16.5.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

2 Mayıs 1953

Ankara:

Aldığımız malûmata göre, şehrimizde modern bir Et Kombinası kurulması tekarrür etmiş bulunmaktadır. Bu su­retle bölgelerde kan, kemik ve gudde gibi iptidaî maddeler sanayii inkişaf sahası bulmuş olacaktır.

Bu kombinanın kurulmasiyle Ankara şehri hiçbir mevsimde etsiz kalmıyaca-ğı gibi ucuza et temini mümkün ola­bilecek ve etler daha sıhhî şartlar al­tında elde edilecek, satılması sağlan­mış bulunacaktır.

 İzmir :

Ege Bölgesinde dündenberi devam et­mekte olan deprem her tarafta şiddet­le hissedilmekle beraber merkez üssü Karaburun ve Faca kazalarıdır. Dep-rem neticesinde Karaburun Kasabasın­daki binal?rın büyük bir kısmı hasara uğramıştır. Sarsıntının gündüz olması dolayısıyla halkın tarlalarda bulunma­sı insanca zayiatın vukua gelmesini ön­lemiştir. Foça kasabasındaki birçok binalar da hasara uğramıştır. Saat 20.45 te şiddetli diŞer bir sarsıntı ile büyük hasar vukua geldiği söylen­mekte ise de gece olması sebebiyle za­rar henüz tesbit edilememiştir. Her iki kazada da halk geceyi sokaklarda ge­tirmektedir. Kızılaym temin ettiği Müzedeki diğer pavyonlarda da İstan-bulda çeşitli sanat eserleri yer almış­tır. Bu arada İstanbulun hususiyetleri, eski devrin giyim .eşyası, İstanbulun temaşa hayatı ve sanatkârlarının re­simleri yer almış bulunmaktadır.

 İstanbul:

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir :

Çanakkale Şehitleri Âbidesi inşa idare kumlu başkanı Emin Nihat Sözeri'nin riyaseti altında âbide proje sahipleri İstanbul Teknik Üniversitesi Doçentle­rinden Yüksek Mimar Doğan Ergin-baş, İsmail Utkular ve Millî Savunma Vekâleti İstanbul Temsil Bürosundan Kıdemli Yüzbaşı Esat TanrıÖven ve Yüksek Mühendis Tevfik Demircıgil'den müteşekkil heyetimiz Gelibolu ve Çanakkale havalisinde âbide ingasiyle ilgili tetkik gezisinden dönmüştür. He­yet üç gün süren bu gezisinde, bilhas­sa, taşocakları, yol durumu ve nakliye mevzuları etrafında geniş etüdler yap­mıştır.

6 Mayıs 1953

Ankara:

Amerikan Millî Harp Kolejine mensup Amiral Forrestal ile Dışişleri Vekâle­tinden Edward Page'in Başkanlığında dün şehrimize gelmiş olan Amerikan askerî heyetibu sabah karşı­lıklı güvenlik teşkilâtı (M.S.A.) ile Er­kânı Harbiyei Umumiye Reisliğini zi­yaret etmiştir.

 Ankara:

Millî Savunma Temsil Bürosundan bil­dirildiğine göre, askerlerin zat işleri­ne taallûk eden dâvalarının askerî temyiz mahkemesi yerine, umunıî hu­kuk hükümleri gereğince şûrayı dev­lette görülmesi için Millî Savunma Ve­kâletince bir kanun teklifi hazırlan­mıştır. Tasarı teşkilâtı esasiye kanunu­nun 51 inci maddesine göre idarî dâva­lara bakmak ve idarî ihtilâfları hallet­mek yetkisinin Şûrayı Devlete verildi­ği ana fikrine göre hazırlanmıştır ve şimdiye kadar bu dâvaların askerî -temyizde  görülmesini âmir  olan  3410 sayılı kanunun birinci maddesinin lâğ-vedildiğini belirtmiştir.

Ankara:

Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Ens­titüsü Bakteriyoloji Şubesi Müdürü Dr. Tahsin Berkin'in şimdiye kadar Halk sağlığı hizmetinde yapmış olduğu ilmî mesai Fransa Hükümeti  Sağlık Vekâ­letinin alâka ve takdirini kazanmış ye kendisine halk sağlığı «Officier» rütbe­si tsvcih edilerek buna ait nişan ile beratın da Fransız Elçiliği tarafından kendisine  tevdi    edileceği bildirilmiş­tir.

Evvelce ayni enstitü B.C.G. Şubesi' Müdürü Dr. Sait Bilâl Golem'e de Fransız Ziraat Vekâleti tarafından «Of­ficier Du Merite Agricole» rütbesi ve­rilmişti.

Bundan başka Türkiye'de açılan B.C.G. kampanyası mesaisi Unicef Şarkî Ak­deniz Bürosu tarafından takdir edile­rek bu sahada Refik Saydam Enstitü­sünün başarılı mesaisinden sitayişle bahsedildiği haber alınmıştır.

Ankara:

Nato Güney - Doğu Avrupa kesimi ka­ra kuvvetleri komutanı General Wy man beraberinde eşi olduğu halde bu­gün öğleden sonra saat 15 te îzmirden. şehrimize gelmiştir.

Etimesgut Hava Alanında karşılanan. General Wyman Ankarada iki gün ka­larak Genelkurmay Başkanlığı ve Mil­lî Savunma Vekâletiyle temaslarda bu­lunacaktır.

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te-reis vekillerinden Fikri Apaydının re­isliğinde toplandı.

Oturum açıldığı zaman, Doğu illerin­deki memnu mmtakalarm kaldırılması­nı tazammun eden ve böylece iskân kanununun bazı maddelerinin değişme­sini sağlıyacak olan teklifin tetkiki için, İçişleri Komisyonu Reisi tarafın­dan karma bir komisyon isteği kabul edildi. Müteakiben millî korunma ka­nununun tadili hakkındaki tasarının müzakeresine devanı olundu. Kanun tasarısının muvakkat yedinci maddesi üzerinde söz alan mebuslardan Sala-mon Adato'nun, ev kiraları serbest bı­rakılacağına göre, bu mevzuda memur­lara mesken zammının verilmesi tek­lifini cevaplandıran Maliye Vekili, mü­zakeresi yapılan kanun tasarısı ile bu teklifin hiç bir münasebeti olmadığını ifade etti, Salamon Adatonun teklifi kabul olunmadı. Neticede muvakkat yedinci madde, bütçe komisyonunun bir cümle ilâvesi ile tasvip edildi. Ka­bul .edilen yedinci madde şudur:

Bu kanuna göre yapılan zamlar, bina vergisi kanunu mucibince tadile esas olamaz. İradı gayri safî ve kira üze­rinden alınmakta olan her türlü özel idare ve belediye vergi ve resimlerine ve bunların zam kesirlerine ve esnaf vergisi matrahına (5020 sayılı kanun­la yapılan zamlar hariç), bu kanunun tatbik olunduğu müddetçe aksettirile-mez v.e esnaf muaflığı şartlarının tes-bitinde (5020 sayılı kanunla yapılan zamlar hariç) nazara alınamaz. 5421 sa­yılı gelir vergisi kanununun geçici 6 ve 7 nci maddeleri ile 5423 sayılı esnaf kanununun gerici 3 üncü maddesi bun­dan muaftır. Tasarının bütün maddeleri kabul edil­dikten sonra, tümü üzerinde Köylü Partisi adına söz alan Cezmi Türk par­tisinin mülkiyet hakkı üzerindeki gö­rüsünü.belirtti ve bu arada geçen otu­rumda münakaşa etmiş olduğu C.H.P. Mebusu Faik Ahmet Barutçu'ya da tekrar cevap verdi. Kürsüye gelen Fa­ik Ahmet Barutçu, Cezmi Türk'ün ko­nuşması üzerindeki fikirlerini ifade .et­ti, müteakiben tasarı açık oya sunu­larak kanunlaştı. Bundan sonra turizm teşvik kanunu tasarısının müzakeresine devam olun­du. Tasarının 30 uncu maddesinin ko­nuşulması sırasında, Antalya Mebusu Burhanettin Onat'm, Hilton Otelinin inşası münasebetiyle Amerikalılar ta­rafından verilmiş bulunan 4,5 milyon liranın yerine sarfedilmediği iddiasını cevaplandıran Malive Vekili, mezkûr paranın yerinde kullanılmış olduğunu söyledi. Böylece 30. 31, 32 nci maddeler kabul olundu. 33 üncü Maddenin mü­zakeresi sırasında mezkûr maddenin belediyelerin salâhiyetine tecavüz ettiğini ileri süren mebuslara cevao veren Devlet Vekili Fethi Çelikbaş, bu mad­deye göre, belediye otonomisinin asla haleldar edilmediğini, bu madde dola-yısiyle belediyelerin, Basın, Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünün kontrolü­ne geçmesinin düşünül em iyeceğini, be-1 lediyelerin fiilî murakabesinin yanın­da, turizm mevzuunda ancak yüksek bir murakabenin meydana getirileceği­ni ve bu yüksek murakabeyi de Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünün yapabileceğini izah etti ve böylece madde kabul olundu.

Meclis yarın toplanarak mesaisine de­vam edecektir.

8 Mayıs 1953

 Ankara:

Liselerin on ikinci sınıflarının olgunluk sınıfı haline getirilmesi hususunda ko­misyon tarafından hazırlanan tasarı hakkında tertip .edilecek anket mevzu­undaki çalışmalar sona ermiştir. Ko­misyon tarafından hazırlanan tasarı üniversitelerle liselere ve il danışma kurullarına gönderilmeye başlanmıştır.

Ankete gelecek cevapların müzakere­sinden sonra tasarının son şekli tesbit edilecektir.

 İstanbul:

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan bildirilmiştir :

îstanbulun 500 üncü yıldönümü müna­sebetiyle. Fethin 500 üncü vilına rast­layan 29 Mayıs günü ile 7 Haziran ta­rihleri arasında İstanbulda törenler ya-yapılacaktır. Orduca hazırlanan ve Ka­ra Kuvvetleri Komutanlığınca kabul e-dilen program ile kutlama derneği tara fmdan derlenen programa göre, 29 Ma­yıs Cuma resmî törenlere tahsis edil­miştir. Ayni gün sur dışında Topkapı ile Fdirnekanı arasmda hazırlanacak mevdana Fatih'in fetihten evvel karar-pâh Htihâz ettiği Maltepe'deki otağı temsin bîr ntak kurulacaktır. Burada saat 10 da Vali tarafından günün ehemmivetini belirten bir hitabe ile mera­sim açılacaktır. Merasim mahalli cıvandan atılacak 101 pare top ile surlar temsilî olarak bombardıman edilecek­tir. Otağ civarında toplanmış olan Mehter Takımı, Yeniçeri ve Kapı Ku­lu kıtaları saat 11 de merasim komuta­nının emri altında ve muntazam bir alay halinde harekete geçecektir. Bun­dan sonra, Tapkapı meydanında fetih­te şehit olanlar için bir ihtiram vakfesi yapılacak ve Ulubatlı Hasanın şehit düştüğü yere rekzedilecek plâka sü­tuna çelenk konulacaktır.Topkapıdan giren alay ise, Aksaray -Atatürk Bulvarı yolu ile fetih meyda­nına gelecektir. Bu sırada saat 10 dan, itibaren Haliçte toplanmış olan donan­madan çıkarılacak Leventler Cibali -Unkapanı - Saraçhane yoliyle Fatih meydanına hareket edecek ve bu esna­da donanmadan 101 pare top atılacak­tır.

Fatih Meydanında yapılacak tören:

Burada halk, okullar, temsilî Yeniçeri Ordusu ve modern ordunun mümessili olan kıtalar toplanacaktır. Buradaki merasim 101  pare top ile  açılacaktır.

Fatih Camii minarelerinden tekbir ve ezan okunacak, Hava Kuvvetlerimiz ta­rafından Fatih türbesine buket ve çe-lenkler atılacak, bu merasim sırasında beş asrı temsilen beş halka halinde uçacak olan hava kuvvetlerimiz türbe­yi merasim müddetince tavaf edecek­lerdir. Askerî birliklerle okullar ve halk Fatih türbesini selâmlıyarak ge­çecekler ve bu suretle sabah merasimi­ne nihayet verilecektir. Törene İstan­bul Üniversitesi de iştirak edecektir.

Cumartesi günü, ananevi usul üzere tertip edilen ve her sene ayni tarihte tekerrür edecek olan fetih güreşlerine merasimle başlanacaktır. Gece de muh­telif vilâyetlerden getirilen millî ve mahallî oyun ekipleri şehrimizin belli başlı lokallerinde gösterilerde buluna­caklardır.

Pazar günü sabahı askerî okullar tara­fından fetih hâdisesini canlı tablolarla gösterecek olan jimnastik bayramı Mit-natpaşa Stadyomunda açılacaktır. Pa­zartesi günü de Taşkıgla Binasında İs­tanbul Fetih Derneği tarafından hazır­lanan bir sergi açılacaktır. Bu arada çiçek bayramı da fetih yıldönümü mü­nasebetiyle daha canlı bir hale getiri­lecektir.

Bütün bu törenlere Kuleli Askerî Lise­si geniş ölçüde katılacaktır.

9 Mayıs 1953

 Ankara:

Paris Sergisinde teşhir edildikten son­ra memleketimize getirilmiş olan eski. Türk eserlerinden bir kısmı İstanbulun fethinin 500 üncü yıldönümü münase­betiyle Çiniliköşkte meydana getirile­cek Fatih Müzesine konacaktır. Fethin yıldönümüne rastlayan 29 Mayıstan ev­vel ikmal edilecek olan Fatih Müzesi merasimle açılacaktır. Müzenin tertibi için yakında faaliyete geçilecektir.

 Ankara:

İstanbul fethinin 500 üncü yıldönümü münasebetiyle Millî Eğitim Vekâleti tarafından Fatih ve İstanbulun. Fethi» ismiyle bir broşür hazırlanmış ve Tür-kiyedeki bütün okullara gönderilmiş­tir. Broşür, okullarda okunarak öğret­menler tarafından fetih ve önemi hakkında öğrencilere izahat verilecektir.

Broşürde, Fatihe ve İstanbulun fethi­ne ait 13 resim yer almıştır. Ayrıca bro­şürde, Bizans İmparatorluğunun kuru­luşu, Bizansa karşı ilk mücadeleler, İs­tanbul şehri ve müdafaa tedbirleri, Os­manlılar ve Bizans, Fatih. Sultan Meh­met ve İstanbul Bizansm mukabil ted­birleri, Osmanlı Ordusunun mevcudu vs muhasara vaziyeti, muhasaranın başlaması ve muharebeler, fetihten son­ra İstanbul ve Fatihin diğer başarıları ve Fatihin şahsiyeti mevzularında iza­hat verilmektedir.

 Ankara:

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâleti yur­dumuzun muhtelif yerlerinde tamire veya yeniden yaptırılmasına karar ver­diği binaları için geniş bir inşaat prog­ramı hazırlamıştır.

Bu inşaat programına göre, Ankara Numune Hastahanesine 400 yataklı pavyon, Ankara Ana Çocuk Sağlık Merkezi, 100 yataklı çocuk hastahane-si, Ankara Kanser Hastahanesi ve Ens­titüsü, Diyarbakır Hemşire Okulu, An­kara Ebe Okulu, Erzurum Numune Hastahanesine 200 yataklı pavyon, Eskişehir Devlet Hastahanesine pavyon, Gaziantep Doğumevi İkmali, Şişli Ço­cuk Hastahanesi hariciye ve nisaiye pavyonu, İzmir Hemşire Okulu, İzmir Çocuk Hastahanesi nisaiye ikmali, Kay­seri Devlet Hastahaesine 200 yataklı pavyon, Kay seride 100 yataklı doğum­evi ve nisaiye pavyonu, Kırşehir Dev­let Hastahanesi, Malatya Devlet Has­tahanesine 200 yataklı pavyon ilâvesi, Manisa Akıl Hastahanesine pavyon ilâ­vesi, Ordu Devlet Hastahanesine 200 yataklı pavyon, Trabzon Hemşire Oku­lu, Bilecik Devlet Hastahanesi ikinci kısım inşaatı, Burhaniye Sağlık Merke­zi ikmal inşaatı, Hakkâri Sağlık Mer­kezi, Kamah Sağlık Merkezi, Boyabat ilçesi sağlık merkezleri inşaatının 1953 yılı sonunda hizmete girmesi için ça­lışmalar hızlandırılmıştır.

 Pazaryeri :

Bilecik vilâyetine bağlı Pazarcık Nahi­yesi bugün yapılan bir törenle Pazar­yeri adiyle kaza haline'getirilmiştir. Bu münasebetle yapılan törene, Kütahya, Kocaeli ve Bilecik Mebuslarından ba­zıları, Bilecik Valisi, civar vilâyet ve kazalardan gelen partiler temsilcileri ile kalabalık bir halk kütlesi katılmış­tır. Günün önemini belirten konuşma­lardan sonra faal hizmete giren devlet daireleri açılmış ve müteakiben halkın yardımları ile inşa edilecek olan orta okulun temel atma töreni yapılmıştır.

11 Mayıs 1953

 İstanbul:

Unesco'nun Doğu Akdeniz Bölgesi ve Afrika Memleketleri teknik yardım misyonları şefleri dündenberi Yeşilköy Denizpark Otelinde çalışmalarına baş­lamıştır.

Toplantı Başkanı, Unesco Teknik Yar­dım Direktörü Hintli M. Adiseshiah'm dünkü toplantıya yetişememesi üzerine yapılamıyan açılış merasimine bu sa­bah Dışişleri Vekâleti adına Vahap A-şiroğlunun yaptığı konuşmayla baş­lanmış, müteakiben millî komisyonu adına Yönetim Kurulu Başkam Ord. Prof. Tevfik Sağlam ve teknik yardım, bürosu Türkiye Mümessili Mr. Milton Winn söz almışlardır.

Bilâhare toplantıda bulunan dünya sağlık teşkilâtı ve Milletlerarası çalış­ma teşkilâtı mümessilleri konuşmuşlar­dır.

14 Mayısa kadar sürecek olan bu top­lantılarda muhtelif meseleler görüşü­lecektir.

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te-Reis vekillerinden Şevki Yazmanın re­isliğinde toplandı. Oturum açıldığı za­man, geçen toplantıda komisyona ve­rilmiş olan, karayolları trafik kanunu, tasarısının 76 ncı maddesinin yeni şek­liyle gelmiş olduğu bildirildi ve mez­kûr madde ile birlikte tasarının diğer maddelerinin ikinci müzakeresi tamam­lanarak, tasarı  kanunlaştı.

Müteakiben köy kanunu tasarısının kanunlaşmasına başlanıldı. Usul hak­kında söz alan Trabzon Mebusu Ce­mal Reşit Eyüpoğlu (C.H.P.), mezkûr tasarının taşıdığı malî hükümler ge­reğince bir de bütçe ve maliye komis­yonlarında tetkik edilmesi lâzim geldiğini ileri sürdü. Köylü Partisinden, Cezmi Türk de bu hususu destekledi.

Cemal Reşid Eyüpoğlunun bu mevzu­da verdiği takrir kabul edilmediğinden, dolayı, köy kanunu tasarısının tümü üzerinde müzakerelere geçildi.

Tasarının tümü üzerinde ilk sözü alan Seyhan Mebusu Remzi Oğuzarık Köy­lü Partisi kanunun köylüye tahmil et­miş olduğu yol yapımı ve diğer teknik tesisatın, köylünün eliyle yürütülmesi­nin imkânı olmadığı noktası üzerinde durdu. Burdur mebusu Mehmet Özbey bu kanunu getirdiğinden dolayı hü­kümete teşekkür etti, Gümüşhane Me­busu Ahmet Kemal Varınca, halledil­mesi gereken köy dertleri üzerinde ko­nuştu, Trabzon mebusu Mustafa Tarak -çıoğlu, köylerin en büyük ıztırabmin hukuk ve ceza işlerini görecek olan teş­kilâttan yani mahkemelerden uzak bu­lunduğunu ileri sürerek, seyyar hakim­li mahkeme teşkilâtlarının kurulmasını İstedi. Çorum Mebusu Ahmet Başıbü-yük de umumî muvazeneden koy işle­rine yapılan yardım hususunda konu­şarak, bu yardımın devam edebileceği hakkında tasarıda kat'î bir formül gör­mediğini ifadeyle, bu nokta üzerinde titizlikle durulması lâzım geldiği fik­rinde bulundu.

Meclis Çarşamba günü toplanarak, me­saisine devam edecektir.

12 Mayıs 1953

Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, beraberle­rinde Başvekil Adnan Menderes, İşlet­meler Vekili Sıtkı Yircalı ve Ankara Valisi olduğu halde bu sabah saat 9 da otomobille, Sarıyar su ve elektrik baraj ve santralinin açılış töreninde ha­zır bulunmak üzere şehrimizden ayrıl­mışlardır.

 İstanbul:

İstanbulun 500 üncü fetih yıldönümü hâtırası olarak 1000 adet altın madalya bastırılmıştır. Bu madalyalar 500 lira fiatla satılacaktır. Ayrıca bu madalya­ların bronz olanları da basılmaktadır.

İstanbul fethini kutlama derneği tara­fından fetih devri ricaline ve sahabe­lerine ait 30 mezar tamir ettirilmiştir.

Ayrıca fethin 500 üncü yılı münasebe­tiyle şehrin 4 yerine sütun ve 7 yerine kitabe konulacaktır.

Kitabe ve sütunların konulacağı yerler şunlardır:

Topkapi. Edirnekapi. Eyüp, Balat, Köp­rübaşı, Cibali Kapısı, Hasköy Köp­rübaşı, Kasımpaşa, Galata kulesi. Üni­versite Bahçesi, Büyükada ve Ayasof-ya müzesi.

 Ankara:

Unesco Türkiye Millî Komisyonu 3 ün­cü devre genel kurulu toplantısı mü­nasebetiyle empresyonizm'den zamanı­mıza kadar resim sanatının oluşunu vermek maksadiyle Unesco tarafından buçün saat 17 de Dil ve Tarih - Cos-rafya Fakültesinde bir sergi tertip edil­miştir.

Unesco Türkiye Milli Komisyonu Ge­nel Kurulu toplantısına iştirak eden üyelerin hazır bulunduğu sergi Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam tarafından açılmıştır. Evvelce İstanbulda açılmış bulunan serşi bir hafta müddetle hal­ka ac:k bulundurulacaktır.

 Ankara ;

Yurdumuzun bol ve ucuz elektrik ener­jisine kavuşturulması yolunda bugün mühim bir merhale katedilmiş, Sakar­ya üzerinde kurulacak büyük Hidro­elektrik Santralı ve Barajının, çevirme tüneli tamamlanmıştır.

Bu münasebetle Sanyar'da büyük ba­rajın ve santralın kurulacağı yerde ya­pılan törende Reisicumhurumuz Celâl-Bayar, Başvekil Adnan Menderes ile Devlet Vekilleri Fethi Çelikbaş ve Ce­lâl Yardımcı, Adalet, Dışişleri, Bayın­dırlık, Ekonomi ve Ticaret, Ulaştırma, Çalışma ve İşletmeler Vekilleri, Me­buslar, basın mensuDİan bulunmuşlar­dır.

Bir hitabede bulunan Etibank Genel Müdürü Cemil Gökçen, merasime işti­rak ettiklerinden dolayı Reisicumhur Celâl Bayar'a, Başvekil Adnan Mende­res'e, Vekillere, Mebuslara. Vali ve Belediye Reisine- ve davetlilere teşek­kür ettikten sonra tünelin ehemmiyeti hakkında izahat vermiş ve tünelin ta­rihçesini yaparak ezcümle şunları söy­lemiştir :

«Tünel 1951 Ağustosunda ihale edil­miş ve bîr ay içinde hazırlıklar ikmal edilerek fiilen delinmesine başlanmış­tır. İşe alışma devresi ikmal .edildik­ten sonra önceden de savlam kaya ola­rak tahmin olunan çıkış ağzmda ümi­dimizin fevkinde ilerlemeler kaydedil­meğe başlanmıştır. O sırada bizi üz«n giriş ağzı olmuştur. Bu ağızda daha Önce ,140 metrelik bir kılavuz tüneli sürülmüştü ve kılavuzdan elde edilen malûmata göre bu kısımda bazı arıza lar ve bunun neticesi olarak ilerleme­de güçlüklerin olacağı beklenmekte idi.

Bu güçlük beklediğimizin üstünde te­zahür etti. Fakat ilk büyük sürpriz çı­kışta oldu. Takriben 130 metre sağlam­da gidildikten sonra, kaya birden bire yumuşadı, ilerleme durdu. Büyük iksa güçlükleri zuhur etti ve hepimizi en­dişeye düşürmeğe başladı. Bu kısım bü­yük gayretlerle geçildiği ve takriben 200 metrede nisbeten sağlam bir ka­yada çalışıldığı sırada, geride bir göçük ciddî bir hâdise İdi. Göçük dolayisiyle yalnız teknik değil, bir çok hukukî zor­luklar dogması ihtimali de vardı. Mem­leketimizin en tecrübeli, bitaraf şahsiyellerinden teşkil ettiğimiz bir komis­yon, bize bu güçlükleri yenmekte yar­dımlarda bulundu. Bugün göçüğün nerede husule geldiğini müşahede etmek dahi müşküldür. Sayın Cumhurreisimiz o sıralarda iş yerimizi teşrif ederek, du­rumu şahsen takip buyurdular. Cumhurreisimizin şahsında yüce Türk Mil­letine o gün verdiğimiz sözü, bugün yerine getirmiş olmanın sevinci için­deyiz. Göçüğün geçilmesiyle zorluklar bitmedi. Ustüste gelen iki muazzam feyezan işlerimizi engelledi. Fakat bu işte vazife alan arkadaşlarım cephede­ki asker gibi, hiçbir tehlikeden yılmadan, bizi ezmek istiyen tabiate hücuma devam ettiler ve nihayet bugüne ulaş­tılar. Tünelin artık vazifesini zamanında ya­pabileceğine tam itimadımız vardır. Eylûl içinde iksa işleri de ikmal oluna­cak, koca Sakarya bizim irademize in-kiyat ederek, yüz binlerce sene aktığı yatağını terkedecek ve bu kaya ko­vuğunun içinden geçecektir.

Bize bu mesut günü yaşatan yüce Türk Milletine, onun büyükleri önünde en derin minnet hislerimizi arzederksn, bu eserin ikmalinde bize gerek maddî yardımları, gerek bilgileri ile destek liyen Amerikan, İtalya, İsviçre ve İn­giliz dostlarımıza da şükranlarımı su­narım.

Bu işte vazife almış olan mesai arka­daşlarımı ve bu meyanda gayretli mü­teahhidimizi tebrik eder, iktisap ettik­leri tecrübelerle bundan sonra daha kıymetli başarılar elde etmelerini te­menni ederim.

Etibank Genel Müdürünün tünel hak­kında verdiği teknik izahattan sonra İşletmeler Vekili Sıtkı Yırcalı bir nu­tuk söyliyerek başarılan işin ehemmi­yetini belirtmiş ve- Türk - Amerikan sermaye ve teknik işbirliğinin müşte­rek bir eserini teşkil edecek olan Sarıyar Hidro-Elektrik Santralı ve Bara­jının yurda sağliyacağı faydaları an­latmıştır.

İlgililerin verdikleri malûmata göre, Sarryar Barajı ve Hidro-Elektrik San­tralı 180 milyon liraya mal olacaktır.

Bunun 80 milyon lirası Amerikan yardimindan, 100 milyon lirası ise mem­leket dahili kaynaklardan temin olunmuştur. 1956 senesinde tamamlanarak elektrik istihsaline başhyacak olan Sarıyar Santralı 80 bin kilovat takatinde olacak ve bu takat icabında 160 bin kilovata çıkarılabilecektir. Santral An­kara, Eskişehir, Adapazarı, İzmit, Göl­cük ve İstanbul civarına kadar cere­yan verebilecektir. Sariyar Barajı ise, 106 metre yüksek­liğinde olacak, 150 bin dönümlük bir sahanın sulanmasını sağlıyacaktır. Bu­gün inşaatı tamamlanan tünel 1090 metre uzunluğunda. 8 metre 60 santim kutrundadir. Bu tünel sayesinde Sa­karya Nehrinin mecrası, nehrin suları bu tünelden akıtılmak suretiyle değiş­tirilecek, Sarıyar Boğazı mevkiinde Sa­karya yatağında baraj temelinin kuru zemin üzerinde atılması böylece müm­kün olacaktı. Bu ameliyeye Eylülde, barajın inşaatına ise Sebatta başlana­caktır. Baraj inşaatı bitince Sakarya tekrar eski yatağına bırakılacak, baraj sayesinde o havalide 80 bin dönümlük sun'î bir göl meydana gelecektir.

Baraj inşaatı için Sakaryamn mecrası­nı değiştirmek üzere inşa edilen ve bu­gün açılış merasimi yapılan tünel ileri­de Hidro-Elektrik Santralının jenera­törlerini işletmek üzere kısmen muhar­rik kuvvet tüneli olarak kullanılacak­tır. Bundan maada kuvvet tüneli ola­rak bir tünel daha açılacaktır.

İlgililerin verdikleri malûmata göre, Sarıyar Hidro Elektrik Santralı Kuzey Batı Anadolunun bol ve ucuz elektrik enerjisine kavuşması dâvasının tahak­kuku yolunda mühim bir merhale teş­kil .etmektedir. Etibank mütehassısların tahminlerine nazaran, Sariyardan. Ankara Belediyesine toptan olarak ki­lovat saati dört kuruştan elektrik ver­mek mümkün olacaktır.

13 Mayıs 1953

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çan-kayada, şehrimizde misafir bulunan Mısır Askerî Heyeti Başkanı General Hassan Regib'i kabul etmişlerdir.

Bu kabulde Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Cevat Açıkahn ile Mısır Büyük Elçisi de hazır bulunmuş­lardır.

 Ankara:

Öğrendiğimize göre Türk Hava Kuru­mu Ankara Şubesi, hava şehitlerimizi anmak için bir tören tertip etmiştir.

Törene askerî ve sivil kurullar, üni­versite mensupları ve talebeler, askerî birliklerden gelecek müfrezeler ve halk iştirak edecektir. Tören 15 Mayıs 1953 günü saat 11,00 de, Gülhane has-tahanesi arkasındaki şehitlikte yapıla­caktır.

 Ankara:

Millî Savunma Temsil Bürosundan al­dığımız malûmata göre, Çanakkale Bo­ğazında İsveç Bandıralı Naboland Şi­lebi ile Dumlupmar Denizaltı gemisi­nin 4 Nisan 1953 günü saat 2.10 sıra­larında çarpışması neticesi denizaltı gemisinin batması ve 81 denizcinin şe-hadeti' olayında adlî âmir Denizaltı Fi­losu Kumandanlığmca yapılmakta olan hazırlık tahkikatı sonunda âmme dâva­sı açılmasına ve bu işde salahiyetli merci, umumî mahkemeler olduğu ka­rarı ile tahkikat dosyası Çanakkale sor­gu hâkimliğine verilmiştir.

 Ankara:

Millî Savunma Temsil Bürosundan al­dığımız malûmata göre, Kore Cephe­sinde şehit olan Albay Nuri Pamir'in eşine Güney Kore Cumhuriyetinin ar­mağanı olan gümüş yaldızlı mümtaz askerî hizmet madalyası ve Şehit Pa­mir'in yararlıklarını gösteren Korece yazılmış bir Berat. Mîllî Savunma Ve­kâletinin Bayan Pamir'e armağanı olan Albay Pamir'in bîr portresi ile bitlikte bugün temsil bürosuna mensup bir su­bay tarafından kendisine verilmiştir.

 İstanbul:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak Cuma sabahı şehrimize gelecek Yugoslav parlâmento heyetinin memleketimizde kalacağı 13 günün programı tesbit edilmiştir.

Buna göre, heyetin şehrimize geleceği 15 Mayıs günü Vali ve Belediye Reisi ziyaret .edilecek, Topkapı Müzesi, Aya-Eofya, Sultanahmet ve Süleymaniye ca­mileri gezilecektir.

Mayısta Yıldız Ve Dolmabahçe Sa­rayları gezilecek ve Öğleyin Sanayi Odası tarafından bir  ziyafet verilecek­tir.

Mayıs serbest gün olup, akşama mi­safirler   Ankaraya  hareket   edecekler­dir.

Mayıs Pazartesi günü heyet Ankarada, Atatürkün Muvakkat Kabrini,
Meclis Reisini ve Başvekili ziyaret ede­cek Meclis Reisi tarafından şereflerineverilecek öğle yemeğinde bulunacak veöğleden sonra Ankara Belediye Reisini ziyaretlerini müteakip B. M. Meclisin­de bir umumî heyet kabulü yapılacak­tır.

Salı günü 19 Mayıs şenliklerini seyret­mek üzere stadyuma gidilecek ve ak­şam üstü B.M.Meclisi tarafından bir kokteyl verilecektir.

Mayıs günü  Yugoslav ParlâmentoHeyetine Kırıkkale Fabrikası  gezdirilecek, öğle yemeği orada yenilecek veakşam, dönüşte, Ankara Belediyesi bir
kokteyl parti verecektir.

Mayısta Ankara Kalesi ve Müzesi,erkek ve kız sanat okulları ziyaret edi­lecek, Yugoslav sefarethanesinde    birresmi kabul yapılacaktır.

Mayıs Cuma günü îzmire gidilecek,ertesi gün tekel, taris, halı ve kumaşfabrikaları ve Bornova ziraat okulu zi­yaret edilecek misafirler akşam yeme­ğinde  belediyenin   davetlisi   olacaklar­dır.

24 Mayısta Bergamaya gidilecek, tica­ret odası bir akşam yemeği verecek­tir.

Ertesi gün Bursaya gidilecek, misafir­ler akşam yemeğinde belediyenin da­vetlisi olacaklar, 26 Mayısta Merinos Fabrikası gezilecek, 27 Mayısta Yalo-vadan vapurla şehrimize gelinecek ve 28 Mayıs günü Gazeteciler Cemiyetine yapılacak ziyaretten sonra Belgrada müteveccihen trenle memleketimizden hareket edilecektir.Yugoslav Parlâmento Heyetinin mih­mandarlığına tayin edilmiş olan Kü­tahya Mebusu İhsan Şerif Özgen, Rize Mebusu Ahmet Morgil ve Gaziantep Mebusu Ali Ocak B.M.M. adına misa­firleri huduttan karşılamak üzere yarın. sabah otomobille Edirneye hareket edeceklerdir.

 Samsun :

Atatürk Bayrak Koşusu töreni bu sa­bah saat 11 de mülkî ve askerî erkân, siyasî partiler temsilcileri ve kalabalık bir halk kütlesi huzurunda yapıldı.

Merasim bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile başlamış ve Atatürkten Rei­sicumhur Celâl Bayar'a senbolünü ta­şıyan bayrak vali Cemal Dinç tarafın­dan bir numaralı atlete teslim edilerek uğurlanmiştır.

Bayrak bugün Samsun atletleri tara­fından Kavak ilçesine tevdi olunacak­tır.

14 Mayıs 1953

 Ankara:

Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâletinden bugün bize verilen malûmata göre, in­şaatı tamamlanmış olan Keçiören'deki Atatürk Sanat oryo mu, Cumhurreisi Celâl Bayar'm ve Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Vekiller, Mebuslar, elçilikler erkânı, tıp mensuplarının hu­zuru ile 19 Mayıs 1953 günü saat 16 da büyük bir merasimle hizmete açı­lacaktır.

 Ankara:

Nato Genel Sekreteri Lord İsmay bu­gün saat 17.20 de hususî bir uçakla şehrimize gelmiştir.

Nato Genel Sekreteri Lord İsmay Eti­mesgut askerî hava alanında Dışişleri Veküi Prof. Fuat Köprülü, Dışişleri Ve­kâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Ce-vat Açıkalm, Natodaki daimî başdele-gemiz Fatin Rüştü Zorlu, Dışişleri Ve­kâleti Nato Dairesi Başkanı Sadi Kavur, Amerikan Büyük Elcisi Mc Ghee, İngiliz Büyük Elçisi Sir Knox Helm ve Kanada Büyük Elçisi ve Protokol Umum Müdürü Muavini Fuat Kepenek tarafından karşılanmıştır.

Lord İsmay hava alanında kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine şunları söylemiştir:

Türkiye'ye ilk defa yaptığım bu seya­hatten fevkalâde memnunum. Bilirsi­niz ki Nato Genel Sekreteri olarak benim 14 tane patronum vardır. İşte bu patronlardan biri olan Türkiye'ye hesap vermek için gelmiş bulunuyo­rum. Diğer taraftan burada muhtelif temaslarda bulunarak Türkiye'nin Pa­ris'te halledilecek, her hangi bir me­selesinin mevcut olup olmadığım araş­tıracağım.»

Lord İsmay'a eşi ve yardımcıları refa­kat etmektedir.

15 Mayıs 1953

 Ankara ;

Reisicumhur Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da Nato Genel Sekreteri Lord İs-may'i kabul etmişlerdir.

Bu kabulde Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprülü ile Nato daimî baş. dele­gemiz Büyük Elçi Fatin Rüştü Zorlu hazır bulunmuşlardır.

 İstanbul:

Denizcilik Bankası tezgâhlarında inşa edilen şehir hattı vapurlarından Bos­tancı ve Caddebostan, bugün saat 15-te merasimle denize indirilmiştir.

250 yolcu alabilecek şekilde inşa edi­len bu gemiler, Haliç dahilinde ve Ha­liç dışındaki şehir hatlarında çalıştırı­lacaktır.

Gemilerde oturacak yerler tamamiyle gidiş istikametine doğru yapılmıştır.

Bu gemiler şehrimize gelen seyyahla­rın gezdirilmesinde de kullanılabilecek­lerdir.

 Ankara:

Birkaç gündenberi şehrimizde bulunan, dünyaca maruf petrol uzmanlarından Amerikalı Mr. Mox. Ball'm memleketi­mize vaki ziyareti dolayısiyle İşletme­ler Vekili Sıtkı Yırcalı, kendisinden malûmat rica eden Anadolu Ajansı mu­habirine şu demeçte bulunmuştur :

Petrol kaynaklarımızın bir an evvel işletilerek memleketimizin hizmetine girebilmesi bakımından hükümetimizce alman kararın tatbikatı İçin girişi­len hazırlıklar hızla ilerlemektedir.

Petrol mevzuatının hazırlıklarında tek­nik ve hukuki bilgisinden istifade et­mek için davet ettiğimiz tanınmış Ame­rikan petrol mütehassıslarından Mr, Mox Ball memleketimize gelmiş bu­lunmaktadır.

Bu sahada Milletlerarası bir şöhret ka­zanmış ve muhtelif memleketlerin mü­şavirliğini yaptığı gibi bizzat petrol ka­nunlarını da hazırlamış olan Mr. Ball "bu deîa ancak memleketimizde 10 gün kadar kalacaktır. Bu müddet içinde lü­zumlu her türlü malûmatı aldıktan son­ra tahminen bir ay içinde çalışmalara başlıyabilecektir.

Buna muvazi olarak dünyaca tanın­mış petrol firmalarından dördü karşı­lıklı hiçbir hakkı tazammun etmemek üzere memleketimizde muhtelif petrol sahalarında umumî tetkikler yapmak için müsaade almış ve eksperlerini göndermişlerdir. Bu teknisyenler hâlen petrol bölgelerinde çalışmaktadırlar.

Bunların dışında diğer firmalardan da yeni bazı müracaatlar alınmaktadır. Mevcut kanunî hükümler dahilinde bu gibi taleplere müsaade edilecektir.

.Bu suretle biz mevzuat bakımından hazırlıklarımızı ikmal ettiğimiz zaman bu firmalar da teklif ve teşebbüsLere girişmeye hazır-olmak imkânına sahip bulunacaklardır. Yeni petrol siyaseti­mizde zamandan azamî tasarruf etmek ve gayeye, memleketimizin menfaatle­rine en uygun şartlar içinde, en kısa zamanda ulaşabilmek iç-in her türlü tedbiri almakta devam ediyoruz.»

16 Mayıs 1953

 İstanbul:

Nato teşkilâtına mensup Milletlerin ga­zetecileri arasında tertip edilen seya­hatler cümlesinden olarak dün akşam şehrimize gelen Belçika, Kanada, Da­nimarka, Norveç ve Hollandalı gazete­cilerden mürekkep 14 kişilik grup, bu sabah camileri, müzeleri ve Kapalı-çarşıyı gezmişlerdir.

Nato gazetecileri Öğleden sonra Adalet mensucat fabrikasını gezmiş ve Boğa-ziçinde bir gezinti yapmışlardır.

17 Mayıs 1953

 İstanbul:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin da­vetlisi olarak memleketimizi ziyaret eden Yugoslav Parlâmento heyeti bu akşamki 20.05 ekspresiyle Ankaraya müteveccihen şehrimizden ayrılmışlar­dır.

Yugoslav Parlâmento heyeti Ankarada tetkik ve temaslarda bulunacak ve bu arada devlet ricali ile de görüşecek­lerdir.

18 Mayıs 1953

 Ankara:

Doğu üniversitesinin kurulması ile il­gili kanunun tatbikatına başlangıç ol­mak üzere Millî Eğitim Vekâleti tara­fından kurulan ve Cumartesi günü ilk toplantısını yapan istişare kurulu bu­gün Vekâlette tekrar toplanmıştır.İstanbul üniversitesinden Ord. Prof. Hâmİt Ongunsu, Ord. Prof. Muhittirr Erel, Prof. Besim Darkot, Prof. Fikret Saatçıoğlu, İstanbul Teknik Üniversi­tesinden Prof. Abdullah Türkmen, Prof. Orhan Safa, Prof. İlhami Civanoğlu.

Ankara Üniversitesinden Rektör Prof. Ekrem Rüştü İzmen, Prof. Celâl Tarc-man, Prof. Fadıl Hakkı Sur, Prof. Sa-lâhattin Nejat Yalkm.

Millî Eğitim Vekâletinden Talim Terbi­ye Dairesi Reisi Kadri Yörükoğlu, Ta­lim Terbiye Dairesi üyelerinden Nusret Köymen, Yüksek Öğretim Umura Mü­dür Vekili Adnan Ötügen.

Tarım Vekâletinden müsteşar İbrahim. Sargut.

Millî Eğitim Vekili Rıfkı Salim Burça-kin başkanlığında yapılan bu toplan­tıda, Doğu üniversitesi kanununun tat­bikatına ait muhtelif meseleler müza­kere edilmiştir. Bu arada Millî Eğitini Vekâletinin ve istişare kurulunun ve­receği kararları tatbik etmek üzere ay­rıca bir icra komitesi kurulmasına ka­rar verilmiştir. Bundan başka üniver­sitenin kuruluşuna ait işlerle meşgul olmak üzere bir genel sekreterlik ih­dası ve bu vazifeye İstanbul Teknik Üniversitesi profesörlerinden Abdul­lah Türkmenin getirilmesi kararlaştı­rılmıştır. İcra komitesinde çalışacak üyeler yakında Vekâlet tarafından tes-bit edilecektir.

İcra komitesinde vazife alacak uzman­lar, Doğu Üniversitesinin bu seneki fa­aliyetine ait iş plânlarını hazirlıyacak-Jardır. İş plânları haziran ayı basma kadar ikmal olunacak ve istişare ku­rulu tarafından tetkik edilecektir. Bu iş plânları yaz ayları içinde tetkik edil­dikten sonra bir karara bağlanacak ve bölge hususiyetleri gözönünde tutula­rak yer tesbiti ve araştırma istasyonla­rının ilk nüveleri atılacaktır. Müteakip senelere şâmil iş plânının hazırlanması işi de kış aylarında yapılacaktır.

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayat bugün saat 18.30 da Çankaya'da, memleketimizde bulunan Birleşik Amerika devletleri­nin Avrupa hükümetleri nezdindeki temsilcisi ve Nato Konseyi Amerika mümessili Mr. Draper'i kabul etmişler­dir.

Bu kabulde, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, Amerika Büvük Elçisi Mr. Mc Ghee ve Nato konseyinde daimî dele­gemiz Büyük Elçi Fatin Rüştü Zorlu da hazır bulunmuşlardır.

19 Mayıs 1953

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bay ar, bugün saat 17.00 de, Çankaya'da, Yugoslav Fede­ral İcra Konseyi ikinci reipi Mosha Pijade'nin başkanlığında memleketimi­zi ziyaret etmekte olan Yugoslav Parlâmento heyetini kabul buyurmuşlar­dır. Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, Büyük Millet Meclisi Encümen Reisleri, Yugoslav Büyük Elçisi ekse­lans Radovanoviç ve Yugoslav Parlâ­mento heyetine mihmandarlık eden Kütahya Mebusu Ahmet Morgil ve Ga­ziantep mebusu Ali Ocak ta bu kabul­de hazır bulunmuşlardır.

20 Mayıs 1953

 İstanbul:

Şiir ve ney üstadı merhum Neyzen Tevfikğin kardeşi Şefik Olaylı tara­fından, merhumun sazları, eserleri, ney­leri ve birer hâtıra kıymetinde olan zatî eşyaları Belediye müzesine bağış­lanmıştır.

Belediyece merhumun kardeşine bu bağışlardan dolayı teşekkür edilmiştir,

 Ankara:

Vekiller Heyeti bugün saat 10 da Çankayada: Reisicumhur Celâl Baya-rm riyasetinde toplanmıştır. Cumhur-reisi, Başvekil ve Vekilleri öğle yeme­ğine alıkoymuşlardır. Vekiller Heyeti yemekten sonra tekrar toplanarak saat 18 e kadar çalışmalarına devam etmiş­tir.

 İstanbul:

Millî Tesanüt Birliğinin kuruluş günü olarak Atatürkün Samsuna ayak bas­tığı 19 Mayıs gününün kabul edilmesi ve lüzumlu formalitelerin tamamlan­ması için bir toplantı yapılması karar­laştırılmıştı.

Millî Tesanüt Birliğinin kurucu heye­ti bu akşam saat 17 de Gazeteciler Ce­miyeti salonunda bir toplantı yapmış­tır. Birliğe kurucu olarak iltihak eden. dernek, cemiyet ve diğer teşekküllerin, mümessilleri ilgili makamlara verile­cek olan birliğin kuruluşu hakkındaki istidayı imzalamışlardır. Kurucu üye­ler imza merasimi sırasında Millî Te­sanüt Birliğinin memlekette bütünlü­ğü temin etmek ve inkılâpları koru­mak, ayırıcı cereyanlara karşı müca­dele etmek hususunda yapacağı vazife­lerin önemini belirtmişlerdir.

Birlik, hazırlanan statüde, belirtilen maddelerine göre önümüzdeki günler­de faaliyete geçecektir.

23  Mayıs 1953

 İstanbul:

Türk Basın Derneği tarafından, ilk ya­zılarının veya ilk hizmetinin basma in­tikalinin ellinci yılma kavuşmuş kalem erbabından bugün hayatta kalanlar için İstanbul Üniversitesi Fen Fakülte­si konferans salonunda 30 Mayıs Cu­martesi günü saat 15,30 da tertip edi­lecek jübile ile ilgili olarak 1 Haziran Pazartesi günü saat 15,30 da bu yazar­ların eserlerinden mürekkep bir sergi Cağalağlu Öğrenci lokalinde açılacak­tır.

 İstanbul:

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay NewYork İlimler Akademisi İcra Kon-.seyi tarafından aslî âzalığa seçilmiş bulunmaktadır.

New-York İlimler Akademisi çeşitli ilim sahalarında yenilikler bulmağa ça­lışan ilim adamlarının mesailerini sine­ninde toplamakta ve bunu neşriyatla diğer ilim adamlarına bildirmektedir.

 Bartm :

Kazamızda kurulacak çimento fabrika­sı işi ile ilgilenmek üzere mebuslardan bazılariyle Zonguldak Valisi buraya gelmişler ve fabrikaya sermaye koya­cak müteşebbislerle temaslarda bulun­muşlardır.

Bartını iktisaden kalkındıracak olan bu fabrikanın kurulmasına müteveccih bu ilk adım kazamızda büyük bir mem­nuniyet uyandırmıştır.

Konuşmalar müsbet bir şekilde devam etmektedir. Yarın son temaslar yapıla­rak sermayeye iştirak meselesi karara bağlanacaktır.

24  Mayıs 1953

 Ankara:

Türkiye Millî Talebe Federasyonundan dört Yunanistan'da 10 gün kalmak üzere Yunan Talebe Federasyonu ta­rafından davet edilmiştir. Federasyon. Başkanı Ali İhsan Çelikkan, Kız Tek­nik Öğretmen Okulu Talebe Cemiyeti Başkanı Türkân Yaylalı, Makine Fa­kültesi Talebe Cemiyeti Başkanı Me­sut Ülkü ve Federasyon üyesi Yekta Özden Maysım 30 unda Yunanistan'a hareket edecektir.

Diğer taraftan, 18 Türk talebesi Yu­goslavya'da 15 gün kalmak üzere Yu­goslav talebe federasyonu tarafından davet edilmiş bulunmaktadır. Türk ta­lebeleri Eylül ayında Yugoslavya'ya gideceklerdir.

26 Mayıs 1953

 Ankara:

Orta ve Yakm Doğu memleketlerini zi­yaret etmekte olan Amerikan Dışişleri Vekili John Foster Dulles ile karşılıklı güvenlik teşkilâtı idarecisi Harold Stassen bu sabah saat 10,45 te hususî uçaklariyle İstanbuldan şehrimize gel­mişlerdir.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili ile karşılıklı güvenlik teşkilâtı idarecisi si­vil hava alanında Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, Dışişleri Vekâleti Umu­mî Kâtibi Büyük Elçi Cevat Açıkalirv Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtipliği ik­tisadî işler muavini Haydar Görk, pro­tokol umum müdürü Tevfik Kâzım Ke­mahlı, Amerikan Büyük Elçisi Mr. Mc Ghee, Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı Türkiye özel misyon başkanı Mr. Day-ton, Ankara Valisi Kemal Aygün, Gar­nizon Komutanı Tümgeneral Salih Coş­kun, Amerikan Askerî Yardım Heyeti Başkanı, Belediye Reisi Atıf Benderli-oğlu ve Merkez Komutanı Albay Nuri Sansal ile Amerikan Büyük Elçiliğa hava, kara ve deniz ataşeleri tarafın­dan karşılanmışlardır.

Mr. John Foster Dulles uçaktan indik­ten sonra Dışişleri Vekilimiz kendisine «hoş geldiniz» demiş ve Amerika Bir­leşik Devletleri Dışişleri Vekili Ame­rikan ve Türk millî marşlarım dinle­dikten sonra selâm resmini ifa eden ihtiram kıtasını teftiş etmiştir. Daha sonra Amerikan Dışişleri Vekili hava alanı binasında yerli vs yabancı ajans ve basın mümessillerine şu de­meçte bulunmuştur :

Mr. Stassen ve ben Türkiye'de bulun­maktan fevkalâde memnunuz. İstanbulda güzel Büyükadamzda bir gün geçir­dikten sonra işte şimdi Reisicumhur, Başvekil ve Dışişleri Vekiliniz ve di­ğer hükümet mümessillerinizle tanış­mak ve görüşmelerde bulunmak üzere Ankaradayız. 'Türkiye'yi en ziyade itimat edilir müt­tefikimiz olarak telâkki ediyoruz. Amerikan Kongresi ve milleti Kuzey At­lantik andlaşmasi ittifakına girişinizi büyük bir memnunlukla karşılamıştır.

Hepimiz müşterek davamızı kuvvetlen­direcek cesaret ve disipline sahip bir milletle böyle işbirliğinde bulunmak­tan dolayı pek bahtiyarız. Ayni za­manda son yıllar zarfında memleketi­nizde vukua gelen ve Türk milletinin "hâlen dünyanın büyük 'demokrasilerin­den birisini teşkil etmesine âmil olan büyük sosyal ilerlemeyi biliyor ve tak­dir ediyoruz. Atatürkün modern dev­letinizin, kuruluşundaki muazzam gay­retlerine büyük bir saygı beslemekte­yiz. Ve bunun içindir ki buraya gelir gelmez ilk hareketimiz aziz Atatürkün muvakkat kabrine bir çelenk   koymak olacaktır.

Mr. Stassen ve ben karşılıklı güvenlik programının hem askerî, hem iktisadî veçhelerinde gösterdiğiniz büyük işbir-. ligini ve Türkİyenin umumî durumu­mu kuvvetlendirmek yolunda kaydetti­ği gelişmeleri pek yakından biliyoruz.

Mr. Stassen ile benim de iştirak etti­ğimiz Nato Konseyinin Paris'teki son toplantısında bütün üye devletler, hü­kümetinizin Natoya olan yardımını kaydetmişlerdir. Ayni zamanda sizi -temin edebilirim ki, Amerikan milleti Kore'de kendi evlâtlarımızla Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin bir parçası ola­rak omuz omuza çarpışan Türk tuga­yının kahramanlık menkıbelerine pek yakinen vakıftır. Başkan Eisenhower Türkİyenin hür dünyada oynamakta olduğu mühim ro­lü bizzatrek iyi takdir etmektedir ve Dunun içindir ki gerek onun gerekse bizim en büyük arzumuz memleketi­nize gelerek, hükümetinize ve milleti­nize saygılarımızı bildirmek olmuştur.»

 Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan Ame­rika Dışişleri Vekili John Foster Dulles ile Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı İda­recisi Harold Stassen hava alanından ayrıldıktan sonra Maltepe Kızılay yoliyle aziz Atatürkün geçici kabrine gelmişler ve bir buket koyarak saygı duruğunda bulunmuşlardır.

Geçici kabirden ayrılırken meydana toplanan halk tarafından şiddetle al­kışlanan Amerikalı misafirler buradan Riyaseticumhur köşküne giderek def­teri mahsusu imzalamışlardır.

 Sivas :

İlimizin, merkez köylerinde faaliyette bulunan 28 numaralı toprak tevzi ko­misyonu, 23, 24, 25, 26 Mayıs günle­rinde, Ontrek köyünde 22 aileye 268 dönüm, Serpincik köyünde 26 aileye 709 dönüm, Karaçayır bucağında 80 ai­leye 1470 dönüm, Nadirik köyünde 42 aileye 2274 dönüm, Akkaya köyünde 41 aileye 3126 dönüm. Kolalı köyünde 36 aileye 3079 dönüm, Körkurba kö­yünde 21 aileye 2006 dönüm, Tutmaç köyünde 121 aileye 17340 dönüm, ce­man 389 aileye 30264 dönüm arazi da­ğıtmıştır. Tapu senetleri çapları, tören­ler yapılarak   sahiplerine    verilmiştir.

Bu senetlere ait pafta ozalitlerinden bi­rer adet de köy ihtiyar heyetlerine tes­lim edilmiştir.

Toprağa kavuşan köylüler, sevinç için­dedirler.

İstanbul:

Vali ve Belediye Reisliğinden bildiril­miştir :

Sayın İstanbullulardan mesken ve bil­hassa mağaza ve dükkân sahiplerinden îstanbulun fethinin 500 üncü yılı mü­nasebetiyle vitrin ve müesseselerini süslemeleri ve tenvirat yapmaları ha­tırlatılarak rica olunur.

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Çankayada şehrimizde bulunan Amerikan Dışişleri Vekili John Foster Dulles şe­refine bir akşam yemeği vermişlerdir.

Bu yemekte Başvekil, Adnan Menderes,Dışişleri Vekili Profesör Fuat Köprü­lü, Millî Savunma Vekili Seyfi Kurtbek, Maliye Vekili Hasan Polatkan,Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı BaşkanıHarold E. Stassen, Amerika DışişleriVekâleti Yakın Doğu İşleri YardımcısıHenry A. Byroade, Amerika DışişleriVekâleti Müsteşarı Douglas Mac Arthur, Amerika Büyük Elçisi Mc Ghee,Dışişleri Vekâleti Umumî Kâtibi Bü­yük Elçi Cevat Açıkalm, Nato Daimîdelegemiz Büyük Elçi Fatin Rüştü Zor­lu, Dışişleri Vekâleti müsteşarı Mu­harrem Nuri Birgi, Riyaseticumhur Umî Kâtibi Nurullah Tolon, Dışişleri Ve­kâleti İktisadî İşler Muavini ve Millet­lerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Ge­nel Sekreteri Haydar Görk, Riyaseti­cumhur Başyaveri Kurmay Yarbay Nu­rettin Fuat Alpkartal, RiyaseticumhurHususî Kalem Müdürü Fikret Belbez,Dışişleri Vekâleti Protokol Umum Mü­dürü Tevfik Kâzım Kemahlı, ve Dışiş­leri Vekâleti İkinci Daire Umum Mü­dürü Orhan Eralp hazır bulunmuşlar­dır.

27 Mavıs 1953

 Ankara:

İki gündenberi memleketimizi ziyaret etmekte olan Birleşik Amerika Dışiş­leri Vekili John Foster Dulles. ve Kar­şılıklı Güvenlik Teşkilâtı İdarecisi Ha­rold Stassen, beraberlerindeki zevatla birlikte Atina'ya gitmek üzere bu sa­bah saat 9.40 ta hususî uçaklariyle şeh­rimizden ayrılmışlardır.

Misafirler hava meydanında Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, Dışişleri Ve­kâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Cevat Açikalm, Birleşik Amerikanın Ankara Büyük Elçisi George Mc Ghe, Dşiişleri Vekâleti İktisadî İşler Muavini ve Mil­letlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Genel Sekreteri Haydar GÖrk, Ankara Valisi Kemal Aygün, Garnizon Komu­tanı Tümgeneral   Salih   Coşkun, Merkez Komutanı Albay Nuri Sansal ve yerli, yabancı ve ajans ve basın men­supları tarafından uğurlanmalardır.

John Foster Dulles hareketi sırasında İzmire gitmekte olan Reisicumhur Ce­lâl Bayara iyi yolculuklar temennisin­de bulunmuş ve Reisicumhur kendisi­ne ayni temenni ile mukabele etmiş­lerdir. Reisicumhuru uğurlamak üzere hava meydanına gelmiş bulunan Başvekil Adnan Menderes de Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles ile Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı İdarecisi Harold Stassen'e iyi yolculuklar dilemiştir.

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili John Foster Dulles, hareketinden önce bası­na su demeçte bulunmuştur :

«Mr,   Stassen   ve  ben Türkiyede çok zevkli ve faydalı bir ziyarette bulun­duk. Ankarada  Cumhurbaşkanimz, Başbakmmiz, Dışişleri Bakanınız ve di­ğer resmî şahsiyetlerle müzakerelerde bulunduk. Müşterek meselelerimizin büyük bir dostluk ve samimiyet içinde   tetkiki   bizim   için   bir   bahtiyarlık olmuştur. Bundan başka, liderlerinizin dünya meselelerini görüşleri mütalâa­larının dirayetini olduğu kadar menfa­atlerimizin   birliğini   de  kuvvetlendirmistir.

Ekonomik meselelerin müzakerelerin­de Mr .Stassen ve ben Türk halkının, kendi meselelerini halletmekteki cesa­ret ve dirayetlerinden çok mütehassis olduk. Türkiyenin istikbali büyük şey­ler vadetmektedir.

Gerek sefaret erkânımızın sizin siyasî liderlerinizle, Amerikan subaylarının sizin silâhlı kuvvetlerinizi mensubini ile gerekse Amerikan ekonomik ve ha-berleşms temsilcilerinin memleketiniz-deki meslekdaşlariyle bu kadar sıkı bir şekilde çalıştıklarını görmek çok mem­nuniyet verici olmuştur.

Birleşik Amerikaya dönüşümde Başkan Eisenhower'e arzedeceğim raporda Türkiyedeki hüsnü kabul ve misafir­perverlikten bahsedeceğim. Ayni za­manda Türkiyenin demokrasisinin kuvveti ile Türk ekonomisinin kapasi­telerini tebarüz ettireceğim. Fakat, her' şeyden fazla, Ankara'da bulduğum müşterek gaye havasını belirteceğim. Bu,  hakikî  müttefiklerin sağlam vedırlar kazalara götürülmüş ve tevzie başlanmıştır.

4 Mayıs 1953

 Ankara:

Atatürk, Anıt - Kabri ağaçlandırma fa­aliyeti hızla devam etmektedir.

Bu cümleden olmak üzere Norveç ve İsveç Hükümetleri tarafından tayyare ile gönderilen gürgen ve fuş cinsi ağaç­lar memleketimize gelmiş ve AnıtKabir park müdürlüğüne teslim edilmiş­tir.

5 Mayıs 1953

 İstanbul:

İstanbul fethinin 500 üncü yıldönümü münasebetiyle Gazanferağa Belediye Müzesinde yeni pavyonlar tesis edilmiş bulunmaktadır.

Bu pavyonlarda, Bizans İstanbulu, Fa­tih İstanbulu. çeşitli tablo ve eserleri ile belirtilmekte ve zamanımıza kadar gelinerek yarınki İstanbulun alacağı tahminî durum gösterilnıektedir.

Fatih pavyonuna Fatihin zamanında ressam Bellini tarafından yapılan ve hâlen Londrada Nasyonal, Galeri'de bu­lunan tablosunun bir kopyası konul­muştur.

müsbet münasebetleridir.Bu, bugünkü ahenk ve müstakbel kuvvetimizin ifadesidir.

 İzmir :

Bu sabah şehrimize gelmiş olan Reisicumhur Celâl Bayar beraberlerinde Millî Savunma Vekili Seyfi Kurtbek, Ankara' mebusu Mümtaz Faik Fenik, İzmir mebusları Mehmet Aldemir, Per­tev Arat, Sadık Giz ve İzmir valisi Os­man Sabri Adal, başyaverleri Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal ve diğer zevat olduğu halde öğleden sonra saat 15 te İzmirden hareketle saat 16 da Seferihisarı teşrif etmişlerdir.

Reisicumhur Celâl Bayar yol boyun­ca kendilerini istikbale koşan, halkla samimî hasbıhallerde bulunmuşlar ve hatırlarını sormuşlardır.

Reisicumhurumuz tugay karargâhında İkinci Ordu Müfettişi Orgeneral Ab-dülkadir Seven, Beşinci Kolordu Ko­mutanı Korgeneral Yusuf Adil Egeli, Nato Güney - Doğu Avrupa Kuvvet­leri Komutanı Korgeneral Wyman, mu­avinleri Tümgeneral Behçet Türkmen -İle Yunanlı General Geremanis, 65 inci Tümen Komutanı Tümgeneral Ra-gıp Gümüfoala, 2 nci Yurtiçi BÖlge Ko­mutanı Tümgeneral Muzaffer Alankuş ve 4 üncü Türk Tugayı Komutanı Albay Kemal Akkurt ile Nato karargâhı subayları tarafından karşılanmışlardır.

Reisicumhurumuz yakında üç kafile halinde Koreye giderek oradaki Türkbirliğini değiştirecek olan dördüncü Türk Tugayının subaylarının ayrı ayrı hatırlarını  sormuşlar ve bütün birlikleri tefti? etmişlerdir. Bu teftişleri sı­rasında askerin «Merhaba asker» de­mek suretiyle hatırını soran Reisicum­hurumuz Celâl Bayar kahraman Meh­metçiğin «Sağol» nidasiyle selâmlan­mışlar ve müteakiben dördüncü Türk Tugayının Kumanda, Subay ve erle­rine hitap ederek demirlerdir ki:

Vatanın güzide evlâtları askerler,

Sizlere asker diye hitap .ettiğim zaman takdir edersiniz ki kumandanınız, su­baylarınız ve erler ayni kelimenin için­de mevki almışlardır.

Bana sizin yeni bir vatan hizmetini ifade için  hazırlandığınızı  söyledikleri  zaman sizleri burada selâmlamak v,e siz­lere bizzat iyi yolculuklar dilemek iş­tiyakını yenemedim. Size selâmet te­mennilerini sunmak vazifesini yerine getirmek için huzurunuza geldim.

Sevgili askerler, ifa edeceğiniz vazife­nin ehemmiyet ve kutsiyetini takdir etmektesiniz. Ben de bir iki kelime ile bu ehemmiyeti ifade etmek istiyorum.

Üzerinize aldığınız vazife çok mühim­dir. Vatan haricinde vazife göreceksi­niz, fakat evvelemirde kendi vatanını­zı müdafaa etmiş olacaksınız. Biz Bir­leşmiş Milletler idealini ve milletlerin hürriyet ve istiklâli gayesine hizmet için bütün cihana söz vermiş bir dev­let ve milletiz. İster zayıf, ister kuv­vetli olsun, insanlar birbirlerine asla tecavüz edemiyeceklerdir.

Mütecavizi önlemek bizim ve Birleş­miş Milletlerin başlıca vazifemiz ol­muştur.

Sevgili evlâtlarım, hatırlarsınız, bu memleketin halaskarı dâhi Türk evlâdı nYurdda sulh, cihanda sulh» diye bir vecize hediye etmiştir.

Siz o büyük kahraman kumandanın bu vecizesinin icra kuvvetisiniz. Siz­den evvel Kore'ye giden askerlerimiz arkadaşlarınız tam mânasiyle Türkün şerefine, haysiyetine ve hamasetine lâyik bir şekilde hareket ettiler, ecdadı­nızın kıymetli evlâtları olduklarını fi­ilen gösterdiler. Kahramanlık destan­lar; yaratt'lar. Onların gösterdikleri şe­caat ve insanî ahlâk yalnız Kore hu­dutları içinde kalmamış, bütün cihana yayılmıştır.

O askerler esasen malûm olan Türkün hamasetini bir kere daha dünyaya du­yurmak suretiyle millî ş.erefi ilâ et­mişlerdir.

Ben hiç şüphe etmiyorum ki siz muh­terem evlâtlarımız da ayni yolda ha­reket edeceksiniz.

Sevgili evlâtlarım, farzediniz ki bir in­san tek başına yabancı bir memlekete gitmiştir. Ö zatın, o giden kimsenin orada isim ve hüviyeti yoktur, yalnız bir namı vardır: Herkes ona «Türk» der, O bulunduğu yerde memleketimi­zin millî ahlâkını ve seciyesini temsil eder. Muvaffak olduğu zaman hepimiz için mucibi iftihar olacak, sevinç hisleri yaratacaktır. İşte şimdi siz de ay­ni hareketin, ayni vaziyetin karşısın­da bulunuyorsunuz. Kumandan olunuz, subay olunuz, er olunuz, bütün hare­ketiniz Türklüğe muzaf olacaktır.

Sizden evvelkiler o namı yükselttiler ve o nama lâyik evlâtlar olduklarını ispat ettiler. Siz de, sizden evvelki ar­kadaşlarınızın izinde yürüyerek şerefi­nizi bir defa daha ispat etmek için iyi numuneler olacaksınız.

Vatanın kahraman evlâtları, size mü­barek Türk bayrağı altında selâmetler ve nusretler temenni ederim. Allanın himaye ve siyaneti sizinle be­raber olsun, bu vatanın gözbebeği kıy­metli askerlerimiz. Yolunuz açık ol­sun.

Bunu müteakip, kumandanlık makamı­na şeref veren Reisicumhur burada bir müddet istirahat buyurmuşlar, bu ara­da General Wyman ile konuşmuşlar­dır. Bundan sonra Reisicumhur uçak­ların ve tankların da iştirak ettiği kah­raman tugayın geçit resmini takip et­mişlerdir.

İlçe kaymakamı, Belediye Başkanı ve partiler temsilcilerinden müteşekkil bir heyeti kabul buyuran Reisicumhu­rumuz daha sonra Seferihisara hareket etmişler, Seferihisarlılarm coşkun te-zahürleriyle karşılanarak Belediyeye gelmişlerdir.

Reisicumhurumuz burada belediye önünde toplanan çok kalabalık bir halk kütlesine hitap etmiş ve şahsına karşı gösterlen sevgi tezahürlerine teşekkür­lerini bildirdikten sonra Seferihisarlı­lara saadet ve refah temennisinde bu­lunmuşlardır.

Müteakiben Millî Savunma Vekili Seyfi Kurtbek de kısa bir konuşma yap­mış ve ezcümle demiştir ki:

Sevgili Seferihisarhlar,

Bugün Kore birliğimizi görmek ve uğurlamak için buraya gelmiş bulunu­yoruz. Şirin kasabanızda hepinizi ne­şeli ve mesut görmekle çok bahtiya-rtm.

Kore birliğimiz milletçe iştirak ettiği­miz Birleşmiş Milletler camiasında üze­rimize düşen vazifenin ifası için. Koreye gidiyor. Biliyorsunuz ki, birliğimiz. Korede sadece Birleşmiş Milletler ide­alini değil, ayni zamanda Türk Cum­huriyetinin istiklâlini şeref ve varlığı­nı müdafaa etmektedir. Bundan evvel­ki birliklerimiz bu milletin tarihî şeref ve şöhretine lâyık şekilde muharebe .etmişlerdir. Bu birlik de ayni kahra­manlıkları gösterecektir.

Muhterem vatandaşlarım, millî müda­faamız bugün her zamandan daha çok kuvvetlidir. Türk müdafaası her şey­den evvel Türk    ordusuna dayanıyor.

Bu ordu için millet hiçbir şey esirge­miyor, büyük fedakârlıklar yapıyor, ordumuz da milletine lâyık şekilde in­kişaf etmekte ve kuvvetlenmektedir.

Dostumuz ve müttefikimiz Amerika or­dumuza mühim ölçüde silâh ve mal­zeme yardımı yapmaktadır.

Kuvvetli olmamızın diğer sebebi de dünyanın en kuvvetli milletlerile müt­tefik olmamızdır. İste bunun içindir ki millî savunmamız her zamandan daha kuvvetlidir. Türk milleti bu kuvvetin müdafaa Ölçüsü altında memleketi imar etmek ve refaha eriştirmek için çalış­maktadır. Az zamanda memleketin gös­terdiği inkişaf bu yoldaki başarıların bir delilidir. Sizin bu itimadınız de­vam ettikçe biz de bu başarılı yolda azimle yürümeğe devam edeceğiz. He­pinize iyi günler dilerim.»

Saat 18 de Seferihisardan halkın sevgi, gösterileri arasında ayrılan Reisicum­hur Celâl Bayar beraberlerindeki ze­vatla birlikte geceyi geçirecekleri Çeş­me ilçesine gitmişlerdir.

 Acıpayam :

İlçemizin Yayılgan mevkiindeki 900 dönümlük mer'anm 740 dönümü ıslâh edilerek 160 dönümü de yeniden sun'î çayır ekilerek numune mer'ası haline getirilmeğe başlanmıştır.

Bu iş için gerekli ödenek Bakanlıkça. verilmektedir.

Kumafşarı köyü ile Yazır, Gümüş köy­leri arazisinin bir kısmını sulayacak olan Dalaman çayı kanalı açılmaya başlanmıştır.

İyi buğday yetiştirmekle maruf bu tarlaların verimi bu sayede çoğalacak­tır.

29 Mayıs 1953

 İstanbul:

İstanbul fethinin 500 üncü yıldönümü bugün yapılan büyük bir törenle kut­lanmıştır. Sabahın ilk ışıklariyle evle­rinden çıkan yüz binlerce İstanbullu tö­renin başlıyacağı Topkapıya geçit res­mine iştirak edecek kıtaların geçeceği caddelere ve Fatih camisi ile türbesi etrafına toplanıyordu.

Topkapı surları dışında bundan 500 se­ne önce Fatihin otağ kurduğu yerde Fatihin otağı kurulmuştu.

Kutlama merasimine Topkapı dışında tanı saat 10 da başlanıldı. Buradaki tö­rende, fethin 500 üncü yılında bulun­mak üzere şehrimize gelen Türkiye Bü­yük Millet Meclisi Heyeti, Millî Eği­tim Vekili Prof. Rıfki Salim Burçak, İstanbulda bulunan elliye yakm me­bus, İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. GÖkay, Generaller, Amiraller, Polis Müdürü, Rektörler, Şehir Meclisi üyeleri, Kaymakamları, kordiplomatik siyasî partiler temsilcileri, ecnebi as­kerî ataşeler, Patrik vekili ve Patrik­hane heyeti, Hahambaşı, Ermeni Pat­riği, eski Harp Malûlleri, diğer iller­den gelen heyetler, Türk ve ecn-ebî ba­sın mümessilleri ve davetliler hazır bulunmuştur.

Törene 66 ncı Tümen bandosunun çal­dığı İstiklâl Marşı ile bağlanmıştır.

İstiklâl marşını müteakip Vali ve Be­lediye Reisi Prof. Gökay İstanbul fet­hinin 500 üncü fetih yılı münasebetiylebir konuşma yaparak ezcümle demiştirki:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin sa-yin temsilcileri, sayın Millî Eğitim Ve­kili, yerli ve ecnebi kıymetli misafir­lerimiz, yurtdaşlarım.

Gözlerimizi tarihin 500 yıl evveline çe­viriyoruz. 500 yıl evvel 29 Mayıs sa­bahı surları aydınlatan güneş, dünya­ya yeni bir çağm açıldığını bildiriyor­du.

İki aya yakm süren ve insan iradesinin, insan enerjisinin bütün guzel tecellile­rini gösteren bir hamasetten sonra 29 Mayıs sabahı, biraz sonra önünde hür­metle eğileceğimiz burçta Türk bayrağı Türk sancağı Türkün, kahraman eri­nin eliyle dalgalanıyordu.

Bu askerî bir zafer değil, bir çağı de­ğiştirmesi idi. Ve bu çağ değiştirmesi yeni dünyaya, Türkün vicdan ve din. hürriyetine fikir hürriyetine, insanla­rın birbirlerine karşı saygı ve sevgi hisleriyle yekdiğerini kucaklamasını ilâ nediyordu.

500 yıl evvel bugün dünyanın hâlen. Birleşmiş Milletler safı altında yapmış olduğu topluluğu Türk milleti kat'î ve celi, canlı misali ile dünyanın önüne koyuyordu. İlmin ve asnatin büyük kurucusu, ayni zamanda kendisine in­tikal etmiş olan büyük bir medeniyeti aynen muhafaza etmiş olan Büyük Fa­tih bundan dolayıdır ki, onun fethi dünya tarihinde ilme hürmetin, sana­ta hürmetin ve medeniyete hürmetin bir eseri olarak orta çağı kapamış yeni çağı açmıştır. Biz bugün o büyük hü­kümdarın nesilleri olmakla bahtiya­rız.

Fatih, îstanbulu almıştır ve hakikaten Türkün dehası, Türkün azmi yeni bir çağı açmıştı ve İstanbulda başlıyarak. ilk olarak İstanbul üniversitesini kur­du. İlme olan bağlılığını bu üniversi­teyi kurmakla bilfiil ispat etti.

Hakikaten Fatih İstanbulu fethettiği zaman yalnız Türk kahramanlığının müşahhas timsali olmamış, ayni za­manda icat ettiği en yeni harp vası-talariyle teknik medeniyete de büyük yenilikler getirmişti.»

Vali müteakiben Fatihin tarihe olan merakını ve İstanbulu nasıl aldığına dair Fatihin sözlerini nakletmiş ve söz­lerine devamla demiştir ki:

«Bugün onun 500 üncü yılını kutlar­ken Türk milleti dünya tarihi muvace­hesinde mesut, müftehir ve bahtiyar­dır. Yine bu Mayıs içerisinde İstan-buldan ayrılan büyük Atamız 19 Mayısta Samsuna ayak bastığı zaman onun kabirne muztarip olan ruhunu da şâdediyordu. Binaenaleyh Mayıs ayı bizim için mesut ayların en başında ge­lir.

500 üncü fetih kutlama yılında İstan­bul sevinç içindedir. Biz onun torun­ları, ona lâyik olmanın en büyük eseri­ni bugün Korede Türk askerî kaniyle dünya sulhuna hizmet ederek gösteriyor. Bu dakikada Fatih ile başlıyarak yurt için ölen ve bugün Korede Bir­leşmiş Milletler safında, dünya sulhu için canlarını veren aziz şehitlerimizin önünde hürmetle eğiliyoruz, ruhları şâd olsun.

İstanbulda Fatihin ilme olan büyük eserini 500 üncü yılında en büyük ir­fan mabedimiz üniversite sergileri ile, seminerleri ile, konferanslariyle kutlu­lar. Fetih derneği 30 a yakın eser neş-retmiştir.

Bugün İstanbul üniversite sitesinin bir yıl evvel temeli atılmıştı. Bugün açılış töreninde bulunacaksınız. İki yıl için­de 34 ilkokul bitirilmişti. Bu hafta için--de onlardan dördünün açılışını yapaca­ğız, bu suretle Güzel Sanatlar Akade­misi tamam oldu, İstanbulda Fatihin namını ebedîleştirecek olan bu eserle­rin yani başında İstanbul mesut günü­nün bütün memleketin Birleşmiş tek "bir ruh tek bir kalbi halinde yaşatı­yor.

Karstan ve Edirneden gelen sınır top­raklarından ve Kore Türk silahlı kuv­vetleri komutam Tuğgeneral Sırrı Aca­rın telgrafından bahseden Vali sözle­rini şöyle bitirmiştir:

Mesuduz, bahtiyarız, Türk milleti 500 üncü yıldönümünde Fatih devrinin şa-hameti içinde dünyanın karşısında en güvenilir dimdik bir milleti olarak durmaktadır.

Büyük Fatih kabrinde mesuttur. Onun gocukları onu, 500 yıl sonra her vakit -olduğu gibi bugün bütün gönülleri ile, heyecanlariyle, bir tek nefes, bir tek soluk olarak onun manevî huzurunda hürmetle, tazimle, minnetle eğiliyor. Varolsun büyük milletimiz.»

Valinin konuşmasını müteakip 21 pare top atışı ile surlar temsilî bir şekilde bombardıman edilmiştir. Bundan sonra 'ülubatlı Hasanın şehit düştüğü burca takılmış olan kitabeye relenkler ko­nulmuş ve saygı duruşu yapılmıştır. Bu esnada iki manga asker burcun iki ta­rafından havaya üç el ateş etmiş, bir Yeniçeri Fatih devrine ait bir bayrağı ulubatlı Hasanın Türk sancağını ilk diktiği yere dikmiştir. Ayni burçtaki Tesir göndere de Türk bayrağı çekilmiş­tir.

Buradaki merasim bu şekilde sona er­dikten sonra, Topkapıda toplanmış olan askerî birlikler saat 13 te Fatihte ya­pılacak törende hazır bulunmak üzere Aksaray, Atatürk bulvarı yolu ile Fa­tihe gitmişlerdir.

Faiihte yapılan tören :

Fatih meydanındaki törene saat 13 te Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, or­du müfettiş vekili Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu ve Fetih Derneği temsilcilerinin Fatihin türbesini ziya­ret, şehir adına yaptıkları saygı duru­şu ve çelenklerin konulması ile baş­lamıştır. Bu esnada Karstan ve Edirne­den getirilen topraklar da Fatihin tür­besine konulmuştur. Hazırlanmış olan tribünde Türkiye Büyük Millet Mec­lisi üyeleri, Millî Eğitim Vekili Prof. Rıfkı Salim Burçak, Mebuslar, Başba­kanlık müsteşarı Ahmet Salih Korur, v^ali, Generaller, Amiraller, Polis Mü­dürü, Amerikan Büyük Elçisi Mc Ghee, Basın Yay.n ve Turizm Umum Müdürü Halim Alyot, Kaymakamlar, Kordiplo­matik, siyasî partiler temsilcileri, Şehir Meclisi azaları, Patrik Vekili, Haham başı, Ermeni Patriği, eski harp malûl­leri, diğer illerden gelen temsilciler ile Türk ve ecnebi basın mümessilleri ve davetliler yerlerini almışlardır. Fatih, devrine ait bir sancak ile Fatihin kılı­cı, Mehter takımı ve Yeniçeri ortası ta­rafından merasimle getirilerek şeref tribünü önüne getirilmiştir. Bundan sonra geçit resmi başlamış ve sırasiyle Mehter takımı, alay sancakları, Kuleli askerî lisesi Deniz Harp Okulu ve Ko­leji, askerî birlikler yavru kurtlar ve izcilerle diğer teşekküller Fatihin tür­besini ve sancağı ile kılıcını selâmlı-yarak geçmiştir.

 İzmir :

Bugün şehrimizde Yüksek Ekonomi ve Ticaret okulunda saat 17 de bir fetih töreni yapılmıştır.

Bu töreni Reisicumhur Celâl Bayar beraberlerinde Millî Savunma Vekili Seyfi Kurtbek olduğu halde şereflen-dirmişlerdir.

Salonda bulunanların coşkun tezahü­ratı ile karşılanan Reisicumhur, hatip­leri dikkat ve alâka ile takio etmişler­dir. Okul Müdürü Saffet İrtenkin bir açış konuşmasını müteakip Albay Tevfik İnci Fethin askerî cephesini, Sadık Tü­zel siyasî ve Kâzım Gürpınar ilmî cep­hesini izah eden birer konuşma yap­mışlardır.

Saat 20 de biten törenin yapıldığı sa­londa Ticaret Lisesi 4-B öğrencileri ve öğretmenleri tarafından büyük bir ser­gi hazırlanmıştır.

Tören büyük bir intizam ve canlılık içinde sona ermiş ve Reisicumhur memnuniyetlerini bildirerek okuldan ayrılmışlardır.

 İstanbul:

İstanbul fethinin 500 üncü yıldönümü münasebetiyle şehir baştan başa elek­triklerle donatılmıştır. Fatih camii ve türbesi, Süleymaniye camii, Yenicami, surlar, Rumeli ve Anadoluhisar kale­leri projektörlerle aydınlatılmıştır.

Gece, askerî birlikler karada, denizde fener alayı yapmışlardır.

Fethin 500 üncü yılı münasebetiyle An­kara Devlet Operası tarafından Şehir Tiyatrosunda «Fatih» piyesi temsil edil­miştir.

Temsilde Büyük Millet Meclisi heye­ti, Millî Eğitim Vekili, Vali, Generaller, Kordiplomatik hazır bulunmuşlardır. Fetih münasebetiyle Olgunlaşma Ens­titüsü bu gece 21.30 da Belediye gazi nosunda özel bir defile tertip etmiştir. Türkiye Talebe Birliği tarafından da Belediye gazinosunda bir balo veril­miştir.

Taksim ve Tepebaşı bahçelerinde de millî oyunlar gösterileri yapılmıştır.

30 Mayıs 1953

 İstanbul:

Akdenizde bir ay devam edecek turis­tik bir sefer için Türkiye Turizm Ku­rumu tarafından kiralanan Tarsus yol­cu gemisi bugün saat 11 de, 353 yolca ile limanımızdan hareket etmiştir.

Tarsus, bir ay zarfında bütün Akdeniz limanlarını ziyaret .edecek ve memle­ketimizi tanıtmak gayesiyle gemide ha­zırlanmış olan sergi bu limanlarda teş­hir edilecektir.

31 Mayıs 1953

 İstanbul:

Türkiye Millî Talebe Federasyonu: memleketimize yabancı memleketler­den talebe celbi için geniş bir propa­gandaya girişmiş bulunmaktadır. Fe­derasyon tarafından muhtelif memle­ketlerdeki talebe teşekküllerine propa­ganda broşürleri gönderilmiştir. Bu hu­sustaki çalışmalara devam edilecektir.

T. B. M. M. nin 4 Mayıs 1953 tarihindeki toplantısı :

4 Mayıs 1953

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis Vekillerinden Kayseri Me­busu Fikri Apaydının riyaseti altında toplanmış ve Millî Korunma Ka­nununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin müzakeresine devam etmiştir.

Bütçe komisyonunca hazırlanmış olan lâyiha metninin bazı madde ve fık­ralarının değiştirilmesi için bundan önceki celselerde kabul edilmiş olan önergeler üzerine komisyona havale edilen tadil teklifi, madde ve fık­ralar, bu komisyonda yeniden görüşüldükten sonra umumî heyete gelen maddelerin müzakeresine başlandı.

Bütçe komisyonunun raporunda, muvakkat birinci maddenin (1) işaretli fıkrasının (tasarının birinci maddesinde meskenler ve ticarethaneler için gösterilmiş olan tarihlerin hitamından önce bu muvakkat maddede yazılı hükümler 13 ve 57 sayılı kararnamelerle ilân edilen yerlerde tatbik olu­nur) şeklinde değiştirilmesini teklif eden- İzmir mebusu Halil Özyörükün takriri üzerine cereyan eden müzakere sonunda 13 ve 57 sayılı kararnamelerin kanun metninde yer alması muvafık görülmemiş ve metin takrir sahibinin, kanun hükümlerinin tatbiki için hükümete takdir hakkı verilmiyerek bugünkü statükonun aynen muhafazasını istihdaf eden maksa­dını da ifade edecek şekilde tesbit olunmuştur.

'Bundan başka kanunun 2 nci maddesi hakkında İzmir mebusu Halil Öz-yörük ile Trabzon mebusu Cahit Zamangil tarafından verilen iki takrir­ce madde metnindeki 5020 sayılı kanunun kaldırıldığına ait ibarenin tat-"bikatta tereddütleri ve ihtilâfları mucip olabileceği ileri sürülmüş oldu­ğundan 2 nci madde takrir sahiplerinin tereddütlerini de bertaraf edecek şekilde yeniden tanzim edilmiş olmakla beraber diğer taraftan muvakkat birinci maddenin (1) işaretli fıkrasına (ayrıca 5020 sayılı kanunun yeri­ne) ibaresi eklenmiş ve bu suretle muvakkat maddelerin vaz'mdaki mak­sat ve gayenin sarih bir surette ifadesi temin edilmiştir.

Maraş Mebusu Abdullah Aytemizin, gerek mazbut, gerek mülhak vakıf­lara ait bütün gayri menkullerden musakkaf olanlar hakkında bu kamı­mın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Millî Korunma Kanununun "30 uncu maddesi hükümlerinin tatbik edilmemesi hakkında muvakkat birinci maddenin (1) işaretli fıkrasına bir bent eklenmesi hakkındaki teklifi, ne herhangi bir âmme hükmî, ne de hususî hukuk hükmî şahıslarından hayrı maksatlarla  kurulanlardan herhangi birisine  tanınmamış olduğu cihetle bu kanunun tatbiki bakımından gayri menkul sa­hiplerinden yalnız vakıflara böyle istisnaî bir hakkın tanınması doğru görülmemiş ve bu. mütalâa ile takrir reddedilmiştir.Muvakkat birinci maddenin (11) işaretli fıkrasının (C) bendi olarak ko­misyonumuzca hazırlanmış olan metin tatbikatta maksadı temine kâfi bulunduğu ve değiştirilmesi halinde bazı karışıklıklara sebebiyet verebi­leceği kanaatine, yapılan uzun müzakerelerden sonra, varılmış olduğun­dan Konya Mebusu Hidayet Aydıner'in bu bendi (ayni belediye hudut­ları içinde bir kimsenin ikametgâhı olduğu halde ondan başka olarak iş yerleri hariç olmak üzere kiraladığı yerler ve sayfiyeler hakkında bu ka­nunun neşri tarihinden itibaren) şeklinde değiştirilmesini teklif eden tak­riri kabul edilmemiştir.

Muvakkat birinci maddenin (11) işaretli fıkrasının (Ç) bendinde komis­yonumuz sadece müstakillen mesken olarak kiraya verilmiş gayri men­kule sahip olmak halini mütalâa etmiş iken Maraş Mebusu Abdullah Ay-temiz bu mevzuda bu gibi gayri menkullerde şayi hissesi olanların da ■metne ilâvesini bir takrir ile teklif etmiş ve bu takrir nazarı dikkate alın­mak suretiyle komisyonumuza havale buyurulmuştur.

Komisyonumuz, mevzuun müzakeresi sonunda teklifi prensip olarak ek­seriyetle kabul etmiş ve (Ç) bendini bu esasa göre yeniden tesbit ey­lemiştir.

İstanbul Mebusları Füruzan Tekil ve Bedri Nedim Göknil ile Manisa Me­busu Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu tarafından verilen bir takrir ile (kanu­nen mecbur olmadığı halde kiracı tarafından kendi rızalariyle verilen bir hususî zammm ilâvesiyle kiraları kanunî hadleri asan gayri menkullere Milî Korunma Kanununun 30 uncu maddesinin tatbik olunmamasını) tazammun eden bir hükmün (F) bendi olarak muvakkat birinci maddenin (11) işaretli fıkrasına eklenmesi teklif olunmuştur.

Millî Korunma Kanununun 30 uncu maddesi intizamı âmmeye taallûk eden hükümleri ihtiva etmekte ve mukaele serbestisini tahdit eylemek­tedir. Hukuk prensiplerine göre âmir hükümler mukavele ile değiştirile-miyeceği cihetle kanunda âmir hükümleri değiştirir mahiyette istisnaî hükümler vazedilmesi kanunun ruhuna uygun görülmediğinden teklif ko­misyonumuzca kabule şayan görülmemiştir.

Muvakkat birinci maddenin (11) işaretli fıkrasına (G) bendi olarak (mal sahibi ile kiracı arasında anlaşmaya dayanan kira akülerinde) şeklinde bir hüküm ilâvesi teklifini ihtiva eden İstanbul Mebusu Bedri Nedim Goknil ile Rize Mebusu İzzet Akçal'm müşterek imzalı takrirlerine yukarıda izah edilen sebeplerle komisyonumuzca iştirak olunmamıştır.

Muvakkat ikinci maddenin (1) işaretli fıkrasının (muvakkat birinci mad­de gereğince muvakkat hükümlerin yürürlüğe konulduğu yerlerde 1/V/ 1953 tarihinden itibaren 1939 yılındaki belli son kira bedellerine) şeklin­de tadilini istiyen İzmir Mebusu Halil ÖzyÖrük'ün buna ait takriri komis­yonumuzda görüşüldü.

Bu fıkra, bir taraftan muvakkat birinci maddenin (1) işaretli fıkrasiyle daha açık şekilde ahenkli hale getirilmesi, diğer taraftan kanunun meri­yetine ait 3 üncü madde hükmiyle mütenazır olması bakımından ve takrir sahibinin maksadını da ihtiva edecek şekilde yeniden tanzim olun­muştur.

Muvakkat 2 nci maddenin (1) işaretli fıkrasının (B) bendi ile komisyo­numuz meskenlerde 1953 yılı için % 50, 1954 ve 1955 yılları için de yüzde yüz ilâveyi kabul ve teklif etmiş idi. İzmir Mebusu Halil ÖzyÖrük bir takrir ile meskenlere 1953 yılı için dahi yüzde yüz zam yapılmasını teklif etmiş, bilâhare bu teklifinden sarfı nazar eylemiş iken Çorum Mebusu. Hüseyin Ortakçıoğlunun benimsemesi üzerine teklif nazarı dikkate alı­narak komisyonumuza havale olunmuştur.

Yapılan müzakere sonunda mesken kiralarına kademeli bir zam yapıl­ması muvafık olacağı hakkındaki komisyon noktai nazarı, esasen 1953 ■yılının hitama ermesine az kalmış olması da gözönünde tutularak muha­faza edilmiş ve teklif uygun görülmemiştir.

(Bu kanunun yürürlüğe girmesinden evvel kiraya verilmiş gayri men­kullerde kiracıya gayri menkulü başkasına kiralamak veya devretmek hakkını veren sözleşme şartları, bu kanunun yürürlüğe girmesinden son­ra kirahyanm rızası olmaksızın devam edemez) şeklinde yazılı olan mu­vakkat 4 üncü maddenin (11) işaretli fıkrasının tayyını istihdaf eden Konya Mebusu Hidayet Aydıner'in takriri bu hükmün Millî Korunma Ka­nununda hâlen mevcut bulunması gözönünde bulundurularak kabule şa­yan görülmemiş ve bu suretle bu fıkra ile alakalı görüldüğünden dolayı. komisyona verilmesi istenen III üncü fıkrada, tekaddüm eden fıkralarda, değişiklik yapılmadığı cihetle aynen bırakılmıştır.

Bundan başka bu lâyiha ile, boşalan gayri menkullerin bu kanunun şü­mulü dışında bırakılmaları umumî heyetçe kabul edilmiş olduğundan mal sahiperinin rızası hilâfına yapılacak devirler bu hükmü za'fa uğratacak" mahiyettedir.

İzmir Mebusu Avni Başman ile Bursa Mebusu Halûk Şaman, muvakkat 5 inci maddenin (11) işaretli fıkrasına (Millî Korunma Kanununun neş­rinden itibaren hiç kiraya verilmemiş meskenler ile meskenden başka yerler işbu tadil kanununun meriyete girmesi akabinde serbestçe kira­lanabilir) şeklinde bir hükmün eklenmesini teklif etmişlerdir.

Bu teklif muvakkat birinci maddenin (11) işaretli fıkrasının (A) bendi. İle esasen derpiş ve kabul edilmiş olduğundan komisyonumuzca ayrıca, nazarı dikkate alınmasına mahal görülmemiştir.

İstanbul Mebusu Salamon Adato'nun bina vergilerine zam icrasına ve» alelûmum memur ve hizmetlilere mesken tazminatı ödenmesini istihdaf eden ve umumî heyetin reyine arzedilmeksizin başkanlık divanınca doğ­rudan doğruya diğer takrirler ile birlikte komisyonumuza tevdi edilmiş olan takrirleri mevzu ile alâkası görülmediğinden dolayı kabul edilme­miştir.

Yapılan talep üzerine umumî heyetçe komisyonumuza iade buyurulara muvakkat 7 nci madde yeniden müzakere edilerek ilişik şekilde tesbit olunmuştur.

İkinci madde, muvakkat birinci maddenin (İ) işaretli fıkrası hakkında yukarıda verilen izahat gereğince yeniden tanzim edilmiştir» denil­mektedir. Rapor üzerinde söz alan Cezmi Türk, Ahmet Gürkan aleyhte konuşarak evkafa ait cami ve mescitlerin kötü durumuna işaret ettiler ve evkafa ait binaların kiralarının serbest bırakılmasını teklif ettiler.

Trabzon Mebusu Faik Ahmet Barutçu, raporun lehinde konuşarak vakıf müesseselerinin bu kanunun haricinde tutulmasının doğru olamıyacağmı belirtti.

Bundan sonra Seyhan Mebusu Cezmi Türk, Ankara Mebusu Ömer Bilen, Gümüşhane Mebusu Ahmet Kemal Varınca söz alarak, vakıf mües-seselerindeki kiraların çok az olduğunu söylediler.

Tekrar söz alan Trabzon Mebusu Faik Ahmet Barutçu Cezmi Türk'ün, partisine ait ithamlarını reddederek cevap verdi ve kanunlarda müsavat prensibinin gözönünde bulundurulması lüzumuna işaret etti.

Müteakiben komisyon sözcüsü Diyarbakır Mebusu Remzi Bucak komis­yonun görüşünü izah etti.

Müzakerelerin yeterliği hakkında verilmiş olan önergenin kabulünden, sonra maddelerin müzakeresine geçildi.

Kanun teklifinin muvakkat yedinci maddesine kadar müzakeresi yapıldı ve maddeler kabul olundu.

Vakit geç olduğundan reis çarşamba günü tekrar toplanmak üzere oturuma son verdi.

Başvekil Adnan Menderes'in Kırşehir D. P. İl Kongresinde konuşması :

 Kırşehir : 11 Mayıs 1953

Demokrat Parti il kongresinde hazır bulunmak üzere otomobille bugün öğle üzeri Kırşehir'e gelen. Başvekil Adnan Menderes, gerek Ankara ile Kırşehir arası bütün yol boyunca, gerek tam bir bayram manzarası arzeden Kırşehir'de muazzam tezahürle karşılanmıştır.

Başvekil Adnan Menderes, kendisini durmadan alkışlayan Kırşehirlilere hükümet konağının balkonundan kısa bir hitabede bulunmuş, gösterilen tezahürlere nasıl teşekkür edeceğini bilemediğini söylemiş, memleket idaresinde muhalefet olarak esaslı bir rolü bulunduğunu belirttiği Cum­huriyet Halk Partisine mensup vatandaşlara da, hükümet ve iktidar par­tisi başkanını karşıladıklarından dolayı ayrıca teşekkür etmiş ve bu, omemlekette yepyeni bir havanın esmekte olduğunun ve demokrasi reji­minin hürriyet nizamı içinde sağlamca kurulduğunun delilini teşkil eder demiştir.

Başvekil Adnan Menderes, öğleden sonra Demokrat Parti il kongresinde dileklerin dinlenmesini müteakip söylediği nutukta, evvelâ Orta Anaw dolunun kaderi üzerinde durmuştur. Orta Anadolu, demiştir, tabiatin çok çetin ve sert şartlarının hüküm sür­düğü bir bölgedir. Uzun yular tam bir ihmale uğramıştır. Burada, Türk milletinin asırlar boyunca sade kahra maruz kalmış, dertleri ile uğraşıl­mamış evlâtları yaşamaktadır. Bu bölge, bugün üzerinde en ziyade şef­katle durduğumuz vatan: parçasıdır. Orta Anadolular, örsle çekiç ara­sında çelikleşen iradeleri ile, bu memleketin iktisadî kalkınmasında, iç­timaî kıvamında, siyasî hayatında en mühim rolü oynayabilecek, bu memlekette istikrarlı bir idarenin ebediyen kurulmasını sağlıyacak va­sıfta insanlardır. Bugün buradan sizlere hitap ederken büyük bahtiyarlık, duymaktayım.

Başvekil, Kırşehiri, Orta Aandolunun nasibini ve kaderini temsil eden tipik bir vilâyet olarak vasıflandırmış ve sözlerine devamla demiştir ki:

Kırşehir, bütün Orta Anadolu gibi, tek ziraat mahsulü memleketidir. Eko­nomisi, başlıca gelirini teşkil eden buğdayın etrafında döner. Ziraatimiz, şimdiye kadar bakımsızlıktan, yardımsızlıktan bir türlü inkişaf edeme­miştir. Uzun asırların ihmaline sahne teşkil eden Kırşehir'in ve bütün Orta Anadolunun kaderini değiştirmeği, nasibi bol kılmayı, Demokrat Parti, iktisadî, siyasî ve içtimaî programının başına almıştır. Gayemiz, asırların yığdığı dertlerinizi bir an evvel gidermek, bugüne kadar çorak­lığın ve kuraklığın müteradifi bilinen Orna Anadoluyu çok kısa bir za­manda geniş imkânlar diyarı haline getirmektir.

Başvekil bundan sonra, hükümetin hububat fiatları politikasını bahis-mevzuu etmiş ve şöyle demiştir:

Buğday fiatlarmı muayyen bir seviyede tutarken, bunu, sadece çiftçimi­zi kalkındırma politikasının bir neticesi telâkki etmiyoruz. Bu politika­da, bugüne kadar maruz bırakıldığınız mahrumiyetlerin telâfisi arzusu da yaşamaktadır.

Hariçte buğday fiatları düşüyor, eğer hükümet de fiatları düşürmezse, büyük zararlara girecektir, denilmektedir. Hükümetin buğdayı 13 kuruş­tan alacağı şayiaları yayılmaktadır. Bu yalanlara inanmayınız. Yalnız bu sene değil, fakat Demokrat Parti iktidarda kaldığı müddetçe, Orta Ana­dolunun başlıca mahsulü olan buğdayın fiatını, bugünkü seviyesinden aşağı düşürmemeği, politikamızın esası olarak tesbit etmişizdir. Türk köylüsünün belli başlı mahsulünü değerlendirmek, mîllî bir Vazifedir. Eğer bundan devlet bütçesine bir zarar hâsıl olursa, muazzam bir gaye­nin tahakkuku için ve uzun mahrumiyet senelerinin ıstıraplarına göğüs geren sizlerin kalkınmanız için, Türk milleti bu fedakârlığı seve seve yapacak ve bunu kendisine bir vazife bilecektir. Kaldı ki hükümetin mü­debbir politikası, satışlardaki dirayeti, idaredeki uyanıklığı sayesinde, hamdolsun, bu yüzden esaslı bir zarara uğramış da değiliz. Uğrasak da ne gam. Fakat devlet bütçesine bu sebeple ağır külfetler yükleneceğini kafiyen zannetmiyorum.

Başvekil, bundan sonra, Orta Anadolunun, programlı çalışmalarla, tek­nik vasıtalarla, bol ve ucuz elektrikle, el ve işbirliğiyle, sermaye terakü­mü ile, pek yakında ziraatte tek mahsulün esiri olmaktan, sadece bir zi­raat bölgesi halinde kalmaktan kurtulacağını, başka sahalrda, bu arada sanayide de süratli gelişmeler kaydine bağlıyacağını belirtmiş ve «işte böyle mesut bir devrenin eşiğindeyiz, içeriye ilk adımları atmış bulu­nuyoruz»  demiştir. Başvekil, sözlerine şöyle devam etmiştir:

Memleket, medeniyet ve kalkınma yolunda böyle bir hızla ilerlerken, bir sürü insan, sabahtan akşama kadar, vatandaşın zihni üzerinde tezvirat ve tahrikat yapmakla meşgul olmaktadır. Gözle görülür, elle tutulur ba­şarılara rağmen, bunlar, sizin karşınıza geçerek sıkılmadan «Dünden daha kötüsünüz, memleket bir felâkete gidiyor» diye konuşmayı demokra­sinin bir icabı sanıyorlar. Sanki demokrasi bühtan ve iftira hürriyeti imiş, âmme menfaatinin koruyucusu iktidarın işlerini mutlaka engellemek bir -sevapmiş gibi hareket ediyorlar. Bu şiddetli tahriklere, sizlerin, Türk mil­letinin asalet ve vakarına, asırların bağrından gelen sağduyusuna yakı­şır bir eda ile gülümsiyerek geçmekte olduğunuzu burada şükranla kay­detmek isterim. Bize bugün gösterdiğiniz sıcak karşılamanın mânası bu­dur. Üç senedenberi yaşadığınız hayatın, gördüğünüz tahavvüllerin vic­danlarınıza, millî muhabbetle dolu olarak, karşı karşıyayız. Bu bölgenin ve daha şümullü olarak bütün Türkiye'nin nasipsizliğinin, bu rejim ve bu iktidar sayesinde mutlaka değişeceğini biliyorsunuz. Demokrat Parti, 'bu memleketin, kaderinde muazzam bir rol oynamış partidir. Ona karşı uluorta bühtan ve iftiralarda bulunmak, millî vicdanın infialini celbet-mekte gecikmez.  Üç buçuk kişilik bir zümreye    dayanarak    milyonları

bağrında toplayan bir teşekküle .kem gözle bakmak, milletin iktidarını çiğnemeğe alkışmak, sadece bir ihtirasın mahsulü olabilir.

Başvekil, yapılan bu tahriklerin, bu durmadan haykırışmalarm ne gibi bir sebebe istinat edebileceği noktası üzerinde durmuş ve şöyle demiştir :

Acaba ne var? Hak ve hürriyetlerimize bugün bir şaibe mi düştü? Yoksa rmemleket mî batıyor? Sizlerin ve Türk milletinin asil vicdanına iltica ederek, insafınıza dayanarak soruyorum: Acaba Demokrat Parti, kurul­duğundan bu ana kadar, toptan veya her işten ayrı ayrı, bu memlekete hayır mı yoksa şef mi getirmiştir? Sizler de biliyorsunuz ki bu memle­ketin kaderi, Demokrat Parti sözünün bu memleket ufuklarında işitil­meğe başladığından beri değişmeğe başlamıştır.

Demokrat Parti, beş sene müddetle, vatanperver muhalefetin en güzel örneğini vermiştir. Bühtan ve iftira etmemiş, orduyu siyasete karıştır­mamış, mukaddes din mefhumunu adi politika silâhı olarak kullanma­mıştır. Türk milleti de, Demokrat Partinin emsalsiz bir vatanperverlik -şuuru ile hareket etmesinin mükâfatını 1950 seçimlerinde vermiştir.

1950 senesinden beri de iktidardaki üç senelik icraatımız gözlerinizin önünde serilidir. Vatandaş hak ve hürriyetlerinin teminatı bakımından, iktisatta, ziraatte, dış emniyette ve millî müdafaada görülen ilerlemeler .bakımından hiç bir şey söyliyemeyince, bir takım bühtan ve iftira yol­larına sapmaktan başka bir tedbir bulamamaktadırlar. Müsbet sahalarda ' konuşamıyanlar, mukaddes din mefhumunu ele almak suretiyle bu yol­dan milletin vicdanına nüfuz edebilmeğe uğraşıyorlar.

'Sizler biliyorsunuz ki bu memlekette vicdan hürriyeti. Demokrat Parti­nin adı ile beraber telâffuz edilmiştir. Evvelâ, vicdan hürriyetinden bah­seden, dinin baskı altından kurtarılmasını istiyen ve bu yolda mücadele eden Demokrat Partidir. Bugün sizin dininize, ibadetinize dahledecek yi­ğit ortalıkta yoktur. O halde, soruyorum: Bunların kurtarmak istedikleri acaba nedir? Lâikliğin bir miktar din aleyhtarlığı şeklinde kullanıldığı zamanlarda, bunlar acaba nerede idiler? Belki de o baskıyı yapanlarla beraberdiler. Başvekil, Demokrat Partinin vaitlerini tutmadığı hakkındaki söylentileri' de cevaplandırmış ve şöyle demiştir : İktidara gelmeden evvel millete bildirdiğimiz seçim beyannamemiz orta­dadır. Bİz, vaitler sıralamadık. Yalnız işleri hangi zihniyetle ele alacağı­mızdan ve ne istikamette yürüteceğimizden bahsettik. Bu şekilde bir ça­lışmanın neticeleri, bugün her tarafta meşhut değil midir? Elbette ki dünle bugün arasında ahval ve şartlar külliyen değişmiş bulunmaktaduv Biz, Türk milletine, vatandaş hak ve hürriyetlerini tam, mânasiyle temi­nat altına alacağımızı, diğer taraftan da istikrarlı bir devlet nizamı ku­racağımızı, daha iktidara gelmeden vaadetmiş bulunuyoruz. Devri sabık yaratmıyacağımızı, memleket bünyesinde sarsıntıya mahal vermiyeceği-mizi, milletimize mal  olmuş inkılâplarımızın,  bilhassa demokratik inkı­lâplarımızın mahfuz tutulacağını vaadetmiş bulunuyoruz. Demokrat Par­ti iktidarı, bu esas meselelerde, Türk milletinin karşısına vazifesini yeri­ne getirmiş insanların vicdan huzuru ile çıkabilecek bir durumdadır.

Başvekil, sözlerine şöyle devam etmiştir :

Vatandaşların hak ve hürriyetlerinin mahfuz bulundurulması meselesi­ne o dereceye kadar riayet etmekteyiz ve vatandaşlar arasında sevginin', hüküm sürmesini o derece istemekteyiz ki hükümete, partimize, şahısla­rımıza haykıra haykıra hakarette devam edenleri bile, demokratik zih­niyet ve anlayışın kalblerimize bahşettiği geniş bir müsamaha île geçiş­tirmekteyiz. Onlara yalnız acımaktayız. Onların taksiratım Allah affetsin.

Başvekil Adnan Menderes, bundan sonra, millete mal olmuş inkılâplar­dan misaller vermiş ve şöyle demiştir :

Medenî kanunun taallûk ettiği sahadaki hukuki inkılâbın tamamiyle1 mahfuz bulundurulacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Harf inkı­lâbı; kıyafet inkılâbı ve buna benzer medenî ve cemiyetin hayrına ve yükselmesine matuf olan bütün meşkûr inkılâplar, elbette tamamiyle1 mahfuz bulundurulacaktır.

Başvekil, millete mal olmamış inkılâplara, ezanın mutlaka Türkçe okun­ması mecburiyetini bir misal olarak vermiş ve sözlerine devamla de­miştir  ki:

Millete mal olmuş İnkılâplarımızın muhafazası ise birinci vazifemizdir.. Kapatılan tekkelerin açılması, kıyafette ve yaşayışta Kurunu vüstaî bir cemiyetin âdet ve ananelerine dönülmesi, eski harflerin geri getirilmesi,, asla bahis mevzuu olamaz. Eğer bunları, siyasî ihtiraslarının humması içinde sizlere vaadedenîer varsa, bunların niyetlerinden şüphe ediniz ve gözlerinde yanan ihtiras ateşine dikkatle bakarak haklarında hükümle­rinizi veriniz. Türk milleti toptan ileri bir millettir. Diline bağlıdır, me­deniyet ve terakkiye de bağlıdır. Türk milleti, örümcek kafalı değildir,.

Böylelerine Türk milleti kaderini teslim etmiyecektir. Farzımuhal, bun­lar bu memleketin siyasî kaderinin tayininde su veya bu şekilde az veya çok bir iktidar elde etmiş olsalar dahi, vatandaşları kandırmak maksa-diyle bu neviden yaptıkları vaatlerin hiç birini yerine getiremiyecekler-dir. Çünkü buna Türk milleti toptan mukavemet edecek, onların bu geri zihniyetinin bu memlekette tatbik yeri bulmasına muhakkak surette mâ­ni olacaktır. Başvekil Adnan Menderes, istikrarlı devlet nizamı hakkında da şunları
söylemiştir :

Hürriyetleri tam bir surette teminat altında bulundurmakla beraber, hür­riyetin soysuzlaşması mânasına gelen anarşist telâkkiye asla meydan ve-rilmiyecektir. Bugün mevcut nizamı bozmak ve her şeyi altüst ederek her ne pahasına olursa olsun iktidara gelmeği veyahut da bazı siyasî mu-vaffakiyetlere erişmeği hürriyetlerin tam ifrata götürülmesi ile hâsıl -olacak kargaşalıkta ve anarşik nizamda bulmak istiyenler bilmelidirler ki onları istedikleri hürriyet, yani anarşi, hiç bir zaman bu memlekette hâkim olmıyacaktır.

Başvekil Adnan Menderes, nihayet hayat pahalılığı hakkındaki söylenti­lerden ve bununla müterafik olarak istihsali arttırma politikasından da bahsetmiştir :

Burada, Orta Anadoluda, hayat pahalılığından bahsediyorlar. Buğdayın, yağm ve etin fiatmı mı indirelim? Evvelce olduğu gibi, alm terinizin mahsulü yok pahasına mı satılsın? Bugün köylü yeni baştan müstehlik hale gelmiştir. Tabiî olarak pazarda muvakkat bir daralma vardır. Fakat istihsali arttırma, politikası takip olunurken, mahsul fiatlarını indirme ba­his mevzuu olamaz. Biz, memleketin refahını bol istihsalde bulmaktayız ve bunu başaracağız. Dış ticaretimiz, üç senede bir misli artmıştır. Dev­let gelirlerinde günde iki milyonluk bir artış mevcuttur ve bu artış, daha büyük bir hızla devam edecektir. Dilekleriniz ortadadır: Baraj istiyor­dunuz, yol ve fabrika istiyorsunuz. Hayır demiyoruz. Bunu mümkün kı­lan, bol istihsaldir. Orta Anadoluyu bol ve ucuz elektriğe garkedecek olan Köprüköy barajı, yüz milyonların isidir. Memlekette 15 çimento fab­rikası kuruluyor. Çimento istihsali, 3-4 senede, 400 bin tondan 4 milyon tona çıkacaktır. 6 şeker, 20 - 30 pamuklu fabrikası kurulmaktadır. Ziraat Bankasının ziraî kredileri, yedi sene evvel 100 milyon, 1950 de 300 mil­yondan bugün bir milyar 232 milyona çıkmıştır. Buğday üc kuruş iken Kırşehirde 4 traktör vardı, bugün 700 traktör vardır. İki sene sonra 2000 e çıkacaktır. Daha birkaç sene evvel hariçten 100 bin ton buğdayı bulmak için büyük sıkıntılar çekerken, bugün bir buçuk milyon ton ihraç etmek-yiz. İşte memleket, böyle bir gelişme içindedir. Nasıl olur da, Demokrat Parti vaatlerini tutmadı denilebilir?

Başvekil Adnan Menderes, alkışlar arasında sözlerini bitirirken, Kırşehir­lilere gösterdikleri sıcak kabulden dolayı bir kere daha teşekkür etmiş, kendisini dinleyenler arasında bulunan Halk Partilileri de selâmlamıştır. Halk Partili vatandaşlarım, vicdanlı, vatanperver arkadaşlar olduğuna kaniim. Demokratik bir sekil alan Halk Partisi, millî varığımızın kıymetli bir parçasıdır. Bu memleketin başlıca muhalefet partisi ile aramızda dö­vüşme mevzuu olacak bir mesele mevcut değildir, dost ve vatanperver bir rekabetten başka bir ihtilâfımız yoktur.

Başvekil, memleketin bugünkü kalkınması karsısında sevinç riuvacak yer­de diyar diyar gezerek bühtan ve iftiralarda bulunanlara da şöyle hitap etmiştir

Bunlar niye bağırıyorlar? Bir sene sonra seçim vardır. Eğer kazanırsak, Türk milleti bize yeniden itimat etmiştir, diyeceğiz. Kaybedecek olursak,, değil mi ki millet ifadesi ile iktidar değişecektir, vazettiğimiz esas ve prensipler bu memlekette, hâkimdir diyeceğiz, bunu Demokrat Partinin, veni bir zaferi telâkki ederek ondan da memnun olacağız.

Başvekil, nihayet iktidarda bir partizan idare bulunmadığını söylemiş^. «Kırşehir'de belediye başka bir partidedir, en ufak bir müşkülle karşı-laşmıyacaktır, en küçük bir güçîükğe uğrarlarsa bana gelsinler» demiş?. Cumhuriyet hükümetinin her sahada bu vatan için çalışanları bağrına basmak şiarı olduğunu kaydederek tezahürler arasında sözlerine son. vermistir.»

T. B. M. M. nin 14 Mayıs 1953 tarihli toplantısı :

14 Mayıs 1953

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis vekillerinden Muzaffer Kur-banoğlunun reisliğinde toplandı.

Meclisin bu oturumunda sözlü soruların müzakeresi yapıldı.

Trabzon Mebusu Cemal Reşit Eyüpoğlunun Vasington'daki Milletlerara­sı buğday anlaşması hakkındaki sorusunu cevaplandıran Ekonomi ve Ti­caret Vekili Enver Güreli, Önce Beynelmilel buğday anlaşmasının nasıl kurulduğunu, anlaşmanın işleyişini, dünya buğday istihsali ve ticaretini' izah ettikten sonra Türkiye'nin Beynelmilel buğday anlaşması karşısın­daki durumunu ve hükümetin hububat politikasını şöyle anlattı:

Dolar, iktisabı zor bir para olmakta devam ettikçe, Türkiye gibi buğday­larını E.P.U. veya anlaşma hesap paralariyle satan bir müstahsil için Milletlerarası buğday anlaşmasına dahil olmak, mahzuru menfaatine galip sayılmalıdır. Umumî iktisadî konjonktüre müessir olan hâdiselerin (meselâ Kore harbi gibi) ham madde fiatları üzerinde, saman alevi gibi mübalâğalı fakat geçici, buna mukabil sanayi maddeleri fiatları üzerinde tedrici fakat devamlı tesirleri nazarı itibare alınırsa, münhasıran ham madde satıcısı olan memleketlerin, «ham madde, mamul madde» fiat ma­kasından kendilerini asgarî zararla sıyırmağa çalışmaları meşru bir ne--fîs müdafaasıdır. Nitekim kıdemli bir buğday ihracatçısı olmasına rağ­men, Arjantin de bu mülâhazalarla tvrâ'ya katılmamaktadır.

Bununla beraber, Türkiye süratle, büyük çapta bir buğday ihracatçısı ol­mak yolundadır. Devamlı ve emin alıcı piyasalar kazanmak zaruretini ihmal edemez. Bu itibarla serbest piyasa imkânlarından istifadenin de hududu vardır. Dolar darlığı çeken memleketlere Amerikan kredileri ve yardımlariyle dolar enjeksiyonu yapılmakta olması ve son yılın rekor mahsulü gibi realiteler bu hududu besbelli çizmektedir.

Yurdumuzun hububat politikasına gelince:

Buğday fiatları hakkında sayın Başbakanın muhtelif yerlerdeki konuş­malarını bütün Meclisteki arkadaşlarım biliyorlar. Bunu arzedecek deği­lim. Yalnız şunu arzetmek isterim ki, dün denecek kadar kısa bir zaman­da senelik devlet mubayaaları 400 - 600 bin ton arasında bulunan Türkiye bugün muhalif muvafık hepimizin  iftiharla müşahede ettiğimiz üzere dünya hububat ihracında altıncı memleket haline gelmiştir. Hiç şüphe yok ki bütün istihsal şubelerinde çalışan vatandaşlarımızın millî serveti arttırmak hususunda sarfettikleri gayreti şükranla karşılamaktayız. An­cak memleket nüfusunun c/i> 80 inin meşgul olduğu hububat istihsal kıy­meti, bizim için mücerret rakamlardan ibaret değildir. Bu artışta millî iştira gücünün çoğalması hayat standardının arttırılması İmkânlarının tahakkuku gibi kalkınmamızın belli başlı unsurlarını da görmekteyiz.. Buğday fiatlarmın müstahsil için tatminkâr oluşu yerli ve millî sanayiin, doğmasında bir temel taşı olduğunu unutmamalıyız. Bizim için gaye, Türkiye'nin dört milyon ton hububat ihraç edebilecek bir seviyeye gel­mesidir. Makineli ziraatin hakikî neticelerini ancak birkaç sene sonra id­râk edebileceğimizi gözden uzak tutmamalıyız. Elbette mesaimiz çetin, olacaktır. Mahsullerimizin standardizasyonu, depolarımızın, silolarımızın, kurulması, nakil imkânlarımızın arttırılması, yükleme vasıtalarının nıo-derneştirilmesi gibi her gün artan yeni ihtiyaçlar karşısında bulunaca­ğız. Ancak fertle devletin elele verdiği millî kalkınmada Türk milletinin, halledeni iyeceği hiç bir mesele mevcut değildir.

Antalya Mebusu Burhaneddin Onatm Tunus meselesinde hükümetin nok-tai nazarının ne olduğuna dair Dışişleri Vekilinden sorduğu suale cevap veren Prof. Köprülü, bu mevzuda bütçe müzakereleri sırasında yapmış olduğu açıklamaya yeni bir şey ilâve edemiyeceğini söyledi.

Ordu Mebusu Hüsnü Akyol'un, Zonguldak - Ereğli kömür işletmesinin, işçiler için satın aldığı lâstik botların adedi iîe markasına ve hangi şart­larla mubayaa edildiğine dair İşletmeler Vekilinden sözlü sorusu, Vekil Sıtkı Yırcalı tarafından cevaplandırıldı ve Sıtkı Yırcalı, satın alman lâs­tik botların miktarını, kaç liraya alınmış olduğunu bildirdi ve alım mua­melesi üzerinde izahat verdi.

Seyhan Mebusu Sinan Tekelioğlunun, Saraçoğlu mahallesindeki apart­man dairelerinin ne sebeple yüksek maaşlı memurlara tahsis edildiğine1 ve Verem Savaş Dernekleri ile Verem hastahanelerinin faaliyetlerine dair, Maliye ve Sağlık Sosyal Vekillerinden sorduğu sualleri, iki Vekil cevaplandırdı.

Maliye Vekili cevabında, Saraçoğlu mahallesinde oturan memurların-, miktarını bildirdi ve 946 yılında kabul edilen bir talimatname gereğince, bu mahalledeki meskenlerin, Vekâletlere muayyen nisbette tefrik edilmiş-olduğunu ve hâlen Meclise getirilmiş bulunan bir kanun tasarısı ile ma­hallenin ilerideki durumunun tesbit edileceğini ifade etti. Sağlık ve Sos­yal Yardım Vekili Ekrem Hayri Üstündağ da, yurt içerisinde 108 verem­le Savaş Derneğinin ve 37 tane de verem dispanserinin faaliyette bulun­duğunu ve iki yıl içerisinde 71,629 vatandaşın bu dernek ve dispanserler vasıtasiyle verem taramasına tâbi tutulmuş olduğunu ve bu yıl Vekâlete: bağlı verem tesislerinde yatak adedinin 6377 ye çıkarılacağını söyledi.

Meclis yarın toplanacaktır.

15 Mayıs 1953

 İstanbul:

Bu sabah şehrimize gelen Yugoslav Parlâmento heyetine riyaset  eden eski Başvekillerden ve hâlen Yugoslav Meclisi ikinci reisi Moşapiade, memleketimize yaptıkları ziyaret münasebetiyle Anadolu Ajansı muha-"birine verdiği beyanatta demiştir ki:

«Türk parlâmento heyetinin geçenlerde memleketimize yaptığı ziyareti iade ederken duyduğum zevk sonsuzdur. Türkiye'yi başkalarından dinli-yerek değil, kendi gözlerimizle görüp Öğrenmek bizim için çok enteresan olacaktır.»

Ajans muhabirinin Türk - Yunan - Yugoslav üçlü paktına dair bir soru-.-sunu  Moşapiade:

«Sadece Yugoslav hükümeti değil, fakat bütün Yugoslav milleti de bu paktın kuruluşundan dolayı büyük bir memnuniyet duvmaktadır. Müş­terek menfaatlerimiz ve taarruz tehlikesi. Türkiye ve Yugoslavya'yı ga­yet sıkı bir bağla bağlamaktadır. Biz, bu paktı, Avrupa'da sulhu elde edebilmek için çok kuvvetli ve ciddî olarak görüyoruz. Gayet vazihtir ki-hürriyet için yapılan bu pakt, Türkiye ile bizi hürriyetimize eskiden ol­duğundan cok daha fazla yaklaştırmıştır. Yakında bunun ekonomik ve "kültürel sahada da çok derin tesirleri görülecektir. Türkiye ile Yugoslavya arasındaki dostluk münasebetlerini gölgelendire­cek hiç bir mesele yoktur. Aramızda bir sınır olmamasına rağmen birbir-lerimize çok sıkı komşuluk bağiariyle de bağlıyız.

Türkiye - Yugoslavya - Yunanistan arasındaki iiclü paktın B. Millet Meclisinde müzakeresi :

18Mayıs1953 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Refik Koraltan'm reisliğinde top­landı. Türkiye Cumhuriyeti ile Yugoslavya ve Yunanistan arasındaki an­laşmanın tasdikini tazammun eyleyen kanun tasarısının gündemce ver alması dolayısiyle salon, dinîeviciler, yerli ve yabancı basın mensupları tarafından tamamivle doldurulmuştu. Reisicumhur Celâl Bavar, Yugos­lav ve Yunan Büyük Elçileri, şehrimizde bulunan Nato'ya mensup gaze­teciler de localarında yerlerini almışlardı. Memleketimizin misafiri olan Yugoslav Parlâmento heyeti, oturumun açılmasından biraz önce mebus­larımızın alkışlan arasında salona girerek, kordiplomatiğe mahsus loca­da oturdular. Oturum açıldıktan sonra, Meclis Reisi Refik Koraltan, mi-, -safir parlâmento heyeti üyelerinin bu ziyaretinden dolayı meclis adına duymuş olduğu memnuniyeti belirterek şunları söyledi;

Refik Koraltan'm hitabı:

Muhterem arkadaşlar, kahraman Yugoslav milletinin Federal Meclisi yüksek hevetiniz namına memleketimize davet edilmiş bulunuvorlardı. Bildiriniz gibi avın 15 inden beri bu muhterem hevet Türk milletinin rt'z i olarak aramızda ve şimdi Yugoslav Federal Meclisin m sevgileri- yüksek huzurunuza arzetmek için yanımızda bulunmaktadırlar.

Daha evvel yüksek heyetinizin mümessili olarak Yugoslavya'yı ve Fe­deral Meclisi ziyaret eden muhterem arkadaşlarımız orada gördükleri çok yüksek sevgi, alâka ve samimiyeti memleketimize dönüşlerinde yüksek, heyetinize arzetmiş bulunuyorlar. Şu anda büyük Türk milletinin şerefli mümessilleri olan siz arkadaşlarımızın hislerine tercüman olarak ifade* edeyim ki, Federal Yugoslav Meclisinin muhterem mümessilleri Türk milletinin aziz misafiri olarak memleketimizde onları sizin mümessille­rinize gösterdikleri sevgiyi azamî ve ileri mânada göreceklerdir. İşte bu: itibarla yüksek heyetinizin samimî duygularınızı, sizlerin mümessiliniz olarak muhterem Yugoslav heyetine arzederken sizin ve Türk milletinin-. aziz misafiri olan muhterem heyete hoş geldiniz diyorum.

Koraltan'm hitabesinden sonra gündemde mevcut bulunan kanun tasa­
rılarının sözlü sorulardan evvel konuşulması hakkındaki takrir kabul'
edilerek, mezkûr tasarıların müzakeresine geçildi.         ;

Bu mevzuda söz alan Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, Türkiye Cum­huriyeti ile Yugoslavya ve Yunanistan arasındaki anlaşma kanun tasa-. rısmın diğer maddelere tercihan ve süratle müzakeresini rica etti ve bu istek de kabul olunarak, anlaşma kanun tasarısının takdimen ve ivedilikle müzakeresine  başlandı.

Bu hususta ilk sözü alan Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü şu konuşma­yı yaptı:

Prof. Köprü lü'n ün konuşması:

«Muhterem arkadaşlar,

28 Şubat 1953 te Ankara'da imzalanan Türk - Yugoslav - Yunan dostluk: ve işbirliği andlaşması yüksek tasvibinize arzedilmiş bulunuyor.

Yüksek Meclisin davetlisi olarak memleketimizi teşrif eden Yugoslavya-nm Parlâmento azaları heyetiyle Yunanistan'ın Ankara'daki Büyük El­çisinin bu celsede aramızda bulunmaları bu üçlü andlaşmanm bugünkü müzakeresine -tâbir caizse- manevî bakımdan yine üçlü bir mahiyet ver­mektedir. Kendilerini ben de bürmet ve samimiyetle selamlamayı çok: zevkli bir vazife telâkki ediyorum.

Muhterem arkadaşlar,

Tasvibinize  arzolunan  andlaşma 10 maddeden mürekkep,  ifadesi açık,, maksadı açık ye daha imzalandığı gün baştan başa aleniyete vazedilmiş-bir metindir. Üç devlet arasında teessüs etmiş olan samimî ve yapıcı dost­luğu tevsik ve teyide ve bu dostluğun müsbet sahalarda meyvalar ver­mesi için yapılacak işbirliğinin esaslarını ve mahiyetini tesbite matuftur.

Kimsenin aleyhine müteveccih değildir ve olamaz. Yegâne gayesi sulhu,, emniyeti ve mevcudiyetimizi korumaktır, bu itibarla, sıkı sıkıya ve iman­la merbut bulunduğumuz Birleşmiş Milletler andlaşmasınm hem ruhuna, hem de lâfzına tam mânasiyle sadık olan çok hayırlı bir eserdir.

Andlaşmanm metninin neşrinden sonra sulhperver memleketlerin mat­buatında çıkan birçok tasvipkâr yazılar, yine bu memleketlerin mesul devlet adamlarının ayni yolda vaki resmî beyanları bu hakikatin, haki­katleri anlamak istiyenler tarafından iyice anlaşılmış olduğunu ve cihan sulh ve emniyet dâvasına yaptığımız hizmetin ehemmiyetini teyit ve tev­sik eylemiştir.

Kendimiz ve bütün hür ve sulhperver memleketler camiası için bir ka­zanç teşkil eden bu andlaşmanın ihtiyaçları hakikî değeriyle anlamanın, "hareket hatlarını realist ve aklı selime dayanan düşüncelere göre avar-lamanın ne yapmayı icap ettirdiğini göstermesi bakımından bir de güzel misal mahiyet ve kıymetini taşıdığı kanaatindeyiz.

Andlaşmada sahası geniş bir üçlü işbirliği derpiş edilmiş bulunuyor: Fil­hakika, kültürel, ekonomik ve teknik islerden askerî işlere kadar, millet­lerin tealisi, refahı ve emniyeti için neler lazımsa bütün bunlar hususun­da âkid taraflar yekdiğerleriyle istişare edecek, gereken tedbirleri ica­bına ve imkânlara göre tesbit ve tatbik eyleyecektir.

Yaşadığımız devrin çetinliği ve maruz bulunduğumuz büvük tehlike kar­sısında bu andlaşma sulhun vikayesi ve tecavüze muvaffakiyetle karşı konul ab İlmenin temini bakımından çok hayırlı ve geniş ufuklar acmaktadır: Filhakika, 9 uncu maddesinde yazılı olduğu veçhile, bu andlaşma, onun yüksek gayelerine hizmet etmeğe azimle devletlerin iltihakına açık tutulmuştur. Diğer taraftan, sulhun ve emniyetin tecezzi kabul etmez "bir kül olması hakikati karsısında mensup bulunduğumuz sulh ve emni­yet cephesinin en hassas noktalarından birinde böyle bir işbirliği meka­nizmasının kurulması, şimdiye kadar alınmış olan ve bizim ve Yunanis-'tan'm da dahil bulunduğumuz emniyet tedbirlerinin bu mekanizma ile demiş edilen tedbirlerle münasip surette birleştirilmesi yolu ile mükem--melleştirilmesi için en salim imkânları hazırlamaktadır. Andlaşmanın 3 üncü maddesinde derpiş edilen Erkânı Harbiyei Umumiye toplantıları bu imkânların tahakkuku için gereken teknik mütalâaların esaslı ve sistemli bir şekilde hazırlanmasına da yarayacaktır. Türkiye'nin ve Yunanistan'ın dahil bulundukları Atlantik andlaşmasından mütevellit hak ve vecibelerin mahfuzluğuna müteallik bulunan and-asmanın 8 inci maddesi hükmünü andlaşmanın yukarıda arzettiğim şe­kilde inkişafını kösteklemeğe matuf bir hüküm seklinde tefsir etmek asla doğru olmaz. Bu hüküm gayet tabiî olan hukukî bir vaziyetin teyidinden ibarettir. Bu madde mevcut olrnasavdı dahi bahsettiğim hukukî vaziyet yine ayni derecede kuvvetini muhafaza edecekti. Binaenaleyh, bu mad­deyi kovmakla, andlaşmada derpiş edilen işbirliği ile âzası bulunduğu­muz Atlantik andlasrnası mucibince derpiş ve tatbik edilen işbirliği ara­sına sed çekmek istenmiş değildir. Bilâkis gerek Atlantik andlaşması tes-İdlâtmın, gerek Yugoslavya'nın muvafakatiyle, münasiü ve mümkün gö­rünebilecek herhangi bir şekilde bu işbirliğinin yekdiğeriyle irtibatlan-dırılmasınî temenni ediyor ve lüzumlu görüyoruz, Biraz evvel de arzet­tiğim gibi, sulhun ve emniyetin tecezzi kabul etmez birer kül olması bu­nu icabettirir.

Andlaşma hakkında bugüne kadar hükümetimizce o kadar geniş ve bol izahlar verilmiş ve tavzihlerde bulunulmuştur ki yukarıdaki maruzatım dahi şimdiye kadar söylenenlerin hulasaten bir tekrarından ibaret kalmaktadır. Bu itibarla vaktinizi daha fazla almıyacağım.

Başvekilimizin ve benim az zaman evvel yine bu kürsüden bu andlaşnıa hakkında söylediğimiz sözlere yüksek meclis gayet tasvipkâr şekilde mu­kabele buyurmuştu. Dışişleri komisyonumuz da andlaşmayı ittifakla kabul eylemiş bulunuyor. Yunanistan ve Yugoslavya parlâmentolarında andlaşma hararetle tasdik edilmiştir. Demin arzettiğim gibi, hakikati görmek istiyen sulhperver memleketler bu andlaşmayı derin memnuni­yetle karşılamışlardır.

İşte bugün huzurunuza gelen metin böyle muvaffakiyetli imtihandan geç­miş olarak tasdikinize arzolunuyor. Atî muvacehesinde geçireceği imtihanın ayni derecede muvaffakiyetli olacağından eminiz, çünkü bu andlaş­ma hakikî ihtiyaçların ve realist bir görüsün mahsulü olan ve Birleşmiş ÎVlilIetler andlaşmasmdaki yüksek prensiplere riayet etmemekte menfaat görenlerin bazı geçici muvaffakiyetlerine rağmen paydar olacak olan ve olması lâzım gelen bu yüksek prensiplerin tahakkukuna hizmet etmeğe matuf bulunan bir andlasmadır. Karar yüksek meclislerinindir.

Dışişleri Vekili Fuat Köprülü'den sonra Yozgad mebusu Avni Doğan, C. H. P. adına, anlaşma üzerindeki fikirlerini söyledi.

Avni Doğan'm sözleri:

Avni Doğan bu konuşmasında şöyle dedi:

«Muhterem arkadaşlar, Yunanistan ve Yugoslavya ile memleketimiz ara­sında, dostluk münasebetlerini, ileri esaslara bağlayan, bu antlaşmayı -memnunlukla karşılıyoruz.

Bu'andlaşma, her üç devletin kendi aralarındaki münasebetlerin emniyet üzerine kurulduğunu, birbirleriyle dâvaları ve ihtilâfları olmadığını ta-biatiyle ifade eden bir vesika olarak Balkanlarda hal için ve âti için bir istikrar unsuru olacaktır.

Temenni ederiz ki, üç devletin aralarındaki emniyet fikri, istikbalde daha geniş bir bölgede, bütün komşular arasında karşılıklı itimat unsuru ola­rak genişlesin.

Bu işbirliği andlaşmasmın bugün için büyük ehemmiyeti, bu üç devletin Altantik paktı savunma istikametinde siyasî olarak birleşmeleridir. Bu muahede, bir askerî ittifak muahedesi olmadığı gibi, hiç bir gizli hükmü de bulunmadığından, akitler bir tecavüze maruz oldukları vakit, otoma­tik işliyecek askerî hükümler taşımamaktadır. Bununla beraber, savun­mayı esas tutan zihniyet, üç memleketi, hür milletler savunma istika­metine siyaseten ve manen bağlamıştır.

Andlaşmanm temel mefhumu, Birleşmiş Milletler anayasasının sulh prensiplerine ve sulh tertiplerine istinat etmektedir.Bu itibarla da, andlaşmanm, Türk milletince kabul edilmiş temel siyaset istikametlerine uygun olduğunu müşahede ediyoruz.Andlaşmayı, Cumhuriyet Halk Partisi adına tasvip ediyoruz.

Avni Doğan'dan sonra Demokrat Parti Meclis Grupu adına söz alan Bur­sa Mebusu Hulusi Köymen de şunları söyledi:

Hulusi Köymen'in sözleri:

Sayın arkadaşlarım, Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan arasında akte dilen ve bugün huzurunuza sevkedilen andlaşmanın hakikî değer ve kıy­metini belirtmek için yakın tarihten ve bugünkü dünyanın içinde bulun­duğu şartlarda bazı kıstaslar almak yerinde olacaktır, kanaatindeyim.

İkinci dünya harbi fiilen sona erdiğinden beri sekiz yıla yakın bir zaman geçtiği halde, beşeriyet henüz sulhun huzur ve nimetine kavuşamadı.Harbi kazanmış görünenler henüz sulhu elde edemediler. Bu sebeple harp halinin zarurî görülen fevkalâdeliklerinden mühim bir kısmı hâlâ devara-etmektedir. Milletler medeniyetin tekâmülü, insanlığın refahı için kudretinin pek azından ancak faydalanmakta ve daha ziyade bütün takatini' sulha kavuşmak için harbe hazırlanmağı tahsis etmektedir.

İşte dünyanın içinde bulunduğu bu ağır şartlar karşısında Türk, Yugoslav ve Yunan devletleri arasında imzalanan üçlü bir sulh andlaşm asının hu­zurunuza getirilmesi çok mesut bir hâdisedir. Her türlü tecavüz maksa­dından tamamen uzak ve kendi aralarında olduğu kadar bütün millet­lerle de sulh içinde yaşamak ve kendilerinin hürriyetlerine, istiklâllerine ve toprak bütünlüklerine hariçten vukua gelecek tecavüze karşı müda­faa gayretlerini birleştirmek' arzusuyla yapılan bu andlaşmanın bütün. insanlık ve hürriyet dünyası için de ayni değer ve kıymeti taşıdığı mu­hakkaktır.

Asrımızda sulhun parçalanmaz, bölünmez bir bütün olduğu son harbin: çok acı tecrübeleriyle bir defa daha sabit olmuştur. Bir defa harp ateşL tutuşturulduktan sonra kıtaları istilâ edip bütün dünyayı kasıp kavur-maksızm söndürülmesi mümkün olamamaktadır.

Bu hakikat zaviyesinden Avrupa'da patlıyacak bir harp karşısında Bal­kan yarımadası ve Türkiye'nin işgal ettiği coğrafî bölgenin stratejik. ehemmiyeti kendiliğinden meydana çakar. Mütecaviz taraf kuvvetlerinin üç kıtanın geniş kara ve deniz satıhlarına yayarak bu alandaki geniş kay­nakları kendi tasarrufuna geçirmeğe, zaferi sağlamak için mecbur ola­caktır. Bu yayılmanın belli başlı yolları Balkanlardan, Boğazlardan ve* yurdumuzdan geçer. Bu stratejik gerçek karşısında, bu coğrafî bölgenin mukadderatında başlıca rolleri olan üç devletin sulhu korumak ve bunu müdafaa hususunda gayretlerini birleştirmek hususunda müştereken al­dıkları karar, şüphe yok ki tecavüz harbine yelteneceklerin cesaretlerini kıracak, hesaplarında büyük çıkmazlar yaratacaktır.

Diğer taraftan bu andlaşma, hür milletleri, sulh sevenler dünyasını is­tikbale ait tahminlerde iyimserliğe götürecek bir mahiyet ve kıymet ta­şımaktadır.

Bu andlaşma ile, Norveç kıyılarından Kafkas hudutlarına kadar uzanan, sulh cephesinde mühim bir gedik kapatılmıştır.

Yugoslavya ile aramızda geçen yıl başlayan ve çok kısa zamanda büyük" inkişaflara erişen dostluk nihayet şimdi huzurunuza getirilen andlaşma ile otomatik bir mahiyet aldıktan sonra her üç devletin gayesi, dostluğu' en ileri hudutlarına kadar götürmek, bilhassa iktisadî ve kültürel saha­lardaki münasebetleri sıklaştırmak olacaktır.Fetih, bugün dahi mukaddes mefhumlar hürriyetinin, uğrunda mücadeleedilen vicdan hürriyetinin, tatbik alanında yer buluşunun başlangıcı ol­muştur.

Bu büyük günün vatandaşlarım için saadet vesilesi olmasını tebriklerim­le dilerim.

Reisicumhur ve İstanbul Mebusu Celâl Bayar

Bugün güya bir nefes alma borusu di­ye devam ettirilen takas usulü, mah­dut fertleri ölçüsüzce zenginleştiren, vergi kaçakçılığına yol açan ve itibar ve emniyeti kökünden sarsan bir ik­tisadî intihar yoludur. Bazı ihtiyaçları süratle karşılamak için bundan başka açık imkân olmaması  bir     felâkettir.

Günü gününe işleyen bir sistemle ye­dek parça, ilâç gibi âcil ihtiyaçlara izin v.e döviz tahsis edilirse, diğer taraftan kolayca satılamıyan mallar için açık­tan açığa prim verilirse, pahalılık ya­ratan ve paramıza olan itimadı sarsan bir bataklık kurutulmuş olur.

Evvelki gün ve dün çıkan yazılarımız­da da söylediğimiz gibi, ufuklarımız açıktır. Yarın hepimizin yüzümüz mut­laka gülecektir. Fakat günlük yasak ve tahditlerle ve muvakkat hal çareleriyle vaziyeti tanzim etmek yolu devam ederse, sıkıntılar gayet lüzumsuz ve manasız yere uzar, itibar sarsılır, te­melli yeni bir bina kurmak işi gecikir.

Partilerin hepsinin iştirak ve mesuliyeti ile iktisadî kurmay heyetimiz bir an evvel kurulmalı va bütün bünyemi­zi yeni benimsediğimiz sistemin icapla­rına göre ayarlayacak, noksan uzuvla­rı yaratacak, mevcutları tadil ve tasfi­ye edecek esaslı çalışmalar başlamalı­dır. Bunu yapacak olursak, karşımızda hiç bir engel dayanamaz, zaman müt­tefikimiz olur ve istikbal akıncı Türk azmi hesabına kolayca fethedilir.

Başbakanı dinledikten sonra...

6 Mayıs 1953 tarihli Cumhuriyet­ten:

Sayın Adnan Menderes, gazetelerin sa­hip ve başmuharrirleriyle memleket meseleleri hakkında her ay hasbihal etmek yolundaki takdire değer kararı­nı muntazaman tatbik ediyor. Dördün­cü basın konferansını da evvelki gün yaptı. Bir defa daha bahsettiğimiz gibi bu usul, ileri demokrasi memleketlerin­de riayet edilen bir ananedir. Fakat Başbakanımız   bu   hususta     daha   ileri giderek gazetecilerle konuşurken mü­nakaşayı da kabul ediyor ve hasbıhal­leri 4-5 saat sürüyor. Halbuki meselâ Amerikada Cumhurbaşkanlarının ve Dışişleri Bakanlarının, hazır bulundu­ğumuz basın toplantılarında, münaka­şaya müsaade edilmiyerek gazetecile­rin sordukları suallere aldıkları cevap­larla iktifa ettiklerini ve bu toplantı­ların azamî yarım saat kadar sürdüğü­nü, devlet adamlarının kendilerine tev­cih edilen suallerden cevap vermek is­temediklerine ya bir tebessümle mu­kabele ettiklerini, yahut ta kısaca «bu sualinize cevap veremiyeceğim dedik­lerini görmüştük. Muhterem Adnan Menderes ise daha demokratik bir ruh ve tesamüh ile hem münakaşayı kabul ediyor, hem de hiç bir suali cevapsız bırakmıyor.

Barbakanın son basın toplantısında, en mühim mesele olarak paramızın kıy­metinin düşürüleceği hakkında ortaya atılan rivayetlerden bahsedilmiş ve sa­yın Adnan Menderes, bu rivayetleri ya-lanlıyarak yakın ve uzak bir zamanda paramızın kıymeti düsürülmiyeceğini, kat'î surette beyan etmiştir.

Rahmetli Recep Peker'in Başbakanlığı ve merhum Halid Nazmi Keşmirin Ma­liye Bakanlığı sırasında, 1946 Eylülün­de paramızın kıymeti düşürülmüştü. "7 Eylül kararm diye malî tarihimize geç­miş olan bu kıymet düşürme, o zaman pek çok münakaşalara sebep olmuş, leh ve aleyhte pek çok şeyler söylenip yazılmış, nihayet kararın bazı faydala­rı olmakla beraber, mahzurlu ve za­rarlı taraflarının galip geldiği umumi­yetle kabul edilmişti. Paramızın kıy­metini muhafaza ve düşürme mevzuu üzerinde bugün de akademik münaka­şalar yapılabilirse de Başbakan beya­natı ile, böyle bir düşürmeye lüzum ve ihtiyaç görülmediğini ispat etmiş­tir.

Sayın Adnan Menderes böyle bir ihti­malin, hükümetin aklından bile geçme­diğini söyledikten sonra şöyle demiş­tir: Eğer naramızı düşürmek ihtimali mal­larımızın satılmasını temin etmek için hatırdan geçiyorsa cevap olarak şunu soyliyeyim ki biz mallarımızı satama­mak gibi bir zor durum karşısında de­ğiliz. Bu senejıin mahsulünden bir mil­yon   tona   yakın   zahire   sattık.   Daha 300 bin tonluk hububatın gümrük mu­ameleleri tamamlanmak üzeredir. Ne pamuk, ne üzüm, ne incir gibi mah­sullerimiz satılmamış değildir. Aksine olarak vaziyet beşaretti d ir. Mayıs ve haziran, dış ticaretin ölü ayları olduğu halde, bu sene en hasilâtlı aylar olmak İstidadmdadirlar. İhracat zorluğu ol­mayınca para düşürmek için zorlayıcı ne sebep vardır? Neden boş yere para­mızı düşürerek ithal eşyasını memle­kete daha pahalıya mal edelim? Drah­mi ve şilinin niçin düşürüldüğü ma­lûmdur. Bizde bunu icap ettirecek se­bep yoktur. Böyle bir şey akıl ve ha­yalimizden geçmiyor. Almanlarla 18 milyon dolar, İngilizlerle 210 milyon Türk lirası döviz açığımız vardır. Bun­ları malla kapatmak teşebbüsündeyiz.» Başbakan, İngilterenin mallarımızı al­mamak için ileri sürdüğü standardize olmamak, matlûba ve örneğe uygun çıkmamak ve fiatlarımızm pahalı ol­ması gibi sebeplere cevaben şunları söylemiştir:

«Bu iddiaları cerhetmek güç değildir. Başka memleketler ayni melları her halde kara gözlerimiz için bizden al­mamışlardır. Fiatlarımız dünya piyasa­sından yüksek olsaydı, bu memleket­lerin bize müşteri olmaları tasavvur edilemezdi. İngilizler buna dair bize bir nota verdiler. Biz de müdellel ce­vaplar verdik.

Adnan Menderes, hükümetin buğdayı neden himaye ettiğini izah ettikten sonra, Avrupa ödeme camiası içinde buğdayla pamuğun tek ihracatçısı biz olduğumuzu, bir yıl Önce 134 dolardan verdiğimiz buğdayı şimdi 95 ten ver­diğimizi, eğer bu sene dünya fiatlari düşmeseydi hiç bir zahmet çekmiyece-ğimizi ve ihracatı ithalâtından fazla bir memleket manzarası göstermiş ola­cağımızı söylemiş; «ihracatımızın ye­kûnunu bir milyar iki yüz bin diy.e tah­min etmiştik, bugüne kadar bir milyar on altı milyon elde ettik. Haziran so­nuna kadar tahminimiz yüzde 95 de­recesinde gerçekleşecekitr» demiştir.

Gelir vergisinin ziraî kârlara teşmil edilmemesini de izah eden Başbakan, çiftçinin hakikî gelirini tesbit etmenin güç olduğunu, ve ziraat sahasında iki buçuk milyon işletme bulunduğunu, bunlardan 20-30 binini vergiye tâbi tutmak mümkün olursa d'a, bunun da yine gelir vergisi tekniğine uymadığı­nı, bugün araziden alman verginin hiç denilecek kadar az v.e adaletsizliğin bunda olduğunu, hayvanlardan 70 mil­yon lira vergi alındığını, araziden alı­nan verginin bunun yansından ibaret bulunduğunu söyliyerek hükümetçe bu mesele üzerinde durulduğunu, en mü­nasip şeklin aranmakta olduğunu ilâ­ve etmiştir sakan, meselâ çimento, demir, gi­yim eşyası gibi maddeler imal eden fabrikalar' istihsalinin artmasına mu­vazi olarak., memlekette imar hareket­lerinin de, refahın da yükseldiğini, it­halâtımızı azaltmak için yeni fabrika­lar inşa etmek suretiyle istihsalin ço­ğaltılacağını, memur maaşları baremi­nin ıslâh edilmek üzere olduğunu, ye­ni barem tasarısının bu sene Büyük Millet Meclisine verileceğini söylemiş­tir.

Hülâsa, Başbakanın bu defaki basın toplantısında, memleketimizin malî, iktisadî vaziyeti, ilerleme ve imar ha­reketleri bahis konusu edilmiş; Başba­kanın ve diğer Bakanların izahatı bu mühim mevzularda tatmin edici ve ümit verici olmuştur.

Başbakan «.eski bir sistemden yeni bir cihazlanmaya varmak için uzun bir köprüden geçmek lâzımdı. Şimdi bu köprünün yarısındayız» demiştir ki ha­kikaten de böyledir. Bu köprüden yarı yolda geri dönmek tabiî asla düşünüle­mez; köprüyü tamamen geçerek karşı taraftaki terakki ve refah kıyısına, hem de süratle varmak hedefimizdir.

Selim Ragıp EMEÇ

6 Mayıs 1953 tarihli Son Posta'dan:

D. P. nin 1950 seçimlerinden evvel yap­tığı vaitleri tutmadığı iddiası insafsız muhalefetin .ağzında hâlâ bir sakız ha­lindedir. Hem de ne zamandan beri? Tam 1950 yılmm 14 Mayısından birkaç ay sonradan beri.

însan tarlaya darı atsa intaşı için bir müddet beklemesi lâzım geldiği halde, bu   zevat,   secim   talihlerinin  kendilerinden yüz çevirdiği andan itibaren D. P. ve iktidarından rubu asırda yap­mamış oldukları yolları mı; bir türlü düzenleyeni emiş oldukları memleket iktisadiyatının nizamlaştırılmasını mı; ziraatin bir anda ıslâhını mı; neyi is­tememişlerdir ki?

Onların bütün bu yersiz, insafsız ve bence bir hayli arsızca taleplerini bü­yük bir sabırla dinleyen ve bunlara, büyük Ölçüde işlerle cevap veren D.P. ve iktidarının belirttiği bütün hakikat­lere rağmen bu adamları ve yardak­çılarını bir türlü iddialarından vaz ge­çirmek mümkün olmamıştır.

Dünya konjonktürü yükselmiş bu yüz­den bütün memleketlerde bir miktar fi-at artışı olmuş ve bundan Cumhuriyet Türkiyesi de teessür mü duymuştur; kabahat derhal D.P. nin sırtına yükle­nir. Sanırımız ki onun elinde sihirli bir değnek vardı da eski iktidarın her şeyi altüst etmiş olan idaresizliklerinin neticelerini, bu değneğin bir darbesi ile ortadan kaldırmak istememiştir.

Değersiz bir memurun bir yerden di­ğerine nakli âdeta bir hâdisedir. Su-iistimalcileri cezalandırmaya teşebbüs etmek ise partizan zulmü sayılır.

Böyle demagojik bir hava içinde istek­lerinin tahakkukunu bir nevi parti müzayedesi haline getiren bir kısım her devir açıkgözleri de, bu vaziyeti, azamî ölçüde istismar etmişlerdir ve etmektedirler. Öylesine bir istismar ki, bir zamanlar D. P. ye ağır dolusu kü­für savurmuş olan kimseleri, bugünün bazı icra mevkilerinde görmek bile, ar­tık kimseyi şaşırtmaz olmuştur.

Amma eski iktidarın bugün kurmuş ol­duğu ve her biri sun:î bir tertip ile örülmüş olan ağ şebekesinin mahiyeti nedir? Bir de ona bakmak lâzım.

Bilindiği gibi bir kimse ancak ikrarı île ilzam olunur, diyen kaideleşmiş bir soz vardır.

Yani bir adama söylemediği bir söz mal .edilemez, edilirse ona yalan isnat­ta bulunulmuş ve bazı ahvalde bundan dolayı, maddî değilse bile manevî suç işlenmiş olur.

D. P. ye isnat olunan vait yapıp ta tutmamış olmak hikâyesi de o nevidendir.

Her siyasî parti gibi Demokrat Parti de iktidara gelmeden evvel üstesinden gelebileceğini sanıp ta dünyâ şartla­rının sonraları değişmesi yüzünden halledemediği bazı meseleler hâlâ yüz yüze bulunabilir. Fakat bu partinin el koyup ta halli beşer kudretinin imkâ­nı dahilinde bulunan hiç bir meseleyi neticelendirmemiş veya neticelendir­mek istememiş olduğu söylenemez. Zi­ra, bu düpedüz yalancılık olur.

Esasen yalancının mumu yatsıya ka­dar yanabileceği D. P. ce de herkes kadar malûm olduğu içindir ki, o, da­ha iktidara gelmeden evvel neşretmiş olduğu geçim beyannamesinde bütün bir geleceği hesaba katarak büyük bir basiretle şunları söylemişti:

Asırlarca geri kalmış bir memle­kette bugünün ileri milletleri seviye­sine gelebilmek için duyulan ihtiyaç­ların sonsuz olması, partileri ölçüsüz vaitlerde bulunmaya sevkedebilir.

İktidara gelmek veya onu muhafaza etmek arzu ve hırsı da bir takım cazip vaitlerle ortaya çıkmayı teşvik ede­bilir.

Ancak Türk milletinin vakar ve ciddi­yetine lâyik bir parti olabilmek endi­şesi, tahakkuk ettirilmesi imkânsız ve hattâ şüpheli vaitlerde bulunmaktan bizi (Yani D. P. yi) alıkoymaktadır.»

Şimdi, bu D. P. nin vadedip te bunla­rı tutmamış olduğu iddialarına ne bu-

yurulur? Onu da bir lütfedip söylerlermi?

Mes'ud devrin eşiğinde

13 Mayıs 1953 tarihli Cumhuriyet­ten :

Başbakan Kırşehirde güzel ve kuvvet­li nutuklarından birini daha söyledi.. Bu nutku iki kısma ayırmak mümkün­dür. Birinci kısmı, Demokrat Partinin, inkılâplarımıza, bu inkılâpların mille­te sağladığı bütün haklara ve hürriyet­lere tamamiyle riayet ve hürmet etti­ğini vs edeceğini belirten kısmıdır. Sa-yin Adnan Menderes, millete mal ol­muş inkılâplarımızın muhafazası birin­ci vazifemizdir. Kapatılan tekkelerin açılması,   kıyafet ve yaşayışta  kurunu vüstaî bir cemiyetin âdet ve ananele­rine dönülmesi, eski harflerin geri ge­tirilmesi, Medenî Kanunun değiştiril­mesi asla bahis mevzuu olamaz» diye­rek bu ricat ve irtica yolunda hayal­lere kapılan Örümcekli kafaların bütün ümitlerini kırmıştır.

Başbakan, istikrarlı devlet nizamı mev­zuunda da «hürriyeti tam bir surette emniyet altında bulundurmakla bera­ber, hürriyetin soysuzlaşması mânası­na gelen anarşist telâkkiye asla mey­dan verilmiyecektir» diyerek demok­ratik hürriyetleri, kanunları ve içtimaî nizamı hiçe sayan ve başıboş bir hava içinde akıllarına geleni yapmak istiyenlere de devlet ve kanun otoritesi­ni asla ciğnetmiyeceğini anlatmıştır.

Fransızların Kadife eldiven içinde demir el» diye vasıflandırdığı içtimaî disiplin nizamı, bütün ileri demokrasi­lerin tatbikinde en küçük bir ihmal faile    göstermedikleri bir prensiptir. Çünkü aksi yol, hürriyete değil, anar­şiye gider. Demokrat memleketlerde vatandaşın şahsî hürriyeti pek geniş olmakla beraber kanun ve nizamların çerçevesinden dışarı çıkmaz ve başka­larının hürriyetine tecavüz etmemekle hudutlamr. Bizde bunu bilmiyen veya bilmemezlikten gelerek «şimdi demok-. rasi var; canım ne isterse yaparım» di­yenlere, milletvekilliği dokunulmazlı­ğının zırhı içine girerek kanun ve ni­zamlara, vatandaş hak ve hürriyetleri­ne tecavüz edenlere kadife eldiven içindeki demir el. hadlerini bildirme­lidir.

Başbakan, nutkunun diğer kısmında Demokrat Partinin iktidara geldikten sonra üç yıl içinde başardığı işleri be­lirtmiş, ziraat sahasında elde edilen büyük ilerlemeyi kaydederek daha bir kaç sene evvel, hariçten 100 bin ton buğday getirtmek için büyük sıkıntı­lar çekerken bu sene bir buçuk mil­yon ton hububat ihraç ettiğimizi, ya­rin üç milyon ton ihraç edeceğimizi, devlet gelirlerinde günde iki milyon liralık bir artış mevcut olduğunu söy­ledikten sonra, yeni çimento, şeker ve pamuklu mensucat fabrikaları kurul­makta olduğunu,, Orta Anadoîunun bol ve ucuz elektriğe kavuşturulacağını, bu suretle sadece bir ziraat bölgesi ha­linde kalmaktan kurtulacağını, başka sahalarda ve bu arada sanayide de sü­ratli gelişmeler kaydına bağlıyacağını ilâve etmiş İşte böyle mesut bir dev­renin eşiğindeyiz, içeriye ilk adımları atmış bulunuyoruz  demiştir.

Ziraat bakımından hakikaten çok bü­yük bir terakki elde edilmiş ve ancak şimdi Türkiye «bir ziraat memleketi" olmuştur». Daha evvelleri, sadece lâf­ta kalmış olan bu tâbir, sanayi mem­leketi olmadığımızı ifadeye yarıyordu. Amerikalı iş adamlar:, ziraat sahasın­daki başarımızı bir "mucize» telâkki .ettiklerine göre, Başbakanın ve onun­la beraber her Türkün, bu mucize ile övünmeğe hakları vardır.

Saym Adnan Menderesin eşiğinde bu­lunduğumuzu ve içeriye ilk adımları­mızı attığımızı söylediği mesut devir' hiç şüphesiz tarlanın, yani ziraat saha­sının .eşiği değil; fabrikanın, yani sa­nayiin eşiğidir. Bu asırda medenî ve ileri memleket olmak için, yalnız zira-atte, yalnız hayvancılılkta ileri olmak kâfi değildir; mutlaka sanayiin de ma­denciliğin de ileri olması şarttır.

19 uncu asrın başlarına kadar, ziraatte en ileri bir memleket olan İngiltere, 150 yıl içinde dünyanın sanayice en ileri bir memleketi haline geldikten sonradır ki bugünkü kudretine eriş­miştir. Amerika, ziraat ve sanayiini at başı beraber ilerlettiği için, bugün dünyanın en zengin, en müreffeh ve en kuvvetli devleti olmuştur. Bu iki misal, Türkiyenin de ziraat sahasında, mucize addedilen bir terakkiye ulaş­tığı şu sırada, bütün toprak mahsulle­rini teknik tekâmüle götürmekle be­raber sanayiini de süratle inkişaf et­tirme yoluna girmesi lüzumunu ispata kâfidir. Milletimiz zeki ve çalışkandır. Memleketimiz, makineleşme devrinden evvel, el tezgâhlariyle çok ileri bir sanayie sahipti. Batı dünyasında makineleşme başladıktan sonra, biz bu ilerlemeye ayak uyduramadığımız için sanayii­miz geri kalmıştır. Bu sahada1 attığımız' ilk adımları da .kapitülâsyonlar .balta­lamış, kurduğumuz bazı fabrikaları, yabancı sanayi tarafından açılan yıkıcı rekabet yok etmiştir. İstiklâl Harbi zaferle neticelenerek Lo­zan muahedesiyle kapitülâsyonların ayağımıza vurduğu    zincirler kırıldıkimage001.giftan sonra, yeni kurulan fabrikaları hi­maye etmek mümkün olmuş ve bu sa­yede devlet sanayii de, hususî sanayi de yaşamak ve muvaffak olmak imkâ­nını bulmuştur. Şimdi sayın Adnan Menderesin pek güzel ifade ettiği gibi sanayileşmemiz, mesut bir devrin eşi­tidir.

Kırşehir nutku

13 Mayıs 1953 tarihli Vatan'dan:

Başbakan Adnan Menderes Kırşehir Demokrat Parti il kongresinde mühim bir nutuk söyledi; hükümetin umumî siyaseti hakkında etraflı izahat verdi. Nutkun yurdun her tarafında büyük alâka uyandıracağı şüphesizdir.

Başbakan nutkuna buğday fiatını ele alarak başladı. Bizim buğday fiatımız dünya piyasalarına nisbetle yüksektir. Bu sebeple 30 kuruş olan fiatta bir in­dirme yapılacağına dair bir müddet-tenberi şayialar dolaşıyor, Adnan Men­deres bu şayiaları kat'î surette ya­lanladı; "Demokrat Parti iktidarda kal­dığı müddetçe, Orta Anadolunun baş­lıca mahsulü olan buğday fiatını bu­günkü seviyesinden aşağı düşürmeme­ği politikamızın esası olarak tesbit et­miştir» dedi.

"Başbakan uzun müddet mahrumiyet içinde kalmış olan bu bölge halkının kalkınması için, bir parça fedakârlık lâzım gelse bile, bunun yapılması icap ettiği kanaatindedir. Bu kanaat yan­lış değildir. Köylüyü kalkındırmak için hakikaten bazı fedakârlıkları göze al­mak lâzımdır. Yalnız bu muvakkat bir zamana inhisar etmeli, bu müddet zar­fında kalkınma tahakkuk ettirilmelidir. Makineli ziraat, büyük ölçüde istihsal île bu iş, tahmin edildiğinden çabuk tahakkuk edebilir.

Bagbakan buğday fiatmm düşürülmi-yeceğini söyledikten sonra Orta Ana­dolunun tek mahsulün esiri olmaktan kurtarılacağını, burada bir sanayi ha­yatı kurulacağını anlatmıştır. Bunu her kesin memnunlukla karşılayacağına şüphe yoktur. Çeşitli mahsulün ve sa­nayi hayatının yurdun bu kısmının kalkınmasında mühim, rol oynıyacağı muhakkaktır.

Adnan Menderes bundan sonra iç vazi­yeti fena gösterenleri tenkit ederek De­mokrat Parti iktidarının hayırlı işler gördüğünü anlatmıştır. Bunlar vatan­daş hak ve hürriyetlerinin temini, ik­tisat, ziraat, dış emniyet, millî müda­faada ilerlemeler gibi şeylerdir. Baş­bakanın saydığı sahalarda mühim iler­lemeler olduğunu kabul etmek lâzım­dır. Yurdumuz gerçi henüz istediğimiz seviyeye çıkarılmış değildir. Fakat bir çok fenalıklar düzeltilmiş, birçok iyi adımlar atılmıştır. Bunlar gelecek için ümit vericidir.

Başbakan nutkunda inkılâplara temas ederek şu noktayı kat'î surette açıkla­mıştır: Medenî kanun tamamen balâ kalacak, harf, kiyafet inkılâplları, bu­na benzer msdenî ve cemiyetin hayrı­na ve yükselmesine matuf bütün in­kılâplar tamamiyle mahfuz bulundu­rulacaktır. Tekkelerin açılması, yaşayış tarzında Ortaçağ cemiyet âdet v.e an­anelerine dönülmesi asla bahis mevzuu, olamıyacağmı söyliyen Adnan Mende­res demiştir ki:

«Bunları siyasî ihtiras humması için­de size vaat edenler varsa niyetlerin­den şüphe ediniz ve gözlerinde yanan ihtiras ateşine dikkatle bakarak hak­larında hükümlerini veriniz. Türk mil­leti toptan ileri bir millettir. Dinine bağlıdır, medeniyet ve terakkiye bağ­lıdır. Türk milleti örümcek kafalı de­ğildir. H

Eu sözleri iyiniyet sahibi bütün vatan­daşlar büyük memnunlukla karşılaya­caklardır.

Başbakanın sözlerinde bir nokta tered­düdü mucip olacaktır. O .da «millete mal olmuş inkılâplar» tâbiridir. Adnan Menderes «millete mal olmuş inkılâp­larımızın muhafazası birinci vazifemiz­dir» diyor. Öyle zannederiz ki inkılâp­larımızın hepsi millete mal olmuştur.

Şu mal olmuştur, bu olmamıştır diye tefrik yapılamaz. Başbakanın da bu fikirde olduğunu, «millete mal olmuş inkılâplar» derken inkılâplarımızdan hepsinin millete mal olmuş bulundu­ğunu kasdettiğini zannediyoruz.

Başbakan hayat pahalılığı, parti mü­nasebetleri hakkında ölçülü konuşmuş­tur. Nutuk umumî heyeti İtibariyle memnunluk vericidir.

Eğer işi Halk Partililerin ileri sürdüğü zaviyeden mü­talâa edersek bu hususta verilecek bir karar da, seçim tutanaklarının tasdi­kinden mühim sayılabilir. O zaman da muhalefet keyfiyetin yine yüksek se-.çim mahkemesine mi verilmesini istiyecektir?

Görülüyor ki meselenin bir tek cepheli tetkikine imkân yoktur. İçişleri Ko­misyonu Faik Ahmet Barutçunun tek­lifini reddederken bugünkü Anayasanın Büyük Millet Meclisine olan iti­madını bir defa daha teyit etmiş, hü­lâsa Anayasa prensiplerine sadakat göstermiştir.Bundan dolayı muahaze değil, takdir edilmesi lâzımdır.

Ankara'nın aziz misafirleri

M. F. FENİK

27 Mayıs 1953 tarihli Zafer'den:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı John "Fosttj." Dulles refakatinde Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı Başkanı Harold Stassen olduğu halde, dün Ankaraya gelmiştir. Dost ve müttefik devletin gü-•zide devlet adamlarını sevgi ve hür­metle selâmlarız.

John Foster Dulles, diplomasî mesleği içinde yetişmiş bir ailenin çocuğudur.

Küçük yaştanberi, bu mesleğin içinde .yoğrulmuş ve nihayet kendisi de dünyanın en güzide diplomatları arasında _isim yapmış ve temayüz etmiştir.

Onun hayatını yakından takip eden-Ller, görmüşlerdir ki, Dulles, diploma­side dürüstlüğü ve milletlerin hürriyet ve haklarına riayeti kendisine şiar edinmiş bir şahsiyettir. Bunun içindir İd, bulunduğu birçok Milletlerarası konferanslarda daima bu prensiplere sadik kalmış ve her meseleyi bu esas­lar dahilinde müdafaa etmiştir.Dışişleri Vekâletine gelmeden Birle­şik Amerika'da bes Dışişleri Bakanına Milletlerarası meselelerde müşavirlik etmiş olması ve en çetin vazifeleri di­rayetle ifa etmesi, zekâsının ve politik îıâdiselere vukufunun bir eseridir.

Başkan Eisenhower John Foster Dulles gibi mühim bir zatı Dışişleri Vekâleti­ne getirmekle şüphesiz hem Birleşik Amerika, hem de dünya barışı bakı­mından çok yerinde bir iş yapmıştır.

Dulles bir müddettenberi, Yakın Do­ğu ve Orta Dokuda muhtelif memle­ketleri ziyaret etmektedir. Şimdi bu ziyaretinin son merhalesinden biri ola­rak Ankara'ya gelmiştir. Amerikan Dış­işleri Bakanı Kahire'de verdiği ilk be­yanatında seyahatinin hedefini şu üç kelime ile hülâsa etmiştir: Aydınlan­mak, görmek ve öğrenmek! Dünya barışma büyük bir kıymet ve­ren Amerika gibi bir memleketin dış politikasını idare eden zatın, Orta ve Yakın Doğuda yapacağı temaslardan çok mühim neticeler çıkacağını tah­min etmek zor değildir.

Bugün bu bölgenin bazı yerlerinde ma­alesef istikrarlı hükümetler kurulama­mıştır. Kurulmuş olsa bile sosyal ve siyasî hayatta bir takım değişik ka­rakterler göze çarpmaktadır. Hiç şüp­hesiz, vaziyeti yakinen görmekte ve ona göre tedbirler almakta büyük bir fayda vardır. Dulles gibi bir siyaset adamı için, bu memlekette bir gün kalmış olmak ve alâkalılarla konuşmak orası hakkında ciltlerle kitap okumak­tan daha kıymetlidir. Çünkü bu tak­dirde hâdiseleri başkasının adesesiyle değil, bizzat kendi görüşü ile ölçmek imkânını bulacaktır. Nitekim Dulles, daha İstanbulda iken vermiş olduğu beyanatta Türkiye için «Memleketiniz dünya nizamı içinde .en sakin olanla­rından biridir» diye tam ve isabetli bir tejhis koymuştur. Bu görüsün sade Or­ta Doğu bünyesi içinde değil, belki bü­tün dünya siyasî manzumesi içinde Türkiyenin durumunu tesbit ettiğine bilhassa işaret etmek lâzımdır.

Dulles'm seyahatinin son merhalelerin­den birisi olarak Türkiye'yi seçmiş ol­masında da ayrıca büyük bir isabet vardır. Çünkü Türkiye Nato teşkilâtı­nın Orta Doğuda en son kutbudur. Eğer barış cephesine bir taarruz vaki olacak olursa, Türkiye, Nato'mm diğer devletleri gibi sade bir taraftan değil, ayni zamanda yandan ve dolayısiyle alttan da tehlikeye maruzdur. Bu ba­kımdan üzerine aldığı mesuliyete göre vazifesi ve cephesi büyüktür. Hakikatler başımıza vura vura bizi uyandırmcaya kadar bu bir suç de­ğil, bir kader idi. Bir buçuk asırdan beri bir kader olmaktan çıkmış, bir suç olmuştur. Hâlâ, yirminci asrin ortasın­da, garp dünyasının on beşinci asrın ortasındaki kavgaları ile vakit kaybediyoruz. Hayat ve tefekkür hürriyeti­ne karşı., Garplilerin daha o çağda kurtulmağa başladıkları taassup baskısını -üstümüzden atamıyoruz. Az kaldı mürteciler, İstanbulun beş yüzüncü fetih yıldönümü törenlerine bile Garp medeniyetçiliği düşmanlığı mahiyeti ve­receklerdi.

Türk İstanbul

M. NERMİ

23 Mayıs 1953 tarihli Yeni îstanfoul-dan:

"Bugün İstanbula girişimizin beş yüzün­cü yıldönümünü kutluyoruz. Hür yurt--ta bayram sevinci var. Gözlerimizi beş -yüz yıllık bir zaman yığınının öteleri­ne çeviriyore büyük tarih olayını de­ğerlendirmeye çalışıyoruz, içimizde he­yecanlar uyanıyor ve Türk kahraman­ları, gözümüzün önünden, kutsal birer -fîölge gibi geçiyor. Biz, tarih boyunca, «enis ülkeler fethctmişizdir, çok daha büyük zaferler kazanını sızdır. Fakatî iınlerdan hiç birinin yıldönümünü kutlamak hatırımızdan bile geçmiyor, îfftanbulun besyüzüncu yıldönümü üze­rinde niçin bu kadar duruyoruz?

Eski İstanbul, bugünkü geniş İstanbulun çok ufak bir parçasıdır. Demet-rius Cydones 1378 de yazıyor: Şehir nurlarının öteleri Türklerin otoritesi sltrndadır.» Bu sözün ne kadar doğru olduğunu Bizans İmparatoru Jean V ile Oenova arasında imzalanan askerî and-"lasmadan da anlıyabiliriz. Jean V. bu andlasmaya göre. Sultan Mura'd'a kar­şı hiçbir düşmanca harekete girişmi-Tecsğini söz vermektedir. (1386) Eski İstanbulun sınırlarını surlar kadar bi­ze anlatan bir şey yoktur. Asıl dâva, fethedilen şehrin büyüklüğü ve küçüklüğü değil, zaman Ölçüsünde, çok kud­retli bir kale oluşudur. Biz, bu kaleyi, son iki dünya harbinin Liege'ine, Ma-ginot'suna benzetebiliriz. Demek olu­yor ki, Türk milleti, ayni zamanda, teknik üstünlüğünün bayramını da yapmakatdır.

İstanbul fethinin büyük mânası, tek­rar dirilişimizle, İmparatorluğu yeni­den kuruşumuzla ve yaşayış irademizi bir daha gösterişimizle de çok yakın­dan ilgilidir. Yıldırım Bayezid'in, An-karada, Timur ordusuna yenilmesiyle, Osmanlı İmparatorluğunun ne korkunç bir çöküş tehlikesi karşısında kalmış olduğunu biliyoruz. Bu essiz buhranı atlatarak derlenmek, ve İstanbul gibi bir kaleyi fethedecek Ölçülerde kudret kazanmak, tarihimizin, hiç şüphesiz, büyük bir olayıdır. Biz, ne zaman çö­ker ve dağılır gibi olmuşsak, o zaman, irademizin hârikalarını göstermişizdir. Tarih, güreden milletin hikâyesidir. Fa­kat bizim tarihçilerimiz, çok kere, ni­çin güreştiğimizi, irademizin hangi kavnaklardan .geldiğini kavrayamamış­lardır. Onların bize seyrettirdikleri tab­lolar yanlış olduğu kadar tüyler ürper­ticidir, istanbulun , elimize geçmesiyle tamamlanan Türk - Bizans savaşlarını da bo^ ve yersiz yorumlardan kurtar­mak lâzımdır. Cok yayılmış bir tarih anlavîFina göre, Bizans, ahlâksızlık te-s'rivle. içinden kokmuş ve çökecek bir duruma dü^mü^tür. Bu fikri savunan­ların, Türk zaferini ne kadar küçült­tüklerini söylemeye bile lüzum gör­müyoruz. Çürümüş ve kokmuş bir dev­letin topraklarını ele geçirmek kadar kolay bir şey düşünülemez. Halbuki öyle mi olmuştur? O zamana değin gö­rülmemiş topların dökülmesi, Türk fi­losunun kara yolu ile Halice geçiril­mesi bu tuhaf iddianın temelsizliğini apaçık göstermektedir.

Osmanlı İmparatorluğunun kudret üs­tünlüğünü ilkönce ordu teşkilâtında ve güdümünde aramak doğrudur. Bizim ordumuz, kuruluş bakımından, az çolc zamanımızın millî    ordularını andırır.

Böyle bir ordunun çarpışma gücü kiralık asker yığınlarının şüpheli di­sipliniyle, hiçbir zaman, bir tutulamaz.

İlk fetih zamanlarında kat kat üstün kuvvetlere karsı kazanılan zaferler Vahanı.anlıkla olduğu kadar teşkilâtçıIıkîa da ilgilidir. Bizim ordumuz, çok kuvvetli bir ihtimale göre, az çok de­ğişmeler yapılarak, Büyük İskender or­dusu tipinde kurulmuştur. Ordunun ilk temel taşını atanlar, Türk gelecekleri­ni gerçekçi bir hayat anlayışiyle gö­ren, ne yaptığını bilen ve yarım yama­lak işlerden hoşlannıryan insanlardır.

Bizans, dünya ölçüsünde bir devletti veyerini dürrya ölçüsünde bir savaş teş­kilâtı yaratan genç bir devlete bıraktı.Fakat her teşkilât, kahramanını buldumu, en son verimiyle işler. Mehmet IIde bunlardan biridir ve, onun için, İs­tanbul deyince, hatırımıza ilkönce ge­len gene Odur.     

Fatih'in yolundayız

A. E. YALMAN

29 Mayıs 1953 tarihli Vatan'dan:

Beş yüz sene söylemesi dile kolay gelir. Fakat Yarabbi. ne kadar ağır mesuliyetler, ne kadar çarpışmalar, ne kadar tehlikeler, ne kadar zaferlerle dolu beş yüz sene,

Genç Fatih İstanbulu alıyor, büyük as­ker, büyük devlet adamı sıfatiyle dün­ya sahnesine çıkıyor. Muazzam görüş­lerin mahsulü olan Türk idaresini üç kıtaya hâkim kılıyor, her istikamette genişletiyor, sağlamlaştırıyor. Ortada öyle bir Türk sistemi var ki siyasî de­hânın mükemmel bir eseri... Meziyete kıymet veriliyor, meziyetli nereden ge­lirse gelsin, kapıları açık buluyor. Teş­kilât kudreti, refah, emniyet seviy.esi, hakkaniyet, on beşinci asır Avrupasm-dan asırlarca ileri Başka mezhepte olana tahammül ve hürmet diye orta­çağ Avrupasmm tanımadığı, tasavvur etmediği bir medenî gelişme alıyor, yü­rüyor, vicdan hürriyetinin güneşi orta­lığı aydınlatıyor. Beg yüzüncü yıldönümünü bugün kut­ladığımız büyük fetih, o harikalı zafer elbette kalblerimizi iftiharla dolduru­yor. Bunun ifade ettiği akıncı ruh çok şükür hâlâ içimizdedir, hâlâ bizi ha­reket halinde tutuyor, büyüklüğün sır­rını, icaplarını bize öğretiyor. Fakat bizim için dünyanın manzarası, varlı­ğın hedefleri değişmiştir ve en yüksek insanlık ideallerine uygun bir hale gelmiştir. Fatihlerin bize miras bırak­tığı cesareti,  celâd.eti; yeni yeni topraklar almak, başka insanları zorla nü­fuzumuz ve hükmümüz altına koymak için kullanmak istemiyoruz. Bu mane­vî sermayemizi kullanış sahamız; bir' taraftan varlığımızın ve istiklâlimizin kem gözlerden, kötü niyetlilerden ko­runmasıdır, diğer taraftan barış ve me­deniyet sahalarında kendi hesabımıza ve bütün insanlar hesabına zaferler ka­zanılmasıdır. İrfan ve sanat âşıkı bü­yük Fatih, bugün aramızda olsaydı, li­derlik vasfını hiç şüphesiz askerî sal­dırışlar ve fetihler için kullanmazdı,, üstün med.eniyet mücadelelerinin zafe­rine hasreder, beş yüz yıl evvelki za­ferini, değişen dünya şartlarının ica­bına göre tamamlardı.

Beş yüz yıl içinde bir hayli hâdise oldu. İtilâ devrinin yarattığı üstünlüğü muhafaza edemedik. Dünyanın yeni ti­caret yollarının haricine düştük, yeni yeni keşiflerin, ilerlemelerin yarattığı yeni dünyadan nasibimizi alamadık, zaafa uğrayan bünyemize yobazlık, ta­assup, zorbalık üşüştü. Dünyadan bo­yuna geri kaldık. Bizim için «hasta» dediler, Ölecek dediler, mirasımızı tak­sim için anlaşma üzerine anlaşma yap­tılar.

Fakat çok şükür her buhrandan eski­sinden, fazla kuvvet ve zindelikle çık­tık. Bize hasta diyenlerin hemen hepsi bugün hastadır. Fakat biz ayaktayız, dünya sahnesinde dimdik    duruyoruz.

Mukadderatımız, hâlimiz, illî tesanü-dümüz yerindediı. V.e düşkün ruhlula­rı beşinci kolcu diye kullanarak bir­liğimizi, ilerlemek azim ve imkânımızı baltalamak istiyenlerin her türlü ümit­lerini kıracak bir haldeyiz. Her saldı­rışa karşı koyacak cesaretteyiz.

Düştük, kalktık, çarpıştık, fakat her1 defasında .engelleri yendik, ileriye doğ­ru yol aldık. Beş yüz yıllık bir yolcu­luğun sonunda alnımız açıktır, Fatih­lerin, Selimlerin, Süleymanlarm, Mit­hat Paşaların, Namık Kemallerin, Ata-türklerin ruhunu şadedecek mevkideyiz.

Fatihin beş yüzüncü yılı vesilesiyle bil­hassa büyük Fatihin hâtırası önünde-hürmetle eğiliyoruz ve haykırryoruz : İleri, hep ileri gideceğiz, senin büyük eserini barış sahalarında tamamlıyacagiz, Türk adını insanlık idealleri uğ­runda zaferden zafere ulaştıracağız.

Dr. Mende, Türkiyenin Kore mesele­sinde çok mühim bir rol oynamış bu­lunduğuna, ayni zamanda, Nato ve Birleşmiş Milletler nezdinde de ehem­miyetli bir mevki sahibi olduğuna işa­retle, Alman Federal Devletinin Avru­pa müdafaası teşkilâtına girdikten son­ra, siyasetleri itibariyle Türkiye ile daha yakından ilgilenmesi icap ettiğini belir tmiştir.Dr. Mende, «Türkiyeye giderek bu memleketin askerî ve siyasî durumuna daha yakından vakıf olduk» demiştir.

Gazete bundan sonra, salahiyetli Al­man Parlâmento komisyonlarının, bu -son ziyareti müteakip, Türklerle daha .sıkı ticarî işbirliği yapılması ve Tür­kiyeye uzun vadeli kredi sağlanması hususunda tavassutta bulunacaklarını yazmaktadır.

Gazete, uzun zamandan beri inkıtaa uğramış bulunan Türk - Alman ticarî -münasebetlerinin Mayısın 15 ine doğru yeniden faaliyete geçebileceğini bildirdikten sonra, bu iki memleket ara­sındaki dostluğun takviyesi için, kül­türel münasebetlere de ehemmiyet ve­rileceğini ilâve etmektedir.

29 Mavas 1953

  Bonn:

Batı Almanya İktisadî Haberler Ajan­sının bugün bildirdiğine göre, Nato'da-ki Tür'k temsilcisi Büyük Elçi Fatin Zorlunun reisliğindeki Türk ticaret heyetinin Batı Almanya hükümeti ile müzakerelerde bulunmak üzere yarın buraya gelmesi beklenmektedir.

Müzakereler, bu yılın 1 Haziranından, önümüzdeki yılın 30 Haziranına ka­dar olan devredeki yeni malî listelerin tayini etrafında cereyan edecektir.

33 Haziranda sona erecek olan şimdi­ki anlaşma, âkitlerden hiç biri tara­fından feshedilmediği için otomatik surette uzatılacaktır.

Batı Almanya İktisadî Haberler Ajan­sı, şimdiki Türk - Batı Almanya tica­retinin Türkiye aleyhine bir açık gös­terdiğini, fakat Türkiyenin, bilhassa Türk buğday ve pamuk rekoltesi mü­sait şekilde geliştiği takdirde, bu açığı Önümüzdeki aylarda kapatmayı umdu­ğunu yazmaktadır.

14 Mayıs 1953

 İstanbul:

Madrit'ten alınan haberlere göre, or­kestra konserlerini idare etmek üzere İspanya'ya davet edilen İstanbul kon­servatuarı S.ehir Orkestrası Şefi Ce­mal Reşit Rey Madrit'teki konserlerde Jbüyük bir muvaffakiyet kazanmıştır.

25 Mayıs 1953

 Bern :

Türkiye - İsviçre millî takımları ara-,-smdaki karşılaşma bugün 18.500 kişi-.nin hazır bulunduğu «Wandorf» stadın­da yapıldı.

tik gol İsviçre tarafından yapıldı, bu­na Türk takımı 21 inci dakikada mu-"kabele etti. Ve devre 1-1 berabere işitti İkinci devre bir gol daha kazanan Türk takımı maçı 2-1 kazanmıştır.

30 Mayıs 1953

 Atina  :

Kraliçe Eîîzabeth'in taç giyme mera­simi münasebetiyle Londraya gitmek­te olan TürkJye Başvekili Adnan Men­deres, uçağinm Atinada bir saat te­vakkuf etmesinden istifade ederek kendisini karşılamağa gelen Yunan Dışişleri Vekili Stefanopulos'la görüş­müştür.

Bu görüşme esnasında Stefanopulos, Başvekil Menderese geçenlerde Atina-yi ziyaret eden Amerika Dışişleri Ve­kili Foster Dulles ve Fransa Dışişleri Vekili M. Ei'jault ile Yunan hükümeti arasında vuku bulan görüşmeler hak­kında izahat vermiştir.

 Londra:

Kraliçe Elizabeth'in taç giyme merasi­minde bulunacak olan Türkiye Başve­kili Adnan Menderes ile Dışişleri Ve­kili Fuat Köprülü bu gece uçakla Lon­draya gelmişlerdir.

1 Mayıs 1953

 Birleşmiş Milletler :

Yürürlükte olan alfabetik sıra gereğin­ce Mayıs ayı zarfında Güvenlik Kon­seyi Başkanlığını ingiliz delegesi Sir Gladwyn Jebb yapacaktır. Konseye Ni­san ayı zarfında başkanlık eden Sovyet delegesi, kpnseyi bir defa dahi toplantıya çağırmamıştır.

6 Mayıs 195 3

 Yeni Delhi:

Nehru, Mebuslar Meclisimde ileri sürü­len soruya verdiği cevapta, veto hak­kının vücudu lüzumlu bir hastalık olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

Filhakika, veto hakkına malik beş devletten dördü bugün dünya politi­kasına fiilen hâkimdir. Bu hak mevcut olmasaydı, her faaliyet dünya harbi demek olurdu.»

Bundan sonra, Çin ile ticaret bahsinde Nehru şunları söylemiştir :

«Hindistan, İngiltere'nin yaptığı gibi, Çin ile ticaretine tahdidat koymka şöy­le dursun, bilâkis bu ticareti arttırmak arzusundadır. İngiliz hükümeti bu hu­sustaki kararından Hindistan'ı haber­dar etmiş ve memleketimiz de kendi­sine resmî cevabını bildirmiştir. Hin­distan, Çine stratejik malzeme ihraca­tını meneden 18/5/951 tarihli Birleş­miş Milletler karar suretinin taahhüdü altında değildir. Hint hükümeti ayni siyaseti takibe devam etmiştir ve her hangi bir memleketle olan ticaretine tahdidat koymak lüzumuna dair bir taahhüde girmiş değildir.»

Başvekil, Çin - Hint ticaretinin esa­sen mahdut olduğunu,  bu  ticaretine devam Ve mümkünse arttırmak arzu­sunda  bulunduğunu  bildirmiştir.

Hint gemilerinin Çin ile ticarete işti­rak ettikleri yolunda Mac Carthy ko­mitesinin raporu hakkında sorulan su­allere Nehru şu cevabı vermiştir: «Se­natör Mc Carthy'ye hiç ehemmiyet at­fetmediğimizi söylemiye lüzum var mı?»

22 Mayıs 1953

 Cenevre :

Bugün burada tertiplediği basın kon­feransında, Milletlerarası teşkilâtta çalışan memurların durumu hakkında­ki fikirlerini açıklayan Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtı Genel Sekreteri Dag Hammerskjoeld, herkesin siyasî ve di­nî inançlarında serbest olduğunu bu itibarla Milletlerarası bir teşkilâtta ça­lışan memurların en iyisinin, kanaatin-ce, koyu bir enternasyonalist değil, bel­ki, çalıştığı teşkilâta yüzde yüz sadık kalmakla beraber memleketine olan bağlılığını da muhafaza eden memur olduğunu  söylemiştir.

M. Hammerskjoeld, Birleşmiş Milletler teşkilâtında çalışan bazı memurların siyasî faaliyeti hakkında Amerika hü­kümeti tarafından tahkikat açılması üzerine baş gösteren güçlüklerden bah­seden gazetecilerin suallerine karşılık fikirlerini açıklamış ve bu meselenin büyük bir dikkat ve nezaketle esaslı bir tetkike muhtaç olduğunu belirte­rek demiştir ki:

Teşkilât memurlarının kendi memle­ketlerinde siyasî faaliyette bulunmala­rını yasak eden tüzük maddesi harfi­yen tatbik edilmelidir ki, teşkilât sek­reterliği bütün üye devletlerin tam iti­madına mazhar olabilsin.

Kore'de esirlerin iadesi meselesini Milletlerarası Adalet Divanına havale et­mek tasarısı hakkında fikri sorulan Genel Sekreter, bu telkini alâka bahş bulduğunu ve dikkatle tetkik edeceğini söylemiştir.

Diğer taraftan, Amerika'nın Kore'ye yaptığı yardımın azaltılması hakkında -ayan Üyesi Mc Carthy tarafından vasi teklif hakkında ne düşündüğünü soran bir gazeteciye cevaben Genel Sek­reter şu cevabı vermiştir :

Her hangi bir memleketin iç siyaseti hakkında mütalâa beyan etmek bana düşmez. Fakat şu kadarını belirtmek isterim ki, Kore'de olup bitenler evve­lâ ve birinci plânda Birleşmiş Milletleri alâkadar eder. Üye devletlerden biri­nin işbirliği ve yardımının azalması yüzünden Birleşmiş Milletler faaliye-.tinin azalmıyacağım ümit ederim.»

27 Mayıs 1953

 New - York (Birleşmiş Milletler) : Sıhhî  sebepler yüzünden istifa eden


 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter yar­dımcısı Constantin Sinchenko 1952 T.emmuzundanberi mezunen Rusya'da bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler teş- . kilâtı kurulduğundan beri, Genel Sek­reterin Dışişleri yardımcılığına daima bir Rus tayin edilmiştir. Bu vazifeye ilkönce Sobolev, daha sonra da Zin-chenko getirilmiştir. Zinchenko'nun halefi Cherbuchev 20 Hazirana doğru yeni vazifesine başlıyacaktır. 41 yaşın­da olan yeni Genel Sekreter Yardım­cısı siyasî hayata 1940 ta atılmış, önce Almanyadaki Rus Büyük Elçiliğinde ataşe, daha sonra Dışişleri Vekâleti Av­rupa ve Orta Doğu bölümü memuru, İsveçteki Sovyet heyeti müşaviri, Dış­işleri Vekâleti müşaviri ve nihayet Tass Ajansı Müdür Yardımcısı vazife­lerini görmüştür.

Cherbuchev yeni vazifesinde 1954 Şu­batına kadar kalacaktır. Bu tarihte bü­tün yardımcıların kontratı sona er­mektedir.

Yeni Nato programı

Yazan : A. Ş. Esmer

10 Mavıs İ953 tarihli Ulus'tan:

Paris'te onbirinci toplantısını yapmış olan Nato Konseyi, üç gün süren ça­lışmalarını bitirmiş ve Lizbon'da ka-rarlaşmış olan programın yerine yeni bir program kabul etmiştir. Lizbon'da kararlaşmış olan programın değiştiril­mesini icap ettiren bir takım sebepler vardır: Lizbon programı, 1954 yılının (tehlikeli» bir yıl olacağı nazariyesine dayanmakta idi. O zamanki telâk­kiye göre, Rusya 1954 yılında kuvve­tinin en üstün bir haddine varmış bu­lunacak ve belki de taarruza geçecek­ti. Lizbon müdafaa felsefesi böyle bir mesnede dayanmıştı.

Bu müdafaa felsefesinin doğru olma­dığı geçen yılın sonbaharından beri belli olmıya başlamıştı. Bu sebeple kı­sa vade içinde fazla gayret sarfedilme-si yerine, uzun vadeli ve daha ağır tempa'da bir programın kabulü uygun görüldü. Eski program, 1954 te Batı Avrupa'nın büyük tehlike ile karşıla­şacağı nazariyesine dayanıyordu. Yeni program eksilmiyen ve artmıyan de­vamlı tehlike nazariyesine dayanmak­tadır.

Bundan başka programın değiştirilme­sinde gerek Amerika'da ve gerek Rus­ya'da iktidar değişmesi de rol oyna­mıştır. Eisenhower iktidarı Truman ik­tidarından daha çok tasarruf zihniyet-lidir. Yeni hükümet Truman tarafın­dan hazırlanmış ve kongreye sunulmuş olan bütçedeki yabancı devletlere yar­dım faslından iki milyar dolar indiril­mesini teklif etmiştir. Belki kongre bundan da daha çok kesinti yapar. Öte yandan aksine olan iddialara rağmen, Rusya'da yeni iktidar tarafından giri­şilen barış taarruzu Nato devletlerinin silâhlanma gayretleri üzerinde tesirle­rini göstermekten geri kalmamıştır.

Lizbon ve Paris:

Böyle olmakla beraber, Lizbon ve Pa­ris programları arasında o derece bü­yük fark da yoktur. Lizbon'da 1953 yılı sonuna kadar Nato emrindeki silâhlı kuvvetler (Türkiye ve Yunanistan ha­riç) yetmiş beş tümene, hava kuvvet­leri de 6.500 uçağa baliğ olacaktı. Pa­ris programı silâhlı kuvvetleri altmış tümene, uçak sayısını da 5,500 e indir­miştir. Lizbon programına göre 1954 yılı sonuna kadar Nato kuvvetleri dok­san altı tümene, uçak sayısı da 9.000 e çıkacaktı. Paris'te tümen sayısı yetmi­şe, uçak sayısını da 7.000 e indirilmiş­tir.

Bu kuvvetler karşısında Rusya'mı kendi sınırları dışında otuz beş ve peyk devletlerin de 60 - 70 tümenleri vardır. Rusya'nın kendi sınırları için­deki askerî kuvvetleri 175 tümen ka­dardır. Kısa zamanda tümenlerin sa­yısı üç yüze çıkarılabilir. Bugünkü Na­to kuvvetleri elli tümen kadardır.

Her şeye rağmen, düne nazaran Natc bugün çok daha kuvvetlidir ve yarın daha kuvvetli olacaktır. Artık Atlan­tik devletleri savunmalarını teşkilât­lanmışlardır. Bu, çok önemli bir nokta­dır. Türkiye ve Yunanistan'ın da ka-tılmalariyle Nato çok kuvvetlenmiştir. Her iki devletin de Nato'ya getirdik­leri askerî kuvvetler sayısı büyüktür. Türkiyenin İhtiyatlarla birlikte Nato-emrine verdiği tümen sayısı, New-York Times'in bir cetveline nazaran yirmi beşi buluyor. İngiltere'nin kuvvetleri, üçte ikisi ihtiyat olmak şartiyle on ye­di, Fransa'nın ihtiyat ve henüz tasav­vurda bulunan «Avrupa Ordusu» tü-menleriyle birlikte on dörtten ibarettir. Nato emrine Türkiye derecesinde asker veren başka bir devlet yoktur.

Askerî îesisler:

Paris'te verilen önemli bir karar da; askerî kuvvetlere lüzumlu tesislerin, inşası için üç yıllık bir program hazır­laması ve bunların masraflarını    üyedevletler arasında taksim etmesidir. Uçak meydanları, telekomünikasyon ve radar tesisleri, akaryakıt boruları v.e deniz üslerini ihtiva eden bu program 885 milyon dolara mal olacaktır. Bir­leşik Amerika bu paranın yüzde 42,86, İngiltere yüzde 11,45, Fransa 13,75, Belçika 5,09, Hollanda 4,07, ve Türki­ye 2,03 kısmını ödiyeceklerdir.

Fakat Nato'nun karşı karşıya bulun­duğu en önemli mesele çözülemiyor. Almanya'nın iştiraki olmadıkça Natonun vazifesini tam olarak gÖremiyece-ği herkesçe teslim edilmektedir. Al­manya'nın Avrupa Ordusu kanalı ile Nato'ya on iki tümen asker vermesi de kararlaşmiştır. Avrupa Ordusu andlaş-ması da geçen yılın Mayıs ayında im­zalanmıştır. Böyle olmakla beraber, Tasdik muamelesi geri kalmıştır.

Bu defa Mr. Poster Dulles, andlaşma-nm tasdiki için ilgili devletleri tekrar tazyik etmiş ve çıkarılan tebliğde onu imza eden devletlerce andlaşmanm tas­diki karar altına alınmış olduğu bildi­rilmiş ise de, bu muamelenin Fransa-da ilerlemediği biliniyor. Batı Alman­ya'da da geçen hafta sonunda tasdik muamelesi engel    ile      karşılaşmıştır.

Meclis andlaşmayı tasdik etmiştir. Fa­kat Ayan, bazı hukukî engelleri ileri sürerek andlaşmanm tasdikine yanaş­mıyor. Geçen cuma günü onu reddet­miştir. Adenauer Âyanm tasdikinden geçmeden de imza için andlaşmayı Cumhurbaşkanına sunacağını söylemiş ise de, sonra o da vazgeçmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, Moskova'nın yeni barış taarruzu en çok bu mesele üzerinde müessir olmuştur.

7 Mayıs 1953

 Strasbourg :

Fransız murahhası François de Men-thon istişare meclisine tekrar başkan seçildikten sonra kendisine tevdi edi­len bu vazifeyi kabul ettiğini, çünkü teşkilâtın takip ettiği gayelere bugün her günkünden daha çok inandığım söylemiştir.

Bunun üzerine Meclis Başkan yardım­cısı olarak aşağıda isimleri yazılı altı şahsiyet seçilmiştir :

İngiltere'den Lord Layton, Türkiye'den Kapanı, İtalya'dan Pico, Danimarka'­dan Jacobsen, Almanya'dan Von Bren-tona ve Hollanda'dan Van Naters.

Seçimden sonra Meclis Başkanı bir ça­lışma programı teklif etmiş ve kabul edilmiştir. Bu program gereğince, ya­rın komisyonlar teşkil edilecek, umu­mî toplantıda Milletlerüstü bir siyasî camianın statüsü raportörler tarafın­dan okunacak ve Bakanlar Komitesi­nin meclise mesajı Van Zeeland tara­fından arzedilecektir. Bundan sonra Avrupa siyasî camiası tasarısı üzerin­deki umumî müzakere başliyarak Cu­martesi ve Pazartesi günü devam ede­cektir. Meclis Salı günü toplanmiya-cak, Çarşamba günü İktisadî İşler Ko­misyonunun raporları incelenerek 14 Mayısta bitirilecektir. Bu tarihte, mec­lis 15 - 25 Haziran arası bir tarihte tekrar toplanmak üzere dağılacaktır. İşlerin bitirilmesi için 15 Eylülden son­ra bir üçüncü toplantı da derpiş olun­maktadır.

S Mayıs 1953

 Strasburg :

Avrupa Konseyine mensup 15 memle­ket Dışişleri Vekilleri bugün Rusya'ya bir ihtar vermiş ve soğuk harpte bir duraklama olsa dahi Batı  Avrupa'yıbirleştirmek hususundaki azimlerin? bildirmişlerdir. Dışişleri Vekillerinin,. İs'tişare Konseyine verdikleri bu mesaj bugün 130 temsilcinin iştirak ettiği otu­rumda okunmuştur.

11 Ma-ıs 1953

 Strasburg ;

Türk delegesi Ebüzziya, bugün İstişa­re Meclisinde gündeme alınmak üzere bir teklifte bulunmuştur. Ebüzziya bu. teklifinde Avrupa Konseyinin himaye­si altında, herhangi tabiî bir âfete ma­ruz kalan belediyelere yardım edilmek üzere müşterek bir fon tesisini ileri sürmüştür.

Türk delegesinin birçok murahhaslarca. hararetle tasvip edilen   bu   teklifince son zamanlarda Hollanda, İngiltere ve Belçika'nın görmüş  oldukları yardım­ları diğer vak'alarda daha müessir bir hale getirecek böyle bir teşebbüs Av­rupa birlik ve tesanüdünü üye mem­leketleri  nnazarmda  daha  iyi belirte­cektir.

27 Mayis 1953

 Strasburg :

Avrupa Konseyi Vekil delegeleri ko­mitesinin Strasburg'da vâki son top­lantısında memleketimizin maruz kal­dığı zelzele âfeti mevzuubahis olmuş ve delegemizin uğradığımız zararlara ait lüzumlu malûmatı vermesinden-sonra komite aşağıdaki kararı almıştır :

Türkiye'de vâki son yer sarsıntısı do-3ayisiyle meydana gelen zararlardan. çok müteessir olan Vekiller Komitesi, felâkete uğramış Türkiye halkına sem­patisini izhar ve bu hazin hâdisede Türkiye hükümeti ile tamamiyle bera­ber olduğunu temin eder ve konseye üye devletlere, Türkiye hükümetine yardım etmek yolundaki gayretlerine devam etmelerini tavsiye eyler.

 Panmunjom :

Memleketlerine dönmek istemiyen Ko­re harp esirlerinin tarafsız devlet ola­rak Pakistana devr ve teslim edilme­leri hususunda Birleşmiş Milletler baş murahhası General Harrison tarafın­da nileri sürülen teklifi, komünist mu­rahhaslar ne red, ne de kabul etmiş­ler, yalnız mütareke görüşmelerinin yarına kadar geri bırakılması teklifin­de bulunmuşlardır.

5 Mayıs 1953

 Tokyo:

Kore mütareke müzakerelerinde Bir­leşmiş Milletler heyeti başkanı Gene­ral "W. Harrison bugün verdiği bir bs-yanatta  şunları  söylemiştir :

«Dokuz gÜndenberi devam etmekte olan müzakereler sırasında komünistle­rin hakikaten mütareke istediklerine dair her hangi bir emareye rast gele­medik.»

Panmunjom'da müzakerelerin cereyan .etmekte olduğu çadırın dışında 59 da­kika"" müddetle gazetecilerle konuşan Gl. Harrison, komünist aleyhtarı harp esirlerinin Kore dışına çıkarılması hu­susunda Kuzey Kore tekliflerinin ka­bul edilmiyeceğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Komünistler yalnız, memleketlerine dönmek istemiyen esirleri zor kullan­mak suretiyle memleketlerine dönme­ye icbar etmek istemektedirler.»

Diğer taraftan, tarafsız memleket ola­rak Birleşmiş Milletler tarafından ka­bul edilen Pakistan'ı henüz ne tasvip ve ne de reddetmişlerdir.

Harrison şunları ilâve etmiştir:

Pakistan veya her hangi diğer bir memleketin kabul edilmekte gecikmesi, esastan ayrılıp ihzarı meseleler üzerin­de vakit geçirilmesi için komünistlerindir.

6 Mayıs 1&53

 Pusan :

Bugün burada açıklandığına göre, Gü­ney Kore, Amerikan hükümetine mü­racaat ederek bütçesindeki 715.000.000 dolarlık açığın kapatılması için yardım talebinde bulunmuştur.

Ayni zamanda Güney Kore Başvekili Paik Too Chin'in, malî görüşmelerde bulunmak Üzere Amerikaya gideceği de bildirilmektedir.

Başvekil, İngiliz kraliçesinin taç giyme töreninde memleketini temsil ettikter, sonra Amerikaya gidecektir.

7 Mayıs 1953

 Tokyo:

Kore mütareke görüşmelerinin bu sa­bahki oturumunda, komünistler Gene­ral William Harrison'un başkanlığın­daki Birleşmiş Milletler heyetine, esir mübadelesine dair 8 maddelik bir plân takdim etmişlerdir.

General Harrison, bu plânı ehemmi­yetli  olarak vasıflandırmış ve incelen­mesi için görüşmelere bir gün ara ve­rilmesini talen etmiştir.

Görüşmelerin cereyan etmekte olduğu çadırın dışında beyanatta bulunan ko­münist kaynaklar, komünistlerin ileri sürdükleri yeni plânın, durumları vu­zuh kesbedinceye kadar komünizme dönmek istemiyen esirlerin, Korede ve­sayet altında kalmalarını derpiş etti­ğini söylemişlerdir.

General Nam İl tarafından, Birleşmiş Milletler heyetine tevdi edilen plân şu maddeleri ihtiva etmektedir :

1.   Mütareke mer'iyete girdikten son­ra, her iki taraf geri dönmek isteyen
esirleri iki ay zarfında İade edecektir.

2.Geri kalan ve memleketlerine dönmek İsteyen esirlerin dönüşlerini kolaylaştırmak için,-5 devlet temsilci­lerinden müteşekkil tarafsız bir esir­leri iade komisyonu kurulacaktır.

3.Doğrudan  doğruya memleketle­rine gönderilecek olanlar müstesna, bü­
tün diğer harp esirleri, esir bulunduk­ları memleketin askerî kontrolü ve ve­
sayetinden çıkarılacak ve ikinci fıkra­da derpiş edilen tarafsız komitenin ve­
sayeti altına konulacaktır.

Vazifelerinin derpiş ettiği salâhiyeti kullanabilmek üzere, tarafsız komiteyi teşkil eden beş memleket, esirlerin bu­lunduğu bölgeye ayni miktarda askerî birlik sevkedeeektir.

Tarafsız esirleri iade komisyonu,doğrudan doğruya iade edilmiyen esir­leri himayesine aldıktan sonra, derhalhazırlıklara bağlıyarak, 4 ay zarfında,harp esirlerinin mensup olduklarımemleketlere, heyetler göndererek,esirlere anavatanlarına dönüş bakımın­dan bütün izahatı verebilmelerini vebilhassa huzur içinde geçecek bir ha­yatın, vatanlarında kendilerini bekle­mekte olduğunu belirtmelerini sağlıyacaktır.

 Esirleri iade komisyonunun, esir­leri himayesi altına aldıktan ve esirle­rin mensup oldukları memleket temsil­cileri  tarafından  gerekli  izahatın  verilmesinden sonra dört ay zarfında, ko­misyon memleketlerine dönmek istiyenesirlerin   en   kısa   bir   zaman   zarfındamemleketlerine dönmelerini sağlıyacak ve esirlerin bulunduğu memleket bu­na hiç bir şekilde mâni lmıyacaktır.

Bu esirlerin iadesiyle ilgili idarî mese­leler, esir iade komisyonu ile iki taraf arasında istişareler yapılarak tesbit edilecektir.

Dördüncü ve beşinci maddelerdederpiş edilen 4 aylık müddet sonunda,iade edilmemiş, esirler kalacak olursa,bunların durumu mütareke anlaşması­nın dördüncü maddesinin 60 inci pa­ragrafında belirtildiği gibi siyasî    birtoplantıda karşılaştırılacaktır.

Esirlerin, esir mübadele komis­yonunun himayesinde bulunduğu müd­det zarfında inzimam edecek masraf,esirlerin ait oldukları memleketler ta­
rafından  karşılanacaktır.

8.  Bu teklif ve ilgili olarak alınacak kararlar bütün harp esirlerine tebliğ, edilecektir.

Bu   plâna   karşı   Birleşmiş   Milletlerin, tepkisinin ne olabileceği hususunda so­rulan bir suale General Harrison  şu cevabı vermiştir :

Mesele o kadar mühimdir ki, bunun hakkındaki karar ilgili hükümetler ta­rafından verilmelidir. Dikkatle incelen­mesi lâzımdır.

Komünistler bu plânı, bu sabahki cel­senin açılışında yazih olarak takdim etmişler ve ileride »Daha da makul bir" plân» takdim etmek hakkım mahfuz, tuttuklannı belirtmişlerdir."

Bu sabahki celse 26 dakika sürmüş ve toplantı cumartesi sabahı mahallî. saatle 11 e talik edilmiştir.

9 Mayıs 1953

 Seul:

Güney Kore Dışişleri Vekili Pyung Yung Tai, memleketlerine dönmek istemiyen esirlerin 5 devletin kontrolüne bırakılmasına dair komünist teklifini Güney Korenin kabul etmediğini bil­dirmiştir.

Vekil, bu fikrin Güney Korede müsait karşılanmadığını, zira teklif edilen memleketlerden ikisinin komünist, bi­rinin de komünist temayüllü olduğunu, söylemiş, memleketlerine dönmek iste-miyen Kuzey Korelilerin derhal tahli­ye edileceklerini bildirmiştir.

Pyung Yung, Milletlerarası kontrole tevdi edildiklerini öğrenen esirlerin-, kütle halinde intihara teşebbüs edecek­lerini ilâve etmiştir.

10 Mayıs 1953

 Londra:

Sunday Times gazetesinin Tokyo mu­habirinin bildirdiğine göre, Birleşmiş Milletler Başkumandanı General Clar-kin kurmay İreyetine mensup subaylaı% mütarekenin imzasını müteakip Kore­de barışı tesis için aşağıdaki hususları ihtiva eden bir tasarı hazırlamışlardır;

image002.gifKore ikiye ayrılmıyacak,

Bütün yabancı kuvvetler geri çeki­lecek.

3)'Birleşmiş ve bağımsız bir Kore kur­mak üzere millî seçimler yapılacak.

4) Barış müzakereleri, Uzak Doğuda mevcut diğer anlaşmazlık mevzularma bağlanmaksızm, yalnız Kore anlaşmaz­lığı üzerinde cereyan edecek.

Söylendiğine göre Başkan Eisenhovver "bu tasarıyı tasvip 'etmiştir.

 Panmunjom :

Mütareke görüşmelerine bu sabah ma­halli saatle 11 de devam edilmiştir.

Bu sabahki toplantıda komünistler, dünkü olurumda Birleşmiş Milletler baş temsilcisi General Harrison tarafın­dan sorulan suallerden bazılarını ce­vaplandırmışlar, fakat suallerden ba­zılarını cevapsız bırakmışlardır.

59 dakika süren toplantı sırasında ko­münist baş delegesi General Nam İl, bütün esirlerin mensup bulundukları devlet temsilcileri tarafından kendileri­ne verilecek izahatı müteakip memle­ketlerine dönmeyi kabul edeceklerinden emin olduğunu söylemiş, fakat bu­na rağmen geri dönmek istemiyenlsr bulunduğu takdirde bunların siyasî bir toplantıda durumları kat'iyet kesbedinceye kadar tarafsız bir komisyonun ve­sayeti altında bulundurulmasında ısrar etmiştir.

General Nam İl bir gün evvel sorulan suallere temas ederek bunların talî tafeilât   olduğunu   söylemiş   ve   esasta

bir anlaşmaya varıldıktan sonra bun­ların müzakere edilebileceğini ileri sür­müştür.

General Harrison. suallerden bazıların talî meseleler olduğunu kabul et­tiğini söylemiş, fakat anlaşmanın esaslarmm tesbiti için suallerin cevaplan­dırılmasının zarurî olduğunu ileri sür­müştür.

Toplantı   yarın   sabaha talik  edirmiş12         Mayıs 1953

 Sekizinci Ordu karargâhı:

Bugün sekizinci ordu karargâhından bildirildiğine göre, 8 İnci ordunun ku­mandanı General Maxwe Taylor ile Cumhur reisi Syngman Rhee'nin huzu­runda yeni silâhlar teshir edilmiştir. Bunlar arasında yeni bir tip havan to­pu, cephaneler, el bombaları ve top ta­şıyan traktörler ve kamyonlar mevcut­tur. Bu çeşitli silâhlar Korede son ha­rekât sırasında denenmiş bulunmakta­dır.

13  Mayıs 1953

 Tokyo:

Birleşmiş Milletler ve Kore mütareke heyetleri bugün on altıncı defa olmak üzere tekrar toplanmışlar, Birleşmiş Milletler mütareke heyeti Reisi Gene­ral Harrison müttefiklerin mukabil tek­lifini komünist heyeti başkanı Nam İl'e vermiştir.

Hazırlanan mukabil teklifi Birleşmiş Milletler Kumandanı General Mark Clark, bugün komünist mütareke he­yetine tevdi edilmek üzere dün Musan'da Birleşmiş Milletler mütareke he­yeti reisi General Harrison'a vermişti.

General Harrison ınukabil teklifi ko­münistlere tevdi ederken şunları söyle­miştir:

Mukabil teklifimizi sizin de ayni ya­pıcı zihniyetle tetkik etmenizi bekliyo­ruz.

Müttefikler memleketlerine dönmeği iste-miyen harp esirlerinin durumunu tesbit etmek üzere İsveç, İsviçre, Po­lonya, Çekoslovakya ve Hindistan'dan müteşekkil bir beş memleket komis­yonunun teşkili hakkındaki komünist teklifini kabul etmişlerdir.

Harrison ayrıca, komünist teklifinin mühim bir kısmının müttefiklerce ka­bul edilebileceğini söylemiş ve demiş­tir ki :

Diğer bazı maddeler var kî onları bu­günkü halleriyle kabul etmemize im­kân yoktur. Mamafih her iki teklif de gözden geçirildiği takdirde ne geniş bir anlayış çerçevesi içinde hareket etmiş olduğumuz anlaşılacaktır.»

Mütareke heyetlerinin bugünkü top­lantısı bir saat kırk dakika sürmüştür. Yarın saat 11 de görüşmelere devam edilecektir.

 Tokyo:

Bu sabah erken saatlerde Texas hattı­na taarruz eden komünist Çin birlikle­ri ür saat süren şiddetli savaşlardan sonra geri atılmışlardır. Kızıllar Güney Kore kuvvetleriyle yaptıkları bu savaş esnasında 175 ölü ve yaralı vermişler­dir.

Dün de Gün'ay Kor.e birlikleriyle Çin kuvvetleri arasında yağmurdan çamur deryası haline gelen bir sahada 10 saat süren göğüs göğüse savaşlar cereyan etmiştir. Hava muhalefet yüzünden dün uçak harekâtı olmamıştır.

Harp gemileri dün Kosong civarında 3 millik bir sahayı bombardıman etmi"-terdir. Bombardımanlar neticesinde birçok bina ve malzeme depolar: tah­rip edilmiştir.

 Tokyo  :

Kore mütareke çıkmazını hal yolunda Birleşmiş Milletlerin yapmış oldukları yeni teklifleri, komünistler, bunun mü­tareke görüşmelerini harap etmek teh­likesini arzettiğini ileri sürerek bugün reddetmişlerdir.

General Mark Clark'm şahsen Kore'ye getirdiği bu tekliflerde Birleşmiş Mil­letler şunları istemektedirler:

 Mütarekenin imzasından   sonrayurtlarına dönmek istiyen bütün esir­lerin memleketlerine iadesi,

 Mütarekenin yürürlüğe girdiğigünde, yurtlarına iadelerini reddeden bütün Koreli esirlerin serbest bırakıl­ması,

Yurtlarına gitmek istemiyen bü­tün Çinli esirlerin beş milletten müteşekkil tarafsız bir komisyona devir veteslimleri,  Komisyon,  komünistler  ta­rafından namzet gösterilen Hindistan,Polonya, Çekoslovakya, İsveç ve İsviçreden ibaret olacak, fakat yalnız Hindistan silâhlı askerî polis kuvvetlerini temin edecektir.

 Bu eski Çinli harp esirlerini, yurt­larına avdete ikna için, Kızıl murah­has heyeti tarafından teklif edilen dörtay müddet yerine iki ay müddetin kabulü   ve  fikrini   değiştirip   Kızıl   Çin'e dönmek istiyenlerin yurtlarına iadesi,

 Tarafsız komisyonun    murakabe­sinde iki ay kaldıktan sonra yine de
yurtlarına  iade edilmelerini istemiyerresirleri Korede terhis ve bu   tarihtekomisyonu feshetmek,

Birleşmiş Milletler baş murahhası Ge­neral William Harrison bugün bir saat: 45 dakika süren toplantısından   sonrar gazetecilere verdiği beyanatta:

Bu tekliflerimiz komünistlerin hoşuna gitmedi, ama, yarın tekrar buluş­mamızı istediler. demiştir.

14 Mayıs 1953

 Tokyo:

Komünist mütareke heyeti, Birleşmiş-Milletler mütareke heyetinin memle­ketlerine dönmek istemiyen harp esir­leri mevzuunda dün kendilerine tevdi, etmiş olduğu mukabil tekliflerini bu­gün resmen tamamiyle reddetmiştir.

Komünist mütareke heyeti reisi Ku­zey Kore General Nam İl müttefik mu­kabil teklifinin tetkik edildiğini, fakat kabul edilmesine imkân olmadığım söy­lemiştir. Bugünkü toplantı 1 saat 34 dakika sür­müştür. Yarın sabah saat 11 de görüş­melere devam edilecektir.

15 Mayıs 1953

 Tokyo:•

Bu sabah erken saatlerde cephenin ba­tı kesiminde hücuma geçen komünist Çin birlikleri, 25 inci Amerikan tüme­nine bağlı Türk kuvvetleri tarafından ağır zayiata uğratılarak püskürtülmüştür. 750 kişi tahmin edilen komünistler 250 ölü vermişlerdir. Muharebe elli dakika sürmüştür.

Cephenin merkez doğu kesiminde de Güney Kore birlikleri komünistlerin müteaddit taarruzlarını püskürtmüşlerdir. Komünistler bu bölgede dün. sekiz defa taarruza geçmişlerdir.

Amerikan bombardıman uçakları, da bu sabah Kuzey Kore merkezi Pyong-yang'm 14 rnil güney doğusundaki bir malzeme merkezini bombardıman et­mişler, 130 ton bomba atmışlardır. Ha­va muhalefeti yüzünden bombardıma­nın kat'î neticesi tesbit edilememişse de bir uçak mürettebatı alevlerin muşanede edildiğini söylemişlerdir.

 Tokyo:

Mütareke müzakereleri tekrar çıkmaza girmiş gibidir. Dün olduğu gibi bugün­kü toplantı da bir buçuk saat sürmüş ve hin bir uzlaşma imkânı bulunama-TO ıştır. Panmunjom'da umumî kanaat kötüm­serdir. Tokyo'da Birleşmiş Milletler mahfillerinde ise iyimserlik yavaş ya­vaş yerini ümitsizliğe terketmektedir. Panmunjom'daki müzakere havasının sertleşmesini yorumlayan Birleşmiş Milletler mahfilleri bunun Milletlera­rası durumu aksettirdiğini ve bilhassa Londra'da Churchili ve Attlee tarafın­dan ileri sürülen tenkitlerden sonra Washington hükümetinin durumunda görülen sertliğe tekabül ettiğini belirt­mektedirler.

18 Mayıs 1953

 Taipeh  :

İngilizce çıkan China News (Çin Ha­berleri) gazetesi bugünkü sayısında Milliyetçi Çin hükümetinin, Kore harp esirleri meselesini hal hususunda Bir­leşmiş Milletlerin ileri sürmüş olduk­ları mukabil tekliflerin bazı noktaları­nı tasvip etmediğini, milliyetçi Çin Dış­işleri Vskili George Yeh'in 14 Mayısta Amerikan Büyük Elcisi Kari Rankin'e gönderdiği bir mektupta bu memnu­niyetsizliği belirttiğini yazmaktadır.

Gazeteye güre, Formoza salahiyetli makamları teklif olunan beş millet taraf­sız komisyonu âzasından, bazılarının memleketlerine dönmek istemiyen harp esirlerine baskıda bulunmaya ve göz dağı vermeğe kalkışmaları ihtimalin­den endişe etmektedirler.

 Washington:

Birleşik Amerika Temsilciler Meclisi Silâhlı Kuvvetler Komisyonu âzasın­dan Arthur Wristead, bugün burada verdiği beyanatta, Birleşmiş Milletler­le komünist kuvvetleri arasındaki çık­mazı hal irin icabederse Kore'de atom bombasının kullanılmasına taraftarım demiş ve sözlerine şöyle devam etmiş­tir :

Kore mütareke müzakerelerinin mü­tarekeye yol açacağını hâlâ ümit edi­yorum. Fakat konuşup görüşmelerle bu işi nihayetlendiremezsek atom bomba­sı kullanmak yerinde olur.

Birleşik Amerika, Nevada'da yapılan son tecrübelerle atom bombasının ne­lere kadir olduğu hususunda baha bi­çilmez bilgiye sahip bulunmaktadır. Çıkmazı hal için bomba atmak gere­kiyorsa, buna mecburuz.

22 Mayıs 1953

 Washington:

Kore'deki Birleşmiş Milletler mütareke heyeti reisi General Vfilliam Harriso-n'un pazartesi günü komünistlere tev­di edeceği Birleşmiş Milletler teklifi hakkında görüşmek üzere yapılan gizli toplantıda Dışişleri Vekil Yardımcısı Walter Bedeli Smith. Kongre azaların­dan bir grupa, teklifin teferruatı hak­kında izahat vermiştir.

Toplantıda bulunanların bilâhare bil­dirdiklerine göre, Birleşmiş Milletlerin yeni teklifi komünistlerin hüsnüniyeti­ni tecrübe mahiyetindedir.

23 Mayıs 1953

 Ankara:

Millî Savunma Vekâleti Temsil Büro­sundan aldığımız malûmata göre, Atatürk'ün Samsuna çıkmak üzere İstan-buldan ayrılışının 34 üncü yıldönümü gecesi Kore silâhlı kuvvetlerimize men­sup onuncu bölük subay, astsubay ve erlerinin, kendilerine taarruz eden kı­zıllara karsı verdiği muharebenin, Bir­leşmiş Milletler silâhlı kuvvetlerinde bir hamas.et örneği olarak vasıfl andırıl-dığı, gelen haberlerden anlaşılmakta­dır.

Aradan sekiz gün geçmesine rağmen, cephede hâlâ tazeliğini muhafaza eden 10 uncu bölüğün destanı, 15 Mayıs ge­ce yarısı saat 2 de düşmanın şiddetli bir topçu ve hava ateşi ve onu takip eden taarruzuna karşı yazılmıştır.

İki taburdan daha fazla bir düşman kuvveti binlerce mermi kullanan tap-çularmm desteği altında bir bölük-ve bir de takım çapında olan muharebe-çileri karakollarımızı üç taraftan sar­mıştı.

Sayısız cephane harcayan kızıllar, kuv­vetlerimizi sarmak için boşuna uğraş­mış, 10 uncu bölüğün kahraman subay, astsubay ve erleri çok yerde el bom­baları kullanarak düşmanı püskürtmüş ve hezimete uğratmıştır.

Gün, muharebe arazisi üzerine doğar­ken Çinliler 400 ölü vererek kaçmış bulunuyorlardı. Birliğimiz bu çarpış­madan 3 şehit ve 16 yaralı er ile çık­mıştır.

Zafer derhal Birleşmiş Milletler kuv­vetleri tarafından duyulmuş ve 8. or­du, 1. kolordu ve 25. tümen kuman­danları tugayımızı ziyaret ederek kah­ramanları tebrik .etmişlerdir.

Üstün bir basarı olarak vasıflandırılan çarpışma hakkında tugayımız mensup­larına, müttefik arkadaşları «düşman bile fevkalâde yediği dayaktan dolayı Türkleri tebrik etmekten kendilerini alamıyacaktir»   demektedirler.

23 Mayıs 3953

 Tokyo :

Mütareke müzakereleri, Birleşmiş Mil­letler murahhas heyeti reisi General Harrison'un Panmunjom müzakereleri hakkında müttefiklerin    hazırladıkları

yeni bir plânı hamilen bu hafta sonun­da buradan uçakla Kore'ye gideceği sa­nılmaktadır.

Birleşmiş Milletlerin .talebi üzerine 8 gün müddetle talik edilmiş bulunan gö­rüşmelere pazartesi yeniden başlana­caktır.

Hafta içinde Harrison ile Birleşmiş Milletler başkumandanı General Mark Clark ve müşaviri Murphy'nin yapmış olduğu görüşmeler gizli tutulmakta­dır.

Buradaki Birleşmiş Milletler subayla­rının kanaatine bakılırsa, memleket­lerine dönmek istemiyen esirler hak­kında müttefiklerin ileri sürecekleri tâviz, esirleri, toplantı zamanı tayin ve tesbit edilmek şartiyle, aktedilecek-siyasî konferansa kadar muhafazayı ka­bul seklinde tecelli edecektir.

24 Mayıs 1953

 Tokyo :

Kuzey Kore müzakere heyeti başkanı General Nam İl bugün Pekin radyosu tarafından yayınlanan bir konuşmasın­da Birleşmiş Milletleri, Kore harp esir­lerini «zorla alıkoymakla" itham et­miş ve komünizme dönmek istemiyen Kuzey Koreli esirlerin Güney Kore'de serbest bırakılması hususundaki Bir­leşmiş Milletler teklifinin «kafiyen kabul edilemiyeceğini»   söylemiştir.

Sekiz günlük bir fasıladan sonra, Bir­leşmiş Milletler delegesi General Har-rison.un yeni tekliflerle Panmunjom'a döneceği gün bu konuşmayı hazırla­yan Kızıl General «Komünist esirlerin vatanlarına dönmek istemeyişi inanıl­maz bir haberdir. Birleşmiş Milletler bunu mütareke görüşmelerini uzatmak i çin ileri sürüyorlarH demiş ve şöyle d.evam etmiştir :

«Eğer Birleşmiş Milletler ellerindeki bütün esirleri, teklif ettiğimiz gibi beş tarafsız milletten müteşekkil bir ko­misyona tevdi ederlerse, Kore'de der­hal mütareke yapılması mümkündür. Polonya ve Çekoslovakya da dahil ol­mak , üzere, beş tarafsız millet silâhlı birliklerini Güney Koreye getirmeli ve esirlere nezaret edecek olan bu birlik­ler Birleşmiş Milletler kontrolünden hariç tutulmalıdır.

Böylece, memleketlerine dönmek iste-miyen esirlerin tarafsız milletlere tes­lim, edildiğini görerek, âdil bir anlaş­maya razı olabiliriz.»

Diğer taraftan, General Harrison'un ya-rm Panmunjom'da kızıllara tevdi ede­ceği teklifin, Kore çıkmazında Birleş­miş Milletlerin nihaî plânı olduğu bil­dirilmektedir.

25 Mayıs 1953

 Tokyo:

Birleşmiş Milletler murahhas heyeti, bugün yapılan toplantıda Kore müta­reke çıkmazını halle matuf yeni plânı ileriye sürmüş, bunu müteakip de kı­zıllardan «toplantıların gizli yapılma­sını» istemiştir.

Komünist çevreleri, Birleşmiş Milletler murahhas heyetinin, toplantı başlar başlamaz celselerin gizli olmasını tek­lif ettiklerini, kızılların da bu talebi tetkik etmek üzere toplantının 15 daki­ka tatil edilmesini istediklerini söyle­mişlerdir.

General Harrison, 15 dakika arayı mü­teakip, Birleşmiş Milletler teklifini derhal okumaya başlamıgtır.

Komünistlerin teklifi ile 12.52 de sona eren sabahki oturum, saat 2,30 a talik edilmiştir.

General Harrison ve diğer müttefik subaylar, 15 dakika ara esnasında müt­tefik gazetecilerle konuşmaktan imti­na etmişlerdir.

Kızılların, celselerin gizli yapılmasını kabul edip etmedikleri henüz malûm değildir. Birleşmiş Milletler murahhas heyeti, bugünkü toplantıdan dışarıya herhangi bir şey sızmaması için mutaıdın dışında tedbirler almışlardır.

29 Mayıs 1953

 Tokyo :

Batı cephesinde ileri mevzilere saldıran kızıllar, Türklerden yalnız bir ka­rakolu, Carson karakolunu alabilmiş­lerdir.

Yakın mesafeden dövüşmekte temayüz etmiş olan Türkler, süngülerini maha­retle kullanmış ve Türk komutam Ge­neral Sırrı Acar «Askerlerim düşmana binlerce zayiat verdirdiler» demiştir.

Kızılların taarruzu, Türklerin müdafaa etmekte oldukları 4 millik cephe üzeri­ne tevcih edilmiş bulunmakta idi. Bu­rada CeuPun ancak takriben 43-48 ki­lometre mesafesinde bulunan üç Nevada şehrinin adı verilen Vegas, Car­son ve Elko karakollariyle doğu ve ba­tı ikiz mevzileri bulunmaktadır.

Öğleyin kızılların eline geçen Carson karakolunda muharebeler hâlâ bütün. şiddetiyle devam etmekte idi. Burada, Türklerin mukabil hamlelerinin gitgi­de göğüs göğüse muharebe şekline in­tikal etmekte olduğu bildirilmektedir.

Saat 1 de müttefik topçuları, hâlâ bu bölgede bulunan Çinlilere şiddetli bir ateş açmışlardır.

Bir saat sonra bir Çin taburu, Vegas'a hücum etmiş ve bir saat sonra da bu birlik ikinci bir taburla takviye edil­miştir. Ayni zamanda üçüncü bir ta­bur Carson'a hücum etmiş, bir dördün­cüsü de diğer iki mevzie saldırmıştır.

Vegas, kızılların bundan birkaç ay ev­vel deniz piyadelerine zayiat verdir­dikleri karakoldur. Bu kesim, şimdi, içinde Türklerin de bulunduğu Ame­rikan 25 inci Şimşek tümeninin elin­dedir.

8 inci ordu komutanlığının yayınladığı tebliğde, kızıllar Vegas'a hücum .ettik­ten bir saat sonra, karakola sokulmuş­lardır. Göğüs göğüse muharebeler de-,vam etmektedir, denilmektedir.

Muharebeler bu sabaha kadar devam ettikten sonra Kızıllar bu sabah geri. çekilmiş ve Türkler tekrar duruma tamamiyle hâkim olmuşlar ve derhal si­perler kazıp tahribe uğramış müdafaa, noktalarını tamire başlamışlardır.

Muharebelerin bütün şiddetiyle devam ettiği Carson'da komünistler bu kara­kolu ele geçirmeğe muvaffak olmuşlar­dır.

Çinli esirler gibi muamele edil­mesi ve tarafsız bir himaye altına alınmaları hususunda komünistlerin yaptıkları talebe boyun eğmektedir. Seul.deki bir Güney Koreli sözcü bu sabah verdiği beyanatta, General Choi'nin mektubunda bu itirazların be­lirtildiğini ve Güney Kore kıtalarının, mütarekeden sonra tarafsız topla­ma kamplarının lüzumlu bütün asayiş vazifesini lâyikiyle yapabilecekle­rine, bu suretle Güney Kore, Hint, Polonya, İsveç ve İsviçre askerlerinin getirilmesi zaruretinin önlenmiş olacağına işaret ettiğini söylemiştir. Tok­yo'da öğrenildiğine göre, Birleşmiş Milletler Komutanı «Güney Kore ayak­lanması» hakkında Washington'la daima temas halinde bulunmakta ve Rhee'nin mütareke konferanslarına karşı yapacağı daimî boykotu önleme­ğe, matuf tedbirler hususunda Beyaz Sarayın kararını beklemektedir. Hâlâ çıkmazda

A. Ş. Esmer

3 Mayıs 1953 tarihli Ulus'tan

Kore'de yeni mütareke görüşmeleri bir hafta önce başladığı zaman hemen bir anlaşmaya varılacağı sanılmıştı. Zira on dört ay süren görüşmelerden sonra bir noktadan başka her mesele üze­rinde anlaşmaya varılmıştı: Esirler mecburî mübadeleye tâbi tutulacak mı? Yoksa mübadele ihtiyarî mı ola­caktı? Bu nokta üzerinde anlaşmaya varıla­madığından, görüşmeler geçen ekim ayında kesildi. Şubat ayında Birleşmiş Milletler Komutanlığı ağır yaralı v.e hasta esirlerin mübadelesi için komü­nistlere teklifte bulundu. Uzun zaman cevapsız bıraktıkları bu teklifi komü­nistler, Stalin'in ölümünden hemen sonra kabul ettiler ve hattâ daha ileri de giderek, bütün esirlerin mübadelesi için görüşmelerin tekrar açılmasını ile­ri sürdüler.

İşte Cu En Lai'dan gelen bu teklif üze­rinedir ki bir hafta Önce Panmunjom-da mütareke görüşmelerine tekrar baş­lanmıştır. Bu bir haftalık görüşmeler yeni anlaşmazlıkları belirtmiştir. Öyle görünüyor ki komünistler, esirlerin zorla mübadelesinde ısrardan vazgeç­mişlerdir. Fakat memleketlerine dön­mek istemiyen esirler nasıl bir mua­meleye tâbi olacaktır? Anlaşmazlık ko­nusu budur.

Birleşmiş Milletler Komutanlığı, mü­badeleye tâbi olmak istemiyen esirle­rin İsviçre gibi bir tarafsız memleke­tin murakabesi altında Kore'de kalma­larını teklif etmiştir. Verilen rakamla­ra göre, Birleşmiş Milletlerin elinde bulunan 132.500 esir arasında 34 bin Kuzey Koreli ve 14 bin 500 Çinli mem­leketlerine geri dönmek istemiyor. Bunlar İsviçre'nin murakabesi altında Ko-rede kamplarda kalacaklardır.

Komünist görüşü :

Komünistler İsviçre'yi tarafsız bir memleket 'olarak kabul etmiyorlar. Bir­leşmiş Milletler İsveç'i teklif etmişler­se de bunun da kabul edildiğine dair bu satırların yazıldığı saate kadar bir haber gelmemişti. Komünistler bir As­ya devletini teklif edeceklerdir. Bunu ihsas etmişlerse de henüz bu devletin adını vermemişlerdir. Belki Hindistan olacaktır. Eğer Hindistan'ın adını ve­rirlerse, Birleşmiş Milletler bunu kolay kolay reddedemezler.

Fakat eğer anlaşmazlık yalnız bir memleketin tesbitî meselesine inhisar etmiş olsaydı, çözülmesi o derece zor olmazdı. Gelen haberlere bakılacak olursa, daha derin anlaşmazlık, esirle­rin tâbi olacakları muameledir. Komü­nistler, mübadeleye tâbi olmak iste­miyen esirlerin Kore'de kalmalarına razı değillerdir.

Nam İl'in teklifine göre, esirler taraf­sız memlekete taşınacaklar ve orada memleketlerine dönmeleri için Çinlile­rin ve Kuzey Korelilerin telkinlerine tâbi olacaklardır. Bu telkin neticesin­de dönmek istemiyenler hakkında son­ra karar verilecektir.

Bu görüş kabul .edilecek olursa, İsveç ve İsviçre gibi memleketlerin bu vazi­feyi göremiyecekleri meydandadır. Zi­ra elli bine yakm esirin Kore'den bu memleketlere taşınması kolay olmadı­ğı gibi, taşınmış olsalar da her halde İsviçre hükümeti, esirlerle temas ba­hanesiyle komünist Çinlilerin serbest­çe memlekete girmelerine razı olamaz. Esasen bu düzünce İledir ki, komü­nistler İsviçre, İsveç ve herhangi bir Avrupa memleketini kabul etmiyorlar. Şu halde asıl anlaşmazlık, memleketlerine dönmek istemiyen esirlerin tâbi tutulacakları muameledir. Bunlar Ko­re'de mi kalacak? Kore'den çıkarıla­caklar mı?

Müphem bulundu:

Birleşmiş Milletler komutanlığı bu tek­life hemen cevap vermemiş, Vaşingto-na danışmıştır. Vaşington'dan gelen ce­vapta teklifin müphem olduğu ve bazı noktaların aydınlatılması icabettiği'bil­dirilmektedir. Aydınlatılmasına lüzum gösterilen noktalar şunlardır ;

 Dört aylık telkinden sonra da geridönmek istemiyen esirler meselesini si­yasî konferansa sunmak, onu askıda bı­rakmak demek olmıyacak mıdır? Bu­na neden lüzum görülüyor?

 Beş devlet temsilcisinden terekküpedecek bir komisyon yerine, esirleri birtarafsız devletin murakabe ve vesaye­tine bırakmak daha uygun olmaz mı?

Komünistler henüz bu noktalan ay­dınlatmamışlar, yalnız eski görüşlerin­de ısrar etmişlerdir. Komünistlerin ne yapmak istedikleri görülüyor: Onlar geri dönmek istemiyen esirlerin baskı altmda bulundukları kanaatindedirler.

Baskı kalkınca, kendilerine göre, esir­ler memleketlerine döneceklerdir. Ön­ce baskıyı kaldırmak için esirlerin Ko­re'den başka bir memlekete nakilleri­ni düşündüler. Bunu kabul ettireme-yince, esirleri beş tarafsız devlet tem­silcilerinden terekküp edecek bir ko­misyonun vesayeti altına koymaya ra­zı oldular. Bu beş devleti seçerken de dikkatli davrandılar. Polonya ve Çe­koslovakya tarafsız sayılamazlar. Ko­münistlere göre, İsveç ve İsviçre de tarafsız değildir. Dörtler arasında çıka­cak anlaşmazlıkta komünistler Hindis­tan'a güvenmektedirler.

Tarafsızlık meselesi :

Komünist teklifinin Birleşmiş Millet­leri nazik bir duruma düşürmüş oldu­ğu anlaşılıyor. Esirlerin baskı altında bulunmadıklarına şüphe yoktur. Fa­kat baskı altında bulunmadıklarının is­pata muhtaç olduğu komünistler tara­fından iddia edilince, bu teklif kolay kolay reddedilemez. Reddedilirse, esir­lerin baskı altında tutulmakta oldukla­rı itiraf edilmiş olur. Öte yandan baskı altında bulunmadıklarının ispatı için teklif edilen muamele esirlerin baskısı altına getirebilir. Burada, kendisine esirlerin murakabesi terkedilecek olan devleti seçmek ehemmiyeti bir mesele halini alıyor.

Bugün tam mânasiyle tarafsız bir dev­let bulmak kolay ve hattâ mümkün de­ğildir. Komünistlerin iddia ettikleri gi­bi, İsviçre de tarafsız sayılamaz. Zira komünist düşmanlığında İsviçre en ile­ri giden memleketler arasındadır. Fa­kat ideoloji karşısında tarafsız olmafc başka, bir Milletlerarası anlaşmazlıkta tarafsız devlet vazifesini görmek baş­kadır.

isviçre ve İsveç, geleneksel olarak ikin­ci vazifeyi daima görmüş, memleketler­dir. Kendileri tarafsız olmasa da taraf­sızlık vazifesini hiçbir itiraza yer ver­meden görmüşlerdir. Polonya vs Çe­koslovakya'nın bunu yapabilecekleri şüphelidir. Hattâ yapmıyacakları şüp­hesizdir.

Hindistan'a gelince; Birleşmiş Milletler, bu büyük Asya memleketini Asya'y1 ilgilendiren bir dâvada, tarafsız ola­maz diye reddedemez. Hindistan'ı gü­cendirmek doğru olmaz. Kaldı ki, Ko­re meselesinde Hindistan tecavüzü tak­bih etmekle beraber tarafsızlığa yakm gelen bir politika da takip etmiştir. Esirlerin mübadelesi için en makul tek­lifi Hindistan'ın yapmış olduğu unu­tulmamalıdır. Eğer komünistler Hint teklifini o zaman kabul etmiş olsalardı, esirlerin mübadelesi meselesi çoktan. çözülmüş olurdu.

21 Mayıs 1953

 Paris:

Fransız kabinesinin düşmesi üç büyük­lerin Bermuda'da yapacakları toplantı­ya gidecek olan Fransız Başvekili me­selesinde zihinlerde bir istifham yarat­mıştır. Diplomatik çevrelerden bildiril­diğine göre, Amerika Cumhurbaşkanı Eisenhower'in bu davetine şimdiki hal­de otomatik olarak bundan sonraki "Başvekilin iştirak etmesi gerekmekte­dir. Fakat Haziran ortalarına kadar Fransız kabine buhranı halledilmediği takdirde Rene May.er'in bu Amerikan İngiliz, Fransız görüşmesine fiilî hü­kümet balkanı olarak iştirak etmesi lâ­zım gelmektedir. Veyahut ta toplantı tehir edilecektir.

22 Mayıs 1953

 Moskova:

Resmî Sovyet Tass Ajansı, Bermuda'da yapılması mutasavver üç büyükler top­lantısının Başkan Eisenhower tarafın­dan teklif edilmiş olmasının kuvvet­le muhtemel bulunduğunu yazmakta ve şunları ilâve etmektedir :

«Fransa Başvekili Rene Mayer'e göre, toplantının gayesi «Dört Büyükler» toplantısında görüşülecek meseleleri "koordine etmektir.»

Diğer taraftan Üç Büyüklerin toplana­cağı haberi buradaki diplomatik mah­fillerde bir dereceye kadar hayret uyandırmakla beraber, bu toplantının ileride yapılması mutasavver Dört Bü­yükler toplantısına yol açacağı kanaa­ti hüküm sürmektedir.

Buradaki müşahitlere göre, Üç Büyük­ler, Sovyet Lideri Malenkov'la görüş­meden evvel aralarında mevcut olması muhtemel anlaşmazlıkları halletmek üzere bu toplantıya karar vermiş bu­lunmaktadır.

 Tokyo:

Gelecek ay içinde yapılacak üçlü bu­luşma kararı Japon hükümeti tarafın­dan memnuniyetle karşılanmıştır.

Japon Dışişleri Vekâleti çevrelerinin telâkkisine göre Batılılar bu faaliyet­leri ile siyasî sahada gerekli teşebbüse girişmiş olacaklardır.

Bu çevreler durumu şöyle görmekte­dirler :

Amerika ile Rusya arasında mutavas­sıt rolü oynamak gayesiyle son günler­de Churchill tarafından girişilen te­şebbüs tamamen akamete uğramış, hat­tâ Amerika ile Avrupalı müttefikleri arasında bir anlaşmazlık havası bile yaratmıştır.

Yine ayni çevreler, Fransız hükümeti­nin bu defa tavassut işini ele alarak, Rusya ile müzakerelere girişmeden ön­ce, üc büyük devletin ehemmiyetli Mil­letlerarası meseleler hususunda arala­rındaki görüş ayrılığını halletmelerini teklif etmiş olduğuna kanidirler.

Japon hükümet çevreleri, Avrupalıla­rın, Amerika ile Rusya arasında anlaş­ma imkânları bulma hususundaki ka­biliyetlerine inanmaktadırlar. Fransız kabinesinin düşmesini büyük bir tees­sürle karşılamışlarda da Fransız hükü­metindeki değişikliğin dış politikaya b:r tesiri olmıyacağma emindirler.

Başkan Eisenhower, Sir W. Churchill ve Fransız hükümet temsilcisinin Ber­muda'da buluşmaları tarihinin çok önemli olduğuna işaret eden bu çev­reler, iki mesele üzerinde Kremlinin nasıl bir hattı hareket takip edeceğini merak etmektedirler. Evvelâ, 27 Mayısta bağlıyacak ve Malenkov'un ba­rış hakkındaki hakikî niyetlerini orta­ya koyacak olan Avusturya barış ant­laşması müzakereleri, ikincisi Kore Tıarbi esirleri meselesinin 15 Haziran­dan önce bir karara bağlanması.

Japon siyasî mahfilleri, Bermuda bu­luşmasının bir Doğu - Batı konferan­sına başlangıç teşkil edip etmiyeceği hususunda kesin bir şey soyliyemiyor­larsa da Batılıların kendi aralarında bir görüş birliği sağlıy ab ileceklerine ve bu toplantıdan birbirlerine daha bağlı ve daha kuvvetli olarak döneceklerine inançları vardır.

25 Mayıs 1953

 Londra:

İngiliz muhalefet lideri Clement Att-lee, Başkan Eisenhower; Sir Winston Churehill ve Fransız Başvekili arasın­da Bermuda'da bir konferans aktedil-mesi fikrini kabul ettiğini bildirmiş, fa­kat bunun, sadece siyasî meseleler et­rafında cereyan ettiği takdirde verimli olmıyacağını, iktisadî meselelerin de görüşülmesi gerektiğini söylemiştir.

31 Mayıs 1953

 Washington:

Başkan  Eisenhower,   İngiliz  Başvekili Churehill ve Fransız Başvekili gelecek ay toplanacak Bermuda konferansmda. yeni Sovyet idaresinin itibari kuvveti­ni müzakere edeceklerdir.

Üç Büyükler toplantısını Dört Büyük­ler toplantısının takip edip etmemesi, Başvekil Malenkov tarafından temsil edilen yeni Kremlin idaresinin kuvvet ve cesaretine bağlı görülmektedir.

Amerikan, İngiliz ve Fransız siyasetçi­lerinden çoğu, Stalinin ölümünden sonra, Sovyet diktatoryasmın bir kaç kişi arasında bölündüğüne inanmakta­dırlar. Rusyadaki dahilî mücadelenin her an bir harbe çevrilmesi i'htimali mevcuttur.

Bazı yüksek Amerikan idarecileri.. Moskovada vaziyet aydmlanıncaya ka­dar, dörtlü bir konferansa muarızdır­lar. Amerikan çevrelerinde yakın bir gelecekte Sovyetleri bir konferansa ic­bar etmek, Kremlin liderlerinden biri­nin kuvvetini arttırmasına vesile ola­bilir, kanaati hâkimdir.

Londra haberlerinden ise, ChurchüTin, Kremlinin hakikî liderini tanımak, maksadiyle, Sovyetleri acele bir konfe­ransa davet etmek istediği anlaşılmak­tadır. İnanılır kaynaklar, Churchill'in Moskovada iktidar mücadelesinin sona ermediğini görmek istediğini bildir­mektedirler. 75 milyarlık tasarruf şu şekilde sağla­nacaktır: 31 milyar (Hindicini de da­hil) millî savunma bütçesinden, 20 mil­yar iktisadî yardımların kesilmesinden, Bu, bilhassa Fransız devlet demiryol­larının ücret tarifelerine yüzde 25 nis­petinde bir zam yaparak bu idarenin açığını kapatmak suretiyle temin edi-1 lecektir. 24 milyar da muhtelif masraf­larda yüzde 2 nisbetinde bir indirme yapmak ve bazı tedbirler alınmak su­retiyle sağlanacaktır. 25 milyarlık muhtelif gelir ise içki üze­rine yüzde 20 ilâ 25 nisbetinde yapı­lacak zamlarla sağlanacaktır. Bundan başka, hükümetin talep ettiği geniş yet­kilerin sağlanması halinde kendisine verilecek imkânlar sayesinde de bazı tasarruflar  sağlanabilecektir.

21 Mayıs 1953

 Paris:

Fransa Başvekili Rene Mayer son da­kikada kendini kurtarmak gayreti ile, pek yakınlarda üç büyükler arasında toplantı yapılacağını bildirmesine rağ­men Fransız Millî Meclisinin muhale­fetine uğramıştır.

22 Mayas 1953

 Paris:

Fransız harp sonrası 18 inci kabinesi dün gece düşmüştür. Bermuda'da top­lanacak üçlü konferansa kadar yeni başvekil seçilmediği takdirde Fransa-yi Rene Mayer'in temsil etmesi muh­temeldir. Başkan Auriol, bugün Rene Mayer'in halefini tayin etmek üzere parlâmento liderleriyle müzakereler yapacak ve ilk olarak bütün partilerin eski Bagvekil-leriyle görüşecektir. Mayer, bütçede Fransız iktisadiyatını tehlikeye düşürecek kısıntılar talep etmek suretiyle sağ cenah koalisyon ka­binesinin hayatını tehlikeye düşürmüş­tür. Paris'teki müşahitler, Mayer'in mağlû­biyetinin uzun sürecek bir krize yol açacağını zannetmektedirler. Başvekillik için Radikal Eğitim Vekili Andre Mari de Denizaşırı Bölgeleri Ve­kili muhafazakâr Louis Jacquinot, Mü­dafaa Vekili ve eski Başvekillerden Radikal Rene Pleven'in isimleri üze­rinde durulmaktadır.

23  Mayıs 1953

 Paris:

Cumhurreisi Vincent Auriol, Sosyalist Partisi Lideri Guy Mollet'ye yeni kabi­neyi kurmayı teklif etmiştir.

Buradaki alâkalı çevreler, yeni kabi­neyi kurması en çok muhtemel bulu­nan kimsenin Paul Reynaud olduğuna işaret etmektedirler.

Bilindiği gibi Paul Reynaud, Fransa, ikinci dünya harbinde Almanlara tes­lim olduğu sırada Başvekil bulunmakta idi.

24  Mayıs 1953

 Paris:

Fransız Sosyalist Lideri Guy Mollet, bu sabah Fransız kabinesini teşkil et­mek üzere Cumhurreisi Vincent Auri­ol tarafından yapılan teklifi reddet­miştir.

Gazetecilere verdiği beyanatta M. Mol­let ezcümle şunları söylemiştir :

«Fransız Millî Meclisinin büyük bir ek­seriyetinin Sosyalist programı destek­lememesi hasebiyle, kabineyi teşkile uğraşmıyacağımı dahi Cumhurreisi Auriol'a söyledim.

Sosyalistler programı kısaca şu şekilde ifade edilebilir :

 Maaşların yükseltilmesi,

 Hükümetin fiatları dondurması,

 Malî reform yapılması,     

 Avrupada sıkı bir işbirliği temini,.

 Dört büyükler  arasında bir top­lantı yapılması,

 Hindiçinî'de mütareke müzakere­lerine girişilmesi.

M. Mollet bu program, kabul edilince­ye kadar Sosyalistlerin muhalefete de­vam edeceklerini söylemiş, fakat pek yakın bir istikbalde bu programın ka­bul edileceğini tahmin ettiğini ilâve et­miştir.

26 Mayıs 1953

 Paris:

Fransız Cumhurreisi Vincent Auriol, bugün yeni Fransız kabinesini teşkile Paul Reynaud'yu memur etmiştir.

1948 senesinde ekonomik kalkınma programı yüzünden kabinesi düşen Reynaud, bu akşama kadar kabineyi teşkile muvaffak olup olamıyacağmı Cumhurreisine bildirecektir.

73 yaşında bulunan eski Başvekil, 1940 senesinde Fransa Almanlara teslim ol­duğu zaman iktidarda bulunuyordu. Harp zamanında Ruchwald kampında esir bulunan Paul Reynaud'nun Millî Meclisten 314 rey elde edebileceğine siyasî mahfiller şüpheli nazarlarla bak­maktadırlar.

 Paris:

Cumhurreisi tarafından hükümeti teş­kile davet edilen Paul Reynaud, kabi­nesini kurmak üzere yarın Meclisten itimat oyu isteyecektir. Bu suretle, Pa­ul Reynaud, itimat istemeden önce parlâmento gruplariyle istişare ve son­dajlarda bulunmak gibi usullere baş vurmaktan imtina etmektedir. Paul Reynaud bu şekilde hareket etmekle, kabine buhranının âcil bir hal çaresi gerektirdiğini göstermiş fakat aynı za­manda, teklif edeceği tedbirler prog­ramıyla durum hakkında çizmek iste­diği tablonun ciddiyetini, müzakereler­le tahfife yanaşmamıştır. Eski Başve­kil son demeçlerinden birinde şu iki şıkkı ortaya atmıştı: Ya amme menfaati lehine müşterek tedbirler almak üzere millî birlik, veya parlâmento gruplarının müşterek hareketi yoklu­ğunu doldurmak üzere tam selâhiyet.

Görülüyor ki yarınki toplantı sürpriz­ler doğurabilir ve bu hususta şimdiden tahminlere girişmek güçtür.

27 Mayıs 1953

 Paris:

Reynaud'nun nutkundan sonra Meclis koridorlarında toplanan ilk malûmata göre, müstakil Cumhuriyetçi grup, köy­lüler ve Sosyal Cumhuriyetçiler müt-tefikan Reynaud lehinde oy verecek­lerdir.

Radikaller Başbakan namzedinden Mec lisin feshi usulü hakkındaki teklifine ve bilhassa seçim politikasına dair iza­hat istemişlerdir.

Cumhuriyetçi halk hareketi, Reynaud' nun sualleri cevaplandıracak olduğu toplantıdan sonra durumlarını açıklıyacaklardır.

Sosyalistler aleyhtedir. Nihayet Cum­huriyetçi sosyal aksiyon grupu (eski Fransız halk topluluğu) müzakere ha­lindedir.

30 Mayıs 1953

 Paris:

Fransız kabinesini kurmayı kabul eden: Mendes - France bugün öğleden sonra Fransız liderlerile görüşmelerine baş­lamıştır.

Fransamn en tanınmış maliyecilerin­den biri olan Mendes France bu sabah gazetecilere verdiğü beyanatta, takÜjp edeceği programı açıklıyarak demiştir ki :

«Takip edeceğim programın acı tarafı, eğlenceli tarafından çok daha fazla ola çaktır. Ekonomimizin plânîaştırılması zaruridir.

Fransamn hem Hindicini hem de Av-rupada aynı zamanda harbetmesinin imkânsız olduğunu söyliyen Mendes France'in kabineyi kurması ihtimalinin son derece zayıf olduğu belirtilmekte­dir.

İnanılır kaynakların belirttiklerine gö­re, Mayer kabinesini düşüren sosyalist­ler, Mendes France'i destekliyecekleri-ni vaadetmişlerdir.

Mendes, pazartesi veya çarşamba.günü Fransız Millî Meclisinden itimat reyi. istiyec ektir.

Kraliçe Elizabeth'in taç giyme merasi­mi dolayisile salı günü meclis toplanmı-yac aktır.

Paul Reynaud'nun Mecliste verdiği nutuk :

27 Mayıs 1953

Paris:

.Hükümeti kurmakla vazifelendirilen Paul Reynaud, Meclisten güven oyu .istemek üzere verdiği nutuk sırasında, sunduğu müsbet program hakkın­da açıkça evet veya hayır demek suretiyle karar verilmesini istemiştir, "Bu programda derpiş edilen birinci tedbir anayasa tadilâtıdır ve cumar­tesi gününe kadar müstaceliyetle oya konulması gerekmektedir. Heynaud sözlerine şöyle devam etmiştir :

Halk efkârı, işlerimizin yürümesi gerektiği şekilde yürümediği, bugünkü durumun daha devam edemiyeceği, kısacası, Fransa'nın inkıraz tehdidi karşısında bulunduğu ve kendisini bu inkıraza karşı pek iyi müdafaa ede­mediği kanaatindedir.

"Yeni hükümet, 804 milyar franklık zirveye eriştikten sonra, 730 milyar iranka indirilen bir bütçe açığı ile karşı karsıya bulunacaktır. Fakat, bir şey yapılmıyacak olursa, bu açık gelecek yıl 1.000 milyarı bulacak ve da­ha da artacaktır. Benim niyetim bu duruma çare bulmak için süratle ha­reket etmektir.

Bunu müteakip Reynaud, Fransız istihsalâtmdaki ataletten bahsettikten sonra dış politikaya geçerek şöyle demiştir:

«Avrupa'da, Fransız birliğinde ve dünyada, otoritemizin yeniden tesisi­min şartı dahilî kalkınmamızı sağlamaktır. Dış politika sahasında, hükü­metim Fransa'nın Atlantik İttifakı politikasına sadakatini teyit edecek­tir. Doğu Avrupa'nın, gayet kudretli bir iradeye dayanan yekpare tesa-3iüdü karsısında, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa barış dâvasına en İyi hizmet edecek hususu serbest münakaşa vasıtasiyle arıyacaklardır.

"Doğu ile Batı arasındaki durumda bir gevşeme husulü bakımından doğa-ıcak herhangi bir fırsattan faydalanmaya hazır bulunacak olan hüküme­tim, Rusya tarafından ileri sürülecek ve bu son seneler zarfındaki Sov­yet politikasından daha müessir ve daha müsbet usullerden mülhem ola-<cak teklifleri tetkike daima hazır bulunacaktır.»

Hindicini hakkında Paul Reynaud şöyle demiştir:

Hindicini'de halletmemiz gereken bir siyasî ve bir de askerî mesele mev­cuttur. Siyasî sahada ortak devletlere bağımsızlık realitesini bağışlamış bulunuyoruz. Bu politikayı sonuna kadar takip etmeliyiz. Fakat ortak devletler ancak, bu harp Vietnam tarafından yardım edilen Fransa'nın lıarbi olmaktan çıkıp, Fransa tarafından yardım edilen Vietnam'ın harbi haline geldiği zaman, tam bir bağımsızlık şuuruna sahip olabileceklerdir.

Bunun için bir millî ordu kurulması işi tacil edilmelidir. Asya meselesi­nin umumî bir hal çaresine bağlanmasının bu savaşa bir son vermemizi

sağlamasını temenni ederiz.»

Reynaud, sözlerini bitirirken «Hükümetin vazifesinin, aynı zamanda, re­jimi kurtarmak olacağını» belirtmiştir. Bundan başka Reynaud, anayasa tadilâtının bir iki gün içinde hakikat haline gelmesi temennisinde bulu­narak şöyle demiştir:

«Sizden, bir hükümet, kuruluşu üzerinden 18 ay geçmeden düşecek olur­sa, meclisin kendiliğinden dağılması gerektiğine karar vermenizi istiyo­rum. »

Reynaud, son olarak, parlâmento rejimini içinde bulunduğu «bataktan» kurtarmak için umumî bir hitapta bulunmuş ve hükümeti kurmak işini,, ancak teklif ettiği anayasa tadilâtı yapıldığı takdirde üzerine alabilece­ğini beyan etmiştir.

Nutku sık sık alkışlanan Reynaud, sağcılar, bağımsızlar ve M. R. P. ile radikallerin bir kısmının alkışları arasında kürsüden indikten sonra mü­zakerelere bir saat ara verilmiştir.

Hükümet son dakikaya kadar de Gaullec'ü Fransız Halk Topluluğu Partisinin kendisine müzahir olacağını ummakta idi. Halbu­ki, Fransız Halk topluluğu kitle halin­de ademi itimat beyan ettikten başka hükümet koalisyonu içinde de ayrılık­lar zuhur ettiği için komünist, Sosya-.list ve de Gaulle'cü partilerin reyleri­ne inzimam eden merkez partilerinin reyleriyle May.er 244 e karşı 328 ademi itimat reyi alarak yıkılmıştır.

Bu sukutun dış siyaset bakımından çı­kardığı ilk mühim mesele Bermuda konferansına hangi Fransız Başvekili­nin gideceği meselesidir. Bunun yine günlük işleri tedvire memur hükümet başkanı sıfatiyle Mayer olacağı zanne­dilmektedir, çünkü bu kere de hükü­met buhranının hattâ mutaddan da u-zun süreceği muhakkak gibidir, zira Mayer hükümetinin düşmesi, hususî bir durum yaratmış bulunmaktadır.

Mayer kabinesi Anayasanın 49 uncu maddesi hükmünce itimat istemiş ve düşmüş bulunmaktadır. 1946 tarihli Fransız Anayasası, Meclisin hükümeti murakabesi esasına bir muvazene te­mini maksadiyle vazettiği Meclisin fes­hi hükmünü işbu 49 uncu maddeye ve ademi itimat takriri neticesinde hükü­metin sukutunu derpiş eden 50 nci mad deye bağlamıştır. Buna göre, bir teşriî devrede 18 aylık tek bir süre içinde iki ayrı hükümet 49 uncu ve 50 nci maddelerin hükümlerine tevfikan sukut eder­se, Meclisin feshi cihetine gidilebilir.

Bundan evvelki teşriî devrede de bir kere bu şekilde bir sukut olmuş, 24 Ha­ziran 1950 de Bidault hükümeti 49 un-ay içinde benzer şartlar içinde ikinci bir istifa vuku bulmadığı için Meclisin feshi bahis mevzuu olmamıştı. Zira A-nayasa, alelade istifa veya hükümeti kurmak için mezuniyet alınmaması üzerine çekilmeyi 49 ve 50 nci madde­ler hükümlerinden ayırdederek bunla­rı feshe esas tutmamıştır.

Şimdi Mayer'in düşmesi Meclisin feshi yolunda ilk merhaleyi teşkil etmekte­dir. Mayer'den sonra gelecek olan hü­kümetin elinde Meclise karşı mühim bir silâh bulunacağı şüphesizdir. Bu itibarla, şimdi Meclis irin bir Başbakan üzerinde karar kılmak her zamankin­den daha nazik bir mesele olmuştur. Binaenaleyh hükümet buhranının da mutaddan uzun süreceği düşünülebilir.

Bununla beraber, Meclis mahfillerinde, muhtemel bir feshe rıza gösteren belir­siz bir cereyanın mevcudiyeti de inkâr edilemez. Şu kadar var ki, fesih cihe­tine gidilip yeni seçimlere gecilse de, bugünkü Anayasa ve Seçim Kanuniyle daha mütecanis bir Meclisin meydana geleceği de şüphelidir.Muhakkak olan bir şey varsa o da Meclisin halen yeni hükümeti araştırır­ken biraz da kendi mukadderatı hak­kında karar vermekte olduğudur.

6 Mayıs 1953

 Londra:

Karısını ve 3 fahişeyi boğarak öldür­mek suçu ile itham edilen «Londra Landru» su ismiyle vasıflandırılan John Ohristi'e'nin yargılanmasına bu sabah devanı edilmiştir.

Mahkemede söz alan bir sivil polis me­muru, Notting Hill'deki cinayetler e-vinde, iki katilin mevcud olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu söyle­miştir.

Diğer taraftan John Christie'yi müda­faa eden avukat Derek Curtis de, 1949 senesinde ayni evde oturan Timoty E-vans isimli şahsın karısı ve küçük ço­cuğunu öldürmek suçundan idam edil­diğini hatırlatmıştır.

O zamanlar Evans, savcılığın şahidi o-larak dinlenen Christie'yi itham etmiş ise de kimse inanmamıştı.

Christie'nin avukatı şahid olarak dinle­nen sivil polis müfettişini isticvab ede­rek kendisinden 1949 senesinde cere­yan eden Evans dâvası hakkında ma­lûmat istemiştir.

Polis müfettişi Griffin, Mrs. Evans ve çocuğunun cesedlerinin 2 aralık 1949 günü sıkı sıkı bağlanmış bir halde ay­ni evde çamaşırlığında bulunduğunu ve Evans'm bizzat teslim olduğunu söyle­miştir.

Ayni zamanda o zamanki cesedlerin de ayni şekilde bağlandığım hatırlatan Christie'nin avukatı, hakime dönerek şöyle demiştir:

«Görülüyor ki o zaman evde iki katil bulunmakta idi. Bütün cesedler ayni şekilde bağlanmış olduğu anlaşılmak­tadır. »

Bugünkü celsenin sonunda Christie'nin tahkikat safhası sona ermiş ve Londra

Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanma­sına karar verilmiştir.

Kendisine bir diyeceği olup olmadığı sualine Christie, yalnız «masum oldu­ğunu»   söylemekle cevab vermiştir.

8 Mayıs 1953

 Londra:

Dün gece Grinviç ayariyle saat 23 de, İngiltere ve Gal bölgesinde yapılan se­çimlere dair alman neticeler işçilerin. muvaffakiyetini teyit etmektedir. 36İ belediye meclisinden 136 smdan şu ne­ticeler alınmıştır:

İşçiler 16 üyelik kaybetmiş, 45 üyelik kazanmıştır. Muhafazakârlar 29 üye­lik kaybetmiş, 16 üyelik kazanmıştır. Liberaller 3 üyelik kaybetmiş, 7 üye­lik kazanmıştır. Bağımsızlar 29 üye­lik kaybetmiş 1 üyelik kazanmıştır. (Bağımsızlar umumiyet itibariyle Mu­hafazakâr temay üllüdürler.)

10 Mayıs 1953

 Londra:

Başvekil Churchill, yarın Avam Kama­rasında iki gün devam edecek olan mü­zakereleri açacaktır.

Churchill, Eisenhower'in geçen ayki sulh davetine iştirak ederek, iyi ni­yetlerin cereyanını durduracak hiç bir şey söylenmiyeceğini, sulh yolundaki, bu ilerleyişi, hususî mahiyette de olsa, alâkalı başlıca büyükler arasında yük­sek derecede bir toplantının takip ede­ceğini ümit ettiğini söylemiştir.

Bazı siyaset adamlarına göre, Chur­chill, Amerika, İngiltere, Fransa ve Sovyet Dışişleri Vekilleri arasında bir toplantı tasarlamaktadır.

Avam kamarası müzakereleri bütünMilletlerarası meseleleri ihtiva edecekrtir.

12 Mayıs 1953

 Moskova

Moskovadaki müşahitlerin kanaatine göre, Başvekil Winston Churchill'in büyük devletler arasında yapılmasını tek-iiî ettiği gayrı resmi toplantı belki de Rusya için, Eisenhower'İn barış için umumî  surette meydan   okumasında daha iyi bir tesir bırakmıştır.

Bir kısım diplomatlar Sovyetlerin şöy]e düşündüklerini ileri sürmektedirler: Churchill'in plânı mucibince Birleşmiş Milletlerin toplanması müşkülât arze-diyorsa Rusya liderleri yalnız olarak Churchiîl ile görüşmeyi arzu edebilir­ler.

Müşahitler bu hususta Sovyet gazete­leri Pravda ile İzvestia'nın 25 nisanda yazdıkları bir makaleyi hatırlamakta­dırlar. Filhakika buna göre Eisenho wer barış teklifile beraber birçok şartlar ileri sürmüştür; halbuki İngiliz Baş­vekili sadece gayri resmî, hususî bir toplantı teklif etmiştir.

Son zamanlardaki «.komünist» neşriya­tı, Stalin'in New-York Times gazete­sinden Reston'a telgrafla verdiği beya­natta, Eisenhower'le bir görüşme yap­mak hususundaki müsait durumunu hatırlatmaktadır. « komünist», lîomüj-nist parti merkez komitesinin en sala­hiyetli organıdır.

Stalin'in ölümündenberi, Sovyet dış si­yasetinin temayülünü aksettiren iki mühim, beyan Malenkov'un beynelmi­lel meselelerde dostça halledilemiye-cek hiç bir ihtilâf olmadığına dair söz­leri ile Pravda'nm geçenlerde neşret­tiği başmakaledir. Bu makalede de 'Sovyet Rusya'nın, milletlerarası mese­lelerin halline matuf kat'î ifadeyle ya­pılacak görüşmeleri iyi karşılıyacağı bildirilmekteydi.

Moskovadaki müşahitler Kremimde iki noktainazarın karşılaştığı fikrindedir: Kremlin Churchill'in teklifi üzerine sa­dece İngiliz Başvekilile hususî ve gayri resmî görüşme yapmak istemektedir ve yahut da komünist Çin, Birleşik Ame­rika ve Fransanm da dahil olacağı bir toplantıya taraftardır.

 Tokyo:

Asya'daki harbin Japonya'ya sıçrama­sı ihtimalinden son derece endişe eden Japon halkı Sir Winston Churchill'in dünkü nutkunda teklif ettiği sulh gö­rüşmelerini büyük bir hüsnüniyetle karşılamıştır.

Mamafih siyasî çevreler bir açıklama­da bulunmamışlardır. Japonya iktisadî bir kalkınmaya erişmeden evvel mü­dafaa gayretine girişmek istememekte­dir.

13 Mayıs 1953

 Londra:

Avam Kamarasının bugünkü toplantı­sında, hükümetin, İngiliz ve Sovyet Rusya Parlâmento Heyetlerinin müte­kabil ziyaretlerde bulunmalarını temi­ne çalışması istenmiş, bunun üzerine Başvekil Churchill şu cevabı vermiş­tir:

«İngiltere ile Sovyet Rusya arasındaki temas ve münasebetler hakkındaki söz­lerime, şimdilik fazla bir şey ilâve ar­zusunda değilim."

 Londra:

Protokol işleriyle meşgul Norfolk Dü­kü basma verdiği demeçte, Prens Char-les'in annesinin taç giyme merasimi­nin bir kısmında hazır bulunacağını beyan etmiştir.

Tahmin olunduğuna göre Prens, Saint Edouard tacının kraliçenin başına ko­nacağı sırada kilisede bulundurulacak­tır.

Yine Norfolk Dükünün bildirdiğine gö­re, kraliçeyi kiliseye girişinde takip e-decek olan dinî alay, batı kapısından taç giyme mahalline kadar olan yüz­lerce metrelik mesafeyi bir çeyrekten fazla bir zamanda katedebilecektir.

Edinburg Dükünün bu alaydaki mev­kii, Kral Altıncı George'un taç kiyme merasiminde, ana kraliçe Elizabeth'in işgal ettiği mevki olacaktır, yani Dük,, krallık alâmetlerini taşıyan yüksek rütbeli memurların önünde yürüyecek­tir

Henry Selingnan, bugün burada mec-.lİs ticaret odası, kimya sanayi şubesi, elektrik sanayii şubesi ve fabrikatör­ler heyeti toplantısında yaptığı konuş­mada, İngiltere'de sanayi sahasında ilk -atom enerji fabrikasını kurmakta oldu­ğunu ve tesislerin iki sene içinde ik­mal edileceğini bildirmiştir.

tngilterenin Harwell atom enerjisi a-raştırmalari teşkilâtiyle ilgisi olan ve burada radyo aktif isotope'lar hakkın­daki araştırmalara d&vam etmek üze­re bulunan Dr. Selingnan, bu konuş­masında ezcümle şunları söylemiştir: İngiltere, başlıcası atom eksikliğinden dolayı atom programını sanayi sahası­na doğru yöneltmektedir. İsotope'un .sanayi ye araştırmalarda olan ehem­miyeti gittikçe artmaktadır.

29 Mayıs 1953

 Londra:

Kraliçe Elizab&th'in taç giyme törenin­de beş ayrı unsura (film ve televizyon . gibij .uyması icab eden makyajı 4 aylık tecrübeden sonra nihayet tesbit edil­miştir.

Bu makyaj, kraliçenin her zaman kul­landığından biraz daha koyu olacak­tır. Fakat kraliçe, bilhassa kilisede ta­biî .görünmek istediği için makyajın ancak hafifçe koyu olmasını kabul et­miştir.

Kraliçenin o gün kullanması için husu­si bir kırmızı-mavi dudak boyası ile yeni bir pudra hazırlanmıştır.

Kraliçenin eskidenberi tuvaletiyle meş gul olan Th'elma Holland Elizabeth'İn diğer kadınlardan çok daha az tuva­letine itina ettiğini söylemiştir.

 Ankara:

İngiltere Kraliçesi II nci Elizabeth'İn 2 haziran 1953 de yapılacak taç giyme rr(erasiminde memleketimizi erişilen Londra'ya gidecek olan Başvekil Ad­nan Menderes, beraberinde emir suba­yı yüzbaşı Muzaffer Ersu olduğu halde bugün  saat   15.20   de  Etimesgut  hava alanından İstanbul'a müteveccihen şeh­rimizden ayrılmıştır.

Adnan Menderes, hava alanında Reisi­cumhur adına umumî kâtip Nurullah Toton, Büyük Millet Meclisi Reisi Re­fik Koraltan, Devlet Vekilleri ve Ve­killer, Mebuslar, Erkânı Harbiyei Ü-mumiye Birinci ve İkinci Reisleri, İn­giltere Büyükelçisi, Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkam, Ankara Valisi, Garnizon ve Merkez komutanları ile resmî ve hu­susî müesseseler umum müdürleri ta­rafından uğurl an rn ıştır.

31 Mayıs 1953

 Londra:

Başvekil Churchill gençlik teşkilâtının merasim hazırlıklarını görmek için bu gün Londra civarında Woodward kasa­basına gitmiştir.

İş Vekili David Eccles bugün radyoda halka hitap ederek, taç giyme merasi­mi günü, mümkün olduğu kadar inti­zamı muhafaza etmelerini, 150 milim makinesinin merasimi tesbit edeceği­ni, seyircilerin aynı zamanda bu filim­de rol alan figüran mevkiinde buluna­caklarını söylemiştir.

 Londra:

Kraliçe Elizabeth'İn taç giyme töresinde hazır bulunmak üzere buraya gelen Başvekil Adnan Menderes'in ri­yasetindeki heyetimiz, uçağın fırtına dolay isiyle tehirli gelmesi yüzünde'n dün aksam «National Galery» de veri­len kabul resminde hazır bulunama­mıştır.

Heyetimiz bugün öğle yemeğini husu­si surette yemiştir. Öğleden sonra Salis-bury Markisi tarafından Hertfordshire eyaletinde bulunan Hatfield malikâne­sinde, merasime gelen heyetler şerefi­ne bir garden parti verilmiştir.

Garden partide ana kraliçe Elizabeth de hazır bulunmuştur.

Dışişleri Vekili Prof. Köprülü ile Baş­vekâlet Müsteşarı Ahmet Salih Korur garden partide hazır bulunmuşlardır. Churchiirin Avam Kamarasında dış politikaya dair beyanatı :

11 Mayıs 1953

 Londra:

.Sir Winston Churchill, bugün öğleden sonra Avam Kamarasında dış po­litika müzakerelerini açmıştır. Meclis müzakerelerini takip için büyük bir kalabalık gelmiş bulunuyordu. Kordiplomatiğe tahsis edilen locada da 16 elçi ve büyükelçi mevcuttu. Sir Winston önce, Dışişleri Veki'JS Eden, tamamiyle iyileşinceye kadar onun vazifesini deruhte etmek niye­tinde olduğunu beyan etmiştir.

Bunu müteakip Kore meselesini ele alan Sir Winston, Birleşmiş Millet­lerin en acil gayesinin Kore'de bir mütareke aktetmek olduğunu hatırlat­mıştır. Başvekil bu memleketi birleştirmek için henüz görünürde bir ümit .mevcut olmadığını ilâve etmşitir. Sir Winston, harp esirleri meselesini halletmek için şimdi prensip değil usul farkı belirdiğini ve Panmunjom'-da müzakerelerde bulunan iki tarafın tavizlerde bulunduklarını söylemiş­tir.

Hindicini meselesi hakkında Başvekil şöyle demiştir:

«Hindiçinî'deki durumun vahamet kesbetmesini endişeyle takip ettim ve "bu son günîer zarfında durumda yeni bir salah husule geldiğini memnun­lukla öğrendim. Vietminh'in Laos'da giriştiği taarruzun Sovyetler tara­fından tahrik edildiği neticesine varılamamalıdır. Süratle neticeler çıka-Tilmamalıdır.»

Bunu müteakip İngiliz - Mısır münasebetlerine temas eden Başvekil şöy­le demiştir :

«1936 antlaşmasının feshini kabul etmedik, fakat müzakerelere girişmeyi kabul ettik.»

'Sir Winston, bundan sonra Amerikan hükümetiyle mutabık olarak tesbit edilen asgarî anlaşma şartlarından bahsederek bunları açıklamaya yet-'kili olmadığını bildirmiştir. Başvekil, Mısır hükümetinin İngiltere ve Amerika ile müştereken müzakerelere girişmeyi arzu etmediğini belirte­rek bu sebepten 27 Nisan'da başlıyan müzakerelere İngiltere'nin tek ba­şına katıldığını söylemiş ve şunları ilâve etmiştir :

«Mısır hükümetine, bir ültimatom mahiyetini haiz hiç bir şey gönderil­memiştir. Mısırlılar tarafından yapılan beyanatın sertliği her halde bu­gün Kahire'ye varan Mr. Foster Dulles'e tesir etmek arzusundan ileri gelmiş olmalıdır.»

"Başvekil, Mısır ordusuna yardım eden ve eğitimini sağlayan «normal sa-ytlamıyacak kadar çok sayıdaki Nazi öğretmenlerine» telmihte bulun­duktan sonra Almanya meselesine temasla şöyle demiştir: Sovyet Rusya ile dostane bir alanşma şekline ve hatta İslah edilmiş bir geçici anlaşmaya varmak arzumuz ne kadar kuvvetli olursa olsun, Batı. Almanya'ya karsı yüklemiş olduğumuz vecibelerden katiyen vaz geçe­cek değiliz.

Sir Winston. Sovyet hükümetinin durumunda husule gelen değişiklikten' bahisle büyük devletler arasında, en yüksek mertebede bir konferansın süratle toplanması lüzumuna işaret etmiştir.

Bunu müteakip Avrupa'nın müdafaası meselesine temas eden Başvekil tekrar Hindicini meselesine avdet ederek şöyle demiştir:

«Amerikan hükümeti, Fransa'yı Hindicini meselesini Birleşmiş Milletle­re sunmaya davet etmiş, fakat Fransızlar, meselenin milletlerarası bir" mahiyet alacağından endişe ederek buna muhalefet etmişlerdir.»

Başvekil bundan sonra Fransa'da, İngiltere'de carî sistemi, yani iki lik askerlik hizmetini ve askere alınanları Hindiçinî'ye gonderebilmek hakkını kabul etmeyi, Fransa'nın savunmasının daha iyi sağlanabileceğini belirtmiştir.

Başvekil, İngiltere'nin Avrupa topluluğu ile gerek askerî ve gerekse si­yasî sahada işbirliği ettiğini belirttikten sonra Fransa'dan sitayişle bahis­le şöyle demiştir :

«Fransayla ilgili meselelerden bahsederek Fransa'ya olan güvenimi ifa­de etmeksizin, bu memleketle ilgili meselelerden bahsedemiyorum. Fran­sa'nın kuvvetlerinin artmasından memnunluk duyuyor ve medeniyetimiz' sahasında oynadığı rolden dolayı bir defa daha takdirlerimizi ifade edi­yoruz.»

Bunu müteakip Sir Winston, Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye arasın­da aktolunan üçlü pakta telmihte bulunurak bu paktın, Avrupa ile Orta-Doğunun savunmasına kuvvetle yardım ettiğini belirtmiştir, Bundan son­ra Başvekil, «Düynanm bu bölgesinde diğer mühim bir âmilden» bahisle İsrail'i dürüst bir muameleye tâbi tutulmasını sağlamanın İngiltere'nin vazifesi olduğunun  söylemiştir.

Sir Winston bunun üzerine, Rusya ve Almanya için, tatbiki mümkün bir : antlaşma şekli olarak Lokarno antlaşmasını misal göstermiştir.

Başvekil, Sovyet hükümetinin durumunda hasıl olan değişikliğe işaretle,alkışlar arasında, şöyle demiştir :

Açıkça söylemeliyim ki, dünya meselelerinin içine gark oldukları ka-. rışıkliğm doğurduğu bütün kararsızlıklara rağmen, kanaatimce büyük, devletler arasında, yüksek mertebede ..bir konferans, fazla vakit1 gecikme-, den toplanmalıdır. Bu konferansa mümkün olduğu kadar sayıda az dev­let ve temsilci katılmalı ve görüşmeler hususî ve gizli olarak cereyan etmelidir.»

Başvekil Sir Winston Churchill sözlerini şöyle bitirmiştir:

«Savunma gayretimizi idame ettirmeliyiz, müttefiklerin birliğini idame ettirmeliyiz, çünkü birlik, teyakkuz ve sadakat, ümidin yegâne esaslarıdır.»

1 Mayıs 1953

Moskova:

TComünist partisinin resmi organı olan. Pravda gazetesi, Korede bir anlaşma­ya varıldığı takdirde bunu diğer anlaş­maların takip edeceğini yazmakta ve şöyle demektedir:

«Artık tek taraflı konuşmak devri geç­miş, hâdiseleri karşılıklı müzakere et­mek zamanı gelmiştir. Bu bahar, bizim için olduğu kadar, bütün milletler için ümit ve sulh baharıdır. Gerçi henüz çiğler erimemiştir, fakat tarihde de, ta­biatta olduğu gibi, mevsimler birbirle­rini takip eder.»

 Paris:

Sovyet savunma vekili mareşal Bulganin, 1 Mayıs münasebetiyle kızıl meydanda tertip edilen merasim sıra­sında verdiği nutukta, Malenkof, Be-ria ve Molotof tarafından açıklanan Sovyet politikasının barışın teminatı mahiyetinde olduğunu söylemiştir. Bu­nu müteakip Bulganin, Mareşal Stalin7 in ölümünden sonra, devlet teşkilâtını ve millî ekonomiyi tekâmül ettirmek için     girişilen ıslahatı hatırlatmıştır.

Dış siyaset hususunda, mareşal Bulga­nin, hükümet mensuplarının son de­meçlerinin Sovyet görüş tarzını açık­ladığını ve bu görüşün şu olduğunu söylemiştir:

«Hüsnüniyetin bulunması şartiyle, halledilmiyecek hiç bir mesele yoktur.» Mareşal Bulganin milletlerarası durum dan bahisle, Sovyet hükümetinin mual­lâkta bulunan bütün meselelerin hal­line yol akacak her türlü teşebbüsü memnunlukla karşılıyacağım belirtmiş ve sözlerine şunları ilâve etmiştir:

Bununla beraber, ne bu mevzuda, ne silâhlanma yarışının yavaşlatılması hu susunda ve ne de Avrupa ile Asya'da ve bilhassa Sovyet Rusya'nın komşu­su olan memleketlerdeki askerî üslerin sayısını nazaltılması hususunda yapı­lan teklifleri şimdiye kadar hiçbir müs bet hareket teyit etmediğinden, Sovyet hükümeti savunmaya en büyük ehem­miyeti vermeye devam edecektir.

 Washington:

Amerikan resmî şahsiyetlerinin fikirle­rinde günden güne yerleşmekte olan kanaata göre, komünistler dünyada so­ğuk harbi nihayete erdirmekten ziya­de Korede silâhlı harbi sona erdirmeye taraftar bulunmaktadırlar.

Komünistlerin Korede şerefli bir sul­ha yanaşmaları ümidi henüz kaybol­muş değildir. Fakat mütareke müzake­releri başladığından beri, komünistle­rin geçen ekim ayında olduğu gibi, müzakereleri baltalamak arzusunda ol­dukları görülmektedir.

İleri gelen siyasi şahsiyetlerinin belirt­tiklerine göre. Başkan Eisenhower ve müşavirleri, Moskovanm iyi niyetleri­nin ispatı bakımından Kore mütareke müzakerelerinin en büyük delili teşkil ettiği kanatindedirler.

Hüküm süren kanaata göre, Moskova­nm doğu ile batı arasındaki gerginli­ğin Önlenmesini arzu ettiğine dair be­yanatlarına rağmen, Kremlin soğuk harbi önlemek hususunda her hangi bir tedbir almamaktadır.

Birçok uzmanların kanaatine göre, Ko­rede müttefiklerin büyük bir taarruza geçmesinden korkan komünistler, mü­tareke görüşmeleri bahanesiyle bu taarruzu durdurmak gayesini gütmekte­dirler. Tarafsız memleket meselesi

Yazan : M. Topalak

3 Mayıs 1953 tarihli Zafer'den:

Komünist blokunun «sulh taarruzu» aralıksız hamlelerle devam .ederken, Batüılarca, Kremlin tarafından ileri sürülen anlaşma imkân ve teklifleri­nin samimiyet derecesini gösterecek başlıca müşahhas ölçü telâkki olunan Kore meselesi., zahiren ehemmiyetsiz sebepler yüzünden, olduğu yerde say­maktadır. Her ne kadar bir kısım ya­ralı ve hasta harp esiri mübadele edil­miş ve bu suretle münasebetlerde nis-bî bir mülâyemet hasıl olmuş ise de, beri yanda,. Kore'de umumî bir müta­reke" akdi için tevessül olunan müza­kereler, bundan evvelkiler gibi, mu­rahhas subayların neticesiz buluşmala-riyle uzayıp gitmektedir.

Mütareke akdine başlıca ve hemen ye­gâne mâni gibi görünen esirlerin iade­si meselesinde, görüş ayrılığı bu kere, memleketlerine dönmek istemiye-n ko­münist Çin ve Kuzey Kore'li harp esir­lerinin emanet edilecekleri tarafsız memleket üzerinde başgöstermiş bu­lunmaktadır. Birleşmiş - Milletler mu­rahhasları bidayette tarafsız memle­ket olarak İsviçre'yi göstermişlerdir. Bunun komünist Çinliler ve Kuzey Koreliler tarafından reddi üzerin? şim­di de İsveç ileri sürülmüştür: fakat bu memleketin de komünistler tarafından kabul edilmesi şüphelidir. Buna mu­kabil komünist murahhas heyeti baş­kanı .general Nam İl. memleketlerine dönmek istemiyen komünist harp esir­lerinin Asyalı tarafsız bir memlekete emanet edilmesi lâzımgeldiğini ifade etmiştir.

Bu noktadan sonra Panmuniorn müza­kerelerinin üzücü bir safhaya girdiği görülmektedir. Zira, komünist murah­haslar. Asyalı memleket dedikten sonra bunun han?i memleket olduğunu tasrih etmemişlerdir. Uzun çekişmeler­den sonra, nihayet komünist murah­hasların görüşü bir dereceye kadar aydınlanmıştır. Kuzey Kore ve komünist Çinliler, esirleri muvakkaten emanet edilecekleri memleketin Asyalı olması­nı, zira kanaatlerince eninde sonunda yurtlarına dönmek kararı verecek olan. komünist esirlerin memleketlerinden pek uzaklara gitmelerini mahzurlu bul­duklarını bildirmişler ve Asya'da Hin­distan, Pakistan, Birmanya ve Endo­nezya'yı tarafsız memleket olarak ta­nıdıklarını ilâve etmişlerdir.

Lâkin bu kadarla iş halledilmiş değil­dir. Şimdi komünist murahhasların da­ha sarih bir teklife bulunmaları ve ile­ri sürülen Asyalı memleketin Birleş­miş - Milletlerce de kabulü lâzımgel-mektedir. Bu da pek kolay olrnıyacak-tır, zira her şeyden evvel komünistle­rin müşahhas teklife yanaşmalarından başka Batılıların da bahis konusu As­yalı tarafsız memleketler arasında bir tercih ve intihap yapmaları, ayrıca bu kararın alâkalı devletçe de kabulü ge­rekmektedir.

Komünistlerin tarafsız Asya'lı memle­ket olarak zikrettikleri memleketlerin, bugünkü .şartlar dahilinde 50 bin ka­dar komünist harp esirini kabul edip barmdırabilmeleri ve hele zapt-ü rapt altına alabilmeleri bir meseledir. Bil­hassa komünist Çin'le olan hududu Ü-zerinde 15 bin kişilik bir Milliyetçi Çin kuvvetinin daimî tahrikleri yüzünden her an bir müdahele tehlikesine mâruz bulunan ve hemhudut bulunduğu La-os'a komünist Vietminh kuvvetlerinin son' hücumu üzerine çok buhranlı bir devre geçirmekte olan Birmanya için böyle bir misafirperverlik Öldürücü bir lüks olacaktır. Bunu hesaba katan Ba­tılıların, tarafsız memleket olarak ko­münistler tarafından Hindistan veya Pakistan teklif olunursa bu teklifin ka­bul edileceğini ihsas ettikleri anlaşıl­maktadır. Bu da tabiî alâkalı devletin rızasına bağlı olacaktır.

Pazartesi sabahı Panmunjom'da ask&rî murahhaslar arasında bu konuda tsk-rar bağlıyacak olan müzakerelerde me­selenin biraz daha aydınlanması bek­lenebilir.

Türkiye'den şüphe

H. C. YALÇIN

4 Mayıs 1953 tarihli Ulus'tan:

Sovyetler Birliği Savunma Bakanı Ge­neral Bulganin bir mayıs bayramı mü­nasebetiyle iradettiği nutukta Öyle bir lisan kullanmış ki Türkiyede yapıl­makta olan. askerî hazırlıklardan kuş­kulandıklarını ima ediyormuş. Buna inanınız. Çünkü Sovyetler riyakâr po­litikanın tekmil klâsik taktiklerini kul­landıkları gibi yeni yeni çeşitlerini de icat etmekten geri kalmamışlardır. Tür-kiyenin kuvvetlenmeğe kalkması Sov­yetleri endişeye düşürmeğe sebep olu­yorsa Sovyetlerin askerî faaliyetleri acaba Türkiyede tesirler yapmıyor mu?

Bugün Türkiye elinden gelen fedakâr­lıkların azamî derecesinde ordusunu kuvvetlendirmeğe çalışıyor ve bu hu­susta müttefiklerinin ve bilhassa Bir­leşik A m e r j k a' n ı n yardımın­dan da istifade .ediyorsa bunun sebebi ne olduğu meçhul müdür? Yalnız Tür­kiye hudutlarında değil bütün' Batı memleketleri hudutlarında kendisini hissettiren Bolşevik tehdidi mevcut ol­masa idi hangi devlet silâhlanma ga­yesi u&runda bu kadar azim masrafları göze alırdı?

Batı dünyasında her milletin içtimaî ıs­lâha tiçin pek büyük fedakârlıklar ih­tiyar etmesine şiddetli lüzumlar var­dır. Bunları ihmal ederek dev-letin ge­lir kaynaklarını sadece askerî masraf­lara ayırmak bir zevk teşkil etmez. Bu bir mecburiyettir ki dünyayı buna zor­layan şey de Moskofların tuttukları tehdit ve tecavüz politikasıdır.

1945 te Moskova hükümeti Boğazları­mıza yerleşmek ve üç vilâyetimizin il­hakını istemek suretiyle hakkımızda beslediği düşmanca emelleri açığa vurduktan sonra artık bizim için te­peden tırnağa kadar silâhlanarak ica­bında vazifemizi en verimli surette yapmayı düşünmekten başka bir hare­ket hattı takibine imkân kalmamıştır.Türk tehdide boyun eğmez, savaş kor­kusuna kapılarak vatanını düşmana çiğnetmez. Tarihimiz askerî felâketler kaydeder,   fakat  vatanı   müdafaa   uğrunda savaşı göze almamış bir vaka tarihimizi lekelememiştir.

Bu hakikati Moskovanm da bildiğinde şüphe yoktur. Fakat, işaret .ettiğimiz gi­bi, en büyük kaideleri olan riyakârlık onları bu türlü sözler sarfetmeğe sev-ketmektedir. Güya emelleri temizdir, hiç bir memleketi tehdit etmemekte­dirler ve bütün dünya zavallı, masum, sulhsever Bolşeviklere düşmandır ve bütün dünya Bolşevikleri nasıl mah­vetmek için vesile aramaktadır. Zali­min kendisini mağdur mevkiinde gös­termeğe çalışması, kurdun kuzuyu ka­bahatli çıkarması herkesin malûmu olan bir manevradır.

Bolşevikler endişe edeceklerse Türk hudutlarının kuvvetlendirilmesinden ve Türk ordusunun hazırlanmasından korkmasınlar. Bu kuvvetlenme ve ha­zırlanma hareketi Bolşevik hudutları­nın her tarafında vardır. Artık ayrı ay­rı devletlerin ayrı ayrı orduları yok­tur. Artık mahallî ve mahdut harpler devresi kapanmıştır. Şimdi iki hudut vardır. Bo.şevikler hududu ve Batı dünyası hududu. Bu hudutlarda kar­şılıklı hazırlanmalar her iki tarafı da ilgilendirir. İşte hakikî durum bundan ibarettir.

Silâhların çeşit çeşit çoğalması ve harp tekniğinin son derecede ilerlemesi teh­likeyi yalnız hudutlara inhisar etmek­ten çıkarmıştır. Şimdi Nevyork ve Va-şington bile "Sovy.et hudutlarından bin­lerce kilometre uzakta oldukları halde birer hudut şehirleri gibi düşman ta­arruzunu bekliyebilirler. Durum bu hali aldıktan sonra iki dünya arasın­daki hududun muayyen bir noktasın­daki hazırlığın hususî hiçbir mânası kalmaz. Harp her tarafta olacaktır ve iki düşman her tarafı düşünmek mec­buriyetini taşıyacaktır.

Bu durumu her halde bizler istemedik ve icat etmedik. Sovyetler kendilerini sulh taraftan gibi göstermekte fayda tasavvur etmekte ve taarruza uğrıya-cak masum bir memleket rolünü oyna­maktadırlar. Stalin vefat ettikten son­ra iktidara gelen Bolşevikler bu sulhçuluk politikası üzerinde ısrar etmeyi ve ucuz nümayişler yapmayı, yani sa­dece bol bol sulh lâkırdıları ile meşgul olmayı faydaiı buldular. Şimdi de kalkmışlar, Batı devlet adamlarına sulhçuluk lâflarının yetişmediğini, fiiliyata ihtiyaç olduğunu haykırmağa başla­mışlar.

Bunları asıl söyliyecek olanlar Batılı devlet adamlarıdır. Komünistler bir Kore mütarekesini bile hâlâ kabul ede­mediler. Esirlerin mübadelesinde bile tarafsız memleket seçemiyorlar ve İs­viçre'nin tarafsızlığına inanmıyorlar. Bolşevikler diyarına dönmek istemiyen esirlerin iadeleri hususunda bu kadar ısrar edenlere zihniyet ve gaye değişik­liği olmadığını bu hareketlerinden da­ha açık surette ispat edecek bir delil tasavvur edilebilir mi? Moskoflar de­ğişmemişlerdir ve değişmeyeceklerdir. Eğer onlarda hakikî bir değişiklikten eser olsa idi şimdiye kadar bunun delilini bol bol verirlerdi.

Rusya'da birlik mücadelesi

H.  C. YALÇIN

14 Mayıs 1953 tarihli Ulus'tan :

Stalin'i müteakip iktidara gelen Ma-lenkof'un Sovyetler hükümeti içinde dahili birliği temin için müthiş bir mücadeleye giriştiğini Amerikan ajan­sı'haber veriyor. Buna kolaylıkla ina-nılabilir. Bugünkü komünist Rusya uzaktan dev gibi, muazzam bir kaya gibi, göze çarparsa da ayaklarının ga­yet zayıf bir dev olduğunda şüphe yoktur. Sovyetler içinde durum gayri sabit bir muvazenet halinde addedile­bilir. Bolşeviklerin zaafları iki bakım­dandır. Bİri çok miktarda yabancı ırk­ları pençeleri altında tutmalarıdır. Rus olmıyan bu milletler dünyadan ne ka­dar tecrit edilmiş olursa olsunlar, Bol­şevikliğe ısınamamışlar ve. tam surette Ruslaşamamışlardır. Mskofa nefret ve kin onların içlerinde daimî olarak ya­şamaktadır. Umumî kıtaller, sürgün­ler, hapishaneler böyle bir durum için tesirli ve kat'î bir çare teşkil edemez.

Rus esareti altında yaşıyan yabancı ka­vimler başlarındaki yumruğun hafifle­diğini hissettikleri dakikada baş kal­dıracaklardır. Stalüı her tarafa umumî bir dehşet havası salmağa muvaffak olmuştu. Onun hayattan çekilmesi hertarafa bir kurtuluş ümidi vereceği şüp­hesizdir.

Çünkü Stalin'in yerine gelen kim olur­sa olsun, Bolşevikler arasında bir sar­sıntı, bir çekişme ve zayıflama vuku' bulacaktır. Bunu herkes bekler ve far-Jceder. Bolşevikliğin yüksek makamları arasında çıkacak gizli ve açık mücade­lenin esaret altındaki mazlum millet­lere ümit ve cesaret vereceği ve onları az çok kıpırdatacağı muhakkaktır.

Bu durum içinde, Malenkof çok çetin ve karışık bir iş ile uğraşmak zorundadir. Evvelâ, kendisini rakiplerinden ko­ruyacak ve onların başını yemek çare­lerini arıyacak, sonra da gayri müte­canis, galatı tabiat bir vücut olan koca Rusya içinde sükûnet tesis edecek. Bu,. her adamın beceremiyeceği bir teşeb­büstür. Malenkof'un bu nher adam» lardan biri olmadığı da muhakkak de­ğildir.

Moskofların dış siyasetinde bir tered­düt ve değişiklik görüldüğü malûmdur.. Bunu birdenbire izah edemiyenler, du­rum hakkında daha sakin v.e daha ob­jektif düşünmek imkânı hâsıl oldukça hakikati daha iyi tahmin etmek imkâ­nını buluyorlar. Zaten, ilk dakikada bi­le içeride şefler arasında klâsik bir boğuşma Sovyet rejimi için normal bir" mukadderat gibi düşünülmüştü. Bu tahmin gittikçe kuvvet bulmaktadır.

Rus iç durumu hakkında hasıl olan kanaatin Milletlerarası politikaya bir' tesiri olup olmıyacağı merak ile bek­lenebilir. Şimdiye kadar, ringe çıktık­ları halde oirbirlerini yoklamadan baş­ka bir şey yap'mıyan politika pehlivan­ları acaba fırsatın kaçtığım yahut ka­çabileceğini hesaba katmakta mıdır­lar?

Moskofların Batı ile anlaşılabilir gibi görünmelerinin vakit kazanmak gaye­siyle ele alınmış bir taktik olması pek. d.e Rusya için ayni silâhı kullanabilir-takdirde, Batı dünyasının ne yapa­caksa kararını çabuk vererek fırsatı kaçırmaması ve uzun ve sağlam bir sulh için elzem gördüğü projesini tat-bika geçmesi icabeder. Bolşevikler bizim içimizde nasıl beşin­ci kollar teşkil ediyorlar ve müstemle­kelerde nasyonalizm dâvasını ele  alarak geri kavimleri Avrupalılar aley­hinde kışkırtıyorlarsa Batılı devletler de Rusya içi nayni silâhı kullanabilir­ler. Bolşevikler güya emperyalist de­ğildirler ve mazlum milletleri emper­yalistler aleyhine ayaklandırmağa ça­lışmaktadırlar. Mazlum milletler haki­katte  Rus  boyunduruğu   altındadırlar.

Bunları nasyonalizm ve istiklâl ideal-leriyle ayaklandırmak yani Ruslara kendilerinin silâhlariyîe mukabele et­mek en tabiî ve en tesirli bir çare ola­rak kabul olunabilir. Esasen Rus Çarlığı tasfiye edilmedik­çe ve Ruslar hakikaten Rus olan hu­dutlar içinde tutulmadıkça dünyayı pe­rişan ed.en bugünkü dâvanın halledil­mesine imkân bulunamıyacaktir. Bu­na Bolşevikler muarız olduğu kadar Bolşeviklerin elinden kaçarak Batıya sığınmış olan Beyaz Rusların da Rus vatanseverliği ve Rus emperyalizmi na­mına muarız davranacaklarında şüphe yoktur. Rus pençesi altındaki kavimleri ihmal ve feda ederek, Demirperde arkasında­ki Avrupa parçasını Bolşeviklerin pen­çesine atarak Moskova ile anlaşmak ahlâk namına bir kabahat olduğu ka­dar politika namına da bir hatadır. Ba­zı yaralar mutlaka bir operatör neşte­rine ihtiyaç gösterir. Bolşevik çıbanı da budur. Zorluğun üzerine, yürüyerek radikal bir hal çaresi ile beşeriyeti bu­günkü çıkmazdan kurtarmak lâzımdır.

Sovyet Rusya çözülüyor mu?

Habib Edib TÖREHAN

15 Mayıs 1953 tarihli   Yeni İstan­bul'dan :

Stalinin ölümünden sonra yani bundan tam dokuz hafta evvel, bu noktaya te­mas etmiş ve düşüncelerimizi bildir­miştik. Bizim şahsî kanaatimize göre diktatörlük verasete dayanmaz ve ölmeye ve değişmeye mahkûmdur. Bilhassa yirminci asrın ileri gitmiş ba­sım dünyanın her tarafına yayılan radyoları ve bin bir propaganda vası­taları oldukça artık kendi hudutları içinde yaşıyan  ve  zamanımızın hürriyet havasına uymıyan bir sistemin tutunabilmesi çok zordur.

Filhakika Rusyada Komünist Devletin kurulması otuz üç seneyi aşan bir za­man çerçevesi içine girmiştir. Bu müd­det zarfında yeni bir nesil yetişmiş, es­kileri de ihtiyarlamıştır. Buna rağmen İkinci Dünya Harbinden sonra asker, zabit ve idare adamı olmak üzere yüz binlerce Rusun Avrupaya yayılmaları, genç nesle de dünyayı ve kültürle me­deniyeti göstermiştir.

Otuz üç senedenberi temizlik bahane­siyle yüz binlerce insanın hayatına mal olan zulüm şüphesiz ki ilelebet devam edemez. Zaten baskı denilen şey, ister politikada zulümle, isterse teknikte buhar kazanı gibi bulunsun, ne kadar artarsa bu bir gün çerçevesini parça­lar.

Stalinin ölümünden evvel dahi onun kuvvet ve kudreti azalmaya başlamış ve etrafında kendilerine ehemmiyet verdiği insanlar arasında rekabet, fikir ayrılığı artmıştır.

Biz Stalinin hattâ ölümünden evvel da­hi bu noktaya işaret etmiş ve çözülme alâmetlerini okuyucularımıza bildirme­ye çalışmıştık. Şimdi bir takım ajans haberlerinden bu isin daha canlı bir devreye girdiğini anlıyoruz. Bu haber­lerin içinde büyük mübalâğa payları olsa bile her halde hakikate ayıracağı­mız pay da eksik değildir.

Ne yazık ki İngiltere ile Amerika ara-smda beliren bir takım görüş farkları bugünün çok canlı vaziyetini bir takım tehlikelere düşürmek ihtimalini arttır­maktadır.

Asırlardan beri iyi bir politikaya da­yanılarak propagandası yapılan İngil­tere, bilhassa yirminci asırda pek çok siyasî hatalar yapmıştır. Birinci Dün­ya Harbi ile ikincisinin tekmil insan­lık âlemine yüklediği ıstırap bunu gös­termektedir.

İngiliz sömürge politikasının fecî akı­betlerini görmekteyiz. Avrupanm ko­münistlikten kurtulmasına tek destek ve yardımcı olan Amerikaya karşı re­kabet düşünceleri, son günlerde gözü­müze ilişmektedir.

Bizim fikrimize göre bugün iç vaziyetinin ne olduğu iyice bilinmiyen ve sarsıntılar geçirdiği talimin olunan Rusya ile yapılacak barış müzakerele­rinin Ruslara zaman kazandırmak ve oranın kuvvetini kaybeden politikacı­larına yeni bir kuvvet vermekten başka bir faydası olmıaycaktır.

Biz medeniyet ve insanlık âleminin, bugün için, her şeyden ziyade hâdise­leri ciddî telâkki etmesini ve her.za­mandan daha fazla bir işbirliği yap­masını bekliyoruz.

3 Mayı 1953

 Kolonya :

İkinci dünya harbinin sonundanberi Almanyada ilk defa yabancı memleket­lere kısa dalga neşriyat yapacak olan «Almanyanın Sesi» radyosunu Batı Al­manya Cumhurbaşkanı Theodor Heuss bugün açmıştır.

Cumhurbaşkanı Heuss bu münasebet­le Almanya dışında yaşıyan Almanlara .hitaben bir konuşma yapmıştır. Cum­hurbaşkanı bu konuşmasında, neşriyat programının «Baba memleketinin sesi» olacağını ve güdülen maksadın da, Al-msnyanın sosyal ve ekonomik gelişme­si hakkında samimî bir malûmat ver­mek olduğunu söylemiştir. Yine Heus-se göre '-radyo» memleket dışında ya­şıyan Almanlara dahilî politika müna­kaşalarını aksettirmeyin memleketin hakikî meselelerini bildirecektir.

 Berlin :

Berlin ile Batı Almanya arasındaki ha­va güvenliği hakkındaki İngiliz - Ame­rika Fransız ve Rus delegeleri arasındaki konferansın dördüncüsü bu­gün Öğleden sonra Berlin'de açılmıştır.

İyi haber alan kaynakların bildirdiği­ne göre bugünkü oturum, Berlin ile Batı Almanya arasında bulunan 30 ki­lometrelik üç koridor yerine 90 kilo­metrelik bir koridorun tesisi yolunda­ki Sovyet tekliflerinin yeniden incelen­mesine inhisar etmiştir.

 Bonn:

Topyekûn Almanya işleriyle ilgili par­lâmento komisyonu tarafından bugün Bonn'da yayınlanan bir rapora göre, hariçten bir yardım temin edilemediği takdirde, Sovyet işgali altındaki Alman bölgesinde hüküm süren yiyecek kıt­lığı vahim bir hal alacak ve bu hava­lide bulunan on üç milyonluk halkın 3 aşamaları mümkün olmıyacaktır.

Yine ayni rapora göre, Sovyet bölgesi­ne tatbik olunan iaşe sistemi o derece vehamet kesbetmiştir ki, Doğu Alman, hükümeti bile hakikati gizlemekten ar­tık vazgeçmiştir.

Bu bölgenin içinde bulunduğu yiyecek kıtlığına medar olabilmek için her ay 6400 ton yemeklik yağ, 6400 ton et, 64.000 ton patat.es gönderilmesine ih­tiyaç vardır. Bütün bu maddelerin kıy-m-eti ise 46.5 milyon mark tutmakta­dır.

 Berlin :

Bugün Sovyet bölgesinden Doğu Ber-üne 1800 kişi iltica etmiştir. Mülteciler arasında bulunan balıkyağı istihsal mütehassısı M. Friedrich Leikert, Sov­yet mmtakasmda hüküm süren açlığı önlemek için, Rostock'da bir yağlı maddeler fabrikasının inşası projesini yapmakla vazifelendirilmiş olduğunu beyan etmiştir.

6 Mayıs 1953

 Karlsruhe :

Karlsruhe Yüce Divan Müddeiumumi­si M, Wiechman, basınla yaptığı bir ko­nulmada Nisan başında Batı Alman­ya'da yakalanan casus şebekesiyle bir çok Sovyet subaylarının da işbirliği yapmış olduğunu beyan etmiştir.

 Berlin : 

Sosyalist - Komünist partisi bir tebliğ neşrederek, Politbüro merkez komitesi üyelerinden ve parti sekreteri Franz Dahlem'in «siyasî basiretsizlik ve par­ti porgramma aykırı hareketten ötürü» vazifesinden azledildiğini bildirmiştir. Bu tedbir, Çekoslovakyada cereyan eden Slansky dâvasını müteakip açılan bir tahkikat sonunda alınmıştır.

15 Mayıs 1953

 Bonn:

Paris ve Bonn andlaşmaları hakkında­ki kanun tasarısını tasdik maksadiyle toplanan Mebusan Meclisi oturumu bu sabah saat 9 da açılmıştır.

Meclis, Bonn ve Paris antlaşmaları ka­nun tasarısının Ayan Meclisi tarafın­dan kat'î olarak 'tasdikini tetkikten sonra evvelâ bu tasarıyı, bilâhare de Bonn ve Paris antiaşmaları ile ilgili malî ve gümrük maddelerine dair talî tasarıları 15 e karşı 23 reyle kabul etmistir.

Bonn ve Paris antlaşmalarının meclis tarafından kabulü tasdik muamelesi­nin teşriî cephesini teşkil etmektedir. Simdi mesele tasdike müteallik kanun­ların, Karlsruhe divanının antlaşmala­rın anayasa kanunu hükümleriyle ka­bili telif olup olmadığı hususundaki kararından evvel Reisicumhur tarafın­dan imzalanıp imzalanmyıacağıdır. Zi­ra antlaşma metninin anayasa hüküm­lerine aykırı bulunduğu hakkında, 147 mebus Karlsruhe divanına müracaat etmiş bulunmaktadır.

Mebusan M.eclisi muvacehesinde Baş­vekil Adenauer'in elde ettiği bu zafer, diğer taraftan Liberal ve Sosyalist ko­alisyonu ile Bade Würtenberg Liberal ve Sosyal Demokrat koalisyonunun aralarının açılmasını da tevlit edecek­tir.


 

vekil Adenauer, dış politika ve dün Fransa vs Amerika yüksek komiserle­ri ile vâki görüşmelerle ilgili bir ra­poru kabine arkadaşlarına sunmuştur.

Hükümet mahfillerinde tahmin olundu­ğu üzere, Başvekil Pravda'nm son ma­kalesini ve Doğu Almanyada yüksek bir Rus komiserliği ihdasını, üç Batılı hükümete karşı, Yalta ve Potsdam an­laşmaları esasına göre, Almanya'da dörtlü bir kontrol tesisini hedef tutan Sovyetlerin yeni bir siyasî taarruzu olarak kabul etmektedir.

Yine tahmin olunduğuna göre, Başve­kil Adenauer, Sovyet dış siyasetinin. Federal Almanyada, Sovyet nüfuzunu yaymak ve Avrupa milletleri birliği eserini mefluç bir hale getirmek gaye­si güttüğü kanaatindedir.

Başvekilin bu görüş tarzını Fransız ve Amerikan yüksek komiserlerine izah etmiş olduğu bildirilmektedir.

30 Mayıs 1953

 Berlin :

Sovyet bölgesi makamları, bu sabah­tan itibaren Doğu Almanya trenlerinin Batı Berlin topraklarından geçmelerini menetmiştir.

Demiryolu idaresine verilen emirde, şimdiden sonra Doğu Berlinden Doğu Almanyaya geçecek trenlerin, kestirme yolu tercih edip batı kesimlerinden geçmeleri menedilmiştir.

Bundan böyle bütün komünist tren­leri Berlin civarında komünistler tara­fından inşa edilmiş kanaldan geçecek­ler ve bu suretle yollarını 54 mil uzat­mış olacaklardır.Diğer taraftan komünist polisi, batı kesiminde firarları önlemek üzere, hu­dut boylarını dikenli tel örgülerle kap­lamıştır.

29 Mayıs 1953

 Bonn:

Bu sabahki kabine toplantısında,

31 Mayıs 1953

 Berlin :

Batı Berlin gazeteleri, Almanyalım Sovyet bölgesinde ücret indirimini ve hafta tatillerinin kısaltılmasını protes­to maksadiyle grevlerin devam ettiğini bildirmektedirler.

Sosyalist «Telgraf» gazetesi Sovyet bölgesindeki fabrikalarda binlerce işçi­nin grev halinde olduğunu haber vermiştir. Haberde, Frinsterwalde'de mil­lileştirilen iki fabrikada işçilerin 27-28 Mayıs günü grev yaptıkları ve ücretle­rin yüzde 30 nisbetinde indirilmesini derpiş eden kararname yürürlüğe gir­diği takdirde grevin uzayacağı, bildi­rilmektedir.

Almanya meselesi

Yazan: A. İ. B.

1 Mayıs 1953 tarihli Diüıya'dan:

Nato konseyinin neşrettiği tebliğin .en mühim bir .noktası şüphesiz Avrupa savunma birliğinin bir an evvel haki­kat halini alması lüzumuna konseyin kani bulunduğu hakkındaki fıkradır. Sovyet sulh teşebbüslerinin Almanya meselesini tekrar en ön plâna getirdiği bugünlerde batı devletlerinin savunma gayretlerini ve programlarını aynen muhafaza kararları yanında Almanya­lım bu savunmaya iştiraki mevzuunda da en ufak bir gevşemeye meydan ver­memeleri cidden yerinde bir hareket olmuştur.

Sovyet teşebbüslerini «bir iyi niyet te­zahürün olarak kabul etmekte en ileri giden zat İngiltere Başbakanıdır. Fa­kat o. bu hususta hatalı hareketlerden sakınmayı tavsiye ederken dahi müş­terek savunma gayretlerini gevşetmek zamanının "henüz gelmediğini» ısrarla ihtar etmektedir. Şükrana şayandır ki, Batı memleketlerinde gazetelere Moskova güneşinin iyi ısıtmadığı» noktasında müttefik bulunuyorlalr. Birleşik Amerikada da Moskovaya kar­şı ihtiyatlı hareket» günün parolası halindedir. Yani Kremlin batıyı bir gaflet uykusuna daldıramıyacaktır.

İki yıl Moskovada ikameti tercih eden Fransız komünist lideri Thorez'in bu seçimler arifesinde Fransaya dönüşü ve «Sovyetler Birliğinin Almanya işin­de eğer Almanyanm silâhsızlanması kabul edilirse, büyük tâvizler vermiye hazır olduğu» propagandasiyle Fransız seçmenini zaten pek sempati duyma­dığı Avrupa ordusu projesi aleyhine ayaklandırmak yolundaki gayretleri de şimdilik semeresiz kalmış gibi görünü­yor. Bu itibarla, Fransız hükümetinin Bonn ve Paris andlaşmalarmı meclis­lere- tasdik ettirebilmek şansı artmış sayılabilir.

Federal Batı Almanya Başbakanı dok­tor Adenauer, Fransanm Avrupa sa­vunma birliği andlaşmasma ilâvesini istediği ek protokolü Alman kabinesi­ne kabul ettirmiş ve kabinenin bu ka­rarını bildiren hükümet sözcüsü Al-manyanın Avrupa savunma birliğinin tahakkukunu bir an evvel görmek is­tediğini ve Fransanm andlaşmayı tas­dikine mâni olan son engeli de orta­dan kaldırdığını beyan etmiştir. Fran-sanın teklif ettiği protokol, camiaya dahil devletlerin, Hollandadan başka hepsi tarafından kabul edildiği için iş Fransaya kalmış demektir. Atlantik konseyine hâkim olan havaya ve kon­seyde Fransız Dışişleri Bakanı Bidault tarafından yapılan beyanata bakarak "hükmolunabilir ki, Fransada Avrupa savunma birliğinin tahakkukuna engel olmak durumundan çıkmıştır. Eğer ortada yeni zorluklar baş göstermezse, Moskova ile bir müzakere açılmak ih­timali hakikat halini aldığı zaman Batı Almanya Avrupa savunma birliğinde yer almış olacaktır.

Bu hal, Alman meselesinin hallini ko­laylaştırır mı. güçleştirir mi? Bunu bi-' lemeyiz. Çünkü Sovyetler Birliği ile Batı arasında mevcut Alman meselesi o kadar girift, o kadar iki taraf için. de mühim bir dâvadır ki: «Birleştiril­miş silâhlı bir Almanya» hm Moskova-yı uysallıkta teşci edecek bir şey ol­duğuna inanmak bizce biraz zordur. Al­manya birleştir ilme dikçe ve Alman si­lahsızlandırılması, umumî silâhsızlan­ma dâvasının bir cüz'ü halini almadık­ça batı devletlerinin Alman meselesi­nin halline yanagmıyacaklan da mu­hakkaktır.

Bugün dünyada beliren sulh cereyanı­nın, münferit bir iki meselenin engel-liyemiyeceği hakkındaki iddiayı çok kuvvetli görenlerden değiliz. Belki ikinci veya üçüncü derecede addedilen meselelerin sulh cereyanını engelleme­si kabil olmaz. Fakat Almanya dâvası gibi Avrupanm kaderinde her zaman birinci derecede bir rol oynıyacak olan bir meselenin ikinci plâna düşeceği ka­bul edilemez. Şimdilik Aimanyanın Batıya iltihakı işinin kaydettiği terakkileri memnuni­yetle telâkki etmek ve hâdiselerin ge­lişmesini beklemek kehanetten hayır­lıdır.

Almanya ne olacak?

Yazan: Aliemur KILIÇ

18 Mayıs 1953 tarihli Vatan'dan :

Batı Almanya Ayan Meclisi, nihayet, Avrupa Savunma Camiasının, yani altı devletin kuvvetlerinden müteşekkil bir Avrupa ordusunun kurulmasını derpiş eden muahedeleri tasdik etti. Mebusan Meclisi, daha evvel, Mart ayı içinde im muahedeleri tasdik etmişti. Böyle­likle Batı Almanya Başkanı Adenauer Aimanyanın Avrupa Savunma Camia­sına katılmasına muarız olan muhalif­lerine ve bilhassa Sosyalistlere kargı mühim bir zafer kazanmış ve kendi mevkiini sağlamlaştırmış bulunuyor. Eğer Ayan Meclisi muahedeleri tasdik etmeseydi, Adenauer'in düşünmesi bek­lenebilirdi.

Alman endişeleri

Aimanyanın bir Avrupa ordusuna ka­tılmasına muarız olan Almanlar, kuv­vetlerinin Batı ile Doğu arasındaki mü­cadelede «feda" edileceğinden, bir tampon vazifesi göreceklerinden ve ni­hayet, Batı Aimanyanın, böyle Batı müttefiklerine iltihak etmesinin Bati Almanya - Doğu Almanya ayrılığını kat'ileştireceğinden endişe etmekte idi­ler. Avrupa Ordusu fikrini ilk olarak ortaya atan Fransızların, Almanlara ikinci derecede bir rol vermek istemeleri, Alman kuvvetlerini bir nevi para ile tutulmuş askerler şeklinde mütalâa etmeleri ve nihayet Fransız parlâmen­tosunda muahedelerin tasdikine karşı kuvvetli bir mukavemetin belirmesi d& Alnıanyadaki Avrupa ordusu aleyhtar­lığını arttırmış gibi idi.

Altı Avrupa memleketi Dışişleri Ba-kanmm geçenlerde Romada yaptık­ları toplantıda, gerek Fransızlar! ve gerekse Almanların endişelerini zail edecek bir takım protokollerin hazır­lanması üzerine prensip kararma va­rılmış olmasına rağmen şimdiye kadar ne Fransada, ne de diğer mümzi mem­leketlerde muahedelerin tasdikini ve Avrupa ordusunun kurulmasını tacil edecek herhangi bir hareket yoktur.

Bunun içindir ki, Alman parlâmento­sunun Muahedeleri tasdik etmiş olma­sı ile Avrupa ordusu kemen kurularınyacaktır.

Almanlara1 ihtiyaç var...

Nato müdafaa sisteminde Almanlara,, müsavi haklarla ve müsavi vecibelerle büyük bir ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Müşterek Avrupa emniyeti, Aimanya­nın maddî ve manevî iştiraki olmak­sızın tamamiyle gerçekleşemez. Eğer Fransızlar, bu hakikati idrâk edemez ve Avrupa ordusu işini tacil etmezler­se Aimanyanın müşterek müdafaa ted­birlerine iştiraki için başka yollar ara­mak gerekecektir. Belki Adenauer'in son İngiltere seyahatinde ondan evvel­ki Amerika seyahatinde bu yollar aran­mıştır ve aranmaktadır... Yani.Avrupa ordusu tahakkuk edemezse, Almanyayı silâhlandırmak ve Türkiye ile Yuna-nistanm Yugoslavya ile yaptıkları itti­faka benzer bir ittifakın îngilrtere ve Amerika ile Almanya arasında yapıl­masına çalışmak, bu yollardan birisi olabilir.

i Mayıs 1953

31 Mayıs 1953

 Washington:

Amerikan Dışişleri Vekili John Foster Dulles, pazartesi gecesi radyo ve tele­vizyon vasıtasiyle Amerikan halkına hitap ederek geçenlerde Orta Doğu ve Asyaya yapmış olduğu ziyaret intiba-larım anlatacaktır.

Haberi veren Dışişleri Vekâleti sözcü­sü, beyanatın Amerikan d:ş siyasetine ait ehemmiyetli noktaları tebarüz etti­receğini bildirmiştir.

Yetkili kaynakların bildirdiklerine gö­re Duîles, bu demecinde Eisenhower idaresinin kritik bir manzara arzeden Orta Doğuya karşı takip edeceği siya­setin ana hatlarını çizecektir.

Diğer taraftan Beyaz Saraydan bildiril­diğine göre, Foster Dulles ile Harold Stassen, pazartesi günü öğle üzeri A-merika Millî Güvenlik Konseyi huzu­runda konuşacaklardır.Bugünkü dünyada, bozuk bir sanayi sistemi, maneviyatı düşük bir işçi ordusu, kaybedilen bir muharebeden çok daha tehlikelidir. Uzun müddet devam edecek bir enflâsyon, sahrada ordulara karşı indirilecek bir darbe­den çok daha tesirlidir.Yeni vergi siyasetini izah eden Eisenhower şunları ilâve etmiştir :

«Demokratik memleketler mütecaviz bir harbe hazırlanmamaktadırlar.
Fakat hayatlarını tehlikeli bir devirde yaşadıklarım gözonünde tutarak
tanzim etmelidirler.

«Biz bir «asker kışla» mahiyetini taşıyan bir devlet haline gelmek iste­miyoruz. Halkın bütün hareketlerini kontrol altında bulundurmak niye­tinde değiliz.

Tehlikeleri önlemek için tek çareyi şu şekilde ifade edebiliriz:

«İstenildiği zaman topyekûn bir seferberliği mümkün kılacak ve Kremlini bedbinliğe düşürecek bir savunma sisteminin kurulması.»

Kisenhower, eski idareden devraldığı malî durumun sakatlığını izah ede-. rek demiştir ki:

«Truman idaresi, önümüzdeki sene iğin hazırlamış olduğu vergiler gelir tahminlerinde fazlasiyle aİdanmıştır. Aşağı yukarı memleketin kapasi­tesinden 1 milyar 200 milyon dolar fazla vergi tahmin etmiştir.

Ayrıca Truman idaresi tarafından hazırlanan askerî bütçe Kore harbini kale almamıştır.

1954 senesi askerî tahsisatında büyük indirmeler yapılacağını söyleyen Eisenhower  şunları belirtmiştir :

Gerek kara ve gerekse hava kuvvetlerinde yapacağımız indirmeler memleketin askerî kuvvetini sarsacak değildir. Gerek atom ve gerekse diğer gizli silâh sahasında kaydettiğimiz terakkiler, muazzam ordulara ihtiyaç bırakmamaktadır.

«Bugün modern silâhlarla mücehhez 3 uçak, ikinci dünya harbinde Nor-mandi çıkarması sırasında kullandığımız 2.700 uçağın kudretini aş­ın akta d ırr.

«Anlaşılıyor ki, teknik sahasında kaydedilen bütün terakkiler bu mesele Vıe yakından ilgilidir.

Eisenhower demecini şu cümlelerle sona erdirmiştir :

«Bu gece sizlere yalnız Cumhurreisi olarak değil, fakat ayni zamanda bütün hayatını memleketin askerî savunmasına hasretmiş bir asker ola-ıak hitap ettim.

Amerikanın müdafaası için kanaatimce takip edilmesi gereken siyaseti izah etmeye çalıştım. Bugün bir tehlike anında olmayıp tehlike devrinde yaşamaktayız. Bu tehlikelere göğüs gererek, muzaffer olacağız.

Bu devri tarihte eşine rastlanmamış bir istihsal, bir hürriyet devri yakacağız.İşte sizlerden bu hususta bana yardım etmenizi istiyorum.

 Buenos-Aires :

Birleşik Amerika'nın Arjantin Büyük Elçisi Albert Nufer bugün Arjantin Dışişleri Vekili Remorino'yu ziyaretle burada bulunan Amerikan muhabirle­rinin emniyet altında bulunacakları hu susunda teminat verilmesini istemiş­tir.

Daha evvelce Cumhurreisi Juan Peron Arjantin millî kongresinin açılışında bir 'hitabede bulunarak U. P., A. P. ve Milletlerarası N.ews Service adlarında­ki üç Amerikan ajansının faaliyeti hak­kında serî, âcil ve topyekûn tahkikat­ta bulunulması hakkında şöyle de­miştir:

Temsil ettikleri Arjantin halkı namına iyi niyet ve samimî misafirseverliğimi-ze lâyık bulunmayan küçük bir grup tarafından dünya vasrtasiyle yayılan iftira, bühtanlara karşı hakem olmalı­sınız. Cumhuriyet aleyhine tevcih edi­len milletlerarası iftira kampanyasını açıklamaktan geri durmuyorum. Uni­ted Pres, Associated Press ve Milletler arası News Service bu kampanyayı idare etmektedirler. Sizden seri, topye­kûn ve âcil tahkikatta bulunmanızı ve bir gayret misali teşkil edecek müey­yideleri koymanızı, cezaları vermenizi istiyorum.

 Buenos-Aires :

Birleşik Amerika'nın İspanya Büyükel­çisi Albert Nufer'in, İspanya Dışişleri Vekili Jeronimo Eemorino'yu ziyareti­ni müteakib Amerikan Büyükelçiliği, TJp merkezi ile diğer Amerikan ajans ve muhabirlerinin bulundukları bina­lara polis kuvvetlerine mensub nöbet­çiler konulmuştur.

2 Mayıs 1953

 Buenos-Aires :

Democraci gazetesinin bildirdiğine gö­re, Arjantin basın sendikası yayınladı­ğı bir tebliğde, ezcümle şöyle demek­tedir:

-Hakikatin hizmetinde dürüst gazete­cilerin sendikas) olan Arjantin basın: sendikası, Arjantin'de, Peron sayesin­de tahakkuk ettirilmiş olan parlak ese­re karsı açılan iftira ve hakaret kam­panyasında emperyalizmin âleti olan, United-Press, Associated-Press ve In­ternational News ajanslarını şiddetle takbih eder.»

Arjantin basm sendikası aynı zaman­da azalarını, bahis mevzuu ajansların faaliyetini sıkı surette kontrol etmeğe ve bunlara karsı sendikaca tedbir al­mak imkânlarını hazırlamaya davet et­mektedir.

Diğer taraftan aynı gazetenin Rosario' dan bildirdiğine göre, bu şehirdeki ga­zeteciler ve mürettipler adı geçen ajans larm haberlerini kullanmamak ve diz­memek kararını vermişlerdir.

4 Mayıs 1953

 Buenos-ıAires :

Komünist parti merkezinde polisçe ya­pılan aramada birçok hükümet aleyh-darı risale, iki tabanca ve müteaddid bombalar .ele geçirilmiş, 23 kişi tevkif edilmiştir.

Bunlara ilâveten Monte Grande'de Ra­dikal Parti genel merkezinden 3 ve Sosyalist Partisinden de 3 kişi tevkif edilmiştir.

1 Mayıs 1953

 Bombay :

İran'da Başvekil Musaddık'm, Batılı­lar tarafından himaye edilen Orta-Doğu müdafaa sistemine İran'ın girmek niyetinde olmadığını söylediği bildiril­mektedir.

Times Of İndia gazetesinin Tahran mu­habiri, Dr. Musaddik'a atfen şunları yazmaktadır:

«Mamaafih İngiliz - İran petrol çıkma­zı halledildikten sonra böyle bir mese­le ortaya çıkarsa İran, son kararını vermeden önce, meselâ Hindistan gibi dost memleketlerle istişarelerde bulu­nacaktır. Bu hususta Hindistan'a gere­ken teminat verilmiştir.»

Musaddik Times şöyle demiştir:

Hindistan ve İran coğrafî bakımdan birdirler ve müşterek meseleleri de bu suretle ele almalıdırlar.»

Musaddık, İngiltere'yi kasden oyalama siyaseti takib ederek İran iktisadiyatı­nın çökeceğini ummakla itham ederek «İngiltere, kendi zararına bir kere da­ha tamamiyle yanılmış olduğunu pek yakında anlıyac aktır. İran, İngiliz -İran petrol kumpanyasının mukavele­sinde yazılı imtiyaz müddetinin hita­mına kadar olan devir esnasında vaki sözde zarar ve ziyan karşısında hiçbir veçhile tazminat Ödemeğe razı oîmıya-caktır," demiştir.

2 Mayıs 1953

 Tahran :

Saray Müsteşarı M. Ebülhüseyin Amini Siyasî çevrelerde, çok müsait bir hava içinde cereyan etmiş, olan konuş­malar saray ile hükümet arasındaki münasebetlerin daha iyi bir duruma, girmiş olmasına atfedilmektedir.

Aynı zamanda, muhalefetin de tedrici surette   engelleme siyasetinden  vazge­çeceği ve çok yakında meclisin yeniden  toplanabileceği  tahmin1 olunmak­tadır.

3 Mayıs 1953

 Tahran :

Tahran   askerî   valisi,   tümgeneral  Fazullah Zahidî'ye  «ifadesi alınmak üze­ren   48 saat içinde resmî    makamlara, müracaat   etmesini   bildirmiştir.  Bilin­diği gibi muhalefetin güvendiği bir şa­hıs   olan   general   Zahidî'nin   oğlu   ile-kardeşi, Tahran polis müdürünün kat­li hakkında yapılan tahkikat sırasında tevkif edilmişlerdi. Generalin hâlen ne rede olduğu bilinmemektedir.

Diğer taraftan, dün Tahran'da yayın­lanan bir resmî tebliğde polis müdürü Afşar Tuss'un katliyle neticelenen sui­kastın «bağlıca tertipçisi» olduğu bildi­rilen İran işçileri lideri Doktor Bag-hai, Afp muhabirine verdiği beyanatta, polis müdürünün katli hakkında teb­liğde kendisine atfedilen bütün husus­ların asılsız olduğunu, bu meseleyle hiç bîr ilgisi bulunmadığını ve suikast-çilerle vasıtalı veya vasıtasız herhangi bir temasta bulunmadığını bildirmiş­tir.

4 Mayıs 1953

 Tahran :

Amerikan Büyükelçisi Loy Henderson, bugün Başvekil Müsaddik ile iki saat görüşmüştür. Mahallî gazeteler, bu görüşmenin, İn­giliz - İran petrol ihtilâfı. üzerindeki müzakerelerin devamı olduğunu tah­min etmektedir.

Bu arada, millî petrol koorporasyonu müdürlerinden Sultan Bayat'ın bugün gazetecilere bildirdiğine göre, İran pet­rol endüstrisi için 10 tarafsız uzmanla anlaşma yapacaktır. Bunların Meksi­kalı olacağı sanılmaktadır.

 Tahran :

Muhalefet lideri Muzaffer Bagaî, bu­gün gazetecilere verdiği beyanatta, po­lis müdürünün öldürülmesiyle hükü­metin kendisini itham etmesini bir ter-tib olarak tavsif etmiştir.

Muzaffer Bagaî, bu ithamların hepsini cevaplandıracağını ve teşriî masuniye­ti kaldırılınca kendisini temize çıkara­cağım söylemiştir.

Diğer taraftan hükümet, eski ayan âza­sı ve içişleri vekili Zahidî'yi radyo ile yapılan bir yayınla derhal polise tes­lim olmaya davet etmiştir.

Tahran polis müdürünün kaybolmasın­dan sonra Zahidi saklanmıştır. Karde­şi de .bu sebeple tevkif edilenler ara­sında bulunmaktadır.

Hükümet dün yayınladığı bir tebliğde Bagaî'nin, 4 general ve 8 kişiyle polis müdürünün katlini tertib ettiğini bil­dirmiştir.

 Tahran :

Tümgeneral Fazullah Zahidi bu sabah parlâmentoya iltica etmiştir. Bilindiği gibi generale iki gün önce resmî ma­kamlara müracaat etmesi lüzumu bil­dirilmişti. Halen generalin iki yakını polis müdürü Afşar Tus'un katline iş­tirak etmek suçundan mevkuf bulun­maktadır.

İranda parlâmento binası, camiler gi­bi, bir melce telâkki edilmektedir.

Diğer taraftan öğrenildiğine göre, Ame rikan Büyükelçisi Lloy Hen-derson. dün Başvekil Musaddık ile yaptığı görüş­mede Şiraz hâdiselerini bahis mevzuu etmiştir.

 Tahran :     

Tahran tütün fabrikasından 1.300 işçî-bu sabah greve başlamıştır. İğciler üc­retlerine zam istemektedirler.

 Tahran :

Başkan Ayetullah Kâşanî'nin riyasetin­de toplanan meclis bürosu general Fa zullah Zahidi'ye parlâmento lokallerin­de oturma hakkının tanınmasına karar1 vermiştir.

General, gazetecilere Altı aydan beri birçok sebepler yüzünden yetkili ma­kamlardan daima korkmakta olduğu­nu, parlâmento binasında kalmağı da. bunun için istediğini söylemiştir.

Gazetecilerin Afşar Tus meselesi hak­kındaki  sorusunu  general, yayınlanan, resmî tebliğlerin hakikatle ne derece­ye kadar ilgisi bulunduğunu bilmediği yolunda  cevaplandırmıştır.

5    Mayıs 1953

 Tahran :

Tahran polis müdürü     general Afşar -tus'a yapılan suikastla ilgili olmakla it­ham edilen İran millî meclisi üyelerin­den Dr.  M.  Baghai bugün yaptığı bir-basın toplantısında,   meseleye kendisi­ni de dahil etmek üzere komünistlerin bu   yalanı   ortaya   attıklarını   söylemiş ve İran gizli polis teşkilâtı şefi binbaşı Nadiri'nin   bir komünist  olduğunu  iddia etmiştir.»

6    Mayıs 1953

 Tokyo:

Japon kabinesi bugün İran'dan petrol' , satın alan bir Japon şirketinin durumu­nu incelemiştir. Anglo-İranian şirketi­nin bir temsilcisi tarafından «hırsızlık» olarak vasıflandırılan bu satmalma hakkında bir hükümet sözcüsü şunları söylemiştir:

«Mesele son derece nazik bir durum, arz etmektedir. Belki de müstakbel dış siyasetimize bile tesir edebilecektir. Jidemitzu petrol şirketine aid Nisslıc İran'da temizlik hareketi

2 Mayıs 1953 tarihli Milliyetten:

İran Başvekili Musaddık, Tahran Polis Müdürü General Afşarin katlini vesile ittihaz ederek bütün düşmanlarını or­tadan kaldırmak için onları toptan -bu cinayette meth-aldar göstermeğe çalış­maktadır. Feci şekilde boğulduğu anla­şman maktule, her mağdurun arkasın­dan olduğu gibi, acıyanlar çoktur. Mu-saddık'm taraftarı olmasına rağmen Başvekilin muarızlarının da teessür duyduklarından şüphe edilemez. Bu vaziyetten istifadeyi bilen ihtiyar siya­set adamı, ilkin sarayın, yani Şehinşa-hm, cinayeti teşvik eylediğini ortaya attırdı. Arkasından yeni düşmanı Mec­lis Reisi Kâşânî ile onun taraftar ve mutemedi doktor Baki Kirmanî'nin ca­nilerle alâkadar olduklarını ilân ettir­di, doktorun ve Meclis Reisinin evleri­ni arattırdı, mühim vesaik ele geçirdi­ğini gazetelere haber verdi. Bu arada kendisini gizli beyannameler tevzi su­retiyle Rusya lehine çalışan vatan ha­ini olarak vasıflandıran ve ölümle teh­dit eyleyen asker ve subay grupuııa dahil sandığı ve vŞah taraftarı oldukları için evvelce emekliye ayırttığı yirmi beş generali tevkif ettirdi. Kendisini is-teimyen devlet ricaliyle yüksek rütbeli subay ve generaller seri halinde hapis­haneyi boylarlarken cinayeti meslek ittihaz eden katillerin en meşhurları­nın da yakalanmakta olduklarını son telgraflardan öğrenmekteyiz. O kadar ki İran bugün Hitler'e yapılan suikast­tan sonra Almanyanin arzettiği manza­rayı hatırlatmakta, şüphe, iftira, kin ve tezvir gibi sebeplerle rastgelen hap­se tıkılmaktadır. Bu kadar çok insanın müştereken bir cinayet tertip etmeleri ve bunun sonuna kadar da gizli kal­ması henüz görülmüş bir şey olmadığı için mütemadiyen yeni bir şey ortaya atılmakta, cinayetin muhtelif grupların teşvikiyle yapıldığı şayiası kuvvetlen-dirilmeğe çalışılmaktadır. Hattâ İngi­lizlerin de bu işe karıştıkları iddia edi­lerek halkın heyecanını idameye çareler aranmaktadır. Şehinsahm bu işde? rolü olduğu ve cinayetten sonra çekin­diği kin dehalet eylediği gibi bir hava yaratmak maksadiyle de «Hükümdarla Başvekilin artık anlaştıkları» hakkında garip bir tebliğ de neşredildi. Görülü­yor ki cinayet tamamiyle istismar edil­mekte, maktul Polis Müdürü, Musaddık'a, hayatta iken yapamıyacağı ka­dar büyük hizmetler ifa eylemektedir.

Bütün bu tedhiş ve temizleme faaliye­tinin arkasında yeni bir dramın hazır­landığı   da   iddia   olunmaktadır.   Tahrandan  bildirildiğine  göre,   Başvekilin asıl hedefi oğlu Gulam Hüseyini tahta çıkarmaktır.  Kendisi Kaçar hanedanı­na mensup olduğu için Pehlevi'leri ba­sit bir aile addetmekte, bu fikri yay-' mağa çalışmaktadır.

Bütün haberler Tahranda, hükümdarla Meclisi hedef tutan ve şark usulü en­trikalarla hazırlanan bir hareketin her gün biraz daha kuvvetlendiği hissini vermektedir. Bu .arada komünistler­den, müttefik sıfatiyle, istifadeye kal­kışılması ise ayrıca ibretle görülecek bir şeydir.

İran'ın saptığı çıkmaz

28 Mayıs 1953 tarihli Cumhuriyet­ten :

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dul-les'm, Orta Doğu bölgesindeki uzun. gezisi esnasında, fırsat mevcut olma­sına rağmen, İrana uğramaması, Tah­ran idarecileriyle görüşme lüzumunu hissetmemesi nazarı dikkati çekmemiş­tir, diyemeyiz. Dulles'm, kendisini Bağ-dada görmeğe gelen Amerikanın Tah­ran Elçisiyle bir mesaj göndermekle ik­tifa etmiş olması şu şekilde tefsir edile­mez mi?

 Birleşik Amerika, İrandan' ümidi kesmiştir?

Uzun zaman, İran petrollerinin akıbeti Birleşik Amerika ile İngiltere arasında görüş ayrılıklarına yol açmış, Anglo İran şirketi bu sahaya Amerikan sermayesinin yaklaşmasına, fırsat düştük­çe, itiraz etmiştir, Umumiyetle de dün-

,ya petrol şebekesindeki girift menfa­atler, Abadana doğru geniş ölçüde   bir

'hücum yapılmasını önlemiştir.

Fakat bugün, Birleşik Amerika Dışiş­leri Bakanının, yalnız İngiltere ile olan münasebetlerden ötürü Tahrana uğra­mamış olduğu söylenemez. Beyaz Sa­rayda vukua gelen iktidar değişikliği ve bunun, Londra ile "Washington mü­nasebetleri üzerindeki tesiri aşikârdır.

Bu sebeple denilebilir ki, yalnız İrandaki ümitsiz durum, Foster Dulles'ı böyle bir seyahatin ne kadar lüzumsuz olabileceğine inandırmış ve mumaileyh "Tahrana uğramadan geçmiştir.

"Bugün İranda idarenin Başbakan Dr. Musaddik ile taraftarlarının elinde bu­lunduğu söyleniyor. Bu, ne dereceye kadar doğrudur. Bu idare, komünistle­rin, müsait buldukları'bir .anda indire­cekleri, Prag darbesi gibi bir darbeyi önliyecek kadar kuvvetli midir?

Hâdiseler gösteriyor ki, hayır. Bugün­lerde İran hükümetinin muhtelif ba­kanlık kollarında, Tude partisi üyele­rinin bilfiil vazife almış oldukları giz­lenmiyor. Resmen adı geçen Bakanın gerisinde, müsteşar veya mühim bir şube  başkanı   olarak  Tud'e'cilerin bu-

" lundukları görülüyor. Bundan bir müd­det evvel Tahranda bulunmuş ve ge­cen hafta zarfında da yeniden bu baş­kenti ziyaret etmiş olan bir diplomata bakılacak olursa, «dün gayet ehemmi­yetsiz vazifelerde çalıştırılmakta olan komünist 'elemanlar şimdi Bakanların

hemen gerisinde bulunmaktadırlar.

Dr. Musaddık'm, «Beni desteklemezseniz İran komünist olur» tehdidiyle si­yaset yapmak istemesi böyle, bir du­rumun yaratılmasına zemin, hazırla­mıştır.

1945 yılında silâh sesleri kesilirken ve Batı devletler Sovyetler Birliğinin -iyi niyetine» körü körüne inandıkları günlerde Kremlin Türkiyeye, Boğazları ve Kars ile Ardaham parmağına dola­yarak sataşmağa başlamıştı. O tarihte, Londra olsun, "Washington olsun Sov­yet talebelerine karşı Türkiyeyi destek­lemekten kaçınmışlardı. Fakat bu, bi­zim için, İranın şimdi başvurduğu sö­züm ona siyasete başvurmamıza bir se­bep teşkil etmemiş, Türkiye tek başı­na, .dahildeki ufak tefek fırsat düş­künlerine dahi göz açtırmadan, istiklâ­lini muhafaza yoluna gitmişti.

Ne yazık ki, İran bu hedefe doğru ilerliyemem iştir.

Sovyetlerin, İranda neden şimdiye ka­dar bir darbe yapmadıkları sorulmak­tadır? Burası Öyle bir bölgedir ki, «def­tere uydurulmıyan bir tecavüz» üçün­cü cihan harbine yol arar. Rusya bunu hesaplamakta ve bu sebeple de Tah­randa iktidarı "tamamiyle» dahilden elde etmeğe çalışmaktadır. Bunlar, böy­lelikle Türkiyeyi doğudan çevirmiş ve İran - Irak yolu ile de karışık Orta Do­ğu bölgesiyle temasa geçmiş olacaklar­dır.

Arap memleketleri de, böyle bir tehli­kenin yaklaşmakta olduğu sırada, tek başlarına «Arap kolektif savunma pak­tı» ile bolşevizme sed çekeceklerinden bahsediyorlar ve böylece İranın işledi­ği hatadan ders almamış 'olduklarını gösteriyorlar.

2 Mayıs 1953

 Amman :

İki yıl evvel meşhur dedesi Emir Ab-dullahm katline şahit olan 18 yaşla­rındaki mahcup Ürdün kralı Hüseyin hanedanın üçüncü hükümdarı sifatiyle bugün tahta çıkmıştır. Merasim kısa fakat renkli, şaşaalı olmuştur. Arap dünyası krallık timsali olarak taç kul­lanmadığından kral Hüseyin taç giyme merasiminde bilfiil    taç     giymemiştir.

Fakat, sadakat yeminini ettiği, beyaz badanalı parlâmento salonunda, otur­duğu altm yaldızlı, mor kadifeli tah­tın üzerinde, süs olarak bir taç konul­muştur.Hüseyin, Arap lejyonunun merasim üniformasını giymişti. Kral Hüseyin hiç bir asabiyet eseri göstermeksizin merasimi bitirdi ve kendisine güvenen bir sesle Anayasaya hürmet edeceğime ve mil­letime sadık kalacağıma, Allahıma ye­min ederim. Krallık andını içti. Cambridge'te tahsil görmüş olan Mi-srrlı prenses Dina Abdülhamit Kahireden kral Hüseyine bugün gönderdiği mektupta, «bu mesut hâdiseden dolayı çok bahtiyarım» demektedir.

Kral Hüseyinin, asabi rahatsızlığı yüzünden tahttan çekilen babası eski kral Tellâl ıda bugün oğluna bir tebrik me­sajı yollamıştır.

Hâlen Kahirede tedavi altında bulunan Emir Tellâl bu telgrafında şöyle de­mektedir :

Bu büyük ve mübarek günde Haşimî majestelerine ve asil Ürdüne takdis ve-samimî selâmlarımı göndermekle bah­tiyarım. Çağınızın r.efah, saadet ve iyi­lik içinde geçmesini Cenabı Hak'tan niyaz ederim. Tanrı yardımcın olsun ve seni daima muvaffak ve mesut et­sin.

25 Mayıs 1953

 Amman :

Parlâmentonun bugünkü toplantısın­da mebuslardan Kadri Tukan, bütün meclis üyelerinin, imzasını taşıyan bir beyanat okumuştur. Bu beyanatta OhurchilPin Avam Kamarasında Orta-Doğu hakkında verdiği demeç protes­to edilmekte ve hükümet, bağımsızlık ve hürriyet için girişmiş olduğu müca­delede Mısırı desteklemeye Ve İngiliz hükümetinin bugünkü politikasına karşı koymak için gereken bütün ted­birleri almıya davet edilmektedir. Oya konulan bu beyanat ittifakla kabul edilmiştir.

8 Mayıs 1953

 Tokyo:

İki Japon ticaret gemisi, bugün komü­nist Çin limanlarına hareket etmiştir. Böylece harpten beri Japonya ile ko­münist Çin arasında ilk defa ticarî mü­nasebetlere başlanmış olmaktadır.

Japon  gemileri boş  olarak Chnwangtao limanına gidecek, kömür yükliye-rek geri döneceklerdir. 26 Mayıs 1953

 Tokyo :

Geçen hafta yeni kabinesini kurduğundanberi bugün ilk toplantısını yapan Japon Başvekili Shigeru Yoshida, Ja­ponya'nın dış ticareti için ikinci dün­ya harbi dolayisiyle hâlâ düşman mev­kiinde bulunan devletlerle münasebet­lerimizi geliştirmek elzemdir, demiş ve şöyle edevam etmiştir :

Japonya'nın istihsal fiatı, Milletlera­rası seviyeden daha yüksektir. Binaen­aleyh kuvvetli bir iktisadî rekabet teh­likesi yaratacak durumda değiliz.»

Ucuz Japon el emeği geçmiştir. Japon seçimleri neticesi

Yazan : A. Ş. Esmer

2 Mayıs 1953 tarihli Ulus'tan

Japonya'da arkası sıra iki pazar günü yapılmış olan Meclis ve Ayan seçim­lerinin kesin neticeleri belli olmuştur. Meclis seçimlerinde beklenildiği gibi, 1949 yılı Ekim ayından beri iktidarda bulunan Yoşida'nm Liberal Partisi en çok sayıda sandalye sağlıyan parti ola­rak belirmiş, fakat mutlak ekseriyeti kaybetmiştir. Ayan'da Yoşida partisi­nin kuvveti eskisine nazaran artmıştır. Ayan seçimleri Yoşida ve Liberal Par­tisi için büyük bir zafer olmuştur.

Geçen mart ortalarında Liberal Parti­si mensupları arasından bir kısım mil­letvekillerinin muhalefet ile birlikte yürümeleri neticesinde ekalliyette ka­lan Yoşida, meclisi feshetmiş ve seçi­me girmişti. Seçime girildiği sırada Yo-şida'ya bağlı bulunan Liberal Parti kuvveti 205 sandalyeye baliğ oluyordu. Geçen pazar günü yapılan seçimde Yo­şida'nm kuvveti 205 ten 199 a düş­müştür.

Öte yandan Yoşida'dan ayrılan Liberal Partisinin hizbi de 50 den 35 e düş­müş, muhalefet partilerinden Terakki­perverler de zayıflıyarak 88 den 76 ya düşmüşlerdir. Sağcı partilerin zayıfla­malarına karşı solcu muhalefet parti­leri kuvvet kazanmışlardır. Sağ kol sosyalistler, kuvvetlerini 60 dan 6Q ya, sol kol Sosyalistler, 58 den 72 ye çıkar­mışlar, eski Mecliste hiç temsil edilmi-yen komünistler de bir milletvekili seç-tirmeğe muvaffak olmuşlardır.

Genel olarak, son seçimde Japonya­nm azıcık sola doğru kaymış olduğu görülmektedir. Fakat Amerika ile iş­birliğine bağlı bulunan orta kol Yoşi­da partisi, Japonya'nın en kuvvetli partisi olmakta devam etmektedir.

Silâhlanma meselesi :

Japonya için bugün en önemli dâva silâhlanma meselesidir ve Meclisin fes­hine varan buhranı doğuran mesele rîe-budur. Yeni Japon Anayasası silahlan­mayı yasak etmektedir. Fakat yenilgi­den sonra ve Mc Arthur'ün «prokon-sül» olarak memleketi idare ettiği za­manlarda onun da telkini ile Anayasa­ya geçirilen bu hüküm, artık yeni şart­lara uymamiya başlamıştır. Birleşik A-merika da Japonyamn silâhlanmasına taraftardır.

Japonyanm iç ve dış politikasiyle ilgili olan bu mesele üzerinde şu fikir ayrı­lıkları meydana gelmiştir:

1  Sağda kendilerine «Terakkiper­ver» adını veren parti Anayasanın de­ğiştirilerek Japonyamn kayıtsız şartsız silâhlanmasına taraftardırlar. Yoşida-dan ayrılan bir zümre Liberaller de bu görüşe katılmışlardır.

 Yoşadanm Liberal Partisi haki­katte askerî teşkilâttan ibaret olan veşimdi sayıları 110 bine varan polis mil­lî emniyet teşkilâtının genişletilmesiniiltizam ediyor.

 Sağ köl sosyalistler polis teşkilâ­tının muhafazasına  taraftar, fakat ge­nişletilmesine aleyhtardırlar.

 Sol kol sosyalistler ile komünist­ler kesin surette silâhlanmanın  aleyhindedirler. Bunlar silâh için on parasarfedilmemesini istiyorlar.Bundan
başka silâhlanmanın Japonyada de­mokrasi rejimi için tehlike teşkil ede­ceğine inanıyorlar.

İşte Yoşida bu Önemli mesele üzerin­de çıkan ve devam eden şiddetli tar­tışmalar neticesinde meclisi feshetmiş­ti. Fesihten Önce birleşmiş bir halde iken Yoşida Liberallerinin Mecliste mutlak ekseriyetleri vardı. Şimdi Yo­şida en kuvvetli partinin lideri olmak­la beraber, mutlak ekseriyeti kaybet­miştir.

Kabineyi kim kuracak?

Japon Anayasasına göre Başbakanı Meclis seçer. Şimdi yeni Meclis 19 Ma­yısta toplanarak Başbakanı seçecektir. Mutlak ekseriyet Liberallerde iken, Başbakanı seçmek kolaydı. Şimdi Yoşi-danin kuvveti iki yüzden de aşağı düş­müştür. Fransada olduğu gibi Japon-yada da kabine kurmak partiler arasın­da bir pazarlık konusu olacaktır.

Seçimlerin neticesine göre, Liberal par­tisinden başka bir partinin hükümet kurması mümkün görülmüyor. Seçim­den önce hakikatte muhafazakâr olan Terakkiperverlerin Liberallerden ayrı­lan hizip ile birleşerek hükümet kur­maları ihtimalinden bahsediliyordu. Son seçimin neticesine göre, bu, müm­kün olmıyacaktır. Öte yandan kayıtsız şartsız silâhlanma taraftarı olan Terak­kiperverlerin Sosyalistlerle birleşme­leri hiç mümkün değildir.

Akla en yakm gelen kombinezon, orta kolu teşkil eden Liberallerin soldan ziyade ortaya meyleden sağ kol Sos­yalistler ile işbirliği halinde bir koalis­yon hükümet kurmalarıdır. Böyle bir kombinezon kurulursa, üstün ihtimale göre Yoşida ve yahut diğer bir Liberal Parti lideri Başbakan olacaktır. Kabi­neye iştiraklerini sağlamak için Libe­rallerin Sosyalistlere ne gibi müsaade-kârliklarda bulunacakları bir mesele­dir. Her halde son secimin neticesi, Ja­pon iç politika durumunda, eskisine nazaran daha az istikrarlı olan bir saf­ha açmaktadır. Fakat Japon dış poli­tikasında esaslı bir değişme olmıyacağt da anlaşılmaktadır nasebetlerini keseceğini ihtar etmiş­tir.

General Necip mektubunda, şunları ilâ­ve etmektedir :

Vaki şikâyetlerin ekserisi, eski reji­min hatalarından mülhemdir. Şimdiki Mısır hükümeti ise Sudanın dahilî me­selesine hiçbir şekilde müdahale etme­meyi şiar edinmiştir.»

General Necip, ayni zamanda Rama­zanda Sudana hiçbir siyasî heyet gön­dermemeyi de va'delmiştir.

 Kahire:

Bugün, Mısır ordusunun gazetesi olan «El Tahrir» e verdiği bir mül:katta Mı­sır Başvekili General Necip, Mısırda Cumhuriyet rejimine taraftar olduğu­nu bildirmiş ve şunları söylemiştir:

Bir vatandaş olarak Mısırda bütün salâhiyetin halka devredilmesini müm­kün kılan bir rejime taraftarım. Cum­huriyet ile kraliyet arasında tercih me­selesine gelince, bu hususta kat'î hü­küm vermek istemiyorum. Çünkü ni­haî sözü söyliyecek olan halktır. Ma­mafih devlet reisinin muhakkak suret­te halk tarafından seçilmesi lâzımdır.

 Kahire:

Süveyş kanal üssü hakkındaki İngiliz-Mısır müzakereleri Mısırın «kayıtsız şartsız ve tam tahliye» talebi üzerine bugün bir çıkmaza girmiştir. Müzake­reler, yeni bir toplantının tarihi tesbit edilmeden tehir edilmiştir.

Mısır heyetinin resmî sözcüsü Albay Nasır bu durum üzerine gazetecilere şu yazüı beyanatı okumuştur :

Maksadımızı halka açıkça bildirdik. Sözlerimiz bir hakikatin ifadesidir. Biz bu gayelerimizi İngiliz heyetine de ilk toplantıdan'beri bildirmiş bulunuyoruz.

Toplantılar birbirini takip ediyor fa­kat biz hattı hareketimizi değiştirmi­yoruz, çünkü buna hakkımız yoktur.

Albay Nasır şöyle devam etmiştir :

General Necip hükümeti her zaman İngiliz birliklerinin kanal bölgesinden tamamiyle ve kayıtsız şartsız çekilme­leri hususunda ısrar etmiştir.

Umumî esaslarda anlaşmadan biz te­ferruatı, yani kanal bölgesi kontrolü­nün Mısıra devredilmesi keyfiyetini in­celemeyi reddettik. Eski hikâyeyi dai­ma tekrarlamak suretiyle vakit kaybe­dilmesini istemedik.

Biz İngiltereden bu umumî prensipler karşısında açıkça ne düşündüğünü tas­rih etmesini istedik. Bu prensipler Mı­sır milletinin toprakları üzerinde tabiî hakları ve hükümranlığı cümlesindendir.»

 Londra:

Umumiyetle iyi haber alan çevrelerden bildirildiğine göre, Süveyş kanal bol- -g esinin istikbali hakkında Mısır ile İn­giltere arasında yapılmakta  olan mü­zakerelerin bugün bir çıkmaza girmesi üzerine İngiliz    kabinesi    yakında bu meseleyi inceliyecekür. 27 Nisanda baş-lıyanlıyan müzakerelerin bu kadar kı­sa zamanda kesilmesi Londrada vahim bir hâdise olarak telâkki edilmektedir.

Süveyşin tahliyesi kararı İngilterede en yüksek makamları meşgul etmek­tedir. Bu husustaki salâhiyet, Dışişleri Vekili Eden'in rahatsızlığı yüzünden doğrudan doğruya Churchiil'dedir.

9 Mayıs 1953

 Kahire:

Siyasî müşahitler gelecek hafta içinde Amerikan Dışişleri Vekili Dulles ile General Necip arasında cereyan ede­cek görüşmelerin, Süveyş hakkındaki İngiliz - Mısır çıkmazım halledeceği kanaatindedirler.

Diğer taraftan, Mısır basın sendikası ve üniversite mezunları birliği, Mısır, delegelerinin Süveyşin. tahliyesi hakkın­daki talebi destekliyeceklerini bildirmişlerdir.

Mısır basın birliği Halkı mücadele için" seferberliğe davet etmiştir.

Üniversiteliler, ana vatanın kurtarıl­ması için çalışacaklarını söylemişler­dir.   

Mısır barosu, mühendisler birliği, mu-

ailimler birliği ve diğer teşekküllerin General Necibi ve ihtilâli destekliye-oekleri  beklenmektedir.

10  Mayıs 1953

Kahire:

Bağımsız El Ahram gazetesi, İngilizler Süveyş kanal bölgesini tahliye etme­dikleri takdirde Mısır için bir kurtu­luş harbini mümkün görmektedir.

Gazeteye göre muhtemel bir harbin bütün netayici nazarı itibare alınarak hazırlıklar tamamlanmıştır.

Kahire:

Bugün öğleden sonra, Kurtuluş mey­danında, Filistin savaşında Ölmüş olan Mısırlı askerler için yapılan büyük bir tören münasebetiyle söz alan General Necip, halkı birleşmeye davet etmiş ve ordu hareketinin yeni bir safhaya gi­receğini söyliyerek sözlerine şöyle de­vam etmiştir: Sabretmeliyiz. Büyük bir savaş açmak üzereyiz ve bu savaşı aç­maya hazırlanmalıyız.

Bundan sonra, İngiltere ile müzakere­lerin askıda kalmasından bahseden Ge­neral Necip, Vatanın meşru ve mu­kaddes hakları bahis mevzuu olduğu zaman» Mısır hükümetinin her türlü pazarlığı reddetmek hususundaki az­mini belirtmiştir.

11  Mayıs 1953

 Kahire:

General Necip, Amerika Dışişleri Ba­kanı Foster Duiles ile görüştükten son­ra şu beyanatta bulunmuştur: «Umumî durum üzerinde ve bilhassa memleket­lerimiz arasındaki münasebetlere dair bir görüşme yaptık.

General Necip, bundan sonra gazete­cilere hitaben demiştir ki;

Merak etmeyin, partiyi kazanacağız. Zaten, istiklâlimize sahip olmadığımıza göre, kaybetmiş olduğumuzdan daha fazlasını kaybetmemize imkân yoktur. Merak etmeyin, haklarımızdan hiç bi­risini kaybetmiyeceğiz.

12 Mayıs 1953

 Kahire:

Mısır Başvekili General Necip dün. Churchill'in Avam Kamarasında ver­diği nutku tefsir ederek demiştir ki :

Churchilî emperyalist gayelerini hür-dünyanın Orta Doğudaki menfaatleri ismi arkasında gizlemece çalışıyor.

Biz İngiliz işgalinden memleketi tama-miyJe   kurtarmak   hususunda azimliyiz.

 Kahire:

General Necibin Foster Dulles'a esasla­rım anlattığı Arap komutanlığı, Arap hükümranlığı muhafaza edilmek şar-tiyle Orta Doğuda Batı savunma mesuliyetlerini üzerine almak tasavvurun-dadır.

Söylenildiğine göre, bu, Mısırın şid­dete müracaat etmeden önce yaptığı son  teklif tir.

Arap komutanlığı plânı, Arap birliği müşterek Güvenlik paktı üzerine ku­rulmuştur ve pakt 8 üye devlet tara­fından tasdik edilmiştir. Bu pakt ba­tının askerî ve iktisadî yardımını der­piş etmektedir. Bu mevzuu yakında. Kahirede toplanacak olan Arap ordu­ları Genel Kurmay başkanları müzake­re edeceklerdir.

14 Mayıs 1953

_ Kahire:

İhtilâl Konseyi neşrettiği bir liste ile 3 Nisandan 11 mayısa kadar kanal böl­gesinde vuku buîan hâdiseleri bildir­mektedir. Bu tarihler arasında, bölge­de İngilizler sivil Mısırlılardan üç ki­şiyi" öldürmüş, 13 ünü de yaralamış­lardır. Diğer taraftan umumî karargâh, da neşrettiği diğer bir üstede bölgede-yeniden 24 hâdisenin vuku bulduğunu bildirmiştir.

 Kahire:

Mısır hükümeti, Süveyş kanaîi bölgesindeki İngiliz kuvvetlerinin her türlü ikmal işini durdurmak için abluka te­sis etmek kararını dün gece vermiştir.

Bu karar gereğince, Süveyş kanalı böl­gesindeki İngiliz kuvvetlerine her tür-.lü iaşe maddesi inşaat malzemesi ve endüstride kullanılabilecek bütün ham maddelerin   temini   menedi İm ektedir.

Sayıları 80 bine varan İngiliz askerleri ile aileleri ve ordunun birçok yardımcı şubeleri, et, yaş sebze, maden suyu, bi­ra, şarap, süt, yumurta, tavuk ve saire gibi maddeleri Nil deltasının muhtelif yerlerinde bulunan Mısırlı satıcılardan almaktaydılar. İaşe Vekâletinin husu­sî müsaadesi olmadıkça» İngilizlere her hangi bir çey satılmasının men'i bu bölgedeki İngiliz üslerinin iaşesi için ciddî bir sıkıntı doğuracaktır.

Kanal bölgesindeki sivil ahali ile ka­nal kumpanyasının memurları doğrudan doğruya bu kararla hedef tutulmamakla beraber, iaşe bakımından epeyce güçlüğe uğrayacaktır.

Nil deltasından kanal bölgesine   giden yollarda   kontrol   noktaları   tesis   edil­miştir. Bu merkezlerde kanala sevkedilen yiyecek maddeleriyle diğer mah-sullere el konulmaktadır.Süveyş ile Portsaide uğrayan gemilerin iaşesi me­selesi   her   halde  hükümet  tarafından .yakın bir zamanda tetkik edilecektir.

 15Mayıs1953
 Kahire:

Mısır hükümeti, eski Kral Faruk'un kardeşleri Prenses Fevziye ve Faize-nin saraylardaki sanat eserleri ve di­ğer kıymetli eşya üzerindeki hak id­dialarını ı eddetmiştir.Prensesler, eşyalarının babalarına ait olduğunu iieri sürerek hisselerini iste­mişlerdir.Hükümet, saraylardaki menkul eşyanın devlete ait olduğu cevabını vermiştir.Sarayların, devlete ait resmî, binalar­dan farklı olmadıkı bildirilmiştir.

16  Mayıs 1953

 Süveyş:

Burada   bulunan   milliyetçi unsurlar.Kurtuluş Topluluğu» nun Süveyş şu­besini açmak Üzere buraya gelen Konseyi üyelerinden ikisini ve beraberlerinde bulunan Vakıflar Nazi-iı Şeyh El Bakuri'yi muazzam tezahü­ratla karşılamışlar ve Süveyşin Mau Mau'ları olmak istiyoruz. Kanalı kur­tarmak istiyoruz" diye bağırmışlardır.

Faye'de bulunan İngiliz genel karar­gâhının bu bölgede fevkalâde ahval ilân etmesinden sonra Mısırlı idareci­lerin kanal bölgesine yaptıkları bu ilk ziyarettir.

Sanıldığına göre, «kanal vatanseverle­ri» hükümetin vereceği her türlü emre itaat hususunda hazırdırlar. eflerin-den biri bu hususta France Presse A-jansı muhabirine şunları söylemiştir:

«Hükümete tam bir İtimadımız var­dır. Hükümet, memleket menfaatlerini bizim hepimizden çok daha iyi takdir eder. 1951 yılında geçirdiğimiz tecrü­beden büyük bir ders aldık. Ferdî ha­reketlerin hiçbir şeye yaramadığını pek iyi biliyoruz, m

Kontrol istasyonu şefinin ifadesine gö­re, bu nümayişler sırasında İngilizler kendi bölgeleri hududundan geçmekte bulunan bütün vesaitte silâh ve patla­yıcı madde araştırması yapmışlardır.

18 Mayıs 1953

- Kahire:

Mısır hükümeti, Süveyş kanalı bölge­sinde vukua gelen muhtelif hâdiseler hususunda, İngiliz Büyük Elçisine bir protesto notası tevdi etmiştir. Mısır protestosu su hususlarla ilgilidir:

1 Mayıs günü Abu Hammad trenistasyonu şefi ile yardımcısının İngilizerleri tarafından tevkif edilmiş olma­ları.

 13 Mayıs günü Süveyşte Kafr Abdülres köyüne karşı bir İngiliz müfre­zesinin ateş açmış olması.

 Nisan ve Mayıs ayları zarfındakanal bölgesinin muhtelif noktalarındavukua gelen ve listesi Yarbay Nasırtarafından basma tevdi dilen muhte­lif hâdiseler.

20 Mayıs 1953

 Kahire:

Mısırdaki İngiliz kuvvetleri Erkânı Harbiye Reisi General Goldscmith Sü­veyş kanalı mmtakasındaki son hâdi­seler hakkında şunları söylemiştir :

Biz huzursuzluk yaratmak istemiyo­ruz. Fakat tecavüze uğradığımız tak­dirde mukabele etmeğe hazırız. Kendimizi müdafaa etmek üzere tertibat aldık. Müdafaa edeceğimizden de emi­niz.' Kanal mmtakasındaki hâdiseler İn­giliz ve Mısır heyetlerinin görüşme­leri bir neticeye bağlanmayınca aldığı­mız tedbirlerin aksülâmelidir.

22 Mayjs 1953

 Kahire:

İyi haber alan kaynaklardan bildirildi­ğine göre, pek yakında Mısırda cum­huriyet ilân olunacaktır.

Nitekim, bu sabah öğrenildiği üzere, -son şünlerde. hükümet azaları ile ih­tilâl komitesi subayları arasında, «yeni "bir tarihî" merhale" nin hazırlıkları maksadı ile, mühim toplantılar yapıl­maktadır.

Askerî şeflerden teşekkül eden İhtilâl Konseyi ile kabine üyeleri çok yakın­da cumhuriyet hükümeti ve Mısır re­isicumhurunun tayini hususunda kat'î bir karar vereceklerdir.

Söylendiğine göre, müstakbel Mısır Reisicumhuru, Amerika Birleşik dev­letlerinde  olduğu  gibi.   ayni  zamanda


 

Başvekillik vazifesini de üzerine ala­caktır. Cumhurreisinden sonra gelen şahıs ise uhdesinde Başvekil yardımcı­lığı ve ordu kuvvetleri başkumandan­lığı ödevlerini toplayacaktır. İçişleri, Müdafaa, Denizcilik ve Ulaştırma Ve­killikleri yüksek rütbeli subaylara tev­di olunacaktır.

23 Mayıs 1953

 Kahire;

Başvekil General Necibin baş yaveri Yarbay Cemal Abdülnasir bugün ver­diği bir beyanatta, Mısır hükümetinin, Mısırda yaşıyan bütün İngiliz ve ya­bancı tebaasının korunması mesuliye­tini üzerine aldığını bildirmiştir.

Yarbay Abdülnasir, Mısırdaki İngiliz ailelerini memleketi terke davet eden İngiltere Büyük Elçiliğinin tebliğine cevap olarak bu beyanatı vermiştir.

24 Mayıs 1953

 Kahire:

Başvekil Necip, bu sabah İhtilâl Konse­yinin bir toplantısından sonra Genel karargâhtan ayrılırken, Mısırda Cum­huriyetin ilân olunacağını teyit etmiş­tir. Bununla beraber Başvekil, bu ilân keyfiyetinin ne zaman yapılacağını söylemeyi reddetmiş, yalnız hemen olmıyacağmi belirtmiştir.

İyi haber alan çevrelerde hâkim olan kanaat cumhuriyetin, ihtilâlin yıldönü­mü olan 23 Temmuz günü ilân edile­ceği merkezindedir.

Mayıs 1953

 Luang Prabang:

Vİetminh kurmayının, kuvvetlerine artık başlıca hedef olarak Laos'un mer­kezi Luang Prabang'm işgali vazifesi­ni verdiği zannedilmektedir. Nam Hou nehri üzerindeki Muong Sung karako­lunun tahliyesi üzerine, bu yol boyun­ca ilerlemekte olan taburla­rı az bir müddet sonra hükümet mer­kezinin dış müdafaa hattına ulaşabi­lecektir. Bu arada Fransız - Laos ko­mutanlığı zaman kazanmaya uğraş­maktadır. Bazı kaynaklara göre 6 ta­bur kadar tahmin edilen âsi kuvvetle­rinin taarruzunu durdurmak maksadiyle yeter miktarda takviye kuvveti getirmeğe çalışılmaktadır.

 Paris:

Fransız hava kuvvetleri kumandanı General Charles Lecheres Hindiçmi'de­ki hava harekâtını bizzat idare etmek üzere dün uçakla Paris'ten ayrılmıştır. Fransız silâhlı kuvvetler, kumandanı Mareşal Alphonse Juin'in durumu tet­kik etmek üzere Hindiçinî'ye gideceği bildirilmektedir. Mareşalin bu seya­hati birkaç ay süreceği için Nato Orta Avrupa Kara Kuvvetleri Kumandanlı­ğından affını istiyeceği muhakkaktır.

Komünist Vİetminh kuvvetlerinin Laos başkentinin yakınında olduğu şu sıra­da Hindicini harbi buhranlı günler geçirmektedir. Durumun parlâmento­nun ilk toplantısında ele alınacağı sa­nılmaktadır. Meclis 12 mayısta topla­nacaktır.

 Manilla :

Amerikanın Filipin Büyük Elçisi Carlos Romulo bugün uçaktan iner inmei. gazetecilere verdiği beyanatta, Laos'urı istilâsı Kızılların Güney Doğu Asyaya göz dikmiş olduklarını, tecavüz tehli­kesinin Filipinlere yaklaştığını söyle­miştir.

Yeni Kızıl tecavüzünün askerî olmak­tan ziyade Güney Doğu Asyayı birleş­tirmek gayesi güden siyasî bir plân ol­duğunu belirten Romulo, »Komünist sulh taarruzuna inanarak müdafaa ted­birlerimizi azaltamayız» demiştir.

 Karaşi :

Hükümet çevrelerinin kanaatini izhar eden «Daw» gazetesi yayınladığı bir makalesinde, Pakistan hükümetinin ye­ni dış siyaset programının, beş nokta­sını şu şekilde sıralamaktadır:

 İngiltere ile münasebetlerin yeniden gözden geçirilmesi,

 Birleşik Amerika, Japonya ve Batı Avrupa memleketleri ile daha sıkı bir
birlik tesisi,

 Hindistan ve Afganistan   yeniden,temaslarda bulunmak üzere «yolun ya­rısından fazlasma gidilmesi, Orta Dağude ve Türkiyeye karşı
takip edilecek politika hususunda   İs­lâm   devletleri   arasında      istişarelerde
bulunulması,

 Yeni münasebetlerin tesisi teşebbüsü komünist   memleketlere bırakıl­mak şartiyle, bu memleketlerle, mütekabiliye tesasma istinaden, münasebet­ler idamesi.

 Luang Prabang :

Laos başkentini sarmağa çalışan ko­münist  Vİetminh  kuvvetleri,  Mekong suyuna dökülsn Namhu. Namsuang ve Nampa vadilerinden ilerlemektedirler. Vietminh kuvvetleri, şehre 25 kilometre mesafededirler. Öncülerin, şehir et­rafındaki Fransız - Laos ileri mevzile-riyle bir kaç saate kadar temasa gel­meleri beklenmektedir.

Hanoi :

Fransız hava kuvvetlerine mensup uçaklar âsilerin Laos'dan merkezî Vi-etnam'a giden başlıca iaşe ve ikmal yolunu ve mümtaz 304 üncü âsi tüme­ninin Jares ovasına doğru ilerlediği şo­se boyunca iaşe depoları ile asker yı­ğmaklarını bombalamışlardır.

Luang Prabang'daki sarayın dışında hâlâ bir kırmızı bayrak dalgalanmak­tadır. Bu da komünistlerin değil de Nikris ve romatizmasına rağmen ihti­yar kralın içeride bulunduğunu göster­mektedir.

7 yaşlarındaki kral Sisavang Vong, muhtemel bir esareti önlemek, maksadiyle memleketi terketmesi için yapı­lan bütün tekliflere meydan okumak­ta ve sarayım halkı müdafilerle bera­berdir» demektedir.

4 Mayıs 1953

 Pnom Penh :

Kamboç istişare konseyi, Fransa tara­lından istiklâlleri tamamiyeti tanındığı takdirde, Kamboçluların, komünist is­tilâsına karşı, Kamboç kralı kumanda­sında, Fransız kuvvetleri ile, kanlarının son damlasına kadar çarpışmağa az­mettiklerine oy birliği ile karar verdik­lerini beyan etmiştir.

Diğer taraftan, son seçimlerde ekseri­yeti kazanmış olan Demokrat Parti de buna benzer bir beyanname yaymlıya-rak, Fransa Kamboç'un tam istiklalini tanırsa, kendisi ile birlikte, istilâcı ko­münistlere karşı dövüşmeğe hazır ol­duklarını bildirmiştir.

 Londra:

Fransız hükümetinin, Laos'taki kıtala­rın nakli için uçak istemek üzere İn­giltere ve Amerikaya müracaat ettiği­ni teyit   eyleyen Londra   çevrelerinde, bu fcsklifi Amerika tam mânasiyle kar­şıladığından, İngilterenin yardımının lüzumsuz olduğu tasrih edilmektedir.

Fransa, talebini geri aldığım Londraya bu şartlar altında bildirmiştir.

İngiliz yorumcuları, bu talebe cevap vermenin oldukça güç olacağını belirt­mişlerdir. Bununla beraber, eğer Ame­rika Fransız komutanlığının emrine kâ­fi derecede uçak vermemiş olsaydı, Churchill hükümetinin elinden geleni yapacağı muhakkaktı. Fransa ve Hin-diçinî'nin endişelerini paylaşmak hu­susunda halk efkârı İngiltere hüküme­tini takip etmektedir ve bu endişe yer­siz değildir. Güney Doğu Asyayı teh­dit eden tehlikeler karşısında İngilte­renin endişesi Pariste duyulanın eşi­dir. Uzak - Doğu savaş meydanlarında İngiltere ve Fransız komutanlıkları arasında sıkı bir bağ vardır. Fakat Hin­dicini harbine Milletlerarası mahiyet vermenin tevlit edeceği tehlike tabia-tiyle İngilizlerin, Fransa ve müşterek devletler hükümetlerinin istediklerin­den daha ileriye gitmemesine âmirdir.

5 Mayıs 1953

 Bombay :

N.ehru'nun bulunduğu trene bir suikast yapılmış olduğu, Başvekilin kıtlık sı­kıntısı çeken Maharashtra bölgelerin­de yaptığı 2.000 kilometrelik seyahat­ten döndükten sonra Öğrenilmiştir.

Suikast, Jalegaoh şehrinden dönen Baş­vekili hâmil olan Amritsar ekspresinin geçtiği Kalyan isasyonu yakınında, Bombay m 60 kilometre uzağmdaki bir mülteci kampı civarında demiryolunun kontrolü ile vazifeli bir polis memu­runun vaktinde müdahalesi sayesin­de önlenebilmiştir. Polis memuru, dün sabah saat 5 te ekspresin geçmesinden 10 dakika önce iki şahsın mülteci kam­pından çıkarak demiryolunun üzerin­den geçtiğini görmüştür. Bu şahısların raylar araşma bir şeyler koyduklarını sezen polis memuru bunlara ateş etmiş­se de suikastçılar karanlıktan istifade ederek kaçmaya muvaffak olmuşlardır.

Bu sırada ekspresin yaklaşmakta oldu­ğunu duyan polis memuru demiryolu­na konulan maddeyi bulmuş ve götürüp şeflerine teslim etmiştir. Bu madde civardaki bir fabrikanın laboratuarın­da tetkik edilince yüksek kudretli bir bomba olduğu anlaşılmıştır. Şimdiye kadar yapılan tahkikat neticesinde bu­nun Nehru aleyhinde tertiplenen bir suikast mı, yoksa treni soymak istiyen şahısların irimi olduğu anlaşılamamış­tır.

 Paris:

Fransız Haberler Ajansının bugün bil­dirdiğine göre Hindiçinî'deki Fransız kumandanlığı Laos'da askerî vaziyetin tehlikeli  olduğu kanaatindedir.

Mütecaviz komünist kuvvetlerinin La-os'un. merkezi olan Luang Prabang'a hücum ederek şehri terketmiyeceğini ilân eden kral Sisavong'u kaçırmala­rından endişe edilmektedir.

Luang Prabang'm düşmesi, komünist Vietminh kuvvetlerinin güneye inme­sini kolaylaştıracaktır.

6 Mayıs 1953

 Washington:

Amerikan Ayan Meclisi Dış Münase­betler komitesi başkanı Senatör Wiley, bugün gazetecilere verdiği beyanatta, Hindiçinî,de komünistlere karşı savaş­makta olan Fransız ve yerli askerlere vaziyete en kısa bir zaman içinde hâ­kim olabilmeleri için karşılıklı yardım programı gereğince küçük atom bom­baları dahil her türlü silâhın temin edilmesi lâzım geldiğini bildirmiştir.

Senatör Wiley, şunları ilâve etmiştir :

«Yapılacak yardıma en modern silâh­lar da dahil edilmelidir. Hindiçinî'de tesirli bir şekilde kullanılabilecek bir çok küçük modern silâhlarımız mev­cuttur. Atom bombaları da buna da­hildir.«

9 Mayıs 1953

 Hanoi:

Salahiyetli çevrelere göre, ilkbaharda girişilen ve görülmemiş bir süratle in­kişaf eden Laos'taki Vietminh harekâ­tı şöyle hülâsa edilebilir: Arazi kazan, itibar kazancı malî kazanç, memle­ketin siyasî ve idarî kuvvetlerine do­kunmadan büyük merkezî hükümetler muvacehesinde mağlûbiyet ve askerî bir ricat, yani tamamlanamamış bir taarruz.

Vietminh kuvvetleri Laos topraklarına

12 Eylülde girmişlerdi. Bugün ise kuv­vetlerinden büyük bir kısmı Kuzeye
doğru çekilmektedir. Bu bir ay içinde-Vietminhliler,  Laos'ta  takriben Fran
sanm  yarısı  büyüklüğünde  olan     birarazi işgal etmişlerdir. İtibar bakımın­
dan, Vietminh'lilerin, Laos aleyhine gi­riştikleri bu harekât neticesindeki ka­zançları şunlardır: Ordularının ağırlığı­nı Milletlerarası sahada hissettirmişler­dir, bu mevzuda karşı tarafı BirleşmişMilletlerden yardım istemeğe  sevketmişlerdir, Amerikan, İngiliz ve Avus­tralya hükümetlerinin kendilerine kar­şı cephe almalarına sebebiyet vermiş­lerdir,  Güney  -  Doğu  Asya güvenlik
sistemi meselesinin yeniden ortaya atıl­masına sebep olmuşlardır.

Malî cepheden, Vietminh'liler, Laos'ta: istilâ ettikleri sahada bulunan ve milyarlarca Frank kıymet takdir olunan afyon mahsulüne sahip olmuşlardır.

Bununla beraber, meşru hükümetin ye­rine bir kurtuluş hükümeti kurmayı arzuladıkları Laos hükümet merkezini ele geçir em emişlerdir. Vietnamlıların mukavemeti yüzünden Jarr.es ovasında ricate uğrayan Vietminh kuvvetlerinin bu defa ya Güneyde Mekong'a sark­maları veya faaliyetlerini önümüzdeki pirinç mahsulünü ele geçirmek maksa-diyle Tonkin deltasında göstermeleri beklenmektedir.

13  Mayıs 1953

 Karaşi :Cemaat İslâmî partisinin, lideri Mev~ lânâ Mahdudi'nin Lahor askerî mahke­mesi tarafından Ölüme mahkûm edil­mesini protesto maksadiyle yaptığı da­vete uyan Karaşi dükkânlarının dört­te üçü bu sabah kapalı kalmıştır. Bu sabahki gazetelerin hepsi, Kvaja Nâzimuddîn'in Müslüman Birliği Başkanı sıfatiyle Mahdudi'ye verilen ceza kar­şısında duyduğu heyecanı belirtmekte­dir. Nazimuddin bu maksatla verdiği beyanatta mahkûmun affını istemek için hazırlanacak istidaya ilk imzayı koymaya hazır olduğunu bildirmekte­dir.

Siyasî çevrelerde hâkim olan kanaate göre, eski Başvekil bu hareketiyle, ha­leyi Muhammed Ali'ye karşı teşebbüsü ele almış ve hükümetinin uğradığı ba­şarısızlıklar yüzünden halk nazarında kaybettiği sevginin bir kısmını tekrar kazanabilmiştir.

 Bombay :

Bugün öğrenildiğine göre, Hindistan-da çıkarı kolera salgını neticesinde, bir­birinden uzak mesafelerde 47 kişi öl­müştür.

Sağlık Vekâleti tarafından bildirildi­ğine göre, kolera salgını mikroplu ne­hir suları yüzünden meydana çıkmış ve Ahmedabat bölgesinde bu sulardan istifade eden 25 kişi ölmüştür.

Ganj nehri sularında yıkanan hacılar arasında vefiyat fazladır. 10.000 kişi aşılanmış, fakat hacıların mütemadi su­rette harekât halinde olması mikroplu bölgenin tesbit edilmesini müşkülleş-tirmiştir.

15  Mayıs 1953

 Yeni Delhi :

«Hindu Mahasabhan ve «Jansangh» ad­lı müfrit sağcı partileri merkezlerine yapılan bir baskın neticesinde dün 93 kişi tevkif edilmiştir.

Polisin verdiği malûmata göre, tevkif olunan kimseler, Camnıu'ya giderek sağcı partilerin çıkardıkları karışıklık­lara ve pasif mukavemet hareketine iş­tirak etmeye hazırlanıyorlardı. «Jan-sanghn partisinin başkanı Syama Pra-sad Mookerje, Cammu'ya müsaadesiz girmek suçundan ötürü hâlen Srinagar-da mahpus bulunmaktadır.

16  Mayıs 1953

 Yeni Delhi :

Amerika Dışişleri Vekili Foster Dullesın ziyareti arifesinde Hindistan komünist partisi umumiyetle İngilizler ve Amerikalılara ve hususiyle Mister Dulles'a karşı şiddetli bir kampanya aç­mıştır.

Yeni Delhi'de propaganda beyanname­leri dağıtılmış ve komünist partisi mis­ter Dulles'in Hindistan'da bulunduğu. müddet zarfında, nümayişler tertibini kararlaştırmıştır.

Hindistan komünist partisinin yaptığı bir toplantı sırasında Mister Dulles'in yakında yapacağı ziyareti protesto eden bir karar sureti kabul edilmiştir.

Kalküta ve Madras'ta da ayni şekilde nümayişler yapıldığı bildirilmektedir.

17  Mayıs 1953

 Yeni Delhi:

Hindistan Kongre Partisi İcra Komitesi bugün, Başvekil Nehru tarafından ta­kip olunan dış siyaset prensibini tas­vip ederek, bir kararname kabul etmiş, ve Kore mütareke görüşmelerinin, TJ-zak Şarkta barışın tesisine imkân ve­recek mesut bir neticeye ulaşabileceği hususundaki ümitlerini izhar etmiştir.

İcra Komitesi ayni zamanda, Milletler­arası durumun düzeleceği ve büyük devletler arasındaki gerginliğin azala­cağı hususunda da ümitli olduğunu be­lirtmiş, dünya meselelerinin halli mak-sadiyle Mr. Churchill'in büyük devlet­ler idarecilerinin toplantısı hususunda­ki teklifinin kayıtsız şartsız kabul olun­masını tavsiye eylemiştir.

Komite, Hindistan ile Pakistan arasın­daki münasebetlerin iyiliğe doğru git­mesinden duyduğu memnuniyeti ifade etmiş, bu durumun iki komşu memle­ket arasında daha mükemmel münase­betlerin tesisine engel olan bazı mese­lelerin de halline yol açacağı yolunda­ki ümitlerini belirtmiştir.

18  Mayıs 1953

 Nairobi:

Kenya Konseyinin Avrupalı üyelerin» bugün hitap eden İngiliz müstemleke­ler Nazırı Oliver Lyttelton, «Man Mauzara karşı girişilen mücadele temposunun arttırılmasına ve emniyet kuvvet­lerinin çoğaltılmasına karar verildiği­nin   beyan   eylemiştir. Nazır  Kenya   Konseyinin Arap ve Asyalı üyeleri ile de görüşmüştür;

20 Mayıs 1953

 Hanoi (Hindicini)

Fransız Birliği kuvvetleri, başşehre va­ki olacak yaklaşmaları Önlemek mak-s adiyle kurulan «Küçük Maginot hat­tına» bugün şiddetli hücumlarda bulu­nan Vietminh'li komünist taburlarını püskürtmüşlerdir.

"Fransız resmî şahsiyetleri, «müteaddit düşman taburlarının Kızıl nehir delta­sının güney ucunda çelik ve betondan inşa edilmiş olan Duc Hke kalesini 6 saat muhasara altında tuttuktan sonra

-tarkedildiğini bildirmişlerdir.

"Diğer taraftan Fransız yüksek komu­tanlığı, âsilerin Nisan başlarında Lao-■su istilâsından beri bombardıman al­tında bulundurdukları Cengel'dekİ kü­çük Muong Khoue istihkâmının düştü­ğünü bildirmiştir.

Dün Muong Khoue üzerinde uçan Fransız pilotları, kalede Fransız bayra­ğının artık dalgalanmadığını, tesbit et­tiklerini, bir bölük kadaT olan kale mü-fdafilerinden bir eser göremediklerini söylemişlerdir.

Yüksek komutanlığa mensup bir sözcü, garnizonun akıbeti meçhuldür, demiş­tir.

Muong Khoue'da akıbetlerinden habsr alınamayanlar arasından bundan üç hafta evvel Laos istilâsının en hara­retli devresinde kendisine havadan Le-gion d'Hanneur nişanı atılmış "olan garnizon komutanı yüzbaşı Pierre Theiller de bulunmaktadır.

Theuüler, ricati kat'î surette reddede­rek «durumun kontrol altma alınmış» olduğu hususunda Fransız komutanlı­ğına teminat vermişti.

22 Mayıs 1953

 Nairobi :

Kenya hükümet sözcüsünün bugün bildirdiğine göre. Mau Maular giriştikle­ri tedhiş hareketlerinde 39 Afrikalıyı asmışlardır.

Hâlen 268 dâva derdesttir. Diğer 399 dâva da sorgu safhasındadır. Sanıkla­rın hepsinin suçları idamı icap ettir­mektedir.

Bugüne kadar cereyan eden muhake­melerde 32 kişi beraet etmiştir.

26 Mayıs 1953

 Yeni Delhi :

Hindistan. Başvekili Nehru, Kraliçe E-lizabeth'in taç giyme merasimine işti­raki dolayısiyle yapılan tenkitlere ce­vap vererek, Hindistanm İngiliz mil­letler topluluğundaki âzalığının. hürri­yetini tahdit edici mahiyette olmadığı­nı söylemiştir.

Nehru, «Hindistan istediği zaman bu topluluktan ayrılmakta serbesttir. Hiç bir haricî tazyike maruz değiliz de­miştir .

27 Mayıs 1953

 Nairobi :

îîugün burada bildirildiğine göre gü-vsnlik kuvvetleri, çoktanberi aranmak­ta olan tuğgeneral namiyle maruf Mau Mau'lu rete reisi Simba Arslan) yi öl­dürmeğe muvaffak olmuşlardır.

Askerî üniforma giyen ve Albay işa­retleri takan Simba, çetesinin başında Nanyuki'nin. 48 kilometre kuzey batı­sında Avrupalıların işlettikleri bir çift­liği basmış, iki işçi ile iki kadım ya­ralayıp bir Somali yanaşmanın kafa­sını kestikten sonra vaka mahallinden uzaklaşmıştır.

Bunun üzerine Güvenlik kuvvetleri Simba'nm izini civardaki mağaralara kadar takip etmişler, kısa bir çarpışma­dan sonra onunla birlikte iki tedhişçi­yi de öldürmüşlerdir.

Diğer taraftan Kikuyu muhafızları, Port   Hail   bölgesinde   giriştikleri     bir

çarpışma esnasında 7 Mau Mau ted­hişçisini öldürmüş, 31 ini de esir al­mışlardır.

 Gabes  (Günet Tunus) :

Bugün bir El Sin mmtakasmda temiz­lik hareketine girişen yüzden fazla jan­darma ve emniyet teşkilâtı mensubu, kendilerine ateş açarak kaçmağa çalı­şan iki Tunusluyu mukabil ateşle öl­dürmüşlerdir. Emniyet teşkilâtından bir Fransız da hafifçe yaralanmıştır.

Cesetlerin üstünü arayan jandarma­lar bunların, merkezi Trablusta olan gizli bir teşkilâta mensup olduğunu söylemişlerdir. Tunuslular askerî silâh ve cephane ile mücehhez bulunuyor­lardı.

30 Mayıs 1953

- Paris:

France - Presse Ajansı bildiriyor:

Muhtelif gazetelerin yazdığına göre ge­nel valiye birçok Fas paşa ve kadıla­rının imzasını taşıyan ve Fas sultanı­na düşmanca hücumda bulunan bir di­lekçe takdim olunmuştur.

Dilekçede, Sultandan, Şerif imparator­luğu menfaatleri aleyhine olan ve memleketi müslüman akaidi yolundan çıkarabilecek bir takım fikirleri be­nimsemiş olması yüzünden şikâyet edilmektedir.

Paris'ten, dilekçenin genel valiye 21 Mayısta verilmiş olduğu ve valiliğin de Dışişleri Vekâletini haberdar etmiş bu­lunduğu teyit olunmakta ve bu husus­ta su noktalara işaret olunmaktadır :

1. Dilekçeyi hazırlamış olan Fasmahfillerinin fikrinin mühimsenmeme
si doğru olmaz.

2.   - Bununla beraber Fransa böyle birteşebbüse halihazır şartlar içinde siya­sî bir veçhe vermek niyetinde değil­dir. İki hükümet arasındaki sıkı müna­sebetlerde bir değişiklik olmıyacaktır.

Fransa, Fransızlarla Faslıların insanî münasebetlerini ıslâha çalışmakta ve bunun karşı tarafça da anlaşılmasını temenni etmektedir.

.3  Bu teşebbüs, hükümetin, Fas ef­kârı umumiyesinde doğan temayüllere daha demokratik bir ifade vermek sa­hasında gösterdiği arzuyu daha da kuv­vetlendirecektir. Bu sahada makul ve tedbirli teşebbüslere girişilmiştir.

Laos'a yapılan tecavüz

Yazan: Allemur KILIÇ

4 Mayıs 1953 tarihli Vatandan:

Sovyet liderleri, bir elleri ile dünyaya zeytin dalları gösterirken, bir elleri ile de, Asyadaki tecavüz hareketlerine de­vam ediyorlar. Moskovadan idare vs Komünist Çin tarafından teçhiz edil­diklerine şüphe olmıyan Vietmihh Ko­münistleri şimdi de, Güney Doğu As-yanın «kurtarılmasında ilk safha» ola­rak tavsif ettikleri, Laos krallığının is­tilâsına girişmiş bulunmaktadırlar.

Dövüşmesini Sevmîyen Laos'lular

Laos Fransanm himayesi altındaki Hindicini Birleşik Devletlerinden biri­dir. Otuz beş kadar yabancı hükümetin resmen tanımış olduğu bu yarı müsta­kil krallığın ekserisi Budist olan teba­aları dövüşmekten ve siyasetten ziya­de afyon çekmesini ve şiir söyleyip se­vişmesini seven insanlardır. Fransız subaylarm idaresi altındaki küçük Laos ordusunun tek bağına komünist istilâ­sını durdurabileceğine ihtimal verile­mez. Nitekim, Fransızların bütün, gay­retlerine ve başka yerlerden, uçaklarla kuvvetler nakletmelerine rağmen Viet­minh birlikleri Laos'un payitahtı Luang Prabang'ı tehdit etmeğe başlamış­lardır.

Vietminh komünistleri esasen yıllar­dan beri, Hindiçinî'nin 'en büyük dev­leti olan Vietnamı tehdit etmekte idi­ler. Eğer Laos'u istilâ edecek olurlarsa, sıra üçüncü devlete, yani Kambodiya krallığına gelecek ve bundan sonra da "Vietnamı sarılmış olacağı İçin, komü­nistlerin üç devletten mürekkep komü­nist bir Vietnam devleti kurmak pro­jeleri belki de tahakkuk edecek ve hat­tâ bütün Güney Doğu Asya, daha fazla tehlikeye düşecektir.

Amerika Birleşik Devletleri tehlikeyi idrâk etmiş, komünistlerin bu tecavüz


 

hareketini tel'in ettikten başka, Laos-rnüdafaası için derhal silâh yardımı ya­pılmasına karar vermiştir. Belki de Avrupa için hazırlanan teçhizatın bir kısmı Hindiçinî'ye sevk edilecektir. Fa­kat, acaba, silâh olsa bile, Laos'lular ve sonra da Kambodiyalı'lar memle­ketlerini müdafaa edebilecekler midir?

Şimdiye kadar edinilen tecrübeler, Hindiçini'lilerin, Güney Koreliler gibi. memleketlerinin müdafaasını tek baş­larına deruhte edebileceklerini göster­miyor. Bu vakıa ve Fransanm da da­ha fazla insan fedakârlığında buluna-rmyseağı hakikati karşısında bazı kim­iler, Laos ve Vietnam'daki komünist tecavüzünün, Kore&e olduğu gibi Mil­letlerarası bir mahiyete sokulup, Bir­leşmiş Milletlerin müdahalesinin İsten­mesi fikirlerini ileri sürüyorlar.

Asıl sual

Bazı haberlere göre Vietnam hüküme­ti Laos'un tecavüzüne karşı Birleşmiş Milletlerin müdahalesine taraftar ol­makla beraber, asıl Vietnamda Birleş­miş Milletler kuvvetlerinin kullanıl­masına muarızdır. Bunun sebebi de bu takdirde şimdiye kadar Vietminh ko­münistlerine silâh yardımı yapan Çin­lilerin, bu sefer «gönüllü» göndererek işe bilfiil karışmaları ihtimalidir.

Bütün bunlar bir tarafa, acaba şimdi Birleşmiş Millet ve dünyada hâkim-olan haleti ruhiye, 1950 de Kore için olduğu gibi, müştereken harekete ge­çilmesine imkân verecek midir?

Hindicini harbi

Yazan: A. Ş. ESMER

5 Mayıs 1953 tarihli Ulus'tan:

Fransız Hindiçînîsinı teşkil eden Viet­nam, Laos ve Kambodia «Orta Devlet­leri» arasında Laos krallığına karşı komünistJer tavafından girişilen taarruz, Güney - Doğu Asyada ağır ve tehlikeli bir durum meydana getirmiştir. Yedi yıldanberi Hindiçinî'de askerî hareket­ler Vietnam'ın kuzey bölgesine inhisar ediyordu. Biraz da Kore yarımadasına benziyen Hindiçinî'de Vietnam, mem­leketin doğu kıyılarından güneye doğ­ru uzanmaktadır.

Vietnam'ın batısında kuzeyde Laos ve güneyde de Kambodia krallıkları var­dır. Fransa bu üç memleketi «ortak devletler» adı altında birleştirmiş ve hepsini Fransız birliğinin içine almış­tır. Vietnamlılar Ho Çi Min adında bir iider tarafına toplanmışlar ve yedi yıl­dır Fransa ile mücadele halindedirler.

Elli bin kadar tahmin edilen Ho Çin Min askerleri iki hafta önce Laos kral­lığını istilâya başlamışlardır. Bu komü­nist kuvvetlerinin hedefi Laos krallığı­nın merkezini işgal etmekti. Komünist­ler ilk hamlede hayli ilerlemişler ve hükümet merkezini tehlikeye düşür­müşlerdir. Öte yandan memleket işgal­leri altına girdiği zaman iktidarı eline alacak hükümeti de kurmuşlardır.

Laos'un işgali, Fraıısamn Hindiçinî'deki askerî durumunu o kadar zayıflat­maz. Fakat bu memleket, Birmanya ve Siyam'ın komşusu olduğundan, Lao­s'un komünist eline geçmesi, kapıları Birmanya ve Siyam'da açmış olacak ve bütün Güney - Doğu Asya tehlikeye girmiş bulunacaktır. Malezya'nın ve Hindistan'ın bile tehlikeye düşeceği id­dia edilmektedir.

Üçüncü «oriak» :

Ortak Devletlerin» birincisi, Vietnam, yedi yıldır kanlı bir savaşa sahne ol­maktadır. İkinci ortak Laos istilâya uğramıştır. Üçüncü ortak Kambodia'da da huzursuzluk belirtileri vardır. Ge­çen gün Kambodia Kralı adına konu­şan bir sözcü, bu memlekete Hindistan ve Pakistan gibi bağımsızlık verilme­diği takdirde, halkın, ayaklanacağını bildirmiştir.

Laos'taki bu gelişme Fransa'nın' Hindiçinî'deki durumunu zorlaştırdığı gi­bi, Güney - Doğu Asya bölgesinde ağır bir buhran da yaratmıştır. Fransa .bu aorluk karşısında ne yolda  hareket edeceğini kestiremiyor. Kendisi yalnız" başına ayaklanmayı bastıramıyor. Ote yandan Birleşmiş Milletlere başvur­maktan da çekinmektedir. Birkaç gün önce dâvanın Birleşmiş Milletlere götürülüp götürülmemesi meselesi Fransız kabinesinde bahis ko­nusu olmuş, fakat uzun müzakereden sonra bir karara bağlanmayarak, görüş­meler 8 Mayısa bırakılmıştır. Mesele­nin Birleşmiş Milletlere götürülmesine-taraftar olanların görüşü şudur: Fran­sa yalnız basma ayaklanmayı bastıra-mıyor. Yardıma muhtaçtır. Birleşmiş Milletlere götürülürse, Amerika dan büyük yardımda bulunacaktır. Ayni zamanda Hindicini harbi Kore harbi­ne bağlanacaktır.

Birleşmiş Milletlere.gidilmesini iste-miyenler de diyorlar ki: Hindicini ayaklanması Fransanın dahilî işidir. Birleşmiş Milletlere gidilirse, mesele'beynelmileli esecektir. Birleşmiş Millet­lerde müzakeresi sırasında Fransa Araplarm ve belki de diğer Asya millet­lerinin ağır hücumlarına uğrıyacaktır.

Neticede Birleşmiş Milletlerden temin edeceği yardım da en iyi karara bağ­lansa bile, manevî destekten ibaret ola­caktır. Anıerikadan başka bir devletin Fransaya yardım etmesi mümkün de­ğildir. Amerika ise, yardımı şimdi de sağlamaktadır.

Ağır durum :

Fakat Hindiçiııî'deki durum bir Fran­sız meselesi olmaktan çıkarak bütün Güney - Dohu Asya memleketlerini il­gilendiren bir dâva halini almıştır. Si­yam, kendisine komşu gelecek olan ko­münistlere karşı tedbir almak lüzumu­nu duymuştur. Başbakan seferberlik ilân edileceğinden bahsediyor. Birman­ya telâş içindedir. Filipinlerde kaygı uyandırmıştır. Öyle sanılıyor ki, Laos hareketi, bütün. Güney - Doğu Asyayı hedef tutan genel bir hareketin baş­langıcıdır. Unutulmamalıdır ki bu memleketlerin hepsinde de komünist kımıldamaları vardır. Gelen istilâ or­duları içeride kendilerine yardım ede­cek unsurlar bulacaklardır.

Hindiçinî'deki bu gelişmenin nereye varacağı kestirilemez. Belki Amerika'nın da yardımı ile hareket karşılanır. Fakat dâva kökünden çözülmüş olmaz. Çözülmek için Fransamn bu memle­ketlerle münasebetlerine yeniden dü­zen-vermesi lâzımdır. Krallıkların ku­rulmuş olmasına rağmen, Hindicini hâ­lâ sömürgedir. O kadar ki, Fransa, har­bi dahilî işi saymaktadır. Amerikan Ayan Dış  Münasebetler Komisyonu Başkanı Mr. Wiley, dün gazetelerde çı­kan beyanatı ile meselenin ruhuna do­kunmuştur. Wiley demiştir  ki:   Asya eski usul müstemleke idaresinden ve Avrupalıların üstünlüğünden kurtul­mayı, kendi millî geleneklerine hürmet edilmesini istiyor. Ancak bu olduğu takdirde komünizme karşı cephe alır ve yine bu sayede Orta. Avrupa mü­dafaası mümkün olur. Artık Avrupalı­ların kulüplerde rahat rahat oturup yerlilere emir verme devri geçmiştir.»

Mr. Viley'nin bu sözleri bütün Asya memleketlerindeki buhranlı durum hakkında derin bir anlayışın ifadesidir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106