14.9.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

2 Eylül 1952

—Doğu Beyazıt :

B, M :M. Başkanı Refik Koraltan be­raberinde Ağrı Milletvekillerinden Ce­lâl "Sflardameı, .Halis Öztürk İstanbul Milletvekili Ahımet Hamdi Başar, Or­du Komutanı Nuredduı Baranseüe Ağrı Valisi olduğu halde ilçemize ge!<mişler-dir.

Halkın coşkun, te^ahüratîyle karşılanan Meclis (Başkanı selâm resmini ifa edesi askerî birliği teftiş ettikten sonr-a. top­lanan halka hitaben sık sık alkışlarla kesilen bir konuşma yapmıştır.

B. M. M. Başkan Vekillerinden Celâl Yardımcı ve İstan/bul MiUelvekili Ah­met Hamdi Başar'da Direr konuşma iyaîparaik Doğu illerinin ikaftkınmasımn Hükümet programı çerçevesi içine alın­mış bulunduğunu ifade etmişlerdir.

Refik Koraltan ve refakatindeki zevat Ağrıya gitmek üzere hareket etmişlerdir.

—İzmir :

Başbakan Adnan Menderes, Başbakan Yardımcısı Devlet Bakanı 'Saınıet Ağa-oğlu ve içişleri Bakanı Ethem Mende'-res bugün saat 17.15te uçakla îstanbit etmek mümkün olmamakla beraber şimdiye kadar açılan galerimin verdiği neticeye göre, maden cevherinin yüzde iki ile yüzde yedi arasında derişmekte olduğunu ve Güney Amerika'da binde beş miktarındaki cevherler dahi işletil­mekte olduğuna göre, elde edilen neti­cenin çok ümitli olduğunu belirtmiş ve bu ümidin artması ihtimalinin de bu­lunduğunu ayrıca ifade etmiştir. Buna ilâve olarak demiştir iki:

Bugün 60 milyon liralık döviz elde ede­bilecek miktarda maden elimizin altın­dadır. 'Bu miktarın artması pek muh­temeldir. Bu itibarla kati rakamlar ifa­de edebilmek için sondajların bir mik­tar daha inkişaf etmiş olmasını bekle­mek ihtiyatlı bir hareket olacaktır.»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bu izahatı memnunluk ve ferahlık verici bir haber olarak vasıflandırmışlar ve döviz temin etmek kabiliyetinde görülen volfram'm kati neticelerinin süratle alınması te­mennisinde bulunmuşlardır.

— Karaköse :

B. M .M. Başkanı Refik Koraltan Cum­huriyet meydanını dolduran binlerce halkın coşkun tezahüratı ve sürekli al­kışları arasmda memleketin umumi dâ­vaları ve idari meseleleri hakkında son bir konuşma yaparak demiştir iki:

İstiyorum, ki daima sizler konuşunuz. Arzularınızı dileklerinizi ve noksanları­nızı, öğrenelim. Buralara bu maksatla geldik. Büyük topluîuğnuza, açtığınız yeni -devir hangi esaslar üzerinde ku­rulduğunu anlatmak, bu mukaddes hu­dut bölgelerinden Edirneye kadar uza­nan yurdumuzun, bugünkü nüfusunu iki, hatta üç misli müreffeh yaşatacak top­rak altı ve üstü servetlerle dolu olduğu­nu belirtmek isterim.

Ecdadımız bu topraklara yerleşirken, asırlar sonra, gelecek torunlarını yani bizleri düşünmüşler ve bu geniş yurt parçasını bir bütün olarak hazırlamış­lardır.

Neslimiz tabiatın bütün himmetlerini esirgemediği bu güzel ve zengin top­raklarda çok izdirap çektiler. Bizim ne­siller bu Doğu bölgelerinde ne şartlar altındayaşandığımvenezorluklarla karşılaşıldığını elemle hatırlıyacaklardır.

Devlet müessesesinin, millet meselele­riyle milletin kalkınmasiyle, huzur ve emniyetiyle ve nihayet halkın refah ve saadetini hazırlamakla meşgul olması gerekirdi. Neden böyle olmadı, bundan bahsedecek değilim, mazi uzaıklarda kalmıştır.

Bundan sonra devletin hangi şartlar altında olursa olsun umumi memleket dâvalarının tahakkuk etmesi bakımın­dan alınacak tedbirlerden ve yapılması gereken işlerden bahseden (Meclis 'Baş­kanı sözlerine şöyle devam etmiştir: «Devletin esas vazifesi sizlere her gün biraz daha mükemmeliyete doğru yürü­yen daha iyi hayat şartları ve hayat seviyesi hazırlamaktır. Halk Devlete inanmadıkça ve ona itimat etmedikçe, karşılıklı bir is ve fikir birliği teessüs etmedikçe o memlekette işler iyi git­mez.

Bugünkü devir başka bir devirdir. De­mokrasi devri, halk hakimiyetinin dev­ridir. .Bu 'devri açan ve yürüten sizler­siniz. Devlet de halk da hakimiyet de bi­zimdir. Reyinizle vücut bulan iktidar siz­lerin daJıa iyi günlere bir an evvel ka­vuşmanız için elinden gelen gayreti sarfediyor. Üzerinde durduğumuz en esaslı nokta hangi şartlar içinde olursa olsun vatandaş bu ülkede kanunun, hak­ikin, adaletin teminatı altında kendisini, yuvasını, ailesini huzur ve emniyette hissetmesi ve bundan dolayı gurur ve iftahar duymasıdır. Herhangi bir va­tandaş dağda kulübesinde yalnız basma yaşarken bu devletin jandarmasının po­lisinin ve ordusunun kuvvetli teminatı altında bulunduğunu bilmeli ve buna inanmalıdır.

Yurtta yepyeni bir zihniyet bütün âm­me müesseselerinde kendini göstermiş .bulunuyor. Bugünkü Devlet memuru hizmet ve vazife zihniyetiyle vatandaşın günlük hayatına ve işlerine yard:ım eden memur vatandaştır. Sizlerin beklediği­niz ve hakkınız budur. Bugünkü sistem içinde kendisini, istikbalini ve mukad­deratım tehlikede, emniyetsizlikte ve rahatsızlıkta gören aranızda kimse var-mı? Biz bu vatan evlâtlarına hürmet eden onu seven ona faydalı olmağa çalışan insanlarla beraber çalışmayı, prensip olarak kabul ettik. Bizim prensipleri­mizde vatandaşa hakaret eden, ona kö­tülük edenlere müsamaha mevzuubahis olamaz. Nizamsızlıklara, kanunsuzluk­lara göz yumamayız. îyi vatandaş na­muslu vatandaş kendisini huzur ve em­niyette bulmaz, yarınından endişe ederse bu şartlar altında yaşadığı toprak onun için vatan olamaz, tki yıldan beri ta­hakkukuna gayret ettiğimiz husus va­tandaşı rahat ve huzur içinde yaşat­maktır. Bu gayretimizde muvaffak ol­duk. Memurlarımızın vazife anlayışın­dan ve çalışmalarından memnunuz. De­mek ki kötülük ve bozukluk memurlar­da ve şahıslarda değil sistemde imiş. Sistem iyi olursa insanlar ona çok ça­buk uyar ve alışırlar.»

Bundan sonra demokrasinin memlekete getirdiği muazzam nimetleri ve memle­ketin topyekûn kalkınmasının seri ham­lelerle tahakkuk yolunda olduğunu izah eden MeclisBaşkanı demiştir ki:

«Demokrasiyi, hürriyeti istedik, tahak­kukuna çalıştık, emek harcadık ve mu­vaffak olduk. Bugün en küçük bir hak­sızlığa uğrarsanız kanun kapılan ardı­na kadar açıktır. Ve haklarınızı araya­bilecek bütün imkânlara sahipsiniz. Bu­na hepinizin nanmasını isterim. Bizim nesil çok sıkıntı çekmiş büyük' zulüm ve felâketlere uğramıştır. Şimalden ge­len istilaya bizler asırlarca karşı koy­duk. Şu yarım asır içinde geçirdiğimiz tehlikeleri biliyorsunuz. Milletimiz 1946 dan itibaren azimle ve bütün varlığı ile bugünkü hürriyet rejiminin tahakku­kuna çalışmışsa bu, yurdu korumak ve kurtarmak gayesinden doğmuştur. Ha­sımlarımız bu yurdun vatandaş kanı İle boyanmasını bekliyor, demir perdeyi ar­kımızdan indirmek için plânlar hazır­lamakla meşgul oluyorlardı. Eğer son. demckrasi inkılâbımız olmasa idi millî varlığımız tehlikeye girerdi. Bugün biz­de Avrupamn Mir milletleri gibi geniş nefes alıyor, geleceğimizden emin bulu­nuyoruz. Medeniyet ve hürriyet alemini tercih eden büyük ve kalabalık millet­ler camiasının bir uzvuyuz. Onlarla müdtehid ve müttefik olarak her türlü tehlikeyi pervasızca karşılanacak kuv­vetimiz, kudretimiz ve sağlam imanımız

vardır. Biz onlara onlar bize inanıyoruz. Vay bu nizamı bozanların haline, bun­dan sonra hür dünya memleketlerinde ne komünizm ve ne de kominform me­lanetlerini yapamıyaoaicl ardır. Bugün New-York, Londra, Paris nasıl emniyet içinde ise Karakösede ayni emniyetin içinde ve bu emniyet zin-cirinin bir hat-kasının ucundadır.

Türk Milleti gerektiği zaman şeref ve namusunu korunmasını bilmiş ordusunu sevmiş, kumandanından mehm etçiğine kadar dünya çapında büyük numuneler vermiştir. Millî şeref ve haysiyetimize ■çok titiziz ona el uzatanların ellerini kırarız. Yurt sevgisi, yurdu ve milleti koruma azmi, sıcak muhabbeti bizi dünyaya tanıttı. Bugün hür milletler Türklerle ittifaktan dolayı iftihar duyu­yorlar, onlar milletimizin hürriyet sa­vaşını dikkatle takip ettiler, demokra­siyi başarmamızı takdirle karşıladılar. Dünya sulhunu bozmak istiyenlere kar­şı hazırlanan muazzam hür mileltler cephesine iltihakımızı muvafık gördüler. MİM etimiz in şahsiyetinde en kuvvetli sulh ve hürriyet bekçiliğini buldular. Bu millet bir birini sever birbirine ina­nır ve devletle işbirliği yaparsa, harika­lar yaratır. Sizlere gelecek büyük gün­lerin müjdesini veriyorum. Mutlaka muvaffak olacağız.

3 Eyîûl 1952

— Kars:

Büyük Millet Meclisi Başkanı ftefik Ko-raltan. refakatinde Meclis Başkanvekil-lerinden Ağrı (Milletvekili Celâl Yar­dımcı, istanbul 'Milletvekili Ahmet Kamdi Başar. Kars Milletvekili Lâtif Aküzüm, Üçüncü Ordu Müfettişi Orge­neral Nurettin Baranseîı Erzurum Va­lisi Cemal Göktan, Kars Valisi Niyaz: Akı, Hususi Kalem Müdürü Bedri Ak-yüz bulunduğu halde sabahleyin Hükü­met ve Belediye makamlarım ziyaret ettikten sonra Halkevine gelmiş ve sa­lonu hıncahınç dolduran halkın sürekli alkışlan ve içten tezahüratı arasında bir konuşma yapmış ve meleketin umu­mi mesele ve dâvalarına temas ederek demiştir ki: «Biz söz devrinden işdevrine çoktan in­tikaletmişbulunuyoruz.Yurdumuzun Doğu kalesi tarihî ve kahraman kars'ı hem ziyaret etmek ve hem. -de Karslıla-rın dilek ve arzularını yerinde tesbit ve mümkün olan tedbirleri almak için ara­nıza geldik.

îzdıraplarmı beraber çektiğimiz, dert­lerini bildiğimiz ve ortak olduğumuz Kars'a evvelce bir şey yapamazdık, çünkü iktidar bizde değildi ve elimizde kudret yoktu. Fakat bugün vaziyet de­ğişmiş bulunuyor. İktidardayız. Kars ile birlikte Doğu illeri büyük millî kal­kınmamızda hisselerini fazlasiyla ala­caklardır.

Devlet, bu memleketin ve milletin re­fah, saadet ve kalkınmasına hizmet et­tiği devirlerde vatanımız daima yüksel­miş, kendi haline terkedileeeğl son üç asır zarfında devnıalı olarak inhitata sürüklenmiştir. Eski devirlerde bugün izahı bizce .mümkün olmayan sebep ve mülâhazalar yüzünden bu güzel ve zen­gin ıhudut bölgeleri, mukaddes vatan parçaları alâkasız kalmış, diyebilirim ki, bir çivi dahi çakılmamıştır. Bu mem­leketin geri kalmasının âmilini halkının kabiliyetsiz; iğiade arama hatadır. Bu geriliğe yegâne sebep sistem ve zihni­yetin bozukluğu idi. Türk Milletinin ka­biliyetini, ileri anlayış:nı ve ruhunu bu­rada bilhassa belirtmek isterim.

Ben demokrasi inkılâbına, mesut inkı­lâp diyorum. Bu memlekette bir buçuk asırdır vukua gelen her inkılâp yurdu--muza saadet getirmemiştir. Fakat son inkılâbımız her sahada, yepyeni bir zih­niyetin ve yepyeni bir idarenin vücut bulmasını temin etmiş, «bu millet kendi kendini idare edemez» hurafesi tama-mile iflâs ederek, milletimizin yüksek seviye ve İrfanı bütün dünyaya tanıtıl­mıştır. İlerlememiz azametli ve çok se­ridir. Yarın, bugünden bir sene geride kalıyor. Bu tempo ile gidersek, yakın bir âtide medeniyet kervanının en ileri milletleri île bir hizaya, geleceğiz.

Demokrasi inkilâbımız tbirkac kişinin veya birkaç yüz kişinin değil, bütün milletin malı ve eseridir. .Böyle olmasa idi, beyaz oy pusulariyle ve ezici bir üs­tünlükle millî irade tecelli ederek me­sut inkılâp tahakkuk eder iniydi?» BundansonraDoğukalkınmasından

bahseden Meclis Başkanı sözlerine şöyle devam etti:

«Gezdiğim yerlerde vatandaşları huzur ve rahat içinde buldum. Halk her saha­da çalışıyor. Her türlü siyasi -mülâhaza­lardan uzak olarak diyebilirim ki, yeni bir Türkiye Cumhuriyeti doğmuş, baş döndürücü bir hızla inkişaf halindedir. Vatandaş aradığı hürriyeti, huzuru ve istikran bulmuştur. Sunun neticesi ik­tisadi çöküntü durmakla kalmamış, göz kamaştırıcı bir kalkınma başlamıştır. Bu arada memleketin dış politikası da son üç asırlık tarihimizde rastlanana-yaeak mesut bir istikamet almış, Tür-kiyenin itibarı yükselmiş, dünya siya­setini ve stratejisini idare eden 'devlet­lerin temsilcileri memleketimizi birbiri arkasından ziyarete ve bizi el üstünde tutmağa başlamışlardır. Acaba bu de­ğişikliğin sebebi nedir? Dün tama-mile başka türlü düşünenler fikirlerini bir­denbire nasıl ve neden1 değiştirdiler de bizi ittifaklarına 'kabul ettiler?

Bunun bir tek sebebi vsrdır: Bugünkü devlet, millet kalıbından doğmuş, kuv­vetini ve kudretini milletten almakta­dır. Bu memleketin Devlet idaresi artık bir veya birkaç kişinin kafasından çık­mıyor. Artık birbirimize inanıyor, bir­birimizi seviyor, mukadderatımıza ken­dimiz hâkim bulunuyoruz. Millet iradesi ve millî hâkimiyet lâfta değil, gönülde, tatbikatta ve icraattadır. Bu toprakta yaşayan her Türk 750.000 kilometre ka­relik bir vatan sahibi olduğuna bugün inan: yor.

Türkiye çelikten bir kaledir. Bu toprak­lara artık düşmanlar ayak atamaz. Kem gözler buralara bakaraaz. İntiharı ve mahvı göze almadan bu vatana kim­se taarruz edemez. Yuvanızda rahat uyuyun, topraklarınızda emniyetle çalı­şın, istikbalinize itimatla bakın. Çok çalışın. Yarattığınız demokrasi eserini dikkatle muhafaza edin. Ona sahip olun ve itina ile besleyin. »

Büyük Millet Meclisi Başkanı, bu sıra­da dinleyenler arasında bulunan Kore Gazilerinden Hacı Altmer'i işaret ede­rek demiştir ki: Türklüğü ve onun şerefini dünyaya ta­nıtan şu gördüğünüzHacıAltmer ve emsali kahraman ve cesur çocukları­mızdır. Bunlar dünyanın öbür ucunda Türk namı ve haysiyetini muhafaza için hayatlarını istihkar ederek fedakârlık­lar yaptılar, Türk vatanının garantisini kanlariyle teminat altına aldılar. Cedleri gibi kahraman ve erkek, olduk­larım cihana ispat ettiler. Bağrınızda yetiştirdiğiniz Hacı Altmer gibi bir kahramana sahip olmakla Kars Övünebilir. Bu b.a.k:;mdan Kars'ın şerefli dâvada hususi bir hissesi vardır. Ordumuza güvenimiz sonsuzdur. Bize rüya kadar tatlı manzalar temin eden, dünyada itibarlımızı arttıran ordumuza minettarız. Onlarla, iftihar ediyoruz, var olsunlar.»

—îzmir :

Dün şehrimize gelen Devlet Bakam Başbakan Yardımcısı Samet Aoğlu bu sabah saat 9 da otomobille Manisaya hareket etmiştir.

Samet Ağaoğlu Manisada seçemenle-riyle temaslarda bulunacaktır.

—izmir :

Yeni yıl İncir piyasası dün açılmış ve İzmire gönderilen 8500 çuval kuru incir 40 ilâ 65 kuruş arasında tamamile sa­tılmıştır.

Yeni mahsulkuruincirinkalitesinin tahmin edildiğinden daha iyi olması ha-. riçten geniş işler beklenebileceği ümidi­ni .kuvvetlendirmektedir.

—Kars :

Doğu illerinde yaptıkları seyyahat do-layisiyle Büyük .Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan Meclis Başkan Vekille­rinden Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı ve istanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Başar, Başbakan Adnan Menderes'e müştereken aşağıdaki telgrafı çekmiş­lerdir:

Sayın Başbakan Adnan Menderes

İzmir

Doğu illerinde 5 gündür devam eden seyyahatimizde yeni devrin ruhlara iş­leyen manevi kuvvetini olduğu kadar nıaddeleşen -müspet eserlerinde halkın yaşayışında görmekle "müstesna bir haz içinde şimdi Erzurum'a döndük.

Bu mesut eseri yaratan mîlletin arzu­larına, feyizli istikamet veren ve bu müspet eserleri durmadan sevdalı bir yurt çocuğu sıfatile gerçekleştiren bir kardeşi bağrımıza basar, tahassürle selâmlarız. Bu sözlerimizle Doğu kahraman ço-cukîarmın hislerine ve şükran duygula­rına da birlikte tercüman olduğumuza inanıyoruz.

Koraltan, Yardımcı, Başar

— Erzurum :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan, refakatinde Meclis Başkanvekil-1 erinden Ağrı Milletvekili Celâl Yar­dımcı, istanbul Milletvekili Hamdi Ba­şar, Üçüncü Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel, Erzurum Valisi Ce­mal Göktan, Hususi Kalem Müdürü Bedri Akyüz bulunduğu halde dün ak­şam otomobille Erzurum'a gelmişlerdir. Sarıkamış'ta büyük tezahüratla karşı­lanan Büyük Millet Meclisi burada memleket .mesel elerin e temas eden bir konuşma yapmış, müe takiben Meclis Başkanv eklilerin d en Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı ve istanbul Milletvekili Hamdi Başar, memleketin siyasi ve ik­tisadi vaziyeti hakkında, izahlarda bu­lunmuşlardır..

Büyük Millet Meclisi Başkanı Güzer­gâhta bulunan köy ve kasaba halkı ta­rafından karşılanmıştır. Meclis Başka­nı ve refakatinde bulunan milletvekilleri köy kalkınması ve Hükümet yardımları hakkında rakkamlara dayanan- izahlar­da bulunmuşlardır.

—- Erzurum :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko­raltan, beraberlerinde Meclis Başkan-vekillerinden Ağrı Milletvekili Celâ! Yardımcı, İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Başar, Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku olduğu halde 'bugün saat 7.45 te uçakla İstanbul'a mütevec­cihen hareket etmiştir. Büyük Millet Meclisi .Başkanı Refik Koraltan hava alanında, Vali, or ve kor komutanlar, generaller, .mülki ve askerî erkân ile partiler mensupları ve kalaba­lık halk kütlesi tarafından uğurlanma­lardır.

Ridgway'le gö­rüşeceğini, Ankara'dan sonra İzmir'e gideceğini ve Türkiye ile Yunanistan arasında seyahatlar yapacağın:, îzmir-'deki karargâh için malzeme ve perso­nelin henüz gelmediğini sözlerine ilâve etmiştir.

General Wyman ve maiyeti şahrimizde kaldıkları müddet zarfında Ankarapa-las'ta ikamet eöeceklerdir.

5 Eylül 1952

Ankara :

tîurrhurbaşkanı Celâl Bayar 9.05 Eks­presine bağlanan özel vagonla şehrimi­ze -dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanımız Gazi" Çiftliği İstas­yonunda bakanlar, generaller, Belediye ■Başkanı, Emniyet Müdürü karşılamış­lardır. Çiftlik İstasyonunda toplanan halk ve fabrika işçileri Cumhurbaşka­nına sevgi tezahüründe bulunmuştur.

—Ankara :

Başbakan Adnan Menderes, Devlet Ba­kanı Başbakan Yardımcısı -Samed Ağa-oğiu, İçişleri Bakanı Ethem Menderes bugün, saat 11 de uçakla İzmirden şeh­rimize gelmişlerdir.

Kendilerini hava alanında bakanlar, ge­neraller, mülkî ve askerî erkân karşı­lamıştır.

—Ankara :

Son yıllarda, memlekete itha! edilmekte olan traktör ve ziraat makinelerinin kullanma, bakım ve 'küçük tamirlerini yapabilecek makinistleri yetiştirmek üzere açılmış olan makine kurslarının haricinde çeşitli yer ve imkânlar içer­sinde yetişmiş bulunan traktör sürücü­lerine ve ziraat makinistlerine Tarım Bakanlığınca ehliyet belgesi verilmek üzere 9 kurs merkezinde 15 - 25 Ekim 1952 tarihleri arasında İmtihan açıla­caktır.

İmtihana girenlere başarılarına göre, sürücü ve makinist belgesi verilecektir. Bu hususta bütün illere ve imtihan ya­pılacak kurs mahallerine tebligat yapıl­mıştır.

Böylece memleket dahilindeki "traktör sürücüsü ve ziraat makinistimevcudunun bilinmesi mümkün olacak ve bu gibiler ellerindeki belgelerle durumları-. m tevsik etmiş toulunacakalrdır.

—Ankara :

Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı Avrupa, özel Temsilciliği Yardımcısı Paul Per-ter, bu akşam saat 2v.l0 da Yeşilköy Hava Alanına muvasalat edecektir.

Yarın sabah hava yolları tayyaresi ile Ankara'ya gelmesi beklenen Paul Por-ter, burada Amerikan yardımı ile ilgili mevzularda -alâkalı makamlarla temas edecektir.

—Ankara :

Atlantik Orduları Başkomutanı General Ridgway ve eşi maiyeti İle birlikte bu-gün saat 1<6 da Türk Bayrağı ile dört. yıldızlı forsunu taşıyan hususi uçağiyle Paris'ten Esenboğa Hava Alanına gel­miştir.

General Ridgway ve eşi Esenboğa Hava Alanında Genelkurmay Başkam Orge­neral Nuri Yamut ve eşi, Genelkurmay ikinci Başkanı, kara. deniz ve hava kuvvetleri komutanları, Başbakan adı­na Yüzbaşı 'Muzaffer Ersü, Dışişleri Bakanlığı adına. Protokol Umum Mü­dür Muavini Şemseddin Mardin, Millî Savunma Bakam adına Hususi Kalem Müdürü, Amerikan Büyükelçisi Mr. Mc. Ghee ve eşi; Amerikan Asikerî Heye­ti Başkanı GeneraL Arnold ile Yardım heyetine mensup yüksek rütbeli subay­lar, Amerikan kara deniz ve hava ata­şeleri ve nato devletleri temsilcileri ile askerî ataşeleri tarafından karşılanmış­tır.

Amerikan ve Türk Millî Marşlarının çalınmasından sonra General Ridgway selâm resmini ifa eden askerî birliği «merhaba diyerek selâmlamıştır.

General, bundan sonra, kendisini karşı­layan yerli ve yabancı ajans ve gazete muhaberlerine şunları söylemiştir: «Benim sizlere söyliyece,kleriim pek az­dır. Buraya g'elirken söylediğim gibi zi­yaretimin maksadı, bu memleketin as­kerî ve sivil şahsiyetlerine hürmetleri­mi sunmaktır. Memleketinize gelmeyi uzun zamandanberi arzu etmekteyim, Bugün buna mazhar oldum. Bu mazhariyet Kore'de beraberce döğüştüğünı fevkalâde muharip askerlerin memleke. tini görmekten ileri geliyor. Bugün dün­ya Türk'ün muharipliğini övmektedir. Türklerle ahbaplığım bugüne kadar ta­rih kitaplarından edindiğim malûmat­tan ibarettir. İyi bir şans eseri olarak Kore'de Türklerle birlikte bulundum. Kumanda ettiğim 8 inci Orduda Türkler en Kahraman askerlerdi. Bugün Genelkurmay Başkanınız Gene-' rai Yamut'un beni karşılamaya gelmesi büyük nezaket eseridir. Kendisine te­şekkür ederim. Aynı. zamanda Türk si­lâhlı kuvvetlerinin üst subaylarını da burada görmek nasip oldu. Memleketinizde kalacağım müddet zar­fında sivil ve askerî erkânla görüşece­ğim. Bir noktayı da işaret etmek iste­rim ilk askerî hizmet ve kariyerim An­kara'ya çok benzeyen bir yerde başla­dı. Teksas'm Rio Grande bölgesini gö­renler bu sözüme hak vereceklerdir. Kendimi memleketimde zannediyorum.» "Müteakiben General ve eşi Ankara Pp as'ta kendilerine tahsis edilen hususi dairelerine gitmek üzere hava alanın­dan ayrılmışlardır.

BayanRidgway'eBayanAtalay Mih­mandarlık etmektedir. Nato'nunParis'tekikarargâhında bu­lunan Kurmay Yarbay Refik Tulgıa. da aynı uçakla şehrimize gelmiştir.

—İstanbul ;

Kara, deniz ve hava harp akademelerini 1952 yılında bitirenlerin diploma tören­leri bugün saat 16 da Yıldızdaki Aka­demi binasında yapılmıştır.

—istanbul :

Amerikalı , meşhur Radyo Direktörü, Muharrir ve Konferansçı Bayan CoTbert bu gece yarısından sonra saat ikide uçakla şehrimize gelmiş bulunacaktır. Bayan Jean Colbert, Amerikanın sigor­ta işleri merkezi olarak tanılan Hart­ford şehrindeki Wtic raydo istasyonu­nun Kadın Programları Direktörüdüxr. Bayan Colbertin haftada altı gün ya­yınladığı yarımşar saatlik radyo pro­gramlarının günde iki milyon dinleyici­si olduğu resmî anket rakam lariyl.e sa­bittir.

Radyoculuk sahasındaki şöhretine ilâ­veten ayni zamanda tanınmış bir kon­feransçı olan Bayan Colbert, her sene yüzden fazla toplantıda konuşmaktadır. Kendisi 1948 ve 1949 senelerinde Fnansa ve İtalyada, 1950 senesinde Hollanda, isveç, Norveç, Danimarka ve Finlandi­ya'da 1951 senesinde ise Portekiz, ispan­ya, isviçre ve Fransada tetkik seyahat­lerinde bulunarak makaleleri, radyo programları ve konferanslar ıiçin bilgi­ler toplamıştır.

Bu suretle milletlerarası ölçüde bir şöhret kazanan Bayan Colbert, milletler arasında dostluğu takviye etmek husu­sunda en üstün başarı gösteren kadın radyocuyu bulmak için Meksika Hükü­meti tarafından 1943 senesinde tertiple­nen müsabakayı kazanmış, Meksika Cumhurbaşkanının davetlisi olarak Meksikaya gitmiştir. Bu sene inceleme sahası olarak Türkiyeyi seçmiş bulu­nan. Bayan Colbert burada üç hafta ka­dar kalacak ve bu müddet zarfında is­tanbul, Bursa, izmir ve Ankara şehirle­rini ziyaret edecektir.

— Ankara :

Bugün uçakla-Parîs'ten şehrimize gelen Kuzey Atlantik Paktı Kuvvetleri Baş­komutanı General Matthew Ridgvvay'in şerefine, Millî Savunma Bakanı .Hulusi Köymen, Ankara Palas salonlarında bir ziyafet vermiştir.

Çok samimî bir hava içinde geç vakti .kadar devaan eden, ziyafette, Devlet Ba­kanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağa-oğ-lu, Adalet Bakanı Rüknettln Nasu-hioğlu, Tarım. Bakanı Nedim öıkmen, Genelkurmay Başkanı Orgeneral jSTuri_ Yamut, Güney- Doğu Avrupa Kuvvet­leri Komutanı General Wyman, 'Genel­kurmay ikinci Başkanı Orgeneral Ze-kâi Okan, deniz, hava ve kara kuvvet­leri komutanları ile kurmay başkanları, Birleşik Amerika'nın Ankara Büyükel­çisi George Me. Ghee, Amerikan Askerî Yardım Heyeti Başkanı General Arnolû, Kuzey Atlantik paktına dâhil memle­ketlerin büyükelçi, elçi ve ataşemili-terleri, Dışişleri Bakanlığı mensupları ve yüksek rütbeli subaylarla refikaları hazır bulunmuşlardır. Nato Güney - Doğu Avrupa Kuvvetleri Komutanı bilâhare hava alanından ayrı­larak otomobille şehre gelmiş ve Tüc­car .Kulübünde misafir edilmiştir.

Öğle yemeğini Kulüpte yiyen Komutan akşam üzeri şehir içinde Tair gezinti yap­mıştır.

Hazırlama prograjn gereğince Komu­tan, yarın sabah saat 10 dan İtibaren Valiyi ve Belediye Başkanım makamla­rında ziyaret edecek ve saat 11 de de Nato'ya mensup konsolosları Tüccar Kulübünde kabuledecektir.

General aynı gün saat 16 ile 17 arasın­da Vali ve Belediye Başkanının iadei ziyaretlerinikabuledecektir.

General Wyman, Salı günü Yunanistan, İngiltere, Fransa, İtalya, 'Birleşik Ame­rika, Belçika, Hollanda, Norveç ve Da­nimarka Konsoloslarına iadei ziyaret­te bulunacaktır.

VVyman, ancak Çarşamba gününden itibaren " Kizilçullu'daki karargâh bina­sında çalışmalarına başlıyacaiktır.

General Wy.man, Türk ve Yunan ordu­larından Nato'ya tahsis edilecek birlik­lere kumanda edecek olup karargâhı on gündür Kızıl ç çulu 'da, hazırlanmaktadır. General, vazifesine başladıktan sonra bu Nato Karargâhı teşkilâtlanacaktır. Karargâhta Nato üyesi 14 devletin su­bayları her ne kadar vazife görecekler-se -de tesis edilecek birlik ve subayların ekseriyeti Türk ve Yunan ordularından olacaktır.

— İstanbul :

Çanakkale Âbidesi için girişilen teşeb­büs, bütün yurtta çok geniş bir alâka uyandırmıştır. Hesap açılan bankalara çeşitli müessese ve birliklerden topla­nan paralar gönderilmektedir. Bu dâ­vaya azınlık vatandaşlarımızın da lâyik olduğu ölçüde katıldıkları haber veril­mektedir.

Diğer taraftan dört 'büyük 'kulüp ara­sında hasılatı Çanakkale Âbidesine tah­sis edilmek üzere bir turnuvanın tertip­lenmek üzere olduğu öğrenilmiştir.

— İstanbul :

Memleketimizin misafiri bulunan Kuzey Atlantik Paktı orduları Başkomutanı General Ridgway'm refikası Misie. Ridgway, şehrimizde üç gün kalmak üzere bugün saat 16.30 da hususi bir uçakla Yeşilköy Hava Meydanına gel­miştir. Kendisini hava alanında Birinci Ordu subayları, Amerikanın şehrimiz Başkonsolosu 'G. E. iMatthius, eşi ve gazeteciler karşılamıştır.

Mİsis ıRîdgway, gazetecilere, Türkiyeye geldiğinden dolayı memnunluk duydu­ğunu söylemiştir.

8 EylÛl 1952

— Erzurum :

Atlantik Orduları Başkomutanı Gene­ral Ridgway, beraberinde Kara Kuvvet­leri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanat­lı, Üçüncü Ordu Müfettişi Orgeneral Nureddin Barensel, Amerikan Yardım Heyeti Başkanı General Arnolıd ve ma­iyeti olduğu halde bu sabah 8' de oto­mobille Sarıkamış'a hareket etmiştir.

'General Ridgway öğleden sonra Kars'a gidecek ve yarm Ağrı ve İğdır'da tet­kiklerde bulunacaktır. Nato Kuvvetleri Başkomutan:. Çarşamı-ba günü Erzurum'a dönmüş olacak ve ayni gün özel uçağüe Ankara'ya hare­ket edecektir.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün Çan­kaya'da, Yugoslavya'dan dönen gazete­ciler heyeti Başkanı Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve Sivas Valisi Ne> cati İlter'i kabul etmişler ve öğle yeme­ğine alıkoymuşlardır.

— İstanbul :

Birinci Ordunun 1952 ylıı müşterek tatbikatı yarın sabah saat 8,30 dan iti­baren Ayazağ*ada bulunan harekât Mü­dürlüğü 'Karargahında başlayacaktır.

Tatbikatın bütün hazırlıkları Orduca tamamlanmıştır. Öğrendiğimize göre, Amiral Carney, General Jean. Valluy, General 'Schatter beraberlerinde yüksek

rütbeli subaylar olduğu halde harekâtı takip edeceklerdir.Tatbikatın sonunda, Metris Çiftliği ci­varında müşterek tatbikata ikatılmış o-lan birliklerin, iştiraki ile 12 Eylül gü­nü büyük bir geçit resmi yapılacaktır. Yerli ve yabancı .basın mensupları ile foto muhabirleri ve ajanslar tatbikata davet edilmiş bulunmaktadırlar.

—İstanbul :

Şehrimizde .misafir bulunan Missis Ridgway bugün Dolmabahçe iSarayı, A-yasofya müzesi, Yerebatan Sarayı, Sul­tanahmet ve Süleymaniye "Camilerini, Olgunlaşma Enstütüsünü ve Topkapı Saray Müzesini gezmiştir.

Akşam Amerikan 'Başkonsolosluğunda verilen kokteylde hazır bulunan. 'Mİssis Ridgway, yarın öğleden evvel Hamasî Resim Sergisini gezecektir.

—İstanbul :

Amiral Carney bugün saat 17,40 da u-eakla şehrimize gelmiştir. Amiral Car-neyi hava alanında Merkez Komutam General Reşit Erkmen, Ameriıkan As­kerî Yardım Heyeti Başkanı General Amlde, Amiral Reece, Hava Generali Çetin Arıburnu, Hava Generali Enver Akoğlu ve basın mensupları karşıla­mıştır.

Amiral Carney gazetecilerin sordukları sualleri şöyle cevaplandırmıştır :

Manevralarda bulunmak üzere geldim. îstanbuldan evvelâ îzmire " gideceğim "ve orada bir gün kalarak General Wy~ man ile görüşeceğim. Ondan sonra An-karaya giderek iki gün kalacağım. Tür-kiyeye tekrar geldiğimden dolayı çok memnunum.

Amiral Carney, Aikdenizde yapı'.acsk o-lan deniz -manevralarına dair gazeteci­lere şu izahatı vermiştir : Bu manevralara Natoya bağlı altı Dev­letin Donanması iştirak edecek ve ma­nevra Kasım ayı içinde yapılacaktır.

—İstanbul :

Nato hava Kuvvetleri Komutanı Hava Generali 'Schletteer bu gün saat 18,1Q da Uçakla şehrimize gelmiştir.

General hava alanımda Hava Generali Tekin Arıbumu ile Enver Akoğlu ve basın mensupları tarafından karşılan­mıştır.

General Schletteer gazetecilere şunla­rı söylemiştir :

«Amiral Carney ile birlifete manevra­larda bulunacağım gibi Millî Savunma Bakaniığmızm Yüksek As^kerî Heyeti ile de görüşecek, Cumartesi günü de ■Fransaya döneceğim.»

Müştere:k hava manevraları yapılıp ya­pılmayacağı hakkında gazetecilerin sor­duğu suale de General şu cevabı vermiş­tir :

«Şimdilik böyle bir ıkarar mevcut değil­dir. Türk Hava Ku'vveıtl'ermin kudere-tlnden emin bulunuyoruz. Gayemiz be­raberliktir. Türkiyeye geldiğimden do­layı qok .memnunum.»

— izmir :

N-ato'nun Güney - Doğu Avrupa e.n ye­ni karargâhı bu sabahtan itibaren Kor­general Villard Wy.man'm Komutanlığı devralması ile resmen burulmuş bulun­maktadır.

Üç haftadan beri .Kızıdçullu'da devam eden, hazırlık devresi sona. edımiş ve (bu yeni Karargâh Napoli'deki Karargâh­tan gelmiş olan, fair grup subay ve er ta­rafından hazırlanmıştır.:

Diğer taraftan Avrupa Güney - Doğu ■Kara kuvvetleri komutanı Korgenedal Wyman bu sabah, hazırlanan program gereğince bazı resmî ziyaretlerde bu­lunmuştur.

Komutan saat 10' da Belediye Başba­kanını makamlarında ziyaret etmiş ve saat ll'de de Tüccar Kulübünde bir ka-. bul resmi tertip ederek Nato'ya dahil milletlerin İzmir'deki 'konsolosları ile ■tanışmıştır.

General1 öğleden sonra saat 17'de Vali ve Belediye başkanının ziyaretlerini ka­buletmiştir.

Öğrenildiğine göre, Korgeneral Wyman, yaraı sabah Amerikan Bahriyesine özel uçağı İle İstanbul'a gidecek ve muhte­melen ertesi gün. lamlre. avdei edecektir.

Korgeneral Valluy ve 64' yüksek rütbeli Amerikan, ingiliz, Fransız, İtal­yan ve Yunan Subayı ile gazete ve ajans muhabirleri hazır bulunmuştur. Bugünkü (tatbikat mavi ve kırmızı kuv­vetlerin hazırlıklarının ikmali ile geç­miştir.

Mavi kuvvetler esas birlikleriyle Çatal­ca mevziine ıkadar taarruz ederken, de­niz Utuyvetleriyle İstanbul Boğazının Rumeli sahiline bir çıkartma ve ayni zamanda İstanbul Şalırinin ibatısma bir hava indirmesi yapmağı tasarlamış­lardır.

Mavi ■kuvvetlerin yarın girişmeleri muh­temel olan bu taarruza karşı kırmızı kuvvetler mukabil bir taarruza geçebil­mek İçin hazırlıklarını ikmal etmişler­dir.

10 Eyiûl 1952

— Beypazarı :

Sayın Cumhur başkanı Celâl ıBayar, dün gece geç vakit, Sarıyor «'Barajı inşaatı­nın tetkiklerinden 'dönerken İlçemize uğramış ve halikın sevgi ve muhabbet tezahürleri .ile karşılanmıştır.

Cumhurbaşkanımız, bu samimi tezahü­rat karşısında otomobillerinden inerek bir müddet İlçemiz hıalkı ile görüşmüş vedileklerini dinlemiştir.

Beyp azarlılar Saym Cumhurbaşkanına bilhassa çeltik ziraati ve orman işleri hakkındaki .di teklerini arzederek, son iki yıl içinde büyük inkişaf gösteren memleketin iktisadi 'kalkınması karşı­sında, duydukları .memnuniyeti belirt­mişle r-dir.

Cumhurbaşkanımız aynı muhabbet 'duy­ları içinde ilçemizden uğurlanmıştır.

—, Ankara :

Nato -Kuvvetleri Başkomutanı Orgene­ral Ridgway, Doğu seyaıhatinden bu ak­şam şehrimize dönecek ve yarın saat 9 da Özel uçağı ile (Paris'e hareket ede­cektir.

— Adana :

Nato Kuvvetleri Başkomutanı Orgene­ral Ridgway ibugün saat 15.30 da bera­berinde (Kara Kuvvetleri Komutanı Or-

general Şükrü Kanatlı ve maiyeti oldu­ğu halde uçakla Adana'ya gelmiş ve as­kerî Hava Meydanında bir saat kalarak

tetkiklerde bulunmuştur.

Hava :meydanmda 'Vali Veikili Azmi Mo-lu, Yurdiçi Bölge Komutanı Tümgeae-ral Onuralp ve basın mensupları tara­fından karşılanan Nato Kuvvetleri Baş­komutanı Ankara'ya hareketinden evvel kendisiyle1 görüşen basın mensuplarına, Adana'ya tekrar 'gelmek niyetinde oldu- ' ğunu söylemiş ve sözlerine şunları ilâ­ve etmiştir:

«Elimden geldiği kadar Türk halkı ve askerî liderleri ile temaslar yapmakta­yım. Türklerle dalma beraberiz. Türk askeri ile ibirlikte çalışmak bize sonsuz bir zevk vermektedir.»

—Manas :

Çukurova Pamuk Tarım Satış Koopera­tifleri Birliği Maraş'ta da bir Koopera­tif tesis etmiştir. Maraş Pamuk Tarım ■Satış Kooperatifi teşekkülünü müteakip ortakiararası ilk kongresini de yaparak yeni idare heyetini seçmiş ve derhal faaliyetegeçmiştir.

Büyük ve gayet veriımll ovalara sahip bulunan Manaş'ın pamukçulukta göster­diği terakkilerin mı kooperatiften kuv­vet alarak daha çok inkişaf edeceği ve Maraşlı .pamuk müstahsilinin geniş bir teşvik görerek ımemleiket pamukçuluğu­na kıymetli bir eleman olarak iştirak İmkânını ibuliacağı muhakkak addedil­mektedir.

—Erzurum :

Kuzey Atlantik Kuvvetleri Başkomuta­nı 'General Matthew ;Ridgway Doğu ille­rimizde yaptığı tetkik seyahatlerini bi­tirdiği sırada ajansımıza aşağıdaki be­yanatı vermiştir:.Bu seyahat, hayatımda yaptığım seya­hatlerin üzerimde en derin intibalar bı­rakanı oldu. Çünkü 'gerek halkın ve ge­rekse er ve subayların yüzünde vatan- j severlik ve vatana karşı derin aşk ve bağlılık parlıyordu. Bu intibaı yaşadı­ğım müddetçe kalbimde taşıyacağım.

İkinci Intibaım da Türk ordusunun bü­tün rütbelerinde gördüğüm komutanlık vasfıdır.'KaraKuvvetleriKomutanı Şükrü Kanatlı, Üçüncü Ordu Müfettişi Orgeneral Nureddin Baraiısel başta ol­anak üzere hudutta gördüğüm ve ıko-nştuğum çavuşa kadar hepsinin de üze­rimde hasıl ettiği tesir kalbimde derin Ibir i;z bıraktı.

Üçüncü güzel intibaım da 1877 nih kah­ramanlarından ordunun nenesini, nene Hatunu Erzurum'da ziyaret etmek fır­satını bulmuş olmamdır.

— Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün, Çankaya'da İsparta Milletvekilleri ile .beraber İsparta Heyetini, Bolu Millet­vekilleri ile beraber Bolu Heyetini, Ds-nizli Milletvekilleri ile beraber Denizli Heyetini 'kabul etmişlerdir.

Heyetler, Cumhurbaşkanını illerine da­vet etmişler, Cumhurbaşkanı da bu da­vetleri -memnuniyetle karşılamışlardır.

— İstanbul ;

Birimci Ordunun tatbikatı bugün de de­vam etmiştir. Bu sabah erken saatlerde mavi kuvvetlerin bir hava indirme tü­meni İstanbul Boğazı Batısına indiril­miş ve .Karadeniz .kıyılrarma da iki tü­men 'Çıkarılmıştır. Büyük Derbend'deki kolurdu muharabe idare yeri civarına inen mavi kuvvetler paraşütçülerine karşı (kırmızı tugay derhal, taarruza geçmiş ve «birinci alaya yakın mavi pa­raşütçüler bertaraf edilmişlerdir. Halen kırmızı kuvvetler mavi kuvvetleri saran çenberi: gittikçe sıklaştırmaktadır. Yarın mıavi kuvvetlerin imha edilmesi muhtemeldir.

Bugünkü tatbikat sırasında Nato Güney Doğu Kuvvetleri Komutanı General Wyman., basın temsil çiler ine şu beya­natta bulunmuştur :

Askerlerinizle Kareden sonra tekrar bir arada bulunmaktan çok memnunum. Adeta bir muharebe meydanına gelmiş gibiyim. '.Sizlere Koreden Türk tugayı­nın selâmlarını ve iyi temennilerini ge­tiriyorum. Şüphesiz onlarla hepiniz ifti­har etmektesiniz. Emin olunuz ki, be­nim iftiharım da sizinkinden az değil­dir. Birinci ordu tatbikatında keşif plânlarına rastladım. Bu plânların nasıl muvaffakiyetle tatbik edildiğini görün-

ce Koredeki Türk tugayının başarısının sırrını kolayca anladım.

11 Eylül1952

— Ankara :

îki gLindBnberi memleketimizde bulu­nan M. C. A. Vıaşington Merkezi Baş­kan. Muavini .Sağlık Mühendisi Mister Nasi, memleketimiz yardım .misyonuna ■mensup Dr. Bradley Bridges, Sağlık Mühendisi JNTingins ve Bölge .Sıtma Sa­vaş Başkanı Dr. Ertuğrul Ajkiacı ile birlikte Ankara köylerinde yapılmakta olan İkinci D. D. T. tatbikatını görmek üzere yavrucuk, Çerkeshüyük ve Develi köylerine gitmişlerdir. Bütün ev, ahır, samanlık ve kümeslerin en son malze­me ve teknikle ilaçlanmasını yakından gören MLster Nıasi, köydeki sağlık çalıs-malarile de alâkadar olup bilhassa sıt­ma ve sarî hastalıklara mücadele tarzı­nı ve bunlara ait köy kuyudatını da tet-kiık etmiştir. Memleketimizde birkaç ,gün daha kalarak tetkiklerine devam edecek olan !Mr. Nasi buradan Pakis­tan'ahareketedecektir.

— Ankara :

Atlantik Orduları Başkomutanı General P_idgway, yanmda eşi ve maiyeti erkânı olduğu halde, bugün saat 10 da hususi uçağile şehrimizden ayrılmıştır. Gene­ral Ridway, Esıkişehir, İstanbul ve Ça­nakkale boğazları üzerinde bir uçuştan sonra Roma yolu ile Paris'-e_ gidecektir. General Ridgway Ssenboğa Hava Ala­nında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Kara 'Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, kara, deniz ve hava kuvvetlerine mensup yüksek rüt­beli subaylar, Hükümet adına Protokol Umum Müdür Muavini şemseddin Mar­din, Millî Savunma ıBakanı adına Husu­si Kalem Müdürü selâmi Tolunay, Ame­rikan 'Büyükelçisi Mc. Ghee, Amerikan Askerî Yardım Heyeti Başkanı 'General Arnold, Amerikan asıkerî ataşeleri île yardım heyetine: mensup subaylar tara­fından uğurlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı iBaşyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal 'General Ridgwaoy'e Cumhurbaşkanı adına iyi yolculuk temennisinde bulunmuştur. Sulh ve hürriyeti müdafaa eden nıileltler sıfatiyle daima ayaktayız. Her rniilet ekonomik kudreti dâhilinde bu kuvveti meydana getirirse, her mil­let kendi halkının hayat şartlarını yük­seltmeye ve hayatı kolaylaştırmağa im­kân bulur.

Hayatlarında çok .meşakkat çekmiş Türk milleti, «ki ben buna şahsen inanmış bulunuyorum» daha ilerliyecek-tir. Bu öa zamana mütevakkıftır. On­lara şunu teinin etmek isterim:

Taarruza, uğradıkları takdirde komu-tamdaki bütün kuvvetlerle onları des­teklerim. Komutanlığın esas unsurlarını Türk subaylarında "buldum. Bu esaslar kolayca görülebilenlerdir. .General Ba-ransei'in bütün unsurlarında erlerinizi tanımak ve müşküllerini .bilip paylaş­mak, ihtiyaçlarını gidermek ruhunu bul­dum.

General, müteakiben Türkçe olarak basın mensuplarına «sllaharsrnarladıks demiş ve uçağına binmiştir.

— İzmir :

Birkaç gündenberi İstanbul'da bulunan ve "bu arada Birinci Ordunun îstanbui Boğazı civarında yapmakta olduğu tat­bikatı takip eden Nato Güney Avrupa Başkomutanı Amiral Carney, bu sabah Amerikan bahriyesine mensup 4 motor -ül özel bir uçakla şehrimize gelmiştir.

Gaziemir Hava alanında Vali Osman Sabri Adaî, Belediye Başkan Vekil;. Tü­men Komutanı, Akdeniz Üsler Komuta­nı, Nato karar gam ndaki vazifeli subay­lar, Amerikan Konsolosu ve. basın men­supları tarafından karşılanan Amiral kısa süren bir tanışmadan sonra kendi­sine selâm resmini ifa eden ihtiram kı­tasını teftiş etmiş ve askere Türkçe ola-xak «merhaba asker» diye hitapta bu­lunmuştur.

Amiral bilâhare basın mensupîariyle konuşmuş ve sorulan suallere cevaben şunları söylemiştir:

«Birinci Ordunun manevraları başarı ile devam etmektedir. Tatbikatta kara, ha-' va ve deniz kuvvetleri arasında temin edilen işbirliği ve bu suretle de yapılan

müşterek çalışma cidden iftihar edile­cek bir meseledir.

Manevraları takip ettiğim iki gün içinde adeta harp günleri yaşadım. Türlk ve Yunan kuvvetlerinin komutam altına verileceği hakkında henüz hiçbir şey söyliyemem. Bu kuvvetler şimdilik iken-di komutanlarının idareleri altında bu­lunacaklardır.

İzmir'de bir de Nato'nun hava karargâ­hı kurulacağı henüz belli değildir. An­cak halen burada bulunan vazifeli bir heyet bu hususta tetkikler yapmaktadır. Karargâhın kurulup kurulamıyacağı da bu heyetin tetkiklerinden sonra belli olacaktım

Amiral Carney, daha sonra otomobille doğruca Kızılçullu'daki Nato Güney -Doğu Avrupa Kara 'Kuvvetleri Karar­gâhına giderek orada bir müddet meş­gul olmuştur. Bu akşam İzmir'den ay­rılacak olan Amiral Carney'le, birlikte General Wyman da şehrimize dönmüş­tür.

Amiral Carney'e eşi Bayan Carney re­fakat etmektedir.

Diğer taraftan bu sabah saat 10 da Ha­va Generali !Sclatter de i motorlu özel bir uçakla İstanbul'dan şehrimize gele­rek Gaziemir Hava alanında karşılan­mıştır. General, kendisine refaikat et­mekte olan Balıkesir Üs Komutanı Tuğ­general Enver Akoğlu ile birlikte bugün, öğleden sonra Balıkesir'e gidecek ve oradan Ankara'ya geçecektir.

— İstanbul :

FransaTicaretBakanlığı DışTicaret , Dairesi Müdür MuaviniM.Gilb-ert bir AnadoluAjansı.muhabirininsorusuna cevap vererek -demiştir ki:

«Paris'te son günlerimizde imza edilmiş bulunan Ticaret Anlaşması Türkiye ile Fransa'yı birbirine bağlıyan yatkın -mü­nasebetleri daha ziyade sıkışlaştıracak mahiyettedir. Her iki memleketin dâhil olduğu Avrupa İktisadi işbirliği teşkilâ­tı çerçevesinde ve bu teşkilât zihniyeti­nin icabettirdiği şekilde aktedilanis bu­lunan bu anlaşma her iki memleket eko­nomisinin Özel durumlarını dikikat naza­rınaalmakta ve şimdiye, kadar ithalât ve ihracat lisanslarının tevziinde takip edilen ticari kaideleride hissedilir bir

şekilde yumuşatmış bulunmaktadır.

Bu anlaşmanın faydalı olabilmesi için ve Avrupa tediye birliği içinde şu anda ■çok 'müşkül durumda 'bulunmasına rağ­men Fransa'nın Türkiye'den vaki ve esasen büyük ölçüde artmış olan mufoa-yaatım daha ziyade fazlal aştıracağı ümid edilmektedir. Bu gelişme maden cevheri, .madenî eşya ve pamuk .mevzu­larında bilhassa mutasavver bulunmak­tadır.

Türkiye'de kendi bakımdan, mazide ol­duğundan çok daha fazla, kendisine lâ­zım emteayı ve hususile muhtaç bulun­duğu çeşitli malzemeyi Fransa'dan te­inin edecektir.

Âkid devletlerden herbiri ötedenberi bir­birlerine sattıkları mallar iğin pazarla­rını karşılıklı olarak açık bulunduracak­tır. Böylelikle Türkiye Fran&a'dan bi­rinci sınıf mamul madde ithal edecek. Fransa'da buna mukabil Türkiye'nin Toprak Mahsullerinden geniş o'çüde mubayaada bulunacaktır.

Demek oluyor ki Türkiye İle Fransa arasındaki ticari mübadelelerin gidişatı önümüzdeki binkaç ay zarfında .hissedi­lir bir terakki vaadetmektedir. Âsırdide münasebetlerine büyük bir sadakatle bağlı olan Fransa işte bu düşünce ve tam bir dostluk zihniyeti ile hareket ■ederek gittikçe parlayan İzmir Fuarı­na bu yıl da resfen iştirak etmiştir.»

— Anikara :

Nato Güney Avrupa Kuvvetleri Başko­mutanı Amiral Carriey ve Bayan Car-ney, -beraberlerinde Güney-Doğu Avru­pa Kara Kuvvetleri Komutanı Korgene­ral Wyman olduğu halde bug-ün saat 16.15 te Özel bir ıtçakla İzmir'den şeh­rimize gelmişlerdir. Amiral Carney ve Bayan Carney Esenboğa :Hava Alanında Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanı Korgeneral Necati Tacan ve Bayan Ta-can, Millî Savunma Barkanı adına Hu-sus-usi Kalem Müdürü Selâmı Tolunay, 28 inci Tümen Komutanı Tümgeneral Salih Engin,BirleşikAmerika'nın An-

kara Büyükelçisi George Mc. Ghee ve eşi, başta banda olmak üzere askerî bir kıta tarafından (karşılanmışlardır. Kısa 'bir tanışma merasiminden sonra Amiral ■Carney askerî kıtayı teftiş etmiş ve kendilerine Türkçe olarak «merhaba ■ asker» diye hitap etmiştir.

Amiral Carney, Ankara'da İki gün ka­lacak ve ayın 13 ünde özel uçağı ile şeh­rimizden ayrılacaktır.

—Bursa :

Bursa'nin düşman istilâsından kurtulu­şunun 30 uncu yıldönümü bu sabah coş­kun tezahüratla kutlanmıştır.

Törene iştirak eden binlerce Bursalı sa-bahm erken saatlerinden itibaren Cum­huriyet alanını doldurmuş bulunuyordu. Törene, ordu adına genç bir teğmenin yaptığı ikanuşma ile başlanmış veciz bir

lisanla otuz sene evvel Bursanın düş­man istilasından kurtuluşunu anlatanteğmenin hitabesinden sonra saat 10 daYeniyoldan şehre giren bir süvari müf­rezesi temsilî olarak Hükümet Konağı­nı işgal etmiş ve sancak direğine şanlıbayrağımızı çekmiştir. Bu sırada şehir bandosu İstiklâl Marşını 'Çalmaktaydı.Merasim nihayetlendikten sonra, önde
şehir bandosu bulunduğu halde istiklâlsavaşında vatan uğruna canlarını fedaeden kahraman askerlerimizin metfunbulunduğu şehitliğe gidilerek ruhları ta­ziz olunmuştur.

— İstanbul :

Birinci Ordunun iki giindenberi yap­makta olduğu tatbikata bugünde saba­hın erken saatlerinden itibaren devam edilmiş ve geç vaikta kadar sürmüştür. Dün akşam Anadoludan celbedilen kır­mızı ihtiyat kuvvetleri- Büyükdere- Ta,-rabya rıhtım ve iskelelerine çıkarılmış ve yeni takviye kuvvetlerinin yardımı ile mavi tarafın hava mevzilerine karşı şiddetli taarruzlarda bulunulmuştur.

Kırmız: kuvvetlerin git gide artan taz­yikleri karşısında mavi tarafın paraşüt­çü tümeninin hava .mevzii daralmış ve bu kuvvetler bir çember içine sıkıştırıl­mıştır.

Ayrıca Karadeniz Boğazı Batı kıyıları­na çıkan iki tümenlük mavi kuvvetlerin

taarruzları kırmızı tarafın, kıyı koruma tugayının şiddetli savunması ve orman­lık arazinin mavi tarafa çıkardığı müş­külât karşısında muvaffak olamamıştır. Bu harekât sırasında .kırmızı taraf ha­va kuvvetleri mavi taraf topçusunu şid­detle bombardıman etmişlerdir.

Öğleden sonra .mavi taraf kamutanı içinde bulunduğu buhranlı durumdan kurtulmak maksadı ile etrafındaki çem­beri yarmak için son bir hücum teşeb­büsünde bulunmak istemişse de bu te­şebbüsü kırmızı kuvvetler muvaffaki­yetle tardetmişlerdir. Bu suretle harekât mavi kuvvetlerin hezimeti ile neticelen­miştir.

Tatbikatın sona ermesi dolayısiyle yar rın sabah Ordu Karargâhında harekâtın seyri üzerinde umumi tenkitlerde bulu­nulacak ve öğleden sonra saat 15 te tatbikata katılan birlikler tarafından bir geçit resmi yapılacaktır.

— İstanbul :

Birinci Ordunun tatbikatında bulunan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Zekâ: Okan beraberinde Amiral Carney Karargâhı Logistik Başkanı Korgeneral Walluy olduğu halde dün saat 10 da Yeşilköyden Ankaraya hareket etmiş­lerdir.

Ayrıca Amiral Carney, yanında Gene­ral Wyman ile birlikte dün saat 9 da îzmire oradan da saat 14,30 da Anka­raya gitmişlerdir.

General Schlitter de 17 kişilik heyetiyle Ankaraya hareket etmiştir.

— istanbul :

Yunan Ticaret Bakanlığı memurların­dan 'müteşekkil 50 kişilik bir heyet Yu­nan Konsolusu ile birlikte bu sabah sa­at 11 de İstanbul Ekonomi ve Ticaret Müdürlüğüne gelerek bir nezaket ziya­retinde bulunmuşlardır. Bu ziyaret iade ediletcektir.

— İstanbul :

Milletlerarası 15 inci Sosyoloji Kongresi bu sabah saat 10 dan itibaren İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi salonlarında Çalışmalarına başlamıştır.

Kongrenin açıhş töreninde şehir -adını Vali ■Muavini, Millî Eğitim Müdürü, Üniversite profesörleri, öğretmenler, basın mensupları ve kalabalık bir da­vetlikütlesi hazır bulunmuştur.

Kongreyi Millî Eğitim Bakanı ve İstan­bul "Üniversitesi adına açan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kâzım İsma­il Gürkan başarı temennisinde bulun­muş ve yaptığı konuşmada millet­lerarası sosyoloji çalışmalarının fayda­larından bahsetmiştir. Müteakiben, kür­süye gelen Kongre Genel Sekreteri Nu­rettin Şazi Kösemihal kongre organizas­yon komitesi adına, konuşarak 15 inci ■kongre için yapılan altı aylık çalışma­ları anlatmıştır.

Milletlerarası Sosyoloji Enstitüsü adına konuşan İtalyan Delegesi Prof. Carrado Gini, Enstitünün çalışmalarından, bun­dan sonra kürsüye gelen Peyami Safa da Türk Sosyoloji Cemiyetinin faaliyet­lerinden bahsetmişlerdir.

Müteakiben sıra delegelerin konuşmala­rına gelmiş bu arada söz alan Alman Delegesi Freyer, Fransız Delegesi Pier Cornet Japon Delegesi Usoıi ve İtalyan Delegesi Mario Fufvio kendi memleket­lerindeki sosyolojik çalışmaları anlat­mışlardır.

Kongreye 20 den fazla devlete mensup 130 delege İştirak etmektedir ve kongre ayın 17 si akşamına kadar devam, ede­cektir. Kongre yarın sabah saat 10 dan itibaren komisyonlar halinde çalışmala­rına devanı edecektir.

— Ankara :

Adapazarı Şeker Fabrikasının temel atma törenine şeref vermelerini rica et­mek üzere bugün saat 19.30 da Cumhur­başkanı Celâl Bayar'ı Çankaya'da ziyaimage001.gifret eden Kocaeli Demokrat Parti îl Başkanı Celâl Tüzün, ikinci Başkanı Sefer Köksel, izmit Belediye 'Başkanı Sadettin Yalım ve Adapazarı İlce Baş­kanı Yaşar Biır'e' Sayın Cumhurbaşkanı, fabrikanın Kocaelilere uğurlu olmasını ve kendilerine selâm ve sevgilerini gö­türmelerini ve 19'53 senesinde fabrika­nın açılış törenine iştirak etmek sure­tiyle 'bu arzularını yerine getirmek iste­diklerini söylemişlerdir.

12 Eylül 1952

-— Ankara :

Şehrimizde buhınan Amiral Carney ve beraberindeki heyet tm sabah saat 10 ■da Genelkurmay Başkanlığında askerî ■bir toplantıda hazır bulunmuşlardır.

Bugün saat 13 te Askerî Yardım Heyeti Başkanı General Arnol Amiral Carney şerefine evinde bir öğle yemeği vere­cektir. Ziyafette Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut 'da bulunacaktır.

— Ankara :

Adapazarında /kurulacak olan Şekir Fabrikasının temel atma merasiminde bulunmak üzere, Büyük Millet .Meclisi Meclisi Başkanı Refik K-oraltan, iBaşba-kan Adnan Menderes bu sabah saat 10.10 de uçakla Adapazarına hareket etmişlerdir.

Büyük (Millet Meclisi Başkanı ve Baş­bakanı Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, iyi yolculuklar temennisi ile uğurla-mıştır. Teşyi edenler arasında Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı 'Samet Ağaoğlu, bakanlar, şehrimizde bulunan .milletvekilleri ile banka genel müdürle­ri, Vali ve Emniyet Müdürü de bulun­muştur.

Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Baş­bakana iMilIetvekiHerin Etlisin Vassaf, Remzi Birant, Mehmet Yılmaz, Sedat Barı, Suat Başol, Abdullah Gedikoğhı, ■Halil îmre, Ahmet Gürsoy, Naci Berk-ıman, .ŞevketBilgin, OsmanŞevki Çiçekdeğ, Başbaikanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, 'Şeker Şirketi Genel Mü­dürü Baiha Tekand, İş .Bankası İdare Meclisi Başkanı Tevfik Rüştü Araş, Be­lediye Başkam.Aıtıf Benderlioğlu ile Ko­caeli D. P. il Başkanı Celâl Tüzün, İz­mit Belediye Başkanı Sadettin Yalım ve Adapazarı D. P. İlce Başkanı Yaşar Bir .refakat etmektedir.

— İzmit :

Adapazarı Şeker Fabrikasının temel at­ana töreninde hazır bulunmak üzere bu sa,bah -uçakla Ankara'dan ayrılan Bü­yük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan, Başbakan Adnan Menderes ve beraberlerindeki zevat, saat 11.20 de Köseıköy Hava Meydanına inmişlerdir. Sayısı on bitni aşan büyük bir halk kit­lesinin muhabbet ve sevgi tezahürleri İle karşılanan Büyük Millet Meclisi Başka­nı ve Başbakan 'doğruca Belediye bina­sına gitmişlerdir.

izmit Belediye Başkanı Sadettin Yatan, Belediye binası önünde toplanan ve sa­yısı binleri aşan halka Başbakan ve büyük iMillet Meclisi Başkanının birer hitabede bulunacaklarını bildirmesi üze­rine balkonta çıkan Başbakan Adnan Menderes, Belediye binasının etrafını dolduran İzmitlilerin sürekli ve heye­canlı alkışlan arasında, bugün Adapa­zarı Şeker .Fabrikasının t amel atılışı gibi mesut bir vesile İle izmit'e gelmiş ve izmitlilere hitap şerefine nail olmuş bulunduğundan duyduğu sevinci ifade ■etmiş ve demiştir ki:

«Bundan bir buguik saat evvel uçakla Ankara'dan ayrılırken Sayın Cumhur­başkanımız Celâl Bayar, sizlere hitap ettiğimde kendilerinin selâm ve sevgile­rini iblâğ etmekle beni vazifelendirdi. Bu şerefli vazifeyi şimdi büyük bir bahtiyarlıkla ifa etmekteyim.» Başbakan Adnan Menderes, şiddetli al­kışlardan sonra hitabesine şöyle devam etmiştir:

Memleketimiz huzur içindedir. Vatan­daş, işile gücü ile meşguldür ve kazancı ■başındadır. Âtiden emniyetimiz berke-maldir. îç ve dış politikamızda .endişeyi1 mucip olacak hiçbir sebep mevcut de­ğildir. Bu itibarla memleketin çok iyi bir yolda bulunduğunu ifadede hiçbir hata yoktur, iktidarımızın ilik ilki sene­sini bir hayli geride bırakmış bulunu­yoruz. Üçüncü senesinden de bir Ihaylİ mesafe katetitik. Bugüne kadar geçen zaman zarfında Demokrat Parti iktida-rmm milletimizi başarıdan, başarıya gö­türdüğü iyice sabit olmuştur ikanaatin-deyiz. Geriye ve başardığımız işlere ba­karak 'bunu memleket huzurunda, ifade­den bahtiyarlık duymaktayız. Vatan­daşlarımızın çok büyük bir ekseriyeti tarafından bu hakikatin red ve cerhe uğramıyacağından tamaımile emin. bu-lunımaıktayız. Vatandaşlar çok kısa bir zamanda heım iktisadi hem ide manevi büyük ibir kalkınmanın içindedirler. Bü­tün medeni dünya memleketimize gıp­ta ederek bakmaktadır.

Nasıl 1945 senesinde,DemokratParti kurulup işe başlanmadan evvelki devir­le ondan sonraki .devir ve nihayet 1950 senesinde açılan yeni devir arasmda bü­yük farklar mevcutsa,istikbaldeki .de­vir bunlaranazarançok dahabüyük ■farklar arzedecektir. Önümüzdeki yakın senelerinmemleket imiz içinbugünkü manzaradan çok daha bahtiyar manza­ralar vaadettiğinde şüphe yoktur.Kısa bir âtide Türkiye'yi tanımak bile .müş­kül olacaktır.Türk (Milleti tam bir te­sanüt içinde ve millî varlığını korumağa ■azimliolarakmuazzambirkalkınma halindedir. Türk Milleti medeni 'milletler arasında kendisine düşen vazifeyi liya­katle yapmağa azmetmiş bulunmakta­dır. Böylebirmilletemensupolanak bahtiyarlığı ile mübahiyiz. Âtiye emni­yetle bakıyoruz. Nazarlarımızı öüne çe-

virdiğimiz takdirde yeni iktidarın liya­katsiz olduğunu, memleket işlerinde 'başarısızlık gösterdiğini iddiaya imkân yoktur. Dünden hasretini çekeceğimiz hiçbir şey mevcut değildir. Ne hürriyet­lerimizin ve iıaklanımızın teminatında ne işimiz ve maişetimizde ve ne de iç ve dış politikada hiçbir veçhile düne na­zaran şu nokta daha kötü olmuştur de­nemez. 1950 senesinde Türk Milletinin rey ve iradesini kullanırken bunu ye­rinde kullandığını ve asla aldaıımaımiş olduğunu katiyetle İfade etmek bugün tıamamile mümkündür.»

Başbakan Adnan Menderes, sözlerini heyecanlı .alkışlar arasında, İzmitlilere sağlık, refah ve muvaffakiyet tamenni-leriyle bitirmiştir.

Bundan sonra Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan söz almış ve heye­canlı ve sürekli alkışlar arasında bir hitabede bulunmuştur.

İzmit .Belediyesi tarafından Selüloz (Fabrikasında verilen öğle yemeğinde hazır bulunan Büyük ıMilIet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, öğleden sonra halkın sevgi tezahürleri arasında Adapazarma git­mek üzere şehrimizden ayrılmışlardır. Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko­raltan, iBaşbakan Adnan Menderes, iz­mit'ten hareketlerinden sonra .derbent, Maşukiye, Yanık, 'Kurtköy, Kirkpınar, Sapanca ve Arifiye'de durarak buralar­da toplanan halkın alkış ve sevgi teza­hürlerinemukabeledebulunmuşlardır.

— İzmir :

Dünya sulhu için Kore'de Birleşmiş Mil­letler saflarında çarpışan kahramen-îaranızdan müşteşekkil son değiştirme birliğimiz bu sabah saat 7 de Amerikan bandıralı M. C. ıGeneral Lang Fillt ge­misiyle yurda dönmüştür.

.Ajdapazarı Şeker F-abrikasının pancar sahası söğüt, Yenişehir, Osmaneli, Bile­cik, Gölpazarı, İznik ve A!:ifuatpaşa'dan başLıyarak Doğuya doğru bugünkü bölge "hududunu da aşmak suretiyle, Mudur­nu, Düzce, Akyazı'ya doğru uzanacak­tır. Bu hususta ımünav&be ve ekim plân­ları hazırlanmış, 1953 yılında yapılacak taahhütlerde bu yeni bölgeler de pancar ekimine açılacaktır.

Biz, kendimize ve pancar 'Çiftçilerinin iyi niyet ve yüksek gücüne, pancarın zi­rai ekonomideki kalıkmdırici tesirlerine inanarak burada kurulacak fabrikayı doğrudan doğruya günde 1.800 - 2.000 ton pancar işleyecek surette cesaretle pLânlaştırmış bulunuyoruz. F?brika "kurulduktan sonra kısa bir zamanda bu kapasitenin de aşılacağına kaniiz.

Adapazarı Şeker Fabrikası, teşebbüsü uzun, esaslı ve dikkatli bir zirai ve eko­nomik etüdün .mahsulüdür: Endüstri kuruluş yerlerinin bir ekonomik zarure­te mutlaka dayanması lâzıımgeldiği fik­riyle burasını seçmiş bulunuyoruz. Bu bölgenin lâzım, geldiği fikriyle burasını seçmiş bulunuyoruz. !Bu bölgenin sene-'lerdenberi dönüme verim vasatisi de­vamlı olarak iki ton etrafında temevvüç •etmiştir. 'Halbuki, bütün fabrikalar pan­car sahalarının verim vasatisi 1,5 ton «trafındadır. Adapazarı bölgesinin bazı yıllardaki verimi 3 tortu da aşmıştır. Bu hadler Avrupa'nın en müsait sayı­lan verimlerine yakınıdır. Bu bölgede ekime tahsis edeceğimiz 8-10 bin hek­tar sahadan vasati 200.000 ton ve hat­ta daha fazla pancar alabileceğimizi, bundan da 25 - 28 bin ton kadar şeiker istihsal edilebileceğini umuyoruz. Bu miktar parcarın çiftçiye Bağlıyacağı ge­lir her yıl 12 milyon lira ve dahu fazla­sını bulacaktır.

Sayın arkadaşlar, geçen yıl Adapazarı Şeker Fabrikasının kurulusuna ait malî

ve iktisadi plânı Hükümetimize tevdi ettiğimiz zaman ve bilâhare pancar eki­cileri istihsal kooperatifini kurmak üze­re Adapazarmda .çiftçiler huzurunda konuştuğum zaman, her şey kâğıt üze­rinde bir tasavvur çerçevesi içinde idi. Bir yıllık bir zamandan sonra, şimdi', fabrika maddî bir hakikat olarak kar­şınızda doğmaya başlamıştır. Bu fabri­ka 20 milyon liraya kadar imal olacak­tır. Makine ve tesis bedellerinden ibir kısmını kuruluş malî plânında derpiş ettiğimiz gibi, ecnebi firmalardan beş sene vâde ile temin etmiş bulunuyoruz. Dâvaya inanışın bir eseri olarak bu kre­dinin ımânası .çok büyüktür.

Adapazarı Şeker iFabrükasımn sahibi olan Şirket 10 milyon lira sermaye ile .kurulmuştur. Bunun 5 milyon lirası şim­diden ödenmiştir. Geri kalan kısmı da talebedildiıkçe derhal Ödenecektir. Bunu tebarüzettirmenin hissedar bankalar gi­bi malî kaynaklar için bir kıymeti ol-mıyabilir. Fakat Şirkette hissedar olan çiftçi kooperatifleri için çok büyük bir mânası vardır. (Çünkü Şirket sermaye­sinin 3 milyon lirası çiftçi sermayesi olarak ve onların hamlesiyle toplan­maktadır. Bu Şirketin teşekkülünde Sü-merbank ile 'Ziraat Bankasının serma­yeleri tam mânasiyle destekleyici ve muvakkat 'mahiyettedir. Bir kaç yıl İçinde bu hisselerin de Pancar Ekicileri kooperatifleri ve hususi sermaye tara­fından satın alınmak suretiyle Şirket sermayesinin yüzde yüze doğru hususi şahıslara intikal edeceği şüphesizdir. Sayın 'arkadaşlar, size bu kuruluşun ta-zajmımun ettiği en mühim ve büyük bir mânayı belirtmeyi de bir- vecibe biliyo­rum. Endüstri kuruluşlarını devlet baba parasiyle kurmak kadar kolay bir şey olamaz. Tıpkı bir oğuîun her istediğini baba parasını sarfederek yapması gibi. Fakat oğul, noksan terbiyeli kalır, ka­fa yorma lüzumunu hissetmez, vesayet altında bulunmanın bütün kolaylıkların­dan faydalanır ve bir gün kendisi gibi bir şey yapmak isteyince, babanın da imkânları zayıflayınca nasıl hareiket edeceğini şaşırır, zayıf ve akim bir in­san olarak ceımiyetteki mevkiini kaybe­der. Şeker endüstrisi mahiyeti itibariyle hiç bir zaman ve hiç bir suretle devlet kapitalizmi çerçevelerine giremez. Men­şei ve kaynağa çiftçi olan 'bir endüstri, çiftçinin malı olmalıdır. Eu esas zor ve çetin bir yoldur, fakat her zor ve çetin yol gibi sonunda getiretceği zafer, em­niyet ve kuvvet şartlan da büyüktür. Yeni şeker fabrikaları kuruluşlarının malî plânları bu esasa göre hazırlanmış, bu yeni nizam, yeni iktidarın İdeallerin­de tam makesini bulunuştur. Yeni kurulacak fabrikalara çiftçi bir müteah­hit olarak değil, ibir mal sahibi olarak pancarını getirecektir. Çiftçinin topra­ğından aldığı, pancar bedeli olarak, küspe olarak, melas olarak ve en niha­yet şekerin satışından temettü olarak yine toprağına dönecektir. Bu gayeyi tahakkuk ettirmek üzere (her foölgede (pancar ekicileri istihsal koope­ratifleri) kurduğumuz hepinizce ma-lûbdur. Şimdiye kadar Adapazarı çift­çileri yüzde yüz nispetinde kooperatif ortaklığına girmişlerdir. Yeni açıldığı­mız bölgelerde de her çiftçi bu ortak­lığa seve seve katılmaktadır. Eskişehir bölgesine bağlı ^Pancar Ekicileri Koope­ratifinin de fabrika, sermayesine iştirak etmiş olmasını, pancar çiftçilerinin ekim tahdidinin kalkacağı maniyle gösterdik­leri ileri anlayış ve uyanıklığın mesut bir eseri olarak belirtmekten iftihar duyuyorum. Bu hareket, pancar ziraati-ain girdiği bölgelerde zirai kültürün yükselmesine bir delil olarak memleket İçin derin manalı bir teminat krymetin-

Şeker sanayii nizamlı ve medenî bir teş­kilât olarak başlı başına Adapazarı Şe­ker .Fabrikasını harekete getirme ikti-darındadır. Yalnız Adapazarı değil, ay­na zaruretlere istinad eden bölgeler ola­rak Amasya ve Kütahya1 yeni böigele-re açılma basamağı olarak Konya ve belki de etüdleri yapılmakta olan diğer bazı bölgelerde de yeni fabrikalar kuru­luşları aynı teşkilât ikadrol-ariyle birlik­te meydana getirilebilecektir. Bu teknik ve ekonomik takatin bir bünyede taaz-zuv etmişbulunmasını,memleket için

iftiharla kaydedilecek bir varlık olarak ilâve etmeyi bir vecibe bilirim.

Bu mesut güiıü kutlamak için huzurla-riyle şeref veren kıymetli Başbakanımı-

za, Hükümetimiz ve iktisadi teşekkülle­rimiz erkânına ve bütün sizlere şeker sanayiinin minnetlerini sunar, gelecek yıl Eylül sonunda, yine burada, karşı­nızda muazzam bir endüstri âbidesinin bacaları tüterken tekrar buluşmamız ümidiyle sözlerime son veririm.

Şimdi kurbanlar kesilecek ve ilik harç malasını 'Sayın Başbakanımıza takdim edeceğim. Hepiniz sağ olun.

— İzmit :

Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Ko-raltan bugün İzmit Belediye bimsı Önünde toplanan, ve .demiryolunun iki tarafını kaplayan on bini mütecaviz va­tandaşın tezahüratı ve sürekli alkışları arasında söz alarak demiştir ki:

«İşi de eseri de adı gibi büyük olan Ko-caeli'nin asil çocukları huzurunda, bu mesut ve ımuazzaım topluluk önünde ko­nuşmak bizim için büyük bir mazhari­yet ve muvaffakiyettir.

Vatanın hangi köşesine gittik ve hangi uzak köyüne ugradıksa, onlar da bizi aynı neş'e ve aynı heyecan ile karşıla­dılar. Sözleriyle, hareketleriyle bize bü­yük teveccühlerini izhar ettiler. Böyle takdirkâr bir millete hizmet etmenin zevki ve sevinci içindeyiz. Bu teveccüh­leriniz bize yarma daha metin ve imanlı çalışmak imkânım hazırlıyor. Bir ikti­darın en mühim vazifesi ımillete, mem­lekete hizmet etmektir. Bizim hizmetle­rimiz ve .muvaffakiyetlerimizin yegâne mükâfatı bu asil tezahüratınızla ifade­sini bulmuş oluyor.

Bugünkü mesut devreyi açan çalışma­ları, teşebbüsleri ve faaliyetleri ıSayın Başbakan Adnan Menderes'ten 'dinledi­niz. Ben bunlara temas etimiyeceği<m. Yalnız sizlere kısaca geçenlerde Doğu'ya yaptığım seyahatimden,umumi hayatı

metruk bırakılmış bu uzak yurd parça-smdaki yepyeni kalkınmadan vukua ge­len büyük değişiklikten bahsedeceğim ve sizlere sevinçli haberler vereceğim. Seyahatim 'esnasında Tuzluca Kazasına uğradık. Tuzluca Doğunun hudut bölge­sindedir. Burada sizler gibi göğüsleri aynı iman ve heyecanla dolu çok büyük halk kitlesiylekarşılaştım.Onlarla memleket .mesele ve dâvalarım görüşür­ken, kendilerine şu sualleri sordum:

— İki senedenberi umumi hayatınız­ da, iktisadi durumunuzda, geçim ve aile
ocağınızda bir değişildik oldu mu?

— Rahatmısınız,devletle temasınız esnasında ondanmemnun kalıyor"mu­
sunuz ?

— Yarın için ümitli misiniz, daha iyi müreffeh ve mesut günler için hazırlığı­
nız var mı?

Orada hazır bulunan genç bir vatanda­şımız benim suallerime şu cevapları verdi:

Kazamızın 1300 nüfusu vardır. 27 sene­denberi ne sesimizi, ne mahallî ihtiyaç­larımızı dinleyen ve duyan olmadı. Ni­hayet bir gün geldi 'ki bütün ümitleri-zi kesdik. Yalnız bir değil Kars Vilâye­ti de bütün Doğu da ümidini kesti ve bu bölgelerden Garbe doğru muhaceret baş­ladı, toprak kıymetini külliyen kaybet­miş, huzur ve emniyetten eser kalma­mış, mal ve canımız tehlikeye düşmüş­tü. Devlet buralardan adeta, elini çek­miş, bu uzaik vatan illerinde bizi yalnız ve yetim bırakmış, b-uraları imar etmek şöyle dursun bir çivi çakmamıştı. Ya­rım asır düşman tahakkümü altında ezilen bizler için yaklaşan tehlikeyi ve felâketi endîşe içinde beklemekten baş­ka çare kalmamıştı.

İki senedenberi bütün bu ıkötü ve 'endi­şeli hava birdenbire kalkmış bulunuyor. 'Biz de, Kars'ta bütün Doğuda sevinç içindeyiz. Huzur ve emniyet bu bölge­lerde şimdiye kadar görülmemiş bir şe­kilde teessüs etti. Huzur içinde yaşıyo­ruz. Topraklarımız kıymetlendi. Artık yalnız ve yetim vaziyette değiliz. Kar­şımızda dertler timizi dinleyen, bize her türlü yardımları yapan bir devlet var. Düne mukayese edilmez derecede mü­kemmel bir hayat şartı içindeyiz Yarına emniyetle bakıyoruz. Devlet memurla­rından memnunuz. Çalışıyor ve para kazanıyoruz. Bu halimizle kendimizi yüz misli 'kuvvetli hissediyor, hudut bo­yunda oturmanın ve bu memleketin is­tiklâlinin ibekçiliğini yapmanın zevk ve iftiharı içinde bulunuyoruz.

Yolumuzun, - suyumuzun, elektriğimizin yapılmasıiçinHükümet32O.O0Ûlira

göndererek yardım yaptı. Ziraatimiz her gün biraz daha kıymetleniyor ve kalkı-. nıyor. Bütün bunları şükran hisleriyle söylüyorum. Tarihin kahraman neslinin kahraman çocukları olarak b-u vatan ve bu millet için kanımızın son damla­sını dahi akıtmağa hazırlanıyoruz. Size müşteşekkiriz var olunuz bizi ihya et­tiniz, dedi.

•Bu sırada yanımda bulunan 'Kars Mil­letvekili Nazif Aikyüzün kulağıma eği­lerek: «sizinle konuşan kimdi ibiliyor-musunuz, ibu zat Tuzluca Kazasının hem Haİ;k Partisi ve hem de Belediye Baş­kanıdır» dedi.

Yep yeni bir zihniyetin yep yeni faali­yeti neticesinde ortaya, çıkan .memleket çapındaki millî ve iktisadi kalkınma, müstakbel büyük Türkiye'nin ve müref­feh Türkiye'nin mübeşşiridir. iş başın­da bulunan iktidar, bu memleikete işte böyle bir devir 'getirdi. Çok tatlı bir işin başlanması için .bugün aramada bulu­nuyoruz. Bundan sonra eserler birbirini takip edecektir. Bizim vasfımız konuş­maktan ziyade iş yapmaktır. Türkiye-4e başlayan iktisadi kalkınma yeni ve mesut bir hayat devresi de açacaktır. ■Size şunu belirtmek isterj.yı ki. bu mem­leket saadet, refah ve emniyet yolunda­dır. Bununla iftihar edebilirsiniz. Yeni günler için hazırlanalım.

— Adapazarı :

Büyük Mîllet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan Adapazarı Belediye binası önünü doldumn .mahşeri kalabalığın dakika­larca süren coşkun sevgi tezahürat!eri arasında bir konuşma yaparak demiş­tir ki:

«Ben şu anda size ilk cümle olanak Şe­ker Bayramınız kutlu olsun diyeceğim. Bu ınmhşerî 'kalabalık, bize gösterdiği­niz bu candan sevgi ve alâka biibirle-riımize karşılıklı olarak beslediğimiz inancın ve imanın ifadesinden başka, ne olabilir. Eğer dünden bahsetmek itiya­dında olsaydık ve bunda bir fayda mel­huz olmasını düşünseydik gözünüzün önünde maziye karışmış bir tabloyu bir hatırayı canlandırmak isterdim. Hürriyet mücadelesi yıllarmm en ka-ranlik günlerinden birinde ben yine burada bunun gibi mahşerî bir topluluğa hitap etmiş, o günün dertlerini konuş­muş ve demiştim ki:

Asırlar boyunca Türk tarihinde karan­lık ve aydınlık günler vardır. Karanlık günlerden, gerileme devrinden, felâketli senelerden Türk milleti -mesul değildir. Çünkü o devirlerin idaresi milletten uzaklaşarak, yanlış yollardan yürüyerek bu milletin bu memleketin parlak tari­hini gölgelemiştir.

Yine hatırlarsınız ki :bu büyük millet bir zamanlar bütün dünyanın gözünü kamaştıran tarih yaratmış, Doğudan Batıya medeniyet ve kültür götürmüş, dünya tarihine isim ve şeref bırakmış­tır. Sonradan bu millet geri kalmışsa, karanlıklar içine dalımışsa, medeniyet 'kervanından ayrılarak mevcudiyetini koruyamıyacak bir hale gelmişse, bun­dan mesul yine millet değildir. Bunun mesulleri bu milistin başında bulunan­lar, t>u milleti idare ediyoruz vehmin­de bulunanlardır, demiş hepinizin has­retini çektiğiniz ve ıbîr gün tahakkuk edeceğine inandığınız demokrasi dâva­sının ve yeni zihniyet mücadelesinin za­ferle biteceğini söylemtiştik. Bunu söy­lerken sizlerden ilham slıyorduk. Çün­kü sizler o gün de şu anda olduğu gibi aynı ateşi, aynı heyecanı, aynı imanı taşıyordunuz. Daima İl-eriye giden kuv­vetli hamlelerinizin, teşebbüslerinizin; yanlış bir İdare zihniyeti ile durduruldu­ğunu biliyordunuz. Bunlar mazi oldu. Bugün sizi yürüdüğünüz yoldan alıko­yacak hiçbir mâni kalmamıştır. Müca­delenizle iyiliğin, niillî hakimiyetin, te­rakkinin yolunu açtınız. Bugün iş ba­sındasınız. Yep yeni bir memleiketin kurulması yolundasınız. Memlekette zihniyet inkılâbı yaptınız. Burada Bü­yük Atatürk'ün ebedileşen bir sözünü hatırlatırım. Onun «ne mutlu Türküm diyene» vecizesi bugün ne büyük mâna taşır.

Biz de bugün bubüyJ'k söze ilâve oîar?jk diyoruz ki, «ne mutlu sizlere hizmet edenlere ve ne mutlu sizlerin refahı ve .saadeti için çalışanlara ve çalışacak olanlara» alî.ah sizlerin sevgilerinize ve itimadınıza lâyik olmak irin bizlere yar­dım etsin. Hepiniz sağ o'unuz, varolu­nuz.»

— Adapzarı :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan, Başbakan Adnan Menderes ve beraberlerindeki milletvekilleri ve diğer davetliler bugün saat 15.35 te Adapaza-rma gelmişlerdir.

Hazırlanan program gereğince saat 15 te evvelâ Adapazarma gelinecek ve 15 te fabrikanın temeli atılacaktı. Meclis Başkanı ve Başbakanın yollarda kendi­lerini karşılayan halkın isrası karşısın­da arabalardan inerek halkla temas et­mek v% onların sevgi ve muh ab eti erinin coşkunluğuna teşekkür etmek zarureti hasıl olmuş ve bu suretle Adapazarma

ancak saat 15.30 dan sonra gelinebil­miştir.

Adapazarma girerken muazzam bir halk topluluğunun sokakları doldurduğu ve misafirlerin beklediği görülüyordu.

Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Baş­bakan otomobillerinden indikten sonra başta bando bulunan bir askerî kıtayı selâmlamış bundan sonra .halkın arası­na karışmışlardır.-îşte bu sırada balkın coşkunluğu kendini göstermiş ve misa­firlerin etrafını saran muazzam bir top­luluk sel haîinde belediye binasına doğ­ru akmaya başlamıştır. Bu sırada halik misafirlerini omuzlarında taşımak için tehalük gösteriyor, yolun iki tarafında bulunan binaalnn pencere ve balkonla­rım dolduran, kesif halk kitleleri yaşa­yın, varolun diye coşkun ve içten teza­hüratta bulunuyorlardı.

Büyük Millet Meclisi Başkanı ile Baş­bakanı bu insan selinin arasından Bele­diye binasına almak çok müşkül oldu. Kol kola veren halkın teşkil ettiği kordordan 150 metrelik bir mesafeye an­cak yaram saatte gidilebildi.

Kadın, erkek, çoluk çocuk 42 bin nüfu­su olan Adapazarımn 25 bin kişisi mey­danı doldurmuştu. Dakikalarca süren alkışlardan sonra evvelâ Büyük Millet Meclisi Başkam sonra Başbakan kısa birer konuşma yaptılar.Bundan sonra otomobillerle Şeker Fabrikasının temel atama merasim yerine gittiler. Burada da muazzam bir kalabalık Büyük Mil­let -Meclisi Başkanı ile Başbrlıan: bek-liyordu. Burada yapılan konuşmalardan sonra Büyük Millet Meclisi Başkam İle Başbakan ilk harcı memleket ve Ada­pazarı için hayırlı olması temennisiyle attılar.

—Adapazarı :

Adapazarı Şeker Fabrikası Kooperatifi İdare 'Heyeti Azası ve KocaeÜ Millet­vekili Ekrem Ali Can, Adapazarı Şe­ker Fabrikasının temel atma merasi­minde, bu fabrikanın umumi vaziyetini taiılil ederek demiştir ki:

«Adapazarı Şeker Fabrikası Türk.Ano­nim Şirketi tarafından kurulan Şirke­tin sermayesi şimdilik 10 milyon lira olup bu, sermayenin ikişer milyondan 8 milyon lirası Ziraat Bankası, Sümer Bank ve İş Bankaları ve Adapazarı Pancar Ekicileri istihsal Kooperatifi Ortaklığı tarafından, birer milyondan iki milyon lirası da Türkiye Şeker Fab­rikaları Türk Anonim Şirketi ve Eski­şehir Pancar Ekiciler: İstihsal Koope­ratif Ortaklığı tarafmchn taahhüt edil­miştir.

Devletçilik anlayışımızın ilk ve muaz­zam bir tatbiki olmak itibariyle de Ada­pazarı Şeker Fabrikası memleket imiz iktisadi tarihinde ayrıca önemli bir yer işgal etmektedir.

1953 yılı Ekim ayı iptidasından itiba­ren 'müstahsillerimiz pancarlarını, kendi fabrikalarına teslim etmeye başîıyacak-

tır.

—Adapazarı :

Adapazarı Şeker Fabrikasının .temel at­ma merasiminde hazır bulunmak üzere buraya gelen Başbakan Adnan Mende­res, Adapazarhlarm devamlı tezahürleri karşısında Belediye balkonundan, .mey­danı dolduran binlerce kişilik vatandaş topluluğuna Jhitabetmişı Adapazariyamı gösterdikleri derin ve hararetli alâkaya teşekkür ettikten sonra alkışlar arasın­da sözlerine şöyle devam etmiştir: «Bugün buraya, sevgili Adap azarımızın yeni. ve güzel bir 'Tnücs-seye kavuşması yolunda ilkadını: atmak üzere gekniş bulunuyoruz. Bu fccplulûgp.rriîn-n :ç:nde iktidar partisine veya muhalefete men­supbirçokvatandaşınbulunduğunu tahmin etmek müşkül değildir. Böyle güzel bir günde bütün partilere mensup olanların ve hiç bir partiye mensup 'bu­lunmayanların bir arada toplanmaları­nı tabii görmek ieabeder. Birazdan te­meli atılacak yeni müessesenin Adapa-zarına ve <meımîe.k&te . hayırlı olmasını temenni ederim.

Bugün huzurunuzda konuşmak istemi­yordum. Bunun sebebi, iktidarımızın ikinci senesini aştıktan sonra, elde edi­len başarıların kendiliklerinden konuş­masının artık kâfi olduğudur. Vazife basma geldiğimiz ilk giindemiberi giriş­tiğimiz ve hiç bir zaman durdurmadığı­mız gayret ve faaliyetlerimizin semere­lerini vermeğe başladığı şu senelerde, konuşmaktan ziyade eser ve netice gös­termenin daha muvafık olacağı kanaa­tindeyim. Bundan böyle ıkati zaruret gö­rülmedikçe iş başında olacağız ve işle-rimiziı eserlerimizi göstereceğiz. Ancak büyük bir .mecburiyet karşısında bulu­nursak konuşacağım, «âyinesi iştir ki­şinin lâfa bakılmaz.»

— Ankara :

Demokrat Parti 3 nci İl Kongresi dele­geleri bugün saat 15 te toplu bir halde Atatürk'ün moıvakikaıt Kabrine giderek bir çelenik koymuşlar ve seygı ıduruşun-da bulunmuşlardır.

Çanakkale Şehitler Âbidesi inşasına Yardım Komitesi tarafından ilçemize gönderilen 1100 liralık teberru makbu­zu halkımız tarafından sevnçle alın­mıştır.

— Sungurlu :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, dün g.kşam Çorum Kız Enstitüsü Öğretraen-Ie::rj,:udavetim!kabulederefebir çay içmek üzere Kız Enstitüsünü ziyaret ■etmişler ive 'burada Çorum'daki bütün öğretmenlerle iki saat kadar hasbıhalde bulunmuşlardır. ıBu konuşmalar 'esna­sında tarih öğretmenleri Çoru'm civa­rında Alaca Höyükte bulunan eski eti medeniyeti hakknnda geniş İzahat ver­mişler ve 'bundan sonna1 Ankara Arkeo­loji 'Müzesi Müdürü Nureddin Akça bu havalide yapılan hafriyatta bulunan es­ki eserlerden .bahsetmiştir.

Tarihçiler, milâdtan 330 sene evvel, Alacaöyü'k'te ve Boğaz Köyde yaşamış olan Eti Türkleri hakkında, vesikalara dayananı izahlarda bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanımız bundan sonra Vilâ­yet Konağına avdet etmiş ve burada Amasya'dan ve Yozgattan ge!-en heyet­leri kabul buyurmuştur.

Sayın ıBayar, !bu sabah Çaruım Erkek ■Sanat Okulunu ziyaret etmiş ve burada hazırlanan sergiyibizzataçmıştır.

Cumhurbaşkanımız müteakiben refaka­tinde milletvekilleri, Çoruım Valisi. An­kara Arkeoloji Müdürü ve Çorum tarih Öğretmenleri olduğu halde Alacahöyük'-ün kazılarını ziyaret etmiş, alâkalılar­dan şimdiye kadar yapılan, işler hıîıklkın-da geniş izahat almış ve bulunan eser­lerin ehemmiyeti üzerinde alâka ile dur­muştur.

Cumhurbaşkanımız Boğazköy'de bu Al­man heyeti âzaiarı ve diğer arkeolog­larla konuşmuş ve son kazılar hakkında izahat almışlardır.

Saym Bayar, -Buradan Sungurlu yoluyla Ankara'ya avdet etmek, üzere hareket etmiştir.

Cumhurbaşkanımız,hergeçtiğiyerde köylüler tarafından hararetli tezahü­ratla karşılanmışlardır.
— Ankara :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refa­katinde Çorum [Milletvekili ıSaip Özer, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fe­nik, Başyaver Kurmay Yaribay Nure-d-din Alpkartal olduğu. hıa-lde bu akşam saat 11 .de Çorum'dan Ankara'ya avdet etmişlerdir.

—Anikara :

Demokrat Parti 6 no Ankara îl 'Kon­gresi 14 ilçeden gelen. 247 delegenin iştirakiyle bugün toplanmıştır.

Saat 10 da ıDemokrıatt Panti îl Başkanı İrfan Erdem Kongeryi açmış ve mütea­kiben yoklamaya geçilmiştir.

Kongrede Sağlık ve Sosyal Yardım Ba-ikanı Doktor Ekrem Hayri Üstündağ, Adalet Bakaaıı Rükneddin Nasuhioğlu, Devlet ıBaikanı Muammer Alakant, Mil­lî Savunura Bakanı. Hulusi :Köym.en, Ulaştırma Bakana ıSeyfi Kurtbek, mil­let vekiller i, Demokrat .Parti Genel îda-re Kurulu üy^eri, Belediye 'Başkanı Atıf Benderlioğlu, »Belediye ve il Genel Meclisi Âza-îan, Demokrat Parti İl ida­re Kurulu Azaları, siyasi partiler .rnüşa-ıhi/tleri ve basın mensupları ile kalaba­lık bir dinleyici kitlesi haz^r bulunmuş­tur.

Yoklamayı taki'ben başkanlık, divanı se­çiminde Ankara Milletvekili Cs.man Şevki Çiçeikdağ Kongre Başkanlığına, Ali Rıza Uzunbeyli 2 nci Başkanlığıa seçilımişl'erdir.

Kongre Başkam Osman. Şevki Çlçe'kdsğ bir konuşma yaparak kongreye teşek­kür etmiş, sonra Atatürk ve Kore şe­hitlerinin hatıralarım teziz için bir 'da­kikalık ihtiram sükûtu yapılarak gün­dem mucibince yıllık faaliyet raporunun okunmasına ve müzakerelere geçilmiş­tir.

Kongre Başkanı Osman Çevki Çiçekdağ'ın saat 15 te her ilçeden birer dişi­nin iştirakiyle seçilecek bir heyetin Atatürk'ün geçici Kabrini ziyaret tek­lifini .kabul ederek öğle üzere dağılmış­tır.

Öğleden sonraki toplantıda faaliyet ra­porunun müzakeresine devam edilmiş, bu'arada Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'm Kongreye, başarı di­leyen telgrafı okunmuş, taundan .sonra il Başkanı tenkitlere cevaıp vermiştir. Bazı delegeler İl Başkanının cevapları hakkında görüş ve kanaatlerini ifade etmişler, müteakiben Ankara Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu söz alarak delegeleri tatmin edici bir konuşma yap-!mış ve tenkidlere cevap vermiştir. Atıf .Benderlioğlu bu konuşmasında de­miştir ki:

Çok sayın delege arkadaşlarım, Üçüncü Büyük Kongrenin teveccüh ve itimadına mazlıar olarak, ;Geneî İdare Kuruluna seçildiğim tarihe kadar, şim­di huzurunuzda hesap vermek şeref ve bahtiyarlığına nail olan İl idare Kuru­lunda âza bulunduğum cihetle bazı ar­kadaşlarımın tenkitlerinin İl İdare Ku­rulu Başkanı tarafından, cevap verilme­miş olan ıkısımlarma temas etmek -lü­zumunu hissettim.

'Dok 'muhterem arkadaşlarım,

Bir partinin siyasi faa^yetini, muhali-fetteki durumu ile iktidardaki durumu bakımından ayrı ayrı mütalâa etmek lâzımdır.

Muhalefette, partili arkadaşların muh­telif kademeler içindeki faaliyetlerini stk ve mütevali temaslarla takviye et­mek, onların heyecanlarım kamçılamak, enerjilerini şahlandırmak hülâsa çok hareketli bir faaliyet devresi içinde ibu-lunmalaıını temin etmek ne kadar lü­zumlu ise, İktidarda da ikati ve müte­madi bir istikrar sağlamak suretiyle bütün icra organları ile iş başında 'bu­lunan elemanlarımıza geniş bir çalışma imkânı temin etmek o kadar lüzumlu­dur.

-Bundan sonra parti faaliyetlerine temas edsn Atıf Benderlioğlu, Belediye Mecli­si ve îl idare Genel Meclisi gruplarının tanı ımânasiyle müttehit, mütesanid ve ■ahenkli bir çalışma yolunda olduğunu söylemiş ve 'bu arada kaçak inşaatı ö'n-îiyecek kanun tasarısının Büyük Millet Meclisi Komisyonlarında olduğunu, ibu (tasarının hazırlanmasında kendisinin ve Belediye Meclisinde yedi arkadaşının da hazır bulunduğunu ve milletvekille­rinin bunu Mecliste takip ettiklerini sözlerine ilâve etmiştir.

Bundan sonra İl İdare Kurulunun müs­pet çalışmalarını İzah eden Atıf Ben­derlioğlu cevap verilmemiş olan tenkit­leri de cevaplandırarak konuşmasını bitirmiştir.

Alkışlarla karşılan bu konuşmadan son­ra hesap raporu ve yeni yıl bütçesi oku­narak müzakere ve kabul edilmiş ve kongre yarın saat 9 da toplanmak üzere dağılmıştır.

21 Eyîûl 1952

— Kars :

Karadeniz ve Doğu bölgelerinde bir ge­ziye çıkmış olan Birleşik Amerika An­kara (Büyükelçisi George Mc Ghee. Karsta .basına şu beyanatı vermiştir:

Tarihi şehrinizi kısa ziyaretimden son­ra, ıBayan Mc Ghee ve ben, bir çok va­tandaşlarımızın bu bölgeyi ziyaret et­melerini candan temenni etmekteyiz. Bu seyahat bizim için çok alâka çekici ve tenvir edici olmuştur. Mahallî idareniz­de, .Süt Fabrikanızda ve kasaba!arınız­da hir çok kimselerle konuştuk. Mahalli idare mevzuunda tetkiklerde bulunmak üzere Amerika'da bir müddet kalmış olan genç ve çalışan Valiniz Niyazi Afa ile görüştüğümüzden dolayı çok mem­nun olduk. Bütün temaslarımdan şu in­tibaı edindim, ki, halkınız terakkinin mânasını İdrak etmiştir, istikbale bakı­yor ve istikbal için çalışıyorlar. Sovyet­ler hududuna 75 kilometre mesafede olan bu bölgede korkudan hemen hem-en hiç bahsedilmediğini duyan bazı vatan­daşlarım, çok şaşıracaklardır. Buradaki insanlar istikbalden şüphe etmeğe va­kit bıılamıyacak kadar kendi işleriyle meşguller. Onlar istikbal için çalışıyor­lar. Onlar hayatlarından memnundurlar ve önlerineneçıkarsakendiyaşayış

tarzlarının sonuna kadar müdafaa edi­leceğini biliyorlar.

Muş'a trenin gelmesi kolay olmuyor. Bu demiryolu yurdun en arızalı yerlerimden geçtiği için kilometresi yerine göre 800 bin ve bir milyon liraya mal oluyor. Yurdun her tarafında baş döndürücü faaliyet ve kalkınma var. Memleket iÇi ifetisadi inkişafı çok seri oldu. Liman­larda faaliyet eskisi ile kıyas kabul et-miyeeek derecede artmış, ithalât teza-yüt etmiştir. Bunlar gelecek sene daha da artacaktır. Durmadan, dinlenmeden çalışmak, verimli neticeler la&mak zo­rundayız. Çalışmalarımız programlı, ve uzun vadelidir. Önümüzdeki çalışma­larımız da programlı, plânlı ve uzun va­delidir. Önümüzdeki seneler semelerini alığımız zaman bu memleketin harici ve dahilî kudreti bir kaç misli artmış olacaktır.

Bir suali cevaplandıran Bakan sözlerine şöyle bitirmiştir:

Köylere su getirme meselesinde istical ediyoruz. Su, hem yaşamak, hem de sıhhat ve temizlik için esastır. 26 bin köye su getirmek, ve bunu 1954 e kadar bitirmek azmindeyiz. Bu dâvayı Hükü­met olarak bu kadar kısa zamanda an­cak köylü ile elete vermek suretiyle ba­şarabiliriz. Biz bu gibi büyük millî dâ­valarımızın daima milletle işbirliği yap­mak suretiyle tahakkuk edeceğine ina­nıyoruz.»

Bundan sonra belediye binasına giren İçişleri Bakam muhtelif parti temsilci­leriyle hasbıhalde bulunmuştur. Bu ara­da söz alan Belediye Başkam demiş­tir ki:

Muş, şimdiye kadar 700 bin jîra değil, yüz liralıkdevlet yardımı görme-

'miştir. Demokrat iktidardan evvel bu­ralarda mal, can ve ırz emniyeti yoktu. Bugün emniyetin de üstünde tam bir huzur vardır, raihatız. Evvelce kimseye ne derdimizi ne de dileklerimizi söyleye-dük, korkardık. Bugün tamamiyle hü­rüz, serbest konuşuyoruz, istediğimiz şekilde tenkitler yapıyoruz. Devletten herşeyi istiyebiliyoruz. Eserler büyük­tür, gözle görülüyor. Kalkınma muaz­zamdır. Fakat biz işleri daha fazla, da­ha çabuk istiyor ve ihtiyaçlarımızın bir an evvel ikmalini diliyoruz. Burada kar­deş partilerle tam bir ahenk içinde çalı­şıyoruz.»

Müteakiben Bakan, Varta - Hınıs isti­kametinde Muş'tan ayrılmıştır.

—İstanbul :

Büyük Türk Amirali Barbaros Hayred-din'in Preveze zaferini kazandığının 414 üncü yıldönümü bugün kutlanmak­tadır.

1938 yılından iberd. Preveze Zaferinin yıl dönümü olan '27 Eylül tarihi «donanma günü» adı altında kutlandığından bu sabah ta şehrimizde parlak bir tören yapılmıştır.

Saat 10 da Deniz Harp Okulu ve Kolleji, Deniz Astsubay Okulu, Yük­sek Denizcilik Okulu ve donanmaya mensup birlikl-er Sultanahmet'ten hare­ketle Taksim Âfoidisine gitmişler, bir çelenk koymuşlardır. Başlarında bando olduğu halde Taksim Âbidesinden ayrı­lan askerî birlikler Harbiye, Maçka ve Akaretler yolundan inerek Beşiktaş'taki Barbaros Anıtının bulunduğu mahalle' gelmişlerdir. Törene katılan gruplar bu­rada İstiklâl Marşını söylemişler, genç ibir denizci, Barbaros'un, preveze'de 'dal­galandırdığı bayrağı direğe çekmiştir. Müteakiben günün önemini belirten ko­nuşmalar yapılmış, Barbaros'un hatıra­sı anılmıştır.

—Gölcük :

Preveze zaferinin 414 üncü yıldönümü bugün burada ibüyük bir törenle kutlan­mıştır. Törene saat 11 de Atatürk Anı­tının önünde başlanmıştır. Yavuz Gemi­si bandosunun çaldığı İstiklâl Marşını takiben, Deniz Üsteğmeni Faruk. Sü-kan, Preveze Zaferi ve Bar barosun bü-yüklüğü hakkında bir konuşma, yapmış ve bilâhare söz alan Denizaltı Filosu Komutanı Tuğamiral Fahri Korutürk, Barbaros'tan ibu yana denizciliğimizin inkişafını ve tarihini anlatmış, denizcili­ğin dünya yüzündeki ehemmiyetinden, bahsetmiştir. Bundan sonra Amiral Fahri Korutür.k, Törende bulunanları. GBarbarosun ve isimsiz denizci şehitle­rin ruhlarını taziz için bir dakikalık ih­tiram duruşuna davet etmiştir . Müteakiben bir manga deniz eri havaya üç el ateş ederek denizcileri selâmla-mıştır.

Törende Kocaeli Valisi Ethem Yetkiner, Karamülsel Kaymakamı, Denizaltı Fi­losu Kurmay Başkam Kurmay Yarbay Celâl îzce, Gölcük ve Değirmendere Be­lediye Reisleri, emekli deniz subayları, basın mensupları ve kalabalık bir halk kitlesi bulunmuştur.

Misafirlere öğleyin donanma evinde bir yemek verilmiş, öğleden sonra Donanma iskelesinde kulüplerle beraber donanma erleri arasında deniz sporları yapılmış­tır. A sınıfına .mensup arama-tarama gemileri harp nizamına geçerek alay sancaklariyle donanmıştır. Bugece fener alayları yapılacaktır.

— Ankara :

1952 - 53 tiyatro mevsimine girerken Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Cevat Memduh Altar kendisiyle gödüşen bir arkadaşımıza, Devlet Tiyatrolarının ye­ni sene faaliyet ve çalışmaları hakkm-, da etraflı izahat vermiş ve demiştir ki: «Bu sene tiyatro .mevsimine mühim ye­niliklerle giriyoruz. Şimdiye kadar ço-culk piyesleri de dâhil olmak üzere dram, opera ve komedi unsuru olarak sezon repertuarı 12 eseri geçmemekte idi. 'Bu sene ilk dafa olarak repertuarı 18 esere çıkarma yolunda hazırlıklara başlanmış bulunmaktadır. Bu arada se­zon programında eserlerin yazıldıkları devir, kalite ve muhtevaları bakımından tenevvüe çok dikkat edilmiştir. Edebî heyetin yaptığı devamlı ve sıla bir ça­lışma neticesinde tesbit edilen repertu­arda opera tarihinin üç ayrı devrini temsil eden örnekler verildikten maada memLeketimizde ilk olarak Ahmet Ad­nanSaygun'un1953 Martında sahneye konacak olan «Kerem» Operası ile millî opera repetuarmm ilk eseri de kaza­nılmış olacaktır. Diğer operalar 18, 19 ve 20 nci asır opera literatürünün üç mühim tipini ihtiva etmektedir. İlk opera 19 uncu asrın başlarındaki üstatlarından Donizetti'nin «Elixire d'amour» (sevda iksiri) perasıdır. Sahneye ikinci 'konacak, eser, asrımızın tanınmış modern Amerikan Kompozi­törlerinden C. Menotti'nin 1950 yılından beri büyük sükse yapmış olan «Konso­los» adlı operasıdır.

Üçüncü eser 18 inci asır Viyana Klâsik üslubununüstadlaruıdanMozart'ın «Cosi Fan Tutte» adlı operasıdır. Büyükve küçük -tiyatrolardakidram faaliyetine gelince:

Bu eserler arasında da devir, nevi ve kalite durumları önemle gözönüne alın­mış, üstelik beynelmilel sahne literatü­rünün standart eserleri ile telif eserle-lerimiz arasında ımünavabe esası üze­rinde önemle durulmuştur. Bu takdirde bir telifi bir tercüme taikibetmektedir.

Büyük tiyatro sadmesi Yunan klâsikle­rinden Sofokles'in «elektra» trajedisi ile ve küçük tiyatroda da Galip Güran'-ın «ters yüz» adlı piyesi ile açılmakta­dır. Büyük Tiyatroda elektra'yı Ahmet Muhip DıraiLS'm «gölgeleri» i Montre-alt'm «ölü kraliçe» si, Profesör Seîâ-Tıattin Batu'nun manzum «güzel helena» sı takibetmektedir.

Küçük Tiyatroda ise, Galip Güran'm «ters yüz» adh telif eserini Goîdsmit'in «yanlış yanlış üstüne» .adlı komedisi Adalet iSümer ve (Sevim San'm «bir pi­yes yazalım»ı Çapek'in «vatan isterse», Refik Ahmet Sevengil'in «sahne dışın­daki oyun», îbsen'in «nora» adlı dram­ları taki be tm ektedir.

Görülüyor ki, tatbikat sahnesinden beri henüz 12 yıllık bir traditiona malik olan Devlet tiyatrosunu dram ve opera sah­nelerinin bir devre evvelinden tesbit edi­len sezon programı milletlerarası tiyat­ro işletme teamülüne uyularak mevsime girilmeden çok evvel bellibaşlı şehirle­rimizde asılan duvar afişleriyîe ilân edilmiştir. Yine bu yolda teknik ;bir çalışmanın icaplarındanolarak dahaHaziran ayı içinde tesbit edilen rol tevziatı ilgililere tebliğ edilmiş ve her sanatkâr .mevsimin hangi eserlerinde ve hangi rollerle vazi­felendirilmiş olduğunu en az 3 ay evve­linden bilmiş ve kendini ona göre hazır­lamıştır. Bu faaliyete parelel olara'k de-ikor, kostüm, accessoire vesairesi nevin­den olan sahne teçhizat ve melzemenin hazırlıkları da yine önceden tesbit edi­len tarih ve vadelere göre tatil ayl-arm-da intaç ve ikmal edilmiştir.

Bu itibarla atölyelerin imalât faaliyeti eserierin saîmeye konuş tarihlerine paralel olara'k hazırlanmış bir progra­ma göre sezon sonuna kadar muntaza­man devam edecektir.

Regie mevzuuna gelince: Vaktiyle Profesör Cari Ebert gi'bi dün­ya ölçüsünde büyük bir sanat şahsiye­tinin kurup bizzat 10 yıl idare ettiği Devlet Tiyatrosu dram ve opera sahne­leri herşeyden önce menşeini Devlet Konservatuarı gibi özlü bir Öğretime ve akademik formasyona dayandığı için­dir ki müessesenin regie anlayışı herşey­den önce kuvvetli ,bir kültüre istinat et­mektedir. Bu itibarla regie salhasmdak: faaliyetini diğer devlet tiyatrolarında olduğu gibi müstakil bir teknik ve an­layışın ışığında geliştiren Devlet Tiyat­rosu sahnelerinin gerekli ihamleyi yapa­bilmesi için geçen yıl il'k kurucu orga­nizatör Profesör Cari Ebert davet edi­lerek faaliyet esaslı bir revizyondan ge­çirilip durum mufassal bir raporla tes­bit ettirilmiş, Münih Devlet Tiyatrosu­nun Böşrejisörü A. Schröder, Müessese­ye Başrejisör olarak davet ve tâyin edil­miş, müessesenin kuruluşundan beri mühim emekleri geçen sanatkârlardan Mahir Canova Dram Rejisörlüğüne, Ay­dın Gür ve Vedat Gürten ise Opera Re­jisörlüklerine tâyin edilmişlerdir.

Müessesenin inkişafım sağhyacak olan talim, tedris ve tekmil mütehassıs ve Öğretmen kadroları da yerli ve yabancı

mütehassıslarla takviye edilmiştir. Bu arada meşhur italyan sanatkârı ve Mi­lano'daki Scala Tiyatrosu Hocalarından .Apollo Gran Porte, Şan Mütehassısı ola­rak angaje edilmiş, Roma Operasının Eski Teknik Mütehassısı Albert Milano Sahne Teknik Müdürlüğüne tâyin edil-

miş,müesseseye kurulduğu gündenberi emeği geçmiş olan Tarık Levendoğlu Başsenograflığa getirilmiş ve Paris'te tahsilini ikmal eden Dekoratör Refik Eren de müesseseye bosetist olarak an­gaje edilmiştir.

—İstanbul :

.Vali ve Belediye Başkanı ve Türk Elen Dostluk Derneği Fahri Başkanı Prof. Gökay ile Yunan Başkonsolosu Hristo-pulos'un himayelerinde Türk - Elen Dostluk Derneğinin teşebbüsiyle 25 Ekimde Atinaya bir gezi tertip edilmiş­tir.

Ordu Vapuru ile yap:lacak bu geziye Vali ve Belediye Başkanı adına Vali ■Muavini Fuat Alper, Yunan Başkonso­losu adına Dimitropulos başkanlık ede­ceklerdir. 30 Ekime kadar devam ede­cek olan bu gezi esnasında Atinada Elen - Türk Dostluk Derneğinde Mr top­lantı yapılacak ve bilâhare Majeste Yu­nan Kral ve Kıraliçesinin de davetli bu­lundukları bir balo tertip edilecektir. Diğer taraftan g'emi Pire Limanına de­mirli bulunduğu müddetçe Atina Şehri ve Akropol elektriklerle donatılacak, Atina Belediyesi ve Dernek tarafından misafirler şerefine ziyafet verilecektir.

—İstanbul :

Türkiye - Hindistan Kültür Cemiyeti Umumi Kongresi bugün saat 16 da Ci­hangirdeki Elçilik binasında yapılmış­tır. Yillık faaliyet raporunun okunma­sını müteakip üyeler söz almışlar ve müteakiben rapor heyeti umumiye ta­rafından tasvip edilerek kabul olunmuş, esiki idare heyetinin ibrasından sonra yeni idare 'heyeti seçimi yapılmıştır. Toplantıyı müteakip üyelere Hindistan çayı ikram edilmiştir.

—Ankara :

Atina Raryosunun bu akşam bildirildi­ğine göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Ce­lâl Bayar, Kral Paul'ün davetlisi olarak 17 Kasımda Yunanistan'ı ziyaret ede-çektir.

Celâl Bayan iki muhrip refakatinde Sa-varona yatı ile -Pire'ye gelecektir. Yat, Yunan karasuları smırmda donanma tarafından karşılanacaktır.

Bakan dileklere cevap vererek, izahlar­da bulunmuş, fikirlerini şöyle ifade et­miştir :

«Kazanızı mamur ve medeni bir hale .ge­tirmek gayemizdir, suyunuzu getirmek için 330.000 lira sarfediyoruz. Elektrik de elbet gelecektir. Yalnız bunun evvelâ projesini hazırlamak lâzımdır. Belediye­niz bu işle meşgul olsun. Devletin ibü-tiin 'memlekete şâmil ibir elektrikleme plânı var. Her kazaya hatta bucak ve köylere elektrik getirilecektir. Toprak meselesi, umumi bir dâvadır. Muş Vilâ­yetinde Toprak Tevzi .Komisyonunun faaliyeti için ilgili Bakanlıkta teşebbü­se geçeceğim. Traktör almak isteyen köylülere yardım yapılıyor. Bu husus için Ziraat 'Bankasına müracaat edilme­si lâzımdır. Burada bir petrol ofis şu­besinin acıtması için yine alâkalı ma­kamla temas edeceğim. Kereste ihtiya­cınız da elbette nazarı dikkste alına­caktır.

Sizin gibi yüksek seviyeli güler yüzlü halk, bize geleceğimizin teminatlı ve müreffeh hayatın müjdesini veriyor. Çok çalışmalı, çok para kazanmak, belediye bütçesini arttırmak lâzımdır. Belediye bütçenizin kısa zamanda 20 bin liradan 29 bin liraya çıkmasından memnun oldum. Bulanık, yetişmiş, kıy­metli insanların muhitidir. Daha büyük günler için hazırlanınız.» Bakan, Malazgirtte büyük bir kalabalık tarafından heyecanla karşılanmış ve halkla görüştükten sonra. Patnos'a gel­miştir. Paıtnos'ta kalabalık bir halik kütlesi, kaza methalinde toplanmıştı.

Jandarma bahçesinde uzun bir konuşma yapan Bakan, geç vakit Tutak'a geldi. Burada muazzam halik kütlesi ellerinde lâmbalarla Bakanı karşıladı ve aynı şe­kilde teşyi etti.

Bakan, halkın dileklerini mektebin bahçesinde -dinledi. Su projesinin derhal

imzaladıktan sonra, tatbik sahasına konulacağını söyledi. Ziraat Bankası ve Toprak Ofisin burada şube açması için teşebbüste bulunacağım belirtti.

Bu sunada Orgeneral Kemal Yaşmkilıç, Tutak'în kahramanlığını belirterek de­di ki:

«TutaJk, kahramandır. Birinci Cihan harbinde, buranın fedakâr halkı. Kılına gediğinde beş gün beş gece düşman kuv­vetlerinitutmağa muvaffak olmuştu.

Bakan ve arkadaşları ayni içten teza­hüratla uğurlanarak Karaköse'ye gel­diler.

Kafile, Doğu Beyazıt üzerinden İğdır'a gidecektir.

— İstanbul :

Vali ve Belediye Başkam Prof. Gökay, yakacak ve yiyecek mevzuu üzerinde şu ■beyanatta bulunmuştur:

«Anikara dönüşümde .kış için yakacak ve gıda maddeleri hakkında ne gabi ted­birler düşünüldüğünü 'soran bir gazete­ciye tou hususta gerekli kararların 'alın­dığını, geçen yıl olduğu gibi bu sene de yakacak sıkıntısı çekiLmiyeceğini ve fiyatlarında ihraç ve 'istihlâkin fazlalaş­ması, istihsalin geçen yıllara nazaran az oknası yüzünden vukuu bulan fiyat yükselişine karşı da icap eden tedbirler üzerinde birkaç aydan beri çalışıldığını ve kıştan evvel bir netice alınacağını söylemiştim. Bu arada vatandaşların gı­da mevz ularının ehemmiyetle tetkik edilmekte olduğunu, iki yıl sonra topla-nacaik Tıp Kongresinde -beslenme ve beş­leme bozukluklarının bir mevzu olarak ele alınacağım, hatalı bir mutfak reji­minin en esaslı uzuv olan karaciğeri" yormak suretiyle insan ömürünü azalt­tığını, 'bundan dolayı beslenme mevzuu-■nun en mühim hıfzıssıhha işi olarak memleketlerdetetkikedildiğini,sıhhi

yemek listeleri yapıldığım söylemiştim. Vıali'mucizemibuluyor,diyemühim

mevzuunkarikatürizeedildiğini görü­yorum. Konuşulan şeyin tam aksettiril-

image002.gifimage003.gifimage004.gifimage005.gifimage006.gifimage007.gifmemesi, ruh ve mânasının deriştirilerek bu mühim dâvanın, ımizah mevzuu ya­pılması doğru değildir. Mutfak sistemi­mizin değiştirilmesi lâzımdır, bu vesile ile belediyenin, hayatı ucuzlatmak yo­lunda gayret sarf etmediği de yazıldı. Yapılan işler unutulursa. yapanların şevki kırılır.

Yağ fiyatlarının indir ilm es inde sıhhi tertipli ofis yağının rolünü niçin nuttıık. Kömür ve odun tanzim satışı -ve biri-ketlerin yaptığı müsbet faydayı ne ça­buk unutuyoruz.

Ayrıca yakında sıhhi yeni yağ tanzim satışları da yapılacak, piyasaya çıka-caiktır. :Bu sene domates 80 den başladı, ■müstahsil mıntıkalarla, temas, öttük. İba­dullah 15 kuruşa kadar indiğini ne ça­buk unutuyoruz. Tenkitlerinde insaflı olmasını basın arkadaşlarımdan bir ker-re daha rica ediyorum. Avrupa'da gez­diğim şehirlerde hayat .bizden pahalı dediğim, zaman oradaki yaşama stan­dardını gözönünde tutmak ve muhtelif zümrelerle görüşmek, amelenin ücretle­rini gözden geçirmek, çarşı pazar fiyat­larını tetkik etmek suretiyle konuştu­ğumu söylemek isterim. Tekmil bir va­pur halkı bu fikrime iştirak etmişti. Almanya'da süt ve :muz gibi bizden ucuz şeyler de var, orada et, pirinç ve diğer gıda (maddeleri paihalıdır.

Diğer memleketlerde durum böyle de­ğildir. Onlarda her şey ateş pahasma-•dır.

Hakikatleri olduğu gibi söylemekten niçin çekmelim. Eksiklerimiz varsa ta­mamlamak bizim vazifemiz değil mi? Yalnız tenkit değil yapılan ımüsbet iş­leri de görmek icap eder. Oraya neden­se yanaşmıyoruz. Beyanat aşıklısı de- . ğiliz, yalnız .matbuatımıza kıymet ver­diğimiz için sorduklarını cevapsız bı­rakmıyoruz. Susmasını da biliriz. Pa-ikat lüzumunda konuşacağız.»

Tokat :

Demokrat Parti il Kongresi ibugün saat 10.45 de Ali 'Saferi sinema .Salonunda, merkez ve ilçelerden gelen delegelerin ve Tokatta'ta bulunan .milletvekilierinin istirakile açılmıştır. Atatürk'e ve Kore şehitlerineyapılantazimduruşundan

sonra, başkanlık divanı seçimleri yapıl-1 onış ve Başkanlığa Tokat MileltvekiIL Ahmet Gürkan seçilmbiştir. Bundan sonra gündem gereğince senelik mesai raporu okunarak üzerinde görüş­meler yapılmış ve İdare Kurulu ibra olunarak dileklere geçilmiştir. Dilekler meyanmde.:

— Tokat ve çevresininmüsaitolan yerlerindeKanadakavağıyetiştiril­mesi,

— Okullardaki din tedrisatının daha kifayetli bir şekle sokulması,

— Tokat Merkezi ile Seylâba maruz kasabalardan bir kısmının Seylâp felâ­
ketinden, kurtarılmasının ön plâna alın­ması,

— Gelir VergisiKanunununtadiledilmesiı

— Vilâyet dâhilinde tapulama işleri­nin süratle ikmali,

— Sınır ve Yaya dâvalarının kesin bir şekilde halline yanyacak neticeli kanu-

. ni hükümler konulması,

7_ Tokat İmam - 'Hatip Okulunun busene tedrisata açılması ve daha başka
mahallî konular bulunmakta idi.Delegeler tarafından ileri sürülen dilek­
lerintasvip ve kongredekabulünden sonra İl Yönetim Kurulu haysiyet diva­
nı ve Kongreye iştirak edecek delegeler seçimine geçilmiştir.

— Söğüt:

Bugün Söğüt ve civan sayılı günlerin­den birini daha yaşamıştır. Ecdadımız Ertugrul Gaziyi anma töreni binlerce kişinin istirakile parlak bir şekilde kut­lanmıştır. 'Sabahın erken saatlerinden itibaren başlayan törende Millî Eğitim Bakanı Tevfik îleri, Bilecik ve Bursa milletvekilleri, Bilecik Valisi, yakın il ve ilçelerden gelen temsilciler hazır bu-lunumuştur. Törenin ilk kısmı kasaba içindeki Atatürk Anıtı önünde yapılmış ve 'kasabaya giren millî kıyafetli 400 altının tören mahalline gelerek sancak direğine sanlı bayrağımızı çekmesinden sonra önde mehter takımı olduğu ihalde binîerce kişi Ertugrul G-azi'nin Türbe­sine gitmiştir. Valinin hitabesinden sonra söz alan ha­tipler Ertugrul 'Gazi'nin milletimiz için ifade ettiği mânayı belirtmişler ve son olarak kalkın tezahüratı arasında kür­süye gelen. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Ertuğrul Gazi'nin kahramanlığını ve büyük eserini ifade ile söze başlamış ve milletlerimizin asırları dolduran şanlı tarihine temas ederek demiştir ki: «Mazisine ve tarihine bağlı olmayan rbîr millet köklü bir ımillet olamaz. ISel-çuk bizimdir, Selçuk'tan öncesi de bi­zimdir, Osmanlı imparatorluğu da bi­zimdir, Osmanlı İmparatorluğunun çö-'kimtüsü üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti 'de bizimdir, bizden sonra gelecek ol ani arındır. Söğütlüler, Ertuğ-rul gazi size Türk Milletinin bir ema­netidir. Asırlar boyunca bu emanati hürmetle (muhafaza, ettiniz Sizleri teb­rik ederim.»

Bakan, bundan sonra Türk Milletinin vatan sevgisini ve bu sevginin, bu mil­letin her ferdine gerektiği zaman neler yaptırabileceğini işaret ederek sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Asırlar boyunca uğrunda can verecek kadar çok sevdiğimiz bu vatana, yaşa­dığımız müddetçe yapılacak pek çok vazifelerimiz vardır. Yediden yetmişe kadar bütün Türk milleti hissemize dü­şen vazifeyi hakkıyla yapmaktayız.

Bu çalışmalar Atatürk'ün işaret ettiği gibi Türk Milletini muasır medeni mil­letler seviyesine ve hatta daha ileriye yükseltmeye müteveccihtir.

Biz muvaffak oldukça Ertuğrul Gazi'­nin ve bütün gazi ve şehitlerin ruhları taziz edilmiş olacaktır.»

-Bundan sonra an'anevi pilav yenilerek Türbe ziyaret edilmiştir. Şenlikler bu gece de sabaha Kadar devam edecektir.

— İstanbul :

Bir müddetdenberi 'memleketimizde bu­lunan Tümgeneral Pavle Ya>kiç Başkan­lığındakiYugoslavAskerîHeyeti bu

akşam saat 19.50 de .Sinıplon Ekspresi­ne bağlanan hususi bir vagonla şehri­mizden ayrılmıştır.

Tümgeneral üPavle Yakçiç başkanlığın­daki heyete Sirkeci Garmda askerî me­rasim yapılmış, Yugoslav ve Türk marş­ları 'gaknmıştır.

Tümgeneral Pavle Yakçiç Askerî kıtayı teftiş etmiş ve askerlerimize «merlıaba asker» diye Türkçe hitapetmiştir.

Yugoslav -Heyetini darda İstanbul Gar­nizon Komutam Tümgeneral Suat Ku-yaş Merkez Komutanı Reşit Enkmen, Vali adına Hususi Kalem Müdürü Nabi Up, Yugoslavyalım İstanbul Konsolosu ve Sefaret erkânı uğurlamışlardır.

Heyet Başkanı General Yakçiç hareke­tinden evvel Anadolu Ajansına şu beya­natta bulunmuştur:

—Ankara basın mensuplarına seyaha­timiz hakkında geniş beyanat verdim. Türkiyeye yaptığımız seyahat bir dost­luk ziyaretidir. 'Her hangi bir paMla alâkalı bir ziyaret değildir. Yakında bir Türk askeri heyeti de Yugoslavyayı zi­yaret edecektir. Türik askeri heyeti Yu­goslav ordusunu yakından görecektir.

Yugoslav ordusu kendi kuvvetine inan­mıştır. Kendisine düşen vazifeyi her za­man yapmaya hazırdır.

Ankara ve İstanbul'da bize gösterilen hüsnü kabul ve misafirperverlikten do­layı duyduğumuz memnuniyet sonsuz­dur. Bu seyahatimizde kendimizi mem­leketimizde sandık. İstanbul'da tarihi yerleri gezdik. Bu yerlerde bir ^ok tari-hîhatimları yaşadık, ve bir çok muha­rebelerin izlerini gördük. Napoleonun dediği gibi, yapılan bu ımuharetbeler Avrupanm anahtarını teşkil etmiştir. Bizans ve Osmanlı İmparatorluğunun kültür hareketlerine ait eserler üzeri­mizde çok. büyük tesirler yarattı, ©u gezdiğimiz yerlerde geçmiş asırların iz­lerini gördük.

Istanbulun güzelliğine hayran olduğu­muzu zikretmeden geçemiyeceğim. Birinci Ordu Müfettiş Vekili Korgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, Garnizon Ko­mutanı Tümgeneral Suat Kuyaşm gös­terdikleri candan alâkaya teşekkür et­meyi bir .borç bilirim. İstanbulin değerli Vıalisi Prof. Fahret­tin. ıKerim ıGÖkkay'a da teşekkür eder, memleketinizden ayrılırken Türk Mille­tine ve ordusuna hürmetlerimizi arze-deriz.»

Yugoslav Askerî Heyetine Belgrad Ata­şe militeılmizKurmayBinbaşı Rasîtm

Savaşkan, Yunan huduna kadar refakat edecektir.

-—İstanbul :

Şehrimizden bu akşam ayrılan Yugos­lav Askerî Heyetine Yugoslav Konsolo­su tarafından Tarabya'da bir öğle ye-ımeği verilımiştir.

Yemekte Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Birinci Ordu Müvettiş Vekil: .Korgeneral İsmail, Hıaikkı Tunaboylu, Garnizon Komutam Tümgeneral Suat Kuyaş, ıMerkez Komutanı Tuğgeneral [Reşit Erkmen de bulunmuştur. Ayrıca Belgrat AtassmilLterimiz Kur-ctnay Binbaşı Resim Savaşikan da bugün misafirlere Moda Deniz Kulübünde -bir Çay vermiştir.

Diğer taraftan Vali ve Belediye .Başka­nı Prof. Gökay ıda dün gece Taksim Ga­zinosunda misafirler şerefine yemek venmiş, ziyafette Yugoslav Konsolosluk erkânı ve yüksek rütbeli subaylarımız da da îıaızır bulunmuşlardır.

29 Eylül 1952

— Ankara :

Cumhurb aş kanımız Celâl Bayar, Doğu âlilerimizde bir tetkik seyahati yapmak üzere, bu salbah saat 8 de uçakla Kars'a hareket etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımıza bu sehayetlerinde Bayındırlık Bakanı Kemal iZeytinoğlu, işletmeler Balkanı ve Gümrük ve Tekel Bakan 'Vekili ıSıtfkı Yıraalı, Ağrı Millet­vekili Celâl Yardımcı, Kars Milletvekil­lerinden LâUf AJküzüım, Abbas Çetin, Çoruh Milletvekili Ali Hıza Sağlar, Kon­ya Milletvekili Remzi Birand, Hava Kuvvetleri Komutamı Orgeneral Muzaf­fer Gökçenin, Ziraat- Bankası ve Eti-bank Genel Müdürleri Başyaver Kur­may Nurettin Alpkartal ve ıBasm - Ya­yın Haberler Dairesi Müdürü refakat etmektedirler.

Cumhurlbaşıkamnıız Hava alanında Başbakan Adnan Menderes, Ibaikaniar, 'milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı, .mülki ve askerî erkân tarafından uğur-lanmışlardır. Başta iSancaık ve Bandosu olduğu halde bir [askerî birlik Cumhurbaşkanımıza selâmresminiifaetmiştir.

— Ankara :

Lübnan'daki Tünk ımalları ile Türkiye'­deki Lü'bnan mallan meselesinin halli için Hüıkümetimizle Lübnan Hükümeti arasında hazırlanimış olan anılaşıma bu­gün saat 12 de Dışişleri Bakanlığımda Dışişleri 'Bakanlığı Uımıımi Kâtibi Bü­yükelçi Cevat Açıkalın ile Lübnan El­çisi İbrahim El Alıtap tarafından imza­lanmıştır.

(Bı anlaşma gereğince, ahden tesbit edilmiş .müddetler içinde hiyar hakkını kullanmayı ihımal etmiş olan bazı (kim­seler nefine Lübnan itaıbnyetini ihtiyar etmek hususunda, Türkiye'deki Lübnan ■malLarı hakkında şimdiye kadar kon­muş veya gelecekte konacak olan hü­kümlerden istifade etmek için ihtiyar ettikleri uyrukluğu ileri sürememeleri şartiyle, iki senelik yeni bir hiyar ihaık-kı süresi bahşedilin esine ve Lübnan'da­ki Türk mallariyle Türkiye'deki Lübnan ma-liarı meselesinin halli için Lübnan Hükümeti ile Hükümetimiz arasında müzakerelere başlanmasına mütedair olarak iki Hükümet arasında 7 Aralık 1946 tarihinde Berut'ta teati edilmiş olan mekıtuplar meriyete girmektedir. Binaenaleyh, bahse konu kimseler 2 se­nelik bir müddet içinde Lübnan tabiiye­tini ihtiyar edebil e cekl endir ve emlâk müzakereleri en kısa zamanda başhya-caktır.

Jjki ımemleket arasında mevcut, samimi dostluğun 'bir tezahürü olmak üzere ve Türk ve Lübnanlı malları meselesinin halli hususunda yapılacak müzakereler için müsait bir hava -yaratmak ıgayesiy-le, Lübnan Hükümeti, Lübnan'daki Türk mallan üzerinde halen mevcut bulunan idari takyitleri '29 Eylül 1952 tarihinden itibaren bir ay içinde kaldıracak, ibuna mukabil, Hükümetimiz de Türkiye'deki Lübnanlı malları üzerine konmuş bulu­nan idari takyitleri aynı müddet içinde refedecektir. Böylece, Lübnan ve Türk vatandaşları gayrimenkullerin satışı, ipo'teki, kiralanması ve buna ımüteferri diğer bütün ameliyeler hususundaki ser­best tasarruf haklarını, :iki memleketin kanuni mevzuu'atma tevfikan, tam ola­rak kullanabileceklerdir.Burada bahis konusu mallar, saleplerinin ihakları iki taraf ilgili makamları tarafından kabul ve teslim edilmiş bulunanlar olup üze­rinde jlutilâf mevcut olan. malların, du­rumu yapılacak müzaıkereler sırasında bir iual tarzına bağlanacaktır.

İhtilâflar zuhur ettiği hallerde, iM ıta-raf imakamaln haiz bulundukları yet­kiler hududu içinde, Türk ive Lübnan mallarına mütedair müzakerelerin neti­cesini beklemeden, bu ihtilâfların halli çarelerini, aranıask hususunda ihtimam gösterecekleridir.

Türkiye'de bloke edikniş bulunan. Lüb­nan mâtlubatma bahse .konu anlaşma gereğince serbest bırakılan Lübnan mal­larının satışından mütevellit ımiktarla-rm ilâvesiyle meydana gelen meblâğla­rın 400.000 Türk lirasına kadar olan kısmı Türkiye'ye geleni Lübnanlı sey­yahlara ödenebilecek; ve bu meblâğların bakiyesi Türkiye'de yürürlükte bulunan umuımi rejimle ıtesibît edilmiş plan bazı maddelerin ihracı için kullanıl abileoek.-tir. Mezıkûr 400.000 Türk. lirasının deblo-kajı Türik. kambiyo mercileri tarafından her Lübnanlı seyyaha Türkiye'de bulu­nacağı her ayin başında 3.000 Tünk li­ralık bir ıayl:ik deblokaj müsaadesi ve­rilmesi suretiyleyapılacaktır.

Buna mukabil, Türk vatandaş! arının Lübnan'da bloke edilmiş bulunan mat­lupları ile bu defa yapılan anlaşma .ge­reğince serbest bırakılan Türk ımalları-nın satış .bedelleri, Lübnan'da yürürlük­te bulunan mevzuata uygun olarak, ser­bestçe ilhraç edilebilecektir.

— Ankara: :

Adalet Bakanı Rükneddin Nasuoğlu Anadolu Ajansına aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı înönü, 'Bursa'daki konuşmasında, Ada­let, işlerini ele alarak Adalet manzume­sini umumi efkâr Önünde tesir ve taz­yik altında huzursuz bir durumda tas­vir etmektedir.

Memlekete şâmil bütün bu ithamlar içinde cevap verilecek ancak dört nokta bulabildim.

1 — (iktidara mensup bir gazete mu­harririnin,birhâkiminkararlarından

dolayı ailesini de .karıştırarak yazı yaz­mış olması)

bu, mevzuubahs hâkini ile gazete anu-harriririni şahsen alâkadar «der bir mevzudur.

Burada hâkim ve muharrir her- vatan­daş gibidir.

— (Teminatlı hâkim verdiği [kararın­dan dolayı Mecliste teşhiredilmiştir).
Bir (milletvekilinin Meclisteki konuşma­sına istikaımet verecekusulümüz yok­
tur.Bunu olsa olsa inönü, yine o mil­letvekili ile şahsen. ımünailcaşa edebilir.

— ı(Eu milletvekilinin Meclisteki ten­kitli konuşması üzerine verdiğim cevap­
ta ithama işitira'k eder görünmüşüm.

'Zabıtlar meydandadır. Söylediğimi t&k-rar etmeğe lüzum gömmüyorum. Benim beyanatımdan o hâkimi veya hâkimleri şüphe altında bulundımacaik bir 'mâna­yı, hüsnüniyet sahibi hiç bir inşam çıka­ramaz. Halk Partisi Genel Başkanı mil­letvekilidir. Kürsüde söyl&nımiş sözlerin değiştirilmemesi kaidesini bilmeğe mec­burdur. Sözlerimin mânası değiştirile­rek konuşulmuştur.

4— (Kendisine söylendiğine göre temi­natlı bir hâkimi kaldırmak için mahke­
me Lağvedilmiştir.)

înönü, bunu bildiğine göre değil, kendi­sine anlatıldığı şekilde nakil eıtımekte-■dir. Eğer lâğvedilen mahkemenin yeri­ni ve zamanını söylemiş olsaydı, cere­yan eden .muameleyi uımuımi efkâra ve bu arada kendisine de izah ederim. Bütün memleketi iköktea alâkadar eden Adalet mevzuunda, bu kadi&r bedbin konuşan muhalefet lideri, söylediklerini teker teker hâdise ve .mekân ne varsa zilkretmedikçe iddiaları, bir bühtandan ibaret kalır.

Konuşmasının sonuna doğru .(nifaktan korkuyorum. Nifak yollarına karşı memleketi aydınlatmayı vazife olarak yapmağa çalışıyorum) diyor. Umumi efkâra arzettiği bu iddiaların 'nıesnetsizliğine bakılınca, korktuğunun bizzat kendisi tarafından yapıldığına in­sanın inanacağı geliyor.

Umumi efkâr önünde bu vesile ile şunu arzedeyim: Mahkemelıerimiz müstakil ve her türlü tesirden masundur.

Çalışma Bakanı Sutkı Yırcalı da, Hükü­met Konağı önündeki meydanı dolduran halka hitap etmiş ve demiştir ki:

«Bu güzel tezahürleriniz memleketin müşterek refahı ve millî ıkailkımma hu­susunda Hükümetle halkm elbirliği lü­zumuna 'baha biçilmez bir delildir. Yü­rüdüğümüz yolda sizleri de iberaiber gör­mekle yeni yeni kuvvetler ve ilhamlar ■almış oluyoruz. Hangi saftan ve sınıf­lan olursa olsun vatandaşlarımızı her sehadaki kalkınmada 'devletle elele gör­mek (büyük bir .mazhariyettir. Kalkın­mamız bu yoldan sağlanacaktır.»

Sutkı Yırcalı her sınıf halkın alın teri­nin, içmeğinin kârının istihsalinin tam değerini alabilmesi için başarılması ge­reken her işin ele alınmış olduğunu 'be­lirtmiş, iki ibuçuık senelik çalışmadan sonra ımilîıet huzuruna gönül ferahlığı ile çıkıldığını kaydetmiş ve sözlerini şöyle ibitirımiştir:

«Memleketin her hangi vilâyetinden, şehir ve kasabasından olursak olalım birbirimizle karşılaştığımızda kendimiz; dosttan, aikrabadan daha yakın hisset­mekteyiz. ,Bu yakınlık yarınki muvaf­fakiyetin temelidir.

Büyük Millet iMeelisi Başkanvekili erin­den Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı da ıKarshlara heyecanlı bir hitabede bulun­muş ve alkışlarla karşılanmıştır.

Cumhur başkanımız bugünü Kars'ta ge­çirecek ve yarın sabah Ardahan - Çoruh yoluyla ıMurgul'a gideceklerdir.

—Kars :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bay ar berabe­rindeki zevatla birlikte Kars Kalesini,Garnizonu ve Belediye binasını ziyaret etmişlerdir.

İçişleri Bakanı Etheım Menderes ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Kemal Yaşınkılıç da bugün saat 17 de Kars'a gelerek Cumhurbaşkanına mülâ­ki olmuşlardır.

—istanbul :

'Millî Eğitim Bakanı Tevfiık İleri bu sa­bah Ankara Ekspresiyle şehrimize gel­miş ve doğruca Haydarpaşa Lisesine giderek1951 -1953ders yılma başlan-

ması vesilesiyle yapılan törende hazır 'bulunmuştur.

Bakan bu vesileyle öğrenicilere de hitap etmiş ve 'bilhassa liseye not almak, dip­loma almak için gelmediklerini, 'bunla-rm geye değil sadece bir netice oldu­ğunu, gayenin bu vatana hayırlı insan­lar olmak için bilgi dağarcıklarını dol­durmak ve yarınki hayat .mücadelesi için hazırlıklı olmak bulunduğunu, öğ­retmenlerin kendilerini !bu maksat içinhazırlamakta olduklarını kaydetmiş ve: «7 den 70 şe kadar her Türk için vatan uğrunda 'kan dökmek ve can vermek su içmek, nefes almak kadar tabii birhâdisedir. Asıl vatanperverlik vatan için yaşama'k ve yaşadığı müddetçe bu va­tana maddeten hizmet eden hayırlı in­san olmaktır.» demiş ve bu'çağrında iyi yetişmemiş, iyi hazırlanmamış bir gen­cin vatanına lüzumu kadar hizmet ede­meyeceğini söylemiştir.

Bakan öğrencilere 'muvaffakiyetli bir sene idrak etmelerini temenni ederek tezahürat arasında ayrılmıştır.

'Millî Eğitim Bakam bilâhare Öğretmen­ler odasında öğretmenlerle de bu mev­zularda hasbıhallerde .bulunduktan son­ra okuldan ayrılmıştır.

Tevfik İleri öğleden sonra Akşemsettin İlkokulunu, Gelenbevî Ortaokulunu zi­yaret ederek Öğretmenlerle uzun bir gö­rüşme yapmıştır.

— İstanbul :

Bu sabah şehrimize gelen Millî Eğitim Bakanı Tevfik îleri saat 17.30 da Millî Eğitim Müdürlüğünde gazetecilerle bir görüşme yapmış ve şu beyanatta bulun­muştur :

C. H. P. Genel 'Başkanı Demokrat Parti iktidarı zamanında eskisi kadar mek­tep yapılmadığı, kız öğrenci adedinin azaldığı ve millî eğitim -mevzularında efkârı umumiyenin tenvir edilmediği yolunda bszı beyanlarda bulunmuştur." İnönü bir milletvekili olduğu gibi, par­tisinin de kırk elli milletvekili vardır.Sormak İstediği şeyi pekâlâ Mecliste soraibilirdi. Mamafih istenilen rakamla­rı açıklayayım.

949 - 950 ders yılında şehir ve köy İ3fk-okullarmadevamedençocuksayısı

1.578.127 iken 950-951 de 56.422 faz-lasiyle l.'634.549, 1951-1952 de 950 ye nazaran 82.469 fazlasiyle 1.659.076 a çıkmıştır. Bu sene atatan tedbirlerle bu raikkam daihada yükselecektir.

Köy okullarına devanı edenlere gelince: 949 - 950 ders yılında köy okullarına de­vam eden çocuk sayısı 1.133&02 iken 950-951 de 41.249 fazlasiyle 1.17'5.052ı 951 - 952 de 49.282 fazlasiyle 1.183.084 'dü bulmuştur.

C. H. P. 'Genel Başkanı, rkız öğrenci ade­dinin günden güne azaldığını ifade et­mektedir. 949 - 950 'ders yılında okula devam eden 'ÇocuManaı % 35 buçuğu kız üken 951 - 952 de yüzde' otuzaltı onda birini kız çocuklar teşkil ediyor.

Köy okulları inşaasına göz atacak olur­sak eski idarenin en ûikkaitle ağıza ala­cağı mesele köy okulları meselesidir. Hele « biz bu kadar yapıyorduk, onlar şu kadar yapıyorlar» demelerini .çok.ga­rip ibuldum. Çünkü onlar yapmıyorlar, köylüye yaptırıyorlardı. Biz:.m zamanı­mızda yapılan okullar ise Devlet eliyle Devlet parasiyle inşa edilen konforlu sapasağlam binalardır. 1950 yılı bütçe-si'nde yani iktidarlarının son bütçesinde köy okulları için 8 milyon lira varken ve bu .miktar 1951 bütçesinde 8 milyon 800.000 1952 bütçesinde de 10 milyona çıkmışken «biz daha çoSk yapıyorduk» demenin mânasını efkârı umumiye ver­sin. Yaptık dedikleri ve devir aldığımız köy okullarının durumu çok perişandı, 'Biz bir ya-nda-n1 oıku!: yaparken bir yan­dan da. devir aklığımız binaları ikmal ve tamir mecburiyetinde kalıyoruz. Bü­tün vilâyetlerde . devir aldığımız köy okulları binalarının durumunu tesbit et­tiriyoruz. 35 ilden elimize kati rakkam-Jaır geldi. Bu 35 iMe 329 okul (binası tah­liyeyi icap ûttirecek kadar haraptır. 571 okul binası büyük ölçüde tamire muh-taçdır. Ve işin fenası vaıktiy].e «bitirildi, tedrisata açıldı» diyerek istatistiklere geçirilen ve bize yapılan okul diye dev­redilen 882 'bina natamam bir haldedir. Bunların dışında 81 adet natamam okul daha vardır ki: .Bunlar tannaımlanami-yacak şekilde iharaptır. Diğer illerden imal ornat gelince bu rakkamlarm ifade edeceği mâna daha da korkunç olacak-

tır. Onları da i!(k vesilede Türk efkârı umumiyesine arz edeceğim.

Daha sonra sorulan sualleri cevaplandı­ran Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri: Öğretmenler intibak kanun tasarısının Hükümetçe hazırlanacağını, sakat, ıüs-tün zekâlı, geri zekâlı ve terk edilmiş çocukların eğitimi için öğretmen yetiş­tirmek üzere iGazi Terbiye1 Enstitüsün­de bir şube açıldığım, Ankam Körler Okulu orta kısmının faaliyete geçtiğini, körlerin öğretimi için Birleşmiş Millet-: ler teşkilâtından memleketimize matbaa malzemesi gönderildiğini ve bu malzeme ile körlere- kitap basmaık imkânının da elde edilmiş olduğumu söylemiştir.

Millî Eğitim Bakam Tevfik ileri kimse­siz çocuklar yurdu adedinin iki yıl içer­sinde 7 den 14 de, bu yurtlarda barın­dırılan çocuk sayısının da 600 den 1480 ne çıktğmı beyan ettikten sonra özel okul öğretmenlerinin maaşlarına bir miktar zam yapılmasını temin maksa-diyle yeni yıl bütçesinde tahsisat ayrı­lacağını ifade etmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

«îstanbula dişçi ve eczacı okulları bi­nalarının ayrılması, meselesini yerinde tetkik etmek üzere gelmiş bulunuyo­rum. Bu sabah Maliye Bakanı 'Hasıan "Polıatkan ile bu iki okulun bulunduğu binayı gördük ve eczacı okulunun As­kerî Tıp Okuluna naklin: münasip bul­duk. Fakat bu hususta henüz kati bir kararavaramadık.»

— AmXara :

Dış ticaret .rejiminde herhangi bir deği­şiklik yapılacağı hususunda bir müddet-teniberi devam eden şayialar üzerinde Ekonomi ve 'Ticaret 'Bakam Enver Gü­reli Anadolu Ajansı Muhabirine şu ıaçık-lam-ayı yapmıştır:

Bilindiği gibi, Avrupa İktisadi İşbirli­ğine dâ'nil memleketlerden, yapılacak ithalâta ait liberasyon listesi, iki sene­den beri en geniş bir anlayış ve tam bir serbesti içinde tatbük edilmiş, bu liste dışmdi kalmakla beraber memleketin esaslı ihtiyaçlarını karşılayan maddele­rin ithali de, Merkez Bankasına kayıt­sız lisans yetkisi verilmek suretiyle ko­laylaştırılmıştır.EkonomiveTicaret Bakanlığı, muhtelif vesilelerle de ifade­sine çalışıldığı gîtbi, ithalâtın tahdit veya takyidinim iktisadi 'kalkınma hızını ya­vaşlatıcı ve teessüs eden fiyat istikrarı­nı sarcısı toir hareket telâkki ederek, toöyle bir hareketten daima tevakki et­miştir. Bakanlığımız bu görüşünü tam bir kanaatle muhafaza etmektedir.

Bu hususu böylece belirttikten sonra şekle ait olmak üzere şiımdi takibine başladığımız hareket tarzı üzerinde dur­mak isterim.

Liberasyon listesindeki mall.ara ait si­parişlerin tescil muameleleri, şimdiye kadar Ekonomi ve Ticaret Bakanlığının umumi talimatı dâhilinde, yetkili kılın­mış bankalarca yapılmakta ve neticeler madde ve kıymet bakımından bilâhare Bakanlığım ıttılasma vasıl olanakta idi. Bu muamelelerin seyrini önceden ve da­ha yakından takip edebilmek maksa-diyle tescillerin bizzat Bakanlıkça ya­pılması uygun görülmüştür. Su muame­le değişikliğinin, yukarıda belirtilen ge­niş görüş içinde mütalâası icap e-der. Binaenaleyh değişiklik bu mu amel elerin yakın murakabemiz ve malûmatımız •tahtında cereyanını temin, edecek bir şekil değişikliğinden ibarettir. Bunu te-minen, ihbar mektuplarının tescil mua­meleleri Bakanlıkça görüldükten sonra, bankalarca tekemmül ettirilecektir. Bu yeni şekil avrupa iktisadi işbirliği ka­rarlarına ve liberasyonun başka mem­leketlerdeki tatbik şekillerine tamamiy-le uygun olduğu gibi liberasyon kolay­lıklarından yalnız âza memleketler men­şeli malların istifade ettirilmesini ve gerekli kontrol tedbirleri alınarak in- . ftıîrafli muamelelerin Önlenmesini iste­yen Avrupa iktisadi işbirliği kararları­nın da tam bir surette tatbikini istihdaf etmektedir. iBu tertip olsa olsa: bizde de son zamanlarda misalleri artmağa başlayan bazı usulsüz ithalâtın teşhisi­ne imkân verecektir. Bu itibarla tüccarlarımızın hiç bir mes­nedi olmayan şayialara ehemmiyet ver-nniyerek,zararlarınımucipolabilecek

hareketlerden tevakki edeceklerinden eminim.»

30 Eylül 1952

— Tokat :

ilimizde mi'llî eğitim sahasındaki çalış­malar büyük bir hızla devam etmekte­dir. 'Bunlarla ilişik olarak köy okulların­dan geçen seneden kalma 7 okulun in­şaatı tamamlanmış olup tedrisata baş­lanmıştır. 5 okul halen inşa halindedir. Harap bir halde olduğundan derhal ta-ımiri gereken 27 köy okulu vilâyetçe yapılan yardımlarla, onarılmıştır.

Kars :

Cumhurbaşkanı Celâl [Bayar, beraberle­rinde içişleri Bakanı Ethem Menderes, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, işletmeler Bakanı Sıtkı Yırcalı, Büyük Millet Meclisi İBaşkanvekillerinden Ce­lâl Yardımcı, milletvekilleri, Üçüncü Ordu Komutanı, Hava ve Jandarma Ge­nel Komutanları, mahallî idareler ve iller idaresi genel müdürleri, .civar vi­lâyet valileri, Ziraat Bankası ve Eti-bank Umum Müdürleri olduğu halde bu sabah otomobillerle Murgul'a ihareket etmişler ve halfan sevgi tezahürleri ara­sında uğurlanmalardır.

— Ardahan :

Cumhurbaşkammız Celâl B-ayar, refa­katlerinde içişleri Bakanı Ethem Men­deresi işletmeler Bakanı ve Gümrük ve Tekel Bakan Vekili Sıtkı Yırcalı, Ba­yındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu. ımilletvekilleri, 3 üncü Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muzaf­fer GÖksen'inı, Jandarma Genel Komu­tanı Orgeneral Kemal Yaşınkılıç olduğu

halde bugün saat 12 de Ardahan'a, gel­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımızın şehrimizi ziyaret­leri dolayısiyle bugün Ardahan müstes­na günlerinden birini yaşamıştır. Ardahanlılar ve civar ilce ve köylerden ge­len binlerce vatandaş, Cumhurbaşkanı­mızı sevgi tezahürleriyle karşılamışlar­dır.

Cumhurbaşkanının Ardahan'a gelişleri sırasında bir süvari birliği selâm resmi­niifaetmiştir. Bundan sonra öğrenciler Cumhurbaşkanımıza .buketler tak­dim etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı ve Bakanlar halkla hasbihalde bulunmuşlar, öğle yemeğini Belediye salonunda yedikten sonra Ço­ruh'a müteveccihen ilçemizden ayrıl­mışlardır.

Fakat bizim, partilerdışı kalması gere­ken yığın yığın dâvalarımız da vardır ve bu konularda 'bütün partilerin tam bir işbirliği yapmaları !âz:mdır. Biz, politika hayatımızda, bunu beceremiyo­ruz işte. Eski bir zihniyet hemen tepi­yor ve bizde, imparatorluk çağının hıajc-mak dinlemeyen taassubunu tutuşturu­yor. Yükselen sesleri, binbir dereden su getirerek bozmaya çalışıyoruz. Haki­katte boğulan ve susturulan sesler, bel­ki, çok önemlıi yurt dâvalarından gel­mektedir. Yaptığımızı bu suretle yıkıyo­ruz. Politika adına girişilen b-u geniş cepheli yıkımla, nereye gidilebileceğini tahmin etmek kolaydır. Bizim böyle 'bir yola dolu-dizgin .dökülmeırnize kıl kal­mıştır. Onun için, 14 Mayıs 1950 de, ol­gunluğunu göstermiş bir millet olarak büyük bir sorumluluk karşısında bulu­nuyoruz. Çok önemli yurt dâvaları du­rurken pariti teşkilâtımızın yersiz dedi­kodularla zaman öldürmelerini önleme­ye çalışmalıyız. Bunu yapmak elimizde­dir ve bunu yapmak Türk mukadderatı­nın -bize emrettiği bir vazifedir. Millet, her şeyin üstündedir.

6 Eylül 1952 tarihlî Hizmet'ten :

Muhalefet ne derse desin*, istediği kadar hakikatleri inkâr efesin, iki yıl gibi kısa bir devre içinde Demakrat Parti iktidarı îbüyük işler başarmış, merhaleler ka-tetmiştir.

Türkiye, dış memleketler üzerinde bu­günkü ikadar itibar ve söz sahibi olma­mıştır dersek mübalâğa değil, hakikati ifade etmiş oluruz.

öyle bir devir içindeyiz, öyle-günler ya­şıyoruz ki, bugün Türkiye lider devLet-ter arasında yer almış, bir politiika mer­kezî olmuştur.

Birleşmiş Milletler camiası içinde Tür­kiye en güvenilir, en üstün askerî kud­reti haiz bir millet olarak kabul edil­mekte ve bu kudretini de Kore savaş­larında yarattığı zafer destanları, harp gücü ile ispatetmiş bulunmaktadır.

'Mukadderat birliği yaptığımız milletler, yarın herhangi bir tecavüz, dünya sul-■hünün tahakkukuna mâni olan, bütün dünyayı tehdit altında bulunduran. :Sov-yet Rusyanm kımı.ldan.ması halinde Türkiyenin ne büyük bir rol oynayaca­ğına, ne büyük, bir kuvvet olaraik ibu te­cavüzü önlemek yolunda çelükten bir îîale halimle karşı koyacağına inanmak­tadır.

Sovyet Rusyamn Nato Başkomutanının memleketimizde bulunduğu sırada gene Boğazlar meselesini ortaya atacağı şa­yiaları gazetelerde yer alımış bulunuyor. Biz tarih boyunca, Rusların ne emeller taşıdığını, ne hülyalar peşinde koştuğu­nu, biliyoruz. iFakat, îtusyanın ibu emel­lerini t'aha:kku;k ettirmek, rüyalarım gerçekleştirmek için girişeceği hareike-tin ateşle oynamak olduğunu 'da bilmesi lâzım gelir.

ıSovyetlerin, dünya sulhunun- tahakku­kuna mâni olan soğuk hsrp siyasetinin dahi tehlikeli bir oyun olduğunu da ar­tık anlaması icâbeder. Bugün Birleşmiş Milletler camiasına dâhil olan oneımle-ıketler işte bu işi halletmek içiru tedbir­ler almak yolundadır.

Atlantik Faiktı herhangi bir .tecavüzü önleme, bir müdafaa cephesi olduğu gi­bi, icabında kozların açık oynanması için tedbir alacağını ıĞa tafoij görmemiz lâzımgelmez .mi?

■Bütün dünyada huzursuzluk yaratan, ufukları ikarartan âmilin ortadan kalk­ması için açık konuşma gürıierinin de pek uzak ol'madığım söylemek yerinde olur kanaatindeyiz.

Birleşmiş Milletler camiasına dâhil memleketler askerî erkânının, devlet adamlarının Türkiyeyi birbirini taMp eden ziyaretleri, yapılan temaslar ve ■görüşmeler hiç şüphe yok iki, fou ıbaıkım-'■dam foüyülk bir ehemmiyet taşıdığı gibi, yarının bir teminatı olarak da telâkki edilebilir.

Son haddine varan bugün dünyadaki huzursuzluğun, ufuklar daki karartının ■elbette bir sonu gelecektir.

Yazan: Hüseyin Cahit Yalçın

6 Eylül 1952 iarİhli Ulus'daıı i

Realiteyi bıraktık, art:k fantezi dünya­sında gönül avutuyoruz. Necmeddin Sa­dak gözü açık bir rüya gördü. Zaten rü­yalar içinde yaşamak için dünyaya gel­miş hissini veren hayal avcısı aziz Yal­man bundan geri kalır mı hiç? O da Ad­nan Menderes ıhakkmda 'bir «baasi foaa-delmevt» i andırır rüya görüyor. İşleri­mizin artık neye kaldığı anlaşılabilir. Yalman'a bakılırsa, Demokrat Parti Hü­kümetinin önünde at da vardır, meydan da. Bu Qök doğru. Fakat ata binip de iş görecek babayiğit nerede ? Adnan Menderes, belki atın tehlikeli olabilece­ğini düşün düğünden midir, nedendir, at yerine Demokrat Partinin sırtına binip, ■kaçmayı Samed'in eline vererek yürü­meyi tercih etti. Besleme bendeler de her ıgün ala ala hey diye alkışlamakta; Devlet Radyosu bir sesi bin bir ses ha­linde büyüterek memleketin her tara­fında velinimet biminnetimizin parlak muvaffakiyetlerine kasideler okunmak­ta. Kem gözlü, kötü maksatlı hâin güru­hunun başı ezilımek üzere tertipler alın­makta. Halil özyörük gitti ise onu arat-- mıyacak sadık particiler yokmudur?

Bu cümbüş ortada iken, Yalman da ne­ler karıştırıyor? Mutat üzere, evvelâ felsefe ve- nazariye. Demokratlar iktida­ra gelince, pusuya düşmüşler, baskın?, uğramışlardır. Halk Partisinin suçları­na böyle bir şey de inzimam edecek di­ye korktum. Fakat bereket versin, Halkçılar bu meselede masum imişler, Pusu dost ve sokulgan «maskesi altında­ki kurnaz entrikacılardan gelmiş. Çün­kü Menderes etrafını alanların ne çeşit mahlûklarolduğunuanlamaktanâciz

olacak ki bu '3 damları çok faydalı ve lü­zumlu imdat kuvveti sanmış.

Bu entrikacılar Adnan Menderes'e ■'hep bir ağızdan şöyle söylüyorlarmış: Sen akıllısın, sen keramet sahibisin. Ne di­ye tenkid ve ımunakabenin çapraşık yol­larında vakit kaybedeceksin? Muhalif partiler hitaba lâyık değildir, gazeteler keyfi nesir âletleridir. Bol bol gazete çı-

karılarak hepsinin sesleri boğazlarına tıkanılır. Demokrasi adet rejimi değil mi, fikir adamlarıma, ne bakalım ? Biz geniş kütleleri memnun etmeğe çalışa­lım. Kendi içimizden (mukavemet göste-çekleri de avlarız, sustururuz, iş olur biter.

Yalman1 m sözlerini okurken, ekseriya, onları kendisiyle yarı yarıya paylaşa­rak kabul etmeyi tercih ederim. Demok­ratlar iktidara gelince, bir pusuya dü­şüldüğünü kabul edeceğim. Fakat pusu­ya düşenin A-dnan Menderes değil ona inanmış zatlar olduğunu da Yalman ka­bul etsin. Adnan Menderes ilk dakika­dan itibaren kendisini gösterdi.îyi baş­layıp da kötüye yürümedi. Kötü bsşla-dı ve daha kötüye yürüdü.

Yahnan'm dediği gibi, Adnan Mende­res'e sen akıllısın, sen keramet sahibi­sin diyenler olduğuna ben de inanıyo­rum. :Fak3t bu yanlış görüşte bizzat Yalman'm başta geldiğini ve Menderes'i büyük çapta, son derecede zeki bir dev­let adamı diye göğüsüne bastığını gör­müş olduğum için, bu sözlerin hen en­trikacılar tarafından geldiği iddia sına inanıp inanmamayı Jkendisine bırakıyo­rum.

Bu ■ kadar yüksek ve müstesna bir ze-kâvet ve istidat ile derhal entrikacıların ağma düşmek gafletinin nssıî telif ka­bul edeceğini zihnim almıyor. Ya'ıman ise. bu en mühim noktayı gayet b:sit buluyor: Dünyanın her tarafında iktida­ra gelenler hulûskârlık ve açıkgözlüHik mikroplarının tasallutuna mâruz olur-larmış! Bu sözler bizim diyarda harcı­âlem bir hikmet haline gelmiştir. Hatır­larım, İkinci Sultan (Hamut zamanında­da: Padişah çok iyi adamdır ama etrafı kendisini iğfa'. ediyor diyenler vardı. Atatürk zamanında tenkidciler bütün hücumlarım «huzuru mutad zatlar» ca­miasına çevirmişlerdi. Bu huzuru nıutad kahramanlar1, göğüslerine ba sa u De-mokratalr devrinde ise Adnan Mende­res'i kötü yola sevketımek suçu aferist­lere, dalkavuklara, entrikacılara yükle­tiliyor! Fakat bu pek basit bir izah yo­ludur ki Yalman hakikatin acısını ha­fifletmek ve acı hapın üzerine tatlı bir toz serpmek istemiş diye izah edilebilir.

Bir kere, dünyanın, her tarafında iktida­ra gelenlerin etrafını îıulûskârlar ve açıik gözler sarıp da onları diktatörlü­ğe götürmezler. H-er me.mlek.2tte her Başbakan diktatörlüğe mi gider ? Dik­tatör evvelâ .mevkiin: yapar, sonra dos­ta, tenkide tahammül edemez olur, et­rafı yavaş yavaş boşalır ve giden ide­alistlerin, namuslu Çıdamların yerini, dal­kavuklar doldurur. Entrikacılar dikta­tör yaratmaz, .diktatör etrafına bu çe­şit mahlûkları toplar.

Demokratik rejimlerde Ahmet Emin Yalman'm tasavvur ettiği ihata ve pusu ameliyesine yer yoktur. Adnan Mende­res demokrasinin ne olduğunu anlamış, ruhuna sindirmiş münevver, zeki ve isti­datlı bir devlet adamı olsa idi (kendisine açık, rahat bir yol vardı. Halbuki o, kestirme yoldan, idareye hâkim olabil­mek yolunu tercih etti. Çünkü bu çok dahs. kolaydır. Demokratik bir rejim tahammül ister, müsamaha ister, yük­sek bir fikrî olgunluğa ihtiyaç gösterir. Kanuna ve hakka bağlı olarak yürü­mek, temkinlere, hattâ ağır hücumlara tahrmmül etmek her babayiğitin kârı değildir. Yumruk, tehdit, askerî mahke­meler, ağır basın .kanunları, alkışçı bes­lemeler varken tou îkadar sıkıntıya gir­menin ne mânası var? İşte Menderes bu yolun yolcusudur.

Yazan: Cavit Oral

6 Eylül 1952 tarihli Hürses'leıı :

Demokratik idare daima hareketli ve dağdağalı bir rejimdir. Bu rejimde yazı hürriyeti vardır, söz hürriyeti vardır, vicdan hürriyeti vardır. Her vatandaş ■kanun Ölçüleri içinde istediği g':bi ko­nuşur.Beğenmediğimemleketişlerini

düşündüğü şeküıde tevhit eder. Kendisi gibi hürriyete sahip olan başkalarının hakkına tecavüz etmediği hakars.t ve tecavüzdebulunmadığıve.kanunların

vatandaşa tanıdığı hakları hiçe sayma­dığı takdirdekimse onuayıplayamaz.

Niçin böyle konuşuyorsun diyemez. Dünyanın her tarafında demokrasilerde gördüğümüz hal budur. Sessizlik ve ölüm sükûneti ancak totaliter rejimle­rin karakteridir.

Bizde henüz bu coşkun ve hareketli ye­ni hayata alışılmamıştır. Bunun için de partiler arasında cereyan eden çe-kişimelıer bazı vatandaşları ürkütmekte ve müessir etmektedir. Gerçi tarafsız vatandaşlarımızın görüş ve düşünceleri-ne pek haksızdırlar denemez. Çünkü si­yasî münakaşaların .çak vaikit .tatsız, zevksiz ve çirkin bir şekil aldığı vaki-dir. Şahıslar .mücadelesi halini almak­tadır. Elbette ki bu vaziyetin hoşa gide­cek hiç bir tarafı yoktur. Ve bu hal in­sanı rejimin istikbali hakkında ümit­sizliğe düşürmekten başfca ,bir şeye ya­ra mamaktadir.

Bununla beraber insan zamanla bu soy­suzlaşmanın 'geçeceğini ve norrmal, şart­ların teessüs edeceğini düşünerek tesel­li buluyor. Meselâ, şu Amerikan seçimi­ne bakınız; K^sım ayı yaklaştıkça ha­raretlenmekte ve nutuk düellorai sert­leşmekte ve şiddetlenmektedir. Fakat bu nutuklara dikkat etttiğiniz zaman, adayların ve parti sözcülerinin, şahsî didişmelere düşmeden yalnız parti po-likalarma hücum ettikleri ınıüşıhede olunur. Hattâ bu tenkitlerde en yıkıcı söz sarfetmekten de çekinmiyorlar. Tru-■mamn Cumhuriyetçi Parti ve Eisenho-ver'in Demokrat Parti idaresi hakkında söyledikleri ağır sözler malûmdur.

Şimdi de Cumhuriyetçi Parti iktidara geldiği zaman Dışişleri Bakanlığına ge­tirileceği rivayet edilen J. F. Dulles'm söylediği sözler ne kadar ağırdır. Dul-les. Başkan Trumanı General Eİsenho-verin sulhçu siyasetine hücum ederek Sovyet Rusyaya cesaret vermekle ithamı ettikten sonra demiştir 'ki: «Başkanın tenkidi Sovyet gazetelerinden Pravd = ile Sovyet siyaset adamlarının tenkitle­rine benzemektedir. Halbuki Sisenho-ver'ln taıkip ettiği siyaset h?ki>kî sulhçu siyasettir ve toizi .Kore harbine sürükle­yenden 'çolk ayrıdır ve başkan Truman-nm, Cumhuriyetçilerin takibettiği siya­seti bahis mevzuu şekilde tenkidi esef vericidir.»

Karşılıklı bu sözler ve hücumLar Ameri-kada seçimlerin ne kadar ciddileştiğini göstermektedir. Ancak bu sözlerden iki tarafın da ne sinirlendiği ve ne de asa-"bileştiği görülmemektedir. Paikat bu gi­bi nutukların dün ve bugün bizde sarfe-diidiğini 'bir tasavvur ediniz. Acaba kı­yametler kopmazımıydı ?

Ama bunu .da tatbiî görmek lâzınıgelir. Çünkü bu hayatın henüz yenisiyiz ve olgunlaşma devresine daha ihtiyacımız vardır. Ancak Amerikan ve Garp 'de­mokrasilerinde yapılmakta olan bu im­renilecek seçim, mücaıĞeleelrinden her halde istifade edeceğimiz çok şeyler ol­duğunu bilmemiz icabeder. Zira demok­rasimizin ananesini bu göreceğimiz ve öğreneceğimiz istifadeli bilgilerle kur­mak ve geliştirmek mecburiyetinde bu­lunmaktayız.

Beklediğimiz Demokrasi...

Yazan : M. Nermi

7 Eylül 1952 tarihli Yeni İstan­bul'dan :

Biz, demokrasiye uygun hür bir idare sistemi kurmak fikriyle giriştiğimiz 'bü­yük politika güreşinde birbirine olduk­ça benzeyen iki önemli parti görüyoruz: Meşrutiyet zamanında İttihat ve Terak­ki, Cumhuriyet çağında da Halk Parti­si. İttihat ve Terakki, 1908 devrimini yapar yapmaz, yalnız bir kontrol kud­reti olmak istemiş ve ilk meşrutiyet 'ka­binlerine girmekten kaçınmıştır. Bir çok acı tecrübeler edil-dildikten sonra, Talât Paşa., 'Genel Merkezin ısrariyle, ilkönce, İçişleri Bakanı olaraık kabine­ye girmiştir. Başbakanlığa geçişi ise, çok daha sonralara düşer. Osmanlılık ve parlâmentoculuk fikrini benimseyen ittihatçıların, ilk zamanlarda, çok - çok partili bir politika hayatı yaratmak is­tediklerini biliyoruz. Yalnız, o zamanki iç politika gelişmemizde gözden kaçma­ması gereken bir gelişme vardır: İtti­hat ve Teraıkki, çok partili bir politika yolundan yürümek istediği halde, za­manla, tek-partili bir idare sistemine geçmiştir.

Halk Partisinin1 bambaşka bir gelişme gösterdiğini biliyoruz.Bu parti, İttihat

ve Terakkinin tecrübelerini tekrarlama­yarak, hemen, tek-partili idare sistemi­ni kurmuş ve kabineyi de eline almış­tır. Nerede tek parti, daha doğrusu tek zümre hüküm sürmüşse, orada, devletçilik şeklinde, bir iktisat Savası ilik plânda yer almıştır. Bu gelişmeyi ittihat ve TeraJk-ki Partisinde de göre­biliriz. İlk zamanlarda liberal olan İtti­hatçılar, tek-parti siısitemine kaydiiktan sonra, devletçi bir ekonomi kurmaya çalışmışlardır, Biz, bu çeşit fikir geliş­melerinden, kendimiz için, oldukça gü­venilir bir politüka ölçüsü çıkarabiliriz: Demokrasimizin hangi yollarda yüıüdü-ğünü anlamak istiyorsak, ekoncınizin geçirdiği değişmelere göz gezdirmeliyiz. Halik Partisi çok^partili politika haya­tına girmek için, birkaç deneme-de bu­luşuna kadar, eski yolunda kalmıştır. Bunun sebeplerini araştırmak istemiyo­ruz. Yalnız belirtilmesi gereken bir nok­ta vardır ki, o 'da, çok partili bir poli­tika hayatına girilirken devletçilik fik­rinin olduğu gibi kalmış olmuşadır. Dev-, letçilik dâvası bizde, genel olarak, yeni bir buluş sayılıyor. Halbuki, Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca, tam mânasiyle devletçi bir politika hayatı geçirmiştir.

Görülüyor ki, bizim demokrasi mücade­lemiz, öten beri, teOt-ıtarafh bir müca­deledir ve daha ıçoik idare sistemiyle il-güi fikirlere bağlıdır. Sözgelişi parlâ-ımento istiyoruz, faikat, parlâmentoyu, hür ekonomik faaliyetleri, insan hakla­rını doğuran zaruretleri, aklımızdan bi­le geçirmiyoruz. Halbuki; demokrasi, kuru bir fikir değil, sayısız soysal ger­çeklikleri dile ıgetiren ve topluluk ha­yatını yeni iimikaniara ve şartlara göre ayarlayan bir sistemdir. :Bu konuda, yurdumuzda, şimdiye değin, müspet bir gelişme görmediğimizi söyliyebiliriz. Demokrat Partinin işbaşına geçiş: dev­let ve Hükümet anlayışımıza hiç bir ye­nilik getirmemiştir. Bizim tanıdığımız demokrasi, dâvasını Ihenüz iyi kavrama­mış politikacıların demokrasisidir. Ken­di kendimizi aldatımamahyız. Politikacılarımızın yurt sevgilerinden şüphelenmeye hakkımız yoktur. Onla­rın arasında çok değerli vatandaşlarımız olduğunu biliyoruz.Fakat genebiliyoruz ki, politikacı, partisinin kudret üs­tünlüğünü sağlamak için, ulunmadan ça­lışmak, toplantıdan toplantıya koşmak, propaganda yapmaik, halk yığınlariyle boyuna temas etmek zorundadır. Zama­nımızın büyük hayat dâvalarını incele­mek için, politikacıya böyle bir durum­da en ufak bir fırsat düzenleyeceğini -söyleyerek, hakikati ibütün açıklığı ile dile getirmiş oluruz. .Büyük demokrasi­lerin belli-başlı politikacıları da, aşağı yukarı, aynı durumdadırlar. Fakat de­mokrasi- mücadelesinde yabancı politi lar önemli başarılara yollar hazırlarken, nasıl oluyor da bizim politikacılarımız, çok İyi niyetle iyi niyetle ele eldıkLarı yüksek .dâvaları, aklıımızm kavrayamı-yacağı bir klığa sokuyor ve beklediği­miz demokrasi yerine, bizi yeni bir po­litika güreşine davet eden kısır bir ida­re sistemiyle basbaşa bırakıyorlar ? Halkın sağlam görüşü, bu hakikati, 'ge­len gideni aratır, şeklinde :di:ıe getirmiş­tir. Demokraside bunun yeri olmamalı­dır artık.

Demokrasimizin, İstediğimiz gibi, geli-şemeyişini, yalnız seviyemize vermek îıiç doğru değildir. Biz, partili politika­cıya yetki verirken, demokrasinin tefe başına bîr politikacı işi olmadığını henüz anlayamamış bulunuyoruz. Politikacı bir dâvanın avukatıdır, O -kadar.. Hal­buki, dâvayı çözmek, tam mânasiyle, bir bilgi yetkisi işidir. Çağdaş devlet hayatının çok ince bir iş-ıböliimü üzeri­ne kurulduğunu ve her iş dalının çok büyük bir bilgi ve tecrübe istediğini an­lamalıyız. Bizim partilerimiz, ilkönce, bu temel fikre göre (kurulmamışlardır. Onun için, politikacının zaferi diline ve propaganda kudretine bağlı kalıyor. Bunun çok .kısır bir şey olduğunu bil­meliyiz .artık. Partilerimizin bu kuruluş aksaklıkları yanında, idare teşkilâtımı­zın henüz zamanımıza göre ayarlsna-mamış olması gelir. İktidar sandaiyası-na yerleşen politikacının vereceği direk­tifleri bilgi ve tecrübe çerçevesinde ger­çekleştirmek, idare bölümüne düşer Halbuki; biz, idare sistemimizi tam bir elemeye lüzum gönneıksizin, çok kere, tanıdıklarımız için, bir geçim yeri say­mışız ve kaliteyi ihmal etmisişdir. Par­tilerde ve idare sistemlerinde göze ilişen

bu aksaklıklar, politikacıiarımizın faa­liyetlerini geniş ölçüde verimsizi eştir-'mefete ve bütün yük onların sırtma çök­mektedir. Bunu taşıyabilmek için de po­litikacının çok geniş kültürlü ve olağan­üstü bir şahsiyet olması lâzımdır. Ya­bancı demokrasilerde ise durum büsbü­tün aksidir. Beklediğimiz demokrasiyi yurdumuzda barındırmak İstiyorsak, ilkönce, idare hayatımızda olduğu gibi parti teşkilâtımızda ■ûs. tam bir iş-bölü-mü yaratmayı vazife bilmeliyiz. Politi­kamızı fikirleştirmeık dâvası ise, ancak bundan sonra, ele alınabilir.

Yasan: Kemal Onan

8 Eyiûl 1952 tarihli Hîzmet'ten :

Demokrat Partinin Kasımpaşada yaptı­ğı bir siyasi taoplantıda bulundum. Ay­nı yerde birkaç gün evvel de :Kalk Par­tililer toplanmış, konuşmuşlar, iktidara atmış tutmuşlar, ağır hücumlarda bu­lunmuşlar!.

Bu toplantıda birkaç kişi konuştu. En son olaraik İl Başkanı Necini Ateş söz aldı. Muhalefetin tenkitlerine eserleri ortaya koyarak, rakamlar: konuştura­rak cevap verdikten sonra sözü, Atayın irtica gidiş mevzulu bir yazısına intikal ettirdi.

îl Başkanı «biz ımüslüman bir milletiz, dinsiz bir millet yaşayamaz, ımüslürnan-lığm icaplarını yapmak, Allaha inan­mak neden irtica olsun» dedi.

Muhalefet ve onun organları zaman za­man muhtelif mevzuları ele alır ve hü­cumlarda bulunurlar. Bir gün pahalı­lıktan, ertesi gün asayişsizlikten, daha ertesi gün -hürriyetsizlikten, baskıdan, diktartörlükten demvarurlar.

Şimdi de müslüman bir milletin müslü-manlıfe icaplarını yerine getirişini, Al­laha inanışını irtica diye ele alıp bir fe­lâkete gidiyormuşuz, glibi feryat edi­yorlar.

Biz Atatürk inkılâplarına, Atatürk prensiplerine sadıkız, onun. izinde yürü­yoruz. Fakat şu da var ki Büyük Ataıtürk « Lâİkiz «dedi 'ise Allahsız, dinsiziz» ıdemek istememişti.

Evvelâ, Allaha iiuananaık, müslümanlık icaplarını yerine getirmekle liara taas­subu birbirinden ayırmak lâzım gelir.

Atay ve onun gibiler, Allaha tanımaz, Allaha inanmayabilir, Allaiıa inanışı irtica telâkki edebilir. Onun l&û telâlâk-kisine 'kimsenin müdahale edeoııiyeceği gibi vicdan hürriyetine tecavüze de hak­kı yoktur.

Geriye dönüş meselesine gelince; Atay hiç meralk buyurmasın! Bu millet geri dönmez, ıkara taassubun bu meımleket-te hortLammasma, imkân yoktur. Bu onun, 'mîlleti tanımadığının, tanımak is­temediğinin, daha açıkçası maksatlı ha­reketinin 'bir ifadesidir.

Bu milletin Ihayatı, ölüm pahasına da olsa. geri dönmemek, ileri hamle ile geç­miştir. iGeri dönmemek (hasleti bu mil­letin ruhunda, içinde, kanmdad'.r.

İstibdattan .meşrutiyete, meşrutiyetten Cumuhiriyete, sözde bir Cumhuriyet idaresinden demokrasiye gitti'k. Bugün bu memletkette demokratik bir rejim ■tessüs etmiştir. Bir millet idaresi kurul­muştur. Söz hürriyeti vardır. Fikir hür­riyeti vardır, basın hürriyebi vardır.

Diktatörlüğü boğan bir milletin dikta­törlüğe dönmesine, hürriyeti yuğur.ma-sma imkân olmadığı gibi, irtica gidişine de imkân yoktur.

Bir müslüman Allaiha inanır, müslüman-hk icaplarını yerine getirir, ibadet eder. ibadetini yapacağı ibadet yerini muha­faza etmeğe, yoksa, yapmağa mecburuz. Bunu bîr ımüslüman millet olarak vazife sayarız.

Vicdan hürriyetine saygı göstermek re­jimin esaslarından birini teşkil eder. Allaîıala kul arasına girilemez, bir Al­lahsızın AUahı inkâr edişine de karışıla-maz. Şunu biliriz, şunu tekrar ederiz ki, bu millet kanı itibarile hiç birşeyden ge­ri dönmez, bu memlekette tevehhüm ek­tikleri veya. bir propaganda, hücum ve­silesi yaptıkları irticaın hontlanmasına da imkân yoktur. Yalnız onlar bu (mille-

te dinsizliği aşılamak bir dinsizlik devri yaşatmak, dinsiz bir millet yaratmak: ■istediler. İbadet yerlerini dahi yıkmak yoluna gittiler. Bugün ibu millet, nasıl söz hürriyetine, fikir hürriyetine basın hürriyetine, bütün hürriyetlerine kavuş­tu ise vicdan hürrdiyetine de sahip ol­manın zevki içindedir.

Dün bu millet ezan sesi duymaz olmuş­tu. İbadette bulunmak istiskal ediliyor­du. Bugün ise Allahala kul anasına gir­mek düşüncesi ortadan kalkmıştır. İş­te dünle bugünün f-arkı budur!.

İşçiSendikaİannınİzmir top-

Yazan: M. Nermi

8 EylMÎ 1932 îarihli Yeni İstan­bul'dan :

-İzmir, müeit varlığımızda büyük bir 'kudret kaynağıdır. Kurtukıs hamlemi­zin çevrildiği nokta İzmirdi. (Eşsiz Türk kahramanı Atatürk, ordsuna, Akneiz kıyılarım gösterirken .gözünde 'İzmir ■tutmuştu. Bu şehrin düşman eline geç­tiği .gün, Türk gönüllerinde, o zamana kadar sezilmiyen bir irade koru uyan­mıştı. Temiz yürekli İnsanlar ve yiğiğt-ler barındıran İzmir, 'kamımızı seslendi­ren bayrağa kavuşunca, çağdaş bir mîl­let olmasının yolunu bulmuştuk. Genç halk devleti kurulduktan sonra, ilk dü­şündüğümüz; şey kalkınmamız, ekono­mik kudretîenmemiz olmuş ve ilk ikti­sat kongremiz burada toplanmıştı. Bu­gün, Türk işçilerinin sendikaları, ilk genel toplantısını, yine bu şehirde, îz-mirdeyapıyor.Biz,butoplantının,iş

hayatımızda, verimli bir başlangıç ol­masını yürekten dileriz.

İş dâvası, za'mamımızm 113î planla yer ■alan bir sınıf dâvası değil, doğrudan doğruya bir millet davasıdır. İncelenme­sinde ve ıçözülmesindeki başlıca güçlük­ler <de bundan ileri geliyor. Kari Marx, millet ekonO'm'iBinin henüz doğmak üze­re bulunduğu zamanlarda yaşadığı için, zamanımızın ekonomik gerçekliklerin­den hiç birini görmemiş, «Kapital» adlı

itabında apaçık belirtildiği gibi, tarih gelişmelerdni çok yanlış yorumlandırmış ve bir smıf mücadelesi theorisi yarat­mak istemiştir. Avrupada, ilkönce, meslek teşkilâtı olarak kurulan işçi birlikleri, daha sonraları, sırf Ibir müca* dele ideolojisine bağlanmak fikriyle, Kari lMarx'm cemiyet ve tarih anlayışı­nı benimsemişelrdir. Cemiyet düzenini herkesin Iıenkese karşı mücadelesi şek­linde düşünen ve bütün hamlelerini bu anlayışa göre ayarlayan harekete sosya­listlik adı veriliyor.

:Bu düşünce baştanbaşa yanlıştır. Züm­reler arasında, mücadeleyi: andıran kı­mıldanışların, menfaatlerin üstünde, hem çok üstünde, hepimizi birbirimize feağliyan, benliğimiz: büyülü kudreti içine alan yüksek duygular, faziletler ve insan Özellikleri vardır. Bunlar, ol­madı 'mı, topluluk düzeni bir hamlede çöker ve yerini tam bir anarşiye bıra­kır. İnsanlar ve karakterler arasında türlü türlü ayrılıklar olabilir. Zaten bütün sosyal tedbirler, istisnaları göz-Önünde tutarak alınır. Devlet şekli ne olursa olsun, her idare teşkilâtı, ay­nı şeyi yapmak ve çeşit çeşit men­faatler arasımda bir ahenik ve denklik yaratmak zorundadır. îdeal sanılan sos­yalist devleti de, Avrupada örneklerini gördüğümüz gibi, kendini bu ihtiyaçtan kurtar amamıştır.

îş hayatı da böyledir. Demek oluyor 'ki: yalnız sınıf bakımından düzenlenmesi ve çözülmesi düşünülen1 iş dâvası, sos­yal sistem çerçevesi içinde ele alınma­dıkça, hiç bir sonuca bağlanamaz. Bu, aşağı yukarı, bir sporcunun cimnastik yaparak, yalnız bir kolunu kuvvetlen­mek istemesine benzer. Halbuki: .Spo­run gayesi bütün: .gövdenin, aîıenkli bir surette geylişmesldir. Bizim damarları­mızdan aîcan (kanda bil-e hayat sistemi­mizibozmıyankudretlibirmücadele

vardır. Asıl göz önünde tutulacak nok­ta gövde şeklinde beliren hayattır. Her dâvanın böyle dina:mik ve her şeyi ku-caklıyan 'bir görüşe göre ele a??mması . lâzımdır. Başka memleketlerin işçi sen­dikaları bu gerçeklik yolundan saptık­ları için, dâvalarını bir türlü çözemiyor ve güçlykten güçlüğe düşüyorlar.

îş dâvasının millet ölçüsünde bir dâva oluşu, sendika faaliyetlerine yeni yollar göstermek bakımımdan, başlı başına bir önem taşımaktadır. Onun için, bizim sendikalarımız, şimdi olduğu gibi, ileride, tam yetkili meslek birlikleri halinde ' kalmayı ideal saymalıdırlar. Çalışkan ■ve karakterli işçilerimizden de başka bir şey beklenemez. Yurt ü'kesinde ya-şıyan her vatandaşın, ilkönce, eşit hak­ları ve eşit sorumlulukları vardır. Yurt dâvaları, karşısında, vatandaşlar., yap-tııkları işlere göre, birbirinden ayırama­yız .biz. Çünkü: Hayat davalarımız ve menfaati erimiz !bizi bir bütün olarak ■birbirimize bağlamış ve kaynaştır.mıştır. Memleketimizde düzenlenmesi ve yolu­na konulması gereken sosyal ıkonular budur. Fakat görüyoruz iki, işe nereden başlayacağımızı henüz bilemiyoruz. O-nun içim, birçolk işlerimiz gibi, işçileri­mizi ilgilendiren konular da, genel ola­rak, yüzüstü kalıyor. Bizce en doğru yol, meslek- birlikleri voliyle dâvaları-, mızm çözülmesine girişmektir. Çünkü: Objektif kalmak şartiyle, her meslek kendi kaygılarım, sıkıntılarını, yapılma­sı gereken1 şeyleri, en- şöhretli poli&acı-dan kat kat daha iyi bilir. Yalnız, mes­lek birliklerinin yardımiyle geniş ibir ■plân hazırlanırken, düşünmelk zorunda, kaldığımız noktaların az olmadığını bil­meliyiz. 'Bunun başında, iş hayatının ■memleket-içi imkânlarına olduğu kadar memleket-dı-şı zaruretlerine göre de ele alınması gelir. Bundan sonra yapılacak şey, meslekler-arası münasebetlerini birleştirici ve sistemlendirici bir anla­yışla aihenıkieştirmektedir. Bunu yapa­bilmek için, hiç şüphesiz, çok büyült bir bilgi ve tecrübe ister.

Meslek dileklerimizin, bir 'hamlede, ger-çekleşemiyec eki erini biliyoruz. Fakat, bunları kısa bir zamand:, gere ekleştir* meksnzin, sosyal teşkilâtımızın verimli bir surette işlemesi de imkânsızdır. Biz, onun için, son derecede plânlı çalışmak zorundayız. Meslek dâvalarım, uzun yıllardan beri, oluruna bırakmakla ne kadar tehlikeli .çıkmazlar.a, saptığımızı ve ne kadar büyük feir düzensizlik için­de kaldığımız1, anlamalıyız artık. Bu yüzden uğradığımız zararların en büyü­ğü, harcananmilletemeğininadamaikıllı büzülmüş verimidir. Yurdumuzun iıer ımesleğ-i, hiç olmazsa, kaygılarının Mr 'kısmımdan silkinerek, memleket öl­çüsünde, bir hayat güvenine, daha elve-rişli yaşama şartlarına kavuşmalıdır. Yapacağımız şeyleri yapmağa 'kalkış­mak gerçekçi .çağımızın 'mantığına hiç uymaz. Fakat, birçok işleri de mutlaka becerebiliriz. !Her .meslek gi'bi, işçileri­mizin de buna önem vermeleri Iâzumdır. Verimli çalışmanın bundan foaşka ibir yolu yoktur. Değerli vatandaşlarımıza basan dilekleri.

yetlîl bir dâva karşasmdayife...

Yasan: Necmettin Sadak

9 Eylül 1952 tarifeli Âkgam'daıı :

Cinayetlerin, tecavüzlerin, soygunculuk­ların artması millet vicdanını haklı ola­rak üzüyor, iher gün gazetelere göz atanları isyan ettiriyor, derin derin dü­şündürüyor. >Bu elem verici hâdise üze­rinde durmak, esaslı tedbir almak za-ımam gelmiştir.

Evvelâ bir noktayı »belirtelim: İçinde suç İşlenmiyen cemiyet yoktur. Her memlekette, her zaman suç işlenegel-miştir. Hukukçuları ve sosyologları ilgi­lendirecek mesele, -bir cemiyette, mu­ayyen ibir zaman içinde suçların, müs­tesna derecede artıp artmadığı ve işle­nen suçların mahiyetidir. Eğer bir ar­tış varsa ve ibazı nevi suçlar çoğaiıyor-

' ®a fcunlıarın sebepleri üzerinde durmak lâzımdır. Elimizde istatistik olmamakla beraber, cinayet vakalarının esikiye nis­petle çoğaldığını ve 'bu arada kadınlara tecavüzün arttığını, her gün gaztelerde çıkan havadislere bakarak iddia 'etmek yanlış olmaz.' Her hâdiseden bir asayiş­sizlik neticesi çıkararak bundan sadece Hükümeti sorumlu tutmayı iher zaman 'haklı bulmadığımız gibi, asayiş yokluğu iddiaları karşısında devlet adamlarının her şeyi normal, yani olağan gösteren sözlerle sanki kendi suçlarını Örtbas et­mek yolunu tutar duruma .düşmelerini hiç beğenmiyoruz. Memleket dâvaları­nı gizlemeye 'çalışmak değil, açıkça or-

taya, îkoymalk ve .mesuliyetten çekinme­den bunlara çare aramak develt adamı­nın 'başlıca vasfıdır. Asayişin bir dere­cesi vardır ,ki .bundan doğrudan doğruya ■hükümetler sorumludurlar. Asayişi, ya­ni vatandaşların can ve mal iemniyetini temin edecek zaibita kuvvetlerini her yerde yeter derecede hazır bulundurmak ■kanun ve ceza korkusunu memleket ha­vasında daima hâkim kıtanak hükümet­lerin vazifesidir. Bir memlekette asayiş denilen umuımi emniyet ibozulunca bun­dan ancak hükümetler nıasuMür. Faikat cinayetler 'böyle değildir. Bir sarhoşun, bir delinin, bir ika atilin iher »an bir adam öldürmemesi için alıkoyucu zabıta ted­biri yoktur. Polis tertipleri ne kadar kuvvetli olursa olsun, şehrin bir köşe­sinde, foir dam altında cinayet işlenme­sine engel olmak imkânsızdır. Bu saha da Hükümetin vazifesi suçluyu yakala­mak vecezalandırmaktır.

Suçların çoğa İmasında derin, sosyal, hattâ siyasi sebepler aranabilir. Bazı devrim ve değişikliklerin ruhlarda ya­rattığı .anarşi, bazı devirlerde ahlâki kıymetlerin altüst olmasından doğan vicdan lâüballjğl, çok iptidai 'bir ihürri-yet anlayışının ve hürriyet havasının bazı fertleri insanlıktan hayvanlık his­lerine doğru tereddi ettirerek dizginsiz bir hayata sevk etmesi, memlekette 'aşı­rı politika yüzünden .devlet ve kanun otoritelerinin zayıflaması gibi âmiller üzerinde durmak mümkündür. Bol vak­ti ve merakı olan ruhiyatçı ve içtimai­yatçılar, son yıllarda, memleketin ahval ve şartlarını gözden geçirerek, istatis­tikleri inceliyerek neticeler çıkarmaya çalışsınlar. 'Fakat memleketin günlük hayatı beklemez. Hâdiseelri daha basit hale indirerek, göze baban sebepepler üzerinde durarak acele tedbirler almak» gerektir.

Darin sebepler bir tarafa, basit sebep­ler bizce ikidir: Suç işliyenlerin ele geç­memek ümidi ve cezaların hafif oluşu. .Buna göre, ilk tedbir rabıtayı kuvvet­lendirmek, ona eski otoritesini vermek­tir.Ta ki suçluyu çabukyakalasın ve yakalamaktan çeıkinımesin. Zabıtaya karşı ge'ıme suçlan son zamanlarda ıgo-ğalmıştır. Bu da çok ;mânah ve tehlike­lidir.

Cezaları şiddetlendinmeik lâzımdır. Çek zaman ibir suçlu, cinayetinin halk efkâ­rında uyandırdığı tepki ile mütenasip' ceza göranüyor. Gene son yıllarda, mem-leketimizde en çok işlenen suç kadına tecavüzdür. Halbuki bizden çok medenî olan Amerikada, kadına tecavüzün ce­zası bizimkinden on misld fazladır. Bun­dan dolayı Amerikada en korkulan ha­reket kadınlara saldırmaktır. Bizde ce­zalar hafif, hâkimler merhametlidir. Bu bakımdan ne Fransaya, ne îngiitereye, ne Amerikaya benzemiyoruz. Bizzat zabıta, foü bakımdan1 şikâyetçidir.

Hükümetin bu meseleyi, Meclis açılır açılmaz ele alması beklenir. Memleket ırz, namus, can ve mal düşmanlarının tedhişi altındadır. Nereye gitseniz iklime rastlıasamz dertleşme konusu budur. Memleket ölçüsünde bir dâva karşısın­da ibulunduğumuza dalha kuvvetli delil ister imi? Her sabah gazeteleri açanla­rın tüyleri ürperiyor.

HalkcıSarm manasız öğünme-leri...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

9 Eylül1952 tarihli Zater'den

Kasım Gülek'İn Taksim toplantısında söylediği nutuk, Halk Partisi muhalefe­tinin nasıl bir yalan söyleme metodu üzerine dayandığını âdeta itiraf etmek­tedir.

C. H. P. Genel Sekreteri, muhalefet kö­rü körüne tenkid değildir, demiştir. Halbuki şimdiye kadar yaptıksın, körü körüne tenkid de değil, körü körüne her şeyi kötüleme, memleket hayırına yapılan her çalışmayı baltalamadır.

C. H. P. Genel Sekteri, «îyi iş yapsın­lar,kendilerinialkışlıyalım»demiştir.

Halbuki, alkışlamak şöyle dursun onlar, her iyi iş karşısında ihtiras krizleri ge­çirmekte, iktidar neden muvaffak olu­yor? diye deli divane olmaktadırlar!.

Memlekette zirai istihsalin, milyon tona yakın hububat ihraç edebilecek bir 'duruma girmesini :ş başında bulunan iktidara değil de sadece Amerikan yar­dımına atfeden bir zihniyet, nasıl olur da 'kalkıp bize hâ]â samimiyetten de,nı vurabilir? Atlantik Paktını girişlimizi, yalnız bir Amerikan haberinin «zaman geldi >de aldık» diyen övüngeç ifadesine bağlıyan insanlar, bize nasıl halisane düşüncelerden bahsedebilirler ?

Gözleriokadar kararmıştır ki,ibugün Türkiye'demilletin iradesiyle iş başma gelmişbiridareyibileinkâr yoluna sapmışlar,bumemleketpolitikasını sanki başka birmilletinidare ettiği gibi korkunç bir iddiayı yar ve ağyare yaymak istemişlerdir.Bu nevipropa­ganda, her şeyden evvel, kendi .milliyet­perverlik hislerine karşı ağır bir teca­vüz, vatanperverlikte bir intihardır. KasımıGülek'esormaklâzımdır:'Bu­günkü iktidar, hiç imi iyi bir iş yapma­mıştır :Qörülen^.öye kılavuzistemez. Ama. tek parti zihniyetinin gece kuşları, demokratik rejimin ışık huzmeleri kar­şısında gözleriniaçamazolmuşlar,her güzeleserinüzerinedaima ve daima bir ıbaykuş uluması savunmuşlardır. Halk Partisi Genel Sekreteri yukamdan-beri neşterlediğimiz yalan metodu ile de iktifaetmiyor. Üstelikbir de nasihat vermeğe 'kalkıyor ve diyor ki:«ıBüyük memleketdâvalarındaiktidarın, muha­lefetle istişaresi şarttır. Dış politikada, millî savunma ve inkılâpmeselelerinde iktidarın bizimgörüşümüzüdinlemesi memleket hayrına olur.» 3ir defa şu muhakkaktır ki, memleket dâvalarınınbuyuğü,küçüğüolmaz. Memlelketdâvasıher zaman birdirve "bütündür.Onlarınfou memleketisene­lerce nasıl idare ettikleri ve nasıl baba­larınınçiftliklerisandıklanikimsenin meçhulüdeğildir.Bu itibarjakendile­rinden alınacak akla ve örneğe as'lâ ih­tiyaç yoktur. Bütün bu meselelerde on­ların telâkkileriyle, bugünkü telâkkiler arasında hürriyet ve istibdat kadar de­rin farklar ve geniş uçurumlar vardır. Bir partiyidiğerindenayıranşeyler prensipler ve bilhassaçalışmasistemi­dir. Hark Partisinin bildiğimiz prensipleri ise, bugün yalnız ortaçağa .rnaîol-muştur. Mızmız, beceriksiz ve yalnız başta bulunan mahdut bir zümreye yontma sisteminin, bir halk idaresinde iltifat edilecek tarafı yoMur.

Halk Partisinin dış politika mevzuunda ■memleketi nasıl yalnız kendi çevresine hapsettiği, kararsızlıklar ve korkaklık-lar yüzünden nasıl meskenet içinde kaldığı herkesin bildiği birhakikattir.

Yeni iktidar dış politikada öyle cesa­retli adımlar atmış ve o kadar iyi neti­celer almıştır ki, (Halk Partisi muhale­feti bunları düşünmek şöyle dursun, an­lamaktan Ibile âciz ıkalımış ve Kore ka­rarında olduğu gibi, her birisine ^.yrı ayr* fit sokup bozmağa, uğraşmaktan geri durmamıştır.

Millî savunma meselesine gelince, ar­tık bugün herkes bilir ki, .millî savun­ma, memleketin hem askerî kuvvetle, hean -münakale vasıtalariyle, yollsriyle, iktisadiyatı ile, sağlık teşkiiâtiyle, hü­lâsa u-muımi siyasetiyle topyekûn müda­faası demektir. Demokrat ■Partinin ta-■kiibettiği bu umumi siyaset onlarmkin-den o kadar farklıdır ki, C. H. P., değil 'bu hususta bir fikir söylemek, yapılan­ları dahi takdir etmek kudretinden mahrumdur.

İnkılâplar bahsine gelince, bunların na­sıl sadakatle ve titizlikle korunduğu meydandadır.

inkılâpları sade korum3.k ne kelime? Hattâ onlara yeni ve en mühim bir in-<kılp daha ilâve edilmiştir: işte demok­rasiinkılâbı!

Yazan: Habü Edib Törehan

10 Eylül 1952 tarihli Yeni İstan-ÎHiI'dan :

Yaz mevsiminin bitirmek ve çalışma devri olan sonbahara yaklaşmak üzere­yiz. Yazın yorucu sıcaklarına rağmen İstanbul'da Devlet ve Hükümet adamla­rımız bir Jıayü müzakerelerde bulundu­lar. Buna müttefikimiz bulunan devlet­lerinsalahiyetlişılısiyetlerideiştirak ettiler. Bu hususta bazı tebliğlerin neş­rolunacağı ilân edilmişti, bunları bekle­dik ve henüz tatmin edici ve aydınlatıcı haberler almış değiliz.

Şimdi Hükümet Başkanımızın 7 lEikimde Londraya gideceği açıklandı. Biz devlet ve hükümet ad a:m I anımızın ton gibi se­yahatleri yapmalarından büyük fayda­lar ibeklenebileceğini daima 'belirtmiştik. Onun için mrevsiminin fena seçilmiş ol­masına rağmen bu seyahate büyük bir ehemmiyetvermekteyiz.

ingiltere politikasının bugün Avrupada ve bilhassa dünyada artık ne dereceye kadar ehomîyetli bir rol oynadığı cid­den düşünülmeğe değer. .Çünkü Birinci ve Ilîinci Dünya ıSavaşları temkil tarihî esaslara dayanan nazariyeelri'yıkmı^ ve ■bamıbaşka bir âlem yaratmıştır. Bugün devlet arşivlerinde bulunan, dosyalara dayanarak iş görmek zamanı, geçm;ştir. Milletlerin istikâl arzuları ve heyecan­lan bir taraftan artmış, öte taraftan da geri kalmış milletlerin yaşadıkları böl­geleri komünizm âlemi tarafından bir ■kışkırtma sahas-ı olarak seçilmiş ve bu­ralarda zamanımızın medeniyetine is­yanlar a'ıevlendinnıek teşebbüslerine gi­rişilmiştir. Bu şartlar içinde bugünün îngilteresi esikl politik-: ujsü İlerce daya­narak Ibir zamanlar olduğ'u g'.M, idare etmek kudretine ımaliık değildir. Zaten 1914 senesinden beri Avrupa politikasın­da yapılmış olan bütün hataları, gözönü-ne koyarak, o zaman yeni çağın ihti­yaçlarına göre hareket edilmemiş olma­nın feci misallerini görürüz.

Bizim "kanaatimizce dünya politikasın­da bu 'bir ıkaç.içimde bazı ımühiım geliş­meler beklemek doğru olabilir. Bilhas­sa, ikinci Dünya Harbinin sonundan beri Avrupa ve dünya politikasında en bü­yük bir rolü olan A:meri.kada yeni Cum­hurbaşkanının seçilmesi başlı 'başına gözönünde tutulması icap eden bir nok tadır.Bugünün .muhalefet partisi adayı bulu­nan General 'Eisenhov/etı Amerikanın şimdiye kadar güdülen politikasını tss-vip eden bir zaittir. Kendisi Rooısevelt zamanından 'beri askerliği yanında poli­tika ile de. uğraşmış ve ibugüne kadar idareyi elde tutan demokratların en buyük ve kudretli 'bir elemanı olarak ça­lışmıştır. Kendisi senelerden beri Av-rupayı 'baştan aşağı dolaşmış ve bütün yetkili politikacılarla müzakerelerde ■bulunmuş olduğundan demokrat dünya­sını çok iyi tanımaktadır. Biz bu nok­tadan onu Amerikan Milletinin barışma getirilmesini 'çok faydalı bulmaktayız.

Demokratların adayı bulunan Adlai 'Stevenson ise ismi üzerinde çok görül­memiş bir şahsiyet olmasına rağmen Amerikanın gidişatı üzerinde görünür ve görünmez tarzda bir çok mühim rol­ler ifa etmiştir.

Herhalde ister demokratların, ister cumhuriyetçilerin adayı iktidara gelmiş olsun, muhakkak olan şudur ki, bugüne kaû-ar mevcut olan vaziyette bir hayii tâdiler meydana gelecektir. Bu sebep­lerden şimdi bütün dünya siyaseti âde­ta bir bekleme devresi geçirmekte ve bu büyük seçimin neticesi üzerine türlü türlü tahminler yürütülmektedir.

Biz Öteden beri poltika, iktisadiyat sa­hasında olduğu gibi hayatımızın !her safhasında da iyi firsatalrdan istifade etmek ve münasip zamanları seçmek yolunu bulamadığımızdan Sayın Başba­kanımızla, Dışişleri Bakanımızın bu se­ferki yolculuklarından müspet neticeler elde olunamayacağını zannediyoruz. Bu ilk temas 'muvaffak bir başlangıç, olur da devamlı temasları kolay!aştırirsa .ge­ne bir başarı sayılmalıdır. Biz, bu ba­kımdan, şimdiki temasın faydalarını fcüçü>mseandkistemiyoruz..

Sözlerine niçin inanılmaz?...

Yasan: Selim Bagıp E-meç

11 Eylül 1952 tarihli Son Posta1-dan :

Eski iktidar partisinin 29 uncu .kuru­luş yıldönümü münasebetiyle bu parti­nin Genel SeMeri Kasım Gülek bir nu­tuk söylemiştir. Merasimde Kasım Gü-lekten gayri başka insanlar da konuş­muşlardır.

Fakat geçmişe, hale ve geleceğe muzaf en i-ddialı fikirleri ve bunların, istikbali

ilgilendiren program ve temenni msM-yetli olanlarını bilhassa bu zat ortaya atmış seçimler, mü­teakiben merkezî bir 'Hükümet ıteşkili ve nihayet Barış Andlaşmasınm müza­keresi.

1 Eylûldenberi 3 Dışişleri Balkanı Yar­dımcıları tarafından Londra'da hazır­lanmakta olan Batılıların cavabı ilgili hükümetlere iki defa sunulmuş bulun­maktadır. Cevabın metni üzerinde ya­pılması teklif ©dilen değişiklikler sade­ce şekil bakımından olmuştur. Washmg-ton Hükümeti hususiyle nihai metnin 3 diplomat tarafından hazırlanmış olan­dan çok dana (kısa olmasını istemiştir.

'Bu cevap tasarısı ayni zamanda Bonn'­da Fransa, İngiltere ve Birleşik Ameri­ka Yüksek Komis erleriyle Federal Baş­bakan Adenauer arasında da görüşül­düğü gibi .Berlin'deki Komutan tarafın­dan da müzakere edilmiştir.

Cevap tasarısı KuzeyAtlantikPaktı teşkilâtına dâhil memleketler temsilci­lerine de

sunulmuştur.

24 Eylül 1952

—Bonn :

Batı Almanya Hükümet mahfillerinde -de tahmin edildiğine göre Batı devlet­lerinin Sovyetler Birliğine verdikleri no­ta, Alman meselesinin1 halli için dörtlü konferansın toplantısını mümkün kıl­maktadır. Böyle bir Konferansın toplan. <ması halinde Batı Almanya Hükümeti­nin sırasiyle aşağıdaki meselelerin mü­zakeresini temenni ettiği bu münase­betle hatırlatılmaktadır:

— .Serbest seçimler yapılması,

— Bütün Almanya'yıihtivaedecek bir Hükümetin (kurulması,

— 'Sulh andlaşmasının imzası.

Ayni mahfillerde, Batı devletlerinin ye­ni notasının ibu ımüzakerelere yol aça­cak mahiyette olduğu ilâve edilmekte ve üç 'Batı devleti tarafından ittihaz edilen hareket hattının Batı Almanya Hükümetinin tam mutabakatiyle [karşı­landığı; ve notanın bu itibarla Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa ve Batı Al­manya tarafından bu hususta [Mosko­va'ya verilmiş müşterek bir cevap ma­hiyetinde telâkki .edilebileceği tebarüz ettirilmektedir.

Gene aynı mahfillerde tahmin 'edildiğine göre, bu notanın ihtiva ettiği sarih tek­lifler Sovyetler Birliğini, açık bir cevap vermek mecburiyetinde bir anlaktadır. «Menfi veya olaylayıcı bir cevabın, Sov­yetler Birliği Hükûfetinin Alman Birli­ğimi samimi olarak istemediğini ve sa­dece propaganda hedefini güttüğünü göstermektedir mütalâası da ibu tah­minlere ilâve edilmektedir.

—Vaşhington :

Bugün basma resmî bir tebliğ veren Dışişleri Bakam Acheson, Batılı mütte­fiklerin Moskovaya tevdi ettikleri 23. Eylül tarihli notalarında Sovyet Rusya-yi «Almanyamn halihazır suni taksim­den kurtarılması isteniyorsa halledilme­si gerek esıas meseleyi ele almak.» lâzım geldiğine bir ikere 'daha ikna etmeğe çalıştıklarını bildirmiştir. Tebliğ şöyle devam etmektedir : «Sovyet Hükümeti Moskova ile Mütte-fiklerler arasında teati edilen bütün notalarda Almanya'nın birliğinden bahset­meğe 'Çalışmakta, fakat hürriyet içinde birliğe varmanın tek çaresi olan hür seçimlerin zaruretini meşkûk geçmek­tedir.

Sovyet Hükümeti, meselâ, Atmanyamn Birleşik, müstakil, .barışçı ve demokra­tik bir devlet olarak yeniden kurulma­sını isteyen Postdam Anlaşmasının (hü­kümleri üzerimde şiddetle İsrar etmek­tedir. Tabîatiyle Almanyada foizim güt­tüğümüz gaye de budur. Sovyet Hükü­metinin tm kelimeleri kullanmaktaki kaschna gelince: Harp sonrası senelerin­de bu kelimelerin :Sovyet Hükümeti ve Komünist partileri için Rusça, ingilizce, Fransızca, Almanca veya her hangi bir lisandaki esas maniasından tamaıraiyle ayrı bir mâna ifade etmektedir. Sov­yet idarecilerinin demokratik kelimesini

münhasıran Sovyetler Birliği Komünist Partisinin siyasi otoritesini tanıyan uşakların idaresinde bulunan memleket ve gruplar için kullandıklarını antik öğ­renmiş bulunyoruz.

«Boğimsız tabiri ise, görünüş itibariyle hükümdarlığına sahip foikat hakikatte Sovyet ikoanünistle-rinin ıdirefctifl erine kafoi olan devletler için sık sık kullan­maktadır.

Barışa hayran tabiri ise, ıSovyet idare­cileri için, Sovyetelr (Birliği Komünist Partisinin otoritesini tanıyan Komünist partilerinin dâvasına hizmet edebilecek her hangi bir şey için kullanılmaktadır. Yine bu fikir silsilesini takip edecek olursak, bu komünist partilerinin faali­yetine mukavemet teşkil edebilecek her şey derhal muharip veya mütecaviz damgasını yemektedir.»

Bildirildiğine göre, bu devletlerin temsilcileri Londar'da toplanarak cevabın esasları üzerinde mutabık kalmışlardır. Cevap 'birkaç gü­ne kadar verilecektir. Bunda şüphesiz Batılı Devletler Sovyetlere diyecekler­dir ki: Bizde Almanya'nın birleşmesine ve Birleşmiş Almanya ile barış imza­lanmasına taraftarız. Fakat, siz, bu muameelyi ters taraftan tutuyorsunuz. Barış imzalamak için önce meydanda Birleşmiş bir Almanya olmulıdır. Al­manya mevcut şartlar altında birleşe-büir mi? Önce bunu araştıralım. Şart­lar mevcutisebiri eştirelimvebarış meselesini görüşelim.Mevcutdeğilse o şartları kuralım.

'Sovyetler Birliğinin böyle bir teklifi ka­bul etmiyeeeği muhakkaktır. Çünkü Sovyetler kendi işıgal bölgelerine Mil­letlerarası komisyonun ayak basması­na bile razı değillerdir. Bundan kaçın­maları, Doğu Almanya'daki durumun kötülüğüne başlı başına delildir. Sovyetlerle bu notalaşraa devam eder­ken, Batı Almanya ile Batılı devletler arasında işbirliği kurulması yolundaki çalışmalar da gelişmektedir. Sovye-tler Birliği 10 Mart nötasiyle Ibu işbirliği­nin kurulmasına mâni olmayı düşün­müştü. Sovyet manevrası yürüm&miştir.

6 Eylül 1952.

—Washington :

Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere dün Rusyaya tevdi ettikleri notada, Avusturya Sulh Andlaşması hakkında­ki Sovyet iddialarına cevap vermekte ve Rusyayı ibu landlaşmayı 29 Eylülde Londra'da imza etmeğe davet 'etmekte­dirler.

Batılı Devletler Avusturya Barış And-laşması hakkında karara varmak için dört ibüyük Devlet Dışişleri Bakanları­nın 29 Eyûlde İLondrada toplanımalannı ileri sürmüşlerdir.

20 Eylül 1952ı

—Viyana :

Hükümet Gazetesi «Neue vViener Ta-geszeitung»'agöre,İngiltereDışişleri

Bakanı Antlhouy Edenin Viyanaya ya­kında yapacağı ziyaret, bir 'çok önemli meselelerin görüşülmesine imkân vere­cektir.

Bu meseleler arasımda ezcümle şunlar bulunmaktadır:

1 — Avusturya ıBarış Andlaşması hak­kında Batılılarla Ruslar arasında son zamanlarda teati edilen notalardan son­ra hasıl olan vaziyet,

—Barış meselesi hakkında Birleşmiş Milletleredâhilbütünmemleketlere
Avusturya tarafından gönderilen muh­tıra ve Avusturya meselesinin Birleşmiş
[Milletler Genel Kurulgündeminealın­masıiçin.Brezilyatarafındanyapılan
teşebbüs,

—Avusturyanuıeskidenberiİtalya ile ve kısa bir imüddetdenberi Yugoslav­
ya ile iyi münasebetleri dolayısiyle ik­tisadibakımdan <bu memleketialâka­
landıran Trieste meselesi,

— Dört devletin işgal masrafları,

5 — Romada toplanacak milletlerarası bir konferansa, 'mevzu teşkil edecek olan Avusturyanrn harpten önceki borçları.

28 Eylül 1952

— Londra :

Avusturya hakkında Batılı devletlerin son notasına . .Sovyet Rusyanm cevabı dün Moskovadaki Birleşik Amerika, îngiltere ve Fransa siyasi temsilcileri­ne tevdi edilmiştir.

IsTotıanın. metni henüz ingiltere Dışişleri Bakanlığına gelmediğinden ımezkûr Ba­kanlık, bu mesele hakkında hiçbir tef­sirde bulunımamakta'dır. Londra siyasi çevrelerindeki kanaate göre Sovyet Rusya Avusturya mesele­sinin sür'atle hallini henüz arzu etme­mektedir.

6 Eylül 1952

— Washington ;

Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtının, Bang-kok'a çelik ciğer gönderilmesi için ge­rekli tedbirleri aldığı bildir ilmektedir. Teşkilât, Bangkok'ta bulunan heyetin­den aldığı raporda bu bölgede (Çocuk felci) hastalığının toaşgösterdiğini ve son geçen ay içinde 56 vaka kaydedil­diğini öğrenmiş bulunmaktadır.

Bunun üzerine « Çocuk felci» nîn teda­visi için kullanılan «Çelik ciger»in der-

hal (Bangkok'a gönderilmesi için bütün tedbirler alınmıştır.

II Eylül 1952

— Paris :

Avrupa iktisadî İşbirliği teşkilatındaki Türk Murahhası Nahit Emre dün g-ece ikametgâhına döndüğü sırada iki kişi­nin taarruzuna mâruz .kalmıştır. Mü­tecavizler cüzdanını çalmışlardır.

Nalhid Emre tedavi edilmek üzere Nec-ker Hastahanesine kaldırılmıştır.

—Asamble,yetkilikomisyonlarım Avrupa Konseyi çerçevesi dâhilinde bir
teşkilâtın statüsünü incelemekle vazife­ lendirmektedir. Bundan-maksat çocuk­
ların barındırılacağıbölgeler veyaço­cuk siteleri teşkil etme'k ve harp dışın­
da kalan memleketlerle temasa, geçerekbir kısım çocuğun barındın]masını ken­
dilerinden istemek olacaktır.

—Hükümetlerteşkilâtatahliyesini derpişedecekleriçocuklarınsayısını
bildirecekler, geretkümasraflarla yiyecek stoklarının teşkili Külfetini'üzerle­
rine alacaklardır. Eu teşkilât Milletler­ arası Kızılhaç ve feızılay teşkilâtı İle sı­
kı bir işbirliği halinde çalışacaktır.

— Çocuk siteleriveya buteşkilâtın kontrolü altında bulunan bölgeler barış
halinde ilân edilecek ve bütün memle­ ketler ıharp halinde buna hürmet etmek
taahhüdünde bulunabil ecekl erdir.

Bu surette harp halinde devletler huku­kunda yeni bir unsur teşekkül edecek ve bütün memleketler masum ve zarar­sız milyonlarca insanı korumak maz­hariyetine erişeceklerdir.

25 Eylül 1952

— Starasbourıg :

Avrupa Konseyi İstişare Asamblesi dün öğleden sonra Avrupa İktisadi İşbirliği teşkilâatmm raporu üzerinde yapılan müzakereleribitirdiktensonra bu teş-

kilâta verilecek cevabı Belçikalı Sosya­list Üye Rollin'in .müstenkif oyuna karşı oybirliğiyle kabul etmiştir.

İktisadi İşler Komisyonu Raportörü in­giliz Delegesi Boothby tarafından bu komisyon adına 'Meclise getirilmiş olan bu cevap metninde şu iki mesele ara­sındaki münasebetlerin daha esaslı bir şekilde tetkik edilmesi teşkilâttan is­tenmektedir:

1— Istihsalâtı arttırmak ve tediye muvazenesiyle içekonomiüzerinde yapa­cağıtesirlerindendolayıenflâsyonu baskıları önlemek.

2—Cevap,aynızamandaBretton Woods Anlaşması esasları üzerine ku­
rulmuş olanprensiplerinuzunzaman tatbik kabiliyeti olup olmadığı mesele­
sini de ortaya atmaktadır.

30 Eylül 1952

—Strasbour :

Avrupa Konseyi İstişare Meclisi bugün saat 11 de çalışmalarına François de Penthon'unBaşkanlığında başlamıştır.

—Stnasbourg-:

Avrupa Konseyinin îstişjri Asamblesin­de Belçika Delegesi Sosyalist Larock, Avrupa'nın kalkınmasında İngiltere'nin daha sıkı bir iştirakte bulunması lüzu­munu ileri sürmüş ve «ingiltere'nin faal bir iştiraki olmadıkça Almanya'nın Bir­leştirilmesi meselesi halledilemez» de­miştir. 1951 Eylûldenberi Başkanlık vazifesin­de bulunan Pearson, dün bu vazifesini Danimarka. Dışişleri Bakanı Oje Bajorn Kraf'a devretmiştir.

Danimarka dişleri Bakam, bir sene müddetle ibu vazifeyi ifa edecektir. Konsey üyeleri ile Genel Sekrterliğe mensup şahsiyetlerin iştirakiyle yapı­lan dünkü toplantıda söz alan Lester Pearson, Lizbon toplantısmdanberi ge­rek teşkilâtlaadırmıaic ve gerekse ta­hakkuk plânlarında ' elde edilen ilerle­melere temasla sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Kaydedilen !bu ilerlemeler, üye devlet­ler temsilcileri arasında her gün yapı­lan istişarelere medyunuz. İşte bu gelişmeler sayesinde bugün Al­manya ve Baltık Denizinde yapılan ma­nevralar cereyan etmektedir. Tedafüimahiyetteki bumanevralarda hiç kimseye karşı 'bir maksat güdülme-mektedir ve herhangi bir devlet için de "bir tehdit teşkiletmemektedir,meğer kî budevlettecavüzîemellerbesle­sin».

Bilâhare 1952programınatemas eden Pearson demiştir ki: «Bütün sahalarda, Lizbon Konferansın­da aldığımızkararlarıntahakkukunun mümkünolmadığıaşikârdır.Yalnız kaydedilen ilerlemeler çok mühimdir.» Pearson'mkonuşmasınımüteaMb söz alan Kraft,Kanada Dışişleri Bakanına «müşterek dâva uğruda»sarfetmekten kaçınmadığı,g:ayretelriçinteşekkür

ederek Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı­na olan itimadını 'belirtmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir: «İlk hedefimizin savunma sistemini kur­mak olması çoik tabidir, çünkü mîlletle­rimiz "bu kalkanın gerisinde yuvalarını kuracaklardır.

Savunma sahasında sarfedilen gayret­leri tahdit mâkul ibir hareket olamaz. Mühim ve tesirli bir savunma sistemi ancak sağlam sosyal ve iktisadi temel­ler üzerine kurulabilir. İç cephe zayıf oldukça, istikrar kesbetmedikçe, dış cep­he kolayca sarsılabilir.» Kraft, mühim bir haberleşme servisinin kurulması lüzumu üzerinde de ayrıca durarak demiştir ki:

«Siyasi, malî ve iktisadi imkânların as­kerî ihtiyaçlarla telifi için Konsey ile askerî teşekküller arasındaki- münase betlerin, üye develetler askerî ve sivil resmi makamları arasındakiler kadar sıkı ve samimi olması şarttır.»

Bunu müteakip Lord Ismay, muhtelif sualleri cevaplandırmış ve Kuzey Atlan­tik Paktı teşkilâtının, Alman birlikleri­nin Batı savunmasına katıîanası husu­sunu müzakere etmediğini ve bu mese­lenin yalnız Avrupa savunma camiası tarafından ele alınabileceğini belirtmiş­tir.

Lord tsmay dalha. önce de bildirildiği gi­bi Atlantik Paktı Konseyinin gelecek toplantısının 15 Aralıkta Paris'te yapı­lacağını söyliyerek sözlerine son ver­miştir.

Bilâkis büyük bir sabır göstererek, işi, kanun ve nizam çerçevesi içinde müta­lâa edip adaletin serbestçe seyrini ta­kip etmesini soğtLklcanhkLa temaşa ey-lemetken başka ne yaptı?

Ayni tadamın, resmî bir temsilcisi ola­rak yollandığı Avrupadan dönerken, memleketini kötülemek için B.İB. C. in­giliz radyosundan okunmaik üzere arka­sında bıraktığı tezvir mesajına karşı yi­ne ayni Hükümettin reaskasyonu derin bir istikrahtan başka ne oldu?

Son zamanda eski iktidar ve hempası adamlar tarafından bir«'diktatörlük»

teranesidir tutturulmuştur» Diktatörlü­ğün ne demek olduğunu herkesten sok daha iyi bilen Halk Partisi ve sözcüleri­nin iddialarına örnek olarak ortaya koy­dukları bütün deliller, sadece mugalata, ve sadece, (kuru patırdıdon ibarettir. Bir bakıma bazirgân şamatası. Fakat onların bütün taJhriklerine, zaaıaa zaman hakaret derecesini dahi aşarak terbiyesizliğin en ileri hudutlarına ka­dar dayanan ifadelerine rağmen1 D. P. istifini bozmamalıdır. Hasmı çatlatma­nın bir şelkli de soğukkanlılık olduğuna, göre, iktidıar ve partisi, şaşmıyan hede­fine yürütmekte devam etmelidir. Bırak­malı Allah görsün ve efkârı umumiye, de kanaatinde takviyet bulsun.

Diğer taraftan, Kahirede İngiliz .ma­kamlarından gelen haberlerde, askerî çevrelerde hakim olan duygunun müda­faa meselesinin münhasıran Birleşik Amerika ile halledilmesi şeklinde tebel­lür ettiği bildiriimektedir.

13 Eylül 1952

— Londra :

Dışişleri Bakam Eden, kendisini Güney­doğu Avrupaya- kadar götürecek 14 günlük seyahatine yarın başlayacaktır, ingiltere Dışişleri Bakanı tou seyahatin­de ilk defa olmak üzere Mareşal Tito ile karşılaşacak ve aynı zamanda Viya-nada mühim konuşmalar yapacaktır.

Eden. 17 Eylülden 23 Eylüle kadar Yu­goslavya Hükümetinin ve 23 Eylülden 28 Eylüle kadar da Avusturya Hükü­metinin misafiri olacaktır.

Bilindiği gibi ingiliz Dışişleri Bakanı Belgrad'a gitmeden Önce ıStrsısimrg'da Avrupa Konseyi İstişare Asambelesinin toplantısına iştirak edecektir. Eden, bu toplantıda, Pazartesi gününden itibaren yeni «Eden plânı»nı izaha başhyaeak-tır. Bu plân Avrupa Konseyi ile, Avru­pa Savunma Topluluğu ve ayni zaman­da .Kömür ve Çelik Birliği arasında dai­mî bir irtibat kurmak suretiyle Avrupa Konseyine daha fazla yük ve sorumlu­luk tahmilini istihdaf etmektedir. İngiltere Dışişleri Bakam, ayni za­manda, Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg'dan müteşekkil siyasi bir konfederasyon ku­rulması yolundaki yeni projeye de ta­raftar bulunduğunu bildirecektir.

Eden, Belgrad'a gitmek üzere Çarşam­ba günü Strasburg'dan ayrılaoaık ve bu seyahatinde kendisine çok mahdut sayı­da maiyeti erkânı refakat edecektir. İngiltere Dışişleri Bakanı, Belgrad'ta Mareşal Tito ile Yugoslavya, Yunanis­tan ve Türkiye arasında bilhassa müş­terek savunma bakımından mevcut bağ­ları daha si'kılaştırma imkânlarını mü­zakere edecektir. Eden, ayni zamanda, Trisîeste'nin istikbali hakkında İtalya ile Yugoslavya arasındaki ihtilâfa son vermekgayesiyle,İngiltere,Birleşik

Amerika ve Fransa tarafından son za­manlarda, girişilmiş bulunan, teşebbüs­leri de görüşecektir.

Belgrad'ta bir hafta kaldıktan sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Vina'ya gide­cek ve orada Avusturyalı Devlet adaan-lariyle görüşerek, Avusturyalın bağım­sızlığını elde etmek için sarfettiğî gay­retlerde İagüterenin kendilerini destek-leyceğeni Hükümet erkânına teyi-d ede­cektir.

Avusturyada beş gün kaldıktan sonra Eden1, ayni zamanda, Avusturyadaki İn­giliz işgal kuvvetlerini de teftiş ede­cektir.

Eden, 29 Eylülde Londraya dönmüş bu­lunacaktır.

16 Eylül 1952

—Londra :

İran Meclisinde Doktor Mugaddimin me­sajının okunması üzerine İngiliz sala­hiyetli mahfillerinde yarattığı tepki hayretten ibaretolmuştur.

İngiltere Hükümeti, İranla arasında mevcut olan dostane münasebetleri te­madi ettirmeğe çalışırken nasıl olur da İran Başbakanının ingilterelim İrana 'karşı gayri dostane ibir siyaset takip .et­tiği iddia olunabilir?

Geçenlerde Truıman ve Churchill imzalı iki .mesajla birlikte petrol ihtilâfına bir çare bulunması için yapılan teklifler İngilterenin dostane siyasetine ibir delil addedilebilir. Hatta geçenlerde Dışişleri Bakanı Eden -Sheffield'de söylediği bir nutukta aynen şöyle dediği hatırlarla­dır :

«İngiltere Hükümeti İranla olan1 eski 'dostluğunu tekrar tesis edebilecek bir ■hal çaresinin bulunması temennisinde gayet samimidir. Biz İranı hür ve mü­reffeh görmek isteriz. .Birlikte çalışabi­liriz ve buıtu da yapmalıyız.»

19 Eylül 1952

—Londra :

İngiliz-İran Petrol Kumpanyası .Sözcü­sünün dün akşam bildirdiğine gör.e, :bu Şirket «[Milletlerarası bir petrol karte­linin mevcudiyeti hususunda tahkikatta bulunan WashLng!ton'daki Yüksek Amerikan Jürüsine bir sürü vesaik su­nacaktır.

Sözcü bu vesaiikin münhasıran Şirketin New-York Börosuna ait evraklar oldu­ğunu tasrih eylemiştir. Bilindiği gibi Şirketin New-York Büro­sunun çalışmaları 2 Eikim tarihine ka­dar tehir edilmiş ve birçok Amerikan kumpanyaları bu komisyonun huzurun-dada ifade vermeği reddetmişlerdir.

21 Eylül 1952

—Londra :

* ■ * t» t

«Sunday Tiımes» 'Gazetesinin Kibrıstaki Muhabirinin bildirildiğine göre Kanal 'Bölgesindeki İngiliz kuvvetleri yakın bir gelecekte üçte Ibir nispetinde azaltı­lacaktır.

Aynı muhabire göre, halen Kanal Böl­gesinde bulunan 3 üncü tümenin 39 un­cu tugayını teşkil eden birlikler yakın­da îngütereye hareket için hazırlanmak­tadırlar.

Aynı tümenin 32 nci tugayını teşkil eden birlikler de daiha sonra İKanal Böl­gesinden ayrılacaklarıdır. Muhabir, ingiltere Harbiye Bakanı Ant-hony Eden'in Kıbrıs ziyaretinin bu me­sele ile ilgili olduğunu ayrıca bildir­mektedir.

—Londra :

Avara Kamarası Sol Cenah İşçi Mebus­larından Richand Rossman bugün Sun­day Pictorial Gazetesinde neşrettiği bir yazıda, İtalyan 'Sosyalist Lideri Pietro Nenni ile .Stalin arasıda geçen, bir ko­nuşmayı nakletmektedir.

Rossman'm Nenni ile yaptığı bu müla­kattan anlaşıldığına ıgöre, ıStalin Kore harbinin, Rusyanın. Uzak Doğudaki mevkiini [kuvvetlendirdiği [kanaatinde, fikrince de, zaman Rusyanın lehinde ça­lışmaktadır. Milletlerarası durum ise Kore harbînin başlamasından beri bo­zulmuş değildir.

Stalin, Amerika'nın Kore harbini idare­de kullandığı usulün bütün Asya halkı arasında ani ve kuvvetli hissiyat deği­şikliği yarattığından memnundur. Sta­lin, yeni bir dünya harbine yol 'açabilecek herhangi bir tahrik edici harekte .girişecek değildir. Fakat Amerikalıları yatıştırmak kaygusu ile de komünistle­rin Doğu Avrupada elde ettikleri ka­zançlardan herhangi bir kısmını feda edeceklerden de değildir. Staldn, İtalyan Sosyalist Lideri Nenniyi ■Sovyet Rusya Ekonomisinin, hem süâıh-lanmayı hem ide sulhcu imar faaliyetle­rini ihtiva ettiğini söylemiştir. >S£alinden igayri politbüro âzası, silâh­lanma yarışının Batıda ciddi iktisadi buhrana yol ağmasına, bel bağlamakta­dırlar. Aksi bile varid olsa, ıSovyet Rus­yanın Batnda olduğu kadar Doğud ada 10 sene sürecek bir silâhlanma yarışı zorluğuna kutlanabileceğine emindirler. Nenni'nin İngiliz İşçi Mebusu Ross-man'a anlattığına göre, Stalin atom ve­ya hidrojen bombası taarruzlarını pek Öyle fazla kale almamakla, zira bu üs­tün vasıflı bombaların .kati neticeyi sağ­layacak silâhlan olmadığı fikrindedir. Amerikalılar Moskovayı Ruslar da New-Yorik'u ıtahrip ettikleri takdirde, netice her iki memleket için de bir felâ­ket olacaktır. Rossman şöyle 'demektedir:

«Harbi kazanmak için yalnız düşman başşehirler.ine atom yağdırmak kifayet etmez, memleketi de işgal etmek lâzım­dır.»

İngiliz İşçi Mebusu, Nenni ile olan mü­lakatını şu cümlelerle sona erdinmekte-dir:

«.Stalin harpten kaçınmaya karar ver­miş olsa bile .beri yandan ısuliha girişme­de acele etmemektedir.» Filhakika, ma­demki zaıman kendi lehine 'çalışmakta­dır, şu halde bizi pekâlâ bekltebilir, ka­naatini beslemektedir.

22 Eylül 1952

—, Londra :

İngiltere tarafından bugün Sovyetlere verilen nota 24 Haziran tarihli Sovyet notasındaki beyanı reddetmektedir. Sovyetler bu notalarında Trieste serbest arazisinin ;(a) bölgesi hakkında İngilte­re, Birleşik Amerika ve İtalya arasında 9 Mayısta varılan anlaşmayı İtalya Ba­rış Andlaşması hükümlerine aykırı ola­rak vasıflandırmakta idiler.Birleşik Amerika ile teati edilmiş olan­lara benzerliği gözönünde tutulursa bu cevabın İngiliz teklifleri kabul edilme-ıden evvel yeni notaların teatisine veya yeni müzakereler yapılmasına lüzum gösterdiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği gibi İngiliz tekliflerinde, bu müdafaanın teşkilâtlandırılması için ge­rekli plânları hazırlamağa, memur edi­lecek ve Kıbrısta çalışacak askerî mü-tahassıslardan mürekkep bir komisyo­nun kısa bir zamanda kurulması tavsi­ye edilmekte idi.

Ortadoğuda bir tek 'komutanlık ıkurulması hakkında dört büyüik .devlet yani İngiltere, Fransa, Birleşik Amerika ve Türkiye tarafından! 1951 senesinin Ka­sım ayında kabul edilmiş olan projenin bundan evvelki (Mısır Hükümetleri tara­fından reddedilmiş olması üzerine İngil­tere bu teklifleri yapmak zaruretinde kalmıştı,. Yine bilindiği gibi bu proje Arap memleketleriyle Israilin de iştira­kini derpiş etmekte idi. Mısır, Sudanın ■Mısır tahtına bağlanması meselesinin kendisiyle İngiltere arasında halledil­medikçe müzakerelere iştiraki kabul et­memiş idi.

Birleşik Amerika ile Türkiye, Ortadoğu müdafaası teşkilâtının biran evvel ele alınması hususunda İngiltere ve Fransa ile mutabık görünmekle beraber, bu ko­misyonun Kıbrısta işe başlamasından evvel Arap memleketlerinin ve bilhassa

Mısırın iştirakini temin yolunda İngilte­re tarafından âzami gayretin sarfedil-mesi lüzumunda İsrar eder görünmek­tedirler.

General Necip Hükümetinin iktidarı ele alması ve 1936 tarihli Îngiliz-Mısır And-Iaşmasımn değiştirilmesi için yeniden müzakerelere başlamak ümMinin orta­ya çıkması üzerine şimdi Londrada da nispeten oldukça yakın bir âtide Mısı­rın 'bu komisyona iştirakinin temin edi­lebileceği kabul 'edilmektedir.

— Kapri :

Eski Mısır Kralı Faruk, «Ansa» Ajansı muhabiri ile yaptığı bir görüşmede, son ıMısır hâdiselerini tefsirden kaçınmış Ye genç Mısır 'Kralının babası ve İtal­yan Cumhuriyetinin misafiri bulundu­ğunu hatırlatmıştır.

Faruk, İsviçre Kolejinde üç İkizini kabul İtalya'da Romagne'de Mussolini'nin zevcesine ait «De la Rocoa Delle Cami-nate» Şatosunu veya Kapri'de Kont Oia-no'nun zevcesine ait «Villa Caprî» yi sa­tın almak üzere bulunduğu hakkındaki haberleri yalanlamıştır.

Faruk, isviçre Kolejinin üç ikizim 'kabul etmediği hakkındaki haberi 'dahi Ansa Ajancı Muhabirine yalanlamış ve şunu söylemiştir:

«Esasen hiçbir vakit çocuklarımdan ay­rılmağı düşünmedim.» Kapri Limanında demirli bulunan «Fa-yid El Bahrî» Yatı hakkında beyanatta bulunan Faruk, 80 milyon liret 'değerin­de bulunan bu yatın .kendi malı olduğu­nu, bundan bir ikag gün evvel bâr İtal­yan Kumpanyasına sattığını bildirmiş­tir.

10Eylül 1952

— Vohera (İtalya) :

Türk, Fransız, Yunan ve Amerikalı as-feerî müşahitlerin iştirakiyle Kuzey İtal­ya'da manevralara başlanmış 'bulun­maktadır.

İtalya'nın Kuzeyinde Apenin 'dağları eteklerinde mefruz bir düşman taarru­zuna karşı piyade ve hava kuvvetlerinin ne suretle işbirliği yapabilecekleri, ital­yan Generali Enrico Frattini'nin komu­tasında bulunan kuvvetler tarafından tatbikatsahasındatesbitedilecektir.

Manavralara Amerikan Generali Scihlatten'in Hava kuvvetleri de katılmak­tadır. Girişilen ıhava hücumu 3300 ra-ikıımh Penice dağına doğru yapılacak karşı taarruzdan önce 'mütecavizin du­rumunu keşif için Kuzey -Güney isti-Uîı&metinde bir manevra ve tatbikat şek­linde cereyan edecektir. Venedik kıyı­larında İtalyan aımirali Massimo Grosi komutasındaki deniz kuvvetlerinin de iştirak edeceği bu manevralar üç veç­heli askerî plânın bir kısmını teşkil et­mektedir. Legnano Tümeni kıtaları bü­tün 'gece yürüyüşte bulunduktan sonra ertesi gece taarruz etmek üzere Varzi yakınlarında konaklamışlardır.

(Bu askerî tatbikat Kuzey İtalya'da Na-to Kuvvetleri adı altında yapılan ilk askerî manevradır.

16 Eylül 1952

— Roma :

Yugoslav Devlet Başkanının Trieste ve İtalya ile olan münasebetler meselele­rinden bahseden dünıkü nutku yetkili İtalyan mahfillerinde fevkalâde hiçbir tepki yaratmamıştır.

ıBu ımaMillerce gösterilen ihtiyat dahıa ziyade Başbakan De Gasperi'iıin Roma'-<da bulunmayışına ve Trieste meselesinin Strazburg'ta İngiltere Dışişleri Bakanı Eden ile De Gasperi arasında yapılması mukarrer görüşmelerde bahis konusu edileceği bir sırada bu mevzu üzerinde yeni tartışmalar açmamak endişine at-folunımaktadır.

'Bazı gazeteler bu nutku Bden'ln Bel-.grad'a yapacağı seyahat arifesinde bir (manevra olarak telakki etmektedirler. İngiltere Dışişleri Bakanının bu seya­hati her ne kadar hususi mahiyette ise de buradaki kanaate göre Mareşal Ti-tonun İngiltere Dışişleri Bakanı ile ya-

pacağı görüşmelerde Trieste meselesi hiç şüphesiz iki -büyük (bir yer tutacak­tır.

19 Eylül 1952

—.Roma :

Başbakan ve Dışişleri Bakamı De Gas-perinin Yunanistan Başbakan Yardım­cısı Veneizolos tarafından yakında Ati-nıayı ziyarete 'davet edildiği İtalya Dış­işleri Bakanlığınca teyid olunmuştur.

Dışişleri Bakanlığından ilâve edildiğine göre, De Gasperi bu daveti memnuni­yetle kabul etmiştir.

İtalya Başbakanının, gayri melhuz hâ­diseler çıkmadığı takdirde, Kasım ayın­da Atinayı ziyaret edebileceği sanıibmajk-tadır.

Dışişleri Bakanlığı çevrelerinde (belirtil­diğine göre, başlangıçtanberi İtalya ta­rafından desteklenen Türkiye ve Yuna-nistanm Atlantik Paktına girmelerin­den sonra Akdeniz meımleketleri arasın­da îhera sahada dalha sıkı toir İşbirliği zarureti açıkça 'kendini göstermiştir.

20Eylül 1952

—Roma :

Başbakan Alcide De Gasperi'nin partisi olan Hristiyan Demokrat Parti, gelecek sene yapılması icab eden umumi seçim­lerden evvel iSeçim Kanununun Islâhı için lair lâyiha sunacağını dün gece ilân etmiştir.

Bu karar, bu hafta içinde iki gün sü­ren ıbir içtima akdeden mezkûr Partinin icra [komitesinin çalışmaların neticesin­de yayınlanan bir tebliğde ilân edilmiş bulunmaktadır.

Partinin aldığı bu ikarar taım bir temsil prensiplinden mülhem olmakta ve ekse­riyetle ekaliyeıte hürmet hissinden doğ­maktadır.

Aynı zamanda kanunda yapılacak tadi­lâtla ıSosyıal komünistlerin yapabilecek­leri hilelerden seçimleri muhafaza et­mek gayesi de güdülmektedir.

Bundan maada kanunda yapılacak bu tadilâttan madasat, 'demokratik usullere ve hür seçimlere emniyet ve hürmeti telkin .etmek ve seçim hakkın:, sad-ece bir hak olarak değil, fakat aynı zaman­da .bir de vazife olarak halika göster­mektir.

Bu yeni .Seçim Kanunu sayesinde san­dıklara atılan oyların neticesinde mey­dana çıkan .ekseriyetin serbestçe icraat­ta bulunması teminat altına alınacak ve böylece Hükümetin istikararı da garanti edilmiş olacaktır.

23 Eylül !İ952

— Venedik :

Unesco tarafından tertip edilen (millet­lerarası Sanatkârlar Konferansı dün Venedik'te İtalyan Eğitim iBakıanı An-tonioSegni'nin huzurunda açılmıştır.

Konferansa takriben 40 memlekete men­sup .murahhas heyetlerle Ibirçok millet­lerarası teşkilât iştirak etmiştir.

Konferansın gayesi, -modern cemiyette yaratacı sanatkârın vaziyetinin tetki­kidir.

Unesco Umum Müdürü Torres Bodet, söylediği" hitabede sanatın her sahası hakkındaki raporların mütehassıslar ta­rafından hazırlandığını belirtmiş ve bu mütehassısları şöylece saymıştır:

'Sinema: Aleyandre Blasetti, Tiyatro:Mare ConsTly, ■Mimarî: Lucia Costa,

■Müzik: Arthur Honegger, Edebiyat: Talha Hüseyin, Heykeltraşhik: Henry Moore, Ressamlıik: Jacques ve Georges Ronalt.

image008.gifBir adam...

Yazan: Nadir Nadi

14Eylül1952tarihliCumhuri-yel'ten:

Kont Sforza'nm ölümü yalnız İtalya için değil, bütün medeni insanlık için acı 'bir kayıptır, demek istendim. .Faikalt Tanrı­nın ferdlere tanıdığı hayat sınırını he­men son çizgisine kadar aşan seksenlik bir İhtiyarın arkasından böyle bir hük­mü basmakalıp bir nezaket cümlesi sa­yanlar bulunabileceğini düşünerek kor­kuyorum. Uzun hayatı ile Kont Sforza yalnız kendi memleketine değil, bütün ileri insanlığa devamlı bir iftihar vesi­lesi bırakmıştır dersem, gerçek duygu­larımı (belki dana iyi açığa vurmuş ola­cağım. Elli yılı aşan çalışma hayatında bu üstün zekâlı şahsiyetin .diplomat, politikacı, devlet ve fikir adamı olarak gösterdiği başarılar tarih, sahifelerine geçecek kadar büyüktür. Fakat onun asıl büyüklüğü, Birinci Cihan Harbinden bu yana, dünya olaylarının bunatılcı zikrakları arasında, bütün kalbi ile bağ­landığı hürriyet ve istiklâli İdeallerinden bir ân olsun ayrılmaması, o uğurda her fedakârlığa daima 'katlanmasıdır. (Sfor­za başarıyı gaye bilen, şöhret ve iktidar merdivenine inançlarından safralar ata­rak tırmanmak istiyen politikacılardan değildi. O, her gerçek fikir adamı gibi, sadece inançlarını iktidara yükseltmek için çalışıyordu. Elli yıllık meslek haya­tı, her saati ve her daıkikası ile bu hük­mü ispata yarıyan muazzam 'bir âbide­dir.

Milletlerin bağımsızlığı fikrinin samimî 'bir taraflısı idi. 1920 yılında Hariciye Nazırı olduğu zaman, Anadoludaki ya­bancı işgaline son verilmesi için elinden gelen her şeyi yaptı, İtalyanuı bunlar-

da işi o lamıya cağını söyledi ve İtalyan Hükümetinin Türk millî mücadele hare­ketine karşı müaahir bir vaziyet alma­sını temin, etti. Sonraları, Türkiyede Cumhuriyet rejiminin kurulup yerleşti­rilmesi sıralarında, büyük Atatürkü devrimci ve garbcı vasıflariyle ilk anlı-yan ve Atatürke hayranlığını i!k ifade eden fikir adamlarından biri oldu.

Demokratik hürriyetlerin yılmaz ve yo-ruiımak bilmez bir fedaisi idi. Hürriyet-siz bir hayatı insanilik iğin. haysiyet kı­rıcı buluyor, bunun için de diktatörlü­ğün her şekline karşı savaşmayı vazife biliyordu. MussoTini Başvekil olduğu za­man Paris .Büyükelçiliğinden istifa ede­rek derhal Romaya döndü. ISenatoda muhalefet cephesini kurdu. Her türlü imkânsızlıklar ortasında sonuna, kadar çarpışmaktan yılınmdı. iMussolini bu dö­vüşken ve bükülmez adamı 'kendi hesa­bına kazanabilmek içim gayret harcadı. Ona bir sürü oikşayıcı, pohpohlayıeı tek­liflerde bulundu. Sforza bunların hepsi­ni tereddüdsüz reddetti. Başka çıkar kalmayınca, İtalyadaki faşist idare Sforza'yı memleketten uzaklaşmağa mecbur etti. ıBütün serveti zaptedilmiş, gazetelere yazı yazıması, herhangi bir şekilde hayatını kazanması imkânsız hale getirmişti. 1928 de Sforza için uzun ve yıpratıcı bir menfa hayatı başlıyor­du. Fikirlerinin zaferi uğruna o bu ağır hayatın bütün cilvelerine göz kırpmadan dayandı. Memleik etten memlekete gezi­yor, 'makaleler, kitaplar yazarak, kon­feranslar vererek ideali uğruna çalış­makta devam, ediyordu. 1940 yılında Fransız yenilgisinden hemen sonra İtal­ya harbe girmek üzere iken Krala bir mektup yazarak bu utandırıcı hareketi önlemeğe çalıştı. Victor Emim.anuer.in Musso'ini elinde tam bir oyuncak taline geldiğini anlar anlamaz da amansız bîr

krallık düşmanı kesildi. İtalyan Cum­huriyetinin ilânında Sforza başlıca âmil­lerden biri olmuş, hattâ bu yüzden Churohil'le arası açılmıştı.

Bütün üye milletlere eşit h-aklar tanıya­cak bir Avrupa federasyonunun gerçek­leşmesini yürekten özlüyordu. Son za­manlarda Dışişleri Başkanlığından çekil-

mişti. Avrupa Konseyi işleriyle meşgul Devlet Bakanlığı vazifesini görüyordu.

ileri yaşma rağmen 'bir Roma heykelini andıran dimdik vücudu gribi sarsılmaz bir iradesi, eğilmez bir karakteri vardı. Hürriyete değer veren jni'edeni insanlar Sforza'nın hâtırasını daima saygı ile anacaklardır.

Sovyet ülkesinin muazzam bir hapisha­ne olduğumu ve bu .topraklarda yaşayan bütün halikın esir olduğunu, söylemiştir. Vasüy Ershaf, Amerikan işçi Federas­yonu Kongresinde delegelere îütap ede­rek Rusyaıdaki sen'düklartn birer hükü­met organı olduğunu ve milyonlarca genci Sfralinin rejimineesir etmek için

elinden gelen gayreti yaptığını söyle-nıiştir.

Bu toplantıda söz alanlardan Bulgar JVIIllî Komitesi 'Başkanı G. M. Dimitrov daşunları söylemiştir:

«Peyk memleketlerin esir milletleri, ak-sülâmel gösterecek oaln Sovyetlerin müdahalesine (karşı hürriyetleri hür dünya .memleketleri tarafından teminat altına alındığı takdirde, memleketi erin­deki komünistlıeri devirmeğe hazırdır­lar.

îkinci Dünya Harbinden sonra Sovyet rejimi ile alâkasını keserek Amerika.ya kaçmış olan Vasily Ershof, sözlerine ay­rıca şunları ilâve etmiştir:

«Hür memleketlerin, Stalinin esir inle­ten Politbürosu »kadar tehlikeli ve şeni düşmanı yoktur.

21 Eylül 1952

- Stûlîhalm :

Bugün buradayapılanParlâmento se­çimlerine 4 milyon kişinin iştirak ettiği tahmin olunmaktadır. Bu seçimde Komünistlerin daha az rey alacakları ve ancak dört mebus çıkara­cakları sanılmaktadır. Geçen devrede Komünistler, 230 kişilik

Parlâmentoda sekiz mebusluk elde etmiş­lerdir.

Bütün partiler, tsveçin dış siyasette ananevi1 tarafsızlık rolünü desteklemek­te birleşmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan beş hafta süren Keçim mücadele-İnds bütün partilerin müşte­reken komünist parlâmento üyelerine karşı taarruza geçmeleri, îsveçin Batıya doğru bir istikamet takip eylediğine ay­rıbirdelilolarakileri sürülmektedir

Anthony Eden şerefine büyük bir ka­bul resmi .tertipedeceklerdir.

—Belgrad :

îûgilere Dışişleri Bakanı Eden bugün saat 15.30 da uçakla Strasbourgdan bu­raya gelmiştir.

Yugoslavyada bulunduğu sırada Mare­şal Tito, Yugoslav Dışişleri Bakanı Ed-ward Kardelj ile .görüşecektir. Uçaktan indikten sonra verdiği kısa de­meçte ilk defa Belgradda bulunduğun­dan dolayı duyduğu memnuniyeti belirt­miş ve şunları söylemiştir: «Mareşal Tlto ve Hükümeti üyüeleriyle dünya, vaziyetini ve iki merni&ketimizin müşterek menfaatlerini alâkadar eden ıbazı meseleleri beraberce gözden geçi­receğiz.

1Ö14 ve 1941 senelerinde, kıtamıza ta­hakküm etmek isteyen düşmana bera­berce karşı koyduk ve beraberce zaferi kazandık.»

Eden demecinin sonunda beraberce ya­pılacak işbirliğinin hür milletlerce ziya­desiyle arzu edilen Avrupa emniyeti ve dünya sulhunun teminine yarayacağını belirtmiştir.

ingiltere Dışişleri Bakanı, bu gece ak­şam yemeğine Yugoslav Dışişleri Ba­kam. Karclelj'in davetlisi bulunmakta­dır. Yarın onunla mühim bir görüşme yapacaktır.

öğle yemeğiniMareşalTitovediğer şahsiyetlerle birlikte yiyecektir. Akşa,m, şerefineMareşal Tito tarafın­dan Beyaz Sarayda bir kabul resmî ter­tip edilecektir.

—Belgrad :

Yeni adı ile Bayan Yuvanna 3orz Hır-vatistanda doğmuştur, ana babası ile diğer aile efradı son harpte ölmüşler­dir. Bayan Broz 17 yaşlarında Mareşal Titonun, sonraları Millî Kurtuluş Ordu­su adını alan Partizan Harekâtına ıka-tılrmş ve harp sonuna kadar bu teşki­lâtta çalışmıştır.

—Belgrad :

Bu gece burada resmen açıklandığına gö­re, r.i'sreşal Tito bu sene başlarında bir nikah dairesinde, kendi partizan teşkilâ­tında vazife almış eski bir kadın müca­hitilegizliceevlenmiştir.

Mareşal Titonun üçüncü zevcesi olan ba­yan Yovanna Budisavluef, Yugoslav or­dusu binbaşılarından 28 yaşlarında kum­ral bir bayandır.

18 Eylül 1952

— Belgrad :

Bugün İngiltere Dışişleri Bakanı Ant­hony Eden şerefine verdiği öğle ziya­fetinde söz alan Mareşal Tito şunları söylemiştir:

«Yugoslavya ile ingiltere arasındaki şim­diki işbirliği, bir taraftan .mazideki müş­terek mücadele ve işbirliğinden, diğer taraftan da yeni bir tecavüz teşebbüsüne karşı dünyada sulhu korumak ve müş­terek menfaatlerin mevcudiyetindeu ileri gelmekî edir.

İngiliz Dışişleri Babanının bu ziyareti­nin iki memleket arasındaki rnünasebeit-lerin git gide iyileşmekte ve sağlamlaş­makta bulunduğunun bir delili olduğu­nu söyleyen Mareşal Tito, İngilterenin geçen harp esnasında Yugoslavyaya yapmış olduğu yardımı ve Sovyet Rus-ile münasebetlerin kesilmesinden sonra îngiltereden gördüğü ananevi müzaha-reti hatırlattıktan sonra demiştir ki: «Bu ziyaretin memleketlerimiz arasın­daki işbirliğinin ilerdeki gelişmesi için büyük bir ehemmiyet taşıdığına inan­cım vardır.

Müşterek menfaatlerimiz vardır. Bunlar iarasmdan en mühimi beşeriyeti yeni bir felâketten kurtarmajk için elimizden ge­leni yapmaktır.»

Mareşal Titoya verdiği cevapta Eden, anlaşmalar müzakere ve akdetmek için davet edilmediğini belirttikten sonra şunları söylemiştir:

«Memleketlerimizi İlgilendiren en mü-ıhim .meseleler hakkında sizinle ve »me­sai arkadaşlarınızla fikir teatisine gel­dim. Ve ayni zamanda memleketinizi daha yakından tanımak ve dünya muvacehe­sindeki bugünkü durum ve mevkii hak­kında daha iyi malûmat edinmek için buraya geldim.»

İngiltere ile Yugoslavya, arasındaki si­yasi sistem farkının her iki Devlet ta­rafından benimsenen işbirliğine .engel teşkiî etmemesi gerektiğine işaret eden İngiltere Dışişleri Bakanı sözlerini şöy­le bitirmiştir:

«İngiltere karşılaştığı güçlüklere rağ­men, sulh ve istiklâlini korumak yolım-da, Yugoslavyaya elinden gelen yardamı esirge miyecektir.>

—BeLgrad:

Yugoslavya Başbakanı Mareşal Tito ve Madam Jovanıka Broz bu gece Beyaz Sarayda İngiltere Dışişleri Bakanı Ant-hony Eden şerefine ibüyük bir kabul res­mî tertip etmişlerdir. Bu resmî kabulde kordiplomatik ve Yu­goslav şahsiyetleri de hazır bulunmuş­lardır.

Davetliler .Saraya gelişlerinde .Mareşal Tito ve Madam Broz tarafından karşı­lanmışlardır.

19 Eylûl 1952

—Belgrad :

İngiltere Dışişleri (Bakanı Anthony Eden, bugün burada yaptığı basın top­lantısında, Çin Koımünist Hükümetinin, Sovyet Rusya ile yani safta olmanın tehlikelerini idrak etmeğe başladığım sandığını söylemiş ve şöyle devam et­miştir:

«Moskovada Çin ve Sovyet liderleri ara­sında cereyan etmiş olan müzakereler sonunda yayınlanan tebliğe dayanarak bu mülâhazada bulunuyorum. Avrupada olan bütün dâva ve meselele­rimiz dünyayı daha şümullü bir şekilde içine alarak ayarlanmalıdır. Asyada Sovyetlerle kominformun takip 'ettiği politikanın Avrupadaki güvenliğimiz üzerinde doğrudan doğruya ımünasebetl vardır. Korede mütareke yapabileceği­mize halâ inanıyorum. Bizi .şimdi yalnız tek bir nokta ayırmaktadır. İş daha faz­la Sovyet Hükümetinin Moskovada Çin­lilere ne gibi tavsiyelerde bulunduğuna bakar. En sonunda, her hangi gurur, İ2-zettinefis sahibi bir milletin menfaatle­ri, Sovyet Rusyanın menfaatleriyle te-halüf etmek zorundadır. Belıgrada. gel­meden evvel, Strasbourgda İtalya Baş­bakanı De Gasperi ile görüşmüş bulu­nan Anthony Edeni dağdağalı Trieste meselesini telmih ile şöyle demiştir : Evvelce İtalyan Hükümet Başkanının fikirlerini dinlediğim gibi, Hükümetini­zin de bu mevzua dair olan noktai na-


zarını öğrenmiş bulunuyorum. .Şuna samimiy? 1; kaniim ki, her iki tarafın «hüsnüniyetle, iki memleket arasında dostane işbirliğine yol açacak bu engeli ortadan kaldırmak mümkün olacaktır. Böyle olması da, Batı Birliği ve güven­liği bakımından muhakkak ki ehem­miyetlidir.

Batı 'müdafaasına temas eden Eden söz­lerine şöyle 'devam, etmiştir: Şahsen ben harbin yakın1 olduğuna ve •bertaraf edileni iyeceğine inanmıyorum. Avrupada durum son senelerde düzel­miş, gelişmiş ise, ki buna, kaniim, Batı milletlerinin bir araya gelip birleş-'melerinden ve kuvvetlerini tahkim et­melerinden ileri ıgelmiştir. Gösterdiğimiz gayretlerde her hangi ıbir gevşeme teh­likeli olur. Kuvvetli ve -müttehid kalır­sak, sulhu temin edebiliriz. Silâhlarımı­zı, mütecaviz maksatlar uğrunda asla kullanmayacağız. Bu mütalâalar Yugos­lavya için de, diğer Satıh devletlerden daha az muteber değildir. Bizim ve müttefiki erlimizin Yugoslavya­ya yaptığımız yardımlar harp tehlikesi­ni azaltmağa matuftur. Yugoslavya, Türkiye ve Yunanistanla yakın ve sıkı münasebetler teessüsü 'hususunda, son zamanlarda kaydettiği gelişmelerle mevkiini sağlamlaştırmış­tır.

Yugoslavya Hükümeti, Avusturya ile siyasi ve iktisadi münasebetlerini .geliş­tirmekte ve büyük bir yol katetmîş bu­lunmaktadır. Avusturya ımeselesi Avru­pada olan şimdiki güçlüklerimizin bir Örneğidir. İngiltere Hükümeti, Avustur­ya Sulh. Andlaşmasının yakın bir za­manda yapılması hususunda 'İsrarda de­vanı edecektir.

'Koreye gelince, tuttuğumuz yol sarih­tir, meydandadır. Birleşmiş (Milletler bir tecavüze karşı koymak için silâha sa-inlmışia.rıdır ve ihtilâfın yayılmasını ön­lemek azim ve karariyle, gerektiği müd­detçe karşı koymada devam edecekler­dir. Bütün' dünya boyunca ders aynidir. Hürriyet mücadelesi. Bölünmez kuvvetli bir ibirlik olmak zorundayız. Kuvvetimi­zi ihtiyatla kullanmalıyız.

Elbette ki, değişik Hükümet sistemleri­miz vardır ve bir çok siyasi hayat saf­halarındaayrıfikirlertaşımaktayız.


image009.gif—BeLgrad :

tngütere Dışişleri Bakam Anthonp iEden abah uçakla Bslgraddan Dobrow-nike hareket etmiştir. Ederi, bugün ve yamı Dalmaçyada -kaldıktan sonra Pa­zartesi sabahı Slovenyaya giderek ora­da Mareşal Tito ile yeniden görüşecek­tir.

Edsm'in Mareşal Tito ile yapacağı gö­rüşme ingiltere Dışişleri Bakanının Yu­goslav Davlst adamiariyle yaptığı te­masların sonuncusu olacaktır.

Eden, (Belıgrıaddan hareketinden evvel beyanatta bulunarak, Yugoslavyayi zi­yareti haîckmda sureti mahsusada beya­nat vermesinin ti eklemin em esi gerektiği­ni söylemiştir.

ingiltere Dışişleri Bakam 22-23 Sylû] gecesini Mareşal Titonun iBled'deiki Vil-las:nla geçirdikten'sonra, Viyanaya (ha­reket edecektir.

—Londra :

Yugoslav Basın -Ajansı tarafından dün yayınlanan ve Churchill'in Mareşal Ti­foyu Londraya davet ettiği yolundakihaber Dışişleri Bakanlığınca, bu sabah henüz teyid edilmemiş bulunmakta idi. Bununla beraber iyi haber alan çevre­lerde bu haberin yanlış olmadığı sanıl­maktadır.- :Zira, halen Fransız Rivyera-smda bulunan -Başbakan, ile Yugoslav­ya'da Anfhcny Ec'.en arasında yapılan telefon görüşmelerinde böyle bir dave­tin kararlaştırılmış olabileceği ihtimal dâhilinde görünmektedir..

22 Eylül 1952

—'BeLgrad :

Sanıldığına göre 'Mareşal Tito, ingilte­re'yi resmen ziyareti hususunda Başba­kan Churchîll adına Eden tarafından vakidaveti kabuletmiştir.

Yugoslav Başkentinde dolaşan söylentile­re göre Mareşal Tito'mun ingiltere'yi zi­yareti 19 Ekimde toplanacak olm Yu­goslav Komünist Partisi 52 nci Kongre­sinin 2 Kasum tarihine bırakılmasının başlıca sebebini teşkil etmektedir.

—Bosna :

Yugoslav Millî Meclis Başkan Yardım­cısı Mosha Pijadje, dün burada yaptığı konuşmada şunları söylemiştir:

«Yugoslavya'nın yegâne düşünce ve ga­yesi sulhun muhafazasına yardım et­mektir.

Yugoslavya dünyadaki bütün milletler­le sulh içinde yaşatmayı arzu etmektedir. Bağımsızlığımızı ihlâliçin sarfedüecek

herhangi bir gayrete tahammül ede­meyiz.»

23 Eylül 1952

—Bled :

Yugoslav Başkanı Mareşal Tito, dün akşam. BLed Gölü ıkenaraıdalci Villasm--da İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden şerefine bir a,kşam yemeği ver-^miştir. Yemeği 'müteakip bir konser ve­rilmiştir.

Ziyafete birçok Yugoslav şahsiyetleri ve 'Mareşal Titonun başlıca mesai arka­daşları iştiraik etmişlerdir. Dün Mareşal Tito'nun Brno'da verdiği öğle ziyıaıfetinden sonra Eden, Yugoslav CDevlet adamlarıyla gezintiler yapm-ş ve Selgrad'da başlanan görüşmelere tou arada devam etmiştir.

Eden'in Yugoslavya'da yaptığı .görüş­melere dair bugün Viyana'ya hareketin­den evvel tertip edilecek basın konfe­ransı sırasında Bled'e bir resî tebliğ ya­yınlanacaktır.

Yugoslav Komünist Partisi merkezi or­ganı :Borba Gazetesine göre, Yugoslav Dışişleri Bakanlığıma, yakın çevrelerde bu görüşmeler 'dolayısiyle büyüfc bir memnunluk gösterütmektedir. Ayni çevrelere göre Eden'in Yugoslav­ya'yı ziyareti ve kendisiyle yapılan; gö­rüşmeler sulhun korunması için. yapılan gayretleri fazlasiyle arttıracak ve İngil­tere ile Yugoslavya arasındaki dostluk bağlarını (kuvvetlendirecektir. Borba Gazetesi, bu husustaki tefsirlerini şu suretle bitirmektedir:

Bugün Moskova bloktmun tecavüz! siyaseti, 'dünyayı ve sulhu tehdid ettiği

ve bu tehdidin Yugoslavya için misilsiz bir tazyik şeklini aldığı sırada ingiltere

Dışişleri Bakanı Eden'in ziyareti, kol-lektit emniyet tedbirleri çerçevesi için­de sulihu Ikoruımak için âzami bir nüma­yiş teşkşil etmektedir.

tngiliz Dışişleri GBaıkanı Eden, Viyana'ya gitmek üzere Yugoslavya'dan ayrılma­dan evvel bu sabah yaptığı bir basın toplantısında Mareşal Tito'nun ingiliz Başbakanı Ohurchill tarafından İngilte­re'ye resmî bir ziyaret yapmağa davet edildiğini teytö etmiştir. Eden, bu ziyaretin, hususi bir .mahiyeti haiz olmıyacağını ve hususi bazı mese­lelere bağlı bulunmadığını tasrih, etmiş ve mareşal Tito'nun îıenüz tarihi tesbit edilmemiş olan bu ziyareti yapabileceği ümidini izhar etmiştir. Eden, .müteakiben Yugoslav Devlet adamlarıyla vâki görüşmelerinden bah­setmiş ve bu görüşmelerde birçok mese­lelerin ve bilhassa İngiltere ile Yugos-tevya arasındaki iktisadi .meselelerini ve ayrıca, iki memleketi doğrudan doğruya İlgiiemiyen diğer meselelerin müzakere edilmiş olduğunu teyid eylemiştir.

Trieste ımeselesi hakkında ne diyeceği sorulan Eden, Belgrad'a yaptığı ilk !ba-sın toplantısında bu hususta vaki olan beyanatına ilâve edecek bir sözü olma­dığını ifade 'etmiştir. Bilindiği gibi Eden, bahsi geçen, basın toplantısında İtalya ile Yugoslav müna­sebetleri ve Trieste meselesinin hal: tar-zı hakkında [mütalâa yürüfcmefcten ka­çınmıştı.

Eden, basın konferansına son verirken bu ziyaretinin iki memleket arasındaki bağlan devamlı temaslar temini sure­tiyle kuvvetlendirmeğe yarayacağını söylemiştir.

Eden tarafından basma verilen bir teb­liğde, Yugoslavya'ya vâki ziyareti esna­sında Milletlerarası meseleler hakkında görüş teatilerinin yapıldığı tebarüz et­tirildikten sonra iki memleketi ilgilen­diren meselelerde ve Avrupa me­selelerinde ilki taraf arasında görüş bir­liği mevcut olduğunun müşahede edildi­ği ilâve olunmaiktadır.

Tebliğin sonunda Eden'in Yugoslavya'yı ziyaretinin iki memleiket arasında sene-lerdenberi mavcut dostluğu -teşvik ede­ceğine ve Yugoslavya ile ingiltere ara­sında gerek bu iki memleketin gereksö dünya sulhunu yararına olarak kurula­cak işbirliğinin günden güne kuvvetle­neceği hususunda bu iki memleketin Hükümetlerince kanaat hasıl edildiğine işaret olunmaktadır.

27 Eylül 1952

—Belgrad :

Yugoslav Hükümet Başkanı Mareşal Tito kendisine veda ziyaretinde bulu­nan Türkiye Büyükelçisi Kemal Köprü-lü'yü dün kabul etmiştir.

Mareşa': Tito, Türkiye Büyükelçisi ve Bayan Köprülü'yü öğle yemeğine alı­koymuştur.

Mareşal Tito, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Yugoslavya'ya va­ki yardımlarından bahsederek bu yardımın iiânihaye devam etmiyeceği hususunu Yugoslavlara ihtar etmiş ve son zamanlarda bu yardımın Yu­goslavya tarafından bazı tâvizlere karşı tutulması yolunda yabancı mem­leketlerde mevcut -temayüllere kargı Yugoslav milletini müteyakkız bulun­mağa davet etmiştir.

Mareşal Tito, Yugoslavya'nın aldığı herhangi bir yardım için asla hiçbir şart kabul edemiyeceğini bir kere daha tekrarlamıştır.

Batılıların Yugoslavya'nın savaş kudretine gösterdikleri büyük alâkadan bahseden Mareşal Tito, şunları söylemiştir :

Birleşik, bağımsız ve hür bir Yugoslavya kendi istiklâlini olduğu kadar aynı zamanda Batıyı da müdafaa etmektedir.»

Vugoslavyanin her kimin olursa olsun peyki değil, fakat dünya camiasında eşit haklara sahip bir üye olmak hususundaki arzusunu tekrar teyid eyle­dikten sonra Yugoslav Devlet Başkam Yugoslavyayı boyunduruğu altına sokmak istiyen Sovet Rusya ile münasebetlerini kesmiş olmaktan duydu­ğu memnunluğu ifade etmiş ve bu münasebet kesilmesi işinin daha önce. vukua gelmemiş olmasına esef ettiğini belirterek sözlerine şöyle son ver­miştir :

«Bizler, yeni bir harp aleyhinde, bulunanlarla, tecavüz ve mütacavizlere karsı koyanlarla beraberiz.»

İtalya - Yugoslavya...

Yazan :Ahmet Şükrü Esmer

18 Eylül 1952 tarihli Uİus'dan :

Batılı devletleri bugün en ziyade meşgul eden meselelerden biri. italya ile Yugos­lavya arasındaki anlaşmazlıkları kaldır­mak ve bu iki komşu devletin birbiriyle, her ikisinin de kendileriyle işbirliği kur­malarım sağlamaktadır. Ancak o zaman­dır ki, Doğuda tecavüze karşı sağlam bir cephenin kurulmuş olduğu iddia edilebi­lecektir.

Vazife kolay değildir. İtalya ile Yugoslav­ya iki harb arası devrinde de birbiriyle iyi geçinmiyorlardı. İtalya biraz da Yugos­lavya üzerindeki emellerini gerçekleştir­mek içindir ki, Almanya'nın yanında İkin­ci Dünya Harbine girmiş ve harb içinde bu komşu memleketin topraklarını ilhak etmişti.

Mussclini yanlış hesaplamış ve yenilgiden sonra İtalya bütün İmparatorluğunu kay­bettiği gibi. Avrupa'dan da gerek Fran­sa'ya ve daha çok Yugoslavya'ya toprak vermiştir. Bundan başka Trieste bölgesi de İtalya'dan ayrılmıştır. İtalyanlar iyi savaşmasalar da her halde kurnaz diplo­mattırlar. İkinci Dünya Harbindeki ka­yıplarının hiç olmazsa bir kısmını şimdi gerialmayaçalışmaktadırlar.Şimdilik

gözlerine kestirdikleri yer de Trieste böl­gesidir.

Bu istek eski İtalyan - Yugoslavlav reka­betini canlandırmıştır. İkinci Dünya Har-den beri milletlerarası durum değişmiş-ve italya'nın lehine gelişmiştir, italya İkinci Dünya Harbinde Batılı devletle­rin düşmanı, Yugoslavya da müttefikleri idi. Fakat barış imzalanıncaya kadar du­rum değişmeye başladı. Harbi kazanmış olan büyükler arasında anlaşmazlıklar çıktı. İtalya'yı Batîlı devletler tuttu. Yu­goslavya da Rusya ile beraber yürüdü. 1948 yılında Yugoslavya cephe değiştirmiş-ise de, Atlantik Paktına girmiş bulunan İtalya bugün Batılı devletlere Yugoslav­ya'dan daha yakın görünüyor. Yani harb-te düşman olan İtalya bugün Batıh dev­letlerin yakın müttefiki iken, harbte ya­kın müttefik olan Yugoslavya daha uzak­ta kalmıştır.

Ancak realite şudur ki, yakın veya uzak olsunlar, bugün Batılı devletler, hem İtal­ya'nın hem de Yugoslavya'nın işbirliğine muhtaçtırlar. İtalya'nın Atlantik Paktı, Avrupa Konseyi ve diğer kombinezonlar-dolayısiyle Batılı devletlere yakın olduğu doğrudur. Fakat Yugoslavya da o kadar uzak değildir. 1948 de Rusya'dan ayrıldık­tan sonra Mareşal Tito, Batılı devletlerle ve Türkiye ve Yunanistan'la işbirliği kurmak yolunda büyük adımlar atmıştır. Son aylarda askerî sahada işbirliği arzu­sunda olduğunu belirli olarak göstermiş­tir. Atlantik Paktma resmen girmedi diye. Yugoslav işbirliğinin değeri azalmış ol­maz.

Yugoslavya'nın hele Balkanlarda Yuna­nistan ve Türkiye için ne derece değerli bir ortak olacağı, bu devletin Rusya ile işbirliği halinde hareket ettiği zamanlar­da bu bölgede yarattığı kararsızlık duru­mu İle de anlaşılmaktadır. Yunan iç har­bi Yugoslavya'dan destekleniyordu. İç harb Amerikan ve ingiliz yardımlarından ziyade Yugoslavya'nın cephe değiştirme-siyle tasfiye edilebilmiştir. Menfi rolde bu derece kararsızlık yaratabilen Yugoslavya, müsbet rolde de çok değerli bir ortak ola­bilir. Bu itibarla Yugoslavya işbirliğini kazanmak Batılı devletler Türkiye ve Yu­nanistan'ın en ehemmiyetli vazifelerinden olmalıdır. Bu işbirliğinin tam olabilmesi için onun Yugoslavya ile italya arasına da

şamil olması lâzımdır. İşte Batılı devlet­ler şimdi bu mesele üzerindedirler. Bu işbirliği, sağlam olarak, italyan - Yu­goslav anlaşmazlıklarının çözülmesiyle kurulabilir. Eğer Trieste meselesi çözüle­bilirse, işbirliği için büyük bir engel orta­dan kalkmış olur. Batili devletler buna çalışıyorlar. Fakat Mareşal Tito, Trieste meselesinin hallinden önce de italya - Yu­goslav işbirliğinin kurulabileceğini bildir­miş ve italya'ya elini uzatmıştır.

Mareşal Tito, büyük bir devlet adamı ol­duğunu birçok kararlan ve hareketleriyle göstermiştir. Bu sonuncu hareketi de on­lardan biridir. Yugoslav Mareşali, Trieste meselesinin İtalya ile işbirliğine engel ol-

madığı kanaatndedir. Batılı devletler ve İtalya MareşaFin bu teklifindeki samimi­liği anlamalı ve ona göre hareket etmeli­dirler.

Hakikat şudur ki. italya da YugoslavyaV mn işbirliğine muhtaçtır. Belki de bu her devletten ziyade italya için bir ihtiyaçtır, italyanlar bilmelidirler ki, bütün Demir­perde dışındaki dünyayı karşılıyan bir tehlike vardır. Bu tehlike karşısında her çeşit anlaşmazlık arka plânda kalmalı ve-tehlikeyi önlemek için cephe birliği kur­malıdır. Tito, büyük bir devlet adamına yakıştr jestle işbirliğini teklif etmiştir. Bu fırsat kaçırılmamalıdır.

12 Eylül 1952

— Atina :

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Venizelos, Yunanistan'dan ayrılmakta o-lan Büyük Elçi Ruşen Eşref Ünaydın şe­refine dün akşam «Grande Bretagne» o-telinde bir ziyafet vermiştir. Yunanistan'da ikinci defa deruhte etmiş olduğu vazifenin de sona ermiş bulunma­sından dolayı Yunan Hükümetinin duy­makta bulunduğu en derin üzüntülerine tercüman olan Venizelos, kadehini kaldı­rarak şunları söylemiştir :

«Aziz dostum, size şunu temin etmek is­terini ki buradaki vazifenizin . mülhem bulunduğu kuvvetli imanı daima yade-deceğiz. Bu iman her iki memleketin gayret ve başarılarına fevkalâde faydalı yardımlarda bulunmuş ve bu başarıların her iki memleketimiz arasındaki büyük dostluğun kurulması ile süslenmiş bulun­masını sağlamıştır».

Ruşen Eşref Ünaydın cevaben söylediği nutkunda Atatürk ve Elefter Ve­nizelos gibi iki büyük adam tarafından ortaya konulmuş ve Sofokles Venizeîos tarafından pek sağlam bir surette gerçek­leştirilmiş bulunan Türk - Yunan dostlu-ğuu heyecanlı bir şekilde övmüş ve şöy­ledemiştir :

«Türkiyenin üç Cumhurbaşkanı tarafın­dan memleketimi Yunanistan nezdinde temsil ile vazifelendirildim. Her birinin bana tevdi etmiş olduğu vazife aynen şudur :

«Her iki memleketimiz arasındaki dost­luğu kuvvetlendirmek her iki memleketi­mizin saadeti ve iyi anlaşması lehinde ba­rış davasına hizmette bulunabilmek im­kânını bana bahşetmiş olduklarından do­layı kendilerine minnettarım.»

15 Eylül 1952

— Atina :

Türkiye Büyük Elçisi Ruşen Eşref Gü­naydın, YunanHükümeti vekordiplo-

matiğin en sıcak dostluk ve saygı teza­hürleri arasında dün akşam «Ankara» Vapuru ile Yunanistan'dan ayrılmıştır. Yunan Kralı Paul, kendisine birinci Ge-orge nişanının büyük =alib rütbesini tev­cih etmiştir. Atina şehri de kendisini fah­rî hemşehrisi olarak ilânetmiştir.

Büyükelçi Ünaydın, verimli 10 yıldan fazla bir hizmeti müteakip Yunan milleti ve Hükümeti arasında en iyi hatıraları bırakarakmemleketinedönmektedir.

—Atina :

Nato Kuvvetleri Başkomutan Yardımcısı Mareşal Montgomery bu sabah Millî Sa­vunma Bakanı Georges Mavros ile Genel­kurmay Başkanı General Grigoropulos'un da hazır bulunduğu bir görüşme yapmış­tır.

Bu görüşmeden az sonra Montgomery, Genelkurmay Başkamlğmda Kara, Deniz Hava Komutanlarının da iştirakleriyle yapılan birtoplantıyariyaset etmiştir-

Her iki toplantıda, Nato teşkilâtına. da­hil memleketlerin savunmasına taallûk eden meselelerle askerî hizmet müddeti­nin kısaltılması konusu görüşülmüştür.

Mareşal Montgomery şerefine bu gece, Millî Savunma Bakanı tarafından bir zi­yafet verilmiştir. Ziyafette, Bakanlar ve Yunanistan'daki ingiliz Büyük Elçisi ile Ordu Erkânı hazır bulunmuştur. Nato Kuvvetleri Başkomutanı Yardımcı­sı yarın Ankara'ya müteveccihen hareket edecektir.

17 Eylül 1952

—Atina :

Belgrad Askerî Bölgesi Komutanı Ge­neral Pavle Yakçiç'in başkanlığındaki Yugoslav Askerî Heyeti dün akşam bu­raya gelmiştir.

Heyet garda Yunan Genelkurmayına mensup Generaller, Yugoslav Büyük El­çisi Rados Yovanoviç ve diğer yüksek rütbeli subaylar tarafından karşılanmış­tır. Bir müfreze asker selâm resmini ifa etmiş ve garnizon bandosu millî marşları çalmıştır.

Askerî kıt'ayı teftişten sonra Heyet Baş­kanıGeneralYakçiçyerli veyabancı

basın temsilcilerine beyanatta bulunarak şunları söylemiştir :

((Esasen diğer birçok sahalarda da mevcut dostluk havasını tamamlamak maksadile Yunan silâhlı kuvvetleri komutanlarile temasetmeküzeregelmişbulunuyoruz.

— Atina :

Yugoslav Askerî Heyeti, bu sabah sarayda defteri mahsusu imzaladıktan sonra si-rasiyle Başbakan Plastiras, Başbakan Yar­dımcısı Venizelos ve Savunma Bakanı Mavrcs'u ziyaret etmiştir.

Başbakan Plastiras, Yugoslav subayları­na «Hoşgeldiniz» diyerek kısa bir demeç­te bulunmuş ve balkanlarda barışın mü­dafaası için yeni bir devrin başlanacağını ifade eden her iki memleket arasındaki bu askerî müzakerelerin ehemmiyetini belirtmiştir.

Yugoslav Askerî Heyeti, öğleden sonra meşhur «Marathon» harp sahasını geze­cektir.

19 Eylül 19

—Atina:

Yunanistan'ı ziyaret eden Yugoslav As­kerî Heyet - Başkanı General Yakçiç, dün gece Yunan Savunma Bakanı tara­fından Yugoslavya Heyeti şerefine veri­len ziyafette yaptığı konuşmada «(Yuna­nistan veya Yugoslavya hücuma uğradığı takdirde bu iki memleket beraber doğü-gecektir-» diyerek sözlerine şöyle devam etmiştir :

«Sulhun bölünmez olduğuna inanıyoruz. Yugoslavya için mevcud tehlikeler Yuna­nistan için de mevcuttur.» General yakında Türkiye'yi de ziyaret edeceğini bildirerek sözlerine şöyle son vermiştir :

«Yugoslavya ile Yunanistan arasında in­kişaf eden dostluk hislerinin memleke­tim ile Türkiye arasında da gelişeceğini ümid etmekteyim.»

—Atina :

Bugün Yugoslav Askerî Heyeti şerefine verilen bir ziyafette konuşan Yunanistan Millî Savunma Bakanı Mavros demiştir ki :

«Yaratıcı politikaları sayesinde Yugoslav­ya ve Yunanistan eskiden olduğu gibi ken dilerini kardeşlik içinde işbirliğine götü­ren yolu bulabileceklerdir. Bizler tecavü-zî maksatlar beslemiyoruz. Türkiyenin de işbirliği ile balkanları metin bir kale haline sokabilecek olan Yugoslav silâh­lı kuvvetleriyle her türlü anlaşma akti-ne hazır bulunuyoruz.»

General Pavle Yakçiç bu konuşmaya şöy­lecevapvermiştir :

«Yugoslav halkı ve ordusu Yunan halk ve ordusu hakkında ayni dostane hisleri beslemektedir. Bizler coğrafî bakımdan sıkı sıkıya birbirimize bağlıyız ve daima ayni mütecavizle karşılaştık. Harbi iste­miyoruz ve barışı muhafaza edebilmek için her türlü gayreti sarfediyoruz. Her türlü tecavüze karşı kendirnizi müdafaa edeceğiz. Yunanistana karşı yapılacak te­cavüz doğrudan doğruya memleketimizi tehdit edecektir- Nasıl ki ayni şekilde bize yapılacak tecavüz Yunanistanı tehli­keye düşürecektir. Düşmana, bizlere ay­rı ayrı taarruz etmek imkânını bırakmi-yacağız.»

Bu seyahatimiz esnasında dost Türk Or­dusunu da ziyaret edeceğiz. Bu iki zi­yaret her türlü tecavüze karşı birlikte mücadele edecek olan üç memleket ara­sındaki dostluk bağlarını takviyeye yar­dım edecektir.»

20 Eylül 1952

— Atina :

Yugoslav Askerî Heyeti Başkanı General Yakçiç bu sabah Yunan Savunma Bakanı Mavros ve Genelkurmay BaşkanıGene­ral Grigoropulo ile görüşmüştür. MüzakereedilenmevzularBalkanMü­dafaateşkilâtının kurulmasıiçinTürki­ye, Yugoslav ve Yunanistan arasında iş­birliği yapilmasiyle alâkalıdır. Yugoslav Heyeti öğleden sonra Kral Paul tarafından kabul olunacaktır.

— Atina :

Türkiyeye hareket edecek olan Yugoslav Askerî Heyeti Başkanı General Yakçiç beyanatta bulunarak demiştir ki :

Ziyaretimizin gayesi, esasen mevcut' dos­tane münasebetleri ve askerî işbirliğini takviye için Yunan Kuvvetler Komutan­lığı ile temas tesisinden ibaretti. Heyeti­mizin her tarafta hararetle karşılandığını kaydetmek isterim. Muhtelif birlik ve tesislerde yaptığımız ziyaretler netice­sinde Yunan Ordusunun modern tekni­ğe tamamiyle intibak ettiği ve tam ma­nasıyla disiplinli olduğunu anladık.» Bunu müteakip ihtisasları sorulan Yunan Savunma Bakanı Maros ise şunları söy­lemiştir : ((Türkiye, Yunanistan ve Yu­goslavya arasındaki sıkı askerî işbirliği balkan cephesini öylesine kuvvetlendir­mekte if.v ki düşman yalnız peyklerin değil, kendi esas kuvvetlerini de kullan­mak zorunda kalacağı bir tecavüz hare­ketine cür'et edemiyecektir. Zira bu tak­dirde esas birliklerinin önemli kısmını kullanmak zorunda kalacak olan müte­caviz diğer cephelerde zayıf düşecektir-Bu vaziyette üç memleket arasında işbirli­ği mühim bir zaruret halini almaktadır.»

— Atina :

Atlantik Paktı memleketlerine mensup 10 şahsiyet gelecek haftalar içinde Ati-nayı ziyaret edeceklerdir.

Atinaya gelecek şahsiyetler şunlardır :'

Atlantik Deniz Kuvvetleri Komutanı A-miral Mac Cormick,

AtlantikteşkilâtınadahilTürk - Yunan Kuvvetleri Komutanı General Wyrnan, Birleşik Amerika Hava Bakanı Finletter, BirleşikAmerikaBahriyeBakamDan Kimball,

Nato Genel Sekreteri Lord İsmay,

Nato Kuvvetleri Başkomutan Yardımcısı Mareşal Montgomery,

Türkiye Cumhurbaşkanı Celâî Bsyar, Kalya Başbakanı De Gasperi,

Birlegik Amerika Ticaret Bakam Charles Savyers,

Batı Almanya İktisat Müşaviri Erhait.

Truman, partisinin 20 senedenberi kong­rede aleyhine rey verdiği içtimaî terakki tedbirlerine müsait bir gözle baktığını ay­rıca tebarüz ettirmiştir.

Buna mukabil Truman, Cumhuriyetçi Partiyi ve programını hücumlarına hedef tutarak, tecrübeli siyaset adamı olarak iktisap ettiği bütün kabiliyetini meydana koymuş ve kendi kanaatine göre, hususî menfaatlerin muakkibi olarak telâkki et­tiği Cumhuriyetçi partideki irticaî vasfı tebarüz ettirmişti". Beyyanatmm başında Başkan Truman kendisi ile Stevensin ara­sında gerginlik has.il olduğuna dair ortaya atlan şayiaları tekzip ederek, bu nıese-! = üzerinde fazla durmamıştır.

Başkan Truman sözlerine şöyle devem etmiştir :

Bu seneki seçimleri takip etmekten büyük bir haz ve memnuniyet duyacağım. Çün­kü her şeyden evvel mükemmel bir nam­zedimiz mevcuttur. Saniyen bu sefer ge­çen seferki kadar şiddetli bir faaliyete mecbur kaimiyacağı?. Kanaatimce De­mokrat Parti Amerika Başkanlığı için şimdiye kadar bu seferki nsmzet Steven-son kadar kuvvetli ve ehil bir namzede sahip olmamıştır-

Stevensonun Illinois Valisi iken yaptığı başarılı işleri sayan Ba'şksn Truman, bu zatın daha Vali iken meziyetlerini ortaya koyduğunu ve görüşlerindeki liberalizmi meydana çıkardığını ifade ederek, St-jven-son'u, işçilerin, köylülerin, yani hsJkm bir dostu olarak tarif etmiştir.

Bundan sonra Başkan Truman . Ayan Azası Sparimanmda meziyetlarini sıra­ladıktansonraşuhükmevarmıştır :

Stevenson büyük bîr başkan olacaktır. Amerikayı terakkiye götüren bir başkan Spartmanm da bu hususta büyük yardımı olacaktır ve böylelikle Amerikaya büyük yardımı dokunacaktır. Amerikan milleti böyle bir başkana sahip olmaktan son d2-rece memnuniyet duyacaktır, çünkü ba­şına getireceği adam için sadece Cumhuri­yetçi partiye bağlı kalacak olsa idi akite-ti ancak feci olabilirdi. Cumhuriyetçi Par­ti halâ hususî menfaatler partisini teşkil etmektedir. Büyük tröslerin. yani işçileri köylüleri ve müstehlikleri istismar etmek istiyenlerin işlerini takip eden bir parti­dir. Bu partide bu sene yegâne değişmiş olan şey kendisini başkan namzedi olarak ortaya atan zatın münzevi çehresi arka­sında saklanmak istemesidir.

Başkan Truman işte beyanatının bu kıs­mında General Eisenhowere karşı yegâne imada bulunmuş ve demiştir ki :

Cumhuriyetçi Parti Başkanlık Adayı Ge­neral Eisenhower geçen gün beyanat ve­rerek, hangi partiye mensup olursa olsun bütün Amerikalıların şimdi sosyal sigor­ta lehinde olduğunu söylemiştir. Kanaa­timce Eisenhower 20 seneden beri Cum­huriyetçilerin kongrede ne şekilde rey verdiklerinden bihaberdir. Şayet General Eisenhower bu tarihi okumuş olsaydı bir sürü hakikatlere de vakıf olmuş olurdu. Sosyal sigorta, iskân, işsizlik, hürriyet, iş, fiatlarm murakabesi, sanayiin elektrik-' leşmesi, bütün bu mevzularda Cumhuri­yetçiler Demokratların yapmak istedikleri terakkileri sabote etmişler ve bazen de muvaffak olmuşlardır.

Bu mühim beyanatına son verirken Baş­kan Truman Cumhuriyetçilerin propagan­dalarında en gözde mevzuu teşkil eden hususlardan birine temas ederek şu hük­me varmıştır :

Cumhuriyetçiler propagandalarında 20 se­nelik demokrat bîr idareden sonra Ame-rikada bir değişiklik lâzım geldiğini id­dia etmektedirler- Evet, bir değişiklik yap­mak zamanı gelmiştir. Fakat Cumhuriyet­çilerin temenni ettiği cinsten bir tebed­dülat olmamak üzere. Cumhuriyetçilerin ezelden beri her terakkiye kargı koymuş olmalarına bir son vermek zamanı gel­miştir. Evet, tarihi yanıltmak, masum va­tandaşları iftira ile batırmak ve Amerika­lıların esas hürriyetlerini ayaklar altında çiğnemek hususunda Cumhuriyetçilerin, başvurduğu yalancılık tekniğine bir son vermek zamanı gelmiştir. Daha iyi bir Amerika ve daha müreffeh vs sulh içinde bir dünya yaratmak için çırpman hükü­metimizin Cumhuriyetçiler tarafından her teşebbüsünde baltalanmasına bir son ver­mek zamanı gelmiştir. Bu değişikliği elde edebilmek için yeni Demokrat Başkanının müessir bir ekseri­yet tarafındandesteklenerekdemokrat programını iyi tatbik edebilmesi için kong­reye kâfi derecede demokrat âza seçmek lâzım gelmektedir. Seçimler esnasında Cumhuriyetçilerin sizleri hataya sevket-mesine imkân verecek şekilde kendinizi onların laflarına kaptırmayınız. Onların ne olduğunu ve onların ne yaptığını asla u-nutmayımz. Eğer benim dediklerime ina­nıyorsanız bu seçim mücadelesi neticesin­den asla şüphe etmeyiniz : «Bu kongre tam manası ile demokrat olacak ve baş­kanlığada Adlai Stevenson gelecektir.

— Vaşington :

Vaşingtona dönerken Başkan Truman Par kersburg istasyonunda bindiğiarabanın sahanlığındabir nutukvererekezcümle ı şunlar' söylemiştir :

«Cumhuriyetçi parti idarecileri, olur ol­maz yerde esaret hayatı sürer. Batı Av­rupa memleketlerinin kurtarılmasından bahsetmekle harp ihtimallerini arttırmış­lardır. (Trur-un burada Camhuriyltm Parti idarecilerinden Foster Dullesin be­yanatını ima etmiştir- Bir zamanlar Dıjis-îeri Bakanlığında Cumhuriyetçi Müşavir olarak çalışmış olan Duiles geçenlerde, demir -perde gerisinde, bulunan milletle­rin kurtarılması için bazı tedbirlere baş­vurulmadı lüzumuna fişaret etmişti. Bu nutkunda Truman da isim zikretmiyerek, fakat F. Dullesi kastettiği şüphe götür-miyecsk şekilde demiştir ki :

«Dış siyasetimizi tanzime hizmet etmiş o-İsn Cumhuriyetçi, dünyanın ne vaziyet­te olduğunu bilmiyor değildir. Bir harbi açmanın ne kadar kolay olduğunu pek âlâ bilir. Fakat buna rağmen Cumhuriyet­çi Parti ile Cumhuriyetçi namzedin sırı rey kazanmak maksadı ile yeni bir harp tehlikesini arttırmalarına göz yummak­tadır. Namuslu milyonlarca ve milyonlar­ca insan bugün insana dehşet verici bir manzara içinde can çekişmektedir. Bizim onların ihtiyaçları, onların korkuları ve onların ümitleri ile politika maksatları ile oynamağa asla hakkımız yoktur. Bu­gün demir perde gerisinde bulunan bu mazlum insanları kuvvete başvurmadan kurtarmağa ve onlara yardım etmeğe im­kân yoktur. Onları şimdi kurtarmağa ça-

lışmak bu memleketleri bir Atom harp sahnesine çevirmek olacaktır. Bu şerait dahilinde onların kurtarılmasından bahşet­menin harpten bahsetmek demek olduğu­nu belki Cumhuriyetçiler biimiyorlardîr. İşte bu yüzdendir ki Cumhuriyetçilerin bu beyanatı Avrupadaki dostlarımızı de­rin bir endişeye sevketmiştir. Müttefikle­rimiz hürriyeti müştereken müdafaayı taahhüt etmişlerdir- Yoksa bir ehli salibe iştirak edecek değillerdir.

Demir perdeyi zor kullanarak yırtmak maksadı ile Cumhuriyetçilerin Amerikayı dehşet verici bir Atom harbîne sevkst-mek niyetinde olmadıkları kanaatini taşı­dığını ifade eden Başkan Trurnan söz­lerine şu cümle ile son vermiştir : <;Dcğu Avrupada mazlum kitleleri boş ü-mitlere sevketmekten beter bir şey ola­maz. Ve bu insanları ayaklanmağa teş­vik etmekten beter bir hareket ds tasav­vur olunmaz. Çünkü böyle bir hareketin neticesi Sovyet cellatlarının eline yeni kurbanlar vermekten başka bir şey de­ğildir.

4Eylül 1952

—Santiago :

Cumhurbaşkanlığı için bugün yapılacak seçimlerde asayişi temin hususunda as­kerî birliklere emir verilmiştir.

Bu birlikler icabında silâhlı müdahaleler de bulunabileceklerdir-Bu güne mahsus olmak üzere alkollü iç­kilerin satışı yasak edilmiştir.

5Eylül 1932

—Filadelfiya :

GeneralEisenhowerburayageiişinde caddelerde biriken ve 500 bin olarak tah- ■ minedilenbirhalkkitlesitarafından şiddetle alkışlanmıştır.

DünakşamEisenhower,bursdaseçim kampanyasını açmıştır. Filadeliiyada siyasî mahiyette bir nüma­yişte şimdiye kadar bu derece kesif bir topluluğarastlanmamıştı.

—Springfild(İllinois) :

Demokrat Partinin Başkanlık Adayı Va­li A.Stevenson ile görüşmesini müteakip

Verdiği beyenatta Florida Demokrat Ayan Üyesi Smathaers General Eisenhower'İn Güney bölgesindeki seçim kampanyacı seyahatinde bıraktığı tesirin demokratları endişeye düşürdüğünü söylemiştir.

Ayan üyesi Smathaers Vali Stevensonun Florjdavfe gfelip ıseçim kampanyasında bulunmasını istemiş, çünkü, bu eyalette kasım ayında yapılacak seçimlerde Cum­huriyetçi Partinin kazanması muhtemeldir demiştir.

— Filadelfiya :

General Eisenhower dün gece burada ver­diği seçim nutkunda Truman idaresini şiddetle tenkid ederek, Korede şerefli bir sulhu temin edecek ve muhtemel Ko­münist tecavüzlerini önleyecek 10 mad­delik programından bahsetmiştir.

General Kisenhower, yapılacak ilk işin Washington'da itimada lâyik bir idare­nin tesisi olduğuna işaretle sözlerine şöy­le devam etmiştir :

Sulh için açtığımız mücadeleyi kazan­mak için Washingtondaki mücadelede ga­lip gelmemiz şarttır.

Bilâhare dış siyasete temas eden Gene­ral demiştir ki :

«ikinci Dünya Harbinde kazandığımız zaferi takip eden yedi senede mevcut i-dare bizi tehlikeli surette Üçüncü Dün­ya Harbine yaklaştırmıştır.»

«Kore Harbine sürüklenişimizin sebebi mevcut hükümetin tehlikeyi küçümseme­si ve Birleşik Amerikanın zayıf kalma­sına müsaade edişidir. Kore Harbine gir­miş bulunuyoruz çünkü, Güney Kore Cumhuriyetinin kurulması için yapılan yardımı müteakip Kuzey Korenin kuv­vetli olduğunu bile bile Güney Koredeki savunma kuvvetlerinin kâfi derecede kuvvetlenmesi ihmal edildi'

Kore Harbi ile karşı karşıyayız çün­kü, Truman idaresi Çin'in Komünistle­rin eline geçmesine rası oldu ve Uzak Doğuyu ihmal etti.

İçinde bulunduğumuz Atom devrinde patlayacak bir dünya harbinden muzaf­fer çıkmak imkânsızdır. Üçüncü Dünya Harbini kazanmanın en iyi yolu onu ön­lemektir.

Bilâhare General Eisenhower, sulh prog­ramının maddelerini saymıştır. Bu on madde şunlardır :

1 — Washington'da i-timada lâyik bir idare tesis etmek,

2 — hataları zafer şeklinde göstermiyecek bir idareyi iktidara getirmek,

3 — gayelerin ne olduğunu sarih ve müsbet bir şekil­de tesbit etmek,

4 — Avrupa, Güney A-merika, Orta Doğu, Asya ve Afrikada müttefiklerle karşılıklı menfaatlere dıa-yanan bağlar tesis etmek,

5 — hür ya­şamak hakkına sahip olmak ve bunu yalnız ve yalnız sulhçu vasıtalarla destek­lemek,

6 — Birleşik Milletleri devamlı surette desteklemek.

7 — Iktisaden daha kuvvetli olmak,

8 — Birleşik Amerikanın askerî bakımdsn çok kuvvetli olmasını teminle beraber, umumî bir silâhsızlan­ma için çalışmak,

9 — Takip edeceğimiz siyasete ihanet ve itimadımızı suiistimal edecekleri hükümetten uzaklaştırmak,

10 — eşitsizlik, tefrik, fakirlik ve diğer içtimaî dertlerle şiddetli mücadele etmek.

—Washington.

Karşılıklı Güvenlik idarecisi Avereli Har-ritnan, bugün verdiği beyanatta, geçen hafta Başkan Trumania Chtırehiîi'in İran Başbakanı Musaddıkla birlikte yapmış oldukları teklifin, Iranın petrolü dev-leştirilmesini tsnıdiğim ve petrol sanayii­nin işletilmesi veya ingiliz teknisyenle­rinin geri dönmeleri hakkında hiç birşar-tiihtivaetmediğinisöylemiştir.

8 Eylül 1952

—Washington :

Umumiyetle inanılır kaynaklardan Öğ­renildiğine göre, Birleşik Amerika Hü-kûmetİ Başbakan Ali Mahirin istilasını büyük bir hayretle karşılamıştır. Ali Ma­hir ile General Necip arasında baş gös­teren anlaşmazlık hakkında Diskleri Ba­kanlığına yakın çevrelerde herhangi bir yorumda bulunulmamakla beraber, Mı­sır'daki son hâdiseleria hayretle karşı­landığıkaydedilmektedir.

—Clevland :

Burtaya gelen General Eisenhower, elle­rinde süpürgeler sallayan kalablık bir halk kütlesi tarafından karşılanmıştır.

Kore Harbine müdahale ile Asyada em­niyet sisteminin kurulması yolunda ilk a-dımı attık. Böyle bir tecavüze karşı koy­makla bugün iftihar ediyoruz.

Yapılan bütün tenkidlere rağmen, tsrih Kore Harbini ((Fuzuli bir harp» diye kay-detmiyecektir. Kore Harbi mühim bir dö­nüm noktasıdır. Bu harpte, müşterek em­niyet sisteminin tesirli olduğu ilk defa is-bat edilmiştir.

Harp sahasında bizi mağlûp edemeyen lüşman şimdi mütareke müzakerelerini uzatmakla bizi mağlûp etmek ve sabrımı etmek istiyor.

Demokrat Partinin Çin hakkında takip ettiği siyanet üzerinde Cumhuriyetçilerin yaptıkları tenkidleri cevaplandıran Ste­venson demiştir ki :

de dahilî harp başladığı vakit, Cum­huriyetçiler hiçbir zaman Amerikanın bu harbe müdahalesini talepetmediler.Cumhuriyetçilermütemadiyendünkü ı'denbahsedeceklerinebugünküHin­distan İçin bir şeyler yapsalar Asya hak-i duydukları endişeyi daha iyi belirt­miş olurlar.

Ustan'da henüz bir iç harp yoktur ve sulh ile içtimaî ilerlemeleryolundabu memlekete yardım edilebilir-[alkınma programının tatbikiiçin,Hin-n inyardımaihtiyacıvardırvedi­ğer birçok memleketler için de ayni yar­dım lâzımdır.

iu memleketlere göndereceğimiz uzman­lar ve yapacağımız iktisadî yardım saye­sinde ekonomi ve diğer sahalarda mühim neticeler elde edilebilir. Asyalı dostları­mıza şunu hatırlatmak isterim ki, Birle­şik Amerika siyasî ve iktisadî sahada on­lara hâkim olmayı katiyen hedef tutma­yacaktır.

— Milwaukee :

İlk seçimlerde kazandığını öğrenen Ayan-n Mc Carthy, General Eisenhoweri des­teklemeği vaadetmiştir. Mc Carthy, Stevenson gibi bir adam A-merikayâ Başkan olursa memleket için felâket olur, demiştir.

: Carthy, daimî surette Ayanda kalacak :^a Komünizm ve fesad ile mücadele-

ye devam edeceğini ve aynı zamanda şimdiki hükümetin dış siyasetinin hatala­rını yüzüne vuracağını sözlerine ilâve et­miştir.

11 Eylül 1952

— Amarillo (Teksas)

Teksas Demokrat Parti kongresi dün A— merika siyasî tarihinde eşine tesadüf e-dilmeyen bir karar almıştır, Kongrece ka­bul edilen karar suretinde, Eyalet Valisi olan Shivers ile Eyalet içindeki Demok­rat Parti ileri gelenlerine General Eisen-hower:i desteklemeleri tavsiye edilmek­tedir.

Karar suretinde ayni zamanda Teksaslı. demokratlarm seçimlerde Cumhuriyetçi parti adayına oy vermeleri istenilmiştir. Bilindiği gibi Teksas demokratları, De­mokrat Hükümetin medenî haklar mese­lesiyle eyalet huducîları içinde meydana çıkarılan petrol kaynaklan meselesi ve diğer bir takım talî derecedeki meseleler üzerindeki siyasetine şiddetle muarız bu­lunmaktadırlar.

— Los Angeles :

Demokrat Partinin Başkanlık Adayı Va­li Stevenson dün gece buraya gelmiştir. Kendisini getiren tren Bakersfield'de dur­duğu sırada arka sahanlıkta halka hitap eden Stevenson Cumhuriyetçilerin me­murlar arasındaki fesadı bu derece şid­detle tenkit edişlerinden bezdiğini bildi­rerek şöyle demiştir : «Dünyanın harp ile sulh arasında mual­lakta durduğu 1952 yılının şu devresinde-münakaşa edilecek çok' daha mühim me­seleler olmalıdır.»

Stevenson'un seçim kampanyasını idare-etmekte olan Wilson Wyatt, bu fesad me­selesine Demokrat Parti başkanlık Ada­yının Los Angeles'de temas edeceğini bil­dirmiştir-

Washington :

iki hükümetin de kanaat ve iddia­larını değiştirmemeleri ara buluculara bir plebisit hazırlamak imkânını bırakmamak ta idi- Nihayet Birleşmiş Milletler altın­cı oturum devresinde meselyi tekrar ele alarak M. Graham'ı ihtilâfı mahllinde tet­kik ve en geç bir yıla kadar bir rapor ha­zırlamakla vazifelendirmiştir- Ara bulucu bu yolda girştiği teşebbüslerin dördüncü­sünün de bugün Cenevrede akamete uğ­radığını görmektedir.

Bu son muvaffakiyetsizliğin başlıca sebe­bi, Hindistan'ın plebisit sırasında iki ta­rafın kendi bölgelerinde bulundurmağa mezun olacakları askerî kuvvet üzerinde anlaşmaya yanaşmaması gibi görünmek­tedir. M, Graham'ın raporu henüz açık­lanmamış olmakla beraber, Pakistan tara­fından ileri sürülen iddiaya göre, Hind, Pakistan kuvvetlerine nazaran 7 defa da­ha büyük kuvvet bulundurmak huşunda

ısrar etmektedir. Bu vaziyet dahilinde, ihtilâfın başından beri iki tarafça da iş­lenmiş hatların sonuncusunun mesuliyeti Hind hükümetine düşüyor demktedir. Za­ten, Keşmir ihtilâfı bir seri hatadan mü­teşekkil elemli ve müessif bir meseledir. Ve bütün dünyayı felâket ve ıstıraba gar-kedebilecek düğüm noktalarının en mü­himlerinden bîrini teşkil etmektedir.


***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106