24.8.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Ağustos

— İstanbul :

Cunıüıurlıaşkaüi Celâl Bayar, Ankara, ekspresine fo&ğüamaa (hususi vagonla bu sabah saat 9.20'de şehrimize gefaıifşferto-.Oumıhurbaşkammız Haydarpaşa Gaffın-4İa Büyük Müfet Meclisi Başkanı Befik Koraltaa, Başbakan Adnan Menderes, .şenrimdzde bulunan miaietvekillerl, g-e-jnanalier, .Şehir Meclisi üyeleri. Demok­rat Parti Sİ Vieilçe başkanları İle kesif toto- îıalfc topluluğu taraf undan sevgi gös­terileriyle Trenin tevakkufu sırasmda Pendik'te Vali ve (Belediye Başkanı, Kartal Kay-ımakıami, Pemdafc 'Belediye Reisi, .Şdhir Medlisi lüyeleri ve Payüiküler tarafın­dan, selâmlaaıan Cunihuribaşkaüiımnî, P^udikliaieife su dâval'aıınm Sıaltedilaniş. olduğunu gör.mketen 'duydukları mEon-nuiyetl ve Kıızı'lıayuı yardıma muhtaç çocuSdap için Pendik'te aghği kamp hakkımda1 müıdiü'rden iaaıhat alarak bu gÜbS ihtimali teşildlâtun vatandaşlara yapmış olduğu hizmetlerinfaydalarını Pendik'ten itiibaien hususi teşebbüserbabıta8.45'te misafir Amirali Donanıma Komu­tanı adına bîr deniz subayı tamumdan ziyaret edilmiş ve saat 9'da îstanbui De­niz Komutamı, Amiral Caasady'yl ziya­ret etmiştir.

Saat 10'da 'Amerikan Amirali Türk Amiral Oemİsine giderek ziyafette bu­lunmuş ve 10.25'te sajhîle çıkmıştır. Amiral, çılkışiinda Ibir deniz kıtası ve bandb tarafımdan eelâmlsnmıştiT.

Amiml .Cassady, 10-35'te Amerikan Bü-yiiikeilçistai ve 11.05'te de Vilâyete ge-ieırek Vali ve Belediye İBaşkanı Prof. 'Gökay'ı makamımda, ziyaretetmiştir. Misafir, Vilâyete geliş ve gidişinde bir polisikıtaai rtarafındart selâmlanmışve Amiral Cassady, .polislerimize Türfcge «Merhaba» diye hitap etmiş, fcuta «Sa-ğolj mukabelesinde bulunmuştur. Misafir Amiralin Pflof. Gökay ile görüş­mesi çok sanraımi geçmiş ve Ajmîral İs­tanbul'a ikinci defa geldiğini, gelişinden bahtâyiarlık duyduğunu, istanbul ve Tür. kiye'yi hu defa çdk -gelişmiş bulduğunu söylemiş, İstanbul'da geçireceği günle­rin k&ndiısi i'Çjİn hususi bir "hatıra mânası taşıyacağını ilâve etmiştir.

Prof. Gökay, verdiği cevapda, Tütk mü-letinıi MtuM ana kanaMeriyle Ok ıtanı-yan Amerilcalram 'Aımdral Erüstol oldu. gunu söyl'emiş ve onun hatırasının Türtttler tan-afmdan daima hürmetle aıaıldığuu, adına şehrimizde -bir hasta-foane tesis edilrdigini belirttiMteıs sonra Amiralin refiilkasmın da Türlülere çok □ağlı bulunıdugunu ve bunu iıer vesMe ile izhar ettiğini, Robert Kolej'de birçok Tüıfc gerw;İBninin yetiştiğinü, bunların Amerika'ya giderek ıtahsilıteninıi tamam-ladıtal-arını, bu suretle iki ım^ennleket ara­sındaki kültürel ra.üaı.asel3etleırin de 'gün geçtikçe inkişaf efanekte HD'ldugunıı, Ro-ber.t Kölej'in külıtüa- salıasmda İki mil­let arasında, (büyük hizmetler gördüğünü kaydetmiştir. Aanîral Cassady, İstan­bul'daki çok zengin eainaıt v-e tarih inü-esseselenni ziyaret etmekle de ayrıcı memnumîlufeL duyacağmı '.beyan etmiştir. Mİ3:afir Amiral, 11.45'te Deniz Komutanıam ziyaretini1 iade etmiş ve 12.10'da Ordu Komutanım ımaka'mımda ziyavet etmiştir.

Öğleden sonra1 bu ziyaretler iade edile­cektir.

Bugün saat 18.30 - 20.30 arasında Anıe-rükan Büyükelçisi misafirler şerefine bir kabul nesini tertip etmiştir, yarın saat 10'da Amiral Cassady, TaJksSm Aibide-stne töremle çelenk koyacak ve 4 Ağus­tos Pazartesi günü de .uıçakfla Ankara'ya giderek 5 Ağustos Salı günü İstanbul'a dönecektir.

— Ankara :

Dışişleri Saıkan'lığmdlan bl-Miril mistir : Memleketimiz ve diğer ım-ütitefilk devlet­ler ile Japonya arasında S Eylül 1951 itaniihinde iSan Francisco'da. imı&alanan Barış Antl^ması ile eklerinıe ait tas­dikname, Antlaşmanın 24 üncü maddesi hükmü gereğince, 24 Temmuz 1952 tari­hinde Vaşîngton'da 'Ameı-ikan Hariciye Nezaretine tevdi eıJilimiştJir. 23 üncü maddenin (a| fıto-asi .hükmüne ıgörer Anltaaşma ve ekleri, İki m'effnleikeit içjn bu taıühten itibarenyürürlüğe^girmiş

— İzmir :

Birleşik Amerika'nın altıncı .donanması­na mensup Varcester Kruvazörü ile Braine, Buokley, Corry, Istwortiı dest­royeri er i ve Loyd, Chavaucan Transport gemileirinden müteşeMkil bit filo Tuğamiral H. B. Jarr&t komutaaıada ol­duğu halde bu sabah saat 8'de limanı­mıza

Misafir filo, limana, gireriken Aarriraî GeımiBinden laltilan 21 toi>la şehri eelâra-lam:ş ve touna aynı soyıdafei top atımı İleSankışla'dan ımuıkabeİB edilmiştir.

Amerikan Konsolosunun saat 9'da Sara-caüs. Gemisitude ımis^fir Filo Komutanını ziyaretinden sonra Amiiral. karaya çık­mış ve sıraıSİylre Vaüiyj, Garnizon Komu­tanım, Belediye Başkanını, makamların­da ziyaret «tımiş ve Amerikan Konsolo­sunun da ziyaretini iade «tenistir.

öğleden sonra Vali, Garnizon Komuta­nı ve Belediye Başkanı Sancak Gemisi­ne giderek misafir Amiralin ziyaretle­rini iade etmiŞlerdl«r.

Bu karşılıklı ziyaıretüerden aonra gemi mürettebatı gruplar halinde salhile çı. kara!kşehıi gezmeye başlamışlandıır.

—İstanbul :

içişleri Bakanı Btem Menderes, bugün saat 15'te uçakla Ankara'ya hareket etmiştir. İçişleri Bakam Yeşiüköy Ha­va Alanında Vali ve Belediye Bakanı Profesör Gökay, Başbakanlık Yaveri, Emniyet Müdürü ve dostları tarafından ağu ilanını ştır.

-— Ankara :

Bugün şehrimize .gelen Amerikan 6 ncı Aikdeniz 'FiHoBÜ Komutanı Amiral Cs?-aady, saat 15.30'da Genelkurmay Baş­kam Orgeneral Nuri Ya.mut'u saat 17'd.a Dışişleri Bakanı Profesör Faal Köprü-lü'yü madamlarında ziyaret etmiştir. Bu ziyarette Amerikan Büyükelçisi Mr. Mc Ghee a e hazır bulunmuştur.

—Ankara :

Bu sabah şehrimize g-elmiş Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Bayan Anna Rosenberg; saat 16'da Dış­işleri 'Balkanlı ğıaa g-iıderek (Bsşişterâ Sa­ikanı Profesör Fuat Küprülü'yü maka­mında i'iyarct etmiştir. Bu ziyarette Amerikan Büyükelçim Mr. Mc. Ghee de hazır bulunmuştur.

— Ankara :

Tüvık ve Amerikan askerî şansiyet'.eri île temaslarda bulunmak üzere, bu sa­bah uçalkla İstanbul'dan şehrimize gel­miş bulunan Bü-leşük Amerika Savun­ma Balkan Yardımcısı Bayan Anna Ro-sen'berg, Birleşik Amerika, Büyükelçi­liği binalında, saat 15'te l>ir ta» top-laötısı yapmıştır.

Toplantııfla, Anıerikaa Askerî Yardım Heyeti 'Başkanı Geneııaü Arnol'd, Bayan Kosenb&rg'i basın mensuplarmıa takdim etmiş ve Ikendisinin insan, kuvveti ve moral eğitimi, adkerm yıaşa.yışı mesele­lerinde mütehassıs olıduğunu belirtmiş ve .gazeteciterin bu mevzuda sonacakla-n suallere cevap vermeye iıazır olduğu­nu söylemiştir.

Bayan Rosenberg, sabahtan itibaren Amerikan resmî şahsiyetleri ve Türik Genelkurmay Başksnı Orgeneral Nuri Tamut'latemaslardabulunduğunu v«

Ordonat Okulunu gezdiğini, Türkiye'nin Nato'ya dâhil olnıasındgjı memnun ol­duğunu, askerî bakımdan Türk ve Ame­rikan işbirliğini mükemmel bulduğunu ve müraaselbette Türk Hükümetine te-şekteürlerinv bildireceğini, Generıal Ar-mold'un ikendisine iyi bir rapor vendiği-jû, Orgeneral Nuri Yamuttan aldığı malûmattan da meranua 'kaldığını söy-temiş ve «Kore'delki Türfc askerlerini gördükten sonra, Türkiye'ye gelmeyi daha fazla arzu etmekte idim, Anka­ra gayet güzel bir şehirdir» demiş ve «çok güzel» kelimesini Türkçe söylemiş­tir.

Bayım Rosenberg, 'bugün gezdiği Ordo­nat Okulunda, .talıebefl'erim. madem si­lâhların kuülaaıılm asını, tamirini sür'aitle öğırendiMıerimİ müşaîıade ettiğimi ve "bundan memnun kaldığmı söyl&miş ve Türkiye'deki Amerikan Misyonunun dünyadıfci en geniş misyona ardan biri o'ıduğunu 'da ilâve etmiştir.

Tüiık ordaumıda1 «ıorai eğitim -üz&riiıde ne dUşündıyğıünü soran b'ir gazeteciye cevaben, «bu Türk Genelkuı-mayına dü­şen bir vakfedir. Fafcat morıal eğ'i/ti'min neti'Cesi'Bi Kore'ce 'almış T>uHunuyorsu-nuz. Türk Bi-rliği Kore'de .muvalfalk ol­muş, ka'hramanli'ldar göstermiş bîr bir­liktir :» demiştir.

Bayan Roaenberg, yarın sabah istan­bul'a hareket edecek ve yarın Akşam da Kuzey Afrika'ya müteveccihen mem­leket imiz d en 'ayrıl acaSttır.

— Ankara ;

Amkam'nm en büyük ve mühim trafik ■mertîesi olan Ulus Meydanı yeniden tanzim edilm-ciktediJ-, Bu 'hususta Anka­ra Valisi Kemal Aygün şu beyanatta bulunmuştur :

«Ulus Meydanında öael Mare ile Emek­li San'âıgınm aştiraikiyle yapılacak iş >Han;nm rnu^kavelipsimi bugün imzalamış bulunuyoruz, iş Hanı, yanan Millî Eği­tim Bakanlığı bioasünın arsası Üzerine yapılaeakıtır. içersinde 601) kıajdar oda, 60 büyük dükkân ve 10G adıed küçük düikfcânl'a bir baraka olaıesktır. Binanın projesine ait müsabaka santiarı bir kaç gün zarfında matbuata aksettirilec ek­tir. Binanın maü'yetive katmiktarı

müsabaika neticesinde belli olacaktır. Bunu takiben (karşı tarafta Vilâyeıti-nıize ait Kanpiç Lokantasının bulundu­ğu. araa-Iıar üzerinde de m'İ'UÎ müessese­ler ile -işbirliği yapılarak yeni ihtiyaçla­ra göre 'bamafci.r yapılacaktır. Bu suretle kıymetli Ankara'mızın imar isterine yardım, etmiş oluyoruz.»

— Bursa:

Şehrimizde bulunan Libya Savunma Ba­kanı Ali Esat Elcerbi şehrimizin tarihî yerlerini gezdikten sonra İstanbul'a git­miştir.

—İstanbul:

Yugoslav Büyükelçisi bugün Vilâyette Vali ve Belediye Başkanını ziyaret ede­rek, Valinin. Yugoslavya şehirlerim ziya­retinin ik memleketin, yakmlaşmasının yeni bir tezahürü olacağını ifade etmiş ve Belgrat, Zagrep ve Üsküp Belediye­leri adma Belgrad Belediye Komitesi Başkanının aşağıdaki davet mektubunu tevdi etmiştir:

Ekselans;

Belgrad, Zagrep ve "Üsküp Şehirleri Halk Komiteleri ve şahsım adına sizden memleketimizi ziyaret etmenizi ve üç şehrimizin 'misafiri olmanızı rica vesi­lesiyle şeref duymattayım.

Şehirlerimizi ziyaretiniz, her şeyden ev­vel milletinizin ve Yugoslav Federal Halk Cumhuriyeti halkının çok arzu et­tikleri, dünyanın bu parçasında sulhun muhafazası yolunda yapılan mücadelede büyük ehemmiyeti haiz olan dostluk ra­bıtalarımızın takviyesine hizmet edecek­tir.

Diğer taraftan, bu ziyaretinia beledî, sosyal ve kültürel inevzulardaki müşte­rek meselelerimiz hakkında tecrübelerin teatisine hizmettebulunacaktır.

İşbu davetimizin Ekselansınız tarafın­dan kabul edileceği ümidiyle gerek Zag­rep ve Üsküp'teki me si ekdaşl arımız ve gerek şahsım nâmına derin saygılarımın kabulünü rica etmekle şeref duymak­tayım.

Belgrad Belediye Komitesi Başlîanı Djurica Jojkic

5 Ağustos 1952
— Ankara:

Dün sabah şehrimize gelmiş bulunan Amerika Savunma Bakan Yardımcısı Bayan Anna Rosenberg bu sabah uçak­la şehrimizden, ayrılmıştır.

Bayan Anna Rosenberg hava alanında Milli Savunma Bakanı adma Hususi Ka­lem Müdürü Selâmi Tolunay, Genelkur­may Başkanlığı adına Haber Başkanlığı Birinci Şube Müdürü Kurmay Yarbay Kenan Esengin, Amerikan Askeri Yar­dım Heyeti Başkam General Arnold ve eşi, Amerikan Askeri Ataşesi ve eşi ile Amerikan Elçilik erkânı tarafından uğurlanmıştır.

Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı buradan Şimali Afrika'ya gitmektedir.

—Ankara:

Dün sabah şehrimize gelen Amerikan Akdeniz Altıncı Filosu Komutanı Ami­ral Cassady bugün saat 10.23'te Ameri­kan bahriyesine ait bir uçakla istan­bul'a dönmüştür.

-- İstanbul:

Türkiye ile Yugoslavya arasında teessüs etmeye başlayan, yakınlaşmanın âmille­rinden olmak üzere Belgrad Merkez, Usküp ve Zagrep Halk Komitelerinin davetlisi olarak önümüzdeki günlerde Yugoslavya'ya gidecek olan Vali ve Be­lediye Reisi Prof. Gökay Yugoslav sefi­rini Parkotelde ziyaret ederek bu sami­mi davet ve alâka dolayısiyle Elçiye te­şekkürlerini bildirmiştir.

6Ağustos 1952

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberle­rinde Başbakan Adnan Menderes, Cum­hurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yar­bay Nurettin Alpkartal, Hususî Kalem Müdürü Fikret Bclbez ve Başbakanlık Yaveri Yüzbaşı Muzaffer Eısü olduğu halde saat S'.Sâ'dc Acar Motoru ile Flor­ya Deniz Köşkünden ayrılarak Ameri­kan filosunun bulunduğu mahalle gel­mişler ve Amerikan «Wasp» uçak gemi­sineçıkmışlardır.

Bundan sonra Profesör Yavuz Abadan, Siyasal Bilgiler Fakültesinin hariç memleketlerle teması çok olan bir mües­sese olduğunu, halen beş profesörünün Amerika'da bulunduğunu, bunlar gelin­ce yeniden üyeler gönderileceğini, bu suretle Türk âmme idare enstitüsünde mütahassıa eleman yetiştir ilebileceğini ve bunlardan Orta-Şark memleketlerinin ûe istifade edeceğini söyleyerek sözleri­ni, basma ve üyelere teşekkürle bitir­miştir.

Türkiye ve Orta-Şark Âmme İdaresi Enstitüsü icra Gurubu üyeleri şunlardan müteşekkildir:

Türk uzmanlar:

Profesör Tahsin Bekir Balta(İwa Ko­mitesi Başkam), ProîesÖr Yavuz Abadan,. Profesör H. Sadi Selen, Doçent Sena Meray. Birleşmiş Milletler uzmanları: Profesör Olson (Amerika) Kor direktör. Mr. Tickner L(lngiltere), M. de Fontenay ı(Fransa), Profesör Drewes(Hollanda), B. H. Zahedi (İran).

— îzmir;

Hür İnsanlık ideali için Kore'de kahra­manca çarpıştıktan sonra oradaki vazi­felerini bitiren 1762 kahramanımız bu sabah saat 8'de limanımıza gelen Gene­ral Lee Roy Eltinge gemisiyle Anavata­na dönmüşlerdir.

Gazilerimizin bir yıllık ayrılıktan sonra tekrar yurd topraklarına ayak basışları İzmir'de büyük bir hâdise olmuş ve ko­ca şehir bu vesile ile tarihî günlerinden birini daha yaşamıştır.

Kahraman!arımızın bugün geleceğini Öğ­renen muazzam bir halk kütlesi sabahın

erken saatlerinden itibaren Cumhuriyet Alanını doldurmuş bulunuyor ve Gene­ral Bltinge gemisini sabırsızlık jçinde bekliyordu. Nihayet gemi saat tam S'de büyük bir tezahürat ve alkış tufanı ara­sında Pasaport Rıhtımına yanaştı.

ValiOsmanSabriAdalberaberinde

Garnizon ve Akdeniz üsler Komutanları

ile diğer yüksek rütbeli subaylar olduğu, halde nakliye gemisine çıkarak gazileri­mize hoş geldiniz dedi ve kendilerini teb­rik etti. Kısa süren bu merasimden son­ra kahramanlarımız başta kafile komu­tanı Yarbay Cahit Tokgöz olduğu halde coşkun bir tezahürat arasında karaya, çıkmağa baladılar. Bu gemiyi terketme-leri işi öğleye kadar devanı etti. Gazi­lerimizin karaya çıkışları esnasında rıh­tımda hazır bulunan bir merasim kıtası selâm resmini ifa ediyordu.

Bugün Kore'den gelen 110 subay, 111 astsubay ve 1541 er arasında pek az. miktarda hafif yaralılar bulunmaktaydı. Sai'ikışlada misafir edilen Kore kahra­manları arasında terhise müstehak olan­ların terhis; diğerlerinin de izin muame­lelerinin yapılmasına başlanmış bulunul­maktadır.

Diğer taraftan kafile komutanı Yarbay Cahit Tokgöz kendisiyle konuşan muha­birimize yol intibalarını şöyle anlatmış­tır:

«Bildiğiniz gibi '6 Temmuz'da Kore'den, ayrıldık. Gecikmemize sebep, geminin. Yokohama'da Üç gün kalması ve bu ara­da bazı arızaların vukubulmas'dır. Yo­kohama'dan ayrıldıktan sonra bütün yol boyunca hepimizde biran evvel yurda, kavuşmak için bir sabırsızlık başgöster-di. Kar a sularımız a girdiğimiz zaman va­tan kokusu hepimizi mestetti. Bilhassa, böyle coşkun ve içten gelen bir tezahü­ratla karşılaşmamız bizleri îazlasiyle; mütehassisetmiştir.»

General Lee Roy Bltinge Nakliye Gemi­sinde Yunanlı, Belçikalı ve Hollandalı erler de bulunmaktadır.

— İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve beraberlerindeki ze­vatla Altıncı Amerikan Filosunun Ça­nakkale haricinde ve Ege Denizinde yaptığı manevralarda hazır bulunduktan sonra bugün saat 19'da Giresun muhri­biyle Florya'ya avdet etmişlerdir.

Bugün saat 7'de Koral Sea Amerikan Uçak Gemisi de Selanik'ten gelmiş ve Cumhurbaşkanımızı top atışı ile selâm­ladıktan sonramanevralaraiştirak etmistir. Saat ll'dc tatbikata nihayet ve­rilmiştir.

Saat 12'de Altıncı Filo'nım bütün, gemi­leri tarafından aynı zamanda topla se­lâmlanan Cumhurbaşkanımız, maiyetle-rindeki zevatla bir motöre binerek Gire­sun Muhribine geçmişler ve Çanakkale-ye müteveccihen ayrılmışlardır.

Giresun Muhribi saat 17.30 da Marma­ra'da hava hücum!arma karşı savunma gösterileri yapmıştır.

Altıncı filonun bu muvaffakiyetli göste­rilerinden en iyi intibalarla avdet eden Cumhurbaşkanımız ve beraberlerindeki zevata Amerikalılar tarafından fevkalâ­de misafii-pcrverlik ve en samimi dost­luk ve hürmet tezahürleri gösterilmiş ve büyük merasim yapılmıştır.

— İstanbul:

Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay Bel-grad, tlsküp ve Zağrep Halk Komiteleri adına Belgrad Belediye Başkanının da­vetlisi olarak yanında Bayan GÖkay ve Hususî Kalem Müdürü olduğu halde bu­gün 15.30'da uçakla Yugoslavya'ya ha­reket etmiş ve Şehir Meclisi Başkan Ve­killeri, Şehir Meclisi Üyeleri, İngiliz, Yu­goslav ve Yunan Konsolosları ile dost­larıtarafından uğurlanmıştir.

Vali ve Belediye Reisi Prof. Gökay ha­reketinden evvel gazetecilere aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Belgratf, Zağrep, Üsküp Şehirleri Halk Komiteleri adına Belgrad Belediye Baş­kanının davetlisi olarak Yugoslavya Fe­deral Halk Cumhuriyetini ziyarete çı­karken hususî bir heyecan duyduğumu ifade etmek isterim. Bana yazılan dave­tiyede pek güzel işaret edildiği gibi her iki kahraman milletin çok arzu ettikle­ri dünyanın bu parçasında barışı muha­faza yolunda yapılan mücadelede iki milletin kararlı işbirliğinin haiz olduğu ehemmiyeti gözönünde tutarsak dostluk r ab italarımızın kuvvetlenmesi yolunda kültürel, sosyal, Ekonomik ve diğer sa­halardaki gelişmesini sağlamanın yapa­cağı büyük hizmetlerin değeri de kendi­liğinden meydana çıkar. Atatürk'ün «Yurtta Sulh ve Dünyada Sulh» prensi­bini kararlı ve şuurlu bir siyasetle takip

eden Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yu­karıda işaret ettiğim samimî davette belirtilen işbirliği hislerine bÜLün varlığı ile iştirak etmektedir.

Evvelki gün Sayın Cumhurbaşkanımız, ve Başbakanımız veda için beni kabul ettikleri zaman davetname kelimelerinde memleketimiz hakkında izhar edilen sa­mimi ve dost hislerden çok mütehassis, olduklarım işaret buyurdular, istiklâl ve millî hudutlarını titizlikle ve kahraman­ca müdafaa eden bu cesur memlekete-yapmakta olduğum aiyaretin büyük de­ğerini bütün his ve şuur camiamda te­merküz ettirerek yola çıkıyorum.

Aynı uçakla Ankara Milletvekili ve Za­fer Gazetesi Başmuharriri Mümtaz Faik. Fenik'de tfsküp'te bulunan Türk gaze-tecilerine iltihak etmek üzere hareket. etmiştir.

8 Ağustos 1952

— Ankara:

Büyük Millet Mecisi Adalet Komisyo­nunca tetkik edilmekte bulunan Türk. Ticaret Kanun tasarısı kooperatif şirket­lerine ait, bugünün şartlarına uygun ve kooperatif şirketlerinin gelişmesini ve-bu şirketler delaletiyle iktisadî kalkın­mayı hızlandıracak hükümleri ihtiva et­mektedir.

2834 ve 2836 sayılı Tarım Kredi, Tarıro-Satış Kooperatifleri kanunları esas ol­mak üzere, vatandaşları daha müreffeh bir seviyeye ulaştıracak bu kanun tasa­rısının üzerindeki çalışmalarilerlemiş.

olup, yakında Büyük Millet Meclisine su­nulacaktır.

Diğer taraftan küçük sanat erbabının, münasebetlerini tesblt etmek ve bu sa­nat erbabının bir meslekî teşekkül etra­fında toplanmasını sağlam alt. Küçük sa­nat kollarında çalışan vatandaşları iş Kanunu ile işçi Sigortalarına dair ka­nunlar hükümlerinden faydalandırmak maksadıyla hazırlanmış bulunan (küçük

sanatlar kanun, tasarısı) Üzerinde yapı­lacak bir revizyon sonunda, tasarı Bü­yük Millet Meclisine arzedihnek üzere hazırlanmış olacaktır.

Bu tek şahıs hük­mi veya hakiki olabilir. Şu kadar ki ha­kikî şahsın durumu, hükmî şahsın da statüsü itibariyle maden aramağa ehli­yet ve yetkisi bulunması lâzımdır. Maden işleiirtde gerek alâkalıların hak­larım tehlikeye düşüren ve gerek idare­yi yenilmez güçlüklerle karşılaştırmak suretiyle işlerin sür'atle intacını engel­leyen tedahüllerin ve sınır ihtilâflarının doğmasına meydan bırakmayacak ted­birlere bu tasarıda ehemmiyetli bir mev­ki verilmiştir.

Aramanın müsbet netice vermesi halin-4e işletme hakkı talebine ait merasim basitleştirilmiştir.

Tescil ve İpotek: Bu tasarı ile madenci­liğimize getirilen yeniliklerden ikisi de maden sicili ile ipotek mevaularıdır. Madenler Üzerinde iktisap edilen hakla­rın alâkalıları tatmin edecek surette kuvvetlendirilmesi hususunda Ötedenberi mevcut arzuyu karşılamak üzere müs­takil bir maden sicili tesisi cihetine gi­dilmiş, bu haklar herkes taralından gö­rülüp tetkik edilebilecek surette açık bir duruma getirilmiştir.

Maden işletmeleri, şimdiye kadar diğer iktisadî teşebbüslere nisbetle kredi te­mini bakımından daha büyük güçlükler­le karşılaşmakta idi. Madenlere muh­taç oldukları krediyi temin için maden­ler üzerinde ipotek tesis edilebileceği bu tasarı ilederpişolunmuştur.

9 Ağustos 1952

— Gerede :

Adalet Kakam Rülktıeddin Nasuhkığlu ile Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, yarılarında. 'Bolu Milletvekili Mall-muıt Gügfolmez olduğu halde bugün sa­at 12'de î'lc&mize 'seldiler. Adalet ve Bayıödırlılk Bakanları. Alttaş mevkiinde 'Bolu Mlllıat vekillerinden MJt-Taat İDayıoglıu, İhsan Gülleş, Bolu Valisi, Jandarma Komutanı, iSavci, İlce Kay­makamı, Bayındırlık ve Bölge ıSu İşleri Müdürleriyle, Orman 'Şefi tarafından Tcs rşulanm"! şiardır.

İlçeye ginerken Belediye Başkanı, De­mokrat Parti İl ve İlce Başkanları ile kesif halk tarafından karşılanan. 'Ba­tanlar doğruca 'Belediyeye giderek Be­lediye önünde toplanmış olan üıaM: fcilt-lesine balkondan birerhitabede bulun-

muşlardır. Balkanlardan Önce Bolu Mil­letvekili Mahmut Güçbîlmez tasa bir fco-auşıma yaparaSt Babanların geliş sebe--öıni faali ederek kendilerine Geredeliler adına teşekkür etmiştir.

Bundan sonra Adalet Baikanı Rüikned-din Nasuhi'oğlu şu hitabede ibulunm-uş-tur :

«Azia ve ımuhterem arkadaşlar, sevgili Geredeliler,

Bolu'da A'dalet Sarayının tennel atana vazifesini yapmıya gidiyoruz. Bu vesile ile g-üzel kasabanıza gelmiş bulunuyo­ruz. Bize gösterdiğiniz sevgiye teşek­kürlerimi arze derim.

Memleketin lıer köşesinıde yeni iktidar her türlü memleiket lıdamıetleriyle size faydalı dlımıya çalışıyor. >Bu meyanda adalet 'işlerimle de önüımizdeOti senelör-de memJ^îet 'ÎMiyaçlıarına en., [kısa yolh dan ve inEtişaflı »urette çalrşm'aJt yolu üzerindedir. Euıgiin hile adalet işlerimi'z geniş Ibir ünldşa* göstermiştir. Sağ olu­nuz, aziz olunuz.»

Müteakiben BayındırlıkBakanı Kemal Zeyıtinoğılu şu hitabede 'bututurmştur : «MuhteremGeredeliler,

Görıüyttrsunuz İçi, fırsat İDUİdakça daiirelerimizdeski masa başılann-dan ayrılaralt vatandaışl-aruraız arasına 'giriyor, ihtiyaç-larmi yerinde tetlki'k ediyoi» ve yapnıak-ıba onduğumuz, ete almayı tasavvur etti­ğimiz işlerıi sizlere bildiriyoruz. Bu cüm­leden olıarak Bo'lu'ya yeni yapılacak AdaletISaırayınuıtemelimi -aJtacağız.

Mujhterem Geredeliler, toize gösıterdiği-ınîz candan alâikaya teşekkür ederim. Bu soyan atim iıztde gıerelk 'Boln'nurı ve ge­rekse ıkıasal)anızın ve Köylerin yol, k-iip-rü ve su mevzularını tetkük edeceğiz ve yeni ihtiyaç! sırınızın ıda imkân nispetin­de bir an ıewel [karşılanmasına çaüışaca-ğıa.

Şuna eımıin Olabillrsinia ki, yeni üklidıa-nnız yol, su ve ûiğer bayındırlık mev­zularında bir çok isteri başarmış toulun-

maktaıâiır. Yurdun her türlü ihtiyaçları sipasiylıe tearşılanmakitadılr. Zaanediyo-rum ki, şu Ski senelik faaliyetimi a siz­lere bu itimadı vermiştir. Gösterdiğiniz coşkun tezahüratı bunun delili telakki ediyoruz.»

raîmdan vücuda getirilen yeni inşaatın yokluğu 'karşısında lıissattiüderi hazzı da Vali ve 'Belediye EaşikanMia ifade t>u y ur mastardır.

Cumftuıtıaışliaıııırnız Haydarpaşa'dan va. pıjrla 'köpı-üye geçmişler ve 'buradan dogıtıuoa iFIorya'yagitmişlerdir.

Bu tek şahıs hük­mi veya hakiki olabilir. Şu kadar ki ha­kikî şahsın durumu, hükmî şahsın da statüsü itibariyle maden aramağa ehli­yet ve yetkisi bulunması lâzımdır. Maden işleiirtde gerek alâkalıların hak­larım tehlikeye düşüren ve gerek idare­yi yenilmez güçlüklerle karşılaştırmak suretiyle işlerin sür'atle intacını engel­leyen tedahüllerin ve sınır ihtilâflarının doğmasına meydan bırakmayacak ted­birlere bu tasarıda ehemmiyetli bir mev­ki verilmiştir.

Aramanın müsbet netice vermesi halin-4e işletme hakkı talebine ait merasim basitleştirilmiştir.

Tescil ve İpotek: Bu tasarı ile madenci­liğimize getirilen yeniliklerden ikisi de maden sicili ile ipotek mevaularıdır. Madenler Üzerinde iktisap edilen hakla­rın alâkalıları tatmin edecek surette kuvvetlendirilmesi hususunda Ötedenberi mevcut arzuyu karşılamak üzere müs­takil bir maden sicili tesisi cihetine gi­dilmiş, bu haklar herkes taralından gö­rülüp tetkik edilebilecek surette açık bir duruma getirilmiştir.

Maden işletmeleri, şimdiye kadar diğer iktisadî teşebbüslere nisbetle kredi te­mini bakımından daha büyük güçlükler­le karşılaşmakta idi. Madenlere muh­taç oldukları krediyi temin için maden­ler üzerinde ipotek tesis edilebileceği bu tasarı ilederpişolunmuştur.

9 Ağustos 1952

— Gerede :

Adalet Kakam Rülktıeddin Nasuhkığlu ile Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytin oğlu, yarılarında. 'Bolu Milletvekili Mall-muıt Gügfolmez olduğu halde bugün sa­at 12'de î'lc&mize 'seldiler. Adalet ve Bayıödırlılk Bakanları. Alttaş mevkiinde 'Bolu Mlllıat vekillerinden MJt-Taat İDayıoglıu, İhsan Gülleş, Bolu Valisi, Jandarma Komutanı, iSavci, İlce Kay­makamı, Bayındırlık ve Bölge ıSu İşleri Müdürleriyle, Orman 'Şefi tarafından Tcs rşulanm"! şiardır.

İlçeye ginerken Belediye Başkanı, De­mokrat Parti İl ve İlce Başkanları ile kesif halk tarafından karşılanan. 'Ba­tanlar doğruca 'Belediyeye giderek Be­lediye önünde toplanmış olan üıaM: fcilt-lesine balkondan birerhitabede bulun-

muşlardır. Balkanlardan Önce Bolu Mil­letvekili Mahmut Güçbîlmez tasa bir fco-auşıma yaparaSt Babanların geliş sebe--öıni faali ederek kendilerine Geredeliler ■ adına teşekkür etmiştir.

Bundan sonra Adalet Baikanı Rüikned-din Nasuhi'oğlu şu hitabede ibulunm-uş-tur :

«Azia ve ımuhterem arkadaşlar, sevgili Geredeliler,

Bolu'da A'dalet Sarayının tennel atana vazifesini yapmıya gidiyoruz. Bu vesile ile g-üzel kasabanıza gelmiş bulunuyo­ruz. Bize gösterdiğiniz sevgiye teşek­kürlerimi arze derim.

Memleketin lıer köşesinıde yeni iktidar her türlü memleiket lıdamıetleriyle size faydalı dlımıya çalışıyor. >Bu meyanda adalet 'işlerimle de önüımizdeOti senelör-de memJ^îet 'ÎMiyaçlıarına en., [kısa yolh dan ve inEtişaflı »urette çalrşm'aJt yolu üzerindedir. Euıgiin hile adalet işlerimi'z geniş Ibir ünldşa* göstermiştir. Sağ olu­nuz, aziz olunuz.»

Müteakiben BayındırlıkBakanı Kemal Zeyıtinoğılu şu hitabede 'bututurmştur : «MuhteremGeredeliler,

Görıüyttrsunuz İçi, fırsat İDUİdakça daiirelerimizdeski masa başılann-dan ayrılaralt vatandaışl-aruraız arasına 'giriyor, ihtiyaç-larmi yerinde tetlki'k ediyoi» ve yapnıak-ıba onduğumuz, ete almayı tasavvur etti­ğimiz işlerıi sizlere bildiriyoruz. Bu cüm­leden olıarak Bo'lu'ya yeni yapılacak AdaletISaırayınuıtemelimi -aJtacağız.

Mujhterem Geredeliler, toize gösıterdiği-ınîz candan alâikaya teşekkür ederim. Bu soyan atim iıztde gıerelk 'Boln'nurı ve ge­rekse ıkıasal)anızın ve Köylerin yol, k-iip-rü ve su mevzularını tetkük edeceğiz ve yeni ihtiyaç! sırınızın ıda imkân nispetin­de bir an ıewel [karşılanmasına çaüışaca-ğıa.

Şuna eımıin Olabillrsinia ki, yeni üklidıa-nnız yol, su ve ûiğer bayındırlık mev­zularında bir çok isteri başarmış toulun-

maktaıâiır. Yurdun her türlü ihtiyaçları sipasiylıe tearşılanmakitadılr. Zaanediyo-rum ki, şu Ski senelik faaliyetimi a siz­lere bu itimadı vermiştir. Gösterdiğiniz coşkun tezahüratı bunun delili telakki ediyoruz.»

Bakan, bu binanın Bolululara ve bütün vatandaşlarımıza hayırlı olması temen­nisiyle sözlerine alkışlar arasında niha­yet vermiştir.

Mütaakiben Bakanlar ve Milletvekilleri binanın İlayı ılı olması temennisiyle te­mele ilk harcı koymuşlar ve kurbanlar kesilmiştir.

— Diyarbakır: .

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakam Dr. Ek­rem Hayri Üstündağ ile Diyarbakır Mil­letvekili Mustafa Ekinci, Yusuf Azizuğ-lu, Dr. Kp.mil Kayşı, beraberlerinde Va­li Vekili ve Sosyal Yardım Umum Mü­dürü ve alâkalı Yüksek Memurlar bulun­duğu halde bugün Ergani Çermik Kaza­larına giderek, buraların sağlık durumu hakkında tetkikler yapmışlar, malıallî ihtiyaçları tesbit ederek, halk dileklerini ve şikâyetlerini dinlemişlerdir.

Bakan ve Milletvekilleri Çermik Hükü­met Konağının b alıç es ini dolduran halk-îa çok samimi hasbıhallerde o ulunmuş-la'r, halkın soru ve dileklerini teker teker cevap landırmışlardır.

Sağlık Bakam, bu sırada, sağlık merke­zinin derhal kurulmasını isteyen bir va­tandaşa hitabederek demiştir ki:

Bu serbest vacip ve açık isteklerini?, bi­ze cesaret veriyor. Hür idarenizle ikti­dara getirdiğiniz hükümetten iş ve hiz­met beklemek ve taleplerde bulunmak hakkınızdır. Hürriyete kavuşup karşı­nızda mecburi hizmet ve vazife adamla­rını görünce bütün ihtiyaçlarınızın ve uzun senelerin, terettüp ettirdiği noksan­ların derhal yapılmasını istiyorsunuz. Halbuki bu zarurî ve medenî ihtiyaçla­rınızın bundan birçok seneler evvel ik­mal edilmesi gerekirdi. Görüyorsunuz kî bizden evvelkilerin alâkasızlıkları, u2un senelerin ihtimal ve tortuları mem­leketin ağır yüklerini omuzlarımıza yük­lemiştir. Mevsimin bu en sıcak günle­rinde yakıcı Ağustos güneşi altında yüz­lerce kilometre katederek sizlerle görüş­meğe, dertleşmeğe, ihtiyaçlarınızı kar­şılamaya, arzularınızı yerine getirmek için tedbirler almaya geldik, işte Millet­vekili erinizlebirliktehuzurunuzdayız.

Bütün ihtiyaçlarınızın süratle yerine ge­tirileceğine inanmanız lâzımdır. Bugün­kü iktidar, Büyük Millet Meclisi ile, hü­kümeti ile ve bütün varlığı ile emriniz­de ve hizmetinizdedir. Bizzat İtiraf et­tiğiniz gibi şimdiye kadar hiçbir mesul Devlet adamının ve Milletvekilinin gir­mediği bu yerlerde bizleri sık sık görü­yor ve göreceksiniz. Bir halk hüküme­tinin baş vazifesi, halk arasında dolaşa­rak ihtiyaçlarını tesbit ve bunları temin etmektir. Her türlü imkânlara ve çare­lere başvurarak sizi daha müreffeh bir hayata kavuşturmaya çalışıyoruz, bize inanınız.

Biz samimî ve hayatımızı size vakfet­miş insanlarız. Dâvalarımız ve gayeleri­min müşterektir. Hükümet sizlerle elele vererek dâvalarınızı halletmeğe çalışı­yor. Bir memlekette hükümetin ve hü­kümetle halkın müştereken yapacağı muhtelif işler vardır. Herşeyi hükümet­ten beklerseniz, onu esas vazifesinden ayırmış olursunuz. Belediyenin ve husu­si teşebbüsün yapacağı işleri kendilerine bırakmalısınız. Her kasaba ve köy ken­di ihtiyaçlarının bir an evvel tahakkuk etmesini istiyor. Senelerin tamamiyle mefluç bıraktığı bu bölgeleri bir aada kalkındırmaya ve bütün dileklerin der­hal icrasına imkân var mıdır? Şu işini­zin 200 bin lira sarfiyle halledildiğini, elektrik meselesinin, süratle halledilece­ğine ve Çermik kaplıcalarının üzerinde çalışıldığım sîze bu vesile ile bildirmek isterim.

Bakan, bundan sonra, Doğunun sağlık meselelerine temas ederek, Diyarbakır Numune Hastahanesini ele almış, bu hastahanede gördüğü mükemmeliyetten ve edindiği intihadan bahsederek demiş­tir ki:

Bu hastahaneyi 175 yataklı olarak la­ubali bir müesese halinde teslim aldık. Bu hastahaneye 1951 de 75 yataklı bir verem pavyonu ilâve ettik. 1952'de po­liklinik binasının inşasını tamamladık. Örnekleri ancak Ankara ve İstanbul'da bulunan röntgen ve derin tedavi müesse­sesini açarak bu gibi hastaların istan­bul'da ve Ankara'da hastahane kapıla­rında beklemekten kurtardık. Diyarba­kır Numune Hastahanesi daha şimdiden Şarkın Bölge Sağlık Merkezi haline girmistir. Son yapılan ilâvelerle birlikte hastaJıanenin yatak adedi iki sene içinde iki misline, yani 27Ö'e çıkarılmıştır. Bu­rada Fıfzıssıhha Enstitüsü, bir Kan Ban­kası, bin yataklı Verem Bölge Hastaha-nesiyle bir Hemşire ve Laborant Okulu­nun açılması için bütün hazırlıkları yap­mış bulunuyoruz.Daha programımıza gö­re, Diyarbakır, önümüzdeki yıllarda yal­nız Doğunun değil, yurdun en mühim sağ lık merkezlerinden, biri olacaktır. Sizlere yaptığımız İşleri rakamlarla ve yapaca­ğımız işleri de zamanlarını kati surette bildirerek söylüyorum. Başarılarımız çok büyüktür, tnsan takatinin son haddine dayanarak çalışıyoruz. Birkaç on gene içinde yapılan işlerden daha fazlasını iki sene gibi kısa bir müddet içersinde ba­şarmak için ne kadar büyük gayret sar-fedilmesi ve ne kadar programlı ve me-todlu çalışılması gerektiğini yüksek tak­dirlerinize bırakıyorum. Bu hastahane bugün Şarkın safjlık ihtiyaç! arını karşı­layacak biv seviyeye yükselmiştir, iç hastalıkları, verem, haricî hastalıkları göz, kulak, burun, cilt, kadın ve doğum, asabi hastalıklar röntgen teşhis ve te­davi müessesesi, diş tedavisi servisleri, devamlı olarak halk hizmetinde çalış­maktadır. Bu sene ayraca çocuk hasta­lıkları bevliye ve bakteriyoloji servisleri de faaliyete geçecektir, Diyarbakır has-tahanesi bize feragatle çalışan insanla­rın bu memlekette neler başaracaklarına dair bir örnek vermektedir. 1949 da 9663 müracaat ve muayeneye mukabil, 1952 senesinin ilk ayında bu adedinin 16.100'e yükselmesi yatan, hastaların adedinin tam iki misline çıkması bize halkın bu millî müesseseye karşı göster­diği emniyet ve itimadın misalini ver­mektedir. Müşfik ve dikkatli hekimleri­miz sayesinde artık hastalar Ankara'ya ve İstanbul'a gitmeğe lüzum görmüyor­lar. Halkımız buradaki hekimlere inan­makta ve burada kendilerine şefkatle dolu samimî bir tedavi müessesesi bul­maktadır.

Bakan, bütün bu muvaffakiyetlerin baş âmilinin büyük Türk milleti olduğunu ve ondan alınan ilhamla bunların tahak­kuk ettiğini söylemiş, hekim, hemşire vehastabakıcılar-,vesağlıkmemur-

larına teşekkür ederek sözlerini bitir­miştir.

— Doğubeyazıt;

Nuh'un Gemisini aramak üzere buraya, gelen Fransız heyeti İğdır istikametin­de bulunan Ahari bölgesinde gerekli, tetkikleri yaptıktan sonra bugün ilçemi­ze dönmüştür.

Üsteğmen Şahap komutasındaki gerilla eratı ile birlikte yapılacak olan Kirveye tırmanma işine bir iki güne kadar baş­lanacaktır.

— Samsun:

Demokrat Partinin senelik kongresi dün Zafer Sinemasında yapılmıştır. Kongre­de Milli Eğitim Bakanı Tevfik ileri, Samsun Milletvekillerinden Muhiddiu Öfckefeli, Şükrü Olcay, Sadi Üzer, is­mail Işık, Naci Berkmen ve kalabalık bil- dinleyici kütlesi hazır bulunmuştur.

ilk olarak îl İdare Kurulunun senelik fa­aliyet raporu okunmuş ve uzun müza­kerelerden sonra kabul edilmiştir.

Bundan sonra, malî raporun müzakere­si yapılmış ve dileklere geçilmiştir.

Dileklerden sonra söz alan Millî Eğitini Bakanı Tevfik ileri alkışlar arasında kürsüye gelerek bir saat kadar süren bir hitabede bulunmuş ve delegeler ta­rafından, tenkid edilen hususları cevap­lan dırmıştır. Bakan bu konuşmasında, Ankara'da Üniversiteden seçilmiş bir heyetin Türk lisanı ürerinde çalışmakta olduğunu, bu sene alman bir kararla es­ki eserlerimizin yeni harflerle ve bugün­kü gençliğin anlayacağı bir dille Türk çocuklarının istifadesine sunulacağım, bu suretle çok geg kalınmış, biraz daha geç kalınırsa hiç yapılamıyacak olan bir hizmetin başarılmış olacağını söyledi.

Köy Enstitülerine temas eden Bakan, bu mekteplerde okuyan çocukların bu mil­letin köylüsünün çocukları olduğunu, bunlara topyekûn kötü nazarla bakılma­ması lâzımgeldiğini, çünkü bu teşekkül­lere sokulmak istenen bir takım kötü niyetlerin bugün artık sökülüp atılmış olduğunu söylemiştir.

Delegelerin temennileri arasında bulu­nan İmam-hatipokullarından bahseden Bakan, şimdiye kadar bunlardan yedi yerde açıldığını, sekiş yerde daha bu okullardan açılacağım bildirdi.

Bundan sonra, memleket işleri üzerinde yapılan çalışmalardan bahseden Tevfik ileri, 1950 senesi ile 1952 senesi bütçele­rinin mukayesesini yaparak ezcümle de­miştir ki:

Biz iktidara gelirken mucize yarataca­ğız demedik. Doğru ve dürüst çalışaca­ğız dedik, iktidara geçtiğimiz zaman Bayındırlık Bakanlığının bütçesi 50 mil­yon idi. Bu sene aldığımla ödeneklerle biz bunu 200 milyona çıkardık. 1950 de, yani seçimlerin yapıldığı sene köy yol­ları için bütçeye yedi milyon lira konul­muş, bu para <la şuraya buraya propa­ganda İçin. sarfedilmiş iken, biz bu sene bu tahsisatı 50 milyona çıkarmış bulu­nuyoruz. Bu meyanda köylere getirile­cek su işleri için de 20 milyon lira ayır­dık. Ziraat Bankasının o zaman yaptığı 300 milyon liralık zirai kredi bir milya­ra çıkarıldı. Yol vergisini kaldırdık. Fa­kat yollarımızda yapılması lâzimgelen işlerimizi durdurmadık, en az üç misline çıkardık. Bütçeyi gelecek yıllarda 2,5 milyara çıkaracağız, işte bunlar bizim doğru ve dürüst çalışmamızın neticeleri­dir. Biz bütçeyi bu memleketin geliri art sın. diye lüzumlu işlere sarfediyoruz. Biz­den evvelki iktidar gibi heykele, resme para vermedik ve vermiyoruz. Onlar Malatya'nın bir tek kazasına yol yok­ken, Malatya Hükümet Konağıma önü­ne 3 milyon liraya heykel diktiler. Biz Seyhanda bir baraj yapıyoruz. Bunun için 100 milyon lira harcıyoruz. Fakat vereceğimiz 100 milyon lirayı o tesis bi­ze üç senede geri verecektir. Ve sonra da her sene bu millete 20-30 milyon lira gelir sağlayacaktır. Ama, onların yüz milyon lira harcayarak yaptıkları Mec­lis binası bize birşey vermiyecektir.

Delege arkadaşlardan biri Ziraat Ban­kası Halk Partililere fazla kredi veriyor, bize vermiyor, dedi.

Arkadaşlar böyle birşey yoktur. Bunu memurlar için de söylüyorlar.Memur,

bu millete hizmet etmek için söz vermiş bir insandır. Karşısına gelen bir vatan­daşı şu veya bu partinin mensubu diye tevsik etmemelidir. Ve eğer bunu yapı-

yorsa bir suç İşlemiş demektir. Bu gibi­ler varsa onlar tecziye edilmelidir ve edi­lecektir. Fakat topyekûn memurları bit şekilde itham etmek doğru olmaz.

Bundan sonra din dersine temas eden. Bakan, vatandaşların kendi dinleri üze­rinde İstedikleri gibi serbest hareket edebileceklerini ve din hürriyetine kim­senin kanşmıyacağını ve karışmadığını söyledi.

Daha sonra, Sinop ve Vezirköprü ara­sındaki yol üzerinde senelerdenberi ih­mal edilen Kızılırmak Köprüsünün pro­jelerinin hazırlandığını ve yakında bu. işin İhalesinin yapılacağını, Samsun Li­manının inşasına başlanmış nazarı ile bakabileceğimizi, buna ait projelerin de hazırlanmış bulunduğunu ve son bir de­fa yapılması lâzımgelen sondaj ameli­yesinden sonra pek yakında inşaata baş­lanacağım söyliyen Bakan demiştir ki:

Arkadaşlar, bu ay içinde dediğimiz bir iş, üç veya dört ay sonraya kalabilir. Bu, gecikmeler tabiidir. Herhangi bir sebep-tahtında bunlar olabilir. Başvekil ismet Paşa'nın i(gelecek sene Samsun limanına-başlanacaktır) dediği sözün üzerinden, tam 20 sene geçti arkadaşlar.

Bakan sık sık alkışlanan konuşmasına, devamla: Arkadaşlar, Samsun ve bilhas­sa Çarşamba Köy Okulu bakımından ha­kikaten çok fakirdir. Çarşamba'nın 100' köyünden ancak 30 unda okul vardır. Bu bakımdan bu ilce de aynen Doğu il­lerimiz durumundadır. Eski iktidar bun­ları köylünün parası ile yapmağa çalı­şırdı. Biz köy okullarının yapılmasını, bundan sonra köylünün sırtından değil,. Devlet eliyle ve Devlet parası ile sağla­yacağız ve böyle yapıyoruz.

işçi ücretlerinin aslığı üzerinde yapılan, tenkitlere cevap veren Bakan, işçinin ve memurun zengin olmasını, daha çok para almasını elbette isteriz. Bu, en bü­yük arzumuzdur. Ancak, bunun yapıla­bilmesi Türk milletinin daha çok zengin-olmasma bağlıdır. Bu sene yalnız tekel işçilerine 15 milyon lira zam yapılmıştır, ileride imkân oldukça bütün bunları sağ­layacağız, demiştir.

Bundan sonra, mısır ve buğday mahsulü, üzerinde konuşan Bakan, mısırın müs­tahsilin elinden vasati olarak kilosunun19 kuruş 61 santime satın alındığını ve bu fiatıiı iyi bir fiat olduğunu, evvelki yıllarda en fazla gıdamızdan keserek yapabildiğimiz 100.000 tonluk ihracata mukabil geçen sene 700.000 ton buğday ihraç ettiğimizi, bu sene ziraat banka­sından verilen kredi ve yapılan yardım­larla da 1,5 milyon, tonu bulacağım söy­lemiştir.

Millî Eğitim Bakanının konuşmasından sonra yeni İl tdare Kurulu ve Haysiyet Divanı seçimleri yapılarak saat 20'<le kongreye son verilmiştir.

11 Ağustos 1952

— Düzce:

Bu sabah İlçemize gelen Adalet Bakanı Rüknettin Nasulıioglu, Belediye Parkın­da toplanan kalabalık bir halk kitlesine hitaben aşağıdaki konuşmayı yapmıştır: «Aziz ve muhterem Düzcelİler,

Bolu Adalet Dairesinin temel atma va­zifesini ifa ettiğimiz sırada, sizler adma gelen bir heyet, bizi Diiace'ye davet et­ti. Bu kıymetli ve candan arzunuzu ye­rine getirmek, benim için zevkli bir va­zife olmuştur. Düzce'yi ziyareti daha sonra yapacaktık. Bu davetiniz ziyareti­mizi tesrietti.

Muhterem arkadaşlar, Adalet işlerimiz, memlekette vatandaş­larımızın ihtiyaçlarını lâyık olduğu gi­bi karşılayabilmek için, hükümet ve şahsen ben vazifeli olarak hassasiyetle çalışmaktayız. Takdir edersiniz ki, memleketin her köşesinde teşkilâtı bu­lunan Bakanlığımızın kısa bir müddet içinde arzu edilen inkişafa birden maz-har olması mümkün değildir. Ancak iki yıllık faaliyetimiz zarfında büyük ham­leler yaptık. Bu hamleleri hazırladığı­mız programlar çerçevesi içinde ta­hakkuk ettirmek için tatbikata geç­miş bulunmaktayız. Bir misal olarak söyliyeyim: İktidara geldiğimiz zaman yalnız bir Bucakta Sulh Mahkemesi var­ken, bugün bunların adedi eltiye çıkmış­tır. Fakat bu kâfi değildir. Adlî Teşki­lâtımızı iki cepheden ele alarak islâh etmeye çalışmaktayız:

1 — Kanunlarımız, bugün muasır bir memleketolarakihtiyaçlaracevapve-

recek mükemmeliyette tanzim edilmiş ve Büyük Millet Meclisine sunulmuş birçok kanun taşanları mevcuttur. Bun­larda bilhassa mahkemelerde dâvaları ve diğ-er her türlü işleri süratle netice­lendirmeleri gözönünde bulundurulmuş­tur. Ceza ve hukuk muhakemeleri usu­lü kanunları ile umumî mahkeme tşeki-lâtı kanun tasarıları Büyük Millet Mec­lisine sevk edilmiş bulunmaktadır. Ceza infaz sisteminin İslahı, çocuk mahkeme­lerinin teşkili gibi cemiyet hayatını ma­nen ve maddeten ilgilendiren ve muasıi-nıemleketler için mevcudiyeti şart olan bu konudaki kanunlar üzerinde çalısma> lar yapılmaktadır. Bunlar adaletin da­ğıtımı ve tahakkuku sahasında geniş fe­rahlık yaratacaktır.

2 — Adalet D dairelerimiz in durumları da mekân itibariyle ihtiyaca kâfi değil­dir. Nitekim Düzce Adalet Binası ve ce­zaevi müsait değildir. 1953 yılında Düz­ce cezaevi ihtiyacı giderilecektir. Ada­let Dairesi de yaptırılacak olan hükümet binası dolayısiyle karşılanmış olacaktır. Arkadaşlarını,

Bütün kanunlarımız büyük bir aleniyet içinde yapılmaktadır. Hükümet olarak ve parti olarak mîlletten gizli bir şeyi­miz yoktur. Demokrat Partinin şiarı açık ve doğru konuşmaktır. Kanunlar mesleğin ve ihtiyacın karşılanması esa­sı Üzerinde objektif olarak hazırlanmak­tadır. Bunlarda siyasî zihniyet ve mâaa aramak ve bunlar? gizii mahiyet taşı­dığını izafe etmeK iayıf bir zihniyetin eseri olur. Bilhassa adlî kanunlarda po­litikacılık yoktur. Muarızlarımız yaptık­ları neşriyatla politikayı kendileri yapı­yorlar. Burada yalnız bir gazeteci ile karşı karşıya değilim. Düzce'de, huzu­runuzdaaçık vesarihkonuşuyorum.

Açıklanacak daha ne vardır ? Çalışma­larımız cezaevlerinin adedini artırmıya-rak kanunun mecburi kıldığı yerlerdeki cezaevlerini islâh etmektir. Bu da prog­ramlı bir şekilde her sene yapılmaktadır. Allah kısmet ederse bu husustaki prog­ramımızı 10 senede tahakkuk ettirmiş olacağız.

Şu anda burada ve her uğradığımız yer­de vatandaşlar arasında kendimizi aile içinde imişiz gibi hissediyoruz. Kuvve­timiz ve Demokrat Partinin kuvveti samimiyetinde ve açıklığmdadir. Sözleri-ime burada son verirken Düz celileri hür­metle selâmlar ve şahsen gösterilen sı­cak alâkaya teşekkül' ederim.» Adalet Bakanı müteakiben Adliyeyi, Belediyeyi, Demokrat Parti İl Merke­zini ziyaret etmiş ve cezaevinde tetkik­lerde bulunduktan sonra, Cumhuriyet Halk Partisi ti Merkezine giderek iadei ziyarette bulunmuştur.

— Düzce:

Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, bugün. Belediye Parkında toplanan hal­ka hitaben alkışlarla karşılanan aşağı­daki konuşmayı yapmıştır:

«Çok muhterem ve kıymetli Düzce'liler, Sözlerime başlamadan önce Muhterem "Düzcelilerin bize karşı gösterdikleri sı­cak ve yakın alâkaya teşekkürlerimi ai-.zederim.

Arkadaşlar,

Bir milletin yaşıyabilmesi, hayatını ve bekasını temin edebilmesi her şeyden önce hüiTiyetler rejiminin tahakkukuna bağlıdır. Bu hürriyetler manzumesini iıiz, söz hürriyeti, yazı /hürriyeti, korku­dan azade olma hürriyeti ve nihayet "bunların hepsini bağlıyan ve tamamlı-yan yoksulluğun boyunduruğundan kur­tulma hürriyeti diye tasnif ediyoruz. Bü­yük Türk milleti uzun ve çetin müca­delelerden sonra 14 Mayıs 1950 inkılâbı ile bunlardan ilk üçünü kafi şekilde ta­hakkukettirmiş bulunmaktadır.»

Bayındırlık Bakanı bundan sonra sözle­rine şöyle devam etmiştir: «Yer yüzünün en asıl bir milleti olarak Türk milletinin de bir an evvel refaha ve saadete kavuşması, yani yoksulluğun boyunduruğundan kurtulma hürriyetine de tam manası ile kavuşması elbette ki lâzımdır, îşte arkadaşlar, biz, şimdi bu _yoldayız. Bu yol, milletin iktisadî haya-.tıra, refah seviyesini yükseltme yoludur. "Yurt kalkınmasında rolü olan diğer fa­aliyetler yanında bayındırlık faaliyetle­ri başta gelmektedir. Bayındırlık faali­yetlerimizi bir taraftan ziraat ve millî ekonomi ile çok alâkadar meseleler, <3İ-ğet taraftan yurdun manevî ve iktisadî .bütünlüğünü sağlayan mevzular olarak .telâkki etmekteyiz, Türk milleti 1945 yı-

lında ilk muhalefeti kurarken o günkü çalışmaların memleket menfaatlerine uymadığını ve yeryüzünde eşi ve emsali bulunmayan bir zihniyet içerisinde yü­rütüldüğünüsöylemişti.

Şimdi çalışmalaıımızm tanzim ve terti­binde bunun aksi istikamette, yani yurd ve yurddaş bünyesine en uygun olacak tarzda hareket etmekteyiz. Fırsat bul­dukça memleketin her köşesine gidiyo­ruz ve bütün ihtiyaçları derhal karşıla-mıya azamî gayret sarfediyorua. Eu gayretlerimizin eskiye nazaran nasıl bir hamle, hattâ sıçramah bir hamle .içer­sinde bulunduğunu sizlere rakamları konuşturmak ve 950 den bu tarafa ya­pılan, yapılmakta olan ve programlaş-tırılmış bulunan işleri mukayeseleri ile ispat edeceğim.»

Bayındırlık Bakanı bundan sonra yol, su köprü, yapı işleri, imâr, iskele, barınak ve enerji mevzularında rakamlara müs-tenid vazıh ve geniş izahat vermiş ve rakamların beliğ ifadeleri karşısmda te­zahürat içersinde alkışlarla mukabele görmüştür.

Kemal Zeytinoğlu sözlerini şöyle ta­mamlamıştır:

«tşte ark adaş I ar, memleket hizmetleri yolunda en büyük mükâfatını sizlerin şu takdir ve tasvip işareti erinde bulan hükümetiniz birer işçi gibi, mütevaai, sakin bir haleti ruhiye içersinde durma­dan çalışıyor. Şayet huzurunuzda diğer Bakan arkadaşlarım da bulunmuş olsa-iar ve sizlere kendi sahalarına taallûk edea mevzulardaki çalışmaları arz ve izah etmiş bulunsalardı, ümid ederim ki demokrat hükümetin topyekûn icraatı hakkında aynı teveccühü ve tezahüratı göstermetken kendinizi alamıyacaktınız. Bugün bütün bir millet, M'kümeti ile, vilâyeti ile ve belediyesi ile hummalı bir çalışma içersindedir. Yurdun hemen her köşesi şimdiye kadar görülmemiş bir şe­kilde bu gibi faaliyetlerin göz kamaştı­rıcı şantiyeleri halindedir. Aradan geçen iki sene gibi milletler hayatında mühim rol oynayaımyaeak şu kısa zaman zar­fında sizlerin irade ve itim adlarınıza mazhar olmanın verdiği mucizevî kuv­vetle Demokrat Parti iktidarının neler yapmıya kadir olduğunu görmüş bulu­nuyorsunuz. Saat 8.30 da Cortk Bayırı ve Alçıtepe inevîtllerine giderek burada yapılan şe­hitleri anma törenine iştirak etmiştir.

12 Ağustos 11952

— Çanakkale:

Çanakkale şehitlerinin harb yerlerini zi­yaret eden heyet Eceabat İskelesinde Kolordu Komutanı, Vali ve Eceabat Tu­gay Komutanı ile başlarında bando bu­lunan askerî kıt'a tarafından muhteşem bir tüi1 eni e karşılanmıştır.

Heyet üyeleri hazırlanan vasıtalara bin­meden önce muhtelif milletlere mensup temsilciler ve bîr şehit esile kızı kıt'ayi teftiş etmişlerdir.

Bundan sonra hareket edilmiş ve An-burnundaki Mehmet Çavuş Anıtına va­rılmıştır.

Kolordu Komutanı ihsan Erre'in mera­sim açış nutkunu müteakip başta Fah­rettin Altay olmak üzere eski muharip­ler konuştular. Bu arada Çanakkale harbi sırasında Alay Komutam -olan Al­bay Şefik Ateer de hazır bulunanlar üze­rinde heyecanlar yaratan bir konuşma yaptı. Hele ıkendisinin şimdi 'bembeyaz olmuş saçlariyle çavuş lan mu ve arka­daşlarının gelip gözyaşları içinde boy­nuna sarılmaları başhbaşma .bir heye­can vetarih tablosu oldu.

îngüiz muharipleri adına bu törende ko­nuşmağa davet edilen Mr. Witelli duy­duğu memnunluğu belirtti ve berabe­rinde getirdiği çelengin bütün dünyada­ki Ingilia şehitlerine ihda edilen çiçek­le rten tertip edildiğini söyledi.

Bu törenden sonra kafile haline Anafar-talara gidildi ve burada düşmanın ihraç hareke ti eriyle muharebe safhaları Kur­may Subaylar tarafından izah olundu. Eu arada Fransız temsilcisi Perva ille şunları söyledi:

«Bugün eski hasımlar büyük bir dünya ideali uğrunda birbirlerine el vermişler­dir. Şimdi daha ulvi ve çetin bir fikir birliği yapıyoruz. Bu uğurda ölenler bu gece şehrayin yapacaklardır ve boş ye­re kan akıtmadıklarını söyliyeceklerdir.a Heyet son olarak Seddülbahİrdeki harb-lerin mihrakını teşkil eden Alçıtepeye gitti. Daha sonra deniKe çelenk atıldı ve

General Hakkı Güvendik fevkalâde bir konuşma yaptı.

Heyet buradan Gelibolu'ya gitmektedir. Karadeniz Ereğlisi:

Dün gece buraya gelen Adalet Bakanı Rüknettin Nasu'lıoğlu ile Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytînoğlu, halkla yapı­lan toplantıda Ereğli'nin ihtiyaçları üzerinde durmuşlar ve dilekdikleri din­lemişlerdir. Geceyi, Ereğli Liman Şan­tiyesinde geçiren 'Bakanlar bu sabah Ereğli Liman, inşaatı ve tesisleriyle Ereğli - Armutçuk Demiryolu inşaatını tetkik etmişlerdir. Her iki işin do bu se­ne sonunda tamamlanması yolunda sü­ratle çalışılmaktadır.

Bayındırlık Bakan.na verilen izahat e göre, bu sene bitirilecek olan Ereğli Li­man inşaatı 17 milyon liraya mal ola­cak ve Karadenizin büyük bir ihtiyacı­na cevap verecektir. ıSu derinliği asgari 10 metre üzerine taranmış ve bağlı ola­rak. 29 geminin rahatça sığınabileceği emin bir liman haline getirilmiştir. Ay­ni zamanda kömür ve maden tahmil ve tahliye işlerinde en fenni vasıtalarla her türlü kolaylıklar sağlanmıştır. 14 kilo­metre boyundaki Ereğli - Armutçuk De­miryolu da bir .kömür yolu olarak Hav­zada büyük faydalar sağlayacaktır. Bu yol 7,5 milyon liraya mal olmuştur. Bakanlar taundan sonra, kaymakamlığı, adliyeyi, oezaevini ve askerlik şubesini ziyaret etmişlerdir.

Adalet Baltanı Rükneddin Nasuhoğlu ve 'Bayındırlık; Bakanı Kemal Zeytinoğlu bugün öğleden sonra, Ereğli, Devrek, Gere yoluyla Ankara'ya hareket ede­ceklerdir.

— İzmir :

Fuarın açılımasJna bir hafta kaldığı şu günlerde Kültür Park dâhilinde fevka­lâde bir faaliyet göze çarpmıktadır. Fuara iştirak edecek olan yabancı mem­leketlerden bilûmum firma ve müesse-lerin Fuar heyetlerinin hemen hepsi şehrimize gelmiş bulunmaktadır. Fuar hazırlıkları dolayısiyle 38 Agus-tos'tan 20 Ağustosa kadar fuar i!e alâ­kası olmıyanlann Kültür Parka girmesi yasak edilecektir.

Murat Âli "Ülgen beraberlerin­de Sosyal Yardım Utarım Müdürü Sey­fettin .Okan bulunduğu halde Diyarbakırf - Siirt - Bitlis - Muş - Van üzerinden bugün saat 15.45 te uçakla Erzurum'a gelmiş, hava meydanında Erzurum 'Mil­letvekilleri, Vali, Kolordu ve Tümen Ko­mutanları, askerî ve sivil erkân ve çok kalabalık bir halk kitlesi tarafından bü­yüktezahüratlaKarşılanmıştır.

— Van :

Beraberinde Diyarbakır, Bitlis, Muş Mil­letvekilleri olduğu halde dün Van'a ge­len 'Sağlık ve Sosyal Yardam Bakanı Dr. Ekrem iHayri tlstündağ, kalabalık bir halk: kitlesi tarafından, karşılanmış ve Hükümet Konağı Meydanım doldu­ran halka hitaben aşağıdaki konuşma­yı yapmıştır:

«Uğradığımız illerde, ıkasaba ve köyler­de halkın bizi karşılaması ve içten ge­len sıcak tezahüratı, bu vatandaşların bugünkü iktidara ne derin bir sevgi ve inançla bağlı 'bulunduklarının en büyük delilini vermiştir. Her yerde etrafımızı saran vatandaş simalarında görülen neş'e, bize Şarkı kaplayan boğucu ha-vanm dağıldığı .müjdesini verdi, Gezdiği­miz yerlerde Hükümetle halkın, kaynaş­tığım, birçok -meselelerde tanı bir işbir­liği yaptığını ilade Btti. İç ve dış siyasi ceryanlartn tesirleri altında ezilen ve iz-tırap çeken, :bu güzel ve zengin vatan parçası asırlar boyunca ha'ktan, adalet­ten, insan ve vatandaş haklarından ta­ma mİyle ıma'hrum kalmış, esir ve köle muamelesine mâruz bırakılarak, bu top­raklarda ınıüsavi vatandaşlık hakların­dan ve şallarından istifade ettirilme­miştir. .Şimdiye kadar Doğu anavatan­dan sayılmayan bir toprak parçası gibi idi. Bura Jıalkı tamamiyle kemdi halle­rine terkedilmiş, devirler boyunca bu zengin ve feyizli bölgeler lâyjkı veçhile benimsememiş, kalkınmasına meydan verilmemiş, okutulmamış, yetiştirilme­miş, ne mantıkla ve ne de devlet ve me­deni hukukla izahı mümkün olmayan feiv takım siyasi sebepler ve şahsi nıü-talealar yüzünden buraları anavatandan

adeta tecritedilerek Anadolıımuzun ta-biaten zengin ve güzel bu yerleri iktisadi, içtimai, siyasi ve teknik bakımlardan perişan bir seviyede bırakılmış, idari, adli sahalarda tamamiyle ayrı ve hususi kanunlar ve usuller tatbik edilmiştir. 'Senim bugün gördüğüm insanların kuv­vetli milliyet ve vatanseverliği ve duy­gulandır ki bütün ihmallere rağımen bura halkının anavatana bağlı ve sadık kalmalarında başlıca âmil olmuştur, s

Bundan sonra müşahede terini anlatan Bakan, sözlerine şöyle devam etmiştir. «Doğu Anadolunun bu vatansever, fe-da,kâr ve'çilekeş evlâtları asırlardan be­ri iç ve dış düşmanlara karşı memla-keti kahramanca müdafaa etti. Burama halkım heyecanlı, çalışkan, yüksek ka­rakter ve meziyetlere sahip gördüm. Bu bölgelerin geri kalmasının sebebini, in­sanların kabiEyetsizliğinde aramamak lâzımdır. Buraları ihmal edilmekle kal­mamış, üstelik imlıa ve talırip edilmiş, ezilmiş, manevi kuvvetleri zedelenmiş, çalışmak kabiliyetleri yıkılmış, canla­rından bezdirüimîştir. Zulüm ve haksız­lıklar .buralarda emniyet ve huzuru da kökünden yoketmiş, bunun neticesi ik­tisadi çöküntü başlıyarak toprak kıyme­tini kay b etmiş tir. Misal mi istiyorsunuz, Diyarbakır'da, Siirt'te, Muşta, Van'da iktidarımıza kadar dönümü yarım lira­ya kadar düşen toprak, bugün, birden­bire 25 liraya çıkmış bulunuyor. Bunun sebebini, kuvvetli bir 'Hükümetin bura­larda temin ettiği sağlam emniyet sis­teminde aramak 1 âzını dı,r. Sark ne idi, bizden evvelki iktidar bu­ralarda neyaptı? Biz iktidara geldiğimiz zaman buralar­da yol, su, nieKtep sağlık müesseseleri ve ışık bulamadık. Halkı maddi ve ma­nevi, huzursuzluğun, as ayizsiz ligin ve emniyetsizliğin ıstırabı altında bulduk. Bugünkü iktidar, devleti ele alır almaz, Doğu illeri için seri ve köklü tedbirler almak lüzumunu hissetti. Buraları Batı Anadolunun seviye ve hizasına getirmek için yepyeni ve fevkalâde bir program hazırladı. Doğunun kalkınması bizim için kül halinde bir memleket davası­dır ve Devlet bu dâvaya el atmış bulu­nuyor. Hükümetin mesul bir Bakanı olarak bende müşahedelerimi kül ha­lindeasayiş yol,mektep,sağlık meşeleleriüzerindedurarakarzetmekiste-

Şark'ta asayiş yoktur, diyenler iddiala­rında fcamaımiyle haksızdırlar. Bugün Doğu'da şimdiye kadar teessüs etmemiş olan bir huzur ve asayiş vardır. Evvelce .sık sık rastlanan hudut talanları ve eş-[kiyalıklar bugün, ortadan kal'kmış bulu­luyor. Asayiş kuvvetlerinin hakla, iş­birliği etmeleri sayesinde asayiş her gün biraz daha kuvvetlenmektedir.

Yol ımesel-esine gelince; Doğu vilâyetle­rinin kara ve demiryolları il-e bağlan­ması bir zaman 'meselesidir. Yol inşaatı ■bugün tamaımiyle .makineli ve motorlu olarak yapılıyor. Diyarbakır'dan ıMuş'a kadar yüzlerce kilometre kntidadmda-M yollarda genç mühendislerimizin ve iş çil erioiıizin faaliyetlerini sevinç ve ifti­harla gördüm. iÇok hızlı İnşa faaliyeti "bu arkadaşlarımızın -dâvayı anladıkları­nı gösteriyor. 'Güzergâhta sık sık karşı­laştığımız devlet yolları şantiyeleri, bu­ralarda medeniyetin ve modern Türk hayat seviyesinin pek yakında, gii'eceği müjdesini veriyor. 'Halk, ıDoğu vilâyet­lerini kışın tabiatım muhas alasından (kurtaracak olan yol makinelerini zevkle ve sevinçle seyrediyor. Demiryolu 1953 te Muş'a girecek, Muş-Bitlis şosesi bu sene ikmal edilerek seyrüsefere açıla­cak, bu sayede .Doğu kalkınması tahak­kuk yoluna girecektir.

Ele aldığımız en mühim meselelerden biri de maariftir. .Kasaba ve köylerde yer yer mektep 'binaları yükseliyor. Mektep faaliyeti hususunda size muka­yeseli bir misal vermek isterim, iktida­ra geldiğimiz zaman Diyarbakır'ın Sil­van Kazasının bir tek mektebi vardı. Bu da Osmanlı devrinden kalmıştı, ik­tidarımız burada geçen sene altı ilk -mektep yaptırdı. Bu. sene beş mektep deinşa halindedir.

Doğu 'da büyük bir kalkınma var. 14 Mayıs inkilâbı tesirimi burada taınamiy-le lıissettirmiştir. Ziraat süratle m&kine-leşiyor. Bu hususta en uzak bölge olan "Van'ı misal olarak göstereceğim. 14 Mayıs'taa evvel burada dört traktör vardı, iki sene zarfında bu adet on iki mislt artarak 50 ye yükselmiştir. Tek bir biçerdöğermakinesibulunmayan

bu vilâyette bugün dört adet mevcut bu­lunuyor. Toprak Ofisi bölgenin iktisa-diyetini kalkıldıramştır. Burada halkın dilinde darbımesel hükmüne g&çen bir söz işittim: «Hoşap'm ötesine kanun git-mea» diyorlar. 'Biz bu zihniyeti mazınla kötü hatırasını icraatımızla siliyor ve Cumhuriyet kanunları yurdun iher tara­fında 'hâkimdir zihniyetini, icraatımız­la ve fiiliyatla kurmağa çalışıyoruz. Bu­gün Doğuyu mahrumiyet bölgesi İmlin­den çıkarmağa azmetmiş bulunuyoruz. Geçtiğimiz yollardan ve uğradığımız yerlerden, iktidarımızdan evvel ne 'bir b&kan ve ne de milletvekilleri geçme-'miştir. Cennet kadar güzel ve zengin bu toprakları, <buralaran coğrafyasını, tarihini, halkını bütün .vatandaşlara ta­nıtmak zorundayız. Muş ovası gelecek­te Doğunun Çuikurovası olacak, hayvan­cılık buralara servet ve refah getire­cektir. Buraların ihmal edilmesinin acı-sroı duyuyorum. Çok çalışarak mazinin kötü hatıralarının izlerini silmek mec­bur iyetindeyiz. »i

Sağlık Bakanı bundan sonra yüksek tahsil gençliğini Doğuya seyahatlere ve buralarda meleket hizmeti almağa davet eden bir konuşma yaparak Doğu­nun kalkınmasının yalnız Devlet işi de­ğil aynı zamanda millî bîr vazife oldu­ğunu hatırlatmış, milliyetçi ve fedakâr yüksek tahsil gençliğinin kuvvetli mem­leket duygusunun bu fedakârlığı yapa­cak kadar köklü olduğuna işaretle sözü sağlık 'mevzuuna getirmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Doğu'nun hastanelerini gördükten son­ra vatandaşlarımın ne kadar ıstırap çektiğini daha iyi anlamış bulunuyorum, insan ve vatandaş olarak manevi bir acı. gönlümü sardı. Buraları herhangi bir ımemleJkette sağlam insanların bile yatmasına reva görülmeyen birer harap han köşeleridir. !Bu vaziyeti süratle te­lâfi etmek yolundayız. Siirt'te, Bitlis'te, Muş'ta, Van'da beheri birer milyon lira­dan fazlaya çıkacak olan yüaer yataklı dört Devlet hastahanesi yaptırıyor, Si-îrt'in Devlet IHastahanesinin bu sene so-nuoda bitmesi için gayret sarf e diyoruz. Bitlis'in Devlet Hastahanesinin temeli­ni halkın heyacaıılı tezahüratıarasında üç gün evvel merasimle attık. ıBu has-tahanenin yanında bir verem hastaha-nesi ile bir doğumevi inşa edilecektir. Muş'un Devlet 'Hastahanesi "bu ayın 24 ünde ihale .olunacak, onun d& yanında 30 yataklı bir verem .pavyonunun inşa­sına başlanacaktır. Van Devlet Hasta-hanesinin inşaatı ise ,bu sene sonunda ikmal olunacak, bunun yanında da 30 yataklı toit vereiii pavyonu inşa edile­cektir.

Eu sene Ahlat'ta, özalp'.ta birer sağlık nıerkeai açıyoruz. Varto, 'Bulanık ve muhtemelen E aş Kale'de birer sağlık merkezi açacağız. Bitlis'te kuduz tedavi istasyonu, .Ahlat'ta Trahom 'Savaş Dis­panseri, Tatvan ilçesinin 48 köyünde sıtma mücadele ekibimiz faaliyette bu­lunuyor. Ayrıca Bulanık, Malazgirt, Varto'da birer muayene ve tedavi evi, Bulanık'ta bir 4e frengi tarama ekibi çalışmaktadır. 'Van Trahom Dispanseri, 20 yataklı doğumevi halen vadandaşla-rın hizmetindedir.

Ebe ihtiyacına gelince bu hususta çok esaslı tedbirler aldık. Eu sene iki ebe mektebi açarak her sene 130 ebe yetiş­tirerek Doğu illerinin ihtiyaçlarını kar­şılamaya gayretedeceğiz.»

Bakan, sözlerini şöyle bitirin iştir: «Bu memleket basit bir kızamık yüzün­den, her sene 15.000 zayiat veriyor. Hal­buki kızamık öldürücü bir hastalık de­ğildir. Halkın kültür .seviyesinin noksa­nı yüzünden tou müthiş vefiyat vukua geliyor. Sağlık müesseseleri bir bakım­dan mekteple birlikte medeniyet ve kül­türü yayma vasıtasıdır. -Sağlık merkez­leriyle, sağlık hizmetini köye ve köylü­nün ay ağma götürüyoruz. Bir sağlık merkezi 20 yatağı, dâhiliye mütehassısı, RSntgen mütehassısı, nisaiye .mütehas­sısı, operatörü, hemşireleri, sağlık me­murları ve jipî ile küçük ve modern dit hastanedir. Bir sağlık merkezi Dev­lete yerine göre 250-300 bin liraya raalo!maktadır. Sundan ilci sene evvel kim derdi ki, Bitlis'te, Muş'ta, Siirt'te, Van'da birer modern hastalıane. Ahlat­ta, Varto'da-, Bulanık'da, Özalp'da, Baş­kale'de kuşların bile uçmadığı bu yer­lerde sağlık 'merkezleri açılacak ? Biz verdiğimizsö2e,yaptığımızvaidlere

sadık insanlarız. Kapkaç politika takip eden bir iktidar değiliz. Köylüye efen­dimizin, dedik. 'Ona vaidler.de bulun­duk. İşte onların, ayağına giderek dert­lerini ve şikâyetlerini dinleyer-ek mev­simin bu sıcak ve zorlu günlerinde dağ­ları ve ovaları aşarak onlarla hemhal, oluyoruz. Köylere yol, su, mektep, ışık.. Toprak Ofisini ve idareyi getiriyoruz. Va İdi erimizi yapıyoruz. Yaptiğıımızı lâfla değil işle, eserle ve rakamlarla ispat ediyoruz. İki sene gibi kısa »İr­za man da hazırlık safihasını bitirerek, çoktan tatbikat v-e icra safhasına geç­memiz,' aıe kadar ciddi ve verimli çalış­tığımızın en büyük delilidir.

Dog-u'nun muazzam bir kalkınma ham­lesi içinde olduğunu ve gün geçtikçe her sahada ilerlediğini aziz vatandaşlarıma iftiharla işittirmek isterim.

—İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün sa­at 16.30 da Denizcilik Bankasını ziya­ret etmişler1 ve Bankada bir bucuk saat kalarak Yöne tini Kurulu Başkan ve-Üyeleriyle Genel Müdür ve Yardımcısı­nı kabul etmiş, muhtelif mevzular hak-tonda görüşmüşlerdir. ,

Cumhurbaşkanı memleketin süratle in­kişaf eden iktisadi ve içtimai ihtiyaç­larını karşılayacak şekilde ticaret filo­sunun yenilenmesi ve geliştirilmesi ve bu meyanda Türk tezgahlarında gemi inşası, memleketimizin gittikçe artart ithalât ve ihracatında Türk gemilerinin, ehemmiyetli şekilde rol almaları mev­zularında geniş izahat almışlardır. Konuşmalar arasında bu programın is­tilzam ettiği malî menbalar üzerinde durulmuştur.

Cumhurbaşkanı Bankadan ayrılırken: Yönetim Kuruluna ve Genel Müdürüne ve Yardımcısına,başarılardilemiştir.

14 Ağustos 1952

—Doğubeyazıt :

ıH.A. Muhabiribildiriyor: Fransız HeyetininrefakatindeAğrı'mın zirvesine çıkmaya devam -ediyoruz. Sıkı bir yürüyüşten sonra 4500 metreye gel­dik.Soğuk ve karlı biriıavadasulu:

sepkenin altında yolumuza devam edi­yoruz.

Kafilede, Doğubayazit Kaymakamı, 25 Gerilla eri ve "bir de subay bulunmak­tadır.

-— Ankara :

Birleşik Amerika Ordu Bakam Frank Pace, bugün saat 16.40 da uçakla Bel-grad'dan şehrimize gelmiştir. Ordu Ba­kanına, Harekât ve idare Dairesi Baş­kanı Korgeneral Maxwell D. Taylor, ■Müşaviri Francis Shackelford ve Ba­kanlık Kısım -âmirleri refakat etmekte­dir.

Frank Pace Hava Alanında, Millî Sa­vunma Bakanı (Hulusi Köymen, Genel­kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Genelkurmay İkinci Başkanı, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Garnizon ve Merikez Komutanları, [Birleşik Ame-rika'mn Ankara, Büyük Elçisi George Mc. Öne e, Amerikan Askeri Yardım Ku­rulu Başkanı, Büyük Elçilik Ve Askerî Yardım Kurulu ileri gelenleri ve basm ■mensupları tarafından karşılanmıştır.

Bando her iki memleketin Millî Marş-larnı çaldıktan sonra, Ordu Bakanı me­rasim latasını teftiş etmiş ve merasim kıtası subayına, «benim memleketimde de sizin fotalarınız gibi iyi kıtalar mev­cuttur. 'Kıtanız erlerini görmekten mem­nun oldum, bunu kendilerine söyleyiniz» demiştir.

'Hava alanında, gazetecilerle kısa bir konuşma yapan Frank Pace, Türkiye'ye gelmek fırsatını bulduğu için çok mem­nun olduğunu, ananevi Türk ve Asneri-fean dostluğunun kendisinin bu gelişi ile biraz daha kuvvetlenmesi 'kabil olursa bundan da ayrıca memnunluk duyaca­ğım söylemiştir.

Ordu Bakanı, Esent-oğ-a Hava Alanın­dan doğruca Atatürk'ün geçici kabrine giderek saygı duruşunda bulıınmıuş ve bir çelenk koymuştur. Ordu Bakanı Türk ve Amerikan resmî şahsiyetleri ile temaslarına başlamıştır.

— Ankara :

Başbakanlıktan tebliğedilmiştir: 13Ağustos 1952tarihli Vatan Gazete­sininbirincisahifesindebüyükıpuntu-

larla, «Floiya safası nasıl sağlandı* 14' Ağustos 1Ö52 tarihli Ulus Gazetesinin, yine birinci sahifesinde, «işin aslı ne imiş?» büyük puntulu başlıklı yazıların­da «millî sarayların, idaresi hakkındaki kanun tasarısı» nın Büyük Millet Mec­lisi Başkanı Sayın Refik Koral tan tara­fından encümenlere tevdi edilmediği hakkında verilen malûmat tamamen, asılsız ve bu malûmata dayanan müta­lâanın da maksadı asi kândır. Mîllî sarayların aidaresi hakkındaki ka­nun tasarısı, Bakanlar Kurulundan he­nüz çıkmamıştır. Bu itibarla Hükümet­ten Büyük Millet Meclisine gönderilme­miştir.

—Ankara :,

Çalışma Bakanlığından tebliğ edilmiş­tir:

Bilindiği üzere, 20/6/1952 tarihinde yü­rürlüğe girmiş bulunan (5953) sayılı, basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıran­lar arasndaki münas ebetlerin tanzimi hakkndaki kanunun ı(4) üncü maddesi, gazeteci ile işvereni arasındaki iş ak­dinin yazık şekilde yapılması mecburi­yetini vazetmekte ve yine aynı kanu­nun (geçici toirinci) maddesi, tou kanu­nun şümulüne giren, işyerlerinde sözlü iş akdiyle çalışmakta olan gazetecilerle yazılı akit yapılması için iki aylık ibir mühlet kabul etmektedir.

Balısj geçen mühlet 20 Ağustos 1952 ta­rihinde sona erecek olduğundan ve bir kısım işver enlerce sözlü iş akdinden ya­zılı iş akdine geçiş mevzuunun yanlış ve kanuna aykrı bir şekilde (mütalâa edil­mekte olduğu tesfoit edildiğinden, adli ihtilâflara ve takibata yol açılmaması için, aşağıdaki hususların açıklanması lüzumlu görülmüştür:

— Çalıştığı 'müessese ile arasında es­kidenberiyazılıişaköimevcut olan gazetecileriçin,bumukavelelerdeka­nunda yazılı esaslara aykırı hüküm bu­lunmamakşartiyle,yenidenmukavele
akdine mahal yoktur.

— Çalştığımüesseseilearalarında yazılı iş akdi mevcut olmayan gazeteci ile işvereni arasındaki münasebet (sözlü
iş akdi) ne istinat etmektedir. Bu sözlü akit,fesih veya, infisah suretiyle zeval bulun.ca.ya kadar, bütün hüküm 1 eriyle caridir ve aynen devam eder.

3 —. (5993) sayılı kanunun hükümleri, tou (kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut bulunsun, sözlü iş akitlerinin fe-.sî'h ,veya zevalini derpiş etmemiş, ancak, bunların kanunda yazılı hükümlere gö­re, yazılı şekle raptedilerek devamını enir eyle mistir.

4 — Hal böyle olduğuna göre, mevcut sözlü mukavelelerin, halisi geçen ka­nunla menedilmemiş hükümleri aynen muhafaza edilmek suretiyle, .bunlar ya. zili şekle ifrağ: edilecektir.

5 —'Evvelce aktedümiş 'bulunan vr (59531 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihine kadar feshedilmemiş bulunan sözlü Tiıu'kavelelerin şartlarında değişik, likler yapmak ımeselâ, müddeti gayri muayyen olan mukaveleyi .muayyen müddetli mukavele şekline İfrağ etmek gibi hususlar, işveren tarafından gaze­teciye yepyeni toir mukavele şartı tah-ımil. etmek demefcür. Bu suretle eski mukavelenin feshini tazammun eden Mr vaziyet doğmuş olacaktır. iBu takdirde ise, sözlü mukavelenin feshi dolayısiyle kanunun 1(6) ve 1(16) ncı maddelerinde yazılı kıdem tazminatının gazeteye ödenmesi i cab ede çektir. Şu hale göre sözlü .mukavelenin kanu­nun geçici birinci yazılı iki aylık müd­det zarfmda bu kanunda yazılı esaslar dahilînde tahriri şekle bağlanmasnı ka­bul etmeyen yani ötedenberi mevcut bu­lunan sözlü mukaveleyi feshetmek ar­zusunda olan işverenler yukarda işaret «dilen fesih, hüküm ve İcaplarına uymak mecburiyetinde kalacaklardır.

6 — Fesihlerde gazetecinin aynı iş ye­rinde işveren ile arasındaki hizmet müd­detini tâyin eden bir veya müteaddit mukaveleye istinaden fasılasız olarak .devaıra eden kıdemi, top yekûn nazara alınacaktır.«Kanunmadde 6».

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe ta­kaddüm eden 'geçmiş hizmetlerin kıdem mevzuundaki 'hesaba dâhil edilmesi lâ­zım geldiği evvelce İş Kanununun ay­nı mevzua temas eden tatbikatı sırasiıı-da Yargıtaym içtihadı birleştirme ka­rarı ile halledilmiş bulunmaktadır.

T — Kanunun (25) İnci maddesi bu ka­nunun uygulanması neticesi olarak iş­verene terettüp eden vecibeler dolayı­siyle gazetecilerin ücret vesair hakları­nın daha aşağı (hadlere indirilımiyeceğini ayrıca hükme bağlamış bulunmaktadır. Bu itibarla Ötedenberi ımevcut sözlü mukavelede değişiklik yapılması halin­de dahi1 yemden tanzim edilecek yazılı mukavelenin kanunun bu ana hükmüne aykırı olmaması ve gazetecinin ücret vesair haklarını daha aşağı indirerek şartları ihtiva etmemesi zaruridir. Bu kanımı icaplara aykırı şekilde teuı-2im edilecek mukavelelerin hukuken hüküm ifade etmeyeceği ve ayrıca ka­nuni tatbikatı istilaam edeceği aşikâr olduğundan herhangi toir yanlışlığa :raa-hal .kalmaması için yazılı 'mukavelelerin tanziminde bu cihetlerin göz önünde tm-lundurulması muhterem Basın aüemıîzm alâkadarlarından ehemmiyetler rica olu­nur.

15 Ağustos 1952

—Ankara :

Amerikan Ordu Bakam Frank Paec bu sabah saat 9 dan itibaren Amerikan as­kerî şahsiyetleri ve Yardım 'Heyeti Mü­hendisler gru.pu ile temaslarına başla­mıştır.

—Ordu :

Millî Eğitim Bakanı Tevfik îlerî Sam­sun'da şehrimize gelmiş ve dün sabah Perşembe ve ıGötköy ilçelerine giderek tetkiklerde bulunmuştur.

'Baıkan şeıhrimize döndükten sonra yap­tığı bir toplantıda, öğretmen ve halkın dileklerini dinlemiş ve bu arada aşağı­daki, konuşmayı yapmıştır:

«Sayın arkadaşlar, iktidarımız sok ağır şartlar altında iş başına gelmiş ve ağır mesuliyetler deruhte etmiş bulunmakta-dr. Bu güç şartların neler olduğunu uzun boylu anlatacak değilim. ıSialer içindesiniz, iktidarı hangi şartlar içinde devraldığımızı biliyorsunuz. Hangi işe el atarsak atalım, bunun altından para ve zenginlik çıkıyor. Yapılmasına hızla devam edilen hastananeler, yollar, köp­rüler, okullar, içme sulan, limanlar, hep para ile meydana gelen işlerdir.

Mendirek dışında demirleyen ve özel bir program gereğince karşılanan filomu­zun komutanı 10 da sahile çıkarak res­mî ziyaretlerde bulunmuştur. Öğleden sonra -da Vali ve Belediye Başkanı ile Garnizon Komutanı Sancak 'Gemisine giderek Filomuz Komutanını ziyaret et­mişlerdir.

Diğer taraftan manevralara iştirak ede­cek olan altı muhripten müteşekkil Yu­nan harp filosu da yarın sabah Umanı­mızda beklenmektedir. Deniz Kuvvetleri Komutanımız Korami­ral Altmcan ile Yunan Deniz Kuvvetle­ri Kurmay Başkanı Amiral Constans da yarın saat 17.30 da özel .bir uçakla İz­mir e geleceklerdir.

—Ankara :

Dün şehrimize gelen Amerikan. Ordu Bakanı Frank 'Pace şerefine bugün sat 13 te Dışişleri Balkanı Profesör Fuat Köprülü tarafından Hariciye Köşkünde bir yemek verilmiştir. Frank Pace müteakiben Tank Okulunu ziyaret etımiş ve okul çalışmaları hak­kında izahat almıştır.

—. Ankara :

Bu sabah şehrimize gelen Yunan Deniz Genelkurmay (Başkanı Amiral P. Cons­tans saat 15.30 da Deniz Kuvvetleri .Ko­mutanı Koramiral Sadık Altmcan'i ma­kamında ziyaret etmiştir. JVTisafir Ami­rale Yaveri Yarbay Bacoto fos ve Hare­kât Dairesinden Albay Saris refakat etmektedir.

—Eskişehir :

11 çevresinde faaliyette bulunan 2 nu­maralı Toprak Komisyonunca vakıf ara­ziden" kamulaştınlarak programa alınan Koşmat Köyünde 4570 dönüm arazi 99 çiftçi ailesine dağıtılmış ve tapuları kendilerine teslimedilmiştir. .

—İstanbul :

Halen Ankara'da bulunan Birleşik Ame­rika Ordu Bakanı Frank Pace yarın sa­at 16.30 da uçakla Yeşüköye gelecek ve hava alanında kısa bir basm toplantısı yapacaktır.

—Adana :

Verilen malûmata göre, Seyhan Nehri­nin her iki sahilinde inşa edilmekte olan 92kilometrelikfeyezan şeddeleri feye-

zan mevsiminden evvel bitirilecekti r. Yine bu iki sahilde birer boşaltma ka­nala ûa açılmaktadır. Bu inşaatın sene sonuna doğru İkmal edilmesiyle! Çukur­ova İçin. ezeli bir felâket olan feyezanlar tamamen önlenmiş olacaktır. İnşası daha evvel bitmiş olan 45 kilo­metrelik Ceyhan Nehri şeddelerinin stabilize yol, telefon, bakım tesisleriyle nehrin yatağındaki İslâhat da ikmal olunmuştur. Ayrıca, 40 kilometrelik Seyhan ve Ceyhan Nehirleri kuşaklama kanalları inşaatı da sona ermiştir. Ova­yı sık sık 'basan ve bu suretle büyük hasarlara sebebiyet veren Seyhan Neh­ri yan derelerinin Islâhı ameliyesi de hızla devam etmektedir. Bunların da sürekli yağmurlardan evvel ikmaline gayret e d ilan ektedir.

Tarsus sulaıma şebekesinin ve boşaltma kanallarının noksanları üzerindeki faa­liyet ehemmiyetle ilerlemektedir. Bun­larla muvazi olarak bu bölgedeki yan derelerin Islâhı işine de .devam edilmek­tedir.

Silifke Ovası sol sahil sulama tesisatı ile Göksu ve yan dereleri İslahı için de-va'n etmekte olan çalışmalar da artmış­tır. Bu işin sonunda, çok münbit ■bir araziye sahip olan Silifke Ovasında 30 "bin dönüm toprağın sulanması ve böy­lece bu bölgede sulu ziraat yapılması artık mümkün olacaktır. Silîfkeliler için hayati bir kıymet ifade eden bu işe sarfedilen gayretler vatandaşların tak­diri er iyi e karşılanmaktadır. İçel'in Alata, Anamur, Gazipaşa ovala-riyle Adana'nın Haruniye Ovasının su­lanması için etüd ve harita alma işleri de muntazam devam etmektedir. Maraş'm Elbistan ve İğde Ovalarının sulanmasını temin. ımaksadiyle nirengi şebekesi tesisi işi 264.600 liraya iflıale edilerek hemen faaliyete geçilmiştir. 'Bir lâhare uçakla haritaları alınacak olan 'bu bereketli toprakların sulama tesisa­tının inşasına geçilecektir. İskenderun'un Karaaçh ve Askarbeylİ bölgelerini zaman zaman sel. altında ba­rakan derelerin İslahı da 519.000 îira bedelle eksiltmeye -konulmuştur.

— Ankara :

BirleşikAmerikaOrdu Bakanı 'Frank Pace, bugünBirleşikAmerika Büyük elçiliğinde saat 17.30 da bir basın top­lantısı yapmıştır.

Birleşik Amerika'nın Anıtara Büyükel elçisi George Mc. Ghee, gazetecilere Ordu Bakanını tanıtmış, onun Harward Hu­kuk Fakültesinden mezun olduğunu, Devlet memuru olmadan evvel avukst-lılcla iştigal ettiğini, 1946 da Devlet me­muriyetine geçerek sırasiyle Posta Mü­dürü, Posta Umum Müdür Muavini ve Bütçe Umum Müdürü ve iki seneden beri Ordu 'Bakam olarak Devlet hizme­tinde çalıştığını söylemiştir. Ordu Bakan Frank Pace, Türkiye'ye gelmekten duyduğu memnuniyeti belir­terek sözlerine başlamış, Ankara'ya ge-îen herkes gibi bu şehrin tesiri altılıda kaldığım, Türk Devlet adamları ve as­kerleri île tanışmaktan büyük zevk duy­duğumu, bugün Tank Okulunu grezdiği-ni, yarın Ordu Donatrm 'Okulunu ve bazı piyade birliklerini göreceğini söylamîş ve sözlerine devamla: «Bence bîr memleketi tanımak için oku­mak ve duymak yetmez. Muhakkak zi­yaret etmek, görmek lâzımdır. Bu seya­hatimde memleketinizin .meselelerini daha iyi anlaıyac ağıma, inanıyorum» de­miştir.

Birleşik A'merika Ordu Bakanı, Türki­ye'ye yapılan yardım hususunda soru­lan bir saule, tou suali cevaplandırabil-melk için birçok faktörleri yaktnen bil-mesi gerektiğini, zaten hiçbir millete yapılan yardımın kâfi sayılamıyacagmı, ihtiyaçların daima arttığını, insanların her zaman daha- fazla istediğini söyle­miştir. 'Bakan, bu Ihususta şunları ilâve etmiştir.

«Türkiye'de yapılmakta olan yardımın iyi ve yerinde kullanıldığını gördüm. Türkler bizim dostumuzdur. Tabii ki onlara gücümüz nispetinde yardım et-m&k isteriz.»

Bir gazete muhabirinin Türk - Yunan -Yugoslav münasebetleri hakkında ne düşündüğünü sorması üzerine, «Belgradı ziyaretini esnasında Mareşal Tito İle Türk-'Yugoslav münasebetleri üzerimle konuştum ve ona hu İki memleket ara­sındaki mevcut 'münasebetlerin sadece iki memleketi alâkadar ettiğini ve Bir­leşik Amerika'nın buna karışmıyacağım söyledim» demiştir.

Bakan, Türk - Yunan münasebetlerinin çok dostane olduğunu, ve üçlü münase­bet hususunda Türk makamları ile de görüşeceğini ilâve etmiştir: Bir gazeteci, yakımda .bir harp olup ol­mayacağı hususunda Sakanın ne dü­şündüğünü sönmüştür. 'Bakan bu suale şu cevabı vermiştir:

«Bu suale tabii ki cevap veremem. Bu­gün, harp içinde imişiz gibi sıkıntılı bir devirde yaşıyoruz. Kuvvetlerimizin de­recesi malûmdur. Eğer bu kuvvetimizi muhafaza eder ve daha da arttırırssk. harp tehlikesi bizden uzaklaşacaktır. Harbi Önlemek için en yi çare kuvvetli olmaktır. s>

Birleşik Amerika'nın .bu şekilde yardı­ma deva;m edemiyeceğine dair Sovyet­lerin yapmakta olduğu propaganda hu­susunda ne düşündüğü sualine de Frank Pace, Rusların "bütün propagandalarının yalan olduğunu ve bunun da bir İstisna teşkiletmediğinisöylemiştir.

—Ankara :

'Deniz Kuvvetleri K-omutanı Koramiral Sadık Altincan, bugün saat 19 da, nü-saıfir Yunan Deniz Genelkurmay Baş­kanı Amiral P. Constans şerefine Anka­ra (Palasta bir kabul resmi tertip et­miştir.

Olan temasımızı arttırmak için yurdun en ücra köşelerini dolaşmayı za­ruri gördük. iBu suretle 'dertlerinizi ve ihtiyaçlarınızı yakından görmek iraltâ-nım bulmaktayız, iktidar en 'çok mîlle­te hizmet etmek azmini taşıyanlara na­sip olacaktır. Partiler millete hizmet et­mekle yarış etmece mecburdur. Aksi halde iftira, tezvirat kimseyi gayeye ulaştırmaz. Tuttuğumuz yol millete hiz­met etmektir ve bu yolda azimle yürü-yoruîs demiş ve hazır bulunan vatan­daşları selâmlamış, şiddetle alkışlan­mıştır.

Bakan, bug-ün İkizdere ve daha sonra Çayeli, Pazar ilçelerinde tetkiklerde bu­lunacaktır.

22 Ağustos 1952

—- İzmir :

Bir kaç gündenberi şeihrimizde tetkik ve temaslarda bulunan Ekonomi ve Ti­caret Bakanı Enver Güreli kendisiyle konuşan Yeni Asır Gazetesi Muhabiri­nin muhtelif suallerine cevaben şu be­yanatta bulunmuştur:

«İzmir limanındaki izdihamın memle­ket iktisadiyatını sekteye uğratacağı muhakkaktır. Binaenaleyh izdihamın izalesi İçin gerekli çalışmalara başla­mış bulunuyoruz.

Tarişin iki bin ton mal istiab edebilecek olan deposunun boşaltılarak Denizcilik Bankasma devredilmesi için yapılan ça­lışmalarilerlemektedir.

Ayrıca izmir J3eleüiyesiyle bu hususta müşterek çalışmalarımla vardır. Bunun semeresi Önümüzdeki günler içinde alı­nacaktır.

397 sayılı sirküler üzerindeki çalışmala­rımız da ilerlemektedir. iSirküleri tam mânasiyle kaldırmayı düşünüyoruz. Ma­liye Bakanlığı ile müşterek çalışmaları­mı;; neticesinde bu sirküler değ-iştîrile-cek ve tüccarı sıkmıyacak bir duruma, getirilecektir.

Sotı günlerde bazı yeni ticari anlaşma­lar da yapmak üzere hazırı anmaktayız. Meselâ Güney Amerika ile ticari -müna­sebetlerimizi arttırmak maks adiyle yeni anlaşmalar İçin1 çalışıyoruz. Bu hususta, alakalı devletlerle 'müşterek temaslara önümüzdeki günler içinde başlanacaktır. Hükümetimiz yabancı sermaye mev­zuuna da gereken ehemmiyeti vermek­tedir. Bu hususta bize bir çok müracat-Iar yapılmıştır. (Bunlar halen teker te­ker incelenmektedir.

Mevcut kanun gereğince komitenin nf-hal kararları Bakanlar Kurulunda ince­lenecek ve münasip görülen yabancı ser­mayelere yurdumuzda çalışma imkânla­rı verilecektir. Bize bu yolda yapılan: müraeaatların ekserisi maden ve. azot sanayii ımevzuundadır.

— Çeşme :

Dün öğleden sonra ilçemize gelen Cum­hurbaşkanımız Celâl ıBayar, .burada. îba-hkçılığın inkişafı için Toprak Mahsul­leri Ofisi tarafndan 300 b'm liraya yap­tırılmış olan soğuk hava tesis!errain. tecrübe çalışmalarında, .bulunmuşlardır. Yirmi ton balık ve teırk ton buau mu­hafaza için iki deposu bulunan ve günde on iki buçuk ton Ibuz istihsal eden so­ğuk hava deposunun çalışması ve te­min edeceği menfaatler (hakkında mü­hendislerden malûmat almışlardır.

— Ankara :

Her yıl olduğu gibi, 30 Ağustos ZaferBayramı için bu yıl da yurdun her tara­fında törenler tertiplenmektedir. Bu tö­renlerin günün ehemmiyeti ile mütena­sip olması için hazırlıklara şimdiden başlanılmış bulunmaktadır. Bu arada Dumlupmar'daki tören için Afyon Valisinin nezareti ve Afyon Garnizon Komu­tanının Başkanlığında bir tören komi­tesi teşekkül ebmiştir,

Dumlupunar'daki törene Ankara'dan Ordu'yu temsil «den bir heyet ile üni­versite ve yüksek tahsil gençliği .mü­messilleri gidecektir.

Ankara'daıki kutlama -töreni ise, aşağı­daki esaslar çerçevsinde cereyan ede­cektir:

Saat 8 de Orduevi önündeki, Ulus Mey­danındaki ve Etnografya Müzesi önün­deki anıtlara çelenkler konacak.

Saat 8 30 da Genelkurmay Başkam As-'kerî erkân ile Atatürk'ün geçici kabri­ni ziyaret edecek, bunu müteakip Ge­nelkurmay binasında saat 9 - 9,30 ara­sında askerî, 9.30 - 10.30 arasında eivi! zevatın tebrikleri kabul olunacaktır. Bu esnada Genelkurmay Başkanı adına JjO-jistik Başkanı, refakatinde generaller ve yüksek rütbeli subaylar olduğu hal­de, 9.30 - 1.30 arasında Ankara'daki as­kerî nastahaneleri ziyartet edecek ve hastalara hediyeler dağıtacaklardır.

Geçit resmi töreni saat 10.30 da Hipod­romda daha önceden yer almış kıtaların Genelkurmay Başkam tarafından teftişi ile başlayacak, bunu Harp Okulundan yeni mezun T)ir subayın söylevi ile TürK Hava Kurumundan bir zatın ve Tören Komutanının söylevleri takib edecektir. Geçit saat 11.10 da başlayacaktır. Ge­çitte 28 inci Tümen ite Zırhlı Tugay bir­liklerinden başka malûl .gazilerle şehit yetimleri ve istiklâl Savaşı Üniformalı bir bölük de yer alacaktır. Saat 20 den itibaren fener alayı tertiplenecek, saat 21 de de Orduevinde bir Zafer balosu verilecektir.

Ayrıca 26 Ağustos't&n 30 Ağustos'a ka­dar devam eden İstiklâl savaşı harekâtı, günlük olarak Ankara Radyosundan an­latılacak ve 30 Ağustos gecesi Harp Okulu öğrencileri tarafından «Harbiyel i s isminde bir radyofonik skeç tem­sil olunacaktır.

— Ankara r

Türk Güzel Sanatlarının tanınması ve yayılması için kurulmuş olan Sanatse­verler Derneği,Türkiye Talebe Turizm

teşkilâtı ile beraber istanbul, Ankara ve izmir'de yapılmak üzere «Türkiye millî oyun ve Türküleri festivali» tertip­lemiş bulunmaktadır. Bu festivallere, memleketimizin folklor, raks ve müzik değerlerini ortaya koymak için mahaîl: ekipler davet edilmişlerdir. Ayın 24 ün­de istanbul'da Açık Hava Tiyatrosunda başlayacak olan festivale katılmak üze­re çoruh, Urfa, Denizli. Karadeniz, Kon­ya, Dicle ekipleri İstanbul'a gitmiş ve çalışmalara başlamışlardır. Erzurum baılan ekibi. Bursa Kılıç Kalkan Ekibi, Bergama Zeybekleri de hareket etmiş bu iu n'mak t a dır İar,

—İzmir :

Üs gündenberi izmir'in -misafiri bulunan Cumihurbaşkanımız Celâl Bayar, bugün de şehrimizde tetkik ve temaslarda bu­lunmuşlar ve her gittikleri yerde halkra coşkun tezahürler i yi e karş il anmı şiardır. Celâl Bayar, bu sabah saat 10 da. .bera­berlerinde milletvekilleri, Vali, Kolordu Komutanı, Jandarma Genel Komutam, 'tkinci Yurtiçi Bölge Komutanı, izmir Emniyet Müdürü, basın mensupları ve maiyetleri olduğu hal-de ikamet ettikle­ri Tüccar Kulübünden ayrılarak Borno­va'ya gitmişler ve oracia 63 inci Tümen Komutanlığını, daha sonra 6j İnci Mo-törlü Topçu Alayım aiyaret etmişler ve Alay Komutanmmdan alayındaki yeni­likler hakkında izahat almışlardır.

Dönüşlerinde Halkpinar'daki Askerî A.ğır .Bakım Tamirhanesini de. ziyaret ederek buradaki tesisler hakkında ilgi­lilerden malûmat alan Cumhurbaşkanı­mız, fabrikanın büyük bir gelişme kay­detmiş olmasından dolay: memnuniyet­lerini bildirmişler ve fabrikanın hatıra defterini «başarılar dileği» kaydile im­zalamışlardır.

Cumhurbaşkanımız bundan sonra Kızıl-çullu'ya geçmişler ve orada Kızılçullu Kız Köy Enstitüsünü ziyaret etmişler­dir.

Okul antresinde, dün şehrimize gelmiş olan Mîllî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Reşat Tardu, Millî Eğitim Müdürü, Okul Müdürü, öğretmenler ve yüzlerce öğrenci ve halk tarafından alkışlar ara­sında karşılanan Cumhurbaşkanın)iz burada yarım saate yakın bir müddet kal­mışlar ve gerekli tetkik ve temaslarda bulunmuşlardır.

Bu arada Cumhurtı aşk anımız Nalo Gü­ney - Doğu Avrupa Kuvvetleri Kamu. tanlıgı emrine verilecek olan bu binama yerine kızlarımız için yine böyle güzel ,bir okul binasının süratle (hazırlanma­sını enir etmişlerdir. Öğrencilerin ve Kızılçultu halkının coş» kun sevgi tezahürleri arasında Köy Enstitüsünden ayrılan 'Bayar, daha son­ra Oaziemir'deki Hava Teknik Okulunu ziyaret etmiş ve geneç havacı namzet­lerinin çalış malar iyi e yakından alâka-daı' olmuşlardır.

Saat 13 te buradan ayrılan Cumhurbaş­kanı, İzmir Bankacılar Kulübünün da­vetlisi olarak 'Fuar Tenis Kulübüne gel­mişlerdir.

Yemekten sonra Tenis Kulübünden ay, rılan Celâl Bayar saat İS e kadar Tüc­car Kulübünde istirahat etmişler -ve 18 de Kemer İstasyonu civarmda yapılma­sına karar verile» Motor - Makine Ens­titüsü binasının temel atma töreninde hazır bulunarak temele ilk harcı koy­muşlardır.

— İzmir :

Birkaç gündenberi sehvimizde bulunan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Enver Gü­reli, bu sabah saat 10.30 da, Bölge Eko­nomi .ve Ticaret Müdürlüğünde peraken­deci, toptancı ve ihracatçı kasaplarla totr konuşma yapmış ve kendisine arae-dilen şikâyet ve dileklere cevaplar ve­rerek bazı hususlardanotlaralmıştır. Kasapların şikâyetleri döha ziyade hay­van ihracatı mevzuunda karşılaşılan güçlükler etrafında olmuş ve bu arada hır kasaplar borsasının kurulması lüzu­mu üzerindedurulmuştur. Bakan, kasaplara bu hususta da müm­kün olan her yardumın yapılacağını 'bil­dirmiştir.

Saat 11 de bu toplantının sona ermesi üzerine Ekonomi vs Ticaret 'Bakanı Gü­reli İneiraltı'na gitmiştir. Bakan burada saat 13 te Avusturya. Ti­caret Nazırı K. E. Eöck Greİsav şerefi­ne bir yemek vermiştir.

Bu yemekte Avusturya Delegesi M. Trawniczek, Avusturya Bakanlarından S. E. M. Bielka, Dış Ticaret Dairesi Ra­portörü Hüseyin Karagülle, Ticaret Odası Başkanı Selâhaödin ıSanver, Bor­sa .Başkanı Mustafa Haydar Nazlı, Sa­nayi Odası (Başkanı Osman :Kibar ve şehrimizin birçok tanınmış İş adamları ıhazır bulunmuşlardır.

—îzmir :

1&52 yüı çekirdeksia kuru üaüm mahsu­lünün ilk ihraç partisi bugün saat 16 da törenle vapura yükletilımiştîr.

Şehrimiz ihracatçılarından Nihat "Ü-zümcü tarafından Kopenhag için Da­nimarka bandıralı Fldrida Vapuruna yükletilen 300 kutudaki 4200 kiloluk ye­ni üzüm -mahsulü vapura yükletilirken limanımızda bulunan bütün gemiler de­vamlı düdük çalmak suretiyle rıhtımda yapılan seremoniye iştirak etmişlerdir.

—İzmir :

1,5 milyon 'lira. sarfiyle 1953 Eylül ayı­nın başına kadar tamamlanması karar­laştırılan İzmir Motöt - Makine Enstitü­sünün temel atma töreni bugün saat 18 de yapılmış ve temele i!k harç Cumhur­başkanımız Celâl 'Bayar tarafından, «Türk Milletine hayırlı olsun» temenni­siyle konulmuştur*

Diğer taraftan dünden beri şehrimizde bulunan Millî Eğitim Müsteşarı Reşat Tardu bu münasebetle Anadolu Ajansı Muhabirine şu 'malûmatı vermiştir:

«Memleketimizin her sahasındaki ma­kineleşme faaliyetlerine muvazi olarak bu sahalara lüzumlu sanatkâr, usta ve tekniker yetiştirmek "üzere Millî Eğitim Bakanlığınca bir plân vücuda getiril­miştir. Bu plâna göre, birisi bugün te­melini attığımız, 'diğeri de Adana'da ol­mak üzere i'ki tane Motor - Makine O-kulu açılacaktır. Bu okullarda her nevi motor, traktör, ziraat aletleri, otomobil, kamyon, ve dizel vasıtaları için usta tek­nikeri yetiştirilecek ayrıca bu sahada çalışan çıraklar için akşaan kurları açı­lacaktır.

Bu okullar 1 Eylül 1953 tarihinde faali­yete geçeceklerdir.Okullardaaynı za büyük birer tamirhane de bulu­nacak, yetişecek teknik elemanlar, fou tamirhanelerde staj görecekleri gibi ay­nı tamirhaneler lıalk elinde bulunan makineler içinde hizmete verilebile­cektir.

Bundan .başka Türkiye'nin 17 yerinde 'daha küçük çapta, erkek sanat enstü-lerine bağlı motor - makine şubeleri açı­lacak bu şubelerde de yukarda bahset­tiğim gibi elemanlar yetiştirilip tamirat İtabul olunacaktır.

Bu cümieden olarak bu sene Tekirdağ", Eskişehir, Konya ve Sivas şubeleri önü­müzdeki ders yılından itibaren faaliyete geçecektir. Mütebaki 13 yer ise, gelecek yılda tamamla nacaktır. Bu arada bir de Elâzığ Erkek ıSanat Enstitüsüne bağlı Karayolları Makineleri Tamir Şu­besi Atölyesi kurulmağa başlamıştır. Bu okulda Karayolları için lüzumlu perso­nel yetiştirilecektir, s

— Samsun :

Şehrimize gelen Sağlık ve .Sosyal Yar­dım Bakanı Doktor Ekrem Hayri tts-tiindağ, 'Samsun Valisi Doktor Turgut Babaoğlu ve beraberin d eki diğer zevat­la birlKkte bu sabah Memleket Hasta-hanesine, Doğum evine ve Verem Dis­panserine giderek tetkiklerde bulunduk­tan sonra Demokrat Partiye gelerek parti mensuplariyle kısa bir hasbıhalde ft ulunmuş tur.

'Bundan .sonra Samsun'da kurulmasına karar verilen bin yataklı Verem Hasta-hanesinin temel atma törenine gitmiş­tir.

Törende şehrimizde -bulunan. Milletvekil­leri, askerî ve mülki erkân, doktorlar, basın mensupları ve kalabalık bir da­vetlikitlesi lıazır bulunmuştur.

Şehrin hakim tepelerinden birinde 28 hektarlık bir saha üzerinde kurulacak olan bu hastahane inşaatı hakkında il­gililerden g-erekli izahatı aldıktan son­ra bir konuşma yapan Sağhft Bakanı demiştir ki:,

aBütün Karadeniz bölgesine şâmil biri Trabzon'da, diğeri Samsun'da olmak üzere biner yataklı İki Verem Hastalıa-

nesiaden ikincisinin temelini atmak üze­re bugün buraya gelmiş bulunuyoruz.

Arkadaşlar,

Bakanlığımı alâkadar eden sağlık işleri­mizin durumu hakkında sizlere biras izahatta bulunacağım. Dün. akşamdan beri bu bölgenin sağlık durumu ve ih­tiyaçları üzerinde alakadarlarla uzun uzadıya görüşmelerde bulundum. Hasta-haneleri ve doğuanevini gezdim. Samsun doğum evini kifayetsiz buldum. Memle­ketimize her sene doğan sekiz yüzbiıı gocuktan dört yüz bini ölmektedir. Eu miktar diğer memleketlerdeki çocuk ve­fiyatına nlsbetie eok fasladır. Avrupa memleketlerinde ölüm nisbeti binde ye­di ile cm iki arasında olduğu halde bu nisbet bizde 20,dir. Taptığımız ve yap­makta olduğumuz tesisler ve çocuk ba­kım evleri sayesinde bu nisbeti azalt­maya çalışıyoruz. Teni bir devlet olma­sına rağmen komşumuz İsrail'de bu nis­bet en medenî memleketler seviyesinde ve ancak binde yedidir. Bizde nisbetin-faala oluşunun bir sebebi de bilgisizlik­tir. Halkımızın çoğu sıhalıt bilgilerine sahip değildir. Meselâ biz-de hiç ehem­miyet vermediğimiz kıaamık hastalığın­dan senede yirmi bin çocuk ölmektedir. Bir memlekete gelen bir veba salgınında ancak onbeş yirmi bin kişi ölür ve bu bir defa gelir ve geçer. Halbuki 'bizim ehemmiyetsiz gördüğümüz kızamıktan her sene bu miktar zayiatımız var. Bu­nu önlemek için çocuk bakım ve sağlı­ğını koruyacak tesisleri vücuda getir­mece çalışıyor, bunu yaparken bir ta­raftan da halkımızın sağlık bilgilerini arttıracak tedbîrler ittihaz ediyoruz. Bu suretle îıer sene kaybettiğimiz dortyüz-binin hiç olmazsa yarısını kurtarmış olacağız. Şu hale göre arkadaşlar, Tür­kiye'de her sene iki yüz bin kişilik bir şehir oluyor de-mektîr. Bunun için va­tandaşların her sahada olduğu gibi sağ­lık işlerimizde de kendisine düşen vazi­feyi yapması ve Hükümete müzahir ol­ması lâzımdır.

Bakan bundan sonra verem afeti hak­kında izahlarda bulunarak yurdun muh­telif yerlerinde ağılan ve açılmak üzere bulunan verem dispanser ve hastanele­rinden bahsetmiş ve Demokrat Partinin İktidara geldiği tarihten bugüne kadar sağlık isleri üzerinde yapılan, çalışmaları anlatarak demiktlr iki: Muhal itlerimiz bizi tenkit ediyorlar. İk­tidara geldiğimiz zaman bütün hastalıa-nelerdeki verem yatağı hin adetti. Biz bunu bugün altı çıkarmış bulunu­yoruz ve bu miktarı her sene arttırmak suretiyle bu menhus hastalıkla müca­deleye devam edeceğiz. Arkadaşlar, memleketimizde verem hastalığı da di­ğer memleketlere nazaran çok fazla tahribat yapmaktadır. Avrupa'da yüz binde 15 ile 50 arasında olan nispet biz­de dört yüzü bulmaktadır. Bilhassa Karadeniz bölgesinde Samsun ve Trab­zon ile Ege bölgesinde ibu nispet yüz İsinde dört yüadür. Eu hastalığın geliş-ünesindeki en büyük âmillerden biri-de .gıdasızlıktır. Eu seyahatimde Doğu Ka­radeniz kıyılan halkının dün dört kilo fındık verip yerine toir kilo mısır alır­ken bugün aynı vatandaşların bir kilo fındık vererek dört Vcilo mısır aldıkları­nı memnuniyetle müşahede etmiş bulu­nuyorum. Bu da halkamızın gıda ihti­yacının günden güne düzelmekte oldu­ğuna bir delildir. Dün hariçten buğday satın alırken bugün yılda bir buçuk mil­yon ton ihraç edecek âuruma girmiş bu-toulunuyoruz.

Arkadaşlar,

Bir taraftan yatak adedini çoğaltmak ve ıhastahaneler açmak ve diğ.er taraf­tan aa verem aşısı tatbik etmek sure­tiyle vatandaşların sağlığını korumaya çalışıyoruz. Bugün Ankara'da tesis edil'miş Tmlunan verem aşısı lâboratu-varı dünya üzerinde mevcut tesislerin «n. mükemmellerinden biri haline gel­miştir. Tesislerimizi gören Amerikalı mütehassıslar, müessesemizin dünyada­ki bu gibi tesislerin ikincisi olabileceği hakkında rapor vermişlerdir. Bugün ar­tık hariçten verem aşısı getirmiyor ve bunu kendimiz hazırlıyoruz. Bu tesisle­rimiz ihtiyaçlarımızı tamamen karşıla­dığı gibi ikomşu memleketlere" 4e ihraç edecek durumdadır. Yalnız bu aşıları bozulmadan zamanında vatandaşlara yetiştirmek işi vardır. Evvelâ Samsun'a Ankara'dan kara yolu ile iki üç, deniz yolu ile dört beş günde gelebilecek olan

bir aşının tatbikinde fayda temin edile­bilmesi içim frigorifik tesisleri havi vası­talarla nakledilmesi lâzımdır. Bunun için de lüzumlu firijiderlen almaktayız. Yine bunların nalîil işlerinde kullanıl­mak üzere izmir limanına gelmiş olan yirmi jip de yo!a çiıkmış bulunmaktadır.

Arkadaşlar, bütün bunlar her sahada olduğu gibi sağlık işlerimizde de ne şe-ikiide çalıştığımızı göstermektedir. Mu­haliflerimiz her suretle bizi kötülemek­tedirler. Sözlerimde riya ve hilafı haki­kat hiç bir şey yoktur. Demokrat Parti Hükümetinin, nasıl -çalıştığını takdirinize brakıyorum.s.

Bütün vatandaşlarımızın yardımiyle De­mokrat Parti İktidarının muvaffak ola­cağım söyleyen bakan, bu gidişle on se­ne sonra Tür<kiye küçük bir Amerika ola çaktır s. demiş ve .Samsunluları mu­habbet ve sevgi ile selâmlıyarak sözle­rini bitirmiştir.

ıBu hitabeden sonra hastahane temelinin ilk 'harcı .memleket ve 'Samsunlular için

hayifh olması dileğile Eakan tarafın­dan konulmuştur.

Sağlık ve Sosyal Tardım Bakanı, öğle üzeri otomobille Bafra'ya 'gitmek üzere şehrimizden aynlmıştır.

— izmir :

Şehrimizde misafir bulunan Cumhur­başkanımız Celâl 'Bayar, bugün aaat 20.30 da beraberlerinde Ekonomi ve Ti-«aret Bakam Enver Güreli, lamir Mil­letvekilleri, Vali Osman Sabri Adal, generaller ve diğer zevat- olduğu halde îzmir Entemasyonel Fuarını ziyaret et­mişler ve Szmir ıSanayi Odası Pavyonu­nu bizzat açmışlardır. Pavyonun kuşat resminden sonra Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, İzmir Şehri dâhilinde imal edilen birçok sanayi levazımatmı tetkik etmiş­ler ve gördüklerinden memnun oldukla, rını izmir 'Sanayi Odası Başkanı Osman Kibar'a söylemişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Celâl 'Bayar saat 21 de Sanayi Odası tarafından şereflerine verilen akşam yemeğinde hazır bulun­muşlardır.

Seyahatimin 2 nci safhasında Karade­niz illerini Hopa'dan Sinop'a kadar ya­kından incelemek imkânını buldum. Ka­radeniz in zeki, heyecanlı, çalışkan, azimkar ve vatansever çocukları İle -te­mas ederek dert ve dileklerini dinledim. Sızlayan kalbler varsa, acıyı beraber duymak, arzu ve ihtiyaçları varsa ma­hallinde tesbit ve lüzumlu tedbirleri al­mak üzere onlarla günlerce başbaşa kaldım. Kadirşinas halkımıza vaidleri-ımizi en -küçük teferruatına kadar tut­tuğumuzu, mesuliyet ve vazifelerimizi müdrik olarak, onların yüksek tevecüh-lerîne lâyık olmaya gayret ettiğimizi ispata çalıştık. Uğradığımız hazalarda, nahiye ve köylerde asil halkımız naçiz şahıslarımıza karşı görülmemiş iltifat­larda bulundular. Ebedi hatıra teşkil eden 1>u hareketleriyle bizi kendilerine minnettar bıraktılar. Bize çalışmalı için ilham kaynağı oldular. Bize inandıkla­rından ve itimad ettiklerinden dolayı mütehassıs olduk. (Bu asil anillete hiz­met etmenin zevk ve gururunu duyarak manevi kuvvetlerimiz 17e çalışma heye­canımız arttı.

Geçtiğim bütün vilâyetlerde hareket, faaliyet ve kuvvetli bir kalkınma var. Halk, ferahlık içindedir. Memleketin sağlık dâvası İktisadi ve kültür dâvala­rına ve Saymdırlık işlerine muvazi ola­rak gayet seri admlarla ilerliyor. Sağ­lık dâvası memleketin iktisadi haya­tîyle, yol, su, iyi hayat şartları, müsait yaşama seviyesi, halkın, kültürü ve sağ­lık teşkilâtının iyi İşlemesiyle yakından alâkalıdır.

Şimdiye kadar Karadeniz havalesinde verem âfetinin artmasına yoksulluk ve fakirlik amil olmuştur. Memleket foir bütündür. Bu bütünün her bölgesi ve parçası ayr ıayrı hususiyetler, kudret ve Kabiyet taşır. Devlet idaresi bu böl­gelerin hayat şartlarını ve seviyelerini birbiriyle koordine etmekledir ki, bu mesele şimdiye kadar yapılamamıştır. Bu havalide halk uzun müddet günlük gıdası olan mısırın kilosunu 100 ilâ 120 kuruşa, tuzun kilosunu S0 kuruşa ye­miştir. Bir memlekette vatandaşları hastalıklara karşı korumanın başlıca şartı,hayatseviyesiniyükseltmektir.

Biz İktidarı ele aldıktan sonra işe bu­radan başladık. Dünya piyasasında buğ­day fiyatı 25 kuruştan aşağı, olduğu hal­de biz sırf köylüyü kalkındırmak, onun hayat seviyesini yükseltmek, refaha ka­vuşturmak İçin 30 kuruşa mubayaa edi­yor ve hazinenin oluğunu köylere çevir­miş bulunuyoruz. Eû icraatımızın müs-bet ve mesut neticelerini m emi e'k et imiz birkaç sene içindegörebilecektir.

Bundan sonra Hükümetin 20 kurusa sattığı 'mısıra halen müşteri bulunmadı­ğına, günkü Karadeniz haLkımn kasaba­larda hatta köylerde beyaz ekmek ye­diklerini söyliyerek mevzuu partiler arasında münasebetlere getirmiş ve de­miştir ki:

Karadeniz kıyılarındaki köy, kasaba ve şehirlerinde muhtelif partilere men­sup vatandaşları tam bir sevgi ve ahenk içinde ve müşterek iktisadi dâvalarının peşinde tml'dum. (Bütün vatandaşlarım çekinmeden, tereddüt etmeden, pervasız olarak fikirlerini, dertlerini ve ihtiyaç­larım ortaya feoydular. Bu derece yük­sek seviyeye eriştiğimiz için sevincim büyüktür. Karadenİzin kıymetli evlât­larını millet ve memleket .mesele ve dâ­valarında tara bir fikir ve anlayış sahi­bi olduklarım görmekle iftihar duyuyo­rum. Kanaatimce bug-ünkii tempo ile-ilerlediği takdirde bu memleket 10 se­ne sonra Avrupanm en müreffeh, malî ta'katleri en ileri milletleriyle bir sevi­ye ve hizaya gelecektir. Karadeniz halkı çay, mısır, fındık,tereyağ, tütün ve' meyva istihsalini arttrmak için büyük gayret serfetmektedir. Hükümetin, fın­dığın kilosuna ibir lira fiyat koyması müstahsili çok sevindirmiştir. Bu sen» Giresun Hine yalnız fındıktan 35 milyon lira girecektir. Hopa'dan Sinop'a gelin­ceye kadar kıyılarda ekilmemiş bir Ika-nş yer görmedim, köylünün geçen sene Ziraat Bankasına olan borçlarını tama-miyle ödediğini öğrenerek sevindim.

Bu memleket iki sene gibi çok kısa bir zamanda nasıl kalkandı diye bir su.ı! so­rabilirsiniz.

Bunun sebebini milletle Hükümetin ahenkli ve anlayışlı işbirliğinde mille­tin ruhunda saklı olan üstün kudret ve kabiliyetindeHükümetin ileriyigören hamle ve teselibuslerin.de ve Büyük Mil­let Meclisinin harar ve dır ekti flerinü eki isabette aramak lâzımdır.

Bundan sonra sağlık meselesine temas eden Bakan sözlerine şöyle bitirmiştir:

Devlet zengin olursa İktisadi ve -malî durumu kuvvetli olursa sağlık teşkilâ­tımın kalkınanası kolay olur. Biz 2 sene iğinde tanı SO sağlık merkezinin açılmta-snı sağladık. Belıer merkez 200 - 300 bin liraya mal olmaktadır. Bunun Devlet için ne kadar ftüyk fedakârlık olduğunu talimin edebilirsiniz. Eski iktidardan devraaldığımız H6 sağlık merkezinin onu derme çatma ve teknik evsafı haiz de­ğildi, iki sene zarfında 90 merkez aç­mamız rekor teşkil eder. Sağlık mer­kezleri için-3 standart tip hazırladık. Bunlardan biri 10, 2 ncisl 20, 3 üncüsü 30 yataklıdır.

Hopa'da, Arhavî'de, Pazar'da Gayelinde, Of ta ve müteaddit Karadeniz ilçelerin­de sağlık merkezleri kısmen açılmış ve­ya sene. sonuna kadar açılacaktır. 1954 senesi sonuna kadar bütün kazalarda birer sağlık merkezinin açılmasına bü­tün gayretimizi sarf ediyoruz, ©u suret­le köylü vatandaşlarımız asırlardan, be­ri özledikleri sağlık müesseselerine ka­vuşacaklardır. Bir Karadeniz tli olan Artvin'de Devlet Hastananesine bir ve­rem pavyonu ilâve ediyoruz. Rize'de 200 yataklı Devlet Hastahanesini 1953 or­talarında açacağız. Burada ayrıca 50 yataklı bir verem pavyonu yaptırmayı kararlaştırdık. Trabzon'da 1000 yataklı verem hastahanesinin ana pavyonu bu sene biteteek. 350 yataklı Devlet Hasta-hanesinin yatuk adedi yine bu sene 400 e çıkacaktır. Burada 50 yataklı bir do-ğumevlni bu sene sonuna doğru açmış bulunacağız.

Akç&abatta 30 yataklı bir kancalı kurt hastahanesi asıyoruz. Ordu'da bîr Dev­let Hastahancsi yaptırmayı kararlaştır­dık. Samsun'da 1000 yataklı verem 3ıas-tahanesinin temelini evvelki gün attık. 100 yataklı iSİnop Devlet -Hastananesi­nin temelini de bugün yüksek huzuru­nuzda atıyoruz.

Demokrat iktidarın vücuda getirdiği bu eserler bir başlangıçtır.Bunun mabadı

daha zengin olacaktır. Türk Milletinin. itimadına lâyık olduğumuzu her gün bi­raz daha ispat etmeğe çalışacağız.»

Sağlık Bakanının konuşması büyük te­zahürata vesile teşkiletmiştir.

24 Ağustos 1952

— Gaziantep :

Vali Dündar Anker, Vilâyeti ilgilendiren. muhtelif mevzularve buarada bilfoas-sa tarı/ra, ormancılık ve inşaat mevzu­unda kenöi«:le görüşen muhabirimize şu izahatı vermiştir:

İlimizde teknik ziraat teşkilâtı kurul­muş ve Bakanlıkça kabul edilmiştir. Merkezde zeytincilik mütehassıslığı Ki­lis ve Nizip İlçelerinde birer Zeytin Fen Memurluğu ihdas edilmiş yabani zey­tinlerin ıslâhı ve budamacılık .kursları açılmıştır. Zirayi mücadele teşkilâtımız, bağlarda görülen ödemiş h avaresine karşı masrafı Devletçe karşıanmak su­retiyle mücadeleye girişilmiş ve 3S0 bin omca D. D. T. 11 preparatl&ndan. geze-rolla Haşlanmıştır. Zeytincilik sahaları­mızda müstevli bir hal alan kilinodip-losis haşaresine karşı Kilis'te 212716, Nisip'te 1.150.000 zeytin ağacı Üzerinde mücadele yapılmıştır. 127 bin 500 de­karlık fareli saha tamamen temizlene­rek hububat bunların zararlndan kur­tarılmıştır. Sürme hastalığına karşı 609 ton tohumluk buğday köylere çıkarılan memurlarımız tarafından mahallinde ilâçlanmıştır.

Kilis İlçesinde toplanan 67:229 kilo sü­ne haşaresi imha edilmiştir, islâhiye de 410 hektarlık sana Fas >çekirgesinden, Oguzelin'de 110O dekarlık saha italya çekirgesinden tamamen temizlenmiştir. En büyük ihraç maddelerimizden "biri olan Antep fıstıklarında görülen kara-zenk ve şjrahzenk haşarelerine karşı yapılan savaş neticesinde 73 bin adet fıstık ilaçlanmış ve bunlara sarf edilen ilâç, malzemen vasıta ve eleman Hükü­metçe temin edilmiştir. Bir yıl içinde yeniden ziraat maküıasî mubayaası için 160 çiftçiye vesika verilmiştir, Ilimia-deki 3 selaktör tll ton miktarında to­humluk hububatı temizlemiş ve pamuk çiyitlerinin hastalıktan korunması mak ile fidanlıkta toir gazla İlaçlamak merkezi tesis olunmuştur. Bölge zirai makina uzmanları ile taralından ilk muhtelif kısımlarda trajktör ve diğer tarım makinaları sahiplerine 11 edet fcurs açılmış :bu kurslara 352 çiftçi va­tandaş iştirak etmiştir.

Ormancılık: 'il merkezi civarında çıplak Dülkbaba tepelerinin ağaçlandırılması emeli artık tahakkuk etıniş ve işe baş­lanmış 'bulunmaıktadır. Ağaçlandırılacak saha 681 hektar vüsatinde olup Hazine namına tapuya "bağlanmış bulunmakta­dır.

-— istanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar -ve Başba­kan Adnan IMenderes bugün saat 9 de, istanbul Vapuru ile İzmir'den şehrimize gelmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başba­kan Adnan Menderes Galata rıhtımda Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Kö-raltan, Ulaştırma Bakam Keyfî Kurtbek, şehrimizde bulunan Milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nu-rullan Tolun, Vali Muavini E"uat Alper, Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Eritmen, Ankara Valisi ve Emniyet Ge­nel Müdürü Kemal Aygün, generaller, İstanbul Emniyet Müdürü, yüksek, rüt­beli subaylar ve halk tarafından teza-(hüratla karşılanmışlardır.

Cumhurbaşkanı Celâl Bay ar ^ (Başbakan Adnan Menderes beraberlerindeki ze­vatla birlikte rıhtımda beldiyen Acar ■Motörüne binerek 'Ftoryaya gitmişler­dir.

— İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün <FIorya Deniz Köşültünde Ankara'dan şehrimize gelen Millî ISavunma Bakanı Hulusi Köymenİle Genelkurmay İkinci

Başkanı Orgeneral Zekâi Okan, ileniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Sadık Altmcatı ve Nato nezdindeki daimî Mü­messilimiz Büyükelçi ıFatin .Rüştü Zor-lu'yu kabul buyurmuşlar ve öğle yeme­ğine alıkoymuşlardır.

Bu münasebetle Millî Savunma Bakanı tarafındanCumhurbaşkanımıza arzolu-

non ordu terli listesi yüksek tasdika ik­tiran yel emiştir.

—İzmir :

Bu sabah Britanic İsimli bir Fransız Turist gemisiyle 1.400 turist şehrimize gelmiştir.

Saat 10 dan itibaren karaya çıkmağa başlryan Turistlerden büyük bir kısmı Özel vasıtalarla Efes ve Meryem Ana ikametgâhınıziyaretetmişlerdir.

Turistlerin şehirde kalan kısmı Fuarı ve daha. 'birçok görülmeğe değer yerleri gezmişlerdir.

Turistler akşam geç vakit aynı vapurla İstanbul'a hareketetmişlerdir.

—istanbul :

Yedinci Enternasyonel Tenis Turnuvası­na Tenis, Skrim ve Dağcılık Kulübü kortlarında bugün de devam edilmiştir. Yapılan son milletler arası müsabaka­lar: Bugün Fransa ile Yugoslavya ara­sında devam edilmiştir.

Tek erkeklerde Cochet (Fransa) Petro-viç(Yugoslavya) yi0/6,2/2,6/3,6/4, 6/3 ile yenmiştir.

Yine Kemy (Fransa Palledo (Yugos­lavya'yı)4/6. 6/4, 6/4,6/2 yenmiştir.

Çift erkeklerde Petrovie - Palado (Yu­goslavya) Çifti Coctfıetremy ('Fransa) çiftini 6 - 0,6/2 ımaglupetmiştir.

Milletlerarasıkarşılaşmalar için konan kupayı bu suretle Fransa kazanmıştır. Bugünkü "Enternasyonal Tenis turnuva­sı neticeleri ise şunlardır: VilliamsHolmes'e '6/3, 6/1 ıBondel, Erol'a 6/2, 6/1 Nazmi,Rezakis'e6/4, 6/ltı Ager, Sevindik'e 6/3, 6/1 Fansutt,Fehmi'ye6/4, 6/2galip gel­mişlerdir.

—, Ankara :

Ankara Belediyesi Sular idaresi Umum Müdürlüğü tarafından 150 bin liraya yaptırılan ve tamamen Türk işçilerinin eseri olan filitre kompartimam ve elek­trik İdaresi tarafından Hipodromun yeni yaptırılacak olan otobüs garajının temelatma.törenibugünyapılmıştır.

Büyük taaruzun .başladığı, günün 30 un-uncu yıl dönümü münasebetiyle yurdun her .tarafında olduğu gitıi şehrimiade de .Malûl Gaziler Bfrliği tarafından bir tö­ren tertip edilmiştir.

îzmir ve civarı -Malûl - Gazilerinin işti-rrak ettikleri törene tou sabah saat 9 da Kışladaki Birlik Merkezinde yapılan tebrik merasimi ile başlamıştır. Bundan ;sonra bir 'kısım Malûl Gaziler motorlu vasıtalarla topluca Cumhuriyet Meyda­nına gitmişlerdir. Atatürk Anıtına çe­lenk konulduktan sonra bir malûl gazi tarafından günün önemini belirten bir konuşma yapılmıştır. Büyük bir halk" "Idtlesinin taklbettiği bu merasim genç tıir subayımızın bir kahramanlık şiiri İle .sona ermiştir.

Bundan sonra Malûl - Gaziler arasından seçilen bir temsilci grubu Hatkpmardaki Şehitlik Atoidisine giderek Âbideye çe­lenk koymuşlar ve ihtiram vakfesinde bulunmuşlardır.

—izmir :

:21 inci İzmr Enternasyonal Fuarındaki Amerikan Pavyonu yann Birleşik Ame-Tika'mn Ankara Büyük Elçisi George Mc. .Ghee .tarafından özel bir törenle açılacaktır.

—Afyon "

Malûl Gaziler günü bug"ün şehrimizde törenle kutlanmıştır. Törene bandonun •çaldiğı İstiklâl Marşı ile başlanmış ve .Anıta 'Çelenk konulmuştur.

Hatipler o günün hatıralarını anlatmış­lar ve bundan sonra bir kıta asker şe-lıit ana, baba, oğul ve torunların önün­den geçit resmi yapmıştır. Ayrıca Ma­lûl Gaziler adına bir heyet şehitliğe gi­derek saygı duruşunda bulunmuş ve bir Çelenk koymuştur,

—Bursa :

Son bir sene içinde ilimiz dâhilinde, krom, bakır, kalay, gümüş, altın, am­yant, magnezyum vesair madenleri ara­mak üzere müracaat edenlerin sayısı 1200 ü bulmuştur. Bu yıl yapılan müra­caatlar, geçen yılkilerin yirmi mislidir. Müracaat edenlerin bir kışımı işletmeye başlamış olup, diğerleri de araştınnala-ra devam etmektedirler.

—İstanbul :

Fransa Büyük 'Elçisi ve Madame Tarbe de Saint - Hard-ouin, şehrimizde topla­nan Milletlerarası Mekanik Kongresine' iştirak eden Fransız degeleri şerefine, bu akşam saat 18.30 da Fransıs Sara­yında bir kolcteyl vermişlerdir.

Fransayı bu kongrede temsil eden alt­mış kadar ilian adamı arasında bilhassa Fransız ilimler Akademesi Azasından, Milletlerarası Mekanik .Birliği ve aynı zamanda Fransız 'Hey&ti Başkam M. Joseph Peres ile yine Fransız İlimler Akademesi arasından M. Chajy, M. Koy, M. Barillon, Fransa. 'Matematik Cemi­yeti Reisi Mademe Dubreil ile College France Profesörlerinden M. Lichneroviç dehazır tonluıı.muşlardır.

ıSamimî foir hava içinde cereyan eden bu toplantıya Teknik "Üniversite Fahrî Rektörü Hulki Erem, İstanbul Üniver­sitesi Rektörü Kâzım İsmail G ürk an, Mekanik Fakültesi Fahrî Dekanı Ratip Berber ve Fen Fakültesi Profesörlerin­den Cahit Arf da iştirak etmişlerdir.

—Gölcük :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, B. M. M. Başkam, Başbakan, Millî Savunma Ba­kanı, milletvekilleri, 'Genelkurmay İkin­ci Başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, Birinci Ordu Komutan Vekili, geceyi Gölcük'te Douanma Komutanlığının mi­safiri oarak. Ordu evi n<Jçgeçirmişlerdir.

Ödedikleri mlik-tar da inhisar etmek üzere müsaade ve­rilmiştir. Bu yasağa nişan tabancaları bile dâhildir..

Ancak resmî bir müessesenin talebi üze­rine ve onun ihtiyacına :nıaksur olmak şartiyle nişan tabancaları için ithalât müsaadesi "verilebilir.

Fakat bir seneden beri böyle bir taban­ca için müsaade verilmemiştir.»

Tekelin iktisap edeceği yeni bünye hak­kında alınacak tedbirleri izah eden Gümrük ve Tekel iBakanı bu mevzuda ezcümle şunları söylemiştir.

«Tekelin İktisadi bir devlet teşekkülü haline getirilmesi İçin idaremizce yapı­lan hazırlıklar ikmal edilmek üzeridir. Yeni kanun tasarılarını Ekim ayı ba­şında Bakanlar Kuruluna sevkedeeeğiz. Ayrıca hır Tasfiye ıKanunu ile de, her işletmenin müstakil bir hale gelmesini sağladıktan, sonna bu tasarı da kanuni-yet kesbettiği takdirde 31 Aralık 1953 tariıhinden itibaren Tekel idaresi bugün­kü hüriyetiyle tasfiye edilmiş buluna­caktır, s

—• Afyon :

Bugün Afyon, kurtuluş yıldönümü mü­nasebetiyle baştanbaşa bayraklarla do­natılmıştır.

Ordumuzun Afyon'a giriş saati olan 5.30 da bir çok yerlerde sun'i yangın yapılarak öncü askerlerimiz tarafın­dan ateş açılmış Afyon'a 'giriş canlan­dırıl mıştır.

Bu merasime 'bütün Afyon halkı, köy­lerden gelen vatandaş grupları katılmış, Zafet Anıtı civan ve bütün caddeler bin­lerce kişi tarafından hmcahm-ç dolmuş­tu.

Merasimde generaller, Afyon Milletve­killeri, parti mümessilleri hazır bulun­muşlardır.

İstiklâl Marşının çalınmasından sonra. Belediye Başkanı günün mâna ve mef­humunu anlatan bir konuşma yapmıştır. SanlıOrdumuzbastaaskerîbandoolmak üzere geçit resmi yapmış, daha sonra mili! mücadeleye ait temsili ge--ıçit başlaımıştır. Bu geçitte millî müca­deleye iştirak eden kadınlar, malûl Ga­ziler, sırtlarında mermiler olduğu halde köylükadınlar'bıılunmuştıır.

'Halk -geçit resmiboyunca,-«var olun, yaşayın» diye bu geçidialkışlamıştır.

Şehir halkı büyük, bir bayram havası ve neş'esi içinde davullar, zurnalar ve ban­dolarla her tarafta ahenk yapmakta­dır.

Akşam bu bayram şerefine bir ziyafet tertip edilmiştir. Şehir baştan başa ten­vir edilmiştir.

Demokrat Parti Si İdare teşkilâtı bugü­nün şerefine muazzam bireğlenceha-zırlamış ve bütün köylüleri davet etmiş--tir.

— izmir :

Nato Güney - Doğu Avrupa Karargâhı bugün öğle üzeri Kızılçullu Kız Köy" Enstitüsünün boşaltmış olduğu binalara bütün malzeme ve mefruşatını taşıya­rak yerleşme işini tamamlamıştır.

Nato Karargâhına mensup diğer subay­lar önümüzdeki günler iğinde şelırimize-gelecektir.

28 Ağustos 1952

.— Ankara :

Türk Hava Kuranın 30 Ağustos Bayra­mı münasebetiyle aşağıdaki beyanname­yi yayınlamıştır:

«Türk 'Hava Kurumundan Türk Mille­tine,

1952 îmvacılık haftasına gireiıken illi vazifemiz, milli sevgi ve alâkanın bu­güne kadar meydana getirdiği havacı­lık eserleri dolayısiyle vatandaşlarımıza yürekten şükranlarımızı sunmaktır. Halk yardımının geçen yılki bilançosu (üç buçuk milyonl lirayı aşmaktadır. Bu yardımın yüzde !(21.32) si Kızılay Cemiyeti ile Çocuk Esirgeme Kurumu­na ayrılmıştır. 'Hem ikanadlanma çalış­malarımıza, fae m-de sosyal dâvalarımıza karşı, bütün milletin ortaklaşa harcamış olduğu emekle Övünebiliriz. Saat 12 de de Şankışla Meydanında» 21 pare top atılmış ve Zafer Bayramı doiayısîyle gece nıulhtelif şenlik ve eğ­lenceler tertip edilmiştir.

—Polatlı :

30 Ağustos Zafer .Bayramı İlçemizde coşkun tezahüratla kutlanmıştır. Saat tam 10 da İstiklâl Marşı ile törene' baş­lanmış, Topçu Okulu Komutanı Albay Rahmi Belger'den ile genç Mr subay günün ehemmiyetini belirten heyecanlı konuşmalar yapmış ve bunu geçit res­mi takip etmiştir.

Törene katılan her Polatlılının istisna­sız göğsünü kabartan, Türk Ordusuna güvenini bir kat daha arttıran en inti­zamlı ve .muhteşem geçitten sonra, bu­günü hazırliyan Sakarya Şehitleri Abi­desine gidilmiş, burada yapılan hazin bir ihtifalden sonra Topçu Okulunun hazırladığı çelenk konulmuş ve aziz şe­hitlerin hatılan taziz olunmuştur.

—Afyon :

Büyük zaferimizin 30 uncu yıl dönümü bugün Dumlupunar Abidesinde bütün illerden gelen Bakanlık. Ordu ve Üni­versite temsilcileri ile, Afyon, Kütahya ve havalisinden gelen binlerce vatanda­şın coşkun tezahüratı ile kutlanmıştır. Afyon istasyonundan bayrak ve dallarla donatılmış olarak saat 7 de hareket eden özel tren halkın sürekli alkışları ve dakikalarca devaan eden düdük ses­leri arasında ayrılmıştır.

Saat 8.30 da Tıldırım Kemal İstasyo­nunda tevakkuf edilmiş, Yıldırım Ke­mal ve savaş arkadaşlarının kabirleri ziyaretle hatıraları anılmıştır. Saat 8,45 te ıSiIkisaray'a muvasalat eden .misafir­ler otomobil' ve kamyonlarla merasim mahalline gitmişler ve saat 10 da atılan topla törenebaşlanmıştır.

Bandonun çaldığı İstiklâl Marşından sonra, Merasim Komutanı Korgeneral Yusuf Egel'i bir hitabede bulunarak, 30 Ağustosun mânasını tebarüz ettirmiş ve Atatürk'ün büyük nutkundan î>azı parsalar okumuştur. 'Bundan sonra, yüksek tahsil gençliği ve Afyon halkı adına iki konuşmada bulunulmuştur. Merasiminhitamında,hariçtengelen

misafirlere kır yemeği verilmiş ve saat 17,15 te özel trenle Afyona dönülmüş­tür.

30 Ağustos Zafer Bayramı doiayısiyle, bu akşam 'Belediye Salonunda 300 kişi­lik bir ziyafet verilecek, gece de bütün şehir ışıklandırılacak ve fener alayları tertip edilmek suretiyle şenliklere de­vam edilecektir.

—Ankara :

(Harp Okulunun 107 dönemini ,başariy!e bitiren öğrencilere bugün törenle diplo­maları verilmiştir.

'Saat 16 da istiklâl Marşı ile başlanan törende Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut, Kara Kuvvetleri Ko­mutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı. Pro­fesörler ve askerî ve mülki erkân hazır bulunmuştur.

Okul Komutam Kurmay Albay Kemal Yüksel yaptığı konuşmada bu sene okuldan 358 öğrenci mezun olduğunu ve bugüne kadar -okul mezunlarının 38869 olduğunu belirtmiştir.

Daha sonra bando Harp Okulu Marşını çalmış ve bunu mezunlardan bir Öğren­cinin verdiği söylev takip etmiştir. Bu devre mezunlarının geçen yıl devir aldıkları sancak bu seneki öğrencilere teslim edildi.

Bunu Kara Kuvvetleri Komutanı Orge­neral Şükrü Kanatlı'nm yaptığı bir ko­nuşma takip etti. Bir hatırasını nakil İle Jîitabesine başlayan Kanatlı genç su­baylara ordu safhalarında başarılar diledi.

'Bu konuşmayı müteakip diplomalar tevzi edildi ve 107 dönem için yaş kü­tüğüne çivi çakıldı.

Hazırlanan büfede misafirler ağırlana­rak törene son verildi.

—îzmir :

ıSolari L,imited Şirketinin Tütün Depo-posnnda vukubulan büyük facia doiayı­siyle Cumhurbaşkanımız Celâl 13 ayar bugün İzmir Valiliğine bir telgraf çeke­rek meydana gelen müessif hâdiseden duydukları teessürü izhar etmişlerdir. Cumhurbaşkanımız telgraflarında aynen şöyle demektedirler:

Tütün jmalâhathanesaıde husule gelen müessif hâdiseden derin .bir teessür duy­duk, ölenlerle yaralanlann, ailelerine başsağlığı diler, sayıa izmir halkına geçmiş olsunderim.»

Diğer traftan mezkûr faciada ölenlerin a il el el erine bir yardım olmak üzere yalnız bugüne mahsus olarak Fuara gi­riş ücreti Belediye Daimî Encümenini iv. karariyle 10 kuruştan 20 kuruşa yük­seltilmiştir. Bu yirmi kui-uşun 10 kuruşu faciada ölenlerin ailelerine müsavi, "bir şekilde tevdi edilecektir.

—İstanbul :

30 Ağustos Zafer 'Bayramı münasebe­tiyle Başbakan Adnan Menderes ile Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-nıut arasında aşağıdaki telgraflar teati olunmuştur.

SaymAdnanMenderes Başbakan

İstanbul

Her yıl aynı heyecan ve imanla ulaştı­ğımız ve sırasında yurt, millet ve in­sanlık uğrunda benzerlerini yaratmağa daima lıazır bulunduğumuz Zafer Bay­ramınızın 30 uncu yıldönümünde Türk silâhlı kuvvetleri camiasının tebrik ve saygılarım arz e d erim.

Genel KurmayBaşkam Orgeneral Nuri Yamut

—İstanbul :

Sayın Orgeneral Nuriîaraut Genelkurmay Başkanı

Ankara

Şanlı Ordumuzun gerektiğinde daha üstünlerini yaratacağına daima inandı­ğım 30 Ağustos Zaferinin yıldönümünü kutlarken Türk Silâhlı Kuvvetleri adı­na izhar buyurduğunuz necip duygulara teşekkürlerimi sunar, Kahraman Silâhlı 'Kuvv.etleri'inîzi ve yüksek şahsiyetinizi tebrik ederim.

Başbakan Adnan Menderes

—- Gaziantep :

Bugün Zafer Bayramı münasebetiyle yapılan kutlama törenini müteakip şeh­rimizde inşa edilecek kız enstitüsü bina­sının temeli törenle atılmıştı!1. Törende Vali, milletvekilleri, partiler başkanları, Belediye Başkanı ve fealaba-lık bir halk kitlesi hazır bulunmuştur. İlk bir halk kitlesi hazır bulunmuştur, bu ımünasebetle Vali Arif Dündar bir konuşma yaparak ezcümle şunları söy­lemiştir:

«Müessesenin 30 Ağustos gibi uğurlu ve şerefli bir zafer gününde temelinin atılmasını .hayırlı saymak gerektir. Her­kes biliyor ve görüyor ki bütün Türkiye de olduğu gibi Gaziantep İlinde de ha­yırlı ve feyizli bir imar faaliyeti mev­cuttur.

Memleketin ihtiyaç duyduğu, uzun yıl­lar hasretini çektiği Devlet binalarının inşaatı kampanyasını 23 Nisanda teme­lini attığımız yeni postahane 'binssiyle açtık. 'Bunu islâhiye Kasabasının ISağlık Merkeziyle Gaziantep Sığır Suni Tohum­lama İstasyonu takip etti. 'Bugün de 'Kız Sanat Enstitüsüne başlıyoruz, lâ gün sonra Hükümet Konağ-ına, Verem Has-tahan&sine, îş Hanına ve Doğum Has-tahanesine başlıyacağız.

Cumhuriyet Bayramında ise bir yıl Önce inşasına başladığımız ilk okullarımızın açılış törenini yapacağız. Bu verimli ve mesut devrin başlangcmda vazifeli ola­rak aranızda, ve millet hizmetinde bu­lunmanın büyüik haeı ve gururu içinde­yim.»

Müteakiben Vali hayırlı olması temen­nisiyle ilk harcı atmıştır.

-— Erzurum :

Büyük Millet Meclisi Başkanı «fifik Ko-raltan <bugün saat 16.30 da Aziziye tab­yasının kahramanlık ve haımaset senho-lü olan anıtı açarken, toir hitabede bu­lunarak demir tır ki :

«Aziz ve kahraman Erzurumlular, Kahraman Milletimizin bağrında yetişen ve onun tarih boyunca şanlı imümessili olan Ordunun aziz çocukları, büyük ko­mutanlar, hemşireler, anala, kardeşler, huzurunuzda böyle tarihi bir günün mâsasını belirtmek benim için müstesna bir mazhariyet oldu. Ben bu duygu ile ve sizlerin şu anda göklere yükselen millî gururumuzun ferdi heyecanlara tercüman olarak konuşmak fırsatım 'bu­luyorum. Bu anlayış ve 'duyuşla 'hepini­zi sevgi ve saygı ile selâmlarım.

Sözlerime başlamadan evvel "bir vazife­yi yapmakta fayda görüyorum. ıSayın Cumhurbaşkanımız Celâl .Bayar ve Baş­bakan Adnan Menderes ve zaten daima sizlerle 'beraber olan bu miüet çocuklar; sizlerin böylece mesut günlerinizde Er-zurumu ziyaret etmeyi çok arzu ediyor­lardı. Fakat hepinizin takdir edeceğiniz memleket İşleri İle uğranmak mecburi­yeti ve bir vazife toplantısı yüzünden aranızda bulunmak şerefinden mahrum kaldılar. Ben. onların gönüllerinin şu an­da sizlerle beraber olduğuna ve sizlerin heyecanını duyduklarına emin bulunu­yorum. Oniarın sevgilerini ve şimdi bu­rada canlanan tarih ibir- hatıraya katıl­dıklarını söylerken şerefli bir vazifeyi ifa etmiş oluyorum.

Kahraman Erzurum'un aziz çocukları,

Her milletin hayatında kötü ve iyi gün-ler vardır. Eğer milletler talih ve kade­rin, icabı oferak karşılaştıkları zorluk­ları, millî varlıklarının ve şereflerinin mahfuz kalması için karşılamayı feil-mişierse, ebedileşeıı tarih odur. Ve bü­tün milletlerin karşısında takdir duygu­larını harekete getirecek varlık yine odur. işte bugün yetmiş baş yıl evvel burada tekevvüm eden tarihi ve hamasi bir d as t anın ifadesini yapmak üzere toplanırken, ecdadanızın gerektiği za­man neler yaptığını duyuyor ve biz de o ecdadın çocukları olarak sanki asırla­rın ve nesillerin sisin için hazırladığı büyük şereflere katılmak için ruhları­nızda o büyük mânanın azametli varlı­ğını hissediyorsunuz. Bahtiyar o mil­letlere denir ki, tarihler} ne kadar çetin ve zorluklan ne kadar ağır olursa ol­sun, millî varlık ve şereflerinin, insan­lık haysiyetlerinin korunması için ge­rektiği zaman mübar&k kanlarını dök­mekte asla tereddüt etmezler. Türk Milleti tarih boyunca kendi şerefini ko­rumak için olduğu kadar bütün insanlı--ğınhürriyetini,hakkiveadaletikoru-

masını bilmiş bahtiyar ve kahraman bir millettir. Şöylece etrafıma baktığım za­man ben tarihin yürüyen azametli sey­rini görüyor ve bu büyük milletin çocu­ğu, olmanın gururunu duyuyorum. Biraz evvel söyledim. Her milletin hayatında ve tarihinde kara günler vardır, onlar da kendi tarihlerini, ve varlıklarını mu­hafaza etmek için kendi hesaplarına fe­dakârlıktan geri durmamışlardır. Fakat bugün insanlık tarihi bilir ve takdir eder ki, Türk Milleti en az üg yüz sene haksızlığa uğramış, zulmün karşısında yüzbinierce evlâdını ideali için feda et­mekten geri 'durmamıştır. Zulme karşı durmak, zulmü durdurmak, hasmı yen­mek her babayiğitin kârı değildir. O an­cak büyük hâdiselerin içinden büyük olarak yetişen kahraman Türk Milletine yaraşır. Bitaraf tarihçiler, eğer tarihî vakıaları tahrif etmemişlerse Türk Mil­leti, bütün kudretine, azametli ruhuna rağmen hiç bir milletin hakkına ve şe­refine tecavüz etmemiştir. îüğer itilâ devrinde ileri doğru hamleler yapmışsa, eğer hudutlar aşarak milletlerin haya­tına sulh, saadet ve adalet getirmişse, o zamanın şartlarına göre bu Türk Mil­letinin büyük ruhundan doğan insanlığın ve milletleri korumak arzusundan :ieri gelmiştir. Ve yine bütün mîlletler bilir­ler ki, Türk Milleti Doğudan gelen ve asırlar boyunca hakka ve adalete inan­mayan ve istinad etmeyen istilâcı bir politikanın müdafii olan bir kuvvetle tam üç yüz sene çarpışmıştır. Bunun sebebi var: Çünkü Orta Anadolu'dan Avrupanın içlerine doğru giden büyük Türk kitleiejri herhangi bir haksızlığı, gerektiği zaman yılmadan göğüsleme­sini bilmiştir. İstilâları durduran ecda­dımız ancak ve ancak bu sebeple istilâ devresini yaşamış ve ancak medeniyeti tahribeden sürü ve dalgaları önlemiştir. Politikanın yalan tecellileri olmasaydı, Osmanlı İmparatorluğuna tevcih edilen husumetler ya kayıtsızlık veya sükutla karşılanarak Türk Milleti yalnız bir akıl -masaydı, Birinci Dünya Harbi olmazdı. O "acı felâketten sonra eğer Türk Mil­letinin yok yere ecdadından mevruz. ka­lan kıtalar üstündeki devrine son veril­in eşeydi,eğeristilâcılarınönündeüçyüz sene çelik kale gibi mukavemet eden Türk 'Milletine suikastlar tertip e d İl m es ey di, İkinci dünya harbi de ol­mazdı.,

«Aziz, Kahraman Erzurumlular, Şimdi sizlerin Süslerinize tercüman ola­rak söylüyorum. Türk Milleti medeni ve hür mili eti erin müşterek, emniyet Sa­vasını kendi milli şerefi ve millî varlığı gibi üzerine aldıktan sonra medeni âlemde istilâcılara karşı .beliren müda­faa ruhunun sallarına; katıldıktan sonra ve nihayet hür ve medeni .milletlerin müşterek müdafaasını deruhte ettikleri barışın korunması, sulhun temin edil­mesi dâvasını üzerine aldıktan sonra, ben. size temin ederim kî -dünyayı teh­dit eden komünizm .belâsı olduğu yerde yok olmaya mahkûm olmuştur. Şimdi böylece şerefli tarihin çocuğu -olan siz­ler, ftütün. bu korkunç tarihin içinde ye­re basmayan şerefli alınlarınızı dim­dik tutarak bugüne gel elikten sonra ve böylece devirleri kapayıp sizin için, is­tikbaliniz için ve nihayet bütün medeni dünya için. mesut 'bir devir açmak vazi­fesini üzerine alan hür milletlerle yan-yana bir safta vazife aldıktan sonra tehlikeler tamamen uzaklaşmıştır. Şim­diden sonra medeni dünyayı ateşe ver­mek isteyen kim -olursa oLsun hele in­sanlık, medeniyet ve ahlâk için belâ ve musibet olan komünizm artık teh.ıke-sini yaymağa muvaffak, olamayacak ve mezarına gömülmeye mahkum kalacak­tır. Türk Milletine şurasını bilhassa b:-liıtmeık isterim ki, bugün- millî vahdeti çok sağlam esaslara bağlıyan bir siste­min ve rejimin safında yer almış bu".u-nuyorua. Bütün medeni dünyaya hayat, saadet ve servet vadeden .bugünkü de­mokrasi rejimine Türk Milletinin inancı sayesindedir ki iki yıl gibi kısa bir müd­det içersînds ileriye -doğru hamleler yap-ıiriak inikân"JH bulmuştur. Herkesçe bi­linen eski sistem yüzünden zayıfliyan ve iktisadi bünyesi hemen hemen, yok olan milletimizin yeni kararı ve demok­rasiye inanışı bir memlekette mesu-1: bir devre açmış bulunuyor. 'Bütün Türk Milleti bugünün hasretini .çekerek yıllar boyunca çeşitli sıkıntılara katlanması­nı bildi. Her büyük eseri gibi bu eseri

de (kendisine ve tarihine yaraşır bi: ada­letle tahakkuk ettirdi. Şimdi -kendi sse-rintn ve kendi işinin sahibi olarak ve onun başında, bulunarak ve milletçe mâ­nevi cepheden bütünlüğün imana ve kıy­metini, bilerek ileriye doğru sür'atle yü­rüyor, jlktisadi varlığı ve millî vahdeti ve tesanüdü bu kadar sağlaralaşan Türk Milleti medeni âlemi tehdit eden hasmı önünde dahi, dimdik durmasını bitecek­tir. Millî varlığımız ve iktisadi bünye­sinin sağlamlığı neticesin dır ki biraz evvel, geçit resmimde tunç gibi, çelik bir irade gibi millî varlığı temsil eden or­dunun kurnanda heyeti başında ibulu-1 nanlara: Ordu silâhlanmış toir millettir. Millet kendi şerefini aziz varlığını ko­rumak için elimize bu muazzam kuv­veti tevdi etmiştir. O şerefe ve o ümi­de l&yik. olduğunuzu gördük ve bunaan gurur 4uyduk, demiştim. Şimdi Ordu Kumandanı Orgeneral Nurettin Baran-ssl'in coşup taşan ve hepinizin nişleri­nizi bir kaç kelime ile ifade eden sözleri gibi gerektiği zaman Aziziye'de aziale-şen «edanızın .hatıralarını, tazelemek, hatta onlardan daha ileri gitmek imkân ve kudretine saihip olduğunuza inanmış bulunuyoruz. Zengin bir mîllet iktisadi bünyesini sağlamlaştıran bir miliet, or­dusunu kuvvetlendirmekten asla çekin­mez. Türk Milleti ötedenberi ken<?i var­lığının timsali olan ordusuna varını yo­ğunu vermekten asla tereddüt etmemiş­tir. Tekrar sö'liyebiliriz ki, ordu silâh­lanmış bir millettir. Bugün, şerefli or­dumuz toüyük Milletimizin bağrında haklı ve lâyık olduğu mevkii almış bulu­nuyor. İktisadiyatı tamamlanmış millî vahdetine ve tesanütüne şeytan eli değ­memiş Türk Milletinin kalbine ve yur­duna yadeller ve fena gözler değmeye­cek ve bakamıyacaktır. Hakikatte 22 milyonuz, fakat .gerektiği aaman izafi bir kuvvetle medeni dünyanın müşterek emniyetini korumak için 222 milyon in­sanın yapacağı kahramanlıklar destanı­nı yaratacağız. Şimdi müsterih olarak ve hepinizin hislerine tercüman olarak olarak şunları soyliyeceğim: Yolumuz kurtuluş yoludur, hak yoludur, mede­niyet yoludur. bu yolun kahraman yol­cusu olarak daima il erliye tceğîz. Medeni

dünyanın ve hür milletlerin üzerine al­dığı barış dâvasını onlarla beraber Jto-rumak hususunda hiç Mr fedakârlıktan çekinimyeceğia. (Erzurum'u ve gerektiği zaman yurdun her köşesini, medeniyet ve insanlık tehlikeye düştüğü zaman bugün Kore'de nasıl şahaımet ve hama­set destanları yaratıyorsak medeni dün-.ya cephesinde her yerde ve her vakit hürriyet, medeniyet ve sulı düşmanla­rının karşısına dikileceğiz. Onlar karşı­larında daima Türkleri bulacaklardır. Şiındi burada bir çok hatipler konuştu­lar. Hele gençlerin heyecanlı duyguları--na tercüman olan kâmuran, bütün ümi­dimiz olan gençlik namına bugünün ta-rOıî kıymetini canlandırdı. Ben bu gen­cin dilinden, ordu mensuplarından kiüt-reyen aralan kardeşlerin ağzından Ba­hadırın, bizini kahraman Bahadırın di­linden bu tarihin canlı olarak mânasını dinledikten sonra nesöyüyebiliriım.

Ey Aziziye'nin azizleşen şehitleri, asır­lar başraca yere düşürmediğiniz, rengi­ni kandan, remzini göklerden alan ibu :şanlı ve şerefli bayrağın yere düşmeme­si uğruna döktüğünüz mübarek kanla­rınız aziz olsun. Eminim ki şu anda yük. selen ruhlarınız, bizim, sizin gibi kah­raman ecdadın gocukları olduğunuzu fou sesleri duyarak anlıyor ve mübarek ruh­larınız şad oluyor. Milletin kalbinde ebe-dileşen hatıralarınızı, daima, ebediyete Tîadar ve ebedi olarak sakhyaeagız. Bu­rada sembolleşen asil hatıralarımızı anarken ta Malazgirt meydan, muhare­belerinden ve altaylardan başlıyarak büyük bir neslin dalga gibi cihanı saran büyük ruhu önünde ve ruhu muhafaza eden fou mukaddes

şehitlerin Önünde ve bizimle beraber ve bizim safta bulunan gazilerin huzurunda ve o gazileri yetiş­tiren nin-etlerden «nene» hatunun dîni öperek ve şehitlerin ruhunu şadederek abideyi açıyorum.:?

Büyük Millet Meclisi Başkanının bu nutku Aziziye Kalesi sırtlarım doldu­ran ve .kaplayan obinlerce Erzurumlu­nun sevgi tezahüratına ve alkışlarına vesile olmuştur.

— İstanbul :

30 Ağustos Zafer Bayramı bugün mera­simlekutlanmıştır.

"Vali ve Belediye Başkanı Vekilinin ri­yasetinde Şehir Meclisi "Üyelerinden ve ■Belediye erkânından müteşekkil bir he­yet saat 9 da Ordu Komutanlığına gi­derek istanbul halkının Kahraman Or­duya tebrik ve minnet arlı ki arını bil­dir mislerdir.

Orduevindeki tebrikleri müteakip saat 10.15 te Vali ve Belediye Başkan Ve­kili, Merasim Komutanı Taksimde top­lanan askerî birlikleri teftiş ettikten sonra Şehir (Bandosu istiklâl Marşımızı çalmış ve bu sırada bayrağımız abide direğine çekilmiştir.

Bayrak çekme merasimini takiben abi­deye çelenkler konmuş, Garnizondan bir subay ve Garnizon Komutanı tarafından Başkomutanlık meydan savaşı hakkın­da heyecanlı birer konuşma yapılmıştır. Müteakiben askerî birlikler ve sivil te­şekküller geçit resmine iştirak etmiş­lerdir. Merasimi onbinleree İstanbullu heyecanla takip etmiş, saat 12 de .Seli­miye'den ve Fatih'ten 21 atımlık bir merasim atışı yapılmıştır.

—İstanbul:

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle Cumhurbaşkanı Celâl SBayar'Ia Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ta-mut arasında aşağıdaki telgraflar teati olunmuştur:

.Sayın Celâl Bayar Cu mhurb aşk anı İstanbul

HaMtm müdafii, yurdun ve istiklâlin bekçisi olarak şerefli vazifesini daima alın akiyle başaran ve 'bugün de, Birleş-milletler safında kendisine düşen hizme­ti milletimizin itimadına lâyık olarafc ifa etmeğe çalışan Türk Silâihli Kuvvet­lerinizi Zafer Bayramı tebriklerini ve ta­zimlerini arzederim.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut

ıSayin Orgeneral Nuri Yanıut Genelkurmay Başkam

Ankara

Zafer Bayramı münasebetiyle 'Çektiğiniz telgrafıbüyükmemnunlukla,aldım.

zırlanmış olan tribünlere sabahın erken saatlerinden itibaren dolmuş olan asker, Sivil, köylü, şehirli, genç. ve yaşlı kadın ve erkek, on binlerce Erzurumlu sanki şehri t erk e d er ek Aziziye t abiy esindeki 77 ilâ78çenginekoşmuşgibiidiler.

75 yıl evvelki kıyafetleri ile "ve ellerin­deki tarihi silâhlan ile, oraklar, kazma­lar, tüfekler ve sopaları havada savu­rarak, Allah, Allah diyerek Aziziye ta­biyesine hücum eden geng ve yaşlı, yaya ve: atlı binlerce kahraman Erzurumlu, kuvvei milliye ruhunu yaşatarak (yaşa, var ol, .millî 'kahramanlar nidalerı ile alkışlandılar.

Bu azametli ve heybetli Türk kahra­manları karşısında heyecana gelmiş olan yüksek rütjbelî bir Amerikan suba­yı şu sözleri söyledi: «Eğer güzel Türk­çe konuşabilsem, bu şanlı manzara kar­şısında duyduğum büyük heyecanımı ben de bîr Türk gibi burada ifade etmek isterdim.»

Askerî birliklerin geçit resmi başlamam­dan Önce, genç bir subayımız da yüksek rütbeli kurmayımızın top arabası üze­rinden söyledikleri heyecanlı nutuklar­dan sonra başta Kolordu Komutanı Korgeneral Osman Güray olduğu halde tribünler önünden geçen kurmay heyeti çok alkışlandı.

Piyade alayları, süvariler, makineli bir­likler, zırhlı birlikler ve muaazam ko­lordu kuvvetleri, hudut şehrimizde ser-hatleri bekleyen, heybetli ıcelife kaleler halinde geçerlerken, alkışlar ve yaşa sesleri ortalığı çınlatıyordu.

Uç buçuk saat süren geçit resmi esna­sında kıtalardan en küçük bir aksaklık görülmedi. Birlikler silâhlarına ve vası­talarına tamamiyie hakim, talim ve ter­biyelerimükemmeldi.

Büyük Millet Meclisi Başkam, tam kad­ro ve silâhlar lile geçen kolordunun ta­lim ve terbiyesinden ve geçit resminin hazırlanmasından, askerin eşsiz vazife heyecanından çok mütehassıs olmuştu. Tribünden, ayrılırken "Üçüncü Ordu Ko­mutam Orgeneral Nurettin Bar sus e! i tebrik ederek aynen şunları söyledi: «Orgeneralim, ordu silâhlanmış bir mil­lettir.

Siz bu silâhlanmış milleti yetiştiren varlıklarsınız.

«Kıymetli ve tecrübeli ellerinizde yetiş­tirdiğiniz bu millet, yavrularına ve ko­mutanlarına, gönül vermiş ve emek sar-fç t mistir. Sia bu gönüle ve emeğe lâyık­sınız. Buradan gururla ayrılıyoruz. Sar-fedilen emekler helâl oldu. Sizlere gü-veniyorua. Tebrik ederiz. Var olunuz.a Geçit resmi bittikten sonra Ajans Mu­habirine intihalarını anlatan Amerikan Yarbayı C. Hoggee demiştir ki: «Üçüncü Ordu birlikleri ile beraber ça­lıştığım için bugün duyduğum heyeca­nı gurur ve iftiharı tavsir etmeye muk­tedir olmadığımı açıklamak isterim. Şahsi cesaret ve kahramanlığı .gözönün-de tutulursa, Türk Ordusu dünyanın bü­tün orduları arasında en başta gelir. Hali hazırda gelmekte olan motor, harp silâh, ve vasıtaları ile Türk Ordusu gün geçtik-çe kuvvetlenecek ve çok daha mükemmel bir hale gelecektir. Talim ve terbiye bakımından Türk Ordusunun bugünkü vaziyeti fcatı devletlerinin or­duları ile her zaman mukayese oluna­bilir, lleri-de yapılacak manevraları mü­teakip Tiugün çok iyi gördüğüm ve bil­diğim Türk Ordusxınun talim ve terbi­yesinin daha -mükemmel bir seviyeye çıkacağına inancım katidir. Bu sabahki geyît resmine 'gelince, 23 senelik askerî hayatım var. Bu devre esnasında bu­günkü kadar mükemmel ve heyecanlı bir geçit resmi görmediğimi samimi . olarak belirtmek isterim. PÜrüsüz ve aksaksız cereyan eden bugünkü geçit resmi her bakımdan muvaffak olmuş­tur, "üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Nurettin Baransel ve Kolordu Komuta­nı Korgenerel Osman Güray ile işbirliği ya.pmaktan müftehirim. General ıGü-müşbala ve General GHTUmi Belen büyük hizmetler görmüşlerdir. Bunlarla bera­ber bulunduğum için şeref duyuyorum. Bunlar hem iyi asker hem de iyi insan­lardır. Her hangi bir memleket ve ordu böyle g-enerallere sahip olmaktan dai­ma gurur 'duyar. Geçit resmi bittikten sonra bütün yurt­tan Erzurumdaki merasime 'gekniş he­yetlerle birlikte ve Mecidiye tabyası Üs­tünde kurulmuşolanbüyükçadırlara gidildi. Burada bir müddet İstirahat edildikten sonra hep birlikte Azaztye tabyasında yapılacak büyük ve tarihi merasime iştirak edildi. Askerî birlikler arasında atlı ve yaya olarak yetmiş beş yıl evvelki tarihi kıyafetleri ve tarihi silâhları ile geçit resmine, iştirak etmiş olan, saçları ağırmış, 'torun sahibi ol­muş, birkaç harbe İştirak etmiş ihtiyar nineler, yaşlı dedeler torunları İle biriik-te Aziziye tabyasının önünde toplan­mışlardı. Verilen bîr İşaret üzerine bu halk kitleleri kal'ya ellerindeki tarihi silâhlarını sallıyarak ve Allah, Allah diye bağırarak yetmiş beş sene evvelki hatırayı ve 'manzarayı aynen canlandı­rarak hücuma geçtiler ve kalenin Üstü­ne büyük Türk bayrağını çektiler. Bu ulvi manzarakarşısındahalk hey«eca-

mndan ağlıyor, birbirlerine sarılıyor ve geçmişin acı günleri hatırlanarak bu mesut günü kutluyorlardı. Bundan son­ra Aaziziye tabyası önünde hazırlanmış olan tarihi anıtın açılmasından evvel sırası İle Erzurum Milletvekili -Bahadır Dülger, Kıdemli Piyade Yüzbaşısı Hak-fcı Göktür, Ordu Başhekimi Hulusi AI-par, Millî Türk Talebe Birliği (Başkanı Kâmuran ile Üçüncü Ordu Müfettişi Or­general Nurettin Baransel bütün halkı coşturan ve heyecana getiren hitabede bulundular. Bundan sonra (Büyük Mil­let Meclisi Başkam Refik Koraltan nut-rkunu söyledikten sonra anıt millet için ebedi bir hatıra alması temennsini ileaçıldı.

'Sürekli alkışlarla karşılanan Erzurum Milletvekili Bahadır 'Dülger ezcümle de­miştir ki :

Bundan 75 sene evvel Ezurumluların Aziziye tabyasına yaptıkları hücum ve savaş hürriyet adına, istiklâl adına, in­sanlık ve bütün kutsi varlıklar adına çekilmiş tıir şehamet kılıcıdır. Bu kah-har şehamet kılıcı ecdadınızın bir müs­tesna vediası halinde şimdi sizin eliniz­dedir. O ecdadın öz çocukları olan, Aai-ziyeyi yatratmış olanların torunları olan sizlerin nasıl bir ruh ile bu toprak­lar üzerinde dolaştığınızı biliyorum. Bu­radaki her kadının kalbinde bir Aziziye şehidininJıaraketiolduğunuda biliyo-

rum. Buradaki insanlar :(Alla3ı Allah) nidalariyle Aziziye'ye saldırmış o!an dedelerinin heyeccanım yaşıyor, «Vay topraklarımıza göz dikmiş olan ezeli, ebedî düşmanlarımız, biliüiz ve Öğreniniz, Aziziye'yi yaratmış olanlar ölmediler, yaşıyorlar ve yaşamakta de­vam edecekler. Türklük dünyasından tlüş m anlarımız a ulaştıniaeak yegâne ve en son haberimiz bundan ibarettir. Bundan sonra heyecanlı târ hitabede bu­lunan ve sözleri sık sık alkışlanan Üçün­cü Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Earansel ezcümle demiştir ki: sAziz yurdumuzun dört bucağından ge­len seçkin vatandaşların iştirakiyle açı­lan bu âbide hiç şüphesiz ebediyete ka­dar Türk olarak yaşıyacak ve Türk ola­rak kalacaktır.

s75 yıl önce burada, demin arkadaşları­mızın anlattığı 'gibi, baltalı genç kızlar ve gelinler, hançer Ii dadaşlar ve satirli ihtiyarlar ve ninelerle, toplu tüfekli ve süngülü düşman askerleri arasında bir şeref ve namus boğuşması olmuş, hak­ka, ve Tanrıya dayanan halk kitlesi, haksız ve mütecaviz düşman ordusunu mağlup ederek, Türk askerî tarihine şahadetle dolu eşsiz bir zafer sayfası ilâve etmiş olan millî namuslarım, şaiı-sı şereflerini, Türk'ün şan ve haysiyeti­ni korumak için savaştılar, Öldüler. Fa­kat onların ruhu bîaim gönüllerimize yaşıyor. Türk'ün şan ve şerefi için oan veren mübarek şehitlerimiz, ruhlarınız şad ve müsterih olsun.

«Tünk milletinin ve Türk Ordusunun göz bebeği ve sembolü olan kahraman meh-meteik, sağ- kaldıkça bu mübarek şahit­lerin, «lezarlarım ve Türk vatanını düş­man kat iy yen çiğniyemey çektir. Bu, Mehmetciğ-in burada yatan aziz şehitle­re ve millî tarihîmize karşı bir şeref ve namus borcudur.

— Erzurum :

Aziziye tabyasında- inşa edilen anıtın bugün yapılan açılış töreninde, hemen bütün İstanbul gazetelerinden muhabir­ler hazır 'bulunmuşlardır.

İstanbul: 5 (A. A.) —Başbakanlıktan tebliğ edilmiştir :

Amerikan Altıncı Filosunun Çanakkale haricinde ve Adalar Denizinde yapa­cağı manevralarda, vâki resmî davet üzerine Sayın Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile Başbakan Adnan Menderes de bulunacaktır.

Manevranın devam müddetince Cumhurbaşkanlığı Vekilliğine, Anayasa hü­kümlerine tevfikan, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Vekilliğine Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ Vekâlet edeceklerdir.

Başbakan Adnan Menderes'in Ankara Demokrat Parti İl Kongre­sindeki konuşması:

Ankara: 21(A.A.)—

Başbakan Adnan Menderes, bu gece Demokrat Parti II Kongresinin kapanış celsesinde; salonu hıncahınç dolduran delegelerin ve dinleyicilerin coşkun te­zahürleri ve sürekli akışları arasında söz almış ve demiştir ki:

Kongrenizi vasıflandırmak icap ederse, Ankara İlinin Altıncı Kongresinin gü­ler yüzlü, olgun ve mütesanid bir kongre olduğunu ifade etmek lâzım gelir. Bu güler yüzlülük, olgunluk ve tesanüd, iktidarımızın iki senelik icraatı ne­ticesinde karşılıklı anlaşmanın, birbirimize karşı itimad ve sevginin tam ola­rak tecelliye başladığım göstermektedir.

Hepiniz hür fikri, hür vicdanı ve hür kanaati kendisine rehber ittihaz etmiş haysiyetli vatandaşlar olarak, burada toplanmış bulunuyorsunuz. Hiç kimse sizlerin samimi düşünceleriniz dışında fikir dermeyamna mecbur etmek im­kânını bulamaz. Sizler şayet şikâyetlerin kaynağı olan bölgelerden gelmiş bu-lunsaydınız, bağrından kopup geldiğiniz bu vatan parçalarının dertli olduğuna kanaat getirmiş insanlar olsaydınız, bu güler yüzler elbette kederli bir ni­kaha bürünür, bu tesanüd başka bir şekilde, acı tenkidler şeklinnde tecelli ederdi.

Başbakan bundan sonra sözlerine şöyle devanı etmiştir :

Burada iki gündür devam eden "kongreniz bir bakımdan bir nefis mürakabesi-dir. Kenüİ içinizde vicdanlarınızın sesini duyarak alman ilhamı geniş bir hür­riyet ve samimiyet havası içinde aksettirmiş oluyorsunuz. Maşerî vicdanınızdan akseden bu sesler, memleketimizin iyi bir idare altında refaha, saadete ve hürriyete doğru ilerlemekte olduğunu göstermektedir.

Bu nefis murakabesini bizler yaptığımız gibi, muhterem muhaletefe mensup arkadaşlarımızın da zaman zaman yapmalarını, hırsla, hiddet ve şiddetle ka­çırmış oldukları itidallerini bu nefis murakabesi sayesinde yeniden iktisap etmelerini halisane rica eonek yerinde olur. Başbakan Adnan Menderes, memleket hakkında ortada birbirine zıt iki man­zara bulunduğuna işaret etmiş ve demiştir ki :

Bu manzaralardan bir tanesi, sizleri burada vicdanınızdan gelen intibalarla çizdiğiniz, ortaya koyduğunuz memleket manzarası; diğeri de muhalefetin çiz­mek istediği manzaradır. Bu iki manzara arasına uçurumlar kadar derin fark vardır. Sizlere göre, bu memlekette yapılan işler, sarfedilen gayretler tatmin edicidir. Öteki tabloya bakacak olursak, memleket anarşi içindedir, millet haysiyetsizliğe düşmüştür, hayat pahalüaşmıştır, işsizlik hüküm sürmektedir, dünden bugüne iyiliğe doğru ilerlemek şöyle dursun düne nazaran çok şeyler kay b e dilmîş tir.

Hakikat iki türlü olamaz. Araaki bud tezadın sebebini anlatmak ve bunu çö­zerek bizimle memleketlerini bizim kadar sevdiklerine inandığımız muha­lefet arkadaşlarımızın görüşleri arasındaki farki ortaya çıkarmak hepimiz için bir vazifedir. İşte bu noktada nefis murakabesi yerini bulmaktadır.

Muhalefetteki arkadaşlarımızla teker teker konuştuğumuz zaman, onların harice karşı gösterdikleri hisleri ve yazılarıyla hususi mükâlemelerde izhaı-ettikleri duygular arasında büyük bir tezad bulunduğunu müşahede eylemek­teyiz. Parti hayatı, siyaset hayatı, memlekete hizmet yoludur. Vatandaş top­luluklarına fikirlerimizi hâkim kılmak yolu ise, siyasî ahlâkın en sağlamına ihtiyaç gösteren bir yoldur. Her ne pahasına olursa olsun karşımızdakini mut­laka kötülemek, her ne pahasına olursa olsun mutlaka iktidara gelmek siyasi ahlâkla kabili telif olamaz. Muhalefete mensup muhterem arkadaşlara sormak isterim: Nefis murakabesine vardıkları ve kendi vicdanları ile başbaşa kaldık­ları zaman, bize taarruz için kullandıkları fırçaçyı ve boyayı mahal görmekte-midirler? Bunların sadece politika için yapıldığını, politika icabı inanılanların değil fakat partileri için faydalı olanların söylendiğini kabul etmek lâzım geliyor.

Demokrat Parti, her ne pahasına olursa olsun iktidara gelmeyi, muhalefette bulunduğu zamanlar kat'iyetle nehyetmiştir. Bugün de her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmayı, Demokrat Psrti ebediyen nehyeder. Muhalefetin de aynı kanaati göstermesi, bu prensipleri kabul ve tatbik etmesi lâzımdır. Şahsî ve zümrevî menfaatlerin, parti menfaatlerinin değil, memleket men­faatlerinin düşüncelerimizde ve hareketlerimizde hâkim esası teşkil etmesi, siyasî ahlâkın kaçınılmaz bir zaruretidir.

Başbakan sözlerine devamla demiştir ki:

Demokrat partiyi ve onun iktidarım kötülemekle bu memleket için ne kaza-nılabilir? Demokrat psrti ikt:d"fi, daha iki z;n-e viziie b;-?;nda kabcikt r. Bir

arkadaşımızın demin dediği gibi bunu henüz fidan ve Büzken koparıp soldur­mak, ondan sonra da memleketi iki sene daha böyle sakatlanmış bir iktidarın elinde bulundurmak memleket lehine kaydolunacak bir neticemidir?

Demokrat Parti olsun, Halk partisi veya Millet Partisi olsun, faydalı oldukları nispette millî varlığın birer parçasıdır. Partiler kolay kurulmuyor. Halk parti­si de 25 senelik mazisiyle bir varlıktır. Bunları ortadan kaldırmak, millî varlı­ğın bîr kısmını ortadan kaldırmak demektir. Tenkidlerimiz, onların zararlı ta­raflarını ortadan kaldırmayı istihdaf eder. Demokrat Parti, Türk millî varlığı­nın en kıymetli bir parçasını teşkil eder. Demokrat Parti memleketimizin ya­şamış olduğu tarihî anların bir neticesidir. Halkımızın millî kıyam halinde hürriyet dâvasını ele aldığı hengâmelerde ortaya çıkmış, bu milli kıyamın reh­berliğini yapmak şerefine nail olmuştur. Sinesinde milyonları toplamış ve Türk milletinin iradesiyle iktidara gelmiş olan Demokrat Partinin, miîlî var­lığımızın mühim bir parçası olduğunu inkâr etmek kimsenin elinden gelmez. Başbakan Adnan Menderes, burada bunları söylemeğe kendisini mecbur eden hakikatlerin kongrece malûm bulunduğuna işaretle misal olarak asayiş me­selesini ele almış ve demiştir ki:

«Muhterem muhalefin bu mesele üzerinde fevkalâde ısrarla durduğunu hepi­niz görmektesiniz. Asayiş meselesinde, kıymetli bir arkadaşımın daha evvel pek güzel izah ettiği gibi, eski devrin zihniyet ve telâkkisiyle bugünün zihniyet ve telâkkisini ayırdetmek icap eder. Eski devirde asayişin muhafazası daha ko­lay olabilirdi. Karakolların bir siyaset yeri, bir adaletgâh olduğu, hattâ tabut­lukların hüküm sürdüğü, vatandaşların kafile kafile kurşuna dizildiği, herke­sin korku içinde yaşadığı zamanlarda, bir ölüm sükûtu halinde zahirî bir asayi­şi muhafaza etmek güç değildir. Vatandaş hak ve hürriyetlerine son derece hür­met eden bir sussuzu mahkûm ettirmektense beş suşluyu beraet ettirmenin evlâ olduğu kaidesine riayetkar olan idarelerin asayiş mevzuunda karşılaştık­ları güçlükleri gözönünden uzak bulundurmamalidır.

Bunları söylemekle memlekette asayişsizlik vardır, demek istemiyorum, me­selenin mucip sebeplerim ifade ediyorum. Eğer memlekette hakikaten asayiş­sizlik varsa, muhalefet 50 - 60 mebusu ile Meclistedir. Her türlü tetkik ve tah­kik vasıtasına, ve salâhiyetine sahiptirler. Böyle teleskopsuz astronomi, mik-roskopsuz bakteriyoloji ile uğraşan insanlar gibi gazete sayfalarında çarşaf çarşaf yazı yazacaklarına bugün Ssrıyar, yarın Kızılcahamam diyeceklerine,, rakkamlara müracaat etseler, 1949 da,50, 51 ve 52 de nüfus, hâdise, .faili bulu­nan ve bulunmayan suç Şu miktardadTr diye ortaya koysalar, herhalde çok daha iyi olurdu. Fakat bu yolda gitmiyorlar, çünkü rakkamlar, bu tenkidleri haklı gösterecek bir manzara arzetmiyor. Demokrat Partiyi tam yere vurmak fırsatı ele geçdi diye ortaya çıkacaklar-, zaman, rakkamlsrla cevap vermek çok kolay olduğu için serinkanlılık, sabır ve tahammül göstermekteyiz.

Sizlerde de, bu sefer, geçen kongrelerin asabiyetini görmedim. Bunun sebebi şudur ki kendisine, dâvasına, Hükümetine ve onun icraatına inanan kimselerin fazla asabiyet ve şiddet göstermelerine hacet kalmaz. Bir zamanlar, iktidara gelişimizden beri netice gösterecek kadar vakit geçmediği için,sözlere sözle

mukabele mecburiyeti vardı. Fakat bugün bu hücumlar karşısında artık geniş bir sabır göstermektesiniz. Çünkü bu hücumlar, vicdanmzda mâkes bulunma­maktadır.

Propaganda, muhakkak ki iyi bir silâhtır. Memleketi harice kâfi derecede ta­nıtamıyoruz, parti bakımından yaptıklarımızı iyice gösteremiyoruz, diye şikâ­yetlerde bulunuyoruz. Yalnız propagandayı, bir hakikati ele alarak bunu neh-yetmeye, güneşi balçıkla sıvamaya kadar götüı-memelidir. Bunların mümkün olacağına inanmamalıdır. Bir iğin hakikaten eksik veya kötü tarafları varsa, ve-yahutta tam ve iyi tarafları varsa, propaganda bunları daha kolay daha vazıh şekilde göstermeğe yarar. Kötü kullanılan, hakikatin tam aksine yapılan pro­pagandanın, çok kuvvetli bir silâh olması nispetinde tesirlerinin, bizzat bu pro­pagandayı kullananlara rücu edeceğini de bilmelidir. Ben propagandanın ha­kikatle alâkasından korkarım. Bugün tonlarca kâğıt üzerinde memlekete yayı­lan yazıların bu memleketin magerî vicdanmdaki aksi bir hiçtir. Bu kötü pro­pagandalar, ancak milletin kendilerine olan itimat bakiyesini de silip süpürme-ğe yol açıyor. Bugün kalkıp desek ki, Türkiye'de iktisadi kalkınma yoktur,, mal, can ve ırz emniyeti yoktur, Türkiye dış itibarını kaybetmiştir, Türkiye tehlikelere kargı bugün mevcut teminatı istihsal edememiştir, Türk ordusu kuvvetinden kaybetmektedir. Elbette bunlara inanmazmız. Sizin bağrından kopup geldiğiniz Türk milletinin de inanmıyacağına eminsiniz. Memleketi dolaştığınız zaman çehrelerdeki tebessüm ve neg'eden vatandaşların tam aksi kanaatte olduklarını ahlamak güçdeğildir.

Artik işler bu raddeye geldikten sonra, hakikatleri teslim etmek lâz.mdır. Muhterem muhalefetten hakikatlere teslim olmalarını, yapıcılıkta iktidarla beraber yürümelerini rica etmek zamanı gelmiştir, sanırım.

iktisadî vaziyetimiz vatandaşların gündelik hayaytlarmda hissettikleri gibi büyük bir süratle iyileşmektedir. O kadar ki memlekette vatandaşın kat'î kanaat halinde kabul ettiği bu hakikat, dost düşman bütün yabancı memle­ketleri hayranlık içinde bırakan bir manzara olarak gözüküyor. Dış itibaıy dünden çok daha üstündür. Ordumuz günden güne kuvvetlenmekte, bîr gün üzerine terettüp edebilecek vatan vazifesini daha'hazır bir vaziyette yap­mağa yönelmiş bulunmaktadır. Dış politikamız iyidir. Elbette iyidir, çünkü dış politika, iç politikanın bir parçasıdır, içerde sağlam, iktisadî kalkınma kemalinde, asayiş yerinde, ordu vazifesi başında, vatandaşlar hürriyetlerin­den emin bulunmasa, bir kelimeyle bir iç kuvvete dayanılmasa, kuvvetli bir' dıg politika yapmanın imkânsız olduğunu elbette takdir edersiniz. Demokrat Parti olarak, Türk köylüsünün yüzünü güldüreceğiz dedik. Vaidlerinizi ye­rine getirmediniz diyenlere köylünün mütebessim çehresi cevap vermekte­dir. İktisadî kalkınmamızın aksini, Türk köylüsünün kalkınması teşkil ede­cektir.

işçimiz de memleketin kalkmmasiyyla mütenasip olarak refaha kavuşacak­tır. Ziraî istihsal fazlalaştıkça, memlekete servet girdikçe, sanayi ve maden-cilikde, bütün istihsal kollarında ilerlemek imkânları bulunmadıkça, memle­kette işçiye ihtiyaç ye işçinin refah seviyesi de artacaktır. Memlekette iş hacminin artmasında elbette bütün vatandaşlar istifade edecektir. Yükün taksi­minden bahsetmek abestir. Memleketin süratle kalkınmasını temin etmek, iktisadî merhaleleri süratle aşmağa çalışmak, vatanperverane hareketlerin basındadır.

Demokrat Parti bu memlekette fakrüsefaleti bir an evvel ortadan kaldırmak azmindedir. Nasıl bundan beş altı sene evvel tek parti hâkimiyetine ve hür­riyetsizliğe karşı kıyam etmişse ve mücadeleyi gaye edinmişse, bugün de iktidara sahip olarak fakrüsefalete ve geriliğe karşı en mukaddes cihadı açmıştır. Gayretlerimiz sayeysinde iki sene içinde havsalalara sığmıyacak neticeler elde etmiş bulıınuyoyruz. Türk Milleti, şimdi hürriyete, saadete, medeniyete doğru bütün hızıyla yürüyor. Cemiyetimizi bu büyük gayeler­den geri çevirecek bir kuvvet mevcut değildir. Gerilik, sefalet ve fakrın bü­tün köprülerini attık. Katar rayı üzerindedir, istasyonları katetmek sure­tiyle maksuduna doğru yürümektedir.

Bütün bu iyilik ve terakki hamleleri içinde muhalefetle beraber olmak, mu­halefetteki arkadaşlarımızın tenkid yoluyla yapacakları yardıma mazhar olarak çalışmak, ne büyük bir bahtiyarlık teşkil ederdi. Bu sözlerin, onların tenkidlerinden çekinmenin bir ifadesi, olduğunu sanmamalıdır. En büyük şerefli, hak ve hakikate dayanmayan insafsız hücumların, matbuatın sel ha­lindeki tarizlerinin karşısında dimdik ayakta duran bir iktidar olmamızda bulmaktayım. Korkutmakla, sindirmekle, tahakkümle bir kığla disiplini te­sis etmiş olsayydık böylesine iş başında kalmanın hiçbir şerefi olmazdı.

Bu memlekette öylesine prensiplere inanmış bir iktidar mevcuttur ki onun Hükümeti bir parti Hükümeti değil bütün milletin Hükümeti olmak gayesi peşinde koşuyor. Hükümeti Parti farkı gözetmeksizin bütün Türk Milletinin hizmetine tahsis etmek, hedef ve gayelerimizin başında gelmektedir. Taah­hütlerimizin eri olacağız. Türk Milletinin müşterek malı olan Hükümet oto­ritesini şahsî menfaatler, parti menfaatleri istikametinde kullanmak asla ak­lımızdan geçmez. Bunu sizler de istemezsiniz ve istemediğinizi bugün burada sizlerin ağızmızdan dinlemekle bahtiyar oldum.

Bugün iki buçuk senelik iktidar arkamızda kalmıştır. Seçim sathımailine gir­mek üzereyiz. Bir sene sonra seçim devresi içinde bulunacağız. Kardeş parti­lerle beraber ben sana daha iyi hizmet edeceğim diye milletin huzuruna çık­tığımız zaman, bizi reyleriyle selâhiyetli kıldıkları dört sene içinde tahakkuk ettirdiğimiz eserleri saymakla, hürriyet ve adaleti hâkim kılmak ve Demok­rasi rejimini kökleştirmek bakımından aldığımız neticeleri göstermekle, ye­niden itimadına lâyık olmağa çalışacağız.

Hangi partiden olursa olsun bütün vatandaşlara müsavi muamelenin vicdan­larımızda yer etmesi lâzım gelir. Buna bizler inandıktan sonradır ki Türk milletinin huturuna eserlerimizin bu manevî kısmı ile de çıkmak şerefine nail olabileceğiz.

Başbakan bundan sonra, kongrenin arzettiği tesanüd manzarasına yeniden temasla mütesanid olmak mecburiyetini belirtmiş, şahsiyet kavgala-.rıtımsiyasîistikraradokunabileceğinikay dileşahsîkavgalarıeğer varsa, parti dışında yapmanın iyi olacağını söylemiş, Demokrat Partinin tam ve mütekâmil bir siyasî parti haline geldiğine de işaretle şayet parti içine şahsiyet sokmak isteyenler olacaksa sevk ve idareden mesuî insanlar sıfatiyle lâzım gelen tedbirlerin alınacağını ifade etmiş ve sözlerini sürekli alkışlar ve devamlı tezahürler arasında şöyle bitirmiştir:

'Çok kısa bir zamanda parti olarak çok büyük terakkiler kaydettiğimizi ifti­harla ifade edebiliriz. Muhalefetin vatanperverane yolda memleketin refaha kavuşmasında şerefh rolünü bir an evvel almasını temenni ederken, bu kong­renin gösterdiği tesanüd ve olgunluktan ilham almaktayım."

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu'r.un Ankara Demokrat Parti İ! Kongresindeki konuşması:

Ankara : 21 (AA.) —

Devlet Bakanı Başbakan yarimeısı Samet Ağaoğlu, Demokrat Parti il kong­resinde dileklerin görüşülmesi sırasında, delege ve dinleyicilerin sürekli al­kışları arasında söz almış ve evvelâ Demokrat Parti kongrelerinin değişmez vasıfları üzerinde durmuştur. Başbakan yardımcısı demiştir ki:

«Demokrat Parti kongreleri 6 seneden beri seviyesi mütemadiyen yükselen samimiyet ve olgunluk içinde devam etmektedir. Bu kongreler, içerde ve dı-şarda bizi sevenlerin ve sevmiyenlerin gözü Önünd Demokrat Partinin na-'sil millet liizmetinde heyecanlı bir tesanüt ocağı olduğunu göstermektedir. Bugünkü kongremiz bunun yeni bir ispatını vermiştir.u

Samet Ağaoğlu bundan sonra bu kongrede üzerinde durulan mevzuları tah­lil etmiş ve sözlerine şöylye devam etmiştir:

«Burada artık 1946 ve müteakip senelerin belli başlı mevzularma temas edil­medi. Ne Devlet baskısı, ne polis tecavüzü, ne zulümden bahsolunmadı. Bu­na mukabil daima ileriye giden bir milletin medenî ihtiyaçları ortaya kondu. Misal olarak arzediyorum. Bir delege arkadaş, Sümerbankm kaput bezleri­nin iyi vasıfta olmadığından ve hususî teşebbüsün daha iyi vasıftaki kaput tezleriyle rekabet edemediğinden şikâyet etti. Bu delege arkadaş haklıdır. Sümerbankın kaput bezleri eskisinin aynıdır. Fakat Türk köylüsü bugün ar­tık o vasıfta kaput bezini beğenmiyoyr, çünkü köylümüzün kalkınma bakı­mından daha yüksek vasıfta bezlere ihtiyacı artmıştır. Dört sene evvel bizim için saadet merhalesi olan ve hayal gibi önümüzde yükselen emeller ve ga­yeler bugün tamamiyle tahakkuk etmiş bulunuyor. İlerimize ve yükselmemize muvazi olarak ihtiyaçlarımız da artacak ve devam edecektir. Birkaç sene sonra bu memleketin çehresi tamamiyle değişecektir.

Vatandaş şeref ve havsiyetinin, insan haklarının ve hürriyetlerinin tam ola­rak korunduğu bu hür vatan topraklarında, dünyanın en hür insanlarından mürekkep bir millet olarak daima ilerleme ve yükselme yolundayız. Bu ga­yeye milletçe artık erişilmiştir.

Ziraî kredi üzerinde konuşan arkadaşlarıma cevap vermek isterim.

Is başına geldiğimiz günden beri tuttuğumuz yol, müstahsil kütlesinin kal­kınmasını temin etmektedir. Başardığımız işleri ve eserleri burada tekrarlı-yacak değilim. Rakamlar ezberinizdedir. Uzun bir devir ihmal edilmiş bir vatanda şu veya bu unsurun kötü ve yolsuz hareketleri bizi muztarip edebi­lir, fakat bugün iyi bir yolda yürüyen idare mekanizması içinde herkes mut­laka iyi olmağa doğru gidecektir. İktidara geçtiğimiz günden beri bu memle­kette ziraî kredi tam beg misli yükselmiş, ekilen toprakların nispeti yüzde Otuz artmış, memleket ziraati kalkmınea umumî hayat seviyesi ve iktisadî hareketler tam bir faaliyete erişmiştir.»

Bundan sonra yapılan işleri ve başarılan eserleri sayan Başbakan yardımcısı demiştir kî:

"Bugünkü durumumuz dün ile mukayese edilmiyecek kadar parlaktır. Ar­tık biz başarılarımızı dün ile mukayese etmiyeceğiz, mukaseyi kendi eserle­rimizle ve başar il armuzla yapacağız. Onların devirleri tamamiyle tarihe ka­rışmış ve bizim için mukayese emsali olmakatn çoktan çıkmıştır.

İşçi meselesine gelince:

Biz hiçbir şey yapmadıksa ücretli hafta tatili kanununu çıkardık. Bu kadar süratle çıkartılan bu kanun bir iktidarm siyaysî tarihi için bir kıymet ifade eder. 950 den bu yana işçi Ücretlerine yüzde altmış zam yapılmış, işçi hasta-hanelerinin yatak adedi birkaç misli yükselmiş, sendika hareket ve faaliyet­leri kâmil bir hürriyet havası içersinde yükselme yoluna girmiştir. Bununla beraber işçilerimizi milletçe özlediğimiz refah seviyesine kavuşturmuş de­ğiliz. Fakat bu gayeye erişmek için ileri adımlarımızı atmış bulunuyoruz. Vatansever işçilerimiz davamızda bizimle beraberdir.

Bir köylü vatandaş, köy yol ve suyunun beraber çalışarak yapıldığını söyle­di. Köy yolu ve içme suyu dâvası köylü ve Hükümetin elele vermesi davası­dır. Bu işbirliğinin manevî mânası, ve kıymeti vardır. 36,000 KÖydede 25,000 inde içme suyu yoktu. İki yılda 10.000 köye içme suyu getirttik. 1854 de Türk köylüsünün huzuruna çıkarak dört senelik hesabımızı verdi­ğimiz zaman içme suyu gitmemiş köy kalmıyacaktır. Bu münasebetle mu­halefetin propagandasına temas etmek ve bütün vatandaşların dikkatini bu noktaya çekmek isterim.

Mahsul fiatları ve muhalefet...

Yasan: Mümtaz Faik Fenik

4 Ağustos 1952 larihli Zafer'den:

Dünya Gazetesinde Palilı Rıfkı Atayın tealemindftn çıktığını haykıran lıir fıkra okuduk: «Hayat pahalılığı durmadan arttığı için Hükümet ister istemez, bng-day alım fiyatını 30 kuruşa çıkarmış! Çünkü köylünün alacağı mallar, bu zam nispetinin de üstüne fırlamış!...»

Fıkracı, bununla, da, tezvirin amudu fıkarisini doğrultamamiş ve sözlerine şuaları ilâve etmiştir:

Ofis [memurları şu iyidir, bu çürüktür, diye gelen mahsullerin fiyatlarını kese­rek akıllarınca bir çare bulmak istemiş­ler ama, bereket versin Kasım Gülek ikaz etmiş, bunun üzerine Hükümet, Ofise bütün maihsule ayni fiyatın veril­mesini ve 15 Hazirandan beri ucuza alınmış olanlarında fiyatlarını tamam­lamasını emretmiş!..

Aferin Kasım Gülek'e diyeceksiniz! De­mek bazan «Kal'kın ey ehli vatan!» te­ranesini bırakıp .binde bir de olsa, bir işe yarıyabiliyor', aklı denize fayda olu­yor, diye düsiinetoil'eceksmîz! Anıa bu kanbur fıkranın neresi doğru İti, düzelt­meğe orası lüzum göstermesin?..

Köyünün alacağı mallar malûmdur: Pamuklu, tuz, şeker, sigara, daha buna benzer ihtiyaç maddeleri!.. Bunların hangi birinin fiyatı .artmıştır? Hattâ pamuklulara evvelce yapılan zam, son­radan eski fiyatının da aşağısına düşü­rülmüştür. Demokrat İktidar, Halk Par­tisi zamanında olduğu gibi şekeri 520 yemi satıyor? Hayır, dört tane daha şeker ifiaibrikası [kurarak, fiyatları dü­şürmeğe bakıyor, ve köylüye yeni ça­lışma hasaları hazırlıyor. ıSade bir yol vergisinin kalkması, Halk Partisi za­manında köylünün sırtına yüklenen o ağır yükü bir anda kuştüyü gibi hafif­letmiştir. Köye yol yapılmış, çeşme ya­pılmış köylü, zamanını ve sıhhatini Ka­zanmıştır. Ama muhalefetin bütün bun­lara kulak astığı yoktur! Bizim oğlu­muz dönüp dönüp yine bina okuyacak­tır; ve hattâ köylüye zorla angarya ile

yaptırılan okul .binalarını okuyacaktır! Bugün mütehassıslar hesap etmişler ve bir kilo buğdayın 12 .kuruşa Jnal oldu­ğunu tesbit etmişlerdir. 30 kuruş fiyat, mahsulü yüzde yüzün 'çok üstünde bir kıymetlendirmedir. Hattâ hububat zi-raatini teşvik ve alım sahalarını fazla-laştırma bakımından belki de yüzde iki yüz bir artışı teinin etmek demektir. 'Bütün halkın itamı doyduktan sonra, dışarı bir buçuk milyon tonluk hububat ihraç edebilmenin mânasını hangi fitne ile küçültebilirler?...

Evvelki günkü gaz et elerimi a de vardı: Ziraat Bankasının açtığı krediler 914 milyon 562 bin liraya yükselmiştir. Bu prim eskisine göre üç misli bir fazla­lıktır. Demek çiftçi malım satıyor, pa­rasını alıyor, itendi geçimini temin edi­yor da hem "borcunu ödeyebİliyor, lıem de kredinin artmasına İmkân hazırlıyor.

Eu kredi olduğu yerde dokuz doğurmuş demektir; iş hacminin artmasından ve refah seviyesinin yükselmesinden büyü­müştür. İşte rakamlar .meydandadır; ;Palih Rıfkı ömründe Kadıköy önden başka hangi köye gitmiştir de köylünün vaziyetini öğrenebilecek bir duruma gir­miştir ?..

Ofis memurlarından bazılarının, şu iyi­dir, bu ıçürüktür diye gelen mahsullerin, fiyatlarını haksız kesmelerine g-elince, bu varid olabilir; elbette Ofis memurları da Allanın .kuludurlar, yanlışlık yapa­bilirler. Veyahut bu memurlar Halk Partisinin adamlarıdır; ve Hükümet ka­rarını bozarak ikasten böyle bir sabota­ja başvurabilirler. Ama bir haksızlık son meteliğine kadar, tashih edilmiş midir, edilmemiş midir, siz ona bakınız!

Kasım Güle.k'in ikaz ettiği iddiasına ge­lince, onun ortalığı karıştırmaktan mah­sul fiyatlarını tetkike zamanı mı var­dır? Bizim bildiğimiz Kasım Gülek, işi düzelmekten daha ziyade bozmakla şöhret kazanmış bir zattır. O tıyneti icabı haksızlığı tashih değil, teşvik ede­cektir. Fakat alâkadarlar, ondan çok ev­vel şikâyetlerim yapmışlar, bunun üze­rine işler düzeltilmiş ve Kasım Gülek'e bu harman sonunun sömürülmesi kal­mıştır, işte hikâyenin içyüzü!

Rakamların balâgati...

II Ağustos1952 tarihli Zafer'(Sen:

istatistik Gene] Müdürlüğü tarafından 1952 hububat rekoltesi hakkında yapı­lan tetkiklerin neticeleri memleketimi­zin 3 950 den bu yana, nasıl bir iktisadî inkişafa nmzhar olduğunu, mîllî kalkın­ma hamlesinin nasıl bir hızla devam et­tiğini çok açık Mr şekilde göstermekte­dir.

1952 senesinin hububat ekLm sahası 9S82000 hektar tahmin edilmiştir. Bu 1950 ye nazaran % İS bir artış ifade et­mektedir. Yalnız hububat sahasındaki bu fazlalığa pamuk, gibj diğer madde­ler sahasındaki ekim fazlalığını da ilâ­ve ettiğimiz takdirde memlekette zirai istihsale tahsis edilen toprakların iki sene içinde % 30 dan fazla bir nispette arttığını kabuletmek yerindeolur.

istihsal miktarına gelince meselâ buğ­day istihsali 1950 de 3.900.000 ton iken 1952 de 6 milyon 400.000 tona yüksel­miştir. Bu 1950 ye göre % 65 bir fazla­lığı ifade eder.

Muhalefet zirai istihsaldeki ton artışı İyi hava şartlarına bağlamaktadır! Fakat kendilerine, bug-ün ve tarihte, sırf iyi hava şartları dolayisiyle istihsalin ve istihsal sahrasının iki senede hu derece­lerde arttığına bir misal gösterebilir mi­siniz diye sorduğumuz zaman elbette İÜ göstermeyecekler ve birtakım demago­jik cevaplar vermeğe çalışacaklar; fa­raza, Halk Partisi Genel Sekreteler! Kasım, istatistik Umum Müdürlüğünün verdiği rakamlar acaba doğru mudur, tarafsız heyetler bu rakamları tetkik etmelidir, diye karşımızaçıkacaktır.

Zirai istihsal sahasında iki senedenberî görülen bu büyük inkişafın belli başlı dört sebebi vardır:

— Ziraatin makin al aş m a sı hareketi es­ki ile mukayese edilcmiyecek kadar hız­landırılmış ve teşvik edilmiştir.

Tabii ve normal derecede susuzluk hallerini karşılayan sulama tertibatı ve tedbirleri vaktinde alınmaktadır.

Mahsul fiyatları, çiftçiyi, ekLm saha­sını genişletmeğe teşvik edecek hadlercle

tutulmuş, maıhsulünün değerlendirildi­ğini gören köylü şevk ve hevesle -çalış­mıştın.

— Nihayet, hava şartları da iyi gitmiş­tir.

Demokrat Parti iktidarı ile "beraber memleketimize yepyeni b!r çalışma zih­niyetinin, iktisadi ve içtimai meseleleri "birer birer ele alma metodunun, göste­riş endişesinden uzak bir yaratma gay­retinin girdiği artık bütün dünya tara­fından ikabu! edilmiş bulunmaktadır. En müşkülpesent tarafsız müşahitler bile, iktidarın iktisadi, içtimai meselelerde ve dış politika sahasında temin ettiği mu­vaffakiyetleri tesbit etmiş bulunmak­tadır.

Fakat yazık ki, muhaliflerimizi, rakam­ların şu 'belagat: dahi ikna edememek­tedir. Muhalefet gözünü ve kulağını bü­tün bu müsbet işlere kapamış, kendi hasta dimağında vehmederek yarattığı birtakım hayalî dâvaların peşine düş­müştür.

Yok, iktidarda diktatörlük istidadı baş­ladı, yok matbuat hürriyeti tehlikeye girdi, yok partizan idare vardır gibi baş­tan başa saçma İddialarla Dcmkişotl&r-gibi memeleketin bir. ucundan diğer ucuna koşup duran muhalefet liderle­rine biraz da hakikatlere tahammül göstermelerini tavsiye etmek isteriz. Bu memleket nihayet müşterek vata-mmızdır.Onuniyiliğide,fenalığıda

hepimizi alâkadar eder. Onun saadeti ile mesut, felâket; ile bedbaht olmak1 muhalif,muvafık bütünvatandaşların

müşterek nasibidir.

Bug-ün bu memleketin 'birçok sahalarda dünden daha iyi vaziyette oiduğu da aşi­kârdır. 'Onun bu sahalarda duyduğu saadete iştirak etmemek, her şeyi mu­hakkak ve muhakkak fena göstermek unutmıyahm ki kendi ruhlarımız kadar milletin ruhunda da bezginlik uyandıra­bilir ve bunun neticesinde doğacak fe­nalıkların vebaliniödemekgüçolur!

image001.gifimage002.gifMilletvekili Bedri Nedim Göknil'in dün­kü Vakitteki beyanatıdır. Bu beyanat­ta şöyledeniliyor :

— Memleketin hayatında ve gidiş atın­da anayasanın tadilini zaruri kılacak bir şey sönmüyoruz. 1853 senesinde Meclîsin, feshi .meselesine gelince, hu Meclis millî ira-de ile dört sene iğin se­çilmiştir. Ondan evvel feshe lüzum yok­tur, s

'Bu cümleler d eki ifade tarzından anlaşı­lıyor ki bu sayın millet vekiline g-öre dört sene İçin seçilen Büyük Millet Mec­lisleri kanuni devreleri sona ermeden feshi iliç 'bir sebeple icabetmez. Dört sene sona ermeden Meclisin feshi rai İli iradeyft aykırı olur. Halbuki dünyanın hiç biv tarafında ıhiç 'bir 'demokrasi memleketi yoktur ki dört sene için se­çilen meclisleri bazı kanuni şartlar da­hilinde feshe di! ean ez olsun.

îkinci Büyük Millet Meclisinde bugünkü Anayasamızın temeli atılırken Cumhur­başkanına fesih hakkı verilmesi uzun tartışmalara sebep -olmuştu. Atatürk'ün şahsi nüfuzu ile diktatörlüğe gitmesin­den korkan Meclis ekseriyeti cumhur­başkanına fesih hakkı- verilmesine şid­detle muhalefet etti. Fakat Atatürk Cumhurbaşkanı sifatiyle haiz olmadığı bu hakkı 'Halk Partisinin değişmez Ge­nel (Başkam sıfatiyle almıştır. Birkaç defa Büyük Millet Meclisleri .kanuni müddetini ikımal etmeksizin kendi ka-rariyie feshedilmiştir. Bugünkü demok­ratik rejimle artık şef sistemi ortadan [kaldırılmış olduğuna göre yürütme kuv­veti' İle yasama kuvveti arasında muva­zene kuracak bir sistem bulmak lâzımtlır.

Zira demokratik bir rejimde her zaman bir meclis ekseriyetinin dörtte üçü bu­gün olduğu gibi ifair siyasi padti elinde toplanmaz. .Meclis muhtelif parti grup lorma ayrılır. Meclis ekseriyetini teşkil eden grup, yahut gruplar ile hükümet arasında esaslı bir meselede ihtilâf çı­kar. Bir taraf diğerini ikna edemez. Bir hükümet çekilir. Diğeri iş 'başına ge­lir. Fakat ihtilâf yine devam. eder. istik­rarlı hükümet kurmak imkânsız olur. O zaman ihtilâfı kökünden halledebil­mek için yeni bir seçime giderek mille-

tin hakemliğine gitmekten başka çıkar bir yol kalmaz.

Demokrat Parti muhalefette iken anti­demokratik kanunlardan şikâyet ediyor­du. Çünkü o zaman iktidarda Meclisin üçte ikisini elinde tutan bir Halk Par­tisi ve hükümeti- bulunuyordu. Cihat Ba­ban ve 'Bahadır Dülger gibi gazete baş­yazarları Meclisten, antidemokratik ka­nunlar çıkmasını önleyecek şekilde Ana­yasa tadilâtı yapılmak için paçaları sı­vayarak çalışıyorlardı. Tarafsız gazete ler ve hatta Halk Partili gazeteler de bu istikamette r.eşriyat yaptılar. De­mokrat Parti iktidara gelirse bu bakım­dan büyük değişiklikler 'bekleniyordu. Halbuki 14 Mayıs 1951 den sonra Cihat Babanlar ve Bahadır Dülgerler Demok­rat 'Parti Meclis Grupu içerisine girince sesleri kesildi. 1919 senesinde Anaya­sanın tadili için bütün gazete başyazar­larından imza toplayan Bahadır Dülger­ler ve Cihat Babanlar şimdi nerededir? Bu -arkadaşların Bedri Nedim Göknii gibi Anayasanın tadiline lüzum olmadı­ğını iddia eden milletvekillerine biraz demokrasi dersi vermeleri lâzım değil mi?

Realiteyi kavramak dirayeti...

Yazan : Zûhtü Velibeşe

16 Ağustos1952 tarihli Zafer'den:

Muhalefetin bizde neden çöktüğünü ara­yan yazımızda iktidara karşı olan Partiler için, realitenin İyice kavran­ması, yaşanılan devre intibak edilmesi lüzumundan bahsedilmişti. 'Bunun ehem­miyetini, belirtmek muhalefetin duru­munu açıklayacağına kaniiz.

Memleket imiz in bugünkü rejimi, 14 Ma­yıs 1950 seçimlerinin eseridi.r Herkesin bildiği bu hakikati böylece hatırladıktan sonra, buna 'varışın gaye ve mânasını tahlil edelim.

14 Mayısa kadar realite, Türkiye'de hu-ikultan demokratik, fakat fiilen totali­ter mutlakiyeti ifade eden bîr sistemin hüküm sürmesi idi. Anayasamızın tamamiyle dışında, onun ruhuna da metnine de aykırı olaa bir sistem., Parti adı verilen, - lâkin bu mef­humun vasıflarını haiz olmıyan, başka bir g-aye ile kurulmuş bir teşekkülün bünyesindeki hususiyetle tesis edilmişti. Filhakika:

Bu teşekliüiün, mutlak salâhiyetleri ha­iz bir ıGenel Başkanı vardı ki, sonra ona bir de değişmez sıfatı eklendi. Onun ya­nında, yine nizamnamesi mucibince, onun tarafından tâyin ve azledilebilen bir Genel Başkan vekili ve bir de Ge­nel Sekreter bulunurdu. Vekiller daima Hükümeti Reisleri, sekreterler de tabia-tiyle Başkanın inandığı bir şahsiyet olur ve teşekkülün iç faaliyetini idare ederdi-Bu Parti taklidinin yüksek sevk ve İda­resi görünüşte bu "üç kişiye tevdi edil­mişti amma, iki uzvu Genel Başkan ta­rafından, tâyin ve azledildiği için, -haki­katte fiilen sevk ye idare münhasıran Genel Başkanının elinde idi.

Milletvekili adaylarını ftu heyet yan; Genel Başkan tespit ederdi. Başkan vekilinin idare ettiği hükümet,' Genel Sekreterin en küçük kademelerine ka­dar Tnüdatoale ettiği Parti, parlak misa­lini 1946 da gördüğümüz usullerle, «-se­çim» komedyasını oynatır ve tabii Ge­nel Başkanın adayları Milletvekili ilân edilirdi. Bunlar arasında, belki de İfti­har duyarak, «benim seçim dairem Çan­kaya'dır!»deyenler meşhurdu.

Böylece Türk Milletinin seçmediği, sa­dece Çankaya'nın «tâyin» ettiği bu ze­vat," meslek 6'dinflikleri politika mevkii­ni muhafaza etmek isteyince, .millî de­dikleri Şefin emrine, sadakatle İtaat mecburiyetinde idiler.

Genel Başkanınım Meclis ekseriyeti üzerinde Bu yoldaki baskısı, her an gü­vensizlik oyu ile d evr ile bilecek -olan bir Hükümete mevki vermiyeceği tabii idi. Esasen hükümet rei.si de. gerek bu mcv kie gerek Parti denilen teşekkülün baş­kan vekilliğine, kendisi Devlet Reisi seç­tiren Genel (Başkan tarafından getirilir­di.

Bu suretle Genel Başkan istediğ: ka­nunu Meclisten, istediği kararı Vekiller Heyetinden çıkartır, onları tatbik etti­rir: hulâsa Devletin teşriî, siyasî, icrai bütün tasarrufları, onun her günkü ha-

vaya göre değişen keyfine bağlı olurdu! işin daha vahim olan tarafı da, bu zatın Devlet Reisliği sıfatı itibariyle Anaya­samucibince gayrî mesul olması idi!

Demokrat Partinin kuruluşundan sonra, Halk Partisi denilen teşekkülün statü­sünde acele ile yapılan değişiklikler bu fiilî vaziyeti değiştirmedi.

Değiştiremezdi de. Çünkü: XX. asırda. Devletin nüfuz sahası genişlediğinden beri, diktatörlerin el attıktan saha hu­dutsuzdu. "İktisadi, içtimai, ruhi, mâne­vi, kültürel ve sair her türlü zeminler onun müdahalesineacıktı.

Nitekim bizde de Devletçim formülü vardı, iktisadi Devlet Teşekkülleri, Ban­kalar iktisadî nizam, spor ve bunlara bağlı bütün müesseseler, dil, tarih her-şey Devletin, yani değişmez Genel Baş­kan - MİI1İ Şefin keyf ve hevesine tabi İdi. Bunlar bir ağ gibi memleketin sat-üıını kaplamış; her biri -kendi sahasın­da birer- diktatör kesilerek halkm nefes al ması, maişetini temin edebilmesi bile bunlann, yani Genel Başkanının lûtfu-na bağl; sayılmak âdeta kaide olmuştu. Bu idarenin, meselâ ıMıjssoüni İtalya-sında olduğu gibi, bir ideolojisi de bu­lunmadığından, hâkim olan prensip; sa­dece Şefin kaprisinden ibaretti. Mem­leketin refah seviyesini yükseltecek cid­dî faaliyetler ihmal edilerek, sırf göste­riş için çorak mevzulara, korkunç bir yekûn tutan, milyarlar israf edilmesinin sebberni bunda aramalıdır. Halkı, siyasi haklarında, her çeşit hür­riyetinde, vicdanında, dilinde sanat ve mesleğinde, kazancında hulâsa hayatı­nın her safhasında tazyik ve müdahale­ye mâruz tutan, şimdiye kadar g-örül-memış şekildeki bu teşkilâtlı diktatör­lük, istimlâkleri, ist imv ali eri, angarya­ları, resmî, gayri resmî çeşitli külfetle­ri ile milleti derin bir fakrü zarurete uğratan, memleketi de bir felâket uçu­rumuna götürmekte idi. Bu hal, Anayasanın hukukan mevcut olan hükümlerini fiilen tatbik ettirmek suretiyle, millî hâkimiyeti artık tesis etmek yolunda, dayanılmaz bir fikir ce­reyanı doğurdu. Milletle irtibatını kes­miş olan diktatör idaresi bunları göre­cek halde değildi.

Türkiye bütünlüğü aleyhine çevirebilir. Eski haksızlıkları .müdafaa etmek ne ■kadar doğru değilse, eskiden istenerek ve oilinerek yalnız1 haksızlık yapılmış olduğu 'gi'bi 'bir hava yaratarak ve üçü de Türkiyenin siyasi ve coğrafi bütün­lüğüne karşı toirer suykast olduğuna şüphe olmayan isyanları haklı göstere­rek vatan düşmanlarına fırsat vermek ondan, bin defa beter- bir hatadır. Bu­günkü iktidarın Doğu vilâyetler halkı-nı kendine bağlamak İ-çin güdeceği poli­tika, masum halka maziye ve mazi ile beraber devlete karşı yeni kin ve inti­kam hisleri aşılamak değil, müsbet iş­ler görmek, nizam ve adalet kuruculuğu vazifesini tamamlamak, iktisadi ve zi­rai ıslahat yapmak, millî eğitim İşlerini düzeni em ek tir. Muhalefetlerden yapıcı tenkit bekleyen iktidar, iktidardan sa­dece yapıcılık beklendiğini asla unutma­malıdır.

Partiler üstü kalmak gereken ikinci mesele, din terbiyesi ve vicdan hürriyeti adı altında yeniden körüklenen garp madeniyeti ve kültürü düşmanlığını bir oy toplama fırsatı olarak istismar et­memektir. Dini dünya işlerine karıştır­manın en kötü şekli, din: seçim politi­kasına karıştırmaktır. Bu karışmanın hududu yoktur. İranın bugünkü haline, (hatta kendimizin İki asır önceki halimi­ze dönsek -masum halkın mukadderatı ile, oynamağı meslek edinen irticaın diktacı baskısından kurtulamayız. Bu türlü istismarlar dahi sadece bir siyasi partinin inhisarında kalamaz. Sağa doğru yarış, Tüi'.kiycde yeni bir dikta rejiminin tek kurtarıcısı tedbir olduğu fikrini yayıncıya Ikadar devam eder. HaTbuki halkı memnun edebilecek her şeyi yapmak yine iktidarın elindedir. Muhalefetler, iyi ve doğru kalkınma kararlarının müspet neticeler vermesine ve bu müsbet neticelerin halkı iktidara ısındırmasına mâni olamazlar.

Partiler üstü kalmafe gereken üçüncü mesele, ormanlardır. Bugünkü durum, ormanlık bölgelerde yaşayan halkın ge-

çimi için fcolaylık göstermek haddini alabildiğine aşarak Türkiye tabi atini tahrip etmek, suretle taıhrip etmek şek-liöi almıştır. Ormanlarla beraber or­manlık ibolge halkını da soyan bir vur7 guncular ve madrabazlar ticari alıp yü­rümüştür. Şu çırçıplak İstanbul etrafı­nın tek tük yeşillikleri bile yolunarak, İstanbul mahallelerine her gün kaçak odun taşınmaktadır. İstisnasız bütün iyi niyetli ve grörüş sahibi vatandaşlar Türkiyenin çölleşmesi artık birkaç yıl işi olduğu kanaat indedirler. Yalnız bir Eti defa daha Milletvekili olmaktan baş­ka Mçbir emelleri olmayan politikacılar, bizden sonra Türkiye çöl olsa da ne çı­kar, der gibi bütün şikâyetlere omuz silkmektedirler.

Biz Türkiyeden kopan toprakları tekrar geri alamayız. Biz gerileyen Türkiyenin yeniden batmağa doğru gitmekte oldu­ğunu İnkâr edemeyiz. Biz çupçıpiak toir-çÖlde yeniden tabiat yar atamayız. «Gayr-I kaabil-i telâfi» felâketleri ön-liyetoilmek için partizanlığı bir yana bı­rakmalıyız. Bunlar dışında Mrgok siyasi partilerin, muhalefette iseler halk ile konuşacakları, iktidarda İseler halk için yapacaklar sayısız işler vardır.

Fetih yılı...

Yazan: A. Adnan Adıvar

24 Ağustos 1952tarihliAkşam'-dan :

Kimisi şöyle dedi, karnisi böyle dedi, İs­tanbulini beş yüzüncü fetih yıldönümü kutlanması için bir şey yapılamadı. Ya­hut daha doğrusu bir türlü başlıyamı-yacak olan merasime toir top atışiyle son verilecektir. Bu fetih yılı dediko­dusu çok, amma pek çok uzun sürdü. Böyle bir tes'ide taraftar olanları da, okmyanları da bıktırdı. Bu neticesiz dedikodulara sebep, evvelki hükümetle­rin bu kutlama, için büyük bir komisyon kurarak 20 milyon lira tahsisin karar, altına alması ve bu kararın «debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar» ile tatbik edileceğini hemen ilân etmesi olmuştur. Günlergeçtikçe şöyle 20 milyon değil, 20 Mu liranm bile bu işe sarfedilemiye-ceği ve edilse bile bir işe yaramıyacağı anlaşıldı. Kutlama taraftarları bundan mahzun olabilirler, fakat bin dereden su getire­rek İstanbul un fethini kutlamanın ta-riıhe, realiteye vesair birçok mefhumla­ra uymıyacağını iddia edenler memnun olacaklardır, 'Birçok şehirler İmi 2 in, bu arada îstanbulun da Millî Mücadele es­nasında işgalden kurtulması her sene kutlandığı halde, beş yüz sene evvel .mühim bir harb tekniği ile vukua gelen fetih hâdisesinin neden kut lana mıy a ca­ğını anlamak müşküldür. Ne ise iş bu­rada değildir, işbu sütunlarda bir kaç defa daha belirttiğimiz gibi gazete muh­birlerine günlerce sütun sütun yazı te­min etmekten başka bir şeye yaramıyan bu gibi yapüarnıyaeak İşlere teşebbüs etmemektedir. Böyle tamam olmıyan te­şebbüsler halkta itimatsızlık hissini do­ğurur; artık bîr teşebbüsün neticelene­ceğine herkesi inandırmak güç olur. Böyle menfi hisler, güçlükleri ve mu-vaffakıyetsizliği mucip olur. Mütevazı bir 'programla bile bu kutla­mayı başa çıkar a m ayacağımızı evvelden anlayıp türlü türlü haberler, havadisler şeklinde ortaya bir takım büyük 'büyük programlar atacak yerde kutlamayı muvafık gormiyen kimselerin fikrini kabul ederek O yolda yazı yazacak mu­harrirlerin kalemine kuvvet vermek daha muvafık olurdu. Meselâ bir başya­zarın dediği gibi istanbul bizim mülkü­müz değil, hiziim hayatımızdır; onun dönüm yılını kutlamaya ne lüzum var?» diye bir dâva başı tutturulabilirdi. Fa­kat 'bu dâva başına mukabil, «Eğer ha­yatımız ise, şimdi bizde de moda oldu­ğu gibi, bayata gelinen senenin her yıl­dönümü kutlandığı gibi, bu -şehrin de hayatımıza girdiği yılın 'beş yüzüncü yılı neden kutlanmasın?s denilemez mi?

Velhasıl görülüyor ki iptidada atılan bü­yük bir adını, biraz fazla atılmış, şimdi geri dönmek için yine büyük bir adrm İle yüzü çevirmek lâzım geliyor. Bu dö. nüsü hafldı göstermek jstlyenler, hatta fetih günü birtopbileatılmasınıçok

görecek kadar zorlu tarihî ve içtimai nazariyelere «bugünkü durum» tabiriy­le bir de siyasi çeşni de vermişlerdir. Hakikat şudur ki her millet tarihindeki mefahiri sırası düştükçe etmek­ten asla geri durmamıştır. Hatırlarda­dır ki bir zamanlar ırktaşlık ve kardeş­liğinden bahsettiğimiz Macarlar bize karşı kazanılan İkinci Mohac meydan muharebesinin bilmem kaçıncı yıldönü­münü kutlamışlar ve bu merasime bizim «İçimiz bile iştirak etmişti.

Mamafih bu gibi millî mefahirin mut­laka «debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylarla» kutlanması gerekmez. Ö yıl­dönümünün vaktiyle bu sütunlarda tek­lif, birkaç kere de meyusane tekrar et­tiğimiz gibi mütevazı bir «İstanbul tet­kik enstitüsün tesisiyle de peklâ tes'id edilebilirdi. Böyle bir enstitü kurulursa beş yüz seneden beri topraklan üzerin­de hüküm sürdüğümüz «kokne Bizans-tan itibaren^ tarihin bu en büyük bel­delerinden birinin tarihine, tapoğrafya-sma, coğrafyasına dair neşrolunacak eserler bütün ilim dünyasında İstanbu-Iun kadrini bildiğimizi herkese değilse bile ulemaya karşı ispat edebilirdi. Hemde o vakit tar&hi, içtimai ve siyasi mah­zurlar ortaya .atilamazdı, Fakat bu en mütevazı ve en debdebstz teklif hiçbir akis yapmadı, sanki bir kayaya söylen­miş gibi. Kir fizik hocasının bana geçen gün söylediği gibi taş ve kaya -bile akis yapar; onun için. taşa söylemiş gibi di­yecek yerde, bir akis yapmıyacak olan havaya söylenmiş gibi demek daha mu­vafıktır. Evet birçok söylediklerimiz hep havaya gidiyor, ve havada ak's yapmak hassası olmadığı için akissiz uçup mahvoluyor.

işte birkaç sensden beri yazılıp söyle­nen bu fetih yılı kutlama efsanesi de her doğum yıllarını kutladıkları halde, hayatımız olduğunu söyledikleri Îstan­bulun Türk âlemine doğduğu yılı kut­lamayı muvafık görmiyenlerin arzusuna uyularak merasim ancak yüz bir pare topla açılıp kapanacağa benziyor. Hiç yoktan bu da iyi. Atatürk Büyük zaferi bir gece bize nasıl anlattı...

Yasan: Ali Naci Karacan

30 Ağuslos 1952 tarihli Milliyet'. ien :

30 Ağustos 0afer 'Bayra'mmuı bu güze; sabahında, yıllarca evvel, bir gece, An­kara'da, Çankaya'da, bizzat Gazi Mus­tafa Kemal'in, o muazzam galibiyetin nasıl hazırlandığını, nasıl gerçek]esti­rildiğini, kendine mahsus o harikulade konuşusu İle bize anlatışını (hatırlıyo­rum. Geç valdt, sofrasından ayrıldıktan sonra, anlattıkları Iıenftz hafızamızda 'bütün ta2el ilki eriyle diri ve canlı iken nasıl olup da söylediklerini Iblr tarafa not etmedim? Bilmiyorum. Fakat, aza­dan, ne ikadar zaman geçmiş olursa ol­sun, büyük zaferin 'gerçekleştiği tarihin bu yıl dönümü sabahımda, o harikulade geceden birşeyler bulmak emellyle Jıa-fızaımı zorladığım, zaman, onu, Çanks-ya'daki büyük saloıına ortasında ki sof­ranın başına oturmuş, etrafında davet­lileri, enerji dolu o güzel yüzü ve irade dolu o yeşil gözleriyle, iki ' elini masa­ma üzerine dayanmış, parmakları ara­sında sigarası, sanki daha dün gece sof-rasindaymışım, sanki dirilmiş de karşı-smdaymışim gibi, bütün çizgileri, renk­leri, hattâ ifadeleriyle olduğu gib' göz­lerimin önüne getirebilıyorum.

Çanikayada, Gazi Mustafa Kemal'in sofrasmdayız. Vakit gece yansını epey­ce tfeçmiş. Atatürk'ün neş'eli bir gecesi. Sofrada on kişiyiz. Meclîsin havasından hoşlanmış bir halleri var. Galiba rah­metli Nuri Conker'le, yine kumandan­lık mevzuu üzerinde şakalaşırken, söz tarihteki büyük kumandanlara intiltal etti ve davetlilerden birinin 30 Ağustos Zaferini ileri sürmesi üzerine, Gazi, bir an durarak ve sanki bütün o hâdiseyi kesif bir halde yasayarak, birden, za­feri hikâyeye girişti. Gergi:

Sîze zaferi anlatayım,..» Dememişti.Jîonuşma,dönedolaş ao bahse intikaledince, Atatürk, birdenbi­re, sözün getirdiği herhangi bir mevzudan bahseder gibi, 30 Ağustos Zaferini de öyle alelade Bir hâdise gibi anlat­maktaydı:

13Ağustos 1952

— Londra :

E. B. C. Radyosu Avrupa 'Servisi Şefi -ve hususi surette Helsinki'ye gönderil­miş bulunan John William Trevor By-

ton Pazartesi sabaıhı Stokhalm civarın­da plajda yüzerken boğulmuştur. Eu haberi yayınlayan B. 'B. C. Radyosu Eyton'un 39 yaşında bulunduğunu ve B. B. C. nin bilhassa-A vrupa-'ya yaptığı yayınlarıidareettiğini bildirmiştir.

16 Ağustos 1952

— Londra:

Şiddetli fırtınaya ve dalgalı denize rağ­men 20 yaşındaki İngiliz yüzücüsü Miss Kaıthleen Mayeh dün Manş Denizini 15 saat 55 dakikada geçmeğe muvaffak olmuştur.

Sabahleyin CaJais civarında bir plajdan, suya atlayan sporcu dün akşam kuv­vetli bir yağmur ve şimşeklerle parla­yan bir sema altında Folikestone plajına ayak 'basmıştır.

Lancashire'de bir fabrikada İşgi olarak çalışan Miss Mayoh, karaya ayak ba­sar basmaz Antrenörü Sam Corry ile 'kucaklaşmıştır.

Yağmurdan sırsıklam olmuş kalabalık tıir meraklı Mtlesi îhgiliz kızını alkış­lamışlar ve meşhur «Lancashire'Ii kız» şarkısını söylemişlerdir.

Kendisinden imza isteyen meraklıları tatmin «ttikten sonra Miss Mayeiı, en-trenÖrünün motörüne 'binerek Dower'e gitmiştir.

19 Ağustos 1952

-— Londra:

ingiltere Dışişleri Bakanlığından Bltdi-rilıdiğine göre, 'Batılı Müttefikler Cenev-rede, Batı-Doğu ticareti anevzuunda ak­detmek ist&diikleri konferans hakkında-Iki projelerini 'geri almışlardır.

Bu geri alma hâdisesinin şarkini, gerek Sovyet Rıısyanm gerekse peyklerin, konferansa icabet etmek üzere İktisadi Daire fteisi tarafından yapılmış olan da­vete oevap verilmemesi teşkil etımekte-dir.

— Londra:

tki yeni tip tepliki ingiliz uçağı hak­kındaki esrar tıugün açıklanmıştır. Bu uçaklardan birisi ses süratinden üs­tün bir hızla uçan biravcı uçağı, di


geri ise ufak -çapta bir -mgan üçgendir», iki. motorlu olan. avcı uçağı İM Ikişilüktir ve 'saatte 1200 kilometre hızla gitmek­tedir.

TToan Dçueaîn !se Kanatları «fletta» şeklindedir ve im yeni tip dahi gizli listeden çiikanlmışhr, Bunun sürati hemen hemen ses süratine müsavi bu­lunmaktadır.

21Ağustos 1952

—- Londra :

iyi haber alan kaynaklardan öğrenildi­ğine göre, îran (Hükümetine derflıal su­nulacak olan. cevabın metni 'dün gece İngilizikab meşincetasvip'edilmiştir.

Hakkında şimdiye kadar elde edilen malûmata uygun ve hazır bulunan ce­vap, günlerden beri beklemekte olup, petrollerin devleti eştir ilmesini kabul et­mekle beraber, devletleştirme Kanu­nunu reddetmekte ve taviz prensibine dayanmaktadır.

Bu esaslara istinaden ingiltere. Iran ile görüşmelerin yeniden başlamasına ta­raftar olduğunu beliltilimektsdir. Fillıa-fcika îmgilterenin Eİrleşilk Amerika ile müştereken kabul ettiği yeni metod, in­giliz Maslahatgüzarı Middelton vasıta­sıyla iranlı temsilciler ile şifahi müza-releregirişmeğe dayanmaktadır.

tran ile ingiltere arasındaki hu muhte­mel görüşmeyi, ingiliz 'Hükümeti ile Amerika Hükümeti arasında yapılacak g-örüş t e Eltilerinin takip cfanesi de ayrıca b eki enmefcte dir.

Diğer taraftan, Londrada, bahis konusu görüşmelerinpetrol ımesetesinin iki ta-. raflı halline yol açacağı ümid edilmek­tedir.

—. Abadan,tasfiyehane!evininİngiliz olmayanteknisyenler ile dahiyeniden
faaliyete geçmesi,

—İPetrol'ünAnglo-Iranien'den baştoaşka bir sirkat tarafındanihr-ack

22Ağustos 1952

— Londra :

îyi haber alan ingiliz mahfillerinde İs­rar edildiğine göre, Avrupa Kömür re Çelik Kirliği Yüksek Kurulunun Başka-

nı Jean -Monnet bu birliği teşkil al-tı devlet nam ve hesabına buraya ge-Ie-rete ingiltere'nin bu birliğe girmesi iğin gereken ıımuaııi şartları ingiliz Hü-

Î.Iühinı bir ingiliz Miiiiihhas lıeyetinin. yakından Luksemburg'a gideceği ve bu. heyete büyükelçi payesini haiz olacaîc bir ekonomi uamamnm başkanlık ede­ceği sanılın aktadır.

23 Ağustos 1952

— Londra :

Avrupa. Kömür - Çelik Birliği Başkanı Jean Mbnnst bugün Lüksemburg'a ha­reketinden evvel- A. F. -P. Ajansı muha­birine verdiği beyanatta «:Ingi İter enin bu birliğe bir gün iltihakla işbirliği ya­pacağını ümit ettiğini» söylemiştir.

26 Ağustos 1952

— Londra :

Shell Transport And Trading Co. Ltd.»-adındaki İngilia Petrol Şirketi Müdürle­rinden Frank J. Homwood, dün burada verdiği toeyana.tta Eirleşik Amerika Hü­kümeti tarafmdan petrol, «ndüstrist aleyhine ikame «dilen dâvayı yorumla­yarak şöyle demiştir:

«IMill-etlarası bir petrol karteli mevcut değildir ve filhakika bu endüstri saha­sında en şiddetti rekabet kendimi gös­termektedir. (Petrol endüstrisi sahasın­da faaliyette ibulunanalnn muayyen bir derecede işbirliği yapmaları zarureti olduğu herKesçe malumdur ve nitekim bütün dünyanın sivil bakiımdan olduğu kadar, asker! cepheden de petrol ihtiya­cını tatmin etmek için hükümetler de bunu müsait karşılamaktadırlar.»

— Londra :

ingiliz-Iran Petrol Şirketi dün akşam şu tebliği yayınlamıştır: Ingilia - Irıan Petrol Şirketi Amerikan Federal Ticaret Komisyonunun sözde-ımiHetlerarası bir petrol kalitelinin fali-yetine ait raporunun tanı metnine ke­ntiz ıttıla hasıl etmiş değildir. En iti­barla şirketin şimdilik ittihaz ettiği hareket hattı basında yayınlanan tel­graf haberlerine dayanmaktadır.

Rapor metninin sureti alınır alınmaz sirkat SJtfMi inceden ir.ceye tetkik ede­cektir.

Bu arada İngiliz-Iran (Petrol Şirketinin şimdiye (kadar bir karteie iştirakini, menfaatleri mevcut olan memleketler­den: herhangi, birisinin kanunlarına ay­kırı harekette bulunmuş okluğunu ta-mamiyle yalanlar.

27Ağusios 1952

—Londra, :

Atlantiği ayni günde gidip gelme geçme teşebbüsüne dün girişmiş olan «Can­berra» tipindeki tepliki bomba uçağı dö­nüş seferini saatte vasati 970 ıkilometre kastetmek suretiyle 3 saat 25 dakikada tamitral a mıştır.

Kuzey İrlândatei hava alanında toplan­mış olan kalabalık bir halk kütlesi (pi­lotları tezahüratla karşılamışlardır. Mü­tevazı pilotlar: «mükemmel bir uçuş yaptıks demekle -iktifa etmişlerdir. Yor­gun, fakat meşeli olan pilotlar, aafoalı kahvealtısını irlanda'da. Öğle yemeğini Amerikada yedikten sonra, akşam çayı­nı da yine irlanda'da içmişlerdir.

28Ağustos 1952

— Londra :

Resmî kaynaklaiidan. dün öğrenildiğine göre, ingiltere petrol inli lâfını hallet­mek için1 (müzakerelere girişmeye ha­zır olduğunu İrana bildirmiştir.

Aynı kaynaklar, ingiltere'nin Tahran-daki Maslahatgüzarı George Middle-ton'un dün Başba'kan Musaddık ile yap­tığı görüşmede bu hususu 'bildirdiğim tasrih etmektedirler.

29Ağustos 1952

—Londra :

Petrol meselesi hakkında İngiliz - Ame­rikan görüşmeleri mevzuunda, Musad-dık'm müsaadeedebileceğiimkânların

«pek cesaret verici olmadığı» hakkında 'kuvvetli,emaraler mevcuttur.

Filhakika, petrol konuşmalarının tekrar başlayabilmesi için yapılacak olan top­lantının gelecek, hafta aktolunacagı ve

bu içtimada yeni resmi teküfierîn Mu-saddıka arzolunacağı sanılmaMa idi.

Büyük .Britanya Hükümeti, petrol dâva­sında, îıatın sayılır tavizler vermeğe rıza göstermekle beraber,Anglo - lira-.

nian Şirketinin Iranda'ki ffiıuazzaın men­faatlerinin ımüsavi şartlara istinad et~ m&sini talepetmektedir.

Bu fitel:»toil ve müsavi şartların hu­dudunu tâyin etmek için myieıtararası tahkiım yoluna başvurulması esası, in­giliz teklifinde yer almaktadır.

Resmî şahsiyetler, Tahran kemuşma&lrı etrafında sıkı bir ketumiyet muhafaza etmekleberaber,pek deümitli görün Filhakika resmî gevreler, nikbin olmak için henüa hiç bir sebebin mevcut ol madiği kanaat indedirler:

30 Ağustos 1952

— Londra :

Iran Hivkümetinin îngiliz - Iran Petrol şirketi ihtilâfına bir çare bulunmasına zemin hazırlamak makaadiyle müzake­reler açılmasını teklif eden 7 Ağustos tarihli notasına -cevaben îngiliz ve Amerikalılar tarafından yapılan muka­bil .tekliflerle birtakte neşredilen ve Harry S. Truman ile Churchill imzalı beyannamede şöyle 'denilmekledir: • «Ingilterenin Tahran Maslahatgüzarına 7 Ağustos 1952 de tevdi ettiği notada İran Hükümeti, Anglo - Iraman Petrol kumpanyasının haklı taleplerinin ıtesBi-tîne bir çare bulmak için 'müzakerelere hazır olduğunu .bildirmiştir. Aynı zamanda, 1 Mayıs 1950 tarihli 'dev­letleştirme 'Kanunu çerçevesinde Iran Hükümetinin mukabil taleplerinin 'de müzakeresini isteyen bu notada doğru­dan doğruya 'müzakere yolu ile 'bir an­laşmaya varılamaması halinde Anglo -ir a nian Kumpanyasının taleplerinin İran mahkemeleri huzurunda arzetme-si teklif edilmektedir. Ağustosun birinci günü Irandaki ingi­liz Maslahatgüzarı 'Başbakan Musad-dık'ı ziyaretle bu nota 'hususunda izahat verilmesini rica etmiştir. Bu mülakat sırasında Iran 'Başbakanı şunları söy­le mistir: Wasingtoiıu peşkeş sekmesi ihtimalleri pek azalacak ve Musaddık t>u hakikati Öğrenecektir.

— Londra :

İngiliz - Amerikan tekliflerini reddet­tikten sonra Musaddiik'in. yarattığı va­ziyet önümüzdeiki Perşembe günü top­lanacak olan ingiliz kabinesinde görü­şülecektir. Müşahitlerin [kanaatine göre, Musaddıik Lalıaye Adalet Divanının hakemliğinireddetmekleAmerikanın

ağacağı 10 milyon dolarlık krediyi de kaybetmiş olmaktadır. Aynı kimselerin kanaatine göre, hâdise şimdi iğinden çı­kılmaz bir ş&kle dökülmüştür. Sadece İngiltere'de değil fakat bütün Batı Av­rupa'da iran'ın günden güne değil, fa-Kat saatten saate fenalaşan: iktisadi du­rumu merakla takip edilmektedir. İran' m içinde Bulunduğu durumda karşılıklar çıkartmak suretiyle Komünist Tudeh Partisinin istifade edeceği mu hakkak gibidir. Öyle foir devirde yaşıyoruz iki, bütün me­seleleri basite irca etmeli üzere ortada ibir temayül mevcuttur. Bugüulkü duru­mu ve billıassa Avrupadaki vaziyeti, dünyanın ideolojik T) aküm dan taksimi muhakkak surette harp tevlid edecek­miş gibi, münhasıran askerî bir zaviye­den derpiş etmek kanaatimce hatalı olur. Oer 'devletin kendi emniyetine ne­zaretetmesivazifesidir ve her devlet bunun için kendisine en uygun gözükem vasıtaları tercih, .edebilir. Fakat yalnız askerî [kuvvet bir memleketin [korunma­sını tek basma temin edemez. İktisadî rejim ve sosyal müesseseler siyasi üıtir-rlyet ve osun teminat altına aldığı te­mel ferdi haklarla birlikte herkese mil­lî camilar içinde layık bulunduğu mevkii vermeğe gayret etmektedir.» .

18 Ağustos 1952

— Lizbon :

İngiltere Dışişleri Bakanı Eden, 31e genç zevcesinin daldıkları TJrgeiriea Oteline koşuşan gazetecilerle foto tmuh&billeri yeni evlilerin kaldıkları «Mi.maza Köş­kü» ne kadar girememişler ve polis ta­rafımdan kendilerine otelden çıkmaları nicaedifflnüŞÜir.

İngiltere Dışişleri Balkanı, resmi ma-toamlardan fotoğrafçı laı- tarafından ra­hatsız edilmek endişesine düşmeden geam.ek imkânını teminini İstemiştir. Ed-en ailesi sakin .bir halayı geçirmek arzusundadır. Yeni evliler ıbütün günle­rini iköşkleriade geçirmekte ve ancak akşam üzeri saat 18 de dışarı çıkarak parkta Mr gezinti yapmaktadırlar.

27 Ağustos 1952

— Lizbon.:

İngiltere (Dışişleri Bakanı Eden ve eşi, Urgeîiica'dan döndüklerinaenİDeri misa­fir kaldıkları İngiltere BüyükegLsi Sir Nigel Konal'd'ın ika™etgâ.hında dün öğ­leden sonra Portekiz ve İngiliz gazete­cilerini üsaibul) ©derök, kendilerime Itarşı Portekiz îıaJüviı ve resmî nıakamalrınca gösterilen dostane kabulden dolayı Por-.tekiz taamına teşeiklkürleriîill bildirmiş­lerdir.

Teni 'evliler, dün sab.alı burada son toir geztinti yaparak Portekiz Cumhurbaş-(kaııı Salazar'ı yazlık ikametgâhında ziyaret etmiş elrdir.

Eden ve eşi bu sabah touradan ayrıla­caklardır.

1— Rusya Hükümeti24 Mayıs tarihli ve dallaevvelki ".muhtelifnotalarında
Birleşik Amerika ile Fransa ve IngıfflteHüküm etine, Almanya Sulh Andlıaş-.
ması ile .bütün, Almanya için müşterek totohükümetin ihdasıhakkında doğru­
dandoğruyamüzalterelerebaşlamayı teklif etmekte îdi.

Bu meselelerin hallini kolaylaştırmak gayesi ile Sovyet 'Hükümeti 10 Martta Almanya Sulh Andlaşması halskindafei tasarısının dört toüyük devletin tetkikine sunulmasını teklif etmekte ve bu mev­zuda ileri sünileoeSt diğer bütün teklif­leri de tetkike nasır olduğunu bildir­mekte idi.

Fıaikat 'bilindiği gibi Birleşik Amerika, ingiltere ve Fransa Hükümetleri bütün bu meseleleri ıSovyet Hükümetiyle doğ­rudan doği-uya görüşmekten kaçındılar.

2—BirleşikAmerika,ingiltereve Fransa Hükümetleri Almanya meselesi
haMtinda ıSovyet Hükümetiyle nota teatisini sistemli Mr şekilde uzatarak Ade-
nauer Hükümetiyleanlaştılar ve Batılı üçbüyük devlet 26 Mayısta Bonn Hü­
kümetiyle sözde Federal Almanyıa Cum­huriyeti ile Batılı üç 'büyük devlet ara­
sındaki münas ebetleri eilgilianlatmayıimzaladılar. 'Bilâhare 27 Mayısta Paris-
te sözde Avrupa camiası lıakkmdaks an­laşma imzalandı.

Batili üç büyük .devlet hükümetleri bü­tün bu anlaşmaları imzalaımaKla bir kere daha ispat etmiş oldular ki, birleş­miş biı' Almanya'nın ihdasına katiyen taraftar değildirler. Esas gayeleri- Al-ımanyamn İkiye bölünmesini tamamla­mak ve Batı Almanya Ordusunu Atlantiik Paiktına a'.anali, Aknanyayı tama­men Atlantik bloku hesabına tecavüzi gayelerle kullanmaktır. Uç batılı devlet hükümetleri, gayeleri­nin, bütün Almanyaya şâmil ve bütün öareket serbestisi ile hakları elinde bu­lunduran nnüşterek bir flıükümetin tesi­si olduğunu ileri sürmektedirler. 'Bonn'da imzalanan andiaşmanın metni bütün bu iddialarla tamamiyle tenakuz teşkil etmektedir.

Filhakika Bonn anlaşmasına göre. Üç büyük Batılı devlet lıükümetleri Alman-yanmbumilletlerarası[münasebetler

bakımından içinde .bulunduğu durumun hususiyetini nazarı itibara alarak ken­dilerine bir.İâikım^taüiSiTSi'Tiaklar» "t"a--n«Wişlâr>tfır ki, touna göre de Ba.tı!ı üg toüyük devletin askerî tıiirlilderî Alman-yada kalabilecektir. Ve yine aynı hak­lara göre Batılı devletler Almanyada her istedikleri an hususi bir hal yarata­rak idareyi tamamiyle el'lerine alabile­ceklerdir.

3— Bütün Almanya için [müşterek bir hükümetinkurulımasındanve Almanya
Sulh Andlaşması ile ilgili müzakereler­ den kagman BirleşikAmerikaHükü­
metidurumunumaskelemekiçin10 Temmuztarihli notasındagaranti me­
selesiniortayaatmakta ve bu garaati île serbestseçimleryapabileceğini ve
sulh ana ulaşması yürürlüğegireneka­darzaruribütünhareketserbestisin­
den istifade edeceğini bildirmektedir.

Sovyet Hükümeti şunu.hatırlatır ki, Rus Hükümetinin bu hususta takınmış oldu­ğu tavır 24 Mayıs tarihli notada açıltça İzah edilmiştir. Bu notada bütün Al­manya için ihdas edilecek [hükümet ve bu hükümetin hakları hakkında şu nok­ta belirtmekte idi.

«Bütün Almanyaya şâmil olacak müş­terek hükümet Post d anı Andlaşması hükümlerine ve Avrupada sulhun tesi­sine hizmet edecek -olan, sulh andalşma-sının imzalanmasını müteakip de bu andlaşma hükümlerine taımaimiyle uy­malıdır.

4— AmerikanHükümeti10 Temmuz
tarihlinotasındabarışçımaksatlarla
Almam Mîlletinin diğer milletlerlebir­
leşmehakkıve buyolda anlaşmalar
yapmasımeselesinitekrarortayaat­
maktadır.

Sovyet notası şöyle devam etmektedir: Almanya'dahür seçimlerİmkânıüze-

rinde ■ars.stiTzr.a. yapRûak jtomısyomm teşkilimde Ihakikaten objektif bir komis­yon yani, dört devletin Tasvibiyle de­mokratik Aknan Cumhuriyeti Halk Meclisi ve Batı Aimanya Bundestag'ı temsilcilerinden seçileoek almarillaT'tJan! müteşek'kil bir Komisyon nazarı itibara «hnmalıdır. .Böyle bir komisyon Alman MüUetlne hareket etmedikten, başkıa objektif biir tahkikat da yapar ve Alman birliğine karşıilk adımı teşkil eder.

Hür scçiım İmkânları üzerinde ALman-ya'da tahkikat mevzuunda ilk oüanak ■Potsdam Konferansı kararlarının hangi ölçüde icra edildiğini araştırmak lâzım­dır. Potsdaım Konferansının bu karar­ları her şeyden; önce Almanya'nın asker­likten tecridin'e mütedairdıir. N"o.ta Po.ts-dam anlaşmalarından şu ibareyi zikret­mektedir:

Almanya'da JJıa.zİ7.rn Militarizminin bir daha dirilmesine her zaman için mâni olmak ve bu suretle Alm&nyanm kom­şuları için tehdit teşkil etmemesini sağ­lamak.

'Bunlar Postdaım Anlaşmasının siyasi prensipleri (ftu kısımda Nazi teşkilât ve şubelerinin illgasmi derpiş eden Postdam Andlaşması hükümleri tadat edilmekte­dir) ve Almanya'yı tamamen demoikra-tik bir &s'3S üzerinde siyasi hayata ha­zırlamak ve milletlerarası hayata işti­rakini sağlamakzaruretine dairpren 8 Birleşik Amerika, îngilltere ve-Fransa Hükümetleri, Almanya'da sade­ce hür seçim, şartları hakkında tahki­kat yapmakla vazifeüi komisyonun teş­kili, vazife ve salâhiyeti meselesini in­celemek içSn dört Hükümet temsiJfiilerİ arasında ibir konferans toplantısını tek­lif ediyorlar.

Sovyet notasında, bu mevzuda bîr görüş teatisinin Sovyet Hükümetiyle diğer üç Hükümet arasında noktai nazarları bir miktar yaklaştındîgı müşahede ediLebi-lîr 'denil'inektedir. Filhakika Sovyet Hü­kümeti, dört develt temsilcileri konfe­ransında incelenecek meseleleri komis­yon meselesine İnıhisar ettirmek için hiç­bir sebep görmemektedir. Uç hükümet, konferansı komfisyon 'me­selesine inhisar ettirmekle veya en mühini meselelerin teUcikîsi îıır^kmakla dörtlü fconferansun asgari hadde hiçbir metiee venmemesini istiyorlar «ibî Rare-frçt et"mlfl cl^csitlür^'.

ıSovyet notası şöyle nühayet bulmakta­dır;

Netice olarak, Sovyet Kusya en kısa zamanda ve herhalde 'en .geç Ekim ayın­da şu gündemlle dört devlet temsilcile-rlıılin bir konferans akdetmelerini tek­lif etmektedir:

13 Ağustos 1952

— Belgrad :

Arnavutluktan gelen ve BeLgrad gaze­teleri tarafından da yayınlanan baaı ha­vadislere göre, Arnavut Hükümetinin fcaşında bulunan Enver Hoca'nın ıduru-mu son zamanlarda tehlikeli bir raahi-yet almıştır.

Politika Gazetesi bugünkü nüshasında Kremimin itimadım kaybetmiş olan En­ver Hoca İle igILşteri 'Bakanı Mahmut Şefoıı arasında derin görüş ayrılıkları mevcut olduğumı yazmaktadır.

Mahmut Şehu, icabında Enver Hocanın yerine (hükümet .başkanlığı ve Arnavut­luk İşçi Partisi Genel Sekreterliği vazi­felerini deruhte etmek üzere Moskova tarafından dest eklenmektedir.

15 Ağustos 1952

-— Londra :

Arnavutluk hükümeti dün Yugoslavya, İtalya ve 'Birleşmiş Milletler iGenel Sek-reterEğineşiddetlibirlisanlahaleme

alınmış bir protesto notası tevdi et­miştir.

Arnavutluk iHükü-meti bu notasında, karadan, havadan ve denizden Arna­vutluk topraklarına vaklî olâugouu id­dia ettiği ihlâl hâdiselerini protesto et-itnektedir.

Eu haberi veren Arnavutluk Haberler Ajansının ilâve ettiğine göre, Arn-avtıt-luOs Dışişleri Bakanlığı Yugoslav Hükü­metini, Arnavutluk topraklarını kara­dan ve denizden altı defa âlılal etmekle ithara etmektedir.

1-6 Teanmua 31e 28 Temmuz arasında İtalyan uç^ıik'.arınm üç defa Arnavutluk arazisi üzerinde -uçtuğunu iddia eden Tirana Hükümeti bu hususu da italyan [Büyükelçiliğine tevdi ettiği notada pro­testo etmektedir.

Diğer taraftan .Birleşmiş Miületler Ge­nel iSefereteri Trigvie Lİe'ye gönderdiği bir aııuhtırada Arnavutluk .Dışişleri Ba­kan Vekili aynı devrede Yunanlıların dıa Arnavutluğa 9 defa karadan ve hava­dan tecavüzde bulunduklarını iddia et­miştir.


Güvenlik Bürosu bu şe-Mlde yatırımlar vâki ol/duğu takdirde dinar veya malol&ralk yapılacak tediya-tm dolara tahvilini garanti etmeğe ha­zır olduğunu bildirim iştir. Eu suretle Yugoslavya karşılıklı Güven­lik bürosunun bu garantisinden istifade eden 14 üncü memleket olacaktır.

—Belgrad :

Yugoslav Şûra 'Başkan Yardımcısı Mos-he Pijade'iıin to aşk, anlığın laiki Parlâ­mento Heyeti 21 Ağustos günü Atina'da bulunmak üzere bugün trenle buradan hareket edecektir. Yunan1 Parlâmento­sunun yüklü çalışma programı dolayı-sile önce sekiz gün kadar tehir edilmiş bulunan bu seyahat sonradan Yunan Meclisinin talebi üzerine yine tesbit edi­len tarihte yapılması kararlaştırılmış­tır.

Yugoslav 'Parlâmento üyeleri Yunanis­tan'da 12 gün (kalacaklar, sıresite Kral Paul, Yunan Meclis Başkanı ve Atina Belediye Başkam tarafından kabul edi­leceklerdir.

16 Yunan mebusunum Yugoslavya'yı ziyaretlerinin iadesi anaMyetinde olan bu seyahat Belgrad'da her iki memle­ket arasında teessüs etmiş olan iyi kom­şu Iırk siyasetinin yeni bir delili gibi telâkki olunmaktadır. Diğer taraftan heyetin başında Mareşal Tito'nun başlıca mesai arkadaşlarından toirinin bulunması ve bu seyahatin ehem­miyetli bir Yugoslav askerî heyetinin Atina'ya yapacağı ziyaretten önoe ol­ması, önümüzdeki 'günlerde Atina'da her İki memleket arasında müşterek men­faat ve 'müşterek savunma mevzuların­da ınüsbet bir İşbirliğinin tesisime müte­allik kati 'müzakerelere haşlanacağı kanaatini yaratmaktadır.

—Paris :

Yetkili mahfelerde teyit edildiğine gö­re, Fransa, ingiltere ve BSrüeşik Ame­rika Büyük Elçileri Mareşal Tito .tara­fından kabuî edilerek diğer birçok me-

seleler arasında Trieste meselesini de incetemi şl er d ir.

Aynı konu üzerinde İtalyan Hükümeti ile de temaslar yapılmış bulunmaktadır.

211 Ağustos 1952 — Washington :

Burada İnanılır bir kaynaktan öğrenil­diğine göre Mareşal Tito Ve Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere Büyült el-çieM arasında Pazartesi günü Brİonl Adasında cereyan eden görüşmede Tri­este meselesinden başka Batılıların Yu­goslavya'ya yi sapacakları yardımı şekil­leri 'de bahis konusu edilmiştir. Bu ikti­sadî yardımın tatbik şekilleri son za­manlarda bir taraftan Batılı müttefik­ler diğer taraftan1 .da Mareşal Tito ara­sında bir 'münakaşa mevzuu olmuştu. Sanıldığına göre Mareşal Tato, kendisi­ne" tavsiye edildiği gibi uaun vadeli Yu­goslav endüstri!eştirme plânlarında de­ğişiklik yapılmasını fos.bul etmiyeceğinl bildirmiştir,

Brionıi Adasındaki görüşmeden sonra iyi :haber alan kaynaklardan işaret edil­diğine göre ortada mevcut görüş ayrı­lıkları bütün HgiDileri memnun edecek bir şekilde hal yolundadır. Birbirine zıt görüş noktalarının ne nispette yakınla­şacağı henüz bilinmemekle "beraber he­nüz iihtîlâfh olan noktaların bugünkü safhalarında artık Batılı Müttefiklerle Yugoslavya arası nâaki münasebetlere zararlı bir şekilde tesir İcra edemiyece-eeği Washington'dı% kabul olunmak­tadır.

Batılı Müttefiklerin Yugoslavya"ya yar­dımlarının tatbik şekilleri hususunda Batılıların Mareşal Tito'ya tavizlerde bulundukları .düşünülebilir. Bu hususta Belgrad'tan gelen telgraflar Washing-ton'da alâka ile karşılanmıştır. Bu tel­graflara göre Birleşik Amerika, Fran­sa ve İngiltere Dünya Bankasına o!an vecibeleri çerçevesi dâhilinde Bankanın Yugoslavya'ya vermeğe razı olduğu. Ödünç miktariyle Yugoslavya'nın Bara­kadan iktfraz etmek istediği meblâğ ara­sındaki farkın 20 milyon dolarlık k:s-mım kapatmağa amade bulu ramaktadır­lar.Rakamı henüzmeçhul olanbuisyaralanmıştır. Hâdise sivili tür Arna­vut grubunun kanunsuz olarak Yugos­lav topraklarına g-eçmesisnden ileri gel­miştir. Yugoslav hudut muhafızları itoa--vaya ateş edince Arnavut askerleri de s ivil', erin yollarını kesmek üzere ateş açmağamecbur olmuşlardır.

31 Ağustos 1952

— Belgrad :

Yugoslav Komünist Partisinin organı olan Borba Gazetesinde neşredilen ve ayrıca Tanjug Ajansı tarafından da ya­yınlanan bir ımakeiede, Yugoslavya, Türkiye, Yunanistan ve Avusturya ara-smdaıkl münasebetlerin tekâmülü, siyasi ve içtimai rejimleri birbirinden gayrı olan memleketler arasında işbirliğinin teessüs edemlyeceği hakkında çıkarılan ve dermeyan olunan iddiaları en kati bir şekilde yalanlayan bir vakıa olarak ka­bul edilmektedir.

Borba Gazetesi makalesine şöyle devam

etm ektedir.

«Aksine, bu dört memleket arasındaki münasebetler, günden1 güne kuvvetlen­mektedir. Eu kuvvetlenmenin sebebini de, bahis konusu münasebetlerin, eşitlik, birbirlerinin içişlerine müdtahale etme­mek ve millî istiklâlin muhafazası gibi

temellerin üstüne bina edilmiş olmasında aramak lâzımdır.»

Ayni 'makale şu şekilde devam etmek­tedir :

«'Bu işbiliğine karşı düşmanlar tarafın­dan yaratılan ve ortaya konulan mania­lar muvaffakiyetle bertaraf edilmiştir. Hatta, bu 4 memleket alışındaki işbir­liğini, içendi mütecaviz plânlarına engel addeden Rusyanın çıkarttığı zorluklar dahi

Makalenin geri kalan kısmında ise şöyle deni Lmckt e dir:

«Bazı meselelerin askıda oknüsına rağ­men, bu 4 devletin idame ettirdikleri dostane işbirliği, Italyaya bir .misal teş­kil etmelidir.

^Müşterek menfaat şuuru egoist 'men­faatlere G-alebe çaldığı aanısn, askıda kıaJan meselyeler bir mania teşkil et­mezler.»

Borba Gazetesinin makalesi şöyle sona erimektedir:

«Türkiye. Yugoslavya, Avusturya ve Yunanistan arasındaki dostane müna­sebetlerden ve bu temasl-aıTİa işbirliği dolayısiyle Yugoslavyalım asla tecrit odilemiyeceği hakikatinden İtalyamn ders alması, dünya suMııı için bir istifa­da ve kaaanç olacaktır.»

image003.gifEski münazaaların küll erinden yeni dostluklar fışkırdığını görmek hür dün­ya memleketlerini sevindirmektedir. Esasen Yugoslavyalım işbirliği olmak­sızın strateji bakımından hayati önemi haiz Trakyanın Türkiye ve Yımanista-na ait kısı.mlarını Kuzeyden gelebilecek bir taarruza karşı korunmanın müşkül olacağı umumiyetle katral edilmektedir. I^ondra veya Wıashington nazarında son , derecede eazib görünen bu manzara, maalesef Rusyaya tamamile başka türlü göl1 uran ek fre dir. »

Mareşal Tito .ile .Stalin'in arası açıldığı gündenberi Yugoslavya tedricen Batı­lılara doğru 'kaymaya başlamıştır. Yu­goslavya siyasetindeki 'bu değişiklik ön­celeri ırnürettep addedilerek şüphe ile karşılanmış; daha sonra iki .komünist diktatörün aralarındaki şalisi soğukluk ve husumeti günün birinde bertaraf ederle barışmadan ihtimali göznünde tu­tulmuş; buna rağmen zamanla Ameri-Sta, İngiltere ve Fransanın, Mareşal, itimatları artmış ve bu üç devlet, geçen yıl Yugoslavyaya savunma gücü­nü arttırmak üzere 120 imityon dolarlık malî yardımda bulunmuşlardır; 1953 de 99 miüyon .dolarlık yeni 'bir İktisadi yar­dım yapacakları gibi ayrıca iKtıisadi ve-askerî malzeme de vereceklerdir.

Yugoslavya da, üç -büyük .demokrasi devletinin ümid ve itimatlarını boşa gı-karmamak ve onlara, daha ziyade emni­yet vermek için kendi topraklarını bir üs olarak kullanan Yunanlı kızılları hi­mayeden vazgeçmiş, Mareşal Tito tıil-îıassa Amerikaya karşı dostluğunu art­tırmış ve geçen sene îstanbula da gelen 50 Amerikalı gazeteciyi kabul etmiştir. Yugoslavyamn Ankara Büyükelçisi ilk­baharda yaptığı bir basın toplantısında, Yugoslavyamn Balkanlara yapılacak .bir tecavüze karşı koyacağını o.ç.ıkça söylemiştir. O vakittenberü Tugoslav-yanın Türkiye ve Yunanistanla daha sı­kı bir işbirliği yapmak istediği görül­mektedir. Mareşal Tito bir kaç gün önce Yugoslavyayaı davet edilmiş olan Türk gazetecilerini kabul ederek, .beyanatta fcu!unmuş ve ezcümle şöyle demiştir:

— Türkiye iîe Yugoslavya arasındaki münasebetler, bugün artık öylebir de-

receye varmıştır Ki, tahmin ediyorum,, iki .memleket arasında bundan sonra sa­dece iktisadi ve siyasi değil, faka.t as­kerî 'mevzulara müteallik bazı tedbîrle­rin, alınması lâzua gelecektir. Türüîiye ile Yuğoslavyıâyı ayıran hiç bir manî mevcut olmadığına göre bu husus, iki memleket için bilhassa kolay olacaktır, iki merrf.-eket arasında bir parlamerfo-heyetinin ve nezaket ziyareti yapacak olan askerî heyetlerin pek yakında vu­ku 'bulacak ziyaretleri iyiye doğru geli­şen münasebetlerimizin bir İşaretidir.»

Bu beyanatın gazetelerimizde intıişar-ettiği gün, diğer bir Belgrad haberi de-tur Yugoslav parlâmento heyetinin Ati-naya gittiğini bildiriyordu. Geçenlerde Belgrad, Ankara ve Atinayi ziyaret etmiş olan. Amerika Ordu Baka­nı .da, Ankarada'bi toasın .toplantısında. Beflgrad ziyareti hakkında şunları söy­lemişti :

«— Mareşal Tito'yu ziyaret ettim. Tür­kiye İle Yugoslavya arasındaki müna­sebetleri im üst er eken müzakere ettik-Mareşala, Türkiye ile Yugoslavya ara-smdaki münasebetlerle yapılacak işbir­liğinin Amerikayi ilgilendirmediğİni, iki memleket iarasına girmek istemediği­mizi söyledim. Böyle bir işbirliğinden: sadece memnun olacağımızı ilâve ettim. [Mareşal Tito bana dedi ki: «Bir kaç aydanberi Türkiye ile Yugoslavya ara­sındaki münasebetler çok gelişmiştir. Her iki memleket arasındaki dostluğun ve işbirliğinin ilerlcmsîni gönülden arzır. etmekteyiz, s

Amerikan Ordu Bakanının, «Türkiye -Yugoslavya münasebetlerinin Amerüîa-yı ilgilen dir mey İs sözünü «doğrudan doğruya ilgilendirmediği» ananasına al­mak lâzımdır. Nitekim Bakanın böyle bir ilşbirlİğinden sadece memnun olaca­ğız demesi de gösteriyor ki Türkiye ve Yunanistanda Yugoslavya arasında as­keri ittifaka benzer bir işb:rliğ1 yapıl­masının Amer ikayı ilgilendir.mîyeeeği kabul, edilemez.

şehitlerin Önünde ve bizimle beraber ve bizim safta bulunan gazilerin huzurunda ve o gazileri yetiş­tiren nin-etlerden «nene» hatunun dîni öperek ve şehitlerin ruhunu şadederek abideyi açıyorum.:?

Büyük Millet Meclisi Başkanının bu nutku Aziziye Kalesi sırtlarım doldu­ran ve .kaplayan obinlerce Erzurumlu­nun sevgi tezahüratına ve alkışlarına vesile olmuştur.

— İstanbul :

30Ağustos Zafer Bayramı bugün mera­simlekutlanmıştır.

"Vali ve Belediye Başkanı Vekilinin ri­yasetinde Şehir Meclisi "Üyelerinden ve ■Belediye erkânından müteşekkil bir he­yet saat 9 da Ordu Komutanlığına gi­derek istanbul halkının Kahraman Or­duya tebrik ve minnet arlı ki arını bil­dir mislerdir.

Orduevindeki tebrikleri müteakip saat 10.15 te Vali ve Belediye Başkan Ve­kili, Merasim Komutanı Taksimde top­lanan askerî birlikleri teftiş ettikten sonra Şehir (Bandosu istiklâl Marşımızı çalmış ve bu sırada bayrağımız abide direğine çekilmiştir.

Bayrak çekme merasimini takiben abi­deye çelenkler konmuş, Garnizondan bir subay ve Garnizon Komutanı tarafından Başkomutanlık meydan savaşı hakkın­da heyecanlı birer konuşma yapılmıştır. Müteakiben askerî birlikler ve sivil te­şekküller geçit resmine iştirak etmiş­lerdir. Merasimi onbinleree İstanbullu heyecanla takip etmiş, saat 12 de .Seli­miye'den ve Fatih'ten 21 atımlık bir merasim atışı yapılmıştır.

—İstanbul:

30 Ağustos Zafer Bayramı münasebe­tiyle Cumhurbaşkanı Celâl SBayar'Ia Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ta-mut arasında aşağıdaki telgraflar teati olunmuştur:

.Sayın Celâl BayarCu mhurb aşk anı

İstanbul

HaMtm müdafii, yurdun ve istiklâlin bekçisi olarak şerefli vazifesini daima alın akiyle başaran ve 'bugün de, Birleş-milletler safında kendisine düşen hizme­ti milletimizin itimadına lâyık olarafc ifa etmeğe çalışan Türk Silâihli Kuvvet­lerinizi Zafer Bayramı tebriklerini ve ta­zimlerini arzederim.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut

ıSayin Orgeneral Nuri Yanıut Genelkurmay Başkam

Ankara

Zafer Bayramı münasebetiyle 'Çektiğiniz telgrafıbüyükmemnunlukla,aldım.

zırlanmış olan tribünlere sabahın erken saatlerinden itibaren dolmuş olan asker, Sivil, köylü, şehirli, genç. ve yaşlı kadın ve erkek, on binlerce Erzurumlu sanki şehri t erk e d er ek Aziziye t abiy esindeki 77 ilâ78çenginekoşmuşgibiidiler.

75 yıl evvelki kıyafetleri ile "ve ellerin­deki tarihi silâhlan ile, oraklar, kazma­lar, tüfekler ve sopaları havada savu­rarak, Allah, Allah diyerek Aziziye ta­biyesine hücum eden geng ve yaşlı, yaya ve: atlı binlerce kahraman Erzurumlu, kuvvei milliye ruhunu yaşatarak (yaşa, var ol, .millî 'kahramanlar nidalerı ile alkışlandılar.

Bu azametli ve heybetli Türk kahra­manları karşısında heyecana gelmiş olan yüksek rütjbelî bir Amerikan suba­yı şu sözleri söyledi: «Eğer güzel Türk­çe konuşabilsem, bu şanlı manzara kar­şısında duyduğum büyük heyecanımı ben de bîr Türk gibi burada ifade etmek isterdim.»

Askerî birliklerin geçit resmi başlamam­dan Önce, genç bir subayımız da yüksek rütbeli kurmayımızın top arabası üze­rinden söyledikleri heyecanlı nutuklar­dan sonra başta Kolordu Komutanı Korgeneral Osman Güray olduğu halde tribünler önünden geçen kurmay heyeti çok alkışlandı.

Piyade alayları, süvariler, makineli bir­likler, zırhlı birlikler ve muaazam ko­lordu kuvvetleri, hudut şehrimizde ser-hatleri bekleyen, heybetli ıcelife kaleler halinde geçerlerken, alkışlar ve yaşa sesleri ortalığı çınlatıyordu.

Uç buçuk saat süren geçit resmi esna­sında kıtalardan en küçük bir aksaklık görülmedi. Birlikler silâhlarına ve vası­talarına tamamiyie hakim, talim ve ter­biyelerimükemmeldi.

Büyük Millet Meclisi Başkam, tam kad­ro ve silâhlar lile geçen kolordunun ta­lim ve terbiyesinden ve geçit resminin hazırlanmasından, askerin eşsiz vazife heyecanından çok mütehassıs olmuştu. Tribünden, ayrılırken "Üçüncü Ordu Ko­mutam Orgeneral Nurettin Bar sus e! i tebrik ederek aynen şunları söyledi: «Orgeneralim, ordu silâhlanmış bir mil­lettir.


«Siz bu silâhlanmış milleti yetiştiren varlıklarsınız.

«Kıymetli ve tecrübeli ellerinizde yetiş­tirdiğiniz bu millet, yavrularına ve ko­mutanlarına, gönül vermiş ve emek sar-fç t mistir. Sia bu gönüle ve emeğe lâyık­sınız. Buradan gururla ayrılıyoruz. Sar-fedilen emekler helâl oldu. Sizlere gü-veniyorua. Tebrik ederiz. Var olunuz.a Geçit resmi bittikten sonra Ajans Mu­habirine intihalarını anlatan Amerikan Yarbayı C. Hoggee demiştir ki: «Üçüncü Ordu birlikleri ile beraber ça­lıştığım için bugün duyduğum heyeca­nı gurur ve iftiharı tavsir etmeye muk­tedir olmadığımı açıklamak isterim. Şahsi cesaret ve kahramanlığı .gözönün-de tutulursa, Türk Ordusu dünyanın bü­tün orduları arasında en başta gelir. Hali hazırda gelmekte olan motor, harp silâh, ve vasıtaları ile Türk Ordusu gün geçtik-çe kuvvetlenecek ve çok daha mükemmel bir hale gelecektir. Talim ve terbiye bakımından Türk Ordusunun bugünkü vaziyeti fcatı devletlerinin or­duları ile her zaman mukayese oluna­bilir, lleri-de yapılacak manevraları mü­teakip Tiugün çok iyi gördüğüm ve bil­diğim Türk Ordusxınun talim ve terbi­yesinin daha -mükemmel bir seviyeye çıkacağına inancım katidir. Bu sabahki geyît resmine 'gelince, 23 senelik askerî hayatım var. Bu devre esnasında bu­günkü kadar mükemmel ve heyecanlı bir geçit resmi görmediğimi samimi . olarak belirtmek isterim. PÜrüsüz ve aksaksız cereyan eden bugünkü geçit resmi her bakımdan muvaffak olmuş­tur, "üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Nurettin Baransel ve Kolordu Komuta­nı Korgenerel Osman Güray ile işbirliği ya.pmaktan müftehirim. General ıGü-müşbala ve General GHTUmi Belen büyük hizmetler görmüşlerdir. Bunlarla bera­ber bulunduğum için şeref duyuyorum. Bunlar hem iyi asker hem de iyi insan­lardır. Her hangi bir memleket ve ordu böyle g-enerallere sahip olmaktan dai­ma gurur 'duyar.»

Geçit resmi bittikten sonra bütün yurt­tan Erzurumdaki merasime 'gekniş he­yetlerle birlikte ve Mecidiye tabyası Üs­tünde kurulmuşolanbüyükçadırlara gidildi. Burada bir müddet İstirahat edildikten sonra hep birlikte Azaztye tabyasında yapılacak büyük ve tarihi merasime iştirak edildi. Askerî birlikler arasında atlı ve yaya olarak yetmiş beş "yıl evvelki tarihi kıyafetleri ve tarihi silâhları ile geçit resmine, iştirak etmiş olan, saçları ağırmış, 'torun sahibi ol­muş, birkaç harbe İştirak etmiş ihtiyar nineler, yaşlı dedeler torunları İle biriik-te Aziziye tabyasının önünde toplan­mışlardı. Verilen bîr İşaret üzerine bu halk kitleleri kal'ya ellerindeki tarihi silâhlarını sallıyarak ve Allah, Allah diye bağırarak yetmiş beş sene evvelki hatırayı ve 'manzarayı aynen canlandı­rarak hücuma geçtiler ve kalenin Üstü­ne büyük Türk bayrağını çektiler. Bu ulvi manzarakarşısındahalk hey«ecamndan ağlıyor, birbirlerine sarılıyor ve geçmişin acı günleri hatırlanarak bu mesut günü kutluyorlardı. Bundan son­ra Aaziziye tabyası önünde hazırlanmış olan tarihi anıtın açılmasından evvel sırası İle Erzurum Milletvekili -Bahadır Dülger, Kıdemli Piyade Yüzbaşısı Hak-fcı Göktür, Ordu Başhekimi Hulusi AI-par, Millî Türk Talebe Birliği (Başkanı Kâmuran ile Üçüncü Ordu Müfettişi Or­general Nurettin Baransel bütün halkı coşturan ve heyecana getiren hitabede bulundular. Bundan sonra (Büyük Mil­let Meclisi Başkam Refik Koraltan nut-rkunu söyledikten sonra anıt millet için ebedi bir hatıra alması temennsini ileaçıldı.

Sürekli alkışlarla karşılanan Erzurum Milletvekili Bahadır 'Dülger ezcümle de­miştir ki

Bundan 75 sene evvel Ezurumluların Aziziye tabyasına yaptıkları hücum ve savaş hürriyet adına, istiklâl adına, in­sanlık ve bütün kutsi varlıklar adına çekilmiş tıir şehamet kılıcıdır. Bu kah-har şehamet kılıcı ecdadınızın bir müs­tesna vediası halinde şimdi sizin eliniz­dedir. O ecdadın öz çocukları olan, Aai-ziyeyi yatratmış olanların torunları olan sizlerin nasıl bir ruh ile bu toprak­lar üzerinde dolaştığınızı biliyorum. Bu­radaki her kadının kalbinde bir Aziziye şehidininJıaraketiolduğunuda biliyo-

rum. Buradaki insanlar :(Alla3ı Allah) nidalariyle Aziziye'ye saldırmış o!an dedelerinin heyeccanım yaşıyor, «Vay topraklarımıza göz dikmiş olan ezeli, ebedî düşmanlarımız, biliüiz ve Öğreniniz, Aziziye'yi yaratmış olanlar ölmediler, yaşıyorlar ve yaşamakta de­vam edecekler. Türklük dünyasından ■tlüş m anlarımız a ulaştıniaeak yegâne ve en son haberimiz bundan ibarettir. Bundan sonra heyecanlı târ hitabede bu­lunan ve sözleri sık sık alkışlanan Üçün­cü Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Earansel ezcümle demiştir ki: sAziz yurdumuzun dört bucağından ge­len seçkin vatandaşların iştirakiyle açı­lan bu âbide hiç şüphesiz ebediyete ka­dar Türk olarak yaşıyacak ve Türk ola­rak kalacaktır.

s75 yıl önce burada, demin arkadaşları­mızın anlattığı 'gibi, baltalı genç kızlar ve gelinler, hançer Ii dadaşlar ve satirli ihtiyarlar ve ninelerle, toplu tüfekli ve süngülü düşman askerleri arasında bir şeref ve namus boğuşması olmuş, hak­ka, ve Tanrıya dayanan halk kitlesi, haksız ve mütecaviz düşman ordusunu mağlup ederek, Türk askerî tarihine şahadetle dolu eşsiz bir zafer sayfası ilâve etmiş olan millî namuslarım, şaiı-sı şereflerini, Türk'ün şan ve haysiyeti­ni korumak için savaştılar, Öldüler. Fa­kat onların ruhu bîaim gönüllerimize yaşıyor. Türk'ün şan ve şerefi için oan veren mübarek şehitlerimiz, ruhlarınız şad ve müsterih olsun.

«Tünk milletinin ve Türk Ordusunun göz bebeği ve sembolü olan kahraman meh-meteik, sağ- kaldıkça bu mübarek şahit­lerin, «lezarlarım ve Türk vatanını düş­man kat iy yen çiğniyemey çektir. Bu, Mehmetciğ-in burada yatan aziz şehitle­re ve millî tarihîmize karşı bir şeref ve namus borcudur.

— Erzurum :

Aziziye tabyasında- inşa edilen anıtın bugün yapılan açılış töreninde, hemen bütün İstanbul gazetelerinden muhabir­ler hazır 'bulunmuşlardır.

İstanbul: 5 (A. A.)

— Başbakanlıktan tebliğ edilmiştir :

Amerikan Altıncı Filosunun Çanakkale haricinde ve Adalar Denizinde yapa­cağı manevralarda, vâki resmî davet üzerine Sayın Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ile Başbakan Adnan Menderes de bulunacaktır.

Manevranın devam müddetince Cumhurbaşkanlığı Vekilliğine, Anayasa hü­kümlerine tevfikan, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Vekilliğine Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ Vekâlet edeceklerdir.

Başbakan Adnan Menderes'in Ankara Demokrat Parti İl Kongre­sindeki konuşması:

Ankara: 21(A.A.)—

Başbakan Adnan Menderes, bu gece Demokrat Parti II Kongresinin kapanış celsesinde; salonu hıncahınç dolduran delegelerin ve dinleyicilerin coşkun te­zahürleri ve sürekli akışları arasında söz almış ve demiştir ki:

Kongrenizi vasıflandırmak icap ederse, Ankara İlinin Altıncı Kongresinin gü­ler yüzlü, olgun ve mütesanid bir kongre olduğunu ifade etmek lâzım gelir. Bu güler yüzlülük, olgunluk ve tesanüd, iktidarımızın iki senelik icraatı ne­ticesinde karşılıklı anlaşmanın, birbirimize karşı itimad ve sevginin tam ola­rak tecelliye başladığım göstermektedir.

Hepiniz hür fikri, hür vicdanı ve hür kanaati kendisine rehber ittihaz etmiş haysiyetli vatandaşlar olarak, burada toplanmış bulunuyorsunuz. Hiç kimse sizlerin samimi düşünceleriniz dışında fikir dermeyamna mecbur etmek im­kânını bulamaz. Sizler şayet şikâyetlerin kaynağı olan bölgelerden gelmiş bu-lunsaydınız, bağrından kopup geldiğiniz bu vatan parçalarının dertli olduğuna kanaat getirmiş insanlar olsaydınız, bu güler yüzler elbette kederli bir ni­kaha bürünür, bu tesanüd başka bir şekilde, acı tenkidler şeklinnde tecelli ederdi.

Başbakan bundan sonra sözlerine şöyle devanı etmiştir :

Burada iki gündür devam eden "kongreniz bir bakımdan bir nefis mürakabesi-dir. Kenüİ içinizde vicdanlarınızın sesini duyarak alman ilhamı geniş bir hür­riyet ve samimiyet havası içinde aksettirmiş oluyorsunuz. Maşerî vicdanınızdan akseden bu sesler, memleketimizin iyi bir idare altında refaha, saadete ve hürriyete doğru ilerlemekte olduğunu göstermektedir.

Bu nefis murakabesini bizler yaptığımız gibi, muhterem muhaletefe mensup arkadaşlarımızın da zaman zaman yapmalarını, hırsla, hiddet ve şiddetle ka­çırmış oldukları itidallerini bu nefis murakabesi sayesinde yeniden iktisap etmelerini halisane rica eonek yerinde olur.

Başbakan Adnan Menderes, memleket hakkında ortada birbirine zıt iki man­zara bulunduğuna işaret etmiş ve demiştir ki :

Bu manzaralardan bir tanesi, sizleri burada vicdanınızdan gelen intibalarla çizdiğiniz, ortaya koyduğunuz memleket manzarası; diğeri de muhalefetin çiz­mek istediği manzaradır. Bu iki manzara arasına uçurumlar kadar derin fark vardır. Sizlere göre, bu memlekette yapılan işler, sarfedilen gayretler tatmin edicidir. Öteki tabloya bakacak olursak, memleket anarşi içindedir, millet haysiyetsizliğe düşmüştür, hayat pahalüaşmıştır, işsizlik hüküm sürmektedir, dünden bugüne iyiliğe doğru ilerlemek şöyle dursun düne nazaran çok şeyler kay b e dilmîş tir.

Hakikat iki türlü olamaz. Araaki bud tezadın sebebini anlatmak ve bunu çö­zerek bizimle memleketlerini bizim kadar sevdiklerine inandığımız muha­lefet arkadaşlarımızın görüşleri arasındaki farki ortaya çıkarmak hepimiz için bir vazifedir. İşte bu noktada nefis murakabesi yerini bulmaktadır.

Muhalefetteki arkadaşlarımızla teker teker konuştuğumuz zaman, onların harice karşı gösterdikleri hisleri ve yazılarıyla hususi mükâlemelerde izhaı-ettikleri duygular arasında büyük bir tezad bulunduğunu müşahede eylemek­teyiz. Parti hayatı, siyaset hayatı, memlekete hizmet yoludur. Vatandaş top­luluklarına fikirlerimizi hâkim kılmak yolu ise, siyasî ahlâkın en sağlamına ihtiyaç gösteren bir yoldur. Her ne pahasına olursa olsun karşımızdakini mut­laka kötülemek, her ne pahasına olursa olsun mutlaka iktidara gelmek siyasi ahlâkla kabili telif olamaz. Muhalefete mensup muhterem arkadaşlara sormak isterim: Nefis murakabesine vardıkları ve kendi vicdanları ile başbaşa kaldık­ları zaman, bize taarruz için kullandıkları fırçaçyı ve boyayı mahal görmekte-midirler? Bunların sadece politika için yapıldığını, politika icabı inanılanların değil fakat partileri için faydalı olanların söylendiğini kabul etmek lâzım geliyor.

Demokrat Parti, her ne pahasına olursa olsun iktidara gelmeyi, muhalefette bulunduğu zamanlar kat'iyetle nehyetmiştir. Bugün de her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmayı, Demokrat Psrti ebediyen nehyeder. Muhalefetin de aynı kanaati göstermesi, bu prensipleri kabul ve tatbik etmesi lâzımdır. Şahsî ve zümrevî menfaatlerin, parti menfaatlerinin değil, memleket men­faatlerinin düşüncelerimizde ve hareketlerimizde hâkim esası teşkil etmesi, siyasî ahlâkın kaçınılmaz bir zaruretidir.

Başbakan sözlerine devamla demiştir ki:

Demokrat partiyi ve onun iktidarım kötülemekle bu memleket için ne kaza-nılabilir? Demokrat psrti ikt:d"fi, daha iki z;n-e viziie b;-?;nda kabcikt r. Bir

arkadaşımızın demin dediği gibi bunu henüz fidan ve Büzken koparıp soldur­mak, ondan sonra da memleketi iki sene daha böyle sakatlanmış bir iktidarın elinde bulundurmak memleket lehine kaydolunacak bir neticemidir?

Demokrat Parti olsun, Halk partisi veya Millet Partisi olsun, faydalı oldukları nispette millî varlığın birer parçasıdır. Partiler kolay kurulmuyor. Halk parti­si de 25 senelik mazisiyle bir varlıktır. Bunları ortadan kaldırmak, millî varlı­ğın bîr kısmını ortadan kaldırmak demektir. Tenkidlerimiz, onların zararlı ta­raflarını ortadan kaldırmayı istihdaf eder. Demokrat Parti, Türk millî varlığı­nın en kıymetli bir parçasını teşkil eder. Demokrat Parti memleketimizin ya­şamış olduğu tarihî anların bir neticesidir. Halkımızın millî kıyam halinde hürriyet dâvasını ele aldığı hengâmelerde ortaya çıkmış, bu milli kıyamın reh­berliğini yapmak şerefine nail olmuştur. Sinesinde milyonları toplamış ve Türk milletinin iradesiyle iktidara gelmiş olan Demokrat Partinin, miîlî var­lığımızın mühim bir parçası olduğunu inkâr etmek kimsenin elinden gelmez. Başbakan Adnan Menderes, burada bunları söylemeğe kendisini mecbur eden hakikatlerin kongrece malûm bulunduğuna işaretle misal olarak asayiş me­selesini ele almış ve demiştir ki:

«Muhterem muhalefin bu mesele üzerinde fevkalâde ısrarla durduğunu hepi­niz görmektesiniz. Asayiş meselesinde, kıymetli bir arkadaşımın daha evvel pek güzel izah ettiği gibi, eski devrin zihniyet ve telâkkisiyle bugünün zihniyet ve telâkkisini ayırdetmek icap eder. Eski devirde asayişin muhafazası daha ko­lay olabilirdi. Karakolların bir siyaset yeri, bir adaletgâh olduğu, hattâ tabut­lukların hüküm sürdüğü, vatandaşların kafile kafile kurşuna dizildiği, herke­sin korku içinde yaşadığı zamanlarda, bir ölüm sükûtu halinde zahirî bir asayi­şi muhafaza etmek güç değildir. Vatandaş hak ve hürriyetlerine son derece hür­met eden bir sussuzu mahkûm ettirmektense beş suşluyu beraet ettirmenin evlâ olduğu kaidesine riayetkar olan idarelerin asayiş mevzuunda karşılaştık­ları güçlükleri gözönünden uzak bulundurmamalidır.

Bunları söylemekle memlekette asayişsizlik vardır, demek istemiyorum, me­selenin mucip sebeplerim ifade ediyorum. Eğer memlekette hakikaten asayiş­sizlik varsa, muhalefet 50 - 60 mebusu ile Meclistedir. Her türlü tetkik ve tah­kik vasıtasına, ve salâhiyetine sahiptirler. Böyle teleskopsuz astronomi, mik-roskopsuz bakteriyoloji ile uğraşan insanlar gibi gazete sayfalarında çarşaf çarşaf yazı yazacaklarına bugün Ssrıyar, yarın Kızılcahamam diyeceklerine,, rakkamlara müracaat etseler, 1949 da,50, 51 ve 52 de nüfus, hâdise, .faili bulu­nan ve bulunmayan suç Şu miktardadTr diye ortaya koysalar, herhalde çok daha iyi olurdu. Fakat bu yolda gitmiyorlar, çünkü rakkamlar, bu tenkidleri haklı gösterecek bir manzara arzetmiyor. Demokrat Partiyi tam yere vurmak fırsatı ele geçdi diye ortaya çıkacaklar-, zaman, rakkamlsrla cevap vermek çok kolay olduğu için serinkanlılık, sabır ve tahammül göstermekteyiz.

Sizlerde de, bu sefer, geçen kongrelerin asabiyetini görmedim. Bunun sebebi şudur ki kendisine, dâvasına, Hükümetine ve onun icraatına inanan kimselerin fazla asabiyet ve şiddet göstermelerine hacet kalmaz. Bir zamanlar, iktidara gelişimizden beri netice gösterecek kadar vakit geçmediği için, sözlere sözle mukabele mecburiyeti vardı. Fakat bugün bu hücumlar karşısında artık geniş bir sabır göstermektesiniz. Çünkü bu hücumlar, vicdanmzda mâkes bulunma­maktadır.

Propaganda, muhakkak ki iyi bir silâhtır. Memleketi harice kâfi derecede ta­nıtamıyoruz, parti bakımından yaptıklarımızı iyice gösteremiyoruz, diye şikâ­yetlerde bulunuyoruz. Yalnız propagandayı, bir hakikati ele alarak bunu neh-yetmeye, güneşi balçıkla sıvamaya kadar götüı-memelidir. Bunların mümkün olacağına inanmamalıdır. Bir iğin hakikaten eksik veya kötü tarafları varsa, ve-yahutta tam ve iyi tarafları varsa, propaganda bunları daha kolay daha vazıh şekilde göstermeğe yarar. Kötü kullanılan, hakikatin tam aksine yapılan pro­pagandanın, çok kuvvetli bir silâh olması nispetinde tesirlerinin, bizzat bu pro­pagandayı kullananlara rücu edeceğini de bilmelidir. Ben propagandanın ha­kikatle alâkasından korkarım. Bugün tonlarca kâğıt üzerinde memlekete yayı­lan yazıların bu memleketin magerî vicdanmdaki aksi bir hiçtir. Bu kötü pro­pagandalar, ancak milletin kendilerine olan itimat bakiyesini de silip süpürme-ğe yol açıyor. Bugün kalkıp desek ki, Türkiye'de iktisadi kalkınma yoktur,, mal, can ve ırz emniyeti yoktur, Türkiye dış itibarını kaybetmiştir, Türkiye tehlikelere kargı bugün mevcut teminatı istihsal edememiştir, Türk ordusu kuvvetinden kaybetmektedir. Elbette bunlara inanmazmız. Sizin bağrından kopup geldiğiniz Türk milletinin de inanmıyacağına eminsiniz. Memleketi dolaştığınız zaman çehrelerdeki tebessüm ve neg'eden vatandaşların tam aksi kanaatte olduklarını ahlamak güç değildir.

Artik-işler bu raddeye geldikten sonra, hakikatleri teslim etmek lâz.mdır. Muhterem muhalefetten hakikatlere teslim olmalarını, yapıcılıkta iktidarla beraber yürümelerini rica etmek zamanı gelmiştir, sanırım.

iktisadî vaziyetimiz vatandaşların gündelik hayaytlarmda hissettikleri gibi büyük bir süratle iyileşmektedir. O kadar ki memlekette vatandaşın kat'î kanaat halinde kabul ettiği bu hakikat, dost düşman bütün yabancı memle­ketleri hayranlık içinde bırakan bir manzara olarak gözüküyor. Dış itibaıy dünden çok daha üstündür. Ordumuz günden güne kuvvetlenmekte, bîr gün üzerine terettüp edebilecek vatan vazifesini daha'hazır bir vaziyette yap­mağa yönelmiş bulunmaktadır. Dış politikamız iyidir. Elbette iyidir, çünkü dış politika, iç politikanın bir parçasıdır, içerde sağlam, iktisadî kalkınma kemalinde, asayiş yerinde, ordu vazifesi başında, vatandaşlar hürriyetlerin­den emin bulunmasa, bir kelimeyle bir iç kuvvete dayanılmasa, kuvvetli bir' dıg politika yapmanın imkânsız olduğunu elbette takdir edersiniz. Demokrat Parti olarak, Türk köylüsünün yüzünü güldüreceğiz dedik. Vaidlerinizi ye­rine getirmediniz diyenlere köylünün mütebessim çehresi cevap vermekte­dir. İktisadî kalkınmamızın aksini, Türk köylüsünün kalkınması teşkil ede­cektir.

işçimiz de memleketin kalkmmasiyyla mütenasip olarak refaha kavuşacak­tır. Ziraî istihsal fazlalaştıkça, memlekete servet girdikçe, sanayi ve maden-cilikde, bütün istihsal kollarında ilerlemek imkânları bulunmadıkça, memle­kette işçiye ihtiyaç ye işçinin refah seviyesi de artacaktır. Memlekette iş hacminin artmasında elbette bütün vatandaşlar istifade edecektir. Yükün taksi­minden bahsetmek abestir. Memleketin süratle kalkınmasını temin etmek, iktisadî merhaleleri süratle aşmağa çalışmak, vatanperverane hareketlerin basındadır.

Demokrat Parti bu memlekette fakrüsefaleti bir an evvel ortadan kaldırmak azmindedir. Nasıl bundan beş altı sene evvel tek parti hâkimiyetine ve hür­riyetsizliğe karşı kıyam etmişse ve mücadeleyi gaye edinmişse, bugün de iktidara sahip olarak fakrüsefalete ve geriliğe karşı en mukaddes cihadı açmıştır. Gayretlerimiz sayeysinde iki sene içinde havsalalara sığmıyacak neticeler elde etmiş bulıınuyoyruz. Türk Milleti, şimdi hürriyete, saadete, medeniyete doğru bütün hızıyla yürüyor. Cemiyetimizi bu büyük gayeler­den geri çevirecek bir kuvvet mevcut değildir. Gerilik, sefalet ve fakrın bü­tün köprülerini attık. Katar rayı üzerindedir, istasyonları katetmek sure­tiyle maksuduna doğru yürümektedir.

Bütün bu iyilik ve terakki hamleleri içinde muhalefetle beraber olmak, mu­halefetteki arkadaşlarımızın tenkid yoluyla yapacakları yardıma mazhar olarak çalışmak, ne büyük bir bahtiyarlık teşkil ederdi. Bu sözlerin, onların tenkidlerinden çekinmenin bir ifadesi, olduğunu sanmamalıdır. En büyük şerefli, hak ve hakikate dayanmayan insafsız hücumların, matbuatın sel ha­lindeki tarizlerinin karşısında dimdik ayakta duran bir iktidar olmamızda bulmaktayım. Korkutmakla, sindirmekle, tahakkümle bir kığla disiplini te­sis etmiş olsayydık böylesine iş başında kalmanın hiçbir şerefi olmazdı.

Bu memlekette öylesine prensiplere inanmış bir iktidar mevcuttur ki onun Hükümeti bir parti Hükümeti değil bütün milletin Hükümeti olmak gayesi peşinde koşuyor. Hükümeti Parti farkı gözetmeksizin bütün Türk Milletinin hizmetine tahsis etmek, hedef ve gayelerimizin başında gelmektedir. Taah­hütlerimizin eri olacağız. Türk Milletinin müşterek malı olan Hükümet oto­ritesini şahsî menfaatler, parti menfaatleri istikametinde kullanmak asla ak­lımızdan geçmez. Bunu sizler de istemezsiniz ve istemediğinizi bugün burada sizlerin ağızmızdan dinlemekle bahtiyar oldum.

Bugün iki buçuk senelik iktidar arkamızda kalmıştır. Seçim sathımailine gir­mek üzereyiz. Bir sene sonra seçim devresi içinde bulunacağız. Kardeş parti­lerle beraber ben sana daha iyi hizmet edeceğim diye milletin huzuruna çık­tığımız zaman, bizi reyleriyle selâhiyetli kıldıkları dört sene içinde tahakkuk ettirdiğimiz eserleri saymakla, hürriyet ve adaleti hâkim kılmak ve Demok­rasi rejimini kökleştirmek bakımından aldığımız neticeleri göstermekle, ye­niden itimadına lâyık olmağa çalışacağız.

Hangi partiden olursa olsun bütün vatandaşlara müsavi muamelenin vicdan­larımızda yer etmesi lâzım gelir. Buna bizler inandıktan sonradır ki Türk milletinin huturuna eserlerimizin bu manevî kısmı ile de çıkmak şerefine nail olabileceğiz.

Başbakan bundan sonra, kongrenin arzettiği tesanüd manzarasına yeniden temasla mütesanid olmak mecburiyetini belirtmiş, şahsiyet kavgala-.rıtımsiyasîistikraradokunabileceğinikay dileşahsîkavgalarıeğer varsa, parti dışında yapmanın iyi olacağını söylemiş, Demokrat Partinin tam ve mütekâmil bir siyasî parti haline geldiğine de işaretle şayet parti içine şahsiyet sokmak isteyenler olacaksa sevk ve idareden mesuî insanlar sıfatiyle lâzım gelen tedbirlerin alınacağını ifade etmiş ve sözlerini sürekli alkışlar ve devamlı tezahürler arasında şöyle bitirmiştir:

'Çok kısa bir zamanda parti olarak çok büyük terakkiler kaydettiğimizi ifti­harla ifade edebiliriz. Muhalefetin vatanperverane yolda memleketin refaha kavuşmasında şerefh rolünü bir an evvel almasını temenni ederken, bu kong­renin gösterdiği tesanüd ve olgunluktan ilham almaktayım."

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu'r.un Ankara Demokrat Parti İ! Kongresindeki konuşması:

Ankara : 21 (AA.) —

Devlet Bakanı Başbakan yarimeısı Samet Ağaoğlu, Demokrat Parti il kong­resinde dileklerin görüşülmesi sırasında, delege ve dinleyicilerin sürekli al­kışları arasında söz almış ve evvelâ Demokrat Parti kongrelerinin değişmez vasıfları üzerinde durmuştur. Başbakan yardımcısı demiştir ki:

«Demokrat Parti kongreleri 6 seneden beri seviyesi mütemadiyen yükselen samimiyet ve olgunluk içinde devam etmektedir. Bu kongreler, içerde ve dı-şarda bizi sevenlerin ve sevmiyenlerin gözü Önünd Demokrat Partinin na-'sil millet liizmetinde heyecanlı bir tesanüt ocağı olduğunu göstermektedir. Bugünkü kongremiz bunun yeni bir ispatını vermiştir.u

Samet Ağaoğlu bundan sonra bu kongrede üzerinde durulan mevzuları tah­lil etmiş ve sözlerine şöylye devam etmiştir:

«Burada artık 1946 ve müteakip senelerin belli başlı mevzularma temas edil­medi. Ne Devlet baskısı, ne polis tecavüzü, ne zulümden bahsolunmadı. Bu­na mukabil daima ileriye giden bir milletin medenî ihtiyaçları ortaya kondu. Misal olarak arzediyorum. Bir delege arkadaş, Sümerbankm kaput bezleri­nin iyi vasıfta olmadığından ve hususî teşebbüsün daha iyi vasıftaki kaput tezleriyle rekabet edemediğinden şikâyet etti. Bu delege arkadaş haklıdır. Sümerbankın kaput bezleri eskisinin aynıdır. Fakat Türk köylüsü bugün ar­tık o vasıfta kaput bezini beğenmiyoyr, çünkü köylümüzün kalkınma bakı­mından daha yüksek vasıfta bezlere ihtiyacı artmıştır. Dört sene evvel bizim için saadet merhalesi olan ve hayal gibi önümüzde yükselen emeller ve ga­yeler bugün tamamiyle tahakkuk etmiş bulunuyor. İlerimize ve yükselmemize muvazi olarak ihtiyaçlarımız da artacak ve devam edecektir. Birkaç sene sonra bu memleketin çehresi tamamiyle değişecektir.

Vatandaş şeref ve havsiyetinin, insan haklarının ve hürriyetlerinin tam ola­rak korunduğu bu hür vatan topraklarında, dünyanın en hür insanlarından mürekkep bir millet olarak daima ilerleme ve yükselme yolundayız. Bu ga­yeye milletçe artık erişilmiştir.

Ziraî kredi üzerinde konuşan arkadaşlarıma cevap vermek isterim.

Is başına geldiğimiz günden beri tuttuğumuz yol, müstahsil kütlesinin kal­kınmasını temin etmektedir. Başardığımız işleri ve eserleri burada tekrarlı-yacak değilim. Rakamlar ezberinizdedir. Uzun bir devir ihmal edilmiş bir vatanda şu veya bu unsurun kötü ve yolsuz hareketleri bizi muztarip edebi­lir, fakat bugün iyi bir yolda yürüyen idare mekanizması içinde herkes mut­laka iyi olmağa doğru gidecektir. İktidara geçtiğimiz günden beri bu memle­kette ziraî kredi tam beg misli yükselmiş, ekilen toprakların nispeti yüzde Otuz artmış, memleket ziraati kalkmınea umumî hayat seviyesi ve iktisadî hareketler tam bir faaliyete erişmiştir.»

Bundan sonra yapılan işleri ve başarılan eserleri sayan Başbakan yardımcısı demiştir kî:

"Bugünkü durumumuz dün ile mukayese edilmiyecek kadar parlaktır. Ar­tık biz başarılarımızı dün ile mukayese etmiyeceğiz, mukaseyi kendi eserle­rimizle ve başar il armuzla yapacağız. Onların devirleri tamamiyle tarihe ka­rışmış ve bizim için mukayese emsali olmakatn çoktan çıkmıştır.

İşçi meselesine gelince:

Biz hiçbir şey yapmadıksa ücretli hafta tatili kanununu çıkardık. Bu kadar süratle çıkartılan bu kanun bir iktidarm siyaysî tarihi için bir kıymet ifade eder. 950 den bu yana işçi Ücretlerine yüzde altmış zam yapılmış, işçi hasta-hanelerinin yatak adedi birkaç misli yükselmiş, sendika hareket ve faaliyet­leri kâmil bir hürriyet havası içersinde yükselme yoluna girmiştir. Bununla beraber işçilerimizi milletçe özlediğimiz refah seviyesine kavuşturmuş de­ğiliz. Fakat bu gayeye erişmek için ileri adımlarımızı atmış bulunuyoruz. Vatansever işçilerimiz davamızda bizimle beraberdir.

Bir köylü vatandaş, köy yol ve suyunun beraber çalışarak yapıldığını söyle­di. Köy yolu ve içme suyu dâvası köylü ve Hükümetin elele vermesi davası­dır. Bu işbirliğinin manevî mânası, ve kıymeti vardır. 36,000 KÖydede 25,000 inde içme suyu yoktu. İki yılda 10.000 köye içme suyu getirttik. 1854 de Türk köylüsünün huzuruna çıkarak dört senelik hesabımızı verdi­ğimiz zaman içme suyu gitmemiş köy kalmıyacaktır. Bu münasebetle mu­halefetin propagandasına temas etmek ve bütün vatandaşların dikkatini bu noktaya çekmek isterim.

Mahsul fiatları ve muhalefet...

Yasan: Mümtaz Faik Fenik

4 Ağustos 1952 larihli Zafer'den:

Dünya Gazetesinde Palilı Rıfkı Atayın tealemindftn çıktığını haykıran lıir fıkra okuduk: «Hayat pahalılığı durmadan arttığı için Hükümet ister istemez, bng-day alım fiyatını 30 kuruşa çıkarmış! Çünkü köylünün alacağı mallar, bu zam nispetinin de üstüne fırlamış!...»

Fıkracı, bununla, da, tezvirin amudu fıkarisini doğrultamamiş ve sözlerine şuaları ilâve etmiştir:

Ofis [memurları şu iyidir, bu çürüktür, diye gelen mahsullerin fiyatlarını kese­rek akıllarınca bir çare bulmak istemiş­ler ama, bereket versin Kasım Gülek ikaz etmiş, bunun üzerine Hükümet, Ofise bütün maihsule ayni fiyatın veril­mesini ve 15 Hazirandan beri ucuza alınmış olanlarında fiyatlarını tamam­lamasını emretmiş!..

Aferin Kasım Gülek'e diyeceksiniz! De­mek bazan «Kal'kın ey ehli vatan!» te­ranesini bırakıp .binde bir de olsa, bir işe yarıyabiliyor', aklı denize fayda olu­yor, diye düsiinetoil'eceksmîz! Anıa bu kanbur fıkranın neresi doğru İti, düzelt­meğe orası lüzum göstermesin?..

Köyünün alacağı mallar malûmdur: Pamuklu, tuz, şeker, sigara, daha buna benzer ihtiyaç maddeleri!.. Bunların hangi birinin fiyatı .artmıştır? Hattâ pamuklulara evvelce yapılan zam, son­radan eski fiyatının da aşağısına düşü­rülmüştür. Demokrat İktidar, Halk Par­tisi zamanında olduğu gibi şekeri 520 yemi satıyor? Hayır, dört tane daha şeker ifiaibrikası [kurarak, fiyatları dü­şürmeğe bakıyor, ve köylüye yeni ça­lışma hasaları hazırlıyor. ıSade bir yol vergisinin kalkması, Halk Partisi za­manında köylünün sırtına yüklenen o ağır yükü bir anda kuştüyü gibi hafif­letmiştir. Köye yol yapılmış, çeşme ya­pılmış köylü, zamanını ve sıhhatini Ka­zanmıştır. Ama muhalefetin bütün bun­lara kulak astığı yoktur! Bizim oğlu­muz dönüp dönüp yine bina okuyacak­tır; ve hattâ köylüye zorla angarya ile

yaptırılan okul .binalarını okuyacaktır! Bugün mütehassıslar hesap etmişler ve bir kilo buğdayın 12 .kuruşa Jnal oldu­ğunu tesbit etmişlerdir. 30 kuruş fiyat, mahsulü yüzde yüzün 'çok üstünde bir kıymetlendirmedir. Hattâ hububat zi-raatini teşvik ve alım sahalarını fazla-laştırma bakımından belki de yüzde iki yüz bir artışı teinin etmek demektir. 'Bütün halkın itamı doyduktan sonra, dışarı bir buçuk milyon tonluk hububat ihraç edebilmenin mânasını hangi fitne ile küçültebilirler?...

Evvelki günkü gaz et elerimi a de vardı: Ziraat Bankasının açtığı krediler 914 milyon 562 bin liraya yükselmiştir. Bu prim eskisine göre üç misli bir fazla­lıktır. Demek çiftçi malım satıyor, pa­rasını alıyor, itendi geçimini temin edi­yor da hem "borcunu ödeyebİliyor, lıem de kredinin artmasına İmkân hazırlıyor.

Eu kredi olduğu yerde dokuz doğurmuş demektir; iş hacminin artmasından ve refah seviyesinin yükselmesinden büyü­müştür. İşte rakamlar .meydandadır; ;Palih Rıfkı ömründe Kadıköy önden başka hangi köye gitmiştir de köylünün vaziyetini öğrenebilecek bir duruma gir­miştir ?..

Ofis memurlarından bazılarının, şu iyi­dir, bu ıçürüktür diye gelen mahsullerin, fiyatlarını haksız kesmelerine g-elince, bu varid olabilir; elbette Ofis memurları da Allanın .kuludurlar, yanlışlık yapa­bilirler. Veyahut bu memurlar Halk Partisinin adamlarıdır; ve Hükümet ka­rarını bozarak ikasten böyle bir sabota­ja başvurabilirler. Ama bir haksızlık son meteliğine kadar, tashih edilmiş midir, edilmemiş midir, siz ona bakınız!

Kasım Güle.k'in ikaz ettiği iddiasına ge­lince, onun ortalığı karıştırmaktan mah­sul fiyatlarını tetkike zamanı mı var­dır? Bizim bildiğimiz Kasım Gülek, işi düzelmekten daha ziyade bozmakla şöhret kazanmış bir zattır. O tıyneti icabı haksızlığı tashih değil, teşvik ede­cektir. Fakat alâkadarlar, ondan çok ev­vel şikâyetlerim yapmışlar, bunun üze­rine işler düzeltilmiş ve Kasım Gülek'e bu harman sonunun sömürülmesi kal­mıştır, işte hikâyenin içyüzü!

Rakamların balâgati...

II Ağustos1952 tarihli Zafer'(Sen:

istatistik Gene] Müdürlüğü tarafından 1952 hububat rekoltesi hakkında yapı­lan tetkiklerin neticeleri memleketimi­zin 3 950 den bu yana, nasıl bir iktisadî inkişafa nmzhar olduğunu, mîllî kalkın­ma hamlesinin nasıl bir hızla devam et­tiğini çok açık Mr şekilde göstermekte­dir.

1952 senesinin hububat ekLm sahası 9S82000 hektar tahmin edilmiştir. Bu 1950 ye nazaran % İS bir artış ifade et­mektedir. Yalnız hububat sahasındaki bu fazlalığa pamuk, gibj diğer madde­ler sahasındaki ekim fazlalığını da ilâ­ve ettiğimiz takdirde memlekette zirai istihsale tahsis edilen toprakların iki sene içinde % 30 dan fazla bir nispette arttığını kabuletmek yerindeolur.

istihsal miktarına gelince meselâ buğ­day istihsali 1950 de 3.900.000 ton iken 1952 de 6 milyon 400.000 tona yüksel­miştir. Bu 1950 ye göre % 65 bir fazla­lığı ifade eder.

Muhalefet zirai istihsaldeki ton artışı İyi hava şartlarına bağlamaktadır! Fakat kendilerine, bug-ün ve tarihte, sırf iyi hava şartları dolayisiyle istihsalin ve istihsal sahrasının iki senede hu derece­lerde arttığına bir misal gösterebilir mi­siniz diye sorduğumuz zaman elbette İÜ göstermeyecekler ve birtakım demago­jik cevaplar vermeğe çalışacaklar; fa­raza, Halk Partisi Genel Sekreteler! Kasım, istatistik Umum Müdürlüğünün verdiği rakamlar acaba doğru mudur, tarafsız heyetler bu rakamları tetkik etmelidir, diye karşımızaçıkacaktır.

Zirai istihsal sahasında iki senedenberî görülen bu büyük inkişafın belli başlı dört sebebi vardır:

— Ziraatin makin al aş m a sı hareketi es­ki ile mukayese edilcmiyecek kadar hız­landırılmış ve teşvik edilmiştir.

"Tabii ve normal derecede susuzluk hallerini karşılayan sulama tertibatı ve tedbirleri vaktinde alınmaktadır.

Mahsul fiyatları, çiftçiyi, ekLm saha­sını genişletmeğe teşvik edecek hadlercle

tutulmuş, maıhsulünün değerlendirildi­ğini gören köylü şevk ve hevesle -çalış­mıştın.

— Nihayet, hava şartları da iyi gitmiş­tir.

Demokrat Parti iktidarı ile "beraber memleketimize yepyeni b!r çalışma zih­niyetinin, iktisadi ve içtimai meseleleri "birer birer ele alma metodunun, göste­riş endişesinden uzak bir yaratma gay­retinin girdiği artık bütün dünya tara­fından ikabu! edilmiş bulunmaktadır. En müşkülpesent tarafsız müşahitler bile, iktidarın iktisadi, içtimai meselelerde ve dış politika sahasında temin ettiği mu­vaffakiyetleri tesbit etmiş bulunmak­tadır.

Fakat yazık ki, muhaliflerimizi, rakam­ların şu 'belagat: dahi ikna edememek­tedir. Muhalefet gözünü ve kulağını bü­tün bu müsbet işlere kapamış, kendi hasta dimağında vehmederek yarattığı birtakım hayalî dâvaların peşine düş­müştür.

Yok, iktidarda diktatörlük istidadı baş­ladı, yok matbuat hürriyeti tehlikeye girdi, yok partizan idare vardır gibi baş­tan başa saçma İddialarla Dcmkişotl&r-gibi memeleketin bir. ucundan diğer ucuna koşup duran muhalefet liderle­rine biraz da hakikatlere tahammül göstermelerini tavsiye etmek isteriz. Bu memleket nihayet müşterek vata-mmızdır.Onuniyiliğide,fenalığıda

hepimizi alâkadar eder. Onun saadeti ile mesut, felâket; ile bedbaht olmak1 muhalif,muvafık bütünvatandaşlarınmüşterek nasibidir.

Bug-ün bu memleketin 'birçok sahalarda dünden daha iyi vaziyette oiduğu da aşi­kârdır. 'Onun bu sahalarda duyduğu saadete iştirak etmemek, her şeyi mu­hakkak ve muhakkak fena göstermek unutmıyahm ki kendi ruhlarımız kadar milletin ruhunda da bezginlik uyandıra­bilir ve bunun neticesinde doğacak fe­nalıkların vebaliniödemekgüçolur! Milletvekili Bedri Nedim GÖknil'in dün­kü Vakitteki beyanatıdır. Bu beyanat­ta şöyledeniliyor :

— Memleketin hayatında ve gidiş atın­da anayasanın tadilini zaruri kılacak bir şey sönmüyoruz. 1853 senesinde Meclîsin, feshi .meselesine gelince, hu Meclis millî ira-de ile dört sene iğin se­çilmiştir. Ondan evvel feshe lüzum yok­tur, s

'Bu cümleler d eki ifade tarzından anlaşı­lıyor ki bu sayın millet vekiline g-öre dört sene İçin seçilen Büyük Millet Mec­lisleri kanuni devreleri sona ermeden feshi iliç 'bir sebeple icabetmez. Dört sene sona ermeden Meclisin feshi rai İli iradeyft aykırı olur. Halbuki dünyanın hiç biv tarafında ıhiç 'bir 'demokrasi memleketi yoktur ki dört sene için se­çilen meclisleri bazı kanuni şartlar da­hilinde feshe di! ean ez olsun.

îkinci Büyük Millet Meclisinde bugünkü Anayasamızın temeli atılırken Cumhur­başkanına fesih hakkı verilmesi uzun tartışmalara sebep -olmuştu. Atatürk'ün şahsi nüfuzu ile diktatörlüğe gitmesin­den korkan Meclis ekseriyeti cumhur­başkanına fesih hakkı- verilmesine şid­detle muhalefet etti. Fakat Atatürk Cumhurbaşkanı sifatiyle haiz olmadığı bu hakkı 'Halk Partisinin değişmez Ge­nel (Başkam sıfatiyle almıştır. Birkaç defa Büyük Millet Meclisleri .kanuni müddetini ikımal etmeksizin kendi ka-rariyie feshedilmiştir. Bugünkü demok­ratik rejimle artık şef sistemi ortadan [kaldırılmış olduğuna göre yürütme kuv­veti' İle yasama kuvveti arasında muva­zene kuracak bir sistem bulmak lâzım-tlır.

Zira demokratik bir rejimde her zaman bir meclis ekseriyetinin dörtte üçü bu­gün olduğu gibi ifair siyasi padti elinde toplanmaz. .Meclis muhtelif parti grup lorma ayrılır. Meclis ekseriyetini teşkil eden grup, yahut gruplar ile hükümet arasında esaslı bir meselede ihtilâf çı­kar. Bir taraf diğerini ikna edemez. Bir hükümet çekilir. Diğeri iş 'başına ge­lir. Fakat ihtilâf yine devam. eder. istik­rarlı hükümet kurmak imkânsız olur. O zaman ihtilâfı kökünden halledebil­mek için yeni bir seçime giderek mille-

tin hakemliğine gitmekten başka çıkar bir yol kalmaz.

Demokrat Parti muhalefette iken anti­demokratik kanunlardan şikâyet ediyor­du. Çünkü o zaman iktidarda Meclisin üçte ikisini elinde tutan bir Halk Par­tisi ve hükümeti- bulunuyordu. Cihat Ba­ban ve 'Bahadır Dülger gibi gazete baş­yazarları Meclisten, antidemokratik ka­nunlar çıkmasını önleyecek şekilde Ana­yasa tadilâtı yapılmak için paçaları sı­vayarak çalışıyorlardı. Tarafsız gazete ler ve hatta Halk Partili gazeteler de bu istikamette r.eşriyat yaptılar. De­mokrat Parti iktidara gelirse bu bakım­dan büyük değişiklikler 'bekleniyordu. Halbuki 14 Mayıs 1951 den sonra Cihat Babanlar ve Bahadır Dülgerler Demok­rat 'Parti Meclis Grupu içerisine girince sesleri kesildi. 1919 senesinde Anaya­sanın tadili için bütün gazete başyazar­larından imza toplayan Bahadır Dülger­ler ve Cihat Babanlar şimdi nerededir? Bu -arkadaşların Bedri Nedim Göknii gibi Anayasanın tadiline lüzum olmadı­ğını iddia eden milletvekillerine biraz demokrasi dersi vermeleri lâzım değil mi?

Realiteyi kavramak dirayeti...

Yazan : Zûhtü Velibeşe

16 Ağustos1952 tarihli Zafer'den:

Muhalefetin bizde neden çöktüğünü ara­yan yazımızda iktidara karşı olan Partiler için, realitenin İyice kavran­ması, yaşanılan devre intibak edilmesi lüzumundan bahsedilmişti. 'Bunun ehem­miyetini, belirtmek muhalefetin duru­munu açıklayacağına kaniiz.

Memleket imiz in bugünkü rejimi, 14 Ma­yıs 1950 seçimlerinin eseridi.r Herkesin bildiği bu hakikati böylece hatırladıktan sonra, buna 'varışın gaye ve mânasını tahlil edelim.

14 Mayısa kadar realite, Türkiye'de hu-ikultan demokratik, fakat fiilen totali­ter mutlakiyeti ifade eden bîr sistemin hüküm sürmesi idi.

Anayasamızın tamamiyle dışında, onun ruhuna da metnine de aykırı olaa bir

sistem., Parti adı verilen, - lâkin bu mef­humun vasıflarını haiz olmıyan, başka bir g-aye ile kurulmuş bir teşekkülün bünyesindeki hususiyetle tesis edilmişti. Filhakika:

Bu teşekliüiün, mutlak salâhiyetleri ha­iz bir ıGenel Başkanı vardı ki, sonra ona bir de değişmez sıfatı eklendi. Onun ya­nında, yine nizamnamesi mucibince, onun tarafından tâyin ve azledilebilen bir Genel Başkan vekili ve bir de Ge­nel Sekreter bulunurdu. Vekiller daima Hükümeti Reisleri, sekreterler de tabia-tiyle Başkanın inandığı bir şahsiyet olur ve teşekkülün iç faaliyetini idare ederdi-Bu Parti taklidinin yüksek sevk ve İda­resi görünüşte bu "üç kişiye tevdi edil­mişti amma, iki uzvu Genel Başkan ta­rafından, tâyin ve azledildiği için, -haki­katte fiilen sevk ye idare münhasıran Genel Başkanının elinde idi. Milletvekili adaylarını ftu heyet yan; Genel Başkan tespit ederdi. Başkan vekilinin idare ettiği hükümet,' Genel Sekreterin en küçük kademelerine ka­dar Tnüdatoale ettiği Parti, parlak misa­lini 1946 da gördüğümüz usullerle, «-se­çim» komedyasını oynatır ve tabii Ge­nel Başkanın adayları Milletvekili ilân edilirdi. Bunlar arasında, belki de İfti­har duyarak, «benim seçim dairem Çan­kaya'dır!»deyenler meşhurdu.

Böylece Türk Milletinin seçmediği, sa­dece Çankaya'nın «tâyin» ettiği bu ze­vat," meslek 6'dinflikleri politika mevkii­ni muhafaza etmek isteyince, .millî de­dikleri Şefin emrine, sadakatle İtaat mecburiyetinde idiler.

Genel Başkanınım Meclis ekseriyeti üzerinde Bu yoldaki baskısı, her an gü­vensizlik oyu ile d evr ile bilecek -olan bir Hükümete mevki vermiyeceği tabii idi. Esasen hükümet rei.si de. gerek bu mcv kie gerek Parti denilen teşekkülün baş­kan vekilliğine, kendisi Devlet Reisi seç­tiren Genel (Başkan tarafından getirilir­di.

Bu suretle Genel Başkan istediğ: ka­nunu Meclisten, istediği kararı Vekiller Heyetinden çıkartır, onları tatbik etti­rir: hulâsa Devletin teşriî, siyasî, icrai bütün tasarrufları, onun her günkü ha-

vaya göre değişen keyfine bağlı olurdu! işin daha vahim olan tarafı da, bu zatın Devlet Reisliği sıfatı itibariyle Anaya­samucibince gayrî mesul olması idi!

Demokrat Partinin kuruluşundan sonra, Halk Partisi denilen teşekkülün statü­sünde acele ile yapılan değişiklikler bu fiilî vaziyeti değiştirmedi.

Değiştiremezdi de. Çünkü: XX. asırda. Devletin nüfuz sahası genişlediğinden beri, diktatörlerin el attıktan saha hu­dutsuzdu. "İktisadi, içtimai, ruhi, mâne­vi, kültürel ve sair her türlü zeminler onun müdahalesineacıktı.

Nitekim bizde de Devletçim* formülü vardı, iktisadi Devlet Teşekkülleri, Ban­kalar iktisadî nizam, spor ve bunlara bağlı bütün müesseseler, dil, tarih her-şey Devletin, yani değişmez Genel Baş­kan - MİI1İ Şefin keyf ve hevesine tabi İdi. Bunlar bir ağ gibi memleketin sat-üıını kaplamış; her biri kendi sahasın­da birer- diktatör kesilerek halkm nefes al ması, maişetini temin edebilmesi bile bunlann, yani Genel Başkanının lûtfu-na bağl; sayılmak âdeta kaide olmuştu. Bu idarenin, meselâ ıMıjssoüni İtalya-sında olduğu gibi, bir ideolojisi de bu­lunmadığından, hâkim olan prensip; sa­dece Şefin kaprisinden ibaretti. Mem­leketin refah seviyesini yükseltecek cid­dî faaliyetler ihmal edilerek, sırf göste­riş için çorak mevzulara, korkunç bir yekûn tutan, milyarlar israf edilmesinin sebberni bunda aramalıdır. Halkı, siyasi haklarında, her çeşit hür­riyetinde, vicdanında, dilinde sanat ve mesleğinde, kazancında hulâsa hayatı­nın her safhasında tazyik ve müdahale­ye mâruz tutan, şimdiye kadar g-örül-memış şekildeki bu teşkilâtlı diktatör­lük, istimlâkleri, ist imv ali eri, angarya­ları, resmî, gayri resmî çeşitli külfetle­ri ile milleti derin bir fakrü zarurete uğratan, memleketi de bir felâket uçu­rumuna götürmekte idi. Bu hal, Anayasanın hukukan mevcut olan hükümlerini fiilen tatbik ettirmek suretiyle, millî hâkimiyeti artık tesis etmek yolunda, dayanılmaz bir fikir ce­reyanı doğurdu. Milletle irtibatını kes­miş olan diktatör idaresi bunları göre­cek halde değildi.

Türkiye bütünlüğü aleyhine çevirebilir. Eski haksızlıkları .müdafaa etmek ne ■kadar doğru değilse, eskiden istenerek ve oilinerek yalnız1 haksızlık yapılmış olduğu 'gi'bi 'bir hava yaratarak ve üçü de Türkiyenin siyasi ve coğrafi bütün­lüğüne karşı toirer suykast olduğuna şüphe olmayan isyanları haklı göstere­rek vatan düşmanlarına fırsat vermek ondan, bin defa beter- bir hatadır. Bu­günkü iktidarın Doğu vilâyetler halkı-nı kendine bağlamak İ-çin güdeceği poli­tika, masum halka maziye ve mazi ile beraber devlete karşı yeni kin ve inti­kam hisleri aşılamak değil, müsbet iş­ler görmek, nizam ve adalet kuruculuğu vazifesini tamamlamak, iktisadi ve zi­rai ıslahat yapmak, millî eğitim İşlerini düzeni em ek tir. Muhalefetlerden yapıcı tenkit bekleyen iktidar, iktidardan sa­dece yapıcılık beklendiğini asla unutma­malıdır.

Partiler üstü kalmak gereken ikinci mesele, din terbiyesi ve vicdan hürriyeti adı altında yeniden körüklenen garp madeniyeti ve kültürü düşmanlığını bir oy toplama fırsatı olarak istismar et­memektir. Dini dünya işlerine karıştır­manın en kötü şekli, din: seçim politi­kasına karıştırmaktır. Bu karışmanın hududu yoktur. İranın bugünkü haline, (hatta kendimizin İki asır önceki halimi­ze dönsek -masum halkın mukadderatı ile, oynamağı meslek edinen irticaın diktacı baskısından kurtulamayız. Bu türlü istismarlar dahi sadece bir siyasi partinin inhisarında kalamaz. Sağa doğru yarış, Tüi'.kiycde yeni bir dikta rejiminin tek kurtarıcısı tedbir olduğu fikrini yayıncıya Ikadar devam eder. HaTbuki halkı memnun edebilecek her şeyi yapmak yine iktidarın elindedir. Muhalefetler, iyi ve doğru kalkınma kararlarının müspet neticeler vermesine ve bu müsbet neticelerin halkı iktidara ısındırmasına mâni olamazlar.

Partiler üstü kalmafe gereken üçüncü mesele, ormanlardır. Bugünkü durum, ormanlık bölgelerde yaşayan halkın ge-

çimi için fcolaylık göstermek haddini alabildiğine aşarak Türkiye tabi atini ■tahrip etmek, suretle taıhrip etmek şek-liöi almıştır. Ormanlarla beraber or­manlık ibolge halkını da soyan bir vur7 guncular ve madrabazlar ticari alıp yü­rümüştür. Şu çırçıplak İstanbul etrafı­nın tek tük yeşillikleri bile yolunarak, İstanbul mahallelerine her gün kaçak odun taşınmaktadır. İstisnasız bütün iyi niyetli ve grörüş sahibi vatandaşlar Türkiyenin çölleşmesi artık birkaç yıl işi olduğu kanaat indedirler. Yalnız bir Eti defa daha Milletvekili olmaktan baş­ka Mçbir emelleri olmayan politikacılar, bizden sonra Türkiye çöl olsa da ne çı­kar, der gibi bütün şikâyetlere omuz silkmektedirler.

Biz Türkiyeden kopan toprakları tekrar geri alamayız. Biz gerileyen Türkiyenin yeniden batmağa doğru gitmekte oldu­ğunu İnkâr edemeyiz. Biz çupçıpiak toir-çÖlde yeniden tabiat yar atamayız. «Gayr-I kaabil-i telâfi» felâketleri ön-liyetoilmek için partizanlığı bir yana bı­rakmalıyız. Bunlar dışında Mrgok siyasi partilerin, muhalefette iseler halk ile konuşacakları, iktidarda İseler halk için yapacaklar sayısız işler vardır.

Fetih yılı...

Yazan: A. Adnan Adıvar

24 Ağustos 1952tarihliAkşam'-dan :

Kimisi şöyle dedi, karnisi böyle dedi, İs­tanbulini beş yüzüncü fetih yıldönümü kutlanması için bir şey yapılamadı. Ya­hut daha doğrusu bir türlü başlıyamı-yacak olan merasime toir top atışiyle son verilecektir. Bu fetih yılı dediko­dusu çok, amma pek çok uzun sürdü. Böyle bir tes'ide taraftar olanları da, okmyanları da bıktırdı. Bu neticesiz dedikodulara sebep, evvelki hükümetle­rin bu kutlama, için büyük bir komisyon kurarak 20 milyon lira tahsisin karar, altına alması ve bu kararın «debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar» ile tatbik edileceğini hemen ilân etmesi olmuştur. Günlergeçtikçe şöyle 20 milyon değil,20 Mu liranm bile bu işe sarfedilemiye-ceği ve edilse bile bir işe yaramıyacağı anlaşıldı.

Kutlama taraftarları bundan mahzun olabilirler, fakat bin dereden su getire­rek İstanbul un fethini kutlamanın ta-riıhe, realiteye vesair birçok mefhumla­ra uymıyacağını iddia edenler memnun olacaklardır, 'Birçok şehirler İmi 2 in, bu arada îstanbulun da Millî Mücadele es­nasında işgalden kurtulması her sene kutlandığı halde, beş yüz sene evvel .mühim bir harb tekniği ile vukua gelen fetih hâdisesinin neden kut lana mıy a ca­ğını anlamak müşküldür. Ne ise iş bu­rada değildir, işbu sütunlarda bir kaç defa daha belirttiğimiz gibi gazete muh­birlerine günlerce sütun sütun yazı te­min etmekten başka bir şeye yaramıyan bu gibi yapüarnıyaeak İşlere teşebbüs etmemektedir. Böyle tamam olmıyan te­şebbüsler halkta itimatsızlık hissini do­ğurur; artık bîr teşebbüsün neticelene­ceğine herkesi inandırmak güç olur. Böyle menfi hisler, güçlükleri ve mu-vaffakıyetsizliği mucip olur. Mütevazı bir 'programla bile bu kutla­mayı başa çıkar a m ayacağımızı evvelden anlayıp türlü türlü haberler, havadisler şeklinde ortaya bir takım büyük 'büyük programlar atacak yerde kutlamayı muvafık gormiyen kimselerin fikrini kabul ederek O yolda yazı yazacak mu­harrirlerin kalemine kuvvet vermek daha muvafık olurdu. Meselâ bir başya­zarın dediği gibi istanbul bizim mülkü­müz değil, hiziim hayatımızdır; onun dönüm yılını kutlamaya ne lüzum var?» diye bir dâva başı tutturulabilirdi. Fa­kat 'bu dâva başına mukabil, «Eğer ha­yatımız ise, şimdi bizde de moda oldu­ğu gibi, bayata gelinen senenin her yıl­dönümü kutlandığı gibi, bu -şehrin de hayatımıza girdiği yılın 'beş yüzüncü yılı neden kutlanmasın?s denilemez mi?

Velhasıl görülüyor ki iptidada atılan bü­yük bir adını, biraz fazla atılmış, şimdi geri dönmek için yine büyük bir adrm İle yüzü çevirmek lâzım geliyor. Bu dö. nüsü hafldı göstermek jstlyenler, hatta fetih günü birtopbileatılmasınıçok

görecek kadar zorlu tarihî ve içtimai nazariyelere «bugünkü durum» tabiriy­le bir de siyasi çeşni de vermişlerdir. Hakikat şudur ki her millet tarihindeki mefahiri sırası düştükçe tes'i<3 etmek­ten asla geri durmamıştır. Hatırlarda­dır ki bir zamanlar ırktaşlık ve kardeş­liğinden bahsettiğimiz Macarlar bize karşı kazanılan İkinci Mohac meydan muharebesinin bilmem kaçıncı yıldönü­münü kutlamışlar ve bu merasime bizim «İçimiz bile iştirak etmişti.

Mamafih bu gibi millî mefahirin mut­laka «debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylarla» kutlanması gerekmez. Ö yıl­dönümünün vaktiyle bu sütunlarda tek­lif, birkaç kere de meyusane tekrar et­tiğimiz gibi mütevazı bir «İstanbul tet­kik enstitüsün tesisiyle de peklâ tes'id edilebilirdi. Böyle bir enstitü kurulursa beş yüz seneden beri topraklan üzerin­de hüküm sürdüğümüz «kokne Bizans-tan itibaren^ tarihin bu en büyük bel­delerinden birinin tarihine, tapoğrafya-sma, coğrafyasına dair neşrolunacak eserler bütün ilim dünyasında İstanbu-Iun kadrini bildiğimizi herkese değilse bile ulemaya karşı ispat edebilirdi. Hem de o vakit tar&hi, içtimai ve siyasi mah­zurlar ortaya .atilamazdı, Fakat bu en mütevazı ve en debdebstz teklif hiçbir akis yapmadı, sanki bir kayaya söylen­miş gibi. Kir fizik hocasının bana geçen gün söylediği gibi taş ve kaya -bile akis yapar; onun için. taşa söylemiş gibi di­yecek yerde, bir akis yapmıyacak olan havaya söylenmiş gibi demek daha mu­vafıktır. Evet birçok söylediklerimiz hep havaya gidiyor, ve havada ak's yapmak hassası olmadığı için akissiz uçup mahvoluyor.

işte birkaç sensden beri yazılıp söyle­nen bu fetih yılı kutlama efsanesi de her doğum yıllarını kutladıkları halde, hayatımız olduğunu söyledikleri Îstan­bulun Türk âlemine doğduğu yılı kut­lamayı muvafık görmiyenlerin arzusuna uyularak merasim ancak yüz bir pare topla açılıp kapanacağa benziyor. Hiç yoktan bu da iyi

Atatürk Büyük zaferi bir gece bize nasıl anlattı...

Yasan: Ali Naci Karacan

30 Ağuslos 1952 tarihli Milliyet' :

30 Ağustos 0afer 'Bayra'mmuı bu güze; sabahında, yıllarca evvel, bir gece, An­kara'da, Çankaya'da, bizzat Gazi Mus­tafa Kemal'in, o muazzam galibiyetin nasıl hazırlandığını, nasıl gerçek]esti­rildiğini, kendine mahsus o harikulade konuşusu İle bize anlatışını (hatırlıyo­rum. Geç valdt, sofrasından ayrıldıktan sonra, anlattıkları Iıenftz hafızamızda 'bütün ta2el ilki eriyle diri ve canlı iken nasıl olup da söylediklerini Iblr tarafa not etmedim? Bilmiyorum. Fakat, aza­dan, ne ikadar zaman geçmiş olursa ol­sun, büyük zaferin 'gerçekleştiği tarihin bu yıl dönümü sabahımda, o harikulade geceden birşeyler bulmak emellyle Jıa-fızaımı zorladığım, zaman, onu, Çanks-ya'daki büyük saloıına ortasında ki sof­ranın başına oturmuş, etrafında davet­lileri, enerji dolu o güzel yüzü ve irade dolu o yeşil gözleriyle, iki ' elini masa­ma üzerine dayanmış, parmakları ara­sında sigarası, sanki daha dün gece sof-rasindaymışım, sanki dirilmiş de karşı-smdaymışim gibi, bütün çizgileri, renk­leri, hattâ ifadeleriyle olduğu gib' göz­lerimin önüne getirebilıyorum.

Çanikayada, Gazi Mustafa Kemal'in sofrasmdayız. Vakit gece yansını epey­ce tfeçmiş. Atatürk'ün neş'eli bir gecesi. Sofrada on kişiyiz. Meclîsin havasından hoşlanmış bir halleri var. Galiba rah­metli Nuri Conker'le, yine kumandan­lık mevzuu üzerinde şakalaşırken, söz tarihteki büyük kumandanlara intiltal etti ve davetlilerden birinin 30 Ağustos Zaferini ileri sürmesi üzerine, Gazi, bir an durarak ve sanki bütün o hâdiseyi kesif bir halde yasayarak, birden, za­feri hikâyeye girişti. Gergi:

— 'Sîze zaferi anlatayım,..» Dememişti.Jîonuşma,dönedolaş ao bahse intikaledince, Atatürk, birdenbi­re, sözün getirdiği herhangi bir mevzudan bahseder gibi, 30 Ağustos Zaferini de öyle alelade Bir hâdise gibi anlat­maktaydı:

Mecliste ve halkta düşmanı Anado-ludan söküp atmak lıususunda artık şiddetli tor sabırsızlık göze çarpıyordu. Vatan topraklan üzerinde, istilâ ordu­larının zulmüne,

«'Bu işbiliğine karşı düşmanlar tarafın­dan yaratılan ve ortaya konulan mania­lar muvaffakiyetle bertaraf edilmiştir. Hatta, bu 4 memleket alışındaki işbir­liğini, içendi mütecaviz plânlarına engel addeden Rusyanın çıkarttığı zorluklar dahi

Makalenin geri kalan kısmında ise şöyle deni Lmckt e dir:

«Bazı meselelerin askıda oknüsına rağ­men, bu 4 devletin idame ettirdikleri dostane işbirliği, Italyaya bir .misal teş­kil etmelidir.

^Müşterek menfaat şuuru egoist 'men­faatlere G-alebe çaldığı aanısn, askıda kıaJan meselyeler bir mania teşkil et­mezler.»

Borba Gazetesinin makalesi şöyle sona erimektedir:

«Türkiye. Yugoslavya, Avusturya ve Yunanistan arasındaki dostane müna­sebetlerden ve bu temasl-aıTİa işbirliği dolayısiyle Yugoslavyalım asla tecrit odilemiyeceği hakikatinden İtalyamn ders alması, dünya suMııı için bir istifa­da ve kaaanç olacaktır.»

image003.gifEski münazaaların küll erinden yeni dostluklar fışkırdığını görmek hür dün­ya memleketlerini sevindirmektedir. Esasen Yugoslavyalım işbirliği olmak­sızın strateji bakımından hayati önemi haiz Trakyanın Türkiye ve Yımanista-na ait kısı.mlarını Kuzeyden gelebilecek bir taarruza karşı korunmanın müşkül olacağı umumiyetle katral edilmektedir. I^ondra veya Wıashington nazarında son , derecede eazib görünen bu manzara, maalesef Rusyaya tamamile başka türlü göl1 uran ek fre dir. »

Mareşal Tito .ile .Stalin'in arası açıldığı gündenberi Yugoslavya tedricen Batı­lılara doğru 'kaymaya başlamıştır. Yu­goslavya siyasetindeki 'bu değişiklik ön­celeri ırnürettep addedilerek şüphe ile karşılanmış; daha sonra iki .komünist diktatörün aralarındaki şalisi soğukluk ve husumeti günün birinde bertaraf ederle barışmadan ihtimali göznünde tu­tulmuş; buna rağmen zamanla Ameri-Sta, İngiltere ve Fransanın, Mareşal, itimatları artmış ve bu üç devlet, geçen yıl Yugoslavyaya savunma gücü­nü arttırmak üzere 120 imityon dolarlık malî yardımda bulunmuşlardır; 1953 de 99 miüyon .dolarlık yeni 'bir İktisadi yar­dım yapacakları gibi ayrıca iKtıisadi ve-askerî malzeme de vereceklerdir.

Yugoslavya da, üç -büyük .demokrasi devletinin ümid ve itimatlarını boşa gı-karmamak ve onlara, daha ziyade emni­yet vermek için kendi topraklarını bir üs olarak kullanan Yunanlı kızılları hi­mayeden vazgeçmiş, Mareşal Tito tıil-îıassa Amerikaya karşı dostluğunu art­tırmış ve geçen sene îstanbula da gelen 50 Amerikalı gazeteciyi kabul etmiştir. Yugoslavyamn Ankara Büyükelçisi ilk­baharda yaptığı bir basın toplantısında, Yugoslavyamn Balkanlara yapılacak .bir tecavüze karşı koyacağını o.ç.ıkça söylemiştir. O vakittenberü Tugoslav-yanın Türkiye ve Yunanistanla daha sı­kı bir işbirliği yapmak istediği görül­mektedir. Mareşal Tito bir kaç gün önce Yugoslavyayaı davet edilmiş olan Türk gazetecilerini kabul ederek, .beyanatta fcu!unmuş ve ezcümle şöyle demiştir:

«—ı Türkiye iîe Yugoslavya arasındaki münasebetler, bugün artık öylebir de-

receye varmıştır Ki, tahmin ediyorum,, iki .memleket arasında bundan sonra sa­dece iktisadi ve siyasi değil, faka.t as­kerî 'mevzulara müteallik bazı tedbîrle­rin, alınması lâzua gelecektir. Türüîiye ile Yuğoslavyıâyı ayıran hiç bir manî mevcut olmadığına göre bu husus, iki memleket için bilhassa kolay olacaktır, iki merrf.-eket arasında bir parlamerfo-heyetinin ve nezaket ziyareti yapacak olan askerî heyetlerin pek yakında vu­ku 'bulacak ziyaretleri iyiye doğru geli­şen münasebetlerimizin bir İşaretidir.»

Bu beyanatın gazetelerimizde intıişar-ettiği gün, diğer bir Belgrad haberi de-tur Yugoslav parlâmento heyetinin Ati-naya gittiğini bildiriyordu. Geçenlerde Belgrad, Ankara ve Atinayi ziyaret etmiş olan. Amerika Ordu Baka­nı .da, Ankarada'bi toasın .toplantısında. Beflgrad ziyareti hakkında şunları söy­lemişti :

— Mareşal Tito'yu ziyaret ettim. Tür­kiye İle Yugoslavya arasındaki müna­sebetleri im üst er eken müzakere ettik-Mareşala, Türkiye ile Yugoslavya ara-smdaki münasebetlerle yapılacak işbir­liğinin Amerikayi ilgilendirmediğİni, iki memleket iarasına girmek istemediği­mizi söyledim. Böyle bir işbirliğinden: sadece memnun olacağımızı ilâve ettim. [Mareşal Tito bana dedi ki: «Bir kaç aydanberi Türkiye ile Yugoslavya ara­sındaki münasebetler çok gelişmiştir. Her iki memleket arasındaki dostluğun ve işbirliğinin ilerlcmsîni gönülden arzır. etmekteyiz, s

Amerikan Ordu Bakanının, «Türkiye -Yugoslavya münasebetlerinin Amerüîa-yı ilgilen dir mey İ s sözünü «doğrudan doğruya ilgilendirmediği» ananasına al­mak lâzımdır. Nitekim Bakanın böyle bir ilşbirlİğinden sadece memnun olaca­ğız demesi de gösteriyor ki Türkiye ve Yunanistanda Yugoslavya arasında as­keri ittifaka benzer bir işb:rliğ1 yapıl­masının Amer ikayı ilgilendir.mîyeeeği kabul, edilemez.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106