13.3.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

2 Mart 1952

— Ankara :

Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu-nun davetlisi olarak Birleşik Amerika Büyük Elçisi Mr. George Mc. Ghee, Mrs. Mc. Ghee, Tarım Bananı Nedim Ökmen ve Bayan Ökmen beraberlerin­de Millî Eğitim Bakanlığı Tâlim Ter­biye dairesinden Bay Fevzi Ertem, Millî Eğitim Müdürü Hasan Özbay. Belediye Yazı İşleri Müdürü Muzaf­fer Cermen olduğu halde bugün Ha-sanoğlan Köy Enstitüsüne giderek tet­kiklerdebulunmuşlardır.

Saat ll'de Ankara'dan hareketle La-laHan Tiftik Üretim çiftliğine gidil­miş ve orada tiftik keçileri hakkında alâkalılar tarafından verilen izahat dinlenilerek bir müddet istirahatten sonra Hasanoğlan Köy Enstitüsüne geçilmiştir.

Misafirler okulun bahçesinde Okul Müdürü Kemâl Üstün, Müdür Muavi­ni Cevdet Ekemen, öğretmenler ve öğ. renciler tarafından karşılanmış ve Mr. Mc. Ghee'nin Öğrencilere Türkçe «Na­sılsınız» diye sorması hep bir ağızdan «Sağ ol» diye cevaplandırarak bir sev­gi gösterisine vesile olmuştur.

— İstanbul :

Atlantik Paktı Konseyi Lizbondaki toplantısına iştirak eden Dışişleri Ba­kanımız Prof. Fuad Köprülü berabe­rinde Milletlerarası İktisadî işbirliği Türkiye Teşkilâtı Genel Sekreteri Fa-tin Küstü Zorçlu, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtip Birinci Muavini Muhar­rem Nuri Birgi, Maliye Bakanlığı Ha­zine Umum Müdür Muavini Burhan Ulutan, Dışişleri Bakanlığı Özel Ka­lem Müdürü Sadi Eldem ve Dışişleri Bakanlığı mensuplarından Mehmeö Baydar olduğu halde bu akşam saat 19.10'da uçakla memleketimize dön­müştür.

Dışişleri Bakanını Yeşilköy Hava Ala­nında şehrimizde bulunan Milletvekil­leri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, İstanbul Merkez Komuta­nı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü, Basın mensupları karşılamış ve bir polis müfrezesi selâm resmini ifâ etmiştir.

Dışişleri Bakanı hava alanında ken­disiyle görüşen Basın mensuplarına şu beyanatta bulunmuştur: «Umumiyetle Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının Lizbon toplantısı çok mu­vaffakiyetli olmuştur. 14 devletin mümessilleri her mesele­ce karşılıklı bir anlayış ve samimiyet "havası içinde çalışmışlardır. Mesaî çok teksif edildiği için mümkün mertebe kısa bir zamanda toplantıyı bitirmek imkânı hâsıl olmuştur. Por-. tekiz Hükümetinin mesaiyi tanzim ve teshil etmek hususunda gösterdiği mu­vaffakiyet cidden takdire sayandır. Ay­rıca gerek Portekiz hükümetinin, ge­rek Portekiz milletinin gösterdikleri nezaket ve misafirperverliği şükranla anmak benim için bir borçtur. Bu, kısaca, hülâsa ettiğim intibalarda yalnız olmadığımı ve konferansa işti­rak eden diğer 13 devlet mümessille­rinin de aynı intibaları edindiklerini söyliyebilirim. Herhalde İST. A. T. O' -nun Lizbondaki bu dokuzuncu toplan­tısı dünya sulhunun temini yolunda çok mühim bir merhaledir.

3 Mart 1952

— Ankara :

Atlantik Paktı Orduları Başkumanda-nı General Eisenhower beraberinde eşi.Kurmay Başkanı General Gruenther, Amiral Caton ve birçok subayla bir­likte bugün saat 17 de hususî uçağı ile Esenboğa Hava Alanına inmiştir. General, hava alanında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve eşi, İkinci Başkan Orgeneral Şahap Gürler, Kara Kuvvetleri Komutam Orgeneral Şükrtü Kanatlı, Hava Kuv­vetleri Komutanı Muzaffer Göksenin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Korami­ral Altuncan, Harekât Dairesi Başka­nı Korgeneral Necati Tacan, Amiral Aziz Ulusan, Ankara Garnizon Komu­tanı Mithat Akçakoca ve Merkez Ko mutanı Necati Olcay,- Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Ba­kanlığı Özel Kalem Müdürleri ile Protokol Umum Müdür Muavini ve Amerika. İngiltere, Fransa, Kanada, İtalya Büyükelçileri ile Amerikan As­kerî Yardım Kurulu Başkanı General Arnold, Deniz, Kara ve Hava Ataşele­ri tarafından karşılanmıştır. Amerikan ve Türk Millî Marşlarının çalınmasından sonra General Eisen-hower selâm resmini ifâ eden askerî birliği teftiş etmiş, müteakiben etra­fını saran, yerli ve yabancı ajans ve gazete muhabirlerine aşağıdaki beya­natta bulunmuştur: «Buraya gelmekten mes'udum. Tür­kiye'ye ilk defa ve hemen Türkiye'nin Atlantik Paktına iltihakından sonra gelmiş bulunmaktan bilhassa sevinç duyuyorum. Atlantik paktı yalnız as­kerî bir birlik için teşkil edilmiş ol­mayıp tecavüze karşı birleşen millet­lerin1 topluluğudur. Demokrat bir dev­let' olduğunu ispat eden Türkiye'nin Atlantik paktmd'aki stratejik durumu çok mühimdir. Türkiye ve Yunanis­tan'ın 13 ve 14 üncü devlet olarka At­lantik paktına iltihakları büyük mem­nuniyeti mucip olmuştur. Burada bir iki gün kalacağım, size fevkalâde ha­berler vermiyeceğimi önceden bildir­mekle beraber sizinle tekrar görüş­meği ümid ediyorum.» General Eisenhower ile Bayan Yamut, Mrs. Eisenhower ile Orgeneral Nuri Yamut ve General Gruenther İle Or­general Şahap Gürler otomobillere bi­nerek misafir edilecekleri köşke git­mek üzere meydandan ayrılmışlardır. Generalin maiyeti erkânı ve tayyare mürettebatı Ankara Palas ve Cihan Palas otellerinde ayrılan dairelerde kalacaklardır.

— İstanbul :

Atlantik Paktı Konseyi Lizbondaki toplantısına iştirak eden Dışişleri Ba­kanımız Prof. Fuad Köprülü berabe­rinde Milletlerarası İktisadî işbirliği Türkiye Teşkilâtı Genel Sekreteri Fatin Küstü Zorçlu, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtip Birinci Muavini Muhar­rem Nuri Birgi, Maliye Bakanlığı Ha­zine Umum Müdür Muavini Burhan Ulutan, Dışişleri Bakanlığı Özel Ka­lem Müdürü Sadi Eldem ve Dışişleri Bakanlığı mensuplarından Mehmeö Baydar olduğu halde bu akşam saat 19.10'da uçakla memleketimize dön­müştür.

Dışişleri Bakanını Yeşilköy Hava Ala­nında şehrimizde bulunan Milletvekil­leri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, İstanbul Merkez Komuta­nı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü, Basın mensupları karşılamış ve bir polis müfrezesi selâm resmini ifâ etmiştir.

Dışişleri Bakanı hava alanında ken­disiyle görüşen Basın mensuplarına şu beyanatta bulunmuştur: «Umumiyetle Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının Lizbon toplantısı çok mu­vaffakiyetli olmuştur. 14 devletin mümessilleri her mesele­ce karşılıklı bir anlayış ve samimiyet "havası içinde çalışmışlardır. Mesaî çok teksif edildiği için mümkün mertebe kısa bir zamanda toplantıyı bitirmek imkânı hâsıl olmuştur. Por-. tekiz Hükümetinin mesaiyi tanzim ve teshil etmek hususunda gösterdiği mu­vaffakiyet cidden takdire sayandır. Ay­rıca gerek Portekiz hükümetinin, ge­rek Portekiz milletinin gösterdikleri nezaket ve misafirperverliği şükranla anmak benim için bir borçtur. Bu, kısaca, hülâsa ettiğim intibalarda yalnız olmadığımı ve konferansa işti­rak eden diğer 13 devlet mümessille­rinin de aynı intibaları edindiklerini söyliyebilirim. Herhalde İST. A. T. O' -nun Lizbondaki bu dokuzuncu toplan­tısı dünya sulhunun temini yolunda çok mühim bir merhaledir.

3 Mart 1952

— Ankara :

Atlantik Paktı Orduları Başkumanda-nı General Eisenhower beraberinde eşi.

Kurmay Başkanı General Gruenther, Amiral Caton ve birçok subayla bir­likte bugün saat 17 de hususî uçağı ile Esenboğa Hava Alanına inmiştir. General, hava alanında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve eşi, İkinci Başkan Orgeneral Şahap Gürler, Kara Kuvvetleri Komutam Orgeneral Şükrtü Kanatlı, Hava Kuv­vetleri Komutanı Muzaffer Göksenin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Korami­ral Altuncan, Harekât Dairesi Başka­nı Korgeneral Necati Tacan, Amiral Aziz Ulusan, Ankara Garnizon Komu­tanı Mithat Akçakoca ve Merkez Ko mutanı Necati Olcay,- Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı, Millî Savunma Ba­kanlığı Özel Kalem Müdürleri ile Protokol Umum Müdür Muavini ve Amerika. İngiltere, Fransa, Kanada, İtalya Büyükelçileri ile Amerikan As­kerî Yardım Kurulu Başkanı General Arnold, Deniz, Kara ve Hava Ataşele­ri tarafından karşılanmıştır. Amerikan ve Türk Millî Marşlarının çalınmasından sonra General Eisen-hower selâm resmini ifâ eden askerî birliği teftiş etmiş, müteakiben etra­fını saran, yerli ve yabancı ajans ve gazete muhabirlerine aşağıdaki beya­natta bulunmuştur: «Buraya gelmekten mes'udum. Tür­kiye'ye ilk defa ve hemen Türkiye'nin Atlantik Paktına iltihakından sonra gelmiş bulunmaktan bilhassa sevinç duyuyorum. Atlantik paktı yalnız as­kerî bir birlik için teşkil edilmiş ol­mayıp tecavüze karşı birleşen millet­lerin1 topluluğudur. Demokrat bir dev­let' olduğunu ispat eden Türkiye'nin Atlantik paktmd'aki stratejik durumu çok mühimdir. Türkiye ve Yunanis­tan'ın 13 ve 14 üncü devlet olarka At­lantik paktına iltihakları büyük mem­nuniyeti mucip olmuştur. Burada bir iki gün kalacağım, size fevkalâde ha­berler vermiyeceğimi önceden bildir­mekle beraber sizinle tekrar görüş­meği ümid ediyorum.» General Eisenhower ile Bayan Yamut, Mrs. Eisenhower ile Orgeneral Nuri Yamut ve General Gruenther İle Or­general Şahap Gürler otomobillere bi­nerek misafir edilecekleri köşke git­mek üzere meydandan ayrılmışlardır. Generalin maiyeti erkânı ve tayyare mürettebatı Ankara Palas ve Cihan Palas otellerinde ayrılan dairelerde kalacaklardır.

Akşam yemeği hususî surette yene. çektir.

General Eisenhower'e Zatişleri Daire­si Başkanı ile Plân1 ve Harekât daire­sinden iki, Levazım ve Kurmay daire­linden 3 yüksek subayla Sıhhiye dai­resinden General rütbesinde bir dok­tor, albay rütbesinde bir tercüman, iki yaver bir de hususî kâtibesi refa­kat etmektedir.

4 Mart 1352

—Ankara:

Şehrimizde bulunan Atlantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Başkomutanı Ge­neral Eisenhower, bugün saat 9,30 da Başbakanlığa gelerek. Başbakan Ad-nan Menderes'i ziyaret etmiş ve bir-buçuk saat kadar süren bîr görüşme­de bulunmuştur.

Bu ziyaret ve görüşmede General Ei~ senhower'e Kurmay Başkanı General Gruenther refakat etmektyedi.

Başbakan Adnan Menderes'in nezdin-de yapılan görüşmelerde Dışişleri Ba­kanı Prof. Fuad Köprülü, Millî Sa­vunma Bakam Hulusi Köymen, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya^ mut, Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâti­bi Büyük Elçi Cevat Açıkalm, Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral Şa­hap Gürler, Atlantik Paktı Daimî Ko­mitesi nezdindeki Türk Askerî Tem­silcisi General Aziz Ulusan hazır bu­lunmuşlardır.

Saat 10,55 de Başbakanlıktan ayrılan General Ejsenhower, Başbakanlık ö-nünd'e toplanmış bulunan kalabalık bir halk kitlesi tarafından şiddetle al­kışlanmıştır.

—Ankara:

Atlantik Paktı Avrupa Orduları Baş­komutanı General Eisenhower, mai­yetindeki zevatla birlikte bugüi> saat 11 de Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut'u, Genelkurmay Baş ..kanlığıbinasındaziyaretetmiştir.

Bu ziyaretten sonra Mîllî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Dışişleri Ba­kanlığı Umumî Kâtibi Büyükelçi Ce­vat Açıkalm ile Ankara'da bulunan Türk Kara, Deniz ve Hava Kuvvetle­ri Komutanları ve erkânının d'a ha­zır bulunduğu bir toplantı yapılmıştır.

Toplantı İki saat sürmüştür.

— Ankara :

Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü ve eşi tarafından. General Eisenhower ve eşi şerefine bugün saat 13.30 da Hariciye köşkünde bir öğle yemeği ve­rilmiştir.

Yemekte,BaşbakanAdnan Menderes, DevletBakanıBaşbakan Yardımcısı SametAğaoğlu,MillîSavunmaBa­kanıHulusiKöymen,Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, İkin­ciBaşkanıOrgeneralŞahapGürler, Kara Kuvvetleri KomutanıOrgeneral Şükrü Kanatlı, Hava KuvvetleriKo­mutanıOrgeneral Muzaffer Göksenin. Deniz KuvvetleriKomutanı Korami­ralSadıkAltmcan,TuğamiralAziz Ulusan,DışişleriBakanlığıUmumî Kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalm, Pro­tokolGenelMüdürüTevfikKâzım Kemahlı, Umum Müdür Muavini Şem. settin Arif Mardin, Milletlerarası İk­tisadî İşbirliği Genel SekreteriFatin Zorlu,DışişleriBakanlığıErkânından Nuri Birgi,Celâl Karasaban,Tarık EminYenisey,RıfkiZorluveGene­rale refakat edenKurmayBaşkanı General Gruenther,General Snyder, Mr. Mc Arthur, Amiral Capponi,Ge­neralGault,AlbayCarroll,Albay Debrabant,AlbayAnderson,Yarbay Cannen,YarbayWalterhazırbulun­muşlardır.

— Ankara :

Atlantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Başkomutanı General Eisenhower, ma­iyeti erkânı ile birlikte öğleden sonra saat 14.30 da Ankara Arkeoloji müze­sini ziyaret etmiştir.

Müzedeki eserleri tetkik eden Gene­ral Eisenhower, Hititlerin medeniyet­te bu kadar ileri olduklarını gördüğü bu eserlerinden öğrendiğini ifade et-mşitir.

Fatih devrinden kalma olan müze bi­nası üzerinde de duran General, Hi­titlerin yayılışları ve tarih sahnesin, den çıkmalarından sonra Anadolu'da kimlerin hükümet kurduklarını araş­tırmış, müze müdürü tarafından ken­disine bu hususlara dair geniş izahat verilmiştir.

Eisenhower, 40 dakika kadar süren tetkiklerden sonra müzeden mem­nunluklaayrılmıştır.

—Ankara:

Dün şehrimize gelmiş olan Atlantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Başkomuta­nı Dwight Eisenhower bugün saat
16'30 da, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Şükrü Kanatlı, Zırhlı Bir­likler Dairesi Başkanı Tümgeneral
Tahsin Yazıcı ile birlikte Tank Oku­lunu ziyaret etmiş ve yarım saat kadar kalarak okulu gezmiş, izahat al­
mıştır.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün saat 17,30 da Çankaya'da Atlantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Başkomuta­nı General Eisenhower'i kabul etmiş­lerdir.

Kabul esnasında Dışişleri Bakanı Pro­fesör Fuad Köprülü ve Atlantik Paktı Daimî Komitesi nezdindeki Türk As­kerî Murahhası Amiral Aziz Ulusan hazır bulunmuştur.

General Eisenhower'e Birleşik Ame­rika Büyükelçisi Ekselans Mc Ghee vt Başkomutanın Kurmay Başkanı Ge­neralGruentherrefakatetmekteidi.

General Eisenhower, Cumhurbaşkanı, nın neza'inde bir saat kalmıştır.

■— Ankara:

Mrs. Eisenhower, bu sabah saat 10.30 da Ankara Kız Teknik öğretim Oku­lunu ziyaret ederek, okulun bütün a-tölyelerini gezmiş ve atölyelerdeki ça. hşmalardan dolayı memnuniyetini be­yan etmiştir.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün saat 20-30 da Çankaya köşkünde At­lantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Baş­komutanı General Eisenhower ile re-iikası şerefine bir akşam yemeği ver­mişlerdir.

Yemekte Birleşik Amerika Büyükel­çisi Ekselans Mc. Ghee, Başkomutanın Kurmay Başkanı General Gruenther ve Amerikan Askerî Yardım Heyeti Başkanı General Arnold'dan başka Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köp­rülü, Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen, Kütahya Milletvekili Dr Ahmet Gürsoy. Genelkurmay Başka-m OrgeneralNuri Yamut,Dışişleri

Bakanlığı Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkahn, Atlantik Paktı Daimî Komitesi nezdindeki Türk Askerî mu­rahhası Amiral Aziz Ulusan ile Cum­hurbaşkanlığa Umumî Kâtibi Nurul-lah Tolon, Başyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Fuad Alpkartal, -Hususî Ka­lem Müdürü Hikmet Belbez ve Gene. rai Eisenhower'in Mihmandarı Kur­may Yarbay Emin Dirvana refikala-riylebirliktehazırbulunmuşlardır.

5 Marz 1352

—Ankara:

İki gündenberi şehrimizde bulunan Atlantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Başkomutanı General Eisenhower, ma. iyeti erkânı ile birlikte bu sabah sa­at 8.05 de Devlet Hava Yollan Ala­nından kalkan özel uçağı ile İstanbu-lahareketetmiştir.

General Eisenhower hava alanında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nu­ri Yamut, İkinci Başkanı Orgeneral Şahap Gürler, Başbakanlık, Millî Sa­vunma ve Dışişleri Bakanlıkları Özel Kalem Müdürleri, Protokol Umum Müdür Muavini, bir çok Generaller ile Natoya mensup memleketlerin An-karadaki Büyük Elçilik ve Elçilikleri­nin Kara, Deniz ve Hava Ataşeleri ta­rafından uğurlanmıştır.

Cumhurbaşkanı adına Başyaver Kur­may Yarbay Nureddin Alpkartal, Ge-neral'e ve Mrs. Eisenhower'e iyi seya­hatlertemennietmiştir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı adına da Özel Kalem Müdürü Bedri Akyüz aynı temennilerde bulunmuştur.

Başta bando olduğu halde bir ihtiram kıt'ası selâm resmini ifâ etmiş. Ge­neral Eisenhower, ihtiram kıtasının önünde a'urarak, Türkçe «merhaba as­ker» diye kıt'ayı selâmlamış ve kıt'a-mn hep bir ağızdan «sağol Generalim» demesi üzerine. Başkomutan «Siz de sağ olun»demiştir.

General Eisenhower daha sonra Kit'a Komutanını çağırarak elini sıkmış ve kendisini tebrik etmiştir.

—Ankara:

Atlantik Paktı Avrupa Kuvvetleri Başkomutanı General Eisenhower İstanbula müteveccihen Ankara'dan ay-

nlırken hava alanında gazetecilere şunlarısöylemiştir:

((Türkiye'ye yaptığım seyahatten son derece memnunum. Türklerin ruhiya­tı beni çok mütehassis etti. Görüştü­ğüm Resmî ve hususî şahsiyetlerin ce­saretli, azimli ve dünya meselelerin­de bilgili olduklarını müşahede et­tim.

Ankara'ya askerî şahsiyetlerle dostluk ve işbirliği için bir zemin kurmak üze­re geldim. Bu seyahatten eşim ve ben son derece memnunuz. Bizi Krallara has bir şekilde karşıladılar. Bu ziya­retimizin hâtırasını unutmayacağız. Buraya tekrar geleceğimi umuyo­rum.»

—İstanbul:

Kuzey Atlantik Paktı Avrupa Kuv­vetleri Başkomutanı General Eisen-hower Yeşilköy Hava Alanında Vali adına Vali Muavini Fuad Alper, Bi­rinci Ordu Müfettişi Orgeneral Zekâi Okan, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç. Merkez Komutanı Tuğ­general Reşit Erkmen, Deniz Komu. "tanı Tuğamiral Tacettin Talayman, Emniyet Müdürü, Amerika Başkonso­losu. Basın mensupları ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılan. mistir.

Amerikan ve Türk Millî marşlarının çalınmasını müteakip General Eisen-hower alandaki ihtiram kıt'asını teftiş etmiş ve Türkçe olarak: «Merhaba as­ker»demiştir.

General Eisenhower daha sonra kendi, siyle görüşen gazetecilere memleketi­mizde bulunduğu müddet zarfında çok iyi vakit geçirdiğini söylemiş ve söz­lerineşöyledevam etmiştir:

«Ankarada Hükümetinizin ileri gelen-lerile müşterek barış gayeleri üzerin­de faydalı görüşmeler yaptık.»

General Eisenhower Ve refakatindeki heyet şehre inmek üzere otomobille "hava alanından ayrılmıştır. Misafir General Ayasofya ve Topkapı Müzele­rini gezecek ve Öğleye doğru uçakla Selanik yoluyla Atina'ya gitmek üze­re şehrimizden ayrılacaktır.

—İstanbul :

Bu sabah Ankaradan. şehrimize gelen Kuzey Atlantik Paktı Avrupa Kuvvet­leri BaşkomutanıGeneralEisenhower

maiyeti ile birlikte Ayasofya ve Top­kapı müzeleri ile Sultanahmet camii­ni gezmiş, ve saat 12 de Yeşilköy Ha­va meydanına gelerek özel uçağı ile ve Selanik yoluyla Atinaya hareket etmiştir.

Misafir General hava meydanında Va­li adına Vali Muavini Fuat Alper, 1 inci Ordu Müfettişi Orgeneral Zekâi Okan, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Merkez Komutanı Tuğge­neral Reşit Erkmen. Deniz Komutam Tuğamiral Tacettin Talayman ve ka­labalık bir halk kütlesi tarafından u-ğurlanmıştır.

Amerikan ve Türk Millî marşlarının çalınmasını müteakip, General Eisen-hower, selâm resmini ifâ eden ihti­ram kıtası önünde durarak Türkçe: «Merhaba asker» diye kıt'ayı selâmla­mış ve kıt'a da hep birden «Sağ ol» cevabımvermiştir.

Başkomutan hareketinden önce şehri­miz hakkındaki intihalarını soran mu­habirimize: «Fevkalâde» cevabım ver­miş ve tekrar memleketimize gelmek arzusunuduyduğunuifadeeylemiştir.

8Mart 1952

—İzmir:

Başbakan Adnan Menderes, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Aydın Milletvekili Ethem Menderes, İstanbul Milletvekili Mü-kerrem Sarol, Başbakanlık Yaveri ve Basm-Yaym ve Turizm Genel Mü­dürlüğü Yayınlar ve Haberler Daire­si Müdürü Şerif Arzık ile birlikte bu­gün saat 17 de bir yolcu uçağı ile îz-miremuvasalatetmiştir.

Başta İzmir Valisi Orgeneral Muzaf­fer Tuğsavul olmak üzere Aydın Va­lisi Dilâver Argun ve Milletvekillerin­den Sadık Giz, Abidin Tekön, Nihat îğriboz. Muhlis Tümay tarafından is­tikbâl edilen Başbakan, Başbakan Yar­dımcısı ve beraberindeki zevat, uçak meydanı salonunda kısa bir istirahat­ken sonra Ay dm'a müteveccihen yola çıkmışlardır.

9Mart 1952

—Konya:

Konya'yı tarihî ve folkloru bakımın­dan tanımak gayesile. Amerikan Bü­yükelçisiEkselans Mc,Gheeverefi-

kası bugün öğle üzeri şehrimizegel­miştir.

Amerikan Büyükelçisi ile Ankara Be­lediye Başkanı Atıf Benderlioğlu ve refikasıdaşehrimize gelmiştir.

Büyükelçi doğruca Konya harasına gitmiş ve burada Tarım Bakanı Ne­dim Ökmen'e mülâkiolmuştur.

Hara Müdürlük binasında verilen öğ­le yemeğinde mahallî yemekler yen­miş,, mahallî saz ekipleri tarafından parçalar ve söylenen türküleri dinlen­miş, harada yetişen muhtelif cins hay­vanlar görülmüştür.

Tarım Bakanı, Büyükelçi, Konya Mil­letvekilleri ve diğer zevat bundan son­ra Mevlâna Türbesini, Müzeyi, Alâed-din Keykûbat Camii ve türbesini, di­ğer tarihî eserleri de gezmişler müte­akiben Kız San'at Enstitüsünde ma­hallî kıyafetlerle yapılan defilede ha­zır bulunmuşlardır.

Tarım Bakanı. Büyükelçi, bu akşam Ruşen Ferit idaresindeki Mevlevi mu­sikisi konserini dinliyecekler ve yarın sabah Ankara'ya müteveccihen şehri­mizden ayrılacaklardır.

—Aydın :

Başbakan Adnan Menderes ve Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu bugün öğleden sonra demok­rat parti il kongresinde bulunmuşlar­dır.

Büyük tezahürlerle karşılanan Başba­kan Adnan Menderes ve Başbakan Yardımcısı, kongrede hükümet mesele­leri üzerinde birer nutuk söylemişler­dir.

Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, bu akşam saat 19'da otomobille îzmir'e hareket etmiştir.

—Aydın :

Demokrat Parti Aydın İl Kongresinde dileklerin görüşülmesinden sonra söz alan Devlet Bakanı Başbakan Yardım­cısı Samet Ağaoğlu, partinin Aydın kongrelerinde ayni heyecanla bugün dördüncü defa olarak söz aldığını be­lirtmiş, kendisine bu toplantıda bulun­manın nihayetsiz zevkini tattırmış o-lan Başbakana teşekkürlerini bildir­miş ve bundan sonra kongrede dilek­ler arasında doğrudan doğruya mes'-ulü bulunduğu meselelerle bazı umu-

mî devlet meseleleri hakkında izahat vermiştir.

Ağaoğlu, Vakıflar bahsinde geçen se-neki sözlerini hatırlatmış ve o zama­nın bugüne Vakıflar İdaresinde yeni gelişmelerin temellerinin atılmış ol­duğunu söylemiştir.

Başbakan Yardımcısının bildirdiğine göre. bir Vakıflar Bankası kurulmak­tadır ve bu hususta hazırlanmış olan kanun projesi yakında Büyük Millet Meclisine sunulacaktır.

Bundan başka bütün memlekette mev­cudu 400.000'i aşmakta olan zeytinlik­ler de topraksız köylüye tevzi oluna­cak ve bu tevzi işine pek yakında baş­lanacaktır. Vakıflar, bunları tesis eden ecdadımızın arzularına tamamile uy­gun olarak köye, halka ve Belediyeye intikal ettiği zaman halk hizmeti yo­lunda yürüyen bir müessese haline gelecektir.

Öte yandan dinî âbidelerimizi en kı­sa bir zamanda bütçe imkânları da­hilinde ve halkımızın da yardımile ta­mir için bir program hazırlanmış bu­lunmaktadır.

Muhacirler meselesine de temas eden. Samet Ağaoğlu, 157.000 kişilik muaz-zim bir kitlenin büyük va asil Türk Milletinin sinesinde yerleştirilmesin­den sonra bugün eğer mahdut yerler­de tek tük açıkta kalmış olanlar var­sa bunun bir şikâyet değil, fakat an­cak bir temenni mevzuu teşkil ede­bileceğini kaydetmiş ve şöyle demiş­tir:

«Eski devirlerin muhaceret hikâyele­ri tekerrür etmemiş, sefalet gözükme­miş ve Bulgaristan muhacirleri, mil­letin ulüvvü cenabı ve hükümetin man­tıkî tedbirleri sayesinde bugün birer faalvatandaşhalinegelmişlerdir.»

İdare cihazının ıslâhı yolunda nahiye­ler meselesinin ele alınmış olduğunu ve bu mesele ile ilgili bir tasarının yakında Büyük Millet Meclisine verile­ceğini de bildiren Samet Ağaoğlu, ko­operatif ve kredi dileklerine de temas etmiş ve kredi noksanını duymakta olan mmtakalar eğer varsa gerekli kre­dinin temini için kısa bir tetkikten sonra derhal gereken emrin verilece­ğini söylemiştir.

Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu sözlerinialkışlararasındabitirmiştir İsmail Gürkan, İstanbul şehri için Üni­versitenin ve ilim müesseselerinin e-h^mmiyetini belirttikten sonra Kalkın­ma Kongresinin sağlıyacağı faydalan ve kalkınma davasında İstanbul Üni­versitesine düşen vazifeleri izah etmiş ve konuşmasını şöyle bitirmiştir:

«Şuna inanıyoruz ki Istanbula hizmet, yalnız İstanbul şehrine, yalnız Türk milletine değil, tarihe ve medeniyete hizmettir.

Üniversitenin böyle bir kalkınma mev­zuunda kendisinden beklenen bütün va­zifeleri tereddütsüz ifa edeceğini İstan­bulÜniversitesiadınaifadeetmekle

bahtiyarlık duyuyorum.»

Bundan sonra Ticaret ve Ekonomi Ba­kanı Muhlis Ete'nin başarı telgrafı c-kunmuş ve Vali ve Belediye Başkanı kürsüye gelerek, kongre divanının se­çimi için ileri sürülen adayları kongre üyelerinin reyine sunmuştur. Neticede İstanbul Milletvekili Ahmed Hamdi Ba­şar Başkanlığa, Prof. Süheyl Derbil. Belediye Reis Muavini Suat Kutat, Prof. İlhami Civaoğlu, Yüksek Mimar Necmi Ateş ve Şehir Meclisi Üyesi Muzaffer Şahinoğlu Başkan Vekilliklerine seçil­mişlerdir.

Daha sonra sırasile, Teknik Üniversi­te adına Prof. İlhami Civaoğlu, Tica­ret Odası Başkan Vekili Hayri Güner Sanayi Birliği Reisi Hilmi Naili Barlo, Türk Belediyecilik derneği Başkanı Prof. Süheyl Derbil söz almış ve Bölge Kalkınma Kongresinin ehemmiyetini birer konuşma ile tebarüz ettirmişler­dir.

Kongre toplantılarına bugün öğleden sonra Eminönü Halkevi Salonunda de­vam edilecektir.

—Ankara :

Konyadaki tarihi eserleri yakmct'an gb-rüp tetkik etmek maksadiyle dün An­kara Belediye Başkanı Atıf Benderli-oğlu ile birlikte Konya'ya gitmiş olan Amerikan Büyük Elçisi Ekselans Mc-Ghee ve Benderlioğlu bugün şehrimi­ze dönmüşlerdir.

—İzmir :

Eğe bölgesini ve memletekitimizin en mühim ihraç maddelerinden olan pa­muk mahsulünün piyasa durumunu ve bu hususta hükümetçe mer'iyete ko­nan son kararname hükümlerinin tat-

bik şekillerini tetkik etmek üzere iki gün evvel İzmir'e gelmiş olan Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge bugün kendisile konuşan Anadolu Ajan­sı muhabirine aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur:

«23 Şubat 1952 tarihli Bakanlar Kuru­lu kararı mucibince İzmir Tarım Satış Kooperatifleri Birliği, dünya fiatlarma uygun olarak gerek müstahsilden ve gerek tüccardan çiyitli, mahlıç ve p-refeli pamuk mubayaasına fiilen baş­lamış ve bu kararın tatbikatı bölgede beliren tereddüt ve endişeleri tamamen ortadan kaldırmıştır.

Gerek müstahsil ve gerek tüccardan dünya fiatlarma uygun olarak çiyitli mahlıç ve prefeli pamukların Tariş Birliği Teşkilâtı tarafından mubayaa edileceği hususunda bütün bölgenin emin olması lâzımdır.

Kararnamenin tatbikile vazifelendiril­miş bulunan Tariş Birliği idaresi alâ­kadar dünya piyasalarından her gün telgrafla temin ettiği fiatları bölge­deki satış kooperatiflerine günü günü­ne bildirerek bu fiatlar dairesinde mu­bayaayı dikkat ve hassasiyetle takip et­mekte ve .hükümetçe pek isabetli ola­rak alman bu kararın tamamen tatbi­ki hususunda her türlü tedbir alınmış bulunmaktadır. Bu sebeple piyasada istikrar olmadığı yolundaki endişele­rin yersiz bulunduğu ve elde bulunan, pamuklarımızın dış piyasalara kolay­lıklasatılacağıkanaatindeyiz.

Nitekim sekiz ve on mart 952 tarihle­rinde yerinde müşahede ettiğim İzmir borsası piyasa durumu ve dış taleple­rin hararetlenmesi ve yedi martta 290 kuruş olan fiatm, 295 kuruşla istikrar kesbetmesi bu görüşü teyid ettiği gibi bu iki gün zarfında Macaristana fob 300 kuruştan yukarı fiatlarla yapılan bin tondan fazla satışlarda pamuk pi­yasasının sağlamlaştığını bilfiil ispat etmektedir.

Hükümet kararnamesiyle pamuk piya-sasmm finansmaniyle vazifelendirilmiş olan Ziraat Bankası gerek Adana Çu­kurova Birliğinin gerek İzmir Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin kredi ihtiyacını temin hususunda gerekli bütün tedbirleri almış ve gerek birliklere ve gerek teşkilâtına lâzim-gelen kredi tahsisleri yapılmış oldu­ğundan bu hususta hiç birsıkıntının

image001.gifbahis mevzuu olmıyacağını bütün müs­tahsil ve tüccara ifade etmeyi faideli telâkki etmekteyim.

Bu arada ihracatçılar Birliğiyle de te­mas edilerek ihracatın kolaylaştırıl­ması ve hızlandırılması mevzuunda gerekli tedbirler alınmış ve birliğin bu hususta tüccar tarafından vukubu-lacak talepleri memnunluk verici bir süratle neticelendirmesi emniyet altı­na alınmıştır.

23 Şubat tarihli hükümet kararname­sinin Çukurova ve İzmir Birliklerince her tarafta fiilen tatbik edilmesi ve müstahsil veya tüccar tarafından satışa arzedilen pamukların satın alınması ve İihracatin kolaylaştırılmasına matuf tedbirlerin alınmış bulunması neticesi pamuk piyasasının sağlamlaşacağmdan ve istikrar kesbedeceğinden kimsenin endişe etmemesi icap eder. Bu sebep­le son günlerde söylediğimiz gibi piya­samızın istikrarsızlığını bekliyerek da­ha ucuza satın almak imkânlarını ara­yan dış piyasa için bu kararlarından vazgeçerek ihtiyaçlarını bir an evvel kapatmaları hususunda harekete geç­melerini tamin etmek ve hattâ bunu kendilerine tavsiye etmek yerinde o-lur.

Hülâsa olarak bütün Çukurova ve İz­mir Bölgeleri pamuk piyasaları duru­munu yakında» tetkik ettikten ve hü­kümetçe çok yerinde ve isabetli ola­rak alman kararnamenin müstahsil olsun tüccar olsun bütün vatandaşları memnun eden tatbikatını yerinde gör­dükten sonra şikâyet ve endişeyi mu­cip olacak herhangi bir hâle meydan verilmiyeceğinden ve alınan bu tadbir-lerle pamuklarımızın dünya piyasala­rında benzerleri fiatlanna uygun şart­larla satılacağından bütün ilgililerin emin olmasını tam bir kanaatla rica ederim.

11 Mart 1952

— Ankara :

Ehemmiyetsiz iki komünist İran gaze­tesinin Türk ve İran münasebetlerini ihlâl maksad'iyle yaptığı neşriyat ve bu münasebetle İstanbul gazetelerin­den birinde çıkan yazı üzerine İran Büyük Elçiliği aşağıdaki hususların Türk umumî efkârına duyurulmasını rica etmiştir:

«Dost ve kardeş Türk milletinin hisle­rini rencide etmek ve Türkiye efkârı umumiyesini İran alelyhine çevirmek ve iki memleket arasındaki dostluk münasebetlerini baltalamak ve bunlar­dan kendi lehlerine olarak azamî is­tifadeyi temin eylemek ve böylece iki memleket arasında yeni bir mese­le çıkarmak maksadiyle, komünistle­rin ve Tudehcilerin tesiri ve tahriki ile. Tahran'da çıkan ve hüviyetleri meç­hul olan iki gazetenin neşrettikleri çir­kin ve esef verici karikatürlerden do­layı, İran Büyük Elçiliği teessür ve teessüf duymaktadır.

Bu gibi gazetelerin hangi maksatlara hizmet ettiklerini her halde şimdiye kadar Türk basını anlamıştır.

Adı geçen iki gazete tarafından yayın­lanan çirkin ve utandırıcı karikatür­lerin Türk basınmca üzerinde durul­ması iki memleket düşmanlarını sevin­direcek ve bu da iki kardeş milletin selâmeti bakımından her halde iyi ol-mıyacaktır.

İran Büyük Elçiliği bu haberi duyar duymaz mezkûr gazetelerin takibi hu­susunda kendi hükümeti nezdinde te­şebbüste bulunduğunu Türk efkârı u-mumiyesine bildirir.»

—Ankara :

13 Mart'ta hareket edecek olan Ordu Futbol Takımı ile birlikte Kore'den memlekete donen bir yaralı kafilemi­zin komutanı olan yüzbaşı Ahmet Şen-kaya da Atina'ya gidecektir. Gazi yüzbaşının bu ziyareti, yaralı kafile­miz Tokyo'dan gelirken gemide Yunan değiştirme birliği kafilesinin yaralı­larımıza gösterdikleri çok yakın alâ­ka ve yardıma ve kafile komutanı yarbay Tisse Babatakis'in dostluk ni­şanesi olarak verdiği bir Yunan bay­rağı ile mesaja karşılıkta bulunmak üzere hazırlanmış bir dostluk ziyareti­dir.

Gazi yüzbaşı Ahmet Şenkaya enstitü tarafından hazırlanmış Türk ve Yunan bayraklariyle süslenmiş Türk motifli bir hatırayı Yarbay Babatakİs'e vere­cektir.

—Ankara:

15-18 Mart tarihleri arasında Atina'da Dünya Ordulararası Spor Konseyinin 6. Genel Kurul Toplantısı yapılacak­tır.Butoplantıyakonseyeüyeolan 16 devlete mensup (Fransa, Amerika, İngiltere, Belçika, İtalya, Türkiye, İsveç, Hollanda, Danimarka, İspanya, Arj antin, Lüksemburg, Yunanistan, Mısır, Lübnan ve Pakistan) delegeleri katılacaklardır.

Türk delegasyonu Kur. Bnb. Şinasi Osma, Kur. Bnb. Nuri Gücüyener ve Yzb. Nuri Fırat'tan müteşekkildir. Bu toplantıtia 1952-53 askerî spor faali­yetleri tesbit edilecek ve konseye ye­niden girmeğe istekli (Brezilya ve İsviçre) devletlerinin durumu hakkın­dakararverilecektir.

Yukarıda bahsedilen tarihler arasında bu sene yapılan askerî futbol müsa­bakalarının dömiiinal ve finalleri de yapılacağından mezkûr tarihlerde A-tina spor bakımından önemli günler yaşıyacak ve büyük merasimlere sah­ne olacaktır.

Haber aldığımıza göre, bugün bütün dünya milletlerinin büyük bir önem verdikleri askerî spor faaliyetini gö-zönünde tutan Yunan Genelkurmayı bu müsabakaların ve Konseyin açılma törenini Majeste Yunan kiralından is­tirham etmiştir.

Bu müsabakalara katılacak Türk fut­bol ekibi bir idareci, bir antrenör ve onyedifutbolcudanmürekkeptir.

—- İstanbul :

Beethoven'in 125'inci ölüm yıldönümü münasebetiyle bu ay içerisinde şehri-miza'e verilmekte olan seri konserle, irin ikincisi bu akşam saat 18.30 da Şehir Tiyatrosu komedi kısmında şe­hir senfoni orkestrası tarafından ' ve­rilmiştir.

Konserde bestekârın Egmont uvertürü ile dö majör birinci ve dö minör be­şinci senfonileri çalınmıştır.

12 M-ri 1952

— İzmir:

Bir kaç gündenberi Aydm'da bulunan Başbakan Adnan Menderes, beraberin-ile Aydın Milletvekillerinden bazıları oulunduğu halde bu sabah saat 8.30 da otomobille Aydm'dan ayrılarak sa­at 11.50 de İzmir hava alanına gelmiş­tir.

Hava alanında Devlet Bakanı Başba­kanYardımcısıSametAğaoğlu,Vali

Muzaffer Tuğsavul, İzrairde bulunan Millet ver illeri. Belediye Başkanı, Ge­neraller, mülkî ve askerî erkân, D. P. İzmir İl İdare Kurulu Başkan ve üye­leri, partililer, şahsî dost ve akrabala­rı ve basın mensupları tarafından kar­şılanan Başbakan Adnan Menderes, sa­at 12.10 da uçakla Ankara'ya hareket etmiştir.

Başbakana, kendisini hava alanında karşılayan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu da refakat etmektedir.

—Ankara :

Başbakan Adnan Menderes, Devlet Ba­kanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağa­oğlu, beraberlerinde İstanbul Milletve­kili Mükerrem Sarol, Aydın Milletveki­li Ethem Menderes ve Namık Gedik, Başbakanlık yaveri Yzb. Muzaffer Er-sü olci'uğu halde bugün saat 14.30 da uçakla İzmirden şehrimize dönmüşler­dir.

Hava alanında Başbakanı, Cumhurbaş­kanı adına Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, Büyük Millet Mec» lisi Başkanı Refik Koraltan, Bakanlar, Demokrat Parti Meclis Gurupu Baş-kanvekili Abidin Potuoğlu bir çok Mil­letvekilleri, Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut. Dışişleri Ba­kanlığı umumî kâtibi. Başbakanlık ve İçişleri Bakanlıkları müsteşarları, An­kara Belediye Başkanı, Garnizon ve Merkez Komutanları, Emniyet Müdü­rü ve diğer birçok resmî zevat ile dost­ları karşılamışlardır.

—Ankara :

Atlantik Paktı Güney Kesimi Ordularr Başkomutanı Amiral Robert Carney, yanında eşi olduğu halde bugün saat 16,30 da özel uçağı ile şehrimize gel­miştir.

Amiral Carney Etimesgut askerî hava alanında Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut ve eşi, Genelkur­may İkinci Başkanı Orgeneral Şahap Gürler ve eşi, kara, hava ve deniz kuv­vetleri komutanları ile Genelkurmay Başkanlığı Daire Başkanları, Protokol Umum Müdür Muavini Şemsect'din Mardin, Amerikan Büyük Elçisi ve eşi Amerikan Askerî Yardım Kurulu Baş­kanı ve eşi. Amerikan Askerî Yardım Kurulu kara, hava ve deniz grubu baş­kanları. Amerikan,İngiliz ve Fransız askeri ataşeleri tarafından karşılan­mıştır.

Amiral, kendisini karşılayanlarla ta-nıştıktan sonra bando Amerikan ve Türk millî marşların: çalmıştır. Mü­teakiben Amiral selâm resmini ifa e-den askerî birliği teftiş ederek «mer­haba» demiş ve askerler c<sağol» diye mukabele etmişlerdir.

Amiral Carney hava alanında kendi­siyle konuşan yerli ve yabancı ajans ve gazete muhabirlerine aşağıdaki be­yanatı vermiştir:

«Benim için yeni şartlar altında An-karayi tekrar ziyaret etmek unutulmaz bir gündür. Buraû'a birçok dostlarım vardır. Arkadaşlığımız derin bir hür­met ve dostluk üzerine kurulmuştur. Bir asker olarak şunu da söyleyeyim ki Türk askerinin gözünün içine bak­mak bir asker için büyük bahtiyarlık­tır.»

Bundan sonra basın mensuplarının bir sualleri olup olmadığını soran Amirale sualler sorulmuş ve Carney bunları aşağıdaki şekilde cevaplandırmıştır.

S — Ziyaret sebebiniz nedir?

C — Ziyaretimin sebebi yeni şartlar altında yeni tanışıklıklar yapmak ve gerek Türk devlet ricaline hürmetle­rimi sunmak, gerekse askerî ricalle tanışmaktır.

S — Kara kuvvetleri komutanlığı işi­ni halledecek misiniz?

C — Halledinceye kadar birşey söyli-

yemem.

S — İtalyan generali Castiglione is­tifa etmiştir. Bu hususta bir şey söy­ler msiiniz?

C — İtalyan Generalinin istifasını ben de yeni duydum.

S— Kara Kuvvetleri Komutanlığının kimin emrine verileceği işini kim hal­ledecektir?

C— Olabilirkibenhalledebilirim.

S— Türk deniz, kuvvefclferi teşkilâta ne şekilde bağlanacaktır?

C— Türk deniz kuvvetlerinin ne şe­kilde teşkilâta bağlanacağı henüz kat'î olarak tesbit edilmiş değildir. Bu. Liz­bon toplantısında konuşuldu. Fakat he­nüz kat'î bir karara varılamadı.

S— Beraberinizde hava mensupları da

var. Hava kuvvetleri için hangi hu» susları görüşeceksiniz?

C— Evvelâ onlarla görüşeceğim. Türk basını bilir ki kendilerinden fazla ma­lûmat saklamam.

Amiral Carney bundan sonra Ankara Palasta kendilerine tahsis edilen dai­relerinde istirahat etmek üzere hava­alanındanayrılmıştır.

Amiralin beraberindeki heyette Güney Başkomutanlığı Kurmay Başkanı Tüm-ral Schlatter, Güney Başkomutanlığı Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgene­ral Schlatter, Güney Başkoomutanlığı Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Mc. Lean, Temsil Bürosu. Subayı Deniz Albayı Duffy, askerî sekreter ve emir subayı bulunmakta­dır.

Amiral ve maiyetindekiler Ankara Palastı ve uçak müreitebatı Belvü Pa­lasta tahsis edilen dairelerde ikamet, edeceklerdir.

—Ankara

Güney AvrupaMüttefikKuvvetleri Başkomutanı AmiralRobertCarney KuzeyAtlantikanlaşmasıteşekkülü­nünikiyeniüyesiolanTürkiyeve-Yunanistan'aNatoKomutanıolarak, ilk resmî ziyaretini yapmak üzere bu­günöğleden sonra Ankarayagelmiş­tir.

Heyet, cuma sabahı uçakla Atinaya. gidecek ve cumartesi günü Napoli'ye dönecektir.

—Ankara

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün saat 17'ye doğru İşbankası Ge­nel Müdürlüğüne gelerek bir saatten fazla kalmışlardır.

Celâl Bayar, idare meclisi reisi Mu­vaffak İşmen'den İş Bankasının faali­yeti hakkında izahat almışlardır. Ce­lâl Bayar, Banka erkânı ile yaptıkları görüşmelerü'e, bu millî müessesenin kuruluşundan beri. memleketin ikti­sadî kalkmmasiyle kendisini vazifeli gördüğünü kaydederek. Bankanın ar­tık teşekkül devresinin kemâle erdiğini-beyanîa, bugünkü olgun çağında va­zifesini daha üstün bir kudretle ifa et­mesi gerektiğine işaret etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız bu arada, mil-. lî bankacılığımızın günün modern icap-


larına muvazi yürümesi lâzımgeMiği­ni söyliyerek, bankacılıktaki büyük ihtisas ve ileri görüşleriyle, bankaları­mıza, takip etmeleri lâzimgelen yeni görüşlere göre mütalâa edilmesinin, memleket iktisadiyatının kalkınması i-çin lâzım olduğu noktasında bilhassa durmuşlardır.

13Marl1952

—Ankara

Amiral Carney'in eşi Bayan Carney bugün saat 10,30 da Ankara Kız Tek­nik Öğretmen okulunu ve Kız Ensti­tüsünü ziyaret etmiştir. Okul müdiresi Bakiye Koray tarafın­dan kendisine çalışmalar hakkında bil­gi verilen bayan Carney saat 12.30'a kadar okulda kalmış ve bütün atelye-lervekreşleayrıayrıilgilenmiştir.

Elişlerine karşı hayranlığım ifade e-den Bayan Carney'e okul adına iki parça elişi hediye edilmiştir. Bunlar­dan biri yerli bir bez üzerine Türk motifleriyle işlenmiş oyalı bir mendil, diğeri ise işlemeli bir örtüdür. Bayan Carney bundan sonra Devlet Operasını ve Ankara kalesini gezmiş­tir.

—Ankara

Amiral Carney bugün saat 15.30 da Genel Kurmay Başkanlığına giderek Orgeneral Nuri Yamut'u ziyaret et­miştir.

Amiral ve maiyeti ziyaretten sonra Genelkurmay Başkanı, Genel Kurmay îkinci Başkanı. Genel Kurmay daire başkanları ile ilgili yüksek rütbeli su­bayların İştirakiyle saat 17 ye kadar sürenbirtoplantıyapmışlardır.

—Ankara

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün saat 17.30 da şehrimizde bulunan At­lantik Paktı Güney Avrupa Kuvvet­leri Başkomutanı Amiral Robert Car-ney'i Çankaya köşkünde kabul etmiş­lerdir.

Bu kabulde Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen ile Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut da ha­zır bulunmuşlardır.

14Mart1952

—Ankara:

Atlantik Paktı Güney Kuvvetleri Baş­komutanıAmiralRobertCarneyre-

fakatindeki heyetle birlikte bu sabah saat 8.30 da özel uçağile şehrimizden ayrılmıştır

Amiral hava alanındaki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ge­nelkurmay îkinci Başkanı, Kara, Ha­va ve Deniz Kuvvetleri Komutanları İle Dışişleri Bakanlığı protokol Umum Müdür Muavini, Millî Savunma Ba­kanı adına Hususî Kalem Müdürü, Amerikan Büyük Elçisi. İngiliz, Fran­sız ve Yunan Askerî Ataşeleri, Ame­rikan askerî yardım mensupları tara­fındanuğurlanmıştır.

Bayan Carney'e Bayan Yamut, Bayan Gürler ve Bayan Mc Ghee iyi yolcu­luklardilemişlerdir.

Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal Amiral Carney'e Cumhurbaşkanı adına iyi yol­culuklar temennisinde bulunmuştur. Selâm resmini ifa eden askerî birliği teftişten sonra amiral Carney, yerli ve yabancı ajans ve gazete muhabirleri­nin sordukları suallere şu cevapları vermiştir:

S.— Daha evvel bir meseleyi sizin hal­ledebileceğiniz ümidinde bulunduğu­nuzu söylediniz. Bu meseleyi halletti­niz mi?

C— Ziyaretimin çok başarılı olduğu­nu söyliyebilirim. İcap eden bilgi hü­kümetiniz tarafından verilecektir. Şu­nu da söyliyeyim ki Genelkurmay Başkanınız Yamut'la görüştüğümüz meselelerçokiyihalledilmiştir.

S.— Halledilen diğer meseleler hak­kındabirşeysöyliyebilirmisiniz?

C— Maalesef soyliyemiyeceğim. Za-manalöğreneceksiniz.

Amiral bundan sonra demiştir ki: «Sayın Cumhurbaşkanmiz tarafından memleketinizin ekonomik ve sınaî durumu hakkında verilen izahat be­ni son derece memnun etti. Zira sağ­lam ekonomiye istinad etmeyen aske­rî kuvvet birşey ifade etmez.

Türkiye'nin ekonomik sahadaki muaz­zam inkişafı, Avrupa'yı çok şaşırtan birhâdisedir.»

S.— Tekrar memleketimize gelecek misiniz?

C.— En kısa bir zamanda geleceğim ve daha fazla kalacağım. AmiralAnkara'dandoğruAtina'ya

gitmektedir Atina; da birgün kaldık­tan sonra Napoli'yegidecektir.

—İzmir :

Bir müddetten beri aleyhimizde neşri­yatta bulunan bazı komünist taslağı İranlı gazeteleri tel'in etmek maksa-diyle 16 Mart Pazar günü İzmir Yük­sek Ekonomi ve Ticaret Okulu Talebe Derneği ile İzmir İşçi Sendikaları Bir­liği, Yüksek Ekonomi ve Ticaret Oku­lu konferans salonunda bir protesto toplantısı yapmaya karar vermişler ve gereklimüsaadeyialmışlardır.

—İstanbul:

Memleketimizde tetkiklerde bulunmak üzere Birleşik Amerkia'nın muhtelif gazete, radyo ve mecmualarına men­sup kadın ve erkek temsilci ve muha-" irlerden murekkeb 52 kişilik bir grup, bugün saat 12'a'e özel uçakla Atina'­dan şehrimize gelmiştir.

Yeşilköy hava alanında Basın, Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü temsil­cileri tarafından karşılanan misafir gazeteciler, şehrimizde iki gün kala­cak, bu arada Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü tarafından hazırla­nan program, dairesinde şehrimizin muhtelif yerlerini gezecekler ve pa­zar sabahı Ankara'ya hareket edecek­lerdir.

Perapalas, Park ve Konak otellerine misafir edilen gazeteciler ve eşleri, bu­gün refakatlerinde Basm-Yaym tem­silcileri olduğu halde Ayasofya ve 'opkapı raüzeleriyle Sultanahmed ca-niini ve Kapalıçarşıyı gezmişler ve şehrimizde kendilerine gösterilen ya­kın ilgi ve misafirperverlikten dolayı memnuniyetlerini ifade eylemişler­dir.

Heyet Başkanı ve Amerika'nın Niles io Daily Times, Bogaluse Louisiana Daily News, New İberia Lousiana ve Daily İberian gazetelerinin sahibi olan James Wjck Perapalas otelinde kendi­siyle görüşen muhabirimize memleke­timize tekrar gelmekten duyduğu memnuniyeti ifade ile şunları söyle­miştir:

tBundan evvelki gelişîmdenberi mem­leketinizi o kadar sevdim ki diğer ga­zeteci arkadaşlarımın Türkiyeyi mu­hakkak görmelerinin zaruri olduğu-u kendilerine defalarca tekrarladım. Hattabugünküziyaret,birkaçsen,e

müddet isinde tasarlanmış bulunu-yord.

Türkiye, Amerikalılar için birçok noktalard'an ehemmiyeti haiz bulun­maktadır. Türk askerinin Birleşmiş. Milletler iedali uğrunda Kore'de ya­rattığı kahramanlık destanları, Ame­rika'da büyük hayranlık toplamakta­dır. Size yalnız şunu belirtmek iste­rim ki, Kore'deki bütün askerî birlik­ler arasında en kahramanca çarpışan Türk askeri bugün Amerika'da bir semboldür ve her Amerikalı Türk as­kerîne hayrandır.

Bugün memleketinizi ziyaret etmekte olan meslekdaşlarımız, Türkiye'de mevcud komünizm düşmanlığına ya-kinen müşahade edeceklerdir.

1950 seçimlerinden sonra Türkiyenin hususî teşebbüse önem vermesi ve bu yolü'a büyük adımlar atmış olması ba­kımından da memleketiniz bizler için. çok alâka çekici olmuştur. Türkiye, bugün Amerika için güvenilir bir müt­tefiktir.»

Bu sabah Ankara'dan şehrimize gel­miş bulunan Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot tara­fından misafir gazeteciler şerefine bu akşam Parkotelde bir yemek verile­cektir.

Misafir gazeteciler, yemekte şehrimiz ileri gelenleriyle ve Türk meslekdaşla-rıyla tanışacaklardır.

Heyet, bu ayın 5'inde Amerika'dan ay­rılmış, Almanya, Yugoslavya ve Yu­nanistan'ı ziyaret ettikten sonra mem­leketimizegelmişbulunmaktadır.

— İstanbul:

1952 İstanbul bölge kalkınma kongre­si son toplantısını yarın saat 10'da E-minönü Halkevinde yaparak kararla­ra varacak ve çalışmasını bitirecek­tir.

Pazartesidenberi 8 toplantı yapmış o-lan kongrede görüşülen mevzular hak­kında karar- suretlerini hazırlayacak komisyon sabahtan akşama kadar Ti­caret ve Sanayi Od'asmda çalışmış ve yarınki toplantıya sunulacak karar su­retlerini hazırlamıştır. Bunlar teksir edilerek toplantıdan evvel üyelere da­ğıtılacaktır.

Kongrede elde edilen neticelerden en mühimmi vilâyet ile belediyenin ayrılması, İstanbul'un imar plânı ve sıhhî müesseselerin durumuna aid olan kı­sımlardır. Bu hususlarda komisyonca kongreye şu prensip kararlarının alın­ması teklif olunmaktadır:

1.— İstanbul'da vilâyet ve belediye­nin ayrılması için tek maddelik bir kanun değil, nüfusunun en az yüzde 6O'ı belediye hudutları içinde yaşa­yan vilâyetlerde belediye, özel idare ve merkeze bağlı bir kısım hizmet­leri ve işletmeleri içine alan bir bir­leşik iö'are kurulmasını sağlayıcı bir kanun lâzımdır.

2.— İstanbul'un kalkınmasına ve ima­rına ait her türlü meseleleri incele­mek, araştırmalarda ve gerekli teklif­lerde bulunmak üzere şehirci, ikti­satçı, maliyeci, sosyolog, aıkeolog, ziraatçı, mimar ve mühendislerden ve diğer ihtisas adamlarından müteşekkil olmak üzere selâhiyetli bir kurulun teşkil ve bir şehircilik enstitüsü kurul­ması,

3.— İstanbul'un imar ve kalkınma plânının kongrece tesbit edilen esas­lara göre yeniden tanzimi.

4.— İstanbul vilâyetince mevcut ve çeşitli daire ve müesseselere bağlı o-lan hastahane ve sıhhî müesseselerin bir id'are altında tevhidi ve İstanbul'a mahsus sağlık sigorta sisteminin tat­biki.

Kongreye iktisad, köycülük, turizm, mevzularında da bazı mühim karar­lar aılnması teklif edilmektedir.

Yarın yapılacak toplantı Vali ve Be­lediye reisi Prof. Gökay'm bîr nutku ile kapanacaktır.

—İstanbul:

Büyük âlim İbnisina'mn ölüm yıldö­nümü münasebetiyle yapılacak olan törende hazır bulunmak üzere İstan­bul Üniversitesi Rektörü Prof. Kâzım İsmail Kürkan ile Prof. Süheyl Ün-ver ve Doçent Ahmed Ateş'ten müte­şekkil bir heyet. 21 Martta uçakla Bağdad'agidecektir.

—İstanbul :

Bir müddetten beri Cerrahpaşa hasta-hanesinde tedavi edilmekte olan ve dün sabaha karşı bir kalb krizi neti­cesinde hayata gözlerini yuman de­ğerli fikir actamı ve gazeteci Konya Milletvekili Ömer Rıza Doğrul'un cenazesi bugün hastahaneden alınarak Beyazıt camiine getirilmiş ve Öğle na­mazını müteakip cenaze namazı kılın­dıktan sonra merasimle Edirnekapı şe-hidliğinedefnedilmiştir.

Cenazede şehrimizde bulunan millet­vekilleri. Vali ve Belediye Başkanı, mülkî ve askerî erkân, Basin-Yaym ve Turizm Genel Müdürü ve şehrimiz basın mensuplarının hemen hepsi ha­zır bulunmuşlardır. Cenazeye Vilâyet. Belediye, Basın Ya­yın Genel Müdürlüğü, bütün İstanbul gazeteleri, hususî müesseseler tarafın­dan 50'yi mütecaviz çelenk gönderil-miştri.

—Ankara :

Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köp­rülü, Paris'te toplanacak Avrupa bir­liği bakanlar konseyi ve Avrupa ikti­sadi işbirliği bakanlar konseyinde bu­lunmak üzere bu akşamki Ankara eks-presile İstanbula hareket etmiştir1., Dışişleri Bakanı, istasyonda Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koral-tan, Ulaştırma Bakanı Seyfi Kurtbek, Dışişleri Bakanlığı umumî kâtibi Ce-vad Açıkalm, Başbakanlık müsteşarı Ahmed Salih Korur, dışişleri erkânı ve gazeteciler tarafından uğurlanmış-tır.

Fransa'nın Ankara Büyük Elçisi Ekse­lans De Saint Hardouin garda Dışiş­leri Bakanımıza iyi yolculuk temenni­sinde bulunmuştur.

Dışişleri Bakanına hususî kalem mü­dürü Sadi Aldem refakat etmektedir.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bu ak­şamki Ankara ekspresine bağlanan ö-zel bir vagonla İstanbul'a hareket et­miştir.

Cumhurbaşkanına bu seyahatinde U-mumî Kâtip Nurullah Tolon, Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal ve özel Kalem Müdürü Fikret Belbez refakat etmektedirler.

Trene, Gazi-Orman çiftliğinde binen Cumhurbaşkanını, Büyük Millet Mec­lisi Başkanı Refik Koraltan ve Başba­kan Adnan Menderes uğurlamışlardır.

15 Mart1952

—İstanbul:

CumhurbaşkanımızCelâlBayar,be­raberlerinde Cumhurbaşkanlığı Umumî

Kâtibi Nurullah Tolon, Başyaver Kur­may Yarbay Nurettin Alpkartal, özel Kalem Müdürü Fikret Belbez oldu­ğu halde Ankara ekspresine bağlanan hususî vagonla saat 9.20'de şehrimize .gelmişlerdir.

Cumhurbaşkanımızı Pendikte Vali ve Belediye Reisi Profesör Gökay ve Haydarpaşada da şehrimizdeki Millet Ve­killeri, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Akademi Komutanı Kor­general Fevzi Mengüç, Merkez Komu­tam Tuğgeneral Reşit Erkmen, Deniz Üssü Komutanı Tuğamiral Tâcettin Ta-layman, Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot ve kala­balıkbirhalkkitlesikarşılamıştır.

Cumhurbaşkanımız kendilerini karşıla­yanlarla birlikte vapurla İstanbula geçmişler ve doğruca Perapalasa git­mişlerdir.

—Ankara:

Avrupa Birliği Bakanlar Konseyinde bulunmak üzere yarın memleketimiz­den ayrılacak olan Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülünün avdetine kadar Dışişleri Bakanlığı vekâletini Başbakan Adnan Menderes bizzat ifa edecektir.

—Ankara:

Bir kaç gün evvel bir İstanbul gaze-ıtesi Türkiye ile Pakistan'ın İran'ı a-ralarında paylaşmak üzere anlaştıkla-:rına dair İran gazetelerinden birinde intişar eden bir yazıyı iktibas etmiş ve keza ayni memleket gazetelerinde görülen müstehcen bazı resimleri de, altına bazı mülâhazalar ekliyerek, sü­tunlarınanakleylemişti.

3u hususta ne düşündüğünü kendisine sorduğumuz Başbakan Sayın Adnan Menderes bize şu cevabı verdi:

«Kendi istiklâl ve hürriyetine yönel­tilen tehditlere, en müşkül şartlar içinde bile, tereddütsüz karşı koymağa ne derece azimli olduğunu cihana gös­termiş ve bugün de göstermekte olan milletimiz diğer milletlerin İstiklâline ve hürriyetine de ayni ehemmiyeti atfetmekte ve riayet göstermektedir. Tün safdil insanların bile inanmakta tereddüt edecekleri bu kabil isnatları kaleme alan îranlı yazarların da bu "hakikati gereği gibi bildiklerinde şüp-'he yoktur. Hal böyle ikne onların An-"kara'da ZafirullahHan'la İran aley-

hinde bazı konuşmalar yapıldığına da­ir neşrettikleri bu tamamiyle uydurma haber Türklerle İranlıların iki kardeş milletin arasını açmakta ve Yakın-Do-ğuda huzur ve vifakı baltalamakta menfaati olanların eseri himmetidir. Bahsettiğiniz iki resimden biri olan o çirkin ve bayağı karikatür de bu ayni maksadın tesiriyle İran gazetesinde yer almış bulunuyor. Onu ben de nef­ret ve istikrah duygularıyla gördüm. Şüphe yok ki bu kabil neşriyat taal­luk ettiği milletin şeref ve haysiyetini rencide eden ve haklı br infial doğu­racak olan şeylerdendir. Ancak, unut­mamalıdır ki infial, onu tahrik eden­lerin manevî değerleriyle ve cemiyet içindeki mevkileriyle sıkı sıkıya; rabı­tası bulunan bir duygudur. Haysiyet ve ciddiyeti ile tanınmış bir kimseden sadır olan yakışıksız bir fiilin hasıl e-deceği kırgınlık derin ve devamlı hem de yerinde olur. Buna mukabil bir mecnunun yahut haysiyet duygusun­dan mahrum bir kimsenin böyle bir hareketi insana ancak, birincisi için acıma, ikincisi için ise, iğrenme duygu­su verir ve bunların üzerinde durma­ğatenezzülolunmaz.

Tahran matbuatında ehemmiyetli bir mevkii olmak şöyle dursun ismi bile pek az İranlının malûmu olan bir ga­zetenin, sırf hizmetinde bulunduğu ya­bancı teşekküllerin iradesine inkiyad ederek sarfettiği bu bayağıca gayretin, aradan aylar geçtikten sonra (çünkü bu neşir hadisesi yanılmıyorsam altı aya yakın bir zaman evvel vuku bul­muştu) şimdi bizim matbuatımıza ak­settirilmiş olması münhasıran, size bi­raz evvel bahsettiğim tahrikçilerin arzuları mahsulüdür. Esef edilecek ci­het, bazı gazetelerimizin, sırf kendi­lerini kontrolsüz bir heyecana kaptır­mak yüzünden, bu hesaplı gayretlerin muvaffakiyetine, şüphesiz istemiyerek, vasıtalıketmişolmalarıdır.

Hemen ilâve edeyim ki faaliyetini, a-ğır başlı bîr gazete için değişmez bir düstur teşkil eden, haysiyet ve ve-kar endişesiyle değil, fakat efendile­rine hoş görünmek arzusunun, ica­bı olan sadıkane bir mutavaatla ayar­layan bir gazetenin İran matbuatı aile­si içindeki mevkii ne olursa olsun bah­settiğiniz karikatürün neşri akabinde, daha o zaman, Tahran Büyük Elçiliği­miz İran hariciyesi nezdinde gereken teşebbüsü yapmış, bunun neticesi olarak da İran Hükümeti, mahallî kanun­ların da suç saydığı, bu neşriyattan dolayı gazete aleyhine takibata girişmiş ve binaenaleyh mesele salahiyetli mah­kemenin tetkikine arzedilmiş bulunu­yor.

Nerede intişar ederse etsin, böyle müs­tehcen resimleri ve yazıları gördükçe kardeş İranlıların da bizim kadar ü-zülmekte olduklarına kanaatim vardır. Asil milletimizin de bu gibi kötü gay­retlerin dayandığı maksadı gözönüne alarak, ancak tahrikçilerin işine ne yarayacak şekilde müfrit bir hassa­siyete kapılmaktan çekineceğine ve ananevi hasletlerimizin başlıcaların-dan biri olan vekar ve temkine sadık kalacağına şüphe yoktur.

sözü ikinci resme nakledeyim.

1949 yılı sonunda Tahran Büyük El­çiliğimizde vazife görmüş ve, müddeti geldiği için, bilâhare merkeze nakle­dilmiş olan bazı memurlarımızın Tah-ran'da iken, resmî sıfatlarının bahşet­tiği imkândan faydalanarak, büyük yekûnlar tutan siparişler verdikleri ve getirttikleri bazı maddeleri bir İ-ranlı tacirin delaletiyle piyasaya sür­dükleri hakkında takriben bir sene ev­vel Büyük Elçimizden Dışişleri Bakan­lığına gelen bir rapor üzerine bu i§ ehemmiyetle ele alınmış, ve meseleyi incelemek vazifesiyle Tahran'a yüksek rütbeli bir de memur gönderilmişti. Bu memurun tedarik ettiği vesikalara müsteniden hazırladığı uzun rapor Ba­kanlık tahkikat komisyonunda, muh­telif bakımlardan incelenmiş, alâkalı şahıslar sorguya çekilmiş ve kendileri vaki fiillerinden mesul görülerek ba­kanlık emrine alındıkları gibi bu fi­illerin cezaî bakımdan takdiri için de, hadiseye müteallik dosya Danıştaya havale olunmuş idi.

çelâhiyetli dairesi maz­nunları dinledikten sonra ve onların ifade ve müdafaalarına müsteniden, kendileri hakkında takibat icrasına mahal olmadığı mealinde bir karar verdi.

İşte gazetede resmi çıkan memur da bu işlealâkalı olanlardan biridir.

Dışişleri Bakanlığı mensuplarından ba­zılarına yapıla gelmekte olan isnat­ların tahakkuku takdirinde suçluların şiddetlecezalandırılmalarıhususuna

büyük bir ehemmiyet atfetmekte oldu­ğumuz tabiidir. Ancak bu suretledir ki hariciye memurlarımızın gelişi gü­zel ve lüzumsuz bir teşmil mahsulü ci­lan isnatlardan korunması mümkün olur. Bunu en çok arzu edenlerden bi­ri de, hükümet reisi sıfatiyle benim­dir.

Şu var ki bu gibi muameleleri nihai bir karara bağlamak selâhiyeti ka­nunlarımızla muayyen makamlara bı­rakılmış olduğundan işi bir hükümet tasarrufu ile halletmek imkânı mev­cut olmadığını da açıklamak mecburi­yetindeyim.

—İzmir :

Türkiye ziraatçiler Derneği İzmir Şu­besi, derneğin fahrî başkanı olan İçiş­leri Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğ-lu şerefine bugün saat 16'da tüccar kulübündebirçayvermiştir.

İzmir Milletvekillerile Vali Muzaffer Tuğsavul, Vali Muavini Hayri Özlü ve şehrimizde vazifeli bulunan bütün ziraat mühendis ve mütehassıslarıma ve derneğin Manisa şubesi idare heye­ti başkan ve üyelerinin de davetli bu­lunduğu bu toplantıda söz alan muh­telif ziraatçiler, İçişleri Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu'na, davetlerine icabet ettiği için teşekkürde bulunmuş­lar ve dernek faaliyetleri hakkında i-rahat vermişlerdir. Bu arada ziraatçi­ler, memlekette bulunan bütün zira-atçilerin artık bir ziraî reform yapma zamanının geldiğine inanmış bulun­duklarını, makine ihtisas okulunun a-çılmasmı, ziraat okulları mezunlarının da Amerika'ya gönderilmelerinin te­minini, fakülte kapılarının ziraat oku­lu mezunlarına açılmasını, ziraatçiler derneğinin Amerika'ya örnek çiftçiler göndermek üzere teşebbüse geçtiğini ve Ege'de bir ziraî teşvik panayırı aç­mak için hazırlıklara başlandığını bil­dirmişler ve bu meyanda muhtelif dileklerde bulunmuşlardır.

Kendisinden evvel konuşan ziraatçile-re cevap vermek üzere söz alan İçiş­leri Bakanışanlarısöylemiştir;

Muhterem arkadaşlar, sevgili meslek-daşlarım.

Eğer ziraat mesleği mensupları olan sizler kendi aranızda böyle toplantı­lar tertip ederek kendi dertleriniz etrafında konuşmaya başlamazsanız bunu, ziraî sahada bir ileri adım ola­rak kabul etmemiz lâzımgelir. Arkadaşlar:

Bu. hakikaten memleketimizde serbest konuşmanın, toplu halde karar verme­nin başladığının bir delilidir.

Eskiden de böyle toplantılar yapılmak­ta idi. Fakat itiraf etmek lâzımdır ki ö toplantılarda şimdiki gibi, dertlerle doğrudan doğruya alâkadar olunamı-yor, herkes serbest söyliyemiyordu ve bir takım edebiyat yapılmaktan ileri gidilemiyordu.

Arkadaşlar, hepimiz biliriz. Eskiden bu memlekette çiftçilik k-abiliytetsiz^ lerin, beceriksizlerin ancak baba oca­ğının sönmemesini temin ile mükellef olanların mesleği halinde idi. Daha doğrusu bu mesleğe lâyık olduğu kıy­met ka*t'iy;en gerilemiyordu. Fakat yapılan uzun münakaşalar sonunda öyle bir noktaya varıldı ki ziraat mes­leğinin bu memleketin temeltaşi ol­duğu anlaşıldı. Bu hakikatin görülme-sile meselenin en güç tarafı da halle­dilmiş oldu. ve bugün anlaşılmıştır ki artık Türkiye'de yalnız ziraat değil, bunun yanında sanayiin de gelişmesi lâzımdır. Fakat evvelâ ziraatçilik.

Bunun içindir ki artık genç ve mek­tepli ziraatçilerimizin meslekte bedbin olmamaları lâzımdır. Zamanla işlerin hepsi düzelecektir.

Siz ziraatçiler arasında mesleğinizle alâkalı bir didişme oluyormuş. Bu ha­reketleriniz bize ümit vermektedir. Hareketleriniz ziraî kalkınmamızın bir emaresi sayılabilir.

Türkiye, bugün medenî dünyada ha­kikî yerini aldıktan sonra bizim de sizi böyle hayırlı bir didişmeye sev-keden işleri halletmemiz için sebep yoktur.

Türkiye'ye demokrasinin gelmiş oldu­ğunu yalnız sizlerin hareketiniz değil, sizin hareketlerinize benzeyen birçok kalkınma faaliyetleri de göstermekte veisbatetmektedir.

Sizin bugünkü toplantınızkarsısında herşeydenevvelşunudüşündüm vs

kendi kendime dedim ki:: Artık kö­yün yakınında, uzağında ve İçinde o-lanlar bir araya gelerek ziraî sahada asıl istediğimiz nizamı birlikte tesire çalışıyorlar. .Bu gibi hareketler insana gurur veriyor ve hepsi de ferahlatıcı şeylerdir.

Burada sizleri dinleyerek birçok şey­ler not ettim. Bunlarla alâkadar ola­cağım. Hepsini değilse bile birçokları­nı başaracağımızı- ümit ediyorum.

Burada bir arkadaş, ziraat daireleri­nin mefruşatından bahsetti. Ben, bu hususta bu arkadaşımla ayni fikirde değilim. Bizler, sırası gelince tahta sandık üzerinde çalışacağız ve ' çalış­tık.

Köylü koltuğa itibar ediyor, dediniz. Arkadaşlar, köylü koltuğa değil, ken­dimize itibar eder. Biz köylümüzün dikkatini koltuğumuz vasıtasile değil, kendimiz vasıtasile çekebiliriz. Ancak biz, köylünün içine girmesini bildiği­miz zaman onun alâkasını çekebilir, onu kazanmış oluruz. Yeter ki biz ona ben sendenim, senin için köye geldim diyebilelim.

Arkadaşlar:

Bu nokta belki size edebiyat gibi ge-, lebilir. Ben size köylünün içine böyle olarak giren ve mizacı böyle olan bir arkadaşınız olarak diyebilirim ki bu yolmuvaffakiyetyoludur.

Politika yapmıyorum, hakikati ifade, ediyorum. Demokrat partinin muvaf­fakiyeti asıl halk tabakasile hemhal olmasını bildiğinden ileri gelmiştir. Halkımıza ve köylüye yapacaklarımı­zı unutursak onlardan uzaklaşmış o-luruz.

Sizlerin içinizde de bu haslet ve arzu olduktan sonra ne mobilyaya ve ne de r.ık bir giyâme ihtiyaç vardır. Muvaf­fakiyet yolu sizler için daima açıktır. Benim sizlere bir arkadaş ve biraz da eskimiş bir meslekdaş olarak söyliye-ceklerim bundan ibarettir.

Eğer sözlerimle sizin içinize küçücük bir ateş. verebildimse çok mes'udum. Allah sizleri 'muvaffak etsin.

Bakanın bu konuşmasından sonra sa­londa hazır bulunan ziraatçiler kendi­sini uzun uzun alkışlamışlar ve teşek­kür etmişlerdir.

Toplantı saat 18.30'da samimî bir hava içindesonaermiştir.

Şurası muhakkak olarak bilinmelidir ki Türk-İran dostluğu bazı gayretle­rin gölge bile vuramıyacağı kadar sağ­lam ve her iki kardeş milletin bir bi­rine karşı olan derin emniyeti temeli üzerne kurulmuş sarsılmaz bir âbide­dir.

Bu hislerin bir kere daha tezahür ve teeyyüdüne vesile verdiği için bu va­ka adeta faydalı bile olmuş addedi­lebilir. Bu noktayı arza musaraat e-derken bir kere daha derin minnetle­rimizi sunmama müsaadelerini diler, bilvesile üstün saygılarımı sunarım, sa­yın Başbakan.

İbrahim Zend İranBüyükelçisi

Muhterem Büyükelçi,

Yaptığım beyanat münasebetiyle gön­dermek lütfunda bulunduğunuz sami­mî mektup beni çok mütehassis eyle­di.

Her iki memleketi birbirine bağlayan hislerin ve rabıtaların sağlamlığının, kardeş İran'ı burada dirayetle temsil eden zatıâlileri gibi değerli bir şahsi­yet tarafından bu suretle teyit olun­ması yalnız hükümetimiz için değil, memleketimiz umumî efkârı için de bir kıymet ifade eylediğinde şüphe yoktur.

Bu münasebetle, bahis mevzuu üzücü hâdise dolayısiyle gösterdiğiniz hassa­siyetten dolayı ben de zatı devletleri­ne teşekkür ve takdirlerimi arzetmek isterim.

Geçen gün bu mesele hakkında neşir buyurduğunuz tebliğ ve dün de benim verdiğim beyanat artık bu mesele hak­kında ne İran'da ne de burada herhan­gi bir yanlış telâkkiye mahal bırakmı-yacak mahiyettedir.

Belki iki kardeş memleket arasında ki dostluğu ve anlayışı bozmağa çalış­mağa devam edecekler olacaktır, fakat bunların desiseleri, cesaret ve samimi­yetle açığa vurulduğu takdirde, daima akim kalacaktır.

İran-Türk dostluğunun vikayesi ve in­kişafı sadedinde sarf buyurduğunuz değerlimesainizdemuvaffakiyet,ba-

şarılar dilerken bu yolda hükümeti­mizin samimî müzaheretinden her za­man emin bulunmanızı rica ile hür­metlerimi teyit eylerim büyük elçi hazretleri.

Başbakan Adnan Menderes

■— İstanbul:

Birkaç günden beri şehrimizde bulu­nan Amerikalı gazetecilerden müte­şekkil 52 kişilik heyet Özel uçaklarıyle bu gece saat 1 de Tahrana mütevecci­hen memleketimizden ayrılacaklar­dır.

18 Mari 1952

—Ankara :

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu beraberlerinde Aydın Milletvekilleri Ethem Menderes, Baki Ökdem, Ankara Belediye Başkanı A-tıf Benderlioğlu, Anadolu Ajansı U-mum Müdürü Saim Nuri Uray, Üzeyİr Avunduk ve Başbakanlık Emir Subayı Muzaffer Ersü olduğu halde saat 14'ü 40 geçe Devlet Hava Yolları uçağı ile İstanbul'ahareketetmişlerdir.

—İstanbul:

Türkiye. Turing Kurumu ile Türkiye Muallimler Birliği Turizm Komitesi a-ralarmda işbirliği yapmağa karar ver­mişlerdir. Bunun ilk eseri olmak üze­re önümüzdeki çarşamba günü saat 16 da Cağaloğlundaki İstanbul Kız Li­sesi salonunda ilk okul Öğretmenlerine bir konferans verilecektir. Konferan­sın mevzuu medenî terbiye ve turizm terbiyesidir. Konferansta mevzu ile a-lâkalı bir de film gösterilecektir.

—İstanbul:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, beraberlerinde Aydın Milletvekillerinden Ethem Menderes, Baki Öktem, Ankara Beeldiye Başkam Atıf Benderlioğlu, Anadolu Ajansı Ge­nel Müdürü Saim Nuri Uray, Üzeyİr Avunduk ve Başbakanlık Emir Subayı Muzaffer Ersü olduğu halde bugün saat 16,15 de uçakla Ankaradan şeh­rimize gelmişlerdir.

20 Mari1952

— Ankara :

Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdür­lüğü kanunun 15'inci maddesine göre radyo yayınları danışma kurulu, Tür­kiye radyolarında yapılacak yayınların esasları ve programları hakkında gö­rüşlerini bildirmek üzere, bugün saat 10.30'da Ankara radyo evinde toplan­tılarına başlamıştır.

Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur toplantıyı açmış ve şöyle de­miştir:

<'Radyo danışma kurulunun muhte­rem üyeleri,

Kurulun bu toplantısının açılışında bizzat bulunmak arzularını bugün An­kara'da bizzarur bulunamadıklarından dolayı tahakkuk ettiremiyen Sayın Başbakan Yardımcısı toplantıyı açmak vazifesini bana emretmiş bulunuyorlar. Ben bu vazifeyi ifa ederken bilhassa sizleri burada sevgi ve saygı ile selâm­lamak fırsatını da kazanmış olduğum­dan ayrıca bahtiyarlık duymaktayım.

Radyonun bugün, memleket içinde ve dışında fertleri ve milletleri çeşitli yönlerden nüfuz ve tesir altına alabil­mesi ve bu tesirin müsbet olduğu ka­dar menfi olması da daima mümkün bulunduğundan radyolarımızda yapı­lacak yayınların esasları ve program­ları hakkında görüşlerinizi bildirmek üzere deruhte buyurduğunuz bu hiz­metin ciddiyet ve önemini, hiç değil­se benim kadar, takdir etmektesiniz-dir.

Bu itibarla ve haddizatında teknik mahiyetteki bu toplantı hakkında, bu fırsattan faydalanarak uzun uzun ko­nuşmaya lüzum bulunmadığı kanaa­tindeyim.

Tam bir anlayışla devam edecek ça­lışmalarınızın muvaffakiyetli neticele­rine intizaren bu toplantıyı açıyor ve hepinizi sevgi ve saygı ile selâmliyo-rum.»

Bundan sonra Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot, rad­yo çalışmaları hakkında izahatta bu­lunmuş ve ezcümle demiştir ki:

«Muhterem üyeler,

Hepinizi saygı ile selâmlarım. Ben­deniz şimdi radyolarımızın çalışma­ları hakkında bazı izahat arzetmek içinmüsaadeniziricaedeceğim.

Sözlerimfe boşlarken memleketimizin güzide fikir, san'at ve idare adamla­rından mürekkep olan kurulunuzun bugün başlamakta olan çalışmaların­dan çok istifade edeceğimize şüphe yoktur. Radyolarımızda tatbik etmek­te olduğumuz programları tetkikinize arzediyoruz. Bu programları teşkil e-den maddelerden hangilerinin muhafa­za edilmesi, hangilerinin çıkarılması, çıkarılanların yerine ne gibi yeni mad­deler konulması hususunda yüksek hey'etinizin düşüncelerini rica ediyo­ruz. Radyo yayımları danışma kuru­lunun çalışmaları semereli bir surette hitam bulduktan sonra radyo idaresi-lerimizden mürekkep program komite­si toplanarak ve kurulunuzun karar­larından faydalanarak yeni radyo p-rogramlarmıha zırlıyac aktır.

Radyo postalarımızın devlet radyosu olmak bakımından iki vasfı haiz ol­masını asıl sayıyoruz. Bu. vasıflardan biri memleket halkı için eğlendirici olması, ikincisi memleket halkının fi­kir, kültür, zevk ve terbiyesinde tesir­li olmasıdır. Yani radyolarımızı hem eğlenme ve dinlenme vasıtası, hem de terbiyevî bir vasıta olarak telâkki e-diyoruz. Programlarımızın hazırlan­masında bu cihet bilhassa gözönünde tutulmaktadır.

Memleketimizde fikir ve zevk seviye­leri mütehalif bulunuyor, radyoları-, mız çeşitli fikir ve zevk seviyesinden topluluklara hitab etmekle vazifelidir, bu bakımdan her sınıf dinleyiciyi tat­min edebilecek mahiyette program tan­zim etmek güçlüğü meydandadır. Za­man zaman karşılaşılan şikâyetlerde bu durumun tesirini de göz önünde bulundurmak gerekeceğine kaniim. Bununla beraber yüksek kurulunuzun İrşat Ve ikazlarile çeşitli fikir ve zevk seviyesindeki dinleyicilerin ihtiyaçları­na cevap verebilecek programlar vücude getirileceğinden şüphe etmiyorum.

Memleket dışı yaptığımız yayın için düşündüğümüz ve tatbik etmekte ol­duğumuz istikamet şudur: Memleketi­mizin siyasî durumunu ve memleket haberlerini bildirmek, aleyhimizde vu-kubulacak herhangi yabancı neşriyata mukabele etmek, Türkiyenin dün­kü ve bugünkü tarih, san'at, kül­tür ve medeniyet değerlerini yabancı­lara tanıtmak, memleketimize turist gelmesi imkânlarını sağlamak, yabancı dildeki yayın programlarımız bu mak­satla ve bu esasa göre hazırlanmakta­dır.»

Dr. Halim Alyot bundan sonra danış­ma kurulunun bundan evvelki top­lantısında verilen kararların tatbikatı hakkında izahlarda bulunmuş, bu ara­da kısa dalga neşriyatı hakkında da şunlarısöylemiştir:

«Kısa dalga yayınları evvelce 20 kilo­vatlık kısa dalga postası ile yapılmak­ta idi. Ve 11 dilde memleket haber­leri verilmekteydi. Hâlen 20 kilovatlık istasyondan başka 100 kilovatlık kısa dalga istasyonu da faaliyete geçiril­miş bulunmaktadır. Yabancı memle­ketlere yapılan yayın bugün 15 dilde yapılıyor. Bu neşriyata her gün 14.30'-da başlanılmakta ve gece 2'ye kadar devam olunmaktadır. Evvelce her dil­deki yayın 15 dakikadan ibarettir. Hâ­len hitabedilen memleketlere göre bu neşriyatın bir kısmı 15 dakika, bir kıs­mı yarım saat ve İngilizce yayınları ise günde 3 defa 45'er dakika olarak yapıl­maktadır.

Kısa dalga postamızda yayım yapılan diller şunlardır:

Orduca, Farsça, Arapça, Elence. Bul­garca, Rumence, Macarca, Sırp-Hırvat-ça. Lehçe, İtalyanca, Almanca. Fransız­ca, İspanyolca, İngilizce ve yabancı memleketlerde ikamet eden Türkler için Türkçe..

Geçen kurul toplantısından sonra ya­bancı memleketlere yapılan neşriyat arasına musiki programlan ilâve edil­miş, Türk kültürünü, Türk san'afcmı, memleketin turistik zenginliklerini ta­nıtıcı konuşmalar yapılmağa başlanıl­mıştır.»

Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü, bundan sonra radyolarda tatbik edilen yeni programlar hakkında izahat ver­miş, ezcümle şunları söylemiştir:

«Radyo yayımları danışma kurulunun geçenki toplantısından bu yana prog­ramlarımızda daha başka yenilikler de yapılmış bulunmaktadır. Asker saati bunlardan biridir. Bu saat 15/Ekim/950 Pazar günü kısa dalga 100 kilovatlık posta ile başlamış ve fasılasız devam etmiştir. Program, bünyesi aşağıda ar-zedilen şekildedir:

Memleketten selâm. Kore'deki askerle­rin anavatanda bulunan yakınları ta­rafından gönderilen mektuplar liste halinde hülâsa edilerek her gün saat 12.15'de okunmaktadır. Radyomuzdan Kore'ye neşredilen asker ailesi mek­tuplarınınsayısı20.564'dür.

Memlekete selâm. Kore'deki askerleri­mizin radyodan bildirilmek üzere yol­ladıkları mektupları ihtiva eden bu p-rogram her gün 10.20'de yayınlanmak­tadır. Şimdiye kadar neşredilen mek­tup sayısı 3.425'tir.

Köyün saati, doğrudan doğruya köy­lüye hitab eden özel bir yayın ola­rak servise girmiştir. Bu saat her de­fasında sağlık, tarım, millî eğitim, ko­nularından birini ele alarak basit bir ifade ile köylüye hitab eden konuşma­lar halinde haftada üç defa yapılmak­tadır. Bunun dışında ayrıca her yayı­nın sonunda bir de beş dakikalık köy­lü postası yapılarak köylünün sorula­rınacevapverilmektedir.»

Dr. Halim Alyot, bundan sonra radyo programlarında mevcut çeşitli neşriyat hakkında malûmat vermiştir. Dr. Ha­lim Alyot. İstanbul radyosu program­larında yapılan yeniliklerden de bah­sederek musiki yayınlarına temas et­miş ve şöyle demiştir:

«Ankara ve İstanbul radyolarında ya­pılmakta olan musiki yayımları an'a-neye uygun Türk musikisi, halk musi­kisi ve batı musikisi olmak üzere üç sahada tertip ve tanzim edilmiş bulu­nuyor. Bunların herbirinin mahiyeti ve yayım müddeti hakkında vesikalar dosyasında gerekli bilgi verilmiştir.

Musiki neşriyatımızda eski eserlerimi­zin ve halk havalarının aslî karakter­lerinin muhafaza ve ifadesine ehem­miyet verilmekte, programın kütle tarafından sevilmiş parçalarla, zenginleş­tirilmesine dikkat, olunmaktadır. İcra­cıların ehil kimseler olmaları hususun­da bilhassa durulmaktadır. İstanbul radyosunda neşriyatın seçkin ve muay­yen san'atkârlar tarafından intizam i-çinde yapılabilmesini temin etmek ü-zere, bazı san'atkârlarla senelik mu­kaveleler aktedilmiştir. Ankara'da ça-•İlgan kadrolu, İstanbul radyosunda ça­lışan mukaveleli san'atkârlardan başka memleketteki diğer san'at şöhretlerin­den faydalanılmasına da itina edilmek­tedir.

İstanbul ve Ankara radyoları program­larında ayni cins yayınların ayni za­mana rastgelmemesine de itina olun­maktadır. Bu şekilde birisinde batı musikisi çalınırken diğerinde Türk mu­sikisi çalınmak suretile musiki yayın­larımız ayarlanmış bulunmaktadır.» Basm-Yaym ve Truzm Genel Müdürü, izahları arasında şu sözleri de bilhassa belirtmiştir:

«Radyo yayınlarımızın hem eğlendiri­ci, hem terbiyevî vasıfları haiz olma­sını esas telâkki etmekle beraber, p-rogramlarm tanzimi hususunda muhte­rem basınımızın irşadlarmı ve halkı­mızın dileklerini göz önünde tutarak yeni ayarlamalar yapmayı düşünüyo­ruz. Memleket ölçüsünde geniş bir an­ket açmak tasavvurundayız.

Bu anketin ne gibi sualleri ihtiva et­mesi hususunda yüksek kurulunuzun mütalâa ve işaretini esirgememesini rica ederiz.

Programlarda canlılık ve yenilik temin edebilmek için uzun müddet sürecek program usulü yerine senede bir kaç defa değişecek kısa müddetli program­lar tatbik etmek tasavvurundayız.»

Genel Müdür, memleket dışında Türk propagandası yapabilmek için yabancı memleketlerdeki radyolardan faydalan­mak hususunda varılan anlaşmaları anlattıktan sonra tasavvur edilen ye­ni tesislere geçmiş. Şark vilâyetleri­mizde yeni bir radyo istasyonu kurul­ması için etüdlere başlanıldığını, îzmir radyosunun yakında Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdürlüğünce işletile­ceğini söylemiş, memleketimizde tele­vizyon tesisleri kurmak hususundaki incelemeleri anlatmıştır.

Dr. Halim Alyot'un -bu konuşmasından sonra,gündemgereğincebirbaşkan,

bir başkanvekili ve iki kâtibin seçimi­ne geçilmiş ve başkanlığa Prof. Sal'.h Murat Uzdilek. başkanvekilliğine Prof. Hazım Atıf Kuyucak, kâtipliklere T-rakya Gazeteciler Cemiyeti temsilcisi Nejat Köknar ile Konservatuvar tem­silcisi Fuat Türkay seçilmişlerdir.

Daha sonra komisyon adetleriyle ko­misyonlara seçilecek üye sayılarının tesbiti üzerinde müzakerelere geçilmiş­tir. Neticede enformasyon, musiki ya­yınları ile söz ve temsil yayınları ola­rak üç komisyon seçilmesi kabul edil­miştir.

Komisyonlar öğleden sonra çalışmala­rına başlıyac aktır.

— İzmir :

Üç günden beri şehrimizde misafir bulunan ve bu arada muhtelif tetkik, temas ve ziyaretler yapan, dün de Bergama'daki tarihî eserleri gören Birleşik Amerika'nın Büyükelçisi Mr. McGnee bu sabah saat 9'da Amerikan Haberler Servisi binasında bir basın toplantısı yaparak İzmir'deki gazeteci­lerle tanınmış ve bu arada gazetecilerin kendisine sordukları muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

Büyükelçi evvelâ yazılı olarak vermiş olduğu beyanatta, İzmir'e tekrar geldi­ğinden dolayı son derece memnun ol­duğunu, güzel İzmir şehrini beş sene evvelkine nisbetle pek çok inkişaf et­miş bir şekilde gördüğünü, İzmir Enter­nasyonal Fuarının dünyanın en çok a-lâka toplaya fuarlarından birisi oldu-ğuu, söylemiş, İzmir'in büyük bir iş ve ticaret merkezi olduğunu belirtmiş ve sözlerineşöylesonvermiştir:

«Son olarak burada bulunduğum za­man Amerika Türkiye'ye yardıma baş­lıyordu. Bu yardımı yapmamız her iki milletin müstakil olarak ayni büyük millî gayesi olmasından ileri geliyor­du. Hürriyetimizi ve demokratik ha­yatımızı tehdid eden1 komünizm teca­vüzüne karşı kuvvetimiz: toplamak ve kendimizi müdafaa etmek müşterek gayemizdir. Amerika Birleşik Devlet­leri bu yardımın Türkiye ve Amerika için iyi bîr gaye uğrunda sarfedilmiş olduğuna inanmaktadır.»

Mr. McGhee müteakiben gazetecilerden kendisine sorulacak sualleri olup ol­madığını sormuştur. Bunun üzerine ba­zı gazeteciler tarafından muhtelif mevzularda sorulan suallere şu şekilde ce­vaplar vermiştir :

S. — Son zamanlarda oldukça karışık bir durumda bulunan Orta-Doğu'da Moskova hükümetinin gayeleri hakkın­da izahat verebilir misiniz?

Ç. — Orta-Doğu'da bugünküne benze­yen gaileler daima mevcut olmaktadır ye olacaktır da. Bunun muhtelif sebep­leri vardır:

Evvelâ, son yıllarda buralarda büyük bir kalkınma göze çarpmaktadır. Bu kalkınma esnasında ekseriyeti teşkil eden fakir, halk hükümetlerine karşı ayaklanmaktadır ve bunun neticesinde dahilî meseleler meydana çıkmakta­dır.

İkincisi, geri kalmış olan bu . bölge milletleri kendilerini geçmiş olan garp­lılara karşı da zaman zaman cephe al­maktadırlar.

Gailelerin sebeplerinden bir başkası da buralarda birbirlerine çok yakın bu­lunan komşu devletlerin birçoklarında hâlâ krallık ve şeflik sisteminin hü­küm sürmesidir.

Son günlerin bir tek meselesi daha vardır ki. o da Filistin-Arap ihtilâfı­dır, işte bu meselede Araplar Garp zihniyetiyle hareket eden İsrail'e kar­şı bir cephe almış bulunmaktadır.

Komünistler buralarda bir mesele çı­karmış değillerdir. Onlar Orta-Doğu devletleri arasında çıkan muhtelif hâ­diseleri istismar ederek dünyaya bü­yük siyasî hâdiseler gibi aksettirmiş­ler, ettirmektedirler de.

Orta-Doğu'nun hâdiseleri yeni değildir. Tarihte bunlara benzer birçok hâdise­lere rastlanabilir ki hepsi de halle­dilmiştir.

Kanaatimce Mısır ve İran hâdiseleri halledildikten sonra da Orta-Doğu'da ihtilâf diye bir şey kalamaz..

S. — İran ve Mısır'ı memnun etmek kabil olabilecek midir ve olursa ne su­retle olacaktır?

C. — Bu belki de kolay olmayacak­tır- Fakat ben bu iki meselenin de hal-ledilmemesi için hiçbir sebep görmü­yorum.

İran'daki mesele bilindiği gibi petrol meselesidir. Dünyanın hemen bütün petrol mıntakalarmda İran'dakine ben-

zer ihtilâflar çıkmış, fakat muhtelif şekillerde anlaşmalara varılarak hal­ledilmiştir. İran'da da ayni şekilde yi­ne anlaşmaya varılmaması için sebep görmüyorum.

Mısır meselesine gelince, bu da Mısır halkının istiklâl istemesi gibi bir hâ­disedir ki, yine tarihi karıştıracak o-lursak, Mısır hâdisesine benzer birçok hâdiselerin geçmişte vukubulduğu an­laşılır ve yine tarihlerden öğrendiği­mize göre bu hâdiseler neticede halle­dilmiştir.

S. — Komünizmin yaşamaması gaye­siyle yapılan Amerikan yardımının Türkiye'de komünistlerin tutunama-masmı temin ettiği kanaatinde misi­niz?

C. — Şu herkesçe bilinen bir hakikat­tir ki. Amerikan yardımı Türkiye'de çok muvaffak olmuştur. Fakat Türki­ye komünistleri bu yardım sayesinde barmdırmamıgtir şeklinde bir mütalâ­ada bulunmak doğru olamaz. Zira Türkiye'ye Amerikan yardımı yapıl­mamış olsaydı bile yine Türk milleri­nin ve hükümetinin komünistleri bu memlekette yaşatmayacağından hiçbir şekilde tereddüt edilemez ve ben de etmedim.

Büyükelçi bundan sonra Türkiye'deki turistik kalkınma için Amerika'nın bir yardımda bulunup bulunmayacağı, İz­mir şehrinin eksikleri ve Amerikan i-lâçları mevzuundaki muhtelif suallere cevap vermiş, ve «İzmir'de bulunan muhtelif Amerikan ticaret adamları­nın yaptıkları ve yapacakları alış ve­rişler hakkında ne düşünüyorsunuz?» sualine de şu cevabı vermiştir:

^Buradaki temaslarım neticesinde öğ­rendim ki. Amerikalılar bu sene İz­mir'den geçmiş senelerden fazla olarak tütün almıştır ve bu seneki fiyatlar da müstahsili tatmin edici vaziyette­dir. Eminim ki hâlâ sigaralarına Türk tütünü karıştırmakta olan Amerikalı­lar Türkiye'den daha uzun müddet tü­tün almakta devam edeceklerdir.

Kabul etmek lâzımdır ki, Amerikan-Türk ticarî işleri de son günlerde iyi­ce inkişaf etmiştir.»

Mr. McGhee, bugün de şehrimizdeki tetkik ve temaslarına devam edecek ve bu arada' kız enstitülerini, Ameri­kan Kız Kolejini, Gaziemir Hava Teknik okulunu ve bazı fabrikaları ve Fuar sahasını gezecektir.

Diğer taraftan Büyükelçi ile birlikte seyahat etmekte olan Bayan McGhee bu sabah erkenden Dr. Behçet Uz ço­cuk hastahanesini ziyaret ederek bura­daki hastaların hatırlarını sormuş, doktor ve hastabakıcılarla temaslarda bulunmuştur.

Öğrenildiğine göre Bayan McGhee harp esnasında Amerikan- asker hasahane-lerinde fahrî olarak hastabakıcılık yapmıştır.

—Ankara :

Bu sabah toplantılarına başlamış bu­lunan Radyo Danışma Kurulu, öğleden sonra komisyonlar halinde çalışmala­rına devam etmiştir. Bu arada söz ve temsil yayınları komitesi: Prof. Salih Murat Üzdilek, Prof. Celâl Tarıman, Prof. Behçet Kamay- Prof. Necmettin Halil Onan ve Halil Fikret Kanat'm, musiki yayınları komitesi: Devlet ti­yatrosu müdürü Cevad Memduh Al-tar, Prof. Suut Kemal Yetkin, Fuat Turkay, Halil Dikmen ve Hasan Nu-relgin'in, enformasyon komitesi de: Profesör Hazım Atıf Kuyucak, Ahmet Muhip Dranas. basın dernekleri tem­silcisi Nejat Köknar ve Kurmay Yar­bay Hakkı Atıl'm iştirakiyle toplan­mışlardır. Basın-Yayın ve Turizm Ge­nel Müdürü Dr. Halim Alyot ve her iki radyonun vazifelileri ile Basm-Ya-yın Merkez Teşkilâtı mensupları her üç komitenin çalışmalarına katılıp is­tenilen izahları vermişlerdir.

Komiteler danışma kurulu umumî he­yetine sunacakları raporları hazırla­mak üzere akşam geç saatlere kadar çalışmışlardır.

21 Mart 1952

—İzmir :

Pazartesi günündenberi canlı bir man­zara arzeden İzmir borsası dün de ge­rek üzüm gerek pamuk mevzuunda mevcut alâkayı muhafaza etmiş ve akşam kapanışa kadar 165 ton pamuk, ihracatçılar tarafından 290 kuruştan mubayaa edilmiştir.

Bugünkü pamuk piyasası da istekli ve sağlamgörülmektedir.

Üzüm piyasası ise bir gün evveline na­zaranartan muamelenisbetinde fiat-

larda bir kımıldanış gözükmüş ve esa­sen yükselme istidadı için-de bulunan fiatlarda elli santimlik bir tereffü ha­sıl olmuştur.

Kapanış fiatları 9 no., 60.5 ve 10 nu­mara, 66.5 kuruş olarak tesbit edilmiş­tir.

— Ankara :

Dün sabah Ankara radyo evinde ça­lışmalarına başlamış olan radyo ya­yımları danışma kurulu ikinci umumî heyet toplantısını bugün saat 15'te radyoevinde Ordinaryüs Profesör Salih Murat Uzdilek'in başkanlığında yap­mıştır.

Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot ilk sözü almış, radyo danışma kurulu toplantısı münasebs-tile Başbakan Adnan Menderes ile Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu'nun kurula sevgilerini ve başarı temennilerini bildirmeye bu sabah kendisini memur ettiklerini ve bu vazifeyi yerine getirmekten mem­nuniyet duyduğunu söylemiş ve alkış­lanmıştır.

Bundan sonra dün öğleden sonra ve &u sabah yaptıkları toplantılarda çalış­malarını bitirmiş olan komisyonların hazırladıkları raporlar üzerinde müza­kerelere geçilmiştir.

Demokrat Parti İstanbul İl Kongresi bugün saat 10 da Spor ve Sergi Sara­yında büyük bir dinleyici kitlesi hu­zurunda yapılmış, istiklâl marşım mü­teakip Atatürk ve Kore şehitleri için saygı duruşundan sonra Başkanlık di­vanı seçilerek Aydın Milletvekili Et~ hem Menderes Başkanlığa getirilmiş ve gündem gereğince çalışmalara baş­lanmıştır.

Kongrede Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğ-lu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Ça­lışma Bakanı Nuri Ozsan, Tarım Ba­kanı Nedim Ökmen, Genel Kurul Üye­leri ve Milletvekilleri hazır bulunmuş­lardır.

Kongre çalışmalarına saat 18.00'de son vermiştir. Yarın saat 10'dan itibaren müza-kerlere yine Spor ve Sergi Sarayında devamedilecektir.

olgunluk gösteren sayın Ankara halkı­nın belediyemiz müzaheretini şükran­
la karşılıyoruz.

Belediyemiz de halkın bu anlayışı kar­şısında derhal faaliyete geçerek gerek resmî makamlardan ve gerekse hususî şahıslardan temin edilen vasıtalarla seyrüsefer işini en küçük bir sekteye uğratmamak imkânını sağlamıştır. Ay­rıca tren saatlerinde, şehrimize gelecek vatandaşların sıkıntı çekmemeleri İçin yolcuları gidecekleri yerlere meccanen taşımak üzere gerekli tedbirler alınmış ve vasıtalar hazırlanmıştır.

Bu şehrin hizmetini vazife olarak üze­rine almış olan belediyemiz daima hemşehrinin huzur ve emniyet içinde yaşamasını temin etmek için kanun ve nizamlar içinde çalışmalarına devanı edecek ve hiçbir suretle kötü yola sa­panlara, kanunsuz hareket edeniers müsamaha etmiyecektir.»

22 Mart 1952

— Ankara :

Yakın ve Orta Doğu memleketlerinin iş ve işçi meseleleriyle alâkalı ihtiyaç­larını karşılamak üzere İstanbul'da bir iş gücü faaliyet merkezinin kurulma­sına dair olarak hükümetimizle millet­ler arası çalışma teşkilâtı arasında va­rılan anlaşma dün Cenevre'de imza­lanmıştır.

Hükümetimizin milletler arası işbirli­ği sahasında gösterdiği gayretlerin ye­ni bir eseri olan bu anlaşmaya göre yakın ve Orta Doğu memleketlerinin İŞ gücü durumlarını devamlı surette incelemek üzere B. İ. T. tarafından İs­tanbul'da bir teşkilât, vücuda getirile­cektir. Bütün masrafları milletler ara­sı çalışma bürosu tarafından sağlana­cak olan bu teşkilât alâkalı memleket­lerdeki iş ve işçi bulma kurullarının İslah ve inkişafına ait tedbirlerle ka­lifiye işçi yetiştirilmesi ve iktisadî kal­kınma plânları içinde meslekî yetiş­tirme ihtiyaçlarının karşılanması hu­susunda büro uzmanlarının teknik mü­talâalarını ve amelî yardımlarını te­min edecektir.

Böyle bir ihtisas merkezinin İstanbul'­da kurulmuş olmasının bilhassa mem­leketimizin iktisadî ve içtimaî kalkın­masında mühim faideler sağlıyacagı alakalı çevrelerde belirtilmektedir.

—Ankara:

Beethoven'in 125'inci ölüm yıldönümü, münasebetiyle Ankara'da Devlet Tiyat­rosu tarafından tertip edilen ve sa­natkârın ölümü tarihi olan 26 Mart 1952 Çarşamba gününden itibaren başlaması takarrür eden «Beethoven haftası». Devlet Tiyatrosu Genel Mü­dürü Cevad Memduh Altar'm ayni gün saat 17.30 da opera binasında verece­ği «Ludvig Van Beethoven, insan, san' atkâr ve vatansever olarak,» adlı kon-feransiyle açılacak ve 5 Nisan 1952 Cumartesi gününe kadar devam ede­cektir.

Beethoven haftasında Fidelio operasile 9'uncu senfoni. Devlet Tiyatrosu, Cum­hurbaşkanlığı flârmoni orkestrası ve devlet konservatuarı sanatkârları tara­fından münavebe İle temsil ve icra e-dilecektir.

Fidelio operası 26 Mart 1952 Çarşam­ba akşamı saat 21'den 22'ye kadar, 9 uncu senfoni de 29 Mart 1952 Cumar­tesi akşamı saat 21'den itibaren opera binasından naklen Ankara radyosu ile yayınlanacaktır.

—Ankara :

Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdür­lüğü teşkilât kanununun 15'inci mad­desi gereğince, Türkiye radyolarında tatbik edilecek programların esasları­nı tesbit etmek üzere Perşembe günü Ankara radyo evinde çalışmalarına başlamış olan radyo yayınları danış­ma kurulu, bugün yaptığı toplantı ile, mesaisini bitirmiştir. Radyo yayınları danışma kurulu dün ve evvelki gün yaptığı toplantılarda, kendi üyeleri a-rasmdan seçilen enformasyon ve mu­siki yayınları komisyonlarının hazırla­dıkları raporları müzakere ve kabul etmişti. Kurulun bugünkü umumî he­yet toplantısı Ordinaryüs Profesör Sa­lih Murat Uzdilek'in başkanlığında yapılmış, toplantıda başbakanlık müs­teşarı Ahmet Salih Korur da bulun­muştur. Kurulun saat 10.30'dan saat 14.3û'a kadar süren bu toplantısında söz ve temsil yayınları komisyonunun hazırladığı rapor müzakere ve kabul edilmiştir.

Memleketimizin ilim, sanat ve fikir sa­halarında güzide şahsiyetlerinden mü­teşekkil olan radyo yayınları danışma kurulunun üyeleriyle Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdürlüğümensupları arasında samimî ve ahenkli bir işbirli­ği havası içinde cereyan eden çalışma­ların böylece sona ermesi ve gündem­deki bütün mevzuların görşülüp kara­ra bağlanması üzerine, oturuma baş­kanlık eden Ot. Prof. Salih Murad Uzdilek, kurula çalışmalarında başarı dileğiyle bir telgraf göndermiş olan Konya Gazeteciler Cemiyetine teşek­kür edilmesini teklif etmiş bu teklif kabul olunmuştur.

Ord. Prof. Salih Murad Uzdilek kısa bir konuşma yaparak memleketimizde ilk defa radyo tesisi vücuda getirildi­ği devre ait bazı hatıralarını anlatmış ve o zamanki radyoculuğcmuzla şim­diki mütekâmil vaziyet arasındaki far­kı belirterek bu tekâmül yolunda şüp­hesiz ileri adımlar atılmakta devam edileceğine olan inancını ifade etmiş­tir.

Daha sonra başbakanlık müsteşarı Ah­met Salih Korur söz alarak şunları söylemiştir:

«Toplantınızın sona ermiş olduğu şu anda elde edilen netice gösteriyor ki, kurulunuz tam bir anlayış ve samimi­yet havası içinde çalışmış ve bu neti­ceyi elde etmiştir. Bu hissiyatımı ifade ederek huzurunuzda teşekkürlerimi sunuyorum.»

Söz alan Basın-Yaym ve Turizm Genel Müdürü de şu konuşmayı yapmıştır: Üç gün sabah ve öğleden sonra de­vam eden komisyon ve umumî heyet çalışmalarınızı büyük bir dikkat ve is­tifade ile takip ettim. Verdiğiniz ka­rarlar radyolarımızın idaresi için kıy­metli bir rehber olacaktır. Mevcut imkânlar nisbetinde bu kararlarınızın tatbik edileceğine emin olabilirsinz. Kurulumuzun çalışmaları müddetince sizlerle Umum Müdürlüğümüz men­supları arasında müşahede edilen iş­birliği ve ahengin bundan böyle de devam etmesini ve sizlerle vazifeli ar­kadaşlar arasında sürekli bir temasın muhafaza olunmasını candan dilerim.

Hepinizi sevgi ve saygı ile selâmlar, kıymetli mesainizden dolayı hepinize tekrar teşekkür ederim.»

Radyo Yayınları Danışma Kurulu bu­günkü son toplantısında İstanbul'da bulunan Başbakan Adnan Menderes'le Devlet Bakam Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğluna saygılarının bildiril­mesinekarar vermişve bu vazifenin

ifasına Basın-Yaym ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot'u memur et­miştir.

Dr. Halim Alyot bu karar üzerine Başbakan Adnan Menderese şu telgra­fı göndermiştir:

«Radyo Yayınları Danışma Kurulu ça­lışmalarını bitirirken zatı âlinize say­gı ve teşekkürlerinin arzına bendeni­zi memur etti. Hürmetlerimle arzede-rim.»

Basın - Yayın ve Turizm Genel Mü­dürü, Devlet Bakanı Başbakan Yar­dımcısı Samed Ağaoğlu'na da şu telg­rafı göndermiştir:

«Radyo Yayınları Danışma Kurulu ma-saisinin sonunda zatı âlinize saygıları­nın bildirilmesine karar verdi. Hür­metlerimle arzederim.»

23 Mayıs1952

— İstanbul :

Galatasaray şilebinin Karadenizdekİ fecî âkibeti hakkında tahkikat devam etmektedir.

Karadenizde yunus balığı avlamakta olan ve Seyfettin kaptan idaresindeki küçük Ertuğrul balıkçı motörü Sa­karya nehri açıklarında avlanırken de­niz ortasında dört cankurtaran simidi, bir yangın söndürme âleti ve bir am­bar kapağı bulmuş ve bunları deniz­den toplıyarak gece geç vakit limanı­mıza getirmiş ve İstanbul liman idare­sine teslim etmiştir.

Cankurtaran simitlerinin üzerinde bir yazı yokur. Bu enkazın Galatasaray şi­lebine ait olup olmadığı tetkik edil­mektedir.

Ayrıca boğazdan haber alındığına göre bir serseri mayın Şile'nin Doğancik mevkiinde kayalara çarparak infilâk etmiştir.

— İstanbul:

21 Mart Cuma günündenberî toplan­makta bulunan Demokrat Parti il kon­gresi bu sabah da Spor ve Sergi Sa­rayında çalışmalarına devam etmiş ve İl İdare Kurulu ile haysiyet divanı seçimlerini yaptıktan ve delegeler ta­rafından serdolunan çeşitli dilekleri dinledikten sonra mesaisine nihayet vermiştir.

NecmiAteş,ŞemsettinGüneri,Selâhattin Güvendiren, Hayri Gönen, Sey­fettin Köken, Ziya Göktürk, Hayri Er-doğdu, Cevdet Özgür, Selâhattin Genç İl İdare Kurulu ve Selim Eren-gil ile Ali Kekiç, Mehmet Kuran, Yek­ta Kazancıgil ve Orhan Fersoy haysi­yet divanı aslî üyeliklerine seçilmiş­lerdir.

Kongre mesaisinin sona ermesinden sonra delegeler saat 21'de heyet halin­de Taksim Cumhuriyet anıtına gitmiş­ler ve bir çelenk koymuşlardır.

24Mari 1952

—İstanbul :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar beraber­lerinde Cumhurbaşkanlığı umumî kâ­tibi Nurullah Tolon, hususî kalem mü­dürü Fikret Belbez ve Başyaver Kur­may Yarbay Nurettin Alpkartal oldu­ğu halde bugün öğleden sonra Eyüp ve Kâğıthane taraflarında bir otomo­bil gezintisi yapmışlardır. Cumhurbaşkanı saat 18'de Perapalas'-ta Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan ve Başbakan Adnan Mende­res ile bir müddet görüşmüşler ve is­tanbul Vali ve Belediye Başkanı Pro­fesör Fahrettin Kerim Gökay'ı kabul etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı saat 19'da Büyük Mil­let Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, İstanbul Valisi ve maiyetleriyle birlikte araba vapuru ile Üsküdar'a geçmişlerdir. Celâl Bayar refakatindeki zevatla bir­likte Acıbadem'den geçerek inşaatı bit­mek üzere olan belediye evleri hak­kında izahat almışlardır. Cumhurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan ve maiyetin­deki zevatla brilikte 20.05 ekspresine bağlanan hususî vagonla Ankara'ya hareket etmişlerdir. Devlet Reisi Haydarpaşa garında Baş­bakan Adnan Menderes, Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Milletve­killeri, İstanbul Valisi, Komutanlar, Demokrat Parti İl İdare Kurulu ve Şehir Meclisi azalarile kalabalık bir halk kitlesi tarafından samimî bir şe­kilde uğurlanmışlardır.

25Mari 1952

—Ankara:

CumhurbaşkanıCelâlBayar,Büyük

Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, refakatlerinde cumhurbaşkanlığı umu mî kâtibi Nurullah Tolon, Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartai, Hususi Kalem Müdürü Ffkret Belbez olduğu hâlde eskprese bağlanan özel bir vagonla bu- sabah saat 9.05 te İs­tanbul'dan şehrimize dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı ile Büyük Millet Meclisi Başkanı garda bakanlar, bazı Milletvekilleri, Genel Kurmay Başkanı^ Başbakanlık Müsteşarı, Dışişleri Ba­kanlığı Umumî Kâtibi, Basın Yayın Genel Müdürü, mülkî ve askerî erkân ile Belediye Başkanı, garnizon ve mer­kez komutanları tarafından karşılan­mışlardır.

Gara gelişlerinde ve gardan ayrılışla­rında Cumhurbaşkanı, toplanan halkın alkış ve sevgi tezahürleriyle karşılan­mış ve uğurlanmışlardır.

—İstanbul :

Eski Yunan Bakanlarından Atina Türk -Elen Dostluk Cemiyeti Başkanı Bak-kalbaşı'nım riyasetindeki Dışişleri E-konomi ve Maliye Bakanlıkları Umum Müdürleri, Yunan Ticaret Dairesi Reisi, Hazine Umum Müdür Vekili Te malî müşavirlerden mürekkeb Yunan heye­ti bugün saat 16.30'da Tarsus yolcu vapuruylaşehrimizegelmiştir.

Galata rıhtımında vilâyet, Yunan Baş­konsolosluğu, Türk-Yunan dostluk ce­miyeti temsilcileri tarafından1 karşıla­nan heyet, Ankara'ya giderek İki mem-lelket arasında ekonomi ve kültür mevzuları üzerinde ilgililerle temaslar yapacaktır.

26 Mari 1952

—Ankara :

Türkiye ile Yunanistan'ı ilgilendiren teknik mahiyette muhtelif meseleler üzerinde görüşmelerde bulunacak Yu­nan delegasyonunun bazı azaları bu sabah şehrimize gelmişlerdir.

Yunan heyeti başkanı eski bakanlar­dan Anastas Bakkalbaşı, refikası ve Yunan Ticaret Bakanlığı Umum Mü­dürlerinden Athanase Triantafillis île birlikte gelmiş bulunmaktadır. Yunan heyetine dahil diğer üyelerin Önü­müzdeki hafta içinde gelmeleri beklen­mektedir.

Dışişleri Bakanlığı Yüksek Müşaviri BüyükelçiCemal HüsnüTaraybaşkanlığmdaki Türk heyeti Yunan heye-tile muhtelif komisyon halinde yakın­da çalışmalara bağlıyacaktır.

-İstanbul:

Beethoven'in 125'inci ölüm yıldönümü münasebetiyle Pertevniyal Lisesi mü­zik kolu tarafından bugün saat 14.30' da okul konferans salonunda bir top­lantı yapılmıştır.

Bu toplantıda büyük sanatkârın haya­tı ve eserleri üzerinde konuşmalar ya­pılmış ve müteakiben okul korosu ta­rafından bir konser verilmiştir.

—İstanbul:

Seyrüsefer müdürlüğü tarafından şim­diye kadar hiç suç işlememiş oldukla­rı için.1 iftihar madalyası ile mükâfat­landırılan 17 şoför bugün saat 18'de Vali ve Belediye Reisini makamında .ziyaret etmişlerdir.

Vali ve Belediye Reisi, bu ziyaret es­nasında şoförlere mesleklerinin bir -âmme hizmeti olduğunu ve iyi hareket eden şoförler hakkında her türlü ko­laylığın gösterilmesinden zevk duyu­lacağını, ceza müessesesinin tatbik e-dildiği zaman kendilerinden fazla ü-züntüye düşüldüğünü, her otomobilin bir harimiismet telâkki edilmesi icab ettiğini belirterek kendilerini tebrik et­miştir.

Şoförler de mesleklerinin her türlü icablarmdan ayrılmıyacaklarını ve bu­nun iyi bir gelenek halinde devam edeceğini ve kendilerine gösterilen ya-Tun alâkadan dolayı şükranlarını ifade etmişlerdir.

İzmir:

Beynelmilel Fuarlar Birliği 6'ncı kon­gresi bu yıl şehrimizde yapılacaktır. Beynelmilel Fuarlar Birliği Başkanlı­ğından İzmir Belediye Başkanlığına gelen bir yazıda kongrenin evvelce "tesbit edilen 16 Ekim tarihinin daha ileribirzamanaalınmasıistenmiştir.

28 Man 1952

—İstanbul:

Atina Belediyesinin davetlisi olarak Yunanistan'ı ziyaret edecek olan he­yet, bugün saat 12'de Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay'm riyasetinde Tarsus vapuru ile şehrimizden ayrıl­mıştır.

Heyette Şehir Meclisi Başkanvekille-rinden Ferzan Araş, Üyelerden Enver Kaya, Fehamet Köprülü, Fedon Sko-ros, Doktor Zakar Tarver, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Saim Nuri U-ray, Belediye Reis Muavini Suat Ku-tat. Belediye İmar Müdürü Sedat Er-koğlu, Belediye Hususî Kalem. Müdü­rü Nabi Up, Belediye Neşriyat Müdü­rü Rakım Ziyaoğlu ve Basın - Yayın Genel Müdürlüğü İstanbul İli Temsil­ciliği Dış Basın Şefi Nazif Bolükbaşı bulunmaktadır.

Heyet Galata rıhtımında Şehir Meclisi Üyeleri, Vali Muavinleri. İstanbul Merkez Komutanı, Emniyet Müdürü, Rum Ortodoks Patrik Vekili, Yunan Başkonsolosu, yerli ve yabancı basın temsilcileri tarafından uğurlanmıştır.

Üniversite Talebe Birliği, bir tablo ü-zerine hakkedilmiş dostluk mesajını Yunan gençliğine ulaştırmasına delâ­let ricasiyle Vali ve Belediye Başkanı­na tevdi eylemiştir.

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, seyahati münasebetiyle kendisinden duygularını soran muharririmize şun­larısöylemiştir:

«Dost ve kardeş Yunanistan'a hareket ediyoruz. Tarih şehri Atina'nın da­vetlisi olmanın kalbimizde yarattığı heyecan içindeyiz.

İklim ve tarih iki memleketi en kuv­vetli bağlarla birbirine kenetlemiştir. Biz, fam insanlar, tarihin âbideleştir-diği bu dostluk havası içinde yarının mes'ut nesillerine gıpta ile bakıyoruz. Atinalılara İstanbul'un selâm ve sev­gilerini götürüyorum.»

Heyet Yunanistan'da bir hafta kala­caktır.

—Ankara :

Yunanistan'ın millî bayramı münase­betiyle Cumhurbaşkanımızla maj este l'inci Paul arasında tebrik ve teşekkür telgraflarıteati olunmuştur.

—Ankara :

Cumhurbaşkanı, bugün saat 17'de iti­matnamesini takdime gelen yeni Mı­sır Büyükelçisi Ekselans M. Ahmed Hakkı Bey'i Çankaya'da mutad mera­simlekabul buyurmuşlardır. Bu kabul esnasında Dışişleri Bakanlı­ğı Umumî Kâtibi Büyükelçi Cevat A-çıkalınhazırbulunmuştur.

30 Mart 1952

— Ankara:

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr* Ekrem Hayri Üstündağ yeni verem ilâcı hakkında aşağıdaki beyanatta bu­lunmuştur :. ...

Son günlerin en heyecanlı gazete ha­vadislerinden biri de yeni verem ilâcı ve onun harikalı tesirlerine ait haber­ler oldu. 'Böyle bir keşfin bir çok yer­lerde olduğu gibi memleketimizde de uyandırdığı merak ve alâka büyük ol­muştur. Bilhassa ilâcın ilk tatbik e-dildiği Amerika'da bu alâkanın tarife sığmaz bir hadde vardığını da yine günlük gazeteler neşriyatından öğre­niyoruz.

Bu gazetelerde çıkarı büyük punto],ı başlıklarda ilâçtan, esrarlı şifa vası-tasî diye uzun uzadıya bahsedilmek­tedir.

Böyle bir vaziyet karşısında mevzu île ilgili hastaların ve dolayısiyle lı-mumî efkârın kapılması pek tabiî olan bir sevinç ve heyecan dalgası karşısın­da acaba teknik ve ilim adamları ne düşünebilirler? İşte ben sizlere kısaca bundan bahsedeceğim.

Tababet ilminin yakın mazi ile ölçüle-miyecek bir seviyeye ulaşmış bulun­duğu §u zamanda bu gibi müessir bir ilâcın keşfedilmesi selâhiyet sahibi i-lim adamlarının yapacakları derin la­boratuar tecrübeleriyle geniş ölçüde­ki klinik tatbikatın vereceği neticelere bağlıdır.

Bu çalışmalarda esas olan usulü şöy­lece hülâsa etmek mümkündür. Evve­lâ laboratuarda tetkikat, sonra hayvan üzerinde tecrübeler, daha sonra klinik­te hastalar üzerinde tatbikat... Laboratuarlarda ve sun'î olarak hasta­lığa aşılanan büyük sayıda hayvanlar üzerinde yapılan incelemeler yeni ilâç hakkında tatminkâr neticeler verdiği takdirde ve ilâcın insanlarda zararlı tesirleri olmadığı kanaatine varıldık­tan sonra hastalar üzerinde tatbikata geçilir. Çalışmaların en mühim safha­sı da işte budur.

Fakat bir şifa vasıtasının hasta insan­daki tesirini tecrübe hayvanında oldu­ğu kadar kesin olarak ve kolayca ta­yin etmeğe imkân yoktur. Çünkü tec­rübe hayvanının her zaman vücudunu açıp bu tesiri gözle görmeğe çalışmak

mümkün olmasına karşılık insan üze­rinde böyle bir tetkike girişilemiyece-ği aşikârdır. Bu sebepledir ki tecrübe mevzuu ilâçların insan üzerindeki tesi­rini ancak muayyen ve mahdut mua­yene vasıta ve metodlariyle ölçmek mecburiyetindeyiz.

Hasta insan üzerindeki tatbikatta baş­lıca noktayı, ayni hastalığa musap o-lup da ilâç verilenlerle verilmeyenler arasında yapılacak mukayese teşkil e-der. Bu mukayesenin ayni şartları ha­iz olan yüzler hatta binlerce hasta ü-zerinde yapılması gerektiği gibi neti­celerin de uzun zaman devam edecek-müşahadeleredayanmasıgerekir;

İşte bir ilâcın kıymet ve tesiri hakkın­da sarih bir fikir edinebilmek için bü­tün bu arzettiğim tecrübe sahalarından geçmiş olması lâzımdır. Yabancı ve yerli gazetelerde adları geçen verem ilâçları tarafmdajn yapılmış, neşriyat ve mukayeseli istatistikler mevcut de­ğildir. Şimdilik bu hususta bütün bil­gimiz bu ilâçların tanınmış bazı fab­rikalar tarafından meydana getirilip tecrübe safhasında bulundukları mer­kezindedir.

Nitekim bahis mevzuu firmalar daha tecrübelerini ikmal etmemiş oldukları ilâçlara ait isimlerin vakitsiz olarak ortaya atıldığını, çalışmaların henüz yukarıda arzettiğim tecrübe safhaları­nı tamamlamamış olduğunu ve bu­günlerde memleketimiz etibbasma gön­derdikleri mektuplarla bildirmekte ve bundan dolayı teessür izhar etmekte­dirler.

Bakanlığımız bu gibi ilâçlar ve diğer emsali hakkında asla alâkasız kalma­yıp bunlara ait neşriyatı günü gününe takip ettirdiği gibi imkân bulunca he­men numuneleri de getirterek tetkik­lerini hiçbir zaman ihmal etmemekte­dir.

Bütün dünyaca heyecan uyandıran bu yeni verem ilâcı ve benzerleri hakkın­daki düşündüklerimi sizlere şöylece hülâsa edebilirim: Şimdiye kadar eli­mize selen neşriyata göre bu İlâç ilmî esas ve usullere uygun şekilde hazır­lanmış olmakla beraber henüz bütün tecrübe safhalarını ikmal etmiş de­ğildir. Bu tecrübeler neticesinde anla­şılması gereken mühim, noktalar böy­le bir ilâcın her şeyden önce zararsız olarak insana uzun müddet verilip verilemiyeceği, streptomycine'de olduğu gibi böyle bir kullanılıştan sonra ve­rem mikrobunda mukavemet hassası meydana getirip getiremiyeceği, ve­remin her şekline iyi gelip gelmeyeceği gibi hususlardır.

Bilhassa binlerce hasta üzerinde tec­rübe edilerek tesir derecesinin ve bu tesirin devamlı olduğu keyfiyetinin müşahade ve istatistiklere dayanması gerekmektedir. Şimdilik yapacağımız iş tecrübe ve tatbikatın neticelerini beklemek ve bu neticelerin beşeriyeti asırlardır kemiren korkunç bir afetten kurtaracağı hususunda müjdeci olma­sını can ve gönülden dilemekten iba­rettir. Bununla beraber şu ciheti de gözden uzak tutmamak lâzımdır ki ye­ni ilâç hakkında beslenen ümitler ha­kikat haline gelse dahi verem denen bir sosyal afete karşı dünyanın her yerinde yapılan mücadelenin ortadan kalkmıyacağı gibi bu hastalığı tedavi­ye tahsis edilmiş olan sanatoryum ve hastahanelerin lüzumsuz kalacağını düşünmek de bir hayalden başka bir şeyolamaz.

Meselâ bugün frenginin hususî telâk­ki edilen müessir ilâçları bulunduğu halde dünyanın her tarafında halâ frengililer mevcut ve bu hastalığa kar­şı mücadele berdevamdır. Günün mühim meselesi haline gelmiş olan verem ilâçları hakkındaki görüş­lerimizi böylece açıkladıktan sonra rinihon ve nydrazid adlarındaki bu i-lâçlar hakkında Amerika'da hastalar ve hekimler arasında husule gelen he­yecanı teskin için New - York'un (County) tıp cemiyetinde en selâhi-yetli 7 verem mütehassısının iştirak ettiği bir toplantıda bahsi geçen ilâç­lara ait tetkik ve tecrübelerin sonuç­ları hakkındaki münakaşaları Newsveek adlı Amerikan mecmuasından sizlere aynen naklederek sözlerimi bitirece­ğim.

Bu konferansta:

1— Bu müstahzarların veremin«spe­sifik»birdevasıolmadığı.

2.— Buterkiplerinneakciğervere­minde ve ne de diğer uzuvların vere­mindeverembasilleriniöldürmediği,

3.— Bu ilâçların fena talî tesirleri olup olmadığının bilinmediği,

4.— Hayvanlaraverilenyüksekmik-dardailâçlarınkaraciğerezararlıte­sirleryaptığı,

5.— İnsanlara verilen küçük doz ilâç­larınkaraciğeredokunmadığı,

6.— Veremlilerde küçük dozla1!- halin­de uzun müddet zararlı tesirleri olup olmadığı hususunda kesin bilgi bulun­madığa

7.— Bu ilâçlarla tedavi edilen verem­lilerde salah görülüp de ilâç kesilirse hastalığın ne hal alacağının henüz ay­dınlatılmadığıilerisürülmüştür.

İşte bütün bu hususlar uzun uzun tet­kik edilerek bir sonuca varılmamış ve ilâçların klinik tecrübelerine uzun müddet devamdan sonra müsbet ka­rarlar alınabileceği kanaatine varıl­mıştır.

Bu toplantılardaki münakaşaların . en mühimnoktalarşunlarolmuştur:

a— (Belle vue Hospital) in göğüs cer­rahî mütehassısı Dr. Maxvell Cham-berlain bu ilâçlara güvenerek cerrahî müdahaleyi tehir ettiren veremlilerin (akciğer kanaması, hatta ölüm) ile ha­yatlarına son vereceklerini veya böyle reklâmlara aldanarak ameliyatlarını geciktiren veremlilerin ileride cerrahî müdahaleleri yapılsa da muvaffakiyet olamayacağını söylemiştir.

b— (New-York'un Trudeau Labora-tory) başkam William Steenken bu 2 yeni ilâcın (kobay) larla (tavşan) lar-da yapılan tecrübelerinde fevkalâde tesiri görüldüğünü ve fakat bu tecrü­be hayvanlardaki (koch) basillerini öldürmediğinisöylemiştir.

c— Eski muharipler idaresinin New -York Hastahaneler Tıbbî Servisi Baş­kanı Dr. Nicholas d'Osoto bu 2 müs­tahzarın veremlilere ait servislerde kullanıldığını ve tecrübelere devam edildiğini ancak bu ilâçlar hakkında katî karar verilmesinin en az iki sene­den sonra mümkün olabileceğini söyle­miştir.

Yine bu toplantıda alâkalı firmanın bu iki ilâç hakkında vakitsiz yapılan neş­riyat ve propagandadan dolayı özür dileyerek hekimlik yapan 135.000 A-merikan doktoruna birer taahhütlü mektup yazdığı ve bu işi için posta üretî olarak 8.000 dolar sarfettiği be­lirtilmiştir.

31 Mart 1952

— İstanbul:

Birmüddettenberişehrimizdebulun-

makta olan Başbakan Adnan Mende­res- beraberinde Aydın Milletvekili Ethem Menderes ve Başbakanlık emir subayı yüzbaşı Muzaffer Ersü olduğu halde bugün 14.40 da kalkan Hava Yolları uçağile İzmir'e gitmiştir.

Başbakan Menderes Yeşilköy hava meydanında şehrimizde bulunan Mil­letvekilleri, Vali muavini. Merkez Ko­mutanı, Emniyet Müdürü, partililer ve dostları tarafından uğurlanmıştır.

—İzmir:,
Başbakan Adnan Menderes beraberin­deAydınmilletvekiliEthemMende­res veBaşbakanlıkemirsubayı yüz­başı Muzaffer Ersüolduğu haldebu­gün saat 16.30 da uçakla İstanbul'dan İzmir'e gelmiştir.

Başbakan, hava alanında Vali Muzaf­fer Tuğsavul, mülkî ve askeri erkân ile basın mensupları tarafından karşı­lanmış ve kısa bir istirahatı müteakip Aydın'ahareketetmiştir.*

—Ankara:

Türk parası kıymetini koruma hakkın­daki 13 sayılı kararın 23 üncü madde­sine fıkralar eklenmesine ve 32 inci maddesinin değiştirilmesine dair olup neşri tarihinden itibaren 15 gün sonra yürürlüğe girecek olan aşağıdaki ka­rar bugünkü resmî gazetede çıkmıştır: Madde 1 Türk parası kıymetini ko­ruma hakkındaki 13 sayılı kararın 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar ilâ­ve edilmiştir:

Yabancı şirketlerin Türkiyedeki şube­leriyle sermayesinin yansından fazlası yabancı hakikî veya hükmî şahıslara ait müesseselerin Türkiyedeki hakikî veya hükmî şahıslardan alabilecekleri kredilerin yekûnu, ticarî defterlerin­de, kayıtlı sermayelerinin yarısını ge­çemez.

Mezkûr had fevkinde kredi açılması Maliye Bakanlığının önceden iznine bağlıdır.

Madde 2.— Türk parası kıymetini ko­ruma hakkındaki 13 sayılı kararın 32 nci. maddesi aşağıdaki şekilde değişti­rilmiştir :

İthalât muameleleri : a) Bedelli ithalât, diş ticaret rejimine müteallik karar hükümleri dahilinde yapılır. Bu kabil ithalâta ait.bedeller Maliye Bakanlığınca tesbit ve ilan e--rliîecekesaslardahilindeödenir.

Bedeli peşin olarak transfer edilen malların tayin olunan müddet içinde tamamen ve fiilen yurda ithali ve bu cihetin kambiyo murakabe mercileri­ne tevsiki mecburidir. Bu mükellefi­yeti zamanında yerine getirmeyenlere Maliye Bakanlığı veya yetkili kılacağı merciler munzam mühlet vermeğe ve verilecek mühletler için alâkalılardan mal bedelinin yüzde beşine kadar te­minat istemeğe verilen munzam müh­letler içinde mallarını yurda fiilen ithal etmeyenlerin akreditiflerini va­delerine iptal ettirmeğe, müteakip it­halâtın bedelini peşin ödetmeğe ve alı­nan teminatını gelir kaydettirmeğe yetkilidir.

Bedeli sonradan ödenmek kaydiyle it­hal edilen malların bedelinin zamanın­da transfer ettirilmesi şarttır.

İthalât için döviz tahsisi talebinde bu­lunanlardan akreditifli muamelelerde yüzde iki buçuk ve diğer muameleler­de yüzde beş nisbeüne kadar nakdî teminat istemeğe Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası yetkilidir. Yapılan tahsise müsteniden mal bedelinin müd­deti içinde ithal edilmemesi takdirin­de bu teminat mezkûr bankaca mak­tu tazminat olarak irad kaydolunur. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Banka­sı bu yetkinin kullanılması şartları­nı Maliye ve Ekonomi ve Ticaret Ba-kanlıklariyle mutabık olarak tayin e-der.

Avrupa iktisadî işbirliğine dahil mem­leketlerden liberasyon listesinde bu­lunan malların ithali maksadiyle ec-nebî memelketlerdeki satıcılarla ya­pılacak bağlantıların, bağlantı tarihin­den itibaren 15 gün içinde, Maliye Ba­kanlığınca yetkili kılınacak bankalar­dan birine tescil ettirilmesi mecburi­dir. Tescil sırasında yüzde iki buçuk­tan yüzde beş nisbetine kadar nakdî teminat alınır. Tescili müteakip Maliye Bakanlığınca tayin edilecek müddet­ler içinde mal bedelinin transferi ya­pılmaması veya malın müddeti içinde ithal edilmemesi takdirinde Bankalarca tahsil edilen nakdî teminat irad kay­dedilmek üzere T.C. Merkez Bankası­na devrolunur.t

b) Bedelsizithalât,MaliyeBakanlığı­nınöncedenizninebağlıdır. Yolcuların zatî eşyaları bu hükümden müstesnadır.

image002.gifKore'de Birleşmiş Milletler ideali için komünizme karşı aslanlar gibi çarpışa­rak Türkün an'anevî kudret ve kuv­vetini bütün dünyaya bir kere daha tanıtan kahraman tugayımız mensup­larına yüksek tahsil gençliğini temsil eden Türkiye Millî Talebe Federasyo­nunun İstanbulda toplanan 8 inci bü­yük kongresi delegeleri başarı temen­nisiilesevgisaygılarınısunarlar.

Kongre Başkanı

Öğleden sonraki celsede Gazeteciler Cemiyeti ile Kardeş Kıbrıs gençleri­ne de birer mesaj gönderilmesi hak-hakkmdaki teklifler alkışlarla kabul edilmiştir.

Kongre yarın da çalışmalarına devam edecektir.

— İstanbul :

Türkiye Millî Talebe Federasyonunun sekizinci büyük kongresinde hazır bu­lunmak için şehrimize gelmiş bulunan dünya Üniversiteler Birliği (WU.S.) Genel Sekreteri ve eski Fransız Millî Talebe Birliği başkanı Pierre Trouvat, kendisi ile görüşen gazetecilere tetkik­leri hakkında izahat vermiştir.

Genel Sekreteri olduğu Wus teşkilâtının aza ve çalışma organlarının, Profesör ve Üniversite Öğrencilerinden müteşekkil bulunduğunu ifade eden Pierre Trou­vat teşkilâtının gayesinin, geri kalmış-memleketlerdeki Üniversite öğrenci­lerinin mesken, gıda ve sıhhî durum­ları ile alâkalanarak yardım etmek ol­duğunu, Orta - Şark'ta yüksek tahsil öğrencilerine ait bir Sanatoryum tesis etmek için tetkik seyahatine çıktığını söyledikten sonra demiştir ki :

«Yüksek tahsil gençlik teşekkülleri ara­larında anlaşarak bir komisyon kurup halkın ve hükümetin yardımını sağ­lamalıdır. Bu yardım sağlandıktan son­ra teşkilâtımıza müracaat edildiği tak­dirde Sanatoryumun inşası hususunda biz de yardım edeceğiz. Fakat bu Sa­natoryumun yapılması hususundaki masrafların büyük bir kısmını üzerimi­ze alacağımız mânasına gelmemelidir. Sanatoryumun nerede yapılacağı belli değildi. Federasyonun kongresinin so­nunu beklemeden tetkiklerime devam etmek üzere yarın da Kahireye gidece­ğim. Sanatoryum yapılması için hangi memleket daha fazla imkân hazırlarsa teşkilâtımız hissesine düşen yardımı o -memlekete yapacaktır.*

Aydın İl Kongresinde Başbakan Adnan Menderes'in konuşması.

— Aydın :

Demokrat Parti Aydın İl kongresinde, kongrenin kapanmasından evvel söz alan Başbakan Adnan Menderes şiddetli ve sürekli alkışlar ve teza­hürler arasında kürsüye gelmiş ve geçen sene ile bu seneki kongre arasın­daki devrenin bir bilançosunu yaparak memleketin iç ve dış meselelerinde bu müddet zarfında kaydedilen gelişmeler üzerinde durmuş ve mukaye­seli izahatla katolunan büyük merhaleyi belirtmiştir.

Kişinin âyinesinin iş olduğunu hatırlatmakla söze başlayan Menderes, De­mokrat Parti iktidarının bugün lâftan ziyade işle, halkın hizmetinde ola­rak ortaya koyduğu başarılı faaliyetle milletin huzuruna çıkmayı tercih .ettiğine işaretle demiştir ki :

Geçen seneki kongrede tenkitleriniz ve dilekleriniz daha zorluca idi. Bu seneki kongremiz, memnunlukla müşahade ediyorum ki farklıdır. Çünkü geçen sene ile bu sene arasında da büyük fark vardır. Geçen sene, başla­nılan işlerin neticeleri henüz alınmamıştı. İktidarın sekizinci aynıdaydık. Hürriyetin bekçisi haysiyetiyle müteyakkız bulunmak hakkınız ve vazi-fenizdi. Fakat bugün aynı vaziyet mevcut değildir. Ve muhalefette iken ne dedikse, vaatlerimiz ne idiyse Demokrat Parti bugün sözlerinin eri olarak milletin huzuruna açık alınla çıkacak ve hesap verecek bir durum­da bulunmaktadır.

Bugün böyle bir beşaretli hava içinde konuşmaktan büyük bir bahti­yarlık duyduğunu kaydeden Menderes, geçen sene Demokrat Parti ikti­darının ilk bütçesinin tatbik yolunda daha neticelerini vermemiş, dış em­niyetin teminat altına henüz alınmamış, Atlantik Paktına daha girilme­miş olduğunu- önümüzde bir muhacirler meselesi, bir ara seçimleri me­selesi ve buna mümasil daha birçok işler bulunduğunu söylemiş, teker teker bütün bu meseleleri ele alarak o gün ve bugünü kıyaslamış ve söz­lerine şöyle devam etmiştir :

İktidara gelişimizin bir kaza eseri olduğunu, devlet işlerinde tecrübemiz bulunmadığını söylediler ve devletin Demokrat Partiye nasıl emniyet e-dilebileceği endişesini memlekete telkin etmeye çalıştılar. Şimdi maziye bakarak bütün tenkitleri, bunları yapanları hüsrana uğratacak bir efsane halinde görmek mümkündür. Türk milleti kendi işlerini her zaman içki kendi eline alabilir. Bugün hepiniz yarınınızdan eminsiniz. Çalışma şevki ve gayreti vardır. Çünkü emeklerin destekleneceğine emniyet "mevcuttur. Hudutlarımızın muhafazası için ordumuzun çok kuvvetli olduğu, yarın-daha da kuvvetli olacağı biliniyor. Demokratik devletler camiasile müna­sebetlerimizin bugün arzettiği mahiyet de malûmdur.

Başbakan Adnan Menderes burada Kore kararını bahis mevzuu etmiş, o zaman yapılan tahripkâr tenkitleri hatırlatmış, tersine yürütülen bir man­tıkla ileri sürülen, Kore'nin bir Yemen'e döndüğü, hiçbir pazarlık yap-madan Türk kanının harcandığı, meclise müracaat edilmediği, muhale­fetle istişare olunmadığı, birleşmiş milletler andlaşmasmda bulunabile­cek bahanelerle bu işten kaçınılabileceği bir tugay yerine bir bölük gön­derilebileceği, hatta ecza, sigara vesaire gibi sembolik bir yardımla ikti­fa olunabileceği gibi sözlerin ve sanki evvelce varmış gibi «Ne teminat aldınız?» tarzındaki suallerin artık bugün sorularnıyacağmi, çünkü hep­sinin cevabının hâdiseler tarafından verilmiş olduğunu belirtmiş ve de­miştir ki:

Kore kararı sadece basit bir cesaret tezahürü değildir. Muhalif ve mua­rızlarımızın görüşü ile bizim görüşümüz arasında görülüyor ki çok esaslı bir fark vardır. Bu fark, iki ayrı zihniyet ve dünya görüşünün ifadesin­den başka bir şey değildir. Kore kararı, dünya işlerini anlamak, geniş bir dünya görüşüne malik olmak meselesidir ve mert bir politikanın mu-hassalası olarak meydana çıkmıştır. Kore kararı ile, kurulmak istenilen kollektif emniyet sisteminin temeline en kuvvetli taşı koymakta idik. O politik emniyet sistemi mevcut olmakla dünyanın ne hale geleceğini tasavvur edebilirsiniz. Başka memleketler politik emniyete belki lâyık olduğu büyük ehemmiyeti vermekte hataya düşebilirler. Başka memle­ketler kaçınma yolları arasalar bile Türk milleti, böyle bir emniyetin sağlam olarak kurulması, zayıfla kuvvetlendirilmesi lüzumunu uzun ma­zisinin acı tecrübelerile pek iyi bilmektedir. Ve bu tarihten aldığı dersle­rin, geniş bir dünya görüşünün ve milletlerarası münasebetlerin ve va­ziyetlerin inceden inceye hesaplanmasının bir neticesidir. Koreye asker gönderme kararımızın ehemmiyetinden bahsetmek» bizden ziyade başka­larına düşer. Bu kararın bugün nasıl bir inkişafa temel teşkil ettiğini tak­dir etmekte gecikmezsiniz, sanırım. Atlantik Paktına girmekle iftihar et­mek değil, çünkü Atlantik Paktını teşkil eden milletler bizim iltihakımız­la övünmektedirler. Bir yandan bu pakta girmenin dış emniyetimiz için ifade ettiği büyük kıymeti takdir ederken, öte yandan da bu pakta girer­ken deruhte etmekte olduğumuz mes'uliyetlerin hudut ve şümulünü ke— malile kavramaktayız ve müşterek emniyet gayesini tahakkuk ettirmek emeli ile kurulmuş olan bu teşkilât içinde bütün samimiyetimizle bize dü­şen vazifeleri başarmakta en küçük bir zaafa düşmiyeceğiz. Kollektif em­niyete dayanan bir dünya görüşüne çok ihtiyaç vardır ve dünya sulhu bu gibi çalışmalara dayanmaktadır.

Biz eminiz ki müşterek emniyetin kuvvetlenmesi, yalnız tecavüzün vuku­unda icabeden kudrette bir müdafaayı sağlamak değil, hatta tecavüz ce­saretlerini kırarak bunların vukuuna mâni olmak neticesini verecektir.

Başbakan Adnan Menderes, bundan sonra ara seçimlerin ehemmiyeti üze­rinde durmuş ve bunun, 20 milletvekilliği değil bir inkılâbın istikrarı me­selesi halinde ortaya konduğunu fakat alman netice ile milletin güya 14 Mayısta aldanmış olduğu için seçimlerin yenilenmesi icabedeceği tarnn-daki sözleri tekrara bugün artık imkân kalmadığını kaydetmiştir. Milyon­ları içine alan genç bir partinin iktidara geldikten sonra iç ve dış taarruz­lardan masun tutunabilmesinin, vahdet ve tesanüdünü muhafaza etme­sinin ehemmiyeti üzerinde de duran Başkaban ilk zamanların zaruretleri karşısında, birdenbire büyük neticeler alınmamasının, fena vaziyetler doğurabileceği hakkında güdülen ümitlerin de muazzam bir tesanüt za­feri olan üçüncü büyük kongre ile hüsrana uğradığını söylemiştir.

Muhacirler meselesinin bugün 157 bin vatandaşın yerleştirilmesiyle tama­men halledildiğini kaydeden Başbakan, bu işin basit ve kolay olmadığına ya bu yük altında Hükümetin diğer normal işlerine bakamıyacağı yahut da o büyük kitlenin kendi kaderine terkedileceği gibi iki şık ara­sında kalmabilmesinin ihtimali bulunduğuna işaretle şöyle demiştir:

«Geçen sene söylemiştim bugün tekrar ediyorum, eğer canları isterse 300 bin kişi, 500 bin kişi daha göndersinler. Biz hazırız. Türk memleketi ge­niştir ve bir imkânlar memleketidir. Türk milleti, şefkatlidir, semahatli-dir. Türkiye'de tedbir alınmasını bilen ve düşünen bir hükümet vardır. Türk muhacirlerini biz millî saadet telâkki ediyoruz. Geçen sene bir fe­lâket gibi gözüken bugün filhakika bir millî saadet olmuştur.»

Başbakan, Aydm'da başarılan işler hakkında Aydın Milletvekillerinin kongreye verdiği izahata da temas ederek şöyle demiştir: «Bu kalkınma temposu önümüzdeki seneler daha süratle devam edecek, 1953 senesinde rakamlar ve işleri mukayese de hayret verici bir mahiyet arzeyliyecektir. Kara yolları bütçesi 53 milyondan geçen sene 83, bu sene 140 milyona çıkmıştır. Ziraat Bankası kredileri 300 milyon iken şimdi 700 milyondur, bir milyarı aşacaktır.

Bütün diğer verimli tahsisat, her sene bir misli artmaktadır ve böylece de devam edecektir. Büyük küçük su işleri, köy yollarında da aynı vazi­yet göze çarpar. Milletin bağrından çıkan bir iktidar olarak verimli bir yol üzerindeyiz. Esaslı tasarruf yapılmadığı hakkındaki tenkidlerin hiçbir temele dayanmadığı belli olmaktadır. Gösteriş mahiyetti masraflar kesi­lip atılmış, tahsisat yarıyacak verimli mevzulara hasrolunmuştur.»

Masrafların 300 milyon arttığını* gelecek sene bütçesinin varidat artışı ile 2 milyarı aşabileceğini, iki sene evvel sekiz milyar olan millî gelirin bu­gün 11 milyarı bulduğunu ileri süren Başbakan ezcümle demiştir ki:

«Geçen senenin 352 milyonluk bir açık imkânını veren bütçesi 110 milyon­la kapanmıştır.

Bu senenin nazarî açığı 140 milyon lira eksiği ile 209 milyondur. Buna mukabil verimli yatırımlarla 700 milyondan fazla kıymette tesis yapmak imkânını bulacağız. Bu nazarî açığın bir kısmı dış yardımlarla kapanacak, bir kısmı da artan varidat fazlası ile bel'edilmiş olacaktır. İki senelik ik­tidardan sonra bir borç intikal ettirmiyecek şekilde hesap verecek bir va­ziyet karşısında bulunmakta olduğunu, görüyorsunuz.»

însaflı Halk Partilileri dün ve bugün arasında hangi hususta geri yahut fena gidildiğini söylemeğe davet eden Başbakan «hiçbir rakam bugünün aleyhine tecelli edemez, hattâ iki rakam aynı dahi olamaz, muhakkak bu­günün lehine azametil bir fark vardır» demiş ve şöyle devam etmiştir:

Bu gidiş devam edecektir. Nikbin olmamaya sebep yoktur. İkbal kapıları ağzına kadar açılmış ve Türk Milleti kaderini yenmiştir. İleriye itimatla bakabiliriz. Türk Milleti, reyini verdiğine asla nadim olmıyacaktır.

Başbakan, üç ay süren bütçe müzakerelerinde hiçbir esaslı tenkid ileri sü­rülmediğini de iddia ederek sözlerini bitirirken konuşmasında eski devre temas ettiği zaman Halk Partililerin bunu üzerlerine almamalarını, o devrin artık kapandığını söylemiş, şimdi yeni bir vatanın kurulmasında hep "be­raber elele yürüme saadetinin birlikte idrak edilmesi temennisinde bu­lunmuştur.

29 Ağustos 1950 tarihli nutkunda diyor ki: «Memleket baştan başa hu­zursuzluk içindedir. Siyasî emniyetimiz, pervasız ve apaçık tehdit altın­dadır. Ordudan tapu memuruna kadar bütün Devlet teşkilâtın­da memurlar yataklarını bağlamışlar, kimin bir iftirası ile ne muamele göreceklerini beklemektedirelr. Dış politikada demokrat parti iktidarı mes'uliyet hissi tanımamaktadır. Bu şartlar altında idare olunan bir dış politikadan selâmet beklenemez.»

Sizlere sorarım: O gün için böyle bir iddia ile bu memleketi bu tarzda tasvir etmek reva mı idi? Halbuki onlar bu memlekette- bir satranç tahtası ü-zerinde imiş gibi oynamış insanlardır. Onların memura ve vatandaşa nasıl baktıklarını biliriz. Bu memlekette vatandaş değil fakat eski tâbir] e reaya varmış gibi hareket etmişlerdir. Bu memlekette vatandaşlar, vatandaşlık hakkına Demokrat Partinin gereği gibi kuvvetlenmesile erişmiştir.

Dış politikaya gelince, bu bahiste delilsiz ve mesnetsiz büyük söz söyle­mekten hazer etmek lâzımgelir. Acaba bugün bu sözler söylenebilir mi? Biz dış politikayı onların bıraktığı noktada tutmadık, çok ileriye götür­dük. Daha yakın bir zamanda dış politikada beraber olduklarını söylemek lütfunda bulundular ve böylece daha evvel söyledikleri sözleri tekzip et­tiler. Demek ki o zaman acele etmişler. Acaba Demokrat Parti icraatı hak­kında bugünkü sözlerini de yarm ayni suretle tekzip etmiyecekîer mi? Bir politika adamının, bir devlet adamının çok ihtiyatlı konuşması lâzım-geldiği muhakkaktır.

Politikamız ve dış politikamız kendilerinin de bildiği gibi selâmet ve em­niyet yolundadır. Memleket baştan başa huzur içindedir. Hiçbirinizin dimağlarınızda endişe yoktur. Türkiye bugün için beşer dimağının orta­ya koyabildiği en büyük teminatı istihsal etmiştir.

Bundan daha ileri emniyet bugün mevcut değildir. Türkiye, ' Atlantik Paktı camiası içinde bu emniyeti tekemmül ettirmek, daha ileri götürmek için gayretler sarfedecek ve o camianın çok kuvvetli ve kıymetli bir uzvu olacaktır.

Başbakan Adnan Menderes, «Siz iktidarsınız, konuşmayınız» tarzındaki tavsiyelerin yerinde olmadığını» milletin sinesinden çıkmış insanlar sıfa-tile kongrelerde konuşulabileceğini sırça köşkte oturanların taş atmaması gerektiğini söyledikten sonra Halk Partisi Başkanının ara seçimi nutuk­larını bahis mevzuu etmiştir. Bu nutuklarda yeni iktidar zamanında hu­zurun bozulduğu, memleketin malî ve iktisadî durumunun tamamile te­sadüfe bırakıldığı, kendisinin ve başkanlık ettiği muhalefet partisinin, bu­günkü iktidarın milletin başına bir kaza getirmesinden ciddî surette en­dişe ettiklerini belirtmekte idi.

Adnan Menderes, bu bahiste demiştir ki:

Eğer bu memlekette huzur ve sükûn varsa ve bu amme vicdanı tarafın­dan kabul edilmişse, bunun aksini iddia etmek kimseyi kandıramaz. Ni­tekim bunları söylemekle ara seçimleri muhalefet tarafından kazanılmamış­tır. Millî ve iktisadî durumun tesadüfe bırakılmamış olduğunu ise mem­leketteki iktisadî hayat gelişmesi kâfi derece sarahatla isbat ediyor. Bunun kendiliğinden olmadığı, çalışmak, bilgi ve gayret istediği de bir vakıa­dır. Bugünkü iktidarın milletin başına bir kaza getirece'ği sözüne gelince, bu çok büyük bir sözdür. Yaşını başını almış bir adamın bu sözleri söy­lerken dikkat etmesi lâzımgelmez miydi? Bu milletin basma bir kaza getirmek ne demektir? O kaza nerede? Bu iktidarı, millet kendisi getir­miştir. Kendi kendisine madalya takmak kabilinden gelmemiştir. Sıkı­lıyorum, söylemek istemiyorum, fakat ben de bu memleketin başına kendisi kaza olarak gelmiştir diyebilirim.

Başbakan Adnan Menderes, bundan sonra sabık Başbakan Şemsettin Günaltay'm bundan onbeş gün evvel yaptığı bir beyanatta bucaklarda, ilçelerde, illerde türeyen derebeylerin memurları baskı altında yaşattık­larına şahit oldum sözüne temas etmiş, asıl kendi devirlerini_siyasî de­rebeyliğin karakterize ettiğini kaydeyledikten sonra sözlerine şöyle de­vam etmiştir :

Herhangi bir insan, parti vazifesini, devlet vazifesini ve nüfuzunu kötü­ye kullanabilir. Bunların bugün kafiyen mevcut olmadığını söylemiye-ceğim. Asıl olan bu kötülüklerin bugün açıkça konuşulmasıdır. Halbuki onların zamanında konuşulmazdı. İşin inceliği ve aradaki fark bu nok­tadadır. Burada içinizde de mücadele ediyorsunuz. Hükümet ve parti bunların bastırılması İçin bir tedbir almış mıdır? Bunların tahkikini ve tecziyesini menedecek bir kuvvet mevcut mudur? Eğer parti nüfuzu­nu, memuriyet nüfuzunu suiistimal eden varsa, bunların hiçbir fiil ye hare­ketini örtbas etmek, ne de onlara yardımda bulunmak taraftarıdeğiliz.

Memleket menfaatlerini ihlâl edenler varsa, onlar bizden değildir. Mem­leket ve devlet menfaatlerini kendi menfaatlerine âlet edenlere müsama­ha etmiyeceğiz. Onlar, kanunun elindedirler. Şeriatın kestiği parmak acı­maz diyerek kaderlerine rıza göstermelidirler. İşte demokrasi, burada te­celli etmektedir ve bu devir böyle bir devirdir.

Başbakan Adnan Menderes, bundan sonra bir eski dostunun Atlantik Paktına girilmesine tekaddüm eden günlerde Halk Partisinin haklı obser-vasyonlarınm hükümete doğru yolu gösterdiği sözüne, bir başka muha­lifin kollektif emniyet tertiplerindeki şerefli mevkiin sebebinin şanlı or­dumuz olduğu bu ordunun 14 Mayıstan sonra meydana gelmediği, 30 Se­nenin mahsulü olduğu mütalâalarına temas etmiş ve ezcümle demiştir ki:

Atlantik Paktı bahsinde kendileri nerede idi? Biz şimdi Paktın içinde­yiz. Hakikaten Türk ordusu* şanlı ordumuz Atlantik Paktına girmemizin en kuvvetli mesnetleri arasındadır. Bunda şüphe yoktur. Fakat onlar ne hu kuvveti, ne de bunu kullanmasını bildiler. 30 seneden evvel de mev­cut olan bu orduda, onların bıraktığı günden bugüne çok fark vardır. Kore kararı alındığı zaman bizzat İnönü eğer bizim bıraktığımız orduda esaslı bir değişiklik yoksa, 4500 kişinin ayrılması bu memleketin müda­faasını esaslı surette zaafa uğratır demiştir. O şanlı ordu hakkındaki noktai nazarları bu cümleden de kolayca anlaşılır. O şanlı orduya nasıl dayanmak lâzımgeldiğini bilmelidir. Pakta girmeyi bir azamet ve prestij meselesi yaptılar. Pakta girmek niyetleri bile malûm değildi. Kazara ka­bul etmezlerse ne olur diye mütereddit davrandılar. Pakta girmekle bu memleket birşey kazanamaz dediler. Hattâ bu Pakt bizi alâkadar etmez diyenleri bile bulundu. Halbuki o Türk Ordusu o zaman da mevcuttu.

Başbakan burada, Demokrat Parti iktidarının üçüncü ayında yaptığı bir beyanatı hatırlatmıştır. Adnan Menderes, bir gazeteciye o zaman hülâ-satan şöyle demişti: Atlantik Paktına girmemizin reddi vahim olurdu. Dünyanın öyle kilit noktaları vardır ki buraları açık bırakılamaz. Bizi Pakta almamak mütecavizin iştahasma terketmek olur. Pakt akitlerinin maksadı bu olduğuna göre, alacaklardır.

Menderes sözlerine devamla şöyle demiştir:

Birbuçuk seneye yakın bir zaman, bu hareket hattı üzerinde metanetle yürüdük. Bizi açık ve protokole aykırı bir politika takip etmekle suç­landırdılar. Bu itirazların esasım ihtiras ve vehim teşkil ediyordu. Biz, Türkiye Pakta girecektir, buna lâyıktır, Türk milleti Pakta girmek için vazifesini yapmıştır ve yapacaktır dedik ve Pakta böyle girdik. Bize te­rettüp eden vazifeleri de vecibeleri de biliyoruz. Açık emniyetimizi bu­gün mevcut en kuvvetli emniyet sistemi içinde tahkim etmiş bulunuyo­ruz. Türkiye'nin Atlantik Paktına girmesi görülüyor ki şu veya bu ob-servasyonlarm değil fakat şuurla- metanetle takip edilmiş olan bir polı-tikanm mes'ut neticesidir.

Başbakan Adnan Menderes nihayet iktisadî ve malî sahada ileri sürülen iddiaları da cevaplandırmıştır. Bu sahada matbuata yarın ayrıca rakkam-lar verileceğini söylemiş, esasen bu husustaki hesapların meclise verilmiş olduğunu belirtmiş ve demiştir ki:

Bugün malî ve iktisadî hayatımızın, millî gelirin ve maişet durumunun kötüye gittiği iddia olunabilir mi? Geçen sene 234 milyon liralık bütçe açığını 60 milyon liraya indirdik. Katma bütçe açığı da 67 milyona indi. Buna mukabil 400 milyon liralık envestisman yaptık. Halbuki geçen sene. kendileri 900 milyonluk bir açıktan bahsediyorlardı. Şimdi susmaları lâ­zımdır. Bu sene 209 milyon lira açık kabul edilmiştir. Dış yardımlarla ka­patılacaktır. Buna mukabil, 700 milyon liralık envestisman temin oluna­caktır. Onlar, muhalefetin zoru ile Karayollarına 50 milyon lira koymuş­lardı. Biz bunu 140 milyona çıkardık. Denk bütçe esası çoktan tahakkuk etmiştir.

40 milyonunu oradan tasarruf eder ve denk bütçe yapabilirdik. Envestis-mandan doğan fark, bir açık teşkil etmez. Memlekette altın eksilmemiştir. Borçlar artmamıştır. İki senede millî gelir, iki üç milyar fazlalaşmıştır. Fakat para kıymetinden kaybetti diyorlar. Bu, doğru değildir. Dünyanın bütün memleketlerinde endekslerde bir yükselme vukua gelmiştir. Vak-tüe bu tereffülerden en çok müteessir olan memleket Türkiye olurdu. Şimdi ise tarihimizde ilk defa olarak başka memleketlerde tereffü yüzde 10 ilâ 30 iken bu, bizde yüzde 6 dır.

Ziraat Bankası kredilerinin kaynak ve tevzi tarzının tarfasız bir heyetçe incelenmesi hakkındaki talepler de bir mâna ifade etmemektedir. Bütün hesaplar, Türk milletinin gözü önündedir. İktisadî devlet teşekküllerinin umumî murakabe heyeti vardır. Ayrıca umumî heyetler mevcuttur. Ay­rıca meclisin hususî komisyonu vardır ve bu heyetlerde kendilerinin de temsilcileri bulunmaktadır. İstedikleri zaman mecliste milletvekilleri va-sıtasile sual sormak suretile malûmat alabilmek imkânları vardır. Fakat maksat malûmat almak değil zihinlerde şüphe yaratmağa çalışmaktır.

Başbakan, küçük ve büyük su işlerinde, yol mevzuunda tahsis rakamla­rının üç misline çıkarılmış olduğunu basma verilecek izahattan bunun meclisteki bütçe müzakerelerinde olduğu gibi bir kere daha belireceğini söylemiş ve konuşmasının esas mevzuunu teşkli eden partilerarası münase­betlere dönerek şöyle sormuştur :

Bu tarzda iddialar, meşru bir mücadele sistemi midir? Bu memleket, için böyle ihtilâlci usuller faydalı mıdır? Bu memlekette her gün bir tehlike varmış gibi bir hava yaratmak isteyen bir mücadele doğru olamaz. Tekrar seçimlerde bunun memleket menfaatlerine uygun olup olmadığı hakkında millet kararını bir kere daha verecektir. Biz, milletin refah ve saadeti için çalışıyoruz. Onları şu veya bu mütalâada bulunmaları bizim için ehemmi­yetli değildir. Fakat sorarım bu zihniyetten onlar dönmedikçe partilerara-sı münasebetler nasıl düzelir?

Demokrat Partinin iktidara millet iradesile geldiğini, iktidar bir muvaf­fakiyet kazanırsa muhalefetin bunu yadırgamaması icabettiğini söyliyen Başbakan Adnan Menderes sözlerini alkışlar ve tezahürler arasında şöy­le bitirmiştir :

Demokrat Parti iktidar olarak bu memleketi, onlara rağmen de olsa, sa­adet yolunda mutlaka yürütecektir.

İstanbul İl Kongresi başarılı olmuştur. Parti ikiye ayrılmış sözlerinin ya-lanlığı ortaya çıkmıştır. Herkes şunun veya bunun fikrini tercih edebilir, münakaşalar olabilir. Fakat bunların hepsinin üstüne memleket ve mil­let mefaati, Demokrat Partinin hakikî menfaati, bizi bir miknatıs gibi kendisine çeker ve birbirimize bağlar.

Büyük Millet Meclisinin 24 Mart 1852 tarihindeki toplantısı,

— Ankara :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Âpaydm'm başkanlığında toplandı.

Toplantı açıldıktan sonra yoklama yapıldı ve gündeme geçildi. Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu'nun- Millî Korunma Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki 5020 sayılı kanuna ek kanun teklifi ile Amasya Milletvekili İsmet Olgaç'm Millî Korunma Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine dair kanun teklifinin geçici ikinci mad­desi hakkında bütçe komisyonundan istenilen mütalâaya dair içişleri Komisyonu Başkanlığı tezkeresi okundu. Bu hususta söz alan Zonguldak Milletvekili Avni Yurdabayrak, Bolu Milletvekili Mahmut Güçbilmez, Ankara Milletvekili Cevdet Soydan, Malatya Milletvekili Mehmet Sadık Eti, Konya Milletvekili Murad Âli Ülgen, Erzincan Milletvekili Hâmit Pekcan ve Amasya Milletvekili İsmet Olgaç'm verdikleri izahattan son­ra Başkan oya müracaat etti ve İçişleri Komisyonunun bütçe komisyo­nundan talep ettiği mütalâayı bu komisyonun bildirmesi kararlaştırıldı.

Sözlü sorulara geçildi.

Hatay Milletvekili Cavid Yurtman'm Türkiye Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Kdraltan'm Samandağı ilçesindeki beyanatına dair sözlü so­rusuna cevap veren Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu aynı konu üze­rindeki bir sözlü soru münasebetile daha evvel izahatta bulunmuş oldu­ğunu ve bu izahatına ilâve edecek başka bir şey görmediğini bildirdi, so­ru sahibi Hatay Milletvekili Cavit Yurtman kürsüye gelerek mevzu hak­kında izahat verdi.

Yozgad Milletvekili Faik Erbaş'm Yozgadlı Cura Salih'in mirası hakkın-, daki sözlü sorusunu cevaplandırmak üzere kürsüye gelen Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, mezkûr şahsın-Ölümünden sonra herhangi'bir alâ­kalının mahkemeye müracaat' ederek veraset senedi almamış olduğunu, sadece lasdiksiz bir vakfiye sureti bulunduğunu bunun müseccel olup olmadığı "hususunda bir kayda rastlanmadığını ve bu şahsa ait bir evin de sekiz sene evvel başka birisi tarafından yıktırılmış olduğunu bildirdi.

Yozgad Milletvekili Faik Erbaş ise Cura Salih'e ait mallar hakkında iza­hat verdikten sonra bu şahsın bırakmış olduğu mirasın bazı ihti­lâflara yol açtığını, bu sebeple meselenin incelenerek bir karara bağlan­masınıistedi.

Bu mevzu üzerinde Yozgad Milletvekili Avni Doğan ve Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlunun verdikleri yeni izahatı müteakip diğer sözlü sorunun müzakeresine başlandı.

Kocaeli Milletvekili Ekrem Alican'm Adapazarı Askerî Bakım Fabrika­sının tevsii maksadile 1910 yılında kamulaştırılmasına teşebbüs edilen muhtelif eşhasa ait araziye takdir edilen kıymet arasındaki farka, bu husustaki dâva safahatına ve hakem kurulunun ücretlerine ve çalışma­larına dair Adalet Bakanılğmdan sözlü sorusu Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu tarafından cevaplandırılmıştı.

Bakan verdiği izahatta bu bölgeye yapmış olduğu s-eyahatte bahis ko­nusu arazinin evsafı ve şartları üzerinde ayrı bir inceleme yapmamış ol­makla beraber üzerine ciheti ekseriyece kısmen binalar yapılmış olan bu arazinin muhtelif parçaları arasında bir fark görmediğini- daha son­ra soru sahibinin vaki müracaatı üzerinde savcılıktan malûmat istendi­ğini ve gerekli tetkikatm yapıldığını beyan etti.

Kocaeli Milletvekili Ekrem Alican, mevzu bir tetkike konu teşkil ettiği için şimdilik söylenecek bir şey bulunmadığını bildirdi. Bu sözlü sorunun müzakeresinden sonra saat16.20'de birleşime son ve­rildi.

Büyük Millet Meclisi önümüzdeki çarşamba günü saat lö'te toplana­caktır.

— İstanbul :

Başbakan Adnan .Menderes'in, dün Demokrat Parti İstanbul İl Kongre­sindeki nutkunda, bütçe denkleştirilmesi ve açıkları durumu, para kıy­meti, millî gelir artışı, kaldırılan ve konulan vergiler hesapları hakkında basma verileceğini bildirdiği rakamlı malûmat aşağıdadır:

Demokrat Parti hükümeti, bütçenin denkleştirilmesi bakımından muvaf­fakiyetli bir yolda mesafeler katetmiş ve etmektedir. İki senelik bütçe .açıklarının mukayesesi bunu veciz bir şekilde isbata kâfidir. Filhakika, 1951 yılında genel bütçe açığı 234 milyon, katma bütçe açığı 118 milyon ki cem'an açıklar yekûnu 353 milyon lira olarak tahmin edilmişti. 1952 yılında ise bu açık yekûnu, 199 milyon lirası genel bütçeye- 10 milyon li­rası da katma bütçelere ait olmak üzere 209 milyon lira raddesindedir. Aradaki fark, bütçelerin denkleştirilmsei hususunda elde edilen muvaf­fakiyetin rakamla ifadesidir. Kaldı ki memleket ekonomisinde kalkınma hamlesinin ve bazı devlet hizmetlerinin biraz tehiri karşılığında 1952 bütçesi ile verilen ödenekler yekûnu, 1951 ödenekleri raddesinde bıra­kılmış olsaydı, bu açık 29 milyon lira gibi cüzî bir mikdardan ibaret ka­lırdı. Yine kaldı ki hakikat, bundan çok daha denk bütçe halindedir. Zi­ra, 1951 yılındaki 234 milyonluk genel bütçe açığından sadece 60 milyon­luk kısmı bir iç istikrazla kapatılmış, diğerleri Amerikan yardımları, ge­lir fazlası ve bütçede tahakkuk ettirilen fiilî tasarruflarla karşılanmıştır.

Büyük Millet Meclisinin 26 Mart 1S52 tarihindeki toplantısı.

— Ankara (26 A. A.) :

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerinden Kayseri Mil­letvekili Fikri Apaydın'm başkanlığında toplandı.

Yoklama yapılarak çoğunluk olduğu tesbit edildikten sonra gündeme geçildi.

Avrupa Konseyi ile Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilâtı Bakanlar Ko­mitesinin yapacağı toplantılara katılmak üzere Paris'e giden Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü'ye Başbakan Adnan Menderes'in vekâ­let edeceğine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi okundu. Bunu müteakip sözlü soruların müzakeresine başlandı.

Gümüşhane Milletvekili Kemal Yörükoğlu'nun kristal veya toz şekerden kesme veya küp şeker imali ile alım ve satımının men'i hakkındaki karar dolayısile satışı mümkün olmayan fakat ellerinde bu nevi şekerlerden kalmış olan esnafın zarardan vikayesi için bir tedbir alınıp alınmadığına dair Maliye Bakanlığından sözlü sorusunu cevapalndıran Maliye Bakanı Hasan Polatkan, bu kararda derpiş olunan müddetin hitamında ellerinde ticaret maksadile satın alınmış bu şekerlerden bulunanların bu şekerleri­ni satabilmeleri için ilk kararda verilen müddetin 30 Nisan 1952 günü ak­şamına kadar uzatılmasına hükümetçe karar verilmiş olduğunu söyledi...

Soru sahibi Gümüşhane Milletvekili Kemal Yörükoğlu kürsüye gelerek bazı esnafın zarardan vikayesini temin edecek olan bu yerinde tedbir do-loyısile hükümete teşekkür etti.

Gündemde bulunan diğer sözlü soruların muhtelif sebeplerle geri bıra­kılmasından sonra iç tüzük gereğince bir defa görüşülecek işlere geçildi.

Kars Milletvekili Hüseyin Cahit Yalçm'm Milletvekilliği dokunulmazlığı­nın kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Komisyonlarından kurulan karma komisyon raporu oya sunuldu, doku­nulmazlığın kaldırılmasına mahal olmadığını derpiş eden rapor kabul -olundu.

Bu bölümün ikinci maddesini Malatya Milletvekili Mehmet Sadık Eti ve MardinMilletvekiliAzizUras'mMilletvekilliğidokunulmazlıklarının kaldırılması hakkında Başbakanlık tezkeresi ve Anayasa ve Adalet Ko­misyonlarından kurulan karma komisyon raporu teşkil etmekteydi

Raporda bu iki Milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ma­hal olmadığı ileri sürülmekte, komisyona dahil bazı Milletvekilleri de karara muhaefetlerini bildirmiş bulunmaktaydılar.

Rapor üzerinde söz alanlardan, Manisa Milletvekili Şem'i Ergin. İzmir Milletvekili Pertev Arat, Maraş Milletvekili Mazhar Özsoy, Bilecik Mil­letvekili İsmail Aşkın, Gümüşhane Milletvekili Halis Tokdemir aleyhte; Ankara Milletvekili Cevdet Soydan, Tokat Milletvekili Zihni Betil ve An­kara Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ lehte, konuştular. Sivas Millet­vekili Ercüment Damalı, Mardin Milletvekili Aziz Uras, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Sualp, Diyarbakır Milletvekili Remzi Bucak ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Tokoğlu da rapor üzerinde izahatta bulundular.

Bu arada verilen yeterlik önergesi aleyhinde söz alan Antalya Milletve­kili Burhanettin Onat'ın konuşmasından sonra oya sunulan önerge red­dedildiği için müzakerelere devam edildi.

Kars Milletvekili Abbas Çetin, İstanbul Milletvekili Salamon Adato- Trab­zon Milletvekili Faik Ahmet Barutçu ve Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce raporun lehinde; Konya Milletvekili Ümran Nazif Yiğiter'le Afyon Milletvekili Kemal Özçoban da aleyhte konuştular. Neticede oya sunulan ve Milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılmasına mahal olmadığını der­piş eden rapor kabul edildi.

Bilecik Milletvekilliğine seçieln Yümnü Üres'in seçim tutanağı hakkında Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı tezkeresi ve tutanakları inceleme ko­misyonu raporu kabul edildi. Daha sonra oya sunulan seçim tutanağı da tasvip olundu.

Başkan oturuma 10 dakika ara verdi.

İkinci oturumda, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bağlanıklarıyla, millî saraylar, kasırlar ve köşklerdeki eşya hakkında iç tüzüğün 177inci mad­desi gereğince soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Meclîs hesapları­nı inceleme komisyonu raporuna dair anayasa komisyonu raporunun mü­zakeresine geçildi.

Anayasa komisyonunun raporunda, 177,inci madde gereğince teşkil edilen soruşturma komisyonuna bazı kazai mahiyette salâhiyetlerin verilmesinin anayasa hukukuna ve anayasamız hükümlerine aykırı olup olmadığı key­fiyetinin incelendiği ve mezkûr tahkikat komisyonuna kazai salâhiyet­lerin tanınmasının demokratik ve parlamenter anayasa hukukuna aykırı düşmiyeceği kanaatine varıldığı ve böylece, bu komisyonun, bu sıfatla yalnız Yüksek Meclisin soruşturma kararı verdiği hususlara münahsır olmak üzere, içtüzüğün 173 ve 174'üncü maddelerinin bahşettiği salâhi­yetleri kullanabileceği tebarüz ettirilmekteydi.

Bu. mevzuda söz alan Niğde Milletvekili Necip Bilge, Anayasa Komisyo­nunun raporu üzerindeki fikirlerini serd ederek, bir soruşturma komis­yonunun içtüzükte tesbit edilecek olan salâhiyetleri haiz olup olmadığı meselesinin münakaşa edilmemesi lâzımgeldiğini ileri sürdü.

Bundan sonra başkan, vaktin geciktiğini söyliyerek saat 18.50'de oturuma son verdi.

Büyük Millet Meclisi cuma günü saat 15'te toplanacaktır.

Meclis soruşturması hakkında tek bir fasıl bulunup bu faslın 173 ve 174'üncü maddelerinde soruşturma komis­yonunun salâhiyetleri tahdiden gösterilmiş olduğuna, aynı fasılda bulu­nan 177'inci madde mucibince teşkil veya tavzif edilecek komisyonun da aynı salâhiyetleri haiz olması tabiî bulunduğuna, aksi takdirde yani şahit ihzarı, delâile el konması gibi hallerin adlî makamlar vasıtasiyle yaptırıl­ması demek kazai tahkikat demek olacağına ve bunun da Yüksek Mecli­sin bu tahkikat yerine Meclis tahkikatı yapılmasını tercih şeklinde tecel­li eden idare ve kararma muhalefet teşkil edeceğine, 177'inci maddeye göre teşkil veya tavzif edilecek soruşturma komisyonunun salâhiyetleri hakkında, bu maddenin faslın sonuna konulması sebebiyle içtüzüğün meskût kaldığı farzedilse bile anayasamız Meclis soruşturmasının tatbik şeklinin içtüzükle tayin edileceğini kaydeylemiş bulunduğundan bu hu­susun Yüksek Meclisin karariyle telâfisinin mümkün bulunduğuna göre: Bu komisyonun bu sıfatla ve yalnız Yüksek Meclisin soruşturma kararı verdiği hususlara münhasır olmak üzere içtüzüğün 173 ve 174'üncü mad­desinin bahşettiği salâhiyetleri kullanabilmesine ve komisyon tezkeresin­de birer biber sorulan suallere cevap verilmesine mahal olmadığına ekse­riyetle karar verildi.»

Anayasa komisyonu bu karara ekseriyetle varmıştı ve komisyonun bir kısım üyeleri muhalif kalmışlardı. Bu üyeler fikirlerini şu şekilde izah etmekte idiler :

«Meclis soruşturması mutlaka Bakanlar veya Bakanların suç ortağı olan­lar hakkında açılır. Binaenaleyh ortada bir Bakanın suçu bahis mevzuu olmadıkça Meclis soruşturması yapılması caiz olamaz.

Ancak Meclis soruşturmasını icabedecek bir vaziyetin hudusundadır ki, tüzüğün 172'inci maddesinde yazılı komisyonlardan biri kurulur, bu ko­misyonlar tabiatiyle tüzükte ve Ceza Muhakemeleri Usulünde yazılı salâ­hiyetleri kullanırlar.

Tüzüğün 177'inci maddesindeki komisyon ise Meclisin bir veya daha zi­yade meseleler hakkında ancak bilgi toplamaya memur hususî bir teşriî organdır. Bu organı 172'inci maddede adları geçen komisyonlardan biri olarak tanımaya hukuken imkân yoktur. Bu imkânsızlığa rağmen böyle bir heyete (Meclis karariyle tahkikat yapmıya memur edilen inceleme komisyonuna) kıyas yoliyle şahit ihzarı, ev araştırması ve nihayet tevkif gibi hürriyet haklarını ihlâl eden salâhiyetler verilmesi ve vatandaşın tabiî hâkiminden maada hâkimlerin eline bırakılması anayasa hüküm­lerine aykırıdır.»

Meclisin bugünkü birleşiminde söz alan Milletvekilleri bu iki tezin lehin­de veya aleyhindeki mütalâalarını etraflı bir şekilde izah ettiler. Bu ara­da Mardin Milletvekili Mehmet Kâmil Boran, Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, Bingöl Milletvekili Feridun Fikri Düşünsel, Niğde Milletvekili Necip Bilge, Seylan Milletvekili Sinan Tekeiioğlu, Diyarbakır Milletvekili Ferit Alpiskender, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Süalp ve anayasa ko­misyonu adına Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant konuştular.

Bu mevzudaki görüşmelerin yeterliğine dair bir önergenin kabulünden sonra anayasa komisyonu raporunun, Mecliste cereyan eden görüşmelerin ışığı altında tekrar tetkiki için komisyona iadesi hakkındaki bir önerge oya sunuldu ve reddedildi.

Müteakiben raporun açık oya sunulmasına dair 15 imza ile verilen bir önerge okundu ve içtüzük gereğince bu şekilde muamele yapıldı.

Aydın seçim çevresinden başlanarak isimleri okunan Milletvekilleri birer birer oylarını kullandılar. Oyların 'tasnifi neticesinde nisap olmadığı an­laşıldığından, gelecek birleşimde tekrar oy muamelesi yapılmak üzere saat 17.30'da birleşime son verildi.

Büyük Millet Meclisi Önümüzdeki Pazartesi günü saat 15'te toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 30 Mart1952 tarihindeki toplantısı.

İstanbul i 30. (A.A.) —

Başbakan Adnan Menderes şerefine bugün Park Otelde Milliyet, Sonposta, Son Saat, Akın, İstanbul Ekspres, Sontelgraf, Gece Postası, Vakit, Son Dakika, Zaman, Hergün, Jamanak, fransızca İstanbul, Vima, Jurnal Do-rian, ApoyeMatini, Marmara, Tahidromos, Şalom ve mizah gazeteleri bir öğle yemeği vermişlerdir.

Bu 20 gazetenin sahipleri ile yazı erkânının hazır bulunduğu bu toplantı­da memleket meseleleri ile basın meseleleri üzerinde samimî hasbihalier-de bulunulmuş ve yemeğin sonlarına doğru topluluk adına Vakit gazetesi

sahiplerinden Hakkı Tarık Us söz alarak şu hitabede bulunmuştur : Sayın Hükümet Başkanımız, aziz meslekdaşlarım,

İstanbul gazetecilerindeki meslek birliğinin, meslek bağlılığının küçük bir gösterisi mahiyetini alan ve kıymetini de hazırlıksız olmasında bulan bu güzel toplantının sona ermek üzere olduğu şu anda birkaç söz söyle­mek için bana, meslekte yaşlanmış bir arkadaş olarak müsaadenizi rica edeceğim. Bu sözler burada hepinizce ayrı ayrı ifade edildiğinden şüphe etmediğim bazı müşterek duygu ve düşüncelerin bir tekrarı olabilir, fa­kat benim bu tekrarım onların müşterek ifadesini toplayabilir ve sayın Başbakanımıza bir konuşma fırsatı verebilirse işlediğim kusuru affettire­bilir sanırım.

Sayın misafirimiz, geçenlerde seçmenlerine hitap ettikleri zaman kendi­lerinin ,bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini temsil etmekte olduklarına işaret etmişlerdi. Şimdi şahsî meziyet ve sempatilerinden başka bu saygı değer sıfatlarının da etrafında toplanmış olmak zevkini tatmakta olan mes­lekdaşlarım, kendi müşterek meslek meselelerinin otoriteler önünde açıl­mış olmasından memnun ve müteşekkirdir. Artık fiilen bir meslek olmak haysiyetine kavuşmuş bulunan gazeteciliğimiz, memleket dâvalarından bir parça olduğuna inandığı kendi meslek meselelerinin herhangi bir parti me­selesi olamıyacağma da yakından inanmıştır.

Sebep ve mesullerini aramaksızın tarihe girmiş kısa ve uzun bazı fasıla­larını bir yana bırakarak, Türk Basınının kendisine has olan asaleti ile sürüklediği gelişmenin seyri, hususiyle 1946'dan sonra umumiyetle fikir ve kanaatler üzerine toplanmak ve şahıslar fikir ve kanaatleriyle birlikte mütalea etmek suretinde mesut bir manzara arzeder. Bu manzara, alış­mayanlara bir bakışta dağınıklık hissi verir ancak basın dünyamıza etra­fın düşünce ve muhakeme farklarından zarurî ve tabiî olarak akseden bu dağınıklık, millî varlığımızı toplu bulundurmak içindir. «Bizim perişan­lığımız gönüllerin cemiyeti içindir»diyen Sultan Selimi hatırlayabiliriz.

Ben şahsen «kişi hissettiği nisbette yaşar» diyen şairle beraber düşünü­yorum. «Düşünüyorum demek ki varım» diyen filosofun sözünü, .basın ve siyaset âleminde bir fikre sahip olmak nisbetinde mevcudiyet iddiasına hak verdirir mânada aldığım için müdafaası kabil bir fikre bağlılığı hattâ bir üstünlük sayarım. Basın müesseselerini, tıpkı sahipleri gibi bir vatan­daş eşitliğinin ışığı altında her türlü imtiyaz iddialarından uzak, temsil ettikleri fikirlerin kıymetine göre aynı hakka sahip bulurum.

Kendilerini bağımsız görenleri ancak hep birden bağlı olduğumuz vatan ve memleket fikirlerine sarılmış görmek isterim. Yine bunun içindir ki, sayın Başbakanım dış politikamızdaki şu fikir beraberliğinin bir haşmet ve kuvvet edası almasının sırrını, rengi ne olduğu belirsiz, yarın ne diye­ceği belli olmayanların iştirakinde değil, bilâkis ötekilerin yani hissiyatı umumiye dalgalarını kollayanların değil efkârı umumiye mucizesini ya­panların aynı fikir ve siyasete takılmış olmasında bulurum.

Sayın Başbakanımız, Türk Basınının bugün kendi kendine sahip olmak­tan doğan mesuliyeti pek iyi duyduğunu arzetmiştim. Onan bu mesuliyet duygusu içinde tek istediği, doğru ve çabuk haber almak için çalışan ci­hazını hükümet teşkilâtının da son derece kolaylaştırması ve bir fikir söylemenin mes'uliyetini asgarî hadde indirmesidir. Bizim ilk devlet ga­zetemiz Takvimi Vekayi 1831 senesinde Büyük Reşit Paşanın kalemi ile bu ihtiyacı mukaddimesine resmî bir hakikat olarak yazmıştır. Milletler­arası bir taahhüd mahiyet ve şümulü alan bu noktada üzerinde alınacak son tedbirler inanılmaması lâzımgelen haberleri kendiliğinden azaltacak, her türlü şahsî ve resmî tesirden ve sermaye' tazyikinden azade kalacak, meselâ postaların alacağı bir vazife şeklinde bir dağıtma teşkilâtı vücut bulursa Türk Basını söz serbestliğinin gerçek teminatını bulmuş olacak­tır. Bizce resmî ilân işinin de hükümetçe başıboş bırakılmayarak ele alın­ması değil, alınmaması bir eksiklikti. Satışın ve ticaret ilânlarının bir des­tek teşkil edebildiği zamandan müstefid oluncaya kadar resmî ilânın basın serbestliğine bir teminat olacak surette tanzim edilmesini bir zaruret saymaktayım.

Umarım ki, sayın Başbakanın bu kısa teması kendisinin zeki müşahede­lerine basının iç meselelerinde geniş bir ufuk açmıştır. Beîki bazı fikir ve kanaatlerinin teyid veya tashihine imkân vermiştir. Bizim kendilerine vereceğimiz teminat, Türk Basınını tarihî vatanseverliğini devam ettiği ve bir istisna halinde bile ihtilâlci veya komünist metodlarm bunlara karşı duyduğumuz nefret kalkanı önünde içimize sokulmağa imkân bu­larak şerefimizi kıramadığıdır. Şerefli Basını temsil eden. kadehimi bu te­minat ile sayın Adnan Menderesin şerefine kaldırıyorum.

Hakkı Tarık Usun hitabesinden sonra Başbakan Adnan Menderes söz al­mış ve şunları söylemiştir :

Şerefli Türk Basınının muhterem mümessilleri,

Bugün burada hür Türk Basınının mühim bir parçasının temsilcileri arasın­da bulunmaktan büyük bir bahtiyarlık duymaktayım. Huzurunuda bulundu­ğum bu güzide topluluk içinde iktidar partisine, ve muhalefete mensup olan­lar bulunduğu gibi.bağımsızlar da vardır. Aynı zamanda diğer dillerde inti­şar eden Türk gazetelerinin mümessillerini de yine bu topluluk içinde hep bir arada görmekteyiz. Bu bakımdan bu toplantımızın hususî bir ehemmiyeti olduğunu kabul etmek icap eder.

Bu defaki İstanbul seyahatim, Matbuatınızla temas bakımından benim için hakikaten çok feyizli olmuştur. Bugünkü toplantıya bundan evvel diğer Matbuat temsilcisi arkadaşlarla yaptığımız toplantı da ilâve edile­cek olursa, îstanbulda çıkan bütün gazetelerimizin temsilcileri, sahipleri veya yazı erkânı ile eksiksiz olarak temasa geçmiş olduğum meydana çıkar. İstanbul Matbuatı ile temas etmek ise şüphesiz ki, memleketimiz Mat-butanınm en büyük kısmı ile temas etmek demektir.

Bu sefer iki ayrı grup olarak beni karşılayan İstanbulun muhterem Basın erkânı ile yakın bir zamanda İstanbulu tekrar ziyaretimde hep bir arada buluşmak gibi daha derin bir bahtiyarlığa mazhar olmayı çok temenni et­mekteyim.

Bilindiği gibi memlekette demokratik hürriyetlerin nimetlerinden basını­mız da gereği gibi faydalanmaktadır. Bunun mânası ve ehemmiyeti bü­yüktür. Çünkü bütün demokratik hürriyetlerin en kuvvetli teminatının basın hürriyeti olduğunda şüphemiz yoktur. Biz basın hürriyetine böyle bir değer vermekteyiz.

Bu itibarla memlekette Matbuat hürriyeti vardır veyahut da şu veya bu sebeple bu hürriyet kayıtlar altındadır, şeklindeki münakaşalar üzerinde durmak icap ediyor. Bazı maddî darlıkların veya teknik imkânsızlıkların Matbuatımızın inkişafını kayıtlamakta olduğu aşikârdır. Ancak bunn, Matbuat hürriyetini tahdit eden kayıtlar gibi göstermek bir haksızlık olur. Maddî ve teknik imkânlar bakımından gazetelerimizin her birisinin diğer­lerine veya herhangi bir zümre gazetenin diğer bir zümreye nazaran müsavi şartlar altında bulunduğu elbette kabul olunamaz. Bir bakımdan müsait şartlar altında bulunanlar, diğer bakımdan temamiyle gayri müsait vazi­yette olabilirler. Binaenaleyh hangi gazete veya hangi gazeteler zümresi­nin hangilerine karşı daha müsait vaziyette bulunduğunu tayin etmek bîr meseledir. Hal böyle iken, sadece resmî ilânlar meselesini ele alarak bir kısım gazetelerimizin daha müsait vaziyette olduklarını ve bunun netice­sinde diğerlerinin hürriyetlerinin kayıd altında bulunduğunu iddia etmek asla doğru değildir. Binaenaleyh bu meselenin Matbuat hürriyeti ile bir alâkası olmamak lâzımdır.

Şunu demek istiyorum ki, meselâ tek parti devrinde Matbuat hürriyetinin mevcut olmaması, maddî ve teknik imkânsızlıklar yüzünden değildi. Yani tek parti devrinde basının teknik mahrumiyetler veya malî tazyiklerle susturulmuş olduğu asla iddia edilemez. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, şayet siyasî bir terör veyahut kanunî memnuiyet veya tehlikeler mevcut bulunmasa idi, maddî imkânsızlıkların bütün ağırlığırîa rağmen, tek parti devrinde dahi hür Matbuat ortaya çıkabilir ve bu sayede de vatandaş hak ve hürriyetlerinin teminat altına alınması mümkün olabilirdi.

Hülâsa, hiçbir memlekette ve hiçbir zaman, Basın hürriyeti maddî zorluk­lar veya külfetler iddiası yolu ile ortadan kaldırılmış değildir. Bu hürriyet. ancak ve ancak, totaliter veya müstebit idarelerin tecrit kampları ile, ve­yahut fevkalâde mahkemelerin veya hükümete herhangi bir gazeteyi iste­diği zaman kapatmak imkânını veren hükümlerin mevcudiyeti ile ve ni­hayet öyle idarelerde hürriyet kelimesini telâffuz edeceklere mukadder olan türlü acı akıbetlerin tehdidi ile ortadan kaldırılmıştır. Görülüyor ki bu bir maddî imkânların darlığı veya genişliği meselesi değil, bir rejim meselesidir.

Basın müessesesinin demokratik bir nizamı içinde en iyi bir şekilde geli­şebileceği muhakkaktır. Aynı zamanda Basın hürriyeti tanınmayan bir memlekette demokrasiden bahsetmeye imkân yoktur. Bundan meydana çıkan hakikat şudur ki, Basın hürriyeti ile demokrasi, birbirine sıkı sıkıya bağlı ve birbirini tamamlayan iki mefhumdur.

Basınımızın yeni kurulan demokratik nizam içinde çok geniş inkişaflara namzet olduğundan asla şüphe edilemez. Demokrasimizin temelleşmesin­de, hürriyet havası içinde gürbüzleşen ve olgunlaşan bir Basının rolü bü­yüktür.

Kendi muhitinde kendi hayatını yaşayan bir vatandaş, propaganda temas ve belagat kabiliyeti ne olursa olsun, günde ancak 15 kişiye tesir edebilir. Fikirlerini basın yolu iîe yayanlar, eline kalemi alınca 10 binlere tesir edebilmek, böylesine, bir kılıç kullanmak vaziyetine geldiklerini de unut­mamalıdırlar. Bu kuvvetli silâhı kullanan arkadaşlarımızın, kanunî kayıt­lardan öteye, tıpkı hükümetler gibi, manevî bir mesuliyet altında bulun­duklarına işaret etmek yerinde olur. Olgun bir Matbuatın inkişafı bu görüş ve bu mesuliyetin inkişafı derecesi ile mütenasiptir.

Bundan başka gazete adedinin çoğalması, her türlü inhisarcı zihniyetlerin kaybolması, muhtelif görüşlerin halk efkârına müsavi şartlarla aksetmesi ve gazetelerin memlekete bol tirajla, kolaylık ve süratle yayılması, türlü fikir cereyanlarını. gösteren ve halk efkârını tam surette belirten muva­zeneli bir hürriyet nizamının kurulmasında esas teminatı teşkil eder.

Her memlekette hürriyet nizamı bahis mevzuu olduğunda, Matbuatın faydalarından, olduğu kadar zararlarından da bahsedilegelmiştir. Bu sahada varılan netice şudur ki, Matbuattan gelebilecek zararların en iyi telâfi çaresi, muhtelif fikir cereyanlarının ve görüşlerin kabil olduğu kadar müsavi şartlar altında ifade olunabilmesi imkânının teminindedir. Mem­leketçe toptan objektif bir görüşe ancak bu suretle vasıl olunabilir. Va­tandaşın, seçmenin bütün bir milletin siyasî ve içtimaî olgunluğunun en kısa istihsal yolu budur. Halbuki bugün, efkârı umumiyeyi temsil etmek veyahut ona tesir yapmak bakımından matbuatımızca övünebilecek bir vaziyette değiliz.

Fırsat düşmüşken, yanlış bir iltibası da tashih etmek isterim. Memleketi­mizde, vatandaşlar gibi gazetelerimizin de partilere mensup olanları ve­ya olmayanları vardır. Ancak basında, partilere mensup olmamak, bazı­larınca çok beğenilen bir tâbire göre müstakil olmak, basının hür kısmını teşkil etmek mânasında kullanılmak isteniyor. Halbuki, demokratik bir nizam içinde vatandaşlar şu veya bu partiye girmekle nasıl hürriyet ve istiklâllerinden kaybetmezlerse, tam aksine fikir ve düşüncelerini tatbik mevkiine koymak imkânını daha çok bulabilirlerse, tıpkı onun gibi herhan­gi bir gazetenin de şu veya bu partiye mensup olması onun istiklâlini sel-bedici bir mahiyette ele alınamaz. Herhangi bir partiye mensup olmak, parti işleriyle meşgul bulunmak şayet partizanlık ve âdi meşgale farzolu-nuyorsa, buna karşılık denebilir ki, herhangi bir fikir manzumesinin, bir memleket ve dünya görüşünün önceden açıklanarak müdafaası ve tatbiki gayretlerinin mesuliyetini üzerine almamak, bugün böyle deyip ertesi gün bunun aksini söylemek memleket işlerinde işin kolay tarafını tutmak olur.

Bununla müstakil olmanın mutlaka iyi birşey olmadığını ifade etmek is­temiyorum. Sözlerim, ancak, müstakil olmanın adetâ bir üstünlük vesi­lesi sayılmak istenmesi temayülüne karşı itidalli bir görüşe imkân vere­cek bir cevap olarak varittir. Partiler içinde çalışmak, siyasî hayata karış­mak, umumî hayatta vazife almak istihkar olunacak bir hal değildir. Bilâkis bunlar, vatandaşın hasbî ve ulvî meşgalelerini teşkil eder.

Muhterem Hakkı Tarık Usun sözlerine cevap olarak şunu da belirtmek isterim ki, Basının inkişafı yolunda hep birlikte gayret sarüetmemiz ye­rinde olacaktır. Gazetelerimizi muhtelif bakımlardan nisbeten müsavi bir vaziyete getirmek için gayretler sarfı lâzımgeldiğini görüyorsunuz. Bu sahada resmî ilânların bir kısım gazeteleri himaye ettiği söyleniyor. Gazetelerin resmî ilânlardan faydalananlar veya faydalanmıyanlar diye iki kısımda mütalâa edilmesini, müstakiller ve esir gazeteler diye bir tefrik yapılmasını kat'iyen doğru ve caiz görmüyorum. Basın hürriyeti, yukar­da da arzettiğim gibi büsbütün başka bir meseledir. Resmî ilânların gaze­telere verilmemesi, ilk bakışta çok cazip bir teklif gibi- gözükür halbuki hakikatte manzara bambaşkadır. Birçok gazeteler muhtelif şartlar neticesi olarak, resmî ilânlar desteğinden mahrum kaldıkları takdirde eğer intişar sahasından çekileceklerse, hasbî gibi gözüken böyle bir teklifin başka se­beplere dayanabileceği bir ihtimal olarak zihinlerde belirebilir. Bizim tut­tuğumuz yol, Türk Basınını darlaştırıcı yol değil tam aksine genişletici yol­dur. Birkaç yüz binlik Türk basını tirajının birkaç milyona yükseltilmesi gayesini güden yoldur. Resmî ilânlar, bu bakımdan, basınımızı demokratik inkişafımızla aynı ayarda süratli bir inkişafa mazhar kılmak için ele alın­mıştır. Münakale ve tevzi kolaylıkları ve ucuzluğu gibi diğer tedbirler, bu­nu takip etmelidir. Bu tedbirlerin iyi seçilmesinde sizlerin de yardımınıza, mazhar olmak, bizim için doğru yolu bulmanın teminatı olur.

Başbakan Adnan Menderes, sözlerini sürekli alkışlar arasında gazetecilerle beraber bulunmaktan duyduğu zevki ve bahtiyarlığı bir kere daha belir­terek ve Türk Basınının muhterem temsilcilerini selâmlayarak bitir­miştir.

Büyük MîİIet Meclisinin 31 Mart 1952 tarif indeki toplantısı:

Ankara : 31 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de Başkanvekillerinden Manisa Mil­letvekili Muhlis Tümay'ın başkanlığında toplandı.

Oturum açıldığı zaman bu toplantı yılında iki aydan fazla izin alan üye­lere ödeneklerinin verilip verilmemesi hakkındaki Başkanlık tezkereleri okunarak mezkûr ödeneklerin verilmesi hususu kabul edildi.

Müteakiben îstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Başarın, Milletçe kalkın­ma kanunu teklifinin sonuçlandırılmaması sebebine dair anayasa komis­yonu raporu - Meclisin ıttılaına arzdildi. Gündemdeki kanun teklif ve tasarılarının müzakeresinin, sözlü sorulardan önceye alınmasını tazammun eden önergenin kabulü ile Türkiye Büyük Millet Mec­lisi ve bağlanıklariyle millî Saraylar, Kasırlar ve Köşklrdeki eşya hak­kında iç tüzüğün 177'inci maddesi gereğince soruşturma yapmak üzere görevlendirilen Meclis 'hesaplarını inceleme komisyonu raporuna dair anayasa komisyonunun raporunun müzakeresine devam edildi. Geçen birleşimde bu husustaki konuşmalar neticelenerek raporun kabulü açık oya sunulmuş fakat vaktin gecikmesinden dolayı oy muamelesi bu defaki toplantıya bırakılmıştı. Bu defaki oylamada komisyon raporu kabul edildi, 1945 yılı kesin hesabına ait uygunluk bildiriminin sunulduğuna dair Sa­yıştay Başkanlığı tezkeresiyle 1945 yılı kesin hesabı hakkında kanun tasa­rısı ve Sayıştay komisyonu raporunun konuşulması sırasında söz alan Niğ­de Milletvküi Necip Bilge, 1945 yılı bütçesine ait kesin hesap kanununun geç gelmiş bulunduğunu ve bütçe açık ve fazlaları hakkında yapılacak muameleye dair hesap kanunlarına şimdiye kadar bir hüküm konmadığını ileri sürerek, bunların sebebinin açıklanmasını istedi. Söz alan Maliye Bakanı Hasan Polatkan bu mevzu üzerinde ezcümle şöyle dedi:

Biliyorsunuz bu kanunlar eski iktidar zamanına ait bulunmaktadır ye eski iktidar zamanındaki hükümetten sevkedilmislerdi. Düşünsel, Gümüşhane Milletvekili Ahmet Kemal Varınca, İzmir Millet­vekili Pertev Arat, Maraş Milletvekili Mazhar Özsoy Adalet Komisyonu adına Manisa Milletvekili Şem'i Ergin, Kayseri Milletvekili Mehmet Öz-demir, Sinop Milletvekili Muhit Tümerkan. Rize Milletvekili İzzet Akçal, İzmir Milletvekili Muhittin Erener, Erzurum Milletvekili Emrullah Nut­ku, Erzurum Milletvekili Sabri Erduman, Yozgat Milletvekili Yusuf Kars-lıoğlu, Amasya Milletvekili Kemal Eren, İzmir Milletvekili Halil Özyörük ve Tokat Milletvkili Ahmet Gürkan, görüşlerini açıkladılar.

İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu da bu tasarının ehemmiyetini belirterek teklif kabul edildiği takdirde birçok şikâyetlerin ve ihtilâfların önlenmiş olacağını tebarüz ettirdi. Toprak meselelerimizde ileri bir adım teşkil edeeek olan bu teklifin kabulünü istedi.

Birinci madde ufak bir değişiklikle kabul edildikten sonra ikinci madde de müzakere ve kabul olundu.

Başkan, saat 19.05'de birleşime son verdi.

Büyük Millet Meclisi önümüzdeki çarşamba günü saat 15'de toplanacaktır.

Yeni yıl bütçesinin esaslı surette tet­kikinden sonra vardığımız netice şu­dur: Denk bütçe esası ele alınmıştır. Gelecek yıl, buna daha çok yaklaşmış olacağız; ve belki de alman iktisadî ted­birlerle neticede gelirle giderleri denk bir şekilde kapatmak imkânına sahip bulunacağız.

Sayın Adnan Menderes'in dün Büyük Millet Meclisinde vermiş olduğu izahat, ve bildirmiş olduğu rakamlar, bugünün aydın manzarasını çizmiş, ve yarınımı­zı da bütün berraklığı ile tebşir etmiş­tir.

Bütçe meselesi»

Yazan: H. Cahit Yalçın

3 Mart 1952 iarihli Ulus'dan

Saym ve münevver bir demokrat mil­letvekili bütçe müzakerelerinin kısa bir devreye sıkıştırılmış olmakla bera­ber bütün milletin huzurunda cereyan etmiş olduğunu söylerken «kısa müd­dete sıkıştırılmış» olduğunu tasdik et­tiği bütçe müzakerelerinin memleket umumî efkârım ne dereceye kadar tat­min ettiğini pek izah edememiştir, sa­nırız. Çünkü müzakerelerin millet hu­zurunda cereyan etmiş .olması müddet kısalığının mahzurlarını ve umumî ef­kârdaki fena tesirlerini izale ve affetti­remez. Müzakerelerin bütün millet hu­zurunda cereyan ettirilmesine imkân yoktu. Bütçe müzakeresi için gizli cel­se aktedilemezdi ki. İster istemez bu mesele açık toplantılarda görüşülecek­ti. Fakat müzakerelerin kısa bir dev­reye sıkıştırılmamasJ kaabildi, hattâ sadece kaabil değil lâzım, hattâ şart idi. Bu öyle bir lüzumdur ki hiçbir ma­zeret kabul etmez.

Dikkate şayandır ki bütçe müzakerele­rinin bu kadar dar zamana sığdırılma­sı, biraz ileri gidersek sık boğaza geti­rilmesi, şimdiye kadar görülmemiş bir şeydir. 1952 bütçesi bu bakımdan bir rekor teşkil etmiştir. Sabahın saat do­kuzundan ertesi sabahın ilk saatlerine kadar pek kısa fasılalarla devam eden bir müzakerede fikir selâmetinin, ta­kip ve anlama kaabiliyetinin, taham­mül ve sabrın ne kadar temin edilmiş

olacağı çok şüphe götürür. Söz söyle­me imkânının beş dakikaya indirilmesi ise hatiplerin ne kadar zorluklarla kar­şılaşmış olduğunu açıkça gösterir.

Bütçe müzakerelerinin dar zamana sı­kıştırılmasından vaktiyle en çok de­mokratlar şikâyetçi idiler. Onların ar­zuları yerine getirilmek içindir ki malî -sene başı Marta alındı ve bütçenin tetkik ve müzakeresi için eskiye nis-betle çok daha fazla zaman temin e-dildi. Buna rağmen, müzakereler daha kısa bir zamana sıkıştırilırsa, işin için­de bir kötü niyet aranmasa bile, izahı imkânsız bir hafiflik ve ihmal bulun­duğu gizlenemez. Haydi geçen sene ik­tidar yeni idi, tecrübesiz İdi, bütçeyi geciktirdi diyelim. Fakat bu sene için böyle bir hafifletici sebep de gösterile­mez. Olsa olsa, denk bütçe taahhüdü­nün boşa çıkmasından ileri gelen bir sıkıntının biraz rol oynamış olacağı zannedilebilir.

Bütçe müzakereleri bir demokratik Parlâmentonun en canlı ve esaslı faali­yet sahnesini teşkil ettiğini hatırlatma­ğa lüzum var mıdır? Çok ağır vergile­re dayanan bir millet verdiği beş kuru­şun bile nereye, niçin ve nasıl sarfo-lunduğunu bilmek ister. Halbuki bu kadar kısa bir zaman içinde milyar li­ralık bütçe, bir geçit resmi yapar gibi, Meclis'ten çıkıp gidiyor ve bütün millî murakabe keyfiyeti merasim kabilin­den bir- hareket teşkil ediyor.

Bundan başka, bütçe müzakereleri ga­rip bir başıboşluk manzarası vermeğe başladı. Zaten açık bütçeye ekseriyet milletvekilleri zamlar teklif ettiler, mevcut açığı, nasıl kapatacağını bilemi-yen Hükümetten müzakerede hazır bulunan Bakanlar, Meclis'in emirlerini itaatli bir tavırla kabulden geri kalma­dılar. Fakat bu zammedilen giderler­den birini ertesi günü reddetmek ve bütçeden çıkartmak yolunu tuttular. Bütün bunlar ciddiyet mefhumunu bi­raz ihlâl eden hareketlerdir. Osmanlı Meclis-i Mebusanmda, mebusların büt­çe müzakereleri esnasında zam tekli­finde bulunamamaları bütçenin selâ­meti bakımından kabul edilmişti.

Bundan başka, muhalefetin bütçeyi tenkidetmek ve bazı noktalarda aydın­latmak için kâfi vakit bulamadığı da aşikârdır. Gazetemiz cevapsız kalmış suallerin uzun bir listesini neşretti. İza­hat vermekten çekinmiyen Başbakanın bunoktayatemasetmişolmamasını unutkanlığa veya zorluğa değil de, va­kit bulamamış olmağa hamletsek bile herhalde hakikat şu ki muhalefet tat-minedilmiş değildir. Yâni ortaya attığı meselelerin bir kısmında cevap almış, değildir.

Bütçenin kendisine gelince, demokrat­lardan âdeta bir bono senedi mecburi­yeti halinde memleketin beklediği mü-vezene temin edilmiş olmadığı gibi, ha­yatı ucuzlatacak yolda hiçbir işaret de yoktur. Bilâkis vergi zamları halka yüklenen ağır yüklerin bir kat daha ağırlaşacağmı açıkça böstermiştir.

Demokrat Partinin büyük talihsizliği Halk Partisinde bulduğu bütün kusur­lara vâris çıkması, Halk Partisinde dü­zelmeğe ve iyiliğe doğru belirmiş ve ilk Örneklerini vermiş cereyanı kurut­muş olmasıdır. Yeni bütçe, bu realite­nin inkâr kabul etmez şahididir.

Denizcilik Bankası...

Yazan: Milliyet

3 Mart 1952 tarihli Milliyet'ien

Denizcilik Bankası Ortaklığı Martın birinde resmen faaliyete geçti. Yeni Bankanın çekirdeğini teşkil eden Sey-risefain İdaresi Osmanlı devletinden devralmdığı zaman cidden perişan bir halde idi. Birinci Dünya Harbinden evvel merhum Mahmut Şevket Paşa nm himmetiyle alman gemilerden bir­çoğu Marmara ve Karadenizde batmış, kalanlar da karinelerinde büyük torpil . yaralaryile, uzun sürecek bir tamir için Haliç'te beklemekte idiler. Kadıköy ve Adalara işleyen vapurlar bile günlerini doldurmuş, çürüğe çekilecek hale gel­mişlerdi. Umum Müdürlüğe getirilen merhum Sadullah Bey İdareyi kalkın­dırmaya çok çalıştı. Fakat o zamanlar Ankara'da bir şimendifer havası almış yürümüştü. Bütün dünyada kıymet ve ehemmiyetini kaybetmesine. Avrupa-da son otuz kırk sene zarfında bir ki­lometre şimendifer yapılmamış olması­na rağmen, biz yakm âtiyi görmemek­te ısrar ediyor, neye mal olursa olsun, mutlak memleketi demir ağlarla örmek istiyorduk. Bu işe o kadar dalmıştık ki, denizciliğe ayırdığımız parayı âde­ta israf telâkki ediyor, mümkün her müşkülâtı çıkararak, yeni gemi alma­mak, aldırmamak için uğraşıyorduk. Nihayet Atatürk'ün müdahalesiyle bazı

gemiler alındı.'Bunların hepsi eski tek­nelerdi. Masrafları çok oluyor, İdare mütemadiyen açık veriyor, denizciliği­miz bir türlü geliş emiyordu. Nihayet geçici ve oyalayıcı tedbirlerle vaziyetin ıslahı mümkün olmadığı anlaşıldığı için, kaybedilen zamana acıyanlar öne düştü, denizcilik dâvasının ciddiyetle ele alınmasını temin ettiler. Bugünkü teşekkülün ciddî mahiyetinde olan De-nizbank o zaruretlerden doğmuştu. Çok müşkül şartlarla işe başlamış olmasına rağmen, Bankanın kısa bir müddette muntazam bir mesai ile çalıştığım hep memnunyietle görüyorduk. Yeni va­purlar sipariş etti, liman tahmil ve tah­lisiye işlerinin ıslahına başladı, vesai­tin ikmaline çalıştı. Bankaya devredi­len bütün müesseselerdeki eski başı­bozuk teklifsizliği ortadan kaldırdı. Her iş ciddiyetle tutulmağa, memurlar eski kırtasiyeciliklerini unutarak Bankacı olduklarını anlamaya koyulmuşlardı. Maalesef bu çok sürmedi. Bir türlü sönmiyen bir kin müesseseyi yıktı, müdürlerini tevkif ve mahkemelere sevkettirdi, Hattâ ikinci ve üçüncü sı­nıf müdürleri, koyun getiren vapur­ları yıkattıkları bahanesiyle tecziye ve müesseseye tazminat ödemiye mahkûm ettrimiye çalıştılar! Sipariş edilen ge­milerin bir kısmı, memleketin bunlara pek çok ihtiyacı olmasına rağmen alın­madı. Kısa bir zamanda İdare tam mâ-nasiyle masrafçı ve kırtasiyeci bir dev­let dairesi haline kondu. İkinci Dünya Harbinden sonra da bü­yük imkânlar kaçırıldı, çok ucuz fiat-larla satılan ya Yunanistan tarafından yüzlercesi uzun vadeli kredilerle mu­bayaa olunan gemilerden istifade edile­medi. Ansaldo'ya siparişler verlimek suretiyle vakit ziyama, Akdenizde de­nizciliğin en kâr getiren devirlerinin kaçırılmasına meydan verlidi. Alman gemilerimizin daha çiçekleri burunla­rında iken deniz ortalarında kaldıkları, deniz tarihinde görülmiyen kazalara uğradıkları, Marmara'da, Manş'ta ma­lûm sebeplerle battıkları, vapurlarda sık sık yangınlar çıktığı, idaresiz ve o-toritesizlik illetinin bütün İdareyi sar-■ dığı görülüyordu. Bu hale son vermek zarureti aşikârdı. Uzun tetkiklerden sonra gene Denizbank sistemine dönül­mek lüzumu anlaşıldı. Maalesef epey uzun süren hazırlık devresinden sonra da Banka faaliyete geçebildi. Yeni te­şekkül bir Anonim Şirket statüsiyle işe başlamıştır. Yalnız Umum Müdürle İdare Meclisi azaları, sermayedar mev-

image003.gifkiinde olan Hükümet tarafından tayin edilecek, diğer hususatta Banka ha­kikî bir Şirket gibi çalışacaktır. Bu iti­barla faaliyet imkânları geniş olacak demektir.

Yeni baştan kurulması icap eden bu muazzam teşkilâtın bu günkü halini düşündükçe yapılacak iş­lerin çokluğu ve zorluğu karşısında â-deta endişe duymamak kaabil değildir. Faai bir mekanizmayı A dan Z ye ka­dar değiştirmek zannedildiği kadar ko­lay değlidir. İdarenin mazisi ve an'ane-teri vardır. Onlara bağlı kalan eleman­ların yeni ihtiyaçları takdir eyliyeme-meîeri ve bu yüzden büyük müşkülâta maruz kahnılması çok varittir. Her şey yeniden tanzim ve ıslah olunurken carî işler de durmıyacak, bütün faaliyetler devam edecektir. Cidden zor bir iş. Al­lahmuvaffakiyet versin.

Amerika ile işbirliğimiz...

Yazan: Ahmet Evim Yalman

4 Mart 1952 tarihli Vatan'dan

Bugün içinde yaşadığımız âlemin kas­vetli bir manzarası var. Bunun sebebi, Moskof emperyalizminin sinsi usullerle hür dünyanın emniyetini ve selâmetini tehdit etmesinden ibaret değildir. Bel­ki de en fazla ağır basan âmil, bir kı­sım Avrupa memleketlerinin kötü bir mazinin kalıntılarını dür'atle tasfiye et­meğe arzu duymamaları veya buna he­nüz imkân bulamamalarıdır. Tahakküm ve esaret sistemlerine karşı cihanın her köşesinde uyanan isyanın icabettir-diği değişiklikler, bu yüzden taraf ta­raf gecikiyor ve eski sistemlerin zorla yürütülmeğe uğraşılması esaslı rahat­sızlıklar yaratıyor.

Böyle kasvetli haller karşısında istik­bale ait en ümitli taraf, Amerika'nın uzak bir görüşle açtığı işbirliği çığrıdir. Şimdiye kadar aşağı yukarı her millet, yalnız kendini düşünmeği esas tutmuş, mukaddes hodgâmlığı meşru saymıştı. Amerika, yakın bir geçmişte infiratçı yollarda yürümekte her milletten ileri giderken, gözü herkesten evvel açılmış, başka hür ve medenî milletler çöküp giderse, kendisi için tek başına beka imkânı olmadığını kavramıştır. Bu ka­naate uyarak, başka memleketlerin mu­kavemet kudretini korumak ve ateşle­mek maksadiyle her tarafa milyarlarca

para, malzeme ve teknik ve askerî tec­rübe ve ihtisas akıtmıştır.■

Türkiyenin çok mühim mesuliyetler ta­şıdığı ve başka memleketlerin gördüğü yardıma nisbetle bize çok az yardım ay­rıldığı fikri, memleketimizde umumî Gİarak zihinlerde yer etmiştir. Sırf yar­dım yekûnlarına bakacak olursak, bu düşünceyi haklı bulacağımız tabiîdir. Fakat şunu hatırlamak lâzımdır ki Msrshall Plânının ilk hedefi, açları do­yurmak ve harpte ana teçhizatı çöken ve sarsılan memleketlerde komünizmin açlıktan istifade ederek temin edeceği hızı kesmektir. İktisadî terakkisi türlü türlü sebepler dolayısiyle geciken memleketlere gelişme imkânları ver­mek fikri, projenin esasında yer alma­mıştır.

Durumu bu çerçeve içinde gözden ge­çirince, şu neticeye varırız ki Türkiye, Marshall plânı sayesinde ana dâvala­rını yürütmenin, . iktisadî kaderini tâ kökünden değiştirmenin ve iktisadî ge­lişme imkânları temin etmenin yolunu bulan memleketlerin ilk safında geli­yor. Bu neticede yeni iktidarın, bütün alâkalarını ziraat ve verimli işler üze­rinde toplamak yolundaki iktisadî siya­setinin mühim bir payı vardır. Fakat bizim derdimizden anlayan ve bize olan yardımı genişletmeyi kendilerine va­zife edinen Amerikalı dostlarımızın ro­lü de büyüktür. Bu arada bilhassa Rus-sel Dorr'a esaslı bir pay ayırmak icab-eder.

Dorr, Türk dostluğunu babasından devralmıştır. Türkiye'nin iktisadî ba­kımdan gelşimesine ve noksan teçhi­zatını tamamlamasına ait dâvaları ça-İDuk benimsemiş ve Kongre tarafından kabul edilen sistem ve usullerin çer­çevesi içinde bize ne kadar imkân a-yırmak mümkünse, bunu temin etme­ğe bir Türk vatanseveri gibi uğraşmış­tır. Vakit vakit karşılaştığı ters mua­meleler, zorluklar, bizdeki teşkilât nok­sanları cesaretini kırmamış, bize fay­dalı olmak -yolundaki hevesini azalt­mamıştır. Eşi Bn. Dorr da memleke­timize derin bir sevgi ile bağlanmıştır. Türk milletini anlayan ve candan se­ven insanlar arasında her ikisine yer ayırmak lâzımdır.

Milletimiz kadirbilir bir millettir, ken­disine faydalı olmak isteyenlerin ve hizmet edenlerin hakkını cömertçe ve­rir. Bu itibarla, Russel Dorr'un aramız­dan ayrılmasından ve başka bir vazifeye geçtiğinden dolayı duyduğumuz teessürü ifade ederken, geniş vatandaş kütlelerinin hislerine tercüman olduğu­muzu sanıyoruz.

General Eisenhower'in aramıza gelme­si ve Mr. McGhee ayarında bir Ame­rikan şahsiyetinin Ankara'da Büyükel­çi sıfatiyle vazife alması, iki memleket arasında daha sıkı bir münasebet tar­zının ve işbirliğinin hareket noktaları olacaktır. Russel Dorr'un aramızdan ayrılacağı hakkındaki haberin tam böyle bir sırada duyulması, elbette te­essür uyandırmıştır. Fakat öyle umarız ki bu Türk dostu aile; hangi yeni va­zifeye gid-arse gitsin, bizi unutmıyacak, ilk temal taşlarını attıkları eserin ge­lişme tarzını vakit vakit görmeğe ge­lecek ve milletimize olan büyük hiz­metlerinin tarafımızdan unutulmıya-cağma kani olacaktır.

Şemseddîn Günaltay yîne ko­nuşmuş...

Yazan: Selim Ragıp Emeç

8 Mart1952 iarîhli Son Posia'dan

Geçenlerde, 1952 yılı bütçesinin müza­keresi sırasında Büyük Millet Mecli­sinde dikkate değer bir münazara ce­reyan etmişti.

Kendi icraat zamanının karışık işlerine ve memlekete yaşattıkları hürriyetsiz­lik rejimine Başbakan Adnan Mende­res'in temas etmesine karşı oturduğu yerden boğuk seslerle bir şeyler söyle­mek istiyen eski Başbakan Şemseddîn Günaltay, Meclis kürsüsüne davet edil­miş; bütçe müzakerelerinin zarurî ola­rak beş dakikaya indirilen konuşma tahdidinden de âzâde tutulmak suretile istediği gibi söz söylemesine tahammül gösterilmişti.

Şemseddm Günaltay, bu münasebetle ve ezcümle herhangi bir parti adma de­ğil, şahsı namına konuştuğunu belirt­tikten sonra, C.H.P. si gibi D.P. nin içinde de demokrasiyi anlıyamıyanlarm bulunabileceğini ifade ve bu arada te­zada düşerek evvelce müdafaa ettiği tek parti sisteminden rücu ve icabında, memlekete faydalı olması kaydiyle Komünist Partisine bile müsaade ve müsamaha gösterebileceğini beyan ey-liyerek Büyük Millet Meclisi gibi mem­leket umumî efkârını da derin bir hayretedüşürmüştü.

Şemseddîn Günaltay'm bu konuşması, Adnan Menderes'in hakikaten zarif bir mukabelesini davet etmiş; eski ve ih­tiyar Başbakan Günaltay, ortaya koy­duğu tezatların harabesi içinde, peri­şan bir fikir enkazı halinde, olduğu yerdeçöküvermişti.

Bu sırada, bu bahis üzerinde müzake­renin kifayetine dair takrirler verilmiş olduğu için, iki halef, selef Başbakan arasındaki münazara da, Adnan Men­deres'in tam bir zaferiyle nihayet bul­muştu.

Semseddİn. Günaltay'm neden sonra aklı başına gelmiş olmalı ki, sayın e-mekli Başbakan, C.H.P. sinin (muteber Ulus) una mensup bir muharriri, bazı (tarafsız) İstanbul gazetelerinin Anka­ra muhabirlerile beraber nezdine da­vet ederek kendilerine:

Başbakan Adnan Menderes'e şayet i-kinci defa cevap vermek imkânını bul­muş olsaydınız bu karşılık nasıl olur­du?

Şeklinde bir sual tertip ettirmiş..

Mahut fıkradaki gibi, istimin gemi kalktıktan sonra yetişmesi kabilinden olmak üzere, bîr kaç hafta içinde dü­şünüp taşındığı şeyleri bir araya top-lıyarak onlara, daha doğrusu kendi kendisine, ihtiyar Başbakan:

Bu memlekette yalnız muhalifler değil, bütün vatandaşlar demokrasinin koru­yucusu savcılardır, gibi parlak bir mü-tearife ile cevap vermiş.

Ve ondan sonra da, karşısında herhan­gi bir muhatabın bulunmamasından faydalanarak açmış ağzını, yummuş gözünü.

Buyurmuş ki Başbakan Adnan Men­deres, kendi söylediklerini kısmen bir tarafa bırakarak zatî dâva ile alâkası olmiyan bir konuşma yapmış.

Meselâ, kendisi, bugünkü Demokrat Hükümet heyetinin en liyakatli Meclis âzasından seçilip' seçilmediği sualine, Başbakanın bizi birbirimize katmak istiyor, demesini, «bu metodlarla ilmî bir mevzuun bile ne şekle sokulabile­ceğini gösteren şaheser bir örnek) ola­rak vasıflandırmış.

Fakat, âzası bir Meclisin içinden seçi­len bir Hükümet heyeti için, bir kimse kalkıp da, bu heyet, bu Meclisin en li­yakatli insanlarından teşekkül etme­miştir, derse, bu söz, o heyette o Mec­lisi birbirine katmak istemek olmaz da ne olur?


fından yapılan gösterileri seyretmiş­lerdir. Çocuk ve okul korosu tarafın­dan söylenen marşları müteakip efe­ler Ege Bölgesi oyunları oynamışlar­dır. Mandolin birliğinin çaldığı par­çalardan sonra Karadeniz Bölgesi o-yunları gösterilmiştir.

Bağlama ile çalınan memleket havala­rı, kavaldan nağmeler ve bu - arada Karakoyun hikâyesinin kavalla çalmı­şı misafirlerin büyük takdirini topla­mıştır. Orta. ve Doğu Anadolu oyun-larmdan sonra dokuz yaşındaki Meh­met Ekemen'in okuduğa Ankara isim­li şiir dakikalarca alkışlanmıştır. Pro­gramın son parçasını teşkil eden son sınıflar korosundan destan ve türkü­ler kısmında Genç Osman, Çanakkale ve Kocabey söylendikten sonra göste­rilere son verilmiştir.

Gösterileri müteakip Mc. Ghee ve eşi öğrencileri ayrı ayrı tebrik etmişler­dir. Müzik salonundan öğretmenler kütüphanesine götürülen misafirlere bir çay verilmiş ve bu arada okulun hâtıra defterine Büyük Elçi Mc. Ghee Tarım Bakanı Nedim Ökmen ve Be­lediye Başkanı Atıf Benderlioğlu birer hâtıra yazmışlardır.

Misafirler bu yazılarında okul çalış­malarım çok verimli gördüklerini ve bundan da büyük memnuniyet duy­duklarınıifadeetmişlerdir.

Saat 17.30 da misafirler beraberce şehre dönmüşlerdir.

Demokrat Partinin kurulmasıyle başla­mış, ve gariptri ki, Haîk Partisi adın­daki teşekkül ancak bundan sonradır ki bir Parti halinde taazzuv etmek yo­luna girmiştir. Gerçi, Halk Partisi se­nelerce iktidarı elinde bulundurmuş­tur; fakat bunun Parti müca-cadelesiyle, bir fikir ve kanaat topluluğu ile zerre kadar alâkası yok­tur. Bu, Parti maskesi altında bir dik­ta sistemidir. Ancak Demokrat Partidir ki, demokrasi nikılâbı içinde bir Parti vasfını tam mânasiyle temsil etmiş ve bu mânada bir Parti olarak ilk defa iktidarı ele almıştır.

Dikkat edecek olursanız görürsünüz ki, bugün bite, C.H.P. si, muayyen fikir ve kanaatler etrafında birleşmiş insanlar­dan mürekkep bir Parti olmaktan da­ha çok, muayyen menfaatler ve ihtiras­lar etrafında birleşmiş mahdut insan­lar grupundan başka bir şey değildir. Halk Partisi bize fikir olarak ne ge­tirmiştir? Hangi hareketinde istikrar vardır? Eski bir Başbakan dahi bugün daha iki buçuk sene evvel müdafaa et­tiği bir sistemin aleyhinde bulunmuş­tur. Programları ve tüzükleri her sene tâdile uğramaktadır. Halbuki bir Par­tiye insan, programına bağlanarak, onu benimsiyerek girer. O halde bir Halk Partili ne için Halk Partilidir, bunu programa bakarak bizzat kendisi dahi tayin edemez. Halk Partilidir; çünkü falanca adamın iktidarda bulunmasını ister. O halde Halk Partisi programı ve kanaatleri değil, şahısları müdafaa eden bir Partidir. Nisbî temsilin hiç bir za­rarı olmasa sade bu nokta, onun aley­hinde bulunmağa kâfidir.

Geniş iyimserlik...

Yazan:Yeni Sabah

II Mart 1952 iarihli Yeni Sabah'tan

Sayın Başbakan, Aydın Demokrat Kongresinde, memleketimizin iç ve dış siyasetini ilgilendiren umumî bir ko­nuşma yapmıştır. Refakatinde yardım­cısı da buulnmakta idi. Daha ziyade kendi partilerine hitap eden bu nutuk, iki yıla yakın bir zamandır devam e-den Demokrat iktidarı icraatının bir bilançosu ve vaziyetinin, çok iyimser bir tablosudur.

Kabine şefi, haklı bir gurur ile, dış po­litikada Türkiyenin ulaştığı yüksek mevkii tebarüz ettirmiştir. Atlantik Paktına eşit hak ve salâhiyetlerle üye olmamızın derin mâna ve şümulünü tesbit ederken hatip, bu pakta girmemi­zin temin ettiği hak ve salâhiyetlerin­den bahsetmekle iktifa etmiş, ayrıca bundan doğabilecek vecibeler üzerinde ısrarla durmuştur. Hakikaten bir pakt ve anlaşmanın, sadece cazip ve millî gururu okşayan taraflarına temas et­mek kâfi sayılmamalıdır. Karşılıklı ta­ahhütlerin doğuracağı külfetlerin de şümulü, halk kitleleri ve siyasî teşek­küller tarafından iyicekavranmalıdır.

Demokratik bir idare, tek parti ve top­tancılık zamanında olduğu gibi, her şe­yin ş-efler ve liderler elile ve onların kanaliîe ve iradesile, gizlice, yapılma­sına asla müsait değildir. Geniş Türk halk tabakalarının da, seçmen olmak itibariyle, haricî gidişimizin istikame­tinden ve gayelerinden haberdar olma­sı şarttır. Kore muharebesine iştiraki­mizin sadece bir cesaret ve cüret işi gi­bi tasvir edilmesini Başbakan, uygun bulmuyor. Bu, daha ziyade bir dünya görüşünü benimsememizin tecellisi ve* tebarüzüdür. Her tarafı idare etmek ve sorumluluklardan kaçınarak tereddüt içinde yuvarlanmak tarihte ve halde daima büyük bir millet olarak ayakta duran bir kitle için kabul edilecek bir hareket hattı değildir. Türkün, millet­lerarası sahada, nüfuz ve itibarını bir kat daha arttıran husus, Demokrat ka­binenin'her türlü sallantı ve vesvese­den uzak kalarak, günün realitelerine intibakta gösterdiği sür'attir. Bir çok memleketlerin, Kore harbi başlangıcın­da, vehimli bir vaziyet takınmalarına mukabil Ankara seri kararı, bütün me­deniyet dünyasında en güzel tesiri ya­ratmıştır. Batı Almanya hükümetinin hâlâ Atlantik Paktına üye olabilmek için ne derecede gayretler sarfeylediği göz önünde tutulacak olursa, memleke­timizin sağladığı teminatın ehemmiye­ti bir kat daha büyür. İspanya, stra­teji bakımından çok uygun bir duruma malik olmasına rağmen, rejiminin ma­hiyeti dolayısile, Atiantik camiasına bir türlü alınamıyor. Filhakika General Franko böyle bir katılmaya biz talip değiliz diye ara sıra böbürleniyorsa da bu, daha ziyade, nail olunamıyan bir nimete karşı gösterilen bir nevi uydur­ma istiğna sayılsa yeridir.

Dış politikamızın, çeşitli engellerinve muhtelif tezvirat ve ifsadatm arasından, kayıp süzülerek bugünkü sarih duru­ma intikali, Menderes Kabinesinin le­hine kaydedilecek ve müsbet olarak zikrolunacak kuvvetli bir vakıadır.

Dış politika hususundaki başarı ne ka­dar parlak olursa olsun bu muvaffaki­yetin iç işlerimizde de ayni muvaffa­kiyetle tavazzuh ettiğini ifade etmek kolay değildir. Filhakika mahsul bollu­ğu ve bazı mahsullerimizin yüksek be­dellere satılması bazı zürraları çok se­vindirmiştir. Ziraî alanda ve yol dâva­sında, eskilerle kıyaslanamıyacak te­rakkiler olduğu da bir hakikattir ama, Başbakanın temin ettiği gibi, muhale­fette iken yapılan bütün vâadlerin ta­hakkuk sahasına çıkarılmış bulunması keyfiyeti çok su götürür bir iddiadır. En basit bir misal olarak hayat seviye­sinin pahalılaştır-ılmıyacağı ve bir u-cuzluk devrinin açılacağı sözleri, bütün memleket görüyor, tatbik edilememiş­tir. Bütçenin behemehal denkleştirile-ceği yolunda yerilen kesin söz de tutu-lamamışytır. Tasarruf lüzumundan bahsederlerken, sayın Başbakan pek hoşnut görünmüyorlar. Tasarruf bah­sinden kimse pek hoşlanmaz.

Fakat şimdiki Muhafazakâr ingiliz hü­kümeti, tasarrufu hattâ imsaki ve mah­rumiyeti kendisine bir bayrak olarak almıştır. Fransız hükümetleri de o yola girmek zorundadırlar. Fazla çalışıp fazla istihsal etmekten başka refah yo­lu olabilir mi?

Dilimiz..

Yazan: Sedat Simavi

11 Mart 1952 tarihli Hürriyef'ien

Sıra şimdi de dilimize geldi.

Meclise verilen yüzlerce imzalı .bir tek­lifte anayasamızdaki uydurma kelimele rin temizlenmesi istendi. Senelerdir bir türlü benimsemediğimiz bir çok uydur­ma kelimelerden kurtulacağımız için, cidden seviniyoruz. Lâkin bu arada at­tığımız kelimelerin yerlerine konacak olan kelimeleri de gördükçe üzülüyo­ruz.

Dilimiz*dil inkılâbiyleArap veFars kapitülâsyonundankurtarılmıştı.Fa­kat yine okelimelere avdet, bizce o kapitülâsyonlaradönüşten başka bir şey değildir.

Zira dilimiz, bilhassa son günlerde, o kelime icadeden zümrenin elinden kur­tarılmış ve tabiî seyrini takibe başla­mıştı. Biz de tabiatiyle o ivedilik, onur­sal, atanmak gibi acaip kelimelerin uy­durma oldukları üzerlerinden akan har linden şikâyetçiydik. Hele o Şükrü Sa­raçoğlu'nun icadettiği ocak, bucak gibi ay isimlerini işittikçe tüylerimiz dikeri diken oluyordu.

Bir lisan, zamanla kendi kendine do­ğar, büyür ve gelişir. Onu tekme ile doğurtmanın fenalığı ne kadar malûm-sa; doğumunu geciktirmek de o nis-bette zararlıdır. İşte, bu düşünceyledir ki, yeni teklifi alkışlıyor, fakat eski Arap ve Acem kelimelerine dönülme-mesini istiyoruz.

Kimse müdahale etmezse, Türk dilinin, dünya'nm en güzel dillerinden biri ola­cağından hiç şüphemiz yok. Gölge et-miyelim, başka ihsan istemez.

Menderes'in muhalefete hatır­lattıkları...

Yazan: M.FaikFenik

11 Mart 1352 tarihli Zafer'den

Başbakan Adnan Menderes Aydın Kongresinde, yine her zamanki gibi büyük bir samimiyetle, ve gönül ferah­lığı ile konuştu. Bu konuşmada, üzerine almış olduğu ağır vazifeleri başaran, ve bize ilerisi için en sağlam teminatı veren bir Devlet adamının nefsine, ve temsil ettiği demokratik zihniyete iti­madını gösteren olgunluğu tekrar mü­şahede etmek kablidir.

Demokrat Parti iktidarı ele alalı, henüz iki seneyi bile bulmamıştır. Fakat bu müddet zarfında memleketin manzarası değişmiş, istihsal artmış, birçok hayırlı tesislerle yurdumuz büyük bir kalkın­maya mazhar olmuştur. İşte Aydın kon­gresinde Adnan Menderes bütün bu yapılanları rakamların belâğati ile an­latmaktadır.

Bir iktidarın muvaffakiyeti ne ile öl­çülür? Bunun için elimizde iki kıstas vardır: Bunlardan birisi, dış itibarımı­zın artması, dış emn'vetinıizin korun­ması, ikincisi ise iktisaden yükselmek tir. Şu iki sahada da elde edilen başa­rılar, artık her türlü münakaşa hudu­dunun üstündedir. Demek ki iyi niyet­le, bilgi ile çalışılır ve bilhassa vatan-

daşlarm millî istekleri rehber olarak alınırsa, muvaffak olmamak için hiçbir sebep yoktur. Adnan Menderes işte bu tılsımı bulan ve hareketlerini ona göre ayarlamasını bilen bir devlet adamıdır; ve önümüzdeki yıllar için de bize bü­yük bir itminan vermektedir.

Dikkat edilecek nokta şudur: Demok­rat Parti iktidarı ele aldığı zamandan beri, iç ve dış meselelerde muhalefet tenkid olarak ne söylediyse, aksi bu milletin ve bu memleketin yararına ol­muştur. Bu vaziyette insan hakkiyle şöyle düşünebilir: Ya maazallah, 14 Mayıs seçimlerini Halk Partisi kazan­mış olsaydı, memleketin istikbali ne o-lurdu?

Olacağı şu idi: Yine âtıl, mızmız, yanar döner bir dış politika devam edecek, Türkiye'nin kuvvet ve kudretini kim-s-a Öğrenemiyecek, bİlemiyecek, ve dış itibarımız yine kendileri devirlerinde olduğu gibi kalacaktı! Çünkü onlar, Demokrat Parti iktidarı zamanında ya­pılanların tamamiyle aksini tavsiye et­mişler ve asla bir intibaka ulaşmamış­lardır.

'.İç meselelere ve iktisadî kalkınmaya gelince, eğer Halk Partisi kitidarda kalsaydı, orada da bugünkü duruma erişmeğe imkân olmadığı kendiliğinden görünecekti. Çünkü onlar, memleket çoğunluğunu teşkil eden köylü ve çift­çileri, Hüseyin Cahit Yalçın'ın geçen gün söylediği gibi «cahil güruhu» diye bir tarafa bırakmışlar, işçilerin haklı isteklerini ihmal etmişler, ve sıkı bir devletçilik prensipine bağlanarak, bir türlü onun çarhmdan kurtulmak ce­saretini kendilerinde bulamamışlardır. Demokrat Parti iktidarının iktisadî sa­hada aldığı cesaretli ve yerinde karar­lardır ki memleketteki bugünkü mesut manzarayı hazırlamıştır. Bu güzel va­ziyeti devam ettirmek hepimizin vazi­fesidir.

Başbakanımız, Aydm'daki konuşmala­rının sonunda, her türlü siyasî müna­kaşaları memleket dâvaları çerçevesi içinde mütalâa ederek ne kadar geniş bir görüşe sahip bulunduğunu bir de­fa daha ispat etmiştir. Filhakika sayın Menderes eski devre temas ettiği za­man, Halk Partililerin bunu üzerine almamalarım, o devrin artık kapandi-ğmı söylemiş, şimdi yeni bir vatanın kurulmasında hep beraber elele yürü­mek saadetinin hep birlikte idrâk edil­mesi temennisinde bulunmuştur. Hatır-

larda olduğu üzere Başbakanımız, ge­çenlerde Büyük Millet Meclisindeki konuşmaları sırasında bu mevzu- üze­rinde yine durmuş ve memleket mese­lelerinde, birlik olmak için muhalefete elini uzatmıştır.

Bu defa. Halk Partisine hep birlikte bu vatana hizmet etmek için ikinci bir şans kapısı daha açılmaktadır. Bu şans, her beyaza kara demekle yürümez Bu şans, iyi yapılanı kötülemekten fay­da gelmez. Vatanperver bir muhalefet odur ki, bu memleket lehine olan bütün iyi hareketleri desteklesin!.. Dış mesele­lerde birlik güzel şey! Fakat iyi bir mecraya giren iç meselelerdeki birlik, dış meselelerdeki kuvvetin garantisidir. Türkiye iktisaden kalkınmıştır; Türki­ye kendisine yapılan yardımları yerin­de kullanmakta vebundan âzami ran­dıman temin etmektedir. Türkiye'de refah köylere girmeğe başlamıştır. Mu­halefet bunları inkâr etmekle, veyahut bu gayeye vasıl olmak için alman ted­birlerin aksini tavsiye etmekle bir kâr temin etmez; bilâkis kendisini küçük düşürür. İşte Başbakanımız. Aydında bu hakikati muhaliflerimize bir defa daha anlatmıştır; bakalım anlıyacaklar-mı?

Kollektîf Emniyet ve Ordu­muz...

Yazan:. M.FaikFenik

12 Mari 1952 tarihli Zafer'den

Halk Partisi Gene! Sekreteri Kasım Gülek, Bolu'ya giderek orada tertip et­tiği bir Parti nümayişinde güya Başba­kan Adnan Menderes'in Aydın nutkuna cevap vermiştir!

Kasım Gülek'in bu sözlerini biraz dik­katle okuyan onun hâdiseleri nasıl de­ğiştirdiğini ve ne şekilde umumî efkâra arzetmeğe kalktığını teşhiste asla ge­cikmezler. Halk Partisi Genel Sekre­teri yeni iktidarın dış politikada te­min ettiği büyük muaffakiyeti pek kü­çümseyerek yeni bir mugalâta yoluna sapmış; ve böylece Atlantik Paktı Bü­yük Millet Meclisinde konuşulurken Faik Ahmet Barutçu'nun Partisi adına bu mevzuda hükümeti tebrik ettiğini dahi unutmuştur.

Şimdi her iki konuşmadaki sözleri kar­şılaştıralım!FaikAhmetBarutçu 18 Şubat 1952 tarihinde Meclis'te demiş­tir ki «Hükümeti bu yoldaki gayretle­rinden ve millî politikanın vasıl olduğu bir merhale olarak tehlikelere karşı si­yasî yeni bir teminatın mukavelesini hazırlamağa muvaffak olduğundan do­layı tebrik ederiz.»

Şimdi ise Kasım Gülek aynen şöyle di­yor: «Kollektif emniyet tertiplerinden bize verilen şerefli mevkiin sebebi şan­lı ordumuzdur. Bu ordu 14 Mayıstan sonra meydana gelmedi.»

Her iki beyanat arasındaki fark, Kasım Gülek:in bugün Faik Ahmet Barutçu' yu bir tarafa iterek ne meksatla siyasi bir münakaşaya girmek istediğini açık­ça gösterir sanırız.

Evet, biz de şanlı ordumuzla iftihar ederiz. Elbette ki, bu ordu 14 Mayıstan sonra meydana gelmedi. Ama dış poli­tikadaki azimli ve kararlı çalışmaların 14 Mayıstan sonra meydana geldiğini Kasım Gülek nasıl inkâr edebilir? 14 Mayıstan evvel de şanlı ordumuz var­dı. Fakat ne yazık ki o zaman dış poli­tikamız pek şanlı sayılamazdı; çünkü perişan, kararsız ve mızmızdı! O za­manın iktidarı kollektif emniyet mese­lelerinde bir adım ileri atamadı. Bu hu­susta hiç bir müspet eser vermedi; üs­telik eski iktidarın Başbakanı «Atlan­tik Paktının bizim için hiç bir amelî faydaıs yoktur» diyebildi! Ve aynı Par­tinin Dışişleri Bakanı Waşhington'a gittiği zaman Atlantik Paktı ile meş­gul bile olmadığını Büyük Millet Mec­lisinin kürsüsünde itiraf etmekten çe­kinmedi!

Bütün bu sözler ortada dururken şimdi, Kasım Gülek'in şanlı Türk ordusunun ismini bir politika münakaşasına karış-tırmasmi hayretle karşılamamak müm­kün değildir. Kendisine hatırlatmak lâ­zımdır ki, ordu mevzuu bir Parti işi de­ğil, bir millet işidir. Ordu bu memle­kette şu Partili, bu Partili veya bağım­sız hepimizin kuvvetidir.

Ama onlar, kollektif emniyet sistemi­ne ne kadar sadakatle bağlı olduğumu­zu bütün cihan umumî afkârma göster­mek için azimli kararlar aldığımız sıra­da her şeyi sabote etmekten asla çe­kinmediler. İzmir'den Kore'ye gidecek askerlerin vagonları üzerine tebeşirler­le propaganda yazıları yazdırdılar. Ko­re bir Yemen olacak, vatan evlâtları o-rada heder olacak diye bağırdılar. Köy­lere kadar ajanlar göndererek Kore'de ölenlerin şehit sayılamıyacakları propagandasını yapmaktan çekinmediler. Standrad tugayın mevcudu ve ikmali üzerinde kıyametler kopardılar. Demek onlar o zamanlar, yeni iktidarın kolîek-tif emniyet mevzuunda yaptığı seme­reli çalışmaları dahi bu menfi hareket­leriyle önlemeğe bakıyorlardı. O halde şimdi hangi cüretle bu nevi mugalâ­talara sapıyorlar?

Evet, 14 Mayıstan evvel de şanlı ordu­muz vardı; fakat bu kuvvetten bir tugayı kollektif emniyet siste­mi içinde Türkiye'nin ve cihan sulhu­nun emniyetini sağlamak hususunda kullanmak kararını yeni iktidar ver­miştir.

Atatürk'ün bir sözünü burada nasıl ha­tırlamazsınız? İyi bir komutan icabe-den yerde icabeden zamanda icabeden kuvvetlerle taarruza geçip n-etice alan kimsedir. Yeni iktidar işte Atatürk'ün bu sözlerine en uygun bir şekilde hare­ket etmiş ve netice de böyle seri bir şekilde alınmıştır.

Bu kakikati Kasım Gülek bilmez mi? Belki bilir ama, küçük politika oyun­ları yapmayı bundan daha iyi bilir.

İkinci bîr ziyaretin noksan ta­rafı...

Yazan: Sedat Simaııi

15 Mart 1952 tarihlî Hürriyet'ten

General Ayzenhover, Ankara'yı ziya­ret ettiği zaman, «Bir ziyaretin noksan, tarafı» ismi altında bir makale neşret­miş ve Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaret etmiyen bu büyük esker hak­kındateessürlerimizibildirmiştik.

Aradan bir hafta geçmeden ikinci bir ziyaretçi yine Ankararmza geldi. Bu ziyaretçi de Amerikalıdır ve tanınmış bir Amiraldir. Belki de bu zat, yarının harbinde eskerlerimizi muhtemelen ku­mandasına tevdi edeceğimiz bir insan­dır.

Eu vaziyette-de protokol memurları­mız, Atatürk'ün kabrini ziyaret işini programlarına yine sokmadılar.

Artık anlaşılıyor ki, protokola memur edilen kimseler Atatürk'ün ismini mi­safirlerimize işittirmek istemiyorlar. Acaba bu kasıtlı ve çapraşık işten hü­kümetin haberi var mıdır? Eğer haberi yoksa, hükümete hatırlatmak isteriz ki,

bu tutulan yol, efkârı umumiyeyi son derece müteessir etmektedir. İlk ma­kalemin intişarını takiben aldığım ku­cak dolusu mektuplar ve telgraflar ise işler bir yaraya parmak bastığımızın açık bir delili olmuştur.

Yine hatırlatmak isteriz ki bu gibi fal­solar efkârı umumuyeyi rencide etmek­le kalmamakta, aynı zamanda iktidar partisini de yıpratmaktadır. Atatürk'ü bu millete hiç bir kuvvet unutturamaz. Unutturacaklarını zannedenlerin de safdilliklerine sadece güleriz.

Bu arada sayın misafirlerimize de ha­tırlatalım ki, bu gün elbirliği etmeğe geldikleri Türkiye, şunun, veya bunun değil,Atartürk'ünTürkiye'sidir.

Makînalı ziraat politikamız...

Yazan:Cavit Oral

18 Mart 1952 tarihli Hürses'ien

İki gün evvel Zafer gazetesinde mem­lekete giren traktör adedi hakkında bir rakam gördüm ve bundan sevinç duy­dum. Resmî olması lâzımgelen bu ista­tistiğe nazaran Türkiye'ye bu güne ka­dar giren traktör sayısı 23 bine yaklaş­mıştır. Hakikati ifade etmek lâzımge-lirse bu muazzam bir rakamdır.

Ben şahsen memleketimizin ziraî kal­kınmasında teknik ziraata ve makineli çiftçiliğe çok inanmış olduğum için üç dört sene içinde bu mikdar traktörün istihsal hayatımıza katılmış olmasını istikbal bakımından hayırlı bir alâmet sayarım. Çünkü, makineli ziraatle istih­sal kabiliyetimizin artacağına, maliye­tin düşeceğine ve daha kaliteli mahsul yetişeceğine ve zamandan daha iyi isti­fade edileceğine kaniim.

Ancak, beni makineli ziraat politika­mızda tereddüde düşüren ve hayli dü­şündüren bir mesele makinenin çoklu­ğu değil, memlekete giren traktörlerin çok çeşitli olmasıdır.

Geçen gün Adana'da traktör satışı ya­pan firmaların adedini sordum; yirmi sekiz dediler ve Adana'da henüz şube açmamış firmaların da var olduğunu söylediler.

Şimdi Amerika'dan ve Avrupa'dan yur­dumuza giren ve vasati olarak çeşitliliği otuzu bulan traktörlari bir göz önüne getiriniz ve sonra da bunların ihmal e-

dilen servis işleriyle ve hiç ele geçmi-yen yedek parçalarını bir düşününüz. Bu hal böyle devam -ederse yaırn bu memleketin bir makine mezarlığına dönmesi tehlikesi varid olmaz mı?

Gerçi teknisyen ve atölye bakımların­dan memleketimizi bundan onbeş yirmi sene evvelsi ile mukayese etmeğe im--kân yoktur. Bugün her sahada bir ile-rilik göze çarpmaktadır ve bu hakikati inkâr eden kör olur.

Ama şu realiteyi de açıklamak yerinde­dir ki, Tarım Bakanlığı firmaları kon­trol etmek ve onları servis ve yedek parça işlerinde vazifeli kılmak imkân­larını kaybetmiştir. Bir kere bu kadar çeşitli traktör sokmak hatalı olmuştur. Bu işin en iyisi, bizim tatbik ettiğimiz gibi tanınmış ve tutulmuş beş on trak­tör üzerinde durmaktı. Bu kabil olma­dığı takdirde bütün firmaları sıkı bir kontrol altında bulundurmaktı. Firma­lar, Bakanlığın, köylünün hayırına o-lan böyle tanzimci bir rolüne razı ol­mak durumunda idiler. Nitekim benim, ilk defa firmalarla anlaşmam bu tarz­da olmuştu.

Halbuki daha şimdiden her tarafta ye­dek parçası yokluğundan ve firmaların sattıkları turalctörle alâkalı olmadıkla­rından şikâyet edilmektedir. Daha şim­diden yedek parçası bulamamak yü­zünden işlemez hale gelen yeni trak­törler olduğundan dert yanılmaktadır. Tabiatiyle bu vaziyet iyiliğe alâmet de­ğildir. Zira matlup olan memlekete ge­tirilen ve büyük para karşılığında elde edilen traktörlerden normal zaman ve çalışma devresinde faydalanmaktır. Kaîdt ki bu giib haller hem müstahsili ve hem de millî serveti zararlı kılacak­tır. Bunun içindir ki bu işde en ağır mesuliyeti yüklenmiş bulunan Tarım Bakanlığının gerekli kontrolü ihmal etmemesi Iâzımgelmektedir kanaatin­deyim.

Ordumuz gençleşirken...

Yazan: Selim Ragıp Emeç

19 Mart 1952 tarihli Son Posta'dan

Değer sahibi ve çalışkan memurlar için güzel bir haber:

Barem kanununun tâdil tasarısını bu­günlerdetamamlamak üzerebulunan hükümet, yakında bu tasarıyı Büyük Miilet Meclisine sevkedecekmiş. Memuru, muradına ermek için tekkeyi bekliyen miskin derviş durumundan ar­tık çıkaracak olan yeni kanun ile ba­rem denilen başarı köstekleyici engel de ortadan kalkacak demektir. Buna, yalnız, gayretlerinin karşılığını almak vaziyetine geçecek olan emekçi zümre değil, milletçe hepimiz sevinsek yeridir. Barem kanununun tâdiline muvazi ola­rak Yüksek Askerî Şûra da ordu terfi kanunu üzerindeki müzakere ve çalış­malarını teksif etmiştir.

Bilindiği gibi bu kanunun ordu kadro­larının gençleştirilmesi ile yakın alâ­kası vardır.. Ömürlerinin en verimli u-zun safhalarını küçük derecelerde ya-şıyarak tüketen subaylar, şimdiye ka­dar yüksek komuta kademelerine ulaş­tıkları zaman, nadiren zindeliklerini muhafaza eder bir bedenî durum arz etmekte idiler.

Böyle yüksek bir mevkie ulaşan bir General ise, uzun zaman hiç bir kayda tabi olmadan o mevkii muhafaza et­mekle, alt kademelerdeki kadro unsur­larına, ön kademeleri tıkamakta idi. Böylece terfi edemiyen subay, hem haksız olarak kıdeminin karşılığını ala­mıyor; hem de bu halin yaratması tabiî olan tesiratma kendini kaptırarak, ma­nen çarçabuk yıpranıyordu. Yeni esaslar, şimdi, bu mahzurları or­tadan kaldırmış ve yeni iktidarın tâ muhalefetten beri orduya gençleştirme isteğinin icabı yerine getirilmiş oluyor. Bu cümleden olarak generaller, bundan böyle, bulundukları komuta mevkiini ancak üç sene muhafaza edecekler ve yeni sicil alamadıkları takdirde emek­liye ayrılmak vaziyetine girecekler. Böylece, ordunun ileri kademeleri tı­kanık bir durumdan çıkacak ve yeni istidatlara, yeni terakki ve feyizlenme yolları açılacaktır.

Ordunun yeni terfi kanununa ait esas­ların hazırlandığı şu sırada dikkati ü-zerine çeken bir nokta var ki bilhassa belirtilmek lâzım.

Bu nokta kara muharip subaylarının durumudur.

Bilindiği gibi gerek hava birliklerinde, gerekse deniz kuvvetlerinin bilhassa denizaltı sınıfında yüzde elli nisbetin-de farklı bir ödeme hakkı mevcuttur. J^ara kuvvetlerinde böyle bir hak yok­tur.

Havacılarla denizaltıcılara yaşadıklar! hayatın bir icabı olarak böyle yüksek bir ödenek hakkının tanınmasına kim­senin bir diyeceği olamaz.

Bu sınıflar, ayrıca, kısa müddetli terfi usulünün tatbik mevkiine girmesile kadro bakımından bir hayli gençleşti-rilmişlerdir. Bu da, memleketin yüksek menfaati bakımından hayırlı bir neti­ce yaratmaktadır.

Kara kuvvetlerine mensup subayların terfi müddetleri hakkında henüz bir karar alınmamıştır. Bu münasebetle hatırlatmak lâzımdır ki karada hizmet görmek noktasından bir tayyareci, bir denizaltıcı kadar tehlikeye maruz bu-lunmıyan kara subayının da, buna mu­kabil kendi sınıfına mahsus bir takım mihnetleribulunduğuaşikârdır.

Harpte netice almak onun nihaî vazi­fesidir. Arazi üzerinde binbir meşak­katten sonra uzak garnizon nöbetleri geçirmek; yine onun kaderidir.

Sırasında aslan piyade diye arkasını sıvadığımız bu muharip sınıf subayı­nın, diğer yardımcı zümrelerden fark­lı muamele görmesi, yanlız onun aley­hine olmakla kalmaz; zamanla bu sınıf kadrolarının keyfiyet bakımından da cılızlaşmasına yol açar.

Nitekim ilk ayrılmalarda göze çarpan manzara bundan başka bir şey değil­dir. Öğreniyoruz ki genç ordu subay­ları, büyük çoğunlukla harita, jandar­ma, veteriner gibi sınıfları tercih et­mektedirler. Bu sınıfları hakir görmek aklımızdan geçmez. Fakat çetin bir mesleğin yıpratıcı zahmetlerinden nis­peten masun bulunmak sebebile bu ter­cihin yapıldığı meydandadır. Daha az mihnete mukabil, mensuplarını, ayni terfî ve terüh hakkından faydalandır­maktadır. Bu suretle kara muharip su­baylığına talip olanların sayısı gittikçe azalıyor. Çünkü muhariplerle gayri muharipler arasında herhangi bir mad­di avantaj farkı yoktur. Bunun ne dere­ce doğru bir netice olduğunu daha iyi anlamak için bundan birkaç sene evvel teşkil olunan Ordu Donatım Kuruluna gösterilen rağbete işaret etmek kâfidir. Nitekim, yine birkaç ay evvel ordu personel sınıfı ihdas edildiği zaman, bütün bir alay subay kadrosundan dört­te üçünün bu sınıfa geçmiye talip ol­ması, işaret ettiğimiz mahzurun mev­cudiyetine sarih bir delildir.

Ordu yüksek komuta heyetinin ileride zayıflamaması için kara muharip sını­fının terfi esaslarının münasip şekilde uygulanması zarurîdir ve bunu, bugün, Yüksek Askerî Şûradan daha elverişli bir şekilde ifa edecek bir teşekkül de mevcut olmadığına göre, vücuduna işa­ret- -ettiğimiz mahzurun, yeni askerî Ter­fi Kanununun nihaî şeklini almak üze­re bulunduğu şu sırada izale edilmesi yerinde olacaktır.

Çünkü bizim silâhlı kuvvetlerimizin aslî unsuru piyadedir. Gelecek bir harpte hava ve deniz kuvvetlerimizi dişarıdan takviye etmek mümkün ve zarurîdir. Piyademiz için böyle bir ih­timal bahis mevzuu meğildir. Bu ba­kımdan, kara muharip sınıfının muh­taç bulunduğu gerekli himaye tedbir­lerini almak son derece uygundur. Ana bünyesi bu sınıfın üzerine yaslanmak­tadır.

larmı bastıramazîardı. Ne de Mısır'da Kahire önlerine kadar ilerli-yen Alman ve İtalyan ordusunu geriye çeviremezlerdi. Bu bakımdan Türkiye İkinci Dünya Harbine girmemiş olmak­la beraber milletlerarası sulhu korumak için büyük fedakârlık yaptığı gibi Lo­zan konferansından sonra ikinci dün­ya harbine kadar devam eden devre zarfında da milletlerarası dostluk mü­nasebetleri tesisinde örnek bir memle­ket olmuştur. Atatürkün hayatında «Yurtta sulh, cihanda sulh« düsturunu en güzel şekilde tatbik etmesi itibariy­le de yine eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Nobel Sulh mükâfatına lâyık bir Türk devlet adamı sayılabilir.

Fakat İsmet İnönünün heykelleri kal­dırıldığı, resimleri askıdan indirildiği bir devirde eski Cumhurbaşkanının Nobel Sulh mükâfatı için aday gösteril­mesi beklenebilir mi?



Nobel Sulh Mükâfatı için aday-..

Yazan: Son Dakika

22 Mart 1952 tarihli Son Dakika'-dan

Nobel Sulh Mükafatı için Türkiyeden da bir aday gösterilmesinin istenmesi halk tabakaları arasında yeni bir fikir hareketi uyundirdı. Bazı gazeteler an­ket açarak okurlarından oy topluyor­lar. Bazı gazeteler kendiliklerinden a-day teklif ediyorlar. Bizce Nobel Sulh mükâfatına lâyık olan, İkinci Dünya harbinde harbe iştira etmemekle bera­ber müttefikler cephesine en çok tesirli yardım eden memlekettir. Bu bakım­dan birinci derecede Türkiye, ikinci de­recede İsveç gelir.

Filhakika hem Türkiye, hem İsveç Hit-ler ordularının tehdidi altında olduğu halde Mihver kuvvetlerine boyun eğ-memişür. Fakat İsveç Alman işgali al­tında bulunan Norveçe demiryolların­dan ve limanlarından geçit verdiği hal­de Türkiye kendi topraklarından Al­manlara bu şekilde kolaylık da göster-'izlemiştir. İkinci dünya harbinde Tür-kiyeyi temsil edan Cumhurbaşkanı İnö­nü olduğuna göre Nobel Sulh' Mükûfa-tmm da ona verilmesi yerindedir.

Türkiye Mihver devletlerinin tehditle­rine boyun eğmiş olsaydı İngilizler ne Suriyede, ne de İrakta Hitler taraftar-

Bir meydan okuma...

Yazan: Ahmet Emin Yalman

25 Mart 1952 iarîhli Valan'dan

Kükûmet reisi Adnan Menderes, en ba­şarılı ve canlı nutuklarından birini ev­velki gün İstanbul'da söylemiştir. Dün­kü gazetemizde esaslı kısımlarını oku­duğunuz bu nutuk, bir müdafaa hita­besi değil, bir meydan okumadır. Ad­nan Menderes, isabetli tedbirler ve ce­sur hamlelerle memlekete az zamanda hayırlı gelişmeler temin eden. nereye varmak istediğini bilen, hakkından e-min bir devlet adamı edasiyle konuş­muş, muhalefet partilerini epeyce hır­palamış ve parti münasebetlerinde mîl­lî bir işbirliğine ve daha nezih ve sa­mimî şekillere gidilmemesinin mes'uli-yetini tamamiyle Halk ve Millet Parti­lerine bırakmıştır.

Adnan Menderes'in ağzından parti mü­nasebetlerine dair hırçın, asabi, haksız sözler işittiğimiz çok olmuştur. Evvelki günkü nutuk, iktidar partisi liderinin yeni bir safhaya geçtiğinin ve olgun ve müsbet bir lisanla konuşmak imkânı­na kavuştuğunun bir işaretidir. Belli ki Adnan Menderes, hükümetin müsbet icraatına dayanarak, artık nefsine iti­mat duyuyor, hırçın ve asabî bir lisan kullanmağa lüzum görmüyor, umumî efkârın huzurunda ve İstanbul Millet­vekili sıfatiyle temsil ettiği irfan mulıitinde; keyfî surette seçilmiş lâflarla değii, hatalı gidişlerini birer birer or­taya vurmak suretiyle muhaliflere meydan okuyor.

Nutukta sert sözler, ısırıcı nükteler bu­lunmakla beraber, takip edilen ana ga­ye; İki muhalif partiyi daha insaflı bir görüşe, daha muvazeneli ve hakikate uygun mücadele usullerine ve nihayet millî meselelerde işbirliğine davet et­mektir.

Adnan Menderes muhaliflere şunları söylüyor: «Memleket çok esaslı saha­larda yeni ve hayırlı gelişmeler kayde­diyor, Türk vatandaşı sıfatiyle bunun hazzmdan ve iftiharından kendinizi mahrum etmeyin. «Her şey kötüdür, herkes huzursuzdur, istibdat vardır. İstikbal karanlıktır» gibi ölçüsüz söz­lerle ortalığı kasvete boğmağa çalışma­yın. Fena olarak neler biliyorsanız, madde tayini ile apaçık ortaya dökün. «Siz de bir vakit haşin usullerle çalış­tınız. Biz sizin izlerinizin üzerinde yü­rüyoruz» iddiasiyle taşkın söz ve hare­ketlerinizi mazur göstermeğe çalışma­yın. Bir vakit memlekette gayri meşru bir kuvvet hüküm sürüyordu. Biz ona karşı demokrasi mücadelesi yapıyor­duk. Halbuki bugün bizim elimizde bu­lunan iktidar, anamızdan emdiğimiz süt gibi helâldir, meşrudur.

Siz bütün başarınızın sırrını bizim da­ğılmamızda, kötü hale düşmemizde a-rıyorsunuz. Müsbet gayretlerle kendi hesabınıza milletten kredi almağa uğ­raşmıyorsunuz. Demek ki kendi ken­dinizden ümidi kesmiş bulunuyorsu­nuz. Siz bu hatalı gidişte inat etseniz bile biz yolumuzdan kalmıyacağız, hür­riyete saygı göstereceğiz, kendi aramız­daki kötülükleri örtbas etmiyeceğiz, milleti saadete doğru götüreceğiz.»

Adnan Menderes'in muhalefetin yanlış usulleri hakkındaki iddialarında çok haklı bir taraf vardır: Hiçbir şeyi be­ğenmemek, her şeyi toptan kötülemek, Hükümetin niyet ve emellerini şüpheli ve karanlık göstermek. Başarı imkâ­nını Demokrat Partinin çözülmesinden ve zaafa uğramasından beklemek, doğruya doğru, eğriye eğri demek ce­saretini gösterememek; muhalefeti if­lâsa götürebilir.

Demokrasi, açık münakaşa ve mura­kabe yoluyle bozuklukları düzeltmeğe yarıyan usuldür. Yeni iktidarın icra­atında hâlâçok bozuk ve noksan ta-

raflar bulunduğu, bunları düzeltmek için sırf kendi iyi niyetine ve kendi içindeki tenkidlere dayanamıyacağı, muhalefetin baskısına şiddetle muhtaç olduğu aşikârdır. Buna inanmazsak,, tek parti sistemini en verimli siyasi yol diye kabul edip gitmemiz lâzım­dır.

Bugün İktidar; bizzat itiraf etsin, et­mesin, muhalefetin baskısından tama-miyle istifade ediyor, her adımı atar­ken yarın uğrayacağı tenkidleri hesap­lıyor, bozuk işleri araştırmağa ve birer birer düzeltmeğe bakıyor. Fakat buna karşılık muhalefet, stratejisini sırf hü­kümeti kötü göstermek ve hatâ etme­sini ve çökmesini beklemek esasına da­yandığı için muhakkak bir iflâsa ve intihara doğru gidiyor. Hoşnutsuzluğu istismar etmek veya sürükleyici söz­lerle tenkidci ruhlu vatandaşları arka­sından çekmek suretleriyle elde ettiği başarılar, saman alevi mahiyetindedir. Usuller tadil edilmezse zaman âmili, D. P. iktidarının gitgide daha lehinde tecelli edecek, muhalefet gerileyecek­tir.

Partilerin kendi menfaatleri namına kendi kendilerini tenkide tâbi tutma­ları icabeden zaman gelmiştir. Türki-yede muvazeneli mânasiyle demokra­sinin kok tuttuğuna ancak parti mü­nasebetlerinde müsbet safhanın açıl­dığı ve muhalif partilerin D. P. iktida­rının bütün Türklerin meşru hükümeti olduğunu kalbleriyle ve dilleriyle iti­rafa razı oldukları zaman inanabilece­ğiz. Demokrat Partinin de böyle mü­him bir millî gayeye varmağı sözle­riyle ve hareketleriyle kolaylaştırmak için elden geleni yapmasına ve müsbet istikamete gelmeği muhalifler için bi­ricik çıkar yol haline koymasına elbet­te ihtiyaç vardır. Adnan Menderes'in son ' nutkunu bu istikamete doğru iyi biradımdiyetelâkkietmekcaizdir.

1950 Mayısında dünya yüzünde mev­cut manzara şuydu: Amerikanın mu­kadderatına ait mesuliyeti taşıyanlar, çok uzun bir ikmal hattının ucunda bulunan Türkiyeyi hür dünyanın öz emniyet sahasına almağı hatırlarından bile geçirmiyorlardı. Bize silâh ver­mekten ve yardım etmekten maksat­ları, müşterek düşmanı elden geldiği kadar oyalamamıza imkân temin et­mekten ileri geçmiyordu. Garbi Avru­pa, bizimle mukadderat birliğini kabul etmek şöyle dursun, bunun lâfından bile korkuyor, Amerikadan gelebilecek yardımın aslan payını kendine çek­mek, bizi kaderimize terketmek mey­lindebulunuyordu.

Halk Partisinin iktidarda iken örne­ğini gösterdiği pasif ve mahzur ve risk­ten çekinir siyasetle böyle bir zihniyeti yenmeğe ve vaziyeti değiştirmeğe im­kân yoktu. Ne kadar güzel sözler söy­lense, millî müdafaa namına yaptığı­mız malî fedakârlıklar ne kadar ileri sürülse, tarihin akışı değiştirilemezdi, bizim bu çetin bölgede günün birinde saldırıcının karşısında tek başımıza kalmamız tehlikesi ortadan kaldırıla­mazdı.

Yeni hükümet lâfla vakit kaybetme­miş, Kore hareketine azim ve cesaretle atılmış, hür dünyanın müşterek mu­kadderatı hakkında gösterdiği bu te-sanüdün, bizi de içine alan bir tesa-nüd halkası kurulmasına birinci dere­cede tesiri olmuştur. Askerlerimizin tarihî değerlerini tamamiyle muhafaza ettiklerinin dünyâ sahnesinde fiilî bir surette sabit olması ve orduda birden­bire hız alan esaslı ıslahat, Türkiyenin Şimalî Atlantik müdafaa cephesi için bir sığıntı değil, çok ağır basan bir yardımcı olduğu ve sistemin ancak Türkiyenin iltihakiyle ve iki cepheli bir hale gelmesiyle tamamlanacağı ka­naatini ilkönce Amerikaya telkin et­miş, sonra bunu diğer devletler birer birer kabul etmeğe mecbur olmuşlar­dır.

Hükümetin muhalefeti tenvir etmemek ve onunla danışmamak bakımından et­tiği kusur ne kadar büyük diye kabul edilirse edilsin, bu hal, Halk Partisi muhalefetinin Kore meselesindeki çok hatalı ve zararlı hareket tarzım ve ondansonrakitereddütlüvemenfi

hareketlerini mazur gösteremez. Kasım. Gülek'in bu dâvada hükümete karşı yaptığı her hücumun geri tepmesi ve muhalefete zarar vermesi tehlikesi var­dır.

Ziraat Bankasının kredi siyaseti Türk. istihsal hayatında yeni bir çığır aç­mıştır. Bunun kaynaklarında da, kre­dinin tevzi tarzında da gizli kapaklı bir taraf yoktur. Eğer Kasım Gülek'in e-linde kaynakların zararlı ve fena, tev­ziin yolsuz olduğu hakkında müsbet malûmat varsa, bunu ortaya döker ve umumî efkârı tenvir eder. Yüzlerce şubesi olan ve her gün binlerce mua­mele yapan bir millî müessesenin mua­melelerinin tarafsız bir heyet tarafın­dan tetkiki yolundaki bir teklifin ne amelî tatbik imkânı, ne de faydası var­dır. Çok hayırlı bir faaliyet halinde bu­lunan bir millî müessese hakkında te­reddüt uyandırmaktan, itibarını tehdit etmekten ve umumî efkâra müphem, şüpheler yaymaktan başka bir netice hâsıl etmez. Hükümetçe kullanılan ra­kamların itimada lâyık olmadığı hak­kındaki sözler de, muhalefete zarar1 verecek bir hücum tarzıdır. Kasım Gü-lek böyle bir şey söylerken, hangi ra­kamı yanlış bulduğunu tasrih etmek zorundadır.

Ortalıkta devam eden bir parti müna­kaşa ve mücadelesinde hakikî vaziyeti belirtmek ve umumî hayatta müşterek ölçülere varılmasına hizmet etmek maksadiyle, muhalefetin hücum tarzı hakkındaki bu tenkidleri ileri sürmeği tarafsız bir gazeteci sıfatiyle vazife saydım. Başlıca endişem de, böyle bir-tenkid tarzının hükümeti sarsmasından ziyade muhalefeti sarsmasıdır. Demok­rasiyi memlekette kökleştirmek mak­sadiyle yapılmağa muhtaç mühim ve ağır işler çoktur. Bunun için de her iddiasına ve sözüne güvenilebilen, ile­risi için iktidarı işgale lâyık görülen, Türkiyede mevcut meşru hükümetin bütün Türklerin hükümeti olduğunu artık içine yatırmağa razı olan bir mu­halefeteşiddetleihtiyaçvardır.

Seçim teminatı ve seçim ada­leti.

Yazan: Asım Us

29 Mart 1952 tarihlî Vakıl'dan

Başbakan Adnan Menderes'in Demokrat Parti İstanbul İl Kongresinde söy­lediği nutuk, iktidar partisinin Seçim Kanununda tadilât taraflısı olmadığı­nı gösterdi. Muhalefet partileri ise ta­dil talebinden geri dönmiyeceklerdir. Bu bakımdan iki taraf arasındaki gö­rüş ayrılığını aydınlatmağa ihtiyaç vardır. Demokrat Parti muhalefette iken seçim emniyeti meselesini ana dâ­va olarak ele almıştı. Seçim emniyeti için de seçim işlerinde kontrol vazi­fesinin hâkimlere verilmesinde ısrar ediyordu. Adlî teminat olmadıkça se­çimlerde emniyet bulunmıyacağmı id­dia ediyordu. En kuvvetli adlî tenıiant olarak da yüksek bir seçim mahkeme­si kurulmasını istiyardu. Halk Partisi Meclis Grupu, Demokratların bütün isteklerini kabul etti. Yalnız (Yüksek Seçim Mahkemesi) nin adını (Yüksek Seçim Kurulu) olarak koydu. Kanun bu şekilde Meclisten çıkmıştır. Bu va­ziyete göre Yüksek Seçim Kurulunun kararları arttık Büyük Millet Mecli­sinde ya kabul edilecek, yahut reddo-lunacaktı. Tutanaklar üzerinde ayrıca tahkikat açılmıyacaktı. Halbuki kanu­nun tatbikatı bu şekilde olmamıştır. Demokratlar Meclisteki büyük ekseri­yetlerine dayanarak muhalefete men­sup olan bir takım milletvekillerinin tutanakları Yüksek Seçim Kurulu ta­rafından tasdik edilmiş olduğu halde yeniden tahkikat açmışlardır. Böylece Yüksek Seçim Kurulunun salâhiyetini hiçe indirmişlerdir. İşte muhalefetin Seçim Kanunu meselesindeki istekle­rinden biri Yüksek Seçim Kurulunun ismini de değiştirip Yüksek Seçim mahkemesi şekline getirmek ve salâ­hiyetinin Meclis tarafından tecavüze uğramasını önlemektir.

Fakat Seçim Kanunu meselesinde asıl

mühim olan cihet, basit ekseriyet sis­temine dayanan usulün tatbikat neti­cesinde meydana çıkan büyük adalet­sizliğini izale edecek bir tedbir bul­maktır. Hatıra gelen ilk tedbir ekse­riyet sistemini tatbik eden İngilterede olduğu gibi seçim dairelerini birer mil­letvekili çıkacak şekilde küçültmektir. Memleketimizin idarî teşkilâtına göre bunda bir çok zorlukları göze almak lâzım gelecektir. Bir de her seçim dai­resi bir milletvekili çıkaracak şekilde küçültülecek olursa siyasî partilerin memleket ölçüsünde tanınmış millet­vekili çıkarmaları âdeta imkânsız hale gelebilir. Bunun iğin basit ekseriyet usulünü bırakarak nisbî temsil usulüne gitmek fikri muhalefet çevrelerinde daha ziyade kuvvetlenmektedir.

Başbakan Adnan Menderes seçim sis­teminden bahsederken başka memle­ketlerde umumî temayülün daha ziya­de ekseriyet sistemi tarafında oldu­ğunu söylemiştir. Bu görüşün yanlış olduğunu isbat için bugünkü İngiliz Başbakanı Çörçil'in bile geçen seçim­lerden evvel nisbî temsil usulünü tek­lif ettiğini, fakat İşçi Partisinin bunu kabuletmediğinihatırlatırız.

İngiltere'de son seçimlerin neticesi ise İşçi Partisinin nisbî temsil teklifini ka­bul -etmemekle hatâ ettiğini göstermiş­tir. Zira son seçimlerin neticesinde Muhafazakârlar İşçilerden daha az oy almışlardır. Fakat ekseriyet sisteminin neticesi olarak Parlâmentoya Muhafa­zakârlar İşçilerden fazla milletvekili sokmağa muvaffak olmuşlardır. Bu mi­saller ekseriyet sistemi ile millî irade­nin âdilâne surette Millet Meclislerinde temsil edilemediğini göstermeğe kâfi­dir.

1Mart1952

— Yeni Delhi:

Hindistan'da bulunan Türk gazeteciler heyetinden Ahmet Şükrü Esmer, Mad-rast'ta gazetecilerle yaptığı bir konuş­mada

Başbakan Nehru'nun zamanımı­zın en büyük liderlerinden biri oldu­ğunu ve Doğu ile Batı hakkındaki ge­niş kültürü sayesinde iki dünyayı bir­birine yaklaştırmaya muvaffak oldu­ğunu söylemiştir.

Bundan sonra Ahmet Şükrü Esmer, İkinci Dünya Harbinin en önemli neti­celerinden birisinin Asyanm muazzam bir kuvvet ve dünyanın gelecekteki si­yasetine şekil veren bir lider olarak ortaya çıkması hâdisesi olduğunu be­yan ederek sözlerine şöyle devam et­miştir:

Hindistan hangi tarafa giderse, Asya­nm ayni yolu takip edeceği kanaatin­deyim. Hindistan son dört sene zar­ımda çok şeyler başarmış ve siyasî hayatının en mühim imtihanım seçim­leri muvaffakiyetle başarmakla ver­miştir. Memlekette sanayileşme ve gı­da meselesini halletme bakımından sarfedilen gayretler, beni bilhassa mü­tehassis etti.

İslâm bloku hakkında sorulan bir su­ale Şükrü Esmer şöyle cevap vermiş­tir:

«Türkiye İslâm blokuna inanmamak­tadır. Zafirullah Han'ın Türkiye'yi zi­yaretinin İslâm bloku gibi hayalî bir mevzu ile ilgili olmadığından eminim.-

Türk gazeteciler dün Madras Tekno­loji Enstitüsünü ziyaret etmişlerdir.

10 Mart 1952

— Bombay :

Hindistan'da bulunan Türk basm gru-pa mensuplarındanAhmet ŞükrüEsmer, Bombay radyosunda aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

«İyi bir tesadüf eseri olarak biz bura­ya seçimler yapıldığı sırada geldik. Se­çimler gayet sakin bir hava içinde ce­reyan etti. Hindistan'ın siyasî organi­zasyonu bizimkine benzemektedir. Hindistan'ın Anayasasında prensip o-larak lâyikliği kabul etmiş olması memnuniyet vericidir. Lâyiklik Türki­ye'nin de dayandığı desteklerden biri­dir. Bu da ideallerimizin bir olduğunu gösterir. Beni mütehassis eden diğer bir şey de yiyecek meselesini hal için yaptığınız ziraî hamlelerdir. Burada ta­mamlanmak üzere olan baraj tesislerini gezdik. Bunlar tamamlandığında Hin-distanm iktisaden kalkınmasına yar­dım edecektir.

Bizim de memleketimizde ayni dertle­rimiz vardır. Yalnız Hindistan çok bü­yük bir memleket olduğu için dertleri de o nisbette büyüktür. Maamafih zenginlikleri de fazladır.

Hindistan şimdiden dünyanın en bü­yük devletleri arasındadır. Biz buraya bir iyi niyet heyeti sıfatiyle ve Şuba­tın ilk haftasında geldik. Delhi'de bir hafta kaldık. Cumhurbaşkanı Prasad ve Başbakan Nehru tarafından kabul edildik.

Sonra Hindistan'ın kuzeyini, Pencab'i, Orta, Doğu ve Güney Hindistan'ı gez­dik. Madras'a kadar gittik. Bengalor, Mysore, Haydarabâd'ı dolaştıktan son­ra şimdi burada Bombay'dayız. Seya­hatimiz sona ermek üzeredir. Buradan Keşmir'e ve oradan da memleketimize harekat edeceğiz.

Her uğradığımız yerde sıcak bir alâka ile karşılaştık. Bu münasebetle Bom­bay hükümetine, bana ve arkadaşları­ma gösterilen hüsnü kabulden dolayı teşekkür ederim.

Konuşmajnı bitirmeden evvel şunu da söyliyeyim ki, memlekete döndüğümüz zaraan vatandaşlarıma yeni Hindistan'ı anlatmaya çalışacağım ve iki milleti birbirine daha yakınlaştırmak için e-limden geleni yapacağım.

Bizim grupumuz gibi bir Hindli gru-pun da Türkiye'yi ziyaretini ümid et­mekteyiz. İki memleket arasındaki münasebetleri sıklaştırmak için bir di­ğer yol da radyoda işbirliği, yani her iki lisandan yayınlar yapmaktır. An­kara radyosu kısa dalga 31 metreden yabancı lisanlar meyanında Ordu lisa­nında da yayınlar yapmaktadır. Hind radyosunun da Türkçe neşriyat yapma­sını ümid etmekteyiz.»

Grup üyelerinden Doğan Nadi, ayni radyodanşukonuşmayı yapmıştır:

^Hindistan'a vardığımız andan itibaren müteaddit temaslar yaptık. Bu temas­lar esnasında bize mütemadi olarak iki sual sorulmuştur:

Bu suallerden birisi Panislamizme ait­tir. Türkiye Panislamik siyaseti benim-siyecek midir?

Biliyorsunuz ki Osmanlı İmparatorlu­ğu zamanındaki teokratik siyaseti Ke­mal Atatürk yıktı ve yerine lâyiklik kaim oldu. Bu sebeple iç ve dış siya­setimizde dinin yer alması düşünüle­mez ve Türkiye dinî gruplara esas tu­tulan bir teşkilâtta yer alamaz. Türki­ye ancak rasyonel bir politika takip eder. Hindistan da birçok memleket­lerle münasebetlerini ayni sulh ve te­rakkiprensipleri üzerine kurmuştur.

İkinci sual, Türklerin Hindistan'a kar­şı olan alâkasına dairdir.

Türkler İstiklâl savaşları esnasında Hindliler tarafından maddî ve manevî yardımdan dolayı onlara müteşekkir­dirler. İstiklâlimizi kazandıktan sonra da Hindli kardeşlerimizin dertleri ile yakından alâkadar olduk. Hindistan'ın istiklâlini elde etmesini ve son seneler zarfında başardığı siyasî ve iktisadî muvaffakiyetini memnuniyetle müşa­hede ettik. Hindistan daha şimdiden dünyanın en mühim kuvvetlerinden bi­ri haline gelmiştir. Hindistan ile Tür­kiye arasındaki dostluğun dünya sulhu bakımından faydası vardır ve biz de gazeteci olarak bu dostluğun ilerlemesi için elimizden geleni yapacağız.»

15 Mart 1952

— Washington :

Kore'dekikahramanaskerlerimizin

gösterdiği yararlıklar Amerikan efkârı umumiyesinin alâkasını toplamakta devam etmekte ve her geçen gün bu alâkanın yeni bir tezahürüne şahit o-lunmaktadır. Bundan iki sene evvel ailesiyle birlikte Amerika'ya gelmiş olan Valdis Vinkels adında 12 yaşın­daki bir çocuk gazetelerde Kore kah­ramanlarımıza dair çıkan haberler kar­şısında o kadar hayran kalmıştır ki, gazete satmak suretiyle kazandığı beş doları Başkan Truman'a göndermiş ve kendisinden bu paranın babası Kore'­de şehit düşmüş olan bir Türk yavru­suna yollanması hususunda tavassutu­nu rica etmiştir. Valdis Vinkels'in bu hediyesinden Washington Büyükelçili­ğimiz haberdar edilmiş, Elçiliğimiz de parayı Kore şehitlerimizden birinin ye­tim çocuğuna verilmek üzere Dışişleri Bakanlığına göndermiştir. Hamiyetli Valdis Vinkels Başkan Truman'a yaz­dığı mektupta ezcümle şöyle demek­tedir:

«Mektubumla birlikte beş dolar tak­dim ediyorum. Bu parayı Kore'de ko­münizme karşı çarpıştığı sırada şehit düşmüş olan bir Türkün oğluna yolla­manızı rica ederim. Gazetelerde Türk askerlerinin komünizme karşı kahra­manca çarpıştıklarını okudum. Parayı gazete satmak suretiyle kazandım. Ba­bam Letonya'da komünizme karşı sa­vaşmış bir kimsedir. Komünistlerin ne kadar zalim ve korkunç kimseler ol­duklarını hatırlıyor ve evde annem ve babamdan işitiyorum. Allah komüniz­me karşı mücadelede yardımcınız ol­sun. •

Washington Büyükelçimiz Feridun Ce­mal Erkin komünizme karşı mücadele­de kahraman askerlerimizin hayranı olan Letonyah Valdis Vinkels'e yazdığı bir mektupta, hediyesinden ne kadar mütehassis kaldığım ifade etmiş ve te­şekkürlerini bildirmiştir.

16 MarJ 1952

— istanbul :

Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi ile Avrupa İktisadî İşbirliği Bakanlar Konseyi toplantılarına iştirak edecek olan Dışişleri Bakanımız Profesör Fuad Köprülü, refakatinde Özel Kalem Mü­dürü Sadi Eldem olduğu haîde bugün saat 13,de kalkan K. L.M. uçağı ile ve Roma yolu ile Paris'e hareket etmiştir. Dışişleri Bakanımız Yeşilköy hava meydanında, Cumhurbaşkanımız adına


Başyaver Kurmay Yarbay Nureddin Alpkartal, şehrimizdeki milletvekille­ri. Vali muavini Fuad Alper ve dost­ları tarafından uğurlanmıştır.

17Mart 1952

—Atina :

Hâlen Atina'da bulunan Türk Yüzba­şısı Ahmet Çankaya Türk ordusunu^ Yunan orudsuna bir dostluk nişanesi olmak üzere getirdiği armağanı bugün saat ll'de yapılan bir törenle Yunan Kara Kuvvetleri Kurmay Başkam Ge­neral Çakalotof a takdim etmiştir.

Bu törende Türkiye Büyükelçiliği ata-şemiliteriyle muavini ve Atinadaki müsabakalara katılan Türk ordusu sporcuları da hazır bulunmuşlardır. Türk ataşemiliterlerinin nutkuna cevap veren Çakalotof, Yunan ordusunun Türk ordusuna karşı beslediği kardeş­çe hisleri tebarüz ettirerek iki ordu­nun ayni ideal uğrunda Kore'de yan-yana harbetmekte olduğunu ifade et­miş ve verilen armağanı mukaddes bir sembol olarak muhafaza edeceklerini sözlerine ilâve etmiştir.

18Mart 1952

—Paris :

Türkiye Dışişleri Bakanı Prof Fu­ad Köprülü, refakatinde özel Kalem Müdürü Sadi Eldem olduğu halde bu sabah trenle Roma'dan buraya gelmiş­tir.

Prof. Köprülü, burada 10 gün kadar kalacak ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi ile Avrupa İktisadî İşbirliği Bakanlar Konseyi toplantılarında Türk heyetine riyaset edecektir.

Türkiye Dışişleri Bakanı, Paris'e ge­lişinde garda Türkiye Büyükelçisi Nu-man Menemencioğlu, Fransa - Türkiye Komitesi Başkam Hermittes, Türkiye Başkonsolosu Danbel, Avrupa İktisadî işbirliği Teşkilâtı nezdinde daimî Türk heyeti başkanı Tiney ile Büyükelçilik erkânı, Avrupa Müttefik Silâhlı Kuv­vetleri Genel Karargâhı nezdindeki Türk heyeti tarafından karşılanmıştır.

Prof. Köprülü Paris'te ikameti sırasın­da Zafer âbidesi civarındaki Reynolds otelinde oturacaktır.

—Yeni Delhi :

Hindistan Hükümetinin davetlisi ola­rak burada bulunan Türk gazetecileri,

Srinagar'dan ayrılarak dün Jamrmrya gelmişlerdir.

Gazeteciler Jammu'da Keşmir Başba­kanı Şeyh Abdullah ile görüşmüşler­dir. Burada, arkadaşları adına konu­şan Ahmet Şükrü Esmer, Hindistan radyosu muhabirine aşağıdaki beya­natı vermiştir:

«Demokratik sahada Hindsitan'm is­tikbali parlaktır ve dünyanın bu ucun­da sulh ve emniyetin sarsılmaz bir ka­lesi olduğu aşikârdır. Memleketin eko­nomik sahada gösterdiği gelişme şa­yanı takdirdir. Meslektaşlarımızı ve beni en çok mütehassis eden şey, muh­telif cemaatler arasında hüküm süren tolerans ve anlayıştır. Türkiye'de ol­duğu gibi Hindistan'da da lâikliğin kö­kü çok derindir.»

Keşmir hakkında Esmer, şunları ifade etmiştir:

«Siyasî vaziyetin henüz istikrar bul­muş olmamasına rağmen, ekonomik sahada Keşmir'deki gelişme şayanı takdirdir. Bilhassa ulaştırma sistemini beğendik.-.

Türk gazetecilerinden Doğan Nadi, Hindistan'ın diğer kısımlarında olduğu gibi Keşmir'de de dinin esas unsur o-larak kabul olunmadığını müşahede ettiğini söylemiş ve yakında Keşmir'in normal vaziyete avdet edeceğini ümit ettiğini belirtmiştir.

24 Mart1952

— Washington :

Hâlen burada bulunan Türkiye'deki Amerikan Askerî Heyeti Başkam Ge­neral Arnold, dün radyoda yaptığı bir konuşmada şöyle demiştir:

SovyetRusya'dan

"ModernTürkiye çekinmemektedir. »

General Arnold Türkiye'nin sadece dörtyüz bin asker ile Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına üye olan diğer mem­leketlerin çoğundan askerî bakımdan daha kuvvetli olacağını teyid etmiş ve Türk askerinin hasletleri hakkında şunları' söylemiştir:'

«Türk'ün dünyanın en iyi askeri oldu­ğuna eminim.»

27 Mart1952

— Paris :

18 Martta Paris'e gelmiş olan Türkiye Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, önü­müzdeki Pazar günü Paris'ten Roma'-ya hareket edecek ve oradan uçakla Türkiye'ye dönecektir. Nisbeten uzun süren bu ziyaret esnasında Türkiye Dışişleri Bakanı, Paris'te büyük bir fa­aliyet göstermiştir. Sırasiyle toplanan milletlerarası şu üç konferansta Türk heyetine başkanlık etmiştir : Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Ziraî Birliği Konferansı ve Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı Bakan­lar Konseyi. Bu konferansların birin­cisinde Fuat Köprülü, Avrupa Kon­seyi ile Hububat, Kömür, Çelik ve Av­rupa Ordusu gibi muhtelif Avrupa Bir­likleri arasında mevcut sıkı işbirliğine dair İngiliz teklifini hararetle destek­lemiştir. Türkiye Dışişleri Bakanı, Eden'i bu teşebbüsünden dolayı tebrik etmiş ve bunun İngiltere'nin Avrupa Birliğine beslediği alâkayı isbat etti­ğini belirtmiştir. Avrupalılararası zira­at konferansında Fuat Köprülü umumî müzakerelerde ilk sözü almış ve mü­him bir nutuk söylemiştir. Atlantik Paktı Teşkilâtında Türk heyeti başka­nı Fatin Zorlu, Avrupa İktisadî İşbir­liği Teşkilâtında Türk heyeti başkanı Titay ve Özel Kalem Müdürü Sadi Bi­dem bu konferansta Dışişleri Bakanı­nın refakatinde bulunmuşlardır. Dün Öğleden sonra Köprülü, Ziraat konfe­ransı delegelerine Fransız Hükümeti tarafından verilen ziyafette Antonie Pinay'îe görüşmüştür.

29 Mari 1952

— Atina :

istanbul Vali ve Belediye Reisi Prof. Fahreddin Kerim Gökay'm başkanlı­ğındaki Belediye heyeti bugün Pire'ye gelmiştir.

Geminin yanaştığı rıhtım, ellerinde Türk bayrakları taşıyan kalabalık bir halk topluluğu tarafından doldurulmuş bulunuyordu. Heyetin karaya çıkma­sını müteakip Türk ve Yunan Miîîî marşları çalınmış ve heyet Atina ve Pire Beledyie Reisleriyle Türkiye El­çiliği ve Konsolosluk'erkânı tarafından coşkuntezahüratlakarşılanmıştır.

Atatürk ile Venizelos'un diktikleri ağa­cın meyvalarını vermekte olduğunu ve

kardeş yakmlığiyle dünyaya örnek teşkil eden iki milletin bugün elele yaşadıklarını ve İstanbul halkının se­lâmlarım getirdiğini söyleyen İstanbul Vali ve Belediye Başkanına Pire Bele­diye Reisi burada âdeta bir bayram gü­nü yaşadıklarını bildirmiş ve Atina Belediye Reisi Nikolopulos da iki mem­leket arasındaki kardeşliğin bir sem­bolü olarak kendilerini misafir etmekle bahtiyar olduklarını bildirerek muka­belede bulunmuştur.

Profesör Gökay Atina Belediye Reisini ve Valiyi ziyaret ettikten sonra Kra­lın sarayına giderek hususî defteri im­za etmiştir.

30 Mari 1952

— Atina :

Atina basını, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay'm Atina'ya gelişini hararetle selâmlamak­tadır.

«Vima» gazetesi, Gökay'ı Türk - Yunan dostluğunun mümtaz bir taraftarı ola­rak telâkki etmekte ve Valinin Ati-na'daki ikameti esnafında, Yunan mil­letinin samimî temayüllerinin bütün memlekete şâmil olduğunu müşahede edeceğini ve Türk - Yunan dostluğu­nun temelini kuran iki komutanın ta­rihî arzularının Yunan şuurunda ne kadar köklü olduğunu farkedeceğini yazmaktadır.

«Ethnos» gazetesi, bu ziyaretin Türk -Yunan dostâne münasebetlerinin yeni bir delili olduğuna işaret etmektedir.

"Katemerini", İstanbul Valisi ile bera­berindeki heyetin,' Türk - Yunan dost­luğunun daima artan yakınlığının meydana, getirdiği bir sevgi muhitinde bulunacaklarını yazmakta ve Yunan milletinin, iki devletin sıkı bir işbirliği ve dostluğu zaruretine tamamiyle kani bulunduğunu ve bu yolda, komşuları­mızın da arzularına uyduğuna inandı­ğımız gayretleri desteklemeğe hazır olduğunu ilâve etmektedir.

«Messager d'Athenes», mümtaz Türk misafirlerin bir sempati havası bula­caklarını tahmin etmektedir.

Athinaiki, Allaghi, Akropolİ ve diğer gazeteler Valinin resimlerini neşret­mekte ve hararetle karşılanışına işa­ret etmektedirler.

image004.gifkuvvetler elde bulundurmasına mâni olunması j£in silâhsızlanma rauvaze-enli olmalıdır.»

Birleşik Amerika murahhası Cohen sunduğu çalışma plânını izah ederken, bu yeni Birleşmiş Milletler Teşkilâtı­nın ağır ilerlemelerde bulunabileceği­ni kabul etmiştir.

Yeniden söz alan Malik, Amerikan murahhasına şu suali sormuştur:

-Silâhsızlanma Komisyonu mesaisine, silâhların hissedilir derecede azaltılma­sını istihdaf eden bir kararla neden taşlamasın?»

Maiik'e göre, teklifi kabul edildiği tak­dirde, beş büyük devlet silâhlı kuvvet­leri azaltılmış olacaktır.

Sözlerine devanı eden malik, İspanya ve Yugoslavya kuvvetlerinin de iltiha-kiyle hesaplanacak olursa Atlantik Paktı memleketleri silâhlı kuvvetleri yekûnunun Sovyet Rusya kuvvetleri-ninkinden yedi misli fazla bulunduğu­nu söylemiştir.

Malik, Birleşik Amerika kuvvetlerinin Kore'de mikrop silâhları kullandıkla­rı meselesini ileri sürmüş ve mikrop harbine son vermek üzere Komisyonun bu mevzuda tedbirler almasını istemiş­tir.

Cohen, mikrop harbine dair ileri sü­rülen yersiz iddiaları kesin surette ya­lanlamış ve Dışişleri Bakanı Ache-son'un da bu iddiaları reddettiğini ve in illet ler ar ası Kızılhaç'ın bu hususta tahkikatta bulunmasını istediğini ha­tırlatmıştır.

Komisyonun gelecek toplantısı çar­şamba günü yapılacaktır.

20 Mart 1952

— BirleşmişMilletler<New-York) :

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Ko­misyonunun dünkü toplantısında Ame­rikan delegesi Benjamin V. Cohen, Birleşik Amerika'nın Kore'de mikrop ,harbine giriştiği yolunda komünistler tarafından ileri sürülen iddiaların ta-mamiyle asılsız olduğunu ileri sürmüş ve Rusya'yı, Milletlerarası Kızılhaç teşkilâtının tahkikata girişmesini ka­bul etmeye davet etmiştir.

Sovyet delegesi Jacob Malik, Rus id­dialarım tekrarlamakla iktifa etmiş ve Amerikan delegesinin davetine cevap vermemiştir.

21 Mart 1952

—Birleşmiş Milletler (New-York) :

Türk delegesi Selim Sarper, dün Silah­sızlanma Komisyonunda yaptığı konuş­mada şunları söylemiştir:

«Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin Ko­re'de mikrob harbine giriştikleri yo­lundaki Sovyet iddialarının tamamiyle asılsız olduğuna kaniiz.

"Bu hususta bitaraf bir heyetin tahki­kat yapması yolunda Birleşik Ameri­ka'nın yaptığı teklife Rus delegesinin açık ve kat'î cevap vereceğini ümid e-diyoruz.»

—Birleşmiş Milletler <New-York) :

Silâhsızlanma Komisyonundaki For-moza Hükümeti temslicisi Dr. Tingfu Tsiang, dün yaptığı bir konuşmada, Çin'in büyük bir kısmında salgın has­talıklarından halkın kırıldığım belirt­miş ve buna sebep olarak yeni komü­nist hükümetin kötü idaresini göster­miştir.

Dr. Tingfu Tsiang, Çin'de doktor ve gıda kıtlığı yüzünden birçok insanların salgın hastalıklara kurban gittiğini ilâ­ve etmiştir.

28" Mart 1952

—Birleşmiş Milletler (New-York) :

Bugün burada toplanan Asya ve Af­rika memleketlerine mensup 12 delege Tunus meselesini her ne pahasına o-lursa olsun Birleşmiş Milletlere sun­mağa karar vermişlerdir.

Pakistan delegesi Ahmed Buharî'nin başkanlığında yapılan toplantıdan sonra Asya ve Afrika bloku sözcüsü:

Yeni Başkanın tayininden sonra hâ­kim olan havanın emniyet telkin etme­diğini söylemiştir.

29 Mart 1952

—Birleşmiş Milletler (New-York) :

Birleşmiş Milletler Silâhsızlanma Ko­misyonu Fransız temsilcisi Jules moch tarafından ileri sürülen çalışma plâ­nını Sovyet Rusya'nın muhalefetine karşı 11 oyla kabul etmiştir.

— New-York :-

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie, dün yaptığı basın konfe­ransında.Moskova'dakiİktisadîKon-

feransa davet edilmiş olan Birleşmiş Milletlere mensup beş yüksek şahsiye­tin bu daveti kabul etmediklerini bil­dirmiştir.

— Birleşmiş Milletler (New-York) :

Tunus meselesini Güvenlik Konseyine aksettireceğini blidirmiş olan Birleş­miş Milletlerdeki Arap ve Asya İslâm Devletleri grupu dün aldığı bir kararla bahis mevzuu meseleyi Güvenlik Kon­seyine sunacağı günü tesbit etmeden evvel Tunus Beyinin aldığı son karar­lar hakkında daha sarih malûmat bek­leyecektir.

Pakistan delegesi Ahmet Buharî'nin başkanlığında toplanan grubun 15 tem­silcisi Güvenlik Konseyinde Tunus me­selesinin gündeme alınmasını talep e-den mektubu kaleme almışlar ve Tu­nus'taki son hâdiselere itimadları ol­madığım basma bildirmek için Ahmet Buharî'yi memur etmişlerdir.

Ahmet Buharî gazetecilere verdiği be­yanatta son hâdisler hakkında tefer­ruatlı malûmat elde edilmediğinden grubun pazartesi günü yeniden topla­nacağını bildirmiştir.

Biliyoruz ki: silâhsızlanmayı hızlandır­mak için Sovyetlerin, başka ülkelerde çıkan ham maddelere, çok büyük bir ihtiyacı vardır. Halbuki; demokrasile­rin kudretlenmesi için görülmemiş Öl­çülerde fedakârlıklara katlanan Birle­şik Devletler (Amerika), önemli ham maddelerin Sovyetlere verilmemesini İstemektedir. Demokrasilerle Amerika arasında birtakım anlaşmazlıklar yara­tan şey de budur. Sovyetler, şimdi, ka­rarsız demokrasileri, kendi halk yığm-lariyle yola getirmek için, Barış Kon­feransından faydalanmayı düşünüyor­lar, Gazetecilerin bildirdiklerin göre, Birleşik Devletlerden yardım gören birkaç memleket, Moskova Konferan­sına gitmeye karar vermiştir. Ameri­ka'da bunun ne gibi tepkiler yarata­cağını anlamak güç değildir. Sovyetle-

rin istediği şey de budur zaten. Hele Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hazır­lıkları yapılırken, Amerika'nın yalnız kalması fikrini savaşanları, mümkün olursa, desteklemek Sovyetlerin, şim­dilik erişmek İstedikleri şeydir.

Görülüyor ki, Sovyetler, Silâhsızlanma Komisyonunu, kendilerine yalnız bir vasıta olarak kullanmaya çalışıyorlar. Moskova Konferansının başlıca mak­sadı, ham madde kaynaklarına akarak, silâhlandırmaya, daha geniş ölçüde, hız vermek ve bu suretle, Birleşik Dev­letlerin, ham madde politikasını balta­lamaktır. Bu kadar açık bir Sovyet po­litikası karşısında, Silâhsızlanma Ko­misyonunun çalışmalarından neler beklenebileceğini hepimiz anlayabiliriz artık.

—Tokyo:

Kore cephesinde bugün umumiyetle bir sükûn hüküm sürmüştür. Kara ha­rekâtının bellibaşlı hâdisesi bir Bir­leşmiş Milletler devriyesiyle iki komü­nist müfrezesi arasında cereyan eden 2 saatlik çarpışmadır.

Bu çarpışma, Batı cephesinde Yon-chon'un kuzey-doğusunda cereyan et­miştir.

.Cephenin merkez kesiminde 8'inci Or­du bölgesinde, Kumsong'un güney-ba-tısmda Müttefik devriyeleriyle bazı küçük düşman birlikleri arasında mü­sademeler vukubulmuştur.

Resmî tebliğe göre, Doğu kesiminde kayda değer bir hâdise olmamıştır.

15Mart 1952

—Panmunjom :

Birleşmiş Milletler murahhasları, per­şembe günü Kojedo adasında cereyan eden hâdiseden komünist temsilcilerini haberdar etmişlerdir. Bu adadaki esir kampında isyan çıktığı ve bu arada 12 kişinin öldüğü ve 26 kişinin de yara­landığı hatırlardadır.

Komünist delegeleri bir cinayet addet­tikleri bu hâdise hakkında mütalâala­rını bilâhare bildireceklerini söylemiş­lerdir.

—Panmunjom :

Komünist kaynaklarından sızan haber­lere göre, hasta olan Kızıl Çin Hükü­meti Reisi Mao-Se-Tung'un sıhhî du­rumu vahamet kesbetmiştir.

16Mart 1952

Sekizinci Ordu Genel Karargâhı :

Dün demeçte bulunan General Van Fleet, Kore'de bulunan Çin ve Kuzey Kore ordularının askerî ihtiyaçlarının Rus ağır sanayiinin kudretini ciddî su­rette zayıflatmakta ve muhtemel diğer harp cephelerinde komünist tazyiki­ni azaltmakta olduğunu söylemiştir.

General, mütareke görüşmelerinin ke­silmesi ve çarpışmalara yeniden baş­lanması halinde, Birleşmiş Milletlerin zafere ulaşabileceklerini ilâve etmiştir. General aşağıdaki üç noktayı belirt­miştir:

1 — Çarpışmaların bütün şiddetiyle ye­niden başlaması Birleşmiş Millet­lere çok ağır zayiata mal olacak­tır. Fakat komünist ordularını im­ha etmek kararı alındığı takdirde bu karar yerine getirilecektir.

2.— Savaş cephesi boyunca harekâtın durumu, Birleşmiş ' Milletlerin harbi kaybettikleri mânasını ta-zammun etmez.

3.— Komünist topçu kuvvetinin art­ması, Sekizinci Ordu için ciddî bir tehdit teşkil etmemektedir.

Sekizinci Ordunun komünist kuvvet­leri Kore'den atıp atamayacağı hak­kında kendisine sorulan suale cevap veren General Van Fleet, şunları söy­lemiştir:

«Sekizinci Ordu, kendisine verilecek her emri yerine getirecek kudrette ve buna hazırdır.»

19Mart 1952

Kore'de 8'inci Ordu Karargâhı :

8'inci Ordu Komutanı General Van Fîeet, bugün verdiği beyanatta, "Şayed komünistler hücuma geçecek olurlarsa, Birleşmiş Milletler kuvvetleri bu hü­cumu püskürtecek kuvvettedir.» demiş" ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

«Kuvvetlerimiz mukabil taarruza ge­çecek durumdadır ve şimdiki halde Kore harbinin başlangıcında bulunduk­ları vaziyetten çok daha kuvvetli bir durumdadır."

20Mart 1952

— Panmunjom :

Müttefik ve komünist Kurmay subay­ları, mütarekenin kontrolü mevzuu, müzakerelerinde 5 giriş limanı husu­sunda bu sabah bir anlaşmaya varmış­lardır.

Birleşmiş Milletlerin giriş limanlarına ait tanzim etmiş oldukları son liste ko-münistlerinkinden farksız bulunmakta­dır. Birleşmiş Milletler listesinde tesbit edilen 5 liman {mücavir tesisatiyle) şunlardır:

image005.gifPusan, Taegu, Kangnung, Kumsan ve İnchon, (Seul civarındaki tesisler de dahil olmak üzere).

Bu husus da halledilmiş olduğundan şimdi müzakerelerde beîlibaşlı 3 ihti­laflı noktadan başka birşey kalmamış­tır.

1.— Bitaraf müşahid olarak Rusya'nın seçilmesi,

2.— Mütarekemüddetincehavamey­danı inşasının yasak edilmesi,

3.— Esirlerin mübadelesi.

Müttefik bir Kurmay subayın ifadesi­ne göre, giriş limanları hakkındaki an­laşmanın son şeklini alması için bir iki gün daha beklemek icab etmekte­dir.

Her iki taraf Kurmay subayları yarın sabahtan itibaren harita üzerinde, bi­taraf kontrol heyetlerinin vazife saha­sı olarak her liman etrafında bırakıla­cak bölgeyi tesbit edeceklerdir.

23 Mart 1952

—Tokyo:

16 dakika süren bugünkü mütareke gö­rüşmelerinde, Birleşmiş Milletler mu­rahhaslara komünistlerin verdikleri ve mütareke imzalanınca giriş limanları­nın teferruatım gösteren 5 haritadan 4'ünü reddetmiş ve yalnız Sinanju ha­ritasının kabule şayan olduğunu bildir­mişlerdir.

27Mari 1952

—Seul:

Birleşmiş Milletlere mensub, savaş bambardıman uçakları bu sabah Kore cephesi boyunca dağınık hedeflere hü­cum etmişlerdir.

Erken saatlerde havalanan Amerikan B — 26 hafif bombardıman uçakları Kore'de Suchon'u ve daha başka ayır­maistasyonlarınıbombalamışlardır.

Cephenin doğu ve batı kesimlerinde de Birleşmiş Milletler kara kuvvetleri kı­sa süren devriye faaliyetlerinde bulun­muşlardır.

28Mari 1952

—Panmunjom :

Mütarekenin kontrolü meselesini mü­zakereedenKurmaysubaylarınbu-

günkü toplantısında komünist temsilci­ler tarafsız müşahitler seçimi meselesi­ni tekrar Tâli Komisyona havale etm-sk taraftan olduklarını belirtmişlerdir. Filhakika Albay Çang bu meselelerin Kurmay subaylar arasında müzakere­siyle ilgilenmek istemediğini söylemiş­tir.

Sovyet Rusya'nın tarafsızlığı hakkında yapılmış beyhude münakaşalardan sonra Birleşmiş Milletler subayları mü­şahitler sayısının her iki tarafın mu­tabık kaldığı veçhile 4 millete indiril­mesini teklif etmişlerdir. Bu dört mil­let: Polonya, Çekoslovakya, İsveç ve İsviçre'dir. Fakat Albay Çang, Sovyet Rusya dahil altı tarafsız millet üze­rinde ısrar etmiştir.

—Tokyo:

Kore'de 15 günlük ziyaretini müteakip bugün burada yaptığı basın konferan­sında Birleşmiş Milletler Genel Sek­reter yardımcısı Andrew Cordior «Bir­leşmiş Milletler Panmunjom'da sulhu her ne pahasına olursa olsun kabul e-demezler» diyerek sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

«Mütareke müzakereleri son 15 gündür daha müsait bir hava içinde cereyan et­mektedir. »

29 Mart 1952

—Seul:

Mütareke şartlarının murakabesi me­selesini müzakere eden Tâli Komite­nin bugünkü toplantısında, komünist subayları, Sovyetlerin murakabe heye­tine alınması meselesinin başdelegeler tarafından görüşülmesini istemişlerdir. Müttefik görüşüne uymayan bu teklif üzerinde hiçbir terakki elde edileme­miştir.

Ayrıca Birleşmiş Milletler delegeleri, komünistler, murakabeye tâbi tutula­cak giriş limanlarının mufassal hari­talarını sunmuşlar ve komünist dele­geleri de aynı şekilde hareket edecek­lerini bildirmişlerdir.

Harp esirlerinin mübadelesi meselesini görüşen Tâli Komite, bugün de kapalı bir oturum yaparak, müzakerelerine devam etmiştir. Bu toplantı hakkında henüz bir açıklama yapılmamıştır.

Savaş cephesinin batı kesiminde bir Birleşmiş Milletler devriye birliği bu­gün,komünistlerinateşçemberinden

kurtularak salimen birliğine iltihak etmiştir. Cephenin diğer kesimlerinde kayde değer harekât vuku bulmamış-tir.

Son 24 saat zarfında havanın fena ol­ması sebebiyle Birleşmiş Milletler u-çaklarımn Kuzey Kore'de komünist ikmal hatlarına karşı giriştikleri hü­cumlar mahdut kalmıştır.

—Washington:

Amerikan Kızılhaç Cemiyetinin Tok­yo'daki temsilcisi, Kore'de mütareke­nin imzalanmasını müteakip, iki taraf arasında harp esirlerinin derhal mü­badele edilmesi için lâzımgelen teşkilâ­tın kurulmakta olduğunu bildirmiştir. Temsilci, İngiltere Milletler Camiası memleketleri Kızılhaç teşekkülleri ile Türkiye Kızılay Cemiyetinin bu hu­susta hazırlanan plâna iştirake karar verdiklerini beyan etmiştir.

30 Mart 1952

—Tokyo :

Mütareke müzakerecileri hâlâ ihtilaflı bir yolda bulunmaktadır. Çünkü Rus­ya'nın Kore harbi muvacehesinde bi­taraf bir devlet sayıîjıp sayılmadfği hususunun tesbiti lâzımdır.

Mütareke esnasında Birleşmiş Millet­ler cephe hattının gerisinde murakabe vazfiesi görecek olan Komisyona Rus­ya'nın da katılması komünist delege-lertarafındanistenmektedir.

Bu talep Birleşmiş Milletler delegeleri tarafından bugün tekrar reddedilmiş bulunmaktadır.

31 Mart 1952

— Stokholm :

Kore'de Birleşmiş Milletler saflarında çarpışan Habeş kıtalarının irtibat su­baylığını yapmakta olan İsveçli Yüz­başı Naucler, bu defa memleketine döndüğü zaman, Kuzey Korelilerin mikrop harbi yaptıklarını ve bu cüm­leden olmak üzere, içilecek suları ve çeşmeleri zehirlediklerini bildirmiştir. Yüzbaşı Naucler'e göre Kuzey Kore­liler, bu iş için, yirmi ilâ otuz kişilik gruplar halinde sabotajcı birlikleri kul­lanmakta ve bunlar da mikroplan içi­lecek sulara, atmaktadırlar. Birleşmiş Milletler askerleri, bu sabotajcılardan pek çoğunu yakalıyarak cezalandırmış­tır. Yüzbaşı Naucler, aynı zamanda bu sabotajcıların faaliyetini, plânsız ve acemice olarak vasiflandırmıştir.

image006.gif10 Mart 1952

—Bonn :

Başbakan Adenauer Güney Doğu eya­letinde dün yapılan seçimlerin netice­sini ^fevkalâde» olarak vasıflandırmış ve şöyle devanı etmiştir :

«Neticeler, hattâ en' aşırı iyimserlerin tahminlerini dahi aşmıştır. Maamafih Sosyal Demokratlar, seçimlerden fe­deral hükümetin dış politikadaki du­rumuna karşı bir kaynaşma şeklinde faydalanmak için ellerinden gelen gay­reti sarfetmişlerdir. Seçimler koalisyon hükümetinin hiç şüphesiz bir zaferidir.

12 Mart 1952

—Cenevre :'

Almanyada serbest seçimlerin yapıl­masına imkân verecek şartları tahkik i-le vazifeli Birleşmiş Milletler komisyo­nu Almanyadaki Sovyet kontrol komis­yonu başkanı General Çukofa yeni bir mektup daha göndermiştir. Komisyon 22 Şubat tarihli mektubuna henüz ce­vap almamış olduğunu hatırlatmakta ve komisyon üyelerini 'azifelerinin ifası hususunda gerekli addettikleri an­laşmalar üzerinde Sovyet makamları ile müzakerelerde bulunmak istedik­lerini General Çukofa bildirmektedir. Komisyon bu mektubunda Berlinin do­ğu bölgesindeki yetkili makamlarla da görüşmek arzusunda olduğunu belirt­miştir.

17 ve 21 Mart tarihlerinde sırasiyle Fe­deral Almanya Cumhuriyeti ve Berli­nin Batı bölgesindeki yetkili makam­larla görüşeceğini teyid eden Birleşmiş Milletler Komisyonu General . Çukof-dan kendisine 14 Mart günü öğleye ka-kadar cevap vermesini İstemektedir.

17 Mart 1952

— Bonn :

Federal Almanya Başbakanı Dr. Ade­nauer dün verdiği demeçte Almanya ile bir barış muahedesi yapılmasını ve bir Alman hükümetiyle Alman millî ordusunun kurulmasını teklif eden Sov­yet notası karşısında Federal Almanya hükümetinin aldığı tavrı izah etmiştir.

Dr. Adenauer, bir Alman millî ordusu­nun kurulması teklifinin pratik bir önemi olmadığına işaretle askerlik ve ilim alanında harptenberi gelişmeler kaydedilmiş olmasına rağmen, iktisadî sebepler dolayısile Almanya'nın millî bir ordu beslemesine şimdilik madde­ten imkân bulunmadığım beyan etmiş­tir. Dr. Adenauer sözlerine devamla, Federal Almanya hükümetinin Batı Demokrasileri ile aynı gaye ve aynı yolda yürüyeceğini ve Sovyetler Birli­ğini müsait şartlarla müzakereye mec­bur edebilmek için Batının yeter dere­cede kuvvetli olması gerektiğini söy­lemiştir.

Başbakan Adenauer, bu siyasete devam edildiği takdirde, Rusya'nın müzakere­lere başlamıya hazır olduğunu bildir­mesi için uzun zaman beklemeğe ihti­yaç olmıyacağım belirttikten sonra son Sovyet notasmm bu görüşü takviye eden bir delil olduğunu ve Batı savun­ma bölgelerinin geliştirilmesi ve Avru­pa Birliği fikrinin asla ihmal edilme­mesi gerektiğini ve Batı Almanya'nın Avrupa savunmasına yapacağı malî yardımın Federal Almanya Cumhuri­yeti için fevkalâde bir fedakârlık teş­kil etmiyeceğini sözlerine ilâve etmiş­tir.

Dr. Adenauer aynı zamanda Almanya-mn tarafsızlığını ilân etmesini veya Komünistlerle münasebete girmesini talep eden görüşleri şiddetle tenkit et­miştir.

image007.gifBatılı Hükümetler cevabında, bütün Aîmanyada yapılacak olan seçimler neticesinde kurulacak hükümetin dış politikasını serbestçe seçmek hakkına sahip olması istenecektir.

Bu Alman hükümeti Avrupa kömür, çelik birliği, Avrupa savunma camiası veya buna benzer herhangi bir millet­lerarası teşekkülde yer alabilecektir.

22 Mart 1952

—Londra :

Bugün Paristen buraya dönen İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden gazete­cilere verdiği beyanatta, üç Batılı dev­letin,'Almanya hakkında Sovyet Rus-yaya verecekleri cevapta artık anlaş­mış bulunduğunu ve cevabî notanın bir iki gün zarfında Rusyaya gönderi­leceğini umduğunu söylemiş ve söz­lerine şöyle devam etmiştir:-

«Cevabımızın muhteva ve şeklini tes-bitte aramızda hiç bir ihtilâf olmadı.

Sovyet notasına muhatap olan Birle­şik Amerika, Fransa ve biz, Alman Fe­deral Cumhuriyeti başkanı Adenauer'-in de bizimle tam mutabakat halinde olduğunu dün öğrenmekle memnun ol^ duk.»

24 Mart 1952

—Bonn:

Bu sabah alman haberlerde, Birleşmiş Milletler Alman seçimleri komisyonu­nun bugün Cenevre'ye dönmek niyetin­de olduğu bildirilmektedir. Batı Ber­lin'de bulunan komisyon, hür ve de­mokratik seçimlerin yapılmasma uy­gun şartların müsait olup olmadığını araştırmak için Sovyet makamlarından, Doğu Almanya'ya girmek müsaadesinin gelmesini beklemektedir. Fakat Sov­yetler bu müsaadeyi hâlâ vermemiş­lerdir. Federal Almanya Başbakanı Dr. Adenauer, dün verdiği bir beya­natta, Almanya hakkındaki Sovyet no­tasına Batılılar tarafından verilen ce­vaptan bahsetmiştir. Cevabî nota bu hafta başında Moskova'ya tevdi edile­cektir. Dr. Adenauer'e göre, Almanların Batı beyannamesine itimadları vardır. Çünkü bu beyannamede birleşme yo­lunda atılacak herhangi bir adımdan evvel, Almanyanm her tarafında ser­bestseçimlerinyapılmasışartkoşul-

muştur. Halbuki Sovyet Rusya bu hu­susta ketum davranmıştır. Birleşik, ta­rafsız bir Almanya hakkındaki Sovyet teklifi, Almanyayı Sovyet nüfuzu al­tına koymak için girişilen bir teşeb­büsten ibarettir. Dr. Adenauer'e göre, Sovyet notasının maksadı Alman mil­liyetçileri üzerinde tesir icra etmektir,

25Mart 1952

—Bonne:

Buradaki resmî kaynaklardan öğrenil­diğine göre Almanya hakkındaki Rus notasına Batılı üç büyük devletin ver­dikleri cevabın metni dün Başbakan Adenauer'e sunulmuştur.

—Moskova :

Birleşik Amerika, İngiliz ve Fransız siyasî temsilcileri, Almanya sulh and-îaşması hakkında Sovyet teklifine kar­şı hükümetlerinden aldıkları müşterek cevabî notayı bugün Sovyet Dışişleri Bakanı Anderi Vichinsky'ye tevdi et­mişlerdir.

26Mart 1952

—Bonn :

Almanya barış andlaşmasmı müzakere etmek hususunda Sovyetlerin ileri sür­dükleri taleplere Batılıların verdikleri cevap burada memnunlukla karşılan­mıştır :

Hükümete mensup kaynaklarla Sosya­list muhalefete mensup çevreler İngil­tere, Fransa ve Birleşik Amerikanın Kremlin tarafından yapılan son teşeb­büsü gelişi güzel reddetmemiş olma­larını memnunlukla müşahede etmek­tedirler.

28 Mart 1952

—Bonn :

Başbakan Adenauer dün öğleden sonra Fransız Yüksek Komiserliğinin Merke-•zi Dreesen Oteline giderek Almanya ile Müttefik devletler arasında imzalana­cak sözleşmeler hakkında üç Müttefik Yüksek Komiserile görüşmüştür.

Bu görüşmeyi müteakip yayınlanan tebliğde «Yüksek Komiserlerle.Başba­kan Adenauer'in bazı meseleleri incele­dikleri ve sözleşmeleri hazırlamakta o-lan uzmanlara bazı yeni direktifler ver­dikleri» bildirilmektedir.

image008.gifKarşı taarruz...

Yazan: Mücahit Topalak

15 Mart 1952 tarihli Zafer'den

Mağlûp ve işgal altındaki Almanya ile sulh akdetmek üzere dört işgal devle­tinin bir konferans akdetmesi yolunda Sovyet Rusya tarafından Batılılara 3 gün evvel tevdi edilen notaya karşı müttefik ecvabı, dün bu sütunlarda taf­sile teşebbüs olunan safhayı aşmış ve Rusya'nın bu diplomatik .taarruzuna karşı hakikî bir mukabil hücum ma­hiyetini almıştır.

Batı Almanya'nın silâhlandırılma te­şebbüsüne karşı Sovyet Rusya'nın .sulh akdi teklifi şeklindeki müdahalesine ilk reaksiyon Almanya Komisyonu ta­rafından gelmiştir.

Bilindiği gibi, bu komisyon geçen yıi sonunda Paris'te toplanan Bir­leşmiş Milletler Gen-el Kurulu tarafından, bütün Almanya'da ser­best seçimlerin yapılmasına imkân ve­recek şart ve imkânların mevcudiyeti­ni araştırmakla vazifelendirilmiştir. Sovyet Rusya ve Doğu Almanya tara­fından salâhiyetleri reddedilmiş bulu­nan bu komisyon, Rusya tarafından Almanya için sulh teklifi vaki oîur ol­maz, Doğu Almanya makamlarına, bu makamların idaresi altında bulunan topraklarda inceleme yapabilmek hu­susunda daha evvel yaptığı müracaatı tekid etmiş bulunmaktadır.

Buna muvazi olarak, Batılı müttefik­lerin, Rus notasına cevap vermek hu­susunda yaptıkları istişarelerden beli­ren İngiliz görüşü, Almanya'da evvelâ sulh değil, belki bu sulhu akdetmeğe salahiyetli bir hükümet ve binaenaleyh serbest seçimler sağlanması zarureti üzerinde toplanmaktadır ve gerçekten, esas olan da budur, çünkü seçimler ya­pılamadığı ve müşterek bir idare tees­süs etmediği takdirde, sulh müzakere­lerinde 18 milyon nüfuslu Sovyet tesiri altındaki Doğu Almanya ile 48 milyon nüfuslu Batı Almanya eşit oylara sahip olacaklardır.

Sovyet diplomatik taarruzuna Alman­ya topraklarında bu türlü mukabele edilirken, müttefikler diğer yandan, bir nevi geriye sarkma hareketine de gi­rişmişlerdir.

Muhtemelen hatırlanacağı veçhile, dün bu sütunda, üç Batılı müttefikin, bu taarruza karşı Avusturya meselesiyle mukabele etmeleri ihtimalinden behse-dilmişti. Bugün öğrenildiğine göre. o satırların yazıldığı saatlerde, Fransa, İngiltere ve Amerika- Sovyet hüküme­tine Avusturya ile sulh hakkında 8 maddelik bir tasarı tevdi etmişlerdir ve işin dikkate değer tarafı, bu no­tanın hiç bir yenilik ihtiva etmemesi­dir.

Bir çok müşahitler, Avusturya hakkın­daki Batılı teklifinde orijinal noktalar bulmak arzusiyle notadan bazı mad­deler zikretmektedirler. Bunlar ara­sında Avusturyaya 1936 hudutlarının iadesi. Batılıların Avusturya7daki bü­tün Alman mal ve alacaklarından, ay­rıca harp ganâiminden vazgeçmeleri de vardır. Fakat bunlar, zaten, 1949 dan beri kararlaşmış hususlardır.

-Bu bakımdan, nota, Şubat sonunda ve­rilen ültimatomun yeni bir şekil altın­da tekidi sayılabilir. O kadar ki, bun­da, Batılıların Avusturya ile ayrı sulh tehditlerinin tesiri tahfif edilmek mak-sadiyle bugün, Amerika Dışişleri Ba­kanlığı sözcüsü, Bu nota ve teklifin, hiç bir zaman ayrı sulah niyet ve ta­savvurunu ifade etmiyeceğini belirt­mek lüzumunu hissetmiştir. Bu tedbir. Ruslardan ziyade Avusturyalılara ma­tuftur; çünkü, geçen hafta Vashington-da bulunan Avusturya Ba$bakan yar­dımcısının belirttiği veçhile, Avustur­yalılar, memleketi tamamen ikiye bö­lecek olan ayrı sulh ihtimalinden en­dişededirler.

Bugünkü görünüşe göre, taarruz ve mukabil taarruzun alâka-bshş bir veç­hesi de vardır: Bir yanda ikiye bölün­müş ve birleştirilmesi için teşebbüslere girişilen Almanya; onun hemen yanı başında, bu manevralara kurban gide­rek ikiye bölünmek.tehlikesiyle karşı­laşan Avusturya.

14 Mari 1952

— Paris :

Güvenilir kaynaklardan alman haber­lere göre üç Batılı devlet Avusturya sulh andlaşması hakkındaki notaları dün akşam saat 21'de Rus Dışişleri Ba­kanlığına vermişlerdir.

Birleşik Amerika Fransa ve İngiltere temsilcileri Rus Dışişleri Bakanlığın­dan bir mülakat talep etmişler, fakat Rusların bu mülakatın ancak bugün mümkün olabilceği cevabını vermeleri üzerine teşebbüslerini tehir ederek no­tayı kurye ile Rus Dışişleri Bakanlığı­na göndermişlerdir.

Birinci deneme...

Yazan: Necmeddin Sadak

18 Mart 1952 tarihli Akşam'dan

Zaferden sonra Avrupanın bugünkü perişan duruma düşmesini önleyemi-yen Amerikan ve İngiliz devlet adam­larının kestiremedikleri facialardan bi­ri Avusturyanın halidir. İkinci Dünya Harbi, Polonyayı Almanyadan kurtar­mak için tutuştu. Şimdi ise Almanyayı diriltip silâhlandırmaya uğraşan müt­tefikler (Rusya da artık Almanyanm birleşip silâhlanmasını teklif ediyor î) bir Sovyet vilâyeti haline düşmüş olan Polonyayı çoktan kendi kaderine bı­raktılar. Avusturyanın başına gelenler daha az acı değildir.

Avusturya, Hitlerin ilk kurbanı olarak istiklâlini harbten önce kaybetti. Al­manyayı deviren müttefikler —Rusya dahil — harbin sonunda Avusturyaya bir düşman gibi değil kurtarıcı sıfativle girdiler ve Avusturyayı, Hitler Alman-yasmın zulmüne uğramış bir müttefik saydıklarını da o zaman resmen ilân ettiler.

Sonra ne oldu? Yedi yıl geçti, Avus­turya kendisine Rusya, Amerika, İngil­tere tarafından vadedüen hürriyet ve istiklâle hâlâ kavuşamadı. Bir müttefik sıfatiyle güya Almanyanm elinden kur­tarılmış olan Avusturya yedi senedir dört devletin askerî işgali altındadır. Bu ağır işgal masraflarını da Avusturya fakir hazinesinden öder.

Avusturyaya karşı sözlerinde durmak isteyen müttefikler ilk iş olarak bu memleketle sulhu imzalamak istediler. Sulh konuşmaları tam beş yıl sürdü ve 259 toplantı yapıldı, fakat bir netice el-' de edilemedi. Çünkü her mesele bitin­ce Rusya yeni bir mesele çıkardı. Avus­turyanın bir an önce hürriyetine ka­vuşmasını Özleyen Batılı devletler her noktada Rusyaya tavizlerde bulundu­lar. Nihayet Rusya, çok ağır iktisadî dilekler ileri sürdü, Avusturyanın en­düstrisini kendi kontrolü altına almak istedi. Müttefikler bu sahada da taviz

yoluna gittiler ve Avusturyanın petrol endüstrisini Rusyaya bıraktılar. SuL-hün imzalanmasına hiç engel kalma­mıştı. Rusya, Avusturya ile hiç ilgisi olmayan yeni bir mesele çıkardı: Avus­turya sulhunu imzalamak için Trieste meselesinin hallini istedi! Demek ki Avusturya sulhunun gerçekleşmesini istemiyordu. Sebep? Çünkü, A-vusturya ile sulh olur ve iş­gal orduları oradan çekilirse Sovyet Rusya, Romanya, Macaristan ve Bul-garistandaki askerlerini geri çekmeğe mecbur olacaktır. Bu memleketlerdeki işgaller Rusya ile Avusturya arasında muvasalayı temin etmek içindir ve sulhandlaşmalarmdaböyleyazılıdır.

Üç Batılı müttefik devlet dün akşam Rusyaya bir nota vermişler ve Avustur­yanın hürriyet ve istiklâline kavuşma­sı, Avrupada siyasî gerginliğin azalması için Avusturya ile — şimdilik teferru­ata girmeden— on maddelik bir barış andlaşması imzalanmasını teklif etmiş­lerdir. Bu teklif şu esnada büyük ehemmiyet kazanıyor, çünkü Rusyanın Almanya sulhu hakkındaki notasından sonra geliyor. Gerçi bu teklif, Rusya­nın notasına cevap değildir. Avusturya hakkında yeni bir teklif yapılmasını üç devlet Dışişleri Bakanları geçen ay Lizbon'da karar altına almışlardı. Şu var ki Avusturya sulhu hakkındaki teklife Rusyanın vereceği cevap, Alman sulhunu samimî olarak isteyip isteme­diğini meydana koyacak ve Rusyanın, siyasetinde değişiklik olup olmadığını gösteren ilk deneme yerine geçecektir.

Avusturyanın hâlâ işgal altında kal­ması — suçsuz bir devlete, karşı hak­sızlık ve zulüm bir tarafa— Avrupada istikrarsızlığı devam ettiren başlıca sebeptir. Eğer Rusya, Avusturyanın bo­ğazını sıkmaktan vazgeçmezse Alman­ya sulhu hakkında ortaya attığı teklifin ciddîliğine inanmak imkânsızdır. Rus orduları Viyana'da kaldıkça Almanya-da da, Avrupada da barıştan söz açı­lamaz.

image009.gif1 Mari 1952

— Louveciennes :

Bugün öğle vakti, Avrupadaki müttefik kuvvetleri genel karargâhının bulun­duğu Paris yakınındaki Louveciennes-de. merasim avlusunda yapılan muaz­zam bir törenle Türkiye Cumhuriyeti ve Yunan Krallığı bayrakları diğer At­lantik Paktı milletlerinin bayrakları yanındaki direklere çekilmiştir.

Avrupadaki Müttefik kuvvetleri Baş­komutanı General Eisenhower, yanın­da Türkiyenin Paris Büyükelçisi Nu-man Menemencioğlu ve Yunanistamn Atlantik Konseyindeki temsilcisi Bü­yükelçi Pipinellis olduğu halde, bu merasime başkanlık etmiştir.

Merasim esnasında Türkiye Büyük­elçisine Paristeki Türkiye Büyükelçiliği ataşemiliter'i Albay Saim Yarkm, hava ataşesi Yarbay İhsan Tansel ve ataşe militer muavini Enver Ozansu refakat etmekteydiler.

General Eisenhower'in bahriye yardım­cısı Amiral Lemonnier ve Kurmay baş­kanı General Gruenther de yanlarında Müttefik genel karargâhına mensup başlıca yüksek rütbeli subaylar ve Generaller olduğu halde bu merasimde hazır bulunmaktaydılar.

Saat tam onbirde Türk ve Yunan yük­sek şahsiyetleri genel karargâha gel­mişler ve genel karargâh Müttefik irti­bat heyetleri başkanı General Beddell tarafından karşılanarak General Eisen-hower'e takdim edilmişlerdir. Bundan sonra Türk ve Yunan şahsiyetleri Ge­neral Eisenhower'le saat on ikiye ka­dar görüşmüşler ve bu saatte de me­rasim başlamıştır.

General Eisenhower genel karargâhın şeref balkonunda ayağa kalkarak met­ni ayrıca verilen nutkunu iradetmiş ve bu konuşmaya Türkiye Büyükelçisi Menemencioğluve Yunantemsilcisi

Pipinelli cevap vermişlerdir. Türk ve Yunan yüksek diplomatik şahsiyetleri kısa birer hitabe ile memleketlerinin Büyük Batı Savunma camiasına katıl­masından dolayı duydukları gururu be­lirtmişlerdir.

Fransız, İngiliz ve Amerikan jandarma ve askerî polis birliklerini temsil eden üç askerin yardımıyla Türk ordusun­dan yüzbaşı Kayıh ve Paristeki Yunan Büyükelçiliği ataşemiliteri Albay Pipi­nellis ve Türk ve Yunan bayraklarını direğe çekmişlerdir.

bayraklar direğe çekilirken 93. üncü Fransız piyade alayının bandosu İstik­lâl marşı, Yunan millî marşı ve ula Marsillaise» içalmıştır.

Soğuk ve bulutlu bir havada cereyan eden merasimin sona ermesini mütea­kip saat 12.30'da Eisenhower Türkiye Büyükelçisi Numan Menemencioğlu ile Yunan temsilcisi Pipinellis'i bizzat öğ­le yemeğine alakoymuştur.

— Paris :

Bugün öğleyin Avrupadaki Müttefik kuvvetleri genel karargâhında Türk ve Yunan bayraklarının da Atlantik Pak­tına dahil diğer memleket bayrakları yanında direğe çekilmesi münasebetile yapılan merasim esnasında söz alan General Eisenhower demiştir ki:

«Atlantik büyük Genel karargâhı ba-nşda ve sadece barışı korumak gaye­siyle kurulmuş bir teşkilâttır. Atlantik camiası bir memleketin kendini koru­mak için kaynaklarından büyük bir kısmını bu işe tahsis etmek mecburi­yetinde kalması halinde felâketle kar­şılaşabileceği vakıasına istinad etmek­tedir. Bu hususu belirtirken Batılı memleketlerin sıkı sıkıya birbirine bağlı kalmak azminde olduklarını ıs­rarla söylemek isterim. Atlantik bü­yük genel karargâhı bütün teşekkül­lerin en barışçısıdır. Avrupadaki Müttefik kuvvetleri Genel karargâhı ba­rışı muhafaza etmek için kurulmuştur ve bu teşekkülün gayesi taarruz de­ğildir.

3 Mari 1952

—Londra :*

Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı Bakan yardımcıları konseyi yarınki çarşam­ba günü saat 15 te toplanacaktır.

14 Bakan yardımcısının Londrada ya­pacakları toplantıların ilki olan "bu top­lantıda Türkiyeyi Orhan Eralp ve Yu-nanistam Pipinellis temsil edecekler­idir.

.5 Mari1952

—Washington :

General Eisenhower burada, Türkiye­'nin Batı müdafaasına askerî cihetten iştiraki hususunda yaptığı ve 36 saat suren tetkik ve teftişlerden memnuni­yete şayan intibalar elde ettiğini beyan ettikten sonra bugün Yunanistan'a müteveccihen hareket etmiştir.

Kuzey Yunanistan'da Selanik ve Ati­na'ya doğru yola çıkmadan evvel be­yanatta bulunan General Eisenhov/er, 'Türk halkını, azim, cesareti ve dünya meselelerine karşı gösterdiği alâkadan dolayı övmüştür.

Hususî uçağı İle yapılan bu seyahat, General Eisenhower'e Yunan hudut­larını ve komünist çetelerinin mağlu­biyet sahalarını göstermeyi hedef tut­maktadır.

Ankara'daki askerî kaynaklar, General Eisenhower'in Türkiye başşehrinde Türk liderleriyle yaptığı görüşmelerde, Türkiye'ye daha fazla modern malze­me, teçhizat verilmesine muvafakat et­tiğini, malzeme ve teçhizat nev'i ve miktarı hakkında da Türk ve Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı (NATO) Kur­may subayları arasında yakında mü­zakerelere başlanacağını söylemişler­edir.

Anlaşıldığına göre,Türkiye askerî Kuvvetlerinin seviyesini muhafaza ede­bilmek için yardım almaya hazırlan­maktadır.

Ankara'dan İstanbula gelen haberler­de, General Eisenhower'in «sulhun idamesiyolundaTürkGenelkurmayı

ile faydalı görüşmelerde bulundum» dediği bildirilmektedir.

—Londra :

Avrupa'daki Müttefik orduları Başko­mutanı General Eisenhower bugün be­yanatta bulunarak ezcümle şöyle de­miştir :

Türkiye'de bulunduğum esnada gör­düklerimden gerçekten şevk duydum.

General Yunanistana gitmek üzere îs-tanbuîa hareket etmeden evvel gaze­tecilere demiştir ki:

«Bu ziyaretimden ilham aldım ve Türk askerî şahsiyetleri ve devlet adamla-riyle yaptığım görüşmelerde göster­dikleri cesaret sebat, metanet ve dün­ya meselelerine dair bilgilerinden zi­yadesiyle mütehassis oldum".

—Londra:

General Eisenhower, bir Sovyet taar­ruzu halinde nazik bir müdafaa bölge­si olacak olan Karadenizle Boğaz ara­sındaki müstahkem mevkiler üzerin­den uçmuştur.

Generali Ankara'dan îstanbula getiren uçak, yolunu değiştirerek aralarında alelade uçak seferlerine yasak edilen bölgelerin de bulunduğu arazinin üze­rinden geçmiştir.

6 Mart 1952

—Napoli :

Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının as­kerî liderleri burada toplanarak Fran­sa, İtalya, İngiltere ve Birleşik Ame­rika donanmalarının Akdenizde yap­tıkları müşterek manevraların netice­lerini inceleyeceklerdir.

Bu toplantılara iştirak edecek Türk delegasyonunun başında Türk deniz kuvvetleri başkanı Koramiral Rıdvan Koral bulunmaktadır. Sulh zamanında Akdenizde yapılan en büyük manev­raların neticelerini inceleyen NATO toplantılarında Amirale Tuğamiral Fahri Korutürk ile üç deniz ve üç ha­va subayı refakat etmektedir. Müşte­rek deniz kuvvetlerinin Akdeniz mü­dafaa meseleleri üzerindeki manevra­ları sekiz gün sürmüştür. Manevraların müteaddit safhalarının idaresi, iştirak eden dört memleket deniz komutanları arasında hergün değişmiştir.

Beni Cumhuriyetçi adayı yapmak için lehimde ray veren vatandaşlarımın sa­yısı vaziyeti tekrar gözden geçirmeğe ve son aldığım kararları yeniden mü­talâaya mecbur ve sevketmektedir.

29 Mart 1952

— Paris :

Atlantik kuvvetleri genel karargâhı resmî sözcüsü bugün öğleden sonra General Eisenhowerin kazaya uğradığı yolunda dolaşan rivayetleri kat'î su-rutte tekzip etmiştir. Dolaşan şayialara göre, General bir otomobil kazasına uğramış ve ağır yaralanmıştır.

Resmî sözcü, Generalin herhangi bir kazaya uğramadığını beyanla Eisen-hower'in bugün hususî ikametgâhından ayrılmadığını söylemiştir.

— Paris :

Atlantik Paktı kuvvetleri Kurmay başkanı General Alfred Gruenther bu­gün öğleden sonra General Eisenho-wer'in özel uçağıyle Parise dönmüştür. Uçaktan inişinde Basma beyanatta bu­lunan General _Gruenther, son günlerde yabancı memleketlere yapılacak 7 mil­yar 900 milyon dolarlık ask-erî yardım tasarısı üzerinde kendileriyle konuştu­ğu Amerikan Parlâmento komisyonları üyelerinin, sözleriyle pek yakından alâ­kadar olduklarını söylemiştir.

image010.gif'Türk Ordusu, İkinci Cihan Harbinin başlangıcmdanberi her hangi bir mü­cadeleye hazırlanmaktadır. Fakat Türk iktisadiyatı ve Türk bütçesi bir Ame­rikan bütçesi olmaktan çok uzaktır. Buna rağmen, Türkler müdafaa imkânlarını temin gayesi uğrunda âza­mi gayret ve fedakârlıktan senelerden-beri geri kalmıyorlar. Taarruza karşj kendilerini müdafaa edecek hür mem-meleketlere yardımda bulunmak yo­lundaki Truman Doktrini neticesinde Türkiye, Birleşik Amerika'dan askerî ve teknik yardım gördü. Batılı mütte­fikler Türk Ordusunun askerî mezi­yetlerini bilseler de yeni silâhların lü­zum gösterdiği teknik kabiliyet ve is­tidadımız hakkında bir fikir sahibi olamazlardı.

Bu bapta bir kanaat peyda etmek için bir tecrübe devresine lüzum vardı. İşte bu imtihanı Mehmetçiklerimiz ve büyüklü küçüklü subaylarımız büyük bir muvaffakiyet ile geçirdiler. Hele Kore harbinde Türkün ecdattan kal­ma cengâverliği en parlak örneğini verdi. Ancak bu fedakârane hazırlık­lar, bu devamlı çalışmalar ve bu fıtrî kabiliyet ve istidatlar neticesindedir ki Atlantik müdafaasında Yakinşark ka­nadının müdafaası gibi çok esaslı, ağır ve çetin bir vazife yüklendik.

Müttefiklerimiz bize yapılmakta olan askerî ve teknik yardımın çoğaltılması lüzumundan bahsetmeğe başladılar. İşte meselenin en can alacak noktası budur. Türkiye büyük bir harp kabili­yetine maliktir; talim görmüş ihtiyat­ları zengindir; ehemmiyetli miktarda • bir yedek subay sermayesine güvene­bilir. Fakat silâh altındaki kuvvetlerin dışındaki bu hazineden istifade etmek için çok hazırlanmağa ve çok silahlan­mağa kat'î bir İhtiyaç vardır. Bir ani taarruz vukuunda, Türk Ordusu bu vuruşu yalnız başına karşılamak mec­buriyetindedir. Müttefiklerimizin hava, deniz ve kara kuvvetlerinin yetişmesi­ni beklerken ve beklemek için çetin sa­vaşlar vereceğiz. Düşmanın birdenbire esaslı bir darbe indirmek ve çabuk mühim kazançlar elde etmek hususun­da her tertibatı yapacağında ve feda-

kârlıkları göze alacağında şüphe edilemez.

İşte askerlik bakımından böyle bir du­rumdayız. Coğrafya bizi gayet hazır­lıklı, çok iyi silâhlı ve çok canlı dur­mağa sevkediyor. Türkiye en çok ken­di kuvvetine güvenecektir. Türkiye kendi ordularından âzami surette isti­fade ettiği takdirde taarruzun ilk saf­hasını muvaffakiyetle karşı lıyabilir. Fakat Türkün yaratılıştaki kahraman­lığı ilmin ve tekniğin en son harp va-sıtalariyle teçhiz edilmediği takdirde bütün fedakârlıklarımızın lâyık olduğu mükâfatı görmemesi mümkündür.

Çünkü karşımızdaki düşman çok iyi ve modern silâhlarla savaşa girecektir. En ağır darbeye biz göğüs gereceğiz. On­larla müsavi silâha malik bir halde bo­ğuştuğumuz takdirde düşman Türk topraklarında zafer değil ancak ölüm bulabilir. Müttefiklerimizin bizi daha" iyi, daha fazla silâhlandırmak fikirleri bu bakımdan hepimizi memnun ve tat­min edecek bir sözdür. Fakat bunun uzun zaman sözden ibaret kalmıyarak hemen yarından itibaren fiiliyat saba­sına çıkmasını bekleriz.

Bütün Türk tümenleri, istisnasız, mun­tazam bir plân dairesinde ve geceli gündüzlü, hummalı bir faaliyet ile mo­dern ve zırhlı hale sokulmalıdır. Bu gayeye kaç senede erişebiliriz? Bunu askerlerimiz bilirler. Fakat biz kendi­lerine muhtaç oldukları vasıtaları ve imkânları temin edersek erlerimizden başlıyarak bütün subaylarımızın bu sa­hada da bir Türk mucizesi yaratacak­larına eminiz. Elverir ki kendilerinden silâh ve bilhassa modern ve üstün si­lâh esirgenmesin; elverir ki bu silâh­ların kullanılması, bakımı ve muhafa­zası bakımından teknik bilgi geniş su­rette tedris edilsin.

Türk Ordusu bu gayeye eriştirildiği gün kendi üzerine en aşağı bir iki mil­yon düşman çekebilir. Müttefiklerin gönderecekleri hava kuvveti de bizim­kilere inzimam edince üstünlük mu­hakkak süratte bizde kalır. Çünkü Mos-koflar ne kadar çokluk olsalar Türki­ye'ye çok büyük bir kuvvet ayırıp di­ğer cepheleri zayıf bırakamazlar. En modern silâhlara, sağlam tekniğe, ben­zin ihtiyat depolarına, bol cephaneye ve levazıma muhtacız. Ondan sonrası, Al­lah kerim!

Balkan yarımadası komutanının hangi milletten olması ve onun Kurmay Ku­rulunda türlü orduların ne gibi bir nis-bet içinde temsil edilmeleri gerektiği konuları üzerinde durmıyacağiz.

Şimdiden bir Balkan komutanlığı kur­makla acı sonuçlar verebilecek olan bir çok aksi ihtimal ve tehlikeler önle­nilmiş, savaşa gerçekten hazırlanılmış ve hazırlıksız kalmamız yüzünden muh­temel saldırıcının bizleri baskına ge­tirmek yolunda besliyebileceği bir ta­kım ümitler kırılmış olur. Bu da barı­şın korunulmasma yardım eder.

Geç doğan muhabbet...

Yazan: Sedat Simavi

29 Mari1952 tarihli Hürriyet'ten

Atlantik Paktına girdiğimizdenberi Av-rupanın olsun, Amerikanın olsun bize karşı muhabbetleri birdenbire arttı. Generalinden gazetecisine. Ayanından mebusuna kadar Türkleri ve Türk or­dusunu medih etmiyen kalmadı. Her gelen gazete, her ajans yaprağı muhak­kaksurettebizleri,göklereçıkaran

methiyelerle dolu. İnsan bunları gör­dükçe kendisini hayretten kurtaramı­yor.

Bizi tanımakta geç kalan bu dostların teveccühlerinden dolayı sevinmemiz mi, yoksa üzülmemiz mi ieabettiğini pek kestiremiyorum. Madem ki Türki­ye bu kadar kıy'metliymiş, bu kadar kuvvetliymiş ne diye şimdiye kadar ondan her türlü yardımı esirgediler? Avrupa'nın en hücra köşesine kadar yardımlar yaparken Marşal Plânı hesa­bına çarşıları ve mahalleleri bile tamir ederken biz akıllarına gelmedik. Mar­şal plânından bize hisse ayırmak için göstermedikleri güçlük kalmadı. Şimdi Kore zaferinden sonra Türk askerî ve' Türk milletini tanımış oluyorlar. Ve senelerden sonra bize el uzatmayı akıl ediyorlar.

Amerikalı ve Avrupalı dostlarımız! Şunu iyi bilin ki Türk milleti tahmin ettiğiniz gibi cesur, fedakâr, vefakâr bir millettir. Fakat yine şunu da iyi biliniz ki Türk milleti bütün hasletleri­ne rağmen nihayet tek başına bir mil­lettir. Yarının tehlikesini önlemek isti­yorsanız her şeyi sadece ondan bekle­meyiniz. Biraz da sizler o tatlı uyku­nuzdan uvanmız..


Türkiye Dışişleri Bakanı dün öğleden sonra Konferans gündemini tetkikle meşgul olmuş ve mesai arkadaşları île birlikte gündemde yazılı bulunan me­selelere karşı Türkiyenin ittihaz ede­ceği hareket hattını tesbit eylemiştir.

—Paris :

Avrupa Konseyi Muhtelif komitesi öğ­leye doğru Chaillot Sarayında toplan­mıştır.

istişare Asamblesi temsilcileri Avrupa savunma topluluğuna ait meselelerin Strasbourg'da yapılacak gelecek top­lantı esnasında ve Bakanlar komitesi­nin tam muvafakati ile müzakere edil­mesi hususunda Bakanlar nezdinde ıs­rarda bulunmuşlardır.

—Paris :

Fransa Dışişleri Bakanlığında bugün toplanan Avrupa Konseyine dair 15 Bakanın ilk işi yardımcıları tarafından sunulan gündemi tasvip etmek olmuş­tur.

Olduğu gibi kabul edilen gündemde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu suretle son maddeler arasında Sarre meselesi de yer almaktadır.

Bakanlar bundan sonra insan hakları anlaşmasına ek protokolü de tasvip et­mişlerdir. Bu protokol yarın bir gizli toplantıda imzalanacaktır.

Bakanlar bu mesaiyi müteakip Straz-bourg Asamblesi tarafından yapılan bir takım tavsiyeleri ele almışlardır. Bu tavsiyeler üzerinde Bakan yardım­cıları ittifakla mutabık kalmış bulun­maktadırlar.

—Paris :

Bugün öğleden sonra Dışişleri Bakan­lığında yapılan Avrupa Konseyi Ba­kanlar komitesi toplantısı Türkiye sa­atiyle 20.05 de sona ermiştir. Gelecek toplantı yarın 11.30 da yapıla­caktır.

20 Mari 1952

—Paris :

Bir taraftan Robert Schuman ile Fe­deral Almanya Başbakanı Adenauer, Fransız Dışişleri Bakanının bürosunda görüşmelerinedevam ederlerken, Av-

rupa Konseyinin diğer Bakanları Ba­kanlar Komitesinin saat 9,45 de başla­yan toplantısında hazır bulunmak üze­re Dışişleri Bakanlığına gelmiş bulu­nuyorlardı.

Elde edilen malûmata göre, Bakanların hepsi Avrupa Konseyinin oynayacağı rol üzerinde Anthony Eden tarafından ileri sürülmüş olan teklifin lehinde oy vereceklerdir.

Öte yandan Bakanlar bu sabah insan hakları sözleşmesine ek olarak kabul etmiş oldukları protokolü İmza etmiş­lerdir.

—Paris :

Başbakan Adenauer, Robert Schuman ile görüştükten sonra oteline gitmek üzere Fransız Dışişleri Bakanlığından ayrılmıştır.

Adenauer öğleye doğru tekrar Dışişleri Bakanlığına gelerek Avrupa Konseyi Bakanlar komitesi toplantısındaki Al­man heyetine Başkanlık etmiştir. Ga­zetecilerin sorularına cevaben Federal Almanya Başbakanı henüz hiçbir şey söyleyemiyeceğini bildirmiştir.-

—Paris :

Bu sabah Fransız Dışişleri Bakanlığın­da yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısını müteakip Fran­sız Dışişleri Bakanı Schuman ve İngil­tere Dışişleri Bakanı A. Eden Birleşik Amerika Büyükelçisi James Dunn ile bir araya gelerek Almanya barış and-laşması hakkında Sovyetlerin 10 Mart tarihli notasına verilecek cevap tasa­rısı üzerinde görüşmelerdir. Bu cevap tasarısı sabahleyin İngiltere Büyükel­çiliğinde Fransız ve İngiliz Dışişleri Bakanlıkları uzmanları ile Amerikan Büyükelçiliği mensupları arasında ya­pılan toplantıda hazırlanmış bulunu­yordu. Tasarı öğleden sonra Acheson'a ulaştırılacaktır.

İki Bakan ile Birleşik Amerika Büyük­elçisinin toplantısından sonra Fransız Dışişleri Bakam Schuman, Sarre Baş­bakanı Juhanncs Hoffmann'i kabul et­miştir.

—Paris :

Dündenberi burada toplanmakta olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu sabahki oturumunu, dün Eden tara­fından tevdi edilmiş bulunan İngiliz tasarısının tetkikine hasretmiştir.Sabahki oturumda Bakanlardan çoğu gö­rüşlerini izah edecek vakit bulamadık­ları cihetle tasarının incelenmesine öğ­leden sonra da devam olunacaktır.

Sabah oturumunda yaptığı beyanatta Fransız Dışişleri Bakanı Schuman ta­sarı lehinde olduğunu söylemiştir. Diğer taraftan İtalyan heyeti başkanı Taviani Fransız Dışişleri Bakanının öğ-rüşünü desteklemiştir.

— Paris :

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ça­lışmalarını Türkiye saatiyle 18.45'te bitirmiştir.

Gündemde bulunan son madde, Sarre meselesi herhangi bir münakaşaya yol açmamıştır.

Adenauer, Robert Schuman ve Johnnes Hoffman bu mesele hakkında görüş­lerini bildirerek Sarre meselesinin halli ile ilgili üç hükümet arasındaki müza-

kerelerin devam etmesi hususunda mutabık bulunduklarını ifade etmişler­dir. Bundan sonra da oturuma son ve­rilmiştir.

— Paris :

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin oturumundan sonra Schuman, Eden, James Dunn, Federal Almanya Başba­kanı Adenauer'in de iştirakiyle bir toplantı yaparak Moskovaya gönderile­cek olan Batılılar cevabî notasının ana hatları hakkında Adenauere izahat vermişlerdir. Başbakan Adenauer bu cevaba karşı herhangi bir itirazda bu­lunmamış, fakat Federal Almanya Cumhuriyetindeki durum hakkında u-mumî surette izahat vermiş ve Sovyet tasarısına karşı Almanların aksülâmellerini belirtmiştir.

Mütehassıslar bu akşam tekrar topla­narak bu cevabî nota metnini kat'î ola­rak tanzim edeceklerdir.

7 Mart 1952

— Londra:

Başkan Truman Amerikan Kongresine yolladığı Yardım programından bahse­den Muhafazakâr Daily Telegraph ga­zetesi, tarihin hiçbir safhasında bu de­rece ağır iktisadî mesuliyet yüklenen bir devlet bulunmadığım belirtmekte ye Amerikan istihsalinin dünya güven­liği için temel unsur olduğunu söyle­menin mübalâğalı olmıyacağı görüşü­nü ihzar ettikten sonra şöyle demekte­dir:

-Eğer bu yıl % 5 nispetindeki artışa veya yabancı yardım siyasetine son verilecek olsaydı, iktisaden ve askerî bakımdan müdafaasız insan kütleleriy-le karşılaşacaktık.

Yalnız itirafı acı gelen cihet varsa, o da Batı Avrupa'da iktisadî bir çöküntüyü Önlemiş bulunan Amerikan yardımının buna rağmen Batı Avrupa memleketle­rinin iktisadî ve siyasî müşküllerini kö­künden halletmeğe kâfi gelmemiş ol­masıdır. Truman, tarihin Amerika'nın omuzlarına korkunç mesuliyetler yük­lediğini söylemiştir. Fakat unutmama­lıyız ki medeniyet ve hürriyetin mu-ksdderatı milletçe alınacak fedakârlık tedbirlerine bağlıdır.«

18 Mart1952

— Londra:

İşçi mebuslar yarın sabah Avam Kama­rasında bir genel oturum yaparak Her-bert Morrison tarafından hazırlanan ve Attlee'nin de tasdik ettiği Parti Grupu-nun yeni iç Tüzüğünü inceleyecek­lerdi,

Avam Kamarası koridorlarında söylen­diğine göre, Bevanci mebusların bütçe-münasebetile giriştikleri isyan hareketi

neticesinde başgösteren buhranın yarın yeniden belirmek tehlikesimevcuttur.

Filhakika maksadı rey verme sırasında başgösteren disiplinsiz hareketleri ön­lemek olan yeni iç tüzüğün İşçi Partisi mebuslarının ekseriyeti tarafından ten­kit edildiği belirtilmektedir.

19 Mari 1952

—Londra:

İngiltere Dışişleri Bakanı Eden bugün öğleden sonra Bakanlar Komitesine bir tasarı sunmuştur. Bu tasarıda Eden Avrupa Konseyinin, teşkilât dışında kurulmuş olan Avrupa Savunma Camia sı ve Kömür, Çelik Birliği gibi ihtisas­laşmış teşekküllerin faaliyetini ahenk­leştirmesini teklif etmektedir.

Yarın Bakanlar tarafından incelenecek olan bu tasarı Avrupa Konseyi statüsü­nün tadilini gerektirmektedir.

Avrupa Konseyinin Avrupa Savunma Camiası ve kömür çelik birliği gibi te­şekküllere intibak edebilmesi için bu tadilât zarurî görülmektedir.

26 Mart1952

—Londra:

İngiliz Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün bugün bildirdiğine göre Belgrad'daki İngiliz Büyükelçisi Sir İvo Mallet, Tri-este meselesi hakkında Yugoslav Dışiş­leri Bakan Yardımcısı İle görüşmüştür.

Sözcü, İngiltere'nin İtalya ve Yugoslav­ya'nın doğrudan doğruya müzakerelere girişmekle bu meselenin hallinde bir an laşmaya varılacağını umduğunu tekrar­lamış ise de İtalya'nın İngiltere Büyük­elçisi Brosio'nun dün Anthony Eden'i ziyareti esnasında kat'î teklifler ileri sürüp sürmediğini açıklamaktan imtina etmiştir.

1Mart 1952

—Paris:

Paul Reynaud'un Parlâmento Grupla-riyle müşaverelerinin neticesini bu ak­şamdan önce açıklayamayacağı sanıl­maktadır. Dün akşam Cumhuriyet Konseyi 9'a karşı 16 oyla Fransa Ban­kasından fevkalâde bir istikraz yapıl­masını derpiş eden hükümet teklifini kabul etmiştir. Daha Önce Millî Meclis­te kabul edilen bu tasarıya sadece ko­münistler aleyhte oy vermişlerdir.

Basın muhabirlerine göre, dün Millî Mecliste hâkim olan hava Millî Birlik Kabinesi lehinde idi. İngiliz muhabirle­ri Reynaud'nun yeni kabine kurmakta­ki muvaffakiyet ümitlerinin az olduğu­nu belirtmektedirler. Filhakika Sosya­listler daha önce Reynaud'ya karşı cep­he alacaklarını bildirmiş bulunmakta­dırlar.

2Mart 1952

—Paris:

Paul Reynaud yeni hükümeti kurmak hususunda vaki teklifi itizarla reddet­miştir.

—Paris:

Yeni hükümeti teşkile memur edilen Paul Reynaud dün yaptığı görüşmeler hakkında akşam üzeri Cumhurbaşkanı­na malûmat vermiştir.

Paul Reynaud dün sabah bilhassa Hen-rî Queuille, Robert Schuman, Andre Maric, Edeuard Daladier ile görüşme­lerde bulunmuştur.

3Mari 1952

—Paris:

Cumhurbaşkanı Vincent Auriol yeni bir Başbakan bulmak üzere bu sabah isti­şarelere başlıyacakür.

—Paris:

Bugün burada resmen bildirildiğine gö­re, son Kabinede Taşıt Bakanı olan. Antoine Pinay yeni hükümeti kurma­ya davet edilecektir.

60 Yaşında bir mutedil Muhafazakâr olan Pinay öğleden onra sayfiyedeki e-vinden Parise dönecektir.

—Paris:

Son Kabinede Taşıt Bakanı olan An­toine Pinay yeni hükümeti kurmayı kabul etmiştir.

—Paris:

Yeni Kabineyi teşkile memur edilen Antoine Pinay, bugün öğleden sonra is­tişarelerine maşlamış ve bilhassa Edgar Faure ve Paul Reynaud ile görüşmüş­tür.

6 Mart 1952

—Paris:

Millî Meclis, Kabineyi kurmağa memur edilmiş bulunan Antoine Pinay'm beya­natını dinlemek üzere bu sabah 8.30'da Edeuard Herriot'nun başkanlığında top­lanmıştır.

—Paris:

Fransa Başbakanı nam-ezedi Antoine-Pinay Millî Meclisten itimat oyu almış­tır.

7 Mari 1952

— Paris:

Antoine Pinay'm Kabineyi teşkile me­mur edilmesinin Mecliste asla beklen­medik bir tarzda itimad reyi ile karşı­lanmış bulunması bütün Paris Borsa­sında ve Malî mahfillerde çok müsait bir durumun tezahürüne vesile olmuş­tur. Borsa ajanları Parlâmentoda vü­cuda gelen yeni ekseriyet üzerine bü-

Pinay, pazartesi gününden itibaren Başbakanlıkta vazife devri için yapıla­cak kısa bir töreni müteakip kabine toplantılarına başlamak niyetindedir.

—Paris:

Yeni Fransız Başbakanı Antoine Pinay, siyasî bir vazife almaktan daima çekin­miş, Cumhurbaşkanı Auroiî'ün Kabine kurma teklifini ancak tereddütle kabul etmiş olan sakin ve mazbut bir iş ada­mıdır.

Antoine Pinay 60 yaşındadır, evlidir, üç çocuğu vardır. Müzik ve seyahatten hoşlanır. Sade zevklidir. Ömründe bir kere sinemaya gitmiştir. Pipo içer, en çok meyva sever ve çoğu zaman sade su içer.

13Mart 1952

—Paris:

Fransız Millî Meclisi Adalet Komisyo­nu, 1940'da Mareşal Petain'in iktidara Çikmasiyle neticelenen seçimlerde Ma-reşale rey verenlerin siyasî hayata ia­deleri yolunda ilk adımı bugün atmıştır.

Sözü geçen şahısların, daha sonra mu­kavemet teşkilâtından iyi bîr sicil alma­dıkça Meclise girmelerine müsaade e-dilmemekte idi.

Adalet Kamisyonu bugün 1 çekimser ve 15 aleyhte oya karşı 24 oyla mezkûr takyidin kaldırılmasını kararlaştırmış­tır. Bu takyidden müteessir bulunan siyaset adamları arasında 1938.'de Mü­nih buhranı sırasında Dışişleri Bakan! bulunan George Bonnet ile sabık Baş­bakan Pierrs Etienne Glaudin de bu­lunmaktadır.

14Mart 1952

—Paris:

Kuzey Atlantik Paktı Avrupa Kuvvet­leri Başkomutanı General Dwight Eisen hower, bugün Fransız Başbakanı An­toine Pinay ile-ilk defa görüşmüştür.

General bir nezaket ziyareti olarak tavsif ettiği bu görüşmeyi müteakib gazete muhabirlerine verdiği beyanat­ta ezcümle demiştir ki:

«Yeni Fransız hükümetinin, imkânları dahilinde ve müşterek hareket yoluyla sulhu ve emniyeti muhafaza politikası-

nı takibde devam edeceğinden dolayı hiç şüphesiz memnunum.»

15 Mari1952

—Paris:

Yeni Fransız hükümeti önümüzdeki pazartesi günü bir beyanname neşrede­rek halkı tasarrufa, ve aynı zamanda yeni çıkarılacak olan Malî Kalkınma bonolarını almağa davet etmiştir.

Yeni çıkarılacak olan hazine bonoları alıcılara evvelkilerden daha fazla men­faat sağlayacaktır.

21Mart1952

—Paris:

Buradaki güvenilir kaynakların bugün belirttiklerine göre, General Eisenho-wer'in mayıs ortası ile 1 haziran arasın­da memleketine dönmek ihtimali var­dır.

General Eisenhower'in kararını yeni­den gözden geçirmekte olduğunu açık­laması ve Kuzey Atlantik Paktı Teşki­latındaki vazifeden affını istememiş ol­ması, onun pek yakında Başkomutan­lıktan çekilmeyi talep edeceği yolunda bir takım tahminlere sebebiyet vermiş­tir.

Fakat bu arada, 12 millet tarafından se­çildiği şimdiden ittifaka'dahil diğer iki memleketin desteklediği bu mevkide, oldukça girift bir mesele olan bu ayrıl­ma işinin Generalin ne suretle yapaca­ğına merakla işaret edilmektedir. Aca­ba bir subay sıfatıyla bu hususta sade­ce Birleşik Amerika Müdafaa Bakanlı­ğına müracaatı kifayet edecek midir? General Eisenhower yoksa affını Baş­kan Truman'dan mı isteyecek, veya 14 memleket hükümetinin muvafakatini mi talep edecektir?

Amerika'nın yabancı memleketlere yar­dım programı hakkında izahatta bulun­mak üzere bugünlerde Washingtan'a gelecek olan General Eisenhower'in Kurmay Başkanı, General Alfred Grun-terin bu mevzu etrafında alâkalı ma­kamları yoklamak ihtimali vardır.

Diğer taraftan güvenilir kaynakların, General Eisenhower'in ayrılışı halinde yerine geleceği sanılan Mareşal Mont-gomery'nin kendisinden daha küçük neral Alfred Grunter'in maiyetinde «iftiharla»'vazife göreceğinisöylediği

image011.gifhaberi, Eisenhower'in Amerika'ya dön­memesi engelini ortadan kaldırmış ve Mareşal Montgomery'nin kendisinden daha az tecrübesi bulunan daha küçük rütbedeki bir Amerikan Generalinin emrinde çalışmak istemeyeceği korku­sunu yatıştırmıştır,

—Paris:

10 Mart tarihli Sovyet notasına verile­cek cevabın hazırlanması hususunda R. Schuman, A. Eden ve Birleşik Ame­rika Büyükelçisi arasındaki toplantı saat 12,15 de sona ermiştir. Henüz hal­ledilmemiş bazı noktaların tasrihi için daha başka toplantılar yapılacaktır.

Toplantıyı müteakip beyanatta bulunan İngiliz Dışişleri Bakanı Eden her şeyin yolunda gittiğini söylemiştir.

27 Mart 1952

—Paris:

General Charles De Gaulle dün Ameri­kan gazetecilerinden müteşekkil bir ru­ba verdiği beyanatta Batı dünyasının muhtemel olarak sulhu Rusyaya zorla kabul ettireceğini söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

««Rusya'nın yakın bir gelecekte Batı Avrupayı istilâ etmeyi arzu edip etme­diğini bilmiyorum. Yalnız Batılı Dev­letler bir Sovyet taarruzunu önliyecek şekilde hareket etmelidirler. Bütün me­sele Rusya'yı bir gün, istilâ tehditlerini "bir yana bırakmaya mecbur etmek ve ona sulhu kabul ettirmektir.»

Gazetecilerin, önleyici harbe taraftar olup olmadığı yolunda sordukları bir suali D Gaulle şöyle cevaplandır­mıştır:

«Burasını yalnız Allah bilir, fakat in­sanlar şunu idrâk etmelidirler ki, bu­günkü vaziyet ilânihaye devam edemez.

—Paris:

Fransa Cumhurreisi Vincent Aurîol, bu sabah Birleşik Amerika'nın Paris Bü­yükelçiliğine yeni tâyin edilen James Dunn'u kabul etmiştir. Büyükelçi, Cumhurrreisine itimatnamesini takdim etmiştir.

28Mart 1952

—Paris:

Cumhurbaşkanına, Japonya Barış And-laşmasmı tasdik yetkisi verilmesi için Fransız Millî Meclisinde cereyan eden müzakereler sırasında Fransız; Halk Topluluğu adına konuşan General Bil-lotte, Partisinin andlaşmayı takbih et­memekle beraber bu andlaşmanın ru­hunu ve bunun hazırlanmasında takip edilen yolu tasvib etmediğini beyan et­miştir.

Fransız Halk Topluluğunun oy vermek­ten sakınacağını kaydeden General and-laşmanm hazırlanmasında Fransa'nın gerektiği nisbette rol oynamadığını söy­lemiş ve şunları ilâve etmiştir:

Andlaşma hazırlanırken Hindicini ile Fransa'ya ait toprakların Kollektif hi­mayesi cihetine gidilmemiştir.»

29Mart 1952

—Paris:

Dışişleri Bakanı Robert Schuman dün Öğleden sonra Millî Meclis Dışişleri Ko­misyonunda Tunus meselesi hakkında izahat vermiştir. Geçen ocak aymdan-beri Tunus'la Fransa arasındaki başlıca münasebetlere teması müteakip Robert Schuman şunları söylemiştir:

«Tunuslu Bakanların meseleyi Birleş­miş Milletlere aksettirmesi her iki memleket için faydalı işbirliğine uymı-yacak bir hava yaratmış oldu. Ve Tu­nus'taki sabotaj ve tethiş hareketleri karşısında da bu Bakanlar vazifelerini ihmal ettiler.

Bilâhare Tunus Beyine teklif edilen ıslahat plânına temas eden Schuman şunları söylemiştir:

Fransız hükümeti Tunus hükümranlı­ğını reddetmemektedir. Bilâkis Tu­nus'a iç bağımsızlığının tahakkuku için yardıma hazırdır. Bu arada Fransa ve Fransızların hak ve menfaatlerine de hürmet edilecektir.»

25 ve 26 Martta Tunusta cereyan eden hâdiseler ve Genel Valinin takip ettiği siyaset hakkında sorulan suallere Ro­bert Schuman şöyle cevap vermiştir:

"Gelecek hafta başında yapılacak top­lantıda Başbakan bu hususta izahat verecektir.

Reynaud'dan sonra...

Yasan: Mücahit Topalak

3 Mart1952 tarihli Zafer'den

Fransız Millî Meclisinde, iktisadî prog­ramı geçirebilmek için yirmi maddeyi yirmi güven oyu haline getiren ve dü­şen Faure hükümetinden sonra Kabine­yi teşkile memur edilen eski Başbakan­lardan Reynaud'nun da kısa süren bir istişare devresini müteakip bu vazife­den affını dilediği bildirilmektedir.

Düşen Faure hükümeti, teşkili tarzı ka­dar garip şartlar içinde sukut etmiştir. Söyle ki: Silâhlanma programım kabul eden Meclis, bunun icapları olan mas­rafları kabul etmediği için hükümetin teklifini reddetmiş ve bu harekete, biz­zat Başbakanın partisi olan ve Fransa'­nın siyasî hayatında merkezin sola yakın cenahında ananevi bir istikrar rolü oynıyan Radikal Partisinin mühim bir kısmı da iştirak etmiştir.

Fransa'nın Kraliyet ile idare olunduğu zamanlarda, «Cumhuriyetçi» tâbirinin muhatarası sebebiyle Radikal adını kullanarak işe başlamış olan bu parti­nin, Faure hükümetinin devrilmesine fer'an da olsa iştirak etmiş olmasını, vergilerin yüzde 15 nisbetinde arttırıl­masını teklif eden hükümete karşı, se­çim mülâhazasından doğan bir reaksi­yon olarak mütalâa etmek isteyen müşahitler vardır; fakat, bu hare­kette, Radikallerin, Fransa'da sağa doğ­ru bariz bir kaymayı, hattâ en genç ve kıymetli elemanlarından birini feda et­mek pahasına da olsa, durdurmak te­şebbüslerini görmemek de kabil değil­dir. Filhakika Faure, seleriPleven.gibi. hükümet icraatını müfrit sağın ve müf­rit solun reyinden müstağni kılacak o-lan Sosyalistlerin tam müzaheretini ?ağlıyamamıştır. Fransa'da ise Sosya­lizm, bir çok memleketlerdekinin aksi­ne olarak başlıca küçük memur taba­kasına istinat etmektedir. İşbu vergi mükelleflerinin reyini sağlamadan ver­giyiarttırmakancak sağaveya sola

meyyal bir diktatörlüğe gitmekle müm­kün olabilirdi, ki Faure hükümeti, ken­disinden bir evvelkine nazaran Fransız­larda, siyasî hayatın müfrit cenahlarda kutuplandığı intibaını esasen uyandır­mış bulunuyordu .

Bu psikolojik gidişledir ki, Faure'un sukutundan sonra kabineyi teşkil vazi­fesi Reynaud'ya verilmiştir. Filhakika, umumi ve zahirî manzarada malî mese­leler başlıca temayı teşkil etmektedir ve Reynaud, güya iyi bir maliyeci oldu­ğu için iş başına getirilmiştir; fakat hakikat şudur ki, bugün Fransa, en iyi istihsal, hattâ en iyi ihraç eden zengin bir memlekettir ve meselenin aslı pa­rayı bulmak değil, bugünkü şartlara ve icaplara göre, gereken masrafları ya­pabilmek için halka muayyen bir yaşa­ma şartını kabul ettirebilmektir. Rey­naud ise resmî sıfatı müstakil, fakat sağcılarla ve bilhassa De Gaulle ile dostluğu, müsellem bîr şahsiyettir. Bu zat kabineyi teşkil etmek vazifesini Çi­zerine aldıktan sonra müteaddit defa­lar De Gaulle Partisiyle müşaverede bulunmuş ve bir Millî Birlik hükümeti teşkil edileceğine dair rivayetler dolaş­mıştır.

Halbuki, bugün için Fransada bir Koa-lisyen Kabinesini teşkile1 yetecek şart­lar yoktur. Şartlar, sağa veya sola ala­bildiğine bir akışı önlemek için tedbir­leri âmirdir. Lüzumundan - fazla sağa mütemayil bir hükümet, hâdiselerin zo-riyle, karşısında tamamen sola kaçmış bir muhalefet bulacaktır. Müfrit sola bel bağlamanın avakibi ise2izahatan_ varestedir.

Hükümeti kurmaktan vazgeçen Reyna­ud, bir bakıma sağ cenaha bir taviz ve-fakat aynı zamanda sağa gidişi frenle­mek için başvurulmuş bir tedbirdir.. Simdi ise, Pleven'den bahsedilmekte­dir. Bu zat da muhtemelen solu frenle-miye memur edilecektir.

Bizzat Reynaud'nun 940 da Fransa yı­kılırken dediği gibi: «Vaziyet vahim, fakat ümitsiz değildir.»

Bundan evvelki Edgard Fau-re Kabinesi, bütçe açığının kapatılma­sı, memleketi sarsmakta olan malî buh­ranın önlenmesi için vergilere yüzde on beş nisbetinde zam yapılmasını iste­miş, sağcıların bu teklifi reddetmeleri ve kabineyi azınlıkta bırakmaları üze­rine de çekilmek zorunda kalmıştı. Şimdi aynı zamanda Maliye Bakanı o-lan yeni Başbakan vergilerin arttırıl­masını bir yana bırakmış, şiddtli ta­sarruf ve toplanamamış vergilerin tah­sili, vergi Kaçakçılığı ile amansız bir mücadele sayesinde hedefe varılabile­ceğinden bahsetmiştir.

Şimdiki hükümeti teşkil eden siyasî gruplar her zaman, devletleştirilmiş,te­şekküllerin zarar ettiğini,sosyal gü-

venlik teşkilâtının devlete ağır bir yük olduğunu belirtmişler ve bilhassa bu sahalarda şiddetli tasarrufa gidilmesini istemişlerdir. Her ne kadar yeni hükü­mette 26 yerine 17 Bakan varsa da bu­nun kâfi bir tasarruf olmıyacağı ve Pi-nay Kabinesinin yukarıdaki iki sahada icrayı faaliyet edeceği muhakkaktır.Ka­bineye dahil ve hafif sola meyilli Haİk-çi Cumhuriyetçilerin bu tedbirleri tas-vib etmeleri, taraftarlarının, iyi niyetli muhalefet yapacak Sosyalist Partisine göçetmelerine yol açmayacak mıdır? Halkçı Cumhuriyetçiler hep bu korku ile hükümet içinde çalışmak mecburi­yetinde kalacaklardır. Bu hal, yeni buhranlara gebedir.

image012.gif30 Mart 1952

— Moskova:

Yüksek Sovyet Şûrası Maliye Komis­yonu tarafından yapılan tadillerle 1952 bütçesini işarı oyla kabul ettikten son­ra mesaisine nihayet vermiş ve Maliye Bakanı İvan Fadeyev'in beyanatını dinleyerek bütçe hakkındaki nihaî ra­poru tasvip ile bu arada intişar eden kararnameyi tasdik eylemiştir.

Bu kararnameye göre Dimitri Proferen-

sev Başbakan Yardımcılığına Alxis Kurtov, Misel Makarov'un yerine Tica­ret Bakanlığına, Petri Surine Ekonomi Bakanlığına, Petri Hopuviç, Dimitri Alekin'in yerine Yerli Endüstri Bakan­lığına ve Stefan Vitriukov'da Rus Sov­yet Federal Sosyalist Cumhuriyeti eri Başyargıçlığma tayin edilmiş bulun­maktadırlar.

Teklif olunan adayların hepsi Yüksek Şûra tarafından işarı oyla ve ittifakla kabul ve tasvip olunmuşlardır Aynı Rusya, şimdi Türkiye, kendini korumak için Atlantik Paktına girdi diye kıyameti koparıyor...

Bu siyasette en küçük iyi niyetin en üstünkörü gösterişi olsun var mı?

Bu hakikatları tekrarlamak daima fay­dalıdır, belki hâlâ bilmiyenler vardır!...

Bir Sovyet Manevrası...

Yazan: Tl. Cahit Yalçın

22 Mari 1952 iarihli Ulus'dan

Sovyetler atom bombası atmasalar da ortaya içi boş bir propaganda bombası fırlattılar. Enteresan bir siyasî taarruz. İngiltere, Birleşik Amerika ve Fransa'­ya verdikleri bir notada kendilerinin de iştirakiyle bir konferans kurulmasını istiyorlar. Şimdiye kadar defaalarca a-hidi olduğumuz konferanslardan bir tek farkı mevzuunda olacaktır. Çünkü, no­taya bir de barış anlaşması projesi ek­lidir. Moskova'nın istekleri şu surette hulâsa oluunmaktadır: Almanya'nın birleşmesi, tek bir Alman hükümetinin kurulması. İşgal kuvvetlerinin çekilme­si ve silâhlanmak hususunda Almanya'­nın tamamen serbest bırakılması..

Sovyetlerin bu propaganda taarruzu askerî taarruz işinde pek âciz bulun­duklarının açık bir delilidir. Çünkü ar­tık siyasî oyalamaların modası geçmiş­tir. Sovyetlerle Batı dünyası arasındaki siyasî mücadele 1945 senesindenberi de­vam ediyor. Teati edilen notaların sayı­sı hatırda kalmıyacak kadar yüksektir. Moskoflar her mevzua temas etmişler, fırsatlar icadetmeğe çalışmışlar ve artık işin tadını kaçırmışlardır. Ne protesto­larına ne son nota tarzındaki sulh taar­ruzlarına kimsenin bir kıymet verdiği, bir anlaşma ümidine düştüğü yoktur.

Bu durum karşısında, Moskoflar için yapılacak bir şey vardır: Silâhlı taar­ruz! Kendilerini ancak bu yol gayele­rine götürebilir. Bunu hâlâ yapmadıkla­rına göre ileride yapabilmeleri de pek zayıf bir ihtimal teşkil ediyor. Şimdi böyle bir tekliften medet ummaları ac­zin sarih bir ifadesidir. Eğer silâhlarını teslim edeceklerse, eğer Batıya taarruz politikasından vazgeçeceklerse, eğer sadece hudutları içinde canlarını kur-

tarmayı düşüneceklerse bu son nota ve müracaatın bir mânası olur. Böyle de­ğilse, hiçbir netice çikmıyacağma şim­diden muhakkak nazariyle bakmak i-cabeder.

Bu kaçıncı müracaattır, kaçıncı konfe­ranstır? Hangisinden bir netice alınmış, hangisinin kararları tatbik olunmuştur? Bu misaller evrak hazinelerinde durur­ken yeni bir teşebbüste daha bulunma­nın ne faydası olur? Almanya'ya karşı bir dost ve koruyucu rolünü oynamağa kalkarak Batı Almanya'nın bolşeviklik aleyhinde silâhlanmasına meydan ver­memek istiyorlarsa Avrupa devlet a-damları arasında' bu kurnazlığa kana­cak bir kimse tasavvur edemeyiz.

Alâkalı üç büyük devletin son Rus tek­lifine ne suretle mukabele edecekleri meçhuldür. Fakat bu gibi ahvalde şim­diye kadar yaptıkları tarz ve lisan ile cevap verecek olurlarsa beyhude zah­met etmiş olurlar. Hiçbir netice vermi-yen dörtlü konferanslarda umumî ef­kârda yeni bir hayal sukutu daha vü-cude getirmekte Batı devletlerinin hiç­bir menfaati yoktur. Batı için artık me­tin ve radikal bir lisan kullanmak za­manı gelmiştir. Batı umumî efkârı an­cak böyle bir hareket hattı ile tatmin ve takviye edilebilir.

Bolşevikler sulh istiyorlarsa, halledile­cek mesele yalnız Almanya'nın birleş­mesi ve silahlanmakta serbest bırakıl­ması değildir. Demirperde arkasında istiklâl ve hürriyet bekliyen birçok mil­letler var. Bir Avusturya sulhu bile hâ­lâ imzalanmamıştır. Rusya fuzuli suret­te işgal etmekte olduğu memleketleri boşaltarak 1939 hudutlarının arkasına çekilmeyi kabul ediyor mu?

İşte Kremlin'in notasına verilecek ce­vabın başında bu suali görmek isteriz. Teklif olunan konferans toplanmadan evvel, Moskova hiç olmazsa bir pren­sip vaadi ve taahhüdü altına girmeli­dir. Sovyet rejimini yıkmağa ve bunu temin için de bir harbi göze almağa kimsenin niyeti yoktur. İstenen şey bol şeviklerin kendi hudutları içinde rahat durmayı kabul etmelerinden ibarettir. Buna kanaat getirmenin birinci şartı da esaret altında tuttuğu milletleri ser­best bırakması olabilir.

Sovyetler -tarafından böyle bir taahhüt vaki olmadan dört devletin temsilcileri her hangi bir şehirde toplanıp da ne ko-

nuşacaklar? Alman meselesi ise, bu mevzu üzerinde az mı konuşulmuştur? Söylenecek söz ve mukabil söz kalma­mıştır. Biricik lâzım olan şey iyi niyet delilidir. Bunu yapmağa Sovyetler mec­burdurlar.

Kremlin partiyi kaybetmiştir. Bunu kendisine açık surette anlatmak icabe-der. Bundan dolayıdır ki bahsi geçen Rus notasına Garplilerin verecekleri ce­vabı merak ve âdeta heyecan ile bek­liyoruz. Tasavvur ettiğimiz tarzda bir cevap durumun aydınlanmasına çok yardım eder. Rusların istenen teminatı derhal vereceklerini ümit etmeyiz. Fa­kat hiç olmazsa artık Batı ile oynıya-mıyacaklannı, kat'î bir karar almak' lâzım geldiğini takdir ederler ki bu da sulh dâvası için ehemmiyetli bir adım­dır.

Soğuk harbden bir safha...

Yazan: Selim Ragıp Emeç

29 Mar± 1952 tarihli Son Posia'dan

Rus diplomasisi, Ötedenberi uzağı göre­bilmek ve hâdiselere intibak etmekle şöhret bulmuştur. Bolşevik rejimi altın­da Rus hariciyesi bu vasıflarından hiç bir şey kaybetmemiş olduğunu İkinci Cihan Harbi içindeki manevralarile is­pat ettiği gibi, o zamandan bu yana Bir­leşmiş Milletler teşkilâtının karşısına çıkardığı ardı arkası gelmiyen zorluk­larla devamlı bir geleneğin haklı vâri­si olduğunu, maalesef, başarı ile gös­termiştir.

Bugün müttefikler tarafından reddedil­miş bulunan birleşmiş bir Almanya ile topyekûn bir barış muahedesi akdi tek­lifi, Bolşevik diplomasinin, yine lehine kaydetmiye muvaffak olduğu bir teşeb­büs sayılmak lâzımdır.

Bilindiği gibi kuvvetli bir Avrupa or­dusu ve bir Atlantik müdafaasının ku­rulmasından Bolşevikler ziyadesiyle kuşkulanmaktadırlar. Amerikalıların büyük gayretî-erile Atlantik kuvvetleri­ne Alman birliklerinin eklenmesi mese­lesinin halledilmesi ve bu bahiste Fran­sızlar tarafından ileri sürülen mukave­metin kırılması, Rusların her an kuv­vetli mukabil bir diplomatik taarruza geçmelerini bekletmekte idi.

Doğu ve Batı Almanyayi birleştirmek ve bu birleşmiş Almanya ile hep bera­ber sulh yapmak teklifi, Rusların bek­lenen siyasî taarruzunu teşkil etmiştir.

Ustaca yapılan bu taarruz karşısında müttefiklerin daha evvel Avusturya ile sulh yapılmasını istemeleri, Orta Av­rupa umumî efkârına müsait gelen Rus teklifinin yarattığı mülayim havanın tesirini gidermemiş: bu yüzden de, Or­ta Avrupa'da, tuhaf ve sıkıntılı bir va­ziyet hasıl olmuştur.

Bilindiği gibi Alman meselesinin halli hususunda iki hal çaresi fikirleri işgal etmekte idi. Bunlardan bir tanesi, Batı Almanyanm Atlantik Paktına dahil Devletlerle işbirliği yapmasını derpiş-ediyordu. Fransa gibi İngiltere ve Ame­rika da böyle bir anlaşmaya hoşlanarak tarafdarlık göstermiyorlardı.

Bu teklif; tekrar kuvvetlenecek bir Al-manyadan korkusunu saklamıyan Fransanm da işine gelmez bir şey de­ğildi. Çünkü yeni bir şekil alacak olan eski Almanya, ayni zamanda Doğu ile Batı arasında, ayrıca tampon vazifesi de görebilecekti.

Bilindiği giib Rusların bu teklifi, bü­tün Almanya'da, Birleşmiş Milletlerin murakabesile serbest bir seçim yapıl­masına talikan ve daha evvel Avustur­ya ile sulh muahedesinin akdi şartına bağlanarak reddolunmuştur. Fakat, da­yandığı tertipli hesabın mahiyeti ne de­rece karanlık olursa olsun, milliyetçi. Almanların ruhunu okşamak bakımın­dan, Ruslar lehine müsait bir vaziyet yarattığı gibi bugünkü Bolşevik diplo­masisinin de, en az dünkü Çarlık hari­ciyesi kadar, fırsat ve vesilelerden isti­fade edebilme yolunda olduğunu ve so­ğuk harbi kaybetmekten henüz uzak bulunduğunu bir defa daha göstermiş­tir.

Fakat muhtemel bir Rus istilâsına kar­şı koyabilecek askerî bir teşkilât içinde Alman askerlerine ihtiyaç vardı.

Anglo-Sakson devletlerinin böyle bir hususiyet arzeden bir müdafaa sistemi­ne taraftar olmaları, eski Alman mili­tarizminin tekrar hayat bulmasını mümkün olabildiği kadar geciktirmek ve önlemek hedefini gütmekte idi.

Halbuki Almanların istedikleri Millî bir ordu kurmaktı. Müttefiklerin tasarısı ile Almanların istekleri, bilhassa, bu noktada bağdaşmamakta idi. Bolşevik­ler, mütefik müdafaa sisteminin zayıf noktasını farketmekte gecikmemişler­di ve bir defa bunu anladıktan sonra mahdut kadrolu vebitaraflaştırılmiş

bir orduya sahip birleşmiş bir Alman­ya kurulması teklifini ortaya çıkarmak­ta tereddüt göstermemişlerdi. Öyle bir Almanya ki emrine verilecek silâhlı kuvvet, sadece kendi savunmasına hiz­met edecektir.

Muhalefetin bir sansür takriri üzerine yapılan tartışmalar sırasında' Mareşal Papagos söz alarak Silâhlı Kuvvetler Komutanlığının liyakatsizolduğundan

sarsıldığından.

ve Ordunun birliğinin şikâyet etmiştir.

Yunan muhalefeti, bugün hükûmete-Papagos aleyhinde çıkarılan günlük e-mir iptal edilmedikçe Meclise giremiye-ceğini ihtar etmiştir.

Yunanistan şimdi pamuk yetiştirmeye başlamış ve hattâ ihracatçı durumuna geçmiş olmakla beraber yine Türkiye pamuklarını ithal edebilir. Bu işin gün geçtikçe ilerlemesi her halde Türkiye için büyük bir ihracat sahasının kaza­nılmasın ve Yunanistana da ithalâtını kolaylaştırmak imkânını verebilir.

.Bir ziraat memleketi olduğu halde, Yu-nanistanm inkişaf etmiş sanayii de var­dır. Oradan bizim için çok lüzumlu o-lan çimento, ve bazı inşaat malzemesi, kauçuk madd-aleri ve daha bir takım yarı mamul eşyalar getirtmek imkânla­rı vardır ve işlerin daha çok genişletil­mesi kabildir. Bu arada turizm işlerini de unutmamak lâzımdır. Türkler Yuna-

nistana gittikleri zaman orada hiçbir şeyi yabancı bulmıyacakları gibi Yu­nanlılar da memleketimize geldikleri vakit kendilerini alıştıkları ve sevdikle­ri bir muhitte göreceklerdir. İki mem­leketin birbiriyle yakınlığı, hayat şart­larının birbirine benzemesi her halde bu turistik hareketleri çok kolaylaştıra­bilir.

Atlantik Paktı bu iki memleketin mu­kadderatım birbirine daha fazla bağla­mış oluyor. Marshall Yardımı, Avrupa Ödeme Birliği gibi haller iki memleke­tin iktisadî münasebetlerini çok artıra­cağından şimdi başlıyan müzakerelerin faydalı neticeler vereceğini ümit ediyo­ruz.

6Mart 1952

—Tahran:

En son yapılan petrol müzakerelerinde İran heyetine başkanlık eden, Kâzım Hasibî bugün şu beyanatta bulunmuş­tur:

«Müzakereler, Bankanın, İngiliz teknis­yenlerinin petrol sahalarında tekrar is­tihdamında İsrarı yüzünden inkıtaa uğ­ramıştır. Banka temsilcileri, petrol sa­hası istihsal ekipinde, ancak İngiliz tek­nisyenlerinin gediği doldurabilecekleri­ni mütemadiyen belirtmişlerdir.

İran, İngilizlerin petrol sahalarına tek­rar dönmelerine asla razı olmayacaktır. Böyle bir durum geçmişteki bütün mü­cadelelerimizi tesirsiz bırakacak Millî Birliğimizi parçalayacaktır. Banka kal­kınmamızı ve tekrar petrol ihracına başlamamızı hakikaten istiyorsa, İran petrol sahalarına Amerikan mütehas­sıslar almalıdır. Amerikan tasefiyeha-nelerindeki petrol mühendislerinin yer­lerini bu işe elverişli İngilizler pekâlâ doldurabilirler. İranın en çok 700 ya­bancı mütehassısa ihtiyacı vardır. Mil­letlerarası Banka, İngiliz teknisyenleri­nin tekrar işe alınmaları meselesini ıs­rarla öne sürmekte devam ederse, İ-ranlılar Banka ile Anglo-İranian Kum­panyası arasında bir münasebet bulun­masından şüpheleneceklerdir.

Banka temsilcisi Prudhomme, Kâzım Hasibînin, Amerikan teknisyenlerinin kullanılması hususundaki fikirlerinin amelî olmadığını söylemiştir.

17Mart1952

—Tahran:

Bugün burada beyanatta bulunan hü­kümet sözcülerinden Cevad Buşebrî, "İran Petrol müzakere heyeti başkanla­rından Ali Şayeganın dün gece radyo-

da yaptığı konuşma, İran hükümetinin,. Dünya Bankası ile olan petrol görüşme­leri karşısındaki tepkisinin tam bir ifa­desidir.

Bütün müzakereler boyunca, banka mü­tehassıslarının, siyasî meseleleri zerre kale almaksızın, sadece iktisadî safha­lara ehemmiyet vermiş olmalarından dolayı İran esef duymaktadır. Esas si­yasî mesele, İran petrollerinin Devlet­leştirme Kanununun tanınması mesele­sidir »ı demiştir.

Müzakerelerin neticesi hakkında, Dün­ya Bankası ile İran Hükümeti tarafın­dan müştereken yayınlanan ve ihtiyatlı bir dil ile kaleme alınmış olan tebliğde görüşmelerin devamına açık bir kapı bırakılmakta ve ezcümle şöyle denil­mektedir:

«Karşılıklı görüşmeler açık ve dostane cereyan, Petrol Sanayi İşletmesi ile a-lâkalı başlıca meseleleri ihtiva etmiştir.

Bazı noktalarda bir derece anlaşmaya varılmışsa da, fakat ne yazık ki, müte­addit mühim meselelerde anlaşmak im­kânı bulunamamıştır.

Banka temsilcileri, Nevruz ve Paskalya tatillerinden faydalanarak Washing-ton'a gidecek ve müzakerelerden elde edilen neticeler hakkında Banka İdare­sine malûmat vereceklerdir.

Yeni gelişmeler mümkün görüldüğü takdirde Banka Heyeti, daha sonraları Tahrana dönmeğe hazır olacaktır.

30 Mart 1952

— Tahran:

İran Hükümeti bugün Birleşmiş Millet­ler Kurulundaki kendi temsilci heye­tine talimat vererek, Tunus davasının, Güvenlik Konseyinde müdafaası için diğer Müslüman heyetlerle sıkı işbirli­ği yapmasını bildirmiştir.

Yazıklar olsun...

Yazan: Sedat Simavi

13 Mart 1952 iarihli Hürriyel'ien

İran Sefaretinin Anadolu Ajansı vasi-tasiyle verdiği izahata bakılacak olursa, Tahran'da Şah hükümetinin kantarın topunu çoktan kaçırmış olduğu anlaşılı­yor. Tasavvur ediniz: Bolşeviklere mey­yal gazeteler, komşu bir memleket için yazmadıklarını bırakmıyorlar, devlet reisim vs hükümetini tahkir ediyorlar, bu vaziyet karşısında Şah hükümeti ses. çıkaramıyor ve Bolşeviklerin tahri­katına boyun eğiyor. Bu vaziyetten de anlaşılıyor ki, bugünkü İran, hemen he­men bir Sovyet müstemlekesi olmuş ve demirperdenin arkasına sinmeğe başla­mıştır. Hai böyle iken dahi ben şahsen İranlıları affedemiyorum ve benliğimi­ze ve haysiyetimize indirdikleri darbe­den dolayı hâlâ üzülmekten kendimi alamıyorum.

İran Başbakanı Dr. Musaddık'm politi­kasının günün birinde böyle sarpa sara­cağını bundan birkaç ay evvel tahmin etmiş ve bu sütunlarda belirtmeğe ça­lışmıştım. Vukuat beni tekzip etmedi ve bilâkis İran Başbakanı Dr. Musaddik'm memleketini ve kendini nasıl felâkete sürüklediğini gösterdi. İran'da Bolşe­vik temayüllü paçavralara söz geçire-miyen Şah hükümetinin aczi. "bizi de müşkül duruma sokmuşsa, bundan her halde bizim mesul olmamız lâzimgelir.

Çaldıran seferindenberi Şah İsmail'in politikası hazin bir surette tekerrür e-dip gitmektedir. Bu da gösteriyor ki, ta­rih bir tekerrürden ibarettir ve bize hiç ısınamayan İranlıların ilk fırsatta kal­bimize hançerlerini .saplamaları bunun bir delilidir.

Yazıklar olsun rahmetli Şah Rıza Peh-levi'nin tesis etmeğe çalıştığı dostluğa...

Yazıklar olsun bu dostluğa bir an için inananlara...

8Mart 1952

—Kahire:

26 Ocakta Kahire'de vukubulan hâdise ler hakkında dün gece yayınlanan resmî raporda, eski İçişleri Bakanı Fuad Se-raceddin Paşa, bütün bu hâdiselerden mesul tutulmakta ve nümayişleri bas­tırmak için askerî kuvvetleri,tam vak-tmda .vazifeye çağırmak hususunda geç kaldığı belirtilmektedir.

9Mart 1952

—Kahire:

Buradaki İngiliz Askerî sözcüsünün a-Çikladığma göre, Süveyş Kanalı Böl­gesindeki İngiliz Ordusuna ait malze­meyi çalmak üzere Mısırlılar tarafın­dan üç teşebbüste bulunulmuş ve beş Mısırlı yaralanmıştır. Tel El Kebirde 4 Mısırlı hırsızlığa teşebbüs ettikleri sı­rada iki tanesi yaralnmış, diğer ikisi de kaçmağa muvaffak olmuştur. Daha sonra aynı yerde gene hırsızlık teşeb­büsünde bulunulmuş ve iki Mısırlı da­ha yaralanmıştır.

Diğer taraftan Mısırdaki İngiliz Büyük­elçiliği sözcüsünün bildirdiğine göre, Büyükelçi Sir Ralph Stevenson mutad ziyaretlerinden birini yapmak ü?ere bugün Fayid'e gitmiş olup akşam tekrar Kahireye dönecektir.

■— Kahire:

Arap Birliği Genel Sekreterliği İngiliz Mısır ihtilâfını hal yolunda yapılmış o-lan muhtelif tavassut teşebbüslerini tahlil eden bir rapor neşretmiştir.

Kral İbnisuud'un tavassut teklifi, bu raporda, Amerikanın Suudî Arabistan siyaseti üzerindeki nüfuzu ile vasifîan-dırılmakta ve Kral İbnisuudun teklifi­nin, bu ihtilâlin halli hususundaki A-merikan noktai nazarının bir ifadesi ol­duğu kaydedilmektedir.

Suudi Arabistanm, Mısır Hükümdarını Sudan Kralı diye de henüz tanımamış olduğu raporda ayrıca zikredilmekte­dir.

İrak'ın tavassutuna gelince, bu tavas­sut da, raporda kaydedildiğine göre, Başbakan Nuri Sait Paşanın kanaatleri­ne dayanmaktadır. Nuri Sait Paşaya göre, Arap memleketleri Savunma Pak­tım her ne şekilde olursa olsuıj, Atlan­tik Paktına raptetmek zarurîdir.

Pakistanm tavassut teklifi hususunda ise, Zafirullah Han'ın teklifi İngiliz Dı­şişleri Bakanı Eden ve İrak Başbakanı Nuri Sait Paşa ile hazırlamış olduğu kaydedilmekte ve Pakistan Dışişleri Bakanının tavassutunun bir İngiliz o-yunu olması ihtimali ileri sürülmekte­dir.

Zafirullar Han'ın Türk Hükümet erkâ­nı ile olan sıkı münasebetlerinden ra­porda ayrıca bahsedilmekte ve Türki-yenin de Mısır gibi Ortaşark müdafaa komutanlığına iştiraki hususunda ısrar ettiği hatırlatılmaktadır.

Bu rapor, 29 Martta Kahirede toplana­cak olan Arap Birliği Konferansında müzakere edilecektir.

II Marî1952

— Kahire:

Bugün gazetecilere verdiği beyanatta Yeni Mısır Başbakanı Necib Hilâli Pa­şa, İngiltere-Mısır arasında ihtilâf] n tetkikini hemen hemen bitirdiğini söy­lemekle beraber müzakerelere başlama tarihinin henüz teslbit, edilmediğini söz­lerine ilâve etmiştir.

Başbakan ayrıca «iyi niyetli olmak şar-tiyle herhangi bir Mısır Partisiyle işbir­liği yapmaya hazır olduğunu da belirt­miştir.

18 Mart 1952

—Londra:

Buradaki siyasî çevrelerin kanaatine göre, Mısır hükümeti ile Vaft Partisi a-Tasında cereyan etmekte olar. kuvvet denemesinin neticesine kadar Ortadoğu müdafaa meseleleri ve Mısır-îngillz münasebetleri hakkında etraflı müza­kerelere girişilmesinin ihtimali yoktur.

Dışişleri Bakanlığına mensup bir söz­cü Seraceddin Paşanın evinde nezaret altında bulundurulması hakkında her türlü mütalâa beyanından çekinmiştir. Fakat Vaftçilerin ileri gelenlerinden i-kisine karşı yapılan bu hareket, Kahi-rede, neticesi dahilî durumu ve Mısırın dünya politikasındaki mevkiini - tayin edecek olan bir nüfuz ve iktidar müca­delesinin tecellisi olarak mütalâa edil­mektedir.

23 Mart 1952

—Kahire:

Arab Birliğinin ll'inci yıldönümü mü­nasebetiyle dün yaptığı basın konfe­ransında, Arab Birliği Genel Sekreteri Abdurrahman Azzam Paşa ezcümle şöyle demiştir:

«Arab Dünyası, Arab milletlerinin Mil­lî istek, hak ve menfaatleri tamamiyle emniyet altına alınıp korunmadan, her hangi bir Ortadoğu Müdafaa Plânına iş­tirak etmeyecektir.

Arap Birliği yakında Arab Müdafaa Paktını ikmalle sulh ve ademi tecavüz için çalışacak bir karşılıklı müdafaa teş­kilâtını meydana getirmeği ummakta­dır. Bu teşkilât, Birleşmiş Milletler A-r.ayasası hükümleri dairesinde geniş-letilebilir.

2P Martta burada toplantılarına başla­yacak Arab Birliği konferansında mü­him kararlar alınması beklenemez. Ni­sanda Karaşi'de yapılacak olan İslâm Milletleri toplantısında kurulması mel-lıuz görülen ve Pakistan'ın önayak bu­lunduğu bir İslâm bloku tasavvurundan malûmatım yoktur.

İsrail ile olan durum geçen seneki gi­bidir. Ne bir yabancı devlet ara bulma­ya teşebbüs etmiş, ne de bir Arab Dev­leti İsrail ile Sulha girişmeği aklından geçirmiştir.

Arab Birliği Asyalı memleketlerin des­teklemesi ile Tunusun hürriyeti uğrun-

da Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da müs­temlekeciliğin tasfiyesi için açtığı mü-cadel-eye devam edecektir.

İspanya Hükümeti, İspanya himayesin­de bulunan Fas halkının durumunu is-lâh edeceği hususunda verdiği söz dai­resinde Arab Birliği ile işbirliğinde bu­lunmaktadır. Arab Birliği, bütün Akde­niz Devletlerinden ayni dostane müna­sebetlerin tezahürünü beklemektedir."

24 Mart 1952

—Kahire:

Mısır Kabinesi dün gece Kral Faruğa müracaat ederek Vaft Partisinin hâki­miyeti altında bulunan Meb'usan Mec­lisinin feshi için bir Kraliyet Kararna­mesi imzalamasını istemiştir. Kararna­me pazartesi gününden itibaren yürür­lüğe girecektir.

Başbakan Hilâli Paşa kuvvetli Vaft Partisine muhalif olarak kendi yeni Partisini birkaç güne kadar kuracağını ümid etmektedir.

Hilâli Paşa yeni seçimlerin 18 mayısta yapılacağını ve yeni Parlâmentonun 31 mayısta toplanacağını bildirmiştir. Baş­bakan adayların asgarî oy elde edemi-yecekleri Seçim Dairelerinde 22 mayıs­ta Balotaja müracaat olunacağını ilâve eylemiştir.

27 Mari1952

—Kahire:

Mısırlı meşhur şarkıcı Muhammed Ab-dülvahab 18 mayısta yapılacak seçim­lere adaylığını koyacaktır.

Abdül Vahapberaberinde İşçi Partisi Başkanı Abdül Hamid Paşa olduğu hal­de Başbakan Hilâli Paşa ile yaptığı gö­rüşmeyi müteakip bu haberi gazetelere' bildirmiştir.

"Seçimlere ilk defa iştirak edecek olan İşçi Partisinin adaylarından birinin de, bütün Orta-Şarkta tanınan Abdül Va-hab olacağı anlaşılmaktadır.

—Kahire:

Vaft Partisi dün gece yaptığı toplantıda muhtelif kararlar almış ve bunlar der­hal Parti Başkanı Nahas Paşa tarafın­dan Başbakan Hilâli Paşaya bildiril­miştir.

Başbakana sunulan mesajda şu karar­ların alındığı bildirilmektedir:

Kral Faruk'un tacı...

Yazan: Dünya

7 Mart 1952 tarihli Dünya'dan

Mısır buhranının iç yüzünü pek iyi ta­kip etmiyoruz. Bütün dikkatler sadece Mısırla İngiltere arasındaki anlaşmazlık üstüne toplanmıştır. İşin iç yüzü öyle değildir.

Son ayaklanma sırasında Kahire'de bu­lunan ve hâdiseleri tarafsız bir gözle takip eden Avrupa gazetecileri, işin iç yüzüne hayli ışık serpmektedirler. Bun­ların yazdıklarından anlaşılıyor ki son ayaklanma, geniş ölçüde ve ileri hedef-li bir ihtilâlin başlangıcıdır. Kahirede birçok binaların üstüne kır­mızı bir işaret konmaktadır. Bu bina­lar, büyük ihtilâl gününde yakılacak o-lanlardır ve ecnebilere, zengin Mısırlı­lara, İngiliz taraftarlarına aittir. Var­lıklı her Mısırlının yüreğinde bu işaret­lenme korkusu hüküm sürmektedir. Polis bir takım adamlar yakalamakta, işaretler silinmekte, fakat bu damga­lanmanın önüne bir türlü geçilememek­tedir. Kahire, birçok Arap şehirleri gi­bi, dilencileriyle meşhurdur. Aynı mü­şahitlere göre son ayaklanmadan beri Kahirede dilenciler görünmez olmuş­tur. İhtiyar veya genç, sefil kimseler yalvarıcı hallerini bırakmışlardır. Aç oldukları halde zenginlere yüksekten bakmaktadırlar. Âdeta "Elimize silâhı alıp içtimaî adaleti tatbik edeceğimiz günler geliyor», diyen bir bakışları var­dır.

Kralın şehrin mahallelerinde ve köyler­de fakirlerin evlerini süsliyen resmi, har tarafta ortadan kalkmıştır. Genç Kralın ilk hareketleri, bilhassa ıslahat­tan bahsetmesi, Fellâlara toprak dağıt­ması kendisini halka sevdirmiş, fakat şimdi halk ona 25 milyar diye kıymet koyduğu servetini kumarhanelerde har-çıyan bir sefahet adamı gibi bakmakta­dır. Mayıs ayında evlenmesi az çok coşkunluk uyandırmış, son defa çocu­ğunun doğuşu derin bir kayıtsızlıkla karşılanmıştır ve ertesi hafta başlıyan ayaklanmayı bir saat bile geciktirmeT mistir.

Kral Faruk, bu ayaklanmanınyalnız

İngiltereyi değil, kendi taç ve tahtını da, hedef tuttuğunu hemen görmüştür. Bu Mısırda'ki bütün içtimaî ve iktisadî sisteme karşı bir ayaklamştı. Yangın­cı ve nümayişçilerden büyük bir kısmı, kimler tarafından idare edildikleri asla biîinmiyenlerdi. Bunlar entarili değil, ceketli pantalonlu imişler. Yangın ve yağma plânları son derece ustalıkla hazırlanmıştır. Bir kahvede çıkan vaka üzerine birçok mahallelerde de birden ortaya çıkıvermişlerdir. Yakıyorlar, yağma ediyorlar, «harb ve isyan!» di­ye haykırıyorlardı. Ellerinde önceden tertip edilmiş listeler vardı. Eğer biraz gecikilseymiş, Krallığın son günü ola­cakmış. Nahas Paşa ve arkadaşları, halk galeyanının böyle bir ihtilâl hali­ni almasına mâni olmak için, onu İn­gilizlere doğru çevirmek manevrasında muvaffak olamamışlardı. O sıralarda büyük bir pamuk rezaletinin dedikodu­su da alıp yürümüştü. Kral, orduyu tam zamanında müdahele ettirmiş ve kendi­sine Örfî İdare kararını imzalattıktan sonra Nahas Paşayı azletmiştir. Yerine getirdiği Ali Mahir Paşa, programında içtimaî meselelere yer veren tek lider­di. Ekilen toprağın yüzde doksanı ha­nedana ve bir avuç zengine ait olan bir çıplaklar memleketinde içtimaî ve ikti­sadî ıslahatın nasıl bir ehemmiyet ala­cağı söz götürmez.

Görülüyor ki Mısır, niçin açık söylemi-yelim, istiklâl dâvasını bahane alarak halk yığınlarını seferber eden gizli bir kuvvetin, Kominform ajanları emrinde­ki ihtilâlci hareketin tehdidi altındadır. Tarihinde misli olmıyan büyük bir teh­like ile pençelenmektedir. Moskova, Sü­veyş bölgesinde Kore'de olduğundan daha ciddî, Batı demokrasileri için da­ha tehlikeli bir oyuna girişmiştir. Soka­ğı ayaklandıran politikacılar, Komin­form tahrikçilerinin kolayca avuçları içine alacakları yığın kaynaşmalarına hâkim olamıyacaklarım düşünememiş­lerdir. Tarafsız müşahitler, Krallığın nazik bir duruma düştüğünü söylemek­te birleşmektedirler. Fakat Krallıkla oynıyarak tehlikeyi atlatabileceklerini zannedenler de aldanmakta değil midir­ler? Kahirede oyun zamanı değildir. Kahirede bütün işlere soğukkanlı, uzak görüşlü akıl hâkim olmalıdır. Basiret hâkim olmalıdır. Kahirede Kerenski ol­mağa özenenler bulunabilir. Ama Kerenskrnin arkasında ya Lenin ya is­tilâ gelir.

4 Mart 1952

— Washington:

Lizbon'daki Atlantik Konseyi Konfe­ransını birkaç gün ara ile takib eden Fransız Kabine buhranı Amerikan Parlâmento mahfillerinde Batı Avrupa ile Birleşik Amerika arasındaki siyasî ve askerî münasebetlerin esaslı bir şe­kilde incelenmesi gerektiği yolunda bir kanaat yaratmış bulunmaktadır. Bu se-bepdendir ki Alabama Demokrat Ayan üyesi Lister Hill, Kuzey Dakota Cum­huriyetçi ayan üyesi Milton Younç ve Michigan Cumhuriyetçi ayan üyesi Homar Ferguson, Kongrenin Avrupa'­ya yapılan Amerikan yardımına tahsis edilecek kredileri kabul etmeden önce General Eisenhower'in Washington'a gelerek Avrupa Savunması alanında elde edilen neticeler hakkında izahat vermesini istemişlerdir.

Ayni noktadan hareket eden Demok­rat Ayan üyesi Guy Gillette her iki Partiye mensup 25 mesai arkadaşından müteşekkil bir grup adına Kongreye "bir kanun tasarısı vermek tasavvurun-dadır. Bu tasavvura göre Başkan Tru-man'm seçeceği 12 Kongre üyesinden mürekkep bir komisyon Birleşik Ame­rika ile Avrupalı müttefikleri arasında­ki münasebetlerin teferruatım tetkik e-decektir.

Senatör Connally'nin teşebbüsünde kıs­men âmil olan seçim mülâhazaları bir tarafa bırakılacak olursa kendisinin Dean Acheson'un Ayan Meclisindeki izahatını müteakip gazetecilere verdiği beyanatı da bu hususu teyid eder mahi­yettedir.

Diğer taraftan İllinois Demokrat Ayan üyesi Paul Douglas, Amerika'nın ya­bancı memleketlere yardım bütçesin­den 1.500.000.000 dolarlık bir indirme yapılmasını ileri sürmüştür.

Başkan Truman'm hassaten Avrupa Askerî ve iktisadî yardım programının finansmanına matuf 7.900.000.000 dolar­lık kredilerin kabulünü Konseye tavsi­ye edecek mesajının arifesinde idarenin enerjik bir tarzda tepki göstereceği ve Lizbon'da girişilen taahhütlerin gene, muteber bulunduğunu belirtmekten ge­ri kalmıyacağı sanılmakta, zira Fransa' daki Kabine buhranının bu taahhütle­rin red ve inkârını icab ettirecek bir şekilde tefsir edilemeyeceği belirtil­mektedir.

11 Mart 1952

— Washington:

Pek müphem ve geniş telâkki ettiği At­lantik Paktına muarız bulunan Ayan üyesi Taft bu hususta verdiği beyanat­ta ezcümle şöyle demektedir:

"Sovyet Rusya ile bir harp ihtimaline karşı Atlantik Paktından daha da ileri giderdim, fakat Birleşik Amerika'nın bu memleketlerden herhangi birini her­hangi bir diğerine karşı müdafaa için yirmi yıl taahhüt altına girmesini ka­bul edemem. Rusya Batı Avrupa'ya te­cavüz ettiği takdirde, Sovyetlerle kat'î surette harbe girmeğe taraftarım. Av­rupa istilâsına müsaade etmek büyük bir hata olacaktır.»

Taft, Avrupa'ya askerî yardım yapılma­sına taraftar olduğunu beyan etmiş, fakat bugünkü hükümetin verdiğinden
daha az tahsisat ayıracağım, zira malî yardımın bir memlekete yardım ettiği nisbette o memleketin ahlâkını da boz­
duğunu söylemiştir.

Prensip itibarile Taft Avrupa memle­ketlerine yapılan iktisadî yardımın a-leyhindedir ve bu hususta şöyle demek­tedir:

«Zannımca bugünkü şekilde iktisadi yardımkaldırılmalıdır.Zirayardım Önce silâhlanma programının gerçekleş­mesine fırsat vermektedir ve bu suret­le iktisadî denilen yardım oldukça iyi durumda olan memleketlerin iktisadî vaziyetlerini ıslâh edecek yerde silah­lanmaya hasredilmektedir.»

Sovyet Rusya ile olan münasebetler hakkında Taft bu hususta kesin olarak birşey söylememiş, sadece «Moskovaya gitmiyeceğini» teyid ile iktifa etmiştir.

İç meselelerden bir çoğu üzerind-e dur­duktan sonra ayan üyesi, sözlerine şöyle devam etmiştir:

»Hükümetin tamamladığını görmek is­tediğim birçok şey vardır. Ve eğer ben Başkan olsaydım, Taunları yapacağım­dan eminim. Belki bir başkası da bu derece muktedirdir, fakat başkaları hakkında kendime olduğu kadar güve­nim yoktur.-)

Taft bundan sonra infiratçı olduğu hu­susunu şiddetle yalanlamıştır.

Hükûm-etin elinde bulunan istihbarata kendisinin sahip olmadığını beyan ede­rek, Taft Avrupaya yardım, Sovyet Rusya ile ve umumiyetle dünyanın ge­ri kalan kısımları ile olan münasebetler meseleleri üzerinde kanaatini ifade et­meği kat'î surette reddetmiştir. Bunun­la beraber Avrupaya yardım mevzuun­da Taft "Avrupaya Amerikan kıt'aları gönderm-eğe kimse hevesli olmamakla beraber, bunun Batı Avrupamn. silâh­lanmasını teşvik için şayanı temenni bir tedbir olacağı kararma vardım» de­miştir.

Taft aynı zamanda Marshall Plânına da taraftar olduğunu ifade etmiş, fakat ka-naatince bu pİânm daha başka bir-şe­kilde idare edilebileceğini söylemiştir.

14 Mart1952

— Washington:

General Eisenhower'in Cumhurbaşkan­lığı seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti­nin adayı olması için açılan seçim kam­panyasını idare etmekte bulunan Mas-sachusetts Cumhuriyetçi ayan üyesi Henry Cabot Lodge dün beyanatta bu­lunarak Generalin Birleşik Amerika'ya dönmesi yolundaki manevralara karşı koyacağını bildirmiştir.

Filhakika Conneticut Demokrat ayan üyesi Brian Mac Mahon, halen yabancı memleketlere yardımprogramını tet-

kik etmekte olan Kongre huzurunda i-zahatta bulunması için General Eisen-hower'in Amerikaya dönmesini talep etmek tasavvurunda bulunduğunu söy­lemiştir.

Ayan üyesi Lodge dün basına verdiği beyanatta kongrenin, Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı Başkomutanını rahatsız etmeksizin, istediği bütün malûmatı Ei-senhower'in yardımcısı General Gru-enther'den kolayca elde edebileceği­ni belirtmiştir.

16 Mart 1952

—Chicago:

Dün gece kendisini destekliyenlerin bir toplantısında söz alan ayandan Robert Taft ezcümle şöyle demiştir:

«Hükümet idaresi Kore harbini kazan­mak istemediği içindir ki General Mc-Arthur vazifesinden azledilmiştir. Mc. Arthur'ün Kore'de takib ettiği askerî tabiye tamamiyle haklı ve yerinde idi.»

19 Mari 1952

—Washington:

Dün Dışişleri Bakanı Acheson, Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonunda beya­natta bulunurken Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonunda karşılıklı Gü­venlik Teşkilâtı idaresi Büyükelçi Har-riman'm izahatını dinlemiştir.

İlk tenkidler, Cumhuriyetçi Temsilci James Fulton tarafından yapılmıştır. Fulton, İngiltere'nin bir taraftan muaz­zam bir atom programını tatbike kadir olduğunu kaydederek diğer taraftan Amerika'dan malî yardım talebinde bulunduğunu belirtmiştir. Bundan son­ra Fulton, Harriman'ı, bu hususu gizli celsede izaha davet ederek diğer Avru­pa memleketlerinin buna benzer plân­larını ve bu programların kaça mal ol­duğunu açıklamasını istemiştir.

Bundas sonra Harriman, bazı temsilci­lerin Amerikan yardımından Önce Av­rupa Birliğinin tamamlanmasının şart olduğuna dair ileri sürdükleri fikirlerre itirazla şunları söylemiştir:

«Ellerindeki kuvvetlerin teşkilât ve e-ğitim hususunda bazı kayıtlara riayet etmeyen memleketlere malzeme şevki­ni durdurmaya General Eisenhower sa­lahiyetlidir. 1.000.000.000 dolarlık mal­zemenin şevki teehhüre uğramıştır. Bu-

na sebeb de imalâtın tahmin edildiği müddette yetişmemiş olmasıdır. Atlan- p tik Paktı Devletleri umumiyetle ordu mevcudu bakımından vazifelerini yap­mışlardır. Bu devletlerin askerî bütçe­leri arttırılmış, silâhlı küvetlerinin mevcudu çoğaltılmış ve teknisyenleri­nin hizmet müddetleri uzatılmıştır».

Harriman, bundan sonra işin malî cep­hesine temas ederek önümüzdeki 30 ha­ziranda Güvenlik Teşkilâtı emrine 1951-1952 bütçesine konulan 400-500 milyon dolarlık kullanılmamış bir tah­sisat verileceğini açığa vurmuştur. Bu para, bir ihtiyat akçesi teşkil edecek ve bilhassa Amerikan malzemesinin ye­dek parçaları için Avrupa fabrikalarına sipariş verilmesi imkânı sağlanmış ola­caktır.

Bundan başka Harriman, Atlantik Pak­tı memleketlerinde stratejik ehemmiye­ti haiz iptidaî maddelerin istihsalinin çoğaltılması hususunda müzakerelerin devam ettiğini soyliyerek programının inkişaf seyrinde endişeye ve hayal su­kutuna mahal verecek birşey olmadığı­nı kaydetmiştir.

Harriman, bu dâvanın kolay olmadığını ve başarılmasının uzun senelere müte­vakkıf olduğunu da ayrıca ilâve etmiş­tir.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu bu husustaki müzakerelere bugün saat 15.30'da devam edecektir.

20 Mari 1952

— Washington:

Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı De­an Acheson bugün Kongreye 1952-53 bütçesinde yabancı memleketlere yar­dım tahsisatında kısıntı yapmaktan ka­çınmasını tavsiye etmiştir.

Bu münasebetle yaptığı konuşmada A-cheson demiştir ki:

((Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına mensup müttefiklerimize verilecek yardımda en ufak bir kısıntı yapılması imkânsızdır. Zira bütün bu yardım güvenliğe taallûk etmektedir ve en bü­yük kısmı da askerî güvenliğe aittir.

General Eisenhower'in kuvvetleri en yüksek tesirlilik derecesinde tutulmalı­dır ve hali hazır yardım projesi de bu­na imkân verecektir.

Amerikan politikası harbi önlemekten

ibarettir. Birleşik Amerika ve Batı Av­rupa, Sovyet Rusya ve Peyklerinin ko­lay bir zafer kazanamıyacaklarına kani. olmalarını temin için kuvvetler tesis et­mektedirler.

Biz, taarruza geçmek üzere hiç bir mev­kide kuvvetler tesis etmiyoruz. Progra­mımız bir düşman hücumu karşısında buna gerekli mukavemeti göstermek ve ihtiyat kuvvetleri yetiştirilene kadar bu hücumu durdurmaktan ibarettir.

—Washington:

Kore'deki mütareke görüşmelerinde Birleşmiş Milletler temsilcisi olan Ami­ral Libby, bugün yaptığı konuşmada, Komünistlere herhangi bir şekilde ülti­matom vermekten kaçınılmasını ehem­miyetle tavsiye etmiştir. Amiral Ame­rikan halkının fıtrî sabırsızlığı müzake­relerin kesilmesine yol açarsa bundan dolayı zarar görürüz, demiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Şayanı kabul bir mütareke elde ede­bilmek için müsavi şartlara malik bu­lunmaktayız ve kanaatime göre müza­kereler uzadığı nisbette şanslarımız da artmaktadır.»

22 Ma-;t 1852

—Washington:

Dışişleri Bakanı Dean Acheson dün. yaptığı basın toplantısında Ayan Mec­lisinin Japon Sulh Andlaşmasım ve em­niyet Paktını tasdik edişini büyük bir memnuniyetle karşıladığını belirtmiş ve bahis konusu andlaşma ve Paktların ehemmiyeti üzerinde durmuştur.

Dea*n Acheson, Japon Sulh Andlaşma­sım hazırlayan John Foster Dulles'tan da sitayişle bahsetmiştir.

Ach-eson Japon Sulh Andlaşması ve Emniyet Paktları için «Pasîfikte sulhun tesisi yolunda atılan mühim adımdır» de miş ve bilâhare Fransa ve Almanya'nın Saar meselesi hakkında müzakereye gi­rişmeyi kabul etmelerine temas ederek, her iki memleketi de kararlarından do­layı tebrik etmiştir.

Acheson Almanya Sulh Andlaşması hakkında Rusya'nın son tekliflerine Batılı üç büyüklerin yakında cevap ve­receklerini ümit ettiğini belirtmiştir.

Dışişleri Bakanı Dünya Sağlık Teşkilâ­tının Kuzey Kore'deki salgın hastalık­lara karşı mücadele için yardımda bu-

Ilınmayı teklif ettiğini belirterek sözle­rine şunları ilâve etmiştir:

«Hür dünya memleketleri hasta ve iz-dırap çekenlere yardıma daima hazır­dır. Şayet komünistler teklifi reddeder­lerse idareleri altındaki halkı hiç dü­şünmediklerini isbat etmiş olacaklardır.

24 Mart 1952

—Paris:

General Eisenhower'e yakın kaynak­lardan dün akşam beyan edildiğine gö­re General Dwigth Eisenhower Birle­şik Amerika'ya dönüş zeminini 2 nisan­da televizyonla Amerikan milletine ak­settirilecek bir raporla hazırlamıştır. Söylendiğine göre General, Cumhur­başkanlığı seçimi için mücadeleye bağ­laması hususunda kendisini teşvik eden siyasî taraftarlarının İsrarlı taleplerine uyarak 15 mayısa doğru Birleşik Ame­rika'ya dönecektir.

Generalin Amerikan milletine hitap e-den raporu burada zaptedilerek filme alınacak ve sonra Birleşik Amerika'ya gönderilerek televizyonla aksettiriîe-cektir.

General Eisenhower'in bu raporda Batı Avrupa'nın artık bir Rus tecavüzüne karşı koymağa muktedir bir durumda olduğunu bildirecek ve böylece Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı kuvvetlerinin Başkomutanlığı için kendisinin artık "gayrı kabili mufarik» bir komutan ol­madığını açıkça izah edecektir.

—Washington:

Amerika Ayan Meclisi dış münasebet­ler Komisyonu Başkam Demokrat Tom Connally, bugün gazetecilere verdiği beyanatta ezcümle şöyle demiştir:

«General Eisenhower, Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı (Nato) Başkomutanlı­ğından çekilince yerine muhakkak su­rette bir Amerikan generali gelmelidir.

Birleşik Amerika, bu kadar çok para dökmekte olduğu bir teşebbüste Başko­mutanlığı elde bulundurmaktan fera­gat etmemelidir. Bir İngiliz genera-li Başkomutanlığa getirilmemelidir kana­atindeyim».

Diğer taraftan Eisenhower'in yerine ki­min seçileceğine dair burada Müdafaa Bakanlığında yapılan tahminler, başlı­ca Kore'deBirleşmiş MilletlerBaşko-

mutanı General Ridgway'm ismi etra­fında toplanmaktadır.

—Key West. (Florida).

Başkan Truman, bugün Kongereye sunduğu uzun bir raporda önümüzdeki 3 sene zarfında Amerika'ya, Demirper­deden kaçanlar da dahil, 300.000 Avru-pa'lı mültecinin daha kabul olunmasını istemiştir.

Truman'm teklif ettiği bu üç yıllık mu­haceret programı Sovyet tedhişinden kaçan mültecilere yardımla fazla kala­balıklaşan Avrupa bölgelerinden gittik­çe artan hicretler muvacehesinde beli­ren ihtiyaçları karşılamayı derpiş et­mektedir.

Başlıca üç maddelik programda şu nok­talar ileri sürülmektedir:

— Demirperde gerisindeki zulüm veistibdattan kaçan talihsiz baskı kurban­larına yardım etmini,

— Hicret edenlere muavenet, BatıAvrupa'nın nüfusu aşkın bölgelerinde­kiahalidenepeycemiktarınıbütündünyaya iskân etmek yolundayapıl­makta olan Milletlerarası gayretlere iş­tirake devam,

3 — Komünistlerin istibdadı ve Batr Avrupa'da nüfusun çoğalmasından .do­layı meydana gelen meseleleri azaltma­ya yardım maksadıyla Amerika'ya mahdut mültecinin kabulüne müsaade, verilmesi.

26 Mart 1952

—"Washington:

Yetkili Amerikan şahsiyetlerinin dün akşam burada beyan ettiklerine göre, Sovyetler Birliğine tevdi edilmiş bulu­nan Batılıların müşterek notası Rusya'­nın Almanya Barış Andlaşması mesele­sini dört büyükler arasında hakikaten müzakere etmek arzusunda bulunup-bulunmadığını ortaya koyacaktır.

Aynı şahsiyetler, Birleşik Amerika'nın-Almanya'da yapılacak seçimleri Barış' Andlaşmasmm neticeye bağlanması yo­lunda lüzumlu bir adım olarak telâkki ettiğini belirtmektedirler. Birleşik A-merika, Banş Andlaşması üzerinde ya­pılacak her türlü müzakerenin Alman Birliği gerçekleşmedikçe Realist bir mahiyet taşımyacağı kanatindedir. Bazı resmî şahsiyetlerin tahminlerince Sov­yet Rusya'nın bu noktaya vereceği yeni

image002.gifcevap yine meşkûk bir ifade taşıyacak­tır. Böyle bir vaziyet Almanya'nın Batı Milletler Topluluğuna iştirakini gecik­tirmek hususunda elinden gelen her şe­yi yapan Sovyetler Birliğinin mutad politikasına uygun bulunacaktır.

Batılıların cevabını yorumlayan yetkili kaynaklarda müttefiklerin verdikleri notanın sadece Almanya hakkındaki Batı politikasını ortaya koyduğu ve Sovyet Rusya'nın bu hususta ittihaz e-deceği hareket hattının tasrihini talep ettiği açıklanmaktadır.

— Washington:

Amerika Dışişleri Bakanı Dean Ache-son bugün yaptığı basın toplantısında Amerikalıların Kore'de mikrop harbi­ne giriştikleri yolunda Komünistler ta­rafından ortaya atılan iddiaları şiddetli bir lisanla tekzip etmiştir.

Acheson demiştir ki: «Bu iddiaların a-sılsız olduğu şundan bellidir ki, Komü­nistler, Kızılhaç veya Dünya Sağlık Teş kilâtı tarafından Milletlerarası bir tah­kik heyetinin gönderilmesi hususunda Amerika'lılar tarafından yapılan bütün teklifleri reddetmişlerdir.»

Dean Acheson Yunanistan'dan bahse­derek ezcümle demiştir ki:

Yunan milletinin siyasî istikrarı Ame­rikan yardımının müessir bir şekilde kullanılması için şarttır. Yunan Başba­kanın seçim ıslahatı hususunda ge­çenlerde yaptığı teklifleri Amerika'nın Atina Büyükelçisi bu maksadla destek­lemiştir.»

Sovyet notasına verilen cevap hususun­da Acheson şu sözleri söylemiştir:

"Müttefiklerin, Almanya hususundaki Sovyet notasına cevap vermekten mak­satları, Birleşmiş, hür ve Demokrat bir Almanya'nın kurulması için, Milletler­arası bir kontrola tâbi olmak şartiyle Almanya'da serbest seçim yapılmasını temin edecek olan usul ve şerait hak­kında, Sovyetlerin niyetlerinin ne ol­duğunu anlamaktan ibaretti. Sovyetler işbirliği zihniyetlerinin en güzel misali­ni Birleşmiş Milletler Kontrol Komisyo­nunun vazifesini yapmasına müsaade etmekle göstermiş olacaklardır.»

Avrupa'dan bahseden Amerika Dışiş­leri Bakanı basm konferansına şu söz­lerle nihayet vermiştir:

«Am-erikan hükümeti, her türlü tehlike­li gerginliğin ortadan kaldırılması için en iyi çarenin Birleşik ve tek bir Avru­pa'nın olduğu kanaatindedir. Amerikan cevabı şunu Ruslara açıkça belirtmek istemiştir ki. Amerika sulhu temin ve refahın hâkim olması, bu eski kıtaya Şimdiye kadar felâketten başka bir şey getirmemiş olan Millî menfaatler yerine Milletlerin birleşmek arzusunun kaim olmasına mütevakkıftır.»

—Londra:

General Eisenhower'in Kurmay Başka­nı General Gruenther dün akşam Was-hington'da yaptığı konuşmasında Rus­ya'nın askerî kudretine temasla şunla­rı söylemiştir:

«Sovyetler Birliği 175 tümene sahiptir, bunun 65'i zırhlı tümendir ve savaş u-çakları sayısı da 20 bini bulmakta­dır. »

27 Mart 1952

—Washington:

General Eisenhower'in Kurmay Başka­nı General Alfred Gruenther dün sabah da Temsilciler Meclisi Dışişleri Komis­yonunun yaptığı gizli oturumda izahat vermiştir. Bunu müteakip Komisyon Başkanı James Richards gazetecilere verdiği beyanatta, General Eisenho-wer'in Avrupa'daki vazifesinden ayrı­larak Birleşik Amerika'ya döndüğü tak­dirde, Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı Kuvvetlerinin başına General Gruent-her'in getirilmesinin büyük bir ihtimal dahilinde olduğunu belirtmiştir.

James Richards bu' vazifeye General Matthew Ridgway'in de tâyin edilebi­leceğine işaret etmekle beraber kanaa-tince General Gruentherin Kuzey At­lantik Paktı Teşkilâtını herhangi bir şahsiyetten çok daha iyi tanıdığını be­lirtmiştir.

Atlantik Paktı Kuvvetlerinin başına bir Avrupalı Generalin meselâ Mareşal Montgomery veya General Juin'in, tâ­yin edilip edilmeyeceği yolunda kendi­sine tevcih edilen suali James Richards şöyle cevaplandırmıştır: «Bu kuvvetle­rin başına bir Avrupalı generalin tayi­ninin Avrupada ahengin muhafazasını kolaylaştıracağını tahmin etmiyorum ve ayni zamanda Birleşik Amerika bir Avrupalı generalin bahis mevzuu vazi­feye tayinini tasvip edemez. Seçimlere namzetliğini koymuyorum. Memleketime uzun müddet ve sanırım ki ehliyet ve istikametle hizmet ettim. Yeni baştan namzet olmayı kabul et­meyeceğim. Beyaz evde bir dört sene daha kalmanın vazifem olduğu kanaa­tinde değilim»

Bu sözleri ziyafette bulunanların, ha­yır... hayır sesleriyle karşılanan Baş­kan Truman bir gazeteciye verdiği be­yanatta fikrimi değiştirmeğe hiçbir veçhile ihtimal yoktur. Demiştir.

31 Mari 1952

—Münih:

Cumhurbaşkanlığına adaylığını yeni­den koymamak hakkında Başkan Tru-man'ın kararını tefsir eden Birleşik A-merika Yüksek Komiseri John Mac Cloy, dün akşam şunları söylemiştir:

Başkan kararını iyice tartarak vermiş olmalıdır. Bu kararın Cesurane ve bü­yük bir ehemmiyeti haiz bulunduğuna kaniim.

—Washington:

Demokrat Parti üyelerinin Washing-ton'da yaptıkları toplantıda demeçte bulunan Başkan Truman, Demokrat Parti listesini büyük bir hahişle destek­leyeceğini söylemiştir.

—Washington:

Başkan Yardımcısı 74 yaşında Aîben Barkley'in Başkanlık seçimlerinde a-daylığmı koyacağı sanılmaktadır.

Truman'ın adaylıktan vazgeçtiğini bil-

dirmesi üzerine Tenesseeayan üyesi Kefauver, Georgie ayanüyesi Rus., ve Oklahoma ayan üyesi Kerr, ada" lıklarmı teyid etmişlerdir. Bunların se­çim faaliyetleri birdenbire artmıştır.

Her taraftan yeni adaylıklar vaki ol­maktadır.

— Washington:

Haftalık U.S. News And World mecmu­asına bugün verdiği mülakatta, Demok­ratların Başkan namzetlerinden ayan üyesi Estes Kefanver ezcümle şöyle de­mektedir:

Şayet Sovyet Rusya ile yeniden anlaş­mak, uzlaşmak imkânı olursa, Başkan seçildiğim takdirde, Stalin ile dünya­nın neresinde olursa olsun buluşmak isterim.

Amerika kıtalarının mevcudiyeti, Batı Avrupa'yı Demirperdenin gerisine a-kından kurtarmıştır. Dünya durumu gerçekten lüzum gösterdiği müddetçe de askerî kıtalar Avrupada kalmalıdır. Kore'de mütareke müzakerelerini niha-yetlendirmek için «Sert davran» politi­kasına taraftarım. Bana kalsa Birleşmiş Milletlerin karşılaştırdığı siyasî ve aske­ri hal çarelerini ileri sürer, bunun kabu­lü için de mühlet veririm. Bir anlaşma­ya varılmadan «Ölüm hattı» geçilecek olursa askerî harekâta girişerek harbi bitirmeğe çalışırım.

Mançuryadaki askerî yığmak merkez­lerini bombalamaya, Birleşmiş Milletle­rin yardımı ile de Komünist Çin'i ablu­ka altına almaya karşı hiçbir siyasî a-zap duyacaklardan değilim.

image013.gifkıymet taşıdıkları muhakkaktır. Bilin­diği gibi general (Eisenhower) resmen namzetliğini koymağı kabul etmiş de­ğil idi, fakat demiş idi ki, taraftarlarım namzetliğimi Cumhuriyet Partici adına korlarsa buna muhalefet edecek deği­lim. İşte, ufak bir tecrübe yapılmış ve İkinci Dünya Harbinin muzaffer ku­mandanı, bu imtihandan galip çıkmış­tır. Halbuki Mister Taft, çok" şöhretjı ve Cumhuriyet Partisinin kudretli â-zasmdandır, ayrıca, Amerikada bulun­mak dolayısiyle propagandayı lehine, faal bir şekilde idare eylemektedir. Za­ten, evvelce de bu sütunlarda temas et­tiğimiz gibi, Amerika halkının memle­ketten uzakta bulunan bir zata rey ver­mesini istemesi kolay değildir. Her gün bir takım adayların menajerleri, binbir vaadie kapısını çalarken bu gibi çare ve vasıtalara hiç başvurmıyan bir zatı seçmek isterler mi? Ama işte istemişler ve Taft'ı bertaraf eylemişlerdir. Gene­ral (Eisenhower) bu haberi Frankfurl-ta bulunduğu bir sırada almış ve mem­nunluğunu gizlemeğe hiç lüzum görme­miştir. «Amerikalılardan bir kısım yurddaşlanmm beni tercih etmelerinde memnun olmamak için insanın Ameri­kalı olmaması icap eder.»

Truman da (Kerauver)e mağlûp olmuş­tur. Bu zat fenalıklarla ve şekavetle mücadelede büyük bir şöhret sağlamış­tır. Demokrat Parti, uzun yıllar boyun­ca iktidarda kalmıştır. Kuzvelt tecrü­beleriyle dört defa devamlı hükümette bulunmuş ondan evvel de iktidar san­dalyesine yaslanıp kalmıştır. Artık mu­halif Cumhuriyet Partisinin bu halden sıkıldığı ve hattâ asabiyete kapıldığı kabul olunabilir. Onun için her türlü itham ve fırsatlarla Demokratlara hü­cum edilmiştir. Suiistimaller en kuv­vetli hücum vesilesidir. Diğer taraftan komünizm ve Boîşevizme karşı müla­yim davranıldiğı ve hariciyenin en gizli memuriyetlerinekomünistajanların

sokulduğu iddiaları da vardır. Bizzat Trumanm etrafını iş adamlarının sar­dığı ve yaverinin bile bulaşık muame­lelere karıştığı iddia olunmaktadır. (Truman) da bu tenkitler karşısında atıl kalamamış ve bazı taraftarlarını ve maiyetini değiştirmeğe mecbur olmuş idi.

İNGİLİZ İŞÇİ PARTİSİNDE:

İngiliz İşçi Partisinde Mister (Bevan) ile Attlee arasındaki mücadele ve ihti­lâf, bütün şiddetiyle devam ediyor. U-mumî parti toplantısında asiler grupu-nun - ki bunların sayısı (57) dir - Par­tiden ihracı ve yahut hizbin tarziye ve­rerek vahdetin muhafazası bahis mev­zuu olmaktadır. Yalnız kalabalık bir kitlenin ayrılmağa mecbur olmasının, parti nüfuzunu memlekette kırmasın­dan ve esaslı bir parçalanma doğurma­sından korkulmaktadır. Bu itibarla kat'î ve zecrî kararlar alınmıyor. Ba­zı muhitlerde parti nizamname ve di­siplin esaslarının yeniden gözden geçi­rilmesi zarureti ileri sürülüyor. Yürür­lükte olan şimdiöi tüzük 1948 tarihlidir ve isyanlara karşı kâfi derecede şiddet­li müeyyidelere malik değildir. Evve­lâ bu hükümler tebdil edilmeli, parti disiplinini sağlıyacak kuvvetli müeyyi­deler vaz edilmeli, ancak ondan sonra asilere karşı faaliyete girişilmelidir. Halbuki Mister (Bevan) bu tehditlerden yılacak bir mevkide bulunmuyor. Geniş işçi tabakaları ve sendikaların mühim bir kısmı onun görüşünü ve tezini mü­dafaa ediyorlar. Zaten İşçi Partisi ikti­darda, kayda değer bir müddet kaldık­tan sonra yeni bir takım fikirler ileri sürmeğe mecbur ve mahkûm bulunu­yor. Eski program şimdi az çok tahak­kuk sahasına geçmiştir. İlerisi için hal­ka neler vaad olunacaktır, ne eme] ve maksatlarla hükümete gelinmek İste­necektir. Bunların tesbiti lâzımdır. Gö­rünüşe göre (Attlee)nin nüfuzunda, az çok, bir gedik açılmıştır.

9 Mart1952

—Tunus:

Son 24 saat içinde bazı sabotaj hareket­leri, nümayişler ve zabıta vakaları ol­muştur.

Dün gece Zarzi kışlası revirine bir in­filak maddesi atılmıştır. İnsanca zayi­at yoktur. Maddî zararlar kayıd edil­miştir.

Gabes bölgesinde bazı telgraf direkleri kesilmiştir. Sfax'ta biri öğle üzeri, di­ğeri öğleden sonra olmak üzere iki mil­liyetçi nümayiş yapılmıştır..

Nümayişçiler polis tarafından dağıtıl­mış ve 39 kişi tevkif edilmiştir.

II Mart1952

—Tunus:

Dün gece bir Fransız askerinin öldürül­mesi üzerine bugün Tunusun Arap ma­hallelerinde gece sokağa çıkma yasağı konulmuştur.

Akşamın saat 9'uridan sabah saat 6 ya kadar devam edecek olan bu yasak, iki ay evvel başlayan milliyetçilerin sebep olduğu kargaşalıklardan beri ilk defa olarak tatbik edilmektedir.

13 Mart1952

—Tunus:

Resmî Fransız makamlarından bildiril­diğine göre, dün gece Tunus'un 200 mil güneyinde bulunan Gabes'de bir tren­de patlayan bomba yüzünden iki Av­rupalı ve üç Tunuslu ölmüş, ayrıca 17 kişi de yaralanmıştır. Bazı kaynaklar­dan ölenler sayısının 7, yaralananların ise 20 olduğu haber verilmektedir.

16 Mart 1952

—Tunus:

Son 24 saat içinde Tunus'ta müteaddit

suikasdler olmuştur. Bu arada Tunus Başbakanı Cenik ile bir adliye memu­runun evlerine bombalar atılmış insan­ca kayıp olmamıştır.

Bundan maada Tunus'ta birçok Troîey-büs ve tramvaylara taşlar ve benzin dolu şişeler atılmıştır.

Hayruan şehrinde bir bankayı yakma teşebbüsü akim bırakılmıştır.

50'ye yakın telgraf ve telefon direği kesilmiş ve yakılmıştır. Bazı tevkifler yapılmıştır.

26 Mart 1952

— Paris:

Burada bulunan Tunus Bakanlar He­yeti yayınladığı bir tebliğde Tunustaki Fransız umumî Valisinin dün sabah yapmış olduğu tamim Fransız-Tunus münasebetlerinin tarihinde eşi görül­meyen hakikî bir ültimatom mahiyeti taşıdığı cihetle Tunus Beyi Seyit El fi­min Paşanın derhal Fransa Cumhur­başkanı Vincent Auriol nezdinde şid­detle teşebbüse geçtiğini bildirmekte­dir.

Tebliğe ilâve edildiğine göre Tunus Be­yi bu müracaatında Fransız umumî Va­lisinin Tunusa gelişindenberi kullandı­ğı baskı usullerine her iki memleketin menfaati için son verilmesini talep etmekte ve bu usullerin Fransa ile Tu­nus arasındaki münasebetlerde ilk defa olarak Büyükelçi De Haute Cloque ta­rafından tatbik edümekte bulunduğu­nu bildirmektedir.

— Tunus:

Tunus'ta bugünden itibaren tekrar Sı­kı Yönetim ilân edilmiş bulunmakta­dır.

— Tunus:

Memleketteki bütün emniyet kuvvetle­riniemrialtınaalmış bulunan Tunus Fransız Kuvvetleri Komutanı General Gardet, bugün yayınladığı ve Tunus dıvarlarına yapıştırılan bir beyanname-xin ölüm cezasına çarptırılacağım, bü-sinde asayiş ve güvenliği ihlâl edenle-tün nümayiş ve umumî toplantıların yasak edildiğini, hilâfına hareket eden­lerin şiddetle cezalandırılacaklarını bil­dirmektedir.

—Tunus:

Fransızlar bugün, Tunus Başbakanı Muhammet Cenik'in ve başında bulun­duğu kabineye mensup üç Bakanın da tevkifini müteakip Tunus'da örfî idare ilân etmişlerdir.

Polisten asayişi muhafaza vazifesini devralan askerî makamlar derhal mil­liyetçi liderlerin takibine koyulmuşlar­dır.

Akşam güneş battıktan sabaha kadar sokağa çıkma yasağı konmuştur. Ayni zamanda sansür de konmuşsa da Afp Ajansı bunun sadece hariçten gelen ha­berlere ait olduğunu bildirmektedir.

Başbakan Muhammed Cenikle birlikte tevkif edilenler şunlardır: Devlet Ba­kanı Materi, Sağlık Bakanı Binsalim ve Ticaret Bakanı Mzali.

Başbakan ve arkadaşları tevkiflerini müteakip Merkezî Tunus'da Gabes li­manının doğusunda bulunan Kebilli'ye götürülmüşlerdir.

Yeni Düstur Partisi Genel Sekreteri Habip Burgiba ile iki milliyetçi lideri şimdiye kadar hapsedilmekte oldukları Tabanna (Kuzey Tunus) dan başka bir yere nakledilmişlerdir.

Fransız Genel Valisi de Hautecloaue, bugün Tunus radyosu vasitasiyle ya­yınladığı bir beyannamede mevkuf Başbakanı, Fransaya karşı hasmane bir tavır takınmakla itham ederek bunun 70 senedenberi Tunus'da takip edil­mekte olan işbirliği siyasetiyle bir te-zad teşkil ettiğini iddia eylemiştir. Genel Vali ayni zamanda fena niyet havasını artık ortadan kaldırmak icap ettiğini de beyannamesinde söylemek­tedir.

28 Mari 1952

—Tunus:

Bugün Fransız Umumî Valisi de Hautecloque ile Tunus Beyi arasında cereyan edecek kat'î mahiyetteki görüş-

menin neticesi bir nevi sıkıntı ile bek­lenilmektedir.

Emin kaynaklardan bildirildiğine göre De Haut-ecloque Fransa taraftarı Ba­kanların tâyini hususunda Tunus Beyi­ne bir ultimatum tevdi edecektir.

Fransız sömürge kuvvetlerine mensup devriyeler şafakla beraber sokaklarda dolaşmaya başlamıştır. Arap mağaza­larının hemen hemen hepsi kapalı bir haldedir.

Geceleyin iki bomba patlamış, fakat ölen ve yaralanan olmamıştır. Sıkı yö­netimin ikinci günü zarfında da soka­ğa çıkma yasağı şiddetli surette tatbik edilmiştir.

—Tunus:

Bu sabah Fransız Genel Valisi De Hautecloque ile Tunus Beyi arasında cereyan eden görüşme saat 13.30'da so­na ermiş ve tam bir saat sürmüştür.

—Tunus:

Tunus Beyi Başbakanlığa Salâhaddin Baccouche'u tayin etmiştir.

■— Tunus:

Tunus Genel Valisi Jean De Hautec-loque bugün saat 12.30 da Tunus Be­yini ziyaretle, Fransa Cumhurbaşkanı Vincent Auriol'ün mesajını takdim et­miştir.

—Tunus:

Fransız Genel Valisi- ile Tunus Beyi arasmda bugün vukubulan görüşme a-kabinde aşağıdaki tebliğ yayınlanmış­tır:

«Tunus Beyile Genel Vali, Tunus hü­kümranlığı prensibini teyide matuf ve Tunus'un iç bağımsızlığını merhale merhale tahakkuk ettirecek İslâhatın tatbik mevkiine konması hususunda mutabık kalmışlardır. Bu arada ancak Fransa'nın ve Fransızların menfaatleri­nin korunmasına dikkat edilecektir. İlk merhale için tasarlanan tedbirler tesbit edilir edilmez tatbik mevkiine konacak­tır. Bu tedbirler sayesinde Tunus hükü­meti iç idarenin tedvirinde tam yetkiye sahip olacaktır.

Bu cümleden olan tedbirler Tunus Bey ile Fransız Genel Valisitarafından tesbit edilerek teşriî metni 24 Nisan'da toplanacak karma bir komisyona sunu­lacaktır.»

—Tunus:

Fransız Genel Valisi Jean Hauteclou-que, Tunus Beyi ile yaptığı görüşmeyi müteakip gazetecilere verdiği beyanat­ta, Fransa ve Tunus şimdiki anlaşma­ya varmış bulunmaktadırlar demiştir.

—Tunus:

Yeni Tunus Başbakanı Selâhaddin Ba-kuş, bu gece Tunus Beyinin ikametgâ­hında yapılacak olan hususî bir mera­simle vazifesine başlayacaktır. Bu ge­ceki merasimde kimse bulunmayacak yalnız yarın sabah Tunus Hükümet Sa­rayında yeni Başbakanın işbaşına geç­mesi münasebetiyle öteden beri yapıl­makta olan merasime riayet edilecek­tir.

29Mart 1952

—Tunus:

Tunus Beyi, Fransız Genel Valisi Jean De Hautecloque'u bugün Dışişleri Ba­kanlığına tayin etmiştir. Başbakan Fransızlara müzahir olan yeni Kabine­yi kurmakta oldukça güçlüğe uğramak­tadır.

30Mar± 1952

—Tunus:

Hafta sonunda Tunus şehrinin Avru­palılarla meskûn bölgesinde hayat nor­mal hale avdet etmi* bulunmaktadır.

Her cumartesi olduğu gibi halk şehrin kalabalık caddelerine hücum etmiştir.

Avrupa kısmı bu manzarayı arzederken Arap mahalleleri bir ölüm sükûtuna dalmış bulunmaktadır. Arap evlerinin pencere ve kapıları kapalı tutulmakta ve sokaklarda kimse görülmemektedir. Gece sokağa çıkma yasağı kararı henüz kaldırılmamıştır. Halk hürriyeti tahdid edici hükümlerin kaldırılacağı zamanı sabırsızlıkla beklemektedir.

Beklenmedik bir sıcak dalgası bütün Tunus'a hâkim bulunmaktadır. Dün Öğleden sonra binaların içinde hararet 30 dereceyi bulmuştur. Gece sokağa çıkmak yasak olduğundan ahalî gece­nin nisbî serinliğinden istifade etmek üzere bu yasağın kaldırılacağı günü hasretle beklemektedir.

— Tunus:

Yeni Başbakan Selâhaddin Bakuş, Fransız taraftarı Kabinesini kurmak için Muhafazakâr Partisi Liderleri ile istişarelerde bulunmuştur, Fransız U-mumî Valisi General J. De Hauteclo-que'un tasvibini aldıktan sonra bir iki gün içinde Kabinesini Tunus B-eyine takdim edecektir.

31 Mart IS52

—- Tunus:

Tunus'lu İşçiler Umum Birliği tarafın­dan bildirildiğine göre Tunus'ta son si­yasî vaziyetin gelişmesini ve son gün­lerdeki tevkifleri protesto etmek üzere yarın Umumî Grev ilân edilecektir.

— Tunus:

Buradaki müstakil müşahitlere bakıla­cak olursa, yeni Tunus Başbakanı Se­lâhaddin Bakuş, Kabinesini kurmakta epeyce güçlük çekmektedir.

Tunuslu Liderlerin çoğu Bakuş'un has­mıdırlar. Bununla beraber, yeni Baş­kanın bu hafta sonunda, yahut gelecek hafta başında kabinesini teşkil edebi­leceği sanılmaktadır.

Fransız Genel Valisi, Bakanların intiha­bı keyfiyeti tamamiyle Tunuslulara ait bir meseledir, demiştir.

Polis, dün müteaddit arama ve tarama­larda bulunarak saklanmış olan aşırı milliyetçi ve komünist Liderlerini ne­zaret altına almıştır.

Tevkifat yapılmamakla beraber Fransız resmî kaynaklarına göre, Yeni Düstur milliyetçileri ile komünistlerin işbirliği ettiklerini gösteren vesikalar ele geçi­rilmiştir.

— Tunus:

Milliyetçi «Yeni Düstur» Partisi Genel Sekreter Yardımcısı Hadi Nuri, yeni Tunus Kabinesinde kendisine teklif e-dilen sandalyeyi reddettiğinden dolayı tevkif edilmiştir.

Eski Başbakan Muhammed Şenik ile üç Kabine arkadaşının tevkifinden beri serbest kalan yegâne milliyetçi Lider de bu şekilde hapsedilmiş bulunmaktadır.

Yapılan teklife cevaben Hadi Nuri, taz­yik ve cebirle kurulan bir hükümette vazifealamıyacağınısöylemiştir.

Hindistan seçimleri...

Yazan:Mücahit Topalak

2 Mari 1952 tarihli Zafer'den

Hindistan'da tarihin kaydettiği en bü­yük seçim son bulmuş ve netice üzerin­de müessir olamıyacak bir kaç bölge hariç olmak üzere, tasnif de tamamlan­mıştır. Seçim Kongre Partisi için bü­yük bir zafer olmuştur.

Geçen 25 Ekimde başlanmış olan bu se­çimlere % 85 i okuma yazma bilmiyen 175 milyon kadın ve erkek seçmen, çok büyük olduğu bildirilen bir iştirak nis-betiyle katılmış ve Merkez Meclis için 490 saylav ayrıca Eyalet Meclisleri için 3772 delege seçmişlerdir. Seçime 20 Parti, kendilerine mahsus sembollerle iştirak etmişlerdir. Bunlar arasında i-nek sembolü ile seçmenlerin karşısına çıkan Pandit Nehru'nun Kongre Partisi 490 üyelikten 360 im sağlamıştır. Diğer Partiler meyanmda en şanslı zannedi­len Muhafazakârlar 3. Komünistler ise ancak 27 saylavlık kazanmışlardır. Bu­na mukabil Müstakillerin 33 üyelik ile, Kongre Partisinden sonra, diğer bütün Partilerin başında geldikleri görülmüş­tür.

Hindistan'ın istiklâli için bidayetten beri mücadele etmiş olan ve 1947 den itibaren iktidarda bulunan Kongre Partisinin bu zaferinde, Partinin mem­leket içinde en kuvvetli teşkilâta ve ge­rekli malî imkânlara sahip bulunması­nın büyük rol oynadığı gizlenmemekte-dir. Diğer taraftan Pandit Nehru'nun hudutsuz itibar ve nüfuzunun da neti­ce üzerinde müessir olduğu şüphesizdir. Seçimi mahallinde takibeden müşahit­lerin hemen. ittifakla işaret ettiklerine göre, Kongre Partisi için en zayıf şans­lar ifade eden bölgelerde dahi Nehru'­nun halka hitabelmesi âdeta sihirli bir tesir yaratmıştır.

Her halde, Partinin zaferi sadece Neh­ru'nun eseri olarak göst erlim işse de, mücadelenin cereyan tarzı ve vardığı netice, Nehru'nun gerek Parti dahilinde gerekse memleket ölçüsünde idame et-

tiği şahsî mücadeleyi meşru ve makbul kılarmahiyettedir. Filhakika sosyal prensiplerinden ötürü kendi Partisi i-çinde sağ cenahla mücadele zorunda kalan Nehru, aynı prensipler sebebiyle Hindistan'ın dış politikasına da çok kere fazla müstakil görülen bir istika­met vermişti. Parti içinde bir Grup, Hintlilerin sosyal hamlelerini tehlikeli buluyor ve daha yavaş gidilmesini isti­yordu. Halbuki Nehru sosyal baskıların altından kurtardığı kütleleri, bu kere, haklarını müdafaadan âciz sınıfların mevcudiyetinde menfaatleri bulunan grupların insafına terkedemezdi. Baş­bakan bu yüzden Partisi içinde çok şid­detli hücumlara hemen tek başına gö­ğüs germiştir. Bugün, seçimlerde Mu­hafazakâr denen sağcıların ancak 3 say-îavlık kazanabilmiş olmaları, büyük öl­çüde Nehru için bir zaferdir.

Diğer taraftan, müstakil bir siyasî ha­yata yeni kavuşmuş olan Hindistan gibi vasi ve hayat seviyesi düşük bir memlekette, Komünizmin alabildi­ğine tahribat yapmakta olduğundan en­dişe ile bahsedilmekte ve Hindistanm, hususî komşuluk şartları yüzünden, ki­mi zaman Batılılarınkine uymıyan bir siyaset takibetmesi de göz önünde tutu­larak, komünistlerin bu seçimlerde bü­yük bir netico sağlıyabilecekîeri zanne­dilmekte idi. Halbuki bugünkü seçim neticeleri 490 saylavlık içinde Hindli komünistlere ancak 27 saylavlık temin edebilmiştir.

Bu ölçüler içinde, Kongre Partisinin 360 üyelik gibi ezici bir çoğunluk ka­zanmasından ziyade müfrit sağ ve müf­rit sol partilerin âdeta ezilmiş olmaları mühimdir. Ve bu netice Hindistan için iyi bir gelecek müjdesi telâkki edilebi­lir.

Tunus'taki son hâdiseler...

Yazan: M. 'FaikFenik

30 Mart 1952 tarihli Zafer'den

Mısır'da, İngilterealeyhindeki nümayişl-ere benzer hareketler, Tunus'ta da Fransızlara karşı yapılmış, fakat çabuk "bastırılmıştır. Hatırlarda olduğu üzere, aşağı yukarı 70 seneden fazla bir za­mandan beri Fransa'nın idaresi altında bulunan Tunus, bir gün istiklâline ka­vuşmak için çırpınıp durmakta, ve bu­nun için çalışmakta îdi. Fransızlar, Bor­do, ve Marsa muahedeleriyle, 1881 yı­lından beri işgalleri altında bulundur­dukları Tunusta birtakım ıslahat yap­mayı ve nihayet Tunus kendi kendisini idareye muktedir bir hale geldikten sonra ona istiklâl vermeyi vâdetmişler-di. Tunus milliyetperverleri o zaman­dan beri bu mesut günün geleceğini "beklemişler, bunun için çalışmışlar, ve nihayet, bazı Arap devletlerinden nu­mune alarak, son günlerde Fransızlar aleyhine ayaklanmışlardır. İşte bunun üzerinedir ki, birtakım kanlı hâdiseler olmuş, ve nihayet Fransız Umumî Vali­si, Tunus'ta örfî idare ilân ederek, «Ye­ni Düstur» Partisinin hâkim bulundu­ğu kabinenin başlıca uzuvlarım tevkif etmiş ve Başbakan Cenik'le beraber üç Bakanı memleket içinde bir yere sürmüştür.

Tunusluların istiklâl arzusunu ve bu­nun için sarfettikleri gayreti alâka ile takip etmemeğe imkân yoktur. Elbette bu harbin gayeleri başında bulunan, ve milletlerin kendi mukadderatlarını kendilerinin idare etmesi şeklinde bir formüle bağlanan prensipin Tunus'ta da tahakkukunu görmek bütün hür dünya milletlerini memnun edecektir. Ancak dikkat edilecek ince bir nokta vardır: Bugünkü kıyamın zamanı iyi seçilmiş midir? Yani Tunus milliyetper­verleri memleketlerinden Fransızları uzaklaştırdıkları zaman, hakikaten is­tiklâl ve hürriyetlerine kavuşacaklar, ve saadete erişecekler midir?..

Bunun cevabını müspet olarak bulmak hakikaten zordur. Çünkü Bon burnun­da, Maktar'da ve Kassara'da patlıyan bombaların, komünist mamulâti oldu­ğu tesbit edilmiştir. Diğer taraftan Fransa'da, aşırı solcular, Tunus milli­yetperverlerinin hareket tarzını tasvip etmekte, ve Fransızların bu işte haksız ve kabahatli bulmaktadırlar. Elde edi­len malûmata göre, bu meselenin için­de komünistler esaslı bir rol oynamış­lar, ve Tunus milliyetperverlerinin ha­kikaten temiz olan hislerini kendi em­peryalizmleri için sömürmeğe bakmış­lardır.

Gerçekten Afrika'nın şimalinde Mısır'­dan itibaren her tarafta cereyan eden hâdiseler esaslı bir surette incelenecek olursa, hepsinin içinde aynı kızıl mef-sedeti görüp teşhis etmek daima müm­kündür. Akdeniz'e karşı doğrudan doğ­ruya bir harekete geçmenin imkânsız­lığını gören komünistler, şimdi kızıl to­humları Afrikanm kızgın ikliminde ta­hammül' ettirmeğe, yani kaleyi içinden fethetmeğe bakmaktadırlar. Bunun son misalini Mısır'da gördük; vaktiyle ora­da iktidarı ellerinde bulunduranlar, açıkça, garp demokrasileriyle anlaşacak yerde Sovyetler Birliği ile' bir ittifakı ileri sürdüler. Bereket versin ki, hâdise Kral Faruk'un müdebbir idaresi saye­sinde çabuk Önlendi. Şimdi de, Tunus'­ta komünist mamulü bombalar patla­mıştır. İşte hâdisenin iç yüzü budur.

Meselenin dikkate değer bir tarafı da­ha vardır: O ds Fransa'nın idaresi al­tında bulunan şimal Afrikası bölgesi­nin demir perdeye karşı müdafaası e-sasen Atlantik Paktına dahil devletle­rin uhdesine verilmiştir. Bundan dola­yıdır ki Fransa'nın dikkat ve teyakku­zunu yerinde bulmamak imkânsızdır. Çünkü buradaki 80 bin Fransızm ayrıl­ması, Tunus'un istiklâlini değil, belki daha tehlikeli bir duruma düşmesini imkân dahiline sokacaktır.

Temennimiz dünyanın bir an evvel hu­zur ve sükûna kavuşması, ve Tunus'­un da bu arada süratle hürriyet ve i'~ tiklâîine sahip olmasıdır.

Tunus ve Amerika...

Yazan: Sedat Simavi

28Mari1952tarihliHürrîyel'ien

Alman askerinin önünden kediden ka­çan fare gibi kaçtıktan sonra, Fransa zavallı Tunus'un üzerinde kuvvet dene­mesi yapıyor. Evvelki gün Tunus Baş-vekiliyle dört Nazırını Fransız jandar­ması tevkif etti. Üç milyon Tunuslunun kırk milyon Fransıza kafa tutmasını gördükçe, insan hürriyet denen nesne­nin ne büyük bir kuvvet olduğunu da­ha iyi anlıyor. Fransa Tunus'ta daha bir çok marifetler yapacaktır. Belki de Tunus Beyini tahtından indirecek, Be­lediye Meclislerini feshedecek, hattâ elinden gelirse bütün Tunusluları hap­se tıkacaktır. Fakat muhakkak olan bir

şey varsa o da: Tunus'taki istiklâl ateşi­ni asla söndüremiyecektir.

Tunus deyip geçmiyelim. Tunuslular, Osmanlı camiası içerisinde yatişmiş ve olgunluklarını o devirden itibaren gös­termiş bir millettir. Hattâ bu millet, Osmanlı devletinin en verimli sadra­zamlarından biri olan Tunuslu Hayret­tin Paşayı yetiştirmiş olmakla her za­man övünebilir.

Tunus'un beklediği istiklâl belki biraz gecikecektir. Amerikan yardımından aldığı topla, tüfekle müstemlekeciliğe yeltenen Fransa'nın ergeç iki atımlık barutu bitecektir. Tunuslular da o za­man domuzdan kıl çeker gibi istiklâlin

nasıl alındığını Fransızlara gösterecek­lerdir. Hele zannediyoruz ki Tunuslu vatanseverler, birer mücrim gibi tevkif edilen Başbakanlarının ve Nazırlarının akıbetlerini hiç bir zaman unutmıya-caklardir.

Hürriyeti ve nete vatanını sevmek dün-nm hangi köşesinde suçtur ki Tunus'­ta da suç olsun?

Eğer Amerika Müslüman devletlerin, sempatisini kazanmak İstiyorsa Tunus'-u Fransız zulmünden bir an evvel kur­tarmalı ve onu istiklâline kavuşturma­lıdır.

Biz Türklerin temennisi budur.

***

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined index: query

Filename: libraries/Functions.php(679) : eval()'d code

Line Number: 106