13.2.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

1 Şubat 1952

— Ankara:

Muhterem misafirimiz Yunanistan baş­bakan yardımcısı ve Dışişleri bakanı Sofokles Venizelos, refakatindeki ze­vat ve Yunanistan'ın Ankara büyükel­çiliği erkânı île birlikte bugün Büyük Millet Meclisini ziyaretle kordiploma­tik locasından meclis müzakerelerini takip etmiştir. Dışişleri bakanımız pro­fesör Fuad Köprülü de, Sofokles Veni-zelos ile locada bulunmaktaydı.

Muhterem misafirimiz, meclis salonuna girerken, milletvekillerimiz tarafından şiddetle alkışlanmış, Sofokles Venize-los, bu samimî tezahürat karşısında meclis heyeti umumiyesini selâmla-mıştır.

Müteakiben, meclis riyaset kürsüsünde bulunan başkan Refik Koraltan, Türki­ye Büyük Millet Meclisinin hissiyatına tercüman olarak dost Yunanistan'ın Dışişleri bakanına şu hitabede bulun­muştur:

Muhterem arkadaşlar,

Komşumuz ve dostumuz Yunanistan'ın sayın başbakan yardımcısı ve Dışişleri bakan Ekselans Mösyö Venizelos'un başkanlığındaki heyeti yüksek meclisi­nizin çatısı altında selâmlamaktan bah­tiyarlık duyduğum ifade etmekle hissi­yatınıza tercüman olduğuma emin bu­lunuyorum. (Sürekli alkışlar)

Bildiğiniz gibi senelerdenberi, muvaf­fakiyetli bir çok tecrübelerden geçmiş olan Türk-Yunan dostluğu ve işbirliği Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk ile aziz misafirimizin babası mümtaz devlet adamı Venizelos tara­fından 1930'da sağlam bir temel üzeri­ne kurulmuştu. Bu dostluk ve beraber­lik geçici politika icaplarının mahsulü olmaktan çıkmış ve her iki memleket için, partilerin üstünde bir millî politi­ka haline gelmiştir. (Alkışlar) Filhaki­ka bu dostluk her iki memleketin haki­kî menfaatlerine, coğrafî zaruretlerine, ideal ve mukadderat birliğine istinat etmektedir.

Bu dostluğun başladığı ilk günlerden itibaren her iki memleketin takip et­mekte olduğu dış politikanın ana pren­sipleri, Birleşmiş Milletler ideallerine temel teşkil eden prensiplerin aynıdır.

Aziz misafirlerimize tâ yürekten gelen bir duygu ile «hoş geldiniz» diyerek en iyi temennilerde bulunurken yine siz muhterem arkadaşlarımızın duyguları­nı da ifade etmekte olduğuma kaniim. Başkan Refik Koraltan'ın sözleri de Meclis heyeti umumiyesinee alkışlar ve «bravo» sesler ile karşılanmış, Sofokles Venizelos, bulunduğu locadan, Türk milletvekillerini tekrar selâmlamış, aziz misafirimiz salonu terkederken, ay­nı samimî ve coşkun hava içerisinde uğurlanmıştır.

Ekselans Venizelos ile birlikte memleketimize gelmiş bulunan Yunan gaze­tecileri de, meclisin bugünkü konuşma­larını dinlemişlerdir.

— Ankara:

Kıymetli misafirimiz dost Elen başba­kan yardımcısı ve Dışişleri bakanı ek­selans Sofokles Venizelos'un refakatin­de Ankara'ya gelmiş bulunan Türk-E-len dostluk cemiyeti başkanı ve eski bakanlardan sayın Dr. Orfanidis bu ak­şam Ankara radyosunda Türkçe olarak şu konuşmayı yapmıştır:

a Muhterem dost Türk milleti, Atina'da-ki Türk Yunan cemiyetinin onbeş se­neden beri başkanı olmam sıfatiyle a-sil Türk milletine yüreğimden çıkan bir kaç samimî söz söylemeyi vazife ad­dederek ve bu vesile ile Yunan milleti­nin selâmlarını tebliğ etmek şerefi ile kendimi pek bahtiyar sayarım.

Türk-Yunan dostluk paktının imzasını Yunan millî hükümeti ve siyasî fırka­ları bu dostluk politikasını günlük si­yaset olarak almışlar ve takip etmiş­lerdir. Bu siyaset Yunan halkı ve Yu­nan basını tarafından dahi büyük bir samimiyetle desteklenmektedir.

Atina'daki Türk-Yunan cemiyetinin ri­yaseti, inkişafı için gece gündüz faali­yette bulunmakta ve dost Türk misa­firlerimizi kabul için her vakit kucak­larımızı açık bulundurmakla iftihar ey­lemektedir.

Tarafımızdan gösterilen bu gayretlere karşı Türkiye'deki Yunan-Türk cemi­yeti tarafından lâzım olduğu kadar muavenet ve müzahereti yüksek mü­saadenizle burada kaydetmeği vazife bilmekteyim.

Asil Türk milletinin siyasî büyük olu­şuna tamamen eminim. Her iki mem­leketin Türkiye ve Yunanistan'ı tehdit etmekte olan tehlikeyi ehemmiyetle takdir ettiklerine kanaatim vardır. E-ğer bu büyük tehlikeye karşı iki dost ve kahraman millet beraberce yekvü-cut olarak devlet ve milletlerini müda­faa için vakit ve zamanında karar ver­mezlerse her ikisinin de mevcudiyetle­ri istiklâl ve mevcudiyetleri fena bir şekil almaktan kurtulamaz.

Kemal Atatürk ve Elefteryos Venize-los bu iki büyük adamımızın tahayyül etmiş oldukları Türk-Yunan dostluğu­nu daha ileriye götürmek için Venize­los'un oğlu Ankara'ya gelmiştir. Yaşasın büyük ve asil dost Türk milleti, ya­şasın Türkiye Cumhurbaşkanı Celâl Ba-yar.» Türk-Elen dostluk cemiyeti erkâ­nından ve eski bakanlardan sayın Bak-kalbaşı da şunları söylemiştir:

«Yunan-Türk dostluk münasebetleri­nin takviyesi zımnında sarfedilmekte olan hüsnüniyet ve gayretlere iştirak etmek şerefine nail olmakla cidden kendimi bahtiyar addediyorum. Böyle bir projenin tatbiki için her vakit bü­yük bir sebat ile çalıştım. Atatürk ve Eîefteriyos Venizelos bu politikayı çiz­diler. O vakitten beri şimdiye kadar Yunanistan'da ne bir hükümet ve ne de bir millî fırkayı siyasiye zuhur et­memiştir ki bu siyaseti tatbik etmek istemesin. Bu politika Elefteryos Veni­zelos tarafından da takip olunmakta­dır. Bu siyaset bir fırka politikası de­ğildir. Bu politika bugün Yunan başve­kili olan general Plastiras tarafından can ve gönülden takip edilmekte ve yalnız hükümet değil bütün Yunan si­yasî politikası olduğu belirtilmektedir. Yunan dış politikasının yüksek lideri bugünkü Hariciye bakanı Sofokles Ve­nizelos için fazla olarak bir de merhum babasının bir vasiyeti icabı olarak icra edilmektedir. Bu siyasetin Türki­ye'de dahi lâzım olduğu şekilde tatbik, edildiğinden tamamen eminim. Her iki komşu memleketin dostluğuna bu ka­dar alâka gösterdiğimiz halde Ankara'­da dostluk paktının imzası tarihinden şimdiye kadar yirmi beş senelik uzun zamanın bilançosu gayet fakir bir lev­ha göstermektedir. Her iki memleket hesabına olarak malî, iktisadi bir poli­tika programı da çizmek için Balkan konferanslarında ehemmiyetle uğraş­tık. Serbest tedavül için konuşup iki halkı birbirine daha sıkı bağlamak maksadiyle muhtelif tarihlerde müza­kereler yapmıştık. Her iki milletin vic­danını bir kat daha kuvvetlendirmek ve Türk-Yunan millî vicdanları üstün­de olarak daha yüksek vicdanın husu­lü için lâzım gelen hareket adımını at­mağa teşebbüs ve her iki milletin ikti­sadî ve malî programlarım ayarlamayı teklif etmiştik. Lâkin bu kadar mühim uzun çalışmalardan şimdiye kadar hiç bir şeyin lâzımgeîen kıymet ve ehem­miyet almadığını büyük bir üzün-le arzederim.

Kemal Atatürk ve Venizelos tarafın­dan imza edilen Büyük dostluk paktı Ankara'da merasimi mahsusa ile vücut bulmuştur. Türk-Yunan milletlerinin müşterek mukadderatını daha ziyade kuvvetlendirmek için bugün gene An­kara'ya gelmiş bulunuyoruz.

2 Şubat 1952

Ankara:

Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Ve-nizelos'a bir hatıra olmak üzere Dışiş­leri Bakanlığı tarafından Hereke ma-mûlâtı orijinal bir seccade hediye edil­miştir.

Ayrıca Basın-Yayın ve Turizm Genel müdürlüğü, Genel müdürlüğün neşri­yatına ait bir koleksiyon ile memleket resimlerini ihtiva eden bir albüm hedi­ye etmiştir.

Ankara:

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakam Ekselans Sofokles Venizelos bu sabah saat 10'da Ziraat Fakültesine giderek fakültenin muhtelif enstitüleri­ni gezmiştir.

Ankara:

Dışişleri Bakanı profesör Fuat Köprü­lü, bugün saat 13.30'da Hariciye köş­künde, dost Yunan Başbakan Yardım­cısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Sofok­les Venizelos şerefine hususî bir yemek vermiştir.

Ankara:

Dost Yunanistan'ın Başbakan Yardım­cısı ve Dışişleri Bakanı ekselans Sofok­les Venizeîos, bugün saat 12.30'da Çan-kaya'daki misafir köşkünde bir basın toplantısı yapmıştır.

Basın-Yayın ve Turizm Genel müdürü ile yerli ve yabancı ajans ve gazete muhabirlerinin bulunduğu bu toplan­tıda Ekselans Sofokles Venizelos şunla­rı söylemiştir:

«Türkiye'ye geldiğimden beri gerek Türk devlet ricalinden, gerekse Türk milletinden gördüğüm teveccüh ve ya­kın alâka dolayısiyle nikbin olarak ay­rılıyorum.

Atatürk ve babam tarafından esasları kurulmuş olan Türk-Yunan dostluğu­nun çok sağlam olduğunu müşahede ederek ayrıldığımdan dolayı da ayrıca memnunum.

İki memleketin Atlantik Paktına ilti­haklarının yeni bir istikrar ve sulh unsuru olacağını ümid etmekteyim. At­lantik Paktına girdikten sonra gerek u-mumî sulhun idamesi ve gerekse biz­ler için ehemmiyetli olan Akdeniz böl­gesinde sulhun müdafaası için Türk hükümetiyle müştereken çalışacağız.

İki devlet arasında bazı küçük ihtilâf­lar olabilir. Biz gayretlerimizi bunların halli yoluna tevcih edeceğiz. Çünkü Türk-Yunan dostluğu vardır. Biz bu dostluğu bütün ihtilâfların fevkinde mütalâa etmekteyiz.

Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü ve Bayan Köprülü'yü Atina'ya davet ettim. Görüşmelerimizde vardığımız bir karara göre milletvekillerini, profesör­leri ve öğrencileri karşılıklı olarak da­vet suretiyle dostluğumuzu takviye e-decek ve daha da kuvvetlendireceğiz.

Sözlerimi bitirmeden evvel şunu da arzedeyim ki Ankara'da yaptığımız te­maslar hakkında efkârı umumiyeyi tenvir etmek için bugün bir tebliğ ya­yınlanacaktır.»

Sofokles Venizelcs bundan sonra ga­zetecilerin sordukları sualleri aşağıda­ki şekilde cevaplandırmıştır:

S: Yunanistan'da komünistlik tama­men yokedilmiş midir?

C: Bildiğiniz gibi Yunanistan'da ko­münizm işgal esnasında «Kurtuluş ha­reketi» adiyle organize edilmişti. Fa­kat komünistlerin asıl gayeleri hükü­meti ele geçirmekti. 949 Eylûl'ünde bunlar tamamen tasfiye edilmiş ve bü­tün teşkilâtları ortadan kaldırılmıştır. Ancak, Bulgaristan ve Arnavutluk gibi memleketlere sığınan birkaç bin kişi­den memleket içine belki ufak çete grupları sızabilir ki, bizim bunlardan korkumuz yoktur.

S: Türkiye ile Yunanistan arasında At­lantik Pakti çerçevesi dahilinde bir iş­birliği olacak mıdır?

C: Başbakan Adnan Menderes ve Dı­şişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü ile bu hususta mutabık kaldık. Atlantik Paktı dahilinde bizlere düşen roller tâ­yin edildikten sonra askerî hususlarda da işbirliği yapmak için görüşmelerde bulunacağız. Esasen askerî heyetleri­miz de daha evvel görüşmelerde bu­lunmuşlardır.

S: Askerî işbirliği İtalya ve Yugoslav­ya'ya da şamil olacak mıdır?

C: Bu mühim bir meseledir. Buna ce­vap vermek istemem,zira Yugoslavya'nm durumu naziktir. İtalya'ya ge­lince, o da Atlantik Paktına dahil ol­duğundan işbirliği kendilinğinden ha­sıl olacaktır. Esasen İtalya'ya da da­vetli bulunuyorum. Bu davet aşağı yu­karı Ankara görüşmelerinin bir deva­mı olacaktır. Çünkü bu üç devlet ara­sında bir tesanüd mevcuttur. Birisine vaki olacak bir tecavüz şüphesiz ki di­ğerlerine de tesir edecektir.

S: Yunanistan'da Yahudi dostluğu ol­duğu halde, niçin İsrail'i hâlâ tanıma­dı? ■

C:. Ben de kendi kendime bunu düşü­nüyordum. Alman işgali sırasında Ya­hudiler Yunanlılar tarafından himaye görmüştür. Kendilerine karşı hiçbir düşmanlığımız yoktur. Hukuken tanı­ma olmamakla beraber fiilen tanınmış bir durum mevcuttur. Bu hususta hu­kukî bir anlaşma temini yolunda te­maslara geçmesi için Kahire'd-eki kon­solosumuza talimat verilmiştir.

S: Türkiye'nin Atlantik Paktı Başko­mutanlığına iltihakının mes'ud bir hâ­dise olduğunu söylediniz. Yunanistan'­ın durumu nedir?

C: İki memleket te General Eisenho-wer komutasında bulunuyor, ayrılık yoktur.

S: Yunanistan'ın Orta-Doğu savunma­sına dair dörtlü proje karşısında vazi­yeti nedir?

C: Biz herhangi bir taahhüt altına gir­medik. Böyle bir taahhüt altına girip girmememiz hâdiselerin inkişafına bağlıdır. Bu mesele bizi alâkadar et­miyor da değildir. Zira, Türkiye ile müşterek menfaatlerimiz vardır.

S: Son Mısır hâdiseleri hakkındaki gö­
rüşünüz nedir?

C: Okuduğum gazete havadislerine göre Mısır'daki son durumdan ve Mı­sır'ın Orta-Doğu savunması hakkında görüşmelere meyil etmesinden mem­nun oldum. Bu, iki taraf için de iyi ne­tice Verecektir. Bizim Mısır'la büyük alâkamız vardır. Orada 125.000 Yunan­lı bulunmaktadır.

Sözlerimi bitirirken Türkiye Cumhur­başkanı sayın Celâl Bayar'ın üzerimde bıraktığı büyük tesiri ve konuşmaları-mizdaki hakimane sözlerini bilhassa belirtmek isterim.

Aynı intibaı Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü'den de almış bulunuyorum.

Bu meyanda yayınları ile vazifemi ko­laylaştırdıklarından ve bana ve mem­leketime karşı gösterdikleri samimî a-, lâkadan dolayı Türk basınına teşek­kürlerimi bildiririm.

— Ankara:

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdür­lüğünden aldığımız malûmata göre, son 24 saat içinde yurdumuzda hava, Trak­ya, Marmara, Ege, Akdeniz, Güney-Doğu Anadolu ile Orta ve Doğu Ana­dolu'da çok bulutlu ve yer yer yağışlı geçmiştir.

Son 24 saat içinde yurdumuza düşen yağış miktarlai'i metre karede Antal­ya'da 29, Samandağm'da 28, Bodrum' da 27, Kuşadası'nda 26, İslâhiye'de 24, Reyhanlı ve Antakya'da 21, Muğla'da 20, Urfa'da 19, Aydm'da 16, İznik ve' Kızılcahamamda 13, Diyarbakır'da 12, İskenderun'da 11, Mihalıççık'ta 9, Çan­kırı', Adapazarı ve Sütçüler'de 8, İs­parta, Bilecik ve Karadeniz Ereğlisi] nde 7, Çanakkale ve Çorlu'da 6, diğer yağış olan yerlerde 1 ilâ 5 kilogram­dır.

Günün en yüksek sıcaklığı İskenderun' da 19, en düşük sıcaklığı Kars'ta sıfırın altında 14 derecedir.

Bugün Ankara'da saat 14'teki sıcaklık 10 derece idi.

—- Ankara:

Bugün Samsun milletvekili ve Dışişle­ri Komisyonu Başkanı Firuz Kesim ta­rafından Türk-Yunan Cemiyeti Başka­nı, eski Nazırlardan Bakkalbaşı ve yine eski Nazırlardan Orfanidis, General Rusos, Ataşemiliter Yuvanidis, Garbi Trakya Yunan mebuslarından Osman Üstüner ve Nuri Yılmaz'ın şereflerine saat 13.30'da Karpiç lokantası salonla­rında bir öğîe yemeği verilmiştir.

Yemekte Aydın milletvekili Eteni Menderes, İstanbul milletvekili Celâl Fuad Türkgeldi, İzmir milletvekili Ci­hat Baban, Ankara milletvekillerinden Mümtaz Faik Fenik ve Abdullah Ge-dikoğlu, Başbakanlık müsteşarı Ahmet Salih Korur ile Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Anadolu Ajansı Umura Müdürü ve diğer bazı gazeteciler hazır bulunmuşlardır.

Yemekte, Türk-Yunan milletlerinin dostluklarının bugünkü ve yarınki sağlam temelleri belirtilmiş ve bu dost­luğun toprak ve coğrafî zaruretlere is­tinat etmesi bakımından hiçbir zaman bozulamıyaeağı ifade edilmiştir.

Yemek, büyük bir anlayış ve neş'e i-çinde nihayet bulmuştur.

— Ankara:

Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Venizelos'un Türkiye'yi ziyareti münasebetiyle res­mî tebliğ:

«Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Venizelos, maiyeti erkânı ile birlikte, 29 Ocak 1952'de resmî ziyarette bulunmak üze­re Türkiye'ye gelmiştir.

Türkiye hükümetinin mümtaz misa­firleri Ankara'da bulundukları sırada Cumhurbaşkanı ve Büyük Millet Mec­lisi Başkanı tarafından kabul edilmiş­lerdir; Başbakan ve Dışişleri Bakanıy­la müteaddit ve uzun görüşmeler ya­pılmıştır

Büyük bir samimiyet havası içinde cereyan eden bu görüşmeler, iki mem­leketin müştereken menfaattar olduk­ları bilcümle hususlara müteallik bu­lunmuş ve milletlerarası mahiyetteki siyasî meseleler hakkında taraflar ara­sında mükemmel bir fikir birliğinin varlığını göstermeye hizmet etmiştir. İki memleketin devlet adamları mem­leketleri arasındaki itimadı işbirliğinin, her gün biraz daha sıkılaştırılarak ida­me ettirilmesi zaruretinde ittifak et­mişlerdir.

Bu zihniyet ile, üzerinde böyle bir iş­birliğinin faydalı ve arzuya şayan ol­duğu mülâhaza olunan meselelerin et­raflıca gözden geçirilmesine olduğu gi­bi halli gereken herhangi başka bir meselenin tetkikine de en yapıcı ve en seri bir şekilde tevessül etmekle vazi­feli bir muhtelit komisyonun, vakit ge­çirilmeden kurulmasına karar veril­miştir. Bu komisyon, iki memleketin takdirine arzedilmek üzere, mufassal bir rapor ve hini hacette, anlaşma pro-jeieri hazırlıyacaktır.

Bundan başka, iki memleketin silâhlı kuvvetlerinin yetkili mümessilleri ara­sındaki temasların sıklaştırılması da kararlaştırılmıştır.

EkselansVenizelos'unziyaretinin Türk-Yunan dostluğunun sağlamlaş­masına yardım ettiğini büyük memnu­niyetle müşahede eden iki memleketin devlet adamları, bundan böyle bu gibi şahsî temaslara daha da vüs'at veril­mesindeki fayda üzerinde ittifak et­mişlerdir.»

— Ankara:

Dört maç yapmak üzere hafta içerisin­de şehrimize gelen Avusturya ligi ikin­cisi Wacker takımı, bugün ilk karşılaş­masını Ankaragücü ile yaptı.

Saha çok çamurlu idi. Hava kâh gü­neşli, kâh yağışlı idi. Tribünlerde tak­riben 4000 seyirci vardı. Takımlar şu kadrolarla sahaya çıktılar:

Wacker: Pelikan-Koleman, Cizek-Kah-neman, Kozliçek,Brinek - Bokon, Wag-ner, Hinneser, Foreth, Haummer.

Ankaragücü: Semih-Metin, Doğan-Hüseyin, Necdet, Ercüment - Seyfi, Fikret,Hüsamettin,Hasan, Yalçın.

Hakem: Muzaffer Ertuğ.

Oyuna ağır bir tempo ile başlandı. Wacker takımı oyuncuları ilk dakika­lardan itibaren, müsellesler meydana getirerek güzel bir şekilde paslaşmaya başladılar. Bilhassa Wacker orta hafi­nin bir iç kadar ileride oynaması ve beklerden birinin de orta haf yerinde geride durması dikkati çekiyordu. O-nuncu dakikadan itibaren Wacker a-ğır basmaya, rakip kaleyi uzaktan çe­kilen sütlerle yoklamaya başladı.

Onaltmcı dakikada, Ankaragücü Yal­çın ve Fikret vasıtasiyle oldukça tek-likeii bir akın yaptı.

22'nci dakikada, Ankaragücü kalesine doğru çekilen bir frikiki müteakip top Bokon'a geldi. Bokon da yakın mesafe­den güzel bir sütle topu rakip kaleye soktu.

Ankaragücü, bu golden sonra daha iyi bir oyun oynamaya başladı. Nihayet otuzuncu dakikada, Wacker kalecisi Fikret'in yirmi metre kadar mesafe­den çektiği frikikle gelen topu elinden kaçırdı. Topa yetişen Yalçın, Ankara-gücünün yegâne golünü kaydetti. Dev­renin son dakikalarında Wacker Wag-ner vasitasiyle ikinci golünü attı ve böylece devre 2-1 Wacker lehine sona erdi.

İkinci devreye misafir takım oyuncu­ları, daha alışkın bir oyun tutturarak başladı. Wacker, Ankaragücünün za­man zaman yaptığı ferdî akınlara rağ­men daha ağır basıyordu.

Misafir takım oyuncuları arasında yer değişiklikleri yaptı ve Hanneman'ı sol içe, sol içi sağ hafa, sol haf Bridek'i orta hafa geçirdi. Orta hafm değiştiril­mesinin isabeti az sonra kendini gös­termeye başladı. Wacker, devre sonla­rına doğru akınlarını arttırdı. Maçın bitmesine dört dakika kala bir gol da­ha atmaya muvaffak olan Wackerliler, sahadan 3-1 galip ayrıldılar.

Misafir takım, ikinci karşılaşmasını yarm Gençlerbirliği ile yapacaktır.

Ankara:"."

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakanı Sofokles Venizelos, refa­katindeki heyetle birlikte bu gece saat 21.05'te, İstanbul ekspresine bağlanan hususî bir vagonla şehrimizden ayrıl­mıştır.

Misafir Dışişleri Bakanı garda, Başba­kan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü, milletvekille­ri, Dışişleri Bakanlığı ileri gel-enleri, Yunan büyük elçiliği erkânı, Ankara Vali Vekili, Ankara Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü, Garnizon ve Merkez Komutanları, basın mensupları ve garı dolduran kalabalık bir halk kitlesi ta­rafından uğurlanmıştır. Askerî bir bir­lik selâm resmini ifa etmiştir.

Cumhurbaşkanı adına Başyaver Kur­may Yarbay Nurettin Alpkartal ve hu­susî kalem Müdürü Fikret Belbez, Bü­yük Millet Meclisi Başkanı adına hu­susî kalem Müdürü Bedri Akyüz, mi­safir Dışişleri Bakanına iyi seyahatler temenni etmişlerdir.

3 Şubai 1952

İstanbul:

Bu sabah Ankaradan şehrimize gelen Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakanı Ekselans Sofokles Venize­los saat ll'de Vilâyete gelerek Vali ve Belediye Başkanı Prof. Fahrettin Ke­rim Gökay'ı makamında ziyaret et­miştir.

Ekselans Venizelos, Vali ve Belediye Başkanına, Ankarada hükümetimiz er­kânı ile yaptığı temasların son dere­ce samimî ve karşılıklı bir anlayış ha­vası içindecereyanettiğini ve Türk Yunan dostluğunun ebedî olduğunu ve I bu temaslar ile artık temamiyle ebedi-leşeceğinisöylemişvememleketimiz­de kendisine gösterilen misafirperver-1 likten fevkalâde mütehassisolduğunu -belirtmiştir.

Sayın misafirimiz sözlerine devamla t iki memleket arasında mevcut dostlu- [ ğun gittikçe ilerlemesi yolunda Proi I Gökay'm gösterdiği yakın ilgiden dola-1 yi kendisine teşekkür etmiş ve şehrin I muhtelif meseleleri ve tarihî kıymetle-1 ri hakkında Vali ve Belediye Başka- E nmdan izahat almıştır.

Prof, Gökay, bu arada Türk Yunan dostluğunun sadece maddî değil fakat I manevî ve malî esaslara da dayandığı-1 m belirtmiş ve dün kendisine Yunanlı t talebeler tarafından hediye edilen A-1 tatürk'ün doğduğu evin resmi ile bah-l çesinden alman toprağı göstermiştir,

Saat ll,3Û'da Vilâyetten ayrılan Ekse-1 lâns Sofokles Venizelos geliş ve ayrı-1 lışlarmda bir polis ihtiram kıtası tara-1 fmdan selâmlanmıştır.

İstanbul:

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışiş-I leri Bakanı Ekselans Sofokles Venize-1 los şerefine bu akşam saat 18,30'da Yuj [ nan Başkonsolosluğunda bir kabul res-1 mi tertip edilmiştir.

Samimî bir hava içinde geçen toplan­tıda İstanbul Vali ve Belediye Başka-1 nı, Üniversite Rektörü, İstanbul Mer-1 kez ve Deniz Komutanları, yabancı I Konsoloslar, basın mensupları ve gü-1 zide bir davetli kütlesi hazır bulun-1 muştur.

Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bu ak­şam, Devlet tiyatrosundaki gala tem­siline şeref vererek Johann Strauss'un «Yarasa» operetinin ilk temsilinde bu­lunmuşlardır.

Cumhurbaşkanımız eserin sonunda, u-zun müddet alkışlanan artistlerimizi localarına davet ederek kendileriyle samimî hasbıhalde bulunmuşlar, bu a-rada eseri sahneye koyan baş rejisör Arnulf Schröder ile dekoratör Yüksek mimar Sabih Kayan'a ve eserdeki esas rolleri oynayan Ayhan Aydan, Azra Çaplı, Umur Pars, Esad Tamer, Selim Ünokur, Ragıp Haykır, Savni Subaşı, Ali Köpük'e ve esere iştirak eden bütün sanatkârlara takdir ve tebriklerini bildirmişlerdir.

Baş rejisör Arnulf Schröder'den bu yıl sahneye konacak diğer eserler hakkın­da izahat alan Cumhurbaşkanımız, sa­natkârlarımıza ezcümle §öyle demiş­lerdir:

"Eseri başdan aşağı tenkid gözü ile seyrettim, fakat büyük bir gayret ve başarı ile sahneye konan bu eserde ten­kid edecek hiçbir şey bulamadım. He­pinizi tebrik eder, muvaffakiyetler di­lerim, o

4 Şubat 1S52

— İstanbul:

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakam Ekselans Sofokİes Venize-los'un refakatinde bulunan ve Ankara-ya yapılan ziyaretten sonra şehrimize dönen Yunan gazetecileri bugün Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay'ı zi­yaret etmişlerdir.

Bir saatten fazla süren samimî görüş­me sırasında Vali ve Belediye Başkanı geçenlerde vefat eden Atina Belediye Reisi Doktor Koçyasm kaybından duy­duğu teessürü belirtmiş ve bu kayıp­tan dolayı Atina Belediyesi ve şehri­nin teessürüne İstanbulun da tamami-le iştirak ettiğini hatırlatarak Ege de­nizindeki yakınlıkla kaynaşan ayni havanın iki millet tarafından teneffüs edildiğini, ikinci dünya harbinden son­ra cihan siyaseti tarihinde daha kuv­vetle kendini duyuran Birleşmiş Mil­letler ruh ve zihniyetinin 500 sene ön­ce bu şehrin topraklarında yaşayanla­ra dinî ve millî tolerans duygusunu a-şıladığmı böylece karşılıklı anlaşma ve insanlık dayanışmasına iyi Örnekler verilmiş olduğunu belirtmiş ve her ne kadar ekalliyet tâbiri kullanılmakta i-se de anayasamızın mezhep tefrik et­meksizin vatandaşları eşit addettiğini, mevcutmuş gibi görülen ihtilâfların ai­le içinde birer hâdiseden ibaret bulun­duğunu tekrarlamıştır.

Vali bu ziyaret dolayısı ile îstanbulda değerli vatandaşların ' duydukları his­sin tercümanı olarak Türk - Elen dostluk Derneğinin kurulmasının mut­lu vazifelerinden biri olduğunu ve ga­zetecilere memleketlerine dönüşlerin­de kendilerine düşen vazifeyi yapa­caklarından ve iki memleket arasın­daki samimî dostluklarınkuvvetlendirilmesinde büyük hizmetler ifa ede­ceklerinden emin bulunduğunu ve bu ziyareti kıymetli bir hatıra olarak dai­ma yadedeceğini ilâve etmiştir.

Yunan gazetecileri Başkanı Zafirepou-los da Ankara ve İstanbulda gördükle­ri alâka, samimiyet ve dostluk teza­hüratının unutulmaz olduğunu söyle­miş ve heyete hitap eden Valinin ha­kiki bir demokrat ve ilim adamı ola­rak konuştuğunu ve bu şekildeki fi­kir ve sözlerin pek nadiren duyuldu­ğunu tebarüz ettirdikten sonra bu zi­yaretlerinden edindikleri en kuvvetli intibaın mutlak ve eşsiz bir hürriyetin hüküm sürdüğünün anlaşılmış olduğu­nu, yaptıkları temaslarda her tarafta hürriyet, samimiyet -ve tesanüd gör­düklerini ifade eylemiştir. Heyet Baş­kam gazeteciler için mevcut dostluğun inkişafına çalışmanın en Önemli bir vazife olduğunu belirtmiş ve teşekkür ederek heyet adına Vali ve Belediye Reisini Yunanistana davet etmiştir.

— Ankara:

Memleketimizin turistik, tabiî ve Ar­keolojik güzelliklerini tanıtmak gaye-sile Basın-Yayın ve Turizm Genel Mü­dürlüğünün himayesi altında Türkiye Turing ve otomobil kurumu ile Türk Fotoğraf ajansı tarafından bir fotoğraf müsabakası tertiplenmiştir.

Bu müsabakaya amatör ve profesyo­nel, bütün fotoğrafçılar memleketimi­zin tabiî güzelliklerile turistik ve arke­olojik değerlerini gösteren fotoğraflar­la katılabileceklerdir.

Müsabakaya fotoğraf gönderecek olan­ların fotoğraflarım negatiflerile birlik­te iştirak müddeti olan bir Hazirana kadar Ankara'da Türk Fotoğraf ajansı­na göndermeleri lâzım gelmektedir.

Müsabaka tertip komitesi tarafından verilen malûmata nazaran gönderile­cek fotoğraflara nerede ve hangi tarih­te çekileceğini bildiren kısa bir izahname eklenmesi lâzımdır. Müsabaka ne­ticesinde birinciye, Türkiye fotoğraf birincisi unvanile 1000 lira, ikinciye 500, üçüncüye de 200 lira mükâfat ve­rilecektir. Derece alan diğer fotoğraf sahiplerine de muhtelif para mükâfat­ları dağıtılacaktır.

1 Haziranda iştirak müddeti sona ere­cek olan bu müsabakaya şimdiden gön­derilecek resimler sahpilerinin adı ile muhtelif gazetelere de dağıtılacak ve ayrıca gene bu tarihe kadar Türk Fo­toğraf ajansında halka teşhir edilecek­tir.

— Ankara:

İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından tesbit edilerek Ocak ayının sonunda yayınlanan mahsul tahmin rakamları­na nazaran, Türk çiftçisi 1951 yılında Cumhuriyet devri için rekor denilecek en yüksek istihsale varmıştır.

İstatistik Genel Müdürlüğünün Tarım İstatistikleri Müdürlüğü ile Tarım Ba­kanlığının Ekonornî Şubesi Müdürlüğü ve Ekonomi ve Ticaret Bakanlığının maddeler müşavirliğinin teşkil ettiği «mahsul tahmin komitesi" nin müşte­rek görüşü olarak 29 başlıca tarla mahsulü hakkında tesbit edilmiş bulu­nan son tahminlere nazaran mahsul durumunu şöyle hülâsa etmek müm­kündür:

Hububat istihsali 1934/38 seneleri or­talaması olarak 6,8 milyonton iken

1950de 7,8 milyon ve 1951 de 10,7 mil­yon tona çıkarak geçen seneye nazaran yüzde37 ve harpten önceki yıllara nazaran da yüzde 57 bir artış göstermiş­tir. Pancar istihsali aynı devrede sırasile 400 bin tondan855 bin ton ve 1
milyon 350 bin tona çıkarak yüzde 58 ve yüzde 240 birartışkaydetmiştir.Patates istihsali 173 bin tondan 605 bin ve 670 bin tona geçmiş, pamuk istihsa­li 5d bin tondan 1950 de 118 bin tona ve 1951 de ise 155 bin tona çıkmak suretileharptenönceki seviyeninhe­men hemen üç mislini bulmuştur.

1951Yılındaki hava şartlarının müsait olması neticesinde istihsal verimlerin­de dikkate değer artışlar kaydedilmiş olmakla beraber bilhassamemlekete ithaledilmiş bulunan traktörlerve çeşitli ziraat makineleri sayesinde ekiIişsahalarınınbüyükölçüdegenişle­miş olması bu sevindirici neticenin alınmasında başlıca âmil olmuştur.

İkinci Dünya Harbine takaddüm eden son beş yılda yani 1934/38 senelerinde tarla mahsulleri ekiKşleri 73 milyon dönüm iken bu saha 1950 de 96 milyon dönüme çıkmış ve 1951 yılında ise 103 milyon dönüme yükselmiştir. Bu suret­le 1951 yılındaki ekiliş sahaları son bir sene içinde yüzde 8 artmış ve harpten önceki yıllara nazaran da yüzde 40 nisbetinde genişlemiştir.Memleket istihsalinin memleket nüfu­suna nisbet edilmesi suretile bulunan adam başına istihsal miktarları ise harpten önceki rakamlara nazaran 1951 yılında şöyle olmuştur: Adam başına pamuk istihsali 3 kilodan 7 kiloya, so­ğan 5 kilodan 9 kiloya, patates 10 ki­lodan 32 kiloya, pancar 23 kilodan 64 kiloya, buğday 200 kilodan 264 kiloya ve hububat maddeleri bir arada ise 398 kilodan 504 kiloya yükselmiş bu­lunmaktadır.

— İstanbul:

Kurulması düşünülen Televizyon is­tasyonu mevzuu hakkında hükümeti­mizle temaslarda bulunmak üzere ge-Çen cumartesi gününden beri memle­ketimizde bulunan Frank Holthusen, William Holstead ve Dr. Walter Dus-chinsky'den müteşekkil heyet bugün Amerikan Haberler Merkezinde bir ba­sın toplantısı yapmış ve tetkikleri hak­kında gazetecilere izahat vermiştir.

Toplantıda ilk olarak söz alan Frank Holthusen hükümetimizin daveti üze­rine memleketimize gelmiş bulunduk­larını, Başbakanımızla görüştüklerini, Televizyon ve Telekomünikasyon mevzuu üzerinde Başbakanın büyük bir ilgi gösterdiğini söylemiş ve bu a-rada muhtelif Bakanlıklardan müte­şekkil mümessillerle de toplantılar yaptıklarını ve bu mevzu üzerinde has­sasiyetle duran Basm-Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Alyotun gösterdiği büyük yardıma teşekkür ettiklerini i-lâve etmiştir.

Frank Holthusen memleketimizin he­men hemen dörtte üçünü dolaşarak to-poğrafik durum üzerinde tetkikler yaptıklarını ve Amerika'ya gittikten sonra bu mevzu üzerinde rapor hazır­layacaklarını, bu raporu hükümetimize göndereceklerini, bilâhere tesbit edi­len bir sistem üzerinde televizyon sis­teminin Türkiye'de çalışmalara başla­yabileceğini belirtmiş ve televizyon sisteminin Türkiyede tatbik şeklini i-zah etmek üzere sözü Holstead'e bı­rakmıştır.

Verilen izahate göre, ilk plânda Anka­ra civarında en yüksek bir tepe üze­rine bir verici televizyon istasyonu ku­rulacak ve bu istasyonun tesir sahası 70 ilâ 80 mil olacaktır. İkinci bir mın-takavi verici telsiz istasyonu da İstan­bul civarındaki yüksek dağlardan biriüzerine inşa edilecek ve tesir sahası takriben 75/100 mil arasında olacak­tır. Üçüncü verici bir İstasyon da iz­mir civarında yüksek bir tepe üzerin­de kurulacaktır. Böylelikle Ankarada radyo binasında yapılacak neşriyat rö­le vasitasile İstanbula verilecek ve İs-tanbuîdan da v e r i c i istasyon vasıta­sı ile yayınlanacaktır. Ayni zamanda İstanbul radyosu stüdyolarında yapı­lacak neşriyat ta gene röle vasıtası ile Ankara ve İzmirde yayınlanacak Ve böylelikle birinci plân gereğince İstan­bul, Ankara, İzmir, Eskişehir civarı bu televizyon yayınlarından istifade ede­bilecektir. Bu ilk plân hazırlandıktan sonra memleketimizin doğu kısımları­na da transmetörler kurmak suretile bu kısımlarda da bir televizyon şubesi kurmak mümkün olacaktır. Bu sistem sayesinde sesin de fevkalâde bir şekil­de saf ve net olarak yaymlanabümesi imkânı elde edilmiş olacaktır. Böyle­likle televizyon ve telekomünikasyon sistemi ile ses, resim ve günlük hava raporları nakli gibi yayınlar da vatan­daşlara kolaylıkla aksettirilecektir.

Memleketimizin daha sür'atle kalkın­ması bakımından programlar, Tarım, Sağlık, Eğitim ve Teknoloji esasları mevzuları üzerinde hazırlanacak ve bu arada eğlence, müzik ve haberler prog­ramlan da yayınlanacaktır. Heyet mensuplar! nın belirttiklerine göre An­kara ve îstanbuldaki radyo evleri kü­çük bazı tadilâtla çok mükemmel birer istasyon haline getirilecektir.

Heyet üyeleri müteakiben bu sistemin kaça malolabileceğini sarih bir surette "bilmediklerini, bununla beraber Ame-rikada yaptıkları hesaplara göre Tür-kiyede kurulacak olan bu sistemin tah­minen 4 milyon dolara mal olacağını ve birinci plânın anlaşmaya varıldık­tan sonra 14 ay içinde tahakkuk edebi­leceğini ilâve etmişlerdir.

5 Şubai 1952

— İstanbul:

Bir haftadan beri memleketimizde mi­safir bulunan Yunan Başbakan Yar­dımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos, refakatindeki he­yetle birlikte bugün saat 15'te özel bir uçakla Atinaya hareket etmiştir.

Sayın misafirimiz Yeşilköy hava ala­nında Vali ve Belediye Başkanı Prof.Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, İstanbul Merkez Komuta­nı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü, Yunan büyük elçisi, Başkon­solosluk mensupları ve Kolonisi tara­fından uğurlanmıştır.

Hava alanında Ekselans Venizelos'a bir ihtiram kıtası selâm resmini ifa et­miş ve kıtaya refakat eden bando tara­fından Yunan ve Türk Millî Marşları çalınmıştır.

VaJi ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, hareketinden önce Ekselans Venize­los'a Başbakan Adnan Menderes'in kendisine telefonla bildirdiği iyi seya­hat dileklerini ve aynı zamanda Ekse­lans Venizelos'un Ankara görüşmeleri ve iki millet arasında başlayan ebedî kardeşlik münasebeti hakkındaki sa­mimî duygularını ifade yolunda İstan­bul'da ajans ve basma yaptığı beyana­tın Türk milletinin kalbinde yarattığı sıcak sevginin Yunan milletine ulaştı­rılması temennisini iblâğ etmiştir.

Ekselans Sofokles Venizelos Vali ve Belediye Başkanına Ankarayı mütea­kip İstanbulda geçirdiği günler içinde her dakika artan sıcak misafirperver­lik ve samimiyet havasının heyecanını duyarak şehri terkettiğini, gördüğü bu kalbî kabulü Yunan milletine ulaştı­racağını ve evvelce de belirttiği üzere hislerle başlayıp şuurlanan dostluk ve kardeşlik duyguları ile bağlanan iki millet münasebetinin bütün dünyaya örnek olacağını ifade eylemiştir.

Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, Ekselans Venizelos'a Başbakan adına Türk isi ve Başbakanın ismini taşıyan bir gümüş tepsi ile şehir adına Olgun­laşma Enstitüsünde sırma ile işlenmiş bir Albüm hediye etmiştir.

Ekselans Venizelos müteakiben kendi­si ile görüşen Anadolu ajansı muhabi­rine fevkalâde intibalarla ve tatlı hatı­ralarla memleketimizden ayrıldığını söylemiş ve gerek Ankarayı ve gerek­se İstanbulu ziyareti sırasında Türk basınının kendisine gösterdiği s:cak a-lâkaya teşekkür etmiştir.

— İstanbul:

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakanı Ekselans Venizelos bugün Ortaköy Şifa Yurdunda bulunan Dev­let Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğluna kart bıraktırmak suretile hatırını istifsar etmiş ve sıhhat dileğinde bulunmuştur.

Devlet Bakanımız Vali Muavinlerinden Fazıl Ubaydın'ı kendi adına Yeşilköy hava alanına göndererek, Ekselans Ve-nizelos'a teşekkür ve iyi yolculuklar temenni etmiştir.

İstanbul:

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakanı Ekselans Sofokles Venize-los Yeşilköy hava alanına gitmeden önce Balıklı Rum hastahanesini ziyaret etmiştir.

Ekselans Venizelos, bu arada refaka­tinde bulunan şehrimiz Emniyet Birin­ci Şube Müdürüne Türk polisinin ken­disinde derin bir intiba bıraktığını ve vazifesini tam manâsile başardığını müşahededen duyduğu memnunluğu ifade etmiştir.

6 Şubat 1952

Ankara:

Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Venizelos, İstanbul'dan ayrılmasını müteakip Başbakan ve Dışişleri Bakanımıza aşa­ğıdaki telgrafı göndermiştir:

Adnan Menderes

Başbakan

Memleketlerimiz arasındaki mevhum hududu geçerken,Elen milletini derin surette mütehassis eden içten gelme misafirperverlikten dolayı samimî mu­habbet hislerimin ve minnettarlığımın Cumhurbaşkanına ve milletinize bildi­rilmesini Ekselansınızdan rica ederim. En iyi temennileri ile ve yakında gö­rüşmek ümidi ile.

Sofokles VenizelosEkselans

Fuad Köprülü

Dışişleri Bakanı

Ankara

Memleketiniz topraklarını terkederken bana Ankara'da gösterilmiş olan bu derece samimî hüsnü kabulden ve unu­tulmaz misafirperverlikten dolayı bü­tün minnettarlığımı Ekselansınıza bir kere daha ifade etmek isterim.

Derin tazim hislerimin Cumhurbaşkanına ve ssdakatli dostluk hislerimin Ekselans Başbakana iblâğını sizden ri­ca ederim.

Venizelos

— İstanbul:

Ölümünü teessürle bildirdiğimiz dost ve müttefik İngilterenin Kralı müte­veffa altıncı George'un hal tercümesi aşağıdadır:

Kral altıncı George, birgün kendisin­den imzasını istiyen bir çocuğa söyle­diği gibi, yalnız kalmaktan hoşlanan ve herkes gibi olmak istiyen bir insan­dı.

Fakat kader kendisini dünyanın en bü­yük milletler camiası olan İngiliz mil­letler topluluğunu idareye şevketti.

Altıncı George muvaffak olmuş ve se­vilmiş bir Kraldı, çünkü sınıf farkla-rınm ortadan kalktığı bir içtimaî inkı­lâp devrinde herkes gibi bir insan ol- i masını bilmişti.

Sosyalist olan İngilterenin vatandaş­ları kendisini kökleşmiş bir Aristokra­si lideri veya modası geçmiş bir an'a-nenin sembolü olarak telâkki etmiyor­lardı. Yaşama tarzı o kadar basit ve kendisi tab'an tab'asmdan milyonlarca insan gibi o kadar sade bir aile babası idi ki Buckingham sarayının halkın nazarında herhangi bir İngiliz sayfiye evinden farkı yoktu.

George VI. böylece kraliyet modern hayatın kalıbına dökmeye muvaffak olmuştur.

Umursamayış ve bir kadının aşkı uğru­na tahtını feda eden ağabeysi 8'inci Ed-ward İle mukayese edildiği bir devir­de çıkmıştır.

Çekingen bir şahıs olduğu halde İn­gilterenin hanedana itimadının sarsıl­dığı bir buhranlı zamanda kral olmuş­tur.

Fakat şimdi hanedanını her zamandan daha ziyade meşhur etmiştir. Konuşma güçlüğünden mustaripti. Fakat bunu yenmeğe muvaffak olmuştu.

İngilterenin ve milletler topluluğunun karşılaştığı en tehlikeli buhran esna­sında, yani İkinci Dünya Harbinde kendisini milletine ve milletler toplu­luğuna vakfetmiştir. İngiliz Meşrutî Krallık an'anesine yeni bir parlaklık ilâve etmiştir.

Aniden ve beklemeksizin, tahta çık­mağa hazırlanmadan, Albert Frederick Arthur George Of Windsor, York dü­kü, Kral 5'inci George'un ikinci oğlu 11 Aralık 1936'da ağabeyi 8'inci Edward' m tahttan feragati üzerine kral oldu.

Mütereddit, bir milletin gözleri üzerin­de olduğu halde kendisinden mes'ut bir aile hayatından krallığın dâvası uğru­na mesuliyetlere ve feragatlere dön­mesi istendiği zaman tereddüd etme­miştir. Buhranlı harp senelerinde ve harp sonrası karışıklık devirlerinde va­zifeye kendisini hasretmiş olması mil­letinin itimadını celbetmiştir.

Fakat ilk zamanlarda İngiliz halkı ta­rafından pek benimsenir sayılamazdı. Bir çok kimseler kendisini bütün mem­lekette her tabaka insan arasında sa-mimiyetile tanınan ağabeysi ile muka­yese etmekteydiler.

Fakat altıncı George halkı lehine çe­virmek için hiç bir gayret sarfetmedi. Bir çok kimseler böyle çekingen ve halktan uzak bir kralın Avrupanm buhranlı bir devrinde İngiliz milletler toplululğunu idare edip edemiyeceğini kendi kendilerine sormaktaydılar.

Kral ve Kraliçe tek başlarına yavaş yavaş harekete geçtiler.

Kral birinci George kendisine tevcih edilen halktan uzak bulunduğu yolun­daki itham dalgasını nasıl mağlûp et­tiyse ortanca oğlu da halkın endişele­rini dağıtmıya muvaffak olmuştur.

Kral George ve Kraliçe Elizabeth'in 1938 de Fransayı ziyaretleri hayatla­rında bir dönüm noktası olmuştur. Fransa halkı İngiliz hükümdarlarının hatırasını kalbinde sakladı ve bu zafer yaygın bir hal aldı. Memlekete dön­dükleri zaman Beşinci George'un senei-devriyelerini hatırlatan halkın bağlılık sahnelerile karşılaştılar.

Millet birdenbire, tebessüm eden Kra­liçesi ve iki kızı ile samimî, sade ve normal bir aile hayatı yaşayan dost bir Krala sahip olduğunu anladı. O gün­den bu yana halk her aile merasiminde saadetlerini paylaştı.

Prenses Elizabeth'in evlenmesi ve ço­cuklarının dünyaya gelmesi bunun son vesilelerini teşkil etmiştir.

1939' da Kanada ve Birleşik Amerika'­ya yaptıkları altı haftalık seyahati her yerde yalnız hükümdarolarak değil aynı zamanda şahsiyet sahibi sevimli kimseler oldukları için de alkışlandılar.

Bu ziyaret tarihî bir hâdise olmuştur. Çünkü daha evvel hiç bir yeri ziyaret etmemişti.

Quebec, Montreal, Ottawa, Toronto, Winniepeg, Regina, Calgary, Vancou-ver ve geçtikleri yollardaki şehir ve kasaba halkı Kral George ve Kraliçe Elizabeth'e bağlılıklarını ve sevgilerini teyid etmiştir. Kral, yalnız şahsına de­ğil, fakat aynı zamanda tahtına da kalpleri çekecek bir şekilde tebaasiyle temaslarda bulunmuştu.

Birleşik Amerika'da karşılanmaları eşsiz bir şekilde olmuştu. Amerikalılar Kralın ve Başkan Roosevelt'in Was­hington istasyonunda el sıkışmalarını, Kralın George Washington'un kabrini, selâmlamasını, kongredeki kabul res­mini, Kralın Başkan Roosevelt'in sayfi­yede evinde bir piknikte, sandviç ye­mesini, Nev-York'taki muazzam kar­şılama merasimi ve Kralın gayri res­mî bir şekilde fuarı ziyaret etmesini her zaman hatırlarlar.

Bütün bu hareketler Amerikalıların benliklerini tamamen fethetmiştir.

Kral umumiyetle -hoş bir insan" ve Kraliçeye de çok zarif nazarile bakıl­maktaydı.

Haziranda memleketlerine döndükleri vakit yaklaşmakta olan bir fırtınanın bulutları gibi sonbahar buhranının e-mareleri ile karşılaşmışlardı.

Bir pazar akşamı, 3 Eylülde İngiltere Polonyaya yapmış olduğu vaadi yeri­ne getirmek için Almanya'ya karşı harbe girmişti. Kral radyoda konuşa­rak İngiliz milletler topluluğunu birli­ğe davet etmiş milletinden, bu imtihan gününde sakin, azimli ve birlik içinde olmasını istemişti. Kral şöyle demişti:

«Vazifemiz çetin olacaktır. İlerde ka­ranlık günler göreceğiz, harp uzun za­man muharebe meydanlarına münha­sır kalmıyacaktır. Yalnız doğru telâkki ettiklerimizi yapacağız. Dâvamızı Al-laha emanet ediyoruz.»

Bu çağrıya bizzat Kral eşsiz bir fera­gatle cevap vermişti.

Müteakip çetin haftalar zarfında Mil­lî hizmetlerin bütün şubelerini gezmiş, Londra balon barajlarını teftiş etmiş ve Şimal denizinde anavatan filosu ile iki gün geçirmişti.

Hindistan ve Yeni Zelandaya hususî mesajlar göndermiş 19 Ekim 1939'da Türkiye, Fransa ve İngiltere arasında karşılıklı Yardım Paktının imzalanma­sı vesilesile Türkiye Cumhurbaşkanı İsmt İnönü ile samimî telgraflar teati ■etmişti.

4 Aralık 1939'da Kral 6'mcı George bir muhriple Manşı geçerek Fransaya git­miş ve oradaki ordusunu ziyaret etmiş­tir.

Bu arada uzakta Alman uçakları gö­züktüğü zaman kaptan köprüsünden ayrılmayı reddetmiştir. Fransadaki İn­giliz kuvvetlerinin büyük kısımlarını ziyaret etmişti. Yemeklerini yol kena­rında veya hanlarda yemişti. Askerle­rin yatıp kalktıkları yerleri, müdafaa çalışmalarını, hava meydanlarını ve tabyaları teftiş etmişti. Maginot hattı­na bir ziyarette bulunmuş ve kendisi­ne Majinot rozeti verilmişti.

Bu arada her gün Kraliçeye mektup yazmağa yakıt bulmuştu.

Memlekete döndükten bir hafta sonra Avrupaya gelen ilk Kanada birliğini karşılamıştı. O sene içinde Kral ağabeyi ile her türlü mukayesenin üstüne çık­mış bulunuyordu.

Bir Amerikan mecmuası Kralı sene­nin adamı seçmişti.

lD40'da, şiddetli hava akınları esnasın­da Londra yanarken Kral ve Kraliçe hmaneviyatbakanları»olmuşlardı.

10 Mayıs 1940'da Winston Churchill, Neville Chamberlain'in çekilmesi üze­rine Başbakan olduğu vakit Kralın e-lini öpmüştü. Bombalar altında Kral ve Kraliçe harap olmuş şehirlerdeki ya­ralıları teselli etmek için binlerce mil yol katetmişlerdi. Binlerce fabrika ve üs teftiş etmişler, memleketlerinden uzak düşmüş binlerce Birleşmiş Millet­ler askerine cesaret evrmişlerdi. Ame­rikalı veya Norveçli, Polonyalı veya diğer bir memleketli olsun bütün as­kerler Kralın samimî dostluk ziyaret­lerinden her zaman mütehassis olmuş­lardı.

Halka daima sarsılmaz bir cesaret ör­neği olmuşlar ve içten gelen hakikî bir alâka göstermişlerdi.

Bombalanmış başşehirde yaptığı bir gezintiyi müteakip Kral şöyle demişti:

«En büyük silâhımız, halkın ruhudur» Halk ta Krallarının ruhunu anlamıştı. Bu karanlık günlerde birçok aileler Kralın ziyaretlerin mazhar olmuşlardı.

Kral Tank kullanmış, Kraliçe top ara­balarına binmişti.

Kral Buckinham sarayını çeviren bah­çelerde tüfekle atış talimleri yapmış, Kraliçe de oturma odasında bulundur­duğu bir tabancayı kullanmıştı.

Churchill, bugün «Londrada son gün­lerimizi yaşasak bile, Majestenin Baka­nının tavsiyelerini dinlememezlikten gelerek silâha sarılacağından hiç şüp­hem yoktur» demişti. Kral bazı zaman­larım bir harp malzemesi fabrikasında işçi olarak geçirmişti.

Haftada iki akşam üçer saat torna ba­şında hava kuvvetlerinde kullanılan bir top için parça imal ediyor ve bunda muvaffak olduğunusöylüyordu.

Hava yolculuğunun tehlikelerini göze almıştı. Beş defa cepheye uçakla git­mişti.

11 Haziran 1943'te uçakla kuzey Afri-ka'daki İngiliz, Amerikan ve Fransız kuvvetlerini ziyaret etmişti. Bu arada Malta'ya uğramış ve 25 Haziranda dö­nerken Afrika Yıldız nişanını ihdas et­mek kararını bildirmişti.

Daha sonra kardeşi Gloucester dükü­nün Avustralya'ya umumî Vali olarak tayinini tasvip etmişti.

Fransa çıkarmasından 10 gün sonra 6 Haziran 1943'te Kral bir kruazÖrle Manşı geçerek Normandiya'daki kuv­vetlerini ziyaret ederek orada üç saat kalmıştı.

Köprübaşmda karaya çıkmış ve Alman toplarının menzili dahilinde bulunan General Montgomery'nin karargâhında yemek yemişti.

Bir ay sonra İtalya cephesine giderek İngiliz, Dominyonlar, Amerikan ve müttefik kuvvetlerini ziyaret etmişti. 1944 Ekiminde uçakla Eindhaven ko­ridorunu ziyaret etmiş ve düşman hat­larının 5 mil uzağında bulunan general Montgomery'nin karargâhında bir ça­dırda yatmıştı.

25 Ağustos 1942!de İzlanda'ya giderken bir uçak kazasında kardeşi Kent Dükü­nü kaybetmişti.

Harbin başından 8 Mayıs 945 zafer gü-nün-e kadar Kralın yalnız veya Kraliçeile beraber 4.766 toplantıda bulunduğu­nu Times gazetesi tesbit etmişti.

91.000 Madalyadan 37.000 ini Kral biz­zat askerlerin göğsüne takmıştı. Uçan bombaların tehdidi son haddini buldu­ğu zaman Kral Buckingham sarayının sığmağına nakletmişti. Avrupa zafe­rinden ve müteakiben Japonya'ya kar­şı kazanılan zaferden sonra halk Kralı, Kraliçeyi ve kızlarım ziyaret ederek an'anevi bir şekilde şükranlarını bil­dirmişti. Halkın arzusu üzerine Kral ailesi müteaddit defa sarayın balkonun­da gözükmüştü. İngiliz tarihinde görü­len en muazzam bir insan kütlesi saray kapılarının önünde sevinçlerini coştur­muştu.

Harp bittikten sonra Kral bir diğer Do­minyonu ziyaret ederek sulh devri faa­liyetlerine tekrar başlamış bulunuyor-■du.

Bu defa 17 Şubat - 24 Nisan 1946 ara­sında Kral yanında Kraliçe, Prenses Elizabeth ve Prenses Margaret olduğu halde Güney Afrika'yı ziyaret etmiş ve bu memlekette 900'u uçakla olmak ü-zere 10.000 mil katetmişti. 15 ziyafete, 12 gardenpartiye ve bir çok resmigeçide, baloya ve festivale gitmişlerdi. Kral Güney Afrika'ya ayak basan ilk İngiliz hükümdarı olmuştur.

Kralın bu ziyareti, büyük bir muvaffa­kiyet olarak vasıflandırılmıştı.

Bu ziyaret hakkında şöyle söylenmişti: «Beklenilmedik bir şekilde Kral ailesi İngiliz dâvasını yerli kabilelerin arası­na kadar ulaştırmıştır. Kral ve ailçsi tarafından ekilen dostluk tohumları daha mütecanis bir milletler topluluğu tarafından biçilecektir.»

Hiç bir Kralın şimdiye kadar yapma­mış olduğu böyle çetin bir seyahatten Vanguard zırhlısı ile dönerken Altıncı George yorgunluk emareleri göster­mişti. Fakat anavatana döndükten bir müddet sonra Kralın sıhhati mükem­mel gözüküyordu. Ve bir kaç hafta son­ra saray tekrar milletin sevincine mih­rak olduyordu. Bu sefer Kralın Pren­ses Elizabeth'in Yunanistan Prensi An-drew'un oğlu teğmen Philip Mount-batten ile evlenmesine muvafakat et­tiği bildiriliyordu. Evlenme merasimi 20 Kasım 1947 de Westminster de ya­pılmıştı. An'aneye bağlı olanlar tahtın varisi Prensesin Kral kanından gelme bir Prensle evlenmesinden büyük bir memnuniyet duymuşlardı.

Halk da Prensin amcası eski Hindistan Kral naibi Vikont Mountbatten'in so­yadını almakla İngiliz vatandaşı olma­sından ayrıca memnun kalmıştı.

Birkaç ay sonra 26 Nisan 1948'de Kral ve Kraliçe 25'inci evlenme senei devri­yelerini tesid ediyorlardı.

Her ikisi de St-Paul Katedraline gidip gelirken yollara birikmiş olan halkın sıcak tezahüratından çok mütehassis kalmışlardı.

Kral hiç bir zaman gayet yüklü olan faaliyet programının tatbikmda ihmal göstermemiş ve kızının evlenmesi ve kendi evlenmesinin 25'inci seneidevri-yesinin tesidi esnasında geçirdiği he­yecanlı dakikaları yorgunluk emarele­rinin artmasına sebep olmuştu.

1948 kığında Yeni Zelanda ve Avusturalya'ya uzun bir seyahate hazırla­nırken ilk torununun doğumundan bir müddet evvel yorgunluğu daha da art­mış bulunuyordu.

Kralın doktoru Sir Jhon Weir kendisi­ni muayene etmiş ve daha sonra diğer meslektaşlarım da çağırarak bir kon­sültasyon yapmışlar ve kralın sağ ba­cağında, ayağına doğru kanın devranı­na mani olan bir damarı iltihablı bul­muşlardır. Tam bir istirahat ve Avus-turalya seyahatinin tehirini teklif et­mişlerdi.

Seyahat Kralın rizası hilâfına tehir e-dilmişti.

Kral istirahat etmek üzere altı hafta Londra'da kalmış ilk defa 4 Ocak 1949' da Kraliçe ile beraber bir gezintiye çık­mıştı.

Noelde yaptığı mutad. radyo konuşma­sını sarayda yayınlamıştı. Bir müddet sonra Sandringham'a gitmiş ve 25 Şu­batta Londra'ya dönmüştü. Kralın ha­fifçe aksadığı görülmüştü.

Bir ay sonra altı doktoru kan devra­nını düzeltmek için bir ameliyat yapı­lacağını bildirmişlerdi. Ameliyattan sonra doktorlar kralın sıhhî durumu­nun düzeldiğini fakat faaliyetlerinin asgariye indirilmesi lüzumunu belirt­mişlerdi.

7 Martta İngiîtereye dört günlük resmi bir ziyarette bulunan Fransa Cumhur­başkanı ve Mme Vincent Auriol'ü Vic­toria istasyonunda karşılamış bu ziya­ret an'anevi Fransız-İngiliz bahlarının "bir sembolü ve büyük bir muvaffaki­yet olmuştu.

1950 Baharında ve yazının başında faaliyetleri artmış bu da sıhhî durumu­nun düzelmekte olduğunu göstermişti. Fakat yaş gününde Hassa alayının res-migeçidinde her zaman olduğu gibi ata binmeyip askerlerini açık bir arabada olduğu halde teftiş etmişti. İkinci toru­nunun doğumunda Londrada bulun­mak maksadile Balmoral, şatosuna git­meyi tehir etmiş fakat 13 Ağustosta Londradan ayrılmak zorunda kalmıştı. İki gün sonra îskoçya'da Prenses An-ne'in doğumunu öğrenmişti.

Kral Balmoral'da bulunurken, Yeni Zelanda ve Avusturalya'yi 1952'de zi­yaret edeceği resmen bildirilmişti. 1950 Noelinde radyoda yaptığı konuşmada Kral Milletlerarası durum ve Kore harbin-e de temas ederek şöyle demiş­ti:

«Harp bulutları gölgesinin dünyayı kapladığı bugünlerde Noel'e has saa­det ve sevinci hissetmek oldukça güç­tür. Bir kere daha bazı İngiliz evlerini matem kaplamış bulunmaktadır.»

Pantkot yortusunda, Avustralya seya­hati esnasında krala iki doktorun refa­kat edeceği bildirilmişti. Bunlardan bi­ri şahsî doktoru Sir Horace Evans ve 1949 martında kralı ameliyat eden O-peratörlerden biri olan Sir James Pe-terson Rosstu. Kralın ciğerinden rahat­sız olduğuna dair ilk haber bir haziran 1951'ds Buckingham sarayından neşre­dilen bir bültende açıklanmıştı, bu bültende nefes borusunun bir kısmının iltihaplandığı bildirilmişti.

Daha sonra doktorlar Kralın iyileşme­si için tam bir istirahat devresi tavsiye etmişler ve bütün faaliyetlerini dört hafta için tehir etmişlerdi.

Gloucester dükü Kral adına İngiltere'­yi ziyaret eden Norveç Kralı Haakan'u karşılamıştı. Buökingham sarayında verilen bir ziyafete de Prenses Eliza-"beth kadehini Norveç Kralının sıhha­tine kaldırmıştı.

Kral bazı faaliyetlerde bulunarak uzun nakahat devrine devam etmiş ve A-ğustos ayının ortasında Kraliçe ile Balmoral'a gitmişti.

21 Ağustos akşamı Kral kadehini reşid-lik çağma erişen küçük kızı Prenses Margaret şerefine kaldırmıştı. İskoçya'da kaldığı müddet içinde dok­torlar kendisini iki defa ziyaret etmiş­lerdi.

1 Eylülde Röntgen mütehassısı Dr. Ge-orge Cardiner ve göğüs hastalıkları mütehassısı Dr. Geoffrey Marshall Kra­lı ziyaret etmişlerdi.

Müteakip hafta sonunda Kral trenle Londraya gelmiş ve Dr. Cordiner'in muayenehanesinde 90 dakika kalarak muayene olduktan sonra ayni gün u-çakla tekrar İskoçya'ya dönmüştü.

18 Eylül perşembe günü Buckingham sarayından neşredilen bir tebliğde Kralın Akciğerindeki bünye değişiklik­lerinin ilerlemekte olduğu bildirilmiş­ti.

21 Eylül pazar günü neşredilen iki tab-liğden birincisi Krala bir ameliyat ya­pılması lüzumundan, ikincisi ise Avus­tralya seyahatinin yapılıp yapılmıya-cağı hakkında kat'î tebliğin birkaç haftadan evvel neşredilemiyeceğinden ve Prenses Elizabeth ile Edinburg Dü­künün Kanada'ya vapurla gitmekten vaz geçtiklerinden, fakat 2 Ekimde Quebec'te bulunmak üzere seyahatleri­ni uçakla yapacaklarından bahsedil­mişti.

Kralın tahta çıkmadan evvelki haya­tında cereyan eden hâdiseler kuvvetli bir karaktere sahip olduğunu göster­mişti. Her yaptığı iş hasletlerinin mem­leketin istediği hiç bir vazifeden ne kadar güç, beklenmedik ve arzu edil­medik olursa olsun kaçmmıyacağmm bir teminatı olduğunu ortaya koymuş­tur.

Kral beşinci George ve Kraliçe Mary'-nin ikinci oğulları, Prens Aîbert Fre-derick Arthur George 14 Aralık 1895'te Kraliçe Viktoryamn kocası Prens AI^ bert'in ölümünün seneidevriyesinde Sandringham'da dünyaya gelmişti. Kendisi ve kardeşleri her İngiliz çocu­ğu gibi öğretmenlerinin eğitimi ile do­lu bir hayat geçirmişlerdi. Aile Bertie diye çağrılan Prens bir denizcinin oğlu denizci olmak istemişti. Böylece ilk de­fa devlet hizmetine 14 yaşındayken girmişti.

Zatürreeden ölüm' derecesinde hasta­landığı Osborne'da ve daha sonra Dar-mouth'ta dört yıl süren bir eğitimden sonra 18 yaşında Hms Collingwood ge­misine girmiş ve basit bir denizci ha­yatı yaşamıştı.Gemiye kömür yüklenirken arkadaşlarına yardım etmiş on­lar gibi yemeğini ekmek, peynir, soğan ve bira teşkil etmişti. Gemide ismi Mr. Johnston'du. İşte bu Mr. Jonston'dur ki asteğmen olarak birinci dünya har­binin en büyük deniz çarpışması olan Jutland muharebesine bir top tareti i-çinde iştirak etmiş ve gösterdiği cesa­ret ve soğukkanlılıktan dolayı Amiral Yellicoe'mn takdirlerine mazhar ol­muştu.

Aberdeen'de apandisitten ameliyat ol­duktan sonra Malaya harp gemisine girmiş teğmen rütbesine terfi etmişti. Fakat mide rahatsızlıkları bariz bir şe­kil almış 1914 ile 1917 arasında 4 defa ameliyat olmuştu. Bir ameliyat daha geçirdikten sonra genç subay denizci­lik emellerine veda etmek zorunda kal­mıştı. İyileştikten sonra yüzbaşı rütbe-sile Fransa'da İngiliz Hava kuvvetlerin­de hizmet görmüş, pilot lisansı almak için çalışmış ve bunda da muvaffak ol­muştu. 1 Temmuz 1920' de faal hizmeti sona erdiği zaman filo komutanı bu­lunmakta idi. Harpten sonra Cambridge'de Trinity kolejine girerek bir sene hususî tetkiklerde bulunmuş, sermaye ve iş, barındırma, işçilerin refahı ve i-yi vatandaşlık gibi içtimaî mevzuları ele almıştı.

Hükümdarın ikinci oğluna verilen ta­rihî York Dükü unvanı 24 yaşında iken kendisine tevcih edilmişti.

Daha sonra sanayici prens diye tanın­mağa başladı. Çünkü sanayide refah teminine matuf bir hareketin lideri bu­lunuyordu. Sık sık fabrikalarda, kö­mür ocaklarında geziyor, bir likomotif veya bir tramvay kullanıyor, bir laboratuar veya bir hastane açıyor, mektepte talebelere ve işçilere hitap ediyordu.

1923 Ocak ayında üç sene süren yakın bir dostluk hayatından sonra Strath-more Kontu ve Kontesinin küçük kız­ları Lady Elizabeth BowesLyon ile nişanlanmış ve 26 Nisan 1923 te Westminster Abbeyde evlenmişti.

Üç sene sonra İskoçya kralı ikinci Ro-birt'in damadı Sir Jhon Lyon'un so­yundan olan Düşes Elisabeth Alexand-ra Mary'yi babasının Londrada Wayiairde Bruton sokağındaki evinde dün­yaya getirmişti.

Ağustos 1930'da da ikinci kızları Pren­ses Margaret Rose, Farshire'deki Glamis şatosunda doğurmuştu. Prenses üç asırdan fazla bir zamandan beri Skoç-yada dünyaya gelen ilk hanedan men­subu çocuk olmuştu. Kral altmct Geor-ge'un en büyük sıkıntısı konuşma zor­luğu idi. Fakat bunu sabırlı, karısının yardımı ile yenmeğe muvaffak olmuş­tu.

Evlendikten sonra iki sene mütemadi­yen konuşma dersleri almış ve denile­bilir ki yeniden konuşmasını öğrenmiş­ti.

Gal Prensi yr^ancı memleketlerde ol­duğu zaman Y^:k Dükü müteaddit merasimlere iştirak etmiş, yüzlerce nu­tuk söylemişti.

Î924'te Düşesle beraber Kenya ve Ugandayı gezmiş, av partilerine iştirak etmiş ve bir Gergedan vurmuştu. 1927' de Avustralya'yı ziyaret etmişler ve Kral beşinci George adına Avustralya'­nın başşehri Canberra'nın kuşat resmi­ni yapmışlardı.

Müteaddit vesilelerle Dük Fransa, Al­manya, Belçika ve Norveç'i ziyaret et­miş, fakat daha sonra anavatandaki va­zifelerin artmasile İngiltere ve îskoçya'nın her tarafındaki faaliyetlere iş­tirak etmişti.

Radyo, Boks, Tennis ve hafiye hikâye­leri kralın başlıca eğlenceleri arasın­daydı. Sinemayı da çok sever ve saat­lerce çocuklarının filmini çekerdi. Son çıkan romanları ve en ağır Sosyolojik eserleri okurdu.

İmparatorluk hakkındaki bilgisi gayet genişti ve ailesi kendisini ayaklı An­siklopedi diye çağırırdı. Kardeşlerin­den daha mütefekkir olduğu gibi Golf sahasında ve tenis kortlarında onlarla boy Ölçüşürdü. İyi bir binici, nişancı ve balıkçı idi. Sadık bir zevç ve iyi bir ba­baydı. En büyük sevdiği çocuklardı. Ne kadar meşgul olursa olsun daima vaktinin bir kısmını onlara hasreder-di.

Kent eyaletinde. New Romney yakı­nındaki Littlestone hava alanında her yaz 17 ilâ 18 yaş arasında 400 genç i-çin bir kamp kurardı, bunların 200'ü Eton, Harrow, Rugby ve Winckester gibi mekteplerden gelen diğer iki yüzü de sanayi merkezlerinde çalıdan ço­cuklardan müteşekkildi.

Bir sene, York Dükü iken, kampta gençler Push Ball denilen bir top oyununda hakem olmasını talep etmişler, fakat Dük kendisinin de oyuna iştirak edeceğini söylemişti.

Büyük bir topun elle itilerek oynan­dığı bu oyun esnasında gençlerden biri Dükü arkasından iterek «Ha gayret de­mişti» Dükte kendisinin kuvvet sarf et­mediğini zannetmelerine karşı gücene­rek «gayret ediyorum" demişti.

İşte George VI. nın krallık mesleğine getirdiği ruh budur.

— İstanbul:

İngiltere'nin yeni genç hükümdarı İkinci Elizabeth'in hal tercümesi:

York Dükü ile Düşesinin ilk çocukları olarak 21 Nisan 1926'da Street'te dün­yaya gelen Elizabeth Alexandra Mary' nin günün birinde İngiltere hükümdarı olacağına pekaz kimse ihtimal vermiş­tir. Fakat unutmayalım ki zamanımızın en Sansasyonel aşk masalı ile haddi kusvasına varan belirli hâdiselerin zin­ciri bu küçük kızı bugün yer yüzünün en büyük tahtına çıkarmış bulunmak­tadır.

Elizabeth, herhangi bir genç kız gibi yetişmiştir. Elizabeth, yüzmeği, ata binmeyi ve açık hava sporlarını sever. Piyano ve mükemmel Fransızca öğren­miştir. Ama Almancası kuvvetli sayıl­maz. Hele matematik ile başı hiç hoş değildir. Coğrafyayı da bir İngiltere kraliçesinin böyle bir dersten kaçma-mıyacağı için öğrenmiştir. Ayrıca gö­nüllü bir izcidir. İki numaralı dünya harbi sıralarında askerliğe yazılmış, yardımcı kıtalar hizmetinde vazife ala­rak çalışmıştır.

Büyük babası beşinci Kral George öl­düğü zaman, henüz 10 yaşlarını sür­mekte bulunan Elizabeth, körpe ben­liğinde ilk defa ölümün manâsını du­yarak cenaze alayına iştirak etmiştir. Amcası, kalbinin sesine uyarak tahtın­dan feragat edip, babası onun yerine altıncı George unvanile hükümdar olunca, bütün aile Buckingham sarayına nakletmiş ve Elizabeth 11 yaşlarında Veliaht sıfatiyle kraliçe olmak sanatı­nı öğrenmeye başlamıştır. Muallimleri ona Meşrutiyet tarihi, Jeopolitik bahis­ler ve diğer ilimlerle birlikte «müs­temlekeler» dersleri vermişlerdir. Sa­ray memurları bir yandan hanedan an' anelerini belletirken bir yandan da muhtelif tabakadaki insanlarla konuş­ma adabını öğretmişlerdir.

Elizabeth, resmî manâsile hiç mektebe I gitmemiştir. Sarayda, resim sergilerin-l devetalim meydanlarındageçen 241 saatlik hayatı ona mektepvazifesini görmüştür.

İki numaralı dünya harbinde Prenses J Elizabeth'i Londra'nın 32 kilometre di-1 şma Windsor şatosuna gönderilmiş. 14 yaşında 1940 yılının karanlık günlerin­de İmparatorluk camiasının çocukları-1 na hitap ile, radyoda ilk konuşmasını yapmıştır.

Kral ailesi, bütün harp boyunca İngi­liz halkına birbirine perçinleşmiş bir kuvvet ve cesaret örneği olmuştur.

Yaşı büyüdükçe, sosyal hizmet vazife­leri de artan Elizabeth, bir harp gemi­sini denize indirmiş, bir Amerikan bombardıman uçağına isim koymuş, şimali İrlanda'ya seyahat etmiş ve 1944 yılında 18 yaşma basınca da kralın gaybubetinde îngiltereyi idare eden Devlet Şurasına âza seçilmiştir.

1947'de 21 yaşma basarak, reşitlik ça­ğına erişmiştir.

Elizabeth 9 Temmuz 1947'de güney Afrika seyahatinden dönünce Anne ve babası, en derin bir haz ve memnun­lukla, kızlarının nişanlandığını teb'ala-rma ilân etmişler ve Prenses Elizabeth 20 Kasım 1947'de çok sevdiği Prens Philip Mountbaten ile evlenmiştir. Bir sene sonra da 14 Kasım 1948'de ilk çocuğu İngilterenin müstakbel kralı Prens Charles doğmuş, ikinci çocuğu da gönlünün dilediği gibi kız olmuştur, Prenses Anne 15 Ağustos 1950'de dün­yaya gelmiştir. Pederinin sıhhati bozul­mağa yüz tuttuğu nisbette vazifeleri çoğalıp ağırlaşan Prenses Elizabeth yılmadan, usanmadan her yere koşmuş, seyahatlere çıkmış, çeşitli törenlere ri­yaset etmiş ve bu suretle hükümdarlık bilgi ve görgüsünü ilerletip kökleştir-miştir.

Babası kralın, uykuda ve huzur içinde hayata gözlerini yumması ile bugün İngiltere tahtına çıkmış bulunmakta­dır.

— Ankara:

İngiltere Kralı 6'nci George'un vefatı haberi şehrimiz resmî ve hususî mah­filinde derin bir teessür uyandırmıştır. Dost ve müttefik İngiliz milletinin uğ­radığı bu büyük kayıp dolayısiyle bu­gün bayraklar yarıya indirilmiştir.

7 Şubai 1952

Ankara:

Büyük Millet Meclisi Özel Kalem Mü­dürü Bedri Akyüz bugün. İngiliz bü­yükelçiliğine giderek Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan adına Kral VI. George'un ölümü münasebe-tile açılmış olan defteri mahsusu imza­lamıştır.

Ankara:

Başbakan Adnan Menderes ve Dışiş­leri Bakanı Profesör Fuad Köprülü dün akşam saat 18'de İngiltere büyükelçili­ğine giderek Kral VI. George'un Ölü­mü münasebetile açılmış olan defteri mahsusu imzalamışlardır.

îstanbul:

Hür insanlık ideali uğrunda Korede kahramanca çarpışarak şahadet merte­besine ulaşan piyade yüzbaşısı Cevad Olhon ve üstteğmen Selâhattin Ereğ-men'in anneleri bayan Sadiye Olhon ve bayan Safiye Ereğmen ile Kore ga­zilerimizden Üsteğmen Şeref Ünüvar' m madalyaları bugün saat 15 de İstan­bul Üniversitesi bahçesinde yapılan tö­renle, Birleşik Amerika Cumhurbaşka­nı adına Amerikan Askerî Ataşesi Al­bay Mead tarafından verilmiştir.

Törende, Vali adına Vali Muavini Fuad Alper, İstanbul Merkez Komutanı Tuğ­general Reşit Erkmen, îstanbul Üniver­sitesi Rektörü Profesör Kâzım İsmail Gürkan, üniversite profesörleri, Emni­yet Müdürü, Birinci Ordu Temsil Bü­rosu Başkam Kurmay Yarbay Cemal Yıldırım, yüksek rütbeli Türk ve A-merikan subayları, gençlik teşekkül­leri, Askerî Okul öğrencileri, Kore harbine iştirak etmiş subay ve ast su­baylar ile kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.

Alay sancağım hamil bir piyade birli­ğinin ve Kuleü Askerî Lisesi merasim bölüğünün teftişinden sonra, törene Türk ve Amerikan Millî Marşlarının çalınması ile başlanmış müteakiben merasim başkanı Tuğgeneral Reşit Erkmen aşağıdaki hitabede bulunmuş­tur:

^Kahraman Türk annesi, yiğit Türk subayı»

Hürriyetin ve ■hür yaşamanın sınırla­rında yapılmakta olan hür dünya savaşındaki başarıları bu mutlu törenle anmak ve kutlamak fırsatını bir daha bulmuş oluyorum.

Kore, Türk savaş birliğinin kahraman mensupları, milletlerin hakları, hürri­yetleri ve bağımsızlıkları uğrunda kah­ramanca dövüşüyor, insan haklarını tanıtmak yolunda yiğitçe savaşıyorlar.

Ecdadımızın kahramanlık destanların­dan yeni ve yüksek değerde örnekler veriyorlar. Yalnız bizlerin değil insan­lık âleminin de takdirlerim hayranlık­larını kazanıyorlar.

Artık sizler bu kahramanlık ve yiğit­lik nişanlarını göğüslerinizde gezdire­cek, yurt hizmeti bakımından milleti­mizin ve hürriyeti seven milletlerin gü­ven ve saygısını daima üzerinize çe­kecek ve toplayacaksınız.

Ne mutlu sizlere, ne mutlu o annelere ki böyle kahramanlara canlarından can ve kanlarından kan vermiş ve bu yiğitleri temiz sütleri ile beslemiş, bü­yütmüşlerdir.

Aziz gençler, hürriyetsiz saadet olma­yacağına inanmış, bahtiyar yaşamanın birinci unsurunun yurt sevgisine daya­nan cesurluk olduğunu ecdadından mi­ras yolu ile almış, millet ve devlet ola­rak bağımsız yaşamayı vicdanlarının mukaddes ülküsü bitmiş olan münev­ver Türk gençliğinin temiz topluluğu karşısında bu törenin yapılışı siz asil Türk gençleri için de ayrı bir iftihar ve özel bir gurur kaynağı olacak kıy­mettedir.

Kepinizi ve milletimizin en derin min­net ve şükranını kazanan aziz şehitle­rimizin muhterem annelerini ve gazi­lerimizi yürekten sevgi ile selâmlar ve mukaddes şehitlerimizin mübarek ruh­larına Allahtan büyük mağfiretler di­lerim. »

Tuğgeneral Reşit Erkmen'in hitabesin­den sonra söz alan Üniversite Rektörü Prof. Kâzım ismail Gürkan, bu töre­nin üniversite muhitinde yapılmasın­dan dolayı üniversite gençliğinin duy­duğu derin memnuniyeti ve gençliğin şükranlarını belirtmiş, ve üniversite adına ordumuzu selâmladıktan sonra Kore şehitlerini rahmetle anarak gazi­lere saadetler temenni etmiştir.

Daha sonra üç üniversiteli genç söz a-larak Türk kahramanlığını belirten ve­ciz hitabelerde bulunmuşlardır.

Konuşmaları müteakip Amerika As­kerî Ataşesi Albay Mead şehit subay­ların anneleri ile yararlığı görülen Üs­teğmen Şeref Ünüvar'a madalyalarını takdim etmiş ve ilkokul öğrencilerin­den bir grup aziz şehitlerin annelerine birer buket vermişlerdir.

Tören bir geçitresmi ile sona ermiştir.

Kahraman şehitlerimizden yüzbaşı Ce-vad Olhon ve Üsteğmen Selâhaddin E-regemen gümüş ve gazi üsteğmen Şe­ref Ünüvar da bronz yıldız madalyaları ile taltif edilmişlerdir.

9 Şubai 1952

— Ankara :

Türk Parlâmentolar Birliği Meclis Grupu Başkanlığındanbildirilmiştir:

Bugün saat 10.30 da Büyük Millet Meclisinde heyeti umumiye halinde toplanan Parlâmentolar Birliği Meclis Grupu İzmir milletvekili Avni Baş-man'ı umumî heyet riyasetine ve Niğ­de milletvekili Fahri Köşkeroğlu ile Aydın milletvekili Cevat Ülkü'yü kâ­tipliklere seçtikten sonra raporun o-kunmasma geçilmiş ve bunu müteakip açılan müzakerelerde, grupun faaliyeti etrafında geniş izahat alındıktan son­ra 1910 dan beri ilk defa olarak Türki­ye'nin merkez icra komitesine seçil­diği memnuniyetle kaydedilmiştir.

Bilhassa Eylül ayı içinde İstanbul'da yapılan konferans üzerinde duran üye­ler grupun bu nevi faaliyetlerini teşvik ve teşci etmiş ve milletlerarası müna­sebetlerde çok faal olmak hususundaki kararını hararetle desteklemişlerdir.

Yapılan seçimler sonunda idare heye­tine İzmir milletvekili Cihad Baban, İstanbul milletvekili Salamon Adato, İzmir milletvekili Osman Kapani, Bur­sa milletvekili Halûk Şaman, Antalya milletvekili Ahmet Tokuş, Hatay mil­letvekili Abdürrahman Melek, Niğde milletvekili Necip Bilge, Konya millet­vekili Ziyad Ebüzziya ve Giresun mil­letvekili Hayrettin Erkmen'in seçildik­leri görülmüştür.

İdare heyeti kendi arasında yaptığı va­zife taksiminde başkanlığa İzmir mil­letvekili Cihad Baban'ı, ikinci başkan­lığa İzmir milletvekili Osman Kapani'-yi, Genel sekreterliğe, İstanbul millet­vekiliSalamon Adato'yu ve muhasip

üyeliğe de Bursa milletvekili Halûk Şaman'ı intihap etmiştir.

Grup denetçiliğine ^Kütahya milletve­kili Hakkı Gedik ve Erzurum milletve­kili Sait Başak seçilmişlerdir.

Ankara :

Hint resim ve fotoğraf sergisi bugün saat 16 da Sergievi binasında törenle açılmıştır.

Törende Dışişleri Bakanı Profesör Fu-ad Köprülü, Millî Eğitim Bakanı Tev-fik İleri, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete, bazı milletvekilleri, Proto­kol Umum Müdürü, Basın-Yaym ve Turizm Genel Müdürü Halim Alyot, Belediye Başkanı Atıf Benderlioğlu, Kordiplomatik ve yabancı elçilikler a- taşeleri ile seçkin davetli kitlesi hazır j bulunmuştur.

Ankara:

Demokrat Parti Genel İdare Kurulun­dan tebliğ edilmiştir:

1— Merkez Haysiyet Divanı ile parti meclis grupu haysiyetdivanlarından müteşekkil müşterekhaysiyet divanı başkanlığındanalman9.2.952tarihli yazılara göre,Çanakkalemilletvekili Süreyya Endik ile Zonguldak milletve­kili Abdürrahman Boyacıgillerin tüzüJğe muhalefeti tesbit edilen hal ve ha­reketlerinden dolayı tüzüğümüzün 23*1
üncü maddesine tevfikan partiden çı­karıldıkları bildirilmiştir.

2— Bazı gazeteciler de bu iki millet­vekilinden maada bazı milletvekillerimizin Haysiyet Divanına verildiği ya­zılmaktadır.Buikimilletvekilinden maada hiç bir milletvekili arkadaşımız Haysiyet Divanına verilmiş değildir.

10 Şubat 1952

Ankara:

Elen BaşbakanYardımcısı ve Dışişleri BakanıSofoklesVenizelosile birlikte memleketimizi ziyaret etmiş olan Elen gazetecileri,Basın-YaymveTurizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot'a Ati* na'dan aşağıdaki telgrafı göndermişleri dir:

Halim Alyot

Basın-Yaym ve Turizm Genel Müdürü

Ankara I

Atina'ya avdet eder etmez güzel memJ leketinizde,tarafınızdanbize karal

gösterilen mütehassis edici misafirper­verlikten dolayı size candan teşekkür­lerimizi bildirmemize musaraat ediyo­ruz. Çok kısa sürmüş olan temasları­mız, iki komşu millet arasında başh-yan yeni dostluk devresinin lehine ne­ticeler vereceğini size temin ederiz. Hükümetinize derin hürmet hislerimizi ve resmî makamlar tarafından olduğu kadar Türk milleti tarafından da hak­kımızda gösterilen bu derece iyi niyetli hüsnü kabulden dolayı hararetli, teşek­kürlerimizin iblâğını rica ederiz.

Yakında yeniden görüşmek"ümidiyle. Atina Basın Temsilcileri

II Şubat 1952

Ankara:

Bildirildiğine göre, ■ müteveffa İngiltere Kralı 6' ncı George'un cenaze merasi-ıme bizzat Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar iştirak edecektir. Bu seyahatle­rinde Bayar'in maiyetlerinde Adliye Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, Sam­sun milletvekili ve Dışişleri komisyonu Başkanı Firuz Kesim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Dışiş­leri Bakanlığı Umumî kâtibi büyükelçi Cevat Açıkalm, Cumhurbaşkanlığı baş­yaveri Nurettin Alpkartal, Hususî ka­lem Müdürü Fikret B-elbez, Donanma Komutanı Amiral Rıdvan Koral, Birin­ci Hava Kuvvetleri Komutanı Tekin Anburmı, Londra büyükelçiliği masla­hatgüzarı Kadri Rizan, Büyükelçilik müsteşarı Orhan Eralp, Genelkurmay Başkanlığı Emir subayı üsteğmen Ra-gıp Ulubay bulunacaktır.

Kraliçe Majeste Elizabeth'in kit'a gön­dermek suretile herhangi bir külfete katlanılmaması hususunda izhar ettik­leri arzu üzerine cenaze törenine tara­fımızdan askerî birlik gönderilmesin den sarfınazar edilmiştir.

İstanbul

Müteveffa İngiltere kralı majeste 6 ncı George'un cenaze merasiminin yapıla­cağı 15 şubat cuma günü memleketi­mizde matem günü olarak kararlaştı­rılmış ve o gün bayrakların yarıya in­dirilmesi, gazino, bar ve mümasil mü­esseselerde çalgı çalınmaması, tiyatro ve sinemaların kapalı kalması ve rad­yoda sadece klâsik müzik çalınması İç­işleri Bakanlığı tarafından Vilâyete bildirilmiştir.

12 Şubat 1952

—Edirne:

Tarihî Kırkpınar güreşleri komitesi başkanlığından bildirilmiştir: İsveç'te yaptıkları güreşler sırasında bir saat çalma hâdisesindeki durumları bakımından tavır ve hareketleri Türk pehlivanlığı edep ve an'anesine leke teş kil ettiğinden, haklarında yapılan res­mî tahkikat neticelenince asıl karara varılmak üzere şimdilik Ali Yücel'e ve Bektaş Çan'a pehlivanlık unvanı veril­memesi kararlaştırılmıştır.

Ankara:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, müte­veffa İngiltere Kralı 6'ncı George'un cenaze törenine iştirak -etmek üzere bu akşam saat 21.05'te kalkan Ankara eks­presine bağlı hususî vagonlariyle şeh­rimizden İstanbul'a hareket etmişler­dir.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'm maiyetlerinde Adalet Bakanı Rükned­din Nasuhioğlu, Samsun milletvekili ve Dışişleri komisyonu başkanı Firuz Ke­sim, Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut, Donanma Komutanı Amiral Rıdvan Koral, Birinci Hava Kuvvetleri Komutanı Tekin Arıburnu, Dışişleri Bakanlığı umumî kâtibi bü­yükelçi Cevat Açıkalm, Cumhurbaş­kanlığı başyaveri Nurettin Alpkartal, Hususî kalem Müdürü Fikret Belbez, Haberler ve Yayınlar Dairesi Müdürü Şerif Arzık, Genelkurmay Başkanlığı E-mir subayı üsteğmen Ragıp "Ulubay bulunmaktadırlar.

Cumhurbaşkanımız istasyonda Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Devlet Ba­kanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağa-oğlu, Bakanlar, Meclis Riyaset Divanı üyeleri, Encümen Başkanları, Demok­rat grupu Başkan ve İdare Kurulu ü-yeleri, milletvekilleri, Kordiplomatik, Cumhurbaşkanlığı ve Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Genel kâtipleri, Başbakanlık müsteşarı ve müsteşar muavini, Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürü Halim Alyot, Ankara Vali Ve­kili Belediye Başkanı ile mülkî ve As­kerî erkân tarafından uğurlanmışlar-dır.

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Başbakan AdnanMenderes

ve Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köp­rülü, Cumhurbaşkanımızı Çiftlik istas­yonuna kadar teşyi etmişlerdir.

İngiliz Büyükelçisi ile elçilik müsteşa­rı ve Afganistan Büyükelçisi Cumhur­başkanımıza iyi yolculuk temennisinde bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanımız gara gelişlerinde ve uğurlanışlarında kalabalık bir halk kitlesi tarafından alkışlanmışlardır.

13 Şubat 1952

— İstanbul

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar mai­yetlerinde Adalet Bakanı Rüknetün Nasuhioğlu, Samsun milletvekili ve Dı­şişleri komisyonu Başkanı Firuz Ke­sim, Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut, Dışişleri Bakanlığı u-mumî kâtibi büyükelçi Cevat Açıkaİm, Birinci Hava kuvvetleri komutanı Ge­neral Tekin Arıburnu, Cumhurbaşkan­lığı başyaveri kurmay Yarbay Nuret­tin Alpkartaî, Cumhurbaşkanlığı husu­sî kalem Müdürü Fikret Belbez, Haber­ler ve Yayınlar Müdürü Şerif Arzik, Genel Kurmay Başkanlığı emir subayı üsteğmen Ragıp Ulubay olduğu halde bugün saat 9,20'de yataklı eksprese bağlanan hususî bir vagonla şehrimize gelmiştir.

Cumhurbaşkanımızı Tuzla'da İstanbul milletvekili Dr. Mükerrem Sarol, Pen-dikte de Vali ve Belediye Başkanı Prof. Fahrettin Kerim GÖkay karşılamışlar­dır.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Hay­darpaşa garında İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Harp Akade­misi komutanı Korgeneral Fevzi Men-güç, Londra'ya giden heyete iltihak e-decek olan Donanma komutanı Tüma­miral Rıdvan Koral, İstanbul Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, İstanbul Deniz komutanı Tuğamiral Tacettin Talayman, Emniyet Müdür vekili, Şehir Meclisi üyeleri, basın men­supları ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmıştır.

Haydarpaşa garında İngilterenin şeh­rimiz başkonsolosu Williamson Napi-er, Cumhurbaşkanımıza hoş geldiniz demiştir.

Cumhurbaşkanımız Haydarpaşadan motöre binerken kalabalık halk kütlesi kendilerine coşkun tezahüratta buluJ narak, «yolunuz açık olsun» demiştir. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, man yetindeki zevatla birlikte motörle Dol| mabahçe sarayına gelmiş, oradan da ı tomobille Vali konağına gitmişlerdir

■— Samsun:

Tütün piyasasının açılışında faulunr üzere şehrinize gelen Gümrük ve Tekd Bakanı Sıtkı Yırcah,tüccar ve ekici-] lerle piyasa hakkında görüşmeler yapj mıştır. Sıtkı Yırcah, bu görüşmelerinde: bilhassa tütün ekiminin, rekoltenin du­rumu ve ihraç vaziyetlerihakkında malûmat verdikten sonra ezcümle şun­larısöylemiştir:

«Karadeniz piyasasının mubayaa işlel her sene kendisine mahsus hususiyeti lerle daha ağır ve geç inkişaf eder. Him kûmetin destekleme mubayaalarında takip edeceği politika Ege'deki mübal yaalardaki esaslar içinde seyredecektir! Biz müstahsilin malının tamamen tüm car tarafından tütünün nevine ve çeşi-l dine göre değerlendirilmesini arzu edi­yoruz. Bu takdirde ihtiyacımız dışında hiç tütün almamakla memnun oluruz. Fakat ekicinin tütünü iç ve dış piyasa­ların icabettirdiği fiatlardan aşağı bfl ölçüde alınmak istenirse o zaman bu değerler dahilinde son kilosuna kadar destekleme mubayaasına devam edece­ğiz. Ege'ds olduğu gibi tüccar ve müs­tahsillerimizin hükümetimizle elbirliği ederek hepimizin müşterek menfaatle­ri dahilinde hareket edeceklerini ümif etmekteyiz. Bakanlığımız ve onun | mma Tekel İdaresi piyasanın açıldığı günden son tütün partisi satılmcaya kadar destekleme vazifesini görmekti devam edecektir. Bunun için bir tara tan müstahsilin ve bir taraftan da tüc­carın maddi ve manevî yardımcısı olal rak vazifemizi görürken onların da tim müşterek bir duygu ile müzahir olacak­larından emin bulunmaktayız.»

Bundan onra sorulan muhtelif suallere cevap verilerek toplantıya son veri]-] mistir.

Bakan, beraberinde Demokrat Parti Meclis Grupu Başkanvekillerinden E-sat Budakoğlu, Balıkesir milletvekille­rinden Ahmet Kocabıyıkoğlu, Arif KaJ hpsızoğlu, Samsun milletvekili, VaHj Belediye Başkanı olmak üzere şehirde-1 muhtelif teşekkülleri, partileri ziyarec etmiş ve Belediye Meclis üyeleriyle hasbıhalde bulunmuştur.

ve Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köp­rülü, Cumhurbaşkanımızı Çiftlik istas­yonuna kadar teşyi etmişlerdir.

İngiliz Büyükelçisi ile elçilik müsteşa­rı ve Afganistan Büyükelçisi Cumhur­başkanımıza iyi yolculuk temennisinde bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanımız gara gelişlerinde ve uğurlanışlarında kalabalık bir halk kitlesi tarafından alkışlanmışlardır.

13 Şubat 1952

— İstanbul

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar mai­yetlerinde Adalet Bakanı Rüknetün Nasuhioğlu, Samsun milletvekili ve Dı­şişleri komisyonu Başkanı Firuz Ke­sim, Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut, Dışişleri Bakanlığı u-mumî kâtibi büyükelçi Cevat Açıkaİm, Birinci Hava kuvvetleri komutanı Ge­neral Tekin Arıburnu, Cumhurbaşkan­lığı başyaveri kurmay Yarbay Nuret­tin Alpkartaî, Cumhurbaşkanlığı husu­sî kalem Müdürü Fikret Belbez, Haber­ler ve Yayınlar Müdürü Şerif Arzik, Genel Kurmay Başkanlığı emir subayı üsteğmen Ragıp Ulubay olduğu halde bugün saat 9,20'de yataklı eksprese bağlanan hususî bir vagonla şehrimize gelmiştir.

Cumhurbaşkanımızı Tuzla'da İstanbul milletvekili Dr. Mükerrem Sarol, Pen-dikte de Vali ve Belediye Başkanı Prof. Fahrettin Kerim GÖkay karşılamışlar­dır.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Hay­darpaşa garında İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç, Harp Akade­misi komutanı Korgeneral Fevzi Men-güç, Londra'ya giden heyete iltihak e-decek olan Donanma komutanı Tüma­miral Rıdvan Koral, İstanbul Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, İstanbul Deniz komutanı Tuğamiral Tacettin Talayman, Emniyet Müdür vekili, Şehir Meclisi üyeleri, basın men­supları ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından karşılanmıştır.

Haydarpaşa garında İngilterenin şeh­rimiz başkonsolosu Williamson Napi-er, Cumhurbaşkanımıza hoş geldiniz demiştir.

Cumhurbaşkanımız Haydarpaşadan motöre binerken kalabalık halk kütlesi kendilerine coşkun tezahüratta buluJ narak, «yolunuz açık olsun» demiştir. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, man yetindeki zevatla birlikte motörle Dol| mabahçe sarayına gelmiş, oradan da ı tomobille Vali konağına gitmişlerdir

■— Samsun:

Tütün piyasasının açılışında faulunr üzere şehrinize gelen Gümrük ve Tekd Bakanı Sıtkı Yırcah,tüccar ve ekici-] lerle piyasa hakkında görüşmeler yapj mıştır. Sıtkı Yırcah, bu görüşmelerinde: bilhassa tütün ekiminin, rekoltenin du­rumu ve ihraç vaziyetlerihakkında malûmat verdikten sonra ezcümle şun­larısöylemiştir:

«Karadeniz piyasasının mubayaa işlel her sene kendisine mahsus hususiyeti lerle daha ağır ve geç inkişaf eder. Him kûmetin destekleme mubayaalarında takip edeceği politika Ege'deki mübal yaalardaki esaslar içinde seyredecektir! Biz müstahsilin malının tamamen tüm car tarafından tütünün nevine ve çeşi-l dine göre değerlendirilmesini arzu edi­yoruz. Bu takdirde ihtiyacımız dışında hiç tütün almamakla memnun oluruz. Fakat ekicinin tütünü iç ve dış piyasa­ların icabettirdiği fiatlardan aşağı bfl ölçüde alınmak istenirse o zaman bu değerler dahilinde son kilosuna kadar destekleme mubayaasına devam edece­ğiz. Ege'ds olduğu gibi tüccar ve müs­tahsillerimizin hükümetimizle elbirliği ederek hepimizin müşterek menfaatle­ri dahilinde hareket edeceklerini ümif etmekteyiz. Bakanlığımız ve onun | mma Tekel İdaresi piyasanın açıldığı günden son tütün partisi satılmcaya kadar destekleme vazifesini görmekti devam edecektir. Bunun için bir tara tan müstahsilin ve bir taraftan da tüc­carın maddi ve manevî yardımcısı olal rak vazifemizi görürken onların da tim müşterek bir duygu ile müzahir olacak­larından emin bulunmaktayız.»

Bundan onra sorulan muhtelif suallere cevap verilerek toplantıya son veri]-] mistir.

Bakan, beraberinde Demokrat Parti Meclis Grupu Başkanvekillerinden E-sat Budakoğlu, Balıkesir milletvekille­rinden Ahmet Kocabıyıkoğlu, Arif KaJ hpsızoğlu, Samsun milletvekili, VaHj Belediye Başkanı olmak üzere şehirde-1 muhtelif teşekkülleri, partileri ziyarec etmiş ve Belediye Meclis üyeleriyle hasbıhalde bulunmuştur.

Ankara:

Majeste Kral 6'ncı George'un vefatı münasebetile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan tara­fından İngiltere Parlâmentosu Başka­nına gönderilen taziye telgrafına, Baş­kan Morrison aşağıdaki cevabı gönder­miştir:

Bay Refik Koraltan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Ankara

Majeste Kral 6'ncı George'un vefatı münasebetile göndermiş olduğunuz ta­ziye telgrafı ziyadesile mucibi tahassüs olmuştur.

İbraz ettikleri alâkadan dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine bütün Avam Kamarası üyelerinin teşekkür­lerinin iblâğını rica ederim.

Telgrafınız bugün Meclis huzurunda okunmuştur.

Wİlliam S. Morrison Başkan

İstanbul.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, müte­veffa İngiltere Kralı Altıncı George'un cenaze törenine iştirak etmek üzere bugün saat 15.40'da özel bir K.L,M. u-çağı ile Londra'ya hareket etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımızın maiyetlerinde A-daiet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, Samsun milletvekili ve dışişleri komis­yonu başkanı Firuz K^sim, Ankara mil­letvekili Mümtaz Faik Fenik. Genel­kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut. Dışişleri Bakanlığı umumî kâtibi ■ büyükelçi Cevad Açıkalm, Donanma komutanı Tümamiral Rıdvan Koral, Birinci Hava kuvvetleri komutam Tuğ­general Tekin Arıburnu, Cumhurbaş-.kanlığı başyaveri kurmay yarbay Nu-reddin Alpkartal, Özel kalem Müdürü Fikret Belbez, Haberler ve Yayınlar Dairesi Müdürü Şerif Arzık ve Genel­kurmay Başkanlığı emir subayı üsteğ­men Ragıp Ulubay bulunmaktadırlar.

Cumhurbaşkanımız Yeşilköy hava ala-nnıda şehrimizde bulunan milletvekil­leri. Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Deniz kuvvetleri komutanı Ko­ramiral Sadık Altmcan, İstanbul ko­mutanı Nazmi Ataç, Harp Akademisi komutanı Korgeneral Fevzi Mengüç, Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Suad Kuyaş. Merkez Komutanı Tuğgene­ral Reşit Erkmen, Deniz'komutanı Tuğ­amiral Taceddin Talayman, İstanbul Üniversitesi rektörü Prof. Kâzım İsma­il Gürkan, Emniyet Müdür vekili, Şe­hir M-sclisi üyeleri, Basın mensupları ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından uğurlanmıştır.

Başta Alay sancağı olmak üzere bir ih­tiram kıtası Cumhurbaşkanımıza' se­lâm resmini ifa etmiştir.

Hareketinden Önce 21 atım topla uğur-lanan Devlet Başkanımız kendilerine coşkun tezahüratla iyi yolculuk dile­ğinde bulunan, halkı selâmlamışlardır.

gelirimizdeki İngiltere Başkonsolosu da Cumhurbaşkanımıza iyi yolculuk temennisinde bulunmuştur.

Ankara:

Ankara ve İstanbul'da ikişer maç ya­pacak olan Yugoslavya ikincisi Dinamo lakımı, bugün saat 14.25'de bir Yugos­lav yolcu uçağile Şehrimize gelmiştir. Kafile 17 futbolcu, iki idareci ve bir Antrenörden ibarettir.

Dinamo takımı, cumartesi günü Genç-lerbirliği - Demirspor karması ve pa­zar günü Ankara Garnizon takımı ile karşılaşacaktır.

Dinamo takımı, bu mevsim içinde Vi-yana'da İtalya'nın Lazio takımını 2-0 ve Zagrep'te Wacker'i 6-1 Rapid'i 6-2 yenmiş olup orta Avrupa'nın en kuv­vetli takımlarından biridir.

Ankara:

B. M. Meclisinin bugünkü oturumunda: Erzurum milletvekili Sabri Erduman' m mahrumiyet bölgesi il ve ilçeleri yollarının 1952 yılı programına alınıp almmıyacağma, yol yapımı programın­da hangi esasların gözönünde bulun­durulduğuna, 1951 yılı bütçesine konu­lan paradan Erzurum ve civar illerini birbirine bağlayan yollar için yapılan tahsise, Pasinler, Hınıs ve Muş ovası yolunun 1952 yılı programına alınma­sına ve karayolları onuncu bölge mer­kezinin Erzurum'a nakli hakkında ne düşünüldüğüne dair Bayındırlık Ba­kanlığından sözlü sorusunu cevaplan­dıran Bayındırlık Bakanı Kemal Zey-tinoğlu, Devlet Karayolları Umum Mü­dürlüğünün kanunla çizilmiş bir plân dairesinde faaliyette bulunduğuna i-şaretederek,sorusahibininErzurum

Vilâyetinin bütün yollarının hemen yapılmasını arzu ettiğini fakat mesele memleket zaviyesinden ele alındığı takdirde ayni derecede ehemmiyetli en az 100 güzergâh mevcut olduğunu be­lirtti.

Bayındırlık Bakanı beyanatına devam­la hangi yolların daha Önemli olduğu ve inşaatta ruçhan tanınması icabetti-ğinin uzun tetkikler neticesinde tesbit edildiğini ve buna göre plânlar hazır­landığını ifade etti ve yol meselesinin bütün memleket için ayni derecede mühim bir dâva teşkil ettiği hususuna işaret etti.

Soru sahibi Erzurum milletvekili Sab-ri Erduman, Erzurum Vilâyetinin yol bakımından son derece ihtiyaç içinde bulunduğunu tebarüz ettirerek Vilâ-yellerdeki Bayındırlık Müdürlükleri­nin iyi çalışmadıklarını kadrolarının noksan olduğunu ve köy yollarından evvel Vilâyet merkezlerile kazalar ara­sındaki yolların inşa edilmesi icabet-tiğini ileri sürdü. Soru sahibi Erzurum Vilâyeti dahilindeki yolların durumu hakkında uzun uzun izahat verdikten sonra İspir kazasının Rize yerine Erzu­rum'a bağlanması icabettiği mütalâa­sında bulundu. Sabri Erduman, bu böl­gelerde bulunan tabiî kaynaklardan yolsuzluk yüzünden faydalanılamadığı kanaatini izhar ederek yol meselesi­nin bu memleketin en başta ele alın­ması icabeden bir dâvası olduğunu söy­ledi.

Bu sözlü soru üzerinde Bayındırlık Ba­kanı Kemal Zeytinoğlu ve soru sahibi mütemmim izahat verdiler.

16 Şubal 1952

— Ankara:

Türk ve Alman heyetleri arasında sa­mimî bir anlayış havası içinde bir nıüd-dettenberi Ankara'da cereyan eden müzakereler ahiren sona ermiş ve ha­zırlanan ticaret ve ödeme anlaşmaları ile ekleri ve protokoller bugün Dışişleri Bakanlığında, Türk hükümeti adına Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâ­tı Genel Sekreteri Fatin Rüştü Zorlu ile Almanya Federal Cumhuriyeti hü­kümeti adına Alman heyeti Başkanı Dr. Hans. H. Strack arasında imzalan­mıştır.

Varılan anlaşmalara nazaran Türkiye ile Federal Almanya arasındaki ticarî mübadeleler Avrupa Tediye Birliği an­laşması çerçevesi dahilinde ve Avrupa İktisadî İşbirliği Teşkilâtının almış ol­duğu ve alacağı kararlara uygun olarak cereyan edecektir.

Ticaret anlaşması hükümlerine göre Türkiye Federal Almanya'dan başlıca fonttan ve demirden mamûlât, vagon­lar, borular, makine ve âletler, çimen­tolar, müstahzaratı tıbbiye, pamuk ip­liği, pamuk mensucat ithal edecek ve buna mukabil de başlıca tütün, pamuk, fındık, kuru üzüm, kuru incir, porta­kal ve limon ihraç edecektir. 14 bin ton tütün, 60 milyon dolarlık pamuk, 9 milyon dolarlık fındık, 6 milyon do­larlık kuru üzüm, 1,6 milyon dolarlık tiftik, 1 milyon dolarlık kuru incir'in satılacağı derpiş olunmaktadır.

Almanlarla Torquay'da hazırlanan kar-şihklı Gümrük taviz listeleri de 1 Mart 1952 den itibaren mer'i olamak üzere Gatt dışında yürürlüğe konulmuştur. Bu listelerin yürürlüğe konulmasından sonra kuru üzümlerimiz Federal Al­manya'ya Gümrük resminden muaf o-larak girecek ve fındıklarımız için ö-denen resimde de % 50 bir indirme te­min ■edilmiş olacaktır. Fındık üzerin­deki resmin büsbütün kaldırılması mevzuu üzerinde de çalışılmaktadır.

Diğer taraftan Türkiye ile Almanya a-rasmda mevcut eski anlaşmalar da yü­rürlüğe konulmuş bulunmaktadır.

Ticaret mübadelelerinden mütevellit ödemeler Avrupa Tediye Birliği çerçe­vesi dahilinde icra edilecektir.

İmza merasiminden sonra Fatin Rüş­tü Zorlu ile Alman heyeti Başkanı, iki memleket arasında akdolunan bu an­laşmanın Türk-Alman dostluğunu art­tıracağım ifade etmişlerdir.

— Ankara:

Dışişleri Bakanlığından bildirilmiştir: Türkiye ve Yunanistanm Atlantik Pak­tına iltihaka davet edilmeleri, esas iti­bariyle, geçen Eylülde Ottawada vuku bulan Atlantik Paktı Konseyi toplan­tısında tekarrür etmişti. Bu karar ne­ticesinde, Paktın bazı maddelerinde yapılması icabeden tadilâtı muhtevi o-larak Londrada geçen Ekim ayında pakt üyelerinin temsilcileri tarafından imza edilen protokolün bu devletlerce tasdika iktiran eylemesi üzerine, bu sabah, Amerika'nın Türkiye büyükelçi­si Mr. Mac Ghee Dışişleri Bakanı Prof.

Fuad Köprülü'yü ziyaretle, Atlantik Paktı âkidi devletler nam ve hesabına hükümetinden aldığı talimata tevfikan mezkûr pakta katılmağa Türkiye Cum­huriyetini resmen davet eden vesikayı kendisine tevdi eylemiştir.

Paktın ve Londra protokolünün Türki­ye Büyük Millet Meclisi tarafından tasvibi ve tasdiknamemizin Birleşik Amerika hükümetine usulü veçhile tevdii üzerine memleketimiz Atlantik Paktına tam ve eğit haklarla üye ol­muş olacaktır.

— Ankara:

İki maç yapmak üzere şehrimize gel­miş olan Yugoslav ligi ikincisi Dinamo takımı bugün ilk karşılaşmasını takvi­yeli Ankara-gücü ile yapmıştır. Dina­monun 2-0 galibiyetile sona eren ma­çın tafsilâtı aşağıdadır:

Saha, geçen haftalara nazaran oldukça kuru idi. Tribünleri 10.000 den fazla seyirci doldurmuştu. Saat 15'te takım­lar şu kadrolarla sahaya çıktılar:

Dinamo: Stinçiç-Deliç, Srankoviç-Her-vat, Tzizeriç, Rejekmontula, Benko, Vel, Divorniç, Siner, Morçiç.

Takviyeli Ankara-gücü: Semih-İsken-der, doğan-Hüseyin, Süleyman, Ercü-ment-Seyfi, Hasan, Hüsamettin, Fikret, Celâl.

Hakem: Bedri Kaya Her iki takım da bozuk ve ağır oyun­la başladılar. İngiliz (W) sistemi oyna­yan Yugoslavlar, oldukça uzun boylu oyunculardan müteşekkildi. Devre bo­yunca Ankara-gücü ağır bastı ve hâki­miyeti elinde tuttu ise de, rakip kale önünde forvet şüt pozisyonuna müte­addit defalar girdiği halde birşey ya­pamadığı için gol çıkaramadı. Dinamo, devrenin 38'nci dakikasında Divorniç vasıtasiyle bir gol kazandı ve devre 1-0 Dinamo lehine sona erdi.

İkinci devreye, Ankara-güçlüler sol i-çe Rıdvan'ı alarak çıktılar. Oyun hız­lanmıştı. Dinamo, ilk dakikalarda, teh­likeli akınlar yapmaya başladı. Anka­ra-gücü, hasım takımın havadan oyu­nuna uyduğu için netice alamıyordu. Kırkıncı dakikada Dinamo bir gol da­ha atarak sahadan 2-0 galip ayrıldı.

Maçı müteakip, Yugoslav futbolcuları, bugün çok fena oynadıklarını, sahanın ağır olduğunu, hakem ve seyirciden çok memnun kaldıklarını söylemişlerdir.


17 Şubat 1952

— İstanbul

Müteveffa İngiltere Kralı Altıncı Geor-ge'un cenaze merasiminde hazır bulun­mak üzere çarşamba günü Londraya gitmiş olan Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar bu sabah saat 8 de özel bir K.L. M. uçağı ile şehrimize dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanımızın maiyetlerinde A-dalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, Samsun milletvekili ve Dışişleri komis­yonu Başkanı Firuz Kesim, Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Dışişleri Bakanlığı Umumî kâtibi Büyükelçi Cevat Açıkalm, Do­nanma komutanı Tümamiral Rıdvan Koral, Birinci Hava kuvvetleri komu­tanı Tuğgeneral Tekin Arıburnu, Cum­hurbaşkanlığı başyaveri kurmay yar­bay Nurettin Alpkartal, Hususî kalem Müdürü Fikret Belbez, Haberler-Ya­yınlar Müdürü Şerif Arzık ve Genel kurmay Başkanlığı emir subayı üsteğ­men Ragıb Uluğbay bulunmaktadırlar.

Cumhurbaşkanımız Yeşilköy hava ala­nında şehrimizde bulunan milletvekil­leri, Vali adına vali muavini Fuad Al­per, Birinci Ordu müfettişi Orgeneral Zekâi Okan, İstanbul Komutanı Kor­general Nazmi Ataç, İstanbul Merkez komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, İstanbul Deniz komutanı Tuğamiral Tacettin Talayman, Emniyet Genel Müdürü Kemal Aygün, Şehir Meclisi üyeleri ve Basın mensupları tarafın­dan karşılanmışlardır.

Başta Alay sancağı olmak üzere bir ih­tiram kıtası Cumhurbaşkanımıza selâm resmini ifa etmiştir.

Memlekete avdetinde 21 atım topla selâmlanan Devlet Başkanımıza şehri-mizdeki İngiltere Başkonsolosu da «Hoş geldiniz» demiştir.

Cumhurbaşkanımız Yeşilköy hava a-lamndan otomobil ile ve doğruca Vali konağına gitmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız bu akşam saat 20.05 ekspresine bağlanacak özel bir vagonla Ankaraya hareket edecekler­dir.

— İstanbul

Müteveffa İngiltere Kralı Majeste Al­tıncı George'un ruhunu taziz için bugün saat 11.30'da Galata'daki İngiliz kilisesinde bir âyin yapılmıştır.

Âyinde Vali ve Belediye Başkanı, İs­tanbul Merkez ve Deniz komutanlariy-le İstanbul Üniversitesi Rektörü, şehri-mizdeki yabancı devletler başkonsolos­ları ile İngiliz kolonisine mensup kala­balık birtopluluk hazır bulunmuştur.

Âyine gönderilmiş bulunan çiçekler Kasımpagadaki Deniz hastahanesine hediye edilmiştir.

İstanbul

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar bera­berlerinde Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, Emniyet Müdürü ve baş­yaverleri kurmay yarbay Nurettin Alpkartal bulunduğu halde saat 15'de Süleymaniyedeki Türk ve İslâm eserle­ri müzesine gelmişler, müzedeki yazı koleksiyonlarını tetkik ettikten sonra halıların teşhir edildiği salonlara ge­çerek, burada Müze Müdürü Elif Naci-den izahat almışlar ve müzenin diğer salonlarını da gezerek gördükleri inti­zam ve mükemmeliyetten dolayı Müze Müdürüne takdirlerini bildirmişlerdir. Cumhurbaşkanımız müteakiben Arke­oloji müzesini de ziyaret etmişlerdir.

İstanbul :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar mai­yetlerinde Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, Samsun milletvekili ve Dı­şişleri komisyonu Başkanı Fİruz Ke­sim, Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Nuri Yamut, Dışişleri Bakanlığı U-mumî kâtibi büyükelçi Cevat Açıkalm, Donanma Komutanı Tümamiral Rıd­van Koral, Birinci Hava kuvvetleri komutanı Tuğgeneral Tekin Arıburnu, Cumhurbaşkanlığı başyaveri kurmay yarbay Nurettin Alpkartal, Hususî ka­lem Müdürü Fikret Belbez, Haberler-Yaymlar Dairesi Müdürü Şerif Arzık ve Genel kurmay Başkanlığı Emir su­bayı üsteğmen Ragıp TJluğbay olduğu halde 19.30 vapuru ile Haydarpaşaya geçmişler ve 20.05 ekspresine bağlanan hususî vagonla Ankaraya hareket et­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Haydarpaşa garın­da şehrimizde bulunan milletvekilleri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul komutanı Korgenral Nazmi Ataç, İstanbul Merkez komutanı Tuğ­general Reşit Erkmen, İstanbul Deniz komutam TuğamiralTacettin Talayman, İngiltere şehrimiz başkonsolosu, Emniyet Müdürü, Şehir Meclisi üyeleri, Basın mensusplan ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından coşkun tezahüratla uğurlanmışlardır.

18 Şubat 1952

— Ankara:

İngiltere kralı müteveffa 6'ncı George' un merasiminde hazır bulunmak üzere Londra'ya gitmiş olan ve dün sabah u-çakla İstanbul'a donen Cumhurbaşka­nımız Celâl Bayar, bu sabah saat 9.05' d-s Ankara ekspresine bağlanan Özel bir vagonla İstanbul'dan şehrimize gel­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımızın refakatlerinde A-dalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu, Samsun milletvekili ve Dışişleri ko­misyonu Başkanı Firuz Kesim, Ankara milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Genel kurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya­mut, Dışişleri Bakanlığı Umumî kâtibi Cevat Açıkahn, Birinci Hava kuvvetle­ri komutanı Tuğgeneral Tekin Arıbur­nu, Cumhurbaşkanlığı başyaveri kur­may yarbay Nurettin Alpkartal, Özel kalem Müdürü Fikret Belbez, Haber­ler-Yayınlar Dairesi Müdürü Şerif Ar­zık ve Genelkurmay Başkanlığı emir subayı üsteğmen Ragıp Uluğbay bulu­nuyorlardı.

Çiftlikte Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan tarafından karşılanan Cumhurbaşkanımız garda, resmî bir törenle istikbal edilmiş, Başbakan Ad­nan Menderes, Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Meclis Başkan vekille­ri, Bakanlar, milletvekilleri, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanları, Üni­versite Rektörü, Protokola dahil diğer zevat, kordiplomatik, Ankara Vali mu­avini, Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü ve kesif bir halk toplulluğu tarafından karşılanmışlardır.

Cumhurbaşkanımız, tren istasyona gi­rerken, 21 top atımı ile selâmlanmışlar, trenden inişlerinde bando İstiklâl Mar­şını çalmış ve bir kıt'a asker selâm res­mini ifa etmiştir.

Askerî kıt'ayı teftişten sonra protoko­la dahil zevat ve kordiplomatik ile gö­rüşen Cumhurbaşkanımız, garı doldu­ran büyük bir halk topluluğunun coş­kun tezahüratı arasında otomobillerine binerek doğruca Başbakanlığa gitmiş­lerdir.

İstanbul:

Bu sabah uçakla Londra'dan şehrimi­ze gelen Pakistan Dışişleri Bakanı Ek­selans Zafirullah Han, Türk-İsiâm, Topkapı ve Ayasofya müzeleri ile Sü-leymaniye ve Sultanahmet camilerini gezmiş ve saat 12'de Vilâyete gelerek Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay'ı makamında ziyaret etmiştir.

Ekselans Zafirullah Han, İstanbul şeh­rini ziyaretten duyduğu memnuniyeti, ve çok eski zamandanberi Pakistanın Türkiyeye kalben yakın olduğunu, ve Pakistanlıların, İstanbulun tarih ve kültür zenginliği hakkında büyük ma­lûmat sahibi olduklarını ve şehrimizin inkişafını yakından takip ettiklerini i-fade etmiş ve bugün kısa bir zaman içinde şehrimizde ziyaret ettiği yerle­rin kendisini hayran bıraktığını belirt­miştir.

Prof. Gökay, dost memleket Dışişleri Bakanına şehir adına «Hoşgeldiniz» demiş, Türkiye ve Pakistan arasındaki kardeş hislerinin bütün Türkiyede ve bilhassa şehrimizde hergün biraz daha kuvvetlenerek inkişaf ettiğini, ve müs­teşrikler kongresi sırasında ve kongre­den daha evvel Pakistan donanmasına mensup denizcilerin ve Pakistanlı ilim adamlarının memleketimizi ziyaretleri ile bu münasebetlerin kuvvet bulduğu­nu söylemiş ve Ekselansın şehrimizi zi­yaret münasebeti ile şehrin gerek Va­lisi ve gerek Türk-Pakistan dostluk Cemiyetinin fahri Başkanı sıfatiyle duyduğu memnuniyeti ifad-a etmiştir.

Vilâyete geliş ve ayrılışlarında bir po­lis ihtiram kıt'asi tarafından selâmla­nan Ekselans Zafirullah Han kendisi ile görüşen Anadolu jansı muhabirine, Vali ve Belediye Başkanı ile tanışmak­tan büyük zevk duyduğunu söylemiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

i — Pakistan halkı çok eski zamandan­beri Türkiyeye büyük hayranlık ve sevgi beslemiştir. Bugün de bu sevgi devam etmektedir, ve daima ölecektir.»

İstanbul:

Bu sabah şehrimize gelen Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han refakatinde Pakistanın Birleşmiş Milletlerdeki delegesi Mr. Esad, Pakis­tan büyük elçiliği maslahatgüzarı Mu-hammed Saik, protokol Genel Müdür muavini Şemsettin Mardin olduğu halde bu akşam 20.05 ekspresine bağlanan özel vagonla Ankaraya hareket etmiş­tir,

Dost memleket Dışişleri Bakanı garda Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, Emniyet Müdür vekili Ahmet Tekeli-oğlu, Vilâyet özel kalem Müdürü Nabi Up, Kadıköy Kaymakamı, Türk-Pakis-tan dostluk Cemiyeti temsilcileri ve ba­sın mensuplariyle kalabalık bir halk kütlesi tarafından uğurlanmıştır.

Zafirullah Han hareketinden evvel ba­sın mensuplarına İstanbuldan çok iyi hatıralarla ayrıldığını, bu intibalarmı memleketine götüreceğini söylemiş ye kendisine gösterilen misafirperverliğe karşı teşekkürlerini tekrarlamıştır.

Dışişleri Bakanının gara gelişinde ve trenin hareketinde bir polis müfrezesi selâm resmini ifa etmiştir.

Dost Devlet adamına, şehrimizi ziyare­ti hatırası olarak Vali ve Belediye Baş­kanı adma Hattat Rakım tarafından yazılmış bir levha hediye edilmiştir.

19 Şubat 1952

— İstanbul:

Dışişleri Bakanı Prof. Köprülü, berabe­rinde Genel Kurmay ikinci Başkanı Or­general Şehap Gürler, Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teşkilâtı Genel Sek­reteri Fatin Rüştü Zorlu, Dışişleri Ba­kanlığı umumî kâtibi birinci muavin Muharrem Nuri Birgi, Maliye Bakan­lığı Hazine Umum Müdür muavini Burhan Ulutan, Kurmay yarbay Emin Dirvana, Dışişleri Bakanlığı özel ka­lem Müdürü Sadi Eldem ve Dışişleri Bakanlığı memurlarından Mehmet Haydar olduğu hald« bu sabahki eks­presle Ankara'dan şehrimize gelmiştir. Dışişleri Bakanını Haydarpaşa garında Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Emniyet Müdürü Ahmed Te-kelioğlu, Merkez komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Yüksek rütbeli subaylar, D.P. İdare kurulu üyeleri, polis müfre­zesi ve kalabalık bir halk kütlesi kar­şılamıştır.

Dışişleri Bakanı, selâm resmini ifa e-den polis ihtiram kıtasını teftiş ettik­ten sonra halkın alkışları arasında Haydarpaşa'dan ayrılmıştır.

Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü' nün başkanlığında bulunan heyet, At­lantikPaktıkonseyineiştiraketmek

image001.gifüzere bugün saat 17'de uçakla Roma yolu ile Lizbon'a hareket edecektir.

Ajıkara:

Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Za­firullah. Han, bu sabah saat ll'de mo­torlu trenle Ankara'ya gelmiştir.

Misafir Dışişleri Bakanı garda, Ada­let Bakanı ve Dışişleri Bakan vekili Rükneddin Nasuhioğlu, Dışişleri Ba­kanlığı umumî kâtibi büyükelçi Cevdet Açıkalm, Protokol Umum Müdürü Tevfİk Kâzım Kemahlı, Ankara Vali vekili, Şehir Meclisi Başkanvekili, Em­niyet Müdürü, Merkez komutanı. Türk-Pakistan kültür derneği Başkan ve ü-yeleri ile Hindistan, Norveç, Ürdün ve Suriye elçileri, "Pakistan basın ataşesi ile elçilik ileri gelenleri tarafından kar­şılanmıştır.

İstiklâl Marşının çalınmasından sonra Ekselans Zafirullah Han, selâm resmi­ni ifa eden askerî birliği teftiş etmiş ve garda toplanan halk tarafından alkış­lanmıştır.

Misafir Dışişleri Bakanı Adalet Baka­nı ve Dışişleri Bakan Vekili Rükneddin Nasuhioğlu ile birlikte doğruca misafir köşküne gitmek üzere gardan ayrılmış­tır.

Ankara ekspresinin yemekli vagonun­da vukua gelen derayman dolayısile misafir Dışişleri Bakanını almak üzere Ankara'dan motorlu tren hareket etti­rilmiş ve motorlu tren vak'a yerinden misafir Dışişleri Bakanını ve berabe­rindeki zevatı alarak saat ll'de Anka­ra'ya varmıştır.

Ankara:

Bu sabah şehrimize gelen Pakistan Dı­şişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han Cumhurbaşkanlığı köşküne giderek defteri mahsusu imzalamış ve mütea­kiben Atatürk'ün Etnografya müzesin­deki muvakkat kabrine giderek bir çe­lenk koymuş ve saygı duruşunda bu­lunmuştur.

Muvakkat kabre gelişlerinde ve ayrı­lışlarında Ekselans Zafirullah Han bir polis müfrezesi tarafından selâmlan-mıştır.

Ankara:

Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han bu sabah saat 11.45'te Dışişleri Bakanlığınagiderek Adalet


Bakanı ve Dışişleri Bakan Vekili Rük­neddin Nasuhioğlu'nu makamında zi­yaret etmiştir.

Ankara:

Türkiye'nin kuzey Atlantik Paktı Teş­kilâtına aslî üye olarak katılması mü­nasebetiyle kazanılan başarıdan dolayı muhtelif dernek, teşekkül ve vatan­daşlardan Büyük Millet Meclisi Baş­kanlığına tebrik etlgrafları gelmekte­dir.

—■ Ankara:

Misafir Pakistan Dışişleri Bakam Ek­selans Zafirullah Han saat 12,15'te Başbakan Adnan Menderes tarafından makamında kabul edilmiştir.

Bu kabul esnasında Pakistan maslahat­güzarı da hazır bulunmuştur.

Ankara:

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, saat 12.45'te, bu sabah şehri­mize gelmiş bulunan Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han'ı ma­kamında kabul etmiştir.

Ankara:

Son günlerde bazı gazetelerde Gelir vergisi ve vergi uslu kanununun müey­yidelere taallûk eden hükümleri hak­kında tetkike müstenit olmıyarak ha­zırlandığı anlaşılan ve birbirini tutma­yan yazı ve haberlerin intişar ettiği gö­rülmüş ve bu neşriyat Bakanlık tara­fından dikkatle tetkik ve takip olun­muştur. 1952 yılma ait vergi beyanna­melerinin verilmesine az zaman kaldı­ğı şu sıralarda bu kabil neşriyatın te­sirinde kalarak yanlış hükümlere va­rabilecek olan vatandaşlarımıza haki­katin neden ibaret bulunduğunun du­yurulmasında faide mülâhaza edilmiş­tir.

Gelir vergisi ve vergi usûl kanunlarının bünyelerinde mevcut aksaklıklar, bir senelik tatbikat sonunda tesbit olun­muştur. Bunların izalesi için uzun müd­det devam eden çok dikkatli çalışmalar sonunda hazırlanan tâdil tasarıları önü­müzdeki ay içinde Büyük Millet Mec­lisine takdim edilmiş bulunacaktır. Bu tasarılarda şikâyetleri Önliyecek ve iyi niyetli mükellefleri tatmin eyhyecek hükümler mevcuttur.

Yukarıda işaret olunan neşriyattaki misaller,tamamen farazidir. Ehemini-

yetsiz bir hata yüzünden 2500 lira ce­zaya çarptırılarak kendisinden bu ce­za tahsil olunan hiç bir mükellef mev­cut değildir.

Bununla beraber, herhangi bir kaçak­çılık kasti olmaksızın sadece basit bir takım hatalar yapmış olan mükellefle­rin ağır cezalara çarptırılmasına mahal bırakmıyacak şekilde tasarıya yeni hü­kümler konulmuştur.

Hükümetin müsbet vergicilik yolunda girişmiş olduğu çalışmaların gayesi memleketimizde tam bir vergi adaleti kurmaktır. Mükellefin vergi kaçırma niyetinden doğmayan basit hatalarının, ağır bir şekilde cezalandırılması hiç bir zaman düşünülmemiştir. Ancak memle­ketin ihtiyaçları karşısında hasis ve. şahsî menfaatlerin himayesi de bahis mevzuu olmayacak, hakikî kaçakçılığın önlenmesi için kanunda mevcut bulu­nan ceza müeyyidelerinin tatbikinde tereddüt edilmiyecektir.

Hususî bir takım maksatlarla yapılmış olabileceği de hatıra gelebilen ve kanu­nun dışına çıkılarak hakikate aykırı mütalâaları da ihtiva eyliyen bu kabil neşriyata karşı keyfiyeti yukarıdaki şe­kilde tavzih etmeye Anadolu ajansı mezun kılınmıştır.

— İstanbul:

Başkan Truman tarafından, Başkanlık dahilî emniyet ve ferdî hürriyetler ko­misyonu Başkanı Yardımcılığına tayin edilen ve Birleşmiş Milletler Genel ku­rulu altıncı oturumuna yedek Ameri­kan âzası olarak iştirak eden Bayan Lord Strauss bugün uçakla şehrimize gelmiştir.

1919 Yılından bu yana birçok mühim vazifelerde bulunan Bn. Anna Lord Strauss şehrimizde bir müddet kalarak konferanslar verecektir.

Bayan Strauss, Yeşilköy hava alanın­da kendisiyle görüşen basın mensupla­rına şunları söylemiştir:

Türkiyeye iki buçuk sene önce yine gelmiştim. Ve bu ziyaretimde Türkiye-nin büyük terakkiler kaydettiğini mü­şahede etmiştim. Şimdi de 2.5 yıl sonra yeniden kaydettiği ilerlemeleri tetkik edeceğim.»

Dünya kadınlarının seçim hakları mev­zuu etrafındaki düşüncelerini soran ba­sın mensuplarına Bayan Strauss şöyle demiştir:


Bütün memleketlerde kadınların rey­lerini kullanmaları lâzım geldiği fik­rindeyim. Yunanistan'da bulunduğum sırada Yunan kadınlarının da seçim haklarına sahip olabilmeleri için bir kanun tasarısının müzakere edilmekte olduğunu ■ işittim. Fakat bu kanun he­nüz oya konulmamıştır.

Türkiyede bulunduğum müddet içinde bazı konferanslar vereceğim. Fakat bunların mevzularını henüz tayin et­medim.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda üye olduğum için mevzuların daha zi­yade bu sahayı ilgilendireceğini zanne­diyorum.

Bu arada, Amerika kadınlarının De­mokrasideki rollerini belirtmek üzere fikirlerini izah etmek isterim.»

Ankara:

Şehrimizde bulunan Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han şerefi­ne bugün Hariciye köşkünde, Adalet Bakanı ve Dışişleri Bakan Vekili Rük-nettin Nasuhioğlu tarafından bir ak­şam yemeği verilmiştir.

Yemekte, Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, Millî Eği­tim Bakanı Tevfik İleri, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhlis Ete, Samsun milletvekili ve Dışişleri Komisyonu Başkanı Firuz Kesim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Dışiş­leri Bakanlığı umumî kâtibi Cevat A-çıkalm, Protokol Umum Müdürü Tev­fik Kâzım Kemahlı, Umum Müdür mu­avini Şemsettin Mardin ve Dışişleri Ba­kanlığı ileri gelenleri ile Pakistan elçi­liği ileri gelenleri hazır bulunmuşlar­dır.

Ankara:

Bu akşam Hariciye köşkünde Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han şerefine verilen ziyafette Dışişleri Bakan Vekili Adalet Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu ile Ekselans Zafirullah Han arasında teati edilen nutuklar aşağıda­dır:

Muhterem Bakan:

Dost ve kardeş Pakistanın mümtaz Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han'ı burada selâmlamakla büyük bah­tiyarlık duymaktayım.

Bu ziyaret memleketlerimiz arasındaki samimî münasebetlerin parlak bir teimage002.gifzahürü ve Türkiye ile Pakistan arasın­da esasen mevcut dostluk zincirine ye­ni ve kıymetli bir halkanın ilavesidir. Ekselansınızı memleketimizde görmek­ten büyük bir sevinç duyan halkımız da, bu münasebetle, kardeş Pakistan milletine karşı beslediği bağlılık hisle­rini izhara vesile bulmuştur.

Geçen yaz akdetmiş olduğumuz dost­luk andlaşması aramızdaki münasebet­lerin ve iş birliğinin ahdi çerçevesini kurmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, yal­nız iki memleketin hususî menfaatleri için değil, dünya sulhunun nefine ola­rak, bu sıkı dostluğun inkişafını temin gayesiyle elinden geleni yapacaktır.

Bilindiği gibi Türkiye, tarihî ve hissi rabıtalarla bağlı bulunduğu Pakistan' in müstakil milletler camiası içinde şe­refli mevkiini almasını sonsuz bir se­vinçle karşılamış ve bu andan itibaren bu devletin mevcut ağır şartlara rağ­men, halkının hayat seviyesini kalkın­dırmak ve dünyanın bu buhranlı za­manında bir sulh, sükûn ve istikrar un­suru olmak için sarfettiği gayretler karşısında derin bir hayranlık duymuş­tur.

Millî emellerinin tahakkuku uğrunda hayatını vakfetmiş olan, büyük lid-er, merhum Kaidi Azam Muhammed Ali Cinnah ve onun çizmiş olduğu hayırlı yolda muvaffakiyetle yürümüş ve ahi­ren hazin ziyamın acısını beraberce paylaştığımız mümtaz devlet adamı Liyakat Ali Han'ın aziz hatıralarını bu­rada anmayı vazife bilirim.

Pakistan'ın, bu büyük devlet adamla­rının vazetmiş oldukları ana prensip­ler çerçevesi içinde, zatı devletleri gibi güzide ricalin nadide hasletleri saye­sinde yeni yeni merhaleler katettiğini ve milletlerarası işbirliği sahasında da mühim başarılar elde ettiğini müşahede etmekle bahtiyarız.

Gün geçtikçe, her sahada milletlerara­sı işbirliği daha zarurî bir mahiyet ikti­sap etmektedir. Filhakika, tekniğin kay dettiğİ ilerlemeler sayesinde mesafele rin gittikçe kısaldığını, memleketlerin ve kıt'alarm daha ziyade birbirine yak lastiğim müşahede etmekteyiz. Bu şart­lar içinde, dünyanın en hücre köşesinde bile vukubulacak hâdiselerin bütün dünyaya şâmil tepkiler tevlit edebile­ceği aşikârdır. Milletlerin siyası, iktisa­dî, kültürel ve çeşitli sahalardaki faaliyetleri Millî çerçeveyi aşarak cihan­şümul bir mahiyet almakta ve bu da günden güne inkişaf etmektedir.

Bu itibarla, Türkiye ile Pakistan, eşit haklara, karşılıklı saygıya, hürriyet ve adalet prensiplerine dayanan bir dün­ya nizamının kurulmasını canı gönül­den arzu etm-ekte ve bu gayenin husulü için ellerinden gelen gayreti sarfet-mektedirler.

Bu temenni ile ve her türlü tecavüz tehditlerinden ve harp korkusundan masun daha mes'ut ve müreffeh bir dünyanın teessüsü ümidiyle kadehimi kard-eş Pakistan'ın refahına, Ekselansı­nızın şahsî saadetine ve Türk-Pakistan dostluğu şerefine kaldırıyorum.

Pakistan Dışişleri Bakanı Zafirullah Han, bu nutka verdiği cevapta şahsı, Pakistan milleti ve Pakistan liderleri hakkında sarfedilmiş olan hararetli sözlerden ve izhar edilen sıcak duygu­lardan dolayı teşekkürlerini ifade et­tikten sonra ezcümle şunları söylemiş­tir:

Pakistan'ın Türkiysye karşı dostluğu eski bir an'aneye dayanmaktadır, birin­ci cihan harbini müteakip Türkiye'nin katlanmış olduğu sıkıntıları ve zah­metleri büyük bir alâka ile takip edi­yorduk. O devirde Türkiye yegâne müstakil İslâm Devleti idi. Bizler mem­leketinize önder nazariyle bakıyorduk. O zaman Taksime uğramamış olan Hin­distan kıtasında, dostlarınızla dost, düşmanlarınızla hasım idik. Hatta bu sebepledir ki o acı günlerinizde mem­leketiniz hakkında sıcak bir sempati ve samimî bir hayırhahlıkla «LaTur-quie Aganisante- adlı eseri yazmış bu­lunan ve o güne kadar ismini bile duy­mamış olduğumuz Fransız muharriri Pierre Loti'yi sevdik ve eserlerini be­nimsedik. Biz Türkiye'yi zayıf ve sı­kıntılı zamanında olduğu gibi sağlam ve kuvvetli olduğu bugünlerde de aynı derecede sevmekteyiz. Memlekenizin terakki yolunda katettiği merhaleler ve halkının hayat seviyesini yükselt­mek yolunda sağladığı başarılar bizde büyük bir hayranlık ve iftihar duygu­su uyandırmıştır.

Pakistan tâ kuruluşundan beri bir sulh ve beynelmilel iş birliği politikası ta­kip etmiştir; ve bilâ tefrik her memle­ketle .iyi münasebetler idame etmek e-melindedir. Ancak eski bağlar ve hisimage003.gifve mefkure birliği ile merbut bulundu­ğumuz memleketlere karşı daha sıkı bir dostluğumuz bulunması tabiidir.

Gençliğimden beri görmek hasretini duyduğum Türkiyenize ayak bastığım­dan beri şahsıma karşı gösterilen sıcak alâka ve dostluk duyguları ve misafir­perverlikten mütehassis oldum ve bun­dan dolayı teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

20 Şubat 1952

İstanbul:

Geçen hafta Ankarada toplanan Yük­sek Sağlık Şurasında okul sağlığı ko­nusu ehemmiyetle ele alınmış ve İstan­bul şehri eğitim teşkilâtının bu mev-zudaki başarılı faaliyeti memnunlukla kaydedilmiştir. Okullarda çocukların beden sağlığı bakımından başka ruhî bünye bakımından da sağlık fişlerinin hazırlanması için tedbir alınması Vilâ­yetçe tavsiye edilmiştir. Bir sinir mü­tehassısı Amerika'da bu mevzu üzerin­de çalışmaktadır. Mütehassısın Mayıs ayında şehrimize avdetini müteakip o-kullarda bu fişlerin tanzimine başla­nacaktır. Şimdiden Bakırköy hastaha-nesi hekimlerinden birkaçı Millî Eği­tim Müdürlüğü çalışma kurulunda bu maksatla vazifelendirilmiştir.

Ankara:

İki gündenberi şehrimizde bulunan Pa­kistan Dışişleri Bakanı Ekselans Zafi-rullah Han bugün saat 20.15'de Ankara Palas'ta yerli ve yabancı basın temsil­cilerinin hazır bulunduğu bir basın toplantısı yapmış ve şunları söylemiş­tir:

Evvelâ şunu söylemek isterim ki, İs­tanbul'a ayak bastığımdanberi Türki­ye hakkında çok güzel intibalar edin­dim. Modern Türkiye'nin kısa bir za­manda yaptığı hamlelerin tahminim­den de çok daha büyük olduğunu mü­şahede etmiş bulunuyorum.

Temaslarıma gelince, Cumhurbaşkanı Sayın Celâl Bayar, Meclis Başkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakan Vekili ile görüştüm. Bu görüşmelerimizde Tür­kiye ile Pakistan'ı alâkadar eden bü­tün meseleler üzerinde fikir teatisinde bulunduk. Temas ettiğimiz bütün me­selelerin birbirine yakın olması bu hu­susların birbirinden ayrı şekilde ifa­desine imkân bırakmamaktadır. En mühim mevzu Türkiye ve Pakis­tan'ın beynelmilel sulhun teessüsü yo­lunda takip ettikleri ve takip edecek­leri yol ile bu yoldaki gayretlerinin semeresidir.

Ekselans Zafirullah Han bundan sonra gazetecilerin muhtelif suallerini şöyle cevaplandırmıştır:

S — Türkiye ile Pakistan arasında bir anlaşma imzalanacak mıdır? Temasla­rınız bundan dolayı mıdır?

C — Yeni bir anlaşma imzalanacak de­ğildir. Zaten bir anlaşma mevcuttur.

S — İktisadî bir anlaşma yapılacak mıdır?

C — Henüz böyle birşey hazırlanmış değildir. Şüphesiz ilerde iktisadî bir anlaşma yapılması iki memleket için faydalı olacaktır. Sunu da ifade etme­liyim ki görüşmelerimizde temas etti­ğimiz mevzularda hemfikir olduğumu­zu müşahede etmekle büyük bir bah-tiyralık duydum.

S — Ekselans Ankara'dan sonra Arap Devletlerine de ziyarette bulunacak. Acaba bu ziyareti bir İslâm Birliği ku­rulması için mi yapmaktadır? Ekse­lans Panislâmizm taraftarı mıdır?

C ■—■ Arap Devletlerini ziyaret edece­ğim. Esasen yapılan davet üzerine zi­yaretlerde bulunmaktayım. Seyaha­timde müteaddit memleketlere uğrayıp temaslarda bulunmam tabiidir. Panis-lâmizmi yanlış anlamamak lâzımdır. Sunu ifade etmek isterim ki Müslüman Devletler gerek iman gerek kültür ba­kımından birbirlerine olan yakınlıkla­rı dolayısile daima birbirlerine müza­heret etmelidirler. Bundan tabii birşey de olamaz. Şimdiye kadar yapılan te­maslarda İslâm Devletleri arasında bir ittihat teşkili t-akîif edilmiş değildir.

Halen İslâm memleketleri arasında müşahede ettiğim bağlılığı ilerisi için iyi buluyorum.

Ancak bu bağlılığın ileride ne şekil a-lacağmı bilmiyorum. Şimdiden İslâm Devletleri arasında müşterek ekonomik bir birlik kurulmuştur. Bunun ileride bir blok kurulmasına zemin hazırlayıp hazırlayamıyacağmı bilmiyorum.

S ■— Hindistan ile Pakistan arasında ihtilaflı bulunan Keşmir meselesinin bugünkü durumu nedir?

C ■— Bilindiği gibi Keşmir meselesi Birleşmiş Milletlerin verdiği bir karar■da açıklanmıştır. Bu hususta üç nokta t-esbit edilmiştir:

1— Keşmir'in silâhlı kuvvetlerden tec-
Tidi.

2— Burada kalacak kuvvetlerin asgarî
hadde indirilmesi.

3— Tarafsız bir plebisit yapılması.

Birleşmiş Milletler Keşmir'e arabulu­cular gönderdi. Bu aracılar-m tecrit i-çin gösterdikleri gayret memnunluk vericidir. Bu hususta hazırladıkları ra­porlar Güvenlik Konseyine sunulmuş­tur. Bu raporlarda üç nokta tesbit edil­miştir:

1— Tecridinnasıl olacağı vegeriye
ne kadar kuvvet bırakılacağı.

2— Hindistan ve Pakistan'ın işgalin­
deki bölgelerin ne güne kadar tahliye
edileceği.

3— Bu kuvvetlerçekildikten sonra
plebisit idarecisinin ne zaman plebisite
başlıyacağı.

Şimdi aracı Dr. Graham bu üç hususu tesbit etmek için Keşmir'e giderek ni­haî raporu hazırlayıp Güvenlik Konse­yine verecek ve Güvenlik Konseyi bu­na göre bir karara varacaktır. Dr. Graham 31 Marta kadar raporunu ha­zırlamak üzere emir almıştır.

Neticenin ne olacağı hakkında şimdi­den birşey soyliy-emem. Dr. Graham'm raporunu kabul edeceğiz. Bu raporda 15 Temmuza kadar Hindistan'ın 14.000 Pakistan'ın ise 11.000 asker bırakması ve 15 Temmuzda da plebisite başlanıl­ması teklif edilmiştir ki Pakistan hü­kümeti bunları kabul etmiştir.

S — Arap Devletlerinin Orta-Doğu komutanlığına iltihakları için yapılan teklife Pakistan taraftar mıdır?

C — Orta-Doğu komutanlığı teklifi A-rap Devletlerine yapıldığından, bu hu­susta ben birşey sÖyliyemiyeceğim. A-rap Devletleri bitaraf kalmak istemek­tedirler. Bu ise akıllı ve dirayetli bir siyaseti icabettirmektedir.

S — Pakistan İngiliz İmparatorluğuna dahil midir?

C — Değildir. Dominyonlara dahildir. İçişlerinde tamamen istiklâline sahip­tir. Ancak müşterek menfaatler için daimî istişare halindedir.

— Ankara:

Şehrimizdemisafir bulunan Pakistan

Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han şerefine Pakistan sefareti masla­hatgüzarı bu akşam saat 21'de Ankara Palas'ta bir akşam yemeği vermiştir. Yemekte B.M.M. Başkanı Refik Koral-tan, Devlet Bakanı Başbakan Yardım­cısı Samet Ağaoğlu, Bakanlar, birçok milletvekilleri Başbakanlık müsteşarı Ahmet Salih Korur, Dışişleri Bakanlığı Umumî kâtibi büyükelçi Cevat Açıka-lm, Umumî kâtip muavini Celâl Kara-sapan, Protokol Umum Müdürü Tevfik | Kâzım Kemahlı, Umum Müdür Muavi­ni Şemseddin Mardin, İran ve Afganis­tan büyükelçilerile Arap Devletleri el­çileri İsveç ve Norveç sefirleri hazır bulunmuşlardır.

21 Şubat 1952

Konya:

Üç gündenberi memleketimizde bulu­nan Pakistan Dışişleri Bakam Ekselans Zafirullah Han, beraberinde Pakistan Sefareti maslahatgüzarı, Basın ataşesi ve mihmandarı Protokol Umum Müdür Muavini Şemsettin Mardin olduğu halde bu sabah saat 10.30'da uçakla Konya'ya gelmiştir.

Misafir Bakan, hava alanında Vali Ke­mal Hadımlı, Ordu müfettişi Korgene­ral Abdülkadir Seven, Belediye Başka­nı, Emniyet Müdürü, jandarma alay ko­mutanı tarafından karşılanmıştır. Bir polis müfrezesi, misafir Bakana selâm resmini ifa etmiştir.

Ekselans Zafirullah Han, haya alanın­dan doğruca Vilâyete gelmiş, kısa bir ziyaretten sonra Belediyeye ve Ordu komutanlığına da gitmiştir.

Vali Kemal Hadımlı, misafir Dışişleri Bakanına Konya Baro Başkanı avukat Tahir Mıhçı'nm büyük Hattat dedesi | tarafından irsen intikal eden altın mü-zehheb yazılı Mevlâna Celâlettin-i Ru­mi'nin kendi eserlerinden Farsça Sih Mafih adlı eserini Ekselansa hediye et­miştir. Ekselans, öğle yemeğini Valinin misafiri olarak Vali konağında yiyecek ve müteakiben Mevlâna'nm türbesini, müzeyi ve diğer eski eserleri gezecek­tir.

Misafir Bakan öğleden sonra uçakla Ankara'ya dönecektir.

—Konya:

Dost Pakistan Dışişleri Bakanı Ekse­lans Zafirullah Han'a, Konya şehri adına Belediye Başkanlığınca, Mevlâna'ya ait çeşitli resimleri havi bir albümle Konya'nın tarihine ve eski eserlerine dair malûmatı ihtiva eden bir kitap he­diye edilmiştir.

İstanbul:

Şehrimizde ikisi Millî ve biri temsilî olmak üzere üc müsabaka yapacak olan Alman Millî Güreş takımı bu gece saat 22.35 de bir İsveç uçağı ile Yeşilköye va­sıl olmuştur. 15 kişilik kafile halinde ge­len misafirlerimiz Yeşilköy hava ala­nında Bölge Müdürü, Güreş Federas­yonu erkân ve Basın mensuspları tara­fından karşılanmışlardır. Misafir takım şu güreşçilerden müteşekkildir:

52 kilo: Weber, 57 kilo: Schneider, 62 kilo: Hohenberger, 67 kilo: Martus, 73 kilo: Mackovicak, 79 kilo: Guiges, 87 ki­lo: Leichter, Ağırsıklet: Litteoski.

Alman takımı umumiyetle genç ele­manlardan müteşekkildir; misafirler Konak oteline inmişlerdir.

22 Şubal 1952

Ankara:

Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Za-firullah Han, bugün saat ll'de uçakla Beyrut'a gitmek üzere memleketimiz­den ayrılmıştır.

Misafir Dışişleri Bakanı hava alanında Başbakan Adnan Menderes, Adalet Ba­kanı ve Dışişleri Bakan Vekili Rükned-din Nasuhioğlu, Dışişleri Bakanlığı U-mumî kâtibi Cevat Açıkalm, Umumî kâtip muavini Celâl Karasapan, Proto­kol Umum Müdürü Tevfik Kâzım Ke­mahlı, ikinci daire Umum Müdürü Rıf-kı Zorlu, Ankara Vali Vekili, Beledi­ye Başkanı, Merkez komutam, Emniyet Müdürü ile Amerikan büyük elçisi, A-rap Devletleri mümessilleri, Finlandiya ve Norven elçileri ile Türk-Pakistan kültür derneği üyeleri ve Pakistan se­fareti mensupları tarafından uğurlan-mıştır.

Başta bando bulunan bir askerî kıt'a Ekselans Zafirullah Han'a selâm res­mini ifa etmiştir.

Ankara:
Resmî tebliğ:

Pakistan Hariciye Nazırı Ekselans Za­firullah Han 18 Şubatta İstanbul'a ve ■artesi günAnkara'yamuvasalatla22 Subat'a kadar hükümetimizin misafiri olarak kalmıştır.

Ekselans Zarifullah Han bu ikameti esnasında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından kabul edilmiş Başbakan Ad­nan Menderes ve Adalet Bakanı, Dışiş­leri Bakan Vekili Rüknettin Nasuhioğ­lu ile de görüşmeler yapmıştır. Türki­ye ve Pakistan arasında mevcut derin rabıtanın yeni bir tezahürüne vesile teşkil eden bu samimî temaslarda sa­yın misafirimizle Devlet ricalimiz nıü-tekabilen iki memleketi alâkadar eden işler hakkında görüştükleri gibi Millet­lerarası umumî siyaset üzerinde de ge­niş bir fikir teatisinde bulunmuşlardır.

Milletlerin her türlü tehdit ve tazyik­ten azade ve eşitlik esasları üzerinde kurulmuş şerefli bir hayat yaşamaları ve barış içinde, bütün insanlığın nef i-ne işbirliği yapmaları emelini samimi­yetle paylaşmakta olan iki taraf bu he­defe matuf gayretlerini Birleşmiş Mil­letler çerçevesi içinde daha da inkişaf ettirmekteki faydayı müşahedede mu­tabık kalmışlardır.

Zafirullah Han'ın ziyareti Türk ve Pa­kistan milletlerini birbirine bağlayan dostluk münasebetlerinin bir kat daha sıkılaşmasma hizmet etmiştir. Bu dost­luktaki inkişafların dünya sulhunu tarsininde hayırlı sonuçlar vereceğine kani bulunlmaktadir.

— Ankara:

Amerika'nın Sesi radyosu bu akşamki neşriyatında, Dışişleri Bakanımız Pro­fesör Fuat Köprülü'nün Lizbon'da Türkiye'ye hitaben plâğa verdiği aşa­ğıdaki konuşmasını yayınlamıştır:

Sevgili vatandaşlarım,

Size Lizbon'dan, Atlantik kıyılarındaki bu güzel ve tarihî şehirden hitap edi­yorum. Biliyorsunuz, iki günden beri Atlantik Paktının Dışişleri Bakanları Konseyi burada toplantı halindedir. Ben de bu toplantıda, memleketimizi temsil etmekle çok bahtiyarım. Açılış merasiminde bize ve dostumuz Yuna­nistan'a gayet heyecan verici bir şekil­de, bütün samimiyetleriyle, hoş geldi­niz dediler. Bizim gibi sulhsever, Bir­leşmiş Milletler idealinde, müşterek emniyet sistemi fikrine bütün samimi-yetiyle bağlı yeni bir müttefiki arala­rında görmekle, diğer Atlantik Paktı azasının cidden memnun oldukları, gayet iyi ve çok açık olarak hissediliyor­du. Ben bu iyi kabul karşısında kendi­lerine, sizin adınıza teşekkür ettim ve bizim bu pakta girmemizle, paktın ne kadar çok kuvvet kazanacağım anlat­maya lüzum görmedim. Bunun sebebi, pek basittir. Çünkü yeni müttefikleri­miz bu hakikati pek güzel bildiklerini, bizi kendi aralarına, bu kadar samimî bir şekilde almakla isbat etmiş bulunu­yorlar.

Sevgili vatandaşlarım, temin edebili­rim ki, bütün bu Demokrat milletler, Türkleri çok iyi tanıyorlar, onlara iti-mad ediyorlar ve Türklerin nasıl bir sulh ve istikrar unsuru olduğunu bir­çok tecrübelerle anlamış bulunuyorlar. Sizlerin sağduyunuzun eseri olarak gösterdiğiniz arzu ve iradenize tama-miyle uygun olarak girdiğimiz bu At­lantik Paktı, Türkiye'yi en emin şe­kilde ve en kuvvetle teassüs etmiş olan bir müşterek müdafaa çerçevesi içine almış bulunuyor. Yer yüzünde şimdiye kadar bu kadar geniş ve kuvvetli pakta tesadüf edilememektedir. Bu paktın, şimdiye kadar bütün tarih içinde, en büyük farikasını teşkil eden, bunun, sadece bir müşterek müdafaa paktı ol­masıdır. Tarihte şimdiye kadar görülen muhtelif paktlar, ekseriyetle, müdafaa­dan ziyade bir hücum ve taarruz pakt­larıydı. Bu müdafaa paktı, taarru za kargı bütün millletleri ve medeniye­ti, insanlığın manevî kıymetlerini mu­hafaza gayesiyle teşekkül etmiş olan bu pakt, ancak tecavüz emelleri besle­yenlere bir endişe verebilir. İyi niyet besleyen insan cemiyetlerinin bu pakt haricinde kalsalar dahi, bundan endişe etmeleri için en ufak bir sebep dahi mevcut değildir.

Hepinizi hürmetle selâmlarım.

23 Şubr.i Î952

■— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10'da Başkan Vekillerinden Kayseri milletve­kili Fikri Apaydm'ın başkanlığında toplanarak 1952 yılı bütçe kanunu ta-şaşırışının müzakeresine devam etmiş­tir.

Oturumaçıldığızamanbaşkanlık di-■ vanı bundan sonra Meclisinher gün saat 10 ile 13, 15 ile 19 ve 21 ile 24 ara­sında devamlı olarak çalışması hakkın-da bir teklif yaptı ve mezkûr teklif ka­bul edildi.

Müteakiben Sayıştay Başkanlığı, Baş bakanlık ve Milletlerarası İktisadî ݧ' birliği, Danıştay Başkanlığı bütçeleri müzakere edilerek kabul olundu ve Ba­sın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü bütçesinin müzakeresine geçildi

Meclis çalışmasına devam etmektedir. ] — Ankara:

Yarın çıkacak olan Zafer gazetesinde Mümtaz Faik Fenik «Yalan bir seyahat haberi» başlığı altında şu başmakaleyi neşretmektedir.

Birkaç gündür bazı gazetelerde, Cum­hurbaşkanımız sayın Celâl Bay ar'm, Birleşik Amerika'yı ziyaret edeceğine dair türlü haberler, ve bu haberler et­rafında garip tefsirler neşredilmekte­dir.

Bugün için, hiç bir hakikate istinad et-rniyen bu haberlerin önceden ne mak­satla jşae edildiği, politika ile uzaktan yakından alâkalı bulunan hiç bir kim­senin meçhulü değildir. Takip edilen gaye, ortaya evvelâ yalan bir haber at­mak, sanki bizim tarafımızdan böyle bir arzu izhar olunmuş da sonradan tekzibine zaruret hissedilmiş gibi bir hava yaratmaktır.

Bu haberin ilk defa Halk Partisi or­ganları veya yardımcıları tarafından i-leri sürüldüğünü söylemek işin mahiye­tini bütün sarahati ile ortaya koyar sa­nırız.

Bizim mevsuk kaynaklardan elde etti­ğimiz malûmata göre, ne sayın Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar tarafından A-merika'yı ziyaret arzusu izhar edilmiş, ve ne de karşı taraftan bu hususta res­mî herhangi bir teşebbüs yapılmıştır.

Şurasını belirtmek lâzımdır ki, eğer Türkiye gibi bir Devlet tarafından böyle bir arzu izhar edilmiş olsaydı bunun reddi imkânsızdı, çünkü Ame­rika ile dostluğumuz ve münasebetleri­miz o kadar sağlam ve geniş temellere dayanmaktadır.

O halde havadis nereden çıkıyor? Bu mevhum seyahat etrafında tefsir yapan bazı gazeteleri karıştırırsak bunu tes-bit edebiliriz.

Cumhurbaşkanımızın her türlü siyasi mülâhazalar dışında sırf, dost İngilterenin keedlerineiştiraketmek, dünya mn her tarafında sevilen ve sayılan kralı majeste 6 ncı George'un cenaze töreninde bulunmak üzere Londra'ya hareketinden sonra bazı mahfiller ta­rafından bu seyahatin Washington'a kadar uzatılacağına dair tanıamiyle as­lı esası olmayan bir haber işae edilmiş­tir. Tabiatiyle bu haber doğru çıkma­yınca bunun üzerine başka haberler uydurulmuş, hatta martın ilk haftası bile seyahat tarihi olarak ilân edilmiş, bazıları Truman'ın şahsî tayyaresinin gelip Cumhurbaşkanımızı alacağını ya­zacak kadar bir muhayyile genişliği göstermişlerdir.

Biraz evvel ifade ettiğimiz gibi, böyle bir haberi yaymaktan maksat, bunun sonradan tekzip edilmesini, ve böyle­likle sanki iki devlet arasında, ihtilaflı noktalar varmış gibi bazı şüphelerin meydana gelmesini beklemektedir.

Halbuki, Birleşik Amerika ile Türkiye arasındaki dostluk münasebetleri, son sene zarfında her türlü tereddüdün üs­tünde bir inkişaf arzetmiş, ve nihayet iki devlet müşterek barışı beraberce müdafaa etmek için Atlantik Paktının çerçevesi içinde ahdî bir şekilde tam bir işbirliği yapmışlardır. Artık bunun ötesi yoktur. Hakikatler, böyle bütün a-çıklığı ile meydanda iken bazı kimsele­rin, iki devlet arasındaki samimî müna­sebetleri, yalan haberler ve münase­betsiz tekziblerle bulandırmağa hakları olmamak lâzımdır.

Türkiye'de gazetecilik yapanlar, Cum­hurbaşkanının, böyle bir seyahati ihti­yar edip etmiyeceğini derhal tahkik et­mek için, her türlü imkâna maliktirler. Netekim birçok arkadaşlarımız da bu şekilde hareket etmişlerdir. Nihayet herkes teslim eder ki, böyle Millî bir meseleye taalluk eden, her nevi asıl ve esastan âri bir haber üzerinde yine mesnetsiz tefsirlerde bulunmak Milli menfaatlere aykırıdır.

Cumhurbaşkanının, herhangi bir seya­hati bahis mevzuu olursa, esasen bu hu­susta derhal icap eden resmî haber ya­yınlanır. Bunun dışında herhangi bir şekilde tefsirde bulunmak Millî ve res­mî meseleleri pek hafife almak demek­tir ki, bu da hiç bir vakit dürüst bir hareket tlâkki edilemez.

Kaldı ki, tarafımızdan böyle bir seya­hat arzusu ihsas dahi edilmemiştir, ve halen de böyle bir lüzum duyulmuş de­ğildir. Biz çok tahmin ediyoruz ki, sayın Ce­lâl Bayar'ın Ankaradaki çalışma prog­ramı da şimdiki halde, memleketten Atlantik aşırı uzaklaşmayı imkân dahi­linde göstermemektedir. Şimdiki halde diyoruz, çünkü ileride hangi Devlet başkanının şu veya bu şartlar dahilinde hangi memleketi ziya­ret edeceğini bugünden kimse kestire­mez.

— İstanbul:

Şehrimizde misafir bulunan Yugoslav Dinamo takımı ilk karşılaşmasını bu­gün Mithatpaşa stadında saat 15.30 da Vefa ile yapmıştır. Saha şimdiye kadar alışılmamış bir tenhalıkta olup, tribün­lerde ancak 2000-2500 kadar seyirci toplanmıştır.

Takımlar oyuna hakem Eşref Bilgiç'in idaresi altında şu kadrolarla başladılar: Dinamo: Stinçiç-Deliç, Çarukoç-Mautu-la, Hovaft 2, Cisaricrejek, Dverniç, Velft, Cajkovski 2, Benko.

Vefa: Şükrü - Tarık, Kahmi-Gültekin, Sabahattin, Salâhattin-İsfendiyar, Ga­lip, Garbis, İsmet, Danon.

Oyunun ilk 15 dakikası ağır bir tempo altmda her iki tarafın karşılıklı ve ih­tiyatlı akmlariyle geçtikten sonra, 22' nci dakikada misafir takım sol hafi Ci-sariç, kalenin karıştığı bir sırada topu sağ üsst köşeden Vefa kalesine sokarak takımının ilk golünü kaydetmeğe mu­vaffak oldu.

Yedikleri bu golden sonra canlanan Vefalılar, bir ara Dinamo kalesini iyi­ce baskı altında tutmuşlarsa da, netice alamamışlardır. Bu sırada bilhassa 35' nci dakikada Garbisin sütü ile top ka­leye girerken Dinamo solbeki bu teh­likeyi savuşturarak muhakkak bir golü Önlemiş ve devre 1-0 misafir takımın lehine bitmiştir.

İkinci devrede Dinamo takımı oyunda inisyatifi eline alarak uzun paslı bir o-yunla Vefa kalesini tazyike başlamış ve bunun neticesi olarak 6'ncı dakikada sol açık Benko, 10'uncu dakikada da santrafor Velft vasıtasile iki gol kaza­narak vaziyeti 3-0 lehine çevirmiştir.

Vefalılar ancak 31'nci dakikada Gar­bisin bir kafa vuruşu ile bir sayı kay­detmeğe muvaffak olmuşlar ve oyunun geri kalan kısmında da vaziyeti değiş­tiremediklerinden maç 3-1 Dinamo takı­mının galibiyetiyle sona ermiştir.

Dinamo takımında Fransız Millî takı­mına karşı en son maçta oynamış olan Horvart 2 ve Cajkovski 2 gibi iki bey­nelmilel oyuncu bulunmakta idi.

İstanbul:

Türk-Alman Greko-Romen güreş kar­şılaşması bu gece Spor ve Sergi sara­yında yapılmıştır.

Mindere evvelâ Alman Millî takımı, onu takiben de Türk Millî takımı çıka­rak karşı karşıya dizilmişlerdir. Bu a-rada her iki takım kaptanının elinde kendi bayrakları bulunuyordu.

Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay müsabakaları açarak Alman güreşçile­rine hoş geldiniz demiş ve bu münase­betle Korede Türk gücünü temsil eden aziz şehitlerimizin hatıralarını anmıştır.

Müteakiben evvelâ misafir kafile idare­cileri olmak üzere takımlar halka tak­dim edilmiştir. Bu arada Türk güreşçi­leri rakiplerine birer Çini tabak hediye etmişlerdir. Ayrıca Türk Güreş Fede­rasyonu Başkanı Alman Güreş Fede­rasyonu Başkanına bir Çini Vazo hedi­ye etmiştir.

Bundan sonra müsabakalara başlanmış­tır.

25 Şubat 1952

İstanbul:

Üniversiteliler sitesinin birinci blok in­şaatının temeli bugün saat 12'de Şeh-zadebaşmda Letafet apartmanı karşı­sındaki sahada atılmıştır. Temel atma­da Vali ve Belediye Reisi, Üniversite Rektörü, Fakülte Dekanları, sivil ve askerî erkân, Şehir Meclisi Başkan Ve­killeri ve üyeleri, basın mensupları, kalabalık bir Öğrenci ve halk kütlesi hazır bulunmuştur.

Ankara:

Çukurova pamuk İhracatçılar Birliği tarafından Çocuk Esirgeme Kurumu Mersin şubesine yapılan on bin lira ba­ğışın şükran hatırası oîmak üzere bir­liğin manev'î şahsiyetine Çocuk Esir­geme Kurumu Genel merkez heyeti kararile bir ,a]±m madalya verilmiştir.

Bu on bin lira bağış, Mersin şubesinin yuvasını genişleterek koruduğu çocuk .sayısını arttırmasına yardım olmuştur.

26 Şubat 1952

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10 da Başkan Vekillerinden Fikri Apay-dın'm başkanlığında toplanarak İçişleri Bakanlığı bütçesinin müzakeresine de­vam etti.

Bu mevzuda konuşan milletvekili er inin ileri sürdükleri tenkit ve temennilere cevap vermek üzere İçişleri Bakanı Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu kürsüye gelarek konuşmaya başladı.

Büyük Millet Meclisi müzakerelerine devam etmektedir.

Ankara:

Türkiye ile Çekoslovakya arasında mevcut 10 Kasım 1950 tarihli tütün protokolünün, 30 Haziran 1952 tarihine kadar yeniden yürürlüğe konulması hakkında 19 Ocak 1952 tarihinde, Prag' da, Prag elçiliğimizle Çekoslovakya Dı­şişleri Bakanlığı arasında teati edilen mektup metinleri aşağıdadır:

Ekselans Viliam Siroky

Başbakan Yardımcısı Prag,19Ocak1952

. Dışişleri Bakanı

Prag

1951-1952 Mevsimi zarfında, Çekoslo­vak hükümetine yeni tütün mubayaala­rı imkânını temin eylemek maksadiyle hükümetimin, 10 Kasım 1950 tarihli tü­tün protokolünü, 30 Haziran 1952 tari­hine kadar yeniden yürürlüğe koymak hususunda mutabık olduğunu Ekse­lanslarına bildirmekle şeref kazanırım.

Mezkûr protokolün ilk tatbik devresi zarfında icra kılman tütün mubayaala­rından mütehaddis bakiyenin tasfiyesi iki hükümetimiz arasında hususî bir anlaşma mevzuu olacaktır.

Yukarıdaki hususlar üzerindeki Çekos-lavak hükümetininmutabakatmı-teyit I eylemeleriniEkselanslarından rica e-derim.

Üstün saygılarımınkabulünü rica e-1 derim, Bay Bakan.

Ekselans Salâhattin Arbel Prag,19Ocak1952

Türkiye Orta Elçisi

Mefadı aşağıda yazılı bugünkü tarihli mektubu aldığımı bildirmekle şeref ka­zanırım:

»1951-1952 Mevsimi zarfında, Çekoslo­vak hükümetine yeni tütün mubayaala­rı imkânını temin eylemek maksadiyle hükümetimin, 10 Kasım 1950 tarihli tü­tün protokolünü, 30 Haziran 1952 tari-

ine kadar yeniden yürürlüğe koymak hususunda mutabık olduğunu Ekselans­larına bildirmekleşeref kazanırım

Mezkûr protokolün ilk tatbik devresi zarfında icra kılman tütün mubayaala­rından mütehaddis bakiyenin tasfiyesi iki hükümetimiz arasında hususî bir anlaşma mevzuu olacaktır.

Yukarıdaki hususlar üzerinde Çekos­lovak hükümetinin mutabakatını teyit eylemesini Ekselânlarmdan rica ede­rim.

Üstün saygılarımın kabulünü rica ede­rim, Bay Bakan.»

Yukarıdaki hususlarda hükümetimin mutabık olduğunu Ekselanslarına bil­dirmekle şeref kazanırım.

Üstün saygılarımın kabulünü rica ede­rim, Bay Elçi.

V. Siroky

Ankara:

Kış mevsiminin sona ermekte olması dolayısile, Avrupa memleketleri ve A-merika'dan yabancı turistler memleke­timizi ziyarete hazırlanmaktadır.

Muhtelif seyahat acantalarmın Türkiye . tertibettiği seferler 27 Şubat tari­hinde İstanbul Limanına gelecek olan Oslofiord vapuru ile başlamaktadır. 16500 tonluk olan bu gemiden sonra 34400 tonluk Karnoya vapuru 18 Mart­ta ve 28000 tonluk Orkades vapuru da Haziran ayı içinde aynı limana gele­cektir.

Yataklı Vagonlar Cook Kumpanyasının dış memleketlerdeki teşkilâtı tarafın­dan hazırlanan bu seferlerde, seyyah­ların ziyaretine ait bütün hususlar. Yataklı Vagonlar Şirketi Türkiye tem­silciliği tarafından organize edilmekte­dir.

27 Şubat 1952

Ankara:

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10 da Celâl Yardımcınınbaşkanlığında toplanarak Millî Eğitim Bakanlığı büt­çesinin müzakeresine devam etti. Büt­çenin tümü üzerinde konuşulduktan sonra maddelere geçildi. Bakan, bölüm­ler üzerinde ileri sürülen tenkid ve te­mennilere cevap verdi.

Meclis çalışmalarına devam etmektedir. — İstanbul:

Ankara-Bonn şehirleri arasında Ser­best ve Greko-Romen olmak üzere ka­rışık stilde yapılan müsabakalara bu gece saat 21 de Spor ve Sergi sarayında başlanmıştır.

Alman teknik neticeler şunlardır: 52 kilo, Greko - Romen: Weber (Bonn) Seyfi Özer (Ankara)ya ittifakla galip, 57 kilo, Greko-Romen: Sefer Tomruk (Ankara) Schneider (Bonn)a ittifakla galip,

62 kilo, Greko-Romen: Höhenberger (Bonn) Cemal Özdinç (Ankara)ya 2 dakika 31 saniyede tuşla galip.

67 kilo, Serbest: Raif Akbulut (Ankara) Marthus (Bonn)a 10 dakika 18 saniyede tuşla galip.

73 kilo, Makoviac (Bonn) Turgut Tü-rr.'sr (Ankara)ya 8 dakika 36 saniyede tuşla galip.

79 kilo, Serbest: Göcke (Bonn) Bekir Büke (Ankara)ya ekseriyetle galip,

87 kilo, Serbest: Leichter (Bonn) Mah­mut Çeterez (Ankara)ya 2 dakika 12 saniyede tuşla galip,

Ağır Siklet, Serbest : Littewski (Bonn) Sadık Esen (Ankara)ya Sadığın kolu çıktığından hükmen galip.

Hususî olarak yapılan 57 kilo Greko-Romen karşılaşmasında Götg (Bonn) Kemal Güloğlu (Ankara)ya ittifakla galip.

Bu suretle bu akşam yapılan güreşler­de Bonn temsili takımı Ankara temsili takımını 6-2 mağlûp etmiştir.

28 Şubat 1952

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10 da Başkan Vekillerinden İzmir milletveki lî Muhlis Tümay'm başkanlığında toplanarak 952 yılı bütçe müzakerelerine devam etmiştir Sahil Muhafaza Genelkomutanlığının bütçe tasarısı müzakere edilmiş, Sağlık Bakanlığı bütçesi kabul edilmiştir Bundan sonra Gümrük ve Tekel Bakanlığı bütçe tasarısının müzakeresine başlanmış, tasarının tümü üzerinde birçok milletvekili söz almış ve Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı milletvel killerine geniş izahatta bulunmuştur. Müzakereler devam etmektedir.

BELGELER.

image004.gifİngiltere Kralı Majeste VI. George'un vefatı münasebetiyle teati edilen taziye telgrafları.

Ankara : 7 (A. A.) —

Büyük Britanya Kiralı Majeste VI. George'un vefatı münasebetiyle Cum­hurbaşkanımız Celal Bayar tarafından Majeste Büyük Britanya Kıraliçesi ile Majeste Valde Kıraliçeye, Başbakan Adnan Menderes tarafından İngil­tere Başbakanı Ekselans M. Winston Churchill ile Kanada Başbakanı Ek­selans M. Saint Laurent'na ve Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü tarafından İngiltere Dışişleri Bakanı Ekselans M. Anthony Eden ile Kanada Dışişleri Bakanı Ekselans M. Lester Pearson'a gönderilen taziye telgrafnamelerinin metinleri aşağıdadır:

Majeste Kraliçe-

Elisabeth

Sandringham Büyük Britanya

Majeste Kralın vefatını çok büyük bir teessürle öğrenmiş bulunuyorum. En derin taziyelerimin kabulünü majestelerinden rica ederim.

Türk milleti, Kral ailesinin ve dost ve Müttefik Britanya milletinin yüce ve sevgili hükümdarını kaybetmekten mütevellit büyük elemine iştirak etmektedir.

Celâl Bayar

Majeste Kıraliçe

Buckingham Sarayı

Londra

Haşmetli pederiniz majeste Kıral V. George'un vefatı haberinden son de­rece müteellim olarak majestelerinden en derin ve hürmetkar tâziyetleri-min kabulünü ve gerek Türk Milletinin gerek benim majestelerinin büyük acısına ve dost ve müttefik Britanya halkının matemine bütün kalbimle iştirak etmekte olduğumuza itimad buyurmalarını rica ederim.

Celâl Bayar

Ekselans M. Winston Churchill

Başbakan

Londra

Majeste Kıral VI. George'un vefatını en büyük teessürle öğrendim. Bü­yük Britanya Hükümetinin ve dost ve müttefik milletin matemine Cumhu­riyet Hükümeti ve şahsen ben iştirak etmekteyiz. Benim ve Cumhuriyet Hükümetinin en derin taziyelerimizin kabulünü Ekselanslarından rica ederim.

Adnan Menderes

Ekselans M. Saint Laurent

Başbakan

Ottawa

Majeste VI. George'un vefatı haberini en büyük teessürle Öğrendim. Ge­rek benim, gerek Cumhuriyet Hükümetinin en derin taziyelerimizin ka­bulünü Ekselanslarından rica ederim.

Adnan Menderes Ekselans M. Lester Pearson

Dışişleri Bakanı

Ottawa

Majeste Kıral VI. George'un vefatını büyük bir teessürle öğrenmiş bulu­nuyorum. Dost Kanada milletinin matemine bütün kalbimle iştirak eder ve derin taziyelerimin kabulünü Ekselansınızdan rica eylerim.

Fuat Köprülü Ankara : 8 (A. A.) —

İngiltere Kiralı 6'ncı George'un Ölümü münasebetiyle, Ankara Belediye Meclisi, gerek Ankaralıların ve gerekse Meclis üyelerinin hissiyatına ter­cüman olmak üzere, Londra Eyalet Meclisi Başkanlığına aşağıdaki telgrafı çekmeyi İttifakla kararlaştırmıştır:

Londra Eyalet Meclisi Başkanlığına,

Haşmetlû Kiralın vefatı haberinin vürudu sırasında içtima halinde bulu­nan Ankara Belediye Meclisi, duyduğu derin teessürün Londra Belediye­sine iblâğına ittifakla karar vermiş bulunmaktadır.

Bu sebeple dost ve Müttefik Britanya milletinin büyük Kır alları Majeste 6'ncı George'un vefatı dolayısiyle Ankara Belediye Meclisinin ve Ankara­lıların samimî tâziyetlerini iblâğ eder ve maruz kaldıkları derin acıyı yü­rekten gelen bir duygu ile paylaştığımızı arzedermı.

Ankara BelediyeBaşkam Atıf Benderlioğlu

Ankara : 11 (A. A.)

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar'm Kıral 6'ncı George'un vefatı münasebetiyle Kıraliçe Elizabeth'e gönderdiği taziye mesajına Majeste İngiltere Kıraliçes aşağıdaki cevabı vermiştir:

Türkiye Cumhurbaşkanı,

Ankara

Sevgili pederimin vefatı münasebetiyle zâti devletleri ve Türk milleti m mına göndermek lûtfunda bulunduğunuz taziye mesajından dolayı s< derece minnettar olduğumu arzederim,

Kıraliçe Elizabeth

Ankara : 9 (A. A.)

İngiltere Kiralı haşmetlû VI. cı George'un vefatı münasebetiyle, 8 1952 oturumunda, Büyük Millet Meclisince ittifakla alman karara tebaa Meclis Başkanı Refik Koraltan tarafından İngiltere Avam Kamarası Ba kanma aşağıdaki telgraf gönderilmiştir:

Bay Başkan

Avam Kamarası

Londra

Haşmetlû Kır al VF cı George'un vefatı dolayısiyle derin bir teessür duyan ürk milletinin hissiyatına tercüman olarak Türkiye Büyük Millet Mec­lisinin, 8 Şubat oturumunda dost ve müttefik İngiliz milletinin matemine candan iştirak ettiğinin İngiltere Parlâmentosuna iblâğına oy birliği ile karar verdiğini bildirmekle şeref kazanırım.

Bu mesajı İngiltere Parlâmentosuna ulaştırmak lûtfunda bulunmanızdan minnettar kalacağımı arz ve derin taziyelerimi kabul buyurmanızı rica ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı Reiik Koraltan

Ankara : 9 (A. A.) —

İngiltere Kiralı Haşmetlû VI. ncı George'un vefatı dolayısiyle Dışişleri Bakanımız tarafından çekilen taziye telgrafına İngiltere Dışişleri Bakanı tarafından aşağıdaki telgrafla cevap verilmiştir:

Ekselans Fuad Köprülü

Dışişleri Bakanı

Ankara

Sevgili Kiralımın vefatı dolayısiyle Ekselansınızın göndermiş oldukları taziye mesajı beni son derece mütehassis etti. En samimî teşekkürlerimin kabulünü rica ederim.

Anthony Eden Kraliçenin Dışişleri Bakanı

Büyük Millet Meclisinin 20 Şubat 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 20 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi saat 15'te Refik Koraltan'ın başkanlığında toplana­rak, 1952 yılı bütçesi kanun tasarısının müzakeresine başladı.

Oturum açıldığı zaman, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, beyanatını yaptı, müteakiben Trabzon Milletvekili Cemal Reçid Eyüboğlu söz alarak bütçe tasarısı üzerinde C.H.P. Meclis Grupu adına görüşlerini açıkladı. Cemal Reşit Eyüboğlu dedi ki:

«Bugünkü durum otuz senelik bir mazinin semeresidir. Devlet bütçesini iktisadî hâdiselerden tecrid ederek tetkik ve mütalâa et­mek mümkün olamayacağı için ana hatlariyle memleket ekonomisi üzerinde durmak isteriz.

Cumhuriyet idaresinin İmparatorluktan devraldığı yurt harap, perişan ve iktisaden yarı sömürge halinde idi.

Cumhuriyet devrinde milletçe katlanılan fedakârlıklar ve sarfedilen gay­retlerle bugün yurdumuz fabrikalar, bankalar, yollar, okullar gibi birçok millî eserlere kavuşmuş bulunmaktadır.

Millî Savunma masraflarının hayatî bir zaruretle arttığı İkinci Dünya Harbi sıralarında millî kalkınma hareketlerine ancak mahdut malî imkân­larla devam edilmiş, fakat harbi müteakip bu sahada ileri adımlar atılmış­tır.

Bir taraftan dış memleketlerle malî ve ticarî münasebetlerin gelişmesine, diğer taraftan da kalkınma hareketlerinihazırlamayamatuf gayretlersarfedümiştir. Amerikan yardımı sağlanmış, kredi müesseseleri takviye edilmiş, Sınaî Kalkınma Bankası kurulmuştur. Beynelmilel anlaşmalara girilmiş, ticaretimiz yıldan yıla ilerlemeler kaydetmiştir. Ziraî istihsal, it­halât, ihracat gibi çeşitli iktisadî, sahalarda hemen harbi takip eden yıl-] larda başlayan gelişmenin gittikçe artan bir süratle devam ettiğini 1951 istatistikleri göstermektedir.

Bu sebeple, bütün bir Cumhuriyet devri boyunca devam edegelen gayret ve emeklerin müşterek neticesi olarak elde edilen bugünkü durumu, ma­ziden tecrit ederek son bir kaç yılın icraatına bağlamak isteyen Hükümet görüşünü hatalı bulmaktayız.

Ziraî istihsalâtımızın yıllık verimlerine müessir olan âmillerin başında hava şartlarının gelmekte olduğunu gözönünde tutmak lâzımdır.

Nitekim 1937, 1938 ve 1947 yıllarında hububat ihraç ettiğimiz halde 1950, 1951 de ithalâta mecbur kalmış ve hâlen ihraç durumuna geçmiş bulunu­yoruz. Makineleşmenin ziraatimizdeki tesirlerini kabul etmekle beraber, hava şartlarım tamamen ihmal ederek her şeyi kendi tedbirleriyle izalffl eden Hükümete zamansız ve zararlı olabilecek nikbinliklerden sakınma­sını tavsiye etmek isteriz.

Ziraî kredi hacmi memnunluk veren bir surette artmaktadır. Ziraî işlet-. melerin yüzde doksanını aşan küçük çiftçi ailelerinin kooperatifler vası-tasiyle makine ve âletlerle teçhizine, toprak edinme ve ıslâh işlerine, hay-! vanyetiştirmelerine,köylerdeevve elsanatlarına yapılacak ikrazata Hükümetçe hususî önem verilmesi lüzumuna kaniiz.

Hükümet plân konusunda hatalı bir kanaate sahip görünmektedir. Tota-I liter rejimlerde, iktisadî faaliyet ve münasebetleri topyekûn kucaklayan ye düzenlemek iddiasını taşıyan plânlarla, Garp demikrasilerinde bilhassa İkinci Dünya Harbinden sonra geniş tatbikat sahası bulan kalkınma plân-J lan Hükümetçe birbirine karıştırılmaktadır. İktisadî bünyemizi sağlamlaş­tırmak ve geliştirmek devamlı ve gittikçe artan gayretler istemektedir. Bu [ da ancak iktidarın dikkatle hazırlanmış ve memleket şartlarına göre in­tibak kabiliyetini haiz bir program ve plâna sahip olması ve bunu azimkâ-rane tatbik eylemesi ile mümkündür.

Memleketimizde plânsız ve dağınık devlet faaliyetlerinin neticelerini tat­bikatta bir çok misalleri ile görmek mümkündür. Nitekim, müstahsili ko­rumak için tedbirlere başvuran Hükümet, büyük müstehlik kütlesini na­zara almadan hareket etmektedir, bir taraftan ihracatı teşvik ederken, diğer taraftan maliyetlerin yükselmesini mucip tedbirlerle de dünya piya-1 salarında müstakbel durumumuzu güçleştiren enflâsyoncu bir istikamete yönelmiştir.

Bütçe gerekçesinde dünya milletlerinin yeni bir harp ekonomisine geçtiM lerinden bahsedilmektedir. Memleketimiz de aynı şartlar içinde aynı tesir* lere maruz bulunduğuna göre, Hükümetin harp ekonomisi hakkındaki ted-1 birlerinin neler olduğunu bilmek iktiza eder. Halbuki Hükümet tedbirle­rinin neler olduğunu,şartların daha da vahamet peyda etmesi halinde bunların neler olabileceğini anlamak mümkün olmamaktadır.

Gerekçede nisbî fiat istikrarından bahsedilmektedir. Halbuki son sukut rakamı olan Ağustos endeksini takip eden Eylül toptan fiat endeksi 4 dan 460 a çıkmıştır, yükselme seyri devam etmektedir.

Demek oluyor ki Hükümet iktisadî durumumuza ve masraf tahminlerine esas aldığı fiat seyri üzerinde yanılmıştır.

Bütçe Komisyonundaki müzakereler sırasında fiat yükselişini dış âlemin tesirleri sebebi olarak gösterilmiştir. Fiatlarm inişini her Hükümetin ted­birlerine, yükselişini daima dışarının tesirlerine atfeden bu izah tarzındaki tezat gözden kaçmamaktadır. Hükümet kömüre, demir mamullerine, Tekel maddelerine, beze, nakliye tarifelerine irili ufaklı zamlar yapmıştır. Şim­di de çeşitli harç tarifeleri ve akaryakıt fiatları yükselme yolundadır. Bu suretle Hükümet memleket ekonomisini ve halkın geçim şartlarını fiat art­tırma çarkının dişlerine kaptırmıştır. Hayat pahalılaşacaktır. İcraatına ba­karak Hükümetin ne yapmak, nereye gitmek istediğini kestirmek cidden güçtür.

Hükümet bir yandan liberal zihniyetle devlet iktisadî teşekküllerinin ma­mullerini piyasa fiatlarma uydurmak ister, bir yandan da müdahaleci bir tutumla bazı maddelerin fiatlarını dilediği seviyede muhafaza etmeğe ça-ışır. Bütün bunları ancak Hükümetin iktisadî bir plâna sahip olmamasiyle izah etmek mümkündür.

Takip edilen vergi politikasiyle vasıtalı vergilerin gelir bütçesindeki nisbeti yüzde yetmişi aşan bir seviyeye çıkarılmaktadır. Bu nisbet yeni bir dünya rekoru tesis etmiştir. Vasıtalı vergilerdeki zamların bir kısmının doğrudan doğruya istihlâk eşyaları veya derhal onların fiatlarma intikal edecek mev­zularda olduğu görülmektedir.

Tekel maddelerinde tütüne, içkilere yapılan mühim zamlar yanında, tapu, mahkame, noter ve diğer harçlara 40 milyonu aşan bir zam gelmektedir.

Arazi vergisine, demiryolları ve P. T. T. tarifelerine zamlar yapılmıştır.

Bir sisteme ircaı mümkün görülmeyen, bu itibarla gelişi güzel yapıldığı in­tibaını veren bir seri vergi zamlarının memleket iktisadiyatına ve geçim şartlarına yapacağı tesirleri düşünerek neticeden endişe duymamak kabil değildir. Zira bu vergiler müstehlike intikal ederek hayat ve geçim şartla­rını ağırlaştıracaktır.

«Vergi usul kanunun, mükellefleri, bilhassa serbest meslek sahipleriyle iş adamlarını endişeye sevkeden müeyyidelerinin İslahı cihetine behemehal gidilmeli, mükellef huzura kavuşturulmalıdır.

Devlet borçları 1949 sonunda 2.149 milyon lira idi. 1951 sonunda 2.759 mil­yon liraya yükselmiştir. İki yıl içindeki artış miktarı 610 milyon liradır, iktidarın iki yıl içinde yaptığı bu miktar borç Cumhuriyet devrinde 1949'a kadar yapılan eski borçlar yekûnuna nisbet edilirse Hükümetin bilhassa dalgalı borçlar hususunda gerekli tedbirleri almağa davet olunması ta­biîdir.

Bütçe açığı 190 milyon lira civarındadır. Buna katma bütçelerden 10 mil­yon lira daha eklenmektedir. İlmî mânada «açık, normal kaynaklardan sağlanan gelirlerle bütçenin karşılanmayan masraf bakiyesidir.»

Fevkalâde arızî mahiyette olan Amerikan iktisadî yardımı gibi, Bütçe Ka­nununun dördüncü maddesine giren askerî yardımlar gibi karşılıkları ister .bağış, ister borç olsun bütçe açığının tayini bakımından «normal kaynak­lardan sağlanan gelirler» meyanmda kabule imkân yoktur.»

Diğer taraftan bu görünen açığa görünmeyenleri de eklemek lâzımdır. ■Göçmen masrafları gibi.

Bütçe Kanununun 5 inci maddesi Hazine durumunu teshil ve tanzim mak-sadiyle, bütçe yılı içinde kullanılmak üzere Hükümete kısa vadeli istik­raz yetkileri vermektedir.

Bu maddeye göre Hükümet 100 milyon liraya kadar Hazine bonosu çıka­rabileceği gibi yine bu madde metninde zikredilen yetkilere sahiptir.

Hükümetin bu suretle sahip olduğu istikraz yetkisinin tutarı 756 milyon, liraya varmaktadır. Hazine muamelelerinin zarurî kıldığı azamî miktar, geçmiş yılların tecrübelerinden faydalanmak suretiyle tesbit edilerek Bütçe Kanununun 5 inci maddesindeki yetkinin bu miktarla takyid ve tahdidini lüzumlu görürüz. Böyle bir tedbir alınmadığı takdirde emisyon tehlikesi ile karşı karşıyayız.

Umumî hatları üzerinde kısaca durduğumuz bütçe tasarısı, görülüyor M,| memleketin muhtaç olduğu malî ve iktisadî kalkınmayı sağlayacak esas­lardan mahrumdur.

Bu tasarı, hâdiselerin peşine takılmış bir politikanın, günlük tedbirlerle zorlukları geçiştirmek isteyen bir anlayışın mâkesidir.

Memleket ekonomisini birçok sektörde tesadüflere terkeden, bilhassa, dünyanın harp konjonktürü içine girmiş olduğunu gerekçesinde kendi hükümlerine mesnet olarak kullandıktan sonra, yurdumuz için bu bakımdan tedbir almak lüzumunu düşünmeyen bir politikanın ortaya koyduğu ta­sarıyı, bu durumu muhafaza ettiği müddetçe, müsbet olarak ele almağa imkân yoktur.

Tesadüflerin yardımı ile, Hükümetin tahayyül ettiği neticelerin tahakkuk ettiğini bir lâhza kabul ettiğimiz takdirde bile, büyük çoğunluğu dar ve-sabit gelirli vatandaşlardan ibaret halkımızı, geçim zorluklarının gittikçe artan seyri içinde ıstıraptan kurtarmak kabil olmayacaktır.

Bu sebeple, ne bu enflâsyoncu gidişi, ne de onun tesiri altında hazırlanmış-bütçe tasarısını, C.H.P. Meclis Grupu olarak tasvip etmiyoruz.»

Cemal Reşit Eyüboğlu'ndan sonra söz alan Çankırı Milletvekili Kâzım Arar, Maliye Bakanının kendisini tatmin etmiş olduğunu, ancak suiisti­mallerin kanunî müeyyidelerle önlenmesinin daha hassas olarak ele alın­masını söyliyerek, sağlık dâvasına ehemmiyet verilmesini istedi ve «Sağ­lık bakımından ihmal edilmiş Vilâyetler vardır. Bu, kaderini Allaha bağ­lamış bahtsız İller hakkında, eski iktidarın ihmalini kısa bir zaman içe­risinde telâfi edecek faaliyetin gösterileceğinden şüphem yoktur." dedi.

BurcıurMilletvekili MehmetÖzbey,yeraltıservetlerimizin işletilmesi, konserveciliğimizingelişmesi,dairelerin çalışma sistemleri, barem mev­zuu ve bütçede tasarruf üzerinde fikirlerini serdetti ve bütçede tasarruf] görmekle memnunum. Biz artık gerilerimizi çok çalışmamızla telâfi edebi­leceğiz. Karakter ve kahramanlık bakımından üstün olan büyük milleti­miz ve onun şerefli siz mümessilleri inşaallah bu noksanımızı da telafi I edeceklerdir" dedi.

Zonguldak Milletvekili Hüseyin Balık, memlekette iktisadî, zir-aî, malî sa­hada reformların yapılmasının zamanı geldiğini beyanla, iskân işleri üze­rinde durdu ve şöyle dedi:

«İskân meselesi çimento, meselesidir, demir meselesidir, kereste mesele­sidir. Bu üç meseleyi halletmeliyiz. Bunun için bir plân, bunun için bir hazırlık, bunun için acele bir tedbir almalıyız.

Eskişehir bağımsız Milletvekili Ali Fuat Cebesoy. Maliye Bakanının bu yıl, ] gerek bütçenin tanziminde ve gerekse bütçeyi Meclise zamanında getir­miş olmasında ve verdiği izahatta göstermiş olduğu gayretleri takdir etti ve sözlerini şöyle bitirdi:

Sayın arkadaşlarım,

Millî Savunma için Hükümetin göstermiş olduğu dikkat takdire şayandır. Savunma bütçesine yuvarlak bir hesapla 500 milyon lira konmuştur, Bu haricinde yine savunmaya 200 milyon liranın sarfolunacağı bildirili­yor. Şu halde mecmuu 700 milyon liraya baliğ olacaktır. Savunmaya ya­pılacak olan bu masraf yekûnunun, umumî bütçenin yekûnuna nisbet edi­lecek olursa, elde edilecek olan nisbetin Birleşik Amerika da dahil olduğu halde, tekmil devletlerin savunmasına kendi umumî bütçelerinden sarfet-tikleri nisbetten daha çok olduğu görülür. Milletimizin hürriyet ve istiklâl ve varlığına ne kadar çok bağlı olduğu ve bu uğurda hiçbir fedakârlıktan çekinmiyeceği herkesçe malûmdur. Binaenaleyh Hükümetimizin savun­mamıza vermiş olduğu ehemmiyet çok yerindedir.

Kocaeli Milletvekili Ekrem Alican konuşmasına bütçenin gelir kısmını bütçe hukuku bakımından tetkikle başladı ve bütçe tasarısına konulmuş olan bazı gelirlerin Muhasebei Umumiye Kanununun 28 inci maddesi ba­kımından durumu hakkında görüşünü anlattı. Hatip bu mukaddemeden sonra bütçe tasarısının esası üzerinde fikirlerini izah ederek dedi ki:

«1952 bütçesinin müzakere edildiği şu günlerde hepimizin sevinçle şahidi olduğumuz bir hakikat vardır ki, o da, memleketin geniş bir iktisadî in­kişaf ve faaliyet devresi içerisine girmiş bulunmasıdır. Millî ekonomimizin temeli olan ziraî istihsalâtımız bilhassa 1951 yılında, bugüne kadar eşine ranstlanmayan miktarlara yükselmiş, dış ticaretimiz millî gelirde vukua gelen inkişaf seyriyle mütenasip bir şekilde ilerlemeler kaydetmeğe baş­lamıştır. Memleket millî ekonomiyi geliştirici mahiyetteki inşa, imar ve ıslâh faaliyetlerinin muazzam bir ateîyesi manzarasını iktisap etmeğe baş­lamış ve bilhassa köy kalkınması mevzuu mazide eşine rastlanmayan bir ciddiyet ve ehemmiyetle ele alınmıştır.»

Kocaeli Milletvekili, gelir bütçe tasarısı üzerinde de geniş ve etraflı bir şekilde fikirlerini açıkladı.

Erzurum Milletvekili Emrullah Nutku'nun usul hakkında konuşmasını müteakip Giresun Milletvekili Ali Naci Duyduk kürsüye geldi ve sözlerine şöyle başlad:

«İktidarımızın bütçe anlayışına, iftiharla kaydedeceğimiz bir nisbette yak­laşmış bulunan bu tasarı, iktisadî müşküllere rağmen muvaffak bir eser telâkki edilmek lâzımgelir.

Arkadaşlar,

Bir bütçe ve gelir ve gider rakamlarının denk görünüşü ile değer biçmeden ziyade, üzerinde durulması icabeden cihet, millî gelirin, bütçe yolu ile alman hissenin, millî iktisadî, besleyici sahalara akıtılıp akıtılmadığıdir. 1952 yılı bütçe tasarısını bu esasa göre tetkik ettiğimiz takdirde, feyizli bir istikamette yol almakta bulunduğumuzda asla şüphe edilemez.»

Giresun Milletvekili tasarı üzerinde görüşlerini açıkladıktan sonra konuş­masını şöyle bitirdi:

«Arkadaşlar, milletin parasını gösteriş ve verimsiz inşaata değil, hakikî ihtiyaçlara, yurdun kalkınmasına anlayışla ve vukufla sarfetmenin yolunu isabetle tayin ve tesbit eden Hükümete ve onun başındaki çok kıymetli Adnan Menderes'e candan başarılar dilerim.»

Başkan Refik Koraltan bu konuşmadan sonra bütçe tasarısının tümü üze­rinde söz almış, daha onbeş milletvekili bulunduğunu bildirmiş ve vakit gecikmiş olduğundan saat 19.50'de birleşime son vermiştir.

Büyük Millet Meclisi yarın sabah saat 10'da toplanarak bütçe kanun ta­sarısının tümü üzerindeki görülmelere devam edecektir.

1952 senesi bütçesi hakkında Maliye Bakanı Hasan Poiatkan'm nutku.

Muhterem arkadaşlar;

Anayasanızın 95 nci maddesinin hükmü yerine getirilmek suretiyle Hükü­metçe, Aralık 1951 başından önce Yüksek Meclise takdim edilmiş bulunan 1952 bütçe tasarıları, muhterem heyetiniz adına, Bütçe Komisyonu tarafın­dan iki ayı mütecaviz bir zamandanberi geceli gündüzlü denilebilecek bir tarzda yapılmış olan vukuflu ve değerli tetkikler neticesinde bugünkü şek­lini alarak yüksek huzurunuza getirilmiş bulunmaktadır.

Derhal ilâve edeyim ki, Bütçe Komisyonunun dikkatli emek ve mesaisi ne­ticesinde yapılan tâdil, etenzil ve ilâveler Hükümetimizce de yerinde görül­mektedir.

Bütçe Komisyonumuzun yaptığı bu değişikliklerden sonra, 1952 Bütçesinin masraf yekûnu 1.742.341.053 lira, gelirler yekûnu da 1.551.455.000 lirayı bul­maktadır. Bu rakamlara, katma bütçeli idarelerin masraflariyle, Genel Bütçeden yapılan transferler hariç, kendi öz geliri ilâve edildiği takdirde umumî yekûnun 2.088.629.942 lira masraf, 1.887.393.091 liralık gelirden mü­teşekkil bulunduğu görülür.

Bu yekûnların Devlet Denizyolları hariç tutulmak şartiyle 1951 Bütçesinin umumî gider ve gelirleriyle mukayesesi, bu sene masraflarda 132,3 milyon liralık bir artışa mukabil gelirlerin 252,6 milyon liralık yükselme kaydetti­ği neticesini verir.

Devlet bütçelerinin iktisadî şartlarla sıkı sıkıya alâkadar olduğu, iktisadî hayattaki gelişme veya gerilemelerin az veya çok tesirlerine mâruz bulun­duğu nazara alınırsa iktisaden süratle kalkınmakta olan birmemlekette Devlet bütçesinin bir seneden diğerine artan bir seyir takip etmesini tabiî karşılamak lâzımdır.

Bir taraftan Devlet bütçelerinin memleketin iktisadî durumu ve inkişaf seyri ile olan sıkı bağlılığı, diğer taraftan bütçe tatbikatının bizzat iktisadî hayat üzerindeki mukabil tesirleri dolayısiyle, 1952 Bütçesinin tetkik ve tah­liline ve geçen yıllara ait bütçelerle mukayesesine geçmeden önce, dünya­nın ve memleketimizin son bir sene içindeki iktisadî manzarasına bir göz atılmasını ve 1952 yılının iktisadî gidişi hakkındaki tahminlerimizin izahım faydalı görmekteyiz.

Bir sene önce 1951 Bütçesini huzurunuza getirdiğimiz bu tarihlerde Kore ihtilâfının dünya mikyasında yarattığı harb ekonomisi şartları bütün şid­detiyle belirmiş bulunuyordu.

1950 Yılma girerken, İkinci Dünya Harbini takip eden beş sene içinde, muh­telif isimler altında Garbî Avrupa memleketlerine yapılan büyük Ameri­kan yardımları sayesinde girişilen geniş mikyastaki imâr ve kalkınma faa­liyetleri semerelerini vermeye ve muntazam bir istihsal ve refah artışı ken­disini hissettirmeye başlamıştı. Bu gelişmenin tesiri altında, 1950 yılının ilk; aylarında, toptan eşya fiyatları düşmeye, uzun müddet devam eden enflâs-yonist bir politikanın tesirleri hafiflemeye yüz tutmuştu. İktisatçılar ve j devlet adamları dünyanın yeni bir bolluk ve refah devresine doğru gitmek­te olduğu üzerinde âdeta ittifak ediyorlardı. Fakat, bu ümitler henüz belir­mekte iken, Kore'de başlıyan silâhlı ihtilâf yeni bir umumî harb korkusu yaratmış ve milletleri yeni silâhlanma programlarının tatbikma sevketmiş-tir. Bu suretle Devlet bütçeleri yeni ve ağır masraflarla karşılaşırken bir ta­raftan iş gücüne ve belli başlı maddelere olan talepler geniş mikyasta artmış, diğer taraftan askerî maksatlara tevcih olunan çalışmalar, sivil istih­lâk eşyası istihsalini daraltmış, bütün bunlar fiyatların yükselmesine sebep olmuş ve böylece garp dünyası umumiyetle enflâsyonist bir politika dev­resine yeniden girmiştir.

1950 yaz ortalarından beri geçen bir buçuk.sene içinde muhtelif memleket­lerde alman çeşitli tedbirlere rağmen, arzettiğimiz sebeplerden dolayı, fiyat yükselmelerinin önlenmediğini, son aylarda bâzı memleketlerde fiyat ar­tışları şiddetinin hafiflemesine rağmen durdurulamadığını müşahede et­mekteyiz.

Garp memleketlerinde umumî istihsal artışının devam etmesine, 1950 yılı­na nazaran 1951 de % 10 raddesinde bir yükselme kaydedilmiş bulunmasına rağmen 1950 yaz ortasiyle 1951 yaz ortası arasında fiyatlar vasati olarak % 25-30 civarında yükselmiş, İngiltere, Fransa ve sair memleketlerde de fiyat artışları % 30 u geçmiş bulunmaktadır. Bu artışın elimizde mevcut rakamlara göre sonbahar aylarında devam ettiği, hattâ Ekim ayında 1949 vasatisi yüz itibariyle, İngiltere'de 143 e Fransa'da da 150 ye yükseldiği gö­rülmektedir.

Diğer taraftan, bilhassa 1949 devalüasyonundan sonra, Garbı Avrupa mem­leketlerinin ihracatı süratle arttığı, tediye muvazenesi açıkları hafiflemeye başladığı, umumî olarak dolar sıkıntısı azaldığı halde, 1951 de yeniden ih­racat düşmeye, tediye muvazenesi açıkları süratle kabarmaya, dolar sıkın­tısı şiddetlenmeye yüz tutmuştur. Halen bir kısım Avrupa memleketlerinde fiyatların yer yer yükselmekte devam etmesi, gittikçe artan dolar sıkıntısı ve tediye muvazenesi açıkları mühim bir endişe mevzuu teşkil etmektedir

Nazarlarımızı Garp âleminden memleketimize çevirdiğimiz takdirde göre­ceğimiz manzara nedir? Muhalefetin yersiz ve haksız olarak, etrafa yayma­ya çalıştığı gibi, bir enflâsyon tehdidi altında mıyız? Fiyatlarımız, Garbı Avrupa memleketlerinde olduğu gibi durmadan yükseliyor mu? Tediye muvazenesi açığı yıldan yıla artarak mı gidiyor? Geleceğe korku ve endi­şe ile mi bakıyoruz? Bunları birer birer gözden geçirelim:

1950 Yılının ilk aylarında dünyada olduğu gibi Türkiye'de de fiyatlar düş­meye doğru meyletmişti. Fakat (Kore harbini takibeden aylarda toptan eş­ya fiyatları endeksinin tekrar yükselmeye başlıyarak 1951 ilkbaharı orta­larında, 1938 senesi vasatisi 100 itibariyle, 516 ya çıktıktan sonra, yaz ayla­rında tenezzüle başladığını ve Ağustos ayında 444 e düştüğünü görmekte­yiz. Elde mevcut son rakamlara göre Aralık sonunda 494 e yükselmişse de bu tamamiyle. mevsim, icabıdır.

1949 Senesinde toptan eşya fiyatları vasatı endeksi 505 olduğuna göre, Tür­kiye'de fiyatlar 1949 senesine göre yükselmemiş, bilâkis düşmüştür. Bu su­retle memleketimiz, 1949 senesine nazaran fiyatlarındaki artış hemen he­men gayrimahsüs denilebilecek mevkide olan tek memleket olarak görül­mektedir. Nitekim Avrupa İktisadî İş Birliği camiası içinde Türkiye, 1950 yaz ortalarına nazaran % 5 den daha az fiyat artışlarına mâruz kalmış mah­dut bir iki memleket arasında mevki almaktadır.

Şimdiye kadar dünya şartlarına göre, enflâsyonist politikaların neticesi ola­rak, fiyat endekslerinde yükselişler ve hayat pahalılığı mevzuunda mem­leketimiz daima bu bakımdan en ziyade endişeli vaziyete düşen memleket­lerin başında gelirdi. Meselâ: İkinci Dünya Savaşında, harbe giren memle­ketlerde hayat pahalılığı nihayet bir misli arttığı halde, Türkiye'de bu nis­pet beş misline kadar yükselmiştir.

Muhterem arkadaşlar; memleketimizde umumî fiyat endekslerinin istikrarını muhafaza etmesi ve dünya mikyasındaki enflâsyon tesirlerinden geniş I ölçüde masun kalabilmiş olmamız, kendiliğinden ve tesadüfen tahakkuk et- I mis bir vakıa değildir. Esasen buna imkân da tasavvur edilemezdi. Zira. I Türkiye'nin yabancı memleketlerden ve büyük kısmı itibariyle Garbı Av- I rupa memleketlerinden yaptığı ithalâtın değeri, millî gelirin % 10 unu geç- I mektedir.

Halkımızın zarurî ihtiyaç maddelerinden pek çoğunumühim fiyat yük-

selmelerine mâruz kalan memleketlerden ithal ettiğimiz halde, ithalât eş-

yasının menşe fiyatlarında vukua gelen bu yükselmelerin dahilî piyasa fi-

yatlarımıza aksetmesi veya umumîfiyat muvazenesiiçinde cok az te-

sir göstermesi, ancak alman müspet tedbirler ve takip olunan isabetli po-
litika sayesinde mümkün olabilmiştir.

Şahsî teşebbüsruhunun hâkimkılınması, iş hayatının canlandırılması, bü- I tün sahalarda istihsal hacminin arttırılması, dışticarette âzami derecede I serbestiye giden bir nizamın kabulü, enflâsyonist tertiplere vetedbirlere başvurulmamış olması bu sahadaki Hükümetçe takip olunan müspet politi­kanın mesnetlerini teşkil etmektedir.

İktisadî hayatta ve iş hayatında takip ettiğimiz politika hususî teşebbüsü

destekliyen, teşebbüs ve emeğin karşılığından mümkün olduğu kadar geniş ölçüde istifadeyi temin eden velhâsıl her sahada istihsalfaaliyetlerinde

emniyet ve istikrar telkin eden bir mahiyette tecelli etmiştir. Bunun neti-
cesi istihsalin her kolda şiddetle teşvik edilmesi olmuştur.Denilebilir ki,
memleket baştan başa büyük bir istihsal şevk ve gayreti içindedir.

Mahsullerimizi değerlendirme politikamızın da tatbikat ve neticelerinden milletimiz tamamiyle haberdardır.

İktisadî cihazlanma, istihsali kolaylaştıracak âlet ve vasıtaların memlekete celbi hususunda da elden gelen her gayret sarf edilmiştir.

Sanayiimizin süratli bir inkişafa başladığını gösterinr rakamlar çok şayanı memnuniyettir.

Ziraî istihsalimizi destekliyen tedbirler ise her gün daha müessir olmaktaI devam etmektedir. Memleketin bu yıl Toprak Mahsulleri Ofisi eli ile ihraç| edeceği hububat yekûnu bugünden 800 bin ton civarındadır. Pamuk istihsa­limiz fevkalâde süratli bir inkişaf göstermektedir. Bu seneki istihsal geçmiş on on beş senenin üç yüz bin balya civarında olan vasati istihsaline karşılık sekiz yüz bin balyayı bulmuştur.

Takip etmkte olduğumuz fiyat politikası, dış ticart politikası, her nevi istih­sal kredisine ve bilhassa ziraî istihsal kredisine Hükümetçe vermekte oldu­ğumuz büyük ehemmiyet sayesinde mühim neticeler elde olunmaktadır. İktidara geldiğimiz tarihte 324 milyon liradan ibaret olan ziraî ikrazat ha-700 milyon lira civarına yaklaşmıştır. Bu rakam ve yekûnun yakın bir âtide bilmilyar civarına ulaşacağına muhakkak nazariyle bakılabilir.

İstihsalin artmasına tesir eden faaliyetlerden köylüye toprak dağıtımı ve ta­pulama işleri zikredilmeye değer mahiyettedir. Köylüyü Topraklandırma Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten 14 Mayıs 1950 tarihine kadar geçen beş yıllık müddet zarfında yapılan tevziat miktarı 752 bin dönümden ibaret olduğu halde, iktidara geldiğimiz günden bugüne kadar geçen zaman içinde bundan önceki beş yılda yapılan tevziatın beş mislinden fazla olarak 3.851.000 dönüm toprak dağıtılmıştır.

(Pakistan Dışişleri Bakanı Ekselans Zafirullah Han Kordiplomatik locasına geldi, milletvekilleri tarafından alkışlandı ve kendisi de Kamutayı selâm­ladı)

Bunların yanında istihsale yardımcı olarak Hükümetinmemleketi imâr alivetleri eskisine nazaran, geniş Ölçüde artmıştır. Küçük ve büyük su iş­leri, yer altı suları, bataklıkları kurutma, taşkınlıkları önleme faaliyetleri, ü-zerinde durduğumuz en ehemmiyetli mevzulardandır.

rine bu cümleden olmak üzere Devlet, vilâyet ve köy yollarına büyük e-hemmiyet verilmekte, vazifeye başladığımızdan bugüne kadar, bu mevzu-1 tahsis olunan paralar -iki mislinden daha yukarıya çıkarılmışbulun­maktadır.

Memleketin, istihsaline dolayısiyle yardım eden sağlık durumu üzerinde de büyük gayretler sarfolunmaktadır Umumî muvazeneye bağlı hastane-erin yatak sayısı iktidarı devir aldığımız tarihte 7296 dan ibaret iken 1951 sonunda 12146 ya çıkarılmışır. 1952 yılında bu miktarı 14257 ye çıkarmak mukarrerdir.

Bu cümleden olmak üzere köy içme sularına büyük bir hız verilmiştir. Köy­lerde halkın yapacağı içme sularına yardım tahsisatı 1950 yılında 1. 300.000 liradan ibaret iken bu miktar 1951 de 5 milyona, 1952 de 7,5 milyona çıka­rılmıştır.

Sağlam bir Devlet maliyesinin ve memleket bünyesinin uygun bir vergi sisteminin iktisadî hayat üzerindeki tesirleri mühim olur. Devlet bütçesin­de, verimsiz veya az verimli mevzulara yapılan tahsisler kaldırılmış veya asgarî dereceye indirilmiş, buna mukabil istihsal gayretlerine matuf tahsis­ler geniş ölçüde artırılmıştır.

Bütçe tatbikatının şimdiye kadar görülmemiş bir dikkat, titizlik ve emek mahsulü olduğunu yüksek tetkikleriniz açıkça meydana koyacaktır.

Artan envestisman yekûnları karşısında bütçe açıkları aksine olarak küçül­mektedir. Denk bütçe prensibinin veya yapıcı bütçe tatbikatının ta­hakkukuna doğru mühim adımlar atılmış bulunuyor. Devlet borçlarında vaziyet daha müsait bir manzara arzetmeye başlamıştır.

Vergi tahsilatında, şimdiye kadar görülmemiş nispetlere ulaşılmıştır. Son defa çıkardığımız 60 milyon liralık iç istikraz tahvillerinin tamamı münha­sıran, halkımız tarafından satın al inmiştir.

Malî politikamızın telkin ettiği emniyete dayanan ve millî iktisadın geniş bir inkişaf içinde bulunduğunun delilini teşkil eden bu netice dikkatle kay­dedilmeye değer bir ehemmiyettedir.

Denilebilir ki, bütçenin tanzim ve tertibine hâkim zihniyet ile, tahsisatların akim sahalardan verimli sahalara tevcih olunması ile, katma bütçeli idare­lerin ve İktisadî Devlet Teşekküllerinin her çeşit faaliyetlerinin düzenlenip artırılması ve malî durumlarının ıslahı suretiyle, hulâsa Hükümet, elindeki Dütün iktisadî ve malî imkân ve cihazları kullanarak bütün dikkat ve gay­retlerini iş ve istihsal hacminin artmasına tevcih etmiş olduğu gibi hususî ceşebbüs sahasında da her şubede müstahsili ve istihsali teşvik edecek ve ar­tıracak tedbirleri asla ihmal etmemiş bulunmaktadır. Şimdi çok kısa olarak v'e ancak işaret suretiyle temas ettiğimiz bu mevzulara biraz ileride tekrar avdet edeceğiz.

Ana hatlarını bu suretle belirttiğimiz iktisadî ve malî görüş ve tatbikatın neticesidir ki, dünyada fiyatlar süratle yükselir ve hayat pahalılığı bütün memleketlerde tekrar kendini hissettirmeye başlamış iken memleketimiz, bu neviden zorluk ve sıkıntılardan korunabilmiş, imâr ve kalkınma faaliyet­lerimizin duraklaması şöyle dursun, aksine olarak şimdiye kadar görülme­miş bir hızla yürütülmek imkânı elde edilmiştir.

Hükümetimiz, biraz evvel kısaca temas ettiğimiz gibi, bir taraftan istihsal I hacminiartıracaktedbirler vevasıtalar üzerindehassasiyetle dururken,diğer taraftanvatandaşlarınistihsal ettiğimalların değer fiyatı istihsaldebulunmagayretiniteşvik etmeye, hemde refah seviyesini yükseltmeye birinci edrecede ehemmiyetvermektedir. 1950 veI 1951 hububat fiyatları bu prensiplere göre tesbit edilmişbulunduğu gibi, I pamuk, tütün, fındık ve diğer belli başlı istihsal mallarımızın fiyatlarını des- I teklemek için sarf ettiğimiz gayretler ve aldığımız tedbirler de bunun mi- I sallerini teşkil eder.

Bu suretle takibetmekte olduğumuz müspet politika sayesinde, memleketi- mizde ziraat, milyonlarca nüfusumuzun ancak maişet zarureti ile girdiği ve I çok aşağı bir yaşama seviyesi temin eden bir mahrumiyet sahası olmaktan I kurtarılmış, çiftçiyi doyuran ve memleket ekonomisini şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde canlandıran bir inkişaf yoluna girmiş bulunuyor.

Derhal ilâve edeyim ki, ziraatimizin inkişafı sayesinde milli ekonomimizde vukua gelen bu canlılık diğer istihsal kollarında da tabiatiyle kendisini göstermiştir. Ayrıca, Ziraatin yanında diğer istihsal sahalarımızda da HÜkûmetçe alınabilecek tedbirler asla ihmal olunmamıştır.

Bankalarımızın, umumiyetle sınaî istihsal erbabına açtıkları kredi hacmi- I nın genişletilmesine, kredi maliyet ve şartlarının ıslahına çalışılması yanın- I da bu sahada büyük gayreti 1950 ortasında faaliyete geçen Sınaî Kalkın- I ma Bankası göstermiş bulunmaktadır. Bu Banka, bir buçuk yıl zarfında. 84 I müessesenin kurulması ve mevcutların ıslah ve tevsii işini ele almış buluruyor. Bu Bankanın 84 müesseseye şimdiye kadar ikraz ettiği veya ikrazını kararlaştırdığı miktar 50 milyon lira civarındadır. Bunun yanında bu ba-l his mevzuu 84 müessesenin, Sınaî Kalkınma Bankasından ayrı olarak ken-j di kaynaklarından 40 küsur milyon lira yatırım yapacakları veya yapmakta oldukları da hesaba katılmak icabeder. Marshall Yardımından elde edilen imkânların da en münasip ve isabetli mevzulara tahsis edilmekte olduğunu ifade edebiliriz. Bu yönden hususî teşebbüse ehemmiyetli sayılabilecek tah­sisler yapılmakta olduğu gibi, büyük ehemmiyeti olan Sarıyar Barajının da ihalesi tekemmül etmiş bulunmaktadır.

İktisadî kalkınmamızda sanayiimizin gelişmesiniDevlet sektörüne ait bir takım gösterişli tesislerin kurulmasında, bütçeimkânlarımızınkısır ve] masraflı bir Devletkapitalizminin desteklenmesindekullanılarak heder e-dilmesinde görmüyoruz.

Hususî teşebbüse çalışma, yeni yeni tesis kurma ve bunları genişletme im­kânları verildiği takdirde memleket ölçüsünde yaratacağı iş ve istihsal hac­minin vüsat ve kudreti üzerinde durmaktayız. İktisadî cepheden Devletin en mühim vazifesinin, bütün vatandaşların bir kül halinde umumî istihsal kudret ve kabiliyetlerini yükseltmek olduğuna kaniiz. (Bravo sesleri)

Dış ticaret rejimimize gelince:

1950 Son baharından itibaren tatbik etmeye başladığımız yeni dış ticaret re­limi, Avrupa İktisadî İş Birliğine dahil memleketlerle vâki ticarî mübade­lelerimizin % 60 nispetinde libere edilmesi ve Avrupa Tediye Birliğinin ku­rulması gerek ihracat ve gerek ithalâtımız üzerinde müspet tesir yapmış, hususiyle ithal malları üzerindeki rekabet imkânlarının artırılması, eski1 tahsis sisteminin yarattığı tıkanıklıkların ve fiilî inhisarların bertaraf edil­mesi, dış memleketlerdeki şiddetli fiyat artışlarına rağmen Türkiye'de ithal malları fiyatlarının istikrarını muhafaza etmesini mümkün kılmış olan ted­birlerimiz cümlesindendir.

Avrupa İktisadî İş Birliği Teşkilâtı Paris Merkezinin neşriyatında da ifade olunduğu gibi, memleketimizde muvaffakiyetle başarılmış olan bu fiyat is­tikrarına rağmen, Merkez Bankası emisyon hacmmda ve umumiyetle, emis­yon hacmi ile vadesiz mevduat rakamlarına istinat eden tedavül hacmi he­saplarında görülen artış, muhalefetin hiçbir esasa dayanmıyan tenkidlerine ve memleketin bir enfilâsyona sürüklendiği kanaatini yaymaya çalışmala­rına vesile vermiştir. Hattâ mevzuu münhasıran tedavül hacmi zaviyesin den ele alarak tetkik etmek istiyenlerden bâzıları, emisyon ve para mikta­rındaki artışa rağmen fiyatlarımızın neden sabit kaldığım sormaktan da kendilerini alamamışlar, hususî izah tarzları bulmak zorunda kalmışlardır.

Muhterem arkadaşlar: Son bir sene içinde, Merkez Bankasının emisyon hac-ıi 176 000 000 liraya yakm bir artış kaydederek 1950 sonunda 962 milyon lira iken 1951 sonunda 1 milyar 138 milyon liraya yükselmiştir. Buna rağ­men bir sene içinde fiyatların az çok sabit kalması, hattâ 1949 a nispetle bîr miktar tenezzül kaydetmiş olması halledilmez bir muamma veya bir tesa­düfün eseri midir?

Tedavül hacmi ile fiyatlar, istikrar ve enfilâsyoncu tesirler arasındaki mü­nasebetleri mücerret rakamlarla, emisyon hacminin artış veya eksilişi ile ölçenler için meselenin izahı kolay değildir.

Bu yanlış telâkkiye göre, Türkiye'de emisyon hacmi ne kadar sabit tutulur., hattâ ne kadar azaltılırsa o nispette fiyat istikrarı sağlanabilir ve elde ede­ceğimiz neticelerle de o kadar övünebiliriz.

Memleketi, enfilâsyonist bir politika kadar zararlı olan deflâsyonist tesirle­rin dar çemberi içine atacak, herşeyden önce istihsal hayatını baltalıyacak, iktisadî kalkınma, ve gelişmeyi durduracak hattâ tersine çevirecek olan böyle bir politikanın tahliline girişmeden önce son bir sene içinde emisyon hacmmdaki artışların sebeplerini gözden geçirelim:

1950 yılı sonunda emisyon hacmi 962 milyon lira iken, Merkez Bankassınırı ziraî ve ticarî senetler cüzdanı yekûnu 248 milyon lira idi. 1951 sonunda ise, aynı senetler yekûnu 346 milyon liraya yükselerek 98 milyon liralık bir ar­tış keydetmiştir. Keza 1950 sonunda Toprak Mahsulleri Ofisinin hububat alınım finanse etmek için Hazine kefaletini haiz bonolarla Merkez Banka­sından aldığı muvakkat kredilerin yekûnu 196 milyon lira iken 1951 sonun­da 136 milyon liralık bir artışla 332 milyon liraya yükselmiş bulunmakta­dır.

Bu rakamlara göre, iki takvim yılı sonu itibariyle arada gecen bir sene zar­fında emisyon hacmindeki artış 176 milyon lira olduğu halde Merkez Ban­kasının ziraî ve ticarî senetler yekûnu ile, Toprak Mahsulleri Ofisinin hu­bubat mubayaası için aldığı kredilerdeki artış yekûnu. 234 milyon liraya ba­liğ olmuştur.

Burada mukadder bir suali derhal cevaplandırmak lâzımdır. Emisyon hac-ıı yükselmesin diye Toprak Mahsulleri Ofisine lüzumlu kadar kredi ver­memek, köylünün mahsulünüdeğerlendirmemek daha mı doğruolurdu? Böyle bir tatbikat bizzat istihsali artırmaya matuf gayretlerimizi balta! ar-i. Neticelerinden bütün memleket ekonomisi, nüfusumuzun % 82 sini teş­kil eden köylü kitlesi mutazarrır olurdu. Kaldıki hububatmubayaası için açılmış bulunan bu muvakkat krediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin satış ve İhracatına muvazi olarak tekrar ödenecek ve bu kredilerin mucip olduğu e-misyon artışı da kendiliğinden azalacaktır.

D halde Emisyon hacmmdaki artış, Toprak Mahsulleri Ofisine açılan bu mu­vakkat krediler sebebiyle vâki olan bu artış, takip ettiğimiz enflâsyonist bir politikanın neticesi değil, bizzat artan istihsalin icabettirdiği zarurî bir genişlemedir.

Diğer taraftan Merkez Bankasının ziraî ve ticarî senetlerindeki artışın enf­lâsyondan mütevellit olduğunu, tenkitleri yapanların da iddia edemiyece-ğinden eminiz.

Bir memlekette istihsal ve iş hacminin gelişmesi, ticarî mübadelelerin,1 ihracat ve ithalâtın genişlemesi, elbetteki yeni yeni senetlerin reeskonta ar­zını icabettirir. Hattâ birçok ahvalde, mevcut istihsal kaynaklarının kulla­nılması ve istihsalin artısı ve kıymetlendirilmesi bu kısa vadeli kredilere bağlıdır. Böyle bir sebepten mütevellit emisyon artışı aynı zamanda ve' daha fazla miktarda istihsal ve piyasaya mal arzı ile tevzin edileceği için bir tehlike değil bilâkis iktisadî genişleme ve kalkınmanın en kuvvetli daya­naklarından birisidir.

Şu hakikati da hiç bir zaman gözden kaçırmamak lâzımdır kî, iktisadî geliş­me ve kalkınma devresinde bulunan bir memlekette, istihsalin, artışı, yenu yeni kaynakların işletmeye açılması, iş hacminin ve ticarî mübadelelerin genişlemesi, münakale sisteminin tevessü ve tekemmülü, mal ve hizmetle­rin gittikçe artan bir hızla pazarlara arzı bu memlekette tedavül vasıtası ih­tiyacını gittikçe yükseltecektir. Memleketimizin şimdi içinde bulunduğu süratli inkişaf devresi bu vaziyete en güzel bir misal teşkil eder.

Tedavül hacmi ihtiyacının artmasına mukabil para miktarının sabit kalma­sı veya artan ihtiyaçlara ayak uyduramaması ise bizzat iktisadî gelişmenin] aleyhine neticeler verir. Nitekim 1930 iktisadî buhranını takip eden yıllara memleketimizin uzun müddet ağır sıkıntılarını çektiği deflâstonist havanın bunaltıcı tazyiki, ziraî istihsalimize en büyük darbeyi indirmişti. Vazifemi! enfilâsyonist bir politika kadar deflâsyonist bir politikanın da ağır zararla­rına karşı memleket ekonomisini korumaktır. İşte.bizim görüşümüz budur.

Emisyon hacmi tahavvülâtının ziraî veticarî senetlerle Toprak Mahsulleri Ofisinin Muvakkat kredilerinden mütevellit olduğunu ifade ederken geçen bir sene zarfında alman tedbirlerle Hazine kefaletini haiz bonolar miktarı­nın hemen hemen sabit tutulduğunu veya artış seyrinin asgarî hadde indi­rildiğini huzurunuzda ifade etmek isterim.

Geçen yıllarda emisyon hacmi artışının en mühim membaıhaline gelmiş bulunan Hazine kefaletini haiz bonoların tasfiyesi husususndaki çalışmala­rımız çok ilerlemiş bulunmaktadır. 1950 yılı içinde Hazinekefaletini haiz bonolar (Toprak Mahsulleri Ofisinin bonoları hariç) 132 milyon liralık bir] artış kaydetmişken 1951 yılında ancak 30 milyon liranın dununda bir artış göze çarpmaktadır. 1951 yılı Bütçe Kanunlariyle Devlet demiryolları, Dev­let denizyolları ve P. T. T. İdarelerinin bütçe açıklarının finasmanı için 1131 milyon liralık Hazine kefaletini haiz bono ihraç salâhiyeti verilmiş olmaJ na rağmen Ocak 1951 sonuna kadar bu miktardan ancak 58 906 811 liralık] kısmının kullanılmış bulunması, bu mevzuda Hükümetinizin takip etmek­te olduğu titizpolitikaya bir delildir.Mezkûridareler ihtiyaçlarıiçin] 58 906 811 liralık yeni bono ihraç etmiş oldukları halde, umumî yekûnda kayit edilen 30 milyon liranın dûnundakiartış diğer idare veteşekküllerin] Hazine kefaletini haiz bonolarında mühim azalmalarsağlandığını göstermektedir ki, bu da bir sene içinde aldığımız müspet tedbirlersayesinde! mümkün olmuştur.

1952 bütçesinde, yalnız Devlet Demiryolları için ancak 9.650.348 liralık ver.; bono ihraç salâhiyetinin talep edilmiş bulunması bu mevzua verdiğimiz ehemmiyeti bir kere daha teyit etmektedir.

Bu suretle, bir taraftan istihsalin artırılması ve piyasaya mal arzının geniş iletilmesi, diğer taraftan Devlet sarfiyatında mümkün olan tasarrufların yapılması, âmme yatırımlarının azamî ve süratli verim esasına göre ayarlanması, hakikî iktisadî fayda ve müsmiriyetten ziyade gösteriş saiklerine da­yanan inşaat ve tesislerin durdurulması, Devlet iktisadî teşekküllerinin ma­lî bünyelerinin takviyesine ehemmiyet verilmesi, biraz sonra izah edeceği­miz veçhile, bütçe açıklarının asgarî hadde indirilmesi ve nihayet Hazine kefaletini haiz bonolar sistemindeki artışın hemen hemen durdurulması suretiyle emisyon ve tedavül hacminin münhasıran iktisadî faaliyetler ve iş hayatının icaplarına göre ayarlanır hale getirilmesi, memleketimizin, son bir buçuk sene içinde bütün dünya mikyasında kendini hissettirmekte olan enfilâsyon tazyikinin tesirlerinden masun kalmasını sağlamış bulunmakta­dır.

Memleketteki is ve istihsal hacminin gelişmesinde ucuz banka kredilerinin oynadığı mühim rolü nazarda tutarak kredi hacminin seyri üzerinde de bi­raz durmak isterim.

Geçen sene Kasım 1950 sonunda 1 milyar 591 milyon lira olan banka kredi­leri yekûnu, bir sene içinde 572 milyon liralık bir artış kaydederek elde mevcut en son rakamlara göre Kasım 1951 sonunda 2 milyar 163 milyon li­raya yükselmiş bulunmaktadır.

Son bir buçuk sene içinde, kredi hacmmda olduğu gibi bankaların mevduat yekûnlarında da bariz bir gelişme kaydedilmiş bulunmaktadır. Bankaların umumî mevduat hacmi 1948 takvim yılı sonunda 924 milyon lira ve Kasım 50 sonunda da 1 milyar 123 milyon lira iken, son bir sene içinde 399 mil­yon liralık bir artışla Kasım 1951 sonunda 1 milyar 522 milyon liraya yük­selmiştir.

Bu vesile ile, geçen sene Yüksek Meclisinizce ödünç para verme kanununda yapılan tadille mevduat ve kredi faizleri âzami hadlerinin indirilmesine gi­dildiği sırada ileri sürülen iki itiraza temas etmek isterim.

Bazı çevrelerde, mevduat faizlerindeki tenzilâtın bankaların mevduat hac­mim azaltacağı ve bunun da mühim mahzurlar tevlit edeceği ileri sürül­müştü. Kasım 1950 ile 1051 arasında mevduatın 399 milyon lira gibi geçen senelerde emsaline rastlanmamış bir artış göstermesi bu iddianın en katî cevabını teşkil etmektedir. Bizzat tasarruf mevduatı dahi Kasım 1950 ile 1951 arasında 561 buçuk milyon liradan 700 milyon liraya yükselmek sure­tiyle 138 buçuk milyon liralık bir artış kaydetmiş bulunmaktadır.

İleri sürülen ikinci iddia da, kredi faizlerinin düşürülmesi, tüccarlara mev­cutlarını artırma imkânını vereceği için piyasada fiyatların yükselmesine müsait zemin hazırlayacak ve binnetice enflâsyon tesirlerini kuvvetlendire­cektir, yolunda idi.

Filhakika eğer yalnız ticarî mahiyetteki kredilerle, istihlâk kredilerinin fa­izleri düşürülmüş olsaydı ve kısa zamanda bu kredilerin hacmmda mühim artışlar kaydedilseysi, diğer hususlar aynı kalmak gartiyle, böyle bir tesir­den bahsetmek mümkün görülebilirdi.

1950 Kasım sonu ile 1951 Kasım sonu arasında, bankaların umumî kredi
hacmmdaki 572 milyon liralık artışın büyük bir kısmının, ziraî kredilerde
bulunduğuna biraz önce temas etmiştik. Geri kalan kısmının Sınaî Kalkınma
Bankasının kredileri de dâhil olmak üzere sınaî istihsal kredileriyle, maden­
cilik sahasına ait krediler, ihracat kredileri, ve nihayet dış memleketlerden
yapılacak ithalâta ait kredilerdeki artıştan mütevellit bulunduğu nazara a-
lınırsa umumî olarak memleketimizde kredi faizlerindeki indirimin enflâs­
yon tesirleri değil bilâkis, gerek istihsali ve gerek ithalâtı desteklemek su­
retiyle bunun tamamen makûsu olan tesirler icra ettiği kolayca tezahür' eBu itibarla, kredi faizlerinin düşürülmesi mutlaka enflâsyon tesirleri yara­tır gibi mücerret mütalâalardan sıyrılarak, memleketin iktisadî şartlarının ve kredi genişlemesinin hangi sektörlerde vukua geldiğinin nazara alınması! zaruridir.

Muhterem arkadaşlar; nazarlarımızı, iç iktisadî durumumuzdan dış iktisadî münasebetlerimize çevirdiğimiz takdirde de, aynı inkişaf ve -kalkınmanın burada da kendisini kuvvetle hissettirdiğini görmekteyiz.

İstihsal ve ihraç mevsimimize daha çok uyduğu için, Temmuz bidayeti ve Haziran sonu itibariyle yıllık ithalât ve ihracat rakamlariyle, tediye muva­zenesi açıklarının mukayesesi şu neticeleri vermektedir.

Temmuz 1949 - Haziran 1950 devresinde ihracatımız 660 milyon, ithalâtımızı 794 milyon ve ticaret muvazenesi açığı da 134 milyon lira iken Temmuz 19501 - Haziran 1951 devresinde ihracatımız 878 milyon liraya, ithalâtımız 928 mil­yon liraya yükselerek ticaret muvazenesi açığımız 50 milyon liraya tenez­zül etmişti. İçinde bulunduğumuz Temmuz 1951 - Haziran 1952 devresindi ise ihracatımızın 1 milyar 202 milyon liraya, ithalâtımızın da 1 milyar 121 milyon liraya yükselerek ticaret muvazenemizin 80 milyon liralık bir I, ile kapanacağını tahmin etmekteyiz.

Tediye muvazenesi açıklarına gelince; tediye muvazenemizin bünyevî açık-l lara mâruz bulunduğu malûmunuz olan bir keyfiyettir. Bunun başlıca sebe­bi iktidara geldiğimiz tarihlere kadar istihsalimizin hep aynı düşük seviye-] lerde duraklayıp kalmış olmasıdır. Bir ziraat memleketi olduğu halde soia zamanlara kadar ekmeklik buğdayını dahi vakit vakit dışarıdan ithal etmek] zorunda kalmış olan memleketimiz için bu zarurî bir netice idi. Nitekinl 1949 - 1950 devresinde tediye muvazenesi açığı yılda 300 milyon Türk lirası-J mn fevkinde bulunuyordu. Bu sene ise 240 milyon lira civarında olacağını] tahmin etmekteyiz. Ancak şu noktaya da işaret etmek icabeder ki, 1949-1950 devresinde dış borçlarımızın taksit ve faizleri nispeten düşük olduğu halde! bu sene en yüksek seviyesine ulaşmış bulunduğu gibi, Avrupa Tediye Bir-j liginin üyesi sıfatiyle 1950 Ekim ayı başında tatbik mevkiine koyduğumuz ithalâtın % 60 ı nispetinde serbestleştirmesi de tam tersini göstermeye baş-j lamış bulunmaktadır.

Tediye muvazenesi açıklarının iki şekilde kapatılması mümkündür. Bunlar-] dan birincisi, dış giderlerimizi kısmak, yani ne kadar zarurî ve mübrem o{ lursa olsun, ithalâtımızı dış gelirlerimiz seviyesine indirecek bir tahdit sis-] temine baş vurmak, ikincisi de, bizim halen tatbik etmekte olduğumuz veç-1 hile, istihsale matuf sermaye yatırmalarına mümkün olan ehemmiyeti veJ rerek istihsal kaynaklarının işletmeye açılmasını temin etmek suretiyle faz­la istihsal ve ihractla dış gelirlerimizi artırmak yoludur.Hükümetinizin] takip etmekte olduğu yol bu ikinci yoldur. Zira; ancak bu sayedesağlam ve salim bir iktisadî gelişmeye imkân hazırlanmış olacaktır. Aksine olarak.] 1930 yıllarında yapıldığı gibi, ithalâtın tahdidi şıkkının ihtiyar edilmesi, u-l mumî ithalâtımızın % 80 nini aşan makine ve tesisat gibi pek ziyade muhtaç "bulunduğumuz istihsal vasıtalarındanmahrum kalmamızı ve binaenaleyh iktisadî kalkınmamızın durmasını veya yavaşlamasını mucip olmakla kal­maz, aynı zamanda memlekette mal arzım daraltmak suretiyle enflâsyoncuj tesirlerin harekete geçmesini de intaç eyler.

Mühim ve faydalı olan cihet, tediye muvazenesi açığını bir tahdit karariylel bertaraf etmek, millî ekonominin daralmasına vekısırlaşmasına meydan vermek değil, istihsal ve ihracatı artırmaya matuf gayretlerle mevcut açık-1 lan müspet yoldan azaltmaya çalışmaktır.

Burada şunu da ilâve edelim ki, 1947 senesi ortalarından iktidara geldiğimiz1950 yılı ortalarına kadar geçen 3 sene içinde tediye muvazenesi açıkları mühim döviz stoklarının ve altın mevcudumuzun eritilmesi pahasına karşı-lanabilmişti. Bu devrede, altın ve döviz kaybımız 412 milyon lirayı geçmiş ve 1947 bidayetinde 213 ton olan altın mevcudumuz 1950 de iktidara geldiği­miz tarihlerde 129 tona düşmüş bulunuyordu. Kısa zamanda 133 tona iade dilen altın stoklarımız o zamandan beri aynı seviyeyi muhafaza etmekte­dir. Buna mukabil son bir buçuk sene içindeki tediye muvazenesi açıkları­mız, bir tafatan ihracattaki mühim artışlar diğer taraftan munzam dış yar­dımlarla kapatılmıştır.

Muhterem arkadaşlar; memleketin bugünkü iktisadî durumu ve yakın mazi hakkında verdiğimiz bu izahat, 1952 ve mütaakrp yıllara ait tahminlerimizi de aydınlatmış bulunmaktadır. İktisadî kalkınma ve gelişmenin henüz baş­langıcındayız. Bu kalkınmanın önümüzdeki yıllarda daha dasüratlenerek devam edeceği şüphesizdir. Bu itibarla, 1951yılında idrak ettiğimiz çok iyi mahsulü; iş ve istihsal hayatındaki canlılığı, bâzı arkadaşlarımızın hatırına gelebileceği gibi, müsait iklim şartlarının ve tesadüflerin eseri diye telâkki miyoruz. Bilâkis ziraî istihsal sahasında, müşahede edilencanlılık, yeni yeni sahaların istihsale açılmasının; ekiliş sahasınınyerine göre % 20-30 artmış bulunmasının, istihsal vasıta ve usullerininmodernieştirilmesinin, karasaban ve elemeği yerine, makine ziraatinin, iptidaî usuller yerine mo­dern ziraat tekniğinin kaim olmasının bir neticesidir. Bu hareket süratle de­vam etmektedir. Daha son yıllara kadar Türkiye'de mevcuttraktör adedi akanımın dununda iken bugün 20 bini aşmıştır. Önümüzdeki bir yıl so­nunda da 30 bini aşacağı muhakkak gibidir. Köylü vatandaşlarımız artık ta­biat kısırlığı kadar tevekkül ve teslimiyetin de pençesinden kurtulmuş bu­lunmaktadır. Memleket mikyasında muazzam bir değişiklik içindeyiz. Daha fazla ve daha iyi istihsalde bulunmak; daha çok kazanmak, daha müreffeh yaşamak azmi geniş kitleleri sarmıştır. Bütün bu gelişmelerin istihsal mik­tarı ve istihsal verimi üzerindeki kuvvetli tesirlerini hiçbir zaman ihmal et­memek lâzımdır. Memleketin vasati istihsal hacmi yükselmiştir. Bu şartlar altında büyük âfetler, umumî kuraklıklar ve ender felâketler bir tarafa, iyi veya fena mahsul yıllarının vasatileri daima artış istikametindeolacaktır. Geçen yılların en müsait iklim şartları altında Türkiye'nin hububat istihsa­li âzami 6-7"milyon ton iken bugün 10 milyon tonu aşmış bulunmaktadır.

Genel ve katma bütçeler bir arada Devlet bütçesinin yatırım sarfiyatı 1950 yılında (Devlet Denizyollarının yatırımları ile Millî Savunmanın inşaatı ha­riç) 320 milyon lira iken 1951 Malî yılında 383 milyon liraya, 1952 Bütçe tasa­sında 431,2 milyon liraya yükselmiştir. Son iki senedir Devlet yatırımla-Inı, bilhassa kısa zamanda âzami verim temin edecek iş ve mevzulara tev­cih etmiş bulunuyoruz. Biraz sonra bütçe tahlilleri sırasında bu mevzuu da­ha etraflı bir şekilde izah edeceğiz. Keza 1952 yılında Devlet İktisadî teşek­külleri ve mahallî idareler dahil olmak üzere âmme sektrönünün umumî sermaye yatırımları yekûnu 750 milyon liranın fevkindedir. Bütün bu ya­tırımlar memleketin umumî istihsali üzerinde kuvvetle müessir olmaktan elbette hâli kalmayacaktır.

Hususî teşebbüsün sınaî istihsal ve madencilik sahasındaki yatırımlarının semereleri de artan istihsal ramaklarıs halinde kendini göstermeye başlamış­tır.

Bütün bu gayretlerin daha şimdiden tahakkuk etmeye başlamış bulunan ne­ticelerinin önümüzdeki yıllarda millî istihsal ve millî gelirimizi süratle ar­tırmakta devam edeceği kanaatindeyiz.

Geleceğe ait tahminlerimiz bu suretle konjonktür ve fiyat yükselmelerinin mucip olacağı zahirî canlılık yerine bizzat maddî istihsalde müspet istikametteki devamlı artışlara dayandığı için istikbale emniyet ve büyük ümitle bakmaktayız.

Muhterem arkadaşlar:

Dünyanın ve memleketimizin umumî iktisadî durHimu ve geleceğe ait tah­minler hakkında verdiğimiz bu izahattan sonra 1952 Bütçe tasarısının lülerîne geçmezden Önce Demokrat Parti iktidarının ilk _ bütçesi olan 19 Bütçemizin tatbikatı üzerinde kısaca durmak istiyoruz. İçinde bulundı: muz malî yılın bütçe tatbikatının sene başındaki tahminlerimize nazaran i sabet derecesi ve samimiyeti, 1952 Bütçe tasarılarımızdaki tahminlerin hati ve gerçekleşme imkânları hakkında da şüphesiz en kuvvetliteir olacaktır.

Bilindiği gibi, 1951 Bütçemiz 179.758.737 liralık bir masraf ve 1.344.988.2; ralık da bir varidat tahmini ihtiva etmekte idi. Giderler ve gelirler arası kapanma şekli Bütçe Kanununun 3 üncü maddesinde gösterilen 234.771 liralık bir açık mevcuttu.

Bütçe yılı bidayetinde gelir ve giderler üzerine yaptığımız bu tahminleri bugün harfiyen tahakkuk etme yolunda olduğunu yüksek huzurunuzda bü yük bir hazla ifade edebiliriz. (Bravo seslseri, alkışlar) 1951Gider Bütçe geçen devirlerin bütçeleri ile kıyaslanamayacak bir sadakat ve samimiye cerisinde tatbik edilmektedir.

Hiç şüphesiz ki, bir bütçenin masraf bakımından samimiyet derecesini öl mek için müracaat olunan miyarlardan birisi de, yıl içerisinde yapılan taramalarla ek ve olağanüstü olarak alman ödeneklerin miktarıdır. Bütçenin tatbik yılı içinde yapılan aktarmalar büyük yekûnlarteşkil ediyorsa Öde neklerin tevziinde kasden veya hataen isabetsizlik gösterilmiş demektir. yet alman ek ve olağanüstü ödeneklerin miktarı büyükse, yıl başında liiz mundan az ve noksan ödenek alınmak suretiyle samimiyet kaidesine ria;v olunmadığı anlaşılır. 1951 bütçesinin 12 aya çok yaklaşmış olan tatbikat de resi içinde, bu güne kadar yapılmış olan aktarmaların yekûnu 17 268 415! ra, alman ek ödenekler yekûnu 930 000 lira, iptal olunanödenek yekûr 2 480 000 liradır. Bütün bu aktarmalarla ek ödeneklerin umumî bütçe ye nuna nispeti % 1,15 ten ibaret kalmıştır.

Halbuki, eski iktidar Hükümetleri zamanında ek ve olağanüstü ödeneklerle aktarmalar yekûnu 1946 yılında 194 milyon lira, bütçeödeneğine nispeti % 19,62,1947 yılında 233 milyon lira, bütçe ödeneğine nispeti % 20,5,1948 lında 198 müyon lira bütçe Ödeneğine nispeti de % 16 dır.

Bu mukayese bize 1951 gider tahminlerinin yapılmasındaki isabeti, tatbil da gösterilen titizlik ve hassasiyeti ifade etmekte ve bütçerakamlarına* samimiyeti ortaya koymaktadır. (Bravo sesleri, alkışlar). 1952 bütçe tasa iarmdaki thminlerin de aynı samimiyet havası içinde yapıldığını ve yiil sek tasviplerinize iktiran edecek olan bütçenin aynı titizlikve sadak tatbik olunacağını ifade etmeden geçemiyeceğim.

Gelir vaziyetine gelince;

1951 malî yılının 11 aylık tatbikatı gelir tahminlerinin tamamiyle tahakt etmekte olduğunu göstermiştir.

1951 malî yılı gelirleri 1 milyar 344 milyon küsur lira olarak tahmin edilr tir. Ancak Ocak ayı sonundaki tahsilatımız 1 Milyar 236 milyon liradır. Aj lık tahsilatımız 110 milyon liranın fevkinde olduğuna göre Şubat ayı nit yetinde tahminlerimizin hattâ, bir miktar aşıldığını göreceğiz.

Umumî tahsilatımız içinde Gelir Vergisi zümresi 60 milyon liralık bir nok sanlık arzetmektedir. Ancak ilk defa tatbikma başlanılan bir verginin ge receği hasılayı isabetli bir şekilde hesaplıyabilmek bakımından gerekli mü-alâalara sahip olunmaması seebbile bu noksanı tabiî ve haklı görmek lâzım­dır.

Burada kaydetmek lâzmıgelir ki; bütçe yılı iptidalarında gelir vergisi züm­resinde meydana gelen açığın yüz milyona aşacağı endişesi katiyetle belir-ş iken mütemadi gayretlerimizle ve kabul olunan müeyyideler kanun sa­yesinde açık 60 milyon liraya kadar düşürülmüştür.

Buna mukabil diğer gelir kalemlerinin tahmininde, gelir vergisi zümresinin

İttiği bu hususiyet nazara alınmak suretiyle gösterilen ihtiyat ve basire-

in neticesi olarak, bu zümredeki 60 milyon liralık noksanlığa karşılık diğer

gelirlerde Ocak ayı sonu itibariyle 64 milyon liralık birfazlalık sağlamış

bulunuyoruz.

1951 Gelir tahminlerinin yüzde yüz bir sıhhatle tahakkuk etmiş olması va­kıası bir taraftan tahmini er imizdeki isabeti, diğer taraftan malî yılın başın­dan beri her vesile ile ileri sürülen politik tenkidlerin haksızlığını bütün mzuhile meydana çıkarmış bulunmaktadır.

Muhterem arkadaşlar;

1951 Bütçe Kanununun 3 ncü maddesi bütçenin giderler toplamı ile normal gelirleri arasındaki 234.770 502 liralık farkın Avrupa Tediye Birliğinin ku­rulması hakkındaki Anlaşma gereğince memleketimize tahsis edilmiş bulu­nan 25 milyon dolarlık alacaklı başlangıç meblâğının (pozisyon inisiyal) ark lirası karşılıkları ile, Avrupa kalkınma programı gereğince memleke­timize muhassas vasıtasız yardımlardan elde edilecek malların satış ve tah­sisinden elde edilecek Türk liraları ve akdolunacak iç istikrazlarla karşılan­masını derpiş eylemekte idi. Şimdiye kadar pozisyon inisiyalden 70 milyon lira, ERP yardımından da 80 milyon lira temin edilmiş bulunmaktadır. Ge­lirlerimizin gösterdiği memnuniyetbahş inkişaf seyri bize bu sene 60 milyon liradan fazla iç istikraz akdetme zaruretinde olmadığımızı göstermiş ve son günlerde yüksek tasvibinize mazhar olan kanunla Hükümete 60 milyon lira­ya kadar iç istikraz akdetme yetkisi tevdi buyurulmuştu. Bu suretle 305 kü­sur milyon liralık yatırımı ihtiva eden 1951 Bütçemizin gider ve gelirleri, sadece 60 milyon liralık bir iç istikrazla tevzin edilmiş olacaktır.

Katma bütçelerimize gelince, 1951 Bütçe kanunlariyle Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünün 68 228 000 lira Devlet Denizyolları Genel Müdürlüğü­nün 31 274 628 lira, ve P.T.T. Genel Müdürlüğünün de 19 215 251 lira olmak üzere ceman 118 717 879 liralık bütçe açığının bu idarelerin ihraç edecekleri Hazine kefaletini haiz bonolarla karşılanmasının derpiş edildiği yüksek ma­lûmunuzdur. Bu salâhiyete mukabil Ocak 1951 sonuna kadar geçen 11 aylık bütçe tatbikat devresinde ceman 58 906 811 liralık bono ihraç edilmiştir. Bu­nun 30 406 811 liralık kısmı Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğüne, 22 milyon liralık kısmı Devlet Denizyolları Genel Müdürlüğüne, 6,5 milyon li­ralık kısmı da P . T . T ' Genel Müdürlüğüne ait bulunmaktadır. Bütçe yılı­nın son ayı olan Şubat ayı zarfında Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü 4 975 069 liralık, Devlet Denizyolları Genel Müdürlüğü de 4 milyon liralık bono ihraç edeceklerdir. Bu suretle 118 küsur milyon liralık bütçe açığına mukabil ancak 67 881 881 liralık bono ihraç edilmiş ve 50 835 998 lira gibi kümsenmiyecek bir miktarda tasarruf sağlanmış olacaktır. Burada şu nok­tayı da tebarüz ettirmek yerinde olur ki, 1951 Bütçe yılı zarfında katma büt­çeli idarelerin şimdiye kadar 58 küsur milyon liralık bono ihraç etmiş olma­larına mukabil umumî olarak bu idarelerin ve diğer Devlet müesesselerinirı Hazine kefaletini haiz bonoları yekûnunun bir sene zarfında kaydettiği ar­tış 30 milyon liranın dununda kalmıştır. Katma bütçelerimizin 1952 yılında bono ile karşılanacak bütçe açıklarının nihayet 9 650 348 liraya inhisar ede­ceği göz önüne alınırsa, bu konuda elde ettiğimiz müspet neticeler daha ba­riz bir şekilde tezahür eder. Bu da, Devlet idaresindeki hizmet ve mesuliyet anlayışımızın müspet bir eseridir.

Muhterem arkadaşlarım,

Simdi, 1952 yılı bütçe tasarısının tetkik ve tahliline geçiyoruz.

Züksek heyetinize sunulan 1952 bütçe tasarısında genel muvazeneye dâhil dairelerin giderleri 1 742 341 053 liraya, gelirleri de 1 551 455 000 liraya ba­liğ olmaktadır. Giderler ve gelirler arasında, giderler toplamının yüzde 10,0ü ini teşkil eden 190 886 053 liralık bir fark mevcuttur.

Katma bütçe dairlere gelince; bunların giderleri, toplu olaark 517 284 833 lir, gelirleri de bu miktardan 10 350 348 lira noksaniyle 506 934 485 lir aola-rak tahmin edilmiştir.

1950Bütçesinde 1 487 208 563 lira tahmin edilen Genel Bütç;enin giderleri
mecmuu, 1951 Bütçesinde1 579758 737 liraya,1951tasarısında da
1 742 341 053 liraya yükselmiştir. Denizyolları Genel Müdürlüğügiderleri
hesaba katılmamak ve aradaki transferler bertaraf edilmeksuretiyle bir
mukayese yapılacak olursa genel ve katma bütçeli dairlerin giderleri mec-
muunun 1950 yılında 1 800 820 924 lira iken, 1951 de 1 956 327 872 liraya, 1952
tasarısında da 2 088 629 492 liraya yükseldiği görülür. Aynı veçhilegenel
bütçe gelirleri de 1950 Bütçesinde 1 313 269 563 lira iken 1951 de 1 344 988235
liraya, 1952 tasarısında da 1 551 455 000 liraya çıkmıştır. Genelve katma
bütçelerin denizyolları hariç mecmuu gelirleri 1950 de 1 604 201 924 lira i-
ken 1951 de 1 634 705 766 lira ve 1952 tasarısında da 1 887 393 091 lira olar,
görülmektedir. 1950 ve 1952 rakamları bir arada mütalâaedilirse genel vı
katma bütçelerin mecmuu giderlerinin yüzde13,77 nispetinde 287 808 56!
liralık bir artışgöstermesine mukabilgelirlerin yüzde15 nispetindi
289 191 167 liralık bir tezayüt kaydettiğini müşahede etmekteyiz.

Ancak bâzı vergilerde çok zarurî olan ve konjonktüre uyma ve ayarlama meliyesinin dışında yeni bir vergi ihdas etmeden ve bilâkis GelirVerj sisteminin tatbika konması sebebiyle hâsıl olan takriben 150 milyon liralı boşluğa rağmen vergi tenzillerine gidildiği bir sırada meydana gelen bu in­kişaf, memleket ekonomisindeki mesut gelişmenin ve vergi sistemi ve idari sinde girişilen ıslahatın eseri olan sevindirici bir neticedir.

Biraz önce de işaret ettiğimgibi,1952 yılındagenel bütçeninaçtıj 190 886 053 lira olarak hesaplanmıştır. Katma bütçeli dairelerdensadece Devlet Demiryolları ve Orman Genel müdürlüklerinin gider ve gelirleri a rasında mevcut 10 350 348 liralık fark da buna ilâve edildiği takdirde genel ve katma bütçeler bir arada, 1952 yılı bütçe açığı 201 236 401 liradan ibaret olacaktır. Bu miktar genel ve katma bütçeli dairlerin gidertoplamların1, yüzde 9,63 ünden ibarettir.

1951yılı genel ve katma bütçeleri açık yekûnunun 353 448 381 lira olduğu
nu ve bu yıl daha büyük yatırımlar yapılmakta olduğunu burada bir k
daha hatırlamak yerinde olur.

1950 Yılında Devlet Denizyolları hariç genel ve katma bütçelidaireleri açıklan yekûnu 196 619 000 lira idi ki, ait olduğu yılın giderleri yekûnuna lan nispeti yüzde 10,92 rakamına baliğ olmaktadır. Ancak daha doğru bir yaslama yapabilmek için, (bu açıklar aynı yıllardaki yatırımların toplam ile mukayese edilirse 1.952 bütçe tasarılarında genel ve katma bütçeler arada yatırımlar toplamının bütçe açıkları yekûnundan 248.883.289 lira ziy; de olduğu görülür. 1950 Bütçesinde ise mecmuu bütçe açığına nazaran yatı mların farkı 166 479 266 liradan ibarettir. Bu rakamlar bütçelerimizde ya-

nm giderlerine daha geniş bir yer ayırmış olmamıza rağmen denk bütçe

ıı gerçekleştirmek yolunda bulunduğumuzu açıkça göstermektedir.

Genel Bütçe tasarısının normal gelirleri ile giderleri yekûnu arasmda-i 053 liralık fark, Bütçe Kanunu tasarısının 3 ncümaddesinde de ifade olunduğu veçhile. Avrupa İktisadî İş Birliği programı gereğince mem­leketimize yapılan yardımların Türk lirası hâsılları ve iç istikrazla karsılana çaktır. Geçen sene bütçesini huzurunuza getirdiğimiz vakit o zaman mevcut 234 770 502 liralık farkın kap atıl amıyac ağı ve hakikî açığın bunun çok fev­kinde bulunduğu ifade edilmişti. Halbuki bir senelik tatbikat bu iddiaların ımamiyle yersiz bulunduğunu ve geçen sene huzurunuzda ifade ettiğimiz izahların tahakkuk ettiğini göstermektedir. 1952 Bütçesinin tatbikat devre­sinde de Avrupa İktisadî İş, Birliği yardımlarından temin edeceğimiz kar­ılık 1951 yılındaki miktarı bulduğu takdirde iç istikrazla kapatacağımız a-cık ancak 40 küsur milyon liradan ibaret kalacaktır.

Muhterem arkadaşlar;

Bütçelerimizdeki giderlerin yatırımlar, Millî savunma ve câri masraflar ol­mak üzere başlıca 3 zümreden terekküp ettiği yüksekmalûmunuzdur. Bu masraf gruplarından cari giderler, Yüksek Heyetinizin de defatle müşahe-: buyurduğu veçhile, bugünkü mevzuatmuvacehesinde âdeta dondurul-jş bir vaziyette bize intikal etmiştir. Bu şartlar altında tam bir bütçe mu­vazenesine erişilmesi, ya Millî Savunma masraflarının veya memleketin ik-iî kalkınması için birinci derecede muhtaç bulunduğumuz yatırım sar-yatının. memlekete zararlı bir şekilde daraltılması bahasına tahakkuk et-irilebilirdi. Nitekim bunu kolayca yapmak imkânına da sahip bulunuyor­duk. 1950 bütçesinde 60 milyon liradan ibaret bulunan karayolları sarfiya-ıı 1951 de 93 küsur milyon liraya, 1952 bütçesinde de bir hamlede 140 mil­yon liraya çıkarmış bulunuyoruz. Bu sene huzurunuza 100 milyon lira cıva-.a bir karayolları bütçesi ile gelebilir ve hiçbir itirazlakarşılaşmadan îarıdaki 40 küsur milyon lira açığın tekevvününe meydan vermiyebilir-dik. (Alkışlar).

Bir misal olmak üzere arzettiğimiz karayolları tahsisatmdaki bu artışı diğer

bütün yatırım sarfiyatı için dahi tekrarlamak mümkündür. Ancak biz, bu memleketin iktisadî gelişmesinin (her ne bahasına olursa olsun tahakkuk irilecek zahirî bütçe muvazeneleri yerine) memlekette istihsal ve refahın

süratle artırılmasına matuf gayretlere dayanmakta olduğunainanıyoruz.

(Alkışlar).

Sayın arkadaşlarım,. ■

Faydası gelecek yıllarda tahakkuk edecek müsmir projeleri istihdaf eden iarcamaiarın mahiyeti üzerinde de biraz tevakkuf etmek isterim. Diğer bir­çok memleketler bu çeşit harcamaları alelade devlet giderlerinin dışında ve r kapital bütçesi halinde idare etmekte, hususî bir finansman şekline tâbi .utmaktadır. Dış yardımlardan, iç ve dış istikrazlardan temin olunan pa­ralar bu çeşit projelerin finansmanından kullanılmaktadır. Bizde ise mem­leketimizin bütçe ananesi ve Muhasebei Umumiye Kanunumuzun tesis etti-[i bütçe rejimi mahiyetleri ne olursa olsun, her çeşit devlet gider ve gelir­lerinin tek bir bütçede yer almasını âmirdir. Bu sebeple genel ve katma büt­çeler bir arada, giderlerimizin takriben beşte birini teşkil eden ve yurdumu­zun son senelerdeki ekonomik ve sosyal inkişafının, iktisadî kalkınma faali­yetinin zarurî icabı olarak artan âmme yatırımları normal bütçe faaliyetleri jerçevesi dahilinde cereyan etmekte ve umumiyetle alelade Devlet ge­lirleri ile karşılanmaktadırlar. Ekonomik kalkınmasının hararetli bir devresini yaşıyan ve sıhhatli bir kalkınma faaliyetine girişmiş bulunan memleke­timizde umumî bütçe giderlerinin gelirlere nazaran cüzi bir fark gösterme­sinden endişeye düşmeye mahal yoktur. Bilâkis Millî ekonomisini adetâ ye­niden tesis derecesine hamleler yapan bir memleketin bizzarure karşılaşaca­ğı bu çeşit bütçe açıklarının memleketimizde pek düşük bir seviyede tutula-1 bilmiş olması ve müstakbel nesillere asgarî derecede külfet yükliyecek bir borçlanma politikası takip edilmesi, ancak memnuniyetle kaydedilecek b: başarı sayılmak icabeder.

Muhterem arkadaşlar;

1952 Bütçesinin tertip şekli daha evvelki yıllara nazaran bâzıyenilikle arzetmektedir. Desimal tasnif sistemi tam olarak tatbik edilmiş, kısımları] muhtevarları ile bolüm ve madde unvanları yeknasak ve daha vazıh biri hale getirilmiş, katma bütçelerin tasnif ve tertip tarzı da genelbütçeye uydurulmuştur. Bu konu üzerinde devam edecek olançalışmalarımızın | bütçe tetkiklerinde ve tatbikatta daha büyük bir kolaylık ve vuzuh sj yacağı şüphesizdir.

Huzurunuza sunulmuş olan 1952 yılı Bütçe tasarısının esaskarakteri ve tertip şekli hakkındaki mâruzâtımdan sonra, şimdi bütçe giderlerinin te kik ve tahliline geçiyorum.

Genel muvazeneye dahil daireler için derpiş olunan giderlerin bütçeni ayrıldığı kısımlar itibariyle tahlili, 1952 yılı masraflarının sarf mahalleri | ve masraflarda mevcut artışların mucip sebepleri hakkında Yüksek Hey& tinize daha vazıh bir fikir verecektir. 1952 yılı Bütçe tasarımızın A/l ce velini teşkil eden cari giderler şimdiye kadar olduğu gibi:

1.Ödenek ve benzeri özlük haklar:

2.Personel giderleri;

3.Yönetim giderleri;

4.Daire hizmetleri;

5.Borçlar;

6.Yardımlar.

Olmak üzere 6 kısma ayrılmış, ayrıca A/2 cetvelini teşkil eden yatırımla her daireye ait bütçe rakamlarının sonlarına konulmuştur.

Bunlardan(ödenek vebenzeriözlük haklar)kısımlarınıntoplai 8 447 158 liraya baliğ olmaktadır. Bu miktar 3 299 liralık bir farkla gece sene rakamının aynıdır. 1950 Bütçesinde ise bu çeşit giderlerinyekûnu 12 386 291 lira idi. Bu kısma dâhil ödeneklerin hukukî mesnedim teşkil decek olan kanun tasarıları da bundan bir müddet önce yüksek tasvit ze sunulmuş bulunmaktadır.

Bütçelerimizinikinci kısmınıteşkiledenpersonel giderleri topla. 741 987 627 liraya baliğ olmaktadır. Bu miktara her çeşit aylık, ücret ve ta minatlar, çocuk zammı ve benzeri ödemeler, emekli sandıklarına verileee-paralar ve emekli aylıkları gibi personel ile ilgili her çeşit giderler dâhildir; Bu kısmın toplamı, geçen seneye nazaran 72 302 196 liralık bir artış irae et­mektedir. Bu tezayüt, 1952 Bütçe tasarısı gerekçemizde teferruatlı bir su­rette izah edildiği veçhile, esas itibariyle Millî Savunma ve MillîEritin hizmetlerinde ve kısmen de Sağlık, Adalet, Tarım, Emniyet, Tapu ve İsta tistik gibi hizmet sahalarındaki genişlemeden ve emekliistihkaklanr bütçeye yüklediği munzam külfetlerden mütevellit bulunmaktadır.

Özlük giderlerinde müsmir olmıyan artışların önlenmesi ve personel ida resinde daha rasyonel ve verimli bir sisteme doğru gidilmesi hususu, al cil meselelerimiz arasında ele alınmış bir konudur. Bâzı prensipleri hadikitlere uğramakta olan ve esasen hâdiselerin tazyiki altında bünyesin-î birçok gedikler açılmış bulunan barem rejimi, diğer memleketlerdeki tatbikat da göz önünde bulundurulmak suretiyle, etraflı birtetkike tâbi ihnuş, bu husustaki ıslâhat tekliflerinin malî külfeti ve finansman im-inları üzerinde incelemeler yapılmıştır. Bu tetkiklerden ve yabancı mü­tehassıslardan faydalanarak daha tatminkâresaslara göre hazırlıyacağı-mız yeni barem kanun tasarmınm 1952 Bütçe yılı içinde yüksek Meclise sunacağımızı ümit etmekteyiz.

Bütçemizin 3üncü kısımlarını teşkil eden yönetim giderlerinin yekûnu 147 325 liradır. Dairelerin kırtasiye, basılı kâğıt, aydınlatma, ısıtma, haberleşme, taşıt, öteberi ve benzeri tertiplerden yaptıkları harcamaların yanında, yollukları da ihtiva eden bu çeşit giderlerin toplamı geçen seneki rakamlara nazaran 6 966 805 liralık bir fazlalık göstermektedir. Bu tezayüt

e Millî Savunma başta olmak üzere, Tapu, Bayındırlık, Sağlık ve Tarım gibi müsmir hizmetlerdeki genişlemenin ve yeni vergi kanunlarımızın uy­gulanmasından mütevellit ihtiyaçların gerektirdiği büro giderleri ve mun­zam yolluklardan tevellüt etmiştir.

Bütçelerimizin 4 üncü kısımlarını teşkil eden daire hizmetleri, dairelerin kuruls maksatlarının tahakkuku için yaptıkları faaliyetlerin karşılığı olan mal ve hizmet bedellerini ihtiva etmektedir. Yatırımlar bunların dışında kalır. Daire hizmetlerinin 1952 yılındaki toplamı 374 446 982 lira olup ge­çen seneye nazaran 6 447 643 lira kadar bir noksanlık ifade etmektedir. Bütçelerimizin beşinci kısımlarını teşkil eden (Borçlar) bütçe hizmetleri­nin mukabili olup senesi içinde ödenemiyen çeşitli istihkaklar iğin konu­lan Ödenekleri ihtiva etmektedir. Bu kısımların 1952 Bütçe tasarısındaki tutarı 10 323 875 liradır. Millî Savunma Bakanlığının geçen yıllara ait borç­larının tasfiye edilebilmesi için bu Bakanlığa ait kısma geçen yıla nazaran 6 265 966 lira fazla Ödenek konulmuş bulunmaktadır.

3ütçe tasarımızda ayrı bir kısım teşkil eden (Devlet borçları) Bütçesine gelince; öteden beri burada:

1.Ekimde, dul, yetim ve vatanî hizmet, aylık ve ödenekleri,

2.T. C. Emekli Sandığı Kanunu gereğince bu sandığa yapılacak çeşitli ö-
demeler,

3.Devletin iç ve dış borçlarının faiz; itfa ve sair giderleri,

Yer almaktadır. Bunlardan emekli, dul ve yetim aylık ve ödenekleri için 1952 tasarısında, geçen yıl bütçesinde olduğu gibi, 79.431.200 liralık ödenek ayrılmıştır. Aynı miktar ödenek gelecek yılların bütçelerine de konulacak ve bunun emekli, dul ve yetim istihkaklarından tasarruf edilen kısmı eski kesenek borçlarına karşılık olarak Hazinece Emekli Sandığına ödenecek­tir.

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına yapılacak ödemeler, Emeklilik Kanununun çeşitli maddeleri gereğince bu kuruma tediyesi lâzımgelen e-meklî ikramiyeleri, yönetim giderleri, vazife malûllüğü aylıklarının kar­gılığı olan % 1 ler gibi ödeneklerden mürekkeptir. Bunların 1952 Bütçe ta­sarısında mecmu miktarı 19 390 001 lira olarak tahmin edilmiştir. Geçen yıla nazaran 7 908 600 liralık bir artma mevcuttur.

Gerek emekli, dul ve yetim aylık ve ödenekleri ve gerek Emekli Sandığına yapılacak ödemeler, daha ziyade personel gideri mahiyetinde olduğun­dan, biraz önce de ifade ettiğim gibi personel giderleri arasında mütalâa olunmuş bulunmaktadır.

Devlet borçları bütçesinin 5 inci kısmını teşkil eden iç ve dışborçlarımızın yıllık mürettebatı olarak 1952 Bütçesine 115 813 559 lira Ödenek konulmuş­tur. Bu miktar, 1951 Bütçesindeki 123 484 530 liraya nazaran 7 671021 lira noksandır. Şu halde umumî bütçemize giren borçların külfeti bir hafifle­me yolundadır.

Ancak, bu bütçeye taallûk eden mürettebat, borçlarımızın umumî durumu­nu ifade edemiyec eğinden bu durumu etraflı ve mukayeseli olarak açıkla­mak, Hükümetimizin bu mühim mevzudaki görüşlerini ve tuttuğu yok belirtmek lâzımdır. Demokrat Partinin iktidara geldiği tarihten beri ele aldığı büyük malî mevzulardan birinin devlet borçları olduğu malûmdur. Bu mevzu partimizin muhalefet safında bulunduğu yıllarda da üzerinde e-hemmiyetle durduğu meselelerden olduğu için gerekli incelemeler vaktin­de yapılmış ve takip olunması lâzımgelen prensipler taayyün etmişti. Bizi bu prensiplere isal eden durum ne idi? Bunu kısaca hatırlatmak isterim; 1

1.Eski iktidar hükümetleri tarafından devlet borçlanmalarında müspet bir
yol takip edilmemiştir. Bu mevzuu eski iktidarın hayatıboyunca, âmmt
kredisine ait prensipler değil, günlük ihtiyaçlarsevk ve İdareetmiştir.
Bütçelere konulması lâzımgelen ödeneklerle yapılacak işler istikraz gelir­
leriyle ve daha fenası dalgalı borçlarla karşılanmıştır:

Olağanüstü Ödenek kanunları adını taşıyan otuzu mütecaviz tahsisat kanu­nunun mühim bir kısmında istikraz meselelerinin ana prensibi olan bu tef­rikten eser dahi yoktur.

2.Eski iktidarın son on yılında borçlanma temposu birden hızını artırmıştır,
Dış borçlarda ahval dolayısiyle temin olunan hafiflemeyi içborçlardaki
artış tamamen kapattığı gibi kısa bir fasıladan sonra bunu geniş nispetti
aşmış ve bu suretle Devlet Borçlan Bütçesinin ihtiva ettiğirakamlar r.
yıl bir evvelkine nazaran biraz daha yükselmiştir.

3.Bu borçların kaygı veren hali arzettiğim seri artış meylinden de iba]
değildi. Bunların terekküp şekli de ayrıca üzüntü verecek bir mahiyet
zediyordu. Konsolide ve kısa vadeli borçlar arasında gözetilmesi lâzım^e
len bir ölçü olduğu asla düşünülmediği gibi, dalgalı borçların para kıymeti
üzerindeki menfi tesirlerine de ehemmiyet verilmemişti.

4.Akdedilen istikrazların şartları da ağırdı. Filhakika 1933 senesinden 1
senesine kadar çıkarılan iç istikraz tahvillerinin faizi % 7 bundan sonrs
lerinin de % 6 olarak tesbit edilmişti. Diğer taraftan ihraç fiyatları da iti­
bari kıymetlerinin dununda idi.

Görülüyor ki, bu tatbikatın hiç bir noktası düzenli bir Devlet itibariyle bili telif olmadığından Hükümetiniz, bu hallerin tamamen makûsunu de eden şu prensipleri tesbit ederek işe koyulmuştur.

1.Uzun vadeli borçlar envestisman karakteri taşıyan verimli hizmetler
kısa vadeli borçlar da ancak Hazinemuamelelerine ve işletme ihtiyaçların
aittir. Bono ile karşılanacak olağanüstü ödeneklerusulüne asla müracaat
olunmıyac aktır.

2.Borçlanma hızı durdurulacak ve bunu takiben dalgalı borçlar için azaltma
çareleri aranacaktır.

3.Mevcut dalgalı borçlar, esaslı bir tetkikten geçirilerek konsolide edilme
si lâzımgelen kısım konsolide edilecektir.

4.Akdedilecek istikrazların gerek resülmal gerek mürettebat hakimindi
asgarî hadde inhisar etmesi temin olunacaktır.

Muhterem arkadaşlar, Bu sualin cevabını borçlanma işlerimizin iktidara geldiğimizgünden bu­güne kadar takip ettiği seyirde araştıralım:

Bu araştırmada şu üç unsuru göz önünde bulundurmak lâzımdır

1.Eski iktidar bütçelerinin açıkları için yapılması tekarrür edip tahakkuku
bugünkü iktidara terettüp eden borçlar,

2.Dış yardım çerçevesine giren borçlanmalar,

3.Toprak Mahsulleri Ofisinin bonoları.

Bu üç noktayı böylece tesbit ettikten sonra, Demokrat Partininiktidara geldiği tarihdeki borç miktarlarını arzedeyim:

1950 Mayıs sonu itibariyle genel ve katma bütçelerle Devlet ekonomi ku­rumlarının borç yekûnu.

772milyon lirası iç konsolide,

602milyon lirası dış konsolide

935milyon lirası iç dalgalı,

93milyon lirası dış dalgalı olmak üzere ceman

image005.gif2 402 000 000 liradır.

Aynı bütçe ve teşekküllerin 1951 sonundaki durumu ise şöyledir: 733milyon lira iç konsolide, 677»d dış»

1.276>>» iç dalgalı olmak üzere ceman »» dış dalgalı olmak üzere ceman

image006.gif2 759 000 000 liradır.

Bu rakamlara nazaran arada 357 milyon lira bir artış olduğu görülür.

Ancak bu farkın yukarıda borçlanma prensipleri olarak ileri sürdüğümüz esaslara göre mütalâa edilebilmesi için, âmilleri bakımından eski iktidara raci miktarının, mahiyeti bakımından dış yardıma giren kısımınm ve ni­hayet Ofisin hububat alımlarına,muhassas ve pek kısa zamanda itfası müm­kün ve meşrut bonolarından mütevellit miktarının tesbiti lâzımdır.

Bu tesbit ve tenzil yapıldıktan sonradır ki, yeni iktidarın prensiplerine sa­dakati ve bunları tahakkuk ettirme yolunda alman tedbirlerin isabet ve müessiriyetini görmek mümkün olur.

Filhakika bu 357 milyon liralık farkın,

19,9 milyon lirası 1950 yılı bütçe açığı için derpiş edilen ve borç kaydı yeni iktidarın ilk günlerine tesadüf eden iç istikrazdan,milyon lirası, 6 milyon sterlinlik teslihat kredisinin eski yıllara ait faizle-■inin1950 yılı içinde tahakkuk etmesinden,104 milyon lirası dakatma bütçeli dairlerin tevzin edilmemiş olan 1950 yılı bütçe açıklariyle finans­man ihtiyaçları için çıkardıkları bonolardan,

Mütevellit olmak üzere ceman 132,9 milyon lirası tamamen eski iktidara raci bulunmaktadır.

Dış yardım çerçevesine giren borçlanmaara gelince, bu da malûmları ol­duğu üzere 27. X. 1950 tarihinde Amerika Hükümetiyle akdolunan 36 mil­yon dolarlık anlaşmaya tevfiken Hazineceçıkartılarak Eksport - İmpon

Banka tevdi edilen 101,7 milyon liralık bono ile 70 milyon liralık alacaklı başlangıç meblâğından terekküp etmektedir.

Bu mevzuda zannederim ki, başkaca izahata lüzum yoktur. Zira bu kor/;.-da, muhaliflerimiz de dâhil olmak üzere, arzu edilecek cihet, yurdumuzun iktisadî kalkınması yolunda dost bir memleket tarafından büyük bir tesa­nüt ruhiyle yapılan bu yardımların artmasını görmekten ibarettir.

Toprak Mahsulleri Ofisinin memnuniyetle kaydedilmesilâzımgelen çalış­malarına muvazi olarak bonolarında da mühim bir artış kaydedilmesi ta­biîdir. Mahsulün vüsatine göre genişliyen bu bonolar, memleket içinde ve] dışında yapılan satışların neticeleri alındıkça tediye edilmekteolduğun­dan, bunları itfa karşılığı gayrimevcut ve tediye tarihi gayrimuayyen bir dalgalı borç mahiyetinde addetmemek lâzımgelir. Bu noktada eski iktida­ra tevcih ettiğimiz tenkidlerin, hububatalımları için akdi lâzımgelen bul kısa süreli borçların tesis işlerinde kullanılmasına inhisar ettiğini bu vesi­le ile belirtmek ve Hüküm etinizin böyle bir yola gitmekten dikkatle içti­nap ettiğini de ifade etmek isterim.

Hububat alımlarına inhisar ettirdiğimiz bu bonoların bu eseneki fevkalâde rekolte hacmiyle birlikte mütalâa olunarak aradaki farkı teşkil eden 228 milyon liranın da yukarıdakiler gibi borç yekûnundan tenzili icabeder.

Su halde Hükümetimizin iş basma geldiği zamandan itibaren borçlarımız­da hakikî ve üzücü mânada bir artış mevcut olmadığını sarahatle ifade e-debilirim. Filhakika yukarıda, eski iktidara, dış yardımlara ve Toprak Mahsulleri Ofisine ait olmak üzere verdiğim rakamları toplarsak yekûnu, muhalefet tarafından demokrat iktidara atfedilmek istenilen 357 milyoa liralık farkı 173,6 milyon lira fazlasiyle kapatır ki, bu da Hükümetinizi;., borçlanma konusunda takip ettiği prensiplere büyük bir sadakatle bağlı kaldığını ve bunları süratle tahakkuk ettirme yolunda olduğunu açıkça gösterir.

Şimdiden elde edilmeye başlanan bu müsait şartlar Hükümetinizin çalış­malarında ikinci safha olarak aldığı mevcut dalgalı borçların konsolidas-yonu işini de süratle yaklaştırmaktadır. Bu çalışmalarımızın neticesini 1952 yılında ikmal ederek icabeden kanun tekliflerini yüksek huzurunuza) getireceğiz.

Bu konudaki mâruzâtıma son vermeden evvel, eski iktidar tarafından ak­dedilen istikrazların tenkit ettiğimiz ağır şartlarına bugün yer verilme­mekte olduğunu ifade etmek isterim. Bir ay evvel kabul buyurduğunuz kanunla bugünlerde 60 milyon liralık bir istikraz akdetmiş bulunuyoruz, Faizi eskilerin % 7 ve% 6 sına mukabil % 5 ten ve satış fiyatı da 1855 sene­sinden beri ilk defa olarak itibarî değer üzerinden tesbit edilmiştir.

Halkımızın bu mutedil şartlı istikraza karşı gösterdiği emsalsiz rağbeti bu­gün huzurunuzda şükranla anarken bu tezahürü muhalefetin malî ve ikti­sadî politikamıza tevcih ettiği yersiz ve haksız hücumlara beliğ ve mani­dar bir mukabele (Bravo sesleri, alkışlar). Ve bu prensiplerin tahakkuku yolunda sarfettiğimiz gayretlerin mümtaz bir mükâfatı addetmekteyiz.

Devlet giderlerinin A/l cetveline giren sonuncu kısmı yardımlar ayrıl-! mistir. Bu kısımların toplamı 1951 de 47 097 665 lira iken, 1952 tasarısında 75 333 599 lira teklif olunmaktadır. Bu çeşit yardımların tahsisinde umumî fayda ve verimlilik unsurları bütçe politikamıza rehberlik etmiştir.

Muhterem arkadaşlar;

1951 Bütçesinde olduğu gibi 1952 tasarısında da yatırımlar A/2 cetveli adı ı altında ayrı bir kısım teşkil etmektedir. Memlekette istihsal veriminin artBanka tevdi edilen 101,7 milyon liralık bono ile 70 milyon liralık alacaklı başlangıç meblâğından terekküp etmektedir.

Bu mevzuda zannederim ki, başkaca izahata lüzum yoktur. Zira bu konu­da, muhaliflerimiz de dâhil olmak üzere, arzu edilecek cihet, yurdumuzun iktisadî kalkınması yolunda dost bir memleket tarafından büyük bir tesa­nüt ruhiyle yapılan bu yardımların artmasını görmekten ibarettir.

Toprak Mahsulleri Ofisinin memnuniyetle kaydedilmesi lâzımgelen çalış­malarına muvazi olarak bonolarında da mühim bir artış kaydedilmesi ta­biîdir. Mahsulün vüsatine göre genişliyen bu bonolar, memleket içinde ve dışında yapılan satışların neticeleri alındıkça tediye edilmekte olduğun­dan, bunları itfa karşılığı gayrimevcut ve tediye tarihi gayrimuayyen bir dalgalı borç mahiyetinde addetmemek lâzımgelir. Bu noktada eski iktida­ra tevcih ettiğimiz tenkidlerin, hububat alımları için akdi lâzımgelen bu kısa süreli borçların tesis işlerinde kullanılmasına inhisar ettiğini bu vesi­le ile belirtmek ve Hükümetinizin böyle bir yola gitmekten dikkatle içti­nap ettiğini de ifade etmek isterim.

Hububat alımlarına inhisar ettirdiğimiz bu bonoların bu eseneki fevkalâde rekolte hacmiyle birlikte mütalâa olunarak aradaki farkıteşkil eden 2 milyon liranın da yukarıdakiler gibi borç yekûnundan tenzili icabeder.

Şu halde Hükümetimizin iş başına geldiği zamandan itibaren borçlarımız­da hakikî ve üzücü mânada bir artış mevcut olmadığını sarahatle ifade e-debilirim. Filhakika yukarıda, eski iktidara, dış yardımlara ve Toprak Mahsulleri Ofisine ait olmak üzere verdiğim rakamları toplarsak yekûnu, muhalefet tarafından demokrat iktidara atfedilmek istenilen 357 milyon liralık farkı 173,6 milyon lira fazlasiyle kapatır ki, bu da Hükümetinizin, borçlanma konusunda takip ettiği prensiplere büyük bir sadakatle bağlı kaldığını ve bunları süratle tahakkuk ettirme yolunda olduğunu açıkça gösterir.

Şimdiden elde edilmeye başlanan bu müsait şartlar Hükümetinizin çalış­malarında ikinci safha olarak aldığı mevcut dalgalı borçların konsolidas-yonu işini de süratle yaklaştırmaktadır. Bu çalışmalarımızın neticesini 1952 yılında ikmal ederek icabeden kanun tekliflerini yüksek huzurunuza getireceğiz.

Bu konudaki mâruzâtıma son vermeden evvel, eski iktidar tarafından ak­dedilen istikrazların tenkit ettiğimiz ağır şartlarına bugün yer verilme­mekte olduğunu ifade etmek isterim. Bir ay evvel kabul buyurduğunuz kanunla bugünlerde 60 milyon liralık bir istikraz akdetmiş bulunuyoruz. Faizi eskilerin % 7 ve% 6 sına mukabil % 5 ten ve satış fiyatı da 1855 sene­sinden beri ilk defa olarak itibarî değer üzerinden tesbit edilmiştir.

Halkımızın bu mutedil şartlı istikraza karşı gösterdiği emsalsiz rağbeti bu­gün huzurunuzda şükranla anarken bu tezahürü muhalefetin malî ve ikti­sadî politikamıza tevcih ettiği yersiz ve haksız hücumlara beliğ ve mani­dar bir mukabele (Bravo sesleri, alkışlar). Ve bu prensiplerin tahakkuku yolunda sarfettiğimiz gayretlerin mümtaz bir mükâfatı addetmekteyiz.

Devlet giderlerinin A/l cetveline giren sonuncu kısmı yardımlar ayrıl­mıştır. Bu kısımların toplamı 1951 de 47 097 665 lira iken, 1952 tasarısında 75 333 599 lira teklif olunmaktadır. Bu çeşit yardımların tahsisinde umumî fayda ve verimlilik unsurları bütçe politikamıza rehberlik etmiştir.

Muhterem arkadaşlar;

1951 Bütçesinde olduğu gibi 1952 tasarısında da yatırımlar A/2 cetveli adı .altında ayrı bir kısım teşkil etmektedir. Memlekette istihsal veriminin artmasında âmil olan mevcut kıymetlerin idamesine yarıyan ve faydası mu­it bütçe yıllarına sâri bir mahiyet arzeden giderler, Birleşmiş Millet­ler Teşkilâtının teknik yayınlarından da faydalanılmaksuretiyle, tefrike tâbi tutularak ayrı bir cetvel halinde tertiplenmiştir.

1952 Bütçe tasarısında genel bütçenin yatırımları mecmuu 368 840 928 lira­ya baliğ olmaktadır. Aynı kıstaslara sadık kalınmak suretiyle yapılan he­saplara göre 1951 yılında Genel Bütçeninyatırımları toplamı 305 698 925 lira, 1950 Bütçesinde ise 261 369 409 liradır. Bu rakamların daifade ettiği jibi 1952 tasarısının yatırımları yekûnu 1951 yatırımlarına nazaran yüzde 0,65, 1950 yatırımlarına nazaran ise % 41,11 nispetinde bir tezayüt kayde-İmektedir. Halbuki 1952 tasarısında giderler toplamının 1951 giderlerine nazaran artış nispeti % 10,21 dir. 1950 giderlerinenazaran artış nispeti de % 17,15 olarak görülmektedir.

Transferler hariç olmak üzere genel ve katma bütçelerin yatırımları topla­sı mukayese edilecek olursa aynı inkişaf hamlesi burada da görülür. Fil­hakika 1950 yılında genel ve katma bütçeli dairlerin mecmu yatırımları (Devlet Denizyolları hariç) 341 098 266 lira olduğu halde 1951 de bu miktar 405 496 829 liraya, 1952 tasarısında da 450 119 690 liraya yükselmiştir. Böy­lece 1952 yatırtmlarınm 1951 e nazaran artış nispeti % 11 e; 1950 rakamla­rına nazaran artış nispeti de % 31,96 rakamına baliğ olmaktadır. 1952 de genel ve katma bütçeli dairelerin gider yekûnlarının 1951 ve 1950 rakam­larına nazaran arzeylediği fazlalık ise sırasitle % 6,76 ve % 13,77 den iba­rettir.

Devlet ekonomi kurumlarının 1952 senesindeki yatırımları 307,4 milyon li­ra olarak programlaştırılmıştır. Bu suretle özel idare, belediye ve köylerin kendi bütçelerinde' yapılmakta olan yatırımları hariç, âmme sektörünün bir senelik yatırım giderleri 750 milyon lirayı mütecaviz bir miktara baliğ olmaktadır.Takibettiğimiz müspet politikasayesinde daha büyükhızla

rtmakta olan hususî yatırımlar bittabi bu rakama dâhil değildir. Böylece, ortalama bir hesapla nakdî millî gelirimizin % 8,31 i nispetinde olan bu âmme yatırımlarının, istihsal artışı ve istihsal verimliliği şeklinde daha şimdiden müşahede etmekte olduğumuz müspet neticeleri daha da çoğalta­cağına ve millî gelirimizin daha büyük bir hızla artmasına âmil olacağına

ianmaktayız.

Bir memlekette yatırım giderlerinin umumî hacmi yanında bunların terek-riip tarzı da büyük bir ehemmiyeti haizdir.

ilhakika memleketin imkânları ile istihsal hayatı arasında organik bir su­rette ayarlanmıyan bir yatırım programından ciddî faydalar beklenemez. rakın zamanlara kadar görüldüğü gibi gösterişli olduğu nispette kısır ve îayri müsmir sahalara tevcih edilmiş olan harcamalara yatırım demek ca-olamaz.

352 yılı için derpiş ettiğimiz giderlerin çeşitli Devlet hizmetleri arasında iağılış tarzını izah ederken, cari giderlerin yanında 1952 yatırım programi-

ıızın da memleket ekonomininin çeşitli sektörleri bakımından bir tahlilini Rpmiş olacağız .

luhterem arkadaşlar;

füksek malûmunuz üzere, genel ve katma bütçelerimizde giderler Bakan-ve Daireler itibariyle gruplara ayrılmıştır.Ancak gider rakamlarının ılilinde kullanılan metodlardan birisi de daire tasnifi nazara alınmadan iii Devlet giderlerini bir kül halinde mütalâa etmek ve bunları Devle-Savunma,_ Sağlık, Millî Eğitim, Ulaştırma,Sosyal güvenlik, borç öde-Umumî İdare... gibi çeşitli hizmet ve fonksiyonları itibariyle tasnife tâbi tutmaktır. Beynelmilel-mukayeseler bakımından lüzumlu bulunan bu tasnif tarzı bu sene bir yenilik olmak üzere genel ve katma bütçelerimizin bir kül halinde hizmet ve fonksiyon esasına göre tasnifi suretiyle tahakkuk ettirilmiş bulunmaktadır. İşte bu esaslara görey apılan tahliller şu netice­leri vermektedir:

Yüksek Meclise sunduğumuz bu tasarıda da şimdiye kadar olduğu gibi Devlet giderlerinin büyük kısmı savunma hizmetine ayrılmıştır. Filhaki­ka 1952 senesi için 500 milyon liralık gideri ihtiva eden Savunma Bakanlı­ğı Bütçesinin yanında Jandarma Genel Komutanlığı, Başbakanlık, Millî Savunma Yüksek Kurulu gibi askerlikle doğrudan doğruya ilgili Devlet organlarının giderleri; askerî teçhizat bedelleri ve teslihat kredileri müret­tebatı da dâhil, direkt savunma giderlerimiz 1952 yılında 541 714 236 liraya baliğ olmaktadır. Bütçe tasarısına bağlı A/2 cetvellerinde mütalâa edilmiş olan savunma inşaatı da bu miktara dâhildir. Aynı esaslara göre hesapla­nan direkt savunma giderlerinin 1951 yılındaki tutarı 529 776 392; 1950 yı­lındaki tutarı da 520 912 611 lira idi. Ayrıca 1951 yılında memleket savun­masının takviyesi için 83 milyon liralık Amerikan yardımı lınmış, 1952 bütçe tasarımızın 4 üncü maddesinde de aynı mhiyette 100 milyon liralık bir yardım derpiş olunmuştur. Truman Doktrini gereğince alınmakta olan askerî yardımlar bunun haricindedir ve bu miktarın 1952 yılı içinde bir misli artırılacağını da kuvvetle tahmin etmekteyiz. 100 milyon liralık A-merikan yardımı hesaba katılmadığı takdirde dahi, 1952 yılında memleke­timizin direkt savunma giderlerini teşkil eden 541 714 236 lira; 1952 yılı genel bütçe giderleri toplamının % 31,09 una; gelirler toplamının da % 34,91 ine muadil bulunmaktadır. Elde mevcut 1950 yılı rakamlarına gö­re, savunma giderlerinin Genel Bütçe giderleri toplamına nispeti Amerika Birleşik Devletlerinde % 30,63, Fransa'da % 19,0 İngiltere'de % 25. 41, î-talya'da % 22.09, Kanada'da % 11,3 den ibarettir. Memleketimizde ise 1950 yılı direkt savunma giderlerinin bütçe giderleri toplamına nispeti c/c 35,03» gelirler toplamına nispeti % 39,67 rakamına baliğ olmakta idi. Bu mevzu­da dikkate şayan olan husus, İkinci Dünya harbi sonundan itibaren hemen her memleket silâhlı kuvvetlerini azaltmak suretiyle savunma külfetlerini asgarî bir hadde indirmiş ve ancak son yıllarda hissettikleri tehlike karşı­sında yeni yeni hazırlıklara başlamış bulunduğu halde memleketimizin I-kinci dünya harbi bidayetinden beri bu sıkleti, bütçesi ve millî geliri üze­rinde şiddetle hissetmekte olduğu vakıasıdır.

Şurasını da işaret etmek lâzımdır ki, memleketimizin millî savunma gider­leri bundan ibaret de değildir. Öteden beri memleketimizde takarrür eden usule göre, genel, katma, özel bütçeli daire ve müesseseler ve Devlet eko­nomi kurumları kanalı ile de Millî Savunma faaliyetlerini destekleyici mas­raflar yapılmaktadır. Filhakika, Umumî Muvazeneye dâhil dairelerin, memleketin savunma gücünü destekleyici, çeşitli müteferrik giderlerinin yanında, savunma ihtiyaçlarında kulanılan malzeme için tanınmış bulunan ve Devlet gelirleri üzerinde büyük akisler yapan Gümrük, Muamele, Nak­liyat ve İstihlâk vergileri muafiyet veya tenzilâtı; Devlet Demiryolları, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu, Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü. Toprak Mahsulleri Ofisi, Petrol Ofisi, P . T . T , Tekel, Devlet Denizyolları gibi müesesese ve kurumlarımızın Millî Savunma ve seferberlik ihtiyaçları için tedarik ettikleri çeşitli malzeme ve stoklar ile mal ve hizmet temininde Millî Savunma Teşkilâtına ve millî savunma hizmetlerine tanıdıkları muafi­yetler ve rüçhanlı muameleler, özel idare ve belediye bütçelerinin savun­ma maksadı ile harcadıkları paralar ve tanıdıkları muafiyetler; nihayet ba­yındırlık programlarımızda sırf millî savunma zaruretleri dolayısiyle yer alan projeler de bu sahadaki çeşitli gayretlerimize birer örnek teşkil et mektedir. Bu ces.it endirekt savunma giderlerimizin nakitle ifadesi senevi 200 milyon lira civarında bir miktara baliğ olmaktadır.

Hükümetimiz, ordumuzun ve memleketimizin savunma gücünün takviye­si hususunda, hiçbir fedakârlığı esirgememektedir. Biraz önce ifade ettiği­miz gibi Truman doktrini gereğince devam, edegelmekte olan ordumuzun teçhiz ve teslihi gayretlerinin geçmiş yıllara nazaran önümüzdeki yıl için­de daha geniş bir ölçüde devam edeceği de şüphesizdir.

Burada sırası gelmiş iken, dost Birleşik Amerika'nın, millî savunma gay­retlerimize yapmakta olduğu değerli yardımdan dolayı şükranlarımızı ar-zetmek isterim.

Muhterem arkadaşlar;

Millî Eğitim hizmeti, bütçelerimizin Millî Savunmadan sonra gelen en ge­niş masraf kategorisini teşkil etmektedir. Millî Eğitim Bakanalığı Bütçesi ile beraber, diğer dairelerin öğretimi ilgilendiren muhtelif giderlerini de ihtiva eden Millî Eğitim carî giderleri 1950 Bütçesinde 182 140 132 lira iken 1952 Bütçe tasarısında 195 902 081 liraya yükselmiştir. Bu miktar carî gi­derlerimizin % 15 ine yaklaşmaktadır.

Katma bütçeli dairelerimizin aynı veçhile hesaplanan eğitim carî giderle­rinde de 1950 Bütçesine nazaran artış mevcuttur.

Genel ve katma bütçeli daireler bir arada, eğitim yatırımları 1952 Bütçe tasarısında, transferler hariç, 14 885 501 lira tutacaktır. 1950 bütçelerimizde ise aynı miktar 7 717 359 lira idi.

Önümüzdeki yıl her öğretim müesseselerine devam edecek öğrenci sayısın­da 100 ilâ 110 bin raddesinde bir artış olacaktır. Artan ihtiyaçları karşılıya-bilmek üzere sene içinde yeniden 437 ilkokul, 15 orta okul, 8 akşam kız sa­nat okulu, 5 kız orta sanat okulu, 35 demircilik ve marangozluk kursu, 10 yapı kursu, 50 koy kadınları gezici kursu, 50 muhtelif mevzularda yetişkin­ler için kurs, 18 öğretmenler için tekâmül kursu açılacaktır. Ayrıca 39 köy okulunun noksanları tamamlanacak, 100 orta okul ve bir kısım lise ve öğ­retmen okullarına öğretim malzemesi temin edilecek, yeniden 4 sanat ens­titüsünde memleketimizin ziraî gelişmesinin zarurî bir ihtiyaç haline getir­diği ziraat âletleri, yol makineleri, traktör ve motor tamirciliği şubeleri a-çilacaktır. Bir erkek sanat enstitüsü, iki orta okulu, üç atelye, bir ak­şam kız sanat okulu, bir makine ve motor okulu binaları inşa edilecek ve­ya inşalarına başlanacaktır. Ağrı, Muş, Kütahya, Nevşehir erkek sant o-kulları ile Erzincan Akşam Sanat Okulu binalarının noksanları ikmal edi­lecektir. .

Sayın arkadaşlar;

Sağlık hizmetleri için yapılan harcamalar da bütçelerimizde mühim bir yer tutmaktadır.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Bütçesinin yanında diğer dairelerin hastane ve sanatoryum giderleri, sağlık ile alâkalı sair harcamaları, genel bütçenin bu konudaki carî giderlerini teşkil etmektedir. 1950 yılında 55 787 492 lira tutan bu kısım giderler, 1951 de 60 865 221 lira olmuştur. 1952 tasarısında da 76 386 035 lira ayrılması derpiş edilmektedir.

Katma bütçeli idarelerimizin sağlık hizmetleri için ayırdıkları carî gider­lerin mecmuu 4 milyon lira civarındadır.

Sağlık konusundaki yatırımlarımız hastane ve sair sağlık binaları yapımı ve onarımı ile, tıbbî âlet ve vasıtalar satmalma giderlerinden terekküp et­mektedir. Genel Bütçenin bumaksada masrufyatırımları 1950yılında

11 960 786 lira iken, 1951 de 14 921 904 liraya, 1952 yılında da 20 522 468 lü raya baliğ olmuştur.

Önümüzdeki yıl içinde yapacağımız çalışmalara gelince; sene içinde 30 çede sağlık merkezi, 40 bucakta Hükümet tabipliği, 11 ilde verem hastanı si ve trahomun kesif bulunduğu mahallerde 10 köy tedavi evi tesis olunaca Ankaradaki Merkez Hıfsıssıhha Okulu ihya edilecek, Keçiören'de 250 m taklı bir verem hastanesi, Zonguldak ve İskenderun'da birer frengi dispai-seri, Ankara Doğum Evinde yatılı ebe okulu, Kızılcahamam'da 100 yatak kimsesiz çocuklar yurdu, Mersin, Antakya ve Manisada 50 şer yataklı bira doğum evi, ayrıca iki hemşire ve laborant okulu, Elâzığ'da bir kuduz tedj vî müessesesi açılacak, Diyarbakır'da bir Hıfzıssıhha müessesesinin ve d ger iki ilde yeniden birer hastanenin inşasına başlanacak, Ankara Kızıld Hastanesi ile inşasına başlanmış olan diğer hastanelerin ve sağlık merkea lerinin inşaatı ikmal edilecektir. Mevcut hastanelerimize yemden 361 m tak ilâve olunacak mütehassıs ve asistan kadroları genişletilecektir.

Muhterem arkadaşlar;

Memleketimizde Tarım faaliyetlerinin günden güne daha bariz bir sureti^ farkedilen inkişafını bütçelerimizden takip etmek mümkündür. 1952 buta tasarısında tarım sahasındaki yatırımlar yekûnu, yatırımlar mecmmına % 19,1 ine baliğ olmaktadır.

Tarım faaliyetleri caî giderleri esas itibariyle Tarım Bakanlığı bütçen kamlarından terekküp etmektedir. 1950 ve 1951 bütçelerinde ortalama 3a milyon lira civarında olan bir kısım giderler, 1952 tasarısında 37 639 0501 raya yükselmiştir. Katma bütçeli daireler arasında bulunan Orman, fl Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlükleri de 1952 yılı için cema 15 796 009 liralık carî gider derpiş eylemektedirler. Ziraatle uğraşan vı tandaşlara en yeni Tarım bilgilerinin verilmesi, kendilerine örnek teffl edecek çalışmaların yapılması, memleketimizin muhtelif bölgelerine en i intibak edebilecek mahsul neyilerinin araştırılması gibi müsmir çalışmai bütçelerimizin carî giderlerinden karşılanmaktadır.

Genel ve katma bütçeler bir arada Tarım sahasındaki yatırımlarımıza bariz bir inkişaf mevcuttur. Filhakika 1950 senesi bütçelerinde cema 47 987 102 lira olan tarım yatırımları, 1951 de 54 562 651, 1952 de ia 72 918 109 liraya yükselmiştir. Tarım sahasındaki yatırımlarımız arasındi Tarım faaliyetlerinde kullanılan makina ve âlet bedelleri, çeşitli ziraî fa] liyet ve hayvancılık sahalarına tahsis olunan döner sermayeler: Geod Bütçeden ziraî kredi için ayrılan paralar, tarım faaliyetinin gelişmesi ic: girişilen su işleri, üretme, çiftlikleri yapıları gibi müsmir harcamalar ya almaktadır. Bunun dışında ulaştırma, enerji ve bayındırlık hizmetleri an sında mütalâa edilmekte olan amenejman projelerinin tatbiki, köy veH saba yolları yapımı, karayolları şebekesinin kurulması ve genişletilme! iskele, barınak ve limanlar inşası ve benzeri yatırımlar da ziraî faaliyetti rin gelişmesinde büyük rolü olan müsmir harcamaların başında gelmekte dir.

1952 Senesi içinde, evvelce ele alınmış olan projelerin tahakkukuna gayra edilmekle beraber, yeniden bir makinist okulu, dört fidanlık, altı tavuk» luk merkezi, iki fümigatuvar açılacak, küçük çiftçilerin ziaat alet ve mı kineleri ile teçhizini sağlamak ve keza yeni arazi açacakların kredi ihtiyaç larmı karşılamak maksatları ile Ziraat Bankasında birer fon tesis edÜİ çektir. İllerde muhtaç çiftçilere tevzi edilmek üzere Devlet Üretme Çiftlik leri tarafından geniş mikyasta arazi açmaları yapılacaktır. Muhtelif zili mevzularda çiftçilerin tenviri için geniş mikyasta halk kursları ve meraan tekâmül kursları faaliyete geçirilecektir. Meyvalarımızın kıymet-.endirilmesi maksadiyle yurdun muhtelifyerlerinde köy tipi kurutma ev­leri açılacaktır. Hayvancılığımızın kalkınması ve ıslahına matuf olarak ha­klanan çayır ve mera projesinin tatbikina geçilerek toplu bir köy yon­ca ve korungalıkları ve numune meraları tesis olunacaktır. Bakanlığın ma­hallî teşkilât okul ve müesesesieri mensuplarının çiftçi ile daha yakından îmasım temin maksadiyle motorlu taşıtlar alınarak teşkilâtın emrine ve­rilecektir. Muhtelif ihtisas okullarında çalışmaküzere Birleşik Amerika' ı 15 mütehassıs getirilmesi takarrür etmiştir. Su kaynaklarının değer-endirilmesi ve ziraatte sulama işlerinin ıslahı maksadiyle beş sulama ekibi il edilerek çiftçilerin tarlalarında gerekli gösteri ve öğretim yapılacak­tır.

Diğer taraftan, evvelce ihalesi yapılmış olup bir kısım taahhütleri 1952 yı­lına sirayet eden ve taahhüt tutarı 15 milyon lirayı mütecaviz bulunan 27 büyük su projesinin inşasına devam edilecek, 8 yeni proje ele alınacaktır. Münferit su işlerinden ihale bedeli 5 milyon liraya yakın bulunan 35 pro­jenin ikmali ve ayrıca Bakanlar Kurlunca tasdik olunacak program daire­sinde yeniden on mevzuun ele alınması takarrür etmiştir.

îuhterem arkadaşlar

laştırma ve haberleşme hizmet ve tesislerinin karşılıkları genel ve kat-bütçelerimizde mühim bir yer tutmaktadır. Katma bütçelerin carî gi-lerlerinin ortalama % 70 den fazlası ulaştırma işlerine taallûk etmekte ol-luğu gibi, Genel Bütçe ve katma bütçe bir arada yatırımların % 60 a yakın )ir kısmı da bu maksada tahsis edilmiş bulunmaktadır.

Ulaştırma Bakanlığımızın carî giderleri ortalama 2 milyon lirayı tecavüz tmektedir. Ulaştırma ve haberleşme sahalarında görevleri katma bütçeli idarelerin carî giderleri toplamı 1950 bütçelerinde 247 853 678 lira iken, 1951 de 288 149 815 liraya yükselmiştir. 1952 tasarılarında ise, carî giderleri 73 milyon lirayı tecavüz eden Devlet Denizyolları Genel Müdürlüğünün tatma bütçe halinden çıkarılması ve diğer idarelerin işleyiş tarzlarının da-ıa rasyonel bir hale getirilmesi neticesinde, katma bütçeli idarelerin carî alaştırma giderleri yekûnu 200 109 748 liraya inmiştir. Buna mukabil hiz-ıet kalitesinde hissedilir bir salah temin edilmiş bulunmaktadır.

laştırma sahasında. Genel Bütçeden yapmakta olduğumuz, yeni demiryo-: hatalarının inşası; yol ve köprülerin, köy yollarının yapımı ve Karayolla­rı Genel Müdürlüğüne yardım; liman ve sair deniz tesisleri ile iskele ve u~ fak barınaklar inşası; hava meydanları yapımı; makine, teçhizat mubayaa-gibi yatırımlar 1950 Bütçesinde 104 529 196 lira iken 1951 de 128 579"699 İraya, 1952 tasarısında da 189 043 836 liraya yükselmiştir. Bugünün iktisa-lî ve askerî şartlarına uygun olmıyari demiryolu inşaatı, ancak yapımına taşlanmış olup ikmali zarurî bulunan kısımlara hasrolunmuş, buna muka-)il karayolları, limanlar ve sair deniz tesisleri, hava meydanları inşası Çi­lerleri Hükümet programımızın en esaslı prensiplerinden biri halinde se-bir inkişaf kaydetmiştir. Filhakika demiryolları inşasının genel bütçe yatırımları toplamına olan nispeti 1950 de % 9,3 iken 1951 de % 6,1 e. 1952 de % 5.5 e inmiş ise de, aynı yıllarda karayolları için ayrılan ödenek iiktarmm umumî yatırımlar yekûnuna olan nispetleri sırası ile % 23.1, Î.2 ve %36.7 nispetlerine baliğ olmaktadır. Limanlar ve vapurculuk iş-ri için ayrılan ödeneklerin toplamı 1950 de 9 477 001 lira, 1951 de 595 501, 1952 de de 21 768 000 liradır. Havayolları yatırımları da 1950 yı-ıda 10.0 milyon lira iken 1951 de 11.0 milyon liraya, 1952 de 13 204 035 li­raya çıkmıştır.

Katma bütçelerin ulaştırma sahasındaki yatırımları yeni demiryolu tesis­leri satmalma ve onarma giderleri, Karayolları yapım, ve bakımı, Havayol­ları vesaiti ve hava meydanları tesis giderlerinden terekküp etmektedir. Aradaki transferler ve Devlet Denizyolları yatırımları hariç genel ve kat­ma bütçelerin ulaştırma sahasındaki yatırımları toplamı 1950 Bütçesinde 145 966 748 lira iken 1951 de 201205 701 liraya, 1952 tasarılarında < 243 196 421 liraya baliğ olmaktadır. Böylece umumî yatırımlar arasında u-laştırma sahasındaki yatırımların nispeti 1950 de yüzde 46,3 iken 1951 de yüzde 53,3 rakamına, 1952 de de - Devlet Denizyolları Genel Müdürlüğü­nün yatırımları dâhil olmadığı halde - yüzde 54,8 rakamına çıkmıştır. Mu­habere işleri için de 1952 tasarısında 10 milyon liraya yakın bir yatırım ö-deneği derpiş olunmuş bulunmaktadır.

Rakamlrm teferruatına inildiği takdirde, uraştırma vasıtalarımızdaki in-] kişaf seyri daha bariz bir surette müşahede edilir. Filhakika Genel Bütçe­den Karayolları için, bu sene 140 milyon lira ödenek ayrılmaktadır. Bu ö-deneğin 115 milyon liralık kısmı memleket iktisadiyatının kalkınması ve Millî Savunmamızın takviyesi bakımından hayatî bir ehemmiyeti haiz bu-j lunan Karayolları şebekemizin yapım ve bakımına, 25 milyon lirası da köylerimizin iktisadî ve içtimaî bakımdan kalkınması, memleket ekonomi­cine karışabilmesi için elzem olan il ve köy yollarının yapımına tahsis edi­lecektir. Karayolları için 1951 Bütçemizde ceman 93 562 506 liranın, 1950 de ise 60 303 378 liranın ayrılmış olduğu yüksek malûmlarıdır. 1952 Bütçe tasarımızda ticaret hayatımızın süratle gelişemsini ve memleketimizin dış memleketlerle daha yakından temasa gelmesini temin edecek limanlarla iskele ve barınakların inşasına 22 250 000 lira ödenek tahsis olunmuştur. Bu miktar aynı maksat için 1951 yılında ayrılmış olan Ödeneğe nazaran 9 675 000 lira, 1950 ödeneğine nazaran ise 13 148 000 liralık bir tezayüt ifa­de etmektedir.

1952 Senesinde evvelce inşalarına başlanmış olan Diyarbakır - Cizre, Şİ lâzığ - Van hudut hatları ile, Bitlis şube hattı, Erzurum temdidi hattı, Nar­lı - Gaziantep ve Ereğli - Armutçuk hatlarının inşasına devam edilecektir.

Karayolları mevzuundaki çalışmalarımız 1952 yılı zarfında büyük bir in­kişaf gösterecektir. Sene içinde takriben 31 600 000 lira bedelle 730 kilo­metrelik yol yeniden ihale edilecek, ihale bedeli 27 691 000 lira tutan 905 kilometrelik yolun inşasına devam olunacaktır. İhale edilen yolların 600 kilometrelik kısmının yıl içinde tamamlanacağı tahmin edilmektedir. 1200 Kilometrelik yolun 11 milyon lira sarfı ile sene içinde emaneten yaptırılma­sı programa alınmıştır. 800 kilometrelik yolun 4,5 milyon lira bedel mukabi­linde asvaltla kaplanması işi yıl içinde ikmal edilecektir. 1700 metre uzunlu­ğunda ve tahmini bedeli 5 09İ 000 lira olan 61 aded köprünün inşası yıl için­de ihale edilecek, ayrıca geçen seneden müdevver ve ihale bedei 29 103 000 lira tutan 8489 metrelik 158 köprünün inşasına devam olunacaktır. Sene i-çinde 2000-2500 kilometrelik yolun etüd ve aplikasyonu yapılacaktır. Tah­mini bedeli 960 000 lira tutan 10 aded şube tesisi de 1952 yılı içinde ikmal] edilecek işlerimiz arasındadır.

Deniz tesislerimize gelince; evvelce inşalarına başlanılmış olan Ereğli, İne­bolu, Amasra ve Trabzon limanlarının inşasına devam olunacaktır. 5775 sa­yılı Kanun gereğince yaptırılacak olan limanlardan Haydarpaşa, Salıpaza-rı, Alsancak limanları sene içinde ihale edilerek inşaata başlanacak, İsken­derun ve Samsun limanlarının etüdleri yapılacaktır. Küçük iskele ve barı­naklardan, Taşucu, Anamur, Akçakoca ve Çanakkale iskelelerinin inşaatı se­ne içinde ikmal edilecek, Alanya, Finike, Rize, Mudanya ve Marmaris is-I keleleri inşaatına devam olunacaktır. Ayrıca Bakanlar Kurulunca tesbit çesinde 1 300 000 liranın, 1951 de ise 5,0 milyon liranın ayrılmış olduğunu hatırlatmak yerinde olacaktır.

Sadece yatırımların yapılmasındaki bu görüş ve icraatımızın dahi, yakın zamanlara kadar bütçelerimize hâkim olan ve memleketinmahdut kay-'j naklarını gösterişli ve kısır projeler üzerinde heder etmek neticesini veren israiçı telâkki ile kıyaslanması, yüksek tasvibinize sunduğumuz 1952 büt­çe tasarılarımız hesabına kaydedilecek bir başarı sayılmak icabeder.

Sayın arkadaşlarım,

Memleketimizin gelişmesinde büyük bir rol oynıyacak olan elektrik enerjisi endüstri ve madencilik sahalarındaki âmme yatırımlarının daha ziya-] de Devlet Ekonomi kurumları kanaliyle realizeedilmekte olduğu yüksek malûmlarıdır. Bu sahalardaki çalışmaların bağlı bulunduğu işletmeler ve, Ekonomi ve'-Ticaret Bakanlıkları bütçelerinin carî giderleri 1952 bütçe ta­sarısında 14 089 119 lira tutmaktadır.

Bütçemizin bu sahalardaki yatırımlarına gelince:

1952 bütçe tasarısında Sarıyar barajı inşaatına harcanmak üzere Etibanka 3.0 milyon liralık bir yardım derpiş olunmuş, Elektrik İşleri Etüd İdaresi­nin giderlerine karşılık olarak da 1 milyon 850 bin lira ayrılmıştır. 1950 Bütçesinde elektrik enerjisi için bütçeden verilen mecmu ödeneğin 1 mil­yon 250 bin liradan ibaret bulunduğunu burada hatırlatmak isterim. Bir taraftan Sarıyar barajının diğer taraftan da Çatalağzı - İstanbul enerji na­kil hattının Etibank marifetiyle ikmal edilmesini mütaakıp, memleketimi­zin en kalabalık endüstri bölgesi olan Kuzeybatı Anadolunun bol ve ucuz enerjiye kavuşması mümkün olacaktır. Bunun endüstriyel ve sosyal inki--' saf bakımından olan değeri ise izahatan varestedir.

Endüstri sahasındaki yatırımlarımız 1952 bütçelerinde 27 924 441 lira tut­maktadır. Tekel fabrika ve tesislerinin genişletilmesi, Batman rafinarisi i-le et, balık işleri için yapılan yardımlar bunlar arasındadır. 1950 bütçesin­de ise endüstri faaliyetleri için 15 576 000 lira Ödenek ayrılmış bulunuyor­du.

Madencilik faaliyetleri için de 1952 tasarısında 2 778 368 lira yatırım ödene­ği teklif olunmaktadır. Bu sahada çeşitli iç ve dış kaynaklardan faydala­nılmakta, gerek Etibank Genel Müdürlüğünün ve gerek Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünün faaliyetleri mevcut programların gerçekleştirilmesi üzerinde temerküz ettirilmiş bulunmaktadır.

Muhterem arkadaşlar,

Vatandaşlar arasında tam bir huzurun. Devletin siyanetine muhtaç yurt-daşlarm bu himayeye kavuşabilmesinin şartı olmak itibariyle, diğer mem­leketlerin bütçelerinde günden güne daha geniş bir yer kaplıyan sosyal gü­venlik giderlerinin bizim bütçemizde de ehemmiyeti artmaktadır. Çalışma Bakanlığı ile Toprak ve İskân Genel Müdürlüğünün çalışamaları bu mak­sada matuf bulunduğu gibi, emekli, dul ve yetimlere, emekli sandıklarına yapılan tediyeler, içtimaî maksatlarla girişilen âmme yardımları, hayır ku­rumlarına olan teberrular, doğum ve ölüm sebebiyle, yahut çocuk sayısı itibariyle yapılan Ödemeler ve benzeri harcamalar da bu konudaki gayret­lerimizin bir kısmını teşkil etmektedir. Memleketimizde teşkilâtlı bir yar­dımlaşma faaliyetinin ve sigorta itiyadının henüz matlup derecede tevessü edememiş olması bu konudaki Devlet yükünü artırmaktadır. Filhakika 1950 yılında genel bütçede sosyal güvenlik maksatları için 123 047 484 lira öde­nek ayrılmış iken, 1951 yılında bu miktar 139 631 831 liraya, 1952 tasarısın­da da 147 271 004 liraya yükselmiştir. 1952 bütçetasarılarında aynı makimage007.gifsatlar için katma bütçelerinden de ceman 28 034 988 liralık bir Ödeneğin ay­rılmasını derpiş eylemektedir.

Muhterem arkadaşlar,

Şimdiye kadar temas ettiğimiz ödenekler dışında kalan bütçe tahsisleri, Devletin sair fonksiyonlarının gerektirdiği hizmetlere taallûk eylemekte-iir. Bunlar da toplu olarak istihsal ile doğrudan doğruya alâkalı bulunmı-yan umumî idare giderlerini teşkil etmektedir. Bunlar Genel Bütçeye dâ-

ıii dairelerden Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Başbakanlık, Milletlerarası İktisadî İş Birliği Teşkilâtı, Danış­tay, Basın - Yayın ve Turizm, İstatistik,Devlet Meteoroloji,Tapu ve

.adastro Genel Müdürlükleri, Diyanet İşleri başkanlığı, Adalet, İçişle­ri, Dışişleri, Maliye, Gümrük ve Tekel Bakanlıkları, Emniyet Genel Mü-İürlüğü ve jandarma Genel komutanlığı bütçeleri ile katma bütçeli daire­lerden, Vakıflar ve Tekel Genel Müdürlükleri bütçelerinden mürekkeptir.

Bu zümreye giren daireler doğrudan doğruya istihsalhayatına karışma­makla beraber bunların memleketin hukukî, iktisadî, ve içtimaî nizamı bakımından haiz oldukları ehemmiyetyüksek heyetinizce malûmdur. Bu Ser arasında bulunan Tapu ve Kadastro. Toprak ve İskân Genel Mü-•lüklerine ayırdığımız ödeneklerde seneden seneye bir artış görülmek-3ir. Bilfarz 1950 Bütçesinde 6 541 703 liradan ibaretbulunan tapulama Ödeneği,1951Bütçesinde11659 149 liraya;1952 tasarısındaise 389 367 liraya yükseltilmiştir. Kütle halindeyurtlarından atılan yurt-daşlarımızın anavatana hicreti üzerine ciddî bir mahiyet kazanan göçmen iskânı dâvası, iç ve dış imkânlardan faydalanılmaksuretile ve bütçemize hiçbir munzam külfet tahmil etmeden halledilmiştir. Bu da mevcut imkân-ji verilmli bir şekilde ve memleket hayrına kullanmanın bir örneğini teş­kil eder.

Devletin mûtat hizmetlerinin daha rasyonel ve verimli bir surette yürütül­mesi ve en geniş bir tasarruf zihniyetinin idare mekanizmasının her safha­sına hâkim kılınması ve bu husustaki prensip kararımızın birifadesidir. Bu kararın tatbikatı cümlesinden olarak, çeşitli devlet organlarının kuru-ış ve işleyiş şekilleri ile devlet personel idaresi rejimini diğer memleket-»rdeki tatbikat ve memleketimiz realiteleri göz önündebulundurulmak suretiyle yerli ve yabancı mütehassıslara tetkik ettirmekteyiz. Bu sahadaki çalışmalarımızın hayırlı neticelerini 1952 yılı zarfında nispet teklifler ha­linde Yüksek Huzurunuza getireceğiz.

Burada temas ettiğimiz hizmetler için 1952 Bütçe tasarımızda ayrılan öde­neklerin mecmuu 255 269 677 Ura tutmaktadır ki, bu miktar bütçe topla-unm % 14,6 sına tekabül eder. Katma bütçelerin de toplu olarak bu çe-idare hizmetlerine ayırdığı ödenekler 1952 tasarısında 20.088.375 lira tut­maktadır. Bu rakamlar da Devlet masraflarınınicrasında müsmir saha­lara verdiğimiz mevki ve değeri açık bir surette göstermekte ve daha ziya­de istihlâk mahiyetinde olanhizmetler üzerindekihassasiyetimiziifade etmektedir.

Muhterem arkadaşlar; 1952 yılı Gelir Bütçesinin izahına geçmeden önce, yakın mazideki vergiciliğimize ve bugünkü vergilerimizin arzettiği manza­raya bir göz attıktan sonra takip ettiğimiz gelir politikasının esaslarına te­mas etmeye faydalı görüyorum.

Kazanç Vergisi ususlünün meriyetten kalktığı 1951 malî yılı başında niha­yet bulan yakın mazideki vergiciliğimiz, esas itibariyle, Kazanç Vergisi grupu ile muamele ve İstihlâk Vergileri zümresinden müteşekkil bir yapı halinde bulunuyordu.

image008.gif25 Yıllık tatbikattan sonra, yerine Gelir Vergisi rejiminin kaim olmasiyle, malî tarihimize intikal etmiş olan Kazanç Vergisi grupu, mabiyeytleri itfc bariyle birbirinden farklı birtakım vergilerin, biraraya toplanmasından i-baret bir vergi mecmuası halinde idi. Galip vasfı ile karine esasına dav* nan eski Kazanç Vergisi bir nevi hasılat ve randıman vergisi karekteriii taşıyordu.

O zamanki vergilerimiz arasında, mahiyetine aykırı olarak, irat vergisi mı kamında tatbik edilmiş olan bu verginin varidatı ile bu varidatın kaynB nı teşkil eden millî gelir unsurları arasında her hangi bir münasebet mev­cut değildi. Devlet varidatının başlıca sahalarından birine hâkim olması lâ-zımgelen bu verginin, millî gelirle irtibat halinde bulunmaması yüzünden verimsiz ve kısır bir vergi olduğu, bilhassa son harp yıllarında, geli yacmm dişdetle artması neticesinde hâsıl olan malî sıkıntının başgösternd sı üzerine bütün açıklığıyla meydana çıkmıştır.

Bu mevzuda, zamanında, esaslı reforma gidilecek yerde, her yıl bütçele­riyle birlikte çıkarılan birtakım kanunlarla Kazanç Vergisine zamlar ya­pılması veya fevkalâde mahiyette bâzı vergiler ihdası yoluna müracaat o-lunmuştur.

Kazanç Vergisi grupunun yanı başında tatbik edilmiş olan Muamele ve İs­tihlâk vergileri zümresine dâhil vergilerin sıklet merkezini teşkil eder. Muamele Vergisi Kanunu, bünyesinde mevcut olan aksaklık sebebiyle bir taraftan memleket sanayiinin inkişafına mâni olmuş ve hattâ parçalanma­sına sebebiyet vermiş; diğer taraftan mükellefiyet ve matrah bakımından birçok boşlukları ihtiva etmesi hasebiyle bu vergi yüksek konjonktür dev­relerinde kendisinden beklenen randımanı vermemiştir.

Bu sebeplerden dolayı, başlıca vergilerimizden elde olunan varidat, siste­matik bir seyir takip etmiyen birtakım dalgalanmalar halinde devam edip gitmiştir.

Muhterem arkadaşlar,

Bugünkü vergilerimizin arzettiği manzaraya gelince; malûm olduğu üze­re, 1951 yılı başından itibaren Kazanç Vergisi usulünü fiilen terkederek yerine Gelir Vergisi rejimini cesaretle ikame etmiş bulunuyoruz. Bu reji­min tatbik mevkiine konulmasiyle memleket vergiciliğinin vasıtasız vergi­ler sahasmsda esaslı bir adım atıldığına şüphe yoktur. Ancak Gelir Vergİa manzumesi, bünye itibariyle birçok noksanları ihtiva ettiği gibi diğer ver gilerimiz de eski şekillerini, olduğu gibi muhafaza etmektedir. Bundan do­layı, bugün memleketimizde, yekdiğeriyle irtibatlı vergilerden müteşek­kil, kendi realitelerimize uygun, ilmî bir vergi sistemi vücut bulmuş sayı­lamaz.

Bu bakımdan memleketimizde kurulması gereken yeni vergi sisteminin a-na prensiplerini tesbit etmenin artık zamanı gelmiş bulunmaktadır. 1

Takibetmekte olduğumuz gelir politikasının tatbikatı icabı olarak, mem­lekette modern bir vergi sisteminin kurulması hususunda başlamış bulun duğumuz çalışmalara dikktale devam ediyoruz.

Yapacağımız umumî vergi reformu ile yeni vergi sistemimizi, milli gelire bağlı ve onun, tahavvülâtını organik olarak yakında takibedecek bir S cem halinde kurmamız gerekmektedir. Böyle bir sistem, Devlet masrafları hisselerinin millî gelir unsurlarına tevzii bakımından olduğu kadar buhran v-eya bolluk devrelerinde para politikasının ayarlanması, enfîâsyoncu ha reketlerin önlenmesi, noktasından da büyük faydalar arzeder.

vergi kanunlarımızın ilmî ve rasyonel esaslarını ve memleket realiteleri-dayanan bir bütün haline getirilmesi lâzımdır. Bu maksatla diğer ısla-ıt meydanında, vasıtalı, vasıtasız vergilerimizin tarifelerini, ferdî teşebıs ve tasarrufkudretini zedelemiyeceksurette tertiplememiz icabet etmektedir. Geniş Ölçüde yatırım sermayesine muhtaç bulunan memleketimiz için bu noktanın son derecede ehemmiyeli olduğunu belirtmek iste­rim.

Modern ve âdil bir vergi sisteminin kurulmasısırasında vergi kanunları-iktisadi sahada gayrimesru rekabetlere meydan vermemesine de dik­kat etmek lâzımdır.

Takibetmekte olduğumuz vergi politikasının hedeflerinden birisi de, vası­talı ve vasıtasız vergilerimiz arasında mâkul ve mutedil bir nispet kurul­ması esası teşkil etmektedir. Bu nispetin bulunmasında dikkat ve hassasi­yetle üzerinde durulması lâzımgelen husus, ilmin tavsiyesiyle kendi reali­telerimizin mezç ve telifi keyfiyetidir.

Esas prensiplerini böylece tesbit ettiğimiz gelir politikamızın tatbikatı ba­kımından aldığımız tedbirlerden, ilerisi için yapmakta bulunduğumuz ha­zırlıklardan kısaca bahsetmek istiyorum.

1951 yılı başından itibaren yürürlüğe konulmuş olan Gelir Vergisi rejimi-n bir yıllık tatbikatı, randıman bakımından, memnuniyet verici olma­mıştır. Filhakika bu verginin 1951 yılı varidatı, tahmine nispetle, 60 milyon lira noksaniyle tahakkuk etmiştir. Mükellef grupları itibariyle yapüan tas­nifler, memleketin belli başh iş sahalarında çalışan mükelleflerin beyan et­tikleri gelir vasatilerinin son derecede düşük olduğunu göstermiştir. Yaptığımız incelemeler sonunda, bu neticenin:

1.Kazanç Vergisi usulü ve onun tatbikatının mükelleflerde hâsıl ettiği i-
tiyat ve mukavemetler gibi tâli âmiller yanında,

2.Gelir Vergisi nizamını tesis eden kanunların bünyelerinde esasa müte­
allik mühim boşluklar mevcut olması ve mezkûr kanunların müeyyide ba­
kımından takviyeye muhtaç bulunması sebeplerinden ileri geldiği anlaşılmıştır.

Geçen Temmuz ayında Yüksek Heyetinizce kabul buyurulan bir kanunla vergi müeyyidelerinin kuvvetlendirilmiş olması, o tarihten sonraki vergi randımanı üzerinde, mahsûs derecede, müspet tesirler icra eylemiştir.

Bu suretle, alman tedbirler sayesinde, vergi randımanının artmasına mu­vazi olarak teklif adaletinin sağlanması ve binnetice vergi yükünün mü­kellefler arasında adilâne bir surette tevzi edilmesi ve bilhassa kötü niyetli mükelleflerin hüsnüniyet sahibi mükelleflere nazaran daha müsait bir va­ziyet kazanmalarının ortadan kaldırılması, ehemmiyetle kayda değer bir husus olarak mütalâa edilmelidir.

Gelir, Kurumlar ve Esnaf vergileri ile usul kanunlarının bünyelerinde gö­rülen aksaklıkların düzelmesi maksadiyle alınması gereken tedbirlerin tesbiti için yapılan çalışmalar sona ermiştir. Bu mevzuda hazırlanmış bulu­nan tasarılar (Mükellef teşekküllerinin son günlerde Maliye Bakanlığına bu hususta vâki müracaatleri, sistemle telifi, kabil olduğu nispette göz ö-nünde tutumak suretiyle) nihaî bir tetkikten geçirildikten sonra, yakında, yüksek meclise sunulacaktır.

Bu tasarıların, yüksek heyetinizce tasvip buyurularak kanunlaştırılmasın­dan sonra Gelir Vergisi rejiminin doğuşta mevcut kusurları bertaraf edil­miş olacaktır.

İkinci yılma girmek üzere olan Gelir Vergisi sistemi tatbikatının Kazanç-Vergisi usulü tatbikatından külliyen farklı bulunduğunu fiiliyat göstermiş bulunmaktadır. İdare ile mükellef münasebetlerinin tam bir anlayış ve karşılıklı iş birliği halinde yürütülmesine, kontrol cihazının âzami neza­ket ve titizlikle, öğretici ve ikaz edici bir şekilde işlemesine son derecede itina etmekteyiz.

Vergiciliğimizin tatbikakinda husule gelen zihniyet farkının memnuniyet* bahşolduğu muhtelif vesilelerle mükellefler tarafından da teyit ve ifade olunmaktadır.

Gelir Vergisinin tekâmülüne muvazi olara, diğer vasıtasız vergilerimi­zin de ıslahına devam olunacaktır.

Bu cümleden olmak üzere, 1936 tahriri ile tesbit edilmiş olan Arazi Vergisi matrahının bugünün rayiçlerine göre düşük bir seviyede kalmış olması­nın anlaşılması üzerine bu sahada yeni tahrir yapılması lüzumu belirmiş bulunmaktadır. Bu tahrir için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. Ancak üç veya dört yıl gibi uzun bir zamana ve 20 milyon liralık bir masrafa müte­vakkıf bulunan yeni tahrire intizaren Arazi Vergisi matrahını teşkil eden toprak kıymetine, iki misli zam yapılması hususunda yüksek Meclise bir tasarı sunmuş bulunuyoruz.

Gelir Vergisi mihveri etrafında toplanması lâzımgelen vergilerimizden bir tanesi olan Veraset ve İntikal Vergisinin ıslahı ve Gelir Vergisi ile irtibat] landırılmasi mevzuunda çalışılmaktadır. Bu hususta hazırlanacak tasan da yüksek Meclise sunulacaktır.

Orta Çağdan kalma iptidaî bir baş vergisi olan Yol Vergisinin ilgası husu­sundaki kanun tasarısı yüksek Meclise takdim edilmiş bulunmaktadır.

Vasıtalı vergilerimizi teşkil eden vergiler zümresine gelince; yukarıda da arzettiğim gibi, bu gruba dahil vergilerimizi Muamele Vergisi mihveri et­rafında toplıyarak ıslâh etmek istiyoruz.

Bu maksatla, ilk Önce ele alınmış bulunan Muamele Vergisinin ıslâhı mev-. zuunda uzun zamandan beri devam eden çalışmalarımız sona ermiş ve bir tasarı hazırlanmış bulunmaktadır. Bu tasarı yakında Büyük Meclise su­nulacaktır.

Üniversite mensupları ile, muhtelif teşekkülleri temsilcilerinden ve Mali­ye Bakanlığı ile diğer Bakanlık uzmanlarından müteşekkil bir komisyon tarafından yapılmış olan tetkikat neticesinde tanzim edilmiş bulunan rapor esas alınmak suretüe meydana getirilen tasarı ile, Muamele Vergisi mevzuunun esaslı bir surette tadili teklif olunmaktadır.

Bu tasarının kanuniyet iktisap etmesi halinde, Muamele Vergisinin mem­leket sanayii üzerinde yıllardan beri icra ettiği menfi tesir bertaraf edile­cek, bu yüzden öteden beri devam edegelen şikâyetler ortadan kalkacak, aynı zamanda, vergi nispetleri hafifletilmiş olacaktır. Mezkûr tasarının ka­nun halini alması ile memleket vergiciliğine getirilecek olan yeniliklerden biri de bu mevzuda Muamele Vergisine tâbi maddelere farklı nispet tatbi­ki imkânının sağlanması olacaktır. Bu sayede bir taraftan. Muamele Vergi­sinin zarurî ihtiyaç maddeleri ve binnetice hayat pahalılığı üzerindeki taz­yiki azaltılmış olacak, diğer taraftan yüksek iştira kabiliyetlerinden daha fazla vergi almak suretiyle bu sahada vergi adaleti daha fazla tecelli etmi bulunacaktır.

Muamele Vergisi mevzuunda gerçekleştirilecek olan ıslahatın tatbikatın­dan alınacak neticelere göre, bütün vasıtalı vergilerimizin bir bütün hali­ne getirilmesi üzerinde tetkikler yapmak kararındayız.

Gelir işlerimizin düzenlenmesi bahsindeüzerinde ehemmiyetledurduğu­muz mevzulardan birisi de çeşitli namlar altında almagelmekte olan harc­ın muayyen bir esasa bağlanmak suretiyle ıslah keyfiyeti olmuştur. rüksek Heyetinizce de malûm olduğu üzere, harçlar, gelir mevzuatımız a-nda eski ve dağınık birtakım hükümlere istinat etmekte, hattâ bunlar-danbâzıları iradei seniyelere dayanmaktadır. Vatandaşların devletle olan ünasebetlerinin bir çoğunda bahis mevzuu olan harçların, malî ehemmi-ti kadar ekonomik ve sosyal tesirleri demalûmdur. Bu itibarla Devlet fmdan alman bu harçların yeni telâkkilere ve bugününihtiyaçlarına uygun bir hale getirilmesini ve muayyen prensiplere bağlı bir tek metin ha nde toplanmasını teminen hazırladığımız tasarıyı Yüksek Heyetinize sun­muş bulunuyoruz.

Gelir politikamızın esasları ve tatbikatı hakkındaki bu mâruzâtımdan son­ra, şimdi 1952 Gelir Bütçesinin izahına geçiyorum:

12 yılı Gelir tahminlerini büyük bir dikkat ve itina ile hazırlamış bulu­nuyoruz. Evvelâ şu noktayı tebarüz ettirelim ki, normal Devlet gelirleri, r bütçe yılı içindeki iş görme programının malî karşılığını teşkil eder. Bu karşılığın ne olabileceğini tahmin ederken hissete kaçan fazla ihtiyatkâr-ıkla, aşırı ve hesapsız nikbinlik aynı zararlı neticelere müncer olur. Gelir­lerimizi inanmadan ve kaani olmadan, tahakkuk etmiyecek miktarlarda göstermek ne kadar hatalı ise ihtiyatkârlıkta fazla ileri gitmekte aynı şe-Kilde yanlıştır.

Tetkik ve tasvibinize arzettiğimiz 1952 Bütçesi gelirlerinin hesap ve tahmi-' ninde bu esaslardan hareket ettiğimizi ifade etmek isterim.

Evvelâ, tahmin hesaplarımızı gayet açık ve vazıh olarak tetkiklerinize ar-niş bulunuyoruz. Bütçe tasarısının gelirlere taalûk eden kısmında her ;lir nev'inin tahmini bakımından istinat ettiğimiz objektif veya yalnız o kaleme ait hesaplar teker teker gösterilmiştir. Hattâ, bunlar üzerinde ince­leme yapacak olanlara kolaylık olmak üzere, bu gelirlerin 1946yılından jeri takip ettiği seyrî ve bunların yıllık artma veya eksilme nispetlerini de göstermiş bulunuyoruz.

Saniyen, metodlarımızı ilmin icaplarına istinat ettirme prensibinin bir ne­ticesi olarak tahminlerimizi sadece içinde bulunulan senenin fiilî tahsilâtı-

m arzettiği rakamlara bağlamak usulünü ikmal ve ıslah etmekte zaruret gördük. Ve böylece iktisadî faaliyetlerin takip etmekte olduğu seyirden is-

intaç ettiğimiz mütalâalara konjonktürel temayüllere ve bunların sadece memleketimiz değil bütün dünya bakımından arzettiği duruma dayanan objektif hesaplara müstenit daha mütekâmil tahminler yaptık.

Muhterem arkadaşlarım,

1952 yılı Bütçesi gelirleri yekûnu 1951 yılının 1 344 988 235 lirasına muka­bil 1 551 455 000 lira olarak tahmin olunmuştur. Buna göre 1952 yılı gelir tahminleri 1951 e nazaran 206 466 765 lira fazlalık arzetmektedir.

füksek tetkik ve tasviplerinize sunmuş bulunduğumuz 1952 yılı Bütçesi gelir nevilerinde, 1951 yılma nispetle, görülen artış ve azalışlar ve bunla-

ın hakkında, gerekçemizde etraflı izahat arzetmiş bulunuyoruz. Bu itibar­la, aynı izahatın teferruatını burada bir kere daha. tekrar etmek suretiyle yüksek heyetinizi yormaktan kaçınarak, bu hususta hulâsatan mâruzâtta bulunmak istiyorum.

Gelir Vergisi zümresinin, 1951 takvim yılının yüksek ve hareketli konjonk­türüne tâbi olarak geçen yıla nispetle fazla hâsılat sağlıyacağma; Gümrük, Muamele İstihlâk ve Tedavül vergilerinin ve Tekel gelirlerininhasüalarmda iktisadî gelişmemize muvazi olarak normal ve kronik artmalar olacJ gına kuvvetle kaani bulunuyoruz. Bu yıl Devlet gelirleri rneyanmda yer a-lan Arazi Vergisi Hazine hissesi ile, harçlara ait kanunların tevhit ve tâdi­linden elde olunacak varidat vergimizin normal artışına ilâve olarak, 1952 yılı gelir tezayüdünün bir kısmını teşkil edecektir.

Akar yakıttan alman Yol Vergisi namı altında, 1952 yılı Bütçesi gelirleri a-rasmda yer alan varidat, aslında benzinden alman Yol Vergisi ile bedeni ve nakdî yol mükellefiyeti adını taşıyan ve ilgası yüksek heyetinize tekli! edilmiş bulunan Baş Vergisinin yerine kaim olmaktadır. Akaryakıttan alı­nacak Yol Vergisi hasılatı, yüksek malûmları olduğu üzere, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Özel idareler ve belediyelere tahsis olunacaktır, Kısa fasılalarla muhtelif vergi sahalarında yapılan indirmelere rağmen Devli gelirlerinde bir yıldan diğer yıla görülen kuvvetli inkişafı, memleketimi; iktisadî bakımdan iktisap ettiği hayatiyetin bir delili olarak kabul etrn lâzımdır.

Hükümetinizce alman iktisadî tedbirlerin müspet neticeleri ve vergi politikamıza mütaallik olarak yukarıda arz ve izah ettiğim prensiplerin taha kuk ettirilmesi sayesinde Devlet gelirlerinde bugünden müşahede edilmiş hayırlı ve ümit verici gelişmenin ilerdeki yıllarda da devam edeceğine ka ni bulunuyoruz.

Muhterem arkadaşlar,

Gelir bütçesi hakkındaki gerekligördüğümüz bilgi ve açıklamaları da suretle tamamladıktan sonra bütçeyi yüksek heyetinize takdim ve izah hı susundaki vazifemiz sona ermektedir.

Büyük Meclisin teklif olunmakta bulunan bütçelerüzerindeki tetkik müzakerelerinin, memleketimiz için en uygun ve hayırlı neticelerin elde edilmesi teminatını teşkil edeceğine dair inancımızı ifad ve yüksek heyet nize başarılar temenni ederiz.

Ankara : 21 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi 1952 bütçe kanun tasarısı üzerinde görüşmelere de vam etmektedir. Meclis bugün sabahleyin ondan on üçe kadar bir, öğlede sonra saat on beşten 20.20'ye kadar iki olmak üzere üç oturum yapmıştıj Büyük Millet Meclisinin bugünkü ikinci oturumu saat on beşte Başkamı killerinden Manisa Milletvekili Muhlis Tümay'm başkanlığında açıldı v 1952 yılı bütçe kanun tasarısının tümü üzerindeki müzakerelere d edildi.

Bu oturumda ilk söz alan Çanakkale Milletvekili Nusret Kirişoğlu, ve adaletsizliğinin mazinin bir mirası olduğunu söyliyerek bunun yerine âd bir vergi sistemi tesisinin iki yılda mümkün olamıyacağını belirtti. Ve kaçakçılığı mevzuuna da dokunarak bu hususu önleyici bir müeyyide ot rak ticaretten men cezasının nazara alınmasını teklif etti. Esnaf Vergisir aksak gördüğü taraflarını da anlattı, Arazi Vergisinde mütezayit bir nist kabul edilmesi tavsiyesinde bulundu ve vergi reformu konusunda lerini açıkladı.

Çoruh Milletvekili Ali Rıza Sağlar, sözlerine Hükümetin 1951 bütçesi bikatmda gösterdiği başarıyı ve memleket dâvalarını hal yolunda heıi belirtmekle başladı. Bu arada 1951 yılı içinde 1170 kilometre yeni di yapılmış olmasını, 1100 köye içme suyu getirilmesini, memlekette 20 traktörün faaliyette bulunmasını, hububat ve pamuk istihsalimizdeki artışı saydı.

Çoruh Milletvekili Ali Rıza Sağlar devamla Erzurum'un Balkaya linyitle-nden istifade edilmesi, böylece yakacak olarak kullanılan gübreden ziraî ihsaiin arttırılmasında faydalanılmasıtavsiyesinde bulunduktn sonra Karadeniz'in bazı Vilâyetlerinde görülen kancalı kurt hastalığı ile müca­dele mevzuunda temenniler ileri sürdü.

Milletvekili Abbas Çiğin, ferdî ve içtimaî ahlâk mevzuu üzerinde emmiyetle durdu. Kanunların bu bakımdan tetkiki fikrini ileri sürdü ı gerekli şiddetli müeyyideler alınmasını istedi. Yerli petrol, kömür ve iiğer yeraltı servetlerimizin süratle istismarı lüzumunu belirtti.

Çoruh Milletvekili Mecit Bumin, bütçe tasarısında tasarruflara samimiyet-riayet edilmiş olduğunu gördüğü için, Hükümete teşekkürle söze baş-

adı. Bundan sonra temennilerine geçerek Bakanlıklar ve Genel Müdür­ler arasında daha sıkı bir işbirliği kurulmasını, Jandarma telefonları-n P.T.T. ye devrini ve ıslâhını, yeni memur alınmak gerekirse açıkta

bulunanların tercih edilmesini istedi.

Jalıkesir Milletvekili Muharrem Tuncay dedi ki:

-Muhterem arkadaşlar; huzurunuzda dünden beri tetkik edilmekte bu-unan 952 senesi bütçesinin samimî şehresine nüfuz edebilmek için tefer-latmdan kaçınarak, ana hatlarına bir göz1 attığımız zaman orada şöyle mâna ile karşı karşıya bulunacağız: Artık bu aziz milletin bir çok feda­kârlıklara katlanarak verdiği paralar bir mirasyedi hovardalığıiçinde sar-dilmiyecektir. Aziz milletin parası artık, memleketiniktisadî kalkınma­ma, memleketin sosyalinkişafına,memleketinnef'inesarfedilecektir, unu huzuru kalple burada, bu kürsüde iddia edebiliriz.»

lorum Milletvekili Hasan Âli Vural, yol, su, iskân dâvaları ile ziraat dâ-tnm süratle tahakkukunu temin bakımından bütçeyi tetkik ederek bu hevzuda fikirlerini açıkladı. Yapılanları ihtiyaçları karşılamak bakımın­dan kâfi görmediğini söyledi.

e Milletvekili İzzet Akçal bütçe tasarısının zamanında Meclise ve umu-! heyete verilmesini Hükümetin ve Bütçe Komisyonunun muvaffakiyeti saydığını kaydettikten sonragelir ve gider bütçeleriarasındaki farkı, lî gelir kaynaklarımızın tezayüdü nisbetinde artacak olan gelirler ve alınması derpiş olunan tedbirler muvacehesinde para politikamız bakımın­dan zararlı görmediğini söyledi. Hükümetin ziraî sektörden gelir sağlıya-cak bir tasarı hazırlaması temennisinde bulundu. Rize Milletvekili İzzet Akçal devamla dedi ki:

- Bütçe tasarısı ile yatırımlar için gösterilen rakamlar ve yatırım ma­halleri iktidarımıza övünme imkânını vermektedir. Bu yatırımların daha ziyade faydalı olmasını teminen, mahrumiyet bölgesi, nüfuz kesafeti ve bilhassa geri kalan ve ihtiyaç'içinde bulunan bölgelerimizin kalkınmaları İmkânını sağlıyacak hususların mütalâası suretiyle yapılmasını, Hükûme-n basiret göstermesini ve iktidarımıza takaddüm eden zamanlarda olduğu bi vatanın muayyen bölgelerine teksif edilmemesini temenni etmek ye­rinde olur.»

Siirt Milletvekili Mehmet Daim Süalp, malî sistem mevzuu üzerinde durdu ve dedi ki:

- Malî sistemlerin iktisadî sistemler üzerine bina edildiğini maliyeciler

müttefikan kabul etmektedirler. Bu itibarla günden güne değişen iktisaj sistemler muvacehesinde eskimiş ve günü geçmiş malî sistemimizi bir rsj forma tâbi tutmak ve yeni iktisadî sistemlere ayak uydurmak mecburiye kendisini hissettirmiş bulunmaktadır.

Şu halde bazı vergilerimizde ıslâhat yapmak ve bazı zaruretler dolayısiyiı yeni vergiler ihdas etmekten de Hükümet çekinmemelidir. Meselâ bütii arkadaşların da kabul ettikleri gibi, büyük ziraî işletmeler Gelir Veri sine tâbi tutulmalıdır. Başka medenî memleketlerde millî gelirin her sei törü Gelir Vergisine tâbi tutulmaktadır.»

Siirt Milletvekili Mehmet Daim Süalp, daha sonra Arazi Vergisi, vergi kıl çakçılığı, memur kadroları, emeklilerin tekrar vazifeye alınmaları, ek k-revler, tazminat ve yolluklar mevzularma temas etti. Kadroları darafl kaliteli memurları doyurmak ve rasyonel çalışmak lâzım geldiğini tebari ettirdi.

Mardinbağımsız Milletvekili Kemal Türkoğlu,yeniden söz alarak m işlerine dair görüşlerini açıkladıktan sonra Gelir Vergisinin büyük zirai erbabına teşmiledilmesi tezini müdafaa etti. Doğu İlleri ihtiyaçlarını karşılanması mevzuu üzerinde ehemmiyetle durdu. Yapılanları kâfi g mediğini kaydetti.

Tekrar söz alan Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller de Cfl Kanununun 161'inci maddesinin tâdili, işleri, nisbî seçim usulü, An yasa mahkemesi tesisi, basın yoliyle işlenen suçların muhakeme usul iktisadî devlet teşekküllerinin durumu mevzuları üzerinde durdu.

Çanakkale Milletvekili Süreyya Endik de, bütçe tasarılarının esaslı ta kiklere tâbi tutulması lâzım geldiğini söyledi. 1951 bütçesi tatbikata kendisini tatmin etmediğini kayıtla köy yolları dâvasının tahakkuku id iki milyara ihtiyaç olduğunu ifade etti.

İzmir Milletvekili Behzat Bilgin dedi ki:

k— Önümüze gelmiş olan bütçede nefsimize itimadımızın artması lâzıa geleceği kanaati ve intibaı altında bulunuyorum. Bütçenin 1951 ve 11 bütçeleriyle mukayesesi açıkça gösterir ki, halka hizmet imkânları sM mış, halkın taşıyamıyacağı mükellefiyetlerin kalkması yoluan gidilmi^ Bu bütçenin bütün temennilerimize aynen cevap verdiğini iddia edectq değilim. Zaten bu olamazdı da. Fakat temennilerimizin büyük bir kısma tahakkuk ettirilmekte olduğu bir emri vâkidir.»

İzmir Milletvekili Behzat Bilgin bütçe tasarısının bilhassa gelir kısmın hazırlanmasında Hükümetle Bütçe Komisyonu arasındaki ahenkli işb ligini memnunlukla tebarüz ettirdikten sonra sözlerine şunları ilâve et

«— Yol Vergisini kaldırmak, bizim vergi sistemimizde büyük bir ada! adımı olacaktır. Bunun diğer adımlarla tamamlanması zaruretini hepin takdir etmekteyiz. Ve ümit ederim ki gelecek sene bütçesi hazırlamrfo Hükümet, huzurunuza vergileri topyekûn daha âdilâne ve daha isabetli sisteme irca edilmiş tekliflerle gelmiş olsun. Meselâ Arazi Vergisinin tırılmamasmdan bütçe kayıbı 25 milyon liradır. Önümüzdeki sene karşılıyacak daha makul ve daha az külfetli kaynaklar bulmak rnürak ■dür.»

Urfa Milletvekili Necdet Açanal bağımsız bir milletvekilinin mütalâ rina cevap vererek memleketi Şark - Garp diye ayrı düşünmek zihniy nin doğru olmadığını tebarüz ettirdi ve bu zihniyeti bir daha avdet eti mek üzere söküp atan Hükümete teşekkür etmek istediğini söyledi, dumuzda Şark'ı Garb'a bağlıyacak en büyük köprünün Fırat üzerinde rulmakta olduğunu hatırlattıktan sonra dedi ki:

- Bütçenin içinde kalıp ayrı bir şekilde Şark tahsisatı diye gösterilmiyen bir çok hizmetler ve bir çok tahsisat mevcuttur.

ark bir bütün olarak imar edilmekte ve yükseltilmektedir.')

Erzurum Milletvekili Fehmi Çobanoğlu şimdiki Hükümetin eski Hükü­metlerden devralınmış iki buçuk milyar liralık borçla işe başladığını hatır­lattı. Vicdan ve söz hürriyetinin sağlanmış olduğunu da tebarüz ettirdik-n sonra Erzurum zelzelesi dolayısiyle felâkete uğrayan vatandaşların yardımına milletçe ve Hükümetçe derhal koşulması dolayısiyle o bölge halkının memnun ve minnettar olduğunu söyledi.

Erzurum Milletvekili Fehmi Çobanoğlu daha sonra güney bölgelerin­deki yabani zeytin ağaçlarının aşılanarak istismar edilmesi, devlet fabri­kalarının bütçeye yük olmıyacak bir hale getirilmesi, Erzurum'daki Bal-kaya linyit madenlerinden istifade edilmesi temennilerinde bulundu.

Trabzon Milletvekili Mahmut Goloğlu, Hükümetin iki senelik bütçe tatbi­katında halka ve köylüye doğru gittiğinin bir realite olduğunu kaydettik-n sonra Doğu kalkınması mevzuunda eskiden sadece bütçeye bir fasıl jlmakla iktifa edildiği mütalâasında bulunarak bu hususta Trabzon'a dair bir misal zikretti ve devamla dedi ki:

i— Bugün vakıa bir Doğu kalkınması için bütçede ayrı bir fasıl yoktur ama, iftiharla söylüyorum ki; çok miktarda veremli bulunan bu bölgede 10 yatıklı bir hastahane yapılmasını Hükümet düşünmüş ve ihalesini de yapmıştır. O halde mukayeseyi yüksek takdirlerinize bırakırım.))

rabzon Milletvekili Mahmut Goloğlu konuşmasına devamla balık sana­yiinin memleket kalkınması bakımından ehemmiyetine işaret etti.

Müteakiben kürsüye gelen Kütahya Milletvekili Hakkı Gedik, Cumhuri­yet Halk Partisi Meclis Grupu adına dün konuşmuş olan ve tenkitlerinin geniş bir özetini dün vermiş olduğumuz Trabzon Milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu'na cevap verdi. Hakkı Gedik ezcümle dedi ki:

- Halk Partisi Meclis Grupu adına konuşan sayın arkadaşım, Partisinin iktidarda bulunduğu uzun yıllar zarfında bütün vatadaşlarm malûmu ol­duğu üzere, bu memleketi vaktiyle idare ettiğini, devamlı emek ve gay­retlerinden feyizli neticeler elde edildiğini kaydetmek ve böylece o günün soziyle söze başlamış olmasını, daha ilk adımda hakikatleri tahrif, hâdise­leri ve vakıaları tağyir etmek, 14 Mayıs'm taşıdığı mâna ve mefhumu idrâk

tmemek yolunda kemafissabık yürümekte asla fariğ olmadığının delili olarak tebarüz ettirmekte her bakımdan fayda mülâhaza etmek yerinde olur. Halk Partisi Meclis Grupu, mensup bulunduğu partinin iktidarda iken bir milletin medeniyet seviyesinin şurada burada inşa edilen muaz­zam, lüks, konforlu binalar, parklar, geziler, âbideler, kâşanelerle değil, o

lilletin sağlık durumiyle, geçim şartlan, barınma imkâniariyle, kültür Beviyeleriyle, istihsal kudretiyle, iktisadî ve malî kabiliyet ve kapasitesiyle ölçüldüğü hakikatine bir türlü inanamamış ve bu hakikati bir tarafa bı­rakarak sadece biz bize benzeriz vecizesine bel bağlıyarak yürümüş olma-

ıi muhalefette iken de tasvip ettiğinin, desteklediğinin delilini böylece vermiş bulunmaktadır. Bu itibarladır ki Halk Partisi Meclis Grupunun

lemokrat Parti iktidarının faaliyet ve icraatını, onun hazırladığı Devlet

ütçesini beğenmemesini, tenkit etmesini, memleket menfaatlerini, ihti­yaçlarını, halkı refaha kavuşturmak imkânlarını görmek, anlamak ve icap-

ırına uymak hususunda iki parti arasında mevcut görüş ve anlayış far­kına, zihniyet ayrılığına hamletmek lüzumu kendiliğinden belirmiş olur.»

Kütahya Milletvekili Hakkı Gedik daha sonra dedi ki:

«— Halk Partisi Meclis Grupunun sayın sözcüsü (harp yıllarının bütçe­lerinde millî kalkınma sahasında ödeneklerde içtinabı imkânsız gerileme­ler olmuştur.» demek suretiyle millî kalkınma sahasının ihmal edildiğini itiraf etmekte ve fakat hemen harbi takip eden yıllarda kalkınma hare­ketlerinin hızlandırıldığını iddia etmekle de hakikati tekzip yolunu tutmuş bulunmaktadır.

Sayın arkadaşlar, bu kısma taallûk eden iddia ve mütalâalar tamamen yersiz ve mesnetsizdir. Eğer Halk Partisi iktidarı, bu memlekette modern "devlet bütçesi denen mefhumun, devlet gelir ve ■ giderlerinin, hed. istikameti muayyen ve müstakar bir çalışma ve kalkınma nizamı içinde inkişafını sağlamış olsaydı, günlük görüşler, muvakkat ihtiyaçlar, palyatifj tedbirler, iç politika ihtirası destekleyen kurumlarla, sabit fikirler çerçe­vesi içinde mahsur kalmamış bulunsaydı, harp yıllarında da kalkınma sa-j hasında faaliyet göstermek imkânını sağlamış olurdu. Bütçe giderlerinin hukukî ve teknik mânada herhangi bir israfa meydan vermeyen, kalkın­ma sahasında en âcil ve zarurî ihtiyaçlara ön plânda yer veren bir anlayış­la, Millî Ekonominin muayyen ve müstakar bir nizam prensibe bağlana­rak yürütülmesi zaruretine sadakatle bağlı bir zihniyetle sarfı lüzumu id­râk edilmiş olsaydı, gelirlerin sosyal adalet esasına istinatettirilmesi, is-1 tihsali destekliyen, ticarî ve iktisadî hayatın s ey ariyetine,süratle inkişafı imkânlarına zemin ve geçit vermeyen iptidaî ve kaba bir vergi manzume­sinin devam edip gitmesine imkân verilmemesi lüzumu takdir edilmiş bu­lunsaydı harp yılları içinde de dışında da Millî Kalkınma imkânları ü kuk etmiş ve müsmir faydalı neticeler elde edilmiş olurdu.

Sayın sözcü, bugünkü vergi sistemini tenkit ederken veDemokrat iktidarını bununla ithama kalkışırken bu sistemin Halk Partisi iktidarını! uzun yıllar tatbik ettiği ve İslahına teşebbüs etmediği bir sistem oldu.^u hatırlamamış olmasını üzüntü ile karşılamamak mümkün değildir.

Elâzığ Milletvekili Şevki Yazman bütçe tasarısının hükümet tarafından tün gayretini sarfederek samimî olarak hazırlandığı kanaatinde bulund ğunu söyledi ve vergi varidatiyle bu varidatın kaynağını teşkil eden lî gelir arasında ahenk temini yolunda gelecek sene terâkkigösterilme temennisinde bulundu.

Elâzığ Milletvekili Şevki Yazman'mkonuşmasından sonra Başkan nuşmak üzere isimlerini yazdırmış olan Milletvekillerinin hepsinin koni muş bulunduklarını bildirerek bütçe komisyonu sözcüsü Çanakkale mil vekili Emin Kalafat'a söz verdi.

Çanakkale milletvekili Emin Kalafat'm konuşması arasında Başkan e on sekizde oturuma ara verdi.

Üçüncü oturum saat 18.20 de Başkanvekillerinden Kayseri mille Fikri Apaydın'm başkanlığında açıldı.

Bütçe Komisyonu sözcüsü Emin Kalafat bir saatten fazla süren uzun v; etraflı konuşmasında muhalefet sözcüsüne cevap verdi. Tasarı ve komisyon raporu üzerinde milletvekillerinin mütalâalarına cevaplar verdi ve ezci le dedi ki:

<ı— Muhterem arkadaşlarım,

Dünya siyasî huzuruna ait dilek ve temennilerimizin tahakkuk etmen sinden doğan üzüntülerimiz yanında, gelip geçmiş senelere nazaran yüksek geçim ve refah sağlamasına matuf olan temennilerimizin cevapsı kalmasından ve bu neticeyi doğurmaktan muhakkak surettebüyük» hissesi olan 1951 senesi bütçemizin tahminlerinin isabetinden doğanBhuzuru ile ve bu huzurun yarın için sağladığı ümitlerle huzurunuza çık­mış bulunuyoruz.

952 Senesi bütçesinin konuşmasına mukaddeme olmak sadedinde dünya siyasî durumuna ait olan konuşmalar, sayın Maliye Bakanının konuşma­sında bertartafsil işaret edilmiş olduğu gibi, ondan bir gün evvel Atlantik Paktına girmemiz dolayısiyle tâ ikinci dünya harbinden bugüne kadar olan ıtün tarihçesini en ufak teferruatüe söylenmiş bulunulduğu için, bende-iz aynı salâhiyeti haiz olmamaktan doğan ve fakat kısa bir izahın tekra-mahiyetinde olan bu vakıaları tekrar etmekten içtinap edeceğim.

Siyasî, iktisadî ve malî şartların içerisinde, malûmunuz olan çerçeve dahi­linde ve onların kaçınılmaz tesirleri altında hazırlanmış olan bütçe üzerin­de ve onun sizlere takdim vesikası olan bütçe komisyonu raporu dolayısiy-e serdedilen mütalâalara kısaca cevap vermeğe çalışacağım.

Yalnız bu vadide söze başlamadan evvel 951 bütçesinin konuşulması sıra­sında muhalefet safında yer bulan iki arkadaşımızın iki tane cümlesini hu­zurunuzda arzedip, birisinin tahakkuk ettiğine ve fakat »diğerinin tahak­kuku için lâzımgelen bitaraflık ve yardımdan kaçmıldığma işaret etmekle söze başlıyacağım.

Göçen sene Millet Partisi namına konuşan ve fakat bugün hasta olduğu i-in aramızda bulunamiyan ve kendisine âcil şifalar dilemeği bir zevk ve vazife bildiğimiz Bölükbaşı, mümkün ile gayri mümkünütefrik ederek enkidlerini ona göre ayarlamanın da muhalefet için ahlâkî bir vazife ol­duğuna inanmış bulunuyoruz, demişti. Fakat maalesef arkadaşım, bu lü­zum ve ifadenin serdine hâkim olan bir samimiyeti 952 bütçesinin konuşul­ması sırasında yerine getirmemiştir.

yine muhalefet namına konuşan sayın Barutçu aynen şöyle bir cümle sar-fetmişti: Memleketin askerî, siyasî emniyeti bakımından uzağı gören, ted­birleri ihmaî etmeyen ve Millî birliğin şartlarını yerine getirme vazife­sini haiz bir hükümet tarafından memleketin idare edildiği hissiyat ve 1-mamna muhtacız.

Sevgili arkadaşlarım,

Bu iman ve ihtiyaç bitaraf olarak ifade edilmek lâzımgelirse buna müsbet cevap vermek lâzımgeldiği şeklindedir. Hakikaten muhalefetin bütün mil­letle beraber haklı bir intizar olarak işaret ettiği bu lüzum bugün tahak­kuk etmiş durumdadır. Bu itibarla yine buna nazaran şunu ilâve etmek is­terim ki, bütçe komisyonumuzun sizlerce malûm olan çalışma şekline, ge-i gündüzüne katarak çalışmış olmasına rağmen raporun, dolayisiyle bütçenin huzurunuza biraz geç kalmış olmasının haklı olarak yarattığı bir lakım tenkit ve muahezelerin muhatabı olmuş durumdayız. İhtiyarımız haricinde tahakkuk eden şu vaziyetten doğan üzüntülerimizi işaret eder­ken bizler için haklı bir mazeret olarak kabul edeceğinizi ümit ettiğimiz urumu da işaret etmeden geçemiyeceğim. Yalnız kendi şahsım namına konuşmuş olsaydım belki hakikaten bu kadar bir fedakârlığı göze alırdım. Fakat Meclis namına niyabeten çalışan bir komisyonun sizce malûm olan mesaî ve fedakârlıkları yanında bu hakikati ifade etmeme müsaade buyur­manızı rica ederim.»

i — Çok muhterem arkadaşlarım,

Hakikaten bugüne kadar alışılmamış olan şekilde ve teferruata kaçacak şe­kilde mufassal ve izahatlı sayın Maliye Bakanının izahlarından sonra ben-biz, demin de işaret ettiğim gibi, tekrardan çekinerek doğrudan doğruya arkadaşlarınım konuşmalarına geçeceğim. Yalnız, buraya geçmeden evvel hakikaten ve samimî olarak hissetmiş olduğum bir teessürümü de işaret et mek isterim. O da Cumhuriyet Halk Partisi namına konuşan çok kıymetli arkadaşım Cemal Eyüboğlu'nun, kendi mesaisi olduğu kadar partilerini: birleşmiş gayretlerinin mahsulü olarak kabul etmiş olduğum tenkitlerimi: beklediğimizden çok zayıf olmasıdır. Bu zafiyeti, kendilerinin iktidar ve kuvvetleri bakımından mütalâa ettiğim zaman üzüntüm, muhalefetten beklenen vazifelerin iktidara yardımcı mahiyette tecelli edememesi dal galip olacağı için kendilerinin, benim zayıf olarak ifade etmiş olduğum ten­kitlerinin hakikaten huzurlarına sunulan bütçenin bütün istek ve hattâ İn­tizarları hilâfına tenkit edilir taraflarının çok az olduğunda bulmakla mü­teselliyim.

Sayın arkadaşlarımın tenkitlerine geçivorum. Arkadaşım bütçe raporumu­zu ve bütçeyi heyeti umumiyesile birlikte mütalâa ederken konuşmalarla da yer alan muvaffakiyetlerin ve başarıların son iki seneye mal edilmesini bir haksızlık olacağına işaret ederken, geride kalmış olan 27-30 senenin de büyük başarılarını, hattâ bugünü hazırlıyan bir takım kuvvetli tarafları ■ duğunu işaret buyurdular. Bu yolda kendilerini tenkit etmek için uzun ı*j zun teferruata geçmeden evvel 1950 seçimlerinin o tarihe kadar yapılanları kâfi görmediğinin bir hücceti olarak kabul ettiğimi kendilerine hatırlat­makla ifade etmeği doğru bulurum.

Çok muhterem arkadaşlar,

951Bütçesinin muvaffakiyetini sağlıyan âmiller arasında ve 952 senesir ait olan tesbiti enzarmızda çürütme babında ve bizim hükümetin, her ve sile ile iktidarımızın devam ettiği müddetçe bu kadar kısa bir zamanda a-raî sahada aldığımız tedbirler ve bu yolda yaptığımız çeşitli yardımla; sülün olan ziraî kalkınmamızı ve onun istihsal durum ve rakkamlarının fade ettiği kıymetleri biraz küçümsemek için, nerede ise: yağmur duasın çıkmış bir insan gibi, Allaha şükretmekte ve bunların Allah vergisi olduğu­nu ifade suretile bizim gayretlerimizin müessir olmadığı neticesine varmal tadır. Yalnız bu vadide alınmış neticeleri biraz kifayetsiz bulmak bu zihn yetin eseridir. Binaenaleyh, kendisi gibi kıymetli bir arkadaşımızdan hak olarak intizar ettiğimiz, bu neticeyi sağlayan her faktör üzerinde ayrı ay durması ve hepsinin değerini ifadelendirerek bunların tamamlanması ici noksan cihetleri işaret etmesidir. Kendileri bu cömertliği göstermedi. 951 olduğu gibi, 952 bütçesinde de gördükleri en büyük noksanlardan biri, baz arkadaşlarımızın da iştirak etmiş oldukları gibi, plânsız hareket mevzııudu

Çok muhterem arkadaşlarım,

Hakikaten, başka bir günde aramızda yaptığımız konuşmalarda, bugün ne ticeye varamamış olmamıza rağmen, plân noksanı telâkkisi düşünceye gor değişir. Bütçe komisyonunda cereyan eden müzakereler sırasında salahi­yetli makamların vermiş oldukları izahlara nazaran biraz bu senenin üstün­de bir zaman ifade eden bir plân mahiyetinde kabul edilebilir. Ve bizim a lâkkilerimiz, hakikaten bütçenin bir plân ve bir program olduğu ve hiij| metin bu hususta gelişi güzel çalışmadığı izahtan varestedir ki, el ile tutu lur, gözle görünür başarıları gece yatakta yatılıp düşünülen ve ertesi giini tatbike geçilen günlük kararlar mahsulü değildir.»

Kendilerinin en kuvvetli bir mesnet olarak ileri sürdükleri noktalardan İh risi de bütçemizdeki masraf rakkamlarının bütün vaitlerimize rağmen a zaltmayrp bilâkis çoğaldığıdır.

Çok muhterem arkadaşlarım,

İzahtan müstağnidir ki her medenî milletin, kendi medenî şartlarına göre tıtiyaçları gün geçtikçe çoğalmaktadır. Uzun zamanlar ihmal edilmiş olan hizmetler yeniden yeniye ele alınıp ihtiyar edilmiş bulunması, bir çok yer-

ırde vatandaşlardan esirgenen ve mahrumiyeti hissedilen hizmetlerin, va­tandaşın ayağına götürülmüş bulunmasının istilzam edeceği bir takım mas­raflar vardır ki, bunları seve seve kabul etmemiz icabeder. Nitekim bundan çok kısa bir zaman evvel, şu kadar köyde sulh mahkemesi, asliye mahkeme­li olmayan şu kadar kazaya asliye mahkemesi tesis etmek için aldığımız kadroların istilzam ettiği ve bütçeye yükliyeceği bir külfet hiç şüphesiz mevcuttur. Bunun yanında her vesile ile tekrar ettiğimiz, Millî Eğitim sa­hasındaki hizmetlerin ifası için her sene, bir evvelki seneden üstün bir fe­dakârlık ihtiyar etmeniz tabiîdir. Bunlar gönül hoşluğu ile kabul edilmiş olur. Bilâkis önümüzdeki senelerle daha da artması arzu edilen masraflardır Masraf bytçemizde 73 milyon liralık umumî tezayüdün 40 küsur milyonu Millî Savunmaya aittir. Hepimizin hatırında olduğu gibi, henüz 1-2 ay evvel ı Savunma hizmetlerini gören insanların yetiştirilmesini temin, kadro di sadedindedir. Bu da çekinmemiz elimizde olmayan ve ihtiyarımızla kabul edemiyeceğimiz bir tasarruftur. Bu itibarla zaten 73 milyonun 50-60 nilyonu bu şekilde kıymetlendikten sonra geri kalmış olan miktarların da ciheti sarfını ayrı ayrı işaret ettiğimize göre, bunlar da sırf bir muhalefet Dİsun diye, hakikaten masraflardan tasarruf edilmediği zehap ve zihniye-i ileriye süren iddialar olmamak lâzımgelir. Bir evvelki sene bütçesine nazaran Tanm'da, Sağlık'ta, İl köy yolları, su işlerinde, Limanlarda ve Ka­rayolları ve Millî Savunma masraflarında 100 milyondan fazla ödenek na­zarı itibare alınırsa bu yoldaki tenkitlerde biraz insafsız hareket edildiği kendiliğinden anlaşılır.»

nin Kalafat bundan sonra, 951 senesine ait olan 234 milyon liralık açığın nasıl kapatılacağını, rakamlara istinaden açıkladı ve ayrıca dış borçlarımız hakkında da izahat vererek, memleketimizdeki fiyat durumuna temasla sözlerini şöyle bitirdi:

[mizde Avrupa İktisadî İşbirliğinin Millî istikraz ve enflâsyonla mücade­le adıyla neşrettiği Kasım 951 tarihli bir kitap vardır. Avrupa İktisadî İsbir-;i ile ilgili olan bütün memleketlerin durumları teker teker tetkik edilmiş­tir, Türkiyeye ait kısmında şu cümleler vardır:

ürkiye ve Portekiz dünyada beliren enflâsyonist temayüllerin tesirini az duymuştur» Kore harbinden sonra çıkan enfİâsyonist temayül Hattâ pera-:ende fiyatlarda, raporun yazıldığı tarihlerde cüz'î bir gerileme dahi kayde­dilmektedir.))

■ min Kalafat'tan sonra Bütçe Komisyonu adına konuşan Burdur milletve­kili Fethi Çelikbaş ezcümle dedi ki:

- Bütçe Komisyonu riyaseti, feragatli çalışmalarından zevk duyduğu ve müşterek çalışmanın derin hazzını duyduğu arkadaşlarına karşıtüzüğün kendisine tahmil ettiği vazifeyi ifa edebilmesi için komisyonun müşterekseri olan rapora tevcih edilen tenkitler hususunda gerekli cevapları vermekliğimizi lüzumlu telâkki edeceğinizi ümit ederim.

laportör arkadaşımız, muhterem Ürgüplü arkadaşımızın bir iki noktasını cevaplandırıp, raporun mahiyetini büsbütün değiştirecekmahiyette olan tenkitlerini cevaplandırmadı. Bu itibarla bendeniz, gerek muhterem heyeti­nizin hakikî istikamette komisyon çalışmalarının ve raporunun mahiyetini izah, gerekse komisyon arkadaşlarına karşı riyaset divânının kadirşinaslık vazifesini yapabilmesi için değerli raportörümüzden sonra söz almak mec-ouriyetini duydum.

Bu ayın birinde yüksek heyetinize sevkedilmek maksadile hazırlanan raporun, komisyonun ihtiyarında olmıyan sebeplerden teehhür ettiğini raportör arkadaşımız izah ettiler. Bu itibarla bu noktaya yeni birşey ilâve edecek de­ğilim. Fakat komisyon raporu muhterem üyelerin cumartesinden itibaren ellerinde bulunduğuna göre, iyi kötü tetkik edilme zamanı vardı zannede­rim. Eğer zaman yok ise, Ürgüplü arkadaşımız kısa zamanda tetkik etme za­manından mahrum bırakıldığı şeklindeki iddialarına rağmen tenkidde bu­lunduklarını ifade etmek isterim.

Buyuruyorlar ki, harp şeklen sona ermiş ve fakat harp şartları devam et­mektedir. Neticede realiteyi bu şekilde mütalâa etmekten uzaktır diyorlar, fakat harp bitti, harp şartları devam ediyor demiyeceğiz, yeni şartlar yani malî esaslar bulacağız.

Arkadaşlar, harp tahribatının dışında Kore harbini devletlerin malî bünye­sindeki sirayeti aşikârdır. Bütün memleketlerde Kore harbinin cihanşuma bir harp olması ihtimalini düşünerek silâhlanma gayreti belirmiş ve hatti bu yüzden, gazetelerde de okunduğu veçhile, İngiltere İşçi Hükümet smda dahi silahlanmaya mı, yoksa içtimaî mevzulara mı ehemmiyet v. lâzımdır diye bir anlaşmazlık dahi husule gelmiştir. Bu bakımdan harbi: tahripkâr neticeleri olmamakla beraber devletlerin maliyesi üzerinde vel iktisadî hayatı üzerindeki tesirleri her gün biraz daha faz!a şiddetle hissedM inektedir.

Sonra, arkadaşımız, ithalât ve ihracat mevzuunda temelli hiç bir tav; tesadüf etmediğimizi arzedelim diyorlar.

Muhterem arkadaşlar, Türkiyenin dahil bulunduğu Avrupa Tediye Birliği­nin bizzat adı Avrupa Tediye Birliği ve âza memleketler tarafından takn olunacağı ticarî politika kaideleri adını taşımaktadır. Bu itibarla ihracaH ithalâtta takip edilmesi lâzımgelen prensipler, kaideler bizzat bu birliği] anlaşmasında yazılıdır.

Diğer taraftan komisyonun, gerek madencilk mevzuunda memlekette ka dedilen inkişafa ait rakkamlar, gerekse ziraî istihsalâta ait rakkamları bu camiaya müteveccih olan genişliği ifade etmektedir. Bu bakımdan Türkiye­nin istihsal mevzuunda, kredi mevzuunda Avrupa Tediye birliğine dahil o-lan memleketlere ihracat yapılması arzu edildiği için bu yolda yürüme lüzumu kendiliğinden ortaya çıkar zannederim.

Söz alan Maliye Bakanı Hasan Polatkan kürsüye gelerek Cumhuriyet Hal Partisi Meclis Grupu adına dün konuşmuş olan Trabzon milletvekili Cemal Kesit Eyüboğlu'na cevap verdi ve diğer milletvekillerinin mütalâalarını ce­vaplandırdı.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan ezcümle dedi ki:

« — Bütçenin heyeti umumiyesi üzerinde bizi tenvir ve ikaz edici konuş malar yapmış olan arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.

Fakat, bu konuşmaların bir kısmı, bu arada muhalefet sözcüsünün koni ması, çok uzun sürmüş olan takdim konuşmamızı yapmadan önce hazırlan­mış olduğu, için, her halde bu konuşmayı yapıp içinde tenkid zımnında cümleler bulunan ve yahut sual şeklinde bazı noktalara temas eden arkadl larımız, konuşmayı müteakip daha ferah bir zamanda okudukları zaman, bunlar içinde tereddüt ettiklerinin cevabını elbette bulmuş olacaklardır.

Biz, hükümet olarak şu bakımdan müsterihiz ve emin bulunuyoruz ki, tal dim etmiş olduğumuz bütçe tasarısı, yüksek heyetiniz adına bütçe koı nu tarafından iki buçuk aya yakın bir zaman geceli gündüzlü tetkik ettiği halde bu tasarı üzerinde yapılan değişiklikler 14 milyon küsur ilâve, imilyon küsur çeşitli daireler üzerinde tenzil olmak suretiyle ve ayni zaman­da akar yakıta ilâve dolayısiyle özel idarelere yapılacak ödemelerden mü­tevellit 31 milyon küsur, ki cem'an 43 milyon liradan ibaret bulunmaktadır.

Bu çok uzun süren vukuflu ve titiz tetkikler sonunda hükümetin tayin ve tesbit etmiş olduğu rakamların ne kadar az bir değişikliğe maruz kalmış olduğunu göstermesi bakımından çok mühimdir.

Bazı noktalara kısaca arzı cevap edeyim:

Muhalefet sözcüsü arkadaşımız konuşmasında harpten sonra ziraî krediyi takviye ettik diyorlar. Halbuki rakamlar bize, bu iddiayı ortaya sürdükleri şekilde, teyit etmemektedir.

938 den itibaren ziraî ikrazata bakacak olursak bununancak 1946 dan iti­baren genişçe bir değişikliğe maruz kaldığını görmekteyiz. Bunun acık mânası, Demokrat Partinin muhalefette iken yapmış olduğu tenkidlerdir. Bu artış ayni zamanda bir buçuk sene evvel iktidarı devraldığımız tarihte 300 milyondan ibaret ziraî ikrazlar yekûnunun bugün yedi yüz milyona çı­karılış şekli ve seyrinde de katiyen değildir. Binaenaleyh arkadaşımızın bu tenkidini, bir muhalefet sözcüsü olarak söyledikleri bir söz olarak telâkki ediyorum.

Yine arkadaşımızın Sınaî Kalkmda Bankası mevzuunda, bunun temelleri bizim zamanımızda atıldı şeklinde konuştular.

Arkadaşlar, bir millet hayatı içindeyiz. Âmme hizmetlerinin yeniden icadı mevzubahis değildir. Acaba, bugün Mithat Paşanın ruhu ayağa kalkıp da, Ziraî Krediyi sen mi yaptın, temelini ben kurdum, derse muhalefet sözcüsü ne diyecek? Bir millet hayatı içinde âmme hizmeti ihdası mevzubahs de­ğildir. Bunun tesiri ve faydası, işin tutumundadır arkadaşlar.

Eğer, artık devri geçmiş olan demiryollarına kıymet veriyorsanız, karayolla­rına kıymet vermiyorsanız, eğer bir takım istihsal hizmetine para harca­yacak yerde, âbide telâkki edilecek binalara kıymet veriyorsanız, kısa za­manda verimini arttıracak olan ve vatan sathına yayılmış olması itibariyle büyük faydası memlekette idrâk edilecek olan küçük su işleri yerine büyük su işlerine başlıyorsunuz, bu çalışmamız semereli değildir, millete faydalı değildir, yahut faydası azdır.

İşte Demokrat Partinin tutumunu hâdiselerin bu zaviyesinden mütalâa et­mek lâzımdır. Yoksa arkadaşım yeni bir icat bekliyorsa âmme hizmetinde yeni icat yoktur.

Sonra arkadaşımız diyor ki, <ıBu 951 de idrâk ettiğiniz ziraî mahsul hava şart larmdan ileri gelmiştir» 930 dan itibaren ve ondan önceki yıllardaki hubu­bat istihsaline bir göz attım. Arkadaşımız af buyursun, çeyrek asır bir za­man iktidarda kaldığınız müddetçe hiç mi yağmur yağmadı, bu derece şea­metti mi idiniz demek geliyor insanın aklına..

Ondan sonra muhterem sözcü arkadaşım diyorlar ki, memleketin % 90 ı a-şan küçük çiftçinin makine ve alâtla teçhizi, hayvancılık sahavSmda tenviri, sun'î gübre kullanmalarının teşviki, kooperatifler vasıtasiyle tertiplendiril-mesi ve teşkilâtlandırılması, filân lâzımdır.

Bu, arkadaşlar, hiç iktidara gelmemiş olan bir partinin sözcüsüne yakışa­cak bir sözdür. Çeyrek asır iktidarda kaldıktan sonra 1,5 sene gibi kısa bir fasıladan sonra çiftçinin makineleştirümesi, kooperatiflere bağlanması lâ­zımdır, diye çeyrek asırlık bir iktidardan sonra yapılack bir tenkid değil­dir.

Yine arkadaşım diyor ki, icraata bakarak hükümetin nereye gittiğini, ne yapmak istediğini kestirmek güçtür. Ben kendisine, doğrusu, hak verdim, Şu bakımdan hak verdim ki, hakikaten kendilerinin bizim tutumumuzu an­lamaları çok güçtür. Eğer kendileri iktidarda kalmış olsalardı, Meclis bina­sının yanına Başbakanlık, Bakanlık binalarını yaptıracaklardı. Hak veriyo­rum bizim tutumumuzu anlıyamıyorlar. Anlamaları çok güçtür: Hükûme1 ne yapmak istiyor, nereye gitmek istiyor, anlayamıyorlar. Doğrudur. Ani yamazlar.

Sonra arkadaşlar, bir muhalefet sözcüsü için hakkı teslim etmek hem dirşinaslık ve hem de vicdan borcudr. Arkadaşım diyor ki,yol, su, bunl doğrudur, iyi şeylerdir. Ama bakalım yapıldı mı? Hesabı kat'î kanunları linçe anlayacağız, onun için tereddüdümüz vardır diyorlar. Bunu kendisir büyük sevgi ve hürmet duyduğum Cemal Eyüpoğlu arkadaşımın bakalı: yapıldı mı şeklinde b uderece tebessümü mucip olacak bir suale tereddüt iz har edecek yerde teşekkür etseydi daha doğru hareket etmiş olurdu.

Arkadaşım sonra, geçen seneki gelir tahminlerimizin isabetine gelerek yor ki, dediğimiz tahakkuk etmiştir. Neden? İşte Gelir Vergisinden 60, şe kerden şu kadar noksanlık verdik. Bu arkadaşımın kıymetli konuşmasını! İçinde artık çok eskimiş, hakikaten ileri sürdükleri tarihtenberi modası geçmiş olan bir nokta idi. Keşke bunun üzerinde durmasalardı. Defalarlj söyledik ki gelir tahminlerimiz lirası lirasına tahakkuk edecektir. Kalemler deki tahminler tahakkuk etmeyebilir, hükümetçe mühim olan yekûnun hakkukudur.

Ondan sonra 952 bütçesi açıktır, diyorlar. Buna konuşmamızda uzun boy! cevap verdik. Ama yalnız arkadaşım keşke şu rakamları bir arada tetkik şeydi daha insaflı olacaktı. Dün de tekrar ettik, fakat bumünasebetle daha arzetmek mecburiyetinde bulunduğumuz bir nokta şu ki, 1951 Gene bütçesinde 234, Katma bütçesinde 118 milyon lira olmak üzere 353 müy liralık bir açık vardı.

Arkadaşlar,

Mülhak bütçeli idarelerin hazine kefaletini haiz bonolar kısmını bırakac
olursak, 234 milyon liralık Genel bütçe açığı sadece 60 milyon liralık bir
istikrazla kapanmış ve 1,5 milyar liralık bir bütçe içinde 60 milyon liral
bir iç istikraz yapılmıştır. Bu, muvaffakiyet sayılmak icap eder, tenkidi mı
cip olmasa gerektir..■

Sonra bir noktası var, temas etmeden geçemiyeceğim:

Diyor ki yeni vergi ihdas etmiyeceğini, vergileri vatandaşlara malî kudr lerine göre ayarlıyacağını iddia ederek iş basma gelen hükümet.

Arkadaşlar,

Milletimiz Demokrat Partiye reyini böyle bir cümleye aldanmak suretiyle vermedi. Böyle bir cümleye aldanmak suretiyle verdiğini kabul etmek Tür! milletinin düşüncesini, haleti ruhiyesini bilmemek demektir arkadaşlar.

Müeyyideler meselesine de temas ettiler. Bu münasebetle bendeniz bütç, Komisyonu ile aramızda hiçbir fikir ayrılığı olmadığını bilhassa tebarüz et tirmek isterim. Bu müeyyideler meselesinde zaman zaman matbuata sor günlerde bilhassa Mart ayının beyanname verme zamanı yaklaşması müna sebetiyle bir takım haberler intişar etti, misaller gösterdiler. Bunlar tama-miyle farazi ve hayalîdir arkadaşlar. Birkaç gün evvel Bakanlık tarafında neşrolunan resmî tebliğde bu cihet açıkça ifade edilmiştir. Biz herhangi kaçakçılk kastolunmaksızm, sadece bir takımbasit hatalar yapmış olar ellefleri bir ceza ile cezalandırmak niyetinde değiliz. Bu vaziyette, itir­azlara vesile veren madde, 2500 liralık cezayı mucip olan maddedir. Gelir, urumlar ve esnaf vergisi kanunlariyle, vergi usul kanuna ait olmak üzere ırladığımız 200 maddelik bir tasarı ile bu maddenin tadiline ait bulunmaktadır. Bütçenin çıkmasını müteakip yüksek heyetinize bu tâdil tasarısını takdim edeceğiz.

Bir de arkadaşlar, Cemal Eyüboğlu devletborçlarına temas ettiler. Ben üksek heyetin vakitlerini israf etmemek için bu noktaya tekrar temas et-.yeceğim. Dünkü konuşmamda bu mevzuda gayet geniş ve etraflı izahat merdim ve buna ait kısımları ayırdım. Cemal Eyüpoğlu arkadaşımız o ko­kuşmamın bu kısmını alırlarsa tenevvür ederler.

«— Arkadaşlar,

Peronel masraflarının artışının, 40 milyon lirası Millî Savunma personelinin şmdan ileri gelmektedir. Er, Subay ve gedikli kadrolarının artmış ol­masından mütevellittir. Altı milyon lirası dışarıda tamir edilen gemilerin iahilde tamiri dolayısile bu işçilere başka fasılda ödenen paraların bu kıs­ma alınması ile meydana gelmiş bir rakamdır.

Sonra, bunun 11 milyon lirası Millî Eğitim işlerinden ileri gelmektedir ve lî Eğitimde aylığa geçen stajyerlerin kadrolarınınartmasından müte­vellittir. Bir taraftan mütemadiyen okulu bulunmryan köylerde okul açıl­ması, öğretmen sayısının arttırılması, vatandaşların hepsinin okutulması üzerinde tenkid yaparken öte taraftan öğretmen kadrolarıniçin artıyor, ■ersonel masrafları artıyor bu bakımdan 952 bütçesi 951 e nazaran şayanı tenkittir diye bir tenkid ortaya sürerse tezada düşeriz.

Şu noktayı açıkça ifade etmek ve belirtmek isterim ki, biz âmme hizmetle­ri bakımından henüz vatandaşların tam olarak ihtiyaçlarına cevap verebi­lecek vaziyette değiliz. Burada tenkid yapmış olan ve bundan sonra Bakan­lıklar bütçeler müzakere edilirken konuşacak olan arkadaşlarım sıra sıra bu kürsüden okul açılmasını, hastahane açılmasını ve yol yapılmasını istye-ceklerdir. Bütün bunlar bir bakıma yeni kadrolarla yeni personelin işe a-nmasma ihtiyaç gösterir. Doktorsuz hastahane öğretmensiz okul olmıya-cağı tabiîdir. Bu ihtiyaçlar için tahsisat koyduğunuz takdirde bunların per­sonelini de düşünmek mecburiyetindesiniz.

Arkadaşlar,

Halk hizmetlerinin görülmesi için ne gibi tesis kurarsanız kurunuz bunla­rın personeli için ne kadar fazla tahsisat verirseniz o kadar iyi işleyeceğini kabul buyurursunuz.

Personel kadrosu en fazla olan Millî Savunma Bakanlığımızdır. Fakat hiç birimiz daha az insanı silâh altında tutalım, daha az subay ve daha az ge­dikli diyemeyiz. Böyle bir teklifte bulunulacağını tahmin etmemekteyim.

Bundan sonra konuşan arkadaşların temas ettikleri bir çok noktalar oldu. Bunları, alâkalı Bakanlık bütçelerine gelindiği zaman cevaplandırmak da­ha kolay olduğu Bakan arkadaşların daha geniş ve etraflı izahat vermeleri ve sual soran arkadaşlrm bu suretle daha iyi tatmin edilecekleri için üzerin­de durmuyorum.

Bir arkadaşım otomobil kanunundan bahsetti. Kanun zanederim, kaydı ih­tiyatla arzedeyim, dört, beş aydır yüksek Mecliste ve komisyonlarda bulun­maktadır.

Bir de şu noktaya temas etmek zorundayım, gerçi bir arkadaş buna cevap li, Doğu meselesine bazı arkadaşlar veya bir arkadaş temasetti.

Arkadaşlar,

Hükümetiniz icraatında ve harekâtında daima samimî ve açık olmayı ter­cih etmiştir. Biz, muhtelif Banaldik bütçelerinde, Halk Partisinin bir poli­tika icadı şeklinde telâkki ederek Doğu kalkınması için koymuş olduğu tah­sisatın çok daha fevkinde tahsisler yapmaktayız. Alâkalı Bakanlıklar bütçe­si buraya geldiği zaman, Bakan arkadaşlarım bunun en miktarının Doğuya ayrıldığını ve Doğuda başarılan işleri rakamlarla size belirtmek suretiyle göstereceklerdir. Hükümet olarak şuna temas edelim ki, biz mmtakalarda manen de olsa böyle bir hissi yaratacak bir gidişe, Doğu, Batı, Güney, Ku­zey diye bir tefrike taraftar değiliz.»

Maliye Bakanından soran Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grupu sözcüsü Trabzon milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu kürsüye gelerek gerek Bakan'a gerek Bütçe Komisyonu raportörlerine yarın sabahki oturumda cevap ve­receğini söyledi.

Meclisin müzakerelere devam etmek temayülünü göstermesi üzerine Baş­kan cevap vermek için bir mehil isteyip istemediğini sordu. Oya sunulan bu eklif kabul edilerek saat 20.20 de birleşime sen verildi.

Büyük Millet Meclisi yarın sabah saat onda toplanarak 1952 Bütçe tasarısı­nın tümü üzerinde müzakerelere devam edecektir.

Büyük Millet Meclisinin 22 Şubat 1852 tarihindeki toplantısı.

Büyük Millet Meclisi saat 10.10 da Başkan vekillerinden Manisa mil­letvekili Muhlis Tümay'm başkanlığında toplanarak 1952 Bütçe Kanun ta­sarısı üzerinde müzakerelere devam etti.

Oturumun açılmasını müteakip Arazi Vergisi Kanununa ek kanun tasarı­sı ile Tuz Kanununun dördüncü maddesinin değiştirilmesine dair kanun tasarısının geri verilmesine dair Başbakanlık tezkereleri okundu ve tasa­rıların iade edildiği bildirildi.

Kars milletvekili Tezer Taşkıran'm bir kanun teklifinin İzmir milletvekili Pertev Arat'm da bir yorum teklifinin iadesine dair önergeleri de okunarak bunların geri verildiği bildirildikten sonra bütçe kanun tasarısının tümü ü-zerinde görüşmelere devam edildi ve Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru-pu adına konuşmak üzere Trabzon milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu'na söz verildi.

Cemal Reşit Eyüboğlu ezcümle şunları söyledi:

«Sayın arkadaşlarım, dün sayın Maliye Bakanının ve Bütçe Komisyonu ra­portörünün, bütçe üzerindeki tenkidlerimize vermiş oldukları cevaplara, yeniden görüşlerimizi ve cevaplarımızı arzetmek için huzurunuza çıkmış bulunuyorum.

Tenkidlerimizde cevaba müstelzim mahiyette gördükleri ve cevaplandırdık­ları noktaları aynen takip ederek, ben de mukabil mütalalarımızı arz ede­ceğim.

Sayın Emin Kalafat geçen seneki gibi bu yıl da tenkidlerimizi zayıf buldu­lar. Ve onun için de iki saat süren konuşmalarında yalnız bizim tenkidleri­mizi cevaplandırmaya çalıştılar. Ve tenkidlerimizin neden zayıf olduğunu da gene kendileri hükme bağladılar. Dediler ki zayıf buldukları hükümet tasarısı gerekçesi mükemmeldir. Biz bütçe komisyonu olarak böyle enfüaibir hükme varacaklarını neden mükemmel olduğunu objektif delillerile is-bat etmelerini beklerdik.

Sayın Emin Kalafat Bütçe Komisyonu sözcülüğünün tahmil ettiği bu vazi­feyi yapmadılar. Bütçe Komisyonu raporundaki şeylerle birlikte tenkidle-

i huzurunuzda tevsi edeceklerini beklerdik. Şimdiki beyanlarile âdeta hü­kümet sözcüsü gibi konuştular. Halbuki konuşmalar yazılı olarak 24 saat-tenberi ellerinde olduğu halde bunları bilmiyorlar. Biz tenkidlerimizle hü­kümet tedbirlerini külliyen inkâr etmişiz. 1952'nin bol mahsulü sadece Al-hma lûtfuna ve rahmetine bağlı, demişiz, biz kafiyen 1950 ve 1951 yılı zira­at mahsulünün bolluğunu sadece hava şartlarının iyiliğine bağlamış değiliz. Yalnız hava şartlanın ziraat mahsulleriüzerindekiönemini göz önünde

ıttuk. Memlekette arkası arkasına hava şartlarının iyi olmasını ve bu fak­törün ziraat mahsulleri üzerindeki tesirini küçümseyerek bunu kendi mu­vaffakiyetlerine inhisar ettirmesinin doğru olamıyacağmı ve bu yüzden bir nikbinliğe kapılmasının hatalı olacağını söyledik.

Burada diğer bir noktaya, tenkillerimizden sayın raportörün ve sayın Ma­liye Bakanının ele almış olduğu diğer bir noktaya geçiyorum: Bir taraftan C.H.P. sinden tamamen şirâzesinden çıkmış, içtimaî ve iktisadî nizamı bozulmuş bir memleket devralmdığı ileri sürülüyor, diğer taraftan böyle bir durumda olan bir memlekette iki yıldan az bir zamanda büyük başarılar elde edildiği iddia ediliyor.

Arkadaşlar, tamamen şirazedesinden çıkmış, iktisadî içtimaî nizamı bozul­muş bir memlekette, takdir edersiniz ki, bir iki yıl içinde büyük muvaffa­kiyetler elde edilemez. Bu bir nevi mucize olur. Bugünkü iktisadî şartların, bugünkü iktisadî imkânların yülardanberi milletçe sarfedümiş olan emek ve gayretlerin mahsulü olduğunu söylemiştik. Yoksa hükümetin 950, 951 senesindeki tedbirlerini tamamen sıfıra indirmiş değildik. Bu itibarla Emin Kalafat'in ve onu müteakip Maliye Bakanının bu konu üzerinde hassasiyet-e bize tevcih etmiş oldukları tenkidler yersizdir, kanaatindeyim. Gene sa­yın Emin Kalafat bizim Millî Kalkınma programlarına ve plânlarına vermiş olduğumuz ehemmiyeti ele aldılar. İtiraf edeyim ki kendilerinin bu konuda ne fikirde olduklarını izahlarından anlamış değilim. Sayın Emin Kalafat'm Kalkınma plânının lüzumuna ait izahlarından, hükümetlerin icraatlarının, bilhassa hükümetler değiştikçe icraatın değişmemesi için, partilere malûl-muş, hükümetlerin üstünde, partilerin teminatı altında bir plâna lüzum o-lup olmadığını anlayamadım. Bizim bu husustaki fikirlerimiz, beyanlarımız gayet sarih olarak tesbit edilmiş bulunmaktadır. Beyanatımızda arzettiği-miz gibi, iktisadî plânlar ancak, Kollektif Ekonomi nizamına dayanan Rus­ya gibi veyahut, Nasyonal Sosyalist Almanya gibi Faşist İtalya gibi tatbi­katta gördüğümüz topyekûn, bütün iktisadî nizamı içine alan sosyal haya­tın bütün safhalarını nizamlamak iddiasında bulunan plânları değil, ikinci dünya harbinden sonra, bilhassa dünyanın birçok yerlerinde ezcümle Fran­sa'da, harpten iktisadî nizamı bozuk olarak çıkmış olan memleketlerde tat­bik edilen ve iyi netice istihsal edilen kalkınma plânlarını kasdetmiş bulu­nuyoruz. Şüphesiz devletçi olarak kendisini vasıflandırmış olan bir parti­lin, iktisadî hayata müdahale ederken bu müdahalenin istikbale muzaf-olan tesirlerini evvelden görmüş olması ve vatandaşlara bunu bir tez halinde jildirmiş olması lâzımdır. Aksi takdirde bu müdahalecilik gelişi güzel bir müdahalecilik olur ki, bu, iktisadî nizamı şirâzesinden çıkarır. Hiç müda-hele etmemek mevzuu bahis olduğu takdirde Liberalzim, başı boş seyri i-çinde kendisini göstermiş bulunur.

Sayın sözcü, gelir tahminleri üzerindeki mütalâalarımızı da tezatla dolu ılmuşlar ve kaçamaklı telâkki etmişler,Beyanatımı tekrar okudum. Bizim beyanatımızda bu konuya taallûk eden kısmında kapalı hiçbir nokta görmedim. Biz diyoruz ki, ithalâttan alman gümrük ve muamele vergisini hükümet 1951 senesi bütçesinde 210 milyon lira olarak tahmin etmiştir. Bu varidat hakikat halde bütçeye 312 milyon lira gelir temin etmiştir. Yani tah­min olunan varidata nazaran fazlalık 102 milyon liradır. Yani fazlalık yüz­de 150 dir. Buna karşı da Kalafat arkadaşım sürprizle karşılamadık, diyor­lar.

Gelir Vergisinde mesele berakistir. Gelir Vergisinde bütçe tahmin ve tak­dirleri 260 milyon liradır. Elde edilen hasılat ise 205 milyon liradır. Burada­ki hükümetin tahmin ve takdir hatası yüzde 25 dir. Şimdi bütün bu vaziyet­ler ortada iken, sayın Maliye Bakanının dün bize vermiş olduğu cevapta. bütçe varidat tahmin ve takdirlerimiz evvelce de iddia ettiğimiz gibi santimi santimine tamamen doğru çıkmıştır, dediler. Halbuki bütçe varidat tah­minlerinde topyekûn olarak bir rakama varılması başka bir şeydir. Bunun unsurlarını teşkil eden varidatın ayrı ayrı tahmin ve takdirlere ulaşması gene başkadır. Bu bakımdan biz, tenkidlerimizde eğer Gümrük vergisine» 100 milyon liralık bir artış olmasaydı, hükümet 951 tatbikatı içinde büyük güçlüklere maruz kalacak ve o zaman huzurunuza ya hizmetlerden bazıla­rından vazgeçmek veyahutta yeni baştan vergilere zam yapmak gibi bir tek­lifle gelmek mecburiyetinde kalacaktı, dedik. Bizim bütçe tenkidlerinde söy* lemek istediğimiz bunlardan ibaretti. Binaenaleyh sayın Emin Kalafat gibi zeki bir arkadaşımızın bunu anlamamış bulunmasını ve sayın Maliye Baka­nının bu konuyu bir başka zaviyeden ele alarak tuhaf bir müdafaa tarzı itti­haz etmesini cidden anlamış değilim.

Ticaret muvazenesi açığına gelince, 1951 yılı ticaret muvazenesi, sayın söz-1 cünün verdiği rakama nazaran 240 milyon liradır. Biz bunu 220 milyon lira olarak ifade etmiştik. Sayın Maliye Bakanı da ticaret muvazenemizin pasif değil, hattâ aktif durumda olduğunu söylediler. Buna göre ortada üç vazi­yet var. Sayın raportör 240 milyon liralık bir ticaret muvazenesi açığı olda ğunu söylüyorlar, biz 220 milyon lira olarak diğer bir mehazdan almış bu­lunuyoruz. Sayın Maliye Bakanı ticaret açığı şöyle dursun aktif bir duru­ma geçmek vaziyetinden bahsediyorlar. Sayın Fethi Çelikbaş arkadaşım bıu tereddütleri meydana getiren bu rakamlarla bizi tenvir ettiğini, bu devre­lerden birisinin takvim yılı diğer birisinin malî yıl olduğunu ve diğer biri­sinin de Haziran başından Haziran sonuna kadar olmak üzere bir yıllık bir devre için ticaret muvazenemizin açık veya kapalı, veyahut fazla olduğunu hesap etmek lâzımgeîdiğini söylüyorlar, Eğer memleketin iktisadî durumu­nu terketmek icabederse bu yönden geçmiş senelerin ziraî mahsulünün mu­kayesesi yapılması istenirse böyle bir devrenin alınması tabiî olabilir. Biz ticaret muvazenesi açığını doğrudan doğruya iktisadî şartlarla tayin etmiş değiliz. Burada bütçe münasebetile bunu ele almış bulunuyoruz ve diyoruz ki, eğer ticaret rejimimizde 240 milyon gibi bir açık meydana getiren itha­lât fazlalığı olmamış olsaydı gümrük hasılatı tahminlerin çok fevkine çıka­rak 100 milyon lira gibi büyük bir varidat fazlası temin edilemezdi.

Bütün temennimiz, ziraî mahsullerimizin hariçte iyi fiyatlarla satılmasının sınaî mahsullerimizin artırılması ve ithalâtla ihracat farkının memleket le­hine büyük olmasıdır. Bu hepimizin dileğimizdir. Sayın Maliye Bakanı vl sayın Kalafat, yol ve su işlerindeki temenni ve görüşlerimizi başka za­viyeden ele aldılar. Biz, yol ve su işlerinde hükümetin alâkasız olduğunu ya­hut konmuş olan tahsisatın noksanlığını, yahut da mazide bu işin daha e-j hemmiyetle ele alınmış olduğunu iddia etmedik. Hattâ bu konuya ayrılmış tahsisatın 952 yılında, geçen yi"1 a nazaran fazla olduğunu da memnuniyetle kaydettik.

Gerek Maliye Bakanı ve gerekse Emin Kalafat bu konuya müteallik olan ten dlerimizi yanlış anladılar. Biz tahsisatın artırılmışolduğunu memnuni-etle kaydettik. Fakat bu işlerin sarih bir plâna ve programa bağlanması lü­zumunu da belirttik. Bunun lüzumuna İsrarla devam ediyoruz.

Vabzon milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu daha sonra dedi ki:

Sayın Maliye Bakanı ziraî kredilerin memleketimizdeartmasının 1946 ya Badiğim ve bunda memleketimizde çok partili rejimin kurulmuş bulun­masının büyük tesiri olduğunu söylediler.

Çok partili demokratik rejim hepimizin, milletimizin dilhahıdır. Bu rejimin »mleketimizde teessüs ve inkişaf etmesi hepimizin candan temenni ettiği­miz müşterek arzumuz, hattâ idealimizdir. Ben sayın Maliye Bakanına çok partili rejimin feyizlerini saymak istersem, tahmin ederim ki, çok zengin bir liste ile huzurlarına çıkabilirim. Bu kısa devre içinde çok partili demok­ratik rejimin misalleri, elle utulacak, gözle görülecek şekilde memlekein her tarafında mevcuttur. Biz beyanatımızda sayın Maliye Bakanına, 1951 yılı içinde ziraî kredilerin artırılmış olduğunu, hattâ artma temposunun sür'atle gittiğini memnunlukla müşahede ettiğimizi ifade ettik. Bunun mazi ile alâkası bulunduğunun bir noktasına temas ettik. Kendüeri de lütfetsin­ler, ziraî kredinin artması Halk Partisi iktidarı zamanında başlamıştır ve yavaş yavaş miktarı artmak suretile çoğalmıştır, bunu kabul buyursunlar.

Yalnız ziraî kalkınmanın sadece ziraî kredi yolu ile mümkün olmadığına, Ziraat Bankasına mensup formasyonu, o müessese içinde yetişmiş olması itibarile sayın Maliye Bakanı çok iyi takdir ederler, memleketimizde top-yekûn bir ziraî kalkınmanın şartları içinde şüphesiz ziraî kredi başta gelir, fakat ziraî kredinin ziraî istihsale taksimi ve ondan sonra bunun müsmir bir tarzda kullanılması için, bir tarafta müstahsil vatandaşlrm ziraî seviyeye göre teçhizi ve ondan sonra toprak vaziyetlerinin ıslahı ve buna müteferri ve müteallik birçok meseleler ziraî kalkınma dâvasının önüne çıkan, fakat azimli hükümetlerin yenebileceği bir takım manialar olarak belirir. Biz vaktiyle başlanmış, ama ne kadarı başarılmış olup olmadığını münakaşa et­meksizin, memleket için hayırlı olan işlere Demokrat Parti hükümetlerinin de devam etmesini gördüğümüz takdirde bundan duyacağımız sadece mem­nuniyettir.

Cemal Resi Eyüboğlu konuşmasına şöyle son verdi:

— Son olarak müsaadenizle doğu ve batı meselesine temas edeceğim. Bu meseleyi bir coğrafî ayırış olarak kabul etmek haddizatında doğru olmaz. Memleketin imâra muhtaç, kalkınmaya muhtaç sahaları sadece Şarkta de­dir. Başka yerler de vardır. Fakat aziz arkadaşlarım ortada bir şark kal­kınma ihtiyacı meselesi de mevcuttur. Bu bölgenin kalkınması için eski hü­kümet, müstakillen programlar yapmak lüzumunu hissetmekte idi. Bu şe'-niyetin ve bir zaruretin ifadesidir. Bunu bir politik görüşe bağlamağa çalış­mak doğru olmaz. Bu konu üzerinde hükümet meseleyi esaslı şekilde ele alır ve şarkın iktisaden ve sosyal bakımdan kalkınmasını temin edecek bir programın takbiki için yüksek Meclise bir tahsisat talebile gelirse, tahmin ediyorum ki, yüksek Meclis, muhalif ve muvafık olarak büyük bir ekseri­yetle buna daima müzahir olacaktır. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak şimdiden böyle bir şark kalkındırma plânına ve onun için istenecek Ödenek­lere tasvip oyu vereceğimizi arzedebiliriz.

Trabzon milletvekili Cemal Reşit Eyüboğîundan sonra Burdur milletvekili Fethi Çelikbaş söz aldı. Bütçe komisyonu adına konuşan Fethi Çelikbaş, ko­misyon sözcüsüs Emin Kalafat'm rahatsız olduğunu bildirdikten sonra ez­cümle dedi ki:

Sayın Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü Cemal Reşit Eyüboğlu arkadaşımız bugün, geçen günkü beyanlarını tavzih etmek suretile hükümetin almış ol­duğu bazı tedbirlerin isabetine iştirak ettiklerini ifade ettiler. Kendilerinin geçen günkü konuşmalarında, hakikaten zabıtların tetkikinden anlaşılaca­ğı veçhile, tavziha muhtaç olan bazı hususlara tavzih ederek alınan tedbir­lerde isabet bulunmasını açıkça ifade etmiş, olmasını biz kendileri lehinde bir fazilet telâkki etmekteyiz. Üzerinde en çok durulan mesele memleketin 1951 senesi içerisindeki ziraî istihsalâtınm artışının esasına taallûk etmek­tedir. Nihayet bugün hava şartları içerisinde alınmış olan diğer tedbirlerin de yeri bulunduğunu ifade etmek suretile hakikati teslim etmişlerdir. Fakat bu mevzuda en sıhhatli Ölçü istihsal rakamları değil, hava şartlarile alâka­sı asgarî hadde olan ekim sahasıdır.

Şimdi müsaadenizle konfoktür mecmuasının son nüshasında hâlen mahsul idrâk ettiğimiz ekim sahaları hakkındaki neşriyatı alarak ve bunları bir yıl evvelki ile mukayese ederek arzedeceğlm. Bu suretle bu sahalarda alman tedbirlerin netice sidaha vazıh olarak görülebilecek ve hava şartlarının tesi­rinin ne hadde kadar gittiği daha kolaylıkla tesbit edilebilecektir.

Hububatta, buğday: 1949-1950 kampanyasında ekim sahası 4,477,191 hektar iken 1950 - 1951 kampanyasında bu miktar 4,886,100 hektar olmuştur. Binne-tice artış aşikârdır. Arpa: 1949-1950 kampanyasında 2,047,900 hektar olmuş­tur. Artış açıkça görülüyor. Çavdar: 487,536 hektar iken 518.200 e çıkmıştır.

Yulaf: 302.376 hektar iken 320.100 e çıkmıştır. Bütün kalemlerde bir artış vardır.

Fakat en ziyade dikkati celbeden artış bu arada bilhassa sınaî bitkilerde. pamukta tesbit edildiği için, diğerlerini okumadan sadece bu rakamı tesbit etmek suretile başka mevzua geçeceğim.

1949-50 Senesinde saf pamuk ekim sahası 448.495 hektar iken bu miktar bir yıl sonra, iktidarımızın işe başladığı tarihte 642 bin hektara baliğ olmuştur. Ekim sahasına müteallik ifadesi bu iken, mahsulâtın artışı, kendi telâkkile­rine göre şu veya bu ölçüde de olsa büsbütün hava şartlarına atfetmek ha­kikaten, hakikatleri biraz gölgelemek olacaktır. Vaziyet bu değildir arka­daşlar.

Bir de, geçen seneki bütçenin gelir tehrninlerinde hükümetin âdeta bir siir-pıizle karşılaştığını ifade ederek bu derece isabetsizliğin hükümet lehinde bir şey olmadığını ifade ettiler. Kendileri gayet iyi bilirler ki, nihayet büt­çenin varidata müteallik rakamları bütçe komisyonunda, hükümetin de işti­rakiyle incelenmektedir. Ve muhammenata istinad eden bu rakamların sıhhatli rakamlar olabilmek için en yakın ayların hakikî mukayeseye esas ittihaz edilmesinde fayda aşikârdır. Hükümetin elinden bütçe komisyonuna intikal eden rakamlar incelenirken nihayet yakın ayların hâsılası nazarı i-tibare alınmış ve memleketin dahil bulunduğu Avrupa tediye birliğinin ta­nıdığı 25 milyon liralık pozisyon inisiyal kredi, bu takdire hükümetten ge­len rakamları komisyonda yapılan tetkiklerde gelecek ve geçmiş hâsılat ra­kamlarını, gelirlerini ayrı vaziyette memleket imkânlarını da nazara ala­rak tezyit ve ilâve etmek hakkımızdır.

Şimdi bu rakamların hükümet tasarısında gümrük vergilerinden elde edi­lecek vergiler 115 milyon olduğu halde 160 milyon gösterilmiştir.

Komisyon gelir raporları çok ince ve isabetli olmuş ve bugün gayet az bir hata ile tahakkuk etmiştir. Bilhassa varidat bütçelerinin tahmininde bu de­rece isabet bulunmıyacağı ilmî hakikat olduğuna göre, komisyon ince tet­kikler sonunda onbir aylık gümrük varidatını 115 milyondan 140 milyonaiblâğ etmiş ve nihayet 11 aylık gümrük varidatı 145 milyon liraya baliğ ol-ştur. 50 milyon dolarlık kota ve nihayet devletin diğermevzularda ta­hakkuk ettirmek istediği programlar nazarı itibare alınarak geleceğe mu­af olmak üzere konjonktürün tesirleri de gÖzonünde tutularak tahminler yapılmıştır. Bu tahminlere hükümet de iltihak etmiştir. Esasen dün de Ma-re Bakanının bir vesile ile ifade ettiği veçhile hükümet, bütçe komisyonu-n tadillerine iştirak etmediği takdirde, kendibütçesini müdafaa etmek mevkiindedir. Bütçe komisyonunun tadillerine iştirak ettiği andan itibaren u bütçenin mes'uliyeti gibi şerefi de gene hükümete ait olacağı tabiidir. Bu bakımdan hükümet için bu rakam bir sürpriz teşkil etti denemez, arkadaş­lar. Buna mütenazır olmak üzere ithalât muamele vergisindehükümetin tahmini 95 milyon 190 bin iken komisyon gümrük ithalâtı vergisinin artışı­nı nazarı itibara alarak bu mevzudaki geliri 127 milyon olarak tahmin et­mişti. Buradaki rakamlar da, komisyonun tesbit ettiği miktarı biraz tecavüz etmiştir. Ve bütün bunların, hakikaten hükümetin komisyonla müştereken yaptığı çalışmaların isabetine bir delil olarak zikredilmesi lâzımgelir ki hü­kümet için bu hâsılatın tahakkuk etmiş olmasını bir sürpriz telâkki etmek kafiyen doğru değildir.

Burdur milletvekili Fethi Çelikbaş bundan sonra Trabzon milletvekili Ce­mal Reşit Eyüboğlu, Niğde milletvekili Necip Bilge ve İstanbul milletvekili Ahmet Hamdi Başar'ın suallerini cevaplandırdı.

Müteakiben Maliye Bakanı Hasan Polatkan kürsüye geldi. Maliye Bakam dedi ki:

— Çok sevdiğim Cemal Reşit Eyüboğlu arkadaşım, gene sevgili arkada­şım Emin Kalafat ile aramı açacak. Emin Kalafat buna ne karışıyor, hükü­meti niye müdafaa ediyor, diyor. Emin Kalafat arkadaşımla aramızı açmaya uğraşıyor ama açamıyacaktır.

Efendim, bu vasıtalı ve vasıtasız vergi meselesi, hakikaten üzerinde çok ko­nuşmaya müsait olan mevzulardan birisidir. Yalnız muhterem heyetinizin ve bu arada Cemal Reşit Eyüboğlu arkadaşımın şu noktayı bilhassa hatırla­malarını rica ediyorum. Cemal Reşit Eyüboğlu arkadaşım nisbet okudu, de-ii ki, şimdi vasıtalı ve vasıtasız vergi arasındaki nisbet.yüzde 70 şu kadar halbuki bizim iktidarımız zamanında yüzde şu kadar küsur dediler. Arka­daşım şunu unutuyor, 400 milyon liralık kazanç vergisi bir hamlede kaldı­rıldı. Yerine 260 milyon liralık kurumlar ve esnaf vergisi ikame ettik. Ara­da 140 milyon liralık bir fark hâsıl oldu. Bu vasıtalı ve vasıtasız vergi ara­sındaki farkı bir hamlede bozan şeylerden biridir. Yoksa takip olunan bir malî politikanın kötülüğünden değildir. Eğer malî politikanın isabetsiz ol­duğu gibi bir noktadan hareket edersek o vakit gelir vergisinin kazanç ver­gisinin yerine kaim olmasının isabetsiz olduğu gibi bir noktaî nazara varı­rız ki, bunu zannederim Cemal Reşit Eyüboğlu arkadaşım tensip etmez.

İkincisi, Cemal Reşit Eyüboğlu arkadaşım kendi iktidarı zamanında vasıta­lı ve vasıtasız vergi nisbeti arasındaki farkın vasıtasızlar lehine olduğuna işaret etti ve misaller verdi. Yalnız bir noktayı burada söylemedi. Vasıtasız vergilerin nisbetinin lehte olduğunu ifade ettikleri senelerde Toprak Mah­sulleri vergisi alınırdı. Bunun senelik 375 milyon liralık tahsilatı vardı. Ge­ne o nisbeti verdiği senede Varlık Vergisi alınmıştı, bunun da 320 milyon liralık tahsilatı olmuştu.

Sonra şunu da hatırlamamız icabeder: Kazanç vergisi kalktı, 400 milyon yerine 260 milyon lira. Su kazanç vergisinin nisbetini gözö'nüne almanızı ri­ca ederim, bu 400 milyon liranın yüzde 75'i ücret erbabından, yüzde 8,5'u İktisadî Devlet Teşekküllerinden, yüzde 20'si de iş ve teşebüs erbabından alınırdı. Vasıtalı vasıtasız vergiler diye konuşurken 100 milyon liralık vası­tasız verginin muhassenatmm ne dereceye kadar müdafaa edilebileceğin! de bu nisbetleri gözönüne aldıktan sonra düşünmek lâzımdır.

Sonra çok sevgili Cemal Eyüboğlu arkadaşım, kendisi çok iyi bilirler, bun­ları bildiğine kaniim, tediye muvazenesi ne demektir, ticaret muvazenesi ne demektir, bunları bilirler. Yalnız karıştırıyoruz biraz..

Tediye muvazenesi, biliyorsunuz, görünen ve görünmeyen tahsilatın ve te-diyatm muhassalasıdır. Ticaret muvazenesi ise ithalâtın ve ihracatın muhas-salasıdır. Sayın Arkadaşlarımın bugün kürsüye çıkarken hiç olmazsa ilk konuşmamızın bazı kısımlarına bir göz atmalarını arzu ederdik. Bizim ko­nuşmamızda, burada bir tezad gibi görünen mesele şudur. Biz ticaret muva­zenesinden bahsediyoruz. Ondan sonra Türkiyenin tediye muvazenesine ge­çiyoruz. İkisi ayrı ayrıdır. Bu biraz karıştırılmış gibi görünüyor. Arkadaşım da okursa tatmin edilmiş olacaktır.

Bir de son cevap olarak arkadaşımın şu noktasına temas edeceğim, dün bu müeyyideler meselesinde arkadaşım esaslı bir nokta bulmuş gibi buna mut laka asılmak istiyor. Bunu aynen şöyle demiştik. Bu müeyyideler kanuni tatbikatına ait oİmak üzere bilhassa beyanname vermek zamanı olan mart aymm çok yaklaşmış olması münasebetiyle matbuata muhtelif haberler in­tikal etmekte, fakat bunların tatbiki neticesinde mühim bir kısmının tama-mile farazi olduğu anlaşılmaktadır.

Biz bu konuda aynen şunu söyledik: Bir kaçakçılık kasdi olmaksızın sadece bir takım basit hatalar yapmış olan mükellefleri mutlaka bir ceza altında buludurmak niyetinde değiliz. En çok misal teşkil etmiş olan 2500 lira meselesini bir Bakanlık tebliği ile de ifade ettik, izahta bulunduk. Gelir, ku­rumlar, esnaf ve vergi usul kanunlarına ait olup bütçenin çıkmasından son­ra Yüksek Meclise sevkedeceğimiz 200 küsur maddelik tasarı içinde ona da yer verilmiştir.

Arkadaşım diyor ki, Maliye Bakanı bunların tâdil edimiyeceğini söyledi. ben hükümetin nazarı dikkatini celbetmekle sözümü bitireceğim. Halbuki bunların tâdil edileceğini ifade etmiş bulunuyoruz.

İlk konuşmamızda tasnifli, teferruatlı izahat vardır. Yalnız arkadaşımın yanlışlığı veya politika icabı olarak nazarı itibara aldığı şey 1949 sonudur. Biz de iş başına geldiğimiz tarihte neyi devralmışsak onu nazarı itibare al­mış oluyoruz. Onun için bir rakam farkı hâsıl oluyor. Geriye doğru gitmeğe hacet yoktur.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan alkışlarla karşılanan bu beyanatından sonra Niğde milletvekili Necip Bilge'nin sualini cevaplandırdı.

Maliye Bakanından sonra Trabzon milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu söz alarak Maliye Bakanının sözleri hakkında aynen şunları söyledi:

Efendim ben, huzurunuzu uzun boylu işgal edecek değilim. Yalnız münaka­şa konusu olan beyanlarına karşı, bütçelerde uzun uzdıya temas imkânı vardır. Onun için yeniden bu mevzua dönecek değilim.

Cemal Reşit Eyüboğlu, Fethi Çelikbaş'm sözlerine de kısaca temas ettikten sonra Başkan bütçe tasarısının tümü üzerinde şimdiye kadar 45 milletveki­linin söz alarak fikirlerini açıkladıklarını, hükümetin ve bütçe komisyonu­nun gereken cevapları verdiğini bildirdi ve söz isteyen olmadığına göre maddelere geçilmesini teklif etti. Bu teklif kabul edilerek maddelere geçil­di.

Müteakiben Büyük Millet Meclisi 1952 bütçe tasarısının müzakeresine baslandı. Bu kısım üzerinde Mardin milletvekili Kemal Türkoğlu, Niğde millet­vekili Necip Bilge, Zonguldak milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller, Ba­lıkesir milletvekili Müfit Erkuyumcu, Seyhan milletvekili Arif Nihat Asya. Seyhan milletvekili Cezmi Türk, Afyonkarahisar milletvekili Avni Tan, Eskişehir milletvekili Âbidin Potuoğlu, İzmir milletvekili Osman Kapani, Kayseri milletvekili Suat Hayri Ürgüplü, Erzurum millevekili Fehmi Ço-banoğlu konuştuktan sonra saat 13'de bu sabahki oturuma son verildi.

— Ankara:

îüyük Millet Meclisinin bugün saat15'de Başkanvekillerinden Kayseri ıilletvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında yaptığı ikinci oturumda Büyük Millet Meclisi 1952 bütçe tasarısı üzerinde müzakerelere devam edildi. Ta­sarının bölümleri üzerinde bu oturumda da Tokat milletvekili Ahmet Gür-kan, Bilecik milletvekili İsmail Aşkın, Çorum milletvekili Hasan Âli Vural. Ankara milletvekili Ömer Bilen, İstanbul milletvekili Hadi Hüsmen, Bütçe misyonu adına Eskişehir milletvekili Abidin Potuoğlu, Meclis idareci ti­relerinden Balıkesir mületveki Ahmet Kocabryıkoğlu, Kocaeli milletvekili Hüsnü Türkan, Ağrı milletvekli Celâl Yardımcı, Erzincan milletvekili Nahit Pekcan, Bursa milletvekili Mithat San, İstanbul milletvekili Bedri Nedim îöknü, Kocaeli milletvekili Ekrem Alican, Mardin milletvekili Kâmil Bo­ran, Erzurum milletvekili Bahadır Dülger, Karsmilletvekili Abbas Çetin, Ankara milletvekili Abdullah Gedikoğlu, Çorum milletvekili Ahmed Başı-büyük, Elâzığ milletvekili Şevki Yazman, Ankara milletvekili Sadri Mak-sudî^ Arsal, Niğde milletvekili Necip Bilge, Kütahya milletvekili Yusuf Ay-■sal, İzmir milletvekili Behzad Bilgin, Trabzon milletvekili Mahmud Goloğîu söz aldılar.Neticede Büyük Millet Meclisi 1952 Bütçe Kanunu tasarısı ve­rilen değiştirgeler üzerine bazı tâdillerle kabul edildi.

Cumhurbaşkanlığı bütçesinin kabulünden sonra Sayıştay Başkanlığı bütçe tasarısının müzakeresine geçildi.

Bu tasarının tümü üzerinde C.H.P. Meclis Grupu adına Kırşehir milletvekili Halil Sezai Erkut ilk söz alarak, Sayıştaym murakabe bakımından önemini belirttikten sonra dedi ki:

-Bugün birbuçuk milyar liraya yükselmiş bir bütçenin kontrolünü aynı
kadroya tahmil etmiş bulunuyoruz. 680 muhasibin hesabını tetkik ve mura­
kabe eden müessesenin kadrosu aynı olduğu halde bugün 2000'e yaklaşan
muhasip kadrolarının hesaplarını tetkik vazifesini de, aynı şartlar içinde bu­
lunan bu müesseseye vermiş bulunmaktayız.»

Halil Sezai Erkut bundan sonra, Sayıştay Başkanlığı bütçesinin 477 nci bö­lümüne bütçe komisyonu tarafından ilâve edilmiş olan 480 bin liranın kabu­lünü istedi.

İstanbul milletvekili Seyfi Oran, senelerce içinde çalıştığını söylediği bu teşkilâtın mesaisinin çokluğunu belirttikten sonra teklifin kabulü ricasında bulundu.

Bursa milletvekili Agâh Erozan bütçe komisyonu teklifinin prensip itibariy­le aleyhinde bulundu ve tezini izah etti. Bütçe komissyonu başkanvekili Bur iur milletvekili Fethi Çelikbaş, bu mevzuda ezcümle dedi ki:

Görüşülen mesele, devletin diğer işlerinden tamamen ayrı bir mahiyet
arzeden ve bizzat Meclisin malı olan bir müeseseye ait bir meseledir. Şayeı
bu müessesenin iyi işlemesi için gerekli tedbirleri almıyacak olursak, bu tak­
dirde Meclis olarak Anayasanın bir hükmünün ihmal edilmesi karşısında
seyirci kalmış olacağız.

Anayasanın 99 uncu maddesi diyor ki: «Her yıl kesin hesap kanunu tasarısı­nın, o yıl sonundan başlayarak, en geç, ikinci yıl Kasım ayı basma kadar, Bü­yük Millet Meclisine sunulur.» Hadde tatbik emilmemiş. Muhatap kim? Yok arkadaşlar, muhatap.

Şimdi bu durum karşısında gerek bu maddenin tatbikini sağlamak, gerekse Yüksesk Meclisin en mühim bir vazifesini yerine getirmek imkânını sağla­mak maksadiyle, bir yıla mahsus olmak üzere, 480,000.- liralık tahsisat kabul edilmiştir. Geçen yıllarda bu müessesenin iyi işlememesi sebebi arkadaşlar, Meclis murakabesinin zayıf olmasından neş'et etmektedir. Bu durum karsı­sında bir hizmetin iyi yürümesi ve Meclis murakabesinin daha iyi yapılabil­mesi için niçin böyle bir madde konmasın. Bu bakımdan komisyon narnırfj istirham ediyorum. Bu Meclis murakabesinin memleketin tarihinde bir dö­nüm noktası teşkil deceğine kani olarak istirham ediyorum 480 bin lirahl-: tahsisatı kaldırmayalım. Bugün bu mesele yüksek meclisin büyük ekseriye­ti itibariyle böyle bir murakabenin teessüs etmesine kani olduğunuza emin bulunuyorum. Bu madde kabul edildiği takdirde bizim devrimizde olsun, bir kere hesabı kat'î kanunîariyle kabul edilen bütçelerin ne şekilde tatbik edildiğini görmek ve icap eden hesabı sormak mümkün olur.

Bu itibarla bu 480 000 liranın, bir milyar 700 küsur milyon lira olan. bütçe­nin murakabesine matuf olan bu tahsisatı esirgemeyiniz. Bendenizin maru­zatım budur arkadaşlar.»

Çorum milletvekili Şevki Gürses, Sayıştayı ilgilendiren hususlar hakkında bazı temennilerde bulunduktan sonra saat 17.35 te oturuma ara verildi.

Saat 18 de Baş kan vekillerinden Ağrı milletvekili Celâl Yardımcı'nm baş­kanlığında yapılan üçüncü oturumda, Mardin milletvekili Kemal Türkoğlu, Bütçe Komisyonunun teklif ettiği ödeneğin kabul edilmesi lehinde konuştu. Niğde milletvekili Necip Bilge de komisyonun teklifini destekledi.

Müteakiben kürsüye gelen Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet A-ğaoğlu şöyle dedi:

« — Çok muhterem arkadaşlar,

Müzakere ettiğiniz mevzu, her iş gibi, Büyük Meclisin bir mevzuudur. Fa­kat bundan fazla bilhassa Büyük Meclisin bir mevzuudur. Bunu tamamen takdir ederek huzurunuza çıkmış bulunuyorum.

Bütçe Komisyonunda hükümet bu mevzu hakkında noktai nazarını söyle­miştir. Bu noktai nazarın Yüksek Meclise tekrarında zaruret hissetmekte­yiz.

Teklif, Devlet Dairelerinden birinde evrakın yığılmış olması dolay isiyle bu yığıntıyı izale maksadına matuf bir meblâğı, muvakkat bir müddet için, tah­sis edilecek meblâğ, çalışmakta bulunan memurlara munzam mesai karşılığı verilecektir. Bu hâdiseyi böylece tesbit eder etmez bir prensip meselesinin tâ ortasına düşmüş bulunuyoruz. Devlet dairesi yalnız Sayıştay değildir. Bakanlıkları vardır, Müdürlükleri vardır. Bu teklif kabul dildiği zaman bü­tün bu devair memurları, mütalâalarımızı serd ederken, her çeşit hissî ve nazarî düşüncelerden uzak kalarak arzediyorum, bütün bu devair ellerinde­ki yığıntıları meşru göstermek imkânını bulacaklardır.

Bunun yanı başında vazifesi çok mühim olan mahkemelerimiz yığıntı içinde bunalmaktadır. Onlar da aynı hakkı talep edeceklerdir.

Sonra arkadaşlar, bir arkadaşımızın dediği gibi, bu mevzuu mütalâa eder­ken, hükümetler murakabeden kaçar, murakabenin daha iyi yapılması için tounu kabul etmelidir. Hattâ bunu kabul ettiğimiz dakikadan itibaren Türİd- ie yeni bir devir açılacaktır, şeklindeki mütalâanın hiç yeri yoktur. Mevğrudan doğruya Devlet hayatının işlemesinde bir prensisp mevzuudur. Yoksa nazarî ve hissî bir mevzu değildir.

ümdi muhterem arkadaşlar, haklı olarak Büyük Meclis der ki, Devlet isla-ıı düşündüğünüz zaman bugünkü altı buçuk saatlik mesaiyi nasıl bu-unuz? Acaba az mı, çok mu? Acaba sizi tatmin ediyor mu? Yine so-ruyorum, bugünkü mesai zaman ve şekli kâfi midir? Ben şahsî tecrübele-i arzedeyim arkadaşlar, Türkiyede sistem bozukluğu dolayısiyle merau-tn vasati çalışma saati, mübalağaya kaçmamış olmak için arzedeyim, 3 saa-;i geçmez. Buna mukabil bir kısım memurlar korkunç bir yük altındadırlar. Bunun hesabını yapmak çok kolaydır. Sizi sıkmazsam ben hesabını yapa-ım. Sabahleyin saat 9'da işe başlamak iktiza eder, 9,5'a kadar tolerans var-,2'de dağılacak olan dairede herkes saat 11.30'da hazırlığa başlar, bir sa-i böylece gitti. 1,30'da başlayacak mesaî için ancak memurlar saat 2'de asalarının başında olurlar. 4,5'a hazırlığa başlarlar böylece de iki saat gi-Yazı tashihleri, tabiî ihtiyaçlar, nasılsın arkadaş diye selâm vermeleri mun içinde hesap ederseniz, cesaretle iddia edebilirim ki çalışma üç saati :mez. Fakat tekrar ediyorum, bu bir sistem neticesidir ve bir kısım me­dar da büyük yük altındadır.

ıterem arkadaşlar, o halde bir sistem meselesi karşısındayız. Devletimi Sayıştay dairesinde evrak neden yığıldı? Tetkik edilmiş midir? Biz di-ruz ki. bu, bir sistem bozukluğudur. Eğer memur noksanı hâdisesi ise, bu-isbatı lâzım gelir, eğer bu, bir memur noksanı hâdisesi ise her Devlet iiresi aynı neticeyi memur noksanına bağlamakta haklı olurlar.

ra Seyfi Oran arkadaşımız 17 senelik tecrübesile demişlerdir ki, memur­uz yorulmuşlardır. Yorulmuş olan memura para vermek ruhi bir şevk ratır. Ama dinlenmek ilmî olarak, rasyonel çalışmadadinlenmek alın-:. Şu kısacık maruzatımla bu şekilde de meselenin muhtelif cephelerden ri icap ettiğini göstermiş bulunuyorum.

Dzlerime nihayet verirken tekrar ediyorum, bu hususta karar verirken bu vicdanınızda, bir arkadaşımızın söylediği şekilde endişenin kafiyen bu-ıadığma kani olarak vereceksiniz. Hükûmeniz düşüncesini murakabe-kaçmak için serdetmiyor, size karşı mesul bulunduğu için söylüyor arkadaşlar.»

ıetAğaoğludan sonra tekrar söz alan Fethi Çelikbaş, fikirlerini şu se­lde beyan etti:

- Şimdi arkadaşlar, mesele gayet basittir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ıa, ona niyabeten kabul buyurduğunuz bütçeyi murakabe edecek bir essesenin iyi çalışıp çalışmaması meselesi mevzubahistir, mesele o kadar sittir ve bu müessesenin çalışması hedefinin de ne olduğuAnayasa'nm ı'uncu maddesiyle tesbit edilmiştir.

li biz, 947'den beri geçen bütçelerin bu madde hilâfına Yüksek Meclisin ıe sunulmamasının hesabını kimdensoracağız arkadaşlar? Kimdir n sahibi? Bütçe Komisyonu Anayasa'nm buhükmüne uygun olarak csek murakabeyi sağlıyabilmek için bir yıla mahsus olmak üzere ve o da ıedildiği gibi orada çalışan arkadaşların ücretleri karşılığı olarak değil, kısmı ücret karşılığı, bir kısmı da gece mesaisi yapacak olan bu müesse-elektrik sarfiyatı, büro giderleri, demirbaş, daktilo vesaire satın alın­ana matuftur.

Buruyorlar, efendim memur mu kifayetsizdir, memur kadrosu mu azdır, la sığınarak arzçdiyorum. 934'de 815 muhasibin işine bakarken 951'de 2333 muhasibin işine bakmak mecburiyetinde bırakılan bir müessese na sil çalışabilir arkadaşlar.

Muhterem arkadaşlar, kadro getirsin diyenlere bilhassa söylemek istiyorum: Geçenlerde Temyizin çalışmasına ait meselelerde iki daireyi derhal bir ay içinde kuruverdik, arkadaşlar. Çünkü Temyizin sahibi olan ve bize hesap vermek mecburiyetinde olan bir hükümet vardır. Diyor ki Temyizde isler teraküm etmiştir. Nedir bu? Doğru bir kanun tasarısı sevkediliyor. Bu k nun tasarısı bir ayda kabul ediliyor. Fakat hükümeti Yüksek Meclisin ken­dine niyabeten murakabe eden bir müessese için 16 senedir bir teşkilât ka­nunu çıkartılamıyor. Müsaade ederseniz müdahele katiyen yerinde değildir. Tekrar kürsüye gelen Samet Ağaoğlu da, Fethi Çelikbaş'm ileri sürdü&üfi kirlere karşılık şu beyanda bulundu:

(t — Bir nokta üzerinde huzurunuza çıkmış bulunuyorum, Deminki müta­lâalarımızı tekrar etmiyeceğim, onları arzetmiş bulunuyorum. Fethi Çelik baş arkadaşımız hükümet konuşamaz tezine hemen her yerde salanrnış gö­zükmektedir. Soruyorum, kendilerine hükümet nasıl konuşamaz? Bu mevzu da ise bilhassa konuşur. Hükümetiniz huzurunuza çıkıp diyor ki: Büyük Meclis kararını verirken bu kararın diğer devlet dairelerinde bulunan I murlara yapacağı tesirini de göz önünde bulundurmak lâzımdır. Hükümeti­niz bunu söylemekle vazifesini yapmıştır. Eğer huzurunuza cıkmasaydim, öyle zannediyorum ki, Yüksek Meclisimizin Sayıştay memurlarına bu fa la ödenekler teklifi kabul edildiği takdirde elde edebilecekleri, yahut hak bulunacakları şu farklı mevki karşısında: Ey hükümet, senin mesuliyet ve idaren altındaki memurlar nasıl bir vaziyete gelirler, mütalâanı söyle, de­mek mecburiyetindedir.

Bu noktayı böylece tesbit ettikten sonra tekrar Yüksek heyetinize konuş­tuğumuz mevzuun hakikaten murakabe mevzuu, teşriî murakebe, Millî mu­rakabe mevzuu ile alâkasının uzak olduğunu arzetmeğe mecburum. Anaya­samız, iç tüzüğümüz Türkiye Büyük Millet Meclisinin murakabesine ait u-sulleri tamamiyle tesbit etmiştir. Sayıştaym geciktirme sebepleri, yığın! sebeplerini hükümetlerin murakabeyi geciktirme arzularma bağlanması ih­timali elbette ve elbetteki dokuzuncu Büyük Millet Meclisinin idaresinde er, uzak bir ihtimal haline gelmiş bulunmaktadır. O halde tekrar ediyorum. Meseleyi, hükümeti murakabe etmek vazifesinde hissiyatımızı okşamak su­retiyle halletmek gibi bir yoldan ısbat etmektense arzettiğim şekilde köse başlarını ele alarak bunlara cevap vermek suretiyle bizi ikna etmeleri ica-beder. Onun dışında konuşmak siyasî olur, yüzde yüz siyasî olur. Ben tek­nik konuştum ve teknik noktai nazarında hükümet İsrar etmektedir. Ama karar Yüksek Meclisinizindir. Huzurunuzda tekrar ediyorum, çıkışımın se­bebi hükümetin niçin konuşmak mecburiyetinde bulunduğunu sarahath bir daha tekrar etmek içindir."

Fethi Çelikbaş ise şöyle dedi:

— Memurlara günlük mesaileri haricinde ücret vermek yeni bir mesele değildir. Biraz evvel Meclisin bütçesini kabul buyurdunuz. Meclis bütçesin­de dahi mesai haricinde çalışanlara ücret verileceğine dair bir tahsisat var­dır ve arzettiğim gibi geçen yıl memurlara ve müstahdemine verilen ikra­miye kaldırıldığı halde, bazı umumî hizmetlerin aksayacağı mülâhazasiyle, Bütçe Kanununa bir yığın maddeler konmuş ve ikramiyelerin verilmesi mümkün kılınmıştır. Bu durumlar karşısında yepyeni bir mesele çıkmış gi­bi konuşmuş olmak, bendeniz ifade edeyim ki, teknik bir mesele üzerinde durmak mânasını ifade etmez.»

Tokat milletvekili Sıtkı Ataçm konuşmasındansonra, Bütçe Komisyonuözcüsü Çanakkale millevekili Emin Kalafat kürsüye gelerek komisyonun teklifini müdafaa etti.

iirt milletvekili Mehmet Daim Süalp Usul hakkında konuştu. Tümü üze-inde verilen yeterlik önergesinin kabulünü müteakip bölümlere geçildi.

[ölümler üzerinde de Çorum milletvekili Ahmet Başıbüyük, Çoruh millet­vekili Abbas Gigin, Rize milletvekili îzzet Akçal, Bursa milletvekili Agâh-•ozan, Ankara milletvekili Ömer Bilen, Siirt milletvekili Mehmet Daim Sualp, Aydın milletvekili Namık Gedik, Çankırı milletvekili Kâzım Arar, Afyonkarahisar milletvekili Kemal Özçoban, Bütçe Komisyonu adına İzmir milletvekili Tarık Gürer konuştular.

Bu arada Devlet Bakanı BaşbakanYardımcısı Samet Ağaoğlu söz alarak undan evvelki konuşmaları hakkında ezcümle şunları söyledi:

- Demin mütalâalarımızı arzederken memurlarımızın mesai saatleri hak-nda söylediğim sözlerin bir iltibasa mahal verebileceğini gördüğüm için söz almış bulunuyorum. Şimdi zabıtlardaki ifademi bir daha tekrar etmekte fayda buluyorum.

Mesai sistemimiz iyi midir, kötü müdür? Bunu soralım kendi kendimize, dedim.

Devlet memurlarının 6,5 saat yerine 3 saattan fazla çalışmadıkları hesap eıbilir, dedim. Bunun yanıbaşmda derhal ilâve edeyim ki, bu sözlerimi teyid ve tasrih bakımından, zapta aynen şu cümle geçti: Bu, bir sistemin ne­ticesidir, bir sistem bozukluğu karşısındayız. Yoksa memurlarımızın büyük ;ismmm, vazifelerini görmekte ihtiyarî bir ihmalleri olduğunu kasd^tme-dim.

Tekrar ediyorum, sistem bozukluğu karşısındayız. Bu bir sistemin netice­sidir. Bunu tekrar ediyorum.

Müteakiben Niğde milletvekili Necip Bilge tekrar söz alarak Bütçe Komisyonu tarafından teklif edilen ödeneğin kabulü lehinde konuştu. Tekrar söz alan Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı ezcümle şunları söy­ledi:

— Arkadaşlar,

Demokrat Parti iktidara geldiği gün bu memlekette İslâhata muhtaç namü­tenahi nokta olduğunu söyledi. Mesuliyet mevkiine geçtiğimiz günün ertesi bunlar islâh mı edildi? Daha İslaha muhtaç dünya kadariş vardır.

.urada meseleleri çok esaslı bir samimiyet içinde mütalâa etmek mecburi­yetindeyiz arkadaşlar. Ben huzurunuza çıkıp deseydim ki, Türkiye'de me­mur meselesi hal edilmiştir, o zaman mı doğru olacaktı? O zaman size kar­şı ayıp yapmış olurdum. Bu memlekete yakışmıyacak şeyi yapmış olurdum.

Tekrar ediyorum, memleketimizde memur meselesi halledilmemiştir. Sis­temimiz bozuktur, İslaha mecburuz. Bunun içinde mesaî saati meselesi de mevcuttur.»

Aydın milletvekili Cevat Ülkü, Usul hakkında konuştuktan sonra Bütçe Komisyonunun teklif ettiği ödenek hakkında verilmiş olan muhtelif önerge­ler okundu. Bu arada İçel milletvekili Halil Atalay ve onbeş arkadaşıda tara­fından verilen bir önergede bu ödeneğin reddini mutazammm olan önerge­nin açık oya konulması isteniyordu;

unun üzerine 480 bin liralık ödeneğin reddi hakkındaki önerge' açık oya arzedildi. Oy puslaları toplanıp tasnif edildikten sonra Başkan- iştirak mev­cudunun 236 olduğunu, 135 milletvekilinin takriri kabul ettiğini, 96' milletvekilinin, reddettiğini ve 5 milletvekilinin de müstenkif kaldığını, ancak ni-sab doladığı için gelecek birleşimde tekrar açık oya sunulacağını bildirdi.

Bundan sonra vakit geciktiği için Başkan saat 20.25 te üçüncü oturuma son verdi.

Büyük Millet Meclisi yarın sabah saat 10'da toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 23 Şubat IS52 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 22 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bu sabah saat 10.20 de Başkan Vekillerinden Kayseri milletvekili Fikri Apaydm'm başkanlığında toplanarak Sayıştay Başkanlıg 1952 Bütçe Tasarısının dün başlamış olan müzakerelerine devam etti.

Oturum açılınca Başkan, Sayıştay Başkanlığı Bütçe Tasarısının 477'inci bö­lümüne Bütçe Komisyonunca konulan 480 bin liralık ödenek hakkında dün­kü üçüncü oturumda bu ödeneğin tasarıdan çıkarılmasına dair olan bir ö- ■ nergenin açık oya konulduğunu, fakat nisap hasıl olmadığı için netice alı­namadığını hatırlattı.

Bu Önerge tekrar açık oyna arzedildi. Tokat Seçim Bölgesinden başlanarak sırasiyle isimleri okunan milletvekilleri oylarını kullandılar. Rey pusulaları tasnif edildikten sonra Başkan neticeyi şöylece bildirdi:

Sayıştay bütçesinin 477 inci bölümünün kaldırlması hakkındaki Önerge do-iayisiyle yapılan oylama neticesinde 264 oy istimal edilmiştir. 179 kabul, 8ff red, 5 çekimserdir.

Bu suretle 477 bölümdeki 480 bin liralık tayyı 179 oyla kabul edilmiş, 477. nci bölüm bütçeden çıkarılmıştır.

İstanbul milletvekili Andre Vahram'm bir kanun teklifinin iadesi hakkında­ki önergesi okundu ve isteğin yerine getirildiği bildirildi.

Başkan müteakiben Bütçe müzakerelerinin devamınca Meclisin toplanma saatleri, hakkında bir teklifi oyna koydu.

Kabul edilen bu teklife göre, Büyük Millet Meclisi bu günkü cumartesi w yarınki pazar günleri de dahil olmak üzere günde üç oturum yapacaktır. Sabah oturumları saat 10'dan 13'e öğleden sonraki oturumlar saat 15'den 19'a, gece oturumları ise saat 21'den 24'e kadar devam edecek, böylece Mec­lis günde 10 saat müzakere halinde bulunacaktır.

Bundan sonra Başbakanlık Bütçe Kanunu Tasarısı ile Milletlerarası İktisa­dî İşbirliği Teşkilâtı bütçe tasarısı müzakere ve kabul edildi.

Sayıştay Başkanlığı Bütçe Tasarısının müzakeresinin ikmaliyle bu bütçenin de kabulünden sonra Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdürlüğü 1952 Bütçe Kanunu tasarısının müzakeresine geçildi.

Bu bütçenin tümü üzerinde ilk sözü Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Gru] pu adına Yozgat milletvekili Avni Doğan aldı.

Hatip evvelâ radyo neşriyatına temas ederek bu neşriyatta politik mülâha­zalar güdüldüğünü söyledi. «Bu Genel Müdürlük emrini iktidardan alma­sın» dedikten sonra şöyle devam etti:

Demokrat prensiplere sadık olduğunu iddia eden bir hükümetin ilk yapaca­ğı şeylerden birisi muhalefetin her türlü neş.ir vasıtalarındanistifadesine.

-İmkân vermektir. Bugün dünyada matbuat kadar hattâ belki de ondan da-mühim bir neşir telkin ve propaganda vasıtası olan radyoyu kendi inhi-ında tutan ve muhalefetin ondan faydalanmasına imkân bırakmayan bir ıükûmetin, hattâ şeklen olsun, kendisinin Demokratik presiplere taraftar olduğunu iddia etmesine imkân yoktur. Radyonun bugün yaptığı gibi hükû-. Partisi lehine propaganda da bulunmasınındinleyenleri memnun et­mediği bir hakikat değil midir?

Yozgat milletvekili Avni Doğan Devlet Radyosundan muhalefet partilerinin seslerini duyurmalarına imkân vermediğini söyliyerek bunu doğru bulma-ı ilâve ettikten, bu arada gazete başmakalelerihülâsalarının radyoda verilmesine de dokunduktan sonra devamla dedi ki:

Demokrasimizin normal gelişmesi ve Meclis müzakeresinin bütün kemaliy-e belirmesi, efkârı umumiyenin temsilcisi olan Türk matbuatının her tür­lü maddî ve manvî baskıdan masun kalmasına bağlıbulunduğu açık bir hakikattir. Demokratik idarelerde hür bir basının vatandaşlar için sonsuz İr güven kaynağı olduğunda şüphe yoktur. Türk basınının en gayri müsa-t şartlar içinde meselâ düşman işgali altında bile çok yüksek bir seciye ve ıgin bir vatanperverlik Örneği verdiğini unutmak mümkün müdür? De-nokratik gelişmemiz için basınımızın son yıllarda sarf ettiği büyük gayreti gözönünde tutmak ve buna lâyık olduğu şekilde mukabelede bulunmak bu­günkü ve yarınki iktidarın en basta gelen bir vecibesiolduğuna inanmak icabeder. Hal böyle iken Demokrat Parti iktidarının resmî ilânların tevziin-.e tatbik ettiği metod, hiç de iftihar edilecek bir mahiyette değildir. Resmî ilânlara tahsis olunan millet parasından en büyük payı iktidara yaranmak istiyen sürümsüz varakparelere bahş ve iktidarı tenkid eden muhalefet ga­zetelerine ya hiç ilân vermemenin yahut ta zevahirikurutmak emeliyle steriş kablinden küçük parçalar tahsis eylemenin meşru bir izaha bağlan­ması mümkün değildir. Hükümetin tatbik ettiği bu metod hür Türk basını­na yöneltilmiş açık ve ağır bir haksızlıktır. Bu usullere son verilmeli ve sizin dâvanız olan bu talebimizin ıs'afmı göremeğe imkânhazırlanmalıdır. Bu böyle olduğu takdirde Demokratik rejimekarşı duyulduğusöylenen hürmetin samimiyetine inanmış bulunacağız.

Maruzatımızın hüsnü telâkkiye mazhar olacağına ve bu Mecliste iyi akis bırakacağına inanmaktayız.

Yozgat milletvekili Avni Doğan'dan sonra kürsüye gelen Afyonkarahisar lilletvekili Kemal Özçoban radyo temsillerinden bahsederek bunların se-ilmesinde daha titiz davranılması temennisinde bulundu. Afyonkarahisar lilletvekili Kemal Özçoban, ilânlar kurulacakresmî bir gazetede neşri

fikrini ileri sürdükten sonra gazetecilere Mecliste kolaylıkgösterilmesini

Başkanlık divanından rica etti.

anguldak milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller, Demokrasilerde en bü­fe kuvvetin efkârı umumiye olduğunu belirtikten, hükümetlerin tenkitten korkmaması lâzımgeldiğini söyledikten sonra ilân mevzuundan şikâyet etti. Muhtelif gazetelerin resmî ilân neşri mukabilinde aldıkları ücretlere dair rakamlar okudu. Bu usulün.tashih edilmesini istedi.

atip radyo neşriyatından da bahsederek bunun tarafsız bir şekilde idare olunması fikrini müdafaa ile dedi ki:

Başka memleketler radyolarına bakıyoruz arkadaşlar. Başka memleketler radyolarında bütün muhalif ve muvafık fikirler, matbuat sütunlarında ol­duğu kadar radyo neşriyatında da görülmektedir. Hatırlarsınız, B.B.C. rad­yosu sayın Kasım Gülek'in Avrupadaki neşriyatım dahi verdi. Yalnız hükü­met aleyhindeki kısmını çıkardı.

Abdurrahman Boyacıgiller daha sonra köylerin radyo ile teçhizi lâzımgeldi-ğini söyledi ve köyler için radyo neşriyatı yapılmasının faydasını belirtti.

Çankırı milletvekili Kâzım Arar sözlerine Yozgat milletvekili Avni Doğan'a cevap vermekle başladı.

Radyoda Meclis müzakereleri anlatılırken muhalefet sözcülerinin beyanları adetâ kelime kelime verildiği halde şahısları adına konuşan Demokrat Par­ti milletvekillerinin yalnız isimleri söylendiğini hatırlattı ve Ayni Doğan'm sözlerini ima ederek «Buna yetinmemek gibi bir hareket tarzı göstermeleri­ne hayret ettim» dedi.

Çankırı milletvekili Kâzım Arar, Türk müziği ile Batı müziği neşriyatına da temas ederek iki istasyondan birinde batı müziği neşredildiği saatte diğerin­de Türk müziği neşriyatı yapılmasını istedi.

Hatip müteakiben Bütçeye Komisyon tarafından yapılmış olan ilâvelere iti­raz etti ve bu husussta bölümler üzerindeki müzakerelerde daha geniş konu­şacağını söyledi.

İleri sürülen mütalâalara Bütçe Komisyonu adına cevap vermek üzere kür­süye gelen İzniir milletvekili Behzat Bilgin, kendisinden evvel söz alan ha­tiplerin konuşmaları yer yer siyasî mevzulara temas ettiği için kendisi de siyasî mevzulara temas ederse bunların şahsî mütalâa olarak telâkki edil­mesi ricasında bulunduktan sonra Önce bu mevzu üzerinde Yozgat milletve­kili Avni Doğan'a cevap verdi. Radyo mevzuuna geçerek ezcümle dedi ki;

Bu radyo meselesinde, bütün dünyada tecelli eden fiilî bir hakikat vardır. Radyo dünyanın bütün memleketlerinde, Amerika hariç, bir devlet inhisa­rı şeklindedir. Yahut devlet inhisarı yanında hususî radyo teşekküllerine müsaade edilir. Fakat ister serbest olsun, ister devlet inhisarında olsun, bü­tün kütleye hitap eden bir vasıta olarak radyo hiç bir zaman basın hürriye-tile hemayar olarak yürümemiştir. Radyo meselesi bir basın meselesi I telâkki edilmemiştir. Radyo daha sıkı bir nizama ve kontrola tâbi tutulan bir müessesedir.

Arkadaşlarımız, diyorlar ki, hükümet radyoyu kendi hesabına kullanıyor, muhalefeti konuşturmuyor, yani istiyorlar ki muhalefet radyoya gelecek, gazetelerin de yaptığı isnatları, iftiraları, polemikleri devletin radyosuna çıkaracak ve vatandaşlar arasında her gün bir fesat ve nifak havası estire­ceklerdir.

Bu şekilde bir iddiada bulundukları zaman bize Avrupa'da, Amerika'da bu şekilde işleyen bir tek radyonun ismini versinler. Dünyanın hiç bir yerinde muhalefetin devlet radyosuna polemik yapmak için çıktığı vaki değildir.

Simdi arkadaşlar, bunu böyle tesbit ettikten sonra şunu kemali samimiyet­le kabul ediyoruz ki radyonun bitaraf bir müesesese olması lâzımdır. İkti­darın idaresinde bulunan radyonun iktidar lehine bir propaganda vasıtası olmaması lâzımdır. Hükümet de bunu böyle kabul etmiştir. Radyoda siyasî haberlere tahsis edilmiş saatler, dakikalar, demin bir arkadaşımızın da söy­lediği gibi, muhalefetle iktidar arasında âdilâne bir nisbette tevzi edilmiş­tir. Bir adaletsizlik varsa muhalefetin lehine olmaktadır. Ama bu böyle o-lunca, hükümetin görüşlerini radyoda aksettirmeyin, hükümet beyanatı yer almasın, şeklinde bir ifadenin aklı selime ne derece uyacağını takdirinize bırakırım. Esasen komisyondaki arkadaşları böyle bir iddiada bulunmadılar Hükümetin beyanatını ve siyasetini radyoda en geniş ölçüde aksettirmenin millete hesap vermek bakımından bir zaruret olduğunu arkadaşları bizzat, komisyonda kabul ettiler. Burada Başbakanın söyliyeceği bir nutuk hükü­metin siyasetini teşrih etmesi bakımından, vatandaşlara memleket işlerinin i istikamette olduğunu göstermesi bakımından herhangi birimizin söy-
5i bir nutuktan daha fazla yer alacaktır. Bunları halkımız herşeyden
û öğrenmek ister. Bunları söylemiyecek olursak, bir zaman yapılmış ol-
giib hükümet icraatının mucip sebeblerini, gittiği istikameti halktan
zliyecek olursak işte o zaman radyo nahak yere kullanılmış, milletimize
hükümetin vecibesi ve muhterem Meclisinizin vecibesi yerine getiril­
memiş olur arkadaşlar., .;
dyo meselesinde hükümetin takibettiği hattı hareket budur. İktidarımız-
,bu yana radyoda ilk anlara ait bir takım taşkınlıklar olmuş olması mel­
huzdur.

t bizimburadamemnuniyetletesbitedeceğimizbirhususşudur tarafsızlık mevzuunda radyomuz daimî bir tekâmül halindedir ve bu te-51ü sayın muhalefet partimizin Bütçe Komisyonundakitemsilcileri memnuniyetle kabul etmişlerdir.

Jütçe Komisyonu sözcüssü İzmir milletvekili Behzat Bilgin bundan sonra Sân mevzuuna geçti ve ezcümle dedi ki:

Resmî ilânların Halk Partisi zamanında cürrüenizce malûm olan bir gidişi vardı. Ankara'da Devletin bütün resmî ilânları bir gazetenin inhisarı altında idi. Buna karşılık başka gazete çıkmıyordu. Denilebilir. Fakat başka gazete-er çıktıktan sonra dahi bu resmî ilânlar yine tek bir gazetenin inhisarında İdi. Bu gazeteye verilen resmî ilânların yekûnu milyonları aşmıştır. Şunu kayd ve işaret etmek isterim ki, bizim muhalefet devrimizde hiç bir mu-lefet gazetesi, yani bizim mensup olduğumuz partiye ait hiç bir gazete çı-ıp ta bu resmî ilânlar meselesini günlük bir polemik mevzuu yapmamışlar-ır. Biz memleket işleri üzerinde muhalefet yaptığımızhalde, bize niçin ıî ilân vermiyorsunuz, diye hiç bir itiraz yükselmedi. Çünkü bizim gazetelerimiz şahsî menfaatlerini, memleket menfaatile karıştırmamak lüzumu-iuymuşlar ve bunu takdir etmişlerdi. Bu meyanda koleksiyonları göste-lirim. Açınız dört senelik koleksiyonu, memlekette her türlü tenkitleri yaptıkları halde, niçin bize resmî ilân vermiyorsunuz, dememişlerdir, bir iş-tikâkda bulunmamışlardır. Ama 14 Mayıstan sonra gördük, bir resmî ilân şi vardır. Bana ver, ötekine verme şeklinde âdeta memleketin en büyük si­yasî işleri kadar mühim gösterildi. Başmakalelerdebir çok yazılar çıktı, anki kıyamet koptu. Muhalefet gazetelerinin bundanbaşka mühim bir ıevzuları yoktu. ;hzat Bilgin devamla dedi ki:

imdi Halk Partisi diyor ki: Hatadasınız, tashih ediniz. Abdurrahman Boya-jiller arkadaşımız, yeni intisap ettiği partinin kenaati olarak o da hatada-ınız, tashih ediniz, diyorlar. Güzel. Peki tashih edelim ama nasıl tashih e-lim? Kimse-çıkıp ta bize, öyle hapmayınız böyle yapınız, diyemiyor. Aca-sayın Avni Doğan arkadaşımız, hata ediyorsunuz, dediği zaman, evvelce m yaptığımız gibi yapınız mı demek istiyorlar? O zaman Ulusa bir san-ilân vermemek, bütün ilânları Zafere vermek lâzımdır. Ne yapalım?

.ehzat Bilgin ilân ücretlerinin gazetelere devlet tarafından bir sübvansiyon larak değil bir hizmet mukabili, ilânların neşri bedeli olarak ödendiğini eHrtti ve devamla dedi ki:

meseleyi aynı zamanda matbuat üzerinde baskı meselesi olarak ileri sür-Kiler. Hak Partisinin matbuat üzerindeki baskısının ne çeşit olduğunu he-

iniz en acı hakikati eril e bilirsiniz. Şimdiki matbuata hürmetten başka ya-nacağımız birşey yoktur. Bugünkü realiteler muvacehesinde ben tarafsız gazetecileri böyle bir şüpheden sureti kafiyede tenzih ederim. Türkiye'de atbuat hiç bir zaman, hiç bir devirde bugün olduğu kadar hür olmamış ve askıdan azade kalmamıştır.

Behzat Bilgin radyo mevzuunda da şu izahatı verdi:

Radyoda köylere yapılan yayınlardan bahsedildi. Biliyorsunuzki, bir köv saati ihdas edilmiştir. Bu saat çok alâka ile takip edilmektedir. Ankara rad­yosu Müdürlüğünde, bu münasebetle köylerden gelmiş, tomar tomar mek­tupları görmek fırsatını buldum. Hakikaten köylü vatandaşların çok yakın­dan alâkadar oldukları ve istifade ettikleri bir yayın olduğu anlaşılmıştır, Hiç bir veçhile radyo bu gibi faydalı yayınlardan vareste bulunmamaktadıı

Kâzım Arar arkadaşımız müzik yayınlarında İstanbul radyosu iîe Ankara radyosu arasında bir münavebe sisteminden bahsettiler. Bu usul zaten te­sis edilmiştir. İstanbul radyosu alaturka çalarken Ankara radyosu alafrang çalar, keza, Ankara radyosu alaturka neşriyat yaparken İstanbul radyossu alafranga neşriyat yapar. Yani aynı asatte iki radyo aynı çeşit neşriyat yap­maz.

Yine Kâzım Arar arkadaşımız Basın Yayın Genel Müdürlüğü bütçesindeki bir gelişmeden şikâyet ettiler. Eğer kendileri komisyonmüzakerelerine hazır bulunmuş olsalardı, zannederim bu gelişmeyi takdirle karşılama fır­satını bulmuş olacaklardı. Hâdise şudur, Basın Yayının en ziyade iftihar et­tiği teşekküllerden biri New-York'taki Haberler bürosudur. Bu büro Tür­kiye'ye ait olan haberleri, hâdiseleri her çeşit,vasıtalarîa, neşriyatla, filmi] televizyon ile, radyo ile Amerika halkına yaymaktadır. Fakat kadrosu so. derece mahduttur. Elindeki imkânlar azdır. Bununla beraber çok çeşitli neş­riyatı vardır. Bu cılız vasıtalarla Amerika'da hakikî bir tesir yaratmıştır. Bunu bizim kavli mücerredimiz olarak kabul etmemenizi rica edeceğim. Bu hususta Amerikanın eski Dışişleri Bakanı Sümmer Velsin bir kitabı irffl etmişvegeçenseneAmerikayagidenBütçe Komisyonunda Feridun Erkin arkadaşımız tarafından ittilaımıza vazedilmiştir. Bu kitapt diyor ki, Türk-Amerikan dostluk binasının kurulması için Türkler tarafıı dan da bir gayret sarfedilmektedir. Ama diyor, bu gayret muazzam bir dıı vara birkaç tuğla koymaktan ibaret kalmaktadır.Bununla beraber Nev York bürosunun Türk-Amerikan dostluğuna yaptığı hizmet büyük olmu tur. Misaller zikrediyor. Şimdi genç elemanlarımızın himmetiyle New-Yori Haberler bürosu Türkiyeyi Amerikalılara tanıtmaya çalışmakta, ama bunu elindeki vasıtaların imkânlariyle yapabilmekte olduğu için bu, Türkiye merika karşılıklı dostulk anlaşması hudutları içinde küçükmikyasta ka maktadır. Bu vaziyeti Feridun Ergin arkadaşımız çok iyi açıklamış ve hiç ol: mazsa Şikago ve Sanfransisko'da da birer büronun kurulması fikrini müd faa etmişlerdir. Bütçemiz imkân göstermiş olsaydı da hakîkaten bunları bi den bire kurabilseydik bu, Amerika'da daha süratle tanınmamız için bü} bir fayda ve hizmet sağlamış olacaktı. Bugün Amerika'da daha iyi tanım olmanın ehemmiyetini takdir etmiyen arkadaşımız yoktur. Amerika ile ma lî, iktisadî, kültürel sahalarda iki milletin birbirini iyi tanımalarına ihtiyatı vardır. Bu da Amerika'da kurulacak yeni bürolarla elde edilecek şeylerd

Tabiî birden yeni bürolar kurmak imkânı hasıl olmadı. Ama New-York Hs berler bürosunun imkânlarını geliştirmek lüzumu üzerinde komisyon mi tefikan mutabık kaldı.

İşte Basın-Yayın Umum Müdürlüğü bütçesinde görülmekte olan tahsisat: tısının en mühim sebebi budur. Maddesi geldiğizaman daha fazla iza vermek de mümkündür. Eminim ki, muhterem Meclis bu tahsisatı s ve kabul edecektir ve hattâ belkikabul ederken, bütçede daha fazla tat sat ayıramadığından müteessir olacaktır.

Konuşan kıymetli hatiplerin kıymetli mütalâalarına karşı bendenizin deceğim bundan ibarettir. Umumî olarak şunu söyleyebilirim ki, BasınB Genel Müdürlüğü, daima inkişafa müstaid bir dairernizdir. Bugünkü

nalde bütçenin kısmı azamı radyoya tahsis edilmiştir. Eğer Türkiye kendi dışarıda ve içeride daha iyi tanıtmak zaruretini hissediyorsa daha iyitmak zaruretini hissediyor ve hissetmektedir. Bu Umum. Müdürlüğün gittikçe inkişaf etmesi zarureti aşikârdır. Bu seneki bütçe ile bu kadarına imkân bulnmuştur, ileride daha inkişaf edeceği şüphesizdir.Bütçe Komisyonu sözcüsü milletvekillerinin sordukları sualleri decevaplandırdıktan sonra kürsüden indi.

Cumhuriyet Halk Partisinden Yozgat milletvekili Avni Doğan tekrar söz İdi. Hatip evvelâ Bütçe Komisyonu sözcüsünün konuşmasının mııkademe-ıdeki şahsî mütalâalara cevap verdi. Esas mevzu üzerinde ezcümle şunları söyledi:

Arkadaşlar,

Devlet radyosundan, millet parasile kurulmuş bir âmme müessesi olan bu teşekkülden muhalefetin hükümet aleyhine küfür savurmasını, taarruz etmesini istemek gibi bir şey aklımızdan bile geçmedi. Biz, muhalefete mutlaka radyoda konuşma hakkını veriniz, her gün hükümete küfredelim, diye şey söylemiyoruz. Fakat biz hükümetinmuhalefete küfretme hakkını inkâr ediyoruz. Hükümetin, hükümet olarak, iktidar partisi olarak icraatını Mlillete duyurması kadar meşru bir şey yoktur. Sayın Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu dün koridorda bana büyük tebşiratta bulundu. Radyonun Devlet radyosu halinde kalacağını söylemek lûtfunda bulundu. Bunun filîatbikatını gördüğümüz anda sizin kadar biz de derin iftihar duyarız.Yozgat milletvekili Avni Doğan daha sonra ilân mevzuuna geçti ve hülâsa-tan dedi ki:

Arkadaşlar,

ıammül rejimidir, bu. Madem bu yola girildi, büyük dâvalarla girildi, e-ln ağzı torba değildir, büzülemez. Tenkid edeceklerdir. Eğer tenkid hudu-unu geçerse, millî vahdeti bozarsa, hakareti mutazammın hareket ederse devletin kanunları vardır, mahkemeleri vardır, tecziye edilir. İlân yolu ile tecziye etmek, muayyen bir zümreye kudret vermek, bu yolla matbuat üze­nde müessir olmak hakkını vermek demektir ki, bunu tensip buyurmaya-cağmızı tahmin ediyorum.

Yozgat milletvekili Avni Doğan'ın konuşmasından sonra Devlet Bakanı Baş­bakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu kürsüye gelerek dedi ki:

-Muhterem arkadaşlar,

Görüyorsunuz ki, bir dosya ile huzurunuza çıkıyorum. Bizi tenkit eden mu­halif arkadaşlarımızın sözlerine hükümetinizin mutad olan üslubu ile yani rakamlarla ve vakıalarla cevap vermek kararile maruzatta bulunacağım.

Avni Doğan arkadaşımız diyorlar ki Başbakan Yardımcısı dün bana tebşi-ratta bulundular. Artık şikâyetiniz kalmayacak dediler. Ben halbuki şikâye-iniz kalmadı diye tebşir ettim. Bilhassa yedi aydan beri herşeyin düzelmiş llduğunu arzettim. Bu sabah için de kendilerine izahat vermek üzere de bir randevu rica ettim. Fakat işlerim dolayısiyle şitabân olamadım. Aflarını di­lerim. Bu mümkün olsaydı, belki şimdiki izah ve kanaatlannı- hiç olmazsa biraz değiştirecek bazı vesaiki de arzetmiş olacaktım.

Simdi müsaade ederseniz yine Avni Doğan beyin sözlerini tahlil edeyim, di­yor ki radyo neşriyatında politik mülâhazalarla hükümet icraatı diye parti politikasını1 yapıyorlar. Çok şükür muhalefetbir merhale almış.Çünkü Bütçe Komisyonunda, muhalif arkadaşlarımız sözlerine, Devlet radyosu Demokrat Partinin radyosu haline gelmiştir diye başladılar. Halbuki şi'md Avni Doğan bey, hükümet icraatı namı altında demek suretile hiç olmazsa manzarasının değişmiş olduğunu kabul etmişlerdir. Bu manzaranın altında particilik olduğu iddiası ise delile dayanmamaktadır. Delil olsaydı böyle bîr hali biz de kendileri gibi müsamaha ile karşılamayız.

Yine Avni bey diyor ki, Bakanların seyahatleri ve onlara refakat eden zeva­tın isimleri neşrediliyor. Meclis saatlerinde Bakanlara tahsis olunan saatle! fazladır, muhalefet mebuslarına ayrılanlar azdır. Genel Müdürlük iktidar­dan emir almasın. İşte Avni beyin söyledikleri, aşağı yukarı, resmî ilânlar kısmı müstesna bunlardan ibarettir. Bütçe Komisyonunun muhterem sözcü­sü Behzat Bilgin, muhalefet sözcüsünün iddialarını o kadar vâkıfane bir s kilde cevaplandırdı ki ben, yalnız bir teknisyen olarak kalacağım ve size radyonun hesabını vereceğim.

Arkadaşlar,

Radyonuz partici değildir. Onu size kolaylıkla isbat edebilirim 24 saatte programa bağlı olan radyoda müzik saatleri, ilmî konferanslar, Meteoroloji işleri, Dış politika meseleleri, Kore saati, Çocuk saati ve bu gi­bi diğer neşriyatın saatlerini ayırdığımız takdirde politika sahasına tahsis edilecek zaman bir günün bir saatini geçmez. O halde Türk Radyosu parti­cidir, yani sabahtan akşama kadar particilik mi yapıyor? Eğer maksadınız bu ise Demokrat Partinin mensubu olanların istedikleri şarkıları çalıyor d Halk Partisi mensuplarının istedikleri şarkıları çalmıyor derseniz o vaîit sizinle beraberim,.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı daha sonra hülâsatan şunları söyledi: Şimdi prensibimizi vazedelim. Kendileri de kabul ediyorlar, Devlet radyo­sundan Devlete küfür edilemez, beraberiz, teşekkür ederim.

Diyorlar ki, radyodan muhalefetin de istifadesini temin edelim. Bizim pren­sibimiz ise, partileri, iktidar olsun, muhalefet olsun, radyodan tamamiyle çıkartmaktadır. Mademki Devlet radyosudur, mademki Devlet inhisarı al­tındadır, o halde ne iktidarın, ne de muhalefet partisinin propagandası radyoda yapılamaz.

Devlet radyosu vatandaşları tenvir eden bir radyo olmak itibariyle vatan­daşlara devletin icraatı hakkında malûmat vermekle mükelleftir. Üçüncü prensibimiz Devlet icraatı radyodan bütün vatandaşlara, efkârı umumiyeye bildirilecektir. Devlet icraatını Devleti temsil eden insanlar bildirir, Başba­kan bildirir. Bakanlar bildirir, mesul adamlar bildirir.

Binaenaleyh Devlet radyosunda mesul Devlet adamları konuşacaklardır.

Ama diyorlar ki mesul Devlet adamları muayyen partiye mensuptur, ikti­darda bulunan bir parti bu suretle bilvasıta kendi iktidarının propagandası­nı yapmaktadır. Buna karşı söyliyecek sözümüz şudur:

Herhangi bir parti iktidara gelirse, mesul bir iktidar olarak Devlete ait İC5 raatınm radyoda söylenmesi, propaganda mahiyetinde dahi olsa, devam o iunmalıdır. Aksi halde vatandaşlara karşı devletin ağzı kapanmış olur arkadaşlar.

Şimdi, bu prensipleri arzettikten sonra ne dereceye kadar tatbik edildiğin. söyliyeceğim.

Aziz arkadaşlar,'

7-8 Aydan beri, yani demin Behzat Bilgin arkadaşımızın dediği gibi muay­yen bir itiyad içinde devraldığımız radyoyu yeni prensiplere intibak ettir­mek için zaman geçirdik arkadaşlar. Bütçe Komisyonunda da dediğim gibi,adyoyu gittikçe mütekâmil bir Devlet radyosu haline getirmek için lâzım-gelen tedbirleri aldık.

amet Ağaoğlu, alman tedbirler hakkında izahat verdikten sonra Meclis müzakereleri hakkında radyoda yapılan yayınlar hakkında malûmat verdi.

onuşmaların hülâsa edilmesi gerektiğini anlattı. 1952 Bütçe Tasarısının tü-i üzerinde konuşan C.H.P. sözcüsü Cemal Reşit Eyüboğlu'nun sözlerinin bizzat hatibin yaptığı geniş hülâsa aynen verilmek ve bir kelimesi çıkarıl­mamak suretiyle radyonun "Meclis saatbnde yayınlandığını söyledi. Misal vererek dedi ki:

Arkadaşlar,

i/4/1951 Günlü Meclis saatine, 1164 satır tahsis edilmiş bulunmaktadır. 318 satır Faik Ahmet Barutçu, 48 satır Ali Fuat Cebesoy, 45 satır Sinan Tekeli-86 satır Grup adına İzmir milletvekili Muhiddin Erenel, 25 satır Millet rtisi adına Kırşehir milletvekili Osman Bölükbaşı, 16 satır Mardin millet­vekili Kemal Türkoğlu, bakın o gün en fazla Faik Ahmet Barutçu'nun sesi Türk milletine işittirilmiştir.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı resmî ilânlar hakkında da şunları hü-lâsatan söyledi:

Seri ilânlar meselesine de bir nebze temas edeceğim:Müsaade ederseniz sizi yormazsam yine bir kısım vesikalar ile konuşacağım.

Aziz arkadaşlar,

Muhalefet, matbuatın resmî ilânlar vasıtasiyle tazyik ve tehdit altında tu­tulduğu iddiasındadır.

Arkadaşlar,

î bir sözün doğruluğunu kabul edebilmek için şu ilânlar vasıtasiyle

lerini değiştirmiş olan bir iki gazete ismi vermelerini ricaediyorum.

ir kısıra gazetelerimizi varakpare diye adlandırdılar. Kendilerine bu söz-

ri yakıştıramadım. İşte resmî bir muamele içinhazırlanmış, kâğıt tevziî

dolayısiyle hazırlanmış gazetelerin tiraj adetlerini gösteren cetvel.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı bu gazetelerin baskı adetlerini kürsü-bildirdikten ve düşük tirajda olmadıklarını söyledikten sonra devamla dedi ki: hükûmetin kâğıt tevziî dolayısiyle elinde bulunan resmî rakamlara istina­fı konuşuyorum. Bunlar yapmış bulunduğumuz resmî tahkikatın netice­leridir.

Arkadaşlar ben resmî rakamlarla konuşuyorum. Bana cevap da öyle veril­melidir.

Aziz arkadaşlar,

Matbuata tazyik yaptığımız ileri sürülüyor. Bakınız tiraj adedine göre en fazla Devlet kağıdını alan gazeteler, partimize mensup olmayan kimselerin gazeteleridir. Tazyik yapmağa karar vermiş olan bir hükümet işi burada ele ılırdı. İlândadeğil. Çünkü bir kâğıt buhranı var. Fakat ilân buhranı yok­tur. İyi bilirsiniz ki resmî ilânların yanında bir de hususî ilânlar vardır İçi­me bulunan gazeteci arkadaşlar bu hususî ilân membamın zengiliğini iyi rler. İlânlar müsavi dağıtılmalı diyorlar. Fakat resmî ilânlar niçin verir?

Aziz arkadaşlarım,

Resmî ilânlar matbuatımız?, bir hizmet, bir yardım, matbuatımızın gelişmesini temin eden bir vasıtadır. Gelişmiş, Rotatifini getirmiş, yerleştirmişler şeyini temini etmiş gazetelerin yanı başında aynı derecei tekâmüle varrrrç muhtaç olan gazetelerimiz vardır. Elbetteki evvelâ bu ikincileri resmî i lardan istifade ettirmelidir.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu (devamla)

Niçin almıyorsunuz Hürses gazetesini? İşte Halk Partisinin gazetesi... Parti­nin değilse Halk Partisi Genel İdare Kurulu azalarından muhterem Cavit Oral'ın.. Hürses gazetesi 90 bin liralık ilân almış. Çünkü bu gazete yeni ku­rulmuş bir müeseşese olmak bakımından himayeye lâyıktır. Onun için ve­riyoruz.

Başbakan Yardımcısı milletvekillerinin suallerini de cevaplandırdıktan soi ra Genel Müdürlüğün faaliyeti etrafında Rahatta bulundu.

Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu'nun konuşmasında sonra Başbakan Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü bütçesinin türaa üzerinde görüşmelerin yeterliğine dair bir Önerge olduğunu bildirdi.

Seyhan milletvekili Cezmi Türk'ün aleyhine kürsüde konuştuğu bu önerg oya sunulup kabul edildi ve maddelere geçildi.

Usul hakkında Antalya milletvekili Burhanettin Onat'in 309'uncu bölüm üzerinde de Çorum milletvekili Ahmet Başıbüyük'e Bütçe Komisysonu atim İzmir milletvekili Behzat Bilgin konuştuktan sonra saat 13'te Başkan bu a bahki oturuma son verdi.

— Ankara: 23 (A.A.)

Büyük Millet Meclisinin bugünkü ikinci oturumu saat 15'te Başkan Vekille­rinden Ağrı milletvekili Celâl Yardımcı'nın başkanlığında toplandı.

Sabahki oturum hakkında ve Usul üzerinde Trabzon milletvekili Hamdı 0ı hon ve Bursa milletvekili Halûk Şaman ile Kayseri milletveki Fikri Apm dın'm konuşmalarından sonra Basm-Yaym ve Turizm GenelMüdürlüği Bütçe Tasarısının bölümleri üzerinde görüşmelere devam edildi.

31'inci bolümün müzakeresinde Çankırı milletvekili Kâzım Arar propagait da giderlerine Bütçe Komisyonu tarafından yapılan ilâveye itiraz etti ve diğer ihtiyaçları sayarak bu ödeneğin çıkarılmasını isteyen bir önerge idi.

Zonguldak milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller bu teklifin aleyhinde bu lunarak memleketi dış âleme tanıtmanın lüzum veehemmiyetini belir Yunanistan'ın, İsrail'in, Habeşistan'ın propaganda için bizdenfazla harcadığım söyledi.

Antalya milletvekili Burhanettin Onat da Kâzım Arar'm önergesinin hinde bulundu, bilhassa Turizmde propagandanın ehemmiyetini anlattı.

Bütçe Komisyonu adına İzmir milletvekili Behzat Bilgin de geniş iz verdi. Bu arada sabahki oturumda verdiği izahatı hatırlatarak bu ödeneg tamamen mahalline masruf olacağını söyledi. Bu arada şunları söyledi:

New York Haberler bürosu hakikaten memleketimiz için son derece takd değer bir faaliyet sarf etmektedir. Neler yapıyor? Yalnız Kâzım Arar arfc daşımı tenvir etmek için dahi olsa bunu arzetmeğe mecburum. Bu habe bürosu haftalık bir bülten neşreder. Bu bültenlerden on binlercesi her t*^ İa dağıtılır. Bu Haberler bürosu Amerika'da muntazaman konferanslar | rir. Radyolarda da Türkiye hakkında konferanslar verir ve verdirir, den gelen propaganda filmlerini Amerika'da milyonlarca insana göste Türkiyeye ait fotoğrafları kopifüm haline kalbederek gene milyonlarca i[.tetkikine sunar. Ayrıca propaganda broşürleri neşreder. Kadrosu 3-4 ıurdan ibarettir. Son derece mahdut bir kadrosu vardır. Bu büro propa-ında broşürleri neşreder ki, son sene neşredilen 15-16 kadardır, son derece-güzel ve bilgili bir şekilde hazırlanmıştır. Bunlar binlercenüsha olarak nerikalılara dağıtılır. Ayrıca Türkiye hakkında bilgi edinmek isteyen her müracaat edeceği bir yerdir. Bu büronun, bir senede yalnız telefon­la vaki olan müracaatlara verdiği cevaplr onbini aşmaktadır. Aldığı mek-jplar ise bu rakamın daha çok üstündedir.Yapılan iş öyle üç, beş kişinin ağı bir iş olmayıp muazzam bir iştir.

Bütçe Komisyonu sözcüsü daha sonra münakaşa mevzuu ödenekle Ameri-ka'daki Türk Haberler bürosunun takviye olunacağını izah etti.

ınbul milletvekili Nazlı Tlabar, Amerika seyahatinde New York'ta Türk

der bürosunun ne kadar güzel çalıştığını bizzat gördüğünü, başka dev-

er oradaki bu nevi bürolarda 200 kişi ile çalışırlarken Türk Haberler bü-

unun üç kişi ile faaliyet gösterdiğini anlattı. Propagandanın bilhassa A-

:a'da bizim için faydalarını izah etti.

uıkırı milletvekili Kâzım Arar önergesini yeniden izah etti. Bu arada pro-■andanın ehemmiyetini kendisinin de takdir ettiğini, propagandanın ge­rekli şekilde yapılacağına kani olursa önergesini geri alacağını söyledi.

Balıkesir milletvekili Ali Fahri İşeri kürsüye geldi, fakat Başkan bölüm ü-erinde değil, umumî mahiyette konuşulduğunu bildirerek sözünü kesti.

Kocaeli milletvekili Ethem Vassaf Akan, münakaşa mevzuu ödeneğin kabu-iti lehine konuştu.

n üzerinde başka söz alan yoktu. Afyon milletvekili Ali İhsan Sabis'in ödenekten Bütçe Komisyonunun ilâve ettiği kısmın çıkarılması hakkındaki. :rgesi oyna konuldu. Kabul edilmediği anlaşıldı. Bölüm, Bütçe Komisyo-n teklif etmiş olduğumuz şekilde oyna arzedildi ve kabul olundu.

n-Yaym ve Turizm Genel Müdürlüğü Bütçe Tasarısının diğer bölüm-i üzerinde de Çorum milletvekili Ahmet Başıbüyük, Antalya milletveki-iurhanettin Onat, Seyhan milletvekili Cezmi Türk, Kars milletvekili Ab-; Çetin, Zonguldak milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller konuşarak ıhtelif temennilerde bulundular. Bu hususlarda Devlet Bakanı Başbakan imcisi ile Bütçe Komisyonu sözcüsü izahat verdiler.

ıı izahatten sonra Basm-Yaym ve Turizm Genel Müdürlüğü Bütçesinin müzakeresi tamamlandı.

Müteakiben İstatistik Genel Müdürlüğü bütçesi de kabul olundu ve Meteo-i İşleriUmum Müdürlüğü bütçesinin müzakeresine geçildi. Tasarının . üzerinde söz alan Zonguldan milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller, Ü Müdürlüğün toprak Hidrometreleri aletleriyle de teçhiz edilmesini ve bu kabil teknik müeseseselerin basma, o müesesese içerisinden yetişmiş o-ın elemanların getirilmesini temenni etti. Kocaeli milletvekili Ekrem Ali m da, Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğünde yapıldığı haber verilen bir stimalin doğru olup olmadığını sordu. Bu suale cevap veren, Devlet Ba­nı Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu, böyle bir ihbarın mevcut bulun­urunu ve bu hususta Maliye müfettişlerinin tahkikat yaptıklarını söyledi, eticede Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğünün bütçesi kabul edildi.

Bundan sonra Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesininmüzakeresine geçildi.

Tasarının tümü üzerinde söz alan Kayseri milletvekili İsmail Berkok, Tokat milletvekili Ahmet Gürkan, Kütahya milletvekili Yusuf Aysal, Ankara milli Ömer Bilen, Burdur milletvekili Mehmet Özbey, Ordu milletvekiliHanıdi Şarlan, Balıkesir milletvekili Ali fahri İşeri, Yozgat milletvekili I suf Karslıoğlu, Afyon milletvekili Gazi Yiğitbaşı, Gaziantep milletvekili A-li konuşarak dinî neşriyat, İmam Hatip Okullarının geliştirilmesi, mâbetl rin temiz tutulması, İmam kadrosunun çoğaltılması, din ahlâk ve kültür» viyesinin yükseltilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığının modern usullerle ve yeni bir zihniyetle idare edilmesi, camilere kâfi miktarda Müezzin verilin din adamlarının yetiştirilmesi, dinî müesseseslerin lâyik oldukları sevi] yükseltilmesi hususları üzerinde durdular.

Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi hakkında daha bir çok milletveküler almışlardı. Vaktin gecikmesinden dolayı saat 21'de tekrar toplanmak üzere Meclis ikinci birleşimine saat 18.50 de son verdi.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisi bu akşam saat 22'de Başkan Vekillerinden Muhlis may'm başkanlığında toplanarak, Diyanet İşleri Başkanlığının bütçe müzakerelerine devam etti.

Tasarının tümü üzerindeki konuşmalar bittikten sonra maddelere gecik 202'inci maddenin 12'inci bölümüne Hademei hayrat için yeniden . liralık ödeneğin konulması hakkındaki önergeler kabul edilerek, me: bölüme bu para kondu. Neticede Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi kabı lundu.

Bundan sonra Tapu ve Kadastro İşleri Genel Müdürlüğü bütçesinin müzakeresine geçildi.

Bu mevzuda söz alan milletvekilleri, temennilerde bulundular ve tapulı işine, hükümetçe daha fazla önem verilmesini istediler. Neticede in bütçe kabul edildi.

Müteakiben Toprak ve İskân Umum Müdürlüğünün bütçesinin müazl sine geçildi. Bu münasebetle bilhassa Bulgaristan'dan gelen göçmenlerim rumu üzerinde durularak, hükümetin bu hususta göstermiş olduğu dik ve çalışma takdir edildi ve bu arada topraksız köylüye toprak da°ıtı!r işinin de süratle neticelendirilmesi için lâzımgelen hassasiyetin gösteri; si istendi.

Vakit geç olduğundan yarın saat 10'da toplanmak üzere Meclis saat bugünkü üçüncü birleşimine son verdi.

Avrupa Parlâmentolar Birliği Türk Grubu Genel Kuruluma

Ankara: 24 (A.A.)

Avrupa Parlâmentolar Birliği Türk Grupu GenelKurulu bugün Büy Millet Meclisi kitaplığında toplanmıştır.

Genel Kurul Yönetim Komitesi Başkanı Ankara milletvekili Sadri Arsal tarafından açılmış ve Genel Kurulu İdare etmek üzerebask Bursa milletvekili Selim Herkmen seçilmiştir.

Gündem gereğince Yönetim Komitesinin 1951 yılı faaliyet raporu okun ve Avrupa Federasyonunun ehemmiyeti hakkında ve rapor üzerinde ya lan görüşmeler neticesinde rapor reye konmuş ve kabul edilmiştir. Bun sonra da denetçiler raporu 1952 yılı bütçesi tasvip olunarak Yönetim Kurulu pazartesi ibra edilmiştir.

li oyla yapılan Yönetim Komitesi ve denetçiler seçiminde, yönetim komi­sine, Ankara milletvekili Sadri Maksudi Arsal, Bolu milletvekili Zuhuri işman, Erzurum milletvekili Bahadır Dülger, İzmir milletvekili Zeyyat Giz, Manisa milletvekili Adnan Karaosmanoğlu, Muğla milletvekili Zeyyat [andalinci, Hatay milletvekili Celâl Sait Siren, Mardin milletvekili Kemal [irkoğlu, Elâzığ milletvekili Şevki Yazman, Denetçiliklere de; İstanbul mil-tvekili Ahmet Hamdi Başar, Kastomunu milletvekili Şükrü Kerimzade seçilmişlerdir.

onetim Komitesi kendi arasında yaptığı iş bölümünde, Başkanlığa Erzu-ı milletvekili Bahadır Dülger'i, ikinci başkanlığa Elâzığ milletvekili gev-Yazman'ı, Genel sekreterliğe Muğla milletvekili Zeyyat Mandalinci'yi, Saymanlığa da Bolu milletvekili Zuhuri Danışman'ı seçmiştir.

Büyük Millet Meclisinin 24 Şubaî 1952 tarihindeki toplantısı.

- Ankara: 24 (A.A.)

Büyük Millet Meclisinin bu sabahki toplantısında, Toprak ve İskân Umum Müdürlüğü bütçesinin müzakeresi sırasında, Başbakan Adnan Menderes, i-ıri sürülen tenkit ve temennilere karşı şu cevabı vermiştir

«Muhterem arkadaşlar, zamanın ilerlemesiyle âmme hizmetleri telâkkisin-î değişiklikler olabileceği gibi, Devlet kudret ve takatinin genişlemesiy­le de âmme hizmeti telâkkisinde gelişme vuku bulduğunu bütün memleket­ler tarihinde müşahede etrn^k mümkündür.

Karşımıza, Karadeniz bölgesinin halkını oldukları yerlerden alıp başka bol­lere nakletmek gibi yepyeni bir âmme hizmeti çıkmaktadır. Takdir bu­yurursunuz ki, Devlet bütçesinin 150, 200, 250 milyon olduğu zamanlar koskoca bir bölge halkının buralardan alınıp başka yerlere nakledilmesi tasav­vur dahi edilemezdi. Bu gibi geniş külfeti ve masrafı istilzam eden meseîe-in âmme hizrneti içine alınarak Devlet tarafından yapılması hususu, an-Devlet kudretinin ve takatinin genişlemesiyle, tasavvur edilebiliyor ve tncak bu sayede tahakkukuna imkân olabilecek meseleler halinde karşımıza çıkıyor. O halde arkadaşlar, bütün bunları yapmak için Devlet kudret ve tâ-katını sür'atle arttırmak lâzım gelir.

Muhterem arkadaşım Lûtfi bey burada meselenin azametini ifade ettiler. ırları istilzam eden bir âmme hizmeti karşısındayız. Bu igihakikaten bir taraftan, bir parçasından gelişi güzel alıvermek meseleyi halletmek de­ğildir.

Muhterem arkadaşlar, bu meselenin diğer tarafını da müsaadenizle arzedeyim;

Nüfusumuz sür'atle artmaktadır. İlk sayımda tesbit edilen 14milyondan îün hamdolsun 22 milyona yükselmiş bulunuyoruz. Bu artış, dışarıdan muhacirler kabul etmek suretiyle de hızlanabilir. Mesele yalnız bu değildir. Zirai nüfusumuzun toprakları işlemek kabiliyeti de büyük bir hızla artmak­tadır. Yani, farzedelim ki bugün 10 milyon nüfusumuz vatan sathının %30 ınu İşlemekte ise, üç beş sene zarfmra on milyon nüfusumuz vatan sathının 60-70 ini işleyebilecek hale gelecektir. Bir taraftan nüfusun ve diğer ta­raftan ziraî nüfusumuzun toprağı işleme kabiliyetinin havsalaya sığmaya­cak artışı toprak darlığı meselesini günden güne ve süratle ortaya koya­caktır. Şayet biz sadece toprağa bağlı bir ekonomiye sahip olmakta devamıedecek olursak, bu, önümüzdeki çok kısa yıllarda hakikaten halledilmez bil mesele olarak karşımıza çıkacaktır.

Muhterem arkadaşlar, Karadeniz bölgesinde nüfusun kesafetinden bahset­tiler, toprağı geniş yere nakledelim dediler. Şimdi de sözlerimi bu mevzua intikal ettireceğim.

Toprağm dar olduğu yerlerde nüfus ve insanlar mutlaka mahrum, mutlaka perişan mıdır? Üzerinde durmamız lâzım gelen bir mesele budur arkadaşlar.

Başkan — Adnan beyefendi takrir münasebetiyle mi konuşuyorsunuz? Ma­lûm âliniz kifayeti müzakere takriri vardır.

Başbakan Adnan Menderes (İstanbul) — takrire intikal edeceğim. Arif Hikmet Pamukoğlu (Giresun) — o haldebendeniz de söz istiyoru

Başkan — efendim, takrir hakkında hükümet mütalâasını bildiriyor, esas hakkında ise kifayeti müzakere mevcut olduğunu arzettim.

Başbakan Adnan Menderes (Devamla)— muhterem arkadaşlar, dünva birçok yerlerinde toprak bakımından Karadeniz mıntıkasından daha dar fakat nüfusu itibariyle çok daha kesif olanları vardır. Buralarda yaşayanla hiç bir surette sefil ve perişan değillerdir. Karadenizin mısır meselesi tarih mal olmuş bir meseledir. Bundan sonra Karadenizde mısır meselesi diye tn şey mevcut olmıyacaktır.

Bir miktar nüfusu bir yerden alıp, diğer bir yere nakletmek için 200 milyon lira para sarfedeceksek, bu para ile oranın yollarını yapmak, yeni yeni top­raklar açmak imkânlarını aramak, toprağın münbitliğiniartırmak, sanaı kurmak yoluyla eğer onları bulundukları yerlerde ikdar edebilmek imkfl mevcut ise elbette bu noktayıhükümetin tercihan ele alması icabedJ (Bravo sesleri) bunların hiç birisi tetkikata tâbi tutulmadan mutlaka Kara­deniz bölgesi halkını oradan falan yere gönderilmeli dersek böyle bir ve alınacak karar doğru olamaz arkadaşlar. Karadeniz bölgesinde alınacal tedbirlerle, ordaki nüfusumuz çok daha terfih olunabilir.

Muhterem arkadaşlarım, kısa bir zamanda toprağı işletmekkabiliyeti â misli artar, memleketin nüfusu 40 milyon olur, zürraımız % 82'yi muhafaa edecek olursa, bu memleket ne hale gelir? Elbette % 82 olan ziraî nüfus da­ha aşağı nisbete inecek, yeni yeni istihsal şubeleri, çalışma sahaları açıla­caktır. Bunlar, terakki halinde bulunan bir cemiyetin geçirmesi mukadder olan istihalelerdir. Ben meseleyi, Pamukoğlu arkadaşım gibi bedbin bir gö le görmüyorum. Karadeniz'in yolları yapılarak, memleketin diğer bölgele­riyle emek ve mal mübadelesi kolaylaştırılacak olursa bu bölgenin terfihi i-çin geniş mikyasta çare bulunmuş olur. Topraklarının veriminin arttırılırı sı, işletme metodlarmm ıslâhı, gübre meselelerinin halli, el ve sair sanayi ile iş istihsal sahalarının açılması, Karadeniz bölgesinin kalkınması bakımu dan esaslı unsurları teşkil etmektedir.

Bunun ötesinde hükümetiniz veya yüksek Meclisiniz hiç bir zaman fa yerde boş kalan toprakları, Karadeniz'in dar topraklı halkından kıskanac bir haleti ruhiye taşıyacağını kabul etmeğe imkân yoktur*

Arkadaşlarım, memleketin iktisadî vaziyeti süratle salâh bulmakta, Devle­tin gelirleri artmaktadır. Çok yakın zamanda bu devletin gelirleri bugünden çok büyük rakama baliğ olacaktır. Bu imkânlar elde edildikçe bu dâvaların halli çok kolay olacaktır. Bugün beş vilâyet halkını bir yerden diğer bir ve­re kaldırmak gibi hakikaten muazzam problemlerin kabili tatbik olduj nun, aklımıza geldiğini düşünmek lâzımdır.

İ imzalı verilen takrire gelince, mevzu hakikaten yerindedir. Vaktiyle şureya bu suretle sıkıntılara ve ıztıraplara maruz kalmış olan vatandaşlarımım dertlerini, ıztıraplarmı bir dereceye kadar taknin etmek yerinde olur.a takririn de Yüksek tasvibinize mazhar olacağını ümit ederek hükümet

hna bu takririn kabulünde bir mahzur olmadığını ve memnuniyetle kabul

»deceğimizi arzederim arkadaşlar.»(Bravo sesleri, şiddetli alkışlar)

Ankara : 24 (A. A.) —

Suyuk MilletMeclisi bu sabah saat 10'da toplanarak Toprak ve İskân İş-i Umum Müdürlüğü bütçesinin müzakeresine devam etmiştir.

ütçenin tümü üzerindeki konuşmalar bittiketn sonra maddelere geçilmiş ve maddeler üzerinde ileri sürülen tenkitlere, temennilere başta Başbakan lmak üzere İçişleri Sakanı ve Sağlık Bakanı cevap vermişlerdir.

Neticede, bütçe kabul edilerek Adalet Bakanlığı bütçesinin müzakeresine geçilmiştir.

Ankara : 24 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 10'da Başkan vekillerinden Ağrı Milletve­kili Celâl Yardımcı'nm başkanlığında toplanarak, 1952 yılı Bütçe Kanun tasarısının müzakeresine devam etti.

Meclisin bu birleşiminde, Toprak ve İskân İşleri Umum Müdürlüğü Büt-si temennilere İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı Vekili Fevzi Lütfi Kara-ve temennilere İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı Vekili Fevzi Lûtfi Kara-ınoğlu ezcümle şu cevapları verdi:

Muhterem arkadaşlarım,

İskân ve Toprak tevzi işleri hakkında konuşan muhtelif arkadaşlarım ara­cında taleplerde bulunanların bu taleplerini yerine getirmek ve bizi ikaz sadedinde konuşmuş olan arkadaşlarımızın işaretlerinden dersi ibret ve ilham alarak çalışmak vazifemiz olacaktır.

Burada yalnız şunu arzetmek istiyorum. Hüsnü Akyol Bey arkadaşımızı huzursuz gördüm. Kendisini konuşmalarımla ve kısa izahatımla tatmin e-debilirsem hakikaten sevineceğim. Hüsnü bey arkadaşımız göçmen işleri kendisine mahsus bir ciddiyetle ele alınmamıştır, dediler. Kendileri eğer bendenize inanırlarsa temin etmek isterim ki, bu iş üstünde hükümet haki­katen hassasiyetle ve dikkatle durmuştur ve durmaktadır, işinehemmiyetle mütenasib olarak mesai sarfetmektedir.

Bu meyanda buyurdular ki, göçmenlere köylü yardımı daha fazla oluyor. Eski köylüler, asırlardır buralarda yaşamış bulunanlar, bu işten hakikaten üzülmeğe başlamışlardır. Sizi temin ederim ki kafiyen böyle bir şey va­rit değildir.

Bilâkis, bu vatanın eski çocukları, vatana yeni gelen ırkdaşlarını ağırla­mak için seve seve gayret, hattâ rekabet derecesinde bir gayretgöstermek-tedirler. Bu, mürüvvet işidir. Sıkılan muhitler de olabilir. Fakat milletin misafirperverliği bu sıkıntıları da bertaraf etmektedir. Yeni gelen ırkdaş-larının acılarını gidermek için köy halkı işbirliği etmektedir. Köylerdeki göçmen evleri aşağı yukarı köylülerin yardımı ile yapılıyor. Fakat bu nok­tada hiç bir cebrü şiddet yoktur. Köylere tahsis edilen azamî üç, asgarî bir evi, köylü vatandaşlarımız seve seve yapmak istemektedir. İş para sarfına geldiği zaman hükümet kendilerine para yardımı yapmaktadır. Köylüler yalnız kerpiç kesmek, taş getirmek hususunda bu ırkdaşlarma yardım et­mektedir. Bu noktada dahi hiç bir sıkıntısı yoktur. Her şey seve seve, sevi-" le sevile yapılmaktadır.

Bundan başka büyük fabrikaların olduğu şehrin kenarında, civarında is­kân edilenler de o fabrikalarda amele olarak çalışmakta veyahut küçük el sanatlarile meşgul olmaktadırlar. Bu suretle 160 bine yakın Bulgaristan-dan anavatana gelen göçmenlerin içinden aşağı yukarı 100-110 bini bugün iskân edilmiş ve müstahsil hale gelmiş bir vaziyettedir. Bu iskân işinde na­zarı itibara aldığımız şey, demin birazcık arzettiğim gibi, ya dağınık ola­rak köylere iskân etmek veyahut da şehirlerin kenarlarında 50-100-150 ev­lik mahalleler tesis ederek onları yerleştirmek suretile oluyor. Bu sureti* bugün 20-22 bin ev üzerinde çalışılıyor, ekserisi bitmiştir. Bir kısmı da bit­mek üzeredir.

Yeni seneye, eski seneden 6-7 milyon lira ile gireceğiz. Bir miktar para daha tedarik ettiğimiz zamjjı Bulgaristan'dan gelmiş olan 160 bin kişiliS göçmen meselesini ve dâvasını halletmiş olacağız.

İkinci yardım işi göömenlere Ziraat Bankasından bulduğumuz Ziraat ve Sanat kredisidir. Bunlara Donatım kredi olarak 13 292 194 lira verilmiş­tir. Sanatkârlara yarım milyondan fazla, 504 448 lira verilmiştir. Bu sene tohumluk da tevzi edilmiş ve tevzi edilen tohumluk aşağı yukarı 5 3946âS kilodur. Bunun hemen hemen yüzde 95'nin toprağa atılmış olduğu yaptı­ğımız teftişler, müşahedeler neticesinde elimizle tutmuş gibi biliyoruz, ar­kadaşlar

Evvelce şarktan garba uzaklaştırılmış olan bazı vatandaşlarımız kendi yer­lerine iade edilmişlerdir. Bunların orada müstahsil bir hale gelmeleri ve ellerinden çıkan tarlalarının ve sairelerinin tekrar ellerine geçebilmesi i-çin bir kanun çıkmıştır.

Bundan sonra Bütçe tasarısının bölümlerine geçildi. Bu mevzuda konu­şanlardan Giresun milletveki Arif Hikmet Pamukoğlu Karadeniz vilâyet­lerinin beş tanesine, yani, Çoruh, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu vilâyet­lerine şâmil olmak üzere teklif ettiği bir kanun hususunda konuşarak, bu­ra halkının sağlık bakımından fena bir durumda bulunduğunu, hayat şart­larının güç bir hale geldiğini ileri sürdü. Arif Hikmet Pamukoğlu'nun 1» iddiasına cevap veren Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr. Ekrem Hav:. Üstündağ şöyle dedi:

Sayın arkadaşımız Pamukoğlu Karadeniz sahillerinde yüzde 80 verem ol­duğunu ifade ettiler. Bu, hakikaten korkunç bir rakamdır. Bunun tashih edilmesi lâzımgelir. Karadeniz sahillerinde yüzde 80 verem demek, yüz bin­de 80.000 kişinin verem olması demektir. Halbuki bütün Türkiyedeki ve­remlilerin sayısı, bizim tuttuğumuz istatistiklere ve Avrupa mütehassısla­rının yaptıkları tetkiklere göre ancak 20 milyonda 400.000 kişidir. Binaen­aleyh, yüz bin kişiden seksen bin kişinin verem olduğu iddiası varit ola­maz. Bunu tashih etmesi icabeder.

Diğer iddiaları da bunun gibi yanlış ise, onlara selâhiyetim olmadığı için cevap veremem. Maruzatım bundan ibarettir.

Bundan sonra söz alan Başbakan Adnan Menderes, metnini ayrıca verdi­ğimiz konuşmasını yaparak, Arif Hikmet Pamukoğlu'nun ileri sürmüş ol­duğu fikirleri cevaplandırdı. Keza İçişleri Bakanı ve Devlet Bakanı Vekili Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu da, tekrar kürsüye gelerek şunları söyledi:

Bir meselede teenni ile hareket etmenin mânası, o isi gevşek tutmak de­mek değildir. O işi sıkı tuttuk.

İskân bölgesi telâkki edilen 43 vilâyetin ötesinde diğer vilâyetler de iskân bölgesi olduğu için, buralarda, Karadenizin beş vilâyetindeki, geçim zorlu­ğu çeken insanları yavaş yavaş, bir program altında, demin arzettiğim dir plân dairesinde, ıstıraptan kurtarmak için ve bir daha bu vatan top-nda bu gibi acıları çekmemelerini temin etmek için, refahlarını ve ^ikballerini temin ederek oradan oraya, iktisadî plân dahilinde iskân iş­li emrettiği plân dahilinde nakledeceğiz. Arkadaşımız ve Meclisi Âli müsterih olsunlar. (Soldan, alkışlar)

aşbakan Adnan Menderes de. zapta geçen temennilerin dikkatle nazarı tİbare alınacağını ifade etti ve tasarının 425 inci bölümüne iki milyon beş yüz bin lira tahsisat eklenmesi hakkındaki takrir kabul edildi.

e Toprak ve İskân İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi kabul edilerek Adalet Bakanlığı bütçesinin müzakeresine geçildi.

Ankara : 24 {A. A.) --

Büvük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Adalet Bakanlığı bütçe tümü üzerinde yapılan konuşmalar sırasında, C.H.P. Meclis Grupu a-5z alan Tokat milletvekili Zihni Betil ezcümle şunları söyledi

Arkadaşlar 3

asta Yargıç ve Cumhuriyet Savcıları gelmek üzere bütün elemanlariyle, .essese ve vasıtalariyle bütün gönüllerde Adalet ve Adalete güven duygusunun devamlı olarak yaşamasını sağlıyacak bir Adalet teşkilâtı kurupmek. hiç şüphe yok ki Devletin en esaslı vazifesidir.

rt Bakanlığının Bütçe Komisyonu tarafından kabul edilen 1952 büt-

48.653.006 liradır ki, 1951 bütçesine nazaran 3.177.768, 1950 bütçesine

an da (milletvekilleri seçimi için konulan 2.770.000 liraya sonradan

men ödenek hesaba katılmamıştır) 2.179.412 liradan ibaret bir fazlalık

etmektedir.

Burada, 1951 bütçesi ile 1950 bütçesi arasında gerek hizmet nevileriyle bu etler için konulan ödenekler bakımından,gerekse kısım, bölüm ve leleriyle bunların tertip ve tanzimleri bakımından esaslı bir fark bu­lunmadığını,

ütçesinin41.707.997,

41.586.428, 37.933.840, 8.833.970. 5.080.878 ve

4 bütçesinin de4.586.781 lira olduğunu kısaca hatırlatmaktafaide üm.İTüı Adalet bütçesininBüyük MilletMeclisindegörüşüldüğü1951gününde, o zamanki Adalet Bakanı sayın Halil Özyörük de, mevzuatımızın eksik olduğunu,Yargıçlarımızla CumhuriyetSavcılarımız gereken teminata sahip olmadıklarını, geçen güçlükleri içinde bulundukları ve bunlardan bir kısmının terfie hak kazandıkları halde kadrosuzlukdan yüksekderece aylıklarınıalamadıklarını, teminatınmaaşla gülmesinin doğru olmayıp 50 liraya hattâ Muavinlik sınıfına da teşmil edilmesi gerektiğini, Adalete başvuran her fert için ayrı bir garanti teşkilinde şüphe olmayan üst mahkemelerin kurulması lüzumunu, Adlî Tıp Müessesesini çökmekten kurtarmak ve ayakta tutmak için tedbir almak gerektiğini, Adlî Tıp elemanlarına da Yargıçlar gibi ödenek verilmesi zaini,tecziye suretiyle mahrum edilmiş olsalar dahi fertlere hürriyetden mahrumiyeti insanca çektirmenin her medenî Cemiyet için mukaddes bir vazife olduğunu, çocuk suçluların yargılanmaları ve ıslâh edilmeleleri konuları üzerinde ehemmiyetle durmak gerektiğini, Yargıtaya olacaklarla Yargıtay Başkanlarının ve Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay tarafından seçilmelerini doğru bulduğunu bildirmiş ve sözlerine, ka­nunlarımız hükümlerindeki aksaklık veeksikliklerin giderilmesi sureti le insicamlı bir kanun sistemi meydana getirmeğe,sayıları 6.000'e yaa şan kanun yığınları arasından Antidemokratik mahiyet taşıyanların ayık-lanmasma çalışıldığını ilâve etmiştir.

Milletvekili arkadaşlarım,

Yukarıda 1951 bütçesiyle 1950 bütçesi arasında hizmet nevileriyle bula metler için konulan ödenekler bakımından esaslı bir fark bulunmadığın ve 1952 bütçesinin 1951 bütçesine göre 3.177.786 liradan ibaret bir fazlali ihtiva ettiğine işaret eylemiştim.

1952 Bütçesini tetkik ettiğimiz zaman bu 3.177.786 liradan ibaret fazlalığın, 2.447.886 lirasının İller memurları aylığına, 412.994 liranın Merkez memurları aylığına,

129.996 lirasının Emekli Sandığına yapılacak ödemeye,

312.600 lirasının Yargıç ödeneğine,

111.694 lirasının İller büro giderlerine,

120.000 lirasının suç giderlerine,

605.026 lirasının Hükümlü ve Tutukluların yiyecek giderlerine ve 16.952 lirasının da Ceza ve Tevkif evlerinin Yönetim .giderlerine, ilâvedl ileri geldiğini görürüz.

Hatırınızda olduğu üzere, yakında kabul etmiş bulunduğumuzkanunlarla Yargıtaya iki Hukuk Dairesi ilâve edileceksadece Sulh mahkemesi te kilâtmı ihtiva eden 74 ilçenin 35'inde Asliye mahkemesi ile İcra Dairesin 25 Bucakta Sulh mahkemeleri kurulacak, Yargıtayda mevcut 130 lira i» retü 10 Mübaşir ile İller Teşkilâtında görevli 100 lira ücretli 470 Mübi 15 lira aslî maaşa geçirilecek ve Adalet Bakanlığı tarafından geçen nazaran fazla olarak teklif edilip Bütçe Komisyonunca kabul olunan tas sisat da genişletilmekte bulunan bu kadronun aylık vesairmasrafları karşı-lıyacaktır.

Arkadaşlar,

Burada mühim bir noktayı izah etmek isterim:

Bu yıl Bütçenin 201 sayılı aylıklar bölümüne konulantahsisata nazaran 2.860.882 liradan ibaret bir fazlalıkla 28.173.835 liraya baliğ olmaktadır, fazlalık geçenlerde kabul buyurduğunuz yeni kadroların aylık ve saiı raflarının karşılığıdır.

Geçen yıl aynı bölüme konulan 25.312.953 liranın ihtiyaca kifayet etm si üzerine yine geçenlerde kabul buyurduğunuz Aktarma Kanunu ile bölüme 2.156.200 liralık munzam bir ödenek verilmesine zaruret hasıl ol ğu gözönüne almdtğı takdirde 1952 bütçesindeki 28.173835 liradan it aylıklar ödeneğinin ihtiyacı karşılamıyacağı ve Adalet Bakanlığının yıl cinde munzam ödenek isteği ile huzurunuza gelmeğe mecbur olacağı kârdır. Bu hal, hiç şüphe yok ki, aylıklar karşılığı bakımından bütçenin mimiyetten mahrum olduğunu göstermektedir.

Sayın arkadaşlarım,

1952 Bütçesinin 4.851.000 liradan ibaret yatırımlar ödeneği 1951 butçesine nazaran 1.189.999 liradan ibaret bir fazlalık göstermektedir.

Ancak, bu bölümün «Adalet binaları yapımı ve esaslı onarımı» mad( çin geçen yıl bütçesine 1.250.000 lira konulmuş olmasınakarşılık bu bütçesine sadece 250.000 lira konulmuş bulunmasını, ihtiyacı asla k, mıyacağı cihetle, uygun görmeğe imkân yoktur.

Milletvekili arkadaşlarım,

rıdaki izahatımla, 1952 bütçesini kısaca tahlil vebu bütçenin 1951 esine nazaran arzetmiş olduğu belli başlı hususiyetlere temas eylemiş unuyorum. Şimdi, sözü müsaadenizle, Adalet teşkilâtımızın içinde bu-ığu duruma nakledeceğim:

ri pek çoğalmış bulunan Yargıtay'a yeniden 2 Hukuk Dairesi ilâve o-tımasını. sadece Sulh mahkemesi teşkilâtını ihtiva eden 75 ilçenin 35'in-de Asliye mahkemesi teşkilâtı kurulmasını, 25 Bucakta Sulh mahkemesi a-ılmasını, bunların personel vesair ihtiyaçlarınıkarşılayacak tahsisatın bütçesine konulmuş olmasını, bütün mübaşirlerin aslî maaşa geçirü-lelerini, Ceza ve Tevkif evleri yapım ve esaslı onarımı için bütçeye geçen azaran 725.000 lira fazlasiyle 2.580.000 ve İstanbul Adalet binası ya-ı için de geçen yıla nazaran 1.535.000 lira fazlasiyle 2.000.000 lira konul­masını memnuniyetle karşılıyoruz.

Hukuk ve Ceza Muhakemeleri usulü Kanunlariyle daha bazı kanunlar üze­nde zamanımızın ihtiyaçlarını karşılamak maksadiyle ve inkilâp esasla-ahfuz tutan bir görüş içinde yapılan tâdil çalışmalarının bitirilmesi etıvle tasarılarının Büyük Milet Meclisine getirilmiş ve bazı kanunlar ide keza zamanımızın ihtiyaçlarını karşılamak maksadiyîe ve inkilâp aslarını mahfuz tutan bir görüş içinde tâdil çalışmalarına başlanılmış bu-lıusasmi da memnuniyetle karşılamaktayız.

ü kanunlarımızda yer alan ve Yargıçlarımızı, takdir yetkisi kullanmak-mahrum bırakarak, sanıkları tevkife mecbur eden hükümlerin kaldı-ış olmasını da, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun tevkif sebepleri-litesbit eden ve bu sebeplerin mevcut olup olmadığı ile mevcudiyeti halin­le sanığın tevkifi gerekip gerekmediği konularını Yargıcın takdirine bıra­kana prensibi karşısında, isabetli bir iş sayıyoruz. Ancak Adalet işlerinin hepsi.bir diğerine tercih edilmeyecek decerede ve ölçüde,seviyyen mühim jna göre l'inci ve 2'inci sınıf Yargıçlarımıza yürürlükte bulunan Hâ­ller Kanunu ile verilen teminatın Anayasanın 8'inci ve 54'üncümadde--ı ruhuna uygun bir şekilde genişletilmesi ve 3'üncü sınıf Yargıçlarla Yar-tç Yardımcılarına, C. Savcılarına dateşmil edilmesilâzımdır.Yar-3C ve Cumhuriyet Savcılarının tayin, nakil ve terfi işlerinin, Adalet Ba-ılığına takdir yetkisi verilmeksizin, Yargıtay Başkan veüyelerinden löteşekkil bir Komisyona tevdi olunması, keza Yargıtay üyeleriyle Bas­anlarının ve C. Başsavcısının Yargıtay üyeleri tarafından seçilmesi konu-L-ır.ın Yargıçlık teminatının zarurî şartlarından olduğunda bugün artık iç bir kimsenin tereddüdü kalmamıştır. İmkân ve şartları2bakımmdan mah i sayılan yerlerdevazife göre Yargıç, Cumhuriyet Savcıları ve diğer Adalet memurlarının oralarda kalmalarının muayyen bir müddet ile $ edilmesi ve münasip bir tazminat ile karşılanması, isabetli bir tedbir t Yargıçların ihtisasa göre çalıştırılmalarındandoğacak fayda, asla ih-.al edilmeyecek kadar büyüktür. Hülâsa, 30.3.1951 gününde sayın Adnan nderes tarafından yüksek huzurunuzda okunan Hükümet programında fade edildiği gibi, Adalet teşkilâtımız ihtiyaçlarının esasi] şekilde ele alın­ma zaruret vardır. Keza, 1951 Adalet Bütçesinin görüşüldüğü 22.2.1951 lünde o zamanki Adalet Bakanı sayın Halil Özyörük tarafından yüksek .ımuzda ifade edildiği gibi mevzuatımız eksiktir.Yargıçlarımız ve !urahuriyet Savcılarımız gereken teminata sahip değildir, geçim güçlükle-eindedir, bunlardan bir kısmı terfie hak kandıkları halde kadrosuzluk en yüksek derece aylıklarını alamamaktadırlar.

Milletvekili arkadaşlarım, tüm ihtivaclarm bîr anda giderilmesi, bütün işlerin herkesi memnun vetatmin edecek bir şekilde hemen görülmesi, hiç şüphe yok ki,hepi arzu ettiğimiz bir şeydir. Ancak, takdir etmeğe mecburuz ki, bu zun tahakkuku, imkânların yeter derecede mevcut olmasına bağlıc itibarla, mevcudiyetini tesbitte iktidarla beraber olduğumuz ihtiyaçla giderilmesi maddî imkân ve vasıtalara bağlı bulunanların bir anda giı meşini isteyecek değiliz. Fakat kabul buyurursunuz ki, bunların gide si için gerekli etüdlerin yapılmasını istemek, içlerinden hangilerinin man ele alınıp ne suretle tahakkuk ettirileceğinivakitliceöğrenmek mızdır. Hükümetin, bu konuların etüdüne başlayıpbaşlamadığını, mış ile ne safhada ve hangilerini bitirmiş olduğunu program ve plâ tanzim edip etmediğini, etmiş ise mahiyetlerini bilmiyoruz ve r öğrenebileceğimiz de meçhuldür.

İhtiyaçlardan giderilmesi maddî imkân ve vasıtalara bağlı olmıya giderilnıesindeki gecikme ise bir vakıadır, bunun cevabı, hiç şüphe hükümete ve takdiri de, yine hiç şüphe yok ki, sizlere ve âmme düşen bir vazifedir.»'

Zihni Betü'in konuşmasından sonra bu mevzuda ssöz alan milletvekilleri fikirlerini serdederek, Seyyar Mahkemeler ve Gezici Hâkimler Te hakkında neler düşünüldüğünü, medenî Kanunda değişiklik yapılıp mıyacağını sordular ve Cezaevlerinin İslahı, YargıçAdaylarının ye tarzları, Antidemokratik kanunlarıntaranması, Hâkimlerin teminat tiş cihazının işlemesi, Zabıt kâtiplerinin durumu, Adlî Tabipliğince tatmin edici bir meslek haline getirilmesi hususlarında temennle dirdiler.

Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu da, bütün bu tenkit ve ten ezcümle şöyle cevap verdi:

«Muhteremarakdaşlar,1952AdaletBütçesinin konuşulması Yüksek Meclisin gösterdiği hassasiyete ve Adalet camiası karşısında metli alâkasına teşekkürlerimi evvel emirde arzederim.

Bu hususta muhtelif milletvekili arkadaşların burada mevzu bahis hususata, müsaade buyurursanız,tuttuğum notlar deceresinde ma arzedeyim. İlk söz alan Zihni Betil arkadaşımız 951 Adalet Bütçesi ik dan evvelki bütçeler arasında bir mukayese yaptı ve işlerin çoğaldı? dâvaların çoğaldığından bahisle ihtiyacın kuvvetinden ve teşkilâtın kifayetinden bahsetti. Bu arada bugünkü, 952 bütçesinin rakamları riyle büyük bir fark olmadığını ve sabık bütçelerden fazla farklı buk dığmı söyledi.

Filhakika 952 bütçemiz, 951 bütçesinden biraz daha farklı olmakla bizi maksada vusul için kâfi derecede kuvveti haiz değildir. Fa kendileri beyan buyurdular ki, bir şeyin kemaline doğru gitmek a kânlarla mukayyettir.

Şimdi arkadaşlar, Adalet Bakanlığınız ve hükümetiniz, Adalet isle yaptığı ye yapacağı işleri, hareketleri, bazı esaslara, prensiplere istin tirmiştir.

Bunlardan birincisi, parti programında. Adalet işleri hakkındaki dilen maddeler, bizim hattı hareketimizdir.

İkincisi, Kabine programında mevzu bahis olan esaslar ve beyanl yine bizim noktai hareketimizdir.

Üçüncüsü, 951 bütçesinde muhtelif milletvekillerinin izhar ettikleri de nazarı dikkate almak üzereyiz. Diğer taraftan İntihap Dairelenillet vekili erinin gördükleri ve işittikleri eksikliklerikendimize bir noktai hareket olarak almaktayız.

Bundan başka gazeteler ve ilmî mecmualar da Adalet işlerimizin kemallen-mesi için lâzım gelen bütün mütalâa ve fikirleri nazarı dikkate almaktayız.

Bilhasssa, bu prensiplerden,bu esaslardan, aynı zamanda hâdiselerin bize rmiş olduğu ihtiyaçlardan mülhem olarak vaziyetimizi ve hattı hare-

timizi ona göre plânlı ve programlı olarak tayin etmiş bulunuyoruz. Bu arada Demokrat Parti Hükümetlerinin yaptığı veçıkardığı kanunlar.

Bütün Mecliste ve elde bulunan kanunlar ve Bakanlıkta hazırlanmakta o-lan kanunlar hakkında kısaca malûmat arzedeyim:

Halihazırda Meclis Komisyonlarında bulunan kanunlar şunlardır:Ateşli silahve bıçaklar hakkındaki kanun, Türk Ceza Kanununun bazı maddeleri muaddil olan kanun, ki bunun iki maddesi çıkmıştır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Kaçakçılık maddelerinin bazı maddelerini değiştiren kanun,İ5 sayılı Kanuna bağlı kanunda değişiklik yapılmasına ait kanun, Ticaret Kanunu, Hukukta Yargılama Kanunu, Türkiyenin Seyrüsefer Kanunu, Avukatlık Kanunu, Noter Kanunu tadilâtı, Genel Mahkemeler Kuruluş Kanunu ve Bakanlık Merkez Kuruluş Kanunu ki bugün bunlar Meclis En­cümenlerine arzedilmiştir. Bu kanunlar gerek programımız üzerine gerek­se ihtiyacın ifadesi olan taleplerin mühim bir kısmını karşılamaktadır.

Bundan maada Bakanlıkta derdest olan şu kanunlar vardır:

Tıp Teşkilâtı Kanunu, Türk Ceza Kanunu,Harç Tarifesi Kanunu,

Çocuk Bahçeleri Kanunu, Mülga İstanbul Adliye Tebligat Müdürlüğünce iş sahiplerinden alınmış olan hususata ait kanun, İnfaz Kanunu, Çocuk Islah Kanunu ve en mühim bir kanun olarak Hâkimler Kanunu.

Bunlardan başka diğer kanunlarımız üzerinde ve Medenî Kanunlarımız üzerinde çalışılmakladır. Şimdi bu kanunlar Yüksek Meclise arzedilir ve Meclisçe kabul buyurulursa, o vakit Adliye Teşkilâtımızın heyeti umumiyesi içinde geniş bir ferahlık ve hattâ gayeye doğru vasıl olma imkânı ha­sıl olacaktır. Memleketin umumî bünyesine taallûk eden bir kanunu yazıp Yüksek Meclise arzetmek herhangi basit bir iş olmadığından Bakanlığın bu müddet zarfındaki mesaisinin boş geçmediğini ümid ederim ki takdir buyurursunuz. Bahusus arzetmiş olduğum kanunlar Adlî Teşkilâtımızın bünyesini, esasını ve temel taşlarını teşkil edecek kadar ehemmiyetli ka­nunlardır.

Bu umumî malûmatı arzettikten sonra, arkadaşımızın beyanından bir nok­taya cevap vereceğim. Kendileri dediler ki, 952 bütçesi böyle ufak rakam­larla yazılmış ve o itibarla samimiyetten aridir. Halbuki bu bütçe, her yerde konuştuğumuz gibi, açıkça söylediğimiz gibi, tamamen samimiyeti bünyesinde taşıyan ve samimiyetsizlikten tamamen uzak bulunan bir büt­çedir.

Adalet Daireleri için kâfi tahsisat konulmadığından bahsettiler. Hakikaten bu sene Adalet Daireleri için az tahsisat verildi. Fakat buna mukabil yer yer münasip Halkevlerini Adalet Dairelerine çevirmek suretiyle onlar­dan istifade etmekteyiz. Şimdiye kadar 10-15 binayı aldık. Daha birçok­larını da istemek ve bunları kısa bir zamanda Adalet Dairesi yapmak sure­tiyle, bütçenin imkânsızlığından husule gelen durumu mümkün mertebe tahfif etmeğe çalışacağız. İlerisi için de tahsisat almak icabederse Yüksek Meclise başvuracağız. Adlî Tıp meselesine temas ettiler. Bu konuya diğer arkadaşlarımız da temas ettikleri için tensip buyurursanız beraberce arzı cevap edeyim.

Adlî Tıp Müessesesi bugünkü ihtiyaca hakikaten kâfi değildir Biraz evvel Enver Karan arkadaşımızın söyledikleri gibi hakikaten birçok beklemeler de olmaktadır. Fakat son iki sene zarfında Tıbbı Adlî Teşkilâtımızın isle­mesinde bir yenilik ve kolaylık olduğunu arzetmek isterim. Evvelâ binayı ele aldık. Soğukçeşme'deki eski askerî mektep binasını buna tahsis ettik Senelerin ihmaline uğrayan bu ahşap binayı tamir ve yangına karşı tedbir lerini aldık. Teşkilâtını genişlettik. Bugün iki üç seneye nazaran çok daha leri gitmiş vaziyettedir. Adlî Tıp Müessesesinin daha iyi işlemesini temin cin Bakanlık iyi bir murakabe sistemi kurmuştur. Çocuk Mahkemeleri bah­sine bir çok arkadaşlar temas ettiler. Bu mesele üzerinde bir komisyonu­muz çalışmaktadır. Hattâ bu hususta ecnebî menbalardan malûmat aldık. Oraya bir heyet gönderdik. Bu heyet çalışmaktadır. Çocuk Mahkemeleri Usulü Kanunu ve Çocuk Islâh evleri meselesine yaz tatili esnasında yani Meclisin teşrinisani içtimamdan evvel takdim edeceğimizi kuvvetle tahmin ediyoruz.

İşçi Mahkemeleri üzerinde Çalışma Bakanlığıyla temas halindeyiz. Halen bu mahkemeleri tevsi etmek ve kanundaki bir noksanlığı kaldırmak sure­tiyle Maliyeye de fazla külfet vermeden iyi şekle getirilmesi hususuna; çalışıyoruz.

!ıTine birçok arkadaşlarımız Cezaevlerinden bahsettiler. Bu mesele hakkın­da izahat vermeme müsaadenizi rica edeceğim.

Arkadaşlar, Türkiye'de 495 Cezaevimiz vardır. Bunları bir defa daha arzet-miştim. Bunun 50 kadarı Cezaevi vasfmdadır. Mütebakisi derme çatma, şu reya bu binadan çevrilmiş şeylerdir. Hakikaten bunlar Cezaevi sisteminde olmadıkları gibi bu işi görecek vasıfta da değillerdir. Binaenaleyh bu bina­larda bulunan mahkûmların hastalığa karşı mukavemet edemiyecekleri ta­biidir. Biz buralarda infaz sistemini tamamiyle asrı şekilde tatbik etmeğe imkân bulamamaktayız. Bunun için Bakanlığımızda sayın arkadaşım Izz Akçal'm da iştirak ettiği bir toplantı yaptık. Müteaddit celseler yapıldı. Burada İnfaz Kanununun esaslarıyla, yeni yapılacak Cezaevlerinin e; rı üzerinde görüşüldü ve bir programa bağlandı.

1950 Senesinde 14 Cezaevi yapılmıştır. 1951 senesinde 28 Cezaevi yapılı tır. Bu sene de bu program tatbik edilmeğe başlanacaktır.

Hâkimlerin teminatı meselesine temas buyuruldu. Arkadaşlar, Hâkimler teminatı asıldır ve bu müessesenin mahiyeti üzerinde sarahatla durmak vazifemizdir. Diğer taraftan yine bazı arkadaşların izhar ettikleri teminat, teminatı şahsiyeden ziyade zati adaletin teessüsü için bununla kabili telif bir hale getirmek ayrıca düşünülecek birmevzudur. Bu noktaya da k kadarla iktifa edeceğim. Çünkü mesele Hâkimler Kanununa ait bir me ledir. Bu kanun geldiği zaman 'uzun uzadıyagörüşeceğiz. Hulâsa teminatı muhafaza etmek ve tevsi etmek asıldır. Bu tevsii muhafaza ederken Adale­tin gaye olduğunu düşünmek mecburiyetindeyiz. Bunu Hâkimler Kamı halleder.

Fahri Köşkeroğlu ve diğer bir arkadaşımız, Seyyar Mahkemelere temas tiler. Elimizde böyle bir proje olduğu gibi, Adalet Komisyonunda da böy­le bir proje vardır. Bu mesele haddizatında çok caziptir. Fakat memleketi­mizin bünyesi ve şartlariyle ne kadar kabili telif olacaktır, bunun üzerinde çok düşünmek lâzımdır. Meseleyi birinci plânda ele almakla beraber, bü­tün künhü ile tetkik etmek lâzımdır. Haddizatinde faydalı olacağını tahmin etmekteyim.

Ahmet Gürkan arkadaşımız, Medenî Kanun üzerinde durdular ve Medeni Kanunun vasfını da bir az tenkit ettiler. Medenî Kanun, şüphesiz ki en biivük kanunumuzdur ve Türk Milleti de en yüksek Medenî Millet olması dolasıyle bu kanunu en yüksek bir kanun olarak muhafaza edecektir. Bu arada arkadaşımız Boşanma meselelerine temas ettiler. Geçenlerde bir soru münasebetiyle izah ettim. Manen inhilâl etmiş bulunan bir aile rabıtasının bekasında bir faide temin etmiyoruz.

Ahmet Başibüyük arkadaşımız Yargıç Adaylarının çalışma tarzını muva­fık görmediler. Bu mevzu da ıslâha taraftrız.Hakikaten Yargıç adaylığı :ddetini azaltarak onları çok Hakimli yerlerde çalıştırmak suretiyle tec-be ve bilgilerini arttırmak Vekâletin de iştirak ve kabul ettiği bir sistem­dir.

Kâtipleri için kurs açılması meselesi bizim notumuzdur.Üzerinde dururuz, Yapmaya çalışırız.

Stajyerlcrin iyi yetiştirilmesi ve kadro tevziişleri ve diğerhususat hak­lıdaki tenkitlerin icabı yerine getirmek vazifemizdir. Yalnız şunu arzede-, kadro tevziatımızda hiçbir haksızlık yapmadık. Zamanı gelen Hâkim-sırasına koyuyoruz, elimizdeki kadronun nisbeti malûmdur. Mümtaz, ireccah ve adiyen terfileri kendi sıralarına göre yapıyoruz.»

bu arada sorulan birçok sualleri de cevaplandırdı. Neticede tasarı-bölümlerine geçildi. Bölümler üzerinde de milletvekillerinin ileri sür-

fikirlere de gerek Bakan ve gerekse komisyon sözcüleri tarafından cevap verildi. Neticede Adalet Bakanlığı bütçesi kabul olunarak, Millî Sa­vunma Bakanlığı bütçesinin müzakeresine geçildi.

Ankara : 24 (A. A.) —

Millet Meclisinin akşam saat 21(de yapmış olduğu üçüncü birleşim-

Savunma Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam edildi, Tasarının tümü üzerinde, C.H.P.Meclis Grupu adına konuşan,Kütahya milletvekili Asım Gündüz ezcümle şunları söyledi:

«Aziz arkadaşlar,

Savunma Bütçesi müzakere edilirken bunun muhtelif fasıl ve maddenin teferruatı hakkında münakaşa etmek istemiyoruz.Çünkü bu bütçe nıraya gelmezden evvel Genelkurmayca ve alelhusus kanunî salâhiyeti dai-sinde Yüksek Askerî Şûraca esaslı bir surette tetkik edilerek bu bütçenin ırdunun muhtelif hizmet ve vazifeleri için kâfi olup olmadığının tetkik e~ iş olacağında şüphemiz yoktur. Diğertaraftan Bütçe Komisyonu da unu ariz amik tetkik etmiştir. Şimdi de Yüksek Meclisin tetkikinden ge-ırek noksanları ikmal edilecektir. İstiklâl ve hürriyetimizin yegâne muha­fızı ve her türlü tecavüzlere karşı memleketimizin başlıcamüdafii olan kahraman ordumuz hakkında mühim gördüğümüz bazıtemenniyatımızı arzetmeği bir vecibe addediyoruz.

Savın arkadaşlar, silâh ve vasıtalar tenevvü ve tekâmül ettikçe orduların eşkilâünda da zaman zaman değişiklikler husule gelmesi tabiidir. Ordu­muz ikinci Cihan Harbinden sonra en yeni en modern silâhlarla teçhiz edil­dikçe teşkilâtında da buna göre değişiklikler yapılmıştır. Ordumuzun teç­hizatının ikmalinde bize yardımlarını esirgememiş olan büyük dostumuz Amerikan Hükümetine şükranlarımızı bu vesile ile tekrarlamağı vazife'ad­dederiz.

İftaarla söyliyebilirim ki bugünkü modern teçhizat ile ordumuzun ateş kudreti çok artmıştır. Bilhassa orduda motorlu vasıtaların çoğalması onun iareket kabiliyetini çok arttırmıştır. O suretle ki memleketimizin muhtelif hudutlarından birinden diğerine intikali çok kısalmış ve memleketimizin savunması o nisbette kolaylaşmıştır.

Silâhlarda bu tekâmül hava birliklerinde daha bariz bir surette göze çarpmaktadır. Memleket savunmasında çok mühim rol ifa eden hava birliklerimizin en mütekâmil evsafta olan uçaklarla takviyesine çok ehemmiyet etfedilmek lâzımdır. Son zamanlarda hava tekniğinin bir şaheseri olan tep­kili uçaklarla da hava birliklerimizin takviyesine teşebbüs edildiğini çoğunlukla duymaktayız.

Sayın arkadaşlar, eski bir ordu mensubu olan bir arkadaşınız olarak partimizin içten ve samimî olan dileklerini, hulasaten arzetmiş oluyorum. Ej ve yeni bütün kahramanlıklariyle cihanın takdirinikazanmış olan ordumuz için büyük başarılar dilerken mukaddesşehitlerimizinazizruhlı önünde hürmetle eğilir, bunlara cenabıhak'tan rahmetve mağfiret dile-rim.»

Asım Gündüz'den sonra, bu mevzuda söz alanmilletvekilleri, ordumu keyfiyet ve kemiyetlerinin muhtelif ölçülerle elealınmasını, keyfi1. hemmiyet verilmesini,hastahanelerde hastalara kâfiderecede iJv gösterilmesini istediler ve tevhidi kaza hakkında hükümetin ne düşündi günü sordular.

Millî Savunma Bakanı Hulusi Köymen kürsüye gelerek, bu temenni lekleri şu suretle cevaplandırdı:

«Muhterem arkadaşlarım, evvelâ şunu arzetmek isterim ki Türk Ordus nu, bilhassa son senelerde dünya hâdiselerinin ışığıaltında ne kada sek savaş kudretine sahip bir kuvvet olduğunu hür insanlık dünyasına da­hi takdirle tasdik ve şahadet ettirmiştir. Bu tezahürler karşısında mille miz ve onun mümessili ve hakikî mümessili olan Yüksek heyetinizin haklı olduğu gururu ordusu ile paylaşırken kendilerine şükranlard sunmakla yüksek heyetinizin ve asil milletimizinduygularına tercümaj olacağım.

Kâzım Arar arkadaşımız hastalı an elerindurumuna işaretle bunların hi talara kâfi derecede ihtimam gösterir bir sistemde çalışmadığını anlatmal istediler.

Arkadaşlar, askerî hastahaneler mütevazi bir durumda çalışmakla b kuvvetle iddia olunabilir ki mevcut kıymetli elemanlarla hastalarını im oldukları bir ihtimama mazhar kılmaktadırlar. Teçhizatı oldukça rr meldir. Birçok askerî hastahanelerimizdeElektrokardogram, Röntgen cihazı ve Kanbankaları mevcut olmakta, askerlerimizin sıhhatlarmı iade edebilmek için en büyük vasıtalara da malik durumda bulunmaktadırlar.

Satın alma meselesinde suiistimal vaki olduğu iddiasına gelince, arkadaşlar, mücerred iddiaların iktisap edeceği kıymetin elbette ki müzakere ve münakaşaya zemin olacak mahiyette olamıyacağıaçikârdır. Bendeniz bunun aksini iddia ediyorum ve aksini iddia ederken vakıalar ve müşahedfierle iddiamı takviye edecek mevkideyim. Bununla demekisterimki, bütün Satın Almalarda en ufak bir yolsuzluk, en hafif bir suiistimal v ki değildir. Her sahada böyle bir şey iddia etmek mümkündür. Belki kidir, birsuiistimal varid olabilir. Ama delilleri ile ortaya konulduğu tal dirde hükümet vazifesini yapar.'Delil olmadığı takdirde umumî şekilhangi bir isnat, hükümet için kıymetlendirilmiş bir iddia olarak ele alınamaz. Yusuf Uysal arakadaşımız tevhidi kaza üzerindeki Bakanlığın düşüncelerini sordular.

Arkadaşımızın tevhidi kazadan murat ve kasıtları eğer Askerî Mahkemelerin ilgası ve onun Umumî Mahkemelere kalbi ise buna imkân olamajl cağını hükümet adına şimdiden arzedebilirim. Görüşümüz budur, arkadaşlar. Bilirsiniz ki orduseyyal, hareketli bir kıt'adır.Kore'ye gönderdiğimi birlikle beraber bir de mahkeme heyeti gitmiştir. Eğer biz Askerî Mahke­meleri ilga edip bunun yerine bu vazifeleri görecek Umumî Mahkemelere si intikal etiirecek olursak, bu durumda mahkemelerimizin nasıl ifayı va­zife edeceğini, askerî suçları nasıl kanun nazarında takip ve ahkâmı ceza-iyeyi tatbik edebileceğini takdir etmek kolaydır. Bu itibarla bizim Askerî Mahkemelerimizi lâğvetmekten ziyade Askerî Mahkemelerimizin tekâmülü yolunda tedbirlerimiz, gayretlerimiz, düşüncelerimiz ve hattâ tasarılarımız vardır. Bunu, zamanı gelince heyeti muhteremenize arzedeceğiz,

Askerî yoklamalarda muayene meselesine işaret eden bir arkadaşımız ar--kere sevkedilen vatandaşlarımızın hasta oldukları halde hastalıklarına ehem miyet verilmeyerek, yola çıkarıldıklar mı ve vatandaşların kıtalarına sev-kedildiklerini ileri sürmüşlerdir.

Sayın arkadaşlarım, bugünkü mevzuata göre son yoklamada askere celbe-düenler çifte tabip tarafından muayene edilirler. Ondan sonra eğer bu muayene neticesinde vatandaşların bir şikâyeti olursa, hastahane olan yerlerde hastahanelere ve hastahane olmayan yerlerde hükümet tabipliği­ne sevkedilirler ve bu muayeneler daima vatandaşlarımızın lehine geni", bir müsamaha ile yapılır. En ufak bir şikâyeti olan vatandaş o tertipten ge­ri bırakılır. Altı ay sonraya askerliği talik edilir. Binaenaleyh hasta oldu­ğu halde askere sevkedilen vatandaş bulunmadığını kabul ediyoruz.

Yine Nurettin Ertürk arkadaşımız, yapılan ihtiyaç maddelerinin mubayaa­sında büyük hacimlerde alımlar yapılışı dolayısıyla küçük esnafın bu mu­bayaaya iştirak edemediklerini ileri sürdüler.

Saym arkadaşlarım, elimizde 2490 sayılı bir kanun vardır. Bu kanunun ah­kâmına göre daimî ihtiyaç maddeleri olan eşyanın toptan mubayaası emro-Ummaktadır. Buna rağmen Maliye Bakanlığı ile Bakanlığımız arasındaki mutabakat üzerine büyük hacimdeki eşya mubayaasına küçük esnafın dr. taleplerini mümkün kılmak için bu büyük hacimdeki alımları küçük parça­lara ayırabilmesi imkânı da mahallî komutanların reyine bıraktık ve eğer mahallinde küçük mikyasta mubayaa yapıldığı takdirde talip zuhur etme­si imkânı varsa şartnamelerin de kumandanlıkça ona göre tanzim edilme­sini istedik. Bu suretle mubayaalar büyük sermayelerin inhisarından kur­tarılmış bulunmaktadır.

Ordumuzun iskân durumu hakkında konuşulanlar doğrudur. İskân, bilhas­sa son senelerde konuş vaziyetlerinin değişimi dolayısiyle hakikaten müş­kül bir durum arzetmiştir. Bununla beraber portatif baraka tâbir ettikleri ve her birinin 100-150 ve bazıları 200 er alacak hacmi ihtiva eden barakalar­la bunun da çaresini bulmak yolundayız arkadaşlar. Bir hayli baraka teda­rik edilmiştir. Askerlerimizin iskân durumu, hakikaten bu barakalar saye­sinde çok modern bir hale gelmiştir.

Yine aynı arkadaşım Harp okullarında tedrisat hacminin tahammülün fev­kine çıktığını ve bunun hafifletilmesi gerektiğini ileri sürdüler.

Arkadaşlar, Harp okullarının tedris müddeti, hepinizin bildiğiniz gibi bir sene çoğaltılmış ve binaenaleyh bu ağırlık evvelce üç senelik bir müddete sığdırılırken şimdi dört seneye inkisam etmiştir. Bu suretle arzu edilen hafiflik kendiliğinden olmuştur. Ordumuzun sevk ve idare kabiliyetini yükselmek ve bilhassa yeni teknik tekâmüller karşısında mevcut silâhların da kolayca istimali hususuna intibak edebilmek için bu tedrisata ihtiyaç vardır. Bundan müstağni kalamıyacağımıza kanaat getirmiş bulunuyoruz.»-

Bakanın konuşmasından sonra, tasarının bölümlerinin müzakeresine geçildi Bu arada 411'inci bölümün müzakeresi sırasında söz alan Çorum milletvekili Ahmet Başıbüyük, resmî taşıtların, hususî işlerde kullanıldığını ile­ri sürerek, ordu mensupları hakkında da ağır bir lisan kullanınca, Meclisin şiddetli bir protestosuyla karşılaştı ve başkanlık divanınca kürsüden indi­rildi.

Müteakiben tasarının diğer bölümleri de kabul edilerek, Millî Savunma bütçesi kabul olundu.

Millî Savunma bütçesinin kabulünden sonra, Maliye Bakanı Hasan Polat-kan, Harçlar Kanun tasarısının öncelik ve ivedilikle görüşülmesini teklif etti ve mezkûr kanun tasarısının müzakeresine başlandı.

Tasarının tümü üzerinde söz alan C.H.P. Van milletvekili Ferid Melen, ge­cenin bu saatinde, böyle mühim bir kanun tasarısının görüşülmesinin doğ­ru olmayacağını, diğer taraftan, bu kanun tasarısı ile, hükümetin yeni zam yoluna gittiğini ileri sürdü.

Tasarının tümü üzerinde konuşmalar bittikten sonra Maddeleri üzerindr konuşmalara başlandı.

Meclis, saat 24'de üçüncü birleşimine son verdi.

Büyük Millet Meclîsinin 25 Şubat 1952 tarihindeki toplantısı.

— Ankara: (25.A.A.)

Büyük Millet Meclisinin bugün saat 15'de yaptığı toplantıda, Harçlar Ka­nunu tasarısının müzakeresine devam edildi ve neticede mezkûr tasan ka­nunlaştı.

Müteakiben Maliye Bakanı Hasan Polatkan kürsüye gelerek Akaryakıt­lardan alınacak Yol Vergisi Kanun tasarısının öncelik ve ivedilikle müza­keresini rica etti. Bu istek kabul edildi.

Tasarının tümü üzerinde yapılan konuşmalarda, C.H.P. Meclis Grupu adı­na Van milletvekili Ferit Melen ezcümle şunları söyledi:

Bir baş vergisi olan ve artık tarihe karışması ivabeden Yol Vergisinin kal­dırılması tamamen yerindedir. Fakat kaldırılan Yol Vergisi yerine benzine 3 kuruş, gazyağma 7 kuruş ve mazota da 5 kuruş gibi ağır bir zam yapıl­maktadır. Yerinde görmediğimiz tasarının, yerinde görmediğimiz tarafı bu­dur. Hükümet bu tasarı ile bir taraftan taahhütlerinden birisini yerine ge­tirirken, bir taraftan da taahhütlerinin bir kısmının aksini yapmıştır. Hü­kümet programında Millî Geliri, ahenkli ve âdil esaslara dayanan bir ver­gi mükellefiyeti sistemini müdafaa etmiştir. Vergi sisteminde ıslahat ya­parken vasıtalı vergiler azaltılacak, vasıtasız vergiler ıslah olunmak suretı ile verimleri, hâsılaları çoğaltılacaktı.

Arzettiğim gibi gidilen yol tamamen bunun tersine olmuştur. Yol Vergisi kaldırılırken vasıtalı bir verginin nisbetleri artırılmış ve zamlar yapılmış­tır.

Ferit Melen'den sonra, kanun tasarısının aleyhinde fikirler serdeden milletvekilleri, memlekette akaryakıt ithalâtının artması karşısında, buna mütenazır olarak akaryakıttan alman verginin artırılmasının doğru olmadığını, tasarının gerekçesinde ileri sürülen hususların, esaslı sebeplere dayanma­dığını, bu zamlardan vatandaşın sıkıntı duyacağını, sanayiin inkişafına en­gel olacağını, diğer taraftan, D.P. hükümetinin hayatı ucuzlatma vaadile tezatlı bir durum yaratacağını ileri sürdüler.

Komisyon sözcüsü ise, bu iddialara karşı ezcümle şu cevabı verdi: Muhterem arkadaşlar,

Bu kanun tasarısı komisyonda görüşülürken elliye yakın arkadaş bu mev­zuda konuştu ve benden evvel konuşan arkadaşların ileri sürdükleri mah­zurları ve noktai nazarları uzun uzadıya komisyonda görüştük. Bu tasarı evvelemirde yeni bir vergi ihdas etmemektedir.

Arkadaşlar konuşurken dikkat ettim, muayyen bir zümreyi memnun et­mek cihetini ilk plâna almaktadırlar. Eski vergi iyi idi, onu lâğvetmiyelim diyen arkadaş görmedim. Çünkü hepsi teslim ediyor ki, eski vergi adalet­siz, maziye karışması lâzımgelen bir baş vergisidir.

Bundan en çok müteessir olan köylü vatandaşlarımız ve ekseri­yeti azimesi fakir tabakadır. Bu itibarla hiç bir arkadaş bu vergiyi ka-1 dırmaymız diyemedi. Fakat bazı arkadaşlar gaza zam yapılmasın, çünkü köylü mutazarrır olmaktadır, diyor. Bazı arkadaşlar'benzine zam yapıl­masın diyorlar. Komisyonda da bazı arkadaşlar mazota zam yapılmasını müdafaa ettiler. Yani mutlaka bir gurup vatandaş müdafaa edildi.

Muhterem arkadaşlar,

Evvelâ kaldırılan Yol Vergisi 40 milyondur. Belediyelerin yüzde 50'sini de ilâve edersek 42,43 milyon eder. Onun yerine benzin, gaz ve mazottan alı­nan vergi miktarı 29 milyondur. Bu vergi sadece benzinden değil, üç ka­lemden alınmaktadır. Hükümet tasarısında benzine 4 kuruş ilâve edili­yordu. Komisyonda yaptığımız görüşmeler neticesinde bu miktar üç ku­ruşa indirildi.

Diğer taraftan yol dâvalarını halletmiş olmalarına rağmen bütün civar emleketlerde benzin fiatı bizimkinden aşağı değildir. Türkiye'de benzi­nin kilosu zamdan sonra, 56 kuruş 80 santim, İtalya'da kilosu 70 kuruş 84 santim, İsrail'de kilosu 69 kuruş 61 santim, Suriye'de 53 kuruştur.

Gazyağı ve mazotta da ayni şekilde ayni tevazüniyet devam etmektedir. Ayni zamanda şu mülâhaza da bizim görüştüğümüzü haklı göstermekte­dir. Bütün eşya fiatlannda fiat endeksi bize gösteriyor ki yüzde 400-500 bir fark vardır. Benzin, gazyağı, ve mazotda yüzde 50-60 geçmemektedir. Bi­zim memleketimizdeki bu maddeler diğer memleketlere nazaran pahalı değildir. Bunlardan çok fazla vergi almıyor denemez. Bu itibarladır ki buna gelir maksadile ihdas edilmiş bir vergi nazarile bakmak, en zayıf tâbirile, insafsızlık olur, kanaatindeyiz.

Müteakiben söz alan Geçici Komisyon Başkanı da bu mevzu üzerinde şun­ları söyledi:

Demokrat Parti iktidarı ele aldıktan sonra 268 milyon liralık bir vergi in­dirmesi yapılmıştır. Şekerden' 32 milyon, un ve unlu maddeler Muamele Vergisinde yapılan değişiklik dolayisiyle 24 milyon, Hayvanlar Vergisin­den 5.500.000, hizmet erbabının Kazanç Vergisi farkından 150 milyon, ma­denler, tayyare resminden 2 milyon, Ofisçe ithal olunan un gümrük res-ninden 16 milyon ve nihayet Yol Vergisinden 40 milyon ki tamamı 268 milyon liradır.

Buna mukabil yapılan zam, aşağı yukarı, bugün Meclisten geçen kanun­larla yapılan zamdır.

Yani 29 milyon liradır. Evvelce arzetmiştim, harçlardan 40 milyon lira. Akaryakıtlardan 29 milyon lira, Tekel maddelerinden 20 milyon lira. Ye­kûn olarak 268 milyon liralık bir indirmeye mukabil 89 milyon liralık birzam yapılmaktadır. Bunun mükellef için sıkıcı olacağına komisyonumuz asla kani değildir.

Tasarının tümü üzerindeki müzakereler bittikten sonra, maddelerin ko­nuşulmasına geçildi. Bu sırada, daha önceden ileri sürülmüş olan tenkit­lere, Başbakan Adnan Menderes ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan cevap verdiler.

Başbakan Adnan Menderes bu hususta şöyle dedi: Muhterem arkadaşlar,

Müzakere edilmekte olan tasarı münasebetile hakikaten çok üzülmüş gc rünen arkadaşlarıma süratle cevap vermeyi ve bu üzüntülerini bir an ev­vel gidermeyi vazife edindim. Devlet hayatının devamı, bir takım mas­raflara ve külfetlere vatandaşlarca tahammül edilmiş olmasına bağlıdır. Vatandaş; iktisadî, içtimaî, kültürel her sahada bütün kalkınmasını dev­letten beklemektedir. Devlet vazifesi düne nazaran takdir buyurursunuz ki ölçülemiyecek kadar genişlemiş bulunmaktadır. Almadan vermek... (Cenabı Allaha mahsus sesleri) Cenabı Allaha has bir vasıftır. Vergi koy­mak elbette vatandaşın karşısına güler yüzle çıkmak demek değildir. Her külfet elbette bir miktar üzüntü yaratabilir. Burada arkadaşlarımın ser-dettiği bütün esbabı mucibe bu tasarı ile konulmakta olan vergiye ait de­ğildir. Herhangi bir vergiye, tıpatıp, kalıbı kalıbına, tekrar edilebilecek es­babı mücibeden ibarettir.

Muhterem arkadaşlar,

Esbabı mucibeyi dinledim. Bu tasarı kabul olunduğu takdirde kültürel inkişafımız duracak, iktisadî inkişafımız duracak, malî emniyetimiz tehli­keye maruz kalacak, vatandaşlar muztarip ve meyus olacaklar.

Yol Vergisinin kalkmasını işittikleri zaman- sevinen vatandaşlar bu tasarı mn mevcudiyetini haber alınca gayet meyus bir duruma düşmüşler. Ar­kadaşlar, hikâye malûm. Köylü vatandaşlardan birisi, bir arzuhal yazdıra­cak, hükümete halini anlatmak için kasabaya gelmiş. Bir arzuhalci bulup vaziyetini anlatmış. Arzuhalci kaç para vereceksin, demiş. Köylü kac pa­ra vereyim deyince, arzuhalci on kuruş verirsen şöyle, böyle yazarım. 20 kuruş verirsen daha iyi yazarım. Otuz verirsen çok dokunaklı yazarını, demiş. Köylü hükümete derdini dokunaklı olarak anlatmağı çok arzu et­tiği için yazacağın arzuhale otuz kuruş vereyim demiş. Hakikaten adam köylünün derdini otuz kuruşluk kaleme almış. Köylü merak etmiş, oku bakalım ne yazdın. Arzuhalci okumağa başlamış ve okunan arzuhal sona geldiği zaman köylüye dokunmuş ve hüngür hüngür ağlamağa başlamış, meğer demiş, benim başıma neler gelmiş de ben farkında değilmişim.

Muhterem arkadaşlar, neden bahsediyorlar. Yeni bir vergi mi ihdas ettik? Bilâkis gayri âdil olan bir vergi kaldırmak istiyoruz. Kendileri 39 milyon, dediler. Hakikati konuşmak lâzım, belediye vergi resimlerile birlikte bu miktar 43 milyon liradır. Zam, zam diyorlar. Mütemadiyen yaptığımız indirmeler burada açık olarak söylenmiyor, bunlar yapılan zamlardan çok fazladır. Bu demokratik hava içinde, memleketi aldatmağa çalışmak­tadırlar. Açık olarak söylüyorum, memleketi aldatmak, gayretlerinin te­melini teşkil etmektedir.

Muhterem arkadaşlar, kör ölür badem gözlü olur. Yol vergisi nasıl bir ver­gi idi? Meğer daha iyi bir vergi imiş, bunu kaldırmıyacakmışız.

Şimdi herhangi bir vergiye âdil bir nisbet dahilinde zam yapmak mevzuu bahis olunca rahmetlinin meziyetlerinden bahsedilmeğe kalkışılmak gibiİr vaziyet hâsıl oldu. Şaşmaktayım, arkadaşlar. Bu 32 milyon liralık ver-ıerelere taksim edilmiş olacak, eğer o kadar çok yere taksim edilecek­se o halde çok yere taksim edilmek harici kısmet rakkammı küçültür. Ni­hayet eti ne, budu ne. 32 milyon liralık bir vergidir.

Başbakan Adnan Menderes, bundan sonra bütçede tasarruf yapılmış ol­duğunu belirtti ve devamla dedi ki:

Arkadaşlar,

bütçede tasarruf yapıldığı, bütçe rakkamlarınm azalması veya çoğal­masından, bütçe rakkamlarınm birbirile mukayesesindenanlaşılmaz. O, ince bir tetkik ister. Bizim vaktile muhalefette iken yaptığımız gibi ciddî bir emek ve gayret sarfetmek suretile bütçenin hakiki hüviyetini ve ma­hiyetini ortaya koyabilecek esaslı bir mesaiye ihtiyaç vardır. Burada, bu kürsüde başka suretle konuşulamaz.

Muhterem arkadaşlar,

bu memleketin iktisadî bünyesi inkişaf etmekte devam eder, Millî Bîr, alman tedbirler sayesinde 15 milyondan 30 milyona çıkar. Ve büt-rakkamları da 3,5 milyarı bulursa, bu zat, o zaman, siz israf ediyorsu­nuz, tasarrufa asla riayet etmiyorsunuz iddiasile mi karşımıza çıkacaktır? Bu, ne mantıktır arkadaşlar? Bunlar, sadece sathî olarak sadece efkârı bu­rmak mümkün müdür gayesini takip etmekten başka bir mâna ifade etmez.

Muhterem arkadaşlar,

sn umumiyetle sözlerimi belirtmiş bulunuyorum. Daha söz almış bir çok arkadaşlarımız vardır. Kendilerini dinledikten sonra arzı cevap etmekte lükûmet, Maliye Komisyonu,Muhtelit Komisyonelbette gecikmiyecek-

Feknik malûmatı ve rakkamları hükümet bütün teferruatıyle emrinize â-mâde bulunduracaktır.

arzedeyim ki gereken malûmatı istihsal ettikten sonra, burada ıu vergi aleyhine söylenen sözlerin ekseriyeti azimesinin gayri varit ol-ıgunu yüksek heyetiniz takdir etmekte gecikmiyecektir.(Soldan alkış­lar, bravo sesleri)

Meclis, saat 21 de toplanarak çalışmalarına devam edecektir.

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugün öğleden sonra yapmış olduğu, birleşimde, Akaryakıt Kanun tasarısının müzakeresi sırasında, ileri sürülen tenkitlere aliye Bakam Hasan Polatkan ezcümle şu cevabı verdi:

■Arkadaşlar, gönül öyle arzu ediyor ki, şu muhalefet biraz hakşinas olsun n kötü tarafım olduğu kadar iyi tarafını da söylesin. Hükümet bunu iisündü, vatandaşlar bu kanundan memnun olacak vehükümeti bu gayretinden överiz, desin. Gerçi biz onlardan böyle bir şey beklemiyoruz. Fakat şimdi ne yapıyorlar dinlediniz. Kaldırılan 40 küsurmilyon liralık vergiyi bir kalemde bir tarafa atıyor, bunu yok farzediyor, ondan sonra u tasarıyı yeni bir zam mevzuu olarak ele alıyorlar. Arkadaşlar, bir par­ça insaflı olmak lâzım. İsterlerdi ki şuYol Vergisini kaldırmıyalım da, .nler desinler ki: Bir işçi günlük ekmeğini ancak temin eden bir va-ndaşla bir milyoner aynı vergiyi veriyor, nerede vergi adaleti? O zaman böyle konuşmayı arzu ederlerdi. Adaletsiz bir baş vergisi olarak, tasvir ettikleri kandili yakan fakir vatandaşla milyoner bir vatandaşımızın müsavi olarak verdiği bu adaletsiz Yol Vergisini biz cesaretle kaldırdık. Ada­letsiz olduğu maİûm bulunduğu halde kendileri neden cesaret edememiş­lerdir? Şimdi hükümet cesaretli bir kararla 40 küsur milyon lirayı kald rıyor, onun yerine elbetteki bir karşılık bulmak zarureti aşikârdır. KaM ki bu karşılık, bir arkadaşımızın tamamen yanlış olarak ifade ettiği şekil­de, hazineye bir kaynak temin etmek için buînmuş bir şey de değildir. Konuşan arkadaşımız tasarının o kısmını galiba okumamışlardır.

Şimdi keyfiyet böyle iken bir zam politikası diye tutturmak ve onu bu şe­kilde mütalâa etmek demagojinin tâ kendisidir arkadaşlar. Biraz insaflı -lalım. Biraz insaflı olsunlar, unutmasınlar ki 40 milyon küsur liralık ver­gi kaldırılıyor. Her evde iki mükellef bulunduğunu ve bu vatandaşlarda! köyde ise 12, şehirde ise 18 liralık Yol Vergisi kaldırıldığını unutmamal lâzımdır. Bunu unutmuş görünüyorlar. Fakat böyle bir hafıza muhalefete yakışmaz. Onun için arkadaşlarımdan rica ediyorum, bu kürsüden yara bunu. yazıp çizmek için konuşma yapmasınlar, hakikatiteslim etsinlı

— Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bu akşam saat 21'de yaptığı üçüncü birleşimde Akaryakıt kanun tasarısının maddelerinin müzakeresine devam edildi. Bu mevzuda söz alan İçişleri Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu,ezcümle şunları söyledi:

«Muhterem arkadaşlar, hakikaten bazen çok mühim gürülmeyen mesele­lerimiz Yüksek Mecliste en mühim bir mesele olarak ele almıyor. Yol Ver­gisini kaldırdık, Geri bir vergidir dendi. Bu ise muarız olan ve olmayan bü­tün muhterem âza hemfikir. Fakat onun yerine muhakkak ki devlet hi metlerini görmek ve bir de hususî muhasebe ve belediyelerin perişan halle rine karşı bir çare bulmak için bir vergi bulmak mecburiyetindeyiz. B noktai nazar belirdiği zaman Meclisi âlinin bazı âzası hakikaten sinirli buna karşı muarız tavır takınmak istiyorlar. Bu memleketi bilen insanla realist olmaktan başka, en güzel vasıfları yalnız bu hakikatlerigörme! olan insanlar bana izah ettiler. Bu izahlara nazarn, gazden ve petrolden vergi alındığı zaman, bunların kilosuna yedi kuruş zammedildiği takdirdi Türk köylüsü hiç bir zaman sıkıntılı bir hale düşmiyecektir. Zaten sıkın tısı varsa alınmakta olan bir çok tedbirlerle, iktisadîvaziyetimiz düzel­mekle hafifliyecektir. Yedi kuruş onun bütçesine hiç bir fazlalık ilâve et miyecektir. Türkiye'ye iki yüz bin ton petrol ithal edilmektedir. Bu pe rol, farzedelim ki Türk köyünün her evinde yakılıyor, netraktöründ ne de şehirlerdeki küçük enerji kaynaklarında veyahut diğer nakil var­talarında, sobalarda sarfedilmiyor.

Sevgili kardeşlerim, Türkiye'nin yuvarlak bir hesapla 20 milyonnüfusu olduğunu ad ve itibar etsek, memlekette sarfedilen gazyağım, her aileyi beş nüfus itibariyle nazara alsak ve istihlâk edilenmiktarı bu yekûna taksim etsek bir aileye senede elli kilo gazyağı isabet eder. Bunu yedi il zarbettiğimiz zaman beherine 350 kuruş düşecektir. Şehirlerde Yol Verj si 18, köylerde 12 lira ödenir. On iki lira kaldırılıyor, bu vergi 350 kiH olarak almıyor. Kaldı ki vergiden belediyelere aksedecek olan bir ki bulunduğuna göre belediyelerin buna mukabil tenvirat tarifelerini seltmelerine ihtiyaç olur mu, olmaz mı? Bu, nihayet bir hesap meseles dir. Çünkü belediyelere aksedecek olan bu vergiden mazot kısmın recek olursak belediyelere hisse daha az gidecektir. Daha az hisse gittiğiı göre belediyeler kendilerini idare etmek ve kasabalarım imâr etmek içi başka yollar arıyacaklardır ki, müsbetle menfiyi yan yana koyduğumu; zaman belediyelerin bu işde kazancı vardır, kaybı yoktur. Kazancı olduğuı göre tarifeler muhakkak yükseltecektir diye bu noktadan azimet ede­rek mazotu bu mükellefiyetten ayırmağa gitmek caiz değildir arkadaşlar. Onun için izam edilecek bir mesele olmadığını arzediyorum.»

Karaosmanoğlu'nun konuşmasından sonra, tasarının maddeleri üzerindeki müzakereler devam etti ve neticede tasarı kanunlaştı. Müteakiben, İzmir milletvekili Muhittin Erener ve 2 arkadaşının, Devlet memurları aylık­tan tevhidi ve teadülüne dair olan kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile tâ-İl ve eklerinin Adalet Bakanlığı merkez ve iller kısımlarında değişiklik pılması hakkındaki kanunun geçici maddesine bir fıkraeklenmesine dair kanun teklifi ile Devlet demiryolları ve Limanları İşletme Genel Mü-iğü 1951 yılı bütçesinde değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı, lareci üyeler kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1951 yılı bütçesinin e yapılması hakkında kanun teklifi, Orman Genel Müdürlüğü1951 yılı -Komisyonuna bağlı (A/l) ve (A/2) işaretli cetvellerde değişiklik ya-İması hakkında kanun tasarısı, 1951 Bütçe Kanununa bağlı (A/l) ve (A/2) li cetvellerde değişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı, Karayolla-nel Müdürlüğü 1951 yılı bütçe kanununabağlı (A/l)işaretli cetvelde iğişiklik yapılması hakkında kanun tasarısı öncelik ve ivedilikle müza­kere ve kabul edildi.

Bundan sonra İçişleri Bakanlığı bütçesinin müzakeresine geçildi. Meclis yarın saat 10'da toplanacaktır.

- Ankara: (26 A.A.)

Büyük Millet Meclisinin bu sabah saat 10'da yaptığı birleşimde, İçişleri Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam edildi.

Kanun tasarısının tümü üzerinde söz alan muhalefete mensup milletvekii-ktidar partisine mensup vatandaşlarla, tarafsız vatandaşlar arasında arklı muamele yapıldığını, başka partiye mensup İşçilerin işlerinden çı­karıldıklarını, Halk Partili Belediye Başkanlarınıngörevlerinin kanunî hiçbir sebep yokken tasdik edilmediğini, Halk Partisine mensup vatandaş-arın, Bank" kredisi, toprak ve makine taleplerinin yerine getirilmediğini, allı Demokrat Partiteşkilâtının şikâyeti üzerine, memurların başka yere nakledildiğini, diğer taraftan muhalefetin emniyet içinde bulun­madığını ileri sürdüler, aynı zamanda idare memurlarının da Hâkimler gibi teminata bağlanması lâzım geldiğini, İdarî teşkilâtta değişiklikler yaşanmasının zarurî olduğunu, Belediyelerin muhtar bir halegetirilmesini Bakanların parti toplantılarına otomobilleriyle gitmemesini istediler.

Aynı mevzuda konuşan ve tasarının lehinde fikirlerini serdeden milletve­killeri de, Türk milletinin asırlardan beri kendisine karşı kapanan hükü­met kapısından elini kolunu salla sallaya gidiğini memur nakillerinde siyasî )ir maksat aramanın doğru olamayacağını, yeni iktidrm idarî sahada millete pileryüz gösterdiğini, milletin ayağına gittiğini, anlayış gösterdiğini belirtir..

Kürsüye çıkan İçişleri Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu muhalif fikir­li cevaplandırdı ve tenkitlerle temennilerin, hassasiyetle gözönüne alı-ficağım bildirdi. Müteakiben Başbakan Adnan Menderes, aynı mevzu ü-zerinde hükümetin görüşünü açıkladı. C.H.P. milletvekillerinden Şemset-Günaltay, Başbakana cevap verdi. Adnan Menderes ikinci defa söz alarak, Şemsettin Günaltayın iddalarını karşıladı.

is saat 15'te toplanarak, çalışmalarına devam edecektir.

— Ankara: (26. A. A. )

Büyük Millet Meclisinin bugün öğleden evvel yaptığı toplantısında İçiş­leri Bakanlığı bütçesi müzakere edilirken kanun tasarısının tümü üzerin­de aleyhte ve lehte mütalâa yürüten hatiplerin sözlerinden sonra İçişle­ri Bakanı Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu kürsüye gelerek aşağıdaki konuş­mayı yapmıştır:

«Muhterem arkadaşlar, konuşan arkadaşlarımızın bazıları işlerimizi be dendiklerini söylediler ve bizi tergib ve teşvik ettiler. Bazı muhterem ar­kadaşlarımız da taleplerde bulundular. Bazıları da oldukça şiddetli olarak tenkit ettiler. Hattâ yalnız bizim meşguliyetimizin çerçevesi içine gire İçişleri Bakanlığının işlerini değil, hemen hemen Türkiye'nin bütün isleri­ni tenkit ederek bizi tahtie etmekten zevk aldılar. Bütün bunlar, gerek ten­kitler, gerek teşvikler, şüphe yok ki, vazife başında bulunan insanları daima ikaz etmekten hali kalan şeyler değildir. Bunlardan ders alacağız, bun­lar bizim için birer ibret levhası olarak ve birer tenbih olarak daima gözü­müzünönünde duracaktar.

Bahusus, muhalefeti temsil eden arkadaşlarımızın bazısözleri üstünde durmak ve kendileriyle adetâ bir musahabede bulunmadan geçmek hiç birzaman gönlümüzün riza göstereceği bir şey değildir. Ben muhalefetin takdir ettiğim bir cephesini bugün bir kerredaha mü­şahede etmiş oldum.

Muhalefet bazı meselelerde ve bilhassa maziyi tahatturda, nevema mazi­ye hasret çekmekte ve o kadar insicamlı hareket ediyor ki büyüğün» küçüğüne kadar hepsi aynı kelimelerle, aynı eda ile aynı cümleleri konu­şuyor ki, insanın hayran olmaması mümkün değildir. Bir kaç kelimesni zikredeyim, eşid muamele.. Eşid muameleyi, sevgili arkadaşlarım, 12 tem­muz beyannamesinde de gördük. Aynı söz devam ediyor, aynı söz matbu­atta devam ediyor, aynı söz mitinglerde devam ediyor, aynı süz bu mem­leketin sohbetlerinde devam ediyor olduğu içindir ki Yüksek Meclisiniz âli kürsüsüne kadar geldi.

Muhalefete beka hakkı tanıyacak mısınız?.. Muhalefete bu haktanmra lıdır. Demokrat Parti iktidara geçtiğinin ertesi günü muhalefetin lisanın­da, şimdi burada söylendiği gibi, aynı cümleyi, aynı fikri gördük. Muhalif arkadaşlarımız, muhalefet teşkilâtı, muhalefet grupu kelimesikelimesine birbirlerine o kadar mümteziç, o kadar mütesanid çalışıyorlar ki inşa hakikaten hayranolmamsı mümkündeğildir. Yalnız, muhalifarkada larımm, bilhassa Hamdi Orhon Beyin birsözü üzerinde durmakisterim. MuhalefetiDemokratidaremizin,sistemimizin,rejimimizin müessir bi: organı olarak telâkki etmeyi kabul etmek sırası gelmiştir, zamanı gelı tir dediler.

İçişleri Bakanlığı bütçesi konuşulurken bu konulara ne lüzum vardı, müessir organ....

Muhalefetin demokratik rejimde bir müessir organ olarak kabul edilmı lâzımdır. Fakat müessir organ oldu ise, bu hakikaten iktidar, iktidarı temsil eden ekseriyetinindir.

Müessir olmamak, müessir olmamak aczi içinde kalmak buradakiteni ierini dahi hazırlanmadan, esaslar üzerinde ciddî tenkitleryapamama yo­luna gitmekte, aczi orada aramaklâzımdır, bizde değil,kendilerinde te bizi korkutan nokta budur.

Arkadaşlar, bu memlekette muhalefet esas prensipler üzerinde tenkit yap mamakta, cidden, muhalefet teferruata dalarak yalmz mazinin tek parinde ferman ferma olduğu devrin hasretini çeker derecede aynı keli­meleri, aynı cümleleri tekrar etmeye kalkarsa, muhterem muhaliflerimiz ni affetsinler, aciz içindedirler, bu aciz bir gün memleketi düşündüre­cek bir hale gelebilir. Bu sözleri gerek Hamdi Orhon bey arkadaşımız ve gerekse Atıf Topaloğlu arkadaşlarımız tekrar ederlerken, hattâ bizi eski inlerin sinesine kadar götürdüler ve o günlerin, tıpkı bugünler oldugu-ıiı ve o günleri yaşıyormuşuz gibi anlatmak istediler. Dediler ki, eşit mu­amele lâzımdır, muhalefete hak verilmiyor, memurlar keyf için Demokrat Parti teşkilâtının elinde oyuncak olmuştur, oyuncak olmayan memurlar bir taraftan bir tarafa naklediliyorlar.

Muhterem arkadaşlar, inanmanızı istirham ederim, bütün bu günler, de-rirler artık geçmiştir. Eğer şurada, burada serpinti halinde varsa bu, mem­lekette geçmiş olan büyük dalganın ve memleketin karanlık günlerinin ölü dalgalarınıyaşadığımizdandir. O dalgalar şurada buradaetekle-mizi ıslatmağa bir müddet daha devam edecektir. Fakat bunların son inlerine geldiğimize Türk milletininbekçiliğişahittir. Hepimizin bu işe hdupeyman etmiş olmamız, bir daha o günlerin bu memlekete tekrar gel-eğinin delilidir. O günler gelmiyecektir. Bunu ancak o günleri ya­şamış olan ve o günlerde hâkimi mutlak olarak yaşamış olup ta o günlerde ılnız kendileri hâkim oldukları için hür olanlar o günlerin hürriyetsiz-ıi görmiyenler bugünü de o günlere benzetiyorlar. Fakat demin arzet-gibi Türk milleti müsamahakâr aşkın bir timsali olarak duran Hin-ı'daki Tacı-Mahal karsısında o Tacı Mahalle her taraftan bakabilen nu­ru civan gibi hürriyete, demokratik nizma artık bu memlekette iyiliğin ve ağin bir daha kalkmaması ve müemmen bir hale gelmesi beklenen ve onun bekçiliğini yapan Türk milleti bu halde bekliyor. Onun için bir laha geri dönülmez. Bumüeyyideleryavaş yavaş tahassüledecektir, et-nektedir. ediyor. Evvelâruhlarımıza sâri olmuştur.Bu memlekette Öyle ı- terbiye teessüs etmiştir ki müeyyidesinin esası buradadır, manevî kudretindedır. Bu terbiye, bu temrin kanunî müeyyideleri de birer birer ge­tirecektir, düzeltecektir, tacil edecektir. Birer birer ele alındıkça görüle­cektir ki bu memlekette insanın korkusuz, hür olarak yaşaması demokra­tik nizamın kendisine gitmekle mümkün olmuştur. Bütün bunlar beklen­mektedir ve gelecektir. Bunların olmayacağını bir tavrı eda ile bugünü düne benzeterek, bugünü dünden kudret almış, fakat menfi yönden bir kuvvet almış gibi bir his altında kalarak daima bizi buradabu gibi sÖzler-e tahtie etmeye kalkıyorlar. Bu noktalarda bizi hiç bir suretle tahtie et­meğe imkân yoktur. Bugünkü iktidar da bu tahtieye hiçbir zaman müs­tahak değildir, sevgili arkadaşlarım.

Bu işleri gerek Hamdi Orhon, gerek Atıf Topaloğlu arkadaşlarımız izah ederlerken birçok şeyler saydılar:

ç politika muhalefete eşit politika yapılmıyor, partizanlık rol oynuyor. İktisadî Devlet Teşekkülleri Acentalıklan, muhaliflerden almıyormuş. Bu mevzuda bir de misal verdiler. Fakat arkadaşlar, Ünye'deki acenta bir partiye mensub olmakla kalmamış acentahk avzifesini kötüye kullanarak hüküm ve tahakküm tesis etmeğe çalışmış ve onun için acentaliğı alınmış­tır.

Fatsa'nın bir köyüne para verilmiştir ve sözde onlar Demokrat Partilidir, zarar yok, Halk Partili olanlara devredelim denmiş. Yok arkadaşlar, bu para orada onlara verilmiştir, fakat derhal bu sene yerine verilmek için tedbir alınmıştır. Kafiyen parti hisleriyle hareket edilmiş değildir. Takvimde bir tarafın daha evvel ve daha şiddetli ihtivacı olduğu için bu yola gidilmiştir.

Seçimlerde meydanmitinglerinde Bakanlaradetâ herhangi birI gibi konuşuyor, dediler. Hamdi Orhon arkadaşımız. Seçim zamanında yası mücadelelerin alevlendiği, bütün partililerce gayret ve faaliyet g terildiği bir devirde evvelâ o. partinin mensubu bir milletvekili olan " kanın seçim mücadelelerine iştirak etmemesi, halkın içine girmeme; nuşmaması niçin isteniyor anlıyamıyorum.

Resmî araba ile giderse tahtiye edilsin. Resmî araba olmamak şartıyla cin gitmesin? Bakan da nihayet bir partinin mensubu değil midir? Miflı tin yaptığı böyle bir mitinge gidip fikirlerinisöylemek, mensup oldu partinin kazanması için o işte, o dâvadahükümran olmak,galebe çalma için bir faaliyet bir cehd göstermiyecek midir? Bu ciheti,bu faaliyeti, gayreti daima gösterecektir, daima bu memlekete bundan sonra her Ba hangi parti iktidarda olursa olsun, seçim faaliyetinde istediği kadar, kant larımızıri çerçevesi içinde faaliyet gösterecek, cehd sarfedecek ve çalışac tır ve bu faaliyeti göstermelidir. Birçok Halk Partili arkadaşlarım, zabıta . zın zaafından, tereddüdünden bahsettiler ve hattâ dediler ki zabıta ürkek 1 haldedir. Eski devirlerde vakalar daha çok, şimdi nisbeten daha azdır. tün tevatürlere rağmen. BunuBütçe Komisyonunda daarzetmiştim. kat eski devirlerde az olan bir şey vardı, müsademe. Yeni devirde bil ha bu sene zabıta vakaları içerisinde müsademe vakaları diğer vaka nisbetle çoktur. Müsademe dediğim zaman bir taraftan birkaç şerir, taraftan birkaç gayri mesul vatandaşla müsademe değil. Zabıta ile şer arasında mksademe artmıştır. Bu şu demektir ki artık zabıta işe mış ve işi tutmuştur. Karşısında şerir gördüğü zaman resmî kudretine ı yanarak işini yürütmek içinzabıtaya ruh ve emniyetgeldiğinin,ürk iiktenuzaklaştığının,vazifesinicesaretle yapmak için azimkar harek ettiğinin bir delilidir. Bu nokta böyle olduktan sonra bugün hiçbir taraf­ta zabıtanın ürkekliğine delâlet edecek ne hudutbölgelerinde, ne içerle de ne başka yerlerde bir hâdiseyoktur. Bilâkis zabıtanın eskigünle olduğu gibi elinde dayak yoktur, şehirde olsan, köylerde olsun insanı mekten başka kudretlere sahibdir. Zabıtadövmez, zabıta tecavüz eden ve zabıta bu şartlar altında kanunî salâhiyet dahilinde şeriri yakalama ve şirretliğe mâni olmak vazifesine sahiptir. Bu hale gelmiş zabıta ds ğimiz zaman jandarma ve polisi kasdediyorum, İkisi de bu vazifeyi h lı olarak yapacak kudrete yaklaşmaktadır. Atıf Topaloğlu arkadaşımız sö­züne baslarken gerçek demokrasilerde Devlet menfaati parti menfaate dan evveldir dediler. Benimmensupolduğum iktidarınfikrice yalana demokrasi diye bir şey yoktur.Demokrasi öyle bir şeydir ki bir sanat.e seri, bir şiir, bir tablo gibi muhakkak hakikî olmalıdır. Hakikî olandemol rasi, demokrasidir. Hakikî olmayan hiçbir zaman demokrasi değildir. 0-nun içindir ki Türkiye'deki demokrasi taklit edilmiş, yeniden icat edilrı Özenilmiş bir demokrasi değil, kendi doğduğu yerlerde olduğu gibi tıj tıp, bütün kendi şekillerini haiz olarak alınmış ve o şartların tamamen rine getirilmesine ve tatbikine dikkat ve itina gösterilmiştir. Bu demok side her şeyden evvel memleket menfaati hâkimdir. Budemokraside me leket menfaati parti menfaatinden daima önde tutulmuştur ve tutulaca tır. Onun içindir ki 14 Mayıs'tan bu yana politikaya hâkim olanlar iratiy lı bir hale girmiş değildir. İktidara mensup olanlarlamuhalefete men olanlar arasında hiçbir ayrılık yoktur, hepsi aynı haklara maliktir, Bire yerlerde bunun misalleri münferit değil,toplu bir halde deverile gösterilebilir.

Atıf Topaloğlu arkadaşımız, Halk Partili Belediye reislerinin işten rıldıklarım söylediler. Muhterem arkadaşlar,Türkiye'de 200 kasabamı; Halk Partili Belediye reisi vardır. Bunun içinde kaç tanesininreisliği [ilmedi, işten el çektirildi. Bunlarınadedi sekizi, onu geçmez. De-nokrat Partiye mensup olan ve bize en yakın dostulğubulunan Belediye reisleri için dahi ademi kifayet kararı alındığı zaman herhangi bir parti lâhazası hâkim olmadan derhal vazifelerine nihayet verilmiştir.

in Belediye Reisi tek hanını bir Belediye reisi idi. Kifayetsizlik kara-

rı verildi, derhal vazifesine son verildi. Balıkesir Belediye reisi bugün, İçişleri Bakanlığında vazifedar arkadaşınızın 20 seneden beri tanıdığı bir mühendistir. Mülkiye müfettişlerinin raporu üzerine derhal bu münevverı için, Demokrat Partiye bu kadar hizmetleri nazaraalınmaksızın,derhal işten el çektirme kararı alınmıştır.

ı için, bu noktaları düşünmeden, öğrenmeden,arkadaşlarımızın bu İde konuşmaları, tenkitler yapmaları gücümüze gitmiyor desem, ha-ifade etmemiş olurum. Gücümüze gidiyor.

Kredi bahsinde dediler ki burada parti mülâhazaları hâkim oluyor. Ziraat Bankası ve diğer bankaların plasmanlarına bakılırsa kasaba ve şehirleri-izde en çok ticarî ve ziraî krediyi alanmuhkkak ki Halk Partililerdir, inkü bir kere Halk Partililer bu memleketin en eski partisine mensup îinler ve memleketin eşrafları oldukları için daima kredileri daha faz­dır. Zavallı fakir Demokrat Partililerin ziraî kredilerinin bu gün için hiç sa Halk Partililer kadar olmasına zaten imkân yoktur. Diğer misal-; daha çok uzatmak mümkündür. Fakat bariz birkaçnokta üstünde uhterem Meclisi bu suretle aydmlatabildimse ve muhalefet arkadaşları­mın tarizlerine mehmaemkân cevap verdimse bahtiyar olurum.»

- Ankara: (26 A.A.)

Büvük Millet Meclisinin saat 15'te yaptığı ikinci birleşimde 1952 yılı Bütçe ıı tasarısının müzakeresine devam olundu. Bu arada İçişleri Bakan-E Emniyet Genel Müdürlüğü,Jandarma Genel Komutanlığıbütçeleri kabul edildi.

içişleri Bakanlığı bütçesinin müzakeresisırasında, ileri sürülentenkid ;mennilere karşı, Dışişleri Bakan vekili, Adalet Bakanı Rüknettin Na-uhioğlu su cevabı verdi:

Muhterem arkadaşlar,

Haricî siyasetimiz hakkında, Yüksek Meclisin malûmatı tam ve kâmildir. Sayın Hariciye Bakam Fuat Köprülü arkadaşımız,zaman zaman Yüksek Meclisinize, Devletin haricî siyaseti hakkında geniş izahat vermiş ve bu-ın bütün safhatım arzetmiştir. Bahusus son bir hafta evvelyapılan mü­zakerelerde, Devletimizin Atlantik Paktına dahil olması hususunda müelerde kanunu ittifakla kabul etmek suretiyle devletimizin haricî si­yaseti hakkındaki hattı hareketini tamamiyle açıklamış ve bütün safaha­tını izah etmiş bulunuyor.

itibarla bugün yine bu mevzu üzerinde fazla durarak geniş izahatta mlunmaya sebep ve lüzum görmüyorum. Anlaşılmış, kabul edilmiş, yal­nız bizce değil, Meclisi Âlice değil, efkârı umumiyece, hattâ bütün dünya efkânnca anlaşılmış bir hariciye politikası berraklığı ve safahatı içerisin­de bulunuyoruz.

ı noktayı böylece arzettikten sonra muhterem milletvekili arkadaşları­mın buradaki izahatına geçmek istiyorum.

ımet Özbey arkadaşımız Almanya'ya giden heyetin sefareterkânımız tarafından istikbal edilmediğini şikâyettarzında beyanbuyurdular. Bunun hakkında edindiğim malûmat şudur:

Dışişleri Bakanlığı bu meseleye elkoymuş tetkikat ve tahkikat yapmakta­dır.

Yine bu arkadaşımız, bu mevzua temas ederkenbütün hariciye memurları hakkında biraz sert bir lisan kullandılar.Bir mecmuayı, birteşek bir Bakanlığın bütün mensuplarını toptan tenkid etmekbilmem doğru ;-labilir mi? Belki vazifesinde lâyıkiyle çalışmayan insanlarbulunabili: Her teşkilâtta, her Vekâlette böylesi vardır. Hariciyemizin kıymet. man ve mensupları üzerinde umumî bir mütalâada bulunmanın bendeni» ceve Yüksek heyetinizce tasvip edilmemesi pek tabiidir. Bumevzudi dikkatsizlikler varsa onlar hakkında icabeden vazifeler, kontrollar yapılır,

Muhterem Osman Kapani arkadaşımız, geniş izahlarında umumî siyaseti­mizin ana hatları üzerinde görüştüler, geniş izahatta bulundular. Bu nok tai nazarlarının yerinde ve isabetli olduğunu bendeniz de arzediyorunı.

Profesör Remzi Oğuz arkadaşımız, Teşkiiât Kanununun henüz gelmedi­ğinden ve Hariciye mekanizmasının eski olduğundan bahsettiler ve Hari­ciye idarei maslahatçı mıdır, değil midir diye bir sual sordular. Konsolı -luklara temas ettiler ve Arşiv işlerinin bozuk olduğunu tahmin ettiler

Evvel emirde şunu arzedeyim ki, Hariciye Teşkilât Kanunu hazırlanmak­tadır ve yakında Yüksek Meclise arzolunacaktır. Bu Tşkilât Kanun;, i bugün tenkid olunan noktalar tanzim ve İslah edilmiş olacaktır. Şüj ki bu kanun Yüksek heyetinize geldiği zaman bunun eksiklikleri Yüksek Meclisinizde daha ziyade ikmal ve itmam olunur.

Andre Vahram Bayar arkadaşımız, umumî siyasetten bahsettikten sonra Vatikan Müessesesine temas ettiler ve Devletimizin Vatikan Müesst tanıması temennisinde bulundular. Bu mesele doğrudan doğruya üzer.. tetkikat yapılacak birmeseledir. Hariciyeninbununla meşgul olacakı arzederim.

Ali Ocak arkadaşımız, kadro meselesine temas ettiler. Bu husus da Teşki­lât Kanununda nazarı dikkate alınacaktır.

Kilis havalisi ve hudut işine gelince, bugünkü durum itibariyle ele alına­cak bir nokta yoktur.

Abdurrahman Melek arkadaşımızın buradaki izahatı, evvelâ bütçenin d lığı ve geçen seneki bütçeye nazaran daha eksik olduğu hakkındadır. Mali imkânın durumu bu bütçeye bukadar tahsisat verdirmiştir.Diğer izim buyurdukları noktalar çok kıymetlidir.Teşkilât Kanunu ile bu eksikl: ğin ileriye müteveccih olarak tanzim edileceğini arzederim.

Doktor Aziz Uras arkadaşımız, Arap matbuatındaki neşriyatın aleyhinde olduğunu ve bunun sebeplerini sordular.

Matbuatın bu gibi neşriyatı kendilerinin bileceği bir şeydir. Oralarda sansüre tâbi olmaması dolayısüe hür matbuatın yazı mevzularının esi1 ve avâmili üzerinde burada bahsetmek ve izahat vermek doğru olmasa e rektir.

Sonra, arkadaşımız, Suriye'de bulunan vatandaşlarımıza ait arazinin tas sim edildiğini ve tehlikeye düştüğünden bahsettiler. Bu hususta Haricive Bakanlığınız dikkatli ve alâkalıdır. Bu mevzu hakkında Sam Sefaretimiz­le temas halindeyiz. Eğer her hangi bir vatandaşımızın oradaki arazisi tak­sime maruz kalmış olur ve o vatandaşımızın da müracaatı vuku bulursa, şüphesiz ki o vatandaşın hukukunun aranması bize terettüp eden en îı vazife olacaktır.

Sayın Zeki Eratman ve Burhanettin Onat arkadaşlarımızın mütalâalarını birleştirerek kendilerine cevap arzedecegim: Şark âlemi iledostluğumu-jn daha kuvvetli olmasını ve oralarda da faaliyet göstermemizi, 150 mil­lik bir kitle ile münasebetlerimizin daha faal olmasını, Şarktaki kana­mızın açık bulunduğundanbahsettiler. Bu, hemen vederhal cevap ar-■tmek mümkün olmayan mevzulardandır. Yalnız şunu arzetmek isterim q Şarkla ve Cenup Devletleriyle olan münasebetlerimiz eskiye nazaran da-a sıkı, kuvvetli ve esaslıdır. Son günlerde memleketimizi ziyaret eden Pakistan Hariciye Bakanı Zafirullah Han'la vâki temaslarımız, bu mem­leketlere verilen karşılıklı ehemmiyetin bir misalidir.

haricî siyasetimizin ana hatları budur, Yüksek Meclisin bu maruzatımı kâfi görmelerini rica ederim..

Diğer taraftan burada muhterem milletvekilleri arkadaşlarımızın beyan e tenkidleri zabıtlarla malûmumuz olacaktır. Bunların peyderpey İslahı e Yüksek Meclisin arzusu dahilinde bu işlerin tanzimine tevessül oluna-ı arzederim, takdir Yüksek Meclisindir.

Bundan sonra Dışişleri Bakanlığı bütçesi kabul edilerek, Maliye Bakanliğ? bütçesinin müzakeresine geçildi.

is saat 21'de toplanarak çalışmalarına devam edecektir.

- Ankara: (26.A.A.)

Başbakan Adnan Menderes, Büyük Millet Meclisinde, İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken, C.H.P. milletvekili Hamdi Orhon'un konuşmasından sonra söz alarak şöyle dedi:

Çok muhterem arkadaşlarım,

Halk Partisi iktidarda iken acaba deruhte ettiği mesuliyetleri liyakat ve dirayetle ifa edebilmiş midir? Bu, çok kabili münakaaşa olan bir husus­tur.

Biz muhalefet olarak ortaya çıkar çıkmaz Cumhuriyet Halk Partisi bütün silâhları elinden bırakmış, kendisini müdafaa edebilmek imkânından ta­mamen mahrum kalmış bir parti olarak aramızdadır. Daha muhalefetin ilk günlerinden itibaren bocalamış, şaşırmış ve inandığı, müdafaa etmek­te olduğu, prensipleri bir tarafa bırakarak kuvvetli bir cereyan halinde i-leri sürülen fikir ve prensipleri sureta benimsemek ve kendisini müdafaa etmek suretiyle iktidarda kalabileceği vehmine kapılarak hareket etmiş­tir. İktidarda bu kadar zayıf olan Halk Partisinin, muhalefette muktedir alabileceğim, kudret gösterebileceğini düşünmek, hakikaten hata olurdu. Çarşambanın gelişi, Salıdan belli olur.

950 Seçimlerinden sonra daima muhalefette bulunacaklarını, gayet ciddî muhalefet yapacaklarını söylediler, memnun olduk. Muhalefette muvaf­fak olsalardı, hakikaten çok daha memnun olacaktık. Bu suretle memle­ketteki idarenin tekâmülünü tamamlamış olurlardı. Fakat arkadaşlar, bir insarı olarak arzedeyim ki, o kemali gösteremediler, muhalefet için muha­lefet... Tıpkı bir zamanlar uzun boylu münakaşa edilen sanat, sanat için­dir, ahlâk için değil, şudur, budur, münakaşaları gibi...

Cumhuriyet Halk Partisi muhalefeti, sadece muhalefet için yapmıştır. Ar­kadaşlar, kendilerine söyliyorum ki, muhalefeti sadece muhalefet için den muhalefeti memleket için yapmak lâzım gelir. Hepimizin gayesi, mem-in yüksek gayelerini tahakkuk ettirmek ve korumak olmalıdır. Partiler bunun için bir vasıtadır. Büyük memleket menfaatleri karşısında dar particilik zihniyetini bir tarafa bırakarak memleket menfaatinin gösterdiği istikamette yürümek ve bu gidişte samimî olmak, muvaffakiyetin te yoludur. Halk Partisi, iktidarda gösterdiği aczi bugün hâlâ muhalefette de göstermektedir. Bu aczin başta gelen sebebi, tuttuklukları yolda samü olmamalarıdır. Burada konuşan arkadaşlarımız kendi vicdanlarının derin­liklerine indikleri takdirde, vicdanlariyle sözlerinin mutabık olmadıkın çok iyi bilirler. Burada bir Bakanın intihabata resmî otomobilile git™ tenkid ediyorlar. Daha dün bu partinin içindeki Devlet reisinin, intihaba yapmak için değil parti lâfını telâffuz etmemesi lâzım gelirken, meshui beyaz trenle memleketi bir boyundan öbür boyuna katettiğini kendileri gayet iyi bilirler. Bunu bilerek bu şekilde konuşmak, içinin, vicdanının kendisile mutabık olmadığının bir delilini teşkil eder. Hangi insandan çe­kinmek, hangi insana hürmet etmek, hangi insanın muktedir olduğunu kabul etmek güçleşir. Binlerce kişi, vicdanından kendileriyle mutabık de­ğillerse, dâvalarına inanmamışlarsa, onların hiçbir mâna ve kudret ifade edemiyeceğini söylemek gibi boş bir şey olamaz. Çekinerek konuşan insaı vicdaniyle mutabık olan insandır. Muhalefet vicdaniyle mutabık olarak hareket etmediği ve muhalefeti sadece muhalefet için kabul etmek vaziye­tinden çekinmediği takdirde, bu bocalamasında devam edecektir. Bir ikti­dar partisi olarak, Demokrasinin bu memlekette pürüzsüz teessüsünü arzu eden bir parti olarak böyle bir dâvanın tahakkuku için bütün maddî ve ma­nevî varlığını ortaya koymuş insanlar olarak, kendilerinin bu acizden biran evvel kurtulmalarını temenni etmekteyiz, arkadaşlar.

Muhterem arkadaşlar,

Bu münasebetle arzedeyim, Bakan mitinge gider mi? Bakan mitinge gi der. Arkadaşlar, örneği evvelâ kendileri verdiler. Bu örneğe de hacet yok. Esasen Bakanın bir politika adamı olduğunu kabul ettiğiniz takdirde Ba­kanın mutlaka mitinglere gitmesini kabul etmek lâzımgelir.

Muhterem arkadaşlar,

Bakan Parti Grupu toplantılarına gider. Bakan, Siyasî haklardan tecrit e-dilmiş, mahrum bırakmış bir insan mıdır?

Bakana verilen otomobil şahsına verilmiştir. Bu, hizmet otomobili değildir Nereye giderse, otomobile binerek gider. Mitinge gitmeğe mezun olduğu­na göre, devletin kendisine şahsına tahsis etmiş olduğu otomobiline bine­rek gider arkadaşlar. Bunda şek ve şüphe yoktur. Eğer bunu men etmek i-çin nazariyatta mesnedleri, kanaatlarınm doğru olduğuna imanları ve iti-madları varsa, bir knun teklifi ile bury gelirler, bu meseleyi mevzuatı­mızla hallederler. Ondan sonra bunu ihlâl eden herhangi bir Bakan çıkar­sa onu tecziye etmek yoluna giderler. Bugünkü mevzuatımıza göre Baka­nın otomobiline binip gitmemesi için hiç bir mâni hüküm yoktur. Bunu a-çıkca ifade etmek lâzımdır arkadaşlar.

Bakanın vazifesi, halkla temas etmek, halk içine girmek, halkı tenv mek değil mi arkadaşlar?.. Bakan orada Bakanlık vazifesi mi görüyor, par­ti işi mi görüyor, ona itimad lâzım mı, değil mi, bu işleri bu derece kılı. kırk yararcasma tesbit eden bir adalete kavuştuğumuzu. Halk Partililer ne zaman öğrenmişlerdir? Hakikaten bu dereceye gelmişlerse iftihar et­mek lâzımdır.

Muhterem arkadaşlar,

Hamdi Orhon arkadaşım diyor ki, burada biz beraberce Demokrasinin pü­rüzsüz olarak teessüsü hususunda mücadele etmekteyiz.

Hayır, arkadaşlar. Bu mücadele Demokrat Partiden gelmiştir. Kendileı Demokrat Partinin ortaya çıkmasından iktidarı kaybettikleri ana kadar,eski devrin, şu ve bu kılık kıyafeti altında uysal görünerek ve çeşit çeşit hareket ederek muhafazası yolunda devam etmişler ve demokrasinin ku-ılmasma ellerinden gelen bütün gayretle mümanaat etmişlerdir.

îurada Erzincan milletvekili Şemsettin Günaltay. yerinden müdahelede bulunarak;

Hakikatlere muhalif söylüyorsunuz. Bir adamı hedeftutarak bir parti akkmda lâf söylenmez. Hakikatleri olduğu gibi aksettiriniz, demiştir. Başbakan sözlerine devam etmiştir:

idim sayın Şemsettin Günaltay,hiddetle ayağa kalkıp bağırınca çok İT söylediğimi zannettim. Halbuki söylediklerimde böyle bir şey olmadı-. siz de işittiniz. Arkadaşımızın seslerinde fevkalâde bir feveran ve asa­biyet vardı. Ben bu feveran ve asabiyeti vaktiyle de görmüştüm.

Arkadaşlar,

laik Partisinin içinde Demokrasinin prensiplerini müdafaa için buradan :onuştuğum zaman yine kendisinin şuraya şu kürsünün yanma kadar ay-şiddet, aynı asabiyet ve feveranla koşup geldiğini gördüm.

Muhterem arkadaşlar,

Söylediğim hususlar hakkında kendisini kürsüye davet ediyorum. Ve viisaade buyurursanız sonuna kadar kendisiylemücadele ve münakaşa etmeye hazırım.

Muhterem arkadaşlar.,

Oturdukları yerden bir feveran ve asabiyetle sanki hakikati ifade ediyor-)ir konuşmaları kâfi değil... Ben millet huzurunda bu meselelerin ı konulmasını ve hakikatin kimin tarafında olduğunun tezahür et-

esini canı gönülden arzu ediyorum ve kendisini kürsüye davet ediyorum

arkadaşlar.

3enim söylediklerim hakkında ssöyliyecekleri varsa, ben şimdi kürsüyü ter-Bder etmez buyursunlar... Yüksek heyetinizin kendisine arzu ettiği kc-ır müsaadekâr davranacağından emin bulunuyorum, arkadaşlar.

Muhterem arkadaşlar.

al böyle iken, hakikatleri bir tarafa bırakarak Demokrasinin ve hürriye­ti Müddei Umumiliğini,müdafiliğini üzerlerinealıyorlar... Zararıyok, unu benimsesinler, üzerlerine alsınlar, fakat bizedönüp siz eşidmua-le yapmıyorsunuz.. Siz haksız muamele yapıyorsunuz, siz Demokrasiyi ■Diyorsunuz, hülâsa siz Anti Demokratsınız. Demek istiyorlarsa buna hakları yoktur arkadaşlar.

Muhterem arkadaşlar,

Î.H.P. si altı-sekiz sene evvel Türkiye'nin 952 senesinin eşiğinde böyle r hale gelebileceğini, bugünkü hürriyet havası içinde memleketi görebi­leceklerini hayal dahi edemezdi.

Arkadaşlar.

Çimdi Ordu'daki acenta meselesine geçiyorum.

Bazı verlerde bir takım hâdiseler olabilir. 20-22 milyon nüfusun barındığı 700-800 bin metre karelik bir vatan içerisinde, milyonlarca hâdiseler ara nda, doğru söylediklerini kabul ederek arzediyorum. oradan buradan bir idiseyi ele alarak, bunları bütün memleket çapında "hâdiselermiş gibi teş-ıil etmek ve milleti yanlış hükümlere götürmek için bu kürsüden ifadat­tı bulunmayı kendilerine yakıştıramadım. Bir çiçekle bahar olmaz. Memlekette nizam, intizam ve kanun vardır arkadaşlar, insan öldürmek yasak­tır. Katil vakaları olmuyor mu, insanlar öldürülmüyor mu? Hırsızlık ya- ■ saktır. Hırsızlık vakaları olmuyor mu? Cemiyet reaksiyonlar yapar. Bu sıhhat alâmetidir. Kendisi buraya gelip Ordu'da şu iş yapıldı diyor. Bunla rın asla kulaktan kulağa fısıldanmasına müsaade edilmediği devirleri ken­dileri bu memlekette zorla yaşatmışlardır.

Matbuat hürriyetinden bahsediyorlar. Matbuat hürriyeti, sevme ve say­ma hürriyetine kadar ileri gitmiştir. Bugün matbuat hürriyeti yoktur di­ye, bir taraflı olarak en geniş şekilde konuşulurken ve biz bunu prensiple rimizin bir neticesi ve âmme menfaatinin bir icabı olarak memmmiyei karşılar ve kabul ederken bunun diğer ucunu mütalâa etmeye kendilerini davet ederim.

Matbuat hürriyeti vatandaşlara sövme sayma veyahut sövme sayma tel didi altında bulundurma hürriyeti değildir. Bir gazete çıkaran insanın, po­litika hayatında olusn, hususî hayatında olsun herhangi bir vatandaşı ya rın şöyle yazar tehdidi altında bulundurması hürriyetlere tecavüz mânasından başka bir mâna ifade etmez. Bu dereceye kadar gelmişken ortalık tamamen kendilerine açık ve serbesttir. Bunun aksini iddia edemezler. Matbuat hürriyetinin taraftarı olanlar matbuat hürriyeti kelimesini telâf­fuz ettirmeye seneler ve seneler müsaade etmeyen insanlardır.

Arkadaşlar,

Bütün bu yapılan propagandalara, bütün bu kötüleme gayretlerine şiddet­le cevap veriyorsam bunu, birikmiş inkisarların tezahürü olarak kabul et­mek lâzım gelir. Söylemediklerini bırakmamaktadırlar. Memleketi aldat­maya çalışıyorlar. Âcizdirler. Çünkü çalışmıyorlar. Arzettim arkadaşlar, getirdikleri bütçe tenkitleri meydandadır. Âcizdirler. Çünkü samimî değil­dirler. Nasıl samimî olabilsinler ki, dün kara dedikleri mesele ve mevzu­larda bugün yüzde yüz aktır diyorlar. Bunu, hepimizin bildiğini bilerek yapıyorlar. Gözlerimizin içine bakarak yalan söylemektedirler.

Muhterem arkadaşlarım,

Anti Demokratik Kanunların mevcudiyetinden ve bunların değiştirilmedi­ğinden tutturarak idarenin eskisi gibi devam ediyor olduğu kanaatini telkin edecek surette konuşan bizden oları arkadaşa sözlerimi tevcih ediyorum.

Muhterem arkadaşlar,

Ceza Kanunumuzla bütün mevzuatımızda bugüne kadar yapılan değişiklikleri sayıp dökmek için hazırlanmış değilim. Eğer bana bir miktar vakit vermiş, müddet vermiş olsalardı Antidemokratik vaziyetten bir Demok­rasiye doğru gitmek için mevzuatımızda bugüne kadar yaptığımız tadil­lerin nelerden ibaret olduğunu sayar döker ve kendisinin de hayret edeceği miktarlara baliğ olan derecelere varan geniş değişiklikler yapmış 6. duğumuzu kendi nazarında isbat ederdim.

Muhterem arkadaşlar,

Memurlar teminat altında değilmiş, memur statüsü şuymuş, buymuş.,. 1

Muhterem arkadaşlar,

Teminatlı, hürriyetin yeminat altında bulunduğu, bir idarenin bu mem­lekette hâkim olduğuna zerre kadar şek ve şüphe yoktur. Ben kendisine söyleyim ki daha dün bakan bir hâdise dolayısile tetkikat, tahkikat yaptı­rıyor, tetkikat ve tahkikatın neticesinde suçun sabit olması gibi bir vazi­yet hasıl olunca suçluyu mahkemeye veriyor, ayrıca hazinenin hakkı içi dâva açıyor, elinden gelen herşeyi yapıyor. Bu tahkikatı yapan müfettişlekette nizam, intizam ve kanun vardır arkadaşlar, insan öldürmek yasak tır. Katil vakaları olmuyor mu, insanlar Öldürülmüyor mu? Hırsızlık ya saktır. Hırsızlık vakaları olmuyor mu? Cemiyet reaksiyonlar yapar. Bı sıhhat alâmetidir. Kendisi buraya gelip Ordu'da şu iş yapıldı.diyor. Bunla rin asla kulaktan kulağa fısıldanmasına müsaade edilmediği devirleri ken dileri bu memlekette zorla yaşatmışlardır.

Matbuat hürriyetinden bahsediyorlar. Matbuat hürriyeti, sövme ve say­ma hürriyetine kadar ileri gitmiştir. Bugün matbuat hürriyeti' yoktur di­ye, bir taraflı olarak en geniş şekilde konuşulurken vo biz bunu prensipli rimizin bir neticesi ve âmme menfaatinin bir icabı olarak memnuniyetle karşılar ve kabul ederken bunun diğer ucunu mütalâa etmeye kendileri davet ederim.

Matbuat hürriyeti vatandaşlara sövme sayma veyahut sövme sayma tel didi altında bulundurma hürriyeti değildir. Bir gazete çıkaran insanın, p» litika hayatında olusn, hususî hayatında olsun herhangi bir vatandaşı ya rın şöyle yazar tehdidi altında bulundurması hürriyetlere tecavüz mâna­sından başka bir mâna ifade etmez. Bu dereceye kadar gelmişken ortalık tamamen kendilerine açık ve serbesttir. Bunun aksini iddia edemezler Matbuat hürriyetinin taraftarı olanlar matbuat hürriyeti kelimesini telâffuz ettirmeye seneler ve seneler müsaade etmeyen insanlardır.

Arkadaşlar,

Bütün bu yapılan propagandalara, bütün bu kötüleme gayretlerine şiddet­le cevap veriyorsam bunu, birikmiş inkisarların tezahürü olarak kabul et­mek lâzım gelir. Söylemediklerini bırakmamaktadırlar. Memleketi aldatmaya çalışıyorlar. Âcizdirler. Çünkü çalışmıyorlar. Arzettim arkadaşlar getirdikleri bütçe tenkitleri meydandadır. Âcizdirler. Çünkü samimî debi­dirler. Nasıl samimî olabilsinler ki, dün kara dedikleri mesele ve mevzu­larda bugün yüzde yüz aktır diyorlar. Bunu, hepimizin bildiğini bilerek yapıyorlar. Gözlerimizin içine bakarak yalan söylemektedirler.

Muhterem arkadaşlarım,

Anti Demokratik Kanunların mevcudiyetinden ve bunların değiştirilmedi­ğinden tutturarak idarenin eskisi gibi devam ediyor olduğu kanaatini telki edecek surette konuşan bizden olan arkadaşa sözlerimi tevcih ediyorum.

Muhterem arkadaşlar,

Ceza Kanunumuzla bütün mevzuatımızda bugüne kadar yapılan değişik­likleri sayıp dökmek için hazırlanmış değilim. Eğer bana bir miktar vakit vermiş, müddet vermiş olsalardı Antidemokratik vaziyetten bir Demokrasiye doğru gitmek için mevzuatımızda bugüne kadar yaptığımız taifl lerin nelerden ibaret olduğunu sayar döker ve kendisinin de hayret ede­ceği miktarlara baliğ olan derecelere varan geniş değişiklikler yapmış ol­duğumuzu kendi nazarında isbat ederdim.

Muhterem arkadaşlar,

Memurlar teminat altında değilmiş, memur statüsü şuymuş, buymuş.,.

Muhterem arkadaşlar,

Teminatlı, hürriyetin yeminat altında bulunduğu,bir idareninbu memlekette hâkim olduğuna zerre kadar şek ve şüphe yoktur. Ben kendisine söyleyim ki daha dün bakan bir hâdise dolayısile tetkikat, tahkikat yaptı­rıyor, tetkikat ve tahkikatın neticesinde sucun sabit olması gibi bir vaM yet hasıl olunca suçluyu mahkemeye veriyor, ayrıca hazinenin hakkı için ( dâva açıyor, elinden gelen herşeyi yapıyor. Bu tahkikatı yapan müfetîitini kavramış insanlar vardır diyebilir misini? (Var sesleri). Var, var de­mekle var olmaz. Bu, kültür işidir, anlayış işidir, tahteşşuurun tezahürü işidir. Ben Demokrasinin bu memlekete hayırlı olduğuna ve memleket için tek kurtuluş yolu olduğuna inanan bir insanım.

Bir ses — ne zamandanberi ?

Şemsettin Günaltay (devamla) — çok evvelden beri. Benim gençliğim, demokrasi dünyasının, hürriyet dünyasının beşiği olan bir memlekette, Dev­let idaresini müşahede ile başladı. İsviçre'de tahsil ettim. (Gürültüler)

Başkan — Rica ederim, hatibi dinleme müsamahası göstermenizi ricaederim.

Şemsettin Günaltay (devamla) — Aldığım ilham şu olmuştur ki, bir mem­lekette Demokrasi, istenildiği vakit kurulamaz. O bir çok istihalelerin neti­cesidir. Bizim memleket de bu devirleri geçirdi. Meşrutiyetten başladı. müteakip devirlerde mütemadiyen Demokrasiye doğru gitti. Hamdolsun bunun tahakkuk ettiğinin en kuvvetli bulunduğu bir zamanda bulunuyoruz.

Başbakan Adnan Menderes (İstanbul) — Bravo.

Şemsettin Günaltay (devamla)— Bunu tahakkuk ettirmek için partiler hususî münakaşalarını bertaraf ederek, bu hususa aithükümlerini her türlü duygularının üstünde tutmaları icap eder.

Adnan Menderes arkadaşıma soruyorum, iktidara geldikleri günden itiba ren Demokrasiyi kökleştirmek için esas prensipler üzerinde ne gibi tedbir­ler aldılar? Bugün elde mevcut olan ve mesnedimiz bulunan Anyasa bu Mecliste tek Meclis hâkimiyetine istinat edildiği bir zamanda yapılmıştır. Muhtelif partilerden müteşekkil bir Meclisin, bir idarenin yürüyebilmesini temin edecek esaslara göre tâdil edilmesi icbeder. Bu hususta eğer Adnan Menderes arkadaşımız, burada iddia ettikleri ifadelerini samimiyetle ta­hakkuk ettirmek ve herkese inandırmak istiyorlarsa evvelâ bu meseleleri düşünmeleri icabederdi. Burada, memlekette büyük Demokrasiyi tahak­kuk ettirdik diyorlar. Bu, mücerret bir iddiadan ibarettir. Demokrasiyi ta­hakkuk ettirmek zihniyetinde kendilerinin ne derece esaslı olduğunu be­lirtmek için bir arkadaşlarını kendi noktayı nazarlarına muhalif beyanda bulundu diye partiden tardettikleri mütalâasını ileri sürdüler. Demokrasi böyle olmaz. (Sağdan bravo sesleri, alkışlar) arkadaşlar kanaatlarmi şerbet­çe söyliyeceklerdir. Üyeler partilerine yalnız prensipleriyle bağlıdırlar, ^oksa parti hükümetinin her yaptığını alkışlayacak olursa o Meclis man­ken olur. (Sağdan bravo sesleri.) (Soldan, Öyle şey olmaz sesleri)

Meclislerde, Demokrasi ve onun getirdiği zihniyet serbestçe münakaşa olunacaktır. Bu suretle kabiliyetler inkişaf eder ve içlerinden en lâyıkla­rı iktidara geçer, iktidara lâyık olanlar ancak böyle tecelli eder. Menderes arkadaşımız seçtiği arkadaşlarının en liyakatlisini aldığı iddiasını ileri sü­rebilir mi? Soruyorum, bu neden ileri geliyor? Liyakatlarm belirmesi, fi­kirlerin serbest olarak beyan edilmesile, kanaatlerin hür ve hiç bir kayıt­la, mukayyed olmaksızın ileri sürülmesiyle taayyün eder. Buna meydan verilirse o nevi arkadaşlar meydana çıkar... (Size meydan verelim sesi)

Ben Adnan Menderes'ten meydan alacak değilim, o size versin.. (Hakaret ediyorsunuz sesleri) hakaret değil.. Sizin partinizden değilim.. Ben ayrı kanaatte bir adamım.

Sonra tek Mecliste, büyük ekseriyete hâkim olan bir Mecliste Demokrasi hâkimdir demek, ancak o hükümetin lütufkâr olduğuna inanmak demek­tir.

Başbakan Adnan Menderes (İstanbul) — Anhyamadım, ne buyurdunuz? Lütfen tekrar eder misiniz?

Şemsettin Günaltay (Erzincan) — Bugün ekseriyetteki arkadaşlar tek partiMuhalefetin miktarı azdır. Ne isterseniz yaparsınız, Anayasayı değiş­tirebilirsiniz, her şeyi yapabilirsiniz, Anayasanın bir teminatı yoktur. Siz Demokrasiye inandığınız için tutuyorsunuz. Aksi yoldan giderseniz, Mec­lis de aksi yoldan giderse, bu yolda hiç bir teminat yoktur, Devlet reisinin hiç bir salâhiyeti yoktur. (Vardır sesleri) Devlet reisinin salâhiyetinin olup olmadığını sonra inceleriz.

Demokrasinin temelleştirilmesi için ne yapmak lazımsa bunu birer birer aramak mecburiyetindeyiz. Yoksa şunun lütfundan, hüsnü niyetinden ha-vır bekliyecek olursak bu memlekette demokrasi denilen şey olamaz, ve kurulamaz. Bu benim şahsî kanaatımdır.

Mustafa Ekinci (Diyarbakır) — Çift parti olduğunu nasıl anhyacağız ?

Şemsettin Günaltay (devamla) — Bugünkü şerait göstermiştir. Seçim esa­sımızın değişmesine zaruret vardır. Memleketteki bütün kanaatlerin bura­da temsil ettirilmesi zorundayız. Demokrasimizin inkişafını istiyorsak Temsili Nisbîye gitmek lâzımdır. Bunlar için bu Mecliste konuşulup bir karara varılması zarureti vardır. Bunu, bu memleket isteyecektir. Bir de­fa hakkını eline almış olan millet, o hakkını kimseye vermez. Vermeye teşebbüs edenler çok aldanırlar. Biz, ancak halkın iradesini ve memleke­tin hayrını icab ettirecek şekilde tahakkuk ettirme yollarını arar ve bu­lursak, bugünkü Demokrat Parti de bu yolu takip ederse, adına uygun bir parti olarak tarihimizde mevki alır. Aksi takdirde bütün iddia kurudur, manasızdır. Bugün memurlar, ben yetişmişimdir, Abdülhamit zamanından daha çok korkuyorlar. Ama biz burada serbestçe konuşuyormuşuz, onu da mı men edeceksiniz? Teferruata ait hükümlerle meşgul olacak değilim. Ben münahıran Başbakanın Halk Partisi içinde Demokrasiye inanan kim­se yoktur, sözünü cevaplandırmak için kürsüye çıkmış bulunuyorum. Halk Partisi içinde Demokrasiye inanan bir çok insanlar vardır. Fakat her iddia eden böyle değildir. Ve zanneder ki ben Demokratım, halbuki değildir »

Başbakan Adnan Menderes ikinci defa söz alarak .demiştir ki:

..Çok sevimli ve muhterem selefimle münazarada bulunmak hakikaten zevkli oluyor. Kendileri diyorlar ki C.H.P.'nin içinde de Demokrasiyi se­ven, bu Demokratik rejime taraftar olanlar vardır.

Ben Cumhuriyet Halk Partisinin içinde Demokrasi taraftarı olan arkadaşn yok demedim. Halk Partisinin içinden Demokrasiye taraftar olan arkadaşlar. Halk Partisinin tek parti ve tek şef sistemine en sıkı surette bağlı olduğu zamanlarda dahi mevcuttu. Bugün de elbette büyük bir yekûnetmektedir. D.P.'nin içinde tam mânasiyle Demokrasiyi kavramış olan arkadaşlar var mıdır? Elbette vardır. Bulunabilir. Fakat biz şahıs yüzbinleri, milyonları teker teker ele almak yoluyla değil her partininKuğu yolu parti olarak karşılaştırmak suretiyle bir neticeye varmak vebir kıyaslama yapmak yoluyla konuşmaktayız. Muhterem selefimin bunu çok iyi bilmesi lâzımgeiir.Yoksa sen bendendaha Demokratsın,.senden daha Demokratım şeklinde konuşacak değiliz.

Başbakan bu tarzda bir konuşmasının Meclis kürsüsü seviyesiyle mütena-olamıyacağmı kaydettikten sonra sözlerine devam ederek ezcümle de-r ki:

icın eğer demokrasiye taraftar olsaydı burada aleyhte konuşan bir arkadaşını bu partiden koğmaya teşebbüs etmezdi, içinizden en liyakatl milletvekilini Bakan olarak seçerdi, dediler. Dikkat buyurursanız görürsünüz bizi birbirimize düşürmek için beyhude gayret sarfetmektedirler.

Adnan Menderes burada eskiye ait bir hatırayı bahis mevzuu etmişi şöyle demiştir:

İnsanın kendisinden bahsetmesi ayıptır. Fakat mecburen arzediyorum. Bir gün, Halk Partisinin Demokratik esaslara göre Nizamnamesinin tekrar el alınmasını isteyen bir takrir verdik. Ondan sonra Birleşmiş Milletler Ana­yasası hakkındaki kanun tasarısı Mecliste müzakere edilirken şu sözleı söylemiştim: Şu anda bu tasarıyı kanun haline getirirken bir takım veci­be ve millef iyetler altında bulunmakta olduğumuzu da derhatır etmek lâ­zımdır. Bazı memleketler Anayasalarını bu vesile ile tâdil mecburiyetindi olabilirler. Biz bu hususta bahtiyarız. Bizim Anayasamız Antidemokra­tik değildir. Yeter ki onun hükümleri tatbik mevkiine konulmaya başlan­sın. Bu muahedenin bundan sonra bize tahmil edeceği külfet, Anayasa hü kümlerinin tatbika konulması gibi bir külfetten ibarettir.

Başbakan Adnan Menderes, o zaman Mecliste yaptığı bu beyanatın ertesi günü Başbakan Saraçoğlu'nun bir matbuat toplantısı tertip ettiğini ve la toplantıda {işler çok iyi gitti, fakat bir çatlak ses çıktı) dediğini hatırlat­mış ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

O çatlak ses, benim sesimdi ve bu vasfın verilmesine sebep olan hâdise de arzettiğim beyanatımdı. Bu çatlak ses diye bana yapılan tarizi bir gaza de, fevkalâde müeddep fevkalâde terbiye ve usul dairesinde ve bir parti­nin mensubu olmak adabına tamamen uygun bir yazı ile cevaplandırdırr,. Bundan sonra beni partilerinden koğdular. Başbakan Adnan* Menderes devamla demiştir ki:

Şimdi, partisi içinde kendi bir arkadaşını şu veya bu şekilde beyanı m talâa ettiği için koğmaya teşebbüs etti diyorlar. Bunlar söylenebilir mut terem arkadaşlarım. O devirde başka idi, biz o zaman Öyle söylerdik, bu gün de böyle söyleriz denebilir. Şemsettin Günaltay, ömrü mahmul geçmij bir arkadaştır. Kendisinin bir hiffet ifade eden bir mazerette bulunarak konuşmasını ben yakışıklı bulamam.

Adnan Menderes en taze bir şekilde yaşayan hâdiseler karşısında bugür, burada tamamen aksi prensiplerle fikirleri müdafaa etmenin kendisi it doğru olamıyacağım, çünkü kendisinin bir mazisi olduğunu ve insanın maziye bağlı bulunduğunu kaydetmiş ve demiştir ki:

Bilhassa politika hayatında bir memleket iktidarı kimlere terk ettin mukadderatını kimlere tevdi ettiğini bilmek ister. Onlar dün söyledikleri­nin bugün tamamen aksini ifade eder ve aksini tatbik ederlerse, kendile­rine inanılmaz ve milletçe olan itimat ve teveccüh bertaraf olur.

Başbakan Adnan Menderes, bundan sonra (Muhalefet için Muhalefet) mev­zuuna tekrar dönmüş, muhalefetin gayesinin iktidara gelmek olduğun bunun çok meşru gömülmesi icabeden bir hak teşkil ettitiğini, çünkü h partinin kendi fikirlerinin memleket için daha hayırlı gördüğünükay­dettikten sonra demiştir ki:

Gaye iktidara gelmek olduğuna göre, muhalefet etmek için muhaleîe prensibini kuru kuruya ele almayı ve milletin apaçık bildiği hakikatler: tam tersine olarak göstermeyi bu prensibin bir icabı ve iktidara gelmenin bir yolu olarak telâkki ederlerse kendilerini aldatırlar.

Başbakan burada, boş yere kurt var diye bağıran çobanın hakikaten kurt geldiği zaman istediği imdada kimsenin koşmadığı hikâyesini hatırlattın ve sözlerine şöyle devam etmiştir:

Muhalefet için muhalefet derken hakikatleri olduğu gibi göstermemek doğru değildir. Bizim doğru taraflarımızı, milletin artık gayri kabili inkâr bir surette bildiği hakikatleri tersine göstermek yoluna giderlerse acze düşerler ve memlekette itimatsızlıkla karşüanırlar. Böyle hareket et­memelerini, kendilerinden kendi muvaffakiyetleri namına rica ederim, er'in hakkını Kayser'e, Allah'ın hakkını Allah'a vermek kabilinden bir yolu takibe koyulmaları ve hiç olmazsa arada sırada hakikatleri ortaya dökerek şu iş böyledir, bu iş böyledir demeleri lâzımdır. Aksi takdirde bu milletin kendilerine itimat beslemesi akıllarına gelmemek icabeder.

Başbakan, Bütçede 900.000.000 lira açık bulunduğunu ifade eden milletvekiline hitapla, bu kürsüye çıkıp bu seneki bütçede 900 milyon lira açık olacağını ifade etmek bir hakşinaslık eseri olurdu, demiş ve sözlerine şöy­le devam etmiştir:

Geçen yıl, derhatır buyuracağınız veçhile, Büyük Meclis Muvazeneyi Umumiye bütçesinde 234 milyon, katma bütçelerde 188 milyon ki, cem'an 352 milyon lira açık olduğunu tesbit ve bütçeyi bu açıkla kabul etmişti. Halbuki hükümet tatbikat sonunda Devlet bütçesinde ancak 60 milyon li­ra ve Katma bütçelerde de 50 milyon lira açıkla bütçeyi kapatmış bulunuyor. Demokratlar yok ki Meclisin 352 milyon lira müsaadesine karşı tatbi­kat neticesinde hükümet açığı 110 milyon liraya indirmiş bulunmaktadır. Halbuki geçen yıl muhalefet, Büyük Meclisin kabul ettiği bu 352 milyon lira açığı asla kabul etmemiş ve hakikaten bütçe açığının 800 - 900 milyon lira olduğunu ifade etmekte tereddüt etmemişti. Bir yıl bu propaganda ile eçti. Bir yıl durmadan bütçede 800-900 milyon açık olduğunu bütün memlekete propaganda etmekle geçirdiler.

Ara seçimlerinde propagandalarının mihverini bu, hakikate asla uymayan iddia teşkil etti. Şayet iyice tetkik etmemiş olmaları, ya­hut bilgisizlikleri yüzünden ve bir hata eseri olarak bütçede 800-900 milyon lira açık olduğunu iddiaya kaikışmışlarsa, bu takdirde ciddî bir muhalefete asla yakışmayan bir yola sapmış olduklarını kabul etmek lâzım gelir. Esasen muhalefetin hiç bir ciddî tetkike istinat etmeden uluorta ak­lına ve ağzına gelen iddia ve sözlerle ortaya çıkmakta olduğu her günkü hâdiselerle teeyyüt eden bir hakikattir. Şayet hakikatte bütçenin 800-900 nilyon lira açık vermiyeceğini ciddî tetkikleri ile ve sahip oldukları bilgi ve malûmat sayesinde biliyor idiler ve bunu sırf iktidarımızı kötülemek

in yapmışlarsa, o zaman durum, kendi aleyhlerine olarak daha ağırdır. Bu yılkı bütçe ise geçen seneki 352 milyon lira açığa mukabil, 210 milyon­dan eksik bir açıkla tasdikinize iktiran etmek üzeredir. Bütçe tatbikatının geçen yılki seyrine ve neticelerine bakarak bu yıl kabul etmekte olduğunu

)0 milyon liralık açığın türlü tedbirlerimiz sayesinde çok az bir miktara ineceği ve bu suretle denk bütçe tasarısının tahakkukuna çok bir şey kal-mıvacağı bugünden kat'iyetle ifade olunabilecek bir hakikat olur.

Başbakan, Anayasanın ve Seçim sisteminin değiştirilmesi hakkında ileri sürülen talepleri ve bu memlekette Demokrasiyi tahakkuk ettirmek için iki şartın tahakkukunun icabettiği sözlerini de bahis mevzuu ederek bu­nun hâdiselerin bir cilvesini teşkil ettiğini, çünkü vaktiyle şunun bunun nüdafaa ettiklerini şimdi kendilerinin müdafaa etmek mecburiyetinde kal­dıklarını kaydetmiş ve demiştir ki:

Bizim muhtelif vesilelerle açıklanmış olan noktai nazarımız odur ki biz Anayasayı tâdil edeceğiz. Her türlü teminatı ihtiva eden ve hiç bir suretle vatandaş hak ve hürriyetlerinin mahkemece korunmasına sekte vermiye-cek olan bir Anayasayı elbette bulup ortaya koymak mecburiyeti vardır.

Bizim kanaatimiz budur. Fakat arkadaşlarım bugünden Anayasanın tâdil gitmek, Anayasanın tâdilini kabul ettiğimiz takdirde hemen ertesinde ye ni seçimlere gitmek demek olur. Memleketin büyük nıenfaatları bunu ia bettiriyor mu. bilmiyorum. Hattâ bugünden tetkikine başlamak dahi, mı olan hükümlerin şu veya bu suretle tartışma mevzuu olması bakımındı ruhlarda manevî sarsıntılar vücuda getirir. Hele bir sene daha geçsin, tihap sathı mailine ayak basmış olalım hiç şüphe yok ki Anayasa ele alına çaktır.

Seçim kanununa gelince, vaktiyle bizim saflarımızda da nisbî sistemin' bikini istyenler oldu. Kendilerini daha dün bu kürsüden Majoriter siste min müdafii olarak gördüm. Bugün bir ekalliyet haleti ruhiyesiyle Dİ seçime razı olduklarını zannediyorum. Diyorlar ki: Bu memlekette- beri kir ve her cereyan temsil edilmelidir. Ne zamandan beri buraya geldi! biz daha buraya gelemedik. Kendilerinin Demokrasi katarları bizimkindı çok daha sür'atli gidiyor.

Başbakan sözlerine sövle devam etmiştir:

Nisbî seçim usulünün mutlaka makbul ve mutlaka Demokrasiye dûhafl gun olduğunu ilmî olarak iddia etmeye imkân ve ihtimal mevcut deja Dünyada,iki büyük sistem olarak Majoriter sistemle Nisbî sistem mevJ olagelmiştir. Fakat Majoriter sistem bugün dünyadaüstünlüğünü is etmiştirve bir çok memleket o tarafa doğru kaymaya başlamıştır, hattâ bu yolda mühim merhaleler katetmiştir. Kaldı ki kendileri her zaman: bu memlekette bir çok partilerin değil, fakat iki partinin mevcut olmasını Demokrasiyi tahakkuk ettirme bakımından en iyi yol olduğunu ifade ı mislerdir. Şimdi istiyorlar ki en zayıf fikir cereyanları dahi burada ta edilsin. Ondan sonra hükümet kurabilmek için iş yapabilmek için. her r, ti, ekseriyeti kazanıp iktidara gelmiş olmasına rağmen, kendi program görüşlerinden bir sür-î fedakârlıklar vapmak, taviz yoluna gitmek mecbu­riyetinde kalsın ve hattâ soysuzlaşmış bir politika ve idare içim Buna belki kendileri taraftar olabilirler. Biz taraftar olamayız. Dünyan da aksi istikamette gidiyor olduğuna kaniiz.

Arkadaşlar, kendileri Komünist Partilerinin teşekkülünetaraftar olmu yorlar. Prensibi tatbik edelim ve diyelim ki o halde hangi fikir cereyana temsil edilmesi lâzımgelir. Kendileri fikirlerini hususî olarak söyledik rini ifade ettiler ve şahsen kendilerini müdafaa ettiler. Meşrutiyet devrin­den beri meşrutiyetçi ve hürriyetçi olduklarını, fakat bugünkü tekâmı gelebilmek için bir çok safhalardan geçilmek lâzımgeldiğini ve bu suretle ıztırarî ve zarurî olarak hürriyetsizlik sistemine tahammül etmiş olduk­larını ifade ettiler. Bendeniz bunu kendilerinin şahısları hakkında bir mü­dafaa olarak hürmetle karşılarım. Fakat işi oradan alarak buraya £>etiri de by günkü Devlet memurları Abdülhamit devrinden çok daha büyük korku içindedir demelerini kendileri için münasip görmedim. Devlet I murlarınm ne derecelere kadar değiştirilmiş olduğunu rakamlarla kend lerine o vakit söyledik. İsterlerse rakamları getirelim. İdare memurların­da, Valilerden tutunuz da Nahiye Müdürlerine kadar, kendi iktidarlara son senesinde yaptıkları tahrirlerle bizim bir sene içinde yaptığımız tal rirlerin ne kadar bizim lehimizde olduğunu gösterdik. Geçende yine f& halefet mensubu bir muhterem arkadaşım, neticenin lehlerine olacağın zannederek hâkim tahvilleri hakkında bir sual sormuştur. Bunların da < kadar kndi aleyhlerine olduğunu görmüş bulunuyorlar. Şu halde meseli rakamlarla halledilmişken, bunlar sanki hiç üzerinde durulmamış temi edilmemiş meselelermiş gibi, ayrıca hiç bir rakam göstermeden hiç bir delil ileri sürmedenve hiç bir hakikata istinat etmeden bugün (memurlaAbdülhamit zamanmdakinden daha fazîa korkmaktadırlar) demeleri ha­kikaten hiç kemallerine uymıyacak şayanı teessüf bir hâdisedir. Bugün de memurların içinde şayet korkanlar varsa, bunlar çok kalil bir zümre oia-' fak, maalesef ya bugünkü Demokratik sistemi kabul etmemiş olan, yahut da dünün siyasî derebeyliği mahiyetinde olarak memurluk yapanlardır. Veyahut ta hırsızlığa azmetmiş ve fakat namuskâr ve ciddî bir hükümetin bir iktidarın heybeti, Büyük Millet Meclisinin heybeti karşısında hakika­ten korkuya düşmüş olanlardır ki, bunların ekallikalil, bedbaht bir züm­re memurlar olması lâzımgelir.

Başbakan sözlerine* şöyle devam etmiştir: Mevzuatta gayet esaslı değişik­likler yaptık ve yapmaktayız. Birçok kanun tasarısı Büyük Millet Meclisi Komisyonlarında tezekkür edilmektedir. Daha da birçok değişiklikler ya­pacağız, Anayasayı da değiştireceğiz.

Bundan başka hakikaten Türk milleti hak ve hürriyetleri üzerinde fevka­lâde titiz bir ruh haleti içinde bulunmaktadır. İcra ve hükümet bugüne kadar görülmemiş, hayal ve tasavvur edilemiyecek kadar büyük bir mura­kabe altındadır. Matbuat, (şikâyet mânasında almasınlar, istedikleri gibi yazsınlar, fakat bir çok emsaliyle isbat etmek mümkündür ki) tenkitte in­safsızlık edercesine varmaktadır. Bİz bunların bugünün bir icabı olarak Kabul edilmesini tabiî görmekteyiz arkadaşlar. Matbuatın bir çoğuna b Kaçak olursanız, bu memleket zamlarla mahvolmuştur. Bütçe açıklarıyla yıkılmaktadır. Malî emniyet kalmamıştır. Bu memlekette derin bir sefa İet hüküm sürmektedir. Bunlara göre, bir yağmur yağmış, yel üfürüp su götürmüş ve arada biraz buğday bolluğu görülmüştür, ve iş bundan iba­rettir. Bu tarzda yazılar daima intişar etmektedir, insafsızlıktır. Yirmibeş senedenberi bu memlekette hiç mi yağmur yağmadı. Bu memlekette 800 bin veya bir milyon ton hububat ihraç edebilmek imkânı ne zaman nasip oldu. Yirmibeş senenin bütün ihracat yekûnunun şimdi bir senede yaptı­ğımız ihracat yekûnuna tekabül etmediğini iddia etmek mümkündür. Su­nu da söylemek isterim ki, Türkiye bununla da kalmıyacaktır. Gelecek seneler, vasati olarak her sene bir buçuk milyon ton daha ileri olduğu takdirde iki milyon ton buğday ihraç edecektir. İktisadiyatımızın sür'atle inkişafta bulunduğunu reddetmek imkânı mevcut değildir.

Başbakan Adnan Menderes sözlerini şöyle bitirmiştir:

Maliyede sağlam bir Maliyenin temelleri atılmıştır. Bütçede endişe edile­cek vaziye.t yoktur. Bütçemiz sağlam, açıklar normalin çok altındadır. Bu­gün birçok büyük milletlerin dahi gıpta ettikleri bir bütçe muvazenesi içindeyiz.

Memleket iktisadiyatının görülmemiş bir sür'atle inkişaf halinde bulundu­ğunu redde ve inkâr etmeğe imkân yoktur. Şuradan bir otomobile atlayıp köylerimize gidiniz. İlk rastladığınız köye, köylülere sorunuz. Söyliyecek-leri sözlerin göstereceği hakikatin, bu kürsüde çizilmek istenilen tabloyla hiç bir alâkası yoktur.

Hürriyet nizamı bakımından da söyledikleri doğru değildir. Bundan beş altı sene evvel hayal ve tasavvur dahi edemiyeceğirniz bir sistemin nimet­lerini, millet olarak, muhalefet olarak ve şahsan kendileri de, idrâk etmek­teyiz. Bu derece karamsar konuşmalar, memleket ve kendimiz hakkında itimadımızı sarsacak derecelere gidebilir, fakat memleket bunlardan tama­men uzaktır ve hakikatleri görmektedir.

Kendilerine bu cevapları vermek zaruretinde kaldığından dolayı özür di­lerim,Ankara : 26 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bu gece saat 21'de toplanarak Maliye Bakanlığı çesinin müzakere^îne'devam etti. Tasarının tümü üzerinde söz aian mil! vekilleri Tahsili Emval Kanunu üzerinde hükümetin ne düşündüğünü or­dular, ayrıca Muamele ve Gelir Vergileri Kanununa temas ettiler. D raftan madenî ve kâğıt paralar hakkında fikirlerini serdettüer.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan, ileri sürülen bu fikirleri ezcümle şu şekil­de cevaplandırdı:

«Bazı arkadaşlarım Tahsili Emval Kanunu hakkında hükümet ne düşünü' yor. dediler. 1325 tarihli olan Tahsili Emval Kanunu, hakikaten bugünü icaplarına uygun bir kanun değildir. Onun için yeni bir kanun tasarısı ha zırlanmışlar. 1952 yılı içinde Yüksek Meclise sunulacaktır.

Bazı arkadaşlarımız Muamele Vergisi konusuna temas ettiler. Muhtelif ve­silelerle Yüksek heyetinize bildirdiğimiz şekilde Muamele Vergisi Kanu­nu, bugün hakikaten birçok şikâyetleri mucip olmaktadır. Uzun tetkik lerden sonra bir kanun tasarısı hazırlanmış veBakanlıkların bu 1 mütalâaları alınmıştır. Hâlen bu mütalâalar üzerinde çalışılmaktadır. Yi kında Yüksek Meclise takdim olunacaktır.

Birkaç arkadaşımız Gelir Vergisi mevzuuna temas etti.

Arkadaşlar, bildiğiniz şekilde Gelir Vergisi Kanunu evvelce hazırlann ve tatbika başlanmıştı. İktidarımız bu kanun tatbik edilmekte iken iş ba şma gelmiş bulunmaktadır. Kanunun bir yıllık tatbikatının bize, esasen hazırlanışta, doğuşta birçok hataları bulunduğu göstermiş bulunmaktadır Bu bir yıllık tatbikattan da istifade ederek, Kurumlar, Esnaf ve Vergi Kanunu hakkında 200 maddeyi mütecaviz bir tâdil tasarısı hazırlanmıştır yakında o da Yüksek Meclise sunulacaktır.

Necip Bilge arkadaşımız, Demiryollarına 10 milyondan ibaret açığının mumî muvazeneye alınmak suretiyle, Merkez Bankası kanalına müraca; edilmesinin daha doğru olup olmıyacağı üzerinde durdu.

Geçen gün de bu mevzua temas etmiştim. Belki de Demiryolları 19521 içerisinde böyle bir açık vermek mecburiyetinde kalmayacaktır. belki de hazine bonosuyla böyle bir açığı kapatmak zarureti hasıl olmaya­caktır. Şimdiden bunu açık şeklinde kabul etmek suretiyle Umumi Muv zeneye nakletmeyi uygun görmedik.

Bir arkadaşım yabancı dil para mükâfatına temas ederek muhtelif baka lıklarda bunun çeşitli şekilde yer aldığını söylediler. Bu kanunî bir tahsisattır,muhtelif dairelerde muhtelif şekilde olmasının sebebi imtihana gireceklerin sayısı yüzündendir. Bazı dairelerde bu imtihana girecek m mur yoktur. Bazılarında az, bazılarında pek çoktur.Bu yüzden ta] muhtelif şekilde konmuştur.

Bir arakadaşımız matbaaların tevhid edilmesine temas ettiler, hakikaten bugün 30 küsur Devlet İktisadî Teşekkülleri dahil olmak üzere maîb; bulunmaktadır. Bunların tevhid edilerek mühim tasarruflar sağlanabilece­ği hesaplanmış, yaptırılan uzun tetkiklerden sonra bir kanun tasarısı hazırlanmıştır, Bakanlıkta hâlen tetkiktedir. 1952 yılı içinde Yüksek Mec­lise getirilecektir.

Bir arkadaşımız para mevzuuna temas ettiler.

Kağıt paralar hâlen İngiltere'de basılmaktadır. Merkez Bankasına ge malûmata göre bunların bir yıl zarfında ve takriben şu aylarda tedan çıkarılabileceği hesaplanmıştır. 10 liralıklar Nisan, 2,5 liralıklarHaziran liralıklar Ağustos, 100 liralıklar Birinci teşrin, 500 liralıklar Aralık, bin Balıklar da Ocak ayında. Bu paraların bir kısmı hâlen Merkez Bankasına [elmiş bulunmaktadır. Ancak, bir kupürden gelecek paranın sonu alm-nadan tedavüle çıkarmak doğru olmıyacağı için nihayetinin gelmesi bek-lenmektedir.

Madenî para meselesine gelince, hâlen tedavülde bulunan madenî paralar izerinde pek de durulmadan, tetkik edilmeden tesbit ediîdiği için gerek [upür bakımından, gerekse üzerlerindeki şekiller bakımından muhtelif ve jekde halkın tuttuğu şekil ve kuturda değildir. Sık sık para değiştirmenin nahzurları malûmdur. Fakat buna rağmen madenî paralarımıza artık de-miyecek, çok uzun müddet devam edecek bir sekil vermek ve kuturları esbit, kıymetli madenlerden olmasını temin etmek için üzerinde uzun tetkikler yaptık, yakın vakitte bir karara varılacaktır.

Kt Melen arkadaşımız lahika, diye bahis buyurdular. İhsai rakamlar Ö-imuzdeki günlerde neşrolunacaktır. Arkadaşımız Maliye Bakanlarının ıutuklarmın bir müdafaaname şeklinde hazırlanmakta olduğuna temas ttiler. Belki geçmişte, kendi iktidarları zamanında hakikaten böyle idi. fakat bizim müdafaaya ihtiyacımız olmayıp sadece tutumumuzu ve icraa-ımızı teşrih etmek mevkiinde olduğumuz için biz, müdafaaname yapma­dık. İşimizi açıkça ortaya koyduk.»

Müteakiben maddelere geçildi. Maddeler üzerinde yapılan müzakerelerde, ıniyet Genel Müdürlüğününmotörleştirilmesi için, 300 bin, Bursa'da Süleyman Çelebi'nin kabrinin onarılması için de 25 bin liralık tahsisatlar kabul edildi.

Bu arada Ankara Belediyesine yardım olmak üzere 500 bin liralık bir ödeneğin verilmesi mevzuunda yapılan konuşmalarda Başbakan Adnan Menderes söz alarak dedi ki:

«Çok muhterem arkadaşlar, bir bakıma Muhittin Özkefeli arkadaşımın ını teslim etmek lâzım gelir. Bu ilk görüşte verilebiiirse de kendisinin

'. dediği gibi istisnaî muamele yapmamak lâzım geldiğini de kabul etmek [erektir. Bir bakıma, Ankara istisnai bir vaziyet elde etmiş ve Başkent ılmuştur. Bu itibarla diğer Belediyelerden ayrı bir manzaraarzediyor,

ğer Belediyelere nazaran istisnai bir vaziyet almış bulunuyor. Onun bu istisnai vaziyetini dikkat nazarına almak suretile talebolunan bu 500 bin liranın Ankara Belediyesine verilmesi hakikaten yerinde olacaktır. Geçen ene verilmemesi yüzünden bir takım esaslı işler aksamış bulunuyor. An­kara şehrinin ve Belediyesinin Başkent olmak itibariyle hususî külfetlere iaruz bulunduğunu kabul etmemek mümkün değildir. Bu suretle yaptı­nız bu lütufkârlık Belediyede çalışan arkadaşlarımızı ve bilhassa Ânka-şehri halkını çok memnun ve mesrur edecektir. Hükümet 500 bin lira

ahsisat konulmasında bir mahzur görmemektedir. Ve Yüksek heyetiniz­den bunu bilhassa rica etmektedir.»

Bunun üzerine mezkûr ödenek kabul olundu.

Neticede Maliye Bakanlığı bütçesi ile Devlet Borçları Kanun tasarısı ka­il edilerek, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin müzakeresine geçildi.

Bu hususta CHP. Grubu adına konuşan, Sivas milletvekili Reşad Şemsi Sirer, ezcümle şunları söyledi:

Tarifimizde Yüksek Tahsilin hazırlayıcı kademesiyle bazı dallarında İlı­ktan fazla verim görülüyor. Bu halin hangi tedbirle karşılanabileceği fiili Eğitim konusunda söyliyeceklerimizin ilk maddesini tesbit edecekÜniversite ve Yüksek Okulları bitirdikten sonra sahalarında iş bulami] larm ve lise diplomasını aldığı halde dilediği bransdaokuyamıyan yahut kapısını açık bulduğu okuldaki tahsili neticesine emniyetle b; yanların sayısı artıyor. İşsiz münevverlere, avare ve nasat olacak li; zunlanna ait sayının gittikçe kabarması topluluğumuzun bünyesinde sil bir huzursuzluk doğurur? Bunu içimizde tahmin etmiyecek kimse yoktur.

Biz bilhassa şunu söylemek isteriz ki. bu huzursuzluğuönlemenin yolu okumak isteyen çocuklarımıza okul kapılarını kapamak değildir. Kuvvej cereyanların önlerine set çekilerek durdurulamaz. Önlerine, istikamet rine uygun mecralar kazmak gerektir. O zaman bu cereyanlar zarar maktan çıkar, hayırlı ve faideli hale gelirler.

Üzerinde duracağımız meselelerden biri de İlkÖğretimi sür'atle yi davasıdır. Bu maksat için ayrılan kuvvet ve imkânın bu dâvanın yürüme­sini sağlayıp sağlayamıyacağınoktası üzerinde ciddî surettedurma mecburuz.

On binlerce Türk köyünün nihayet 10-15 yıl zarfında İlk Okula kavufl lan için Köy Enstitülerimizin verimi her sene iki bine yakın mezun cek surette ayarlanmış ve her sene bine yakın okulun yapılması diğer altı yıl önce programa bağlanmıştı. Bu programı gerçekleştirmek iç karılan bir kanun esaslarına göre Devlet her sene köy okulu inşaatı i 10 milyon ayırıyor, muayyen yaş hadleri arasında bulunan mazeretsiz kek vatandaşlar da ömürlerinde bir kerre kendi köylerindeki okulun i sı için 20 gün çalışıyorlardı.

Şunu da arada arzedeyim ki, köylü vatandaşlarımız bu türlü bir yardı şimdi de köylerine su getirilmesi, yol açılması ve göçmen evlerinin kum] ması için yapıyorlar.

Köylerimizin okulla cihazlanması için tesbit olunan esaslara sadık ki dığı takdirde,okulsuz köyü kalmamış Türkiye idealine,en ge< varacağımızı hesaplıyorduk.

1952 Yılı Bütçe Tasarısı incelenince İlk Öğretimin yayılması işinin. 1! de olduğu gibi okul yapma bakımından yavaşlıyacağı, Öğretmen yetişi me bakımından da duraklıyacağı görülür.

Çünkü bina yapmak için artık tek kaynak Devlet bütçesine konan yon liradan ibarettir. Geçen sene çıkarılan bir kanun köylü vatanı ömürlerinde bir kerre köylerinin okulu için 20 gün çalışma mükellefi den azade kalmıştır. Buna göre, ne yapılacaksa hep bu 8 milyon lira ile çaktır.

Köylerde ve kasabalarda türlü sebepler altında öğrencilerin okula lan gevşemiş, devamsızlık nisbeti çok yükselmiştir. Bu nisbet k çilerde daha barizdir.

Kitap fiyatlarının yükselmesi de fakir öğrencilerin devamını güçle cek dereceyi bulmuştur. Hükümetin devamsızlık karşısında ciddî tedbirler almasına lüzum vardır.

İlk öğretimin ana meseleleri üzerinde dururken,, ilk öğretin dâva tesirli ve değerli hal vasıtası Cumhuriyet devri maarifinin en güzel olan Köy Enstitülerimize dokunmadan geçemiyeceğiz. Cumhuriyetin I eseri milletimizi sevenler tarafından Köy Enstitülerimiz kadar öv miş ve hiç bir eserimiz kalkınmamızı, yükselmemizi çekemiyenler tarafından bu eser kadar haset ve korku ile karışık bir alâkaya mevzu mıştır. «Hangi memleketleri kasdettiğim anlaşılıyor». Köy Enstitüleri!bu millete neler getireceğini anlamış olanlar ve olmayanlar ellerinden ge­lirse bu müesseseleri bozmaya ve kuruluş gayelerinin tersine işler hale ■İrmeye, buna muvaffak olamazlarsa, milletimizin gözünden düşürüp ortadan kalkmalarını sağlamağa sinsi metodlarla başvurmaktan geri dur­mamışlardır.

İyiliğimizi istemiyenler birinci hedeflerine erişememişler, Enstitülerimizi bozma teşebbüsleri vaktinde alınan tedbirlerle akamete uğramıştır. Onlar kinci hedeflerinin de tahakkuk etmediğini görerek hüsrana uğrayacaklar­dır.»

mevzuda söz alan milletvekilleri de, Lise açılması meselelerinden, Tek­nik Öğretim sahalarından, İmam-Hatip mekteplerinden bahsettiler. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri de, kürsüye çıkarak ileri sürülen tenkitleri ce­vaplandırdı. Meclis yarın saat 10'da toplanacaktır.

Ankara : 26 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bu akçanı saat 21'de, Başkanvekillerinden Manisa Bletvekili Muhlis Tumav'm başkanlığında toplanarak, 1952 yılı Bütçe Kanunu Tasarısının müzakeresine devam etti.

Meclisin bu oturumunda, Maliye Bakanlığı bütçesinin konuşulmasına de­vam olundu. Maliye Bakanlığı bütçesinin tümü üzerinde söz alan, C.H.P. âllet vekiller inden Ferid Melen, Maliye Bakanının bütçe münasebeti ile söylediği nutkun, bütçeye tam mânasiyle nüfuza imkân vermediğini, lahi­kalarda bütçe muhteviyatı hakkında geniş malûmatın bulunmadığını ileri sürdü.

Söz alan diğer milletvekilleri de, Hükümetin Mrkez Bankası membaların­dan bütçe muameleleri için istifade imkânını kesip atmasını, vergi tarhında a hassas davranılmasım, Gelir Vergisi Usul Kanununun yeniden gözden ^meşini. Tahsili Emval Kanununun bükümlerinin değiştirilmesini, te­enni ettiler. Bu arada, Kızılaya yapılan yardım münasebetiyle, bu mües­sesenin idaresi üzerinde bazı tereddütlerin vukubulduğu söylendi ve Kızı-layın Malî hesaplarının, Maliye Müfettişleri tarafından teftiş edilip edil­mediği soruldu.

e Bakanı Hasan Pn.'atkan da, Kızılay hesaplarının Maliye Müfettiş­leri tarafından teftiş edildiğini, herhangi bir suiistimalerastlanmadığını, ancak işleyiş ve muhasebede bazı hataların tesbit edilmişolduğunu, bu halin Genel merkeze bildirildiğini ve müessesenin mükemmel bir hale ge­lmesi için elden gelen herşeyin yapılacağını beyan etti.

Müteakiben hükümlere geçildi ve Devlet borçları ile birlikte, Maliye Ba­kanlığı bütçesi kabul olundu.

Büyük Millet Meclîsinin 27 Şubat 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 27 {A. A.) —

Büyük Millet Meclisi, bugün aldığı bir kararla., bundan böyle, hergün saat -13, 14-19, 22~02'de toplanarak, Bütçe müzakerelerine devam edecektir.

Ankara : 27 (A. A.) —

Büyük MilletMeclisininbugünsabah veöğleden sonrayapmış olduğu irleşimlerdc, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam edildi. Tasarının tümü üzerindeki konuşamalar bittikten sonra, bölümle ildi. Bu hususlarda söz alan milletvekilleri. Orta ve Teknik tedrisat fi zamanı geldiği halde terfi edememiş öğretmenlerin bulunup bı dığmı, Bakanlığın Lise açmaktaki düşüncesini. Lise tahsilinin durumu, Liselerde ders okutan Orta okul mezunu öğretmenlerin olup olmadığını, Eğitim Enstitüleri ve Muallim Mektebi mezunls ziyetlerinin ne olduğunu, yeniden Gezici Köy kurslarının açılıp cağını sordular, ayrıca Doğu Üniversiyesi hakkında izahat veri! tediler.

Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, bu suallere ve temennilere, ezcümle le cevap verdi:

«Evvelâ şunu arzedeyim ki, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Orta ve tedrisatta terfi zamanı geldiği halde terfi edememiş arkadaş yoktur, şart ki teftişler neticesinde terfie hak kazanmış olsunlar.

İlk öğretime gelince: Bu sahada çalışan Öğretmen arkadaşlarımızdan zamanı geldiği ve iki üst dereceyi aldığı halde kadro darlığı yüzündeni edememiş iki bini mütecaviz öğretmen arkadaş vardır. Buna mukabil, 1951 yılı içinde 4310 İlk okul Öğretmeni terfi ettirilmiş bulunuyor, da ilâve edeyim ki, mevcut kadro en âdil bir şekilde tevziedilme Elimizde 40 liralık bir kadro varsa bunu bekliyen Öğretmeni birinci alıyoruz, Çemişkezek'te Ahmet veya İnegöl'de Ayşe Hammsa arayıp yoruz. Bu hususuta kıdem tabloları hazırladık, tamim ettik, neşrede

İlk Okul Öğretmenlerine Yüksek Meclis ne verse onu hak eden im* duğuna kaniim.Hakikaten hem fedakârdırlar, hem muvaffak hem de ıztırap içindedirler. Ama, şunu da arzedeyim ki, kadrosuz zünden terfi edemiyen memur yalnız Millî Eğitim Bakanlığında de Adalet Bakanlığında da vardır, Bayındırlık Bakanlığında da vardır, Bakanlığında da vardır. Ancak bütün bunların haricinde az maaş Öğretmenlerinin bu terfihe lâyik olmalarını çok arzu ederiz. Ys niş bir Kadro Kanunu ile huzurunuza geleceğiz ve o zaman işi ki halletmiş olacağız. Bugün bütün İmkânları kullanmışızdır arkadaşl

Vasfi Mahir arkadaşımızın Lise mevzuunda ortaya koydukları h bir çoklarına ben şahsen ve Bakanlık olarak iştirak etmekteyim.

Hakikaten Lise açmakta çok teenivle hareket etmekteyiz.

Orta okul İlk okulun devamı mahiyetinde kurulup adedinin artt memleket irfanı bakımından büyük faydalar sağlar. Elden ve bütçenin ve vatandaşın gayretlerini nimetlendirerek bu yolu mekteyiz.

İktidarımızın iki senesi içinde 3 tane Lise açmış olmamız bizim bu ne kadar teenni ile hareket etmekte olduğumuzun misalidir.Hail vilâyetimizden Lise için mütemadi müracaatlar almaktayız, bu rai ve isteklerle adetâ mücadele etmekteyiz.

Şunu arzedeyim ki, hazırlamış olduğumuz yeni kanun, lisenin nel çılacağını tesbit edecektir. Şunu ifade edeyim ki, geçen sene açmış muz üç Lisenin açılma kararını da bu kanuna mütenazır olarak kene mızdan teşkil ettiğimiz ve istifade ile çalışmakta olduğumuz Meclisin! rı ile açılmıştır. Yani şu, bu şahsın noktai nazarı ile açılmış yoktur. Bundan emin olsunlar.

Arkadaşlar, şunu ifade edebilirim. 59 Lise devraldık. Rakam da hat kaldığına göre zannediyorumdoğrudur. Ama itiraf etmek lâzım,İstanbul Üniversiteleri ve Beden Terbiyesi Genci Müdürlümü bütçesi kabu edilerek, Bayındırlık Bakanlığı bütçesinin müzakeresine geçildi.

Ankara : 27 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin öğleden sonra yaptığı birleşiminde Millî Eğiti Bakanlığı bütçesinin kabulünden sonra Bayındırlık Bakanlığı bütçesini müzakeresine geçildi.

Tasarının tümü üzerinde söz alan milletvekilleri, Bayındırlık Bakanlığın: son iki yıllık faaliyetini büyük bir hızla takip ettiklerini, büyük ve küçü sulama dâvasının ilerlemesindenmemnuniyet duyduk1 arını,belirttül Müteakiben temenniler faslına geçilerek Doğununkalkınması hakkmdl ne gibi tedbirler alındığı soruldu.

Bayındırlık Bekanı Kemal Zeytinoğlu da bu temennilere karsı ezcümle cevabı verdi;

Muhterem arkadaşlarım,

1952 yılı Bayındırlık bütçesininmüzakeresi münasebetile kıymetli arka­daşlarımın burada vaki olan tenkit, ikaz ve takdirlerine sözlerime başlama­dan evvel şükranlarımı arzederim. Bugün takip etmekte olduğumuz j yndırlık Bakanlığı politikası tamamen millete maJ.olmuş meseleler halindi bulunduğu için Bayındırlık Bakanlığının' faaliyetlerihakkında sizlere w zun maruzatta bulunmaktan sakınacağım.Malûmunuzdur ki Bayındırlıl Bakanhğnm faaliyetlerinden birincisi, Yapı isleri, ikincisi Su işleridir küçük ve büyük su işleri, köy içme suları ve verath suları buraya dahildi Üçüncüsü Karayolları ki İl ve köy yolları buraya dahildir. Dördüncüsi elektrik işleri etüdleri, beşincisi ise iskele, barınak ve liman inşaatıdır.

Yapı işlerinde politikamız, bütçemizin tetkikinden de görüleceği üzere., ar tık eskisi gibi muhteşem binalar arkasında kopmaktan ziyade, memleketâ âcil ihtiyaç listesini dolduran Millî Eğitim, Tarım, Bavındırlık, Maliyeni Sağlık binaları gibi binaları yapmaktır. Bu arada şunu itiraf etmek dun mundayım ki eski iktidar bakiyesi birkaç devâsâ inşaatı da bu mütevazi program arasında yürütüp, tasfiye etmeğe uğraşmaktayız.

Bir nebze de su işlerimizin ana hatlarındanbahsedeyim. Memleket I kmmasmda büyük rolü olan Ziraî istihsal dâvamızınana mesele birisi su işlerimizin tanzimi ve ıslahı İsidir. İktidar?, geçtiğimiz zaman bil hassa büyük su işlerinin memleketin muhtelif kösc'erindc lâalettayin. Nı şekilde serpiştirilmiş olduğunu ve hepsinin de yarım bırakılmış bulundı ğunu müşahede ettik. Şu halde su işleri programımızı yaparken hersever. evvel yarı kalmış ve ±60 küsur milyon lira sarfedilmis ve fakat bununv nmda yüzde 15 ilâ 20 raddesinde bir randıman sağlanır.;- bu varını i-.: derleyip toparlayıp ikmal etmektir. Programımızın birinci merhalesi bı dur.

Bu programın ikinci kısmında prensip olarak yarı k?lmış büyük sı bu su işlerinin bulunduğu havzalarla münosebetli ve alâkalı diğer isleri de almak. Üçüncü plânda ise yeniden bazı büyük su havzalarının ele alın sim düşündük. Bu suretle yaptığımız programın geri kalan isleri üzeri hâlen çalışmaktayız. Ve bunu üç sene zarfında bitirmek suretile 945 yiU ikmal edeceğiz.

Arkadaşlar, Karayollarına gelince, iktisadî bünyemizin en esaslı teminatlarından birisi olan yol dâvamızı.,en hassas bir dikkatletakip etmekti Ve lütfedilen Ödenekleri de zerresini ziyanetmeden en müsmiı sarfetmeğe çalışmaktayız. Bugün Karayolları Teşkilât Kanununun vcısalâhiyet dahilinde tasdik edilmiş, eski iktidar tarafından bize intikal etmiş bir yol plânı mevcuttur. Fakat bu plân çerçevesi dahilinde yine 5539 sayı­lı Karayolları Teşkilât Kanunu mucibince tasdikimizden geçen detaylı bir İlık ve detaysız üç yıllık programlar mevkii tatbike konulmaktadır. Fa­kat derhal arzedeyim ki, bize intikal ^tmiş bulunan ve bugüne kadar zerre­sine dokunulmamış bulunan bu plân Devlet Yolları plânıdır. İyi tetkik edildiği zaman değiştirilmeğe ve revizyona tâbi tutulmağa muhtaç olduğu görülür. Biz. 5539 sayılı Kanunun verdiği salâhiyet dairesinde, tetkik etti­ğimiz yıllık tatbikat programlarını tamamen objektif esaslara istinat eden bir şekilde tetkik ve tasdik etmekteyiz.

Arkadaşlar, her şeyden evvel sunu anlamak lâzımdır ki Demokrat Parti iktidarı Bayındırlık Bakanlığı, faaliyetlerini bir taraftan Ziraat ve Millî Ekonomi ile çok yakından ilgili mevzular olarak, öte taraftan da, demin arzettiğim şekilde memleketin manevî bütünlüğünü sağlayacak meseleler olarak ele almıştır. Yine şuna inanmaktayız ki yurt içerisinde Şarktan ve Garptan bahsetmek suretile bu tefrik siyasetinin altında memleketin imârı ve kalkınması dâvasının halledilmesine imkân olmadığına inandığımız gi­bi böyle bir siyasetin de maddî ve manevî zararlarını memleketin uzun yıllar çektiğine inananlardanız. Şu halde işi böyle bir tefrik siyaseti içinde mütalâa etmeden yurdun kalkınmağa en çok muhtaç olan verlerini daha geniş mikyasta ele almak ve mütecanis bir kalkınma programı'içerisinde izmet ve faaliyet ifa etmek suretile memleket ihtiyaçlarını gidermenin daha doğru olduğuna kaniiz.

Bayındırlık Bakanının izahatından sonra C.H.P. Grupu adına söz alan Yozgat milletvekili Avni Doğan, partisinin görüşünü şu sözlerle açıkladı:

Muhterem arkadaşlar,

Memleketin imârına taahhuk eden, bu bütçe üzerindeki konuşmaları kendi ünyesinin icabettirdiği hudut içinde bırakarak ve bir politik münakaşadan kaçınarak objektif mütalâalarla konuşmak niyetindeyim. Bunun için ma­ruzatım az olacaktır.

Arkadaşlar. Yol politikasının, yol faaliyetinin, memleketteki müsbet faa­liyeti inkâr etmek, güneşi balçıkla sıvamak olur. Bilhassa dört vıldanberi sarfedilen mesai ve son iki vıldanberi hamle hamle artarak 1952 yılında bugünkü seviyeye varması cidden şayanı şükrandır. Yalnız bunu mutlaka şu veya bu partilerin malı değil, dinamik bir hayatiyete malik olan bir mil­letin ve Cumhuriyet İdaresi Hükümetlerinin icraatı olarak kabul etmek hayırlı olur.

Muhterem arkadaşlarım,

ol politikamızın tebeddül tarihi 948 de başlar. O güne kadar stabilize yol inşaatı bir usul olarak Bakanlıça esaslı bir şekilde ele alınmamış ve kara­ra bağlanmamıştı. Amerikan uzmanlarından memleketimiz esaslı şekilde istifade etmiştir. Ve bunun hayırlı neticelerini görmekteyiz. 1952 bütçesin­de ve ondan evvelki bütçelerde kov yollarına karşı gösterilen yüksek alâ­ka ve konan rakam yüksekliği hakikaten takdir ve tebrik edilecek kadaı kıymetlidir.

Avni Doğan bundan sonra, Bakandan bazı sualler sorarak, bunların cevap­landırılmasını istedi.

Tekrar kürsüye gelen Kemal Zeytinoğlu, Avni Doğan'm suallerine şu ce­vabı verdi:

Efendim, Avni Doğan arkadaşımızın suallerine birer birer arzı cevap ede­ceğim. İl ve köy yollarının yapımı işi doğrudan doğruya Bayındırlık Ba kanlığına veya dolayısiyleKarayolları Genel Müdürlüğününvazife! meyanmda değildir. Hâlen bu gibi işler, İl ve Köy yollarının yapılması susî Muhasebelere ve köylere aittir. Bayındırlık Bakanlığının İl ve K yollarının yardımında yaptığı hizmet bugün daha ziyade bu yolların i kametini tâyin ve takip, murakabesini teminden ibarettir.

Tek yolla idare edilen mahrumiyet bölgelerinde yol durumu hakkında düşündüğümüzü sordular. Hakikaten bu da ehemmiyetle üzerinde duru cak bir meseledir. Öyle vilâyet var ki bu yolların mutlaka yapılması I Fakat yine Öyle vilâyetler var ki bugünkü mevzuat karşısında vilâyetle bu yolları ele alması ve yapması imkânsızdır.

Avni Doğan arkadaşım mesken buhranınım önliyecek çareler hakkn mütalâamı sordular. Bu husus yeni hazırlamakta olduğumuz Teşkilât ] nununda düşünülebilir. Fakat bugün daha ziyade Emlâk Kredi Bankî nın vazifeleri içerisinde bulunması lâzımgelen bir mevzudur. Gerek inş malzemesinin tedariki ve gerekse diğer inşaatı teşvik edici esasları daha yade Emlâk Kredi Bankasının vazifeleri meyanma ithal etmek lâzımdu

Bakanın bu izahatından sonra, bütçe tasarısının bölümlerine geçildi. Meclis saat 20'de toplanarak mesaisine devam edecektir.

Ankara : 27 (A.A.) —

Büyük Millet Meclisinin bu akşam saat 20'de yapmış olduğu üçüncü bil simde Bayındırlık Bakanlığı ve Karayolları Umum Müdürlüğü bütçel kabul edilerek, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bütçesinin müzakeresine b landı. Bu mevzuda CHP. Meclis Grupu adına söz alan, Trabzon milelt' kili Cahit Zamangil ezcümle şöyle dedi

«Arkadaşlar,

Bizim istediğimiz nedir? Bizim istediğimiz, hükümetin programı ile tahahüt ettiğini yapmasından ibarettir. Programında aldığı taahhüt şudur:

İktisadî cihazlanması, Devlet borçlarını envantisman mahiyetinde ayn cak tahsisatlardan, memleketin tabiî şartlarını gözönünde bulundııraı vücuda getirilecek bir plâna bağlı olacaktır.

İşte arkadaşlar, bizim istediğimiz şey bunun yapılmasıdır. Bunun simi kadar yapılmadığı bir vakıadır.

Muhterem arkadaşlar,

Teşebbüs mevzuunun devamı olarak hükümet programında, bu müesse: nin gelişmesi için Devlet Sanayiinin muayyen ölçüler dahilinde Husus: T .şebbüse devri bir esas olarak kabul edilmiş ve programda bu cihet S görüşümüz diye vasıflandırılmıştır. Programın bu husustaki maddesine ı zaran hükümet hangi şartlarla, hangi müesseselerin hangi sıra dahilim devir edileceğini bir plânla tesbit edecekti.

Arkadaşlarım,

İki seneye yakın bir zamandan beri bu plân dahi yapılmamıştır. 0 zama lar İşletmeler Bakanı olan Sayın Muhlis Ete 7 temmuz 1950 tarihinden sa ra vaziyeti şöyle ifade etmişlerdi. Devir şartlarını tesbit etmek üzere i hassıslardan mürekkeb bir komite kurduk. İş, tetkik edildikten sonra I fiyet Başbakanlığa bildirilecektir. Bundan bir yıl sonra yani 29 Ocak 1 tarihinde Bütçe Komisyonunda, yine İşletmeler Bakanı olarak Sayın kan, devir esaslarının tesbit edildiğini ve hükümete arz ve teklif olundu nu bildirmişti. kanlığına veya dolayısiyleKarayolları Genel Müdürlüğününvazife! meyanmda değildir. Hâlen bu gibi işler, İl ve Köy yollarının yapılması susî Muhasebelere ve köylere aittir. Bayındırlık Bakanlığının İl ve K yollarının yardımında yaptığı hizmet bugün daha ziyade bu yolların i kametini tâyin ve takip, murakabesini teminden ibarettir.

Tek yolla idare edilen mahrumiyet bölgelerinde yol durumu hakkında düşündüğümüzü sordular. Hakikaten bu da ehemmiyetle üzerinde duru cak bir meseledir. Öyle vilâyet var ki bu yolların mutlaka yapılması I Fakat yine Öyle vilâyetler var ki bugünkü mevzuat karşısında vilâyetle bu yolları ele alması ve yapması imkânsızdır.

Avni Doğan arkadaşım mesken buhranınım önliyecek çareler hakkn mütalâamı sordular. Bu husus yeni hazırlamakta olduğumuz Teşkilât ] nununda düşünülebilir. Fakat bugün daha ziyade Emlâk Kredi Bankî nın vazifeleri içerisinde bulunması lâzımgelen bir mevzudur. Gerek inş malzemesinin tedariki ve gerekse diğer inşaatı teşvik edici esasları daha yade Emlâk Kredi Bankasının vazifeleri meyanma ithal etmek lâzımdu Bakanın bu izahatından sonra, bütçe tasarısının bölümlerine geçildi. Meclis saat 20'de toplanarak mesaisine devam edecektir.

Ankara : 27 (A.A.) —

Büyük Millet Meclisinin bu akşam saat 20'de yapmış olduğu üçüncü bil simde Bayındırlık Bakanlığı ve Karayolları Umum Müdürlüğü bütçel kabul edilerek, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bütçesinin müzakeresine b landı. Bu mevzuda CHP. Meclis Grupu adına söz alan, Trabzon milelt' kili Cahit Zamangil ezcümle şöyle dedi

«Arkadaşlar,

Bizim istediğimiz nedir? Bizim istediğimiz, hükümetin programı ile tahahüt ettiğini yapmasından ibarettir. Programında aldığı taahhüt şudur:

İktisadî cihazlanması, Devlet borçlarını envantisman mahiyetinde ayn cak tahsisatlardan, memleketin tabiî şartlarını gözönünde bulundııraı vücuda getirilecek bir plâna bağlı olacaktır.

İşte arkadaşlar, bizim istediğimiz şey bunun yapılmasıdır. Bunun simi kadar yapılmadığı bir vakıadır.

Muhterem arkadaşlar,

Teşebbüs mevzuunun devamı olarak hükümet programında, bu müesse: nin gelişmesi için Devlet Sanayiinin muayyen ölçüler dahilinde Husus: Teşebbüse devri bir esas olarak kabul edilmiş ve programda bu cihet S görüşümüz diye vasıflandırılmıştır. Programın bu husustaki maddesine ı zaran hükümet hangi şartlarla, hangi müesseselerin hangi sıra dahilim devir edileceğini bir plânla tesbit edecekti.

Arkadaşlarım,

İki seneye yakın bir zamandan beri bu plân dahi yapılmamıştır. 0 zama lar İşletmeler Bakanı olan Sayın Muhlis Ete 7 temmuz 1950 tarihinden sa ra vaziyeti şöyle ifade etmişlerdi. Devir şartlarını tesbit etmek üzere i hassıslardan mürekkeb bir komite kurduk. İş, tetkik edildikten sonra I fiyet Başbakanlığa bildirilecektir. Bundan bir yıl sonra yani 29 Ocak 1 tarihinde Bütçe Komisyonunda, yine İşletmeler Bakanı olarak Sayın kan, devir esaslarının tesbit edildiğini ve hükümete arz ve teklif olundu nu bildirmişti.

Demek oluyor ki geçen sene bu vakit, yani şubat ayında ilgili Bakanlık al­tı ay zarfında hazırlamış olduğu programı hükümete sunmuş, bu program da hükümette beklemektedir. Bu mevzu üzerinde hükümetin kararsızlık içinde bulunduğu bilinmektedir.

Bir miktar da fiyat seviyemize temas edeceğim. Bütçenin tümü üzerinde konuşulduğu zaman fikirlerimiz şu noktada takılmıştı: Yabancı memleket­lerde hassatan Avrupa'da fiyatlar yukarıya doğru gitmekte iken Türkiye'­de fiyatlarımız nisbî bir istikra1: göstermiş ve hattâ aşağıya doğru gitmiş­tir. Hükümet gerekçesinin taunu ne ile izah ettiğini biliyorsunuz. Bir iza­hım da şu şekilde yapmak mümkündür: Arkadaşlarımız biliyorsunuz ki liberasyondan önce piyasamız gayet tabiî olarak döviz kıtlıkları dolayısüe kâfi derecede ithalât malına malik değildi. Bu sebeple bizim iç seviyeleri­miz dışarıda fiatlar yükselmekle beraber kendimize has sebepler dolayısi-le yüksek bulunuyordu. Liberasyon dolayısüe geniş ölçüde yapılan ithalât üzerine hariçteki fiatlar yükselmekte dahi bulunsa memleketimize geldiği zaman kendi iç seviyemizin altında bulunuyor ve iç seviyemiz aşağıya doğ­ru çıkıyordu. Bundan başka tüccarımız henüz liberasyon yoluyla ithalât imkânlarını öğrenmem^, eski âdetleri unutmuştu. Geniş ölçüde aynı mad­deler üzerine ithalât yapmış piyasada yığılmıştır. İthalât Avrupa'da yuka­rıya doğru bir gidişte bulunduğu zaman bizde aşağıya doğru bir gidiş bu­lunmuştur, Fakat bu, bittabi, umn müddet devam edecek bir keyfiyet de­lildir. Halen iç piyasa fiyatlarımız dünya fiyatlarına intibak etmektedir. Nisbî bir istikrar havası içinde nihayetlenen gerekçenin boş bıraktığı kıs­mı ben şu şekilde tamamlayabilirim: Ağustos ayından itibaren Türkiyede fiyatlar yeni baştan yükselme seyrini bulmuştur. Ağustos ayında 640. E-kimde 472, Kasımda 484 ve Aralıkta 483. Yani Ağustosta 460 endeksi Ara-ık ayında 483 olmuştur. Yani dört ayda 47 puvan bir artış görülmektedir.

Bu artışın sebepleri nelerdir? Bütçenin tümü üzerinde konuştuğum zaman Sayın Maliye Bakanı bunda mevsimlik bir artış manzarası gördüklerini söylediler. Acaba bu artış yalnız mevsimlik bir artış olabilir mi? Bütçe Ko­misyonu bu mevzuu daha geniş ve daha çeşitli unsurlarla mütalâa etmek­tedir.

İhracatımızı tahlil edersek şunu görürüz:

Maden, Bakliyat, Tütün gibi kalemlerimizde artış vardır. Buna mukabil bizim alıştığımız maddelerde eksilme ve duraklama görülüyor. Bunlar ku­ru meyvalar gurubudur. Pamuk ve yapağıda azalış görülmekle, canlı hay­van ve yağlı taneler gibi esaslı savılan ihracat maddelerimizde bir durak­lama görülüyor. Bu sene bunun noksanını, madenler, hububat ve bakliyat­tan telâfi edebilmeliyiz.

Ekonomi ve Ticaret Bakanı, Profesör Muhlis Ete de, gerek Cahit Zaman-Rİl'İn tenkitlerine ve gerekse milletvekilleri tarafından ileri sürülen temen­nilere cevap olarak şu izahatta bulundu:

Aziz arkadaşlarım,

Arkadaşlarımın çoğu beni teyid eden konuşma lütfunda bulundukları için bir taraftan teşekkür eder, bir taraftan da benim arkadaşlarıma vereceğim cevabın az olacağını arzetmek isterim. Cahit Zamangil arkadaşımız, üzüle­rek arz ediyorum bugün kendisine has plânlı çalışmalardan birini yapma­mıştır. Acele hazırlıktan dolayı bazan beni teyid ve bazan tenkid ederken tezadlara düşmüş bulunuyorlar. Şimdi nerelerede tezada düştüklerini kı­saca arzedeceğim: Evvelâ plân ve program hakkındaki tavsiyelerine gelin­ce:Geçenlerde de arzettiğim gibi hükümet plânlı çalışmasile, bazı arkadaşla­rımızın dedikleri gibi iğne iplik gibi bütün istihsal vasıtalarını bütün istih lâk maddeleri üzerinde topyekûn bir plân yapmak niyetinde değildir, a sen konsepsiyonumuz da buna mânidir. Buna rağmen her Vekâletin, «ene geçen gün arzettiğim gibi plânları ve projeleri vardır. Bir noktayı daha ar zedeyim, zannedilmesin ki bir plân yapmak gayet kolay bir istir. Plân yap­mak demek iktisadî bünyeyi tamamen bilmek demektir. Eğer iktisadî fcün yeyi tam manasiyle bilmezsek yapacağımız plânlar kâğıt üzerinde kaim; ya mahkûmdur.

Bu sebeplerdir ki, evvelâ iktisadî bünyemizi, iktisadî envanterimizi anlı mak mecburiyetindeyiz. Bu sebepten dolayı diğer Bakan arkadaşlarımızın ve Hüseyin Balık arkadaşımızın teyiden söyledikleri gibi bir çok vilâyel lerimize tetkik heyetleri gönderilmiş bulunmaktadır. Bu heyetler, Afyon­da, Çanakkalede, Zonguldakta çalışmakta ve bunlar bölge tetkiklerini yap­maktadırlar. Demek ki bu envanteri tesbit ettikten sonra, elimizde tara t tetkik buluncak ve ondan sonra bir adım daha yürüyebileceğiz. Aksi tak­dirde yapılacak plânlar nazarî kalmaya mahkûmdur.

Arkadaşım Cahit Zamangil HususîTeşebbüsten bahsederek Devlet İşlet melerinin Hususî teşekküllere devri hususunu sordular. Bu sual geçen sp-ne kısmen izah edilmişti. Bu sene de İsletmeler Bakanı arkadaşım tekrar izah edecektir. Kendilerinin söylediği gibi hakikaten bir tetkik hazırlar mistir. İşletmelerin hangisinin, hangi şartlar altında verileceği meşesi i mal edilmiş olup, bunun zorluğunu şüphesiz ki Yüksek Heyetiniz takd edecektir. Bu itibarla hükümet bütün Vekil arkadaşlarıyla beraber düş necek ve ondan onra kat'î bir karara varacaktır. Bu işin teferruatını İşlet meler Bakanı arkadaşımız kendi bütçesinde tekrar edecektir.

Hayat pahalılığı meselesine gelince, arkadaşım, diyor ki: Muhtelif zamlar ve tarife tezyidleri hayat pahalılığını arttırıcı mahiyettedir. Binaenaleyh burada hükümet tam olarak, isabetli hareket etmemiştir ve aşağı yukarı hayat pahalılığına doğru gidilmiştir.

Cahit Zamangil arkadaşım geçen sene, Ekonomi ve Ticaret bütçesini tafl ve tenkid ederken, şu cümleyi kullanıyorlardı: «Bir hükümet için Türkiye'­de hayat pahalılığı ile uğraşmak, ona tedbir bulmak kadar zor bir şey vok-tur» diyordu.

Buna rağmen hükümetinizin aldığı muhtelif tedbirler sayesinde hayal-halüığı, Bütçe Komisyonunda da söylediğim gibi başka memleketlere I zaran çok az olmuştur.

Muhtelif neşriyattan faydalanılarak vücuda getirdiğimiz ve Bütçe Korniş yonu azalarına tevzi ve gazetelerle ilân ettiğimizgrafiklerden Ulus'a verdik, fakat neşretmedi. Neşretseydi hakikatin duyurulması bakımı» çok iyi olurdu. Bu grafiği Ulus'a verdiğimi göstermek için makbuzunu almış bulunuyorum.

Başka memleketlerdeki hayat pahalılığı ile bizim memleketteki hayat pa­halılığı bu cetvelde mukayeseli bir şekilde gösteriliyordu.

Dış ticaret hakkındaki tenkidlerine gelince, bu tenkidlerin mühim bir kıs­mı netice itibariyle bizim politikamızı teyid eder mahiyette olduğu iciı fazla birşey söylemiyeceğim. Liberasyon meselesi Türkiye'de iyi netk vermiştir. Son aylarda başka memleketlerde liberasyon rejiminden uzaklaşıldığı halde Türkiye liberasyon rejiminden istifade etmektedir,

Arkadaşım liberasyon 'listelerinin ilân edilmesini istediler. Geçenlerde il: raç maddelerimizin başka memleketlerde nasıl bir muamele gördüklerinsordular. İtiraf edeyim ki ve kendileri de takdir ederler ki bu listenin çıka­rılması çok güç idi. Mahaza alâkadar servislerin ihtimamile bu liste çıkmış ve bir kaç gün evvel ilân edilmiş bulunuyor. Bu suretle libraayon netice­sinde efkârı umumiye ve alâkadarlar malûmat edinmişlerdir.

Zanıangil arkadaşım Ecnebi Sermaye Kanununa temas ettiler ve ağustosta çıkan bu kanundan ne netice alındığını sordular. Sualin ikinci kısmı Ba­kanlığımızdan ziyade Maliye Bakanlığına taallûk eden bir meseledir. Ec­nebi Sermaye Kanunu çıktığından bugüne kadar bize müracaat eden mü­teşebbislerin sayısı çoktur. İngiltere firması bize dikiş ipliği için müracaat etmiştir, Danimarka Çimento için müracaat etmiştir, İsveç Tıbbi saz için müracaat etmiştir, İtalya Yumurta tozu imâli için müracaat etmiştir. Bir Amerikan firması D.D.T. imâli için müracaat etmiş ve kabul edilmiştir. Yine bir Amerikan firması maden sondajları için, bir diğeri Asit Sülfrik ve Süper Fosfat için müracat etmiş ve kabul edilmiştir. Bunun haricinde bir Alman firması sun'î gübre, bir diğeri Balıkçılık sanayii için müracaat­ta bulunmuşlardır.

Kanunun çıkışından beri. bu kadar kısa bir zaman zarfında bu kadar fir manın müracaatı ve müracaatlarının kabul edilmesi hükümetimize olan güveni gösterir arkadaşlar.

Bakanın bu izahatından sonra, bölümlerin müzakeresine geçildi. Neticede, Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı bütçesi kabul olunarak Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bütçesinin konuşulmasına başlandı. Meclis yarm saat 10 da toplanacaktır.

Büyük Millet Meclîsinin 28 Şubat 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 28 (A. A.)

Büyük Milet Meclisi, bu sabah saat 10'da Başbanveklilerinden Manisa mil­letvekili Muhlis Tümay'ın başkanlığında toplandı.

Yoklama yapıldıktan sonra, gündemde bulunan başkanlık divânının Ka­mutaya sunuşlarına geçildi ve muhtelif sebeplerle izin isteyen 10 milletve­kiline izin verilmesi oyna konularak kabul edildi.

Müteakiben Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 1952 yılı Bütçe Kanunu Tasarısına geçildi. Umum Müdürlük bütçesi reye konularak ka­bul edildi.

Daha sonra Gümrük ve Tekel Bakanlığı bütçesinin tümü üzerinde müza­kerelere başlandı.

İlk olarak C.H.P. Meclis Grubu adma Sinop milletvekili Nuri Sertoğlu söz aldı.

Hatip, her yıl Devlet hazinesine sağlanan gelirin üçte birini temin eden bu Bakanlık bütçesinde, geçen seneye nazaran 773.108 liralık bir indirmenin mevcut olduğunu söyliyerek Bakanlığın iş ve vazifelerinin her sene biraz daha arttığına temasla bütçeler hazırlanırken tasarruf mülâhazasının şüp­hesiz başta geldiğini, fakat işe ve esere hakkının tam olarak verilmesi ge­rektiğini ileri sürdü. Hatip, Kaçakçılık meselesini ele alarak, her sene biraz daha arttığını ve 1929 yılında yürürlüğe girmiş olan Gümrük tarifelerinin bu zamana uygun olarak değiştirilmesi gerektiğine işaret etti ve bu husus­ta şunları söyledi:

«Tarifeler, siklet esasına göre tanzim edilmiş olduğu için tacirlerle idare arasında zuhur eden ihtilâfların önlenebilmesi de mümkün olamamıştır ve bilhassa İkinci Dünya Harbi içinde ve ondan sonra husule gelen fiyat artışları, Cihan Sanayiinde vaki olan inkişaflar ve memleketimizde de ye­ni yeni sanayi şubelerinin vücude gelmesi gibi olaylar karşısında, Tarife kanunumuz hem malî ve hem de hami gayelerine yararlı olmaktan çıkmış­tır.

Bu zaruretlerdir ki, 1948 yılında hattâ daha evvel çalışmalara başlanarak evvelemirde Brüksel'de toplanan ve Avrupa'da Gümrük Tarifesi Birliği kurmak için faaliyete geçen Komitenin meydana getirdiği Nomanklâtür (Nomenclature) esasalınmış ve üzerinde gerekli ayarlamalar yapılmıştı.

Aynı zamanda siklet esasından, Advalorem, yani kıymet esasına geçilmesi­ni de mevzu içine almış olan bu mesai bir sene evvel sona ermiş ve Bakan­lıkların mütalâalarına arzedilmişti. Yeni tarifeye esas olacak nomankla tür'ün halen ne safhada olduğunu bilmemekle beraber, mühim ve acele edilmesi gereken bu işin gecikmesinin, bugünkü ticaret ve sanat hayatımı­zın takip ettiği seyir muvacehesinde mahzurlar tevlit edeceği düşüncesin­deyiz."

Nuri Sertoğlu, tütün istihsalimiz ve hükümetten bu hususta tuttuğu yol hususunda da şunları söyledi:

"Muhterem arkadaşlar, yılda 80-100 milyon kilo civarında tütün istihsal eden memleketimizin son seneye ait rekoltesi- de bu miktara çok yakın bir seviyededir. Yıllık istihlâki 19-20 milyon kilo civarında olan bir memleket­te mühim bir yekûn tutan istihsal fazlasının dikiciler hesabına değerlendi­rilmesindeki ekonomik faydaların önemi aşikârdır. Belli başlı istihsal böl­gelerinde tütün piyasalarının açıldığı ve satışlarının başladığı bu mevsimde, müstahsili düşündüren tek nokta elden çıkaramıyacağı mallarının akıbetinden doğacak külfetlerdir.

Gümrük ve Tekel Bakanı arkadaşımızın muhtelif zamanlardaki izahların­dan ve Bütçe Komisyonunda vaki beyanlarından bu hususta müessir ted­birlere zamanında geçileceği ve evvelki yıllarda olduğu gibi bu yıl da des­tekleme mubayaalarına sonuna kadar devam edileceği intibaını almış ol­makla memnunluk duymaktayız. Ancak her yıl Bakanlığın karşısına bü­yük bir dâva olarak çıkan bu mevzuun daha emniyetbahş ve külfetleri tah­fif edici ekonomik bir sisteme bağlanması zaruretine de işaret etmeden geçemiyeeeğiz. Ezcümle şunu kaydetmek isteriz ki, tütün dâvasında hü­kümetin başta gelen işlerinden biri ve hattâ en mühimi, ihtiyaç fazlasına devamlı ve müsait pazarlar bulabilmesidir.

951 Yılı içindeki yaprak tütün ihracatımızın bir evvelki yıla nazaran 7 mil­yon kilo kadar artmış olması, muhakkak ki ferahlık verici bir hareket ol­muştur. Bunun yanı başında sigara ihracımız 18 bin kilo azalmıştır. Son ihracat rakamlarının azalış ve artış göstermesine rağmen, diğer tütün yetiş­tiren memleketlerin tütünlerimize karşı rekabet tesirlerinin henüz tama­men zail olmamış bulunduğunu da hatırdan çıkarmamak icep eder. Gerçi 951-952 yılı mahsulü tütünlerimizin ihracı için de bazı mutabakatlar sağ­lanmış ise de, bununla fazla iyimserliğe kapılmayıp gelecek yıllara seri ve devamlı satış emniyetimizin esaslı tedbirlere bağlanması şarttır. Bu da da­imî alıcımız olabilecek dış piyasaları elde tutmak ve bunların içlerine gir­mekle mümkün olacaktır. Fakat bu hususat Tekel ve Ekonomi Bakanlıkla­rının sarih karar ve teşebbüslerinin nelerden ibaret olduğunu henüz bilme­mekteyiz.

Arkadaşlar, hükümet yurtta istihlâk edilen tütün ve sigaralardan payını esasen fazlasiyle almaktadır. Meselâ 1951 satışlarından hazineye sağlanan kâr, Vergiler hariç, 59 milyon 719 bin lirayı bulmuştur. Mamulün nihai maliyetlerine nazaran yüzde yetmişe yaklaşan bu derece kârla iktifa etmi-yerek yeniden fiyat zamlarına müracaat edilmesindeki kararda isabet gör­memekteyiz.

Şarapçılığın imâl ve ihracını teşvik için Tekel bütçesinin 605'inci bölümüne geçen yıl konmuş olan 150.000 lira prim karşılığının 97.500 lirasından sade­ce Tekel İdaresi faydalanabilmiş, hususî âmiller ihraç yapmadıkları için bu primden istifade edeemimş] erdir .Hic deiğlse, bu sene yemden bütçeye konmuş olan 100 bin liradan hususî âmillerin de faydalanmaları için ted­birler alınmasını temenni ederiz.»

Nuri Sertoğlu, memlekette istihlâk olunan sigaraların yüzde elliye yakır miktarının İstanbul'da Cibali Fabrikasında imâl edildiğini, 1947 yılında, bu fabrikanın miadını doldurduğunu ve yakın bir gelecekte ihtiyaca cevap veremiyeceği mülâhazası ile Maltepe'de bir fabrikanın yapılmasının, karar -kıstırıldığını ve hattâ American Macine And Foundary firması ile anlaşıla­rak 13 milyon liralık bir mukavele imzalandığını söyledi ve:

«Durum bu safhada iken 950 Mayıs'mda iş basma gelen yeni hükümet bu teşebbüsü malî imkânlarımızla mütenasip bulmamış ve aynı yılın sonları­na doğru inşaatın durdurulması kararma varmıştır.

İşte muhterem arkadaşlar, isabetine iştirak edemiyeceğimiz karar budur ve bizi bu görüşe sevkeden sebepler de şunlardır:

1— Cibali Fabrikasının bugünkü bina durumu, rasyonel çalışmaya imkân
derecesi, randımanı ve gittikçe artan ihtiyaca cevap verip veremiyeceği.

2— Maltepe'de inşası düşünülen sigara fabrikasının durdurulması netice­
sinde katlanılması gereken malî fedakârlığın neler olacağı, fabrikanın in­
şası halinde elde edilecek yeniliklerin memlekete sağlayacağı faydalar,

Konuları Üzerinde lüzumlu fennî ve ilmî tetkikler yapılmadan sadece An­kara'da birkaç Bakanlık mümessilinin iştirakiyle alelacele hazırlanan bir -rapora dayanılarak, hiçbir zaman hussuî teşebbüsün ele alamayacağı ve yerini dolduramıyacağı bir eserden ve Dvlete devamlı gelir menbaı ola­cak bir tesisten memleket mahrum bırakılmıştır.

Mülga Reji İdaresi tarafından 1833 yılında inşa edilmiş olan Cibali fabri­kası munzam mesai yaparak ayda ancak 650-700 bin kilo sigra imâl edebi­lecek bir kapasitenin içindedir. Evvelce yapılmış olan mukavele müddeti mucibince Amerikan firmasının gönderidiği ve 45 adedi yalnız sigara imâ­line mahsus olan 89 yeni makinenin yine bu binaya monte edilip faaliyete geçirilmesi ve eski makinelerin diğer fabrikalara tevziinden sonra da ran­dımanda kayde değer bir yükseliş olmamıştır. Gerek bu cihetlerden, gerek binanın bugünkü teknik inkişaflara göre yapılmamış olması neticesinde, muhtelif iş bölümleri arasında muntazam bir sirkülasyon sağlanamamıştır. Bundan başka, kaldırılan 2,5 tonluk makineler yerine hr biri 4 ton ağırlı­ğında olan yeni makinelerin dar sahaları üzerine yerleştirilmiş, olması da rasyonel çalışma şöyle dursun, binanın akıbetinden endişe edilmesi lâzım gelen bir durum hasıl etmiştir.

Yeni inşaattan vazgeçilmesinin tahmil ettiği fedakârlıkları da şöylece mü­lâhaza etmek mümkündür:

Yapılan taahhütler icabı olarak bugüne kadar Ödenmiş bulunan 11 milyon küsur liranın karşılıkları ekonomik bünyeye yeni bir şey katmış olrmya-caktır.

Yeni fabrika inşasından sonra eski fabrika binası tütün deposu olarak bü­yük bir ihtiyaca cevap verecekti. Şimdi ise 952 bütçesinin yatırımlar kıs­mının 736'ıncı bölümüne konan 4.700.000 liradan bir milyon sarfiyatiyle İstanbul'da yeni bir depo yaptırılacak ve gelecek yıllarda da bu nevi inşa masrafları tevali edeceği gibi İstanbul'da kiralanmış muhtelif depo ve anbarlara yılda ödenmekte olan 219 bin lira kira masrafı da her yıl tekrarla­nıp gidecektir.

Keza, tesislerinin eksikliği yüzünden Cibali fabrikası imalâtında bugün 'tesbit edilen ve kıymeti 3 milyon lirayı bulan 4,7 fire ve zayiat nisbeti bütün ağırlığı ile devam edip gidecektir.

Bütün bunlara ilâveten yeni makinelerin bu binaya yerleştirilmesi yüzün­den binada geniş tadilâta ve takviyelere zaruret hasıl olmuştur. Bunun da neye mal olacağını şimdiden kestirmek mümkün değildir."

Müteakiben muhtelif milletvekilleri söz alarak Tekel madde ve malzeme­lerinin memleketin her tarafında, her mevsimde taze olarak bulundurul­masını, Tekel Serbayiliklerinin daha dikkatle ve uygun şartlarla verilmesi­ni istediler. Bu arada, Tekel maddelerinin nakli ve muhafazası için bütçe­ye konulan tahsisler arasında ahenk olmadığı iddia olundu.

Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırealı kürsüye gelerek şunları söyledi:

"Sayın arkadaşlarım, Nuri Sertoğlu ve diğer arkadaşlarımın Bakanlığımı­zın faaliyeti hakkında gösterdikleri hassasiyete ve üzerinde durdukları meselelerden dolayı kendilerine arzı şükran ederim. Bu seneki tasarrufları­mız meyamnda Gümrük işlerinin artması gözÖnünde tutularak Gümrük muayene memurları ve diğer memurlardan tasarruf yapmış değiliz. Bu se­nenin yedi yüz küsur bin liralık tasarrufu, bizim bilhassa Muhafaza teşkil-lâtmın deniz kısmında ve (D) cetvelindeki bir kısım müstahdemlerin yer­lerine asker kullanılmasından doğmuştur. Bu hizmetlerde kullanılan bir askerin masrafı senede 550 liradan yukarı çıkmadığı halde, sivil personelin masrafı 3000-3800 lira arasında tahavvül etmektedir. Tasarrufu bundan yap­mış bulunmaktayız.

Hudutlardaki Kaçakçılık mevzuuna Sertoğlu ve Kmoğlu arkadaşlarım te­mas ettiler. Dikkat buyurulursa kaçakçılığın en çok yapıldığı mer­kezlerden biri Cenup hududumuzdur. 980 kilometre uzunluğunda ve tabiî mânileri bulunan bir hudut değildir. Bu sahada biz kilometre başına, gerek sivil ve gerek asker bir insan diksek bile fiilen Kaçakçılığa mâni ol­mamıza imkân yoktur. Yalnız burada başka bir hususiyet de var, kars;mız-da, bizimle hemhudut olan Suriye Hükümeti, ancak dört kapıda dört sivil memur bekletmektedir, bunun dışında hududu beklememektedir. Geri ka­lan muayene işi ancak bize gelecek altını aramağa inhisar etmekte, gerek ithalât, gerek ihracat için hiç bir alâkayı göstermemektedir. Biz. sakerî ve . malî emniyetimiz bakımından hudutların kontrolünü tek başımıza üzeri­mize almış bulunmaktayız. Yine hudut komşumuz olan İran vardır. Onlar da Suriye Hükümeti gibidir. Arkadaşların işaret ettikleri gibi bu âmiller­den belli başlılarından biri de iktisadî âmillerdir. Yani bizim memleketi­mizden oraya kara borsada satılması imkânını verecek bir kısım maddele­rin sevkedilmekte olması ve bunların satılmasından temin edilen paralar­la da bizim memlekette fiyatları yüksek bulunan bir kısım maddelerin ge­tirilip bizde de karaborsa yapmak imkânının yaratılması yüzünden bu ka­çakçılık geniş Ölçüde mevcuttur ve her gün inkişaf etmektedir. Bunu kabul etmek zaruretindeyiz. Bendeniz Bakanlığa gelir gelmez ilk işim bu husus­ta iktisadî tedbirler almak yoluna gitmek oldu. Hakikaten bizim memleke­timizde kaçakçılığın bol olduğu belli başlı mmtaka Cenup mıntakasıdir. Burada bol miktarda ceket, yelek kaçakçılığı yapılmaktadır. Sebebini araştır-» dik: Bir kısım şahıslar Amerika'dan bu gibi müstamel ceket ve yelekleri çok ucuz bir fiyatla meselâ 9-10 liraya alıp Suriye'ye ithal ediyorlar. Bun­ları Suriye'den 10-18 liraya alıp oradan da kaçakçılık sureliyle memleketi­mize ithal edip 25-30 lira arasında satıyorlar. Aynı ceketler memleketimiz­de, gerek yerli, gerekse ithal malı olarak 70-80 liradan aşağı temin edile­mez. Tetkik ettik, memleketimizde bu ceketlerden 50-60 bin kadar vardır. Bunun için Ticaret ve Ekonomi Bakanlığıyla görüştük, bu malların doğru­dan doğruya memleketimize ithaline ve Gümrük resminden de tenzilât ya­pılmasına karar verdik. Yakında Bakanlar Kurulundan da geçirmek sure­tiyle bu konuda ithalâta geçip kaçak olarak girmesini Önleyeceğiz.

Yine bendeniz başka bir ciheti arzetmek isterim: Bizim .Şark bölgesi tütün­leri Suriye'de alıcı bulmakta, fakat doğrudan doğruya sevkedilmemekte-dir. Suriye'de bir Monopol mevcut olmasına rağmen, tütünlerimiz ora ser­best piyasasında alıcı bulduğundan, 300-350 kuruş arasında Suriye'ye ge­çirilmekte ve orada 7-8 lira arasında satılmaktadır. Buna mümasil başka maddeler de aynı şekilde sevkedilmemektedir. Suriyeliler bu gibi maddeler için hudutlarım kapamakta ve bizim gibi beklememektedirler.

Arkadaşlar, son alınan rakamlara göre, 3 milyon liraya yakın Kaçak eşya tesbit etmiş bulunmaktayız. Elbette dışarıdan çakmak ve saire gibi kaçak eşya memlekete girmektedir. Ama bunu kaçakçılığın fazla olduğuna ham­letmiyoruz.

MuhafazaTeşkilâtımızsıkıkontrolaltındabaşarılıbirişgörmekte­dir. Arkadaşım bilhassa Gümrük tarifeleri Üzerinde durdular. Biz de Güm­rük tarifeleri üzerinde durmaktayız Bugün İsviçre'nin dışında bütün dün­ya Advalore-m'e, sıklet esasına doğru gitmektedir. Biz de bu yola doğru gi-' deceğiz. Yani Gümrük tarifelerimizi bundan sonra Spesifik usullerle değil.. Doğrudan doğruya kıymet esası üzerine tesbit etme yolunadoğru çalış­maktayız. Yalnız arkadaşımın ifade ettiği gibi Brüksel'de Avrupa iktisadi Birliği inceleme grubundaki çalışmalara muvazi olarak çalışıyoruz. Başkanlığımızda kurduğumuz bir komisyonla, ümit ediyoruz ki 2-3 ay içinde tarifelerin gerek umumî tarife cetvellerini, gerek bunların izahnamelerini tercüme ettirip komisyon vasıtasiyle kıymet esası üzerinde çalışmala­rımız bir neticeye bağlanacaktır. Öyle ümit ediyorum ki 3-4 ay içinde ge­rek Gümrük Kanunu gerekse Tarifeler bakımından önümüze. Yüksek He­yetinize yeni kanun tasarıları gelecektir.

Arkadaşlarım, Tekel mevzularından yalnız tütün üzerinde durdular. Yal­nız Tekelde değil, hükümetiniz bütün memleketin istihsal ettiği her nevi-mahsulde vatandaşın tam veyerinde olarak mahsulünü o günün iç ve dış piyasasına uygun bir tarzda değerlendirmek politikasını takip ediyor. Biz bu tütünleri veya diğer mahsulleri değerlendirirken, hiçbir suretle bunla­rı o günün piyasa şartlarmm üstünde değil, maliyeti gözönünde tutmak, bir taraftan vatandaşın hakikaten malının değerini alabilmesi yolunu ta­kip etmekle beraber, o alınmış olan malların devlet elinden zararsız bir şe­kilde piyasaya intikal etmesini temin edecek bir politika takip etmek mecburiyetindeyiz.

Tütünün, ihracatı bakımından üzerinde duruyoruz. Bugün Amerikalılarla muhtelif anlaşmalar yaparak azamî tütün satmak imkânlarım aramakta­yız. Şimdiye kdar yüzde 5-6 nisbetinde kendi tütünlerine şark tütünü ka­rıştırırlarken tadını değiştirmeden bizim şark tütünlerimizden yüzde 12Jye-kadarını kendi harmanları içine karıştırmaları yolunda yaptığımız teşvik­lerden müspet neticeler almaktayız.

'Diğer taraftan Almanya ile yapmış olduğumuz son bir anlaşma ile, önü­müzdeki sene 10-15 milyon kilo tütün satmak imkânına sahip olacağız.

943 Yılı ile bugün arasında Tekel maddelerine yapılan zamları mukayese edersek büyük artışlar vardır. Mart ayından itiaben Ücretli Tatil Haftası dolayısiyle Tekel İdaresi 5,5 milyon lira gibi bir külfete katlanacaktır. Ni­hayet şunu takdir edersiniz ki Tekel İdaresi, Tekel Umum İşletmeleri mali bir. müessesedir. Malî müessese olması itibariyle muayyen bir geliri Dev­lete temin etmekle mükelleftir. Maliyetlerin bu yükselişleri neticesinde Devlete teminle mükellef olduğu bu'gelirin azalmasın dan dır ki, arada bir fark hasıl olmaktadır. Bunu telâfi etmek bakımından bu zamlar yapılmıştır. Bunun pahalılık tevlit ettiği iddialarına karsı bir misal vereceğim. Arkadaş­lar, iki seneye kadar Yenice sigarasının umumî olarak istihlâk miktarı 250.000 kilo raddelerinde idi. Simdi bunun istihlâki 1.250.000 kiloyu aşmr "bulunmaktadır. Büyük Kulüp, Gelincik, Bafra aynı harman sigaralardır, busigaralar iki seneye kadar 650.000 kilo istihlâk edilirken bugün 1.900.000 küsur kiloya çıkmıştır. Çok ucuz sigaradan pahalı sigaraya doğru bir kayış vardır. Vatandaş yirmi kuruşluk sigara içerken 30 kuruşluk sigara içmeye başlamıştır. Bu vaziyet karşısında görülüyor ki tazyik edici bir madde de­ğildir. Arttırmış olduğumuz fîatlara rağmen son vaziyetimiz eski aylarda­ki normal seviyesini muhafaza etmektedir.

Şarap âmillerine verilen primlerden bahsettiler. Bunlara prim verilmesi için mutlaka ihraç edilmesi şarttır. Geçen sene hiç bir Şarap âmili ihraç yapmamıştır. Bu vaziyette, ille bunlara prim vermek için ortada hiçbir se­bep yoktur. Önümüzdeki sene ihracat yaptıkları takdirde hu primler kendi­lerine tevzi edilecektir.

Serbayilik işi üzerinde durdular. Arkadaşım haklıdır. Hakikaten şimdiye kadar Serbayilikler tamamen İdarenin elinde, tatmin edilmek veya kayırılanarak istenenlere verilmek için kullanılan bir haktır. Bunun mahzurlarım görerek bu vaziyeti yeni baştan ele aldık. Serbayilik verilecek vatandaşlar­da ticarî ehliyet aramaktayız. Bunları mümkün olduğu kadar vatandaşlara duyurma yolu ile yani 2490 sayılı Kanun hükümlerini ticarî faaliyete sekte vermiyecek şekilde ve vasıfları üzerinde hassasiyetle durmak suretiyle, bu işi mutlak surette halledeceğiz.

Bugün için tütünü alınmamış yer yoktur. Destekleme mubayaaları, bilhas­sa ekiciyi teşvik için yapılmaktadır. Bugün yalnız elinde yüz balyadan fazla tütünü olan ve aynı zamanda bu işin ticaretini yapan kimselerin tütü­nü kalmıştır ki eğer ihrakiyelik değilse, mutlak olarak değeri verilerek jfounlar da alınacaktır. Avrupa toplantılarında, dış ticaret anlaşmalarımız­da, .Avrupa İşbirliği toplantılarında daima birinci plânda tütün satışları­mıza ileri sürmekte bu hususta komşumuz ve dostumuz Yunanistan'la da işbirliği edilerek hakikaten Şark, tütünlerimizin dünya piyasasındaki yeri­ni muhafaza etmek için lâzım gelan gayreti sarfetmekteyiz. Muhtelif piya­salarda, Almanya'da, İsveç'te, Danimarka'da, İsviçre'de muhtelif acenta ye şubelerimiz vasıtasiyle mahallî iştirakler ve orada mamul tütünden si­gara yapmak suretile sigara sürümü temin edilmiş, Türk tütününün tadını muhafaza etmiye çalışılmıştır.

Pakistan ile olan çalışmalarımız, bir müddet devam etmedi, bunun sebebi ^udur: Pakistan'la yaptığımız tetkikat neticesinde mahallî sermayenin de iştiraki ile 3-4 milyon lira sarfı ile bir müessese kurmak ve kâr için beş on sene beklemek mecburiyetinde kalacağız. Arkadaşlarım, bütün bu mü-ââhaza ve cevaplardan sonra arkadaşımın sigara fabrikası hakkında ileri sürmüş olduğu mütalâalara kısaca cevap vereceğim;

image009.gifArkadaşlar, sigara fabrikası yapıldığı takdirde, aşağı yukarı bize o günkü keşiflere göre 40 milyon liraya ve belki onun yanında ve mutlak surette bu günden dabi tesbit edebileceğimiz bir takım ek masraflarla aşağı yukarı 50-55 milyon liraya ancak malolabilecektir. Bunu gören hükümetiniz, de­dikleri gibi, Bakanlıklardan şöyle kurulmuş bir heyetle değil, Bakanlıkla­rın bu işlerde selâhiyetli ve teknik elemanları ile takviyeli bir heyette işi tetkik ettirmiştir. Varılan netice şu olmuştur arkadaşlar:

Bu fabrika için şimdiye kadar, memleketimizin diğer iktisadî sahaları du-■ rurken buna 13-14 milyon lira sarfedilmiş bulunmaktadır. Buranın ikmali için aşağı yukarı daha 40-42 milyon lira sarfı gerekmektedir. Binaenalevh yapılan tetkikat sonunda buranın ikmali için sarfedilecek mühim meblâ­ğın iktisadî şartlarımıza uygun olmadığı kanaatine varılmıştır. Netice iti­bariyle arkadaşlar, tesellüm etmiş olduğumuz makineler mevcut fabrikayı takviye etmek ve bunu da 10 senelik ihtiyacımızı karşılayacak şekilde ka­pasitesini arttırmak suretiyle fabrikanın yapılmasından vazgeçilmiştir.!.

Bakan, müteakiben, muhtelif milletvekillerinin suallerine cevap vermiş­tir.

Nuri Sertoğlu, Kaçakçılıkla mücadelenin zor olduğunu kabul ettiğini söyli-yerek tekrar Maltepe Sigara Fabrikası üzerinde durmuştur.

Sıtkı Yırcalı tekrar söz alarak şunları söylemiştir:

^Arkadaşlar, elbetteki bugünkü şartlara göre fabrikanın maliyetinin daha fazla artması ihtimali vardır. 50-55 milyon lira olabilir. Maltepe Sigara Fabrikası inşası için 947'de ileri sürülen rakamlar tahminidir. Biz nihayet kendi piyasamızda bir fiyat ayarlaması yapabiliriz. Ama dünyadaki çelik fiyatlarının ve diğer maddelerin yükselişi ve hele Kore Harbinden sonrak: dünya vaziyeti dolayısiyle husule gelen bir takım tahavrüller karşısında ne yapılabilir. Bunu inkâr etmeğe imkân var mı?

Arkadaşımın sadece polemik yapmak üzere ortaya attıkları bu mütalâala­rını, bundan evvel gayet güzel bir şekilde yapmış oldukları tenkitleri ile avm ayarda göremedim. Fakat kendilerini bu ifademle tatmin etmiş olduğu­mu zannediyorum.»

Müteakiben Gümrük ve Tekel Bakanlığı bütçesi maddelerine geçildi ve ta­sarı kabul edildi. Tarım Bakanlığı Bütçe Kanunu tasarısının tümü üzerin­de müzakerelere başlandı. Saat 13'ü bulduğu için, öğleden sonra saat 14'te müzakerelere devam etmek üzere oturuma son verildi.

Ankara : 28 (A. A,) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 14'te ikinci birleşimini yaparak Tarım Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam etti.

Tasarının tümü üzerinde C.H.P. Meclis Grupu adma söz alan Mardin mil­letvekili Ali Rıza Erten ezcümle şunları sösyledi:

Her iktisadî sahada olduğu gibi Ziraatte de makineleşmenin tabiî bir neti­cesi olarak işsiz kalan vatandaşlar meydana gelmiş olacaktır. Kçmılması mümkün olmıyan ve içtimaî huzursuzluğa yol açabüen bu duruma karsı şimdiden tedbirler düşünüleceğini tabiî görmekteyiz.

Istihsalâtı arttırma, vasıflarını yükseltme mevzuunda İslah istasyonlarının ve Üretme Çiftliklerinin, tabiat şartları her yönden pek değişik olan mem­leketimize muhtelif faktörler gözönünde tutularak ona göre tevzi ve tesis edilmeleri şart olduğu gibi diğer taraftan kontrol altında bulunan hususî islâh müesseselerinin vücut bulması da ancak bizi gayeye ulaştırabilir.

Su iğine hız verilmediğini gördüğümüz şu son yıllar zarfında bir taraftan çiftçilerimizi sulama işlerinde aydmlatmak, diğer taraftançeşitli mahsul ve münavebe ululüne doğruyaklaşmalarını tahakkukettirmek üzere e-' kim sisteminde bir yenilik yapılması zaruridir.

Sulama rejimi tatbik edilen yerlerde çeşitli ziraatle beraber tabiî ve sral gübrelerin de behemehal kullanılacağını gözönünde tutarak ona göre ted­birler alınması lâzımdır. Bununla beraber bugünkü gübre fiyatlarının çiftçi için de" elverişli olmadığını beyan etmek isterim.

Köylüyü topraklandırma ve cihazlandırma ve kol gücünü değerlendirme ve refah seviyesini yükseltme prensibi güdüldüğü bîr zamanda Devlet Ü-retme Çiftliklerinde takip edilmesi lâzımgelen yol, yeniden arazi açıp ge­nişletmekten ziyade muayyen ve mahdut arazide çeşitli ziraat ve münave­be usulünü tatbik ederek daha ileri bir ziraat sistemi çerçevesi içerisinde çalışmak ve örnek olmaktır

Makineleşmenin diğer bir tesiri hayvan kuvvetine olan rağbeti azaltmak­tadır. Yeni açmalar yüzünden tabiî mer'a sahası da gittikçe daralmaya yBj tutar.

Memleketimiz için her bakımdan ehemmiyeti aşikâr olan ve İslaha muhtaç bulunan1 hayvanelliğimizin müteessir olmaması için köylü işletmelerinin o-. nemle ele alınması ve sun'î çayırlar tesisi için gayretlersarfedilmesi lü­zumludur.

İki yıla yaklaşan bir zamandanberi Orman rejiminde yapılacağı söylenen değişiklik sözleri memleketin her bakımdan hayatı ile ilgili olan bu mev-j zuda istikrarı bozmakta ve ormanlara karşı teessüs etmeye başlıyan kom-l ma ve geliştirme hissim zedelemektedir.

Evvelce kâfi mikatrda odun kestirmiyorlar diyerek Orman İdarelerinden şikâyet edenler yerine bugün yapılan tahribat dolayısiyle ormanlarımızın istikbali ne olacak diye endişe edenler çoğalmıştır.

Esasen orman bakımından pek fakir olan memleketimizde ormanların lü-l zum ve ehemmiyetinden bahsedecek değilim. Memleketin muhtelii yerle­rinde daha dün maruz kaldığımız seylâp felâketleri ormansızhğm acı neti­celerinden birisini bize göstermektedir.

Aynı mevzu üzerinde konuşan milletvekilleri de, Hayvancılığımızın zayıf­lamasına mâni olunmasını, ziraî mücadeleye daha fazla ehemmiyet veril­mesini köylüyü topraklandırma işinin hızlandırılmasını istediler. Tarım Bakanı Nedim Ökmen de tenkid ve temennilere cevap vererek şöyle dedi:

Muhterem arkadaşlarım,

Söz alan hatiplerin, kıymetli arkadaşlarımın Tarım Bakanlığı çalışmaları hakkındaki takdirkâr sözlerine, bilhassa teşekkür ederim, bu takdir ve tal­tifler Bakanlık camiasında çalışan çok kıymetli mesai arkadaşlarıma ra-cidir. Kendileri namına arzı şükren ederim.

Bu sene Tarım Bakanlığının uhdesinde terettüp eden memleket hizmetle­rini ifa edebilmesi için elinde bulunan imkânlar 61 milyon lira değil, fiilen 85 milyon liradır. Bunun haricinde Bakanlığa bağlı Devlet Üretme Çiftlik­leri, Devlet Haraları, Pamuk İstasyonları, Orman Genel Müdürlüğü, Mül­hak ve Mütedavil sermayeli idarelerin, müesseselerin aynı gayeye müte­veccih gayretleri gözönünde bulundurulursa elimizdeki imkânlar bu mik­tarın çok daha üstündedir.

Muhalefet adına tenkidlerde bulunan Riza Erten arkadaşımıza cevap ola­rak şunu arzetmek isterim:

Teknik Ziraat Teşkilâtı hakkındaki teşvikkâr sözleri için tekrar teşekkür ederim. Köylüyle daha sıkı teması temin, teknik ziraatı köylünün ayağına ulaştırmak bakımından bu teşkilâtın elde mevcut bütün imkân ve vasıta­larla teçhizinde büyük gayretler sarfedilmektedir. Bu sene yalnız 200 ü mü­tecaviz nakil vasıtasını teknik teşkilâtm ve diğer Tarım teşkilâtının emrine verdiğimizi söylersem bu yolda atmış olduğumuz adımın mahiyeti kendili­ğinden anlaşılabilir.

Zirai Sigorta mevzuunda Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı tarafından bir ta­sarı hazırlanmış ve Bakanlığımız buna ait noktai nazarını bildirmiştir. Böyle bir kanunun biran evvel tatbik sahasına konulmasını biz de şiddetle arzu ediyoruz.

Makineli ziraat mevzuunda Bakanlığımız kendisine düsen vazifeyi hassa­siyetle takip etmektedir. Memlekette bugün resmî ve hususî tamir işlerini yapmak için 60 sabit tamirhane ve müteaddit seyyar tamirhaneler mevcut­tur. Bu mevzuda kalifiye eleman ve makinist yetiştirmek için geçen sene başladığımız kurslara ilâveten bu sene geniş ölçüde çiftlikte bir Makinist mektebi açtık. Yakında iki maddelik bir kanımla huzurunuza geleceğiz ve Makine İhtisas Okulu açmak kararındayız.

Sulu Ziraat Tekniğinin müstahsillerimize ulaştırılması için Bayındırlık Bakanlığı ile müştereken hazırlanmış bir programın ye bu programla alâ­kalı Talimatnamenin tatbikine geçmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki sene Su­lama İstasyonlarının adetlerini daha da arttıracağız.

Sun'î Gübre mevzuu da ehemmiyetle ele alınmıştır. Geçen sene 104 yerde yapılmış denemeler bu sene bin köye teşmil edilmiştir. Halk sun'î Gübre­nin istihsal randımanına olan faydasını gözü ile gördükten sonra sun'î Gübreye karşı fevkalâde alâka göstermektedir. Bu sene yalnız Eskişehir Vilâyeti 2500 ton sun'î Gübre kullanmıştır. Halen Karabük Fabrikasının 20 bin tona yaklaşan senelik istihsali ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Gerek Ziraî Donatım Kurumu ve gerekse Hususî Teşebbüsler hariçten sun'î Gübre ithal etmek suretiyle ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır­lar. Bir sun'î Gübre Fabrikası kurulması maksadiyle Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı ile temas yapılmaktadır. Yakında teşebbüse geçilecektir. Ziraî mahsullerin bilhassa hariçte sürümü ve kıymetlendirilmesini temin için standardizasyonun birinci derecede âmil olduğuna inanıyoruz. Bu maksat­la Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı ile işbirliği yaptık. İlk iş olarak pamuk mahsulünün standardizasyonunu ele alacağız.

Ziraat Bankası kredisinin ziraî istihsalde en mühim rolü oynıyacağını müdrik olarak Banka ile işbirliği halindeyiz.

Orman, konusu üzerinde bir şey konuşmak istemiyorum. Bu sahadaki şikâ­yetler, dertler bütün milletin malûmudur. Hükümet bir tasarı hazırlamış ve Meclise vermiştir ve uzun zamandır bu tasarı Meclis Komisyonlarında görüşülmektedir. Yakında huzurunuza geleceğini ümit etmekteyim. Huzu­runuza geldiği vakit müzakere edilecek ve kıymetli fikirlerinizle tekem­mül edeceğine itimad etmekteyim ve bu suretle realitelere en uygun bir ta­sarı Meclisinizden çıkacaktır.

Bakanın izahatından sonra bölümlere geçildi ve neticede Tarım Bakanlığı bütçesi ile, Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü, Orman Genel Mü­dürlüğü bütçeleri kabul olunarak, Ulaştırma Bakanlığı bütçesinin konuşul­masına geçildi.

Meclis saat 20'de toplanarak çalışmasına devam edecektir.

— Ankara: (28.A.A.)

Büyük Millet Meclisinin akşam saat 21'de yaptığı üçüncü birleşiminde Ulaştırma Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam edildi.

Bu mevzuda söz alan milletvekilleri. Havayolları için yeni tip uçakları alınmasını, Telefon tesisatının genişletilmesini istediler ve P.T.T. yatırımlarımn kâfi gelmediğini, para suiistimallerini ileri sürdüler.

Bakan Seyfi Kurtbek, bu tenkit ve temennilere ezcümle şöyle cevap verdi:

Sayın arkadaşlar,

Muhalefet Partisi adına konuşan arkadaşımıza cevap arzetmek isterim.

Evvelâ uçaklarımız için yeni tiplerin alınmasını istediler. Havayollarını inkişafı için yeni tip uçak alınması lüzumuna biz de kaniiz. Pakat şartlar içinde yeni meydanlarımız dört motorlu tayyarelerin emniyeti cabileceği şekle gelinceye kadar büyük tayyarelerin alınması mahzurludur. Meydanlarımızın durumuna göre hareket etmek mecburiyeti asil dır.

Sayın arkadaşımız.bir de P.T.T. yatırımlarını kâfi bulmıyarak eski biffl lerde daha fazla paralar yatırılıyordu buyurdular. Bütçelere fazla para ki mak fazla iş yapmak mânasına gelse idi bu mütalâaları doğru olurdu. Ek bütçelerde daha büyük miktarların bulunması onları her zamanisabe kullanılmadığını elimizde kalmış bir çok malzeme ile ve bir çok tesisi: yanlış olarak kurulmasile sabittir. Binaenaleyh fazla paradan ziyade lete hayırlı ve doğru iş yapmak esastır.

Biz, bütçemizi bu esasa göre tanzim etmiş bulunuyoruz. Bugünkü bütçe ile memleketimizin bütün Telefon tesislerinin ve meı ket ihtiyacını temin için 952 yılı bütçesinde esaslı tedbirler almış bulun yoruz. Çünkü bütün ihtiyaçlarımızı buna göre ve bir plân dahilinde h; ladik. Bu arada 42 şehrimizin Otomatik Telefon tesislerini tevsi etmiş lunacağız. Ayrıca yine bu sene içinde yani 16 ay zarfında İstanbul telefonunun 10 bin abonesi olacaktır. Buna ayrıca bin abone daha eklemek ıit kânını da elde etmiş bulunacağız. Bu suretle abone miktarı 12 bini geçir olacaktır. 954 yılında hazırladığımız plâna göre Türkiye telefonmeşe esasından halledilmiş bir vaziyete gelecektir.

Arkadaşımız mütalâalarında, bütçe samimiyetinden bahsettiler. Bütçe Komisyonu raportörü arkadaşımızın da izah ettikleri gibi, şimdiye kadar demiryolu bütçeleri kafiyen samimî bir bütçe değildi. Her sene 20-30 milyon liralık ek ödenek veriliyordu.

Eti arkadaşışım tasfiyeden bahsettiler. Bu tasfiye sözleri zaman zaman litik maksatlarla söylenmektedir. Ne Demiryollarında ne de diğeri lerde bir tasfiye düşünülmemektedir. Bizim idaremiz daimî surette te nıül etmektedir. Mekanizasyona gidiyoruz.Servisler mekanize edild bittabi bazı memurlara da ihtiyaç kalmıyaeaktır. Şu vaziyette bizim sonel arkadaşlarımızın huzurunukaybettirecek bu sözlerin aslıyoktı Personeli kırıcı tedbirleri asla düşünmemekteyiz.

İşçilerin ücretlerinin kifayetsizliğinden bahsettiler. Tetkik eder, haksizlığı telâfiye çalışırız.

Paso suiistimaline gelince, büyük ölçüde yapılan paso suiistimalini idareye elkoyduğumuz zaman halletmiştik. 3-4 milyon liraya varan meccani i hatler kaldırılmıştır.

Feyzi arkadaşımız hayvan nakliyatından bahsettiler. Arkadaşlar, hava nakliyatına mümkün olduğu kadar kolaylık gösteriliyor. Yalnız âni suretasyonlara sokulmaktadırlar. Bu hal, nakliyecilerin her zaman, istedikle-anda arzularını yerine getirmeğe imkân vermiyor. Bugün bir istasyona m 2000 hayvan gelirse, pek tabiîdir ki, bunun nakline imkân olamaz, incak nakliyeciler aralarında anlaşırlar ve bize vaktinden evvel naklede­cekleri hayvan sayısını ve ihtiyaçları olduğu vagon miktarını bildirirlerse, iz de ona göre tedbir alır ve vagon temin edebiliriz.

rs'ın telefona kavuşması hakkında temennilere gelince, bu sene tahak­kuk edecektir.

s'ın Tayyareseferleri hakkındakiprogramımıza gelince,bunun için

şeyden evvel meydan yaplıması lâzımdır. Kars'la merkez arasında ir-

yoktur dediler. İrtibat vardır, arkadaşlar. Biz bazı meydanların yapıl-

sim taleb ettik. Onların yapılmasına başlanmıştır. Kars Hava Meydanı-

ıi da programımıza ithal ettik.

bu meydanı sür'atle yapmağı ve seferlere açmayı çok arzuediyoruz. ınu tahakkuk ettireceğiz. Maruzatını bundan ibarettir.

n izahatından sonra bölümlere geçildi, neticede Ulaştırma Bakanlî-Devlet Demiryolları Genel Müdürlükler ile, P.T.T. Umum Müdürlüğü .((eleri kabul edilerek Çalışma Bakanlığı bütçesinin müzakeresine baş­landı.<