala­cak ve salı günü Nevşehir, Kırşehir yo­lu ile ankaraya  davet buyuracaktır.
22 Haziran 1953

 Ankara:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin mi­safiri olarak memleketimizi ziyaret et­mekte olan Lord Milner Of Leeds ri­yasetindeki İngiliz parlâmento beyti, refakatlerinde Meclis idare âmiri İz­mir mebusu Mehmet Aldemir ve Kır­şehir mebusu Rıfat Özdeş olduğu hal­de, başkentte iki gün kalmak ve res­mî temaslarda bulunmak üzere bu sa­bahki Ankara ekspresiyle saat 9.05 te şehrimize gelmiştir.

Misafir İngiliz parlâmento heyeti gar­da Meclis Reis vekilleri., diyan kâtip­leri, Meclis umumî kâtibi, İngiliz bü­yük Elcisi ve mebuslar ile basın mü­messilleri tarafından karşılanmıştır.

Büyük Millet Meclisi Reisi adına hu­susî kalem müdürü Bedri Akyüz ile hükümet adına protokol umum müdür muavini Behçet Şefik Özdoğancı heyet üyelerine «hoş geldiniz- demişlerdir.Meclis Reis vekillerinden Fikri Apaydın, misafir parlâmento heyeti üyele­rine hitaben, kendilerini Türkiyenin başkentinde görmekten duydukları memnuniyeti belirtmiş ve misafir İn­giliz mebuslar da yurdumuza ayak bas­tıkları andan itibaren müşahede ettik­leri samimî hüsnü kabule teşekkürleri­ni bildirmişlerdir.

 İstanbul:

Son seçimlerde A. B. D. Demokrat par­tisinin Eisenhower'e karşı başkan nam­zedi gösterdiği Adlai Stevenson, bu sabah Parkotelde bir basın toplantısı tertip ederek şu beyanatı vermiştir :

«Türkiyeye yaptığım ziyaretten çok memnunum. Seyahatimin çok cazip bir şekil almasını temin eden resmî şah­siyetlere minnettarım. Sayelerinde çok hoş, çok faydalı bir vakit g&çirdim.

Türkiye, hakikaten Demokrat bir sis­temle idare edilen kendi kendine yeter bir memleket olması bakımından dün­ya üzerinde çok ehemmiyetli bir mev­ki kazanmıştır.

Bu arada Korocte çarpışan Türk kuv­vetlerine  olan hayranlığımı belirtmek

isterim. Ben Korede bulundum ve Türk askerinin kahramanlık ve âlicenaplı­ğının nek yakından şahidi oldum. Öyle zannediyorum ki bugün, artık Türk askerinin ve Türk kumandanının yük­sek idare kabiliyetini bütün dünya bil­mektedir.

Burada beni hayran bırakan diğer bir müşahedem de memleketinizin siyasî müesseselerinde gördüğüm muazzam. terakkidir. Benim gençliğimde Türki-yeden ilk 'geri bir memleket diye ,bahsi bulunan dıU. Halbuki bugün memleketi­niz en ileri memleketler arasında lâ-yik olduğu mevkie ulaşmıştır."

Bundan sonra gazetecilerin suallerine geçilmiş ve Mr. Stev.enson, Güney Korenin her şeye rağmen savaşa devam etmek kararı hakkında ne düşündüğü­ne dair "bir soruyu «Şimdi Kore meselelerini yakından takip edemiyorum. Fakat umarız ki başkan Syngman Rh.ee aklını kaçırmamıştır. Tabiatiyle Güney Kore başkanının hislsrinin yüksekliği­ni takdir ediyoruz. Ancak bu gibi me­selelerde daha ziyade soğukkanlılıkla hareket etmek lâzımdır.« şeklinde ce­vaplandırmış, e£&r siz başkan seçilmiş olsaydınız. Rosenbargleri affeder midi­niz?» şeklinde sorulan bir sual için de şöyle demiştir :

«Rosenbsrgler meselesi hakkında be­nim düşüncem- son derece âdil bir mu­hakeme yapılmış ve mahkûmlara ken­dilerini savunabilmeleri inin her türlü İmkân verilmiş olduğu merkezindedir.»

Nihayet bugün için harp tehlikesi ba­kımından dünyanın en kritik noktası­nın neresi olduğu hakkında sorulan bir suali de Adlai Stevenson :

«1946 danberi Avrupada seyahat etme­diğim cihetle bugünkü durumu yakın­dan bilmiyorum. Fakat harp tehlikesi bakımından dünyanın en tehlikeli ye­ri yine olsa olsa Almanyadır» diye ce­vaplandırmıştır.

 İstanbul:

Atina karması futbol takımı bugün saat 12.10 da uçakla şehrimize gelmiş ve Tarabyadaki Konak oteline inmiş­tir.

Ankara, İstanbul ve Atina karma ta-

kımları arasında yapılacak maçların programı şu şekilde tesbit edilmiştir :.

24 Haziran çarşamba: Ankara-Atina 26 Haziran Cuma : İstanbul - Ankara. 28 Haziran Pazar: Atina - İstanbul

 İstanbul:Dış ticaret rejimini tanzim eden karar­namenin tatbikattaki durumu ve bu. arada husule gelen aksaklıkların tesbi-ti icm 21 Nisan 953 tarihinde İstanbul tacirlerinin iştirakiyle bir toplantı ya­pılmış ve ticaret odası tarafından ha­zırlanan rapor Ankara odaları birliği­ne gönderilmişti.

Bugün şehrimiz ticaret odasından ve­rilen malûmata göre Türkiye ticaret odaları, sanayi odaları ve ticaret bor­saları birliği muhtelif ticaret ve sanayi odalarının görüşlerini telif etmek su­retiyle «Dış ticaret işleri» ne bîr rapor hazırlamış ve hafta içinde Ekonomi ve Ticaret Vekâletine tevdi etmiştir.

Çanakkale :Başvekil Adnan Menderes refakatin­de Ticaret ve Ekonomi Vekili Fethi Çelikbag, Gümrük ve Tekel Vekili Emin Kalafat ve bazı mebuslar olduğu halde saat 13te uçakla Ankaradan Çanakkaleye gelmiş ve hava alanından itibaren Çanakkalelilerin çok samimî tezahürleri ile karşılanmıştır.

Çanakkalelilerin bu devamlı tezahür­leri üzerine Başvekil Adnan Menderes şehirde Demokrat Parti il merkezi bi­nasının balkonundan bütün sokağı dol­duran vatandaş topluluğuna hitap et­miş ve ilk olarak Çanakkale ve civa­rının uğramış olduğu zelzele felâketin­den dolayı taziyelerini bildirmiştir.

O günlerde, demiştir, kalplerimiz sizin­le 'beraberdi Sizin dertlerinizle ve fe­lâketinizle hep beraber ağladık. Mad­dî kayıpların, görüyorsunuz, telâfisi güç olmayacaktır. Telâfisi imkânsız olan, bu münasebetle uğramış bulundu­ğumuz vatandaş kayıplarıdır. Bu felâ­ket esnasında aramızdan ayrılmış olan vatandaşlarımızın manevî huzurunda eğilmek ve bu felâket esnasında yakın­larını kaybeden vatandaşlarımıza en derin taziy etler im izi arz etmek vazife­mizdir.

alil zararların telâfisi güç değildir, dedim, filhakika hükümet bütün insânları kullanmak suretiyle bunları bertaraf etmenin yolu üzerindedir. Memleketin içinde bulunduğu geniş iktisad inkişaf bu suretle gittikçe faz-lalasan malî im kânlarımız, bizi mem­lekete hizmet etmekte, Çanakkale gifoi yer yer felâket görmüş zararlara uğ­ramış bölgelerin yardımına koşmakta çok daha büyük imkânlarla teçhiz et­mektedir.

Memleketimizin bugün arz ettiği umu­mî manzaraya bir göz attığımız zaman kalelerimize huzur dolmaktadır. Mem­leket gözle görünür elle tutulur bir hal­de süratli bir iktisadî inkişaf içinde­dir. Ziraî istihsalimiz görülmemiş bir hızla akıllara hayret verici seviyelere ulaşmıştır. Bunun yanında bütün di­ğer istihsal şubelerinde de hayırlı ar­tışlar kaydedilmiş bulunuyor. Memle­ketin muhtelif köşelerinde düzinelerle fabrikanın temelleri atılmak üzeredir. Elektrik enerjisi bahsindeki tasavvur­larımız tahakkuk sahasına girmekte­dir.

3 senelik çalışmalardan sonra şimdi bu devrenin en birinci hedefinin peşin­deyiz. Bu ilk senelerde memleket kal­kınmasına yatırılan büyük meblâğla­rın, sarf edilen gayretlerin semereleri­ni bundan böyle hendesî nisbetlerde toir artışla elde edeceğiz. Zamanı gelin­ce büyük milletimizin huzuruna açık alınla kalb rahatiyie çıkmak imkânı hâsıl olacaktır.

Başarılan işler gözlerinizin önündedir. Bu işlerden malûmatlar olmak itiba­riyle Demokrat iktidarın Türk milleti­nin ümit, arzu ve hasletlerini boşa çı­karmamış olduğunu kabul edecek vazi­yette bulunuyorsunuz. Bizler Türk milletinin hizmetinde olmakta devam edeceğiz. Dört senede başardıklarımı­zın büyük milletimizin huzurunda umumi muhasebesini muvaffakiyetle yapmak imkânını elde edeceğimizi kuvvetle ümit ediyoruz.

Dış politikamıza    gelince,    siyasetimiz m emi ektimizin   beynelmilel     münase­betler csrçsvesi ve umumî dünya va­ziyeti  içinde    arz ettiği    ehemmiyetle, memleketimizin kuvvet ve kudreti ve " tecavüze  karsı  mukavemet   azmi    ile _ mütenasip olarak günden güne inkişaf

etmektedir. Ordumuzun süratle kuv­vetlenmesi İçin de .elden gelen gayret esirgenmemektedir.

Memleketimizde asayiş mükemmel ve müemmendir. Asayişten bahsederken yalnız maddî asayişi değil, fakat mem­nuniyetle ifade edeyim ki ayni zaman­da manevî huzur ve asayişi de kastediyorum. Vatandaşlarımız demokratik nizam içinde hürriyetin bütün nimet­lerinden gereği gibi faydalanmakta­dır.

Manevî emniyet ve huzurdan bahsedil­diği zaman sözün partiler arası müna­sebetlere intikal etmesini -her halde ta­biî telâkki edersiniz. Bu münasebet­ler bugün her zamandan daima iyidir. Memleketimizde demokratik nizamın büyük bir olgunluk seviyesinde tees­süsünü görmekle iktidar partisi ve hükümet olarak bilhassa bahtiyarım. Çünkü bu sıfatlarla bu sahada bütün vatandaşlarımıza şâmil vazifelerimiz vandır. Partiler arası münasebetler mücadele esasına değil, memlekete hiz­met gayesine istinat etmek lâzım ge­lir. Demokrat Parti mücadeleden hiç bir zaman çekinmemiş ve yılmamış bîr partidir. Kötülüklere, tahakküm zihni­yetine karşı yılmaz mücadelenin en güzel örneklerini vermiş bir partiyiz. Eğer bütün memlekette manevî huzur ve sükûnun teessüsünü bu derece ta­hassürle arzuluyorsak bu mücadeleden çekindiğimizden değil, fakat bütün va­tandaşlara ve memlekete şâmil vazi­felerimizi müdrik olduğumuzdan dolayıdır.

Siyaset vurguncularının komünistlerin ve bozguncuların memleketimizde par­tiler arasındaki keskin mücadeleye ümit ve emel bağlamış oldukları aşi­kârdır. Bunları hüsrana uğratacağız. Bu memlekette kardeş kavgasına gidil­mek ihtimali hic bir zaman mevcut ol­mamalıdır. Sabahtan akşama parti mü­cadelesi diye, sövüp saymakta devam edenler bu olgun memlekete hal v.e şartları ne derece değişmiş olduğun­dan gafil zavallılardır. Bu memleketi siyasî mücadeleler yüzünden partiler arasında zuhur edecek bir kardeş kav-ğasının tufanı ve ateşi içine düşürmek artık mazide kalmıştır.

Partiler arasındaki münasebetlerin çok jyi olduğundan ve bu sahada tam   bir

demokratik havanın esmekte bulundu­ğundan bahsettim. Bugün Ankarada toplanmakta olan Halk Partisinin 10 uncu büyük kurultayım huzurunuzda hürmetle ve muhabbetle selâmlamak suretiyle bu münasebetlerin ne derece­lere kadar iyileşmiş olduğunu ifade et­mek isterim. Partimiz adına Halk Par­tisinin onuncu kurultayının demokra­tik nizamın kökleşmesinde yeni bir adım teşkil etmesini temenni ederiz. Kurultayın memleket menfaatlerine uygun başarılar sağlamasını ve Halk Partisinin bu kurultayla yeni hüviye­tini büsbütün benimsemiş ve tamamıyla Demokratik bir zihniyetle yeni me­sai devresine girmesini camdan dile­rim.

Başvekil Adnan Menderes sözlerini al­kışlar- arasında şöyle bitirmiştir:

«Ne dıştan yapılan tahrikler ne de iç­ten gaflet eseri veya hususî maksatla yapılan hareketler hİG bir suretle mem­leketin huzur ve emniyetini kaçıramayacak, hin kimse 'bu memlekette va­tandaşların ağzının tadını bozmaya muvaffak olamayacaktır. Bu memleket­te ümitlerini Demokrat Parti ile Halk Partisi arasındaki mücadelelere bağlayanlar, sözde vicdan hürriyetini mü­dafaa eder gibi gözükerek dinî politi­kaya karıştıranlar böylece mukadides mefhumları hasis menfaatleri yolunda istismara kalkışanlar hüsrana uğraya­caklardır. Temenni ederini 'ki hal ve şartların yüzde yüz değiştiğini göre­rek, bunlar, bundan' böyle büyük va­tandaş kütleleriyle beraber umumun arzusuna lâyık bir şekilde hareket et­sinler.

 Niğde :

Cumhur reisimiz Celâl Bayar, refakatlerindeki zevatla birlikte bu sabah sa­at 10 da Mersinden hareket ederek sa­at 17 de Niğdeye şeref vermişlerdir.

Bütün yol boyunca biriken köylüler cumhur reisimize candan muhabbet göstermişlerdir.

Öğle yemeği Seyhan - Niğde vilâyet­leri hududu arasındaki Şeker pınar mevkiinde yenilmiş ve Niğde mebus-larıyla Niğde valisi Taki Gürkök, be­lediye başkanı ve diğer birçok Niğdeliler cumhur reisimizi Çiftehan mevki­inde karşılamışlardır.


 

Sayın Bayar, yolda Kemerhisar nahi­yesinde tarlaları sulamaya mahsus bir suyun açılış töreninde hazır bulunmuş-ve müteakiben bahçeli köylüler  reisicumhurumuzu büyük sevgi tezahüra tiyle karşılamışlardır.

Şehre girerken sokaklardan taşan bü­tün Niğde halkı Cumhur reisimizi can­dan bir muhabbetle bağırlarına bas­mışlardır. Sayın Bayar halkın coşkun, tezahürleri arasında hükümet balko­nundan kısa bir hitabe ederek te­şekkürlerini bildirmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız bundan sonra Sa­karya ilkokulu binasında Niğde mebus­ları, alâkalı devlet daireleri yüksek memurlarıyla bazı bankalar temsilcileri­nin hazır bulundukları bir toplantıda mahallî ihtiyaçlar hakkında izahat al­mışlardır. Bu toplantıda Bayındırlık. Vekâleti Sular İdaresi Müdürü Niğde vilâyetinde yapılan ve yapılmakta olan. su işleri hakkında geniş izahat ver­miştir. Niğdede yeraltı suları mevzu, üzerinde esaslı bir surette çalışılmak­tadır. Feyezanlara mâni olmak ve su­lamayı tanzim etmek üzere birçok su işleri ele alınmıştır. Bunlardan bir ta­nesinin ihalesi on gün sonra yapıla­caktır.

Müteakiben Yollar bölge müdürü Niğ­de vilâyetinden geçmekte olan Devlet yolları ve diğer yollar hakkında izahat vermiştir.

Borlular şimdi kasabanın içinden ge­çen devlet yoluna ileride daha uzakta bir güzergâh tayin edilmemesini iste­mektedirler. Gerçi bu iş şimdiki halde bir karara bağlanmış değildir. Bölge müdürlüğü Borluların bu arzularını ve ileri sürdükleri ekonomik sebepleri ka­ra yolları umum müdürlüğüne bildire­ceğini söylemiştir.

Niğdede bir halk bankası kurulması için yine bu toplantıda teşebbüse ge­çilmiştir. Halk bankası temsilcisi va­ziyet hakkında etraflı malûmat vermiş­tir. Bu işin süratle tahakkuk ettiril­mesi için gereken tedbirler alınmıştır.. Ayrıca İş Bankası genel müdürlüğü­nün .salahiyetli temsilcisinin verdiği" malûmata göre, Niğdede derhal bir İş Bankası şubesi açılacaktır. Bir bina aranılması için bugün harekete geçil­miştir.

İzmir mebusu Mehmet Aldemir, Zon­guldak mebusu Suat Başol ve Harici­ye Vekâletinden Halûk Bayülken ol­duğu halde, bugün saat 10,30 da şeh­rimize gelmiştir.

Doğruca vilâyete gelen misafirler, kı­sa bir istirahatten sonra Kilimli istih­sal bölgesine giderek, kömür tesisleri­ni gezmişler ve Çatal ağzı elektrik san­tralini, Karaban, Dilin ve Üzülmez kö­mür tesislerini görmüşlerdir. İngiliz mebusları işletmenin sosyal tesislerini takdirle anmışlar ve heyetten Viscount Davidson, kömür ve çelik mevzuları üzerinde Vali Servet Sürenkökle yap­tığı 'bir has'bühalde söyle demiştir:

«İngiltere, çelik ve kömür sanayiinde eski bir memlekettir. Bizim kanaatimiz şudur ki, siz memleketinizde her şeyin en iyisini yapmak istemektesiniz. Bize heyetler göndererek kömür - çelik sa­hasındaki son buluşlarımızı tetkik et­tirebilirsiniz. »

Ereğli kömür işletmesi, misafirler şere­fine bir öğle yemeği verecek ve Çay-damar tesisleri gezildikten sonra he­yet, saat 15te Ankaraya hareket ede­cektir.

25 Haziran 1953

 Ankara:

Büyük Millet Meclisinin davetlisi ola­rak memleketimizi ziyaret etmekte olan Lord Milner Of Leeds riyasetin­deki İngiliz parlâmento heyeti bu sa­bah saat 9.15 te beraberinde Meclis ida­re âmiri İzmir mebusu Mehmet Alde­mir ile Kırşehir mebusu Amiral Rifat Özdeş olduğu halde uçakla İzmire ha­reket etmiştir.

İngiliz parlâmento heyeti hava alanın­da Meclis Reis vekillerinden Fikri A-paydm, Meclis idare âmirlerinden İh­san Şerif Özgen ve Meclis umumî kâ­tibi Refet Sezer tarafından uğurlan-mistir.

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik.Koraltan adına hususî    kalem    müdürü Bedri Akyüz misafir İngiliz mebusla­ra «iyi yolculuklar» dilemiştir.Ankara:

Bayındırlık Vekâletinden aldığımız  malûmata göre. 1953 senesi içindeki demiryolu çalışmaları hızla ilerlemek­tedir. Bu meyanda Erzurum - Hora­san - Sarıkamış hudut hattı güzergâhı Doğu bölgemizdeki şebekenin ana isti­kametlerinden birini takip etmekte ve-yeraltı, yerüstü servetlerimiz bakımın­dan zengin sahalardan geçmektedir.. Erzurumdan 87 kilometre mesafede bu­lunan Horasana kadar inşaat tamam­lanmış ve demiryolu, da işletmeye açıl­mıştır.

Horasandan Sarrkamiga kadar olan 74-. kilometrelik kısım inşaatının 1954 yı­lında ihalesi yapılacaktır. Erzurum -Horasan hattı 23 milyon liraya mal olmuş, Horasan - Sarıkamış kısmının da 40 milyon liraya yapılabileceği tan- -min edilmektedir.

26 Haziran 1953

 İstanbul:

Reisicumhur Celâl    Bayar, beraberle--rinde Kızılay cemiyeti ikinci reisi An­kara mebusu' Dr. Muhlis Bayram oğlu,. Vakıflar umum 'müdürü Orhan Çapçı. Emlâk ve Kredi Bankası Umum Mü­dürü Medenî  Berk  ve  başyaver  kur­may yarbay Nurettin Alpkartal oldu­ğu halde bugün saat 10 da uçakla An-karadan şehrimize gelmişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar, Yeşilköy ha­va alanında Vali ve Belediye Reisi Profesör Cokey. Vali muavini Fuat Alper, birinci   ordu   müfettişi   orgeneral  Nurettin Baransel, Marmara ve Boğazlar komutanı  koramiral Rıdvan Koral,  3  üncü kolordu komutanı korgeneral Fa­zıl Bilge, 66ncı tümen komutanı Namık Argür, birinci ordu kurmay baş­kanı Tuğgeneral Enver Abo,  emniyet Müdürü Ahmet Tekeli oğlu tarafından karşılanmışlardır.

Reisicumhur, hava alanında kısa bir istirahatı müteakip refakatinde birinci ordu müfettişi orgeneral Nurettin Baranse! ve beraberlerindeki zevat oldu­ğu halde Edirneye gitmek üzere oto­mobille şehrimizden ayrılmışlardır.Vali. muavini Fuat Alper ile Emniyet müdürü Ahmet    Tekeli oğlu reisicum­hura   vilâyet hududuna kadar refakat; edeceklerdir.

 Edirne :

Reisicumhura refakat eden Anadolu Ajansı muhabiri bildiriyor :

Reisicumhur sayın Celâl Bayar bera­berlerinde Kızılay ikinci başkan! An­kara mebusu Dr. Muhlis Bayramoğlu, birinci ordu müfettişi Orgeneral Nu­rettin Baransel, başyaver kurmay yar­bay Nurettin' Alpkartaî, Vakıflar U-mum Müdürü Orhan Çapçi, Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî Berk ve maiyet erkânı olduğu halde bugün saat 10 da otomobille Edirne Zelzele bölgesinde tetkiklerde bulun­mak üzere İstanbuldan ayrılmışlardır.. Yol boyunca kalabalık halk kütleleri tarafından tezahüratla karşılanan sa­yın Celâl Bayar, Silivride kısa. bir müddet tevakkuf etmişlerdir. Çorlu­da Tekirdağı ve Kırklareli valileri Re­isicumhuru selâmlamışlardır. Reisi­cumhur buradan hareketle Lüleburga müteveccihen yollarına devam et­mişlerdir. Reisicumhur sayın Celâl Ba­yar Lüleburgaza varmadan önce Kepirtepe köy enstitüsünde tevakkuf ey­lemişler ve burada enstitü müdüründen eğitim v.e öğretim meseleleriyle öğren­cilerin ve okulun ihtiyaçları hakkında izahat almışlar, öğrencilerin sevgi te­zahürleri arasında enstitüden ayrıl­mışlardır.

Reisicumhur1 sayın Celâl Bayar saat 13 te Lüleburgaza varmışlar ve bura­da askerî kıta ile mülkî ve asker erkân ve rak kalabalık bir halk topluluğu tarafından sevgi ile karşılanmışlardır.

Askerî kıtayı teftiş eden Reisicumhur halkın sürekli alkışları arasında bele­diye binasına gelmişlerdir.

Belediye binasında iki yemeği müteakip halkın arzusu üzerine reisicumhur Ce­lâl Bayar balkondan halka gösterdik­leri hüsnü kabulden dolayı teşekkür ederek:

*Düne nazaran bugün daha iyiyiz. Ya­rın bugüne nazaran daha iyi olacağız. Cenabı Haktan çok daha iyi günler görmenizi niyaz ederim.»  demişlerdir Reisicumhur sayın Celâl Bayar Lüle­burgazlıların sürekli alkışları arasında bitirdiği konuşmasını müteakip beledi­yede bir müddet istirahat etmişlerdir.

Bilâhare saat 14.30 da Lüleburgaza ge­len Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili Dr. Ekrem Hayri Üstündağ ile bir müd­det görüşmüşlerdir.Reisicumhur say m Celâl Bayar berabe­rindeki zevat ve Edirne valisi olduğu. halde saat 16 da Lüleburgaz dan hare­ket etmişlerdir Baba eskicfe toplanan halkın arzusu üzerine kısa bir tevakkuftan sonra yo­luna devam eden Reisicumhur sayın Celâl Bayar Edirne vilâyet hududun­dan itibaren halkın sürekli sempati gösterileri arasında şehre girmişler­dir.

Reisicumhur Edirnede askeri ve mülki erkânla askeri birlik ve binleri aşan 'kalabalık; bir halk topluluğunun al­kışları arasında askerî kıtavı teftiş ede­rek belediye binasına gelmişlerdir Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis vekillerinden Fikri Apaydının. reisliğinde toplanarak, Türk Ceza ka­nununun bazı maddelerinin değiştiril­mesi ve bu kanuna bazı maddeler ek­lenmesi hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine devanı etti.

450 inci madde üzerinde şimdiye ka­dar ileri sürülen fikirlere cevap veren. adalet komisyonu reisi Halil Özyörük" bir. konuşma yapmıştır.

27 Haziran 1953

 Ankara:

Bayındırlık Vekâletinden aldığımız malûmata göre, Ereğli  Çatal dere Kozlu demiryolu ve Çatal dere - Armutçuk şube hattı faaliyeti devam etmektedir.

Bu iki istikametteki demiryolu inşaa­tının ana şebekeye bağlanması ile gü­zergâh boyunca açılmış ve açılacak kö­mür ocaklarının istihsalinin kolaylıkla limana taşınmaları sağlanacak ve hin­terlandın limana bağlanması temin edi­lecektir.Ereğli - Kozlu arası 38 kilometredir. 14 kilometrelik birinci kısmın inçaatı hız­la devam etmektedir. Bu kısmın 1953'

yılı içinde işletmeye açılması mukar­rer ise de Çatal derenin yapılması işi malî imkânların müsaa­desine göre tamamlanmasına çalışıla­caktır.

Bu demiryolunun 55 milyon liraya ya­pılabileceği tahmin edilmektedir.

  İzmir :

Başvekil Adnan Menderes beraberin­de Bayındırlık Vekili Kemal Zeytin-oğlu ve mebuslar olduğu halde bugün saat 13.10 da Ankaradan şehrimize gel­miştir.

Cuma ovası hava -alanında İzmir, Ma­nisa ve Aydın valileri ile yüksek rüt­beli subaylar ve kalabalık bir halk topluluğu tarafından karşılanan Baş­vekil burada kısa bir istirahati müte-kip belediyece şereflerine verilen öğle yemeğinde hazır bulunmak üzere İn-ciraltma gitmişlerdir.

Başvekil Adnan Menderes bu geceyi şehrimizde geçirecek, yarın D. p. il kongresinde hazır bulunmak üzere Ma-nisaya hareket edecektir.

  İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberlerin­de Kızılay ikinci başkanı Ankara me­busu Dr. Muhlis Bayram oğlu, bininci ordu müfettişi orgeneral Nurettin Baranla, Başyaver Kurmay Yarbay Nu­rettin Alpkartal, Emlâk Kredi Bankası Umum Müdürü Medenî Berk., Vakıflar Umum Müdürü Orhan Çapçı, Edirne ve Kırklareli valileri olduğu halde bu­gün saat 11.30 da Kırklar elinden ayrıl­mışlardır. Reisicumhur, halkın sevgi tezahürleri arasında ayrıldığı Kırklar elinden Alpullu şeker fabrikasına gel­mişlerdir, öğle yemeğini Alpullu şe­ker fabrikasında yiyen Reisicumhur Celâl Bayar, burada Hayrebolu heye­tini kabul etmişler ve fabrikanın def­terine şunları yazmışlardır :

«Alpullu fabrikasının kuruluşu memleketimizde şeker sanayinin başlangı­cı olmuştur. Her teşebbüsün bidayetin­de olduğu gibi birçok müşkülle-ie kar­şılaşılmıştır. Müteşebbisler için mede­ni cesaretleri ve azimleri sayesinde ba­şarılı bir neticeye ulaşılmıştır. Bu gayreti takdir etmek ve bugünkü münev­ver elemanları tebrik eylemek için bu satırları vazdım.»

Reisicumhur Celâl Bayar.. saat 16.30 da Alpulludan hareket etmişler, Çorlu ve Silivride bir müddet tevakkuf ederek halkla görüşmüşlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayan Büyük çekmecede İstanbul Vali ve Belediye baş­kanı Prof. Gökay, Emniyet Müdürü Tekeli oğlu ve kalabalık bir halk toplu­luğu karşılamıştır. Reisicumhur bera­berindeki zevatla birlikte Büyük çekmeceden hareketle saat 20 de Florya ya gelmişlerdir.

29 Haziran 1953

 Ankara:

Türkiye ile Pakistan arasındaki kültür anlaşması bu sabah saat 13? de Dışiş­leri Vekâletinde imza edilmiştir.

Anlaşmayı Türkiye adına Dışişleri Ve­kilimiz Prof, Fuat Köprülü ve Pakis­tan adına Pakistanm Türkiye Büyük Elçisi ekselans Ghazanfar Ali Khan imzalamıştır.

İmza merasiminde, protokol umum müdürlüğünden şube müdürü Nedim Erinçer, Dışişleri Vekâleti ikinci daire umum müdürü Orhan Eralp, Umum müdür muavini Fikret Özdoğancı, Pa­kistan Büyük Elçiliği başkâtibi Mir Mohammed Shaikh ve Büyük Elçilik erkânı hazır bulunmuştur.

Birleşmiş Milletler eğitim, bilim ve kültür teşkilâtı statüsü prensiplerinin tatbiki arzusuyla /e esasen iki mem­leket arasında eskid enberi mevcut olan kültür münasebetlerinin inkişafı maksadıyla imzalanan bu anlaşmada talebe, üniversite hocaları, ilmî müessese mensuplarının mübadelesi, karşı haklı olarak ilim ve eğitim merkezleri­nin, kitaplıkların, muhtelif sanat mer­kezlerinin açılması, karşılıklı olarak üniversitelerde ""esair yüksek Öğretim müesseselerinde Dil, Edebiyat, Tarih ve Coğrafyaya ait kürsüler ihdası, kon­ser, konferans, ser.^i vs talebe ziyaret­leri tertibi, umumi cemiyetler arasında işbirliğinin teşviki, üniversite ve yüksek okullarda    tarafları      ilgilendiren mevzuların tedrisi, iki devlet vatan­daşları arasında spor müsakafkaLarının ve izci teşekkülleri arasında teşriki mesainin teşviki, derpiş edilmektedir.. Bundan başka âkit taraftar mektep ki­taplarında yekdiğeri hakkında yanlış malûmat bulunmasını önlemek yolun­da iç mevzuatın müsaadesi nispetinde gayret sarf etmeyi taahhüt eylemekte­dirler.

Anlaşmada onun hükümlerinin en iyi şekilde yerine getirilmesi ile ilgili ola­rak tetkikler yapmak ve tavsiyelerde bulunmakla mükellef bir istişarî ko­misyonun ihdası da derpiş edilmekte­dir.

Anlaşmanın müddeti on senedir ve ta­raflarca altı. ay önceden feshi ihbar edilmediği takdirde zımnî temdit yo­luyla yeniden on sene için muteber olacak ve böylelikle temdide devam edilecektir.

Bu imza merasimi münasebetiyle Prof. Köprülü ile Pakistan Büyük Elçisi ek­selans Ghazanfar Ali Khan ananevi dostluk ve sevgi bağlarıyla yekdiğeri­ne merbut bulunan iki memleket ara­sındaki mütekabil anlayışın derinleş­mesine yardım edecek olan bu anlaş­manın aralarında esasen mevcut olmuş bulunan kültür münasebetlerinin bir kat daha inkişafına hizmet edeceğini belirten veciz birer konuşma yapmış­lardır.

 İstanbul:

Şehrimiz ticaret odası başkanı Sait İbrahim Esi, bugün saat 18 de bir basın toplantısı yaparak odanın çalışmaları etrafında izahat vermiştir.

30 Haziran 1953

 Ankara:

Nüfusumuzun büyük bir kısmını teşkil eden köylülerimizin istihsal alanında kullandıkları âletleri, ev ve giyim eş­yalarını kendi kendilerine yapmalarını temin maksadıyla Mîllî Eğitim Vekâleti tarafından açılmış alan kadın ve .erkek sanat kurslarının sayıları arttı­rılmakta ve çeşitleri çoğaltılmaktadır.

Bu arada., köylü vatandaşlarımızın kal­kınmasını sağlamak maksadıyla açıl­mış bulunan kadın ve erkek gezici kurslarıyla, okul açılamayan küçük ka­sabalarımız için tertip edilen iki yıl öğretim süreli kurslar üzerindeki çalışmalara devam edilmektedir.

Hâlen faaliyette bulunan köy kadınla­rı gezici biçki ve dikiş kurslarının sa­yısı 455 olup, 10.014 köy kadını bu kurslara devam etmektedir. Önümüz­deki yıl yeniden 30 kurs daha açılarak, bu çeşit kurs sayısı 485 e çıkarılacak­tır.

1952 - 1953 öğretim yılında 16 kasaba­mızda kadınlar için sabit bir iki - dikiş kursları faaliyet göstermiştir. Bu yıl Tunceli - Pertek, Tunceli - Hozat, Trabzon - Sürmene, Rize - Of, Kars ığdır, Eskişehir - Mahmudiye, Maraş -Elbistan, Hatay – Saman dağda olmak üzere 8 kurs daha açılacaktır.

Köylülerimize, kullandığı âletleri yap­masını öğretmek amacıyla açılan gezi­ci köy demirciliği ve marangozluğu kurslarından bugün 121 adedi memle­ketin muhtelif bölgelerindeki köyleri­mizde çalışmaktadır. Önümüzdeki yıl 13 adet kurs açılacak ve sayısı 139 a çıkarılacaktır.

Eskişehir - Mahmudiye, Ankara - Ka­lecik, Afyon - Çay, Çoruh - Borçka, Van - Erciş, Konya - Kadırhan, Bin­göl - Kığı, Edirne - Uzunköprü, Ma­raş - Elbistanda yeniden sabit ilce de­mircilik ve onaran gözlük kursları 'açı­larak bu nevi kurs sayısı 22 ye yük­seltilecektir.

Ayrıca ormanlık bölgelerdeki köylüle­rimizin, malzeme israf etmeden daha sıhhî ve dayanıklı evler inşa edebil­melerini sağlamak için, geçeri yıl fa­aliyet gösteren 10 kursa ilâve olarak bu yıl Ankara, İzmit, Bursa, Kastamo­nu, Zonguldak ve Tokat gibi ormanlık "bölgelerde yeniden 6 orman bölgesi yapı kursu.daha açılarak sayıları 16ya çıkarılacaktır..

Köylülerimize kerpiç ve tuğladan sıh­hî ve ucuz evler yapmasını öğretmek maksadıyla faaliyet gösteren gezici köy yapı kurslarının da sayısı arttırılmak­tadır.

 İstanbul:

1 Temmuz Denizcilik bayramı için ya­rın şehrimizde, hazırlanan programa göre yapılacak merasimlerle kutlana­caktır.

Gündüz yapılacak törenlere saat 9.30 da Taksimde başlanacaktır. Bu törene .mülkî ve askerî erkânla, deniz harp okulu ve koleji, deniz kıtası ve bahriye bandosu ile Yüksek Denizcilik okulu talebeleri, Denizcilik Bankası, Sanat .okulu talebeleri, Denizcilik Bankasıyla .armatör gemileri resmî elbiseli zabitan iştirak edecektir.

Saat tam 9.30 da bandonun çaldığı İs­tiklâl marşı ile törene başlanacak ve direğe bayrak çekilecektir.

Müteakiben Taksim âbidesine vilâyet, belediye, İstanbul garnizon komutan-.lığı, Boğazlar ve Marmara komutanlı­ğı, siyasî partiler, Marmara /bölgesi li­man ve deniz 15leri müdürlüğü, yüksek Denizcilik Okulu müdürlüğü, Denizci­lik Bankası T. A. Ortaklığı, Yüksek Denizcilik Okulu mezunlar cemiyeti, Beden Terbiyesi bölge başkanlığı, ar­matörler birliği, motörcüler birliği, ba­lıkçılar cemiyeti adına çelenkler konu­lacaktır.

Bu esnada limanda bulunan bütün ge­miler 3 defa selâm düdüğü çalacak­lardır.

Çelenk konmayı müteakip Ulaştırma Vekâleti adına, deniz ticaret filosu. Yüksek Denizcilik mezunları, , ve Türk denizcilik cemiyeti adına birer "konuşma yapılacaktır.

Törene iştirak eden birlikler protokola mensup zevatın önünden bir resmi ge­çit yaparak    Aypaşa  -  Dolma bahçe

yolunu takiben Barbaros meydanına gidecektir.

Taksim anıtına çelenk .koyan teşekkül­ler tarafından Barbaros anılma çe­lenkler konulacak ve bando İstiklâl marşını çalacaktır. Müteakiben bir de­niz mangası tarafından havaya 3 el ateş edilecek ve ihtiram duruşu yapı­lacaktır.

İhtiram duruşuyla tören son bulacak­tır.

 Ankara:

Ekonomi ve Ticaret Vekâleti tarafın­dan yeniden tanzim ve temmuz ayı içinde ilân edilecek olan dış ticaret rejimi hakkındaki hazırlıklar tamam­lanmak üzeredir.

'Vekâlet bu hususta ticaret odaları, sa­nayi odaları ve ticaret borsaları birli­ğine de vazife vermiş ve belli başlı ti­caret ve sanayi odalarından tercihli it­hal listeleri istenmiştir.

Ticaret ve sanayi odalarının gönder­dikleri listeleri tetkik ve muhtelif fi­kirleri telif etmek maksadıyla bugün şehrimizde ticaret odaları ve sanayi odaları ve ticaret borsaları birliği mer­kezinde İstanbul. İzmir, Ankara tica­ret ve sanayi odaları başkanları, baş­kan vekilleri ve umumî kâtiplerinin iştirakiyle 'bir toplantı yapılmıştır.

Birlik başkanı tjzeyir Avundukun baş­kanlık ettiği bu toplantıda. Ekonomi ve Ticaret Vekâletine verilecek ithalât priorite listelerinin esasları tesbit edil­miş ve mesai plânı hazırlanmıştır.

Birlik ve odaları temsilcileri cuma gü­nü İstanbulda toplanarak çalışmaları­na devam edeceklerdir.

;B. M. Meclisinin 5/6/1953 tarihindeki toplantısı: S Haziran 1953

 Ankara ;

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15te Reis Vekillerinden Muzaffer Kurban oğlunun reisliğinde toplandı. Oturum açıldığı zaman Türk ceza ka­nununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve bu kanuna bazı maddelerin eklenmesi hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine devam edildi. Geçen birleşimde, vekillerin şahsına' karşı yapılan hakaretleri cezalandırmayı ve bu hususta Cumhuriyet müddeiumumilerinin resen dâva açabilmelerini tazammun eyleyen 273 üncü maddenin son fıkrası üzerinde konuşmalara başlanılmıştı. Bugünkü celsede mezkûr fıkra üzerinde adalet komisyonu -mensupları ile, mebuslar fikirlerini serdetmeye devam eylediler. Adalet komisyonu sözcüsü Semi Ergin bu hususta ezcümle şöyle dedi:

«İcra kuvvetini teşkil eden Vekillerin sırf sıfat ve hizmetlerinden dolayı şahısları istihdaf edilerek tenkit hududunu aşan en ağır yazılar yazıldı­ğına zaman zaman tesadüf edilmektedir. Ezcümle size tenkit namı altında neler yazılabildiğini ve neler yazılabileceği hususunda bir fikir verebilmek için bu yazılardan birkaç tanesini müsaadenizle okumak mecburiyetin-. deyim.»

Semi Ergin bu yazıları okuduktan sonra sözlerine devam etti : «Muhterem arkadaşlarım,

"Demokrat sistemde en geniş mânasıyla yer verilmiş bulunan hürriyet ve tenkit mefhumlarının yanlış mânalandırılması suretiyle tenkit çerçevesi dışına çıkılarak başkalarının kanunen iktisap ettikleri hürriyet hudutlarını aşan devlet hizmetine bulunan kimselerin yalnız ve yalnız sıfat ve "hizmetlerinden dolayı ne şekildeki yazılarla karşı karşıya kalmış bulun­duklarını görmüş bulunuyoruz.

"Bilmiyorum, bu yazılar hakaret ve tezyif maksadıyla yazılmamıştır, bun­lar matbuatın murakabe vazifesini ifa eden tenkidi muntazam yazılar­dır, diyecek bir arkadaşımız bulunabilecek midir?

'Bir misal olarak okuduğum yazılar zaman zaman Türkiyenin her tarafın­da çıkan ve yekûnu (160 yevmî gazete ile 'beraber) 800 ü bulan gazete ve mecmualar karşısında üzerine aldığı devlet hizmetini bir tarafa bıra­karak bunları okutacak bürosu olsa bile bunlarla alâkadar olan Vekillerin .şeref-ve izzeti nefsini müdafaa sadedinde her birerleri için ayrı ayrı şahsî .dâva ikame ederek veya her birini birer müdafaa vasıtasıyla takip ettirmesine sizler de takdir edersiniz -ki maddeten imkân mevcut bulunma­maktadır. Bazı gazetelerin devamlı ve sistemli bir şekilde tenkittir diye­rek yazılan bu şekildeki yazılarının efkârı umumiyeye arz edilmesi kar­şısında bu hal devlet hizmetlerinde en geniş vazife ve mesuliyetleri üze­rinde toplayan, icra kuvvetini teşkil eden eşhasın haleti ruhiyelerinde müessir olmakta ve müsebbiplerinin cezalandırılmamasından mütevellit vatandaş kütleleri arasındaki vekillerin şahsına kötü fikirler beslemesine ve netice itibariyle bunların topluluğu ile vücut bulan İcra Vekilleri He­yetinin manevî şahsına karşı bir itimatsızlık havası yaratılmasına yol açıl­mış ve sebebiyet verilmiş bulunmaktadır ki, bu durum, millî bünyemizin ve içinde yaşadığımız topluluğun üstün menfaatlerini de zedelemekten., hali kalmamaktadır.

İşte, muhterem arkadaşlarım,

Adalet komisyonunuz şu esbabı mucibe iledir ki 273 üncü maddenin sonu­na münakaşa mevzuu olan fıkrayı eklemiş bulunmaktadır.

Sonra şurasını da ilâve edeyim: Türk milletinin huzurunda geniş matbu­at kütlesini en halisane İlişlerimizle tenzih eder ve efkârı umumiyenin bir aynası olarak şerefle ifa ettikleri vazifeden dolayı kendilerini mimlet ve şükranla selâmlarken maddeye konulan fıkra ile tenkit hürriyetinin, değil ve fakat kapısının açık kalmasıyla memleketin üstün menfaatleri. büyük zararlar iras edecek olan tahkir ve tezyif hürriyetinin kaldırılması: gayesini güttüğümüzü, bunun da demokrasiye aykırı değil ve fakat sis­temli, intizamlı ve daima inkişaf edecek olan genç demokrasimizin hima­yesi için bir zaruret olduğuna kani bulunuyoruz.

Teklif sahiplerinden Rize mebusu İzzet Akçalda, teklifi hakkında ileri sürülen tenkitleri cevaplandırarak şu şekilde konuştu :

Aziz arkadaşlarım, peşinen dermeyan edeyim ki, tenkit hakkının, mat­buat hürriyetinin her ne suretle olursa olsun tahdidi yoluna gidilmesini, genç demokrasimizin inkişafı bakımından tehlikeli bulanlardanız. Ceza kanununun tadilini teklif ettiğimiz maddelerinde mevzuu- bahis olan hu­suslar arasında da doğrudan doğruya veya dolayısıyla matbuat hürriyeti­ni tahdit edici, tenkit hakkını önleyici veya iskat edici yeni bir cezaî hü­küm getirmemiş bulunmaktayız ve bu konuyu farklı hükümle ceza müd­detlerini arttırma hususunu da teklif etmedik. Ancak âmme hizmetinin, aksamadan yürümesini temin maksadıyla sıfat ye hizmetlerinden dolayı hakarete maruz kalan vekillerin şahsen dâva açmalarına lüzum görülme­den takip yapılmasını sağlayan, yani takip mekanizmasını değiştiren bir hüküm teklif etmekteyiz. Her ne suretle olursa olsun, bu teklifimizle Ba­kanlara karşı işlenmiş olan hakaret ve taarruz fiilleri için yeni bir ceza vazetmiyoruz. Bir memura karşı işlenmiş olan hakaret ve taarruz suçla­rından dolayı suçluya ne ceza verilecekse, Bakanlara karşı gıyaplarında işlenen bu kabil suçlardan dolayı da ayni ceza verilecektir. Bunda bir' değişiklik yoktur.

İspat edilmesi üzerinde de .bir tadil teklifinde bulunmadık. Bizim kanaa­timize göre 481 inci maddeyi mutlak olarak anlamak gerekir. Nitekim tev­hidi içtihat kararı da ekseriyetle ittihaz olunmuştur. Bazı arkadaşlarımın. bu işi Büyük Meclise intikal ettirmek üzere bulunduklarını anladığım için­dir ki 481 inci maddenin tadil veya tefsiri talebinde bulunmadım.

"Tenkit ile tahkir arasındaki farkın tesbiti zorluğundan bahis buyuruldu. Hakikaten zor.. Amma gayri mümkün değildir. Bunun gibi birçok suçlar da da, kasdı tesbit etmek taammüt var .mıdır, yok mudur, yangında kasit var mıdır, yok mudur, hırsızlıkta kasit var mıdır, yok mudur? Her cü­rümde kasit  unsuru aranmaktadır.

Aziz arkadaşlarım, teklifi yaptığımız sıralarda, Demokrat memleketlerde bu kabil hükümler mevcut olup olmadığını da araştırdık. Fransız mat­buat kanununun 47nci maddesinin birinci fıkrasında «takibatın doğrudan doğruya yapılacağına dair» hüküm vardır. Ve 30 - 31 inci maddelerindeki ceza müeyyideleri de. ağırdır. Bir seneye kadar hapis 3.000 franga kadar da para cezası veya birlikte olarak hükmedilmek salâhiyeti verilmektedir..

"Projelerinin 85 ve 105 inci maddelerinde de bu hükmü almışlardır. Alman kanununda da resen takip hükmü mevcuttur.

"Hülâsa: Biz tenkit hürriyetinin alabildiğine genişlemesini ve matbuatın ana kuvvetler arasındaki mevkiini kuvvetle muhafaza edilmesini parti -olarak ve fert olarak kabul etmekteyiz.

"Vekillerle memurlar arasında da şeref bakımından fark gözetilmemiş-tir. Vekilin ancak hizmetinin aksamaması gayesini hedef ittihaz etmiş bulunuyoruz.

'Manisa mebusu Refik Şevket İnce ise, teklifin aleyhinde konuştu ve tek­lif kabul edildiği takdirde, memlekette bazı karışık durumların hadis ola­cağını ileri sürerek şöyle dedi:

Şimdi benim endişem, asıl endişem sudur: Bu kanun çıktıktan sonra, bir vilâyetin herhangi bir kazasında, Karsın hangi köyünde, bilmem Edirne nin hangi kazasında veyahut merkezinde bulunan müddeiumumi bir yazıyı okuduğu zaman, bundan Adliye Vekilinin, Millî Müdafaa Vekilinin, Başvekilin veya İçişleri Vekilinin vazifeyi memuriyetine taallûk eden bir ibare vardır diye resen harekete geçmesiyle memlekette hatır ve ha­yale gelmeyen vaziyetler ihdas etmiş oluruz. Böylece her tarafta dâva ikame etmek vaziyetleri hâsıl olacak bu yüzden pirincin tasmı ayıklamak ta zor olacaktır. Sonra en mühim hâdise, mücerred vekillere yaranmak endişesiyle şu veya bu, havsalamızın kabul etmeyeceği hususî endişelerle gayretkeşlik yapmak ve bu bakımdan o kanunun izin bahsinden istifade etmek yoluna sapmak gibi bir cereyana kıymet vermiş olmak tehlikesi baş gösterecektir. Binaenalevh Vekiller şahıslarında İfa ettikleri vazife­den dolayı faraza âmme menfaati elde edelim derken bu sefer âmme men­faatini ihlâl edecek hususî yolların açılmasına dahi meydan vermiş ola­cağız. Bundan korunmak mecburiyetindeyiz.

Arkadaşlar, tenkit ve tahkir faslı bütün hukuk mensuplarını her zaman işgal eden nazik bir meseledir. Bu nazik meseleyi, Vekilin şahsına vaki olan taarruz keyfiyetini takdire bütün müddeiumumileri vekil tanımak bence her şeyden evvel o vekilin kendine mal olan şeref ve haysiyetini muhafaza keyfiyetini başkasına havale etmesi demektir kî ben şahsen hayatımda vekil olduğum zamanda dahi benim şerefimin muhafaza edil­mesini ancak bir avukata havale ederim, yoksa müddeiumumiye değil. Benim tenkit saymayacağını bir husus için hakaret sayıp harekete geç-

mesi gibi bir mahzur dolayısıyla mevcut usulün bozulmasında bir fayda içtimaiye görmemekteyim.

Bu maddenin . başka memleketlerde bulunduğu keyfiyetine gelince, bir defa kaç vekilin aleyhine böyle neşriyat vaki olmuş da bundan vekil ar­kadaşlarımız işlerinden kalacak kadar zarar görmüş ve bunlar mahkeme­ye verilmiştir? Malûmatımız yok. Sonra Fransada, İtalyada şöyledir diye hakikaten iktibas mahallerini göstermek suretiyle dâvamızı kuvvetlen­dirmek yoluna gidiyoruz. Fakat müsaade buyurursanız, bize misal gös­terilen milletler kendilerine numune ittihaz ettiklerini söyleyen arkadaş­lara bu bahiste,  hukukta müsavat kaidesinde bizim, onlara misal olma­mız, onların bizi numune ittihaz etmelerini söylemek daha yerinde olur. Bianenaleyh arkadaşlar, her şeyden evvel tezvirat, memurların sadakat göstermeleri yolunda hakaret yolunu açmak bakımından bir müsavat­sızlığın ortadan kaldırılması ve mevcut hükmün muhafazası daha isa­betli olur.

Bundan sonra adalet komisyonu reisi Halil Öz yörük, teklifin teknik ma­hiyeti üzerinde durarak, geniş misaller verdi. Bu teklifin kabul edilme­siyle kanunlarımızda bulunan boşluğun doldurulacağını söyledi ve veki­lin gıyabında .yapılan  hakaretten dolayı müddeiumumilerin resen hare­kete geçmesinin hukukî bir kaide olacağını izah etti.

Cumhuriyet Halk Partisi adına söz, alan Tokat mebusu Zihni Betil ise, bu fıkranın Vekillere istisnaî olarak bir himaye sağladığını ileri sürerek, mezkûr fıkranın kabul edilmemesini istedi.

Müteakiben konuşmaların yeterliği hakkında verilmiş olan önergeler kabul edildi. Akabinde fıkranın değişmesini tazammun eyleyen diğer tak­rirlerin okunmasına geçildi. Ve neticede ceza kanununun 273cü mad­desinin üçüncü fıkrasında bir tadil yapılarak, mezkûr madde kabul, olun­du. Üçüncü fıkrada yapılan tadil söyle idi:

«Cumhuriyet müddeiumumileri takibata başlamadan evvel mağdurun yazılı muvafakatini alır ve hüküm kesinleşinceye kadar bu muvafakatin geri alınması halinde hukuku âmme dâvası sukut eder.»

Büyük Millet Meclisi pazartesi günü toplanacaktır.

T. Büyük   Millet  Meclisinin  8    Haziran  1953  tarihindeki . toplantısı müzakereleri:

8 Haziran 1953

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Şevki Yazma­nın reisliğinde toplandı. Oturum açıldığı /zaman Türk Ceza Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesi hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine devam edildi.

418 inci maddenin konuşulması sırasında söz alan Konya Mebusu Fahrî Ağa oğlu, 418 inci maddenin 439 uncu madde ile mütenazır bulunduğunu-

söyleyerek cebren kız kaçırma sırasında ölüm olursa idam hükmü veril­diği gibi, ırza geçme sırasında da ölüm vuku bulursa yine ölüm cezası­nın verilmesini istedi ve 418 inci maddenin bu hususa göre değiştirilme­sini  ileri  sürdü.

Antalya mebusu Burhanettin Onat ile Seyhan mebusu Salim Serce bu fikri müdafaa ettiler. Neticede 418 inci madde, verilen önergelere göre revizyonu yapılmak üzere komisyona havale edildi. Komisyon 418 inci maddeyi yeni sekle göre ayarlayarak hazırladı ve mezkûr madde bu sek­liyle kabul edildi. Buna göre, cebren ırza geçme hâdiselerinde ölüm vaki olursa, mütecaviz idam cezasına çarptırılacak, tecavüz ettiği inşana has­talık aşılarsa veyahut onun vücudu üzerinde bir tesir bırakırsa, ırza geç­me fiili halinde verilen cezanın ayrıca yarısı da bu cezaya ilâve edile­cektir.

Kadınlara, genç kızlara söz atmak, sarkıntılık etmek fiillerinden dolayı verilecek cezayı tayin eden 421 inci maddenin konuşulması esnasında söz alan Kâmil Boran, bu hâdiseler karşısında müddeiumumilere resen taki­bat hakkının verilmesini ileri sürdü, Burhanettin Onat, Ahmet Gürkan, Pertev Arat, Talât Vasfı Öz, Muhit Tümerkan, bu fikri desteklediler, adalet komisyonu sözcüsü, takibatın şikâyete bağlanması noktası üzerin­de ısrar etti, neticede kadınlara, genç "kızlara söz atmak, sarkıntılık etmek suçları karşısında müddeiumumiliğin resen takibata geçmesini tazammun eyleyen önergelerin kabul edilmesiyle, bu hususun ilâvesi için, 421 inci madde komisyonuna geri  alındı.

Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

Amiral Carney'in beyanatı:

10 Haziran 1953

 Ankara:                                                                                                          ;

Amerikan deniz kuvvetleri komutanlığı kurmay başkanlığına tayin edil­mesi dolayısıyla Natodan ayrılmakta olan ve bu maksatla hükümetimize veda etmek üzere dündenberi şehrimizde bulunan Amiral Carney bu sa­bah saat 10.30 da Erkânı Harbiyede bir basın toplantısı tertip etmiştir.

Yerli ve yabancı ajans ve basın mümessillerinin hazır bulunduğu toplan­tıda Amiral Carney Güney Avrupa müttefik kuvvetleri başkomutanı ola­rak Türkiye ye son seyahatini yapmakta olduğunu söyledikten sonra ez­cümle demiştir ki :

«Türk makamlarıyla beş altı senelik çalışmalarım daima memnuniyet ve­rici oldu. maamafih Washington'daki yeni vazifemde de Türkiye nin müs­takbel gelişmesi benim için büyük bir alâka mevzuu olacaktır. Bu son ziyaretimin maksadı resmî bir mevzuun halledilmesi değildir. Yegânfc gayem devlet mümessillerine ve Türkiye nin askerî liderlerine hürmet­lerimi bildirmek ve Nato islerinde hükümete lâyik mesai arkadaşlarım oldukları kadar iyi dostlarım da bulunan şahsiyetlere veda etmekten ibarettir.

Zamanın darlığı diğer Türk birlik komutanlarını ziyaretime mâni oldu, kendilerine Allahaısmarladık derken karar ve azim kârlıklarına tam ina­nımı ifade eder ve samimî tebriklerimi sunarım.)»

Sözlerine devam eden Amiral Carney memleketimize her gelişte Türk halkından gördükleri hüsnü kabule kendi ve esi adına teşekkürlerini bil­dirmiş ve «her ikimiz de samimî dostlarımıza' çok -derin hürmet ve sevgi ile bağlanmış bulunuyoruz» dedikten sonra, Amerikan kurmay başkan­ları âzası olarak hizmet etmek üzere Amerika ya döndüğü zaman memle­ketimizin sebatkâr ve cesur ruhunu unutmayacağını söylemiştir.

Amiral Carney müstakbel vazifesine de temasla demiştir ki :

«Yeni vazifem hakkında herhangi bir vaitte bulunacak değilim. Şunu tekrar ifade edeyim ki, kurmay başkanlığı vazifeme başladığım zaman Türkiyenin dâvalarını, meselelerini hiçbir zaman unutmayarak bunları daima göz önünde bulunduracağım.))

Amiral Carney, daha sonra gazeteciler tarafından ileri sürülen muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

Sual:  Karadeniz de kuvvetli bir Rus donanması mevcut olduğuna göre Türk donanmasına daha fazla yardım yapmak için Amerikaya döndüğü­nüzde resmî şahsiyetlerle görüşmelerde bulunacak mısınız?

Cevap:  İstikbaldeki vazifem hakkında şimdiden herhangi bir açıkla­mada bulunamam. Biraz evvel söylediğim gibi Türkiyenin dâvalarını da­ima göz önünde tutacağım.

Sual:  İleride her hangi bir harp olduğu takdirde müttefik kuvvetlerin Karadeniz de daha müessir hareketlerini temin edecek bir üssün kurul­masına taraftar mısınız?

Cevap:  Şimdiye kadar hiç bir zaman herkesin Önünde mühim askerî meseleleri görüşmemişimdir. Zira Türkçe bizler için okunması ve öğre­nilmesi zor bir lisandır, ama Türkçe okuyabilen bazı Ruslar vardır.

Sual: Güney Avrupa müttefik kuvvetleri Başkomutanı olarak vazifeyi ele aldığınız ve komutayı bıraktığınız müddet içinde teşkilâtın kuvveti bakımından herhangi bir ilerleme olmuş mudur?

Cevap:  Bu mevzu üzerinde sizinle bütün gün fevkalâde istekli olarak konuşabilirim. Senatonun dış temaslar komisyonunda Senatör Whiley Avrupa memleketlerine yardım programı hakkında konuşurken yapılan yardımdan en fazla istifade etmesini bilen memleketlerin Türkive. Yu­nanistan ve İtalya olduğunu söylemişti. Bu üç memleket askerî güçleri­nin arttırılması yolunda büyük gayretler sarf etmişlerdir. Bugün Avrupa da Nato dahilinde daha büyük tesir gösterecek bir kuvvet mevcut de­ğildir.

Sual:  Nato teşkilâtı içinde hangi sahada, vani kara. "bava veya deniz kuvvetleri sahasında mı daha fazla gayret göstermek lâzımdır?

Cevap:  Bu suale bir baba vali olarak biraz tuhaf bir cevap vereceğim. En büvük gayret kara kuvvetler' için sarf edilmelidir.  mübadele es­nasında  arazinin  elde  tutulması  asker  tarafından  mümkün  olur.  Diğer

kuvvetler yardımcı vaziyettedir. Bunu ifade ederken hava ve deniz kuv­vetlerine her hanigi bir hürmetsizlikte bulunmak istemiyorum.

Sual:  Nato teşkilâtı içinde emniyet bakımından herhangi bir ilerleme kaydedilmiş  midir?

Cevap:  Kanaatimce bugün elimizde mevcut bütün araziyi muhafaza için kâfi derecede imkânlara sahip değiliz. Fakat nihayette zaferi elde etmek için lâzım gelen temelleri atmışızdır. Kadın, erkek, çocuk, sivil ve askerin arzu ettiği emniyeti temin için daha uzunca bir yol katledilmelidir.

Sual:  Sovyetlerin Karadeniz de bir hayli deniz altısı olduğu malûmdur. Türk donanmasına fazla miktarda denizaltı verilmesine taraftar mısınız?

Cevap:  Ben şahsen 1946 senesinde Türkiyeye ilk denizaltının gönderilmesine sebep olmuş ve bu husustaki tetkiklere başlamıştım. Bu.mevzu hâlen hayatî ehemmiyeti olan bir" meseledir.

Nafia Vekilinin beyanatı:

 Ankara:

Bayındırlık Vekilinin büyük ve küçük su işleri için 500 milyon liralık yetki kanununun Meclisteki müzakeresi münasebetiyle yaptığı beyanat* aşağıda veriyoruz :

Huzurunuza getirilmiş bulunan kanun tasarısı, yeniden yapılacak su' iş­leri için tutarı 500.000.000 liraya kadar ve gelecek yıllara sarı teahhütlere girişilmesine mezuniyet verilmesine dairdir. Yüksek Meclisin malûmu ol­duğu üzere su işleri mevzularının tahakkuk ettirilebilmesi için 1937-1948 yılları arasında :

3132 sayılı kanunla                                                           31 milyon lira

4100      »                                       »                                       50        »        »

4649      s        ' -»"                                                                     40        *        »

5259      »                                       »                                   165        »        »  

olmak üzere 285 milyon liranın sarfına mezuniyet verilmiş bulunmaktadır-ı,   

1948 senesinde kabul edilen 5259 sayılı kanunla sarfına mezuniyet verilen 165 milyon liralık tahsisatın 1958 senesine kadar, 10 sene zarfında, teahhüde bağlanması nazarı itibare alınmakla senede ortalama olarak 16,5 milyon liranın sarfı derpiş edilmiş ise de Demokrat İktidarın su işlerimi­ze verdiği ehemmiyet ve kıymetin bir ifadesi olarak 1951, 1952 ve 1953 bütçeleriyle vermiş olduğu tahsisatla mevcut programın çok daha kısa bir zamanda tahakkuk safhasına girmesi temin edilmiş, yine bu yıllar zarfın­da ilk defa olarak az masrafla çok verim ve çabuk netice alman küçük ve müstakil su mevzuları yurda şâmil olarak geniş Ölçüde ele alınmış, bu suretle son olarak verilen 165 milyon liralık selahiyetin büyük bir kısmı

kullanılmış ve elimizde bugün ancak 27 milyon liralık bir yetki bakiyesi kalmıştır.

Memleketimizde 1937 senesinde başlayan su işleri faaliyetinde muhtelif mıntıkalarda ve geniş havzalar dahilinde ele alman mevzular çok dağınık bir surette intihap edilmiş ve aynı zamanda bu mevzulara ait vücuda ge­tirilen çeşitli tesisler, yekdiğerini tamamlayacak ve beklenilen faydanın biran evvel istihsalini sağlıyacak bir esasa dayanmamış, bu suretle yeni iktidarın işe başladığı tarihe kadar randımansız bir mahiyet arz eden ve­ya natamam bırakılmış isler yüzünden vücuda getirilen tesislerle ancak yüzde 15 nisbetinde bir randıman elde edilebilen bir durum hasıl olmuş­tur.

Yapılacak işlerin memleket menfaatine uygun bir şekilde tahakkuku ve sarf edilecek paraların israftan vikayesi gayesini esas ittihaz eden hükü­metiniz, su işleri faaliyetinde takip edilmiş ve tamamen başarısız bir ne­tice doğurmuş bulunan dağınık ve metotsuz şekildeki mesaiye nihayet verilmesi, bunlardan beklenilen faydaların biran evvel istihsali, toplu bir iş vahdeti ile neslenin en müsmir ve irtibatlı bir şekil alması imkânları­nı bahşedecek programlara göre işlerin yürütülmesi lüzumuna kanaat getirmiştir.

Bu itibarla su işleri faaliyeti aşağıdaki esaslar dahilinde tanzim edilmiş programlara istinat ettirilmiş ve ettirilmektedir.

Büyük havzalara şâmil bulunan ve yekdiğerini itmam edici muhtelif su mevzularını ihtiva eden ve mühim masrafların ihtiyarını icap ettiren bü­yük su işlerimizde yarım kalmış olan tesislerin ikmali ile tam ve verimli bir hale getirilmesi ön plâna alınmıştır.

Muhtelif havzalarda şimdiye kadar ele alınmamış bulunan ve gerek ya­pılmış ve gerekse yapılmakta olan işlerle sıkı bir alâkası buna ve eski işleri tamamlayıcı bir mâhiyet arzeden ve memleket kalkınmasında mü­him rol oynayacak olan mevzular ikinci sırayı teşkil etmektedir.

Yukarıda iki madde ile izah edilen işler dışında kalanlar da üçüncü sıra­ya bırakılmıştır.         '

Bu mevzuların ele alınmasında takip edilecek sıra da, havzaların ziraî,, iktisadi vesair bakımlardan mevcut ihtiyaçları ve bunların karşılanma­sı hususundaki imkânları ortaya koyan ve işlerin mahiyetini, verimlilik derecesini ve tercih sırasını tayin, edecek olan ameneiman plânlarına is­tinat ettirilecektir. Şimdiye kadar Seyhan, Gediz. Büyük Menderes ve Sakarya vadilerinin ameneiman plânları hazırlattırılmıştır. Kızılırmak. Yeşil ırmak, Fırat, Dicle ve Antalya havzalarının ameneiman plânlarının ele alınması kararlaştırılmış ve gerekli teşebbüslere geçilmiştir.

Nehir havzalarının bütün imkânlarıyla etüt edilmesi manasını ifade eden amenejman plânları şivesinde tam, verimli ve uzun vadeli bir program yapılması ancak mümkün olacağına inanmaktayız.

Havza ile ilgisi bulunmayan ve birbirlerini tamamlayıcı mahivet e bulun­mayıp müstakillen ele alınabilen mevzular münferit su işlerini teşkil et­mektedir.

Kısa bir zamanda ve oldukça az bir masrafla vücuda getirilebilmesi itibarıyla münferit su işlerinin ele alınması, memleketin biran evvel refaha kavuşmasında en mühim bir âmil olduğu ve bilhassa yurdumuzun bir çok yerlerinde köylerimizin mevzii bir vaziyette olarak civarında bulunan sulardan gördükleri zararların önlenmesi veya bu sulardan faydalanma­ları imkânlarını sağladığı.ve bu suretle çekilen ızdıraplara en âcil bir ted­bir olarak cevap verdiği cihetle münferit su işleri mevzularına fazla ehemmiyet atfedilmekte ve ayrı bir program dahilinde ele alınmaktadır.

Hâlen bilinmekte olan esaslı su konularının tahakkuku bir milyar liranın çok üstünde bir meblâğın sarfını icap ettirecek ölçüdedir. 1960 senesine kadar taahhüde bağlanmak üzere ilk olarak ele alınması derpiş edilen mevzuların tahmini keşif tutarı yetki bakiyesi hariç 500 milyon liradır. Bunun 100 milyonu geçen bir kısmı ile münferit su işlerinin ele alınması derpiş edilmiştir.

Münferit su işleri konularının seçilmesinde bilhassa sulamaya ehemmi­yet verilmiş ve 7-8 sene sonra vukuu melhuz olan kurak devreden evvel sulama ihtiyaçlarının karşılanması hedef tutulmuştur.

Akar suları mevcut olmayan veya pek mahdut derecede bulunan orta ve cenup-doğu Anadolu ile diğer bazı bölgelerde geniş ölçüde bir iktisadî kalkınmanın temini için yer altı sularından faydalanmak zaruretiyle kar­şılaşılmaktadır. Bir Amerikan firmasına yaptırılan etüt raporundaki tavsiyelere uyularak ve birinci kademe olarak muhtelif mahallerde yer altı sularının vaziyeti, evsafı, kıyafet derecesi, derinliği ve istifade imkân ve şekilleri hakkındaki malûmatı tayin edecek olan yer altı suyu etütlerine girişilmesi ve bu etütlerin vereceği neticeye göre faaliyet sahaları tesbit edilerek bir plân ve program dahilinde gerekli yer altı sularından istifade etmek teşebbüsüne geçilmiştir. İstenilen bu yetki ile etüt sahası tekemmül ettirildiği gibi müsbet çıkan yerlerde işlenme safhasına da ge­çilecektir. Hükümetiniz programların hazırlanmasında Tarım Vekâleti ile de sıkı bir işbirliği halindedir. Her çeşit su isleri netice itibarıyla zira­atın inkişafıyla yakından alâkalıdır. Sulama tekniğinin iyice anlaşılması ve çiftçinin bunu tamamıyla kavramış- olması ile sulu ziraat ten tam manasıyla istifade sağlanmış olabilir.

Hükümetiniz mevzuun bu nazik tarafını takdir ettiği için Tarım Vekâle­ti ile sıkı bir işbirliği yapılmasını bilhassa kararlaştırmış, sulamaya açıl­mış ve yeniden açılacak sahalarda, deneme istasyonları kurmak,. sulama mühendisi yetiştirmek üzere kurslar açmak, sulamayı tarlasında çiftçiye öğretmek üzere işbirliği yapmak gibi mühim esaslar üzerinde müşterek bir program çerçevesi içerisinde beraber çalışmalara başlanmıştır.

İşlerin daha süratle işlemesi ve daha verimli neticeler elde edilebilmesi için bu günkü teşkilâtın (karayollarında olduğu gibi) genişetilmesine lü­zum görülmüş, hazırlanmış bulunan yeni teşkilât kanun tasarısı yüksek Meclisin iki komisyonundan geçtikten sonra hâlen-bütçe komisyonunda bulunmaktadır. Bu kanun tasarısı kanuniyet keşvettiten sonra alâkalı vekâletlerle daha sıkı bir işbirliği temini kabil olacaktır.

Amenaiman plânlarının gösterdikleri sıraya göre ele alınacak olan büyük su işleri konuları umumiyetle üc maksadı (sulama, taşkından koruma ve enerji üretimi) hedef tutar mahiyettedir. Bu takdirde enerji mevzuda urolojiye ithal edilmektedir. Sırf enerjiyi hedef tutan projelerin tahakku­ku su isleri teşkilâtımızın vazifeleri dışında bulunmaktadır.

Bu çeşit çok masraflı projelerimizi hem biran evvel tahakkuk ettirmek ve hem de' gerekli olan dövizi sağlamak maksadıyla yüksek meclisin bu yol­daki temayülünü göz önüne alarak ecnebi sermayeden istifade etmek yo­lunu seçmiş bulunuyoruz. Bu yoldaki _ mesainin ilk semeresini Seyhan barajı için milletlerarası kalkınma ve İmâr Bankası İle yapmış .olduğu­muz 25.200 milyon dolarlık anlaşma ile almış bulunuyoruz.

Şimdiye kadar inşaatı için lüzumlu makine parkına ait ihaleleri ikmal etmiş durumdayız. Yakında da inşaatı üzerine alacak firmayı seçerek fi­ilen de işe başlamış olacağız. Bu ilk adımdan sonra diğer barajların inşa­sı için gerekli olan kredileri de sağlamak üzere teşebbüse geçmiş bulunu­yoruz.

Memleket ekonomisindeki geniş rolü hakkında fazla göz sarfına ihtiyaç olmadığını tahmin ettiğim su işlerimiz için 500 milyon lira taahhüde gir­me yetkisini veren bu tasarının Yüksek Meclisçe tasvip edileceğinden ■emin olarak memleket için hayırlı olmasını temenni ederim.

B. M. Meclisi'nin 10 Haziran 1953 tarihindeki toplantısı:

 Ankara:

"Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reisvekill erin den Şevki Yazman' m reisliğinde toplandı. Oturum açıldığı zaman, söz alan Bayındırlık Ve­kili Kemal Zeytin oğlu, su işlerinin gelecek yıllara sari tahahütere girişil­mesine mezuniyet verilmesi hakkındaki kanun lâyihasının görüşülmesini teklif etti ve bu mevzuda şu açıklamayı yaptı:

Muhalefet yıllarımızın hemen her yılında daimî tenkitlerimize mevzu olan bu su islerinin perişan halini çok iyi bilen İktidarımız ilk iş olarak 950 yılında büyük su islerinin. ıslahını ve bir düzene konulmasını derpiş etmiş ve eski iktidarca serpiştirilmiş işleri derleyip toparlayıp randıman verir bir hale getirmeği programında nazarı itibare almıştır. 1951-1952 ve 1953 yılında şimdi yapacağımız ihaleler de dahil olmak üzere bütün ihale, büyük su işlerine mahsus ihaleler için, bu serpiştirilmiş, yani büyük hav­za işlerinin tamamlanması yolunda sarfı mesai ettik. Şimdi ancak, 27 mil­yon liralık tahsisat bakiyemiz kalmıştır, kabul buyurduğunuz takdirde bu 500 milyonluk tahsisattan da istifade ederek bütün bu işler manzume halinde tamamlanacak ve bir netice yüzde 15 nisbetinde alman yüzde 100 şekilde neticelendirilecektir.

İkinci merhale olarak da bu suretle yarı kalmış olan işlerin tamamlan­ması sonunda bu havzalarla alâkalı ve fakat şimdiye kadar hiç ele alın­mamış büyük su işlerini programımıza ithal etmiş bulunuyoruz. Bunlar­dan bir kısmını belki 953 programı içinde, daha büyük kısmını ise 1954 den sonra başlamak suretiyle ve bu havzaların bitirilmiş işlerle alâkalı olanları da ele alınmak suretiyle büyük su işlerindeki havza meseleleri­ni halletmiş olacağız. Programımızın üçüncü dâvası olarak, birinci, ikin­ci misaldeki meselelerden ayrı "olarak bugüne kadar hiç göz atılmamış bulunan diğer büyük su işlerine mesaimizi teksif edeceğiz ve böylece Fı­rat, Dicle, Yeşil ırmak, Kızılırmak gibi elimizde halen ameneiman plânları bulunmayan, bunların verimi, takati hakkında bilgimiz olmayan bu havzaların su işlerinin ıslahı işi ele alınmış olacaktır. Küçük su işleri mev­zuları doğrudan doğruya münferit mevzular halindedir. Diğer havza ile alâkası olmayan mevzulardır. Bunları da ayni süratle 951, 52 ve 53 yılla­rındaki tempoyu takip etmek suretiyle devam ettireceğiz. Bu 500 milyon liradan, bizim hesaplarımıza göre takriben 100 küsur milyon lirası küçük su işlerine tahsis edilecektir. Büyük, küçük ,su işleri için 950 den bu tara­fa yapılan-hamleli çalışmalar sonunda 958 senesi sonuna kadar sarfı der­piş edilen 165 milyon liranın 953 yılı bidayetinde bitirilmiş olmasının bir sebebi de 7-8 sene sonra ve periyodik tecrübelere ve mütehassısların ifa­delerine göre 960 yılma rastlayan büyük kuraklığı bir an evvel karşıla­mak ve onun vereceği fena    neticeleri bugünden karşılamak    olmuştur.

Bundan başka bu 500 milyon liralık yetki içinde akarsuları mevcut ol­mayan veyahut pek kısır ve gayri kâfi bulunan mıntıkalarda yeraltı su­larının mevzularının da esaslı bir şekilde ele alınması temin edilecektir.

Biliyorsunuz ki Amerikalılara yaptırılan jeolojik etütler neticesinde bu gün üç havzamız .içinde yeraltı sularının etütleri yani yeraltı suları hari­talarının alınması yolunda ihale yapılmış ve çalışmaya başlanmıştır. Son yapılan sondajlar yeraltı sularının fevkalâde verimli ve jeolojik rapor­larda tespit edilen esaslara uygun bir şekilde çıktığım göstermiştir. Bu suretle yeraltı vaziyeti haritası tespit edilen bu mıntıkaların sulama iş­lerine bu tahsisatla girişebileceğimiz gibi yeni mıntıkaların da yeraltı sondajlarına ve yeraltı suyu haritalarının yapılmasına yine bu tahsisatla imkân sağlanmış olacaktır.

Arkadaşlar, halen Tarım Bakanlığı ile sulama mevzularında tam bir iş­birliği halindeyiz. Öyle ki, bir taraftan büyüklü küçüklü su işlerini ele alırken, öte taraftan ikmal ettiğimiz programa muvazi olarak sulu ziraat deneme istasyonları kurmağa, başlamış ve çalışmalarına başlanılan üç su­lu ziraat deneme istasyonlarına ilâveten üç tanesinin daha. yerlerini tes­pit ederek bu. yıl içersinde inşaata geçilmiş bulunmaktadır.

Kemal Zeytin oğlu bu konuşmasını yaptıktan sonra, mebusların seçim böl­geleri sulama mevzuları hakkındaki sorularını ve dileklerini cevaplan­dırdı. Müteakiben mezkûr kanun lâyihası, açık oya sunularak öncelik ve ivedilikle kabul edildi.

Bundan sonra Türk ceza kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve
bu kanuna bazı maddelerin eklenmesi hakkındaki kanun tekliflerinin
müzakeresine devam edildi. Geçen celsede komisyona geri verilen 421 inci madde gelmiş bulunduğundan bu madde üzerinde yeniden konuşulma­ya başlandı. Söz alan Adalet komisyonu sözcüsü Semi Ergin ezcümle şöy­le dedi :

Bazı arkadaşlarımız, sarkıntılık ve söz atma suçlarının önlenebilmesi için şahsî şikâyet yerine resen takibatın ikame edilmesini arzu etmekte dirler.Okuduğum bilginlerin mütalâalarına göre de bugün cemiyet içersinde bir huzursuzluğu kabul ediyorsak, yarın aile kadınının resen takibat yü­zünden mahkemelere gitmiş olması karşısında aile içersinde çok daha bü­yük huzursuzluklar çıkacak ve izzeti nefsine ve ahlâkına düşkün aile re­islerinin yeni yeni hâdiselerin, yeni yeni cinaî hâdiselerin meydana ge­tirmesinin önlenmesine imkân olmayacaktır."Memleketinize bundan önce birkaç defa daha gelmiş bulunuyorum. 1938 deki gelişimde bütün Yunanlıların ve şahsen benim, hayranı olduğumuz büyük insan, büyük inkılâpçı ve büyük İslahatçı Atatürk de sağdı. Beni, Çankaya'da kabul etmişti. Kendisiyle yaptığım konuşmada bana, Türk -Yunan dostluğunun bir aşk izdivacı, diğer dostlukların ise bir mantık iz­divacı olduğunu söylemiştir. 1930 da kurulan Türk - Yunan dostluğu as­la bozulamaz. Çünkü, realitelerden doğmuştur. İki millet için olduğu ka­dar dünya barışı için de elzemdir.

Son günlerde Türk - Yunan işbirliğine Yugoslav işbirliği de katılmış bu­lunuyor. Bu üç milletin siyasî ve askerî sahadaki işbirliği Balkanlarda ba­rışın kurulması ve devamı için çok lüzumludur.Burada, şu noktaya dikkatinizi bilhassa çekmek isterim ki, Sovyet Rus­
yanın bir barış taarruzu karşısında bulunuyoruz. Bu mesele karşısında,
İdir yandan Rus tekliflerine gereken ilgiyi göstermekle beraber,diğer taraftan daima ve sıkı surette birleşik olarak bulunmak, müşterek bir po­litika takip etmek vesilâhlan mamızı asla geciktirmemek zorundayız.Rusların iyi niyet iddiaları sadece sözde kalmaktadır. Bu sözler, fiil ile isbat edilmedikçe bir kıymet taşıyamaz. Simdi bazı teklifler yapıyorlarsa, bu
hür milletler arasındaki dostluk bağlarını gevsete bilmek ve bu milletlerin silâhlanmalarını aksatabilmek gayesinden ileri geldiğine şüphe yok­
tur. .

"Mareşal sözlerine söyle devam etmiştir :

«Ruslar iyi niyetlerini Avusturya, Almanya, Kore. Hindicini ve bilhassa silâhsızlanmanın kontrolü meselelerinde göstermelidirler. Fakat onlar bu­nu gösterinceye kadar bizim de, silâhlanmamızı, kuvvetlenmemizi durdurmamamız ve birliğimizi takviyeye devam etmemiz mutlaka lâzımdır. Birlik, kuvveti, kuvvet de barışı yaratır. Barısı sağlamanın tek prensip ve yolu ancak budur.»

"Misafirimiz, memleketimize gelişinde kendisine gösterilen sıcak ve can­dan kabulden çok mütehassis olduğunu bilhassa belirterek sözlerini bitir­miştir.

"Başvekil Adnan Menderes'in. Mareşal Papagos şerefine verdiği akşam yemeğinde irad olunan nutuklar :

17 Haziran 1953

 Ankara:

"Başvekil Adnan Menderes ve Bavan Menderes bu akşam saat 20.15 de Ankara palasta dost Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos ve refikaları şerefine bir aksam yemeği vermişlerdir. Yemekte Başvekil Adnan Men­deres aşağıdaki nutku irad etmiştir:

»Başvekil hazretleri,

"Muhterem refikanızla beraber memleketimizi şereflendirmenizi, hükü­metimizde olduğu kadar bütün memlekette büyük ve candan sevinçle karşılıyoruz.

Aziz Başvekil, size daha ziyade beynelmilel seviyede hitap ettim. Bu da memleketlerimiz arasındaki iki taraflı münasebetlerde ne büyük bir ol­gunluk derecesine erişmiş bulunduğumuzun yeni bir delilidir.

"Kadehimi, bu yapıcı ve sağlam Türk  Yunan dostluğu şerefine ve mert Yunan milletinin saadet ve refahına kaldırıyorum.

Kalplerimizde hususî bir yeri olan majeste Yunan Kral ve Kraliçesinin sıhhatlerine,

Zatı devletlerinin sıhhatine,

Çok değerli zevcine bu ziyaretlerinde refakat etmek suretiyle bizi taltif

eden muhterem refikanız sıhhatine,

Ayni zamanda kıymetli mesai arkadaşlarınız ve madam  Sifneosun sıh­hatine,

İçiyorum.»

Yunan Başvekili Ekselans Mareşal Papagos,     Başvekilimizin hitabesine aşağıdaki nutukla mukabelede bulunmuştur: 

«Başvekil Hazretleri,

Gerek refikama, gerek şahsıma ve mesai arkadaşlarıma ekselansınızın hoş -geldiniz divan çok hararetli sözlerini büyük bir heyecanla dinledim. Ben de size yalnız Kraliyet Hükümetinin değil 'ayni zamanda bütün Yunan -milletinin yürekten gelen selâmlarını çok samimî bir sevinçle getiriyorum. İnanınız ki sizlerin, hepinizin arasında bulunmakla, kurulusundaki sebep ve kiyaset ve bütün hayat tezahürlerinde müşahede olunan terakilerle büyük kurucusunun ki şahsen tanımak ve hayran olmak şerefine nail olmuştum zihniyetini ve ğeniş sivasî telâkkilerini aksettiren modern ve kahraman Türkive'nin hükümet merkezîni bir kere daha te­masa etmekle hususî bahtiyarlık duyuyorum. Başvekil hazretleri.

Bir kaç sene içinde, geçmişin hemen hemen ehemmiyetsiz bu küçük  milletlerarası münasebetlerin bugünkü merkezi haline gelmiş ve mem­leketinizi,  Yugoslavya'yı ve Yunanistan'ı,     güvenliklerinin himayesi ve sulhun muhafazası için sağlam esaslar üzerinde biri birine çok mesut bir tarzda bağlayan ve yorulmak bilmez gayretlerin semeresi olmak itibarıyla hepimize, sebat gösterdiğimiz derin    imana lâyık bir şeref hissesi temin eden muahede de birkaç ay evvel, iste burada imzalanmıştır.

Başvekil Hazretleri,

Bugün, şimdiye kadar asla tasavvur edilememiş en geniş müdafaa teşki­lâtının uzvu olan ve Yugoslavya'nın kıymetli ve sadık işbirliğiyle de tak­viye bulan ve denizaşırı cömert yardımlardan faydalanan iki memleketl­iniz, müdafaalarıyla devamlı surette meşgul olurken, gayretlerini millet­lerinin hayat şartlarım düzeltmeğe hasretmek ve birleştirmek vaziyetin­de de bulunuyorlar. Bu çok çetin bir iştir. Çünkü, eldeki bütün kaynak­ları milletin bugünkü refahına tahsis etmek, onun istikbalde felâketi demek olabilir. Münhasıran güvenliğin korunmasını takip etmek ise, bugün gerçeklerini umumî mahiyetteki mülâhazalara feda ederek insanî vecibe­leri unutmak olur. Hükümetlerimizin programları bu iki kaygıyı göste­rir. Daha iyi bir yasama yolundaki mücadeleye hiçbir şey mâni olamayacaktır. Ancak, teyakkuzumuzu da hiçbir şey gevşetmeyecek ve müdafaa-

mızı teşkilâtlandırmak hususundaki mesaimizin hızını da hiçbir şey kese-miyecekür. Filhakika, bizi devamlı olarak şu veya bu suretle tehdit eden tehlikeleri her an izaleye âmede bulunacağız. İktisadî mahiyetteki tehli­keler daha az değildir ve biz Yunanistan'da öyle düşünüyoruz ki, bu sa­hada aramızda daha sıkı bir işbirliği imkânları mevcuttur ve milletleri­mizin mukadderatı gitgide birleştiği bu anda, böyle bir işbirliği temenni olunur. İşte bu suretledir ki, bilhakkm iftihar ettikleri bir mazinin ve iki milletin siyasî olgunluğunun bir delilini teşkil eden bugünün birbirine bağladığı Yunanistan ve Türkiye, sizin de dediğiniz gibi, çizilmiş bulunan yolda, dostluk, müşterek çalışma ve kuvvetlerinin birleştirilmesi yolun­da, refah ve sulhun yegâne teminatı olan bu yolda ilerleyebilirler.

Aranızda bulunuşum, iki milletimizin hararetli ve çok samimî dostluğu­nun bir remzi olduğu kanaatiyle, kadehimi Ekselans Reisicumhurun sıh­hatine, büyük milletinizin refahına ve şahsen    Ekselansınızın ve Bayan Menderes'in sıhhatine kaldırarak içiyorum.»

   Ankara:

Dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Mareşal     Papagos'un refikaları: Mme. Maria Papagos ve Başvekil yardımcısının refikası Mme. Eva Sif-neos saat 11.30 da misafir köşkünde Bayan Berin Menderes'i ve saat 12.00 de de hariciye köşkünde Bayan Behice Köprülüyü ziyaret etmişlerdir.

Bu ziyaretler saat 16.30 da Bayan Berin Menderes ve saat 17.00 de Bayan-Behice Köprülü tarafından Ankara palasta iade edilmiştir..

Dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos'un ziyareti münâsebetiyle yayınlanan tebliğ:

19 Haziran 1953

   Ankara:

Dost ve müttefik Yunanistan Başvekili Mareşal Papagos'un memleketi­mizi resmen ziyareti münasebetiyle yayınlanan resmî tebliğin metni aşa­ğıdadır :

Yunanistan  Başvekili Ekselans  Mareşal Papagos,  Türkiye Hükümetinin davetine icabetle, madam Papagos'la birlikte ve refakatlerinde Hariciye 1 Vekili -Ekselans Stefanopulos, Başvekâlet    nezdinde nazır Ekselans Sif neos ve refikası, Büyükelçi Mostras ile maiyetleri erkânı bulunduğu hal­de 17 ilâ 19 Haziran 1953 tarihinde Ankara'ya resmî bir ziyaret yapmış­lardır.

Türkiye hükümetinin misafirleri, vürudları anından itibaren coşkun te­zahüratla karşılanmışlardır. Seçkin Yunan devlet adamları Reisicumhur Celâl Bayar'la görüşmüşler ve Başvekil Adnan Menderes ve Dışişleri Ve­kili Prof: Fuat Köprülü ile müteaddit konuşmalar yapmışlardır.

Dost ve müttefik iki memleket arasındaki münasebetlerin vasfı mümey­yizini teşkil eden samimiyet içinde vuku bulan bu görüş müdavaları bilhassa aşağıdaki hususlarda tam bir fikir ve his birliğiyle neticelenmiş­tir:Gerek Türkiye, gerek Yunanistan, bilcümle hür ve Birleşmiş Milletler anlaşmasının yüksek prensiplerine uygun olarak başkalarının haklarına hürmetkar memleketler arasında müşterek emniyet ve işbirliği sistemi­nin idame ve inkişafına ellerindeki bütün imkânlarla ve azimle çalışmak lüzumuna katî suretle kani bulunmaktadırlar.

Hak ve adalete müstenit bir sulhun ve emniyetin idamesi ve kuvvetlen­mesi için böyle bir sistemin verimli şekilde işleyebilmesinin tek şartının, hür ve sulhperver devletler arasındaki sıkı bir tesanüt ve hareket birliği olduğu düşüncesindedirler ve bunun temini uğrunda hiç gevşemeksizin gayret sarf etmeğe azmetmiş bulunmaktadırlar.

Bu kanaatle meşbu olarak, her.iki memleket, Atlantik anlaşması teşki­lâtı ile, hür ve müstakil devletlerin emniyet zincirinin elzem bir halkası telâkki ettikleri, 28 Şubat 1953 tarihli üçlü Ankara anlaşmasına sarsıl­maz bağlılıklarını bir kere daha teyid ederler.

Türk ve Yunan devlet adamları, iki memleket arasında, onların yüksek menfaatlerinin âmir bulunduğu tesanüt ve sıkı işbirliğinin ışığı altında ve sayesinde iki memleket arasında kolaylıkla halledilemeyecek hiçbir mesele bulunmadığını müşahede eylemişlerdir.

Ezcümle, .iki memleket arasındaki bilhassa ticarî ve iktisadî münasebet­lere yeni hız verilmesi imkânlarının aranması takarrür etmiştir.

Yunanistan'ın mümtaz devlet adamı ve büyük askerinin Türkiye'yi ziya­reti her iki memleketi idare edenlerin, milletlerinin desteği ile hem mem­leketleri, hem de hür ve sulhperver milletler camiasının nefine olarak kendilerini imanla vakfettikleri Türk - Yunan dostluğu dâvasına mühim bir hizmet teşkil etmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayında İnönü'nün irad ettiği nutuk: 22 Haziran 1953

 Ankara:

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İnönü, Cumhuriyet Halk Partisi onuncu kurultayının açılışı münasebetiyle aşağıdaki nutku irad etmiştir:

Onuncu kurultayın sayın üyeleri, aziz arkadaşlarım,

Partimizin onuncu kurultayını, yüreklerimiz azim ve iftiharla dolu olarak açıyoruz. Şu anda, hepimiz, gururla taşıdığımız bir mesuliyet hissi ile vazife başındayız.

Siyasî parti olarak, memleket meselelerini tetkike girmeden evvel, iç po­litikada ve dış politikada umumî vaziyeti tahlil etmek isteriz :

Bizim iç politikada münakaşa konularımız, büyük hatlarıyla iki çeşittir. Birisi, idaremizde yeni bir hayat tarzı olan demokrasinin esasına ve dal­larına taallûk eden rejim meselesidir.

Öteki çeşit mevzularımız, rejim meseleleri dışında kalan devlet ve mil­let işleridir.

Bejim  meseleleri hürriyet, emniyet ve vatandaş hakları esaslarında top­lanır. Demokratik rejimin gelişmesi ve yerleşmesi, gölcüğe uğradığı nisbette, siyasî faaliyet hemen tamamıyla rejim münakaşasına inhisar eder. Yüz seneden beri, memleketimizde siyasî faaliyet ve münakaşalar, hürri­yet münakaşası çerçevesini aşarak medenî memleketlerdeki idarî, içtimaî, iktisadî mevzulara girememiştir. Bunun başlıca sebebi rejim üzerinde esaslı bir terakkinin vücuda gelmemesidir.

Bizim sekiz seneden beri içinde bulunduğumuz demokratik rejim de mem­leketimizin tarihinden gelen siyasî mücadele usulünden kendisini kurtaramamıştır.

1950 de demokratik rejimin büyük bir tekâmül merhalesi olan seçimden ve iktidar değişmesinden sonra bizim için de inkılâpların korunması ve muhalefetin hayat müdafaası mücadelesi süratle başlamıştır. Bu müca­delenin safhalarını, güçlüklerini ve her birimize düşen vazifeleri nasıl ifa etmeğe çalıştığımızı teferruatıyla bilirsiniz. Mücadelenin en sert devrin­de birdenbire memleketin siyasî hayatında yeni bir istikamet başlamış­tır. Bu istikametin sükûnet ifade eden basiretli havası rejimin gelişmesi­ne ve iktidarla aramızda çetin tartışma konusu olan meselelerin kısa za­manda hallolunacağına ait ümitleri haklı olarak veriyordu. Bu meseleleri de hep bilirsiniz. Muhtelif vesilelerle bunları umumî efkâr karşısında saydık ve teşrih ettik. Anayasadan radyoya ve Büyük Millet Meclisi ça­lışmalarına, iç idareye ve hususiyle hâkimler .teminatına ait esaslı rejim meseleleri ortaya konmuştur.

Şimdiye kadar saydığımız mücadele mevzularının hiçbirinde, hukukî ola­rak kesin bir netice elde edilemediğini söylemek caizdir. Bu durum kar­şısında, altı aydan beri, demokratik hayatımızın gelişmesine bağladığımız ümitlerin tahakkuk etmemiş olduğu neticesini çıkarmak nazarî olarak mümkündür.

Ancak, gerçek durum şudur ki. bu altı ay zarfında memleket yeni hayat tarzında büyük bir ilerleme ka3'detmiş ve feyizli istikbal için temel şart­lar atılmıştır. .

Aziz arkadaşlarım,

Şimdi size, bu görüşümü cesaretle izah etmek isterim.

Bir defa, memleketimizin idaresi açık bir surette büyük ıslahatla teessüs eden Cumhuriyet rejiminin her türlü irtica ve geri cereyanlara karşı ko­runması esasında karar kılmıştır.

Bu netice, bizim için pek kıymetlidir. Cumhuriyet ıslahatından gelen bü­tün mesuliyetlere ve tarizlere göğüs germiş partimiz için inkılâp nizamı­nın muzaffer olarak yerleşmesi ve Cumhuriyetle kurulan yeni Türk me­deniyetinin hal ve istikbalinin emniyete kavuşması, bizim için en aziz ideal meselesidir.

Bugün, iktidarda ve muhalefette bulunan siyasî partilerin birbirine kar­şı tarizleri ve stemleri hududu ne olursa olsun, bunların üstünde ola­rak, hepsinin Cumhuriyet ve inkılâp nizamlarını muhafazada mutabık oldukları görülür.

Bu, büyük bir neticedir ve parti olarak bizim uğrunda mücadele ettiği­miz büyük memleket ve medeniyet davasıdır. Bu altı ay zarfında, tahak­kuk eden bir büyük netice de, iktidara karşı, muhalefette bulunan siyasî partilerin hayat emniyeti dâvalarının selâmete teveccüh etmesidir.

İktidarda bulunanın elindeki kudretlerden türlü şekilde istifade ederek muhalefeti bertaraf etmeğe çalışması ve tabiatıyla ileride seçimle değiş­mek ihtimalinden bir felâket gibi sakınır olması, yüz seneden beri bu mem­lekette demokratik rejimin kurulmasına mâni olan esaslı ve tek sebeptir.

Bu sebep, şikâyet ettiğimiz bütün eksiklerin hepsinin başında bir ehem­miyet taşır.

Bir defa muhalefet, rejimin lüzumlu bir unsuru olduğu ve iktidarla mu­halefet arasında birbirinin hayatına kastetmenin imkânsız bulunduğu te­lâkkisi memlekette yerleşirse, en güç merhaleyi atlamış olacağız.

Muhalefetin göreceği muamelenin bir hukuk devletinde câri olan mua­meleden başka bîr şey olamayacağı telâkkisi demokrasi rejiminin temeli­dir. Bu temel mahfuz kaldıkça, demokrasi hakikî ve salim istikamette iş­leyecektir.

Benim kanaatim odur ki bu geçen altı ay zarfında milletçe başlıca elde ettiğimiz kazanç, hal ve âti için, iktidarla muhalefet arasında hayat em­niyet1', unsurlarının kuvvetlenmesidir.

Doğrudur ki, fiiliyatta tecelli eden neticeler, hukukî sahada henüz teyyüd etmemiştir. Ancak bu fiilî neticeler umumî efkârda tekrar tekrar teyid olunmuş ve memleketimizin idaresinde birinci derecede mesuliyet sahipleri tekrar tekrar iyi niyet ifadesiyle taahhüde girişmişlerdir. Bu teminatın kıymeti, münakaşa götürmez.   .

Yeni Türkiye medeniyetinin korunmasına teveccüh eden idare tarzımı­zın ve siyasî partiler arasında hayat mücadelesi endişesini kaldıran siya­sî havamızın bu altı ay zarfında memlekete içeride ve dışarıda temin et­tiği kuvvet ve itibar, ehemmiyetle dikkatimizi celbetmek lâzımdır.

Dünyanın bugünkü buhranı içinde hür dünyanın en nazik noktasında bu­
lunan Türkiye'nin, iç idaresinin medeniyetçi ve ıslahatçı hüviyeti ve si­yasî hayatın hukuk devleti prensipleri hududu içinde işler olması Türki­ye'ye büyük kuvvet ve itibar vermiştir. Mesuliyet sahipleri kendi idare­
leri zamanında memleketin itibarının ve kuvvetinin korunmasında ve arttırılmasında her vatandaştan ziyade ve muhalefette bulunan partiler­den evvel hisse sahibidirler.      .                                                                                                       ,

Ben, bu tecrübeyi dahi bu altı aylık devrenin istikbali temin eden esaslı teşebbüslerinden addediyorum.

Mesuliyet mevkiinde bulunan hiçbir devlet adamı memlekete feyiz ve kuvvet getirdiği kadar kendisine şeref ve itibar temin eden bir siyasî ha­yatın istikrarını küçük mülâhaza sahiplerinin tazyiki karşısında asla fe­da edemez.

Aziz arkadaşlarım, bütün bu sebeplerle. Halk Partisi aleyhinde ve hu­kuk prensipleri dışında bir muamele yapılmasını 'ihtimal olarak farz edip onun üzerinde münakaşa yapılmasının doğru olmadığını zannediyorum.

Şimdi diğer meselelerimizin mütalâasına geçe biliriz : İlk Önce dış politika üzerinde vaziyeti gözden geçirelim :

Uzun ve aralıksız soğuk harp devrinden sonra, büyük milletler arasında yeni bir temas ve münakaşa devri başlamıştır. Yeni Sovyet ricali, mese­lelerin müzakere ile hallolunmasının mümkün olduğunu ifade etmişler­dir.

Amerika Devlet Başkanı, esaslı ve devamlı sulhun meselelerini resmen ifade etti ve fiilî olarak iyi niyet delillerini beklediğini söyledi.

İngiltere Başbakanı, bütün meselelerin hep birden hallolunmasını ara­mak yerine mümkün olanlarını halletmekle işe başlanmasını ve büyük davetler arasında derhal görüşülmesini ileri sürdü.

Bu münakaşalar, şimdiye kadar savunma tertipleri içinde çalışan hür dünya milletleri arasında sulh ümidi ile aldanma endişesi altında, zıt ce­reyanların doğmasına sebep olmuştur.

Bugün beynelmilel siyasî hayat, büyük Ölçüde olarak, yeni bir durumun buhranları içindedir. Muhtelif ehemmiyette müsbet ve menfî tezanürler birbirini takip etmektedir.

Kore harbinin bir mütarekeye bağlanması, şüphe yok ki bütün insanlık için bir nefes alma ve âtiye ait ümitlenme kapısı açacaktır. Ancak müta­reke sulh demek olmadığından, Kore meselesinde Birleşmiş Milletlerin geçirecekleri ehemmiyetli safhalar daha olacaktır.

Büyük mesele demokrasi cephesi ile Sovyet cephesi arasında, sulh içinde yanyana, beraber yaşama nizamının hakikaten teessüs edip edemeyeceği davasıdır. Bu dâva bütün ehemmiyetini muhafaza ediyor. Bu dâva insanî ve siyasî olduğu kadar, askerîdir.

Dâvanın askerî cephesinin her mülâhazadan evvel temin edilmesi, bir kaç seneden beri hür milletlerin umumî politikasına hâkim olmuştur. At­lantik paktı ve bunun icap ettirdiği büyük fedakârlıklar, hep, bir taarru­za karşı savunma imkânı temin olunmadıkça siyasî sahada Milletlerarası "bir ahenk aramanın mümkün olmayacağı kanaatinden doğmuştur.

Hür milletlerin her şeyden evvel bir taarruz tehlikesi endişesinden kur­tulmaları lâzımdır.

«Askerî olan tehdit, bugün de en az bir sene evvelki kadardır. 1954 prog­ramı tahakkuk edinceye ve Batı Almanyanın' iştiraki temin olununcaya kadar askerî vaziyette endişe vardır. Avrupa savunma mukaveleleri im­za edilmiş olsaydı Almanya nın iştiraki temin edilmiş olacaktı."

"Bunlar, Atlantik başkumandanının sözleridir. Ve yine intişar eden rapo­ra göre bizim bulunduğumuz Atlantik cephesi güney kanadında savun­ma imkânı takdir edilmiş ve ciddî uçak ihtiyacından bahsolunmuştur.

Son zamanların cihan politikasına esas itibariyle askerî kudret, yani At­lantik cephesinin savunma derecesi, birinci derecede mesnet olmaktadır. Bu itibarla Atlantik başkumandanının raporu, Milletlerarası durumun mütalâasında çok ağırlık taşıyan bir vesikadır.

Dikkate sayandır ki, Almanyanın Avrupa müdafaasına iştiraki meselesi,

-Sovyetlerin son zamanlardaki tekliflerinde birinci derecede mevzu ola­rak ileri sürüldüğü gibi, müttefikler arasında da bu mesele ciddî bir tar­tışma konusu halindedir.

Denilebilir ki, içinde girdiğimiz devirde, siyasî münakaşaların temelini Almanya meselesi teşkil edecektir.

Bizim kanaatimizce Almanyanın medeniyet müdafaasında haklı olduğu yeri işgal etmesi, tedbirlerin basında gelir. Müttefikler içinde ve cephe­ler arasındaki müzakereleri bu bakımdan yakın ve ciddî bir alâka ile ta­kip ediyoruz.

Bizim, Atlantik içinde, askerî vaziyetimiz en ileridir. Eksiklerini tamam­lamak için, müttefiklerce sarf olunacak yardım, müsbet netice verecek mahiyettedir. Uçak eksiğimizin tamamlanması için esaslı bir alâka göste­rilmesini ciddî olarak istiyoruz.

 Atlantik devletlerinin askerî hazırlıkları mütalâa olunurken, bir İhtiyaç, kaide haline getirilerek ifade olunmaya başlamıştır. Bu kaideyi salahi­yetli Atlantik memurları, ekonomik imkânı aşmamak şârtıyla askerî na­tırlık, suretinde ifade etmişlerdir.

Bu nazariyenin Türkiyeye tatbik olunmasını isteriz. O halde, bizim senelerden beri, malî ve iktisadî imkânlarımızı son haddine kadar zorlayarak askerî fedakârlıkta bulunduğumuz kolayca anlaşılır. Denilebilir ki. Senelerden beri çektiğimiz sıkıntıların başlıca sebebi, askerî fedakârlıklarımı­zın ağır olmasıdır.

Atlantik devletleri arasındaki umumî kaide, Türkiyeye tatbik olunduğu zaman çok alacaklı olacağız, ona göre yardım beklemek hakkımızdır.

Milletler ve müttefikler arası umumî vaziyet içinde bizim durumumuzun bir hususiyeti de açık kanaatte bulunmamızdır.

Herkesin bildiği bu durum, bizim vazifelerimizin, sulhta ve savunmada »ehemmiyetini arttırmıştır.

İç nizamında istikrarı, vatan müdafaasında millî birliği muhafaza esası­na göre umumî hayatı tanzim edilmiş bir milletin bütün itibarını göster­meğe mecburuz.

Etrafımızda bulunan kararsız ülkelerde Türkiyenin hayatı çok sükûnet verici ve doğru 'yollarda çok teşvik edici bir tesir yapacaktır. Orta Doğu­nun gelişmesinde ve tertiplenmesinde Türkiyenin durumu kendiliğinden hayırlı bir unsur halindedir.

Muhterem arkadaşlarım,

'Son günler İçinde Sovyet Rusyanın bize verdiği bir nota havadisi üzerin­de mütalâamızı söylemeyi vazife sayıyoruz.

Bize verilen notanın veva yapılan tebliğin aslını ve mahiyetini bilmiyoruz. Resmî bir malûmat intişar etmediği için fikirlerimizi, gazetelere aksedebilen kısımlara istinat ettirmeğe mecburuz.

'Sovyet Rusyanın 1945te haksız olarak bize karsı ileri sürdüğü araz^ ta­leplerini geri alması havadisi aklıselim ifadesi olarak iyi bir işarettir.

'Sovyet Rusya ile aramızda birinci cihan harbinden sonra  sürmüş olan

uzun dostluk devrinde biz çok samimî ve dürüst hareket ettik. Komşu­muzla dost olarak münasebette bulunmaktan istifade ettiğimiz gibi Türkiyenin dostluğundan Sovyet Rusya, da çok faydalanmıştır.-

Bu iyi münasebetlerin ne kadar kıymetli olduğunu Sovyet Rusya, dostluk muahedesini feshettiği zamandan beri, tecrübe etmiştir zannederiz. Ancak komşularımızla iyi münasebetler kurmayı arzu ettiğimiz kadar, hayatî taahhütlerle bağlı olduğumuz müttefiklerimizle münasebetlerimizin bü­tün kıymetini muhafaza edeceğimizde hiç bir tereddüt olmamasını da. kaydetmeyi lüzumlu buluruz.

Gazete havadislerine göre mesele bu kadarla kalmıyor,Boğazlar üzerin­de ne mahiyette olduğunu bilmediğimiz bazı görüşmeler arzusu geçti­ğinden bahsolunuyor. .

Boğazlar üzerinde, Sovyet Rusya île aramızda, ayrıca bir müzakere açıl­masına imkân yoktur. Boğazlar meselesi iki temele dayanır.Boğazlar, her iki tarafta bulunan devletlerin geçit yoludur, geçit.kaideleri her iki tarafta bulunan ilgili devletlerle beraber görüşülebilir ve istik­balde de gene beraber görüşülebilir.Bu iki esas muhafaza olunduktan sonra, Milletlerarası geçit işlerinin,
şimdiye kadar olduğu gibi, kendi mukavelesinin hükümleri içinde cere­
yan etmesi tabiidir. Boğazlar üzerindeki telâkkiler bu hudutlar içinde
kalırsa, normal münasebetler tabiî olarak salim cereyan eder. Bu hududu
aşan bir temas ve müzakere arzusu, her türlü ihtilâtlara istidadı olan bir
yoldur, kabul olunamaz.

Kurultayın sayın üyeleri,

İç politikada, partimizin ehemmiyetle takip ettiği mücadele konularından biri, idaremizin partizan zihniyetin tesirlerinden kurtulmasıdır.

Bu mevzuda İktidarla aramızda prensip ihtilâfı yoktur. Son devrede, ikti­darın, prensip olarak, partizan idareyi tasvip etmediğini tekrar ile öğre­niyoruz. Fiiliyatta partizan cereyanın temizlenmesi uzun sürüyor ve her muhitte bir başka ölçüde muamele görüyor. Bu. uğurda sebat etmek ve mesuliyet sahiplerinin kaçmayacakları delillerle karşılarına çıkmak lâzımdır.

Şurası muhakkaktır ki; bünye zayıflıkları veya fazla gayretleri yüzünden kendilerini partizan hareketlerden ali koyamayanlar kanunî ve manevî büyük bir mesuliyete kendilerini teslim etmektedirler.

Vatandaş işini görürken, parti farkı gözeterek muamele ettiği bugünde ve gelecekte her hangi bir gün ispat olunacak memur, kendisini hiç bir şekilde mesuliyetten kurtaramayacaktır. İktidar, partizan usulü tasvip etmediğini ilân ettiği nisbette, her çeşit memur yanlış hareketten ve her çeşit  politikacı yanlış telkinden sakınacaktır.

Medenî bir idareyi bütün icaplarıyla ve sarsılmaz bir surette yürütmek için, demokratik rejimde partizan tesislerden kurtulmak, büyük bir me­deniyet merhalesidir.

Aziz arkadaşlarım,

.Program, anayasa, seçim ve adaylık yönetmeliği gibi mühim konular tetkikinize arz olunmuştur. Bundan başka memleketin malî ve iktisadî du­rumu üzerinde genel idare kurulumuzun raporu, size geniş bir mütalâa ufku açacaktır.

Büyük Millet Meclisinin içinde ve dışında murakabe vazifemizi ifa eder­ken, takip ettiğimiz mevzuları bilirsiniz. Bu mevzuları çoklukla müsbet neticelere er diremiyoruz. Fakat çalışmalarımız, umumî efkârda alâkayı çekmektedir. Büyük müsbet neticeler, tabiidir ki seçmenlerin büyük semde takdirlerine kalmış oluyor.  

Muhterem arkadaşlarım,

Gelecek bir sene içinde yeni büyük seçimler yapılacaktır. Şimdiden siyasî parti olarak vazifemiz, memleket meselelerinin idaresinde eksik zannet­tiğimiz konuları ve yapılması lâzım olan işleri memleket efkârına anlat­mak için çalışmaktır.

Büyük seçimden evvel, yeni bir kurultayın toplanması esaslı arzumuz­dur. Bununla beraber bu kurultayın çalışmalarından partimizin memlekete hizmet yollarında ne kadar azimli ve isabetli olduğunun anlaşılması, ehemmiyetlidir.

Kurultayın çalışmalarından, partili arkadaşlarımızda taze ve canlı bir irade hâsıl olacak ve vatandaşlarımızın partimize teveccühleri kuvvetle­necektir. Vatanımızın emniyet ve masuniyetinden ve milletimizin her gün daha ziyade ilerleyip yükselmesinden başka bir dileğimiz yoktur.

Siyasî hayatımızın umumî cereyanı ve memleketin iç ve dış meseleleri üzerinde basınımızın ifa ettiği hizmetleri şükran ile kaydederiz.

Yeni seçimde büyük milletimizi, bize iktidar mesuliyetini tevcih ederse, onu başarı ile karşılamak için şimdiden bütün gücümüzle kendimizi ha­zırlamalıyız.

Yunanistan Başvekil Yardımcısı ekselans Sifneos'un beyanatı: 24 Haziran 1953

 İstanbul:

Birkaç günden beri memleketimizde bulunan Yunanistan Başvekil Yar­dımcısı ve matbuat vekili ekselans Sifneos, Anadolu Ajansı muhabirine verdiği beyanatta, İstanbulda doğmuş çok eski bir Türk dostu ve gençli­ğinden beri Türk - Yunan dostluğunun gelişmesi için çalışmakta olduğu­nu söyleyerek bu hususta vardığı neticeleri şöyle anlatmıştır :

«Türk - Yunan dostluğunun tekâmülü için gerekli çalışmaların iki mem­leket arasında vizelerin kaldırılması, balıkçılık anlaşması vesairenin halli gibi kademe kademe aşılması lâzım geldiği düşünülebilir. Fakat bence memleketlerimiz arasında sıkı bir dostluğun tahakkuku için tutulacak en "iyi yol bu dostluğun tarihi ve jeopolitik lüzumunu iki memleket gençli-

ğine aşılmaktır. Bunun içindir ki kültür bakımından müşterek bir ideo­lojinin teessüsü ve her iki millet fertlerinin yekdiğerinin psikolojisini öğ­renmesi meselesinin her şeyden daha mühim olduğuna inanıyorum.

Son konuşmamızda Başvekiliniz Adnan Menderes çok güzel bir şey söy­lemiş «Türk - Yunan dostluğunu milletlerimiz ve hükümetlerimiz kadar arzu etmektedirler.» demiştir. Bu doğrudur ve işte kültürel bir yakınlaş­ma milletlerimizin bu karşılıklı dostluk hislerini daha iyi anlamalarını temin edecektir. Bu gün birbirimizi kâfi derecede tanımadığımız için dost­luğumuzu baltalamak maksadıyla yapılan bazı hareketlerdeki ehemmiyet ve hakikat payını kestiremiyoruz. Bir iki kişinin yarattığı tatsız bir du­rumu bir millete mal etmemeliyiz. Bu gibi hareketler bundan menfaati olanlar tarafından yapılmakta olup kasdî ve sistemlidir. 1960 senesinde Türkiye ve Yunanistanın. bir tek devlet olarak birleştiğini tasavvur edi­niz. Bunun ne kadar muazzam bir kuvvet teşkil edeceği görülür. Böyle bir kuvvetin teessüsünü istiyenler olduğu gibi yukarıda bahsettiğim ha­reketler böyle bir durumu arzu etmiyenler bu kuvvetten çekinenler tarafından  yapılmaktadır.

Devlet adamlarıyla yaptığı konuşmadan sonra şimdi de Türk - Yunan dostluğunun ve karşılıklı anlayışın gelişmesi için radyo ve matbuat saha­sında tanınmış şahıslarla da temaslarda bulunan M. Sifneos, bu kültür birliğinin de «matbuatın karşılıklı çalışmaları ve temasların artması, memleketlerimiz arasında talebe mübadelesi ve müşterek tarih dersle­riyle temin  edilebileceğine inanmaktadır.

Bundan sonra M. Sifneos.. sözlerine devamla söyle demiştir :

Bu arada millî müdafaa ve dış politika birliği gibi esas meseleler hakkın­da hükümetlerimiz arasında mevcut görüş birliğinden dolayı duyduğu  sonsuz memnuniyeti belirtmek isterim. Yugoslavvanm da antantımıza dahil olmasını büyük bir müşterek başarı olarak kabul edebiliriz.

Müteakiben, Yunan başvekil yardımcısı büyük inkılâplar ve büyük eser­ler halinde tezahür eden Türk milletinin hayatiyetine olan hayranlığını belirterek memleketteki büyük inşaat hareketlerinin de bu neviden bir hayatiyet tezahürü olduğunu söylemiş ve Ankara şehri hakkında «bir şehrin 30 sene gibi kısa bir zamanda bu kadar büyük bir terakki kayde­debileceğine inanmak bile zor. Ankara bir millet İradesinin yarattığı bir eser. Ankara bir milletin hayatiyetinin ispatı, Ankara cumhuriyetlerin yaşayacağının delilidir, demiştir.

Ekselans Sifneos, sözlerini, daima zinde ve kuvvetli Türk milleti ile ha­yatiyet ve zindeliğini birçok vesilelerle ispat etmiş olan Yunan milletinin dostluğunun sadece tabiî bir netice değil, ayni zamanda bunun elzem ol­duğunu, söyleyerek bitirmiştir.

Büyük Millet Meclisinin 24 Haziran İ953 tarihindeki toplantısı:

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15te Reis vekillerinden Muzaffer Kurban oğlunun reisliğinde toplandı.

birleşim açıldığı zaman, Kırşehir mebusu Osman Bölük başı ile iki arka­daşının, Türkiyede pürüzsüz demokratik bir idarenin kurulduğu ve va­tandaş hak ve hürriyetlerinin tam mânasıyla teminat altına alındığı ve ^Millet Partisinin dini siyasete âlet eylediği iddiaların neye istinat ettiği hususunun başvekilden istizah olunmasına dair olan önergeler okundu, mezkûr önergeler reddedilerek, Türk Ceza kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesi hakkındaki kanun -teklifinin müzakeresine  devam  olundu.

448 inci maddenin meali, kasden öldürme fiillerinde 24 seneden 30 sene­ye kadar ağır hapis cezası verilmesiydi. Geçen birleşimde bu cezanın idam olunması istenmişti. Adalet komisyonu sözcüsü Semi Ergin, yaptığı konuşmada, eğer idam cezası kabul edilirse, taammüd, tasmim ve tasav­vurla yapılan katillerde verilmekte bulunan ayni ceza yoluna gidileceği­ni ve bunun neticesi olarak, vatandaşların ayni cezalar karşısında bilhas­sa taammüden katil suçlarına itibar eyliyeceklerini, garp memleketlerin­deki katil suçlarına verilen cezaların örf ve âdetlerimize uydurmak şekli ihtiyar edildiğini söyledi ve bu esbabı mucibe gereğince, hukuk sistem­leriyle gayri kabili telif olan takrirlerin reddiyle, maddenin aynen kabu­lünü istedi. Madde aynen kabul edildi. Buna göre, kasden adam öldürmek -suçlularına, 24 seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezası verilecektir.

üteakiben 449 uncu maddenin kabul olunması ile 450 inci maddenin ko­nuşulmasına geçildi. Bumevzuda söz alan Hidayet Aydemir, maddeye «katli taammüt edilen kimse yerine başkası ölmüş olsa dahi taammüt icra edilmiştir» cümlesinin ilâvesini istedi ve kan gütme hâdiselerinde «katilin akrabası aleyhine kan gütme saiki ile suç işlenirse bunun mucibinin idam olması ve kendisi aleyhine işlenirse bunun da idamı icap ettirmemesi lâzım geldiğini ileri sürdü. Ahmet Kemal Varınca, kan güt­me hâdiselerinde idama gitmenin doğru -olmayacağını beyan etti. Cevat Ülkü, kan gütme hâdiselerinde failin lehine esbabı muhaffife kabul edil­memesi hakkında bir önerge verdi. Celâl Yardımcı da kan gütme dâva­larında takdirî veya kanunî azaltma veya çoğaltma mevzuu üzerinde du­rarak, vazedilen maddeye göre, hâkimin şiddet ve tahfif sebeplerini dai­ma nazarı itibare alacağını izah etti. Müfit Erkuyumcu da, ayni mealde konuşarak hâkimin takdir hakkı hususu üzerinde durdu ve maddeye b~-ilâveler yapıldığı takdirde hâkimin takdir hakkı tahdit edilirse, bunun umumî prensiplere aykırı düşeceğini söyledi.

Adalet komisyonu sözcüsü Semi Ergin ise, ileri sürülen fikirlere cevap vererek maddeye ilâve edilmiş bulunan onuncu bendin, kan gütme suç­larının önüne geçmek için cezaî bir tedbir olduğunu ve komisyonun, kan gütme sebebiyle islenen suçlarda takdirin birleşmesine imkân bulunma­dığı mütalâasına vardığını, zira hâdisenin cezayı azaltacak bir mahiyet taşımadığını söyledi.

"Meclis Cuma günü toplanacaktır. Büyük Millet Meclisinin 29 Haziran 1953 tarihindeki toplantısı:

29 Haziran 1953

"Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Fikri Apaydının reisliğinde top-

lan di. Oturum açıldığı zaman, İçel mebusu Salih İnankurun, mebus ara seçiminin bu <yıl yapılmamasına dair önergesi okunarak kabul edildi, mü­teakiben Türk Ceza kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve bu-kanuna bazı maddeler eklenmesi hakkındaki kanun teklifinin müzakere­sine devam olundu. Bu arada geçen celselerde komisyona havale edilmiş bulunan 431 ve 502 inci maddeler hakkındaki komisyon raporu okundu. 431 inci madde tadilli olarak kabul edildi, 502 inci madde ise tamamen kaldırıldı.

Bazı maddelerin yürürlükten kaldırılmasına dair olan ceza kanunu tadi­line ait ikinci maddenin okunması sırasında söz alan Trabzon mebusu Faik Ahmet Barutçu, Ceza kanununun 195 inci maddesinin bir fıkrası ile 161 inci maddesinin son 'fıkrasının kaldırılması hakkındaki tekliflerinin adalet komisyonunda reddedilmiş olduğunu ifade ederek, antidemokratik" hükümleri ayıklamak üzere teşkil olunan ilim heyetinin raporuna istinas den hazırlanmış bulunduğu bu teklif üzerinde Meclisin hakemliğine müra­caat edeceğini söyledi. Faik Ahmet Barutçunun kaldırılmasını istediği husus şu idi:

«1 Mart 1926 tarihli ve 765 sayılı Türk ceza kanununun:

a  Muaddel 159 uncu maddesindeki «Büyük Millet Meclisinin meşruiyeti hakkında sui zannı davet edecek" şekildeki ibare.

h 161 inci maddesine eklenen ve harp esnasında tecziyesi derpiş edi­
len fiillerin sulh zamanında da cezalandırılmasını âmir bulunan son fık­rası.»                  .

Faik Ahmet Barutçu yaptığı konuşmasında, Büyük Millet Meclisinin ve-bundan sonra gelecek meclislerin durumlarının tereddütsüz olacağını, yani meşru bir şekilde gelmiş bulunacağını ve bu hususta hiç kimsenin şüphesi olmayacağımı belirtti ve bundan dolayı mezkûr fıkranın ceza ka­nunundan çıkarılmasının lâzım geldiğini beyan etti. Keza, sulh zama­nında halkı heyecana verecek haberlerin, yazıların yine demokratik düşün­ce bakımından cezayı istilzam, etmiyeceğini bu nevi haber ve yazılar kar­şısında bir tekziple meselenin aslı faslı olmadığının meydana çıkarılaca­ğını söyleyen Barutçu, böyle bir karar alındığı takdirde, matbuat hürri­yeti bahsinde yeni bir adım atılmış olacağını tebarüz ettirdi. İzmir me­busu Behzat Bilgin de, 159 uncu maddedeki, Büyük Millet Meclisinin meşruiyeti hakkında suizannı davet edecek neşriyat fıkrasının çıkarılma­sını bütün muhalefette bulunduklar! müddet zarfında ısrar ettiklerini İfadeyle, bu fıkranın artık kaldırılmasının icap ettiğini, zira artık.bundan sonraki meclisler hakkında hiç kimsenin suizanda bulunamıyacağını, meclislerin meşruluğu hakkında hiç kimsenin şüphede bulunmayı aklına bile getiremiyeceğini söyledi ve mezkûr fıkrayı 1946 seçimlerinden sonra-maddeye ekleyen Halk Partisi iktidarının, bugün kendileri gibi düşün­düklerinden dolayı duymuş olduğu memnuniyeti belirtti. Behzat Bilgin 161 inci maddedeki mezkûr fıkranın da lüzumsuz olduğu noktasında dur­du ve bunun da kaldırılması .gerektiğini söyledi.

Samsun mebusu Tevfik İleri ayni mealde konuşarak, 1946 seçimlerinde gayri meşru olarak meydana gelen meclisin, bu durumunun zafiyetini örtmek için, 159 uncu maddeye böyle bir fıkranın ilâvesine gidilmiş bu­lunulduğunu,  halbuki  bundan  sonraki  meclislerin  daima  meşru  olarak-

seçileceğine göre, artık bu fıkranın yürürlükte kalmasına lüzum hâsıl olmıyacağını söyledi.

Adalet komisyonu reisi Halil Özyörük ise, Faik Ahmet Barutçunun tek­lifinin komisyonda niçin reddedildiği hususunda izahatta bulundu ve 946 senesinde yapılan bu ilâveni nelbette bir sebebi olduğunu ve bu şekilde Meclisin manevî şahsiyetine bir tecavüz fiili vuku bulduğundan dolayı dır ki, failin cezalandırılmasına gidildiğini, vazıı kanunun hiç bir zaman abesle iştigal etmediğine göre. elbet de o zamanlar bir lüzum ve zaru­retle bu suç unsurunun maddeye ilâve edildiğini- ve şimdi ileri sürülen iddiaların tamamiyle indî ve zahirî olduğunu söyliyerek mezkûr fıkrala­rın kaldırılmaması lâzım geldiğini İleri sürdü.

Mardin mebusu Kemal Türkoğlu, Halil özyorükün bu sözleri karşısında elem duyduğunu belirterek sözlerine başladı ve kanunların zaruretler dolayısiyle çıkarıldığı hususu üzerinde durarak, filvaki kanunların içti­maî zaruretlere istinat etmesi lâzım geldiğini ve şimdi mevzuübahis edi­len hükümlerin asla içtimaî zaruretlere istinat etmediğini. 1946 yılında sırf hakkını arayan milleti susturmak için konduğunu ve bundan dolayı da tamamiyle antidemokratik bir mahiyet taşıdığını söyledi. Ayni zaman­da 161 inci maddedeki son fıkranın da üzerinde durarak, her ikisinin kal­dırılması icap ettiğini belirtti.

Müteakiben Faik Ahmet Barutçunun, mezkûr fıkraların kaldırılmasını derpiş eden önergesi oya sunularak dikkate alındı ve revizyonu yapılmak üzere, maddeleriyle birlikte komisyona verildi.

Meclis Çarşamba günü toplanacaktır.

Başvekilin Manisa nutku:

 Manisa :

Başvekil Adnan Menderes dün akşam geç vakit Demokrat Parti Manisa il kongresinde delegelerin ve dinleyicilerin muazzam tezahürleri ve sü-xekli alkışları arasında söz almış ve parti münasebetleri, muhtelif mem­leket meseleleri ve memleketin iktisadî vaziyeti üzerinde uzun ve etraflı izahatta  bulunmuştur.

Başvekil evvelâ, gösterdikleri büyük sevgi tezahürlerinden dolayı Ma­nisalılara teşekkür etmiştir.

"Muhalefette olsun .iktidarda olsun .demiştir, ne zaman Manisaya gelmiş isek, her defasında bizi muhabbetle karşıladınız. Gecen seneki hararetli kabulünüzün hâlâ minneti altındayım. Bugün de yine büyük iltifat gös­terdiniz ve bizleri bir kere daha sevgi ve itimadınızın esiri kıldınız. Bu sevgi ve itimadınızdan aldığımız kuvvetle, kim ne derse desin hic birine ehemmiyet vermiyerek ve hiç bir kimseye kızmıyarak, vazifelerimizi hakkiyle yerine getirmek gayreti daima şaşmaz düsturumuz olacaktır.

"Yalnız su noktayı da arzedeyim ki. bu iltifatınız ve sevginiz, mazhar oldu­ğumuz bu büyük itimadınız, bizi avnj. zamanda mağdur da etmektedir. "Bunları geren bazı küçük ruhlu insanlar, bizi kıskanıyorlar, bu sebeple

bize düşman kesiliyorlar. Kimlerden bahsetmek istediğimi takdir edersi­niz. Kısa bir zaman evvel burada bir toplulukta niçin bilmem bilhassa şahsımı hedef ittihaz edip siyasî nutuk yerine küfreden bir siyasî parti­ye mensup insanları dinlediniz.

Başvekil Adnan Menderes, buraya geldiği zaman birçok vatandaşın ken­disinden bunlara cevap vermesini istediklerini, başka herhangi bir mü­lâhaza ile değil, fakat sırf bu sebeple bunun üzerinde duracağını, bu hü­cumlardan, bu insanları ayni vatanın çocukları olmaya davete vesile ol­sun diye bahsedeceğini belirtmiş ve bu nutuktan bazı parçalar okuduktan sonra sözlerine şöyle- devam etmiştir :

«Evvelâ bütün vatandaşlarımızın dikkat nazarına arzetmek istediğim bir nokta vardır : Birçok memlekette olduğu gibi bizim memleketimizde dekomünist partilerinin kurulması yasaktır. Bu yasağın başlıca sebebi bu. teşekküllerin  sınıf kavgaları  tahrik  etmek  suretiyle  vatandaş  kütleleri arasında  düşmanlık  esasını  hâkim  tutmaları  ve  böylece  kütle  halinde vatandaşları birbirinin düşmanı yapmaya çalışmalarıdır. Biz, millî vah­deti kökünden sarsacak böyle bir partiyi kanun dışı bırakmış bulunuyoruzİşte bu zevat da, vatandaşları birbirlerine  düşman etmek yolunda ellerinden gelen bütün çılgınca hareketlere tevessül etmekte hiçbir gay­reti esirgememektedirler. Belki de bu tahriklerin yaratabileceği tehlike--leri takdirden âcizdirler. Şurasını da hemen ilâve edeyim ki bunlar, ne. kadar çalışırlarsa çalışsınlar, bu memlekette kardeş kavgası yaratamıyacak; vatandaşlar arasında kin ve nefreti hâkim kılamiyacaklardır. Müna­kaşa etmek ve dövüşmek için karsılarında bizi bulamıyacaklar, havaya sıkılmış yumrukları boşlukta kalacaktır.

Bu zevat, parti, prensip ve görüş ayrılığından dolayı bu derece tehevvür1 içinde kendilerini tamamiyle kaybetmiş bir hale düşmüş değillerdir. Dik­kat edilecek olursa, bunlar bir parti kurmuş olmaktan ziyade sadece bir kin ve düşmanlık mezhebi icat ederek    teşekküllerini bu temel üzerine bina etmişlerdir. Esasen bunlardan bir kısmı için prensip ve program ay­rılığı hiç bir zaman bahis mevzuu olmaz. Bunlar, istenildiği gibi partile­rin kurulması mümkün olduğu bir devirde, Demokrat Partinin programını seçmişler, partimize girmişler, fakat ihtiraslarının    mağlûbu    olarak partimizde barınmak imkânını bulamamışlardır. Hürriyet mücadelesinin en tehlikeli bir anında, Demokrat Partinin o zamanki iktidarı satılmış bulunduğunu, partimizin bir muvazaa partisi olduğunu durmadan iki se­ne bütün memlekete haykırıp ilân etmekten geri kalmamışlardır.  1950' seçimleriyle partimizin bir muvazaa partisi değil, tam aksine prensiple­rini şaşmaz bir dürüstlükle müdafaa eden bir teşekkül olduğu subut bul­duktan sonra, kendilerinin hikmeti vücudu ortada kalmamıştır. O zaman, bunların derin bir hicap içinde Türk milletinden özür dileyerek sahne­den çekilmeleri icap ederdi. Bu vaziyet, onlara muayyen bir haysiyetle1 hitap etmek imkânını, bizim ellerimizden almıştır. Bunlar, dün, koskoca bir  milletin  hürriyet  dâvasında  ümidini  teşkil  eden  Demokrat  Partiyi muvazaa iftirası altında yıkmak ve bu ümidi yok etmek için şuursuz bir-mücadelenin kahramanı olanların tâ kendisidir.  Bunların bugünkü mü­cadeleleri de vatandaşlar arasında düşmanlık ve kin yaratmak yolunda tecelli etmektedir.

Kin ve düşmanlığı bir mezhep, partilerarası mücadeleyi de bir mezhep-mücadelesi haline getiren bu zevat, bir taraftan da dini istismar etmekte..

vicdan hürriyeti teraneleriyle Türk inkılâplarına, medenî inkılâplara karşı harekete geçmektedir. Vicdan hürriyetini programına alan ve lâik­liğin din aleyhtarlığı seklindeki tatbikine karsı din hürriyeti prensibini ilk defa müdafaa eden Demokrat Partidir. Bugün, Demokrat Parti safla­rında çalışan milyonlarca vatandaşın bu yolda muayyen neticeleri elde etmesinden sonra, bütün vatandaşlar, din ve vicdan hürriyeti bakımından yüzde yüz serbesttirler. Bunu hepinizin takdir edeceğinden eminim. Fa­kat bunlar öyle gafillerdir ki Türk milletinin vicdan hürriyetine karşı, duyduğu iştiyakın hâlâ devam ettiğine zahip olarak bunu bir altın madeni gibi işleterek ve dini politikaya karıştırarak neticeler elde edeceklerini sanmışlardır. Halbuki Türk milleti iştiyakını duyduğu vicdan hürriyetine çoktan kavuşmuştur. Şartların ne derece değiştiğini bilmiyorlar ve bu­nun için de başlarını Türk vicdanının bir kayasından öbür kayasına çar­pıyorlar.

Bu memlekette adalet noksanından, zülüm yapıldığından dolayı şikâyet edecek vatandaş var mıdır? Millî vicdanın bir parçası olarak karşımdası­nız. Sizlere soruyorum: Bu iftiraların hangisi doğrudur?

Bu memlekette zulüm ve istibdat çoktan maziye karışmıştır. Bu memle­kette bugün yü2de yüz hürriyet, onların dahi hiçbir kötü tesiri altında kalmadan, bu memleketin devlet reisine, başvekiline küfür saçıp savura-bilecek derecede teessüs etmiştir. Onların sözleri buna şahittir. Şayet, on­ların dedikleri gibi, hürriyeti tehdit eden kanunlar ve bir idare mevcut bulunsaydı, bu memlekette zulüm veya İstibdat, hattâ yarı istibdat ida­resi hâkim olsaydı, bu söylediklerini bütün yurtta tekrar etmek cüretini gösterebilirler mi İdi? Zalime zalimsin denmez. Bir memlekette hakîkî zalim, varsa, ona zalimsin denildiği zaman, o zulmün mazlumu ortaya çı­kar ve o yok olur.

Bu zevatın mantıklarını ne dereceye kadar kaybetmiş olduklarına bir misal de, her hangi bir vilâyetimize yapılan yardımları, orada muhale­feti bastırmak gayesiyle tevessül edilen bir zulüm olarak vasıflandırma­larıdır. Bu memleketin her vilâyeti, ıstıraplarına ve isteklerine ayni te­halükle koşulacak müsavi ehemmiyette vatan parçalarıdır. Demin Bayındrılık Vekilinin hesabını verdiği yüz milyonlardan, elbette Manisa gibi, diğer bütün vilâyetlerimiz gibi, Kırşehir de, yıllarca çok mahrum kal­mış bu vilâyetimiz de istifade edecektir.

Başvekil umumî efkârı tenvir için arzetmek mecburiyetinde bulunduğu­nu belirterek antidemokratik kanunlar, anayasa, iç tüzük, iller kanunu ve daha diğer kanunların tadili istekleri bahsinde şunları söylemiştir :

«Siz de mebussunuz, sizin de grupunuz vardır. Birer teklif yapıp meclis ve. umumî efkâr huzuruna çıkınız. Bunların medenî surette münakaşasını yapalım. Şayet biz onların esbabı mucibeli ve haklı taleplerini reddetmiş olur, demokrasinin esaslarına riayette terahi gösterir, vaatlerimizi yerine getirmekte tekâsülde bulunursak, bu memlekette serbest seçimler vardı, Türk millî vicdanı, reyini bize vermemek suretiyle siyasî sahada bizimle birlik olmadığını derhal gösterir. Nihayet bir sene sonra da yeni seçimler yapılacaktır.»

Başvekil Adnan Menderes, «Nihayet onların tehlikeli sözlerinden bir ta­nesine daha temas etmeme müsaade ediniz» diyerek Kore kararı etra­fındaki bazı sözlerden bahsetmiş ve demiştir ki:

Kore kararı hakkında size, Türk kanını bir avuç paraya sattınız diyor­lar, Kore kararının hakikî mânasını Türk milleti kadar bilen bir millet daha bulunduğunu tahmin etmiyorum. Korede, müşterek emniyet pren­sibinin müdafaası için savaşmaktayız. Bizzat kendi hudutlarımızı temi­nat altına almanın, ancak bu prensibin zaferiyle kabil olduğunu bilmek­teyiz. Parayla kan alınıp satılmaz. Bu memlekette bir kimsenin çıkıp da bunu bir alış veriş mevzuu haline getirmesini, böyle bir rezileti bir Türk Hükümetine izafe etmesini  aklımız  almıyor.

Büyük devletlere emniyet edilemiyeceği, bir milletin ancak 'kendisine güvenmesi lâzım geldiği de söyleniyor. Biz, kendi kuvvetimize yüzde yüz güvenebilmek için beşer gayretinin azamisini sarfetmekteyiz. Fakat bu­günkü dünyada, hiç bir memleket tek başına kendi emniyetinin yüzde onunu dahi sağlayamaz. Dünya devletlerinin en kuvvetlisi olan Birleşik Amerika dahi, böyle bir imkâna sahip bulunmaktan çok uzaktır.»

Başvekil Adnan Menderes, bu gibi sözler karşısında insanın ne düşüne­bileceğini, ne diyeceğini şaşırdığını kaydetmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Bugü büyük bir iftihar ve gururla huzurunuzda bulunuyorum. Ayni if­tihar ve itminanı sizler de duymaktasınız. Bu iftihar ve itminan, büyük Türk milletinin hizmetinde, vazife ve mesuliyetlerimizin çaplarını tam olarak yerine getirmekten geliyor. Bu his, bize yeni yeni hizmetler için gayretler vermektedir. Bu gayretlerimiz arasında, onları da uyandırma­ya, onlarda da müşterek vatanın evlâtları olmak şuurunu uyandırmaya çalışacağız. Bu iftiralara bakmıyarak, siz de biz de başka vatanın evlât­ları değil, ayni vatanın çocuklarıyız, yapmayınız, diyeceğiz.

Şahıslarımıza karsı yaptıkları hakaretlere gelince, bunların söylenmesi­ni menedecek. millî vicdanın hakemliği ve şahsî ve sivasî terbiyedir. Yok­sa bu hakaretleri üç beş misli ile iade işten değildir. Kin ve ihtirasın pen­çesinde kıvranarak ne yaptığını bilmemek bir marifet teşkil etmez. Şah­sen bize yaptıkları hakaretten dolayı kendilerini affediyor, bunlar da bu vatanın çocuklarıdır, ne yaptıklarını bilmiyorlar, diyoruz ve Allaha ha­vale ediyoruz.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra Demokrat Partiye ve iktidarına vaki hücumların yalnız bunlardan ibaret olmadığını söylemiş ve şöyle demiştir :

Maalesef Halk Partisinin kurultayında.da partimiz ve şahsımız hakkın­da iltifatlardan geri durulmadı. Bunları radyolarda dinlemiş veyahut ga­zetelerde okumuşsunuzdur. Bu memlekette vatandaş hakları tam bir su­rette masun bulundu&u bir zamanda, bu yolda hiç bir korku mevcut de­ğilken, vatandaş hakkına cesetlerimizin üstünden geçmeden dokunula­maz denmeye kadar gidildi, bugünkü şartlar içinde bunun herhangi bir mânası var mıdır? Bu sözü söyleyenler, bu yönde zerre kadar tehlike mevcut olmadığını hepimizden iyi bilenlerdir.»

Başvekil. Halk Partisi kurultayında bahis mevzuu edilen meseleler hak­kındaki notlarını göstererek bunları teker teker okuyacağını ve cevap­landıracağını söylemiş «Bunları öğrendiğimiz zaman Çanakkalede idik. Oradan cevap verdik, fakat vakit geçti, "iyi not tutulamaması yüzünden

eksik kaldı, bunları itmam edelim." demiş ve sözlerine şöyle devam et­miştir   :

«Genel idare kurulu raporunda ve bazı nutuklarda gayet karışık mevzu­lar ele alınarak, delil ve rakam vermeden tahrikler yapılmaktadır. Eğer bunlar zararsız kalsaydı, bu derece hassasiyetle üzerinde durmazdık..Fa­kat umumî efkârı bulandırmak gayesi güdüldüğünden cevap vermek lü­zumu mevcuttu. Umumî efkârın bu noktalar üzerinde tenevvürünü, ikti­sadî ve malî vaziyetimizin selâmeti bakımından zarurî görmekteyiz.

Evvelâ şu noktayı arzedeyim ki Halk Partisi genel başkanının kurultayda söylediği açış nutkunu, bu nutkun ifade ettiği zihniyeti, bir defa daha hu­zurunuzda takdir ve tebcil ederim.

Bütün vatandaşların vatan birliği ve vatanın müşterek evlâtları olmak, icaplarına uygun hareket etmelerini hepimiz daima takdirle karşılamak mecburiyetindeyiz. Ben, bu vazifeyi partimiz adına bir defa daha ifa ederken büyük bir sevinç duymaktayım. Bu nutkun ve bu nutukta ifa­desini buîan zihniyetin, kurmakta olduğumuz demokrasi rejiminin mer­haleleri içinde büyük ve mühim bîr merhale teşkil ettiğine kani bulu­nuyorum.

Fakat beş parmak bir değildir. Bir partinin içinde dahi muhtelif düşün­cede insanlar bulunduğunu, Halk Partisinin bu kurultayı maalesef bir kere daha ispat etmiştir.'

Başvekil Adnan Menderes, konuşmasının bu kısmında ufak bir istitrat yaparak, kendisini dinleyenler arasında bulunabilecek Halk Partililere hitap etmiş ve demiştir ki:

«Bu arkadaşlarım, beni mazur görsünler, dünyanın şu hengâmesinde ne derecelere kadar ağır mesuliyetler altında bulunduğumuzu takdir ede­rek konuşmaktayım, buna son derece dikkat etmeye çalışacağım. Ve asîl duyguların çizdiği hududun dışına çıkmamaya gayret edeceğim. Sözleri­mi, kendi aleyhlerine almasınlar. Bu sözlerim, memleket menfaatlerin­den gaflet gösteren, yüksek menfaatlerin icaplarını hâtıra getirmiyen insanlara racidir, Halk Partililerin hepsini, Halk Partisinin yüksek kade­melerinde yer almış bir kaç kimse ile bir tutmıyorum. Fark, Halk Partisi­nin Genel Başkanı ile Genel Sekreteri arasında dahi mevcuttur. Bu va­ziyette, Halk Partisinin bütün mensuplarını, fiilen salahiyetli zat veya sözcü gibi düşünüyor zannetmeme imkân yoktur. Hattâ bir kısım Halk Partililerin bu sözlerimizden memnunluk dahi duyacaklarını zannediyo­rum. Memleketin inkişafında bir duraklama olmasını istemiyen, yeni ha­yatın hızlı merhaleler katetmesini arzulayan Halk Partililer çoktur. Bun­lar bizimle beraber ve bizim gibi düşüneceklerdir.»

Başvekil Adnan Menderes, bu istitrattan sonra esas mevzuuna dönerek Halk Partisi kurultayının müzakereleri esnasında umumî efkârı alâka­dar eden mevzuları iki kısma ayırmanın mümkün olduğunu söylemiş, bir kısmın rejim ve iç politika, diğer kısmın da iktisadî ve malî politika ile alâkalı bulunduğunu tasrih etmiş, evvelâ rejime ve iç politikaya ait olan kısmı ele almıştır.

Halk Partisi Genel Sekreteri bu bahiste diyor ki demiştir :

«Bir anlaşma, bir dostluk muahedesi bahis mevzuu değildir. Biz iktidardan benimsediğimiz, savunduğumuz prensipleri kabul etmesini istedik. İktidar da, efkârı umumiye ve matbuat huzurunda muhalefete, memle­ket meseleleri üzerinde beraber çalışmayı teklif etti. Bunu memnunluk­la karşıladık. Bu sözlerin fiilî neticelerini görmek için bekliyoruz.»

Başvekil Adnan Menderes bu sözleri şöyle cevaplandırmıştır :

«Görüyorsunuz, nasıl bir hünerle, hakikatler tam tersine çevrilmektedir. Demokratik prensipleri benimsemiş ve savunmuş olan partinin, Demok­rat Parti olduğunu bu memleketin bütün evlâtları bilirler. Bu nesil bunu unutmaz. Gelecek nesiller de bunu tarih kitaplarından öğreneceklerdir.. Bu bedihî hakikati değiştirerek bizleri tahakküm taraftarı, kendilerini de hürriyet mücahidi yerine koymak mümkün değildir. Fakat bu sözler, bir bakıma da, bizim demokratik prensipleri tahakkuk ettirmek yolundaki gayretimizin ve elde ettiğimiz neticelerin derecesini gösterir.

Demek oluyor ki biz prensiplerimizle muarızlarımızın vicdanlarında ken­di eski benliklerini yıkmış ve onlara kendi prensiplerimizi bize karşı da­hi savunacak kadar telkin etmiş bulunuyoruz. Allahm büyük bir mazha­riyete eriştirdiği bir parti olmakla iftihar edebiliriz.

"Bir dostluk muahedesinin bahis mevzuu olmadığını söylüyorlar. Acaba bunu biz mi bahis mevzuu ediyoruz? Etsek de ne gam. Bütün vatan ev­lâtları arasında büyük memleket meselelerinde anlaşma mevcut olsa. fe­na mı olur? Neden korkuyorlar? Acaba Demokrat Parti ile muvazaa ha­lindedir, diyecekleri için mi korkuyorlar? Bizim hic bir korkumuz yok­tur. Vatandaşları parti saflarında karşılıklı dövüştürmenin doğru bir ha­reket olmadığına inanarak, memleket menfaatleriyle alâkalı işlerde ayni memleketin çocukları gibi hareketin isabetine kani bulunuyoruz.

Halk Partisi Genel Başkanının medenî zihniyetiyle bu zihniyet üzerine dikkati çekmek isterim. Arada bu derece seviye ve zihniyet farkı bulu­nan insanlar mevcut olduğu gibi, memleket meselelerinde bize çok yakın olanları da görmekteyiz. Bu günlük ihtiraslar da tükendikten sonra bir gün gelecek, muhtelif partilere mensup insanlar, vatan ve millet bahis mevzuu olunca tam bir vahdet halinde çalışmak imkânını bulacaklardır.

Mutlaka dövüşmek istiyenlerle medenî bir yolda yürümek istiyenlerin karşılıklı iki zihniyet, partilerin içinde de çarpışmaktadır. Halk Partisi­nin kurultayında gördük, bizimle mutlaka dövüşmek Istiyenler mevcut­tu. Bunlar, ya bu isteklerinde samimidirler, va bu yoldan rey avcılığına çıkmış inasnlardır. Şayet samimî olarak partilerarası münasebetlerin dü­zelmesini istemiyorlarsa, onlara sorarım: Bizimle niçin kavga edecekler? Biz onlara ne vaptık? Hürriyetlerini mi ellerinden aldık? Evlerine mi tecavüz ettik? Memleketi daha fenaya mı, bir felâkete mi götürdük? B^r dakika bir vicdan murakabesine varsalar, bunların hic birinin varit ol­madığını, bu isteklerinin sadece ihtirastan gelebileceğini kendileri de. kabulde tereddüt etmezler.

"Biz başka bir memleketin çocukları mıyız? Biz bu derece iyi hareket et­tiğimiz halde, onlar yine böyle mi hareket etmeli idiler? Mamafih her ne suretle hareket ederlerse etsinler, biz yolumuzu değiştirmiyeceğiz. Bizi ne derece tahrik ederlerse etsinler.biz mesuliyetlerimizi müdrik olarak onları hak yoluna çağırmaktan fariğ, kalmıyacağız. Zaten bir müddet •sonra, bizzat kendileri kavga için söz bulamıyataklardır. Altı ay, sekiz ay

sonra, ne dış ticaretten, ne de diğer karanlıkta gibi gösterdikleri mese­lelerden konuşmalarına imkân olmıyacaktır. Aceleleri bu yüzdendir. Ve "bu sebeple, o zamana kadar zihinleri acaba ne derecelere kadar teşviş edebiliriz diye birbirleriyle rekabet halindedirler,»

Başvekil Adnan Menderes, bu arada, Halk Partisinin, memleket mesele­lerinin hallini isterken tenkitlerinin bazan şiddetli, bazan mutedil oldu­ğu ve genel başkanının nutkunun buna bir misal teşkil ettiği hakkındaki sözlere de temas etmiş ve şöyle demiştir :

«Bu sözlerle, kâh yumuşak, kâh sert konuşmanın bir taktik olduğu ifade edilmek isteniyor. Bu sözlerde, ayni zamanda, İnönünün beyanlarının samimiyeti hakkında dahi herkesi şüphe ve tereddütlere sevketmek istiyen bir zihniyetin tezahürlerini görmek te mümkündür.»

Başvekil bundan sonra, memlekette asayiş bulunmadığı iddiasına temas etmiştir.

«Bir memlekette, demiştir, hırsızlık, yaralama, katil gibi vakalar daima •olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. Bunları ortaya koyarak .asayişsizlik­ten bahsetmeğe imkân yoktur. Bugünün adî cürümler vaziyeti, başka mu­ayyen bir zamanın, nüfus^ve saire gibi aslî ve fer'î bütün unsurları hesa­ba katılarak kıyaslanırsa, o zaman belki umumî efkâr huzuruna çıkarak, "biz suçları daha iyi teczive etmekteydik, denebilir. Fakat hiç bir rakam göstermeden bu memlekette asayiş yoktur dive durmadan bağırmak, âsayişin bozulmasını içten istemektir. Bunu başka türlü mülâhazaya imkân görmüyorum. Bu memlekette asayiş yoktur diyerek, sapıklara, suçların cezalandırılmadığı telkinini yapmak, asayişsizliği yaygın bir hale getir­mek ve memleket bünyesinde geniş bir rahne mi açmak istiyorlar?

Asayiş bu memlekette dünden mükemmel olduğunda şüphe yoktur. Yarın daha da mükemmel olmasını temin edecek tedbirler alınmıştır. Ken­dilerinden rica edelim: Bundan ümitlerini kessinler ve bir daha asayiş­sizlikten bahsetmesinler.

"İçişleri Vekilinin cenuba seyahate çıkmasının sebepleri malûmdur diyor­lar, bununla vatandaş zihnine acaba hangi şüpheyi telkin etmek istiyor­lar? Bir vekil, cenuba seyahate çıkmaz mı? Kapalı konuşarak memleket menfaatlerini korumak istedikleri zehabını yaratmak arzusunda gibi gö­züküyorlarsa da bu gibi gizli telkinler yapacak sözlerin açıklarından on kat daha tehlikeli olduğunu, bu sözü söyleyenlerin bilmesi lâzım gelir. Fakat açıklarsa, izah edemiyecektir. Cenupta asayiş yoksa, Vekil onun için seyahate çıktı demek istiyorsa, hayır. Hükümetin asayişten en küçük şüphe ve tereddüdü yoktur.

Ankarada bir başyazarın muhafızla gezdiği iddiası ise ciddiyete yakış­mayan bir iddiadır. Bununla, hükümet merkezinde dahi asayiş o derece kötüdür, demek İsteniyor. Ankarada bugün asayiş, kendi zamanlarınkin-den on misli daha iyidir ve bunda basta bizzat Ankaralılar olmak üzere "kimsenin şüphesi yoktur.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, Kurultay raporunda ve şenel sekreterin nutkundaki partizan idarenin devam edip    gitmekte    olduğu

iddiasına temasla kongrede bulunanlara şöyle hitap etmiştir:Sizler, hükümette, bankalarda veya her hangi diğer bir kapıda hususî ve imtiyazlı bir muameleye mi tâbisiniz?

Kongre salonunu dolduran vatandaş topluluğunun «hayır» sesleri üze­rine başvekil sözlerine şöyle devam etmiştir: .

«Eğer böyle bir vaziyet varsa, hususî ve imtiyazlı bir muameleyi hem o başvurduğunuz âmme müesseselerindeki vazifelilerin, hem de bizzat siz­lerin reddetmenizi rica ederim.  Alenen huzurunuzda,  devlet memurla­rından, bütün vatandaşları, parti, mezhep sınıf ve içtimaî vaziyet farkı gözetmeksizin her türlü imkânlardan mütesavi şekilde nimetdide etme­lerini isterim. Eğer bunun aksi tarzda bir hareketi haber alırsak bunun. daima peşinde olacağız ve bu tarzda hareket edenlerle boğuşacağız.

Bu memlekette yıllarca partizan bir idarenin nimetdidesi olanları herkes tanımaktadır. O günlerin akşamı çoktan olmuştur. Bugün, hiç bir kimse. ne bildiğimiz mânada derebeylik, ne de siyaset derebeyliği imtiyazına sa­hip olamaz. Buna karşı bütün kudretimizle mücadele halindeyiz. Sizler de bunun peşinde olunuz, gördüğünüz ve duyduğunuz varsa bize ihbar ediniz. Bunu bilhassa Demokrat Partililerden rica ederim.

Biz parti saflarımızı doldurmak için nimet dağıtmadık, vaatlerde bulun­madık. Bizim partimize sadece zahmet, meşekkat ve mihneti göze alanlar girmişlerdir. Partimiz para ile kurulmuş değildir. Bu partiyi sizler kendi yuvasını yapan kuşlar gibi -yaptınız. Demokrat Parti bu milletin istikbali için en salim teminatı, en büyük ümidini teşkil etmektedir. Partimizin kuruluşundaki asîl ve necip temellere sadık kalarak, aksine hareketleri nerede görürseniz refetmeğe çalışmanızı ve bunlardan bizleri haberdar etmenizi, hepinizden bir kere daha rica edeceğim.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, kredi suiistimalinin devam et­tiği iddiasına temas etmiştir.

41,

«Delilsiz, ve sarahatsiz konuşmak kolaydır, demiştir. Fakat kendini bilen insanlar, kaç paradı,r nerede olmuş, nasıl yapılmış gibi suallerle sarahat isteneceğini düşünerek böyle konuşamazlar. Halbuki bu bahiste tamamiy-le susması lâzım gelenler, bilhassa konuşmaktadırlar.    Bundan    evvelki çeyrek asrı hepiniz biliyorsunuz. Onların zamanında kayıtsız şartsız bü­tün imkânlar ellerinde idi. 1950 senesine kadar da bu imkânları terketmemek için ellerinden geleni yaptılar. Fakat bugün hiç bir kimse, bu. memlekette nimet ve mücazat dağıtmak imkânına malik değildir. Tekrar iktidara gelip te yeniden yaparız diye düşünüyorlarsa buna da ihtimal yoktur. O devirler çoktan geçmiştir. O devirlerin üzerine sizler, sekiz se­nede sekiz tabaka attınız. 1954 te yüz, hattâ 50 mebusluk dahi alsak, onlar. için o bildikleri eski tad, bir daha avdet etmiyecektir.»

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, iktisadî ve malî durum mev­zuu üzerinde konuşmuştur.

«Halk Partisi kurultayına verilen genel idare kurulu raporu, demiştir,, millî ekonomimizin bugün içinde bulunduğu şartlar endişe verici bir manzara arzediyor, cümlesiyle başlayan kara bir tablo çizmektedir. Siz­lerden, hepinizden soruyorum: Bu raporun tasvir ettiği manzara bu mem­lekette mevcut mudur?

Bütün bunların sebebi de, hükümetin plânsız ve dağınık çalışması imiş, kendileri ise toplu ve plânlı çalışmışlarmış. Biz, üç senede ortaya muazzam eserler koyduk. Bu memleket, çeyrek asır onların elinde idi. Acaba plânlı çalışmaları ile ortaya neler koydular? Onların zamanlarında, 25 se­ne zarfında, bu memleketin hiç bir istihsal şubesinde esaslı hiç bir artış kaydedilmemiştir. 1950 senesinde dış ticaret rakamı, 1937 dekinin hemen hemen aynidir. Plânlı faaliyet, istihsalin her şubesinde, nüfus tezayüdünü dahi takip etmeden, olduğu yerde durmasını mı icap ettirir? Kendi­lerinden bu 25 senenin nasıl heder edilmiş olduğunun hesabını sormak lâzım gelir.

Biz teselüm ettiğimiz zaman, bu memleket buğdayını hariçten almak mec­buriyetinde idi. 1950 senesinde nüfusunun yüzde 82 si çiftçi ve köylü ve bunun yarısı da buğday müstahsili olan bir memlekette böyle bir mecbu­riyet acaba plânlı bir-iktisadî faaliyetin neticesi midir? İkinci dünya har­bi senelerinde bizim iktisadî vaziyetimiz, bu memleketin istiklâline dahi -mal olabilecek bir zaaf halinde idi. Bu istihsal yoksuzluğu içinde nasıl siyasî ve idarî istikrarımızı dahi kaybetmek tehlikesinde bulunduğumuzu hepiniz bilirsiniz. Bugün ise dış ticaret hareketimiz 5 milyon tona yak­laşmıştır. Eğer plansızlık bu ise bunu takdis etmek lâzımgelir. Plânlılık onlarınki ise o plânlılığa lanet olsun.

Eski hesapları karıştırmasalar her halde kendileri için daha iyi olacak.

Bir misal olarak arzedeyim: 1930 buhranı ile buğday 25 - 30 kuruştan 3 kuruşa düştü, çiftçi borç içinde kaldı. Ziraat Bankasına derhal borçların tecili için emir verilmeli idi. Halbuki bunun için tam dört sene ayak di­rendi. Para kıymetinin süratle yükseldiği, fiyatların başasağı gittiği bir devirde, gerekli tedbirlerin tam aksine olarak, buhranın kuvvetini fazlalaştıracak yollarda yürünmüştür.

Müstahsil kolunun takati, aksine tedbirlerle yok edilmiştir. Eğer bugün mesut bir hâdise olarak istihsal bolluğuna sahip isek, bu. yerinde aldığı­mız tedbirlerin neticesidir. Plânlı ve plânsız iktisadın farkını burada gör­mek mümkündür.

Onlar. 120 milyon liraya bir Meclis binası, 95 milyon liraya Ankarada bir Tıp Fakültesi vapmak istiyorlardı. Halbuki bu paralarla iki muazzam ba­raj inşa edilebilir, yüz binlerce dönüm sulanır, bol ve ucuz enerji ile İzmir ve Adana bölgeleri sanayiin fışkırdığı yerler olurdu. Allah, bugün, De­mokrat Partiye bunların ne derecelerde mümkün olduğunu ispat etmek imkânını vermektedir. Hele bu sene, bunların birçoğunu gözlerimizle göreceğiz.

Çeyrek asırda uğraşa uğraşa dört, beş şeker fabrikası kurdular, bunlar­la övünüyorlar, biz 11 tanesini kuruyoruz. Bu fabrikalar hem şeker is­tihlâkimizi karşılayacak, hem de bu vatanın evlâtlarını gıdasızlığın, şekersizliğin verdiği hastalıklardan kurtaracaktır.

Bu memleketin her tarafı imara muhtaçtır. Bütün memleketi yeni baştan inşa etmemiz icap ediyor. Bunun için namütenahi ton da çimento lâzım­dır.  1955 senesinde  bu sahadaki ihtiyacımız  dört milyon  ton  olacaktır.

Onlar acaba hangi plâna dayanarak bu memleketin çimento istihsalini, 300 - 400 bin ton arasında tuttular? Biz bunu bir hamlede üç misline çıkardık. Bu sene 11 yeni çimento fabrikası ile ihtiyacımız olan 4 milyon tonun büyük bir kısmını elde edeceğiz.

Demiryollarımız, ayni malzeme ile bugün eskiye nazaran üç misli nakli­yat yapıyor. Yolların yanıbaşında limanlarımızı da yapmaktayız. 400 bin. tondan fazla zahire ihracı mümkün değildir, diyenlere üç milyon tonun. nasıl ihraç edildiğini göstereceğiz.

Türkiyenin en yakın bir âtide imar faaliyetleri bakımından nerelere va­racağım bilemiyen, kestiremiyen insanlar, lüzumu kadar mühendis de ye­tiştirmem işlerdir. Daha fazla iş vereceğiz, mühendis bulamıyoruz. Proje­leri bitiremiyoruz. O kadar ki eğer mümkün olsa mühendis ithal edeceğîz.  Plânlı bir surette hareket olunarak 34 sene sonraki ihtiyaçların. birbirini itmam eden bir kül halinde gözönünde tutulması ve ona göre tedbirler  alınması  lâzım  gelirken,  bu  yapılmamıştır.  Eğer yapılmış  ol­saydı, bu üç sene içinde çok daha.büyük inkişaflar kaydederdik.»

Başvekil Adnan Menderes bunu müteakip, dış ticaretimizin tıkanmış ol­duğu iddialarını cevaplandırmıştır.

«Dış ticaretimizi, demiştir, bize 2 milyon 400 bin tonda teslim ettiler. Bu­gün ise dış ticaretimiz geçen senenin 1 Temmuzundan bu senenin 30 Ha­ziranına kadar 5 milyon varmış olacaktır. Tıkanıklık acaba bu mudur? Asıl Övünülecek nokta ihracatımızın   yükselmesidir. 1950 de 900 bin ton olan ihracatımız bugün iki milyon 700 bin tonu, yani üç mislini geçmiş­tir. Bu rakamlar en ziyade hücum ettikleri noktalarda bizim ne kadar kuvvetli olduğumuzu açıkça gösterir. Önümüzdeki sene,  sadece  zahire olarak üç milyona yakın ihracat  yapacağız. İthalâtla ihracatın umumi hesabı, 78 milyon ton arasında kapanacaktır.

Memleketimiz şimdiye kadar dünya çapında iktisadî bir kuvvet olmaya başlamıştır. Bu sebeple, 'yabancı memleketler şimdi piyasalarını bize aç­mak gayreti içindedirler.))

Başvekil, istihsalin yalnız ziraatte değil, fakat her şubede ayni azametli ilerlemeler kaydetmekte olduğunu söylemiş, daha evvelki çimento ve şeker misallerine ilâve olarak pamuklu mensucat yapımının 266 bin iğ­den 461 bine çıktığını, bu sene sonunda 553 bine yükseleceğini bildirmiş1 ve sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Halk Partisi Genel İdare Kurulunun raporunda dikkat edilmesi gereken bir nokta da bir tek rakamı ihtiva etmemesidir. Halbuki iktisadî meseleler üzerinde yalnız  farkla konuşulmaz. Rakamsızlığa sebep olarak da ra­kamları kendilerinin bilemiyeceğini ve bunların iktidarın elinde bulundu­ğunu gösteriyorlar. Bu kafiyen doğru değildir. Kendileri de rakamları. hükümet kadar Öğrenebilecek vaziyettedirler. Her istediklerini sözlü ve yazılı sorularla elde edebilirler. Kaldı ki istedikleri zaman bir sözlü soru münasebetiyle olduğu gibi bir bankanın kasalarına kadar nüfuz ederek gizli kalması lâzım gelen rakamları dahi alabilirler. Fakat burada, mes­netsiz iddialarını tevsik icap edince, rakamlar elimizde yoktur, diyorlar.

Bu rakamlar alâkalı bültenlerde mevcuttur. Ayrıca ecnebi neşriyatta da. vardır. Fakat rakam verirlerse iddiaları kendiliğinden çürüyecektir.»

Başvekil, bahis mevzuu raporda memleketimizde vaziyetin bir devalüas­yona gitmek mukadder imiş gibi gösterilmek istendiğine dikkati çekmiş,. para fiatının düşürülmesinin asla bahis mevzuu olmadığını bir kere daha kat'iyetle ifade etmiş, «vatandaşlar hükümetin bu teminatı altındadırlar. Bu yüzden asla zarara uğramıyacaklardır» demiş ve bunu müteakip mu­azzam diye vasıflandırılan dış açık bahsine geçmiştir.

«Açığımız vardır, fakat muazzam değildir, demiştir. Bu açık, onların dev­ri için belki bir azamet arzederdi, bugünkü kudret içine bu açık çok küçük kalmıştır. Filhakika bütçemiz 2.300 milyondadır. Mevduat yekûn;. 300 milyondan 2 milyarı geçmiştir. İthalât ve ihracatımız 8 milyon tona doğru seyretmektedir. Bütün bu genişlemeler içinde, aleyhteki rakam­ların nisbetleri düşmekte, ehemmiyetleri azalmaktadır. Borç için, 500 milyon diyorlar. Hakikatte bunun yarısı bile değildir. Bir dakika için onların iddia ettikleri 500 milyon rakamını kabul dahi etsek, yalnız za­hireden bu sene memlekete 1 milyar lira gelecektir. Dünün takatsiz Türkiyesi için bir azamet arzeden rakamların, bugün altından kolayca kal­kabilecek takattayız. Takatimizi aşan bir raddeye de hiç bir zaman gidil­memiştir. Memleketin iktisadî cihazlanmasına harcanan paralar çarçur edilmemiştir ki endişe edelim. Memlekete yarını inşa edecek malzemeyi soktuk. Sokmakta da devam edeceğiz. Bunların her biri yarın verimleri­ni ortaya koyunca, bizi bir sürü döviz sarfiyatından kurtaracaktır. Meselâ bir çimento fabrikasının 'bir senelik istihsali hemen hemen tekmil kuru­luş bedeline tekabül etmektedir. Bir tek Adana barajı, İzmir bölgesinde yerden fabrikalar kışkırtacaktır. On sene sonra bu memleketin çehresini tanımak imkânsız olacaktır.»

Başvekil, yapılmakta olan enerji santralları hakkında da izahat vermiş elektriğin icadından 1950 senesine kadar bu memlekette kurulmuş bütün tesislerin bir milyar kilovat saatine mukabil şimdi yapılmakta olan ba­rajlardan ve ucuz olmak şartiyle bir milyar kilovat saat elde edileceğini. bu sene ele alınacaklardan da ayrıca bir milyar kilovat saat daha kaza­nılacağını ve böylece dört senelik bir devre içinde elektrik enerjisi taka­tinin üç misline çıkacağını söylemiş ve demiştir ki:

«Bütün bunlar elbette para ister Kongrelerde Türk milleti, ihmaller ve ıstıraplar içinde bulunduğunu söyliyerek birçok şeyler istiyor ve istekle­rinde de haklıdır. Bu isteklere ihtiyatkâr denen bir politika ile cevap ver­mek, yatırımlar yapmamak imkânsızdır. Bu milletin 27 senesi işte böyle ihtiyatkârlıklarla heder olup gitmiştir. Biz, iktisadiyatı bambaşka bir zih­niyetle ele almış bulunuyoruz.»

Başvekil hayat pahalılığı hakkındaki iddiaları da rakamlarla cevaplan­dırmıştır. «Hayat pahalılığı, demiştir, iki şekilde, ya rakam ve endeks ya­hut da geçim darlığı zaviyelerinden mütalâa edilebilir. Her hangi bir mânada alınırsa alınsın bu hususta hiçbir rakam vermemektedirler. O halde rakamları biz verelim :

Konjonktür dairesinin  geçim  endeksine göre,  1948 de yüz  olan rakam 1949 da 110 a, 1953 Nisan ayında 111 e çıkmıştır.

Milletlerarası para fonunun eşya fiat endekslerine nazaran da rakamlar şunlar diır1:

1950    Ocak - Haziran vasatisi yüz olduğuna göre, 1953 Şubat ayında Avus­turya 150 Belçika 129, Fransa 137, Almanya 123, İngiltere 133, Yunanis­tan 126, Kanada 123, Amerika 111. dünya vasatisi 123, Türkiye 109 dur.

Görülüyor ki memleketimiz dünya vasatisinin de, Birleşik Amerika rakamının da dunundadır.

Geçim darlığına gelince, asla bahis mevzuu değildir. Geçim darlığı, ikti­sadî bünyenin takatsizliğinden gelir. Millî gelir yüzde 40 nisbetinde art­mıştır. Bütçemiz, yükselmektedir. Hazine gelirleri, bir sene evveline na­zaran günde bir milyona yakın bir artış gösteriyor. İhracatımız üç misli­ne çıkmıştır. Bankalardaki mevduat iki milyarı çoktan geçmiştir. Bu umumî manzara bir takatsizlik manzarası mıdır?

Memlekette işsizliğin arttığını da söylüyorlar. Sizlere sorarım tarlaları­nızda çalıştıracak işçiyi kolay bulabiliyor musunuz? .Bir işçinin gündeliği 5 - 6 liradır. Seçme işçi gündeliği ise 8 liraya kadar yükseliyor.

Çiftçinin fazla geliri tuza ve akaryakıta gidiyor, diyorlar. Yine sizlerden soruyorum. Geçiminizde eskiye nazaran iyiye doğru çok bariz bir fark yok mudur?

Bir kısım sabit ve dar gelirli vatandaşlar vardır, vaziyet onlar için biraz kötüdür, deseler kendilerine bir dereceye kadar hak vermek lâzım gele­cekti. Fakat bunu kat'iyetle ilân ediyorum ki büyük halk kütlelerinin geçim seviyesi bakımından, Türkiyeye, oldum olası, bugünkü gibi bir derece hiç bir zaman müyesser olmuş değildir. Ve, bu, ancak bir başlan­gıçtır. Kısa bir zamanda en ileri garp memleketlerinden hiç bir farkımız kalmıyacaktır.»

Başvekil Adnan Menderes, nutkunda bütçe mevzuuna da temas etmiş, tasarruflu hareket etmiyorsunuz, iddiasını cevaplandırmıştır.

«İktidara geçer geçmez vergilerde 254 milyonluk bir indirme yaptık. 140 milyonluk yeni vergi koyduk. Aradaki fark, mükellef lehine 150 küsur milyondur. O zamandanberi hazine gelirlerinde kaydedilen ve Mayıs ayı İçinde geçen seneden bu seneye ayda 23 milyon lira fazlaya baliğ olan inkişaflar, bu indirmelere rağmen, sırf verim hacminin genişlemesiyle elde edilmiştir.

Biz, masrafları kendiliğimizden arttı diyoruz. Hazine gelirleri artmakta ve bunun neticesinde devlet bütçesi büyümekte, biz de bu artış ve büyü­yüş nisbetinde halkımızın ihtiyaçlarını görmekteyiz. Bütçemiz önümüz­deki sene iki buçuk milyara çıkacak, masraflarımız da ona göre ayar­lanacaktır.

Bütçe artışının yanı başında iktisadî ve malî türlü tedbirlerimiz de var­dır. Halkımızın çok büyük olan yatırım arzuları da akıllara hayret verici derecelerdedir. Bu nisbetler içinde ordumuzu takviye etmek, Milletlera­rası sahada devletin itibarını arttırmak çok kolay olacaktır. Muazzam bir orduyu kendi takatimizle ayakta tutabileceğiz. Bunu. herkes böyle bil­mektedir. Ne muazzam bir kudret olarak inkişaf etmekte olduğumuzu dost ve düşman görmekte, fakat ne yazık ki, bazı arkadaşlarımız ve kar­deşlerimiz bu parlak istikbalimizi şu muzlum manzara ile gölgelemek is­temektedirler.»

Başvekil yeniden bahis mevzuu edilen altın ve döviz stoku meselesi hak­kında bir kere daha açık izahat vermiştir :

«Evvelce altın ve döviz biriktirilmiş değildir. 1939 da hiç mevcut değil­di. İkinci dünya harbi senelerinde dış ticaretin üç yüz milyon lira civa­rına düşerek altın ve döviz toplanmıştı. Bu, övünülecek bir keyfiyet de­ğildir. Eğer 1939 senesine kadar ehemmiyetli miktarda altın ve döviz teraküm etmiş olsaydı o zaman belki bununla övünmek mümkün olurdu. Halbuki 1939 daki stok, yirmi milyonu dahi bulmuyordu. Demek oluyor ki sonradan vukua gelen teraküm, iradî değildir, harp senelerinin zoru ile ortaya gelmiştir. Hakikî ve bünyevî bir teraküm olsaydı, 1945 ten 1950 ye kadar da bu stokların erimemesi icap ederdi. Fakat hakikat şudur ki. 1945 ten azamî had olarak 736 milyona çıkan bu stoktan 516 milyonu, 1950 senesine kadar kendileri tarafından eritilmiş, yeni iktidara ancak 216 mil­yon kalmıştır. 1945 ten 1950 senesine kadar 516 milyona mukabil hiç bir müşahhas eser ortaya konmamıştır. 1950 den bu yana ise, 216 milyonla pek çok verimli iş yapılmıştır.

Başvekil Adnan Menderes ayrıca tedavüldeki para hacminden de bah­setmiş ve demiştir ki:

«Tedavüldeki paranın 800 milyondan 1.200 milyona çıktığını söylüyorlar.

Bu artış, pek tabiidir. Para, bir tedavül vasıtası olmuştur. Memleketimi­zin bugünkü mesut inkişafı içinde, Türk iktisadiyatının 800 milyonla çev­rilmesi gayri mümkün olmuştur.

Kredileri zorluyorsunuz diyorlar, bilâkis bizi istihsal kredilerini arttırma yolunda yürümeğe sevkeden ortada mevcut geniş imkânlardır. Halkımı­zın bankalardaki mevduatı 800 milyondan 2.044    milyona    yükselmiştir.

Bunlar, elbette kullanılacaktır. Biz de işte bu imkânları kullanıyoruz.

Bütün iktisadî sahalarda istihsal artar, millî gelir fazlalaşır, iş hacmi yük­selirken, tedavüldeki paranın ayni kalmasına imkân yoktur. Beş sene sonra, tedavüldeki para miktarı iki milyarı çoktan geçmiş olacaktır. Te­davüldeki para miktarı hacmi ile iş hacmi, birbirleriyle sıkı münasebet halindedir. Tedavüldeki ârtış iş hacminin genişlemesinden gelmekte, yi­ne tekrar iş hacminin genişlemesine yardım etmektedir. Ve bu, övünü­lecek bir hâdise teşkil eder.»

Başvekil, ziraî kredilerin zorlanması ve gelişi güzel tevzii iddialarına ce­vap vermiştir. «Hepiniz demiştir, bankadan ihtiyacınız nisbetinde para alıyorsunuz. Sizler, kredi suiistimalini hiç gördünüz mü? Kredi tevziinde farklı muamele yoktur. Bankalarımız bugün eskisine nazaran kıyaslanamıyacak derecede büyük kredi vermek imkânlarını elde etmiş bulun­maktadırlar.

Kredi tevziinin son derece sağlam esaslar içinde yapıldığını kabul etmek lâzım gelir. Türk köylüsü 1952 senesi içinde alıp ödemesi gereken meblâğın yüzde 98,83 ünü ödemiştir. Eğer her hangi bir suiistimal olsaydı, açılan kredilerin bu nisbetlerde istirdadı kabil olur mu idi? Onların za­manındaki 300 milyonluk ikrazattan yüzde 80 tahsilat yapmak kolaydır. Fakat bir milyardan yüzde 98,83 tahsilatın da ayrı bir mânası vardır. Bu nisbetlerdeki tahsilat, kredinin en iyi bir şekilde kullanılmakta olduğunu gösterir. Hakikat böyle iken, kredi suiistimali yapılıyor, iddia ve iftira­sında bulunmak, bu memleket ekonomisine hizmet mânasını taşımaz.»

Başvekil Adnan Menderes, iktisadî ve malî mevzular etrafındaki geniş izahatını şu sözlerle bitirmiştir":

«İstihsalimiz, istihlâkimiz her sahada üç misli artmaktadır. Süratle ge­lişen sağlam bir iktisadî bünyenin bütün arazı ortadadır.

Sosyal yardım işlerimiz

Yazan : M. F. Fenik

5 Haziran 1953 tarihli Zaferden:

Sağlık Vekâletinin asıl ismi «Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâleti» dir. Fakat şimdiye kadar bu Vekâlette «Sağlık» işleri yürümüş, «Sosyal yardım» bir tarafta kalmıştır. Tıpkı yapışık doğan iki kardeşten birinin neşvünümâ bul­ması, diğerinin de dumura uğrayıp ku­ruması gibi.

Ama sosyal yardım mühim bir dâva­dır; ve sağlık işlerinin 'bir bakımdan da mütemmimidir. O halde, bunları yukarıdaki teşbihte olduğu gibi, biri gelişen, diğeri kuruyan iki yapışık kardeş halinden çıkarıp birbirleriyle ahenkli ve muvazi surette yürütmek gerektir.

Sağlık müesseselerinden bazı vatandaş­lar kısmen şifa bularak çıkabilirler; bunları cemiyet içinde kendi yapabile­cekleri işlerde kullanmak zarureti var­dır. Meselâ veremliler bu cümledendir.

Bu gibi hastalar her vazifeyi alamaz­lar; onlar almıya kalksalar da. istenen sağlık raporları veremlilerin çalıştırılmamasını âmirdir. Fakat bunlar hasta-hanelerde yatamıyacak derecede iyileşmişler, ama cemiyet içinde her işe giremiyecek kadar hasta iseler ne yapa­caklardır? Cemiyetin tardettiği bir fert olarak sürünecekler ve tekrar hasta­lıkları nüksederek ölüme mahkûm bir halde mi bırakılacaklardır? O halde bunları hayatı kazanma imkânlarına intibak ettirmek cemiyetin bir vazife­sidir.

Diğer taraftan körler, sağırlar, dilsiz­ler, çolaklar ve topallar vardır. Bun­lar ya doğuştan malûldürler; veyahut sonradan bir ârîza veyahut bir kaza ne­ticesinde bu hale giriftar olmuşlardır.

1945 sayımına göre,    memleketteki bu gibi malûllerin sayısı 138,126 ya yük­selmiştir. Bunlar ne olacaklardır? Ha­yatlarım kendi imkânlarına göre kazanamıyacaklar mıdır? Yoksa bugünkü cemiyetin sırtında bir yük olarak mı kalacaklardır?

Memleketteki dilencilikle mücadele bir dâvadır. Fakat bu dâva, bunları topla­makla değil, ancak bu gibi vatandaşla­ra kendilerinin yapabilecekleri işleri teminle kabildir.

Ankara'daki Sağır, Dilsiz ve Körler Mektebi istisna edilirse, Türkiye'de bu gibi vatandaşların halleriyle alâkalı hiç bir teşkilât mevcut değildir.

Halbuki, bir çok Avrupa memleketle­rinde sosyal yardım dâvası esaslı bir şekilde ele alınmış ve bu iş çoktan hal yoluna konmuştur. İngiltere'yi gezdi­ğimiz zaman, bir şehirde körlere mah­sus hususî atölyeler vücude getirilmiş olduğunu görmüştük. Bu atölyelerde körler, pek âlâ ellerinin mahareti sayesinde, dokuma işlerinde, hasır örgü­sü işlerinde çalışıyorlar, hayatlarını pek güzel kazanıyorlardı.

Çünkü İngiltere'de, Sağlık Vekâletinin yanında, Maarif Vekâleti ve Ma­hallî İdareler de bu gibi tesislerin vü­cude getirilmesinde önayak olmuşlar ve masrafların yüzde ellisini devlet üzerine almıştır.

Almanya'da İkinci Cihan Harbinden, evvel bütün sakatların yüzde ellisi sa­nat ve mesleklerde çalışıp hayatlarını kazanabilir bir hale getirilmiştir.

Her yerde, her cins sakatların yapabi­lecekleri işler mevcuttur. Hele sunî el ve ayak imalindeki .teknik ilerleme sa­hasındaki teknik ilerleme sayesinde bir­çok insanlar hayata âdeta yeniden doğ­muşlardır.

Şimdi memnunlukla Öğreniyoruz ki, Sağlık ve, Sosyal Yardım Vekâleti, sa­yın Ekrem Hayri Üstündağ'ın büyük alâkası  savesinde bu işi ehemmiyetle ele almıştır. Sağlık dâvasının yanında sosyal yardım dâvası da beraber yürü­tülecektir. Dün bu maksatla Vekâlette alâkalı Bakanlıkların, dernek ve te­şekküller temsilcilerinin iştirakiyle bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantı ile malûllerin, veremlilerin hayata yeni­den intibak etmelerini temin için ilk mühim adım atılmıştır. Çok yakında bu çalışmaların meşkûr neticelerini gö­receğimizden eminiz. Bu sene bütçeye bu iş için 500 bin lira ayrılmıştır. Ger­çi bu rakam hiç bir şey ifade etmiyecek derecede küçüktür. Ama ciddî bir başlangıçtır. Hiç şüphe etmiyoruz ki, dâvanın ehemmiyeti bütün vüsat ve gümuliyle anlaşıldığı ve umumî efkâra İzah edildiği takdirde, derhal bu mev­zuda 'geniş ve süratli ilerlemeler kay­dedilecektir.

Türk milleti faziletlidir, müşfiktir, merhametlidir. Bu insanî hislerle be­raber devlet teşkilâtı elele verecek olursa elbette çok iyi neticeler alınacak­tır.

Bizim kanaatimizce Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı .eski devirlerde ken­di teşkilâtı ve kendi bünyesi içinde ma­lûl (bırakılmış olan bir çalışma sahasını hayata intibak ettirmekle bizzat kendisinden işe başlamıştır. Bu, sayın Ekrem. Hayri Üstündağ' ın, bu dâvaya karşı gösdermiş olduğu büyük alâka, bu mev­zuun da behemehal hal yoluna girece­ği hakkında 'bize şimdiden en geniş teminatı vermektedir.

Dost Yunan Ricali Ankara'da

Yazan : M. Faik Fenik

17 Haziran 1953 tarihli Zafer'den:

Dost Yunanistan'ın değerli Başvekili Mareşal Papagos, refakatinde Dışişleri Vekili Stefanopulos ve Devlet Bakanı Sfanios olduğu halde bugün Ankara'ya muvasalat edecektir. Aziz misafirleri­mizi hürmetle selâmlarız.

Bu ziyaret hiç şüphe yok ki, tâ Ata­türk zamanında temelleri atılmış olan ve İkinci Cihan Harbinden sonra bil­hassa gelişen dostluğu bir 'kat daha takviye edecektir. Son seneler arasın­da çok yakın temaslar olmuştur. Başvekilimiz Adnan Menderes ve Dışişleri Vekilimiz Fuat Köprülü' nün Yunanis­tan'a seyahatleri Orta Şark barışının tarsini bakımından çok mühim netice­ler vermiştir. Bilâhare Yunan Majes­te Kral ve Kraliçesinin Türkiye'yi zi­yaretleri ve Cumhurreisimiz Celâl Bayar' ın bu zivareti iade etmesi, iki memleketin birbirine daha çok yaklaşma­sını temin etmiştir. Şimdi Mareşal Papagos'la beraber Dışişleri Vekili Ste­fanopulos gibi iki mühim şahsiyet Tür­kiye'ye gelmiş bulunmaktadır.

Mareşal Papagos 1951 seçimlerinden sonra, Yunanistan'da istikrarlı bir hü­kümet kurmıya muvaffak olarak memleketini huzur ve sükûna kavuşturan, aynı zamanda komşulariyle en iyi mü­nasebetler kurmakta büyük hizmetleri geçen değerli bir devlet adamıdır.

Senelerce orduda vazife görmüş, Baş kumandanlık yapmış ve nihayet Mare­şallik payesine yükselmiş ve Yunan milletinin derin itimadını kazanmış­tır.

Bu kıratta devlet adamlarının Anka­ra'da Türk ricali ile yapacakları temas­ların Orta Şark barışını temin (bakı­mından çok iyi neticeler vereceği mu­hakkaktır. Bu ziyaretin, Türkiye, Yu­goslavya ve Yunanistan Genelkurmay temsilcilerinin, son dostluk ve işbirliği anlaşması gereğince, müşterek bir te­cavüz (karşısında müşterek müdafaa mevzuundaki görüşmelerinden sonra­ya rastlaması bilhassa ehemmiyetle kaydedilmiye değer.

Diğer taraftan Sovyetler Birliği Bal­kanlarda büyük bir sulh taarruzuna girişmiştir: Türkiye'ye bir nota vererek Sark vilâyetlerimizi ve Boğazlarda üs istemekten vazgeçtiğini bildirmiştir. Yugoslavya ile normal dostluk müna­sebetleri kurmak için teşebbüse giriş­miştir. Yunanistan'la bir dostluk pak­tı imzalamak arzusunda olduğuna da­ir haberler intişar etmektedir. Böyle bir vaziyette bütün Balkan siyasetinin. bir defa daha Ankara'da gözden geçi­rilmesi hiç şüphesiz çok zamanında ve yerinde bir hareket olacaktır.

Hiç şüphe yok ki, gerek Yunanistan, gerek Türkiye herhangi bir tecavüz ihtimalini asla gözden uzak tutmıyacaklar, ve müdafaa tedbirlerini aslâ gevşetmiveceklerdir. Ama elbette son va­ziyeti hep beraber mütalâa etmekte yi­ne barışın kuvvetlenmesi bakımından büyük faydalar hasıl olacaktır.

Şurası dikkate şayandır ki, Sovyetler Birliği Balkanlara karşı sulh taarruzu­nu, Yunanistan, Yugoslavya ve Tür­kiye arasında imzalanan dostluk ve iş­birliği anlaşmasından sonra yapmıştır.

Demek ki Balkanlardaki bu tesanüd cephesi karşısında veya politikasını samimî bir şekilde değiştirmek, veya­hut da bu cephenin kuvvetini böyle bir hava ile yumuşatmak ihtiyacını duy­muştur. Her iki ihtimalin dahi iyiden iyiye tetkik edilmesi muhakkak ki bir zarurettir.

Mareşal Papagos daha Yunanistan'dan ayrılmadan evvel, gazetelere verdiği beyanatta, Moskova'nın son sulh taar­ruzu karşısında Nato üyesi bulunan bütün devletlerin müşterek bir siya­set gütmeleri fikrinde olduğunu söyliyerek, siyasî realitelere ne kadar ehemmiyet verdiğini isbat etmiş bulunmaktadır. Türkiye ve Yunanistan'ın bu ba­kımdan da Nato üyesi bulunan devlet­lerle birlikte takip edecekleri hareket tarzı elbette tetkike değer bir keyfi­yettir.

Diğer taraftan Orta Doğu meseleleri vardır ki bu iş henüz dağınık bir hal­dedir. Türkiye ve Yunanistan Akdeniz barışının kilit taşları olduğu için bu meselelerin de umumî dünya mesele­leri içinde gözden geçirilmesi tabiîdir.

Görülüyor ki, Türkiye ile Yunanistan arasındaki münasebetlerin ve dostlu­ğun hudutları çok geniştir. Ve Ankara müzakereleri bu dostluğun tarsini ile beraber ayrıca dünya barışma da hiz­met edecektir.

Mc. Ghee giderken

Yazan : Kasım Gülek

20 Haziran 1353 tarihli Ulus'tan:

Evvelisi gün memleketine dönmek üze­re Ankara'dan ayrılan Amerika Birle­şik Devletlerinin Türkiye Büyükelçisi George McGhee hem burada güzel hatıralar bırakmış, hem de buradan Türk­lerin Amerika'ya ve kendi şahsına olan en yakın dostluk duygularını berabe­rinde götürmüştür.

Uzun yıllardanberi tanıdığım yakın bir arkadaşım hakkında söyliyecek içli söz­lerim bulunduğunu tahmin etmek güç değildir. Tâ mektep sıralarında zekâ ve kaabiliyetini göstermiş olan bu Türk dostu, büyük İngiliz devlet adamı Rhodes'in tesis ettiği ve en kabiliyetli ta­lebelere hasreylediği burslardan birini kazanarak tahsilini İngiltere'de tamamlamıştı.

İngiltere'de Oxford Üniversitesini bir jeolog olarak tamamladıktan pek az sonra, daha otuz yaşını bulmadan mil­yoner olmuş ve ondan sonra da kendi memleketi olan Teksas'da kaabiliyet ve liyakat sahibi öğrencilerin yetişme­lerini sağlıyacak burslar da tesis et­miştir.

Amerika'da en kaabiliyetli insanlar devlet hizmetinden ziyade iş hayatına rağbet edegelmişlerdir. İş hayatında başarılar kazanmış şahsiyetlerin devlet hayatına girmesi pek âdet değildi. Böy­le liyakatlere resmî vazifeler vermek geleneği ilk defa Roosvelt zamanında başlamış, buna daha sonra Truman ve Eisenhower devrinde de devam olun­muştur. İşte evvelki gün Ankara'dan anayurduna dönen Mc Ghee bu suret­le kendisine resmî bir görev verilmiş Amerikan liyakatlerinden birisi idi. Böylece kendisi, kazanmakta hiç güç­lük çekmediği paraya devlet hizmetini üstün tutmuş seçkin bir adamdır.

Amerika Dışişleri Bakanlığında Bakan Yardımcılığına kadar yükselen Mc Ghee, Türkiye Büyükelçiliğine gelme­den Yakın ve Ortadoğu işleriyle yakın­dan ilgilenmiş olduğundan burada Bü­yükelçilik vazifesine başladığı zaman bu bölgelerdeki ülkelerle memleketi­miz arasında mukayese yapmak ve ona göre çalışmak imkân ve yetkisine malik bulunuyordu.

Bu sayede elçi olmadan evvel sekiz de­fa memleketimize gelmiş olan Mc Ghee Türkiye'yi kolayca anlayıp sevmiş, Türklere de kendisini sevdirmiş, aynı zamanda milletimizin kendi memleket ve milletine karşı zaten beslediği sev­giyi artırmağa büyük hizmetler etmeğe muvaffak olmuştur.

Birtakımı milletlerin tarihlerinde ben­zerlikler vardır. Wasbington'un Baş­komutanlığında bir istiklâl savaşı ya­parak onu bakaran Amerikalılarla Ata­türk'ün liderliği altında bir istiklâl sa­vaşını, bir inkılâbı başaran Türkiye arasındaki benzerliği iki millet de, iki milletin tarihi de bilir. Bunu derinden derine sezerek bu yakınlık ve dostluğu kısa bir zamanda kuvvetlendiren Mc Ghee gibi bir şahsiyeti buradan ayrıldıktan sonra biz, anayurduna dön­dükten sonra da Amerikalı dostlarımız bir kat daha takdir edeceklerdir.

Dostluğu en yüksek duygu diye bellemiş olan Türkiye'de samimiyet ko­lay anlaşılır ve değerlendirilir. Bunu takdir etmiş olan her hangi bir temsil­ciyi de biz hiçbir zaman bir yabancı saymayız; ona gönlümüzde yer veririz. İşte Mc Ghee Türkiye'deki görevinden ayrılırken gönlümüzde onun için duy­duğumuz duygular bu.kaynaktan ge­liyor.

Mc Ghee'nin büyük yardımcısı olan eşi beş çocuk annesi olmasına rağmen müstesna güzelliği, sadeliği ve Ameri­ka'nın en iyi giyinen on bayanından birisi olarak şöhret kazanmış zarafeti ile Amerika kadınlığının timsali idi. Onun da aydın Türk kadınları arasın­da bıraktığı şirin hatırayı burada ha­tırlamak ve hatırlatmaktan kendimizi alamayız.

Kendisinin Amerika'da politika'ya gireceğini Ümit ediyoruz. Bu aynı za­manda bir temennimizdir. Çünkü bu İktidar ve liyakattaki şahsiyetlerin bu sahada başaracakları muvaffakiyetler hem dost memleket., hem de bütün hür milletler için. büyük kazanç olacaktır.

Onun bundan sonra da dostu olduğu bu memlekette göreceğimizi ümit ve te­menni ediyoruz. Bir dostumuz yurdu­muzdan ayrılırken, Amerika'yı ve Tür­kiye'yi bayraklarında gökyüzünden almış yıldızlar taşıyan iki ülke olarak da birbirine yakın ve en yüce mânasiyle dost bulduğumuzu kaydedelim.

Bir eski arkadaşımı uğurlamak maksadiyle kaleme aldığım bu yazının iki büyük milletin dostluğunu belirten cümlelerle  bezenmesinden bahtiyarım.

Mc Ghee'nin geliştirdiği Türk - Ame­rikan dostluğunun ondan sonra gelen­ler tarafından da yürütüleceğine emin oluşum Türkçe duyguların en yerinde olanlarından birisidir.

C. H. P. nin mesuliyetleri

Yazan: A. E. YALMAN

21 Haziran 1953 tarihli Vatan'dan:

Önümüzdeki pazartesi günü Cumhuri­yet Halk Partisi kurultayı Ankarada çalışmalarına başlıyacak. Bu kurultay­da ne gibi bir renk belireceğini, ne tarzda bir ruhla milletin karsısına çı­kılacağını merakla, hattâ yürek çar­pıntısı ile beklememek imkânsız... Çünkü C. H. P.' 1954 seçimlerinin arifesinde siyasî sahneye çıkacak, yolu­nu tayin edecek ilk parti olacaktır. Parti münasebetleri ve memleket dâ­vaları bakımından tutacağı istikamet, Demokrat Partinin gidişi üzerinde esaslı tesirler gösterecektir. Ele avuca sığmaz bir fertçiler partisi olan .ve mensupları kolay kolay aynı müsbet kazanda kaynayamıyan Millet Partisi bile bu tesiri az, çok duyacaktır.

Eğer Halk Partisi ortaya vekarlı, şe­refli, itidalli bir vatanseverliğin örne­ğini koyarsa; siyasî mukadderatımızın yakın istikbalde iyiye doğru gitmesin­de şerefli bir payı olacaktır. Vaziyete vatanî bakımdan hâkim olmak müm­kün olamazsa, kısa vadeli politika ih­tirasları memleketin esaslı dâvalarını unutturursa mücadeleyi bir kör döğüşü haline düşürmeğe meyledenler ağır basarsa; C. H. P. kurultayını takip edecek Millet Partisi kongresinde itidal ve terakki ve inkılâp âşıklarının başa­rı elde etmesi ihtimalleri azalacak, De­mokrat Parti liderlerinin, kendi partileri içindeki müfritlere: «Dur, otur» demeleri güçleşecektir. O takdirde mil­letimizin mukadderatına hâkim kal­ması, 1950 de elde edilen demokrasi zaferini kökleştirmesi, elimizdeki hu­dutsuz fırsat ve imkânların milletin hayrına olarak sür'atle inkişaf ettiril­mesi ümitleri zaafa uğrayacaktır.

Kendimizi aldatmıyalım: Diğer vatan­daşlardan fazla bilgi ve tecrübe ni­metleri elde eden, buna mukabil istikllisle karşı mes'uliyetler yüklenen bir münevver zümre olarak yapmak zo­runda olduğumuz işler ağırdır. Ayrı ayrı partilere veya müstakiller muhit­lerine dağılan bu münevverler, müş­terek gayelerini gözden kaybedip bir birleriyle çatışmağa girişecek olurlar­sa, ortalığa kolayca karanlık basabi­lir. Nitekim bu tehlikeyi bir aralık ge­çirdik de...

Bugün memleketin nice köşesinde hü­kümet nüfuzu hâlâ kurulmamıştır. Parti teşkilâtı, mahallî nüfuz sahiple­rinin elindeki bir maskeden ibarettir. Mütegallibe zümresinin keyfine göre iş görmiyen namuslu, dürüst memurun tezvir ve iftira voliyle maruz bulun­duğu işkenceler hudutsuzdur. Bu züm­re, hakikatte politika yoliyle hükümet nüfuzunu çalıyor, fakat bunu hükümet otoritesini felce uğratmak için kullanı­yor. Bütün gayesi halkı cehalet içinde bırakmak, iradesine rametmek, onun­la hükümet arasında bir nevi ajan hiz­metini görmektir.

150   seneden beri   yolumuzu  kesen yo­baz  mütegallibe blokuna bugün haricî  ajanlar, gizliden gizliye sokulu­yorlar, türlü türlü adlar altındaki yeraltı teşkilâtiyle vatan sevgisinin ve akıl nurunun haricinde bir karanlık âlem yaratıyorlar. Saf ve temiz hisle­ri  istismara uğrayan halkın kısmen basireti bağlanıyor, Moskof ajanının  kokusunu uzaktan uzağa almağa alış­tığı  halde yobaz  kılıklı  ajana kapılıyor İnkılâp ve terakki fikrine, kadim vatandaşın hürriyet ve haysiyetine karşı bir çok vilâyetlerde 'mevcut bas­kı, gün geçtikçe artıyor. Politika kör-dövüşüne kapılacak olursak, nice emeğm mahsulü olan neticelerin top­tan heba olması, eski usullerle menfa­at ve nüfus arayan tufeylilerin ve açık­gözlerin; kördövüşü halindeki münev­verlerin başı üstünden aşarak, Türkiyeyi medeniyet âleminden ayrı düşür­meğe muvaffak olmaları veya münev­verleri hürriyeti ve terakkiyi bir defa daha şiddet yoliyle müdafaaya mec­bur etmeleri tehlikesi vardır. Moskovadan gelen baskı gevşememiş, her zamandan ziyade artmıştır.

Tehlike var diye murakabe ve tenkid vazifelerinden ve parti mücadelelerin­den vazgeçecek değiliz. Fakat münev­verler sıfatiyle elele bekçilik etmeğe mecbur olduğumuz sahalarla serbest münakaşa ve tenkidin memleket hesa­bına verimli olacağı işleri birbirinden sıkı bir surette ayırmağa mecburuz. Gelecek seçime şuurlu bir münevver­ler paktiyle girmek, memleket için za­rarlı olacak silâhların siyasî sahalar­da kullanılmasını önlemiş, siyasî ha­yatımıza muvazene ve emniyet sokma­ğı hep birden düşünmek lâzımdır.

Şimdiden görülen manzaraya bakılır­sa müfritlerin ve ihtiras sahiplerinin faaliyet hazırlıklarına rağmen C. H. P. ufuklarında iyi ihtimaller ağır bas­maktadır. Yarınki yazımızda bu ihti­malleri daha yakından gözden geçire­ceğiz.

4 Haziran 1953

   Atina:

Türk ve Yunan filoları dün akşam Faler limanından ayrılmışlardır.

Filolar merkezî Ege denizi ile İzmir sularında müşterek manevralarının ikinci safhasına devam edeceklerdir.

 Londra:

Başvekil Adnan Menderes ve Başve­kâlet Müsteşarı ile birlikte memleke­tini Kraliçe Elizabeth'in taç giyme tö­reninde temsil etmiş olan Dışişleri Ve­kili Profesör Fuat Köprülü, bu sabah İngiltere Dışişleri Vekâletine giderek Devlet Vekili Selwyn Lloyd'a bir ne­zaket  ziyaretinde bulunmuştur.

   Londra:

Londra'da bulunan Türkiye Başvekili . Adnan Menderes ile Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü bu akşam Kraliçe ' Elizabeth tarafından verilecek ziya­fette hazır bulunacaklardır .

Türk Devlet adamlarının pazar günü Ankara'ya müteveccihen Londra'dan ayrılacakları tahmin edilmektedir.

 Londra:

Büyükelçimiz Hüseyin Ragıp Baydur, taç giyme töreni münasebetiyle bura­ya gelmiş bulunan Başvekilimiz Ad­nan Menderes'in riyasetindeki heyeti­miz şerefine bu gün elçilikte bir öğle yemeği vermiştir. Bu yemekte Başvekilimiz Adnan Menderes, Dışişleri Ve­kilimiz Prof. Fuat Köprülü, Başvekâ­let Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Dışleri Vekâleti İkinci Daire Umum Müdürü Orhan Eralp, Yaver Yüzbaşı Muzaffer Ersü. Dışişleri Vekâleti Hu­susi Kalem Müdürü Sadi Eldem, he­yetimiz mihmandarları ve elçiliğimiz mensupları  hazır  bulunmuşlardır.

    Paris:

Fransız hükümetinin davetlisi olarak Paris'e gelen Türk gazetecileri, bu akşam Dışişleri Vekâletinde Georges Bitflault tarafından verilen kabulde hazır bulunmuşlardır. Bu Kabule Büyükel­çi Numan Menemeneloğlu ile Fransa Türkiye cemiyeti başkanı M. Hernite de iştirak etmişlerdir.

Haziran ortalarına kadar burada kala­cak olan gazeteciler şerefine dün ak­şam, Fransız diplomatik basın cemi­yeti bir ziyafet vermiştir. Dışişleri Ve­kâleti istihbarat ve basın servisi şefi Jacques Baeyens yemekte hazır bu­lunmuştur.

 Londra:

Başvekilimiz Adnan Menderes bu gün saat 14 te, beraberlerinde Dışişleri Ve­kilimiz Prof. Fuat Köprülü, Başvekâ­let Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Ya­ver Yüzbaşı Muzaffer Ersü ve mih­mandarları olduğu halde Armstrong uçak fabrikalarına giderek, tesisleri gezmişler ve ilgililerden izahat almış­lardır.

 Londra:

İngiltere Kraliçesi Majeste İkinci Eli­zabeth taç giyme töreninde hazır bu­lunan heyet başkanları şerefine Buckingham sarayında bir ziyafet ver­miştir.

İngiliz hanedan mensupları île Sir Vinston Ohurchill'in de iştirak ettiği bu ziyafette Başvekilimiz Adnan Menderes te hazır bulunmuştur.

5 Haziran 1953

 Yeni Delhi:

Türkiye ile Hindistan arasındaki tica­ret anlaşması bugün Hindistan Tica­ret ve Sanayi Vekâeletî Umumi Kâti­bi Bhottalingam ile Türkiye Büyükel­çisi Numan Tahir Seyman tarafların­dan   imzalanmıştır.

Anlaşmaya göre, iki hükümet, memle­ketlerinde yürürlükte bulunan mev­zuat, ile azamî nispette mütenasip mahivette olarak karşılıklı ithal ve ihraç lisansları verecekler ve ayrıca iki memleket arasında ticaret münasebet­lerini artmasını teşvik eyleyecekler­dir. Türkiye'den Hindistan'a ihraç edi­lecek  maddeler, anlaşma gereğince.

İngiltere, kendisine mazide buğday sa­tan başka memleketlerden buğday satın almak için evvelden teahhüdata girişmiş olduğundan Türkiye'den buğ­day ithal edememiştir. Lâkin yeni bey­nelmilel buğday anlaşmasını imzala­madığı için geçen ay hububat ithalâtı hususunda tekrar serbestliğe kavuşan İngiliz tüccarları şimdi nereden ister­lerse buğday satın almakta tamamen serbesttirler. Hiç şüphesiz istikbalde Türkiye bu tüccarları kendisine celbedecektir. Esasen son seneler zarfında bir kaç Türkiye emtiasını en çok satın alan İngiltere olmuştur. Meselâ bir Tür­kiye'den diğer herhangi bir memlekete nazaran daha fazla kuru üzüm kuru incir ve tiftik satın almaktayız. Bütün ithalâtımız da. çok artmıştır. 1952 de satın aldığımız tütün ilk dünya har­binden evvelkine nazaran hemen he­men iki misli idi.

Pek tabii Türkiye'nin İngiltere'ye ih­racatını çok daha fazla arttırmasına imkân vardır. Türk tüccarları tahdida­tın hiç mesa'besine düştüğü ve hüsnü­niyet sahibi olan İngiliz piyasalarında başkaları ile rekabet edecekler ve Türkiye'de İngiliz tüccarlarının taibi oldukları esaslar üzerinde faaliyet gös­tereceklerdir. Son zamanlarda alman ve satılan mallar arasında bir muva­zenesizlik olduğu doğrudur. Bu, harp sonrası için olağan bir hadisedir. İkimemleket arasındaki işbirliğinin art­mış olması sebebiyle bir ümid ediyo­ruz ki, memleketlerimiz arasındaki ti­carî münasebetler bu memleketlerin refahına da yardım edecektir.

12 Haziran 1953

 Paris:

Fransız Cum'hurreisi Mr. Vincent Auriol dün Elysee sarayında Pariste bu­lunan Türk gazeteciler heyetini kabul etmiştir. Cumhurreisi birer birer ga­zetecilerle tanıştıktan sonra kısa bir nutukla kendilerine hitap etmiş ve Türkiye ile Fransa arasındaki ananevi dostluktan bahsederek ezcümle şun­ları söylemiştir:

Pariste bulunduğunuzu haber aldım, ve bir müddet evvel hükümetinizin şahsiyetlerini kabul ettiğim burada sizleri de kabul etmeği arzu ettim.

Şimali Afrikada kısa 'bir dolaşmadan sonra Parise geldiniz. Burada çok şey­ler göreceksiniz ve Fransanın yapmış olduğu ve yapmakta devam ettiği gay­retler hakkında bir fikir edineceksi­niz. Şunu unutmamalı ki; Fransa fe­lâketlere uğramış bir memlekettir. Birbirini takip eden bu felâketlere rağ­men ondaki yükselme gayreti eksilmiş değildir. Anavatanda bu gayretin ne­ticeleri ile karşılaşacaksınız. Şimali Afrikada ise elde ettiğimiz neticeleri müşahede etmek fırsatını bulmuşsunuzdur. Bu memleketlerdeki gayreti­miz oralarda bilhassa demokraside ni­zamı tesise matuf bulunuyor. Bunu da başarmak kolay olmuyor. Cumhurrei­si bundan sonra Fransanın bütün memleketlerle sulhu tesis gayretinde bir­leştiğini tebarüz ettirmiş ve kadehini Türkiyenin yükselmesi ve sulhun teessüsü şerefine kaldırmıştır. Yarım saat süren kabul sırasında Cumhurrei­si gazetecilerle Fransayı ve Şimali Afrikayı alâkadar eden muhtelif mesele­ler hakkında görüşmüş ve onlara Ope­ra ve Comedie Française'deki lokalle­rini tahsis etmek nezaketini göstermiş­tir.

15 Haziran 1953

 Lefkoşe:

Kıbrıs'taki Türk Cemiyetleri Federas­yonu dün burada büyük bir miting tertip ederek, Kıbrıs'ta vazife görmek­te olan Türk öğretmenlerinin mukave­lelerini yenilemek hususunda hüküme­tin verdiği menfi kararı protesto et­miştir. Kıbrıs resmî gazetelerinde bu hafta içinde,. münhal bulunan 24 Öğretmenliğin tercihan İngiliz tabiye tin­deki Kıbrıslı Türklere verildiği bildi­rilmişti. Bu arada İngiliz Sömürgeler Vekâleti Müsteşarı ile Kıbrıs Valisi Sir Andrew Wright'a telgraflar gönde­rilerek Türk öğretmenlerinin Kıbrısta bırakılması istenmiş ve Türk okul­ları için teftiş komitelerinin kurulma­sı protesto edilmiştir.

24 Haziran 1953

 Londra:

Devlet Vekili Sehvyn Lloyd bugün Avam Kamarasında verdiği demeçte, imzacı bütün devletlerin rızası olma­dan Montreux mukavelesinin gözden .geçirilmesinin bahis mevzuu olamıyacağını söylemiştir.

işçi mebuslardan Arthur Henderson mukavele hakkında İngiltere'nin Tür­kiye'ye ne gibi resmî bir müracaatta bulunduğunu sormuş devlet vekili bu hususta hiçbir temas olmamıştır» cevabını vermiştir. Bunun üzerine, işçi me­bus şu suali sormuştur: «Bu, mukave­le hakkında görüşmek üzere Rus Notasını aldığındanberi Türkiye'den bu hu­susta hiçbir malûmat alınmadığı ma­nasına mı geliyor? Akid devletlerin rızası olmadan mukavelede değişiklik yapılamıyacağı İngiltere hükümetinin görüşü müdür?» devlet vekili bu su­allere «diğer akidler razı olmadığı tak­dirde Montreux mukavelesinin yeni­mden gözden geçirilmesinin bahis mev­zuu olamıyacağını kabul ediyorum» diye cevap vermiştir.

30 Haziran 1953

 Cenevre:

Birkaç senedenberi ziraî istihsalde ve bilhassa ziraatın makineleşmesi saye­sinde muazzam bir artış kaydedilmiş­tir. Filhakika, 1950 yılında Türk ziraati yuvarlak rakam olarak ancak , 5000 traktör kullanmaktaydı. 1952 yılı sonunda bu rakam 35.000 e yüksel­miştir. İki senede, ekilen toprakların mesahası 1S50 senesine nazaran yüzde 28 nispetinde artırılmıştır. Ekilen topraklar mesahasının bu artışının ne­ticesi olarak, hububat istihsali İki se­lede 7.700.000 tondan 12. 290.000 tona çıkmıştır. Bundan dolayı Türkiye hu­bubat ihraç eden bir memleket olmuş ve bu sahada beşinciliği almıştır. Tür­kiye nüfusundan büyük bir kısmının ziraatla geçindiği hatırlanacak olursa, Türkiye'nin ziraî gelişmesine niçin bu kadar ehemmiyet verdiği anlaşılır.

istihsalin  bu   artışına  muvazi  olarak,

toprağı olmayan köylülere toprak da­ğıtımı politikası Üç senedenberi bilhas­sa hızlandırılmış ve bu politika ziraî istihsalin terakkisine geniş mikyasta yardım etmiştir.

Sınaî sahada istihsal muazzam bir ar­tış kaydetmektedir. Bu artış bilhassa şeker, mensucat, çimento, kömür, de­mir ve çelik, bakır ve krom istihsalin­de ve elektrik enerjisinin gelişmesin­de mühimdir. Köylülerin alım kabili­yetinin artması sınaî gelişmeye büyük ölçüde yardım etmişe benzer.

Sınaî gelişme resmî ve hususî yatırım­ların   gelişmesiyle  atbaşı  gitmektedir.

Üç senede, âmme yatırımları 317 mil­yondan 670 milyon Türk lirasına çık­mıştır. Bu tutarın büyük bir kısmı su­lama işlerine, toprakların islâh ve tev­ziine, elektrik enerjisi istihsalinin ge­lişmesine ve yeni yolların inşasına tahsis edilmiştir. Hususî yatırımlarda da buna benzer bir artış kaydedilmek­tedir.

Her sosyal politikanın hakikî olmak için sağlam bir ekonomik temele sa­hip bulunması gerektiğine kanaat ge­tiren Türkiye, bu suretle, salim bir ekonomi yaratmağa ve idame etmeğe çalışmaktadır. Türkiye, ekonomik kal­kınması yolunda sarfettiği gayretlere muvazi olarak, sosyal sahada da git­tikçe daha aşikâr bir mesai sarfetmektedir. Sosyal politikanın kaydettiği îlerleme hakkında size bir fikir ver­mek için ancak bir kaç misal vermek­le iktifa edeceğim: Bu senenin başından beri 1936 tarihli iş kanunu ile sos­yal sigortalar hakkındaki kanunların tatbik sahası çok genişletilmiştir. İş ve işçi bulma servisi hâlen faaliyetle­rini küçümsemiyecek bir ölçüde zira­ata da teşmil etmektedir. Deniz iş ka­nunu tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisinin tetkikine arz edilmiştir. İş kanununun ve sosyal sigortaların ba­zı hükümlerini İslaha matuf kanun ta­sarıları parlâmentonun tasvibine su­nulmuş bulunmaktadır. Terakkinin ve sosyal hayatın esas faktörlerinden bi­ri olan sendikalizm çok süratle ge­lişmektedir. Filhakika, sendikaların ve sendikalarda üye olan işçilerin sa­yısı günden güne artmaktadır. Hâlen bir Genel Konfederasyon, müteaddit federasyon ve birlikler ve 250 den fazla işçi sendikası vardır, halbuki üç. se­ne evvel ancak 86 sendika vardı. Hü­kümetin, sendikaların memleketin ekonomik ve sosyal hayatına iştirak et­tiğini  görmekle bahtiyardır.

Şüphesiz, daha halledeceğimiz bir çok müşkül meseleler vardır. Gerek eko­nomik sahada gerekse sosyal sahada kaydedilen terakkilere rağmen, mem­leketimin daha bir çok ihtiyaçları vardır. Halkın hayat seviyesi yükselmelidir. Yeni barajlar, limanlar, işçi loj­manları inşası için sermaye ve muazzam bir çalışma ister. Bilhassa çalışma sahasında daha halledeceğimiz bir çok meseleler vardır. Fakat, Genel Müdü­rün pek haklı olarak işaret buyurduk­ları gibi, alışma sahasında sürat mu­vaffakiyetin başlıca kıstası değildir. Meselelerin mudilliği sürati bertaraf eder.»

4 Haziran 1953

 Londra:

Londra'dan geçmekte olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Hammarskjold bu sabah yaptığı bir basın top­lantısında, Kore mütareke müzakere­lerinin gizli olarak devamı lehinde bu­lunduğunu söylemiştir.

Başkan Eisenhower'ın Birleşmiş Mil­letlerde çalışan Amerikalıların sadaka­ti hakkında tahkikat yapmak üzere bir teşkilât kurulması yolundaki teklifi hususunda da genel sekreter şöyle de­miştir:

»Umumiyet itibariyle, bir şahsın Bir­leşmiş Milletler sekreterliği mensubu olması, onun kendi hükümetinin girişeceği takibattan masun kılınması için kâfi bir sebep teşkil etmez. Fakat bu şahsın genel sekreterlik mensubu ola­rak haiz olduğu haklar meselesi başka­dır. Filhakika bu sırada Birleşmiş Mil­letlerin menfaati için, Birleşmiş Mil­letler nizamnamesine istinaden, gayet objektif bir şekilde girişilmiş olan bir hareket bahis mevzuudur.»

Birleşmiş Avrupa meselesi hususunda Hammarskjold, bir federal Avrupa formülünün muvaffak olacağını zannet­mediğini söylemiştir.

Genel sekreter, bugün Londra'dan New York'daki vazifesi başına hareket edecektir.

5 Haziran 1953

 Birleşmiş Milletler (New~York):

Panumnjom'da yapılan son görüşme­lerdeki iki tarafın görüşlerinde bir ya­tkınlaşma müşahede edildiği ve bunun

pek yakında mütareke akdine imkân, verecek kadar bariz olduğu hakkında alman haberler Birleşmiş Milletler mahfillerinde bir iyimserlik havası ya­ratmıştır. Bununla beraber teşkilâtın sorumlu şahsiyetleri, bundan evvel uğ­ranılan hayal sukutunu hatırlayarak, mütarekeye imzalanmış nazariyle bak­mamak lâzım geldiğini belirtmektedir­ler.

Bu şahsiyetlerin işareti üzerinedir ki, yeni durum karşısında Güney Koreli­lerin reaksiyonu ile Amerikan kongresinde Cumhuriyetçi Parti sağ cenahı­nın tavrı büyük bir dikkatle takip edilmektedir. Umumî kanaat, Güney Ko­relilerin, Amerika'dan gerekli temina­tı aldıktan sonra son müttefik teklif­lerini kabul edecekleri merkezindedir. Sağ cenap Cumhuriyetçilerinin de, Baş­kan Eissnhower tarafından müttefikler namına ileri sürülen teklifleri reddet­meyecekleri zannedilmektedir. Şu ka­dar var ki. Washington'dan gelen iyi haberlere rağmen, mütareke müzakere­leri son bir güçlüğe uğrayacak olursa, son dakikada yapılması lâzım gelen bazı küçük ayarlamalar bahsinde sağ­cı Cumihuriyetçilerin bu kere daha sert ve uzlaşmaz bir tavır takınmalarından ve güçlük çıkarmalarından korkulmak­tadır.

16 Haziran 1953

 Birleşmiş Milletler :

Birleşmiş Milletlere yeni üyelerin alın­ması işini tetkikle görevli özel komis­yon bu meselenin halli hususunda ge­nel kurula arzedecek herhangi bir tav­siyede bulunamadan dağılmıştır. Ko­misyonda iki fikir belirmişse de her­hangi birini kabule imkân olamamış­tır: Güney Amerika devletleri Birleşmiş Milletler anayasasının yorumuna dayanan ye üyeliğe aday memleketin kabulü meselesinin güvenlik konseyi­nin vetosuna tâbi olmaması gayesini güden teklifler ileri sürmüşlerdir. Di­ğer bazı memleketler ve bu arada Mısır, Birleşmiş Milletlerin umumiliği prensibine istinaden mesele için siyasî bir hal çaresi bulunmasına taraftar olmuşlardır. Komisyonun raporu genel kurulun gelecek toplantısına arzedilecektir.

24 Haziran 1953

  Birleşmiş Milletler :

Mecburi işçilik üzerinde rapor hazır­lamakta olan Birleşmiş Milletler komi­tesi bugün neşrettiği bir tebliğde Sov­yet hükümetinden aşağıdaki muhtırayı aldığını bildirmiştir:

Birleşmiş Milletler nezdindeki Sovyet Rusya hey'eti Birleşmiş Milletler teş­kilâtına saygılarını sunar ve ilişikte 22 Kasım 1952 tarihinde göndermiş oldu­ğu dokümanları incelemeden geri gön­derdiğini bildirir. Buna sebep bahis mevzuu dokümanların Sovyet Birliği aleyhine yalanlar ihtiva etmiş olması­dır.

26 Haziran 1953

  Washington:

Birleşmiş Milletler anayasasının imzalanmasının sekizinci yıl dönümü mü­nasebetiyle, bugün bir nutuk söyleyen Cumhuriyetçi ayan üyesi Alexander Wiley, Birleşmiş Milletler teşkilâtının dünya meselelerinde hesaba katılma­sı gereken ve her gün biraz daha kuv­vetlenen bir varlık olduğunu belirt­miştir.

korkulu gerginlik devrelerinde ayakta kalabilmek ve hatta gelişmek suretiy­le büyük bir hayatiyet göstermiş oldu­ğunu hatırlattıktan sonra, İran'da, Yu­nanistan'da ve Kore'de, birçok fırsat­larla, tehlikeye irkilmeden karşı koya­bileceğini de isbat etmiş olduğunu ilâ­ve etmiştir.

 New-York:

Bugün Ottawa'da Lester Pearson ile Birleşmiş Milletler genel sekreteri Hammarskhjold arasında vaki müza­kereyi müteakip yayınlanan tebliğde, gerek mütareke imzalandığı takdirde, gerekse Kore'deki hâdiselerin cereya­nı bunu mazur gösterdiği takdirde Bir­leşmiş Milletler genel kurulunun top­lantıya çağırılması hususunda görüş teatileri yapıldığını belirtilmektedir.

Tebliğde, ilâve edildiğine göre bu hu­suslar herhangi 'bir şekilde karara va­rılmadığı bildir ilmektedir.

1 Haziran 1953

  Seul:

Bugün gayet yetkili bir kaynaktan açıklandığına göre, Birleşmiş Milletler komutanlığı, bir mütareke imzası ha­linde, Güney Kore komutanlarını Cumhurreisi Syngman Rhee tarafından cep­hedeki kuvvetler, hakkında alınması mümkün herhangi bir tek taraflı ka­rara uymamaya ikna için bütün nüfu­zunu kullanmaktadır. Aynı kaynaktan ilâve edildiğine göre, müttefikler ge­çenlerde gayri resmî bir şekilde yapı­lan tehditler karşısında çok endişeye düşmüşlerdir. Bu arada Güney Kore Cumhurreisinin 16 Güney Kore tüme­nine Kuzey istikametinde taarruza geç­melerini veya ellerinde tuttukları ve bütün cephe hattının üçte ikisine mü­savi olan kesimlerden geri çekilmele­rini emretmesinin mümkün olabilece­ği söylenmişti.

  Tokyo :

Güney Kore'deki sayfiye evinde olan Güney Kore Reisicumhuru Syngman Rhee Dışişleri Vekili ve karısının yar­dımı ile hazırladığı Kore mütarekesi buhranı ile alâkalı muhtırayı takdim etmek üzere bugün kabine erkânı ile mühim bir toplantı yapmıştır. Syng­man Rhee bu muhtırasında, vatanları­na dönmek istemiyen harp esirleri mevzuundaki son müttefik teklifinin 'geri alınmasını Birleşmiş Milletler ve Reisi­cumhur Eisenhower'den istemektedir.

                  Pusan :

Güney Kore Dışişleri Vekili bugün yap tığı basın toplantısında demiştir ki:

Yapılacak bir mütarekeden sonra harp esirlerine nezaret etmek üzere ge­lecek olan herhangi bir yabancı askerî birlik Kore'ye ancak harpetmek sure­tiyle girebilir. Harp esirlerinin müba­delesine nezaret etmesi düşünülen ta­rafsız milletler komisyonu çalışmaları­na iştirak edecek olan yabancı birlik­lerin Kore topraklarına girmesine mu­kavemet edeceğiz.»

Bahis konusu tarafsız milletler komis­yonunun İsveç, İsviçre, Çekoslovakya ve Polonya'dan müteşekkil olduğu sa­nılmaktadır.

Basın konferansında, Güney Kore 'hü­kümetinin, ehemmiyetli bir tebliği ya­kında bildireceği açıklanmıştır.

Diğer taraftan mütareke müzakerele­rine iştirak eden Güney Kore temsilci­si müttefik heyet başkanı general Harrison ile karargâhta yaptığı görüşme­den sonra dün gece dönmüştür.

Dün gece, Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee geç vakte kadar otura­rak Başkan Eisenhower'e gayet gizli bir vesikayı bizzat kendisi yazmıştır. Sanıldığına göre bu vesika, Birleşmiş Milletlerin mütareke tekliflerine dair­dir.

 Washington:

Güney Kore'nin, Kore mütarekesinde bir anlaşmağa varmağa mukabil bir askerî - iktisadî andlaşma talebinde bulunduğu rivayetleri dolaştığı bir sı­rada Cumhurreisi Eisenhower bugün millî güvenlik konseyi ile bir toplantı yapmıştır.

Bildirildiğine göre, Güney Kore Cum-hurreisi Syngman Rhee tekliflerini Eisenhower' e göndermiş bulunmaktadır. Syngman Rhee komünistlerin diğer bir istilaya girişmeleri halinde Amerikanın askerî yardımda bulunmasını, üstelik baştan başa harabeye dönmüş olan memleketin iktisadî yönden kalkınma­sı hususunda söz vermesini talep et­miştir.

Rhee, ayrıca mütareke akt ve harp esirleri mübadele edildikten sonra yaban­cı kıtaların Kuzey ve Güney Koreden birbiri peşi sıra çekilmelerini istemek­tedir.

4 Haziran 1953

  Tokyo :

Birleşmiş Milletler ve komünist müta­reke heyetleri dokuz günlük bir fasıla­dan sonra bu sabah saat 11 de tekrar Panmunjom'da toplanmışlardır. Ko­münistlerin son müttefik teklifine cevap vermeleri mevzubahis olan bugün­kü toplantı, mütareke görüşmelerinin mukadderatı bakımından mühim bir mahiyet arzediyordu. Cevap musibet ol­duğu takdirde en kısa zamanda Korede ateşin kesilmesi temin edilecek ak­si hâlde görüşmeler tam bir çıkmaza girmiş bulunacaktı.

Birleşmiş Milletler mütareke hey'etinde Güney. Kore delegesi olan general Choi bugünkü toplantıya da iştirak etmiştir. General Harrison'un başkanlığındaki Birleşmiş Milletler mütareke heyeti komünist heyeti ile bir saat 13 dakika süren müzakerelerden sonra müttefiklerin arzusu üzerine cumarte­si sabahı toplanmak üzere görüşmelere .ara verilmiştir.

Müttefikler müzakerelerin selâmeti ba­kımından görüşmeler hakkında çok ketim davranmaya karar vermiş olduk­ları için müttefik teklifine komünist­lerin ne gibi bir cevap verdikleri hak­kında bir ip ucu elde edilememiştir.

Güney Kore hükümeti, bir muhtıra neşrederek müttefikleri Kore'de sulhu temin etmek için Güney Kore menfaatterini çiğnemekle itham etmiştir. Güney Kore delegesinin bugünkü top­lantıya iştirak etmemesi son müttefik teklifini protesto gayesi iledir.

  Seul:

Güvenilir Güney Kore kaynaklarından bugün bildirildiğine göre, komünist de­legeleri bu sabah Panmunjom'daki gö­rüşmeler sırasında, Birleşmiş Milletle­rin mütareke akdi hususundaki son gizli plânlarına karşı ancak «talî derecede bazı itirazlarda bulunmuşlarda ve pek yakında bir mütarekenin akdi kuv­vetle muhtemeldir. Bununla beraber ayni çevrelerden, Cumhurreisi Rhee'nin bu mütarekeyi imzalamayı kabul edip etmiyeceği hususunda herhangi bir şey söylememektedir.

 Washington:

Kore'de mütareke için komünistlerin mukabil teklifleri birkaç saattenberi Başkan Eisenhower'in bürosunun üze­rinde bulunmaktadır ve bunlar Foster Dulles ile yakın mesai arkadaşlarına tebliğ 'edilmiştir. Bu teklifler gayet mahrem ise de, Kore'de mütarekeye varılması hususunda Amerikan idare­cilerinde büyük bir iyimserlik uyan­dırdığı muhakkaktır. Her ne olursa ol­sun, Çin Korelilerin Birleşmiş Millet­lerin tekliflerini kabul ettiklerine dair Kore'den gelen haberler ne Beyaz Sa­rayda ne de Dışişleri Vekâletinde kim­se tarafından yalanlanmamıştır.

Filhakika, inanılır kaynaklardan gelen haberlerde, komünistlerin Birleşmiş Milletler tekliflerinden ayrıldıkları ye­gâne noktanın bazı redaksiyon şekil­leri olduğu ve meselâ esirlerin istekle­ri üzerine iadeleri gibi esas meselele­rin bahis mevzu olmadığı bildirilmek­tedir.

5 Haziran 1953

 Washington:

Ayan üyesi Robert Taft, Kore'de bir mütareke aktedildiği takdirde sulhun tesisi zımnında nihaî kararların Bir­leşmiş Milletlere ait olması lâzım gel­diğini söylemiştir.

Ayan üyesi, Kore'de mütareke akdinin lüzumunu kabul etmekle beraber, son müttefik tekliflerinin tatminkâr olma­dığını belirtmiş, lâkin diğer taraftan, Birleşmiş Milletlerin daha sonra akde­dilecek siyasî konferanslara iştirak et­melerine müşkülât  çıkarmak  niyetinde olmadığını ilâve etmiştir.

Taft demiştir ki: «Sonunda yine bir beynelmilel sulh konferansına gidece­ğimizi zannediyorum. Mazide bu gibi konferanslar pek iyi neticeler verme­miştir. Bidayette ben bütün meselele­ri mütareke müzakerelerinde hallede­biliriz zannediyorum, fakat şimdi anla­şılıyor ki bir konferansa gitmek lâzımdır.

 Tokyo:

Kore'deki Birleşmiş Milletler başku­mandanı general Mark Clark, komü­nistlerin son Birleşmiş Milletler tekli­fine dün verdikleri cevap üzerine an­laşma ümitleri son derece artmış bulu­nan Kor.e mütarekesi hakkında Güney Kore Reisicumhuru Syngman Rhee ve yüksek askerî şahsiyetlerle görüşmek üzere bugün uçakla Seul'a gitmiştir.

Seul hava meydanında gazetecilerle' konuşan general demiştir ki:

«Mütareke görüşmeleri hakkında henüz kat'î birşey söylemiyeceğim. Reisicum­hur Syngman Rhee, Birleşmiş Millet­ler mütareke heyeti başkanı general Harrison ve sekizinci ordu kumanda­nı general Taylor üe görüşmelerde bu­lunmak üzere Seul'a geldim. Bu akşam Tokyo'ya döneceğimi zannediyorum.»

İnanılır kaynaklar, komünistlerin Bir­leşmiş Milletler teklifindeki başlıca meseleleri kabul ettiğini söylemekte­dirler. Üç seneden beri devam eden Ko­re harbi mevzuunda 23 aylık mütareke görüşmelerinin nihayet müsbet bir ne­ticeye bağlanacağı ihtimali son derece artmış bulunmaktadır.

Son Birleşmiş Milletler teklifi müşte­rek bir Kore mevzuunu ele almamış olduğu inin teklife muarız olan Güney Kore Reisicumhuru Syngman Rhee, protesto makamında görüşmeleri boy­kot etmişti. General Mark Clark'ın, Syngman Rhee ile bir anlaşmaya var­mak ve Reisicumhuru mütareke anlaş­masını kabule ikna etmek için Seul'a geldiği, yarınki mütareke heyetleri' toplantısında prensip anlaşmasına varıla­bileceği söylenmektedir. 

  Seul:

Mütareke müzakerelerine yarin, mahal­lî saatle 11 de devam olunacaktır.

Müşahitlerin düşüncesine göre, komü­nistlerin Birleşmiş Milletler tarafından verilen  son   teklifleri  kabul     etmeleri

muhtemeldir.

  Seul :

Başkan Syngman Rhee bugün, Panmunjon gizli müzakerelerinde mütte­fiklerce teklif olunan mütareke akdi­nin olduğu gibi kabul edilerek imza­lanacağını, zira buna Amerikalılar ta­rafından zorlanmış bulunduklarını be­yan etmiştir.

Başkan Rhee, memleketi halkı tarafın­dan Başkan Eisenhower'e hitabeden ve Amerikan askerlerine yurtlarına dön melerini ve Güney Koreli askerlere de memleketlerinin birliği uğrunda dö­vüşe devam etmelerini ihtiva eyleyen talebi yarın ilân edeceğini bildirmiş­tir.  

Başkan, «Halihazır mütareke akdinin imzalanması yalnız Korenin değil Amerika'mn da satılmış olduğunu ifade edecektir» demiş ve sözlerini, «Komü­nistlerin gayesi Koreyi yıkmaktır» di­ye bitirmiştir.

  Seul:

Korede Birleşmiş Milletler Başkomu­tanı General Mark Clark ile Güney Kore Cumhurbaşkanı Rhee bir müta­reke akdi karşısında Güney Korenin durumu üzerinde 45 dakika görüşmüş­lerdir.

General Clark'in bu ziyareti Korede mütareke ümitlerini kuvvetlendirmiş­tir.

Güney Korelilerin parolaları şu olmuş­tur: «Korenin birleşmesi veya ölüm ve memleket birleşmemiş bir halde kaldıkça yardım olmadıkça da harbe devam edeceklerini bildirmişlerdir.  

Dışişleri Vekili Pyung Tung bugün Reuter muhabirine mütarekenin yakın olduğunu söylemiştir. Vekil, Birleş­miş Milletlerin harbi bitirmek için Gü­ney Koreyi «sattığını» acı acı ifade et­miştir.

Cephede Çinliler bu sabah müttefik askerlerine yaptıkları radyo neşriyatında bir kaç gün kadar mütareke ak­dedileceğini söylemişlerdir.

6 Haziran 1953

 Washington:

Güney Kore Büyükelçiliği dün gece Washington'da bir tebliğ neşretmiştir. Bu tebliğde Başkan Syngman Rhee'nin bir beyanatı zikredilerek, Birleş­miş Milletler tarafından ileri sürülen mütareke tekliflerinin Güney Kore hü­kümetince kabul edilemez olduğu bil­dirilmektedir.

Bu tebliğ ile Başkan Rhee'nin cuma günü öğleden sonra Korede yaptığı beyanat arasındaki açık tenakuz hak­kında bir gazeteci büyük elçiden iza­hat istemiştir. Buna büyükelçi şu ce­vabı vermiştir: «Amerika bizim muka­bil tekliflerimizi kabul etmeyecek olursa, mütarekeyi imzalamıyacağız.»

Bahis mevzuu mukabil tekliflerin şun­lar olduğu anlaşılmıştır:

1     Birleşmiş Milletler ve Komünist kuvvetlerinin Koreden  ayni   zamanda çekilmeleri.

2     Kuvvetlerin çekilmesinden evvel Güney Kore ile Amerika arasında kar­şılıklı bir savunma paktının imzalan­ması .

 Washington:

Başkan Syngman Rhee'nin beyanatını esas olarak aldığı iddiasiyle cuma ak­şamı Güney Kore Büyükelçiliği tara­fından Washington'da yayınlanan tebliğin metni aşağıdadır:

«Birleşmiş Milletlerin teklifi hüküme­timizce sayanı kabul değildir. Bu iti­barla ve mukabil teklif olarak, Koreden Birleşmiş Milletler ve komünist kuvvetlerin ayni zamanda çekilmele­rini ileri sürüyoruz, şu şartla ki, bu çe­kilişten evvel Güney Kore Cumhuri­yeti ile Amerika arasında karşılıklı bir savunma paktı akdolunmalıdır.

Karşılıklı savunma paktı şu hükümleti ihtiva etmelidir:

1    Kore yarımadası bir devletin ve­ya devletlerin hücumuna uğradığı za­man   Amerika   otomatik   olarak Korenin yanında yer alacaktır.

2    Koreye silâh ve cephane verile­cektir.  Bu  teslimatın,  Kore cephesin­ de hizmet gören bütün Amerikan kuvvetlerinin  yerini   tutmağa   imkân  ve­recek  miktarda   olması  lâzımdır.

3    Amerikan hava. ve deniz kuvvet­leri, bizzat Kore kuvvetleri  tecavüzü defedecek halle gelinceye kadar, olduk­ları yerlerde kalacaklardır.

Bu teklifler kabul edilmediği takdirde Kore hükümeti savaşa devama kendi­sini mezun sayacaktır. Biz savaşın, mü­tareke veya sulh gibi geçici hal tarz­larına şayanı tercih olduğuna kani bu­lunuyoruz. Arzumuz  kabul edilirse bu savaşta müttefiklerimizi yanımız­da görmektir. Fakat öyle olmasa da, Güney Kore meseleyi kendi bildiği is­tikamette halledecektir. Her hal ve kârda Kore'nin ilânihaye iki bölünmüş vaziyetinin bize hayat hakkı ta­nımadığına kaniiz.

 Washington:

Kore'de mütareke akdi için Birleşmiş Milletler tarafından sunulan son tek­liflerin, Amerika'nın yerine getiremi-yeceği bazı şartların tahakkuku dışın­da kabul edilemiyeceğine dair Güney Kore hükümetince neşredilen tebliğ Wasıhington'da büyük bir heyecan uyandırmıştır. Resmî mahfillerin bu mevzuda sükûtu ihtiyar etmeleri de durumun gerginliğini arttırmaktadır. Dün gece geç vakit Washington'a ge­len haberlerde bildirildiğine göre, Ko­rede Başkan Rhee. General Mark Clark ve Amerika'nın Büyükelçisi arasında cereyan eden görüşme gayet hararet­li ve gürültülü olmuştur. Bu görüşme­de Başkan Rhee durumunu asla değiş­tirmemi? ve muhataplarının ileri sür­dükleri iddia ve delâile hiçbir bakım­dan hak vermemiştir. Emin bir kay­naktan haber alındığına göre, Başkan Rhiee, mütarekeden evvel, Güney Koore Amerikadan istediği karşılıklı gü­venlik paktının imzalanmasını temin edemediği takdirde, savaşa devam ede­ceğini bildirmiştir. Amerikalı müza­kereciler ise Rhee'ye bu istikamette bir teminat verecek durumda olmadıklarını söylemişlerdir. Esasen bizzat Amerikan idaresi de, dün olduğu gibi bugün de Birleşmiş Milletler çerçevesi dışında bir Asya memleketi ile her­hangi bir anlaşma imzalamaya, hazır değildir. Müzakerelerin bu noktaya takılıp kaldığı anlaşılmaktadır. Filha­kika, henüz resmen ifade edilmemiş olmakla beraber Eisenhower doktrini Truman doktrini gibi, Asya kıtası üzerinde herhangi bir taahhüde girme­meyi ve Filipinlerde Aluetien Adaları ile Okinava ve Japonyadan geçen ada­lar hattını müdafaa ile iktifayı âmir bulunmaktadır. Bununla beraber, Amerika'nın veya Birleşmiş Milletle­rin, mütareke aktedilince Koreyi ken­di mukadderatına terketmek niyetin­de olmadıklarının her halde Başkan Rhee tarafından idrâk edileceği hak­kında Washington resmî mahfillerin­de elan bir ümit vardır. 16 Güney Ko­re tümeninin memleketi müdafaa için silâh ve cephaneye ihtiyacı olduğu tes­lim edilmekte ve Amerika'nın bu mal­zemeyi temine hazır olduğundan şüphe edilmemektedir. Lâkin, pek uzak bir ihtimal olan büyük bir siyasî değişik­lik dışında, Amerika hükümetinin, Ko­re harbini tasfiye inin elinden gelen her şeyi yapacağı muhakkaktır. Eisenhower bu gayeyi daha seçim kampan­yasında işaret etmiş bulunmaktadır, ve iktidara geldiğindenberi. bunu dış siyasetinin bir numaralı hedefi haline getirmiştir.

  Tokyo:

Bugün 19 dakika devam eden gizli bir toplantıdan sonra komünistler, yarın sabaha kadar mütareke müzakelerine ara  verilmesini  istemişlerdir.

Kor.e hükümetinin selâhiyetli şahısları ve Başvekil Pyun Yung Tae, komü­nistlerin, Birleşmiş Milletler teklifle­rini prensip itibariyle kabul ettikleri­ni, fakat iki mesele üzerindeki görüş ayrılığının müzakereyi daha bir müd­det uzatacağını söylemiştir.

  Washington:

Bildirildiğine göre. Reisicumhur Eisenhower bugün ileri gelen siyasî ve as­keri yardımcılariyle yaptığı âni toplan­tıdan sonra, çok müsait bir safhaya girmiş olan Kore mütareke şartlarını kabul etmesini acilen Güney Kore Reisi­cumhuru Syngman Rhee'den istemiş­tir.

Güney Kore'nin mütareke görüşmele­rini boykot ederek harbe devam etmek üzerine Reisicumhur Eisenhower'in Syngman Rhee'ye bazı tekliflerde bu­lunduğu sanılmaktadır. Bugünkü top­lantı hakkında beyaz saray'dan resmî bir beyanat verilmemişse de resmî çev­reler Reisicumhur Eisenhow.er'in mü­tareke görüşmelerini desteklemesi için Syngman Rhee'yi iknaa çalıştığı ka­naatin de diri er.

 Washington:8

Ayan âzası Robert Taft bugün, Kore'­de aktolunacak mütarekenin askerî giderlerde Amerikaya senede iki milyar dolar tasarruf sağlıyacağını, fakat ni­haî barısın teessüsüne kadar Ameri­kan askerlerinin Kore'de kalmaları icaabedeceğini beyan ettikten sonra Amerika'nın İngiltere ile bir pasifik ittifakı yapması fikri üzerinde tekrar durmuştur.

Diğer taraftan, ayan âzasından Mackarthy. - Kore'de aktolunacak bir mü­tareke komünistlerin yeniden kuvvet­lenmelerine kadar sürecek olan geçici bir sükûndan ileri gidemez» demiş ve Rusların devamlı bir barış arzusunda, olduklarına inanların pek safça hare­ket etmiş olacaklarım ileri sürmüştür. Mac Carthy, sözlerini şöyle bitirmiş­tir: «Neticede ya komünistlerin veya bizim dünyamız yıkılacaktır.»

8 Haziran 1953

 Panmunjom:

General William Harrison. ile Kuzey Koreli General Namil, bugün uzun sü­ren bir öğle yemeği tatilinden sonra toplantı çadırına dönmüş ve saat ikide görüşmelere başlamışlardır.

Tatil esnasında erkânı harbîye subay­ları ile tercümanlar, komünistlere dön­mek istemiyen 48.000 komünist esiri dahil harp esirlerinin mukadderatını tayin edecek resmî anlaşmanın son retuşlarını yapmışlardır .

Saat 3.10 da, müzakerelere 14 dakika ara verilmiştir.

General Harrison bu arada, General Marc Clark'la telefonla görüşmüştür.

  Panmunjom:

Bugün burada öğrenildiğine göre, esir mübadelesi hakkında bir ihzari an­laşma, imzalanmıştır.

  Panmunjom:

Burada resmen bildirildiğine göre müt­tefik ve komünist müzakere hey'etleri, Kore'de mütareke afetinde son maniayı teşkil eden harp esirleri hakkında bir «ihzari anlaşmayı bugün imzalamış­lardır .

Birleşmiş Milletler resmî sözcüsü, mü­tareke yolunu şimdilik kapayan sadece idarî meselelerdir, demiştir. Kore'­de savaşlar, mütareke aktinden sonra 12  saat  zarfında  sona erecektir.

İmzalanan anlaşma., yurtlarına dönmek istemiyen bütün esirlerin tarafsız beş milletten teşkil edilecek bir komisyo­nun nezareti altına verilmesini derpiş, tarafların komisyon elinde bulunan esirlerden her 19.000 ninin yurtlarına dönmeye ikna için 7 temsilci gönder­mesini kabul etmektedir. Yine de yurtlarına dönmemekte israr edenlerin mukadderatı da mütarekeden sonra kurulacak bir siyasî konferansta belli olacaktır.

Birleşmiş Milletler sözcüsü gazetecile­re şu beyanatı vermiştir:

Birleşmiş Milletler Kumandanlığı, harp esirleri meselesinde komünistlerle bir anlaşmaya varmış ve bununla alâkalı şartlar, bugün öğleden sonra Panmunjom'da taraflarca imzalanmıştır.

Bu anlaşmanın bir mütareke anlaşması olmadığını hatırlatırım. Bu sadece harp esirleri meselesiyle alâkalı bir anlaşmadır. Görüşülecek daha bazı idarî mevzular kalmaktadır. Müteakip umumî toplantı yarın saat 11 de yapı­lacaktır.

  Washington:

Cumhurreisliği basın sekreteri James Haggertn bu sabah verdiği beyanatta, Kore'de  Panmunjom'da  esirlerin mübadelesi hakkında imzalanan «ihzarı anlaşmaya dair beyaz Saray'dan der­hâl herhangi bir mütalâada bulunulmıyacaktır, demiştir.

Diğer taraftan Dışişleri Vekâleti ileri gelen şahsiyetleri de, Birleşmiş Millet­ler Komutanlığından resmî rapor gel­meden hiç bir beyanatın verilmiyeceğini bildirmiş ve harbin üç senedenberi devam etmekte olduğuna işaretle, son haber harbin yakında sona erece­ğini gösteren ilk emin alâmetttir, mü­talâasını  ileri sürmüşlerdir.

  Washington:

Panmunjom'da esirlerin iadesi hakkın­da bir anlaşmanın imzalanmış olması mütarekenin akdine ve dolayısiyle savaşın son bulmasına en ciddî mâniler­den sonuncusunu da ortadan kaldır­mıştır. Bununla beraber. Amerikan siyasî mahfillerinde henüz halledilme­miş bazı meselelerin mevcudiyetine işaret edilmektedir. Bunlar arasında Güney ve Kuzey Kore arasında yeni hudut hattının çizilmesi meselesi de vardır, fakat herhalde mütareke anlaş­masının önümüzdeki dört beş gün içinde imzalanacağı umumiyetle kabul edilmektedir. Esirlerin mübadelesi hakkındaki anlaşmanın imzalandığına dair haber gelir gelmez gazeteciler be­yaz saraya müracaat etmişlerse de bu­radan bir yorum temin etmek müm­kün olmamıştır. Dışişleri Bakanlığın­da mahallî saatle sabahın 2.30 unda birçok pencereler elan aydınlıktı. Dı­şişleri Bakanı Fostsr Dulles'in Pan­munjom müzakerelerini dakikası da­kikasına takip etmekte olduğu öğrenil­miştir. Fakat burada da her türlü yo­rumdan kaçmılmakta yalnız çok mü­him bir meselenin halledilmiş olduğu, bununla beraber ateş kesilmesi için daha bir müddet beklemek lâzım gele­ceği söylenmektedir.

  Washington:

Güney Kore Büyükelçisi Yu Şan Yang Panmunjom'da esirlerin iadesi hakkında varılan anlaşma hakkında herhangi bir yorumda bulunmak iste­memiştir.

Diğer taraftan. Başkan Syngman Rhee nin  yakında  Washington'a   geleceğine dair dolaşan şayialar hakkında fikri sorulan Büyükelçi şimdiye kadar Baş­kanın böyle bir seyahata çıkması ihtimaline dair bir haber almamış ol­duğunu söylemiştir.

 Londra:

Daily Telegraph gazetesinin Washînigton muhabirine göre, mütareke anlaş­masının, esirlerin iadesiyle ilgili hü­kümler haricinde, Panmunjom'da ta­raflarca kabul edilmiş olan diğer yedi maddesi şunlardır:

1      Mütarekenin      imzalanmasından on iki saat sonra ateş kes emri verile­cektir.

2    Bugünkü cephe hattını takiben beş  kilometre genişliğinde silâhtan tecrit edilmiş bir şerit bölge ihdas edilecektir.

3    Ateş kes  emrinden sonra, taraf­lar kuvvetlerini bugünkü halinde mu­hafaza edeceklerdir.

4    Her iki taraf da, her ay 35.000 ki­şilik bir kuvveti değiştirebilecektir.

5    Her iki tarafın hatları gerisinde, tarafsız  müşahitler,   ateş  kes   emrinin devamı müddetince herhangi bir taar­ruz hazırlığı yapılmamasını temin maksadiyle teftişte bulunacaklardır.

6    Hatlar gerisinde, ve her iki sahil­de giriş serbest olan boş liman tayin edilecektir.

7    Mütarekeyi takip eden üç ay için­de bir siyasî konferans toplanarak de­vamlı bir sulhun tesisi ve bütün ya­bancı kuvvetlerin Kore'den geri alın­ması meselelerini müzakere edecektir.

 Ottowa:

Kanada Dışişleri Vekili ve Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi Reisi Lester Pearson, bugün burada verdiği be­yanatta, Kore sulhu imzalandığı tak­dirde asamble toplantıya çağrılacak­tır. Fakat gününü kestiremem, demiş­tir.

Asamblenin, toplantıda Uzak Doğu konferansına katılacakları tesbit ede­ceği ve görüşme tarih ve yerini seçeceği teferruatı, konferansa iştirak edenlerce hazırlanacak bir gündem tek­lifinde bulunacağı sanılmaktadır.

Tekrar toplanacak olan Asamblenin ilk karşılaşacağı meselenin komünist Çin'le Kuzey Kore'yi müzakerelere-davet keyfiyeti teşkil edeceğine mu­hakkak gözü ile bakılmakta, Sovyet Rusya ile peyklerinin böyle bir teklifi ileri süreceklerinden Şüphe edilme­mektedir.

Tahminlere bakılırsa, Asamble Çinli­lerle, Kuzey Korelilerin Uzak Doğu konferansına katılmalarına bir başlan­gıç olmak üzere belki de rey verme hakları bulunmaksızın, Asamble top­lantısına gelmelerini kabul edecektir.

Uzak Doğu konferansına seçilmeleri en muhtemel devlet olarak Amerika, Sovyet Rusya, İngiltere, Fransa, Hin­distan, Milliyetçi Çin, Komünist Çini, Güney ve Kuzey Kore hükümetleri i-ieri sürülmektedir.

Asamblenin, Kore'nin yeniden imar: kalkınması ve birleştirilmesini Birleş­miş Milletlerde Çin'in temsili, Formoza ve Çiyangkay Şek milliyetçi rejiminin istikbali, Hindicini harbi. belki de henüz bir sulh anlaşması im­zalamamış olan Japonya ile Sovyet Rusya arasındaki münasebetler meselelerini ihtiva eden bir gündem, teklif edeceği sanılmaktadır.

 Tokyo:

Bugün Pânmunjom'da imzalanan esir­lerin iadesi hakkındaki anlaşma: evve­lâ tarafların, memleketlerine dönmek isteyen esirleri derhal iade etmelerini derpiş etmektedir. Memleketlerine dönmek istemeyen esirler ise, üç ay müddet için, beş tarafsız memleket mümessillerinin teşkil edecekleri ko­misyona emanet edileceklerdir. Bu ta­rafsız komisyon içinde yalnız Hindis­tan, esir kamplarında nizamı sağla­mak için Kore'ye silâhlı kuvvet gön­derebilecektir.

Komünistler,   memleketlerine   dönmek istemeyen esirlere nasihatta bulunmak üzere bunlar nezdine delege göndere­bileceklerdir. Bu delegeler her bin esir inin en çok yedi kişi olabilir. Bu murahhaslar kendi ulaştırma vasıtala­rından ve kendilerine mahsus radyo­lardan faydalanabileceklerdir. Bu su­retle üç ay geçtikten sonra memleket­lerine dönmekte ısrar eden esirler hak­kında siyasî komisyonda bir karar ve­rilecektir. Bu tarihten sonra da bir ay içinde memlekete dönmek kararını vermemiş olan esirler bulundukları yerde serbest bırakılacaklardır.

Memleketlerine dönmek istemeyen esirlerle meşgul olan tarafsız komisyon kararlarını çoğunlukla alır. Hiçbir üyenin veto hakkı yoktur.

  Seul:

Syngman Rhee hükümetinin üyeleri bugün, millî meclis temsilcilerinin de katıldığı bir toplantı sonunda şu ka­rarları almıştır;

 Kore hükümeti ve milleti dost Bir­leşmiş Milletlere, sağladıkları yardım­
dan dolayı minnettarlığını bildirmek ve Kore'deki durumu izah etmek ister.

 Cumhurreisi Rhee'nin Kore mese­lesini halletmek ve gerekli izahatı ver­mek üzere bir an önce Başkan Eisenhower ile görüşmesi şayanı temennidir.

3    Halen Birledik Amerikada kurs­lara  katılan  150  kadar  Güney Koreli
subay derhal Kore'ye dönecektir.

4    Amerikaya gitmeleri    kararlaşan 15 generalin seyahati iptal edilecektir.

5    Birleşmiş Milletlerin elinde bulu­nan bütün komünist aleyhtarı harp esirleri derhal serbest bırakılmalıdır.

Diğer taraftan millî meclis Başkan Ve­kili Yoon Chi Yung'un bildirdiğine göre, halen Pusan'da toplanmakta olan Millî Meclis, hükümetle sıka bir te­ması muhafaza için birkaç güne ka­dar Seul'de çalışmalarına devam ede­cektir.

  Tokyo:

Cumihurreisi Syngman Rhee artık bir olup bitti ile karşılaştığından, birçok müşahitlerin kanaatince, mütareke şartlarının fiilen kabul ettiğini göste­ren bazı hareketlerde bulunmuştur. Bu arada  Rhee,  halkı  silâha  sarılıp  Kuzeye doğru yürümeye teşvik eden tahrikçi ilânları dün gece Seul duvarlarından toplattırmıştır. Bundan başka Reisicumhur, Güney Kore radyo istas­yonları vasıtasiyle, Başkan Eisenhower' in kendisine gönderdiği mesajı yayınlamıştır. Rhee, Amerikan kuv­vetleri önünde verdisi bir hitabede, Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin Korede kalacakları ümidini izhar etmiş­tir. Bu, Tokyo'da Amerikanın Güney Kore ile bir savunma paktı imza et­mek niyetinin teminatı olarak telâkki. edilmektedir.

Rhee ile Güney Kore liderleri, şüphe­siz Koreyi ikiye ayrılmış olarak bıra­kan bir mütarekeyi şiddetle takbih et­mektedirler. Bununla beraber bu şah­siyetler. Balkan Eisenhower' in mesa­jında açıkça bildirilen noktai nazarı da anlamaktadırlar. Rhee bugün birin­ci Amerikan kolordusu kuvvetlerine yaptığı ziyaret sırasında tertiplediği basın toplantısında mütareke şartları­nı kabule henüz karar vermediğini .bil­dirmiştir. Bu beyanat, ne de olsa, Rhee'nin şimdilik bu şartlara muhale­fete karar vermediğini ifade etmekte­dir. Seul'deki müşahitlerin ekserisinin kanaatince, Rhee kararı, mütareke res­men aktedildikten sonra, resmen bildirilecektir.

 Panmunjom:

Bugün burada, harp esirlerinin müba­delesi hakkında imzalanan anlaşma, şartlarına göre, İsveç, İsviçre, Polon­ya, Çekoslovakya ve Hindistan, taraf­sız devletlerden kurulacak esirleri yurtlarına iade komisyonuna birer âza tayinine davet edileceklerdir. Hin­distan münhasıran silâhlı kuvvetleri sağlayacak, komisyon reisi de Hindli olacaktır.

Yurtlarına dönmek istemeyen esirlere izahatta bulunmak için 90 gün müh­let ayrılmıştır. Bu arada siyasî konfe­rans aktedilerek memleketlerine dön­memekte israr eden esirlerin mukad­deratını 30 gün içinde tayin ve tesbite çalışacaktır.

Yurtlarına dönmeyen gönüllü bütün esirler, mütareke anlaşması yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay zar­fında memleketlerine dönebileceklerdir. Tarafsız komisyon Panmunjom bölgesinde kurulacaktır. Komisyona dahil Hindistan müstesna, tarafsız dev­letlerden her birine, elli kişiyi aşma­mak şartiyle müsavi sayıda bir kadro göndermeleri bildirilmiştir. Cenevre anlaşmasının 192 inci maddesi mucibince de Hindistan, icabında hakemlik edecektir. Hindli ve diğer tarafsız devletlerin silâhları «polis tipi» küçük si­lâhlara inhisar ettirilecektir. Esirlere, zor veya zor tehdidi kullanılmayacak­tır. Nezaret altında bulunan her 19.000 esire izahat vermekle mükellef temsil­cilerin adedi asgari 5 azami yediyi aş­mayacaktır.

İzahat ve mülakatlar., tarafsız komis­yonda üye devlet temsilcisiyle, ayrı­lan tarafın temsilcisinin huzurunda yapılacaktır.

Komisyon, siyasî konferansın yapıldı­ğı esnada harp esirlerinin nezaretine devam edecektir. Her iki taraf temsil­cilerine, komisyonun hareketlerini ta­kibe müsaade edilecek ve basın bütün faaliyetleri görüp, yazmakta serbest olacaktır. İzahatta bulunacak temsilci­ler telsizden faydalanacak ve Hindistan lüzumlu kızılhaç servislerini temin edecektir.

 Seul:

Cumhurreisi Syngman Rhee bugün Kore milletine hitabederek, Kore'deki müttefikleri tahrik edebilecek mahi­yette hasmane hareketlere girişmek­ten karınmaya davet etmiştir. Cumhurreisi bütün Kore polisine, mütare­ke müzakerelerine muhalefet izhar için yapılacak nümayişlere engel olma­sını emretmiştir. Rhee bilhassa bü­yükelçilikler ve yabancıların ikamet ettiği mahalleler civarında buna mâni olunmasını istemiştir.

Rhee, «Birleşmiş Milletler mütarekeyi kabul ettiği takdirde, Güney Kore'nin sonuna kadar dövüşmek» azmini teyit­le beraber, milletine, müttefiklerin hu­sumetini celbetmemek için, büyük bir îhtiyatkarlık tavsiye etmiş ve Birleş­miş Milletlerin, Güney Kore'nin en yardıma muhtaç olduğu sırada yardım­da bulunduğunu hatırlatmıştır.

Şimdiye kadar yabancılar aleyhine herhangi bir nümayiş yapılmamıştır.

 Ottowa:

Kanada Dışişleri Vekili Birleşmiş Mil­letler Genel Asamblesi Başkanı L. D. Pearson, harp esirleri mevzuunda va­rılan anlatmanın birkaç gün içinde mütarekenin imzalanmasını mümkün kılacağını söylemiştir.

Kore'de mütareke imzalanır imzalan­maz Pearson, Asya meseleleri hakkın­da beynelmilel mahiyette bir konfe­rans akdi için icab eden plânları ha­zırlanması hususunda Genel Asamble­yi toplantıya çağıracaktır.

9 Haziran 1953

  Seattle:

Kore'deki sekizinci ordunun eski ku­mandanı General Van Fleet, Kore'de bir mütareke akdi hususunda Birleş­miş Milletler tarafından ileri sürülen teklifleri tasvip ettiğini, bununla be­raber Çinlilerin mağlûp edilmesini ve Uzak-Doğu'da Amerika'nın presti­jinin yeniden tesisini» arzu eylediğini belirtmiştir. General Van Fleet, son zamanlarda husule gelen hâdiselerin, Stalin'in ölümünü müteakip komünist­lerin taktiğinde müşahade edilen de­ğişiklik de dahil, şahsî görüşlerini değiştirmesine sebep olduğunu belirtmiş­tir. General sözlerini bitirirken, Kore'­de bir mütareke ilânı için Başkan Eisenhower tarafından alman kararlan tamamiyle tasvip  ettiğini bildirmiştir.

  Seul:

Güney Kore hükümeti bugün, 29 ni­sanda Birleşmiş Milletler Kumandan­lığına verilmiş olan teklif metnini ya­yınlamıştır.

Panmunjom mütareke müzakereleri Güney Kore heyeti Başkanı General Choi Dok Shin tarafından Birleşmiş Milletler Başdelegesi General Harrison'a hitaben yazılmış bir mektup şek­lindeki bu metinde, Güney Kore'liler, mütareke tasarısına, Çin kuvvetlerinin Kore topraklarını terketmesini derpiş eden bir maddenin ilâvesini talep et­mekteydiler.

Birleşmiş   Milletler   Genel  Asamblesinin, komünist Çinlileri «müstevli» olarak tavsif etmiş olduğunu hatırlatan General Choi, yine mütareke aktine, Çin Pönüllülerinin Kore toprakların­dan askerî malzemelerini de beraber­lerinde götürerek çekilmelerini iste­miştir.

Bundan başka, General Choi, Kuzey Kore'de ihtiyat olarak tutulacak olan 4 komünist Çin tümeninin, Güney Ko­re halkı irin her zaman bir tehlike teşkil .edeceğine işaret etmiştir.

Yayınlanan tebliğ ile ilgili hiçbir yo­rum mevcut değildir.

   Pusan:

Güney Kore Millî Meclisi, Güney Ko­re birliklerini Kuzeyde Çin hududunu teşkil eden Yalu nehrine doğru sürme­ye hükümeti teşvik etmiştir.

Meclis, ateş kes emrini tatbik etmek üzere Koreye ayak basacak yabancı birliklere karşı hükümetîn almış oldu­ğu «icab ederse silâhla karşı koyma» kararını ittifakla tasvip   etmiştir.

Kuzeye dönmek istemeyen bütün Ko­reli esirlerin derhal serbest bırakılma­sı ve Çinli esirlerin Formoza'ya gön­derilmesi hususundaki hükümet tekli­fi takdirle karşılanmıştır.

   New-York:

Seoulden gelen son haberlere göre, Güney Kore Cumhurreisi Syngman Bhee, Kore mütarekesinin imzalan­masına mani olmak için Başkan Eisenhower'e son bir müracaatta buluna­caktır.

Bildirildiğine göre, Güney Kore yük­sek siyasî şahsiyetleri Syngman Rheeyi Washington'a gitmesi için tazyik et­mektedirler.

   Washington:

Amerikan diplomatik çevrelerinde, mütarekenin 5 günden önce imzalanmıyacağı belirtilmektedir. Panmunjora müzakerelerinin dün başlayan ikinci safhası hudut hattının tesbiti hakkındadır ve bunun çok nazik ol­ması ihtimali kuvvetlidir. Bu hat eski hudut  olan  38  inci  daireyi  Panmunjom seviyesinde kesecektir, batı cephesinde geçenlerde işgal edilen kilit mevkiler, her iki tarafça kıtaların iki. kilometre geri çekilmesiyle askerlik­ten tecrit edilmiş bölge içinde kala­caktır. Demek oluyor ki şimdiki cep­henin bu kısmında güçlük yoktur. Fa­kat komünistlerin, kabulü güç iddia­lar ileri sürdükleri bildirilen 38 inci dairenin kuzeyinde durum aynı değil­dir. Bununla beraber, resmî tebliğler­de, idarî olarak vasıflandırılan bu me­selenin, Amerikan diplomatik çevre­lerinin kanaatince, müzakerelerin me­sut neticesini ilânihaye geciktirmesi mümkün değildir. Mütarekenin imza­lanması resmî gösterilere yol açacakmıdır yoksa ateş kesilmesi hakkında, sadece basit bir tebliğ mi neşredilecek­tir. Bu hususlar henüz bilinmemekte­dir. Şurası muhakkak ki, memnuniyet­sizlikleri elan baki olan Güney Kore­lilere hürmeten hadise ihtiyatla tesit edilecektir.

 Londra:

Bugün Avam Kamarasında yapılan., müzakerelerde Başvekil Churchill'den 3 büyük devlet toplantısı hakkında bir beyanat verip vermiyeceği sorulmuş­tur.

Churchill, buna cevaben, yakın bir ge­lecekte Bermuda'da Birleşik Amerika, ve Fransa devlet adamlarıyla göreceğini tahmin ettiğini söylemiştir.

İngiliz Başvekili, Kore meselesine de temas ederek burada yakında tam bir mütarekeye varılacağını ifade ederek «artık Kore'de mütareke akdine mani olacak hiçbir engel ortaya çıkmama­lıdır, idarî bazı tedbirlerin de yakın­da ikmal edileceğine inanıyorum» de­miştir.

Churchill sözlerine şöyle devam et­miştir:

«Harp esirleri hakkında dün varılan, anlaşma, hiçbir esirin zorla memleke­tine iade edilmemesini sağlamalıdır.

Kore'de Birleşmiş Milletler Başkomu­tanı General Marc Clark ile müzakere heyeti Başkanı General Harrison'un karşılaştıkları müşkülâtın İngiltere'de lâyıkıyla takdir edilmediği kanaatin­deyim.»

Churcfhill, Güney Kore hükümetinin de eninde sonunda mütarekeye yana­şacağını  söylemiştir.

 Panmunjom :

Birleşmiş Milletler ve komünist müta­reke heyetleri bu sabah toplanarak, mütareke ile ilgili idarî meseleleri gö­rüşmeye- devam etmişlerdir.

Harp esirlerinin mübadelesi hususunda bir anlatmaya varıldığına dair dün ge­ce verilen haber, esas dâvayı hallet­miş ve ancak idarî meselelerin muallükta kaldığı anlaşılmıştı.

Bu meselelerden biri. her iki taraf or­duları arasında çizilecek hattır.

1952 senesi Ağustos ayında cereyan eden müzakerelerde, bu hattın Güney Kore lehine çizileceği hakkında bir an­laşmaya varılmıştı.

Heyetler bu sabah Greenwich ayariyle saat 02.00 da altıncı gizli toplantıla­rına başlamışlardır.

12 dakika süren müzakerelerden sonra toplantı yarın sabaha talik edilmiştir.

Toplantı komünistlerin teklifi üzerine talik edilmiştir.

Birleşmiş Milletler heyeti sözcüsü Al­bay Milton Kerr, toplantıların gizli olarak devam edip etmiyeceği hakkın­da gazetecilerin suallerini cevaplandır­maktan imtina etmiştir.

İrtibat subayları Greenwich ayariyle 11.30 da toplanacaklardır.

Seul:

Korede yapılması mutasavver anlaşma dolayısiyle bugün Seoul'da nümayişler yapılmıştır.

Sabahın erken saatlerinde toplanan nümayişçiler bir aralık, Amerikan or­dusuna ait iki kamyonu kullanmakta olan iki Koreli şoförü dövmüşlerdir.

Birleşmiş Milletlere mensup personel, toplanan Koreliler arasına yaklaşmamaktadır.

Hıçkırarak ağlıyan Güney Koreli kız talebeler, müttefik gazetecilerin bulunduğu mahalle giderek, yapılması mu­tasavver mütareke aleyhinde risaleler dağıtmışlardır.

Talebeler 10 dakika zarfında dağıtıl­mışlardır.

10 Haziran 1953

 Washington:

İsviçrenin Washington orta elçisi Charles Bruggmann dün gece Birleşik Amerika hükümetine, Güney Kore hü­kümetinin muvafakati olmadan İsviç­renin Kore mütareke komisyonuna iş­tirak edemiyeceğini 'bildiren bir nota tevdi etmiştir.

Bruggmann notayı Dışişleri doğu iş­leri sekreter yardımcısı Alexis Johnson'a vermiş ve bu mesele üzerinde 20 dakika kadar görüşmüştür.

Resmî kaynaklar, İsviçrenin bu kararı ve Güney Korenin ısrarı karşısında mütarekenin bir müddet gecikeceği ka­naatini izhar etmişlerdir.

 Tokyo:

Güney Korenin mütarekeye muhalefet etmesi ve İsviçrenin Güney Korenin rizası olmadan mütareke komisyonuna iştirakten imtina etmesi, bu sabah mü­tareke görüşmelerinde yeni bir mania teşkil etmiştir. Filhakika, dün Bernde toplanan İsviçre Federal konseyi, İsveç, Polonya, Çekoslovakya ve Hindistandan müteşekkil mütareke komis­yonuna iştirak etmemeye karar ver­miştir.

Bununla beraber iki taraf heyetleri, bu sabah kararlaştırılmış saatte toplana­rak müzakereye devam etmişlerdir.

Müttefik ve komünist mütareke heyet­leri bu .sabahki müzakereden sonra gö­rüşmelere müddetsiz olarak ara ver­mişler ve mütarekenin idarî hususları üzerinde çalışmayı iki taraf kurmay heyetlerine bırakmışlardır.

23 dafkilka süren toplantı sona erdik­ten sonra Kurmay heyetleri toplantıya devam ederek iki bölge arasında ateş kes hattını tayine çalışmışlardır.

Kurmay heyetleri toplantısı İyi netice verdiği akdide, general Mark Clark ve general Nam İl Son defa mütare­keyi imzalamak üzere toplanacaklar­dır.

Bununla beraber, narbi sona .erdirmek için bütün engeller ortadan kalkmış değildir.

İsviçrenin tarafsız mütareke komisyo­nundan çekilmesini müteakip Hindistanın da ayni yolda bir karar alması beklenmektedir.

 Seul :

Beşinci müttefik hava kuvvetlerine mensup bulunan Thunderjet ve Sabre tepkili bombardıman uçakları, komü­nistlerin son zamanlarda Seul hava meydanlarına yapmış oldukları iki ha­va taarruzuna mukabelei misil olmak üzere, Sunchon ve Kangye komünist hava meydanlarına şiddetli taarruzlar­da bulunmuşlardır.

Bombardıman neticesinde bütün pist­ler harap edilmiş ve civardaki depolar ve hangarlar tahrip edilmiştir.

Mig tepkili uçakları müttefik uçakla­rına mâni olmak istemişlerse de mu­vaffak olamamışlar ve bütün bombar­dıman uçakları salimen üslerine avdet etmişlerdir.

11 Haziran 1953

 Panmuniom :

Albay Murray ve Albay Darrovrun kurmay subayları bugün (mahallî sa­at) öğleden sonra yaptıkları  17 ve 53 dakikalık  görüşmeler  neticesinde,  ya­rin 11 de yeniden toplanmaya    karar vermişlerdir.

 Tokyo:

Kore mütarekesi hakkında son tefer­ruatı hazırlamakta olan Birleşmiş Mil­letler hey&ti iki kısma ayrılmıştır. Bi­risine kara albayı Darrow, diğerine de­niz albayı Murray reislik etmektedir­ler.

Darrow heyeti. 2 saat 15- dakika, Mur­ray heyeti de 2 saat 16 dakika kızıl­larla görüşmüşlerdir.

Yarın saat 4 te tekrar buluşulacak­tır.

Bu gruplardan hangisinin 155 millik cephe boyundaki ateş kes hattının ha­kikî noktasını tesbit gibi en güç işle. uğraştığı açıklanmamıştır. Dün gsce Doğu Batı cephesinde Kızılların kal­kıştıkları taarruz bu heyetlerin işleri­ni karıştırmıştır.

Bu taarruzların, ayni zamanda., bugün Seul'de Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee'nin ordu generalleri ve si­yasî liderlerle yapacağı mühim toplan­tı üzerinde de tesir göstermesi ihtima­li vardır.

Güney Kore kabinesi bu sabah GMT. ayarı ile saat 1 de fevkalâde bir top­lantı yaptığı sırada Kore ordusu Erkâ­nı Harbiyei Umumiye Reisi general Pauk Sun Yup de 10 generali ile mü­him görüşmede bulunmuştur. Toplan­tıda verilen kararlar açıklanmamış­tır.

Syngman Rhee bugün ayrıca, yazmak­ta olduğu kitabına malzeme toplamak üzere seyahate çıkmış bulunan Ame­rikanın eski Sovyet Rusya Büyük El­çisi William  Bullitle  de  görüşmüştür.

  Panmunjom :

Güney Kore orduları Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi General Paik dün ge­ce, Cumhurreisi Syngman Rhee'nin verdiği ziyafette Birleşik Amerika müşterek Erkânı Harbiye heyetleri re­isi Amiral Radford ve sekizinci ordu komutanı general Taylor ile tanışmış ve görüşmüştür.

Yemekten sonra general Paik, Güney Kore Savunma Vekili Shin ve Başve­kil Vekili Pyun ile 70 dakika hususî müzakerelerde bulunmuştur.

  Seul:

Müttefik kuvvetleri genel karargâhın­dan bildirildiğine göre. merkez cephe­sinde bugün hafifçe Birleşmiş Millet­ler hatlarına nüfuz eden bir komünist Çin alayı, Puksarı nehrini batı bölgelerine bağlıyan yol boyunca yavaş ya­vaş ilerlemek suretiyle toprak kazanç­larından faydalanmıya çalışmaktadır.

Sekizinci ordu sözcüsü, Güney Kore kuvvetlerinin düşmanı geri atmak üze­re karşı taarruzlara geçtiklerini söyle­miş ve bu kesimdeki durumu «seyyal» olarak vasıflandırın ıstır.   .

12 Haziran 1953

  Panmunjom :

Albay Murrayin başkanlığındaki su­baylar bugün mahallî saatle öğleden sonra 17 dakika görüşmüşler ve gelecek toplantıyı tesbit etmeden dağıl­mışlardır. Albay Darrow'un başkanlı­ğındaki diğer grup, toplantısına 15.30 a kadar devam etmiş ve yarın 11 de tek­rar toplanmaya karar vermiştir.

  Panmunjom :

Mütareke ile ilgili iki grup halinde bu­gün çalışmalarına devam etmişlerdir.

Gruplardan birincisi albay J. C. Murray' ın başkanlığı altında Greenwich ayariyle saat 08.00 de toplanmıştır.

Bu toplantı grupun sabahtanberi yap­mış olduğu üçüncü toplantıyı teşkil et­mektedir.

Grup daha .evvel 20 dakika ve 17 da­kika sürmek üzere iki toplantı yapmış bulunuyordu.

Albay Don. Rr. Darrow'un başkanlığı altında bulunan ikinci grup ta bu sa­bah, saat 11.00 de toplanmış ve yarın sabah, toplanmak üzere celseyi talik etmiştir.

Her iki grupun da üzerinde durdukları meseleler hakkında açıklamada bulu­nulmamıştır.

14 Haziran 1953

 Panmunjom :

Mütarekeyle ilgili teferruata ait me­seleleri halletmekle vazifeli kurmay subaylarından müteşekkil heyetin, biri 1 saat 22 dakika, dikeri bir saat 5$< dakika süren birer toplantı yapmıştır. Heyetler yarın saat 11 de gizli toplan­tılarına devam edeceklerdir.

  Seul :

Mütareke görüşmeleri müsait bir ha­va irinde devam etmektedir. Kurmay subayların mütareke hattının tesbiti için çalıştıkları birkaç gündenberi isti­rahat etmekte olan Birleşmiş Milletler mütareke heyeti dün gece Munsandaki kamplarına dönmüşlerdir. Resmî şahsiyetler, her iki tarafın mütareke heyetleri arasında görüşmelere ne za­man başlanacağı hakkında bir şey söy­lememekte iseler de inanılır kaynalklar mütareke hattı üzerindeki çalışma­ların çok ilerlediğini, mütareke heyet­lerinin de bir iki güne kadar toplana­caklarını iddia etmektedirler.

  Seul:

Komünist kuvvetleri, dün gece ve bu. sabah, bir alay ile bir bölük arasında değişen çeşitli birliklerle, müttefik merkez do?u kesimindeki başlıca mev­kilerine karşı taarruzlarda bulunmuş­lardır. Bu haberi veren sekizinci ordu. sözcüsü bütün taarruzların tardedildiğini ve şiddetli karşı taarruzlara ge­çildiğini bildirmiştir. Sözcü, komünist topçusunun son 24 saat içinde mütte­fiklerin ileri hatları üzerine 120 bin mermi ateş ettiğini belirtmiştir.

Dokuzuncu Güney Kore tümeninin müdafaa ettiği kesime beş taarruz ya­pan Çin ve komünist kuvvetlerine ye­di bin ölü ve yaralı verdirilmiştir.

15 Haziran 1953

  Tokyo:

Büyük kütleler halinde taarruza geçen  komünist Çin birlikleri dün Doğu mer­kez cephesinde Birleşmiş Milletler bir­liklerini iki mil geriye çekilmeye mec­bur etmişlerdir.

Birleşik Amerika uçak gemilerinden havalanan uçaklar bu arada Hyesanjin hava alanı ile yine Kuzey Koreye ait dört Kuzey Do£u hava üssünü bom­balamışlardır.

New Jersey harp gemisi doğu sahilin­de kızıl mevkilerini şiddetle bombala­mıştır.

20 Amerikan üstün uçankalesi hava harekâtına iştirak etmiştir. Bunlardan 10 tanesi komünist savaş uçakları ala­nına üc saat müddetle taarruz etmiş, diğer 10 tanesi de Chon'gwan nehri ku­zey batısında bulunan komünist ikmal depolarını tahrip etmiştir.

Merkez cephesinde en az 15.000 kişi­den müteşekkil iki komünist tümeni bir Güney Kore birliğini iki mil atmıştır.

   Panmunjom :

Kore mütarekesinin teferruatı üzerin­de çalışan kurmay subaylar bugün iki saatten fazla toplantı halinde bulun­duktan sonra öğle tatili yapmışlar ve öğleden sonra tekrar toplanmak kara­rı almışlardır.

   Seul:

Müttefik piyade kuvvetlerinin giriştiği şiddetli savaşlarda Birleşmiş Milletleri desteklemek üzere bomba uçakları bu sabah 375 çıkış yapmışlardır.

Öğleye kadar Birleşmiş Milletler harp uçakları komünist mevkilerine 100 ton bomba atmışlardır. Harp sahasından yükselen duman 60 mil uzaktan görül­mekteydi.

Bu dumanın gayet kesif olduğunu söyliyen bir pilot bu sayede hedefini ra­hatça bulduğunu ifade etmiştir.

   Panmunjom :

Mütareke esaslarının teferruatını tesbit etmek için çalışan iki tarafa men­sup kurmay heyetleri yarın tekrar saat 11 de toplanmaya karar vermişler­dir.

 Hong Kong :

Pekin radyosu Kaesong'dan aldığı bir telgrafa atfen bugün mütareke müza­kerelerinde idarî teferruatı görüşen kurmay subayların iyi gelişmeler kay­dettiklerini bildirmiştir.

Panmunjom müzakerelerini yayınlayan

bu radyonun neşriyatı teşhis edilemiyen bir istasyon tarafından bozulmuş­tur.

 Washington:

Dışişleri Bakanı Foster Dulles bir ba­sın konferansında beyanatta buluna­rak. Kor ede bir mütarekenin yakın ol­duğuna inandığını ve fakat hâlen de­vam etmekte olan savaşların hudut hattının çizilmesini güçleştirdiğini söy­lemiş, diğer taraftan, mütarekeyi takip edecek olan siyasî konferanstan maksadın Korenin birleştirilmesi mese­lesini halletmek olduğunu, Amerika hükümetinin bu konferans gündemine Hindicini meselesini de alıp almamak hususunu teemmül etmekte bulundu­ğunu ilâve etmiştir.

Dışişleri Bakanı bundan sonra, Sovyet Rusyanın Avrupada aldırı yeni tedbir­lerin Batı Avrupanın birleşmesine mâ­ni olmayı istihdaf ettiğini ve şimdilik. Sovyet siyasetinde büyük bir değisiklik olduğuna inanmak inin sebep bu­lunmadığını bunu sadece bir taktik değişikliğinde ibaret olabileceğini söylemiştir.

Foster Dulles, bir gazetecinin sorduğu suale karşılık, Bermuda konferansı ta­rihinin Fransada hüküm süren hükü­met buhranı yüzünden biraz daha geri bırakılmasının muhtemel bulunduğu­nu, bununla beraber Amerika hüküme­tinin Fransadan  bu yolda bir talep al­mamış olduğunu belirtmiştir.

16 Haziran 1953

 Seul :

Komünistler cephenin merkez doğu kesimine mühim takvive kuvvetleri getirmiye devam etmektedirler. Bu ke­simde mevcudu.bir tabur ile bir bölük arasında değişen birlikler. Güney Ko­re birliklerinin alelacele tesir ettikleri müdafaa mevkilerini ele geçirmek için güneve doğru tazyiklerine devam et­mektedirler. Bu arada komünist top­çusu müttefiklerin bu bölgedeki ileri mevzileri üzerine 122.500 den fazla mermi atmak suretîvle yeni bir rekor daha kırmıştır. Sekizinci ordu sözcü­sü besinci Günev Kore tümeninin müdafaa ettiği kesimdeki durumu «çok seyyal» olarak vasıflan dır mistir. Da­ha batıda «Kapitol» tenede müttefik piyadeleri bütün £ece iki komünist tabur ile çarpışmıştır. Sekizinci ordu sözcüsü komünistlerin son 24 saat .zar­fında 1.143 ölü ve yaralı verdiklerini sözlerine ilâve etmiştir.

   Tokyo :

Güney Kore Cumhurreisi Syngman Rhee bu sabah Kore cephesinin Doğu bölgesinde beşinci Amerikan ordu ko­mutanı general Maxwell Taylor ve di­ğer yüksek rütbeli Amerikalı subay­larla uzun bir görüşmede bulunmuş­tur, 68 yaşındaki Cumhurreisi, dün şiddetli Çin taarruzları karşısında geri çekil­mek mecburiyetinde kalan Güney Ko­re birliklerinin bulunduğu bölgeye uçakla gitmiştir.

Bir saatten fazla süren görüşmelere Güney Kore Savunma Vekili Tae Yving de iştirak etmiştir.

Toplantı sonunda Cumhurreisi ile ge­neral Maxwell Taylor ayrı ayrı uçak­larla Seule dönmüşlerdir.

Gazetecilere beyanatta bulunan Savun­ma Vekili, Birleşmiş Milletlere men­sup kuvvetlerin duruma hâkim olduk­larını ve endişeyi mucip bir hal olma­dığını bildirmiştir.

  Panmunjom :

Birleşmiş Milletler ve komünist kur­may subayları bu sabah toplanarak mütareke metni ile ilgili hususları göz­den geçirmişlerdir.

Kurmay subayları, bundan evvelki cel­selerde olduğu gibi iki grup halinde toplanmışlardır.

Albay Murray'ın başkanlığı altında toplanan grup, mahallî saatle 11.55 te celseyi talik etmiştir. Görüşmelere öğ­leden sonra devam edilecektir.

- Tokyo :

Müttefik kaynakların açıkladıklarına göre Panmunjom irtibat subayları top­lantılarında ciddî gelişmeler elde edilmesine   rağmen   mütarekenin akdinelen aşağı bir hafta zaman vardır.

Anlaşıldığına göre imza merasimi, Ko­re harbi başlangıcının yıldönümü olan 25 Haziran günü yapılacaktır.

Resmî bir şahsiyet, anlaşmanın birkaç gün içinde imzalanacağına dair ortada dolaşan rivayetleri mevsimsiz     olarak vasıflandırmıştır.

Diğer taraftan gerek komünist ve gerek müttefik    karargâhlarında,   müta­reke ahkâmı hazır olur olmaz merasi­min   yapılması   için   hazırlıklar   yapıl­maktadır.

Yetkili kaynaklar, müttefiklerin Güney Korenin mümanaatına rağmen mü­tareke anlaşmasını    imzalıyacaklarını bildirmektedirler. .

 Munsan :

Komünistlerin talebi üzerine bugün öğleden sonra Panmunjomda yapılan irtibat subayları toplantısı münasebe­tiyle, Munsanda, bu subayların, mü­tareke konferansı oturumlarını hazırla­makla vazifelendirilmiş olduklarına işaret edilmektedir.

Bu arada, erkânı harp subayları, mü­tareke anlaşması metni üzerindeki ça­lışmalarına devam etmektedirler. İnanılır müttefik kaynaklarından bildiril­diğine göre, bu çalışmalar sona ermek üzeredir.

17 Haziran 1953

 Tokyo:

Kore harbinin üçüncü yılı sonunda muhasemata nihayet verileceğine dair büyük emareler mevcuttur. Washingtondaki inanılır kaynaklar mütareke­nin önümüzdeki hafta içinde imzala­nacağını teyit etmektedirler. Yegâne mahzur Güney Korenin muhalefeti ise de bunun da bertaraf edileceği ümit-edilmektedir. Yeni tayin edilen Bir­leşmiş Milletler askerî mütareke ahkâ­mını tesbit etmek üzere Koreye hare­ket edecektir. «Ateşkes» hattını tesbit etmiş olan kurmay subaylar dün gece görüşmelere nihayet vermiş, müşterek irtibat subayları konferans mahallinin civarında imza merasiminin yapılaca­ğı yer hakkında tetkiklerde bulunmuş­lardır.

Mütarekenin imzasından 12 saat son­ra muhasemata nihayet verilecektir.

19 Haziran 1953

  Seul:

Sekizinci ordunun bir sözcüsü son 24 saat içinde cephenin bütününde çar­pışmaların1 sayısının arttığın;, buna karşılık şiddetinin hafiflediğini bildir­miştir. Dün gece bin kadar Çinli «Par­mak tep.e» civarındaki müttefik mev­zilerine beş noktadan taarruza geçmiş ve o sırada girişilen bir Güney Kore taarruzunu durdurarak bir ileri mevziyi  muvakkaten sarmıştır.

Daha doğuda «Christmas Hill» civada 200 Kuzey Koreli müttefik mevzi­lerine taarruz etmişse de sıkı bir ateş sonunda, 20 dakika içinde 122 ölü ve yaralı vererek, geri çekilmiştir.

 Tokyo:

Birleşmiş Milletler, Kore mütarekesinin imzalanıp imzalanmıyacağını bugün öğreneceklerdir.

Mütareke heyetlerinin Grenwich aya­rı ile bugün 11 de toplanmasını istiyen komünist delegeleri, kamplardan ka­çan antikomünist esirler meselesinde şüphesiz ki Pekin radyosunun kullan­dığı, sert lisanı kullanacaklardır.

Bu eserler komünistlerin geri dönme­ğe ikna edecekleri esirlerin bir kısmı­nı teşkil .ediyordu. Şimdi Güney Kore içinde dağılmış ve mahallî makamla­rın himayesine sığınmış olan bu esir­lere hitap etmek imkânı azalmıştır.

Kızıllar cuma sabahı mütercimleri ace­le bir toplantıya çağırarak mütareke anlaşması metnini İngilizce, Çince ve Kore lisanına çevirttikten sonra bu­günkü toplantıyı talep etmişlerdir.

Kızıl Çinin sesi olan Pekin radyosu bu meselede daha sert davranmakta ve şunları söylemektedir: Bütün dünya şimdi Amerikan hükümetinin bu rezaleti nasıl halledeceğini merak etmekte­dir. .

20 Haziran 1953

 Panmunjom :

Birleşmiş Milletler ve komünist müta­reke heyetleri bu sabah mahallî saat­le 02.25 te toplanmışlar ve 25 dakika sonra komünistlerin teklifi üzerine cel­seyi müddetsiz olarak talik etmişler­dir.

Bundan sonraki oturum, taraflardan birinin talebi üzerine yapılacaktır.

 Panmuniom :

Mütareke görüşmelerine iştirak . et­mekte olan komünist heyeti, general Mark Clark'a şiddetli bir muhtıra gön­dererek Güney Kore Cumhurreisi Syngman Ehee tarafından serbest bı­rakılan 36.000 esirin derhal tevkif edil­mesini talep etmiştir.

Bu sabahki mütareke görüşmelerinin sonunda basına açıklanan muhtırada Gsneral Mark Clark' ın komutanlığı, esirlerin firarından mesul tutulmakta ve bu toplu firar hâdisesine General Mark Clark karargâhının kasten göz yumduğu belirtilmekte ve bu ciddî hâ­disenin mesuliyetinin tamamen Birleş­miş Milletler komutanlığına râci oldu­ğu ilâve olunmaktadır.

Mektupta komünist komutanlar, aşağı­daki.suallerin cevaplannı istemektedir­ler :

1.  Birleşmiş  Milletler  Komutanlığı Güney Kore hükümet ve ordusunu kontrole muktedir midir?

2.        Mütareke ahkâmına Güney Kore tarafından riayet edileceğini nasıl  ta­ahhüt edebilirsiniz?

Ayrıca mektupta, kaçan esirlerin top­lanması mesuliyetinin Birleşmiş Mil­letler komutanlığına râci olduğu be­lirtilmekte ve bu şekilde yeni hâdise­lerin vuku bulmıyacağına dair teminat istemektedir.

Komünist heyetinin mektubunda, şun­lar ilâve edilmektedir:

«Bu esirler, tam mütareke imzalanaca­ğı sıralarda serbest bırakılmıştır. Bir­leşmiş Milletler komutanlığı Syngman Rhee'nin Kuzey Koreli esirleri serbest bırakmak niyetinde olduğunu bilirken her hangi bir mukabil ted'bir alınma­mıştır. Bu da sunu ispat ediyor ki, Bir­leşmiş Milletler komutanlığı esirlerin firarına göz yummuştur.»

Mektup, Kuzey Kore kuvvetleri ko­mutanı mareşal Kim İl Sun ve komü­nist Çin generali Penjg Teh Hun ta­rafından imzalanmıştır.

 Panmunjonı :

Koredeki tarafsız bölgede mütareke hazırlıklarını ikmal etmekte olan ko­münist kıtaları, komünist heyetinin Kuzey Koreli esirlerin serbest bırakıl­masını şiddetle protesto etmesi üzerine faaliyetlerini tatil etmişlerdir.

Bu kıtalar, mütareke müzakerelerinin başlangıcından beri mütareke hazırlıklariyle meşgul bulunmakta idiler.

21 Haziran 1953

 Tokyo:

Güney Kore kuvvetleri merkez kesimi­nin her iki ucundan yapılan Çin taar­ruzlarını püskürtmeğe muvaffak olur­ken Birleşmiş Milletler uçakları Ku­zey Kore askerî yığınakları ve hava meydanlarını şiddetle 'bombardıman etmişlerdir.

16 B-29 üstün uçankale Okinawa'daki üslerinden kalkarak kuzey batı Korede bulunan komünist hava meydanı­na şiddetli bir taarruzda bulunmuşlar­dır. Komünist uçakları ekseriyetle bu hava meydanından kalkarak Seul ve înehon'a taarruzlarda bulunmakta idi.

Fena hava şartları, bombardımanların neticesinin kat'î surette tesbitini im­kânsız kılmıştır.

22 Haziran 1953

 Tokyo :

Bugün burada beyanatta bulunan Bir-

leşmiş Milletler komutanı general Mark Clark, Mütarekenin imzalanması ko­münistlere bağlıdır»  demiştir.

Anlaşıldığına göre, mütarekenin imza­lanması, ayni zamanda general Mank Clark' ın serbest bırakılan 26 bin esirin yeniden ele geçirilmesi hususundaki komünist talebine vereceği cevaba da bağlıdır. General Clark kızıllara gere­ken cevap yakında verilecektir, demiş­tir.

Diğer taraftan Güney Kore Dışişleri Vekili Pyong Yuirg gazetecilere şöyle demiştir: Güney Kore daha beterine hazırlanmaktadır.»

Bu sözleriyle Güney Korenin komünist. Çin ve Kuzey Koreyle harbe devam edeceklerini mi ifade ettiği sualine, Güney Kore Dışişleri Vekili şu cevabı vermiştir :

«Evet, sözlerim bu mânaya gelebilir, Güney Kore intihara zorlanabilir.

Beri yandan. Güney Kore Cumhurreisi Rhee, General Mark Clark'la görüşme­den biraz evvel United Press muhabi­rine şu beyanatta bulunmuştur :

«Mütareke imzalandığı takdirde, Gü­ney Kore ordusunu Birleşmiş Milletler komutanlığı emrinden alacağım. Fakat böyle zecrî bir tedbire lüzum kalınyacağını ümit ederim.

Mademki Birleşmiş Milletler mütareke imzalamaya amadedirler ve Güney Ko­re hükümeti böyle bir anlaşma şartla­rını kabule yanaşmaz, şu halde dost milletlerin, Güney Kor.e kuvvetlerinin Birleşmiş Milletler komutanlığı emrin­de nasıl kalabileceklerini anlıyamadığımız hususunda malûmattan edilmele­ri kanaatindeyiz.

Bu hususta, gereken emirleri vermeden evvel Birleşmiş Milletler komutanlığı­na keyfiyeti elbette ihbar edeceğim. Fakat hâlâ buna lüzum kalmıyacağı ümidindeyim.»

Diğer taraftan Cumhurbaşkanlığı sa­rayı çevreleri hükümet idaresini, Bir­leşmiş Milletlere karşı, girişilen isya­na muhalif olduğu bildirilen Güney Kore erkânı harbiye reisi General Sun Paik'in ele almak ihtimali bulunduğu­na dair hariçte çıkan, haberleri yalanlamıştır. Başvekil Pyun. «Rhee'yi de­virmek için yapılacak her hangi bir teşebbüs, kuvvetle karşılanacaktır» de­miştir.

24 Haziran 1953

  Washington:

Yüksek Amerikan resmî şahsiyetleri, Korede mütareke aktedebîlmesi için Syngman Rhee'nin dün general Clarka ileri sürdüğü tekliflerin kabul edilemiyeceğini söylemişlerdir. Mamafih Rhee'nin hâlâ yola geleceğine dair ümit izhar edilmektedir.

Kor ey e gitmek üzere bugün buraya gel­mesi beklenen İsveç. Fransız komisyon üyeleri grupun başkanlığını yapacak olan İsveç'in Meksika elçisi Sven Grafstrpen'e mülâki olarak, Amerikaya muvasalâtlarından üç saat sonra Uzak Doğuya hareket edeceklerdir. İs­veç heyeti yedi kara, dört deniz ve dört hava subayı ile beş mütercim ve kâtipten müteşekkildir. Heyetin diğer azaları Tokyoya daha sonra hareket edeceklerdir.

Amerika hükümetinin Syngmann Rhe­e'nin teklifini kabul etmemesine rağ­men, yine bir mütareke ihtimaline1 bi­naen İsveç heyeti seyahatini tehir et­memiştir. Amerika hükümeti İsveçin bu hareketinin tarafsız komisyonu teş­kil edecek diğer memleketleri de, he­yetlerini bir an evvel göndermeye teş­vik edeceği ümidindedir.

  Tokyo :

Reisicumhur Eisenhower'in şahsî tem­silcisi Dışişleri Yardımcılarından Walter Robertson, Dışişleri Vekili Foster Dulles'ın Syngman Rhee'ye bir mesa­jını hâmil olduğu halde bugün buraya gelmiştir.

Hava meydanında gazetecilere beyanat veren Robertson, Korede baş gösteren güçlüklere rağmen mütarekeye set çe­ken âmillerin ortadan kaldırılacağı hakkında ümitli olduğunu söyliyerek demiştir ki:

«Buraya, Güney Kore Reisicumhuru Syngman Rhee'nin daveti üzerine Reisicumhur Eisenhower ve Dışişleri Ve­kili Foster Dulles'ı temsilen geldim. Syngman Rhee'ye. Dışişleri Vekili Fos­ter Dulles'dan bir mesai getirmekte­yim. Mesaim mahiyeti hakkında birşey söylemeğe mezun değilim. Burada bu­lunduğum müddetçe Koreye taallûk eden mevzular hakkında görüşmeler yapacağız. Tokyoda pek az kalacağız. Buraya uğrayışımıza sebep general Clark'ı ziyaret etmek ve Kareye git­meden evvel durum etrafında kendi­sinden malûmat almaktır. Kore buh­ranına bir hal çaresi bulunacağı ümidindeyim.

Dulles'ın mesajı hakkında kat'î birşey bilinmiyorsa da Güney Kore mütare­keyi desteklerse Amerikanın Kore ile bir pakt imzalayacağına dair Eisenhower'in garanti verdiği zannedilmekte­dir.

Robertson'a refakat etmekte olan Ame­rika kara kuvvetleri kurmay başkanı general Collins, askerî mevzular hak­kında general Clark ile istişarelerde bulunacağını, Koreye gidip gitmemek hususunda henüz bir karar vermediği­ni söylemiştir.

Robertson, Koreye yarin hareket ede­cektir,

 Seul :

Güney Kore Dışişleri Vekili Pyun Yun Tae, bugün verdisi beyanatta, müta­rekeyi müteakip yapılması derpiş edi­len siyasî konferans müddeti tahdit edildiği takdirde, Güney Korenin mü­tareke ahkâmına riayet edeceğini söy­lemiş ye şunları ilâve etmiştir:

«Siyasî konferansın 3 veya dört ay süreceğinden emin olsak hiç bir itira­zımız olmaz. Fakat müddeti tayin edilmiyen ilânihaye devam edecek bir kon­feransa  tahammülümüz yoktur.   .

Hiç olmazsa, konferansın neticesine kadar tek taraflı hareketlerimizi dur­dururuz.

«Cumhurreisimiz de ayni fikirdedir.»

Amerika Dışişleri Vekil yardımcısı Robertson'un bu hususta bir garanti ge­tirip getirmediği sualine Pyun Yun Tae şu cevabı vermiştir:

Ümidimiz budur., fakat müsbet olarak birşey bilmiyorum.»

  Seul:

Bugün, Birleşmiş Milletler kuvvetleri cephelerde şiddetle harp ederlerken, Kore harbi dördüncü senesine girmek­tedir.

Komünistler, dün Amerikan üçüncü pi­yade ve Güney Kore mevzilerine altı bin kişi ile yaptıkları hücumda mu­vaffak olamıyarak harbin üçüncü yılı­nı tamamlamışlardır.

Müttefikler bu hücumları geri püskürtmüşlerdir. Sabah şafak vakti de Kızıl hatlarında müthiş yangın sütunlarının yükselmekte olduğu müşahede olun­muştur.

Birleşik Amerika beşinci hava kuvvet­leri Sabre tepkili uçak pilotları dün öğleden sonra, 6 Rus yapısı, 15 Mig tipi savaş uçağını düşürmek ve bir ta­nesini de hasara uğratmak suretiyle bu yıldönümünü tesit etmişlerdir.

  Zurih :

Korede kurulması derpiş edilen taraf­sız mütareke heyetine iştirak edecek olan İsviçre heyetinin ilk grupu bugün uçakla Washington'a hareket etmiş­tir.

20 subaydan müteşekkil olan bu ilk grupa albay Fritz Rihner başkanlık et­mekteydi.

İsviçreli subaylar Koreye San Fransîskodan kalkan bir uçakla gidecekler­dir.

İkinci İsviçre grupu 2 Temmuzda sonuncu grup ise 10 Temmuzda tarihin­de İsvicreden avrılacaktır.

25 Haziran 1953

 Seul:

Amerika Dışişleri Vekili yardımcısı Foster Dulles'ın yardımcısı Mr. S. Robertson, uçakla Washin,gton'dan bura­ya gelmiştir.

isi Syngman Rhee'ye Foster Dulles'dan ehemmiyetli bir mesaj getirmektedir.

Robertson hava meydanında, Syngman Rhee'nin hususî temsilcisi Chang Jun. başvekil Tai Yüng ve Amerikan Büyük Elçiliği erkânı tarafından karşı­lanmıştır.

Robertson yarin Syngman Rhee ile gö­rüşmelerde bulunacaktır.

   Seul:

Bugün buraya gelen Amerika Dışişle­ri vekil yardımcısı Robertson verdiği bir beyanatta ezcümle şunları söyle­miştir :

«Syngman Rhee'nin ileri süreceği tek­lifler, ana prensipleri haleldar etmiyecek mahiyette olduğu takdirde bazı tâvizlerde bulunmam muhtemeldir.

Güney Kore ve Amerikan halkı ayni gaye peşindedir. Fakat mesele gayeye erişmek için en iyi yolu bulmaktır.»

Korede iki gün kalacağım söyliyen Ro­bertson, Cumhurreisi Syngmann Rhee ile yarın görüşeceğini ilâve etmiş ve demiştir ki :

Güney Kore fedakârlık ve cefakârlık bakımından hür dünyanın bir sembo­lü haline gelmiştir. Hür ve müstakil bir Kore görmek hepimizin arzusudur. Ayni gayeler peşinde koşan dostlar ve müttefikler aralarındaki anlaşmazlık­ları hal için müşterek gayretler sarf etmelidirler.»

Arada mevcut hakikî bir ayrılığın düş­man irin bir zafer teşkil edeceğini söy­liyen Robertson bütün fedakârlıkları boşa çıkaracağını ilâve etmiştir,

   Seul :

Kore harbinin dördüncü yılma bas­tığı bugün yüz binlerce Güney Koreli mütareke aleyhinde son derece büyük bir nümayiş tertip etmişlerdir. Nüma­yişçilerin 300.000 civarında olduğu tah­min edilmektedir. Amerikan, İngiliz ve Güney Kore askerî polisi şehre gi­ren herkesin üstünü aramışlardır. Top­lantı esnasında hiç bir hâdise zuhur etmemiştir.

Mr. Robertson, beraberinde Cumhurre Bu vesile ile Güney Kore Reisicumhukilde neticeleneceği ümidini izhar et­mişlerdir. Fotoğraflarının çekilebilme­si için 'birbirlerine yakın durmaları ri­casında bulunan gazetecilere Rdbertson :

Hakkınız var, ne kadar birbirimize yakınlaşırsak netice o nisbette iyi olur» demiş Rhee de gülerek şu cevabı ver­miştir :

Bizim istediğimiz de bu zaten..»

Fotoğrafların çekilmesini müteakip başlayan görüşmeler 2 saat 45 dakika sürmüştür.

Robertson, Reisicumhur Rhee'nin evinden ayrılırken gazetecilere şunları söy­lemiştir :

«Görüşmelerimiz çok samimî bir hava içinde geçti. Mevcut anlaşmazlığı ber­taraf etmek için ilerlemeler kaydetti­ğimizi ümit ediyorum.

Syngman Rhee ile tekrar görüşeceğini söyleyen Robertson, bu hususta bir gün ve saat tasrih etmemiş, Foster Dulles'ın mektubunu Rhee'ye tevdi et­tiğini, mektubun mahiyetinin bilâhare açıklanabileceğini ifade etmiştir.

 Washington:

Balkan Eisenhow.er, Güney Kore Cumhurreisinin tehditlerine rağmen, Kore harbini sona erdirmek üzere iki plân hazırlamıştır.

Salahiyetli şahıslar bu gizli plânın te­ferruatı hakkında gayet ketum davran-m ıslarsa da, Amerikan kuvvetlerinin, Güney Kore liderini mütareke hüküm­lerini kabule icbar etmek için, Korede kalacağına dair. kuvvetli emareler mevcuttur.

Amerikan idarecileri, Amerikan ve müttefik kuvvetleri Koreden çekilir çekilmez, komünist kıtalarının Güney Korede askerî bir zafer kazanacağına-kanidirler. Bu takdirde, üç senedenberi bir tecavüzü durdurmak için sarfedilen emek ve servet heba olacak, ko­münist tehlikesi Japonyayı tehdide kal­kacak ve Uzak Şarkın en büyük anti komünist kuvveti ortadan silinmiş ola­caktır.

Dün Beyaz Sarayda Eisenhower ile görüşmüş olan Cumhuriyetçi ve Demok­rat ayan azalarından bir grup, Kore mütarekesi ihtilâfını halletmek için Başkanın iki veya üç plân teklif etti­ğini söylemişler, fakat bunların mahi­yeti hakkında hiç bir açıklamada bu­lunmamışlardır.

Senatörlerin ifadesine göre, Eisenhower, Kore merkez cephesini tutan 350 bin Amerikan askerinin emniyeti ile yakından alâkadar olmakta, Güney Ko­re birlikleri Kuzeye tecavüz ettiği takdirde, ortada kalacak olan Amerikan kuvvetlerinin zarar görmesinden endi­şe etmektedir.

Anlaşıldığına nazaran, ordu Genel Kur­may başkanı General Lawton Collins» bu birliklerin emniyetini teminat altına almak üzere Robertsonla birlikte Koreye gitmiştir.

Bazı Senatörler, Başkan Eisenhower'in yüksek bir Amerikan şahsiyeti ile mü­tareke meselesini görüşmek üzere Rhee'yi Japonya veya Okinawa'ya da­vet ettiğini söylemişlerdir.

Senatör Styles Bridges, -Kore mütare­ke meselesi şimdiye kadar rastladığı­mız meselelerin en çetinidir, fakat ümitsiz değiliz»,  demiştir.

 Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles bugün beyanatta bulu­narak Korede mütarekenin imzasın­dan sonra ve fakat mütarekeyi takip edecek siyasî meselelerin halli için derpiş edilen konferanstan önce Baş­kan Eisenhower!in .tasarısı çerçevesi dahilinde Güney Kore Cumhurresi Syngman Rhee ile yüksek memurların, iştiraki suretiyle bir toplantı yapılma­sı lâzım geldiğini söylemiştir.

Amerika Dışişleri Vekili Başkan Eisenhower ile görüşmesini müteakip Be­yaz Saraydan çıktığı sırada bu beya­natı vermiştir.

John Foster Dulles Dışişleri Vekâleti­nin bugün Öğleden sonra bu sabah ba­sında cumhurreisi Syngman Rhee ile aktedilecek bir konferans hakkında ya­yınlanan haberler üzerine resmî bir tebliğ neşredileceğini ilâve etmiştir.

Amerika Dışişleri Vekili, sorulan su­allere cevaben böyle bir konferans aktedildiği takdirde Birleşik Amerika­nın Başkan Eisenhower tarafından de­ğil, fakat resmî bir yüksek şahsiyet tarafından temsil edileceğini tasrih ey­lemiştir.

28 Haziran 1953

 Tokyo:

Komünist Çin kuvvetleri bu sabah Pukian nehrinin doğusunu müdafaa et­mekte olan Güney Kore birliklerine karşı taarruza geçmiş ve çamur der­yası içinde cereyan eden 20 dakikalık bir çarpışmadan sonra geri çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır. Bütün cephelerde şiddetli yağmurlar yağmakta olduğundan savaşlar ağır­laşmaktadır.

Diğer taraftan yine Güney Koreliler tarafından müdafaa edilmekte olan «C'hristmas» tepesine komünistler ta­rafından yapıları bir taarruz da tard edilmiştir.

Doğu merkez cephesinde Güney Kore birlikleri karşı taarruza geçerek bu tepeyi ele geçirmişlerdir.

Birleşmiş Milletler uçakları, 500 den fazla çıkış yaparak düşman mevzileri­ni bombalamışlardır.

29 Haziran 1953

 Munsan :

General Mark Olark'ın general Harrison ile konuşmasını müteakip, Bir­leşmiş Milletler mütareke heyeti Panmunjomda bir toplantı yapmıştır.

Toplantının mahiyeti açıklanmamış olmakla beraber, Güney Korede ser­best bırakılan 27.000 esirin toplanma­sını talep eden komünist notasına ve­rilecek cevap üzerinde görüşüldüğü tahmin edilmektedir.

Komünist notası ayni zamanda, Bir­leşmiş Milletler kumandanından, mü­tareke imzalandıktan sonra Güney Korenin bunu ihlâl etmiyeceğine dair te­minat istemektedir.

30 Haziran 1953

 Washington:

Dışişleri Vekili John Foster Dulles, ev­velce hazırlanmış olarak basma verdi­ği beyanatında, Koredeki Amerikan temsilcilerinin, Uzak - Doğu işleriyle görevli, Dışişleri yardımcısı Walter Robertsonun ve general Mark Clark'ın, Amerikan hükümetinin tam desteğine sahip olduklarını bildirmiş ve Baş­kan Eisenhower'in 6 Haziran tarihli mektubunun çerçevesi dahilinde takip edilecek usulün geniş ölçüde bu tem­silcilerin yetkisine bırakıldığını ilâve etmiştir.

Koredeki Amerikan temsilcilerinin, usul meselelerine dair hareket serbes­tisine geniş ölçüde sahip olmalarının, hakikatte, bu şahsiyetlerin Syngman Rhee ile mütareke imzasından önce karşılıklı yardım paktını müzakere et­mek yetkisine sahip oldukları mâna­sına gelip gelmediği yolundaki bir su­ale, Foster Dulles, Kore durumunun nazik olduğunu, meselelerin ehemmi­yetini herkesin müdrik bulunduğunu, binaenaleyh bu hususta faraziyeler yü­rütmenin makul olmıyacağını belirt­mekle yetinmiştir.

Syngman Rhee'nin beyanatı:

11 Haziran 1953

 Seul:

Başkan Syngman Rhee, bugün yayınlanan beyanatında, Başkan Eisenhower'in mütareke hakkındaki son «dostane noktai nazarına» mukabele edemiyeceğinden teessüflerini bildirmekte ve şöyle demektedir :

«Bize karşı olan sevgi ve dostluğundan hiç bir zaman şüphe etmediğimiz Başkan Eisenhower, Korede mütareke akdinin, bu memleket için birçok bakımdan faydalı olacağı kanaatinde olduğunu ifade etmiştir. Çok mü­teessiriz ki bu hususta kendisinin fikrine iştirak edemiyeceğiz. Zira mü­tareke bizim için kelimenin tam mânasiyle ölümü ifade etmektedir.»

Bundan sonra, Güney Kore hükümetinin hakikî niyetlerinin müttefik­leri tarafından kabul olunması temennisinde bulunan Başkan bu defa vatandaşlarına hitaben şöyle demiştir :

«Böyle buhranlı bir devirde, devlet reisleri, efkârı umumiyeyi tahrik edebilecek hatalı bir harekette bulunmaktan çekinmeğe gayret ederler. Bunun için, Birleşmiş Milletler personeline karşı takınılacak dostane olmıyan hareketler ve müttefiklerimiz aleyhindeki şikâyetlerin şiddetli bir .şekilde ifadesi cezalandırılacaktır.»

Başkan Rhee daha sonra, Güney Korenin, birlik haklarının korunmasın­dan başka arzuları olmadığını beyan etmiş ve memleketinin, milletlerin kendi mukadderatlarını kendileri tayin etmeleri hususundaki haklarını talep etmekte olduklarını ilâve etmiştir. Bununla beraber, Başkan Rhee, Amerika görüşü ile kendi görüşleri arasındaki mevcut farklara rağmen, Amerikanın da Korenin istikbalinden, bizzat Koreliler kadar endişe et­mekte  olduğuna inandığını bildirmiştir.

Nihayet, Başkan Rhee, Korenin içinde bulunduğu tehlikeli duruma işaret ettikten sonra sözlerine şöyle son vermiştir :

«Durumu büsbütün fenalaştırabilecek ve düşmanlık tevlit edecek her hangi bir harekete asla müsaade etmiyeceğiz.»

Tarafsız Komisyon Hazır:

Yazan: M. Topalak

17 Haziran 1953 tarihli Zafer'den:

Korede mütareke imzalandıktan sonra harp esirlerinin vatanlarına iadesi ile meşgul olacak ve her iki tarafın da mütareke hükümlerine riayetine neza­ret edecek olan komisyonun beş üyesi kendilerine yapılan davete müsbet cevap vermişlerdir. Bunlar, daha evvel de bildirilmiş olduğu gibi, Çekoslovak­ya, Polonya, İsveç, İsviçre ve Hindistandır. Muhasimlarca tarafsız kabul olunan bu memleketlerden her biri Koreye bir heyet gönderecektir. Bun­lardan yalnız Hindistanın, tarafsız heyete Üç ay müddetle emanet edilecek olan harp esirlerini zaptu rapt altına alabilmek için silâhlı kuvvet gönder­mesi   kararlaştırılmıştır.

Bugün heyet üyesi memleketlerin hep­si davete müsbet cevap vermiş ve mütarekenin akdinden sonra Kareye izam edecekleri müşahit gruplarını ve yar­dımcı personeli hazırlamaya koyulmuş iseler de. bu neticeye vâsıl olununcaya kadar bir hayli güçlük çekilmiş ve ga­rip durumlarla karşılaşılmıştır. Bun­lardan en çok dikkati çeken İsviçre­nin tereddüdü olmuştur. Bu memleke­te, tarafsız Kore heyeti için müşahit göndermesi teklif edildiği zaman, İs­viçre federal konseyi, teklifin bütün ilgililerce yapılmamış olduğunu ileri sürerek mazeret beyan etmiştir. Fil­hakika o sırada Güney - Kore hükümeti mütarekeye razı olmadığını bil­dirmekte idi. Halbuki hâdisede taraf Güney - Kore değildi. Nitekim Birleş­miş Milletler safında Kore savaşma iştirâk eden Amerika da, İngiltere de Türkiye de ve diğer memleketler de başlı başlarına taraf delildiler. Hâdisede taraf Birleşmiş - Milletler başkumandanlığı idi. Zira, mütareke tamamen askerî mahiyette olduğu için ta­rafları da başkumandanlıkların temsil etmelerinden tabiî bir şey olamazdı.

 Bu nokta İsviçre hükümetine izah edildikten sonra, Dışişleri Bakanı Max Petit Pierre Federal mecliste beyanatta bulunarak hâdiseye, bir yanlış anlayı­şın sebep olduğunu söylemiş ve İsviç­re davete icabet kararını vermiştir. Lâ­kin kapanmış olan bu hâdise, tarafsız komisyona seçilen memleketlerin me­selede takındıkları çeşitli tavırlar ara­sında bir mukayeseye imkân vermek bakımından alâkabahş sayılmak lâzım gelir. Gerçekten, harp darp yüzü gör­memek, tasasız ve ıstırapsız bir hayat sürmek bir memleket için ayıplanacak bir şey değildir ama. bu tarzı hayatın, bütün insanlığı ilgilendiren, bir sava­şın realitelerini görmeğe mâni olan, en ufak rizikolarını dahi reddettiren bir fütursuzluğa sevketmesi nazarı dik­kati celbetmiştir. Hele İsviçrenin hu tutumu, yine müstakil bir devlet sıfatiyle harp görmemiş olan Hîndistanın ayni meseledeki tavrı ile mukaseye edi­lecek olursa, büsbütün şümullü bir mâna kazanır. Güney - Kore hüküme­tinin, mütarekeye itiraz zımnında, Koreye gelecek olan tarafsız memleket kuvvetlerine silâhla karşı koyacağım bildirmesi üzerine, bu kuvvetleri gön­dermek durumunda olan Hindistan hü­kümetinin sözcüsüne vâki suale karşı sözcü «Güney - Kore de, Hindistan da Birleşmiş - Milletler üyelidirler. Ara­da bir ihtilâf çıkarsa bunu halletmek teşkilâta düşer» cevabını vermiştir. Hindistan da tarafsız bir memlekettir, fakat sözcü hu olgun cevabiyle taraf­sızlıktan tarafsızlığa fark olduğunu pekâlâ ifade etmiş bulunmaktadır.

Milletlerarası barış ve dostluğu tesis için toplanan konferanslara, girişilen, kollektif teşebbüslere çok kere güzel topraklarını açmak suretiyle beynelmi­lel tesanüt dâvasına hizmetlerde bu­lunmuş olan İsviçrenin şimdi Kore ko­misyonuna bir heyet göndermeyi kabul etmiş olması şüphesiz ki memnunlukla karşılanması gereken bir keyfi­yettir ve bu İsviçrenin tarihine şerefli bir fedakârlık savfası ilâve edecektir.

Güney Kore'nin Durumu:

Yazan: M. Topalak

25 Haziran 1953 tarihli Zaferden :

Güney Kore hükümetinin mütarekeyi . baltalamak için başvurduğu hareketler umumî bir iğbirar ile karşılanmakta­dır. Birleşmiş Milletler Genel sekreterinden sonra Genel Kurul Başkanı da bu konuda Syngman Rhee'yi takbih et­miştir. İngiltere Başbakanı Churchill îse salı günü Avam Kamarasında İn­giltere hükümetinin Güney Koreye bir nota göndermiş olduğunu bildirirken durumu oldukça ağır' bir lisanla an­latmış 'bulunmaktadır. Fransanın ve daha -başka Birleşmiş Milletler üyele­rinin de Güney Kore hükümetine ben­zer mealde notalar gönderdikleri bil­dirilmiştir.

Beri yanda Syngman Rhee mütarekeyi kabul etmemekte muzırdır. Rhee'nin bu hususta bazı şartlar koştuğu ve bu şartların General Mark Clark ile mü­zakeresinden sonra oldukça karışık ve güç bir durumun ortaya çıktığı anla­şılmaktadır. Filhakika, Rhee'nin ileri sürdüğü üç şart, daha ilk bakışta, ka­bulü imkânsız veya en azdan, yerine getirilmesi gerek Birleşmiş Milletlerin gerekse Kuzey Kore ve Komünist Çin­lilerin fedakârlıklarına vabeste ve her halde uzun zamana mütevakkıf görü­nen ağır hükümlerdir. Bununla bera­ber Amerika, Güney Korenin de işti­rak edeceği bir mütarekeden henüz ümit kesmemiştir. Bu ümitledir ki, Amerika Dışişleri Bakan Yardımcıların­dan Walter Robertson, beraberinde Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Ge­neral Collins olduğu halde dün Tokyoya gitmiştir. Robertson, General Mark Clark, Generalin siyasî müşayiri Murphy ve Amerikanın Kore Büyük Efcçisi Ellis Briggs ile durumu yeniden dikkatle inceledikten sonra Koreye giderek Syngman Rhee ile görüşecek­tir.

Ro'bertsonun Koreye muvasalâtı sıra­sında Güney Kore Cumhurbaşkanı ta­rafından ileri sürülen. şartların redde­dildiğine dair şüyu bulan haberlerin Amerikan Büyük Elçiliğince tekzibine lüzum    hissedilmesi, Amerikalıllarin Rhee ile bu şartlar üzerinde müzakere­yi kabule mütemayil olduklarını gös­termektedir. Nitekim, Başkan Eisenhower ve Dışişleri Bakanı Foster Dulies'in özel temsilcisi sıfatiyle Rhce'ys bir mesaj getirdiğini söyliyen Robertson da mevcut güçlüklerin bertaraf edilebileceğini ümit ettiğini söylemiştir.

Esasen Robertson ile birlikte Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanının da Tokyoya gitmiş olması meselenin bu veçhesinin de incelenmekte olduğunu ve mütarekeden sonra Syngman Rhee savaşa devama kalkacak olursa hâlâas olacak müşkül durumda takip edilecek hattı hareketin de mütalâa edildiğini göstermektedir. Bu meselenin ne bü­yük ehemmiyet arzettiği izahtan va­restedir. Her ne kadar Syngman Rheenin son görüşmede General Mark Clark'a Güney Kore Kuvvetlerini Bir­leşmiş Milletler Kumandanlığı emrin­den çıkarmağa karar verdiği takdirde bu hususu daha evvel haber vermek için taahhüde girdiği bildirilmiş ise de,. Rhee'nin sözüne ne dereceye kadar sa­dık bir kimse olduğu esirlerin serbest bırakılması hâdisesinde anlaşılmış bu­lunduğundan,, bu kere Güney Kore kuvvetlerinin anî olarak Birleşmiş Mil­letler kumandasından alınması halin­de vuku bulabilecek tehlikeli karışık­lıklara karşı vaktiyle tedbir almak ta lâzımdır.

Bütün bu ihtimalleri de hesaba kata­rak güvenilmez bir ortağın gönlünü et­mek durumunda olan Birleşmiş Mil­letler kuvvetlerinin ne müşkül şartlar içinde çalıştıkları aşikârdır. Bütün bu gayretlere rağmen Güney Kore mü­tarekeye iştirak ettirilemiyecek olursa bunun mesuliyeti ancak Rhee'ye ait olacaktır.

Bir Yıldönümü:

Yazan: Ömer Sami COŞAR

26 Haziran 1953 tarihli Cumhuri­yetten :

Dün dördüncü yılma giren Kore har­binin önümüzdeki aylarda nasıl bir seyir takip edeceğini şimdiden kestir­mek mümkün değildir. Bilhassa Gü­ney Korenin Birleşmiş Milletlere karşı cephe alması vaziyeti son derece ka­rıştırmıştır.

Kore harbinin birinci senesi kanlı çar­pışmalarla geçmiş, komünistler baskın hareketlerle Güney Koreyi ele geçir­meye çalışmışlar, Birleşmiş Milletlerin müdahalesi sayesinde hedeflerine ulaş­madan geri atılmışlardır. Bu harbin ikinci ve üçüncü seneleri daha çok «mütareke görüşmeleri» ile geçmiştir, diyebiliriz. Tecavüz 25 Haziran 1951 -de Birleşmiş Milletlerdeki Sovyet de­legesi Malik, Korede, görüşmelerle ba­rış elde edilebileceğinden bahsediyor ve bunu müteakip de Kaesongda ilk temaslar yapılıyordu.

O günden bugüne cephelerde silah ses­leri kesilmemiş, fakat görüşmeler de, zaman zaman ara verilmesine rağmen, devam etmiştir. Nihayet, Stalinin ölü­münü müteakip idareyi ele alan Malenkov barış kampanyasını şiddetlen­dirmiş ve bu arada Korede iyimser bir hava yaratmanın yollarını araştırmış, bunun üzerine de ateş kes müzakere­leri müsbet bir safhaya intikal ederek, anlaşma ümitlerini kuvvetlendirmişti. İşte bu sırada, Güney Kore Cumhur­başkanı Syngman Rhee'nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen mü­tarekeyi reddetmesi, bu husustaki ha­zırlıkları baltalamak üzere hareketler­de bulunması durumu karıştırmıştır.

Bugün, Kore harbinin ve daha çok Kore meselesinin akıbeti meçhuldür, demek dana doğru olur.

Dün Güney Korede nümayişler tertip edilmiştir. Verilen malûmata göre Baş­kan Syngman Rhee'nin 'direktiflerine uyan 300.000 kişilik kütle mütareke aleyhinde gösteriler yapmıştır. Ayni zamanda Birleşmiş Milletler siyasetine taraftar Güney Koreli devlet adamları tevkif edilmişlerdir. Bu vaziyette, Gü­ney Kore topraklarında bulunan Bir­leşmiş Milletler askerleri nasıl müta­rekeyi yapabileceklerdir? Cephenin üçte biri Güney Kore ordu birlikleri­nin elindedir.

Güney Kore Başkanı, «Ordumu Birleş­miş Milletler komutanlığından çeke­rim» tehdidini savurmuş ve tek başına savaşa devam .edeceğinden bahsetmiş­tir. Fakat Güney Kore Birleşmiş Mil­letlerin yardımı olmaksızın ne yapa­bilir? 1950 haziranında komünist te­cavüzü karşısında bu memleketin na­sıl müşkül bir duruma düştüğünü Syngman Rhee'nin unutmasına imkân yoktur. Fakat Güney Kore Başkanı, bu kadar fedakârlıklardan sonra Birleş­miş Milletlerin Koreyi komünistlere terkedip çekilemiyeceklerini de bil­mektedir. Bu sebepledirki, Amerikaya ve müttefiklerine şantajdan mülhem olduğu görülen bir siyaset takip et­mektedir.

Fevkalâde toplantıya çağırılması is­tenilen Birleşmiş Milletler genel ku­rulu, istikbali çok karanlık görülen Kore meselesine bir hal çaresi bulabi­lir mi? Şimdiki vaziyette, bu suali müsbet bir şekilde cevaplandırmak mümkün değildir.

9 Haziran 1953

 Paris:

Nato Başkomutanlığı vazifesinden ay­rılmakta olan General Matthew Ridgway, bugün Batı Avrupa memleketle­rine hitap ederek, savunma gayretle­rinde vuku bulacak en ufak bir gev­şemenin, kat'î ve felâket doğurucu ^ir mağlûbiyete müncer olacağını ihtar etmiştir.

General Ridgway, Kuzey Atlantik pak­tı teşkilâtı askerî komitesine sunduğu raporda şunları ilâve etmektedir :

Doğudan gelecek askerî tehlikenin azalmakta olduğuna dair en ufak bir emare mevcut delildir.

»Son sene zarfında Sovyet silâhlı kuv­vetleri son derece artmıştır.

«Peyk kuvvetler 1952 senesinin ba­şında 1 milyon iken bugün 1 milyon 300.000 e çıkmıştır. Bunlara ilâveten komünist Doğu Almanyada 100.000 ki­şilik ibir polis kuvveti bulunmaktadır.»

General Ridgway 1952 senesi Mayıs ayma kadar Sovyet Rusyanın elinde bulunan silâhlı kuvvetlerin mecmuu­nu 1.500.000 kişi olarak tahmin ederek şunları ilâve etmiştir :

«O zamana kadar Rusyamn elinde 175 tümen, 20.000 uçak ve 300 den fazla denizaltı vardı. Buna mukabil Batılı devletler kuvvetlerini mühim miktarda arttırmışlarda da bu kâfi değildir. Hâ­lâ zayıf bulunuyoruz.»

»Güvenlik dağının ancak eteklerini fethetmiş bulunuyoruz.»

General Ridgway, batının zayıf oldu­ğuna işaret ederek bilhassa hava sa­hasında durmuş ve demiştir ki :

Hiç olmazsa önümüzdeki sene içinde hava kuvvetlerimizin arttırılmasına bü­yük bir ehemmiyet vermeliyiz. Zama­nında alınacak tedbirlerle gediklerimi­zin kapatılması mümkündür.

»Vaktinde gerekli  tedbirleri  alacak olursak, yakın bir istikbalde Batı Avrupayı doğudan, gelecek her tecavüze karşı koruyabiliriz.»-

General Ridgway son sene zarfında kara kuvvetlerinde elde edilen terakki­lerden memnun olmadığını   söyliyerek şunları ilâve etmiştir :

Nato memleketleri seferberlik sistemlerinj ıslâh etmeli ve iyi yetiştirilmiş bir ihtiyat kuvveti hazırlamalıdır.»

General Ridıgway, Avrupa  savunma camiası ile yakından ilgili olduğunu söylemiş ve bu camianın askerî komi­tesiyle irtibatta bulunduğunu ilâve et­miş ve demiştir ki :

«Bu camianın plânları kafbili tatbik­tir. Pariste toplanmakta olan geçici as­kerî komite bir Avrupa ordusunun ku­rulmasını hazırlamaktadır.

General Ridgway, Amerikanın Avrupadaki siyasetinin sadece Avrupa çev­resinin dış sathının müdafaası olduğu hakkındaki Avrupa memleketlerin en­dişesini cevaplandırarak şöyle demek­tedir :

«Bana tevdi edilmiş bulunan askerî va­zife, Nato topraklarını müdafaa etmek ve harp patlak verdiği anda hepsine birden korumaktır.»

22 Haziran 1953

 Napoli :

Güney Avrupa müttefik kuvvetler başkumandanı Amiral Robert Carney, içi­ne Türkiye, Yunanistan ve İtalyayı da alan kumandanlığının ikinci yıldönü­mü vesilesiyle yapılan toplantıda iki seneden beri bu stratejik mevkiin mü­dafaası mevzuunda büyük başarılar kaydedildiğini  söyliyerek  demiştir ki:

«İki sene evvel mevcut bütün kuvve­tim, benimle beraber gelen personel­den ibaretti. Ne erkânı harbiyem, ne başka milletlerden bir birlik, ne de mevzuu bahis memleketlerin hükümet­leriyle bir çalışma hazırlığı mevcuttu. Ben ve yardımcılarım yabancı bir şe­hirde bir grup yabancıdan başka birşey değildik. İki sene içinde meydana ge­len değişiklik büyük bir iftihar vesile­sidir. »

İtalyan kuvvetlerinin bu müddet zar­fında yoktan var olduğunu söyleyen Amiral, bu arada uzun uzun Türk ve Yunan askerlerini överek demiştir ki ;

Yunan kuvvetleri disiplinli ve iyi ye­tiştirilmiştir. Türkiye Natoya karşı ve­cibelerini yerine getirmek ve herhan­gi bir taarruza karşı kendisini koru­mak hususundaki azmini ispat etmiş­tir. Koredeki Türk birlikleri ise azim ve cesaretin sembolü olmuştur.»

Amiral Carney, her üç memleketteki iktisadî gelişmeye de temas ederek sözlerine son vermiştir. Amiral, Ameri­kan deniz kuvvetleri kurmay başkan­lığı vazifesini teslim almak üzere ya­kında Amerikaya hareket edecektir.

 Ankara:

Amiral Robert Cameyin kumandan: bulunduğu Güney Avrupa müttefik kuvvetlerinin kuruluşunun ikinci yıl­dönümü münasebetiyle bugün saat 11 de Napolide bir kutlama merasimi ya­pılmıştır.

Törende, müttefik kuvvetleri adına Amiral Carney, İtalyan ordusundan general Eduardo Dörenzi, Fransız or­dusundan G. H. Betrant, Türk ordu­sundan yarbay Fikret Esen, Yunan or­dusundan Alger, İngiliz donanmasın­dan albay George F. Best birer konuş­ma yapmışlardır.

Ayrıca Amerikan hava kuvvetlerinden Güney Avrupa müttefik hava kuvvet­leri kumandam Korgeneral David M. Shlatter ve Güney Avrupa müttefik kuvvetleri erkânı harbiye reisi tüm­general Glovis E. Bayes de birer hita­bede bulunmuşlardır.

Törene, Napolinin askerî ve sivil erkânı ile Vali ve Belediye reisi de da­vet edilmiştir

12 Haziran 1953

   Ankara:

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir :

Atinada toplanan Türk, Yunan ve Yu­goslav askerî temsilcilerinin görüşme­leri sona ermiş, bu münasebetle aşağı­daki resmî tebliğ yayınlanmıştır ;   .

Ankarada imzalanan dostluk ve işbir­liği antlaşmasına ve Ankara askerî gö­rüşmeleri sırasında konmuş olan esas­lara istinaden Türk, Yunan ve Yu­goslav erkânı harbiye temsilcileri 3-12 Haziran tarihleri arasında Atinada top­lanarak muhtemel bir düşman tecavü­züne karşı müşterek savunmaları için görüşmelere devam etmişlerdir.

Görüşmeler, dostluk ve mükemmel bir anlaşma zihniyeti içinde cereyan et­miştir.

Yugoslav delegasyonu başkanı:

Korgeneral Ljubo Vuckoviç

Türk delegasyonu başkam : Tuğgeneral Selim Sun

Tunan delegasyonu başkanı:

Tuğgeneral Th. Papathanassiatdis

14 Haziran 1953

   Belgrad :

Mareşal Tito, İstiryada küçük Pazına şehrinde bugün verdiği nutukta Trieste bizimle İtalya arasında bir mese­ledir» demiş ve Yugoslavyalım Trieste anlaşması diktasını sadece Avrupa sulhuna yardım maksadiyle kabul et­tiğini belirterek,  bu fedakârlığa,    bir gün hür toprağın kendi kendine ida­reye kavuştuğunu görmek ümidiyle katlanıldığını  söylemiştir.

Bundan sonra muhtelif rejim fakat müşterek menfaatleri olan memleket­ler tarafından imzalanan Türk - Yu­nan - Yugoslav Balkan paktının teda­füi mahiyetine işaret eden Tito, bu paktın, dünyanın bu bölgesinde bir ba­rış kalesi teşkil ettiğini belirtmiş ve demiştir   ki :

Bu üç memleketten hiçbiri, bu paktın kimse tarafından bozulmasına müsaa­de etmiyecektir. Biz, bu paktın üyesi olarak, taahhütlerimizi yerine getire­ceğiz ve onu asla zayıflatmıyacağız. Rusyada bazı kimseler bu paktı beğen­miyorlar ve onu tecavüzî olarak telâk­ki ediyorlar. Bu, bir müdafaa paktı­dır.

Rusyalını Türkiyeye yaptığı son. tek­lifleri temas eden Mareşal şöyle de­miştir :

Rusya Milletlerarası münasebetlerini düzeltmek istiyor, fakat Balkan paktı­nı yıkabileceğini sanmakla aldanıyor.. Eğer bazı kimseler Batı hakkındaki si­yasetimizi değiştirdiğimizi sanıyorlar­sa, aldanıyorlar. Yugoslav milletine bi­raz daha fazla itimat etsinler/O milİat şüpheleri hak etmez. Sözümüzü tut­masını biliriz.

Sovyet Rusyanın son zamanlarda Yugoslavyaya yaptığı barışçı jestlerin dünyadaki tepkilerini hatırlatan Ma­reşal Tito, Yugoslav siyasetinin bu gi­bi hareketlere daima müsait cevap vermekle beraber, bunun Rus -Yugoslav münasebetlerinin normalleş­mesi ve düzeltmesi demek olmadığını zira, en büyük düşmanların dahi dip­lomat teati ettiklerini söylemiş ve de­miştir ki:

Rusya, aramızdaki münasebetlerin ke­silmesinden sonra geçen dört sene içinde bize yaptıklarını güç telâfi ede­bilir. Hareket bekliyoruz, sözlere inan­mıyoruz.

Rusya tarafından yapılan tâvizlerin hepsinin manevra olmadığım telâkki eden Yugoslav devlet reisi, bununla beraber şöyle demiştir: «Rusya gibi büyük bir devletin, hedeflerinden güç­lükle yaz geçtiğini unutmamak lâzım­dır ve Rusya da dünyanın ilk büyük devleti olmak hedefinden vazgeçmiyecektir. Demek oluyor ki, hudutlarımız­da tahammül edilir münasebetler ya­ratmak bize düşer.

25 Haziran 1953

 Atina:

Türk, Yunan ve Yugoslav Dışişleri Ve­killeri toplantısının 7 Temmuzda başlıyacağı hakkındaki Belgrad menşeli bir haber üzerine kendisine sorulan Dı­şişleri Vekâleti sözcüsü, bu toplantı ta­rihinin, henüz kat'î olarak tesbit olun­madığını, fakat daha evvel kararlaştı­rıldığı üzere 6 ilâ 15 Temmuz arasın­da yapılması lâzım geldiğini bildirmiş­tir.

Üçlü Pakt hakkında resmî tebliği

24 Haziran 1953

 Ankara:

Dışişleri Vekâletinden tebliğ edilmiştir :

Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya hükümetleri bugün metni yazılı müşterek tebliği her üç devlet başkentinde neşreylemeyi kararlaştırmış­lardır.

Ankara andlaşmasının, bunu imzalayan üç devlet tarafından tasdiki ile tasdiknamelerin tevdii muamelesinin Belgrad'da ifasından sonra ve mez­kûr andlaşına mucibince üç Dışişleri Vekilinin yakında yapacakları top­lantıya intizaren, Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya hükümetleri, ara­larında görüş teatisinde bulunarak :

Ankara andlasmasında mündemiç itilâf ruhunu imkânlarının azamisi nisbetinde kıymetlendirmek arzusunda bulunduklarını ve aralarındaki işbir­liğini mezkur andlaşma hükümlerini azamî derecede tesirli kılmak ve hatta andlaşmanın mahiyetini, onu imzalayan devletlerin müdafaa güç­lerini kuvvetlendirmek yolunda  genişletmek  kararında  olduklarını;

Milletlerarası gerginliği tevlid eden meselelerin hakikî surette hallini te­inin edecek mahiyetteki her gayrete kıymet .atfedeceklerini;

Hür ve müstakil milletlerarasında müsavi haklar esasına istinaden işbir­liği yapılmasının ve müdafaalarını temine matuf gayretlerinin devanı eylemesinin sulhun idamesi ve kuvvetlenmesi için en tesirli çareleri teşkil ettiğine kani bulunduklarını müşahede hususunda mutabık kalmış­lardır.

Bermuda'ya doğru

Yazan: A. İ. B.

25 Haziran 1953 tarihli Dünya'dan:

İngiltere Başbakanlığından yayınlanan resmî bir tebliğ üç büyük batılı dev­letin mesul şefleri arasında yapılması kararlaşan Bermuda konferansının 8 Temmuzda toplanması karar altına alındığını ilân etmiştir. Tebliğde şu manalı cümle de vardır: ««Sir Churchill 30 Haziranda Vangunard zırhlısı ile Bermudaya hareket edecek ve «Birleşik Amerika cumhurbaşkanını ve Fransa temsilcilerini vaktinde karşılamak üze­re 7 Temmuzda adada olacaktır.

L,ondrada bu tebliğ yayınlandığı gün Waşingtondan gelen bazı haber ve tef­
sirlerde «Fransadaki kabine buhranı yüzünden geri kalan konferansın yeni Fransız Başbakanının tayini ile dahi toplanması mümkün olamıyacağı, zira
yeni Başbakanın vahim meseleleri hal­letmesi ve tecrübeden geçmesi lâzım geldiği siyasî müşahitlere e beyan olun­duğu» hâlâ ve hâlâ ileri sürülmekte idi.

Açıkça görülüyor ki, Londra kabinesi ağır basmıştır. Zira uzak doğuda, çev­rilen entrikanın doğu Berlinde başla­yan ve bütün doğu Almanyayı tesir sahası içine almağa başlayan facianın yarattığı tehlikeyi bütün genişliğiyle kavramağa muvaffak olmuş, dünyayı tehdit eden neticeyi kestirmiş ve ba­rışı müşterek bir şekilde kurtarmak için son gayretiyle, son tecrübeye  gi­rişmiştir. Londrada yayınlanan tebliğin yukarıya aldığımız parçasının Sir Churchill'in Birleşik Amerika Cumhurbaşkaniyle Fransız temsilcilerini vak­tinde karşılamak üzere 7 Temmuzda Adada olacağını» kaydeden cümlesi İn­giliz Başbakanının yeni 'bir tehire mu­vafakat etmemek azminde olduğunu kat'ivetle  belirtmektedir.

Son haberlere göre Fransanın konfe­ransta temsili için yeni bir formül bu­lunmuştur. Eğer o zamana kadar Fransada yeni bir hükümet kurulmazsa Cumhurbaşkanı Vincent Auriol mem­leketini toplantıda ya bizzat, yahut şahsî 'bir temsilcisi vasıtasiyle temsil edecektir. Geçenlerde bir yazımızda da kaydettiğimiz gibi İngiliz görüşü, Fran­sanın içinde bulunduğu haller ve şart­lar karşısında artık sesini pek işittiremiyeceği merkezindedir. Fransız Cum­hurbaşkanı eğer bizzat işi eline almak suretiyle vatanını ikinci plândan üçün­cüye düşmekten kurtarabilirse çok iyi bir şey yapmış olacaktır. Fakat Fransa konferansta ne şekilde hazır bulunur­sa bulunsun, Öyle görünüyor ki, Ber­muda konferansı hakikatte bir İngiliz Amerikan toplantısı olacaktır.

1945 tenberi hiç bir İngiliz Başbaka­nının ne İngiliz milletler topluluğu memleketlerine, ne de yabancı mem­leketlere bir harp gemisine binerek git­mediklerini. Sir Churcihill'in Bermuda­ya İngiliz donanmasının en büyük bir­liği ve anavatan filosunun sancak ge­misi olan Vanguard'la gitmeğe karar verdiğini kayıt ve işaret etmek zaru­retini duyduğumuzu gizliyemiyeceğiz, Bu düşüncemizde bir isabetsizlik sezer­lerse, okuyucularımız bizi mazur gör­sünler.

Bermuda konferansı gündeminde mev­cut meseleler nelerdir? Bizce bu mev­zuda girişilen tahminlerin zahmete de­ğer kıymeti yoktur. Orada muazzam bir dâvanın halline uğraşılacaktır. «Dünya islerinde İngiltere ve Birleşik Amerikanın görüşlerinde beliren ve gittikçe artan ayrılığı ortadan kaldır­mak.

Bu, olacak mı, olabilecek mi? Yoksa böyle bir şeye imkân olmadığı mı an­laşılacak... «Sovyetlerle görüşmek, Pe­kin hükümetini Çinin meşru hüküme­ti olarak tanımak ve Birleşmiş Millet­lere almak meseleleri peklinde ifade edilen dâvada iki taraf birbirleriyle anlaşacaklar mı? Yoksa adadan, başkan Eisenhower ve müşavirleri daha vakti değildir. İyi niyet delilleri lâzım.» Sir Churchill ve arkadaşları da «vakti geçmediyse bile geçmek üzeredir. Delilleri konuşurken de buluruz.» diyerek mi ayrılacaklardır. Böyle bir neticeden Tanrı dünyayı korusun.

Öyle görünüyor ki, İngiliz Başbakanı, kendisine yol1 arkadaşlığı edecek kim­se bulamasa dahi, Moskova ricaliyle görüşmek işini kendi başına yapacak­tır. Böyle bir durum hür dünyanın ve Birleşmiş Milletlerin ns dereceye ka­dar hayrına olur, bilemeyiz.      I

Yeni bir tehir

Yazan: M. TOPALAK

29 Haziran 1953 tarihli Zaferden:

Ömrü üç çeyrek asrı aşan İngiliz Baş­bakanı Sir Winston Churchill'in birden bire hastalanması ile büyük Batılı dev­let arasında akdi mukarrer Bermuda konferansının tehirine sebep olmuş­tur.

Bermuda konferansı birçok müşahitle­rin nazarında, Sovyet Rusyanin da iştirak edeceği en üst kademeli dörtlü bir konferansa hazırlık teşkil etmek­teydi. Stalinin ölümünden sonra Sov­yet Rusya dış- siyasetinde görülen değişme emareleri karşısında Avrupa umumî efkârının ve umumiyetle so­ğuk harfsin tahribatına en çok maruz bulunan memleketler idarecilerinin Kremlin idarecileriyim müzakereye meyleden teşebbüsleri karşısında, de­nebilir ki. Bermuda teşebbüsü, bir çok meselelerde Batılılar arasında mevcut olan ve inkişaf eden ihtilâfları hallet­meden, müşterek bir cephe kurmadan Sovyet Rusya ile müzakereye girişmek mülâhazasiyle hassaten Amerika tara­fından başvurulan 'bir tedbirdi. Filhaki­ka, Sovyet sulh taarruzu karşısında müsbet reaksiyonlar göstermeğe başlı-yan hür dünya cephesi kesimlerinin tehlikeli olabilecek temayüllerini ön­lemek içindir ki, Başkan Eisenhower geçen Mayıs ayı sonunda böyle :bir kon­ferans, Fransada hüküm süren kabine buhranı yüzünden son defa 8 Temmuza tehir edilmiş bulunuyordu. Bu ke­re de Sir Winston'un hastalığı yısmi bir tehire sebep hazırlamıştır.

Denebilir ki, bu son tehir kararı biraz­da hâdiselerin seyrine intibak etmiş gi­bidir. Zira Barbakan Eisenhower, Ber­muda konferansına gitmeden evvel Korede bir mütareke akdedilebileceğini ümit etmekte idi. Halbuki bilindiği gi­bi, Günev Kore cumhurbaşkanının iti­razı yüzünden, bu mütarekenin akdi şimdilik   belirsiz   bir   tarihe  kalmıştır.

Bunun gibi, Avusturya ile aktedilecek sulh meselesinde Batılılar birdenbire sert bir tavır takınarak geçen yıl ileri sürülmüş olan «muhtasar andlaşma» üzerinde ısrar etmek suretiyle gergin bir durum yaratmış bulunmaktadırlar. Nihayet 17 Haziran tarihinde Doğu Berlinde çıkan patırtılar yüzünden Al­manya meselesi yeni bir inkişaf kay­detmiş ve Almanyanın birleştirilmesi dâvasında Batılıların olsun, Sovyet blokunun olsun, üzerinde bidayetten beri. ısrar ettikleri ölçüleri yeni bir ayarla­maya tâbi kılmıştır.

Fakat, bütün bu inkişaflara rağmen Bermuda konferansının toplanmasına ciddî bir mâni görülmeyebilirdi. Bu konferans üzerinde tesadüme meydan veren iki ayrı tez, esas itibariyle Kremlin idarecilerinin karşısına ha­zırlıklı çıkmakla, hazırsıksız ve her türlü imkâna müsait bir durumla yık­maktı. Bir kısım Batı efkârı. Bermuda konferansına en az Pravda gazetecinin sinirlendiği kadar sinirlenmekte ve böyle «hazırlıklı» .bir halde Malenkof ile konuşmanın Sovyetlerin bütün cin­lerini başlarına çıkarmaktan başka bir şeye yaramıyacağım ve yeni bir ger­ginlik sebebi olacağını iddia etmekte-idi. Bunlar Sovyet sulh taarruzunun samimiyetine az çok güvenmiş kimse­lerin fikri idi ki, bütün bir işçi muha­lefeti ve realist tüccarları ile İngilte­re bu safta ver almış .bulunuyordu. Bil­hassa Kraliçe İkinci Elizatosth'in taç giyme merasimini takiben Londrada akdolunan Commonwealth konferan­sından sonra, İngiliz milletler camiası üyelerini yüzde yüze yalkın bir katiyet­le kazanmış olduğu bildirilen Sir Wins tonun Büyük Müttefikler safında daha serbest idarî kelâm etmekte olduğu görülüyordu.  Bundan sonra kuzey Afrika meselele­rine geçen Mendes France, Tunus meselesine temas etmiş, Fransanın burada siyasî bir kargaşalık kaynağı yarat­masının menfaatine olmadığını ve meselenin realizmle halledilmesi lâzım geldiğinî söyliyerek Tunusta Fransa­nın mevcudiyetinin elzem olduğunu. Fransızların iktisadî menfaatlerinin korunması lâzım geldiğini belirtmiş ve demiştir ki;

«Tunusu dahilî muhtariyete kavuştura­cak reformlar yapılmalıdır. Bu reform­ları tesbit etmek için de müzakerelere girişmek gerekir. Kiminle müzakereler yapılacaktır? Tabiatiyle yegâne meş­ru muhatapla, yani Tunus beyi ve tem­silcileriyle.

 Paris:

Mendes France bugün verdiği beyanat­ta kabineyi teşkil ederken seçeceği ve­killeri parti mülâhazasiyle değil kabi­liyet ve memlekete bağlılıklarına göre hükümete alacağını söylemiştir.

Mendes France'ın bu kararı, hüküme­tinin, daha ziyade yeni simalardan te­şekkül edeceğine bir işaret olarak ad­dedilmektedir.

Meclisin oturumu başvekil namzedinin konuşmasından sonra talik edilmiştir. İtimat oyunun geç saatlerde verilece­ği  sanılmaktadır.

 Paris:

Millî  meclis,  müzakerelerine saat 20 de tekrar başladığı zaman siyasî mü­şahitlerin  kanaati şu merkezde idi: Sosyalistlerin desteğiyle dahi    Mendes France,   gereken   314   oyluk  ekseriyeti elde  edeceğe benzememektedir.

Mendes France'ın beyanatından sonra, parlâmento grupları kendi aralarında müzakerelere girişmişlerdir. 104 reye sahip sosyalistler lehte oy vermeyi ka­rarlaştırmışlarsa da ceman 134 oya sahip olan bağımsız v.e köylüler başve­kil adayını desteklememeğe karar ver­mişlerdir. Bunlardan sadece 10 - 15 mebus  lehte oy verecektir. Mukavemet Demokrat ve Sosyalist birliği Men­des France lehinde ise de aralarında bazıları muhaliftir.

5 Haziran 1953

 Paris:

Mendes France kabineyi kurmak için mezuniyet kabilinden istediği itimat oyunu elde edememiştir. Başbakan namzedi, 314 oy alması gerekirken, an­cak 301 oy toplayabilmiştir.

 Paris:

Meclisteki muvaffakıyetsizliğinden sonra M. Mendes France Cumhurbaş­kanı ile yirmi dakika kadar görüşmüş, bunu müteakip Elysee Sarayından ay­rılırken gazetecilere şu beyanatta bu­lunmuştur:

«Mecliste, bugüne kadar takip edilen siyasetle meselelerin halline imkân bu­lunmadığını idrâk etmiş bir çoğunlu­ğun mevcudiyetini memnunlukla mü­şahede stmiş bulunuyorum. Arkadaşla­rımın çoğunda yeni bir zihniyet ve an­layış buldum. Şu son iki gün boşuna geçmiş günler değildir.»

Diğer taraftan, bildirildiğine göre, Mendes France'ın muvaffakıyetsizliğin­den sonra, Cumhurbaşkanı, son krizde hükümeti kurmaya teşebbüs edenlerin aldıkları oyları bir kere daha tetkik ettikten sonra öğleye doğru yeniden is­tişarelerine başlıyacaktır.

 Paris:

Reisicumhur tarafından yeni kabineyi teşkil etmesi istenen M. Georges Bidault bu husustaki cevabını yarm bil­direceğini beyan etmiştir.

 Paris:

Le Monde gazetesi, Cumhurreisi Vin-cent Auriol'ün, Georges Bidault'ya mü­racaat etmeden evvel, kabineyi kur­mayı, Antoine Pinay'e teklif ettiğini bildirmektedir. Gazeteye göre, Vincent Auriol, eski başvekil ve bağımsızlar grupu lideriyle, bu sabah telefonla gö­rüşmüş, fakat Pinay bu talebi reddederek, bugünkü, âcil şartlar içinde hükü­met buhranını halle muktedir bir şah­sa vakit geçirmeden müracaat edilme­si lâzım geldiğini ve onu destekliyeceğini söylemiştir.

Georges Bidault'nun öğleden sonra sos­yalist parti genel sekreteri Guy Moliet'yi ziyaret ettiği bildirilmektedir.

6 Haziran 1953

Paris:

Cumhurreisi Vincent Auriol bu sabah (GMT) saat 11 de Georges Bidault'yu kabul etmiştir. Bidault, salı veya çar­şamba günü meclisten güven oyu iste­mek tasavvurunda olduğunu sözlerine ilâve etmiştir.

9 Haziran 1953

 Paris:-

Parlâmento koridorlarında bugün hâ­kim olan kanaate göre Georges Bi­dault'nun kabineyi kurmak üzere gü­ven oyu alması İçin yarın 314 oyluk ekseriyeti elde etmesi çok muhtemel­dir.

11 Haziran 1953

 Paris:

Dün gece, M. Georges Bidault'nun uğ­radığı muvaffakıyetsizlik üzerine, «Le Monde» gazetesi, Reisicumhurun, kabi­neyi teşkil işini ;bu defa bir radikal partisi mensubuna veya mutedile ve­receğini tahmin etmektedir.

Filhakika, yine ayni gazetenin yazdı­ğına göre, M. Bidault'nun muvaffakı yetsizliğine doğrudan doğruya Radi­kaller sebep olmuştur, zira, 75 radikal mebustan yalnız 27 si oyunu kullan­mıştı.

Gazete, muhtemel namzetler arasında eski meclis başkanlarından Radikal parti liderleri Andre Marie, Edgar Faure ve Henri Queuille'ü saydıktan son­ra  «M. Juseph Dani'sl veya M. Douis Jaquinot gibi mutediller de gerekli ço­ğunluğu sağlıyabilirler» diye ilâve et­mektedir.

Gazete diğer taraftan, «gerek memlekette gerekse parlâmentoda millî mec­lisin feshi lehinde bir cereyanın mev­cut» olduğunu bildirmektedir. Bu mü­nasebetle, gazete, yeni genel seçimler için 18 Ekim tarihini tesbit eden M... Leotard'ın kanun teklifi ile sosyalist partinin birçok gruplarınca kabul olu­nan diğer karar suretlerini zikretmek­tedir.

19 Haziran 1953

   Paris:

Öğleye doğru Cumhurreisliğinden ya­yınlanan tebliğde Vincent Auriol şöyledemektedir :

Anayasa yürürlüğe girdiğinden beri gelip geçen bütün başvekillerle şimdi­ye kadar kabineyi kurmakla görevlen­dirilen bütün şahsiyetleri parlâmento gruplariyle müştereken bir hareket programının ana hatlarını hazırlama­ları için toplanmaya ve mümkün ol­duğu kadar geniş bir birlik sağlıyarak millî ve cumhuriyetçi bir salâh hükümetinin temellerini atmaya davet edi­yorum.

Müşterek bir program hakkında anlaş­maya varıldığı takdirde, içinizden bi­rini kabineyi kurmakla görevlendirece­ğim ve haftanın ilk günlerinde Fransanın bir hükümete kavuşabilmesi için kendisinden kabineyi kurmak üzere meclisten itimat istemesini talep ede­ceğim.

22 Haziran 1953

   Paris:

Fransız hükümetinin, Bermuda, konfe­ransının tarihini 8 temmuz olarak ka­bul ettiği yetkili çevrelerde bildiril­mektedir.

24 Haziran 1953

   Paris:

M. Pinaym hükümet buhranını halletmeye teşebbüsten vazgeçmesi, cum­huriyetçi halk hareketi grupunda gör­düğü bazı kayıt ve itirazlar neticesin­de olmuştur. Buna rağmen M. Pinayın bazı dostları kendisine teşebbüsü­ne devamı ve meclis huzuruna çıkma­sını tavsiye etmişlerdir. Bu kimsaler, Pinay programını açıkladığı takdirde MRP (Cumhuriyetçi Halk Hareketi) saflarında .bir dalgalanma olacağı ve neticede bu gruptan ekseriyetin Pinayı destekliyeceği kanaatinde idiler. Fa­kat M. Pinay, başka mülâhazaların te­sirinde bu fikri reddetmiştir. Öyle sanılıyor ki, Pinay, bir mücadele havası yarattığı takdirde, MRP çoğunluğunun sola kaçmasından çekinmiştir. Diğer taraftan, muhakkak bir mağlûbiyetle neticelenecek olan böyle bir teşebbüs­le, 34 gündür devam eden buhranı yok yere biraz daha uzatmak ta Pinaye uy­gun gc'riin m emiştir. Filhakika, son Mayer kabinesi 21 Mayısta devrilmiş bulunmaktadır. Bunu müteakip 28 Ma­yısta kabineyi teşkile memur edilen ilk şahsiyet, Paul Reynaud 235 e kar­şı 276 oy alarak başarısızlığa uğramış­tır. (Bilindiği gibi en az 314 oy almak lâzımdır). Bir hafta sonra Mendes France da, sosyalistlerin müzaheretine mazhar olduğu halde, ancak 301 oy alabilmiştir. Üçüncü namzet Bidault ise bir oy farkla 313 mağlûp olmuştur ve nihayet dün de. Antoine Pinay ka­bineyi kurmak teşebbüsünden vaz geç­miş bulunmaktadır. Şimdi cumhurbaş­kanı istişarelerine tekrar başlıyacaktır. Yine mutedillerden bir şahsiyetin tecrübe edileceğinden ve bu afada es­ki devlet Bakanı Louis Jacquinot'dan bahsedilmekte, bunların MRP tarafın­dan kabul edilecekleri ümit edilmek­tedir. Lâkin buhran merkez sola doğru inkişaf edecek olursa o takdirde Ergar Faure'u da düşünmek doğru olacaktır. Faure, bilindiği gibi, Pinay hükümetinden evvel bir kere kabineyi kurmaya muvaffak olmuştu.

 Paris:

Fransa Cumhurreisi Vincent Auriol bu­gün mutedil muhafazakâr parti lideri Joseph Laniel'i Elysee sarayına davet ederek yeni Fransız kabinesini teşkil etmesini kendisinden istemiştir.

Vincent Auriol, Antoine Pinayın    dün gece kabineyi    kurmaya    teşebbüsten vaz geçmesi üzerine M. Laniel'i davet etmiştir.

M. Laniel Ergar Faure'nin kabinesin­de devlet vekilliği vazifesini ifa et­mek tay di.

Kendisi daha evvel posta ve telgraf 'ba­kanlığında  bulunmuştu .

Elysee sarayını terkettiği zaman gaze­tecilere beyanatta 'bulunan M. Laniel şunları söylemiştir :

Kabineyi teşkili kabul edip etmiyeceğimi bildirmeden evvel Halk Cumhuri­yetçi liderleri ve de Gaulle'cü liderler­le görüşeceğim. Ancak onların tasvi­bini aldıktan sonra kabineyi kurmaya teşebbüs  edeceğim.»

25 Haziran 1953

 Paris:

Hükümeti teşkil vazifesini kabul eden Joseph Laniel bu sabah Fransız mer­kez bankası müdürü ile görüştükten sonra deniz aşırı topraklar bakanlığın­da istişarelerine devam etmiştir.

 Paris:

Başvekilliğe namzet gösterilen M. Jo­seph Laniel'in itimat oyu istemesini teminen Fransız meclisi yarın sabah, toplantıya çağırılmıştır.

26 Haziran 1953

   Paris:

Millî meclis, kabineyi kurmak için iti­mat istiyecek olan Joseph Laniel'in nutkunu dinlemek üzere bu sabah Grinviç ayariyle saat 9.30 da toplan­mıştır.

   Paris:

Kabineyi teşkile memur edilen müsta­kil mebuslardan Joseph Laniel bu sa­bah mecliste söylediği nutukta ezcüm­le demiştir ki:

«Bermuda konferansının arifesinde dış siyasetimiz  Atlantik ittifakına bağlı dalmakta berdevamdır. Fransa, üçlü veya dörtlü konferans tasarıları hak­kında kanaatini daha evvel bildirmiş bulunmaktadır. Memleketimiz, Millet­lerarası münasebetleri ıslâh edebilecek her fırsattan faydalanmaya ve mü­şahhas iyi niyet delilleri gösteren bir muhatapla müzakereye girmeye hazır­dır. »

Avrupa savunma camiası andlaşmasına gelince, Başbakan namzedi bu mevzu­da meclisin, Sarre meselesinin halle­dileceğine dair bir kanaat hâsıl olduk­tan ve Avrupa ordusu tasarısına ek protokoller kabul edildikten ve İngil­tere ile müzakere edilen anlaşmalar aktedildik ten sonradır ki bir karar ve­receğini söylemiştir. Ancak d zaman meclis kendisine düşen mesuliyeti ser­bestçe iktiham edecektir. Bunun gibi yine ancak o zaman hükümet de bu konudaki mesuliyetini yüklenecektir..

O zamana kadar hâdiselerin kaydede­ceği inkişaflar da göz önünde tutula­caktır.

Hindicini meselesinde başbakan, ka­naatini şöyle ifade etmiştir: «Hindiçinîdeki ortak devletlerin istiklâllerini ko­rumak ve hür dünya dâvasını müdafaa etmek için Fransanın bu bölgede yüklenmek zorunda, kaldığı mesuliyet çok ağırdır ve bunu yalnız başına kal­dırmak beklenemez. Bu itibarla, mese­le Bermuda Konferansında bahis mev­zuu edilecektir. Korede mütareke ak­dedildikten sonra Hindicini savaşma son vermek çareleri de müzakere yolu ile araştırılacaktır.»

Tunus meselesinde M. Laniel, Fransanın bu memleketlere dahilî muhtariyet vermek hususundaki vaadinden nükül niyetinde olmadığını, bununla bera­ber bu muhtariyetin bu memleketler­de Fransanın mevcudiyetini münaka­şa mevzuu haline getiremiyeceğini söy­lemiştir.

Başbakan namzedi nutkunun iç siya­seti ilgilendiren kısmında enerjik bir İktisadî, politikaya, idarî ıslâhat, fiyat kontrolüne ve idare mekanizmanın sa­deleştirilmesine taraftar olduğunu belirtmiştir.

 Paris:

Kabineyi teşkile memur edilmiş olan Jossph Laniel'in bu münasebetle söy­lediği nutku dinledikten sonra milli meclis Grinvic ayariyle saat 10.20 dâ oturuma ara vermiştir. Meclis 14 te tekrar toplanacaktır.

27 Haziran 1953

 Paris:

İkinci dünya harbinden beri en büyük kabine buhranını henüz atlatmış bulunan Fransa, Churchill'in rahatsızlığı yüzünden üç büyükler Bermuda kon­feransının tehiri hakkında hiç bir iti­razda bulunmamıştır.

Bununla beraber yüksek makamlar Eisenhower'in bu tehiri geçici telâkki ettiği hususundaki mesajını iyi karşı­lamışlardır.

30 Haziran 1953

 Paris:

Dışişleri Vekâletinden yayınlanan bir-tebliğde bildirildiğine göre, Fransa Dış­işleri Vekili, İngiltere Dışişleri Vekâ­leti Vekili ve Amerika Dışişleri Veki­li. Üç memleketi müştereken alakadar eden meseleleri görüşmek üzere 10 Temmuzda Washington'da toplanmayı kararlaştırmışlardır.

Hükümetsiz hükümet

Yazan: H. C. YALÇIN

22 Haziran 1953 tarihli Ulus'tan :

Bazı Fransız gazeteleri kendi millet meclislerini bir mezbahaya benzetiyor­lar. Burada yere serilenler Başbakan namzetleridirler. Bugünkü Fransanın en gözde, en değerli siyasî pehlivanla­rı Başbakanlık payesini kazanmak için mertler meydanına atılınca kendilerini hemen tepetaklak yerde buluyorlar. Fena bir oyun deşil. Gazetelerde heye­can verici manşetler bir kısım oku­yucularda merak ve ilgi. Her günkü, can sıkıcı hayatın üstüne çıkan bir hareket ve telâş Fransa için sanjîi dış dünya yoktur. Sanki milletlerarası bü­tün siyasî askerî ve iktisadî meseleler ortadan kalkmıştır. Dünyada yalnız Fransa yarar ve Fransada da hükü­met yoktur!

Fena bir tecrübe değil. Galiba, Fransa, kendisi de aşikâr surette pek farketmeksizin, büyük ve enteresan siyasî bir tecrübeye girişmiştir. İngiltere ve Amerika inkılâplarından sonra, 1739 ihtilaliyle ortaya bir demokrasi çı­kardılar fakat yavaş yavaş bu de­mokrasiyi baştan da çıkararak bugün­kü şekle soktular. Üçüncü Cumhuriyet teşkilâtını, uğranan felâketlerden me­sul tuttukları için daha yeni, daha iyi ve memleket ihtiyaçlarına daha uy­gun bir hükûmet şekli arıyarak bu­günkü anayasa tarzını buldular. Fa­kat şimdi de birçok kabahatin anaya­sada olduğunu söylemeğe başladılar.

Yeni anayasanın, ne olması lâzım ge­leceğinde belki siyaset şefleri ve ilim adamları ittifak edemiyeceklerdi. Fa­kat her günkü hayat ortaya bütün bütün başka bir prensip çıkaracak gi­bi görünüyor. Çizgileri henüz tama­men göze çarpamıyan bu yepyeni    ve 1953 modası anayasa şeklini ve «hü­kümetsiz hükümet» kelimeleri altında ifade edebiliriz.

Bir aya yakın bir zamandanberi Fran­sa hükümetsizdir, fakat Fransa yine eski Fransadır. Hayat pahalılığı eski­si gibi artmakta ve günlük işler eski­sinden ne daha iyi ne daha fena bir halde devam edip gitmektedir. Hükü­met yok ama idare var. Bu suretle de yaşamak kabil olduğu görülüyor. Mil­yonlarca Fransız bu garip hâdiseye şa­hit olmaktadırlar. «Buhran» devam et­tikçe, «buhran» olmaktan çıkacak ve «normal» addedilecek, Fransız meselesi de hallolunmuş bulunacaktır.

Zaten, hir sene bile süremiyen hükü­metlerle idare edilmeğe artık alışılmış bulunan Fransada bu hükümet zelze­lelerinin doğurduğu neşesizlik ve en­dişeyi teskin için bir teselli çaresi bu­lunmuştu. Bakanlıkların teşkilâtı ayak­ta ve faaliyette oldukça hükümet iş­leri tıkırında yürüyor, siyasî buhran­lardan memleket zarar görmüyor deniliyordu. O halde, bu zarar vermiyen rejimi daimî bir rejim olarak kabul et­mek ve temelsiz ve Ömürsüz hükümet sistemine nihayet vermek en makul, en radikal bir yeni icat teşkil etmez mi?

Eğer Fransa dünyada yapa yalnız yaşıyabilseydi bugünkü manzarayı dış dostlar serin kanlılıkla seyredebilir­di. Fakat dünyanın en karışık ve çap­raşık işlerle bunalmış bulunduğu bir devrede Fransanın ortadan silinmiş gi­bi durması hem başka milletleri zor mevkide bırakıyor, hem Fransa hak­kındaki ümitleri, sempatileri ve iti­matları sarsıyor. Dünyanın bir can­kurtaran simidi gibi sarılmak istediği Bermuda konferansı ölü doğmuş bir çocuğa benziyecek. Sebebi de basit: Fransa Parlâmentosu Başbakan nam­zetlerini boğazlamakla meşgul!

Beri yanda bir Hindicini meselesi ve muharebesi var. Burası hem Fransız evlâtlarını yutan, hem Fransız bütçe­sinin kanını emen ve bu sebeple Fransayı Avrupa içinde âciz bir mevkie düşüren bir canavar gibidir. Durum mesuliyet yüklenmesini bilen, ne yap­mak istediğini tayin etmiş bir hükü­met bekliyor. Fransız parlâmentosu ise teşekkül edecek hükümetlerin karşısın­da aşılmaz bir set gibi dikiliyor.

Ayni Avrupada Fransa için bir Alman meselesi de var. Kuvvetli, birleşmiş, her cihetçe hür ve büyük bir Alman­ya Fransız vatanseverleri için ancak bir kâbus addediliyor. Fransanın bu harp sonrası bütün faaliyetleri bu ka­bus üzerinde birikmiştir ve bu endişe onun ayaklarında bâr zâncir tesirini hâ­iz olmuştur. Hükümetsiz bir Fransa ile mi Fransızlar bu meselenin hal çare­sini bulacaklar?

Bir Başbakan bulundu

Yazan: Ömer Sami COŞAR

27 Haziran 1953 tarihli Cumhuri­yet'ten :

Fransız Meclisi, 63 yaşındaki bağım­sız milletvekili Joseph Laniel'in Baş­bakan olmasını kabul etmiştir. Yalnız sosyalistlerle komünistler aleyhte rey vermişler, diğer bütün siyasî partiler mumaileyhi desteklemişlerdir.

Fransız anayasası gereğince, Cumhurbaşkanı tarafından hükümeti kurmağa davet edilen bir şahsın her şeyden ev­vel Meclisten üçte iki ekseriyet, yani 314 rey elde etmesi şarttır. Ancak bundan sonra Başbakan namzedi, kabine­yi kurma işine girişebilir. Joseph Laniel ise 389 rey toplamış ve şimdiye kadar az görülen kuvvetli bir ekseriyetle hükümeti kurmağa davet edilmiştir.

Bu ne demektir? Bağımsız sıfatını ta­şıyan Joseph Laniel, harp sırasında mukavemet hareketlerinde oynadığı müessir rolün de yardımı ile, Fransa­nın  hasret  kaldığı  geniş ve kuvvetli bir koalisyonun teşkilini sağlamış mi 1945 ten beri kurulmakta olan bu on dokuzuncu hükümet uzun ömürlü olacak, artık Fransa sik sık buhranlar içinde kıvranmıyacak mıdır?

Şurası muhakkak ki, Joseph Laniel'in Meclise takdim ettiği program böyle geniş bir destek temin etmesinde bü­yük bir rol oynamamıştır. Yeni Baş­bakan, ana dâvalardan hiç birine esaslı surette temas etmemiş, parlâmentoyu feshetmekten bahsetmemiş ve Sosya­listlerin sağında bulunan bütün siyasî partileri tatmin edecek şekilde konuş­muştur. Denilebilir ki, Fransız meclisi­nin Laniel'e itimat oyunu vermesinde, 34 gündür süren siyasî buhrandan si­nirlenen efkârı umumiyenin baskısı en kat'î rolü oynamıştır. Son günlerde ga­zeteler parlâmentoyu, şahsî ihtiraslar ve çekişmeler yüzünden memleketi fe­lâkete sürüklemekle İthama başlamış­lar ve bu kampanya seçmenler üzerin­de oldukça geniş tepkiler husule getir­mişti. Bir taraftan bu baskı, diğer ta­raftan uzun süren buhranın husule ge­tirdiği bıkkınlık ve nihayet Bermuda üçler konferansı tarihinin yaklaşması dünkü neticenin alınmasına âmil ol­muştur. Ayni zamanda yeni Başbakan tarafından arzedilen program, geçen hafta fevkalâde toplantıya çağırılan es­ki başbakanlar konferansında ittifak­la tasvip olunandan farksızdı. Meclis­teki ekseriyeti temsil eden partileri idare etmekte olan .bu eski başbakan­lar, bu yolu takip edeceğini bildiren Laniel aleyhinde rey veremezlerdi. Böyle bir hareket, efkârı umumiyeyi büsbütün aleyhlerine çevirirdi.

Bu vaziyette denilebilir ki, yeni Baş­bakan, reylerde görülen geniş ekseri­yete rağmen, bundan evvelki on dokuz Başbakan gibi sallantıdadır ve teşki­line başlanan yeni (merkez-sağ) koa­lisyon, en ufak bir ihtilâf karşısında kolayca parçalanabilecektir.

Şimdiye kadar cereyan eden hâdiseler, normal seyrin böyle olacağını göster­mekle beraber, ilk defa Başbakan olan Laniel'in uzun ömürlü bir hükümet kurması, Nato dahilinde müttefikimiz olan Fransayı içinde bulunduğu eko­nomik buhrandan kurtarması temenni edilir.

1 Haziran 1953

  Londra:

Yeniden ameliyat olmak üzere cuma günü Bostona hareket edecek olan Mr. Eden, iyi haber alan siyasî çevrelerde tahmin edildiğine göre, Dışişlerindeki vazifesine ancak Ekim ayında başlı­ya^ ilecektir. Bu arada Edenin mevkii açık kalacak ve yine memleketin dış politikasını idareye Churchill devam edecektir.

Tubbî çevrelerde tahmin edildiğine gö­re, Edenin bundan önce geçirdiği iki ameliyat sırasında zedelenen safra ke­sesi kanalının bir parçasının yerine plâstik bir parça takılacaktır. Gayet nazik olan bu ameliyat, Londralı meslekdaşları tarafından bu nevi bir mü­dahale için dünyanın en büyük müte­hassısı telâkki edilen Dr. Richard Cattell tarafından yapılacaktır.

  Londra:

Majeste Kraliçe İkinci Elizabeth'in ya­rın yapılacak taç giyme töreninde fou-lunmak üzere Londraya gelen heyet­ler hakkında İngiliz gazetelerinde muh­telif neşriyat yapılmaktadır. Merasim­de birçok yabancı "memleket temsilci­lerinin bulunmasını yorumlayan Observer gazetesi bu vaziyetin bir nevi diplomatik kongre havası yarattığım kaydederek şunları yazıyor :

«İngiliz milletler topluluğuna mensup memleketlerin heyetlerine dahil olmıyan en kuvvetli iki heyetten biri Tür­kiye, diğeri de Yugoslavya heyetidir. Başvekil Menderesle Dışişleri Vekili Prof. Köprülü Londraya vardılar. An­kara'da Birleşik Amerika Dışişleri Ve­kili Dulles'in görüsünü öğrenmiş ol­duklarına göre iki Türk devlet adamı­nın Orta - Doğu savunması meselesini Londrada görüşmek ve kendi fikirlerini ileri sürmek için bu vesileden isti­fade etmek istemeleri ihtimali hiç te hayreti mucip olmaz,

   Londra:

Kraliçe ikinci Elizabeth, taç giyme-merasimine iştirak etmek üzere gel­miş olan İngiliz milletler topluluğu temsilcileri şerefine bugün öğleden ev­vel bir kabul resmi tertip etmiş, bunu mütakip bir öğle yemeği vermiştir. Ka­bul resmine Kraliçe, yanında Edinburg Dükü olduğu halde, delegelerle ayrı ayrı görüşmüştür. 80 den fazla davetli arasında kraliçeye takdim edilen tek kadın .Begüm Liyakat Ali Han olmuş­tur. Başvekil Sir Winston Churchill de kabulde hazır bulunmuştur.

   Ankara:

Majeste Kraliçe İkinci Elizabeth'in taç giyme töreni Türkiyedeki İngiliz, mil­letler camiası mensupları tarafından yarınki 2 haziran günü tesit edilecek­tir.

Ayni gün öğleden sonra 17.30 'da İn­giliz milletler camiasının dört elçisi (Hindistan, İngiltere, Pakistan ve Ka­nada elçileri) İngiliz elçiliği bahçesin­de bir garden parti vereceklerdir. Bu partiye Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi, Vekiller, Ankaradaki bütün ya­bancı diplomatik heyetler başkanları, memleketimiz siyasî, içtimaî ve kültü­rel sahalardaki seçkin şahsiyetler, bat­sın mensupları ve İngiliz milletler ca­miası ileri gelenleri davet edilmiş bu­lunmaktadır.

Garden partiden evvel Büyük Elçilik bahçesinde İngiltere Büyük Elçisi ve Lady Helm (tarafından bir toplantı tertip edilecektir. Bu toplantıya Anka­radaki İngiliz cemaati ile çocukları iş­tirak edecektir.

Çocuklar Britanya tarihinin meşhur simalarını (tarihî elbiseleriyle tasvir eden bir gösteri yapacak ve gösteriye katılacak çocuklara hususî bir şekil hazırlanmış birer taç giyme töreni ma­dalyası tevzi edilecektir.

Ayni günün akşamı büyük elçi ve Lady Helm tarafından İngiliz cemaati için bir eğlence tertip edilecek ve saat 22.15 te elçilik bahçesinde hava fişek­leri atılacaktır. Bu münasebetle elçilik bahçesinde hava fişekleri atılacaktır. Bu münasebetle Elçilik binaları elek­triklerle aydınlatılacaktır.

Majeste Kraliçe ikinci Elizabeth'in taç giyme törenini tesit maksadiyle ayni zamanda İstanbuldaki İngiltere ye İz­mir konsoloslukları ile İskenderun ve Trabzon konsoloslukları tarafından da toplantılar tertip edilecektir.

   Londra:

Everest dağı İngiliz heyeti tarafından fethedilmiş ve bu haber tac giyme me­rasiminin arifesinde yayınlanmıştır. İngiliz dağcısı Hillary ile yerli rehber (Sherpa) Tensing Bhtuia, 30 yıldanberi sayısız dağcıların erişmeye çalıştık­ları zirveye ulaşmışlardır.

Filhakika Evereste ilk çıkma teşebbü­sü 1921 yılında albay Howard - Bury'-nin başkanlığındaki bir heyet tarafın­dan yapılmıştır. Yedi kişilik heyet zir­veye varamamış ve aralarından biri öldükten sonra geri dönmüştür.

İlk yedi çıkma teşebbüsü dağların ku­zey tarafından ve .güney Tibet ovala­rından geçmek suretiyle yapılmıştır. Harpten sonra, Tibetin komünist Çinli­ler tarafından işgali yüzünden heyet­ler Nepalden hareket etmiye başlamış­lardır.

Zirveye ilk defa erkmava muvaffak olan Hillary Yeni Zelandalıdır. Bu dağcı 1951 yılında Eric Shipton'un başkanlı­ğında hareket eden ve güney yolunu keşfeden heyete katılmıştı. Hillary'nin arkadaşı Sherpa Tensing Butia da bü­tün Nepal dağcıları gibi tıknaz, cesur ve mukavim bir adamdır.

   Londra:

London   Times   gazetesinin,   İngiliz   Everest heyeti reisi Albay Hunt'a atfen verdiği habere göre heyet âzasından Hillay ile kılavuz Tensing, dünyanın en yüksek noktası olan Everestin zir­vesine çıkmağa muvaffak olmuşlardır.

Bu suretle Everestin fethi İngilizlere nasip olmuştur. Zirve 29 Mayıs günü fethedilmiştir.

Everest fatihinin İngiliz heyetinin zir­veye çıkmağa muvaffak olan âzası Hil­lary'nin en büyük arzusu bu dağa tır­manmak idi. Kendisi ile konuşan ga­zetecilere Hillarynin annesi şunları söy­lemiştir:

Oğlum eskidenberi, Bir gün Evereste çıkacağım» der dururdu. Onu dün­yanın en yüksek noktasında tahayyül etmek çok zevkli bir şey.»

Times gazetesi, ha!berin pazartesi ge­cesi geldiğini, bu müjdenin taç giyme merasimine tesadüf etmiş olmasının çok mutlu bir hâdise teşkil ettiğini yaz­maktadır. İngiliz dağcı heyeti, zirveye erişmek için 25 Mayısta' yaptığı teşeb­büste muvaffak olamamıştır. Ondan sonra gelen haberlerde ise insan aya­ğı değmemiş bu mıntakaya çıkmak için son bir teşebbüste bulunulacağı bildi­rilmekte idi. Heyet nihayet İngiliz bayrağını kraliçe Elizabeth'e bir taç giyme hediyesi olarak dünyanın bu en yüksek noktasına dikmeğe muvaf­fak olmuştur.

Geçen sene ayni yolu takip eden iki İsviçre heyeti hava şartlarının müsaadesizliği yüzünden zirveye çıkmağa muvaffak olamadan geri dönmüşler­di.

2 Haziran 1953

 Westminister Katedrali:  (Londra):

Kraliçe Elizafoslh bu sabah, milyonlar­ca Londralı ve yabancı ziyaretçilerin alkışlan arasında kendisini Buchingham sarayından getiren alfan araba­sından avrılarak, taç giymek üzere. 900 senedenberi bütün İngiltere kral ve kraliçelerinin takdis edildikleri es­ki mabede geldi.

Borozan sesleri kraliçenin girimini ha­ber verirken,  altı yüz kişilik bir koro asırlar boyunca bu gibi merasimlerde anane haline gelmiş bir parçayı oku­makta ve merasimi katedral içinden takip etmek üzere davet edilmiş bulu­nanlar, dükler, lordlar ve avamdan müteşekkil bulunan yedi bin davetli, mabedin eski gri taşlarını mavi, koyu kırmızı ve altın renginde şaşaalı bir dekor haline getiren perdeler arasm--da ayağa kalkarak genç hükümdarı se­lâmlamaktaydı.

Genç kraliçe mavi bir halı ile kaplı ve etrafı yüksek sütunlarla çevrili bu­lunan koridordan geçerken, birbirin­den güzel altı nedime, koyu kırmızı kadifeden yapılmış merasim elbisesi­nin uzun eteğini taşımaktaydı.

Kraliçenin önünde, piskoposlar ve ruh­ban sınıfından müteşekkil ve rengâ­renk elbiseler ile bir grup yürümekte idi. Daha önce gözleri kamaştıran üni­formalara bürünmüş haberciler yürü­mekteydi  .

Taç giyme merasiminde kullanılacak mücevherat, asa, kılıç v.s. ananevi eş­yayı taşıyan dükler onları takip edi­yordu.

Aralarında geçenlerde dizbağı şövalye­si unvanını alan Sir Winston Churchill olduğu halde, İngiliz milletler camiası memleketleri başvekilleri kafileye da­hil olarak ağır ağır yol alıyordu. Kra­liçenin mücevherlerini taşıyan dükle­rin Önünde ise, amiral üniforması üze­rine, merasim robunu giymiş bulunan kraliçenin zevci Edinburg Dükü yürü­yordu.

Edinburg Dükünün etrafı habercilerle sarılmış ve dukalık tacı ise zeytin ren­gi bir elbise giymiş bulunan bahriye­ye mensup uzun boylu bir bahriye ne­feri tarafından taşınmakta idi.

Genç kraliçe, taç giyme merasiminin yapılacağı altın elyaftan örülmüş hah ile müzeyyen sahneye gelirken bütün £ÜzleT kendisine çevrilmişti. Bu sırada Westmim;ter okuluna mensup çocuk­lardan müteşekkil 40 kişilik bir koro Lâtince oUra'k «Kraliçe Elizabeth dev­ri payidar olsun» diye bağırmakta idi.

Merasimin yapılacağı yüksek minbere doğru ilerlerken, kraliçe Elizabeth, ,evvelâ boş tahtın önünden, ve sonra da Katedralin şaşaalı dekoru içinde yal­nız kalmış hissini veren 650 senelik bir naziye sahip bulunan taç giyme tah­tının önünden geçti. Ve ağır ağır annesi ve kız kardeşi prenses Marğaretin bulunduğu kraliyet locası önünde bulunan ve kırmızı örtü ile kaplanmış elan devlet tahtına oturdu. Eteğini ta­şıyan ve beyaz tuvaletleri içinde birer periyi andıran nedimeler ağır ağır tek bir hareketle kraliçenin eteğini yere koydular.

Kuvvetli ışıklar katedralin içini bir ziya menbama çevirmişti. Daha uzak­ta 12 nci asırdan kalma bir lahit için­de 20 inci asra ait hayaletler gizlen­mişti. Mezardan başlarını çıkaran bu hayaletler, merasimi bütün İngiltereye yayacak olan televizyon operatörlerin­den başka kimse değildi.

Artık merasim başlıyordu.

Güzel nedimeler yere eğilerek kraliçe­nin eteğini havaya kaldırdılar. Krali­çe ağır ağır ayağa kalktı. Merasimin ilk safhasını tenkil eden hükümdarı ta­nıma kısmı başlıyordu. Elizabeth 1308 senesinden beri bütün İngiltere hü­kümdarlarının taç giydikleri «taç giy­me»  koltuğuna doğru yürüdü.

Nedimeleri yanından ayrıldığı zaman, genç hükümdar vakur bir ifade ile yal­nız kaldı.

Canterbury başpiskoposu, debdebeli .el­bisesi içinde, elinde asası olduğu hal­de yüzü haziruna doğru dönük kraliçe­yi bekliyordu. Ağır ağır söze başlıyarak  şunları  söyledi :

«Birler, size kraliçeniz Elizabeth'i tak­dim ederim. Bugün buraya kendisine biat ve hizmet etmek üzere gelmiş bu­lunan sizler bunu her zaman yapmaya hazır mısınız?

Bu arada bütün hazirun üç defa «Allah kraliçe Elizabeth'i korusum diye ba­ğırdı. Bu sırada borazan sesleri kated­ralin  kubbelerini   çınlatmaktaydı.

Canterbury başpiskoposu Dr. Geoffrey Fisher arkasında devlet erkânı diz ba­ğı nişanını hâiz olan şahsiyetler oldu­ğu halde güneye doğru ilerledi ve ka­tedralin güney kısmını dolduran İngi­liz asillerine ayni kelimeleri tekrar etti. Yine hazirun üç defa »Allah Kraliçe Elizabeth'i korusun diye bağırdığı zaman kraliçe hafifçe eğilerek selâmla­dı. Bu sefer başpiskopos katedralin ba­tı kısmına doğru ilerledi. Katedralin bu kısmında bulunan yolun iki tarafında milletler camiasına mensup memleket­lerin temsilcileri, prensler, prensesler yabancı memleket diplomatları ve di­ğerleri yer almış bulunmakta idi. Baş piskopos ayni sözlerini tekrarladı ve borazan sesleri arasında ayni cevabı aldı.

Son olarak kraliçe ve başpiskopos ku­zeye dönerek ayni sözleri tekrar ettik­ten sonra, kraliçe yemin etmek üzere devlet koltuğundaki yerini aldı.

Canteribury başpiskoposunun sorduğu sualleri, kraliçe Elizâbeth, pürüzsüz berrak sesiyle cevaplandırdı :

   Majesteleri yemin etmeye hazır mı­dırlar?

   Evet hazırım.

   Majesteleri     İngiltere,    Kuzey    İr­landa, Kanada, Avustralya, Yeni    Ze­landa, Güney Afrika, Pakistan,. Seylân halkına carî  âdet  ve kanunları gere­ğince hizmet etmeyi vadedermisiniz?

   Ciddiyet ve vekanla bu şekilde ha­reket edeceğimi vaadederim.

İngilterede protestanlık dininin idame­sine müsaade edeceğini de vaadettikten sonra Kraliçe Elizabeth, elini İn-çile dayayarak, Allahın huzurunda bü­tün ömrünü, tebaasının refahına hasre­deceğini vaadetti.

Merasim başlıyalı 19 dakika olmuştu.

Basit bir kıyafetle karşımızda oturan kraliçenin mukaddes yağla yağlanma­sına sıra gelmişti. Canterbury başpis­koposu, kartal şeklinde «Ampula» is­mini alan yağdanlıktaki yağı hususî bir kaşığa koyarak, kraliçenin başına, göğsüne ve avuçlarının içine sürdü.. Anane gereğince bu dinî âyin, mera­simin en manidar safhasını teşkil et­mektedir. Bu âyini müteakip kraliçe, piskoposların yardımı ile kraliyet ro­bunu giydi ve evvelce minbere yerleş­tirilmiş bulunan kraliyet ziynetleri kendisine takdim edilmiye başlandı.

İlk olarak mühri has lordu, kraliçenin önünde eğilerek,    şövalyelik   vekarını temsil eden altın mahmuzları takdim. etti. Arkasından devlet kılıcı, Canteribury başpiskoposu tarafından kendisi­ne verildi. Kraliçe ayağa kalkarak kı­lıcı aldı ve evvelâ kılıcı havaya doğru kaldırdı ve sonra yere muvazi olarak uzatarak ağır ağır minbere doğru iler­ledi ve kılıcı Allahın hizmetinde kul­lanacağını ifade ederek huşu ile min­bere koydu.

Bütün merasimde kılıcı taşımış olan. Canterbury Markisi, anane mucibince Westminster piskoposuna 100 adet çilşiling vererek kılıcı geri aldı.

Müteakiben kraliçeye adalet ve mer­hameti temsil eden iki kılıç daha ve­rildi. Sirasiyle taç giyme yüzüğü, asa­lar, altın küre kraliçeye takdim edil­dikten sonra, hazirun kraliyet mücev­her ve tezyinatının sonuncusunu teşkil edan Şt. Edvard tacının hususî merasimle kraliçenin basma yerleştirilme­sini beklemekteydi.

Sıra merasimin en ulvî anma gelmişti. Kraliçe taç giyecekti. Salonu derin bir sessizlik kaplamış bulunuyordu.

Elinde bütün hükümdarların taç giy­me merasimlerinde kullanılmış bulu­nan St. Edward'ın tacı olduğu halde, Canterbury başpiskoposu minberden inerek ve ağır ağır dua ederek kraliçenin oturduğu tahta yaklaştı ve önünde durdu. Kollarım öne ve yukarı doğru uzattı ve yakutlar, elmaslar ve zümrütlerle müzeyyen tacı yavaş ya­vaş kraliçenin başına, oturttu ve ağır ağır ellerini indirdi.

Taç kraliçenin başına konmuştu. Bir­den bire derin sessizlik yırtıldı yedi bin kişi hep bir ağızdan Allah Kraliçe Elizabeth'i korusun» diye bağırmaya başladı.

Habercilerin, beyaz eldivenli ellerini havaya kalkmasiyle mesafede bu­lunan bütün asilzadeler, merasim rop-I? -j.nl ve taçlarını bağlarına koydular Borazanlar çalıyor, katedralin avlusun­daki toplar kraliçenin taç giydiğini bütün dünyaya tebşir ediyordu;

Kraliçe ağır ağır ayağa kalktı ve et­rafında piskoposlar ve devlet şahsi­yetleri olduğu halde, salonun ortasın­da bulunan tahtına doğru ilerledi. Ko­ro şarkılar söylüyordu. Dükler    nazik bir şekilde kraliçeyi oturttular.

Artık tebaasının biat etmesine sıra gel­mişti.

İlk olarak Cantenbury başpiskoposu ve diğer piskoposlar kraliçenin Önünde diz çökerek, kendisine biat ettiler. Pis­koposları müteakip diğer düklerle be­raber oturmakta olan Edinburg Dükü kraliçenin sağma geldi, başındaki kü­çük tacı çıkararak diz çöktü ve krali çeye bütün ömrü boyunca yardım ede­ceğini bildirdikten sonra sol yanağın­dan öptü ve çekildi. Edinburg Dükünü takiben başta kriaıl ailesine mensup dükler olmak üzere, Lordlar, Kontlar ve Baronlar sıra ile önünde diz çöküp biat ettiler.

Son asilzade biat ettikten sonra, bora­zan sesleri arasında ha-zirun hep bir ağızdan «Allah Kraliçeyi korusun» di­ye bağırmakta   idi.

Bu an taç giyme merasiminin en ulvî anı idi. Merasim bitmiş, fakat dinî âyin devam

ediyordu.

Yanında kocası Edinburg Dükü oldu­ğu halde kraliçe, minber önünde eği­lerek dua ettikten sonra, önünde dük­ler olduğu halde katedralin içinde bu­lunan küçük kiliseye geçti.

Merasim elbiseleri kilisede çıkarıldı ve kraliçe mor kadifeden bir elbise giy­di.

Artık merasim bitmişti.

Habercilerin işareti üzerine orkestra çalmaya başladı ve hazirun ağır ağır kapıya doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada kraliçe göründü, başında, taç giyme merasiminde kullanılan tacın yerine, daha kıymetli fakat hafif olan imparatorluk tacı vardı.

Altın arabasına binip, Buckirrgham sa­rayına gitmek üzere katedralden ayrıl­madan evvel istirahat için kendisine ayrılan daireye çekilirken katedralde bulunan davetliler İngiltere millî mar­şını söylemekte idi.

Kraliçe katedrale gireli tam iki saat :30 dakika olmuştu.

  Londra:

Kraliçe ikinci Elizabeth Westmirnster katedralinde bugün saat 11.32 de taç giymiştir.

  Londra:

Kraliçe Eliza'beth II Westmmster ka­tedraline taç giyme merasimi için saat 10 da gelmiştir.

Kraliçenin altın arabası Buckingham sarayından katedrale gelinceye kadar milyonlarca insanın alkışları arasından geçmiştir.

Edinburg Dükü kraliçeye refakat etmekteydi.

Altın araba Trafalg'ar meydanına yak­laştığı sırada bulutlar dağılmış ve gü­neş ortalığı ışığa boğmuştu.

Kraliçe kıymetli taşlarla bezenmiş be­yaz saten elbisesinin üzerine al bir pe­lerin almıştı. Kraliçe gayet sakin gö­rünüyordu. Araba ilerlediği sırada kra­liçe bazan ileri doğru meylederek hal­kın kendisini daha iyi görmesinıa fır­sat veriyordu .

200 yıllık 4 ton ağırlığındaki muhte­şem arabayı 8 gri at çekmekteydi.

Araba Taymis nehri civarından geçtiği sırada 30.000 mektep talebesi büyük bir sevgi tezahüründe bulunmuş, kra­liçe de tebessüm ederek, el sallıyarak mukabele etmiştir. Gençlerden bir kıs­mının gözü kördü, fakat bunlar da hocalarının merasim hakkında kendi­lerine naklettiği izahat üzerine sevgi tezahüründe bulunmuşlardır.

Arafba katedralin önünde durduğu sı­rada kraliçenin tacı biraz yerinden oy­namış, fakat o vaziyetini bozmamıştır.

Kraliçenin katedrale girişini bildiren borazanlar burada bulunan 7 bin kişi­ye büyük törenin başlryacağım bildir­miştir.

 Londra:

İngiltere Başvekili Sir Wmston Churchill. yarm sabah İngiltere milletler camiasına mensup başvekiller konfe­ransında haziran ortalarında Bercnudlada yapılacak  olan üçler toplantısında

Rusya ile yapılmasını istediği görüşme­ler hususunda takip edeceği hareket tarzını izah edecektir.

Taç giyme merasimi için Loridraya gel­miş bulunan başvekiller yarın topla­narak dış siyaseti ilgilendiren meseler beri görüşeceklerdir.

Bir hafta sürecek olan toplantılarda bilhassa Rusya île olan münasebetler gözden geçirilecektir.

 Londra:

Başında paha biçilmez kıymetteki im­paratorluk tacı olduğu halde, mutan­tan bir merasimle Westminster kated­ralinde taç giymiş bulunan kraliçe Elizabath, sevinç nidaları arasında ken­disini alkışlayan milyonlarca Londra­lının arasından Buckingbam sarayına gitmek üzere altın saltanat arabasına bindi.

Ara sıra yağan şiddetli yağmur, 7 mil uzunluğundaki resmi geçit yolunun iki tarafını dolduran milyonlarca insanın şevkini kırmamaktaydı.

Kraliçeyi hâmil bulunan devlet araba­sının geçişini saatlerce bakliyen halk sabırsızlanmaktaydı.

Kraliçe iki buçuk saat süren merasim yorgunluğunu üzerinden atmış, mücev­herlerle bezenmiş mor elbisesini giy­miş oldujfu halde, altın arabasına binip, kendisini alkışlayan halkı eğilerek se­lâmlarken, başındaki taç ve elindeki âsa üzerinde bulunan kıymetli taşlar etrafa binbir renk saçıyordu.

Kafiledeki yerini almak üzere araba­sına binerken merasimden toeri ilk de­fa: tebessüm etmekteydi.

Yol boyunca kadınlar, sevinç gözyaş­ları döküyor, çocuklar zıplıyordu. Gruplar halinde İngiliz millî marşı söylenmekteydi.

Amiral Nelsonun heykelinin bulundu­ğu Trafalgar meydanında, kafile üç öepheden birden göründüğü için, ka­labalık daha büyük bir kesafet arzetmekteydi.

Kraliçe arabasına bindiği zaman, kafi­lenin bir ucu 2 mil ileride bulunmak­taydı.

Bütün yol boyunca yağmur yağıyor... herkes mendilleriyle başlarından akan. sulan siliyordu.

Milletler camiasının her tarafından ge­len ve millî üniformalarını lâbis bulu­nan askerlerin geçişi büyük tezahüra­ta sahne oluyordu.

Kafileye iştirak eden 26 bando 2 bin. müzisyenden müteşekkildi. Milletler camiasına mensup birliklerin önünde dört bando ilerlemekteydi.

Milletler camiası askerlerini, İngiltereye ait deniz aşın toprakların sultan­ları takip ediyordu. Arkalarından milletler camiasına dahil başvekiller iler­liyordu. Aralarında Sir Winston Churchill'i gören halk büyük tezahürat yap­maktaydı.

Kral ailesini takiben, İngilterenin en tanınmış askerî liderleri geliyordu.

Kraliçenin arabasından evvel ana kra­liçe Elizabeth ile nr.enses Margareti hâ­mil bulunan irlanda devlet arabası gelmekteydi.

Nihayet kraliçe Elizsibeth ve Edinburg Dükünü hâmil bulunan saltanat araba­sı göründüğü zaman tezahürat son haddini bulmuştu.

Edinburg Dükü halkın kraliçeyi daha iyi görebilmesi için geriye doğru çeki­liyor, kraliçe de âdeta adım başına halkı selâmlıyordu. Fakat basındaki tacın ağırlığının kendisini rahatsız et­tiği aşikârdı.

Açık arabalarda geçen deniz aşın memleket prens ve prensesleri sırsık­lam olmuşlardı .

Yol boyunca kendisine tezahürat yapı­lan şahsiyetlerden biri de mareşal Lord Montgomery idi.

Kraliçenin arabasının arkasından ise, İngiltere silâhlı kuvvetlerine mensup birlikler gelmekte idi. Merasime İngi­liz hava, kana ve deniz kuvvetlerine mensup 15 bin asker iştirak etmiştir.

Kafile Buckingham sarayına yaklaşır­ken, veliaht prens Charles ile kız kar­deşi prenses Anne, sarayın penceresin­den kafileyi seyretmekteydiler.

Kraliçenin arabası Buckingham sara­yının kapısından geçerken halkın izdihamı arttı.

Pencerede bulunan prens Charles an­nesine el sallıyor ve camlara vuruyor­du.

Kraliçe saraya geldiğii zaman saat tam 17 yi 56 dakika geçiyordu.

 Paris ;

İngiltere kraliçesi ikinci Elizaheth'in taç giymesi münasebetiyle dünyanın muhtelif merkezlerinde birçok tören­ler yapılmıştır. Brükselde Kral Beaüdouin bu sabah şehirde İngiliz kilise­sinde yapılan dinî âyinde şahsen bu­lunmuştur. Kral bu akşam İngiltere imparatorluk camiası temsilcileri ta­rafından verilecek 800 kişilik kalbur resminde de hükümet, parlâmento ve ayarı meclisleri âaaibaıriyle birlikte ha­zır bulunacaktır. Brükseldeki kordiplo­matik de ziyafete  davetlidirler.

Madritte kraliçenin taç giyme töreni bu sabah Madrid büyük kilisesinde İn­giliz şapelinde yapılan dinî âyinle te­sit edilmiştir. İngiltere büyük elçiliği bu akşam bir kabul resmi tertipliyecektir. İspanya hükümet erkânı bu kalbulde hazır bulunacaktır.

Stokholmde taç giyme töreninin kut­lanması için geniş ölçüde hazırlıklar yapılmışsa da hava muhalefeti yüzün­den tatbik edilememiş ve müteakiben kral, kralioe, prensler ve hükümet ile­ri gelenlerinin hazır bulunduğu bir ka­bul resmi tertip edilmiştir.

Berlinde bu sabah Tiergarten parkın­da Berlinli 10.000 çocuğun iştirakiyle büyük bir gösteri yapılmış ve bu tö­rende Fransız, Amerikan ve batılı askerî kuvvetler şefleri ve mensuplariyle FederalAlmanya hükümet erkânı ha­zır bulunmuşlardır. Berlin belediye Reis Vekili kısa bir nutuk irade ederek Berlin şehrinin saygılarını ve iyi di­leklerini kraliçe Eldzaîbeth'e arzetmesini İngiliz kumandanı General Koleman'dan rica etmiştir.

İsviçrede konfederasyon reisi M. Pihilipp Etter kraliçe Elizabeth'e telgrafla tebrik ve iyi dilekler temennisinde bu­lunmuştur.

Lausann'da İngiliz kolonisi şehirdeki Anglikan kilisesinde bir âyin tertip et­miştir. Mahallî hükümet erkânı ile eski İspanya kraliçesi Victoria Eugenie ve Danimarka prensesi üs Rus ortodoks ve Yunan kiliseleri temsilcileri âyinde hazır bulunmuşlardır.

Yeni Delhide bugün resmî binalar üze­rinde İngiltere ve Hindistan bayrakla­rı yanyana dalgalanmaktadır. Anglikan kilisesinde bu münasebetle büyük bir âyin yapılmış, bütün kordiplomatik hükümet erkânı ve İleri gelen şahsiyet­ler hazır bulunmuşlardır.

Hindistan Reisicumhuru Prasad âyin­de temsil edilmiştir. Reisicumhur bu münasebetle bu akşam riyaset sara­yında büyük bir kabul resmi Vermiştir. Atinada bugün İngiltere ve imparator­luk topluluğu ve diplomatik temsilci­leri tarafından şehir stadyumunda bü­yük bir tören yapılmıştır. Atimaldalkâ Anglikın kilisesinde yapılan dinî âyin­de bütün kordiplomatik ve hükümet erkânı hazır bulunmuşlardır.

4 Haziran 1953

 Londra:

Umumiyetle iyi haber alan kaynakla­rın bildirdiklerine göre, üç büyükler Bermudada toplandığı zaman, İngilte­re başvekâlet işleri. Maliye Vekili Mr. Riehard Butler tarafından tedvir edi­lecektir.

Sir Winston ChurchuTin gaybubeti sı­rasında kabine toplantılarına Mr. But­ler riyaset  edecektir.

Dışişleri Vekili Mr. Eden yarm ameli­yat olmak üzere United States transat­lantiği ile Ameri'kaya hareket edecek­tir.

Londra:

Başvekillerin bugün öğleden sonraki toplantılarını müteakip yayınlanan tebliğde, Milletlerarası vaziyetin ve bil­hassa Uzak Doğu ve Güney Doğu As­ya durumunun müzakeresine devam edildiği bildirilmektedir.

5 Haziran 1953

  Londra:

Kraliçe Elizabeth'in taç giyme töre­ninde hazır bulunmak üzere Londraya gelmiş olan başvekilimiz Adnan Menderesin riyasetinde Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprülü, Başvekâlet müsteşarı Salih Korur, yaver yüzbaşı Muzaffer Ersu, hususi kalem müdürü Saıdi Eldem, Dışişleri Vekâleti ikinci daire umum müdürü Orhan Er alp tan müteşekkil Türk heyeti bu sabah sa­at 11 de Buckingham sarayına giderek kraliçeye takdim edilmişlerdir.

Heyetimiz 7 Haziran pazar sabahı sa­at 10.30 da uçakla Türkiyeye mübâveccihen hareket edecektir.

  Londra:

İngiliz Milletler camiası başvekilleri toplantısında bugün Orta Doğu mese­leleri müzakere edilmiştir. Bu arada İnigiliz - Mısır Süveyş kanal ihtilâfı ile Anglo - İranian petrol meselesi de görüşülmüştür. Pakistan başvekili Muhammed Ali dün Başvekil Churchill ile 75 dakika süren hususî bir görüşme yaparak İngiliz - Mısır nleselesini mü­zakere etmiştir.

  Londra:

Bu sabah İngiliz milletler camiası kon­feransı çevrelerinde dolasan rivayete göre, dört büyükler Pariste buluşacak­lar ve Sovyet hükümeti de muhtemel teklifi müsait karşılayacaktır.

Bununla beraber yetkili çevrelerden bu hususta bir şey Öğrenmek mümkün olamamıştır.

  Londra:

İngiliz milletler camiası başvekilleri toplantısının üçüncü oturumu bugün saat 15 te Dışişleri Vekâletinde Sir Avinston Churehill'in başkanlığında açılmıştır.

Başvekiller, Milletlerarası durumun in­celenmesine devam etmişlerdir. Akşa­ma bir tebliğ yayınlanacak, fakat ba­sın toplantısı tertip  olunmıyacaktır.

 Süveyş kanalı:

Kahiredeki İngiliz maslahatgüzarı Robert Hamkey, kanal bölgesinde İngiliz kamp ve tesislerine yaptığı dört gün­lük bir ziyaretten sonra, bugün Kahireyle dönmüştür. Bu maslahatgüzarın 24 Mayısta Kahireye geldiğinden beri Süveyş kanal bölgesine ilk gidişidir.

Kanal bölgesindeki, Mısır makamları­nın bölgede İnliz kıtalarına karşı Mı­sırlıların giriştikleri şiddet hareketle­riyle düşmanca muameleleri baktır­mak ve teşvik etmemek hususunda emir verdikleri sanılmaktadır. İngiliz birliklerinin maruz kaldıkları hâdise­lerin belirli derecede azalmış olması­nı müşahitler işte bu şekilde tefsir et­mektedirler. Böyle bir hâdise bundan on gün evvel cereyan ederek iki İn­giliz askerinin hücuma uğrayıp, biri­nin bıçaklanması ile neticelenmiştir.

Buradaki müşahitlerin kanaatince, ya­rı resmi çevreler, kanal bölgesinin mu­kadderatı hakkında İngiliz - Mısır gö­rülmelerine yakında tekrar başlanmak ihtimalinin öne sürdükleri bir sırada, Mısır makamları bu son hareketlelrile uzlaşıcı bir yol tutmak istemişlerdir.

 Londra:

Bu sabah Buckingham sarayında ma­jeste kraliçe ikinci Elizaıbeth'e veda eden heyetimiz öğle yemeğini hususî olarak yemiştir.

Başvekil Sir Winston Churchill taç giy­me töreninde hazır bulunmak üzere Londraya gelmiş olan heyetler şerefine bu gece saat 20 de Covent Gardendeki Hariciye köşkünde bir ziyafet ver­miştir.

Başvekilimiz Adnan Menderes ve Dış­işleri Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü bu ziyafette hazır bulunmuşlardır. Bu zi­yafeti saat 22 de Buckinghaan sarayın­da tertip edilen bir kabul resmi takip etmiştir. Türk heyetinin bütün azaları bu kabul resminde hazır bulunmuşlar­dır.

 Londra:

İngiliz başvekili Sir Win);ton ahut-chill Bermudada yapılacak toplantının Batılılar tarafından Ruslara karşı bir kumpas kurma hedefini güttüğüne dair Sovyetlerin ileri sürdükleri iddiayı bugün tekzip etmiştir.

Salahiyetli çevrelerin haber verdikle­rine göre, Ohurchill Bermuda toplan­tısının dört devlet görüşmelerine ha­zırlık hizmetini göreceğini Sovyet Rusya büyük elçisi Malik'e bildirmiş­tir.

Ayni çevreler şunu da belirtmişlerdir ki, Kraliçe ikinci El izafe etti'in taç giy­me merasiminden sonra çarşamba gü­nü Churcnill ile yaptığı ve mahiyeti şimdi açıklanan yarım saatlik görüş­mede Malik ne dört devlet müzakere­leri hakkında muayyen tekliflerde bu­lunmuş, ne de bu vesile ile Sovyet Rus­ya başvekili George Malen kovdan hu­susî bir mesaj tevdi etmiştir.

Söylenilenlere bakılırsa Sovy.et Rusya Büyük Elçisi Bermadada yapılacak üç Batılı büyükler toplantısının hedefleri hakkında salahiyetli bir ağızdan malû­mat edinmek istemiştir.

Diğer taraftan, Malikin Malenkof ile Churchill arasında doğrudan doğruya görüşmeler yapılmasını teklif ettiği haıberi teyit olunmamıştır.

İngiliz ve Sovyet devlet adamları ara­sında Kore mütareke meselesinin de görüşüldüğü anlaşılmaktadır.

6 Haziran 1953

  Boston :

İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden dün aksaım geç vakit uçakla Bostona vasıl olmuştur. Lamay kliniğinde safra kesesinden üçüncü bir ameliyat geçirecek olan Eden uçaktan indiği za­man yorgun haline rağmen gülümse­meye çalışmakta idi. Muvasalâtında kendisine, başkan Eisenhower'den gel­diği sanılan bir telgraf verilmiştir. Ba­kan hava alanından, doiis himayesinde otomobille doğruca ameliyat olacağı kliniğe gitmiştir. Edene yapılacak olan ameliyatın tarihi henüz tesbit edilme­miştir.

  Boston :

İki ay içinde yapılacak olan ameliyata hazırlık olmak üzere İngiltere Dışişleri

Vekili Anthony Eden buıgün operatörler tarafından muavene edilmiştir. Sıh­hî dururrfu iyi olan Vekilin gelecek hafta ameliyat olması çok muhtemel­dir.

 Londra:

Bugün Dışişleri Vekâleti sözcüsü Sü­veyş kanalında İngiliz ordusu hizme­tinde çalışan Maltızlı bir İngiliz teba­asının tehdit edilmesi dolayısiyle, İngilterenin Mısır nezdinde protestoda bulunacağını söylemiş ve sözlerine şöy­le devam etmiştir :

Maltızlı Nikola Borg ile karısı ve oğ­lu bugün hayatlarının emniyet allına alınması için bir İngiliz askerî uçağı ile Süveyş kanal bölgesinde Fayettsn, İngiltereye sevkolunmaktadırlar. Mısır ordusu subaylarının bunlara karşı olan muamelelerini protesto eden muhtıra Süveyşteki İngiliz konsolosu Frakia Pelly tarafından Süveyş valisine tevdi edilmiştir.

Mısırlı subaylar orduda sivil olarak vazife gören Nikola Borgu 26 mayıs gecesi kaçırmışlardır. Zorla bir otomo­bile bindirilen Borg, beni nereye gö­türüyorsunuz diye sorunca subaylardan ıbiri kendisini dövmüştür. Kahire civa­rında bir Mısır ordu kampına götürü­len Borg sorguya çekilmiş, kendisine karınla çocuğunun akıbetini gözünün önüne getir de ona göre hareket et ve iyi düşün denilmiştir. Sorgusu sona er­dikten sonra Borg, olup bitenleri kim­seye anlatırsan karınla çocuğunun ba­şına gedecekler var tehdidi ile serbest bırakılmıştır.

Bunun üzerine eve dönünce vaziyeti İngiliz makamlarına haber vermiştir. 10 haziranda bir Mısırlı subay Borgun evine gelmişse de onu bulamamıştır.. Aile de İngiliz askerî makamlarının himayesine sığınmıştır.

8 Haziran 1953

 Londra:

Umumiyetle iyi haber alan kaynaklar­dan oildirildiğine göre akim kalan Sü­veyş kanal bölgesi Mısır - İngiliz mü­zakerelerinde İngiliz heyeti başkanı ge­neral Robertson önümüzdeki hafta görüşnreler başlayınca  Kahireye çektir.

Ayni kaynak, Mısır hükümeti tarafın­dan kesilen müzakerelere İngilterenin kendisi tarafından tekrar başlanılma­sına taraftar olmadığını ilâve etmekte­dir.

General Robertson, Londratya taç giy­me töreni ve istişare için dönmüş bu­lunuyordu.

Müzakereler tekrar başladığı takdirde İngiliz heyetine Macaristandaki Orta Elçi Robert Hankey," hasta olan Bü­yük  Elçi   Stevenson'un  yerine  iştirak edecektir.

9 Haziran 1953

 Hamilton (Bermuda) :

Otel idarecilerinin bugün bildirdikleri­ne göre, burada toplanacak olan üç büyükler liderlerinin yemeklerini üç Fransız agçıbaşısı pişirecektir.

Konferansın bu ay sonunda yapılacağı sanılmaktadır.

Üç lider lüks Midocean kulübünün bi­rinci katında birbirine bağlı maun mobilyalı, pastel renkli basma perdeli, düz nakışlı yeni halılarla döşeli daire­lerde oturacaklardır.

Alt kattaki yemek odasının konferans salonu olarak kullanılmak ihtimali vardır.

Burada dolasan haberlere göre İngiliz başvekili Sir Winston Churchill 35, Amerika Cumhurreisi Eisenhower 60 ve Fransız başvekili de 30 kişili'k bir mai­yetle konferansa iştirak edeceklerdir.

Devlet adamları toplantıya mahallî sa­atle 9 da başlayacak ve dörder saatlik müteaddit oturumlar yapacaklardır.

10 Haziran 1953

 Londra:

Resmî bir İngiliz sözcüsü, bugün ver­diği beyanatta, İngiltere Süveyş kanal üssünün mukadderat hakkında her ne zaman olursa Mısırla tekrar müzakere­lere başlamaya amadedir, demiştir.

Sözcü bir suali de şöyle cevaplandır­mıştır :

İngiltere Milletler topluluğu başvekil­leri buradaki toplantılarında, İngiltere­nin, Orta Doğu güvenliği için esas ola­rak telâkki ettiği şu iki âmili tamamiyle kabul ve teslim etmişlerdir.

1    Süveyş    kanalının    milletlerarası ehemmiyeti,

2    Süveyş kanalındaki  askerî tesis­lerin başarı ile idame ve muhafazası­nın milletlerarası ehemmiyeti.

İngilterenin Kanal üssünden kayıtsız şartsız geri çekilmeye karsı koymasını, İngiltere Milletler topluluğu tamamiyle destekliyor mu? Sualini sözcü şöyle cevaplandırmıştır :

Kanalın Milletlerarası ehemmiyet bul­duğu ve kanaldaki askerî tesislerin mü­essir surette muhafazasının Milletlera­rası menfaatler icabı olduğuna dair ile­ri sürülen İki mülâhaza, tamamiyle des­teklenmiştir.

Gazeteciler, bu ifadesiyle, kanal böl­gesinin ancak İngilizler tarafındanmı muhafaza edileceğinin anlaşılacağı, noktasında ısrar edince de sözcü şöyle demiştir :

«Üssün- müdafaasına 200 milyon İngi­liz lirası değerinde İngiliz malzeme teç­hizatı tahsis edilmiştir. Bunlar da an­cak İngiliz teknisyenlerle muhafaza edilebilir.»

İngiltere Milletler topluluğu başvekille­rinin dün yay mi aldıkları tebliğde geçen «Orta Doğudaki başlıca meseleler, hâ­ki miyetleriyle uygun olarak, Orta Do­ğu memleketlerinin sulh ve güvenliği­ni temina taltma almak esasına göre halledilin elidir.» cümlesini tefsir etmesi istenen sözcü şu cevabı vermiş­tir :

Memleketlerin tak tek hâkimiyetleri­ne uymak kaydiyle bölge müdafaası kurulmasının mümkün olacağı kanaa­tindeyiz.

 Boston :

İngiltere Dışişleri Vekili Anthony Eden bugün New England Baptist hastahanesinde, safra kesesinden üçüncü ame­liyatını olacaktır.

Bu sefer Edeni iki ameliyattan sonra Londrada muayene etmiş olan safra kesesi mütehassısı doktor Richard Cottel ameliyat edecektir.

Dün yayınlanan sıhhî bültende; «Has­tanın umum durumu mümkün olduğu kadar memnunluk verecidir denil­mekteydi.

21 Haziran 1953

 Londra:

Bermuda konferansının toplanması ta­rihinin tekrar geciktirildiği yolundaki harberler hakkında İngliz Dışişleri Ve­kâletinden şu beyanatta bulunulmuş­tur: «Haziran ayı sonu için bir toplan­tı tertip etmek müşkül olmuştur. Şim­di konferansın temmuz baslarında ya­pılması için istişarelerde bulunulmak­tadır.

22 Haziran 1953

  Londra:

Sir Winston Churchill bugün Öğleden sonra Avam Kamarasında verdiği de­meçte, İngiltere hükümetinin bugün Güney Kore hükümetine harp esirleri meselesine dair bir protesto notası gönderdiğini bildirmiştir. Başvekil no­tada şunları söylemiştir :

Güney Kore Cumhurreisinin 18 Hazi­ran tarihinde, Kore harp esirlerinin bir kısmını, kendi mesuliyeti altında serbest bıraktığını bildiren kararı İngil­tere hükümetinde çok fena tesir yap­mıştır.

25 Haziran 1953

  Londra:

Bugün 10 Downin Street Başvekâlet dairesinden resmen bildirildiğine göre, 8 temmuzda başlaması mukarrer Ber­muda konferansında başvekil Sir Winston. Churchill'e 7 müşavir refakat edecektir.

Churchill'in beraberinde Savunma Ve­kili Lord Alexander, umumî hazinedar Lor-d Cherwell, hususî kalem müdürü. Sir Norman Brook.. Sir Wîlliam Strong ve Dışişleri Vekâletinden Scott bulu­nacak kendilerine İngilterenin Wa­shington Büyük Elçisi Sir Roger Makins ile büyük elçilikten Göre Booth iltihak edeceklerdir.

Heyette, Churchill'in hususî doktoru Lord Moran, hususî kâtibi, damadı me­bus Christopher Soames, Lady Chur­chill ve iki kâtibi de bulunmaktadır.

Lord Chenvell, «müzakere edilecek bü­tün mevzularda Churchill'in statistik. müşavirliğini  yapacaktır.

Churchill ve beraberindekiler önümüz­deki salı günü «Vanguard» harp gemi­si ile yola çıkacaklardır.

27 Haziran 1953

 Londra:

Bugün öğleden sonra İngiliz Dışişleri Vekâletinden, Bermuda konferansının tamamiyle iptal edilmesinin bahis mev­zuu olmadığı bildirilmiştir. Dışişleri Vekâletinin bir sözcüsünün, bildirdiği­ne göre, görüşmeler sadece, Churchil­l'in sağlık durumu sebebiyle tehir edil­miştir. Bu tehirin kafiyen bir siyasî mâna taşımadığı ısrarla belirtilmekte­dir.

Görüşmelerin talik edildiği haberi Londramn siyasî ve diplomatik çevre­lerinde bir bomba gibi patladığı za­man, konferans hazırlıkları epeyce iler­lemiş bulunuyordu. «Vanguard» zırh­lısı başvekil Churchill'i hamilen Salı günü hareket etmek üzere hazır bek­lemekteydi. Bütün memleketlerden gelmiş yüzlerce gazeteci Bermuda için bilet almış bulunuyordu. Bermudada her nevi, sayısız muhabere hat ve va­sıtaları temin edilmişti. İngiltere Kraliçesinin radyo ile yayınlanan nutku: 2 Haziran 1953

 Londra:

İngiltere kraliçesi Majeste İkinci Elizabeth, bugün yapılan taç giyme tö­reninden sonra saat 20 de B.B.C. radyosu ile yayınlanan aşağıdaki nutku iradetmiştir. Majeste kraliçe heyecanlı, fakat azimli bir sesle bu nutkun­da bilhassa İngiltere, denizaşırı Dominyonlar ve İngiltere, imparatorluk milletlerine hitap etmiş ve şöyle demiştir :

«Hayatımın sonuna kadar emniyet ve itimadınıza lâyık olmağa çalışaca­ğım. Son defa geçen Noelde sizlere hitap ettiğim zaman, mensup oldu­ğunuz din ne olursa olsun, taç giyme günümde Allanın bana kuvvet ve kudret ihsan etmesi, verdiğim sözü tutabümekliğim için bana yardımda bulunması hususunda, benim için dua etmenizi sizlerden rica etmiştim. Asla hatırımdan silinmiyecek olan bu mutlu günde, bana kuvvet veren düşüce. kıtaların ve Okyanusların her tarafında dağınık bulunan millet­lerimin beni takviye etmekte olduklarına, vazifemde daima müzahir bulun­duklarına gönülden inanmak olmuştur. Kaderin bana emanet ettiği mu­kaddes vazifeyi başarmak yolunda hiç bir gayretten geri kalmryacağım. Sizlerden aldığım kuvvetin derecesini ifade için kelime bulmakta müş­külât çekiyorum. Sizlerin bana müzahir olduğunuz kadar benim de size hizmet etmek vazifemi, hayatım, devammca kusursuz yapmağa ve itimadınıza liyakat kesbetmeğe mevcudiyetimi vakfetmiş bulunuyorum. Bu yolda bana. yardım edecek olan zevcimdır. Kendisi benim bütün idealle­rimi ve sizlere beslediğim muhabbeti tam    mânasiyle    paylaşmaktadır.

Tecrübem az ve deruhte ettiğim vazife pek yeni olmakla beraber, mül­hem olduğum hareket tarzı, benden evvel sizlere hizmet etmiş olan ec­dadımın takip eylemiş oldukları dürüstlük ve sadakat yoludur. Bu yolda azimle, kararla, emniyetle ve asla sarsılmadan yürüyeceğim.»

Majeste kraliçe, maksat ve mefkure uğrunda Birleşmiş imparatorluk ca­miasının bin yıllık hayatiyet ve ihtişamını, ecdat yadigârı ananelerin sağlamlığını hatırlattıktan sonra nutkuna şöyle devam etmiştir :

«Eminim ki bu taç giyme, benim taç giyme törenim, maziye karışmış bir ihtişam ve iktidarın sembolü değil, fakat istikbale muzaf ümitlerimizin ifadesini teşkil eylemektedir. Allahın inayet ve lûtfu ile hayatımın sonu­na kadar, kraliçeniz olarak sizlere hizmet etmek imkânını bulacağım. Adamızdan doğmuş siyasî ve içtimaî düşünüş tarzı, asırlardanbeii yek­diğerini takip eden nesiller tarafından bütün dünyaya ilân olunan ve sa­dakatle tatbikinden asla inhiraf edilmiyen umdeleri ihtiva eylemektedir.

Bunlar kraliyet hudutları içinde olduğu kadar dış âlemde de tatbik sa­hası bulmuştur. Umdelerimizin temeli parlâmanter rejimimiz, serbest konuşmak ve tahdide tâbi olmadan fikir izharı hakkı, ekalliyetler huku­kuna saygı gösterilmesi, fikirlerin ve ifadelerin ileri sürülmesinde geniş müsamaha kabiliyetidir. Bütün bunları yaşama tarzımızın kıymetli un­surları ve hayat anlayışımızın şaşmaz akideleri olarak telâkki ediyoruz.

Bu prensipler hanedanımız ve tahtımız için olduğu kadar parlâmanter sistemimiz için mukaddes saydığımız mefhumlardır. Sizlerden bu pren­siplerin tatbikine nezaret etmenizi ve bunları daima tatbik sahasında bu­lundurmanızı rica ediyorum. Ancak bu suretledir ki, bütün insanlar için sulhu temin, hakikî adaleti ve tam mânasiyle medenî hürriyetleri ara­mak yolunda yürüyebiliriz.»

Sözlerinin burasında sesi daha hey.ec anlaşmış olan majeste kraliçe nut­kunu şöyle bitirmiştir :

Gün sona eriyor. Taç giyme töreninin yalnız ihtişam ve güzelliği değil, fakat ayni zamanda sizlerin muhabbet ve vefakârlığınızın hâtırasını ölün­ceye kadar kıymetli bir emanet olarak kalbimin en derin yerinde muha­faza edeceğim. Ayrı ayrı hepinize teşekkür ediyor ve Allanın cümlenizi takdis etmesini diliyorum.»

Kraliçe II. Elizabeth devri

Yazan: M. Faik FENİK

3 Haziran 1953 tarihli Zafer'den:

Dün Londrada mutantan bir törenle, taç giyen, dost İngiltere devletinin kra­liçesi İkinci Elizabeth'i hürmetle se­lâmlar ve onun muhterem babası Al­tıncı George gibi memleketine ve in­sanlık âlemi.ıe değerli hizmetler ifa ederek uzun yıllar muammer olmasını candan temenni ederiz.

Kraliçe Eliza'beth İngiltere tarihinde hükümdarlık eden kadınların altıncısı­dır. Bunların arasında 16 ncı asırda 45 sene iktidarda kalan Birinci Eliza'beth ve 19 uncu asırda 64 sene kraliçelik mevkiinde bulunan Victorya'nm za­manlarında İngiltere hakikaten en yüksek ve en şaşaalı devirlere ulaşmış­tır.

Victorya'nm 1901 de Ölümünden yarım asır sonra, yani geçen yılın Şubat ayın­dan beri bir kadın yine İngiliz krallık tahtına çıkmış bulunmaktadır.

Tarihi kısaca gözden geçirelim:

Birinci Elizabeth devri İngiltere için bir itilâ devri olmuş ve İngiltere adası, hakikaten denizlere açılmak İçin dai­ma yelken açmış bir gemi hizmetini görmüştür. Victorya devrinde Büyük Britanya, üzerinden güneş batmıyan bir imparatorluk azametine ulaşmıştır. Bugün o imparatorluktan ayrılanlar vardır. İngiltereye bağlı topraklar üzerin­de güneşin battığı akşamlar olmaktadır. Fakat Büyük Britanya, yine de Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada ve Ce­nubî Afrika dominyonlariyle 460 mil­yondan fazla bir nüfusu, bir mihrak halinde etrafında toplamıştır.

Victorya, devriyle bugünkü devir ara­sındaki fark elbette geniştir. O zamanlar kuvvetle ve zorla sömürge edinmek ve gelişmek prensibi hâkimdi. Victor­ya bu prensibi tatbik ederek muvaffak olmuştu, halbuki şimdi insanlar ara­sında sevgi, karşılıklı hürmet ve de­mokratik esaslara bağlılık sayesinde İngiltere büyüklüğünü muhafaza et­mektedir.

İkinci Cihan Harbi ile beraber eski te­lâkkiler değişmiş, onun yerine millet­lerin kendi mukadderatlarını kendile­rinin idare etmesi prensibi hâkim, ol­muştur. İngiltere ile dominyonları ara­sındaki münasebetler artık bu esastan mülhem olduğu içindir ki, İngiltere milletleri camiasında huzur ve emni­yet teessüs etmiş bulunmaktadır.

Buna rağmen Kraliçe İkinci Elizabeth'in İngiliz tahtını çok müşkül sant­lar altında aldığı inkâr edilemez. İkin­ci Cihan, harbinin tesirleri bütün dün­yada olanca şiddetiyle devam .etmek­tedir. İngiliz milleti, bütün gayretlere rağmen harbin yaralarını sarmak için kâfi derecede iktisadî imkânlar bulama­mıştır. Dünya yüzünde sulh ve sükûn teessüs edememiştir. İngiltere, Stalinin ölümünden sonra dahi, demir perde gerisindeki mütecaviz cepheye karşı bü­tün kuvvetlerini toplamak, daima ha­zır bulunmak zaruretindedir. İşte 1952 yılı Şubat ayında Kraliçe Elizabeth. bu şartlar altında Kraliçelik makamına gelmiştir. Fakat bugün Krallık mevkiinin en mühim hususiyeti, millî birli­ğin sembolü olmasındadır. 45 sene zar­fında ancak üç defa Avam Kamarasını toplantıya çağırdığım söylemekle öğünen Birinci Elizaboth devri ile aşağı yukarı bütün icra kuvvetini şahsiyetin­de toplayan Kraliçe Victorya devrin­den sonra simdi înıgilterede demokra­tik hayat en olgun çağma gelmiştir.

Dün büyük merasimle taç giymiş olan genç ve zarif İngiltere hükümdarının üzerine düşen büyük vazife Anglo Sakson demokrasisinin üzerinde daima millî bir bayrak olarak kalmasıdır. Bunun tek şartı, halkın sevgisi, itimadı ve hürmetidir ki Kraliçe Elizabeth 26 baharlık hayatı müddetince bütün bun­ları bol bol kazanmış ye böylece bu tahta lâyik mükemmel bir insan oldu­ğunu her zaman ispat etmiştir.

Kraliçe Birinci Elizabeth bütün kuv­vetleri, Kraliçe Victorya icra kuvveti­ni şahıslarında toplıyar.ak muvaffak ol­dularsa, Kraliçe İkinci Elizabeth de bugünkü demokratik telâkkilere tam intibak halinde olan şefkati, insanlık duyguları ile uhdesine düşen vazifeyi büyük başarı ile ifa etmektedir.

Haşmetlû Kraliçs Elizabeth'in uzun se­neler bu şerefli hizmete devam etme­sini ve sevimli Prens Charle'a çok geç sıra gelmesini Cenabı Haktan bir defa daha dileriz.

Sözlerimizi İngiliz Millî Marşmdaki bir mısra ile bitirelim :

Allah Kraliçeyi korusun!

Taç giyme merasiminin ilham ettikleri

Yazan: F. R. ATAY

3 Haziran 1953 tarihli Dünya'dan:

Haşmetlû kraliçe ikinci Elizabeth dün tacını giydi. Dünkü tören yalnız hü­kümdar sevgisinin değil, İngiliz ada­ları, ve dominyonlar halkındaki Commumvelth fikri bağlılık ve dayanış­masının da sembolü idi.

Kraliçe ikinci Elizaıbeth artık Hindis­tan imparatoriçesi değildir. İki dünya harbinin de kazanılmasında başlıca âmil olan İngiltere, toprakça genişliyecek yerde daralmış, zenginliği artacak yerdeazalmış, kudretçe ve azamet­çe eski sömürgelerinden biri onun ye­rini tutmuştur. Bu hal on dokuzuncu asır emperyalizmi ve onun prensipleri­ne dayanan imparatorluklar devrinin tarihe karıştığını gösterir. Fakat üç kı­ta üzerine yayılan bir kandan, bir dil­de, bir kültürde ve bir dinde nüfusu ile İngiltere yine de yeryüzünün bedii bsşh büyük devletlerinden biridir.

On dokuzuncu asır mütefekkirleri, bir çok bakımlardan, İngilizliği milletlerine örnek verirlerdi. Bu mütefekkirlerin. doğru düşündükleri anlaşılmıştır. İn­gilizler, kendi imparatorluklarının tas­fiyesini hedef tutan yirminci asır dün­ya harplerinde fertçe ve toplu olarak en çetin karakter imtihanlarını verdi­ler. Dillere destan olan İngiliz refahı ve hodbinliği, karada, denizde ve ha­vada her türlü fedakârlıklara göğüs germeyi ve her şeyi feda etmeyi bildik­ten başka, harbin tahriplerine karşı koyma kiçin fertçe ve toplu olarak en ağır mahrumiyetlere seve seve boyun eğdi. Bir ortaçağ dekorunun ihtişamı içinde taç giyen Kraliçenin babası, İkinci Dünya Harbinde hizmetçisiz kal­dığı için saraylarını bırakıp bir küçük meskene taşınmıştır. Bugün dahi İn­gilizler, artık hiç bir milletin katlanmağa lüzum görmediği maddî fedakâr­lıklara gülerek göğüs germektedirler. Harp 1945 te bitti. İngiliz adaları halkının sıkı perhizi henüz bitmedi. İkin mümkün olduğu kadar çabuk tahakkuk leri birkaç hafta içinde yere seren ve bütün kıtayı hükmü altına alan Hitler kasırçası altında tek başına kaldı. İngiliz adalarını fertlerin kahramanlı­ğı koru'du.

Biz Türkler, en çetin ve güç şartlar içinde ölüm kalım savaşı vermiş bir millet olarak, İngilterenin feragat ve fedakârlık misalini herkesten daha iyi anlarız. İngilizlerin harpten korkma­dıklarını ,iki dünya harbi göstermiştir. Yine ngilizler, iki büyük cihan harbi zaferinden, harbin faydasızhğı dersini almışlardır ve harpsiz bir dünya ide­aline bağlanmışlardır. Bu bağlanmanın bazan zaaf derecesine varmasında baş­larından geçenlerin büyük tesiri oldu­ğu düşünülmek lâzım gelir.

İkinci Eiizabeth devrinin, hür millet­ler dâvasına büyük hizmetler devri ol­masını dileyelim. Yirminci, asırda İngilteresiz dünya ölçüsünde harp olma­dı. Dünya ölçüsünde bir barış da İngilteresiz kurulamaz..

İngiltere'nin teminatı

6 Haziran 1953 tarihli Yeni Sabah tan:

İngiliz hükümeti, üç büyüklerin Ber­muda adalarında bir toplantı yapacaklan havadisi üzerine, hayli kuşkulanan Batı Almanya hükümet reisine, temi­nat verme klüzumunu duymuş, bu iç­ti malarda Almanya aleyhine hiç bir karar alınamıyacağını ve vâtoalarfetebi Bonn hükümetinin haberdar edileceğini bildirmiştir.

Alman Başvekili Adenauıer'i endişeye düşüren cihet, üç büyüklerin, arala­rında konuşurken, Ruslara verilecek tâvizleri düşünmeleri ve bunların lis­tesini hazırlamaları tehlikesidir. Fil­hakika Eisonhower, Doğu ile Batı ara­sında bir anlaşma olursa bunda hiçbir milletin hürriyet ve istiklâline asla halel gelmiyeceği tasrih ve ifade edil­miştir. Ama, buna rağmen, Almanlar Batı ile Doğu uzlaşmasında Almanyanın bir pazarlık mevzuu olmasından, pek yerinde olarak, kuşkulanmış ve bu hususta salahiyetli ağızlardan kat'î vaatler almak istemiştir.

Şansölyesine bu istediği vaad ve teminat Churchill tarafından veril­miştir.

Başvekilimiz île Hariciye Vekili, Kra­liçe Elizabeth'in taç giyme din mera­simi verilesiyle İngilterede bulunduk­tan bugünlerde salahiyetli İngiliz dev­let adamlarile siyasî meseleleri görüş­meleri pek tabiîdir. İngiltere ile mem­leketimiz arasında asmiıda kalan bir çok mühim dâvalar vardır. Bilhassa son günlerde tatsız bir şekil alan Türk- İngiliz ticarî münasebetleri, şüphesiz bahis mevzuu olacaktır.

Orta Sarkın müdafaası ve Arap âlemi ile İngiliz münasebetlerinin bugünkü durumu her halde konuşulacaktır. Çünkü Mısır Ee İngiltere, Süveyş yüzün­den, niza ve cidal halinde iken sağlam bir müdafaa kurulacağını tevehhum etmek hayal olur. Bahusus ki ayni İn­giltere. İranla da bir şirketin menfaat­leri yüzünden tamamiyle tezat halin­dedir.

Bu bahislere Türk Hariciye Vekilinin temas etmemesi imkânı yoktur. Çün­kü Mısır ve İran bizim en yakın komşularımızda Oralarda olun bitenler, bizim irin hayatî önemi hâizdir.

Bu husus ve mevziî meselelerin dışın­da, Türkiye'nin de Bermuda konferan­sından evvel  sesini  yükseltmesi  icap edecektir. Ruslarla Garp âlemi konu­şuyor deyince derhal Türk hassasiyeti uyanır ve konferansta konuşulacak mevadı öğrenmek ve anlamak ister...

Türk emniyetinin en kuvvetli müda­faa dayanağı ordusu ve milletin yük­sek maneviyatıdır. Fakat siyasî emni­yet baihsinde de uyanık olmak zaru­reti vardır. Ümit ederiz ki Vekilleri­miz, fetih yılını beş yüzüncü yıldönü­münü kutlarken gösterdikleri kayıtsız­lığı Londrada asla irae etmezler...

Müstesna bir talih ve ağır bir yük

Yazan: Şükrü KAYA

19 Haziran 1953 tarihli Hürriyet' ten:

Bir hükümdarın taç giyme gününde Başvekil bulunmak, İngiliz devlet adamlarının pek azma nasip olan müs­tesna talihlerdendir. Böyle nadir bir şerefin Churchill'e tesadüf. etmesi, onun gibi ömrü boyunca memleketine büyük hizmetler etmiş bir adam için çek görülmez.

Tacı Krallar giyer ama, Krallığın yü­künü Başvekiller taşır. İngilterenin pek az Başvekili, Churchill'in karşılaştığı çetin ve zorlu dâvaları hal mecburiye­tinde kalmıştır.

İstilâsı İngiltereye İmparatorluk unva­nını verdiren, Hindistan, Müslüman Pakistandan ayrıldı, bir Cumhuriyet oldu. İmparatorluk tacı da, unvanı da kendiliğinden düştü.

İngiltere Commonwealt'nın dokuz hü­kümetinden Kuzey Afrika Başvekili Dr. Malan, Boer Cumhuriyetini tekrar kurmak faaliyietincledir.

Malezyada, Kenyada yerlilerle İngiliz kuvvetleri çarpışmamalıdır. Nigeria'da, Rodpesia'da içten parçalanma ve ayrıl­ma cereyanları var.

İran petrollere el koydu, Mısır Süveyi zorla alacağını söylüyor, İbnissuud, Basra körfezi petrollerine de sahip olmak istiyor; Irak da ayni sevdaya düşebilir.

İkinci Cihan Harbi, îngiltereyi tahminden fazla yordu. Peykleriyle birlikte Rusya ve Çin kapılarının İngiliz sana­yi ve ticaretine kapanması, Amerika­nın rekabeti, dünyanın alış veriş kud­retinin azalması, İngiltereni ekonomisini çok sarsmaktadır. Paranın kıyme­ti düşmüş, İngilizlerin servet ve gelir­leri de azalmış, tabiatiyle geçim zor­laşmış ve darlaşmışür.

Bu durumun ve bu gidişin vehametini herkesten ziyade Churchill biliyor. Churchill gibi yüksek vasıflı ve tec­rübeli büyük bir devlet adamının taç giyme gibi nadir bir fırsattan İngilterenin şeref ve menfaati  ipi nazam  istifade edeceğine şüphe yoktu. İngiltere camiasını teşkil eden dokuz Başvekille bu dertlerin devasının Ruslarla anlaş­mak olduğunu anlattı ve yayınlanan tebliğe göre kabul de ettirdi.

Her ne pahasına olursa olsun, Rus­larla anlaşmak, onun için sabit bir fi­kir olmuş. Bermudaya da kendi Baş­vekilleri gibi Eisenhower'i kandırmaya gidiyor. Sonra da Ruslarla yalnız ba­şına veyahut dörtlü bir görüşme yapacakmış. Ohurchill büyük bir devlet adamıdır. Ama tecrübe ile sabit sulh.. yapmakta ne mahareti, ne de talih vardır.

8 Haziran 1953

 Roma:

İçişleri Bakanı Mario Sceiba dün gece bu seçimler hakkında şu beyanatta lunmuştur :

İçişleri Bakanlığına gelen haberlere nazaran seçimin ilk günü şu suretle hülâsa edilebilir: Merkez ve kuzey böl­gelerinde seçime İştirak nisbeti yüksek olmuştur. Buralarda sandıkların ka­panmasına bir saat kala yüzde yetmiş, ilâ yetmiş beş iştirak nisbeti tesbit edilmiş bulunmaktadır. Buna mukabil güneyde ve adalarda iştirak nisbeti dü­şüktür. Bu bölgelerde seçim günü ha­vanın bozuk olması da iştirak nisbetinin düşük olmasına yol açmıştır. Her yerde nizam ve asayiş normaldir. An­cak bazı münferit vakalar haber veril­mektedir. Kalabrada komünist bir köylü Hıristiyan - Demokrat amcaza­desine ateş etmiş ise de bereket isabet vaki olmamıştır. Monaklioza'da ânıa annesiyle ona refakat eden kimseyi eziyet etmek istiyen foir komünist tev­kif edilmiştir.

Diğer bazı kayde değmiyen hâdiseler efe vardır. Birçok mekteplerde kurul­muş olan rey sandıkları başında asılı olan haçları komünistler ve Nenni sos­yalistleri kaldırmaya teşebbüs etmiş­lerse de yandık ve seçim âmirlerinin müdahalesi üzerine bu hâdiseler de Ön­lenmiştir.

 Roma:

İtalya Dışişleri Vekili Sceiba bugün resmen verdiği beyanatta 30 milyon seçmenin yüzde yetmişinden fazlası­nın dün 8 ile 22 arasında reylerini kul­lanmış bulunduğunu, bu nisbetin 1948 seçimlerindekinden daha aşağı oldu­ğunu söylemiştir.

Seçimler bugün nihayetlenecektir.

İtalya İçişleri Vekili bu sabahki basın toplantısında komünistlerin başvekil de Gasperinİn merkez partisi ittifakı­nı gözden düşürmek için giriştikleri yeni teşebbüslere dikkati çekmiş ve seçim hürriyetine müdahalede bulun­mak ve seçim hilelerini meydana çı­karmak bahanesiyle şiddete başvurmaktan birçok ikomünistlerin tevkif edildiğini söylemiş ve reye katılan ra­hiplerle rahibelere karşı, komünistlerin harekete geçtiklerini bildirmiştir.

Kuzeyde bazı küçük bölgelerde seçim­ler dün gece tamamlanmış ve yüzde yüz iştirak kaydedilmiştir. Neticeler bu gece belli olacaktır.

590 mebus ve 237 ayan âzasmin seçimi ile alâkalı olan intihap mücadelesinde İyi hazırlanmış, disiplinli komünistler­le sosyalistler kütle halinde reylerini kullanmışlardır ve 1948 de birlikte el­de etmiş oldukları 8 müybn reyi bu sefer de toplıyacakları sanılmaktadır

  Roma:

İçişleri Vekâletinin tahminine göre, memleketin bütünü bakımından seçim­lere iştirak nisıbeti, öğleye doğru yüz­de 90 ı bulmuştur. Komada seçmenle­rin yüzde 91.52 si oylarını kullanmış bulunmaktadır.

  Roma:

İtalya nseçimlerinclen alman ilk ne­ticelere göre başvekil Alcide de Gasperinin Demokrat koalisyonu başta gel­mektedir. Komünist ve Neo - Faşist partilerinin seçim sonunda büyük bir hezimete uğramaları muhtemel adde­dilmektedir. De Gasperi koalisyonu ilk neticelere göre reylerin yüzde 52 sini kazanmış bulunmaktadır. Komünist parti başkanı Togliattinin reyini kul­landığı kesimde reylerin yüzde 54 ünü koalisyon partileri almıştır.

 Roma:

Başvekil Alcide de Gasperi seçimler neticesine ait olarak basma aşağıdaki demeçte bulunmuştur :

«Bir İtalyan olmak sıfatiyle örnek ola­bilecek nisbette medeni haklarımızı kullanmak yolunda umumî seçimlere İştirak itibariyle gösterdiğimiz misal­den dolayı bilhassa gurur duymakta­yım. Seçmenelrin cok yüksek yüzde niabeti ve hususiyle sükûn ve itidalin muhafazasına gösterdikleri ihtimam demokratik olgunluğun tam mânasını İfade etmiş bulunmaktadır Bunun ne­ticesini oyların tasnifinde teyidini bul­mak suretiyle tam ve kâmil olarak el­de edeceğimize eminim»

9 Haziran 1953

  Roma:

Bu ana kadar alman imalûm attan şu neticeler çıkarılmaktadır :

1      Hıristiyan - Demokratlar, tah­min edildiği  veçhile, 1948  seçimlerine Tuyasen hafif bir gerileme kaydetmiş­lerdir. Ayni şekilde, merkeziyetçi di­ğer üç parti de (Liberal, Cumhuriyet­çi ve Sosyalist - Demokratlar) gerile­miş bulunmaktadır. Bunlardan en çok zarara uğrayan Cumhuriyetçilerdir.

2      Müfrit   sağcı   partiler,   Monarşist ve Neo - Faşistler ise 1948 seçimlerine kıyasen hayret edilecek bir ilerleme sağlamışlardır.

3  Müfrit solcu partiler, bilhassa  isteni Sosyalistleri de ilerleme kaydetmiş bulunmaktadır.

  Roma:

Itaiyada yapılan seçimlerde ayan mec­lisi için alman neticeler şunlardır :

Lombardia bölgesi: Hükümet koalisyon partisi, Hiristiyan Demokratlar 1 mil­yon 664.387 {yani yüzde 46.1), Sosya­list Demokratlar 208.757, Cumhuriyet­çiler 27.096 ve Liberaller 88.274 olmak üzere hükümet koalisyon partisi yüzde öö

Komünist ve Kenni taraftarı Sosyalist­ler 1.308.557 (yani yüzde 36.2), Kral­cılar 122.286.

İtalyan Sosyal hareket partisi (N'eo Faşistler): 137.499.

Demokrat Hıristiyanlar 1948 de 1 mil­yon  625.789,   1949   da  ise  288.266   oy

sağlamışlardır.

Nisnnici Sosyalistler ve komünistlerin 1949 da topladıkları rey sayısı ise 101.829 idi.

  Roma:

Meclis seçimlerinde aşağıdaki şehirler­den alman kat'î neticeler şunlardır:

Venödik: Hükümet koalisyonu 209.487, solcu ve sağcı muhalefet 206.080

Cenova: Hükümet koalisyonu 302.416, sağcılar v.e solcular 317.540.

Bolonya: H. Koalisyonu 211.032, sağ­cılar ve solcular 306.751.

Padoue: H. Koalisyonu 268.466, mu­halefet 132.991.

  Roma:

Yarı resmî bir şekilde bildirildiğine gö­re, hükümet koalisyonu ayan meclisi seçimlerinde oyların yüzde 50,20 sini kazanmıştır.

  Roma:

Hükümet koalisyonunun oyların yüzde 50.20 sini kazandığı resmen teyit edil­mektedir.

  Roma:

İçişleri Vekâletinin bu akşam bildirdi­ğine göre, hükümet koalisyonu parti­leri ayan meclisinde kat'î ekseriyeti yeni 237 oyun 125 ini elde etmişlerdir. Hıristiyan Demokrat partisi 116 oy el­de etmiştir. Bundan evvelki mecliste 133 oya sahipti. Hükümet koalisyonunun diğer partileri  yani Liberaller,

Cumhuriyetçiler ve Sosyal Demokrat­lar evvelce 21 e karşı 9 oy kazanmış­lardır. Diğer mevkiler şu şekildedir:

Komünistler 54, evvelce 37 Nenni Sosyalistleri 28, evvelce 30 Solcu Demokratlar 4, evvelce 6 Monarşistler 16, evvelce 3 İtalyan Sosyal Hareketi 9: evvelce 1.

 Roma:

Resmen bildirildiğine göre, İtalyada seçimlere iştirak nisbeti yüzde 93.78 e varmıştır Kadın seçmenlerin yüzde 94 ü erkeklerin ise yüzde 93,5 u oylarını kullanmıştır.

Ayan Meclisi için verilen 2 milyon oyun tasnifinden anlaşıldığına göre, hükümet koalisyonu oyların yüzde 51 ini, solcu ve sağcı muhalefet ise yüzde 49 unu temin etmiştir.

 Roma ;

Hükümet koalisyon partisine kendisi­ne 590 mevkiden 390 mm sağlayabi­lecek olan prim usulünden faydalana­cağını ümit etmektedir.

İçişleri Vekilinin bildirdiğine göre, bir milyon üç yüz bin seçmenin oy kulla­nış tarzı ihtilâfa sebebiyet vermiştir. Bu durum, müstakbel meclisin yetki komisyonu tarafından incelenecektir.

Seçimlerdeki ihtilaflı oyların sayısı 1948 senesi seçimlerine nazaran iki mis­lidir.

İçişleri Vekili, bu oylar sayısının bu defa bu kadar fazla oluşunu hükümet koalisyonunun, prim usulünden fayda­lanarak ekseriyeti temin etmesine mâ­ni olmak üzere komünist partisinin yaptığı propaganda n'eiticesi olduğunu tasrih  etmiştir.

Vekil nihayet, hükümet koalisyon par­tileri ile muhaliflerin kazandığı oy sa­yıları arasındaki farkın 20 bin olma­yıp, 57 bin olduğunu da açıklamıştır.

10 Haziran 1953

 Roma:

Hükümet taraftar, merkez partileri yüzde 50 nisbetindeki çoğunluğu sağlıyamamışlardır. Bu sebepten bu parti­ler yeni seçim kanununda derpiş edi­len prim sisteminden faydalanamıyacaklardır.

Bununla beraber İçişleri Vekâleti söz­cüsünün bildirdiğine göre hükûmetçi koalisyon mecliste beş mevki ile ço­ğunluğu sağlamış durumdadır.

15 Haziran 1953

 Roma:

Temyiz mahkeme sindeki merkez se­çim bürosu 7 haziran günü yapılan meclis seçimlerinin kat'î neticesini ya­yınlamıştır. Buna göre, hükümet koa­lisyonu, çoğunluğa prim usulünden is­tifade için gerektiği veçhile oyların yüzde 50 sini toplayamamıştır. Koalis­yon partileri 54.988 oy daha alabilmiş olsalardı meclisteki 590 mebusluktan 390 mı temin etmiş olacaklardı. Bu se­çimlerde verilen oy yekûnu 27.086.910 dur.

S Haziran 1953

 Moskova:

Pravda ve İzvestia gazeteleri bugün Nevyorktan aldıkları bir habere atfen, yayınlardan ve telgraf ajanslarından gelen haberlerden anlaşıldığına göre, Panmunjomda mütareke görüşmelerine iştirak eden tarafların Korede müta­reke anlaşmasını hemen hemen imza­lamak üzere oldukları belirmektedir, demektedirler.

9 Haziran 1953

 Moskova:

Pravda ve İzvestia gazeteleri, bugün Korede imzalanan esir mübadelesi an­laşma metnini baş sayfalarından tam olarak büyük başlıklar altında vermiş­lerdir.

«Panmunjom görüşmeleri hakkında Kuzey Kore - Çin tebliği» başlığı al­tında verilen halber 4 sütun tutmakta ve Tass Ajansına atfedilmektedir. An­laşma hakkında her hangi bir yorum­da bulunulmamaktadır.

12 Haziran 1953

 Belgrad :

Doğu Almanyada komünist partinin aldığı kararlarla Rusyanm Türkiye nezdinde, iki memleket arasındaki ih­tilâfa dair yaptığı teşebbüsler hakkın­da Yugoslav resmî çevreleri yorumda bulunmayı reddetmektedir.

Bununla beraber, bu çevreler dışında,

umumiyetle iyi haber alan şahsiyetler, Sovyetlerin Türkiye nezdindeki bu te­şebbüslerinin, hakikaten ıbir barış ha­vası yaratmaktan ziyade Balkan pak­tını bozmak hedefini güttüğü kanaatindedirler. Bu şahsiyetlere göre, bu Rus manevrası, toplanması ihtimali gittikçe kuvvetlenen dörtlü konferans arifesin­de hür milletler cephesine nifak sok­mak maksadiyle Almanya ve Avusturyada girişilen politikayı teyit eder mahiyettedir. Yugoslavya ile Türfe ve Yunanlı müttefikleri ve bütün hür dünya, Doğu ile Batı arasındaki münasebetlerin gevşemesine dair bütün müsbet fırsatları kaçırmamakla bera­ber, aralarındaki bağı kuvvetlendirmeli ve daima uyanık bulunmalıdırlar.

 Atina:

Sovyet Rusyanm Türkiye ile münase­betlerini gevşetmeye, matuf arzusu. Yunan siyasî çevrelerinde yeni tah­minlere yol açmıştır. Buna göre, Rus­ya yakında Yunanistanla normal mü­nasebetler kurulması hususundaki ar­zunu bildirecektir.

Sovyet Dışişleri Vekili Molotof Türk hükümetine Rusyanm eski taleplerin­den vaz geçtiğini bildirmitir Bu talep­lere, Karadeniz boğazının idaresinde Rusyanm hususî bir mevki istediği de dahildi. Bu defa Sovyetler bundan da vazgeçmişlerdir.

Rusyanin bu hareketi, geçen ay Sov­yet - Yugoslav münasebetlerinin nor­mal bir hale geleceği hakkındaki ha­berleri takip etmiştir.

Atmadaki müşahitlerin kanaatine gö­re, Sovyetlerin Yunanistandaki mas­lahatgüzarı Çernicovun istişare maksadiyle iki hafta önce Moskovaya çağırılması, Rusyanın Yunanistan’a dip­lomatik münasebetlerini ihya etmek arzusunu yakında açıklayacağına bir işaret olarak telâkki edilmelidir.

Bununla beraber Yunan siyasî çevre­leri şu hususu bilhassa tebarüz ettir­mektedirler:

Rus siyaseti, yeni üçlü Türk - Yunan-Yugoslav paktı çevresinde müşterek savunma projesini önlemiye çalışacaksa muvaffakıyetsizliğe uğramaya mah­kûmdur.»

Geçen hafta içinde Türk - Yunan ve Yugoslav genel kurmay temsilcileri Atînada toplanarak müşterek savunma plânlarının koordine edilmesi mevzuu­nu görüşmüşlerdir. Diğer taraftan, bildirildiğine göre, üç memleket silâhlı kuvvetleri arasında daha sıkı temaslar yapılacaktır.

15 Haziran 1953

 Paris:

Pravda .gazetesi, Moskova radyosu tara­fından yayınlanan bir makalesinde -Sovyet rsalistesini dürüst bir şekilde görmek istiyen herkese Rusyanın ka­pılarını ardına kadar açtığım» yazmak­tadır. Gazete, harbin sonundan beri, 140 ı kapitalist ve sömürgeci memle­ketlerden olmak üzere, çeşitli siyasî ve dinî inançlara sahip şahıslardan müte­şekkil 290 yabancı işçi heyetinin Rusyayı serbestçe ziyaret ettiğini ve Sov­yet milletlerinin samimî bir şekilde barış istediklerini bizzat gördüklerini blirtmektedir. Pravda makalesinin so­nunda kapitalist hükümetleri, Sovyet Rusyayı ziyaret etindik istiyen heyet­lere sistematik bir şekilde pasaport ver­meyi reddetmekle itham eylemekte­dir.

28 Haziran 1953

 Moskova:

Buradaki siyasî müşahitler, Moskova tarafından Sovyet aletyhtarı bir hare­ket olarak vasıflandır ilan Bermuda toplantısının talik edilmesini memnu­niyetle karşılamaktadırlar.

Diğer taraftan ayni müşahitler, Sir 'Winston Churchill'in rahatsızlığından üzüntü duymakta ve bir an evvel iyi­leşmesini temenni etmektedirler.

Sir Winston ChurchiH'in rahatsızlığı ve Bermuda konferansının talik edildiği hakkındaki haber Pravda, İzvestia ve diğer gazeteler tarafından 50 kilomet­relik Ajans haberi olarak yayınlanmış­tır .

Bu da son birkaç aydan beri Sovyet gazetelerinin, Reisicumhur Eisenhower ve Sir Winston Churchill ile ilgili ha­berleri en kısa bir zamanda okuyucu­larına yetiştirmek hususundaki gay­retlerinin yeni bir ifadesini teşkil et­mektedir.

Kremlin ile Churchill'in arasındaki si­yasî görüş ayrılıkları ne olursa olsun Ruslar, ihtiyar İngiliz devlet adamına kanşı daima saygı göstermişlerdir.

Komünist cennetinden sahneler

Yazan: ASIM ÜS

19 Haziran 1953 tarihli Vakit'ten :

Almanya hâdiseleri birdenbire dikkati çeken bir şekil aldı: Birkaç gün avvel Berlinden gelen bir telgraf komünist partisinin Doğu Almanyada serbest sa­nayi ve serbest ticaret usullerine dön­mek kararı verdiğini, küçük sanat ve ticaret işlerine müsaade edileceğini, komünist rejimine uymamak suçundan dolayı üç seneye kadar hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların affolunaca­ğını bildiriyordu. Komünistlerin bu ka­rarı iki Almanyanm birleştirilmesini kolaylaştıracağı mülâhazasiyle Alman meselesinin halli yolunda Rusya tara­fından atılmış bir adım gibi telâkki olunabilirdi.Yahut Bermudada topla­nacak olan üç büyükler konferansında Rusya ile konuşmak fikrini müdafaa edecek olan Sir Churchill'i destekle­mek suretiyle dörtler konferansının toplanmasına yardım etmek için düşünülmüş bir tedbir sayılabilirdi. Bunla beraber bahis mevzuu olan tedbirin mahiyeti daha iyi anlaşılabilmek için tafsilâtlı bilgiler gelmesi bekleniyor­du. İşte tam bu sırada Doğu Alman­yada yer yer isyanların patlak verme­si ve bu isyanları bastırmak için Rus işgal kuvvetlerinin tanklar ve zırhlı arabalar ile harekete geçmesi komünist partisinin serbest sanayi ve serbest ticarete dönmek yolunda Almanlara yap­tığı vaitierin samimiyetine şüphe ge­tirmiş, daha doğrusu isyan hareketle­rini Önlemek için kullanılan Rus tank­larının ve zırhlı arabalarının işlerini kolaylaştıracak bir oyalama tedbiri ol­duğu kanaatini vermiştir

Doğu Almanyada Bolşeviklerin kur­dukları idare güya Alman işçilerini ibir cennet hayatına kavuşturmuştu. Ko­münist propagandacıları çeşitli vasıta­larla herkesi buna inandırmağa çalı­şıyordu. İsyan hareketinin işçiler ara­sından çıkması ve yüz bin işçinin bu harekete iştirak etmesi komünist propagandalarının iç yüzünü göstermiştir. İsyan eden Alman işçileri bir çok yer­lerde Sovyet heykellerini ve resimleri­ni kırmışlar, yırtmışlar. Brandsntourg kapısı üzerindeki büyük kızıl yaprak indirilmiş ve yakılmış. İşçiler iki Ber­lin arasındaki hudut levhalarını da kaldırmışlar. Nümayişler arasında: «Hürriyet istiyoruz, Almanyanm bir­leşmesini istiyoruz, senbest seçim isti­yoruz, komünist hükümetin feshini is­tiyoruz » diye bağırmışlar. Po'tsdam meydanında kanlı çarpışmalar olmuş.. Birçok işçiler ölmüş... Halk polisine mensup bir birlik silâhları ile birlikte nümayişçilere katılmış ve diğer foir polis birliği de olduğu gibi Batı Almanyaya iltica etmiş!.

Serbest sanayi ve serbest ticaret rejim­lerine dönmek kararma inanan bir Do­ğu Almanyada bu türlü isyan hareke­ti olur mu?

5 Haziran 1953

   Bonn:

Başvekil Adenauer, bugün meclisin Dışişleri komisyonunda verdiği demeç­te, müsbet bir neticeye varmak ihtima­li olduğu takdirde dört işgal devleti arasında müzakereler yapılması lehin­de olduğunu söylemiş ve bu buluşmanın ciddî olarak hazırlanması ve kon­ferans toplanmadan evvel meselelerin aydınlanması lâzım geldiğini ilâve et­miştir

Adenauer, bundan sonra, Batı birliği­ni Avrupa birliği ile takviye etmek ge­rektiğini belirtmiş ve komisyondan, geçen çarşamba Bonn'da imzalanan Al­man - Amerikan dostluk anlaşmasını tasdik etmesini istemiştir.

   Bonn:

Almanya Dışişleri Vekili Prof. Walter Hallstein, başkan Eisenhower'in doktor Adenauer'e gönderdiği şahsî mesajı yo­rumlayarak, Federal hükümete önce­den danışmadan Almanyaya dair hiç bîr karar almmıyacağı hakkında baş­kan Eisenhower tarafından verilen te­minatın sadece Bermuda konferansına münhasır olmadığını, fakat muhtemel bir dörtlü konferansa da şâmil oldu­ğunu bildirmiş ve Alman - Müttefik antlaşmaları henüz yürürlüğe girme­miş olmasına rağmen başkan Eisenhower'in Bonn hükümetince izhar edi­len arzuya bu kadar çabuk cevap ver­miş olmasından dolayı duyduğu mem­nuniyeti belirtmiştir.

Dışişleri Vekili, bundan sonra3 ayan üyesi Taft'ın sözlerinin Alman hükümet çevrelerini meşgul ettiğini ve Blankenhorn'un bu sebepten Amerikaya gittiğini söyliyerek, kanaatince, başkan Eisenhower'in mesajını gönder­meden önce Fransız hükümetiyle isti­şarede bulunmadığım ilâve etmiştir.

8 Haziran 1953

 Bonn:

Başvekil Adenauer, İtalyan radyosu ve «İl Tempo gazetesinin muhabirine verdiği bir mülakatta şöyle demiştir :

«Roma konferansı, çalışmalarımızın nihaî safhasını teşkil edecek ve Avrupada devamlı bir barışın temellerinin atılmasını sağlayacaktır.»

Bunu müteakip Adenauer, bir Avru­pa parlâmentosu için vasıtasız seçimle­rin pek yakında yapılması ümidini iz­har etmiştir.

Bermuda konferansı hakkında Başve­kil şunları söylemiştir :

«Avrupanm birliği gayesinin hür mil­letlerin sarsılmaz gayesi olarak kaldığı ve birleşmiş bir Almanyanm kendi ar­zusu ile Avrupa camiasına katılmasına engel olunamayacağı hususunda Sovyet idarecilerinin zihinlerinde herhan­gi bir şüpheye mahal vermemeliyiz. Böyle bir politika kimse için tehdit teşkil etmez. Sovyetlerin Avusturya meselesi bakımından aldıkları durum itaatinin Rusya ile olan münasebetkırinin teşkil ettiği özel meselelerin ancak Doğu ile Batı arasında umumî bir gevşemenin daha geniş çerçevesi içinde halledilebileceğini düşünenlere hak verir mahiyettedir.»

Bu yaz Almanyada yapılacak seçimler hususunda Adeneuer şöyle demiştir: «Kanaatimce bu seçimler, sağcı ve sol­cu radikalizmin, federal cumhuriyetin idaresini elde etmek hususunda en ufak bir şansa dahi sahip olmadığını gösterecektir. Diğer taraftan zanmmca, aklın almryacağı bir bozgundan sonra Alman milletine refah ve sosyal sükû­nu getiren ve ona hür milletler camiasının kapısını açan politikamız, bu­günkü hükümet koalisyonuna, Alman seçimlerinin aşikâr bir güven oyunu te­min edecektir.;»

14 Haziran 1953

 Augsburg :

Bugün burada Hıristiyan Demokrat partisinin bir toplantısında söz alan Başbakan Adenauer. Sovyet Rusyayı kasd.en şunları söylemiştir: «İyi niyet delilleri istiyoruz. Harp esirlerini serbest bırakın, Siyasî mevkufları tahliye edin. Toplama kamplarını boşaltın.))

Başbakan Almanyanm Sovyet işgalin­de bulunan bölgesinde vuku bulan si­yasî değişiklikten bahisle demiştir ki:

«Ancak Sovyet Rusya, senelerdenberi Federal hükümet tarafından ileri sürü­len şartlan kabul ettiği zamandır ki onun iyi niyetine inanacağız. Bu şartr lar, serbest seçimler üzerine bütün Almanyaya şâmil olacak bir hükümetin teşkilidir.»

Adenauer Sovyet siyasetinde görülen değişikliğin Batı Almanyayı büyük Ba­tılı devletlerden ayırmaya ve serbest seçimlere mâni olmaya matuf bulun­duğunu söylemiştir. Başbakan demiş­tir ki: «Aliman hükümeti sulh siyaseti­ne devam etmektedir. Yazık ki Fransada iki istikrarsızlık ve İtalyada komü­nist oylarının artması Avrupamn bir­leşmesi yolundaki terakkilere mâni ol­maktadır

16 Haziran 1953

 Berlin :

Binlerce işçi, çalışma normlarının yüz­de on yükseltilmesini protesto maksadiyle Stalin caddesinden kafile halin­de geçmişlerdir.

Sovyet işgalindenberi Berlinde bu, ilk işçi nümayişidir.

Nümayiş, Unter Den Linden's, kadar yayılmıştır. Kafile geçerken, işçiler arkadaşlarına katılmak için şantiyele­ri terketmişlerdir.

Bu nümayiş, işçilerin memnuniyetsiz­liğini ifade eder mahiyettedir. Parti, memurları, bunların mukavemetini nazarı itibara almadan, kendilerini ye­ni çalışma normlarına tâbi tutmak iste­mişlerdir. Esasen, parti, çalışma norm­larının yükseltilmesi lüzumuna işçileri ikna edemedikleri için memurlarını takbih etmişti.

Ne Stalin caddesinde ne de kafilenin geçtiği diğer büyük caddelerde halk polisinin müdahale etmemiş olması dikkati çekmektedir. Bu keyfiyet an­cak, işçi sınıfının rejime karşı olan bu nümayişine müsamaha etmek emri almış olduğu takdirde izah edilebilir.

Doğu Berlin halkı, bunu önce Sosya­list komünist parti tarafından tertip edilmiş bir nümayiş zannetmiştir. İş­çilerin aileleri nümayişçilere iştirak etmişler ve içinde bulundukları sefale­ti izhar ederek küçük gruplar kurmuş­lardır. Halk polisi, Wilhelmetrasse ve Leipzigerstrasse'de seyrüseferi durdu­rarak nümayişçileri korumuştur.

Leipziger Strassedeki Doğu Almanya hükümet binası önünde cereyan eden gösteriler çok genişlemiştir.

Bir araya toplanan binlerce kişi «üc­retlerin arttırılmasını, fiatlarm indiril­mesini, çalışma normlarının kaldırılma­sını istiyoruz» diye bağırmıştır.

Vekâlet binalarının pencerelerinde hayret ifade eden çehreler görülmekte idi. Daha sonra, başvekil yardımcısı Heinrich Rau ile Maden Sanayi Ve­kili Fritz Selbmann pencereye çıkmış ve halkla    konuşmaya    çalışmışlardır.

Halk «Ulbricht veya Grotewoh'lü isti­yoruz» diye bağırmıştır. Ahaliyi Selfomann'ı dinlemeye İknaa çalışan parti memurları «Kimi dinîiyeceğimize biz karar veririz» mukabelesiyle karşılaş­mışlardır.

Bunun üzerine Fritz Selbmann bina­dan dışarı çıkarak, bir masanın üzerinden halka hitap etmeğe çalışmış, fakat sesini duyuramamıştır. Bir ara vuku bulan sükûnetten istifade ederek Ben de bir işçiyim» diyebilmiştir. Halk : Sen onu çoktan Unuttun» cevabını vermiştir.

 Bonn:

Bavekil Adenauer, Doğu Berlinde vu­ku bulan nümayişlere dair haberlerden fevkalâde memnun olduğunu bildir­miştir

Federal hükümet bakanı, Doğu Berlinden gelen haberleri gazeteciler önün­de tefsir ederek, bu hâdiselerin Berlin ve Sovyet bölgesi ahalisinin Sosyalist komünist partinin vaatlerine rağmen gayri memnun olduklarını gösterdiğini söylemiş ve görülüyor ki doğu halkının canü gönülden bahsettiği hürriyet ha­kikatte mevcut değildir» demiştir.

Umumî siyasî durumdan bahseden Dr. Adenauer durumun ciddî olduğunu ve önemli kararlar gerektiğini belirtmiş ve «Avrupanm mukadderatı önümüz­deki aylarda belli olacaktır» diyerek sözlerine son vermiştir.

 Bonn:

Alman Sosyal Demokrat parti başka­nı Erich Cuerthauer, doğu Berlindeki hâdiseleri yorumlıyarak. Sovyet bölge­sinde ilk defa bu kadar büyük ve anî bir nümayiş yapılmıştır, demiş ve bu nümayişlerin Doğu Almanya halkının haleti ruhiyesini ifade ettiğini belirte­rek. Bonn'daki hükümet çevrelerinin yapmaya çalıştığı gibi bunları küçümsememek lâzım geldiğini ilâve etmiş­tir Ollenhauer, Doğu Almanyadaki hâ­diseler hakkında su anda menfî bir du­rum takınmanın mümkün olmadığı kanaatini izhar etmiştir.

 Bonn:

Alman birliği mesleleriyle görevli ve­kâlet müşahitlerine göre, Doğu Berlin­deki işçilerin nümayişi sosyalist ko­münist parti tarafından tertiplenmiştir. Parti idarecileri bu suretle Berlin hal­kına   memnuniyetsizlikleri ifade etmek ve dolayısiyle politbüro ile Doğu Almanya' hükümetinde bir dönmeyi hazırlamak fırsatını vermek istemiştir. Ayni haberlere göre, Sosyalistler ko­münist parti ile komünist sendika fe­derasyonu memurları nümayişler esna­sında harekât kontrolünü kaybetmiş­lerdir. Bu haber, nümayişlerin kendili­ğinden yapıldığı yolundaki söylentile­ri nakşetmektedir Alman birliği işle­riyle görevli vekâlet sözcüsü, daha zi­yade, beklenmek fakat sonradan nü­mayiş şekline dökülen bir hareket ba­his mevzuu olduğunu söylemiştir

17 Haziran 1953

  Berlin :

Berlinin   Sovyet   kesiminde, nümayiş­çiler,siyasî devlet adamlarına ait re­simleri asıldıkları   yerlerden  indirmişler, komünist propaganda afişlerini de yırtınışlardır.

Marx Angels Platz'da toplanan kalabalık, propaganda kürsülerini ve levhala­rı meydanın ortasına    yığarak ateşe vermişlerdir Hâlen meydandan bir du­man sütunu yükselmektedir

  Berlin :

Halk polisi, sokaklarda dolaşarak oparlörle halka, bu sabah cereyan etmiş olan hâdiselerin mesulü olan Batı Ber­lin tahrikçilerinin hükümet organları tarafından şiddetle cezalandırılacakla­rını ilân etmişlerdir

  Bonn:

Federal Almanya başvekili Dr Konrand Adenauer öğleden sonra, mecliste okunan beyanatında «Sovyet bölgesin­deki Almanlar, Alman birliği hürri­yete kavuşmadıkça, bu tazyik ve sefa­letten kurtulamayacaktır» demiş ve şöyle devam etmiştir: «Doğu Berlin iş­çilerinin bu nümayişi ilk bakışta, Al­man halkının hürriyet için besledikleri arzuyu ifade etmektedir.»

Dr. Adenauer, bununla beraber, Sov­yet bölgesindeki Alman halkının, ha­yat vı? hürriyetlerini tehlikeye koya­cak düşüncesiz hareketlerde bulunma­maları  icap  ettiğine   işaretle,  Federal Alman hükümetinin Sovyet bölgesin­deki Almanlar hakkında beslediği, te­sanüt duygularını ifade etmiş ve Almanyada bulunan, üç batılı hükümetle temas halinde bulunduğunu ve Berlindeki hâdiseleri büyük bir dikkatle ta­kip etmekte olduğunu bildirmiştir.

Bundan sonra, Dr. Adenauer, hüküme­tinin hudut hatlarında insan vg eşya naklinin daha kolaylaşması ve Alman birliğinin teessüsü için bazı esasların, tanzimi hususunda teşebbüslere giriş­miş olduğunu bildirmiş ve bu teşeb­büslerin, geçen hafta meclis tarafın­dan kabul olunan serbest seçimlerden sonra tek hükümet kurulmasını, bir ba­rış antlaşmasının imzasını ve Birleşmiş Milletler anayasası çerçevesi içinde Birleşmiş Almanyanm ittifak antlaş­maları aktedebilmek hususundaki hakkını derpiş eden karar sureti mucibin­ce ele alınmış olduğunu açıklamıştır.

Başvekilin beyanatı, komünistler müs­tesna, bütün diğer meclis azaları tara­fından uzun uzun alkışlanmıştır.

Komünistler bir müzakere teklifi or­taya atmışlarsa da reddedilmiştir.

22 Haziran 1953

 Bonn:

Başvekil Adenauer bugün Fransız hü­kümeti müstafi başvekili M. Rene Mayer'e aşağıdaki  telgraf: çekmiştir :

Doğu Berlin kesiminde ve Sovyet böl­gesinde işkence altında inleyen halk  kütlesinin bu tazyike isyan ederek, hak ve hürriyetlerini muazzam, göste­riler şeklindfe talep etmeleri keyfiyeti­ni ne Sovyet zırhlı kuvvetleri ne de bu kuvvetler tarafından açılmış makineli tüfek ateşleri durduramamıştır. Bu zavallıların pek çoğu cesaret ve kah­ramanlıklarım hayatları ile ödemiş bu­lunuyorlar. Fakat bugünkü zorbalık sistemi artık tutunamıyacaktır. Fran­sız hükümetine de tevdi olunan mecli­simizin 6 haziran tarihli karar sureti gereğince, sizlerden, bu tahammül edil­mez hayat şartlarının ortadan kaldırıl­ması ve Alman halkının da birlik ve hürriyet içinde yaşamalarını mümkün kılmak ve böylece Avrupa barışma da yardım etmek üzere gerekli tedbirleri alınmasını rica ederim.»

Bazı küçük farklarla ayni mealde tel­graflar Sir Winston Churchill ile baş­kan Eisenhower'e de çekilmiştir.

 Berlin :

Sovyetlerin işgalindeki doğu Almanyanın birçok yeni bölgelerinde, Alman işçileri bugün komünist idaresine kar­sı yeniden ayaklanmışlardır.

Kızıllar geniş Ölçüde, yaygın baltala­ma hareketleri ve grevlerin vukua gel­diğini kabul .etmektedirler.

Sovyet ve Doğu Almanya komünist makamları, ateş müfrezeleri, sıkı yöne­tim ve süngüye başvurarak bu isyanları bastırmaya çalışmışlardır.

Bugün de ayni mezbuhane harekete devam eden Doğu Almanya komünist polisi İngiliz kısmında 14 yaşında bir çocuğu öldürmüştür.

25 Haziran 1953

 Londra:

Sir Winston Churchill, bugün Batı Almanya başvekili Adenauer'a gönder­diği bir mesajda, Doğu Almanyada son günlerde vukua gelen nümayişlerin. Almanyanın birleştirilmesi lüzumuna işa­ret olduğunu söylemiştir

Ads'nauer geçen pazartesi günü Churchill'e gönderdiği.bir telgrafta, Almanyanın Sovyet Bölgesinde Örfi idarenin, sona erdirilmesi ve Alman birliğinin yeniden tesisi hususunda Alman taleple­rinin İngiltere tarafından desteklenme­sini istemiştir.

Churchill, geçen eylül ayında 3 ba­tılı büyükler tarafından Moskovaya gönderilen notada, hür bir Alman hü­kümetinin kurulmasını sağlıyacak se­çimlerin teminini ve Almanya ile bir anlaşma yapılması lüzumuna işaret edildiğini bildirerek şöyle devam et­miştir :

Zannımca bu teklifler, hür bir Almanyanın kurulması yolunda müşterek gayemizi göstermektedir. Bu hususta:

Sovyet hükümetinin batılı büyüklerle .anlaşmak istiyeceğini ümit ediyorum."

26 Haziran 1953

 Bonn:

Federal Almanya başvekili Ads-nauer, Doğu Berîinde ve Sovyet işgal bölgesinde vukua gelen hâdiseler üzerine, Almanyanin birliğinin yeniden tesisi hususunda Amerikan, Fransız  ve  İngiliz hükümetlerine müracaatta bulunmuş­tu. Almanyadaki, Amerikan yüksek komiseri Conant, başvekâlete yaptığı bir ziyaret sırasında başkan Eisenhower'in bu müracaata verdiği cevap Adenuaer'e tevdi etmiştir.

Başkan Eisenhower bu cevabında Sov­yet işgal bölgesindeki halkın emniyet ve istikbalinin ancak Alman memleke­tinin her tarafında yapılacak serbest seçimler esasına müsteniden tesis edil­diği takdirde, temin olunabileceğini be­lirtmiştir.

İtalyan seçimlerinden intibalar

Yazan: A. E. YALMAN

6 Haziran 1953 tarihli Vatan'dan :

Son Londra ve isviçre seyahatimden memlekete dönerken. Zürih ile İstan­bul arasındaki doğru tayyarede yer bulamadım. Romada bir gece ve bir gün kalmağa ve tayyare değiştirmeğe mec­bur oldum. Bu aksilik bir bakıma iyi netice verdi. Çünkü İtalya'nın çok he­yecanlı seçim mücadelesinin havasını, kısa bir zaman olsun, teneffüs etmek imkânını bu sayede elde ettim.

Seçim arifesinin İtalyası cidden görü­lecek bir âlem... Bütün politika haya­tı seferber olmuş, siyasî partiler ara­sında müthiş bir afiş mücadelesi açıl­mış.

Romada. otele yerleşir yerleşmez, so­kağa fırladım. Saat sekiz buçuktan ge­ce yarısına kadar afiş okumakla va­kit geçirdim. Bunları mukayese voliyle bir kanaate varması lâzım gelen İtal­yan seçmeninin haline acıdım. Birinin kara dediğine öteki beyaz diyor, birinin hakikat diye gösterdiği şeyin hakikatte cehennem olduğunu diğer parti iddia ediyor. Bir taraftan krallık ve faşizm taraftarları, diğer taraftan komünistler ve onlara yardakçı kızıl sosyalistler, geri kalan bütün partilerin hepsine ateş açıyorlar. Merkez partileri ve bil­hassa Hıristiyan Demokratlar ise sağ ve sola lâf yetiştiriyorlar. Sosyal De­mokratlar bir merkez partisi sıfatıyla mücaelelerini sükûnetle yaptıkları gi­bi, liberaller de bu defa kendilerini toplamış ve birleşmiş görünüyorlar. Son yıllarda siyasî hayata küsmüş olan liberal dostum ve eski Nafia Nazırı Sig. Cattanci'nin de hararetli bir se­çim mücadelesine dalmış olduğunu her taraftaki  kendi  ismini  taşıyan  afişler belli ediyor. Dostumu evinde aradım. Seçim dairesine gitmiş, başarısı için dileklerde bulundum.

İtalyamn bu defaki politika çarpışma­ları hararetli olmakla beraber ortada 1948 de görüldüğü tarzda telâşlı, sinir­li bir hava yok... İtalya bu harpten sonra kendini en çok toplayan memle­ketlerden biri... Marshall yardımından herkesten iyi istifade etmesini bilmiş, iktisadî işlerini yoluna koymuş. Bir aralık çok bozuk olan nizam ve asayiş yerinde ...Halk, huzur ve emniyetten o kadar memnun ki hiç bir parti, bu­na karşı gelmeğe ve ortalığı pek fazla karıştırmağa cesaret edemiyor. Siyasî hayat ne kadar karışık olursa olsun, idare makinesi mükemmel şekilde işli­yor ve İtalyayı pek iyi idare edilen bir memleket halinde gösteriyor. Dünyanın her yerinden İtalyaya senede 6 mil­yon turist akmasının ve İtalyanların döviz sıkıntısı çekmemesinin bir sebe­bi de, memleketteki huzur ve turizm, teşkilâtının iyi kurulması, iyi çalışma­sı...

Bu rahat havanın içinde yapılan seçim, mücadelesinde, istisnalar hariç, kimse birbiriyle kavga etmiyor, kimse birbi­rinin afişini yırtmıyor, İtalyanların ça­buk parlar, ateşli insanlar olmalarına rağmen secim mücadelesinde alaylı, şakacı afişler daha çok çok yer tutu­yor. Arada âdeta bir şaka yarışı var.

Maddî imkânlarının geniş olması dolayısiyle De Gasperinin partisi çok faa­liyet göstermiş. Diğer partilere çatar yolda afişler hazırladığı gibi, halkı seçime iştirake teşvik için ayrıca bir mücadeleye girişmiş. Neme lâzımcılara, hitap ederek hazırlanan üç hoş afiş var. Bunlardan birisinde, seçimlerde rey sandığının başına gitmiyerek ko­münistlerin kazanmasına sebep olan nemelazımcı seçmenlerin vahşî tavırlı Moskof neferleri tarafından Sibiryaya.. sürüldüğü gösteriliyor. İkinci bir afişte alık tavırlı bir papağan: Ben reyi­mi kullanmadım, ben aptalım.» sözle­rini tekrarlıyor. Bir üçüncü afişte ko­münist örümceği, reyini kullanmıyan vatansever seçmenlerden kuvvet ala­rak bütün İtalyan partilerinin birden üstüne doğru yürüyor.

Seçim mücadelesinin en parlak buluşu «Malenkof sirki» adına taşıyan, mu­kavvadan yapılmış, mücessem heykel­ler... Malenkof en ha;in ve hayasız tavriyle komünist lideri Palmiro Tog-liatinin sırtına binmiş, o da Moskova taraftarı sosyalistlerin lideri Pietro Nenni'nin omuzlarının üzerine yerleş­miş... Her mühim caddenin basma di­kilen bu çok canlı heykeller, bütün İtalyan seçim mücadelesine hâkim gö­rünüyor seçimlere asıl renk ve mâna­yı bunlar veriyor ve komünistlerle sos­yalistlerin bütün gayretlerini gölgede bırakıyor. Zaten onlar da itidal hava­sına uymağı kârlı bulmuşlar, tasarruf hakkını ve hususi teşebbüsü muhterem tuttuklarına; riyali, yalancı ifadelerle halikı   inandırmağa   çalışıyorlar   .

Memleketimizdeki yobazlık, başka memleketielrin iyi taraflarını değil kö­tü taraflarını örnek diye kabul etmek huyundadır. Almanya ve İtaiyada (Hiristiyan Demokratlar) adlı partiler bu­lunmasını bizdeki lâikliğin aleyhine bir silâh  diye  kullanmağa  çalışanlara  tesadüf ediliyor. Halbuki katolik kilise­sinin politi'ka ihtirasiyle partiler kur­ması, gerek Alman ve gerek İtalya si­yasi hayatı için bir iyilik değil, bir kötülük  ve  istikrarsızlık    kaynağıdır.

Akim ölçülerine uygun millî menfaat­lerle kilise menfaatinin çarpışması, Moskovaya en müsait kundaklama fır­satı veren âmillerden biridir. Vaktiyle Avusturya parlâmentosunda mebusluk etmiş ve dersler öğrenmiş olan İtalyan.. başvekili De Gasperi, en büyük gayre­tini kendi partisindeki kilise nüfuzunu durdurmak ve Liberal bir orta yol siya­setini devam ettirmek için sarfediyor.

Fakat buna rağmen, asıl ruhu itibariie lâikliğe aykırı olan partisinin nüfuzu gün geçtikçe azalıyor ve lâiklik taraf­tarı liberaller ve Sosyal Demokratlarla bir merkez grupu haline işbirliği zorla­şıyor.

Her hangi bir memlkeetin seçimleri hakkında kâhinlik etmek güçtür. Sürp­rizler hic eksik olmaz. Benim sathî su­rette İtalyada peyda ettiğim intiba şu şekildedir:

Yarın cereyan edecek İtalyan seçimle­rinde her halde itidal cereyanları hâ­kim bir halde kalacak ve saman altın­da su yürütmelerine rağmen komünist­ler mesafe kazanmıyacaklardır.

8 Haziran 1953

 Viyana :

Sovyetler Haberler Servisince bu ak­şam yayınlanan bir tebliğde, Rus ma­kamlarının, yarından itibaren, Rus böl­gesi ile Batı bölgesi arasındaki hudut hattından daimî kontrolün kaldırılma­sına karar vermiş olduğu bildirilmek­tedir.

Tebliğin metni ezcümle şöyledir: Sov­yet yüksek komiser muavini General Kraskrevitoh bugün Başvekil Julius Raab'ı kabul ederek kendisine, Avus­turyalıların arzularını yerine getirmek maksadliyle Avusturyadaki Sovyet iş­gal makamlarının yarınki 9 Haziran gününden ütibaren iki bölge arasın­daki şahıs ve vasıtaların tâbi bulun­duğu daimî muayene usulünü (kaldır­mağa karar vermiş bulunduklarını bil­dirmiştir.

Yarından itibaren hudut boyunca şa­hıslar arada sırada, sadece ihtiyaç gö­rüldüğü takdirde muayeneye tâbi tu­tulacaklardır. Taşıt vasıtaları da keza gerektiği zaman kontrol edilecektir. Bununla beraber, Sovyet bölgesine si­lâh ve cephane ithali ile bu bölgeden fabrika tesis parçalarının ihracı yine yasaktır.

9 Haziran 1953

 Viyana :

Yetkili kaynakların bildirdiğine göre Sovyet makamları, Avusturyadaki iş­gal bölgesinden çıkacak olan eşyaya tatfbik olunan muayene usulünü kal­dırmışlardır.

Diğer taraftan, Rus makamlarının, Avusturyalı polisleri emrinde bulundu­ran komiserlerini de çekmeği ve bun­ların yerine Avusturyalı komiserlerin tayin olunmasını da kabul etmiş ol­dukları söylenmektedir.

Avusturya hükümeti, ayrıca, Sovyet madamlarına müracaat ederek, posta, telefon ve telgraf muhaberelerine kon­muş olan sansürün de kaldırılmasını talep etmişlerdir.

4 Haziran 1953

  Atina:

Yunan genel iş konfederasyonu genel sekreterliğinden bildirildiğine göre, Atina bankaları memurlarımın grevine son vermek ve grevcileri korkutmak maksadiyle grev idarecilerinden bazıla­rı tevkif edilmiştir.

Diğer taraftan, ilkönce 24 saat olarak kararlaştırılan grevin yanın da devam edeceği ve buna elektrik ve telefon iş­letmeleri memurlarının da katılacak­ları ilâve edilmektedir.

9 Haziran 1953

  Atina:

Bugün ilân edilen 24 saatlik grev ile Atina ve limanının felce uğraması üzerine Atina polisi Pire liman işçile­ri lideriyle diğer 5 kişiyi tevkii etmiş­tir.

Bu bölgelerde çalışma hürriyetini sağ­lamak üzere askerî birlikler ve polis nöbet tutmuştur. Fakat bütün, müret­tebatı grev halinde ibulunan gemiler bugün Pire limanından ayrılabilmiştir. Grevi resmen destekliyen çalışma kon­federasyonu, işçi liderin tevkifini ve işçileri korkutmak için asker sevkedilmesini şiddetle protesto etmiştir. Mem­lekette huzursuzluk Nisan ayında drah­minin devalüasyonu    ile    başlamıştır.

Önce bankacılar, onları takiben fırın­cılar ve bugün de liman işçileri ve ge­miciler grev yapmışlardır. Atina ve Pire bölgesinde bugün gazete basılmamıştır.

Telgraf memurları sadece hükümet haberlerini kabul etmişlerdir. Elektrik, havagazı ve su ihtiyacı normal olarak temin edilmiştir.

10 Haziran 1953

 Atina:

Resmi ıbir kaynaktan bildirildiğine gö­re, Yunan başvekili Mareşal Alöksandr Papagos, pazartesi günü «Ankara» yol­cu gemisiyle Türkiyeye hareket ede­cektir. Başvekile Dışişleri Vekili Stefanopulos, istihbarat vekili Sifyanos ve' diğer bazı yüksek şahsiyetler refakat edecektir. Mareşal Papagos Ankarada üç gün, İstanbulda da iki gün kalacak­tır. Yunan vekilleri, Türk başvekil ve Dışişleri Vekilinin Atmaya yapmış ol­dukları ziyareti iade etmektedirler.

11 Haziran 1953

 Atina:

Bu sabah, parlâmento toplantı devre­sinin nihayet bulması hususunda ya­yınlanan bir kral kararnamesi siyasî çevrelerde hayret uyandırmıştır. Koor­dinasyon Vekili Markezinis'in Amerikaya yaptığı son seyahat hakkında par­lâmentoya izahat vermek üzere bulun­ması da bu hayreti arttırmıştır.

Bu hususta fikirleri sorulan eski Baş­vekillerden ve muhalefete mensup Li­beral Parti başkanları, Papandereu ile Venizelos şöyle demişlerdir: «Hüküme­tin meclisi kapamaktaki uygunsuz ha­reketi ve anî kararı karşısında hayre­te düştük ve şaşırdık.»

İki lider, bu kararın, hükümetin parlâmento önüne çıkmaktan korktuğunu ifade ettiğini sözlerine ilâve etmişler­dir.

raimdan çizilen yolda Türkiye ile kar­deşçe yürümek hususunda Yunanistanın kararının bir teyidini teşkil et­mektedir. »

16 Haziran 1953

 Atina:

Tomiva gazetesi şunları yazmaktadır :

«Mareşal Papagosun uzun zamandan beri Türkiyeye yapmayı tasarladığı zi­yaretin, Moskovamn Balkanlarda gi­riştiği barış taarruzuna rastlaması me­sut bîr tesadüftür.

Tito, Kremlinin gayretinde, Balkan paktını imzalayan memleketler arasın­da avrılık yaratmak gayesi görmekte­dir. Yunan başvekilinin Türkiyeyi zi­yareti Türk - Yunan dostluğunun bozulmıyacağını ve Balkan müttefikleri araşma nifak sokmağa çalışan Sovyet diol o masısının bu gayretinin akamete uğramağa mahkûm olduğunu göstere­cektir.»

Katimerini gazetesi de ayni fikri iz­har ederek şöyle demektedir: «Mareşal Papagosun ziyareti münasebetiyle milletlerarası siyasî durumun incelenme­si, Türkiye ve Yunanistamn, yeni müt­tefikleri Yugoslavya ile birlikte, Bal­kanlarda sağlam bir barış kalesi kur­mak hususundaki gayretlerinde iyi bir yolda bulunduklarını 'bir defa daha is­pat edecektir.»

Ethnos gazetesi, keza, Kremlin tara­fından yapılan barış taarruzundan bahsederek. Mareşal Papa sosla, Dışişleri Vekili Stefanopulosun Türkiyeyi ziya­retlerinin faydalı Türk - Yunan müza­kerelerine fırsat vereceği kanaatini iz­har  etmekte  ve  şunları  yazmaktadır:

«Türk idarecileriyle yapılacak doğru­dan doğruya temaslar, dost ve mütte­fik iki memlekete, Titonun sözlerinden Balkan paktını barış kalesi olarak telâkki ettiği anlaşılan Yugoslavvanm da istirâkivle Moskovamn tezahürlerine karşı müşterek bir durum tesıbit etme­lerine imkân verecektir.«

Tanca gazetesi söyle demektedir: Ma­reşal Papagosun Türkiyede bulunması, Türk - Yunan dostluğunun banileri Kemal Atatürk ile Elefter Venibelos ta

19 Haziran 1953

 Atina:

Atina gazeteleri, Mareşal Papagosun Ankaraya yaptığı ziyaretin ehemmiye­tini belirtmeye   devam   etmektedirler.

Gazeteler, bu ziyaretin, ilk Yunan-Türk müzakerelerinde müşahede olu­nan .sıkı işbirliği zihruyetini devam et­tirmekte olduğuna kanidTİer.

Tomiwa gazetesi bu görüşmelere has­rettiği bir makalede ezcümle şöyle de­mektedir: Amerikada cereyan eden bu görüşmelerin yalnız ittifak çerçevesi dahilinde değil ve fakat ayni zamanda gündelik münasebetler bakımından da Türkiye ve Yunanistan hayrına neti­celer doğuracağına itimat etmeliyiz. Yunan başbakanının Ankarayı ziyareti muvaffakiyetle  tetevvüç  edecektir.

Diğer taraftan Embros gazetesi de şun­ları yazmaktadır :

«Türkiyede Mareşal Papagosa gösteri­len hararetli iyi kabul ve resmî ziya­fette söylenilen nutuklar Yunan-Türk dostluğunun payidar olacağını göster­mektedir. İki memleket, sulh ve gü­venlik yolunun nimetlerinden emin olabilirler.

Ankarada cereyan eden siyasî görüş­melere temas eden Messager d'Athenes gazetesi ise iki memleketin, son Rus teklifleriyle hâdise olan yeni du­rumu müştereken incelediklerini yaz­makta ve şunları ilâve etmektedir:

İki dost devlet tarafından çizilmiş olan hat değişmiyecektir. Teklifler, Ankara andlaşmasının akitleri tarafından bir­likte incelenecek ve karar da yine bir­likte alınacaktır.

22 Haziran 1953

 Atina:

Yunan başkentindeki  gazeteler Mareşal Papagosun Ankara ve İstanbulu zi­yaretine ait resimler ve hararetli ma­kaleler neşrine devam etmektedirler.

«Kathimerini»  gazetesi başyazısında şöyle demektedir :

Ankara temasları, Batı koalisyonu üyeleri arasındaki tesaniidün bozulma­sı yolundaki Sovyet teşebbüslerine karşı mevcut birliği bir kere daha te­yit etmiştir.

Stalinin Ölümünden sonra Batılıları ayırmak için her birine sırasıyla tâviz­lerde bulunmak suretiyle Hitlerkârî bir politika takip eden Moskova, bu­gün, sarsacağını ümit ettiği sağlam bir duvara çarpmıştır.

Moskova, dünyada sağlam bir barış teessüs ettiği takdirde kendisinin de mütesanit olacağını anlamakta gecikmiyecektir.»

«To Vima» gazetesi, Ankara görüşme­lerinden sonra yayınlanan tebliği tah­lil edecek Türk - Yunan ittifakının sa­dece iki memleketin istiklâllerini te­mine matuf bulunmadığını, ayni za­manda ticarî mübadelelerin geniş öl­çüde inkişafı suretiyle iktisadî refah­larını da istihdaf eylediğini müşahede etmektedir.

«Vradini» gazetesi de tahminlerinin doğru çıktığını işaret etmekte ve şunlar yazmaktadır:

Ankara görüşmeleri, verimli olmuştur. Mareşal Papagos ile Dışişleri Ve­kili Stefanopulos ve Başvekâlette Na­zır Slineos'un seyahatleri sadece bir nezaket ziyareti hudutları içinde katmıyacaktır. İki komşu memleketin bilkuvve ciddî ve samimî işbirliği hâdise­lerin ifade ettiği zaruretle tam bir ittifak haline gelmektedir.»

gazetesi, tebliğin Türk ve Yunan devlet adamlarının her iki memleket arasında  halledilemiyecek meselelerin mevcut olmadığına müte­dair kısmını ele alarak Elen milletinin bu müşahedenin hâdiselerle de teeyyüt edeceğine ve artık müttefik iki mem­leket arasındaki dostane münasebetle­ri hiçbir şeyin bulandırmayacağına Elen milletinin inandığım yazmaktadır.

24 Haziran 1953

 Atina:

Temmuz ayı nihayetinde Yunanistanda Tesalyanın Larisa şehrinde teşek­kül edecek muhtelif karargâhı umu­minin komutası altında büyük manev­ralar yapılacaktır.

Bu manevralara 3 Yunan ordusu, Natonun güney doğu hava kuvvetleri, altıncı Amerikan filosu ve Amerikan de­niz piyadeleri iştirak edecektir.

Amerikalılar bu manevralarda yeni iş­birliği usulleri tatbifk edeceklerdir.

1 Hazıran l953

 Washington:

Güney Kore hükümetinin Amerikan hükümetine karşılıklı yardım paktı imzalamayı teklif ettiği yolunda Seul kaynaklı haberler hakkında kendisine sorulan Dışişleri Vekâleti sözcüsü, bu hususta herhangi bir yorumda bulun­maktan çekinmiştir.

 Washington:

Burada bildirildiğine göre, Güney Ko­re Cumhurreisi Syngman Rhee Cumhurreisi Eisenhower'in Güney Kore ve bir anlaşma imzalamasını teklif et­miştir.

Bu anlaşma mucibince, Seul hüküme­ti Birleşmiş Milletler mütarekesine mu­halif olmaktan vazgeçtiği takdirde, Ei-senhower Güney Kore hükümetine karşılıklı savunma paktı vaat etmelidir.

Yine bu anlaşma gereğince Amerikan askerî ve malî yardımı Güney Koreye sağlanmalıdır.

Yetkili bir kaynak, bu mevzudaki bir mesajı Amerikanın Seul büyük elçisi­nin Eisenhower'e gönderdiğini bildir­mektedir.

 New - York :

Mahkeme bugün Öğleden sonra, Atom casusu Roseriberg'ler hakkındaki ölüm kararını yirmi yıl hapse tahvil talebi­ni reddetmiştir :

 Washington:

Bugün, temsilciler meclisi vasıta ve imkânlar komisyonunda, aşırı kazanç vergisinin altı ay daha uzatılmasını ta­lep etmek üzere izahatta bulunan Bir­leşik Amerika Maliye Vekili Georg Murphey karşılıklı güvenlik teşkilâtının 1 Temmuzdan itibaren başlıdan. malî yılda 7.500.000.000 dolar harcama­yı tasarladığını açıklamıştır.

Kongre komisyonları, önümüzdeki yıl yaıbancı devletlere 5.828.000.000 dolar­lık yardımı derpiş eden karar sureti­ni hâlâ tetkik etmektedirler.

Birleşik Amerika Maliye Vekili Murphey izahatına şöyle devam etmiştir: «Hariçte bizim için çarpışan halkı si­lâhlandırıp teçhiz için 5.000.000.000 do­lar harcanacak, 200.000.000 dolar Avrupada müdafaaya ve Hindicini harbi­ne tahsis edilecek 400.000.000 dolar Fransaya verilecek ve, takriben 400 milyon dolar da yabancı milletlerden yapılacak askerî mubayaaya ayrılacak­tır.

Avukatları, kendilerini elektrikli sandayladan kurtarmak için bütün gayretini sarf etmektedir. Papa dahi iki kere müracaatta bulunmuşsa da Amerikan hükümeti ve başkan Eisenhower bunların suçlu olduğu ve Amerikada atom sırrının muhafazası için bir örnek teşkil etmeleri lâzım geldiği kanaatine varmışlardır. Bütün çarele­re haş vurulmuştur. Bununla beraber Adalet Vekâleti bir tek açık kapı bırakmıştır: Rosenberg'lerin, Amerikada-ki Sovyet casusluk şebekesi hakkında bildiklerini ifşa etmeleri. Fakat bun­lar suçsuz olduklarında &