13.3.1953
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Mart 1953

İstanbul:

İsrail ile siyasi münasebetlerini kesen Sovyet Rusya'nın Telaviv deki elçilik er­kânı bugün Kadeş vapuru ile şehrimize gelmişlerdir.

Telaviv elçisinin başkanlığındaki 54 kişilik erkânını getiren Kadeş vapuru saat 12.30 da limana gelmiştir. Elçi ve elçilik me­murları Galata rıhtımında Sovyet Kon­solosluk memurları tarafından karşılan­mıştır. 54 kişilik grup otobüsle konsolos­luk binasına götürülmüşlerdir.

Moskova'ya gitmekte olan bu heyetin yo­luna trenle devam edeceği söylenmekte­dir.

2 Mart 1953

İstanbul:

Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, bu sabah Park Otelde misafir bulunan Yunan ve Yugoslav hariciye nazırlarına iadei zi­yarette bulunmuştur. Bu görüşme misa­firlerin İstanbul intibaları üzerinde sa­mimi bir hasbıhal teşkil etmiştir.

Vali ve Belediye Reisi bu ziyaretinde birer haftalarını şehrimizde geçirmelerini misa-firleden rica etmiştir.

Bu akşam sat 20.30 da Vali konağında Vali ve Belediye Reisi tarafından Yunan ve Yugoslav hariciye nazırları şerefine bir resmi kabul verilmektedir. Bu kabulde hariciye nazırı, heyet azaları, Türkiyenin Atina ve Belgrad Büyük Elçileri, Yunanistanın ve Yugoslavya nın Ankara Büyük elçileri, İstanbul Başkonsolosları, gene­raller, Üniversite Rektörleri, şehrimizin tanınmış idare ve siyasî şahsiyetleri, Pat­rik vekilleri, Türk - Elen dostluk cemiye­ti üyeleri, gazete başmuharrirleri ile ecne­bi basın mümessilleri hazır bulunacak­lardır.

 İstanbul:

Yugoslavya nın yeni İstanbul Başkonsolo­su vilâyette vuku bulan ziyareti esnasın­da Federal Yugoslavya Cumhuriyeti dev­let reisi Mareşal Tito'nun hususî bir mek­tubunu Vali ve Belediye Reisine vermiş­tir.

Mareşal bu mektubunda, devlet başkan­lığına seçilmesi münasebetiyle gösterilen dost hislere teşekkür etmekte ve kalpten gelen  dostluk  selâmlarını yollamaktadır.

Bursa:

Tütün piyasası bu sabah kalabalık bir halk kitlesinin iştirakiyle açılmıştır. Tekel Başmüdürlüğü merkez piyasasını asgarî 255 azamî 265 kuruşa açmış ve mubaya­alara başlamıştır. Tekel bugün ilk elde, muhtelif tipte 5 ton mubayaatta bulun­muş, altı tüccar da piyasaya iştirak ede­rek ayni miktarda tütün satın almıştır. Tütün piyasaları ilçelerde de açılmıştır. M. Kemal Paşa'da 220-250, İnegöl'de 155 250, Yenişehir'de 205 - 220 ve Orhangazi'de 220-260 kuruştan mübayaata başlanmış­tır.

Bu hafta içerisinde piyasanın azamî derecede hararetleneceği beklenilmek­tedir.

Bu yıl Bursa ilinde tütün rekoltesi 6 mil­yon kilogramı bulacağı tahmin edilmek­tedir.

İstanbul:

Türk - Yunan - Yugoslav dostluk ve iş­birliği paktını imzalamak üzere Ankara ya gelen ve iki günden beri şehrimizde misafir bulunan Yugoslav dışişleri veki­li ekselans Koca Popoviç bu akşam saat 23.30 da hususi bir trenle Yugoslavya ya müteveccihen şehrimizden ayrılmıştır. Ekselans Popoviç, Sirkeci garında mera­simle uğurlanmıştır.

Garda İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı general Hakkı Tunaboylu, merkez komutanı gene­ral Reşid Erkman, şehir meclisi üyeleri, yerli ve yabancı basın mensupları Yugos­lav   dışişleri   vekilini   teşyi   etmişlerdir.

Yunan dışişleri vekili Ekselans Stefanopulos da Yugoslav dışişleri vekilini Sirke­ci Garında uğurlamıştır.

Türk - Yunan - Yugoslav bayraklarıyla donatılmış bulunan gara dost dışişleri ve­killeri istanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökayla birlikte gelmişler ve trenin hareketini müteakip Yunan dışişleri vekili Valimizle dönmüştür.

- Ankara:

Birkaç günden beri toplantı halinde bu­lunan yüksek askerî şûra bugün çalışma­larını bitirmiştir.

Bu toplantılarda bilhassa subayların ter­fi müddetleri üzerinde durulmuş ve şûra­ca kabul edilen esaslara göre subayların terfii için bekleme müddetleri aşağıdaki şekilde tesbit edilmiştir.

Asteğmen 6 ay, Teğmen 3 sene, Üsteğmen 6 sene, yüzbaşı 6 sene, Binbaşı 6 sene, Yarbay 3 sene, Albay 6 sene, Generaller ve Amiraller 3 sene, muharip sınıfların üsteğmen, yüzbaşı. Binbaşı, Albay ıktaki bekleme müddetleri birer yıl eksik olacak­tır.

Yeni hazırlanan talimatnameye göre eh­liyet, terfide esas teşkil  edecektir.

3 Mart 1953

İstanbul:

Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, Birleşik Amerikanın New York, Wasington, Filadelfiya ve Dallas şehirleri belediyelerinin davetlisi olarak  5  Nisanda Amerikayı ziyarete, Birleşik Amerika büyük elçisi tarafından hükümet nezdinde davet edilmiştir.

4 Mart 1953

Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar bugün saat 17,30 da Çankaya'da Milli Eğitim, Çalışma, Ulaştırma, Gümrük ve Tekel, Sağlık ve Sosyal Yardım vs Tarım vekâletleri er-kâniyle, Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızıl­ay Derneği, Yardım Sevenler Derneği, Sağır, Dilsiz ve Körler Derneği, Ankara Veremle   savaş  derneği,     Türk  Kadınlar

Birliği, Tarih Kurumu, Dil Kurumu, An­kara Gazeteciler Cemiyeti, Ankara Etib-ba odası temsilcilerine çay vermişlerdir. Bu çayda, Mili Eğitim vekili Tevfik ile­ri. Çalışma Vekili Samet Ağaoğlu, Ulaş­tırma Vekili General Yümnü Üresin, İş­letmeler Vekili ve Gümrük ve Tekel Ve­kâleti Vekili Sıtkı Yırcalı, Tarım Vekili Nedim ökmen, Sağlık ve Sosyal Yardım vekili Ekrem Hayri Ustündağ hazır bu­lunmuşlardır.

Ankara:

Ankara, İstanbul ve İzmir'de intişar eden on yedi büyük gazetenin başmuharrirleri bugün saat 16 da Başvekil Adnan Men­deres'in basın toplantısına iştirak etmiş­lerdir.

Bu toplantıda akşam'ı Kâzım Şinasi Dersan, Anadolu Ajansını Bahadır Dülger, Cumhuriyet'i Nadir Nadi, Dünya'yı Fatih Rıfkı Atay, Demokrat İzmir'i Adnan Düvenci, Hergün'ü Faruk Gürtünca, Hür-ses'i Cavit Oral, İstanbul Ekspres'! Mit­hat Perin, Milliyet'i Ali Naci Karacan, Son Havadis'i Cemil Sait Barlas, Son posta'yı Selim Ragıp Emeç, Son Saat'i Cihat Baban, Son Telgrafı Ethem İzzet Benice, Ulus'u Hüseyin Cahit Yalçın, Yeni asir'ı Şevket Bilginle Behzat Bil­gin, Yeni Sabah'ı Sefa Kılıçlıoğlu, Vatan-ı Ahmet Emin Yalman, Zafer'i Mümtaz Faik Fenik temsil ediyorlardı.

3 Saat 45 dakika devam ederek saat 19,45 de sona eren top antıda Başvekil gazetecilere çeşitli meseleler üzerinde ge­niş izahat vermiştir.Toplantı esnasında Başvekilin refakatin­de Adalet Vekili Osman şevki Çiçekdağ, Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü, îç İşleri Vekili Ethem Menderes, Maliye Ve­kili Hasan Poîatkan, Bayındırlık Veki­li Kemal Zeytinoğlu, Ekonomi ve Ticaret Vekili Enver Güreli D. P. grup Başkanı Hulusi Köymen ile Genel Kurul üyesi Emin Kalafat, Başvekâlet Müsteşarı Anmet Salih Korur, Emniyet Genel Müdü­rü Kemal Aygün, Basın Yayın Umum Müdürü Halim Alyot ve Yayınlar dairesi Müdürü Şerif Arzık hazır bulunmuşlar­dır.

5   Mart 1953

Ankara:

Resmî ziyaret için Ankara'ya gelmiş olan Yunanistan Dışişleri Vekili Ekselans Stephanopoulos'un 4 Mart 1953 de memle­ketimizden ayrılırken Dışişleri Vekilimiz Prof. Puad KÖprülü'ye gönderdiği telgra­fın metni aşağıdadır:

Çok misafirperver memleketinizden ayrı­lırken Türkiye'de bulunduğumuz müddet­çe Ekselansınız ve mesai arkadaşlarınız tarafından gösterilen hararetli dostluk tezahürlerine minnetdarhğımı ve sulh dâvasına ve çalışkan milletlerimizin nef-ine matuf büyük bir vasifenin başarılma sına .'iştirakten duyduğum size bir kere daha arzetmek isterim.

Hepimize gösterdikleri kıymetli müzahe­retlerinden dolayı minnettarlık nişleri­min Sayın Başvekil Menderes'e iblâğına delâletlerini de rica ederim.

6  Mart 1953

Ankara:

Ankara ve İstanbul'da yapılacak olan, dünya ordulararası futbol birincilikleri­ne katılacak olan Fransa, İtalya, Yuna­nistan, Belçika, Mısır, Hollanda ordu futbol ekipleri 12 Martta uçakla gelmiş olacaklardır.

Karşılaşmalara 15 Martta başlanacak, bundan evvel 13 Martta Ankara Dil Ta­rih ve Coğrafya Fakültesinde C.İ.S.M. tem­silcileriyle yapılacak toplantıda, karşılaş­maların kurası çekilecektir. Bu toplantı­da Türkiye'yi, Kurmay Binbaşı Şinasi Osma, Kurmay Binbaşı Nuri Gücüyener ve Süvari Binbaşı Nuri Fırat temsil ede­ceklerdir.

Karşılaşmalar, A, B, ve C gurupları arasında yapılacak, ilk iki guruba misafir memleket takım arı girecek, c gurubunda ise ev sahibi olarak takmımiz yer ala­rak doğrudan doğruya final maçlarına ka­tılacaktır.

Memleketimizde ilk defa bu konuda bu kadar milletin katılması ile bir şampiyo­na yapılmaktadır. Bu şampiyonanın prog­ramı şu şekilde tesbit edilmiştir:

İ5 Mart günü Ankara'da iki maç,Mart günü Motorlu Trenle İstanbula gidiş,Mart ve  18 Mart   günleri İstanbul'da dört maç.

Mart İstanbul'da geziler.Mart İstanbul'dan dönüş ve 22 Mart Ankara'da finaller ve 22  gece veda yemeği. Mart Harp Okulu gezilmesi, Mart ekiplerin ayrılışı.

Ankara:

Ankara ve ilçelerinin iman ve bayındır­lık işlerini görüşmek üzere bugün saat 10 da Vilâyette mühim bir toplantı yapılamıştır.

Adalet Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, An­kara mebusları, Vali Kemal Aygün ve ilgili daire müdürlerinin hazır bulunduğu bu toplantıda bilhassa köy ve içme sula­rı ve köy yollan mevzuları üzerinde du­rulmuş, kararlar alınmıştır.

Bu kararlar arasında Ankara ilçelerinde inşa edilecek köprülere 400 bin lira tah­sis olunması, köy içme sulan ve köy yolların yapımı için 2 milyon lira ayrılması, kaymakamlar emrine birer cip tahsisi, Beypazarında 32 bin lira sarfile bir hal binası inşası ve yine ayni ilçenin köy yol­larına 12 bin lira tahsisi de vardır.

Ayrıca yol inşaatında kullanılmak üzere 400 bin liralık makine alınmasına da karar  verilmiş   bulunmaktadır.

İstanbul:

Bir müddettenberî memleketimizde bu­lunan v,e bundan birkaç gün önce Tür­kiye İle Yugoslavya arasında bir ticaret ve tediye anlaşması imzalamış olan Yu­goslavya ticaret heyeti İzmir ve Bursayı ziyaretten   sonra  şehrimize   gelmiştir.

Yugoslav ticaret ataşesi Branko Goeticaru'nin bu akşam saat 18 de Yugoslav ti­caret   heyeti şerefine  bir    kokteyl    parti

vermiş ve bu kokteylde şehrimiz ticaret ve sanayi erbabı île basın mensupları ha-zıt bulunmuşlardır.

Yugoslav ticaret heyeti başkanı Stane Pavliç bu münasebetle basın mensuplariy-le hasbıhalde bulunmuş ve ezcümle şun­ları söylemiştir:

«Yugoslavya ile Türkiye arasındaki ticarî münasebetlerin inkişafı hususunda zemi­ni hazırlamak üzere ekim ayında mem­leketinize gelerek Başvekil Menderes, Dış­işleri Vekili Prof. Köprülü ve Ticaret Ve­kili Güreli ile görüştük. Çok müsait bir hava içerisinde cereyan eden bu görüşme­lerden sonra Ticaret Vekiliniz Güreli, Yu-goslavyaya geldi ve bunu takiben de bir Yugoslav heyeti Türkiyeyi ziyaret etti.

Her şeyden önce şunu söylemek isterim ki, altı haftadanberi devam eden görüş­melerimiz sırasında Türkiye ve Yugoslav-yanın mümessilleri iki âkit taraf veya ra­kip gibi değil sanki tek bir bütün imiş gibi müzakerelerde bulunmuşlardır. Bu sadece, benim değil bütün Yugoslav heyeti âzalarının ve hattâ diyebilirim ki Türk heyetinin de hissiyatıdır.

Görüşmelerimiz tam bir dostluk havası içerisinde geçmiştir. Bunun içindir ki, ha­len imzalanmış bulunan sözleşme ve an­laşmalar altı halta gibi kısa bir zaman zarfında neticelendirilmiş denilebilir ki, bu gibi anlaşmaların akdi için hiç ol­mazsa altı aylık bir zamana ihtiyaç var­dır.»

Bundan sonra sözleşme ve anlaşmaların mahiyetinden bahseden Yugoslav ticaret heyeti reisi sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Bütün bu çalışmalarımızın neticesinde şayanı hayret bir merhale katetmiş bu­lunmaktayız. Şimdiye kadar birkaç mil­yon dolar içinde kalan ticarî münasebet­lerimiz son anlaşma ile 70 milyon dolarlık bir mübadele haline gelmiştir. Bu, çok büyük bir neticedir zira, şimdiye kadar Yugoslav dış ticaretinde oldukça geri bir mevkide bulunan Türkiye, bugün Alman­ya, İngiltere ve dolar sahasından sonra dördüncü mevkii işgaledecek bir vaziyet kazanabilir. Aynı netice Yugoslavya için de varittir.Bu münasebetle şunu söylemek isterim ki, şimdiye kadar ticaret münasebetlerimizdeki geriliğin sebebi gerek bizim Türbiyenİn iktisadi inkişafını kâfi derecede bilemememiz, gerekse bizim vaziyetimizi de Türkîyenin öğrenememiş olmasından üeri gelmiştir. Her iki taraf da kendini diğe­rine tanıtmak için yeter derecede çalış­mamıştır.

Türkiye ekonomisi denilebilir ki, son üç yıl zarfında gayet muazzam merhaleler katetmiştir. Bu itibarla her iki memleket için çok müsbet imkânlar mevcuttur. Bel­ki büyük neticeler elde etmek İçin müş­külâtla karşılaşılacaktır. Fakat çalışıldığı takdirde İmzalanmış olan anlaşmaları gerçekleştirmek için ortada hiç bir engel mevcut değildir.

Şüphe yok ki, bu anlaşmalar son defa im­zalanmış olan üçlü dostluk ve işbirliği antlaşmasiyle kendini göstermiş bulunan karşılıklı yakınlaşmanın bir neticesidir, fakat aynı zamanda bu netice her iki memleketimizin sarfettiği gayretlere de çok şey borçlu bulunmaktadır.»

M. Pavliç bundan sonra her iki memle­ketin ticaret ve ekonomi sahasında bir­birlerine ne şekilde yardım edebileceği mevzuu üzerinde izahlarda bulunmuş ve gezdikleri her yerde karşılaşmış oldukları büyük hüsnükabul ve anlayıştan dolayı Yugoslav ticaret heyetinin memnunluğu­nu ifade etmiştir. M. Pavliç bu arada kendilerine bu imkânı veren Türk hükü­metine ve Ticaret Vekili Enver Güreliye ete teşekkürlerini bildirmiştir.

Yugoslav ticaret heyeti yarın sabah şehri­miz Ticaret Odasında iş adamlariyle bir toplantı yapacak ve pazar günü Yugoslavyaya müteveccihen memleketimizden ay­rılacaktır.

8 Mart 1953

İstanbul:

Yarın Başvekil Adnan Menderes ile bir­likte Parise gidecek olan Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü bu sabahki yataklı ekspresle Ankaradan şehrimize gelmiştir. Prof. Köprülü, Haydarpaşa garında Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay, komutan­lar, Emniyet Müdürü ve yakın dostları ta­rafından karşılanmıştır.

İstanbul:

Şehrimize gelen İsviçreli dört kişiden mü­rekkep gazeteciler heyeti dün Valiyi ziya­ret etmişler ve bugün de tetkiklerine de­vamla şehrin görülecek tarihî yerlerini gezmişlerdir.

Ankara Cumhuriyet Müddeiumu­misi Cemil Bengü aşağıdaki izahatı ver­miştir :

«Malûm olduğu üzere Malatya dâvası namiyle maruf ve Vatan gazetesi sahibi ve başmuharriri Ahmet Emin Yalman'ı Öl­dürmeğe teşebbüs ile başlıyan dâva Tem­yiz Mahkemesi tarafından verilen bir ka­rarla Malatya sorgu hâkimliğinden An­kara sorgu hâkimliğine nakledilmiştir.

Bu karar mucibince dâvaya ait evrakın birinci kısmı Malatyadan gönderilmiş ve Ankarada 3 üncü sorgu hâkimliğine tevdi edilmiştir.

Bu suretle Malatya Cumhuriyet Savcılı­ğının talepnamesini havi evrak üzerinde sorgu hâkimliğince tetkikata başlanmış bulunulmaktadır.

Yine bilindiği gibi bu talepnameye göre adam Öldürmeğe tam derecede teşebbüs­ten ve devletin içtimaî ve hukukî temel nizamlarını değiştirerek dinî esaslara uy­durmak amaciyle cemiyet kurmak ve pro­paganda yapmak vesaire suçlardan sanık bulunan ve mevkuf olan 28 kişi bugün Malatyadan Ankaraya getirilmiş ve An­kara merkez ceza evine götürülmüştür.

Bunların arasında başta Hüseyin Üzmez ve Şerif Dursun olmak üzere Necip Fazıl Kısakürek ve Osman Yüksel bulunmakta­dır. Sanıkların sorgu hâkimliğindeki sor­gularına yarından itibaren başlanacaktır. Gayrı mevkuf bulunan diğer sanıkların ve şahitlerin lüzumuna göre ifadeleri kıs­men talimatla bulundukları yerlerde alı­nacak ve kısmen Ankaraya celp edilecek-tir.»

- Ankara:

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan beraberinde İçel mebusları ve hususi ka­lem müdürü Bedri Akyüz olduğu halde bu akşamki Toros ekspresiyle şehrimizden ayrılmıştır.

Garda mebuslar, Ankara Valisi, Emniyet Müdürü tarafından uğurlanan Büyük Mil­let Meclisi Reisi Refik Koraltan Çukurova bölgesinde tetkiklerde bulunacaktır.

10 Mart 1953

İzmir:

1953 Enternasyonal İzmir Fuarının geçmiş senelerdeki fuarlardan bilhassa   devletlerin iştirakleri bakımından çok da­ha zengin olacağı anlaşılmaktadır.

Şimdiden 13 ecnebi devlet fuara katılacak­larını bildirmişlerdir.

Bunlar Belçika, Batı Almanya, İtalya, Fransa, Finlandiya, Amerika, İngiltere, Hollanda, israil, Macaristan, Yunanistan^, Avusturya ve İsveç devletleridir.

Halen Bulgaristan, Çekoslovakya, Kana­da, Portekiz, İran ve Yugoslavya da fuar müdürlüğü ile temas halindedirler.

 Mersin:

Bugün saat 16 da Mersine gelen Büyük Mîllet Meclisi Reisi Refik Koraltan, lît nicede Ceyhan, Adana, Tarsus, Mersin ve Silifkeli vatandaşlar tarafından karşılan­mıştır.

Tarsusta partililerin samimî tezahürleri İle karşılanan Meclis Reisi Belediyede, Demokrat Parti ve Halk Partisi merkez il­çe binalarında halkla temaslar yapmış, bir müddet çarşı içerisinde dolaşmak su­retiyle tüccar, esnaf ve müstahsilin de di­leklerini bizzat dinlemiştir. Otomobille Mersine hareket eden Koraltan, daha şen-rin methalinde merasimle karşılanmışta. Meclis Reisi Kız Sanat Enstitüsünün Sal-konundan burada toplanan binlerce Mersinliye hitabetmiştir.

İktidar ile vatandaşlar arasındaki raşterek duyguların memleketin iman ve ikti­sadî kalkınmasında ne kadar faydalı vı müessir hizmet gördüğünü izah eden Koraltan, yurdumuzun imara, terakkiye muhtaç köşelerinin yarm bugünden daha geniş imkânlara kavuşmasına ehemmiyet verildiğini sözlerine ilâve etmiştir.

Bundan sonra halkın iradesiyle, halkın arzusuyla iş başına gelen idarelerin en iyi devlet sistemi olduğunu söyleyen Biz işte böyle bir eser meydana getirirken millî bünyemizde en küçük bir sarsıntının vuku bulmamasına da dikkat ettik. Bu medenî vasfımızla siyasî ahlâk anlayışındaki bu ileri hamlemizle bizim kadar yurt dışındaki dostlarımız ela ifti­har etmektedirler. Biz asil olduğu kadar vefakâr da olan bir milletin çocuklarıyız. Millete en iyi, en güzel hizmet yolunü vatandaşların arzusuna göre çalışmak ol­duğunu bilmekteyiz.» diyen Koraltan, devletimizin iktisadî sahadaki sağlam bünyesini, hariçteki itibarının yüksek, de­recesini izah etmiş, Mersin limanının inşasi hususunda hükümetin aldığı karar­dan bahsederek, bu işin artık dilde değil elde olduğunu müjdelemiştir. Proje ihale­sinin yapıldığını söyliyen Koraltan, li­manlar mevzuunda hükümetin geniş salâ­hiyetlerle teçhiz edildiğini beyan etmiştir. Meclis Reisi Halk Partisi binasında yap­tığı konuşmada da eski devirlerdeki hu­sumet, çekişme ve didişmelerin milletimi­ze büyük zararlar verdiğini tebarüz ettir­miştir. Bugünkü hükümetin dahilî siya­set bahsinde partili partisiz bütün vatan­daşların tam bir ahenk, huzur ve emni­yet havası içerisinde yaşamalarını değiş­mez bir prensip olarak kabul ettiğini kay­deden Koraltan, bu sahada oldukça ehemmiyetli terakkiler sağladığına işa­retle husumet, çekişme ve didişme devri­nin artık kapandığını, bütün bunların ye­rine birbirimizi sevmek, memleket ve millet hizmetinde müşterek gayretler sarfetmek yolunun  açıldığını  söylemiştir.

Koraltan'm bu açık ve samimi sözleri kar­şısında Halk Partililer kendisine teşekkür ederek alkışlamışlardır. Tarsus Belediye binası balkonunda da konuşan Meclis Re­isi Tarsusun umumî meselelerine temas ederken Seyhan barajı, Seyhan hidroelek­trik santralı, İskenderun limanının tevsii ameliyesiyle hükümetin bu bölgenin daha süratle kalkınmasına büyük ehemmiyet verdiğini bildirmiştir.

Refik Koraltan limanlar, baraj ve enerji santrallleriyie Çukurovanın talihi üzerine parlak bir güneşin doğmakta olduğunu beyan etmiştir.

Ankara:

Etibank Kömür İşletmesi kömür istihsa­lini arttırmak üzere yeni tesisler kurma­ğa karar v.ermiş bulunmaktadır. İlk ola­rak Kozlu bölgesinde yeniden 25 kilomet­relik lâğım açılacak ve bu iş için 41 mil­yon lira sarfedilecektir. Bu suretle sene­lik kömür istihsalimiz takriben 7 milyona çıkarılmış olacaktır.

Mersin:

Tüccar Kulübünde tertip edilen toplantı­da bir konuşma yapan Büyük Millet Mec­lisi Reisi Refik Koraltan, Yugoslav yanın yeni bir pazar olarak karşımızda bulun­duğunu, pamuk ve narenciye bakımından Yugoslav yanın bilhassa Çukurova için bü­yük bir ehemmiyet taşıdığını tebarüz et­tirdikten sonra şunları ilâve etmiştir:

yen masundur. Türk vatanına tevcih edi­lecek herhangi bir tecavüze karşı değiş­mez ve katî kararımız, karşı koymaktır. Bu cihetin iyi anlaşılmış olmasiyladir ki dostlarımız nezdindekî itibarımız büyük­tür. İdealimiz Türk vatanının ve Türk milletinin saadeti, refahı ve Türkiyemizin masuniyetidir.»

Refik Koraltan sözlerini şöyle bitirmiştir: «Muvaffakiyetlerimizin, menbaı ve kuvve­timiz sizlersiniz, millettir.»

 İstanbul:

Vali ve Belediye Başkam Prof. Gökay bu­gün Heybeliadaya giderek yeni yapılan karakolun açılış töreninde bulunmuştur. Müteakiben Patrik Athenagoras'ın davet­lisi olarak Heybeliada Ruhban mektebini ziyaret eden Vali ve Belediye Başkam öğ­le yemeğini Patrik Athenagoras i e birlikte yemiştir.

Yemekte Patrik Athenagoras şunları söy­lemiştir:

«Bugün bize şeref verdiniz. Sevinç içeri­sindeyiz. Yaptıklarınızı bu şehrin tarihini yazanlar kaydedecektir. Biz bununla ifti­har ediyoruz. Biz, bir ilim adamının dış memleketlerde şehrimizi temsil etmesini muhteşem olarak görüyoruz. Yüksek ve derin kültürlü, geniş görüşlü bir insanın armonisini hayranlıkla takip ediyoruz. Bu adanın en güzel günlerinden birini ya­şıyoruz. Ben bu mektepte yedi sene yaşa­dım. Vatanımızın resmî makamlarım iş­gal eden bazı zatlar bu okulu ziyaret et­tiler. Bu okuldan yetişecek insanlar sev­gili vatanîmizin hizmetine her yerde ko­şacaklardır.

Biz çok kıymetli Reisicumhurumuzun yo­lunda ve hükümetimizin başı Başvekili­mizin izinde memleket ve insanlık hizme­tindeyiz. Büyük insanlık dâvası İçin kan­larını döken Kore kahramanlarının ya­nındayız. Siz bugünkü hükümet mümes­silisiniz, bizim minnet ve şükranlarımızı hükümete bildirmenizi rica ederim.

Amerikaya gittiğiniz zaman orada bulu­nan Rumların sizin şahsınızda hasretleri­ni dindirmeklerini ümid ediyorum. Sizin gibi bir ilim adamı ve ruhiyatçı bir kim­senin geniş telkinlerini her vakit bekleriz ve hepimiz size teşekkür ederiz^»

Müteakiben Prof. Gökay şu cevabı ver­miştir :

«Türk vatanı her türlü tecavüzden ebedi Muhterem   Patrik   hazretleri,   hakkımda

göstermiş olduğunuz sıcak sevgiye ve söy­lemiş olduğunuz güzel sözlere teşekkür e-derim. Ben hekimim, insan oğlunun İstı­rabını duyan bir insanım. Siz de bir he­kimsiniz. Cemiyetin ıstıraplarını dindiren bir hekim.

Şu içinde bulunduğumu müessese insan­ların yarlıklarına hitap eden bir yerdir. Burada hudutsuz ruh âleminin manevi servetlerini yazacak olanları yetiştiriyor­sunuz. Bugün bu neşeli günde ben de en az sisler kadar memnunum.

1949 Ekim ayından itibaren, şehrin so­rumluluğunu taşıyarak vazifeye başladı­ğını andan beri Atatürk'ün parolası üze­rinde yürüdüm. Bu şehirde değişmeyen bir. şey vardır: .Büyük Türk adı altında memlekete ve aziz vatana olan bağlılığı­mızdır. Cemiyetin içinde başka türlü dü­şünen insanlar bulunabilir. Sayın Patrik hazretleri, siz bu müşkülleri yenebilecek kudrette bir insansınız. Bunun için sevi­liyorsunuz ve sevileceksiniz. Ata'nın yolu bugün onun en yakın çalışma arkadaşı Sayın Reisicumhurumuz tarafından inanç­la takip edilmekte ve ilerletilmektedir. Si­ze ve arkadaşlarınıza okul idaresinin bize gösterdikleri yakınlık ve sıcak kabul için teşekkürler .ederiz.»

Vali, Ruhban mektebinden sonra Deniz Harp Okulu ve lisesini ziyaret etmiştir.

 İzmir:

Önümüzdeki hafta içinde başlaması muh­temel olan Nato devletlerinin «Randevu» isimli manevrasının dördüncü ve son kıs­mına iştirak edecek olan askerî birliğimiz bu sabah saat 9 da İzmir körfezinin «Ab­dullah Ağa» kıyılarında bir çıkarma tatbi­katı yapmıştır.

Denizcilik Bankasına ait olan iki layter vasıtasiyle yapılan çıkarmada birliğimiz büyük bir başarı göstermiştir. Piyade er­lerimizin deniz harekâtına karşı bu kadar çabuk alışıvermiş olması, tatbikatı ma­hallinde takip eden Türk, Amerikan, İn­giliz komutan ve müşahitlerini fazlasiyle memnun bırakmştır. Kara çıkarma hare­kâtını bizzat, takip eden Tümgeneral Ragıp Gümüş pala bu muvaffakiyetlerinden dolayı birliğimize mensup komutan ve er­lere teşekkürlerini bildirmiştir.

Bugünkü tatbikat esnasında çıkarmaya iştirak eden askerlerimiz silâh da kulla­narak temsilî düşmanı temizlemek sure­tiyle çok kısa bir zaman içinde körfez ke-

narındaki sert kayalıklara tırmanmışlar­dır.

Giride gidecek olan askerî birliğimiz, ya­kında limanımıza gelecek İngiliz taşıt ge­milerinden de istifade etmek suretiyle yeni bir tatbikat daha yapacaktır.

Ankara:

Milliyetçiler Derneğinin idarecileri hak­kında İkinci Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dâvanın duruşmasına bu­gün saat 9.30 da devam edilmiş ve bilir­kişinin raporunu yetiştiremediği için me­hil istediği anlaşılmış bulunduğundan du­ruşma önümüzdeki cumartesi gününe ta­lik olunmuştur.

Ankara:

Malatya hadisesiyle ilgili sanıkların şeh­rimiz üçüncü Sulh Hâkimliğinde sorgula­rına bugün de devam edilmiştir.

12 Mart 1953

Mersin:

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koral-tan dün vilâyette tertip edilen toplantıda daire müdür ve âmirlerinden, Mersini alâkadar eden meseleler üzerinde etraflı izahat almış ve bölgenin ihtiyaçları tesbit edilmiştir. Belediye salonunda da şehir işleri görüşülmüş ve her meslekten vatan­daşlarla konuşmalarda bulunulmuştur.

Bundan sonra Halk Partisini ve Köylü Partisini ziyaret eden Koraltan, Halk Par­tililerle samimî hasbıhaller yapmış, bu a-rada «Bizim, cephe, sizin cephe diye birşey yok, millet cephesi vardır» demiştir.

Koraitan, millî tesanüt mevzuunda veciz bir konuşma yapmıştır. Koraltan'a cevap veren Halk Partisinden Doktor Kâmil Tarhan demiştir ki: «Eski devirlerin acı­larını çekmiş olan biz yaştakiler, değişme ve çekişmelerin ne kadar zararlı şey­ler olduğunu biliriz. Partiler arasi bugün­kü iyi münasebet hepimizi memnun et­mektedir. Esasen bu lâzımdı. İfrata var­mamaları hususunda genç elemanları da ikaz etmek vazifemiz olmalıdır.»

Fartilerarası münasebetteki samimî hava­nın bir kardeşlik tesanüdü vücuda getir­diğini ifade eden Köy ü Partisi Reisi En­ver Havur da cBunu bizim parti yapmak arzusunda idi. Bu muvaffakiyet de De­mokrat Partiye nasip olmuştur;) demiştir.

Büyük Millet Meclisi Reisi bilâhare C. H. P. sini ziyaret etmiştir. Koraltan bu­radaki Hasbıhallerinde de, ferd olarak si­yasî kanaatler ne olursa olsun, bugün gö­nül ve elbirliği ile çalışan mütesanit bir millet halinde bulunmamızın yarattığı havaya temas ederek demiştir ki:

«Hepimizin dileği ve gayesi yapıcı ol­maktır. Önümüzdeki yıl geçen yılı da geri­de bırakacaktır. Yıldan yıla hızlanan bir inkişaf ve kalkınma devresindeyiz. Dün yaptığımız hizmetlerle bugün iktifa et­miyoruz. Yarın da bugünkü hizmetleri­mizle iktifa etmeyerek daima verimli ça­lışma yoluna gideceğiz.»

Öğretmenler derneğindeki toplantıda ko­nuşan Refik Koraltan, Halk Partisi ileri gelenlerinin de salonda bulunduğunu gö­rünce, memnuniyetini belirtmiş ve Churchill'in «hal maziyi tasfiyeye kalkar­sa istikbali kaybeder» formülünü ele ala­rak, partiler arasi münasebetlere temas etmiş, «Bizim formülümüz de bundan başka bir şey değildir» diyerek, sözleri­ne şöyle devam eylemiştir:

«Büyük ihtiyaçlar içersinde bulunan 'memleketimizin öz çocukları olarak bir­birimizi seveceğiz. Yarının emniyeti ve selâmeti narama elele vermenin lüzumu­nu hissediyoruz. Maziyi tasfiyeye kalk­mak istikbali tehlikeye düşüreceği gibi, şövüşmeler didişmeler de iyi neticeler vermeyecektir. Binaenaleyh millî cephe­deki tesanüdün bozulmasına, rencide edilmesine asla müsaade etmiyeceğiz. Bir milletin kalkınması ko'ay olur, yeter ki bünyesinde şevki olsun.»

Koraltan sık sk alkşlarla kesilen konuş­masını bitirirken şunları söylemiştir:

«Bugün ele aldığımız büyük işler yarının refahın; emin edecektir. Bizim tek ih­tirasımız budur. Yani milletimizin reffeh olması, kaybi olmiş günlerin telâ­fisine çalışarak milletimizi Garp milletle­ri gibi fennî vasıtalarla teçhiz ederek ona müreffeh ve ileri bir istikbal ha­zırlamak, bizim başlıca vazifemiz ve ih-tirasımızdır. Uç yıla yaklaşan, müsbet faaliyetler, istikbal bakımından hepimi­ze ümit ve ferahlık vermektedir.»

Büyük Millet Meclisi Reisi, Öğretmen­ler derneğinden ayrılırken de büyük bir tezahüratla uğurlanmıştır.

Ankara:

Tıp bayramı münasebetiyle bu sabah sa­at 10.30 da Dil ve Tarih - Coğrafya Fa-kültesi konferans salonunda bir toplan­tı yapılmıştır.

Cumhur reisi Celâl Bayar, beraberlerinde baş yaverleri Kurmay Yarbay Nurettin Alpkartal  olduğu halde Tıp ilminin memleketimizde tedrisinin 127'inci yıldö­nümü münasebetiyle yapılan toplantıya teşrif etmişlerdir.

Sağlık Vekili Dr. Ekrem Hayri Ustundağ, C. H. P. Genel Başkanı İsmet İn­önü, Sağlık Vekâleti erkânı, diğer Vekâ­letler mensupları, fakülte dekanları, pro­fesörler, Erkânı Harbiyei Umumiye Sağ­lık Dairesi Başkan ve yardımcısı, Merkez Kumandanı, hastahane Başhekimi ve doktorları, basın mensupları ve kalabalık bîr öğrenci topluluğu törende hazır bu­lunmuştur.

Toplantıya, askerî Bandonun çaldığı İs­tiklâl marşı ile başlanmış ve ölen Tıb­biyeliler için bir dakikalık saygı duruşu yapılmıştır.

Bundan sonra Tıp Fakültesi dekanı pro­fesör Nusret Karasu açış konuşmasını yapmıştır. Tıbbiyelilere hitap eden pro­fesör, bayramlarını tebrik etmiş ve va­tana faydalı birer eleman olarak yetiş­meleri temennisinde bulunmuştur. Profe­sörün konuşmasını müteakip Tıp bay­ramı münasebetiyle gönderilen telgraf­lar okunmuştur. Bilâhara Profesör, Dr. F. Nafiz Uzluk, Dr. Maahar Paşa hak­kında bir konuşma yaparak, mazhar Pa­şanın hayatını ve hizmetlerini anlatmış­tır. Erkânı Harbiyei Umumiye Reisliği Sağlık Dairesinden bir subayla iki Tıp talebesinin hitabelerinden sonra toplantı sona ermiştir.

Toplantıdan sonra Cumhurreisi Celâl Ba­yar Tıp bayramı münasebetiyle açılmış bulunan sergiyi gezmişler ve toplantıya geliş ve gidişlerinde öğrenciler tarafından alkış ve sevgi tezahürleriyle karşılanmişlardır.

Ankara:

Dünya ordulararası futbol şampiyonası karşılaşmaları, bugün saat 14.30 da, 19 Mayıs Stadyumunda, 30.000 seyircinin huzurunda başlamıştır. Seyirciler arasın­da bulunan Cumhurreisi Celâl Bayar, dost ordu temsilcieri başkanlarını  kabul  bu-

vurmuşlardır. İştirak eden devletlerin mülî marşlarını müteakip, bir resmigeçit yapılmış ve bilâhare, Millî Savunma Ve­kili söz  alarak şunları söylemiştir:

Bugün 1953 yılı Ordulararası dünya fut­bol şampiyonasını açıyorum. Dost mil­letlerin şanlı oıdularma mensup kıymetli sporcularım selâmlamakla bahtiyarım. Vaki davetimize nazikâne icabet sure­tiyle dostluk ve yakınlıklarını bir daha göstermiş olmalarından dolayı dost ordu­ların muhterem delegelerine teşekkür ede­rim. Dünyanın her tarafında askerî has­letler aynıdır. Orduların temeli iyi ah­lâk, birlik, arkadaşlık, disiplin, cesaret ve sağlam vücuttur. Bunların gelişmesi için en iyi vasıtaların başlıcası da spor­dur. İşte ordu sporlarının gayesi bu­dur.

Ordulararası spor çalışmalarının gayesi de, ordulararası ve kaynaşmayı geliştir­mek, kuvvetlendirmek ve böylelikle mil­letlerarası karşılıklı anlayış ve dostluk imkânlarını çoğaltmaktır. Bu da hepimi­zin uğrunda çalıştığımız dünya sulhu­nun korunması için pek kıymetli bir yar­dım olacaktır.

Oyunlarda her takımın büyük kabiliyet­ler ve başarılar göstereceğine eminim. Hangi takım kazanırsa kazansın eüne ala­cağı meşale ordulararası dostluk ve daya­nışma meşalesidir ve bu hepimizin malı­dır. Esas olan bu meşalenin eldenele ge­çerek daima yanar kalmasıdır. Siz bu gün güzel bir an'aneyi devam ettiriyor­sunuz. Büyük bir insanlık idealinin ta­hakkukuna hizmet ediyorsunuz. Sjzp ba­sanlar diler ve yurdumuzda iyi . günler geçirmenizi temenni ederim.»

Millî Savunma Vekili Seyfi Kutbek'in kısa hitabesini müteakip, Cumhurreisi Celâl Bayar da askerî millî ekiplere, mu­vaffakiyet temennilerinde bulunmuş ve İlk karşılaşma saat 13. 05 de Belçika ile Hollanda arasında başlamıştır.

Stadyomda, Cumhurreisinden başka, Adalet ve Ulaştırma Vekilleri ile, Erkânı-harbıye Reisi, Kordiplomatik, Vali ve Ankara Belediye Reisleri de hazır bulun­muşlardır.

Birinci karşılaşmanın neticesi akşam bültenimizde   yayınlanacaktır.

İstanbul:

Tıbbiyenin 126 inci yıl dönümü münase­betiyle bugün saat 10 da Fen Fakültesi konferans salonunda bir tören yapılmış­tır. Törende Vali adına muavini Fuad Alper, üniversite rektörü Ord. Prof. Gür-kan, dekanlar, profesörler, hekimler ve talebeler hazır bulunmuşlardır.

İstanbul:

Beşvekil Adnan Menderes ile Dışişleri Ve­kili Prof. Fuat Köprülü, refikaları ye beraberlerinde Dışişleri Vekâleti Müste­şarı Nuri Birgi, İkinci Daire Reisi Or­han Eralp, Başvekâlet Yaveri Yüzbaşı Muzaffer Ersü, Dışişleri Vekâleti Husu­sî kalem Müdürü Sadi Eldem olduğu hal­de bu akşam saat 18.10 da Fransız uçağı ile Paris'ten  şehrimize gelmişlerdir.

Başvekil Adnan Menderes, Dışişleri Ve­kili Prof. Fuat Köprülü İle beraberlerin­deki zevat Yeşilköy hava meydanında İçişleri Vekili Ethem Menderes, şehrimiz­de bulunan mebuslar, Vali ve belediye Reisi Prof Gökay, Generaller, şehir mec­lisi üyeleri, Vilâyet v,e Belediye erkânı, Fransız Konsolosluk erkânı, basın men­supları, partililer ve yakın dostları tara­fından karşılanmışlar ve bir askerî bir­lik selâm resmini ifa etmiştir.

Ayni uçakla Başvekil ve Dışişleri Veki­linin Paris'e yaptıkları bu seyahatte bulu­nan Zafer Gazetesi başmuharrirleri An­kara Mebusu Mümtaz Faik Fenik, Vatan gazetesi başmuharriri Ahmet Emin Yal­man, Dünya Gazetesi başmuharriri Falih Rıfkı Atay, Milliyet gazetesi başmuharriri Ali Naci Karacan, Sonposta gazetesi başmuharriri Bursa Mebusu Selim Ragıp Emeç ve Cumhuriyet gazetesi başmu­harriri Muğla Mebusu Nadir Nadi de dön­müşlerdir.

Ankara:

Bugün Milliyetçiler Derneği idarecile­rinin duruşmasına Ankara ikinci Sulh eza   mahkemesinde   devam   olundu.

Bugünkü cesede bilirkişi, Hukuk fakül­tesi dekanı profesör Doktor Muvaffak Akbay'm vermiş olduğu rapor okundu ve sanıklardan rapora diyecekleri olup ol* madiği soruldu. Sanıklar cevaplarda bulundular ve esas müdafaalarını bildir­mek için mehil istediler. Mahkeme, mü­dafaalarını yapabilmeleri için sanıklara mehil vererek duruşmayı 31 Mart İ953 tarihine bıraktı.

Ekselans Truong Vinh Tong Vietnam Dışişleri Vekili

Vietnam'ın, Türkiye tarafından tanınma­sı münasebetiyle göndermiş olduğunuz na­zik telgrafa şahsen ve Cumhuriyet hükü­meti namına hararetle teşekkür eder ve Türk hükümeti ve milletinin çalışkan Vi­etnam milletini müstakil milletlerarasın­da görmekten duyduğu memnuniyeti ek­selansınıza arz etmek isterim.

Vietnam'ın saadet ve refahı hakkındaki en hararetli temennilerimi sunarken de­rin saygılarımın kabulünü ekselansınız­dan rica ederim.

Fuat Köprülü Dışişleri Vekili

Ankara:

Millî Savunma Vekâleti Temsil Bürosun­dan aldığımız malûmata göre, Amiral Carney'in müttefik deniz erkânı tarafın­dan hazırlanmış olan randevu harekâtı­nın plânları, Mountbatten kumandanlığı­nın faaliyete geçmesi üzerine bu karargâ­ha devredilmiştir.

Moımtbatten'in umumî idaresindeki bu tatbikat 3 safha halinde devam edecektir. Birinci safha Fransız Akdeniz kuvvetleri Başkomutanı Amiral Sala tarafından, 2 nci safha İtalyan deniz bölgesi komutanı Amiral Girose tarafından, 3 üncü safha da Amerikan 6 ncı filo komutanı Amiral Cassady tarafından idare edilecektir.

Bu tatbikata Türk deniz kuvvetleri, deniz filosu komutanı Tuğamiral Korutürk'ün kontrolü altındaki denizaltılarla işti­rak edecektir. Türk denizaltiları su üstü birlikierrine karşı harekâtta bulunacaklar ve Maltadan hareket edecek keşif uçakla­rı bu deniz altılara, hedeflerini bulma işin­de yardım edeceklerdir.

 Adana:

Büyük Mîllet Meclisi Reisi Refik Koraltan  bugün    şehrimize   gelmiştir. Şehrin

methalinde Adanalıların sevgi tezahürleri île karşılanan Meclis Reisi doğruca Bele­diyeye giderek burada halkla konuşmuş ve dileklerini dinlemiştir, öğleden sonra Vilâyeti ziyaret eden Meclis Reisi Refik Koraltan daha sonra Seyhan barajına gi­derek alâkalılardan izahat almış ve son­daj faaliyetlerini takip etmiştir.

Adananın sanayi sahasında kaydettiği bü­yük ilerlemelerin canlı eserleri olan ve kısmen inşa halinde bulunan fabrikaları da gezen Meclis Reisi gördüğü eserlerden dolayı mütehassis olduğunu ifade etmiş­tir.

Meclis Reisi yarın öğleden evvel Ceyhan'a hareket edecek, oradan İskenderun ve Hataya da gidecektir.

18 Mart 1953

İstanbul:

Paris ve Napolideki Nato karargâhına gi­den askerî heyetimize dahil bulunan 24 kişilik bir grup gece yarısından sonra sa­at 3.15 de şehrimize gelmiş ve Yeşilköy hava meydanında karşılanmışlardır. Askerî heyetimizden şehrimize gelenler şunlardır:

Erkânı Harbiye Umumiye İkinci Reisi Orgeneral Zekâi Okan, Birinci Ordu Mü­fettişi Orgeneral Nurettin Baransel, Orşeneral Cemal Gürsel, Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Sadık Altıncan, Korgeneral Vedat Garan, Tümgeneral Fahri Özdilek, Tuğgeneral Ekrem Akalın. Askerî heyetle gelen diğer yüksek rütbeli subaylar şunlardır:

İhsan Turay, Emin Duru, Turgut Tünalp, Sabri Saptürk, Ahmet Gürün, Orhan Yi­ğit, Şükrü Sürel, Kâmuran Cengiz, Sup­hi Acar, İsmet Akıncılar, Hayri Bars, Nizamettin Oktay, Ozdemir Orhon, Necmet­tin Koralp, Samet Kuşçu, Necati Üçer ve Necmi Kayhan.

Adana:

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koral­tan Adanada tetkik ve temaslarına bugün de devam etmiştir.

Bu arada Ceyhan regülâtörünü, bin ya­taklı verem hastahanesi inşaatını gezmiş­tir. Bundan sonra Köylü Partisini ziyaret eden Meclis Reisi samimî bir tarzda kar­şılanmıştır.

Ankara:

Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdür­lüğünden ve mahallî muhabirlerimizden bu gece saat 21 ile 21.30 arasında yurdu­muzun muhtelif bölgelerinde vukua ge­len deprem hakkında son olarak aldığı­mız malûmat  aşağıdadır:

Samsunda: 21.28 de kuzeyden geldiği tah­min edilen ve iki saniye devam eden,

Bandırmada: 20,55 te doğudan gelen ve 59 saniye süren şiddetli ve sürekli sarsın­tı,

Gölcükte: Saat 21.05 de bir dakika süren ve fasılalarla devam eden şiddetlice,

Tekirdağda: 21.03 te şimai cenup istika metinden geçen ve 34 saniye devam eden şiddetli,

Düzcede: 21.10 da 40 saniye süren orta .şiddette bir deprem olduğu ve Şarköy ile Malkara ilçelerinde depremin biraz ha­sara sebep olduğu ve bütün bu yerlerde başkaca hasar ve insanca zayiat olma­dığı öğrenilmiştir.

Deprem hakkında gelen haberler peyder­pey   neşredilecektir.

Ankara:

Deprem hakkında aldığımız malûmat aşağıdadır:

Bursada: Saat 21.12 de doğudan gelen ve 35 daniye devam eden şiddetli ve sürekli,

Ealıkesirde: 21.10 da dipten gelen ve 20 saniye devam eden,

Bilecikte: 21.13 te dipten gelen ve 15 sa­niye devam eden hafif,

M. Kemalpaşada: 21.21 de geldiği istika­met tayin edilemiyen ve 90 saniye devam eden şiddetli ve sürekli,

Burhaniyede: 21.08 de 18 saniye devam eden ve yalnız hafif maddî zarar yapan, Tekirdağda: 21.03 te kuzeyden gelen ve 25 saniye devam eden şiddetli ve sürekli, Edirnede: 21.06 da Doğudan gelen ve 60 saniye devam .eden şiddetli ve sürekli, sa­at 22.20 de doğudan gelen 10 saniye de­vam eden hafif (ikinci), Şile'de:  21.08 de dipten gelen ve 6 daki­ka fasılalarla devam eden hafif hasar ya­pan, Çanakkale'  de:  21.05' te  dipten gelen ve 15 saniye devam eden, duvarlarda çatlak­lıklar husule  getiren, şiddetlice, Bergamada: 21.05' te çok şiddetli ve 30 saniye kadar devam eden depremler kay­dedilmiştir. Hiçbir yerde insanca zayiat olduğuna dair henüz bir malumat alınma­mıştır.

19 Mart 1953

Ankara:

Birkaç güne kadar Ankara'dan ayrılarak Avusturya'daki Amerikan işgal kuvvetleri komutanlığı vazifesine başlayacak olan, eski Amerikan askerî yardım korulu baş­kanı general Arnold, bugün askeri yardım kurulundaki bürosunda bir basın toplan­tısı yapmıştır.

Yerli ve yabancı basın mesupların ha­zır bulunduğu bu toplantıda, general ya­kından tanımak fırsatını bulduğu asker­leri ile Türkiye'nin iftihar etmeye hakkı olduğunu söylemiştir.

General son seneler zarfında Türk ordu­sunda atı" an ileri adımlan belirtmiş ve devamla:

Türkiye dekî Amerikan askerî yardım heyeti başkanı olarak vazife gördüğüm sırada Türk silahlı kuvvetlerindeki per­sonel durumu hakkında etraflı bilgi edin­dim ve modern bir personel sistemi için plânların hazırlanmasına yardım ettim. Modern bir personel sistemine fevkalâde bir ihtiyaç vardır» demiştir.

General Arnold Türk ve Amerikan millet­leri arasında bir eşi daha olmayacak şe­kilde mevcut samimî dostluk ve karşılıklı itimadın gelişmesini görmenin ve buna yardım etmenin kendisi için büyük bir memnunluk kaynağı olduğunu söylemiş ve beyanatını söyle bitirmiştir:

"Türkiye'den ve sayısız dostlarımdan ha­kiki bîr şükran hissi v,e üzüntü ile ayrıl­maktayım. Her nerede olursam olayım daima Türkiye'nin hakiki bîr dostu ola­cağım.

Demiş ve gazetecilerin sorularını cevap­landırdıktan sonra şu cümlelerle beyana­tını bitirmiştir. Türk silahlı kuvvetleri teşkilâtı, bugün dünyanın en büyük askeri üniversitesi telâkki olunabilir.

İskenderun:

Büyük millet Meclisi reisi Refik Koraltan refakatindeki mebuslarla birlikte İskenderun'a gelmiştir. Toprakkale yol kavşağında Osmaniyelilerin sevgi tezahürleriyle karşılanan Koraltan, Erzin ve Dörtyol, Payas ve Sarısekide de coşkun alkışlar arasında geçmiş­tir. İskenderun'a mesafe kısaldıkça kafileye iltihaklar arttı ve tahminen 500'e yakın otomobille  şehre   girildi,

Uzak noktalardan itibaren caddeeri tama­men doldurmuş bulunan binlerce İskende­runlu müstesna bir heyecan ve sevgi ka­sırgasını andıran coşkunluk içinde Kor-altanı karşılıyordu.

Cumhuriyet meydanına kadar devam eden ve meydanda bir deniz gibi genişliyerek binaların balkon ve damlarına yükselen bu muhteşem insan dalgası, meclis reisi­ni sürekli alkışlarken halk,demokrasi kahramanı yaşa varol nidalarıyla kucak­lıyorlardı.

Bu pek heybetli manzara karşısında mikrofon Önüne gelen Koraltan, heyecanlı bir lisanla İskenderunlulara teşekkür et­miş "asalet ve vefakârlığın bu canlı ifa­desi beni çok mütehassis etti. huzurunuz­da hürmetle eğilir, hepinizi minnetle se­lâmlarım. Sizin sevginiz, sizin itimadınız, bizim ilham ve cesaret kaynağımız olmak­tadır demştir.

Meclis reisi sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

Bu derece mükemmel sevmesini bilen bu aziz milletin itimadına lâyık olmak ve onun hizmetinde bulunmak büyük bahti­yarlıktır.

Koraltan, bundan sonra, çeşitli millet me­seleleri ve hükümetçe ele alman işler hak­kında geniş izahat vererek, bilhassa Ha­tay'ı alâkadar eden mevzular üzerinde ehemmiyet e durmuş ve sözlerine alkışlar arasında şu cümlelerle nihayet vermiştir.

Söz milletindir, sözü kitapta kalmayıp artık tamamen bedenlere işlemiştir. Çalışı­yoruz, ümitlerimiz yurd, emniyet ve hu­zur içindedir. Düstûrumuz büyük Atatürk' ün dedği gibi yurdda sulh cihanda sulh.

 Ankara:

Balıkesir Çanakkale havalisinde vukua gelen müessif zelzele felâket zadelerinin

durumlarını yakından görerek ihtiyaçları­nı tesbit ve temin maksadiyle 6 kişilik bir heyet, iki uçak yükü malzeme ile birlikte bu sabah saat 10.40 da Etimesgut askerî t hava alanından kalkan özel bir uçakla Çanakkale,ye hareket etmiştir.

Jandarma genel komutanı orgeneral Ke­mal Yaşınküıç'm da dahil bulunduğu he yet, Kızılay genel müdürü Fikri Akurgal ve Kızılay müfettişlerinden Sabri Tezcan ile Sağlık Vekâletinin vazifelendirdiği bir doktor ve iki sağlık memurundan müte­şekkildir.

Kızılay genel müdürü Akurgal'm , uçağın hareketinden bir kaç dakika evvel Etimes­gut askeri hava alanında bize verdiği ma­lûmata göre, ze-zele felâketzedelerinin emrine gereken tahsislerin yapılması için bu sabah saat 4'de telgrafla ilgililere ta­limat verilmiştir. Çanakkale ve Balıkesir vilâyetlerine ilk yardım olarak beş bin Ura gönderilmiş ve bilhassa insan zayiatının fazla olduğu tahmin edilen Yenice ilçesine Çanakkale'den süratle yiyecek şevki te­min edilmiştir.

İstanbul:

Dün gece vukubulan zelzele neticesinde şehrimizde de bazı ehemmiyetli hasar ol­muştur.

Zelzelenin şiddetinden terkos gölünden şehre su veren ana borulardan ikisi pat­lamıştır. Bu iki ana borudan biri bugün Öğleye kadar sular idaresi ekipleri tara­fından tamir edilerek normal hale getiril­miş, diğer ana borunun tamiratı akşama kadar tamamlanmıştır. Bu sebeble beyoğlu cihetine fazla su verilememiştir.

Zelzele bazı çürük binalarda da tesirini göstermiş, fakat her hangi ciddi bir hadi­se ile karşılaşılmamıştır. Bazı binalarda çatlaklıklar husule gelmiş tahliyeyi icap ettiricek hadiseler olmamıştır.

Zelzeleden mütevellit en büyük hasar sur­larda olmuş, bazı büyük taşların kayması neticesinde çöküntüler meydana gelmiştir. Vali ve Belediye reisliği tarafından maili inhidam surlarla çatlayan binaların tesbitine başanmış ve gerekli tedbirler alınmış tır. Şehrimizde başkaca mühim hasar yoktur.

Eskişehir:

Reisicumhur Celâl Bayar, refakatinde baş­yaverleri Nureddin Alpkartal olduğu halde otomobille saat 16'da Sivrihisar kazası­na gelmişler ve burada Vilâyet Erkânı, Generaller, partililer tarafından karşılan­mışlardır.

Reisicumhur kısa bir tevakkufta mu­habirimize   şunları   söylemiştir:

«Ankaradan gelirken yolumun üzerinde Polatlı'nın Kara tavşan köylüleri deprem dolayısiyle ilk yardım olan 21 îira 25 ku­ruşu bana vermişlerdir. Bu parayı ve tazi-yetlerini doğrudan doğruya zelze e mmta-feasına götürüyorum. Köylülerimizin bu necip ve âlicenap hareketlerinden dolayı çok mütehassis oldum.»

Reisicumhurumuz bundan sonra 17.30 da Eskişehire gelmişler ve hiç tevakkuf etmeden doğruca 19 da Bozüyük'e vâ­sıl olmuşlardır. Buradaki beş dakikalık istirahatte nidnisike istirahatta kendisini karşılayan köylü­lerle görüşen Reisicumhurumuz Bursa'ya müteveccihen  hareket etmiştir.

 Antakya:

Büyük Millet Meclisi Reisi Refik Koraltan, bugün öğleden sonra İskenderunda Demokrat Partiyi, Halk Partisini ve Millet Partisini ziyaret ederek bundan sonra An­takya'ya hareket etmiştir. Belen'de kısa tevakkufu esnasında vatandaşlarla görü­şen Koraltan, 3 sene evveline nazaran bu­gün umumî hayatta rahatlık ve emniyet ifade eden bir terakki olup olmadığım va­tandaşlardan sormuştur. Be en'liler «ham dolsun rahatız, memnunuz ve emniyet içersindeyiz» diyerek mukabelede bulun­muşlardır. Meclis Reisi Koraltan, Antak-yada binlerce vatandaşın tezahüratı ara­sında belediye binasının önünde hazırla­nan mikrofona gelerek şöyle hitap etmiş­tir:

«Çok sevgili kardeş, erim, sizlere kar­deşlerim derken şu anda duyduğum sev­kın hududu yoktur. Ben, Hataylı kardeş lerime hitap ederken onları bütün kıymet­leri ile yakından tanıyan bahtiyarlardan biri olduğumu hatırlarım.»

Koraltan Hatay'ın acı günlerine ait ha­tıra ve intihalarından da bahisle bu böl­ge halkının siyasî meziyet ve yüksek hasletini tebarüz ettirmiş ve şöyle demiştir: Türk milleti tarihine milî vekar ve haysiyetine yakışır tarzda bir imtihan verirken dünya çapında örnek millet olduğunu bir kere misalin, vermistir. Vatandaşlar arasında mevcut bugünkü olgun siyasî hava birçok memleke­tin nail olamadığı bir neticedir.»

Meclis Reisi müteakiben dünya vaziyeti ve Orta-Doğu meselesine temasla demiş­tir ki:

«Bugün bütün dünyanın arzu ettiği bir şey vardır. O da ebedî sulha kavuşmak. Bilhassa Garp dünyası memleketleri bu maksatla tesis ettikleri emniyet blokumı daha kuvvetli esaslara raptetmek yolun­da büyük gayretler sarfederlerken Orta -Doğu memleketleri de bu bloka iltihak hususunda ellerinden gelen gayretleri esirgememektedirler.»

Bursa:

Zelze e bölgesine gitmekte olan Cumhur-reisi Celâl Bayar, bu gece saat 21.30 da Bursaya    gelmiştir.

Cumhur reisini vilâyet hududunda Vali ve Jandarma Komutanı istikbâl etmiş, İnegöl'e girişinde de Bursa Belediye Baş kanı, Demokrat Parti idare heyeti üyele­ri, İnegöl Kaymakam Vekili ve Belediye Reisi karşılamışlardır. Cumhurreisi, İne­göl'de bir iki dakika kaldıktan sonra ha reketle Bursaya gelmişlerdir.

Bayar, geceyi Çelikpalas'ta geçirecek, yarın sabah esas zelzele bölgesine gitmek üzere şehrimizden ayrılacaktır.

Bandırma:

İçişleri Vekili, İşetmeler ve Bayındırlık Vekilieri ve beraberlerinde Balıkesir me­busları olduğu halde saat 16 da uçakla Bandırmaya gelmişlerdir. Vekil er derhal deprem bölgesi olan Gönen'e giderek ma­hallinde alman tedbirleri incelemişlerdir.

Zelzele dolayısıyla Gönen'deki! evlerden yüzde sekseni oturulamayacak bir hale gelmiştir. Vekiller bu durum ile yakın­dan alâkadar olmuşlar ve çadırlardaki hal ki ziyaretten sonra saat 19.30 da Balîkesiı yolu ile deprem bölgesi olan Çanakkale ve Yenice'ye gitmek üzere Balıkesir'den ayrılmışlardır.

Ankara:

Dün akşam saat 21 de vukua gelen dep­remden sonra Çanakkale, Balıkesir, Gö­nen vs Pazarda büyük hasarlar olmuş ve hâdiseyi haber alan Kızılay gerek umu­mî merkezi ve gerekse şubeleri derhal ha­rekete  geçmiş.  Balıkesir'e 5.000 lira para 1.500 çadır 100 yataklı seyyar ilk yardım hastahane si, 6 doktor ve ilk yardım hizmetlerin­de kullanılmak üzere ilâç ve pansuman .malzemesini havi çanta ve sandıklan göndermiştir.

Çanakkale bölgesinde:

İstanbul'dan 500 çadırla 6.000 lira ve ilk yardım için ilâç ve panuıruvrı malzemesi, 100 yataklı seyyar ilk yardım hastana nesi gönderilmiştir.

Deprem Bölgesinde, Umum Müdür Fik­ri Agurgal ile teşkilât ve içtimaî Yardim Müdürü Nedim Abut ve taka Müfet­tişi iş başında bulunmakta yardım ve ça lışmalarına devam etmektedirler.

Ankara:

Kızılay Gene Merkezinden aldığımız habere göre, Çanakkale ve Balıkesir dep­remi dolayısiyle İsviçre'de bulunan Kızıl­haç Genel Sekreteri Türkiye Kızılay Ge­nel Merkezine telefonla müracaat eflerek deprem dolayısiyle üzüldüklerini bildirdik­ten sonra gerekli yardım için vukua ge­len deprem hakkında, bir rapor istemiş bulunmaktadırlar.

Gönen:

Amerikan Büyük Elçisi George C. Mc Ghee bugün buraya gelerek zelzele bölge­sini dolaşmış ve Gönen ahalisinin üzerle­rine çöken bu felâket karşısında tipik Türk metanet ve cesareti ile hareket et­tiklerini söylemiştir.

Büyük Elçi Mc Ghee ve İktisadî İşbir­liği Türkiye özel Misyonu Başkanı Mr. Leon Dayton bu sabah felâket haberini alır almaz özel bir uçakla zelzele bölge­sine hareket etmişlerdir. Büyük Elçi ve Mr. Dayton Bandırma hava alanına in­miş ve otomobille Gönen'e gelmişlerdir. Büyük Elçi ve Mr. Dayton Balıkesir Va­lisi ve Gönen Belediye Başkanının refa­katinde kasabayı dolaşmış ve zelzele do-layısile evleri yıkılan veya akrabaları ölen veya yara anan kimselerle konuşmuşlar­dır.

Büyük Elçi Mc Ghee demiştir ki:

«Bu millî felâkete uğrıyan bölge halkına karşı duyduğu samimî sempatimi bildir­mek isterim. Mr. Daytonla benim ziyaret ettiğimiz Gönende tahribat ve zayiat bü­yük olmuştur.Halk Türk milletinin tipik vasfı olan ve metaneti İle hareket etmiştir. Diğer zelzele bölgeleri   halkının

âa bu şekilde hareket ettiklerine emi­nim.

Türk ruhunun hasara uğramış mesken ve şehirlerin çabucak tamir edilmesini temin edeceğine eminim.»

20 Mart 1953

Balıkesir:

Hususî muhabirimizden:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar yan arın­da Balıkesir Milletvekilleri olduğu halde saat 13 de Karacabey yolu ile Bursa'dan zelzele bölgesi olan Gönen'e gelmişler­dir.

Sayın Cumhurbaşkanı harabeye dönen kasabayı gezmiş ve Vali tarafından yapı­lan işler ve alman tedbirler hakkında verilen izahatı dinlemişlerdir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar felâkete uğrayan vatandaşlarla görüşmüşler, duy­duklar;, teessürü ifade ederek «inşallah pek kısa zamanda Göneni yeniden kura­cağız. Hükümet her türlü maddî ve ma­nevî yardımı yapacaktır. Hepinize geçmiş olsun» demişlerdir.

Bir buçuk saat kadar Gönende kalan Cumhurbaşkanımız beraberindeki zevatla birlikte, Bandırma'ya gitmişler ve öğle yemeğini burada yedikten sonra, zelzele­den ikinci derecede zarar gören Manyas*-a uğramışlardır. Burada da vatandaşlarla görüştükten ve kaza gezdik ten sonra saat 19 da Balıkesir'e gelmiş­lerdir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar geceyi İşlet­meler Vekili Sıtkı Yırcalı'n evinde geçi­recekler ve yarm sabah da Balıkesir millet vekilleriyle birlikte zelzeleden en i azla zarar gören Çanakkale'nin Yenice kazası­na gideceklerdir.

Balıkesir:

Hususi muhabirimiz Erdoğan Ulus'tan.Bu sabah zelzele mmtakası olan Ye­nice'ye giden İçişleri Vekili Ethem Men­deres, İşletmeler Vekili Kemal Zeytinoğ-lu beraberlerinde Jandarma Genel Romu tanı olduğu halde bugün sat 17 de şehri­mize dönmüşler ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a mülâki olmuşlardır.

İskenderun:

Büyük Mîllet Meclisi  Reisi Reiik Koraltan bugün Antakya'da Demokrat Par­ti ilçe merkezini ziyareti sırasında, bir konuşma yaparak demiştir ki:

Parti olarak kanaatlerimizi daima muhafaza edeceğiz. Bununla beraber memleket işlerini müşterek gayret­lerle başarmak istediğinde de her za­man samimi olacağız. Unutmamalıyız ki, memlekette kendini duyuran kuvvet mil­letin vicdanı ve yüksek hakemliğidir. îktidar bugün fiilen Demokrat Partidedir. Fakat hükümet Türk milletinin hüküme­tidir. Türk milletinin yalnız Demokrat Partiden ibaret olmadığı da muhakkak­tır. Binaenaleyh hükümetiniz parti far­kı gözetmeden daima, Türk milletinin hü­kümeti olarak hizmet görecektir. Bütün vatandaşlarımızdan birbirlerini daha çok sevmelerini, bunun için rica ediyoruz. Birbirimizi sevmek ve çok çalışmak şiarı­mız olmalıdır.»

Koraitan, Halk Partisinde de bir has-bihal yapmış ve ileri sürü en istekleri bü­yük bir alâka ile karşılamıştır. Halk Par­tisi Hatay mebusu Cavit Yurtman, Hataydaki ziraî faliyetlerle Suriye'nin mukaye­sesini yapmış, bizde nahiye merkezlerin­de bile birer teknik ziraatçinin mevcudi­yetini tebarüz ettirerek Suriye'de vilâ­yet merkezlerinin dahi bundan mahrumi­yetlerine işaret etmiştir. Halk Partisi Ha­tay vilâyet idare heyeti âzası Selim Çe­lenk de Ziraat Bankasının büyük mikyas­taki ziraî kredi yardımlarına temasla, Suriye'nin bunun yüzde birini olsun ya­pamadığını sözlerine ilâve etmiştir.

Meois Reisi, Reyhanlı ve Kırıkhan üze­rinden geç vakit İskenderun'a avdet et­miş ve Öğretmenler Derneğinin çayında bulunmuştur. Koraltan yarın Adana'ya dönecektir.

 Ankara:

I  18/3,953 günü saat 21 ile 21.30 a-rasmda Balıkesir, Bilecik, Bursa, Edirne, Eskişehir, İsparta, İzmir Kırklareli, Ma­nisa, Tekirdağ, Kütahya, ve Zonguldak bölgelerinde vukua gelen depremin tevlid ettiği hasar ve ölü miktarı hakkında 20/3/1953 akşamına kadar mahallinden alınan resmî malûmata göre durum şöy­ledir:

Depremden en çok zarar gören mınta^ ka Çanakkale'nin Yenice kazasıdır. Bura­da 165 ölü enkaz altından çıkarılmıştır. 10-15 kişinin daha enkaz altından çı­kacağı tahmin edilmektedir.

Yaralılar kamilen üç hastahaneye kal-dırımlış bulunmaktadır. Yaralılardan sın hî durumu tehlikeli olanlar yoktur. Yeni­ce kazasmdaki binalar kamilen hasara ug ramıştır. Bu ölülerden 60 tanesi bir kah­vede 20 tanesi de diğer bir kahvede toplu bulundukları bir sırada enkaz altında ka­larak   ölmüşlerdir.

Çanakkale merkezinde iki kişi, Çan ka­zası merkezinde bir, Büyükpaşa köyünde 3, Kalabalık köyünde bir, Kuzualan kö­yünde 3 kişi ölmüştür. Bu suretle Çanak­kale vilâyeti dahilinde 173 kişinin öldüğü tesbit edilmiş bulunmaktadır.

II   Balıkesir viâyeti:  Bu vilâyette enbüyük hasara Gönen kazası uğramıştır.

14 ölü Günen merkezinde olmak üzere Balıkesir vilâyetinde 36 ölü 20 yaralı tes­bit edilmiştir.

III  Diğer bölgelerde Ölüm yoktur. Yeryer hasar mevcuttur. En büyük hasara Gönen ve Yenice kazaları uğramıştır.

Felâket haberi üzerine İçişleri, Bayın­dırlık ve İşletmeler Vekilleri derhal Ba­lıkesir'e hareket etmişler ve Perşembe gününden beri bizzat felâket mahallerinde gerekli tedbirlerin alınmasiyle meşgul ol­muşlardır. Sayın Cumhurbaşkanım da Balıkesir'e muvasalat buyurmuşlar ve alınan tedbirleri bizzat tetkik ve müşahe­de etmişlerdir.

Alman tedbirler sayesinde bütün yaralı­lar Balıkesir ve Çanakkale hastahanelerine yerleştirilmişlerdir. Civar vilâyetler­den ve Ankaradan gönderilen ekiplere hacet kalmamış ve bunlar geri dönmüş­lerdir.

Kızüaydan 4 uçakla ilâç ve sıhhî ekipler yollanmış ve ayrıca Bayındırlık Vekâle­tinden ilk yardım olarak her iki kazaya

25 şer binden 50 bin lira yardım yapılmış, ayrıca Sümerbank 1800 battaniye felâket­zedelere dağıtılmak üzere mahalline gön­derilmiştir. Çocuk Esirgeme Kurumu da yiyecek, giyecek ve çocuk levazımı gön­dermiştir.

IV  Başvekilin  emirleriyle felâketzede­lere geniş miktarda yardım imkanını sağ­lamak üzere Ankarada bir komite kuru­larak derhal faaliyete geçmiş ve teberrulan kabule başlamıştır. İlk gün iki yüz bin lirayı   geçmiş bulunmaktadır. Yardım ve teberrular  devam etmektedir. Valisi Prof. Fahrettin Kerim Gökay ve Başyaver Kurmay Yarbay Nurettin Alp kartal olduğu halde Dolmabahçe Sarayını gezmişler, Merkez Efendi kabristandaki oğlunun mezarını ziyaret etmişlerdir.

Reisicumhur müteakiben Adliye Sarayı inşaatını ve Sultanahmet civarını da gezmişlerdir.

İstanbul:

Reisicumhur Celâl Bayar beraberlerinde İstanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Gö­kay ve Başyaver Yarbay Nurettin Alp-kartal odluğu halde bugün saat 17 de Vi­lâyete gelmişlerdir.

Reisicumhurumuza bir müddet sonra, İçiş­leri Vekili Ethem Menderes de mülâki olmuşlardır.

Reisicumhurun vilâyete geliş ve gidişle­rinde civarda toplanan halk içten gelen sebgi tezahüratında bulunmuştur.

İstanbul:

Türk basın mensuplarına İngiliz kültür heyetinde bugün saat 18 de ses duvarı iy-ve bir film gösterilmiş ve filim büyük bir alâka ile takip edilmiştir.

İstanbul:

Cumhur reisi Celâl Bayar, beraberlerinde İçişleri Vekili Ethem Menderes, Jandar­ma Umum Komutanı Orgeneral Kemâl Yaşım kılıç, Başyaver Kurmay Yarbay Nurettin Alp kartal olduğu halde bu ge­ce saat 21.40 da Doğu ekspresine bağla­nan hususî bir vagonla Ankara'ya hareket etmiştir.

Cumhur reisi garda İstanbul Vali ve Be­lediye Reisi Prof. Gökay, Kara Kuvvetle­ri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, Birinci Ordu Müfettiş Vekili Korgeneral Hakkı Tuna boylu, 18 inci Kolordu Komu­tan Vekili Korgeneral Suad Kuyaş, Do­nanma, Komutanı Koramiral Rıdvan Ko­ral, Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Vali Muavinleri, Şehir Meclisi azalan ve kalabalık bir halk kitlesi ta­rafından uğurlanmıştir.

U Mart 1953

Ankara:

Balıkesir ve Çanakkale civarında vukua gelen zelzele felâketine maruz kalan va­tandaşlar için alman tedbirleri yerinde tetkik etmek üzere zelzele mıntakasma

gitmiş bulunan Reisicumhur Celâl Ba­yar, beraberlerinde İçişleri Vekil Ethem Menderes, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Kemal Yasmkılıç olduğu hal­de bu sabah saat 10.50 de Doğu ekspre­sine bağ anan Özel vagonla İstanbul'dan şehrimize gelmişlerdir.

Reisicumhur garda Büyük Millet Mecli­si Reisi Refik Koraltan, Başvekil Adnan Menderes, şehrimizde bulunan vekiller, mebuslar, Erkânı Harbiyei Umumiye Rei­si, Ankara Valisi, Belediye Reisi, askerî erkân ve çok kalabalık bir halk toplulu­ğu tarafından karşılanmışlardır.

Ankara:

Milletlerarası İmâr ve Kalkınma Bankası Umum Müdürü Eugene Black, beraberin­de banka ileri gelenleri olduğu halde, bu sabah trenle İstanbul'dan şehrimize gel­miştir. Kendisi garda, Maliye ve Dışişle­ri Vekâleti alâkadar daireler ileri gelenle­ri, iktisadî işbirliği idaresi mensupları, bankalar mümessilleri ve Birleşik Ame­rikanın Ankara Büyük Elçisi ile Ameri­kan kolonisi mensupları tarafından kar­şılanmıştır.

Orta Şarkta bir tetkik j seyahatine çıkmış bulunan ve Perşembe    akşamına    kadar

şehrimizde kalacak olan Umum Müdür, hükümet ileri gelenleri ve bankalarla temaslarda bulunacaktır.

Umum Müdür bugün saat 15 de Maliye Vekâleti Vekili Ethem Menderes'i ve sa­at 17 de Başvekil ve Dışişleri Vekilini makamlarında  ziyaret   edecektir.

Birleşik Amerikanın Ankara Büyük El­çisi George Mc Ghee, Umum Müdür şe­refine bu akşam Büyük Elçilik binasın­da bir yemek verecektir.

Ankara:

Bugün sat 11 de Siyasal Bilgiler Fakültesi konferans salonunda «Türkiye ve Orta-Doğu âmme idaresi entsitüsü» nün açıhş merasimi yapılmıştır.

Enstitünün açılış merasiminde Büyük Millet Mecîisi Reisi Refik Koraltan, Baş vekil Adnan Menderes, Vekiller, Mebus­lar, Profesörler, Ankara Valisi, Kordiplo­matik mensupları, C.H.P. Genel Sekrete­ri ve kalabalık bir öğrenci topluluğu ha­zır bu unmustur. Başvekil Adnan Men­deres'in açış hitabesinden sonra Dışişle­ri Vekili Prof. Fuad Köprülü «Türkiye'­de âmme idaresi» mevzuu    üzerinde    bir

konuşma yapmış, müteakiben Siyasal Bil­giler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yavuz Abadan, enstitünün kuruluş ve gayelerini belirtmiş ve Âmme İdaresi Enstitüsü Birleşmiş Milletler heyeti başkanı Prof. Dr. Gunnar Heckscher tarafından da «Âmme idaresinde modem temayüller» isimli ilk ders verilmiştir.

Merasimin nihayetinde Meslis Reisi Koraltan. Başvekil Adnan Menderes ile diğer Vekiller, geldiklerinde olduğu gibi ay­rılışlarında da talebeler tarafından teza­hüratla selâmlanmışlardir.

Ankara:

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlü­ğünden aldığımız malûmata göre, yaban­cı memleketlere yapılan hububat satışla­rında bir değişiklik yoktur.

Kampanya başından itibaren yapılan tes­limat miktarı 566.477 tondan 583.648 tona yükselmiştir.

Îtalya ya satılan 220.000 ton sert buğdayın 188.127 tonu, Almanya'ya satılan 185.000 ton arpanın 92.728 tonu ve 100.000 ton çav­darın Î9.868 tonu, Yugoslavya'ya satılan 50.000 ton yumuşak buğdayın tamamı ve ihraç edilmek üzere yerli firmalara sa­tılan 20.000 ton mısırın 7.460 tonu ve Yu­nanistan'a satılan 50.000 ton yumuşak buğdayın da 1.600 tonu teslim edilmiş­tir.

Ayrıca Amerika dan alman çelik hangar­lardan limanlarda 154.000 tonluğu ve iç merkez erde 20.000 tonluğu gelmiş ve yerlerine kurulmuştur.

Diğer taraftan yabancı memleketlere sa­tılmış olan 185.450 kilo afyonun 158.760 ki­losu da teslim edilmiştir.

Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, Çanakkale ve Balıkesir bölgesi zelzele felâketzedeleri i-çin Ziraat Bankası vasıtasiyle 1.000 lira teberruda bulunmuştur.

Diğer teberrular şunlardır:

Etimesgut Yuva köyü adına Mustafa özkök 168 lira 35 kuruş, Niğde Koyunlu köyü yardımlaşma derneği 750 lira, gümrük ve tekel memurlarından Hazım 30 lira, Ha­san Acun 10 lira, Cebeci Yüksek Öğretim Yurdu Yardımlaşma Derneği 300 lira, A-dil İltekin 50 ilra, İngilterede oturan Ernest Olivier adlı bir armatör 1.000 lira, Orman Genel Müdürlüğü Memurları Yardım Sandığı 800 lira.Lâstik Ayakkabıcılar Derneği 94 lira, Yenimahalle ve Bahçeli evler dolmuş durağı şoförleri 100 lira, Ahmet Güzey 5 lira.

Ankara:

Memleketimizin uğradığı son deprem fe­lâketi dolayısıyla NATO Genel Sekreteri, Paris'teki delegemize bir mektup gön­dererek konsey namına derin teessürle­rini bildirmiş ve NATO âzası memleketle­rin ellerindeki imkân nisbetinde felâket­zedelere yardımda bulunacaklarından emin olduğunu ifade eylemiştir.

Ankara:

Milli Savunma Temsil Bürosundan bil­dirilmiştir :

Müttefik çıkarma kuvvetleri ve bu arada Türk akımcı taburu bugün Yunanistan sahillerine çıkarma hareketine başlamış­lardır.

Hareketi kolaylaştırmak için dün mayın temizleme çalışmaları yapılmış ve deniz­le havadan bombardıman faaliyetlerine devam edilmiştir. Bu arada Balıkesir, Karacabey, ve Eskişehir'deki hedeflerde ta­arruza uğramıştır. Anfibi kuvvetlere karşı denizaltıdan yapılan baskınlarla U.S.S. Cutlasş ve T.C.G. Dumlupmar denizaltı-lan bilhassa başarı göstermişlerdir. Gür denizaltımız; da, Amerikan altıncı filosu­nun Girit güneyinde görüldüğünü bildir­miştir.

Ankara:

Zelzele felâketi münasebetiyle isimleri aşağıda yazılı Devlet Reislerinden ve Ge­neral Schlatter'den Reisicumhurumuza gönderilen telgrafların metinleri aşağıda-chr:

Almanya Federal Cumhuriyeti Başkanı ek­selans Theodor Heuss'den Reisicumhur Celâl Bayar'a:

Milletinizin bir çok can kaybetmesine sebep oaln tabiî âfet karşısında, Ekselan­sınıza, aynı zamanda Alman milleti namı na en samimî duygularımı arz ederim. Amerika Birleşik Devletleri Cumhur reisi Ekselans Eisenhowerön Reisicumhur Ce­lâl Bayar'a:

Bir çok vatandaşlarınızın felâketine se­bep olan zelzele haberlerinden çok te­essür duydum. Amerikan milletinin ve benim kalbden alâkamızın kabulünü rica ederim.

Bu mesele ile alâkalı bulunan Dışişleri, Maliye, Ekonomi ve Ticaret Vekaletleriyle Merkez Bankası arasında yeniden müteaddid toplantılar neticesinde, Kliring he­sabı kanaliyle havale edilmiş avanslarda hasıl olan alacakların, yine Kliring hesap larında toplanmış olup Almanya lehine tekevvün etmiş paralarla mahsubunun yapılmasının ve alacaklarımıza mütenasiben tevziinin menfaatlerimize en uygun hal şekli olacağı kanaatine varılmış ve bu yolda müştereken bir kanun lâyihası hazırlanmıştır.

Bugün Dışişleri Komisyonunda kabul e-dilerek Meclis Umumî heyetine sevkedilen lâyihanın iki mühim maddesi .aşağıda gösterilmiştir:

Madde: 1.  18/Nisan/1943 ve daha evvel­ki tarihli Türk - Alman ticaret ve tediye anlaşmaları hükümleri dahilinde yapılmış siparişler karşılığında peşinen tediye ve «Kliring hesabı» kanaliyle hava edilmiş olup, mukabili malların Türkiye'ye gel­memiş olmasından mütehassisi avans ala­caklarının,

Mezkûr anlaşmalar hükümleri gereğince, Türkiye umhuriyet, Merkez Bankasında açılan «Kliring hesabı matlu bundaki paralar ve Almanya ile siyasî ve iktisadî münasebetlerin kesildiği 2/3 Ağuston 1944 tarihinden sonra, «Al­man kollektif hesabında» toplanmış olan paraların mecmuu ile mahsubunun yapıl­ması ve yukarda anılan avanslardan ala­caklı olanların paralarının tamamen ve yetmediği takdirde mütenasiben iadesi hususunda hükümete yetki verilmiştir.

İade muamelesinin icra tarzı, Bakanlar Kurulunca tâyin edilir. Bakanlar Kuru­lu yukanki mahsup muamelesinin icrası­na intizaren, tâyin edeceği bir nispet da hilinde alelhesap ödemelerde bulunmaya Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasını mezun  kılabilir.

Madde: 2.  5313 sayılı kanunun 3 üncü maddesi hükümleri mahfuzdur.

 Ankara:

Reisicumhur Celâl Bayar, bugün Çanka­ya'da, Dünya Bankası Umum Müdürü Mr. Eugeııe Black'ı kabul etmiş ve Öğle yemeğine alıkoymuşlardır.

Bu yemekte Başvekil Adnan Menderes, Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü, Ma­liye Vekâleti Vekili, Ethem Menderes, Dış işleri Vekâleti Umumî Kâtibi Büyük Elçi Cevat Açıkalın, Dünya Bankasının Türki­ye Mümessili eski Hollanda Maliye Na­zırı Mr. P. Lieftinck, Dünya Bankasın­dan Mr. Prudhomme, Mr. Diamond, Mer kez Bankası Umum Müdürü Osman Nuri Göver, Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithad Dülge, İş Bankası Umum Mü­dürü Muvaffak îşmen, Garanti Bankası İdare Mecîisi Reisi ve Dünya Bankası nez dinde Türkiye timessii Cabir Selek, Dış işleri Vekâleti Milletlerarası Ekonomik İş­birliği Dairesi Umum Müdürü Melih Esenbel ile Dışişlerinden İsmail Erez hazır bulunmuşlardır.

Ankara:

Reisicumhurumuz Sayın Celâl Bayar İn­giltere Kraliçesi Majeste İkinci Elİsabeth' e aşağıdaki taziye telgrafını göndermiş­lerdir :

Majeste Kraliçe Londra

Majestelerinin çok sevgili büyük validelerinin vefatı haberini derin bir teessürle öğrendim. Majeste Kraliçe Mary kalbi ve fikrî yüksek hastleriyle umumî hayranlık ve sempatiyi kazanmış bulunuyordu. En samimi taziye duygularımın kabulünü ve büyük acınızı candan paylaşmakta bulun duğuma itimad etmenizi Majestelerinden rica ederim.

Celâl Bayar

Majeste Valide Kraliçe Elisabeth

Londra

Majeste Kraliçe Mary'nin vefatını büyük bîr teessürle öğrenmiş bulunuyorum. De­rin tâviye v ehürmet nişlerimin kabulünü Majestenizden rica ederim,

Celâl Bayar Başvekilimizin taziye telgrafı

 Ankara:

Başvekilimiz Adnan Menderes İngiltere Başvekili M. Winston Çhurchill'e aşağı­daki, telgrafını   göndermiştir.

Ekselans     Winston     Chnrchîll Başvekil

Londra

Majeste Kraliçe Mary'nin vefatı habe­rinden duyduğum teessürü arz ve şahsım ye Türk hükümeti adına en samimî tazi­ye hislerinin kabulünü Ekselansınızdan rica ederim.

Adnan   Menderes

26 Mart 1953

Ankara:

Unicef'in umumî kâtibi sabık Belçika Başvekili M. Spaak, tetkiklerde bulunmak üzere yanında sekreter ve asistanı olduğu halde 29 Mart Pazar günü İstanbul'a ge­lecektir.

Ayın 30 unda şehrimize hareket edecek olan M. Spaak, 1 Nisan'da tekrar İstan­bul'a dönecektir. M. Spaak, şehrimizde çocukların gıda alma durumu ve teşkilâ-tra bu mevzudaki yardımları ile ilgili ola rak Sağlık ve Sosyal Yardım, Tarım, ve Dışişleri Vekâleti ile temaslarda buluna­caktır. Bu arada bâzı müesseselerde tet­kiklerde bulunacak olan M. Spaak, ço­cuklarla ilgili olarak bir konferans vere­cektir. İstanbul'da iki gün kalacak olan M. Spaak bir basın toplantısı da yapacak­tır.

Ankara:

18/19 Mart gecesi Çanakkale ve Balıkesir vilâyetlerinde vuku bulan zelzelenin bu iki vilâyette sebep olduğu can ve mal kaybına dair İçişleri Vekâletine gelen en son resmî malûmata göre, tesbit edilen ölü miktarı 224 ü Çanakkale vilâyetinde, 44 ü Balıkesir vilâyetinde olmak üzere 268 dir. Yaralı sayısı ise 332 dir.

Balıkesir vilâyetindeki hasara dair en son resmi ve katî rakamlar da şunlardır:

Balıkesir vilâyetinin zelzeleden hasar gören yerlerinde 3405 bina yakılmış veya oturulamıyacak derecede hasar görmüş­tür. Ayrıca yine vu vilâyette çok hasar gören binaların sayısı 3714, hasar gören bina adedi ise 5015 dir.

Ankara:

Kızılhaç Cemiyetleri Birliği Genel Sekre­teri Kont de Roujet'den bugün alman 23 Mart tarihli yazıda zelzele dolayısiyle birlikçe duyulan teessürün büyük o duğu belirtildikten ve tekmil Kızılhaç ve Kı­zılay Cemiyetlerinin yardıma     çağırıldığı

ifade edildikten sonra şöyle denmektedir:

«Türkiye Kızılay fevkalâde feragatini yakinen biliyoruz. Bu itibarla Kizüayın gerek personel ve gerek âcil yardım, mal­zemesi bakımından derhal giriştiği im­dat ve muavenet faaliyetine hayret et­medik. Cemiyetiniz organizasyonun mü­kemmeliyetine delil teşkil eden bu kütle halinde seri müdahaleniz dclayısiyle an­cak hayranlığımızı bir kere daha ifade edebiliriz.»

Mektupta bundan sonra çadır temin ve sevkindeki müşkilâta rağmen bu husus­taki yardımların arttırılmasına çalışılaca­ğı ilâve olunmaktadır.

27 flîa?-; 1S38

Ankara:

Başvekil Adnan Menderes, Adalet Vekili Osman Şevki Çiçekdağ, İçişleri Vekili Ethem Menderes, Sağlık ve Sosyal Yar­dım Vekili Ekrem Hayrı Ustündağ ile An kara Valisi Kemal Aygün bugün İngil-te Büyük Elçiliğine giderek Ana Kraliçe'-nin vefatı dolayı.sile açılmış olan defteri imzalamışlardır.

İşletmeler Vekâleti Hususî Kalem Müdü­rü de Vekil adına defteri imzalamış­tır.

İstanbul:

Orta Doğuda bir tetkik gezisine çıkmış olan ve 5 gündenberi hükümetimizin da­vet lifi olarak memleketimizde bulunan Dünya İmar ve Kalkınma Bankası U-mum Müdürü Mr. Black kendisi ile gö­rüşen bir muhabirimize Ankara da ki te­masları  hakkında şunları söylemiştir: Kısa bir zamandan beri memleketinizde bulunuyorum. Ankara da mesul devlet adamlarla görüşmeler yaptım. Bu ara­da Beynelmilel Bankanın finansmanını yaptığı işter hakkında da ilgililerle te­mas etmek fırsatını buldum.

Bilindiği gibi Banka memleketinize 50 milyon dolarlık bir İstikrazda bulundu bu para ile Seyhen ve Sarıyer barajları Salı pazarı limanı yapılacak ayrıca sanayi Kalkınmasında dr  faydalanılacaktır.

Ankara da ki görüşmelerimiz esnasında bankanın ileride memleketinize ne şekil­de yardımlarda bulunabileceği hususu üzerinde de duruldu. Netice olarak şunu söyliyebilirim ki, devlet adamlarınızla yap­tığımız temaslardan çok memnunuz. Ya­kında tekrar memleketinize gelmek arzu­sundayım. Mr. Black ve beraberindekiler Pazar gü­nü  memleketimizden   ayrılacaklardır.

İzmir:

Geçenlerde neticelenmiş olan NATO Ran­devu manevralarının Atina'da yapılacak olan tenkit toplantısında hazır bulunmak üzere Türkiye Erkânı Harbiye Umumiye Reisliğini temsilen dört kişilik bir Türk askeri heyeti bugün öğleden sonra örel bir uçakla şehrimizden Yunanistan'a ha­reket etmiştir.

65 inci tümen komutanı tümgeneral Ragıp Gümüş pala'nın riyasetindeki Türk askerî heyeti bir kurmay yarbay, bir kurmay binbaşı ve bir de üsteğmen den müteşekkil dil1.

Ankara:

Memleketimizin son günlerde maruz kal­dığı zelzele felâketi dolayısiyle Hollanda meclisleri reisleri Türkiye Büyük Millet Meclisi riyasetine aşağıdaki telgrafı gön­dermişlerdir:

«Parlâmentonun her iki meclisi namına memleketinizde vukubulan fecî zelzelenin sebep olduğu felâket karşısında büyük hüzünümüzü ifade eder Meclisinizin aza­larına ve felâketzede ailelerine derin tâzyilerimizi bildirmenizi istirham ederiz.».

Hollanda Meclisleri Reisleri Jonkman ve Kortenhost

Ankara:

Deprem bölgesine yurt içinden ve dışın­dan yardımlar devam etmektedir.

Bugün Kızılay Genel Merkezinden veri­len malûmata göre, Londra'daki Welco-me firması kendi mamûlâtmdan 10 paket­te 10 bin adet sterptomisin uçakla İstan­bul'a göndermiştir. İngiliz Kizılhaçmm verdiği kan plâzmasının da Pazartesi günü uçakla yurdumuza geleceği öğrenil­miştir.

Hollanda kinin fabrikasının zelzele felâ­ketzedeleri için göndereceği bildirilen ki­nin ve çeşidli ilâçlar 30 Martta uçakla İstanbul'a getirilecektir.

Son bir habere göre, Cenevre'deki Kızıl­haç ve Kızılay Cemiyetleri Birliğinden uçakla çeşitli boyda 1000 adet kırıkları tesbite mahsus hususî âlet yola çıkarıl­mıştır.

Diğer taraftan Ankara'daki Alman Büyük Elçiliği mümessili bu sabah Kızılay Ge­nel Merkezini ziyaretle vukubulan felâ­ketten dolayı teessürlerini bildirmiş ve 18 muhtelif cinste 927 âdet ilâç ve sıhhi malzeme teberru etmiştir.

Gene Kızılay Genel Merkezinden bildi­rildiğine göre, felâket mıntakasmda bu­lunan Kızılay İstiklâl Şubesi Yaidım He­yeti, zelzele mıntakasındaki kaza ve köy­leri dolaşarak yiyecek, giyecek ve tedavi hususundaki yardımlara devanı etmekte­dir.

Ankara:

Birleşmiş Milletler çocuklara yardım folunun za zele felâketzedelerine yardımı olarak bugün Beyrut'tan uçakla Ankara-ya getirilen 1200 battaniye, Kızılaydan bir temsilcinin refakatinde Özel bir uçakla Bandırmaya sevkolünmuştur.

Kızılay Genel Merkezinden verilen ma­lûmata 5öre, battaniyelerin getirildiği u-çakla Ankaraya gelen «Birleşmiş Milletler Çocuklara yardım fonu» Orta - Doğu temsilcisi Fahren Ştrale, memleketimiz de kaldığı müddet zarfında, zelzele felâ­ketzedelerine Birleşmiş Milletlerin muh­telif teşkilâtı tarafından yapılabilecek yardımlar mevzuunda Kızılayla ve ilgili makamlarla temaslarda bulunacaktır.

Diğer taraftan gene Kızılay Genel Merke­zinden verilen malûmata göre, Pakistan Kızîlhaçı genel merkezinden verilen ma­lûmata göre, Pakistan Kızîlhaçı zelzele felâketzedeleri için 20 Rupi basışta bulun­muştur.

Merkezi Nev/york'ta bulunan Türk - A-merikan Cemiyeti de 115 kuru kan plâsma-sının uçakla yola çıkarıldığını, yarın İs-tanbula varmış olacağım bildirmiştir. Ce­miyet bu yardımların devam edeceğini de bildirmektedir.

Fransız Kızîlhaçı felâketzedeler için an­cak deniz yolu ile ve 150 battaniye gön­derilebileceğini bildirmiştir. Bu battani­yeler  10 Nisanda  İstanbulda  olacaktır.

Türk heyetinin üzerinde .ehemmiyetle durduğu mevzulardan birisi de orta ve uzun vâden kredilerle investissemerit'lar olmuştur.

Aza memleketler arasında zengin, fakat henüz kâfi derecede işlenmemiş tabiî kaynaklara malik, hububat, pamuk, ma­den cevherleri gibi esaslı maddelerin is­tihsalini, kısa zamanda ve geniş ölçüde arttırabilecek olan memleketlere yapıla­cak yatırımların diğer âza memleketlerin de ihtiyaçlarını temin etmek suretüe mü­him dolar temin edeceği etraflı surette i-zah  olunmuştur.

Müzakere gündeminin bir madöeside bir Avrupa productivite ajansının kurulma­sı idi. Birliğe dahil bütün memleketlerin istihsal faaliyetinde faydalı tesirleri gö­rülecek olan bu teşekkülün kurulmasıda kararara bağlanmış bulunmaktadır.»

 Ankara:

Türkiye Millî Talebe Federasyonunun 9 uncu büyük kongresi muhteüf talebe cemiyet erini temsil eden 75 delegenin iş­tirakiyle bugün saat 14.30 da Dil ve Ta­rih  Coğrafya Fakültesinde çalışmaları­na başlamıştır.

Rektör Vekili ve İlahiyat Fakültesi De­kanı Prof. Suut Kemal Yetkin, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Yavuz Abadan ve basın mensupları kongrenin açılış top­lantısında hazır bulunmuşlardır.

Atatürk'ün aziz hatırasını taziz için ya­pılan beş dakikalık saygı duruşunu mü­teakip İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Suut Kemal Yetkin kısa bir hitabede bu lunarak kongreyi açmış ve ezcümle de­miştir ki:

«Cumhuriyet devrimlerini koruma konu­sunda gösterdiğimiz hassasiyet, her türlü takdirin üstündedir. İrticaa karşı daima uyanık davrandığınız, Komünizme karşı daima tetikte olduğunuzu gösterdiniz. Büyük Atatürk'ün, Cumhuriyeti, bütün devrim müesseseleri ve hamleleriyle size emanet etmede ne kadar hakkı olduğu­nu, ölçülü hareketleriniz, ileri düşüncele­rinizle ispat ettiniz.»

Çıkarmakta olduğunuz «Devrim Gençliği Dergisi» asîl duygularınızın, yurtsever­liğinizin temiz aynasıdır. Kapalı cemiyetler zamanı çoktan geçmiş­tir. İnsanlığın selâmeti, milletlerin bir­birlerini' tanımasına, düşüncelerini ve duygularım kaynaştırmasına, kader bir­liği yapmaya, yabancı memleketlerde Türk zekâsını, Türk bilgisini tanıtmaya devam ediniz.

Bugün, içinde bulunduğumuz demokrasi hareketi, Atatürk devriminin tabiî bir so­nucudur. Bu hareket, ancak devrimin çizdiği yolda gelişecektir.

Gündeminizde, Üniversite sitesi, aydın işsizliği, banka - sigorta gibi çok Önem­li konular var. Bu konular üzerinde isa­betli kararlara varacağınız şüphesizdir. Devrimlerin bekçisi olan sizlere basanlar dileyerek    sözlerime son veririm.»

Profesör Suut Kemal Yetkin'in açış ko­nuşmasından sonra Ankara Üniversitesi Talebe Birliği Başkanı Kemal Palaoğlu bir hitabede bulunmuş, gençliğin millet ve memleket meselelerinde ve inkılâpları korumak hususunda hassasiyetini tebarüz ettirmiştir.

Bundan sonra Ankara, İstanbul ve İzmir Talebe Cemiyetleri temsilcilerinden birer delege söz alarak kongre çalışmalarının başarı ile sona ermesi temennisinde bu­lunmuşlar ve temsil ettikleri gençlik te­şekküllerine mensup arkadaşlarının se­lâm ve sevgilerini bildirmişlerdir. Yokla­ma yapıldıktan sonra kongre divanı se­çimine geçilmiş, kongre başkanlığına İs­tanbul Üniversitesi Talebe Birliğinden Ad nan Varol, ikinci başkanlığa da Ankara Yüksek Tahsil talebe birliğinden Fevzi Güven getirilmiştir.

Müteakiben kongre başkanına buket­ler verilmiş ve yanan bir meşa" e üe İzmir gençliğinin Atatürk'ün annesinin mezarından getirdikleri toprak da kendi-disine tevdi edilmiştir. Kongreye gönde­rilen tebrik ve başarı telgraf ve mektup­larının okunmasından sonra toplantıya ara verilmiştir,

Ankara:

Bu sabah şehrimize gelmiş olan Avru­pa Birliği Umumî Kâtibi M. Spaak öğle­den sonra saat 17 de Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü'yü makamında ziya­ret ederek kendisile 17.30 a kadar görüş­müştür.

Ankara:

Şehrimizde bulunan Avrupa Birlilği Umumî Kâtibi M. Spaak şerefine Dışişleri

Vekili Prof. Fuat Köprülü bu akşam Hariciye köşkünde bir akşam yemeği ver­miştir.

Yemekte Adalet Vekili "ve eşi, Sağlık ve Sosyal Yardım Vekili, bazı miiletveki le-ri, Dışişleri Vekâleti ileri gelenleri ve Belçika Elçisi ve eşi hazır bulunmuşlardır.

Ankara:

Kızılay genel merkezinden bildirilmiştir: Yabancı memleketlerden gelen bütün yardım malzemesi zelzele mintakaîarına, İstanbul Kızılay Temsil Kurumumuza yapılan 82 kapta muhtelif iiâç, yiyecek ve giyecek bağışı ile birlikte sevkolun-muştur.

Aynca bugün, Kızılay umumî merkezin­den Balıkesir ve Çanakkale valiikleri emrine Kızılay şubelerine yedi bin beşer yüz lira ile Bandırma şubemize 5.000 lira olmak üzere topluca 20.000 îira gönderil­miştir.

Adana Kızılaymdan ilk yardım olmak üzere felâketzedelere 20.000 lira teberruda bulunulmuştur.

İsveç Kızılhaçmdan 18.476 İsveç kronu karşılığı 10.000 Türk lirası Merkez Ban­kası vasitasile alınmıştır.

Afganistan Hilâliahmer Cemiyeti tarafın­dan zelzele felâketzedelerine yardım ol­mak üzere 2.000 sterlinlik bir teberruda bulunulmuştur.

İran Kızılaslan ve Güneş Cemiyeti de te­essürlerini ve yardıma amade olduğunu bildirmiştir.

Almanya'da Sinalko müessesesi, felâket­zedelere yardım olmak üzere 250 Alman markı teberru etmiştir.

Felâket mmtakasma Biga Kızılay şube­sinin şimdiye kadar yaptığı para yar­dımları 9.038 lirayı bulmuştur. Yiyecek ve giyecek yardımları lüzumlu yerlerre yapılmış olup kasaba ve köyler fakir hal­kının evlerinin onarılmasına da başla­nılmıştır.

31 Mart 1953

Ankara:

İki gündenberi şehrimizde bulunan Av­rupa Birliği Umumî Kâtibi M. Spaak bu­gün saat 17 de Ankara Palasta yerli ve

yabancı ajans ve basın mümessillerinin hazır bulunduğu bir basın toplantısı ter­tip etemiştir.

Avrupa Parlamentolararası Türk grupu üyelerinin de hazır bulunduğu toplantıda M. Spaak memleketimize vaki olan zi­yaretini Unicef adına yapmakta olduğunu bildirmiş ve Unicef teşkilâtının gayeleri­nin başında harp felâketi görmüş millet­lerin çocuk arını himaye etmek hususu­nun geldiğini, teşkilâtın ilk defa yabanız harpten çıkmış memleketlerin çocuklari-le alâkadar olduğu halde daha sonraları diğer memleket çocuklarının da himaye­si Cihetine gittiğini söylemiş ve teşkilâta dahil olan memleketlerin her sene aynî ve nakdi yardımlarda bulunduğunu, ge­çen yıl Amerikays. yaptığı seyahat esna­fında teşkilâta Avrupa memleketlerinin yapacakları her dolar para yardımına mukabil Amerikanın iki dolar yardımda bulunması meselesinin temin edildiğini bildirmiştir.

Sözlerine devam eden M. Spaak Unicef'in yıllık bütçesinin 20 milyon dolar olduğu­nu, fakat yardım yapan memleketlerin her yıl aynı miktarda yardım yapmadık­ları için miktarın her yıl değiştiğini bil­dirmiş ve  demiştir ki:

«Unicef'e yalnız Avrupa memleketleri de­ğil bu arada Kanada ve Avustralya da yardım etmektedirler. Yapılan yardım­lar yalnız nakdi olarak kalmamakta ay­nî yardım da olmaktadır. Unicef teşkilâ­tının alâkadar kısmı hububat ve zahire gibi yapılan aynî yardımları derhal nak­de tahvil etmektedir. Bu arada şunu da söyliyelim ki, Türk hükümeti kendi his­sesine düşen her türlü yardımı yapmak­ta ve her yıl bütçesine Unicef yardım pa­yını koymaktadır. Yani Türk hükümeti taahhütlerini lâyıkile ifa etmektedir.

Bu defaki ziyaretimde memleketinizden aynî yardımlar temin etme mevzuunda da temaslarda bulundum. Neticenin müs-bet olacağını tahmin etmekteyim.

Diğer taraftan hükümetinizle vaki temas­larım çok isabetli olmuştur. Dün yapılan bir anlaşma ile Unicef'in yardımile bu­rada pastörize bir süt fabrikası kurul­ması karar altına alınmıştır. Ayrıca ço­cuklara bir yardım olmak üzere hüküme­tinize 115.000 dolarlık bir yardım yapılma­sı hazırlıkları da sona ermek üzeredir.»

Daha sonra «Bütün milletlerin Unicef'in faaliyetine iştirak edip etmedikleri    hak-

kındaki suale M. spaak, demirperde memleketlerinden ikisinin bir samanlar Unicef'e büyük yardımlarda bulundukla­rını, Çekoslovakya ve Polonya'nın senede bir milyon dolar verdikleri halde son za­manlarda yardımı tamamen kestiklerini söylemiş ve daha sonra tarafımızdan su­alleri cevaplandırmıştır:

Avrupa Birliği Umumi Kâtibi «Avrupa Birliği teşkilâtının ilerde alması muhte­mel gelişmeleri hakkında ne düşünüyor-Bunuz?» sualine karşılık demiştir ki:

«Herhangi bir Avrupa birliği fikri orta­ya atıldığı zaman bu cereyanı büyük bir heyecan ve ümitle karşılayanlar olduğu gibi bunun neticesin olacağını tahmin edenler de bulunur. Avrupa biriiği fikri 1949 da ortaya atıldığı zaman büyük bir ümitle harekete geçildi. Fakat bu fik­rin tekâmülü bazan hayal inkisarına da sebep oldu ise de, 1953 de kömür ve çe­lik birliğinin tahakkuku ile ümitli bir şe­kilde belirmiş oldu. Ben şahsan Avrupa birliği fikrinin yakın bir gelecekte parlak t>ir netice vereceğine inanıyorum.»

M. Spaak daha sonra sorulan suallere aşağıdaki cevapları vermiştir:

Soru  Kömür - çeilk ve Avrupa ziraat birliğinin istikbali ne olabiliir?

Cevap: «Kömür ve çelik birliği artık te­şekkül etmiş vaziyettedir. Ancak bu bir­liğe dahil olan hükümetlerin birliği tatbik yolunda rastlayacakları teknik engeller kendi dahilî işlerinde rastladıkları müş­külleri yenmekten daha zor değildir. Di­ğer taraftan zirai (Yeşil) birlik henüz te­şekkül halindedir. Bu mühim hâdise çok kısa bir zamanda tatbikat sahasına gire­mez. Bildiğiniz gibi geçenlerde Türk Ta­rım Bakanının da iştirakile Paris'de bu konuyla ilgili bir toplantı oldu ve hangi meselelerin daha evvel görüşülmesi lâzım-geleceği hususunda görüşmeler yapıldı. Ziraî birlik, kömür - çelik birliğine naza­ran daha geniş bir kütleyi alâkadar etti­ğinden yavaş yavaş inkişaf etmektedir.» Soru: tngilterenin Avrupa ordusu kurul­ması meselesindeki çekimserliğini nasıl izah edebilirsiniz?

Cevap: «Bildiğiniz gibi Avrupa ordusu­nun kurulması fikri 1950 de Kore teca­vüzü vukubulunca, Amerika'nın Avrupa-ya asker göndermesi kararından sonra, belirdi. Amerika Avrupaya asker gönder­mekle Atlantik paktı mucibince taah-hüf erinden     daha ileri bir hamle yapmış oluyordu. Amerika Alman-yanın tekrar silâhlanmasını da istiyordu, Fransa'nın da müdahalesile kurulacak bir Avrupa ordusunun bir rüknü olarak Almanyanın silahlandırılması kabul edil­di ve böylece Avrupa ordusu fikri orta­ya atıldı.

ingiltere'nin Avrupa ordusu fikri karşı­sında çekimser kalmasının sebebi ise: İngilizler daha evvelden Avrupa birliği kurulmasına taraftar değildi. Bilindiği gi­bi Avrupa ordusu kurulduğu zaman or­duyu İdare eden milletlerin iradeleri üs­tünde bir otorite meydana ge ecektir. İn­gilizler sırf bu hususa taraftar olmadık­ları için Avrupa ordusu fikrine de yanaş­madılar.»

Soru: Son günlerde Hollanda tarafından teklif olunan Avrupa iktisadî birliğinin istikbâline ait düşünceleriniz nelerdir?

Cevap: «Çok mühim ve faydalı bir mese­le olmasına rağmen en güç tahakkuk edecek problemlerden birisi de budur. Bu fikrin tahakkuk edebilmesi için en az dört ilâ beş senelik bir hazırlığa ihtiyaç vardır. Tek bir piyasa fikrine taraftar olanlar bulunduğu gibi askerî tezi savu­nanlar da mevcuttur.»

Soru: Birleşik Avrupa devletleri kurul­ması hususundaki mütalâanız nedir?

Cevap: Kömür - çeik birliğinin bugün Avrupada meydana gelmesile 6 devlet arasındaki işbirliği fiilt sahaya girmiş bu­lunmaktadır. Bu 6 devletin dışında kalan diğer 15 devlet de bu birliğe girecek olur­sa Birleşik Avrupa devletleri fikrinin ta­hakkuku kolaylaşmış olur. Kömür - çe­lik birliğine mensup devletlerle bunun dışında kalan memleketlerin yapacakları akitlerle tahakkuku kabil olacaktır, fakat bu da uzun boylu çalışmalara mütevak­kıftır.»

Soru: Bugünkü şartlar içinde iki tarafın görüş tarzlarını uzlaştirarak devamlı ve istikrarlı bir sulh elde edilebilir mi?

Cevap: «Güç olan bu sualin cevabını ve­rebilmek, haricî meseleleri ve umumî po­litikayı tahlü ile kabil olabilir. Zannıma göre bugünkü vaziyet devam ettikçe is­tikrarlı bir sulhu kolayca temin etmek imkânı yoktur. Bugünkü Avrupa bir ta­rafta demokrasi, diğer tarafta komü­nizm âlemi olmak üzere ikiye ayrılmış vaziyettedir. Bu iki âlemin arasını bul­mak çok güç, hattâ imkânsızdır.» Yugoslavya Dışişleri Vekilinin Cıımhurreisimize, Başvekilimize    ve Dış İşleri Vekilimize mesajları

Ankara:

Yugoslavya Dışişleri Vekili Ekselans Koca Popovic'in 2 Mart 1953 ta­rihinde memleketimizi terkeden Cumhurreisimiz Celâl Bayar'a, Başve­kilimiz Adnan Menderes'e ve Dışişleri Vekilimiz Prof. Fuad Köprülü'ye gönderdiği telgrafların metinleri sırasiyle aşağıya dercolunmuştur:

1    Cumhurreisimize

Dost Türkiye topraklarından ayrılırken güzel memleketinizde bulun­duğum sırada Yugoslavya heyetine ve milletine karşı gösterilen hararetli kabulden ve izhar buyurulan dostluk hislerinden dolayı Ekselansınıza ve Türk milletine en derin teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

2    Başvekilimize

Memleketinizden ayrılırken dost Türkiyede bulunduğu sırada Yugoslav heyetine gösterilen unutulmaz misafirperverlikten dolayı Ekselansınıza ve Bayan Adnan Menderes'e en hararetli teşekkürlerimi arzetmekle büyük haz duymaktayım.

Dostumuz Yunanlılarca müştereken vücude getirilen eserin milletlerimiz arasındaki daima daha sıkı yakınlaşma ve işbirliğinde yeni bir devir teşkil edeceğine mutlak surette kaniim.

3    Dışişleri Vekilimize

Güzel memleketinizde bulunduğum sırada imzalamış bulunduğumuz ve
büyük mikyasta şahsınıza medyun olduğumuz andlaşmada en sarih ifa­
desini bulan menfaatlerimizde ve hislerimizdeki birliğe Türk milleti, dev­
let adamları ve bizzat sizinle vaki temaslarım netcesinde bir kat daha ka­
ni oldum. Türkiye Cumhuriyeti topraklarını terkederken, memleketinizde
çok güzel günler geçirmemize imkân verdiklerinden dolayı ekselansınıza
ve Bayan Köprülü'ye en hararetli teşekkürlerimi bir defa daha arzetmek
isterim.  

Ankara imzalanan üçlü pakt münasebetiyle teati olunan telgraflar:

Ankara:

28 şubatta, Ankarada, Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya arasındaki dost­luk ve işbirliği andlaşmasınm imzalanması münsebetiyle Reisicumhuru­muz Celâl Bayar'la hâlen Yunanistan Kralının seyahatte bulunması hasebile kendilerine vekâlet buyuran Yunanistan Kraliçesi Majeste Frede-rika ve Yugoslavya Federatif Halk Cumhuriyeti Reisicumhuru Mareşal Tito ve ayrıca Başvekilimiz Adnan Menderes ile Yunanistan Başvekili Ma­reşal Papagos arasında teati edilen tebrik ve teşekkür telgraflarının me­tinlerini aynen veriyoruz:

terek arzusu üzerine kurulmuş olan eserin ikmalinde gösterdiği kıymetli gayretlerden dolayı Türk hükümetine, gerek Yunan hükümetinin ve ge­rek benim derin teşekkürlerimizi ve candan tebriklerimizi iblâğ buyurma^ nızı rica ederim. Bilvesile hürmetlerimi teyid eylerim.»

Büyük Millet Meclisi müzakereleri

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 de Reis Vekillerinden Kayseri Mebusu Fikri Apaydındın başkanlığında toplandı.

Celse açıldıktan sonra, Reis «Balıkesir ve Çanakkale vilâyetlerinin mülhakatında vukubulan zelzele doîayısiyle, vatandaşlarımızdan bir kıs­mının can ve mal kaybına duçar olduğunu ve Meclisin hissiyatına tercü­man olmak üzere reislikçe bu iki valiliğe telgraflar çekileceğini» belirten bir konuşma yaparak bayata gözlerini kapayan yurddaşlarımızin ruhları­nı taziz için Meclisi iki dakikalık ihtiram vakfesine davet etti.

Ayakta iki dakikalık ihtram sükûtundan sonra, Fransız hükümeti­nin davetlisi olarak Paris'i resmen ziyaret eden Başvekille Dışişleri Veki­line seyahatleri esnasında sağlık ve Sosyal Yardım vekili ve İçişleri Ve­kilinin vekâletlerine dair Riyaseti Cumhur tezkeresi okunarak sözlü so­rulara geçildi.

Eski Tarım Vekilinin istifa sebebi:

Gündemin ikinci sözlü sorusu, Mardin Mebusu Kâmil Boran'm eski Eko­nomi ve Ticaret Vekili Muhlis Ete'nin istifası sebebine ve Vekiller Heye­tindeki değişikliklere mütedairdi. Söz talan Başvekil bu mevzuda uzun ce­vap ve izahata lüzum olmadığını belirtti. «Vekil, istifasını Başvekâlete verdiği tezkerede tasrih ettikten sonra bunu kabul etmemek için bir se­bep mevcut değildir. Bu cevabım arkadaşımı tatmin etmemişse cidden üzülürüm.» dedi. Kâmil Boran, sorunun geciktiğini ileri sürerek istifa se­bepleri üzerinde durdu. Tekrar kürsüye gelen Başvekil: «Arkadaşımın sözlerine kısaca cevap verirken iki nokta üzerinde duracağım» diye söze başladı. Suallerin bugüne kadar gecikmesinin iki mühim sebebe dayandı­ğını tebarüz ettirerek dedi ki:

«Gecikme sebepleri bizim irademizin dışında olup yüksek heyetinize taal­lûk etmektedir. Birinci sebep: Sual takrirleri yüksek heyetinize o kadar kesertle geliyor ki, Meclisin mesai saatlerini ruznamesi çerçevesini çok­tan aşmış bulunuyor. İkinci sebep: Kanunların müzakeresi veya sair müs­tacel ve daha ehemmiyetli mevzuların müzakeresine vakit bulmak için sual takrirlerinin müzakeresini talik etmek kararınızdır. Bu iki sebep yüzünden vukua gelen gecikmenin vebalini hükümete yüklemek doğru ol­maz kanaatindeyim. Mesele hem açık ve hem de basittir. Bir Vekil istifa ediyor ve diyor ki, ben şu sebepten dolayı çekiliyorum. İstifayı kabul eden taraf da onun istifasını kabul ediyor. İstifa eden ve istifayı kabul eden arasında cereyan etmesi lâzımgelen bu husus hakkında, suali soran arka­daşımız konuşması sırasında ifade ettiği gibi bu mevzu üzerinde dur­mak istememekle herhalde isabetli hareket etmiş oldu.

Başvekil istifa sebebinin âmmece bilinmesi meselesine de temas ederek sözlerini söyle bitirdi:

Eğer istifa sebebinin âmmece bilinmesinde kanun vazıı bir fayda mü­lâhaza etmiş olsaydı bu istifaların sebeplerinin açıklanmasını bir hüküm ile teyid ederdi. Eğer Büyük Millet Meclisi bugüne ka&arki çalışmaların­da bu istifa sebeplerinin açıklanması ve bu meselelerin müzakereye mev­zu teşkil etmesi hususunda bir fayda görmüş olsaydı, bu husus teamül­ler arasına girerdi. İstifa sebeplerinin açıklanmamasından dolayı bir âm­me faydası fevt edilmiş değildir.

Deniz işçilerinin mesai saatleri:

Zonguldak Mebusu Rifat Sivişoğlu'mın Bolu ırmağının Suçatından itiba­ren Filyos'a kadar uzanan yatağının İslahı ve Devreki, telefon istasyonu­na bağlayan ahşap köprünün yeniden inşası hususundaki sorusu Bayın­dırlık Vekili cevaplandırdı. Filyos ve Devrek çaylarının seylâbî karakterde de olduğunu ve yatakların oyulmağa müsait bir hususiyet taşıdığını, bu­rada yapılacak ameliye için 15 milyon liraya ihtiyaç bulunduğunu, halbu­ki sahanın rantabl evsaf taşımadığını, bu bakımdan taşmaları önliyecek tedbirlerle iktifa olunduğunu ve işin müteahhide ihale edildiğini bildirdi. Devreki telefon istasyonuna bağlayan yol üzerinde esaslı bir köprü ya­pılmasının programa alındığını sözlerine ilâve etti. Müteakiben kürsüye gelen Çalışma Vekili Samet Ağaoğlu, Trabzon Mebusu Mahmud Goloğlu'nun Trabzon liman işletmesi emrinde çalışan mavna kaptan ve tayfalarının günlük mesaüerinin muayyen olup olma­dığına mütedair sorusunu tekrar tekrar cevaplandırdı. Soruda bahis mev­zuu olan işçilerin deniz işçileri olduklarını ve İş Kanununa tabi bulunma­dıklarını, bununla beraber Deniz İş Kanununun hazırlandığını ve yakın­da Yüksek Meclise sunulacağını söyledi.

Vekil, mahallî Bölge Çalışma Müdürlüğünce yaptırılan tetkik sonunda bu İşçilerin ayda iki ilâ beş defa günde üç saat kadar fazla çalıştıklarını, bu çalışmalara ait ücretlerin pay esasına göre ödendiğini belirtti.

Bu mevzuda konuşan Ulaştırma Vekili Yümnü Üresin, Denizcilik Banka­sının hazırlamakta olduğu yönetmelikte fazla çalışan mavna kaptan ve tayfalarına muntazam mesai ücreti ve zarurete binaen gece çalıştırıldığı takdirde gece zammının verilmesinin dikkat nasara alındığını tasrih etti. Goloğlu, deniz işçilerinin Deniz Yolları tarafından istendiği kadar çalıştı­rıldığını ve bunun haksızlık olduğunu, bu hususta bir kanunun süratle hazırlanması gerektiğini ifade etti. Tekrar kürsüye gelen Çalışma Vekili Samet Ağaoğlu, deniz işçileri mevzuuna dair uzun izahat verdi. Deniz iş­çilerinin vaziyetlerini inceledi. Meseleyi nazarî ve. hukukî bakımdan tah­in ederek, bunun bir kanun konusu olduğunu ve yüksek Mecliste uzun boylu müzakerelere yol açacağını sözlerine ilâve etti.

Maadîn nizamnamesindeki akraba ve taallûkat tabirinin tefsiri:

Denizli Mebusu Baha Akşit'in, Maadin Nizamnamesinin 30 uncu madde­sindeki «akraba ve taallûkat» tabirinin tefsiri hakkındaki takriri uzun münakaşalara yol açtı. Söz alanlar, maden tetkik arama işleriyle ilgili memurların keşfedilmiş madenlerden akraba ve taallûkatlan vasıtasiyle faydalandıklarını ve bunun bir suüstimal olduğunu,

Türkiye ve Orta-Doğu memleketlerinin, enstitüde yapılacak tetkikler, mu­kayeseler, neşriyat ve verilecek ders ve konferanslar sayesinde, devlet teşkilâtlarını daha rasyonel ve modern çalışma metodlariyle tanzim et­melerini ve memurlarının en müsmir şekilde çalışmalarını, hulâsa, idarî bakımdan sür'atli bir tekâmül yoluna girmelerini ümit ve temenni etmek­teyiz.

Bugün ileri bir devlet teşkilâtı meselesinin, yalnız modern kanun ve ni­zamlar meydana getirelerek halledüemiyeceği, aynı zamanda bu kanunî ve nizamî mevzuatı en iyi şekilde tatbik mevkiine koyacak çalışma usul­lerini bulmak ve idareyi en bilgili memurlarla teçhiz etmek lâzımgeldiği aşikârdır.

işte enstitünün bilhassa bu idare hukuku tatbikatını, ilim metodu ile, tet­kik ve tedris etmek üzere faaliyete geçmesi, onun âmme idaresi için fay­dasını iyice arttırmaktadır.

Siyasal Bilgiler Fakültesinin sinesinde doğup neşvünema bulacak âmme idaresi enstitüsüne ve onun değerli profesörlerine içten muvaffakiyet di­ler, bu müessesenin Türkiye için olduğu kadar komşu Orta-Doğu mem­leketleri için de hayırlı olmasını temenni ederim.

Âmiue İdaresi Enstitüsünün açılışında Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köp-ralü'nan konuşması

Türkiye ve Orta-Doğu Âmme İdaresi Enstitüsünün açüma merasiminde Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü «Türkiyede Âmme idaresi» mevzuu üzerinde bir konuşma yapmıştır.

Prof. Köprülü bu konuşmasına başlarken, dünya üzerinde sulhsever ve hürriyet âşıkı milletlerin işbirliği zihniyetinden doğan bu neviden bir ens­titünün açılışı münasebetiyle duyduğu memnunluğu belirtmiş ve bundan sonra ezcümle şöyle demiştir.

Türkiyede âmme müesseselerinin, devlet idaresinin izahını ve tetkikini yapmak için, her şeyden önce tarihî köklere inmemiz icap eder. Bunun için Osmanlı İmparatorluğu devirlerini hattâ ondan önceki Türk devletle­rinin idarî cihazlarını incelemek mecburiyetindeyiz. Türkler, çok kısa bir zamanda siyasî heyetler teşkil edebümek kabiliyetinde bulunduklarından dolayı, tabiidir ki bu heyetlerde âmme müesseselerinin inkişafı da aynı surette tahakkuk etmiştir. Meselâ ceza hakkını doğrudan doğruya dev­lete veren ilk teşekküller Türk siyasî heyetleridir, Türkler, uzak şarkın müşterek medeniyetinin bir mensubu olarak, gerek Şaman ve Budist din­lerini ve gerekse Islamiyeti kabul ettikten sonra dahi eski idarî müesse­selerini devam ettirmişler ve bu müesseselerin gelişmesi için, ellerinden geleni yapmışlardır. Büyük Selçuk devletinde ve onu takiben Osmanlı Imparatorluğundaki âmme idaresi ve âmme teşekkülleri, bütün bu yuka­rıda saymış olduğumuz orijinlerden gelen muhtelif şekillerin birleşmesin­den hasıl olmuş büyük bir idare cihazı, bir idare mekanizmasıdır. Osman­lı İmparatorluğunun asırlar boyunca devam etmesinde ve büyük bir sulh ve refah unsuru olmasında bu idare müessesesinin sağlamlığı birinci de­recede rol oynamıştır. Kuvvetli idarî müesseselere istinad etmiyen cemi­yetlerin uzun bir hayata sahip olmasına imkân yoktur.

Âmme müesseseleri umumiyetle aynı medeniyet sahası içinde yaşıyan milletlerde büyük benzerlikler arzeder. Meselâ bütün ortaçağ boyunca, İran olsun, Berberi olsun, Arap olsun, Türk olsun, bu müslüman devletlerde âmme müesseseleri bakımından birbirine benzeyen birçok noktalar var­dır. Burada fikir mübadelelerinin» ne büyük bir değer taşıdığı söz gö­türmez. Yine bir misal verelim, îran, Roma, Şarkî Roma müesseseleri arasında da birbirlerinden alınmış birçok usuller ve şekiller mevcuttur.» Köprülü bundan sonra, âmme idaresinin sosyolojik noktai nazardan tet­kikini yapmış, müteakiben Osmanlı İmparatorluğunun inhitat devirlerin­de, idarî müesseselerinin durumuna temas ederek, bunların bozulmasının sebebini umumî inhitat sebeplerinde aramak lâzım geldiğini söylemiş ve 19 uncu asırda Tanzimatın ilânı ile, garp müesseselerinin örnek olarak ele alındığını tebarüz ettirerek konuşmasını şu şekilde bitirmiştir: Yeryüzünde maddî medeniyetin, tekniğin ilerlemesi akılları durduracak bir hal almış ve bunun neticesi olarak da dünya daralmıştır. Böylece bü­tün dünya tek bir maddî medeniyet yoluna gitmek mecburiyetinde kal­mıştır. Ama bu maddî medeniyet, âlimlerin tabiriyle, tabiatın çözülen yeni sırları, belki de bütün âlemimizi topyekûn ortadan kaldıracak silâh­ların bulunmasına da yol açmıştır. Bundan dolayı, bu maddî medeniye­tin yanında manevî bir medeniyetin de, bir vahdetin de gelişmesi lüzumu kendini göstermiştir ve bugünkü medenî âlem bu yolda gitmektedir. An­cak bu anda sulh ve adalet dünyasının takip etmekte olduğu bu yol üze­rinde güçlükler çıkarmaya uğraşan ânzî kuvvetler de mevcuttur, ama bu­na rağmen hürriyet taraftarı milletler bu ittihada, bu manevî birliğe gi­den yolda yürümeye karar vermişlerdir. «Tek ve toplu bir dünya» fikri belki de temenni ettiğimizden daha çabuk tahakkuk etmiş olacaktır. Dün­yamızı, âlemimizi tahripten kurtaracak tek yol da budur. Bu ittihadda, bu manevî birlikte, bütün milletlerin varlığı, şahsiyeti, an'aneleri tabü-dir ki muhafaza edilecek, yalnız hürriyet ve dünya işlerinde umumî bir anlayışa ve tesanüde gidüecektir.

Milletlerarası tesanüdün ilk meyvesi sayılabüecek olan bu yeni kuruluşu selâmlamak benim için büyük bir zevk olmuştur. Enstitünün az zamanda mesut neticeler vermesini temenni ediyorum.

Büyük Millet Meclisi müzakereleri

 Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Reis vekillerinden Kayseri Mebu­su Fikri Apaydın'm başkanlığında toplandı. Avrupa İktisadî İşbirliği teşkilâtının 23 martta yapacağı konsey toplan­tısına iştirak etmek üzere Parise gitmiş olan Maliye Vekili Hasan Po-latkan'a İçişleri Vekili Ethem Menderes'in vekillik etmesine mütedair Ri-yaseticumhur tezkeresi okunduktan ve kanun tasarılarının sözlü sorula­ra tercihan konuşulması hakkındaki takrirler kabul edildikten sonra ka-nunlarıon müzakerelerine geçildi. Bugünkü ruznamede öncelikle ve acele görüşülecek mevzular arasında bulunan turizm endüstrisini teşvik kanunu birçok malî külfetlere ve kay­naklara lüzum gösterdiğinden, Maliye Vekili ise hâlen Pariste bulundu­ğundan, Devlet Vekili Muammer Alakant'm teklifiyle bu kanunun mü­zakeresi önümüzdeki haftaya talik edildi. Bundan sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü 1949 bütçe yılı hesabı katisine dair Divanı Muhasebat Reisligi tezkeresi ile Vakıflar Genel Müdürlüğü 1949 bütçe yılı hesabı kat'î kanun lâyihası ve Sayıştay komisyonu raporu kabul olunarak ikinci defa görüşülecek kanun tasarılarına geçildi.

Subay, askerî memur ve gedikli erbaşların mecburî hizmet müddetleri ve istifaları 10 seneye indi:

Birinci görüşmesi 11 şubat 1953 te yapılan ve aynı tarihli bültenimizde teferruatiyle yayınlanan subay, askerî memur ve gedikli erbaşların mec­burî hizmet müddetleri ve istifaları hakkındaki kanun teklifi ve komis­yon raporlarının ikinci müzakeresi yapılarak ve kanun aynen kabul olu­narak katiyet kesbetti.

Türkiye Cumhuriyeti ve diğer müttefik devletlerle Japonya arasında Va-şington'da imzalanan Japonya ile barış andsaşmasmm 15 inci maddesinin a fıkrası tahtında tahaddüs edecek ihtilâfların halline dair olan anlaşma­nın tasdiki hakkında kanun lâyihası ve Dışişleri komisyonu raporu da kabul edilerek birinci defa görüşülecek k«anun tasarılarına geçildi.

Trafik kanununun müzakeresi:

Temyiz teşkilâtına dair 1221 sayılı kanunun 8 inci maddesinin değiştiril­mesine dair kanun okunarak kabul edildi. Yeni 8 inci maddeye göre, «Temyiz daireleri içtihatların birleştirilmesi veya müstekar bir içtihadın kaldırılması veya değiştirilmesi için yapılacak müzakerelerde işi tetkik edecek olan umumî heyete mensup dairelerden her birinin hâkim sayısı altı itibar edilmek suretiyle mecmuunun üçte ikisinin bulunması ve ka­rarların da mevcudun üçte iki ekseriyetle verilmesi iktiza etmektedir. Bi­rinci müzakere sonunda verilecek kararlarda üçte iki ekseriyet vücut bulmazsa ikinci müzakereye bırakılır. Müteakip toplantılarda müaakere nisabı muhafaza edilmek şartiyle yine üçte iki ekseriyet hasıl olmazsa müzakere hazır bulunanların mutlak ekseriyetiyle karara bağlanır. Bu kanun maddesi kabul edildikten sonra günün en mühim mevzuu olan Trafik Kanununun müzakeresine geçildi. Onbir bölüm ve 77 madde ve bir cetvelden terekküp eden Trafik Kanununun altı bölüm -ve 28 maddesi bu­gün müzakere olunarak kabul edildi. Kabul edilen maddelere göre: Trak­tör, yol makinesi ve tank gibi müteharrik makineleri kullananlar da şoför sınıfına dahil olmakta, ehliyetnameler profesyonel, hususî, amatör ve milletlerarası ehliyetname olarak dörde ayrılmakta, hususî ehliyetname kamyon ve otobüs gibi nakil vasıtalarını kullananlara verilmektedir. Ka­yıt ve tescile tâbi nakil vasıtaları için vilâyetlerde emniyet müdürü veya vekilinin başkanlığında altı mütehassıs şahıstan mürekkep muayene ve imtihan komisyonları kurulacak, motorlu vasıtaların fennî muayenelerini şoför ve sürücülerin ehliyet imtihanlarını bu heyet yapacaktır.

26 ncı madde tartışmalı geçti:

Beş fıkradan mürekkep 26 ncı madde üzerinde birçok mebuslar söz aldı­lar. Şoförlere ehliyetname verilmesi, ehliyetnamelerin geri alınması huşusuna taalluk eden bu madde, kanunun en mühim ve esaslı kısmını teşkil ediyordu. Senihi Yürüten şoförlük ehliyetnamesi verilirken şoförlerin parmak izlerinin alınması aleyhinde konuştu. Her vilâyette parmak izi teşkilâtının bulunmadığına dikkat nazarı çekti. Hidayet Aydmer, yüz kı­zartıcı suçlardan mahkûm olan kimselere şoför ehliyetnamesinin veril­memesi üzerinde durdu ve bu hususta bir fıkra ilâvesi için bir de takrir verdi. Cezmi Türk mahkûmlara hayat sahasını kapatan şiddetli kayıtla­rın ve tahditlerin konulmasını doğru bulmadı, bu gibi tahditlerin hasbel­kader suç işlemiş vatandaşları maişet hayratından uzaklaştırarak daha başka suçlara sevkedeceğini söyledi. Bahadır Dülger, ellerine millî ser­vet teslim edilen şoförlerin ilk tahsil görmeleri mecburiyetini lüzumlu gördü. Bilhassa ahlâkî vasıflara temas ederek, «Bir âmme hizmeti olan şoförlük, hassas bir meslektir. Âmme emniyetim muhafaza etmek iğin suç işlemiş ve suç işlemeği itiyad etmiş şoföre ehliyet verilmemesi doğ­rudur» diyerek Hidayet Aydmer'i destekledi. Cevdet Soydan, ehliyet al­mak için konan yaş haddinin 21 den 18 e indirilmesini teklif etti. Sözcü yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olan şoförlere ehliyet verilmeme­sine dair olan fıkranın 26 ncı maddeden niçin çıkarıldığına temas ederek «Şoför işlediği suçun cezasını çektikten sonra, ona ehliyet vermemek su­retiyle ikinci bir ceza daha tahmil etmek, hukuk felsefesine ve adalet prensiplerine ve ceza esaslarına uygun değildir» dedi. Parmak izinin lü­zumunu belirtirken, fotoğrafların bir mürdet sonra değiştiğine ve bazen silindiğine işaret ederek, Amerikoda parmak izi usulünün tatbik edildi­ğini bildirdi ve ilk tahsil mecburiyetinin konmasında İsrar etti. Hadi Hüs-men, makineli ziraatın yapıldığı ve köylü vatandaşların traktör kullan­dıkları bu devrede, bunlardan ilk tahsil aramağı lüzumsuz ve zararlı bul­du. Feridun Fikri Düşünsel, nazarî ve amelî motor ve şoförlük imtihanı verecek vatandaşların elbette okuma yazma büeceklerini, ilk tahsil mec­buriyeti koymanın nazarî olacağını belirterek, imtihanların ciddî ve esas­lı yapılmasını ve bu hususa ehemmiyet verilmesini istedi.

Birçok mebuslar yaş haddinin 18 e indirilmesini, mahkûm şoför vatan­daşların maişet hayatlarının tıkanmaması ve çalışma saha ve imkânları­nın kapatılmamsı için mahkûmiyetlefini bitirmiş şoförlere ehliyetname verilmesini müdafaa ettiler.

Kürsüye gelen bayındırlık komisyonu sözcüsü rakamlara dayanan izah­larda bulundu. Trafik Kanunu hazırlanırken şoför vatandaşların menfa-atleriyle âmme menfaatlerinin karşı karşıya geldiğinden ve komisyonlar­da bu hususların uzun boylu görüşüldüğünden bahsetti ve dedi ki:

«Memleketimizde motorlu vasıta gün geçtikçe artmaktadır. 951 de 38 bin küsur olan motorlu vasıta 952 de 49 bine çıkmıştır. Bu adet öner bin ar­tıyor. Bizim memleketimizde 49 bin motorlu nakil vasıtasının faaliyette bulunduğu, 1952 yılında 1300 kaza ölümle neticelenmiştir. Eğer bu ölüm nisbeti 50 milyon motorlu nakil vasıtasın amalik olan Birleşik Amerika İle kıyaslanırsa, orada aynı senede 1,5 milyon ölümle neticelenen kaza olması gerekir. Halbuki hâdise aksidir ve bizde kasa nisbeti korkunçtur. İstatistiklere göre kaza yapan şoförler 20 yaşla daha aşağı yaşbakilerdir ve 23 yaşından sonra kazaya sebebiyet verme azalmaktadır. Bu bakım­dan yaş haddini 21 olarak aldık» dedi.

Söz alan kalmadığı için reis takrirleri okutarak reye koydu. Bu takrirlere göre Mecliste dört fikir beliriyordu:

1) Yaş haddinin indirilmesi,

2)   tik tahsil kaydının kaldırılması,

Yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olan şoförlere ehliyetname verilme­
mesi.

Kötü itiyadlarla malûl olan şoförlere ehliyetname verilmemesi.

Reis bu tekliflere ait takrirleri teker teker reye koyarak fıkralar aşağı­daki şekilde kabul edildi:

18 yaşını dolduranlar profesyonel ehliyetname alabileceklerdir.

Şoför ehliyetnamesi alacakların okur yazar olmaları kâfidir .

Hususî ve profesyonel şoför ehliyetnamesi alabilmek için, yol kesme,
ırza geçme, kadın kaçırma, dolandırıcılık, hırsızlık, uyuşturucu madde
kullanma, emniyeti suiistimal etme, fuhşa teşvik ve vasıta olma gibi suç­
lardan biri veya bir kaçı üe mükerreren mahkûm olmaması.

e) Sağlık ve teknik muayenesinde şoför veya sürücülüğe mâni bir özürü olmaması, ayrıca alkollü ve uyuşturucu ve her nevi keyif verici madde­leri kullanma itiyadiyle malûl bulunmaması şarttır.

mcı maddenin d maddesi:  «Yapılacak nazari ve amelî    imtihanların
başarılması» şeklinde olduğu gibi kabul edilmiş, Senihi Yürüten'in parmak
izi alınmaması teklifi reddedilerek,   «Ehliyetname verilirken     sahibinin
parmak izleri alınır» fıkrası da olduğu gibi   maddede yer almıştır.

ve 28 inci madelerİn kabulünden sonra vakit geç olduğundan 27 Mart
cuma günü tekrar toplanmak üzere oturuma son verilmiştir.

Not: Yeni Trafik Kanununa göre şoför: Motorlu nakil vasıtalarını veya mü­teharrik makineleri sevk ve idare eden kimsedir. Sürücü: Motorsuz nakil vasıtalarını veya hayvanları sevk ve idare eden

kimsedir:

Makü vasıtası: Kara yolunda insan, hayvan ve eşya taşımağa yarayan vasıtalardır.

Başvekilin iki Yugoslav gazetesine beyanatı

Başvekil Adnan Menderes, üçlü paktın imzası dolayısiyle, Türkiye ile Yugoslavya arasındaki münasebetler hakkında Belgrad'da münteşir Borba gazetesi muharrirlerinden Dusan Blagojevio üe «Politica» gazetesi muharrirlerinden Zivan Mitroviç'e bir beyanatta bulunmuştur.

Mezkûr gazetelerde ayni zamanda neşredilen beyanatın metni aşağıda­dır:

«28 Şubat'ta Yugoslav, Yunan ve Türk Hariciye Vekillerinin Ankara'da imzaladıkları dostluk ve işbirliği andlaşması realist ve yalnız bedenen değil fikren ve ruhen- sağ?am olan milletlerimizin arzusunun ve ve jeo­politik icapların mahsulüdür. Bundan dolayıdır ki temelleri sağlam ve âtisi müemmendir. Fühakika kendi mukadderatına hâkim olan mületler arasında anlaşmalar, ancak tam bir anlayış ve menfaat birliğine ve hakikî ihtiyaçlara dayandıkları takdirde kıymet ifade ederler ve payedar olurlar.

İmza edilen hayırlı metin bu neviden bir andlaşma olduğu içindir ki vü-cud bulması gayet süratli bir şekilde vukua gelmiştir.

Bu andlaşma milletlerimiz arasında esasen kurulmuş olan dostluğun ve başlamış olan İşbirliğinin hukukî bir ifadesini vermekle kalmayıp bu dostluğa ve işbirliğine âti için mühm ufuklar açmaktadır.

Andlaşmanın diğer bir cihetten ehemmiyeti de sulhu korumak, emniyeti tesis etmek ve ayni büyük tehlikeye karşı teşkilâtlanmak gayesini güden hür milletler camiasının en hassas bir mmtakasmda bulunan memleket­lerimizin işbirliğine hız vermekle, bu camianın emniyetini kuvvetlendire­cek olmasıdır. Hür milletler için sulh ve emniyet bölünmez bir bütün­dür. Bu itibarla sulh cephesinin herhangi bir tarafında bir boşluk veya zaaf bulunması bütün cephenin emniyetini sarsar. Bu hakikatler de gösteriyor ki, Ankara'da hukukî ifadesini bulan işbirliğimiz, memleket­lerimizin hudud?armı aşan ve bütün hür memleketler arasında mevcut lesanüd sahasını kaplıyan bir mâna ve kıymet ifade eylemektedir. Kuv­vetli bir orduya, büyük iktisadî potansiyele ve her şeyden mühim olarak, metin bir iradeye ve maneviyata sahip olan sulhsever ve istiklâline âşık Yugoslavya'nın dostluk ve işbirliği yalnız Yunanistan ve Türkiye için değil bütün sulhsever memleketler için derin bir inşirah kaynağıdır. Tür­kiye ile Yugoslavya arasındaki dostane münasebetlerden de bahsetmemi istiyorsunuz. Yukarıdaki ifadelerimden de hususa dair epeyce mâna istihraç etmiş olabileceksiniz. İlâveten, memnuniyetle şunları da söyli-yeyim: Türkiye ile Yugoslavya arasındaki dostluk bugün vücuda gelmiş bir vakıa değildir, Türk milleti, kendisi gibi dürürst, aklıselim sahibi, istiklâline âşık olan Yugoslav milletine karşı daima derin bir muhabbet ve hürmet beslemekte bulunmuş ve ona itimad etmiştir. Memleketimize bizzat yaptığınız ziyaret sırasında bu hakikati gözlerinizle müşahede etmiş olacağınızdan eminim.

Muhterem gazetenizle, Yugoslav milletine Türk mületinin, hükümetinin
ve şahsımın en samimî dostluk, itimad ve bağlılık hislerini iblâğ etme­
nizi rica eylerim.

Ekonomi ve Ticaret Vekilinin beyanatı

 Ankara :

Ekonomi ve Ticaret Vekili Enver Güreli şu beyanatta bulunmuştur: Türkiye ile İngiltere arasında mütekabil anlayış içinde ticaretin geliş­mesinde hizmet etmekle ödevli bulunması gereken ingiltere'nin istanbul Ticaret Odası kâtibi umumîsi Bay Norman Covey'in, bu anlayıştan uzak olmakla beraber, hakikata ve vakıalara da uymadığını esefle gördüğüm beyanatını okudum. Eğer yalnız ingiltere'ye mal satsaydık, umumî kâtibin, Türkiye'den mal alınmamasının sebeplerinden başlıcası olarak ileri sürdüğü kalite bo­zukluğu hakkındaki şikâyetleri belki de ciddî telâkki edilebilirdi. Fakat biz yalnız ingiltere'ye değil, bütün Avrupa'ya mal satıyoruz ve ihraç mallarımızın kalitelerini dünya pazarlarının taleplerine uyacak şekle getirmek üzere sarfettiğimiz mesainin semeresini de görmüş bulunuyruz. Diğer alıcılarımızın şimdiye kadar hiç bir şikayetiyle karşılaşmadı­ğımıza göre, Türkiye - İngiltere ticaretinin gelişmemesinin sebebini, kâtibi umumînin, nazik bir jestle teşhir ettiği kavanoz muhteviyatına irca, bilmem ki ne kadar yerinde olacaktır.

Kaliteden şikâyet bahsinde göz Önünde tutulması gereken ehemmiyetli bir nokta da bu mahzurun, (1951) senesine kadar mevcut olmamasıdır. O seneye kadar İngiltere'nin şikâyetine sebep olmayan kalitenin bir­denbire ve yine yalnız İngiltere'ye mahsus olarak bozulmuş olması id­diası cidden çok dikkati colibdir.

Kâtibi Umumînin Türk - İngiliz ticaretinin gelişmemesine ikinci sebep olarak gösterdiği fiat meselesine gelince: Malûm olduğu üzere, Avrupa tediye birliği içinde İngiltere yalnız değildir, ingiltere'den maada mem­leketler, fiat hususunda bir iddia ve şikâyette bulunmadan mallarımızı alır iken İngiltere'nin, tek başına, bu yoldaki iddiasını ciddî karşılamak her halde mümkün değildir. Aksi varit olsaydı ihraç mallarımızın eli­mizde kalması ve muazzam stokların teşekkül etmiş olması gerekirdi. Vaziyet bunun tamamen aksinedir.

Türkiye ile İngiltere arasında ticaretin gelişmemesinin esas sebebini ben daha iyi anlamış gibiyim. Türkiye, İngiliz mallarını almak hususunda hiç bir müşkilât göstermemektedir. Bu kolaylık tarafımızdan o derece ileri götürülmüştür ki, bugün E. P. U. açığımızın yüzde 64 ü İngiltere üe olan hesabımızdan mütevellittir.

Hakikat şudur ki, İngiltere, kendisinden mal almakta müşküât çıkaran memleketlere ehemmiyet vermekte, ve binaenaleyh Türkiye'den değü, o memleketlerden mal almağı tercih etmektedir.

Binaenaleyh Rusya'ya mıal satabilmek içindir ki arpa ve çavdarı oradan almağı, İngiltere kendi menfaatine daha uygun addetmiştir. Yoksa di­ğer memleketlerin kalite ve fiatını uygun bulup bol bol satın aldıkları Türk ihraç mallarının İngiltere tarafından rağbet görmemesinin ve hat­tâ bunların alım satımı mevzuunda Türkiye ile temasa dahi geçilmeğe lüzum görülmemiş olmasının başka türlü izahına imkân bulunamaz.

Nitekim hububat ihraç mevsimimizin başlangıcında, Londra ticaret mü­şavirimiz, mühim hububat tekliflerinde bulunmak üzere İngiltere iaşe nazırından randevu istediği halde, müşavirimize nezaretin ilgili şubesine müracaatı büdirilmiş ve oradan da tam bir istiğna üe ihtiyaçlarının baş­ka membalardan kapatılmış olduğu cevabı verilmiştir.

Ticarette dostluk ve hislerin yeri olmadığı hakkında umumî kâtibin be­yanatının son fıkrasına cevap olarak İngiliz mallarının bundan böyle memleketimize kayıtsız şartsız giremiyeceğini ifade etmek bizim için maaıesef bir zaruret oluyor. Hakikaten, biz de, tediye muvazenemizi tanzim zarureti, bizden mal alanların mallarını tercihan satın almak mecburiyeti karşısında bulunuyoruz.

Büyük Millet Meclisi Müzakereleri

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15 te Kayseri Mebusu Fikri Apaydın'm başkanlığında toplandı. Başkanlık divanının meclise sunduğu genel meclis tefsirlerinin Belediye Meclisi olarak düzeltilmesine dair olan Hamdi Orhon'un aşağıda izah edilen kanun teklifinin gündeme alınması hakkındaki takriri uzun mü-nakaşlara yol açtı.Ve istanbul Belediyesinin vilâyetten ayrılması tasa­rısı ruznameye alındı, iki seneye yakın bir zamandır üzerinde çalışılan istanbul Belediyesinin vilâyetten ayrılması mevzuuriun uzayıp gittiğini ve meselenin çok geciktiğini ileri süren Hamdi Orhon, bu kanunun doğ­rudan doğruya meclis ruznamesine alınarak konuşulması baklanda bir kanun tasarısı hazırlıyarak bunu bir takrirle meclise sunmuştu. Bu tak­riri izah için söz alan Hamdi Orhon, istanbul Belediyesinin hususî ida­reden ayrılarak muhtar vaziyete getirilmesi zamanının geldiğini söyledi ve meselenin bir tarihçesini yaptıktan sonra bu işin gecikmesi sebeple­rini anlattı. Tasarının İçişleri Komisyonunda ve tâli komisyonda ince­lendiğini ileri sürerek hükümetin noktai nazarım madde madde izah etti ve sözlerine devam ederek hükümet bu mevzuun komisyonda konu­şulması esnasında:

Seçimlerin normal zamanında yapılmasını,

Bir intikal devresinin tertip ve kabulünü,

Belediyenin 1953 te fiilen ayrılmasını,

1954 de normal bir Belediye Reisi seçilerek seçimlere bu suretle gir­
mek arzusunu izhar etti dedi.

Orhon kanun tasarısının komisyonda konuşulurken Hamdi Başar'm Bir­leşik idarenin başka bir şekilde devam etmesini istilzam eden bir tekli­finin Anayasaya muhalefeti dolayısiyle reddedildiğini sözlerine ilâve ederek tasarının gecikmesi dolayısiyle meclisin hakemliğine müracaat ettiğini ve teklifinin ruznameye alınmasını istedi.

Rüknettİn N'asuhioğlu, İçişleri Komisyonu namına konuştu. İstanbul Belediyesinin Vilâyetten ayrılmasının eski bir dâva olduğunu ve bu ka­nun tasarısının komisyonda halen tetkik edildiğini ve bu günlerde mec­lise getirileceğini ve bu mühim konuda acelenin doğru olmadığını, hele bu kadar hayatî bir meselenin komisyonda esaslı müzakerelerle çıkma­dan yüksek meclis tarafından re'sen ruznameye alınarak konuşulmasının bir an evvel muhtariyete kavuşmasının lüzumunu müdafaa ettiler. Bir çok mahzurlu olduğunu ifade etti. Hamid Şevket İnce, Hamdi Orhon'u destekledi, istanbul'un benliğine ve varlığına bir an evvel kavuşması için tasarının derhal ruznameye «alınmasını tebarüz ettirdi. Hamid Şev­ket, iç nizamnamenin komisyon çalışmalarına ait maddesini okuyarak, komisyona havale edilen işlerin 15 gün zarfında intaç edilmesinin mec­burî olduğunu, halbuki bu kanunun 20 aydır komisyonlarda dolaştığını, bu bakımdan teklifin kabulünü istedi.

Himmet Ölçmenin kifayeti müzakere takriri reddedildikten sonra birçok mebuslar söz aldılar. İstanbul gibi tarihî bir kültür ve ticaret merkezi­nin ve sosyal üstünlüğe sahip bir beldenin vesayet altından kurtarılarak bir an evvel muhtariyete kakışmasının lüzumunu müdafaa ettiler bir kısım mebuslar da bu taparının komisyondan gelmeden doğrudan doğ­ruya meclis ruznamesine alınmasının, acele bir hüküm ve yanlış yollara sevk eden bir hareket olacağını ve tasarının Belediye kanunu ile birlikte o zaman mecliste görüşülmesinin muvafık olacağını belirttiler. Mecliste tasarının Resen meclis gündemine alınması hususunda bir temayül hasıl olmuştu. Neticede tasarının gündeme alınması hakkındaki takrir ekseriyetle kabul edilerek İstanbul Belediyesinin vilâyetten ayrılmasına mü­tedair tasarı gündeme girdi.

Bundan sonra kanunların sözlü sorulardan evvel görüşülmesi hakkın­daki takrirler kabul edildikten sonra Trafik Kanunun müzakeresine de­vam edildi.

Trafik Kanununun kabul ve değişen maddeleri:

Bugünkü müzakerelerde 26 - 36 ncı maddeler görüşülerek 20, 29 ve 31 inci maddeler tâdil için komisyona havale edildi. Geçen oturumda tâdil için komisyona iade edilen 26 mcı madde aşağıdaki şekilde kabul edildi: Madde 26 şoför veya sürücü ehliyetnamesi almak için:

a) Bisiklet kullanacak olanların 11, amatör ve profesyonel şoför ehliyet­namesi alacakların 18, hususî ehliyetname alacakların 19 yaşını doldur­muş olmaları,

b  Şoför ehliyetnamesi alacakların okur yazar obuaları,

Evvelce verilmiş bir ehliyetnamenin daimî olarak geri alınmamış ol­ması, şayet muvakkat olarak geri alınmış ise müddetin dolmuş bulun­ması,

Yapılacak nazarî ve amelî imtihanların başarılması.

Uyuşturucu maddeleri kullanmadığının veya alkollü içkileri kullan­mayı  itiyad  derecesine  vardırmamış  olduğunun  tesbit edilmiş     bulun­ması,

Sağlık ve teknik muayenesinde şoför veya sürücülüğe mâni bir halibulunmadığının anlaşılması,

Profesyonel veya hususî ehliyetname alacakların Türk Ceza Kanu­nunun 403, 404, 414 - 418, 429 - 436, 491 - 493, 495 - 503, 508 - 510 nuncumaddelerinde yazılı suçlardan bir veya birkaçı ile mükerrer olarak mah­kûm edilmemiş olmaları şarttır. Ehliyetname verilirken, sahibinin par­mak izleri alınır.

27 nci madde kabul edildikten sonra 28 inci madde Hadi Hüsmen'in tak-ririyle komisyona havale olundu. Bu takrire göre, «Şoför ve sürücüler lüzum görüldüğü takdirde Trafik zabıtasının teklif i ve vilâyet Trafik Komisyonunun karariyle 25 inci maddede yazılı müddetlerden evvel de sağlık muayenesine tâbi tutulacaklardır.

Nakil vasıtalarının yolların sağını takip etmelerine mütedair olan 29 uncu madde üzerinde konuşmalar oldu. Söz alanlar, kamyon şoförlerin­den şikâyet ederek, bunların yolların sağını takip etmediklerini ve bu yüzden dakikalarca bunların peşine takılmak zarureti hasıl olduğunu, yolun sağını takip etme mecburiyetinin maddeye dercini istedüer. Ne­ticede Hidayet Aydmer'in, «Şoför veya sürücüler nakil vasıta veya mu­harrik makinelerin gitmekte oldukları istikamete göre yolun mevcut veya mefruz orta çizgisinin sağını takiben sevketmeğe mecburdurlar. Motorsuz vasıtalar bu kısmın sağından giderler. Hayvan sürücüleri, sürü veya hayvanlarını yolun sol yarısını serbest bırakacak şekilde sağdan sevketmekle mükelleftirler» takriri reye konarak madde komisyona havale edildi.

Sözcü, komisyonun içkiyi muayyen bir hadde kadar suç addetmediğini, kanunun tatbik kabiliyeti bakımından bu suretle hareket edildiğini te­barüz ettirerek, aksi takdirde maddenin tatbikinin müşkül ve hattâ mümkün olmıyacağmı müdafaa etti. «Trafik emniyetini haleldar etme­yecek derecede içkili olan şoförlere ceza verilmesinin doğru olmadığını bu gibi şoförlerin seyrüseferden men edilmelerinin hukuk anlayışına uymadığını ve komisyonun bu kanaat ve anlayışla maddeyi hazırladığını ifade etti. Bu mevzuda konuşan birçok mebuslar, ceza müeyyidelerinin içtimaî nizamın tesisi ve muhafazasında oynadığı mühim rolleri izah ettiler. Bu husustaki noksan yüzünden sosyal hayatımızın geçirdiği kri­zi teşrih ederek vatandaş hayatına mal olan kazaların azalması için içki meselesinde müsamaha edilmemesini talep ettiler. Server Somuncu, Ecnebi memleketlerden misaller getirerek, alkol almış şoförlerin nakil vasıtası kullanmalarının çok tehlikeli olacağını söyledi. Ethem Vassaf'ın alkolün dimağ üzerinde ve cümiei asabiyedeki tesirlerini belirten ko­nuşması alâka ile karşılandı. İçki haddinin ceza ve memnuiyet için kıstas olduğunu ve bunun kanunda tesbit edilmesini tavsiye etti. Tevfik ileri «vazife başında bulunan asker, memur, hoca ve emsalinin alkol alması nasıl memnu ise, âmme hizmetinde bulunan şoförlerin de ayni esaslar içinde alkol almamalarının katiyetle men'ini teklif eyledi. Bahadır Dül­ger, alkolün alınması, satılması, kullanılması memlekette serbest oldu­ğundan, alkolün, uyuşturucu maddelerden ayrılmasını ve kanunun tat­bik kabiliyetinin mühim olduğuna işaretle komisyon raporunun kabulünü istedi.

Kifayeti müzakere takriri kabul edildikten sonra komisyon maddesi reddedilerek Senihi Yürüten'in teklifi: «Uyuşturucu veya keyif verici maddelerle alkollü içki içmiş olanlar nakil vasıtası ve müteharrik maki­ne kullanamazlar» şeklinde 31 inci madde olarak kabul edildi.

Bundan sonra kanunun görüşülmesine devam edilerek maddeler üzerin­de müzakere edilirken, hatipler bilhassa şoförlerin ahlâkî vaziyetleri üzerinde durdular. Kanunun şoför ahlâkının korunmasını da temin etme­si lüzumunu belirttiler. Meslek ve sanatın ifası esasında şoförün işle­yeceği her türlü ahlâkî suçların ehliyetnamelerin geri alınması için bir sebep teşkil ettiğini müdafaa edenler oldu. Tecavüz, sarkıntılık gibi suç­ları mesleklerinin ifası esnasında işliyenlerin ehliyetnamelerinin ellerin­den alınması için hüküm konmasını istediler. Bu madde de meclisin te­mayülü dikkate alınmak üzere komisyona iade edildi.

Vaktin gecikmesi dolayısiyle 1 Nisan çarşamba günü tekrar toplanmak üzere oturuma son verildi.

Türk - İngiliz Ticarî münasebetleri hakkında devam eden tartışma

Yazan ;    Asım Us 24/Mart/953 tarihli Vakitten:

Türkiye ile İngiltere arasında ticarî mü­nasebetlerin yolunda gitmemesinden do­ğan münakaşalar devam ediyor. Dün de Cumhuriyet arkadaşımız îstanbulda Türk İngiliz ticaret odası başkanı Norman Çovey'in beyanatından bahseden başma­kalesinde şöyle bir hükme varıyor: «Bir tüccar aynı malı diğer bir memlekette bir kuruş daha ucuz bulursa oradan alır. Bunun başka türlü olmasına imkân yok­tur. Bugün İngiltere ile Rusya arasında­ki siyasî münasebetler son derece ger­gin ve İngilizler ile Ruslar arasında en ufak sempati bulunmadığı halde bu iki memleket birbirinden mal satın almakta­dır. Yalnız İngiltereye değil, bütün dünyaya mal satmak istiyorsak fiatlanmızı, çeşitlerimizi ve ambalaj arımızı mutlaka -en az- beynelmilel vasıflara uydurmakla işe başlamalıyız...»

Bu hüküm Türk - İngiliz ticaret odası başkanının Türklere hitap ederek söyle­diği sözleri tekrar ve teyid etmekten baş­ka bir şey değildir. Umumî kaide ola­rak bu sözlerin doğruluğu da inkâr edi­lemez.

Sovyet Rusya ile peykler haricindeki hür milletler alemindeki Türk - İngiliz ti­carî münasebetleri için doğru olan bu kaide Türkiyenin ziraî mahsullerinin ih­racı bahis mevzuu olunca İngiliz müş­terilere Sovyetler Birliğinin daha ucuz fiatla buğday satması meselesine tat­bik edilmek istenilirse hatâ olur.

Türkiyenin istikbali iktisadî kalkınması­na bağlı ise bu iktisadî kalkınmanın te­meli de ziraî kalkınmadır. Türkiyenin ziraî kalkınması da bilhassa hububat is­tihsalinin makineleşmek suretile arttırıl­ması ile mümkün olacaktır. Uç dört se-nedenberi devam eden Amerikan yardı­mının başlıca hedefi budur. Türkiye için hububat istihsalinde bir maliyet mesele­si vardır. Satışlarında fiat arı bu mali­yetten aşağıya indiremez. Halbuki Sov­yet Rusya için yalnız hububatta değil bü­tün istihsal sahalarında maliyet meselesi yoktur. Toprak Mahsulleri Ofisinin kar­şısına Rusya bir rakip olarak çıkarsa Türkiye  hiç  bir  vakit  fiat  noktasından

rekabet edemez. Böyle bir rekabet Tür­kiye için yıkıcı bir rekabet olur. Böyle bir rekabet karşısında Türkiyenin mütte­fiki olan İngilizlerin: «Biz buğdayı nere­den daha ucuz bulursak oradan satın alı­rız.» demeleri doğru olur mu? Türkiyenin müttefiki olmaktan çıkarak bilâkis Türkiyeyi iktisaden yıkmak hedefini güden Sovyet Rusyanın müttefiki vaziyetine girmiş olmaz mı?

Asım Böyle şey olmaz

38 Mart 953 tarihli Cumhuriyetken:

Demokrasimizde veya ona takaddüm et­miş olan devirlerde Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinde kabine değişiklikleri da­ha ziyade parlamento dışı tesir ve hâdise­lerle ve ekseri meşrutî teamüller haricin­de vukua gelmiştir. Bir gün evvel mak­bul olan bir bakanın bir gün sonra hiç bir esaslı hâdise olmadan çeküiverdiği, yerine beklenmedik bir yenisinin geldiği daima olağan hâdiselerdendir.

Gerçi demokrasi rejimini can ve gönül­den istemekte, bunun en ileri şekillerini de yurdumuzda tatbika çok heveskâr gö­rünmekteyiz. Gelgelelim bir hükümet re­jiminin memlekette yerleşmesi için mil­letin şuuruna yerleşmesi şarttır. Nasıl sağ elile yazanın sırf arzu etmesi sol elle iyi yazabilmesini sağlamazsa, demokrasi sistemile idareye alışmamış memleketler-lerde de bu mükemmel sistemin tatbikini arzu etmek onu tahakkuka kâfi gelmez. Hâdiseler bunun böyle olduğunu bir çok yerlerde olduğu gibi bizde de göstermiş­tir. Nazariyelere ve ileri demokratik memleketlerdeki tatbikata aykırı gibi gör­düğümüz bizdeki rejim aksaklıkları işte bundan doğmaktadır; iyi niyet eksikli­ğinden değil.

O sebepledir ki; demokratik teamüllere aykırı hâdiselere tesadüf ettikçe onları tenkit edenler bunu şahısları muahaze için değil, hâdiseleri tashih için yapmalı­dırlar.

Son günlerde de bu aykırılıklardan biri­nin doğmak üzere olduğunu gazetelerden öğrenmiş bulunuyoruz. Adnan Menderes kabinesinde aylardanneri rrenkîerîn ajuster mânasına gelmesi lâzım gelen ye­ni tâbirle- bir ayarlama yapılacağı söy­lenmekte, bunun için de bazı yeni sima­ların isimleri ileri sürülmekte idi. Bu ayarlamanın başlıca    hangi    sebeplerden

image001.gifileri geldiği demokratik yollarla     biline­mediği için bütün tahminler,    rivayetlere istinat  etmekten  ileri bir kıymet  arzet-miyor, hattâ Başbakanın istifa ederek mi yeni kabineyi kuracağı, yoksa değiştirece­ği bakanlara istifa etmelerini    isteyerek mi kendisi çekilmeden kabinesini    tâdil edeceği bilinmemektedir. Bu 8r<»»a garip bir de rivayet çıktı. Baş­bakan, kabinesinde yapacağı ayarlamada muhalefetin de fikrini yoklamış. Milli müdafaa, dış politika, hattâ iktisadî politikada muhalefetin fikri    yoklandığı başka demokrasilerde de görülmüştür. He­le Amerika gibi,   İngiltere gibi parlamen­todaki iktidar ve muhalefet oy    sayıları arasında büyük fark olmıyan memleket­lerde buna sık sık tesadüf edilir.   Çünkü hükümetler böyle umumî' vatan meselele­rinde küçük bir    tedbirsizlik    yüzünden parlamentoda azınlıkta kalmak kazasına uğramayı istemedikleri gibi    memleketin büyük bir kısmını temsil eden muhalefet taraftarlarını   da  böyle   davalarda   karşı­sında mukavemet eder görmek arzu    et­mez; lâkin bir iktidar partisinin harp za­manı gibi hallerdeki temerküz kabineleri istisna edilirse hükümetini    kurar    veya ayarlarken muhalefetin de reyini    aldığı görülmüş değildir.    Buna    demokrasinin rurhu müsaade etmez. Onun için Adnan Menderesin böyle bir jest te bulundu­ğunu  tahmin  etmek   istemiyoruz;      ama partiîerarası münasebetleri yumuşatmağa matuf olarak atılmış olan adımın yarat­tığı  «kardeşlik  havası»   bazan   o     kadar mülayim esiyor ki; bu ılıklığa aldanarak vakitsiz bir kaç «hercai» nin açmasını da ihtimalden* uzak   görüyoruz.   Ve  bu  ihti­mali  gözönüne  alarak iktidar ve  muha­lefetin  dizgin   tutanlarına  böyle  bir   şey olamıyacağmı hatırlatmayı lüzumlu gö­rüyoruz. İktidar kendi gTupunun tasvip ettiği bir. şahsiyeti muhalefet istemiyor diye kabi­nesinden atamıyacağı veya bunun aksi­ni yapamıyacağı gibi muhalefet de, mu­rakabesi altında bulundurduğu bir hü­kümetin teşekkülüne fikren müöahale ederek, kendisini o kabinenin bir kısım icraatına angaje edemez. Böyle bir şey iktidar ve muhalefet mefhumlarına ve bizzat demokrasinin ruhuna mugayirdir. Böyle bir teşebbüs tek parti rejimine doğru atılmış en ciddî ve tehlikeli bir adım olur ve bu hevese kapılırsa muha­lefet öe meşhur «müstakil grup» kılığı­na giriverir.

Her işte Parti politikacılığı olmaz

Yazan: Fafih Rıfkı Atay 30/3/953 tarihli Dünya'dan:

Kızılaycı bir ruh, bir politikacı ruhundan büsbütün farklı bir şeydir. Her aklı ba­şında olana sormak istiyoruz: Kızılay kongrelerinde D. P. nin veya C. H. P. nin, yahut M. P. nin çoğunluk kazanıp idare kadrosunu ele geçirmesinde ne fay­da var?

Kıaılayı partileştirmekten maksat, onun yardımlarından yalnız partizanları mı faydalandırmaktır?

Yahut onun maddî imkânlarını seçim­lerde bir parti menfaatine kullanmak mı­dır?

Veya, bu cemiyetin ilâç ve oyun kâğıt­larında olduğu gibi, bazı imtiyaz an bu­lunduğuna göre bunlardan partizan iş a-damlanna vurgun fırsatları mı vermek­tir?

Dünkü gazetelerde şehrimizdeki Kızılay toplantısının bir ocak bucak kongresi şa­matasına boğulduğunu okuyunca bu su­alleri kendi kendimize bir daha sorduk. Kızılay üstünde bu yüzden uyanabilecek şüphe ve tereddütlerin zararını hesap eden yok mu? Kuruluşundanberi tertemiz kalan, memleket içinde ve dışında ner türlü itibarı yerinde olan bu müesseseyi partrizanlık gayretleri içinde tahrip et­meğe kalkışmanın mânası ne?

Ocak bucak: dolaşırsınız. Birer liraya ce­miyete alabildiğine partizan kaydettirirsi­niz. Bunları gönüllü alayları gibi kongre­lere sürüklersiniz. Ellerinizi kaldırın, el­lerinizi indirin, Kızılayı, milyonlarile, hu­susî inhisarlarile ele geçirirsiniz. İyi mi edersiniz sanki? Eğer Kızılay, Demokrat Partinin bir hayır kolu haline gelirse öte­ki partiler de ayrı ayrı birer Kızılay ko­lu mu kurmalı? Gazetelerde okuduğu­muza göre daha geçenlerde bir yolsuzluk dâvasında mahkeme hükmü giyen bir de­mokrat, reislik divanına seçilmek gibi pek hazin bir şey de olmuş? Eski müte­ahhit Necmi Ateş'in İstanbul Demokrat Şefliği devrinin garabetleri nihayet bu]-mıyacak mı? Demokrat Parti liderlerinin ve yüksek kadrosunun kulakları hangi cins pamukla tıkanmıştır? Yalnız Kızılay mı? Baş maddeleri politi­ka ile uğraşmamak olan umumî menfaat cemiyetlerini ve dernekler ini, umumî menfaat adamlarına bırakmak zamanı gelmiştir.

Yine mahud tasfiye tasarısı

30 3 953 tarihli Yeni Sabah'dan:

Geçen gün, bu sütunlarda, hükümetin hazırlayıp Meclise sunduğu ve bütçe ko­misyonunun da tasvibine nail olan bir kanun tasarısı hakkındaki -endişe ve dü­şüncelerimizi açıklamış idik. Bugün yi­ne ayni mevzua dönmeyi uygun buluyo­ruz. Zira, bu projenin, memurların ha­yat ve istikrarı bakımından zararları çok bariz olduğu kadar, bütçeye de ağır kül­fetler yükliyecek bir mahiyet taşıdığı şüphesizdir. Yirmi beş yıl hizmeti doldur­muş olanlar, ya kendi arzu ve istekle-rile veyahut âmirlerinin kararile emek­liye sevkolunabileceklerdir. Her iki şifc-kâ göre de, memurlara ikramiyeleri ve­rilecektir. Yirmi beş yıl hizmeti doldu­ranlar, umumiyetle, henüz orta yaşta, hattâ genç sayılabilecek bir çağda kimse­ler olacaktır: Kırk beş veya elli civarın­da   adamlar...

Bu gibi tecrübe görmüş ve mesleklerinde oldukça meleke sahibi bulunmuş kimsele­rin, topluca bir tazminat elde etmek ve t&kaüdiye almak hevesine kapılarak dev­let kapısını terkederek serbest hayata atılmak istemeleri ihtimali kuvvetlidir. Silerinde ufak bir sermaye bulunacağına mahdut ve mütevazı da olsa mu­kannen bir aylığa sahip olacaklarına ve yaşlan da henüz eliiyi aşmadığına göre, talihlerini başka sahalarda denemek is­temeleri çok mümkün, hattâ makuldür. Yirmi beşini dolduranların yeni kanu­nun açacağı kapıdan dışarıya hücum et­meleri ve böylelikle devlet mekanizma­sında bazı boşluklar husule getirmeleri büyük bir mahzur teşkil eder. Kabiliyetli olmayıp da âmirlerinin iş'arlan üzerine vazifelerine son verileceklere gelince, bun­ların da hazineye yeniden büyük bir yük teşkil eyliyecekleri ve böylelikle yeni Emekü Sandığını tazyik altında bulundu­racakları muhakkaktır. Bu Sandığın böy­le baskılara, uzun müddet, ne derece da­yanabileceği de soruşturulmağa değer. Bu mülâhazalar daha siyade mali ve ida­rîdir. Ama bunun dışında bu emeklilik bahsinde siyasî cereyanların da, az çok tesir edeceği şüphesizdir. Memurların mukadderatına siyasî havanın hâkim olmasının zararları ise, sayılıp dökülemi-yecek kadar çoktur. Torpilli ve pistonlu­ların yerlerinde kalması ve asıl âcizlerin değil, beceriklilerin kapı dışı edilmesi teh­likesi de düşünülmeğe değer. Hem canım bu kadar aceleye hacet ne? Uç beş sene gibi devlet hayatında çok kısa sayılacak bir müddet içinde, normal yolîar ve ha­yat icabı olarak tasfiye yapılamaz mı? Bu tensikat ve tasfiye bahsi, bu memle­kette o kadar tecrübe edildi ki, denenile-ni bir daha denemeğe ne hacet.

Yeni  Sabah

İyimser Hava

Yazan   Hüseyin   Cahil   Yalçın 30 03 1953 tarihli Ulu'tan:

İÇ siyasetimizde iyimser bir havanın esmekte o duğu her göze memnuniyetle çarpıyor. Başlangıçta büyük bir tereddüt vardı. Değişikliğe âdeta inanılamıyor-du. Fakat bu bir realite olduğu için te­reddütler istikbale talik ediliyor, iyi münasebetlerin ne kadar devam edebi­leceği düşünülüyordu. Gün geçtikçe ilk dakikaların şüphesi geçmekle beraber, en iyimser bir gazeteci arkadaşın dediği gi­bi, herkes kendi kendisine soruyor: Ne gibi bir yol tutulacak, ne gibi işler ya­pılacak?

Bugünün olayları gözden geçirilirse, mem nun olmak için birçok sebep vardır. Si­yasî hayat mesuliyetinin en büyük hisse­lerini yüklenmiş bulunan iki ana par­ti en esaslı noktada tam bir mutabakat halindedirler. İnkılâp eseslarma sadakat­te iki taraf da birbirlerinden geri kal­maz bir tavır almışlardır. Bunun sebep olduğu sükûn ve istikrar vatandaşlara te­neffüs olunabilecek temiz bir hava temin etmiştir. Bunda hiç şüphe yoktur.

Fakat itiraf etmelidir ki ufak bir endişe hâlâ mevcuttur. Tatlı ve anlayışlı sözler, samimî görüşler ve muameleler vazifeleri­ni yapmışlar, yolu açmışlar ve hizmet­lerini tamamlamışlardır. Şimdi bunların arkasından fiilî hareketler ve adımlar beklenmektedir ki bunlan görmek istiyen-lerin  hakları zor  inkâr  edilebilir.

Eski gürültü ve münakaşaların altında ciddî memleket meseleleri bulunduğunu unutmak kaabil olamaz. Kabinede de­ğişiklik, filân gibi dâvaları bahis mev­zuu etmiyoruz. Çünkü bunlar arızî işler­dir ve  ancak  satha  ait meşguliyetlerdir.

Ortada mühim olan dâvalar, rejimi taşı­dığı isme cidden lâyık ve uygun bir şek­le sokmak gayesi etrafmda toplanırlar. Gene rejime taallûk etmek üzere bir ba­sın hürriyeti meselesi vardır. Basından bahsolurmnca resmî ilânlar mevzuu ile karşılaşmamak elden gelmez. Gene Ana­yasaya taaüûku itibariyle Meclisin içtüzü­ğünde demokratik ruha uygun düzeltme­ler bekleniyor. Koca bir Seçim Kanunu meselesi ile de karşı karşıyayız. Bugün bütün bu dâvaları karşılıklı bir nürmet"ve itimat havası içinde konuşabil­mek imkânı mevcut olduğuna inanıyoruz. Bu sahada iki partiyi ayırabilecek derin prensip uçurumlarının zorlukları ortada yoktur. Bize öyle geliyor ki bu güzel fır­sat kaçırılmamalıdır. Kalbler henüz yeni münasebetler safhasının şuuru ve mesu­liyet hisleriyle çarpmakta olduğu bir sı­rada prensipler üzerinde anlaşma ve ek­siklikleri tamam'ama, yanlışları düzelt­me vazifeleri çabuk ve kolay görülebilir. Bunları yaparken hiçbir tarafın karşı ta­rafa bir taviz vermiş yahut bir mağlûbi­yet kabul etmiş gibi bir duruma düşme­leri varid olamıyacaktır. Çünkü tarafların kollarını bağlıyacak parti programları ahkâmı bahis mevzuu olamaz. Demokra­tik rejime taraftarlık hususunda tam bir birük mevcut olduktan sonra bu mi­yarı ele alarak mevcut hükümleri gözden geçirmek ve bunlarda icabeden düzelt-leri yapmak pek tabii bir hareket sayılır Demiri tavında dövmeyi tavsiye eden ata­larımız sanki bugünün psikoloj isini dü­şünmüşler de şu nazik safhada bizleri irşat etmek istemişler gibidir. Korktu­ğumuz nokta şudur ki yanlız lâkırdı ile meşgul oluruz da kıymetli bir zamanın geçmesine müsamaha edersek belki ya­vaş yavaş manasız dedikodular ve yan iiş anlaşmalara yol açabilecek sebepler tahaddüs edebilir. Bunları olduktan son­ra izale etmekten ise, şu iyimser hava ve his içinde vukua gelmelerine meydan ver miyecek surette elimizi çabuk tutmak ve ihtilâf mevzularını birer birer ayıkia-mak çok daha faydalı olacaktır.

Her şeyin birdenbire değiştirilemiyeceği-ni idrak ve teslim edecek kadar tecrü­bemiz ve insafımız vardır. Fakat her şey birden değiştirilemese de bir şey yapıla­bilir ya. İşte bunu görmek arzusunun u-mumi efkârı yavaş yavaş kapladığını hissediyoruz. İki parti bu noktada gevşek davranırlarsa, memleketteki bu uyanık ve vatansever birleşmede kendi hırsları ve menfaatleri için   bir engel  bulanlar  tek-

rar cesarete gelirler ve ortalığı karıştır­mak entrikalarına kuvvet verebilirler. Bu­na mahal kalmaması İçindir ki sözden işç intikal safhasının başlamasını gör­mekle mesud olacağız.

Dostluk Kantarla Alış - veriş Miskalle mi?

Uüsoyin   Cahil  Yalçın

30 - 3 - 953 tarihli  Cumhuriyet'ten:

Dost ve müttefikimiz İngiltere, iki yıldan beri Türkiye ile olan ticarî münasebetle­rinde bizim meşhur «Dostluk kantarla, alış - veriş miskaîle!

Atalar sözüne uygun hareket ediyordu. «Bize mümkün o duğu kadar fazla mal satmak, buna mukabil bizden mümkün olduğu kadar az mal almak!» İşte İngil-terenin Türkiyeye karşı takib ettiği ik­tisadî siyaset bundan ibaretti. Bu husus­taki şikâyetlerimizi İngiliz dostlarımız, o meşhur soğukkanlılıkları ve nazik tebes-sümlerile karşılıyorlardı. Biraz fazla sı-kıştırıldıkları zaman, îngiltereye giden Türk tacirleri heyetine yaptıkları gibi, 10.000 ton kuru üzümünüzü alacağız» di­ye bizi başlarından savıyorlardı.

Avam Kararasmdaki hakikî Türk dost­larından Mt. Philipp Price İaşe Nazı­rından

 Türk mallarını neden almıyorsu­nuz?»

Diye sual sorduğu vakit, sayın Nazır İn­giliz Parlâmentosunun sorgulara kısa ve münakaşa kabul etmez cevablar vermek u-sulünden faydalanarak:

 Kalite Vre fiat bakımından dünya pi­yasasına uygun olduğu takdirde Türk mallarını  alıyoruz ve  alacağız.»

Diye kestirme bir cevab verip geçiyor­du.

1939 danberi 14 yıllık müttefikimiz olan İngilizler, son iki yıl içinde Türk ihraç mallarına âdeta boykot yapıyorlardı. Mos kovanın en ağır hücumlarına uğradıkları halde, Rus buğdayını daha ucuz diye Türk buğdayına tercih ediyorlar; Vir-jinya tütününe alıştık diye Türk tütü­nünü istemiyorlar; Türk kuru üzüm ve incirlerini beğenmiyerek bizden miskal­le, Yunanistandan kantarla üzüm ve incir alıyorlardı. Biz Türkler, centilmenliklerile meşhur dostlarımızdan  daha  centilmen   davranarak önceleri hiç şikâyet etmeden İngiliz mallarını bol bol almakta devam ettik.

Türkiye ve Büyük Britanya Dergisi O-cak - Şubat 1953, sayısında, son üç sene içindeki 11 aylık Türk - İngiliz ticareti hakkında  şöyle   bir  istatistik  neşretti: Türkçe ve îngilizce olarak Londrada neş­redilen bu derginin verdiği rakamlar açık ça gösteriyor ki 1950 senesinin II ayında 1 milyon 331 bin küsur sterlinle lehimiz de olan karşılıklı alış verişimiz, 1951 in aynı müddeti zarfında 11 milyon 714 bin küsur sterlin ve 1952 nin 11  ayı içinde de 26 milyon 950 bin küsur sterlinle aley­himize dönmüştür.

Ticaret Bakan"ığımızm verdiği rakamlara göre 1952 yılının 12 ayında İngiltere ile olan ticaretimiz 206 milyona yakın büyük bir açıkla aleyhimize kapanmıştır. Bu fark Avrupa' Tediye Birliği açığımızın yüzde 64 ünü teşkil etmektedir. Bu vazi­yetin 1951 ve 1952 de hep aleyhimizde inkişafta devam etmesi üzerine 12 Ara­lıkta Zafer gazetesi bir sitem ve şikâyet yazısı ile İngiliz dostlarımızın dikkatini' çekmeğe çalışmış; 10 gün kadar sonra da İzmirde protesto makamında İngiliz mallarına boykot yapmak yolunda bir ar­zu izhar edilmişti. Bu şikâyetler ve pro­testolara rağmen, İngilizler bol bol sattık lan mallara mukabil bizden az mal al­makta devam ve ısrar etmişlerdir.

Menderes ve Köprülü aynı zamanda Fran sa Reisicumhuru tarafından da kabul e-dileceklerdtr.

7   Mart 1953

İstanbul:

Hindistan hükümetinin davetlisi olarak üç hafta kalmak üzere Hindistana gidecek olan parlâmento heyetimiz bu gece saat 22.30 da uçakla yeni Delhiye mütevecci­hen şehrimizden ayrılmıştır.

Heyet Başkam Bursa Milletvekili Halûk Şaman hareketten önce bir muhabirimize şu beyanatta bulunmuştur:

«Hindistan parlâmentosunun davetlisi ola rak Hindistanı ziyaret edeceğimizden bü yük bir şeref ve zevk duymaktayız.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin sevgi ve sempati hislerini Hindistan parlâmentosu na ulaştırmak vazifesi bütün heyet üye­lerinin sonsuz bir memnunluk ve şeref hissi içinde bırakmıştır.»

8   Mart 1953

Paris:

Fransız hükümeti, dört gün kalmak ü-zere Pazartesi akşamı Paris'e gelmeleri beklenen dost ve müttefik Türkiye'nin Başvekili Adnan Menderes üe Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü'yü kabule ha­zırlanmaktadır.

Etraflı bir şekilde tesbit edilmiş gayet yüklü bir programı olan bu ziyaret, yal­nız iki memleketi birleştiren sağlam dost luk bağlarım sıkılaştırmak fırsatını te­minle kalmıyacak, aynı zamanda Fransız hükümet adamiarmm Türk meslekdaşlany la milletlerarası durumu tetkik ve iki memleketin menfaatleriyle yakından veya uzaktan ilgili olan bütün siyasî, iktisadî ve askerî meseleleri müzakere etmelerini sağhyacaktır.

Fransa ile Türkiye arasında münasebetler fevkalâde iyidir ve halledilecek hiçbir me sele mevcut değildir, iki memleket aynı menfaatlere ve aynı gayelere sahiptir ve anayasalarının temelini teşkil eden hürriyet ve demokrasi prensiplerini aynı imânla müdafa etmektedir.

Binaenaleyh, Paris görüşmeleri millet­lerarası meşeler ve takip edilecek politika hususunda yanı gayelere sahip olan dev­let adamları arasında cereyan edecektir. Bu görüşmelerin verimli olacağından ve hür dünyanın ittifakını sağ amlaştıra-cağmdan şüphe edilmemektedir. Bu görüşmeler, Moskova'daki son hâdise­ler üzerine bugün fevkalâde bir ehem­miyet kazanmıştır. StaJin'in Ölümü ve dünya meseleleri hususunda aldıkları du­rum henüz bilinmiyen yeni şahsiyetlerin iktidara gelmesi de, müzakerelerin baş­lıca mevzularından biri olacaktır.

Filhakika, yeni bir durura husule gelmiş olup, bunun gevşeme mi yoksa sertleşme temayülü mü göstereceği malûm değil­dir.

Bu sebepten Fransız ve Türk devlet adamların, her türlü ihtimali karşıla­mak için, bütün veçheleri tetkik etmele­ri ve plânlarını tesbit eylemeleri gereke­cektir.

Türk devlet adamlarının Fransız meslekdaşlarma, yeni Sovyet politikasının do^ ğurduğu meçhul ve bilhassa, Rusya'nın her türlü genişleme ihtimaline karşı koy­maya azmetmiş olan komşusu Türkiye'ye karşı takip edeceği politika hakkındaki görüşlerini izah etmeleri muhtemeldir.

Binaenaleyh, Fransız çevreleri dikkatle­rini bilhassa Atlantik paktı çerçevesi da­hilinde Doğu Akdeniz ile Boğazların mü dafaası meseleleri ve bu müdafayı kuv­vetlendirmek çarelerine teksif edecekler­dir. Bu çevreler esasen' Türkiye'nin bu bölgede oynadığı rolden memnunluk duy maktadırlar.

Diğer taraftan Türkiye, Yugoslavya ve Yunanistan arasındaki üçlü paktın büyük güçlüklerin yenilmesiyle ve Türk devlet adamlarının sabrı, diplomatlığı ve azmi sayesinde Ankara'da imzalanmış olduğu belirtilmektedir.

Filhakika bu Balkan dostluk paktı sa­yesinde, Yugoslavya batı safına girmiş olmakta ve en fazla tehlikeye maruz bu­lunan bir bölgede güvenlik için yeni bir teminat  teşkil  edilmiş  olmaktadır.

Aşılması gereken iki engel daha kalmak­tadır: İtalya ile Yugoslavya arasında hal ledilmesi gereken Triyeste meselesi için bîr hâl çaresi bulunması ve Yugoslavya'nın Kuzey Atlantik Paktına karşı olan du­rumu.

Bu sebepten, bu son engelleri ortadan kaldırmak ve Doğu Akdenizin müdafaa stra­tejisini takviye etmek maksadiyle, Fran­sız hükümeti tarafından olduğu kadar Türk hükümeti tarafından da İtalya ve Yugoslavya nezdinde ihtiyatlı fakat mü­essir bir tavassut teşebbüsünde bulunul­ması ihtimal dışında değildir.

Nihayet Türk ve Fransız devlet adam­ları İran'daki son meseleleri de ele ala­caklar ve Orta - Doğu'da bir savunma teşkilâtının kurulması İşinin bugün orta-ya çıkarmış olduğu gayet muğlâk mesele­yi de birlikte tetkik edeceklerdir.

Fransız Başvekili M. Rene Mayer ile Dışişleri Vekili M. Georges Bidault bu ay sonunda Birleşik Amerika ile Kanadaya gideceklerdir.

İki Fransız devlet adamı orada aynı me­seleleri müzakere edeceklerinden Türk meslekdaşlarıy a yapacakları bu görüşme ler onlar için gayet faydalı olacaktır. Çün kü, hiç olmazsa meselelerin bir kısmı hakkında Başvekil Menderes İle Dışişleri Vekili Köprülü'den son bilgiyi almış ve mevcut meseleler hakkında Türk hükü­metinin görüşünü Öğrenmiş olacaklardır M. Georges Bidault, kömür-çelik birliğine mensup memleketlerin altı Dışişleri Ve­kilinin toplantısında bulunmak ve Baş­vekil Adenauer ile görüşmek üzere Straz burg'a gitmek mecburiyetinde olduğun­dan, Menderes ve Köprülüyü Paris'e ge­lişleri sırasında karşılayamıyacak ise de, Pazartesi akşamı trenle hareket ederek Salı sabahı Parise gelecek ve Fransilj hükümetinin misafirlerine mülâki ola­caktır.

Ankara:

Sovyet hükümetinin dün akşam üstü geç vakit vâki daveti üzerine Moskova'da 9. Mart saat 12 de yapılacak cenaze me­rasimine Türkiye Cumhuriyetini temsilen bir heyeti mahsusanm izamına ve işbu heyetin fevkalâde Büyük Elçi olarak Ha­riciye Vekâleti Kâtibi Umumî Büyük El­çi Çevat Açıkalm'm riyasetinde ordu ku­mandanı korgeneral Fevzi Mengüç ve Ri yaseti Cumhur Başyaveri Kurmay Yar­bay Nurettin Alpkartal'dan teşekkül et­mesine karar verilmiştir.

Heyet bugün uçakla Moskova'ya hareket etmiştir.

Yeni Delhi:

Bursa mebusu Halûk Şaman'ın Başkan­lığındaki 14 kişilik Türk Parlâmento he-

yeti bu akşam uçakla Yeni Delhi'ye gel­miş ve hava meydanında Dışişleri Veki­lini temsilen Orta - Doğu İşleri Müdürü Yunus, Parlâmento üyeleri, yüksek şahsî yetlerle Türkiye Maslahatgüzarı Reşat Akdur ve Elçilik Erkânı tarafından karşı­lanmıştır.

Uçaktan inişinde Halûk Şaman heyet a-dma A.F.P. muhabirine şunları söyle­miştir :

«Türkiye Büyük Millet Meclisinin selâm­larını, dostane hislerini iblâğa ve dost millet tarafından şimdiye kadar yapan kalkınma ve kaydedilen terakkileri görmeye geldik. Bu vazifemizden dolayı büyük bir sevinç  duyuyoruz.»

Yeni Delhi'de üç gün kalacak olan he­yet yarın sabah Cumhurreisi Muavini Dr. Radhakrishan tarafından kabul edi­lerek öğle yemeğinde Millî Eğitim Vekili Mevlânâ Azad'm misafiri olacaktır. He­yet Öğleden sonra Hint Parlâmentosunun toplantısında hazır bulunacaktır,- Salı gü­nü Delhi'deki muhtelif tesisleri gezdikten sonra akşam üzeri Pencap'da BhaKra, Nangal'a   gidecektir.

12 Martta Türk Parlâmento üyeleri Hint li meslektaşlarile görüşecekler ve akşam üzeri Başvekil Nehru şeref erine bir ka­bul resmi tertip edecektir.

Heyet bundan sonra Kuzey Hindistanı, Kalkütayi, Bengali, Haydarabadı, Bom­bayı ve Srinagar'ı müteakip 31 Martta uçakla Ankara'ya dönecektir.

 Paris:

Pazartesi günü   burada Türk ve  Fransız ileri   gelen   şahsiyetleri     arasında  büyüt ehemmiyeti haiz müzakerelere başlanacaktır. Türkiye Başvekili Adnan Menderes ile Dışişleri Vekili Fuad Köprülü, Fransız Başvekili Rene Mayer ile Dışişleri Ve­kili Georges Bidault ile görüşmelerde bu­lunmak üzere pazartesi günü buraya ge­leceklerdir. İyi malûmat alan çevreler devlet adam­larının eski Sovyet Rusya Başvekili Stalinin ölümü ve yerine Malenkov'un geçme sinin ışığı altında milletlerarası durumu gözden geçireceklerdir. Türk misafirlerin, Moskova'nın 1945 dostluk andlaşmasım reddedişinden ve Türk Doğu vilâyetlerinin bâzı kısımlarında hak iddia etmesinden beri Sovyet Rusya ile olan   münasebetle-rindeki gerginliği Fransaya izah edecek­leri sanılmaktadır. Fransız Dışişleri Veki­li Eidault, Türk devlet adamlarının Av-rupanın birleştirilmesi hakkındaki geliş­meler ve bilhassa Avrupa ordusu andlaş-masmm tasdiki tasavvurları hakkında ma lûmat verecektir.

Görüşme programında Türkiyenin, Yuna­nistan ve Yugoslavya ile işbirliği ederek Balkanlarda sağlam bir müdafaa bloku teşkilâtlandın ması hususundaki gayretle­rinin ve Boğazları himaye .eden geçilmez istihkâmin meydana getirilmesini önlemek ve Ortadoğuya giden yolu kapatmak için Sovyetlerin muhtemel hareketlerinin izahı yer alacaktır.

Fransız Dışişleri Vekâleti sözcüsü, Orta­doğu durumunun zengin petrol sahalarına sahip ve stratejik ehemmiyeti haiz bu böl­gelerin gayretlerinin ışığı altında müzake­re edileceğim ayrıca görünürde Arap dev­letlerini elde etmek için Sovyet Rusyanm İsrarla yapmakta oduğu baskı ile iki mem leketi alâkadar eden iktisadî meselelerin de görüşüleceğini söylemiştir.

9 Mart 1953

 Yeni Delhi:

Hususî muhabirimiz Nail Mutlugilden: Dün akşam buraya varan heyetimiz Hayda rabaö House'da misafir edilmiştir. Heyeti­miz bu sabah, beraberinde mihmandarı ve Delhi maslahatgüzarımız olduğu halde Gandhi'nin mezarına çelenk koymuş, mü taekiben mezarın etrafında tanzim edil­mekte olan parka Türkiyeden getirilen Zeytin fidanını merasimle dikmiştir. Daha sonra Humayun'un mezarı gezilmiş- ve sa at 10.30 da Reisicumhur Muavini Sir Rad-hakrishnan tarafından kabul olunmuş­tur.

Radhakrishnan heyetimiz üyeleriyle ayrı ayrı tanışmış, 1949 yılında İstanbul ve Ankarayı ziyaret ettiğini, bu ziyaretinden çok iyi hatıralar taşıdığını söylemiştir.

Daha sonra Türkiye ve Hindistandaki parlâmento ve parti faaliyetlerinden bah­sedilmiş, bütün meseleler üzerinde fikir te atilerimde bulunulımıştur.

Radhakrishnan, burada muhtelif mem­leketlerdeki demokrasi inkilâplarmdan bahsetmiş, «bu inkilâp ve inkişaflardaki yavaşlığın ekseriya ihtilâller doğurduğu­nu» söylemiştir.

Heyetimiz   öğle   yemeğinde   Maarif   Nazırı Mevlâna Ebulkelâm Azad'm misafiri olmuştur. Başvekil Nehru heyetimiz üyele­rinin ayrı ayr tellerini sıkarak takışmış, hatırlarını sormuşlardır. Reisicumhur Sa­rayının bahçesinde hazırlanan sofralar da yemek yenildikten sonra, karşılıklı hasbihallerde bulunulmuştur. Bu arada Hindistanlı, istiklâlini elde ettikten son­raki inkişaflardan bahseden Nehru ezcüm le şunları söylemiştir:

«Esas gayemiz memlekette sanayii kalkın­dırmaktır. Ancak bundan önce de zirai ve iktisadî kalkınmayı temin gerekir. Sa nayi kalkınması ilme dayanır, bunun i-çindir ki, Üniversitelerimiz dışında 11 araştırma laboratuarı kurduk. İkinci iş ola rak memleketin sulama ve enerji istihsal kabaklarını geliştiriyoruz. Sanayi için su ve .elektrik lâzımdır. Ayni zamanda maki­ne, tayyare, lokomotif ve otomobil fabri­kaları kurduk. Bütün bunlar ana sanayii teşkil ediyor. Diğer bir faliyet sahamız da toplu kalkınma proj elerimizdir. Bunun için 300 köyü bir araya toplayarak, ilk iş olarak böylece 55 topluluk kurduk. Bu yıl içinde daha ayni şekilde 40-50 topluluk kuracağız ve beş sene zarfında 100 mil­yonluk bir nüfusu insanca kalkmdmnış olacağız.»

Nehru bundan sonra ziraî kalkınmadan bahsetmiş, Hind milletinin kendi kendi­ne yeter bir hale gelmek için ça ıştığmı, lüksden kaçtığını, lüks maddelerin itha­linin men edileceğini söylemiştir.

Nehru hali hazır durumun kâfi olmadığı­nı, fakat memleketin çok geniş ve nüfu­sun çok fazla olduğundan kısa zamanda iyi neticeler almanın müşkül bulunduğu­nu, bunun için de beş yıllık plânla işe başlanıldığını, tesbit edilen gayenin ser­vetin taksimi olduğunu, ne çok zengin ne de çok fakirik istenmediğini, bu farkı ortadan kaldırmak gayesiyle hareket edil diğini belirtmiştir.

Bundan sonra Hindistanm dış politika­sından bahseden Nehru şöyle demiştir:

«Hindistanm dış politikası müstakildir. Herkesle dost olmak ve hiç kimse ile düş­man olmamak istiyoruz. Bu da kolay ol­muyor. Hindistan batı ve doğu arasın­da bir bağ teşkil eder. Her iki tarafa hem tesir etmiş ve hem de bunların te­siri   altında   kalmıştır.»

Nehru komşu memleketlerle olan müna­sebetlerden de bahsederek konuşmasına son vermiştir.

Fransız davetliler arasında, Cumhuriyet Konseyi Başkanı Gaston Monerville, Fran­sız Birliği Meclisi Başkam Albert Sar-raut, Başbakan Rene Mayer, Dışişleri Ba­kacı Georges Bidault, Savunma Bakanı Rene Pleven, Başbakanlık Müsteşarı ve Türk - Fransız parlâmento grupu Başka­nı Joannes Duprax, Dışişleri Müsteşarı Maurice Schumann, Dışişleri Genel Sek­reteri Alexandre Parodi, Fransa'nın An­kara Büyük Elçisi Tarbe de Saint Hardou-in ve Çumhurbaşkanığı Genel Sekreteri Jean Porgeon da bulunuyorlardı.

Paris:

Bugün, Türk devlet adamları şerefine verdiği öğle yemeğinde, Fransa Cum­hurbaşkanı Vincent Auriol Türkiye Baş­vekili Adnan Menderes'e Legion d'Hon-neur nişanının «Grand Cordon» rütbe­sini tevcih etmiştir.

Faris:

Başvekil Adnan Menderes'le Dışişleri Ve­kili Prof. Fuad Köprülü'nün Paris'e ge­lişleri akşam basınında geniş bir yer işgal etmektedir. France Soir gazetesi, bu mevzua iki sütün ayırmış ve her iki devlet adamını uçaktan inerken gösteren resimler basmıştır. «Her zamanki mütte­fik» başlığı altında gazete Fransız - Türk görüş birliğine işaret ederek bu ziyaretin her şeyden önce bir nezaket ziyareti ol­duğunu ve bunun Türk - Fransız dostlu­ğunu daha da sıkılaştıracağmı yazmakta­dır.

Gazete bundan sonra Türkiyenin Orta-Doğu savunma teşkilâtında olduğu kadar Atlantik camiasında da mühim bir mevki işgal ettiğini belirtmekte ve Orta - Doğu memleketleri arasında coğrafî durumu ile askeri gücünün ehemiyetini hatırlatmak­tadır.

Diğer taraftan Paris - Press gazetesi ba­tı müdafaası meselelerinin Paris'teki Türk - Fransız görüşmelerine hâkim ola­cağını sanmakta, Balkan Paktının imza­lanmasını takip eden bu görüşmelerin muhakkak ki Balkan müdafaası etrafında cereyan edeceğini belirtmekte ve Türk Vekillerin Avrupa'nın silahlanmasının yavaş'ığı karşısında endişelerini izhar et­melerini beklemektedir.

Paris:

Bugün Fransa Cumhurbaşkanı Vincent Attriol'ün Başvekil Adnan Menderes'e

Sarayının, Büyük Elçiler salonunda öğle yemeğinden evvel tevctb ettiği Legion d'Honneur nişanının «Grand Cor­don» rütbesi ancak fevkalâde hallerde ve­rilmektedir. Bunu yapmakla  Fransa, dost ve müttefik millete karşı olan derin muhabbetini ve takdirini ve Türk hükû met başkanının şahsi meziyetlerine verdiği kıymeti belirtmek istemiştir. Bu rütbe sadece bâzı ecnebi hükümdarlara ve me­ziyetleri dünyaca tanınan müstesna şah­siyetlere verilmektedir. Fransa'da sadece Başvekil Legion Honneur nişanının «Grand Cordon» rütbesine maliktir.

Bu münasebetle Cumhurbaşkanı Vincent Auriol verdiği demeçte Fransız hükümet ve Dışişleri Vekilinin teklifi üzerine, Tür­kiye Başvekili Adnan Menderes'in bu rüt­be ile taltifine karar verildiğini bunu yap­makla büyük bir sevinç duyduğunu be­lirtmiş ve bu sabah Başvekâlette başlayan Türk - Fransız görüşmelerinin çok mesut bir hava içinde cereyan etmesinden son bağlarını hatırlatmıştır.

Fransız Cumhurbaşkanına verdiği cevap­ta, Adnan Menderes, minnetarlığım ve heyecanını ifade etmiş ve Fransa İle Tür­kiye arasında mevcut    an'anevî    dostluk

bağlarımı hatırlatmıştır.

Bundan sonra sırasıyla Başvekil Rene Ma yer, Dışişleri Vekili Georges Bidault ve hazır bulunan diğer şahsiyetler, Vincent Auriol tarafından verilen nişandan dolayi Adnan Menderes'i tebrik etmişlerdir.

 Paris:

Bu sabah Dışişleri Vekâletinde başlayan Türk - Fransız siyasî görüşmeleri umunu mahiyette cereyan etmiştir. Bununla bera ber Hindicini, Kuzey Afrika ve Atlantik paktı gibi bâzı noktalara temas edilmiştir. Fransız Dışişleri Vekili, Hindicini mesele­si ve bu bölgede sarfedi'en gayretler hak­kındaki Fransız görüşünü izah etmiş­tir. Bu bakımdan, Atlantik teşkilâtı üye­si olan Türkiye, bu teşkilâta üye mem-lefcetlerden müdafa hususundaki vecibeleri göz önüne alınırsa doğrudan doğruya il gilidtr. Geçen Aralık ayında Atlantik Kon şeyinin son toplantısına iştirak etmiş o-lan Köprülü meseleden tabiatiyle haber­dardır. Zira kendisi Fransa tarafından Hindiçin'de sarfedilen müdafaa gayretle­rini tasvip eden konsey karar suretini di­ğer üyelerle beraber kabul etmiştir. Bu günkü görüşmelerde, Nisan sonunda Pa­ris'te yapılacak olan Atlantik Konseyi top­lantısının da zikredilmiş olması muhtemeldir. Faka tresmî kaynaklarda bu hu­susta her hangibi bir tasrihde bulunmak-tan kaçımlmaktadır.

Bundan sonra Gebrges Bidault Türk Ve­killerine Fransa'nın Kuzey Afrika'daki durumunu izah etmiştir. Köprülü, Vekâ­letinin bütçesi Mecliste müzakere edilir-ken hükümetinin Tunus ve Fas mesele­leri karşısındaki görüşünü açıklamış ve bu durumun manevî, hukukî ve teknik mahiyeti haiz olduğunu tasrîh etmişti.

Kuzey Afrika meseleleri Birleşmiş Millet­lerde müzakere edildiği sırada Türk he­yetinin, her iki tarafı anlaşmaya davet e-den karar sureti lehinde oy verirken takip ettiği temkinli siyaset, bu sabahki görüş teatisinin son derece anlayış içinde geç­tiğine hükmettirecek mahiyettedir. Esasen görüşmelerin sonunda muhatap ar arasın­da derin bir itimat mevcut olduğunu bil­dirilmekte idi. Türkiye İle Fransa'yı bir­birine bağlayan ve menfatlerin de müş­terek olmasıyla kuvvet bulan eski dostluk nazara alınırsa başka türlü olamıyacağı aşikârdır. Her iki memleket için arzettiği menfaat, müşahitlerin gözöjıden kaçma­yan bu görüşmeler Perşembe sabahı da devam edecektir. Vekiller Yakın Doğu ve Balkan meselelerini müzakere ettikleri za man diğer bâzı meselelere de temas edile­cektir. Türkiye, Yugoslavya ve Yunanis­tan arasında aktedilen anlaşmanın Per­şembe günkü müzakerelerde başta gele­ceği muhakkaktır. Zira bu anlaşma bütün hür dünya için son derece ehemmiyetli­dir.

 Paris:

Bu gece burada bildirildiğine göre, Kuzey Atıantik Paktı teşkiltı (NATO), Fransayı ziyaret etmekte olan Türk devlet adam­larının da hazır bulunmalarını temin maksadiyle mutad toplantısını Cuma gü­nüne talik etmiştir. Biîindiği gibi Konsey, normal Çarşambaları toplanmaktadır. Bugün Dışişleri Vekâletinde Türk ve Fran sız devlet adaman aralsinda yapılan mü­zakereler sonunda bir tebliğ neşredilmeraişse de iyi malûmat alan çevreler Ak­deniz müdafaasının esas konuşma mev­zuunu teşkil ettiğini söylemişlerdir.

Bugün öğleden sonra Fransız Dışişleri Ve­kâletinden yayınlanan teb iğde Türk dev­let adamlarının cuma günü Londraya gi­deceklerine dair çıkan basın haberleri ya-

lanlanmıştır. Alâkalı şahsiyetler Adnan Menderes ile Köprülü'nün derhal ve doğ­ruca İstanbula döneceklerini söylemişler­dir.

Paris:

Fransız Başvekili Rene Mayer ile Dışiş­leri Vekili Georges Bidault, Türk bayra­ğının da galahdığı Grillon otelinde Adnan Menderes'le Fuat Köprülü'ye ziyaretlerini iada etmişlerdir.

özel Kalem Müdürünün refakat ettiği Re­ne Mayer her iki Türk Vekiliyle 20 da­kika görüşmüştür.

Başvekilin gidişini müteakip Georges Bi­dault, refakatinde Fransa'nın Türkiye Bü­yük Elçisi Tarbe de Saint Hardouln ol­duğu halde 16.10 da otele gelmiştir. Dışiş­leri Vekilinin görüşmesi de yine 20 dakika sürmüştür.

Türk Vekilleri daha önce aralarında Fran­sa'nın Türkiye eski Büyük Elçisi ve Türk -Fransız cemiyeti Başkanı Bermite ile Pa­ris Üniversitesi Profesörlerinden Mario Roques de bulunan birçok Fransız şah­siyetlerini kabul etmişlerdir.

Paris:

Rene Mayer ve Georges Bidault ile yap­tıkları görüşmeleri müteakip Adnan Men­deres ile Prof. Fuad Köprülü G.M.T. 16,30 da Tezyini San'at müzesine gitmişler ve Türk San'at sergisini gezmişlerdir. Türk Vekilleri Müzede Güzel San'atlar Müste­şarı Andre Cornu, Tezyini- San'at Merkez Birliği Başkanı François Carnot, Tezyini San'at Müzesi Müdürlerinden Jacques Gu-erin ve sergiyi tertip edenlerden Türkiye Müzeleri Gene'. Müdürü Kinay tarafından karşılanmışlardır.

11 Mart 1953  Paris:

Dün akşam Fransız Dışişleri Vekâletin­de Türkiye Başvekili ve Dışişleri Vekili şerefine verilen yemekten sonra Türk ve

«Fransa üzerine 4 sene süren bir karanlık lemislerdir.

Fransa Dışişleri Vekili Georges Bidault, yaptığı konuşmada ezcümle demiştir ki:

«Fransa üzerine 4 sene süren bir karanlıkçöktüğü sırada, bu felâketli günlerimizde Türkiye Cumhuriyetinin Fransa'ya karşıgösterdiği dostluk ve yakınlığı unutamıyacagıs.

Siz hiçbir zaman «bu memleketi tanımı­yoruz» demediniz. Bunun içi nbiz bugün aize muhabbetle teşekkür ediyoruz.

Dışişleri Vekili Bidault, daha sonra Fran­sa'nın misafirleri Türk devlet adamları hakkında sitayişkâr bir ifade kullanmış ve şöyle devam etmiştir:

«Siain Londra görüşmeleriniz ve Avrupa güvenliğine yeni bir unsur kazandıran paktınız her birimizin bıkmadan takib fit-mekliğimizi gerektiren gayretler meyanın-dadır.

Akdeniz medeniyetini muhafaza etmekten ibaret olan esas vazifemize nazaran ikin­ci derecede telâkki edilecek her şeye yüz çevirmek hususunda azimli olmalıyız.

Akdeniz memleketlerimizi ayırır fakat kı­yıları etrafında mil etlerimizi birleştirir. Bu deniz, tarihin derinliklerindenberi ilk insanlık ümidlerinin beşiğini teşkil etmiş­tir. Kaderlerimiz karşılaşmıştır, tarih bi­zim mazimizin hikayesiyle doludur. Şim­di de ayni idealin müşterek bir azimle hizmetinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

Türkiye Başvekili Adnan Menderes, verdi­ği cevapda, Paris'teki karşılanışı dolayısiy le Fransız Dışişleri Vekiline teşekkürlerini bildirdikten sonra Türk - Fransız dostlu­ğuna temas etmiştir.

Başvekil Menderes, şöyle devam etmiştir:

«Bütün hür memleketleri aynı derecede tehdid eden büyük tehlike karşısında, he­pimizin tesanüdüne ihtiyaç gösteren bu müşkül devrede bu dostluk her zaman­dan daha fazla zaruridir. Biz, memleketi­mizin güvenliğini sağlamak ve hür dün­yanın güvenliğinin takviyesine yardım et mek gibi iki mesuliyet altında bulunmak­tayım.

Bu da, gerek münasebetlerimizde, gerekse beynelmilel faaliyetlerimizde esas gayeerimiz bakımından bir görüş genişliği ve takib fikrini icab ettirmektedir. Yalnız akıl ve mantık, iyi niyetlerimizde samimi bir itimad ve hakikî bir dostluğun yar­dımıyla bu gayeye erişebiliriz.

Kaderin Türkiye ile Fransa'yı ikili bir anlaşma ile birbirine bağlaması sebepsiz değildir ve iki memleket arasındaki iş­birliğinin daha da gelişmesi imkânı daima mevcuddur.

 Paris:

Türkiye Dışişleri Vekili   Prof. Köprülü, Paris Üniversitesinin eski bir profesörü ve fahrî doktoru sıfatiyle, Başvekil Adnan Menderes'le birlikte Üniversite Rektörü Sarrail'i ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaret esnasında, Dışişleri müsteşarı Maurice Schumann, Ankara Büyük Elçisi Tarbe de Saint Hordouin, birçok parlâ­mento üyeleri ve kordiplomatik mensubu huzurunda. Rektör Türk misafirlerine muhtelif fakülte dekanlarını takdim et­miştir.

Köprülü, Selçuk İmparatorluğunun Dün­ya tarihinde oynadığı rol hakkında bir konferans vermiş ve bilhassa Fransız ta­rihçilerinden sitayişle bahsetmiştir. Dışiş­leri vekilinin bu nutku çok alkışlanmıştır. Adnan Menderes ile Fuad Köprülü bun­dan sonra Belediyeye gitmişler ve Paris Belediye Meclisi Başkanı tarafından ka­bul edilmişlerdir.

 Paaris:

Başvekil Adnan Menderes ile Dışişleri Ve­kili Fuat Köprülü bu akşam Belediye Meclisi başkanı Rene Maotti ve Belediye Meclisi üyeleri tarafından kabul edilmiş­lerdir. Bu ziyaret esnasında Türkiye Büyükelçisi Numan Menemencioğlu, Seine valisi Paul Haag, Ankara Büyükel­çisi Tarbe de Saint Hardouin ve yüzler­ce davetli hazır bulunmakta idi.

Rene Maotti her iki Vekile Paris şehri­nin altın madalyasını tevcih etmiş ve Paris'te bir sokağın adına Ankara ismi verilmesine dair bir teklifin yakında Be­lediye Meclisinde müzakere edileceğini bildirmiştir.

Rene Maotti, verdği nutukta Mustafa Kemal'den ve onun inkılâplarından bah­sederek şunları  söylemiştir:

«Bir nesil içinde, tarihin en ender kal­kınmalarından birini gördünüz. Bütün dünya buna şahittir, çok karışık olan bugünkü dünyada sizin misaliniz bizim cesaret kaynağımızdır.»

Adnan Menderes, Belediye Başkanına verdiği cevapta Türk - Fransız dostluğu­nun 16 ncı asirdanberi gittikçe kuvvetlen­diğini bildirmekle çok memnun olduğu­nu söylemiştir.

 Paris:

Salı günü başlayan Türk - Fransız siyasî görüşmelerine sabah da Fransız Dışişleri Bakanlığında devam edilmiştir. Toplantı Grinviç ayarile saat 9 da başlamıştır. Türkiye Başvekili Adnan Menderes ve Dışişleri Vekili Fuat Köprülü'ye mesai arkadaşları toplantıda refakat etmektedir­ler. Fransızlar tarafından müzakerelere katılanlar Dışişleri Bakam Georges Bidault, Maurice Schumann ve Fransız Ha­riciyesinin diğer yüksek rütbeli memur­larıdır. Saat 10 da Fransız Başbakanı Re­ne Mayer de gelerek konferans masasın­da yerini almıştır. İlk görüşmelerinde u-mumî durum hakkında müzakerelerde bulunmuş olan Bakanlar bugün Balkan­lar ve Yakin-Doğu'da durumun tetkikine başlamaktadırlar.

 Paris:

Başveki'imiz Adnan Menderes ie Dışiş­leri Vekilimiz Prof. Fuat Köprülü'nün dün Paris Belediye binasını ziyaretlerine ait tafsilâtı ve teati olunan nutukların tam metnini aşağıda bildiriyoruz:

Başvekil Menderes'e Profesör Köprülü Belediye binasına gelişlerinde, Paris Be­lediye Meclisi reisi Moatti ile Belediye Meclisi azalan tarafından istikbal edil­mişler ve seâm resmini ifa eden büyük

üniformalı Cumhuriyet muhafız kıt'ası ef­radının arasından geçerek mermer sütun-lu muazzam şeref merdiveninden doğru­ca merasim sa'onuna çıkmışlardır. Bu­rada millî marşlar dinledikten sonra Be­lediye Meclisi Reisi Moatti, misafirlerine önce hoş geldiniz demiş ve müteakiben şu nutku irad .etmiştir:

«En mümtaz misafirlerini burada karşıla­makla şeref bulan Paris'in bu an'anesine uymak suretile bizleri ziyaretiniz, şahsen benim ve mesai arkadaşlarımın derin gurur hissetmemize yeni bir vesile teşkil ettiği için sizlere teşekkürlerimi arzede-rim., Paris'in zihayat timsali olan bu bina burada aynı yerde altı asırdanberi ayakta durmaktadır. Dünyanın en kud­retli hükümdarları, en şöhretli kuman­danları, sulhun en büyük sefirleri, ilmin en seçkin şahsiyetleri hep bu binada ka­bul edilmişlerdir. Bizim gururumuz işte bu noktada toplanmaktadır. Aynı za­manda, derin izler bırakan ihtilâl emir­leri buradan verilmiş ve Cumhuriyet ilâ­nı kararı bu binadan Fransa'ya yayıl­mıştır. Bunlardan da ne nisbette gurur duyduğumuzu takdir edersiniz. Binamız böylece en kıymetli ve silinmez hâtıra­ların muhafızlığı vazifesini görmektedir. Taşıdığı rönesans üslûbu, memleketleri­miz arasındaki dostluğun 1535 de muh­teşem Sü eyman'la Birinci Fransua zamanında başladığını gösteren en beliğ misaldir. Sizlerin bugün burada huzuru­nuzda, aramızdaki dostluğun, tarihin her devrinde sağlam kalmış olduğunun açık ve veciz şahitliğini yapamaktadır. Fakat mazinin bu suretle tek başına tahatturu fikirlerimizi tatmin edemez, iyi kullan­masını bildiğimiz v,e samimiyetle arzu ve tatbik ettiğimiz takdirde tıpkı modern Türkiye gibi, Fransa da, gerek bizlerin gerek gelecek nesillerin aynı emel ve ga­ye beraberliğinde devam etmelerinin, an­cak bugünün müşterek gayretile sağlam kalabilecek dostluğu devamlı olarak ile­ri götürmekle mümkün olabileceğini tamamile müdrik bulunmaktadır. Sizler, bütün dünyanın da hayranlıkla müşahe­de ettiği üzere yalnız bir nesil, süren kı­sa müddet zarfında, tarihin ender kay­dettiği millî kalkınmayı tahakkuk sahası­na isal eden tek memleketin evlâtlansr-nız. Mustafa Kemal Atatürk'ün ismi bizim için rönesansm, dehanın ve sarsıl­maz iradenin müteradifidir. Bizim gibi huzursuzluk içinde didinen dünya, sizin misalinize şahit olarak derin emniyetle nefes almaktadır. Bizlere verdiğiniz ör­nek metin ve iradeli şahsiyetler tarafın­dan sevk ve idare olunan bir milletin, temel faziletlerini muhafaza suretile ne­lere kadir olabileceğini göstermektedir.

Fransız milletinin minnettarlığına her bakımdan hak kazanaan Georges Bidault dün bizlere, memleketimizi kaplıyan dört yıllık karan'ık gecenin, vatanları­nın kurtulacağına iman eden insanları ümitsizliğe sürükleyemiyeceğini söylemiş­ti. Milletimizi ve memleketimizi, hükü­metiniz nezdinde temsil etmek şerefini bulan sefirimiz De Saint Hardouin    de

tıpkı Bidault gibi düşündüğünden dolayı­dır ki, matemli günlerimizde imanından tek zerre kaybetmemiştir. Burada ve hu­zurunuzda bu hasletleri taşıdığı için ken­disine teşekkürlerimi bildirmeğe müsaa­denizi, dilerim.»

Paris Belediye Meclisi _ Reisi bundan sonra. Tür san'at ihtişamı sergisini Pa­rislilerin yakından görebilmelerine, mü­saade etmiş bulunmaları itibarile Başve-kililmisle Dışişleri Vekilimize teşekkürle­rini tekrar ve sözlerine şöyle devam et­miştir :

«Paris halkının bu kıymetli sergiyi teha­lükle ziyaret etmeleri vatanınızı alâka­dar eden her şeye ne kadar bağlı bulun­duğunu gösterir. Paris Belediye Mecilsi bu temayülü müdrik bulunduğundan, pek yakında Paris caddelerinden   birine Ankara caddesi ismi verilmesi hususundaki teklifi memnuniyetle müzakere ve kabul edecektir.»

Moatti bundan sonra Başvekilimize hi­tapla şunları söylemiştir: «Ziyaretinizin hâtırası olarak takdim ettiğim madalya­yı lütfen kabul buyurmanızı rica ediyo­rum. Bu madalya tarih sırası gözetilmek­sizin, Paris şehrinin manevî dehasının safhalarım   temsil   eylemektedir.»

Belediye Meclisi Reisi müteakiben Dış­işleri Vekilimize hitap ederek hâtıra ol­mak üzere tevdi ettiği madalyanın, Pro­fesör Köprülü'nün tarih zevkini okşaya­cak unsurları ihtiva ey ediğini söylemiş ve «Takdir ve dostluk hislerimizin nişa­nesi olarak kabulünüzü rica ederim.» demiştir.

Belediye Meclisi Reisinin nutkuna cevap veren Başvekilimiz ezcümle şunları söy­lemi /ir:. «Kurulduğu ilk gündenberi miim taz şahsiyetlerin bu binada kabul edil­miş olduklarını demin söylediniz ve bu­nun bir an'ane olduğunu belirtiniz. Ben de, bu binayı, Fransa'mın gururla çarpan kalbi addederek muhabbetle selâmlıyo­rum. Beyanatınız sırasında muhteşem Süleyman'la Birinci Fransua'yı hatırlat­tınız. Filhakika bizler, daha 16 ncı asır­dan itibaren birbirimizi sevmeyi ve tak­dir etmeyi öğrendik ve o tarihtenberi aramızdaki dostluk asla sarsılmadı. Bu dostluk şimdi kemal devresine erişmiştir. Türk sanat ihtişamı sergisinin Paris'de gördüğü geniş alâka ve rağbetten de bah­settiniz. Şaheserlerimizi dünyanın en in­ce ruhlu ve en hassas milletine göster­mekte ne kadar haklı olduğumuz böylece sabit olmuş bulunuyor. Tarihî ve kıy­metli şehriniz caddelerinden birinin An­kara caddesi ismile anılacağını müjde­lediniz. Paris Fransa'nın kalbi ise, An­kara da Türkiye'nin kalbini teşkil et­mektedir. Bu nazikâne alâkadan dolayı fevkalâde mütehassis olduğumuza inan­manızı isterim.»

 Paris:

Başvekililmiz Adnan Menderes'le Dışiş­leri Vekilimiz Profesör Fuat Köprülü'nün Paris'de geçirdikleri dünkü ikinci gün, Operada şereflerine verilen temsil ile sona ermiştir.

Operadaki temsil, modern ses san'atının en muvaffakiyetli eserini teşkil eden ve sessiz ve sözlü sinemanın elli yıl içinde geçirdiği safhaları müzikal bir eser ha­linde seyretmek imkânını veren sahneler­den  ibaretti.

Bazvekilimiz Menderes ve Dışişleri Veki­limiz Prof. Köprülü refikaları ve maiyet-îerindeki zevat ile birlikte Operaya gel­mişler ve Cumhurreisi Vincent Auriol tarafından emirlerine tahsis olunan Cum-hurriyaseti locasında yerlerini almışlar­dır. Fransa Dışişleri Vekilinin zevcesi Ma­dam Bidault ve Dışişleri Vekâleti Müs­teşarı M. Maurice Schuman da kendile­rine refakat etmekte idi. Operanın mu­azzam salonu Paris'in diplomatik, siya­sî, sanat ve edebiyat âlemine mensup seçkin şahsiyetlerle hıncahınç dolmuştu. Kadınlar harikulade denebilecek tuvalet­ler giymişlerdi. Parlak üniformaların göz kamaştıran pırıltıları Opera salonuna büyük merasim gecelerinin debdebesini vermişti. Müzik, şan ve bale bizzat Serge Lifar tarafından idare edilmiş ve bale heyeti tam kadrosile sahnede bulunmuş­tur. Temsil büyük bir muvaffakiyetle oynanmış, sürekli ve hararetli alkış top-mıştır.

Başveki imiz ve Dışişleri Vekilimiz, salı günü  başladıkları  görüşmelere bugün  de

Fransa Hariciye konağında devam edecek­lerdir.

Paris:

Türkiye ile Fransa arasındaki siyasî gö­rüşmelerin bu sabah sona ermesini mü­teakip Fransa Dışişleri Vekili M. Georges Bidault, Dışişleri Vekilimiz Profesör Köp-rülü'ye Legion d'Honneur nişanının bü­yük salip rütbesini tevdi eyliyecektir.

Paris:

Türkiye ile Fransa arasındaki resmî gö­rüşmeler bugün mahallî saatle 12 de sona ermiştir,

Türkiye Başvekili Adnan Menderes'le Dışişleri Vekili Prof. Fuat Köprülü P* ris'deki ikametlerini, hususi mahiyette olarak 24 saat müddetle uzatacaklar ve cumartesi sabahı Ankara'ya gitmek üze­re Fransa'dan ayrılacaklardır.

Yeni Delhi:

Parlamento heyetimiz salı akşamı Delhi şehir kulübünde Delhililer tarafından şereflerine tertip edilen partide hazır bulunmuşlardır. Bu toplantıya kordiplo­matik, basın mensupları, Delhi eyaleti Başvekili ve yüksek şahsiyetler iştirak etmişlerdir.

Söz alan Eyalet Başvekili  Brahm Perkash, heyetimize hoş geldiniz demiş ve müteakiben, Avrupalıların hasta adam adını verdikleri Türkiyeyi Kemal Ata­türk'ün nasıl ayağa kaldırdığını ve bü­tün Türk inkılâplarının Hindistan tara­fından çok yakın bir alâka ile takip edildiğini belirttikten sonra ezcümle şun­ları söylemiştir:

«Biz de istiklâl savaşımızda Türk inkı­lâplarını Örnek aldık. Bunun içindir ki Hindistan da yeni devletinin, teme Ierinİ asırdide Türk demokrasisinin esaslarına ve vatandaşların eşitliğine istiant ettir­di.»

Delhi Eyalet Başvekili, Türkiyenin Av­rupa politikasındaki ehemmiyei İle Hin-

distanın Asya politikasındaki rolünü ifa­de ederek, her iki memleketin kilit mev­kiler işgal ettiğini, harpten usanmış mil­letlerin Türkiye ve Hindistanın sulh yo­lundaki gayretlerinden istifade edebile­ceklerini belirterek sözlerine son vermiş­tir.

Heyet reisi Halûk Şaman, eyalet Başve­kiline kısa bir hitabe ile mukabelede bu­lunmuş ve her iki memleket arasındaki dostane ve kardeşçe bağları belirterek, gösterilen hüsnü kabule teşekkür etmiş­tir.

Yeni Delhi:

Heyetimiz, salı akşamı, kendilerine tah­sis edilen hususî vagonlarla Nangara ha­reket etmiştir. Çarşamba sabahı orada merasimle karşılanan heyetimiz muaz­zam barajı, santralı ve tesisleri gezdik­ten sonra gene aynı hususi trenle ftu sa­bah Delhi'ye avdet etmiştir.

Yolda, İhtisaslarını soran Pencap basını­na, Halûk Şaman gördükleri bu eserler­den fevkalâde memnuniyet duyduklarını, Türk milletinin çok yakın bir zamanda büyük Ölçüde bir kalkınma hamlesini ta­hakkuk ettireceğini ve Türkiyenin bun­dan büyük sevinç duyduğunu bildirmiştir.

Yeni Delhi:

Par;âmento heyetimiz bu sabah Delhide-ki Sigh cemiyeti tarafından merasimle kabul edilmiştir. Heyetimiz cemaat mer­kezine geliş ve gidişinde çok samimî bir

şekilde ağırlanmıştır.

Daha sonra heyetimiz Hindistan parla­mentosu millî kalkınma plânlarını tan­zim komitesi Üyeleri ile görüşmüştür. Ko­mite reis vekili ile Maliye Vekili beş yıllık plân hakkında heyetimize etraflıca izahat vermişlerdir.

 Yeni Delhi:

Parlamento heyetimiz bugün saat 11 de parlamentoda Hindistan Çumhurreisi Vekiil Sir Radha Krishnaan'ın hazır bu­lunduğu bir toplantıda parlamento Üyele­ri ile bir görüşme yapmıştır.

Bu münasebetle konuşan Reisicumhur Muavini Radha Krishnaan:

«Muhterem Türk parlamento heyetini se­lâmlamakla şeref duyuyorum.» dedikten sonra Hindistanın Mustafa Kemal Ata­türk'ün kurmuş olduğu cumhuriyet devrindenberi, demokratik bir devlet haline gelmek hususunda Türk halkının göster­diği gayret ve teşebbüslerini büyük bir alâka ve sempati ile takip ettiğini belir­terek: «Kanaatimce demokrasi, insanın kendi kendisine sadakati demektir. Bunu gayet dikkatle muhafaza gerekir, aksi halde kolayca elden gidebilir. Türkiye de bu İdeali muhafazaya çalışmaktadır.» de­miş ve sözü Halûk Şaman'a bırakmıştır. Halûk Şaman İngilizce verdiği nutukta, birkaç gündenberi Hindistanda muhab­bet ve dostluk havası içinde bulundukla­rını söyliyerek demiştir ki:

«Türkçede bir darbımesel vardır: İyi dost kara gün içindir, derler. Hindistandaki kardeşlerimizin istiklâl savaşımızın en kara günleri sırasında bize karşı göster­dikleri büyük alâkayı halkımız muhabbet ve müşterek emellerimizin bir delili ve ni­şanesi olarak daima hatırlayacaktır.»

Bundan sonra, Hindistanın istiklâl mü­cadelesine Türkiyenin yakın bir alâka gösterdiğini, Hindistanda Atatürk nasıl anılıyorsa, Gandhi'nin de Türkiye'de ay­nı şekilde bilindiğini belirten Halûk Şa­man sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Her iki memleketi meşgul eden mesele­lerde büyük benzerlikler mevcuttur. Bü­yük kalkınma hamlelerinde göstermekte olduğunuz gayretleri yakından görmekle çok memnunuz. Bu yoldaki gayretlerin­de Hindistanın muvaffak olmasını candan temenni ederiz. Size buradan hitap et­mek fırsatını verdiğinizden dolayı pek. müteşekkirim ve bunu haytımm en mes­ut bir hâdisesi telâkki ediyorum. Bize karşı her yerde gösterilen çok yakın ve sıcak hüsnü Kabulden dolayı, kendim ve parlamento heyeti adına bilhassa teşek­kürlerimizi bildiririm.»

Talebe Birliği lokalinde heyet şerefine 1500 kişilik bir ziyafet verilmiştir.

Ziyafette Ailgarh üniversitesi Rektör Muavini, profesörler, talebeler ve seçkin bir davetli kütlesi hazır bulunmuştur. Üniversitenin avlusunda açıkhavada ku­rulmuş olan muazzam sofralarda samimî hasbıhallerle devam eden yemekten son­ra Talebe Birliği başkanı mikrofona ge­lerek gayet veciz bir hitabede bulunmuş, heyetimizin Aligarh Müslüman üniversi­tesini ziyaret etmek suretile kendilerini fevkalâde minettar bıraktıklarını, Hindis­tan gençliğinin Türk inkılâplarına yakın­dan vâkıf bulunduğunu, Mustafa Kemal Atatürk isminin Hint gençliğinin kalbin­de daima yaşadığını, Hindistan'ın Türk istiklâl mücadelesile yakın alâkasını is-bat için bir sıhhiye heyetini vaktile Tür-kiyeye göndermiş bulunduğunu, Türk is­tiklâl mücadelesile, inkılâplarının Hin­distan'a rehber olduğunu söyledikten son­ra Hindistan gençliğinin selâmlarını ve sevgilerini Türk gençliğine iblâğ etmesini heyet reisinden rica etmiştir. Talebe Bir­liği başkanı, Halûk Şaman'ı mikrofona davet ederek sözlerine son vermiştir. Kalûk Şaman kısa ve veciz bir hitabe ile Aligarh Üniversitesi gençliğinin bu çok candan kabulüne teşekkür ettikten sonra Hindistan'ın istikbalinin Hint gençliği gibi dinamik ve açık fikirli elemanların elinde bulunmasından Türkye'nin de bü­yük bir memnunluk duyduğunu, gençlerin istikbalde vazife ve mes'u iyet mevkiine geldikleri zaman memleketi çok daha ile­ri götüreceklerinden emin bulunduğunu söylemiş ve Hint gençliğine Türk gençli­ğinin selâmlarım bildirmiştir. Halûk Şaman'm hitabesi hazır bulunan­ların alkışlarile karşılanmış. Talebe Bir­liği reisi kendisinden talebelere mükâfat­larının tevziini rica etmiştir.

Halûk Şaman ikinci defa olarak Hintli talebelerin mükâfatlarını tevzi etmiştir. Heyetimiz alkışlar arasında    toplantıdan

ayrılmıştır.

- Yeni Delhi:

Heyetimiz bu sabah Aligarh "Üniversitesi basma ve yazma eserleri müzesile, Gandi göz hastahanesini ziyaret etmiştir.,

Heyetimiz saat 10.30 da kendilerine tah­sis edilen hususî vagonlarla Yeni Delhi-ye hareket etmiştir. Hareketten önce Ali­garh Üniversitesi Rektör Muavini Profe­sör Zakir Hüseyin şunları söylemiştir: «Bu ziyaret suretüe bizleri ne derece mütehassis ettiğinizi kelimelerle ifadeden âcizim. Aligarh Müslüman Üniversitesi uzun münakaşalardan sonra kurulmuş ve hiç bir din, dil ve ırk farkı gözetme­den herkese açık bulunmaktadır. Dâva­mız bir müslümanlık dâvası değil bir Hindistan davasıdır. Hindistan ile Pa­kistan'ın ayrılmış olduğu artık gizlenmi-yecek bir hakikattir. Pakistan'ın müref­feh ve kalkınmış görmek bizleri son de­rece memnun eder. Sanırım ki, Türkiye bu yoldaki fikirlerimizi anlayacaktır. Ga­yemiz herkesin sulh ve sükûn içinde ya­şamasıdır. Aligarh'dan ayrıldığınız şu sırada en derin sevgi ve saygılarımızı Türk gençliğine iblâğ etmenizi bilhassa rica ederim.»

Heyetimiz istasyonda toplanan üniversite gençliğinin  coşkun  tezahürleri   arasında

Aligarh'dan   ayrılmıştır.

Heyetimiz bu akşam saat 20 de hususî bir trenle Dehraduna hareket etmiştir. Heyetimiz burada askerî koleji gezecek, Mussorie sağlık merkezini ve Millî Sa­vunma Akademisini ziyaret edecektir. Heyet salı günü Delhi yolu ile Agraya gi­decektir.

17 Mart 1953

 Ankara:

Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Vekili Kastamonu me­busu Şükrü Kerimzade başkanlığında İn giltere'ye gitmiş bulunan heyetin bir kı­sım âzası memlekete dönmüşlerdir.

Heyet Reisi Kerimzade «Türkiye İktisat gazetesi» ne aşağıdaki beyanatı vermiş­tir:

«Heyetimizin resmi sıfat ve mahiyeti olmadığı ha de İngiltere'de fevkalâde hüsnü kabul gördük. Orada bellibaşlı ihraç mallarımızın 50 milyonu müteca­viz bu geniş istihlâk pazarına nasıl arzedilmesi lâzım geldiğini etüd etmek im­kânını bulduk. Tanmadıklarmı veya yan lış mukayeselendirdiklerini üzülerek gör­düğümüz bâzı mühim mallarımız hakkın da da alâkadarları tenvir ettik. Pakı bir de derhal netice almak İstediğimiz hususlar ve teşebbüsler vardı ki bunda maalesef gördüğümüz hüsnü kabul merte besinde  fiiliyatla karşılaşamadık. İngiltere harbin bidayetin denberi bilhas­sa bizi alâkadar eden ekser gıda maddeleri bir elden mubayaa, ithal ve- tevzi etmiştir. Bilâhare  bunlardan bazılarını serbest bırakmışlar ve bâzılarım da bı­rakmak vaziyetinde iseler de fiilen şim dilik aynı sistem caridir. Bu seyahati ken düeri teşvik ettikleri halde ekseri teklif­lerimiz ya fazla stok altında bulunduk­larından veya yakında bahis konusu mad deyi serbest bırakacaklarından daha fazla stok İtina girmek istemediklerniden red­de uğramıştır.

İngiltere ile ticaret muvazenemizin aleyhimize büyük fark arzettiğini, bunun telâfisi ve mübadelenin ahenkli bir şe­kilde cereyanı için İngiltere'nin bizden daha ziyade mal alması lüzum ve zaru­reti içindeyiz.

Bu hususta tek taraflı düşünmediğimizi ve İngiliz sınaî mamûlâtı bir kere piyasa mızı kaybeden ve yerini kendini beğen­diren başka memleketler mamulâtına ter-kederse bir daha İngiliz mamulâtmın pi­yasamıza avdetinin güç ve çok külfet­li olacağını anlatmaya çalıştık.»

19 Mart 1953

Teni Delhi:

Anadolu Ajansı hususî muhabiri Nail Mutlugil  bildiriyor:

Salı sabahı Dehra Dun'dan Delhi'ye ge­len heyetimiz bir müddet İstirahatten sonra otomobillerle doğru Agra'ya hare­ket etmiştir. Delhi'den takriben iki yüz kilometre mesafede bulunan tarihî Agra'­ya öğleyin varan heyetimiz burada mahal lî makamlar tarafından karşılanmış ve ikmetlerine tahsis edilen otele giderek ye mek yemiştir. Heyetimiz Öğleden sonra Tac Mahali gezmiş ve oradan ayrıldıktan sonra şehirden elli kilometre mesafede bulunan Ekber Şahın'ın Gucrat zaferi şerefine tesis ettiği Patepur Sikri denilen tarihî bir şehrin harabelerini ziyaret et­miştir. Heyetimiz geceyi Agra'da geçirmiş.

Agra Yakası Kaymakamı heyetimiz şe­refine bir ziyafet vermiştir.

Teni Delhi

Heyetimiz :, bu sabah kendilerine tahsis edilen hususî bir uçakla Agra'dan Kal-küta'ya gelmiş ve hava meydanında ma­halli makamlar tarafından karşılanarak Great eastern oteline misafir edilmişler­dir. Burada kendisi ile görüşen muhabir lere heyet Reisi Halûk Şaman ezcümle şunları söylemiştir:

«Hindistan'a geldiğimiz gündenberi edin­diğimiz intibaı şöyle hülâsa edebilirim: Hindistan an'anevî itikadlannı yıkarak büyük bir kalkınma hamlesine girmiştir. Türkiye'nin yıllarca evvel tesis etmiş ol­duğu lâiklik sisteminin Hindistan'da da yer aldığını görmekten pek bahtiyarız.» bu mevzuu çok daha evvel hallettik.

Türk köylüsünün vaziyeti ile Hind köylüsü nün arasındaki fark hakkında sorulan suale Halûk Şaman şöyle cevap vermiş­tir:

«Türk köylüsünün durumu Hindistan köy lüsünün durumundan daha iyidir. Biz bu mevzuu çok daha evvel hallettik.»

Halûk Şaman her iki memleket arasında mevcut münasebetlerin istikbalde daha sıkılaşacağı temennisi ile beyanatına son vermiştir.

Heyetimiz öğleden sonra Batı Bengal par lâmentosunun bir oturumunda hazır bu­lunmuş müteakiben Batı Bengal teşrii meclis reisi ile teşrii konsey başkanının verdikleri çayda hazır bulunmuştur. He­yetimiz Batı Bengal parlâmentosu Üye­leri ile tanışmışlar ve karşılıklı hasbihal-lerde bulunmuşlardır.

Gece Hindistan Orta - Doğu birliği he­yetimiz şerefine bir ziyafet vermiştir.

 Yeni Delhi:

«Hindistan Times» gazetesi, 12 Mart gü­nü, «Türkiye ve Hindistan» başlığı altın­da aşağıdaki makaleyi neşretmiştir:

«Türk parlâmento heyetine karşı Delhi halkının gösterdiği hararetli kabul, iki memleket arasında daima mevcut o" an sa mimi münasebetleri hatırlatmaktadır. Türkiye İle Hindistan'ı birbirine yaklaş­tıran dostane bağlar Hindistan'ın istiklâ­li için savaştığı yıllarda kendisine bir destek ve teşvik menbaı olmuştur. îkf' memleket arasında daha sıkı bir dostlu­ğun kurulması hususunda. izhar olunan ve her gün biraz daha gelişen bir arzu ile, daha iyi bir anlaşma ve yakın şahsî temaslar elde etme bakımından bu çeşit heyetlerin teatisi yolunda fırsatlar yara­tılmağa çalışılmıştır.

Bir müddet evvel, Türk basınına mensup bir heyet memleketimizi ziyaret etmiş ve giderken bizde çok kıymetli hatıralar bırakmıştır. Türk milletinin güzide tem­silci azalarından teşekkül etmiş bulunan bu parlâmento heyetinin ziyareti de şüp­he yok ki, zaten mevcut olan dostluk bağlarının daha çok kuvvetlenmesine im­kân verecektir.

Heyetin gelişi ayrıca, çok uygun bir za­mana da rastlamıştır. Zira hâlen parlâ­mentomuzda, bütçe meselesi, beş yıllık çalışma pîânı ve bu plânın tatbiki ile il­gili daha birçok meseleler müzakere olun maktadır.

Türk heyetini kabulü esnasında Delhi Başbakanının da belirttiği gibi, iki mem­leket tarafından benimsenmiş oîan si­yasî gayeler arasında olduğu kadar, ikti­sadî sahada ve daha birçok diğer sabalar da da çok büyük bir benzeyiş göze çarp­maktadır.

İki memleket arasında böyle parlâmento veya başka çeşit heyetlerin temasına de­vam olunması, karşılklı dostluğu kuvvet­lendireceği gibi daha başka birçok mese­leler üzerinde de anlaşmaya varılmasını mümkün kılacaktır.

Türk parlâmento heyeti burada bulun­duğu müddetçe, ya nız, memleketteki ekonomik ve sosyal kalkınmayı, millî hamleler sayesinde girişilen işleri ve elde edilen gelişmeelri görmekle ka'mi-yacak, aynı zamanda, Hindistan halkı­nın Türkiye ve Türk halkına karşı bes­lemekte olduğu samimî hislere ve dos­tane alâkaya da yakından şahit olacak­tır.»

 Paris:

Paris'ten ayrılmadan önce Türkiye Baş­vekili Adnan Menderes, «Le Monde» gaze-zetesi muhabirine bir beyanat    vermiştir.

Gazetenin bugün yayınladığı beyanatta, Menderes kominform memleketlerinin hareket ve hazırlıklarının topyekûn bir mahiyet arzettiği ve böyle bir duruma karşı koymak için NATO memleketleri­nin de mensup oldukları müşterek ca­mia menfaatlerini özel mülâhazaların üs­tünde tutarak, aynı biriik, aynı disiplin, aynı dayanışma ve sistematik bir şekilde hareket etmek mecburiyetinde bulunduk­ları kanaatini izhar etmiş ve demiştir ki: ((Hazırlıklarımızı tamamlamak için vakit azdır. Programlarımızı uzun senelere dayanarak ve vakit bakımından tahdit edilmediğimiz, kanaatiyle hazırlarsak, ga fil avlanacağımız muhakkaktır. Bizi teh­dit eden tehlike yok olma tehlikesidir. Binaenaleyh, müştereken ve fert olarak müdafa tedbirlerimizi tahakkuk ettirmek için, mümkün olduğu kadar fedakârlığa katlanmak mecburiyetindeyiz.  Türkiye  Yakın Doğu müdafaa teşkilâtına büyük bir ehemmiyet atfetmketedir. Bu teşkilât güvenliğini doğrudan doğruya alâkadar ettiği için, tahakukuna yılmadan çalış­maktadır. Ortadoğu'daki memleketlerin hayati menfaatleri de aynı şekilde hare­ket etmelerini âmirdir.

Diğer taraftan Orta - Dogu'da güvenliğin muhafazasında menfaatleri olan ve buna müessir bir şekilde yardım etmek duru­munda bulunan devletlerin, bu teşkilâta dahi lolmaları zarurî ve tabiîdir.»

Adnan eMnderes, Fransa ile Türkiye ara­sındaki işbirliğinin, sadece iki memleket için değil, aynı zamanda bütün hür mil­letler camiası için de büyük faydası ol­duğu kanaatini teyit ederek sözlerine son vermiştir.

20 Mart 1953

Belgrad:

Türkiye'nin eîetriklenmesi projeleri mev­zuunda mukaveleler imzalamak üzere Türk iktisatçılarından mürekkep bir he­yet Belgrad'a gelmiş bulunmaktadır. He­yet Yugoslavyada 15 gün kalacak ve bu müddet zarfında Yugoslav elektrik fabri­kalarını ve tesislerini gezerek gereken tet­kikleri yapacaktır.

Kalküta:

Anadolu Ajansı muhabiri Nail Mutlugil bildiriyor:

Heyetimiz bu sabah Kalküta civarında Budge Budge denilen mahaldeki Birla Jut fabrikası ile işçi kolonisini ziyaret et­miş oradan Bianagara giderek Bata kun­dura fabrikasının tesislerini gezmiştir. Heyetimiz müteakiben Kalküta'ya dön­müş Öğle yemeğini hususî surette yedik­ten sonra devlet güzel sanat" ar akade­misini, elişleri enstitüsünü ve Hindistan müzesini gezmiştir.

Hindli sanatkârlar, heyet arasında güzel sanatlar ve eski eserlerle yakından alâr-

kalanan İstanbul mebusu Salih Fuat Ke­çeciye büyük yakınlık göstermişler ve ken dişi ile hasbıhalde bulunmuşlardır.

Heyetimiz bu akşam Kalküta Belediye Reisi tarafından kabul edilmiş ve Bele­diye Reisi tarafından kabul edilmiş ve Belediye Başkanı kendilerini çaya alıkoy­muştur.

Bu kabulde Kalküta Belediye Meclisi üyeleri de hazır bulunmuş ve heyetimiz men­supları ile hasbıhaller cereyan etmiştir.

Heyetimiz 18.30 da Batı Bengal hükümeti Başvekili tarafından şereflerine tertip edilen resmî kabulde hazır bulunmuşlar­dır. Batı Bengal hükümet erkânı ile yük­sek şahsiyetlerin hazır bulunduğu bu ka­bulde heyetimiz mensupları ile karşılıklı görüş teatilerinde bulunulmuştur.

Hindistan Başvekili Pandit Nehru'unun çok nazik davetleri    üzerine    heyetimizin

Hindistan'daki ikameti birhafta uzatılmıştır.Bu hususta programda gerekli de­ğişiklik yapılmıştır.

Heyetimiz beş Nisanda Türkiye'ye müte­veccihen  Hindistan   ayrılmış  olacaktır.

Birleşmiş  Milletler:

Siyasî komisyonun bugünkü toplantısının başında komisyon başkanı arols Muniz, komisyonun, bazı bölgeleri zelzeleden ha­sar görmüş olan Türkiye'ye sempatilerini ifade etmiştir.

Kalküta:

Hindistan'ı ziyaret etmekte olan Türk Parlâmento heyetinin Kalküta'ya gelme­si şerfeine verilen çayda konuşan Batı Bengal teşriî konsey reisi Dr. Suniti Çhat-

tarjee, aŞrk memleketlerinin dünya ve Asya sulhunu korumak için elele yürü­melerinin ehemmiyetine  işaret     ettikten

sonra, eskidenberi Türkiye ve Hindistan arasında süregelen dostluktan ve kendi­sinin Türkiye'yi ziyaretinde gösterilen hüs nütcabulden bahsetmiştir.

Gece Hindistan Orta - Doğu Birilği tara­fından şereflerine verilen ziyafette heyet reisi Halûk Şaman, Hindistan'ın lâikliği kabul etmesinden büyük bir memnuniyet

duyduklarını ve Hindlüer Türk liderleri­ni ne kadar iyi tanıdıklarını belirtmiş ve Şarkluar birbirlerini tanımak için çok konuşmaya ihtiyaç duymazlar demiş­tir.

22 Mart 1953

 İstanbul:

Etibank Umum Müdürü Çemü Gökçen, Bayındırlık Vekâleti Demir Yolları ve li­manlan inşaat dairesi reis muavini Rıza Berker, Kara Yolan Umum Müdür Muavini Orhan Mersinli ve Bayındırlık Vekâleti Su işleri reisi Hikmet    Turattan

müteşekkil bir heyetimiz Amsterdam da yapılacak konferansa iştirâK etmek ve tetkiklerde bulunmak üzere bugün sa­at 12 de bir Hollanda uçağı ile şehrimiz­den ayrılmışlardır.

25 Mart 1953

Haydarabat:

Türk Parlâmento heyeti dün Haydarabat ve Sekunderabat belediye dairelerini zi­yaret etmiştir.

Bu ziyaret dolayısiyle Türk parlâmento heyeti mensuplarına hitaben Belediye Reisi   şunları  söylemiştir:

«Modern ve daima ileriye doğru hamleler yapmakta olan şarkı, demokratik fikirle­riniz v,e parlamenter müesseselerinizle temsil etmektesiniz. İlk defa memleketimi­zi ziyaret etmenize rağmen bize hiç ya­bancı gelmiyorsunuz. Sizi ve vatandaşla­rınızı dost biliyoruz ve Hindistan için de sizlerin aynı şekilde düşündüğünüzden e-miniz. Ziyaretinizin iki memleket arasın­daki kültürel bağlan daha sağlamlaştıra­cağına inanıyoruz. Bu iki büyük memle­ketin biribirini daha iyi anlaması ve iş­birliğini kuvvet'endirmesi, dünya sulhuna yardım edecektir.»

Daha sonra, Türk parlâmento heyeti baş­kanı kısa bir konuşma yaparak kendile­rine Hindistan halkı tarafından gösteri­len misafirperverliği övmüş ve şöyle de­vam, etmiştir:

«Aramızdaki büyük mesafeye rağmen, şu tarihî bir hakikattir ki, Türkiye ile Hin­distan arasında manevî bîr bağ mev­cuttur.»

Hatip, iki memleket arasındaki bağın is­tikbalde daha da kuvvetleneceği temenni­si ile sözlerine son vermiştir.

Parlâmento heyeti, dün Osmaniye Univer sitesini ve bazı mahallî endüstri merkez­lerini ziyaret etmiştir.

Mebuslarımız, bugün Bombay'a hareket etmişlerdir.

29 Mart 1953

Bombay:

Parlâmento heyetimiz dün sabah emirle­rine tahsis edilen iki motorbotla Bom­bay'dan bir saat mesafedeki bir adada bulunan Elefanta mağaralarını gezmiştir.

Londra görüşmelerinden, insan güvenliği için yeni bir âmil teşkil edep Üçlü Pakt etrafındaki müzakereleri muvaffakiyetle neticelendirmek yolunda isabetli görüşlerinizden sonra, sizler ve bizler, yılmadan ve usan­madan ayni gaye ve hedefi takibe devam edeceğiz. Medeniyetlerimizi muhafaaayı en mukaddes vazifemiz olarak yerine getireceğiz. Ticaret anlaşmamız, kültür anlaşmamız, içten ve kalpten gelmek suretiyle daha eski yıllarda şuur ve mantığın ayrılmaz icabiyle aramızda tesanüdü sağ-hyan ittifak muahedesini bir kat daha perçinlemiştir. Memleketlerimizin hudutlarını ayıran Akdeniz, mületlerimizi birleştirmiştir. Tarihin en uzak devirlerinden beri bu denizin kıyılarında esen rüzgârlar, beşeriyetin ilk büyük ümitlerine beşik olmuştur. Tarih, iki milletimizin tefekkür ha-muleleriyle doludur ve şimdi de müşterek idealin hizmetinde bulunmak yolunda verdiğimiz karam şahid olmaktadır.»

Fransa Dışişleri Vekilinin nutkuna cevap veren Başvekilimiz Adnan Menderes şunları söylemiştir:

«Memleketlerimiz arasındaki dostluğu hatırlatan güzel sözlerinizi he­yecanla dinledim. Türkiye'nin Fransız dostluğuna atfettiği ehemmiyeti ve Fransanın, istikbaline emniyet ve itimadla baktığını belirtmek nıaksadiy-îe, memleketinizin geçirdiği kara günleri ve elemli tecrübeleri veciz bir tarzda tekrarladınız. Müsaade ediniz de size bu husustaki düşüncemi ifade edeyim. FjJfmsa, kendisin gösterdiğimiz emniyet ve dostluktan dolayı Türkiyeye teşekkür borçlu değildir. Olsa olsa Fransa gibi bir memleketin, kaderin kendisine tevdi ettiği vazifeyi ifadan asla kaçına-mıyacağım ve dünya siyasetinde münhasif kalmasına imkân bulunmadı­ğını düşündüğünden dolayı Türkiye tebrike şayan bulunabilir. Memle­ketimin, bu teşhisinde hata etmediğini müşahadeüe bahtiyarım. Fran­sa şimdi de, medenî dünya mukadderatının arzu ettiği üzere lâyık ol­duğu mevkii işgal etmektedir. Fransa'nın dünya siyaseti muvacehesin­deki büyük ehemmiyeti ancak yüklendiği mesuliyetlerin geniş şümulü ile ölçülebilir ki, bu da, memleketimizin,    gururunun fidyei    necatıdır. Fransa, tarihin kendisine tevdi ettiği vazifeyi başarabilecek takat ve kabiliyettedir. Memleketim, hatâ etmediğinden peşinen emin olarak, Fransa'ya inanmakta daima devam edecektir. Şahsım hakkında demin andınız. Benim gibi, teamül ve usulden ziyade kanaatle ceıap vermek zorunda kalan insanın, her sahada olduğu gibi zarafet ve cemilekârhk sahasında da size muhatap olmasındaki güçlük burada da kendini gös­teriyor. Bundan dolayıdır ki, daha ilk günden beri Profesör Köprülü iie birlikte sizinle şahsî temaslarımın mahsulü olan düşüncelerimi söy­lemekte, hayranlığımı ifadede müşkülâta uğruyorum. Paris ziyaretimiz, sizin siyıasî faaliyetlerinizi takip ederken hakkınızda edindiğim intibala-nmı bir kat daha teyid etmiş ve kuvetlendirmiştir. Mümtaz Başvekiliniz M. Rene Mayer ile memleketimizde kendimizden saydığımız büyükelçiniz M. Tarbe de Saint Hardouin'i sena için kelime bulmakta zorluk çekiyo­rum.

Hakikî dostlar arasındaki temasların mümeyyiz vasfı olan iyi niyet ve anlayış havasiyle sarıldığımız ve tamamiyle Fransızlara has bir misafir­perverlikle karşılandığımız Fransa'da, Profesör Köprülü ile birlikte bulunmaktan son derece bahtiyarlık duymaktayız. Az evvel tam hakikatin ifadesi olarak belirttiğiniz gibi fikir ve mantık münasebetlerinde ciddî dostluklara hayatiyet ve hararet veren rabıtalarımız, hepimizi aynı nis-bette tehdit eden büyük tehlikeye maruz hür memleketlerin mütesanid olmalarını lüzumlu gösteren güç devrede her zamandan daha fazla tak­viye edilmek ihtiyaç.]ndadır. Memleketlerimizin güvenliğini sağlamak ve bizlerden asla ayrı olmayan hür dünyanın güvenliğini temin etmek gibi muzaaf bir mesuliyet taşıyoruz. Bu hal hakikî dostluğun mahsulü olan iyi niyetlerin ve samimî bir şuurun yardımıyla yalnız akü ve mantık icaplarını kullanarak mütekabil münasebetlerimizde ve milletlerarası hareketlerimizde geniş görüşlülüğü ve devamlı fikri takibi mutlak su­rette zarurî kılmaktadır.

Kaderin, önce 1939 üçlü muahedesiyle ve daha sonra muasır tarihin en­der kaydettiği tesanüd ve karşılıklı yardımlaşma teşkilâtı içinde Fransa ile Türkiye'yi birleştirmesi sebepsiz olmamıştır. Bu itibarla memleket­lerimiz arasındaki işbirliğinin inkişaf edememesi gibi bir düşünceye yer verilemez. Burada kaldığımız müddetçe devam edecek olan görüşlerimi­zin, mütekabil menfaatlerimiz bakımından olduğu kadar umumî sulh için de ölçülü bir işbirliği yolundaki mesaimiz itibariyle bizi çok aydınlatıcı olacağına eminim.

Bu kanaatladir ki, kadehimi mümtaz Cumhur reisiniz ve Madam Vincent Auriol, değerli Başvekiliniz ve Madam Rene Mayer ve şashınızla muhte­rem refikanızın sıhhatine kaldırıyor ve memleketlerimiz arasındaki dost­lukla Fransa'nın saadeti şerefine içiyorum.».

Adnan Menderes'in Basm Konferansı

13 Mart 1953

Paris:

France Presse Ajansı bildiriyor:

Başvekil Adnan Menderes bu akşam Türkiye Büyükelçiliğinde yaptığa Basın Konferansında şunları söylemiştir:

Rene Mayer ve Georges Bidaıüt ile yaptığımız müzakerelerin Türk -Fransız münasebetleri üzerinde fevkalâde tesirleri olduğu ve bunun da faydalı neticeler vereceği kanaatiyle ayrılıyoruz.

Fransız - Türk görüşmelerine dair tebliğin okunmasından sonra, Baş­vekil Adnan Menderes, Gazetecilerin suallerine verdiği cevapta, Türkiye-Yunanistan ve Yugoslavya arasında aktedilen Balkan Paktı askerî mad­deler ihtiva etmiyorsa, bunun, Türkiye ve Yunanistan'ın Nato Teşkilâtı içinde girişmiş oldukları taahhütlerden ileri geldiğini söylemiş ve de­miştir ki:

Bu Pakt Atlantik ittifakına üye devletlerin bu teşkilâta dahil olmayan başka bir memleketle akdettikleri ilk antlaşmadır. Binaeıraleyh bu key­fiyet, Nato prensiplerine göre ve üyelerle anlaşarak gelecekte halledil­mesi gereken meseleler ortaya çıkarmaktadır.

Arap memleketlerinin iştirakiyle Yakın - Doğu müdafaası hakında Ad­nan Menderes şöyle demişti:

«Türkiye bu meseleye büyük bir ehemmiyet atfetmektedir. Bununla be­raber memleketimin bu hususta henüz kesin bir başarısı yoktur.»

Atlantik camiası, üye devletlerde birbirlerine bağlılık hissini ve müştereken bağlı bulundukları bir cemiyetin umdelerinin teyidi ile müttehit bulundukları kamatini kuvvetlendirmeğe geniş mikyasta yar­dım etmiştir.

Hiçbir menfaat veya siyasî ideal ayrılığının nakzetmediği bu dayanışma zihniyeti içinde vekiller her iki memleketin hareket tarzını incelemişler ve Atlantik camiası ile iki devletin iştirak ettiği muhtelif Avrupa te­şekkülleri dahilinde işbirliklerini ne şekilde teyit edeceklerini müzakere etmişlerdir.

Vekiller bundan başka, geçenlerde Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanan antlaşmaya hususî bir alâka göstermişler ve bu antlaşmanın Akdeniz havzası güvenliğini artırması ve diğer mületlere iştirak imkânı sağlaması bakımından memnuniyetlerini izhor etmişlerdir.

Yakın Doğu hâdiselerine temas eden vekiller dünyanın bu bölgesinde is­tikrar ve güvenliğin müşterek bir mesele ve anlaşma siyasetlerinin baş­lıca gayelerinden biri haline geldiğini idrâk etmişlerdir.

Ayrılacakları sırada vekiller, her iki memleket arasında hareket tarzı birliğini muhafaza için muntazam fasılalalarla istişarede bulunmayı ka­rarlaştırmışlardır.

Türkiye Başvekili ile Dışişleri Vekili, Fransız Başvekiliyle Dışişleri Veki­lini Türk hükümeti adına Ankara'ya davet etmişlerdir.

Başvekil Rene Mayer ile Dışişleri Vekili Georges Bidault bu daveti mem­nuniyetle kabul etmişlerdir. Türkiyeye ziyaretleri Mayıs ayı içinde vuku bulacaktır.image002.gif Newyork (Birleşmiş Milletler): Birleşmiş Milletlerde Milliyetçi Çin he­yeti reisi Dr, Ting Bu Tsiang, bugün verdiği beyanatta, Komünist Çinin Stali-ni sayılan lideri Mao Tse Tung'un sıhha­ti iyi değildir, demiştir.

Müşahitler komünist Çin liderinin ölümü halinde yerine Liu Shao Çhi'nin gelece­ği kanaatindedirler.

6 Mart 1953

Newyork (Birleşmiş Milletler):

Bugün Genel Kurul Siyasî Komisyonunda Kore müzakerelerine başlamadan önce Stalin'in hatırasına kısa bir merasim ya­pılmıştır. Mahallî saatle 10.20 de Dış­işleri Vekili Vişinski daimî delege Zorine ve Washington'daki Sovyet Büyük El­çisi Zarubin ile birlikte siyahlar giymiş olarak komisyon salonunun yanındaki odaya gelmişler ve toplantının açılmasını beklemişlerdir.

Saat 10.30 da Vişinski toplantı salonuna gelmiş, yerine oturmuş ve bütün delege­ler tâziyette bulunmak üzere önünden geçmişlerdir. Polonya, Beyaz Rusya ve Ukrayna önde daha sonra Fransanın Bir­leşmiş Milletlerdeki daimî delegesi Henry Hoppenot, İngiltere temsilci yardımcısı Çrostwaite, Batı Avrupa delegeleri, Yu­nanistan, Arap ve Asya memleketleri ve Lâtin Amerika heyeti başkanları takip etmiştir.

Amerikan heyetinin çekimserliği barizdi. Amerikan delegesi bulunmuyordu. Yar­dımcısı da Vişinski'nin yanından geçerek yakınında oturmuş fakat tâziyetlerini bil­dirmek için önünde durmamıştır.

Rusya tarafından tanınmayan genel sek­reter Trygve Lie toplantının başlangıcın­da gelmiş fakat Vişinski'ye yaklaşma­mıştır. İsrail, Milliyetçi Çin ve Güney Kore müşahidi de keza.

Toplantı başlar başlamaz komisyon başkanı Çarlos Muniz Stalin'in hatırası­na bir dakika sükût edilmesini istemiş ve bütün delegeler ayakta saygı duru­şunda bulunmuştur.

Bunun üzerine Vişinski söz alarak lin'den sitayişle bahsetmiş ve Sovyet mil­letinin başkanının artık hayatta olma­dığını söylerken sesi titremiştir. Bundan sonra Vişinski başkanlık kürsüsüne gi­derek Muniz'e veda etmiş fakat başkanın

yanında oturan Trygve Lifi'yi görmemes-likten gelmiştir. Ondan sonra Vişinskinin maiyeti salondan çıkmış ve arabaya ka­dar fotoğrafçılar kendilerini takip etmiş­tir.

7 Mart 1953

Birleşmiş  Milletler:

Siyasî komisyonun yakında müzakeresini tamamlamak üzere bulunduğu Kore me­selesine dair son olarak Polonya, Hindis­tan, Sovyet, Honduras ve Amerikan dele­geleri söz söyliyeceklerdir. Yeni Sovyet hükümeti adına, Londra'dan gelmesi bek­lenen Andrei Gromyko'nun konuşması mükündür. Pazartesi'den Önce söz alması beklenmiyen Sovyet delegesi yeni bir tek­lik ileri sürmezse siyasî komisyonun ara­larında üç düyük batıü devletin de bu­lunduğu yedi memleket tarafından sunu­lan takriri süratle oya koyması müm­kündür. Bu teklifte sadece Kore'nin kal­kınması için yapılan iktisadî yardımın arttırılması talep edilmektedir.

9 Mart 1953

Newyork:

Birleşmiş Milletler Güvenilk Konseyi. Ge nel Sekreteri Trygve Lie'nin halefi hak­kında müzakerelerde bulunmak üaere Çarşamba günü toplanacaktır.

Diğer taraftan Suudî Arabistanin ingil­tere ile olan ve şimdiye kadar açığa vu­rulmayan bir toprak ihtilâfını Birleşmiş Milletlere aksettirmek tasavvurunda ol­duğu bildirilmektedir.

Buradaki yetkili çevreler, Suudî Arabis­tan hükümetinin, Suudî Arabistanla, Kat tar, Oman ve Kuveyt Şeyhlikleri arasın­daki hudut hattından dolayı çıkan ihtilâfda Birleşmiş Milletlerin yardımını İsteyeceğini söylemektedirler. Bu üç Şeyh lîk, İngilizlerin himayesi altında bulun­maktadır.

!0 Mart 1953

Birleşmiş   Milletler:

Birleşmiş Milletlerdeki Yunan delegesi AIexis Kyrou, dün siyasi komisyonda yaptığı konuşmasında, «Sovyet Rusya'da ve halk demokrasisi memleketlerinde bulu­nan takriben 3000 Yunan harb esirinin iadesini» tekrar taleb etmiştir.

Danimarka, Yeni Zelanda ve Peru dele­geleri de dün bu hususta siyasî komis­yona Yunan talebini destekleyen bir ka­rar sureti projesi vermişlerdir. Buna gö­re umumî heyet reisi, 1949 danberi elle­rinde tuttukları Yunan harp esirlerini iade etmeleri için bu hükümetler nezdin-de teşebbüse geçmelidir.

 Birleşmiş  Milletler:

Birleşmiş Milletlerin gelecek toplantısın­da sunulacak olan «kadının mevkii» hak­kındaki raporda şöyle  denilmektedir:

«21 memlekette kadın mebus vardır. Bun­lar kısmen ayan meclisinde, kısmen de mebusan mec isinde bulunmaktadırlar. Üç memlekette devlet şûrasında veya yüksek divanda kadın hâkim bulunmak­tadır. 13 memlekette kadın vekil vardır, ve 13 memlekette de diplomat kadın bu­lunmaktadır.»

Rapora, göre, Fransa'da parlâmentoda 3o tadın mevcuttur. Kadınlardan 90 hâ­kim ve 250 Belediye Reisi vardır. Birle­şik Amerika'da 11 kadın kongreye seçil­miş, iki kadın Büyük Elçi olmuş ve bir kadın da elçi olmuştur. Lâtin Amerika memleketlerinde bir çok mühim vazifele­rin başında kadınlar bulunmaktadır. Bunlar daha ziyade diplomatik hizmetler­de istihdam edilmektedirler, ingiliz İm­paratorluk camiası memleket" erinde ka­dınlar parlâmentoda büyük bir yekûn tut­maktadır.

Kadınların en mühim âmme hizmetlerini gördükleri üç memleket şunlardır: Fe­deral Alman Cumhuriyeti, İsrail ve Yu­goslavya.

 Newyork (Birleşmiş Milletler):

Bugün Birleşmiş Milletler Genel asamb­lesinde söz alan Birleşmiş Milletler Ge­nel Sekreteri Trygve Lie Sovyet Rusyayı kendisine karşı baskının en kaba şek­lini ve Birleşmiş Milletlere karşı da şüpne havasını yaratıp tatbik etmekle itham etmiştir.

Trygve Lie, Sovyet Rusya, benim Genel Sekreterliğimi boykot etmekle Birleşmiş Milletler Anayasasını en ciddî surette ih­lal etmigtir. Koredeki silâhlı tecavüze karşı Birleşmiş Milletlerin tutukları yolu desteklediğim içindir ki, Sovyet Rusya ve dört peyki 1950 denberi benim Genel Sekreterliğimi kabul etmemişlerdir.» demiş­tir.

11 Mart 1953

 Newyork (Birleşmiş Milletler):

Genel Kurul toplantısında söz alan İn­giltere Dışişleri Vekili Anthony Eden, Ko re mütarekesinin yakın olmadığını fakat harbe devam etmenin fayda vermediğini gören Çin, Kuzey Kore ve hattâ Rusya'­nın durumlarını değiştireceklerini sandı­ğını söylemiş ve «o zaman bizi müzake­reye hazır bulacaklar» demiştir.

Bundan sonra Birleşmiş Milletlerde Kore hakkındaJu karar alınırken hür dünya memleketlerinin birliğine işaret eden Ve­kil, üçüncü Dünya Harbinin kaçınılmaz olduğu hattâ, başladığı yolundaki yanlış fikre karşı ve demiştir ki:

«Bir Üçüncü Dünya Harbi kimsenin men faatine değildir ve patlaması için de hiç­bir sebep yoktur. Birleşmiş Milletler bu­luşma yeri vazifesini görmeli, soğuk harp âleti olarak telâkki edilmemelidir.»

 Newyork (Birleşmiş Milletler):

Eden'den sonra söz alan Sovyet delege­si Andrei Gromyko, Amerika'nın Kore harbîne son vermek istemediğini ve harp esirleri meselesinin onlar için bir bahane teşkil ettiğini söylemiş ve Çinli ve Koreli esirlerin maruz bulundukları tehdit ve tethiş rejimi İle Amerika tarafından gi­rişilen zulüm hareketlerinden bahsetmiş­tir.

Sovyet delegesi bir defa daha Kore'de har be nihayet verilmesini, bütün esirlerin vatanlarına iadesini istemiş ve kendisine tevdi edilen vazifeleri yapmaya muktedir olmayan Kore kalkındırma ve birleştir­me komiisyonun lağvını talep eden bir karar suretini yeniden tevdi etmiştir.

Gromyko'ya verdiği cevapta Amerikan de­legesi Cabot Lodge bugün Sovyet Rusya tarafından iftiraya uğrayan Amerikan or­dusunun, Nazilere karşı savaşında    Rus­ya'ya yardım etmiş olan ordu   olduğunu söylemiş ve batılılar tarafından bir teca­vüze girişilmiyeceğini Sovyet liderlerinin. pek alâ bildiklerini ilâve ederek «onların rejimi korku üzerine kurulmuştur demistir.

Lodge'a göre Sovyet liderleri bendi mil­letlerinden korkmaktadırlar ve Sovyet em­peryalizminin temelinde bu korku, ha kim­dir.Amerikan delegesi bundan sonra Vişins-ki'nin geçen hafta siyasî komisyonda, ken­disine «ne yaparsanız yapınız» Asya'yı kaybedeceksiniz» dediğini hatırlatarak, bu sözlerin Amerikan noktai    nazarınınne kadar farklı olduğunu gösterdiğini, zira Amerika'nın Asya'yı muhafaza etmek değil, bu kıtanın bağımsız bir şekilde ge­lişmesini  istediğini söylemiştir.

Genel Kurul, bütün hükümetleri Kore'­nin kalkındırılmasına yardıma çağıran karar suretini Sovyet blokunun 5 mu­halif oyuna karşı 55 oyla kabul etmiş ve Kore'yi kalkındırma ve birleştirme komis­yonun lağvını isteyen Sovyet takririni deyine 5 kaşı 55 oyla reddetmiştir.

Genel Kurul gelecek toplantının tarihini tesbit etmeden dağılmıştır.

12 Mart 1953

  Birleşmiş   Milletler:

Güvenlik Konseyi dün yaptığı iki saatlik müzakereden sonra Birleşmiş Milletler için Trygve Li'nin yerine yeni bir umu­mî kâtip seçimi için her hangi bir kara­ra varamamıştır.

Anlaşıldığına göre bu toplantıda üç i-sîm ileri sürülmüştür. Birleşik Amerika, Filipinler delegesi Çarlos Romulo'yu, Sov yet Rusya Polonya Dışişleri Vekilini ve Danimarka'da Kanada Dışişleri Vekili Lester  Pearson'nu   teklif  etmişlerdir.

Uçakla Oslo'ya hareketinden önce Norveç Dışişleri Vekili Lange verdiği beyanatta Norveç hey'etinin Lesfcer Pearson'un nam zetliğini destekleyeceğini söylemiştir.

Bilindiği gibi Fransa, İngiltere, ve Kon­sey çoğunluğu da Pearson'u namzet gös­terecektir. Fakat şimdiye kadar seçim hususunda   reye müracaat edilmemigtir.

Diğer taraftan Polonya'nın namzetliği ber taraf edldiği takdirde Sovyet Rusyanm takınacağı durum merak edilmektedir. Rus arın veto hakkım kullanarak diğer

namzetJiklerede mâni olup olmayacakları bilinmemektedir.

16 Mart 1953

Birleşmiş Milletler:

Vazifesinden istifa etmiş olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie'nin yerine yeni bir genel sekreter seçmek ü-zere güvenlik konseyi daimî üyelerinin an-îak çarşamba günü toplanabilecekleri tan min edilmektedir.

Diğer taraftan, milletlerarası barış ve güvenliği takviye için takibi mümkün usuller hususunda alınması gerekli ted­birleri tetkikle vazifeli komisyonun ra­poru bugün toplanmakta olan genel ku­ru lsiyasî komisyonunun gündemine alın­mıştır.

Kadın haklan komisyonunun yedinci o-turumu da bugün açılmaktadır.

Diğer taraftan Koredeki sekizinci ordu­nun eski komutanı General Van pleet bu­gün genel kurul başkanı Lester Pearson ile Trygve Lie'yi ziyaret edecektir. Yarın toplanacak olan genel kurul Bir­leşmiş Milletler Genel Sekreterinin po^ litikasmı tetkik edecektir.

16 Mart 1953

Birleşmiş Milletler (New - York.)

Siyasî komisyon bu sabah çalışmalarına başlamadan evvel, cumartesi günü ölen Çekoslovak Cumhurbaşkanı Gottwald'in hatırasını anmıştır.

Bundan sonra komisyon kollektif tedbir­ler üzerindeki müzakerelerine başlamış­tır. 13 murahasa bu konuda söz almıştır. Polonya ve Hindistan delegeleri hariç olmak üzere diğer bütün hatipler kollek­tif tedbirler komisyonun salâhiyetini tem­dit lehinde konuşmuşlardır.

11 Mart 1953

Birleşmiş  Milletler:

Siyasi komisyon, müşterek tedbirler ko­misyonun görevini genel kurulun doku­zuncu devresine kadar uzatan karar su­retini beş muhalif (Sovyet gurubu) ve iki müstenkife karşı (Hindistan, Endo­nezya) 52 oyla kabul etmiştir. Aynı ka­rar suretinde, güvenlik konseyinin veya genel kurulun, kısmi bir ambargo tat­biki halinde dikkat nazara alabileceği bir silüh ve stratejik maddeler listesini hazırlamış olmasından dolayı komisyona teşekkür edilmektedir. Bundan başka, bir tecavüzü defetmek için Birleşmiş Millet­ler emrine verilmek üzere üye devletle­rin raini orduları dahilinde bir ikler teş­kil etmeleri tavsiye  olunmaktadır.

New -  York:

Güvenlik konseyindeki Lübnan delegesi Dr. Charles Malik, cuma günkü toplan­tıda, Birleşmiş Milletler genel sekreterli­ği için Filipin delegesi Carlos Romulo lehinde  oy   verdiğini   bildirmiştir.

Bilindiği gibi General Romulo 5 lehte ve2 aleyhte oy almıştır. 4 kişi çekimser oyvermiştir. Halbuki, seçim gizli yapılmışolmasına rağmen, Lübnan'ın çekimser oyverenler arasında bulunduğu basın tara­fından bildirilmişti. Güvenlik konseyindeçoğunluk yedi oydur ve bunlar arasındakonseyin daimî üyelerinin bulunması şarttır. 

18 Mart 1953

Birleşmiş  Milletler:

Birleşmiş Milletler umumi hey'eti iki ka­rar suretini tasdik etmiştir. Bunlardan bi­risi umûmi heyet reisinden Doğu Av­rupa hükümetleri nezdinde teşebbüse ge­çerek dahili harbin sonundanberi tut­makta bulundukları Yunan askerlerinin iadesinin talebi hakkındadır. Diğer karar sureti müşterek tedbirler komisyonu ve­kâletini 1954 yılma kadar temdit etmek­tedir,

Sovyet bloku her iki karar sureti aley­hinde rey kullanmıştır.

Newyork (Birleşmiş Milletler):

Bugün siyasî komisyonda silâhsızlanma meselesi müzakere edilirken. Amerikan delegesi Ernest Gross söz almış ve Rus delegesine, Malenkov tarafından sarfedi-len barış sözlerini teyit etmek üzere, Sov­yet hükümetinin silâhsızlanma müzake­relerinde yapıcı bir şekilde münakaşayı arzu edip etmediğini sormuştur. Gross, bu suale doğrudan doğruya Rus hükûme tinin, iyice düşündükten sonra cevap vermesini tercih  ettiğini  söylemiştir.

Newyork (Birleşmiş Milletler):

Birleşmiş Milletler genel sekreterini seç­mek için özel surette toplanan beş bü­yükler aşağıdaki şahıslar hakkkmda da görüşmüşlerdir:

Madara Pandİt ve Sîr Benegal Rau (Hin­distan), Prens Wan (Thailand), İntizam, (İran), Nervo (Meksika), Zuleta Angel (Kolombiya), Buharı (Pakistan), Charles Malik (Lübnan) ve Boheman (İsveç).

Toplantıdan evvel gazetecilerin sualleri­ne cevap veren Madam Pandit, teklif e-dildiği takdirde gene', sekreterlik vazife­sini kabul edeceğini bildirmiş ve adaylı­ğının kimin tarafından teklif edileceğinin değil, buna kimin munalefet edeceğinin mühim olduğunu ilave etmiştir.

19 Mart 1953

New - Yorlc (Birleşmiş Milletler):

Kremlin'in «sulh» sözlerinde ne derece­ye kadar samimî olduğunu görmek mak-sadiyle Andrei Vişinsky'nin Moskova'dan dönmesi Birleşmiş Milletlerde, Başvekil Malenkov'un sulh temennilerindeki samiyetini ispata yarıyaack iki fırsat zu­hur etmiştir. Birleşmiş Milletler siyasî komitesinde silâhsızlanma meselesi mü­zakere edilirken Amerika Rusya'yı Ma­lenkov'un bu meseledeki samimiyetini is­pata  davet  etmiştir.

20 Mart 1953

(Birleşmiş Milletler (New - York)

Siyasi komisyonun cuma günkü toplantı­sının başında, komisyon başkanı Çarlos Munİz, Türkiye delegesine, memleketinin uğradığı zelzele felâketi karşısında ko­misyonun teessürlerini bildirmiş ve bunun bir «insanî vazifesi» olduğunu ilâve et­miştir.

Başkana teşekkür eden Türkiye delegesi Selim Sarper Türk milletinin «uzun fe­lâket asırları boyunca inlemeden ve şi­kâyet etmeden ıztırap çekmesini öğren­miş bulunduğunu» söylemiş ve Türk mil­letinin milli felâket anlarında medenî dünyanın kendisine yardım elini uzattı­ğını görmekle hisettiği iftihar ve şük­ranı belirtmiştir. Sarper, bir zamanlar «bir Ölüm dirim savaşma girmiş olan Finlandiya milleti 1939 felâketzedelerine sembolik bir yardım olarak on dolar gönderdiği zaman, memleketinde bu ha­reketin ne büyük bir heyecanla karşılan­mış olduğunu hatırlatarak şöyle demiş­tir:

30 Mart 1953

New-York   (Birleşmiş   Milletler):

Koredeki esirlerin mübadelesi hakkında Moskovanın en son teklifi, hükümetiyle müzakerelerde bulunduktan sonra New York"a dönen Andrei Vişinsky'nin bera­berinde yeni bir teklif getirmiş olması ihtimalini  kuvvetlendirmektedir.

New Yorka döndüğünden beri Mr. Vİ-şinsky henüz Birleşmişmilletlere uğra­mamıştır.

Yetkili kaynaklardan bildirildiğine göre, Vişinskinin Birleşmiş Milletlerin bugün­kü umumî taplantisma iştirak etmesi kuvvet e muhtemeldir. Mr. Vişinskinin Kore hakkında ne şekilde bir teklif ileri süreceği bilinmemektedir.

Mamafi, Moskova hükümetinin, son za­manlarda aldığı uzlaştırıcı kararlardan anlaşıldığına göre, Kore mütareke gö­rüşmelerinin yeniden başlamasını teklif edecektir.

New-York  (Birleşmiş  Milletler):

Güvenlik konseyinin beş büyük aza dev­leti murahhasları bugün 80 dakika sü­ren gizli bir toplantı yapmışlar ve Birleş-Birleşmiş Milletler teşki âtına yeni bir Genel Sekreter tayini hususunda bir an­laşmaya varmağa çalışmışlardır.

Murahhaslar Salı günü öğleden sonra­ya kadar görüşmelerini talik etmişlerdir. Beş Büyükler tarafından bugün bir tebliğ neşredilmemiştir.

Toplantıya müteakip murahhasçılar mu-taddan üstün bir ketumiyet göstermiş­lerdir.

Bununla beraber Genel Sekreter mesele­si hakkında Doğu ile Batı arasında mev­cut çıkmazdan kurtulmak için henüz bazı şanslar bulunduğunu ihsas etmiş­lerdir.

Birleşmiş  Milletler   (New-York):

Genel Kurul Başkanı bugün celsenin açışında, Güney Afrika'da ırk farkı göze­tici siyasetin    tatbikinin milletlerarası

sahada davet edeceği avakıbı incelemek­le . vazifeli tahkikat komisyonunun ku­rulmuş olduğunu ve yakında çalışma­larına başlıyacağını  bildirmiştir.

Birleşmiş Milletler (New-York):

Genel Kurul bu sabahki oturumunda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin teşkilât personeli muvacehesinde takip ettiği siyaset incelemeye devam etmiş-

tir. Bu konuda söz alan Mısır delegesi hükümetlerin tab'alannm Birleşmiş Mil­letlere adaylıkları hakkındaki karar hak­larını muhafaza etmeleri lâzım geldiğini söylemiştir.

Diğer taraftan Hollanda Delegesi hükü­metlerin, milletlerarası teşkilâtın perso­neline müteallik işlere müdahele etme­meleri Iâzimgeldiğini söylemiş ve Genel Sekreter Traygve lie tarafından alının bazı tedbirleri tenkit etmiştir. Avustural-ya delegesi tarafından desteklenen Hol­landa Delegesi Amerikan teşrii ve ad­lî tahkikat komisyonlarının suallerine cevap vermeyi redettikleri için bazı Ame­rikalı memurların personel kadrosundan çıkarılmasına karar veren Genel Sekre­ter Trygve Lie'yi açıkça tenkit etmiş ve bilhassa parmak izi almak, sual varakası doldurmak gibi muamelelerin Birleşmiş Milletler merkezinde yapılmış olmasına temasla bu gibi icraatın teşkilâtın masu­niyetini ve imtiyazlarını tehlikeye koya­cak olduğunu söylemiştir.

Bundan sonra Amerika, İngiltere ve Fransa kurula bir karar sureti sunmuş­lardır. Bu karar suretinde anayasanın, Birleşmiş Milletler Sekreterliği üyele­rinin hak ve vazifelerine mütallik mad­deleri hatırlatmaktadır. Benelüks ve İs­kandinav memleketleri de bu karar sure­tine bir tadil tasarısı eklemişlerdir. Buna göre Genel Sekreter Kurulun gelecek toplantısında teşkilât personeline karşı tatbik edilen siyasetteki gelişmeleri be­lirten bir rapor vermeye davet olunmak­tadır.

31 Mart 1953

New-York (Birleşmiş Milletler):

Genel Kurul Başkanı Lester Pearson, Çin Başvekili Çu En Lai'den bir telgraf almıştır. Bu telgrafta, Başvekilin dün Pekin radyosunda yayınlanan demecinin metni vardı. Çu En Lai, Lester Pearson-dan, telgrafın, milliyetçi Çin hariç bütün Birleşmiş Milletler üyelerine tebliğini rica etmektedir.

 New-York (Bir'eşmiş Milletler):

Rusya'nın Birleşmiş Milletlerdekî daimi Delegesi Andrei Vişinski, Birmanya'nın milliyetçi Çin aleyhindeki şikâyetinin gündeme alınması meselesini inceleyen Genel Kurul Bürosu toplantısına iştirak etmek üzere, bugün öğleden sonra Birleş­miş Milletlere gelmiştir. Vişinski, Mosko­va'dan döndüğünden beri ilk defa olarak Birleşmiş    Milletlere  gelmektedir. Çin hakkın­da zecrî tedbirlerin alınması, abluka tat­biki ve hattâ Çin'in takbihi gibi bir ka­rar   da   alınamamıştır.

Bu şartlar altında, Kore harbini çıkmaz­dan kurtarmak, başta Amerika olmak üzere, Batılı devletlere düşen bir vazi­fe halini muhafaza etmektedir. Birleş­miş Milletlerden bu hususta bir yardım gelmiyecekür. Amerika ne yapacaktır? Soğuk kış mevsimi yüzünden Kore'deki askerî hareketler üç aydanberi durakla­mıştır. Geien haberler, Kore cephesinde çamurlardan bahsediyor. Bu, artık kar­ların eridiğini ve muharebelerin başlama­sı için mevsimin yakın olduğunu anlat­maktadır.

Askerî hareketler tekrar başlıyacak rnı? Yoksa Kore harbini nihayetlendirmek için Çin ve Rusya ile görüşmeler mi açı­lacaktır? Malenkof, son nutkunda, Kore harbinden «emperyalistlerin tecavüz ha­reketleri» olarak bahsetmiş, Kore'de sa­vaşan komünistleri, «Anavatanlarını kah­ramanca müdafaa eden askerler» diye vasıflandırmıştır. Bu sözler gösteriyor ki, Stalin'in ölümünden sonra da Rusya, Ko­re hakkındaki görüşüne saplı kalmakta­dır. Mao Tse Tung ile Moskova arasın­daki münasebetlerin samimîliğini kay­bedeceği hakkındaki ümitler de herhalde şimdilik gerçekleşeceğe benzemiyor. Hü­lâsa Kore, gerek politika ve gerek asker­lik bakımından     derin çıkmaz içindedir.

'Ahmet Şükrü ESMER On Memleketin Teklifi

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın 20 Mart  1953 tarihli Ulus'dan

Birleşmiş Milletlere dahil buluan on memleket mütearrızm ümidini kırmak fikriyle Birleşmiş Milletlerin Siyasî Ko­misyonuna müşterek bir teklifte bulun­muşlardır. Bunların arasında hüküme­timizin de dahil bulunduğunu memnuni­yetle gördük. Verilen karar sureti şunu istiyor: Herhangi, muhtemel bir mütearnza karşı bütün hür dünya milletlerinin birleşmesi, Aynı zamanda, mütearrıza karşı iktisadî ve askerî cezaların tatbiki hususunda tam bir plân yapılacak ve müteamz dünyanın ne tarafında kendi­sini gösterirse, göstersin kendisine darbe indirmeğe hazır bulunulacak. Bu havadisi gazetelerde okurken dudakların bir te­reddüt ve şüphe ifadesiyle bükülerek ağız-

lardan âmin! kelimesinin çıktığını gö­rür gibi olduk. Teklifi yapan devletler, Türkiye'den başka şunlardır: Birleşik Ame rika, İngiltere, Fransa Avusturalya, Ka­nada, Yugoslavya, Belçika, Brezi ya, Ve­nezüella, Diğerleri? Onların, niçin dilsiz kaldıklarını kestirmek zordur. Fakat böy­le bir teklifin altında ondan fazîa devletin imza atmak zahmetini ihtiyar et­memiş olmaları çok manalı  değil midir?

Bugün karşımızda taarruzun en mükem­meli var. Kore. Senelerdenberi orada mü­cadele devam ediyor. Birleşik Milletler bunu mahkûm ettiler. Ordular gönderil­di, kanlar durmadan akıyor. Fakat kaç millet bu vazifeyi anladı, benimsedi ve fedakârlığı göze aldı? Bu suali sormak Batı medeniyeti hesabına kıpkırmızı kesilmek için kâfidir. Pek çok hükümet yan çizdi. Bazıları tam bir kayıtsızlık göstermemiş olmak için gülüne bir işti­rak kaydetmek lûtfunu gösterdi. Fakat yükün büyüğü Amerika'nın omuzların-da kaldı ve tesanüt vazifesini ciddiye alan Türkiye gibi bazı memleketlerde insanlık namına kan vergisi ödemek­ten   geri  durmadılar.

Birleşik Milletler niçin kuruldu? Onun anayasasında ne yazılmış olursa olsun, teşebbüsün ruhunda taarruza karşı müş­terek ve müttefik hareket etmek en bi­rinci vazife olarak mevcut îdi. Bu olma­yacak olursa Birleşmiş Milletler Teşki­lâtı oyun kâğıtlarından yapılmış bir şatodan ibaret kalırdı. Nasıl ki birçok ahvalde Öyle olmuş, tesirli bir rol oyna­mamıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilâtın­da hiçbir icra kuvveti yoktur. Orada yal­nız lâf söylenir. Vetodan kurtulmak ka-abil olursa belki bir karar alınır. Fakat Kore meselesinde göze çarptığı gibi ka­rar alınsa bile icrası her memleketin kendi   ihtiyarına   bağlı   kalır.

Dikkate şayandır ki Veto hakkını tatbik etmek hemen hemen yalnız Rusya'ya kal­mış ise de taraftarları yalnız Rusya'dan ibaret değildir. Bazı büyük devletler de kendilerini küçüklerle müsavi görmeğe razı olamadıkları için Birleşmiş Mi letle-rin temeline bu zaaf ve tereddüt tohumu ekilmiş bulunuyor.

Bütün bunlar meydanda olduğu için, onların teklifinden amelî ne netice çıka­cağını kestiremiyoruz. Bu hususta ümitli davranmağa da kendimizde cesaret bu­lamıyoruz. Cesaret: îşte bugün hasreti çe­kilen bir mefhum. En    ufak bir hareket

ihtiyar edileceği zaman bile korku el­leri bağlıyor ve .Moskova'yı coşturmak hayali karşısında dizlerin bağı çözülüyor. Bu metin ve cesur olmıyan tavır ve ha­reketin Moskoflan ne kadar şımarttığı ve cesurlaştırdığı meydandadır. Yeni Çar ve Çarlar saltanata geçmenin senliği­ni müttefik uçaklarını düşürmekle ta­mamlıyorlar. Atılan fişekler göz kamaş­tırmıyor ama müttefiklerin harp uçak­larını yakıyor. Yeni teklifin mahiyeti, hakikatte, taarruza karşı müttehit bir cephe vücuda getirmekten başka bir şey değildir. Bunun birçok memlekette ne şiddetli tepkiler vücuda getireceği, ne derin ürkeklik doğuracağı kolayca .tah­min edilebilir. Hattâ belki de böyle bir teklifin sadece ortaya çıkarılmış olması­nı bile bir kabahat telâkki edecekler yok olacaktır.

Bugünkü şartlar içinde, Moskoflara kar­şı sesi yükseltmek onlardan ne kadar teh­dit ve tahrik gelirse gelsin, anlamamaz-lığa gelmek ve bir tokata diğer yanağı çevirmek suretiyle mukabelede bulunmak o kadar âdet olmuştur ki on imzalı takrir,

biraz dedikoduya sebep odluktan sonra bir tetkik heyetine yahut hususî bir komis yona havale edilmek veya. gelecek sene toplantılarına talik olunmak suretiyle defnedilecek ve mesele unutulup gidecek­tir zannediyoruz.

Hüseyin Cahit YALÇIN

56 Numaralı Vetonun Tesirleri

Yazan: M. Nemıi

3fi Mart 1953 tarihli Yeni İstanbul'dan:

Birleşmiş Milletler Teşkilâtı genel sekre­terliği boştur, şimdi. İşlerin yüzüstü kal­masından kaygılanan devletler çetin gö­rüşmelere katlanarak Lester Pearson'un seçilmesini kararlaştırmışlar ve Güven­lik Kurulu (Security council'na teklif et­mişlerdir. Bu kurul, Birleşmiş Milletler Teşkilâtının, aşağı yukarı, kabinesi, en son basamağı sayür. Kararlar da, bil­diğimiz gibi, oybirliğiyle verilir. Sov­yet Rusya, kurulun değişmez üyseidir. öyle anlaşılıyor ki: genel sekreterin seçimiyle ilgili temaslar yapılırken Sov­yetler yumuşak görünmüşler ve teklifle karşılaştıkları zaman da vetolarım kullanmşlardır. Veto kullanıldı mı akan su­lar durur, harcanan emekler bir hamlede boşa gitmiş olur. Yapılacak bir şey kal­maz. Şimdi de Öyle.. Sovyet Rusya, baş­ka milletlerin genel sekreterliğe getirmek

istedikleri Pearson'u istemiyoruz. Zorla güzellik olmaz ya. Hele Birleşmim Mil­letler tüzüğü Sovyetlere böyle veto hak­kı tanıdıktan sonra...

Birleşmiş Milletleri kuran devletlerin po­litika gerçekliğine gerektiği kadar önem vermemiş  olduklarım, zaman  geçip de veto yığını kabardıkça daha iyi anlıyo­ruz. Genel sekreterini bile seçemiyen bir kurulun, daha ciddî işlerde ne büyük kararsızlıklara düşeceğini tahmin et­mek güç değildir. Birleşmiş Milletler Teşkilâtında genel sekreterliğin, görü­nürde, çok büyük bir rolü varsa da karar vermek yetkisi, üye devletlerin elinde­dir. Bu bakımdan, genel sekreter, bir sendika sekreterinden, bir banka müdü­ründen, bir parti önderinden çok daha zayıf bir durumdadır. Sovyet Rusyarun böyle bir formalite konusunda bile hiç­bir anlayış göstermemiş olması Birleş­miş Milletler Teşkilâtında çok haklı bir kaygı uyandırmıştır.

Birleşmiş Milletler Teşkilâtının niçin ku­rulmuş olduğunu hatırlarsak, uyanan kay­gının sebeplerini daha iyi anlamış o tı­nız. Biliyoruz ki, bu teşkilât, barışı hep birlikte (kollektif) korumak fikriyle, dün­yamızın başka bir yerinde, ikinci bir Kore patlak verecek olursa, genel sekre­terini bir türlü seçemiyen, Birleşmiş Mil­letlerin rolü ne olabilir? Şimdiki duru­ma göre hiç.. Yangınlar yer yer tutuşup alabildiğine yayılırken. Birleşmiş Mil­letler, tek bir Sovyet vetosu yüzünden, hareketsiz ve seyirci kalmak zorundadır. İstediğimiz mânayı çıkarabiliriz bundan. Birleşmiş Milletler, kuruluşundan beri, en büyük, buhraniyle karşı karşıyadır. En acıklısı da buhranın, doğrudan doğ­ruya teşkilât sakatlığından doğmuş ol­masıdır. Bu güç durumdan sıyrılmak için yapılacak tek bir şey vardır: Veto hakkı­nı kaldırarak Birleşmiş Milletleri yeni­den, teşkilâtlandırmak ..Şimdiye değin, düşünülmemiş ve incelenmemiş bir konu değildir bu.. Böyle bir karar, Sovyetlerin Birleşmiş Milletler Teşkilâtından çekil­mesi demektir. Birçok devletler de bunu istemiyor  işte.

1 Mart 1953

Tokyo:

Los Angeles ağır Amerikan kruvazörü, Cuma günü Missouri zırhlısı tarafından bombardıman edilen Wonsonu şehir ve limanını yeniden şiddetle bombardıman etmiştir, Los Angeles ağır kruvazörü, refakatinde Hommer destroyeri     bulunduğu   haldekomünistlerin sahil bataryalarının atışlarnıa hiç aldırmadan Wonson limanı içine   kadar  sokulmuşlardır.

Kore'nin diğer cebhelerinde dün binnisbe sükûn hüküm sürmüştür.

Havanın fazla yağışlı ve bulutlu oluşu hava harekâtına tahdid etmiştir. Kara­da ancak birkaç devriye çarpışması ol­muştur.

Ûkinawa üssünden hareket eden 12 b 29 Amerikan bombardıman tayyaresi, Pyongyang komünist başşehri civarında bulunan üç büyük iaşe ve ikmal merkezi ne 120 ton bomba atmışlardır.

2 Mart 1953

Kore cephesi:

Komünist Çinli ve Kuzey Koreli kuv­vetler dün akşam üzeri Batı cep­hesinde bir aydan beri görülenlerin en şiddetlisi olan bir harekâta girişmişler­dir. Düşman 5,5 kilometrelik bir cephe üzerinde, dört müttefik mevziine karşı faaliyete   geçmiştir. Birleşmiş Milletler topçusu, bir Çin taburunun katıldığı Çin Kore   taarruzunu  akamete uğratmıştır.

Düşmanın zayiatı 14 kat'î 60 muhtemel ölü ve 130 yaralı olarak tahmin edilmek­tedir.

 Seul:

Güney Koreli kıtalar, dün merkez cephe­sinde yeni payitaht tepesinde düşmanın bir bölükle yapmış olduğu hücumu geri püskürtmüş ve komünistler 50 dakika sü­ren bir muharebeden sonra takriben 31 Ölü bırakarak gen çekilmişlerdir.

8'inci Ordu istihbarat subaylarının bildir­diğine göre iki Çin müfrezesi, cephe hat­tına hücum etmşler, 3,üncü bir müfreze de bir i eri karakola taarruzda, bulunmuş­tur.

Fakat Güney Korelilerin açtıkları şiddet­li top ateşi neticesinde Ereri püskürttil-müşlerdir.

Batı kesiminde Kelly tepesinin doğusun­daki bir müttefik mevziine komünistler bir müfreze ile hücumda, bulunmuş ve 15 dakika süren bir muharebeden sonra geri püskürtülmüşlerdir.

Uzak doğu hava kuvvetlerine mensub pilotlar, Şubat ayında 1278 komünist tan­kı tahrip ettiklerini bildirmişlerdir. Gene hava kuvvetleri karargâhının haber ver­diğine göre bombardıman uçakları Ku­zey Kore şoseleri boyunca 1865 kamyonu tahrib etmişlerdir.

Şubat ayında 25'i Rus yapısı olmak üze­re 30 komünist uçağı düşürülmüştür. Ame­rikalıların kaybı yalnız 2 tepkili uçaktır. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, harbin ba-şndan beri 573 komünist tepkili uçağının tahrib edildiğini ve müttefiklerin 51 u-çak kaybettiklerini beyan etmiştir.

Dün gece üstün uçankaleler havalana­rak bunlardan 8 i Wonsan'm 16 kilo­metre Güneyinde Osanni'deki komünist iaşe bölgesini ve bir ayırma istasyonunu bombalamışlardır. Diğer 3 ü de Sınmak demiryolu merkezinin Güneyinde Yong-gan'daki komünist iaşe merkezlerine nüimage003.gifcum etmiş ve 40 dünümlük bir araziyi bombalamışlardır.

4 Mart 1953

Seul:

Son beş aydan beri Kore cephesinde ko­münistlerin yapmış oldukları en şiddetli taarruzu tardeden Amerikan piyadesi, bugün mukabil taarruza geçmiş olup düş­manı adım adım geri püskürtmektedir. Seul yolunda ehemmiyetli bir tepeyi işgal etmek üzere cephenin merkez kesiminde cereyan eden şiddetli savaşlarda her iki taraf şiddetli topçu ateşine maruz kal­maktadır. Amerikan Yedinci Tümeni komutanı general Trudeau vaziyetin müttefikler lehine inkişaf etmekte oldu ğunu ve girişilen mukabil taarruzda ehmemiyetli ilerlemeler kaydedildiğini bildirmiştir.

Mamafih savaşların daha birkaç gün de­vam edeceği anlaşılmaktadır.

26 Mart 1953

Tokyo:

Çinli birlikler şiddetli hücumlar sonun­da dün akşam «Kel Tepe» nin dörtte üçü­nü işgal etmişlerdi, Bunun üzerine Bir­leşmiş Milletler Komutanlığı Çinlilerim işgali altında bulunan vadinin bombar­dıman edilebilmesi için buradan tamamen çekilmeye karar vermiştir. Bu sabahtan itibaren Birleşmiş Milletlere mensup uçaklar bu mevkileri bombardıman etme­ye başlamışlardır.

Bu sabah yayınlanan tebliğ Birleşmiş Milletler Kuvvetlerinin bu son günler­de kaybedilmiş bulunan bu tepe üzerin­deki mevkilerini tekrar işgal etmek çin yeniden mukabil taarruza geçtiklerini bil­dirmektedir. Birleşmiş Milletler Kuvvet­leri dün öğleden sonra hafif bir ilerle­me kaydetmiş ve her iki taraf top ateşi açmıştır. Diğer kesimlerde Birleşmiş Milletler Kuvvetleri düşmanın birçok ha­fif keşif hücumlarını püskürtmüşlerdir. Diğer taraftan hafif bombardıman ve av­cı bombardıman uçaklar bahis konusu tepe civarında cereyan eden harekâtta müttefik kuvvetleri desteklemişlerdir. Dün gece onbeş b 29 uçağı Soro Dong, Yangjimon ve Munangea,da bulunan üç komünist iaşe merkezi üzerine 250 ton bomba atmışlardır. Bundan başka Birleş­miş Milletler deniz filosu Doğu sahilde komünist tesislerini bombalamıştır. Hae-ju açıklarnda Batı sahilinde Birleşmiş Millelere mensup harp gemileri bir düş­man kafilesine ateş açmıştır.

27 Mart 1953

 Kore Cephesi :

Sekizinci Ordunun bir sözcüsünün bu sabah bildirdiğen göre, Çinliler, Batı ke­siminin Bat ucunda dün gece şiddetli mahalli taarruzlara girişmişlerdir. 14. binden fazla top ve havan mermisiyle yapılan bir hazırlık ateşini müteakip baş-lıyan ve iki kilometre genişliğinde bir cephe üzerinde girişilen bu taarruza 3.500 Çinli katılmıştır. Çin kuvvetleri birinci esas müdafaa hattına varmaya muvaffak olmuşlar ve bütün gece de­vam eden göğüs göğüse savaşlara giriş­mişlerdir. Çinliler, bilhassa «Bunker Hill» in batısındaki «carson, Reno ve Vegas» tepelerini ele geçirmeye çalışmışlardır. Birleşmiş Milletler. Kuvvetleri ilk iki tepeyi tahliye etmiş ve «Vegas» tepesine dayanmışlardır. Çinliler, ileri karakollara da birkaç defa taarruza teşebbüs etmiş­lerse de geri atılmışlardır. Yalnız düş­man kuvvetleri bu arada iki mevziyi 30 dakika kadar ellerinde tutabilnüşler-dir.

Diğer taraftan Amerikan uçakları, Bir­leşmiş Milletler Kuvvetlerinin dün sabah tahliye etmiş oldukları «Old Baldy» (Keltepe) deki mezilerin bombardımanına devam etmişlerdir. Böylelikle bu bombar­dımanlar 36 saattenberi devam etmiş olmaktadır. Tepenin üzerinden uçakla ge­çen muhabirler zirvenin şimdi bir volkan kraterine   benzediğini   söylemektedirler.

«KelDağ» a karşı girişilen taarruzlar sı­rasında, Çin kuvvetlerinin verdikleri ka­yıplar 2.000 ölü ve yaralı olarak tah­min edilmektedir. Amerikan kuvvetlerinin tahliyesinden sonra girişilen hava bom­bardımanlarının sebep olduğu kayıplar buna dahil değildir.

Güney-Doğu Asya bölgesine yaptığı ge­ziden dün akşam dönen general Mark lark uçaktan inerken verdiği beyanat sı-rasnda, halen cereyan etmekte olan sa­vaşların ehemmiyetini küçümsememekle beraber «Kel Tepe» nin kaybının Bir­leşmiş Milletler kuvvetleri için ağır bir darbe olmadığını belirmiştir. General, komünistlerin umumî bir bahar taarru­zuna geçtikleri kanaatini uyandıracak bir bilgiye sahip olmadığın ilâve etmiş­tir. Bazı müşahitleri sürerek yaptıkları bu iki taarruzun büyük çapta bir taarru­za başlangıç teşkil edip etmediğini sor­maktadırlar.

Munsanda bulunan Birleşmiş Milletler Baş İrtibat Subayı Albay Carlock'a, hâsta harb esirlerinin mübadelesi mese­lesini görüşmek üzere komünistlerle bir tarih tesbit etmesi yolunda talimat gön­dermesi mümkündür. Amerikan kaynak­larından alman malûmata göre, general Clark bu meselenin, mütareke akdi me­selesinden ayrı olduğunu komünistlere açıkça anlatmak istiyecektir. Filhakika, komünist notasında bu husus açıkça be­lirtilmemiştir.

Diğer taraftan komünistlerin bu yolda­ki teklifi, Japon borsasında esham fiya­tında büyük bir düşüşe sebebiyet vermiş­tir. İktisadî çevrelerde ağır endüstri es­hamının kıymetindeki düşüşün, ay ba­şında Stalin'in Ölümünün sebebiyet ver­diği düşüşten daha büyük olduğu belir­tilmektedir.

31 Mart 1953

 Seul:

Güney Kore Hükümeti sözcüsü, Kore'de bîr hal çaresine varılması lehinde Çu En 'Lain'nin yaptığ beyanattan sonra Güney   Kore'nin   aşağıdaki   beş   maddeyi

ihtiva eden programına tatbikini istiye-cegini söylemiştir:

Komünist Çin kuvvetleri Kore'yi tatamamiyle tahliye  edip Mançurya'ya çe­kilmeli.

 Kuzey Kore kuvvetleri silâhtan tec­rit edilmeli.

 Üçüncü  bir  devletin  Kuzey  Koreli­lere  askerî veya mali yardım  yapması­nı önlemek hususunda Birleşmiş  Millet­ler mutabık kalmalı.

 Kore  Cumhuriyetinin resmi temsil­cileri, Kore   meselesinin herhangi birveçhesine ait   milletlerarası   bütün kon­feranslara iştirak edebilmeli,

5    Kore Cumhuriyeti, idarî veya  top­rak bütünlüğüne  halel  getirebilecek herhangi bir tedbiri gayri varit telâkki edecektir. Güney Kore sözcüsü bu beş naktanm, barış müzakerelerinin askerî esasını teş­kil ettiğini ve bunları itibare almayacak her hal çaresinin kabul edilemiyeceğinl iîâve etmiştir. Bütün diğer şahitler de sadece tayyare­ye karşı iki defa ateş edilmiş olduğunu ve birincinin otomatik bir topla diğerinin İse mitralyözle   olduğunu   bildirilişlerdir.

18 Mart 1853

Bonn:

Mecls, Alman - İsrail tazminat anlaşma­sını tasdik etmiştir.

19 Mart 1953

Bonn:

Federal Meclisin, Avrupa ordusu anlaş-malarınn tasdikine dair toplantısı bugün Grenviç ayarıyla saat 12.35 te açılmış­tır.

Sosyal - Demokrat muhalefet partisi adı­na, erler, Alman - müttefik anlaşmaları­nın ve Avrupa müdafaa camiası antlaş­masının tasdikine dair müzakerelerin der­hal talibini isteyen bir takrir vermiş ve Fransa, ek protokol tasarılarını sundu-ğundanberi, anlaşmaların hakikî metnine riayet edileceğinden emin olmadığını söy lemistir. Avrupa müdafaa camiası antlaş­masının tefsiri taleplerinde Fransız hü­kümetinin ısrar eder gibi göründüğünü kaydeden erler, Federal Asamblenin tas­dikinden sonra Almanya'nın Fransa'ya tâzivlerde bulunmak mecburiyetinde kal­ması İhtimaline İşaret etmiş ve bu ta­vizlerin antlaşma metnini değiştirebilece­ğini ve Almanya'nın durumunu zayıfla­tabileceğini ileri sürmüştür.

Meclis, talik takririni reddettikten sonra

Başvekil Adenauer, alkışlar arasında, Robert Schuman'm eserinden sitayişle bah­setmiş ve şimdiki Fransız hükümetinin eski Dışişleri Vekilinin siyasetini takip lehinde olduğunu açıkça ve azimli bir şe ki'de belirtmiş olduğunu söylemiştir.

Adenauer stalin'in ölümünden sonra daha âcil bir zaruret halini alan Avrupa' nm bir-leştirilmesi lüzumunu açıkça ve azimli bir şekilde belirtmiş olduğunu söylemistir.

Adenauer Stalin'in Ölümünden sonra âcil bir zaruret halini alan Avrupa'nın birleştirilmesi lüzumunu teyit etmiş ve «son uçak hâdiseleri, batı dünyası güven liginin Rusya tarafından ne derece tehdit edildiğini gösterir» demiştir.

Bundan sonra Adenauer, parlâmentodan antlaşmaları tasdik etmesini, fuzulî ten­kitlerle vakit kaybetmemesini istemiş ve Batı Avrupa Milletleri, tab'alannın hür­riyetlerini yalnız başlarına temin edecek kadar zengin değildirler. Bu hedefe ancak Avrupa'nın birleştirilmesiyle varılabilir» diye sözlerine son vermiştir.

19 Mart 1953

Bonn:

Federal Meclis, müstakbel Avrupa ordu­suna Almanyanın 12 tümenlik bir kon­tenjanla katılmasını sağlayan Avrupa müdafaa camiası antlaşmasını 165 aleyh­te ve 2 müstenkife karşı 224 oyla kabul etmiştir.

Bu antlaşmanın, 26 Mayıs'ta Paris'te toplanacak olan Avrupa savunma camiası konferansında Fransa, İtalya, Belçika Ho landa ve Lüksemburg tarafından da tasvip edilmesi lâzımdır.

164 aleyhte ve 2 müstenkife karşı 226 oy­la Alman - müttefik anlaşmalarını da tasdik eden meclis, bundan başka, mec­lisçe tasvip edilmedikleri takdirde, Fede­ral Cumhuriyetin ek protokollara bağlı olmıyacağı hakkında bir karar sureti ka­bul etmiştir.

Meclis diğer taraftan Federal Cumhu­riyetin NATO'ya     ithal edilmesini talep

etmiştir.

27 Mart 1953

Bonn:

Alman Federal Konseyi (Bundesret), bi­rinci meclîs (Budestag) tarafından kabul edilmiş olan Bonn ve Paris andlaşmala-nnm tasdikini 24 Nisan tarihine bırak­mıştır. Bu tarih hükümet mümessille­riyle konseyin dışişleri komisyonu arasın da geçen müzakerelerden sonra tesbit olunmuştur.

Bidayette tasdik- tarihi 17 Nisan olarak tâyin edildiği halde Başbakan Adenauer'in Amerika seyahati bu gecikmeye se­bep olmuştur.

Bonn:

Bir hükümet sözcüsü bugün beyanatta bulunarak, diğer âkid devletler tasdik et meden evvel federal hükümetin Bonn ve Paris andlaşmalarının tasdik vesikala­rının tevdii cihetine gitmiyeceğinî söy­lemiş, ancak Karlsruhe anayasa mahke­mesinin tasdik lehinde vereceği bir hük­mün hükümetin, bu kararını değiştirebi­leceğini ilâve etmiştir.

2 Mart 1953

Atina:

Öğle gazetesi Ethnos, üçlü dostluk and-laşmasından sitayişle bahşederek Ma­reşal Papagosun da verdiği beyanatta söy ledigi gibi, Ankara andlaşmasından elde edilen başlıca neticenin, balkanların ha yati bölgesinde uyandırdığı güvenlik his­sidir, demektedir.

Gaaete şöyle devam etmektedir:

«Hakikatte balkan yarımadasının hür milletleri bundan böyle müdafaa birlik­lerinin, sulhu bozmağa yeltenenlerin bu cesaretini kırabilecek olan kuvvetli bir sed teşkil ettiğine inanmaktadırlar»

Tanea gazetesi de bu üçlü andlaşmanın ve üç memleketin savunma mevzuundaki askeri işbirliğinin, balkanların hür millet lerinde ani bir taarruz karşısında kal­mayacakları veya hiç olmazsa birleşme­lerinden Önceki kadar bu tehlikeye ma­ruz kalmayacakları  kanaatini vermiştir.

Ankara:

Türkiye - Yugoslavya ve Yunanistan ara sında imzalanan pakt dolayısiyle, Birle­şik Amerika basınında mühim mevki iş gal eden gazeteler, Türkiye'ye muhabir­lerini yollamışlardır. Newyork Times ga zetesinöen Jack Raymond, Baltimore Sun gazetesinden Wüliam Manchester, Associated Press ajansından Fred Zusy bu münasebetle memleketimize gelmişler dir. Ayrıca tirajı iki buçuk milyon kadar olan Atnerican Magazîne'in ve diğer bâ zi küçük gazetelerin muhabiri olan Gor don Gaskill de Ankarada bulunmaktadır. Washington Star gazetesi sahiplerinden Rosby Neyes de bu günlerde Ankaraya gelecektir.

3 Mart 1953

Londra:

France Presse Ajansından:

Türktyö  -  Yugoslavya ve  Yunanistan   arasında imzalanmış bulunan dostluk pakti, resmi' tefsircilerin ifade ettiklerinden daha büyük bir memnuniyet uyandırmıştır.

Bu andlaşma, Londra salahiyetli çevre­lerinde belirtildiğine göre, batı blokunun mukadderatı üzerinde en iyi tesiri göste rebilecek askerî ve siyasî anlaşma devri­nin Balkanlarda teessüsünü mümkün kılan en mükemmel hareket noktası olarak vasiflandınlmaktadır. Atlantik itti­hadına dahil iki memleketle Belgrad ara­sında siyasî, iktisadî ve kültürel hüküm leri ihtiva eden bir anlaşmanın bu ka­dar kısa zaman zarfında tahakkuk saha sına çıkarılmış olmasına burada çok bü­yük ehemmiyet atfedilmektedir.

Balkanlarda üçlü paktın tahakkukunu mümkün kılan böyle yapıcı ve kabil ola­bildiği kadar sağlam bir paktın tatbik mevkiine geçirilmesi, Yugoslavya'yı doğ rudan doğruya Atlantik paktına ilhaka matuf bir siyaset takibinden daha fay­dalı telâkki olunmaktadır.

Londra resmi mahfilleri, ayni zamanda, derin bir memnuniyet ve büyük bir te>-vazu ve mahviyetle, bugün Balkanlarda tahakkuk eden ve Ankara, Atina ve Bel

grad arasında imzalanan bu üçlü paktın, kısmen de önce Ernest Bevin ve daha sonra Eden tarafından sarfedilen müş­terek mesaînin ilk     eseri sayılmaktadır.

4 Mart 1953

 Atina:

Türkiye - Yunanistan ve Yugoslavya arasındaki dostluk ve işbirliği paktını hü­kümeti adına imzalamış bulunan dışiş­leri vekili M. Stefanopulos bugün saat 14 Ankara'dan buraya gelmiş ve basma verdiği  demeçte  şunları  söylemiştir:

İmza etmiş bulunduğumuz paktın ileri­de tahakkuk edecek gelişmeler bakımın­dan bir hareket noktası teşkil ettiğini mü şahede ile cidden bahtiyarım. Türk ve Yugoslav dostlarımızda her sahada ayni hislerin mevcudiyetine şahit oldum. Bun dan dolayıdır ki, istikbal itibariyle ken dimi çok iyimser telâkki ediyorum.

üç memleket kurmay heyetleri arasında yakında bir toplantı olup olmıyacağı hak kındaki suale Dışişleri Vekili M. Stelano pulos müsbet cevab vermiş ve pakt hü­kümlerinden birinin bu kabil temasları derpiş  etmekte  olduğunu kay dey lemistir,

23 Mart 1953

 Belgrat:

28 Şubat 1953 te Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında Ankara'da imzala­nan dostluk ve işbirliği anlaşması bugün Yugoslav millî meclisinde ittifakla tasvip edilmiştir. Bu merasimde Yunanistan ve Türkiye Büyük Elçileri de hazır bu­lunmuştur.

Antlaşmanın tasvibine dair kanun tasarı sim meclise arzeden dışişleri komisyonu başkanı Vladimİr Dedijer, anlaşmanın te dafüî mahiyetine işaret etmiş ve Yugos­lavya'nın NATO'ya niçin dahil olamıyacağımı izah etmiştir.

Son günlerde ecnebi memleketlerde Ar­navutluk hakkında dolaşan söylentilere dair, Ledijer Yugoslavya'nın mukadde­ratı hakkında sadece halkının karar ve receği bağımsız bir Arnavutluk görmek arzusunda olduğunu belirtmiştir.

Anlaşma bütün mebuslar tarafından, ayakta ve alkışlarla kabul ve tasvip edil­miştir. Mareşal Tito'nun gaybubetinde kendisine vekâlst eden federal icra konse yi başkan muavini Kardelj, anlaşmanın tasvibine dair kanunun meclise arzı mü nasebetiyle söz alarak şöyle demiştir:

Üçlü anlaşma aşağıdaki esasları ihtiva et­mektedir.

Yugoslavya ile imzacı diğer iki memîeteetin istiklâllerinin tahkim ve tarsini
ile Balkanlarda sulhun muhafazasını gaye edinmek.

Memleketin milletlei arası duru­munu takviye etmek,

Taraflar arasında eşit haklarla ha­reket prensibi ve birbirlerinin içişlerine
müdahale etmemek,

Yukarıda esasları izah olunan an­laşma herşeyden önce Yugoslavya    dışsiyasetinin en iyi istikamette idare edil­diğini teyit etmekte ve muhtelif siyasi sistemlerle idare olunan memleketler aracın da semereli bir işbirliği imkânının en güzel örneğini vermş bulunmaktadır.

Yugoslavya'nın Moskova ile münasebet­lerinin kesilmesinden sonra akdetmiş bu­lunduğu ilk siyasî mukavelenin bu üçlü antlaşma olduğunu izah eden Kardelj beyanatını şu sözlerle   bitirmiştir;

«Uç Balkan memleketi arasında, imza­lanan antlaşma ve Mareşal Tito'nun İn giltere'de yaptığı muvaffakiyetli ziyaret kanaatime göre dış siyasetimizin başarılı iki tezahürüdür. Yugoslavyanın millet­lerarası durumu eskisine asla kıyas edile miyecek nispette sağlamdır.»

24 Mart 1953

Atina:

Yunan Meclisi şubat ayı sonuda Ankara' da imzalanan Türk - Yunan ve Yugoslav dostluk ve işbirliği andlaşmasmı dün tasdik etmiştir. (Atina ajansı)

Atina:

Türkiye - Yunanistan - Yugoslavya ara­sında akdolunan dostluk ve işbirliği mûa hedesini berayı tasdik parlâmentoya tak dim eden Yunanistan dişişleri vekil Ste fanopulos bu muahedeyi Balkanlar için yeni bir devrin mebdei olarak tavsif et­miştir.

Yunanistan dışişleri Vekili, bu muahede tesirlerinin, gayeleri tahakkuk ettik­ten sonra belirebileceğini bildirmiştir.

Etienne Stefanopulos üç milletin ve hü-kûmetlernin hürriyet ve sulhe bağlılık­larını ve samimi işbirliği arzularını öv­dükten sonra, Atantikten Pasifik'e kadar yapılan geniş hürriyet ve demokrasi cep nesinde Yunanistanm, akicl diğer iki dev letle büyük ehemmiyeti haiz bir mevki işgal ettiklerini belirtmiştir.

Yunanistan dışişleri vekili kâfi derecede takviye edilecek olduğu takdirde bu bölge nin bütün cephenin tersinine yarayaca­ğını söyledikten sonra muahedenin psiko lojik aksinin, imzası ferdasında, komtnform'un gizli bir toplantısı ve Doğu Avrupa memleketleri başına yeni Rus ge­nerallerinin tâyini ile sabit olduğunu söylemistir.

Bunu müteakip dostluk ve işbirliği mua­hedesi alkışlar arasında müttefikeii tas­dik edilmiştir.

1 Mart 1953

Paris:

Roma konferansına iştirak eden dışişleri bakanlarının, Fransız bakan hariç olmak üzere hepsinin, Avrupa savunma camiası andlaşmasma Fransa tarafından eklenme­si mutasavver protokolleri gayri kabili kabul telâkki ettiklerine dair dün federal batı Almanya başbakanı Adenauer tara­fından yapılan beyanat hakkkında fikri sorulan yetkili Fransız mahfilleri şu ce­vabı vermişlerdir: «Neşir ve tercüme­sinden anlaşılan mânaya göre bu beya­nat Roma'da cereyan eden konferans müzakerelerinin realitesine uymamakta­dır. Konferans sonunda neşredilen teb­liğ de bunu göstermektedir.»

7 Mart 1953

Strazburg:

Avrupa konseyi özel asamblesi toplantı­sı bu sabah saat 9 da M. Spaak'ın baş­kanlığında tekrar toplanmıştır. Gündeme göre, birçok tâdil tekliflerinin müzakere­sine devam edilecektir. Avrupa camiası statüsü tasarısı hakkında yüz kadar tâ­dil teklifi verilmiştir.

Strasburg:

Avrupa konseyi özel komitesi bu sabah ki toplantısında gayet manidar bir karar almış bulunmaktadır.   Bu karar milletler meclisinde her memleketin sahip olacağı mümessillik adedini tâyin eden 15 inci madde hakkındadır. 20 müstenkif, 3 aleyh te ve 34 lehte oyla alman karara göre, Fransa'ya 70 üyelik ayrılmaktadır. Buna mukabil Almanya ve İtalya ancak 83 üye likle iktifa etmektedirler. Bu hesapta Fransa'nın deniz aşırı toprakları ve or ta milletler de nazarı itibare alınmakta dır. Birçok murahhaslar Fransa'nın daha fazla oy sahibi olması hususunda İsrar etmişlerdir.

25 Mart 1953

 Paris:

Altı devlet temsilcilerinden müteşekkil ko mite, Avrupa ordusunun Kuruluşu hu­susunda Fransızların ileri sürdükleri ye­ni teklifleri de dikkat nazarına almak su retiyle hazır:anmış olan tasarıyı ilgili hü­kümetlere takdim etmiştir.

Dün gece yayılanan bir tebliğde bu husus ta anlaşmaya varılmış olduğu bildiril -mekte, fakat tafsilât verilmemektedir.

Fransız teklifleri de açıklanmamış olmak la beraber, bunların denizler aşırı toprak lan müdafaa gerektiği zaman serbestçe hareket edilebilmesini sağlıyacak maddele­ri ihtiva ettiği bildirilmekfcedr.

Fransız teklifleri altı memleketin dışiş leri   vekilleri    tarafından    incelenmiştir.

Asamblesi antlaşmaları benimseniemiştir. Tasdik muamelesini yürütebilmek düşün­cesiyle idi ki, hükümet protokolleri ha­zırlamıştı. Hükümetin Roma'da varmış olduğu karar tasdik aleyhinde bulunan unsurların hoşuna gitmemiştir.

Bunların başına gelen De Gaulle tekrar sahneye atılmış ve tasdik aleyhinde ke­sin vaziyet almıştır. İktidarda tutuna­bilmek, için De Gaulle'ün yardımına muh­taç olduğundan, hükümet bu mukaveme­ti hesaba katmak zorundadır. Doğrusu şudur ki, tasdik aleyhinde bulunanlar, yalnız De Gaullecüler değüdir. Herriot ve Daladier gibi «Avrupalı» tanınan Fran­sız liderleri bile antlaşmaların şimdiki şekilde tasdik .edilmesinde mahzur gör­mektedirler.

Bu baskı altındadır ki, Mayer ve hele Bidaulfnun son beyanlarına bakılacak olursa, Fransız hükümeti Roma konfe­ransından   önceki   duruma   geri  dönmüş

gibi görünmektedir. Şunu itiraf etmek yerinde olur ki, bu beyanlar da birbirini

pek tutmuyor. Bir taraftan antlaşmalar tasdik edilmezse son fırsatın kaçırılacağı söylenirken, öte taraftan protokoller ka­bul edilmedikçe antlaşmaların tasdik edil-miyeceği bindiriliyor.

Fakat bu meselede Asamblenin görüşü hükümetin görüşünden de daha ehem­miyetlidir. Mayer ve Bidault yüzde yüz tasdik taraftarı olsalar da bu görüşlerini Asambleye kabul ettirmedikçe, bunun bir faydası olmaz. Asamble ile arasında an­laşmazlık belirince hükümet hemen dü­şer. Gelen hükümet de giden hükümeti aratır.

Almanyalım Tasdiki

Yazan:  A. t B.

24 Mart 953 tarihli Dünya'dan:

Batı Almanya Federal Cumhuriyetinin Mebusan Meclisi, Başbakan Doktor Ade-nauer'in- uzun bir nutkundan sonra Al­manya ile Batılı devletler arasında bir nevi suih andlaşması teşkil eden «Alman işgal statüsü yerine1 kaim olacak reji­me» müteallik Bonn ve bir Avrupa sa­vunma birliği teşkiline ve Avrupa ordusu kurulmasına dair Paris andlaşmalarını tasdik etti. Başbakan mecliste Bonn and-

59 rey çoğunluk sağlamağa muvaffak ol­muştur.

Şimdi andlaşmalar Batı Almanya Fede­ral Cumhuriyetinin ayan meclisine sev-kedilmiş bulnuuyor, Ayan meclisi de tas­dik lehinde oy verirse bu, tasdiklerin Al­man anayasasına uygun olup olmadıkları hakkında Anayasa konseyinin reyi alına­cak ve konseyin muvafık cevap ver­mesi halinde bu iki tarihi andlaşmanın yürürlüğe girmesi için Almanya tarafın­dan yapılması gereken formalite tamam-" lanmış olacaktır. İşin bu safhasının ge­cikeceğini pek zannetmiyoruz. Gerçi ayan meclisinde andîaşmalara, bilhassa Paris andlaşmasma karşı oldukça kuvvetli bir cereyan mevcut ise de hükümetin ayan­da da çoğunluğu sağlayacağına eminiz.

Bonn andlaşmasının ilgili parlâmento ta­rafından tasdikinde zorluklar çıkacağı tahmin edilmez. Fakat bu andlaşma Pa­ris andlaşmasiyle bir kül halinde ele alın­dığı için «tasdik» keyfiyetini pek basit bir iş halinde mütalâa etmek yerinde olmaz. Gerçi Alman mebusan meclisinin and-laşmaları tasdik ettiği haberi ile birlikte Fransız Başbakanı Rene Mayer'in de tas­dik lehinde bir toplantıda beyanatta bu­lunduğu, İngiltere'nin Avrupa ordusuna katılmamış olmasının Fransız efkârında yarattığı aksi tesirleri izaleye çalıştığı ve bir gün «eski müttefiki» - yani îngütere-yi - savunma camiası İçinde görürse hay­ret etmiyeceğini söylemek kadar bu be­yanatta cessur davrandığı haberi de gel­miş ise de Fransız meclislerinin tasdik işinde pek    uysal   hareket   edeceklerine

inanmak, bizce, mevsimsiz bir cüret olur.

Tasdik işinde İtalyanm da süratle hare­ket etmemesi için sebep yoktur. Fakat bütün bu tasdiklerin bir mâna ifade ede­bilmesi için Fransanm tasdiki lâzımdır. Mesele buradadır.

Hatırlardadır ki, Fransa, andîaşmalara eklenmek üzere bazı tadilâtı ihtiva eden protokollar hazırlamış ve bunları geçen ay Romada toplanan savunma birliğine dahil altı devletin Dışişleri Bakanlarından mürekkep konferansa tevdi etmişti. Bu protokol tasarıları     orada muhalefetlerle

karşılandı. Bunun üzerine Fransız Dış­işleri Bakanı çok cesurane bir adım atarak tekliflerinde bazı tâdillere razı ol­du ve bunların tâli bir komite tarafından tetkik edilerek protokollarm yeniden ka­lımı*  alınmasını  teklif  etti.   Bu     sayede.

konferans «iflâstan» kurtuldu. Times baş­yazarının tabiri veçhile «hiç olmazsa va­kit kazanılarak Batı Savunmasının teh­likeye düşmesi önlendi.»

Fakat bu, tâli komitenin hazırlayacağı ve ilgili altı devlet hükümetlerinin ve bizzat bugünkü Fransız hükümetinin kabuî ede­ceği metnin Fransız teşriî meclisleri ta­rafından kabul edileceği manasını asla tazammun etmez. İktidarda bulunan Pran

sız Hükümetini tutan parlâmento ço­ğunluğu çok «seyyal» biz çoğunluktur ve andlaşmaya şiddetle muhalif oldukların] hiç saklamıyan De Gaullisterlerin muha­lif oy vermeleri takdirinde yerinde duramaz.

Roma konferansı sırasında fikirlere h&-kim olan heyecan yerini soğukkanlılığa terketmis gibi görünüyor. Aklı selimin galebesini temenni edelim.

Diğer taraftan. Batı Almanya Maliye Ba­kanı Bluecher, hükümetinin ziraî ve en­düstriyel maddeler ithalâtında mevcut yüzde 84,4 nisbetini yüzde 90 a çıkarmak kararım vermiş olduğunu söylemiştir.

İtalyan Maliye Bakanı Pella ise, İngiliz ve   Alman   hükümetlerinin   almış  olduk-

ötürü    memnuniyetini

Daha sonra söz alan Fransız Maliye Ba­kanı Robert Büron, İngiltere ve Almanya hükümetlerinin bu yoldaki gayretlerini takdir ettiğini bildirmiş ve bunların Fran sa'nın iktisadiyatında hasıl ettikleri akis­leri inceliyeceğini ilâve etmiştir. Büron, mübadele serbestisi bahsinde Fransız hü­kümetinin niyet ve tasavvurlan hakkında yarın mufassal malûmat vereceğini de söylemiştir. Orhan Eralp, Dışişleri Bakanlığı kalemi mahsus müdürü Sadi Eldem ve Türkiye'nin Paris Büyük Elçisi Mene mencioğlu hazır bulunmuşlardır.

Fransız davetliler arasında, Cumhuriyet Konseyi Başkanı Gaston MonerviHe, Fransız Birliği Meclisi Başkanı Albert Sarraut, Başbakan Rene Mayer, Dışişleri Bakanı Georges Bidault, Savunma Ba­kanı Rene Pleven, Başbakanlık, Müste­şarı ve Türk - Fransız Parlâmento grupu Başkanı Joannes Duprax, Dışişleri Müs­teşarı Maurice Schumann, Dışişleri Ge­nel Sekreteri Alexandre Parodi, Fran­sa'nın Ankara  Büyük  Elçisi Tarbe De Saint Hardouîn ve Cumhurbaşkanlığı ge­nel sekreteri Jean Forgeon da bulunu­yorlardı.

Paris:

Buşün, Türk devlet adanılan şerefine verdiği öğle yemeğinde, Fransa Cumhur­başkanı Vincent Auriol Türkiye Başve­kili Adnan Menderes'e Legion d'Honneur nişanının «Grand Çordon» rütbesini tev­cih etmiştir.

12 Mart 1953

Paris:

öğrenildiğine göre Türkiye Başvekili Ad­nan Menderes, dün Fransa Başvekili Re­ne Mayer'i Türkiyeye davet etmiştir.

Fransa Başvekili Rene Mayer, bu daveti kabul etmiş ve Dışişleri Vekili Georges Bidault'nun mayıs ayında Türk Başken­tine yapacağı ziyaret esnasında kendisi­nin de Ankaraya gideceği hususunda Ad­nan  Menderes'e   söz   vermiştir.

Fransız Başvekili ve Dışişleri Vekilinin yapacakları bu ziyaretlerin tarihi daha sonra büyük elçiler tarafından tesbit edi­lecektir.

Paris:

Türkiye'''Başvekili ve Dışişleri Vekili be­raberlerinde bayan Menderes ve bayan Köprülü olduğu halde dün akşam opera­da şereflerine verilen gala temsilinde bu­lunmuşlardır.

Rene Jean ve Louis Obert'in «Sinema Balesi» adlı eserin ilk temsilinde ayni zamanda Bayan Bidault, Dışişleri Vekâ­leti Müsteşarı Maurice Schuraann ile diplomasi, siyaset, sanat ve edebiyat çevrelerine mensup birçok şahsiyet bulun­muştur.

Paris;

Başvekil Adnan Menderes ile Dışişleri Vekili Profesör Fuad Köprülü'nün bugün saat 16 da Criilon otelinde yapacakları Basın Toplantısı yann Grinviç ayariyle saat 18 e talik edilmiştir. Basın Toplan­tısı Türkiye Büyük Elçiliğinde yapıla­caktır.

14 Mart 1955

Paris:

Türkiye Başvekili Adnan Menderes ve Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü bu sabah mahallî saatle 10.20 de Aire - Fran-ce hava şirketinin bir Constellation uçağı ile Orly hava meydanından Türkiye'ye gitmek üzere hareket etmişlerdir.

Başvekil Adnan Menderes ve Dışişleri Vekili Prof. Fuad Köprülü hava mey­danında Fransa Başvekili M. Mayer ve Dışişleri Vekili Georges Bidault tarafın­dan uğurlanmışlardır.

Türkiye'nin Paris Büyük Elçisi Numan Menemencioğlu ve Fransa'nın Ankara Büyük Elçisi M. Tarbe de Saint Hardou-in uğurlama sırasında hava meydanında hazır bulunmuşlardır. Türk ve Fransız vekilleri meydanda radyo ile vâki be­yanatlarında görüşmelerin çok samimî bîr hava içinde cereyan etmesinden duy­dukları memnunluğu ve Türkiye Fran­sa arasındaki manevî dostluğun bu su­retle takviye edilmiş bulunmasından do­layı hissettikleri inşirahı kısaca ifade etmişlerdir.

23 Mart 1953

 Paris:

Avrupa savunma topluluğu antlaşmanın tasdiki lehinde ve aleyhinde olan me­busların bazıları dün yaptıkları konuş­malarla aldıkları durumun sebebini   izalı

etmişlerdir. De Gaulle taraftarı mebus­lardan   ve meclis    Başkan  Vekillerinden

Gaston Palewski, kanaatince Almanyanın silâhlanmasına takaddüm etmesi gere­ken unsurları izah ederek şöyle demiş­ti:

«Ağustos ayı sonunda yapılacak olan Alman seçimleri, Ren'in ötesinde, Batı ile anşçı işbirliğine taraftar kuvvetlerle Pangermanizm kuvvetlerinden hangisi­nin kazandığını bize göstermeden Önce, Fransa hiçbir şeye muvafakat edemez.» Bunu müteakip hatip, Atlantik Paktının, Fransız kudretinin Alman kuvvetlerinin artmasını karşılayacak bir şekilde, ye­niden tanzimini tavsiye etmiştir.

Diğer taraftan Louviers'de bir nutuk söy­leyen eski Başvekillerden Edgar Faure, Avrupa Savunma topluluğu antlaşması hususunda bir referanduma müracaat edilmesi prensibine muhalefet ederek, Fransanm bir taraftan Hindiçin'de har­be devam ederken, diğer taraftan Avrupayı silâhlandırmasının malî bakımdan olduğunu belirtmiştir. Hatip sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bizzat Churchill vasıtasîyle bir Avrupa ordusu kurulmasını teklif eden İngiltere-nin almış olduğu durum haklı ve doğru bulunurken, Avrupa ordusunun kurulma­sında kaydedilecek gecikmeler yüzünden Fransaya kusur bulmak ve işleri sürün­cemede bıraktığım ileri sermek doğru olmıyacaktır.

Diğer taraftan vilâyet kongrelerinde söz alan «Cumhuriyetçi Halk hareketi» par­lâmento grubuna mensup mebuslar, Av­rupa savunma topluluğu antlaşmasının tasvibinin, Avrupanın birliğine doğru bir adım  teşkil  edeceğini  belirtmişlerdir.

Paris:

Avrupa savunma camiası hazırlık komi­tesi antlaşmanın ek protokolleri üzerinde hukuki tâli komite çalışmalarının neti­celerini incelemek üzere Fransız delegesi Herve Alphand'ın Başkanlığında bu sabah Çhaillot   sarayında   toplanmıştır.

Hazırlık komitesinin çalışmaları bugün öğleden sonra ve yarın da devam edecek­tir. Herve Alphand, Rene Mayer ile Georges Bidault'ya Amerika seyahatlerinde refakat edeceğinden, bu müddet zarfında çalışmalara   ara   verilecektir.

Paris:

Dışişleri Vekili Georges Bidault, seçim bölgesinde yaptığı geziden dün akşam çok yorgun dönmüştür. Bütün gece karaciğer ve midesinden çok ızdırap çeken Bidault sabahleyin doktorunu çağırmıştır. Dok­tor kendisine tam bir istirahat verdiğin­den, vekil odasından çıkmamağa ve bü­tün görüşmelerini iptal etmeğe mecbur olmuştur.

Başvekile   yakın   çevrelerde,   Bidault'nun

yarın akşam Amerika'ya yapacağı seya­hate katlanabilmesi için doktorun ken­disine istirahat tavsiye ettiği belirtilmek­tedir. Vekil bu seyahate hususî doktorunu da götürmeğe karar vermiştir.

Vekil, Avrupa iktisadi işbirliği teşkilâtı­nın bugün ve yarın yapacağı toplantılara iştirak edemiyeceği gibi, bugün öğle ye­meğini beraber yiyeceği Edenle de görüşemiyecektir.

24 Mart 1953

Paris:

İyi haber alan bir kaynaktan bildirildi­ğine göre, Avrupa savunma camiası ant­laşmasına ek protokolleri inceleyen hazır­lık komitesinde 6 ek protokolden beşi hak kında anlaşmaya varılmıştır. Anlaşmaya varılmayan altıncı protokol,, vahim buh­ran ânında deniz aşın yerlere gönderil­mek üzere bazı kuvvetlerin çekilmesi im­kânına dairdir ve halen müzakere edil­mektedir.

25 Mart 1953

Paris:

Kraliçe Mary'nin ölümü münasebetiyle Fransız Başvekili Rene Mayer, İngiliz Başvekili Çhurcill'e aşağıdaki taziye* telgrafını   göndermiştir:

«Fransayı terkedeceğim sırada Kraliçe Mary'nin ölümü hakkındaki üzücü ha­beri öğrenmiş bulunuyorum. Fransız hü-kûmetr adına ekselansınıza en samimi taziyetlerimi bildiririm.»

Diğer taraftan Fransız Dışişleri Vekili Georges Bidault da İngiliz Dışişleri Ve­kili Eden'e bîr taziyet telgrafı gönder­miştir.

Washington :

Fransız Başvekili Rene Mayer, bugün yardımcılariyle birlikte Washingtori'da beklenmektedir. Amerikan devlet adamlariyle yapılacak görüşmelerde, komüniz­mi Önlemek hususunda tatbik edilecek strateji ile Avrupa ordusunun kurulma­sı Ön plâna işgal edecektir.

Başvekil'e Dışişleri Vekili Bidault ile Maliye ve Hindicini işleri Bakanı reia-kat etmektedir.    '

Fransız heyeti, Paris'ten kararlaştırıldığı saatten iki saat geç ayrılabilmiştir. Bu­na da sebep, Mr. Mayer*in ekonomi si­yaseti hususunda her iki meclise vermiş

olduğu tasarısının tasvibini beklemesi olmuştur.

Başvekil, hükümetin Fransa Merkez Ban­kasından yapmayı derpiş ettiği 80 milyar franklık dahilî istikraz tasvip edilmediği takdirde   istifa   edeceğini   bildirmişti.

Teklif Fransız millî meclisinde 221 e karşı 260 reyle kabul edilmiş, ayan meclisi de bunu 87 muhalif reye karşı 153 reyle tas­vip etmiştir.

Buradaki resmi makamlar, Washington müzakerelerinde belli başlı 6 meselenin görüşüleceğini söylemektedirler.

 Avrupa Savunma camiasında Fran­sa'nın oynıyacağı rol,

 Avrupa'daki askerî ve siyasî umumî meseleler,

3      Kore   ve   Hindi   çini   dahil,   Asya meseleleri,

 Malî meseleler,

 Avrupa tediye birliği ile ilgili mese­leler,

6  Komünizmi önleme stratejisi,

Başvekil Neıwyork'dan Washington'a Cumhurreisi Eisenhower'in «Columbinea isimli     hususi uçağı ile gidecektir.

Görüşmelere perşembe günü Beyaz Sa­rayda başlanacaktır.

29 Mart 1955

 Washington:

Fransa ile Almanya arasında ihtilâf mev­zuu olan Saar meselesinde iki hükümet anlaşmaya razı olmuşlardır.

Anlaşmanın, Avrupa müdafaa birliğinin gerçekleşmesinden Önce veya sonra yapı­lacağı hususunda kesin bir karar olma­makla beraber her iki hükümet Saar mev

zuunda anlaşmaya varmak lüzumunu his setmişlerdir.

Anlaşmanın en yakın bir fırsatta yapı­lacağı ve Saar için Avrupa müdafaa birliği ve kömür ve çelik anlaşmasına dayanacağı bildirilmektedir.

Stalin'in hastalığından dolayı duy­duğu teessürü Sovyet Büyükelçisi Grom ko'ya bildirmiştir. Başkâtip Büyükelçi'ye Churchill'in, Stalin'in hastalığının seyri hakkında ma'ûmattar edilmesi ricasında bulunduğunu   beyan   etmiştir.

 Londra:

Londra akşam gazeteleri Stalin'in hasta­lığı haberini birinci sahif el erinde büyük puntolarla, «Stalin koma halinde» «Sta­tta çok hasta» başlıkları altında neşret­mektedirler, «Star» ve «Evining Stan­dard» Stalin'in resminin yanında halefi addettikleri Malenkov'un resmim basmış­lardır.

Evenin News gazetesi, Moskova radyosu­nun, Stalin'in hastalığı haberini yayar­ken mutada aykırı hareket ettiğini be­lirtmekte ve şöyle demektedir:

Heberin veriliş şekli, Sovyet dinleyicile­rini Stalin'in ölümüne alıştırmak gaye­sini güttüğü yolunda yorumlanmaktadır. Şimdiye kadar Mareşalin sıhhatte olduğu zannı verilmişti. Sovyetlerin ne radyosu ne de basını bugüne kadar Stalin'in sıhhati hakkında bir haber neşretmemişlerdi. Di­ğer idareciler hakkında, Ölümlerini bildir­meden evvel sıhhatleri hakkında hiçbir şey söylememişlerdi.

Mareşal Staîinin muhtemel halefine ge­lince, en çok zikredilen Malenkov'un adi­dir. 25 sene evvel Malenkov Stalin'in hususî sekreteri idi. Bu da kendisinin, Staîin'in siyasetini takip edeceğini gös­terir. Komünist parti merkez komitesi birinci sekreteri Malenkov geçen ekim ayında partinin kongresinde esas raporu vermek üzere Stalin tarafından seçil­mişti. O zamandanberi Malenkov'un is­mi Rus basınında her gün zikredilmiştir. Geçen ay belediye seçimleri esnasında adaylar tayin edilirken Malenkov Molo-tof'tan çok ilerde idi.

5 Mart 1953

 Londra:

Bazı gizli istihbaratı isabetli olan muha­fazakar Daily Sketch gazetesinin bildirdi ğine göre, Stalin'in ağır surette hasta ol­duğuna dair Moskova radyosunun dün sabah yaptığı neşriyettan daha evvel İn­giliz hükümeti bu mevzuda gayet gizli bir rapor almıştır.

Gazeteye göre bu raporda, Staîinin öldü­ğü zannedildiği bildirilmekte ve neşre­dilecek tebliğin, 48 saat içinde yayınlana

cak daha vahim bir haberin başlangıcı olduğu ilâve edilmektedir.

Londra:

Tanınmış bir İngiliz doktoru şunları söy lemistir:

Stalin'in sıhhî durumu hakkında yayın­lanan rapordan, Sovyet Başvekilinin iyi­leşmesinin mümkün olmadığı anlaşılmak tadır. Fakat kan almak için sülük kullan­ma usulü çok eski olmakla beraber, bu, bazen yüksek kan tazyiki tesirlerini hûr-fifletmekte ve fevkalâde bir usul olarak kalmaktadır.

Diğer taraftan Londra'daki Saint Tho-mas hastahanesi araştırma müdürü şöy­le demiştir:

Stalin'in. kan devaranı zayıfladıktan son ra doktorların süiük usulünü tavsiye etmiş oldukları muhakkaktır. Şimdi bu usul' artık kullanılmamaktadır. Mo­dern tıp, bir daman kesip fazla kanı akıtmak   usulünü   tercih   etmektedir.

Saint Thomas hastahanesinde bulundu ğum 15 sene içinde sülük usulü bir veya iki   kere   kullanılmıştır.

 Londra:

İşçi muhalefeti lideri Clemant Attlee Londradaki Sovyet Büyük Elçisi Andre Gromyko'ya bir mektup göndererek Ma reşal Staîinin ağır hastalığı dolayisile duyduğu teessürü ifade etmiş ve hasta­lığın son safhaları hakkında kendisine malûmat   verilmesi   ricasında   bulunmuştur.

6 Mart 1953

Londra:

İşçi Daily Mirror gazetesi bu sabah aşa Iğıdki başlıkla intişar etmiştir: «Kremlin Stalin'in ölümünü bildirdi, Stalin eski Rusya çarları gibi öldü.»

İşçi birliklerinin naşiri efkârı olan Daily Herald gazetesi ise Kremln Allah'ı öl­dü, haber resmidir, başlığı altında şun­ları  yazmaktadır:

«Stalin bu gece öldü, ve Rusya komünist çarının ölüm haberi bütün dünyayı dolaş ti.»

Diğer gazeteler de, Stalin'in ölümünden başka Vişinski'nin Moskova'ya hareke­ti, Başkan Eisenhower'in Stalin'in veya onun halefi ile görüşmek imkân ve tasav

vurlarmdan bahsedişi ve Anthony Eden in batı ile doğu arasında müzakereler açı labileceği hakkındaki beyanatın mütead­dit   sütunlar   tahsis  etmektedirler.

4,5 milyon nüsha basan Daily Mirror ga­zetesi «Cassandre» imzası iie neşrettiği bir yazıda, yabancı devlet adamlarını, nefret ettikleri adamın ölümü karşısında cali gözyaşları dökmekle ittiham ederek şöyie demektedir: «73 yaşındaki bu müs­tebit yüzündendir ki, 1945' te bunca, zah­met ve hayat pahasına kazandığı zafer­den sonra batı dünyası, faşizmden ve nazizmden beter bir totaliter sistem karşısında kaldı. O zamandan beri sulh yüzügörmedik. Daima hudutsuz bir kin ve hiç yatışmayan bir gerginlik içinde yaşandı .Dünyanın haketmiş olduğu yaşa ma zevkini ve saadeti öldüren komünizm­dir. Evet Allah için Staîin yaman bir ih­tiyardı.»

Daily Mail gazetesi İse şu mütalâayı be­yan  ediyor:

«Kehanet her zaman tehlikelidir. Fakat bu sabah ileriye doğru bazı tahminler de bulunabiliriz: Stalin'in ölümünü, Rus­ya İmparatorluğunda büyük ve şümullü değişiklikler takip edecektir. Aksaklık­lar ve aylıklar gayrî kabili içtinaptır. Ve bunların doğu Avrupa'da ve Asya'da bü­yük akisleri  olacaktır.

Nihayet, Stalin'in ölümü resmen bildirilinceye kadar her türlü yorumdan içtinap etmiş ve yalnız tebliğleri neşir ile iktifa eylemiş olan Times gazetesi de bu sabah Stalin'in hayat ve eserine tahsis ettiği uzun bir makalede ezcümle şunları yaz­maktadır :

«Sulh ve harp yıllarının tarihî boyunca, büyüklük ve sefalet, kahramanlık ve mukavemet, mertlik ve ihanet sahneleri arasında, her safhada Stalin'in izini bul­mak mümkündür. O bütün bu hâdise­lerin içinde tarihin en büyük idarecilerin­den biri olarak görülmektedir. Şimdi ne olacaktır? Birçok kimseler Stalin'in ölü­mü ile en büyük düşmanın ortadan kalk­tığına kanidirler. Fakat Rusya'nın kuvvet ve kudreti bakidir ve komünizmin mer­kez idaresi batıya karşı daha az hasma-ne   bir  tavır   gösterecek   değildir.»

Times bundan sonra şu suali sormakta­dır: Stalin'den sonra gelecek olan kimse, onun harple sulh arasındaki loş devirde oynadığı tehlikeli oyunda göstermiş oldu­ğu nüfuzu nazarı,manevra kabiliyetini, ihtiyat ve sezişi gösterebilecek midir? Stalin'in  halefi de  şüphesiz  kî  Stalin'in

yolunda ve onun tarzında yürümeye ça­lışacaktır. 3u itibarla Rusya için ve bütün dünya için neticeleri vahim olabilecek yeni bir devir açılmaktadır denebilir

7 Mart 1953

Londra:

16 martta İngiltereyi resmen ziyaret et­mek: üzere Yugoslavyadan ayrılacak olan Mareşal Tito'yu İngiliz bahriyesine men­sup harp gemileri Maltada karşılayacak ve İngiltereye kaüar kendisine refakat edeceklerdir.

Mareşal Tito bu seyahatini bir Yugoslav harp gemisiyle yapacaktır.

9 Mart 1953

Londra

Malezyalı komünist kadın Lee Meng'e verilen Ölüm cezasının tahfifi haberi Londra'nın siyasî mahfillerinden hayret uyandırmamıştir. Bilindiği gibi Macaris­tan'da hapse mahkûm edilmiş olan San-ders'in yerine bu kadının iadesi Macar hükümeti tarafından teklif edilmişti. Si­yasî mahfillerde belirtildiğine göre geçen hafta Churchill avam kamarasında böy­le bir mübadeleye razı olmıyacağını söy­lemiş olmakla beraber, Malezyalı komü­nist kadın hakkında verilen Ölüm ceza­sının affı halinde, Macar hükümeti tara­fından teklif edilen bu mübadelenin, tek­rar incelenebileceğini de belirtmişti. Baş­bakanlıkta Malezya'nın af kararı yorum-lanmamaktadır. Bununla beraber M. Churchiirin bu konuda avam kamarasında beyanatta bulunması yahut meselenin yarın sabah toplanacak olan kabine kon­seyinde görüşülmesi ihtimali vardır.

n Mart 1953

Londra:

Haber alındığına göre, işçi mebuslardan Arthur Lewis perşembe günü avam ka­marasında Başbakan ChurchilTe üçlü toplantı ile ilgili bir sual soracaktır. İşçi mebusa göre Sovyet Rusyanm yeni Baş­bakanı tarafından söylenen siyasî nutuk­taki uzlaşıcı ifade malûm bulunduğuna göre Başbakan ChurchüFin Başkan Eisen-hower ve Malenkof nezdinde bir üçlü toplantı için teşebbüste bulunup bulunma­yacağı hususu Öğrenilmek lâzımdır.

11 Mart 3953

Londra:

Almanya'daki Amerikan işgal bbîgesî üzerinde vukubulan uçak hâdisesi İngiliz diplomatik müşahitleri tarafından va­him   olarak   telâkki   edilmektedir.

Resmî çevrelerde, hâdise, başka vaka­larda olduğu gibi, kafiyen küçümsenme-mektedir ve Amerikan dışişleri vekilinin bunu «çok ciddi» olarak vasıflandırması­nın tamamiyle yerinde olduğu belirtil­mektedir.

Stalin'in ölümünden sonra Sovyet blokunun hareket hattı hakkında bir hüküm vermek için şimdi Londra'da her zaman­dan ziyade fiil ve vakalara bakılacaktır ve bu hâdise müessif bir intiba bırakmış­tır.

Siyasî çevrelerde, Kremlin idaresinin de­ğiştiği şu anda batılıların zaaf eseri gös­termelerinin tehlikeli olacağı ilâve edil­mektedir.

32 Mart 1953

Londra:

Dışişleri bakanlığı sözcüsü bir İngiliz uçağının batı Almanya'da doğu Alman­ya hududuna yakın bir yerde düşürülmüş olduğunu   teyid  etmiştir.

- Londra:

Luneburg yakınlarında milliyeti meçhul uçaklar tarafından düşürülen uçağın İn­giliz hava kuvvetlerine mensup lincoln tipi bir bombardıman uçağı olduğu res­men tesbit edilmiştir.

Burnswick:

Rüiyet şahitlerine göre lincoln tipi uçağı Sovyet bölgesinden gelen, üçgen kanatlı bir avcı uçağı tarafından Luneburg böl­gesinde saat gmt 13'e doğru düşürülmüş­tür. Uçak Luneburg Thorst gümrük kont­rol noktasının bir kilometre yakınında doğu bölgesine alevler içinde düşmüştür. Bununla beraber, aynı şahitler hâdisenin batı Almanya toprakları üzerinde vuku bulduğunu teyid etmektedirler. Bunlar Sovyet bölgesinden gelen uçağı, bir müd-dettenberi federal topraklar üzerinde yüksek mesafede uçarken gördüklerini, birdenbire ateş sesi işittiklerini, İngiliz uçağının, arkasında duman bırakarak düş tüğünü ve hücum eden uçağın derhal doğu istikâmetinde uzaklaştığını söyle-mişîeTdir.

Londra:

Almanya'nın İngiliz bölgesinde düşürü­len İngiliz uçağından sağ kalan iki kişi,

uçaklarının «v» kanatlı bir bombardıman uçağının hücumuna uğradığını, iki mit-ralyöz sesi işittiklerini ve uçaklarının ortadan ikiye bölündüğünü bildirmişler­dir.

Rüiyet şahitlerine göre, ikiye bölünen, uça ğın gövdesinin büyük kısmı Berlin-Hara-

burg hava koridorunda Sovyet bölgesinde Bazeburg'a diğer kısımları da İngiliz böl-gesinmde   Lauenburg'a   düşmüştür.

Hanovre:

Alman hudut muhafaza servisleri müşa­hitleri kazanın batı Almanya topraklan üzerinde vuku bulduğunu ve bu hâdiseye mig 15 tipi iki avcı uçağının da katıldı­ğını teyit etmektedirier.

İngiliz askeri polisi, uçağın enkazının bu lunduğu bölgeye girişi yasak etmiştir. Rüiyet şahitleri İngiliz uçağının düşman uçağının ateşine mukabele etmediğini bil­dirmektedirler.

Londra:

Chürchill, Almanya'da düşürülen uçak hâ disesine dair raporları incelemek üzere bu akşam uzmanlarla yüksek memur an başvekâlete çağırmıştır.

Dışişleri vekâletine mensup bir sözcünün tasrih ettiğine göre, İngiliz uçağına hü­cum eden dört motorlu iki avcı uçağının Sovyetlere ait olduğu tesbit edilirse, Al-manya'daki İngiliz yüksek komiserliği Sovyet hükümeti nezdinde son derece şiddetli protesto'da bulunmakla görev­lendirilecektir.

Londra:

Dışişleri vekâletine mensup bir sözcünün bildirdiğine göre, İngiltere bir İngiliz uça ğımn kasden düşürülmesini Rusya nez­dinde şiddetle protesto edecektir.

14 Mart 1955

Londra:

İngiliz Avrupa Hava yollan kumpanya­sının perşembe günü uçaklardan birinin Almanya'da uğradığı taarruz hakkında yaptığı açıklama İngiliz Dışişleri vekâleti tarafından teyid edilmiştir. Resmen bil­dirildiğine göre, Almanya'daki İngüiz makamları Berlin'deki hava emniyet mer­kezindeki Sovyet kontrol amiri nezdinde protestoda  bulunulmuştur.

İngiliz umumuî efkârının endişesinden ziyade  infialini   arttıran  bu hadise  hakkında başka bir yorumda bulunulmamak­tadır. Siyasî ve diplomatik temsilciler bu üçüncü taarruzdan Sovyet makamları­nın Rus pilotlarına kat'i talimat vermiş oldukları ve bu taarruzların pilotların şahsi kararlan sonunda yapılmış olamıyacağı neticesini çıkarmaktadırlar.

Eu hadiselerle ilgiii olarak gene Rusların maksadının şu oiduğu tahmin edilmek­tedir: Etrafa korku salmak ve Rusyada olduğu kadar hariçte de, rejimin sert­liğinde ve batılı devletlerle gayri dostane münasebetlerinde hiçbir şeyin değişme­diğini isbat etmektir.

 Londra:

«Star» gazetesinin bildirdiğin? göre. Sov­yet Rusya'nın Londra Büyük Elçisi And-rei Gromyko Batılı devlet adamlarına Malenkoî'un yabancı devlet idarecileriyle gazetesi Dışişleri Vekili Eden'in, kabine­sinin perşembe günü uçaklarından birinin buluşmak arzusunda olduğunu haber ver­miştir. Aynı gazetenin ilâve ettiğine gö­re, Churchill'in bunun nazikâne sözler­den ibaret olmadığı kanaatinde bulun­makta ve başkan Kisenhower ile birlik­te Sovyet Başvekili Malenkof'la görüş­mek İmkânına gittikçe büyüyen bir ehem­miyet atfetmektedir. Bundan başka Star gazetesi Dışişleri Vekili Eden'in, kabine­nin şeîecek toplantısında büyük devlet­ler idarecilerinin buluşmaları imkânını bahis mevzuu etmek tasavvurunda oldu­ğunu  yazmaktadır.

 Londra:

İngiltere'nin, Avrupa müdafaası teşkilâ­tına iştirakine dair, Fransız hükümetin­den bir nota alınmış bulunduğu bu sabah İngiltere Dışişleri vekâletinden bildiril­miştir.

Nota, Londra'yı son ziyaretleri esnasında Georges Bidault ve Rene Mayer tarafın­dan bırakılan muhtırayı müteakip İngiliz hükümetinin Paris'e tevdi ettirdiği vesi­kaya cevap teşkil etmektedir. İyi haber alan çevreler, yeni Fransız no­tasının, İngiltere tarafından verilen ilk cevabın bazı hususlardaki müsbet tesiri­ni memnunlukla tebarüz ettirmekte ol­duğunu belirtmektedirler. En mühim nok ta İngiliz hükümetinin Avrupa müdafaa teşkilâtı ile daha sıkı siyasî işbirliğine girişmek   arzusudur.

Buna mukabil Fransız hükümetinin, Av­rupa'da, bir miktar kuvvet bulundurması ve   Fransa'nın bizzat Avrupa haricine anavatan ordusundan bir kısmını gön­dermesi halinde İngiltere'nin de bir mik­tar asker vermesi hususunda şimdiye ka­dar kati bir taahhüde girişmemiş olması yükünden hayal kırıklığına uğranılmış bulunduğu da söylenmektedir.

Resmi çevreler, yeni Fransız notasının tetkik edilmekte olduğunu ve bugün Londra'ya dönecek olan Anthony Eden'in de bu notadan haberdar edileceğini beyan ile iktifa etmişlerdir.

Londra:

Resmî İngiliz mahfülerinde, Başkan Gott-wald'm ani Ölümü hakkında hiçbir yo­rum yapılmamaktadır. Siyasî müşahitle­rin kanaatine göre demir perde Ötesinde her şey mümkündür. Ve sırasiyle Clementis'i ve Slansky'yi tasfiye etmiş olan Gottwald'm düşman kazanmamış olması beklenemez. Ayni mahfiller, bu­nunla beraber hakikati öğrenmenin güç olduğunu ve bu konuda her türlü tefsirin yersiz ve tesadüfi bulunduğunu belirtmek­tedirler. Yalnız Londra'da bulunan Çe­koslovakyalı mültecilerin kanaatleri kat'i gibidir. Bu mülteci mahfillerinde hâkim olan kanaate göre Gottwald'ı hiç şüp­hesiz Moskova'nın adamları katletmiş­lerdir. Çekoslovakyalı mülteciler bu id­dialarını desteklemek hususunda iki va­kıaya istinad etmektedirler. Bunlara göre her şeyden evvel Gottwald çok sıhhatli ve dinç bir adamdı. Onun zatülcenple iti-iât etmiş dahi olsa bir zatürree netice­sinde bu kadar çabuk ölebileceğin! kabul etmek kolay değildir. Diğer taraftan, üç seneden beri Çekoslovakya'da bir Tito'nun türemiş olduğu rivayeti ağızdan kulağa ısrarla dolaşmakta idi. Bundan Gottwald kastediliyordu. Ve başkanın günün bi­rinde Moskova tarafından idare edilen bir temizlik hareketine kurban gideceği­ne şüphesiz nazarıyla bakılmakta idi.

16 Mart 1953

Londra:

Mareşal Tito'nun muvasalatı hasebiyle Londra'da şimdiye kadar hiçbir zaman görülmemiş derecede sıkı güvenlik ted­birleri alınmıştır. Resmî makamlar Green wich'den Westminster'e kadar bütün ta-mise boyunu kontrol altına almış bulun­maktadırlar. Gmt ayariyle saat 14 den itibaren nehirde bütün seyrüsefer dur­durulmuş ve Yugoslav devlet reisinin bindiği «The Nore» motörü ile ona refa­kat eden diğer süratli vasıtalara yol açık bırakılmıştır.   Nehrin  üzerindeki  köprülerden gerek yayaların gerekse arabala­rın geçmesi yasak edilmiştir. Polis motör-leri nehirde rıhtım boylarında idiler. Biîhassa Viktorya rıhtımı boyunca top­lanan büyük kalabalık araşma birçok sivil po is memuru katılmış bulunuyor­du.

17 Mart 1953

Londra:

Umumiyetle iyi haber alan kaynaklardan bildirildiğine göre, Mareşal Tito, Başvekil Churchill ve Dışişleri Vekili Eden'n da­veti Üzerine çarşamba günü Avam Ka­marasını ziyaret edecektir.

Gene sanıldığına göre, Yugoslav devlet Başkam, birçok işçi partisi mebusunun talebi üzerine cuma günü tekrar parlâ­mentoya gidecektir.

Londra:

Mareşal Tito'nun varışı sırasında West-minster iskelesinde husule gelen infilâk iki kişinin hafifçe yaralanmasına sebe­biyet vermiştir. Scotland Yard'ın özel kısmına mensup memurlar derhal tah­kikata başlamışlar, fakat şimdiye kadar kimseyi   tevkif   etmemişlerdir.

İnfilâk, Mareşal Tito'nun otomobiline bindiği mahalden 50 metre ötede ve Scot-îand Yard binasının 20 metr.e yakınında, Westminster iskelesinin köşesini teşkil eden bir fotoğrafçı mağazası önünde hu­sule gelmiştir. Magnezyum tozunu havi selofan bir torbadan ibaret olan yapmak bombanın patladığı yer beyaz lekelerden kolayca anlaşılmaktadır. Tahkikat, in­filâk anında bu yerde kalabalık bir halk kütlesinin bulunmasından, güçleşmiştir. İlk Önce fişeğin iskeleye bakan büyük binanın bir penceresinden atıldığı zan­nedilmişti. Polis memurları tahkikat so­nunda bunun böyle olmadığını ve fişe­ğin kaldırım üstünde tutuşturul düğunu tesbit etmişlerdir. Halk arasında bulunan sivil memurlar magnezyum torbasını sön­dürmeğe ve geri kalan kısmını toplama­ya muvaffak olmuşlardır. Toplanan kı­sım şimdi polis laboratuarında tetkik edilmektedir.

Londra:

Dışişleri Vekili Eden, Butler ile birlikte Amerika'ya yaptığı seyahate dair Avam Kamarasında verdiği izahatta şöyle de­miştir :

Amerikan hükümetinde   çok cesaret   verici bir anlayışla karşılaştık. Görüşmeler­de kararlara varılacağını sanmıyorduk ve Amerikan hükümetinden yeni taah-hüfc'ere girişmesini istememiştik. Ameri­kalı vekiller, İngiliz milletler topluluğu konferansında tesbit edilen umumi he­defleri tasvip etmişlerdir. Milletlerarası sahadaki iktisadî tedbirler ne olursa olsun, bunlar Batı Avrupa'nın ekonomi­sini takviye edecek mahiyette olmalıdır. Avrupa hükümetleriyle, bilhassa pazar­tesi günü toplanacak olan Avrupa ikti­sadî konseyi toplantısında, müzakerele­re girişmek niyetindeyiz.

Güney Doğu meselelerine dair Eden, şunları   söylemiştir:

Amerikan ve İngi'iz hükümetleri, Kore, Hindicini ve Malezya'da yapılan savaş­ların birbirine bağlı- olduklarını kabul etmişlerdir. Amerikalı vekiller Çin'e stra­tejik malzeme sevkıyatına konan kontrol sisteminin takviyesi için İngiltere hükü­metinin aldığı tedbirleri tasvip etmiş­lerdir. Bu sistemi daha müessir kılmak için İngiltere diğer denizci milletlerin iş­birliğini sağlamaya çalışacaktır.

Avrupa Savunma camiası antlaşmasının doğurduğu maseleler hakkında, Eden, bu hususta Londra ile Washington ara­sında hiçbir görüş ayrılğınm mevcut o'.-madığım teyit etmiştir.

19 Mart 1953

- Londra:

Mareşal Tito bu sabah refakatinde mü­şavirleri bulunduğu halde İngiltere Dış­işleri şekâletine gitmiş ve burada salı gününden itibaren Başvekil Churchill ile başladığı görüşmelere Dışişleri Vekili M. Eden'in huzuru ile devam etmiştir.

Mareşal Tito bundan sonra İngiltere sa­vunma bakanlığına giderek burada Baş­vekil Churchill, Dışişleri Vekili Eden, savunma vekili Lord Alexander'le birlik­te yapı'an toplantıda hazır bulunmuştur. Mareşal'in refakatinde bulunan Yugoslav Dışişleri Vekili Popoviç, Dışişleri Ve yardımcısı Aleks Bebler, Yugoslav Ge­neralleri Oreskanin ve Sumonya ile Lond­ra büyük elçisi doktor Velebit top'antıya iştirak etmişlerdir.

Yugoslav devlet reisi bundan sonra büyük elçilik binasında Başvekil Churchill ile yakın mesai arkadaşlarına ve diğer İn­giliz siyasî şahsiyetlerine bir öğle yemedi vermiştir.

Londra:

Kent Düşesi, yanında Hanedana mensup diğer bir şahsiyet olduğu halde 14.30 da Ana Kraliçe Maiy'nin ikametgâhına git­miştir. Ana Kraliçe'nİn büyük oğlu Wind-sor Dükü saat 14.35 te, Cantenbury Baş-pikoposu da saat 14.41 de Malborough şatosuna gitmişlerdir.

Saat 16.46 da Kraliçe İkinci Elizabeth, refakatinde Edimbourg Dükü ile Prenses Margaret olduğu halde büyük anneleri­nin, yanma gitmişlerdir.

Malborough şatosunun parmaklarına ası­lan üçüncü raporda. Kraliçe Mary'nin ta­katinin gittikçe azaldığı ve yatağında hareketsiz bir şekilde yattığı bildirilmek­tedir.

Saat 20.30 da Doktor Sir Horace Evans arabasını geri göndererek Malborough House'da kalmış ve Ana Kraliçe Mary'­nin baş ucundan ayrılmamağa karar ver­miştir.

Sarayın iç pancurlarmdan hiç ışık sızlanmaktadır. Sis olmasına rağmen sara­yın etrafından toplanan ahali gittikçe kalabalıklaşmaktadır.

25 Mart 1953

.Londra:

Ana Kraliçe Mary'nin vefatı üzerine bü­tün harp gemileriyle deniz müesseseleri matem işareti olarak bayraklarını yarı­ya indirmişlerdir.

Westminster kilisesinde, taç giyme mera­simi için hazırlık yapılmakta olduğun­dan, Kraliçe Mary'nin cenaze merasimi­nin Saint Paul kilisesinde yapılması muhtemeldir.

28 Mart 1953

Londra:

Prance Presse Ajansı bildiriyor:

İyi haber alan bir kaynaktan öğrenildi­ğine göre, Türk - İngiliz ticarî münase­betleri meselesinin Avrupa İktisadî İşbir­liği teşkilâtında müzakere mevzuu olması ihtima'i vardır.

Filhakika İngüterenin ithalâtı tahdit po­litikasına karşı dün Türkiye Ticaret Vekili Enver Güreli'nin yaptığı tenkitler­den sonra, İngiltere Ticaret Vekâleti meseleyi Avrupa Birliği Konseyine sun­mak imkânlarım inceliyecektir.

Diğer taraftan, yetkili İngiliz çevre'erinde teyit edildiğine göre, Türkiyede fiat-îarın yükselmesi, îngilterenin Türkiyeden yaptığı ithalâtı çoğaltmasına başlıca engel teşkil etmektedir. îaşe Vekâleti ta­rafından toptan satın alınan bazı yiyecek maddeleri müstesna, Türk mal arının ço­ğunun İngiltereye serbestçe ithal edilebi­leceği ve meselâ, tütün mevzuunda oldu­ğu gibi lisans almak gerektiği takdirde, bunların ithalâtçılara güçlük çıkarılma­dan veri'.diği belirtilmektedir. İthalâtçı­ların tütüne ait talepleri az ise, bu, İn­giliz müstehliklerin Türk tütününe henüa tamamiyle alışmamış olmasından ileri gelmektedir.

Malî çevrelerin kanaatince, Türkiyeden yapılan ithalâtın az o ması, sırf bu mem­lekete karşı girişilmiş bir politika icabı değil, İngiliz hazinesinin bütün imkânla­ra baş vurarak dünyada İngiliz lirası te­davülünü azaltmak siyasetinin bir kısmı­nı teşkil etmektedir.

-   Londra:

İngüterenin Doğu Afrika sömürgesinde Mau Mau'lann dehşet hareketlerini bas­tırmak üzere iki bin kişilik bir askerî bir­lik yakında Kenyaya hareket edecektir.

30 Mart 1953

Londra:

Tediye muvazenesini düzeltmek maksa-diyie İngiltereden mal almamak hususun­da Türkiye Ticaret Vekilinin vermiş ol­duğu beyanat etrafında İngiltere Ticaret Odası Reisi herhangi bir tefsirde bulun­maktan imtina etmiştir. Resmî mahfiller, bu beyanatla i'giü olarak bir karar alın­dığından   henüz  malûmattar  değildirler.

Gayrı resmi çevrelerde belirtüdiğine göre, Türkiye tarafından İngiliz mallarına kar­şı alman karar Avrupa ekonomik birliği teşkilâtı karariyle tenakus ha:indedir.

Geçen hafta İngiîterede ithalâtla ilgili tahditlerden bir kısmının kaldırılmasına karar verilmişti. Bu karar Türkiyeden mebzul miktarda ithal edilen mercimek­le de alâkadardır.

31 Mart 1953

Venedik:

Miriella gemisinin Abadan'dan getir­miş olduğu 4.600 ton petrole el konması için Anglo-îranian kumpanyası tarafın­dan vâki talebin Venedik mahkemesince reddolunması ilgili mahfillerde hayret uyandırraamıştır. Zira mahkeme bu hu­sustaki kararını on gün sonraya atmak­la kumpanya lehinde bir karar vermiyeceğini ihsas etmiş bulunuyordu. Anglo-İranien kumpanyası Venedik mahkeme­sinden müspet bir karar almış olsaydı Abadan'dan gelen bu petrolleri iktisap eden'er aleyhinde dâva açacak ve petro­lün mesruk mal olduğunu iddia edecekti.

Venedik:

Miriella petrol gemisi hakkında Anglotranian petrol kumpanyasının talebini reddeden Venedik mahkemesinin kararı Roma mahkemesinin kalemine verilmiş­tir.

12 Mart 1953

Roma:

Avrupa ordulararası futbol şampiyonası maçlarına katılacak olan İtalyan ordu futbol takımı bu sabah uçakla Roma'-dan İstanbul'a hareket etmiştir. Ordu takımında Torino'nun Juventus takımı­nın tanınmış milletlerarası oyuncuların­dan Boniperti de bulunmaktadır.

14 Mart 1953

Roma:

Gazetecilere verdiği beyanatta eski Mı­sır Kralı Faruk, General Necip'in eski Kraliçe Neriman'ın annesine tesir etmek suretiyle evlilik bağlarını kopardığını söylemiştir.

«General Necip, bu mevzudaki en kuv­vetli silâhı kullanarak evliliğimizi boa-muştur. Bu da kayın valdemdir. Bayan Sadık bizi ayırmak vazifesiyle ve tasanı almak için Mısır'dan buraya gelmiştir. Kendisi bizim ne kadar mesut olduğumu­zu görünce hüngür hüngür ağladı ve bu seyahati niçin yaptığını o zaman iti­raf etti. General Necip bayan Sadık'ın ailesine karşı tevcih ettiği tehditlerle tet-hiş olmaktadır:

Bayan Sadık, bir Mısır diplomatik pasa­portu ile  seyahat etmiştir.

30 Mart 1953

 Uoma:

Komünist temayüllü İtalyan çalışma ge­nel konfederasyonu yayınladığı bir be­yanname ile, dün senatoda seçim refor­munun tasvibiyle karşılanmasını «Bir kuvvet darbesi» olarak tavsif etmiştir.

Çatışma genel federasyonu bu beyanna­mede de Gasperi hükümetine ve Hristi-yan demokrat partiye karşı şiddetli bir ifade kullanmakta ve hükümet tarafın­dan yapılan bu emrivakinin bütün İtal­yan vatandaşlarının ve parlâmentonun esas haklarını ihlâl ettiğini bildirmekte­dir.

Beyanname, işçilerin ve halkın sendika ve demokrasi hürriyetlerinin bahis konu­su olduğunu ve hükümetin bu hareketine kat*î bir cevap verilmesi icap ettiğini ilâ­ve etmektedir.

Bu sebebe dayanarak çalışma genel kon­federasyonu bugün için sabah saat se­kizden gece yansına kadar devam ede­cek olan bir grev ilân etmiştir.

Konfederasyon, bölge çalışma borsalarına gönderdiği tamimde grevin en zarurî âm­me ve sağlık hizmetlerinde tatbik edil­mesini  istemektedir.

Senatoda Kavga

Yazan:  Ömer Sami Coşar

30 Mart 1953 tarihli Cnmhuriyet'ten:

İtalyan Mebusan Meclisinin 1953 yılının ilk günlerinde yetmiş saat devam eden tartışmalı, kavgalı bir oturumdan sonra kabul ettiği yeni seçim kanunu tasarısı senatoda da üç gün üç gece süren ve ha^ demelerin de karıştığı bir arbede ile hi­tam bulan celsede tasdik edilmiş, Cum­hur Başkanının imzası ile yürürlüğe girmiştir.

Bir taraftan müfrit solcular, diğer ta­raftan da müfrit sağcılar yeni seçim ka­nunu tasarısından ürkmüşler ve bunun reddi için didinmişler, saatlarce konuşmuş­lar, ekseriyet mensuplarını bıktırıp mec­listen - uzaklaştırmağa çalışmışlardır. De Gasperi hükümeti tarafından hazır­lanmış  olan  yeni     kanunun özü  şudur:

 Gene', seçimlerde reylerin yüzde 51 ini ele geçirerek parti veya partiler gru-pu mecliste mevcut yerlerin yüzde 65 ini otomatik bir surette elde etmiş ola­caktır.

Bir taraftan müfrit sağ, diğer taraftan da müfrit sol, bu seçim kanunundan e-saslı surette zarar göreceklerini kesti­rerek, bunu durdurmağa çalışmışlar, sa­atlerce konuşarak kavgalar çıkararak De Gasperinin plânlarını bozmağa yel­tenmişlerdir. Yeni seçim kanunu ile kuvvetli bir partiler grupunun ekseriye-yeti sağlıyacağı, ufak partilerin ise kuv­vetten büsbütün düşecekleri sarih bir surette görülmektedir. Fakat De Gasperi ancak bu sayede ,gelecek ilkbaharda İtalyanm bir keşmekeş içine düşmekten kurtarılabileceği kanaatindedir.

Krallığa son verildiğindenberi İta'yayı idare etmekte olan Başdakan De Gaspe-ri'nin hükümeti şu dört parti koalisyo­nuna dayanmaktadır: Hristiyan De­mokrat, Sosyal Demokrat, Liberal, Cumhuriyetçi. Bu partiler birleşmişler mecliste olsun, senatoda olsun ekseriye­ti temin ederek, istikrarlı bir idarenin kurulmasını   sağlamışlardır.

Fakat son zamanlarda, bu merkez koalisyonu, sağında ve solundaki azınlık parti­lerinde endişe verici bazı gelişmeler ol­muş ve bilhassa yeni faşistler e kralcılar kuvvetlenmeğe başiamışlardir. Bazı çekişmeler yüzünden zayıflamış ol­makla beraber bugün İtalyan Komünist partisi gene büyük bir tehlike teşkil et­mektedir. Unutu manialıdır kî, bu Sta-lin partisi her üç İtalyanda birinin re­yini elde etmeğe muvaffak oluyor.

Bu vaziyette, ilkbahar seçimlerinde rey­lerin dağılması ve şu üç grup elinde top­lanması   ihtimalleri   artıyordu:

 De Gasperi lider iğindeki    merkez partileri koalisyonu,

 Yeni faşistlere, Kral taraftarlarının teşkil ettikleri müfrit sağ bloku,

 Komünistler ve onlara tâbi Neni sosyalistleri.

Görülüyor ki, bu üç siyasî grupun mec­listeki yerleri aşağı yukarı müsavi bil. şekrde paylaşmaları halinde, İtalyada bir hükümet kurulması imkânsız bir ha­le gelecekti. Bu endişe, De Gasperi ile taraftarlarını yeni seçim kanununu ha­zırlamağa sevketmiştir. Böylelikle mem­leketteki seçmenlerden yüzde elli biri ta­rafından desteklenen bir parti veya par­ti grupu o memleketi idare edecektir.

Başbakan De Gasperi'nin Hristiyan De­mokrat Partisi tek başına böy e bir ek­seriyet sağiıyabilecek durumda değildir. Bu sebeble de yeni kanuna «seçim nikâ­hı» yapılabileceğini rey sandklanna gi­dilmeden önce partilerin aralarında an­laşıp müşterek listeler verebileceklerini tasrih eden bir madde ilâve olunmuştur. Fakat r,ey sandığı etrafında kıyılan ni­kâhın idamesi kolay olmıyacaktır. De Gasperi'nin liderliğindeki «merkez koalis yonu» nun sağ ucunu faşistler, sol ucunu da komünistler kandırmağa çalışmakta­dırlar. Başbakanın sağ prensiplerine bi­raz meyletmesi sol ucu kızı Iara yaklaş­tırmakta, sol programlar üzerinde dur­ması ise sağ ucun yeni faşistlerle mü­nasebetlerini   sağlamlaştırmaktadır.

De Gasperi'nin mahareti, şimdiye kadar muvazeneyi muhafaza, edebilmiş olma­sındadır ki İtalya da bu sayede nisbeten kalkın abilmiştir.

Bu arada birkaç gün evvel Sta-lin tarafından kabul edilmiş olan Hin­distan Büyükelçisi Menon'un Mareşali sıhhatte  bulduğu  hatırlatılmaktadır.

Moskova:

Yalnız Pravda ve İzvestia gazeteleri, Ma­reşal Stalin'in hastalığı hakkında hü­kümetçe bildirilen tebliği havi olarak yayınlanmıştır. Diğer gazetelerin daha sonra yayınlanacağı zannedilmektedir. Bununla beraber hastalık haberi radyo tarafından daha önce ilân edilmiş bu­lunmaktaydı. Sovyet halkı bu mühim hâ­disenin ehemmiyetini takdir etmektedir. Moskova ahalisi, Mareşal Stalin'in ağır bir seki de hasta olduğuna inanmak is­tememektedir. Filhakika Stalin daha bir kaç gün Önce Hindistan'ın Moskova bü­yükelçisi Menon ile görüşmüştü. Bu gö­rüşmeyi müteakip büyükelçi Menon Mareşali sıhhatte bulduğunu söylemişti. Radyonun haberi vermesini müteakip bir çok kimse gazete idarehanelerinin önü­ne asılan ilânları okumaya gitmiştir. Kim se bir şey söylememekte ve derin bir düşünce içinde ilân tablosunun önünde uzaklaşmaktadır.

Paris:

Joseph Visshrionovitch Çukaşvili, 21 ara­lık 1879 tarihinde Gürcistan'ın Gori şeh­rinde doğmuştur. Bir kundura tamir­cisinin dördüncü çocuğu olan Çukaşvili ilk tahsilini Gori'deki Rahipler tarafın­dan idare edilen bir mektepte yaptıktan sonra Tiflis'deki rahip mektebi İçin bir "burs elde etmiş ve 1893 de bu mektebe girmiştir. 1899 da Çukaşvili bu mektep­ten çıkarılmış ve «Profesyonel ihtilâlci» olmuştur. Eski din talebesi ilk umumî nutkunu 1900 da Tiilis'de vermiştir. 1902 de Çukaşvili Batum hapishanesine yapı­lan bir taarruza katılmıştır. Çukaşvili bunun üzerine tevkif edilerek Sibirya'ya gönderilmiş fakat bir ay sonra buradan fcaçmıya muvaffak olmuştur. Joseph Çu­kaşvili Çar polisinin takibinden kurtul­mak için takma isim kullanmaya başla­mış ve Önce «David» sonra «Koba» ve nihayet Çelik Adam manasına gelen «Sta-Un» admı almıştır.

Stalin, Sosyal demokrat partisinin 1903 yılında yaptığı üçüncü kongresi sırasın­da tekrar tevkif edi mistir. Çoğunluğu teşkil eden Bolşeviklerle, azınlığı teşkil eden    Menşevikler    arasındaki    ayrılığın

kat'îleştiği bu kongrede Stalin, Lenin'in aldığı durumu desteklemiştir. Bunu mü­teakip Tiflis Bolşeviklerinin delegesi sıfa-tiyle Stalin, partinin 1906 da Stokholmde ve 1907 de Londrada yaptığı kongre'ere katılmıştır.

Stalin Sibirya'da birkaç defa daha ika­mete mecbur edildikten sonra 1912 yılın­da partinin merkez komitesi üyeliğine tâyin edilmiş ve 1903 yılında doktor Ren-ner'in bir etüdüne cevap olarak, Milli mesele ve sosyal demokrasi» hakkında bir etüd yayınlamıştır.

1913 de Stalin tekrar Sibirya'ya sevkedilmiş ve 1917 Şubatın'daki ihtilâle ka­dar burada kalmıştır. Bunu müteakip hürriyetine kavuşan Stalin 25 martta Pet-rograd'a gelmiş ve ekim ayında ihtilâli hazırlamakla görevli komitelerin çalış­malarına katılmıştır. İhtilâl 7 kasım gü­nü yapılmıştır. Yeni iktidar «Halk ko­miserleri Konseyi» adını almış ve basma Lenin getirilmiştir, Stalin de Milliyetler komiserliğine getirilmiştir.

Dahi'i harp sırasında Stalin Çariçin şeh­rini müdafaa etmek suretiyle askeri ka­biliyetlerinin bir delilini vermiştir. Bu şehir sonradan Stalingrad adını almış ve bütün Rus ikmâl sisteminin merkezi haline gelmiştir. Bunu müteakip Stalin'e partinin güvenilmiyen üyelerinin tasfiye­si işi verilmiştir. Bu arada Troçki de yeni Kızılorduyu teşkille görevlendirilmiştir. Gösterdiği basan üzerine Stalin Kızıl bayrak nişanıyla taltif edilmiştir,

1922 de Stalin komünist partisi Genel Sekreterliğine getirilmiş ve ocak 1924 de Lenin'in ölümü üzerine Sovyetler Birli­ğinin idaresini eline almıştır.

Stalin önce Troçki'yi, daha sonra da Zt-novief ile Bukharin'i iş başından uzak­laştırdıktan sonra Sovyet Rusya'nın he­defini «Sosyalizmin tek bir memlekette zaferi» olarak tesbit etmiştir. Bu arada Almanya'da Hifcler iş başına gelmiştir. Stalin Sovyetler Birliği için en büyük tehlikenin Almanya tarafından geleceği­ni biliyordu. Bu hususta Stalin tasarladı­ğı bazı teşebbüslere girişmişse de, Litvi-nof bu teşebbüsleri neticelendirmeyi bi­lememiştir. Çekoslovakya'nın müttefiki olan Sovyet Rusya'nın davet edilmediği Münih konferansından sonra Litvinofun yerine Molotov getirilmiş ve Stalin Rus­ya'nın diğerlerinin oyununa gelmiyeceğini ilân etmiştir. Sovyet, Fransız ve İngi­liz Genelkurmayları arasında yapılan son bir toplantı herhangi bir netice vermedi ve bütün dünya büyük bir hayret içinde Molotofun 23 Ağustos 1939 tarihinde Rib-bentrop ile bir sadırmazlık paktı imza­lamış olduğunu Öğrendi. Bir hafta sonra Hitler harbe başlıyor ve 23 Ağustos anlaş­ması gereğince Stalin Ukranya, Batı Be­yaz Rusya, Besarabya ve Baltık mem­leketlerini Sovyet Rusya'ya ilhak edi­yordu.

Finlandiya ile birkaç ay süren bir harb Kızılordunun kıymeti hakkında yanlış bir kanaat husulüne sebep oluyor. Rus­ya'yı çabucak yenebileceğine kani olan Hit er küvetlerine 21 haziran 1941 günü Sovyet hududunu aşmalarını emrediyor. Bunun üzerine Stalin halk komiserleri konseyi başkanı, Millî Savunma Konseyi başkam ve silâhlı kuvvetler Başkomuta­nı oluyor.

1941 aralık aynıda Alman kuvvetleri Mos­kova önünde durduruluyor ve Alman ordusu Stalingrad'da büyük bir bozguna uğratılıyor. Bunu müteakip Almanya hu­dutlarını geçen Kızılordu Batı'dan gelen müttefik kuvvetleriyle birleşiyor. Bu stratejik olduğu kadar diplomatik bir zafer de teşkil ediyor.

Stalin harbin devamı müddetince bütün Sovyet Dış politikasını idare etmiştir. Mr. Churchill ile Moskova'da görüştük­ten sonra Stalin başkan Roosevelt ve ge­ne Churchill ile Tahran, Yalta ve Pots-dam'da buluşmuştur. Sovyet Rusya için yaptığı fevkalâde hizmetlerden dolayı Sta-Hn zafer nişaniyle taltif edilmiş ve «Kızıl­ordu  Mareşali»   rütbesine   yükseltilmiştir.

Baris:

Moskova radyosu bu sabah aşağıdaki teb­liği yayınlamıştır:

«Sovyetler Birliği komünist partisi mer­kez komitesi, bakanlar kurulu Sovyet halkı hepsi birden Stalin'in, ağır has­ta "ığı dolayısiyle oldukça uzun bir müd­det, muvakkaten devlet ve parti işlerin­den" uzak kalacağı keyfiyetini tam ma-nâsiyle idrak etmekteler ve bu müşkül günler zarfında parti ile Sovyet milleti­nin parti merkez komitesine ve Sovyet hükümetine derin bir şekilde bağlı ka­larak kuvvet, karakter ve cesaret birliği­ni isbat edeceğine tamamiyle emin bu­lunmaktadırlar.»

Paris:

Mareşal Stalin'in hastalığı hakkında Mos kova radyosunca yayınlanan tebliğin met­ni aşağıdadır:

«Yoldaş Joseph Vissarionovitch Stalin'in 2 mart gecesi sağlık bülteni:

Moskovada'ki ikametgâhında bulunan yoldaş Stalin, beynin hayati merkezlerine tesir eden bir beyin kanaması geçirmiş­tir. Yoldaş Stalin, kendini kaybetmiş­tir. Sağ kolu ve sağ bacağı mefluçtur. Konuşamamaktadır. Bu arada vahim kalb ve teneffüs cihazı teşevvüşleri vu­kua gelmiştir.

Yoldaş Stalin'in tedavisi için en büyük tıbbî otoriteler tâyin edilmiş bulunmakta­dır.

Yoldaş Stalin'in tedavisi Sovyetler Bir­liği sağlık vekili Tretlakov ve Kremlin'-in sağlık tedavisi şefi Kouperin'in kont­rolü altında yapılmaktadır.

Yoldaş Stalin'in tedavisi, Sovyetler Bir­liği Komünist Partisi Merkez Komitesi ile Sovyet hükümetinin devamlı nezareti altında cereyan etmektedir.

Moskova:

Stalin'in hastalık haberi Moskova'yı baş­tan başa kaplamış ve herkes mahali sa­atle 9 da bu haberi öğrenmiş bulunuyor­du. Muazzam halk yığınları kuyruklar halinde gazete klübelerinin ve ilân tab­lolarının önünde birikmişlerdi. Yüzlerce kadın erkek, sokak ve caddelerde açıktan açığa ağlaşıyorlardı. Hava güneşli idi ve hararet sıfırın altında 3 veya 4 olmakla' beraber adeta ılık idi.

Moskova halkı şaşkına dönmüş gibi idi. Derin bir sessizlik İçinde durmuş ilan tablolarına bakmakta idiler. Tünel ve otobüs yolcuları ellerinde gazeteler Sta­lin'in hastalık haberini okumakta idi­ler, îhtilâldenberi dünyaya gelen Rus nesli için Stalin'in hasta olabilmek ihti­mali hemen hemen akıl almaz gibi gö­rünüyordu. Stalin'in hastalık haberini veren gazeteler şehirde iki dakika içinde satılmıştı. Fakat binlerce kişi hala daha başka tamamlayıcı haberlerin çıkmasını bekliyorlardı. Stalin'in hastalık haberi herkese  tam  bir  sürpriz  teşkil  etmiştir.

Moskova radyosu öğle neşriyatında hü­kümet ve partinin beyanatını takrar ıya-rak Stalin'in sıhhî durumunda bir de­ğişiklik olmadığını bildirmiştir.

Londra:

Her saat başında yayınlarda bulunan Moskova radyosu Stalinin gaybubeti es­nasında kendisine kimin vekâlet ede­ceğinden  hiç  bahsetmemektedir.

Bu sabahın erken saatlerinde durum ciddiyetini muhafaza teneffüs güçlükleri devam etmektedir, kan deveranı da zor­laşmıştır.

Paris:

Sovyet haber kaynaklarından. Mareşal Stalm'in halefi hakkında herhangi bir malumat temin etmeğe şimdiye kadar imkân olmamıştır. Senelerdenberi, değiş­mez bir şekilde tesbit edilmiş olan Sov­yet idarecilerinin meratip silsilesi, parti­nin en yüksek organı olan kongrenin ge­çen ekim ayındaki 19 uncu toplantısından beri değişmeksizin kalmıştır. Sovyetler Birliğinin en ileri gelen 12 şahsiyetinin bulunduğu eski politbüronun yerine, Stalin'in sadık silâh arkadaşlariyle bazı yeni unsurları ihtiva eden daha geniş bir yüksek şûra ikame edilmiş olmasına rağmen, her büyük resmî kabulde veya ihtilâllerin yıldönümü merasimlerinde Sovyet Basının büyük bir dikkatle taki-bettiği   meratip   silsilesi   değişmemiştir.

Bu gibi toplantılara katılan yüksek Sov­yet idarecileri daima şu sırasiyle yazıl­mıştır :

Molotof, Malenkof, Beria, Voroşilof, Mi-koyan,   Bulganin,   Kaganoviç,   Knıtçof.

Partinin 19 uncu kongresinden beri bu listede yalnız eski Bolşevik Andre And-reyef'in adı görülmemektedir. Andreyef, tarım sahasında çalışmanın teşkilâtlan­dırılması hususundaki mesaisinden dola­yı tenkid edilmişti.

Staîinln halefi olması mümkün bulu­nan adayların hiç biri diğerine nazaran resmî bir rüçhanı haiz olmamakla bera­ber, yarım resmî meratip silsilesinde bi­rinci mevkiin, resmî merasimlerde daima Stalin'in en yakınında bulunan Molotof tarafından işgal edildiği muhakkaktır. Diğer taraftan Molotof, Stalin'in eski si­lâh arkadaşları arasında en sadık arka­daşı ve en mühim mevkileri işgal etmiş olan bir şahsiyettir. Filhakika Molotof 1930 dan 1941 e kadar halk komiserleri konseyi başkanı olmuş, 1939 dan 1949 a kadar Dışişleri Vekilliği yapmış ve bu müddet zarfında, diğer mesai arkadaşla­rının haiz oldukları, milletlerarası bir tecrübe ve şöhret kazanmıştır.

Bununla beraber Molotof'un galibiyet ih­timalleri, bir kaç sene Önce sekreterliğim" bırakmış olduğu partinin fiili idaresinden çekilmesiyle, azalmış görünmektedir. Bundan başka 9 mart'ta 63 yaşma basacak olan Molotof'un sıhhati de pek ye­rinde görünmemektedir.

Yarı resmi meratip silsilesinde Molotof-dan sonra gelen Malenkof daha az res­mî ve milletlerarası unvana sahip ol­makla beraber, partinin kumanda mev­kiinde bulunmak gibi bir üstünlüğe sa­hiptir. Bu vazifesi dolayisiyle Malenkof 19 uncu kongrenin raportörlüğüne tâyin edilmişti. Malenkof'un partinin kumanda mevkiinde olması ve siyasî Kary.erinin Stalininkine benzerliği dikkat nazara alınacak olursa, diğer şahsiyetlerin önü­ne geçmesi ihtimali pek kuvvetlidir. Fil­hakika Mareşal Stalin iktidarın zirvesine, 1922 de parti genel sekreterliğine geldik­ten sonra erişmiştir. Buna rağmen bu vazife, Stalînin rakipleri olan Troçki, Zinovief, Kamenef, Bukharin, Radek ve diğerlerinin daha gösterişli vazifelen ya­nında sönük kalıyordu. Lavrenti Beria'-ya gelince, bu şahsın rolü resmi işlerde Molotofunki, parti işlerinde de Malenkof kadar mühim değildir. Zaten Beria, ya­rı resmî meratip silsilesinde mesai ar­kadaşlarından sonra geldiği için, Stalin'­in «şahsî» halefi olması ihtimali tama-miyle bertaraf edilmiş görünmektedir. Esasen Stalin'in eski silâh arkadaşların­dan hiçbiri ona halef olmak gibi bir rol oynıyacak durumda bulunmadığından, Stalin'in Sovyet hayatında almış oldu­ğu mevkii doldurmak üzere hiç olmazsa yakın bir istikbal için, «şahsi» bir ha efin getirileceğine ihtimal verilmemektedir.

 Moskova:

Mareşal Stalin bugün de koma halin­dedir ve sıhhî durumu resmen vahim ola­rak vasıflandınlmaktadır. Moskova saa-tile saat ikide imzalandığı belirtilen do­kuz müdavi doktorun sıhhat raporunda şöyle  denilmektedir:

«73 yaşlarında bulunan Başvekil Stalin-in bütün beyninde kanama olmuştur. Staiinin kan deveranı daha da bozulup, ağırlaşmış, kalbi mutedil nlsbette büyü­müştür.

Hastaya oksijen tatbiki, dün sıhhî duru­munda hafif bir salah yaratmışsa da, günün daha geç saatlerinde teneffüs zorluğu tekrar başlamıştır.

Harareti düşürmek gayretile de, penisi­lin kullanılmışsa da, bir netice alınama­mıştır.»

Londradaki tıp mütehassısları, yayınla­nan bu son bültenin, Staiinin    sıhhî du-

rumunun ciddî surette bozulmuş olduğu­nu ve kendisinin bu tehlikeden kurtula­mayacağını gösterdiği kanaatindedirler. Kremlin üzerinde ölümün dolaşmasına rağmen, Moskovada, bugün gündelik ha­yat ayni şekilde devam etmiştir. Şefkat vakti kar makineleri şehirin ana cadde-lerindeki karları kaldırmış, temizlik ame­leleri de kaldırım ve bina, apartman ön­lerini süpürüp temizlemişlerdir.

Şafak sökünce, Kremlin'in sabaha ka­dar yanmış olan ışıkları birer birer sön­müştür.

Londra:

Evening News gazetesinin siyasi muha­biri Cecü Melville şunları yazıyor:

«Stalin ölümünü düşünerek bir müddet önce hazırlamış olduğu bir vasiyetname bırakmaktadır. Bu vesikada Stalin komü­nist partisi ile Sovyet devleti mekanizma­sında elinde tuttuğu en yüksek yetkilerin Möİotof Üe Malenkof arasında bölünmeşini bildirmektedir. Molotof devlet teşMlâtmm başkam, Malenkof da parti teşkilâtının başkanı  olacaktır.»

Melviüe bu gorşünün Batılı hükümet mer­kezlerine gelen haberlere dayandığını ve aynı samanda «Birleşik Amerika Milli Güvenlik Konseyinin görüşünü» temsil ettiğini  beyan eylemektedir.

Melville şunları ilâve etmektedir:

«Aynı kaynaklara göre, Stalin'e şahsi ve tam halef olmak için en yüksek ik­tidarı elde etmek maksadiyle nihaî mü­cadele yatanda başlıyacaktır. Bu müca­dele neticeleninceye kadar Sovyetlerin Batıya karşı olan siyasetleri hiç değişmi-yecek ve «Sovyetler Birliği komünist par­tilerinin Moskovadaki kongresinde ka­rarlaştırdığı veçhile Sovyet kudret ve rejiminin takviyesi gayesini» gütmekten başka birşsy yapılmıyacaktır.

Moskova:

Stalin'üi sıhhî durumu hakkında Mos­kova radyosunun saat 16 da neşrettiği tebliğ:

Ayat ürsü 5 ine bağlıyan gece ile 5 mart satfahı Stalinin sıhhî durumu ağırlaşmış­tır.

Cümlei asabiye bozukluğuna 5 mart sa­bahı, ehemmiyetli kalp bozukluğu da in­zimam etmiş ve 3 saat müddetle teneffüs kifayetsizliği  müşahede  olunmuştur.  Te neffüs kifayetsizliği mevcut tedavi metod-lariyle  güçlükle bertaraf edilebilmiştir.

Saat 8 de kalp zayıflamış, kan deveranı yavaşlamış, nabız 120 ve ağır korna hali. Fevkalâde ihtimam ve tedavi sayesinde bu arızalar bertaraf edilmiştir.

Saat 11 de yapılan elektrikardiogramda, Arter Koroner deveranında kifayetsizlik görülmüştür. 2 mart günü yapılan eîek-trokardiogram'da bu arıza mevcut değil­di.

Saat 11,30 da Stalin, ikinci defa komaya düşmüş ve bu hal tedavi neticesinde güç­lükle atlatılmıştır. Kalp arızaları kısmen zail olmuşsa da umumî ahvali çok ağır­dır.

Saat 16 da, azami tansiyon atışı 160, as­garî 100. teneffüs dakikada 36, nabız 120, hararet 37.7, lokosit.

Paris:

Moskova radyosu Grat. 20.30 da 17.30 da neşrettiği raporu tekrarlamıştır. Bu ra­porda, Stalin'in sıhhî durumunun va-himleştiği bildirilmektedir.

6 Mart 1953

Paris:

Moskova radyosu Mareşal Stalin'in has­talık ve ölümü hakkındaki tebliğleri iki seferde yayınladıktan sonra Tchaikovsky' nin 4 üncü senfonisinin finalini çalmış­tır.

Moskova:

Stalin'in Ölümü öğrenilince bütün bay­raklar yarıya indirilmiş ve resmî daire­lerle evlere mütevaffa liderin resimleri asılmıştır.

Moskova:

Mareşal Stalin'in ölümü Moskova'da ar­tan bir heyecan uyandırmıştır. Hükümet v,e Rus komünist partisi merkez icra ko­mitesi tarafından yayınlanan resmî teb­liğ bütün fabrika ve bürolarda okunmuş­tur. Moskova şehrinde sükûn hüküm sür­mektedir. Ölüm haberi hakkında tefsir­ler yapılmaktadır. Halk bu haberi ve­ren gazeteleri heyecan ve endişe ile karışık bir merakla okumuştur. Sinema­lar ve tiyatrolar göze çarpıcı ilânlarını indirmişlerdir. Hafta sonu için kararlaş­tırılmış olan bütün spor gösterileri geri bırakılmıştır. Stalin'in nâşının halka gösterilecek ol­duğu sendikalar merkezinin üstüne 6 metre boyunda ve takriben 5 metre enin­de büyük bir portre asılmıştır. Stalin'i büyük üniformasiyle gösteren bu portre­nin kenarları yaldızlıdır ve kaidesine çam dalları dizilmiştir. Mütemadiyen resmî bültenleri veren ve senfonik müzik neş­riyatı yapan Moskova radyosu normal programına başlamış ve bilhassa mem­leketin iktisadiyatını İlgilendiren haber­ler vermiştir. Fabrika ve dairelerde Sta­lin'in cenaze merasimine iştirak edecek ve çiçek götürecek olan heyetler şimdi­den seçilmiştir. Cenaze merasimi için Moskova'ya Sovyet Federal Cumhuriyet­lerinden, Peyk memleketlerden ve yaban­cı memleketler komünist partilerinden heyetlerin gelmesi beklenmektedir. Bu arada komünist Çin'in çok kalabalık bir heyet göndereceği haber alınmıştır.

Moskova:

Mahallî saatle 15.15 te Stalin'in naşı sendika   merkezine   getirilmiştir.

Moskova halkı saat 16 dan itibaren Sta­lin'in tabutu önünden geçmeğe başlamış­tır.

Moskova  :

Bu sabah erken saatlerde işçiler Sta-îin'in siyah meşeden yapılmış bir çerçe­ve içindeki muazzam bir resmini, içinde cesedinin teşhir edildiği büyük birlik ko­nağının giriş kapılarının üzerine as­mışlardır. Resim Stalin'i Mareşal ünifor­masiyle göstermektedir.

Moskova:

Stalinin nâaşınm açık bir tabut içinde teşhir edildiği muazzam salondan ellişer kişilik saflar halinde üç kilometre uzun­luğunda   insan toplulukları    geçmektedir.

Moskova:

Yeni Sovyet kabinesi şu surette teşekkül etmiştir:

Başvekil:   Malenkov

Başvekil muavinleri: Beria, Molotov, Bulganin,   Kaganoviç

Dahiliye Vekili: Mareşal Lourent Beria Hariciye Vekili: Molotof, - muavinleri : Vişinsky, mâlik ve Kuznetsov (Vişinsk ayni zamanda Sovyet Rusyanın Birleş­miş Milletler daimî delegesi tâyin edil­miştir.)

Harbiye  Vekili:   Bulganin, - Muavinleri: Mareşal Vasilevski ve Mareşal Zukov, Makine   inşaatı   Vekili:   Saburov

Münakalât ve ağır makine inşaatı vekili: Maliçef

Elektrik sanayii vekili: Per Voukin

Dış ve iç ticaret vekili: Mikoyan, - mua­vinleri: Kabanov, Kuyumykin ve Java-ronkov

Sovyet Rusya yüksek şûra heyeti sekre­terliğine : Pegov

Komünist Partisi Merkez Komitesi sek­reterliğine:  Diyatiev

Sendikalar Birliği Başkanı: Nikola Şver-nik

Sovyet  Yüksek   Şurası   Sekreter Muavin­liğine  Gorkin tâyin edilmişlerdir.

Anadolu Ajansının notu:

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Başvekilliğine seçilen Malenkov'un kısa tercümeihali aşağıdadır:

Rusyada Sosyalist ihtilâli çıktığı zaman 16 yaşında bulunan Malenkov ancak İkinci Dünya Harbi başında Sovyet Rus­ya hudutları dışında tanınmaya başlan­mış, 939 yılında komünist partisi bürosuna seçilmiş, fakat 946 yılında bürodan ayrıl­mış ve Kominformun teşkilâtını kurmuş ve 949 yılında da Başvekâlet muavinliğine getirilmiştir.

6   Mart  1953  tarihinde   Staün'in   ölümü üzerine   Başvekilliğe   seçilmiştir.

Paris:

Komünist parti merkez komitesi vekiller konseyi ve Sovyet yüksek şûrasının muş-terefcen aldıkları karara göre vekiller heyeti başkanlık bürosu lağvedilecek, baş kanlık muhafaza edi ecektir.

Paris:

Sovyet yüksek şûrası 14 mart'ta toplantı­ya çağrılmıştr.

7   Mart 1953

Paris:

Parti dahilinde şu değişiklikler yapıl­mıştır :

1.  Parti merkez komitesinde başkan­lık  ve  başkanlık  bürosu  yerine tek  bir

organın bulunmasına karar verilmiştir. Bu sebepten, nizamnameye de uygun olarak, yalnız parti merkez komitesi baş­kanlığı kalmaktadır.

2.   Merkez komitesi başkanlığını dahamüessir kılmak için üye sayısının 10 aslî ve 4 de yedek üyeye çıkarılmasına karar

verilmiştir.

3.   Başkanlık şu şekildedir (Tass'ın ver­diği sıraya göre):  Malenkof, Beria, Molotof, Voroşilof, Kruçef, Bulganin,    Kagonoviç, Mikoyan, Saburof, Fervukin.

Yedekler: Şveırnik, Ponomarenko, Meli-nikof, Bagirof.

4.   Merkez Komitesi     Sekreterleri:   Ignâtief, Pospelof, Çatalın.

 itrutçef'in  kendisini  parti  merkezkomitesindeki işe hasredebilmesi için par­tinin Moskova şubesi birinci  sekreterliği vazifesinden  alınması  lüzumlu  görülmüş­tür.

 Partinin Moskova şubesinde  Krutçef'in yerine birinci sekreter olarak, Sov­yet Rusya komünist gençliğinin eski baş­kanı Mikhalilof tayin edilmiştir.

 Ponomarenko, İgnatof vekillikleregetirildiklerinden parti merkez   komitesisekreterliği vazifelerinden  affedilmişlerdir. Harbiye  Vekâleti siyasî şubesi şefiolan   Brejnef   de   ayni   sebepten   affedilmiştir.

Parti Merkez komitesi, vekiller heyeti ve Sovyet yüksek şûrası başkanlık divanının müşterek toplantısnda alman kararları tetkik etmek üzere Sovyet yüksek şûrası dördüncü toplantısını 14 Mart 1953 tari­hinde yapılmasına karar verilmiştir.

Buna dair yayınlanan tebliğ parti mer­kez komitesi, vekiller heyeti Sovyet yük­sek şûrası başkanlık divanı üyelerinin im­zasını taşımaktadırlar.

   Paris:

Stalm'in cesedine otopsi yapılmıştır' Otopsi neticesi Mareşaîi tedaviye çalışan doktorların teşhisini teyit etmiştir.

Mareşalin cenaze merasimi 9 mart pa­zartesi günü öğle üzeri yapılacaktır. Sta­lm'in tabutu kızıl meydanda Leninin ta­butunun yanma konacaktır.

Sovyet Rusya'da 7, 8 ve 9 mart günleri millî matem günleri olarak ilân edil­miştir.

Moskova:

Sovyet hükümeti cuma gününden baş­lamak üzere dört gün müddetle matem tutulmasını ve bütün eğlence yerlerinin kapatılmasını, yapılacak eğlentilerin İp­talini emretmiştir.

Londra:

Moskova radyosunun dün gece bildirdi­ğine göre, Mareşal Stalinin cenaze me­rasimi pazartesi günü Moskova saatile öğle vakti (9 Gmt.) yapılacaktır,

Moskova:

Dün akşam geç vakte kadar tahminen 500.000 kişi Stalinin naşı önünden son ihtiram geçişini yapmışlardır. Halkın bü­tün gece durmadan nâşın önünden ge­çeceği sanılmaktadır.

Stalin'in nâşının teşhir edildiği tabu»" tun her iki ucunda 8 ihtiram muhafızı ile çevrili oldukları halde dört asker si­lâhlı olarak ihtiram nöbeti tutmaktadır­lar. Tabutun üzerinde Mareşalin büyük bir resmi asılı bulunmaktadır. Yakınında ayrı bir masa üzerinde Stalinin bütün nişanlarının teşhir edildiği kırmızı bir ipek yastık göze çarpmaktadır. Askeri muhafızlar her beş dakikada bir değiş­tirilmekte ve ileri gelen komünist partisi hükümet temsilcileri, Sovyet Sanat, Ede­biyat ve Pen âlemine mensup tanınmış kimselerin dahil bulunduğu' ihtiram nö­betçileri de hakeza beş dakikada bir de­ğişmektedirler. İkindi vaktine kadar ara­larında Molotof, Beria, Malenkof, Kagar noviç, Voroşilof, Mikoyarî- ve Şivernik'in bulunduğu komünist partisinin en nüfuz­lu şahsiyetleri kollarında siyah matem alâmeti olduğu halde gelip Stalinin ta­butu başında beş dakika ihtiram duruşu yapmışlardır. Stalinin oğlu General Va­sili Stalin, kızı Svetlana ve torunları baş­ları önde saatlerce tabutun Önünde otur­muşlardır.

Paris:

Mareşal Stalin'in cenaze merasimi hak­kında yayınlanan tebliğin metni: «Sov­yetler Birliği Komünist partisi ile Sov­yet vekiller heyeti, bakiyeleri kızılmey-danda Kermlin'in duvarı önündeki tür­bede bu unan Sovyetler Birliğinin büyük adamlarından Lenirt ve Stalin ile Sovyet Komünist partisi ve devletinin diğer ida­recilerinin hatırasını tebcil için Mosko­va'da âbide şeklinde büyük bir kabir in­şasına karar vermiştir. Bu kabrin inşasım müteakip. Kremlin duvarları önündeki kabirde bulunan Lenin v,e Stalin'in ce­setlerini ihtiva eden tabutlarla diğer Sovyet idarecilerinin tabutları bu âbi­deye nakledilecektir.» İmza: Sovyetler Birliği Komünist partisi merkez komitesi. Sovyetler Birliği vekiller heyeti.

Moskova:

Bugün sahifeleri siyah çerçevelerle çev­rilmiş olarak çıkan Sovyet gazetelerinin hemen hemen hepsi yalnız Stalin'den bahsetmektedirler. Pravda gazetesi ikin­ci sahifesinde, Stalin'i çiçeklerle kaplı bir yatak içinde ve etrafından Malenkof, Beria, Molotof, Voroşilof, Bulganin, Ka-ganoviç ve Mikoyan olduğu halde çeki'.-miş bir resmini basmıştır.

Aynı gazete geçen gece halkın mate­mine ve Busya'daki bütün fabrikalarda Stalin'in hatırasını anmak için yapılan toplantılara dair haberler yayınlanmak­tadır.

8 Mart 1953

Moskova:

Sovyet Tass Ajansı Stalin'in nâşini zi­yarete gelenleri şu şekilde anlatıyor: aMoskova sokaklarında bir insan seli ya­vaş yavaş akarak kızılmeydana geliyor ve sendikalar sarayı önünde duruyor. Bu sel Sovyet Milletinin derin acısı ve azmi gibi sonsuzdur.»

Sovyet radyosu bütün gün, muntazam fasılalarla, Mareşal Stalin'in nâaşınm bu­lunduğu sendikalar sarayınınn sütunlu salonundan röportaj ar yayınlamaktadır. Sessiz bir halk kütlesi nâaşm önünden geçerken Moskova millî tiyatrosuunn or­kestrası hafif hafif cenaze marşları çal­maktadır. Bir çok yabancı diplomatik heyetler gelip nâasm önünde tazim du­ruşunda bulunmuşlardır. Moskova'daki Arjantin Büyük Elçisi M. Leopold Bravo, biri kordiplomatik, diğeri Başkan Peron namına iki buket koymuştur.

Bütün Sovyet cumhuriyetlerinde yapılan merasimlerden bahseden spiker Stalin'in hâtırasına izafeten yazılmış olan ilk şiir­leri de okumaktadır. Bütün toplantı sa­lonlarında ve her ailedeki «Krasnyi Ou-golok». (Eski dindar Rusyamn evlerindeki azizlerin resimlerinin bulunduğu ve şim­di yerine Lenin, Marx, Engels ile son ola­rak Stalin'in resminin konulmuş olduğu kızıl köşe) önünde derin tazimlerde bu­lunulmaktadır.

Bütün halk Cumhuriyetlerinde Mareşa­lin hatırasına izafeten merasimler tertip edilmiştir. Sokaklar sessizdir. Eğlence yerleri, tiyatro ve sinemalar kapalıdır. Pazartesi, cenaze günü, işçilerin Mosko­va'daki merasim anında yapılacak olan merasimlerde bulunabilmeleri için fabri­kalar, daireler ve dükkânlar kapalı kala­caktır. Amme hizmetlerinden ayrılamı-yanlarla mektep çocukları için merasim radyo ile verilecektir. Bu arada beş daki­kalık bir ihtiram vakfesinde bulunulacak­tır.

Moskova:

Stalin'in nâşını görmek üzere -gelen de­legeler bugün daha kalabalıktı. Sendika­lar sarayında gelen çelenkleri koyacak yer kalmadığı gibi binlerce çelenk de bu sarayın yanında bulunan başbakanlık bi­nası, tarihî müze ve kızıl meydana yer­leştirilmiştir. Delegeler ellerinde sayısız buketler taşıyarak geçitlerine devam et­mektedirler.

Paris:

Moskova radyosu Stalin'in ölümü dola-yısiyle Sovyet Dışişleri Vekâletinin neş­rettiği bir mesajı yayınlamıştır. Mesaj­da şöyle denilmektedir:

«Sovyet diplomatları, barış için savaş­larında, halk demokrasisi memleketleriy­le dostluklarını geliştirmekte, milletler­arası işbirliğinin inkişafında ve bütün memleketlerle iş münasebetlerinde daima Stalin'in isminden üham alacaklardır.

Washington:

Başkan Eisenhower, Stalin'in cenazesinde kendisini temsile dün Moskovada'ki Ame­rikan maslahatgüzarı Jacob Bean'ı me­mur etmiştir.

Jacob Bean, bu münasebetle fevkalâde Büyükelçi   payesini   haiz   bulunmaktadır.

Mart 1953

Moskova:

Bugün bütün Sovyetler Birliği Vissario-noviç Stalin'in cenaze merasimine ka­tılmaktadır.

Sabahın   erken  saatlerinde   parti  merkez komitesi üyeleri, vekiller ve Sovyet Ma­

reşalleri, sendikalar sarayındaki sütunlu salona gelerek Stalin'in nâşının etra­

fında yerlerini almışlardır. Bu arada Mos­kova radyosu cenaze marşları çalıyordu.

Komünizmin yayılmasını temin için eli­mizde  her şey  mevcuttur.   Sovyet  mille­tinin  terakkici ilerleyişini durduracak dünyada hiçbir kuvvet mevcut değildir. «Elveda, Yoldaş, Şef ve rehber.»

Malenkof hitabesini saat 11.12 de bitir­miştir.

Saat 11,15 de Malenkof dan sonra söz alan Mareşal Lavrenti Beria Stalin'in hayatın­dan bahsederek, şefin Sovyet devletinin kurulmasındaki gayretlerini anlatmıştır. Beria sözlerine  şöyle devam etmiştir:

«Komünizm için mücadelemizde kat'î az­mimiz katiyen zayıflamiyacaktır. Marx, Enşels, Lenin ve Stalin'in teorileriyle kuvvetlenmiş olan partimiz bu gayeye nasıl varılacağını bilmektedir. Düşmanla­rımla, uğradığ'.mz bu büyük kaybın bizi şaşkınlığa sevkedeceğini zannediyorlar. Onîarm bu hesapları boşunadır. Mille­timiz, her zamankinden fazla olarak, saflarım   sıklaştırmaktadır.

Bunu müteakip Mareşal Beria Rus iç po­litikasının her şeyden önce birlikteki bü­tün milletlerin dostluğuna dayandığını ve başlca gayesinin memleketin iktisadî ve askerî kudretini kuvvetlendirme ol duğunu belirttikten sonra şöyle devam etmiştir:

İşçilerimiz, köylülerimiz, adamları­mız, parti ve hükümetin kendi haklarını müdafaa edeceklerini bilerek, sükunetle çalışabilirler.

Dış politika sahasında Mareşal Beria, Le­nin ve Stalin tarafından güdülen barış politikasının yeni Sovyet hükümeti tara­fından takip edileceğini temin ederek de­miştir ki:

İtıtiyathğımızı arttırmalıyız. Sovyet dev­letinin düşmanlarının bizi habersizce bas-t irebilecekleri   zannedilmemdir.

Bunu müteakip parti idaresiyle Sovyet devletine yapılan değişikliğin ehemmiye­tini belirten Beria sözlerini şöyle bitirmiş­tir: «Sovyet Milleti, parti ile Hükümetin memleketimizin   çelikten   birliğini   idme için kuvvetlerini ve hayatlarını esirge-miyeceklerinden emin olabilir.»

Bundan sonra birinci başvekil yardJmr.ı-sı Molotof söz almıştır. Tok bir sesle ve ağır ağır konuşarak nutkuna başlayan Molotof Lenin'in ya­rattığı eserin muakkibi diye adlandırdığı Stalin'i övmüş ve zaman zaman heye­candan kısılan bir sesle, Sovyetler Bir­liğinin Stalin idaresinde kat ettiği yolu anlatarak şöyle demiştir:

Stalin halktan çıkmıştır. O, milletle işçi sınıfı ile ve çalışkan köylü kütleleriyle daima bağlarını muhafaza etmiştir.

Molotof müteveffanın ihtilâlci faaliyetini uzun uzadıya anlattıktan sonra bilhassa demiştir ki:

Bu mücadele yıllarında Sovyetler Birli­ği komünist partisi beynelmilel işçi ha­reketinin müdir kuvveti haline gelmiş­tir. Memleketimiz milletlerar asında sulh­sever münasebetler bahsinde örnek teşkil etmiştir.

Molotof bundan başka Stalin'in, Marx ve Lenin'den yadigâr kalan ilmi zengin­leştirdiğini ve Sovyetler memleketini ve partisini usanmadan, komünist eserinin tahakkukuna doğru sevk ettiğini belirt­miş ve şöyle devam etmiştir:

Stalin memleketimizi Avrupa'da ve Asyada durumu tamamen değiştirmiş olan zafere sevketmiştir. Biz de onun yolunu takibedelim. Her türlü tecavüz teşebbü­süne karşı hazır bulunabilmek için teda­füi kudretimizi arttıralım. Emperyalist ajanların faaliyetine karşı daima uyanık bulunalım. Bizim sosyalist vatanımız hiç bir tecavüz gayesi gütmemektedir, diğer taraftan başka memleketlerin dahilî işlerine herhangi bir müdahaleyi de mü­samaha ile karşılayamaz. Biz milletlera­rası sahada sulh siyasetine ve ticarî mü­nasebetlerin inkişafı siyasetine tarafta­rız.

Molotof da kendinden evvel söz almış olan hatipler gibi her şeyden evvel Sov­yet Rusya'nın Çin'le olan dostluğunu son­ra da halkçı demokrasilerle ve bütün dünyanın işçileriyle mevcut dostane mü­nasebetlerini belirtmiştir. Hatip sözlerine şöyle devam etmiştir:

Bu acılı günlerimizde milletimiz, partinin mem'eket hayatında oynadığı rolü tam manasiyle müdriktir. Merkez komitesinin ve hükümetin etrafında saflarımız biraz daha sıklaştırmalıyız. Stalin'in ölmez adı milletimizin ve bütün işçilerin kalbinde ebediyen  yaşayacaktır.  Yaşasın   Engels Lenine - Stalin'in muzaffer ve ölmez na­zariyesi yaşasın büyük Sovyet milleti. Ya­şasın Sovyetler Birliğinin büyük komünist partisi. Molotof nutkunu bitirir bitirmez parti idarecileri ve hükümet üyeleri trübünden inerek, Chopin'in marşı çalarken, tabutu Gmuziarına almışlardır.

Saat 11.55 de alay yavaş yavaş Lenin'in mezarının kapısından içeri girmiştir. Ma­reşalin cenazesi Panteon'un inşasına ka­dar burada Lenin'in cenazesinin yanında kalacaktır.

Ayni anda kızıl meydan etrafına yerleş­tirilmiş olan uçaksavar bataryaları ateş etmeğe başlamıştır. Memleketin her ta­rafındaki fabrikalarla müesseselerin dü­dükleri ötmüştür.

Saat tam 12 de, Kremlin'in çanı 12 dar­beyi vururken Stalin'in tabutu kızıl mey­dandaki mezarda Lenin'in tabutunun ya­nına yerleştirilmiştir.

Saat son darbeyi vururken askerî bir bando Sovyet marşını çalmaya başlamış­tır. Bunu müteakip parti ve hükümet mensupları refakatlerinde Mareşal ve ge­neraller o duğu halde tribüne dönmüşler­dir.

Saat 12.05 de geçit tesmi başlamıştır. Moskova garnizonuna mensup birlikler Stalin'in tabutu önünden geçmektedir.

 Moskova: Malenkof'un nutkuna ek:

Malenkof nutkunun haricî siyasete ayrılan kısmında şunları da söylemiştir:

Stalin Yoldaş bizi milletin hizmetinde ve ona ta mmânasiyle sadık olarak göre­ceğimiz vazife zihniyetiyle yetiştiriyordu. Biz milletin sadık hadimleriyiz. Millet de sulh istemekte ve harpten nefret et­mektedir. Milletin bu arzulan bizim için mukaddestir. Bu arzular kan dökülmesini kabul etmemek ve mesut bir hayatı sulh yolundan tesis etmektir.

Dış politika sahasında başlıca mülâha­zamız yeni bir harbi müsamaha etmemek ve bütün milletlerle sulh halinde yaşa­maktır.

Malenkof   şunları   da   söylemiştir:

Milletleri hataya sevketmek isteyen ve sulhu muhafaza ve yeni bir harbin   baş-

lamasına mani olmak yolunda milletler tarafından izhar edilen arzuların aksine hareket edecek olan hükümetler en ca-niyane hareketi işlemiş olacaklardır. Ko­münist partisi ve Sovyet hükümeti, mil­letler arasında sulh siyasetinin milletlerin menfaatine cevap veren yegâne doğru siyaset olduğu kanaatine istinad etmek­tedirler.

Moskova: Beria'nm nutkuna ek:

Mareşal, Beria, nutkunun, şimdi hükü­mete terettüp eden ağır vazifelerden bah­seden kısmında, devletin ve partinin ida­resinin fasılasız ve muntazam surette devamını sağlayacak tedbirlere müteal­lik kararlar karşısında Sovyet milletinin öuyduğu büyük memnuniyetten bahset­tikten sonra şu sözleri de ilâve etmiş­tir:

Bu tedbirlerin en ehemmiyetlisi bakanlar kurulu başkanlığına Malenkof'un tâyini ile ilgili olan tedbirdir. Malenkof, Le­nin'in istidatlı bir talebesi ve Stalin'in de sadık silâh arkadaşıdır. Hükümet ve partinin yüksek organları tarafından alı­nan bu tedbirler devlet ve parti idare­sinde hâkim olan tam birlik ve insicamın narlak bir ifadesi olmuştur. İdaredeki bu birlik ve insicam, seneler boyunca partimiz tarafından Lenine'in ve Stalin'in idaresi altında hazırlanmış olan dahilî ve harici siyasetin muvaffakiyetle tatbik edileceğine bir delildir. Büyük Stalin etrafında, savaşlarda kendilerini göster­miş ve Lenine - Stalin'kâri idarede usta olmuş şefler toplıyarak bunları yetiş­tirmiştir. Şimdi, Lenine tarafından baş­lanan ve Stalin tarafından muvaffaki­yetle yürütülen büyük eseri iyi neticeye götürmek gibi tarihî bir mesuliyet bu şeflerin  omuzlarına   yüklenmektedir.

 Moskova:

Bütün Sovyetler memleketi, bugün Le­nine'in mezarı yanındaki tribünde Ma­lenkof'un, Beria'nm ve Molotofun söy­ledikleri radyo ile yayınlanan nutukları derin bir sükût içinde dinlemiştir.

Kisii meydandaki binaların saçakları­na ve meydan civarındaki sokaklara yerleştirilmiş olan hoparlörler Stalin'in bıraktığı ağır vazifeyi ellerine alanların seslerini büyü'tmekte idi.

22 Mart 1953

Moskova   :

Sovyet hükümetinin organı olan Izvestia gazetesi bu sabah yayınladığı bir makale­de, bütün ihtilaflı meselelerin muslihane müzakere yoluyla halledilebileceği hakkm da Malenkof tarafından ileri sürülen fi­kirleri tekrarlamakla ve Sovyet dış siya­setinin sulhu takviye ve harbi tahrik eden siyasetten kaçınmaktan ibaret olduğunu ilâve etmektedir.

26 Mart 1953

Paris   :

Tass ajansı bu sabah, halen Moskova'da bulunan komünist Çin ticaret heyeti ile Sovyet hükümeti arasında cereyan eden müzakereler hakkında bir tebliğ yaym-mıştır. Tass'm bildirdiğine göre bu görüş meler neticesinde Çin ile Sovyet ' Rusya' arasında aşağıda yazılı anlaşmalar imza lanmıştır.

 Komünist Çin'e kredi açılmasını der­piş eden 14 Şubat 1950 anlaşmasına    ekbir protokol.

 1953 de iki memleket arasında yapı­lacak ticarî müdabeleye dair bir protokol.

 Çin'de mevcut elektrik santrallerinin

tevziine ve yenilerinin inşaasma Rusya-mn yardmmı derpiş eden bir anlaşma.

imzalanan anlaşmalar ve protokoller sa­yesinde iki memleket arasında ticaret münasebetleri çoğaltılacaktır. Sovyet Rus ya Çin'e şu maddeleri verecektir: Demir çelik fabrikaları, madenler, makine in­şa fabrikaları, kimyevî maddeler fabrika­ları ve diğer endüstri kolları için dona­tım malzemesi.

Sovyet Rusya bundan başka nakliyat malzemesi, modern ziraat makineleri, da­mızlık hayvan, tohumluk ve diğer mal ve malzeme teslim edecektir.

Buna mukabil çinin Sovyet Rusyaya vere­cekleri şunlardır: Maden, pirinç, jüt, ham

ipeK,  ipekli  kumaş,   işlenmiş   deri,   neba­tî yağlar, ıet. tütün, çay, mevye, yün ve diğer maddeler.

Sovyetler tarafından anlaşmaları iç ve dış ticaret bakanı Mikoyan, komünist Çin tarafından da devlet idare konseyi nezdinde iktisadî ve mali komite başkan yardım­cısı ve dış ticaret bakanı Çi Çuan im­zalamışlardır.

İmza merasiminde Komünist Çin Başba­kanı ve Dışişleri Bakanı Şu En Lei ile Sovyet Rusya Dışişleri Bakan yardımcısı Malik, Dış ve İç Ticaret Bakan yardımcı­sı Kumikin ve Sovyet Rusyanın Pekin bü yük elçisi Kuznetzof da hazır bulunmuş­lardır.

2S Mart 1953

 Paris   :

France - Presse Ajansı bildiriyor:

Moskova radyosunun Tass ajansından alarak bildirdiğine göre, Rusya'da harpten beri ikinci defa olarak geniş ölçüde umu­mî bîr af kararnamesi çıkarılmıştır. Bu kararnamedeki afların şümulü, 1945 te Aî manya'nın tesliminden üç ay sonra, bil­hassa harp halinden doğan suçlara dair alman af kararlarını aşmaktadır.

Sovyet yüksek şûrası yeni başkanı Mare­şal Klementi Voroşilov tarafından imza­lanan bu kararname maddelerinde İki nokta bilhassa dikkati çekmektedir.

 Medenî haklardan ve seçim hakların­dan yeniden faydalanacak bütün şahıslarla, ceza müddetini doldurmuş olup henüzbu haklarını elde etmemiş olanlar, Sov­yetler cemiyetine kayıtsız şartsız    tekrargireceklerdir.

 İdarî ve iktisadî suçlara dair    Sov­yet hükük kaideleri yeniden gözden geçirilecektir. Filhakika Sovyet yüksek şûrası,idarî iktisadî sosyal ve ehemmiyetli olmayan diğer suçlar için, ceza hükmü yerineidari ve disiplin tedbirleri ikame   etmeküzere ceza kanununun değiştirilmesine fearar vermiştir.

Verilen ceza ne olursa olsun, idarî ve İktisaclî suçlar için tam af çıkarılmıştır.

Bu suretle de, 19 uncu kongreden beri git­tikçe daha metodik bir mahiyet alan, kal kınma kampanyasj'na katıldıklarından dolayımahküm olan memur, iktisatçı ve işçilerin hepsi değilse bile ekseriyeti görü­nüşte bu aftan faydalanacaklardır.

Zdanof öldükten sonra sırasiyle, üç yıl­dız belirdi ve ikisi sönmüş gibi göründü; Molotof, Beria ve Malenkof, 63 yaşında «lan ye uzun zaman Dışişleri Bakanı bu­lunan Molotof, kıdem itibariyle öteki iki­sinden daha evvel gelirse de 1949 dan son ra yıldızı sönmüştür. Laurenti Beria 54 ve Georgi Malenkof 51 yakındadırlar. Fa­kat son zamanlarda Stalin Malenkof'u ileri sürmüştür. Geçen Ağustos'ta yapılan parti kongresinde her zaman Stalin'in kendisi tarafından okunan rapor bu de­fa Malenkof tarafından okunmuş oldu­ğundan bu zat Stalin'in halefi sayılmıştı. Ote yandan Stalin tarafından işgal edilen yerlerin halefleri arasında paylaşı acağından bahsediliyor. Meselâ dünkü gazetelerde Molotof'un Başbakanlık vekil ligini üzerine aldığı, Malenkof'un da par­ti teşkilâtı başına geçtiği yayıldı. Bu hataer doğru olsa bile, böyle bir durum an­cak muvakkat bir zaman için devam ede Gek bir «mütareke» olabilir. Stalin'in mi­rası taksim olmak İçin rakipler mücade­leye girişecekler ve aralarında en acar, en kurnaz olan o yere geçecektir. Böy­le bir mücadelenin Sovyet İmparatorluğu nu ne dereceye kadar sarsacağı bugünden Kestirilemez.

Ahmet Şükrü ESMER

Maleınkov Hükümeti

Yasan; Ömer Sami Coşar

7. Mart. 953 tarihli Cumhuriyet'ten

Moskova radyosunun verdiği haberlere göre, Stalin'in ölümü ile boşalan yerler süratle ve «patırdısız» doldurulmuştur. Malenkov Başbakan olmuş ve eski polit-büro üyeleri de yeni hükümette bakanlık lan paylaşmışlardır.

Malenkov hükümetinin teşkil tarzında bilhassa üzerinde önemle durulması lâ­zım gelen noktalar şunlardır:

 Dış işleri Bakanlığına gene Molotovgetirilmektedir. Vichinsky bu vazifeden
alınmakta, Birleşmiş  Milletler daimî de­legeliğine tayin oiunmaktadır.

 İkinci Cihan Harbi esnasında Almanordularını  Moskova  önünde  durduran
ve sonra da bu birlikleri Berline  kadar süren fakat harp bittikten kısa bir müd­
det   sonra   Stalin   tarafından   azledilen Mareşal Joukov tarafından çıkmaktadır. Kendisi şimdi Müdafaa Bakan yarduncisıdır.

1946 senesinde Stalin Mareşal, Joukov'u sessiz bir şekilde azlettiği zaman şöyle denilmişti: «Harb içinde fazla itibar ka­zanan Mareşal ve genaralleri şimdi or­tadan kaldırmak veya perde gerisine cek mek lâzım gelmiştir. Stalin böylelikle partinin ordu üzerindeki hâkimiyetini mu­hafazaya çalışmaktadır.»

Bugün Mareşal Jukov yeniden ortaya çıktığı gibi, sivil bir şahıs olan Şvernik de Sovyet yüksek şûra başkanlığından azledilmekte, onun da yerine bir mareşal (Voroşilov) getirilmektedir. Müdafaa Ba­kanlığı Mareşal Bulganin'dedir ve kendi­sine Jukov ile birlikte Mareşal Vasi ev-sky de yardım edecektir.

Dış işleri Bakanlığında Molotov, Batı memleketleri ile münasebetlerin gerginleş tiği günleri hatırlatır, derhal akla İkinci Cihan Harbine zemin hazırlayan Nazi - Sovyet paktı gelir. Muhakkak ki bu pakt Stalin'in olduğu kadar Molotov'un da eseridir. îkinci Cihan Harbinden kal­ma Sovyet Mareşallannın bu şekilde or­taya çıkmaları da, Malenkov idaresinin takib edeceği siyaset hususunda az çok fi kir vermektedir, parti ile ordu arasında­ki münasebetlerin eskisine nazaran çok daha sıkı olacağını, üniformalı şahısların bir nisbet dahilinde de olsa söz sahibi bu Ilınacaklarını göstermektedir.

Fakat, Stalin'in eski muavinlerinin he­men hemen hepsinin İştiraki île teşkil o-lunan bu hükümet uzun müddet bu bir­lik havasını muhafaza edebilecek midir? Lenin'in ölümünden sonra da bîr müd­det buna benzer toplu bir manzara ar-zeden hükümet görülmüştü fakat bu u-zun zaman devam etmemiş, dahilî ihti­lâflar devamlı tasfiyelere yol açmıştı.

Bugün Moskovada iktidarın intikali o ka­dar normal bir şekilde cereyan etmiştir ki, mecburen nazarı dikkati çekmiştir. Bunda zoraki bir hava hissedildmektedir. Malenkov, Beria, Mootov, Mîhoyan, Bulganin, Kuznetsov, Vesiliyevsky gibi her biri Stalin'in yerini alabilmek için sene­lerce çalışmış olan komünistler birden Malenkov'un riyasetinde bakanlıkları pay laşm aktadırlar.

Bu hükümetin siyaseti ne olacaktır? Dün neşredien bir tebliğde, barışın kuvvetlen-

dirilmesi, milletlerarası işbirliği, bütün memleketlerle iş münasebetlerinin arttı­rılması istenmektedir. Fakat Kore teca­vüzünü hazırlayanlar da böyle bir siyaset . gütmekte olduklarını senelerce iddia et­mişlerdir! ömrü boyunca Batı ile temas etmemiş ve Rusya dışına tek bir defa Varşovaya Kominformu kuran konferan sa gitmiş olan Malenkov efendisi Stalin. yolundan gidecek midir? Yoksa, İkinci Cihan Harbini Nazi paktı ile hazırlayan Molatov'un ve askerî üniformaların işbir ligi ile daha geniş askeri tecavüzlere mi başvuracaktır? Batıları endişelendiren de bu sual erin cevabıdır.

Ömer  Sami  COŞAR

Sovyet Rusya ve Peykleri

Yasan: M. Topalak

1 Mart 1953 tarihlî Zafer'den:

Stalin'in ölümü üzerine yerine kimin gele­ceği henüz malûm olmamakla beraber, halefin herhalde Stalin kadar kuvvetli bir şahsiyete salıip olmıyacağı ve bu kifa-• yetsizliğin bir takım dahili düzensizlikle re yol açmaktan başka Sovyet Rusya'nın peyk memleketler üzerindeki nüfuz ve ilâ kimiyetinin de gevşemesine sebep olacağı hakkında sık sık tekrarlanan faraziye da ha şimdiden dünya efkârını peyk mem e-ketlerin mukadderatiyle yakından ilgilen meye sevketmekte ve bu arada, bilhassa hür dünya için en büyük meşgaleyi teş­kil eden Kore harbinin başlıca muhasım larından olan Komünist Çin üzerinde ıs­rarla durulmaktadır. Stalin'in hastalık ve Ölüm haberinin Pekin radyosunun ne zaman ve nasıl verdiği, komünist Çin ida recilerinin ne türlü reaksiyon gösterdik leri hakkında ajans ve radyoların mu­fassal malûmat vermeleri ve bu konuda alman haberlerin umumî bir alâka ile karşılanması, bir peyk durumunda olan dört yüz elli milyon nüfuslu Çin'in ve onun başındaki komünist lider Mao - Çe - Tung'un bu fırsattan fay­dalanması imkânının hasıl olup olmı-yacağı anlamağa matuf bir tecessüsün ifadesi sayılmak   lâzımdır. Komünist Çin'in, bünyesi itibariyle hiç bir zaman klâsik mânâda bir peyk memleket haline gelmiyeceği, burada er geç  bir  Titoculuk,  bir  milliyetçi  komünizm cereyanının başgösfcereeeği çok kereler söy.enmiş ve ümit edilmiştir. Ha kikaten, Mao Çe Tung Çin'in batı­ya dönmesine imkân verecek: şartlar hiç bir zaman mevcut olmamış değüdir. Fakat batılıların Çin muvacehesinde sü­rüp giden hatalı politikaları, Çin'in ha­kikî kuvvetini temsil eden kütleleri ve bunları idare eden şahsiyetlerin âdeta zora Moskova'nın kucağına atmış bu­lunmaktadır. Bu bakımdan, komünist Çin'i diğer peyklerden ayırdeden şey yalnız bünye ddjfcil, fakat aynı saman-da batılıların bu memlekete karşı takip ettikleri   siyasettir.

Komünist Çin'in Moskovamn nüfusun­dan kurtulmasiyle Kore harbinin bita-ceğine hemen muhakkak nazariyle ba­kı'maktadır. Çinin diğer peyk memleket lere nazaran haiz olduğu ehemmiyet de bu noktadan gelmektedir. Zira Krerali-nin nüfusundan kurtulacak olan Çin, Kore harbinin bitirilmesine kadar Asya 'da büyük bir bölgeyi garanti eâereK Uzakdoğuda mühim bir muvazene unsu ru da olacaktır. Fakat Çin'in diğer peyk lere nazaran .ehemmiyetini yükselten bu Kore savaşı, aynı zamanda onun Mosko va'nın boyunduruğundan kurtulmasına en büyük manii teşkil etmektedir. Zira Kore harbi devam ettikçe ve bu harbin bitirilmesi için batılılar tarafından Çin'i tazyike matuf tedbirler çoğaldıkça. Mao- Çe - Tung o nisbette Moskova'ya muh taç ve binaenaleyh muti o acaktır. O halde, Kore Savaşının bitmemesi Sov yetlerin menfaati iktizasından. olduğu cihetle, Moskova Çin'e yardıma devam edecektir. Bu fikir silsiîesince «Kore har binin bitmesi Çin'in Moskovadan ayrıl­masına bağlıdır, fakat bu ayrılığın vu-kubulması için de her şeyden evvel Ko­re savaşının son bulması şarttır.» tarzın da bir daireyi faside ile karşılaşmak mu kadder  gibi görünmektedir.

Bir bakıma, Sovyet Rusyanm devlet ve hükümet mekanizmasında vuku bulacak muhtemel karışıklığın ve bu mekanizma­ya arız olacak zaafın, peyk memleketler üzerindeki tesiri her yerden daha az Çin'de duyulacaktır, denebilir. Zira, diğer peyk memleketlerin aksine olarak Çin ba tıya karşı bizzat cephe almış ve düşman kesilmiş durumdadır. Bundan başka, bu memleketin son üç yıldanberi sürüklemek te olduğu Kore savaşı, bir yandan büyük kayıplara mal olmakla beraber, diğer yan dan da halkı maddeten ve manen daima tazyik a'tmda bulundurmak ve mahrumi yetlere katlandırmak hususunda bir vesi ie de yaratmıştır. Çin, denebilir ki, Sov­yet Rusya,nm 918 den 23 e kadar geçirdi ği ihtilâl savaşlarının sarhoşluğu içinde­dir. Bu şartlar dahilinde bir kere düş­man tanınmış olan yabancıya karşı her tür ü yakınlık, şu sırada ihtilâle ihanet sayılacaktır. Hususiyle ki, Şu En Lai, Mao Ç,e Tung ve Lili Şan'dan bir aşağı kademede bulunan kamünist Çin lider­leri Avrupalı ve hattâ bazı Rus ihtilâlcüe rmin aksine olarak sosyalizm merhalesin­den geçmeksizin doğrudan doğruya müf­rit soia girmiş ve model olarak Önlerinde Sovyetler   Birliğini  bulmuşlardır.

Bütün bu sebeplerden ötürü, Cinde bugün için bir mukabil - ihtilâl veya bir inhiraf-çilıgın doğması güç görünmektedir.

Saair ~Nadi

7. Mart. 933 tarihlî Cumhuriyet'ten

Dünyanın tam orta yerinde bir atom bombası birden patlaması idi bilmem Sta lin'îıı Ölümü kadar ortalığı heyecana ve­rebilir mi idi? İhtiyar diktatör bir beyin kanamasına uğramakla sanki yer yerin­den oynamıştır. Milyonlarca insan «şimdi ne olacak?» diye meraktan kendini y&-mekte. Demir Perde dışındaki yorumcu­lar da bu sorunun cevabını araştırıp dur­maktadırlar. Bu arada leri sürülen tah­minlerin birleştiği nokta, Stalin'in ölü­münden sonra dünya politikasında bek­lenmedik değişiklikler görüleceğidir. Bu nokta bir tarafa bırakılırsa başlıca tah­minler birbirine zıd iki görüş etrafında toplanmaktadır. Bunlardan birincisine göre, Stalin çok katı yürekli, uzlaşma ka­bul etmez bir diktatör olmakla beraber, tecrübeli ve tekminli bir devlet adamı idi. İkinci Cihan Harbinden sonra Rusya he sabına kazandığı o akıl ara durgunluk ve­ren başarılan tehlikeye düşürmek istemez di. Bu itibarla, hürriyet cephesine karşı

güttüğü sert politikaya rağmen Stalin rıarbden kaçınıyordu, yaşadığı müddetçe de kaçınmak zorunda idi. Şimdi onun Ö-lümünden sonra yerine geleceklerden böyle ihtiyatlı bir politikaya sadık kalma­ları ne dereceye kadar bekleneebilir? Bü­yük Şefin arkada bıraktığı otorite boşlu­ğunu bir ânda şüphesiz dolduramıyacak olan yeni şef ister istemez bir maceraya sürüklenmiyecek midir ?

Bu kötümser yoruma karşılık başka tür­lü muhakeme yürütenler de görülüyor. Bunlara göre, çeyrek yüzyıldanberi Rus-yay?. kayıdsiz şartsız hükmeden Stalin'in ortadan kalkması Bolşevik partisi ileri gelenleri arasında muhakkak bir miras kav gasıria yol açacaktır. Böyle bir kavganın parti bünyesini ve dolayısiyle yeryüzünde Sovyet Nüfusunu zayıflatması ihtimali çok kuvvetlidir. Bu takdirde Demir Per­de gerisi milletlerinin takında hürriyetle rine kavuşmalarını beklemekte hata yok tur. Böylece, Stalin'in ölümü ile dünya barışını köstekliyen en mühim bir âmil ortadan kalkmış olacak, milletler nihayet rahat edeceklerdir.

îki gündür ortalığı kaplıyan bu ve buna benzer yorumlar, ne yazık kî Batı cephe­sinde yaşıyaa insanların hâlâ akıldan zi­yade hislerine bağlı kaldıklarını göster­mektedir. Yukarıya örneğini çıkardığım iki zıd fikir içinde saklı duran imkânları realitenin ışığına tuttuğumuz zaman bun­ların hiç de kuvvetli olmadığnı anlamak ta gecikmiyoruz.

Ei.e aldığımız bir hâdiseyi incelerken onu öteki hâdiselerden ayırmamağa, hepsini birden toplu olarak gözönünde bulundur ma dikkat etmeliyizdir. Bir beyin kana­ması sonunda dünya politika sahnesinden Çekilen Stalin sahnede bulunduğu müd detçe başhbaşma karar veren, hâdiselere başlıbaşma hükmeden bir şahsiyet değil­di. Bir diktatör olmakla beraber o da her devlet adamı gibi hâdiseelrin içinde ya­şıyor, hâdiselere tesir edebildiği kadai - belki daha ziyade - hadiselerin tesiri al tında da kalıyordu. Nitekim sırasında Rusya çeşidli politika yollarıma girmiş çıkmış, zaman zaman milletlerarası işbir­liği zihniyetini benimsemiş, bir aralık fa­şizme karşı birlik savunma cephesine katıl mış, donra Hitler'le anlaşmış, daha sonra Hitler'in tecavüzüne Batılılarla birlikte karşı durmuş, nihayet Demir Perde niz*-mınu kurarak Batıya sırtını çevirmiştir. Bütün bunlar bir adamın kafasında beli­ren hayallerin mahsulü olmaktan ziyada çeşidli faktörlerin ortaya koyduğu ve a-dım adım geliştirdiği vaziyetlerdir. Bu va ziyetlerin gelişmesinden Stalin tarafından oynanan ro", meselâ Roosevelt'inkinden niçin daha farklı olsun? İkinci Cihan Har bi sona erdiği sıralarda Batı demokrasi­lerini idare eden devlet adamları öylesine gevşek, tereddüdlü ve müsaadenizle söy-liyeyim - az zeki bir politika gütmüş ol­masalardı, acaba Stalin Demir Perde sis­temini kurmağa cesaret eder, hattâ buna lüzum görür mü idi? Bir başka deyimle, Batı demokrasileri o tereddüdlü gevşek ve berbad politikaya saplanıp kaldıktan sonra, Demir Perde nizamı gene kurul­maz mı idi?

Bu düşünceler, ne türlü olursa olsun, bir ferdin varlığı veya yokluğu üzerine mu­hakeme yürüterek bundan dünya politika­sına dair ahkâm çıkarmasının sakatlığım ortaya koymaktadır.

Stalin sahneden çekilmekte yerine daha az tecrübeli, daha az otoriter adamlar ge çebilir, bolşevik partisi saflarında bazı çatlaklar görülebilir, bu yüzden Sovyet Rusya az çok za'fa da uğrayabilir. Fakat hürriyet dünyası daha aktif bir politika lüzumunu hâlâ kavramaz da hâdiselerin sevk ve idaresini bir ân önce ele almak için davranmazsa, şimdiki durumun deği­şeceğine inanmak çocukluk olur.

İstalin gitmiş yerine Mistalin gelmiş, ne çıkar? Dünyanın ıslahını tesadüflerden değil, kendi irademizden bekliyelim: me sele bu gerçeği kavrıyabilmekten ibaret­tir.

Nadir Nadi

Sovyet Busyada Yeni İdare

Yazan: Altemur Kılıç

8. 3. 953 tarihli Vatandan

Stalin'in halefi, tahmin ettiğimiz gibi Ma-lenkov olmuştur. Moskova'nın bunu res­men teyit eden tebliğindeki asıl şayanı dikkat taraf, daha Stalin'in ölümü üzerin­den 24 saat bile geçmeden, Sovyet hükü­metinin ve Komünist partisinin yeniden teşkilâtlandınldığınm da ilân edilmiş ol­masıdır.

Değişiklikler

Yapılan değişiklikleri şöyle hulasa edebi­liriz:

Bakanlar Kurulu başkanlığına Malenkov; yardımcılıklarına da Molotov, Beila, Kaganoviç ve Bulganın getirilmiştir.MVD (Gizli Polis) ve iç işleri Bakanlı­
ğı Beralın şahsında birleştirilmiştir. Molotov'un başlıca vazifesi Dış işleri Bakanlığı olacak ve bu vazifesi Dış işleri olacak ve bu vazifesinde kendisine Vişins ki, Kuznetsoz ve Malik yardım edecek­lerdir.

4. «Cumhurbaşkakanlığı» mesabesinde olan, Yüksek Şûra başkanlığına, Şvernik 'in yerine Voroşilov getirilmiştir.

4. Komünist partisindeki değişiklikle! gelince; Partinin evvelce iki mühim oi gam vardı: Bun ardan biri 10 üyeli Mer­kez Komitesi Bürosu, diğeri de 25 üyeli Presidium, yani başkanlık divanı. Kasım da Politbüro'nun lağvedilişindenberi, ge­rek devletin ve gerekse partinin idaresi, Genel Sekreter Malenkov'un hakimiyeti altında idi. Şimdi bu iki organ 10 kişilik Presidium (Başbakanlık Divanı) adı altın­da birleştirilmektedir.

Bütün bunlardan anlaşılan şudur:

Malenkov, esasen pek nüfuzu olmayan 25 kişilik parti Presidium*unu ortadan kaldırarak, eski Merkez Komitosu Büro­sunu Presidium olarak ortaya çıkarmıştır-Kendisi şimdi oranın başı olarak, partinin hem nazarî hem fiili lideri vaziyetine geç­miş; İdareyi eli altında bu'unan bu 10 ki­şilik küçük gurubta toplanmıştır.

Devlet teşkilâtına gelince; esasen Malen­kov'un Stalîn ölmeden evvel yaptnğı ma­nevralar, devlet ve hükümet organlarının (Bakanlar Kurulu ve Yüksek Şûra gibi) partinin idaresi altına geçmes'ni sağla­mıştı: şimdi, Bakanlar kurulu başkanı olarak, fiilen de bu arganlara hâkim ol­muştur.

Bunlardan başka Beria, Molotov, Kaga­noviç ve Mikoyan'mhem devlet hem de parti mekanizmalarında yer almış olma­ları; Molotov'un tekrar Dışişleri Bakan lığına geçmesi, Voroşilof'un sadece bij kukla mevkiine çıkarılması ve nihayej 10 kişilik Presidium'da yeni sima'ardan Krusçev'İn Malenkov, Beria _ve. Mo?otov 'dan sonra, dördüncü olarak sayılması da manidardır.

Lenin ve Stalin'den sonra

Bütün bu değişikliklere neden lüzum gö­rülmüştür? «Devlet ve parti organlarının faaliyetleri ve liderliğinde herhangi bir İnkıtaa meydan vermemek» şeklindeki i-zah pek müphemdir. Müphem olmayan birşey varsa, Stalin'in Ölmesinden sonra her ha'de evvelden hazırlanmış bir plân gereğince sür'atle hareket edilmiştir ve Lenin'le Stalİnin halefi Malenkov olmuş­tur.

Bu tedbirin İnşiliz aleyhtarı bir mahiyet taşımadığı açıktır. Sadece Türkiye İngiltereden faz­la ithalât yaptığı halde İngiltereiıin bu­na karşılık mubayaada bulunmadığı ve bu yüzden iki memleket ticaret muvaze-

nesine  Türkiye  aleyhine   bir     durumun meydana  geldiği anlaşılmıştır. Muvazene denklik haline gelinceye kadar İngiltere­den yapı acak ithalâta tahditler konacak

den yapılacak ithalâta tahditler konacak raber   iktisadî   münasebetlerin   politikaya

d& tesir icra etmesi imkânı daima vardır.

1918 de Gottwald Avusturya imparatorlukordusunun topçu sınıfına alınmıştır. Bu
arada Gottwald Galiçya'da Ruslara kar­şı çarpışmış gösterdiği başarılar sonundaçavuşluğa terfi ettirilerek önce İtalya'daSoci Nehri cephesine, daha sonra da ge­ne Ruslara karşı dövüşmek üere Besarabya gönderilmiştir.

Gottwald terhis edildikten sonra bir müddet bir fabrikada çalışmış fakat daima ileri siyasî fikirlerin tesirinde kal­dığından Bratislavaya yerleşerek müfrit Solcu Sosyal - Demokrat Organı «Hlas Ludu» (Halkın sesi) nun yazarlığını yap­maya başlamıştır. 14 Mayıs 1921 de Sos­yal - Demokrat partisinde baş gösteren ayrılık üzerine Dr. Smeral ile şimdiki Başvekil Antonin Zapotockyü bağımsız komünist partisini kurmuş ardır. Kle-ment Gottwald derhal bu partiye girmiş ve millî meclise komünist mebus seçil­miştir. 23 Şubat 1929 da tasfiyeler so­nunda partideki bütün entellektüel un­surlar çıkarıldıktan sonra Gottwald be-şenci kongre tarafından merkez komitesi üyeliğine seçilmiştir. 1935 de Komİntern'-deki Çek delegesi olarak Moskova'ya gi­den Gottwald orada Stalin'le tanışmıştır. Prag'a döndükten sonra da Gottwald, çift­çi partisine geçmek için istifa eden Ji-lek'in yerine komünist partisi genel sek­reterliğine seçilmiştir.

1939 da Alman işgali üzerine alelacele Moskova'ya kaçan Gottwald bütün harb müddetince arkadaşlarından Nejedlysa, Sansky, Kopecky ve diğerleriyle beraber orada kalmıştır. Moskovada'ki ikameti sırasında Gottwald Çek komünist partisi başkanlığına getirilmiştir.

1943 yılında Gottwald Londra'dan Mos­kova'ya gelen Cumhurreisi Beneş ile gö­rüşecek bir hükümet programı üzerine mutabık kalmış ve müzakereler sonunda 5 nisan 1944 günü Çek milli ekonomisin­de en mühim mevkileri komünistlere bı­rakan meşhur «Kosice programı» imza edilmiştir.

Çekoslovakya'nın kurtarılmasını müteakip yapılan ilk seçimlerde komünist partisi meclisteki mevkilerin yüzde 38 ini ka­zanmıştır. 1946 yılı temmuzunda Gottwald, en kuvvetli siyasî partinin şefi olması iti­bariyle, Sosyal - Demokrat parti lideri Fierlinger'in yerine, Başveki lige seçilmiş-

tir. 25 Subay 1948 de Cumhurreisi Beneş «Yeniden tertiplenmiş millî cephe» hü­kümeti adı altında hakikatte komünist bir hükümetin kurulmasına muvaffak edinceye kadar Gottwald bu mevkide kal­mıştır. Yeni hükümet 1948 mayısında tek bir listeyle yeni seçimler yaptırarak çoğunluğu komünistlerin kazanmasını sag lamış ve bunun üzerine Cumhurreisi «Sağlık durumu» yüzünden 10 temmuzda istifa zorunda kalmıştır. 4 gün sonra Gottwald Cumhurreisi  seçilmiştir.

Cumhurreisliğine seçildikten sonra Got-wald'm siyasi faaliyeti mahdut olmuş­tur. 1952 mayısında demokrat Alman Cumhurreisi Wilhelm Pieck'in daveti üze­rine Berlin'e giden Gottwald!m bu seya­hatten avdetinde hastalandığı «Rude Pra vo» tarafından bildirilmiştir. Prag'da Cumhurresinin dil kanserine tutulduğu söylentisi  dolaşmaya başlamıştır.

5 ekim 1952 günü Cumhurreisi yanında Zapotocky ve Sirocky olduğu halde Sov­yet komünist partisinin 19 uncu kong­resine katılmak üzere Moskova'ya gitmiş­tir. Bu arada komünist partisi eski ge­nel sekreteri Rudolf Slansky'nin tevkif edildiğini 27 kasım 1952 "günü Gottwald'ın haber verdiğini hatırlamak yerinde olur. Nihayet^ Mareşal Stalin'in cenaze me­rasiminde bulunduktan sonra İl mart 1953 günü Prag'a dönen Gottwald ertesi gün zatürreye tutularak yatağa düşmüş­tür. Cumhurreisinin hastalığının vahame­ti 13 mart günü ilk sağlık bülteninin ya-ym' anmasını icabettirmiştir. 14 mart saat 14.12 Gûttwald bu hastalıktan kurtula-mıyarak Ölmüştür.

17 Mart 1953

 Paris:

Prag radyosunun bildirdiğine göre Cum­hurreisi Gottwald'm cesedine dün bir otopsi yapılmıştır. Bu otopside kalbe gi­den damarlarda bir sertleşme görülmüş­tür. Bu yüzden kalb daman cidarı yır­tılmış ve plevramn sol yansında kanama olmuştur. Gittikçe artan bu dahalî kanama Ölüme sebebiyet  vermiştir.

Otopsi raporunda klinik teşhisinin otop­siyle teyid edildiği bildirilmektedir Bu hususta yayınlanan tebliğ, tatbik edilen tedavinin doğru ve uygun olduğunu be­lirtmekte, fakat hastalığın ciddiyeti yü­zünden Ölüme mani olunamadığı ilâve olunmaktadır.

Londra:

Observer gazetesi bugün, Mareşal Tito'nun yakında Londra'ya yapacağı seya­hat hakkında yorumlarda bulunarak, Ma­reşalin bu ay içinde yapacağı bu seya­hati müteakip Yugoslavya île İngiltere arasında herhangi bir antlaşma yapılması ihtimali olmadığını yazmakta ve şöyle demektedir:

«İngiltere, Triyeste meselesini İtalyan seçimlerinden sonraya kadar muallâkta bırakmayı ve İtalya ile Yugoslavya'nın doğrudan doğruya müzakerelere girişme­sini temin etmeyi düşünmektedir. Zira şimdi înigltere'inin Yugoslavya ile ya­pacağı herhangi bir anlaşma, Roma'da yanlış tefsirlere yol açacaktır. Tito, İtal­ya ile, Triyeste hususunda girişilmesi ih­timali olan herhangi bir pazarlık mu­vacehesinde durumunun takviyesi mak­sadı ile Batılılarla, bilhassa İngiltere ile mümkün olduğu kadar sıkı münasebet­ler tesis etmeyi arzu etmektedir. İngil­tere ise, bu iki taraftan herhangi birine karşı   cephe   aldığı   fikrini     uyandıracak

bir harekette bulunmaktan samimiyetle kaçınmak istemektedir: Seçimlerin çok yaklaşmış bulunduğu böyle bir zamanda İtalya'yı gücendirecek bir hareket, belki de Triyeste meselesinde İtalya yönünden iyi-bir neticeye ulaşmak imkânlarını azal­tabilir.»

9 Mart 1953

Relgrad:

Dün akşam resmen bildirildiğine göre, Yugoslav halk Cumhurreisi Mareşal Ti­to, cumartesi günü Yugoslavya'dan İn­giltere'ye bir dostluk ziyareti yapmak üzere hareket etmiştir.

Mareşal Titoya Dışişleri vekili Koca Po-poviç, Dışişleri vekâleti Müsteşarı, Dr. Rebler, Amiral Cerni, Dışişleri Vekâleti protokol şefi Dr. Smodlake ve General­lerden müteşekkil bir heyet refakat et­mektedir.

İngiliz Amirallik dairesinin bir tebliğine göre Mareşal Tito bu seyahatini Yugos­lav harb gemisi Galeb ile yapmaktadır. Malta'dan itibaren Galeb harb gemisine iki İngiliz Destroyeri refakat edecek ve Cebelütarik'ta değişecek olan bu iki İn­giliz harb gemisine Sepya ve Lorvrell harb gemileri i'tihak edecektir.

15 Mart 1953

 Paris:

İngiltere'yi resmen ziyaret etmek üzere hâlen açık denizde yolda bulunmakta olan Yugoslavya devlet başkanı Mareşal Tîto Yugoslav haberler ajansı ile Belgrad radyosunun kendisinden sorduğu sualle­re galeb gemisinden telsizle icab eden cevapları vermiş ve bunlar bugün Tan-jug ajansı tarafından yayınlanmıştır. Mareşal Tito beyanatı sırasında ezcümle şunları söylemiştir:

«İngilterede kalacağım günler zarfında resmi bir anlaşma yapmak maksadiyle görüşmelerde bulunup bulunmıyacağım noktası yalnız bizim arzumuza değil, aynı zamanda dünya umumî durumunun ifade olan zaruretlerin de icablarına bağ­lıdır. Esasen bu ciheti mutlak surette lü­zumlu addetmiyorum. En mühim olan nokta, görüş tarzlarımızı karşılıklı olarak anlatmakhğımız, milletlerarası muhtelil meselelerde mütekabil durumumuzu göz­den geçirmekliğimiz memleketlerimizi ilgi­lendiren mevzularda mutabakata yarmakIığımız ve bu işte tam bir anlayış havası­nı meydana getirmekliğimizdir.»

Mareşal Tito, bir an Önce İngiltere top­raklarına ayak basmak hususundaki sa­bırsızlığını belirterek, bunun neden İleri geldiğini şöyle ifade etmiştir:

«İngiltere topraklarına erişmekteki sabır­sızlığım- muhtelif sebeplere dayanmakta­dır. Evvela Yuğoslav'yanın müşterek izdi-raplarla manen ve maddeten bağlı kaldı­ğı kahraman İngiliz milletiyle yakından temas etmek, ikinci cihan harbinde sar-fettiği muazzam gayretleri mümkün ol­duğu kadar yerinde incelemek ve görmek istiyorum. Bundan başka memleketlerimi­zi alâkadar eden çeşitli meseleler etrafın­da salahiyetli ve mes'ul İngiliz devlet adamlariyle görüş ve fikir teatisinin lüzu­muna kanaat getirmiş bulunuyorum.»

Son günlerde bir kısım yabancı matbuat­ta, Yugoslavya hayat şartları hakkında ve İngiltereye yapmakta olduğu seyahat etrafındaki neşriyat için ne düşündüğü sorulan Mareşal, şu cevabı vermiştir: «Yugoslavyadaki hayat şartlarına ait düşün­celerim eskiden beri malûmdur ve İngil­terede bu mevzuda konuşmak tasavvu­runda değilim. Bası çevrelerde girişilen propagandalara gelince bunların iki mem­leket arasındaki sıkı münasebetlere ve iş­birliğine tesir edecek nisbette ehemmiyet taşımakta olduğunu zan ve taymin etmi­yorum. Harp ertesinde Tito, Moskovanm «adamı» olarak Batılılara karşı cephe alır tavır takınınca, herkes Mr. ChurchiU'-

in aldandığını, Mihailoviç'i bir Moskova ajanına ezdirdiğini söylemeğe başlamıştır. Politikada san netice belli olmadan hü­küm vermek çok tehlikelidir. Yanılma tehlikesi daima gözönünde tutulmalıdır. Mareşal Tito'nun Moskova ile bağları ko­pardıktan sonra, bir müddet infirat halin­de kalmakta ısrar etmesi yahut be ki de «ısrar eder» görünmesi- daha sonra Batı­lılara yaklaşmaya başlaması ve nihayet bugünkü tezahürat.. Fakat şu anda dahi kesin hüküm vermek ihtiyatsızlık olmaz mı?

Olayların akışına bakılırsa, Mareşal Tito artık tamamen   Batı cephesine   katılma

yolundadır. Türkiye ve Yunanistan ile im­zaladığı üçlü antlaşma, Londra seyahati ve devamı, Yugoslavya'nın «dokunmazsan,

dokunmazlar» politikasından vazgeçtiğine hükmettirecek işaretlerdir.

Yugoslavyanm bugünkü cepheler duru­munda işgal eylediği yer fevkalâde önem­lidir. Bunu anlamak için hartaya bakmak kâfidir. Doğudan gelecek bir istilâ ordu­su bu memleketi çiğnemedikçe Akdenize inemez. Yugoslavya düz, ova değildir. Da­yanmaya azimli bir orduyu çabucak orada yenerek ilerlemek kolay değildir.

Londra ziyaretinin, tngilterede ve bütün siyasî çevrelerde son derecede ilgi ile ta­kip edilmesinin sebebi yukarıki müşahede­lerden çıkarılabilir. Nitekim Mareşal Ti-to'ya İngiliz hükümetinin gösterdiği itibar ve itinanın da sebebi aynı müşahedeere bağlıdır.

Milletlerarası politikada devletler ve İn­sanlar, ortadaki menfaat ölçüsünde ilgi ve itibar görürler. Bu, yüzyıllardır değiş-miyen bir kaidedir. Beğenilsin, beğenilme­sin vakıa budur.

Yunanistan'ın, Türkiye ve Yugoslavya ile imzalamış bulunduğu dostluk ve işbir­liği andlaşması, bu üç memleket arasın­daki dostluk münasebetlerini daha sıkla-şacak, teknik, kültüre": ve ekonomik işbir­liği daha iyi esaslar üzerine düzenlene­cektir. Bilhassa askerî sahada tedafüi gayretler koordine edilecektir. Andlaşma-da derpiş edildiği veçhile, üç memleket genelkurmaylarının, müşterek savunma bahislerinde hükûmeterine tavsiyelerde bulunmak üzere, işbirliği yapmaları, Bal­kan bölgesinde savunma sistemini daha müessir surette düzenliyecektir. Müşterek müdafaanın teşkilâtlanması, halkın ve bilhassa hudut bölgelerinde 'oturanların himayesini sağlıyacak ve bu halka bu su­retle emniyet duygusu gelecektir.

Mareşal Papagos,. Balkan kesiminde müş­terek müdafaanın teşkilâtlandırılmasının, bütün diğer hür cephe memleketlerine mi­sal teşkil edeceğini belirterek şöyle devam etmiştir:

Bu üçlü andlaşmanm iyi bir şekilde tat­bikiyle, hür ve müstakil yaşamak isteyen bütün diğer devletlerin müdafaasının tak­viye edileceğine kani bulunuyorum. Yuna­nistan bu andlaşmadan doğan vecibeleri tamamen ifa etmek azmindedir ve bu andîaşmanm dünya güvenlik ve sulhunu takviye yolunda yeni ufuklar açtığına ka­nidir.

Mart 1953

Atina:

Akdeniz manevra' arına katılacak olan Yunan gemilerinden müteşekkj' birinci grup bu sabah Pireden hareket etmiştir. Yüksek rütbeli bir Yunan subayının ko­mutası altında bir çıkarma tatbikatının da yapılacağı bu manevralara dört muh­rip, iki denizaltı ve birkaç mayn tarayıcı. iştirak etmektedir.

m Mart 1953

Atina:

Yunan hükümeti, Türk hükümetine gön­derdiği bir telgrafta, son zelzele dolayısi-le Türk milletine karşı beslediği en derki. dostluk hislerini belirtmiştir.

Amerikan doktorlarının kanaatince patlıyan damar orta beyin damarlarından bir tanesidir. Ve okunan sıhhat raporundan beyin ne-siçlerini kanla dolduran ve muhtemelen beyin boşluğuna kanı sevkeden çatlama e-peyce geniştir.,Böyle şiddetli bir akseye tutulanlar umumiyetle iki gün içinde ölür­ler. Fakat iki hafta kadar da yaşadıkları vakidir. Bununla beraber beyin kanama­sından doğan ölüm ihtimalinin sıhhat bülteninde açıkça gösterildiği ve satırlar arasından Stalin'in kırk saatten beri ko­ma halinde buulndugu anlaşılmaktadır. Bu keyfiyet bünyenin akseyi yenmek kud­retinden mahrum olduğunu göstermekte­dir. Bültende bahsi geçen teneffüs inti­zamsızlığı da ölüm ihtimalini belirten ikinci bir alâmettir.

Washington:

Başkan Eisenhower bu sabah Stalin'in hastalığı dolayısiyle Sovyet milletine tees­sürünü ifade ederek şu demeci vermiştir: «Rus halk kitlelerinin, Sovyet idarecisi­nin hastalığı dolayısiyle endişe içinde bu­lunduğu şu anda Amerikanın düşünceleri kadın erkek, genç ihtiyar, köylü şehirli bütün Rus mil etine müteveccihtir. Onlar bütün milletlerin müşterek Allahınm kul­landır ve bütün milletler gibi Rusyada yaşıyan milyonlarca insan dostluk ve ba­rış dünyası içinde yaşamak arzumuzu pay­laşıyorlar. Hükümet şahsiyetlerinin hüvi­yeti ne olursa olsun bis Amerikalılar du­alarımızda Allahtan bu geniş memleket ahalisini korumasını ve onlara bütün in­sanların, kadın ve erkek, barış ve dostluk içinde bulunacakları bir dünya içinde ya­şamak fırsatını vermesini diliyoruz.»

Beyaz Saray sözcüsü James Hagerty bası­na verdiği demeçte Stalin'in hastalığın­dan Eisenhower'in bu sabah saat 11 de haberdar olduğunu bildirmiştir.

Başkan dün bürosuna mutaddan daha Önce gitmiş ve millî güvenlik komitesinin toplantısına iştirakten evvel ikinci büro müdürü Ailen Dulles ve daha sonra Dış­işleri Vekili Foster Dulles ile görüşmüştür. Hagerty, Beyaz Sarayın Sovyet hüküme­tine doğrudan doğruya mı yoksa Wa-shington'daki Sovyet Büyük Elçiliği va-sıtasiyle mi bir mesaj gönderdiğini açık­layacak durumda olmadığını söylemişitr,

New-York:

Anthony Eden ile Richard Butler bugün

G.M.T. 17 de Queen Elizabeth İle New-York'a gelmişlerdir. Eden, Stalin'in ağır hasta olduğunu teessürle haber aldığını bildirmiş, Mareşalin ölümünün milletler­arası durum üzerinde ne gibi tesirler icra edeceği hakkında yorumda bulunmayı reddetmiş ve demiştir ki:

«Amerikan meslekdaşlarımızla sırf hazır­layıcı mahiyette müzakerelerde bulunaca­ğız. Kararlar vermek veyahut Amerikadan taahhütlere girişmesini istemek ba­his mevzuu değildir. Ziyaretimizin mak­sadı bu değildir. Kendimiz için hiçbirşey istiyecek değiliz.»

Dışişleri Vekii Foster Dulles ve hazine vekili George Humphrey İle bu akşam ya­pacakları müzakerelerden bahseden Eden bunların neticesinin mart sonunda Paris-te toplanacak olan Avrupa İktisadî İşbir­liği konferansı esnasında ilgili Avrupa memleketlerine bildirileceğini belirtmiş ve Dulles ile dünya durumunu, bilhassa Uzak ve Yakın-Doğu vaziyetini gözden geçirmek üzere Washingtonda bulunmasından isti­fade edeceğini ilâve ile Başkan Eisenhower ile buluşacağını söylemiştir.

 Washington:

İyi haber alan çevrelerde sam'dığma gö­re, Stalin'in ölmesi veya çalışamaz halde kalması doğu ile batı arasında başbaşa veyahut daha umumî bir konferans ihti­mallerini büsbütün uzaklaştıracaktır.

Evvelâ şahıs bakımından: zira Mareşal'in âdeta tarihî olan şahsı ve hâtıraları dev­let başkanları arasmda bir buluşmaya im­kân verecek mühim âmillerdendir.

Amerikalıların ekserisine bilhassa Cumhu­riyetçilere göre, bu âmiller Eisenhower'in memleket dışına çıkmasını haklı göstere­rek ve buluşma imkânlarını mümkün kı­lacak yegâne sebeplerdir.

Eisenhower, Stalin'le iki başkent arasın­da bir yerde buluşmaya mı karar vermiş­ti?

Fakat Stalin'in ölümü her şeyi değiştire­cektir. Bu takdirde Eisenhower için İkin­ci Dünya Harbinin simalarından biri ile değil de Beria, Malenkov yahut Molotov veyahut, her üçü ile birden buluşmak ih­timali ortaya çıkacaktır.

Amerikan idaresinin, doğu ile batı arasın­da bir konferans tesbit edilmeden önce Moskovanın iyi niyeti hakkında kesin de­liller vermesini istediği şu anda bu şahıs­lardan hiçbiri lehinde söylenecek bir şey yoktur. Bunlar bir buluşma imkânını sağ­layacak derecede milletlerarası şöhrete sa­hip değildir. Herhalde Rusyanın iyi niye­tini isbat için daha kesin deliller vermesi lâzımdır. Bahusus ki siyasî müşahitlerden çoğu Washington'la Moskova arasındaki münasebetlerin bugünden itibaren yeni bir intizar devresine girdiğini belirtmek­tedirler. Dört mart 953, harp sonrası mil­letlerarası tarihinde çok mühim bir yer işgal edecektir.

Doğu ile Batı arasında başbaşa konuşma sadece mevcut şahsiyetler bakımından de­ğil fakat stratejik ve siyasî sebeplerden dolayı da uzaklaşmış görünmektedir. Wa-shington Moskovada olan biteni öğrenmek arzusundadır. Bu sebepten şimdi müzake­re değil, müşahede zamanıdır. Amerikan parlâmento üyeleri ve siyasî şahsiyetleri Rusyada durumun daha da fenalaştığım ve Mareşale kimin halef olacağı meselesi­nin vahim bir buhran yaratacağını san­maktadırlar. Eğer hiçbirşey olmazsa gö­rüşmek imkânı her zaman mevcuttur.

Newyork:

Eden, Butler ile birlikte Vaşingtona ha­reketinden önce gemide gazetecilerle gö­rüşmüştür.

Dışişleri Vekâletinden bildirildiğine göre, malî ve siyasî İngiliz - Amerikan görüşme­lerinin birincisi bugün saat 22 de yapıla­caktır.

Amerikan heyetine Dışişleri Vekili Dulles ve Hazine Vekili Humphry başkanlık ede­ceklerdir.

5 Mart 1953

Washington:

Amerikan siyasi mütehassıslarının kanaa­tine göre Stalin çarşamba günü ölmüş­tür. Son sağlık bülteninin 20 saat önce neşredilmiş olması bu kanaati kuvvetlen­dirmektedir.

Amerikan idarecilerinin ekseriyeti, Krem-lin'in teyidine intizaren hiçbir tefsirde bu­lunmamaktadırlar. Bunlar bu haberin gecikmiyeceği kanaatini muhafaza et­mektedirler.

Kansas City:

Mr. Truman, dün burada verdiği beyanat­ta Stalin'in ağır hastalığı dolayısiyle ü-züidüğünü bildirerek şunları söylemiştir: «Akrabalarımdan  birisinin   başına    böyle

bir şey gelmiş gibi üzülmüş bulunuyorum.» Eski Reisicumhur, Sovyet devlet şefinin ölümünün dünya vaziyetinde ne gibi ne­ticeler yaratacağı hakmda herhangi bir yorumda bulunmağı reddetmiştir.

 Washington:

Dün öğleden sonra buraya gelmiş olan İn­giltere Dışişleri Vekili Eden ile Maliye Vekili Richard But er, akşam Amerikan Dışişleri Vekili John Foster Dulles, Tica­ret Vekili Humphrey ve karşılıklı güven­lik teşkilâtı müdürü Harold Stassen ile ilk görüşmelerini yapmışlardır.

İlk İngiliz - Amerikan konferansından sonra neşredilen tebliğde, İngiliz vekille­rinin geçen 11 aralıkta Londrada akdedi­len konferansı müteakip İngiliz milletler topluluğu hükümetlerince kararlaştırılan iktisadî ve malî tasanlar hakkında Ameri­kan devlet adamlarına izahatta bulunmak üzere Birleşik Amerikaya geldikleri tasrih olunmaktadır.

Görüşmelerin başlıca konusu, bu konfe­ransın neticeleri hakkında Birleşik Ame­rika temsilcilerine gerekli malûmat! ver­mektir.

Tebliğde hatırlatıldığına göre, bu konfe­rans sırasında İngiltere milletler toplulu­ğu başvekilleri, hür dünya içinde istihsal ve mübadeleleri genişletmeğe matuf umu­mî iktisadî hedeflere ulaşmak maksadile İngiliz mi letler topluluğuna mensup bü­tün devletler arasında işbirliği yapılması hususunda müşterek bir anlaşma kararı­nı almışlardır.

Tebliğde bundan başka, yapı'acak müza­kerelerin kararlar veya taahhütlerle neti­celenmeğe matuf bulunmadıkları ve ayni zamanda İngiliz hükümeti temsilcilerinin halen beynelmilel vaziyetin icabettirdiği siyasî meseleler üzerinde Amerikalı idare­cilerle görüşmek istedikleri ifade edilmek­tedir.

Eden ve Butler burada kaldıkları sırada Birleşik Amerika Reisicumhuru tarafın­dan kabul edilecekler ve birçok kongre raensuplariyle temaslarda bulunacaklar­dır.

 Newyork:

Eski Rus geçici hükümetinin başkanı Aiexandre Kerenski bugün televizyonla aksettirilen bir mülakatında şöyle demiş­tir:

Stalin öldüğü takdirde Rusyada süratli ve heyecan verici değişiklikler beklememelidir. Tarihin yeni bir devrine girdiğimizi ve totaliter komünist diktatörlüğünün ilk kurbanı oîan Rus milletinin artık hürriye­te kavuşacağını ümit ediyorum.

1917 de Stalin Sibiryada siyasî sürgün olarak bulunduğu zaman kendisini kurtar­mış olan Kerenski, Sta in'in ölümünden sonra haleflerinin, bidayette onun çigdiği yoldan yürüyeceklerini sandığını söylemiş, fakat Stalin'in yerine, aynı stratejik ve taktik kabiliyetleri haiz birini bulmanın imkânsız olduğunu belirtmiştir.

Washington:

Başkan Eisenhower, Stalin'in muhtemel halefiyle, Washington'la Moskova arasın­da bir yerde, aynı şartlar altında buluş­maya hazır olduğunu bildirmiştir.

Washington:

Başkan Eisenhower, haftalık basın top­lantısında, Mareşal Stalin'in hastalığının ve bunun komünist dünya ile hür dünya arasındaki savaşa yapacağı tesirlerin, A-merikan idarecilerini meşgul eden başlıca mesele olduğunu söylemiş ve bütün dün­yanın barışı temin çarelerini aramaya de­vam edeceği ümidini tekrarlıyarak, bütün dünyadan ne kasdettiğini tasrih etmemiş­tir.

Eisenhower en samimî müşavirleriyle gö­rüştüğünü, meseleyi her veçhesinden in­celediklerini ve bütün imkânları düşün­düklerini belirtmiştir. Başkan ve müşavir­in hiçbir neticeye varamamışlardır, Sta­lin'in Ölümünden sonra ne olacağını sade­ce zaman gösterecektir.

Başkan Eisenhower Stalin'in hastalığı do-layısiyle dün neşrettiği mesajın bütün A-merikalıların hislerine tercüman olduğu kanaatini izhar etmiş, bu sırada sorulan suallere cevaben Stalin'in muhtemel ha­lefleri ile ayni şartlar altında buluşmaya hazır olduğunu bildirerek barış lehinde yapılabilecek herhangi bir şey için kendi­sini durduracak hiçbir fedakârlık veyahut şahsi mahzur olmadığım ilâve etmiştir.

Buluşmanın Moskova ile Washington ara­sında tam orta yerde bir mahalde yapıl­ması lâzım geldiğine işaret eden Başkan Amerikan milletinin arzusu dairesinde yapılacak bu buluşmada müsbet netice a-İmabilmesi için sebepler mevcut olduğunu belirtmiş ve Stalin'in hastalığı neticesin­de doğan durumdan Amerikanın iyimser mi yoksa kötümser mi olduğu yolunda so­rulan suale sadece tek kelime «uyanıklık» ile cevap vermiştir.

Başkan bundan sonra Rusyada yetkilerin devir esnasında Yahudi aleyhtarlığında bir şiddetlenme mi yoksa bir gevşeme mi olacağını tahmin edemiyeceğini söylemiş ve bu suale ne cevap vereceğini hattâ ken­di durumunda bulunan bir devlet adamı­nın böyle bir vaziyeti yorumlamasının doğru olup olmadığım dahi bilmediğim söylemiştir.

Kore'deki sekizinci Ordu ,eski Başkomu­tanı General Van Fleet ile dün yaptığı görüşme hakkında sorulan .suale Başkan bu görüşmede varılabilen bütün neticelerin ilân edilmiş oduğunu buna ilâve ederek hiçbir şey bulunmadığını ifade etmiştir. General Van Fleet'in dün Amerikan kong­resinde sekizinci ordunun askeri sahada bir karara varmak iktidarında olduğunu ve Kore'de bir zaferden başkB hal çaresi bulunmadığını bildirmişti.

6 Mart 1953

Washington  :

Cumhurreisi  Eisenhower, Stalin'in ölüm haberini Beyaz Sarayda gece yemekte almıştır. Haberi Basın sekreteri James Hagerty vermiştir.

Bunun üzerine Eisenhower, Basın sek­reterine, İngiliz büyükelçiliğinde İngiiz Dışişleri Anthony Eden ve Maliye vekili Bütler ile yemekte bulunan Amerika Dış­işleri vekili Poster Dulles'le derhaî te­masa geçmesini emretmiştir.

Eisenhower, Moskovada'ki Birleşik Ame­rika maslahatgüzarı vasıtasiyle Sovyet hükümetine şu tek cümlecik mesajın gön­derilmesini de ayrıca alâkalılara bildir­miştir :

«Birleşik Amerika hükümeti. Sovyet Rus­ya Başvekili Mareşal Salin'in Ölümü do-layısiyle Sovyet Rusya hükümetine resmi taziyetierini bildirir.»

Diğer taraftan Bir eşmiş Milletler genel sekreteri Trygve Lie, Sovyet Dışişleri vekili Andrei Vişinski'ye Mareşal Sta­lin'in ölümünden duyduğu teessürleri bii-diren bir taziye mektubu göndermiştir.

New-York:

Stalin'in ölümünü ve bu ölümün davet edeceği neticeleri yorumlıyan New-York Times gazetesi bilhassa komünist Çin ile Sovyet Rusya arasındaki münasebet­lerin istikbali üzerinde durmaktadır. Bu konuda gazete ezcümle şöyle yazmakta­dır:

Rusyanm dış politikasında daha kö­tüye gider bir tebeddül olmıyacağıdır. Bu­radaki diplomatlar şuna da işaret etmek­tedirler ki, soğuk harbin başlıca tertiple­yicilerinden biri olan Mootov'un Dışişleri Vekilliğine tekrar geldiği bir hakikattir. Fakat bu sefer Molotov, Batıya doğru müfrit bir tecavüz politikası takip edilme­sini isteyen Zhdanov ile Molotov zihniye­tine daima muhalefet etmiş bulunan Baş­vekil Malenkov'un emri ve murakabesi al­tındadır.

Sovyet politikasını ve şahsiyetlerini tah­lil etmeği kendilerine iş edinmiş bulunan diplomatlar, hadiselerin seyrini şöylece izah etmektedirler:

Molotov, Sovyet devlet adamlarının en uzlaşmak bilmeyenlerinden biri olarak meşhurdur. Birçok milletlerarası konfe­ransta Molotov ile birlikte bulunmuş o-lan ileri gelen diplomatlardan biri dün şöyle demiştir:

«İkinci defa Sovyet Dışişleri Vekâletine gelen zat, birlikte çalıştığım en sert Rus­lardan biridir. Mazisi de onun prensip ta­nımazların başında geldiğini gösterir. 1939 da Ribentrop ile İkinci Dünya Harbi­ne yol açan Nazi - Sovyet ademi tecavüz

andlaşmasını imzalayan odur. 1945 te İn­giltere ile 20 yıl süreli ittifakı imzalayan da odur. 1947 de Pariste Alman sulh and-laşmasmm imzalanmasına mâni olan ge­ne odur.

Diğer taraftan Malenkov, Stalin'in hima­yesi altında yetişmiş bulunmakla beraber kendisinin dışişlerde hiç bir tecrübesi yok­tur. Binaenaleyh tamamiyle Molotov'un tavsiyelerine bel bağlamak ihtimali var­dır. Yeni Başvekil daima parti teşkilâtı meseleleriyle uğraşmış ve harice yaptığı yegâne seyahat de umumiyetle Sovyet harp sonrası politikasının en mütecaviz­lerinden biri olarak sayılan kominformun kurulmasına yardım maksadiyle 1947 se­nesinde Varşovaya gidişi olmuştur.

Malenkov'un aksine Stalin bir kere Londaraya gitmiş, Tahran, Yalta ve Potsdam büyük devletler konferanslarına iştirak etmişti.»

 Washington:

Stalin'in halefi olarak Sovyet Rusya ve­killer heyeti reisliğine Georgi Malenkof-un' getirilmiş olması Washingtonda kon­gre çevrelerinde hiçbir hayret uyandirma-mıştır. Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu

Başkanı Mr. Alexander Wiley bu hususta

şöyle demiştir:

«Şimdi Sovyet Rusya yeni idarecilerini seçtikten sonra yapabileceğimiz şey dün­ya hâkimiyeti için sarfettikleri gayretleri bırakmaları ve diğer milletlerle barış için­de yaşamayı öğrenmeleri için dua etmek­tir.»

Malenkof'un tayinine intizar edilmekte olduğunu soyliyen Ayan üyelerinden Wiî-liam Fullbright şöyle demiştir: «Ben po­litikamızın temelini uyanık bulunmamız olduğuna inanmakta devam ediyorum.»

Diğer taraftan Cumhuriyetçi temsilciler­den Lawrence Smith de şöyle demiştir: «Malenkof gençtir ve bana kalırsa o Sta-lin'den daha fazla harbe girişmeye taraf­tar olacaktır.»

Demokrat' temsilcilerden O. Gordon da kanaatini şöyle ifade etmiştir: «Malenkof, Stalin tarafından yetiştirilmiştir. Onun da Mereşalin politikasını takip edeceğine eminim ve hattâ Stalin'den de sert olma­sından endişe ediyorum.»

8 Mart 1953

 Washington:

Birleşik Amerikanın dört büyük askerî şe­fi, yarın Fransada Atlantik Kuvvetleri Başkumandanlığında tertip edilecek erkâ­nı harbiye tecrübelerinde hazır bulunacak­lardır.

Bu tecrübelere iştirak edecek Amerikan askerî şefleri şunlardır:

Amerikanın en yüksek askerî otoritesini teşkil eden erkânı harbiye reisleri şefi' Ge­neral Omar Bradley,

Amerika hava kuvvetleri erkânı harbiye Reisi General Vandenberg,Amerikan Bahriye Silâhendazları Kuman­danı General Lemuel Shepard,Atlantik Kuvvetleri Yüksek Kumandanı Amiral Lynde Mc. Cormick.Yapılacak tecrübelerde halen Atlantik teşkilâtına dahil bulunan kuvvetler nazan itibara alınacaktır. Henüz bu teşkilâta katılmayan    ve    proje halinde bulunan

kuvvetler gözönüne getirilmiyecektir.

Pariste bulunmasından bilistifade Gene­ral Omar Bradley'in General Ridgway ile

birlikte Avrupa müdafaa camiası müdafa­ası muahedesinin tasdikinde vukubulan büyük gecikmenin doğuracağı akisleri de gözden geçirecektir. Bu suretle 15 martta Birleşik Amerikaya avdetinde, endişede bulunan Amerikan idaresine ve Avrupaya yardım programı hususunda çekingenlik gösteren kongreye, Avrupa kıtasının mü­dafaa gayreti hakkında mühim malûmat getirmiş olacaktır.

Bu arada General Omar Bradley, Atlan­tik kuvvetleri karargâhının merkezî Av­rupa bölgesi kumandanlığında yapılacak yeni teşkilât hakkında General Ridgway ile görüşmelerde bulunacaktır.

Halen Washington'da tetkik edilmekte o-lan bu plânlarda aşağıdaki noktalar üze­rinde durulmaktadır:

 Merkezî Avrupa  bölgesi kuvvetleri kumandanı bulunan  Mareşal  juin'e bu bölge hava ve deniz kuvvetleri mesuliyet­lerinin tahmili,

 Hava Generali Lauris Morstad'ın sa­lâhiyetlerinin genişletilmesi.

Bu suretle General Lauris Morstad, Norveçten Türkiyeye kadar bütün Atlantik hava kuvvetlerinin kumandanlığım ele alacaktır.

Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Poster Dulles, Birleşmiş Milletlerde Amerikan murahhaslariyle görüşmek üzere tayyare ile Newyorka gitmiştir. Dulles Genel Asamblede hazır bulunacak ve önümüz­deki salı gecesi tekrar Washington'a döne­cektir.

Washington:

İngiltere ve Amerika Kızıl Çine karşı ik­tisadî harbi hızlandırmak ve Pekin hükü­metine stratejik malzemenin akışını dur­durmakta kendilerine katılmaya bütün dünyayı davet hususunda dün anlaşmış­lardır.

Dışişleri Vekâletinden yayınlanan tebliğ­de. Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Pos­ter Dulles ile İngiliz Dışişleri Vekili An-tony Eden arasında 4 gün süren siyasî iktisadî müzakerelerden sonra bir anlaş­mağa varıldığı bildirilmektedir.

Çin diktatörü Kızıl Mao Tse Tung'a yeni baskılarda bulunulacağını ifade eden bu ilân keyfiyetinin, eski Sovyet Başvekili Josef Stalin'in Ölümüne rastlamış olması-

nın amelî olduğu kadar psikoojik kıyme­ti de olacağına işaret edilmektedir. Teb­liğde, «Eden'Ie Dulles'in stalin'in ölümün­den ve Malenkof'un iktidara gelişinden sonra Sovyet Rusyadaki gelişmeler hak­kında fikir teatisinde bulundukları be­lirti mekte fakat teferruata girişilmemek-tedir. Bununla beraber her iki devlet ada­mının, Stalin'in Ölümünün, Kremlinle kı­zıl Çin ve başlıca. Uzak-Doğu peykleri ara­sında bir ayrılık doğurmak ihtimalini art­tırdığı düşüncesinde oldukları haber ve­rilmektedir.

Tebliğde, Amerikan kongresinde lehte ve aleyhte müzakere ve münakaşa mevzuu o-lan Çinin abluka edilmesi ihtimali hak­kında hiç bir kayıt bulunmamaktadır.

Bilindiği gibi İngiltere Kızıl Çine ilâç, mensucat, sun'! gübre ve dokuma maki­neleri göndermekte idi. Antony Eden, İn-giîterenin Kızıl Cinle stratejik sahadaki ticaretinde daha müterakki davranacağını kabul etmesine mukabil Poster Dulles'e, İran petrol ihtilâfını hal yolunda İngil-terenin ileri sürdüğü 4 maddelik teklifi Amerikanın destekli yeceğini bildirmiştir. Tebiğde ifade edilen anlaşmanın başlıca noktalan şudur:

Uzakdoğu: İngiltere Birleşik Krallıkta ve müstemlekelerinde tescil edilmiş olan tek­ne ve gemiler için yeni bir lisans sistemi tatbik edecektir. Bu suretle hiç bir İngiliz mahrecinden İngiliz vapurlariyle Çine stratejik malzeme gönderiîemiyecektir. İn­giltere ayni zamanda Çine stratejik ha­mule götüren Sovyet blokuna dahil ve di­ğer milletlere ait hiç bir geminin İngiliz limanlarından gereken yakıtı alamaması için munzam tedbirler alacaktır.

Bundan başka iki devlet Çine yapılan ti­careti yasak etmek için diğer denizci ve ticaret yapan milletlerin işbirliğini temin yolunda   gayretlerini   arttıracaklardır.

Tebliğde İngiltere veya Amerikanın Mao Tse Tüne hükümetinin tanınması husu­sundaki noktai nazarlarında herhangi bir değişikliğin olduğuna dair bir işaret yok­tur. Bilindiği gibi İngiltere Cinde Mao re­jimini, Amerika ise Formozodaki Çan Kay Çek'in milliyetçi hükümetini tanımış bu­lunmaktadırlar.

îran: Tebliğde İran hakkında şunlar bildirilmektedir:

Antony Eden bu hususta şöyle demiştir: İngiltere   Anglo - İranlan petrol kumpan­yasının devletleştirilmesinden dolayı çıkan

ihtilâfın I12IIİ için 24 şubatta İran Baş-veld i Muhammet Musaddık'a sunulan 4 maddelik teklifte «ısrar etmek» kararın­dadır.»

İlk defa olarak resmen açıklanan bu 4 madde şunlardır:

 İran kendi petrol sanayiinde petrolpolitikasını murakabesinde devam edecek­tir.

 îngiltereyıe verilecek olan tazminat,İranın petrol sanayiini murakabe prensi­bine hiç bir fedakârlık istenmeksizin haledüeeek ve tediyede «İranın iktisadî kal­kınmasına tamamile uydurularak yapıla­caktır.»

 İran petrolünü  dünya, pazarlarındarekabet esasına dayanan ticarî fiyatlarla satabilmek için  gerekli  kombinezonlaraiştirak hususunda her türlü fırsat ve ko­laylıklara nail olacaktır.

 Malî meselelerini hal için, karşılığın­da petrol vermek şartiyie İrana kâfi mik­tarda sermaye temin olunacaktır.

3 Mart 1953

 Washington:

Washington'daki müşahitler Mareşal 8ta-lin'in cenaze merasiminde Sovyet idareci­leri tarafından verilen nutukların kısalığı karşısmda hayret etmişler ve Malenkof, Molotoı ve Beria gibi başlıca üç Sovyet şahsiyetinin söz almış olmasının, MaLen-kof'un hiç olmazsa bir müddet için diğer­leriyle birlikte hesaba katılacağı İntibaını verdiğini belirtmişlerdir.

Demeçlerin muhteviyatına gelince: tam metni elde .etmeden önce resmi herhangi bir yorumda bulunmaktan kaçınılmakta-dır. İlk intiba Rus meseleleri uzmanları­nın edindikleri şu umumî kanaati teyit etmektedir: Değişmiş bir şey yoktur. Sta-lin'in ölümünden sonra he.rh.angi bir kar­gaşalığa meydan vermemek üzere «Millî Birlik» ve {(Halk Menfaati» hükümeti ku­rulmuştur.

Dış siyaset de aynı kalmaktadır. Bununla beraber şuna ehemmiyetle işaret edilmek­tedir ki, Rus hatipleri sosyalist ve kapita­list rejimlerin bir arada yaşıyabilecekleri hususundaki Stalin'in tezini yeniden teyid etmişlerdir.

Bazı müşahitlere göre, demeçlerin kısa ol­ması yeni devlet  adamlarının  hazırlıkla-

rını yapmaya henüz vakit bulamamış ol­malarını göstermektedir. Hatiplerin seci-;iş tarzı ve sayıları Malenkof'un, resroj mevkiine rağmen, Stalin'in sahip bulun­duğu tam üstünlüğe henüz malik olmadı­ğını göstermektedir. Bununla beraber Washington'da acele karar vermekten ka-çmılmaktadrr.

 Waşıngton:

Ayandan Cumhuriyetçi Ro'cert Taft bu­gün gazetecilere verdiği beyanatta, De­mokrat Cumhurreislerinin Rusya ile yap­mış oldukları anlaşmalara karşı bütün i-mâ ve telmihlerden vazgeçerek milletler, esaret aleyhtarı bir karar hakkındaki çık­mazı halledebilirler ve bunun yerine de halkı esarete sürük ediğinden dolayı Sovyet Rusyayı takbih eden bir karar su­reti tasarısı konabilir, demiştir.

Robe-rt Taft bu beyanatı, diğer kongre li­derleriyle birlikte Beyaz Sarayda Cum-hurreisi Eisenhower'!e mülakatta bulun­duktan sonra yapmıştır.

Taft söylerine şöyle devam etmiştir:

Ayan dış münasebetler Komisyonu âzası aslında Cunihurreisi Eisenhower tarafın­dan ileri sürülen fakat dış münasebetler komisyonunun tadil ettiği karar suretin­den epeyce farklı bir karar sureti hazırla­mak imkânını araştırmaktadırlar.

W Mart 1953

 Washington:

Amerika hükümeti ve Başkan Ei-senhov/er ile birkaç gündenberi devam eden müza­kerelerden sonra Eden ile Butier beraber­lerinde eşleri ve mesai arkadaşları o'du-ğu halde dün Öğleden sonra. Washington-dan Newyork'a hususî bir uçakla hareket etmişlerdir.

Eden, muhtemelen önümüzdeki cuma gü­nü Londraya dönmeden Önce Nevyorkta üç gün kalacaktır. İngiliz Dışişleri Veki i perşembe günü Amerikan dış siyaset der­neğinde bir nutuk verecektir. İngiliz Ma­liye Vekili ise bugün Nevyork İktisat Ku­lübünde bir konuşma yapacaktır. Butier perşembe günü Kanadaya giderek Kana­da idarecileriyle iktisadî ve malî görüş-me'er yapacaktır.

Washington'dan hareketleri esnasında iki İngiliz Vekili Amerikan Dışişleri Vekâleti protokol şefi ve Amerikadaki İngiliz Bü­yük Elçisi tarafından uğurlanmışlardır.

image004.gifWashington:

İkinci Dünya Harbinden evvelki senelerde Birleşik Amerikayı Sovyet Rusyada temsil etmiş ve Moskovaya gönderilen fevkalâde murahhas* heyetlerin reisliğinde bulunmuş olan eski Büyük Elçilerden Josef Dawies bugün burada verdiği beyanatta ezcümle şöyle demiştir:

«Malenkov, müteveffa Sovyet diktatörü­nün yaratabildiği kadar Stalin'in kopya­sıdır denebilir. Malenkov bütün olgunluk çağında fiilen Stalin'in nüfuzu altında kalmıştır. Malenkov siyasî hayatına kâtip­likle başlamış, sonra Stalin'in kâtibi, ol­muş, ilerleyerek mahrem müşavirliğe so­nunda da Stalin'in yakın dostu haline gel­miştir. Malenkov'un, Sovyet devleti dahi­linde siyasi kuvvetleri idare ve muvaze-nelentünne sanatında Stalin'in kendisine öğretmiş olduklarını can kulağı ile kav­rayıp benimsediğinde zerre şüphe yoktur. Stalin'in ölümünden sonra görünürde Ma­lenkov tarafından idare edildiği anlaşı­lan Sovyet Yüksek idarecileri arasındaki değişiklik, şefin vazetmiş olduğu hedef ve gayelere hizmet edecek şekilde ordu, gizli polis ve komünist partisinin kuvvet ve ik­tidarının denkleştirilmesi yolunda Stalin-in koyduğu stratejiyi yeni şefin de tatbik ve kabul ettiğini gösterir.

Bu keyfiyet    Stalin'in    muvaffakiyetinin

simnı ve siyasî fikirlerinin esasını teşki1. etmiştir. Cenaze merasiminde Malenkov'­un irad ettiği nutuk, Stalin'in 51 yaşın­daki halefinin, Sovyet milletinin kuvvet­lenmesini ve birleştirilmesini birinci de­recede hedef olarak tutan hamisinin basi­retli ve ihtiyatlı politikasını kabullendi­ğine alâmettir. Malenkov'un, devlet reisi olarak söylediği ilk sözlerin itibarî olarak telâkki edilip hakiki hedef ve gayelerinin ne olduğunu kestirebilmek için aylar bel­ki de yıllar lâzımdır. Malenkov'un esas fikirleri hakkında dünya efkârına istika­met verecek    mevcut deliller    pek azdır.

Moskovada bulunduğum sıralarda Malen­kov 30-35 yaşlarında ve yetişmekte olan bir delikanlı idi. O zamanlar pek az gö­rünürdü ve şahsen hükümet mekanizma­sının yüksek merci erinde nüfuzu hemen hiç yok gibi idi.

Hatırladığıma göre, Moskovada kaldığım müddetçe Malenkov'la ancak bir iki defa görüştüm ve siyasi vesileler veya hususî münasebetlerle hiçbir temasımız olmadı. Sovyet devletinin başında bulunan Malen­kov, Dışişleri Veki i Molotov ve Dahiliye Vekili Beria gibi üç şahsiyetten üzerimde

en fazla tesir bırakanı Reria olmuştur. Molotov bütün yüksek komünist şahsiyet­lerinin Beria müstesna en muktediri ve entelektüel bakımdan en kabiliyetiisidir.

îl Mart 1953

Washington:

Milletlerin esaret altına alınması siyase­tinin takbihi hakkında Eisenhower hükü­meti tarafından sunulan teklif üzerinde Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu müza­kereyi şimdilik tehir etmek kararını ver­miştir. Demokratlar tarafından kabulü İmkânsız sayılan bir Cumhuriyetçi karar sureti üzerine Sovyet Rusya siyasetinin bu veçhesi büyük münakaşalara yol açmış bulunuyordu.

New-York (Birleşmiş Miletler);

İkinci Dünya Harbi Amerikan Muharipler Derneği tarafından kendisine verilen se­nelik barış mükâfatım aldığı sırada Dış­işleri Vekili Foster Dulles, şu beyanatı vermiştir:

«Hür milletler, âdil bir sulhun tahakku­ku için gerek askeri gerekse cemiyetlerine uygun maddî ve kültürel bakımdan zen­gin ve kuvvetli olmalıdırlar.»

Foster Dulles, sulhun kurulmasının ve muhafazasının gayet güç bir sanat oldu­ğuna işaret etmiş ve sulhun, uğrunda her şeyin mutlak surette feda edilmesi icab eden bir gaye olmadığını belirtmiştir. A-merika Dışişleri Vekili, hür millet" erin hürriyetlerini korumak için fedakârlığa razı olmaları icab ettiğini ilâve etmiştir.

14 Mart 1953

Washington:

Berlin Hava Koridorunda bir Sovyet av uçağı tarafından tehdid edilen İngiliz ha­va yollarına ait uçak hâdisesi hakkında yetkili Washington çevreleri herhangi bir tefsirden bulunmaktan kaçınmaktadırlar. Hava koridorlarının ehemmiyeti karşısın­da, Rusların Berlin ile Batı arasında müt­tefik irtibatına mani olmak veya muş-kü ât çıkarmak hususundaki tasavurlan Washingtonda gayet vahim bir hâdise olarak telâkki edilmiştir.

Hâdisenin derhal açıklanması, Al­manya üzerinde taarruza uğrayan uçak­lar hakkında Amerika ve İngiltere'nin son günlerde yaptıkları protestoların psikolo­jik tesirlerini azaltır.

Halbuki Müdafaa Vekâleti, Rusların bu hâdiseyi propaganda maksatları için ve­yahut da vakayı tahrif ederek diplomatik bir tazyik icra etmek için kullanabilece­ği mütalâasını ileri sürmüştür.

23 Mart 1953

Washington:

Dışişleri Bakanı Poster DuJles, bugün Oea (Amerika Devletleri Teşkilâtı) konseyinde söylediği bir nutukta Birleşik Amerika hü­kümeti «Mazide Milletlerimizi birleştirmiş olan tesanüt ve işbirliği zihniyetini» ida­me etmek için gayret sarfedecektir, de­miştir.

Teşkilâtın şerefine tertip etmiş olduğu bu toplantıda Dışişleri Bakam, teşkilât baş­kanının nutkuna cevaben Başkan Eisen-hower'in Lâtin Amerika memleketlerine Atlantik ve Kore'ye verdiği derecede bü­yük bir ehemmiyet atfetmekte olduğunu söylemiş ve «Amerikan Devletleri Teşki­lâtı» nı memleketin tarihinde en büyük başarılardan biri olarak vasıflandırmış-tır.

Washington:

Ayan üyesi Robert Taft, bugün beyanatta bulunarak, Başkan Eisenhower'in, Boh-len'in Moskova Büyük Elçiliğine tâyinini desteklemekte devam ettiğini söylemiş­tir. Taft bu beyanatı, beraberinde Ayan Dışişleri Komisyonu Willey olduğu halde Başkanı ziyaret ettikten sonra yapmış­tır.

Ayan Meclisi bugün Öğleden sonra, umu­mî heyet toplantısında Bohlen'in tâyini meselesini müzakere edecektir. Araların­da Mac Carthy, Style Bridge ve Mc Car-ran'ın bulundukları bir çok ayan üyesi bu tâyine şiddetle muarnzdırlar. •

Washington:

Amerikan Ayan Meclisi Dışişleri Komis­yonunun gizli toplantısında söz alan Dı­şişleri Vekili John Foster Dulles, Rusla­rın, yüksek şahsiyetler arasında gayri res­mî bir şekilde sulh görüşmeleri yapılma­sı hususunda ve belki de Birleşmiş Millet­ler toplantılarının birinde bir teşebbüste

bulunacaklarına kani olduğunu söylemiş ve demiştir ki:

«Ancak prensip bakımından böyle bir top­lantının yapılması kararlaştıktan sonra, Başkan Eisenhower ve Dışişleri Vekâle­tinin direktiflerine uygun olarak, Mosko-vadaki siyasî organlar faaliyete geçecek­tir.»

Los Angeles:

Sabık Başkan Truman, eşi ve kızı ile be­raber Hawai'ye müteveccihen yolda iken, bindiği «President Cleveland» gemisinin tevekkufundan faydalanarak beyanatta bulunmuş ve: «Rusların, imzaladıkları bü­tün anlaşmaları ihlâl ettiklerini bittec-rübe biliyorum» demiştir.

Sabık Başkan diğer taraftan Stalin'e na­zaran Malenkof un sulh şansalarmı biraz daha arttırıp arttırmıyacağı hakkındaki bir suale cevap vermeği reddetmiştir.

26 Mart 1953

Washington:

Ayan Meclisi, bazı üyelerinin muhalefeti karşısında Charles Bohîen'in Amerika'nın Moskova Büyükelçiliğine tâyini hakkında­ki müzakereyi cuma gününe talik etmiş­tir.

Washington:

Bugün Başkan Eisenhower'in hususî uça-ğıyle Waşingtona gelen Fransız Başvekili Rene Mayer hava alanında Dışişleri Ve­kili John Foster Dulles ve Cumhurreisi Muavini Richard Nbcon tarafından karşı­lanmış ve müteakiben basma verdiği bir beyanatta, Fransanın Atlantik Paktı ca­miası içinde yorulmadan çalışacağını ve Asya'da komünizmin mağlup edilmesine yardım edeceğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir.

«Son bir kaç sene zarfında gerek Bidault gerekse ben, güzel memleketinizin sami­mi misafirperverliğine şahid olmak saa­detini müteaddid kereler tatmış bulunu­yoruz.

Bir kaç ay evvel, Pariste de söyeldiğim gibi, General Eisenhower ile buluşmak' benim için hakiki bir zevk olacaktır.

Eisenhower ismi, Fransa halkı nazarında zaferin ve hürriyetin sembolü haline gel­miş bulunuyor.

Burada da yapacağımız görüşmeler esnasında Atlantik eaimasmm bugün karşılaş­makta olduğu siyasî, ekonomik ve askerî meselelere fazla yer ayıracağız.

Avrupa savunma birliğini kuvvetlendir­mek için gayretler sarfedeceğiz. Hüküme­tim, Avrupa savunma anlaşması tasarısını Fransız Millet Meclisine takdim etmiş ve bu anlaşmanın tasvibi için gerekli şartla­rı izah .etmiştir.

Asya'da maalesef, gerek Amerika, gerek Fransa, düşmanla savaş için büyük kuv-vet'er bulundurmaktadırlar. Mütecavizle­ri en tedbirli şekilde mağlup etme çare­leri buradaki görüşmelerimizin başlıca ga­yesini teşkil edecektir.

27 Mart 1953

Washington:

Fransız - Amerikan görüşmelerinin ilk konferansı üç saat kadar devam etmiş­tir. Toplantı sonunda Birleşik Amerika Dışişleri Vekili Foster Dulles, verdiği be­yanatta bu görüşmelerden çok memnun kaldığını belirtmiş ve bu gibi müzakere­lerde mutad olduğundan çok daha süratle asıl mevzua girebildiklerini söylemiştir.

Diğer taraftan Fransız Vekilleri de mü­zakerelerin cereyan tarzından ve hava­sından ziyadesiyle memnun kaldıklarını belirtmişlerdir.

Fransız ortak devletler vekili Jean Le-tourneau Hindi-Çini'yi alâkalar eden bü-, tün meselelere temas edildiğini ilâve et­miştir.

İyi haber alan bir kaynaktan öğrenildiğine göre Eisenhower'in Başkanlığında Fransız ve Amerikan vekillerinin Wi liamsbourg yatında yaptıkları bu toplantı esnasmda Fransa Başvekili Rene Mayer Atlantik, Asya ve Avrupa zaviyesinden Fransamn durumu hakkında izahat vermiştir.

Bunun üzerine Amerikan Dışişleri Vekili Foster Dulles söz alarak Fransız Başveki­line gayet anlayışlı ve müsaid bir cevap vermiştir, öğleden sonra devam eden gö­rüşmelerde Dulles, izahatına devam et­miştir. Bundan sonra Fransız devlet adamları Hindi-Çini ve Avrupa savunma camiası hakkında takip edilen Fransız si­yaseti üzerinde izahatlarda bulunmuşlar­dır.

Vietnam ve Cambodge büyükelçileri Fran­samn tezini hararetle desteklemiş ve bun­dan sonra    Jean Letourneaıı    Fransamn

Hindi-Çini'de gösterdiği faaliyetin bir tab­losunu çizmiştir. Vekil "bilhassa, son defa teşkili kararlaştırılan munzam 50 Vietnam taburuna nazarı dikkati çekmiştir.

Toplantı sonunda Foster Dulles, Birleşik Amerikanın âzami gayretle Fransaya yar­dım edeceği hususunda Fransız vekillerine teminat vermiştir.

Washington:

Fransız Dışişleri Bakanı Bidault ile Ame­rika Dışişleri Bakanı Foster Dulles, bu­gün batı ve doğu âlemleri arasında umu­mi münasebetleri ve bilhassa Staîin'in ölü­münün bu münasebetler üzerinde yapa­bileceği tesirleri incelemişlerdir.

İki Bakanın yardımcıları ile birlikte Dı­şişleri Bakanlığında yaptıkları bu görüş­meden sonra bir bakanlık sözcüsü şu be­yanatta bulunmuştur:

«İki Bakan, Staîin'in ölümü ile hâsıl olan durum içinde Sovyetlerin niyetleri hak­kında umumî bir görüş teatisinde bulun­muşlardır. Staîin'in ölümünün Sovyet si­yaseti üzerinde yapabileceği tesirleri tefsir bahsinde İki hükümet tamamen mutabık­tırlar ve Sovyet Rusya ile olan münase­betlerinin davet edeceği mevcut ve müs­takbel bütün meselelerin halli hususun­da sıkı surette işbirliği yapmıya hazırdır­lar.

Bakanlık, aynı zamanda güney Avrupa'nın ve orta-doğunun güvenliğini ilgilendiren meseleleri de muhtasar bir seki de bahis mevzuu etmişlerdir.

Washington:

Amerika Dışişleri Vekâleti sözcüsü bugün verdiği bir beyanatta, Birleşik Amerika ile Fransa'nın Rusyanın batı ile hakikî bir sulh arzu ettiğine kanaat getirilinciye ka­dar Sovyet Rusyaya karşı müteyakkız bir siyaset takıp edilmesini kararlaştırdıkla­rını açıklamıştır.

Her iki hükümetin de, Staîin'in Ö ümü-nün Sovyetler stratejisi üzerinde yapacağı tesir hakkındaki kanaatleri müşabih olup, Sovyet Rusya ile ilerde çıkacak girift me­selelerde tam bir anlayış ve ahenk ile müşterek siyaset takip etmeğe karar ver­miş oldukları ayni kaynak tarafından açıklanmıştır.

Yetkili kaynakların belirttiklerine göre, Mister Foster Dulles ile Bidault, görüş­melerinde, Sovyet Rusyada idareyi Malen-kof'un ele almasiyle vuku bulması muhteimage005.gifmel siyaset değişikliğinin hem müsbet ve hem de menfi cepheleri olabileceği ih­timallerini gözönünde tutarak müşterek bir siyaset kararlaştırmışlardır.

İlâve edildiğine göre, görüşmeler sırasın­da Mister Foster Dulles, Rus liderlerinin samimî ve sulhçu bir siyaset takip ettik­leri takdirde derhal aynı şekilde: mukabele edileceğini söylemiş, fakat Rusyanm ata­cağı bütün adımların da büyük bir ta-yakkuzla takip edileceğini belirtmiştir.

Amerika Dışişleri Vekili, Rusya'nın dahi­lî durumunu düzeltinciye kadar bir müd­det sulhçu bir siyaset takip etmek niyetin­de olmasının varid olabi eceğini ileri sür­müştür.

Müzakereler esnasında muhtemel bir Ei-senhower - Malenkof görüşmesinin bahis mevzuu edildiği zannedilmemektedir.

İki Dışişleri Vekiii arasında konuşulan meselelere orta doğu ve Balkanlarda Ba­tılı Müttefiklerin kuvvetlendirilmesi, Fran sa ile Fasdaki Amerikan kuvvetlerinin du­rumu da dahil bulunmaktadır.

28 Mart 1953

Washington:

Bu sabah Beyaz Saray'da Eisenhasver'in başkanlığında yapılacak Amerikan - Fran­sız görüşmelerinden sonra bir tebliğ neş­redilecektir.

Fransız Dışişleri Vekili George.s Bidault, bugün saat 16.30 da Ottawa'ya hareket edecektir.

Başvekil Rene Mayer ve Bourge Maunaury'de yarın Ottawa'ya  gideceklerdir.

New-York:

Atom casus'uğu suçiyie ölüme mahkûm edilen Julius ve Ethel Rosenberkierin avu­katı, önümüzdeki pazartesi günü federal mahkemeye müracaat ederek, dosyanın yeniden tetkikini istiyeceğini bildirmiştir. Dosyanın tetkiki, hükmün infaz gününü otomatik olarak geriye atacaktır.

Washington:

Amerikan - Fransız görüşmelerinin bugün nihayete ereceği tahmin edilmektedir.

Eisenhower ile Rene Mayer bugün Green-wich âyaniyle saat 14'te son celseyi ak­dedecekler ve komünizme karşı girişilen savaş ve Amerika ile Fransa'yı ilgilendiren müşterek meseleler hakkında son bir gö­rüşme yapacaklardır,Bugüne kadar olan toplantılarda, Ame­rika ile Fransa, Hindi-Çini'öe komüniz­me karşı girişilen harbi hıziandırmıya ve ayni zamanda komünistler tarafından ya­pılacak hakikî sulhperver tekliflere kapı­nın açık bırakılmasına karar vermişler­dir.

Ekseri meselelerde Amerika ile Fransa gö­rüş birliğine vasıl olmuşlarsa da Saar me­selesinin, Avrupa ordusu ve Almanya ile anlaşmaların imzasından evvel mi, yok­sa sonra mı halledileceği hususunda bir anlaşmaya varamamışlardır.

Bildirildiğine göre son toplantıda Cumhurreisi Eisenhower bizzat Batı Almanya askerlerinin Batı savunmasına iltihakının Avrupa'nın savunması bakımından son dreece ehemmiyetli olduğuna Rene Mayer'i ikna etmiye çalışacaktır.

Bu anaşmazlığa rağmen, Amerikan ve Fransız liderleri diplomatik, askerî ve malî meseleler üzerinde yapmış oldukla­rı müzakerelerden son derece memnun kaldıklarını ifade etmektedirler.

Bugüne kadar yapılan müzakerelerde şu hususlarda   anlaşmaya   varılmıştır.

1    2 sene içinde Hindi-Çini'de savaşla­rı sona erdirmek üzere müşterek bir çalış­ma programının kararlaştırılması,

 Moskova'dan hakikî sulhçu tekliflerinyapılacağı ana kadar Avrupa ve Asya'da savunma kudretinin arttırılması,

 Fransa'nın altında bulunduğu ekono­mik yükün azaltılması,

 Kuzey  Atlantik Paktı  i e ilgili plân­ların, bir sene yerine 3 sene için hazırlan­masına dair Fransız teklifinin incelenme­si.

Amerika resmî mahfilleri, Fransa'nın Saat meselesinin hallinden evvel Alman asker­lerinin Avrupa ordusuna alınmasına mâ­ni olmakta israr etmesinin 6 devlet taraf­ımdan anlaşmanın tasdik edilmesini ge­ciktirmesinden   endişe   etmektedirler.

 Washington:

Başkan Eisenhovrer, yanında Foster Dulles olduğu halde, bugün Beyaz Saray'da son bir mülakat yapmak üzere, Rene Ma­yer, Georges Bidault, Bourges Maunoury ve Jean Letourneau'yu kabul etmiş ve ken­dileriyle 55 dakika görüşmüştür. Beyaz Saraydan çıkarken, Rene Mayer İngilizce olarak şunları söylemiştir:

«Washington'dan ayrılmak üzere olduğumuz şu sırada, meslekdaşlanm ve ben, Başkan Eisenhower ve mesai arkadaşla-riyle yaptığımız görüşmelerden son dere­ce memnun olduğumuzu söylemekle bah­tiyarız. Her iki hükümetin dikkatini çe­ken ve Avrupa ile uzak doğuda, yani hür dünyada barışın muhafazasına dair olan bütün meselelerde Fransa ile Amerika arasında tam bir görüş birliği müşahede edilmiştir.»

Bu son görüşme, perşembe ve cuma gün­kü müzakerelerden bir netice çıkarmıya tahsis edilmiştir.

Başkan Eisenhower, Sarre meselesinin mümkün olduğu kadar çabuk halledilme­si temennisini izhar etmiştir.

Beyas Saray'dan çıkarken, Foster Dulles'e görüşmenin ne şekilde cereyan ettiği so­rulmuş Vekil de «Fevkalâde» demiştir.

Fransız vekilleri  bugün öğle yemeğini, Ayan Meclisi çoğunluk lideri Taft'ın da­vetlisi olarak kapitolde yemişlerdir. Ayan Dışişleri Komüsyonu üyeleri de ziyafette hazır bu unmuşlardir.

Washington:

Dışişleri Vekili John Foster Dulles, esir­lerin mübadelesi hususunda Çin ve Kuzey Kore tarafından yapılan teklif üzerine, şöyle demiştir:

«Amerikan hükümeti, bu mübadelenin çok yakın bir zamanda yapılacağını ümit et­mektedir.»

Washington:

Fransız - Amerikan müzakerelerine dair yayınlanan son teb iğde şöyle denilmek­tedir :

«Fransa'mın Avrupa camiasına katılma­sı, Avrupa dışındaki menfaat ve mesuli­yetlerine hiçbir şekilde tesir etmemekte­dir. Birleşmiş Milletler Anayasası tara­fından tasdik ve kabul olunduğu veçhile ila memleketin  dünya durumu bakımın-

dan, Fransa ve bireşik Amerika hükü­metleri evvelce olduğu gibi istikbalde de, şartların lüzum gösterdiği her defada umumî mahiyetteki meseleleri müşavere usuliyle mütalâa edecek ve gözden geçi­receklerdir.

İki hükümet, Avrupa müdafaa camiasının mümkün olduğu kadar süratle tahakkuk sahasına çıkarılmasının bir zaruret oldu­ğunu mütakabilen kabul etmektedir. Bu suretle Fransa ile Almanya arasındaki işbirliği müsait safhaya girmiş buluna­caktır. Atlantik camiası bundan kazançlı olacak ve Avrupa birlik ve güvenliği tah­kim ve takviye imkânını bulacaktır.

Sarre meselesinin halledilmesi ehemmi­yeti üzerinde durulmuş ve bunun için Av­rupa müdafaa camiası ve kömür ve çelik birliği prensiplerine uygun olarak en kısa zamanda bir neticeye varılması lüzumu kabul edilmiştir. Fransız heyeti, müdafaa camiası muahedesinin tasdikinden evve] Fransa ile Almanya arasında bu mevzuda kendi bakımından bir anlaşmıya varılma­sı .üzumuna kanidir. Çin komünist rejimi Uzak-Doğu'nun başka bir bölgesinde har­be devam maksadiyle Kore'de muhtemel bir mütarekeye varılması niyetini gösterir­se, böyle bir hareket dünyada sulhu tesis yolunda sarfolunan gayretelre ve aynı za­manda Kore'de herhangi bir mütareke anlaşmasının hükümlerine tamamiyle ay­kırı olacak ve en vahim akıbetleri tevlit edebi ecek bir durum meydana getirecek­tir.»

31 Mart 1953

 Washington:

Dün Birleşik Amerika'nın Sovyet Büyük­elçisi olarak tahlif edilen Chçrles Bohlen bugün gazetecilere verdiği beyanatta, bu­radan cuma günü uçakla hareket edip, 11 nisanda Moskova'da olmayı umduğunu söylemiştir. Yeni Büyükelçi, yolda Paris ve Almanya'ya da uğrıyacağım sözelrine i âvs etmiştir.

İngiltere, Amerika'dan yardım yerine, kendisine, hayatını kazanması fırsatının verilmesini istiyor. «Yardım yerine tica­ret» sözleriyle ifade edilen karışık bir program, geçen yılın sonlarına doğru Lonra'da toplanan komonvelt devletleri konferansında hazırlanmıştı. Bu program o kadar karışık, o derece tekniktir ki, Eden'e göre, bu defa kendisi ile birlikte giden teknisyenlerden biri bunun ancak yüzde onuna, öteki de yüzde doksanına vakıftır. Maliye Bakam Butler ise, kırkı­nı anlıyabilmiştir.

Çok karışık olmakla beraber, temeli şuna dayanmaktadır: îngiltere daha çok dolar kazanmak istiyor. Bir de Amerika'nın Sterling bölgesinde iktisadî teşebbüslere girişerek, oralara para yatırmasında ısrar ediyor. İşte Eden bu programı bu defa beraberinde götürmüştür.

Gümrük tarifelerinin indirilmesi, hima­ye tedbirlerinin kaldırılması gibi, geniş ve büyük menfaatleri ilgilendiren bu mesele­ler hakkında Amerika'da hemen karar ve­rilmesi beklenmezdi. Nasıl ki tebliğde bunlann inceleneceğinden bahsedilmek­tedir. Her halde iyi bir başlangıçtır ve İngiltere'nin bu haklı dileklerine kendi namlarına diğer devletler de iştirak et­mektedirler:  Evet, yardım yerine ticaret.

Vaşingtondaki İki Cereyan

Yazan:  Diplomat

23 Mart 953 tarihli Yeni  Sabah'tan:

Waşington'da Mister (Eisenhower) etra­fında iki kuvvetli cereyanın çarpışmakta olduğu Avrupa matbuatına akseden ha­berler arasındadır. Stalin'in ölümü îte başlıyan bu akıntılardan birincisi, Sov­yetlerin şimdi, ne de o:sa, iç zorluklarla meşgul oldukları ve şefler arasında post yarış ve kavgası başladığı bir sırada, fır­sattan faydalanılarak, komünizme karşı gayet sert hareket etmek v.e her tarafta Kremline zorluklar çıkarmak fikrini mü­dafaa etmektedir.

Buna mukabil diğer bir cereyan da, Sov­yetlerin iç âleme dalmak mecburiyetinde olacağını bu günlerde, onları hariçte ra­hat bırakmak ve hiçbir teklike olmadığı

hissini aşılıyarak, dahilî mücadelelerine hız vermelerini ve birbirine düşmelerini beklemek ve belki de bu sırada, mutedil ve ortalama bir sulh esasları kurmağa ça­lışmak...

Cumhurreisi (Eisenhower) bu iki zıd dü­şüncelere sahip olanların tesir ve telkin­leri ortasında ve bunların üstünde, taraf­sız bir vaziyet takınmış gibi görünmekte­dir.

İki tarafın da delillerini dinlemekte fa­kat kat'î bir karar vermiş görünmemek­tedir. Maamafih, dün de işaret ettiğimia gibi, sulh için yarı yola kadar gitmeğe ha­zır olduğunu söylemesi ve yeni Rus Baş­vekilinin yatıştırıcı sözlerini iyi karşıladı­ğını açıklaması ve nihayet son uçak hâ­dise ve tecavüzlerini vahim saymak iste­mediğini tebarüz ettirmesi, Mister Eisen-hower'in daha ziyade ikinci cereyana te­mayül ettiği intibaını uyandırmaktadır. Maamafih Beyaz Saray'ın siyaseti btraz da bekleme ve hâdiselerin akışını seyret­me mahiyetini, taşımaktadır.

Malenkof, komünist Partisi Genel Sekre­terliği gibi en mühim bir vazifeden çekil­diğini ve oraya bir adam değil beş kişilik bir komitenin tâyin edildiğini tasrih eyle­miştir. Böylece, Stalinin ölümü üzerinden, on gün geçince yeni Başvekil, selefinin omuzlarında taşıdığı yüklerden birini at­mıştır.

Stalin'in hem devlet reisi, hem parti sek­reteri olarak malik olduğu mutlak nüfuz ve kudret böylece ikiye bölünmüş bulun­maktadır. Her halde bu istifa Maîenkof-un bizzat izhar ettiği arzu ve hevesle ol­muş değildir. Hâdiseyi böyle izah eden Paris radyosudur. Radyoya göre hiç bir şahıs elindeki kudret ve iktidarı, istiyerek ve candan gelen bir şevkle bırakmak is­temez. Malenkof partiye hâkim olmak gi­bi üstün bir vaziyeti birakmışsa, her hal­de buna zorlanmıştır da öylece muvafa­kat etmiştir. Binaenaleyh post mücadelesi, Kremlinde, şimdiden başlamış sayılabilir. Parisin bu izahına rağmen Ankara rad­yosu, bu tebeddülü âdeta yeni Rus Baş­vekilinin istiyerek yaptığı tezini müdafaa ediyor. Deniliyor ki sekreterliği beş kîşijik bir heyete bırakmakla Ma'enkof nüfuzun­dan çok bir şey kaybetmiş olmıyacaktır. Zira bu beş adam da kendi mahlûklarıdır. Hele bunlardan fiilen sekreterliği yapmak vazifesi kendisine tevdi edilen şahıs, doğ­rudan doğruya Malenkof'un yetiştirmesi-dir ve ona bağlıdır, öyle anlaşılıyor ki Malenkof, hükümet   elinde olduğuna göre, Partinin nüfuz ve kudretine fazla ehem raiyet vermiyecek ve onu yavaş yavaş ikinci plâna atacaktır. Bu suretle nazari­ye ve ideoloji bahisleri biraz geriliyecek ve kuvvetii millî bir hükümet otoritesi tak­viye edilecektir. Bu iki izah tarzından hangisinin vakıalara daha uygun olduğu, yakın bir gelecekte cereyan edecek hâdi­selere tamamiyle sabit olacaktır.

Fransada yeni seçim istiyenler var:

Fransada, bir takım siyasî adamlar ve bazı gazeteler, Avrupa müdafaa ordusu teşkili ve Almanya ile yapılan sulh mu­ahedesinin kabulü meselelerinin, şimdiki Mebusan Meclisi tarafından değil de bu hususta yapılacak intihabat ie gelecek yeni bir Meclis tarafından tetkik ve tas­vibini teklif etmektedirler. Esasen bugün­kü Meclis Almanya ile yapılan musalâhaya ve Avrupa ordusu teşkiline çok zorla muvafakat edecek gibi bir tavır takınmış­tır. General Dögol ve taraftarları buna sarahatle    a'eyhtardır.    Halbuki    Alman

Meclisi bu müşterek ordu projesini kabul eylemiştir ve yakında Fransız Başvekili Waşingtona gittiği vakit, Amerika rica Önüne eli boş çıkacaktır. Acenauer ise muahedeyi tasdik etmiş yâni Dulles'in tavsiyelerine uymuş bir hükümet şefi ola­rak Atlantiği aşacaktır. Bu vaziyetin Fran sâ aleyhinde bazı teceHi.eri olması tehli­kesi vardır.

Fransız Başvekili Mayer, söylediği bir nu­tukta hükümet mesuliyetini üzerine ala­rak muahedenin tasdikini Meclisten iste­miştir. Meclisin de şimdi sorumluluğu yüklenmesi lâzımdır demek suretiyle tas­dik taraftar; arını takviye etmek istemiş­lerdir.

Milletin reyine müracaat ve yeni seçim­ler bahsine temas eden Başvekil, bu dü­şünceyi tamamiyle reddetmemiştir. Yal­nız bunun tasdik keyfiyetini geciktireceği de açıktır. Seçimleri yenilemeden bir re­ferandum yapılması fikri de vardır.

Bu sabah, millî cepheye dahil 30 mebus, Başbakan Musaddık'a bir mektup gönde­rerek ne pahasına olursa olsun nizamı muhafaza etmesini ve faaliyetleri memle­ket menfaatlerine aykırı olan sivi: ve as­kerî memurlarla alâkasını kesmesini is­te mişierdir.

Diğer taraftan Parlâmentonun alacağı karar uzadıkça, Dr. Musaddık'm istifa edeceğine dair şayialar kuvvetlenmekte­dir.

 Tahran:

Binlerce kişi Meclis Önünde toplanarak Başbakanın ismini haykırarak ve üzerin-dt; Musaddık yazılı levhalar taşımak su­retiyle Başbakan Dr. Musaddık lehinde te­zahüratta bulunmuşlardır. Parlâmento bi­nası kuvvetli bir polis birliğinin himayesi altındadır. Meclisde hâlen millî cephe me­busları müzakere halinde bujundukanln-dan umumi celse başlıyamamıştır. Pazar yerinde bazı karışıklıklar olmuş ve bazı grupların Şah lehinde tezahüratta bulun­dukları kaydedilmiştir. Polis bir kaç kişiyi tevkif etmiştir. Sarayın ve Başbakanın evinin bulunduğu bölge askerî kamyonlar­la ve kuvvetli birliklerle himaye altına alınmıştır. Bu bölgeye girmek imkânsız­dır. Civarda birkaç tevkif hareketi kay­dedilmiş ise de umumiyetle şehir sakin­dir. Meclis toplandıktan sonradır ki bir parlâmento heyeti hükümdarla görüşmeye gidecektir.

 Tahran:

Meclis Önünde Başvekil Dr. Musaddık ta­raftarları ile müfrit İranlılar arasında mücadee başlamıştır. Şimdiden bir çok yaralı vardır. Polis nizamı tesise çalışmak­tadır. Bu sırada meclisdeki durum henüz tavazzuh etmemiştir. Millî cephe mebus­ları el'an müzakere halindedirler. Mebus­lar, Dr. Musaddık'm dün akşam söylediği nutku çeşitli surette tefsir etmektedirler. Umumî intiba Başbakanın istediği güven oyu bahsinde tereddüt edildiği merkezin­dedir. Mebuslar bilhassa Dr. Musaddık'm 48 saat zarfında meclisten itimad oyu ala­mazsa doğrudan doğruya radyoda verece­ği bir nutukla millete hitab edeceği hak-bnda söylediği sözleri tatbik mevkiine koymasına mâni olmıya çalışmaktadırlar.

 Tahran:

Başbakan Dr. Musaddık'a bir mektup gön­dererek ne  pahasına  olursa olsun  nizama riayeti temin etmesini istemiş olan Millî Cephe mebusları durum aydınlanıncıya kadar meclisi terketmek niyetinde ol­madıklarını söylemişlerdir. Başkentte asa­biyet artmaktadır. Polis kuvvetleri Par­lâmento meydanını boşaltmıya çalışmak­tadırlar. Nümayişçi kafileleri şehrin mer­kezine doğru yürümektedir. Bunlar hem Şah'ı hem de Dr. Musaddık'ı alkışlamak­tadırlar. Fakat daha çok Dr. Musaddık'm zikredildiği duyulmaktadır.

Londra:

Tahran radyosunun bugün memleket neş­riyatında verdiği haberlere göre, İran Dı­şişleri Vekili Fatımî gazetecilere verdiği beyanatta memleketteki durumun ciddî olduğunu söylemiştir.

Tahran radyosu aynı zamanda İran Milli Meclisi önünde Şah lehine yapılan nüma­yişlerde ordu subaylarının ele başılık et­tiğini ve nümayişçilerin önünde omuzlarda taşındıklarını bildirmiştir.

Tahran:

Bugün burada çıkan hâdiselerde askerî birliklerle halk komünisfere ve BaşvekjJ Musaddık taraftarlarına hücum etmişler­dir.

Ordu subaylau Şah Pehlevî lehine yapılan nümayişlerde elebaşlık ettikleri sırada, Başvekil Musaddık Erkânıharbiyeî Umu­miye reisini vazifesinden azletmiş bulun­maktadır.

Şah taraftarları, tahran radyosunu zap­tettik erini bugün Öğle vakti iddia etmiş­lerdir. Radyoda sesi duyulan Şah taraf­tarlarının sözcüsü şöyle demiştir:

«Tahran radyosu binasını henüz zaptetmiş bulunuyoruz ve adamlarımız artık bundan böyle buradan haince propagan­dalarda bulunulmasına müsaade etmiye-çeklerdir.

Diğer taraftan tam techizatlı askerî kı­talar Musaddık taraftarlarına süngü ve matraklarla hücum etmişler ve tahminen 35 kişiyi yaralamışlardır. Fakat Musaddık taraftarları gizli celse aktetmekte olan mebusanın bulunduğu meclis binasının et­rafındaki kordonu yarmışlardır.

Bundan başka cumartesi günkü nüma­yişlerde emniyet müdürü General Efşar-tus'un memurları Şah taraftarı birisini öl-dürdük'eri ve 14 kişiyi yaraladıklarından, Emniyet Müdürü değiştirilmiş ve yerine General Mahmut Emİnî getirilmiştir.

Tahran:

28 mebustan müteşekkil bir grubun Şah'a sadakatlerini bildiren ve altı ocak tari­hinde de Musaddık'a verdikleri itimadı teyid eden bîr takrir arzetmesi üzerine, Millî Cephe mensupları ("Başvekilin Par­tisi) bir mukabil takrir sunmuşlardır. Bu mukabil teklifte «Kral ailesine bağlılık» kelimeleri yerine «Anayasaya bağlılık» ke­limeleri konulmuştur. Diğer taraftan mec­lis Başkanı Eyetullah Kâşani, Meclisin ikinci Başkan Vekili Mühendis Razavî'nin müzakerelere, birinci başkan vekiliyle sı­rayla Başkanlık etmesini menetmiştir. Mühendis Razavî Musaddık'ın sadık bir taraftan olduğundan, Millî Cephe men­subu 30 mebuz dün Kâşanİ'ye gönderdik­leri bir mektupta, bu kararında israr etti­ği takdirde Parlâmento toplantılarına ka-tılmiyacaklarını  bildirmişlerdir.

Tahran:

10.000'den fazla Musaddık taraftarı bu sa­bah burada Meclis binasının Önünde top­lanarak hararetli nümayişlerde bulunmuş­lardır.

Tahran:

Bu sabah, (Amerikalılar, memleketinize) diye bağrışaraktan caddeleri dolduran ko­münist yığınları üç Amerikan askerî jeepini taşlamışlar, otomobil erinin camlan parçalanmışsa da yaralanan olmamıştır.

Bu hâdiseden evvel İran askerî birlikleri polisle işbirliği yaparak, komünistlerin Musaddık taraftan bir talebeyi öldürdük­leri iddia edilen meclis meyüanmda gö2 yaşartıcı bombalar kullanarak halkı da­ğıtmışlardır. Milliyetçi taraftardan da 23 yaşındaki talebenin cesedini Parlemento binasına taşımıya çalışmışlardır.

Tahran:

Buhranın 3 ncü günü başlarken durum biraz daha karışmış bulunmaktadır. Dün öğleden sonra hükümdarla temas etmek üzere saraya gitmiş olan 4 kişilik Parlâ­mento heyeti henüz vazifesinin sonucu­nu bildirmemiştir. Bu heyet üyelerinin huzura kabul edilip edilmedikleri dahi malûm değildir. Bilinen birşey varsa o da heyet üyelerinin saraydan çıktıktan sonra Musaddık'ın  evine   gitmemiş   olmalandır.

Bu vaziyet dahilinde heyetin giriştiği te­şebbüsün akim kalmış olduğu zannedil­mektedir.

Bilindiği   gibi,   dündenberi   vaziyet   yeniden Başbakan ^ehine bir inkişaf kaydet­
miştir. Musaddık'ın taraftarları dün so­kağa hâkim gibi idiler. Bu gün de ye­niden bir kaç mağazanın Başbakana karşıtesanüt ifadesi olmak üzere kapanması beklenmektedir.

Diğer yandan Komünist Tudeh Partisi, emperyalistlerle mücadele yolunda Millî Cepheye tekrar işbirliği teklif etmiştir. Dr. Musaddık'ın bu teklifi kabu letmiyeceği muhakkaktır. Zira solcu elemanların müzahereti kabul olunursa bunların yar­dımı ile Musaddık'ın hasimlannı yenme­si çok kolaylanırsa da bilâhare Tudeh'in Amerikan aleyhtarı kompanyasına hız vermesi  ihtimali  de  mevcuttur.

Tahran:

Pazar yerinde bir çok dükkânlar Başba­kan Dr. Musaddık'a tesanütlerini belirt­mek üaere kepenklerini indirmişlerdir. Musaddık'in 5000 taraftan hâlen Par â-mento meydanına hâkimdir. Miliî Cephe­ye mensup mebuslar halka nutuk ver­mektedirler. Dışişleri Bakanı Hüseyin Pa-timî konuşurken Musaddık ismi uzun uzun alkışlanmıştır.

Tahran:

Musaddık taraftarları. Başvekilin aley­hinde bulunan bazı mebusların müzakere halinde olduklan Parlâmento binasına hü­cum ederek kapıları zorlamışlarsa da po­lis tarafından göz yaşartıcı gaz kullanıl­mak suretiyle dağıtılmışlardır. Diğer, ta­raftan haber alındığına göre meclis bu­gün toplanmıyacaktır. Yarın sabah bir toplantı yapılarak Başbakan Musaddık'a itimad reyinin yenilenmesi meselesinin görüşüleceği    sanılmaktadır.    Parlâmento mahfillerinde hâkim olan intibaa göre, durum henüz faydalı bir müzakereye im­kân vermiyecek kadar kanşıktır. Saraya gitmiş olan 4 kişilik parlâmento heyeti­nin Şah'ı görmüş ve umumî durumu an­latmış olduğu teyid edilmektedir. Görüş­menin ne suretle cereyan ettiği ve han­gi bahislere temas edildiği hakkında çeşit­li tahminler mevcuttur. Bu arada Şah'ın memlekette kalıp kalmıyacağı henüz Öğ-renilmemiştir. Seyahat tasansmın da ta­mamen terkedilip edilmediği hakkında malûmat mevcut değildir. Nümayişçilere katılan üç emekli albayın tevkif edildik­leri ve bu sabah kargaşalıkta ölen tale­benin müfrit İranlılar gurubuna mensup olduğu bildirilmektedir.

Paris:

France Presse ajansı bildiriyor:

Musaddık itimat oyu istediğine göre mec­lis şu iki takrirden birini seçecektir: Par­lâmentonun krallığa bağlılığını teyit eden muhalefetin takriri, meşrutiyete sadakat­lerini izhar eden Başvekil dost arının tak­riri. Prensip itibariyle ikinci takririn ko-laylıkia kabul edilmesi lâzım geliyorsa da Komünistlerin müdahalesi mebusları te­reddüde sevkedebilir. Parlâmentoda oy için gerekli çoğunluğun elde edilememesi de muhtemeldir. Bu takdirde bugünkün­den daha şiddetli sokak nümayişleri bek­lenebilir. Şah'a gelince, memleketten ay­rı'ışını tehir etmişse de, Başvekil galip geldiği takdirde bu kararını herhalde ye­niden gözden geçirecektir.

Şimdi, İran hâdiseielerinin milletlerarası akislerine gelelim:

Le Monde gazetesi şunları yazmaktadır: Bu ihtilâfta Şah, Kasanı ve Musaddık bir-birleriy e çatışmak veya birbirlerini des­teklemek için kendilerinde kâfi sebep gö­rüyorlarsa, hakikatte meselenin esasını Londra ile Washington arasındaki nüfuz mücadelesi teşkil etmektedir. Orta Doğu­daki İngiliz kuvvetleri Başkomutanı Sir Brian Robertson'un Mısır'daki Fayed ka­rargâhından ayrılarak Irak'a gideceği yo­lundaki haber de dikkate şayandır. Her ne kadar İngiltere Harbiye Vekâleti bu ha­beri teyidi reddediyorsa da, İngiliz çev­relerinin İran'daki durumun gelişmesini endişeyle takip ettikleri muhakkaktır.

Tahran:

Hükümet sözcüsü Hüseyin Fatimî, hükü­metin bugün bir ihtiyat subayı grubundan mektuplar aldığını bildirmiştir.    Subaylar

bu mektuplarında, son günlerde nizamı bozan bir kaç ihtiyat subayından ayrıldık­larını ve bunların takip edileceğini bil­dirmektedirler.

Dün Tahran radyosu önünde nümayiş ya­pan İhtiyat subay'arı grubu ile İranlı Fa­şistlerin radyo istasyonunu ellerine ge­çirmek niyetinde olmadıkları sadece, neş­riyatına karşı protestoda bulunmak iste­dikleri vilâyetçe tasrih edilmektedir.

Diğer   taraftan   bildirildiğine   göre,   Tahran eski Askerî Valisi General Vaffa dün vazifesinden azledilmemiş fakat niza­mı tesise muvaffak olmadığı için ani­de istifa etmiştir.

Tahran:

Bütün alâmetler, îran Başvekili Musad-dık'm Şah ile olan iktidar mücadelem in.de muzaffer çıktığını göstermektedir. Dr. Musaddık, dün gece Tahran radyosundan yayınlanan beyanatında, taraftarlarına şimdilik daha fazla nümayişlerde bulun­maktan tevakki etmelerini, lüzum hasıl olursa kendilerine tekrar müracaat edece­ğini söylemiş ve şöyle demiştir:

«Sizlerin bana karşı göstermiş olduğunuz sedakat ve itimada teşekkür ederim. Al­lah'ın inayetiyle bütün güçlüklerimiz te­kelden ortadan kalkacak ve çalışmıya baş-lıyaeağız.»

Başvekil Musaddık, yeni tâyin ettiği Er-kâmharbiyei Umumiye Reisine, asayiş ve intizamı muhafaza yolunda her türlü ted­birleri   almasını   emretmiştir.

Tahran:

Tudeh Partisi üyelerinden 3000 kişilik bir kalabalık hâlen Parlâmento önünde top­lanmış bulunmaktadır. Daha şimdiden Tudehci'erle Müfrit Milliyetçiler arasında Meclis dolaylarında bir çarpışma olmuş, 2 Tudehçi ağır surette yaralanmıştır. Nü­mayişçiler Meclis etrafındaki çemberlerini daraltmaktadırlar. Vaziyet ciddî görülmek­tedir.

Tahran:

Başbakana yakın mahfillerde belirtildiğine göre, Dr. Musaddık karışıklık çıkaranların oyununu bozmak için Parlâmentodan yar­dım taleb ederken bilhassa Parlâmento elemanlarından bazı muhalifleri kasdetmekte idi. Zira Musaddık'ın nazarında bu muhalefet rükünleri, emekli askerlerin mevcut nizamı devirmek için başvurduk­ları  darbeye  yardım  etmişlerdir.

8 Mart 1953

Tahran:

Kermanşah'tan öğrenildiğine göre, Sta-lin'in ölümü dolayısiyle Tudehçiler tara­fından dün bu şehirde yapılan nümayiş­ler esnasında müfrit solcularla rakipleri

arasında çarpışmalar çıkmış, 15 kişi yara­lanmıştır.

10 Mart 1953

Tahran:

İran Başvekili Musaddık'ın müşavirlerinden birinin bugün bildirdiğine göre, son günlerde İran petrol meselesine dair neş­redilen müşterek İngiliz - Amerikan teb­liği İran mahfil erince, İranı yıldırnuya ve baskı altında tutmıya matuf tehdit edici bir tabiye olarak telâkki olunmakta­dır.

Bülndîği gibi bu tebliğ İngiltere Dışişleri Vekili ile Birleşik Amerika Dışişleri Vekili arasında cereyan eden müzakere !erden sonra cumartesi günü Washington'da neş­redilmişti.

Birleşik Amerikanın İran Büyükelçisi Loy Hendsrson, Musaddıkm talebi üzerin'e ken­disini ziyaret ederek bu mevzu etrafında iki saat görüşmüştür.

Başvekil Musaddık'ın müşavirlerinden Kerim Sincabi şöyle de­miştir:

«Son Washington tebliği, İranda cereyan 3den ve ecnebileri, İran hükümetinin za­yıf ve tehditlerden çekinecek bir durum­da olduğu hissine düşüren son dahili buhranın yarattığı bir eserdir.

Tanınmış akşam gazete erinden «Keylram: petrol görüşmeleri akamete mahkûmdur demektedir.

Mart 1953

 Tahran:

Venedik mahkemesinin Miriella petrol ge­misi hakkında verdiği kararı yorumlıyan İran Dışişleri Vekili Hüseyin Fatımî şöy­le demiştir:

«Venedik mahkemesinin kararı, Aden hâ­kimlerinin Londra tarafından dikte edi­len kararlarını bozmakta ve bitaraf bir memlekette adlîyetkinin Anglc-İranian petro' kumpanyasının tesiri altında kal­madığını göstermektedir. İran'ın güvenlik konseyi ve La Haye'den sonra bu, İngiliz petrol kumpanyasına karşı kazandığı üçüncü muvaffakiyettir.

Bu karar, mukavemet eden ve müttahit bulunan bir memleketin, her türlü kışkırt­malara rağmen, ecnebi memleketlerde haklarının tanınmasının temin edileceği­ni gösterir.»

Diğer taraftan, Patimî bu sabah Sovyet Büyükelçisi Satçikov*un kendisini ziyaret ettiğini ve bazı İran gazetelerinin mem­leketi hakkında hücumlarda bulunmala­rından şikâyet ederek İran hükümetinin bu gazetelere  karşı basın kanunu  çerce-

vesi içinde harekete geçmesini istediğini bildirmiştir.

Bundan sonra Patimî Amerikan Büyük­elçisi Lloy Henderson'u kabul etmiş ve Büyükelçi, Foster Dulles'in görüşmelerine dair Washington tebliğinin karanlık kal­mış noktaları etrafında kendisine tamam­layıcı malûmat vermiştir. Büyükelçi bu vesikanın tam mânasiyle bir tebliğ sayi-lamıyacağmi, sadece, Washington müza­kerelerinden sonra nihai bir beyanat olarak   telâkki  edilebileceğini   söylemiştir.

Tahran:

Ebülkasim Bahtiyar taraftarı 12 Bahtiya-rinin bugün hükümet kuvvetlerine teslim oldukları, bildirilmektedir. Geri kalan kıs­mı dağlarda gizlenmektedir. Geçen hafta Tahran'da vuku bulan hâdiselerde tevkif edilmiş olan 100 kişinin bugün serbest bı­rakıldıkları   haber  verilmektedir.

Diğer taraftan, içlerinde Miriella da bu­lunan iki italyan petrol gemisinin su-martesi günü Abadan'da beklediği bildi­rilmektedir.

12 Mart 1953

Tahran:

İran meclisi bu sabah gizli bir toplantı ya­parak, Şah, Başbakan ve meclis Başkanı Ayetuîlah Kasanı arasındaki güçlükleri halletmiye memur Parlâmento komisyo­nunun raporunu incelemiye başlamıştır. Haber alındığına göre, bu rapor münhası­ran Şah'm ve Başkanın Anayasadan do­ğan vazife ve selâhiyetlerlni tâyin etmek­tedir. Gerek Şah gerekse Musaddık'ın selâhiyetlerinin hududunu aşmamak husu­sunda taahhütte bulundukları haber alın­mıştır. Musaddık'ın talebi üzerine Şah, «Gayri mesul» bir otorite olduğunu res­men kabul etmiş, bilhassa Savunma Ba­kanlığının haber ve rızası olmadan askerî mahiyette kararlar alamayacağı bir kere daha tesbit edilmiştir. Bi indiği gibi sa­vunma Bakanı bizzat Musaddık'tır. Bu tedbîrin bilhassa ordu subaylarının terfi ve naküleriyle ilgili olduğu anlaşılmakta­dır. Hatırlarda olduğu gibi hükümdar or­dunun başkumandanıdır. Bununla beraber bu unvan tamamen fahrîdir.

Diğer taraftan petrol ihtilâfı hakkındaki raporun meclise ancak pazaT veya pazar­tesi günü verileceği sanılmaktadır.

14 Mart 1953

 Tahran:

Hükümete karşı bir suikast tertipledikleri iddiasiyîe tevkif edilmiş olan bazı kimse­ler dün akşam serbest bırakılmıştır. Bun­lar arasında eski Maliye Vekili Gulam Hüseyin Furuha, eski haberalma şubesi Başkanı General Glanşah, General Amir Aslami, General Sari ve diğer bazı yüksek rütbeli emekli subay vardır.

15 Mart 1953

Tahran:

İran Meclisi, nisap temin edilemediğinden bugün öğleye kadar hiçbir toplantı yapa­mamıştır. Akşama kadar da nisabın te­min edileceği sanılmamaktadır. Bu suret­le 8 kişilik Parlâmento heyetinin tanzim etmiş olduğu raporun tetkiki müddetsiz olarak sonraya kalmış bulunmaktadır. Ha­tırlarda olduğu gibi, bu raporda, son hâ­diseleri müteakip, hükümdarın Anayasa­dan doğan selâhiyetleri tâyin edilmekte ve Şah'm ordu üzerindeki iktidarına son verilmekte idi. Bu rapordaki hükümler gerek Şah gerekse Başbakan tarafından tasvip edilmiş ise de bütün iktidarın Dr. Musaddik'ta toplanmasından endişe eden muhalefet Parlâmentoda bütün kanuni imkânlara başvurarak raporun tasdikini geciktirmiye çalışmaktadır. Muhalefet di­ğer taraftan, hükümetin Supor İtalyan petrol şirketine fiyatlarda yüzde 50 ten­zilat yapmak kararma karşı da bir kam­panya açmıştır.

16 Mart 1953

Tahran:

Miriella petrol gemisi bu sabah Abadan'a geldiği zaman yüzlerce kişi rıhtıma birik­mişti. Abadan'a yirmi kilometre mesafe­den İran motörlerı gemiye refakat et­miştir. Tasfiyehane müdürü Miriella'nın kaptanına çiçekler hediye etmiş ve Ang-lo - îranian petrol kumpanyasının ablu­kasını kırdığı için kendisini tebrik ettik­ten sGnra Iran lehindeki kararından do­layı İtalyan adaletinden sitayişle bahset­miştir.

Kaptan «yaşasın İran. Petrol almağa tek­rar geleceğiz» diye cevap vermiştir.

500 ton petrol yükliyen Miriella öbürgün gidecektir.

«AIba» isimli diğer bir İtalyan gemisi de Abadan'dan bu akşam veya yarın ayrıla­caktır.

20 Mart 1953

Tahran:

Genara" olarak iyi haber alan bir kaynak­tan öğrenildiğine göre, Başvekil Musaddık, bu sabah radyoda vereceği nutkunda pet­rol hakkındaki İngiliz teklifini reddettiği­ni bildirecektir. Başvekilin bu nutku 1 saat 22 dakika sürecektir.

Tahran:

Radyo ile yayınlanan demecinde Başvekil Musaddık Lahaye milletlerarası adalet di­vanının haricinde petrol meselesinin uz­laştırıcı bir şekilde hallini kabule ve bu meseleyi Anglo - İranian Petrol Kumpan­yasının yetkili bir temsilcisiyle görüşmeğe hazır olduğunu bildirmiştir.

Tahran:

Dr. Musaddık,bugün verdiği demeçte, İn­giltere, petrol'ün millîLeştirilmesine aykırı olan «tazminat» tezinde İsrar ettiği müd­detçe, İngiliz tekliflerinin kabul ediıemi-yeceğini bildirmiş ve şu hususları teklif etmiştir:

 Anglo - İranian Petrol Kumpanyası,İran'ın kabul edebileceği esaslar dahilin­de, tazminat taleplerini izah etmelidir.Bu takdirde La Haye hâkimlerine sunu­lacak mesele tahdit edileceği için     İranhükümeti bu komisyonun hakemliğini ka­bul edecektir.

 İran  hükümeti, petrol gelirlerindenyüzde yirmibeş alarak veyahut ham veya İşlenmiş   petrol   vermek   suretiyle,   adaletdivânının tesbit edeceği tazminatı Ödeme­ğe hazırdır.

3   İran Hükümeti, Lahaye Adalet diva­nına müracaat etmektense - Anglo İra­nian   kumyanyasının   yetkili   temsilcisiylemüzakerelere   girişmeğe   hazırdır.

So kağa Düşen Politika Yazan: Mümtaz Faik  Fenik 3 Mart 1953 tarihli Zafer'den:

İran'dan gelen haberler, vaziyetin her gün daha çok vehamete doğru gittiğini göster­mektedir. Bir yandan Başbakan Doktor Musaddık taraftarları, diğer yandan Kâ-şânî taraftarları, Öbür yandan Şah ta­raftarları ve hepsinin içine karışan komü­nist Tudeeilerle karşılıklı nümayişlere de­vam etmektedirler. En son telgraflar, so­kak nümayişlerinin Doktor Musaddık le­hine döndüğünü bildirmiştir. Ama öyle de olsa, böyle de olsa hazin olan taraf şu­dur: İster Musaddık lehine, ister Şah lehine, ister Kâşanî lehine olsun, bütün bu nümayişler İran milletinin ve İran'ın yüksek menfaatlerinin aleyhinedir. Çün­kü söz sokağa, ayağa düşmüştür. Sokak politikası, kanun tanımaz, nizam tanımaz, batta şuur tanımaz ve böyle ne idüğü be­lirsiz cereyanların arkasında sürüklenip gider.

Bir mem'ekette meclis ve devlet otorite­si, sokaktaki nümayişlerin arzusuna tâ­bi oldu mu, artık orada huzur ve sükûn ve normal bir idare kalmamış demektir, Nitekim Tahran'da cereyan eden hâdise­ler, normal bir nümayiş değil, istediğini behemehal ve zorla yaptırmıya uğraşan­ların bir ihtilâl hareketidir; fikir müca­delesinin, iiersinde bir kuvvet gösterisi­dir. Siyaset, kuvvete nâreye âlet oldu­ğu gün, hukuk nizamı iflâs eder. Maale­sef İran'da hâkim olan budur.

Hatırlarda olduğu üzere Doktor Musad­dık, önceleri muvaffak olmak için, evvelâ Dinî Lider Molla Kâşânî'yi tutmuş ve onunla beraber yürümüştür. Kâşânî ise dinî ve taassubu politikaya alet etmiş ve o sayede, hem Mecis Başkanlığına çık­mış, hem de, politikada söz sahibi olmuş­tur. Aradan zaman geçince, Musaddık, kendi besleyip, kendisi için kuvvet telâk­ki ettiği şahsiyetin, İran'ın bütün mukad­deratını  eline almıya çalıştığını   görmüş-

tür. İşte bunun üzerinedir ki, ikisinin ara­sında aşılmaz bir uçurum hasıl olmuştur.

Hukuk devleti nizamlarında halk kanun­la tâyin .edilmiş zamanlarda, yani seçim­lerde reyini ve kanaatini izhar eder. Ha!-buki, gerek Musaddık, gerek Kâşânî hei vesile ile halkın sokak nümayişlerinde kendileri için bir kuvvet kaynağı teveh-hüm etmişlerdir. Politika sokağa düşüp de, din devlet idaresine karışınca işte ne­tice bu olmuştur.

Gelen haberlerden öğrendiğimize göre, şimdi bir de üstelik ordunun.da politikaya karıştığı görülmektedir. Genelkurmay Başkanı, Tahran Askeri Valisi bu politika yüzünden değiştirilmiştir. Her iki lider de kendi şahıslarına bağlı generallerin iş basma gelmelerine çalışmaktadırlar. Bu vaziyette daha küçük rütbeli subaylar da kime hizmet edeceklerini şaşırmışlar ve bu yüzden askerî kuvvetler asayişi koru­yamaz hale gelmişlerdir. Çünkü Musad-dikçılann da, Kâşânîcilerin de taraftar­ları vardır. Şahın şahsiyeti bu iki kuvve­tin çarpışmaları arasında kaybolmakta­dır.

İran hâdiseleri, şahsî ihtirasların bir memleketi ne vaziyete düşürdüğünü gös­teren çok acıklı bir misaldir. Eu arada Tudeciler, yani komünistler, her üç tarai nümayişlerine ayrı ayrı hulul etmekte ve bilhassa Musaddık'a tâvizler vermektedir­ler. Hattâ bunlar, Garp demokrasileri düşmanlığı mukabilinde Musaddık'a elle­rinden gelen yardımı yapacaklarını da vâ-detraişlerdir. Görülüyor ki, ihtirasların çarpışmasından faydalanmıya bakan yine kızıllar olmuşlar; ve her tarafa kayarak, keşmekeşi ve kargaşalığı kışkırtmışlar­dır. Bu arada Amerikalıların aleyhinde yapılan tezahürerde de Tudecilerin geniş hissesi bulunduğu muhakkaktır.

Gelen haberlerden o anlaşılıyor ki, İran hâdiseleri ne şekilde inkişaf ederse etsin, bundan en çok zarar görecek olan İran milleti olacaktır.

Bu hâdiseleri bizim dikkat" e takip ettiği­mize şüphe yoktur. Çünkü bu kargaşalık,

Atlantik duvarının Ö^yitndığı Şark hu­dutlarımızda olmaktadır.

Komşu İran'ın bir an evvel huzur ve sü­kûna kavuşmasını ve burada sokak politi­kasının tasfiye edilerek hukuk nizamının süratle kurulmasını candan temenni ede­riz. Çünkü böyle bir netice hem İran'ın, hem de dünya barışının haynna olacak­tır.

Bir Üçgen

5/3/1953 tarihli Yeni Safeah'dan:

Eski nesillerin müselles diyebildikleri ve gençlerin yeni dil edasîle üçgen diye ta­nıdıkları hendese şekli, bugünkü İran du­rumunu temamile izah edecek ve ona tı­patıp uyacak bir mahiyettedir. Üçgenin üç başı olduğu gibi, Tahran'da da bugün üç simanın ve siyaset adamının politika­ya hâkim o duğu görülüyor. Bunlar: Şahf Musaddık ve Kâşânî'dir. Bütün dünyanın gözüne çarpacak kadar faal bir politika takip eden Başvekil Musaddıktır. Son aylara kadar, daha doğrusu kararnameler­le memleketi İdare etmek hususunda bir heves ve arzu açıklaymcıya kadar dini lider ve Millet Meclisi Reisi Kâşânî Dr. Musaddık'm sadık bir müttefiki idi. Fa­kat Meclis'ten geçirmeden neşredeceği hü­kümlerle yurdu idare ey "emek iddiası, Kâ-şânî'yi Musaddık'tan az çok uzaklaştırdı. Musaddık bir taraftan millî cepheyi tem­sil ederken diğer taraftan Tude Partisi yâni Komünizme mütemayil teşkillerin de kısmî müzaheretine nail bulunmaktadır. İcabında sokaklarda gürültü çıkarmak, yaşasın veya kahrolsun diye âvâzeler ko­partmak için  kâfi kudrete sahiptir  ama dinî lider ve Meciis Reisi Molla Kâşânî ve aynı iplerin uçlarım ellerinde tutmak­tadır. O da kısmen dinî kısmen millî his­lere dayanabildiği gibi, belki Tüde'cilerden bir ferdin de muavenetine güvenebilir. Onun da sokaklarda haykıracak ve gös­terilerde bulunacak unsurları vardır. Ni­tekim dört gündür, Tahran caddelerini dolduran feryadların bir kısmı Musaddık-cılar tarafından yükseltilmiş ise, diğer bîr kısmı da Kâşânî'ciler tarafından çıkarıl­mıştır.

İran tahtını ve saltanat makamını işgal eden Şehinşaha gelince, doğrudan doğru­ya, taraftar ve müdafnlere galiba ancak ordu erkânı arasında, maliktir. Sokakla­ra dökülerek yaygara yapacak kitlelere mâlik değildir, ama Molla Kâşâninin elin­deki iplerin ucu saraya kadar uzanabilir. Böylelikle Şahın emrinde kısmen hem or­du hem de halk kitleleri mevcuttur.

Şimdi üç sima arasında, geniş ölçüde bir siyaset oyunu oynanmaktadır. Görünüşe bakılır ve bununla hüküm vermek lâzım-gelirse bu üç elemandan en kuvvetli görü­neni Musaddık'tır. Ama Tahranda en kuvvetli ve hâkim olmak demek bütün İran'da nüfuz ve hâkimiyet sağlamış ol­mak mânâsına alınmamalıdır. Geniş halk ve köylü kitleleri dinî ve millî hislerle meşbudur. Kâşânî'nin nüfuzu câri olmak­tan hali değildir ama Musaddık'ın da petrol ihtilâfmdaki azimli tavrı ve za­feri geniş tabakaları çekmek hassasına mâliktir. Yüksek taht makamının bir is­tikrar unsuru olması ve Musaddık - Kâ­şânî çekişmesinin üstünde durması te­menniye değer ve İran'ın sürekli menfa­atlerine uygun görünür.

Mart 1953

 Kudüs:

Bugün toplanan İsrail kabinesi Almanya ile Lüksemburg'da imzalanan tazminat anlaşmasını tasdik etmiştir. Bu anlaşma birkaç hafta önce İsrail Parlâmentosu ta­rafından ve geçen hafta da Alman Par­lâmentosu tarafından tasdik edilmiş bulu­nuyordu.

İsrail Dışişleri Vekâletine mensup bir söz­cü bu tasdik keyfiyetini tefsir ederek bu husustaki  memnuniyetini ifade  etmiş ve

Almanların, Arap memleketlerinin tehdit ve tazyiklerine rağmen taahhütlerine ri­ayet etmiye hazır olduklarını gördüğünü bilhassa belirtmiştir.

İsrail, Birleşmiş Milletler üyesi sıfatiyle Batı Almanya ile yaptığı bu anlaşmanın bir suretini Birleşmiş Mi'Ietlere verecek­tir.

Kudüs'te belirtildiğine göre, vekiller he­yeti bu kararı ittifakla almamıştır. Çün­kü Sionist Partisi vekillerinden bir kısmı toplantıda hazır bulunmamışlardır.

Japonyada Buhran

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer 3 Mart 1953 tarihli Yeni Sabah'dan:

Japonya'da Amerika ile sıkı işbirliği po­litikasına bağlanmış olan Yoşida Hükü­metinin siyasî hayatında bir devrin ka­panmış ve yeni bir devrin açılmasına doğ­ru adımm da atılmış olduğuna işaret sayılabilir. Yoşida geçen ekim seçimlerinden

sonra Liberal Partisine dayanan dördüncü kabinesini kurmuştu. Mecliste 466 sandal­yenin 245 sandalyesini kazanmış olan Li­beral Partisinin karşısında Terakkiperver­ler ve Sosyalist Partisinin sağ ve sol kol­ları muhalefettedir.

öte yandan Liberal Partisinin kendisi bir takım hiziplere ayrılmıştır. Eğer parti bir­lik ve dayanışma halinde hareket etmiş olsaydı,   Yoşida'mn   iktidarda   tutunması

zor bir mesele teşkil etmezdi. Liberal Par­ti içinde 75 kadar milletvekili, aralarında tanınmış liderlerden Hatoyama'nm da bu­lunduğu birtakım politika adamları etra­fında toplanmışlardır. İşte bu hiziplerin bir kısmı muhalefetteki Terakkiperverler ve Sosyalistlerle birleşerek geçen gün Yo-şida'ya itimatsızlık oyu vermişlerdir.

Bu şartlar altında Başkan için takibedile-cek iki yoi vardı:

1  İstifa etmek.

2  Meclisi dağıtarak, seçime girmek. Yoşida ikinci şıkkı tercih ederek hemen meclisi dağıtmıştır. Bildirildiğine göre seçim ge­lecek ay içinde yapılacak ve onun neti­cesine göre yeni Japon iktidarının mahi­yeti belli olacaktır.

Buhranın sebebi:

Yoşida Hükümetine itimatsızlık oyunun verilmesine sebep, muhalefet tarafından verüen takrirde şöyle hulâsa edilmekte­dir: Anayasa'ya aykırı hareketlerle mem­leketi keyfî surette idare etmek ve Japon bağımsızlığının ruhuna uygun olmıyan bir politika gütmek.

Birinci madde Başbakanın dürüst mua­melelerine ve kırıcı hareketlerine iymadır. Birkaç hafta önce mecliste bir kanun lâ­yihası görüşülürken, muhalif bir millet­vekili, Başbakanı Amerikanın âleti olmak­la suçlandırmış, Yoşida da öfkelenerek bu milletvekiline «sersem» demişti. Bu ha­karet hem muhalefeti, hem de Yoşida'­mn kendi partisi arasında birtakım mil­letvekillerini kışkırttı. 74 yaşında olan Başbakan, hemen tarziye  vermiş ise de, bu hareket meclis tarafından bir takbih kararının alınmasına mani olmamıştır.

Bu hâdise kapanmış, fakat her halde iz bırakmaktan geri kalmamıştır.

Fakat takririn asıl önemli olan fıkrası Yo­şida'mn «Japon bağımsızlığı ruhuna ay­kırı» hareket etmesidir. Bu, doğrudan doğ­ruya, Yoşidanm takibettiği Amerika ile işbirliği politikasına matuf  bir tenkiddir

ve Yoşida'yı iktidardan düşüren hakikî sebep de budur. Bunun içindir ki Japon buhranı derin mâna ve büyük önem taşı­maktadır.

Amerika ile işbirliği:

Uzak Doğu'da Çin'in Rusya ile işbirliğine girişmesi üzerine, Amerika da Japonya ile bir işbirliği politikası takibetmeğe başla­mıştır. Japonya'yı iktisaden kalkmdırmış, Japonya ile barış antlaşması imzalamış ve Japonya'yı ittifakına almıştır. Bu işbirliği kurulmazdan önce silâhtan tecridedilen Japonya, şimdi Amerika'nın baskısı ile si­lahlandırılmaktadır. Birçok Japonların nazarında Japonya Amerika'nın peyki du­rumuna düşmüş bulunuyor. İttifak baha­nesiyle, memlekette Amerikan askerleri vardır. Parçalanmış olduğu halde Japonya silahlandırılmaktadır. Japonlar Uzak Do­ğu'da kendilerine hiç de elverişli olmıyan bir statünün korunması için kan dökme­ğe ve fedakârlıkta bulunmıya hazır değil­dir.

Sosyalistler silâhlanma teşebbüsüne karşı şiddetli bir vaziyet almıştır.    Japonların

22 Mart 1953

 Kudüs:

Bugün toplanan İsrail kabinesi Almanya ile Lüksemburg'da imzalanan tazminat anlaşmasını tasdik etmîşlır. Bu anlaşma birkaç hafta önce İsrail Parlâmentosu ta­rafından ve geçen hafta da Alman Par­lâmentosu tarafından tasdik edilmiş bulu­nuyordu.

İsrail Dışişleri Vekâletine mensup bir söz­cü bu tasdik keyfiyetini tefsir ederek bu husustaki  memnuniyetini ifade  etmiş ve

Almanların, Arap memleketlerinin tehdit ve tazyiklerine rağmen taahhüd'erine ri­ayet etmiye hazır olduklarını gördüğünü bilhassa belirtmiştir.

İsrail, Birleşmiş Milletler üyesi sıfatiyle Batı Almanya ile yaptığı bu anlaşmanın bir suretini Birleşmiş Mi'letlere verecek­tir.

Kudüs'te belirtildiğine göre, vekiller he­yeti bu kararı ittifakla almamıştır. Çün­kü Sionist Partisi vekillerinden bir kısmı toplantıda hazır bulunmamışlardır.

11 Mart 1953

Kahire:

Mısır haberler ajansına verdiği beyanat­ta General Necib, ezcümle demiştir ki:

«Kanal bölgesi kayıdsız şartsız tahliye edilmedikçe İngilizler ve umumiyetle Ba­sılılar ile münasebetlerimiz gerginliğini kaybedemez.»

General Necib, bundan başka Birleşik Amerika'ya açıkça müracaat edecek siya­setini değiştirmesini ve kanal mese'esinde Amerika'nın zımnen müdahalesini taleb etmiştir.

14 Mart 1953

Kahire:

İngiltere Büyükelçisi Stevenson ve Ame­rikan Büyükelçisi Caffery ile görüştükten sonra gazetecilerin sualleriyle karşılaşan General Necip, bu görüşmenin kanal mü­zakereleri için yapılan ilk toplantı olup almadığı hakkında hiçbir şey söylememiş­tir. General Necip sadece bu görüşmenin İngilizlerin talebi üzetine vâki olduğunu beyanla iktifa etmiştir. Bununla beraber müşahitler kanalın tahliyesi hakkında müzakerelerin başladığına kanidirler. Bil­hassa bu müzakerelere Amerikan Büyük­elçisinin iştiraki dikkati çekmektedir.

15 Mart 1953

Kahire:

Güzenilir bir kaynaktan öğrenildiğine gö­re, Süveyş kanalı bölgesinin Ingi iz kuv­vetleri tarafından tahliyesi hakkındaki İn­giliz - Amerikan müşterek plânı Mısır hü­kümetine tevdi edilmiştir.

 Kahire:

Askerî Komitenin bütün üyelerini ihtiva eden İhtilâl Konseyi dün akşamdan bu sabaha kadar devam eden toplantısında, îngilia kuvvetlerinin Süveyş Kanalını tah­liye etmeleri meselesi üzerinde hazırlanan tasarıyı incelemiştir. İhtilâl Konseyi daha evvel kabinenin sivil üyelerinin de iştira­kiyle bir toplantı yapmış bulunuyordu. İngiliz - Amerikan müşterek tasarısı dün Amerika Büyükelçisi Jefferson Caffery ve İngiliz Büyükelçisi Ralph Stevesnon tara­fından Mısır hükümetine sunulmuştur. İyi haber alan kaynaklardan bildirildiğine gö­re bu tasan müstakbel müzakerelerin çer­çevesini tahdit etmiye matuf bir teşebbüs­ten başka bir şey değildir. Tasarının bü­tün yeniliği Amerika'nın işe müdahele et­miş olmasıdır.

İngiliz ve Amerikalılar tarafından sunu­lan bu tasarının aşağıdaki maddeleri ih­tiva ettiği zannedilmektedir:

1    Süveyş üssünün kati olarak tahliyesi tarihinin tesbiti,

 İngilizlerin tahliyesinden sonra ka­nal üssünün mukadderatını tâyini,

 Orta-Doğu savunmasının teşkilâtlan­dırılması,

 Mısır iktisadiyatının takviyesi,

 Mısır askerî kuvvetlerinin geliştiril­mesi.

El Mısrî gazetesinin bildirdiğine göre, Ge­neral Eisenhower Kahire'de cereyan eden müzakerelere katılmak üzere yüksek rüt­beli bir Amerikan subayını gönderecektir. Hakim olan umumî kanaate göre, müza­kereciler Amerika Dışişleri Bakanı Poster Dulles'in Orta Doğu'yu ziyaretinden ev­vel tasarı üzerinde bir an'aşmıya varmaya çalışacaklardır,

3 Mart 1953

 Kahire:

Eski Mısır Dışişleri Vekili Salâhattin'in Başkanlığında Mısırlı avukatlardan mü­rekkep bir grubun Sudan'a girmesi İngi­liz idaresi tarafından reddedilmişti.

Bunu protesto eden Mısır hükümetine karşı Sudan Genel Valisi Sir Bobert Ho-we bir nota vermiş ve General Necip bu notayı dün akşam cevaplandırmıştır.

Enerjik tabirlerle kaleme alman bu ce­vabîn General Necip, Sudan Genel Vali­sinin bu hususta giriş müsaadesi istemek selâhiyeti olmadığını bildirmekte ve İn­giliz siyaseti üzerinde açıklamalar yapıl­masını istemektedir.

Diğer taraftan, Sudan hakkındaki İngi­liz - Mısır görüşmelerinde Mısır temsilcisi Binbaşı Salim, eski Dışişleri Vekilinin va­zifesinin bir propaganda vazifesi olduğu­nu yalanlamış ve şöyle demiştir:

«Mısır tam bir tarafsızlık siyaseti takip etmektedir ve, Nil vadisinin bağımsızlığı taraftarlarının üstünlüğü Mısın alâkadar etmemektedir.   Yeter   ki,   Sudan   jaTıancı

işgalden kurtulsun. Biz, heyet başkanı Selâhattin'in bu hareket tarzından inhiraf ettiğini tahmin etmiyoruz. Hakikat şu­dur ki, Sudan'ın binici prensibine dair anlaşmıya rağmen hâlâ memlekette mem-rû mıntıkalar mevcuttur.

Bu anlaşmaya riayeti sağlamak Umumî Vaıinln vazifeleri

Mart 1953

Burada 6000 kişi önünde konuşan General Necip şöyle demiştir: «İngilizlere, kayıtsız

şartsız tahliye hariç, başka hiç bir şeyi kabul etmiyeceğimizi açıkça anlattık, ya­kında müzakerelere başlanıp başlanmıya-cağmı söyliyemeyiz, fakat tahliyenin vu­ku bulacağı muhakkaktır. Hürriyetimizin elimizden alınmasını katiyetle reddederiz. Memleketimizin yeni bir esarete düştüğü­nü görmektense, onu müdafaa ederek öl­meyi tercih ederiz».

Bunu müteakip General Necip Assuan'da-ki hastahanelerle sosyal teşekkülleri gez­miştir.

Washington:

General Necip Amerikan «U. S. News and World Report» dergisinde yayınlanan bir beyanatında ezcümle şöyle demektedir:

«Mısır'ın ancak eşitlik esası üzerinden ak­dini kabul edebileceği bir Orta-Dogu sa­vunma paktını derpiş etmeden evvel İn­giliz kıtalarının Mısır topraklarını terket-meiertni istiyoruz.

General Necip şöy e devam etmektedir:

Her iki dünya harbinde de çok hizmet et­tik. Bunun karşılığı olarak İngiltere'nin memleketimiz topraklarında kalmasından başka bir şey elde edemedik. Yeniden böy­le bir muamele ile karşılaşmaktan ise Öl­meği tercih ederiz. Bizim hakkımızda da­ha âdilâne davranılmadıkça ve haklarımız kabu lolunmadıkça hiç bir pakt aktedemem.

25 Mart 1953

Kahire:

Mısır Başvekili General Necip tarafından teşkil edilen anayasa tâli komitesi, Mı­sır'da kraliyetin lağvını teklif etmeyi oy birliğiyle kabul etmiştir.

Dün gece alınan bu kararı müteakip, ba­sma verdiği beyanatta komite reisi, Mısır­ın selâmeti bakımından, kraliyetin lağvı­nın ve yerine Parlamenter sisteme da­yanan Cumhuriyet rejiminin ikame edil­mesinin hayırlı olacağını söylemiş, fakat

buna umumî bir referandum tarafından karar verileceğini ilave etmiştir.

Bu beyanatı müteakip, ekseri Mısırlıların zihinlerinde, memleketlerinin Cumhuriyet rejimine doğru yol aldığından şüpheleri kalmamıştı.

Tâli komitenin tekliflerinin, referanduma iştirak edecek halk üzerinde kafi bir te­sir yapacağı tahmin edilmektedir.

 Kahire:

Mısır'da Parlâmanter bir cumhuriyetin kurulması lehinde «Kurucu komite» nin almış olduğu karar bir referandum konu­su teşkil edecektir. Tâli komisyon dün krallığın  ilgasını tavsiye  eden takririnde bu noktayı da belirtmiştir. Tâli komisyon bütün kraliyet ve cumhuriyet rejimlerini uzun uzadıya inceledikten sonra bu neti­ceye varmıştır.

Bu yolda takibedileeek usul şudur:

Önümüzdeki 3 nisanda beş kişilik tâli ko­misyon, sunmuş olduğu karar suretinin tatbik şeklini inceliyecek ve «El Ahram» gazetesinin de işaret ettiği veçhile, bilhas­sa bir cumhurbaşkanı seçmek meselesini nazarı dikkate alacaktır. Çaışmaları, Şû­raya Devlet Başkanı Abdül Razzak El Sa-hurî tarafından idare olunan beşli tâli ko­misyonun teklifleri, elli kişilik kurucular heyetine sunulmadan evve1. oniki üyeli di­ğer bir tâli komisyona havale edilecektir. En sonunda mesele milletin kararına ar-zedilecektir.

Bununla beraber müşahitlerin kısmı âza­misi kat'î kararlarını vermişlerdir.

Mısır'da Mehmet Ali sülâlesi son bulmak­tadır ve şimdiden General Necip'in Cum­hurbaşkanlığına namzetliğini koyup koymıyacagı meselesi incelenmiye başlanmış­tır. Her halde basın, heyeti umumiyesile kraliyetin süratle ilgası taraftandır. Bu arada ordu organı «Al Tahrir'in başmu­harriri» derhal Cumhuriyet İlân etmek lâzımdır» diyerek başta gelmektedir. Res­mî mahfillerde belirtildiğine göre, cum­huriyetin ilânı için ortada hiç bir ciddî mâni yoktur, zira 10 Şubat I953'te yayın­lanan muvakkat anayasada ne kraldan ne de niyabetten bahis vardır. Bu vesikada bütün selâhiyet «ihtilâl Şefleri» ne veril­miştir.

Dikkati çeken bir nokta da şudur:

Bayan Neriman Sadık'm Mısır'a dönmesi vakıası üzerine bina edilen bütün siyasî ümit ve ihtimaller de bu suretle çökmüş bulunmaktadır.

 Kahire:

General Necip tarafından teşkil edilen tâli anayasa komisyonunun _ oy birliğiyle kraliyetin lâğvedilmesine karar vermesin­den birkaç saat sonra bütün Mısır gaze­teleri krallık aleyhinde şiddetli makaleler neşretmiye başlamışlardır. «Al Tahrir» gazetesi başmuharriri Servet Okasaha, bugün yazdığı bir başmakalede, krallık sisteminin gaddar ve bozuk oldu­ğunu belirttikten sonra şunları ilâve et­mektedir:

«Halk, Kral Faruk'u tahttan atmakla krallığı da atmış olmaktadır. Henüa bir bebek olan Kral Ahmed, ecdadından daha iyi bir kral olmıyacaktır.»

Gazete, bugüne kadar Mısır'ı idare etmiş olan bütün kralların hareket tarzlarını takbih ettikten sonra krallık rejiminin tefessüh ettiğini ve bir daha Mısır'a dö~ nemiyeceğini ilâve etmektedir.

26 Mart 1953

 Kahire:

Genera' Necip, yukarı Mısır'da beraberin­de diğer Bakanlar ve Genel Ksrargâha mensup subaylar olduğu halde seyahat ederken Minieh'te bir konferans aktede-rek, Mısır'ın Sudan'daki Özel temsilcisi binbaşı Salâh Salim'in Hartumdan tele­fonla verdiği rapor üzerine hâsıl olan va­ziyeti tetkik etmiştir. Konferans Grinviç ayariyle saat 5'te toplanmıştır.

Diğer taraftan, yine General Necip'in ta-Ümatı üzerine Kahire'de kalan kabine üyeleriyle Genel Karargâh subayları da saat 8'de toplanmışlardır, İngiltere ile Mısır arasında baş gösteren bu yeni buhran Mısır Millî îstikamet Ba­kanı Puad Galal'ın İngiltere ile olan mü­nasebetlerde bir ferahlık hâsıl olduğu ve Sudan'daki durumun müsait inkişaf gös­terdiğini beyan etmesinden 48 saat sonra vuku bulmaktadır.

Durum böyle iken dün gece, Mısır hükü­metinin özel temsilcisi olarak Hartum'da bulunan Binbaşı Salim Kahire'ye şu ha­beri vermiştir:

«Sudan'da durum süratle inkişaf etmek­tedir. 12 şubat tarihli İngiliz - Mısır an­laşmasına asla riayet edilmediği şüphe­den âridir. Bu anlaşmıya göre, Genel Va­linin Sudan'ın birliği bahsinde hem İngi­liz hükümetine hem Mısır hükümetine karşı mesul olması gerekir. Halbuki, Ge­ne! Vali Sir Robert Howe, otuz sene ev­ve! seleflerinden biri tarafından isdar edil­miş olan bir emirnameye müsteniden emir vermekte devam etmektedir. Bu emirna­menin Sudan'ı Güney Sudan ve Kuzey Sudan olarak ikiye böldüğü aşikârdır.»

Binbaşı Salim raporuna şöyle devam et­miştir:

Bundan başka, Genel Vali, eyalet idare­lerine, herhangi bir Sudanlının memnu vilâyet'ere girmesine ve orada kalmasına mâni olmaları için selâhiyet vermiştir. Bu memnu    bölgeler yalnız  Güney-Sudan'a münhasır kalmayıp, Kuzey Sudan'ın bazı kısımları da memnu sayılmaktadır. Bu blögelerde, bu şartlar içinde seçim yapıl­masına imkân yoktur. Mısır bu gibi ted­birleri kabul edemez.»

İngiltere ile Mısır arasındaki bu buhra­nın bir başka sebebi daha vardır: «Halen Hartum'da bulunan İngiltere Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Selwyn Lloyd, dün bir basın konferansında beyanatta buluna­rak, intikal devresi sonunda istiklâline kavuşunca Sudan'ın da Hind ve Pakistan gibi İngiliz Milletler Camiasına girmesin­de hiç bir mâni bulunmıyacağım söyle­miştir.

Mısır basını bu beyanatı şiddetle tenkid etmekte ve binbaşı Salim'in de, Selwyn Lloyd'in beyanatına cevap vermek üzere bir basın konferansı tertip edeceğini bil­dirmektedir.

Diğer taraftan eski Dışişleri Bakanı Mo-hammed Salâhaddin hâlâ Hartum'dadir. Kendisine Sudan hükümeti tarafından iki gün için Güney Sudan'da Joba'ya gitmek müsaadesi verilmiş ise de eski bakan bu konuda basma şu beyanatta bulunmuştur. «Herhangi bir zaman veya mekân tahdi­dine uymayı reddediyorum. Canım nereyi isterse oraya gider ve istediğim kadar ka­lırım.»

28 Mart 1953

 Kahire:

General Necib ile İngi tere devlet Vekili Mr.  Selwyn Lloymd  arasında bu sabah

yapılan görüşme 2 saatten fazla sürmüş­tür.

Akşama doğru bu görüşme hakkında bir, tebliğ   yayınlanacağı   tahmin   edilmekte­dir.

Yukarı Mısır mıntıkalarında muvaffaki­yetli bir gezi yapmış bulunan Mısır Baş­vekili General Necib'in, bugün İngiliz dev­let Vekili Selwyn Lloyd ile yaptığı görüş­me esnasında kanal bölgesinin derhal tah­liye edilmesini istediği anlaşılmaktadır.

Ayni zamanda Sudan'a muhtariyet veril­mesi hususunda İngiliz - Mısır anlaşma­sında buhran yaratmak istidadını göste­ren bir mesele de bahis konusu olmuştur. Hartum'da verdiği bir beyanatta, Lloyd'un, Sudan'ın İngiliz Mîletler Camiası na dahil olmak üzere müracaatta bu­lunması ihtimalinden bahsetmesi, Mısır­lıları kuşkulandırmaktadır.

Sudan Mes'elesi halledilmedi mi?

Yazan: M. Topalak

Fİ Mart 1953 tarihÜ ZaferMen:

Geçen 12 şubatta İngilizlerle Mısırlılar arasında Sudan hakkında bir an amiya varıldığı zaman bunun, Süveyş kanalı ih­tilâfının da halli için iyi bir ilerleme teş­kil ettiği zan ve ümidi hasıl olmuştu. Halbuki Süveyş'in tahliyesi bahsinde mü­zakereler en çetin görüş ayrılıklariyle baş­larken, diğer yandan Sudan meselesi de mevcut anlaşmıya rağmen, karışmaya baş­lamış ve nihayet dün gece, Binbaşı Saiâh Salim'in Hartum'dan Kahire'ys telefon et­mesi neticesinde yeni bir buhran başgös-termiştir.

General Necib'in en yakın arkadaşların­dan olan Binbaşı Salim, Sudanlı siyasî partilerle 12 Şubat anlaşmasına tekad-düm eden meşhur Hartum anlaşmasını hazırlıyan ve yeni Mısır hükümetinin Su­dan işlerinde başlıca müşavir ve mütehas­sısı sayılan zattır. Binbaşı Salim Mısır'ın özel temsilcisi olarak gittiği Sudan'da İn­giliz - Mısır anlaşmasına asla riayet edil­mediğini ve Genel Vali Sİr Robert Ho-we'un elan bildiği gibi, Kuzey ve Güney Sudan tefrikine müsteniden icrayı hükü­met ettiğini ve bazı bölgeleri memnu mın­tıka ilân etmiş olduğunu görerek derhal Kahire'ye haber vermiştir. FilhakiKa, bundan bir müddet evvel Sudan'ı ziyarete giden Mısırlı bir avukatlar heyetine de Güney Sudan'a girmek müsadesinin ve­rilmediği hatırlardadır. Bu şartlar dahi­linde, anlaşmada derpiş olunan serbest seçimlerin yapılmasına elbette ki imkân yoktur.

Binbaşı Salim'in bu müşahedeleri üzerine, yukarı Mısır'da seyahatte bulunan Gene­ral Necip v.e arkadaşları, diğer taraftan Kahire'de kalmış olan kabine üyeleri der­hal toplanarak durumu incelemiye başla­mışlardır. Bu satırların yazıldığı saate kadar Mısır'ın bu bahiste herhangi bîr kar rar ve teşebbüsüne dair bir haber alına­mamış ise de durumun çok gergin oldu­ğu, hususiyle hâlen Sudan'da bulunan İn­giliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Selwyn Lloyd'un bir gün evvel vermiş olduğu be­yanatın Mısırlı mahfillerde   gayet nahoş bir tesir uyandırdığı anlaşılmaktadır. Esa­sen, Mısırlıların telâş ve infialine de Su­dan'daki durumdan ziyade bu beyanat se­bep olmuş gibidir. Zira Selwyn Lloyd, 15 Şubatta Mr. Eden'in Avam Kamarasında Sudan hakkındaki Mısır - İngiliz anlaş­masını izah ederken temas ettiği çok na­zik bir noktayı tekrarlamış bulunmakta­dır.

Bilindiği gibi 12 Şubat anlaşmasında Su­dan'ın, 3 yıllık intikal devresinden sonra

yapılacak bir plebisitle ya Mısır'la birleş­meyi yahut da müstakil kalmayı karar­laştıracağı derpiş olunmaktadır. Sudan Mısır'la birleşmez ve muştaki: kalmayı tercih ederse, Mr, Eden'in ve ahiren Selweyn Lloyd'un kanaatince, işbu istiklâlini istimal ederek İngiliz Milletler Camiasına katıîmıya karar verebilir. Bu noktayı sağ­lamak içindir ki, 12 Şubat anlaşması ka-ieme alınırken İngilizler metindeki «Su­dan'ın Mısır, İngiltere ve diğer herhangi

bir memleket muvacehesinde istiklâli» tâ­birinin yerine sadece «Sudan'ın istiklâli ibaresinin konulması için ısrar etmişler ve arzularında muvaffak olmuşlardır. Şim­di Eeden gibi Selweyn Lloyd'un da, Su­dan için bir kere istiklâini ilân ettikten sonra İngiliz Milletler Camiasına iltihakı­na hiç bir mâni bulunmıyacağım tekrarla­ması bu istiklâlden büsbütün başka bir mâna çıkaran Mısırlılar için ağır bir du­rum yaratmaktadır.

Bütün bu asabiyet ve telâşe, anlaşma metninde aceleye gelmiş bir ibarenin se­bep olduğunu düşünmek tecrübesiz Mısır idarecilerini büsbütün üzmekte olsa ge­rektir.

Mısır'da Cumhuriyet

Yazan:  .Diplomat

21 Mart 1,953 tarifeli Yeni Sabah'dan:

Mısır Anayasa Komisyonu, krallık şekline son vererek, Cumhuriyetin ilânını, pren­sip itibariyle, kabul eylemiştir. Bu suret­le kral Faruğun sefahat ve taşkınlık ha­yatı, sade kendisine değil, mensup olduğu bütün hanedan ve aileye de zararlı ol­muştur. Esasen krallıkların yıkılmasında ekseriya, hükümdarlık makamını işgal eden şahısların aciz, gaflet, ihanet veya sefahetleri büyük birer âmil olmuştur. Onaltmcı Lüi'nin yumuşak, âciz ve ka­dınların elinde, bilhassa Kraliçe (Marie Antoinette) in oyuncağı olması, Fransız tahtının yıkılmasına sebep olmuştu.

Son Osmanlı hükümdarı Altıncı Mehmed'-in, yabancı devletlerle ve bilhassa İngil­tere ile işbirliği yaparak, millî harekete karşı gelmek istemesi ve Yunan işgalini bertaraf etmek istiyenlere âsi muamele­si yapması, Osmanlı hanedanının idam kararını vermişti. Faruk'un kumar, sefa-het hayatı da, Kavalalı Mehmet Ali'nin kurdmju binayı temelinden yıkmıştır.

Cumhuriyet ilânına, Mısır umumî efkârı, tamamîyle hazırlanmıştır. Zaten Ali Ma­hir Paşanın başkanlık ettiği Anayasa Ko­misyonu, Cumhuriyet ilânından ve kral­lığın ilgasından evvel, bu bâbda bir (re­ferandum) yapılması ve halkın reyine baş­vurulmasını tavsiye ey emektedir. Fakat umumî kanaat ve son zamanlarda yapılan ufak bir sondaj, halkın, ezici bir çoğun-

:ukla, Cumhuriyet şeklini istediği ve kral­lığa tahammülü olmadığını göstermiştir. Cumhuriyet tahakkuk edince, ilk Cumhur-reisüğine General Necibin getirilmesi çok uygun görülmektedir. Yalnız ihtilâl ve in-kilâp generalinin bu yüksek makam ve vazifeyi kabul edip etmiyeceği, bir mü­nakaşa mevzuudur.

Mısırın halledilecek o kadar çok pürüzleri var ki, bunları tasfiye için, Necip gibi azimli bir adamın fiilen işbaşında bulun­masını uygun görenler çoktur. İngiltere ile Süveyş kanalının tahliyesi, bir türlü hallolamamaktadır. Kayıtsız ve şartsız boşaltma hususunda. General Necip ve arkadaşları, kât'î olarak ısrar eylemekte ve bu yolda herhangi bir pazarlığa giriş­mek istememektedirler. Churchill'in de şahsen, galiba Amerikanın tavsiyesiyle, böyle bir esası kabule temayül ettiğini id­dia edenler vardır. Fakat Avam Kamara­sındaki Muhafazakâr Parti mensubu bir kısım mebuslar, Hindistandan sonra, Mı­sırın da, böyle terkedilmesini, imparator­luk geleneklerine uygun bulmuyorlar.

İşçi Partisinin Hindistanda yaptığını ten-kid etmiş bir parti saatiyle, Muhafaza­kârlar, Churchill'in aynı yolu takip ey­lemesini muvafık saymıyorlar. Her ne ka­dar ; kayıtsız v,e şartsız tahliye de o sa, bir harb tehlikesi ânında Mısır ordusuna, İn-gilterenin yardım etmesi kabul edileceğine göre, siyasî tıfuk kararınca, İngiliz kıta­ları, tekrar buraya gelebileceklerinden, şartsız boşaltmanın çok vahim olmadığım ileri süren İngilizler de var ise de, herha -de Churchill hükümeti, bu kadar cesur düşünemiyor.

27 Mart 1953

 Nairobi;

Mau-Mau'Iar tarafından tertiplenen deh­şet gecesinde katledilen, hükümet taraf­tarı en az 100 Kikuyu'nun hepsi ya mu­hafız birliklerinde hizmet görmekte veya hükümet dairelerinde çalışmaktaydılar. Katledienler arasında Reis Luka ve karıl üçü de bulunmaktadır. Kurban­ların aileleri de beraber katledilmiştir. MauMau'lar her tarafta aynı usulü tat­bik etmişlerdir: Tesbit edilen kurbanların kulübelerinin kapıları kapatılmış ve ate­şe verilmiştir. Alevlerden kurtularak kaçabilen zavallılar balta ve kılıçlarla öl­dürülmüştür. Mau-Mau'alr, Makenei adlı bir reisi daha katle teşebbüs etmişlerse de, reis mütecavizlerden birini öldürmek su­retiyle canını kurtarabilmiştir.

28 Mart 1953

 Nairobi:

Cumayı cumartesine bağlıyan gece, taban­ca ve tüfeklerle mücehhez yüz kişilik bir Mau-Mau grupu, hükümete sadakat gös­teren 12 Kikuyu'yu öldürmüştür. Maktul­ler mahallî muhafız teşkilâtına mensup­tular.

Fransız Bakanları Amerikada

Yazan: Ahmet Şüferii Esmer 27/3/953 tarihli Ulus'dan:

Fransız Başbakanı Rene Mayer, yanına Dışişleri Bakanı Georges Bidault'yu, Ma­liye Babanı Maunca Bourges-Maunoury'yi ve Hindicini Bakanı Jean Le Tourne-au'yu alarak Amerikan devlet adamlariy-ie görüşmek üzere Waşington'a gitmiştir. Bu seyahat, Foster Dulles'in iktidarı eline aldıktan sonra Avrupa'ya yapmış olduğu ziyareti iade için Avrupa devlet adamları tarafından yapılacak bir seri ziyaretin ikincisidir.

Bu ziyaret serisinin birincisini birkaç haf­ta önce İngiliz Dışişleri Bakanı Mr. Eden yapmıştı. Şimdi sıra Fransızlara gelmiş­tir. Fransızlardan sonra De Gasperî, son­ra da Adenaur Amerika'ya gidecekler ve Avrupa'da Mr. Dulles ile başlamış bulun­dukları görüşmelere Waşington'da devam edeceklerdir.

Amerika'ya uçmak üzere meydana, gittik­leri zaman hareketlerini iki saat geri bı­rakmışlardır. Zira Başbakan düşüp düşşmiyeceğini bilmiyordu. Asambleye sunmuş olduğu 80 milyar franklık istifcraz lâyiha-sının kabul edilip edilmiyeceğini öğrenme­den yola çıkmak istemedi. Eğer Asamble

lâyihayı reddetmiş olsaydı. M. Mayer ss-tifa edecekti. Hele Asamble lâyihayı 221 oya karşı 260 oyla kabul etti, Mayer de Amerika'ya doğru havalandı. Herhalde dönünceye kadar iktidarda kalabiîeceçüı-den emin olabilir.

Fransa'nın her işi böyle kararsızlık için­dedir. Başbakanın hareketinden bir -gün Önce üyelerinin sayısı milyonları bulan İş­çi Konfederasyonu idaresine bir baskın yapıldı. Birçokları tevkif edildi. Hükümet Federasyonun komünistlerle işbirliği' ha­linde hareket ettiğini ve memleketin dış emniyetini tehlikeye düşürecek hareket­lere giriştiğini iddia etmektedir. Hüküme­tin bu noktadaki uyanıklığı takdire lâ­yıktır. Fakat bu hareket Fransız iç duru­munun kararsızlığı hakkındaki kaygılan arttırmaktan da geri kalmamıştır.

Mr. Edei, Waşington,a müsbet tekliflerle gitmiş ve cebinde hazırlanmış bir iktisat programı da götürmüştür. Yalnız İngilte­re namına değil, bütün komonvelt devlet­leri namına konuşmuş ve onların da be­nimsemiş oldukları bir programı Ameri­ka'ya sunmuştur. Adenaur de Waşington ziyareti için hazırlanmış bulunuyor. Ge­çen hafta Avrupa Ordusu Antlaşmasını Alman Meclisine tasdik ettirmiştir. Roma toplantısında, Avrupa Ordusu Antlaşma­sının tasdik ediimiş metnini Waşington'a götüreceğini söylemiştir. Bu sözünü yerine getirecektir. Fransız Bakanları Waşing-ton'a başka şartlar altında gitmişlerdir. İstikrarsız durum: Öte yandan Fransız Bakanlarının Waşing-ton'da görüşülecek meseleler hakkında sa­rih fikirlerle yola çıkmış oldukları da çok şüphelidir. Meselâ en önemli mese'e olan Avrupa Ordusu Antlaşması. Batı Alman­ya bu antlaşmayı tasdik etmiştir, M. Ma­yer bazı şartlarla Fransa'nın da, tasdîfc edeceğini bildirmiştir. Fakat bu şartlar nedir? Bunları yabancılar bilmiyor, Fran­sız milleti bilmiyor. M. Mayer'in kendisi­nin bildiği de mlûm deği'dir. Bilirse bunu Asambleye bildirmekten çekiniyor. Zira kabul edilmiyeceğinden ve kendisinin de düşeceğinden korkmaktadır.

Hindi Çini:

Bir defa Fransız hükümetinin kendi du­rumu son derece istikrarsızdır. Ne derece istikrarsız olduğu gün Paris'ten verilen haberlerden belli. M. Mayer ve arkadaşları M. Le Toumeau'nın da Waşington!a git­tiğine bakılacak olursa, Hindicini mesele­si ele alınacak önemli meselelerden »irini teşkil edecektir. Fransa, Hindicini meşeleşini Avrupa ordusu meselesine bağlamış­tır. Hindiçini'deki ağır fedakârlıklarının kendisini yıpratmakta olduğunu ve buru­lacak Avrupa ordusu kadrosu içinde Al­manya'nın üstünlük elde edeceğinden korktuğunu söylüyor. Hindiçini'de de Av­rupa namına savaştığını iddia ediyor. «Hayırlı» bir iş yaptığını Nato'ya da ka­bul ettirmiştir.

Fakat bu derdin çaresi nedir? O da açık olarak belli değildir. Fransa bir taraftan Hindicini için Amerika'dan yardım isti­yor, öte taraftan da yardım neticesinde Hindiçini'de Amerikan nüfuzunun yer­leşeceğinden korkmaktadır. Nefsi hakkın­da itimadsızlık Avrupa ordusu meselesin­de görüldüğü gibi, Hindicini meselesinde de sezilmektedir.

Yardım   meselesinde   Fransız   Bakanlarının müsbet teklifleri olacaktır. Fakat Amerika da yardım meselesini Avrupa or­dusu meselesine bağlamıştır. Bu noktayı Mr. Foster Dulles Avrupa seyahatine çı­karken açık olarak söylemiş ve Avrupa'yı ziyareti sırasında tekrar etmiştir. Hakikat şudur ki, yardım meselesinin Avrupa or­dusu ve Avrupa Birliği projelerine bağlan­ması Eisenhower hükümetinden ziyade Kongre'nin düşüncesidir. Parayı tahsis edecek olan Kongredir. Kongre ile Eisen-hower arasındaki münasebetler öyle bir çığırdadır ki, Başkan değil yardım tahsi­satı kabul ettirmek, elçi bile tâyin edemi­yor. Bu işler şimdi Roosevelt ve Truman zamanlarındaki gibi yürümüyor. İstediği yardımı Amerika'nın sağlaması için Ma-yerf Waşington'a beraberinde ne götür­müştür? Birtakım şeyler vadetse bile geri döndüğü zaman onlan yapabilecek midir?

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106