17.7.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Temmuz 1952

—Ankara:

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Nato ile ilgili mevzular üzerin­de temaslarda bulunmak ve Amiral Car-ney'in geçenlerde vaki ziyaretlerini İade etmek maksadı ile 2 Temmuz 1952 gü­nü İstanbul'dan uçakla Napoli'ye hare­ket edeceklerdir.

Genelkurmay Başkanına bu seyahatle­rinde:

Tuğgeneral Cevdet Sunay, Hv. Tuğge­neral Tekin Arıburnu, Tuğamiral Fahri Korutürk,Kur. Alb. CemâlAydmalp, Emir Sb. Ustgm. Ragıp Uluğbay refa­katedeceklerdir.

—İstanbul:

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, beraberinde General Cevdet Su­nay, Hava Generali Tekin Aruburnu ve Kurmay Albay Cemâl Aydmalp olduğu halde bugün saat 18.20 de askeri bîr uçakla şehrimize gelmiştir.

Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, ma­iyetindeki hey'etle birlikte yarın sabah Roma'ya gidecektir.

nün önemini belirten bir hitabede bu­lunmuş, onu takiben de Deniz Harb Okulu ile Yüksek Denizcilik ve Deniz Ticaret Filosu adına konuşmalar yapıl­mıştır.

Taksim'deki törenin sona ermesini mü­teakip davetlilerle törene iştirak eden öğrenciler, sivil teşekküller ve Askerî Birlikler Ayazpaşa yolunu takiben Be­şiktaş'a inmişler ve Barbaros anıtı et­rafında yer almışlardır. Burada da çok kalabalık bir halk topluluğunun takip ettiği törene İstiklâl Marşı ile başlan­mıştır.

Bilâhare, denizcilerimiz adına Deniz Harb Okulundan bir teğmen «eyecanlı bir hitabede bulunmuş ve Barbaros'un evlâdları olan kahraman denizcilerimi­zin dün olduğu gibi bugün de kuvvet ve Itudretlerini aynen muhafaza etmiş ol­duklarım ifade eyiemiştir.

Büyük denizci Barbaros için yapılan sayg-ı duruşundan sonra askeri bando denizciler marşını çalmış ve bir manga deniz eri havaya 3 ei atışla selâm vazi­fesini ifa etmiştir.

Bundan sonra törene iştirak etmiş bu­lunan öğrencilerle sivil ve askerî birlik­lerin geçid resmi yapılmıştır.

Diğer taraftan limanda bulunan bütün gemiler düdüklerini çalmak suretiyle bayramı kutlamışlardır.

-— İzmir:

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bay­ramı İzmir'de parlak bir şekilde kutlan­mıştır.

Sabahtan itibaren limanımızda bulunan bütün Türk ve dost memleket gemileri süslenmiş, milletlerarası bayraK, flama ve topuziarla donatılmıştır.

Cumhuriyet Alanındaki törene saat 8.45 de başlanmıştır. Tören saatinden önce meydana gelen Akdeniz Üsler Komutan­lığına bağlı bir kıta deniz askeri, Güm­rük Muhafaza ve Deniz Bölge Komu­tanlığı erkânı, Deniz İşleri Müdürlüğü ve Liman Başkanlığı ile Denizcilik Ban­kası mensupları Deniz İşçileri Sendika­sı mümessilleri, partililer, yüksek tah-si! talebeleri ve büyük bir halk kitlesi yerlerinialmış bulunuyorlardı.

Saat 9 da bando İstiklâl Marşım çal­mış ve bu arada şanlı sancağımız gön­dere çekilmiştir. Atatürk heykeline çe-lenkier konulduktan sonra kürsüye ge­len genç bir deniz subayı günün Önemi­ni belirten bir konuşma yapmıştır.

Saat 16 dan itibaren Karşıyaka'da ya­rış ve müsabakalara başlanmıştır.

Bayram dolayısiyle limanda gece. vapur-gezintileri tertip edilmiştir.

—Antalya:

Denizcilik Bayramı Antalya'da çok ka­labalık bir halk kitlesinin ve Türk Elen dostluğunun güzel bir tezahürü olarak Atina'dan ilimizi ziyarete gelen 143 ki­şilik bir seyyah kafilesinin iştiraki, ile kutlanmıştır. Bu münasebetle kısa bır-hitabede bulunan Vali, Türk Denizcile­rinin hatırasını anmak için denize bir çelenk atmıştır.

Gece Elen misafirlerinin de iştiraki ile Parkta bir gardenparti verilecektir.

—İskenderun:

Denizcilik Bayramı şehrimizde canlı ve-parlak bir törenle kutlanmıştır. Bu mü­nasebetle Liman Başkam denizciler adı­na bir konuşma yaparak Türk denizci­liğinin tarihî seyrini ve bugün ulaştığı sevindirici ve kudretli seviyeyi belirt­miştir. Saat 16.30 da Yeni Plaj önünde yüzme ve kürek müsabakaları yapılmış-bunu muhtelif deniz gösterileri takip et­miştir. Gece şenlikler ve denizde bir fe­ner alayı tertip edilmiştir.

-— İstanbul:

Yunan bahriyesine mensup Armatalos. Okul Gemisi beraberinde L. S. T. çıkar­ma gemisi olduğu halde 3/7 Temmuz, tarihleri arasında limanımızı ziyaret edecektir.

—İstanbul:

Birinci Cihan Harbinde, Çanakkale mu­harebelerinde vatan uğrunda canlarını feda etmiş on binlerce şehidimizin ha­tırasını ebedileştirmek üzere Çanakkale muharebe meydanında bir abide dikil­mesini temin maksadiyle büyük ölçüde bir teşebbüse girişilmiştir. Vatandaşla­rın da destekliyecekleri bu teşebbüs için hafta içinde memleketimizin çeşitli iş sahalarında mensup tanınmış şahsiyet­lerin iştiraki ile büyük bir komite faali­yete geçecektir.

—İstanbul:

Denizcilik Bayramı şenliklerine bugün saat 15 te Moda Koyunda yapılan kürek yarışları ile devam edilmiştir. Demirhi-sar ile Suitanhisar muhripleri başta ol­dukları halde Adana ve Uludağ gemile­ri ve Denizyolları şehir hatlarına ait Bursa, Halep ve Erenköy vapurları da­vetlileri hâmil olarak yarış mahalli ya­kınında yer almış bulunuyorlardı. Ayrı­ca irili ufaklı birçok sandal da yarış ye­rinin etrafını çevrelemekte idi. Kulüp­ler ve muhtelif donanma filikaları ara­sında yapılan yarışlar çok zevkli olmuş ve davetliler güzel ve heyecanlı bir gün geçirmişlerdir. Yarışlar saat 18.00 de nihayete erdikten sonra davetlileri taşı­makta olan gemiler de Galata rıhtımı­na dönmüşlerdir.

—İstanbul:

Denizcilik Bayramı şehrimizde gece de umumi bir neş'e içinde kutlan­mıştır. Resmî daireler, bütün vapurlar, deniz müesseseleri elektrikle donatıl­mış, Beyazıt ve Galata kuleleri iîe Kiz-ku'.esi ışıklandırıîmıştır.

Şehir hatlarının Yalova ve Kasımpaşa vapurları saat 21 de Galata Rıhtımın­dan hareket ederek davetlilere bir de­niz gezisi yaptırmışlardır. Vapurlarda deniz ve şehir bandoları davetlileri eğ­lendirmek için muhtelif parçalar çal­mışlardır.

2 Temmuz 1952

İstanbul:

Yarın sabah limanımıza Yunan bahri­yesine mensup Armatolos isimli Okul Gemisi ile bir çıkarma gemisi gelecektir.

Gemiler sabahleyin saat 8.30 da Dolma-bahçe önünde demirleyeceklerdir. Yu­nanlı komutanlar Vali ve Belediye Baş­kanı ile İstanbul Kara ve Deniz komu­tanlarım ziyaret ettikten sonra bu ma­kamların iadei ziyaretlerini kabul ede­ceklerdir. Yunanlı denizciler ertesi gü­nü törenle Cumhuriyet abidesine çelenk

koyacaklar ve Keybeîiada'ya gidecek­lerdir. Üçüncü gün îstanbul Deniz ko­mutanlığı tarafından misafir komutan ve subaylar şerefine hususi bir Öğle ye­meği verilecektir.

— Ankara:

Dışişleri Bakanlığından bildirilmiştir: Ankara'daki Yugoslavya Büyükelçisi Ekselans Radovanoviç, bugün Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'ı ziyaret ederek her iki memleket ve parlâmentolar: arasındaki dostluk mü­nasebetlerini takviye maksadiyle, Yu­goslav Federal Halk Cumhuriyeti Halk Meclisinin Federal Konseyi Başkanı M. Vladimir Simiç'in, Türk milletvekillerin­den müteşekkil bir hey'eti, beraberce tesbit edilecek bir tarihte, Yugoslavya'­yı on gün müddetle ziyarete davet eden bir mektubunu tevdi eylemiştir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı, bu nazi­kâne davetten ziyadesiyle mütehassis ol­duğunu beyan ettikten sonra, her ilci memleket parlâmentoları arasında da­ha sıkı bir işbirliği sağhyacak olan bu davete memnuniyetle icabet edileceğini Büyükelçiye cevaben İfade eylemiştir.

—Ankara:

Dışişleri Bakanlığından bildirilmiştir: Hariciye Nazın Eden'İn rahatsız bulun­ması ve bu yüzden bîr müddet için res­mî angajmanlarım yerine getiremiye-cek olması dolayısiyle, Türkiye ve in­giltere hükümetleri, Başbakan Adnan Menderes ile Dışişleri Bakam Profesör Köprüiü'nün 7 Temmuz'da Londra'ya yapacakları ziyaretin talikine karar vermişlerdir.

3 Temmuz 1952

—Erzurum:

Bug'ün Erzurum tarihî günlerinden biri­ni yaşıyarak Atatürk'ün Erzurum kong­resini aktetmek üzere bu şehre ayak basışının ve 1877 Aziziye Tabyası kah­ramanlığının yıl dönümlerini bir arada kutlamıştır.

Sabahın erken saatlermden itibaren halk Hükümet Meydanında toplanmaya baş­lamış ve saat 10 da Atanm büstünü ha­mil jeepile başlarındabandoolduğu halde süngü takmış bir manga asker halkın büyük tezahüratı arasında ala­na dahil olmuşlardır. Bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile Hükümet konağına bayrak çekilmesini müteakip muhtelif teşekküllerin getirmiş oldukları çelenk-ler Ata'nın büstüne konmuştur. Hatip­lerin günün manâ ve ehemmiyetini be­lirten konuşmalarım bir geçit resmi takip etmiş ve bilâhare Aziziye Tabyasına gidilerek buradaki şehitlik zi­yaret edilmiştir.

Aziziye Tabyasında kahramanca savaşa­rak şehit düşen Mehmetçiklerin hatıra­sını anmak üzere yapılmasına başlan­mış olan tören, abidenin geziimesi ile sona ermiştir.

—İstanbul:

Dost Yunanistan bahriyesine mensup Arrnatolos mektep gemisi ile L. S. T. çıkarma gemisi bu sabah limanımıza gelmiş ve Dolmabahçe açıklarında de­mirlemiştir.

Mektep gemisi ve çıkarma gemisi ko-, mutanı saat 9.30 da karaya çıkarak Yu­nan Konsolosunu, Vali ve Belediye Baş­kanını, Merkez ve Deniz Komutanlarım ziyaret etmişler, öğleden sonra da ziya­retler iade edilmiştir.

4 Temmuz 1952

—Ankara:

Dört aylık dış ticaretimizin mukayese-siyle Mayıs ayındaki ithalât ve ihraca­tımızı gösterir rakamlar İstatistik Ge­nel Müdürlüğü tarafından tesbit edil­miştir.

Verilen malûmata göre, 1951' Mayıs ayında 48 milyon 200 bin lira olan ih­racatımız 1952 Mayısında 93 milyon 900 bin liraya yükselmiştir. İthalatımıza gelince: 1951 Mayıs ayında 92 milyon lira olan ithalâtımız 1952 mayısında 139 milyon 600 bin. lirayı bulmuştur.. Mayıs ayı içinde en fazla ihracatta bulunduğu­muz memleket 23 milyon lira ile Ame­rika B. D., 22 milyon 300 bin lira iîe Fransa görülmektedir.

En fazla ithalâtta bulunduğumuz memle­ketler ise sırasiyle 36 milyon 900 bin li­ra ile Batı - Almanya, 27 milyon500

bin '.İra ile ingiltere'dir.

Mayıs ayı içinde ihraç ettiğimiz malla­rın başında 29 milyon 500 bin lira ile hububat, 26 milyon 100 bin lira ile tü­tün, 10 milyon 600 bin lira ile pamuk vardır. 1951 Mayısında ise ihraç ettiği­miz hububat 2 milyon 400 bin ton, tü­tün 13 milyon 300 bin ton, pamuk 6 mil­yon 100 bin tondur. Geçen seneye nis-betle bu sene Mayıs ayında hububatta 12 misli, tütünde 2 misli, pamukta tah­minen 1,5 misli ihracat fazlalığı var­dır.

îthal ettiğimiz malların başında ise 40 milyon 900 bin lira. ile makineler gel­mektedir ki, geçen sene Mayıs ayına nisbetle yurdumuza iki misli makine ithal edilmiştir.

— istanbul:

Ondört memlekete mensup Dünya "Eski Muharipler Mümessilleri şehrimize gel-miye başlamışlardır. Eski Muharioler Federasyonunun umumî heyet toplantı­sı 5 ve 6 Temmuz günleri Tophane Ma­lûl Gaziler Yurdunda yapılacaktır. îda-re hey'eti toplantısı bugün 4 Temmuz cuma yine aynı yerde yapılacaktır.

Konferansa Belçika, Kanada, Danimar­ka, Fransa, Yunanistan Hoüanda, îs-rail, îtalya, Luxembour^, Norveç, Fhi-lipin, Amerika, Türkiye ve Yugoslavya delegeleri katılmaktadırlar.

Eski harb esirleri beynelmilel konfede­rasyonu da federasyonun azası bulun­maktadır. Delegeler federasyonun 1951 senesi Aralık aymda Beîgrad'da yapmış olduğu konferanstan bugüne kadar ge­çen zaman zarfında federasyonu ilgilen­diren meseleleri gözden geçirecektir. Harp malûllerinin harpte kaybettikleri uzuvlarını, yenileme ve alıştırma servi­si şefi bulunan Finlandiyalı Kurt Jans-son bu mevzudakî yardım programının beynelmilel mahiyette genişlemekte ol­duğunu bildirmiştir. Kendisi konferans esnasında kendi servisinin bu mevzuda yapmakta olduğu işleri de açıklayacak­tır.

Delegeler sulhun müdafaasına yardım için bir komisyon seçimi yapacaklar. Dünyanın muhtelif memleketlerinde bilhassa, kritik mıntıkalarda hadisele­rin seyrini takip etmek üzere tetkiklerde bulunacaklar ve tetkiklerini rapor şeklinde ikaz maksadı ile Birleşmiş Mil­letlerebildireceklerdir.

Konferansa federasyon reisi Fransız de­legesi Albert Moral reislik edecek, Umu­mi Kâtip Amerika Delegesi SÎÜott New-comb ile Hollanda delegesi Ve aynı za­manda federasyon Mali îşîer Müdürü Van Lanseter çalışmalara katılacaklar­dır.

«Hürriyetle birlikte sulh» mesajını yol­lamış bulunan 1951 Nobel sulh mükâ­fatının hamili çifei lideri Leon Jouhaux .ile 1950 Nobe! sulh mükâfatım kazanan Dr. Ralph Eunche ve Eirleşmiş Millet­ler Genel Sekreteri Trygve L,ie tarafın­dan gönderilmiş olan mesajlar deiegele-re okunacaktır.

—îzrnir:

Dost ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletlerinin istiklâle kavuşmasının 176 mcı yıldönümü bugün şehrimizdeki Ame­rikan Konsoloshanesinde yapılan bir ka­bul resmi ile kutlanmıştır.

Şehrimizde bulunan milletvekilleri ve Vali Osman Sabri Adal'ın da iştirak et-,tiği toplantı samimî bir hava içinde ni­hayete ermiştir.

Limanımızda bulunan Amerikan gemi­leri bugünün önemine has bir şekilde donatılmışlardır.

—İzmir:

1952 yıîı îzmir Enternasyonal Fuarı için hazırlıklar devam etmektedir. Bir ta­raftan kültür park sahasında bazı ta­dilât yapılırken diğer taraftan bu sene-ki Fuara iştirak edecek olan büyük Av­rupa sirki için yer hazırlanmaktadır.

Bildirildiğine güre bu yıl Fuara iştirak edecek yabancı devlet sayısı şimdiden 13 e yükselmiş bulunmaktadır.

Bu rakam Fuarın ilk açılış yılı olan 1933 den beri erişilen en yüksek rakam­dır.

1952 fuarına iştirak edecek olan yaban­cı memleketler şunlardır: Avusturya, Batı-Almanya, Belçika, Bir­leşik Amerika,. İngiltere, Hindistan, Hpî-landa, Fransa, italya, îsraiS, İsveç, Ma­caristan ve Yugoslavya.

Bunlardan başka Danimarka'nın da bu seneki fuara iştirak edeceği kuvvetle umulmaktadır.

—■ Ankara:

Amerika istiklâlinin 176 mcı yıldönümü münasebetiyle Amerika Büyükelçisi Ek­selans Mc. Ghee, Çankaya'daki ikamet­gâhında, bu akşam saat 17.30 dan 19.30 a kadar devam eden bir kokteyl parti tertibetmiştir.

Kokteyl partide Başbakan Adnan Men­deres, Başbakan Yardımcısı Devlet Ba­kanı Samed Ağaoğlu, Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü, diğer bütün Ba­kanlar, milletvekilleri, Genelkurmay Astbaşkanı, generaller, amiraller, siya­sî parti başkanları, büyükelçiler, elçiler, ticaret ve sanayi erbabı ile basın men­supları hazır bulunmuşlardır.

Bayan Mc. Ghee ve Ekselans Mc. Ghee misafirlerini büyük bir nezaket ve ihti­mamlaağırlamışlardır.

— Ankara:

1948 Londra olimpiyatlarından sonra amatör vasıflarım kaybeden bazı güreş­çilerin, bu kere Türkiye olimpiyat komi­tesi tarafından Helsinki olimpiyatlarına götürüîmemeleri hakkında verdiği ka­rar, gazetelerimizde ve efkârı umumiye-dederinakisler yaratmıştır.

Durumu açıklamak için Beden Terbiye­si Genel Müdür Muavini Mehmet Arkan bugün saat 18' de Genel Müdürlük bina­sında, bir basın toplantısı yaparak aşa­ğıdaki beyanatı -vermiştir:

«Olimpiyatlara püramatör sporcular ka­tılır. Bu bir kaidedir. Çünkü olimpiyat­lardan evvel her memleketin olimpiyat­lara katılacak her sporcusu amatör ol-, duğuna ve olimpiyat kaidelerine bllâ-kaydı şart riayet edeceğine dair bir be­yanname imzalar. Federasyon başkan­ları bu sporcuların ferdî iştirak formül­lerini doldurarakamatörolduklarım

tasdik eder. Millî olimpiyat komitesi de bu fişleri ayrıca tasdik ettiktensonra

sporcular olimpiyatlara katılmağa hak kazanırlar.'

Sporcunun beyan:, hilafı hakikat oldu­ğu tes'bit edilirse, sporcu, federasyon bilerek bunu imzaladı ise millî federasyon beynelmilel federasyondan ihraç edilir. Kamptan ihraç edilen güreşçilerimize 1948 Londra olimpiyatlarından sonra Sporcuları Koruma Derneği tarafından miktarları herkesçe malûm olan para­lar bizzat kendilerine imzaları mukabi­linde verilmiştir. Bu durum karşısında bizi minderde yenemiyen rakiplerimiz, lüzumlu evrakı müsbiteyi toplıyarak bi­zi olimpiyatlarda müşkül vaziyete dü­şürmek yoluna gitmişlerdir.

Millî olimpiyat komitemiz Mart'ınilk haftası sonunda yaptığı toplantı aka­binde olimpiyatlara püramatör sporcu­ların katılabileceğini efkârı umumiyeys arzetmiş ve ilgili federasyonlara da bu yolda hazırlık yapılması için ikazda bu­lunmuştur.

Türk sporcu kafilesini olimpiyatlarda müşkül durumda bırakmamak için bu güreşçi arkadaşların yerine kendileri kadar kıymetli güreşçileri yarınki seç­melerden sonra ikame edeceğiz. Durum bundan ibarettir.»

5 Tmmuz 1952

—İstanbul:

Türkiye Millî Gençlik Komitesinin Av­rupa ve Dünya Federasyonu fikrini Yayma Cemiyeti ile beraberce tertiple­diği «Avrupa Birliği ve Türkiye» konu­sundaki toplantı bugün saat 15.00 de Tepebaşı'nda Casa d'îtaiia salonlarında yapılacaktır.

Bu toplantıda eski Bakan ve halen Fransız Parlâmento Azası M. Robert Büron, Ankara Siyasal Bilgiler Fakül­tesi Sosyal Politika Profesörü Tahsin Bekir Balta ve aynı fakültenin Devlet­ler Hukuku Profesörü Zeki Mes'ut Al­san konuşacaklardır.

—İstanbul:

Bugün Tophane'de Malûl Gaziler Yur­dunda kongresi toplanacak olan Dünya

Eski Muharipler .Federasyonu 1350 se­nesinin Kasım ayında Pariste kurul­muştur. Önce altı memleketin iştirak ettiği federasyona sonradan katılanlarla birlikte bugün 14 memleket âza bulun­maktadır. Federasyon bugünküşekliy-

le dünyanın en geniş gayrı resmî teşki­lâtıdır. Federasyona dahil halen 87 Eski Muharipler grupu vardır. Cem'an 14.000.000 azası bulunan federasyonun merkezi Paris'tedir. Ve burada 10 muh­telif miîiete mensup 47 memur daimi olarak çalışmaktadır.

Merkezin muhtelif şubeleri arasında ge­nel kâtiplik, idarî, malî, dahilî münase­betler, neşriyat, matbaa, radyo, araştır­ma, alıştırma servisi bulunmaktadır. Malî imkânları araştırma ve artırma servisieri de faaliyet halindedir.

— İstanbul;

Milletlerarası Kadın Hukukçular Teşek­külünün yedinci kongresi Teknik Üni­versitesi konferans salonunda bu sabah saat 10.15 te açılmıştır.

Kongrenin açılış toplantısında, Adalet Bakanı Ruknettin Nasuhioğlu, Vali ve Belediye Başkam Prof. GÖkay, İstan­bul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Emin Onat, Baro Başkam Prof. A. Ke­mal Yörük, 28 milletin kadın hukukçula­rı ile basın mensupları hazır bulunmuş­tur.

Belediye Başkanı sıfatiyle kısa bir ko­nuşmada bulunan Prof. GÖkay, delege­lere hitabederek şunları söylemiştir:

«Bugün İstanbul şehri Dünya Kadın Hu­kukçular Kongresinin toplantısına mas-har olmakla bahtiyardır.

Türk tarihinde kadın, analık sıfatının yambaşmda zaman zaman mümtaz ida­rî mevkiler almış, devlet işlerinde söz sahibi olmuştur.

Atatürk inkılâbı, kadının aile hayatın­daki esaslı yerini yüksek bir takdir1 e medenî kanun hükümleri arasında teba­rüz ettirmiş, kadına siyasî, adlî, idarî bütün sahalarda eşitlik hakkı vermiştir. Üniversitelerimizde, tıp, hukuk, öğre­tim sahalarında kadınlarımız arasında çok mümtaz değerler yetişmiştir.

Bugün Türk kadın hukukçularının Mil­letlerarası teşekküllerle kurdukları iyi ve samimi münasebetlerin mahsulü olan bu kongreyi açarken müstesna bir bah­tiyarlık duyuyorum. Kongrenizin prog­ramını dikkatle gözden geçirdim. İnsan cemiyetinin saadetini ve dünya barışım sağlamaya faydalı mevzuları müzakere ediyorsunuz, bu hayırlı işinizde başarı dilerim. Hepinizi istanbul şehri adına selâmla­yarak hoş geldiniz der, ve bu arada ge­çireceğiniz günlerde sizlere faydalı ol­makla ayrı bir zevk duyacağımızı bütün çalışma arkadaşlarımın hislerine tercü­man olarak arzederim.» Valinin konuşmasını takiben açış konuş­masını yapan Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu ve müteakiben Profesör Kemâl Yörük ve Avukat Süreyya Ağa-oğlu, sonra da yabancı delegeler namı­na Amerika Birleşik Devletleri Delege­si Mrs. Dr. Rosalind Eates konuşmalar yapmışlardır.

—İstanbul:

Milletlerarası Dünya Kadın Hukukçular Yedinci Kongresi bu sabah saat 10.15 te Teknik Üniversitenin Taşkışladakİ konferans salonunda Vali ve Belediye Başkam Prof. Gökay'm bir hitabesiyle açılmışveçalışmalarınabaşlamıştır.

—İskenderun:

Bugün Hatay'a Türk ordusunun girişi­nin 14 üncü yıldönümü coşkun tezahü­ratla kutlanmıştır.

Askerî bir kıt'a ordunun 14 yıl önceki girişini temsiîen 5 Temmuz caddesinden şehre girmiş, Belediye Başkanı şehir adına kıt'a komutanına, «Hoş geldiniz» demiş ve Zafer Tak'mm önünde kurban­lar kesilmiş, kıta yürüyüş halinde iken Çiçek ve konfetler serpilmiştir. Cumhuriyet Alanında tam saat S de bandonun çaldığı İstiklâl Marşı ile tö­rene başlamış ve direğe bayrak çekil­miştir.

Müteakiben hatipler, günün Önemini be­lirten hitabelerde bulunmuşlar ve yapı­lan bir geçit resmiyle törene son veril­miştir.

Şehir baştan başa donatılmıştır. Halk, şenlikler yapmaktadır.

6 Temmuz 1952

—Ankara:

Esnaf Birlikleri Umumî Kongresi bu­gün öğleden sonra eski Halkevi salonun­da toplanmıştır.

Birlik Başkanı Kongreyi bir konuşma ile açmış, kongre başkanlığına Halk Bankası Genel Müdürü Nusret Uzgören seçildikten sonra gündem gereğince mü­zakereye başlanmış ve çalışma raporu okunmuştur. Raporun okunmasından sonra Kongre Başkanı, eskiden beri es­naf davası ve küçük sanat meselelerin­de büyük çahşma ve gayretleri bulunan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Sa-met Ağaoğlu'ndan bu toplantı münase­betiyle bir konuşma yapmasını kongre namına rica etmiş, sürekli alkışlarla ka­bul edilen bu teklif üzerine Başbakan Yardımcısı kürsüye gelerek demiştir ki: «Muhterem arkadaşlar,

Esnaf Birlikleri Kongresinin maneyi şahsiyetinde bütün Türkiye'nin küçük sanatkârlarını ve topluluklarım selâm­lamak ve onlara hitap etmekle büyük bir zevk ve bahtiyarlık duymaktayım. Bahtiyarlığımın bir kısmı dikkatle din­lediğim rapordan geliyor. Bu rapor memleketimizde küçük sanatkâr ve es­nafımızın nekadar yüksek bir fikir, ve" görüş seviyesine çıktığını isbat etmek­tedir.

Bahtiyarlığımın ikinci sebebi İse benim İçin tamamen hususîdir. Ben âmme ve devlet hizmetine küçük bir memur ola­rak katıldığım günden itibaren peşinde koştuğum bir idealin tahakkuk etmek yolunda bulunduğunu görüyorum. Bu bahtiyarlığı duymakta da haklıyım. Çünkü memleketimizde küçük sanat ve esnaf dâvasının muhtelif safhalarında sizler beni daima yanımzda ve karşınız­da gördünüz. Küçük sanatlar kanunu­nun hazırlanmasından başhyarak, Kü-Çük SanatlarMüdürlüğünün veHalk

Bankasının memleketin muhtelif yerle­rindeki Küçük Sanatlar Kooperatifleri­nin kurulmasında naçiz hizmetlerim ol­muştur.

Arkadaşlar, bir memleketin Küçük Sa­natlar ve sanatkârları o memleketin içinde kendilerine mahsus hukuki, ikti­sadi ve içtimai yerlere sahiptirler. El emeği ile fikir ve güzel san'at unsurla­rım bir araya toplıyan esnaf ve küçük sanatkâr,içtimaibakımdansermaye ve sayin arasında' en sağlam bir muva­zene unsurudur. Bu itibarla bir memlekette sınıf mücadelelerinin ağırlığını hafifleten ve sağdan veya soldan gele­cek iktisadî nazariyelere karşı en sağ-îam mukavemet unsuru olan sizlersiniz. Burada derhal ilâve edeyim ki bütün Türk milleti her çeşit iş ve meslek sa­hipleri kökü dışarda olan bir takım mel­un cereyanlara karşı ittifak halinde ve dimdik durmaktadır.

Sanatkâr, iş veren, kalfa ve çırak mü­nasebetleri itibariyle işçi ve ekseri ah­valde yaptığım bizzat satan insan sıfa-tiyîe tüccar olan küçük sanatkâr, hu­kuki bakımdan bütün bu sıfatları ile cemiyet içinde muhtelif münasebetleri birbirine yaklaştıran bir çimento vazi­fesi görmektedir.

İktisadi bakıma gelince burada hemen söyliyeyim ki dünyanın her yerinde ol­duğu gibi bizde de millî istihsal, ve ge­lirin çok ehemmiyetli bir kısmı küçük san'at faaliyetlerininneticesidir.

Size bu iktisadî ehemmiyetinizi tebarüz ettirebilmek için hepinizin bildiği bir bakladan bahsedeceğim:

Memlekette küçük sanat ve esnaf dâva­sı tekrar eîe alındığı zaman, bu doğru değildir. Bir yandan sanayi ve büyük sanayi kurarken diğer taraftan küçük sanatın himayesi nas:l düşünülebilir, de­diler.

Bu yanlış bir görüştü. Zira küçük sanat ve sanayi biribirini tamamlayan, biri­nin inkişafı ancak diğerinin mevcudiye­ti iîe mümkün olan iki çalışma zümresi-dir. Fabrikaların muhtaç olduğu kalifi­ye işçiler ve ustalar, yani yaptıkları iş üzerinde ihtisas sahibi olanlar küçük sanatlardan yetişirler ve hakiki küçük s anatkâr dırlar.

Buna mukabil, büyük sanayiin yanı ba­şında tamir atölyeleri büyük sa­nayiin muhtaç olduğu ince bir takım aletlerin ve nihayet fen­nin muhtaç olduğu optik vasıtaların ve saatlerin yapıldığı atölyeler ve buna

mümasil birçok işler sanayii tamamla­yan ve onun zaruri şartı olan müstakil küçük sanat faaliyetlerinden ibarettir­ler.

Fakat asıî mühim olan nokta şudur: Bir çok küçük sanat şubeleri vardır ki bunlar bir milletin zevki seliminin eserleri­ni vücuda getirirler. Halıcılık, kuyum­culuk, çinicilik, oyuncakçılık, el tezgâh-hında yapılan kumaşlar gibi işler, bu kabildendir. Bunlar da memleketimizde her yerde olduğu gibi himaye edilmeğe lâyık ve muhtaçtırlar.

Arkadaşlar, küçük sanatkâr olarak ve şu kısaca arzettiğim millî içtimai ve ik­tisadi vazifeleri ifa etmek için maddi ve manevi iki çeşit tedbire ihtiyacımız var­dır:

Maddi olarak evvelâ bir yandan tesisat ve teçhizata diğer taraftan işletme için krediye muhtaçsınız. Küçük sanat kre­disi hususi bir mahiyet arzeder. Bunun içindir ki dünyanın her yerinde bu kre­di ile devletler yakından meşgul olmuş­lardır. Bizde Halk Bankası bunun için kurulmuştur. Küçük sanat kredisini te­min ile mükellef olan Halk Bankası va­zifesini görürken bir taraftan cesur ol­mağa diğer taraftan ihtiyatlı bulunma­ğa mecburdur.

Cesur olmalıdır, yani bir kâr müessese­si olmadığını düşünerek kalkınmaya ve krediye muhtaç küçük sanat şubelerine el uzatmalıdır.

ihtiyatlı olmalıdır, yani hedefine ağır adımlarla fakat emin olarak yürümeli-dir. Çünkü münasebette bulunduğu, yüz-binierle ifadesini bulan halk kitleleri­dir.

Bunun içindir ki küçük ' sanat kredisi umumiyetle ferdi bir kredi değil, kollek-tif bir kredidir, yani kooperatifler vası-tasiyle temin edilen bir kredidir.

Yine maddî bakımdan muhtaç olduğu­muz şeyler arasında mamuilerinizin pa­zarlarını bulmak, eşyalarınızı teşhir edeceğiniz devamlı sergiler kurmak gi­bi tedbirler vardır.

Burada vergi meselelerinizden kısaca bahsetmek isterim. Küçük sanatların ve sanatkârların himayesi mevzuunu ba-zan vergi muafiyetleri ile karşılamayı düşünenler vardır. Bu yanlış bir düşün­cedir. Buna mukabil bir kısım vergiler vardır ki bunların üzerinde mahiyetleri itibariyle durmak lâzım gelir. Meselâ bir muamele vergisi meselesi vardır. Bundan ne sanayici ne de küçük sanat­kâr memnun değildir. Değiştiriyoruz ve emin olun ki bu değiştirme esnafımızın aleyhine olmıyacaktır.

Manevî tedbirlere gelince bu da maddî tedbirler kadar ve hattâ daha ehemmi­yetli sayılmak icabeder. Küçük sanat faaliyetleri herşeyden evvel sanat disip­linine muhtaçtırlar.

Sanatkârların birbirleriyle münasebet­lerinde disiplin, sanatın icrasında disip­lin.

Her iki disiplin de bir yandan kaliteye, diğer taraftan içtimai nizama müessir­dir.

Sanatkârlar arasındaki disiplin Esnaf Birlikleri ve federasyonları meselesini ortaya çıkarmaktadır.

Sanatın icrasında disiplin usta, çırak ve kalfa münasebetlerinin tanzimi mesele­sini ortaya atmıştır.

Her iki mevzuda da küçük sanatın ve onunla meşgul sanatkârların hususiye-.ti mühim rol oynamaktadır.

Küçük sanatkâr infiratçı olamaz ve münferit çalışamaz. Bir yandan müsta­kildir, fakat diğer taraftan meslek mensupları arasında sıkı bir tesanüde muhtaçtır.

Bunun İçindir ki küçük sanat teşekkül­leri tarihte olduğu gibi asrımızda da is­ter mecburi olsunlar, ister olmasınlar, kendi işlerinde daima demokratik ka­idelerle idare edilmeğe zaruret duymuş­lardır. Böyle olduğu içindir ki küçük sa­nat ve san'atkârm bu hususi mahiyetini nazarı dikkate almadan yapılmış olan esnaî odaları muvaffak olmadı. Buna mukabil demokratik nizamın memleke­timizde işlediği günden itibaren hür es­naf birlikleri, hakiki muvaffakiyetler göstermeğe başladılar.

Esnaf birlikleri kongresi muvaffakiye­tin bir delilidir. Mesleğin İcrasında di­siplin yani, çırak, kalfa ve usta müna­sebetlerinin tanzimi meselesi ise istih­sal ve kalite ile çok yakından alâkalıdır. Aynı zamanda mesleğin ahlâki kaidele­rini vücude getirir.

îşte arkadaşlar çok umumi olarak ar-zettiğim bütün bu mevzular hükümeti­niz tarafından ciddiyetle ele alınmış bu­lunmaktadır.

Ticaret ve Ekonomi Bakanlığı bu mese­leleri birer birer tetkik edipkanunlar,

nizamnameler halinde tatbikata çıkar­mak için çalışmaktadır.

Memleketin muhtelif yerlerinde mevcut küçük sanatları kalkındırmak, küçük sanat kooperatiflerini çoğaltmak, Halk Bankası şubelerini artırmak yolundayız. Sanat mekteplerinde muhtelif küçük sa­nat ve bu.arada motorculuk ve tamir­cilik atölye ve kursları açılmıştır ve açı­lacaktır.»

Başbakan Yardımcısı burada birçok kü­çük sanat şubeleri hakkında düşünülen tedbirlere dair izahat verdikten sonra sözlerini şöyle bitirmiştir.

«İnanınız ki huzurunuzda sizden ayrı bir insan olarak değil, bir küçük sanat­kâr olarak ve onun heyecanını duyarak konuştum, kongrenizin dileklerini dik­katle tetkik edeceğiz. Derhal yapılması mümkün olanları yapacağız. Tetkiki icabedenler; tetkik edeceğiz.

Sözlerime son verirken milletimizin zev­ki seliminin, an'an elerinin, vatanperver­liğin, aileperestliğinin mümessilleri olan sizlerin lâyık olduğunuz maddî ve manevî seviyeye bir an evvel erişmeniz için her türlü fedakârlığı yapacağımız­dan emin olmanızı isterim.»

Başbakan Yardımcısından sonra dernek Üyelerinin istekleri üzerinde konuşan Ankara Valisi Kemâl Aygün:

«Ankara Valiliğinin mes:üliyet şerefini alalı çok kısa bir zaman oldu. Buna rağ­men Ankara esnafının tam bir anlayış ve tesanüd içinde olduklarım şükranla yad ederim. Ankara esnafının emrinde çalışmak benim için şerefli bir vazife ve bir zevktir.» demiştir.

Bundan sonra yine aynı suretle söz alan Ankara Belediye Başkam Atıf Bender-lioğlu Belediye ile esnafın münasebetle­ri üzerinde durarak, esnafın âmme hiz­meti gören bir müessese haline konul­ması için çalışıldığım ve esnafla beledi­ye arasında şimdiye kadar tam bir mu­tabakat ve anlayış İçerisinde bulunuldu­ğunu ve esnafın bütün dertlerine Beledi­ye kapılarının açık olduğunu söylemiş ve kongreye 'muvaffakiyetler temenni etmiştir.

Kongre geç vakit mesaisini bitirmiştir. Kongrenin hitamı sırasında yapılan tek-

f üzerine Devlet Bakanı Başbakan Yar­dımcısı Samet Ağaoğlu fahri başkanlı­ğa ve Ankara Milletvekili Profesör Muhlis Ete fahrî azahğa seçilmişler ve bu seçimler kongre azalan arasında he­yecanlı tezahürlerevesileolmuştur.

Kongre mesaisinin sona ermesi müna­sebetiyle Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'a, Büyük Millet Meclisi Başkam Refik Ko-raltan'a, Başbakan Adnan Menderes'e tazim ve teşekkür telgrafları çekilmiş­tir.

6 Temmuz 1952

— istanbul:

Yıllardan beri gerçekleştirilemiyen Ça­nakkale şehitleri abidesini kurma yolun­da geniş ölçüde bir teşebbüse geçil­diği malûmdur. Bu millî borcun yerine getirilmesi ve eserin dikiimesi için yur­dun çeşitli bölgelerinde bulunan vatan­daşlar ve müesseseler, kendi imkânları lisbetinde yardımlarda bulunacaklar­dır.

Teşebbüsü lâyık olduğu şekilde plânla­mak gayesiyle «Çanakkale Şehitleri Abi­desi İnşaasma Yardım Komitesi» resmen teşekkül etmiştir. Komite aşağıda adları bulunanzevattanmürekkeptir:

F. K. GÖkay .(Vali ve Belediye Başkam) .Prof. Kâzım îsmail Gürkan (İstanbul "Üniversitesi Rektörü), Ord. Prof. Emin Onat (Teknik Üniversite Rektörü), Tümgeneral Suat Kuyaş (Birinci Or. Kurmay Başkanı), Prof. Refii Şükrü Suvla ifîktisad Fakültesi Dekanı), Bur­han Felek'(Gazeteciler Cemiyeti Başka­nı), Hakkı Tarık Us /(Türk Basın Birli­ği Başkam), Sait İbrahim Esi (Ticaret Odası Reisi), Prof. Orhan Safa ({Mimar­lık Fakültesi Dekanı), Kurmay Yarbay Cemâl Yıldırım .(Birinci Or. Temsil Bü­rosu Başkanı), Ulvi Yenal (Denizcilik Bankası Umum Müdür Muavini), Emin Nihat gözeri (Eski Diyarbakır Valisi), Seîâhattin Güvendiren (İş Bankası Ajanslar Müdürü), Hayri Gönen (Türk Ticaret Bankası Müdürü), Cihat Aba-oğlu (Doçent), Mehmet Sipahi (Antalya Şirketi Sahiplerinden), Ziya Göktürk ■{Şoförler Cemiyeti Başkanı), Akif Sa-dıkoğlu (Armatör), Ahmed Kalkavan (Armatör), Tahsin Aker (Tüccar), Muh-

terem Kolay (Vehbi Koç Müessesesi Müdürlerinden), Nuri Gürpınar !(Fitaş Şirketi sahiplerinden), Kâzım Yurda­kul ı(îst. Sergi Komiseri), Hilmi Naili Barlo (Tüccar), Muhlis Erdener ''(Tüc­car), Hasan Derman (Eczacılar Cemi­yeti Başkanı), Mithat özdeş (îş Ban­kası Neşriyat Müdürü), Tevfik Demir-cigil (Müteahhit Mühendis).

—İstanbul:

Milletlerarası Kadın hukukçular teşki­lâtı kongresi münasebetiyle şehrimizde bulunan yabancı delegeler bu sabah muhtelif kiliselerdeki dinî ayinlere işti­rak ettikten sonra toplu halde şehri gez­mişlerdir. Delegeler Topkapı Sarayım ve Hazine Dairesini bilhassa büyük bir alâka ile gezdikten sonra surları ve Eyüb'ü de ziyaret etmişlerdir.

Kongre yarın sabah saat 9 da tekrar Teknik Üniversitede toplanarak komite­ler halinde çalışmalarına devam edecek­tir.

Delegeler öğleden sonra saat 14 da da toplu halde Florya'ya giderek şehri­mizde bulunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından Deniz Köşkünde ka­bul edilecektir.

7 Temmuz 1952

—İstanbul:

Milletlerarası Kadın Hukukçular konfe­ransı dün de saat 9 da Teknik Üniver­site salonlarında toplanarak komiteler haündeçalışmalarına devametmiştir.

Dün Nihal Erdener'in başkanlığında toplanan «Tabiiyet ve muhaceret» komi­tesi öğleye kadar çalışmalarını bitirerek şu hususları kararaalmıştır:

— Evlâtlık edinilen çocuklarderhal kendilerini evlât edinenlerin tabiiyetine
geçecekler,

— Yabancı bir erkekle evlenen kadın kocasının tabiiyetiniseçmekte serbest
olmalıdır,

— Yabancı bir kadınla evlenen erkek isterse derhal karısının tabiiyetim ikti­
sap edebilecektir.

Porto Rico 'delegesi Dr. Maria Louisa Capo'nun başkanlığında toplanan «Aile

image001.gifimage002.gifimage003.gifimage004.gifimage005.gifimage006.gifmünasebetleri» komitesi debaşlıca şu hususları karar altına almıştır:

- - Nesebi gayri sahih çocuklar nesebisahih çocuklarla aynımiras haklarına
sahip olmalıdırlar.

— Yanlarına besleme alan aileler hu­susi bir murakabeye tabitutulmalıdır­lar.

— Kadının bir ticaret veyasanatla meşgul olması için kacasmın iznine lü­
zum olmamalıdır.

— Koca isterse karısının soyadmı ala­ bilmeli, kadın isterse eski soyadını mu­
hafaza edebilmelidir.

5— Hukukî danışmaların teminiiçin ücretsiz aile kîinikleri ihdas edilmelidir.

Komitelerin vermiş oldukları bu karar suretleri Genel Kurula arzedilecek ve umumî heyetin tasvibinden sonra kendi kanunlarında gerekli tadilâtı yapmala­rı için devletlere birer teklif olarak gönderilecektir.

— Ankara;

Amerikan Washington Üniversitesi Ga­zetecilik Mektebi profesörlerinden olup memleketimizi ziyaret etmekte olan Vernon Mc. Kenzie, Amerika'ya hitaben Ankara radyosundan yaptığı bir konuş­mada ilk intibalarını anlatarak ezcüm­le şöyle demiştir:

«Türkiye'de ancak birkaç gündenberi bulunduğum, için, daha şimdiden ciddi ve esaslı herhangi bir intiba edinişim belki haddimi tecavüz ediyormuşum gi­bi telâkki olunabilir. Mamafih, insanın derhal edindiği bir intiba vardır: İstan­bul'dan bineceği bir vapurla insan Av­rupa'dan Asya'ya yirmi dakikada geçe­bilmektedir.

Bir gazetecinin derhal edinebildiği bir intiba da gazetelerinize tanınan geniş hürriyettir.

Bundan başka, kendi askerî ve iktisadî problemleri sahasında Türkiye ile Ame­rika'nın ne kadar sıkı bir işbirliği halin­de ve ne kadar iyi bir mizaçla çalıştık­larını anlamak için burada fazla kalmış olmak icabetnıez.

Başbakan Sayın Adnan Menderes'i ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı

Sayın Samet Agaoğlunu gördüm. Dev­let Bakanı ile doksan dakika kadar gö­rüşlüm ve - zannedersem kendilerinin ds kabul edecekleri veçhile - Türkiye'yi ve bütün hür milletleri ilgilendiren ha­yati meselelerin bazıları hakkında ken­dileriyle çok samimi: bir görüşmede bu­lundum.

Bu görüşmemizin samimiyeti ve resmi-yetsizliği benim üzerimde kuvvetli bir intiba bıraktı. Meselâ, görüşmemizin or­tasında Sayın Başbakan Adnan Mende­res odaya girdi. Kendisi ile bir iki dakika konuştum ve 1 numaralı yardımcısı olan Devlet Bakanı ile pek mühim bir meseleyi müzakere etmek isteyebilece­ğini düşünerek odadan çekilmeği pek tabii olarak teklif ettimse de Başbakan elleri ile bir işaret yaparak: «Hayır, ha­yır, konuşmanıza lütfen devam ediniz» dedi.

Sayın Devlet Bakanı ve Başbakan Yar­dımcısının odasında bir şeye dikkat et­tim. Odaya girdiğim vakit, yazı masa­sının üzerinde değil de onun yanındaki diğer bir masa üzerinde kısmı azamı mektup oîan bir evrak yığını gördüm. Kendisine: «bunların, ne olduğunu sora­bilir miyim?» dedim. îzah ettiklerine göre, bunlar, kendi seçmenleri, köylüler, mahallî liderler tarafından gönderilmiş mektuplardı ve bu münasebetle ben Sa­yın Bayanın seçmenleri ile ne kadar sı­kı bir irtibat halinde bulunduğunu ve onların da kendisine mahallî ihtiyaçlar ve bazen de tâli şahsî meseleler hak­kında sık sık yazdıklarım öğrendim.

Öğrendiğim diğer bir nokta da şuydu: Bakanın seçim bölgesinden bir köylü, bir gün Bakanın bürosuna gelmiş ve köye dönmek için parası kalmadığı için ufak bir istikraz talebinde bulunmuş. Bu para, köylüye verilmiş, işte, Türk hükümetinin en yüksek makamlarından birinde hüküm süren bu nisbeten yeni siyasî demokrasinin resmiyetsizliğidir ki benim üzerimde çok kat'i bir intiba bırakmıştır.

Amerika'nın işbirliği yapmakta olduğu­muz devletlere yatırdığı paranın karşı­lığım elde, edip etmediği suali birçok Amerikalı tarafından sorulmaktadır. Türkiye bahsinde, kendi fikrimisöylemek yetkisini haiz değilim. Lâkin kai'i ve sahih bir cevap vermek durumunda bulunan iki şahsın bana vaki beyanat­larından parçalar zikredebilirim. O hal­de, «Amerika Türkiye'ye yatırdığı pa­ranın karşılığını alıyor mu» sualine ki-casa verilecek cevap şudur: «Muhakak ki evet.»

Bahsettiğim şahıslardan biri - istitraten kaydedeyim ki bir generaldir - herhan­gi diğer bir memlekete nazaran Ameri­kan askerî doları için en iyi yatırım ye­rinin Türkiye olduğunu söyledi. Birçok Amerikalıların zihnini kurcalıyan «ge­rekirse Türkiye savaşacak mı?» suali­ne cevaben işittiğim diğer bir mütalâa da şudur: «Türkiye son Türke kadar savaşacaktır.»

Takdir edersiniz ki bu gibi mütalâaları şahsen serdetmeğe kalkışacak olsam, haddimi hakikaten aşmış olurum. Lâ­kin bu iki mütalâa şahsi kanaatımca esasiı biigilere dayanan mütalâalardır. Türkiye'nin bir sulh dünyasında oynaya­bileceği rol ile- ilgili olarak diğer bir makamın, lâkin bu sefer bir Türk ma­kamının, sözlerini zikretmek isterim. Yüksek bir Türk şahsiyeti, bilhassa iki noktayı belirtmiştir. Ona göre, dünya halen Amerikan nüfuzu ile komünist nü­fuzu arasında taksim edilmiştir ve bi­taraflığın veya Fransızların «üçüncü kuvvet» dedikleri şeyin bahis mevzuu olması biraz güçtür.

Netice itibariyle ben, Amerikan nüfu­zunun daha sarih bir mahiyet iktisap etmesi üzerine Amerika iie hür Avru­pa'nın birbirleriyle imtizaca meylede­cekleri bahsinde bu yüksek Türk şahsi­yeti ile hemfikrim. Bunu söylerken, biz Amerikalıların müstemlekeciliğe veya emperiyalizme başvuracağımızı söyle­mek istemiyorum. Lâkin Avrupa'nın hür kısmı ile Birleşik Amerika arasındaki devamlı temaslar her iki tarafta da ka-çınılmaz oîarak büyük değişikliklere sebep olacaktır.

Lâkin yüksek Türk şahsiyetinin sözleri­ni zikre devam edeyim. O, Avrupa' ile Amerika'nın bu imtiazemda birçok Av­rupa memleketine nazaran Türkiye'nin daha müessir ve daha manidar bir rol oynayacağım,Türkiye'nin, takip edece-

ği yolu seçtiğini, ve yüzünü batıya çe­virdiğini söylemiştir.

Beni ziyadesiyle ilgilendiren diğer bir nokta da Arap âlemi ile alâkadardır. Arap alemindeki durumun halen ne ka­dar feverana olduğunu biliyorsunuzdur. Kendi, şahsî kanaatıma göre, müessir bir kuvvet olmak bakımından, Arap Birliği hayalî bir varlıktır. Sakın be­nim bu sözlerimi Türkiye'de herhangi bir kimsenin görüşü ile karıştırmayınız. Bu, sadece benim fikrimdir. Lâkin Tür­kiye'nin Batı dünyası ile Arap âlemi ve­ya Arap milletleri arasında bir köprü vazifesini görmesi meselesine temas ederek diyebilirim ki hem müslüman hem demokrat olması bakımından Tür­kiye iki âlem arasında gayet faydalı bir rol oynayabilir.

Bu, benim kaydı ihtiyatla ileri sürdü­ğüm bir fikirdir ve esaslı bîr bilgiye malik olmadığım bir mevzu üzerinde konuştuğumu müdrikim.

Bununla beraber, bütün Arap âleminin gayelerinin, emellerinin ve hissiyatının Batı Dünyası tarafından anlaşılmasını mümkün kılabilecek herhangi bir şe­yin yapılabilmesi halinde Türkiyenin bu sahada çok faydalı bir rol oynayabile­ceğini düşünmek bence mantıkidir.»

—Ankara:

Helsinki olimpiyatlarına gidecek Türk. hey'eti başkanlığına seçilen İstanbul Milletvekili Fürüzan Tekil bugün Başba­kan Yardımcısı Samet Ağaoğlu ve Mil­lî Eğitim Bakanı Tevfik îleri'yi ziyaret ederek bu mevzu etrafında temaslarda bulunmuştur.

8 Temmuz 1952

—İstanbul:

Milletlerarası Kadın Hukukçular Kong­resi bugün de Teknik Üniversitece top­lanarak komiteler halinde çalışmalarına devam etmiştir.

Sabahleyin toplanan dünya mahkemesi ve harp sonu meseleleri komitesi, gün­demindeki meseleleri müzakere ettikten sonra aşağıdaki hususları karar altına almıştır:

— Kadın hukukçuların Birleşmiş Mil­letleri desteklemeleri lâzımdır.

— Milletlerarası andlaşmalann hazır­lanışında kadın delegeler de bulundurul­malıdır.

— Kadın Yargıç G. Allen'inDünya Mahkemesine kadın üye olarak gönde­
rilmesi.

4 -— Sovyet "bölgesindeki Alman esirle­rinin iadeleri için teşebbüse geçilmesi, öğleden sonra toplananCeza Hukuku Komitesi de başlıca şu hususların Genel Kurula teklifini kararlaştırmıştır:

— Zina suçlarında erkeğeverilecek ceza ile kadına verilecek ceza arasında
eşitlik.

— Avustralya'da cinsî suçlarda veri­len idam cezasının kaldırılması.

— Uyuşturucu madde satanlar ve bil­hassa bunları küçükleretemin edenler
hakkındaki cezaların şiddetlendirilmesi.

4 — Uyuşturucu madde kullanmayı iti-yaö edinenlerin tedavisi için tedbir alın­ması.

5 -— Siyasi suçlarda idam cezasının kal­dırılması.

Yine öğleden sonra toplanan Hukuk Tahsil ve Terbiyesi Komitesi de muhte­lif memleketlerdeki hukuk tahsili duru­munu gözden geçirdikten sonra, Türk delegesi Sevinç Dıblan'm teklifi üzerine avukat olmak için bir baro imtihanının mecburî olmasını karar altına almıştır. Kongre yarın da çalışmalarına de­vam edecektir. 1 emimiz İVda - - îzmir:

Başbakan Adnan Menderes, beraberin­de Aydın Milletvekili Ethem Menderes olduğu halde bugün saat 13 de Devlet Hava Yollarının mutad uçağiyle İstan­bul'a hareket etmiştir.

Başbakan hava alanında Ekonomi ve Ticaret Bakanı Enver Güreli, İzmir'de­ki Milletvekilleri, İzmir Valisi, Belediye Başkanı, generaller, mülkî ve askerî er­kân, D. P. ti Başkanı, partililer, basın mensupları ve dost ve akrabaları tara­fından uğurlanmıştır.

—istanbul:

Olimpiyad oyunlarına iştirak edecek olan serbest ve Greko-Romen millî gü­reş takımlarımızın nihaî seçme müsaba­kaları bugün saat 16.30 dan itibaren Emirgan'daki güreş kampında yapılmış ve müsabakaların sonunda her iki stil­deki millî kadromuz şu şekilde tesbit edilmiştir.

Serbest Millî Takımımız: 52 kilo : Hasan Gemici. 57»Cemiî Sarıbacak, 82»Bayram Şit, 07»Tevfik Yüce, 73>M. Ali Islioghı, 79»HaydarZafer, 87»Adil Atan, Ağır sıklet: İrfan Atan.

Greko-Romen Millî takımımız:

52 kilo :Fahrettin Akbaş,

57»Kemal Demirsüren,

62»Hasan Bozbay,

67»R,aif Akbulut,

73»Ahmet Şenol,

79>Aji özdemir,

Groke-Romen stilde 87 kilo ile ağır sık­lette güreşçimiz yoktur.

—Ankara:

Millî Eğitim Bakanı Tevfik îleri, kendi­siyle görüşen muhabirimize aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

1943 olimpiyatlarında ve ondan sonraki beynelmilel güroş müsabakalarında el­de ettikleri zaferlerle Türk milletine spor şahabında şerefler kazandırmış olan bazı güreşçilerimizin amatör olma­dıkları iddlasiyle 1952 olimpiyatlarına iştirak ettirilmemeleri zaruretini ve ka­rarını öğrendiğim zaman çok müteessir oldum ve bu hususu bizzat inceledim. Bana verilen malûmata ve eldeki vesa­ike göre, durumu, Türk umumî efkârına duyurmayı faydalı buluyorum. Şunu belirtmek mecburiyetindeyim ki, alman karar bir bakıma ve şeklen ne kadar yerinde sayılırsa sayılsın, bugün elem verici bir mahiyet almış bulunan bu neticede birçok kimselerin ve teşek­küllerin suçu vardır.

Bu durum karşısında bütün arzu ve gayretlerimize rağmen maalesef bir şey yapmak imkânı bulunamamıştır. Kendi­si kabul ettiği takdirde genç arkadaşla­rına bir kuvvet kaynağı olmak üzere Yaşar Doğu kafileye iştirak ettirilecek­tir.

Bu iş bu şekilde cereyan etmemeli ve bu noktaya getirilmemeli idi. Bu nokta­ya geldikten sonra amatörlükleri mu­halle! olan sporcuların olimpiyatlara iş­tirak ettirilmesinden doğacak neticenin memleketimize ve sporumuza yapacağı büyük zarar bazı güreşleri kaybetmek­ten duyacağımız üzüntüden pek fazla üzüntü verecektir. Bu hususu Aziz mil­letimizin takdir edeceğine kaniim. Şuna da inanıyorum ki, Türk milleti, er mey­danına daha pek çok Yaşar Doğu'lar atacaktır. Olimpiyatlara iştirak edemi-yenlerin yerine güreşecek olanlara ve bütün olimpiyat kafilemize başarılar te­menni ediyorum.»

— İstanbul:

Başbakan Adnan Menderes, Devlet Ha­vayolları uçağiyle ve refakatinde Aydın Milletvekili Ethem Menderes ve Emir Subayı Yüzbaşı Muzaffer Ersü olduğu halde bugün saat 14.30 da İzmir'den şehrimizegelmiştir.

Başbakan Yeşilköy hava meydanında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, B. M. M. Başkam Refik Koraltan ve Başkan Ve-, kili Ağrı Milletvekili Celâl Yardımcı, Adalet Bakanı Ruknettin Nasuhioğlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Güm­rük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı, Ulaş­tırma Bakam Seyfi Kurtbek, İstanbul Milletvekilleri, Vali ve Belediye Başka­nı Prof. Gökay, Ordu, Merkez ve Deniz Komutanları, Emniyet Müdürü, Demok­rat Parti îl idare Kurulu Üyeleri, Rum

Ortodoks Patrik Vekili,, basm mensup­ları ve dostları tarafından karşılanmış­tır.

Başbakan Müteakiben Meclis Başkanı Refik Koraltan'la birlikte Cumhurbaş­kanına refakat ederek Florya Köşküne gitmiştir.

— Ankara:

Ankara halkının Su Sporları ihtiyacım, giderecek olan Gölbeşi plaj tesisleri bu­gün Vali Kemâl Aygun tarafından Mil­letvekilleri, Jandarma Genel Komutanı, Belediye Başkam Basm-Yaym ve Tu­rizm genel Müdürü, banka umum mü­dürleri ve seçkin bir halk kitlesinin iş­tirakiyleişletmeyeaçılmıştır.

Plâjm açılışı münasebetiyle Vali aşağı­daki beyanatı vermiştir:

«Beden Terbiyesi Ankara Bölgesinin Gölbaşı su sporları tesislerinin açılış tö­renine teşrif eden muhterem misafirle­rimizi hürmetle selâmlarım.

Çok muhterem Cumhurbaşkanımızın. irşatları ile muhterem Ankaralıların de­niz, aziz gençlerimizin su sporları ihti­yaçlarını kısmen karşılamak zaruretini" duyan Beden Terbiyesi, Gölbaşı tesisle­ri İle bu yolda birinci adımı atmış bulu­nuyor. Bu hali ile dahi plajı tekemmül etmiş bir eser olmaktan ziyade bir baş­langıç olarak değerlendirebiliriz.

Burada muhterem selefim Vali Sayın Necati İlter'in hizmetini anmayı bir-borç bilirim.

Gölbaşı plajımızın halkımıza sıhhat ve neş'e kaynağı olmasını temenni ede­rim.»

— Eskişehir:

Dün Haymana Dispanserinde ve kaplı­calarında incelemeler yaparak Eskişe­hir'e gelen Sağlık Bakanı Dr. Ekrem Hayri Üstündağ, bu sabah 9.30 da Va­liyi makamında ziyaretederek burada

doktorları kabul ve sağlık işleriyle alâ­kadar memurların iştirakiyle bir top­lantı yapmış, hükümetin sağlık politi­kası hakkında izahatta bulunarak ya­pılması gereken İşler ve alınması lü­zumlu tedbirleri anlatmıştır.

Türk-Yunan dostluğu sadece siyasi bir gaye olmayıp, tarihi bir zaruret ve her iki milletin içinden doğan bir iştiyakın ifadesidir. Benim görüşüme göre, onun içinde her iki millet bu tarihi dostluğun inkişafınaçalışmalıdır.»

Ayasofya hakkında Akropolis gazete­sinde çıkan makaleye dair sorulan bir suale cevaben, Yunan Devlet Bakanı şöyle demiştir:

«Bu makale iki millet arasında suite-fehhüm doğurabilecek her noktai naza­rı şiddetle takbih eden Yunan milleti tarafından tasvip edilmedi. Sizi temin ederim ki, Yunan milleti her iki mille­tin medeni seviyesine yakışan, Bizans ve şark san'atınm şaheseri olan Aya-sofya'yı bir müze haline getiren Ata­türk'ün bu asil jestini lâyıkı ile takdir etmektedir.

Biliyorsunuz ki, Yunanistanda matbuat hürdür. Çok şiddetli bir -muhalefette vardır. Buna rağmen Akropolis'in bu yazısı Türk-Yunan dostluk siyasetinin milletin ruhundan doğması ve bütün siyasi partiler tarafından benimsenme­si sebebiyle, Yunanistanda hiçbir akis uyandırmamışür. Akropolis'te çıkan yersiz yazılar gibi bu kabil neşriyat ve iddialar karşısında Türk basınında akis bulan düşünceler tamamiyle yerinde-■ dir.

Eminim ki, Türk - Yunan dostluğu gibi güzel bir âbideyi hiçbir anlaşmazlık sarsmıyacak, yerinden oynatamıyacak-tır. Büyük ve dâhi önderiniz Atatürk'ün Ayasofya için bulmuş olduğu hal yolu da tamamiyle tatminkârdır.

Gazetecilerin Kıbrıs meselesi hakkında­ki sorularına cevaben Yunan Devlet Ba­kanı bu hususta beyanatta bulunmaya selâhiyetli olmadığım söyledikten ve Yunan Başbakan Vekili Venizelos'un Türkiye'yi ziyareti esnasındaki beyana­tını hatırlattıktan sonra şöyle demiştir:

«Sizlere söyleyebileceğim yegâne şey, Yunan milletinin bu mevzudaki fikri, milletlerin kendi mukadderatlarına ken­dilerinin hâkim olmaları prensibi i!e hü­lâsa edilebilir. Kıbrıs halkı derken kas-

tımız bunların kül halinde, Türk ve Yu­nan aslından oldukları tefrik edilmeksi­zin mütalâasıdır. Kanaatimizce, hiçbir mesele aynı siyaseti takip eden iki mil­letin dostane münasebetlerini bozamaz. Son olarak Yugoslavya meselesine te­mas eden Devlet Bakanı Varvutis, bir taraftan Yugoslavya diğer taraftan da bu sahada müşterek bir siyaset takip eden Türkiye ve Yunanistan arasında dostane münasebetlerin inkişaf ettiğini görmek temennilerimiz arasındadır.»

— İstanbul:

1952 Helsinki olimpiyad oyunlarına ka­tılacak olan Türk kafilesinin birinci grupu bu sabah saat 9 da, olimpiyad ka­filesi başkanı İstanbul Milletvekili Fü-ruzan Tekil'in başkanlığında bir İngiliz uçagiyle Helsinki'ye hareket etmiştir. Hareketlerinden önce, olimpiyad kafile­si başkam Füruzan Tekil gazetecilere şunları söylemiştir:

Kafile başkanlığını, deruhte ettikten sonra, Ankara ve İstanbul'da selâhiyeti yüksek zevatla görüşmüş bulunuyorum. Bu temaslar sonunda malûm karar üze­rine güreş takımımizdaki boşluğun te­lâfisi meselesi üzerinde bazı kararlar al­mak mümkün görülmüştür, tkinci kafi­lemizle gelecek güreşçilerimiz, arasında kamptan ayrılmış bulunan şampiyonla­rın da bulunması ihtimali yok değildir. Zarurî hareketimden sonra selâhiyetli kimselerle benim adıma bu hususda ar­kadaşlarım temasda bulunacak ve veri­lecek direktife göre hareket edecekler­dir.

Kafilemizde görmek istediğimiz ilk va­sıf, tam bir centilmenlik nümunesidir. Memleket haysiyetini rencide edebilecek en küçük harekete katiyen müsamaha olunmayacaktır.

Bu sabah hareket eden kafile futbulcu ve basketbolculardan müteşekkildir. İkinci kafile güreşçi ve atletlerimizden mürekkep olarak 15 Temmuz salı günü hareket edecektir.

12 Temmuz 1952

— Konya:

Konya'da kurulması kararlaştırılan şe­ker fabrikasının yerini tayin etmek ve Konya ve havalisi pancar ekicileri ko­operatifi ortaklığım kurmak üzere dün Ankara'dan Şeker. Şirketi ..Umum Mü­dürü Baha Tekand'ın başkanlığındaki iki "mütehassıs, iıeyet, milletvekillerimiz-den Himmet..Öİ.çmen'Ie. birlikte şehri­mize gelmişlerdir. Mütehassıs heyetler­den birisi Belediye Başkanı ve mahallî teşekküller temsilcileriyle ^birlikte,. der t hal fabrikanın kurulacağı yerin tayin ve tesbiti için tetkiklere başlamışlardır. Diğer heyet Kony^ı ve havalisi pancar ekicileri kooperatifini kurmak üzere sa­at 16 da tüccar e çiftçinin iştirakiyle bir . toplantı yapmıştır. Toplantıyı Kon­ya'nın iktisadî ve ziraî durumunu izah eden ve şeker fabrikasının Konya ve memleket çapındaki '.üzüm ve ehemmi­yetini belirten bir konuşma ile açan Himmet Ölçmen hükümetin ve Başba­kan Adnan Menderes'in bu fabrikanın ilk kuruluş sermayesi olan dört milyon liranın temini hususunda gösterdiği ya­kın alâka ve anlayışı tebarüz ettirmiş ve hemşerileri adına teşekkür ederek sözü Şeker Şirketi Umum Müdürüne bırakılmıştır. Umum Müdür, fabrika­nın günde 1800 ile iki bin ton pancar işleyeceğini ve normal bir kampanyada 150 bin ton pancarı şekere çevireceğini söylemiş ve fabrikanın bir kampanyada 22 ile 25 bin ton arasında şeker istihsal edeceğini belirtmiştir.

Umum Müdürün izahatine göre, fabri­kanın şeker istihsal tesislerinden başka melastan şeker çıkarma tesisleri de bu­lunacaktır. Ayrıca- Konya'nın mühim bir hayvancılık bölgesi olduğu da dik­kate alınarak diğer fabrikalardan tama­men farklı olan bu fabrikada küspe ku­rutma tesisatı da yer alacaktır.

Şeker Şirketi Umum Müdürünün iza-hatinden sonra Milletvekili Saffet Gü­rol ve Vali Kemâl Hadımh da bu mev­zu ile alâkalı izahatta bulunmuşlardır. Bu arada Konya ve havalisi pancar eki­cileri Kooperatifi ortaklığı da fiilen te­şekkül etmiş, müteşebbis heyete iştirak İçin Konya'h çiftçi ve tüccarlar birbir­leriyle adeta yarış etmişlerdir.

— îzmir:

Eskişehir, Balıkesir ve îzmir vilâyetle­ri ile civarlarında tetkikler yaparak îz-

mir'e gelmiş bulunan Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ yanında, Vali, Sağlık ve Sosyal,Umum Müdürü, izmir Vilâyet ve Belediye Sağ­lık Müdürleri,.olduğu halde İzmir Bula­şıcı Hastalıklar Devlet Hastahanesi. ile Memleket Hastahanelerini gezmiş ve bu­ralarda, tetkikler yapmıştır.

Sağlık ve Sosyal- Yardım Bakanı öğle­den evvel Bulaşıcı Hastalıklar Devlet Hastahanesinde uzun müddet meşgul olmuş, yatan hastalarla sıra bekleyen­lerin miktarı üzerinde bilhassa durarak izmir şehri Belediye hudutları içinde tarama yaparak 25 yaşından küçük 63 bin vatandaşı muayene ve tüberkülin te­amülüne tabi tutan ve bunlardan icap edenlere B. C. G. aşısı tatbik eden Ve­rem Hastahanesinin müsbet faaliyeti ve hastahanedeki temizlik ve intizamdan dolayı başhekim ve hekimlere teşekkür etmiştir:

Başhekim ve alâkalı hekimler tarafın­dan verilen izahat bu müessesenin fera­gatli ve bilgili ellerde idare edildiğini gösteriyordu. Yatmak üzere sıra bek­leyenlerin adedi 2000 iken bu sene bu miktar 1382 ye düşmüş bulunmaktadır. Vereme karşı alman koruyucu tedbir­lerin tesirleri daha ziyade gelecek sene­lerde kendini hissettireceğinden bu mik­tar daha da inecektir.

Hastahane hekimleri ile uzun bir konuş­ma yapan Bakan, noksanlar ve ihtiyaç­lar hakkında not almış, gereken tedbir­ler ve yapılması icabeden işler hakkın­da talimat vermiştir. 25 yataklı iki ucuz verem pavyonunu gezerken, Bakan, hastalarla konuşmuş ve hatırlarını al­mıştır. Bu pavyonlar geçen sene tecrü­be edilmek üzere inşa edilmiş olup be­her pavyon 13.500 liraya mal olmuştur. Bakan burada inşa edilmekte olan 150 yataklı Verem Hastahanesiıii gezmiş ve 360 bin liraya ihale edilmiş olan bu bi­nanın yılbaşına kadar yetiştirilmesi hu­susunda talimat vermiştir.

Bakan öğleden sonra memleket hastaha-nesine gelerek, hastahane tesislerini, laboratuarlara, klinikleri gezmiş ve ba­zı hayırsever vatandaşların yardımı ile 1.500.000 liraya mal olacak olan ilâve pavyonu ve hemşire okulunu gezmiştir Osman Erkan, îklnci Başkanlığa da Ulvi Yenal getirilmişlerdir.

2 — Amatörlüklerinden şüphe edilen. bazı sporcularımızın durumları üzerin­de gerekli tahkik ve tetkik yapılmış, buna nazaran 1948 Londra Olimpiyatla­rı dönüşünde kendilerine gailelerine bi­rer ev temini maksadıyla) yapılan bu yardımları borçlanmak suretiyle aldık­ları ve bu hususu borçlanma, senetlediy-le teyid ve tevsik ettikleri cihetle esasen bugüne kadar haklarmda herhangi bir ihbar ve şikâyet yapılmamış ve 1948 den sonra iki dünya şampiyonasına ka­tılmış olan bu güreşçilerden Yaşar Do­su, Gazanfer Bilge, Halil Kaya, Nasuh Akar, atlet Ruhi Sarıalp ile bu vaziyet­te olan diğer arkadaşlarının amatörlük vasıflarını kaybetmediklerine ittifakla karar verilmiş, keyfiyet alâkalı federas­yonlara bildirilmiştir.

Durum efkârı umumiyenin malûmu ol­mak üzere ilân olunur.

— Konya:

Şehrimizde kurulmasına karar verilmiş olan şeker fabrikasının yerini tesbit için şehrimize gelmiş olan hey'et tetkik­lerini bitirerek Milletvekilleriyle birlik­te bugün Ankara'ya dönmüşlerdir. Bu münasebetle iki günden beri bayram havası içinde yaşıyan Konyallıar adma saym Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar ile Başbakanımız Adnan Menderes'e şu telgraflar çekilmiştir:

Pek Sayın Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar

İstanbul

Yüksek tavsiye, ikaz ve irşatlariyia Konyamıza kurulması hükümetimizce kararlaştırılmış olan şeker fabrikasının, Pancar Ekicileri Kooperatifinin tesisi ve inşaat mahallinin tesbiti dolayısiyîe Kcnya'hlarm iki gündenberi duymakta oldukları derin hazzı ve ebedî minnet hislerini yüce huzurlarına hürmet ve tazim ile arz ederiz.

Konya Valisi Kemâl Hadımlı

Şeker Fabrikaları T. A. Ş. Genel Müdü­rü Baha Tekant, Konya Belediye Baş­kanı Rüştü Özal, Konya Milletvekilleri Himmet Ölçmen, Saffet Gürol.

Pek Sayın Başbakanımız Adnan Men­deres

İstanbul

Yüksek direktif ve müzaheretleriyle in­şası fiilen tahakkuk safhasına girmiş bulunan Konya Şeker Fabrikasının, Pan­car Ekicileri Kooperatifinin tesisi ve fabrika mahallinin tesbiti dolayısiyîe iki gündenberi Konya'hlann duydukları de­rin haz vj ebedî minnet hislerini hür­metle ve tazimlerimizle arz ederiz.

Konya Valisi Kemâl HadımU

Şeker Fabrikaları T. A. Ş. Genel Müdü­rü Baha Tekant, Konya Belediye Baş­kanı Rüştü özal, Konya Milletvekilleri Himmet ölçmen, Saffet Gürol.

14 Temmuz 1952

—istanbul:

Basm-Yayın ve Turizm Genel Müdürlü­ğü İstanbul İi Temsilcisi Zahir Ferid TÖrümküney, kısa süren bir hastalıktan sonra bu gece sabaha karşı vefat et­miştir.

Merhum, 1324 yılında İstanbul'da doğ­muştur. Kendisi 1924 senesinde ziraat tahsili için Macaristan'a gönderilmiş, 1929 senesine kadar orada kalarak tah­silini bitirmiş, yurda dönüşünde Ziraat Bankasına girerek bu müessesede muh­telif vazifelerde bulunmuş ve daha son­ra Basın - Yaym ve Turizm Ge­nci Müdürlüğü teşkilâtında va­zife alarak bu teşkilâtın yük­sek kademelerinde başarılı hizmetler ifa etmiş, 1948 yılında Basm - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğünün İstan­bul İl Temsilciliğine getirilmiştir.

—Rize:

Şehrimizde inşası biten futbol sahasında dün bu münasebetle bir tören yapılmış­tır.

Gençler Vali Nazım Üner'in gösterdiği alâkaya teşekkür etmişler ve müteaki­ben Güneşspor .ile Çayeli Gençlik Ku­lüpleri arasında ilk maç yapılmıştır. Oyunu Güneşspor 5-1 kazanmıştır.

—Ankara:

M. S. B. Temsil Bürosundan bildirilmiş­tir:

Eski muhariplerimizle, aziz Çanakkale şehitleri ailelerinin çanakkale muharebe meydanında yapacakları ziyaret prog­ramı şu suretle tesbit edilmiştir:

10 Ağustos 1952 günü akşamı vapurla İstanbul'dan hareket edilip, 11 Ağustos sabahı Eceabad'a varılacaktır. Aynı gün, motorlu vasıtalarla Arıburnu ve Seddülbahir muharebe sahası gezilecek ve akşamleyin İstanbul'a hareket edile­cektir. Vapur ve kara vasıtaları için zi­yaretçilerden ücret almmıyacakUr.

Ziyarete iştirak edeceklerin 25 Temmuz Akşamına kadar İstanbul'da 1 inci Or­du Temsil Bürosuna veya Eski Muha­ripler Birliğine müracaatları rica oiu-nur.

—Ankara:

Üçüncü Devre Gönüllü Hemşire Kursu­nu bitiren bayanlara bugün saat 16 da Kızılay Genel Merkez Binası toplantı salonunda yapılan bir törenle diploma­ları verilmiştir.

—İstanbul:

«Ekselans Adnan Menderes Başbakan Florya

Mazide İstanbul'da geçirdiğim kıs I -lebe hayatımın hatıralarını canlandır -mak maksadiyle hususî surette İstan­bul'a gelerek Necip Türk Milletinin Yu­nan milletine karşı samimî dostluk ve sevgi hislerini bir daha tesbit edebil-saactetine mazhar oldum. Her tür­lü resmiyetten beliğ olarak kalbimden fışkıran en hararetli selâmlarımı kabul buyurmanızı rica ederim.

Türk - Yunan Dostluğu dâvasına s:;:în-le birlikte önayak olan Başbakan Veki­li ve dostumuz Eay Venizelos Ekselan­sınıza en derin saygılarının iblâğına be­ni memur etmiştir. Milletimizin yürü­dükleri müşterek yolda Yunan Hüküm-darlariyle birlikte nurlu bir sembol olan Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Ekselans Celâl Bayar*a derin hürmetlerimi iblâğ

lûtfunda bulunurken benî de Türk - Yu­nan dostluğunun en samimi, en hararet­li ve en sadık taraftan olarak kabul bu­yurmaları hususundaki ricamı da ilâve buyurmanızı istirham ederim.

Varvutis Yunan Devlet Bakam

Başbakan Adnan Menderes Yunan Dev­let Bakanına aşağıdaki cevabî gönder­miştir :

«EkselansVarvutis Yunan Devlet Bakanı YunanBaşkonsolosueliyle

İstanbul

Samimi telgrafınızı büyük bir zevkle okudum ve derhal Sayın Cumhurbaşka­nımıza arzettim-. Kendilerinin, izhar et­tiğiniz samimi hislerden fevkalâde mü­tehassis oıctuklarını ve size selâm ve muhabbetlerini gönderdiklerini bildir-mekle bahtiyarım.

Sayın Başbakan Muavini dostum M. Ve­nizelos ile birlikte her an daha ileri gi­dip derinleşmesini istediğimiz Yunan -Türk dostluğunun takviyesi hususunda sarfettiğim mesai hakkında kullanmak nezaketini gösterdiğiniz sözlerden dola­yı M. Venizelos'a ve size teşekkür ede­rim;

Sayın Cumhurbaşkanımızla bir iikümdarlarınız olmak ı hükümet ve milletlerimizin gös­terdikleri gayret ve besledikleri sami-:. . rygular sayesinde gittikçe kuvvet­lenen Türk - Yunan dostluğunun geliş­me ve bekasında muhterem dostu M. Venizelos'un ve sizin daima mümtaz bir yer işgal ettiğinizi ve bu sebeple her iki milletin de minnettarlığını, kazanmış olduğunuzu bildirmekle ancak bir haki-Kati ifade etmiş oluyorum.

Telgrafımı bitirirken bütün Türk mille­tiyle birlikte silinmez hatıralarım ve Türk - Yunan dostluğunun'parlak istik-balîndeki mevkilerini her an hafızamda muhafaza edeceğim. Haşmetli Hüküm­darlarınıza en samimi duygularımın ib­lâğına tavassut buyurmanızı rica eder, samimi hürmetlerimi sunarını.

Başbakan Menderes»

—İstanbul:

Cumhurbaşkanı Celâl Bay ar bugün Florya köşkünde Nato teşkilâtı karar­gâhında yaptığı görüşmelerden yurdu­muza dönen Genel Kurmay Başkam Or­general Nuri Yamut'u kabul etmiş ve öğleyemeğine alakoymuşlardır.

—İstanbul:

14 Temmuz Fransız Millî Bayramı Tür-kiyedeki bütün Fransızlar tarafından kutlanmıştır.

Dün sabah şehrimize gelen Fransa Bü­yükelçisi ve Bayan Tarbe de Saint -Hardouin bu münasebetle bugün saat 18 de Koloni mensuplarını Fransız sarayı­na kabul etmişlerdir.

Ünyon Fransez Başkanı M. Parrin'in bu münasebetle izhar ettiği temennilere ce­vap veren Büyükelçi bir mtabede bu­lunmuş ve bugün hürriyet davasının müdafaası İçin birleşen Fransa ve Tür­kiye'nin müşterek idealleri olan hürriyet ve ittifakı tam manâsiyle canlandıran bu millî bayram mânasını tebarüz ettir­miştir.

Ankara'da da Büyükelçilik Müsteşarı Büyükelçi namına Başkentteki Fransız-leri kabul etmiştir.

Fransızların izmir Başkonsolosluğunda da aynı mahiyette bir toplantı yapılmış­tır.

— îstanbul:

Cumhuriyet Halk Partisinin Aydm'da pazar günü yaptığı toplantıda spor ku­rumu başkanı iken, Kalk Partisinden 296 bin lira 29 kuruş aldığı söylendiğin­den bahs ile, bugün Florya köşkünde kendisine müracaat eden hizmet gazete­si muharrirlerinden Kemâl Onan'a Baş­bakan ve Demokrat Parti Genel Başka­nı Adnan Menderes şu beyanatta bulun­muştur :

«Bu gibi şeni iftiraları her zaman kar­şılamaya hasırım. Spor Kurumu Baş­kanı bulunduğum zaman zarfında her­hangi bir suretle müstefid olmak şöyle dursun, ne hakkı huzur, ne harcırah ve

ne de aylık veya ücret olarak bir pul dahi almadım. Aksine olarak Spor Ku-

rumu Başkanı sıfatı ile bir takım masraflan karşılamış bulunuyorum. Şahsen zimmetimde kaldığı ispat olunacak her pul için 1000 lira ödemeğe hazırım.

Bu gibi bayağı iftiralarla bana yalnız öteden beri memleket işlerinde ne de­recelere kadar hasbi çalışmış olduğumu açıklamak fırsatını vermekten başka bir netice elde edemezler.

Müfterileri bu meselede daha ileri git­meğe ve adice iftiralarım ispata davet ediyorum.»

— İstanbul:

İstanbul Kalkınma Derneği Kongresi, bugün saat 16 da İstanbul Ticaret Oda­sında toplanmıştır. Kongre Başkanı se­çiminden sonra Dernek Başkanı îstan­bul Milletvekili Ahmet Hamdi Başar, İstanbul kalkınması hakkında, 952 Böl­ge Kongresinden sonra yapılan teşebbüs ve faaliyetler hakkında izahat vermiş­tir. Bu izahata göre, idarî işler, şehirci­lik ve yapı, iktisad, sağlık ve sosyal yardım, turizm ve köycülük mevzuların­dan herbirine akid kongrece kabul edil­miş 101 karar hakkında gerekli makam­lar nezdinde ayrı ayrı teşebbüsler ya­pılmış ve bilhassa vilâyetle belediyenin ayrılması, îstanbuî'un liman meselesi ve nazım plân işine dair müsbet netice­ler elde edilmiştir.

Yapılan seçimler neticesinde, merkez Yönetim Kuruluna: istanbul Milletveki­li Ahmed Hamdi Başar, Belediye Baş­kan Muavini Suad Kutat, Prof, Ilhami Cıvaoğlu, Tevfik Demircigil, S. Babab, Raufi Manyas, Sırrı Alıçlı, Halide Akıs-ka, Cevad Erbeî ve Fehmi Eren, müra-kibliklere de Tahir Kaşıkçıoğlu, Said İbrahim Edi ve Orhan özoğuz seçilmiş­lerdir.

— Urla:

Bugün İzmir'den Çeşme'ye hareket eden Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dok­tor Ekrem Hayri Üstündağ, Urla'da Cumhuriyet Meydanım dolduran çok ka­labalık bir halk kütlesi huzurunda siya­si bir konuşma yaparak 14 Mayıs 1950 den bu yana Demokrat İktidarın muh­telif sahalarındaki çalışma programının tahlilini yapmış, vücuda getirilen eserlerin ve başarıların bir blânçosunu çiz­miş ve bu muvaffakiyetin âmillerine te­masla demiştir ki:

«iktidaraTürk tarihinde ilkdefa ola­rak büyük milletimiziniradesiyle gei-dik. Bu iradenin tahakkuku için büyük emek harcadık. Mal ve can kaybına uğ­radık. Bizimgibiyaşın: başınıalmış, Ömrünün son merhalesine yaklaşmış bir insanın hiçbir şahsî davasıveihtirası olamaz. Bizim tek davamız, bu kudret­li ve her iyi şeye lâyık asil Türk mille­tini şerefine vetarihineyakışır mev-kiye ve seviyeye ulaştırmaktır.Gece-uykularımızdabilebiziişgaleden şey,milletimizinve yurdumuzunkal­kınmasının bir an evveltahakkuk et­mesidir. Son seneleri,senelerden daha kısazamanlarasığdırıyoruz.Yurdda muazzam bir gelişme var,bu gelişme muazzam-tabiriylede tarifedilmiş ol­maz.Meselâbizim sağlık teşkilâtımız, devletsistemi içindetarnamiyle müs­tehlik bir şubedir. Sağlık Bakanlığının bütçesi 1940'a nazaran iki misli arttığı gibi, devlet varidatının busene birden bire fazlalaşması dolayısiyle Bakanlığı­mıza geçen gün 10 milyon liraisabet etti.Şimdi göğsümügererek «paramız var» diyebilirim.Gelecek seneler daha da çok olacaktır. Büyük kalkınmamızın hakiki semerelerini ve müsbet sonuçla­rını bir kaç yıl sonra göreceğiz. Bütçe­mizin 100 milyonlar değil, milyar olarak arttığına şahid olacağız.

Yurdun her tarafında hızlı ve devamlı bir tempo İle yükselen kazalara, hattâ köy­lere kadar intikal eden sağlık müessese­leri, yepyeni kurulan sağlık istasyonla­rı, sağlık merkezleri, sağlık ekipleri, hastahaneler ve lâboratuvarîar, devletin dev adımlarla ilerlemesinin, büyük kal­kınmasının sağlık sahasındaki tezahü­ründen başka bir şey değildir. Bu mem­leketin, bu devletin kalkınmasına hiz­met ve başarı temin eden bir hüküme­tin çetin bir safhanın bakanı olmaktan iftihar ve gurur duyuyorum.

Bizden evvel bu memleketi uzun seneler idare etmiş olanlar acaba neden bizim eriştiğimiz bu mesut merhaleye erişe­mediler, bugünkü irtifaa ytikselemedi-ler?

Kanaatimce bunun sebepleri köklü ve derindir. Onlarla aramızda doldurul­masına imkân olmayan uçurumlar, te­lâkkide, anlayişda, icraatta ve tatbikat­ta ayrılıklar var. Evvelâ' zihniyetlerimiz başka, onlar yalnız kendileri için hak ve selâhiyet alırlardı. Her zaman ve her şeyde bunları ileri sürerlerdi. Biz böyle şeyler tanımıyoruz. Bizim için yalnız vazife ve mes'uliyet vardır, tki sene sonra bu milletin huzuruna çıkacağız. Bize dört sene için teslim ettiği emane­ti önüne koyarak dört senelik hesabımı­zı vereceğiz. Vereceğimiz hesap toptan ve umumî değildir. Rakamlara, yapıl­mış eserlere ve hakikatlere dayanacak­tır. Yapamadığımız işler varsa niçin ya­pamadığımızı sebepleriyle arzedeceğiz. Fakat dört senelik programımızda ya­pılmamış hiçbir iş kalmayacağını şimdi­den belirtmek isterim. Böyle bir zihni­yetle çalışan devlet adamları nasü olur da rahat rahat yataklarında uyuyabi­lirler.»

Sağlık Bakanı bundan sonra Hükümet ve Meclîs çalışmalarına temas etmiş, büyük maddî ve manevî mes'uliyetle do­lu ağır hizmetlerin ne kadar müşkül şartlar altında yapıldığını tahlil ederek şöyle devam etmiştir:

«Dikkat buyurunuz, Ankara'da maka­mında rahat rahat oturan, merkezden bu devleti idare eden makam gösterebi­lir misiniz. Hepimiz yoldayız, hepimiz halk topluluğu içinde ve onların arasın-dayız. Muvaffakiyetimizin âmili ve bü­tün keramet halkla temas etmektedir. Bizden evvel köylüler Bakanları ve Mil­letvekillerini gaz3';e fotoğraflarında gö­rürlerdi. İsimlerini radyoda işitirlerdi. Biz ise her zaman karşılarındayız. Eski İktidarın Bakanları Beydiler, Efendi idiler. Yanlarına kimse sokulamaz ve yaklaşamazdi. Etraflarında jandarma ve polis kuvvetleri bulunurdu. Halbuki biz bu milletin, bu memleketin hizmet­kârlarıyız. Vazife adamlarıyız. Onlar bu milleti idare ettiklerine inanırlardı. Biz böyle sakim, ve yanlış iddiada değiliz. Türk mîlletinin kendi kendini idare et­tiğine inanıyoruz. Milletin emrindeyiz. En tatlı ve en hoş geçen zamanlarımız köy ve kasaba Kahvelerinde ve meydanlannda köylüleri etrafımıza toplayıp on­larla memleket mesele ve dâvalarını ko­nuştuğumuz anlardır. Onlar bizi gör­dükleri her yerde yolumuzu keserler, yol, su, dispanser, mektep İsterler. De­mokrat iktidardan beri köylünün hiçbir idarî şikâyeti ve derdi kalmamıştır. Şimdi onun yegâne derdi iktisadî ve ya­şama ihtiyaçlarının teminidir. Biz köy­lülerimizi, halkımızı dikkatle dinleriz, onlarla kaynaşmış, haşir ve neşir olmu­şuzdur. Onların nazlan bize geçer ve bu telâkkilerinde gayet haklıdırlar.»

Bakan bundan sonra memleketin ordu­sundan ziraatına kadar yayılan motör-leşme ve makineleşmeye intikal etmiş ve bu uğurda yapılan fedakârlıkları, alı­nan tedbirleri birer birer sıralamış ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Türkiye traktör mezarı olacaktır» veh­mine kaplıarak ve kötü müşavirlerin tavsiyelerine uyarak bu memleketi ve ziraatı motörden ve makineden seneler­ce mahrum edenler, bugün Anadolu'ya Çıksınlar da muazzam inkılâbı görsün­ler. Koy yollarında tozu dumana katan traktörlerin römorklarına ailelerini bin­dirmiş veyahut mallarını yüklemiş köy­lüler gördükçe heyecan ve zevk duyu­yorum. Bu makineleşme sayesinde ar­tan istihsal ile, bu sene yüz milyonlarca liralık memlekete döviz girecektir.

Bundan daha iki buçuk sene evvel mem­lekete 50 bin ton buğday ithal etmek için, Pakistan'a,Suriye'ye,Irak'a, hat-

tâ yiyeceğini dışardan temin eden İtal­ya'ya heyetler gönderen bir iktidarın, meskenetine ve kabiliyetsizliğine karşı, bu sene bir buçuk milyon ton buğday ihraç edebilecek yepyeni bir zihniyetin ve dehanın önünde şaşkına dönenler bu mucizeyi kumar oyunundan başka bir tabir ile nasıl tefsir ederler?»

Mevzuu tekrar sağlık işlerine çeviren Bakan sözlerini şu cümlelerle bitirmiş­tir:

«Övünülecek eserlerimiz ve işlerimiz pek çoktur. Fakat biz övünmüyoruz. Millet övünsün, işimizin henüz başlangıcında, hareket noktamızın iki sene gibi çok kısa olan iîk menzüindeyiz. Asıl büyük eserleri, bugünkü hazırlık safhasının neticelerini birkaç sene sonra görecek­siniz. Kalka ve hakka iyi niyetle hizmet ettiğimiz için bize Allah da yardım edi­yor.

Sağlık meselesi Millî dâvamızın ba­şındadır. Milletin dişinden tırnağından arttırdığı paraları mahalline titizlikle sarfediyoruz. Bir taraftan eser vücuda getirirken, diğer taraftan uzun sene­lerin suistimal tortularını, vazife lâkay-disini, eski devlet memuru zihniyetini da ortadan kaldırmağa çalışıyoruz. De­mokratik zihniyetin vazife ve mes'uliyet hissinin, halka hizmet arzusunun bütün . 'elilerîn ve memurların kalbinde ge­reği gibi sağlanması başlıca gayemiz­dir. Doktorlarımız da, hemşirelerimiz bütün sağlık memurlarımız da, va­tandaşların sıhhatiyle alâkalı her vazi­felide şefkat ve merhamet hislerinin in­kişafı, hastaya iyi bakımın temini baş­lıca hedefimizdir. Genç hekimlerimiz, hemşirelerimiz, hastabakıcılarımız bir keşiş feragati ile kendilerim hastahane-lerine ve hastalarına vakfettikleri gün, dâvamızın manevî ve ahlâki tarafı ta-mamiyîehalledilmişolacaktır.»

15 Temmuz 1952

— Ankara:

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu bu sabahki ekspresle İstanbul'dan şehrimize dönmüştür. Baş­bakan Yardımcısını istasyonda Valî, Belediye Başkanı, Başbakanlık Müste­şarı, Müsteşar Muavini, Kara Kuvvetleri Komutam, Garnizon ve Merkez Ko­mutanları, Emniyet Müdürü ve dostları karşılamışlardır.

— izmir:

20 Ağustos tarihinde açılacak olan iz­mir Enternasyonal Fuarının hazırlıkla­rına hız verilmiştir.

Bugüne kadar Batı-Almanya, Amerika, Avusturya, Macaristan, Hindistan, Yu­goslavya, Belçika, Fransa, italya, Hol­landa, Büyük-Britanya, israil, isveç ve Yunanistan'dan ibaret olmak üzere 14 devlet iştirak taahhüdünde bulunmuş­tur.

Bu devletlerden Avusturya ve Hindistan ilk defa, Yunanistan'la Fransa ise bir­kaç senelik fasıladan sonra ikinci defa olarak fuarımıza katılacaklardır.

Diğer taraftan sınaî ve ziraî âlet ve ma­kine teşhir etmek üzere birçok yerli ve yabancı firmalar da 1952 fuarına işti­rak etmek maksadiyle Fuar ve Turizm Müdürlüğü nezdinde teşebbüse geçmiş bulunmaktadırlar.

Buna muvazi olarak 1952 Enternasyonal Fuarının veçhesinde esaslı şekilde deği­şiklik yapılması İçin ilgililerce uzun müddetten beri hummalı şekilde çalışıl­maktadır.

—■ îstanbui:

Vefatı Türk basın ve fikir âleminde bü­yük teessür uyandıran Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü istanbul il Temsilcisi Zahir Perid Torümküney'in cenazesi bugün kaldırılmıştır.

Merhumun tabutu saat 11 de Amerikan

Hastahanesinden alınarak radyo evine getirilmiş, burada kısa bir vakfe ve du-sıian sonra teşvikiye camiine götürül­müş ve öğle namazını müteakip cenaze namazı kılınarak meslekdaşlariyle ar­kadaşlarının elleri üstünde Şişli Cadde­sine çıkarılmış ve buradan Zincirlikuyu Mezarlığındaki ebedî medfenine tevdi oîunmuştr.

Cenazede Milletvekilleri, Devlet Baka­nı Başbakan Yardımcısını temsüen Ba­sın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Vali adma Muavini ve Kusus: Kalem Müdürü, İstanbulBasın - Yayın İl ve

Radyo Müdürlüğü mensupları, şehrimiz gazeteleri başyazar ve muharrirleri, ya­bancı basın ataşe ve muhabirleri, ajan­lar temsilcileri ve çok kalabalık bir kit­le teşkil eden merhumun dostları hazır bulunmuşlardır.

Cenazeye, başta Devlet Bakanı Başba­kan Yardımcısı Samed Ağaoğlu'nunki bulunmak üzere resmî ve hususî teşek­küllerden elli kadar çelenk gönderilmiş­tir.

Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot merhumun mezarı başında bir hitabede bulunarak Zahir Torümküney'in meslek hayatındaki ça­lışmalarını ve meziyetlerini belirtmiş ve Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağacğiu'nun merhumun ailesine ve basın âiemine taziyelerini bildirmiş­tir.

16 Temmuz 1952

— Konya:

Şehrimizde kurulmasına karar verilmiş olan şeker fabrikası yerinin şeker şir­keti mutahassısları ve Milletvekilleri hu-zuriyle tesbit edilmesi üzerine toplanan Konya Ticaret Odası Meclisi ve îciare Heyetleri şeker fabrikasının tesisi hu­susunda yüksek irşat ve ikazlarını esir­gemeyen Cumhurbaşkanı Celâl bayar'Ia kıymetli müzaheret ve direktifleri her zaman anılacak olan Eaşbakan Adnan Menderes'e Konya tüccar ve esnaf zür-ın teşekkürlerini aşağıdaki telgraf-ia iblâğ etmişlerdir.

«Konya'da şeker fabrikasının tesisi hak­kındaki büyük ve âlicenap müzahereti­nize ve Kcnya'hlar hakkında gösterdiği­niz alâka ve teveccühe bütün memleket namına derin teşekkür ve saygılarımızı sunarız.»

Konya Ticaret Odası Meclis Baş­kanı Tevfik Ceylan, Konya Tica­ret Odası BaşkanıMuhittin Gü-zelkıhç

—- İstanbul:

Unesco Türkiye Millî Komisyonu ikinci devre üçüncü toplantısı bugün saat 10 da Hukuk Fakültesinde yapılmıştır. Toplantıda Millî Eğitim Bakam Tevfik İleri, UnesceTürkiye Millî Komisyonu Başkanı Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam, Yönetim Kurulu Üyeleri ve basın men­supları hazır bulunmuştur. Gene! Kurul Başkanı. Millî Eğitim Ba­kanı kısa bir konuşma ile toplantıyı aç­mış, müteakiben gündemdeki maddele­rin müzakeresine geçilmiştir. Maddeler üzerinde muhtelif üyeler söz almış, nihayet toplantının Ankara'da ya­pılması kararlaştırılarak saat 14 de oturuma son verilmiştir.

17 Temmuz 1952

—İstanbul:

Türkiye Öğretmen Dernekleri Millî Bir­liği Genel Kurul toplantısı bugün saat 10 da Eminönü Gençlik Lokaîi'nde ya­pılmıştır.

Memleketin muhtelif vilâyet ve kazala­rındaki öğretmen dernekleri temsilcile­rinin iştirak ettiği kongrede Millî Eği­tim Bakanı Tevfik îleri, Vali ve Beledi­ye Başkam Prof. Gökay, Millî Eğitim Müdürü Muhittin Akdik ve basm men­supları ile kalabalık bir halk topluluğu hazır bulunmuştur.

Kongre Başkanının seçimini müteakip, Atatürk ve Kore şehitleri için üç daki­kalık bir ihtiram, duruşu yapılmış, bun­dan sonra da Yönetim Kurulu faaliyet ve -hesap raporları okunmuştur.

—Ankara:

Askerî Veteriner Akademisi 1951 - 1952 yılı stajyeri olan 20 teğmenin on ay de­vam eden kursları bittiğinden kendileri üsteğmen olarak ordu saflarında gö­revlerini alacaklarından bugün törenle diplomaları tevzi edilmiş ve kur'aları çekilmiştir.

Bugün saat 10 da Akademi binasında yapılan törende Kara Kuvvetleri Vete­riner Dairesi Başkanı Tümgeneral Abdülkadir Tolun, Veteriner Akademisi .Müdürü Albay Mecdettin Gönen, öğre­tim görevlileri ile basın mensupları ha­zır bulunmuşlardır.

18 Temmuz 1952

— Ankara:

Dışişleri Bakanlığından bildirilmiştir: SuudîArabistanHükümetinin,Cihan

Sağlık Teşkilâtı Doğu Akdeniz Bölgesi Bürosunca da tamim ediîen resmî işa-riyle teeyyüt ettiği veçhile Mekke'nin 845 kilometre Cenubunda Apha şehrin­den 80 kilometre mesafede Benibeşir köyünde birisi ölümle neticelenen dört Bübonik Veba vak'ası çıkmış olmasın­dan dolayı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığımızca Suudî Arabistan'dan memleketimize gelecek eşhas ve emtia için Milletlerarası mevcut mukaveleler ahkâmı gereğince umumî tedbirler itti­hazına mecburiyet hasıl olduğu bu hu­susta çıkan çeşitli haberleri tavzihen beyan olunur.

20Temmuz 1952

—İstanbul:

10 Ağustos Çanakkale muharebe mey­danlarına yapılacak geziye ingilizler de büyük bir alâka göstermektedirler. Bu yolda İngiltere Başkonsolosundan Bi­rinci Ordu Temsil Bürosuna gönderilen bir yazıda ezcümle şöyle denilmektedir: «Türk ve îngiliz askerlerinin bu gibi vesilelerle buluşmalarının büyük bir memnuniyet uyandıracağını her zaman takdir edenlerdenim. Avustralya, Yeni-Zelanda ve Birleşik Krallık halkından seçkin bir parti, 9 Ağustos 1952 tari­hinde Yarımadaya gelerek bu kutsî top­raklarda şerefle ölen kahraman Türk ve îngiliz askerlerinin hatıralarını taziz ve bugün olduğu gibi yarın için de sön­mez bir azimle Çanakkale'nin ebediyen Türk kalacağım beraberce tebarüz et­tireceklerdir.»

21Temmuz 1952

—■ Ankara:

Dışişleri Bakanlığından tebliğ1 edilmiştir: Ankara'da çıkan Hürses gazetesinin 21 tarihli nüshasında ve ondan iktibasen bazı İstanbul gazetelerinde Yunan Hü­kümetinin hükümetimize bir memoran­dum vererek, vaktiyle Kuşadasiyle An­talya arasında meskûn bulunan ve 12 adadaki Rumların Türkiye'de kalmış olan emvaline karşılık olarak 40 milyon liralık bir tazminat talebinde bulundu­ğuna dair yazılar intişar ettiği görül­müştür. Komşu memleketler yeni sayımlara gi­rişmeden önce yetişmiş istatistikçileri­ni Türkiye'ye göndermek suretiyle memleketimizdeki tecrübelerden fayda­lanmayı ciddî surette nazara almışlar­dır. Bunun ilk misali olarak önümüzdeki aylarda İran'da yapılacak olan ziraat sayımı için üç eksperimizi iki hafta müddetle İran'a davet etmişlerdir. He­yetimiz memleketimize avdet etmiştir.

—İstanbul:

Şehrimizde bulunan Millî Eğitim Baka­nı Tevfik İleri bugün saat 17 de Mîllî Eğitini Müdürlüğünde bir basın toplan­tısı tertibederek gazetecilerin Bakanlı­ğı ilgilendiren mevzular etrafında sor­dukları çeşitli sualleri cevaplandırmış­tır.

Geçen yıl, köy öğretimi, orta öğretim, halk eğitimi ve kütüphane mevzuunda tetkiklerde bulunmak üzere memleketi­mize gelmiş bulunan Amerikalı müte­hassısların raporlarından istifade edile­ceğini söyleyen Bakan demiştir ki:

«Bu nıeyanda- 18 i halen köyde öğret­menlik yapmakta olan kimselerden ol­mak üzere 25 kişilk bir öğretmen kafî-". . Florida Üniversitesinde Miss Wof-foord'un seminerlerinde çalışmak üzere bir yıl müddetle Amerikaya gönderile­ceklerdir.. Bunlar halen Ankara'dasuna devam etmektedirler.

uşmasma devanı eden Bakan, sanat itülerinde memleketin tarım ve ba­yındırlık sahalarındaki teknik eleman ihtiyacını karşılayacak şubeler aç_ nı ve ezcümle Eskişehir, Tekirdağ, Kon­ya ve Sivas sanat enstitülerinde birer motor ve ziraat aletleri şubelerinin açıl­ması hazırlıklarının bitmek üzere ozdu-, izmir'de açılacak motor okul bi­nasının ihalesinin yapıldığını, Adana'da bir okul açılacağını söylemiştir.

Bakan, sözlerine devamla, 1951 ve 52 yıllarında köy ilkokulu yapımı için ay­rılmış olan 18.800.000 lira ile bini müte­caviz okul yapıldığını, önümüzdeki yıl bütçesine de bu sene konan on miiyona nazaran daha fazla bir ödenek konabile­ceğini ümit ettiğini belirtmiş ve ilk öğ­retimin bütün terbiyeve tedris mese-

lelerinin de ele alınacağım ilâve ede­rek demiştir ki:

«Bu arada liselerin 12 sınıfa çıkmış ol­masından istifade edilerek bunun ilk al­tı sınıfının ilk Öğretime tahsis edilmesi fikri üzerinde de durulacaktır. Böylece ilk tahsilden başka tahsil görmeyen va­tandaşların daha bilgili bir hale gelme­leri derpiş edilmektedir.

Kimsesiz çocuklar için bu yıl mevcuda, ikisi İstanbul'da olmak üzere, daha ö yetiştirme yurdu ilâve edilecektir. Bu arada istanbul'da bir sağır ve dilsizler okulu açılacaktır.

Henüz Meclise sevked em ediğimiz Mer­kez Teşkilât Kanununda halk eğitimi için İlk olarak bir Umum Müdürlük dü­şünmüş bulunmaktayız. Bugün de yap­tığımız, gezici kadın ve erkek köy kurs­larını her sene biraz daha artırmaktır.» Doğn Üniversitesi mevzuunda da İza­hatta bulunan Bakan demiştir ki ursunuz ki Doğu bölgesinde her derece ve şubede okullar ve nihayet fakülte ve enstitüleri ile bir kültür merke­zi vücuda getirilmesi, iktidar partisihin programında önemli bir yer işgal etmektedir. Bakanlığımız iki yıldan be­ri ilk ve orta öğretim mevzuunda Doğu-da bugüne kad: _." merhiş bir faali­yet göstermiş ve bu arada Van köyle­rinde iki sene içinde yemden 50 okul bakırda da S0 okul yaptırmış bulunuyoruz. Bütün I3cğu illerimizin ilk okul inşa faaliyeti bu merkezdedir met programında da yer alan Do­ğu Üniversitesi için 15 kişilik ilim he­yeti raporunda üniversitenin bir an' ev­vel yapılmasının teklif edildiğini söyle-yaiı Bakan, Üniversitenin Doğu bölge­sinin kalkınmasında oynayacağı büyük rolü belirttikten sonra sözlerini şöyle bîr tirmiştir:

«Hülâsa, üniversite kendi inkışafiyle birlikte bulunduğu mühim maddî ve ma­nevî taraftarım inkişaf ettirecek bir mü­essese olacaktır. Bu üniversite, bilhassa örnekleri Amerikada bol olan üniversi­telere müşabih olacaktır, ilim heyetinin raporunda bu üniversitenin Eiâzığ ile Van arasındaki saha içinde olması teklif edilmiştir. Buüniversitenin kuruluşuna ait kanun tasarısı hazırlanmıştır ve ya­kında Meclise sevkolunacaktır.

Tasarı kanuniyet kesbettikten sonra derhal faaliyete geçilecektir: Amerikalı mütehassıslardan da ayrıca istifade olu­nacaktır. Böyle bir müessese 30-40 se­ne içinde tam kemalini bulacağına göre işe bir an evvel başlamaktaki isabet •aşikârdır.

22 Temmuz 1952

—Ankara:

Libya Millî Savunma Bakanı Ali Esad El-Cerbi bugün saat ll'de uçakla İstan­bul'dan şehrimize gelmiştir.

Libya Savunma Bakanı Etimesgut Hava Alanında Millî Samunma Bakanı Hulusi KÖymen. Genel Kurmay ikinci Başkam Orgeneral Şahap Gürler, Kara Kuvvet­leri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kur­may Başkanları, Protokol Umum Mü­dür Muavini Şemsettin Mardin, Garni­zon ve Merkez Komutanları tarafından karşılanmıştır.

Başta bando bulunan bir kıta asker mi­safir Savunma Bakanına selâm resmi­ni ifa etmiştir.

Libya Savunma Bakam ve maiyeti An­kara Palas'ta kendilerine tahsis edilen dairedemisafir edilmişlerdir.

—Ankara:

Bu sabah şehrimize gelen Libya Millî Savunma Bakanı Ali Esad El-Cebri sa­at 12'de Atatürk'ün geçici kabrini ziya­retle saygı duruşunda bulunmuş ve bir çelenk vazetmiştir.

—İstanbul:

Şehrimiz adma Helsinki'de yapılmakta olan olimpiyat oyunlarında en teknik dünya güreşçisi ile 100 metre koşusu erkek ve kadın birinciliklerine verilmek üzere üçgümüşkupaKaliforniya'da

dünya güzellik kraliçesi seçilen Fin gü­zeli için gümüş bilezik, küpe, yüzük ve iğne ile Milletlerarası Olimpiyat Komi­tesi Başkanına da bir halı hediye edile­cektir.

Bu hediyeler, hemşehrilerimizden Davut Musa tarafından yaptırılarakvilâyete tevdi edilmiş ve istanbul şehri adına kendilerine verilmek üzere Vali tarafın­dan bugün uçakia Helsinki'deki Türk Olimpiyat Hey'eti Başkanı istanbul Mil­letvekiliFüruzan Tekil'egönerihniştir.

—- istanbul:

Sağlık Bakanlığı tarafından inşası ka­rarlaştırılan Verem Hemşire Okulunun temel atma merasimi Heybeli Sanator-yomu civarında Sağlık Bakanı Ekrem Hayri Üstündağ'm, istanbul Vali ve Be­lediye Başkam Prof. Gökay'm, Şehir Meclisi âzalarının, istanbul hastahane-leri başhekimleriyle hekimlerinin, Hay­darpaşa Hemşire ve Laborant Okulu ve Erenköy Verem Savaş Okulu hemşirele­rinin ve seçkin bir kalabalığın huzurla-riyie saat 15'te yapılmıştır.

— Ankara:

Libya Millî Savunma Bakanı şerefine, Savunma Bakanımız Hulusi Köymen tarafından bu akşam Ankara Palas bah­çesinde bir ziyafet verilmiştir. Bu ziya­fette Dışişleri, Ekonomi ve Ticaret, Devlet Bakanları, Basın Yaym ve Tu­rizm Genel Müdürü, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri, Dışişleri Bakanlığı Protokol Umum Müdürü, Genelkurmay İkinci Başkanı, Millî Savunma Bakanlı­ğı Genel Sekreteri, Askerî Yargıtay Başkanı, Millî Savunma Bakanlığı Müs­teşarı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetle­ri Komutanları, Kurmay Başkanları, Genel Kurmay, Harekât, îkmal, Perso­nel, Haber Başkanları ile yüksek rüt­beli subaylar hazır bulunmuşlardır.

24 Temmuz 1952

— Ankara:

23/7/952 günü saat 18 ilâ 20 de MalıkÖy ve Yenidoğan istasyonları arasındaki bölgede yağan çok şiddetli dolunun tev­lit ettiği seller demir younun iki kilo­metrelik kısmını altüst yapmasiyle bir­likte sürükliyerek anî tahribat yapmış­tır.

Polatlı ve Ankara'dan hadise mahalline tahrik edilen iş trenleriyle gönderilen personel ve malzeme ile yolun açılması­na çalışılmaktadır. Tahribat sahasının genişliği ve suların tamamiyleçekilmemişbulunması dolayısiyle yolcu trenlerinin aktarması ka­bil olamamıştır. Bu sebeple dün Anka­ra'dan muayyen saatte kalkan 3 numa­ralı Güney, 1 numaralı Anadolu Aks-pres katarları Maîıköy'den Ankara'ya çevrilmiş ve 11 numaralı Yataklı Eks-presiyle 5 numaralı yolcu katarı ve 13 numaralı motorlu tren Ankara'dan tah­rik edilememiş, dün Haydarpaşa'da hareket eden 6, 2, ve 12 numaralı .yol­cu katarları Polatlı'da tutulmuştur.

Yolun bugün saat 14'e kadar açılmasına gayret edilmektedir.

Ulaştırma Bakanı ve D. D. Y. Genel Müdürü tahribat bölgesinde bulunmak­tadırlar.

Şiddetli yağmur ve dolunun yağması esnasında trenlerin emniyeti hususunda demiryolu personeline ilâveten halk da çok yakından ilgilenmiştir. Bir jandar­ma eri ile bir çobanın seiler arasında hayatlarını tehlikeye koyarak Yenido-ğan istasyonuna koşup demiryolunun seller tarafından bozulduğunu haber vermeleri devlet demiryolları idaresi ta­rafından şükranla karşılanmış ve para mükâfatiyle taltifleri cihetine gidilmiş­tir.

Bu afet esnasında henüz insanca bir za­yiat tesbit edilmemiş ise de 500 kadar koyun boğulmuştur. Demiryol boyunda bulunan, harman makineleri seller tara­fından sürüklenmiş ve telgraf direkleri devrilmiştir.

Yolun açılmasını müteakip Ankara ve Polatlı'da bekletilen motorlu tren ve di­ğer yolcu katarları yollarına devam edeceklerdir.

— Ankara:

Amasya'da kurulacak şeker fabrikası İçin teşekkül eden şirketin mukavelesi bugün saat ll'de Türkiye Şeker Şirketi Umum Müdürlüğü binasında imzalan­mıştır.

İmza merasiminde Türkiye Şeker Şir­keti Umum Müdürü, Ziraat ve îş Ban­kaları mümessilleriyle Amasya ve Tur­hal Pancar Ekicileri Kooperatifleri Temsilcileri ve basın mensupları hazır bulunmuştur.

— Ankara:

Hükümetimizin misafiri olarak Anka­ra'ya, gelmiş bulunan, dost. Libya'nın Millî Savunma Bakam Ekselans Ali Esat El-Cebrî bu sabah saat 10.20 de Harbokuluna giderek tetkiklerde bulun­muşlardır. Okulun şeref salonunda Har-, bokulu hakkında kendilerine ma­lûmat verildikten sonra kıymetli mi­safir imtihan devresi dolayısiyle talebe­lerin muhtelif derslerden vermekte ol­dukları imtihanları takip etmişler, oku­lun örnek odalarını, laboratuvarları gez­mişler, taîebe ve erlerin . yemek numu­nelerini görmüşlerdir.

Dost Libya Savunma Bakanı Okulun şeref defterini imzaladıktan sonra saat 11.50'de Harbokulundan ayrılmışlardır. Ekselans Ali Esat Cebrî şerefine bugün saat 13.30 da Genel Kurmay İkinci Baş­kanı Orgeneral Şahap Gürler tarafın­dan bir ziyafet verilmiştir.

Kıymetli misafirimiz bugün saat 16.30 da uçakla İstanbul'a hareket etmiştir. Misafirimiz, Etimesgut hava alanında Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgene­ral Şahap Gürler, Kara Kuvvetleri Ko­mutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, Deniz Kuvyetleri Komutan!, Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Protokol Umum Mü­dür Muavini Şemseddin Mardin, Dışiş­leri Bakanlığı Hususi Kalem Müdürü Sadi Eldem, Garnizon ve Merkez Komu­tanları tarafından uğurlanrmştır.

Başta bando bulunan bir kıta asker Libya Savunma Bakanına selâm resmi­ni İfa etmiştir.

Ekselans Ali Esat El Cerbî'ye, hava alanından ayrılırken Ankara'daki tetkik ve temaslarına ait olarak çekilmiş fotoğ­raflardan müteşekkil bir albüm hediye edilmiştir.

— İstanbul:

İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, Gazete­ciler Bayramı münasebetiyle bu akşam saat 18 de Taksim Belediye Gazinosun­da yemekli bir toplantı yapmıştır. Vali ve Belediye Başkam Prof. Gökay, Vali Muavini, Belediye Reis Muavini, Emniyet Müdürü,Gazeteciler Cemiyeti Azaları, gazete sahipleri, basm, yaym ve radyo mensupları,. yabancı elçilikler basm ataşeleri ve yabancı ajans ve ga­zete muhabirlerinin eşleriyle birlikte ha­zır bulundukları toplantıda, söz aîan Ce­miyet Reisi bir hitabede bulunarak bu günün ehemmiyetini belirtmiş ve mes­lektaşlarının bayramım tebrik etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bir mesaj göndererek, gazeteciler bayramı­nın bütün gazetecilere kutlu olması te­mennisini izhar buyurmuşlardır.

Devlet Bakam Muammer Alakant, Ulaştırma Bakanından ve Basm - Yayın ve Turizm Genel Müdüründen ve taşra gazetelerinden ayrıca tebrik telgrafları gelmiştir.

Gazeteciler geç vakte kadar çok sami­mi bir hava içinde bayramlarını tesid etmişlerdir.

25 Temmuz 1952

— Ankara:

istatistik Genel Müdürlüğü tarafından verilen malûmata göre ithalât ve ihra­catımızın son altı aylık mukayesesiyle Haziran ayına ait dış ticaret durumu­muz belli olmuştur.

Haziran ayında ithalâtımız 57,5 milyon lirayı bulmuştur. Geçen sene Haziran ayındaki umumî ihracatımız 43 milyon 300 bin liradır.

1951 yılının ilk altı ayında 440 milyona yaklaşan ihracatımız 1952 yılı ilk altı ayında 506 milyon 400 bin liraya çıkmış­tır. En fazla ihracatta bulunduğumuz memleket 15 milyon 200 bin lira ile Fran­sa 13 milyon 100 bin lira ile Amerika Birleşik Devletleridir.

Haziran ayında ithalâtımız 110 milyon 300 bin lira. Geçen yıl Haziran ayında ise 88 milyon 400 bin liradır. 1951 yılı altı aymda 488 milyon 200 bin lira olan ithalât 1952 altı ayında 717 milyon 300 bin lirayı bulmuştur.

En fazla ithalâtta bulunduğumuz mem­leket 27 milyon 500 bin lira ile Batı Almanya, 21 milyon 300 bin lira ile İn­giltere'dir. Geçen yıl Batı Almanya ile yapılan ithalâtımız ise 17 milyon 600 bin liradır. îthâl ettiğimiz malların başında 28 milyon 900 bin lira makineler,17 milyon 700 bin lira ile demir ve çe­lik gelmektedir.

İhraç edilen maddelerin ilk plânını teş­kil eden hububat ihracatımız 1951 Ha­ziran ayında 4,5 milyon lira iken 1952 Haziran aymda 15 milyon 600 bin li­raya çıkmıştır.

Geçen sene ilk altı ay içersinde 17 mil­yon 100 bin liralık hububat ihraç edil­diği halde 1952 yılının ilk altr ayında 146 milyon 900 bin liralık hububat sa­tılmıştır. Geçen seneye nisbetle hububat ihracı takriben 9 misli artmış bulun­maktadır. 1951 Haziran aymda 5 mil­yon 300 bin liralık tütün ihracı 1952 Ha­ziran ayında 8 milyon 700 bin liraya, meyveler 2 milyon 600 bin liradan 7' milyon 200 bin liraya, pamuk 5 milyon liradan 7 milyon 200 bin liraya çıkmış­tır.

İhracatımız geçen sene Haziran ayına nisbetle bu yıl Haziran ayında daha çok bir inkişaf kaydetmiştir.

—İstanbul:

Gazeteciler Bayramı olarak kutlanan, dünkü 24 Temmuz tarihinin yıldönümü töreninde mazeretleri dolayısiyle iştirak edemeyen Millî Savunma ve Maliye Ba­kanları. Cemiyet Reisliğine birer mek­tup göndererek şahsen hazır bulunama­dıkları için teessür duyduklarını bildir­mişler ve Türk basın mensuplarını teb­rik ile mesleklerinde başarılar dilemiş­lerdir.

— İstanbul:

Şehrimizde bulunan Libya Millî Savun­ma Bakam Ekselans Ali Esad El Cebri dün saat ll'de Birinci Ordu Müfettişli­ği makamında, Ordu Müfettişi adına İstanbul Garnizon Komutanı General .Nazmi Ataç'ı ziyaret etmiştir.

Bu ziyaret Ordu Müfettişi namına Kor­general Ataç tarafından saat 12.15'de Park Otel'de iade olunmuştur.

—Ankara:

Aldığımız Malûmata göre, Kütahya şe­ker fabrikasının ana sözleşmesi bugün yüksek tasdike iktiran etmiştir.

Biz bu hususu onlardan tamamiyle baş­ka türlü düşünüyoruz. Bir halk hüküme­tinin vazifelerinin başında kendisi ile vatandaşlar arasında devamlı bir mü­nasebet kurmak meselesi gelir. Hükû met bir taraftan, Türkiye Büyük Mil­let Meclisinin murakabesi altındadır. Fa­kat diğer taraftan vatandaşların düşün­celerinin aldığı istikametlerin tesir ve murakabesine de tabidir, her zaman Halk arasında bulunmak suretiyle, on­ların millî hadiseler karşısında görüşle­rini öğrenmek onların arzu ve emelleri­ni yakından takibetmek, hükümet vazi­felerinin temelini teşkil ettiği gibi, mu­vaffakiyetinin de mühim âmillerinden birisidir. Bunun içindir ki, ben şimdi huzurunuzda konuşurken Ankara'da başında bulunuyor gibiyim. Vazife ba­şındayım.»

Başbakan Yardımcısı bundan sonra hü­kümet icraatine temas ederek sözlerine şöyle devam etmiştir:

İki seneden beri iktidarımızın elde etmiş olduğu neticeleri sizlere tekrar rakam­lar üzerinde durarak uzun uzun anlat­mağa lüzum var mı? Bunları başta Par­ti ve Hükümet Reisimiz Adnan Menderes olmak üzere bütün hükümet mensupla­rınızdan ve Milletvekillerinizden birçok defalar dinlediniz. Bu işlerin büyük kıs­mını gözlerinizle gördünüz ve görüyor­sunuz. Bu böyle olmakla beraber umu­mî mahiyette iç icraatimizin kısa bir bi­lançosunu yapmakta ve varılan hedefle­ri göstermekte fayda vardır.

Ziraî istihsal 1949'a nisbetle kafi neti­celeri tahminî olmak şartiyle yüzde 30'u .geçen bir fazlalık göstermektedir. Eki­len toprak sahası da bu nisbete yakın bir seviyeye ulaşmış bulunuyor. Bugün alınan yerinde tedbirlerle yurdumuz dünyanın sayılı hububat ve pamuk ih-

racatçısı memleketlerinden biri olmuş­tur, bu merhaleye erişmek İçin hükü­met iyi hazırlanmış bir ziraî kalkınma programı tatbik etti. Ziraî krediye tah­sis ettiğimiz para 1949 senesinin 280 milyon lirasına mukabil bu sene 800 milyona yükselmiş bulunuyor. Köyleri ve köylüyü kalkındırmak için elden ge­len fedakârlığı yapıyoruz. Bu sene so­nunda on bin köye içme suyu getirmiş olacağız. Daha şimdiden ana şoselere yollarla bağlı bulunmayan yüzlerce kö­yü şoselere bağlamış bulunuyoruz. Eski iktidarın uzun süren idaresi zamanında yaptığı 15 bin metre uzunluğunda köp­rüye mukabil iki sene iğinde 17 bin metre uzunluğunda köprü inşa ettik. Devlet Kara Yolları iki yıl içinde üç bin kilometreden daha fazla arttı. Onların on yıl zarfında dağıttıkları 800 bin dö­nüm toprağa mukabil iki yılda 2 mil­yon dönüm toprak dağıtarak köylüyü toprak sahibi ettik. Onlardan iktidarı aldığımız zaman bütün memlekette 18 sağlık merkezi vardı. Bu sene sonunda bunların sayısı 90'a çıkacaktır. Yedi bin hasta yatak adedini bir hamlede 9.800'e, verem yatak adedini İse beş misline yük­selttik. Türk vatandaşının sağlığını ko­rumak için yurdun her köşesinde hasta-haneler, sağlık müesseseleri, sanator-yomlar açıyor, bu hususta hiçbir feda­kârlıktan çekinmiyoruz. İÖO'ü müteca­viz küçük su işi ihale ettik. Bunların bir kısmı ikmal olunmuştur. Bu suretle memleketin şimdiye kadar istifade edi-lenıiyen ve ehemmiyetli su kaynakları kıymetlendirilerek halkın istifadesine açılmıştır.

Bu işlere muvazi olarak millî servet de her gün artıyor. Bankalara halkın ya­tırdığı tasarruf yekûnu 500 milyon lira artmış, devlet bütçesi de bir milyar iki yüz milyondan, bir milyar sekiz yüz milyona ve milli gelir ise üç milyar faz-lasiyle 11,8 milyar lira yükselmiştir.

Önünüze serilen bu bilanço, Türk mille­tinin ve Türk vatanının iki yıldanberi nasıl kuvvetli bir kalkınma hamlesi ve hızı içinde bulunduğunu göstermeğe kâ­fidir.

Fakat muhalefet partileri bu büyük kal­kınmaya karşıgöz yummuş vaziyette-


dirler. Dikkat edilirse, onlar bu kalkın­mayı inkâr etmiyorlar. Çünkü hakikat­ler ve rakamlar gözlerinin önündedir. Bu kalkınmayı mevsimin müsait gitme­sine ve Amerikan yardımına hamletmek istiyorlar. Biz Allanın lûtfunu daima minnetle yad edenlerdeniz. Yalnız va­tandaşların vicdan ve din hürriyetlerine yıllarca zincir takmış insanların bugün Allahtan bahsetmeleri karşısında gülüp geçmek lâzımdır. Evet Allaha şükür ha­valar iyi gitti. Ama ziraî kredinin 280 milyon liradan S00 milyon liraya çık­masının köylüye iki milyon dönüm ara­zi dağıtmanın, 24 bin traktör getirme­nin, hububat fiatlarim yüksek tutarak köylüyü ziraate teşvik etmenin bu ba­şarılarda hissesi yok mudur? Sonra iki yıl içinde başarılan diğer büyük işlerin ve eserlerin mevsimle ne alâkası var­dır. Amerikan yardımına gelince bunu bir cümle ile ifade edeceğim. Bu yardım onların zamanında da vardı. Neden ya­pamadılar ?

Bundan sonra, sözü muhalefete intikal ettiren Başbakan Yardımcısı elemiştir ki:

Muhalefet ınüsbet İcraatımız karşısında ve bunlara cevap vermekten aciz kalın­ca münakaşa mevzularını başka yola döküyor. Bu sefer Adnan Menderes'in şahsında Demokrat Partiyi vurmak is­tiyorlar. Adnan Menderes'in diktatörlü­ğünden feryat ve şikâyete başlıyor, bu suretle bazı şahıslar memlekette hürri­yet yoktur avazeleriyle meydana çıkı­yorlar. Muhalefetin bu yeni tabiyesine sözde- tarafsız bir, kısım insanlarda ka­lem ve sözleriylekatılıyorlar.

Bir memlekette diktatörlüğün kurulma­sı için orada hürriyetin yokedilmesi ve bulunmaması lâzımdır. Sizlere soruyo­rum. Bu memlekette hürriyet yok mu­dur.

Bu sırada büyük salonu ve parkı doldu­ran binlerce Muğla'lı yalan söylüyorlar. Hürriyet vardır ve hürüz diye bağırarak Başbakan Yardımcısının sualini cevap­landırmışlardır.

Başbakan Yardımcısı sözlerine devamla demiştir ki:

İcraatımızı didik didik ediyorlar. So­kaklarda, kahvelerde, meydanlarda tah-

ditsiz ve murakabesiz konuşuyorlar. Alabildiklerine yazıyorlar. Sonra hürri­yet yoktur diyorlar. Hürriyetsizliği biz tattık. Hafiyelerin takiplerine biz uğra­dık. Hapishaneleri boyluyanlar bizdik. Karakollarda işkencelere biz maruz bı­rakıldık. Bu memlekette kanunsuz ve mes'uliyetsiz adam öldürüyorlar. Bugün böyle bir şey var mı ?

Hükümetini bu kadar sıkı murakabeye tabi tutan bizim Miilet Meclisi gibi Mil­let Meclisi çok azdır. Meclis ayakta ol­duğu ve kongreleriniz dimdik bulundu­ğu müddetçe ve bizim iktidarımız esna­sında bu memlekette diktatörlük kuru­lamaz.

Sonra Adnan Menderes ve arkadaşları bu memlekette örfi idareleriyle mulıa-kemesiz adam öldürmek selâlıiyetleriy-le, kanunlariyle tam tahakküm idaresi­ne karşı durmuş ve hürriyet ve demok­rasiyi müdafaa etmiş ve bunlar uğrun­da mücadele etmiş insanlar olarak is-tipdat ve diktatörlük fikrinden tama-miyle uzaktırlar.

Demokrat Parti ve Adnan Menderes, diktatörlük yapıyor diyenler, bunu söy­leyebildikleri müddetçe, memlekette hür­riyet yoktur diye haykıranlar, böyle haykırabildikieri müddetçe memlekette hürriyetin var olduğunun en kuvvetli delillerini bizzat kendileri vermiş olu­yorlar.

Millî şeflerinin ve yakınlarının isim ve resimlerini birinci sahifenin iyi bir ye­rinde çıkmadı diye gazete kapatanların şimdi matbuat hürriyetinin yokluğun­dan şikâyet etmeleri sadece gülünçtür. Size soruyorum. Bugün memleket bir şefin İdaresi altında mıdır? Seçilmediği halde Milletvekili, Bakan veya Devlet Başkanı olan var mıdır? Matbuat, san­sür adlî ve idarî baskı ve örfi idare al­tında mıdır? Polis ve jandarma tethişi etrafı sarmış mıdır? Kanunsuz ve su­alsiz kurşuna dizilenler mi var?

Bu memlekette bir ecnebi gözü ile bile ilk dikkate çarpan şey, geniş ve hudut­suz bir hürriyet nizamının bulunması­dır. Memlekette muhtelif partilerin her gün yapılan yüzlerce kongresi, intişar eden şu kadar gazete, köy bekçisinden Devlet Başkanına kadar, bütün mes'ul insanları ve işleri hiçbir kayda, tahdide tabi olmadan tenkid ve münakaşa ede­bilmektedir. Böyle bir memlekette hür­riyet yoktur diyenlere sormak isterim: O halde kasıtları nedir. Memlekette ne biçim hürriyet istiyorlar. Anarşi mi çı­karmak emelindedirler. Eğer memleket­te anarşi çıkarmak, vatandaşları birbi­rinin boğazına saldırtmak karışıklıklar­dan istifade ederek tekrar eski istibda­dı kurmak istiyorlarsa bunda asla mu­vaffak olamıyacaklardır. Onların asıl gayeleri memlekette anarşi çıkarmak ve sonra İstibdat idarelerini tekrar kur­maktır. Buna hiçbir zaman müsaade edilmiyecektir.

Başbakan Yardımcısı bundan sonra C. K. P. Genel Sekreterinin son konuşma­sını bahis mevzuu ederek bu konuşma­yı şöyle tahlil etmiştir:

Hadiselerin muhalefeti nasıl bir tezada sürüklediğini tebarüz ettirmek isterim. Halk Partisi Genel Sekreteri Kasım Gü-lek, aynı zamanda Adıyaman'da vatan­daşlar tarafından kötü karşılanmıştır. Kendisine yalan söylüyorsun, demişler­dir. Bu sıkışık vaziyette polis ve jan­darmanın vazifesini şeref, ciddiyet ve dürüstlükle yaptığım kendisi de İtiraf ediyor. Övdüğü polis ve jandarma De­mokrat Parti iktidarının emrindedir. Şu hale göre Demokrat Parti iktidarı vazifesini ve hizmetini tarafsız olarak ciddiyetle yapmış olmuyor mu? Hepiniz hatırlarsınız, onların devrinde verdikle­ri emirlerle polis ve jandarma İzmir gi­bi büyük bir şehirde Demokrat Partili­lerin toplantısında halka ateş açmıştır. Sözde tarafsız geçinen bir kalem sahibi de çıkıyor ve diyor ki: Evet her şeyi söyleyebiliyor ve yazabiliyoruz. Ama başımızda tenkide tahammül edemiyen-ler var. Binaenaleyh memlekette hürri­yet yoktur, bu ne biçim mantık ve ne biçim mütalâadır. Her şeyi söyleyip ya-zâbiliyorlarsa demek ki bunlara taham­mül eden bir idare vardır. Tenkide ta­hammül edemiyen idare adamlarına rağmen her şey söylenip yazılıyorsa, o memlekette mutlak hürriyet mevcuttur. Bu insanlar bu memlekette hürriyet ol­duğunu biliyorlar. Esas gayeleri şudur: Kendileri tenkid etsin, biz cevap vermi-

yeîim, sesimizi çıkarmayalım. însanı, o halde tenkide tahammül edemeyen asıl müstebit kendileridir, diyeceği geliyor. Muhalefetin asayiş hakkındaki görüşü­nü tahlil eden Başbakan Yardımcısı söz­lerine devam ederek demiştir ki:

Bu memlekette bir asayiş meselesi var­dır, bu memlekette asayiş kalmamıştır diyorlar. Burada evvelâ bir mantık za­afına işaret etmek isterim. Bu memle­kette ya diktatörlük vardır, ya asayiş­sizlik. Diktatörlük varsa, asayişsizlik yok demektir. Çünkü âdil bir idare dik­tatör olamaz. Onlar böyle tezadlara dü­şerek bizim diktatörlükle itham ve hem de memleketi asayişsizlik içinde göster­mek istiyorlar. Bunu rakamlarla ifade etmek mümkündür onlar bu iddialarını ortaya atarlarken delillerini beraber ve­remiyorlar. Çünkü iddiaları tamamiyle yalandır.

Köy dâvalarını, kız kaçırmak hadisele­rini sanki bunlar kendi zamanlarında yokmuş, yepyeni şeylermiş gibi ortaya sürüyorlar. Bugün vatandaşın kalb ve dimağında zabit, jandarma, korkusu ar­tık kalkmıştır. Diktatörlük nizamında, totaliter rejimde asayiş gayet kolaydır. Onların metodu olan zulüm ve işkence ile asayiş temini bizim iktidarımızın da­ima menfuru olacaktır. Dünyanın her tarafında olduğu gibi memlekette iyi ve kötü, namuslu ve şerir insanlar vardır. Bu geniş hürriyet havasından faydala­narak namuslu vatandaşların huzurunu kaçıranlara karşı en şiddetli kanun ted­birleri alınmaktadır. Bugün vazifesini idrak etmiş, vatandaşın hakkını koru­yan devletin cemiyet namına otoritesini her zaman göstermek iktidarında olan bir idare ile, Türk milletini yalnız mad­dî asayişe değil, manevî asayişe de ka­vuşturmuştur.

Başbakan Yardımcısı sözlerine Halk Partisi Grup Başkanı Faik Ahmet Ba-rutçu'nun beyanatına temas ederek de­vam etmiş ve demiştir ki:

Mecliste Halk Partisinin Halkevleri na-mma aldığı paraların hesabını isteyen 'bir kanun tasarısı var. Milletin parası­nı sarf yerlerinin santimine kadar tes-bit etmek ve hesap istemek hakkımız­dır. Halbuki daha kanun çıkmadan Faik Ahmet Barutçu: Bu kanunu çıkarır­larsa biz icabeden tedbirlerimizi almış bulunuyoruz, çıkarsınlar da görsünler, demek ister gibi bazı sözler sarfetmiş bulunuyor. Bu ne demektir. Tasarı da­ha henüz Mecliste kanunlaşmadan bu suretle mütalâada bulunmak ciddî bir muhalefete yakışır mı? Tasarı Büyük Mecliste kanunlaşırsa karşı mı dura­caklar? Yoksa kanunun çıkmasına mâ­ni olmak için tehdit mi savuruyorlar. Dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin tek parti devrinin tortularını tasfiye eder­ken onların bu suretle konuşmaları şaş­kınlıktan başka bir şey ifade etmez. İk­tidarları esnasında durmadan partileri­ni zengin etmek için gayrı meşru yol­larla para çektiler. Türk milleti elbette parasının hesabını soracak ve neticesi­ni isteyecektir.

Başbakan Yardımcısı sözlerini şöyle bi­tirmiştir :

Bugün kongrede İdare Kurulu raporu­nu iftiharla dinledim. Partimi, hüküme­ti ve onun icraatını tamamiyle kavra­mış ve anlamış bulunuyor. Kötüyü ten-kid ederken, iyiyi de takdir etmek lâ­zımdır, iki noktada daima alnımız açık­tır: Türk milletine bütün hürriyetlerini temin etmiş bulunuyoruz. İkincisi Türk milletinin refah ve saadeti için. bütün kuvvet ve kudretimizie samimî ve na­muslu çalışıyor ve hizmetinde bulunu­yoruz ve böyle kalacağız. Hayatımızı bu millete vakfettik.

Kongreniz çok muvaffakiyetli oldu. Bu­rada ayrılıklar bekleyen muhalifleri hüsrana uğrattınız. Artık 1954 meydan muharebesi için hazırlanmak ve safla­rımızı sıklaştırmak ve birbirimize daha çok yakınlaşmak ve bağlanmak zamanı gelmiştir. Hükümetiniz dört senelik he­sabını çok parlak verecektir. Bundan emin olunuz. Sizden beklediğimiz bize yardım etmek ve milletin teveccühünü sizlerin yüksek anlayışınız ve faaliyeti­nizle muhafaza ve idame etmektir.»

— Muğla:

Bugün Muğla il Kongresinde söz alan Çalışma Bakanı Nuri özsan, halkın te­zahüratı arasında Bakanlığını alâkadar eden isler hakkında uzun bir konuşma

yapmış ve rakamlara dayanan izahat vermiş, mukayeselerle işleri belirtmiş ve siyasî meselelere temas ederek de­miştir kî:

Evvelce bizi küçümseyen bu memleketi yalnız kendileri idare edeceğini zanne­denler, başardığımız işler hakkında hay­rete düşmüş bulunuyorlar. Bir defa ik­tidara geldikten sonra iç muvaffakiyet­lerimize muvazi olarak dış ticaretimiz de görülmemiş bir inkişaf gösterdi. Par­ti programındaki vaitlerimizi birbirini takip eden hızla yerine getiriyoruz.

Esasen yapacağımız işler hakkında hiç­bir vaitte bulunmuş değiliz.- Seçim be-yannamemizdeki vaitlerimiz üzerinde ti­tizlikle durarak millete verdiğimiz sözü tahakkuk ettirmek istiyoruz. Kuru ku­ruya vait hiçbir mâna ifade etmez. Eğer mutlak beyannamelerdeki vaitlere kıy­met verilseydi, beyannamesi tamamen vaitlerle dolu olan Halk Partisi seçim­lerde muvaffak olarak iktidara geçerdi.

İktidara geçtiğimiz zaman memleketin binbir ihtiyacı, fakat kısır bir bütçe ile karşılaştık. Buna rağmen neler başar­dığımızı hepiniz İl İdare Kurulu rapo­runda dinlemiş bulunuyorsunuz. Bugün 63 vilâyetin ihtiyaçları Muğla kadar, belki de Muğla'dan daha ziyade karşı­lanmış ve ikmal edilmiş bulunuyor. Ek­tiğimiz tohumların semerelerini yavaş yavaş biçmeğe başladık. Onların 27 se­nede yapamadıkları işler vardır ki bun­ları biz iki senede yapmış bulunuyoruz. Halk Partisi bu muazzam muvaffakiyet­lerimiz karşısında mezbuhane mücadele­ye girişerek, bazan köylüleri, bazan şe­hirlileri, kazan askerleri, bazan da işçi­leri ele alarak asılsız şayialar,-yalanlar çıkarıyor. Biz ne bir zümre, ne de bir sınıfın refahı için değil, topyekûn millî refah için çalışıyoruz. Çalışmalarımız, ortaya koyduğumuz rakamlarla ve eser­lerle kendini isbat ediyor.

Bu muvaffakiyetleri temin etmek için lüzumlu parayı acaba nereden bulduk ve buluyoruz. Evvelce yolunu ve mek­tebini köylü bizzat yaparken şimdi biz bunları devlet eliyle yaptırıyoruz. Vergi­leri artırmadik, bilâkis birçoklarını kal­dırdık. Yol ve sayım vergisini Ödeme­yenlerin hapis yattıkları, mallarının satıldığ"i devir bize pek uzak değildir. Köylülere yüklenen 280 milyon liralık bir vergi indirerek onların yüklerini hafiflettik.

Muvaffakiyetimiz pek büyüktür. Bu va­ziyet karşısında muhalefet yavaş yavaş milletin ruhundan siliniyor. Küçük bir ekaliyet teşkil eden Meclis grupların­dan şimdiye kadar 14 Milletvekili ko­pup ayrıldı. Onların bütün ümitleri bizi içimizden vurarak parçalamaktır. Bu­na muvaffak olamıyacaklari( ise hadi­selerle tecelli ediyor. Onlar bizi zayıf­latmak için iftiralarda bulunuyorlar.

Şunu açıkça söyleyebilirim ki, Demok­rat Parti bu memlekette suistimal me­kanizmasını kırmış ve yıkmıştır. Bizim bütün günlük hareket ve faaliyetleri­miz âde.ta bir projektör ışığı altında ce­reyan ediyor. Herşeyimiz açık ve sarih­tir. Muhalefetin tezvir ve iftiralarına karşı daima müteyakkız bulunmak ve sağlam durmak lâzımdır.

— İzmir:

1925 îzmir Enternasyonal Fuarına işti­rak edecek olan 14 yabancı devlet mü­messilleri ile yüzlerce firma ekspozan-ları çalışmalarına büyük bir hızla de-vaiT, etmektedirler. Şimdiye kadar ken­dilerine Fuar Müdürlüğünce fuar saha­sında tahsis olunan yerlerde gerekli ha­zırlıkları kısmen ikmal etmiş bulunan" bu mümessillerle ekspozanlar teşhir ede­cekleri maiları İzmir'e getirtmeye baş­lamışlardır.

İlgililerin birdiröiklerine göre Batı Al­manya bu sene İzmir Fuarına .gayet ge­niş bir şekilde İştirak edecektir. Aynı şekilde İngiltere, Birleşik Amerika, Avusturya ve İtalya'nın da bu seneki iştirak programlarının gayet zengin bir şekilde hazırlandığı öğrenilmiştir. Diğer taraftan Fuar Müdürlüğü Kültür Parktaki hazırlıklarına da son günlerde hız vermiş bulunmaktadır. Bu arada yeni Fuar Gazinosu inşaatı bitmek üze­redir. Fuar Müdürlüğü bu sene de kül­tür Parkın ışıklandırma tertibatını ge­nişletmeye karar vermiştir.

— İzmir:

Her seneolduğu gibi bu senede Tekel İdaresi İzmir Fuarı için hususi surette

harmanlanmış tütünlerden imal edilen fuar sigaraları satışı yapacaktır. Diğer taraftan îzmir Bira Fabrikasında imaline başlanan yeni tip lüks biraların da İzmir'de ilk defa olarak Fuar Tekel Pavyonunda satışa çıkarılacağı öğrenil­miştir.

—İstanbul:

Libya Millî S. Bakanı Ekselans Ali Esaö El Cerbî şehrimizdeki ikametleri esna­sında Sv. Ok., Uçs. Ok., Dnz. Harb Ok. ve Kolleji, Kuleli Askerî liselerini ziya­ret edecektir.

—İstanbul:

Başbakan Adnan Menderes bugün saat 19 da vilâyette Libya Savunma Bakan: Ekselans Ali Esad El Cerbî'yi kabul et­miş, ondan sonra Vali ve Belediye Baş­kanı Prof. Gökay ile vilâyet işleri hak­kında iki saat kadar görüşmüş ve 21.30 da vilâyetten ayrılmıştır.

28 Temmuz 1952

— Ankara:

Her üç yılda bir toplanmakta olan Mil­letlerarası Coğrafya Kongrelerinden 17 incisi bu yıl 18 - 15 Ağustosta Washin-gton'da yapılacaktır. Memleketimiz 1949 yılından beri bu kongreleri tertipleyen Milletlerarası Coğrafya Birliğinin üye­si bulunmaktadır.

Dünyanın her tarafından birliğe dahil devletlerin iştirak edeceği kongre, 12 komisyon ve 12 meydanı çev­releyen çok kalabalık bir halk toplulu­ğu hazır bulunmuştur.

Törene başlamadan evvel şehir bandosu başta olduğu halde Yüksek Denizcilik Okulu öğrencileri, Denizcilik Bankası ge­mileri mürettebatı, Deniz Harbokulu ve Koleji öğrencileri, Deniz Ticaret subay­ları ve armatör gemileri mensupları meydandakiyerlerinialmışlardır.

Törene saat 9.30 da şeref direğine bay­rağımızın çekilmesi ve İstiklâl Marşı ile başlanmış, müteakiben âbideye çelenkler konmuştur. 'Ulaştırma Bakanı adına Yüksek Deniz­cilik Okulu Müdürü Nejad Saner, güyeni bir olimpiyat rekoru tesis etmiştir. Yine Jamaica'Iı Mc. Kenley 45.9/10 île İkinci olmuş ve tasnif foto finiş ile ya­pılmıştır.

—Helsinki:

İsveçli Hail, modern pentatlon ferdi şampiyonu olmuştur.

—Helsinki:

Avustralyalı kadın atlet Marjerie Jack-son 200 metre olimpiyat rekorunu 23.4/10 ile kırmıştır.

—Helsinki:

Horoz sikiet Kalter müsabakasını Rus Uododov 315 kilo kaldırarak kazanmış ve yeni olimpiyat rekoru tesis etmiştir.

— Helsinki:

Helsinki Orta Elçimiz Kemal Kavur bu­gün sporcularla gazetecilere bir kokteyl verdi.

Kokteylde Finlandiya Meclis BaşKam ile Dahiliye Bakanları birçok siyasi şah­siyetler, Türk Kafilesi Başkanı istanbul Milletvekili Firuzan Tekil, İdareciler, sporcular ve gazeteciler hazır bulundu­lar. Kokteyl geç vakte kadar samimi bir hava içinde devam etti.

İlk kafilemiz ayın 29 unda Helsinki'den hareket edecek. Bu kafilede basketbol-cular, bazı güreşçi ve atletler buluna­caklar.

26 Temmuz 1952

-— Helsinki:

Gece yapılan güreşlerde îsmet Atlı 87 kilonun en kuvvetlilerinden Macar Ko-vas ile güreşti. îîk altı dakika berabere bitti. Yerde geçsn güreşte evvelâ İsmet sonra da Macar üstte güreştilerse ikisi de esaslı oyun yapamadılar.

Son üç dakikada ismet gayet hareketli ve hamleîei güreştiği halde hakemler anlaşılmaz bir sebeple Maçan ittifakla galip ilân ettiler. Bunda bilhassa Çek orta hakeminin îsmet'e lüzumsuz ola­rak verdiği ihtar amil oldu.

Bu suretle İsmet'in fena puanları da dol­duğundan bu güreşçimiz de tasfiyeye uğradı.

Turnuvada kalan son güreşçimiz Hasan Bozbey'de yarın güreşecek. Hasan'm dört fena puanı var. Ancak yarınki ma­çım kazandığı takdirde dereceye girmek ihtimali var.

Yarın Ahmet Aytar Maratonda yarışa­cak.-

—Helsinki:

Olimpiyat dekatlon şampiyonluğunu Amerikalı Mathias 7887 puanla kazana­rak yeni bir dünya rekoru tesis etmiştir.

— Helsinki:

Kadınlar gülle atma finalinde Sovyet atleti Galina zidiaa 15.28 ile olimpiyat şampiyonu olmuş ve dünya rekorunu kırmıştır.

—Helsinki:

Olimpiyat Halter müsabakalarında Ame­rikalı hafif sikiet Konoaraşe dünya re­korunu 117,5 kilo ile kırmıştır.

—Helsinki:

j.500 metre koşusunu bütün tahminler hilâfına Lüksemburg'lu Josef Barthel bu suretle Yeni Zelanda'îı Loveîock'a ait olan 3.46 8/10'luk olimpiyat rekoru­nu da kırmıştır.

—Helsinki:

Güreş müsabakalarına devam edilmek­tedir.

73 kiloda Ahmet Şenol Çekoslavakyalı Sekall ile güreşti. Ahmet Şenol daha ikinci dakikada bir kol kapasiyle Çeki altına aldı ve 9 dakika mütemadiyen ezdi. Kur'ada üç dakika üstte güreçen Çekoslavakyalı bir şey yapamadı. Son dakikalarda Ahmet Şenol yine hakimdi. Güreşi ittifakla kazandı. Eğer yakaladı­ğı iki fırsattan faydalanabilseydi güreşi tuşla kazanabilirdi. Mamafih çok ha­reketli bir güreş çıkardı.

—Helsinki:

Bu gecenin son güreşini 62'de Hazan Eozbey yaptı ve Fransızı Merleyi itti­fakla yendi. Bozbey baştan sona kadar

canlı güreşti. Fransızı mütemadiyen ez­di.

Helsinki.:

italyan idarecileri İsmet Atlı'nın dün İtalyan'a karşı ekseriyetle kazandığı galibiyete itiraz ettiler. Jüri hakemler arasında ittifak olmadığı hakkındaki itirazı kabul ederek puanları inceledi. İsrnet atlı'nm galibiyetini iptal ederek İtalyan'ı ekseriyetle galib kabul etti.

Böylelikle İsmet Atlı üç fena puan al­mış oluyor.

—Helsinki:

57 kilodaki güreşçimiz Demirsüren bu­gün Romanya'h popesvuya tuşla yenile­rek elimine oldu. İlk altı dakikada De- -mirsüren rakibine nazaran daha üstün güreşti. Kur'ada Romanya'h kazandı ve üstte güreşi tercih etti. Kemal Demir­süren kendisim iyi müdafaa edemedi ve .7 dakika 39 saniyede tuşla yenildi. Gü­reşçimiz eğer altta iken temkinli güreş-se idi minderden muzaffer olarak inebi­lirdi.

73kilo:

Bu sıkletteki güreşçimiz Ahmet Şenol Rus Marouchekin ile güreşti. Bilindiği gibi Rus bu kilonun en kuvvetli favori­lerinden biri idi. İlk devrede Şenol üs­tündü. Rakibini bir defa köprüye getir­di, ikinci devrede üstte güreşen Rus Şenol'u iki defa köprüye getirmek sure­tiyle teşebbüsü ele aldı ve nihayete ka­dar üstünlüğü muhafaza etti. Netice Rus güresçici Şenol'a ittifakla galip gel­di. Böylece şenolda beş fena puanla elendi.

Yalnız, gerek elliyedide, gerekse 73 de Demirsüren ve Şenol'un yaptıkları tuş­ları hakemler görmemezükten gelmiştir, rakiplerimizde bu suretle hakemler sa­yesinde birer köprü ile mağlûbiyetten kurtuldular..

79 kilo:

Bu siklette Ali özdemir Macar Nemeth ile güreşti. Ağır bir tempo ile başlayan güreşin ilk altı dakikası berabere bitti, îkisi de temkinli güreşiyorlardı. Kurada üste düşen özdemir oyun tatbik edeme­di, fakat ikinci üç dakikada Macarada oyun vermedi. Son dakikalarda taraflar puan için son gayretlerini Earfettiler. Neticede hakemler güreşi Macara verdi-

ler. İttifakla yenilen Özdemir'de elimine oldu. Gece 62 ve 87 de son güreşleri yapacağız. Katıldığımız yedi sıkletten beşinde şimdiden elenmiş oluyoruz. Gre-ko-Romende iki ikincilik bekliyorduk. Fakat Şenolla Özdemirin mağlûbiyetleri İle ve elenmeleri netincesinde bu ihtimal­de ortadan kalktı. Derece alma ihtima­limiz kalmamıştır.

27Temmuz 1952

—Helsinki:

İsveçli Mİkkersson 45 dakikada 10 kilo­metrelikyürüyüşşampiyonu olmuştur.

— Helsinki:

Bu sabah Greko-Romen'de son güreşi­mizi 62'de Bozbey, Rus Jakov ile yaptı. İlk 6 dakikada berabere bitti. Halbuki Bozbey 5'inci dakikada rakibini tuşa ge­tirmişti. İtalyan hakem her zamanki gi­bi görmezlikten geldi. Kura ile Rus üst­te güreşti. Birşey yapamadı. İtalyan ha­kem bu sırada Bosbey'e sebepsiz ihtar verdi. Buna mukabil Rus'un muhtelif favullü hareketlerini ğörmemezlikten geldi. Son dakikalar karşılıklı ataklarla geçti. Neticede Rus ittifakla galib ilân edildi. Böylece Greko-Romen'de tama-miyle elendik. Bu güreşlerde Macar ha­kemler kadar İtalyan hakemlerden de zarar gördük .

— Helsinki:

Greko-Romen güreşleri 57 kilo karşılaş­malarında Macar Hoodos olimpiyad şampiyonu olmuştur.

-— Helsinki :

Greko-Romen güreşlerinde 73 kiloda Macar Szilvasi olimpiyat şampiyonu ol­muştur.

—Helsinki:

Greko-Romen güreş 79 kilo karşılaşma­ları klasmanı neticeleri:

— Gureviç(Rus)

— Fabra(İtalya)

— Honkala (Finlandiya)

28Temmuz 1952

—Helsinki;

Bugün Helsinkide Finlandiyalı Türkler, spor kafilemiz şerefine bir çay vermiş­lerdir.

Güreşçilerin meselesi...

Yasan: Ali Naci Karacan

15 Temmuz 1952 tarihli Milliyet­ten:

Tam Helsinki Olimpiyatlarına gidilece­ği günün arefesinde, yıllardanberi Millî Olimpiyat Komitesine Umumî Kâtiplik eden Burhan Felek, hakikî sebebi ko­lay anîaşüamıyan bir hiddet ve Şiddet­le galeyana gelerek, Türk güreşçilerini profesyonel ilân etti. «Helsinki'ye gide­cekler!» diye aylardan beri herkesin gözü önünde kamplara yatırılarak ça­lıştırılan millî güreşçilerin en son daki­kada ve Türk Olimpiyat Komitesinin «veto!» siyle kadro dışı edilmesi bütün memlekette derin bir hayret ve teessür, Helsnki'de ise o derece hayret ve mem­nuniyet uyandırdı. 1948 Olimpiyatların­da Londra'da Türklerin büktüğü bütün bilekler, Türk Olimpiyat Komitesi Kâ­tibinin, yıllarla emek verilerek yetişti­rilmiş ve her biri tabiatın bu memlekete bir ihsanı olan sportmenleri alınlarına bir profesyonellik damgası sürmek su­retiyle bir hamlede olimpiyot çerçevesi dışma atan kararından ancak sevinç du­yabilirlerdi. Nitekim Finlandiya'dan gelen telgraflar bu sevinci aksettirmek­te gecikmeti.

Fakat bereket versin ki, Millî Olimpi­yat Komitesi Millî' Eğitim Bakanlığına bağlıdır ve yine bereket versin ki hükü­metin başında miilî şerefi her hangi bir adamın şahsî hesap ve takdirine bırak-mıyacak insanlar vardır. Bu sayededir ki saym Felek'in aldığı haksız karar memleketin küçük düşmesine sebebiyet verecek neticeleriyle meş'um bir karar halini almadan önlenebilmiş ve yine sa­yın Felek'in gitmemesinde mahzur de­ğil, hattâ artık fayda mülâhaza edilebi­lecek olan yere, Helsinkiye, onun yerine Türk mîllî güreşçilerinin gitmesi temin edilmiştir.

Hükümet, bu yerinde ve süratli müda­halesiyle Millî Olimpiyat Komitesi Kâ­tibinin Yunan tarihindeki meşhur Alsi-biyadm yaptığı neviden marifetinin bü­tün ayıbım kendisine bırakarak Türk güreşçilerinin şerefini kurtarmak ve millî güreş takımımızın zaferine mu­kadder olan yolu açmakla elbet ki, isa­bet, elbet ki tebrike, takdire lâyık su­rette hareket etmiştir.

1948 Londra Olimpiyatlarından büyük zaferle dönen-Türk güreşçilerine mille­tin bir takdir ve minnet nişanesi olarak verdiği evler, bunları, hayatlarını güreş yapmak suretiyle kazanan profesyonel­ler, yani eanbazhane eşhası haline geti­rir mi? Hiç şüphe yol; ki getirmez. Eğer profesyonelliğin mâna ve tarifini bu derece ortodoks bir zaviyeden müta­lâaya başlarsak karan alan Burhan Fe­lek'in kırk seneden beri zaman zaman bu memleket sporunun basma geçmiş ve «sporu idare ediyorum!» diye onun sayısız nimetlerinden istifade eylemiş en büyük profesyonel, yani profesyonel­lerin şahı olduğunu kabul etmek lâzım gelir. Zira sayın Burhan Felek - takri­ben yarım asır evvel - Üsküdardaki Anadolu Kulübünü kurarak spor haya­tımıza karıştığı tarihten beri spor işle­rinin idarecisi olarak iştirak attiği sayı­sız bedava seyahatlerle sporun dolayi-siyle sağladığı nimet ve vaziyetlerden memleketimizde en çok istifade etmiş bir şahsiyettir.

Şimdi böyle bir zatın millî güreş takı­mının tam seyahate çıkacağı günün are­fesinde kendisinin sporu âdeta meslek haline getirmiş, "muhtelif makamlara merdiven şeklinde istimal eylemiş bal gibi profesyonel şahsiyetini kale almıya-rak millî güreşçilerin sırtından «amma da doğru adammış ha! Baksana: Bun­larınprofesyonelliğineyeminedemem, diyor!» tarzında bir şöhret sağlama si-nobizmine kalkması nasıl tecviz oluna­bilirdi? Böyle bir karar ile bu zatın memleketi- dış âlemde küçük düşürmesi, bu zatın şahsî vaziyetiyle garip bir te-zad teşkil etmek şöyle dursun, her şey­den evvel aklına, zekâsına, hiç olmazsa yaşının icabatına yakışmamak icabederi. Nerede kaldı ki Sayın Burhan Felek'in bildiği gibi, eğer dürüst bir tahlile tâbi tutsak, bizim millî güreşçilerimiz, Hel­sinki'ye gelen güreşçilerin çoğundan - nisbetler mahfuz tutularak - bin kere daha amatördürler.

Eğer bir insan bir memlekete büyük bir hizmet etsa ve bunun mükâfatı olarak millet o insana bir şükran nişanesi ba-ğışlasa, o insan, o hizmeti, o şükranı ka­zanmak için mi yapmış olur? O şükra­nı kabul etti diye profesyonel mi sayı­lır?

Bir milletin bir güreşçiye kazandığı bü­yük bir zaferin minnet ifadesi olarak milletçe verdiği hiç bir hediyenin pro­fesyonelliğin yüzde yüz namuslu tarifi ile alâkası olamaz. Eğer bu güreşçi sağ­da solda, şu şehirde ve bu şehirde gü-reşse ve her güreşten bir canbazhane numarası gibi para alıp cebine indirse, yani güreşi para kazanmak için meslek haline getirse, ancak o zaman profesyo­nel sayılabilir. Aksi kanaati kabul eder­sek o takdirde yol paraları kendi fede-rasyonlarmca verilen bütün Helsinki yolcularını topyekûn profesyonel say­mak lâzım gelir.

Netice: Hiç şüphe yok ki bizim güreşçi­lerimiz, şimdi Helsinkide toplanan gü­reşçilerin hepsinden daha temiz, yalnız vücut bakımından değil, spor ahlâkı ba­kımından da daha sağlamdırlar.

Hülâsa, aziz ve sayın Burhan Felek'in Olimpiyat nizamnamesinden çıkardığı mânaya göre, anladığı amatörleri eğer

mutlaka bulmak lazımsa Helsinki'de değil, eski Yunan tarihi içinde, iki bin yıl evvelki olimpiyatlarda aramalıdır.

Yasan: Sedat Simavi

23 Temmuz 1952 tarihli Hürriyet'den:

Son günlerde Türk sporu müthiş bir kriz geçirdi ve şayet Helsinki'deki genç­lerimiz ağır davranarak üzerlerinde me­suliyet hissedip bize zaferler kazandır­mağa başlamamış olsalardı bir manyak karar yüzünden bütün dünyanın önün­de rezil olmamız işten değildi.

Günlerce ne büyük üzüntüler geçirdiği­miz meydandadır. Siz okuyucularım da muhakkak ki benöen daha fazla üzül-müşsünüzdür. Helsinki'den son gelen haberlere, bakarak bu korkulu rüyayı atlatmak üzere bulunduğumuza sevini­yoruz.

Bu çirkin hâdiseye sebebiyet veren ak­sak kararın sahibine bereket versin Ad­nan Menderes hükümeti, lâyık olduğu dersi verdi: Onu bir sille ile yere serdi. Bu hadise bize ders olmalıdır. Gelecek günlerde başka vesilelerle milli şerefin temsili bahis mevzuu olduğu zaman mil­lî duygusu her şeyden üstün olan idare­cilerin eteğine sarılalım ve bizi macera peşinde koşturan sarsakların tuzağına âüşmiyelim.

Unutmıyalım ki Helsinki Olimpiyatla­rında güreş dünya şampiyonluğu Türk­lerin millî hakkıdır. Onların bu hakkını bedava yere elâleme dağıttırmağa elbet­te ki hiçbir Türkün millî vicdanı razı olamaz. Bu hakikati kavramış insanla­rın eline ve idaresine gençlerimizin tali­hini her saman kolaylıkla terkedebiliriz. Bu son hâdise bize şunu da öğretmiştir ki sporda bile zafer kazanmanın şartı sadece sporcu seçmekte değildir. Onun idarecisini seçmek sporcu seçmek kadar mühimdir. Konsey bu müzakereleri Pekin, ve Pyongyang temsilcilerinin davetini red­dettiğinden Sovyet Delegesi Jacob Ma­lik müzakerelere iştirak etmemektedir. Malik daha başlangıçta tahkikat talebi­ne veto ile muhalefet edeceğini söyle­miştir.

Rey verilmeden evvel son olarak söz alan İngiltere temsilcisi Sir Gladwyn, Jebb, tahkikat açılmasının muvafık ola­cağını söylemiştir.

Jebb konuşmasına son verirken demiş­tir ki:

Hür dünya bir araya gelerek tahkikat yapılmasını istemeli ve Sovyet Rusya buna Veto ile muhalefet ettiği takdirde daha başka tedbirler almalıdır.

Bu konuşmayı müteakip Başkan Ame­rikan teklifini reye arzetmiştir.

Bundan sonra Başkan Amerikan tekli­fini reye koymuş ve neticede 11 üyeden onu Amerikan takriri lehine rey verdiği halde Sovyet Delegesi menfi rey vermiş ve bu suretle vetosunu kullanmıştır.

8 Temmuz 1952

—New-York (Birleşmiş Milletler):

İrlanda, Tunus meselesi hakkında Bir­leşmiş Milletler Genel Kurulunun ola­ğanüstü bir toplantıya davet edilmesi aleyhinde bulunduğunu dün bildirmiştir, irlanda'nın bu cevabı Arab ve Asyalı memleketler murahhas heyetleri tale­bine menfi cevab verenlerin sayışım 12 ye çıkarmıştır.

Genel' Kurulun toplanması lehinde bulu­nanların sayısı şimdiye kadar 22'ye çık­mıştır.

Genel Kurulun olağanüstü toplantı yap­ması için 31 oy lâzımgelmektedir.

—Stockholm:

israil basketbol takımı, dün îsveç millî takımını 36'ya karşı 88 puanla yenmiş­tir.

—Birleşmiş Milletler:

Birleşik Amerika bugün, Güvenlik Kon­seyinde Birleşmiş Milletlerin Sovyet Rusya'nın mikropharbi propagandası

ile kremlinin Batı dünyasına karşı nef­ret mesajını takbih etmesini istemiştir.

— Oslo:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Try-gve Lie bu gece Kopenghag'dan buraya gelmiştir. Hava meydanmda gazetecile­re beyanatta bulunan Genel Sekreter ezcümle şöyle demiştir:

«Eğer Ağustos sonuna kadar Kore'de mütareke yapılmazsa tekrar hayal kı­rıklığına uğrayacağız. Mütareke olma­dıkça dünya durumu iyileşmez.» Mikrop harbine dair Ruslar tarafından ileri sü­rülen iddialara ne diyeceği sorulan Trygve Lie kısaca şu cevabı vermiştir: «Baştan aşağı saçma ve kötü bir pro­pagandadır» derim.

-— Tahran:

İran Ayan Meclisi bugünkü toplantısın­da, Doktor Musaddık'a, yeni hükümeti kurmak için şart koştuğu çoğunluk re­yini vermemiş, 36 üyeden 14'dü lehte, üçü diğer namzedlere reylerini kullan­mışlar, 19 üye de çekimser kalmıştır.

Siyasî müşahitler, reylerin bu şekilde tezahür etmesinden Ayan Meclisinin, Doktor Musadcuk'ın iş başına gelmesini istediği mânasının çıkarılabileceğini söylemektedirler. Fakat beri yandan, Doktor Musaddık'm, Ayanın tam müza-haretini talep ettiği hatırlatılmakta ve yeni hükümeti kurmak hususunda şah tarafından yapılması beklenen daveti kabul edip etmiyeceği bilinmemektedir.

10 Temmuz 1952

— New-York (Birleşmiş Milletler):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Tunus meselesine dair fevkalâde bir oturum yapması hususunda Arap ve Asyalı devletlerin talebine İngiltere, Türkiye ve Hollanda aleyhte oy vermiş­lerdir.

Milliyetçi Çin bu talebe katılmıştır. Bu suretle Arap ve Asya'lı 13 memle­ketin talebine 10 memleket îeyhte,16 memleket de aleyhte oy vermiş bulun­maktadır.

Genel Kurulun fevkalâde bir oturum ak­detmesi için talebin 31 heyet tarafın­dan imzalanması lâzımgelmektedir. Habeşistan çekimser kaldığını bildir­miştir.

Bu suretle, Arap ve Asyalı devletlerin, Genel Kurulun Tunus meselesi hakkın­da fevkalâde bir toplantı yapmasına da­ir olan istekleri 23 muvafık, 27 muhalif, 2 çekimserle karşılanmıştır.

31 Temmuz 1952

New-York (Birleşmiş Milletler):

Tunus meselesini görüşmek üzere Bir­leşmiş Milletler Uumumi Asamblesini fevkalâde içtimaa davet ettirmek mak-sadiyle teşebbüse girişmiş olan Asya ve Afrika memleketleri grubu dün Endo­nezya'nın Birleşmiş Milletler nezdindeki

delegasyonu merkezinde hususi bir içti­ma yapmışlardır.

Dünkü içtimadan maksad, gelecek Ka­sım ayında New-York'ta toplanacak olan Birleşmiş Milletler Asamblesi nıûtad iç­timai ruznamesine Tunus meselesini kaydettirmek için lâzimgelen muamele­lere tevessül edilmesidir. Arab ve Asya grupunun Genel Kurulu fevkalâde içtimaa davet ettirmek yo­lundaki teşebbüsünün akamete uğrama­sını müteakib Birleşmiş Milletlere men­sup memleketlerin ekseriyetinin Tunus dâvası lehinde hareket etmemesini te­essüfle karşılayan resmî tebliğden son­ra Arap ye Asya grupunun bu sefer nor­mal usule uyarak böyle br hattı hareket takip edeceği esasen aşikâr idi.

Tunuslulara vermiş­tir. Fakat bu plân. Tunus milliyetsever-lerini tatmin etmemektedir ve tarafsız bir gözle incelendiği zaman tatmin ede­cek mahiyette olmadığı da görülür. Fransa'nın yeni Tunus projesi ilân edil­miş bulunduğuna ve Tunuslularca ka­bul edilir mahiyette olmadığı anlaşıldı­ğına göre, Asamble toplantısını geri bı­rakmak için ortada bir sebep mevcut değildi.

Fakat Fransa ağır basmış ve Asamble'-nin toplanmasına mani olmuştur. Bu meseleye Birleşmiş Milletleri karıştır­mak teşebbüsünün birtakım Fransızları son derece sinirlendirdiği de görülmek­tedir. Meselâ on gün kadar önce Gene­ral Alphonse Juin, bu yüzden Fransa'­nın Birleşmiş Milletler'den çekilmesini bile istemiştir. Bu da gösteriyor ki, ba­zı Fransızların nazarında Birleşmiş Mil­letler, kendi politikalarını desteklemek için bir vasıtadan ibarettir. Böyle âlet olarak kullanüamaymca, bu adamlar Fransa'nın Birleşmiş Milletlerden çekil­mesini teklif edecek kadar ileri gitmek­tedirler.

Normal, toplantıda:

Tunus meselesi Nisanda Güvenlik Konseyi'ne götürülemedi. Temmuz'da da Asamblc'yi olağanüstü toplantıya çağır­mak mümkün olmadı. Görülüyor ki în-gütere, Fransa ve Amerika ağır basar­larsa, gerek Güvenlik Konseyi'ne, gerek Asamble'ye hâkim olabiliyorlar. Tunus meselesinin Güvenlik Konseyi gündemi­ne alınmasına ve Asamblenin olağanüs­tü toplanmasına mâni oldular.

Fakat gelecek sonbaharda meselenin normal Asamble toplantısında görüşül­mesine mâni olamazlar. Belki gene bir karara bağlanmasına engel olurlar. Fa­kat Tunus meselesi gibi bir dâvanın Asamble'de karara bağlanmasa bile gö­rüşülmesi . de önemlidir. Bilindiği gibi Asamble'deki bütün kararlar «tavsiye­den ibarettir. Ve ilgili devletleri bağla­maz. Asamble hakikatte bir propaganda kürsüsünden ibarettir. San Fransisko'da yetkileri meselesi görüşülürken Ameri­ka temsilcisi Vandenberg'in dediği gibi Asamble «milletlerin bütün şikâyetlerini getirmeleri ve dertlerini dökmeleri için bir kasaba meydanı toplantısıdır. Gele­cek toplantıda da şüpîıesiz Tunusluların dertleri dökülecektir. Buna kimse mâni olamaz.

1 Temmuz 1952

— Viyana:

Amerika Dışişleri Bakam Dean Ache-son'nun Viyana'yı ziyareti münasebetiy­le burada nümayiş yapılmamıştır. Sade­ce komünistler Amerika aleyhinde iba­reler yazmaktan ibaret olan kampanya­larına devam etmişler ve caddelerle kal­dırımlara bazı cümleler yazmışlardır.

Amerikan Yüksek Komiseri Walter J. Donnelly Acheson şerefine bir topîantı tertip etmiş ve Amerikan Yüksek Ko­miserinin davetine Sovyet Yüksek Ko­miseri General Sviridov ile muavini Ge­neral Kraskievitch de icabet etmişlerdir. Bu toplantıya rFansa ve İngiltere Yük­sek Komiserleri, Kordİpîomtik mensup­ları ve Avusturya hükümeti erkânı da iştirak etmişlerdir.

Dün sabah Acheson Cumhurbaşkanı Theodor Koerner, Başbakan Liopold Figl, Başbakan Yardımcısı Adolf Scha-erf ve nihayet Dışişleri Bakanı Kari Gruber'i sırasiyle ziyaret etmiştir.

Avusturya Başbakanlığı ve Dışişleri Ba-kanlığmm bulunduğu Balhausplatz'da, meşhur Viyana kongresinin yapıldığı muhteşem muayede salonunda dün gece Avusturya hükümeti tarafından Ameri­ka Dışişleri Bakam ve Bayan Acheson şerefine bir yemekli suvare tertip edil­miştir.

Bu münasebetle Başbakan Figl bir nu­tuk söylemiş ve bu ziyaretin üç manâsı olduğunu tebarüz ettirmiştir. Başbaka­na göre, Acheson'un Viyana'yı ziyareti Amerika hükümetinin Avusturya'ya gösterdiği alâkaya delâlet etmekte, dün olduğu gibi bugün de Amerika'nın Avus­turya'yı hür milletler camiasından ad­detmeğe karar vermiş olduğuna işaret sayılmaktavenihayet Avusturya mil-

letine paha biçilmez bir manevî yardım kaynağı olduğu meydana çıkmaktadır. Bu tarihî salonda, «Avrupa'ya yarım asırlık bir sulh devresi temin eden mu­kavelenin imzalandığını» hatırlatan Başbakan şunları ilâve etmiştir:

«Bis Avusturyalılar da Amerikalılar gi­bi sulh istemekteyiz. Fakat hürriyet içinde bir sulh.

Bundan sonra da Başbakan Amerika Cumhurbaşkanı ve Amerikan milleti için hayırlı temennilerde bulunarak sözleri­ne nihayet vermiştir.»

Müteakiben söz alan Amerika Dışişleri Bakanı Viyana'da gördüğü Hüsnükabul-den dolayı Başbakan Fiğle şükranlarını arzetmiş ve Viyana'yı ziyaret eden ilk Amerika Dışişleri Bakanı olmaktan bah­tiyarlık duyduğunu söylemiştir.

Bugünkü Avusturya'nın kahraman mü­messillerini selâmlayan Dean Acheson bu memleketi diğerleri ile müsavi ola­rak hür milletler camiası içinde eski şe­refli mevkiini işgal ettiğini görmek te­mennisinde bulunmuştur.

4 Temmuz 1952

— Viyana:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Try-gve Lie şerefine dün gece Avusturya hükümeti tarafından tarihî Viyana kongresi salonunda verilen ziyafete ve bunu takibeden resmî kabule Sovyet makamları iştirak etmemişlerdir. Sovyetlerin bu merasimde hazır bulun­mamalarının sebebi Rusya'nın Trygve Lie'nin tekrar Genel Sekreter seçilmesi­ne muhalif olmasından ileri gelse gerek­tir. Fransa ve Amerika Yüksek Komiserle-riyle ingiliz YüksekKomiser Muavini, Avusturya hükümet nezdindeki diplo­matik misyon şefleri ve Avusturya hü­kümeti erkânı bu resmî kabule iştirak etmişlerdir. Bu münasebetle bir hitabede bulunan Avusturya Başbakanı Leopold Fiği, Avusturya'nın hür, hükümran ve eşit haklara sahib bir devlet sıfatiyle Birleşmiş Milletler camiasına katılmak arzusunu ifade etmiştir. Avusturya ile Sulh muahedesinin imza­sında vaki olan gecikmenin tevlidettiği teessürü de bu arada ifade eden Leopold Pigl, Birleşmiş Milletler Genel Sekrete­rinin Avusturya'ya vaki bu ziyaretini, Avusturya'nın Birleşmiş Milletlere ka­tılmağa lâyık ve ehil olduğuna delil te­lâkki ettiğini sözlerine ilâve etmiştir.

Son olarak Başbakan, Avusturya mille­tinin, devletimizin milletlerarası hukukî durumunun normalleşmesine doğru atıl­mış olan çok mühim ve istisna! bir adım telâkki edeceğini tebarüz ettirmiştir.

Bu hitabeye cevab veren Birleşmiş Mil­letler Genel Sekreteri, Avusturya'nın Birleşmiş Milletler prensiplerine uyarak yaşamağa kat'i surette azmetmiş oldu­ğunu müşahede eylediğini belirtmiştir.

Trygve Lie, sözlerine şu cümle ile son vermiştir:

«Candan temenni ederim ki, gittikçe güvenlik artıran bir dünya sulhu içinde memleketinizin âkibeti, Birleşmiş Mil-letlerinkine yakinen bağlanmış olsun.»


1 Temmuz 1952

—Munsan:

Burada yayımlanan Resmî Tebliğde bil­dirildiğine göre, Panmunjom'da bu sa­bah yapılan genel oturumda müttefik delegelerden General Harrison, esirlerin mübadelesi hakkında uzlaşma teklifinde bulunmuştur.

Komünist delegelerden General Nam il, esirler meselesinin yegâne hal çaresinin komünistlerin ileri sürdükleri teklifin kabuiü olduğunu söylemiştir. Bilindiği gibi komünistlerin teklifi esirlerin zorla vatanlarına iadesine dayanmaktadır. Müttefiklerin ileri sürdükleri teklifin muhteviyatı hakkında henüz birşey bi­linmemektedir. Delegeler yarın mahal­lî saatle ll'de tekrar genei oturum ya­pacaklardır.

—Pusan:

Oturumuna dün son veren Güney Kore Millî Meclisi bu sabah fevkalâde toplan­tıya davet edilmiştir.

Bu sabahki toplantıya, içlerinde birkaç muhalif de bulunan 81 üye iştirak et­miştir.

Anayasadaki tadilata matuf müzakere­lere yarın başlanacaktır.

Meclis Başkanı Kim Dong, bu sabahki açılış nutkunda Sygman Rhee'yi gayri kanuni olarak meclisi feshe teşebbüsle itham etmiştir.

Siyasi buhrana bir hal çaresi bulmak gayesiyle toplanan Meclis hu sabahki oturumu gizli yapmıştır.

—Panmunjom:

Mütareke komisyonunun bu sabah Pan­munjom'da yaptığı genel oturumda hiç­bir ilerleme kaydedilmemiştir.

Bu sabahki oturumda Müttefik Başdele-gesi General Harrison, müzakerelerin devamı hakkında uzun bir konuşma yap­mıştır.

Her iKi taraf delegeleri yarın, sabah tek­rar toplanacaklardır.

2Temmuz 1952

—Panmunjom:

Komünist delegeleri mütareke müzake­relerinin öbür güne talikini teklif eden talepleri hususunda hiçbir izahat verme­mektedirler. Bazı gazeteciler komünist­lerle Kızıl Çinlilerin gizli celselerin tek­rar başlamasını arzu ettiklerini tahmin eylemektedirler. Mamafih kızıl muha­birlerden biri müzakereler alenî olmak­ta devam ettikçe bir netice beklemenin faydasız olduğunu iddia etmiştir. Ayrı­ca haber alındığına göre, General Har­rison dünkü beyanatında esirler mese­lesindeki prensip anlaşmasının metnin­de bütün esirlerin yurdlanna dönmesin­den bahseden bir ibare bulunduğunu Ge­neral Nam ll'e hatırlatmıştır.

3Temmuz 1952

—Tokyo:

Komünist delegeler bugünkü Panmun­jom müzakerelerinde bütün harb esirle­rinin yeniden sayılmasını ve bu teklifin müzakeresi için gizli toplantı yapılması­nı taleb etmişlerdir.

«Komünistlerin teklifi mühim olabilir de, olmayabilir de» diyen Müttefik Baş-delege General Willîam Harrison, bahis mevzuu teklifin tetkiki için toplantıların cuma gününe talikini istemiştir.

Cumhuriyetçi Parti Karar Komitesi ba­his mevzuu siyasî programın kabulün­den evvel dün beş buçuk saat süren bir toplantı yapmıştır. Siyasî program bu­gün kongreye sunulacaktır. Dünkü toplantıyı müteakip programın yalnız haricî siyaset ve medenî haklarla ilgili maddeleri açıklanmıştır. Diğer kı­sımların bugün açıklanacağı bildirilmek­tedir.

— Panmunjom:

Bu sabah 40 dakika devam eden gizli oturum ile Kore mütareke görüşmeleri ikinci senesine girmiş bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Sözcüsü General Nuckols, bu hususta şunları söylemiştir: «Mütareke imkânına bir sene daha yak­laştık.»

General mütarekenin ne vakit imzala­nacağı hakkında hiçbir istidlalde bulu­namayacağını söylemiş ve geçen cuma günü gizli görüşmelere başlandığı vakit iki murahhas heyetin mütarekenin im­zasından, bundan bir sene evvelkine na­zaran daha yakın bulunduklarını söyle­miş ve görüşmelere esas teşkil eden nok­taların birçoğu üzerinde muvakkat an­laşmalara varıldığını belirtmiştir. Bu­nunla beraber General Nuckols, gizli oturumdaki görüşmeleri tefsirden ka­çınmıştır.

Murahhas heyetler yarın yeniden topla­nacaklardır.

11Temmuz 1952

—Panmunjom:

Esirlerin mübadelesi meselesine bir hal çaresi bulmaya çalışan her iki taraf de­legeleri bugün 8 inci gizli toplantılarını yapmışlardır.

Birleşmiş Milletler Murahhas Heyeti Sözcüsü General William Nuckols, gaze­tecilere verdiği beyanatta, her iyi taraf murahhas heyetlerinin takındığı tavır­da bir değişiklik olmadığını söylemiştir.

12Temmuz 1952

—Panmunjom:

Mütareke müzakerelerine iştirak eden her iki taraf delegelerinin yaptıkları do-

kuzuncu gizli toplantı 26 dakika sür­müştür.

Birleşmiş Milletler Murahhas Heyeti Sözcüsü General William Nuckols gaze­tecilere verdiği beyanatta, «gizli toplan­tıların ikinci haftaya girmeleri esirlerin mübadelesi meselesinde her iki taraf de­legelerinin herhangi bir anlaşmaya va­ramadıklarını göstermektedir» demiştir. Gelecek gizli toplantı mahallî saatle ya-rın ll'de yapılacaktır.

19 Temmuz 1952

-— Panmunjom:

Mütareke heyeti bu sabah 29 dakika sü­ren gizli bir içtima yapmıştır.

Konferans dağılırken hiçbir resmî teb­liğ neşredilmemiş ve Birleşmiş Milletler Sözcüsü General Nuckols, müzakerelerin havasını gazetecilere tasvirden imtina etmiştir.

Gelecek toplantı yarın sabah yapılacak­tır.

28 Temmuz 1952

—Panmunjom:

Kurmay subayların bu sabahki top­lantısında mütareke anlaşma projesinin ilk 50 paragrafının tanzimi hususunda bir anlaşmaya varılmıştır.

31 Temmuz 1952

—Panmunjom:

Kurmay subaylar bu sabah toplanarak mütareke meselesini müzakereye devam etmişlerdir.

Bu sabahki toplantı 35 dakika sürdük­ten sonra talik edilmiştir.

—Dedroit:

Kore harbi başladığından bu yana Ame­rika'da silâh altına alman bir milyo­nuncu asker, Perşembe günü femtasioa il­tihak etmek üzere buradan hareket ede­cektir.

22 yaşında olan ve Arthur Weinfield is­mini taşıyan bu bir milyonuncu asker, Amerika'nın en eski bir askerî kalele­rinden birini teşkil eden Fort Wayne'de yemin edecektir.

Almanlar, bu meblâğdan Almanya'da ikamet eden bir kısım musevilere hükü­met tarafından doğrudan doğruya tedi­ye edilecek 50 milyon Markın indirilme­si lâzımgeîdiğini tasrih etmişlerdir. Ge­ride kalan 450.000.000 Mark Kmoa ola­rak îsrail hükümetine tevdi edilecektir. İsrail hükümeti, karşılığını musevi teş­kilâtlarına tediye edecektir. Teslimat ve tediye tarzları hakkında ha­len komisyonlarda müzakereler cereyan etmektedir.

Alman mukabil teklifleri derhal New-York'taki musevi teşkilâtları başkanlı­ğına gönderilecektir. 10 güne kadar va­ziyetin tavazzun edeceği sanılmaktadır. Bir basın konferansında bu hususta be­yanatta bulunan Alman murahhas he­yeti sözcüsü, tâmirat anlaşmasının ay­nı gün Alman Cumhuriyeti, israil Devle­ti ve musevi teşkilâtları arasında imza­lanacağını söylemiştir.

Almanya ile tsrail arasındaki siyasi mü­nasebetlerin yeniden tesisi hakkında kendisine sorulan suale cevab veren sözcü, tâmirat meselesi dışında bulunan bu keyfiyetin tamamiyle Telaviv hükü­metin bağlı olduğunu belirtmiştir.

3 murahhas heyet çevrelerinde görüş­meler ay nihayetine kadar sona ereceği ümidi beslenmektedir.

Ayan Meclisinde:

Mesele Ayan Meclisinde görüşülürken bazı üyeler, andlaşmanm Avrupa parlâ­mentolarında ne muamele göreceğinin beklenilmesini ileri sürmüşlerdir. Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Tom Connally, hemen tasdik edilmesi lü­zumunu belirtmiş ve Amerikan Âyanmca tasdikin, Avrupa parlamentolarınca tas­dikini kolaylaştıracağını iddia etmiştir. Gerçekten bu görüş, Avrupa'daki duru­mu doğru ifade etmektedir. Çünkü çok daha çekingen olan Avrupalılar, muka­velenin Amerika'da ne muamele görece-

ğini öğrenmek ihtiyacında idiler. Kele Amerika'nın seçim arifesinde bulunma­sı bu mesele hakkında birçok tereddüt­ler uyandırmıştı. Amerikan Ayanı ace­le karariyle, Fransız ve Alman meclis­lerine cesaret vermiş ve mukavelenin bu meclisler tarafından tasdikini kolaylaş­tırmıştır.

öte yandan Amerika tarafından Alman­ya'ya verilen garanti, Atlantik Paktına ek bir protokol şeklini aldığından, bu Paktı tadil demek olan bu protokolün bütün Atlantik Paktı devletleri tarafın­dan tasdik edilmesi lâzım gelmektedir.

1 Temmuz İİ952

— Londra:

Bugün avam kamarasında Kore hakkın­da yapılan müzakereler esnasında söz alan Başbakan Winston Churchili, Ame­rika'nın takip etmekte olduğu politikayı hararetle müdafaa ve İngiliz halkını Amerika'da seçim mücadelesi esnasın­da «lüzumsuz yere kusur bulmaya ça­lışmamaya» davet etmiştir.

Müzakerelerin başlangıcında, Birleşik Amerika'nın, Kore'de askerleri bulunan İngiltere Milletler Topluluğu Memleket­lerini temsil eden yüksek rütbeli bir İn­giliz subayının, Birleşmiş Milletler or­dusu Başkomutanı General Mc Clark'a yardımcı olarak tayinini kabul ettiği bil­dirilmiştir

Müzakereler esnasında işçi mebuslar, Yalu nehrindeki elektrik santrallarmm bombalanmasından evvel kendisine da-nışilmadığmdan dolayı hükümetin tak­bih edilmesi teklifinde bulunmuşlardır.

Chuchill, gerek kendi hükümetinin, ge­rekse Amerika'nın Kore'de takibettikieri siyaseti müdafaa ile şöyle demiştir:

«Bunların bombalanması askerî zaruret icabı idi ve yaz yağmurlarının hava kuvvetleri harekâtını pek yakında en­gelleyeceğinden dolayı da bu zamana tesadüf etti.»

Churchili, Amerikalılar arasında başgös-teren bir üüşünceye de şu sözleri ile te­mas etmiştir:

«Çin'i, Avrupadan daha mühim sayan bir çok Amerikalılar var. Eğer, bu dü­şünce yerleşecek olursa, büyük bir fe­lâket kopar. Bütün Avrupa müdafaa ya­pısının yıkılmasına yol açar ve bizi ma­nevi tehlike ve yok olmaya maruz bira-rakır.

Bundan başka, Chuchill, İngiltere'nin, komünist Çin'i tanımasını Avam Kama­rasında ilk kendisinin teklif ettiğini, bu hususta İngiltere'ye hor bakılmasına rağmen, hükümetinin Komünist Çin'i tanımaya devam edeceğini söylemiştir.

3Temmuz 1952

— Londra:

İngiliz kabinesi bu sabah Winston Churchill'in başkanlığında Başbakanlık­ta toplanmıştır.

Evvelki gün Kanada Klübünde Kore hakkında verdiği beyanat yüzünden dün avam kamarasında şiddetli hücumlara uğrayan Savunma Bakanı Lcrd Alexan-der de bugünkü toplantıya iştirak et­miştir.

Hükümete yakın çevrelerden öğrenildi­ğine göre Lord Alexander'in Kaaada Klübündeki beyanatından dolayı istifa etmesi mevzuu bahis değildir.

4Temmuz 1952

— Londra:

Avam Kamarasında cereyan eden son müzakereler sırasında İşçi Partisinden Richard Stokes, Türkiye'den ithal edilen tütünün neden 1950'de 5.800.000 kilo iken 1951'de 1.400.000 kiloya düştüğünü sor­muştur.

Ticaret Bakanı Thorneycroft, bunun bel­ki de imalâtçı ve tüccarların kâfi dere­cede stok yaptıkları kanaatinde olmala­rından ileri geldiği cevabım vermiş ve demiştir ki:

İthalât lisansı serbestçe verildiğine gö­re, tüccarlar Türkiye'den istedikleri ka­dar tütün alabilirler. Niçin belki de diyorsunuz? Sebebini ni­çin tahkik etmiyorsunuz?Aynı devre içinde Amerikan tütünü ithalâtının yüz­de 50 arttığını biliyor musunuz? Bu çok ciddî bir mevzudur, muhakkak ki tutu­lacak yol bunun aksi olmalıdır.» yolun­da suallerine Thorneycroft şöyle demiş­tir:

«Belki diyorum. Çünkü ithalât yapıp yapmamaya karar vermek imalâtçılarla tüccarlara aittir.»

Eski İşçi Kabinesi Bakanlarından Philip Noelbaker şu suali sormuştur:

«Karşılaştığımız büyük dolar sıkıntısını gözönüne alarak Amerikan tütününden ziyade Türk ve Yunan tütünü almamızı temin edemez misiniz?

Thorneycroft: «Umumiyetle Türk, Yu­nan ve Doğu karma tütünlerinin ithalâ­tında artış vardır.»

İşçi Partisinden Philip Price, İngiltere'­den Türkiye'ye tütün ihracatının Türki­ye'den yapılan ithalâta nazaran ne ka­dar bir fazlalık gösterdiğini sormuştur. Price aynı zamanda İngiltere'nin dolar sahasından mubayaalarını azaltmak üze­re Türkiye'den ithalâtı çoğaltmak için ne yapıldığını da sormuştur.

Thorneycoft: «1952'nin ilk 5 ayı içinde Birleşik Krallığın fob kıymet itibariyle Türkiye'den yaptığı ithalât, 4.074.000 sterling, bu memlekete yaptığı ihracat da 17.491.000 sterlin idi.

Türk mamullerinin ingiltere'de satışını tahfif eden başlıca âmiller mutad kalite ve fiyat gibi ticarî mülâhazalardır.

Price'den şu noktayı gözönünde tutma­sını rica ederim ki, Avrupa tediye birli­ğindeki vaziyetimizin açık verdiği şu sı­ralarda Türkiye'den daha çok ithalât yapmamız birliğe o nisbette daha fazla dolar ödememizi mucip olacaktır.

Price: «Türkiye'den yapılacak ithalâtı­mızın artması, dolar mukabili yaptığı­mız ithalâtın azalmasını mucip olmaz mı?

Therneycroft: «Haber aldığıma göre, şimdiden İaşe Bakanlığı Türkiye'den bu yıl 9.000 ton kuru üzüm satın almıştır.»

— Londra:

Bugün burada öğrenildiğine göre, İngil­tere hükümeti,Kahire'de son günlerde vukua gelen kabine değişikliklerinin, belli başlı ayrılıkları hal yolunda yapı­lan Îngiliz-Mısır müzakerelerinin seyri­ni ağırlaştıracağı kanaatindedir.

Beklenmedik kabine tebeddülü yüzün­den tahaddüs eden şaşkınlık, şimdi, bu değişikliğin gelecek aylarda dış müna­sebetler sahasında vücuda getireceği tepkiler ima ve işaretleri karşısında ye­rini bir nebze endişeye terketmektedir. Alâkalı şahsiyetler, durumun ilk gözden geçirilişinden sonra, Mısır'da hükümet değişikliğinin Londra veya Hartum'a karşı olan düşünce ve tasavvurlarda bü­yük bir tahayyül yaratmayacağı netice­sine varmakta, fakat, iki esas dâvada, Süveyş Kanal üssü ve Sudan meselele­rinde Mısır'ın durumunda bir «sertlik» vücuda geleceğini «epeyce bir endişe» ile derpiş etmektedirler.

8Temmuz 1952

—Londra:

İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden, tutulmuş olduğu sarılık hastalı­ğından sür'atle iyileşmektedir. Önümüz­deki hafta vazifesine başlamak ihtimali vardır.

Anthony Eden'in ilk işi, Türkiye Başba­kanı Adnan Menderes ile Dışişleri Ba­kanı Profesör Fuat KÖprülü'nün talik edilmiş bulunan ziyaretleri için yeniden bir tarih tayin etmek olacaktır.

Türkiye devlet adamları, Akdeniz Doğu havzası ve ihdası teklif edilen Orta Do­ğu komutanlığının istikbali hakkında görüşmelerde bulunmak üzere 7 Tem­muzda İngiltere'yi ziyaret edeceklerdi.

Umumiyetle iyi malûmat' alan çevrele­rin kanaatine göre, Anthony Eden bu ziyaretin, kendisi vazifeye başladıktan sonra Türk devlet adamlarına uygun ge­lebilecek en çabuk bir zamanda yapıl­ması arzusundadır.

Bu ziyaretin Temmuz sonlarında ger­çekleştirilmesi ihtimalinin tetkik edildi­ği sanılmaktadır.

9Temmuz 1952

—Londra:

«Mavi Kordelâ»yı kazanan Amerikan United States büyük yolcu gemisi dün akşam Southampton limanına gelmiştir. Bu sırada limanda bulunan bütün gemi­ler düdük çalmakta ve havai fişenkleri atılmakta İdi.

Gemi, aynı zamanda birkaç uçak filosu tarafından karşılanmış ve üzerinde 20.000 kişiden fazla bir halk kütlesinin birikmiş olduğu rıhtıma ağır ağır ya­naşmıştır.

Rıhtıma gelen Belediye Reisi gemiye çı­karak 2000 yolcudan biri olan Miss Mar-garet Truman'ı selâmlamıştır.

Bu sırada mızıka İngiliz ve ve Amerikan marşlarını çalmakta idi.

Derin bir sevinç içinde bulunan halk «United States» gemisine devamlı ola­rak serpantinler fırlatmakta idi. Bu su­retle gemi rengârenk serpantinlerle ka­rayabağlanmışbulunuyordu.

Basma demeçte bulunan geminin süva­risi Komodor Manning, United States'in avdet seyahatinde kendi rekorunu kır­mağa teşebbüs edeceğini bildirmiştir.

— Londra:

ücretlerinin artırılmadığından dolayı 14 günden beri grev halinde bulunan 23.000 işçinin çalıştığı Londra civarında Da-g-enham'da bulunan Ford ve Briggs fab­rikalarında sükûnet hüküm sürmektedir.

— Londra:

Avam kamarasının dünkü toplantısında Veliaht Prens Charles Duc Cornouilles'e, onsekiz yasma varıncaya kadar tahsis edilen senelik 10.000 İngiliz liralık aida­tının lağvına dair Clement Attlee'nin takriri 197 oya karşı 231 oyla reddedil­miştir.

Avam kamarası bundan sonra saray tahsisatı projesini oybirliğiyle kabul et­miştir.

II Temmuz 11952

— Londra:

ingiliz siyasî çevrelerinden bildirildiğine göre, Almanya'nın birleştirilmesine da­ir 24 Mayıs tarihli Sovyet notasına kar­şı Batılıların dün akşam Sovyet D;ş:ş!e-ri Bakanlığına tevdi ettikleri cevap uzlaşmaya yarar mahiyettedir ve şu nok­talan havidir:

— Nota gayet sarihtir.

— Bir anlaşma esasını ihtiva etmek­tedir.

— Aynı zamanda üç Batıl: devletin, diplomatik gayelerine yaramaktadır.

•— Sovyet Rusya'yı, geri çekilemiyecek bir vaziyete sokmaktadır.

—■ Rusya, iki Almanya'nın birleşmesi­ni samimî surette arzu ettiğini isbat et­
mek istiyorsa, Batılıların teklifini kabul etmelidir.Bu nota, Batılı devletlerle Sovyet Rus­ya arasındaki münasebetlerde bir uz­laşma gayesini gütmektedir.

Filhakika şimdiye kadar Batılılar, ser­best seçim şartlarına dair tarafsız bir komisyonun mesaîsini sona erdirmeden önce, Dörtlü Konferansın toplanmasını kabul etmemişlerdir. Bu defa Batili Dev­letler, görüşmelerin evvelce tesbit edilen çerçeveyi aşmaması şartıyla konuşmaya hazır bulunduklarını bildirmektedirler. Üçüncü noktaya gelince: halk efkârına ve bilhassa Batı Almanya vatandaşla­rına, üç Batılı devletin iyi niyetler bes­lediklerini ve kendi arzuları veçhile Al­man meselesine bir hal sureti bulmak için samimi surette Sovyet Rusya ile bir anlaşmaya varmak istediklerini göster­mektedir.

— Londra:

Dün akşam Londra sokaklarında Gene­ral Ridgway'e karşı nümayiş yapılmış­tır.

Hyde Parkta nutuk veren barış taraf­tarları hareketine mensup hatiplerin et­rafında toplanmış olan halk, «Üçüncü Dünya Harbi»ni hazırlamakla itham et­tikleri Atlantik Kuvvetleri Başkomuta­nı General Ridgway'in Londra'da bulun­masını şiddetle protesto etmiştir. Bir kilometreden fazla uzunlukta bulu­nan nümayişçi halk kafilesi «Ridg"way, memleketine dün» ibaresi yazılı levha­lar taşımakta idiler. General Ridgway'in İngiltere'yi terketmesini isteyen halk Başbakanlık binası önüne gitmiştir. O sırada Başbakan Churchill, General ve Madam Ridgway'e bir akşam ziyafeti vermekte idi. Bundan sonra General Ridgway'in kaldığı Rochester Oteli önünde toplanan halk hiddetli bir vazi­yet aldığından, polis Amerikan Genera­li gelmeden nümayişçileri dağıtmıştır. Bir kişi tevkif edilmiştir.

— Londra:

İngiliz basını, İngiliz - Mısır anlaşmaz­lığının bu yakınlarda halledilmesi ümit­lerinin gitgide kaybolmağa yüz tutma­sından tasavvur edilen Orta-Doğu ko­mutanlığı meselesinin Mısır'ın iltihakı ol maksızm ele alınması için gerekli ted­birlere başvurulduğunu yazmaktadır.

Bu rivayetler Orta-Doğu'daki İngiliz El­çilerinin geçen ay burada yaptıkları top­lantıdan sonra meydana çıkmış ve Ka-hire'deki son kabine tebeddülünden beri de büsbütün almış yürümüştür.

Resmî çevreler Akdeniz komutanlığının ihdası yolundaki gelişmeleri ne teyid, ne de tekzib etmemekle beraber bu hu­susta müsbet bir neticeye varmanın epeyce bir zamana mütevakkıf olduğunu kabul etmektedirler.

General Rİdgway ile İngiliz Kurmay Başkanlarının dün burada Orta-Doğu müdafaası meselesini müzakere ettikle­ri malûmdur. Fakat bizzat General Ridgway bu müzakerelerden sonra, bu yolda herhangi bir karar ve neticeye va­rılmadığını söylemiştir. Nitekim 15 gün evvel de aynı mesele Birleşik Amerika Dışişleri Bakam Dean Acheson ile İngil­tere Dışişleri Bakanı Anthony Eden ara­sında bir neticeye bağlanamadan görü­şülmüştür. Her iki görüşmeden çıkan, ha­kikat şudur kî, Orta-Doğu müdafaası meselesi mücerret bîr mevzu olarak hal­ledilemez. Ve üzerinde İngiltere ile Ame­rika arasındaki fikir ayrılıklarının halâ eski durumunu muhafaza ettiği Akdeniz komutanlığı teşkilâtının bir neticeye bağlanmasını beklemek mecburiyeti var­dır.

Dolaşan haberlere bakarak şayet Mısı­rın iştiraki olmaksızın Orta-Doğu komu­tanlığı için gereken tertibata girişilecek olursa o zaman genel karargâhı Kıbns-ta kurulmak üzere muhakkak bir ko­mutanlık teşkilâtı meydana getirilecek­tir. Bu istikamette bir harekete geçebilmek için müzakerelerde bulunmak üze­re Londra'ya gelecek olan Türkiye Baş­bakanı ile Dışişleri Bakanını beklemek icabedecektir. Türkiye'nin alacağı tavır, komutanlık bünyesinin kararlaştırılma­sında kat'i rolü oynayacaktır.

Bu arada Akdeniz Orta-Doğu tertiba­tında doğrudan doğruya veya bilvasıta beraber çalışmak hususundaki arzu ve temayüllerinin havasını daha müşahhas bir şekilde tayin etmek için diğer Orta-Doğu memleketlerindeki yoklamalar de­vam etmektedir. Bazı İngiliz diplomat­ların kanaatine göre bu memleketler­de Orta-Doğu müdafaasına karşı yö­nelmektedir ve yakında itam :hir işbirliği manzarası kendisini gösterecektir.

17Temmuz 1952

—- Londra:

Dışişleri Bakam Anthony Eden, tutuldu­ğu sanlık hastalığından sür'atle iyileş­mektedir. Bununla beraber bir haftadan evvel çalışmamağa başhyamayacağı kendisine yakın çevrelerden bildirilmişmiştir. Ayrıca ilâve edildiğine göre Eden, Bonn anlaşmasının tasvibi için 28 ve 29 Tem­muzda Avam Kamarasında cereyan ede­cek müzakerelere iştirak edebilecektir.

18Temmuz 1952

— Londra:

Londra iş çevrelerinde dün akşam edi­nilen kanaate göre İran Başbakanı Dr. Musaddık'm istifası, İngiltere ile İran arasındaki petrol anlaşmazlığının halli hususunda bir ümid belirtisi husule ge­tirmiştir.

Bu çevrelere göre Musaddık, Tahran hü­kümetinin başında bulunduğu müddetçe petrol meselesi hakkındaki görüşmele­rin muhakkak bir akamete uğraması mukadder idi.

Yeni Başbakan Gavammessaltana, umu­miyetle İngiliz dostu sayılmaktadır. Ayrıca belirtildiğine göre Gavammessai-tana, 1951 senesi Ağustos ayında kesi­len görüşmelere yeniden başlanması hakkında İngiliz hükümetine veya Ang-lo îranian Oil Co'sına müracaatta bu­lunduğu takdirde bu husustaki talebi müsaid. karşılanacaktır.Bununlaberaber petrol anlaşmazlığı ortaya çıktığın­dan beri îran umumî efkârında husule gelen derin değişiklik dolayısiyle petrol kumpanyası ile İran hükümeti arasın­daki münasebetleri eski şekle ifrağ et­menin mümkün olamıyacağma işaret edilmektedir.

Hiçbir Iran hükümetinin de millileştir­me kanununu ortadan kaldıramayacağı

tasdik edilmektedir. Fakat bir seneden fazla bir zamandan beri Iran petrol is­tihsalinin durması neticesinde iran'da başgösteren ağır malî buhran dolayısiy­le yeni Tahran hükümetinin müsaadat yoluna sapması da mümkün görülmek­tedir.

26 Temmuz 1952

— Londra:

Adlai Stevenson'un Demokrat Parti adı­na Amerika Birleşik Devletleri Başkan adaylığına seçilmiş bulunması haberi Londra siyasî mahfillerinde bir sürpriz olarak telâkki edilmemiştir. Stevenson' un adı adaylar arasında zikrediidiği günden itibaren İllinois eyaleti valisinin bu zaferi kazanacağı esasen beklenmek­te bulunuyordu. Bununla beraber bu ne­ticenin bu kadar süratle tahakkuk ede­bileceği düşünülmemişti. Demokrat Par­ti kongresi tarafından liberal düşünceli insan olarak Stevenson'un seçilmesi işçi mahfillerinde olduğu kadar muhafaza­kâr parti ileri gelenlerince de memnuni­yetle karşılanmıştır.

Her ne kadar General Eisenhower ingil­tere'de çok şöhret kazanmış ve yakın­dan tanınmış ise de, adayı olduğu cum­huriyetçi partinin gelenek halinde hima­yeci bir sistem takip etmesi ve bunu parti programında iktisadî doktrin ola­rak tatbik etmekte bulunması bakımın­dan Demokrat Partinin siyasî programı ingiltere'nin ilgili çevrelerince daha makbul sayılmaktadır. Hususile ingilte­re ticaret durumunun hâlen içinde bu­lunmakta bulunduğu nazik safha itiba­riyle Amerika Demokrat Partisinin bil­hassa gümrük resimlerine ait daha li­beral bir sistem takip etmekte olması, ingiliz siyasetine uygun gelmektedir. Demokrat Parti, Roosevelt'in Dışişleri Bakanı olan Gordell Hull tarafından ku-

rulmuş ve karşılıklı ticaret anlaşmaları adını taşımakta bulunan, siyasi prensip­leri takibetmektedir.

Stevenson'un Demokrat Parti Cumhur­başkanı adayı olarak seçilmiş bulunma­sı bu bakımdan da İngiliz siyasî mahfil-îerince memnunlukla karşılanmış bir ha­dise sayılmaktadır. Bundan başka hima­ye sistemine uygun bir hareket tarzı ta­kip eden Demokrat Partinin böyle kuv­vetli bir şahsiyetin Cumhurbaşkanlığı adaylığına seçilmesi alâkadar Ingiüz mahfillerinde ümid verici telâkki edil­miştir.

Filhakika bundan 15 gün evvel Times gazetesi neşrettiği enteresan bir yazıda, Amerika Birleşik Devletleri Cumhurbaş­kanlığı makamına geçenlerin en büyük­lerinin ekseriya eyaletler valiliklerinden gelmiş olduklarım kayıd ile Stevenson'­un adaylığının resmen ilân edilmemesin­den duyduğu teessürü gizlememiştir. Ti-mes'in arzusu şimdi aşikâr ve inkâr ka­bul etmez bir hakikat olarak tecelli ey­lemiştir.

27Temmuz 1952

-— Londra:

Umumiyetle iyi haber alan bir ingiliz kaynağından bildirildiğine göre Süveyş Kanalında bulunan İngiliz kuvvetleri sayısının takriben 50.000 oîduğu ve ha­len yaz dolaşmasında bulunan Akdeniz ingiliz filosunun bir uçak "gemisi, 2 kru­vazör, 6 destroyer, 10 firkateyn ve 9 de-nizaltidan müteşekkil bulunduğu bildiril­mektedir.

28Temmuz 1952

— Londra:

Sovyet Rusya'nın yeni Londra Büyük­elçisi Andre Gromyko'nun bu akşam trenle Londra'ya gelmesi beklenmekte­dir.

Büyükelçi, Eden'in şahsî bir temsilcisi, Dışişleri Bakanlığının diğer iki memuru tarafından karşılanacaktır.

— Londra:

ingiltere'nin Kahire Büyükelçisi Sir Ralph Stevenson, bugün uçakla vazifesi basma dönecektir. Ortadoğu Paktından, Ortadoğu emniye­tinden bahsederken bu vaziyetler göz-önünden uzakta kalmamalıdır. Realite olduğu gibi görülmelidir. Bu durum kar­şısında Türkiye ne yapabilir? Türkiye Ortadoğu milletlerine derin sevgi duygulariyle bağlıdır. Asırlarca mukadderat birliği içinde yaşadığımız bu milletleri en iyi anlıyan biziz, öte yandan Türkiye

Batı devletleriyle de yakın siyasi müna­sebetlere girişmiş, onlarla mukadderat birliği halindedir. Türkiye iki tarafı bir­birine yakınlaştırmakta bir vazife göre­bilir. Fakat Batmm politikasına vasıta olmaya teşebbüs etmemelidir. Ederse hem o politika muvaffak olmaz, nem de Türkiye o milletlerin sevgisinden mah­rum kalır.

Prens Faruk Fuad» ismini hamil ola­cağını ve yarın bir basın toplantısı ya­pacağını söylemiştir. Sözcü, öğleden sonra yapılacak bu top­lantıda eski Kralın resmini alabilecek­lerini, fakat cevap verilmeyecek olan suallerin tevcih edilmemesini gazeteci­lerden rica etmiştir.

31 Temmuz 1952

— Capri:

Dün Capri Adasında hiçbir mühim ha­dise olmamıştır. Eski Kral Faruk ile Kraliçe Neriman oteldeki dairelerinden dışarıya çıkmamışlardır.

Adaya gelmiş bulunan aşağı yukarı 30 kadar gazeteciEdenparadisoOtelinde

toplanarak Capri Adasındaki ikameti müddetince Kral ile Gazeteciler arasın­daki münasebetleri tanzime memur Nor-

man Price'm vereceği haberleri bekle­mişlerdir.

Kral Faruk, gazetecileri perşembe gü­nü saat 12.30'da görebileceğini ve fotoğ­rafçıları da bundan yarım saat evvel ka­bul edeceğini basm müşaviri vasıtasiyle sö'yletmiştir.

Kral hiçbir şifahî suale cevap vermiye-ceğini bildirerek gazetecilerin soracak­ları sualleri şimdiden kaydettirmelerini ilâve etmiştir.

Dün odasından çıkmayan Kraliçe Neri­man, Capri Belediye reisi tarafından kendisine gönderilen buketi kabul etmiş­tir.

Capri'de dolaşan şayialara göre Kral dün Kahire'den ve Roma'dan gelen ba­zı zevatla siyasi mülakatta bulunmuş ve bu arada kral ailesinin maddî duru­mu, yeni Kral Ahmed Fuad'm terbiyesi ve Mısır'daki siyasî inkişafa temas edil­miştir.

Gazetecilerin sorduğu bir suale cevaben Eski Kralın yakınları Kralm ne İtalya'­da, ne Rapallo'da ve ne de Capri'de bir malikâne satın almadığını söylemişler­dir.

Birkaç gün evvelki fırtına dolayısiyle Capri ile Anakapri arasındaki te­lefon muhaverati tamamen sek­teye uğramıştır. Kralın isteği üze­rine dün sabah Edenparadiso Ote­linin hattı tamir edilmiştir. Böyle­likle işleyen yegâne hat da kralm mai­yeti tarafından daimi surette işgal edil­mektedir. Bu gece kulaktan kulağa do­laşan şayialara göre Kral, Deauville'den kendisini arayan bir şahısla görüşmüş­tür. Bu zatm Deauville gazinosu sahibi François Andre olduğu tahmin edilmek­tedir. Binaenaleyh Kralın Deauville'e gitmesi ihtimali de varittir.

—Capri:

Sski Mısır Kralı Faruk, Milletlerarası bir mahiyet arzeden bugünkü basın top­lantısında şöyle demiştir:

«Yalnız ve şahsen ben menfada bulunu­yorum. Karım ve çocuklarım Mısır'a her zaman dönebilirler.

Karım ve çocuklarımla birkaç ay Cap­ri'de kalacağım. Memleketim haricine bir servet götürdüğüm iddiaları asılsız­dır.»

Kral Faruk, kendisine kafi olarak her­hangi bir ikametgâh seçmediğini belirt­miş şöyle demiştir:

«Kafi surette nerede yerleşeceğimi he­nüz bilmiyorsam da demir perde arka­sında oturmayacağımı mutlak surette söyleyebilirim.

— Capri:

Basm konferansında muhtelif suallere cevap veren eski Mısır Kralı Faruk, şöyle demiştir:

«Her çeşit suallerinize serbest olarak cevap veremediğime teessüf etmekte­yim. Kral olmamakla beraber ciddî me­suliyetleri hâlâ taşımaktayım. Bu mesu­liyetin ilki bana karşı fevkalâde nazik davranan ve kendisini müşkül duruma sokmak istemediğim İtalyan hükümeti­ne ve misafiri bulunduğum İtalyan Mil­letine müteveccihtir. Ayrıca Kral olma­makla beraber burada bulunan yeni Mı­sır Kralının refakatindeyim. Siz de tak­dir edersiniz ki yeni Kral altı aylık ol­ması sebebiylekonuşarak yenizorluk-

lar ihdas etmekten kaçınmakta vebu sebeple birşey söylememektedir. Yeni Kralın karşılaştığı birçok müşkül­ler mevcuttur ve Kral olmakherkesin sandığı gibi öyle kolay bir iş değildir.

Bununla beraber öğrenmek istedikleri­nize cevap vermek için elimden gelen her şeyi yapacağım.

Sabık Kral Faruk sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Bugün Mısır'ı idare etmek mesuliyetini ellerine ve vicdanlarına almış olan­lara samimi olarak muvaffakiyetler di­lerim. Son günler gerek benim gerek Kraliçe için endişeli ve güçlüklerle dolu olmakla beraber bugün bütün bu üzücü hadiseleri atlatmış bulunuyoruz ve ye­gâne dileğimiz başkalarının hayatına te­sir etmeden yeni başladığımız bu haya­ta İntibak etmektir.

Kral Faruk sözlerine şöyle devam et­miştir :

«Mısır'da bugün hükümet sürenlerin iyi temennilerime hakikaten ihtiyaçları var­dır. Zira yeni iktidara gelenlerin zannet­tikleri gibi dünya buhranının hüküm sürdüğü böyle günlerde iktidarda bu­lunmak kolay başanlır vazifelerden de­ğildir.

Halen Prens Faruk Fuad ismini almış bulunan Sabık Mısır Kralı Faruk sözle­rine devamla demiştir ki:

Ben, memleketime vurgunum ve elbet­te onun mutlak saadetini isterim. Bun­dan 16 sene evvel ümid dolu bir halde Kral olduğum zaman memleketimin di­ğer milletler camiası muvacehesindeki durumunu islâh etmek istedim. Halen menfada olmakla beraber gerek içten bağlı olduğum vatanıma, gerekse teba-ma1 sevgim ve muhabbetim azalmış de­ğildir.

Bu arada şahsen kendimin menfada ol­duğunu ve karım ve çocuklarımın Mı­sıra dönmekte serbest bulunduklarını te­barüz ettirmek isterim.

Benimle beraber gelmeyi tercih eden karıma üç kızımın da kendiliklerinden iltihak etmeleri beni saadet ve gururla doldurdu. Mısıra avdetime izin verilme-

diğine göre, elbette memleketimden dı-şarda ikamet edeceğim. Fakat bunun neresi olduğunu daha düşünmedik bile. Amerika'ya, İsviçre'ye veya Güney Fransa'ya gideceğimi iddia edenler ben­den fazla bir şey bilmemektedirler. Her­halde demir perde arkasına gitmiyece-ğim. Şimdilik Capri'de kalacağım. Ken­dilerini düşünmekle mükellef olduğum ailem var. Başıma gelenler onların ha­taları değildir. Fakat kendilerini ciddî surette sarsmıştır.

Şimdi çocuklarım, benim saltanat sürdü­ğüm ülkemdir. Burası onların hoşuna gitti. Capri'de birkaç ay daha kalmayı talep edecek ve beraberce gezintiler ya­pacak ve halkın müsaade ettiği nisbette normal bir sükûn devresi geçireceğiz, öyle sanıyorum ki fazla alayişe lüzum kalmadan bu güzel memleketin ahalisi benim ve ailemin burada yerleşmesine müsaade edecektir.

Karım ve ben acı duymuyoruz. Zira her ikimiz de malik olduğumuz dostların meydana getirdiği manevî bir servete sahibiz.

Herkes yerini kaybedebilir. Fakat doğ­duğu toprağın üzerinden çıkarılmanın ne ifade ettiğini yalnız ben hissedebili­rim.

Yazılı beyanatını okumaya devanı eden Faruk şöyle demiştir:

«Napoliye indikten sonra gemi mürette­batı hükümetin emri ile derhal memle­kete dönmek emrini almıştı, iki yaban­cı dostum bana hakikaten yardım etti­ler. Bunlardan biri Londra'dan gelen ga­zeteci Norman Price, diğeri ise Roma'-dan gelen ve bir turizm acentasmm sa­hibi bulunan Pierre Busseti'dir. Her iki­si benim asla organize edemiyeceğim şekilde bana yardım etmişlerdir.» Eski Kral Faruk'un basın konferansı bir saat 10 dakika sürmüştür. Daha ev­vel kraliyet ailesi toplu bir halde resim­lerinin basın temsilcileri tarafından alın­masına müsaade etmişlerdir. Daha sonra Prens Faruk Fuad, küçük bir masanın-başına oturmuş ve beyana­tını okumuştur. Eski Kraliçe ve ailenin diğer mensupları dairelerine çekilmiş­lerdir.

Sabık Mısır Kralı Faruk, beyanatının büyük bir kısmını ingilizce olarak yap­mış ve son pragrafları Fransızca ve îtalyanca olarak okumuştur.

— .Capri:

Prens Paruk ile Eski îtalya Dışişleri Ba­kanı ve Mussolini'nin damadı Kont Cia-no'nun karısı Kontes Edda arasında çi­çek teati edilmesi, satılmakta olan Ciano villâsının Faruk tarafından alınacağına yeni bir delil sayılmaktadır.

2 Temmuz 1952

— Stokholm:

31 Avrupa memleketinin iştirak ettiği radyo yayın ve televizyon kongresi beş haftalık çalışmalardan sonra dün sona

ermiştir. Çalışmalar 200 watt ve 500 ki-lowatt'lık postaların tesisini kararlaştı­ran bir anlaşma ile neticelenmiştir. Bu postalar uc noktaları kutup dairesi, iz­landa, Tunus ve Türkiye'de bulunan bir

murabbaın içinde kurulacaktır. Anlaşma aynı zamanda Avrupa ve Kuzey Afrika-mn bütün memleketlerini kaplayan 2000'den fazla verici istasyonun kurul­masını da derpiş etmektedir.

Anlaşmayı imzalayan 21 memleket şun­lardır: Türkiye, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, Hollan­da, îrlanda, İzlanda, İtalya, Yugoslavya, Lüksemburg, Monako, Norveç, İsviçre, ispanya, İngiltere, isveç, Vatikan, Batı Almanya ve Avusturya.

31 Temmuz 1952

— Sofia:

Bulgar Dışişleri Bakanlığı Sofya'daki Yugoslav sefarethanesine şiddetli bir li­sanla kaleme alınmış bir nota göndere­rek bu sefarethane memurlarının tavrı hareketlerini protesto etmiştir. Nota'da şöyle denmektedir:

«Yugoslavya Büyükelçiliği Ataşelerin­den Raif Dizdarevitch 20 Temmuz günü Sofya'da bir otomobil gezintisi yaptığı sırada Bulgar vatandaşları ile konuşmuş ve muhareveyi münakaşa şekline soka­rak Bulgar ve Sovyet milletlerinin hay-

siyetine dokunacak küfür ve iftiralarda bulunmuştur.

Raif Dizdarevitch ve arkadaşları Bulgar vatandaşlarının sabrını suistimal ederek iki millet arasındaki münasebetleri ze-hirliyecek sözler sarf etmişi erdir,

Nota'da ilâve edildiğine göre yapılan tahkikat neticesinde açıkça meydana çıkmıştır ki Yugoslav Ataşesi ve arka­daşlarının maksadım aldıkları emre uya­rak hadise çıkarmak üzere Bulgar va­tandaşlarım tahrik etmek ve böylece Yugoslav diplomatlarına fena muamele edildiğini iddiaya yarayacak vak'a çı­karmaktır.

4 Temmuz 1952

— Belgrad:

Bütün Yugoslav basını, bir Yunan parlâ­mento heyetinin Yugoslavya'y1 ziyareti hadisesini selâmlamakta ve bunu iyi komşuluk siyasetinin tezahürü ve iki memleket arasındaki karşılıklı anlaşma zihniyetiihtiyacınınbelirmesiolarak

kabul etmektedir. Yugoslav basını, bu ziyareti, müşterek bir hudutla birbirle­rine bağlanmış olan Yugoslav ve Yu­nan milleterinin dostane bir işbirliği va­disinde attıkları ileri bir adım ve dün­yanın bu köşesinde sulhu idame arzu­sunun müşterek ifadesi olarak karşıla­maktadır.


Biz yolumuzu tayin etmiş bir milletiz. Tuttuğumuz yolda emin adımlarla iler­liyoruz. Bugüne kadar bütün dünyanın nazarlarını üzerimize çekecek başarılı neticeler elde ettik. Bunu Balkan folo-kunu tahakkuk ettirmekle tamamlaya­cağız mütehassıslarından bir kısmının iran'a dönmeleri keyfiyeti­ni tetkik ve mütalâa etmek ihtimali ol­duğunu söylemişlerdir.

— Tahran:

Yeni İran Başbakanı Ahmed Gavam, bugün neşrettiği bir beyannamede, Mu-saddık'm millileştirme dâvasında, neti­ceyi kullandığı usullere feda ettiğini, be­lirtmiştir.

Petrol meselesine temas eden yeni Baş­bakan, yabancı bir şirkete karşı yapı­lan isteklerden ibaret bulunan bu dâva­nın dejenere bir hale getirilerek iki mil­let arasında bir düşmanlığı İnkılâp etti­rilmesine müsaade olunduğundan da şi­kâyet etmiştir.

Ahmed Gavam şöyle demiştir: Bu meseleye bir hal çaresi bulmak iğin bütün gayretimi harcayacak ve muvaf­fak olamazsam istifa edeceğim.»

Başbakan sözlerine şu şekilde devam et­miştir:

Hasta olmama rağmen, senelerdir sıkın­tı çeken İran'ı bu sefer karışıklıklarla tehdit edilmiş görünce, Başbakanlığı ka­bul ettim. Bütün tahrikçileri ciddi suret­te cezalandıracakk ve hattâ bu hususta Parlâmentonun tasvibini de alarak hu­susi mahkemeler ihdas edeceğim. Bu iti­barla lüzum hasıl olduğu takdirde bu kabil tahrikçilerden yüzlercesini mahke­me huzuruna göndertecek ve cezalandı­racağım.

Başbakan şunları ilâve etmiştir: «Politika sahasında olduğu kadardin mevzuundada demagojiye karşı koya­cağım ve bilhassa riyakârlıktan nefret ederim.

Kızıllarla mücadele maskesi altında ça­lışan ve kara mürteci kuvvetleri gelişti­ren kimseler, hürriyet ve istiklâlimizi tehlikeye sokmaktadırlar. Dine ben de hürmet ederim. Fakat din ile devlet İşlerini birbirinden ayıraca­ğım.»

19 Temmuz 1952

—Tahran:

Millî Cephe, pazartesi günü muteber ol­mak üzere, eski Başbakan Musaddık'm iktidardan uzaklaşmasını protesto mak-sadiyle Tahranda umumi grev ilân et­miştir.

—Tahran:

Bugün Tahranda ve Abadan'da, Başba­kanlıktan ayrılmış olan Dr. Musaddık'm taraftarları ile polis arasında şiddetli çarpışmalar olmuştur. Nümayişçiler sa­bahleyin Tahran'da intişar etmekte olan ve Yeni Başbakan Ahmed Gavam'ı mü­dafaa eden Ateş gezetesi idarehanesine hücum etmişier ve binayı ateşe vermeye çalışmışlardır. Polis derhal harekete geç­miş ve ordu birlikleri de yardıma koş­muşlardır.

Muhabirlerin bildirdiklerine göre, asker­ler dipçik kullanmışlar ve polis de göz yaşartıcı bombalar atmış, nümayişçiler dağıtılmıştır. 7 kişi ağır yaralanmıştır.

Karışıklıklar, Musaddık'm dostu olan dî­nî lider Kaşani. tarafmdan. çıkarılmıştır. Kaşani ile daha bazı tahrikçilerin tevkif edildikleri açıklanmaktadır. Bu arada, yeni Başbakan Ahmed Gavam'm da ölümle tehdit edildiği öğrenilmiştir. Bu ölüm tehdidi, General Razmara'yi katle­den müfrid dincilerden gelmiştir.

Tahran'da hükümet gayet şiddetli ted­birler almıştır. Ordu birlikleri stratejik noktalarda mitralyözlerle nöbet bekle­mekte ve tanklar da sokaklarda dolaş­maktadır. İran başkentinde gece soka­ğa çıkma yasağı konulmuştur. Diğer ta­raftan Başbakan Gavam bütün' valilere gönderdiği acele bir tamimde, karışıklık çıkaranlara karşı çok sert davranılma-sını, nümayişçilere fırsat verilmemesini istemiştir.

Abadan'da da tankların devriye dolaştı­ğı ve ordu İle işbirliği yapan polisin nü­mayişçileri dağıttığı bildirilmektedir. Yeni Başbakan, memleket dahilinde ka­rışıklıklar çıkarılmasına kafiyen müsa­ade etmiyeceğini de bildirmiştir.

20 Temmuz 1952

— Tahran:

Bu gece saat ll'den itibaren sabah saat 5'e kadar gece sokağa çıkına yasağı ye­niden konmuştur.

Eski Polis Müdürü General Safari Tah­ran Belediye Başkanlığına tayin edilmiş­tir.

Dünkü kargaşalıklar sırasında tevkif edilenlerinsayısı95'eçıkmıştır.

Hastahanelere yatırılanların sayısı on kadardır.

Bu sabahın ilk saatlerinde, şehir sakin­di. Otobüs seferleri normaldir.

— Tahran:

Tahran'da vaziyet hâlâ gergindir. Mü­him polis ve ordu kuvvetleri başkentin başlıca noktalarını işgal etmekte ve mu­hafazaları altında bulundurmaktadırlar. Parlâmento, çarşı, başlıca gazete ida­rehaneleri muhafaza altında bulunduru­lan yerler arasındadır. Şimdiye kadar hiçbir hadise çıkmamış­tır. Parlâmento bu sabah toplanmamıştır. Fakat Miliî Cepheye mensup mebuslar Mecliste bir toplantı yapmağa karar vermişlerdir. Siyasi ve dinî lider Ayetullah Kaşani'-nin bu toplantıya iştirak etmesi muhte­meldir. Kabine henüz teşekkül etmemiştir. Müşahitlere göre, yeni Başbakan Kjava-mussaltana ile sağcı ve solculardan mü­teşekkil Millî Cephe arasında bir müca­dele baş gösterecektir. Ayetullah Kaşani orduya bir beyanname neşrederek, Kavamussaltana tarafından memleket aleyhine tertip edildiğini ileri sürülen suikaste iştirak etmemesini is­temiştir. Kavamussaltanaya gelince: Yeni Başba­kan büyük bir faaliyet göstermektedir. Eski Başbakan Musaddık tarafından iş başına getirilen memurlar tasfiye edil­mektedir.

Dün karışıklıklar çıkan Huzistandaki Vali, geriye çağırılmıştır.

Millî Cepheye mensup bütün yüksek memurların tasfiyeye tabi tutulmaları muhtemeldir.

Yine müşahitlere göre, Kavamussaltana zor günler geçirecektir.

Başbakan aleyhtarları, «Kavamussal-tana'nm iş başına yeniden geçmesi İngi­lizlerin avdeti demektir» nazariyesi etra­fında geniş propagandada bulunmakta­dırlar.

Millî Cepheye mensup Mebuslar, İngiliz petrol teknisyenlerinin yeniden getiril­melerini men.eden bir kanun projesi ver­mişlerdir.

-— Tahran:

Yeni İran Başbakanı Ahmed Gavam, dün gece Şahla 90 dakika süren bir mü­lakatta bulunmuştur. Selâhiyetli çevre­ler Ahmed Gavam'm, milliyetçilerin baş şehirde yaptıkları ayaklanmalar ve bu hususta alınmakta olan gerekli tedbir­ler hakkında Şah'a malûmat verdiği bil­dirilmektedir.

-— Tahran:

Eski Musaddık kabinesinde Dışişleri Bakanı bulunan Kâzımînin Fransaya, Sandalyasız Bakan Şemsettin Emir Alai'nin de Belçika'ya Büyükelçi olarak tayinleri kararını yeni Başbakan Ahmed Gavam ibtal etmiştir.

Diğer taraftan şehirdeki karışıklıkları istismara kalkışan komünistler, resmî gazeteleri Sehbaz'da yayınladıkları uzun bir makalede Musaddık taraftarları ile kızılları, Ahmed Kavam'ı iktidardan dü­şürmeğe ve İran'daki Amerikan müta-hassıslarmı memleketten kovmağa da­vet etmektedir.

Şehirde dönen şayialara göre, Abadan da birçok nümayişçiler, tanklara ve içi asker dolu müteaddit kamyonlara hü­cum etmişlerdir. Nümayişçilerden ölen­ler de vardır. Yine bir rivayete göre, Abadan askerî komutanı, Musaddık ta­raftarı kabilelerin Abadan'a yaklaşmak­ta oldukları haberleri üzerine merkezden takviye istemiştir. Gazeteler de, Abadan da işçilerin bütün gün grev ilân ettik­lerinibildirmektedirler.


— Tahran:

Eski Başbakan Musaddık'm taraftarla­rı, bugün baş şehrin muhtelif yerlerinde karışıklıklar çıkarmışlar ve nümayişçi­lerden 12 kişi ağır surette yaralanmış­tır. Nümayişçiler polis kamyonlarını taş­lamışlar, polisler, matrak, dipçik ve kır­baçlarla hücum edince de kaçmışlardır. Dört Sherman tankı ile takviye edilen muhafız kıtaları Meclis meydanında nö­bet beklemektedir. Askere, mukavemet halinde ateş etmek emri verilmiştir.

Demiryolu işçilerinin greve kalkıştıkları ve seferleri aksattıkları bildirilmektedir. Pazardaki silâhlı polis kıtaları tarafın­dan bildirildiğine göre, çarpışmalarda süngülenip ağır surette yaralanan nü­mayişçilerhastahanelerekaldırılmıştır.

Haber verildiğine göre, petrol mer­kezlerinden Kermenşah'da, Musad-dık taraftarlarının kefenlere bürünüp Musaddık için canımızı vereceğiz ama hainleri öldüreceğiz... diye nümayiş yap­malarından sonra, bu şehirde sıkı yöne­tim ilân edilmiştir.

Kazvinde de vaziyet ciddîdir. Polis nü­mayişçileri dağıtmıştır. Başbakan Ah-med gavam, karışıklıklar hakkında ma­lûmat ve bu bölgede güvenlik tedbirleri almak üzere Abadan askerî komutanım merkeze çağırmıştır.

Ahmed Gavam, eski Londra, halen de Paris Büyükelçisi olan Ali Süheylî'yi Tahran'a davet etmiştir. Ali Süheyii'nin yeni kabinede Dışişleri Bakam olması muhtemeldir.

Musaddık taraftarı bir gazete bugünkü yazısında:

«Musaddık uğruna kanımız: vereceğiz. Ama kurşunları da Gavam'a hediye ede­ceğiz. Ona atılacak kurşun yoldadır...» demektedir.

Diğer taraftan Millî Cephe kaynakların­dan bildirildiğine göre, Cumartesi günü

Şah'm huzuruna kabul edilen Musaddık taraftarı mebuslar, bu sabah Musaddık'ı ziyaretle, kan dökülmesine mani olmak

için' taraftarlarına yine söz geçirmesini istemişlerdir. Yine aym kaynaklar, eski

Başbakan Musaddık'm, taraftarlarına kan dökülmesine mani olmaları ve asa-

yişsizlikte bulunmamalarım bildiren bir-beyanname yayınlaması ihtimalinden bahsetmektedirler.

— Tahran:

tran din büyüklerinden Ebülkasım Kâ-şanî bugün evinde yaptığı basın toplan­tısında milletin Ahmed Gavam'ı iki gün içinde iktidardan düşüreceğini söylemiş ve devamla demiştir ki:

«Gavam, mevkiinde kalmaya teşebbüs ettiği takdirde, yok edilecektir. Eğer tek bir îngiliz petrol mütahassisı Abadan'a dönecek olursa, millet Abadan petrol tasfiyehaneieriyie tesisleri havaya uçu­racaktır.»

Matem alâmeti olarak göğsüne siyah bir kordela iliştirmiş bulunan Kâşanî sözlerine şunları ilâve etmiştir: İngilizler Mısır'da Nahas Paşa aleyhine tatbik ettikleri aynı tabiyeyi kullanarak desiseli tertiplerle Gavam'ı getirtmişler­dir. Şah, Ahmed Gavam'ı anayasaya ay­kırı olarak tayin etmiştir. Musaddık da isteği İle istifasını vermiş değildir. Sah Gavam canisini iş başına getirmekle ha­ta işlemiştir. Gavam'm yegâne progra­mı İngilizlerin emperyalist gayelerine hizmet etmektir.

Bütün vilâyetlerden akın eden Gavam'-m Başbakanlığını protesto maksadiyle ve kefenlere bürünmüş muhtelif mesleki temsilciler heyetlerinin Tahran'a girme­leri menedümiştir. Eğer Musaddık tek­rar Başbakanlığa getirilmezse ben de kefen giyeceğim.

Yarın bütün İran'a şamil ve Gavam'm aleyhinde protestoda bulunmak üzere umumi tatil ilân edilecektir. Gavam salı günü de iktidarda kalacak olursa bu ta­til devam ettirilecektir. Damarlarımızda kan aktığı müddetçe İngiltere ve uşak­larına karşı giriştiğimiz mücadeleye de­vam edeceğiz.»

İran komünistlerinin birlik davetini ha­raretle karşılayan Kâşanî: «Hepimiz, emperyalizme karşı tek bir bayrak altında birleşeceğiz, hedefimiz birdir. Ve Tudeh'in bizimle işbirliği tek­lifini bütün kalbimizle kabul ediyoruz demiştir.Kâşani, Amerikan Büyükelçisi Hender-son'un Ahmed Gavam'ı ziyareti hakkında da şunları söylemiştir: «Amerikalı­lar çocukturlar. İngilizler onlara güde­cekleri politikayı daima emreder ve on­ları kulaklarından tutarak yürürler. Amerikalılar Gavam'ı destekleyecek kadar budalalık edecek olurlarsa, Iran milletinin tamamiyle nefretine maruz kalacaklardır.»

— Tahran:

Güvenilir kaynaklardan bu gece haber verildiğine göre, Ahmed Gavam'a aleyh­tar bulunan Kaşkayi kabilesine mensup kimseler, 40 kamyon dolusu silâhlı bir kuvvet halinde Tahran'a akm etmekte­dirler. Orduya, başşehre varmadan ev­vel durdurulmaları hakkında talimat ve­rildiği sanılmaktadır.

Bu arada, siyahlara bürülü oldukları halde Tahran kapılarına ulaşmış bulu-nan Musaddık taraftan nümayişçiler kordon altına alınmışlardır.

211 Temmuz 1952

— Tahran:

Dün akşam «France Prssse» ajansı temsilcisine beyanatta bulunan Başba­kan Gavani el Saltana, şunları söyle­miştir :

«Kabinem yarın veya öüürgünden ev­vel teşekül edemeyecektir» Başbakana yakın çevreler, bugün yapı­lacak umumi grev dolayısiyle hadisele­rin cereyan etmesi beklendiğini, fakat Tahran'da toplanan, polis ve askerî kuvvetlerin her ihtimali karşılamağa yettiğini belirtmektedirler. Dün akşamdan itibaren, Tahran'm en büyük caddesi olan «İstanbul Caddesi» ve Parlâmento binası askerî kuvvetler tarafından seyrüsefere kapatılmıştır.

Ciddî herhangi bir hadise bildirilme­miştir.

Gece saat ll'den itibaren tatbik edilen sokağa çıkma yasağı bu ihtimali ber­taraf etmektedir.

— Tahran:

Tahran'da çıkan kargaşalıklarda 20 ölü vardır.

Şah'm kardeşinin yaralandığı haberi ve­rilmektedir. Gavamussaitana'nm istifa ettiği söylentisi dolaşmaktadır.

— Tahran:

Hükümet kuvvetleriyle Millî Cephe'nin mutaassıb taraftarları arasında dünkü kanlı çarpışmalar bu sabah yeniden ve müthiş bir şekilde başlamıştır.

Şimdiye kadar 20 ölü tesbit edilmiştir. Yaalılarm sayısı bilinmemektedir.

Şah'm kardeşi Ali Riza, başlıca karga­şalıklara sahne olan Parlâmento binası önünde yaralanmıştır.

Bu sabahtan itibaren grev, umumi bir mahiyet almıştır. Bütün mağazalar ka­palıdır. Şehirde tanklar, zırhlı otomobil­ler, dolaşmaktadır. .Her tarafta askerler mitraîyözlerini kurmuşlardır. Her köşe-başmda hatipler halka hitabederek Ga-vammussaltana'yı tel'in eylemektedirler. En mühim ve çetin çarpışmalar Pariâ-mento ve merkez telgraf binası önünde cereyan etmiştir. En fazla ölü miktarına da buralarda rastlanmıştır. Grevin aldığı genişlik üzerine Millî Cep­he liderlerinin harekete yarın da devam etmek niyetinde bulundukları sanılmak­tadır.

Gavamussaitana'nm istifasına dair şa­yialar dolaşmaktadır. Fakat bu şayia teyid edilmemiştir.

Başbakanın ikametgâhı önünde bu sabah aleyhte nümayişler yapılmıştır. Başba­kan, bunun üzerine Tahran banliyösüne çekilmiştir.

Kargaşalıklar halen devam etmektedir. — Tahran:

Bu sabah Tahran'da vukua gelen karga­şalıklarda insanca zayiat hakkında ve­rilen resmimalûmata göre, 15Ölü,20

ümitsiz yaralı, 70 ağır yaralı, yüzlerce hafif yaralı v.ardır.

Şah'm kardeşi prens Ali Riza, Belediye Meydanında otomobili içinde iken üze­rine taşlar atılarak ağ"ir surette yara­lanmıştır.Kargaşalıklarınvilâyetlerde

ve bilhassa Şiraz'da geliştiği bildiril­mektedir.

Aşiretler şehre doğru inmektedirler.

Başbakan Gavamussaltana'nm akşama doğru Şah tarafından kabul edileceği öğrenilmiştir.

Şah bu sabah Millî Cepheye dört mebus ile uzun uzadıya görüşmüştür. Kargaşalıklara son vermek ve bir Millî Birlik Kabinesi kurmak çarelerini ken~ dileriylegörüştüğü bildirilmiştir.

—Tahran:

Yeni îran Başbakanı Ahmed Gavam, ayaklanmalarla başa çıkamadığından bugün- istifasını vermiştir. Musaddık'a taraftar olan Mebuslar, Mu-saddıK'ı tekrar Başbakanlığa kabule ik-naa çalışmaktadırlar. Hükümet kaynaklarına göre, Ahmed Gavam istifasını vermeden evvel Şah ile görüşmüş ve kendisine, içinde kuvvetle bir Musaddık taraftarı blokun bulundu­ğu Meclisi fesih salâhiyetinin verilmesi­ni istemiştir.

—Tahran:

İran ordusuna mensup kuvvetler, bugün Meclis binasını ele geçirmeğe kalkışan Musaddık taraftarlarınıdağıtıp,geri

püskürtebilmek için tank, süngü ve si­lâh kullanmışlardır.

Musaddık'ı destekleyen Mebusların bü­tün memlekette baş gösteren ayaklan­malarda 300-500 kişinin öldüğü haberini yaymalarına rağmen, alâkalı çevrelerce, hakiki ölü sayısının 20 yi aşmadığı te­yit olunmaktadır.

Bu Mebuslardan Husrev Çaşgi, Meclis­teki Musaddık taraftarlarının 33'e çık­tığını ve Şah'a, yegâne çıkar yolun, Musaddık'ı tekrar işbaşına getirmek oldu­ğunu bildirdiklerini söylemiştir.

Diğer taraftan, Musaddık taraftarı Me­busların halka dağılmaları ve evlerine dönmelerini tavsiye etmelerine, nüma­yişçilerin, birdakika derinbir sükût içinde bekleştikten sonra göz yaşları dökerek uzaklaşmaları ile, Meclis mey­danının muhafaza altında bulunduran S Sherman tankı ve 8 kamyon dolusu asker kıtası buradanayrılmışlardır.

— Tahran:

İran Meclisi bugün hususi surette top­lanmış ve mebuslar yeni Başbakan se­çimine başlamışlardır. Mecliste Musad­dık taraftarlarının çoğunluğu birdenbire arttığından Musaddık'm tekrar intihap edilmesinin ihtimali vardır.

Millî Cephe ileri gelen mebusları, bugün Tahran radyosunda konuşarak, Ahmed Gavam'ın mağlûp edildiğini bildirmiş ve Musaddık'ı tekrar işbaşına getirmek için ellerinden geleni yapmak vadinde bulunmuşlardır.

Musaddık'm galibiyeti haberi üzerine, bütün gün kapalı kalmış bulunan dük­kânlar akşam üzeri derhal açılmışlardır. Bütün umumi binalarda bayraklar dal­galanmaktadır.

Musaddık taraftarları bugün,, ellerinde îran bayrakları, «Millet galebe çaldı... Musaddık'ı tekrar Başbakan görmek is­tiyoruz... Hainlerin de muhakeme edil­melerini istiyoruz...» diye haykırarak şe­hirde dolaşmışlardır.

—• Tahran:

Musaddık taraftarları bugün evinin önünde toplanarak, kendisinden Başba­kanlığı kabul etmesini dilemişlerdir.

Eski Başbakan ağlayarak balkona çık­mış ve: «Milletimi tebrik ederim. Sizle­rin bugün göstermiş olduğunuz fedakâr­lıklar memleketi kurtardı. Canlarını kaybeden bukadar masum yerine keski ben ölseydim.» dedikten sonra bayılmış ve hane halkı tarafından içeriye taşın­mıştır.

22 Temmuz 1952

— Tahran:

Musaddık kabineyi teşkili kabul etmiş­tir.

—Tahran:

Musaddık, saat 17'de Şah tarafından ka­bul edilecektir.

îran milletine hitaben yaydığı mesajda, Musaddık yeni kabineyi kurmağı kabul ettiğini ve milletten soğukkanlılığım muhafaza etmesini istediğini bildirmiş­tir.

Hükümet makamları Gavamussaltana'-nm hususi bir müsaade almadan memle­ket dışına çıkamıyacağmı kararlaştır­mışlardır.

—Lahcy:

Milletlerarası Adalet Divanı, İran'ın İn­gilizlere ait petrol sanayiini devletleştir­mesi hususunda İngiltere tarafından va­ki şikâyeti bugün reddetmiş ve İran'ın, 500 milyon sterlin tutarındaki Anglo-îranian petrol kumpanyasını devletleş­tirmekle Devletler hukukunu ihlâl etti­ği iddiası ile İngiltere'nin açmış olduğu davaya bakmaya selâhiyeti olmadığına bugün beşe karşı dokuz reyle karar ver­miştir.

23 Temmuz 1952

—Tahran:

Musadctik'ın Başbakan tayin edildiği hakkında Şah'm emirnamesi bu sabah neşredilmiştir.

—- Tahran:

Dinî Lider Kâşanî, La Haye Adalet Di­vanının verdiği karar münasebetiyle bu gece şenlikler yapılmasını emretmiştir.

Bu münasebetle yarınki perşembe günü daireler kapalı olacak ve şenlikler yapı­lacaktır.

—Tahran:

İran hükümeti, Tahran Askeri Valisi ile Polis Müdürünü' azletmiştir.

Tahran Askerî Valiliğine General Papur ve Polis Müdürlüğüne General Sebani getirilmiştir.

-— Tahran:

Dört gün müddetle İran Başbakanlığın­da kalan Gavamussaltana dün akşam ye niden Başbakanlığa gelen Musaddık'm emriyle tevkif edilmiştir.

Gavamussaltana Tahran'm seksen kilo­metre Güneyinde bulunan Gum'da arka­daşı Hoşsi'nin evinde yakalanarak tev­kif edilmiştir.

24 Temmuz 1952

—Tahran:

Basın tarafından verilen malûmata gö­re, Gavamussaltana'nm istifası yüzünden yapılan nümayişler neticesinde Abadan-da 15 kişi ölmüştür.

Asker! kuvvetler tanklarla müdahalede bulunmuşlardır. Kermenşah'da Gavamus saltana aleyhine yapılan nümayişlerde üç kişi ölmüştür.

—Tahran radyosunun dün gece bildir­ diğine göre Ayan Meclisiyaptığıgizli
toplantıda,doktorMusaddık'mBaşba­ kanlığını 41mevcudun 33ü ile tasvip
etmiştir. 8 üye çekimser kalmıştır.

—Tahran:

Bugün komünistler bir Amerikan suba­yını dövmüş ve Amerikan yardım heye­tinin bulunduğu binayı taşlamışlardır. Bunun üzerine Amerikan Büyükelçisi Loy Anderson, İran'daki bütün Ameri­kan 4'üncü Madde Yardım Dairelerinin kapanmasını emretmiş ve Amerikan va­tandaşların selâmetleri bakımından so­kağa çıkmamalarını istemiştir. Komünist ve milliyetçi önderler gözden düşen Müstafi Başbakan Ahmed Ga-vam'ı desteklediği iddiası ve Milletler­arası Adalet Divanında Amerikan haki­minin reyini İran aleyhinde kullandığı bahanesi ile halkın hissiyatını galeyana getirip Amerika aleyhine tahrik etmiş­lerdir.

Halk bir yandan Amerikan subayını kıyasıya döverken bir yandan da «Kah­rolsun Amerikalı Müşavirler» diye ba­ğırmışlardır.

Kızıl halk kitleleri bütün İran'daki Ame­rikan iktisadi yardım teşkilâtının yer­leşmiş bulunduğu binalar Önünde nüma­yişleryapmıştır.

Doğuda milletçe uyanılmakta bulunul­duğunu idrâk edememek suretiyle ancak kendi mevkilerini tehlikeye düşürürler. Şayet Faruğun tahttan feragati, veya memleketten kovulması saraya gayrı mesul şahıslar tarafından vaki olan mü­dahaleler neticesinde vukua gelmiş ise, 16'ncı Louis sarayını Marie Antoinette'in-akıbetinden ders almak icabeder.»

—Tahran:

Eski Başbakan Ahmed Gavam'm malla­rına el konulmasını isteyen takriri imza den 20 mebus, diğer taraftan Cavam'-m derhal tevkifini talep eylemişlerdir. Bu takririn yarınki Meclis toplantısında çoğunlukla kabul edileceği sanılmakta­dır.

29Temmuz 1932

—Tahran:

Bundan birkaç hafta evvel, 15 milyon ton ham petrol satın almak için îr an hükümetine tekliflerde bulunan Ameri­kan «Riehard Neîson» petrol kumpan­yasının teklifini yenilediği bugün öğre­nilmiştir.

— Tahran:

«Petrol Adamı» sıfatım alan Mebus Hü­seyin Maki, bugün beyanatta bulunarak, Kral Faruk'un tahttan feragati ve mem­leketini terkedişinin milletlerinin arzula­rına karşı gelen Orta-Doğu hükümdar­ları için bir ders teşkil ettiğini bildir­miştir.

—Tahran:

Musaddık Parlâmentonun 69 mevcudu üzerinden 68 güven oyu almıştır.

30Temmuz 1952

—Tahran:

Millî Cephe organı Bahter-'i-İmruz gaze­tesinin bugün haber verdiğine göre, îran Başbakanı Doktor Musaddık tekrar petrol ihracatına başlamak şartiyle, pet­rol sanayiinin dünya bankası tarafından işletilmesi hususunda İran'ın müzake­relere girişebileceğini ima etmiştir. Gazeteye göre, Doktor Musaddık bu tek­lifini Birleşik Amerika Büyükelçisi Loy

Henderson'ia yaptığı görüşme esnasında ileri sürmüştür. Loy Henderson, îngil-tere-İran Petrol anlaşmazlığını hal yo­lunda âdeta arabulucu rolünü takınmış gibi görünmektedir. Doktor Musaddık Amerika Büyükelçisine petrol ihtilafın­da İran'ın İngiltere'ye tazminat verme­ğe amade olduğunu, üstelik İngiltere'nin petrol hakkındaki itiraz ve şikâyetlerini îran mahkemelerine aksettirebileceğini, fakat, tek bir İngiliz petrol mütahassısı-nı bile tekrar kullanmağa asla razı ol-mıyacağmı, diğer taraftan, memlekette bilhassa halen sürüp gitmekte olan Amerikan aleyhtarlığı karşısında İran'a Amerikan petrol mütehassıslarının cel­binin tavsiye ediiemiyeceğini söylemiş­tir.

Müstakil Keyhan gazetesi de, Amerika Büyükelçisinin, Musaddık'tan son ayak­lanmalardan sonra Amerİka'lılarm mal ve canlarım, hassaten Dördüncü Madde îlvtisadî Teşkilâtı memurlarının hayatla­rının emniyet altına alınmasını talep et­tiğini, Musaddık'ın da bu hususda temi­nat verdiğini yazmaktadır. Parlâmento çevreleri ise, Doktor Musad­dık'ın perşembe günkü Meclis toplantı­sında İslâhat kanunu arzı sırasında hu­susi selâhiyetler isteyeceğini bildirmek­tedir.

31 Temmuz 1952

— Tahran:

Anlaşıldığına göre Şahın Kızkardeşi Prenses Eşref ile biraderi Prens Ali Rıza annelerinin refakatinde cumartesi günü Tahran'dan Avrupa'ya hareket edecek­lerdir. Efkârı umumiye bunlara Musad­dık'ın aleyhindeki siyasi entrikalara ka­rıştıkları nazarı ile bakmaktadır. Bazı gazeteler sarayda yapılacak temiz­liğin Saray Nazırı Hüseyin Ala'ya ka­dar gideceğini ve bunun da Musaddık ta­raftarı bir milletvekili ile değiştirileceği ğini temin etmekedirler. Yin2 bazı gazetelere göre Genel Kurmay Başkanlığına yeni getirilmiş olan Yaz­san Panah sıhhi sebepler dolayısiyle bu vazifesinden ayrılacaktır.

— Tahran:

Tahran'da sıkı yönetimin 31 Ağustosa kadar uzatılmasını isteyen hükümet tek­lifi, Meclis tarafından kabuledilmiştir.

Iranın petrolmeselesinde yeni

25 Temmuz 1952 tarihli Son Daki­ka'd an :

îran Başbakanı Musaddık'm çekilerek bir günlük fasıladan sonra tekrar yerine gelmesi kuvvetini arttırmıştır. Hem bu defa Musaddık yalnız İran ordusunun idaresini ele almak suretiyle kuvvetini arttırmış olmuyor. Aynı zamanda Lahey hakem mahkemesinin kararı da onun mevkiini tahkim ediyor. Filhakika İngil­tere'nin bu mahkemede açtığı davada İran'ın tezi kazanmıştır. Lahey adalet Divan: Musaddık'm iddiası veçhile bu dâvanın tetkikinde kendisini selâhiyetli görmemiştir.

Bilindiği gibi İran'ın bugün içinde bu­lunduğu zorluklar petrol işletmelerini devletîeştirdikten sonra kendi millî va­sıtaları ile istihsal ettiği ham petrolleri satamamaktan ileri geliyordu. İngiltere hükümeti İranlıların çıkardıkları petrol­leri İngiliz - İran Petrol Şirketi'nin malı sayarak her vasıta ile bunun satüması-na engel oluyordu. Rose - Mary petrol nakliye gemisi ile İran hükümeti tara­fından İsviçre'ye satılan petrollerin Adende ingilizler tarafından zapt ve mü­sadere edilmesi bundan ileri geliyordu. Lahey mahkemesinin kararı bu müsade­renin haksız olduğu manâsına tefsir olunabilir.

Bu bakımdan Lahey mahkemesinin ka­rarı ile îran Petrol meselesi yepyeni bir safhaya girmiş oluyor. îran hükümeti Abadan'da devletleştirilen petrol tasfi­yehaneleri üzerinde ingiliz şirketine taz­minat vermek için müzakereye hazır ol­duğunusöylemektedir.Fakat verilecek

tazminat ancak İran'ın istihsal edip sa­tacağı petrol bedelleri üzerinden ödene­bilir. Şu halde İran'Iüarm olduğu gibi İn­giltere'nin de menfaati Abadan petrol­lerinin jşletilmesindedir. Şu halde Lahey mahkemesinin kararı üzerine İngiltere ile İran arasında başlayacak müzakere­lerin bir anlaşmaya varması ihtimal ha-rieinde değildir.

ingiliz idarecileri idealist insanlardır. Hâdiselerin lüzum gösterdiği fedakârlı­ğı göze alarak iran'ı bütün bütün ko­münist Rusya'nın kucağına atılmaktan kurtaracak bir anlaşma formülü bulabi­lirler.

teşebbüsü, hükümdarlığın devrilmesine varacak bir ayaklanmaya yol vermiştir. Katırlarda oiduğu üzere yeni Parlâmen­to seçiminden sonra Dr. Musaddık isti­fasını vermiş ve gerek yeni Meciis ve gerek Ayan tarafından, tekrar Başba­kanlığa seçilmiştir. İki meclisin bu seçi­mi, inha mahiyetindedir. Tâyini yapan Şahtır.

İki meclisin inhası üzerine Musaddık'm tâyini beklenirken, Şah Musaddik yerine Gavamussaltana'yı tâyin etmiştir. İşte hal!; bunun üzerine ayaklanmıştır. Ga-vam bir ara vaziyete hâkim olacağını sanmış ve sert tedbirler alacağından bahsetmiş ise de, doğrudan doğruya hü­kümdarı ve hükümdarlığı hedef tutan nümayişler ve çarpışmalar sırasında yüzlerce insan Ölmüş ve yaralanmıştır.

Musaddtk geri geliyor : Bu ağır şartlar arasında Şah Başbakan­lığı tekrar Musaddık'a vermiştir. Olay­ların bu gelişmesi bir taraftan Şah, öte taraftan da İngiltere için bir yenilgidir. Şah'ın Gavam'a itimad ettiği ve onu Başbakanlığa getirmek istediği meydan­dadır. Fakat halkın ayaklanması karşı­sında tahtından bile düşürüleceğinden korkmuş ve istemiyerek Musaddık'ı ik­tidara çeğırmıştir. Bu şartlar altında ik­tidara geçen Musaddık ile Şah arasında­ki münasebetlerin ne olacağı tahmin edi­lebilir.

ingiltere'ye gelince, malûmdur ki, İngi­liz politikası Musaddık'ı düşürmek nok­tasında toplanmıştır, ingilizlere göre Musaddık ile anlaşmak mümkün değil­dir, iktisadi baskı ile Musaddık düsürü-

image007.giflecek olursa, yerine geçecek başka bir politika adamı ile anlaşmak kolay ola­caktır.

Musaddık'm yerine Gavanı geçince bu îngüiz politikası başarı kazanmış gibi görüldü. Fakat bu ümid gerçekleşmedi. Gavam'm akıbeti, iran'da petrolü dev­letleştirmek meselesinin Musaddık'a mahsus şahsi bir politika olmadığını İn­giltere'ye anlatmalıdır. Çünkü halk Mu-saddık'ı kara gözleri için değil, Petrol meselesinde takip ettiği politika iğin desteklemektedir. Görülüyor ki bu me­selede ondan başka bir yol takip edecek politika adamının iktidara getirilmesi mümkün değildir.

Lahey kararı;

Bu petrol anlaşmazlığında İngiltere için ikinci bir yenilgi de geçen gün Lahey Adalet Divanı tarafından verilen karar­dır. Malûmdur ki İngiltere petrol anlaş­mazlığını Lahey Adalet Divanına götür­müştür, îran meselenin ' milletlerarası "bir anlaşmazlık mahiyetini taşımadığını ve İran'ın iç işinden ibaret olduğunu id­dia etmiş, Adalet Divanının dâvayı gör­meye yetkisiz olduğunu ileri sürmüştür. İran'ın bu görüşü Lahey'de bizzat Mu-şaddık tarafından izah edilmişti.

öte yandan İngiltere şirketle îran hükü­meti arasında 1933 yılında imza edilmiş olan sözleşmenin bir Milletlerarası and-laşma mahiyetini taşıdığım ve mahke­menin dâvayı görmeye yetkili olduğunu İddia etmiştir. Bundan başka İngiltere'­ye göre îran, İngiliz vatandaşlarına ait mallarının korunacağı hakkında imza­lanmış olan sözleşmeye aykırı hareket etmiştir. Mahkeme beşe karşı dokuz oy­la, bu dâvayı görmeye yetkisi olmadığı­na karar vermiştir.

Yani mahkeme îran petrol kaynaklarını devletleştirmekte îran'a hak vermekte­dir. Bu muamele dahili bir meseledir demek istiyor.

Fakat İngiltere işi orada bırakmıyarak bir hakem tayini için Mahkeme Başkanı­na başvurmuştur. Gerçekten 1933 and-laşmasına göre İran Hükümetiyle şirket arasında çıkacak anlaşmazlıklar Lahey Mahkemesince seçilecek hakem tarafın­dan halledilecektir. Fakat petrolü dev­letleştirmek meselesiböyle biranlaş-

mazlık olmamak gerektirir. Çünkü îran petrolü devletîeştirirken, hükümranlık haklarına dayanmaktadır. Bunda haklı olduğu Lahey Mahkemesince de tasdik edilmiştir.

Zorluklar devam ediyor:. Musaddık Şah'a rağmen iktidara gelmiş­tir. Lahey Adalet Divanı da îran lehin­de karar vermiştir. Bu karar üzerine İngiltere'nin Birleşmiş Milletlere getir­diği şikâyet de suya düşecektir. Bütün bunlar Musaddık için parlak zaferlerdir. Fakat karşılaşmakta olduğu zorluklar ortadan kalmış ve hattâ azalmış değil­dir.

Musaddık'ın karşılaştığı zorluk, petrol gelirinden mahrum kalmaktan doğma iktisadı ve malî darlıktadır. Gerçi petrol gelirini hesaba katmıyarak da zorlukla­rı karşıhyacak bir program hazırlamış­tır. Eski vergileri tahsil edecek, mevcut­larını artıracak; yeni vergiler ihdas ede­cek; masrafları kısacak, zengin memur­lara maaş vermiyecek. Daha bunlara benzer tedbirler alacak. Fakat bunların iktisadi zorlukları karşilıyacağı şüphe­lidir,.

Bir ümit, yeni gelişmeler karşısında İn­giltere'nin anlaşmaya yanaşmasıdir. Mu-saddık'm yolu bir çıkmaz ise, son olay­lar göstermiştir ki ingiltere tarafından takip edilen yolun da çıkarı yoktur. Böy­le bir durumun devamından komünistler faydalanıyorlar. İngiltere'nin menfaatle­rini İran'ın şerefi ve menfaatleriyle te­lif edecek bir anlaşmaya varılması, her iki memleketin de dostlarının samimi dileğidir.

iran hâdiselerine bir bakış...

Yasan: Ali Naci Karacan

31 Temmuz 1952 tarihli Milüyet'-den:

Komünistler, emellerinin tahakkukuna mâni olan olan kimseleri hiç bir zaman affetmedikleri için îran'da iki mühim şahsiyetin, Şehinşah ile eski Başbakan Gavam'm amansız düşmanıdırlar. Azer-baycam istilâ ettikleri, bütün İran'ı ayaklandırmaküzerebulunduklarıanlarda yalnız hükümdarla veziri onlara boyun eğmemiş, her çareye başvurarak Amerika ile İngiltere'nin müzaheretini, hattâ Truman tarafından Stalin'e bir ül­timatom gönderilmesini temin suretiyle Rusları İran'dan çekilmeye mecbur et­miş, komünist Molla Mustafa çetelerini de imha ettirerek memleketlerini kurtar­maya muvaffak olmuşlardı. Ruslar, bir asırdır hasretini çektikleri Basra körfezi yolunu kendilerine kapayan, kendilerini bu üç yüz bin kilometre karelik, fakat siyasi ve askerî ehemmiyeti pek büyük bir memleketi terke mecbur eyleyen, 1920 Polonya harbinden beri ilk defa ge­ri çekilmelerine sebebiyet veren bu adamları asla unutamadılar. Bugün Ga-vanı'ı arayanlar, onu zahiren İngilizler­le bir anlaşmaya varmak istediğini ba­hane ederek, fakat hakikatte Ruslar'ı Azerbaycan'dan attırdığı için tecziye ey­lemek arzusundadırlar. îhtiyar vezire bu küstahlığını kaniyle Ödetmeden bir türlü rahat da edemiyeceklerdir.

Fakat fırsat ellerinde iken Şehinşahı unutacak, onun da bu işde Gavam kadar mücrim olduğunu hatırlamıyacaklar mı ? Böyle bir şeye imkân verilemez. Nite­kim son gelen haberler, hükümdara ih­tar mahiyetinde olarak, saltanat hane­danına karşı harekete geçildiğini göster­mektedir. Molla Kâşanî, Gavam'ı iş ba­şına getiren Şah'ın, kendi reyi hilâfına ingilizlerle anlaşmaya taraftar olmasını affetmemekte, komünistler ise bir ma­halle kahvesi siyasisinden daha dar gö­rüşlü olan mollanın basit idrâkinin kav-rıyamıyaacğı hilelerle onu hükümdar ve hanedan aleyhine mütemadiyen tahrik eylemektedirler.

Bugün Fedaiyanı îslâm ile komünistler, ellerinde âciz bir oyuncak haline gelen, hattâ emirlerine uyarak memleketi Rus-istilâsından koruyacak yegâne kuvvet olan Amerikalıları bile İran'dan tarda muvafakat eyliyen Başbakan Musaddık'ı hanedana karşı cephe alması için tazyı-ka başlamışlardır. Birkaç gün evvel «İran'ın hükümdarına âşık olduğunu» ilân ettiren bu zat şimdi Şahtan çok sev­diği kardeşi Prenses Eşref ile zevcinin hudut harici edilmelerini istemiştir. Ma-

lûm olduğu üzere Prenses İran'a geldik­ten birkaç gün sonra Musaddık'a yol ve­rilmişti. Kardeşi üzerindeki büyük nüfu­zunu bilenler, onun bu işi hasırladığı, m'ç olmazsa hazırlayanlara yardım etti­ği kanaatine varmakta haklıdırlar. Ko­münistler bu rivayetleri bir koz gibi kul­lanarak Kâşanî ve ona bağlı Fedaiyan güruhunu kışkırtmakta, vaziyeti idrâk­ten âciz mollalar ise menfaatlerini tehli­keye koyan Şehinşahı kardeşini memle­ketten kovmak suretiyle tecziyeyi uygun bulmakta, Musaddık ise müşkülâtla el­de ettiği ikbal mevkiini kuvvetlendirmek düşüncesinde olduğu İçin hepsi bir ara­da hanedanın etrafında bir ağ örmeye çalışmaktadırlar.

Musaddık'a muhalif olan Meclis Reisi de Gavam gibi ortadan kaybolmuştur. Çapulcu güruhunun tazyiki altında ya-şiyamiyacaklarmı anlayan Ana Kraliçe ile Şahın kardeşi Prens Ali Rıza, Pren­ses Eşref ve zevci de İran'dan hareket etmek üzere hazırlanmışlardır. Bu su­retle Şah, İran'da yalnız kalacak, bun­dan sonra ancak kainpederinin aşireti olan Bahtiyarîîerin bağlılık ve sadaka­tine güvenebilecektir. İşi bu raddeye ge­tirenlerin herhangi bir bahane ile hükû-kümdarı da memleketi terke mecbur et­mekten çekînmemeleri tabiidir.Vaziyet sarihtir. Moskova İran'da kuv­vet telâkki edilen bütün kuklalarını oy­natarak Gavam gibi Şehinşahtan da Azerbeycan'm intikamını alacak, kendi­lerini bu vilâyetten çekilmeye mecbur etmenin cezası olarak onu tacü tahtın­dan edecektir. Böyle bir netice komü­nistlerin siyasi an'anelerine tamamen, uymaktadır. Prenses Eşref, Prens Ali Rıza aleyhlerindeki hareketler bir ihbar mahiyetindedir. Şem'nşah ısrar eder ve aldırmazsa o zaman hiç şüphesiz daha ciddî kararlar alınacaktır. Esasen İran hükümetini Amerikalılara karşı cephe almaya mecbur etmeleri, şimdilik Şahı, ilerde tertip edecekleri ihtilâl hareketlerinde de bütün memleketi onların yardı­mından mahrum bırakmak içindir. Mu-saddık'm bunları bilmemesi, tahmin ey-liyememesi mevzuubahs ilamaz. Fakat ne yapsın ? îşteri o hale getirdi veya iş­ler o hale geldi ki artık iltica edecek meclis bulamıyacağı gibi himayesine sı-

ğınacak emin zabıta kuvveti de mevcut olmadığını, Gavam tecrübesinden sonra, artık anlamıştır. Bunu anladığı içindir ki itirazı, münakaşayı, muhalefetibir

tarafa bırakmış, ne derlerse ona razı ol­mayı yegâne selâmet yolu telâkki etme­ye başlamıştır.

lıalen İn­giltere'de bulunan İngiltere Büyükelçisi Sir Ralph Stevenson'un vazifesi başına dönememesi muhtemeldir.

15 Temmuz 1952

— Kahire:

Yeni Mısır Başbakanı Hüseyin Sırrı Pa­şa bugün verdiği beyanatta, «Siyasi programımın başlıca maddesini Süveyş'-den İngiliz kıtalarının tahliyesi, ve Mı­sır ve Sudan'ın Kral Faruk;un tacı al­tında birleşmesi teşkil etmektedir» de­miş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Memlekette sıkı yönetim gerektiği müd detçe devam edecektir. Halkın güvenlik ve asayişi ile oynamağa kalkışanlar der­hal ezileceklerdir. Serbest seçimlere gi­dileceğini vaad edebilirim. Cısırm için­de bulunduğu malî durumu islâh İçin de elimden gelen her şeyi yapacağım.»

ingiltere - Mısır anlaşmazlığını hal yo-yolunda ingiltere ile müzakerelere giriş­mek tasavvurunda olup olmadığı sualini Hüseyin Sırrı Paşa şöyle karşılamıştır: «Bu suale cevabım evettir. Zaten biraz evvel siyasi programımın esas maddesi­ni tasrih etmiştim. İngiltere - Mısır an­laşmazlığının sür'atle halli Mısır'da is­tikrarın temin edilebilmesi için ve Orta doğunun şümullü stratejik meselesinden dolayı lâzımdır. İşlerin bu şekilde sürün­cemede kalmasına müsaade etmenin Or­tadoğu güvenliği müdafaasının menfa­atlerine aykırı olduğu hususundaki fik­rime İngiltere'deki mes'ul şahsiyetlerin iştirak edecekleri ümidindeyim.»

Mısır'ın Orta-Doğu müdafaa sistemine girip girmiyeceği hakkında da Hüseyin Sırrı Paşa demiştir ki:

«Bütün söyleyeceğim, Mısır'ın kendi ül­kesini müdafaa yolunda elinden geleni yapacağı noktasında toplanacaktır. Te­cavüze uğrayan ve kendi kaynakların­dan faydalanamayan bir memleket, müstakil, hakim bir devlet olmaya lâyık değildir. Mısır müstakil yaşamağa ve elinde bulunan bütün vasıta ve imkân­lara başvurarak istiklâlini korumaya azmetmiş bulunmaktadır.

17 Temmuz 1952

—Kahire:

Umumiyetle güvenilir kaynaklardan öğrenildiğine göre, Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa, bugün Amerikan Büyükelçisi Jafferson Caffery ile, İs­rail'in Kudüs'ü Yahudi devletinin baş­şehri yapmak hususundaki tasavvurları etrafında görüşmüştür. Mülakat, Büyük­elçiliğin İskenderiye'deki binasmda ya­pılmış ve 75 dakika sürmüştür. Azzam Paşanın Amerikan Büyükelçisine, İsra­il'in Dışişleri Bakanlığını Kudüs'e nakli tasavvuru ve diğer memleketleri de bü­yükelçilik ve Elçiliklerini Tel-Avivden kaldırmaya davet etmesini Birleşmiş Milletlerin Mukaddes şehri Beynelmilel-leştirmek kararma aykırı olduğunu bil­dirdiği anlaşılmaktadır.

21Temmuz 1952

—Kahire:

Başbakan Hüseyin Sırrı Paşa istifa et­miştir.

İstifasından evvel Hüseyin Sırrı Paşa Başmabeyinci Hafız Afifi Paşa ve Mı­sır Ordusu Komutanı Muhammed Hay­dar Paşa ile görüşmede bulunmuştu.

—Kahire:

Basma Beyanatta bulunan Başmabeyin­ci Hafız Hafifi Paşa Kral Faruk'un Sır­rı Paşa'nm istifasını henüz kabul etme­diğini ve Başbakanı, istifasından vazge-Çirtmek için sarfedilen bütün teşebbüs­lerin akim kaldığını, yeni kabineyi teş­kile kimsenin tayin edilmediğine ve bu gün yeni temaslarda bulunulacağını bil­dirmiştir.

—Kahire:

Resmî çevrelerden bu gece bildirildiğine göre, eski Başbakan Necip Hilâli Paşa

yeni kabineyi kurmaya memur edilmiş­tir.

22Temmuz 1952

—İskenderiye:

Yeni Mısır Başbakanı Necip El Hilâli Paşa ve kabine üyeîeri bugün Kral Faru-ğun huzurunda yemin etmişlerdir.

Karargâhda yapılan müzakerelerde Ne­cip Paşa ordunun şartlarını şöyle bildir­miştir:

Sıkı yönetimin kaldırılması, normal teş­rii rejime dönüş, Filistin harbi mesul­lerinin ihracı için ordu içinde şiddetli bir tasfiye ve saire,

Ordu diğer taraftan dün Hilâli Paşa ta­rafından kurulan kabine yerine Ali Ma­hir Paşa'nm Başkanlığında yeni bir hü­kümetin kurulmasını istemiştir. Bunun üzerine görüşmeden sonra İçişleri Baka­nı telefonla İskenderiye'deki Başbakanı bulmuş ve vaziyeti anlatmıştır.

Az sonra da Hilâli Paşa saraya giderek Krala istifasını vermiştir.

— Kahire:

Ordunun iktidarı ele almasından beri bugün saat 13'e kadar bir tek süâh atıl­mamıştır. Bununia beraber öğleden son­ra umumi gerginlik anbean artmakta îdi. Askerî makamlar sansürü ele alarak yabancı muhabirlerin telgraflarını kont­role başlamışlardır.

Öğleden sonra radyo ile halka hitaben bir beyanname neşreden General Necip demiştir ki:

Askerî kuvvetler adına vatanımızın se­lâmeti için sükûnetleriyle giriştiğimiz hareketi desteklemiş olanlara candan te­şekkür etmek isterim.

— Kahire:

Necip Paşa, Kral tarafından yapılan ta­yinleri azalarının tenkid etmesi üzerine Kral Faruk'un, kapatılmasını emrettiği Kahire Subaylar Kulübünün Başkanı bulunmaktadır.

Bugünkü beyannamesinde Necip Paşa hükümetin her kolunda mevcut yolsuz­lukların memleketi felâkete sürüklediği­ni ve Filistin'deki bozguna sebebiyet ver­diğini bildirmiş ve demiştir ki:

Biz kendi kendimizi temizliğe tabi tut­tuk. Ordu hükümet işlerini seciye, bilgi ve vatanseverliklerine imanımız olan kimselere tevdi etmiştir. Ordu polisin de yardımı ile kanun ve ni­zama hürmet ettirme mesuliyetini üze­rine almaktadır. Aynı zamanda ecnebi dostlarımızın da müsterih ve Mısır'da yaşayan 250 bin yabancının güvenlik ve

hayatından ordunun kendini mesul say­dığından emin olmalarını isterim.

—Kahire:

Mısır ordusu hükümet darbesini hiç kan akıtmadan yaparak muvaffak olmuş ve bu akşam ihtiyar devlet adamı Ali Ma­hir Paşa'yı Başbakanlığa getirmiştir. İkinci Dünya Harbinde hapsedilmiş olan Ali Mahir Paşa bu akşam beyanatta bu­lunarak vaziyetin çok nazik olduğunu, fakat bir iki gün içinde tavazzuh edebi­leceğini söylemiştir.

Kral, 15 gün evvel Necip Paşa'ya Harbi­ye Bakanlığını vermeyi reddetmişti.

24 Temmuz 1952

—Kahire:

Yeni kabinenin teşkilinin birkaç gün ge­cikeceği sanılmaktadır. Basma beyanata ta bulunan Ali Mahir Paşa kabinenin belki de bir defada da tam olarak teşek­kül etmiyeceğini fakat sonradan ta­mamlanacağını bildirmiştir.

Başbakan, ordu subaylarından bir grup ve yeni Başkomutan Muhammed Necip Paşa ile görüştükten sonra istişareleri­ne devam için bu sabah İskenderiye'ye gideceğini bildirmiştir.

—Kahire:

Mısır Orduları Başkomutanı ve Eski Harbiye Bakanı Mareşal Muhammed Haydar Paşa Krala istifasını vermiştir. İstifası kabul edilmiştir.

—Kahire:

Başbakan Ali Mahir Paşa dün gece ba­sma aşağıdaki demeçte bulunmuştur:

«Bu sabah ordunun iki murahhasını ka­bul ettim. Murahhaslar bana isteklerini bildirdiler.

Bundan sonra Muhammed Necip Paşa'-dan, öğleden- sonra benimle görüşmesini istedim.

Yanında altı subay bulunduğu halde ge­len Necip Paşa ile iki buçuk saat şim­diki hadiselerin esasını teşkil eden me­selelere dair görüştük.

Meselenin memleketin menfaatine uy­gun bir şekilde halledileceğine eminim. Gerek Mısırlılar, gerek ecnebilerin, bütün halkın hiçbir surette endişeye kapıl­malarına lüzum yoktur. Bu hususta ken­dilerine teminat verelim. Şimdiki vazi­yetin halledileceği ümidindeyim. Vatan­severlik hisleri herşeyden üstün olan Mısır milletine karşı güvenimiz vardır. Yarın sabah saat 7.30 da Kahire'den/ iskenderiye'ye gideceğim. Benim için bir gaye vardır: Vazifemi ifa etmek ve kendimi memleketimin emrine vakfet­mek.»

— Kahire:

Mısır'da askeri hükümet darbesine mün­cer olan hadiseler son üç gün içinde o kadar sür'atle cereyan etmiştir ki ha­diselerin cereyanım hatırlatmak herhal­de faydadan hali değildir.

20 Temmuz Pazar günü, 18 gün evvel kabinesini teşkil etmiş olan Başbakan Hüseyin Sırrı Paşa, öğleye doğru mesai arkadaşlarını davet ederek vaziyeti ken­dilerine izah etmiş ve istifanamesini yazdıktan sonra derhal saraya gitmiştir. Hüseyin Sırrı Paşa, General Hüseyin Sırrı Amr'ı Harbiye Bakanlığında Hu­dutlar İdaresi Komutanlığına tayin et­meyi reddetmiştir.

Hüseyin Sırrı Paşa bu Bakanlığı ordu­nun genç unsurları tarafından lider sa­yılan General Muhammed Necip Paşaya tevdi etmek istiyordu.

Esasen bu iki General arasındaki reka­bet General Muhammed Necip Paşa'nın Kahire'deki«Subaylar Kulübü»ne başkan tayin edildiği sırada başgöstermiştir. Bu vazifeye resmî namzet General Hüseyin Sırrı Amr Paşa İdi. Bu vazifeye tayin için yapılan seçim sırasında bazı karı­şıklar cereyan etmiştir. Bunlar şehir dı­şında bulunan bir binada toplantı yap­mak istemişierse de polisin müdahalesi ile karşılaşmışlardır. Bu suretle subay­lar arasında memnuniyetsizlik artmıştır. Sırrı Paşa orduda vahim karışıklıklar çıkaracak General Hüseyin Sırrı'yı ka­binesine almanın imkânsızlığını takdir etmişti. Bunun üzerine derhal istifasını vermiştir.

21 Temmuz Pazartesi günü Kral Sırrı Paşa'nın istifasını kabul etmişti. Bu şartlar altında idareyi ele alabilecek siyasi şahsiyeti ortaya çıkarmakiçin

bütün gün görüşmelere devam etmişti, esasen Sırrı Paşa'nın istifasının kabul edildiğini bildiren kralın tebliğinde va­ziyetin vehametine işaret edilmişti. Hi­lâli Paşa'yı yeni kabineyi teşkile memur etmek hakkında Kralın kararı herkeste hayret uyandırmıştı.

Hilâli Paşa üç hafta evvel kesin olarak aydınlanmayan şartlar altında İstifa et­miş bulunuyordu.

22 Temmuz Salı günü Hilâli Paşa bütün eski mesai arkadaşlarını davet ederek vazife başına geçmelerini istemişti.

Bu defaki Hilâli Paşa kabinesi ile eski Hilâli Paşa kabinesi arasmda mühim bir fark vardır.

Harbiye ve Bahriye Bakanlığı eskisi gi­bi Mtirteza El Maragi Paşa'ya tevdi edilmiyerek siyaset sahnesine yeni çı­kan Albay İsmail Şirin Bey'e tevdi edil­mişti.

—Kahire:

General Muhammed Necib, Kahire Gar­nizonu Komutanı bulunan kardeşi Ge­neral Ali Necib'i tevkif ettirmiştir.

—Londra:

Dün buradaki umumiyetle iyi haber alan. çevrelerin kanaatine göre Mısır'daki İn­giliz Kıtaları Kanal bölgesinde yerlerin­den kıpırdamayacak ve Mısırda başgös-termiş olan dahili buhrana hiçbir suret­le karışmamak siyaseti güdeceklerdir.

—Kahire:

Başbakan Ali Mahir Paşa kabinesinin harici politikası hakkında basma ilk de­mecini vermiş ve şöyle demiştir:

«Mısırın, hürriyet ve işbirliği esasları üzerinde kurulacak bir dünya sulhüne katılmasına çalışacağım.»

Bu demeç diplomatik mahfillerde alâka ile karşılanmış ve hararetle tefsir edil­miştir.

—.Kahire:

Dün hükümet darbesini yapan General Muhammed Necip Bey'in resimleri bu­günkü Mısır gazetelerinin ilk sahifeleri-ni işgal etmektedir.

—Kahire:

Mısır Kralı Faruk'un oğlu lehine tahttan çekildiği teyid olunmaktadır.

—Paris:

Kahire Radyosunun bildirdiğine göre, Kral Faruk Mareşal Necip Beyin ülti­matomu üzerine istifa etmiştir. Mareşal Necib'in kuvvetleri Ültimatom verilme­den önce Kral Sarayının etrafım sarmış bulunuyorlardı.

—İskenderiye:,

İyi haber alan kaynaklardan bildirildiği­ne göre, Kral Faruk Birleşik Amerika'­da yerleşmek niyetindedir. Anlaşıldığına göre, Kral şimdi doğrudan doğruya Amerika'ya gitmiyecektir. Evvelâ İtal-ya veya Fransa'ya gidecek, kat'i olarak yerleşeceği yer hakkında gerekli hazır­lıklar yapıldıktan sonradır ki seyahatine devanı edecektir.

—Kahire:

Askerî polis, Kral Sarayının Eski Müşa­virler; Emias Andraus ve Kerim Tabet Paşanın Mısır'dan ayrılmalarına mani olmuştur.

İki müşavir bu sabah Fransız uçağı ile Paris'e hareket edecekleri sırada hava alanında yakalanarak Kahire'ye götürül­müşlerdir.

—Beyrut:

Kahire Radyosunun Beyrut'tan dinlenen neşriyatına göre Kral Faruk saat 18'de Mısır'danayrılmıştır.

—İskenderiye:

Ali Mahir Paşa bütün parti mensupları­nı ihtiva edecek bir Koalisyon kabinesi kurmağa hazırlanmaktadır. Bu hükümet Kralın tahttan feragat etmesi üzerine gerekli olan bütün tedbirleri alacak ve yeni seçimleri hazırlayacaktır.

—Paris:

Kral Faruk'un lehine tahttan feragat et­tiği Prens Ahmed Fuad 16 Ocak 1S52 tarihinde, ikinci karısı Neriman Sadık'-tan doğmuştur.

—Londra:

Dışişleri Bakanlığına, mensup bir sözcü, beyanatta bulunarak demiştir ki:

Mısır hadiseleri hakkında ingiltere da­imî olarak müteyakkız bir durum mu­hafaza etmektedir. İngiltere, Mısır'ın içişlerine hiçbir suretle müdahale etmek niyetinde değildir. Fakat İngiliz menfa­atlerini korumak için icabederse gerekli tedbirleri almakta tereddüt etmiyecek-tir.

—Kahire:

Zevk düşkünü Kral Faruk'un tahttan fe­ragat ettiği resmen radyo ile bildirilince bütün Mısır'da bir bayram havası hü­küm sürmüştür. Şehir üzerinde harfc> uçakları çok alçaktan uçmuşlardır.

İskenderiye'den alman ilk haberlere gö­re, ordu birlikleri muhafızlarla biraz çarpıştıktan sonda Ras E3 Tin Sarayına girmişlerdir.

—Kahire:

Kral Faruk'un tahttan feragatinden he­men sonra Başbakan Ali Mahir Paşa, Mareşal Necip, Devlet Şûrası Başkanı Sanhurî Paşa ve Başkan Yardımcısı Sü­leyman Nafiz Bey'den müteşekkil dört kişilik br niyabet meclisi kurulmuştur.

—Kahire:

Kral Faruk hareketinden evvel muhafız­larına son oîarak şunları söylemiştir:

Kuvvetli olunuz, metin olunuz. Her şey Allanın elindedir. İnsan hadiselere bo­yun eğmeli ve onları açık kalbliükle karşılamahdır. Âllaha hepinizi iyi yola sevketmesi için dua ediyorum.

—Kahire:

İskenderiye'den alman haberlere göre, Kral Faruk Birleşik Amerika'ya gitmek niyetiyle Mahrusa adındaki yatı ile Mı­sır'dan ayrılmıştır.

—Kahire:

Kral Faruk, üzerinde Bahriye Ünifor­ması olduğu halde saat 17.45 de Ras El Tin Sarayından ayrılmıştır. Bu sırada Saray üzerinde dalgalanmakta olan Krallık Bayrağıindirilmiş vebando Krallık marşını çalmıştır. Kraliçe ile ve­liaht Kraldan 15 dakika önce yata gel­miş bulunuyorlardı.

—Londra:

Bazı ingiliz şahsiyetleri Kral Faruk'un tahttan feragatinin Îngiliz-Mısır anlaş­mazlığının Halline imkân vereceğini söy­lemişlerdir.

Kral Faruk'un çekilmesi Îngilîz-Mısır anlaşmazlığının halli yolundaki en bü­yük maniayı yani Kralın aynı zamanda Sudan Kralı olarak tanınması yolundaki ısrarının bertaraf edildiğini göstermek­tedir.

—İskenderiye:

Ordu hareketinin faaliyet merkezi Ka-hire'den İskenderiye'ye intikal etmiş bu­lunmaktadır.

Dün bütün gün önemli ordu birlikleri Kahire'den iskenderiye'ye sevkedilmiş-ler ve meydanlarda büyük caddelerde .mevki alarak şehrin belli başlı stratejik mevkilerini işgal etmişlerdir.

Şehir içinde motorlu devriye kolları do­laşmaktadır. Hiçbir hadise çıkmamış ve şehirde tam bir sükûn hüküm sürmüş­tür. Bununla beraber halk görünüşe gö­re hiç sebep yokken İskenderiye'ye ya­pılan asker sevkıyatı karşısında hayre­te düşmüştür. Başkomutan Mareşal Mehmet Necip Bey İskenderiye'ye ge­lince Başbakan Ali Mahir Paşa'yı ziya­ret etmiştir.

Askerî komutanlıkla hükümet arasında­ki bütün meseleler halledilmiş bulun­maktadır. Bu iki makam arasında hiç­bir anlaşmazlık yoktur.

-— iskenderiye:

Mısır ordu birliklerinin Kral Faruk'a ait yazlık Ras El Tin ve Montaza Sa­rayları etrafında mevki almaları üzeri­ne ordunun bu saraylara iltica etmiş olan şahsiyetleri ele geçirmek istediği yolunda rivayetler dolaşmaktadır.

27 Temmuz 1952

— iskenderiye:

Niyabet Meclisi aşağıdaki zevattan te­şekkül etmiştir:

Başbakan Ali Mahir Paşa, Mısır Kuv­vetleri Başkomutanı Mareşal Muham-med Necip, Lütfi El Sayed Paşa, Kahire Üniversitesi Eski Rektörü ve Arab lisa­nı Akademisi Başkanı, Abdurrazzak Santuri Paşa, Danıştay Reisi ve Eski Eğitim Bakanı Zeki Urabî Bey, Vefd Partisinden Ayan Üyesi. Başbakan Ali Mahir Paşa, Niyabet Mec­lisi Başkanı seçilmiştir.

—Kahire:

Kral Faruk, 7 yaşma bastığı anda Mı­sır'a göndermesi kaydiyle Veliahd Prens Aîımed Fuad'ı beraberinde götürmekte­dir. Kraliçe. Neriman, Kralın kızları ve maiyeti erkânı kendisine refakat etmek­tedir.

— Kahire:

Dün akşam yayınladığı bir beyanname­de General Muhammed Necib, Kral Faruk'un iki gün evvel kendisine tev­cih ettiği mareşallik rütbesinden ve Ba­kanların maaşlarına tekabül eden ma­aştan vazgeçtiğini bildirmiştir.

General Necib, Siyasi buhran sırasında bu teklifi kabul ettiğini, fakat Kral Fa­ruk'un tahtından vazgeçmesi neticesinde bu sıfatı muhafazaya sebep kalmadığını belirtmiştir

—Londra:

Dün gece Londra'da muhtelif kaynaklar­dan öğrenildiğine göre Mısır hadiseleri üzerine İngiliz kuvvetleri bir ihtiyat tedbiri olmak üzere muhtelif hareket­lerde bulunmuşlar ve Malta'da karaya çıkmış bulunan İngiliz Bahriyelilerinin sür'atle gemilerine dönmeleri emri ve­rilmiştir.

Bu hususta malûmatına müracaat edi­len Amiralîik Dairesi, bu tedbirlerde hiç­bir gayrıtabiilik olmadığını bildirmiştir, ingiltere hükümetinin yetkili sözcüsü, hükümetin Orta-Doğudaki tebaalarının can ve mallarını korumak için plânlar hazırlamış olduğunu, bugün alman ted­birlerin başka bir şey olmadığını bildir­miştir.

Amirallik Dairesi, Malta Adası'nda izin­li bulunan bahriyelilerin gemilerine çağ­rıldığı haberinin doğru olduğunu, fakat

bunun da evvelden hazırlanan umumi plânların tatbikinden başka birşey ol­madığını belirtmiştir. İngiliz harb gemilerinin muhtemel hare­ketleri hakkında tasrihat eîde edileme­miştir.

—Bevarly Hills (Kalifornia):

Kalifornİa'da ikamet eden Mısır Ana Kraliçesi Nazlı, Faruk'un tahttan fera­gat ettiği haberini ahr almaz fevkalâde sarsılmış ve yatağa düşmüştür. Basma yaptığı beyanatta Ana Kraliçe, şunları söylemiştir:

«Bir müddetten beri fena bir haber ala­cağımı bekliyordum.»

—Londra:

İyi bir kaynaktan öğrenildiğine göre Mı­sır Kuvvetleri Başkomutanı General Ne-cib ve Başbakan Ali Mahir Paşa Mısır­daki ingiliz tebaalarının emniyetine hiç­bir halel getirümiyeceğine dair îngiliz hükümetine teminat vermişlerdir. Diğer taraftan Londra'da ısrarla belirtil­diğine göre, Süveyş Kanalı'ndaki îngi­liz kuvvetlerine süâhbaşi emri verilmesi ve Akdeniz'deki ingiliz filosu harekâtı­nın, ancak, lüzum hissedildiği' takdirde İngiliz tebaasını korumak gayesini istih­daf etmektedir.

— Madrid:

Kral Faruk'un tahttan feragati geç va­kit haber alındığından akşam gazeteleri tarafından bildirilememiştir. ispanyol Radyosu saat 21 yayımında bu haberi ve Kralın hayatı hakkında ma­lûmat vermiş ve hiçbir tefsirde bulun­mamıştır.

Arab dünyası hadiselerinin büyük bir dikkatle takip edildiği Madrid'de, Mısır buhranı birkaç haftadan beri basında birçok tefsirlere yol açmakta idi. Basın, bu tefsirlerinde Orta-Doğu'daki siyasi istikrarsızlık karşısında bazı endişeler belirtmekte idi.

—Paris:

Kral Faruk'un tahtından feragat etme­si Paris'te büyük bir sürpriz teşkil et­memiştir.

Zaferle neticelenen askeri hükümet dar­besinin onu hedef tuttuğu muhakkaktı. Fakat Kral ile beraber mutlakıyet idare de sona ermiş bulunmaktadır. Mısır'ın bütün siyasi veçhesi değişmektedir.

Yetkili çevreler, ortaya çıkan bu meçhul karşısında herhangi bir istidlalde bu­lunmamaktadırlar.

—Washington:

Amerikan siyasi çevrelerinde ileri sü­rüldüğüne göre sabık Mısır Kralı Fa­ruk, icabettiği takctirde Birleşik Ame­rika'da kendisine bir melce bulabilecek­tir.

Kahire'den gelen haberlere rağmen Fa­ruk'un ikamet yeri olarak Birleşik Ame­rika'yı seçnıiyeceği sanılmaktadır. Hski Kralın, Avrupa'nın siyasi ve sos­yal hayatını karakter ve mizacına da­ha uygun buiacağı ileri sürülmektedir. Kral ailesinin Birleşik Amerika'da mu­azzam bir servet topladığı da ilâve edil­mektedir.

—Roma:

Kral Faruk'un tahtından feragati habe­ri italya'da heyecan uyandırmıştır. Kahire hadiseleriningelişmesi burada büyük bir alâka ile takibedilmekte idi. Yeni Mısır rejiminin Orta-Doğru'nun mü­dafaası hususunda Batılı devletlerle İş­birliği siyasetini takipedip etmiyeceğî endişe ile sorulmaktadır. El mahrusa yatının bir italyan limanına gelmesi ihtimali hakkında şimdiye ka­dar yetkilibir haber alınmadığı resmî çevrelerde bildirilmektedir.

—Kahire:

Veliahd Prens Ahmed Fuad Mısır ve Sudan Kralı ilân edilmiştir. Buna ait beyanname metni şudur: «Kral Birinci Faruk'un veliahdı Prens Ahmed Fuad lehine tahttan feragatle Mısır'dan ayrıldığı bu sırada, Bakanlar Kurulu Majeste Ahmed Fuad'ı Mısır ve Sudan Kralı ilân eder ve kendi saltana­tı devrinde Mısır millî mukadderatının tahakkuk sahasına ulaşmasını Allahtan diler.»

Kral Faruk'un veliahdı lehine tahttan feragatini bildiren vesikanın metni de aşağıdadır:

—Kahire:

Kraliçe Neriman'la altı buçuk aylık genç Kral Ahmed Fuad'm, Kral'm 14 yaşmdaki kızı Prenses Feriaî, 12 yaşındaki kızı Prenses Pevziye, Kraliçesinin an­nesi Asile Sadık hanımla birlikte El-Mahrusa yatiyle Mısır'dan hareket et­tikleri resmen teyid etmiştir. Kral Faruk'un kizkardeşleri Faize, Feza ve eski Kraliçe Feride ve 9 yaşındaki kızı Prenses Fadiye Mısır'da kalmışlar­dır.

— Kahire:

Niyabet Meclisinin teşkili meselesi etra­fında dün akşam anlaşmazlıklar hüküm sürmeğe devanı etmekte idi.

Yarı resmî kaynaklardan muhtelif ha­berler verilmişti.

Bununla beraber, Mısır'dan hareketin­den evvel, Kral Faruk, Anayasa hüküm­leri gereğince Naiblerin isimlerini bizzat tesbit etmiş bulunmaktadır. Bu isimler mühürlü iki zarf içindedir. Bu zarflardan biri sarayın arşiv daire­sinde bulunmakta, diğeri Başbakanlık­tadır.

Anayasa gereğince buzarflar, parlâ­mento ve Ayan Meclislerinin birlikte ya­pacakları bir toplantıda açılacaktır. O tarihe kadar naiblerin isimlerini res­men bilinmeyec ektir.

:— Kahire:

General Muhammed Necib dün neşret­tiği bir askerî beyannamede umumi asa­yişi İhlâle yeltenecek kimselerin vatan haini sayılacakları ve emsali görülme­miş bir şiddetle cezalandırılacaklarını bildirmekte ve millete ordu ile emniyet makamlarının, nizam ve kanunu koru­mak yolunda en sıkı tedbirleri almış ol­duklarını temin etmektedir. Mısırlı siyasi önderler ordu karargâhın­da General Muhammed Necib'e mülaki olarak, Kral Faruk'un tahttan feragati dolayısiyle meydana gelen durumu mü­zakere etmişlerdir. Bu toplantıda, saat partisi önderlerinden Hüseyin Heykel Paşa, Vaft Partisinden, Ayan Meclisi Başkanı Zeki El Arabi Paşa ve müstak­bel Başbakan olması muhtemel bulunan müstakillerden Eahaeddin Bereket Paşa hazır bulunmuşlardır.

General Muhammed Necip'in bu zatlara «ordunun bu hafta yapmış olduğu ham-

le, arzu etmekte bulunduğunuz hedefle­re ulaşmaya tevcih edilmişti» dediği bil­dirilmektedir.

Resmen teyid veya tekzib edilmeyen bir habere göre, Kral Faruğu teşyi edenler arasında yegâne yabancı siyasi temsilci olarak bulunan Birleşik Amerika Büyük­elçisi Jefferson Caffery, Mısır makam­larından, Kral Faruk'la ailesinin Mısır­dan selâmetle ayrılmaları hususunda te­minat vermelerini istemiştir.

Birleşik Amerika Büyükelçisi girişilen askerî darbe karşısında Birleşik Ame­rika'nın görüşünü bildirmek üzere bu­gün bir basın toplantısı yapacağı sanıl­maktadır.

—■ Kahire:

Kral Faruk Mısır topraklarından ayrı­lırken gözleri yaşarmıştır. Kral Faruk ve eşi Neriman beraberlerinde 204 valiz götürmektedirler.

Başbakan Ali Mahir Paşa dün Kral Fa­ruk'u üç. defa ziyaretle, feragat ve Mı­sır'dan ayrılma meselelerini uzun uza-dıya görüşmüş ve ne suretle hareket edi­leceğinin bütün teferruatını Kral İle bir­likte tesbit etmiştir.

Bunu müteakip de bin tonluk hususi ya­tın akşama hazırlanması emri verilmiş­tir.

Aii Mahir Paşa ile General Muhammed Necib Kral Faruğun tahttan feragatim: bildiren vesikayı hazırladıktan sonra Ni­yabet Meclisine ayrılan üyeleri isken­deriye'ye davet etmişlerdir.

Kral Faruğun tahta çıktığı 1933 sene-sindede Başbakan bulunan Aii Mahir Paşa, Kralın Mısır topraklarından ayrı­lışından evvel gazetecilere verdiği beya­natta ezcümle demiştir ki:

«Üç günden beri devam etmekte olan buhran, hükümdarın, bu yolda gösterdi­ği dirayet ve vatanseverlik örneği saye­sinde sona ermiştir. Hükümdarın bu ka­rarı Niyabet Meclisi tarafından derin bir surette takdir edilecektir.

— Kahire:

Sabık Kral Faruk'un rakip olduğu Mah­rusa yatı, Mısır kara sularından ayrıldı­ğısırada, İskenderiye'de resiltin saraymdaki kışlalardan 21 top atımı ile se-lâmlanmıştır. Sabık Kral, bir İtalyan limanına çıktık­tan sonra, yatı Mısır'a dönecektir. Ge­neral Muhanımed Necib, bütün deniz va­sıtalarının gereken çıkış vizesini alma­dan ayrılmalarını İskenderiye'ye gelen ve İskenderiye'den çıkan bütün gemiler­deki yolcu manifestolarının ordu karar­gâhına bildirilmelerini emretmiştir.

General Muhammed Necib, Deniz Komu­tanı Amiral Mahmud Bedri Azil ile ye­rine Amiral Mehmed Raşir'i tayin etmiş bulunmaktadır.

—İskenderiye:

Saraya yakın çevrelerin bugün bildir­diklerine göre, sabık Kral Paruk tara­fından tavsiye olunan üç kişilik Niyabet Meclisi Ali Mahir Paşa, Faruğun Amca­sı Sabri Şerif Paşa ve sabık Kralın eniş­tesi, eski İran Kraliçesi Fevziye'nin eşi îsmail Şirin Bey'den terekküp etmekte­dir.

Niyabet Meclisi henüz resmen kurulmuş değildir, zira her iki Meclis tarafından tasdiki gerekmektedir.

—İskenderiye:

İngiliz Büyük Elçiliği Maslahatgüzarı Mieîıael Cresswell bugün Mısır polis ve askerî subayların muhafazası altında Mısır Başbakanı Ali Mahir Paşa'yı ma­kamında ziyaret etmiştir.

—İskenderiye:

Başbakan Ali Mahir Paşa bugün yaptı­ğı basın toplantısında, «bazı meseleleri görüşmek üzere» Bakanları bu gece bü­rosuna davet ettiğini, yarm sabah da Kahire'ye döneceğini söylemiştir.

—İskenderiye:

Parti liderleri, Kral Faruğun tahtından feragatini müteakip meydana gelen si­yasi durumu görüşmek üzere Başbakan Ali Mahir Paşa'yı ziyaret etmişlerdir. Saad Partisi Lideri îbrahim Addelhadi Paşa Başbakan Veft Partisinden Zeki Elarabi Paşa Mehmed Selâhaddin Paşa, durum hakkında sarih malûmat edinmek "istediklerini beyan etmişlerdir.

—Kahire:

Birleşik Amerika Büyükelçisi Jefferson Caffery, bugün verdiği beyanatta sabık Kral Faruğu, Kralın şahsen daveti üze­rine ve Mısır hükümet askerî makamla­rının muvafakati ile teşyi ettiğini ve rıh­tımda yegâne ecnebi diplomat olarak kendisinin bulunduğunu söylemiş duru­mun nezaketi dolayisiyle, Kralın fera­gat keyfiyeti hakkında mütalâada bu­lunmaktan kaçınmış ve Kral Faruk'un Amerika'da yerleşmek tasavvurunda bu­lunduğuna dair hiçbir resmî ve hususi malûmatım yoktur demiştir.

—Kahire:

Resmî Kahire Radyosu Mısır Silâhlı Kuvvetler Eski Başkomutanı General Haydar'm tevkif edildiğini bildirmiştir.

28 Temimiz 1952

—İskenderiye:

Bakanlar Kurulu dün akşam bir saat 45 dakika süren bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda siyasi mevkuflarınser­best bırakılmaları hakkında görüşmeler yapılmıştır.

Aîi Mahir Paşa, İçişleri Bakanı sıfatiy-le 264 mevkufun serbest bırakılmalarını kararlaştırmıştır.

—Kahire:

General Muhammed Necib, uçakla Kahi­re'ye dönmüştür. Bugün kabine erkânı dahi Kahire'ye dönmüşlerdir. İskenderiye'de basmademeçte bulunan General Necib, şunları söylemiştir:

«Ordunun yeniden teşkilâtlandırılması vazifemizdir, Hükümetin yeniden teşki­lâtlandırılması yalnız ve yalnız hüküme­te ait bir iştir. Anayasayı tesis edildiği şekilde tatbik etmek istiyoruz. Anayasada değişiklik yapmak gereki­yorsa hükümet lâzımgelen tedbirleri al­makla mükelleftir.

Ordu buna müdahaledebulunmayacak­tır. Çünkü askerlerinsiyasi meselelere karışmamaları lâzımdır.» General, tasfiyeye azimle devam edilece­ğini söylemiş ve şunları ilâve etmiştir: «Her türlü nümayiş ve karışıklıkları bas­tırmak hususunda merhametsizce dav­ranacağım.»


— Kahire:

Mareşal Haydar'm tevkifinden sonra Kral Faruk'a doğrudan doğruya mensub bulunan bir kısım şahsiyetler gözaltına alınmışlardır.

Bunların yerlerini değiştirmeleri mene-dilmiş, pasaportları alınmış ve eşkâlleri bütün hudut karakollarına bindirilmiş­tir.

Vapur ve uçak kumpanyalarına, vasıta­larıma, hareketlerinden en az 6 saat ev­vel memleketi terkedenlerinlistelerini ordukumandanlığının tasvibinearzet-meleri emri verilmiştir. Gözaltı hapsinealman şahsiyetler ara­sında bilhassaisimleri aşağıdayazılı şahsiyetler bulunmaktadır: Kasım Tabet Paşa: Kral Faruk'un eski basın müşaviri.

Elias Andraos Paşa: Kral Sarayı iktisa­di müşaviri,

Antoine Pouli Bey: Kralın lıususi'işleri­ne memur,

Muhammed Hilmi Hüseyin Bey: Saray Garajlar Müdürü.

Al Mısrî Gazetesine göre Kerim Tabet Paşa ve Andraos Paşa'nm tevkifleri sı­rasında eşyaları arasında mühim vesi­kalar bulunmuştur.

Bunlar Cumartesi günü Air France uçağiyle Paris'e gitmek üzere iken ya-kal anmışlar dır.

Al zaman gazetesinin bildirdiğine göre, eski Kralın en fazla yakınında bulunan ve onun en iyi dostu olan Antoine Pouli Bey mühim ihbarlarda bulunacağını bil­dirmiştir.

— Kahire:

Kahire Radyosunun bugün bildirdiğine göre, eski Kral Faruk Akdeniz açıkla­rında General Muhammed Necib'e şu telsizi göndermiştir:

«Güç vazifenizde size muvaffakiyetler dilerim.

Kral Faruğun tahtından feragati dola-yısiyle halkın bir gece evvel yaptığı coş­kun tezahürattan sonra dün, şehir te-mamiyle sükûnete dalmıştı. Bununla be­raber ordu birlikleri, şehrin muhtelif yerlerindeki mühim noktaları işgal al­tında bulundurmaktadır. Abidin ve Kub-

le Sarayları askerî kıta ve tanklar tara­fından kuşatılmıştır.

—Kahire:

Veft Partisine mensup bütün Parlâmen­to âzası, bu gece eski Başbakan Nahas Paşa'nm reisliğinde toplanarak 23 Tem-muz'da yapılan askerî darbe neticesinde memlekette meydana gelen yeni rejim muvacehesinde partinin alacağı vaziyeti tesbit edecektir.

Beri yandan diğer mühim bir gelişme de, İslâm kardeşliği yüksek önderi Hasan Hodeybi Beyin, islâm kardeşliğinin Ge­neral Mehmed Necib'i destekleyeceğine dair neşredeceği beyanname olacaktır.

Siyasi müşahitler, islâm kardeşliğinin yeni rejimde mühim rol oynayacağı ka­naatindedir.

—Londra:

Bugün öğleden sonra Avam Kamarasın­da Mısır meseleleri hakkında beyanatta bulunan Dışişleri Bakam Eden, Kral Fa­ruk'un tahttan feragatini ve niyabet Meclisinin kurulmuş olduğunu hatırlat­tıktan sonra demiştir ki:

Kralın yapabileceği işler halen Ali Ma­hir Paşa'nm başında bulunduğu Mısır hükümetine ait bulunmaktadır. Mısır'da nizamı muhafaza edebilecek müstakar bir hükümetin kurulmasını arzu ettiği­mizi belirtmek isterim. Şimdiye kadar Mısır'da hiçbir karışıklık ve tabalarımı­za karşı herhangi bir tehdidiamiz hare­ket vuku bulmamıştır. Bununla beraber, halihazır vaziyetin doğurabileceği teh­likeleri nazara alarak Mısır'a yeniden asker gönderilmesine müsaade ettik. Ka-hire'deki İngiliz Maslahatgüzarı Mısır Hükümetine İngiliz Hükümetinin Mısır içişlerine müdahale etmek niyetinde ol­madığını bildirmiştir.

Maslahatgüzar aynı zamanda, asker sevkiyatmm, lüzumu halinde îngüiz ta­balarının korunmasına matuf olduğunu belirtmiştir.

Bunun üzerine söz alan muhalefet lideri Attlee Dışişleri Bakanına, sabık Kral Faruk'un Oğlu Ahmed Fuad'm Mısır ve Sudan Kralı ilân edildiği yolundaki ha­berin doğru olup olmadığını sormuştur. Eden buna şöyle cevap vermiştir:



Bu doğrudur, fakat bu karar İngütere-nin Sudan meseleleri hakkındaki duru­munu hiçbir suretle değiştiremez.

—Roma:

Kral Faruk'un iğinde bulunduğu Mahru-sa yatının Napoli'ye uğrayacağı teyid olunmaktadır. Filhakika İtalya'daki Mı­sır Büyükelçisi Abdülaziz Bedri Bey Ko-ma'dan Napoli'ye hareket etmiştir.

29 Temmuz 1952

—Kahire:

Maliye Bakanlığı, saraylar muhteviyatı hakkında bir envanter tanzime hükü­metçe memur edilmiştir.

Kral Sarayı Arşivleri dahi envantere ta­bi tutulacaktır.

—Bağdad:

Irak basım, Kral Faruk'un tahttan fera­gati meselesini tefsire devam etmekte­dir.

Bağımsızlık Partisi Lideri Faik Marray, Partinin organı olan «Livayı İstiklâl» gazetesine, bu meseleye tahsis ettiği ma­kalede şu cümleyi yazmıştır:

«Faruk'un hareket hattını bilenler, onun­la Firavun arasında hiçbir fark görmez­ler.»

Millî Sosyalist Partisinin yarı resmî or­ganı olan «Al Naba» gazetesi, «Firavun sukutu» adlı başyazısında şunları yaz­maktadır:

«Faruk'un tahttan indirilmesi, tazyik altında bunalan Doğu milletlerinin efen­dilerine karşı içten içe mücadelelerini aydınlatmaktadır.»

Birlik Halk Cephesi Organı «El Cebhei Şabian» gazetesi, Faruk'un sukutunun kaçınılmaz bir keyfiyet olduğunu belirt­miştir.

Eski Başbakan Nuri Said Faşa'nm lide­ri bulunduğu «Anayasa Birliği Partisi» organı olan «Asyet» gazetesi, tefsirde bulunmamaktadır.

Irak Başbakanı Mustafa El ömeri'nin yakında bir basın toplantısı yapması ve Mısır hadiseleri hakkında beyanatta bu-lunması beklenmektedir. Mısır hadiseleri dün akşam Bakanlar Kurulunda müzakere edilmiştir.

—Kahire:

Bütün Mısır mahkemeleri dünden itiba­ren Kral ikinci Ahmed Fuad adına hü­küm vermeğe başlamışlardır.

Yeni paralar basılmasına karar veril­miştir.

Yeni paralar üzerine Kralın resmi yeri­ne millî bir resim basılacaktır. Bakanlar Kurulu Eski Kral Faruk'un doğum günü olan 11 Şubat ve tahta çı­kış günü olan 6 Mayıs iki millî Bayram gününün feshine dair bir kararname çı­karacaktır.

—Kahire:

Veft Partisi Başkanı eski Bakanlardan Mustafa Nahas Paşa ile İngiltere Bü­yükelçisi Sir Ralph Stevenson, bugün Başbakan Ali Mahir Paşa ile görüşmüş­lerdir.

Diğer taraftan Arab Birliği Genel Sek­reteri Abdurrahman Azzam Paşa da Ge­neralNecibilegörüşmüştür.

—Kahire:

Resmî makamların bugün bildirdiklerine göre, orduda vukua gelen ve tahtından feragatine mal ve başlıca amil olan ve rezaletlerde eski Kral Faruğun şahsen dahli bulunmaktadır.

Bu beyanatı veren, İsrail'e karşı girişi­len Filistin muharebeleri sıralarında yüksek rütbeli 13 subay, memur ve tüc­carın ihtilas yaptıkları iddiası tahkika­tım idare eden eski Başsavcı Mehmed Azmi Bey'dir.

Mehmed Azmi Bey, bugünkü Anayasa hükümlerine göre, Kral Faruğun şahsen muhakeme edilemiyeceğini söylemiştir.

30 Temmuz 1952

— Kahire:

Veft Partisi Lideri Nahas Paşa ile dün gece geç vakit yaptığı mülakatı müte­akip gazetecilere beyanatta bulunan Başbakan Ali Mahir Paşa, bir anlaşma­ya varılmak üzere olduklarım bildirmiş­tir.

Başbakan Ali Mahir Paşa'mn Veft Par­tisiyle müzakere halinde bulunduğu mevzu, Mısır'da Niyabet Meclisinin ku-rulmasiyle ilgilidir. meselelerini kanun çerçevesinde hallet­mek maksadile Başbakan Ali Mahir'den aldığım salâhiyete istinaden Devlet Şûrası Reisile müzakerelerde bulunaca­ğım.

— Kahire:

Dün Sudan Gazeteciler Heyetini kabul eden Muhammed Necib, şunları söyle­miştir :

«Çok nazik bir durumdayız. Şimdilik tavrı hareketimizde bir değişiklik yap­mağı memleket menfaatine uygun gör­müyoruz. Mısır ordusunu dahi saran ah­lâk sukutu, irtikâp, irtişa, iltimas ve fe­na idare ve aynı zamanda Kanuna uy­mayan bir şekilde fevkalâde terfiler ni­hayet aldığımız tedbirleri icabettirroiş-tir.

Bütün bu kötülükler asıl orduya sirayet ettiği vakit vaziyet bir kat daha vaha­met kesbeder.

Sudanlı bir gazetecinin Kralın, hallinin umumi ordu plânına dahil olup olmadığı yolunda sorduğu bir suale cevaben, te­şebbüsünün muvaffakiyetle neticelen­miş olmasından memnuniyetini ifade eden Başkomutan Muhammed Necib de­miştir ki: «Biz Kral üzerinde ne tesir yapacağını anlamak maksadile taleble-rimizin bir listesini Krala gönderdik. Bir yılandan kurtulmak için onun kuy­ruğunu kesmek kâfi gelmez.» Bu basın konferansında Muhammed Ne-eib Orta-Şark Savunma Paktı hakkında herhangi bir mütalâa ileri sürmekten is-tinkâf etmiştir.

Başkomutan sözlerine son verirken, si­yasi partilerle işbirliği yapıp yapmaya­cağı sualine cevaben: «Milletin menfa­ati onu icabettir irs e, işbirliği yapmak gayet kolaydır.» demiştir.

—Kahire:

Eski Başsavcı Muhammed Azmi, dün gazetecilere verdiği beyanatta, eski Kral Faruk'un Filistin Harbi için yapılan si-lsh mubayaası skandalmda medhaldar olduğunu teyid etmiştir. Başsavcıya göre, eski Kral Faruk silâh ve cephane satanlarla satın alanlar ara­sında mutavassıtlık vazifesini gören ya­kınlarının elde ettikleri kâra doğrudan doğruya ortak olmuştur. Eski hükümdar Başsavcılık tarafından bu hususta açı­lan tahkikatı tedrican «uyutmuş» ve tahkikatın seyri kendi yakın adamlarını hedef tutacak bir İstikamet aldığı za­manlar takibata mani olmak maksadıy-le bir sürü eng"el çıkarmıştır. Başsavcı, Savcılıkla Saray erkânı ara­sında yapılan telefon muhaverelerini da­hi Faruk'un bizzat dinlediğini sözlerine ilâve etmiştir.

—Kahire:

Memlekette rejimin değişip değişmiye-ceğini öğrenmek isteyen ingiltere Bü­yükelçisine, Başbakan Ali Mahir İle Başkomutan Muhammed Necib, Krallı­ğın muhafaza edileceği teminatını ver­mişlerdir.

Sir Ralph Stevenson da İngiltere'nin Mısır'ın İçişlerine müdahale etmiyeceği teminatını bu arada tekrarlamıştır.

—Kahire:

Son askerî hükümet darbesine katılan­lardan Yarbay Muhammed Raşid Me-hanna, Münakalat Bakanlığına tayin edilmiştir.

Dün sabah Mısır Askerî Akademisi Komutanlığına getirilmiş olan Yarbay, Mısır Topçu Kolordusu mensuplanndan-dır.

İngiltere'nin bir fayda göreceği de şüphelidir. Gittikçe daha belirli olarak görülmektedir ki, Vaft Partisi Mısırın iç politika hayatına hakimdir. Vaft halka dayanan tek par­tidir. 26 Ocaktan beri alman sert ted­birler, Vaft'ı zayıflatmamış kuvvetlen­dirmiştir. Vaft'ı kanun dışına atmak te­şebbüsünü, seçimleri geri bırakmak ka­rarı, partiyi kuvvetlendirmiye yaramış­tır.

Anlaşılmıştır ki Vaft'siz Hükümet kur­mak mümkün değildir. Vaftsiz kurulmuş olan-hükümetlerle İngiltere'nin bir an­laşmaya varmasında da fayda yoktur. Belki de Hilâli Paşa bunun için çekil-. miş, Sırrı Paşa seçimden sonra Vaft'm iktidara geçmesi zeminini hazırlamak için hükümet kurmıya çağrılmıştır. Hü­seyin Sırrı Paşa 1950 ocak ayında Na-has Paşa 1950 Ocak ayında Nahas Pa-şa'nm iktidara gelmesi için de «Köprü» vazifesini görmüştür. Malûmdur ki Na-has iktidarı 1950 Ocakta Sırrı Paşa'dan almıştı. Bu defa da öyle olacağa benze­mektedir.

Arap dünyasında.

Yazan: Hikmet Bay ur

4 Temmuz 1952 tarihli Kudret'ten:

Arap devletlerinin hepsinin İsrail ile ve iğlerinden bazılarının da bir takım Batı Devletleri ile açık ve had durumda ih­tilâfları olduğu bilinmektedir.

Bu ihtilâfların haklı veya haksızlığım burada incelemiyeceğiz. yalnızca onları sona erdirmek için tutulmuş olan yol üzerinde duracağız.

Arap devletleri bu işleri çdzmek için bir yandan küskünlük ve boykot, öbür yan­dan Birleşmiş Milletler teşkilâtına baş­vurmak, arasıra da bazı gürültülü hare­ketlerle karşı tarafı izaç etmek yolunu tutmuşlardır.

Amaçlarına ermek için yukarda andık­larımızdan başka çare düşünmeyen bu devletler bir de birbirlerini kıskanır, iç­lerinden birinin kuvvetlenmesini öbürleri çekemez ve hele bir kaç Arap devletinin

aralarında birleşmesi ihtimalinden öte­kiler son derece kuşkulanırlarsa bunla­rın fiilî bir başarı elde etmeleri imkân­sız denecek kadar güç olur.

Bugünkü ihtilâfların az çok Araplar le­hinde çözülmesi için Arap Devletlerinin kuvveti eşmeleri, yani ciddî birer - hat­tâ birleşik bir - ordu kurmaları gerekir. Onlar böyle yaparlarsa aradaki tartışma veya görüşmelerde karşı taraflar başka bir durum takınır ve ihtilâfları Araplar gerçekten kuvvetleşmeden Önce tatlıya bağlamayı istiyebilirler.

Halbuki Araplarda bu yolda hiçbir cid­dî gayret görülmüyor. Para olduktan sonra silâh bulmak mümkün iken ne bu yapılıyor, ne de esaslı askerî teşkilât kurmayaçalışılıyor.

Biz Türkler bağımsızlığımızı ve hakları­mızı elde etmek veya geri almak için çok savaşmış bir milletiz. Bu bakımdan ay­nı istekleri besliyenleri ancak takdir ede­riz. Fakat şunu da söyliyelim ki biz ba­şarılarımızı fiilen her türlü maddî ve manevi fedakârlığı göze alarak, ve en korkunç şartlar altında savaşarak elde ettik. Ondan sonra da durumumuzdan memnun olarak dünyada bir huzur ve barış unsuru olduk.

Arap Devletleri ise ne durumlarını ger­çekten düzeltmek imkânını elds etmek için askerî hazırlık yapıyorlar, ne de kaderlerine razı oluyorlar* Şu şartlar al-tmda davalarmnı çözülmesi sonu görün­meyen bir geleceğe atılmış bulunuyor, kendileri daimî bir huzursuzluk içinde yaşıyorlar ve Orta-Doğuda müzmin bir gergin hava yaratıyorlar.

Bazı Arap önderlerinin tehdit maka­mında ileri sürdükleri Sovyet yardımı da ancak Araplar kendiliklerinden bir kuvvet teşkil ettikleri ve o kuvvetin Sovyet kuvvetine eklenmesi tehlikesi belirdiği takdirde tesirini gösterir. Yok­sa önemli hiçbir sonuç veremez. Buna göre Türkiye'nin, Orta-Doğunun ve hattâ bütün dünyanın rahatı bakı­mından Arap Devletlerinin sükûnet bul­maları, ciddî biçimde kuvvetleşmeğe ko­yulmaları ve ondan sonra hak isteme­ğe kalkışmaları gerekir. Böyle yapar­larsa ve kuvvetleştikleri sırada dünyayı bugün ikiye ayıran durum hâlâ devam ediyorsa Araplar haklarını savaşsız ve güçlüksüz elde ederler. Eğer dünya du­rumu değişmiş bulunursa kespettikleri fiilî kuvveti zamanın icaplarına göre kullanırlar.

Arap Devletlerinin Fransız elinde bulu­nan Tunus ve Fas ülkeleri uğrunda da uğraştıkları ve bu iş için Birleşmiş Mil­letlerle Amerikaya doğrudan doğruya veya dolayisiyle başvurdukları görülü­yor. Başlangıçta bu yolun başarılı bir sonu­ca götüreceğini sananlar olmuş ise de son zamanlarda bundan, da bir fayda gelmiyeceği anlaşılmıştır.

Fransa fazla rahatsız edilirse Birleşmiş Milletlerden çekilebileceğini kâh kapalı, kâh açık olarak ifade etmiş ve Ameri­ka'ya da «ya Araplar, ya ben» demiştir. Bu şartlar altında Kuzey Afrika'da Arap dâvasının yürütülmesi son derece güçîeşmiştir. Araplar uğrunda Fransa ile bozuşmayı göze alacak bir devletler çokluğu tasavvur edilemez, ve böyle bir çokluk sağlanabilse de bunun amelî bir faydası olamaz, çünkü bu gibi devlet­ler Fransa aleyhine fiilen harekete geç-mezier.

Amerika'ya gelince o ya bugünkü siya­sasında devam edecek, yani komünist dünyasına karşı elinden geldiği~kadar çok kuvvet toplamaya çalışacak veyahut nisbî bir infiratçılığa dönecektir.

Eğer Amerika bugünkü siyasasını de­vam ettirecekse coğrafî durumu ve kuv­veti dolayisiyle elbet Fransa'yı Araplara tercih edecektir, hele ki Fas gibi bazı ülkelerde büyük hava üsleri kurduğu için oralarda asayiş ve kuvvetli bir hü­kümet olmasını ister. Bunu İse bu sıra­da yalnız Fransa sağlıyabilir.

Yok eğer Amerika nisbî bir infiratçılığa dönecekse Arap dâvası ile ilgilenmesine sebep kalmaz.

Suudi Arabistan'da bulunan Amerikan petrol menfaatleri bugünkü Fransız -Arap ihtilâfları ile ilgili olmadığından bu yön üzerinde ayrıca durmıyacağız.

Bütün bu sebepler dolayisiyle Arap Dev­letleri için önümüzdeki yıllarda sükûnet İçinde gerçekten kuvvetleşmeğe çalış­maktan başka çare görünmemektedir.

Arap hükümetleri ve önderleri bunu ne kadar çabuk anlarlarsa, kendileri başta olmak üzere, herkes için o kadar hayır­lı olur.

Yazan: Sedat Semavi

5 Temmuz 1952 tarihli Hürriyet'-den:

Vaft Partisi Lideri Nahas Paşa istifa ettikten sonra ortada büyük bir diken bıraktı. Bu da, İngiltere'nin Mısır'ı ter-ketmesi ve Kral Faruk'un Sudan Kral­lığını tammasıydı.

O gün, bugün Kral Faruk, mevkii ikti­dara kimi getirdiyse bütün hüsnüniyet-, lere rağmen bu insanlar bu iki maddelik prensibi hail edemedikleri için sandalya-larmda oturamadılar. Ne ali Mahir Pa­şa, ne ds Hilâlî Paşa bütün itibar ve kuvvetlerine rağmen bu işin içinden çı­kamadılar. Hele Hilâlî Paşa Meclisi fes­hedip idarei örfiye ilân ettikten sonra meydanı boş bulacağım zannetti. Fakat efkârı umumiye karşısında ingiltere'ye tavizler veremedi ve bu çapraşık iş yi­ne sürüncemede kaldı. Simdi iktidara gelen Hüseyin Sırrı Paşa da bütün iyi niyetine rağmen bu işi ba­şarmakta bence güçlüklere uğrayacak­tır. Vakıa bugün ufak tefek on bir dev­let, Kral Faruk'un Sudan Krallığım ta­nımıştır. Lâkin bu bir şey ifade etmez. Çünkü büyük devletlerin hiçbiri henüz bu yoîöaki niyetlerini açığa vurmamış­lardır.

Hüseyin Sırrı Faşa'nm işi cidden ağır­dır. Zira önümüzdeki günlerde bir seçim yapıp yeni Parlâmentoyu teşkil etmek gerekmektedir.

Bakalım bu seçimlerin neticesi ne olacak ve Mısır, millet olarak ne isteyecektir ?

Buhranlar içinde çırpman Orta Doğu...

Yazan; Necmeddin Sadak

23 Temmuz 1952 tarihli Akşam'-

dan:

Mısır'da hükümetler ancak üç hafta, îran'da yalnız üç gün tutunuyoriar, Bu istikrarsızlığın sebebi, gok partili Par­lâmento memleketlerinde olduğu gibi, partililerarası kurulan ortaklaşa hükü­metlerin şu bu mesele karşısında ekse-riyet temin edemiyerek düşmeleri değil, haik efkârının şiddetli tazyiki altında iş göremiyeceklerini anlıyarak çekilmek zorunda kalmalarıdır. Gerek İran'da, gerek Mısır'da bu kararsızlık hemen he­men aynı mahiyette âmillerin tesiri al­tında doğmuştur. Her ikisi de İngiltere ile anlaşmazlığın kurbanıdırlar, Mısır, İngiliz askerlerini Süveyşten çıkararak Sudan'ı ilhak edecek kudret ve marifet­te bir hükümet arıyor. İran, İngilizlere muhtaç olmadan petrol işini ve bunun neticesi olan para sıkıntısını giderecek bir devlet adamı istiyor. İran'da ve Mı­sır'da halk, İngiltere'ye karşı o derece kışkırtılmış, milliyet ve din taassubu, dış meseleler münasebetiyle o kadar tahrik edilmiştir ki her iki memlekette İngiliz, hattâ her ç.eşit yabancı düşman­lığı iç politikanın başlıca temeli haline gelmiş, sokaklarda kanlı ve ateşli nü­mayişler olmuş, konuşma ve anlaşma yolunu tutmak İstiyen hükümetler hal­kın sadece nefretini kazanmaya başla­mıştır. İran Şahı gibi Mısır Kralı da, dış politikada memleket meselelerinin bir yandan softa ve mollaların, diğer ta­raftan komünistlerin elinde nasıl sürek­li bir kargaşalık vesilesi yapıldığını pek geç görmüşlerdir. Nitekim İran'da Şah'-m iş başına getirmek istediği Gava-mussaltana'yı deviren sokak hareketi Şah aleyhine bir nümayiş şeklini almış, ve malî işlerde mutlak salâhiyetle bera­ber Savunma Bakanlığını da ele almak, yani İran'da tam hâkimiyetini kurmak istediği için Şah'ın istifaya mecbur etti­ği Musaddik gene sokak nümayişçileri­nin zoru ile tekrar iş başına getirilmiştir. Mısır'da da Kral Faruk'un, tehlikeli gördüğü için azlettiği Nahas Paşa'dan sonra, hiçbir Başvekil, Kralm uzaklaştır­mak istediği adamla ve partisi ile anlaş-madıkçe İş başında kalamıyacaklarını görerek çekilmektedirler. Halkın ve ef­kârın bu suretle mağlûb ettikleri ve Ça­resiz duruma soktukları, İran'da Şah, Mısır'da Kıraldır. Bundan dolayı her iki memlekette buhran geçici olmaktan uzak görünüyor ve derin sebeplere daya-nıvor.

Mısır'da ve İran'da bu iç buhranlar İn­giltere ile ihtilâflarından doğmuştur. İn­giltere hükümeti Orta-Doğuda bir istik­rarsızlık âmili olan ve bu bölgenin Batı ile anlaşmasını ve müdafaa tertiplerinin gerçekleşmesini geciktiren bu ihtilâfları devam ettirmekle hata mı ediyor? Bu ayrı mesele. Fakat her Devlet kendi kuvvet ve kudretine uygun bir siyaset güder. İran'ın ve Mısırın «İngilizleri dı­şarı atmak» parolasını sokağa düşür­mekle yanlış yol tutmuş oldukları mey­dandadır. Şimdi kendileri de bu yoldan geri dönemiyorlar.

Ne olursa olsun Orta Doğunun bu iki ehemmiyetli memleketini sürekli sarsın­tılar içinde bırakan bu durum çok üzü­cüdür. İran'ın kuvvetli olması hem Tür­kiye'nin, hem bütün Orta-Doğunun ehemmiyet ve müdafaası bakımından birinci derecede önem taşır. Mısırın ise Orta-Doğu savunma tertibine alınması­na uğraşılıyor. Bütün Şimal Afrikası kaynaşma içindedir. Eöyle bir durumda Akdeniz'in ve Orta-Doğunun, yani At­lantik Paktı askerî teşkilâtının sağ ka­nadının emniyetinden nasıl bahsedebi­lir ?

Hiçbir memleketin iç işlerine karışıia-nıaz. Fakat bu bölgede istikrar bugün ve yarın için ehemmiyetli ise, iran'ı ve Mısır'ı sarsan buhranlar dış siyaset ih­tilâflarından doğduklarına gö're, bu bölgenin emniyetiyle ilgili devletler el­birliğiyle bu duruma çare aramalı, bu memleketlerin işini kolaylaştırmaya ça­lışmalıdırlar. Bu bahiste Türkiye'ye bü­yük rol düşmektedir. İki memlekete ya­kınlığı ve dostluğu bakımından olduğu kadar, kendi emniyeti dolayısiyle de hiç­bir deviet bu bölgenin kuvvet ve istik­rarında Türkiye derecesinde alâkalı de­ğildir.

Mısırdaki darbenin iç yüzü...

Yazan: Mümtaz Faik Fenik

26 Temmuz 1952tarihliZafer'-

den:

Mısır'daki son hükümet darbesinin iç meselelere bağlı olduğu artık tamamiy-le anlaşılmış bulunmaktadır. Bazı kim­seler,Kahire Mevki Komutanı General Necip'in, yaptığı bu darbeyi, şahsi bir ihtirasa hamletmişler, Kralın Hilâlî Pa­şa Kabinesinde Millî Savunma Bakanlı­ğını kendisine vermemesinden muğber olarak bu işe kalktığım ileri sürmüşler­dir. Fakat öyle görülüyor ki, hâdisenin bununla da bir ilgisi yoktur. Çünkü Ge­neral Necip, kendi, tavsiye ve arzusiyle kurulan Ali Mahir Paşa kabinesinde de hiçbir Bakanlık almamış ve almak ni­yetinde de olmadığını bildirmiştir.

Darbenin doğrudan doğruya bir rejim değişikliğini ve Kralın şahsım istihdaf ettiği de iddia olunamaz. Çünkü Gene­ral Necip, darbede muvaffak olduktan sonra Anayasa'mn aynen devam edece­ğini, herkesin işi ve gücüyle meşgul ol­masını söylemiştir. Bundan başka, Ge­neralin Başbakanlık için ileri sürdüğü Ali Mahir Paşa, bizzat Kralın büyük iti­madım haizdir; ve bundan birkaç ay ev­vel, Başbakanlığa Kiralın tam tasvibi ile gelmiştir.

Bu darbe ile Mısır'ın dış politikasında da bir değişiklik yapılacağı tahmin edile­mez; çünkü Ali Mahir Paşa, en kuvvet­li milliyetçilerden biridir. Ve geçen defa Başbakan olduğu zaman, Mısır'ın îngil-tereye karşı takip ettiği politikaya de­vam edeceğini ve İngilizlerin Süveyş'ten mutlaka çıkması lâzım geldiğini birçok defalar tekrar etmiştir.

O halde hadisenin mahiyeti nedir?. Öy­le anlaşılıyor ki, genç ve enerjik bir ko­mutan olan General Necip, Mısır'da son zamanlarda bilhassa dedikodusu fazla-laşan irtikâp, rüşvet ve suiistimallerden çok müteessir olmuş ve bunları ancak Ali Mahir Paşa'nm temizliyebileceğine kanaat getirerek bu darbeyi hazırlamış­tır. Gerçekten şimdiye kadar gelip ge­çen hükümetler, orduya kadar giden suiistimallerle mücadele edeceklerini ilân etmişlerse de bunda muvaffak olama­mışlardır; çünkü bazı tahkikatın sonu daha büyük makamlara kadar dayan­mış gitmiştir. Ali Mahir Paşa geçen . Mart ayında iktidara geçtiği zaman, da­ha ziyade bir intikal kabinesi kurmuş ve bu irtikâplarla rüşvetlerle fazla meşgul olacak zaman bulamamıştır. Bundan sonra gelen hükümetler de nüfuz ticare­tiyle ve suiistimallerle zengin olan­lar hakkında tahkikatı genişletince işlerin çok dallanıp budaklandığını ve hattâ saraya mensup bazı kimselere ka­dar gittiğini görmüşler ve bu yüzden evrakı hasıraltı etmek ihtiyacını duy­muşlardır. İşte böyle vaziyetler üzerine­dir ki, suiistimalciler ve rüşvetçiler, işi azıttıkça azıtmışlar ve fenalık yapanlar yalnız cezasız kalmamışlar, aynı zaman­da cesaretlerini ve cüretlerini de artır­mışlardır. General Necip'in ve onunla işbirliği ya­pan ordu erkânının bundan müteessir olarak harekete geçtikleri anlaşılmakta­dır. Çünkü General Necip Filistin harbi­nin de bu suiistimaller yüzünden kaybe­dildiğine kani bulunmaktadır. O zaman saraya mensup bir Prens, Genel Kurmay Başkam Haydar Paşa ve ordu erkânın­dan Osman Paşa ile beraber Filistin harbinde kullanılmak üzere silâh getirt­miş, fakat bu silâhların işe yaramaz şeyler olduğu cephede görülmüştür. Hal­buki General Necip Filistin'de savaşmış, burada üç de yara almıştır. İşte bu cephede gördüğü vaziyetler üze­rinedir ki, rüşvet ve suiistimale karşı amansız bir mücadeleye girişmiş, fakat her şeye rağmen yine lekeli tanınan ba­zı insanların iş başında kalmaları ken­disini çileden çıkarmıştır, öyle görülü­yor ki hadisenin içyüzü budur.

1 Temmuz 1952

—- Tunus:

Son 24 saat zarfında Sfax'da dört bom­ba infilâk etmiştir. Dün akşam üzeri Sfax banliyösündeki Monlinville Karma Okulunun giriş kapısında patlayan bom­ba hafif hasara sebep olmuştur. Biraz sonra patlayan diğer bir bomba­nın yarattığı hasar ehemmiyetsiz olmuş­tur.

Sabaha karşı üçte şehirden çıkış yolun­da da bir bomba patlamıştır. Nihayet patlayan dördüncü bomba Sfax Komutanının ikâmetgâhında ehemmi­yetli şekilde hasara sebep olmuştur. Ga-bes bölgesinde jeep otomobilleriyle do­laşmakta olan Tunus'lu memurlara ateş açılmışsa da hiçbiri yaralanmamıştır.

Öte yandan Tunus şehrinde hiçbir hadi­se cereyan etmemiştir.

21 Temmuz 1952

— New-York (Birleşmiş Milletler):

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Tunus iğin fevkalâde bir toplantı yapmayacak­tır.

Arab ve Asya'lı memleketlerin bu hu­susta yaptıkları müracaattan bir ay sonra yani Mtiracaat haddini teşkil eden 20 Hemmuzda Genel Kurulun Tunus için fevkalâde toplantı yapmasını isteyen memleketlerin sayısı 23, istemeyenlerin sayısı 27, mütalâada bulunmayanların sayısı 2'dir.

Genel Kurulun fevkalâde bir toplantı yapması için 31 oy lâzımgelmektedir.

Dünkü pazar günü gece yarısından ev­vel postaya tevdi edilen cevaplar sek­reterliğe geldiği takdirde bu referan-dum'un resmî neticeleri bugün bildirile­cektir.

Tunus için Genel Kurulun fevkalâde toplantı yapmasını isteyen 23 memleket şunlardır:

Afganistan, Burma, Mısır, Hindistan, Endonezya, İran, Irak, Lübnan, Pakis­tan, Filipin, Suudî Arabistan, Suriye, Yemen, Bolivya, Beyaz Rusya, Çin, Çe­koslovakya, Salvador, Guatemala, Po­lonya, Ukrayna, Sovyet Rusya, Yugos­lavya.

Aleyhte oy veren, memleketler şunlar­dır:

Türkiye, Avustralya, Belçika, Brezilya, Kanada, Costa Rico, Danimarka, Fran­sa, Yunanistan, Haiti, Honduras, İzlan­da, Lüxembourg, Nicaragua, Norveç, Paraguay, Peru, isveç, Güney Afrika, Birleşik Amerika, îngiltere, Colombia, Equateur,Uruguay.

Habeşistan ve Thailand çekimser kal­mışlardır.

— Tunus:

Dün 14 Temmuz arifesi münasebetiyle yapılan fener alayına iştirak eden ve Genel Valinin ikametgâhı önünde çal­makta bulunan askerî bandonun biraz ilerisinde vilâyet konağına pek yakın bir yerde bir bomba patlamıştır.

maddî hasar ehemmiyetli olmakla bera­ber ölen ve yaralanan yoktur. Halk hiç­bir heyecan eseri göstermemiştir.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106