13.1.1952
×

Hakkında

Künye

İletişim

OLAYLARIN TAKVİMİ.


1 Ocak 1952

— İstanbul:

Yılbaşı gecesi şehrimizde pek eğlenceli, fa­kat hiçbir taşkınlığa sebep olmadan geç­miştir. Muhtelif eğlence yerleri sabaha ka­dar açık kalmıştır.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü her türlü tedbiri almış bulunduğundan yılbaşı gece­si sadece normal zabıta vukuatı cereyan etmiştir. Muhtelif zabıta ekipleri sabaha kadar şehrin bütün semtlerini ve eğlence yerlerini kontrol etmişlerdir. Müdüriyetten yılbaşı gecesi için tanzim edilen misafirha­neye sadece kendini bilmeyecek derecede sarhoş bulunan S misafir kabul edilmiştir.

İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Aygün, bu sabah Anadolu Ajansına aşağıdaki ma­lûmatı vermiştir:

Yılbaşı günü ve gecesi şehrin en az vaka olan günlerinden birini geçirdik. Asayişe müessir hiçbir hâdise kaydedilmemiştir. Yalnız günlük âdi zabıta vukuatı cereyan etmiştir. Vatandaşlar sabaha kadar neşe ve vekar içinde eğlenmişlerdir. Bu eğlen­celerinin bozulmaması için âmir ve memur bütün arkadaşlarım sabaha kadar vazife başında kalmışlardır. Neticeden çok mem­nunum. Yılbaşı geceleri başka memleket­lerde gerek zabıta, gerek seyrüsefer vaka­ları yekûnu neşeyi bozacak derecede ka­barık olur. Hamdolsun dün gece ne polis, ne de seyrüsefer vakası olarak tek bir ölüm dahi kaydedilmemiştir.

2 Ocak 1952

— Ankara:

Yılbaşı münasebetiyle Kore'deki Türk Si­lâhlı Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Na­mık Argüç'ten Millî Savunma Bakanı Hu­lusi Köymen ile Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut'a gelen tebrik mesaj­ları ile bunlara verilen cevaplar aşağıda­dır:

Millî Savunma Bakanlığına

Ankara

Türk Silâhlı Kuvvetleri. Birleşmiş Millet­ler safında dünya barışını korumak için, yurdun çok uzağında 1952 yılını idrâk ederken yurdumuz, milletimiz ve ordumuz için en iyi temennilerini yüksek şahsiyeti­nize arz etmekle bahtiyardır. Tuğgeneral Namık Argüç

Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanlığına

Kore

Türk ordusunun her yerde, her zaman ve her türlü şartlar altında, kendisine düşen vazifeleri şerefle başaracağım cihana bir kere daha ispat etmiş olan kahraman Tugayımızın bütün mensuplarına yeni yılın da uğurlu olmasını temenni eder, karşılık olarak, sağlık ve başarılar diler, sevgilerimi sunarım.

MillîSavunmaBakanı H.Köymen

GenelkurmayBaşkanlığına

Ankara

Türk Silâhlı Kuvvetleri, Birleşmiş Milletler safında dünya barışını korumak için yur­dun çok uzağında, 1952 yılını idrâk eder­ken, yurdumuz, milletimiz ve ordumuz için en iyi temennilerini yüksek şahsiyetinize arzetmekle bahtiyardır.

Tuğgeneral Namık Argüç

Türk Silâhlı Kuvvetleri Komutanlığına

Kore

İnsanlık hak ve hürriyeti uğrunda. Birleş­miş Milletler safında uhdesine düşen göre­vini sadakat, feragat ve üstün başarılarla yapan kahraman Tugay mensuplarının ye­ni yıllarını kutlar, başarı dileklerile sevgi­lerimi sunarım.

GeneîkurmavBaşkanı

Orgeneral Nuri Yamut

— Edirne:

Türk - Bulgar hududunun, malûm sebep­lerle, S Kasım'dan itibaren kapatılması ü-zerine 1500 kadar göçmen soydaşımızın Bulgar arazisinde hudut istasyonu Svilengrad'ta kaldıkları anlaşılınca. Hükümeti­miz, malını mülkünü bırakıp yola çıkan bu göçmenleri sefil vaziyetten kurtarmak üzere, hududun kapalı olmasına rağmen Türkiye'ye kabul etmeğe hazır olduğunu Bulgar hükümetine bildirmişti. Fakat Bulgarlar göçü keyfî bir surette durduran son kararlarını müteakip bu İnsanî talebi­mizi de reddetmiş ve bahis konusu Türkleri geri dönmeye icbar eylemişlerdir.

Filhakika, inanılır bir kaynaktan öğrendi­ğimize göre, Bulgar makamları evvelâ kendi emirlerindeki iki hususî propagan­da ajanını Svilengrad'a yollayarak Türki­ye'ye gelmek Üzere orada toplanmış olan göçmenlere: «Bakın sizi Türkler kabul et­mek istemiyorlar. Eski yerlerinize dönü­nüz» şeklinde propaganda yaptırmışlar, fa­kat bu sözleri kimse dinlememiştir. Bunun üzerine, göçmenler «Eğer dönmezlerse aç­lık ve soğuktan ölecekleri)) yolunda sözlerle tehdit edilmişlerdir. Bu tehditten de bir netice alınamayınca. Bulgar milisi kadın, çocuk bütün bu göçmenleri hazır duran vagonlara, dipçik ve süngü ile zorla dol­durup geri nakletmiştîr. Göçmenlerin elle­rinden pasaportlarıdatoplattırılmıştır.

— Ankara:

Bütçe Komisyonu bugün öğleden ev­vel ve öğleden sonra yaptığı iki toplantıdaMillî Eğitim Bakanlığı bütçesinin tetkik ve müzakeresine devam etmiştir.

Bundan evvelki celsede Bakana tevcih e-dilen muhtelif sual ve temennilere karşı Bakan ayrı ayrı cevap vermiş ve ezcümle şunları söylemiştir:

Büyük istidatlar olan İdil Biret ve Suna Kan:ın hususî bir ehemmiyetle yetiştiril­mesine dair hazırlanan ve hâlen mevcut bulunan kanunun tâdil ve ikmal etmek su­retiyle büyük istidat gösterecek bütün ço­cuklarımıza şamil olacak bir kanun haline getirilmesiüzerinde duracağım.

Öğretmenin azlığı bir realitedir. Fakat bu azlık daha ziyade öğretmen maaş kadroları­nın kifayetsizliğinden gelmektedir. Geçen sene iki bin öğretmen vazifeye alınmıştı. Bu sene iki bin yeni mezun öğretmen da­ha kadroya alınacaktır. Ayrıca bir kadro kanunu hazırladık. Bunu da yakında Mec­lise getireceğiz. Kadrosuzluk yüzünden terfi edemiyen öğretmenlerin terfii de bu kadro kanunu ile halledilecektir.

Birçok arkadaşlar yabancı lisan meselesine temas ettiler ve okullarımızda gerektiği şekilde lisan öğretilmediğini işaret buyur­dular. Bu hususta daha iyi neticeler almak için lisan derslerinin müfredat, kitap, metod ve öğretmen mevzuları üzerinde duru­yoruz. Ancak herşeyerağman okullarımız­da yabancı dillerin tam surette öğretil­mesine imkân görmüyoruz. Bu hususta ayrı ve hususî tedbirler almak, teşebbüsler yapmak lâzım geliyor. Bu kanaatla Anka-rada Türk Eğitim Derneği Lisesini bir Türk Koleji haline getirmek için dört beş senedir devam eden müracaatları müsbet bir şekilde karara bağlıyarak gereken mü­saadeyi vermiş bulunuyoruz. Simdi bu lisede tam bir Kolej tedrisatı yapılmakta­dır. Bu iyi neticeler verdikçe bu çeşit Türk kolejleriniçoğaltmak düşüncesindeyiz.

Ayrıca lisan derslerinin saatlerini fazlalaştırmak isteyen hususî liseleri de mümkün mertebe teşvik etmeği favdalı buluyoruz.))

Bakan bundan sonra Fullbright hesabına Amerika'ya gidenlerin Vekâlet erkânından olduğu İddiasının doğru olmadığını. Ame­rika'ya gidenlerin isimlerini birer birer okumak sureliyle göstermiş ve artık daima su başında bulunanların faydalanması zihniyetinin kalktığını belirtmiştir.

Köy okullarıinşaatı üzerinde de duran Bakan sözlerine şöyle devam etmiştir: «Bugüne kadar yalnız Ağrı, Urfa ve Mardîndekibasıinşaatta suiistimalolduğu bildirilmiştir.Üzerindebüyükbirhassaayetle durduğumuz bu münferid hâdise­lerin dışında okul inşaatımız memnuniyet vericidir.

Terimler bahsine gelince: Bilhassa felse­fe terimlerinde sıkıntı çekildiği aşikâr­dır. Biz bu işi tamamıyla bir ilim mesele­si olarak mütalâa ettiğimiz için Üniversi­telerimizin salahiyetli şahıslarından mü­rekkep bir komisyona bıraktık. Komisyo­nun çalışmaları yakında tamamlanmış olacaktır. Yine salahiyetli kimselerin iştira­kiyle 7 Ocakta yapacağımız toplantıda bu çalışmaların neticeleri katî olarak tesbit edilecek ve bu suretle terim meselesi de halledilmiş olacaktır.

Bazı arkadaşlarımız öğretmen okullarına da temas ettiler. Bizce Öğretmen. Millî Eği­tim meselelerimizin temeli ve ana da­vasıdır. Bu bakımdan öğretmen okulları­nın üzerinde büyük bir hassasiyetle duru­yoruz ve seviyelerini gittikçe yükseltmek için çalışıyoruz. Köy Enstitülerini birer öğretmen okulu haline getirmek zihniye­tiyle hazırladığımız kanun da pek yakın­da Meclise sunulacaktır, imtihan bahsinde konuşan arkadaşlarla ayni fikirdeyim. Tatbik edilen sistemin sa­kat tarafları vardır. Tam bir şekilde ob­jektif değildir. Bunun üzerindeki çalışma­larımız devam ediyor. Şimdiden talebenin mukadderatını çektiği üç suale bağlıyan tarzı kaldırdık. Bir ders yılının üç kanaat yerine iki kanaat dönemine ayrılması üze­rinde de duruyoruz.

Umumiyetle müfettişlik mekanizmasının gerek işleyiş, gerek zihniyet bakımından matlûba uygun olmadığını görerek bunu geçen senedenberi ele almış bulunuyoruz. Gerek muhtelif yerlerde öğretmenlerle yaptığımız toplantılarda, gerek müfettiş arkadaşlarla yaptığım konuşmalarda bu mevzu üzerinde hassasiyetle durdum. Bu hususta yaptığımız müteaddit tamimler de vardır. Kısaca şunu söyleyeyim ki, bİ2 müfettişi her şeyden evvel öğretmenin yar­dımcısı ve yol göstericisi olarak kabul edi­yoruz. Müfettiş yıkıcı değil, yapıcı ola­caktır. Bu husustaki zihniyet ve anlayışımız yeni teşkilât kanununda da hâkimdir.

Avrupa talebe müfettişliği meselesine ge­lince: Bakanlık bu müfettişliğin lüzumuna kanidir. Ecnebi memleketlerdeki yüzlerce çocuğumuzu şüphesiz sahipsiz ve kontrol­süz bırakamayız. Yeni tayin ettiğimiz mü­fettişlerin bu vazifeyi gerektiği şekilde ya­pacaklarından eminiz.

Leylîlik ve burslu öğrenci meselesine de temas eden Bakan, bu mev2uda da şunları söylemiştir :


«Öğretmen okullarının leylî olması lâzım­dır. Çünkü, memleket çocuklarını elleri­ne teslim edeceğimiz kimselerin büyük bir dikkat ve itina ile yetiştirilmesi zarureti bunların her hareketini de gözönünde bu­lundurmağı icap etmektedir. Burslu Üni­versite öğrencilerinin de içinde bulunduğu öğrenci yurtlan bugün bizi memnun ede­cek halde değildir. Bunun üzerinde duru­yoruz. Ancak mecburî hizmet karşılığı okutmak sisteminden de ayrılmak volunu tercih ediyoruz. Öğrenciyi borçlandırmak suretiyle okutmak için bir fon sermaye kanunu hazırladık. Bu suretle fakir fakat çok müsait memleket çocuklarının okutul­ması da temin edilmiş olacaktır.

Memlekette okur yazar adedini arttırmak için ilköğretim seferberliği ilk merhaledir. Fakat bu hususta temeli halk eğitimi teş­kil edecektir. Bu düşünce ile yeni teşki­lât kanununda da tesbit ettiğimiz gibi halk eğitimi üzerinde geniş bir surette duruyoruz.

İktisadî, ziraî kalkınmamız, yol işlerimiz için gerekli teknik elemanları yetiştirmek gayesiyle Bayındırlık ve Tarım Bakanlık­ları ile işbirliği yaparak muhtelif kurslar aç­tık. İlerde bu kursların adedini arttırarak isteklere cevap verecek hale geleceğiz.

Kimsesiz çocukları yetiştirmek için bu yıl bütçeye 1.5 milyon lira konmuştur. Hâlen Yetiştirme Yurtlarında 1540 kimsesiz ço­cuk okutulmaktadır. 488 tanesi ise sıra beklemektedir. Gelecek yıl ise 2000 çocuk korunabilecektir.

Okul kitapları gittikçe iyiye doğru gitmek­tedir. Evvelâ tek kitaptan serbest kitaba geçilmesi esas itibarile çok iyi olmuştur. Bunun faydaları aşikârdır. Fakat, şüphesiz bu sistemin ilk yıllarda, kitapçılarda ara­nan kitabın zor bulunması gibi bazı sıkın­tıları olacaktır. Lâkin şunu da söylüyelim ki. yaptığımız tetkiklere göre bu sene okullar açıldıktan hemen on gün sonra öğrencinin yüzde 95 i kitabını almış bu­lunmaktaydı. Son günlerde kitap tâbüerile yaptığımız bir konuşmada ders yılından evvel Millî Eğitim Bakanlığı yaymevleri-ne külliyetli miktarda kitap teslim etme­lerine dair bir anlaşma yaptık.

Talim Terbiye heyeti Bakanlığın en esaslı bir rükündür. Yeni hazırladığımız Teşkilât kanunu tasarısında bu heyetin vazifeleri ve teşkili hakkında sarih maddeler vardır. . Heyet, ilkokuldan başlıyarak muhtelif ka­demelerdeki öğretmen ve profesörlerden teşekkül edecektir. Talim Terbiye heyeti, ele aldığı meseleleri tetkik edecek ve ye­rine göre bazen de ilim adamlarına tetkikettirecek ve' ona göre bir neticeve bağlı­yacaktır. Heyetin, Bakanların tesirinden uzak kalması için her türlü tedbir yeni tasarıda derpiş edilmiştir.

Ahlâk Kongresi «Türkiye öğretme Der­nekleri Millî Birliği» nin tertip ettiği bir kongredir. Bakanlık bunun için herhangi bir kimseyi celbetmemiştir. Bu Kongrede ileri sürülen fikirlerin içinden faydalı bul­duklarımızı seçerek tatbikata arzetmekteyîz.

Bİz Bakanlık olarak kız Enstitülerini müm­kün olduğu kadar arttırmak kararındayız. Ayrıca, Köy kurslarından da köylümüz çok istifade etmektedir. Bu yıl 95 gezici köy kursu yanında kasaba ve kovlerde 50 gezici kadın kursu açacağız. Bu suretle kız Enstitüleri ve kurslar vasıtasiyle mem­lekette örnek aile tipi kadını yetiştirece­ğimize inanıyoruz.

Yeniden okul açma hususunda geçen sene nasıl Doğuyu Ön plânda tuttuksa bu sene de yine ön plânda tutacağız. Ayrıca, bu bölge için Sanat Enstitüleri mevzuunu da ele almış bulunuyoruz.

Doğu Üniversitesi mevzuu Demokrat Par­ti programında hususî bir yer işgal ettiği gibi hükümet programında da vardır. Bu bir zaruretin ifadesidir. Doğunun maddî kalkınması yanında fikrî kalkınmaya da ihtiyacı vardır. Biz Bakanlık olarak bu mevzuda ilmî olmaya, ilmî düşünmeye ih­timam göstererek mevcut üç Üniversiteden 5 şer Profesör istedik ve bu konuda tet­kikler yaparak bize bir rapor vermelerini rica ettik. Heyet Doğunun birkaç Vilâye­tinde tetkikler yaptı, Bakanlıklardan istatistikî bilgi aldı ve İstanbul'da muhtelif toplantılar yaparak hususları birleştir­meye çalıktı. Bugün elimizde bu heyetin hazırladığı bir proje vardır. Asıl tafsilât­lı raporu önümüzdeki günlerde verecekler.

Tafsilâtlı rapor gelince hükümet olarak tetkik edip tatbik imkânlarını arıyacağız ve Meclise gerekli kanun tasarısını sevkedeceğiz. O vakit bütçeye de icabeden tah­sisatı koyacağız. Ben katî olarak ifade edeyim ki biz bu Üniversite kurulması za­ruretine inanıyoruz. Biraz geç kalışımı­zın sebebi daha mükemmel, daha iyi ve daha sağlam olmasını temin içindir.

Hakikaten bugün okullarımızın öğre­tim vasıflan çok noksandır. Bu eksikleri birden tamamlamak imkânı ise yoktur. Ancak 3-5 senede tamamlayabileceğiz. Bu malî yıl içinde 100 ortaokulu noksansız olarak teçhiz ettik. Önümüzdeki yıl için de aynımiktarokulteçhizatlandırılacaktır.

Avrıca bu yıl birkaç lisenin de noksanları tamamlanacaktır.

Yüksek Ticaret okulunun teknik tedrisata bağlanmasına kani değiliz. Bu okulu vüksek tedrisat bünyesinde mütalâa etmek lâzımdır. Yalnız memleketimizin ticarî ve iktisadî inkişaflarını gözönünde tuta­rak daha iyi bir müessese haline getiril­mesi zaruretine inanıyoruz.

Geçen seneden beri ilkokulların 4 ve 5 in­ci sınıflarına din derslerini koymuş bulu­nuyoruz. Bu işe yeni başladığımız için belki biraz noksanlarımız var. Fakat ileri­de bunun kendiliğinden kalkacağını tahmin ediyoruz. Liselerde din derslerine yer verilmesine taraftar değiliz. Ortaokulların bir ve İkinci sınıflarında okutturulması için düşünüyoruz. Henüz tam bir kanaate varmış değiliz. İmam - Hatip okullarının açılması zaruretine kaniiz.. Çünkü Türk milletine hitap edecek olgun, kültürlü ha­tip ve imamların yetişmesini arzu ediyo­ruz. Bu okullar için hazırladığımıız kadro kanunu meriyete girince daha fazla inkişaf edeceklerini ümit ediyoruz. İlahiyat Fa­kültesinin Dekan ve Profesörleri ile yap­tığımız temas neticesinde birinci sınıfı ihzarı hale getirdik ve programında da gerekli değişiklikleri yaptık.

Konservatuvara rağbet bazılarının söyle­diği gibi az değil bilâkis fazladır. Bu sene 101 öğrenci var. Ancak, buradaki tedris usulü tek tek çalışmayı İcap ettirdiğinden bina kâfi gelmemektedir. Avnı zamanda müracaat eden Öğrenciler sıkı bir imtiha­na tâbi tutularak istidatlı olanlar seçili­yor. Bu bakımdan mevcut Öğrenci sayısı az görünüyor. Hattızatmda az değildir.

Ayırdığımız mütevazı tahsisatla eski eserlerdentamire ençok muhtaç olanları ve âcil olanları tamir etmek yolundayız. Ne ] yazık ki daha fazla tahsisat ayırmak şimdilik imkânsızdır. Müzelerimiz için de bü­yük bir bina yaparak eserleri orada teşhir etmekyerindeolur.Yalnız bunabütçe imkânları müsait değildir. Siyasal Bilgiler Fakültesi gibi bazı Fakülte ve okullara arkeolojidersleri koymanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Tercüme Bürosu, çalışmalarına devam et­mektedir. Bu yıl 28 eser neşretmiş bulu­nuyoruz. Biraz az oluşu eserlerin daha ha­cimli oluşundan da ileri gelmektedir. Dün­ya klâsikleri yanında Öğretmenlerin bilgi­lerini arttıracak meslekî vayınlarla genç­lerimize ve milletimize kendi eserlerimizi tanıtmak gayesile bir de «Türk kültür eserleri» almış bulunuyoruz. Yeni hazırladığımız Teşkilât Kanununda Tercüme Bürosu müstakil ilmî bir büro, haline girmektedir.

Bu sene bütçeye konan iki buçuk milyon lira ile gerekli yerlerde sanat okulları aça­cağız. Esasen 75 milyon lira ile on sene­de tamamlanmak üzere bir sanat okulları inşası programı vardır. Ancak bunu fay­dalı ve müsmir olacak şekilde tatbik ede­ceğiz.

Bu konuda Unesko ile mesai birliği yapı­yoruz. Hatta bu husus için Viyana'dan bir Profesör geldi. Gerekli incelemelerde bu­lundu. Mütehassıs elemanlar yetiştirdi. Di­ğer taraftan bîr öğretici filmler merkezi kurduk ve 16 bin metre film hazırladık. Ayrıca elektriksiz yerlerde petrol lamba­ları ve lüks lâmbalarla gösterilebilecek filmler de yaptık. Yalnız Sanat Enstitü­lerinde radyo yapmak büyük bir fayda sağlamaz. Bu iş için ayrıca teşkilât kur­mak lâzım ki bu da her şeyden evvel bütçe meselesidir.

Liselerin kimlerin karariyle açılacağına dair Yeni Teşkilât Kanununda maddeler vardır. Liselerin açılması büyük külfetlere mal olmaktadır. Bu itibarla bu sene ancak üç Lisenin birinci sınıfları açılacaktır.

Bakanlık hiç bir zaman tereddüt içinde de­ğildir. Her gün yeni merhaleler katetmekte ve yeni yollar aramaktadır. Yeni yolların aranması bütün dünya milletlerinin müş­terek derdidir. Ana mevzularda aldığımız kararlan cesaretle tatbik etmekteyiz. Ye­ni hazırladığımız Teşkilât Kanunu geldiği zaman hangi mevzularda neler düşündü­ğümüzü ve ne gibi kararlara vardığımızı daha vazıh bir şekilde göreceksiniz.

Bakan bundan sonra muhtelif konuları ayrı ayrı ele' alarak izah etmiş ve Bakan­lığın hiç bir .surette mütereddit olmadığı­nıdelillerleortaya koymuştur.

Bakanın bu beyanatını müteakip. Millet­vekilleri konuşmalarına devam etmişler­dir.

Kenan Akmanlar, Üniversiteye giriş imti­hanı olduğu veçhile, olgunluk imtihanının lüzumsuzluğu üzerinde durmuş ve din ted­risatının asıl gayesinin ahlâk tedrisatı ol­ması lâzım geldiği fikrini ileri sürmüştür. Feridun Ergin, Avrupa ile temasımızın her gün biraz daha artması dolayısı ile lisan tedrisatına ehemmiyet verilmesi gerektiği­ne işaret etmiş, liselerde steno gibi pra­tikte lüzumlu olan derslerin de verilmesini temenni etmiştir.

Fethi Çelikbaş da yabancı dil meselesine temas etmiş ve 59 lisemizden hiç olmazsa üç tanesinde yabancı dil tedrisatına kuv­vet verilmesini istemiştir.

Remzi Oğuz Arık da, tasarısı hazırlanmak­ta olan Teşkilât Kanununun ehemmiyetini belirtmiş ve talebenin tatillerini boş ge­çirmekte olduğuna tekrar temas etmiştir. Doğu Üniversitesi mevzuunda da. yapıla­cak ilk' işin. bu Üniversitenin nerede, ne zaman ve nasıl kurulacağının değil, bugü­nün şartları içinde kurulmasının elzem o-lup olmadığının kararlaştırılması olduğunu ileri sürmüş ve Beden Terbiyesinin mektep­lerde ihmal edildiğini ilâve etmiştir..

Behzat Bilgin, bugün ilk öğretim çağın­daki çocukların yüzde 51 inin okula gitti­ğini, geri kalanları da okutacak kadar mektep yapmak lâzım gelirse 20.000 ilk okulun daha inşa edilmesi gerektiğini, her sene 500 okut yapıldığına göre ilk öğre­tim dâvasının halli için bir asır beklemek icap edeceğini söylemiş ve 650.000.000 liraya ihtiyaç göstererek 20.000 okulun inşasının on senelik bir plân dahiline alın­masını istemiş ve kaldırılan yol vergisi yerine vatandaşın geliri derecesine göre konulacak âdil bir İlk Öğretim vergisi ile senede 65 milyon lira sağlamak suretile bu işin halledileceği fikrini ileri sürmüştür. Bu teklifin vergiler müzakere edilirken na­zarıitibarealınmasınakararverilmiştir.

Cemal Köprülü, hususî liselerin artması temennisinde bulunmuştur.

Şefik Bakay; lise ve orta okullarda güzel yazı yazmak için verilen derslerin kifayet­siz olduğunu söylemiş, lisan meselesine de temas ederek Avrupa lise ve üniversitele­rinde bu meselenin talebe mübadelesi su­retile halledildiğini, bizim de bunu yapıp yapamayacağımızısormuştur.

Hadi Hüsmen, Operada çalışan sanatkârla­rımızı ecnebi memleketler tarafından cel-bedilmelerine mâni olmak için verilen pa­raların arttırılmasını temenni etmiştir.

Fikret Başaran, öğretmenlerin terfi işleri düzgün gittiği takdirde, millî eğitim saha­sında bir ilerlemenin müşahede edileceğine emin olduğunu söylemiştir.

Reşat Şemseddin Sirer de, teknik Öğreti­min ehemmiyeti üzerinde durmuş ve ev­velce, san'at enstitüleri pahalıya çıktığı için orta mekteplerin yapıldığını, eskiden kalma bir âdet olarak da her okuma yaz­ma bilenin memur olmaya heves ettiğini, memleketin sanatkâra ve müstahsile ihti­yacı olduğu veçhile, sah'at enstitülerine ehemmiyet verilmesi gerektiğini anlatmış­tır.

Milletvekillerinin konuşmaların] müteakip. Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, tekrar söz alarak yeni tatbik edilen bir dersten kalan talebelerin kaldıkları dersten borçlu olarak bir üst sınıfa devamlarının geçen sene yüzde altmış iki netice verdiğini söy­lemiştir.

Bakan. Millî Eğitim bütçesinin her sene artmasının zarurî olduğunu belirterek de­miştir ki:

«Meselâ, bütçemizde 100 küsur milyon lira ilk öğretime aittir. İlk öğretim dâvasının halli için, henüz yolun varışında olduğu­muza göre. bu tahsisatın yavaş yavaş ar­tarak nihayet bu günkünün iki misline çık­ması zarureti vardır.»

Devlet Tiyatrosu tahsisatına temas eden Bakan, sorulan bazı suallere de cevap ola­rak artistlerimize verilen paranın, diğer memleketlere nisbetle cok az olduğunu, bu şene ancak kısmen kendilerini tatmin edebilme ve inkişaflarını sağlavabilme ba­kımından biraz daha imkân bulunduğunu ve bunun bütçede de yer aldığını belirt­miştir.

Bakan. Galatasaray Lisesine dair sorulan suale de cevap vererek bu Lisede tedrisatın eskisi kadar kuvvetli olmadığını, fakat se­çen yıl alman tedbirlerle tekrar eski ve­rimli ve feyizli seviyesine ulaşması yolun­da çalışıldığını ifade etmiştir.

Sorulan bir çok suallere daha evvelki ko­nuşmalarında cevap verdiği için tekrar kı­saca teyid yolunda işaretlerde bulunduktan sonra Tevfik İleri sözlerini bitirmiştir.

Bütçe Komisyonu, yarın sabah saat 10'da toplanarak Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi­nin tümü üzerinde müzakerelere devam edecektir.

3 Ocak 1952

— Ankara:

Libya'nın istiklâli münasebetivle Cumhur­başkanımız ile Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan tarafından Birleşik Libya Devleti Meliki celâletmeap Muham-med İdris El Mahdi Es Sunusi Hazretleri­ne, Başbakan Adnan Menderes ve Dışiş­leri Bakanı Profesör Fuad Köprülü tara­fından da Libya Başbakanı Ekselans Mah-mud Muntasere 24 Aralık 1951'de çekilip metinleri o zaman neşredilmiş bulunan teb­rik telgraflarına alınan cevapların metni gıdadır:

Türkiye Cumhurbaşkanı

Fahametlû Celâl Bayar Hazretlerine

Ankara

Zatı fahimanelerinin irsal buyurdukları telgrafname. nefsim için en güzel ve mü­essir iltifat olmuştur. Zatı fahimanelerinin tebrik ve yüksek temennilerine sonsuz şük­ranlarımı arzetmekle cidden bahtiyarım. Libya'nın müstakil ve hür bir devlet ol­ması ile eskiden beri iki milleti bağlayan dostluk bağlarının şimdi daha ziyade kuv­vet bulacağı muhakkaktır. Bizim insanlık ve dünya sulhu için çalışacağımız şüphe­sizdir. Sözlerime hitap verirken zatı fahi-manelerine ve kardeş Türk milletine daimî saadet bahşetmesini Cenabı Hak'dan niyaz eylerim.

İdris'

Sayın Refik Koraltan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Ankara

Zatı devletlerinin irsal buyurdukları telgrafname beni kalben son derece mütehas­sis etti. Şahsıma ve Libya milletine karşı gösterilen kardeşçe duygulardan, zati dev­letlerine. Türkiye Büyük Millet Meclisine ve kardeş Türk milletine sonsuz şükranla­rımı arzetmekle bahtiyarım. Necip ve kar­deş Türk milletinin refah ve saadeti için ' en iyi dileklerimi ve zatı devletlerine seç­kin selâmlarımıtakdimeylerim.

İdris

Ekselans Adnan Menderes Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

Ankara

Memleketimizin istiklâli münasebetiyle vâki nazik tebriklerinize Libya halkı ve Hükümetim namına kalbî teşekkürlerimle birlikte Türk milletinin saadeti ve refahı hakkındaki en iyi temennilerimi arzederim.

BaşbakanveDışişleriBakanı Mahmud Muntaser

Ekselans Türkiye Dışişleri Bakanı

Ankara

Memleketimin istiklâlinin ilânı münasebe­tiyle vaki samimî tebriklerinize millet ve hükümetim namınateşekkürederim.

Türk ve Libya milletleri arasında Öteden-beri mevcut dostluk bağlarının, memleket­lerimizin mütekabil menfaatleri ve cihan-sulhu yolundaki sıkı işbirliği neticesinde, daha da samimîleşeceği hususundaki itima­dımı ifade etmek isterim.

Türk halkının refahı ve şahsî saadetiniz hakkındaki en iyi temennilerimi arzede-rim.

BaşbakanveDışişleriBakanı Mahmud Muntaser

— Eskişehir:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar refakatinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral . Nuri Yamut ve milletvekilleri olduğu hal­de saat 20.15'te Eskişehir'e muvasalat et­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımızve refakatindekiler garda, Vali, Belediye Başkanı, askerî ve mülkî erkân ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından'tezahüratlakarşılanmışlardır.

İstasyon büfesinde kısa bir müddet istira-hatleri sırasında halkla samimî hasbihaller-de bulunan Cumhurbaşkanımız ve refaka­tindekiler. Konya trenine bağlanan Özel va­gonla saat 21'de Mersin'e müteveccihen hareket etmişlerdir.

—Ankara:

Bütçe Komisyonu bugün öğleden sonra yaptığı oturumlarda Millî Eğitim Bakan­lığı bütçesi maddelerini müzakere ve he­men bütün maddeleri kabul etmiştir. Bu arada. Devlet Tiyatrosuna vardım faslındaki 1.250.000 liradan 150.000 lirası in­dirilmekle beraber bu miktar geçen seneye nazaran 90.000 lira fazlasıyla kabul edil­miştir. Bundan başka kütüphaneler gider­lerine 60.000 liralık bir fazla tahsisat ilâve edilmşitir. İl ve İlçe merkezlerinde halk tarafından yaptırılan okul binaları için müteşebbis derneklere yapılan yatırım faslı 300.000 liradan 500.000 liraya çıka­rılmıştır. 8.000.000 liralık köy okulları ile öğretmen ve köy sağlık memurlar! evleri yapımı için para ve ayni yardımlar yatı­rımı da, ileride bütçe tasarruflarından im­kân bulunduğu takdirde bir miktar arttır­mak üzere, bu bölüm tehir edilmiştir.

Bütçe Komisyonu, yarın saat 10'da topla­narak İstanbul Üniversitesi bütçesini gö­rüşmeye başliyacaktır..

4 Ocak 1952

—Konya:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, refaka­tinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve milletvekilleri olduğu hal­de, yolcu katarına bağlı özel bir vagonla busabah saat10.30'daKonya'yamuvasalat etmişlerdir. Konya Valisi ve Ordu Komutanı Cumhurbaşkanımızı Sarayönü'nde karşılamışlardır.

Konya garında kalabalık bir halk kütle­sinin içden gelen tezahürleri arasında tren­den inen Cumhurbaşkanımız katarın is­tasyonda yarım saatlik tevakkufu esnasın­da bekleme salonunda toplanan halkla sa­mimî hasbihallerde bulunmuşlardır.

Cumhurbaşkanı saat 11'de trenle Mersin'e hareket etmişler ve istasyonda toplanan Konyalıların candan saygı ve sevgi teza-hürleriyleuğurlanmışlardır.

—Karaman:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. ve Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, refakatlerindeki zevatla birlikte bugün Mersin'e gitmek üzere Karaman'dan ge­çerlerken istasyonu dolduran binlerce va­tandaşın samimî ve coşkun gösterilenle karşılanmışlardır. Trenin on dakikalık te­vakkufundan faydalanarak halkın arasına karışan Cumhurbaşkanımız kendilerine gösterilen bu sevgi tezahüründen dolayı te­şekkür ederek hasbihallerde bulunmuşlar ve dilekleri dini emişlerdir.

—Ereğli (Konya):

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerin­de Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nurİ Yamut ve milletvekilleri, Konya Va­lisi. Üçüncü Ordu Müfettişi olduğu halde saat15.10'da trenleİlçemize gelmişlerdir.

Yolda Çumra. Karaman ve Ayrancı istas­yonlarında halk Devlet Başkanına karşı çok samimî tezahürlerde bulunmuş ve te­vakkuf müddetleri esnasında Cumhurbaş­kanı kendini karşılayanlarla hasbihallerde bulunmuşlardır.

Trenin Konya Ereğlisi'nde mutad durakla­masından bilistifade Cumhurbaşkanımız, bugün faaliyete açılan İş Bankası Ereğli Şubesinin kurdelâsım kesmek ricasını ka­bul etmiş ve İş Bankası Ereğli Şubesini Muvaffakiyetler temennisile faaliyete aç­mıştır.

Bu törende Ankara'dan gelmiş olan İş Ban­kası Genel Müdürü ve Genel Muhasebe Müdürü, Konya'dan gelen Ticaret Odası Başkanı. İş Bankası Müdürü, siyasî parti temsilcileri ve tüccarlarla çok kalabalık bir halk kütlesi bulunmuştur.

Cumhurbaşkanımız bunu müteakip aynı trenle Mersin'e müteveccihen Ereğli'den ayrılmışlardır.

—Ankara:

Erzurum Milletvekili Bahadır Dülgerin C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in Londra radyosunda vâki beyanatı hakkın­da Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir takrir verdiği haber alınmıştır.

Bu takrir üzerine mütalâasını sorduğumuz sayın Başbakan Adnan Menderes, Ajan­sımıza aşağıdaki beyanatta bulunmuştur: «C.H.P. Genel Sekreteri Londra radyo­sunda Türkiye'de hürriyet olmadığından bahsediyor. Bu, gülünç bir iddiadır ve kendisinin kavli mücerredinden ibarettir. Ayrıca, kendi partilerinin tesis ettiği ve uzun zaman devam eden sistemin hürriyet sistemi olmadığını bütün Türkiye ve bü­tün dünya pekâlâ bildiği halde onun böyle konuşması siyasî ahlâkla da ne dereceye kadar kabili teliftir, vatandaşların takdi­rine bırakıyorum.

Memleketi temsilen ve vazife ile giden bir heyet azasının memleket dışında ve tekrar ediyorum, vazife esnasında, yabancı bir radyodan memleketini kötülemesi, şimdiye kadar ne bizde, ne başka yerlerde emsa­line tesadüf edilmemiş bir hâdisedir. Bu beyanat aynı zamanda memleketin dış iti­barına bir tecavüz teşkil ettiği kadar, yük­sek menfaatlerine de tamamiyle aykırı bir 1 harekettir.

Bu zat. milletvekili olmadığı halde, partisi arzu ediyor diye ve muhalefete bir cemile olmak maksadiyle memleketi temsil vazife­siyle dışarıya gönderilmiş bulunuyordu. Vazifesinin icaplarını kavramakta bu de­rece gaflete düşen ve memleket itibar ve menfaatlerine aykırı hareket etmekte beis görmiyen bu zatın tekrar bu gibi vazife­lerle memleketçe dışarıya gönderilmesine ve hattâ kendi partisince bile bu hususta tavsiye olunabilmesine imkân tasavvur et­miyorum.»

— Ankara:

Bütçe Komisyonu bu sabahki toplantısın­da, İstanbul üniversitesi bütçesinin müza­keresine başlamıştır.

Bütçenin tümü üzerinde söz alan milletve­killeri. Üniversitenin bugünkü durumu ve çalışmaları hakkındaki fikir ve mütalâala­rını serdederek muhtelif sualler sormuş ve temennilerde bulunmuşlardır.

Bu mevzuda konuşan milletvekilleri umu­miyetle. Üniversitelerimizin muhtelif Fa­kültelerine asistan olarak müracaat' eden­lerin sayılarıyla. muvaffakiyet derecelerinin neden ibaret olduğunu, asistanlar ve Üni­versitede okuyan öğrenciler arasında ilmî görüşleriyle profesörlerin nazarlarını çeken­lerin mevcut olup olmadığını ve bunların ne nisbette bulunduğunu, keza profesörle­rimizin ilmî eserleriyle Avrupa'nın nazarını Çekip çekmediğini, son bir yıl zarfında kaç profesörümüzün konferans yermek üzere Avrupa'ya davet edildiğini, Üniversiteleri­mizin memleketin kalkınmasını sağlıyacak" ilmî ve fennî araştırmalar mevzuun­daki çalışmalarının neler olduğunu, on se­neden beri devam eden ve şimdiye kadar 20 milyona yakın bir para sarfedîlen Üni­versite inşaatının bugünkü durumunu ve ne zaman bitirileceğini sormuş ve Üniver­sitelere teveccüh eden vazifelerin Fakülte­ler tarafından değil de Enstitüler tarafın­dan yapılmasının daha faydalı olacağını, aynı zamanda efkârı umumiyeyi tenvir ba­kımından bu çalışmaların neşrinin zarurî bulunduğunu, bugün Üniversitelerin üzer­lerine aldıkları vazifeleri hakkîyle ' yapa­madıklarını, halbuki memleketimizin istik­bali bakımından gençlerimizin gerek ilmî ve gerekse idarî bakımdan mükemmel ye­tişmeleri icabettiğini, binaenaleyh gereki­yorsa çok Öğrenci yerine az öğrenci almak suretiyle onları mükemmel bir tarzda ye­tiştirmek yoluna gitmenin faydalı olaca­ğını, Pedagoji Enstitüsünün kifayetsiz gö­rüldüğünü. Metodoloji ve Türk Devlet İda­resine ve felsefesine dair derslerin her Fa­kültede okutturulmasının yerinde olacağı­nı ileri sürmüş, giriş imtihanlarında tatbik edilen test usulünün sömestr ve sınıf geç­me imtihanlarında da tatbik edilmesi, ya­bancı dil derslerinin daha verimli bir hale getirilmesi ve lüzum görüldüğü takdirde yabancı memleket Üniversiteleriyle müba­dele yoluna gidilerek bu işin halledilmesi temennisinde bulunmuşlardır.

Sorulan suallere, ileri sürülen mütalâa ve temennilere ayrı ayrı cevap veren Rektör Kâzım İsmail Gürkan. muhtelif Fakülte­lere asistanlık için müracaat edenlerin sa­yısının yüksek olduğunu, yalnız bazı şu­belere daha çok rağbet gösterildiğini söy­lemiş ve asistanların muvaffakiyet derece­lerinin iyi olduğuna işaretle bunların kanu­nun derpiş ettiği şekilde imtihanlara tâbi tutulduklarını belirtmiştir. Nazarı dikkati çeken öğrenci nisbetinin memnuniyet verici olduğunu beyan eden Rektör, bu gibilerin Üniversitede asistan olarak alıkonduğunu ve hocalarının nezareti altında yetiştirildi­ğini, ihtisas yapmak üzere de Avrupa'ya gönderildiğini ifade ettikten sonra profe­sörlerimizin durumuna temasla demiştir ki:

«Profesörlerimizin pek fazla bir unvana sahip, oldukları iddia edilmezse de tatmin­kâr oldukları muhakkaktır. Bunu, Üniversitelerimizin dünden üstün olan bugünkü durumu vazıh bir şekilde ispat etmektedir. Profesörlerimiz her yıl memleket içindeki ye dışındaki yayın ve konferanslarıyla Üniversitelerimizin ismini duyurmaktadırlar. Bu yıl içinde dört arkadaşımız ecnebi memleketlere davet edilmiş ve konferans­lar vermişlerdir. Dört arkadaşımız da Al­manya. Fransa. Pakistan ve İran'da kon­feranslar vermek üzere ismen davet edil­mişlerdir.»

Rektör bu izahatını müteakip. Paris'te yayınlanmakta olan meşhur bir mecmuanın İstanbul Tıb Fakültesine dair özel sayısını göstermiş ve mecmuanın ihtiva ettiği ya­zıların kamilen profesörlerimize ait oldu­ğunu işaret etmiştir.

Profesör Gürkan sözlerine devamla. İstan­bul Üniversitesinin, beynelmilel ve memle­ket içi neşriyat bakımından dünyada en önde gelen Üniversiteler arasında yer al­dığını ve bu geniş neşir faaliyetinin dev­letin verdiği tahsisatla yapıldığını söyle­miş ve bundan mütevellit memnuniyetini izhar etmiştir.

Üniversitelerimizdeki ilmî ve fennî araş­tırmalar mevzuunda Rektör Kâzım İsmail Gürkan şunlarısöylemiştir:

«Araştırma merkezleri kurmak başlıca e-mellerimizden biridir, Bugün faaliyette o-lan bazı Enstitüler vardır. Balta Limanı'n-da kurduğumuz Hidrobiyoloii Enstitüsü, kurulduğunun hemen senesinde büyük bir ilgi topladı ve ecnebî memleketlerden bir­çok mütehassıs ve profesör geldi. Uludağ'­daki Kozmik Şuaları Araştırma Enstitüsü. Yakın - Şark'ın yegâne enstitüsüdür. Cer­rahpaşa hastahanesindeki Trahom Araştır­ma Enstitüsü, çalışmalarım yurdun Tra­homlu bölgelerine de teşmil etmek sure­tiyle çok faydalı olmuştur. Bunlardan baş-"ka Fen Fakültesinde bir Jeofizik Enstitüsü­nün kurulması için gereken hazırlıklar ilerlemiş bulunmaktadır. Günümüzün mü­him mevzuu olan atom araştırma Enstitü­sü ise astronomik rakamlara baliğ olan bir para meselesidir. Bu itibarla buna şim­dilikimkân yoktur.»)

Üniversite inşaatının bütün safhalarını bi­rer birer ve rakamlara dayanarak izah eden rektör, s-on ihalenin yapılması İçin az bar paraya ihtiyaç olduğunu söylemiş ve bu hususta ilgili bakanlıklarla yapılan temas­larıbelirtmiştir.

üektor. Üniversitelerin Hükümetle olan münasebetlerini de ele alarak, bu konudaki çalışmaları ayrı ayrı zikretmiş, ayrıca ma­liye ve İstatistikEnstitülerinindurumlarını da izah ederek yayın ve çalışmaları hakkında malûmat vermiştir.

Yabancı dil mevzuuna temas ederek, bu hususta asıl fonksiyonun lislere teveccüh ettiğini söyliyen rektör, liselerin öğrenci­leri bu konuda hemen hemen hiç hazırla-madağmı uzun uzun izah ettikten sonra öğretmen ve öğrenci mübadelesi hususun­da birçok teklifler alındığını. Balkan dev­letlerinden. İran, Irak, Suriye. Filistin ve Mısır'dan Fakültelerimize fazla miktarda öğrenci geldiğini, İngiltere, fransa ve Al­manya gibi memleketlerden ise gelenlerin sayısının az olduğunu söylemiştir.

Rektör, ileri sürülen daha birçok mütalâa ve temennilere cevaplar verdikten sonra bütçenin maddelerine geçilmesi kabul edil­miştir.

— Ankara :

Bütçe Komisyonu bugün öğleden sonra yaptığı oturumda İstanbul Üniversitesi bütçe kanunu tasarısı maddelerini müza­kere ve bazı tadillerle kabul etmiştir.

Tasarının ücretler bölümünde Tıp Fakül­tesi için istenen tahsisatın bu sene. geçen seneye nazaran 130.780 lira fazla olması­nın sebebi sorulduğunda, fazlalığın Tıp Fakültesi hastanelerine önümüzdeki yıl faa­liyete geçecek 115 yatak ilâve edilmesin­den mütevellit olduğu izah edilmiştir. Ay­rıca bu yatak fazlalığından dolayı Tıp Fa­kültesi hastaneleri giderleri bölümüne de 465.626 lira eklenmiştir.

İzahatı arasında İstanbul Üniversitesi Rektörü, yeni tesisler için personel almak gerektiğini, diğer memleketlerde 10 yatağa bir hademe ve 20 yatağa bir hastabakıcı düştüğü halde, bizde ancak 40 yatağa bir hastabakıcı verilebildiğini ve eldeki perso­nele bütün diğer müesseselerin verdiği ka­dar para vermek icap ettiğini, ayrıca her Tıp talebesi için muhtelif hastalıklardan rahatsız 7 hastanın bulundurulması lâzım olduğunu söylemiş. Avrupada da bu yolda çalışıldığını ilâve etmiştir. Müzakereler sonunda verilen izahat neticesi zarureti üyelerce kabul edilen hizmetlerin gerektir­diği tahsisat, bölümlere ilâve edilmiştir.

Yönetim giderleri kısmında Üniversitenin Telefon Elektrik ve Sular İdaresine 2S2.OO3 lira. geçen yıllardan müdevver bir borcu olduğu söylenmiş, fakat borcun karşılıksız borçlardan olması ve binnetice ayrı bir kanun mevzuu teşkil etmesi dolayısiyle ve bütçeye 1952 yıhnda zarurî giderler kar­şılığı olan tahsisat ilâve edilerek bölüm kabul edilmiştir. Bu arada su. elektrik ve telefon bakımından tasarrufa daha ziyade riayet edilmesi temenni olunmuştur.

Taşıt giderleri bölümü müzakere edilirken Tıp Fakültesine bir cenaze arabası alınma­sı için 10.000 lira eklenmiştir.

Tıp Fakültesi hastaneleri giderleri bölü­münde malûmatına müracaat edilen İstan­bul Üniversitesi rektörü ezcümle şunları söylemiştir :

«Memleketimizde hâlen 7 bin doktor var-1 dır. Bin vatandaşa bir doktor hesabiyle bu adedi 20 bine çıkarmamız lâzım gel­mektedir. Elimizde az yatak bulunduğu takdirde talebe adedini de azaltmak icap eder. Halbuki daha 13 bin doktora ihtiyaç olduğuna göre yatak adedini bilâkis arttır­mamız 1500 den üç bine çıkarmamız lâ­zımdır.»

İstanbul Üniversitesi Talebe Birliğine yar­dım için konulan 2.400 liralık tahsisat mü­nasebetiyle birlik azasının aidat verip ver­mediği sorulmuş ve bunun takip edilmesi temenni edilmiştir.•

Yatırımlar bölümünde Fen ve Edebiyat Fakülteleri inşaatında müteahhitle olan ih­tilaflı vaziyetin sür'atle halli istenmiş, bu hususta gerek Millî Eğitim Bakanı ve ge­rekse Üniversite Rektörü bu yola gidildiği cevabını vermişlerdir.

Bütçenin tümünün kabulünü müteakip İs­tanbul Üniversitesi Rektörü gösterilen alâ­ka dolayısiyle Komisyona teşekkür etmiş­tir.

Bütçe Komisyonu yarın saat 10 den itibaren İstanbul Teknik Üniversitesi Bütçe kanunu tasarısını müzakereye başlıyacaktır.

5 Ocak 1952

— İstanbul :

Birleşik Amerikanın Ankara Büyükelçili­ğine tayin edilen Amerika Dışişleri Bakan­lığı Yakın ve Orta Doğu ve Afrika işleri eski Bakan Yardımcısı Mr. George Grew Mc Ghee refakatinde eşi ve çocukları ol­duğu halde bu gece saat 23.30 da Panamerikan uçağı ile New-York'tan şehrimize gel­miştir.

Büyükelçi, Yeşilköy hava alanında Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı Türkiye İcra Komitesi başkanı Ortaelçi Russel Door, Amerikan As­kerî Yardım heyeti başkanı General Arnold. Birleşik Amerika Başkonsolosu EI-, hert Methews. Amerikan Haberler Servisi Müdürü James Carter ve Amerikan askerî ve deniz ataşeleri tarafından karşılanmış­tır. Mr. Mc Ghee, hava alanında kendisi iîe görüşen Basın mensuplarına gerek şahsı­nın ve gerekse eşinin memleketimize tek­rar gelmekten duydukları memnuniyeti ifade etmiş ve Başkan Trumanm kendisi­ni Türkiye Büyükelçiliğine tayin etmesin­den dolayı şeref duyduğunu ve bu sayede Türkiyeyi daha yakından tanımak fırsa­tınıbulacağınıbelirtmiştir.

Büyükelçi Türkiye ile Türk halkını daima takdir ettiğim ve hükümetimizle işbirliği yapmaktan büyük memnunluk duyacağını söylemiş Vali ve Belediye başkanımızın kendisim hava alanında karşılamakla gös­terdiği yakın alâkadan çok mütehassis ol­duğunu ilâve etmiştir.

Mr. Mc Ghee yarın Ankaraya hareket ede­cektir.

— Mersin :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Ulukışla, Pozantı ve bütün tren yolu güzergâhında bi­riken halk tarafından sürekli alkışlarla ve candan sevgi tezahüratiyle karşılanmış ve akşam geç vakit Yenice istasyonuna mu­vasalat etmiştir.

Cumhurbaşkanımız burada, Adana, Tarsus ve Mersin'den gelen muazzam bir kalaba­lık tarafından istikbal edilmiş ve. halk Ce­lâl Bayar'la Refik Koraltan'm bindiği oto­mobili büyük bir heyecanla iki defa havaya kaldırmıştır.

Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler, bu sürekli sevgi tezahürleri arasında otomo­billerle Mersin'e hareket etmişlerdir. Yol­da Tarsus'da gene muazzam bir kalabalık, sayın Bayar'a karşı büyük bir sevgi ve saygı tezahüründe bulunmuştur. Cumhur­başkanımız Beîedive balkonundan halka hitap ederek, gösterilen bu muhabbete kar­şı teşekkürlerini sunmuş ve bunun Tarsus­luların her zaman olduğu gibi demokrasi dâvasına candan bağlı olduklarına bir delil teşkil ettiğini söylemiştir.

Sayın Bayar'm sık sık alkışlarla ve «yaşa varol» sesleriyle kesilen bu nutkundan son­ra halkın arzusu üzerine Refik Koraltan balkona, gelmiş ve sürekli alkışlarla karşı­lanan, gayet veciz ve kısa bir hitabede bulunmuştur. Bunu müteakip gene halkın arzusu üzerine Ankara Milletvekili Müm­taz Faik Fenik ve İçel Milletvekili Hüseyin Fırat sürekli alkışlarla karşılanan birer konuşma yapmışlardır.

Cumhurbaşkanımız geç vakit aynı sevgi tezahüratı arasında Mersin'e muvasalat etmiş ve burada caddelerden sel gibi akan büyük bir kalabalığın heyecanlı gösterile­riyle "karşılanmıştır.

image001.gifCelâl Bayar bu geceyi Mersin'de geçirecek yarın Kurtuluş bayramında bulunmak üze­re Adana'ya gideceklerdir.

— Ankara:

Bütçe Komisyonu bu sabahki toplantısın­da da Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin müzakeresine devam etmiş ve teknik Üni­versite bütçesini incelemeğe başlamıştır.

Bütçenin tümü üzerinde söz alan hatipler, memleketin teknik kalkınması mevzuunda, Teknik Üniversitenin kendine düşen vazi­feleri hakkiyle yapıp yapmadığını, eleman ve tesislerinin buna müsait olup olmadığı­nı, geçen seneki tahsisatla yapılan işlerin nelerden ibaret olduğunu, sivil havacılık ve teknik haberleşme Enstitüleri için bütçe tasarısına neden tahsisat konmadığını sor­muş ve Üniversiteler kanununa göre. tek­nik İşlerde Üniversitenin hükümetin dikka­tini çekebileceğini ve esasen hükümetle daimî bir işbirliği yapılmasının^ zarurî olduğunu belirtmiş, bir maden Fakültesi­nin kurulması için hemen harekete geçil­mesini ve Bayındırlık Bakanlığı ile geniş ölçüde işbirliği yapılmasını temenni etmiş­lerdir.

Ayrıca, Sarıyar barajı projelerinin yapıl­masında Üniversitenin mütalâasının alınıp alınmadığı da bahis konusu edilmiş ve bu­nun zaruretine işaret edilmiştir.

Milletvekilleri tarafından tevcih edilen su­al ve temennileri cevaplandıran Teknik Üniversite Rektörü Profesör Emin Onat, geçen seneki tahsisatla yapılan işleri belirt­tikten sonra, Üniversitenin kısa bir tarih­çesini yaparak, geçirdiği inkişaf safhalarını izah etmiş ve bugün Üniversitenin muhte­lif Fakültelerinde 23 laboratuvarm mev­cut olduğunu, bu lâboratuvarlarm tam teç-hizatlı olamamakla beraber öğretime kâfi geldiklerini söylemiş ve daha yeniden sekiz laboratuvarm açılması için hazırlıklara başlandığını sözlerine ilâve etmiştir.

Son yularda teçhizat bakımından büyük ilerlemeler kaydeden Üniversitenin buna muvazi olarak eleman bakımından da in­kişaf ettiğim rakamlarla ifade eden Rektör, bugünkü öğrenci sayısının normal olduğu­nu, çünkü teknik tedrisatta öğrencilerin daima hocalarla birlikte çalışması icabet-tiğine işaret etmiş ve bunun bütün teknik üniversitelerinde de böyle olduğunu beyan etmiştir.

Rektör Emin Onat, Üniversitenin yetiştir­diği eleman sayısına da temasla, bunların yanında teknik okullardan yetişen tekni­ker ve mühendislerin çok az olduğunu, halbuki daha çok olmaları icabettİğinİ belirtmiş, bu mahzuru önlemek için teknik okulların program bakımından ıslâh edil­mesi gerektiğini ileri sürmüştür. Millî Eği­tim Bakanı da Rektörün bu fikrine iştirak

etmiştir.

Teknik Üniversitedeki akademik çalışma­lar hususunda etraflıca izahat veren Rek­tör, 4 doktora ve 11 doçentlik taravaymm yapıldığını, bu travayların muhtelif mev­zuları ihtiva ettiğini, muhtelif Fakülteler­de, geçen malî yü zarfında 69 kitap basıl­dığını belirtmiş, «bu bizim için çok mem­nuniyet verici bir haldir» dedikten sonra tahsisatın kifayetsizliği yüzünden basıla-mamiş daha 50 kitabın mevcut olduğunu ilâve etmiştir. Arıca, iki kitaplık zaruretine işaretle, Üniversitenin bu bakımdan olduk­ça geri kaldığını, çünkü mevcut kitapların 50 bin cildinin eskiden kalma kitaplar ol­duğunu, son terakkilere göre yazılmış ki­tapların yekûnunun ancak 23 bini buldu­ğunu söylemiştir.

Avrupa ile sıkı bir şekilde temas imkân­larını sağlamak için programların Avrupa Üniversiteleri programlarına uygun olarak yapıldığını beyan eden Profesör Onat, «hatta bu sebepten dolayı öğrencilerimiz tedrisatlarına Avrupada devam edebilmek­tedirler» demiş ve memleket içinde ve dışında açılan sergilerin de büvük faydalar sağladığını belirttikten sonra «Avrupa'da yetişen öğrencilerimiz göğsümüzü kabar­tıyor» demiştir.

Üniversitede kurulmuş ve kurulacak Ens­titüler konusuna da temas eden Rektör, şu izahatıvermiştir:

«Yeni enstitüler açmak için faaliyette­yiz. Memleketin teknik kalkınma dâva­sında üzerimize düşen vazifeleri yapabil­mek için buna ihtiyaç vardır. Takdim et­tiğimiz bütçe tasarısında isimleri geçip de karşılıkları olmayan Sivil Havacılık ve Teknik Haberleşme Enstitülerinin hazır­lıkları, bütçe yapıldığı zaman ikmal edi­lemediğinden karşılığını koyamadık. Bu­nunla beraber, çalışmalarımız neticesinde derpiş ettiğimiz Sivil Havacılık Enstitüsü için 80 bin ve Teknik Haberleşme Enstitüsü için de SS bin liralık tahsisat bize veril­diği takdirde hemen harekete geçebilmemiz mümkündür. Bunlardan başka bu yü Sis­moloji ve HidroJeoloji Enstitüleri kur­mak emelindeyiz ve bunun için çalışıyoruz. Bu hususta Bakanlık Unesco'dan uzmanlar da davet etmiştir.»

Rektör, daha sonra, Elektrik, Makine ve İnşaat Fakültelerinin lâboratuvar ihtiyaç­larına da işaret etmiş, Üniversitenin hükûmetle olan münasebetleri hususunda da şunları söylemiştir;

((Muhtelif meseleler üzerinde Üniversiteye müracaatlar oldu. Yalnız büyük projeler dışarıda yatırılıyor. Bu gibi konularda da Üniversitenin mütalâası alınsa yerinde olur.»

Rektörün bu izahatından sonra ilgili tek­nik zevatın verdiği izahat da dinlenmiş ve müteakiben maddelere geçilmiştir.

Komisyon öğleden sonra maddelerin görü­şülmesini takiben Ankara Üniversitesi ile Beden Eğitimi Genel Müdürlüğü bütçele­rini müzakere edecektir.»

— Mersin:

Çukurova'nın kurtuluşunun 30'uncu yıl­dönümü bugün Adana'da, Mersin'de, Tar­sus'ta ve Seyhan'da, kuvayi milliye ruhu­nun millet sinesinde ayni heyecanla yaşa­makta olduğunu gösteren coşkun ve samimî tezahürlerle kutlanmıştır. Çukurova'nın her şehrinde yapılan şenliklere ve geçit re­simlerine. 30 yıl evvel vatanın bu topraklarmı kalbinde îman. elinde silâh müdafaa etmiş, erkek kadın İstiklâl Mücadelesi ga­zileri o zamanki kıyafetleriyle iştirak et­miş, kurtuluşun unutulmaz günleri bir ke­re daha yaşanmış, kahramanlık menkibeleri anılmış, Atatürk'ün hâtırası tebcil olunmuş ve vatan şehitlerinin ruhları taziz edilmiş­tir.

Her şehir ve kasabada sokakları ve mey­danları dolduran halkın coşkun tezahürleri arasında törenlerde birbirini takiben İstik­lâl Mücadelesi gazilerinin, onların bugün kahraman ordumuzda vatan müdafaası va­zifesini gören yiğit çocuklarının ve Kore'­den dönen dünya sulhu mücadelesi öncüle­rinin ve nihayet mektepliler safında varı­nın sahibi zinde ve gürbüz torunlarının kalplerinde ayni îman. yüzlerinde ayni em­niyet ve yürüyüşlerinde ayni azimle geçişi, ayni yoldaki devamlılığın beliğ bir ifade­sini vermiştir.

Bütün Çukurova bugün bayraklarla do­nanmıştı. Kurtuluş günü sabah kalelerden atılan toplarla ilân edilmiş, bütün vatandaş kütlelerinin iştirak ettiği toplantılarda gü­nün önemini belirten nutuklar söylenmiş, kadın erkek İstiklâl Mücadelesi gazileri o günleri anan hitabelerde bulunmuş, alkışlar arasında sona eren geçit resimlerinden sonra şehitlerinin hâtırasına bir manga as­ker tarafından havaya üç el silâh atılmış. Atatürk anıtları çiçeklerle donatılmış, şe­hitlikler ziyaret edilmiş, gece fener alayları-tertip olunmuştur.

Mersin'de İstiklâl Mücadelesi gazilerini, sabahleyin Hastahane caddesi voliyle şehre girişlerinde. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, misafir bulunduğu evin balkonundan selâmlamiştır. Büyük Millet Meclisi Baş­kanı Refik Koraltan, milletvekilleri. Cum­hurbaşkanlığı Başyaveri ve Özel Kalem Müdürü. Atatürk meydanındaki toplantıda hazır bulunmuşlardır. Geçit resmini mü­teakip Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. ya­nında Büyük Millet Meclisi Başkanı, Ge­nelkurmay Başkanı ve milletvekilleri ol­duğu halde Atatürk anıtına bîr çelenk ko­yarak 30 sene evvelki bugünün büyük ya­ratıcısının manevî huzurunda eğilmiş. bun­dan sonra şehitliğe giderek Şüheda âbide­sine de bir çelenk koymuş ve vatan için canını feda edenlerin hâtırasını tebcil ey­lemiştir.

Cumhurbaşkanımız daha sonra garnizonu ziyaret etmiş ve öğle yemeğini Tugay ka­rargâhında yemiştir. Tugay karargâhından çıkışlarında erlerle hasbihallerde bulunan Cumhurbaşkanımız daha sonra beraberlerindekilerle birlikte. Mersin'in turistik ma­hallelerinden olan Viranşehir harabelerini gezmişler ve Alata Teknik Bahçıvanlık Okulunu ziyaret etmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız dönüşlerinde, birkaç güne kadar inşası bitecek olan Menteş göçmen köyünü gezmişlerdir. Cumhurbaş­kanımız bu arada göçmenlerle konuşmuş­lar ve göçmenler kendisine çok yakında yeni evlerine yerleşmekten duydukları memnuniyeti candan bir şekilde izhar et­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. akşam yemeğini Belediyenin misafiri olarak Tüc­car Kulübünde yemişlerdir.

6 Ocak 1952

— Mersin:

Çukurova kurtuluşunun 30'uncu yıldönü­mü münasebetiyle Mersin Belediyesi tara­fından dün akşam Tüccar Kulübünde ve­rilen ziyafette Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'la Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut ve milletvekilleri de hazır bulunmuşlardır. Mersin Belediye Baş­kanı. Mersin'in bugünkü kurtuluş vıldönümünde burada bulunduklarından ve Be­lediyenin bu akşamki yemeğini şereflendir­diklerinden dolayı bütün Mersinlilerin his­lerine tercüman olarak Cumhurbaşkanına teşekkür etmiştir.

Cumhurbaşkanımız verdiği cevapta Mer­sin'e bu sefer gelişinde müstesna birfırsatla karşılaştığını ve Çukurova'nın 30'un-cu kurtuluş bayramında burada bulundu­ğundan dolayı büyük memnunluk duyduğu­nu belirtmiş ve ((İstiklâl Mücadelemizin mücahitlerini bu sabah seyrederken ihtiya­rım dışında gözlerim yaşla doldu» demiştir.

Cumhurbaşkanımız sözlerine şöyle devam etmiştir:

«O senelerde çok karanlık günler yaşadık. Aziz memleketimiz için kurtulması gayri mümkün diyenler dahi vardı; Fakat en ka­ranlık günlerde dahi milletimizin istiklâle olan aşkı ve îmanı bir an için sarsılmadı. İstiklâl aşkında hepimiz birleşiriz. O za­manki çalışmalarımızın mes'ut neticesi olarak bugün hur vatanımızda istikbale emni­yetle bakıyoruz. Yarın için vatanımıza ve milletimize nurlu bir istikbal görmekteyim.. Dün esaretten kurtulduk, şimdi rahat ve huzur içinde memleketin yarınını kuruyo­ruz. Bunu her türlü siyasî mülâhazaların üstünde sırf realitelere bakarak söylüyo­rum. Görüyorum ki Mersin, rahat ve neş'e içindedir. Daha büyük iyiliklerin gelmesini beklemektedir. Bu bekleyişte millet de haklıdır.»

Cumhurbaşkanımız kendisine karşı daima gösterilen ve bugün de tekrar gösterilen muhabbet tezahürlerinden dolayı Mersin­lilere teşekkür ederek sözlerini hazır bu­lunanların alkışları arasında bitirmiştir.

—Ankara:

Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Gülek'in 6.1.1952 tarihli Ulus gazetesindeki uzun be­yanatı arasında bir nokta nazarı dikkatimi celbetti. Hükümetin kendisini askerî mah­kemeye vermiş olduğunu söylüyor. Hal­buki Kasım Gülek ana kanunlarımızdan olan Ceza Kanununun 161'inci maddesi hükmünce takibata uğramıştır. Bu kanun ise Genel Sekreteri bulunduğu partinin ik­tidar zamanına ait bir tesisidir. Bundan başka bütün mahkemelerimiz ve bu arada askerî mahkemelerimiz adaletin tecelli ede­ceği cihazlardır. Askerî mahkemelerin yük­sek şerefine bir nevi tariz ifade eden bu sözlerini adalete inancı sarsan bozguncu bir haleti ruhiyenin ifadesi olarak telâkki etmek doğru olur.»

—Mersin:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. bugün Mersin'de öğretmenlerle yaptığı çok sıcak ve samimî hasbihalde, inkılâplarımız mev­zuunda memleketimizin millî mürebbüeri demek olan öğretmenlerin vazifelerinin çok ehemmiyetli ve çok şerefli olduğuna işa­ret etmiş ve «çocuklarımız: seciyeleri ve ahlâkları tekâmül etmiş, fedakâr bir nesil olarak yetiştireceğinize tam bir itimatla sizin büyük mesuliyetti ve kifayetli elleri­nize tevdi ediyoruz» demiştir. Cumhurbaşkanımız, Mersin Öğretmenleri Derneğinin çayında bulunmak üzere saat 17'de Dernek binasına geldiği zaman kadın erkek bütün Öğretmenlerin ve öğrencilerin coşkun tezahürleriyim karşılanmıştır. Bu ziyaretinde Cumhurbaşkanımıza, Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, millet­vekilleri ve İçel Valisi refakat etmekte idi. Mersin öğrencilerinin muhtelit korosu. Devlet Başkanımıza İthaf ettiği konserini vermiş ve çok alkışlanmıştır. Bayarın iz­har ettiği arzu üzerine Adnan Saygun'un bestelediği Atatürk marşı tekrarlanmış, he­yecanlı alkışlar toplamıştır.

Konseri müteakip bir edebiyat öğretmem bir şiir okumuş, bundan sonra Cumhur­başkanımızın arzularına uyarak, klâsik di­van şiiri devrinden, tanzimattan Cumhuri­yete kadar olan devirlerden ve Cumhuri­yet devrinden olmak üzere beğendiği üç şairin birer şiirini daha okumuştur. Tanzimattan Cumhuriyete kadar olan devir şa­irleri arasından, öğretmen, Namık Kemal'i seçmiş ve onun meşhur vatan kasidesini irşat etmiştir.

Bunun üzerine Namık Kemal'in milliyet ve teceddüt hareketindeki mevkii ve ehem­miyeti üzerinde samimî bir münazara açıl­mış ve bu münazaradan sonra. Cumhur­başkanımız Celâl Bayar da fikirlerini söy­lemiştir. Namık Kemal'i, edebiyat tarihi­mizdeki Şinasi gibi, diğer teceddütçülerden ayıran ve kendisine edebiyatımızda olduğu kadar içtimaî ve siyasî hayatımızda bam­başka ve çok daha farklı bir mevki veren fârik vasfın, Namık Kemal'de vatana ve hürriyetçi kalitenin diğer kalitelere tefev­vuku olduğunu ifade eden Bayar, Namık Kemal'in o zamanki inkilâpçı Jön Türk hareketinin ideolojisini yaptığını, vatan, hürriyet ve istiklâl mefhumlarını o zamanki gençliğe ve onu takip eden nesillere aşı­lamış ve millete mal etmiş olduğunu söy­lemiş ve bu bahis üzerinde Atatürk'ün dü­şünceleri hakkında da hatıralar nakletmiş-tir.

Atatürk'ün Namık Kemal'i benimsemiş olan nesilden olduğunu söyleyen Bayar, Birin­ci Büyük Millet Meclisi devresinde me­buslar mekter> sıraları üzerinde toplanır­ken Atatürk'ün ilk defa olarak kendi yanın­da Namık Kemal'in meşhur beytini nasıl değiştirerek :

«Vatanın bağrına düşman dayamış han­çerini

((Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini» tarzında söylediğini anlatmış ve şöyle de­vam etmiştir:'

«İnsan haklarına tecavüzden kurtuluşun mebdei, Tanzimattır. Vatan sevgisini, millet mefhumunu, istiklâl aşkını bugünkü mânalariyle anlamamız Tanzimatla 'baş­lar. İnkilâp mücadelelerimizin _ en az bu kadar uzun bir tarihi vardır. İnkilâplarımiz.bircok merhalelerden geçerek birçok müşküllerle karşılaşarak, birçok engeller aşarak bugünkü şekline gelmiştir. Bunda en kuvvetli âmil muhakkak ki. Atatürk'tür. Eğer Atatürk olmasaydı ve Atatürk bü­tün irfanını ve benliğini Türk milletinden almasaydı bugünkü inkılâplarımızı vapmış olmayabilirdik. Atatürk'le bugünkü mesut neticeyi almış bulunuyoruz.» Cumhurbaşkanımız sözlerini şöyle bitİr-tir :

«İnkilâplarımız tehlikede midir? Bunu hatırıma dahi getirmek istemem. Böyle birşev tasavvur edemem. Yalnız. İnkilâplarımız mevzuunda memleketimizin millî mürebbileri demek olan sizlerin vazifelerini­zin çok şerefli ve çok mühim olduğuna işaret etmek isterim. Mesuliyetiniz de çok ağırdır. Mesuliyetini?: derken manevî me­suliyetten bahsediyorum. Çocuklarımızın yetiştirilmesi vazifesini sizlere veriyoruz. Seciyelerinin ve ahlâklarının tekâmül ede­ceğine tam bir itimatla inanarak ve onları fedakâr bir nesil olarak yetiştireceğinizden emin bulunarak, sizlerin büyük mesuliyetti ve kifayetli ellerinize tevdi ediyoruz.»

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. bütün öğret­menlerin alkışları arasında kendisine ve arkadaşlarına karşı gösterilen iltifattan dolayı teşekkür etmiş, Mersin Öğretmenler Derneğindeki samimî toplantı bu suretle sona ermiştir.

Cumhurbaşkanımız, Derneğin hatıra def­terine şu satırları yazmıştır:

«Faziletli insanlar arasında bulunmanın manevî zevki hudutsuzdur. Bugün böyle bîr an yaşadım. Teşekkürler ederim.»

Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan da hatıra defterine şöyle yazmıştır:

«Fikir hayatımızın aydın öğretmenleriyle geçen zevkli anlardan en büyük ümit ve memnunluk duydum. Kendilerine sürekli başarılar dilerim."»

Cumhurbaşkanımız. Öğretmenler Derneğin­den ayrılırken bütün Öğretmenler tarafın­dan usun uzun alkışlanmıştır.

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. daha evvel iki Türk makine mühendisinin meydana getirmiş oldukları Türk tipi pamuk tohu­mu ayırma ve ilaçlama selektörünü gör­müş ve bu selektörün yapıldığı Hana atöl­yesini gezmiş ve oradan da Memleket Has­tanesine giderek bütün pavyonları ve bu arada yeni yapılan ve açılan verem pav­yonunu gezmiştir.

7 Ocak 1952

— Erzurum :

Pasinler bölgesinde vukua gelen ve tesir­lerini geniş bir sahada hissettiren zelzele dolayısıyla son durum hakkında malûmat almak üzere Erzurum Valisi Cemal Göktan ile yaptığım mülakatta mumaileyh aynen şunlarısöylemiştir:

«Zelzelenin sabahleyin oluşu Allahın bü­yük bir lûtfudur. Çünkü, İlk sallantıda herkes dışarı fırlamış ve bu suretle insan kaybı nisbeten hafif olmuştur. Yoksa bu­günkü acımız on misli, yirmi misli olabi­lirdi. Zelzelenin vukuundan iki saat sonra ilk imdat ekiplerimiz vak'a mahalline ye­tişebilmiş ve felâketzedelere yardım elini uzatmıştır. Aynı gün içinde açıkta kalan­lara çadır verilerek soğuktan korunmaları sağlanmış, ekmek, çay, şeker, pekmez veri­lerek iaşeleri temin edilmiş, ikinci günden itibaren sıcak yemekler tevziine başlanmış­tır. Su dört gün içinde 1280 çadır, 6089 ekmekten başka 7904 parça giyim eşyası dağıtılmıştır.

Erzurum'un dondurucu soğukları bütün şiddetiyle devam ettiği ve sühunetin sıfırın altında 19. 20. 23. 26 dereceye kadar düş­tüğü halde zelzeleden kurtulanlardan bu­güne kadar kimse hasta olmamıştır.

Sıhhiye, veteriner, bayındırlık, zabıta e-kiplerimiz büyük bir imanla vazifeleri ba­şından ayrılmamaktadırlar. Bu arada şanlı ordumuzun felâketzedelerin imdadına koş­ması, felâketzedeler ve halk üzerinde son­suz bir şükran hissi uyandırmıştır.

Halkı şu bir kaç gün içinde çadırlardan kurtarıp barakalara alabilmek üzere İçiş­leri. Bayındırlık. Tarım, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlıklarının, Kızılayın forma­liteler çemberini kırarak süratle ve geniş ölçüde para ve malzeme yetiştirmiş ol­malarını şükranla belirtirim. Ölüleri için acı göz yaşlan döken mutekit, mütevekkil ve fakat metîn ve asîl ruhlu köylülerimi­zin, hükümetin bu yardımı karşısında se­vinç gözyaşları " döktüğünü kaydederken benim de gözlerim yaşla dolmaktadır.

Tamamen yıkılmış olan 5 köy halkı can kaybından başka hayvanlarını, ev. eşya ve giyeceklerini, tohumluklarını ve nesi varsa lıerşeyini kaybetmiştir. Kısmen harap olmuş 15 köy de, bu beş köye nisbeten hafif ol­makla beraber haddi zatinde büyük za­rarlara maruz kalmış bulunmaktadır.

Baharda bu köyleri yeniden inşa etmek, köylüleri yeniden müstahsil ve müreffeh bir hale getirmek için gerekli tedbirleri al­makta hükümetimizin bir gün bile gecik­meyeceği muhakkaktır.»

—Erzurum :

Erzurum Valisi Cemal Göktan İstanbul halkının taziye ve teessürlerini bildiren Va­li ve Belediye başkanı Ord. Prof. Dr. Fah­rettin Kerim Gökay'a aşağıdaki telgrafı göndermiştir:

Serhat köylerinin kahraman evlâtları Er­zurumlular bu felâketli günlerinde İstan­bul'un hassas, müşfik ve alâkalı sesini rad­yoda İşitmekle derin bir memnunivet duy­muşlardır. Tabiatın sillesi ile sarsıllan, can­larını, mallarını, barınaklarını kaybederek zalim kışın pençesine düşen bölge halkı moralini zerre kadar kaybetmeden hükü­metin kudretli eli ile ayağa kalkıyor.

Güzelliği, zenginliği, ilim ve irfanı ve çeşitli nimetlerin temerküz ettiği yurdumu­zun incisi İstanbul'dan, onun civanmert halkından, münevver gençliğinden, kud­retli basınından Erzurum'un her türlü yar­dımıbeklediğinisaygılarımlaarzederim.

Vali, Çankırı Valisine bir telgraf göndere­rek zelzele felâketiyle yakından ilgilenen Çankırı'ya Erzurumluların şükranlarını bildirmiş, yapılan yardım vatandaşlarımı­zın dağlı yüreklerine bir yudum soğuk su tesiri yapacaktır, demiştir.

—Mersin :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, bugün bera­berinde Büyük Millet Meclisi başkanı Re­fik Koraltan. Milletvekilleri ve Genelkur­may başkanı Orgeneral Nuri Yamut oldu­ğu halde Vilâyeti ve Belediyeyi ziyaret et­miştir.

Cumhurbaşkanı yarın sabah saat 9 da oto­mobille Adana'ya hareket edecektir. Ada-na'da bir gün kaldıktan sonra Hatay'a gi­decek ve Perşembe günü Öğleden sonra trenleAnkara'yadönecektir.

—İstanbul :

Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Samet Agaoğiu bu akşam D.P.İstanbul

Teşkilâtının Eminönü bucak kongresine gelerek aşağıdaki konuşmayı yapmıştır:

Sayın arkadaşlar,

Kısa bir zaman için şehrinize geldim. Ge­nel Kurul ve Parti Başkanımız Adnan Menderesin selâm ve sevgilerini size ge­tirdim. İçeriye girdiğim andan itibaren eski hatıralarım süratli bir deniz dalgası gibi kafamdan geçti. Bugüne kadar bir çok hâ­diseler yaşadık beş yıllık uzun bir müca­delenin tükenmez hâdiseleri içerisinde ikti­dara geldik. Bu beş yıllık mücadelenin öy­le müşterek safhaları var ki, bunların temeli samimiyet, doğruluk, hakşinas ol­mak gayretidir. Mütecanis bîr kütle halin­de birbirimize saygı göstererek çalışmak, eski samimî heyecanları yaşatmak, birbiri­mizi severek ve hakka hürmet ederek tenkitler yapmak muvaffakiyetimizin şimdi­ye kadar yegâne sırrı olmuştur. Bundan sonra da tek şartı olarak kalacaktır. Kon­grenizde bu şartlan gördüğüm için sizleri tebrik ederim. Demokrasi hakkın ne ta­rafta olduğunu bilerek karar vermeği icap ettiren bir sistemdir.

Size gittikçe artan dış itibarımız yanında iç kalkınma, ve inkişafımızın bütün dün­yanın dikkatini çekmekte olduğunu arz ve bu mevzulara dair memleketin büyük me­selelerinden bahsedeceğim ve diyeceğim kî iyilikleri de fenalıklar gibi devamlı bahis mevzuu etmek mecburiyetindeyiz. Kötü­lükleri Önlemek için işlenmiş kötülüklerden nasıl zaman zaman bahsetmek lazımsa, iyi­likleri devam ettirmek için de yapılan iyi işleri vatandaşın kulağına sık sık ulaştır­mak zorundayız. Türk vatanı 14 Mayıs­tan sonra yepyeni bir hamle içine girmiş, Karstan Edirneye, Şimalden Cenuba kadar yapıcı bir ruhun tesiri altında kalkınma örnekleri vermeğe başlamıştır Bu başlan­gıç bugün dev adımlarla ilerleyiş arzediyor. Memleket asırlardan beri görülmemiş bir imar hareketi içindedir. Milletimizin yüzyıllardan beri ulaşmak İstediği hürriyet tamamıyla tahakkuk etmiş, şimdi seri bir yürüyüşle mesut -ve müreffeh bir istikbale yönelmiş bulunuyoruz.

Köylü geniş vatan topraklarını tamamıyla benimseyerek bol bol işlemektedir. Geçen sene % 25 fazla mahsul elde eden köylü, idrâk ettiği mahsulünü en yüksek fiyatla satmış, tarihinde ilk defa hububat ihraç edecek duruma girmiş, pamuk memleket­te iktisadî kalkınmanın müessir bir unsuru olmuştur. Yurtta gittikçe artan bir faali­yetle yollar, köprüler, barajlar yapılıyor. Asırlardan beri içme suyu girmemiş köylere ve köşelere su getiriliyor. Köyleresu götürme işi için geçen sene ayrılan 6 milyon lira bu yıl 12 milyona çıkarılmıştır. Geçen yıl 75 milyon lira olan yol tahsisatı bu yıl 150 milyona yükselmiştir. Köy yollan için ayrıca 25 milyon lira veriyoruz. Rakkamların konuşması karşısında demagoji ve yalan susar. Evvelce Türk köylüsüne veri­len 320 milyon liralık ziraî kredi 650 mil­yon liraya çıkmıştır.

Bu miktar gelecek sene belki 1 milyara yükselmiş olacaktır, Kısaca çizdiğim bu tablo sizlere köylerin ve köylünün kalkın­ması hakkında bir fikir vermiş olacaktır. Karadeniz kıyılarında her sene çekilen kıt­lık dâvası katî olarak halledilmiş. Orta Anadolu stepi artık tarihe karışmıştır. En hücra köyleri kucaklayarak uzanan şoseler üzerinde şimdi beş dakikada bir kamyonlar işliyor. 1954 - 1958 ve 1962 yıllan iyi ni­yetle çalışan medenî dünya milletlerinin takdir edecekleri zafer tarihleri olarak 14 Mayıs 1950 zaferi gibi tarihe geçecektir. Millete vâdettiğimiz İşler ve yenilikleri tamamen yerine getireceğiz. Sizler mura­kabede kaldıkça, iyiliği, hakkı rehber ola­rak kullandıkça bu milletin ve memleketin muvaffakiyetten muvaffakiyete ulaşacağı­na eminolmalısınız.

Büyük vatan kalkınmasının İstanbula dü­şen hissesi de mutlak büyük olacaktır. Bu büyük şehrin maddî ve manevî ihtiyaçla­rını karşılayarak onun lâvık olduğu me­deniyet seviyesine erişmesi için hüküme­timiz elinden gelen her türlü fedakârlığı yapacaktır. İstanbul limanı ve diğer tesis­leri en modern şekline girecektir. Belediye Vilâyetten ayrılacak, şehir, kendi seçtiği müstakil meclisinin idaresi altında lâyık olduğu seviyeye ulaşacaktır.

Politika yapmadan son sözü söyleyeceğim. Asırlar boyunca ihmal edilen bu vatanı imar edeceğiz. Bunun çok mühim semere­lerini bir buçuk yıl gibi kısa bir zamanda bütün millete göstermiş bulunuyoruz. Türk milletinin karşısına samimî olarak çıktık. Millet bize itimat etti. Onun bu itimadına lâyık olduğumuzu ispat ettik, ediyoruz ve edeceğiz. Hepinizi hürmetle selâmlarım.

Büyük tezahüratla karşılanan bu demeçten sonra Başbakan Yardımcısı Kongreye veda ederek ayrılmıştır.

8 Ocak 1952

— Erzurum :

Pasinlerde vukua gelen zelzele dolayısiyle teşekkül eden II yardım komitesine yapı­lan bağışlarınlistesiaşağıdadır:

Atpazarı esnafı 1283 lira. Millî Eğitim memurları i7 lira 50 kuruş. Devlet Demir yolları işçileri 2S5 büyük ekmek. Hasan Kulaç 50 Çift kadın lâstiği. Erzurum so­bacılar esnafı 43 soba ve teferruatı. Cum­huriyet bakkaliyesi 200 adet ekmek ve bir teneke peynir. Erzurum Müftülüğü 137 lira 50 kuruş. Kars şehir halkı 4 bin lira, Çıldır şehir halkı 300 lira. Tirebolu Ziraat Bankası memurları20 lira.

— İzmir :

İzmir şehri imâr plânı beynelmilel proje müsabakasına iştirak eden şehircilik mü­tehassıslarının projelerinin tetkik ve ka­bulü ile vazifeli jüri heyeti bu sabahtan itibaren ihzari mahiyetteki çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Müsabaka için tahsis edilmiş olan Kültürpark'ta Ameri­kan pavyonundaki tadilât henüz ikmal edi­lememiş olduğundan jüri ilk toplantısını Fuar ve Turizm Müdürlüğünde yapmıştır.

Belediye başkanı Rauf OnursaFın riyase­tinde toplanan jüri heyeti İzmir Belediye fen işleri Müdürü Kemal Ardova. İstanbul Teknik Üniversite- Ordinaryüs Profesörü Paul Bonatz, İngiliz Mimarlar Birliği baş­kanı Sir Patrick Abercromby'. İller Bankası Genel Müdür muavini Mithat Yenen, İl­ler Bankası şehircilik işleri Müdürü Cevat Erbel, Bayındırlık Bakanlığı ve imâr işleri Reis muavini Orhan Alsaç. Muammer Tan­su ve Yüksek Mimarlar Birliği İzmir şu­besi başkanı Necmettin Emre'den mürek­kep olup bugünkü ilk toplantıva henüz şeh­rimize gelmemiş bulunan Profesör Paul Bonatz ile Sir Patrick İştirak edememişler­dir. Bu iki zat Perşembe günü şehrimizde beklenmektedir.

Jürinin bugünkü toplantıda kararlaştırmış olduğu üzere bütün projeler yarından itiba­ren Amerikan pavyonunda jüriye mensup iki zat huzurunda açılmağa başlanacaktır. Ancak bundan sonra jüri projeleri tetkik edecektir.

— Adana :

Cumhurbaşkanı Celal Bayar. vanımda Bü­yük Millet Meclisi' başkanı Refik Koral-tan, Genelkurmay başkanı. Nuri Yamut ve Milletvekilleri olduğu halde bu sabah saat 9 da otomobille Mersin'den hareket ederek saat 11 de devamlı tezahürat ara­sında Adana'ya gelmiştir.

Cumhurbaşkanı yol boyunca olduğu gibi Tarsus'da da çok kalabalık bir vatandaş kütlesi tarafından karşılanmış ve sürekli alkışlar arasında Belediye’ve girerek Tar­susluların bir kahvesini içmiştir.

Yine alkışlar arasında Tarsus'dan hareket eden Cumhurbaşkanımızı yolda Adana'dan hareket etmiş olan yüzlerce otomobil içe­risinde Adanalılar karşılamıştır.

Cumhurbaşkanının otomobili şose boyunca her köy civarında bayraklarla kendisini karşılamaya çıkan köylüler tarafından durdurulmuş ve vatandaşlar Devlet Baş­kanına coşkun tezahürlerde bulunmuşlar­dır Adana giriş kapısında da binlerce Ada­nalı Cumhurbaşkanını hararetle alkışlamış­tır.

Cumhurbaşkanı selâm resmini ifa eden bir kıtayı teftiş etmiş, okul Öğrencilerini selâm­lamış. Adanalıların bütün caddeler boyunca devam eden tezahürleri arasında otomobili güçlükle ilerliyerek doğruca hükümet kona-Rina gelmiştir. Cumhurbaşkanının Adana'ya gelişi dolayısıyle bütün şehir bayraklarla donatılmış bulunmaktadır.

-İstanbul :

Erzurum zelzelesi münasebetiyle İstanbul halkının gösterdiği alâkaya karşı Erzurum Valisi Gökten. İstanbul Vali veBelediyesine şutelgrafı göndermiştir:

Serhat boylarının kahraman evlâtları Er­zurumlular bu felâketli günlerinde İstanbulun hassas ve alâkalı sesini radyoda işit­mekle derin bir memnuniyet duymuşlardır. Tabiatın sillesiyle sarsılan canlarını, malla­rını, barınacaklarım kaybederek zalim kı­şın pençesine düşen bölge halkı moralini zerre kadar kaybetmeden hükümetin ânın­da yetişen kudretli elile ayağa kalkıyor. Gü­zelliğin, zenginliğin, ilim ve irfanın nimet­lerin temerküz ettiği yurdumuzun incisi İstanbul'dan, onun civanmert halkından rnüoevver gençliğinden, kudretli basınından Erzurum'un her türlü yardımı beklediğini . yallarımla arzederim.

—Adana :

mhur başkan imiz Celâl Bayar bu akşam Adana kulübünde tüccarlarla yaptığı has-

ıalde, Çukurova'nın başlıca davasını teş­kil eden su işinin behemehal hallolunacağını .söylemiş, ayrıca varlıklıvatandaşlarımızı

hayalına atılmağa ve iktisadî kalkınma yolunda millî teşebbüslere girişmeğe teş­vik etmiştir.

Adana Kulübünde her sınıftan tüccarın iş­tirakiyle yapılan toplantıda. Çukurova'nın iktisadî kalkınmasiyle alâkalı bütün meselelere temas olunmuş, görüşmelerin sonun-Cumhurbaşkanımız bu mevzu üzerinde

ir konuşma yaparak, bugün memleketimi­zin en ehemmiyetli dâvaları olan yol ve su meselelerinin halli için azamî gayret gös­terileceğini belirtmiştir.

Cumhurbaşkanımız, sözlerine şöyle devam

etmiştir:

«(Yurdumuzun bu bereketli parçasında su dâvasmı hallettiğimiz takdirde, bugün bu topraklar üzerinde yaşayan bir buçuk mil­yon vatandaş, asgarî 10 milyona yükselmiş olacaktır. Bu derece mühim bir meseleyi ihmal etmek, millet iradesiyle işbaşına gel­miş bir iktidar için mümkün değildir. Siz­lere şunu katiyetle söyleyebilirim ki, Seyhan barajının yapılarak Çukurova su dâvası­nın halline yabancı sermayenin ortak ola­cağı hakkındaki ümitlerimiz zail olmamış bulunmakla beraber, dış yardımlar olma­sa dahi Çukurova'nın kalkınmasiyle ya­kından alâkalı bulunan bu işi millî kud­retimizle başarmak azmindeyiz. Bu dâvanın halli için Hükümetin katî .kararını vermiş bulunduğunu biliyorum. Yalnız katî olarak zaman tayin edemiyorum.

Cumhurbaşkanımız bundan sonra, memle­ketin su dâvasını halletmek yolunda Ame­rikalı uzmanlarla yapılan müzakereler hak­kında izahlarda bulunmuş ve Hükümet programı ile hemâhenk bir surette küçük su projelerine daha çok tahsisat ayırmak bahsinde mutabakata varılmış olduğunu, ancak bu arada memleketin umumî kal­kınmasında çok geniş ölçüde tesir yapacak bulunan Seyhan, Menderes, Gediz, Kızıl­ırmak gibi su dâvalarının hallinin de İhmal edilemiyeceğini kayıtla sözlerine şöyle de­vam etmiştir:

Bugün şahsî servetlerimizi Millî Kalkınma davalarını halletmek gayesi emrine vermek vazifesiyle karşı karşıyavız. Memleketin diğer bölgelerinde de halkla yaptığım te­maslarda daima söylediğim gibi, burada da tekrar edeyim kiv iş hayatına atılmalıyız: İktisadî Kalkınma yolunda mîllî teşebbüs­lere girişmeliyiz, servetlerimizi iş sahaları­na dökmeliyiz. Kendimize itimat etmeli, kendi liyakat ve teşebbüs kudretimize inan­malıyız. Bu yolda yapacağımız teşebbüsler kuvvetle desteklenecektir.

Cumhurbaşkanımız, bu arada memleketi­mizde bankacılığın inkişafını misal olarak göstermiş, millî teşebbüslere karşı duyulan güveni belirtmiş ve geniş bir çalışma ve kazanma muhiti olan Çukurova'nın millî teşebbüsleri genişletmek hususunda Örnek olabileceğini ifade ederek şöyle demiştir:

Diğer İllerimizdeki vatandaşlarımız da ay­nı soydan insanlar olarak aynı teşebbüs kudret ve kabiliyetine sahiptirler. Fakat şettiği bir feyiz de mevcuttur. Bu feyiz ve geniş kazanç imkânları içinde yapılacak her teşebbüs, bizi yanında görecektir. Her nerede olursa olsun, bu teşebbüsleri mu­vaffak kılmak bizim en tabiî vazifemiz­dir.»

Cumhurbaşkanı bu sabah Adâna'ya gelir­ken, yolda kendisine bir fabrika inşaatı gösterildiğini, bundan 20 yıl evvel 20 bin iğlik bir fabrika kurmak için Hükümet kudretinin kâfi gelmediği bu memlekette bir vatandaşın bugün sessizce, kimseden yardım istemeden cesaretle bu takatte bir fabrika kurması vakıasının kendisinde son­suz bir memnunluk uyandırdığını kaydet­miş ve demiştir ki:

«Evvelce Hükümet önden gitsin biz arka­dan gelelim, diyorduk. Bugün şartlar ta­mamen değişmiştir. Düşünüş tam aksine­dir. Sizler ve vatandaşlar Önde yürümek, Hükümet de karıunlariyle, mevzuatiyle, İmkânlariyle ve adamlariyle arkadan siz­leri desteklemek durumundadır.»

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, tüccarla­rın şiddetli ve sürekli alkışlan arasında, bütün memlekete örnek olacak yeni millî, iktisadî teşebbüslerinde Adana'ya muvaffa­kiyet temennileriyle sözlerim bitirmiştir.

Cumhurbaşkanımız ve yanında bulunan Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut. milletvekilleri, akşam yeme­ğinde Adana Ticaret Odasının davetlisi olarak bulunmuşlardır.■

— Adana:

Bu akşam Adana Ticaret Odasının Cum­hurbaşkanımız şerefine verdiği yemek, memleketimizin İktisadiyatı için çok güzel fikirlerin meydana çıkmasına hizmet etmiş­tir.

Yemeğin sonunda söz alan Ticaret Odası Başkanı Fevzi Dural, kısa bir hitabe irad ederek, fazla bir şey söyleyemeyeceğini, sa­yın Cumhurbaşkanının burada bulunması ile bütün Çukurovalıların duvduğu neş'e ve sevincin esasen yüzlerinden okunduğunu ve bu neş'enin Çukurova'da bugün haki­katen mevcut bulunduğunu, söylemiştir.

Fevzi Dural'ın sözlerinden sonra Cumhur­başkanımız ayağa kalkmış ve «ben de muhterem Ticaret Odası Başkanının söz­lerine mukabele ederken, esaslı bir nokta üzerinde durmak isterim» demiş ve konuş­masına şu şekilde devam etmiştir:

«Ben de aynı şekilde yüzlerinizden oku­nan neş'eden bahsedecektim. Hakikaten neşelenmemekiçinhiçbirsebepgöremiyorum. Hâtıralarımı yokladım: Buralara kaç defa gelmiştim, fakat ben ilk olarak, Çukurova'ya İstiklâl Mücadelemizin muzafferiyetle neticelendiği günü tes'it eder­ken vâsıl olmuş ve Çukurovalılann o za­manlar memleket dâvalarına olan bağlılık­larının ve bu uğurda gösterdikleri hama­setin hayranı kalmıştım.» Celâl Bayar, bu husustaki fikirlerini açık­ladıktan sonra sözlerine şunları ilâve et­miştir :

«Bugün şuna kaniyim: Yaptığımız büyük fedakârlıklarla dün, istiklâlimizi ve şerefi­mizi kurtarmıştık. Nasıl bununla dün istik­lâlimizi fethetmiş isek bugün de iktisadiya­tımızı fethedeceğiz. İktisadiyatımızı fethet­mekten bahsederken tabiî Çukurvayı gözönüne alarak söylüyorum burada dâvaları tanzim etmek durumundan daha ileriye git­miş bulunduğumuzu ifade edebilirim. Çünkü Çukurova'lılar refah istikametinde metin adımlarla ilerlemektedirler. Esasen Çukur-ovalılar bugün bu davayı halletmek usulü­nü bulmuşlardır. İktisadî refahı ölçmek için eğer elimizde miyar 100 ise. Çukurovalılar. bunun 70'ini halletmiş, mütebaki yzde 30'u-nu da halletmek ve tam refah devrine gir­mek yoluna ulaşmış bulunmaktadırlar. Ben refah kelimesini söylerken fertleri kasdetmiyorum. Refahı umumî mânada alıyorum. Kül halinde memleket refahını kastdederek söylüyorum.»

Cumhurbaşkanımız sürekli alkışlarla kar­şılanan bu cümlelerinden sonra. Çukurova’daki nüfus meselesini bahis mevzuu etmiş, burada su dâvası hallolunursa. istihsalât beynelmilel konjonktür dahilinde kıymetlendirilirse. bu bölgenin 10 milyon Türkün refah merkezi olabileceğini söylemiştir. Celâl Bayar müteakiben «bütün bunları nikbinlikle değil, fakat hesaba, rakamlara ve realitelere dayanarak» söylediğini ifade etmiştir.

Cumhurbaşkanımız konuşmasının sonunda Çukurovalılara:

«Bu akşam şahidi olduğum neş'enizin, da­imî olmasını temenni ederim» demiş ve gerek kendisine ve gerekse arkadaşlarına karşı gösterilen muhabbete teşekkürlerini bildirmiştir.

Cumhurbaşkanımızın bu sözleri, salonu dolduranlar tarafından sevgi tezahürleriyle uzun uzun alkışlanmıştır.

10 Ocak 1952

— Adana:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar beraber­lerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orge­neral Nuri Yamut,- Hatay ve diğer İller Milletvekilleri olduğu halde, bu sabah An­takya'dan hareketle Samandağı İlçesini zi­yaret etmiştir. Samandağhlarm coşkun tezahürleriyle karşılanan Cumhurbaşkanımı­zı Belediyede Samandağı Belediye Başkanı Şahap Çilli şehir halkı adına selâmlamış, İlçe halkının bugünkü içten sevincine ter­cüman olmuş ve demiştir ki:

«Yirmi sene esaret altında kalan yeşil Ha­tay'ımızın kurtuluşunda sizlerin de çok büyük yardımınız olmuştur. Esaret altın­da geçen bu seneler içinde memleket hal­kının çektiği ıstıraplar şüphe yok ki sizi de uzun zaman müteessir etmiştir. Fakat bugün Hatay'ı teşrifinizle mazide çekilen ıstırapların tarihe karıştığını görerek her halde bizden ziyade sevinç içindesinizdir. Hatay'ın bir parçası olan Samandağı halkı kurtuluşumuz için çalışanları asla unutmayacaktır.»

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Hatay'ı vatandaşların kendisine karşı gösterdiği muhabbet tezahürlerinden dolayı teşekkür etmiş. Hatay'a karşı kendisinin de bütün Türk milleti gibi hususî bir sevgi ile bağlı olduğunu belirtmiş. Hatay'ın ıstıraplı gün­lerini hatırladığını kaydettikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

<( Böyle günler bir daha tekerrür edemez. Hatay Türk diyarı idi, Türk diyarıdır, yurdumuzun ayrılmaz bîr parçası olarak ebediyyen de Türk kalacaktır ve burada her vatandaş, hiçbir tazyik görmeden, kaf­iyen hiçbir farklı muameleye tâbi olma­dan kendi refahı ve kalkınması için. netice olarak da memleketin refahı ve kalkınması için çalışacaktır. Huzur ve neş'e içinde gördüğüm Hatay'ın bu huzur ve neş'esi git­tikçe artarak devam edecektir. Bütün mem­leketin kalbi Hatay'la beraber çarpar.»

Hataylılara işlerinde başarılar dileyerek sözlerini bitiren Bayar, Samandağhlann alkışları arasında kasabadan ayrılarak İs­kenderun'a gelmiş ve saat 13.55'de İsken­derun - Ankara yolcu katarına bağlanan hususî vagonu ile Ankara'ya doğru hareket etmiştir. Saat 18.20'de Adana'dan geçen Cumhurbaşkanımız, trenin garda tevakkufu sırasında istasyondaki halk topluluğunun hararetli tezahürleriyle selâmlanın ıştır. Cumhurbaşkanımız yarın saat 20.35'de An­kara'da olacaktır.

11 Ocak 1952

— Kayseri:

Güneyİllerindeyaptığı tetkikgezisinden dönmekte bulunan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut ve millet­vekilleri olduğu halde Doğu postasına bağ­lanan özel bir vagonla bu sabah şehrimize gelmişlerdir.

Cumhurbaşkanı Vilâyet hududunda Vali, Belediye Başkanı. Kolordu ye askeri bölge Komutanları ile D. P. İl Başkanı ve üyeleri tarafından selâmlanmış ve saat 7.15'de Kayseri İstasyonuna muvasalatla­rında istasyonda toplanan büyük bir halk topluluğu tarafından tezahüratla karşılan­mıştır.

Cumhurbaşkanı istasyondan doğruca Vilâ­yete gitmişler ve Kayseriyi ilgilendiren muhtelif mevzular hakkında Vali ve Beledi­ye Başkanından izahat aldıktan sonra saat S.15'de Ankara'ya müteveccihen hareket etmişlerdir.

Cumhurbaşkanı ve beraberlerindeki zevat istasyonda tezahüratla uğurlanmışlardır.

—Ankara:

Almanya'ya sipariş edilmiş olan 16 motorlu trenden üç tanesi bu ay içinde Tür­kiye'ye sevkedilecek, mütebaki 13 tanesi ise Ağustos ayı sonuna kadar memleketi­mize gelmiş olacaktır. İki tane 550 beygir­lik Dizel motoru ile mücehhez ve 119 yol­cu alabilen üç vagondan müteşekkil olan bu trenler, sür'at denemeleri yapıldıktan sonra Ankara - İstanbul. Ankara - İzmir, Ankara - Zonguldak, Ankara - Adana ve Ankara - Sivas hatlarında çalıştırılacaklar­dır. Seyahat müddetinde mühim bir kısal­ma yapacak olan bu trenlerin işletilmesi ve bakımı için yetiştirilmek üzere teknis­yenlerden mürekkep bir heyet Almanya'ya gönderilmiştir.

—İstanbul:

Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Dr. Halim Alyot bugün saat 17'de Gaze­teciler Cemiyetinde bir Basın toplantısı tertip etmiş ve aşağıdaki konuşmayı yap­mıştır:

Arkadaşlar:

Görüşmemize başlamadan önce. Genel Mü­dürlüğümüzün iş ve vazifelerine karşı mat­buatımızın göstermekte olduğu daimî ve yakın alâkadan dolayı sizlere teşekkür etmeği zevkli bir vazife bildiğimi söylemek isterim. En büyük emelim, hiç şüphesiz ki, bu çok kıymetli alâkanızın devamını gör­mektir.

Bundan evvelki konuşmalarımda da arz etmişolduğumveçhile,AdnanMenderes hükümeti, turizm davasının ilk gü­nünden itibaren ehemmiyetle üzerinde durmuş ve bu dâvanın tahakkuku için fiilî tedbirler almıştır ?

Turizmin dünya ekonomisinde oynadığı rol malûmdur. Meselâ: 1951 yılında Fransa, Turizmden bir milyar 200 kusur milyon Türk liralık gelir sağlamıştır. Lübnamn turizm geliri de, ayni sene içinde 60 milyon Türk lirasından fazladır.

Millî turizm politikamızın esaslarına uy­gun bîr şekilde memleketimiz turizminin inkişafı için gerekli programı hazırlamış bulunmaktayız. Türkiyenin tarihî mahalle­rini, folklor merkezlerini, tabiî güzellikleri­ni, iklim ve tedavi yerlerini etüd etmiş bu­lunuyoruz. Bu etüdden elde ettiğimiz bilgiye göre, bir ihzarî proje tanzim edildi. Bu projeye nazaran ilk plânda, memleketin muhtelif yerlerinde 40 ve 20 yataklı 60 otel. 30 oberj, büyük ve küçük 40 plaj, kaplıca ve içme istasyonları ile 56 servis istasyonu kurulmasına ihtiyaç olduğu tes-bit edilmiştir.

Büyük turistik merkezlerimizin otel mev­zuu bunların dışındadır. Bildiğiniz . gibi, İstanbul İçin ilk hamle olarak Hilton Otel­cilik Şirketi tarafından 300 odalı bir otel yaptırılmak üzeredir.

Bu müessesenin umumî vekili ile Hiltonun kardeşi Cari Hilton'un riyaseti altında bir heyet memleketimize gelmiş ve otelin sahi­bi olan Emekli Sandığı ile temasta bulun­mak üzere bu sabah Ankaraya varmış bu­lunmaktadır. Ankaradan avdetlerinde Hil­ton Otelinin maketini basın mensuplarına göstereceklerdir. Adnan Menderes hüküme­ti memleketin yol dâvasını iktisadî hamle­lerimizde olduğu gibi turzim faaliyetlerimizdeki rolüne gerekli ehemmiyeti vermiş ve bu yollar, kara yolları çerçevesi dahi­linde bir programa bağlanmıştır.

Hıristiyanların mukaddes bir mahalli ola­rak kabul ettikleri Efes'e yapacakları zi­yaretlerde kolaylık gösterilmesi için gerekli bütün tedbirler alınmıştır. Bu mahallin Türkiye için büyük Turistik bir merkez haline getirilmesine çalışılmaktadır. Bu arada Selçuk - Efes Turistik yolları da ik­mal edilmiş bulunmaktadır.

Bugün devamlı bir surette sarfedilen gay­retler neticesinde memleketimizde turizm dâvası geniş bir alâka göstermeğe başla­mıştır. Hususî sermayenin. Turizm Endustrusinin kurulmasında rol almağa baş­lamış olması bunun delillerinden biri­dir. Adnan Menderes hükümeti esasen millî ve yabancı sermayeninbilûmum iktisadî sahalarda olduğu gibi Turizm sahasında da rol almasını yalnız arzu etmekle kalma­makta, ayrıca bunun teşvik edici tedbir­leri almak hususunda hassasiyet göster­mektedir. Nitekim bu cümleden olarak. Turizm Endüstrisinin sür'atle kurulmasını sağlamak gayesiyle bir «Turizm Endüstri­sini teşvik kanunu tasarısı» nı hazırlamış bulunmaktadır. Bu tasarı yakında Büyük Millet Meclisine sevkedilecektir.

Turizmin birçok meseleleri vardır. Bun­ların her biri ayrı ayrı ele alınmış, bu hu­sustaki etüdler tamamlanmıştır.

Turizm bilgi ve terbiyesinin okullarda ve halk arasında yayılması tercüman rehber yetiştirilmesi, Turizm İstatistikleri tutul­ması, büyük şehirlerimizde Turizm Büro­ları kurulması. Belediyeler Turizm fonu teşkili. Turizm Derneklerinin arttırılması. Turizm anonim şirketleri kurulması. Tu­rizm polisi ihdası gibi mevzular bunlar arasındadır.

Adanan Menderes hükümeti, bu sahadaki çalışmaları hızlandırmak maksadivle. büt­çeye iki yıldanberi Turizm tahsisatı koy­muş bulunmaktadır.

Paristeki Turizm Büromuzun nüvesini teş­kil etmek ve Avrupa İktisadî İşbirliği nezdinde bir Turizm temsilcimiz bulundurul­mak üzere, mütehassıs bir memur gönderil­miştir. Bu suretle de dıs memleketlerdeki temsilcilerimizin sayısı dörde çıkmış bu­lunmaktadır.

Şimdi propaganda dairemiz ve dış teşkilâ­tımız faaliyetine geçiyorum:

Yurdumuzu hariçte tanıtmak maksadivle. bir buçuk sene zarfında muhtelif dillerde 15 eser bastırılmış ve dağıtılmıştır. Önü­müzdeki Şubat ayı içinde de halen baskı­ları devam etmekte olan 7-8 yeni eser da­ha yayınlanmış olacaktır. Bu arada mem­leketimizin harice tanıtılması ve turizm dâvamızın anlatılmasından büyük .bir ehemmiyeti olan film servisimizi de tak­viye etmekteyiz. Bunun için hariçten bir de mütehassıs getirilmesi kararlaştırılmış bu­lunmaktadır.

Birleşik Amerika. İngiltere ve Fransadaki dış teşkilâtımız son zamanlarda Devletimi­zin dış münasebetleri bakamından itibarı­mızın fevkalâde artması bu teşkilâtımızın faaliyetinin daha esemereli olmasını intaç etmiştir. New-York Haberler Büromuzun evvelki senelere ait mesaisi ile 1951 yılı mesaisi mukayese edildiği vakit, öteden-beri yapılmakta olan mesai hacminin art­masına ilâveten, yeni propaganda usulle­rinden de istifade edilmeye başlandığı görülür. Meselâ 11 aylık bir devre zarfında New-York Haberler bürosu 42 sergi ter­tip etmiş. 7S konferans vermiş. 35 radyo ve televizyon konuşması yapmış. 86 film gösterisi tertip etmiş. 72 basın toplantısı veya teması yapmış, 8 broşür bastırmış 121057 broşür dağıtmış 12 bin kadar ya­zılı ve telefonla yapılan müracaata cevap vermiştir.

Amerikan gazete ve mecmualarında da memleketimiz lehinde fotoğraf ve makale çıkmasını temin etmek, makale yazacaklara gerekli malzemeyi vermek, hakkımızda menfi ve tarafgirane yazılan yazıları tashîh ettirmek. Turizm propagandamız için küçük filmler vücuda getirmek de Büronun mesaisi arasındadır. Diğer taraftan yurdu­muzun sesini harice duyurmak maksadiyle Ankara Radyosu kısa dalga postası ile muhtelif yabancı dillerde yapılmakta olan neşriyat, 10 dilden 14 dile çıkarılmak ve bunların emisyon müddetleri iki - üç mis­line iblâğ edilmek suretiyle bu sahada da bir ilerleme kaydedilmiştir.

Büyük Millet Meclisi ve Hükümetin yakın alâkaları ile dış tanıtma faaliyetimizin da-'ha geniş bir ölçüde yapılmasını teminen Genel Müdürlüğümüzün 1952 yılı bütçesi­ne 300 bin liralık fâzla bir tahsisat konul­muştur.

Radyolarımıza gelince :

Radyolarımızın bilhassa müzik neşriyatın­da, takdir edeceğiniz gibi, esaslı ıslahat yaptık. İstanbul radyosunda mukaveleli bir sanatkâr kadrosu kurduk. Bu kadronun kurulmasından maksat, programlarda de­ğişiklik yapılmak zarureti karşısında kalın­dıkça, bütün vakitlerini radyoya hasret­miş elemanların daimî surette el altında bulundurulmalarını temin etmektir. Hiç şüphesiz ki, İstanbul gibi geniş bir sanat­kâr zümresini sinesinde toplamış bulunan bir şehrin radyosu, mahdut bir kadro ile işleyecek değildir. Mukavele dışında ka­lan sanatkârlardan da istifade edilmeğe devam edilecektir.

Ankara radyosu programlarını zenginleş­tirmek gayesi ile İstanbuldan sanatkârlar getirttik.

İstanbul radyosunun temsil yayıınlarında ıslahat yapılmış, başta §ehir Tiyatrosu sa­natkârları bulunmak üzere, tanınmış ve değerli sanatkârların da temsil yayınlarına iştirakleri temin edilerek muvaffakiyetli neticeler alınmağa başlanmıştır.

Ankara radyosunda bir «köy saati» ihdas edilmiş ve köylüler nezdinde büyük alâka görmüştür. Bu saati Millî Eğitim ve Tarım Bakanlıkları ile birlikte idare etmek­teyiz. Çocuk terbiyesi bakımından büyük bir memleket dâvası teşkil eden «Çocuk saati» nin ıslahı hususunda Millî Eğitim Bakanlığının radyolarımız idaresi ile iş­birliği sağlanmış ve bunun müsbet netice­leri görülmüştür. İstanbul radyosu da «Ço­cuk saatinde ayni ıslahatı yapmak yolun­dadır. Şu anda, Millî Eğitim Müdürünün "başkanlığında toplanmış olan 15 kişilik bir komisyon bu mühim dâvanın gerçekleştiril­mesi ile meşguldür.

Bu arada radyolarımızın neşriyat saatlerine şimdilik birer saatlik bir uzatma yapmak kararını almış bulunuyoruz. Ankara rad­yosu bu ayın 20 sinden itibaren akşam nişriyatına 18.00 yerine 17.00 de başlamak suretiyle bu kararımızı tahakkuk ettirmiş olacaktır.

İstanbul radyosuna gelince, bu radyo tek­nik sebepler dolayısiyle neşriyatım ayni tarihte uzatamıyacak, fakat pek kısa bir zaman zarfında Ankara radyosu gibi saat 17.00 de akşam neşriyatına girmek imkâ­nını bulacaktır.

Diğer taraftan Başbakan Yardımcısı sayın Samet Ağaoğlunun geçenlerde sizlere müj­delediği gibi. Teknik Üniversite tarafından yapılmış olan bir radyo postası Genel Mü­dürlüğümüzün işbirliği ile faaliyete geçe­cektir. Üniversiteleri alâkadar eden mev­zular ile ilmî konular etrafındaki konuş­malar bu radyoda yapılmak suretiyle An­kara ve İstanbul radyolarındaki konuşma saatlerinden elde edilen tasarruflarla rad­yolarımızın daha zengin ve daha çeşitli programlar yaymak imkânı sağlanmış ola­caktır.

Adnan Menderes hükümeti bir çok ileri memleketlerde olduğu gibi, memleketimiz­de de bir televizyon istasyonunun kurul­ması için faaliyete geçmiş bulunmaktadır. Bu istasyonun kurulmasında Amerikan yardımından istifade edeceğimizi kuvvetle ümit etmekteyiz. Ayın 13'ünde Amerikadan hareket edecek olan heyet televizyon istasyonunun kurulması etrafında tetkikler­de bulunmak üzere önümüzdeki hafta için­de memleketimize gelmiş bulunacaktır.

— Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. beraberlerin­de Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Konya Milletvekili Remzi Birand, İş Bankası İdare Meclisi Baş­kanı ve _ Umum Müdür vekili Mu­vaffakİsmenveCumhurbaşkanlığı image002.gifBaşyaveri Kurmay Yarbay Nureddin Alp-kartal ile Özel kalem Müdürü Fikret Bel-bez olduğu halde bu akşam saat 20.35 te posta trenine bağlanan özel bir vagonla Güney İllerindeki tetkik seyahatlerinden dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı garda Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar. Milletvekilleri. Kara. hava ve deniz kuvvetleri komutanları, Baş­bakanlık müsteşarı. Cumhurbaşkanlığı. Büyük Millet Meclisi ve Dışişleri Bakan­lığı Umumî Kâtipleri ile Vali. Emniyet Müdürü. Merkez Komutanı ve diğer mül­kî ve askerî erkân tarafından karşılanmış­lardır.

Garda toplanan halk Cumhurbaşkanına bü­yük bir sevgi tezahüratında bulunmuştur.

12 Ocak 1952

—Ankara :

Türk Tarih Kurumu çalışmalarını daha verimli kılmak için bundan sonra ihtisas kollarına ayrılmayı kararlaştırmıştır.

Eski, Orta ve Yeni Çağ olmak üzere üç ihtisas koluna ayrılan üyeler, kendi saha­larına giren işleri birer programa bağlaya­caklar ve hazırlayacakları yönetmeliklerini önümüzdeki Martta toplanacak olan Genel Kurulagetireceklerdir.

Yayın faaliyetine devam eden basımevin-de, muhtelif serilere ait 16 eser basılmak­tadır.

Bu arada, înb-i-Bibi'nin Selçuk tarihi, Neş-ri'nin Osmanlı tarihi, Ravendî'nin Rahatüs Sudûru, Cevdet Paşa'nın Tezkereleri İkin­ci Murat Devrine ait Arvanit Livası Tah­rir defteri gibi ana eserler ve dünya tarih serisinden de Osmanlı tarihi, Mısır tarihi, Roma tarihi ve Uzak - Doğu tarihi vardır. Bu eserlerden mühim bir kısmının basım işleri sona ermiştir.

Türk tarih kurumu ayrıca bir Ziya Gö-kalp külliyatı hazırlamaktadır. Gökalpın şiirleri diğer eserlerinden ayrı bir cilt ha­linde hazırlanmıştır. Bu eser yakında neş­redilecektir.

—İzmir :

Kore'de insanlık ideali için savaşırken ga­zilik mertebesine ulaşan 53 yaralımız, Ge­neral J. H. Mc. Rae isimli Amerikan ge­misiyle bu sabah saat onda İzmir'e gelmiş ve havanın yağışlı olmasına rağmen saba­hın erken saatlerin denberi Pasaport iskele­sinde beklemekle olan kalabalık bir halk kitlesi tarafından büyük bir heyecan ve tezahüratla karşılanmışlardır.

Limanımızda bulunan vapur vesair tekne­lerle diğer nakil vasıtalarının hep birden uzun uzun çaldıkları selâm düdükleri ara­sında Cumhuriyet alam önündeki Pasa­port iskelesine rampa olan General J. H. Mc. Rae gemisine ilk olarak Vali Vekili, Generaller, Akdeniz üsler komutanı ve diğer baz! teşekküller temsilcilerinden mü­rekkep bir karşılama heyeti girerek kafile komutanı Yzb. Ahmet Çankaya'ya «hoş geldiniz)» demiş ve muhtelif buketler su­nulmuştur.

Müteakiben Vali vekili generaller gemiyi dolaşarak içeride bulunan Türk ve bütün dost memleketler gazilerinin hatırlarını sormuşlardır.

Saat ll'de kafile komutam yüzbaşı Çan­kaya, karaya çıkarak başta bandonun bulunduğu ihtiram kıtasını teftiş etmiş, ko­mutanı müteakip halkımızın coşkun teza­hüratı arasında gazilerimiz sahile çıkma­ya başlamışlardır.

Bu esnada aynı gemi ile memleketlerine dönmekte olan Yunanlı gazilerin kafile komutanı da karaya çıkarak Türk kafile komutanı Çankaya'ya kendi kafilesi adına bir Yunan bayrağı hediye etmiştir. Bu bayrak teatisi esnasında Yüzbaşı Çan­kaya Yunanlı silâh arkadaşına teşekkür­lerini bildirmiş ve Türk - Yunan dostlu­ğunu Övmüştür.

Yunan kafile komutanı da Çankaya'ya şu cevapta bulunmuştur:

«Biz Yunanlılar Türklerin kahramanlıkla­rını dünyada en çok takdir eden insanla­rız. Türkler kadar kahraman, cesur, ci­vanmert bir millet tasavvur edilemez. Bu vesile ile şunu da belirtmek isterim ki Türk - Yunan dostluğunun gün geçtikçe biraz daha kuvvetlenmesini görmekle çok iftihar etmekte ve sevinç duymaktayım.»

Bugün anavatana kavuşan gazilerimizden ağır yaralı 11 er ve ast subay sıhhî ekiplerin nezareti altında derhal İzmir Askerî Hastahanesine kaldırılarak tedavi altına alınmışlardır. Yaraları oldukça hafif veya tamamen iyileşmiş olan diğer gazilerimiz ise başka yerlerde misafir edilmişlerdir.

General Rae gemisiyle gelen askeri kafi­lemiz, bir subay altı astsubay ve 46 erden mürekkeptir.

Bu akşam Pire'ye müteveccihen limanımız­dan ayrılacak olan gemi ile 240 Yunan. 29 Fransız, 15 Belçikalı ve 5 Hollandalı gazi de yurtlarına dönmektedir.

Kahraman kafilemizin komutanı Yüzbaşı Ahmet Çankaya, kendisiyle görüşen Anadolu Ajansı muhabirine yol intibalarını şu şekilde nakletmiştir:

«18 Kasım günü Kore'den ayrıldık. Yol­culuğumuz çok rahat geçti. Gelirken Sey­lan'a da uğrayarak orada hastahanede te­davi edilmekte olan iki kahramanımızı da gemimize alarak beraberimizde getirdik. Seylan'dan sonra Filipin, Süveyş ve Portsaid'e de uğrayarak İ2mir'e geldik.

Yolda Yunanlı dostlarımız ve silâh arka­daşlarımız bize hakikaten çok büyük ya­kınlık gösterdiler. Bu sebeple kendilerine müteşekkiriz. Gemi mürettebatından da büyük alâka gördük.

Bugün yurda dönen arkadaşların arasında yaralılar bulunmakla beraber hepsinin sıh­hî durumu iyidir ve hepimiz anayurda ka­vuşmanın sevinci içindeyiz.»

— İstanbul:

Türkiye Turizm Kurumu Genel Kurulu bugün saat lS'te İstanbul Ticaret ve Sa-~nayi Odasında, Büyük Millet Meclisi Parlamentolararası Turizm Grupu Başkanı Antalya Milletvekili Doktor Burhaneddin Onat ve Grup üyeleri. Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Profesör GÖkay. yurdun muhtelif İllerden gelen Belediye Başkanları veya temsilci­leri, turistik müesseseler mümessilleri, Ku­rum üyeleri ve Basın mensuplarının işti­rakiyle toplanmıştır.

Toplantıyı Başkan vekili Cihat Baban aç­mış ve hazır bulunanlara teşekkür ettik­ten sonra açık oyla Kongre Başkanlığına İstanbul Belediyesi Reis muavini Suat Kutat'ın teklifi ile Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlu seçilmiştir. İkinci Baş­kanlıklara Salamon Adato, Doktor Asım Araş, kâtipliklere Adnan Fuat Aral, İhsan Çene, Salâhattin Sonat, Semih Tanca se­çilmişlerdir.

Toplantıya Kurum Hesaplarını Tetkik Ko­misyonunun seçimi ile başlanmış ve mü­teakiben . İdare Heyeti raporu üzerinde müzakerelere geçilmiştir.

İlk sözü Kongrede Hükümet adına hazır bulunan Basın - Yayın ye Turizm Genel Müdürü Doktor Halim Alyot almış ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştır;

Türkiye Turizm Kurumu Genel Kongresi­nin sayın üyeleri, hepinizi saygı ile selâm­larım.

Turizm iktisadî bir mesele olduğu kadar, insanların birbirleriyle tanışıp anlaşmala­rı! âmil olan bir harekettir.

Memleketimiz, tabiî güzellikleri, tarihî âbi­deleri, sanat eserleri ve klimatik tedavi yerleri ile turizm hareketleri için lüzumlu olan bütün şartları sinesinde toplamış bu­lunmaktadır. Bu kıymetlerin süratle tu­rizme açılabilmesi için programlı bir ça­lışmaya ve bütün memleketin işbirliğine kat'î bir zaruret vardır.

Bu vazifeyi üzerine almış bulunan Genel Müdürlüğümüz, mesaisini bu noktada tek­sif ederek gerekli programı hazırlamış ve bu program dahilinde malûmunuz olan ça­lışmaları tahakkuk ettirmiş bulunmaktadır. Burada şükranla kaydetmeliyiz ki, turizm dâvasını memleketimizde ele alarak bugüne kadar bu dâvayı geliştirmeğe çalışmış te­şekküllerimiz vardır. Huzurunuzda bu ci­heti tesbit ederken yüksek Kongrenizin elde edeceği başarıdan hepimizle birlikte onların da memnunluk duyacaklarını şüp­hesiz telâkki ederim.

Kısa bir mazisi olmakla beraber, yüksek huzurunuzla Kongresini akdetmekte bulu­nan Türkiye Turizm Kurumunu faal bir teşekkül haline getiren ve memleketin ta­nınmış, tecrübeli şahsiyetlerinden teşekkül eden kurucuları başta olmak üzere bütün Üyelerinin memleketimizin turizm dâvasına büyük hizmetler ifa ve faaliyetlerinin tu­rizm tarihimizde parlak sahifeler işgal ede­ceğine kani bulunmaktayız.

İktisadî, içtimaî ve kültürel hareketleriyle milletlerarası geniş münasebetlere, bir memleketin imar ve kalkınmasına hizmet eden turizmin maddî tarafı hususî teşebbü­sün, millî ve yabancı sermayenin bu endüs­triye para yatırmasıyla büyük Ölçüde in­kişaf edecektir. Turizm faaliyetinin ma­nevî ve hazırlayıcı cephesinin bütün mil­letçe benimsenmesinde ise. turizm kurum­larının birinci plânda rolü olacaktır. Tu­rizmi millî bir dâva olarak ele alan Adnan Menderes Hükümeti, turizm kurumlarının çoğalmasını ve resmî turizm teşekkülü fa­aliyetlerine yardımcı olmasını ehemmiyetle mütalâa edecektir.

Bu sebeple Genel Müdürlüğümüz bu gibi kurumların meydana gelmesi için teşvikler­de bulunmuş ve bir yıl Önce bir kaç ku­rumdan ibaret olan turizm teşekkülleri bugün yirmi beşi bulmuştur. Böylelikle sa­yısı günden güne artmakta bulunan ve memleketin muhtelif köşelerinde teşekkül eden kurumların, faaliyetlerinin daha se­mereli ve şümullü olabilmesi ve milletler­arası turizm federasyonları ile de müna­sebetler tesis edebilmek için bir Federas­yon halinde birleşmeleri ve bu şekilde ge­nişbir işbirliği içindeçalışmalarıGenel Müdürlüğümüzce ötedenberi üzerinde du­rulan bir mevzudur. Bu .sebeple, teşekkül etmesini faideli gördüğümüz bu P'ederasyona gelir sağlamak maksadiyle bir Turizm Pulu ihdasını düşünmüş ve bir kanun ta­sarısı hazırlamış bulunuyoruz.

Turizmin millî ve milletlerarası ekonomi sahasında haiz olduğu değer üzerinde ne kadar durulsa azdır. Ancak şu kadarını arzetmek isterim ki büyük sanayi memle­ketleri dahi, turizm endüstrisine geniş bir i'aalivet zemini hazırlamışlar ve bu suretle mîllî gelirlerinin büyük bir kısmını turizm vasıtası ile. temin etmek yolunu tutmuş­lardır. Görülüyor ki turizm endüstrisi bu­gün Batı memleketlerinde bir ana endüstri haline gelmiştir. Bu hususu bir kaç misalle tavzih etmeme müsaadenizi rica edeceğim:

Fransa'da turizm endüstrisinde 750 bin kişi çalışmaktadır. Buna mukabil demircilik sa­nayiinde 500 bin, çelik sanayiinde 280 bin, madenlerde 300 bin işçi çalışmaktadır. İtalya'da ise, turizm endüstrisinde çalışan­ların sayısı 740.998 dir. Halbuki daha ö-nemli sanılan diğer sanayi kollarında ve meselâ kimya sanayiinde çalışanlar ancak 261.695, iaşe maddeleri sanayiinde 349.723, dokuma sanayiinde 559.494 olarak tesbit edilmiştir. İsviçre'de bu endüstride 120.121 kişi iş bulmaktadır. Başka memleketlerin ticaret muvazenelerinde mühim yekûnlar tutan turizm gelirleri şöyledir: İngiltere 1950 senesinde 800 küsur milyon Türk li­rası, İtalya 766 milyon Türk lirası kazanç temin etmiştir. Fransa'ya gelince 1950 yı­lında bir milyar Türk lirası olan turizm gelirini 1951 de 1 milyar 200 küsur mil­yon liraya çıkarmış bulunmaktadır. Bu kadar verimli olan ve memleketimizde ge­lişmesi imkânları bulunan turizm endüstri­mizin kurulmasında, son yıllar içinde biz­de de mühim hareketler başlamış bulundu­ğunu şükranla kaydetmek isterim. Hususî teşebbüs memleketin muhtelif ^erlerinde şirketler kurmakta ve turistik tesislere para yatırmaktadır. Bunu, Adnan Menderes Hü­kümetinin bu endüstriye karsı takip et­mekte olduğu politikasının bir neticesi ola­rak memnuniyetle müşahede etmekteyiz.

Hususî teşebbüsün ve özel sermayenin di­ğer iktisadî sahalarda olduğu gibi, turizm endüstrisine de gösterdiği alâkanın deva­mını temin maksadı ile Hükümet azamî kolaylıkları göstermektedir. Bu cümleden olarak Turizm Endüstrisini Teşvik Kanu­nu tasarısını hazırlamış ve ayrıca yabancı sermayenin memleketimize celbini teşvik eden kanunu çıkarmış bulunmaktadır. Türkiye TurizmKurumuncamuvaffakiyetle tahakkuk ettirilen ve memleketimiz turizm hamlelerinde mühim bir yer- işgal edecek olan Kongreyi turizmimizin gele­ceği için bir teminat olarak görmekteyiz. Sayın Başbakan Adnan Menderes'in Kon­greye selâmlarını iblâğ eder ve Kurumun mesaisini desteklemek için imkânlarımızı kullanmak hususunda kendilerinden almış olduğum emri yüksek heyetinize ulaştır­mayı hem bir vazife, hem de şahsım için zir zevk telâkki ettiğimi arzeylerim.»

Bundan sonra, B. M. M. Parlâmentolar-arası Turizm Grubu Başkanı Antalya Mil­letvekili Dr. Burhanettin Onat kürsüye gel­miş. Turizmi Teşvik Kanununun bir an ev­vel Meclise getirilmesi dileğinde bulunduk­tan sonra Antalya'nın turistik zenginlikle­rini tanıtmak hususunda yapılan çalışma­ları izah etmiştir.

Dr. Onat sözlerine devamla yüksek okul­larda öğrencilere, arkeolojik dersler veril­mesi hakkında Hükümet nezdinde teşeb­büse geçildiğini bildirmiş ve İzmir'­den İskenderun'a kadar turistik önemi ha­iz olacak bir korniş yol yapılması teklifi­nin Başbakan Adnan Menderes tarafından müsait karşılandığını sözlerine ilâve et­miştir.

Daha sonra söz alan delegeler, rapor üze­rinde fikirlerini bildirmeye devam etmiş­lerdir.

— Ankara:

Aldığımız telgraflarda. Pasinler ve dolay­larındaki zelzele felâketzedelerine yardım için yurdun hemen birçok yerlerinde yar­dım komiteleri teşekkül ederek faaliyete geçtiği ve muhtelif müessese, dernek, şir­ket ve teşekküllerin İl ve İlçelerin, ha­miyetli vatandaşların nakdî ve-aynî yar­dımlarda bulundukları bildirilmektedir. Bu cümleden olarak en son aldığımız haberlere göre. Rize'de teşekkül eden Yardım Komi­tesi. Kızılay Derneği Rize Şubesi vasıta-siyle ilk yardım olmak üzere bin, Pınarbaşı İlçesi 500, Verto İlçesi 300, Göle İlçesi 617." Tekirdağ Valiliği 200, Tatvan İlçesi 290. Kağızman İlçesi 555,90, Giresun sağ­lık hizmetleri mensupları 145.37 lira ve Koçhisar'dan Bayram Acarbaş 15 çift lâs­tik ayakkabı Erzurum Valiliği emrine gön­dermişlerdir.

Diğer taraftan Erzurum Valiliğinden aldı­ğımız malûmata nazaran. Erzurum'da te­şekkül eden Yardım Komitesi Dördüncü Grupunun topladığı ve memleketimizin muhtelif yerlerinden kabul ettiği yardım miktarı şimdiye kadar 18 bin 387 lira 77 kuruşu bulmuştur. Ayrıca Erzurum İl Genel Meclisi son toplantısında felâketzede­lere 10 bin lira yardımda bulunmayı ka­rarlaştırmış ve bütçenin gider kısmına 10 bin liralık bir tahsisat koymuştur.

—Ankara:

Bugün Bütçe Komisyonunda Bayındırlık Bakanlığı 952 yılı bütçesinin umumî mü­zakeresi yapılmıştır. Sabahtan akşama ka­dar devam eden konuşmalarda 30'u müte­caviz milletvekili söz alarak muvafık - mu­halif hemen hepsi, Hükümetin takip et­mekte bulunduğu bayındırlık politikasının icraatından ve 951 yılının başarılı netice­lerinden sitayişle bahsetmişlerdir.

Yeniden ele alınacak mevzular hakkında çeşitli dileklerde bulunan milletvekilleri, ayni muvaffakiyetin 952 yılı bayındırlık çalışmalarında da devam edeceğinden c-min olduklarını belirtmişlerdir.

Zeytinoğlu, pazartesi günü geniş izahatta bulunacaktır.

—İstanbul:

Türkiye Turizm Kurumu Genel Kurul top­lantısında Hesap Komisyonu raporunun okunmasından sonra İdare Heyeti raporu ittifakla tasvip edilmiştir.

Bundan sonra üyeler ve tüzel kişiler mümessilleri söz alarak yurdun turizm dâva­sında Yönetim Kurulunun çalışmaları .üze­rinde dileklerini bildirmişlerdir. Bu arada Kurumun beynelmilel teşkilâta katılması ve Türkiye Turizm Kurumları Federasyo­nu kurulması temennileri kabul edilmiştir.

Kongrede yapılan seçim sonunda Yönetim Kurulu şöyle teşekkül etmiştir: Başkan: Lûtfi Kirdar,

Üyeler: Ahmet Emin Yalman, Doktor Burhanettin Onat, Cihad Baban, Salamon Adato, Said İbrahim Esi, Nihat hamamcıoğlu, Fahrettin Ulaş, Reşit Egeli. Kâzım Şinasi Dersan, Semih Tanca,

Mürakipler: Sadi Bekter, Sedat Kantoğlu, Niyazi Aleybek..

14 Ocak 1952

—Kütahya:

Şehrimizde yapılan yüz yataklı Verem Has-tahanesibugüntörenleaçılmıştır.

Törende,Vali,İlimizmilletvekillerinden bazıları. VeremleSavaş DerneğiBaşkanı. ■ meslek mensupları ve davetliler hazır bu­lunmuştur.

Bu münasebetic söz alan Veremle Savaş Derneği Başkanı Dr. Özgür ve milletvekillerimizden Dr. Ahmet- İhsan Gürsoy. has-tahanenin önemini, yapılması için ihtiyar edilen fedakârlığı belirttikten sonra. Tapu senetleri Dernek Başkanı tarafından, Sağ­lık Bakanına sunulmak üzere Valiye veril­miştir.

Sağlık Bakanı adına kurdelâyı kesen Vali Pepeyi, bir konuşma yaparak, bu tesis için teşebbüsü yapan ve işi takip ve intaca ça­lışan Verem Savaş Derneğinin eski ve yeni İdare heyetlerinin mesaisini, halkın bu hu­sustaki alâka ve fedakârlığını belirtmiş, inşaatın bir an evvel ikmalinde milletvekilerimizin yakın alâkalarını. Cumhurbaş­kanımızla, Başbakanımız ve fahrî hem­şehrimiz Adnan Menderes'in, Sağlık Baka­nının ve Bakanlığının kıymetli himmet ve müzaheretlerini, müesseselerimizin yardım­larını şükranla anmiştır.

Hastahanenin mefruşatı ve tanzimi Sağlık Müdürlüğünce kısa zamanda ikmal edil­miş ve hasta kabulüne başlanmıştır. Kü­tahyalılar bu hayırlı müesseseye kavuştuk­larından dolayı sevinç içindedirler.

İzmir:

Esre tütün piyasası bu sabah saat 8'de bü-

tün bölgede açılmıştır.

İki günden beri İzmirde bulunan Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcah ve Tekel Ge­nel Müdür vekili Kenan Yalter bu sabah Başmüdürlükte piyasaların açıldığı mm-takalardan Tekel mümessillerinin verdik­leri- malûmatla piyasanın seyrini takip et­mişlerdir.

Resmî makamlardan verilen malûmata gö­re, piyasa açılan yerlerde vaziyetin gayet iyi gitmekte olduğu ve geçen seneki fiyat­ların üstünde piyasalar kurulduğu, ilk gün içinde rekoltenin dörtte birinin satıldığı, fiyatların mahsul kalitesine göre 180-285 kuruş arasında değiştiği anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan Gümrük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yircalı öğleden sonra İlimizin muh­telif tütün mıntakalarmi gezerek müstah­sille temaslarda bulunmuş ve bu arada ken­dilerine, tüccar almak istemediği takdirde mahsullerinin son yaprağına kadar Tekel tarafından mubayaa edileceğini, aceleye mahal olmadığını söylemiş ve hiçbir endiseve kapılmamalarını katı bir lisanla an­latmıştır.

İzmir Milletvekili Mehmet Aldemir ve Sadık Giz, Samsun Milletvekili Hadi Üzer. Vali vekili Hayri Özlü, İl Jandarma Ko­mutanı ve D. P. İl Başkanı İle birlikte gezen Bakan, gece geç vakit şehrimize av­det etmiştir.

Sıtkı Yırcah yarın sabah Ödemiş ve Tire İlçeleri bölgesine giderek buradaki tütün satışlarını kontrol edecek ve müstahsille temaslarda bulunacaktır.

—Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısında, açık bulunan Danıştay Başkanlığı ile beş üyelik için seçim yapılmış, başkan­lığa 145 oyla Hazım Türegen seçilmiştir. Beş üyelikten yalnız Celâdet Barbarosoğlu 168 oyla seçilmiş, diğerleri nisabı doldura­madıklarından müteakip turlara kalmışlar­dır.

Üçüncü ve Dördüncü Daire Başkanlıkları­na itiraz vâki olduğundan bu oturumda bu Daire Başkanlıkları için seçim yapılama­mıştır.

15 Ocak 1952

—Ankara:

Cumhurbaşkanı bugün saat 15.30'dan iti­baren itimatnamelerini takdime gelen yeni Meksika Elçisi Ekselans General Antonio Sanchez Acevedo'yu. yeni Polonya Büyük­elçisi Ekselans Mösyö Tanusz Zambrowicz'i ve yeni Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi Ekselans Mösyö George C. -McGhee'yi, Çankaya'da, mutad merasimle kabul etmişlerdir.

Meksika Elçisinin kabulünde Dışişleri Ba­kanlığı Umumî Kâtip vekili Büyükelçi Cevat Üstün, Polonya ye Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçilerinin kabullerinde de Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü ha­zır bulunmuştur.

—İstanbul:

Ycdikule Verem Hastanesine ilâve edilen 150 yataklı pavyon bugün törenle açılmış­tır.

—İstanbul:

Türkiye Turizm Kurumunun yıllık Kon­gresinde Konya Belediyesi temsilcileri ta­rafından teşhir edilen Konya sanat, tarih ve arkeoloji eserlerinin tabloları ile turis­tik neşriyatın uyandırdığı alâka üzerine serginin bir hafta müddetle Beyoğlu Ol­gunlaşma Enstitüsünde halka gösterilmesi kararlaştırılmıştır.

—İstanbul:

Şehrimizde dört maç yapacak olan Arjantinin Lanus futbol takımı. 26 kişilik bir spercu ve idareci kafilesi halinde bugün saat 16.30'da uçakla şehrimize gelmiş ve YeşilköyhavaalanındaBedenTerbiyesi ve kulüpler temsilcileri tarafından karşı­lanmıştır.

—Konya:

Turistik şehirler arasında yer alan Konya, bilhassa Mevlâna türbesi ile dikkati çek­mekte, tarih ve felsefe yününden tatmin edici bîr manzara arzetmektedir. Bu ba­kımdan. Mevlâna türbesinin etrafı açıla­rak yeniden tanzim edildiği gibi, gelecek turistlerin her türlü istirahatlarını temin edecek tesisler meydana getirmek ve eğ­lence yerleri yapmak için de. tabiatın eş­siz denecek derecede güzellik ve manzara­larını üzerinde toplıyan Beyşehir Gölü ve civarının bu işlere tahsisi düşünülmekte­dir.

Bu maksatla, Beyşehirliler, Kaymakam ve Konya milletvekillerinden Kemal Atama-n'ın da iştirakiyle yaptıkları bir toplantıda, turistik meseleler ve mevzuat üzerinde fi­kir teatisinde bulunmuş ve derhal.müteşebbis bir heyet seçerek faaliyete geçmişlerdir. Bu suretle. Beyşehir Otel ve Plajları Tesis ve İşletme Anonim Ortaklığının nüvesi ku­rulmuş bulunmaktadır. Yeni Ortaklık için İlçe Ziraat Bankasında bir hesap açılmış ve halk şimdiden Şirketin hissedarı olmak gayesiyle bu hesaba para yatırmağa başla­mıştır.

—Ankara:

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısında geçen celse seçimi ikmal edileme­miş dört üyelik" için seçim yapıldı, tasnif neticesinde adaylardan Mahmut Celâl 0-fiut, Celâl Önen ve Kâmil Kayani'nin se­çildikleri anlaşıldı. Münhal diğer bir üye­lik için iki namzet nisabı dolduramadı­ğından seçimi gelecek oturuma bırakılmış­tır.

-— Ankara:

Büyük Miliet Meclisinin bugünkü birleşi­minde. Federal Alman Cumhuriyeti Mec­lisi Başkanının. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan'a yazmış olduğu cevabî mesajı alkışlar arasında okundu. Mektubun muhtevası şu idi:

Pek muhteremBaşkan.

Türkiye Büyük Millet Meclîsi heyeti vasıtasiyle bana göndermek lûtfunda bulun­duğunuz nazikâne" mektubunuz dolayısiyle samimî teşekkürlerimi ifadeye müsaadeni­zi rica ederim.

İstanbul'da toplanmış olan Parlâmentolararası Birliğine, katılan Alman Millet Mec­lisi üyeleri gerek devletinizin resmî ma­kamlarından, gerekse milletinizin fertlerinden mazhar oldukları hüsnü kabulden pek mütehassis olmuşlardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisince azala­rından bazılarını Almanya'ya göndermesi hususunda vâki davetimizin kabulünden dolayı bahtiyarız. Türk Milletvekillerinin ziyareti, misafirlerimize Alman siyasî ve iktisadî hayatını göstermek imkânını bize vermiştir. Parlâmentomuz üyelerinin, bu vesileyle. Türkiye ile Almanya arasındaki eski dostluk bağlarını sıkılaştırmaya ve her iki memleket arasındaki iktisadî münase­betleri, her iki memleketin menfaatine ola­rak inkişaf ettirmeğe tarafımızdan elden gelen her şeyin yapılmakta olduğu kanaa-tma vardıklarından eminiz.

Alman Millet Meclisinin selâmlarını ve memleketinizin muvaffakiyetli inkişafı hu­susundaki samimî arzularını Türkiye Bü­yük Millet Meclisine iblâğ buyurmanızı ri­ca ederim.

Bu vesile ile derin hürmetlerimi arzetmeme müsaadeniziistirham eylerim.

17 Ocak 1952

— Edirne:

Bilindiği gibi. bir müddetten beri, zaman zaman, Bulgar gazetelerinde, göçmen ola­rak Türkiyeye gidip de sonra dönmek mec­buriyetinde kaldığı iddia olunan, bazı kim­seler ağzından memleketimiz aleyhinde son derecede çirkin beyanatlar neşredilmekte ve Bulgar Hükümetince, bu beyanatlar etra­fında azamî alâka toplanılmasına çalışıl­maktadır.

Bu beyanatların bir kısmının sırf memle­ketimiz aleyhinde propaganda maksadiyle mevhum kimselere izafeten neşredildiğinden şüphe olunabilirse de, diğer kısmının Bul­gar makamlarınca göçmen akınından bilis­tifade, göçmen kisvesi altında gizli mak­satlarla memleketimize sokulup bilâhare Bulgaristan'a kaçan kimselere yaptırıldığı hissolunuyordu. Nitekim göçmen diye memleketimize kabul edilmiş ve bilâhare şüpheli durumda oldukları meydana çıkmış tek tuk bazı kimselerin, iskân edildikleri yerlerden kaybolduklarının tesbit edildiği de işitilmekte idi.

Bu kere inanılır bir kaynaktan Öğrenildi­ğine göre. bundan altı ay kadar önce Bul­garistan'a gizlice kaçan ve kendilerine Bulgar gazetelerinde memleketimiz aleyhin­de beyanat yaptırılan 25 kadar sözde göç­men ile 20 gün evvel Türkiye'den döndük­leri Bulgar gazeteleri tarafından bildirilen 18 kişinin, hileli yollarla ye gizli maksatlarla memleketimize sokulmuş çingeneler­den İbaret bulundukları tesbit edilmiştir.

—İstanbul:

Türk Editörler Derneği yıllık toplantısını bugün yapmıştır. Yeni İdare Heyetine Ibrahim Hİlmi Çığıraçan, Aziz Bozkurt. Avni İnsel. Osman Nebioğîu ve Yakup Bayar seçilmişlerdir.

18 Ocak 1952

—Ankara:

İstinaf Mahkemelerinin kurulması husu­sunda Adalet Bakanlığınca hazırlanan ka­nun tasarısı. Bakanlar Kuruluna sevkedilmiştir. Yargıç stajyerlerinin diğer mahke­meler gibi burada da staj yapacakları ba­his mevzuu olmakla beraber, yargıçlık sta­jının azaltılıp veya çoğaltılacağı, yahut ta­mamen kaldırılacağı hususunda Bakanlığın şimdilik tebellür etmiş bir mütalâası yok­tur. Esasen bu konu hazırlanmakta olan Yargıçlar Kanunu tasarısında derpiş, edi­lecektir.

—Ankara:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar. beraberlerin­de B. M. M. Başkanı Refik Koraltan. Ba­yındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu. Ge­nelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Ya-mut. Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger. Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik. Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kurmay Yar­bay Nureddin Alpkartal, Ankara Belediye Reis muavinlerinden Nihat Pasinli. Bayın­dırlık Bakanlığından yüksek mühendis Me­sut gün. .M. T. A. dan Mehmet Tokkaya olduğu halde bugün saat 16.05 de kalkan posta trenine bağlanan Özel bir vagonla Erzurum'a müteveccihen şehrimizden ayrıl­mışlardır.

Cumhurbaşkanı garda. Başbakan Adnan Menderes. Bakanlar, milletvekilleri. Baş­bakanlık Müsteşarı. Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtipleri. Ban­kalar Genel Müdürleri. Basın - Yayın ve Turizm Genel Müdürü, Kara. Hava ve De­niz Kuvvetleri Komutanları. Belediye Baş­kanı ve üyeleri, askerî ve mülkî erkân ile kalabalık halk kütlesi tarafından "yolun açık olsun» nidalariyle uğurlanmışlardır.

Erzurum felâketzedelerine Ankara yardm komitesinin toplamış olduğu paranın 100.000 lirası Erzurum Ziraat Bankası şu­besi üzerine keşideli ve Cumhurbaşkanı Celâl Bayar emrine tanzim edilmiş bir çeki muhtevi olarak garda yardım komitesi baş­kanı ve Ankara Belediye Reisi Atıf Benderlioğlu tarafmdan Cumhurbaşkanına ve­rilmiştir. Ayrıca yine yardım komitesi adı­na Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından teberru edilen 25.000 lira kıymetinde si­yim eşyası ve Ankara madenî işler sanat­kârları derneğinin teberruu olarak 234 par­ça soba, boru, mangal, bir sandık çivi ye 255 lira Cumhurbaşkanının emrinde ola­rak katara bağlanan vagonlarla sevkedilmiştir.

Ankara Belediye başkanı çeki Cumhur­başkanına takdim ederken: «Lütfen ka­bul buyurarak Erzurumlu felâkete uğrayan kardeşlerimize götürmek zahmetini ihti­yar buyurduğunuz bu küçük armağan İle birlikte onlara Ankaralı hemşehrilerimizin selâmlarını, sevgilerini lütfen iblâğ buyur­manızı şehir namına sizden rica ederim sayın başkanım» demiş ve 100.000 liralık çeki takdim etmiştir.

Çeki alan CumhurbaşkanıCelâl Bayar:

kBu yardımı sağlamak üzere gayret ve faaliyet gösteren size. Bayan ve Bay ar­kadaşlarıma teşekkürlerimi bildiririm. Bu işde çalışanların hizmetlerini takdir etme­mek imkânsızdır. Ayrıca yardımda bulu­nan vatandaşlarıma,. Devlet müesseseleri­ne ayrı ayrı teşekkürlerimi bildirmenizi ricaederim.

Bu büyük şefkat eserini sevinç ve mem­nuniyetle kabul ederek Erzurum'da kadir­şinas Ankaralıların hissiyatına tercüman olmayaçalışacağım»demişlerdir.

— Kırıkkale:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar'ı Erzurum zelzele mıntakasma götürmekte olan pos­ta treni bu akşam saat 2O'de Kırıkkaleden geçmiştir. Cumhurbaşkanımız pazar günü saat 7.30'da Erzurumda saat 9.30'da .da Hasankale'de olacaktır. Cumhurbaşkanı­mızı Elmadağ istasyonunda kalabalık bir halk kitlesi coşkun tezahüratla karşılamış ve uğurlamışlardır. Kırıkkale istasyonun­da da sayın Bayar'ı İlçe Kaymakamı, Be­lediye başkanı, Demokrat Parti başkanı ile çok kesif bir vatandaş kitlesi karşıla­mıştır. Cumhurbaşkanımız alâkalılardan, Erzurum felâketzedelerine yapılan yardım hakkında izahat almışlar ve memnuniyet­lerini izhar etmişlerdir. Cumhurbaşkanı­mız Celâl Bayar'a Ankara istasyonunda, zelzele felâketine uğrayanlara yardım ol­mak üzere Ankaralılar adına Belediye başkanı tarafından takdim edilen 100 bin liralık çekten başka. Ankara Madenî İşler Sanatkârları Derneği adına 255 lira nakitle 284 parça soba, boru, mangal vesaire verilmiştir. Erzurum'da Vakıflar İdaresin­den de yardım olarak kullanılmak üzere 10 bin lira mahallinde Cumhurbaşkanımıza teslim olunacaktır. Kızılay Genel Merkezi tarafından ek yardım olarak Cumhurbaş­kanımızı zelzele bölgesine götüren posta trenine 26 balya içinde 850 takım muh­telif elbise, 154 palto, 100 kilo safi D.D.T., 20 kilo çay, 200 şişe penisilin ve 2000 kom­prime sulfamid teslim edilmiş bulunmak­ladır.

Kızılay Genel Merkezi tarafından şim­diye kadar felâket bölgesine 423.765 lira­lık yardım yapılmıştır. 14 Ocak tarihine kadar yapüan yardımlar arasında, 35 bin lira kıymetinde 1750 çadır, 52 bin lira kıymetinde 7 bin parça battaniye ve muh­telif giyecek eşyası, 5 ton çivi, 30 kilo çay. 1500 liralık penisilin, sulfamid ve di­ğerilâçlarvardır.

— Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında. Daniştayda açık bulunan bir üye­lik için seçim yapıldı ve Şükrü Dilhisarlıoğİu Danıştayüyeliğine seçildi.

—Ankara :

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplan­tısında, idareci üyeler kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ödeneği hakkındaki kanun teklifi ile, Zonguldak Milletvekilliğine seçilen Esat Kerimorun seçim tutanağı hakkındaki Yüksek Seçim Kurulunun tezkeresi kabul edildi.

Müteakiben Ankara Milletvekili Talât Yasfi Oz'ün, difteri aşısının mecburî ola­rak tatbik edilmesine dair kanun teklifinin müzakeresinegeçildi.

Meclis pazartesi günü toplanacaktır. 19 Ocak 1952

—Sivas :

Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkada­şımız bildiriyor:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayarla refaka­tindeki Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakam Kema! Zeytinoğlu, Genelkurmay başkanı Or­general Nuri Yamut; Milletvekilleri, Ba­yındırlık ve Jeologi mütehassıslarını Er­zurum zelzele felâketi bölgesine götürmek­te olan posta treni bugün saat 12.10'da Sîvasa varmıştır. Yol boyunca bütün istas­yonlarda olduğu gibi Sivas'ta da Cumhur­başkanı kalabalık bir vatandaş kitlesi ta­rafından hararetle karşılanmıştır.

Cumhurbaşkanı Sivas'ta kaldıkları kısa müddet zarfında Vali Taki Gürkök'ten Vilâyet işleri hakkında bilgi almışlar ve Cer atölyesinde tetkiklerde bulunmuşlar­dır. Celâl Bayar'ı coşkun tezahüratla kar­şılayan işçiler bugünkü istihkakları olan 2500 ekmeği Erzurum felâketzedelerine göndermişler ve ayrıca şimdilik kaydıyla 1500 liralık bir çeki de felâketzedeler ih­tiyacına sarfedilmek üzere Cumhurbaşka­nına sunmuşlardır. Bayar, gelişlerinde ol­duğu gibi coşkun tezahürat arasında Er-zuruma uğurlanmıştır. Trenin her durduğu yerde vatandaşlar Pasinler'de zelzele felâketine uğrayan kar­deşlerimize karşı olan tesanüt hislerini izhar eylemekte ve Cumhurbaşkanımızdan felâket mmtakası halkına selâm ve mu­habbet nişanelerini rica etmektedir.

—İzmir:

Pazartesi günü açılan ve tahminlerin fev­kinde bir geliş kaydeden Ege ekici tütün piyasasının beşinci ve altıncı günü (je [YK günkü hararetini kısmen muhafaza etmiş­tir.

Bütün bölgede dün fasılalarla yağan yağ­mur yüzünden mubayaa işleri biraz inkı­taa uğramışsa da yine bir hayli yeni sa­tışlar kaydedilmiştir. Alâkalı makamların bildirdiklerine göre, dün üç milyon kilo­dan fazla, bugün de öğleye kadar bir bu­çuk milyon kiloya yakın tütün mubayaa edilmiştir. Bu suretle altı gün içerisinde 32 milyon kilodan fazla tütün müstahsilin elinden çıkmış bulunmaktadır. Satışlara hararetledevamedilmektedir.

Tekelin müdahalesi ve ticarî alâkası sa­yesinde fiyatlar şimdiye kadar düşürülme­miştir.

—İstanbul:

Misafir Lanus' takımı ilk maçını bugün Mithatpaşa Stadında Fenerbahçe ile yap­mıştır.

Stadda tahminen 15 binden fazla bir se­yirci kitlesi bulunuyordu.

Sahaya evvelâ ellerinde büyük bir Türk bayrağı olduğu halde Lanus'lu futbolcular, arkadan da Arjantin bayrağı ile Fenerbah­çeliler çıktılar. Kısa bir seramoniyi müte­akip iki takım karşılıklı şöyle yer aldılar: Lanus: Alvares - Kalvente, Merkado - Da-ponte, Strembel, Bivas - Garfanioli, Him, Katoira, Martini, Duran. Fenerbahçe: Salâhattin - Müjdat. Orhan -Nedim, Kâmil, Muammer - Fikret, Fahir, Burhan, M. Ali, Abdullah. Hakem: Sıtkı Eryar.

Devrenin ilk dakikaları karşılıklı hücum­larla geçti. Lanusun Fenerbahçe müdafaa­sında kesilen iki hücumundan' sonra, oyun tedricî bir surette zevkli bir cereyana sü­rüklenmeğe başladı. Onuncu ve on ikinci dakikalarda iki Fenerbahçe hücumu Lanus kalesine kadar uzandı. On beşinci dakikada Fahîrin verdiği pası iyi kullanan M. Ali. köşeyi bulan şütiyle Fenerbahçeye bir gol kazandırdı.

Bu gol oyunu biraz daha hızlandırdı. Ar­jantinliler güzel pas yapıyorlardı. Fakat ge­çen sene memleketimizi ziyaret eden Bre­zilyalı Des Portes takımına nazaran her bakımdan zayıf bîr manzara arzediyorlardı. Otuzuncu dakikada ortadan verilen pası iyi takip eden sağiç Him, kısa bir vuruşla ta­kımının beraberlik golünü yaptı. Devrenin bitmesine bir dakika kala da yine ayni oyuncu sönük bir vuruşla ikinci golü yaptı. Devre bu şekilde 2 - 1 Lanus lehine bitti. İkinci devrede Arjantinliler kalecilerini de­ğiştirmişlerdi. Süratli başlıyan devrenin ' ilk on dakikasında Burhan ile Fikret iki güzel fırsat kaçırdılar.

Bu devrede teşebbüs ve baskı hemen ta­mamen Fenerbahçede idi. F'akat Sarı-Lâci-vertli muhacimler netice almakta becerik­sizlik yapıyorlardı.

Yirminci dakikada M. Ali fevkalâde bir fırsattan istifade edemedi, Bu arada Lanusluiar da bir kaç tehlikeli hücum yaptılarsa da gol çıkaramadılar.

Maç, Fenerbahçenin baskılı fakat neticesiz oyunu devam ederken 2 - 1 Lanus'un gali­biyetiyle sona erdi.

Arjantin takımı, yarın ikinci maçını saat 14.45 de Beşiktaşla yapacaktır,

20 Ocak 1952

— Hasankale :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar zelzele fe­lâketine uğrayan bölgede bugün öğleden evvel, en fazla zarar gören köyleri gezmiş, iskân faaliyetini mahallinde tetkik etmiş ve yıkılmış evlerin yanı başında çadırlara ve zeminlik barakalara yerleştirilmiş felâket­zedelerle konuşarak vaziyetleri ve ihtiyaç-larile yakından alâkadar olmuştur. Zelzele felâketine uğrayarak yuvalarını, yiyecek ve giyeceklerini tamamı ile kaybetmiş olan Serçe Boğazı, Hiniz, Kurmuç ve Kalbulası köyleri halkı Cumhurbaşkanımızı sevinçle karsılıyarak Devletin ve milletin felâketze­de vatandaşlara yaptığı yardımlardanve gösterdiği şefkatli alâkadan dolayı şükran­larını saf olduğu kadar heyecanlı ifadelerle bildirmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız ayni zamanda, gezilen köylerde çadırlı ordugâh vücude getirerek halkın yardımına koşmuş, enkazı temizle­miş, ve halen tamamlanmakta bulunan ordu istihkâm ve piyade birliklerini de gezmiş ve çok kısa bir zamanda başardıkları bu iş­lerden dolayı kahraman ve insansever er­lerimize ve subaylarımıza takdirlerini bil­dirmiştir. Hükümetin ve başta Erzurum Valisi ile Pasinler Kaymakamı olmak üzere mahallî mülkî İdarenin süratle aldığı ve muvaffakiyetle tatbik ettiği tedbirlerden ve bunun zelzele felâketi bölgesinde elle tutu­lan ve gözle görülen tesirlerinden dolayı da Cumhurbaşkanımız ayrıca takdirlerini ifa­de etmişlerdir.

Felâketzede vatandaşlar bugün gezilen her köyde Cumhurbaşkanımızla görüşürken hü­kümetten mülkî ve askerî makamlarla Kızılaydan ve bütün vatandaşlardan gördük­leri sıcak alâkadan minnetle bahsetmişler ve felâket karşısında her türlü âcil ihtiyaç­larının cevaplandırılmış olduğunu belirt­mişlerdir.

Cumhurbaşkanımız, demokrasi idaresinde Devletin. Hükümetin, ordunun ve bütün iç­timaî muavenet müesseselerde milletin bu tarzda ve şekilde alâkasının ve tesanüdlü olarak çalışmasının pek tabiî olduğunu söy­lemiş ve felâketzede vatandaşlara kendi şahsî yakınlık ve muhabbet hislerile bir­likte bütün Türk milletinin de sevgilerini ve selâmını getirdiğini ilâve etmiştir.

Cumhurbaşkanımız, bugün yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koralian, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Ge­nelkurmay başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Milletvekilleri, Erzurum Valisi, Ordu Mü­fettişi, kolordu ve tümen komutanları. Pa­sinler Kaymakamı olduğu halde zelzele böl­gesinde yaptığı tetkiklerinde zelzele felâ­ketine uğrayan bütün bölgenin bugün ta­mamlanacak ihtiyaçlarile istikbale muzaf İhtiyaçlarını da gözden geçirmiştir.

— Hasankale :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, bu akşam Başbakan Adnan Menderes'e aşağıdaki tel­grafı çekmiştir:

Sayın Adnan Menderes

Başbakan

Ankara

Zelzele bölgesine geldim. Hasankale'de ve en çok tahribat gören köylerde felâketzede vatandaşlarımızla görüştüm. Yer sarsıntı­sının tahribatından başka kışın şiddeti faz­la ıztırap yaratmıştır. Erzurum Valisi maiyetiyle beraber vazifesini intizam dahi­linde yapmıştır. İaşe ve yardım keyfiyeti süratle tanzim edilmiştir. Çadırlara alı­nan vatandaşlarımızın mühim bir kısmı inşa edilmekte olan barakalara yerleştiril­miş ve diğerlerinin de yerleştirilmeleri İçin inşaatadevamolunmaktadır.

Ordumuzun hizmet ve yardımı çok kıy­metli olmuştur. Halen takdire değer hiz­metlerine ekip halinde devam etmektedir­ler. Ordu müfettişi Orgenerale ve Erzu­rum valisine teşekkür ettim. Bu hususta sarfedilen gayretleri hükümetin takdirle karşılayacağındaneminim.

Felâket görenler milletimizin şefkatinden ve hükümetin yakın alâka ve tedbirinden çok mütehassisdirler. Bu sayede teselli bulduklarınıifadeetmektedirler.

Oradayken bana bahsettiğiniz tedbir ve kararların tatbiki halinde bu mevziî felâ­ket telâfi edilmiş olacaktır. Muhabbetle güzlerinden Öperim.

Cumhurbaşkanı CELÂL BAYAR

—Hasankale:

Cumhurbaşkanımıza refakat etmekte olan Ankara Belediye başkan muavini Nihat Pasinli. Ankara şehri adına gönderilen yardım eşyasiyle nakdî ianeyi Pasinler yardım komitesine teslim etmiştir.

Tashihler adına Hasankale Belediye baş­kanı Fuad Pasinli Ankara Belediye başka­nı Atıf Benderlioğlu'ya ve Ankara Esnaf Dernekleri Birliği başkanı Abdullah Caner'e teşekkür telgrafları çekmiştir.

Cumhurbaşkanımıza M. T. A. Enstitüsün­den refakat etmekte olan Dr. Jeolog Mehmcı Topkaya da Türkiye Jeoloji Ku­rumunun Hasankale felâketzedelerine gön­derdiği İ00 lirayı Pasinler yardım komite­sinetevdietmiştir.

21 Ocak 1952

—Hasankale :

Bugün mahallinde gördüklerimizden ve salahiyetli kaynaklardan öğrendiklerimiz­den anlaşıldığına göre, 12 bin nüfusu ih­tiva eden 3S köy ve bir de Hasankale ka­sabasından mürekkep Pasinler zelzele fe­lâketi mıntıkasında, felâketin hemen aka­binde muvakkaten yerleştirilmeyerek açık­ta kalmış bir tek vatandaş mevcut değildir. İlk zelzele anında en çok hasara uğ­rayan beş köyde enkaz altında kalarak ölen 94 vatandaştan başka, soğuğun bu­gün dahi öğle üzeri sıfırın altında İS de­rece olmasına rağmen, bir tek insan kaybı kaydolunımamıştır.' Felâketin hemen aka­binde hastahanelere kaldırılan 01 vatan­daştan da 52'si bu ana kadar İyileşerek taburcu olmuş, tedavi altında 39 kişi kal­mıştır. Bunlar da yakın zamanda hastahanelerden çıkacaktır. Felâketi takip eden günlerdeki sıhhî imdat faaliyetinden son­ra şimdi, sıhhat ekipleri İle gereken bütün sıhhî yardımlar mahallinde yapılmaktadır.

Zelzele bölgelerindeki köylere, hasar nisbetinde ve ihtiyaçlara göre 2500 çadır dağı­tılmıştır. Derhal tevzi olunan 400 ton ya­kacakla ısıtılmakta olan bu çadırlardan başka teshin edilmiş 40 vagon da felâket­zedeler emrine tahsis olunmuştur. Zelzele bölgesinde 3 istihkâm taburu ile 4 piyade taburu, bilhassa münakale inşaat ve ye­mek tevzi işinde büyük yardımlar sağla­maktadır. Bin metre küp kereste ile kıs için daha mazbut zeminlik barakalar in­şasına devam edilmekte .ve felâketzedeler peyderpey çadırlardan bu barakalara alın­maktadır. 12 ilâ 2O'şer ailelik 11 baraka­nın en çok hasar gören mıntıkada inşası bitirilmiş ve S45 nüfus bu barakalara yer­leştirilmiştir. Ayni bölgede halen çadırda bulunan 350 nüfusun yerleşeceği diğer 4 barakanın da inşası bitmek üzeridir.

Hasankale kasabasındaki çalışmalara da ekipler halinde devam olunmaktadır.

Çok hasar gören köylerde vilâyetin temin ettiği İaşe maddeleri, o köylerde modern vasıtalarla donmuş topraklan kazarak ba­rakaları kuran askerî birlikler tarafından pişirilip felâketzedelere dağıtılmaktadır. İkinci ve üçüncü derecede hasar gören köylere çadırlar ve yakacakla beraber diğer bazı esaslı yiyecek maddeleri de tevzi olunmuştur. Ayrıca ekmek tevziatı da ya­pılmaktadır. Bu köylerde baraka inşası da peyderpeyelealınacaktır.

Zelzele felâketi bölgesinde mülkî makam­larla askerî makamların yardıma koşma bahsindeki işbirliği çok seri ve imtisal nu­munesi teşkil edecek bir mükemmeliyette olmuş ve hükümetin yerinde ve müessir tedbirleri, memnunluk verici ve ıstırap dindirici neticelerini derhal vermiştir. Böylece kışın çok daha büyük felâketli vaziyetleri başlangıçtaÖnlenmiştir.

Zelzele mıntıkasında felâketzede vatan­daşlar, felâketin hemen akabinde başlıyan yardımlar ve bu yardımlarıderhal takip eden yapıcı çalışmalar karşısında mem­nunluklarını ve şükranlarını her vesile ile izhar etmektedirler.

İnşaat mevsiminin gelmesiyle kat'î yer­leştirme faaliyetine geçilmesine intizaren, bugün en âcil ihtiyaç, bitmekte olan yaka­cak stoklarının yenilenmesidir. Bunun için de yardım komitesine verilen paralarla yakın bölgelerden odun ve bir mikdar "da krible kömür teminine geçilmiştir. Yapı­lan ve yapılmakta olan zeminlik barakalar­da Bayındırlık Bakanlığınca temin edile­cek olan su geçmez bir madde ile kapla-nacaktır. Zeminlik barakaların inşasının bütün felâket bölgesinde, çatlamış olan ve havaların biraz ısmmasiyle inhidam teh­likesi gösterebilecek bulunan evlere de teş­mili düşünülmektedir. Her halde yakın za­manda çadır altında felâketzede bırakılmayacaktır.

Geceyi Haşankale'de geçiren Cumhurbaşka­nımız Celâl Bayar bugün. Hasankale istasyonunda teshin edilmiş vagonlardaki felâ­ketzedeleri ziyaret ederek hatırlarını sor­muştur. Cumhurbaşkanımız refakatindeki zevatla beraber Öğleye doğru Erzurum'a hareket edecektir.

— Ankara :

Başbakan Adnan Menderes, sayın Cum­hurbaşkanı Celâl Bayar'dan dün akşam al­dığı telgrafa cevaben aşağıdaki telgrafı çekmiştir:

Sayın Celâl Bayar.

Cumhurbaşkanı

Erzurum

Haşankale'de zelzele felâketinin tahribatını gerek hükümetçe gerek mahallen alman tedbirleri bizzat müşahede buyurmanız üzerine gönderdiğiniz teli teşekkürle al­dım.

Alınması gerekli tedbirler hakkındaki yüksek işaretleriniz üzerinde ehemmiyet ve dikkatle durulacağını arzdan müstağni addediyorum. Bu cümleden olmak üzere ihtiyaç olarak bildirilen cem'an 700 ton­luk maden kömürünün 200 tonu yüklen­miş ve 500 tonu da bu akşam yüklenecek­tir. Ayrıca 1000 metre mikabı kereste için orman idaresine emir verilmiştir. Bedelinin ödenmesi yarın temin olunarak yola çıka­rılacaktır.

Gerek mahallî Hükümet ve Belediyeye, ge­rek ordu müfettişi Orgeneral'e gösterdikleri alâka ve gayretlerinden dolayı izhar buyrulan yüksek takdir ve teveccüh dolayısiyîle Hükümetimizin de tercüman! olmak lûtfunda bulunmanızdan en derin hürmetlerimle teşekkürlerimi arzederim.

Başbakan

Adnan Menderes

— Erzurum :

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar beraber­lerinde Büyük Millet Meclisi Başkanı Re­fik Koraİtan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay Başkanı Or­general Nuri Yamut, Milletvekilleri. Er­zurum Valisi, ordu. kolordu ve tümen ko­mutanları olduğu halde saat 13.30'da Erzu-ruma gelmiş sıra ile vilâyeti, orduyu ve Belediyeyi ziyaret ederek mahailî ihtiyaç­lar ve dilekler üzerinde hasbıhallerde bu­lunmuştur.

Cumhurbaşkanımız yann gece posta treni­ne bağlanacak hususî vagonla Çetinkaya'ya gidecek oradan aktarma ile Ergani'ye ha­reket edecektir.

Cumhurbaşkanımız çarşamba sabahı erken saatlerde Ergani'de bulunacak, madeni gez­dikten sonra o geceyarısı posta vagonuna bağlanacak hususî vagonla Çetinkaya-Sivas - Kayseri yolundan cumartesi öğle vak­ti Ankara'ya gelecektir.

M.TA. Enstitüsünden Cumhurbaşkanımız­la birlikte felâket bölgesine gelmiş bulunan Jeolog Doktor Mehmet Tokkaya'dan alı­nan malûmata göre Pasinler zelzelesi mev­ziî bir yer sarsıntısı mahiyetini arzetmek-tedir. Birisi Pasinlerin şimal batısında di­ğeri de Pasinlerin cenubunda Karayızâd ol­mak üzere iki merkezden harekete geçmiş ve şimal cenup istikametinde akmış, Doğu-Batı istikametinde ise 200 kilometre kadar bir sahada, merkezlerden uzaklaştıkça ha-fifleşen bir tarzda hissedilmiştir. Bu yer sarsıntısını hazırlayıcı sebepler de mevzii­dir. Esas hazırlayıcı sebep/arazinin mev­zii surette çatlak ve yarıklı olması ve de­rinlerde alçı ve tuz gibi eriyebilen ve su ile' temasta hacmini büyülten kütleler bulun­masıdır. Sarsıntının harekete geçmesini ise üç dört aydanberi devamlı olarak yağan şiddetli yağmurların yarıklardan işleyerek araziyi bu yarıklar istikametinde derinlere doğru yumuşatması, birbirine tutunmaktr bulunan arazi kütleleri arasındaki delki za­yıflatması ve böylece mevcut muvazenenin kaybolarak yeni bir muvazene tesisine doğ­ru mmtakamn harekete geçmesidir. Bu son sebep yer depremini tacil etmiş bulun­maktadır.

17-18 gündenberi yer sarsıntıları daima hafifleşerek devam ettiğine ve son birkaç gün içinde hemen hiç vukua gelmeyişine bakılırsa yeni kuvvetli sarsıntılar şimdiki müşahedelere göre pek beklenemez.

22 Ocak 1952

—Ankara :

Yunanistan Dışişleri Bakanı Venizelos. bîr nezaket ziyareti yapmak üzere Türkiye'ye gelecektir. Yunan Dışişleri Bakanı ayın 29'unda İstanbul'da ve 30'unda Ankara:da olacak ve Ankara'da üç gün kadar kala­caktır. Dışişleri Bakanlığı protokol umum Müdürlüğünce, bu ziyaret için bir program hazırlanmaktadır.

—İstanbul :

Haber verildiğine göre Türk milletinin ve ordusunun kahramanlık menkıbelerini umu­mî efkâra aksettirmek vak'alan hakikatlara en yakın şekilde canlandırmak gayesile. Mayıs ayında İstanbul Orduevinde açılmak üzere büyük bir hamaset sergisi hazırlan­maktadır.

Bu serginin hazırlıklarını ikmal hususunda Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü ve Pro-fesörlerile teşriki mesai edilmektedir. Ça­lışmaları ilerlemekte bulunan serginin mev­zu ve mahiyeti aşağıdaki çerçeve dahilinde olacaktır.

Heykel, tablo ve resimlerden: a— Kore'deki Türk kahramanlıklarını. b—- Türk İstiklâl harbi kahramanhklaıın!. c— Çanakkale harbi kahramanlıklarını, d— Fatih devri ve İstanbulun fethini, e— Türk deniz muharebeleri ve denizcilik menkıbelerini' ihtiva ve tasvir edecek­tir.

—Erzurum :

Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkada­şımız bildiriyor:

Pasinler zelzelesi felâketzedelerinin âcil ih­tiyaçlarını tamamen giderecek ve felâket­zedelerin hepsinin derhal zeminlik baraka­lara alınmasını ve ısınmanın kara kış müddetince devamını sğliyacak olan mütem­mim tedbirlerin hükümetçe derhal alındı­ğını müjdeleyen Başbakan Adnan Mende­res'in Cumhurbaşkanımıza cevabî telgrafı. Erzurum'da ve Pasinlerde büyük bir sevinç yaratmış ve derin minnet ve şükran hisleri ile karşılanmıştır. Bilindiği gibi hükümet başkanı Adnan Menderes bu telgrafında 700 ton maden kömürünün ve ayrıca bin metre mikâbı kerestenin gönderilmekte ol­duğunu Cumhurbaşkanımıza bildirmekte idi.

Ayrıca öğrenildiğine göre halen Hasankalede istasyonda muvakkat iskân mahallesi vazifesini gören ısıtılmış vagonlara ilâveten bir lokomotifle ısıtılmış 10 vagon daha fe­lâket bölgesine yola çıkarılmıştır.

Memleketin her tarafından felâketzedelere bağışların devam etmekte olduğu da bura­da memnunlukla haber alınmıştır. Kars Valisi, Karslılarm derhal ve ilk hamlede 30 bin küsur lira ile komşularının yardımı­na koştuklarını bildirmiştir. Felâketin bü­yüklüğünü şimdi öğrenmiş bulunan mem­leketin diğer bölgelerinde de bağışlar için harekete geçilmekte olduğu öğrenilmekte­dir. Bu bağışlarla. Pasinler zelzelesi felâ­ketzedelerinin kat'î iskânları çabuklaştırıl­mış, kolaylaştırılmış ve hükümetin bugün­kü tam ve yerinde süratli muvakkat iskân tedbirlerine inzimam edecek tedbirler ile katı iskân, bu yardımlar sayesinde Pasinlerdcki felâketzede köylü vatandaşlarımı­zın maddî ve malî imkânlarını aşrnıyaca"-: bir ucuzlukta temin edilmiş olacaktır.

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. bugün öğ­leden evvel Erzurum Kız Enstitüsünü, Ya­pı Enstitüsünü ve Liseyi gezmiştir.

— Erzurum :

Cumhurbaşkanımıza refakat eden arkada­şımız bildiriyor:

Bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. Erzurum Numune Hastaha-aesine gitmiş ve Pasinler zelzelesi felâket­zedelerinden halen hastahanede yatan ya­ralı ve hastaları ziyaret ederek hatırlarım sormuştur. Hasta ve yaralılar hükümetten, vilâyet ve ordudan ve doktorlardan gör­dükleri yardım ve şefkatten dolayı Devlet Başkanımıza saf ve candan ifadelerle şük­ranlarını bildirmişlerdir.

Cumhurbaşkanımız akşam yemeğini ordu­nun misafiri olarakOrduevinde yemiştir.

Cumhurbaşkanımız, yanında Büyük Millet Meclisi başkanı Refik Koraltan, Bayındır­lık Bakanı Kemal Zeytinoğlu. Genelkur­may başkanı Orgeneral Nuri Yamut, An­kara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik, Er­zurum Milletvekili Bahadır Dülger, Üçün­cü Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel. Bayındırlık ve M.T.A. mühendis ve Jeologları, Ankara Belediye başkan mu­avini. Cumhurbaşkanlığı Başyaveri Kur­may Yarbay Nurettin Alpkartal olduğu hal­de, posta trenine bağlanan hususî vagonla Çetinkaya yolu ile Ergani'ye hareket et­miştir. Posta treni teehhürle geldiğinden saat 21.45 yerine 22.40'da hareket edilmiş­tir. Havanın soğukluğuna ve vaktin geçtiğine rağmen kalabalık bir halk kitlesi Cumhur­başkanını selâmlamıştir.

Cumhurbaşkanımızı istasyonda Erzurum valisi Cemal Göktan ile Erzurum Milletve­killeri, Erzurum Belediye başkanı, mülkî erkân, jandarma Genel Komutanı. Kolordu ve tümen komutanları uğurlamışlardir.

23Ocak 1952

—Malatya :

Erzurum'dan Ergani Maden'e gitmekte ci­lan Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar. Refa­katindeki zevatla beraber bu akşam sasî I9.55'te posta trenine bağlanan hususî va­gonla Malatya'ya gelmiş ve 2O.3O:da da ' ayni trenle Ergani istikametine hareket et­miştir.

Cumhurbaşkanımızı Hekimhan istasyonun­da Vali Şefik San, tümen komutanı, De­mokrat Parti İl idare heyeti ve üyeleri. İlçelerden gelen Demokrat Parti başkanları ile Belediye Reisleri ve bunlara refakat eden gazeteciler karşılamış ve Malatya'ya kadar trende samimî hasbihallerde bulun­muştur.

Cumhurbaşkanımızı Malatya istasyonunda vaktin geç ve havanın Soğuk olmasına rağ­men çok büyük bir kalabalık vatandaş kit­lesi samimî tezahürler içinde karşılamışlar­dır.

Cumhurbaşkanımız Çetinkaya'dan itibaren, yol boyunca bütün istasyonlarda vatandaş­ların samimî tezahürleri ile karşılanmış ve. trenin tevakkufu müddetînce memleket me­seleleri ve mahallî ihtiyaçlar üzerinde has­bıhaller yapmış ve biran evvel halli husu­sunda ilgililere gerekli emirleri vermiştir.

24Ocak 1952

—Ankara:

Bugün saat I6'da evinde yaptığı basın top­lantısında Birleşim Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Mr. George Mc Gee aşağıdaki beyanatı vermiştir:

«Türkiye'ye geldiğimizden beri bana, kan­ma ve ailemize karşı gösterilen hüsnükabulden dolayı samimî teşekkürlerimi bil­dirmek isterim. Türkiye'ye yaptığım ev­velki ziyaretlerimden Türk halkının ne ka­dar misafirperver olduklarını biliyorum, fa­kat gösterilen samimiyet tahminlerimin üs­tünde olmuştur. Tanıştığım herkes, Cum­hurbaşkanı, Büyük Millet Meclisi başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, Basın mümessillen ve sair şahıslar bana karşı çok nazik davranmışlardır. Ben bunu memleketleri­miz arasında memnuniyetle müşahede edi­len samimî hislerin bir nişanesi olarak kabul etmekteyim.

Yeni vazifemi, ehemmiyetini idrâk ederek, üzerime alıyor ve gayet muktedir selefle­rim, en son Büyükelçi Wadsworth ve Bü­yükelçi Wilson, tarafından muhafaza edil­miş olan dostluk ve işbirliği an'anesini de­vam ettirmek üzere faaliyetlerime başlı­yorum.

Yashington'da bu fevkalâde işbirliği, ken­disi ile gayet yakından çalışmak fırsatını bulduğum, muktedir Büyükelçiniz Feridun Erkin tarafından muhafaza edilmektedir. Ailem ve ben burada bulunmaktan mem­nunuz. Lisanınızı ve tarihinizi öğrenmek ve halkınız ve memleketinizi tanımak istiyo­ruz. Ailem ve ben, her sınıfa mensup Türk­lerle tanışmak ve konuşmak ümidinde ol­duğumuz gibi memleketin her tarafını ziya-' ret için hazırlanmaktayız. Bu vesile ile, memleketimde ve dünyanın diğer hür mem­leketlerinde olduğu gibi, memleketinizde demokrasinin faaliyette bulunmasına Türk Basınını yaptığı fevkalâde iştirakte ken­dilerine düşen vazifeyi yapmış olan Anka­ra Basını mümessilleriyle tanışmaktan memnunum.

Türkiye'ye geçen Şubatta yaptığım son se-yahatimdenberi Türk Hükümetinin ve hal­kının uzun zamandanberi hararetle istedik­leri ileriye doğru büyük bir adım atılmış olduğunu görmek hakikaten memnuniyet vericidir. Türkiye'nin Kuzey Atlantik Teş­kilâtına beklenen duhulünden, hiçbir şarta bağlı olmadan üye olmasından, bahsediyo­rum. Bildiğiniz gibi Başkan Truman Ayan Meclisimizden bunun derhal tasdikini kuv­vetle istemiştir. Memleketimizde bu me­sele hususunda duyulan yakın alakayı bil­diğimden. Ayan Meclisi dış münasebetler komitesinin bu tasdiki tavsiye için çok süratli hareket ettiği haberlerine şaşma­dım. Hakikat halde, bu komitenin bu ka­dar mühim meselede sadece bir tek müza­kereden sonra muvafakat kararı alması he­men hemen evvelce hiç vuku bulmamıştır.

Hiç kimse bu hareketi Dışişleri Bakanı Dean Acheson, Savunma Bakanı Lovett ve Omar N. Bradley'inki kadar destekliyemezdi. Bunların Ayan Meclisi dış münase­betler komitesine bu hususta verdikleri be­yanat memleketlerimizi birbirine bağlayan dostluk ve karşılıklı alâkanın bir abidesi­dir. Türkiye'yi) çabucak ve hiçbir kayda tâbiolmadan,KuzeyAtlantikanlaşması camiasına dahil etmek Amerikan halkının arzusu olduğu bellidir.

Türkler Kore'deki kuvvetleri vasıtasiyle müşterek güvenlik suretiyle dünya sulbü­nün muhafazasında üzerlerine düşen vazi­feyi yapmak istediklerini açıkça göstermiş­lerdir. Cesur Türk askerlerinin yanımızda savaşmasından iftihar ediyoruz.

Buradakji vazifelerim arasında Amerikan Yardım Heyeti başkanlığının da bulunma­sından memnunum. 1947 senesinde Türki­ye ve Yunanistan'a yapılan yardım koor­dinatörlüğüne tayinimdenberi, Türkiye'nin, bizim yardım programlarımız müddetince, hem askerî hem de iktisadî sahada yaptığı büyük ilerlemeleri büyük bir alâka ile ta­kip ettim. Amerikan askerî yardım kurulu başkanı General Arnold'un ve karşılıklı güvenlik teşkilâtı başkanı Mr, Dorr'un ka­biliyetli idareleri altında yardım gayretleri­mizin Türk iktisadiyat ve askerî kuvvet­lerine kıymetli hizmetlerde bulunmaya de­vam edeceğine eminim. Mamafih, yapılan ilerlemelerin bütün şerefi, Türkiye'nin is­tiklâlini muhafaza ve bundan memleketin iktisadiyat ve refahını inkişaf ettirmek için cesim gayretler sarfetmiş olan Türk Hükümetine ve halkına aittir.

Mamafih, vazifelerimin, kendilerinden çok bahsedilen, askerî ve iktisadî yardım sa­hasında ileri gittiğini düşünmekle zevk du­yuyorum. Bu yardım mühimdir ve tabia-tiyle devam edecektir. Fakat, benim görü­şüme göre memleketlerimiz arasında bun­dan daha az ehemmiyetli olmayan ve üze­rinde işlenmeye ihtiyaç olan bir müşterek alâka sahası mevcuttur. Müşterek fikir ve ideallerimizin hepsinden bahsediyorum. Bir çok sahalarda birbirimize bir çok yardım­larda bulunabileceğimize eminim.

Türkler muharip olarak memleketimde ve dünyanın diğer yerlerinde gıpta edilecek bir şöhret yapmışlardır. Amerikan halkı­nın bunların sadece muharip olmadıkları siyasî ve tarihî fikirleri ve akıllı devlet idarecilikler ile hükümet idaresine, hepimi­zin istifade edebileceğimiz, hakikî iştirak­lerde bulunduklarını da anlamalarına yar­dım etmeği ümit ediyorum.

Türkiye'de kaldığım müddetçe memleket­lerimiz arasındaki dostluğa daha derin ve daha şümullü temeller hazırlayacağımızı ümit ediyorum. Birbirimizin yaşayış şek­lini daha iyi anlıyacağımızı ümit ediyorum. Bu suretle dünya sulhu menfaatine olarak işbirliğimizin devamı için daha- sağlam ve müstakar esaslar temin edebiliriz.

— Maden :

Bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar Ergani maden işçilerinin dave­tini kabul ederek bir çay içmek özere sine­ma salonuna geldiği zaman gerek bina ci­varını gerek büyük salonun içini dolduran binlerce işçinin heyecanlı tezahürleri ve devamlı alkışlarile karşılanmıştır. Dakika­larca süren alkışlar ancak işçi sendika baş­kanının söz istemesile biraz dinmiş fakat başkan Rıza Bakoğlu'riun işçiler adına Cumhurbaşkanımıza hoş geldiniz demesi üzerine yeniden başlamıştır,

Ergani Bakır İşçi Sendikası başkanı, hükü­metin Türk işçisine vermiş olduğu hakla kurulan İşçi Sendikaları arasında yer al­mış Ergani Bakır Maden İşçileri Sendikası ve Şark Krom İşçileri Sendikası adına Cumhurbaşkanını hürmetle selâmlamış ve Türk İşçisinin toprağın derinliklerinden cevherleri arayıp bunları memleketin ka­zanç hanesine katmağa hazır olduğunu bil­dirdikten sonra Türk işçisinin bugün hakkını istemekteki hürriyetini belirtmiş ve bu hakların kendilerine verilmiş olduğunu da büyük memnunlukla kaydederek teferrua­ta ait bazı dileklerde bulunmuştur.

Cumhurbaşkanımız işçilere hitaben bir ko­nuşma yapmış ve demiştir ki:

«Evvelemirde şahsıma ve bana refakat eden arkadaşlarıma karşı gösterdiğiniz sa­mimî muhabbet ve hüsnü kabulden dola­yı teşekkür ederim.

İşçi mümessili arkadaşım sîzin fikirlerinize tercüman olarak arzularınızı iyi. bir şekil­de ifade etti. Siz de takdir edersiniz ki, bugünkü iktidar, her zaman ifade edildiği gibi işçinin yakın dostudur ve İşçinin ya­kın dostu olduğunu yalnız sözle değil yap­tığı icraatla, çıkardığı kanunlarla ve ba­şardığı işlerle isbat etmiş bulunmaktadır. Burada ifade edilen talepler üzerinde müs-bet veya menfi bir beyanatta bulunacak durumda değilim. Yalnız, esasen sizi çok seven hükümete bu arzularınızı iblâğ ede­ceğim ve öyle ümit ediyorum ki hükümeti­niz bunları lâyık olduğu ehemmiyetle tet­kik edipsizegereken cevabı verecektir.»

Cumhurbaşkanımız sözlerine şöyle devam etmiştir :

(^Ergani'nin bugün gördüğüm gayet güzel manzarasından fevkalâde mütehassisim. Müesseseyi gördüm, gezdim ve hakkında malûmat aldım. Şimdi de bu müesseseyi bugünkü kemal derecesine çıkaran liya­katli insanlarla karşı karşıya bulunuyorum.

Bugün burada bulunan sizler benim şu an­daki hislerimin derinliğini takdir edemezsi­niz. Çünkü bugün içinde yaşadığınız hayat şartlarının nereden nereye eriştiğini bile­mezsiniz. Buraya ilk geldiğim zaman bura­sı çıplaktı. Asırlardanberi buradaki servete ümit bağlanmış, fakat yalnız bu ümitle ik­tifa edilmişti. Ben Ergani'yi ilk defa işte böyle görmüştüm. O zaman bugün olduğu gibi Türk işçisinin, Türk mühendisinin. Türk iradesinin eşsiz liyakatine dayanarak iş görmekten ziyade, bu sahada tecrübe sahibi başka İnsanların gelip bu işi başar­maları bekleniyordu ve onların alacakları neticeden kendimize bir hisse çıkarırız di­ye ümitleniyorduk. Bu davayı kat'iyetle halletmek zamanının geldiğine hükmolundu ve 1936'da bu yolda kat'î adım atıldı. Er­gani'yi bir kaç defa ziyaret ettim. Son zi­yaretimde Türkün halaskarı ve en büyük evlâdı Atatürk'le beraber burada bulun­dum.

O vakit ümitlerimizin tahakkuk yolunda olduğunu görmekle sevinmiştim. Şimdi mes'ut neticeyi müşahede etmekle sevini­yor ve İftihar ediyorum. Çünkü vücuda ge­len eser doğrudan doğruya Türk iradesinin mahsulüdür. Aynı zamanda liyakatli Türk mühendislerinin ve Türk işçisinin samimî ve azimkar gayretlerinin eseridir. Buna. memleketimizin irade kuvvetinin muhassalasıdır demek tamamen yerinde olur. Böy­le bir eserin karşısında memleketini seven insanların duyacağı his, ancak sevinç ve iftihar hissidir.»

Cumhurbaşkanımız, hemen her cümlesi alkışlarla karşılanan konuşmasını, bütün işçilerin samimî tezahürleri arasında şöyle bitirmiştir:

«Hiç bir tefrik yapmaksızın, hepinize ve bu muazzam eserin vücuda gelmesinde, iş­lemesinde ve bugünkü muvaffakiyetli ne­ticenin elde edilmesinde hizmeti olanlara teşekkür ediyorum ve takdirlerimi bildir­mekle büyük bir zevk duyuyorum.

Cumhurbaşkanımız ve refakatindekiler, iş­çilerin ikram ettiği limonataları içtikten sonra işçiler halk oyunları oynamış ve Bayar salonu terkederken işçilerin ayni sa­mimî tezahürlerile uğurlanmiştir.

Cumhurbaşkanımız yanında Büyük Millet Meclisi Başkanı Bayındırlık Bakanı, Genel­kurmay başkanı, ' Milletvekilleri. Üçüncü Ordu Müfettişi, Yedinci Kolordu Komuta­nı olduğu halde posta trenine bağlı hususî vagonla bu sabah Ergani Madene geldiği zaman istasyondaElâzığ Valisi,Maden

Kaymakamı ve Belediye başkanı, mahallî, mülkî ve askerî erkân. Etibank adına İş­letmeler dairesi başkanı ve müessese Mü­dür, Diyarbakır'dan Belediye başkanı ri­yasetinde gelmiş olan bir heyet, Elâzığ'dan gelen heyetler, İşçi Sendikası îdare Kurulu üyeleri ve kalabalık bir vatandaş kitlesi tarafından karşılanmıştır. Kasabadan hal­kın alkışları arasında geçen Cumhurbaş­kanımız öğleden evvel Bakır Madeni İşlet­melerini gezmiş ve müteakiben madenin faaliyeti hakkında malûmat almıştır. Cum­hurbaşkanımıza verilen izahata göre 1949 da 11320 ton istihsal yapan maden 1950'de 11700 ve 1951'de 14179 ton istihsal yap­mıştır.

Cumhurbakanımız müessesenin hatıra def­terine müesseseyi beklediğinden fazla ve-rjmîi bulduğunu kaydetmiş ve teşekkür ve takdirlerini bu yazısında ayrıca belirt­miştir.

Cumhurbaşkanımız Öğle yemeğinde Ergani Bakır Maden İşletmesi müessesesinin ak­şam yemeğinde de Maden Belediyesinin misafiri olmuştur.

Cumhurbaşkanımız bu gece saat 1 'de Di­yarbakır'dan gelen posta treniyle ve Çetin-kaya-Kayseri yolu ile Ankara'ya hareket edecektir.

Büyük Millet.Meclisi Başkanı Refik Ko-raltan müessesenin hatıra defterine şunları yazmıştır:

«Memleketin tabiî servet kaynağı bakır madeninden kendi evlâtları elile işletilen Ergani Madeni İşletmesini gezerken duy­duğum zevk hudutsuz oldu. Benzerlerinin çoğalmasını candan dilerim.»

25 Ocak 1952

— Sivas:

Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar ve refa­katindeki zevat bugün Ergani'den posta katarı ile saat 16.1 S'te Sivas'a teşrif ettiler.

Havanın soğuk olmasına rağmen Cumhur­başkanımızı karşılamak ve teşyi etmek üze­re binlerce Sivaslı garda yer almıştır. Cumhurbaşkanımızı getiren katar gara gir­diği zaman halk büyük tezahüratta bulun­muş «yaşa», «var ol» sesleri arasında tren­den inen Cumhurbaşkanımız aynı tezahü­rat arasında ilerliyerek garda hazırlanan salonda trenin kaldığı kısa müddet zarfın­da istirahat etmişler ve ilgililerle konuş­muşlardır. Cumhurbaşkanımız Cer atölye­si işçilerinin yardımlarını Erzurum felâ­ketzedelerine götürdüklerini ve bu teberru


karşısında Erzurumluların çok mütehassis olduklarını, yurdun her yanından yapılan yardımlar karşısında açılarını unutarak kendilerine gösterilen sıcak şefkatten dolay: müteselli olduklarını felâketzedelerin ifade ettiklerini söylemişler, ve «Sivas'da yapı­lan yardımdan dolayı Cer atölyesi işçi ve personeline teşekkür ederim» demişlerdir.

Sivas'da yapılacak ve kongreyi canlandıra­cak heykel hakkında Vali ve Belediye Baş­kanından gerekli izahatı alan Cumhurbaş­kanımız aynı tezahürat arasında trene bin­mişler ve Sivaslıların «İyi yolculuklar diler gene bekleriz» sözleri arasında Ankara'ya hareket etmişlerdir. Ergani'den itibaren trenin her uğradığı yerde binlerce vatan­daşın samimî tezahüratı arasında uğurla-nan Cumhurbaşkanımız yarın saat 12'de Ankara'ya varmış olacaklardır.

—Ankara :

Hindistan Büyükelçiliğinin himayesi altın­da İstanbul'da Şubat'ın ilk haftasında ve Ankara'da ikinci haftasında bir Hint sanat sergisi açılacaktır.

Türkiye'de ilk defa açılacak bu Hint ser­gisi 275 tablo, 150 fotoğraf ve daha başka sanat eserlerinden müteşekkil olacaktır.. Sergide Hint resim sanatının başlıca ekol­lerini ve stillerini gösteren tablolar teşhir edilecektir.

Modern Hint sanatını hakikî perspektifinde gösterebilmek maksadile sergide ayrıca Hint tarihini ve Hindistan hayatını muhte­lif cephelerile gösteren eski resimlerle mi­mari ve heykeltraşhğa ait sanat eserlerinin fotoğrafları teşhir edilecektir.

—Konya :

Kore savaşları hakkında konferanslar ver­mek üzere bugün şehrimize gelen General Tahsin Yazıcı, mülkî ve askerî erkân ile büyük bir halk topluluğu tarafından teza­hüratla karşılanmıştır.

General, yarın ilk konferansını verecektir.

—Gemerek :

Yurdumuzun doğu bölgesinde vukubulan deprem mıntıkasındaki tetkik gezisinden Ankara'ya dönmekte olan Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, refakatindeki zevatla birlikte bu akşam saat 20 de Gemerek istasyonuna vasıl olmuşlar ve halk tarafından tezahü­ratla karşılanmışlardır.

Katarın kısa tevakkufu esnasında Celâl Bayar hasbıhallerde bulunmuşlar ve va­tandaşların dileklerini dinlemişlerdir.


Cumhurbaşkanı istasyondan ayrılışında coşkun sevgi tezahürleriyle uğurlanmıştır.

26 Ocak 1952

t— Ankara :

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, beraberlerin­de Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Koraltan, Bayındırlık Bakanı Kemal Zeytinoğlu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Nuri Yamut, Ankara Milletvekili Mümtaz Faik Fenik ve Erzurum Milletvekili Ba­hadır Dülger olduğu halde, Erzurum dep­rem bölgesindeki tetkik gezisinden bugün saat 12'de posta trenine bağlanan hususî vagonla şehrimize dönmüşlerdir.

Cumhurbaşkanı garda Başbakan Adnan Menderes, Bakanlar, Milletvekilleri, Cum­hurbaşkanlığı ve Büyük Millet Meclisi Ge­nel Kâtipleri, Başbakanlık ve Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı müsteşarları, Basın - Ya­yın ve Turizm Genel Müdürü. Dışişleri Bakanlığı Protokol Umum Müdürü ile mülkî ve askerî erkân. Ankara Vali vekili. Belediye Başkanı tarafından karşılanmış­lardır.

Celâl Bayar istasyona muvasalatlarında ol­duğu gibi ayrılışlarında da garda bulunan kalabalık bir halk kitlesi tarafından teza­hüratla selâmlanmıştır.

— Konya :

İki konferans vermek üzere Konya'ya gel­miş olan kahraman Kore tugayımızın eski komutanı General Tahsin Yazıcı, bugün. Şahin sinemasında ilk konferansını, ordu ve müikî erkân ile ordu müfettişliğinin da­vetlilerine vermiştir. Konferans, baştan sona kadar büyük bir alâka ile takip edil­miş, bilhassa Kunuri savaşındaki Türk kahramanlığı coşkun tezahürlere vesile ol­muştur.

General Yazıcı, Kore savaşlarında kazanı­lan başarılarla Türk milleti siyasî ve ikti­sadî sahalarda büyük kazançlar temin et­miştir, diye sözlerini bitirmiş, müteakiben projeksiyonla fotoğraflar gösterilmiştir.

Generalin şerefine bu akşam Orduevinde 2. Ordu Müfettişi Korgeneral Abdülkadir Seven ve refikası tarafından bir kokteyl verilecektir.

Tahsin Yazıcı, pazar günü.son konferansı­nı halka verdikten sonra Ankara'ya döne­cektir.


27 Ocak 1952

— İstanbul :

Lanus takımı, son maçını bugün Fener­bahçe ile yaptı. Arjantin Cumhurbaşkanı­nın eşi Eva Peron, Son maçın galibine ve­rilmek üzere bir kupa koymuştu. Bugün Staddaki seyirci miktarı düne nazaran çok daha kalabalıktı.

Muayyen saatte iki takım şu kadrolarla sahaya çıktılar. Seramoni kısa sürdü ve karşılıklı şöyle yer aldılar :

Larius:

Alvares-Kalvente. Estebe - Gidi. Strembel. Martinez - Garfaniyoli. HU, Katoria. Bi-vas, Duran.

Fenerbahçe :

Salâhattin-Haiûk, Orhan - Nedim. Kâmil, Akgütf-Fik'ret, Fahir. Burhan, M. Ali, Ab­dullah.

Hakem:Sulhi Garan.

Oyun sur'atli bir tempo ile başladı.^Onun­cu dakikadan sonra hücum teşebbüsünü ele alan Fenerbahçeliler, Canlı ve hareketli bir tempo ile Lanus kalesini bir çenber içine aldılar.

Dakikalar ilerledikçe baskılarını arttıran Sarilâcivertliler, 20'inci dakikada Fikretin çektiği şutu iyi bloke edememesinden fay­dalanan Burhan vasitasiyle ilk gollerini ka­zandılar.

Bu gol, oyunu büsbütün hızlandırmıştı. 30 ve 32'inci dakikalarda Abdullah iki fırsat kaçırdı.

3ö:mcı dakikada Fikretin bir sürüşünü mü­teakip çektiği şutu kaleci yine iyi bloke edemedi. Burhan yetişerek kısa bir vuruş­la Fenerbahçenin ikinci golünü yaptı.

44'üncü dakikada da Fahir, Halûktan al­dığı pası iyi kullanarak sıkı bir şutla gole çevirdi. Devre bu şekilde 3-0 Sona erdi. Fenerbahçeliler, birinci devrede "çok güze! bir oyun çıkarmışlardı.

İkinci devrenin ilk dakikalarından itibaren teşebbüsü arttıran Arjantin Sarılâciverlilerin tehlikeli akınlarına mâni olamıyorlar­dı.

16'ırıcı dakikada Arjantinliler sol içlerinin güzel bir kafa vuruşu ile ilk gollerini ka­zandılar. Bu golden sonra oyun hemen ta­mamen Fenerbahçe kalesi önlerinde cere­yan etmeğe başladı.

38'İnci dakikada Fenerbahçe müdafaası birpenaltıyasebebiyetverdi.Arjantinliîer bu fırsattan da istifade ederek ikinci gollerini yaptılar.

Oyunun son beş dakikası karşılıklı hü­cumlarla geçti ve maç bu şekilde 3-2 Fenerbahçenin galibiyetiyle sona erdi.

Maçı müteakip Eva Peron kupası törenle maç gaîibi Fenerbahçe takımı kaptanına verildi.

29 Ocak 1952

—Ankara:

Dün şehrimize gelmiş olan Amerikalı ga­zeteciler, bugün sabahtan itibaren temas­larına başlamışlardır. Gazeteciler sabahle­yin Ordonant tamir atölyelerini ve Tank Okulunu gezdikten sonra. Askerî Yardım Kurulu Başkanı General Arnold'u ziyaret etmişlerdir. Öğleden sonra Karşılıklı Gü­venlik Teşkilâtı merkezinde bir toplantı yapılarak gazetecilere Türkiye'ye yapılan Amerikan yardımı hakkında gerekli izahat verilmiş ve Hafif Silâh Fabrikası gezilmiştir.

w

—İstanbul:

Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos refa­katinde Dışişleri Bakanlığı Siyasî Büro Şefi M. Bazil Mostras, Dışişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü M. Bamburas, eski Bakanlardan M. Bakkalbaşı ve M. Orfa-nides. Tuğgeneral Russos, Amiral Halkiopulos ve 10 gazeteci olduğu halde bugün saat 16'45'te Tarsus yolcu gemisiyle şeh­rimize gelmiştir.

Dost memleket Dışişleri Bakanı Galata rıhtımında Vali ve Belediye Başkanı Prof. GÖkay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç. Merkez Komutanı Tuğgeneral Reşit Erkmen, Emniyet Müdürü, Yunanis­tan Büyükelçisi ve Elçilik mensupları ta­rafından karşılanmıştır.

Rıhtımda bir ihtiram kıtası Yunan Baş­bakan yardımcısına selâm ressminî ifa et­miş ve kıt'aya refakat eden bando tara­fından Yunan ve Türk Millî marşları çalın­mıştır.

M. Venizelos ihtiram kıtasını teftiş ettik­ten sonra, rıhtımda hazır bulunan halkın samimî alkışlarına selâmla mukabelede bulunmuş ve refakatindeki zevatla birlik­te doğruca Parkotele gitmiştir.

M. Venizelos kendisini karşılayan gazete­cilere aşağıdaki beyanatta bulunmuştur:

«Türk topraklarına ayak bastığım şu an­dabüyükbirbahtiyarlıkduymaktayım.


Seyahatimin gayesi pederim tarafından kurulan dostluğu takviye etmektir. Bu bir dostluk ziyaretidir. Bu arada Türk Hükü­meti erkânı ile görüşmek fırsatını bularak her iki memleketi ilgilendiren mevzular üzerinde konuşulacağı tabiîdir.

Görüşülecek mevzular için bir gündem yoktur. Bu seyahatimde Yunan Parlâmen­tosu mebuslarından kendi partime mensup Osman Üstüner ve Nuri Fettalıoğlu da ba­na refakat etmektedirler.»

Ekselans Venizelos, daha sonra muhtelif sorulan cevaplandırarak ezcümle demiştir ki:

«Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Pak­tına tam üye olarak girmeleri çok yararlı bir hal şeklidir. Çünkü bu, iki memleketin yalnız olmadıkları yolunda ve bilhassa ya­şamasını seven hür milletler camiasına iti­mat telkin etmektedir.

Her iki memleketin Batı Avrupa topluluğu içinde yer almaları bizleri tahsisen mem­nun edecektir. Zira bu iki memleket Ak-denizin bu bölgesini müdafaa hususunda münferit kalacak değil, beraber buluna­caktır,»

M. Venizelos Süveyş Kanalı meselesinin dünya için bir tehlike olmayacağı kanaa­tinde bulunduğunu, Mısır'da Kabinenin değişmesi ile bu meseleye bir. hal çaresi bulunacağını tahmin ettiğini ifade etmiş­tir.

Yunan Başbakan Yardımcısı kendisine Parkotel'e kadar refakat eden Vali ve Be­lediye Başkanı Prof. Gökay'a, İstanbul'a ayak bastığı sırada gördüğü sıcak kabul­den dolayı İstanbul halkına teşekkürlerinin, iblâğına delâlet etmesi ricasında bulunmuş­tur.

Ekselans Venizelos ve refakatindeki zevat bu akşam 20.05 Ekspresine bağlanan Özel. vagonlaAnkara'yahareketedeceklerdir.

—Ankara:

Başbakan Adnan Menderes bugün saat 12'de Başbakanlıkta Amerikan Askerî Yar­dım Kurulu Başkanı General Arnold'u ka­bul ederek kendisi ile iki saat kadar görüş­müştür. Bu görüşmede Dışişleri Bakanı Prof. Fuat Köprülü, Genelkurmay Başka­nı Orgeneral Nuri Yamut ve İkinci Baş­kanı Orgeneral Şahap Gürler de hazır bu­lunmuşlardır.

—İstanbul:

YunanBaşbakan Yardımcısı veDışişleri. BakanıEkselansVenizelos'unrefakatin­deki heyet arasında bulunan eski Bakanlar dan Türk - Yunan Dostluk Cemiyeti Baş­kanı Dr. Orfanides bugün Tarsus vapu­runda kendisi ile görüşen gazetecilere aşa­ğıdaki beyanatta bulunmuştur:

»Bu topraklara ayak basmaktan son dere­ce bahtiyarım. Türk - Yunan dostluğu yal­nız siyasî şahsiyetlerin değil, iki milletin de malı olmalıdır. Büyük şeflerimiz Ata­türk ve Venizelos da bu fikirde idiler. 15 seneden beri başkanı bulunduğum bu Ce­miyet, vasıtasiyle de bu gayeyi temine ça­lışıyoruz.

Ben Türk ve Yunan milletleri arasında ilim ve kültür sahalarında yapılacak 'işbir­liğinin büyük faydalar sağlayacağıma emi­nim.

Yunanistan'da. Türk - Yunan dostluğu bü­tün partiler için millî mesele olarak telâk­ki edilmektedir.»

— İstanbul:

Bugün saat 16.45'te Tarsus vapuru ile şeh­rimize gelen Yunan Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Ekselans Sofokles Venize­los refakatindeki heyetle birlikte bu ak­şam saat 20,05 ekspresine bağlanan Özel bir vagonla Ankara'ya hareket etmiştir.

Ekselans Venizelos Haydarpaşa garında Vali ve Belediye Başkanı Prof. Gökay, İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç. Merkez Komutanı Tuğgeneral Resid Erkmen ile Emniyet Müdürü tarafından uğurlanmış ve bir polis ihtiram kıtası tara­fından selâmlanmıştır.

Ekselans Venizelos hareketinden önce, şeh­rimizde gördüğü sıcak kabulden dolayı Va­li ve Belediye Başkanına tekrar teşekkür etmiş ve İstanbul Komutanı Korgeneral Nazmi Ataç'a da Türk askerine olan hay­ranlığını ifade etmiştir.

30 Ocak 1952

— Ankara:

Türkiye'nin Atlantik Paktına katılmasını derpiş eden protokolün Amerikan Ayan Meclisince kabulü üzerine Birleşik Ame­rika'nın Ankara Büyük Elçisi Mc Ghee şu beyanatta bulunmuştur:

Birleşik Amerika Ayan Meclisinin Türkiye-nin Kuzey Atlantik anlaşması teşkilâtına tam üye olmasını temin edecek milletler­arası anlaşmayı tasdik ettiğini Öğrenmekle çok memnunum. Anlaşma, diğer üye mem­leketler Parlâmentoları tarafından da tas­dik edildikten sonra Türkiye Paktın üyesi olacaktır. Anlaşmayı tasdik hareketi, Amerikan ve Türk halkları arasındaki dostlu­ğu, ve Türkiye'nin hür dünyanın savunma­sında işbirliği yapmaya hazır olduğunu şaş­maz bir şekilde belirtmektedir.

Birleşik Amerika hükümeti, Truman dok­trini ile Türkiyenin istiklâlini muhafaza ve kuvvetini arttırmasını istediğini gayet açıkca isbat etmiştir. 1950 yazında Türkiye Kore'de Birleşmiş Milletler bayrağı altın­da savaşmak üzere cesur askerlerini yol­lamaya karar verdiği zaman, Türkiye'nin dünya sulh ve hürriyeti gayesinde olan sa­dakati bütün Amerikan halkı üzerinde şa­yet iyi bir intiba bırakmıştır.

Bilindiği gibi Türkiye'nin Pakt'a alınması uzun zamandan beri hükümet liderlerimi­zin — Başkan Truman, Dışişleri Bakanı Acheson. Savunma Bakanı Lovett, Gene­ral Bradley ve diğerleri — arzusu idi. Â-yan Meclisi Dış Münasebetler Komisyo­nu Türkiye'nin Pakta alınmasını kısa bir müzakereden sonra tavsiye etmişti. Ha­ricî münasebetlerimizin idaresinde bunun hemen hemen eşi yoktur.

Bu büyük milletlerarası sulh projesine Türkiye'nin iştirakini hızlandırmak için atılan ilk adımların tamamlanmasını bek­liyoruz. Türkiye'nin Pakta dahil olması­nın herkesin menfaati iktizası olduğuna ve bunun Kuzey Atlantik Teşkilâtının yüksek gayelerinin muvaffak olmasını te­min edeceğine eminiz.

— Ankara:

Bu akşam saat 20.30'da Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve eşi Bayan Köp­rülü tarafından Hariciye Köşkünde dost Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos şerafine bir akşam yemeği verilmiştir.

Yemekte Büyük Millet Meclisi Başkanı Refik Korakan, Başbakan Adnan Mende­res, Cumhurbaşkanlığı Umumî Kâtibi Nurullah Tolon, Büyük Millet Meclisi Dışiş­leri Komisyonu Başkanı Samsun Millet­vekili Firuz Kesim, eski Dışişleri Bakan­larından Tevfik Rüştü Araş, Dışişleri Ba­kanlığı Umumî Kâtip vekili Büyükelçi Cevat Üstün. Kâtibi Umumî birinci muavi­ni Elçi Xuri Birsi, Protokol Umum Mü­dürü Tevfik Kâzım Kemahlı, İkinci Daire Umum Müdürü Rıfkı Zorlu ve Dışişleri Bakanlığı Hususî Kalem Müdürü Sadi El-dem ile Yunan Büyükelçisi Ekselans Mös­yö A. Kontumas ve Büyükelçilik erkânı hazır bulunmuşlardır.

Yemekte Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos ile Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü metinlerini ayrıca neşrettiği­miz nutukları irad etmişlerdir.

Yemekten sonra saat 22.30'da Kordiploma­tik ile diğer devlet ricalinin hazır bulun­duğu bir kabul resmi tertip edilmiştir.

— Ankara:

Bu akşam saat 20.30'da Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve eşi Bayan Köp­rülü tarafından Hariciye Köşkünde dost Yunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos şerefine verilen akşam yemeğinde Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ve Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos aşağıdaki nutuktan irad etmişlerdir:

Sayın Dışişleri Bakanımız Profesör Fuat Köprülü'nün nutku:

Bay Başkan,

Komşu ve dost memleketin Ekselansınızın başkanlığı altındaki heyetini burada se­lâmlamak ve sizlere tâ yürekten selen bir sesle «Ankara'ya hoş geldiniz» demek be­nim için müstesna bîr şeref vesilesi ve bü­yük bir zevktir.

Türkiye sizi sevinçle karşılıyor.

Bugün bize şeref bahşeden bu ziyaretiniz, yalnız memleketlerimizi birbirine bağlıyan çözülmez dostluğun tezahürü olmakla kal­mayıp, bize. Türk milletinin yiğit Yunan milletine karşı beslediği bağlılık hislerini bir defa daha izhar imkânını da vermek­tedir.

Birbiri ardınca harbin tahribatını görmüş ve işgal ıstıraplarına katlanmış olan Yu­nanistan, bir milletin, bütün evlâtlarının yılmaz bir mukavemet azmi, hürriyet aşkı ve fedakârlık ruhu ile desteklediği zaman, nelere kadir olabileceğini dünyaya isbat et­miştir. Bütün milletin çalışmadaki sebatı ve kalkınma hususundaki muazzam gay­reti sayesindedir ki, Yunanistan, harabe halindeki memleketi imar etmeğe, sarsılan ekonomisini kalkındırmağa ve bir nizam ve terakki unsuru olarak, hür Avrupa mil­letleri içindeki eski yerini almağa mu­vaffak olmuştur.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sıkı dostluk bağları müşterek ideallere dayan­makta ve ancak âdil ve feyizli bir barışın muhafazası gayesini gütmektedir.

Bay Başkan, bu dostluk münasebetleri ge­çici mülâhazaların neticesi değildir, çünkü, bu münasebetlere coğrafî zaruretler ve bunlara zamimeten, iki memleketin iyi tak­dir edilmiş menfaatleri, hâkim bulunmak­tadır. Komşusu Yunanistan gibi Türkiye de mil­letlerarası sahada, milletlerin hak eşitliği prensibine, milletlerarası ekonomik ve kül­türel işbirliğine ve müşterek güvenlik ile iyi komşuluk münasebetlerine istinad eden bir barış ve işbirliği politikası takip etmek­tedir. Bu sebepledir ki Türkiye, müşterek güvenlik yoluyla barışın muhafazasını kendine başlıca vazife edinmiş olan Bir­leşmiş Milletlere samimî bir bağlılık gös­termektedir.

Bu milletler camiası içinde Türkiye ve Yunanistan. Birleşmiş Milletler Andlaşmasının. asıl gayelerini tahakkuk ettirmek için. açık ve samimî bir işbirliği halinde, bütün gayretlerini sarfetmektedirler. Yazık kî, ne Türkiye, ne de Yunanistan'ın irade­lerine bağlı olmayan bazı sebepler yüzün­den, bu teşkilât, üzerine aldığı vazifeyi şimdilik gereği gibi yerine getirecek du­rumda bulunmamaktadır. Bu eksiklik kar­şısında, milletlerimiz. Birleşmiş Milletle­rin iradesi altında bir gün tesirli bir müş­terek emniyet sisteminin kurulabileceği ümidini asla kaybetmeksizin ve buna intizaren kendi kuvvetlerini, hürriyet ve istik­lâlleri tehdide maruz bulunan diğer hür milletlerin kuvvetlerine . katmak istemiş­lerdir. Birleşmiş Milletler Andlaşmasma uygun olarak esasları hazırlanmış ve teşki­lâtlandırılmış olan ve her türlü tecavüz emellerini kırmak suretiyle, sulhu takviye etmekten gayri bir gaye güttüğünü söyle­meğe lüzum olmayan, Atlantik Paktına on­lar işte bu maksatlarla katılmak istiyorlar.

Bu suretle biz hür milletlerle karşılıklı kaynaklarımızı bir araya getirerek bu Pakt çerçevesi içindeki mütekabil taahhütleri­mizle birleşeceğiz ve hep birlikte umumî refah ve dünya barışı için çalışacağız. Bu ümitledir ki, evlâtlarımız, bizim için aziz olan prensip 've ideallerin müdafaası uğ­runa Kore'de, silâh arkadaşlığı halinde, yanyana çarpışmaktadırlar.

Jefferson «Hürriyetin bedeli daimî bir uyanıklıktır» diyordu. Barış için de hal böyledir. Filhakika barış da her an ihtimam ve uyanıklığı icabettiren harekî bir var­lıktır. Barışı sağlam esaslar üzerine bina etmek için ise hürriyete âşık ve demok­rasiye bağlı milletlerin, her şeyden evvel birbirlerine karşı mesuliyetlerini müdrik olarak, dünyayı harabı ve keşmekeşe at­mağa çalışan yıkıcı kuvvetleri durduracak kabiliyette gediksiz bir savunma cephesi vücude getirmeleri lâzımdır.

Bu fikir çerçevesi içinde, hür dünyayı teh­dit eden tehlikeye karşı sağlam bir kale kurmak hususunda Türk - Yunan İşbirliği, şüphesiz, pek verimli olacaktır.

Halihazırın şüpheli, kararsız ve huzursuz durumuna rağmen, hemcinsine karşı daha büyük bir sevgiden mülhem bir beşeriyet şuurunun, iyi niyet sahibi insanlara daha âdil ve daha güzel bir hayat bahşedeceği bir günün geleceği hususunda bütün ümi­dimi muhafaza ediyorum.

İki memleketin, hür milletlerle samimî ve tam bir işbirliği yapmak suretiyle, yene-miyecekleri hiçbir güçlük mevcut olmadığı inancı ile ve daha iyi günler göreceğimiz ümidi içinde, kadehimi Majeste Yunan Kralı ve Kraliçesinin saadetine kaldırıyor ve Ekselansınızın sıhhatine, asil Yunan milletinin refahına ve Türk - Yunan dost­luğu şerefine içiyorum.

Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dış­işleri .Bakanı Ekselans Mösyö Sofokles Venizelos'un Dışişleri Bakanımıza cevabî nutku:

Bay Bakan,

"Ekselansınızın hakkımda sarfettiği nazik sözleri derin bir heyecanla dinledim: Size, Kraliyet Hükümetinin ve bütün Elen halkının en kalbî selâmlarını getirmekle bah­tiyarım.

Bay Bakan, Yunanistan'ın sulh eserine ve hürriyetin korunmasına yardımını belirt­mek lûtfunda bulundunuz. Ben de, Türki­ye'nin bu yolda sarfettiği gayretlerin Yu­nanistan'da büyük bir sempati ile takip edildiğini size temin etmek isterim. Millet­lerarası buhranın devam edegelmekte ol­duğumuzun yıllar boyunca kudretli bir or­duyu muhafaza etmenin Türkiye için tazammun ettiği ağır fedakârlıklar memle­ketimde herkesçe iyi bilinmektedir. Türk askerlerinin Kore'deki fevkalâde kahra­manlıkları bütün dünyada akisler yarat­mış ve bilhassa silâh kardeşleri tarafından takdirle karşılanmıştır. Bütün Türk mille­tinin, her ne pahasına olursa olsun, hürri­yetini ve millî bütünlüğünü müdafaa ve muhufaza hususundaki, herkesçe bilinen azimkar kararı, bugün, milletlerarası sul­hun başlıca âmillerinden biridir.

Fakat, Türkiye'nin asıl kuvveti, kaybet­tiği büyük inkılâpçısının çizmiş olduğu yolda durmayıp bilâkis dev adımlariyle ilerlemeye devam etmiş olmasındadır. Manevî olduğu gibi maddî, içtimaî ve si­yasî sahalardaki görülmeğe değer terakki­ler her tarafta zahirdir. Bu terakki ruhu Tle mezcolan bu metin karar dolayısiyle biz, Yunanlılar. Türklerin dostu olmakla iftihar ettiğimizi söyleyebiliriz.

Ekselans, aranızda bulunmamın, mem­leketlerimiz beynindeki sulh ideali, karşı­lıklı anlayış ve menfaat birliğine müste­nit bulunan ve o nisbette sağlara olan dostluğun yeni ve parlak bir tezahürüne meydan verdiğini görmekle bahtiyarım. Bu dostluğun manevî kuvveti, takip et­mekte olduğu sulhperver gayelerde mün­demiçtir ve milletimizin duygularının te­meline dayanmaktadır, iki memleket ara­sındaki münasebetlerde yeni bir devrin açılışından beri bir hakikat olan mevcut işbirliği, Atlantik müdafaası çerçevesi için­de ve yeni bir şekilde Avrupa'da sulhun muhafazasının yakın bir âtide kıymetli ve sağlam teminatlarından birini teşkil ede­cektir. Şayet kıtamıza felâketlerin en kö­tüsünün çökmesi mukadder ise halklarımız memleketlerimizin halklarıkendi kıymetlerini ve feragatlerini son ferde ka­dar isbat edecek ve böylece müşterek dâ­vayabahabiçilmezhizmetlerdebuluna­caklardır. Bu düşünceyi zihnimizden uzaklaştıralım ve bütün kalbimizle temenni edelim ki böyle bir ihtimal asla varit olma­sın. Bütün kuvvetimizle yine temenni edelimkiçalışkan milletlerimizmüteyakkız olarak denizler aşırı dost milletlerden ge­len cömert yardımdan sulh içinde faydalanabilsinler,venihayetaralarındageniş bir iktisadî işbirliği gelişsin ve sayılarını semereleriyle mükâfatlandırsın. Yirmi se­ne evvel hâdiselerin ilçesiile ve yüksek kabiliyettekidevletadamlarıtarafından tasarlanan bu politika böylece takip edi­lecektir.Tehlikekarşısındaolsun,sulhte olsunbirleşmiş bulunarak barışınsağlam desteği olalım. Bu son sözler Bay Bakan tamamen benim değildir. Bunlar herkesten ziyade hâtırasını sevgi ve saygı ile yâdetmeşinibildiğimbirisitarafındanburada söylenmişti. Bunlar mazide olduğu gibi, is­tikbaldede müşterek gayretlerimizin ifa­desi olmalıdır.

Kadehimi Türkiye Cumhurbaşkanının ve Bayan Bayar'ın saadetine kaldırıyor. Ek­selansınızın ve Bayan Köprülü'nün sıhha­tine, asîl Türk milletinin refahına ve Türk-Elen dostluğunun şerefine İçiyorum.

31 Ocak 1952

—Ankara-:

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar bugün saat 11.30'da memleketimizde misafir bulunan Yunanistan Başbakan Yardımcısı ve Dış­işleri Bakanı Ekselans Sofokles Venizelos'u kabul etmiştir.

EkselansSofokles Venizelos bu vesile ile Elen Kralı Majeste I. Pol'ün Cumhurbaş kanımıza gönderdikleri bir dostluk mesajını takdim etmiş ve 1930 senesinde An- kara'yı ziyaret eden babası büyük devlet adamıElefterosVemzelosunotarihte merhum Atatürk'e hitaben Türk - Yunan dostluğuhakkındasöylemişolduğunutkunbazıparçalarınınmutenabirkâğıt üzerine nakledilmiş metinlerim bir -hâtıra olarakvermiştir.

Bu kabulle Dışişleri Bakanı Profesör Fuat Köprülü ile Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Ekselans Kontumas da hazır bulunmuşlardır.

BELGELER.

Dışişleri Bakanımız Prof Fuat Köprülü'nün B. M. Meclisindeki beyanatı.

Ankara : 7. {A. A.) —

Türkiye'nin Atlantik Paktına girdiği _ zaman askerî tertipler bakımından kendisine verilecek mevki hakknda İngiltere hükümetinin ihtiyar ettiği noktai nazarın ifadesi olduğu iddiasiyle Reuter ve France Presse ajans-larmca neşrolunan bazı haberlere dair Büyük Millet Meclisinin 7 Ocak toplantısında Eskişehir Milletvekili Abidin Potuoğlu tarafından bir sözlü soru irat olunmuş ve buna Dışişleri Bakanı Prof. Fuad Köprülü tarafın­dan cevap verilmiştir.

Soru İle Prof. Köprülü'nün cevabının tam metinleri aşağıdadır : Sözlü sorunun metni:

«Atlantik Paktına girmek üzere olduğumuz şu günlerde, Türkiye'nin — Hukuken bu pakta âza olmakla beraber— askerî mevkiinin pakt dışı­na taşıp mutasavver Orta-Doğu Komutanlığı tertibine raptedilmesi lü­zumunun İngiltere Hükümetince iltizam edildiğine dair Reuter ve France Presse ajansları tarafından bazı haberler neşredilmiştir.

Umumî efkârımızı bihakkın alâkadar ve münfail eden bu haberler hak­kında Dışişleri Bakanımızın bizi tenvir eylemesini rica ederiz.»

Prof. Fuad Köprülü'nün cevabının metni:

«Bu mesele hakkındaki noktai nazarımızı her vesile ve vasıta ile öteden-beri izah ve ilân etmiş bulunmaktayız. Durumumuzu kısaca tekrarlaya­yım: Orta-Doğu Komutanlığı tasavvuru ile Atlantik Paktında alacağımız yer yekdiğerinden tamamen ayrı işlerdir. Bizim Atlantik Paktında alaca­ğımız yer, bu pakta diğer üyelerle tam mânasiyle eşit haklara mâlik ola­rak gireceğimiz cihetle, onlarınkine nisbetle bir fark arzedemez. Bu itibarla bu pakta girerken bir ayağımızın paktın hudutları içinde diğeri­nin de Orta - Doğu'da olması neticesini tevlid edecek, nev'i şahsına mah­sus herhangi bir tertibi kabul etmemize imkân olmadığı gibi, bize böyle mantıksız bir teklif yapılması da asla kabili tasavvur değildir.

Bunun birinci sebebi, demin arzettiğim gibi, böyle bir tertibin eşitlik haklarına halel getirmiş olmadığıdır. İkinci sebebi de, vaktiyle izah etmiş olduğum veçhile, şudur: Orta-Doğu Komutanlığı fikri, henüz bir tasav­vurdan ibarettir. Hararetle taraftar olduğumuz bu tasavvurun tahakkuk edebilmesi için, siyasî ve hukukî esaslarının kurulması, yani işbirliğinin nasıl ve hangi şartlar altında ve ne şekilde yapılacağının, herkesin veci­belerinin ve haklarının neler olacağının kâğıt üzerinde sarahatle tesbiti lâzımdır ki, bu, henüz yapılmış değildir. Bu itibarla, şimdilik sadece ta­savvur halinde bulunan bir proje ile, Atlantik Paktı gibi, siyasî, hukukî ve askerî esasları gereği gibi tebellür etmiş, yani resmen bir andlaşma ha­lini almış, bir tertibin, yekdiğeri üe mezcedilmesi mantıkan imkânsızdır.

İşte bütün bunlardan dolayıdır ki gerek «Reuter» in gerek «France Presse»ajansının malûm haberlerini, bu mesele hakkındaki noktai nazarımızı pek iyi bilen dost ve müttefikimiz İngiltere'nin fikirlerine bir tercüman olarak kabul etmeğe mantıkan imkân yoktur.

Sözlerime nihayet verirken şu hususları bir defa daha tekrarlamak is­terim :

Bizim bu meseledeki tezimiz, bir takım hissî veya (opportuniste) mülâha­zaların mahsulü değil, coğrafî, sevkulceyşî ve siyasî, bir kelime ile tama­men mantıkî icabatm en tabiî ve kat'î neticesidir. İcabat dediğim zaman, bununla sadece kendi millî menfaatlerimizin icabâtını değil, bütün hür­riyet cephesinin ve bilhassa Atlantik Paktı camiasının menfaatlerini de kastediyorum.

Son olarak şunu da ilâve edeyim : Atlantik paktı içindeki askerî mevkii-mizin tayini hususunda şimdi Washington'd a hazırlık müzakerelerine baş­lamış bulunuyoruz. Esasen, bizim rızamız olmadan herhangi bir hal çare­sinin bize kabul ettirilmesi ne mümkün, ne de bahis mevzuudur.d

Büyük Millet Meclîsinin 9 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 9 (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, sözlü soruların müzake­resi sırasında, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger'in, C.H.P, Genel Sek­reteri Kasım Gülek'in Londra Radyosunda yaptığı konuşma hakkında hükümetin ne düşündüğüne dair Başbakanlıktan sözlü sorusu münasebe­tiyle söz alan Başbakan Adnan Menderes, hükümetin bu suale cevap ver­mek için tetkiklerde bulunduğunu söyleyerek, cevabın gelecek oturumda verileceğini bildirdi ye bu hususta Meclisten mühlet istedi. Başbakanın isteği kabul edildi.

Ankara Milletvekili Fuad Seyhun'un, Makine ve Kimya Endüstrisi Kuru­munda çalışan işçilere verilmeyen fazla mesai ücretleriyle miktarına, mü­terakim ücretlerin defaten ödenmesinin mümkün olup olmadığına ve ne zaman ödeneceğine dair çalışma ve İşletmeler Bakanlıklarından, sözlü so­rusuna Çalışma Bakanı ve İşletmeler Bakan vekili Nuri Özsan cevap ve­rerek, makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna bağlı işyerlerinde çalışan işçilere fazla mesai ücretinin ödendiğini, ancak İş Kanununun 37'inci mad­desinin 3 numaralı bendinde yazılı yüzde elliye kadar olan zamların veril­mediğini, bunun sebebinin ise, kanun maddesine göre, Millî Savunma Ba­kanlığına bağlı olan iş yerlerinde fazla mesai zamlarının ödenmemekte ol­duğunu söyledi.

Giresun Milletvekili Doğan Köymen'in, Doğu Karadeniz bölgesinde bu­lunan İllerdeki topraksız köylü sayısına ve çiftçiliğe elverişli topraklarla mübadil ve mütegayyip eşhastan hazineye intikal etmiş olan gayrimenkullerin miktarına ve bunların teffiz suretiyle yapılan tevzilerinde takip edilen usule, bilfiil çiftçi olmayan şahıslara geçmiş köy, tarla ve meralara ve Köy Enstitüsü mezunlarına tahsis edilen topraklara dair Başbakanlık­tan sözlü sorusu İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ile Millî Eği­tim Bakanı Tevfik İleri tarafından cevaplandırıldı.

İçişleri Bakanı, hazine uhdesinde bulunan bu nevi gayri menkullerin mik­tar ve nevilerinin mahallerince malûm bulunduğunu ve teffiz dosyaları­nın tescile mesnet teşkil etmek üzere tapu dairelerine verilmiş olduğundan bu gibi gayrimenkullerin cins, nevi ve miktarları ile kimlere verildi­ğinin bugün için bilinmesinin imkânsız bulunduğunu bildirdi.

Millî Eğitim Bakanı Tevfik ileri de, Köy Enstitüsü mezunlarına tahsis edi­len bu nevi arazilerin, kanun maddelerine göre. tamamiyle tasfiye edilmiş olduğunu ifade eyledi.

Kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair kanun tasarısının müzakeresinde, tasarının tümü üzerinde konuşan, Güm­rük ve Tekel Bakanı Sıtkı Yırcalı, bu mevzuda ileri sürülen tenkitleri ce­vaplandırarak ezcümle şunları söyledi:

«İlk hamlede, inhisarları mümkün mertebe kaldırarak, hususî teşebbüsün yaşayıp yaş ay amıyac ağını gösterecek bir zemin hazırlayacağız ve bundan sonra muhtar işletme olarak çalıştıracağımız bütün teşebbüsleri teker te­ker ele alacağız. Bu arada, her bir muhtar idarede, maliyet hesaplarını ya­pabilmek, kâr ve zarar hesaplarını elle tutulur şekilde görebilmek ve bu müesseselerin millet önünde tam mânasiyle ve meteliğine kadar muhase­besini yapabilmek imkânlarını hazırlamak yoluna gideceğiz. Bu işe kib­riti Tekelden çıkarmakla başlıyoruz.».

Neticede, verilen bir Önergenin kabulü ile, tasarının tümü üzerindeki mü­zakereler sona erdi ve vaktin gecikmesinden dolayı, tasarı hakkındaki konuşmaların gelecek birleşimde devamına karar verildi.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin li Ocak 1952 tarihindeki toplantısı,

Ankara : 11. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında, Erzurum Milletvekili Bahadır Dülger'in, C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Güleğin Londra Radyo­sunda yaptığı konuşma hakkında hükümetin ne düşündüğüne dair Başba­kanlıktan sorduğu sözlü soruyu cevaplandıran Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü, mevzu ile alâkalı olarak, Avrupa Konseyi Istişarî Asamblesinin çalışmaları hakkında izahat verdikten sonra, Kasım Güleğin, muhalefet partisi adına, hükümet tarafından Avrupa Konseyine gönderilmiş olduğu­nu bildirdi ve Asamblede bulunan herkesin, şahsı namına konuştuğunu ifade etti. Müteakiben mevzuun adlî cihetinin Adalet Bakanı tarafından cevaplandırılacağını söyliyen Bakan, Devlet Radyosunun, muhalefet ta­rafından iddia edildiği gibi, bir partinin değil, tam mânasiyle Devlet Rad­yosu olduğunu tebarüz ettirdi.

I

Fuad Köprülü'den sonra kürsüye gelen Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhioğlu, C.H.P. Genel Sekreteri Kasım Güleğin, gazetelerde intişar eden ecnebi radyodaki konuşması üzerinde Cumhuriyet Savcılığının tetkikler­de bulunduğunu, keza Bakanlığın da resen bu mesele üzerinde durduğunu söyledi.

Soru sahibi Bahadır Dülger de, C.H.P. Genel Sekreterinin, BBC radyosun­da yaptığı konuşma ile, Türk milletini yabancılara jurnal ettiğini ifade ey­ledi ve mezkûr beyanatın, C.H.P. mensupları tarafından da benimsendiğini ileri sürdü.. Bahadır Dülger konuşması sırasında, muhalefet gazeteleri ta­rafından mevzuubahs edilen, Fuad Köprülü'nün 1946 yılında, bir yabancı gazetede çıkmış olan beyanatı üzerinde de tevakkuf ederek, köprülünün, o zaman böyle bir beyanat vermemiş olduğunu, bunun konuşma sırasında söylenen sözlerin yabancı gazetelere beyanat şeklinde aksettirildiğini bil­dirdi.

Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü, şahsının mevzuubahs edildiğini söyliye-rek tekrar söz aldı ve 1946 yılında, Demokrat Partinin kuruluşunun hemen ;akabinde, Ankara Palas'ta yerli ve yabancı gazete muhabirleriyle yapılan bir konuşma esnasında, memleketin o zamanki durumu hakkında, ken­disinin bazı şeyler söylemiş olduğunu ve bu sözlerinin tamamen hakikati aksettirmiş olmasına rağmen, bunları bir beyanat şeklinde gazetelere vermediğini belirtti.

Köprülü, yabancı gazetede beyanat halinde çıkan bu sözlerini, derhal tek-zib etmiş bulunduğunu da sözlerine ilâve etti.

Hatip bundan sonra, iktidarın, muhalefetin tenkidlerini daima hoş gör­düğünü, ancak tenkid namı altında yapılan hakaretlere karşı da Demokrat Parti Hükümetinin kendisini müdafaa etmek mecburiyetinde kaldığını te­barüz ettirdi.

C.H.P. Meclis grupu adına söz alan Trabzon Milletvekili Faik Ahmed Ba­rutçu, Fuad Köprülü'ye ve Adalet Bakanına cevap vererek ezcümle şöyle dedi:

Aziz arkadaşlarım,

Biz Avrupa Birliğine dahil medenî âlemin uzvu olmuş bir memleketiz. Biz orada malûm ve muayyen olan prensipleri kabul etmişiz, biz Avrupa Kon­seyinin bütün esaslarını kabul etmişiz, demokrasi kaynağı olan hukukî üstünlüğü kabul etmişiz. Binaenaleyh bu hürriyetlerin istimal edilip edil­mediği veyahut takyid edilip edilmediği kanunu alâkadar eder. Biz bu ba­kımdan umumî efkâra bırakıyoruz, umumî efkâr hükmünü verir (Soldan: Millet Meclisini de alâkadar eder sesleri).

Aziz arkadaşlar, Kasım Gülek radyoda şahsî fikirlerini beyan etmiştir. Esa-,sen arzettiğim gibi Strazbourg'da vazife yaparken, bütün temsilciler vazi­feleri sahasında da şahsî fikirlerini beyan ederler. Vaziyet bundan ibarettir.

Aziz arkadaşlar,

Şunu kabul edeceğiz, Türk demokrasisi gösterişten ibaret değildir. Temel­leri kuvvetli atılmıştır. Tekâmül yolundadır. Bu rejimin ilerisini düşüne­rek, onu tekâmüle görtürmemiz zarurîdir.

Arkadaşlar, onu elbirliği ile ileriye doğru götüreceğiz. Tekâmüle götür-.mek için birbirimizi destekliyeceğiz, bu güzel şeyi beraber kuracağız. Başka çaresi yoktur.

Faik Ahmet Barutçu'nun konuşmasından sonra söz alan Başbakan Adnan Menderes, Manzaraya bakıldığı zaman, muhalefet partisinin Kasım Gü-lekin beyanatını benimsemiş göründüğünü, fakat hakikatte şahsen bunu kabul etmek istemediğini, gerek iktidar ve gerekse muhalefet saflarında bu neviden hareketlere ender tesadüf olunduğunu ifade ederek şöyle dedi:

«Muhterem arkadaşlarım,

Kasım Güleğin hareketi suç mu, değil mi? Onu tetkik ederiz, tetkik et­mekteyiz. Fakat bunun ötesinde acaba bizim topluluk hayatımızı alâka­dar eden taraf yok mudur? Acaba bunun ötesinde Kasım Güleğin vicda­nını, muhalefet saflarında oturan muhterem arkadaşları alâkadar eden ta­rafı yok mudur? Bir cemiyetin hayatında yalnız kanunların emirleri kıs­tas olamaz, onun ötesinde cemiyet idaresinde bir çok kaide ve prensipler mevcuttur. Demokrasi denilen o çok kıymetli mefhum, daima dikkat ve itina ister. Bunun başında bir takım siyasî ahlâk ve memleket menfaat­lerinin reddedeceği, kabul etmiyeceği hususların siyasî an'anelerimize girmemesi icap eder. Bu memlekette bugün, muayyen devirlerde gördü­ğümüz keskin ve hırçın mücadelenin akislerinin mevcudiyetini mubah ve mazur kılacak bir vaziyet mevzuubahs değildir arkadaşlar. Türk milleti işinin başında hakkından emin, partiler içinde yerini bulmuş, reyini kul­lanmakta, hükümet baskısından kendisini kurtarmış, yarma emniyetle bakmaktadır. Muhalefet vazifesini gördükten, iktidar muhalefetin haklı, yerinde ikazlarını en dost tarttan gelmiş surette değerlendirmek yolunda tatbikata koyduktan sonra bu memleketin bu demokratik rejimini be­nimseyip geliştirmekte hiçbir engel kalmaz. Ben Halk Partili Arkadaş­larımın bu noktada benimle beraber düşündüklerine ve Kasım Güleğin beyanatı nevinden beyanatları vicdanlarının tasvip etmediğine eminim. Bu neviden beyanatlar ne bizden ne onlardan çıkmamalıdır. Bizim istik­balimizin nurlu olması ancak, hangi parti safında olursa olsun, kanunun meskût kaldığı yerlerde dahi onun Ötesindeki kaidelere de riayetkar, bu memleketin büyük menfaatlerine sıkı sıkıya bağlı temiz nasiyeli vatan çocuklarının her parti safında yer almış olmasıyla kabildir.»

Başbakanın konuşmasından sonra ikinci defa söz alan C.H.P. Meclis Gru-pu başkanvekillerinden Faik Ahmet Barutçu, ezcümle şöyle dedi:

Arkadaşlar,

Kasım Güleğin mevzuubahis ettiği meseleler esas itibariyle memlekette münakaşa konumuz olan meselelerdir. Biz burada konuşuyoruz. Memle­kette konuşuyoruz. Memleket Matbuatında görüşüyoruz. Muhalefetin mü­dafaa ettiği fikirler ve radyo meselesi, 161 inci madde meselesi, askerî mahkemeler meselesi.. Bütün bunlar aktüel konulardır. Bunlar memleke­timizde bugün mevzuubahs olan hâdiselerdir. Kasım Güleğin radyo me­selesi bir şekildir.

Arkadaşlar, zaman öyle getirecek ki bugün bizim bu konuşmalarımızı biz­den sonra gelecek olanlar fikir hürriyeti, demokratik düşünceler bakımın­dan çok geri bulacaklardır. Benim söyleyecek olduğum son söz şudur: Kuvvetli hükümetler, kuvvetli muhalefetlere âşık olur. Kuvvetli muha­lefet, sözünü söyliyen muhalefettir, fikir üzerindeki muhalefettir, müca­deleci muhalefettir elbette. Amma elbette ona da şüphe yok ki ulu orta bir muhalefet değildir. Muhalefet fikirlerini beyan eder, iktidar cevabını verir, vermezse haksız olur, haksız demektir. Eğer düzeltilmesi lâzım olan şeyler varsa, düzeltilmesi için muhalefetin vazifesinin o şekilde ye­rine getirilmesi lâzım gelir. Bu, demokratik nizamın icabıdır ve demokra­tik hizmetin icabıdır.

Faik Ahmet Barutçu'nun sözlerini müteakip tekrar konuşan Başbakan Adnan Menderes, iktidar tarafından sevk ve idare edilen bir muhalefeti asla istemediklerini, ancak iktidarın, muhalefetin hücumlarına karşı ken­disini müdafaa etmek vaziyetinde kaldığını tebarüz ettirdikten sonra, şu­rasını açık olarak söyliyeyim : Bir memlekette iktidar, serbest reylerle takarrür ettikten sonra, bir memlekette mahalle muhtarı seçimlerinden bütün seçimlere serbest seçim hâkim olduktan sonra, Matbuat istediğini yazdıktan sonra, muhalefet partisi izzü ikbal ile mevkiinde, hattâ mazinin hatalarını dahi kendilerine bir meziyet edinip o hatalardan tamamıyla münezzeh olan iktidara istediği şekilde savlet edebildikten sonra memle­kette radyo kendi partilerinin elinde değildir diye o memlekette demok­rasi yok, hürriyet yok, demokrasi böyle olmaz, hürriyet böyle olmaz de­mek, hakikaten insafsızlık olur, dedi ve bu arada Faik Ahmet Barutçu'nun sorduğu suale de cevap vererek muhalefetin, Demokrat Parti Hükümeti­ni, iktidarı tesadüfen ve bir darbe ile eline geçirmiş gibi gördüğünü söy­ledi, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri, sıralarından (asla, asla) ses­leri işitildi.

Adnan Menderes bunun üzerine memnuniyetini belirterek sözlerini şövîe bitirdi:

«Çok memnun oldum. Meseleler teşrih edilmedikçe, dertler ortaya kon­madıkça devasının bulunması müşkül olur. C.H.P. nin kaderini ellerinde tutan insanların bu mevzuda mesaî sarf etmeleri icap eder.» Bundan sonra, Meclisin çalışmalarına onbeş dakikalık bir ara verildi. Meclisin ikinci oturumunda, Başbakan ve Bakan ödenekleri hakkındaki kanun tasarısı, usul bakımından incelenmek üzere maliye komisyonuna gönderildi.

Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile tadil ve eklerinin Adalet Bakanlığı mer­kez ve iller kısımlarında değişiklik yapılması hakkındaki kanun tasarı­larının tümü üzerinde müzakerelere başlandı ise de vaktin geç olması se­bebiyle gelecek oturumda devam edilmek üzere görüşmelere son verildi.

Meclis pazartesi günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 14 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 14. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'te Başkanvekillerinden Ağrı Milletve­kili Celâl Yardımcı'nın başkanlığında toplanmıştır.

Oturum açıldığı zaman, başkanlık divanı, deprem vesüesüe Erzuruma ya­zılan telgrafa gelen cevabı okutmuş ve müteakiben gündeme geçilmiştir. Seyhan Milletvekili Cezmi Türk'ün Devlet Radyosu ile yayımlanan Mec­lis müzakereleri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığından sözlü sorusuna Büyük Millet Meclisi Başkanlığı adına Başkanvekillerinden Fikri Apaydın cevap vererek, Meclis müzakerelerinin taze havadis olarak efkârı umumiyeye intikalini temin maksadiyle her birleşimde tutulan za­bıtlardan bir nüshasının ajansa verildiğini ve ajansın da bitaraf bir şekilde bunları havadis olarak neşrettiğini, tek taraflı, iltizamkâr yahut hilafı ha­kikat bir neşriyat yapmadığını belirtmiş ve bugüne kadar muhalif, muva­fık herhangi bir Milletvekili tarafından bu hususta en küçük bir itirazın vâki olmadığını söylemiştir. Bu bakımdan ajansın bu haber verme işine müdahale edilmediğini de sözlerine ilâve eden Fikri Apaydın, esasen, tü­zük gereğince bu işlerin Başkanlık divanının vazifeleri arasında olmadığı­nı ve bu işle ilgili bir memur da bulunmadığını beyan etmiştir.

Fikri Apaydın'dan sonra söz alan Seyhan Milletvekili Cezmi Türk (bağım­sız), Meclis zabıtlarının, iç tüzük gereğince, murakabeden geçmedikçe neş-redilemiyeceğini belirttikten sonra radyoda yayınlanan Meclis müzakere­lerinin tek taraflı olduğunu, Başbakanlığın dilediği gibi yayım yaptırdığı­nı iddia etmiş ve birçok kanun tasarı ve tekliflerinin müzakerelerinin neş­rinde garibelerle karşılaşıldığını ve hattâ Başbakanlık ekibi ile diğer Ba­kanlar arasında dahi fark gözetildiğini söylemiştir.

Cezmi Türk'ün bu konuşmasını müteakip Dışişleri Bakanı Profesör Fuad Köprülü söz alarak, «radyo Meclis müzakerelerini nasıl neşrettiği veya nasil neşretmesi lâzımgeldiği hakkındaki meselelere temas edecek değilim» dedikten sonra, Cezmi Türkün "Başkanlık ekibi, bunun haricinde kalan Bakanlar» gibi sözlerine temasla şunları söylemiştir :

«Ben Meclisin bir ferdi olarak bunu asla kabul etmiyorum. Kendilerine hatırlatmak isterim: Radyoda Hükümetin şu veya bu tarzda neşriyat yap­tırarak, istedikleri sözleri kısaltıp, istediklerini uzatarak, buradaki müza­kereler üzerinde, yani Meclis efkârı umumiyesi üzerinde tesir yapmağa kalkması hakkındaki sözlerini şiddetle reddederim. Bu Meclisin âzasından hiç kimse radyonun neşriyatından müteessir olup fikirlerini değiştirecek değildir.»

Fuad Köprülü'den sonra tekrar söz alan Fikri Apaydın, ilk konuşmasında, sualin Başkanlık Divanına tevcih edilmesi cihetiyle içtüzük gereğince Başkanlık Divanının görevlerini nazarı dikkate alarak cevap verdiğini be-litmiş ve Cezmi Türk'ün konuşmasiyİe sözlü soruyu vermekteki maksadını açıkladığını ve bunun «hükümete çatmaktan başka bir hedef gütmediğini söylemiş ve bu yoldaki suallere Başkanlık Divanının muhatap olamıyacağını ilâve etmiştir.

Cezmi Türk'ün tekrar kürsüye gelerek serdettiği iddiaların doğru olduğu­nu ve bunun radyoda yayınlanan Meclis müzakerelerini takip etmekle ko­layca anlaşılacağını söylemesi üzerine, söz alan Başbakan Adnan Menderes şu konuşmayı yapmıştır :

«Muhteremarkadaşlar,

Soru, Meclis riyaset divanından vâki olmuştur. Fakat biraz evvel Fikri Apaydın arkadaşımızın açıkça belirttiği veçhile, bu arada yine hükümete sataşmak hususu asla ihmal edilmemiş, hatta sorunun asıl gayesini bu teş­kil etmiş olduğu açıkça yüksek heyetinizce anlaşılmış bulunuyor.-

Muhterem arkadaşlar, eski diktatörlüğü bırakalım, yeni diktatörlüğü şöyle yapalım falan... gibi sözlerini şiddetle kendisine reddediyorum. Bu sö2İer efkârı teşviş etmek için her gün etek dolusu sarfolunan isnatlardan başka bir şey değildir. Geçen gün ben burada konuşurken sözlerimin anayasaya muhalif olduğunu iddia ederek ve Demokrat ruhunun tahammül edemedi­ğini söyliyerek salonu terkedip gittiler. Bu jesti yapmak ve isminin gaze­telerde neşrini sağlamak ve tesirlerini yaymağı temin etmek maksadiyle yaptığına şüphe yoktur. Hareketleriyle nereye götürmek istiyorlar bu ce­miyeti, bilmiyorum.

Meselenin esası şudur: Yüksek heyetiniz burada saat 15'te toplanıyor. Se­kize, dokuza kadar müzakereler cereyan ediyor. Yarım saat konuşan ha­tip var, bir saat konuşan hatip var, çeyrek saat konuşan hatip var. Sekiz­de iş bitiyor. Radyo memuru gelecek, bütün bu konuşanların hepsinin ifa­delerini zabıtlardan çözecek, hülâsa yapacak, şunu mu yazayım, bunu mu yazayım. Şunu söyledi bunu söyledi, bunları tağyir edeceğim diyecek, bir iki saat içinde beş saatlik müzakerenin zabıtlarına bu suretle tasarruf ede­cek, bu neticeleri elde edecek. Buna maddeten imkân olmadığı meydanda. Bu şekilde hareket edilmesi için emir verdiğime gelince, hayır arkadaşlar, sureti kafiyede Başbakanlık, böyle bir emir vermemiştir. Bunlar sizlerin efkârını tağşiş etmek için vehlei ulâda hakikat gibi görünen sözler söy­leyip, muayyen neticeler istihsal etmek için sistemli olarak takip edilen bir tertibin tatbikatından başka bir şey değildir.

Faik Ahmet Barutçu arkadaşımın konuşmalarından kaç satır çıktı, benim konuşmalarımdan kaç satır çıktı, bunları bilemem. Eğer neşriyat ile hâdisatın başka türlü olduğunamilletimiziinandırmakmümkünolsaydı Halk Partisinin 20 sene mütemadiyen yaptığı dağlar gibi neşriyatın yekû­nu bu milletin ruhunda tesirler yaratır ve Halk Partisi bu memleketin başından uzaklaştırılmazdı. Hattâ biz sözde aleyhimizde söylenen bir çok sözlerin efkârı umumiyece aynen malûm olmasını bile çok arzu ederiz. Bunların partimiz ve hükümetimiz lehine olacağında hiç şüphemiz yok­tur». (Şiddetli alkışlar).

Başbakanın izahatından sonra Cezmi Türk tekrar söz alarak, Başbakanın geçen oturumdaki konuşmalarının ve ileri sürdükleri fikirlerin anayasaya tamamen muhalif olduğunu, bunların neşredilmesini müteakip bir sual mevzuu halinde Yüksek Meclise arzedeceğine işaret-etmiş ve Meclis mü­zakerelerinin radyodaki yayımı münasebetiyle hükümete sataşmadığını, sadece murakabe vazifesini yaptığını kaydettikten sonra, şayet hükümetin icraatı hakkında soru getirmek lâzım gelse kucak kucak sözlü soru getir­mesi icap edeceğini belirtmiştir.

Cezmi Türk'ün bu konuşması üzerine ikinci defa söz alan Başbakan Ad­nan Menderes şunları söylemiştir :

«Muhterem arkadaşlar,

Tezadın açıkça farkına varıyorsunuz. Hem hükümeti murakabe etmek isteseymiş sual takriri ile gelirmiş, hem hükümet icraatını murakabe et­mek lâzımgelse her gün kucak kucak takrirlerle huzurunuza çıkarmış, böyle diyorlar.

Hemen arzedeyim ki bu iki şeyi telif etmek imkânı yoktur ve derhal söy-liyeyim ki, hükümet, icraatının bütün safhalarında hesap vermeğe ama­dedir. Dilerlerse lütfen ihsanı mahsusla suallerini tekrar etmekten içti­nap etmesinler, kucak kucak takrirle gelsinler, fakat, hüsranla karşılaşa­caklardır. Bunu ehemmiyetle söyleyebilirim. Diktatörlükten bahsettiler, 1948 tarihine kadar diktatörlüğün müdafii olarak kalem kullanmış bir in­sandır (soldan bravo sesleri). Hükümete sataşmadım diyor. Sataşmayı sis­tem ve itiyat haline getirmiş olduğunu bir defa daha tekrar etmeğe lüzum görmüyorum. Arzettiğim gibi radyoyu murakabe etmek istiyorlarsa han­gi neşriyatta, ne zaman, ne bozukluk gördülerse haber versin, haber ve­riniz, düzeltmeye amadeyiz. Biz radyoyu kullanarak iktidarda kalmayı kararlaştırmış veya böyle zayıf bir dala tutunarak hükümet icra etmekte olan insanlar değiliz (soldan şiddetli alkışlar). Müsbet icraatımızla isba-şmdayız arkadaşlar.»

Müteakiben gündemde mevcut Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülüne dair olan 3656 sayılı kanuna bağlı (1) sayılı cetvel ile tadil ve eklerinin Adalet Bakanlığı merkez ve iller kısımlarında değişiklik yapıl­ması hakkında kanun tasarıları ile Temyiz Mahkemesi Teşkilâtına dair 1221 sayılı kanunun 2020 sayılı kanunla değişen 1 ve 5 inci ve 5453 sayılı kanunla değişen 3 üncü maddelerinin değiştirilmesi ve 4 üncü maddesine bir fıkra eklenmesi hakkında kanun tasarısı ivedilikle müzakere edilerek birinci görüşmeleri yapılmıştır.

Bundan sonra Çorum Milletvekilleri Ahmet Başıbüyük ve Hüseyin Ortak-çıoğlunun, emirber ve seyis erleri hakkındaki 203 sayılı kanununun birin­ci ve üçüncü maddelerinin değiştirilmesine dair olan 1600 sayılı kanunda değişiklik yapılması hakkında kanun tekliflerinin müzakeresine geçil­miştir.

Bu hususta soz alan Milletvekillerinden bazıları bu kanun teklifinin akçeli işlerden olması hasebiyle Maliye ve Bütçe Komisyonlarından geçmesi gerektiğini, bu itibarla adı geçen komisyonların tetkikinden de geçtikten sonra umumî heyete getirilmesi fikrini, diğer bir kısım Milletvekilleri ise bu hususta hükümet tarafından da hazırlanmış bir kanun tasarısı bu­lunduğunu, binaenaleyh tasarının Millî Savunma Komisyonuna iade edilmesini ve her iki tasarının yeniden tetkik edilmek suretiyle mezcedilerek yeni bir teklif halinde umumî heyete sunulmasını istemişlerdir.

Neticede, tasarının Millî Savunma Komisyonuna iade edilmesi kabul edil­miştir.

Meclis çarşamba günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 16 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 16. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisinin bugünkü toplantısında Meclis hesaplarını ince­leme komisyonu raporunun Anayasa komisyonuna tevdii kabul edilerek, teklif ve-tasarılarının müzakeresine geçildi.

Devlet memurları aylıklarının tevhit ve teadülü hakkındaki 3656 sayılı kanuna bağlı cetvellerde değişiklik yapılmasına dair olan kanun tasarısı­nın konuşulmasında söz alan İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, bu mevzuda ileriye sürülen tenkidlere cevap vererek, hükümetin tapu­lamayı tesri etmek için hazırlandığı gibi, toprak tevziini hızlandırmak için de hazırlanmış bulunduğunu, ancak bu işlerin sıra ile görülmesinde, anlaşmazlıkların ortadan kalkacağını, bundan dolayı Önce arazi üzerinde tapulamanın yapılması gerektiğini söyledi.

Neticede kanun tasarısı kabul olundu.

Kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair olan kanun tasarısının konuşulmasına bu birleşimde de devam edildi. Ancak, ilgili Bakanın bulunmamasından dolayı, bu mevzudaki müzakere­ler gelecek toplantıya bırakıldı.

Keza, Adliye harç tarifesi kanununa ek Noter harç tarifesi kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesi ve 19 uncu maddesinin son fıkrasının kaldı­rılması hakkındaki kanun tasarısının da birinci görüşülmesi yapıldı.

Milletlerarası iktisadî işbirliği teşkilâtının Dışişleri Bakanlığına bağlan­ması hakkındaki kanun tasarısının müzakeresinde söz alan Milletvekil­leri, bu münasebetle iktisadî işbirliğinden Türkiye ye yapılan yardımın azlığı üzerinde durarak Türkiyeye yapılmış yardımların bütün dünyaya yapılmış olan yardım mecmuunun ancak yüzde ikisine tekabül ettiğini belirttiler, diğer taraftan kendi kanaatlerini savunarak, mezkûr teşkilâtın. Dışişleri Bakanlığına bağlanmayıp, Başbakanlığın elinde kalmasının da­ha doğru olacağını ve böylece iktisadî işbirliği teşkilâtından daha fazla randıman elde edileceğini ileri sürdüler. Bu münasebetle söz alan Dışiş­leri Bakanı Profesör Fuad Köprülü ezcümle şöyle dedi:

«Ortada yeni bir teşkilât kurulması şimdilik mevzuubahis değildir. Yalnız eski teşkilâtın hariciyeye bağlanması mevzuubahistir. Hariciye Vekâ­leti, artık eski zamanlardaki gibi yalnız siyasî meselelerle meşgul olmamak­tadır. İktisadî mevzular da onun çalışma sahası içerisine girmiştir. Sonra, Devlet teşkilâtı dediğimiz zaman, her vekâleti birbirinden duvarlarla ay­rılmış kompartımanlar şeklinde telâkki etmemek lâzımdır. Devlet ve Dev­let teşkilâtı bir küldür. Hariciye Vekâleti, kendine "ait olan bir kanunun kendine verdiği salâhiyetleri kullanırken, bütün alâkalı devlet daireleriy­le de temas halindedir.»

Köprülü, yardımın azlığı mevzuunda da şunları söyledi:

«Hükümet bu yardımdan azamî surette faydalanmak için elinden gelen gayreti göstermektedir. Gerek iktisadî ve gerekse askerî bakımdan yapıl­mış olan yardımlarla bu teşkilâtın Başbakanlıkta kalması veya Dışişlerine bağlanması takdirinde de Türkiye'nin bu yardımlardan azamî miktar .elde edebilmesi için çalışmalarımıza devam edeceğimiz tabiîdir. Bu noktanın bugün Meclise gelmiş olan tasarı ile alâkası yoktur.))

Kürsüye gelen Milletvekilleri, kanun tasarısının, bu işle ilgili komisyon­larda da görüşülmesi ve ondan sonra heyeti umumiyeye getirilmesi husu­su üzerinde fikirlerini serdettiler. Müteakiben Başbakan Adnan Menderes, kendisinin de, kanun tasarısının komisyonlarda incelenmesi fikrinde bu­lunduğunu beyan etti. neticede tasarının bir de ekonomi ve ticaret komis­yonu ile maliye komisyonlarında incelenmesi kabul edildi.

Meclis cuma günü toplanacaktır.

Büyük Millet Meclisinin 30 Ocak 1952 tarihindeki toplantısı.

Ankara : 30. (A. A.) —

Büyük Millet Meclisi bugün saat 15'de başkanvekillerinden Ağrı Milletve­kili Celâl Yardımcı'nm başkanlığında toplandı.

İlk olarak İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Başar ve üç arkadaşının, bir İskân Bankası kurulmasına dair kanun teklifini inceleyen geçici komisyo­nun tezkeresi okundu. Bunda, bahis mevzuu kanun teklifinin, hükümetçe bu mevzuda yapılmakta olan etütle beraber incelenmesi için, bir ay sonra müzakeresine başlanacağı bildirilmekte idi.

Bilecik Milletvekili Talât Oran'ın bir kanun teklifinin bazı tadilât için geri verilmesini isteyen önergesi okunarak bu kanun teklifi iade edildikten son­ra, Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgillerin, Millî Müdafaa ih­tiyaçları için yapılacak istimlâklar hakkındaki 3887 sayılı kanunun değiş­tirilmesine dair kanun teklifinin gündeme alınmasını isteyen önergesi okundu oya sunulan bu Önerge kabul edilmedi.

Zonguldak Milletvekili Abdurrahman Boyacıgiller, diğer bir önergesinde. Zonguldak ve Ereğli kömür havzasında mevcut kömür tozlarının, amele menafii umumiyesine satılmasına dair olan 114 sayılı kanunun iki mad­desinin değiştirilmesi hakkındaki kanun teklifinin gündeme alınmasını is­temekte idi.

Bu hususta söz alanlardan Zonguldak Milletvekilleri Muammer Alakant ve Cemal Kıpçak önerge lehinde konuştular ve teklifin mühim bir mevzua temas ettiğini ileri sürdüler. Zonguldak Milletvekili Rifat Sivişoğlu ise önerge aleyhinde bulunarak, teklifin gündeme alınmasından bir fayda melhuz olmadığı mütalâasını beyan etti.

Bütçe komisyonu adına konuşan İzmir Milletvekili Tank Gürerk, komis­yonun bugünlerdeki fazla çalışma mecburiyeti dolayısile bahis konusu kanun teklifini henüz tetkik edememiş olduğunu bildirdi.

Çalışma Bakanı ve İşletmeler Bakan Vekili Nuri Özsan. teklifin ihtisas komisyonlarında iyice incelenmesinde fayda- ve zaruret gördüğünü belirttikten sonra biran evvel umumî heyete getirilmesi temennisine kendisi­nin de iştirak ettiğini söyledi.

Hatiplerin bu konuşmalarından sonra kanun teklifinin gündeme alınma­sını isteyen önerge oya konuldu, kabul edilmedi.

Başkan, dört önerge olduğunu bildirdi. Gündemdeki kanun tasarı ve tek­liflerinin sözlü sorulardan Önce görüşülmesine dair olan bu önergeler ka­bul edildi.

Memurların suçlarından dolayı haklarında yapılacak soruşturma ve ko­vuşturmaya dair kanun tasarısı ile Tokat Milletvekili Halûk Ökerenin memurların muhakeme usulleri hakkındaki kanun teklifi, İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu ve teklif sahibi Tokat Milletvekili Halûk Ökeren tarafın, bazı tadiller yapılmak üzere geri istendi. Bu talep kabul edilerek, kanun tasarısı ile kanun teklifi geri verildikten sonra, kibritin Tekelden çıkarılmasına ve istihlâk vergisine tâbi tutulmasına dair kanun tasarısının ikinci müzakeresine geçildi.

Bu tasarının müzakeresi de tamamlanarak açık oya konuldu ve kabul edi­lerek kanunlaştı.

Gümrük tarifesi kanununa bağlı giriş genel tarifesinin 647'inci numarası­nın değiştirilmesine dair kanun tasarısı ile Muamele Vergisi Kanununun 9'uncu ve 89'uncu maddelerine birer fıkra eklenmesi hakkındaki kanun tasarısının da ikinci müzakereleri tamamlandı ve kibrit hakkında olan bu tasarılar da açık oyla kabul edilip kanunlaştı.

İhtiyarlık Sigortası kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılması hak­kında kanun tasarısı ile Erzurum Milletvekili Sait Başak'ın aynı kanunun ikinci maddesinin değiştirilmesine ve bu kanuna geçici bir madde eklen­mesine dair kanun teklifinin müzakeresinde, mevzuun esası ve usul üze­rinde, Siirt Milletvekili Mehmet Daim Sualp, İstanbul Milletvekili Bedri Nedim GÖknil, Ankara Milletvekili Cevdet Soydan, Zonguldak Milletve­kili Suad Başol, Manisa Milletvekili Nafiz Körez, Giresun Milletvekili Doğan KÖymen, Adalet Komisyonu sözcüsü Manisa Milletvekili Şem'i Er­gin, Balıkesir Milletvekili Enver Güreli, Ordu Milletvekili Refet Aksoy, Seyhan Milletvekili Reşat Güçlü ve Çalışma Bakanı Nuri Özsan konuştular.

Neticede Erzurum Milletvekili Sait Başak tarafından hazırlanmış olan kanun teklifinin hükümet tasarısından tefrik edilerek Adalet komisyonu­na iadesine, komisyonun da isteği üzerine karar verildi.

Müteakip bir kararla, mevzu ile alâkası olması dolayısiyle hükümet tasa­rısının Ticaret Komisyonunda da tetkik edilmesi yolundaki bir önerge kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Ahmet Topçu'nun, İş Kanununun 5518 sayılı kanun­la değiştirilen 13'üncü maddesi « ç » bendi dördüncü fıkrasının tadili hak­kındaki kanun teklifinin müzakeresine geçildi. Bu mevzuda söz alan Ay-dm Milletvekili Nail Geveci, kanun teklifinin 13 üncü maddesinin, kanun tekniğine uygun olarak yazılmadığını ileri sürerek, bu hususta bir tadil teklifi yaptı, Çalışma Komisyonu başkanı Nafiz KÖrez ed, komisyon ola­rak bu değiştirgeye iştirak ettiklerini söyledi ve böylece kanun teklifinin birinci müzakeresi tamamlanmış oldu.

Müteakiben, Turistik otel için İstanbul Belediyesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına devredilecek arsa hakkındaki kanun ta­sarısının konuşulmasına başlandı.

Kanun tasarısının tümü üzerinde söz alan Malatya Milletvekili Hikmet Firat, Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci, Ankara Milletvekili Hamit Şev­ket İnce, Çorum Milletvekili Hüseyin Ortakçıoğlu, hukukî bakımdan itiraz ettiler. Mezkûr arsanın yeşil saha olarak kullanılmak üzere alındığına göre, yeşil saha olarak kullanılması lâzımgeldiğıni söylediler ve tasarının birinci maddesinin müzakeresinde de ayni fikirleri ileri sürdüler.

Tasarının lehinde konuşan, İzmir Milletvekili Pertev Arat, Bolu Millet­vekili Mahmut Güçbilmez, Zonguldak Milletvekili Muammer Alakant, Konya Milletvekili Hidayet Aydmer, istirdat hakkını nez'eden bu kanun maddelerinin anayasaya münafi olmadığını, Emekli Sandığının, bu arsa­lar üzerinde bir otel yapmasının şahsî tasarrufa gitmiş sayılmıyacağmı, esas gaye âmme hizmeti olduğunu belirttiler. Bu mevzuda Bütçe Komis­yonu adına fikirlerini serdeden Giresun Milletvekili Hayrettin Erkmen de Bütçe Komisyonunun bu mevzu üzerinde hazırlamış bulunduğu raporun vazıh olduğunu ve hukukî bakımdan bir veçhi tahsisi tebdil münakaşası olsa bile, meselede bugün vatandaşın herhangi bir hak dermeyanma im­kân görülemeyeceğini söyledi. İzmir Milletvekili Osman Kapanı de bu hususta şöyle dedi:

Muhterem arkadaşlar.

Bugün kabulü için huzurunuza getirilmiş olan kanun, memleketimizde Tu­ristik bakımından bize büyük inkişaflar sağlıyacak olan İstanbulda 300 odalı otel yapılmasını temin etmek zımnında hazırlanmış bir kanundur.

Bunun bir hukukî tarafı ve bir de Turistik cephesi vardır.

Bu kanunla herhangi bir vatandaşın elinden yeniden herhangi bir arazisi alınacak değildir. Esasen vaktiyle İstimlâk edilmiş olan ve park olarak tahsis edilmiş bulunan bu arazi parçası üzerine bir otel inşası mukarrerdi. Bü otel inşasında ayrıca bir ecnebi şirketle işbirliği yapılacağından, ec-nebî şirketin buraya yatıracağı sermaye için bir garanti göstermek bakı­mından böyle bir kanun çıkarmak zarureti hasıl olmaktadır. Fakat böyle bir kanun çıkmazsa ecnebi şirketi sermaye vazında tereddüde sevketmiş olacağız. Vaktiyle bu memlekette ecnebi sermayenin nasıl küstürüldüğü­nü bizzat müşahede etmiş kimseler olarak, böyle fiilî bir garantiye ihtiyaç ve lüzum hissedilmiştir. .Meselâ yarın bu arsa üzerinde yapılacak otelin in­şası sırasında eski sahipleri «tahsis cihetleri değiştiği için biz de iptal dâ­vası açıyoruz» deseler ve böylece inşaatın yarıda kalması takdirinde bu­raya milyonlarca lira sermaye vazetmiş olan ecnebi şirket muvacehesinde memlekete getirmek istediğimiz dış sermaye için durumumuz ne olacaktır1?

İzmir Milletvekili Osman Kapanı daha sonra dedi ki: Turistik bakımdan gayet mühim olan bir vaziyet vardır. Geçen sene biliyorsunuz, ki İstan­bulda Parlâmentolararası bir konferans toplandı, buraya 350 ye yakın murahhas geldiği gibi bunların eşleri ve bir çok gazeteciler güzel îstanbula şeref verdiler.

Fakat arkadaşlar, bu konferanslarda vazife almış olanların gelen misa­firleri otellere yerleştirmek üzere çektikleri ıstırabı bir Allah bilir bir de kendileri bilir.

Sorarım sizlere arkadaşlar, İstanbul'da içinde banyosu olan kaç otel vardır ?

Arkadaşlarım,

Bilhassa İstanbul gibi beynelmilel konferanslara cok müsait olan bir şeh­rimizde böyle bir otel inşasına muhakkak zaruret vardır. Paris'te, her ay­da veya her 15 günde bir sergi yapılır, bir teşhir yapılır. Bu suretle Parise bir çok ecnebi turist celbetmek imkânı bulunur. Istanbulun tabiî gü­zelliklerini takdir etmiyecek kimse yoktur. Fakat İstanbula Turist cel­betmek için her şeyden evvel gelecek turistin istirahatım temin etmek bir zarurettir arkadaşlar.

Bu otel mevzuu, İstanbul'da ecnebi turistleri barındıracak kâfi otel bu­lunmaması bize bir çok fırsatlar kaçırtmaktadır. Meselâ beynelmilel avu­katlar kongresinin ecnebiler tarafından bize İstanbul'da yapılması teklif edildiği halde oradaki delege arkadaşlarımız üzüntüyle böyle bir şeyin im­kânsız olduğunu ifade etmek zorunda kalmıştır. Sebep olarak da otelsizli&i ileri sürmüştür.

Arkadaşlar, yeni inkişaflar karşısında beynelmilel siyasî konferansların eşiğinde bulunmaktayız. Yarın tam olarak müsavi haklara sahip olarak Atlantik Paktına girdiğimiz anda gönül arzu eder ki 16 Şubattan sonra toplanacak olan Atlantik Paktı konseyinin güzel İstanbulumuzda toplan­sın, bu suretle beynelmilel siyasî şahsiyetleri Istanbulun bağrına çekmiş olalım. Ancak belki otelin kısa zamanda bitmemesi münasebetiyle yakın bir zamanda böyle bir arzuyu yerine getiremiyeceğiz. Fakat ilerisi için böyle bir imkâna yer vermiş olacağız. Binaenaleyh benim istediğim, bu kanunun kabul edilmesiyle Turistik hayatımızın mesut inkişafım görmek­tir arkadaşlar.»

Osman Kapanî'den sonra söz alan İstanbul Milletvekili Firuzan Tekil ise, düşüncelerini hulasaten şu şekilde anlattı:

«Arkadaşlar,

Mesele sanırım ki gayet basittir. Bir 3710 sayılı kanun vardır. Bu kanun Belediyeye bazı salâhiyetler tanımaktadır. Bu salâhiyetlerin mesnedi, Be­lediyenin takdiridir. Belediye takdir etmiştir, İstanbula yeşil saha lâzım­dır, demiştir. Orayı bu kanuna göre istimlâk etmiştir. Bugün aynı Bele­diye bambaşka, daha ileri ve İstanbula yeşil sahadan daha büyük fayda sağlayacak ve güzelliğini bozmadan sağlıyacak imkânlar karşısında bulun­duğu için geliyor, elindeki bu yerleri bu imkânları tahakkuk ettirmek için kulanmak istiyor. Bu arada düşünülüyor ki bir takım nazariyelerle işi medreseye düşürmek mümkündür, bir takım mülâhazaların dehlizleri içinde 3710 sayılı kanunun istihdaf ettiği gayeden uzak kalmak, işi uzatmak, hattâ akamete uğratmak için engeller çıkarmak mümkündür. Buna binaen Belediye ve Hükümet geliyor, aynı Meclisten 3710 sayılı ka­nunun istihdaf ettiği gayeyi teyid edici kanun istiyor. Mesele bundan iba­rettir.»

İçişleri Bakanı Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu Hilton Şirketi tarafından in­şa edilecek olan bu otelin inşasının bizde hayli geciktiğini söyliyerek, bu işte daha çabuk karara varılmak icap ettiğini belirtti ve Meclise getirilen bu tasarı ile, sırf nizamî ve hukukî bir işin görülmüş olduğunu, Emekli Sandığının bu otel inşasına 10 milyon lira koymakla, 14 milyonluk bir mülke sahip bulunacağını ilâve etti.

Maliye Bakanı Hasan Polatkan da, Emekli Sandığının ileride bu oteli ve arsayı satmasının mümkün olamıyacağını zaten mezkûr sandığın Hilton Şirketine bu otel işinde yirmi sene müddetle kira ile bağlandığını beyan eyledi.

Neticede, tasarının maddeleri kabul olunarak birinci müzakeresi sona erdi. Bundan sonra kanunların müzakeresini takiben ve sözlü sorulardan evvel, yeğlikle görüşülmesi icap eden yorumların öne alınmasına dair Cihat Ba­banın önergesi kabul olunarak, Seyhan Milletvekili Reşat Güçlünün, Basın Kanununun 36 ıncı maddesindeki (Basın yoluyla işlenmiş bulunan suç­lar) tâbirinin yorumlanması hakkındaki önergesi ve Adalet, İçişleri Komis­yonlarından kurulan karma komisyonun raporu okundu ve Başkan vaktin geciktiğini söyliyerek saat 18.45 te birleşime son verdi.

Büyük Millet-Meclisi cuma günü saat 15 te toplanacaktır.

Yeni yıla girerken..,

1Ocak1952tarihliCumhuriyet'ten

Yeni yıla girerken ne yazık ki dünya huzur, sükûn ve barış içinde olmadığı gibi yeni senenin dünyaya huzur ve sükûn, barış getireceğini de kimse id­dia edemez; çünkü ne 1950, ne 1951 se­neleri 1952 yi iyimserlikle karşılayacak iyi bir miras bırakmamışlardır. 20 nci asrın ikinci yarısı Kore Harbi ile baş­lamıştı. 1950 haziranında patlayan bu harb, bir kanser halinde devam etmek­tedir. O kadar ki aylardanberi sürüp giden mütareke görüşmeleri bile bir ne­ticeye ulaşmamıştır. Mütareke barış demek olduğuna göre, henüz gerçek­leşmeyen mütarekesine bakarak Kore Harbinin, tarihteki 30 sene harbine benzemesi ihtimali hatıra gelebilir. Uzakdoğudaki Kore kanserinin 1952 de müzmin bir şekilde devam edip giderek üçüncü Dünya Harbine sebeb olmıyacağını kabul etsek bile Avrupa'da, Yakın ve Ortadoğuda huzursuzluğun, ihtilâf­ların ve bu asrın icadlarından olan, so­ğuk harbin sona ereceğine dair, hiç bir ürnid ışığı yoktur. Bilâkis giren yılda da, soğuk harbin kızgın harb halini al­ması endişesi mevcuttur. Nitekim Ame­rikan Dışişleri Bakanı, Amerikalılara hâs iyimserliğine rağmen, 1952 nin buh­ranlı bir yıl olacağım ve Avrupa için son derece mühim tarihî bir sene olabi­leceğini söylemekten kendini alama­mıştır. Filvaki 1951 de Japonya ile ba­rış andlaşmasmm imzalanmış olmasına rağmen, Avrupa'da Almanya ile, hattâ küçük Avusturya ile henüz sulh akde-dilmemiştir. Bugünkü barış ile harb arası meşkûk ve tehlikeli vaziyetin ida­mesinde, kendi ihtirasları bakımından menfaat gören Kızıl Çarlığın tuttuğu yol, Avrupa sulhunu yakınlaştırmak şöyle dursun, yıllar geçtikçe uzaklaştır­maktadır. İkinci Dünya Harbi Avrupa'­da 1945 mayısının ilk haftasında, Uzakdoğuda da aynı yılın eylülü başında bitmişti. 1945 te, dünyanın yakında ba­rışa kavuşacağı yolundaki ümitler, arada geçen yedi yıla yakın zaman içinde, gerçekleşmemiştir ve ne zaman gerçek­leşeceğini de kimse tayin edememekte­dir.

Avrupa ve onunla beraber dünya, barı­şa ve huzura kavuşacak yerde, yeni bir silâhlanma yarışı yani harb hazırlığı devresi içindedir. Her silâhlanma yarı­şının sonu harb olduğuna göre, bugün­kü harb hazırlıklarının nihayet aynı neticeyi verebileceğini söylemek bir ke­hanet olmaz. Batı Avrupa devletlerinin aralarındaki müdafaa paktına rağmen, bir türlü tam bir ittifak ve işbirliği ya­pamamaları, kızılların cesaretini arttır­makta ve barış ümidlerini azaltarak harb ihtimallerini çoğaltmaktadır. İngilterenin Mısır ve İranla olan ih­tilâfları, İranın ve Arap milletle­rinin kendilerini ve dünyayı teh­dit eden büyük tehlikeyi göremiyerek bazı millî emellerinin gerçekleştir­mek hulyasile Sovyet Rusyanın entri­kalarına âlet .olmaları da, iyimser ol­mağa imkân bırakmıyor.

Batı Avrupa Devletlerinin, Amerikanın ikazlarına, iktisadî, malî ve askerî yar­dımlarına rağmen, sanki hiç bir tehlike yokmuş gibi, hususî düşüncelere ve menfaatlere kapılmaları, nihayet bir felâkete sebep olabilir. Sovyet Rusya, kendi kuvvetine güvenerek Batılıların ağır giden silâhlanmalarına ve Alman­ya ile anlaşmalarına meydan vermeden harekete geçebilir. Moskovadaki vazife­sinden yeni dönen bir İngiliz diplomatı İngiltereyi ziyarete giden Türk basın heyeti üyeleri ile görüşürken Rusyanın Üçüncü Dünya Harbini göze aldırıp al­dırmayacağı hakkındaki suale şu ceva­bı vermiştir:

«— Stalin'in ve Politbüro'nün ne dü­şündüklerini bilmeğe imkân yoktur. Fakat onların bugünkü vaziyeti devam ettirmek istedikleri muhakkaktır. Çünkü Avrupanm yarısını, Asyada ise ko­ca Çini Demir Perde arkasına almışlar­dır. Onun için kendi lehlerine olan bu vaziyetin sürüp gitmesi işlerine gelir. Bu itibarla bir harbe girişerek elde ettikleri- kazançları tehlikeye düşürmek istememeleri icap eder. Yalnız şu cihet var ki Kremlindekilerin, demokrasi cephesinin kuvvetlenmesinden ve bir gün harekete geçmesinden korkarak daha evvel davranmak istemeleri ihti­mali daima mevcuttur. Sovyet Rusyayı idare edenler, kapalı bir kutu içinde yaşadıkları için, demokrasi milletleri­nin zihinlerini pek bilmezler; bu millet­lerin kararsızlığını, onların za'fma at­federek harbetmek istemiyeceklerini sanabilirler ve fırsattan faydalanmak hatasına düşebilirler. Politbüro erkânı­nın vehimleri ve korkuları bir harbe sebebiyet verebilecek en büyük tehli­kedir. "

Moskovadan yeni dönmüş olan İngiliz hariciyecisinin gördüğü bu tehlike, ha­kikaten vardır. Böylece demokrasilerin silâhlanması, harbi Önliyebileceği gibi harbe sebebiyet de verebilir. 1952 yılı siyasî ufukların karanlığı içinde gir­mektedir ve yeni senenin buhranlı ve tehlikeli bir yıl olacağı muhakaktır. Atatürk'ün «Yurdda sulh, Cihands sulh« prensipinden ilham alan Türk milleti, 1952 nin kanlı bir yıl olmama­sını temenni etmekle beraber, her ihti­male karşı kararlı ve azimlidir. Harb olmayacakmış gibi memleketin kalkın­ma ve yükselme yolundaki çalışmaları­mıza devam ederken harb olacakmış gi­bi de uyanık, basiretli Ve hazırlıklı bu­lunacağız.

Yeni yıla girerken...

Yazan:Ahmet Şükrü Esmer

1 Ocak 1952 iarihli Ulus'dan

Çıkan yılın sonuncu günü ile giren, yüm birinci günü arasında bir fark yoktur. Fakat dünya bir yıl daha yaşlanır. San­ki bütün bir yıl o gün geçmiş gibidir. Bu sebeple eski yıl çıkarken durup onun ne getirdiğini sormak, onun muha­sebesini yapmak teamül olmuştur. İkin­ci Dünya Harbinin sonundan beri in­sanlığı meşgul eden en ehemmiyetli mesele Üçüncü Dünya Harbi korkusu­dur. Geçmiş yıllar içinde dünyanın böyle bir harp karşısında bulunduğu zamanlar olmuştur. Acaba 1951 yılı harp ihtimalini azalttı mı? Artırdı mı? Geçen yıl içindeki gelişmeler dünyayı harbe daha yakın mı getirdi? Yoksa harbi uzaklaştırdı im? İkinci Dünya Harbinden sonra yeni bir harp tehlikesinin belirmesi, askerî kuv­vetler arasındaki muvazenesizlikten ileri gelmişti. Almanya ve Japonya yok edilmişler. Amerika ve İngiltere kollektif barışa güvenerek silâhsızlanmış­lar. Muvazene Rusya lehine ağırlaşmış­tı. Bunu fırsat bilen Rusya, 1946 yılın­dan bağlıyarak bir tecavüz siyasetine başladı. Doğu Avrupa'yı hâkimiyeti al­tına aldı. Çin de komünistleri destekle­di. Çekoslovakya'da nüfuz kurdu. İran'dan çekilmek istemedi. Yunanis­tan'ın işlerine karıştı. Türkiye'den top­rak istedi.

Bu tecavüz siyaseti Amerikayı harekete getirdi. 1947 yılında Amerika Truman doktrinini kabul etti. Ertesi yıl Marshall Yardımı. Sonra Atlantik Paktı. Amerika hür dünyayı teşkilâtlandırıyor­du. 1950 yılında Kore Harbi gelince başta Amerika olmak üzere demokra­siler silahlanmaya hız verdiler. 1950, İkinci Dünya Harbinden sonra barış ba­kımından en tehlikeli bir yıl olarak gel­di, geçti. 1951 geldiği zaman Çin'in Ko­re Harbine karışmasından doğan buh­ran henüz geçmemişti. Fakat 1951 yılı ilerledikçe tehlike de azaldı. Bu geçen yıl içindeki gelişmeler arasında demok­rasilere de, Sovyetlere de elverişli olan vaziyetler vardır. Demokrasilere elve­rişli olan gelişmeler şunlardır: 1 — Amerikanm silâhları artmıştır. 1950 yı­lında Amerika'nın 9 zayıf tümeni var­ken, 1951 sonunda 24 kuvvetli tümeni vardır. 2 — Atlantik Paktı kombinezo­nu kuvvetlenmiştir. 1950 de bu kombi­nezonun emrindeki askerî kuvvetler bir buçuk milyondan daha azken, şimdi üç milyonu geçmiştir. 3 — Eisenhower Başkomutanlığa getirilmiştir. 4 — Amerika atom bombası yapımım hızlan­dırmış ve atomlu yeni silâhlar yapmış­tır. 5 — Yugoslavya Sovyetlerden daha Çok uzaklaşarak demokrasilerle işbirli­ğine yanaşmıştır. Çıkacak bir harpte, artık Yugoslavya'nın demokrasiler cep­hesinde savaşacağı muhakkaktır. 8 — Türkiye daha çok kuvvetlenmiştir. Kuvvetli bir Türkiye, Yakındoğu böl­gesinde başlı başına bir barış unsuru­dur. 7 — Japonya ile barışa varılmış ve Japon askerî kuvvetinin ihyası için adım atılmıştır. Kuvvetli bir Ja­ponya da Uzakdoğu'da başlı başına bir barış unsuru olacaktır.

Bunun yanında Sovyetlere elverişli olan gelişmeler de şöyle hülâsa edilebi­lir:

1 — Alman teknisyenlerinin de yardımı ile Sovyet silâhları tekemmül etmiştir. Bu silâhlardan bazıları Kore harbinde kullanılmış ve mükemmel oldukları gö­rülmüştür. Rus orduları sayı 'itibariyle artmamıştır. Fakat sayıları 175 ile 215 arasında bulunan tümenler daha iyi teşkilâtlanmıştır. 2 — Sovyetlere tâbi olan peyk memleketler daha iyi silâh­lanmışlardır. Söylendiğine göre peykle­rin şimdi 60 tümen askerleri vardır ve bunlar Atlantik Paktına benzer teşki­lâtla Sovyet ordularına bağlanmıştır. 3 — Ağır kayıplarına rağmen Çin or­duları kuvvetlenmiştir. 4 — Ortadoğu milletleriyle Batı Devletlerinin araları açılmıştır. İran ve Mısır İngiltere ile mücadele halindedir. Fas'ta ve Tu­nus'ta Fransa'nın vaziyeti zayıfla­maktadır. İngiltere Malezya'da, Fran­sa da Hindiçini'de boğuşuyorlar. Batı­lılar bu dâvaları hallederek, Doğu mil­letleriyle anlaşmak ve aralarındaki kar­şılıklı münasebetlere zamanın icapları­na daha uygun şekiller veremedikleri için, Sovyetler bu vaziyetleri kendi namlarına istismar etmektedirler. 1951 yılında bu vaziyet çok ağırlaşmıştır.

İşte 1951 yılı içindeki gelişmelerin hü­lâsası budur. Bu görüşmelerde demok­rasilerin kazançları Sovyetlerin ka­zançlarından fazladır. Yani 1951 kuv­vetler muvazenesinde Rusya'dan ziyade demokrasilere yardım etmiş bir yıldır. Rusya lehine olan kuvvet muvazenesi­nin demokrasilerin lehine tamamiyle çevrilmiş olduğu söylenemez. Bu sebep­ledir ki 1952 ve 1953 çok nazik yıllar olacaktır. Eğer 1951 deki çığır 1952 ve 1953 yıllarında da devam ederse, mu­vazene büsbütün Sovyetlerin aleyhine dönecek ve barış sağlamlaşacaktır. Ya­ni Sovyetler tecavüzü göze alamayacaklardır. Fakat barış bakımından bel­ki de 1951 den daha tehlikeli bir yıla giriyoruz.

Yeni yıl...

Yazan: Sedat Simav'ı

1 Ocak 1952 tarihli Hürriyet'ten

1951Senesi bitti. Bugün,1952 nin ilk günüdür. Yeni yıl, aziz vatanımız için pek ümitli ve güzel şartlar çerçevesi içinde görü­nüyor. Vakıa Kore Harbi sona ermiş değildir ve kahraman çocuklarımıza henüz kavuşamadık. Fakat iç ve dış politikada mes'ut inkişaflar görünüyor. Evvelâ korkunç harp ihtimalini uzak­laşmış buluyoruz. Taraflar birbirleriy­le anlaşmak için uzanacak eli bekliyor­lar ve eski haşin tavırlarını unutmuşa benziyorlar. Gelecekde beklediğimiz harp, bu suretle uzaklaşmış bulunu­yor.

Dahili siyasetimizdeki yumuşaklık da yeni seneye girerken kendini hissettiri­yor. Demokratlarla C.H.P. bu millete mensup olduklarını hatırladılar ve li­sanlarım değiştirdiler. Bu hareket biz­ce, Türk milleti lehine kaydedilecek en büyük bir inkişaftır. Düne kadar bir­birlerine düşman gibi bakan iki büyük partimizin böyle uzlaşması ancak bu memleketi sevenleri sevindirebilir. Bu akıllıca inkişafı, hiç şüphe yok' ki, bu iki partinin liderleri olan iki mühim şahsiyete, yani İsmet İnönü ve Celâl Bayar'a borçluyuz.

Yeni seneye iyi bir hava içinde giriyo­ruz.Şeytan kulağına kurşun, inşallah Türk milleti, bundan böyle saadet ,yolunu bulmuş olsun!

İç politikamızdaki gerginlik­ler...

Yazan: M. Nermi

5 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan

1951 Yılının sonlarına doğru iç - politi­kamızda gerginlik yaratan tartışmalar birer birer yumuşamaya, tavsamaya başlamış ve Türk gönüllerinde yeni ümitler uyandırmıştı. Aradan geçen haf­talar bize ne kadar yanıldığımızı gös­teriyor şimdi. Ufak bir kıvılcım, heye­canlarımızı alevlendirmeye yetiyor. Dünya politikasının çok düşündürücü gelişmeler gösterdiği bir zamanda yaşa­dığımızı hemen unutuyor ve nasıl bir yemiş vereceği hiç belli olmayan tartış­malara kendimizi kaptırıyoruz.

Biz burada kimin haklı, kimin haksız olduğunu araştıracak değiliz. Zaten bir dalda durmayan, konusunu parti ihti­yaçlarına göre sık sık değiştiren tartışmaları, tenkitleri, belli başlı ölçülere göre değerlendirmeye de imkân yoktur. Taraflar, haklı olduklarına ayrı ayrıinanmışlardır. İş bu duruma geldikten sonra söylenecek söz kalmamıştır. Bir tarafın bıkarak veya yorularak kenara çekilmesini beklemek lâzımdır. Bizde­ki tartışmalar, tenkitler, öteden beri, böyle bir gelenek çerçevesi içinde ya­pılır, ve yorulan da, dâvayı kaybetmiş sayılır. Çünkü: Tartışma ve tenkid, biz­de, güreş gibi bir şeydir ve bundan de­rin bir heyecan duyan seyirciler de var­dır.

Halbuki: Partiler arasında başlayan söz güreşinin hemen dinivereceğini sanan kuruntulara kapılmak, her zaman için, o kadar doğru değildir. Biz, bunu, 195 sonlarında beliren yatışmaların verdiği sonuçlardan da anlıyabiliriz..Biz iktidar mücadelesini, parti mücadelesini, pro­pagandayı böyle anlıyoruz. Büsbütün haksız mıyız? Demokrasi; fikir hürri­yeti, tartışma hürriyeti, tenkid hürriye­ti değil midir? Fakat asıl dâva fi­kirde, tartışmada, tenkidde değil, hür­riyetin kullanılış şeklindedir.

Bir fikrin fikir olabilmesi için, bilgi di­siplinlerinin, hiç olmazsa, birkaç süzge­cinden geçmesi lâzımdır. Her gelişi gü­zel iddia fikir sayılamaz. Hürriyet ko­nusunda da, asıl ölçülerimizi henüz bulamamışızdır. Şimdi, biz, yanlış anlaşı­lan fikirle, yine o kadar yanlış düşü­nülen hürriyeti yanyana oturttuk mu, sosyal huzurumuzun ne olabileceğini kestirebiliriz artık. Açıkça söylemeliyiz ki: Demokrasinin gerçekleştirmek iste­diği şey bu değildir. Biz, çok kısır ve verimsiz bir yolda yürüyoruz.

Yapıcı tartışmalar, tenkidler; fikir di­siplinlerine, programlara dayanma­dıkça, ister istemez dedikodulaşır. Hiç bir topluluk, pürüzsüz bir dedikodu cenneti yaratmak için devrim yapma­mıştır. Bir sosyal düzeni değiştirmek, ancak, neticeleri iyi düşünülmüş bir dâ­va sistemine yürekten bağlanmakla mümkündür. Asıl şaştığımız şey, tar­tışmalarımızda, tenkidlerimizde, dâva­lardan daha çok, duygularımıza, sinir­lerimize gerçekten bağlı kalışımızdır. Bir konuyu incelemek başka, bir ko­nuyu bahane sayarak alevlenmek ve meydan okumak da elbette yine başka­dır. Bu bakımdan tartışma ve tenkid mantığı ile meydan okuma mantığı birbirine karışmakta ve bizi;üstünde ısrarla durulması gereken gayelerimiz­den uzaklaştırmaktadır.

Türk topluluğu, çok yakınlarda, yeni­den kurduğu devleti kontrol eden bir millet haline gelmiştir. Daha önceleri ise milletle devlet arasında ne büyük bir gerginlik olduğunu hepimiz biliyo­ruz. Şimdi bizim en kutsal yurddaşlık ödevimiz, bu yeni doğan yapıcı sosyal sezgiyi bütün duruluğu ile korumak, geliştirmek ve serpilişini kolaylaştır­maktır. Demek oluyor ki: Türk aydın­larına olduğu gibi, Türk politikacıları­na da düşen roller vardır.. Biz bunu ge­niş ölçüde bir politika eğitimi gibi dü­şünüyoruz. Dirlik düzeni bozuk bir a-na-baba ocağında çocukların henüz ge­lişen benliği ne kadar tesir altında ise. eski bir yaşayış düzenini silkerek at­mış genç sosyal topluluklar da, politi­ka geçimsizliklerinin o kadar tesiri al­tında kalabilirler. Görülüyor ki: Çok bü­yük bir dâva karşısındayız. Sinirlerimi­zi, tartışmalarımızı, tenkidlerimizi tam bir kontrol altına alırsak, yurt için, gerçekten temel veren bir iş görmüş oluruz.

Demokrasi, topluluk haklarına kavuş­muş yeni Türk vatandaşının yaşayış düzeni, daha doğrusu, gerçekleştirilecek ideallerinin ülkesidir. Bu ülkede en bü­yük huzursuzluk yaratan şey, Atina şe­hir devletinin kuruluşundan bugüne değin, yalnız, ölçüsünü kaybeden, sinir­le beslenen tenkid, açık konuşalım, de­magoji olmuştur. Anafikirlerden uzaklaşarak güdülen politika akınları, de­mokrasinin deği], demagojinin yolunu hazırlar. Biz, onun için, iç-politikamızda zaman zaman beliren ve programlar­la hiç bir ilgisi olmayan gerginliklerin dinmesini yürekten istiyoruz. Hepimiz bu hür ülkenin çocuklarıyız. Sevinci­miz birdir, üzüntümüz birdir. Aynı ulu baht ırmağının damlalarıyız biz.

Bir siyasî şantajın teşhisi...

Yazan: M.FaikFenik

6 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Yeni iktidarın muvaffakiyetleri karşı­sında ne yaptığını bilmez hale gelen Halk Partisi muhalefeti şimdi şaşkın bir halde baş vurduğu yıpratma politi­kasının içinde bocalamağa ve bocala­dıkça daha da çok çukura batmağa başlamıştır.

Hâdiselerin seyrini şöyle bir gözden ge­çirelim: Hatırlarda olduğu üzere Kore'­ye asker gönderilmesi hakkında karar alındığı zaman evvelâ baltalamağa çalıştılar: Kore neresi, Türkiye neresi? Dediler; vatan evlâtları 10 binlerce ki­lometre ötede nahak yere kan dökecek­ler diye ağlaşmağa, dövünmeğe başla­dılar. Halbuki vatan evlâtları filân umurlarında değildi. Dâvanın esası yeni iktidarın muvaffakiyetle ve cesaret aldığı bir kararı kötülemekti. Bundan sonra Kore'de ölenler şehit değildir di­ye meşum bir propagandaya giriştiler. Köylere kadar tahrikçi ajanlar gönder­diler, sahte fetvalar çıkarttılar. Fakat bundan istedikleri neticeyi alamadılar. Onlar ne kadar Kore aleyhinde çalışır­larsa vaziyet o kadar kendilerinin za­rarına oluyordu. Çünkü Türk milleti Kore'deki savaşların mânasını, mahiye­tini ve bize neler sağladığını onlardan çok daha iyi takdir ediyordu. Derken tezvir ibresini Atlantik Paktına çevir­diler, bu iktidar bunu başaramaz dedi­ler ve işler, formalite icabı biraz sürüncemede kalınca düğün bayram yap­tılar. Öbür taraftan Genel Başkanları İnönü, yeni iktidar memleketi karanlık âkibetlere sürüklüyor diye korkunç bir propagandaya girişti. Sanki ortada mil­letin reyi ile iş başına gelmiş bir ikti­dar değil de kendi zamanlarında oldu­ğu gibi bir müstebitler idaresi vardı. Sanki bu memleketin selâmetini onlar­dan başkası düşünemezdi. Derken buna iç tahrikler de karıştı. Vatandaşların huzur ve emniyet içinde olmadıkları şeklinde etrafa bir takım lâkırdılar yay­mağa başladılar. Bir tarafta kendi a-jansları yalan haberleri uyduruyor, öbür taraftan kendi gazeteleri o haber­ler üzerine dayanan sakat tefsirlerle soğuk harbi geliştirmeye yelteniyordu.

Türkiye'nin Atlantik Paktına kabulü tekarrür edince, bu defa yine kendi ga­zetelerinde bu paktın Türkiye'nin em­niyetini garanti etmekten daha ziyade memleketimizi tehlikeye soktuğunu, ve ilk hamlede İstanbul'un bombardı­man edileceğini ilâna ve akılları sıra etrafa dehşet salmağa kalktılar. Hulâsa mezbuhane bir gayretle h-er mevzua bol bol tezvir, iftira ve gammazlık kat­maktan çekinmediler. Geçen yıl bütçe açığının 700 milyon lirayı bulacağını iddia ettikleri halde bu açık kapanma­ğa doğru yol alınca afalladılar. Memle­kette 2iraî kalkınma başlayınca şaşırdılar. Türkiye'ye daha fazla döviz ve al­tın girince sersemlediler. Köylünün ve çiftçinin memnuniyetini görünce sinir­lendiler. Sinirlendikçe bocaladılar. Bo­caladıkça kendi kazdıkları çukurun içi­ne yuvarlandılar. İşte Kasım Gülek'in Londra radyosunda komünistlere hak veren konuşması bunun en son ve en canlı misalidir.

Fakat, bu dakâr etmedi; bundan son­ra artık gazetelerinde en aşağı ve en bayağı şekilde şahsiyat yapmağa baş­ladılar. Çünkü yeni iktidarı kötülemek için müspet hiç bir tenkid vesilesi bula­mıyorlardı, înöno'nün şevki idaresi al­tındaki kötü propaganda taktiği hare­kete geçirildi. Müstehcen, âdaba aykırı neşriyattan tutunuz da kaba telmihlere ve bayağı cinaslara varıncaya kadar her şeyi kendilerine mubah gördüler. Ma­zilerine, yaşlarına, başlarına ve şöhret­lerine acımadılar. Güya bu gammaz­lıklarla yeni iktidarı yıpratacaklardı. Güya her gün aynı yere iftira zehirleri­ni damlata damlata Çin işkencesi sis­temi ile şahsiyetleri aşındıracaklardı. Tezvirde en mahir ustalarını bu işe memur ettiler. Fakat bunu da söktüre-mediler. Bu defa kelimelerin altında bir takım irrtalar gizleyerek başka bir hücum taktiği kullanmağa geçtiler.

Şimdi, araz bu şekilde anlatıldıktan sonra teşhisi koymak kabildir: Bütün sinirliliğin sebebi «biz neden muvaffak olamadık da bunlar milletin sevgilerini kazandı» istifhamından gelmektedir. Buhranın iç yüzü budur ve Allah sak­lasın bununla oynatacaklar. Fakat ken­dilerine ihtar ederiz: Bu zevatın millî meseleleri bu şekilde, kendi ihtirasları­na âlet etmeğe hakları yoktur. Millet bu siyasî şantajın mahiyetini çok iyi anlamaktadır. Ve elbette bir gün bunun hesabınıkendilerinden soracaktır.

Bir işçiyi dinledim.-.

Yazan: Selim Ragıp Emeç

6 Ocakİ952 tarihi! Son Posia'dan

Son zamanda D.P. iktidarının işçi lehi­ne güzel kararlar aldığını herkes görü­yor.

İhtiyarlık Sigortası; meslekî sahada kal­mak ve işçinin maddî durumu ile alâka­dar olmak şar'tile kurulan ve sayısı git­tikçe artan sendikalar, işçi hastahaneleri, sanatoryumlar ve hastalık halin­de işçi yevmiyesinin kesilmemesi gibi tedbirler, hep, bu zamana rastlıyor. Bunlarla ne derece övünsek yeridir.

Şimdiye kadar güzel vatanımızda standard bir iş hayatının meydana gelme­mesinin başlıca sebebi bu gibi müesse­selerin yokluğu ve işçiye karşı tanın­ması zarurî olan bu gibi hakların ih­mal olunması idi. Şimdi, alındığım gör­düğümüz bu ve buna benzer tedbirler­le, eski aksaklıkların ortadan kalkaca­ğı şüphe götürmez..

Alman esaslı tedbirlere rağmen daha da alınabilecek kararların bulunabildi­ğini günlük hayatımızn seyri, birçok misallerle,bizleregösteriyor.

Meselâ bu ayın beşinci Cumartesi günü-saat on sularında bir tramvay arabasın­da karşılaştığım bir hâdise, bana, işçi lehine ihdas olunan vaziyette bir takım ayarlamalar daha yapmak lâzımgeldi-ğini fiilen gösterdi.

Filvaki bir Bahçekapı-Topkapı tram­vay .katarının Bahçekapıdan hareket eder etmez, ikinci mevki motris araba­sında müşahede ettiğim vaziyet şu ol­du:

Yakasında (2488) numara yazılı genç bir biletçi kapıcı, sararmış rengile ayakta duramıyacak bir halde vazife gö­rüyor; halkın arabaya giriş, çıkışı mü­saade ettikçe de, başını bir kenara da-yıyarak sahanlıkta dinlenmiye koyulu­yordu. Kendisinden öğrendiğime göre. ismi «Ahmet Erkan» mış ve Aksaray deposuna bağlı bulunuyormuş.

Avurtları çökmüş, omuz kemikleri aba paltosunun kalınlığına rağmen dışarıya fırlamış bir vaziyette bulunan gencin anlattığına göre sabah iyi kalkmış ve vazife almış. Sonra, birdenbire ateş bas­mış.

Depoya dönünce doktora müracaat et­mesinin mümkün olup olmadığını sor­duğum zaman verdiği cevap şu oldu:

— Çoluk, çocuk sahibiyim.. Yevmiyem­den olurum. Hattâ hastalık halinde ço­cuk zammı da kesiliyor, onun için dok­tora çıkmayı düşünmüyorum.

Tramvay İşletmesinin iç hizmet Tali­matnamesinin ne olduğunu bilmiyorum. Fakat bu İşçinin ifadesi anlatıyor ki, iş başında birdenbire hastalanan bir işçinin İdare doktorunu görebilmesi için aşması icap eden zorluklar bertaraf; İstirahate ve tedaviye şevki halinde yevmiyesinin ve aile zammının elden gitmesi, o işçiyi, sonuna kadar dişini sıkmaya sevk-ediyor demektir ki. böyle bir halin, cevaz verilebilir bir şey ol­madığı meydandadır.

Filvaki, tramvaydan indikten sonra en kısa zamanda bu işçinin vaziyetini telefonla Tramvay İdaresine bildirip hal ve vaziyeti ile alâkadar olunmasını rica etmedim değil, fakat umumiyetle hizmet erbabının durumunu bir takım tesadüf ve iyi niyet sahiplerinin istek ve alâka derecelerine bağlamanın doğ­ru olamayacağı bedahetini gözönöne alarak, bu gibi ahvalde, işçi vaziyetinin, daha müspet esaslara dayanılarak hal­ledilmesine işaret etmek zaruretini du­yuyorum.

Türkiye - Amerika...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

7 Ocak 1952 tarihli Ulus'dan

Üç yıldan beri Amerika'yı memleketi­mizde temsil etmekte olan Mr. George Wadswrth çekilmiş ve yerine tâyin edilen yeni Büyükelçi Mr. George Mc Ghee Ankara'ya gelerek vazifesine baş­lamıştır. Ayrılan Mr. Wadsworth'u uğurlar ve gelen Mr. Mc. Ghee'yi karşı­larken, Türk — Amerikan dostluğunun ve işbirliğinin kurucusu olan eski Bü­yükelçi Mr. Edwin Wilson'u da anmayı bir borç biliriz. Türkiye ile Amerika arasındaki münasebetlerin uzun bir ta­rihi vardır. Fakat yeni dostluk ve iş­birliği, kendisini daima hatırlayacağımız ve hayırla anacağımız Edwin Wilson zamanında kurulmuştur. Bu itibar­la Türk — Amerikan münasebetlerinin tarihinde Mr. Wilson'un müstesna bir yeri vardır.

Wilson zamanında başlamış olan bu dostluk Mr. Wadsworth'un Ankara'da vazife gördüğü yıllar zarfında derinleş­miştir. Aramızdan birkaç gün önce ay­rılmış olan sayın Büyükelçi Wadsworth da, unutulmaz intibalar bırakmıştır. Türkiye'ye ayak basarak Mr. Mc Ghee, tanımadığı bir memlekete gelmiyor. Kendisi Büyükelçiliğe tâyin edilmezden önce Amerikan Dışişleri Bakanlığının Yakın ve Ortadoğu ve Afrika İşleri Şubesini idare eden Bakan Yardımcısı idi. Vazifesinin şümul dairesi içinde bulun­ması itibariyle, Mr. Mc. Ghee, Türkiye'­yi yakından tanıdığı gibi, geçen şubat ayında Ortadoğu'daki Amerikan diplo­matlarının toplantısına başkanlık et­mek üzere Türkiye'yi ziyaret etmişti. O ziyareti esnasında kendisiyle temas etmiş olanlar, memleketimiz hakkında­ki bilgisinin derinliğini görüp hayran kalmışlardır.

Bir diplomat için dost bir memleket nezdine gönderilmek bir mazhariyettir; o memlekette vazife görmek de bir zevktir. Mr. Mc Ghee bütün mânasiyle dost olan bir memlekete gelmiştir. Bu dostluğun samimî tezahürlerini her a-dımda görecektir. Ve dostlar arasında çalışmanın zevkini tadacaktır. Türkiye ile Amerika arasındaki işbirliğinin çok uzun bir tarihi olmıyabilir. Fakat Türk­ler Amerika ve Amerikalılar hakkın­da ötedenberi hayranlık duyguları bes­lemişlerdir. Uzaktan da olsa, Amerika'­yı bir hârikalar memleketi. Amerikalı­ları da iyi niyetli, iyi yürekli insanlar olarak tanımışlardır. Amerikalıların da kendilerini tanımalarını dilemişlerdir.

Bu maksatladır ki 1947 yılında Cumhu­riyet Hükümeti New-York'ta bir Ha­berler Bürosu kurmaya karar vermişti. Türk — Amerikan dostluğuna yıllardan beri inanmış ve bu gaye uğrunda çok çalışmış olduğum içindir ki bu büro­nun teşkilâtlandırılması vazifesi bana verilmişti. New-York'ta vazifeye baş­lamazdan önce resmî çevrelerle temas etmek üzere Washington'a gittiğim za­man, o sıralarda Mr. Mc Ghee'nin va­zifesini gören zat bana demişti ki:

—Sizin göreceğiniz vazife, aynı zaman­da bizim de görmek istediğimiz vazife­dir. Türkiye'yi Amerikan halkına tanıt­mak Vagington'da bir hizmettir. Çünkü böyle karşılıklı tanışmailedir ki Türk —Amerikandostluğu' kurulabilirve biz de bu dostluk politikasını yürüte­biliriz.

Aradan geçen beş yıl zarfında Türk ve Amerikan milletlerinin karşılıklı te­masları çok pek çok artmıştır. Karşı­lıklı tanışma da artmış ve ondan doğan dostluk kuvvetlenmiştir. Siyasî dostlu­ğun en sağlam temeli de bu tanışmadır. Türk — Amerikan dostluğu geçici bir politika kombinezonu değil, milletlera­rası münasebetlerin devamlı bir reali­tesi halini almıştır.Mr. Mc Ghee Amerika'dan ayrılırken verdiği beyanatta demiştir ki:

— Türkiye ile aramızdaki münasebet­ler o kadar iyi ve gayelerimiz o kadar açıktır ki karşılaşmam ihtimali olan hususî bir mesele olamaz.

Bu sözler Türk — Amerikan münase­betleri hakkında derin bir anlayışın ifadesidir. Hakikaten Türkiye ile Ame­rika arasında hiçbir mesele yoktur ve olamaz. Ancak Türkiye ile Amerika'­nın birlikte karşılaştıkları meseleler vardır ki bularda Ortadoğu milletleriy­le Batı devletleri karşısındaki münase­betlerin düzenlenmesine elbirliğiyle ça­lışmaktır. Ortadoğu milletleri ile müna­sebetleri bakımından dört devlet iki sı­nıfa ayrılabilir: 1 — İngiltere, Fransa, 2 — Türkiye, Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Ortadoğu milletleriyle mü­nasebetleri 19 uncu asır telâkkilerine dayanmaktadır. Bu münasebetleri yeni zamanların ruhuna daha uygun temel­lere dayayarak, Batı ile Ortadoğu mil­letleri arasında işbirliği kurulmasına, Türkiye ile Amerika birlikte çalışmalı­dırlar. Gerek Türkiye ve gerek »Ameri­ka için bugün en acele olan iş budur.

Atatürk'ün kurduğu parti imiş!...

Yazan: M.FaikFenik

13 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Muhalefet Partisinin ileri gelenleri bi­raz sıkıştılar mı hemen Atatürk'ün is­minden istianeye kalkıyorlar! Biz, di­yorlar, Atatürk'ün kurduğu Partiyiz: bu memleketi kurtaran Partiyiz, Millî Mücadeleyi yapan, istiklâl temin eden Partiyiz!

Halk Partisinden kim. ağzını açsa, hemen hemen bunu söylemeden yapamı­yor. Nitekim geçen gün Genel Sekre­terleri de Seyhan'da böyle konuşmuş­tur.

Bu zevatın dillerini çevirip çevirip ar­kasından çıkarmak istedikleri bakla şu­dur: Madem ki, biz bu memleketi kur­taran Partiyiz, o halde, bu Partiden başkası iktidara lâyık olamaz!.. Demok­ratlar arızî bir şekilde iş başına gelmiş­lerdir. Eninde sonunda bu iktidar haki­kî sahibine rücu. edecektir!

Evvelki gün Büyük Millet Meclisinde Başbakanımız sayın Adnan Menderes'­in cok sarih bir surette ifade ettiği gibi bunlar, hattâ bugünkü iktidarın meşru olduğuna dahi kani değildirler. Onun içindir ki hâlâ bir nevi «zilyetlik» hak­kı iddiasındadırlar. Ve böylece meşruu gayri meşru, ve gayri meşruu da meş­ru göstermek gibi korkunç bir tezadı düşmüşlerdir! Ne gariptir ki bunun için de, Atatürk'ün yüce adını sömür­meğe kalkmaktan çekinmemektedirler.

Fakat artık herkes gayet açıkça görü­yor ki, Cumhuriyet Halk Partisinin bu­gün Atatürk zamanında kurulan Parti­ye benzer tarafı kalmamıştır. Şekil-iti­bariyle kalmamıştır; mahiyet itibariy kalmamıştır; maksat itibariyle kalma­mıştır.

O zamanları bir hatırlıyalım; Atatürk devrinde Parti Devlet ve Millet hepsi-birbirine karışmıştı; bir Millî Mücadele yapılıyordu; vatanın hudutları tesbi1 ediliyordu; muazzam bir inkılâp hare­ketinin içinde idik; mağlûp Osmanlı imparatorluğunun , bekayesi üstünde Cumhuriyet kuruluyordu. Gerçi ortada Parti diye bir isim vardı; fakat Parti mefhumu yoktu. Nasıl olsun ki, karşı­da başka hiç bir Parti mevcut değildi. Bütün Millet beraberdi. O. halde o ku­ruluş devri ile, bugünkü durumu nasıl mukayese etmek, ve ondan Halk Par­tisinin lehine bir .netice çıkarmak ka­bildir? Eğer Partinin programını alır­sanız, programa benzemez. Tüzüğünü alırsanız tüzüğe benzemez. Şayet kıyı­da köşede sureta benzer tarafları kal­mışsa onların da tatbik şekli birbirine benzemez!.. '

İdare şekli benzemez, adamları benze­mez!.. Nasıl benzesin ki, o devirde Ata­türk'e C.H.P. ye karşı cephe alan .meselâ bir Hüseyin Cahit Yalçın, bugün C.H.P. nin bir numaralı müdafii kesil­miştir! Ve dün Atatürk'le beraber bu memlekete hizmet etmiş insanlardan çoğu, Demokrat Partinin en yüksek ka­demelerinde vazife almışlardır. Öbür taraftan da Atatürk'ün şahsına, idealine ve onun bu asil Türk milletine olan gü­venine karşı kalemle, kuvvetle ve zor­balıkla vaziyet alanlar ve hattâ ihanet edenler muhtelif menafatlerle Halk Partisinin içine sokulmuşlardır. Bunlar arasında bugün hizmeti bir tarafa bı­rakarak sadece kendi ihtiraslarının peşinde koşanlar, yalnız ve yanlız nefisle­rini düşünenler pek çoktur.

Sorarız: Kendisinde bir yabancı radyo­sundan, Türkiye aleyhinde konuşmak cesaretini bulan bir Halk Partisi Ge­nel Sekreteri, bizzat kendi mevcudiye­ti ile bugünkü duruma düşen bu Halk Partisini hangi hakla Atatürk'ün yüco ismine izafe edebiliyor?

Vatandaşlara reyleri için zulüm eden, işkence yapan bir devrin insanları, ve hele iktidarı sahtecilikle, hokkabazlık­la ve haydutlukla ellerine geçirip se­nelerce üzerine çullananlar, mensup ol­dukları Partinin ismini kötüye çıkaran­lar, nasıl oluyor da, Atatürk'ün adını ağızlarma alabiliyorlar?

Görülüyor ki, bugünkü Halk Partisinin Atatürk'le uzaktan ve yakından hiç bir alâkası kalmamıştır. Aksi olsaydı, Halk Partisinin milletle alâkası kalmış olur­du!

müslüman memle­ketidir...

Yasan:Asım Us

15 Ocak 1952 tarihli Vakıt'ian

Türkiye Müslüman mıdır, değil midir? <> Bu yolda bir sual birdenbire insana gü­lünç görünür. Memleketin yirmi mil­yon nüfusundan en aşağı on dokuz bu­çuk milyonu Müslüman iken bu tarzda bir sual iradına lüzum görüşümüz «France - Univers» adındaki Fransızca derginin Birleşmiş Milletlerde cereyan 'eden bir müzakerede Türkiye'nin Fas meselesindeki durumunu izah ederken «La Turquie non Müslüman - Müslü­man olmayan Türkiye» tâbirini kullan­mış olmasıdır.

Hâdise şudur: Arap memleketleri Fran­sa'nın Fas'taki idaresini Birleşmiş Mil­letlerde protesto -etmiştir ve bu mesele­nin Birleşmiş Milletler Anayasası esas­ları dairesinde müzakeresini istemiş­lerdir. Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman meselenin müzakeresini ka­bul etmemiş, teklifin red edilmesini is­temiş, teklif 23 e karşı 28 oyla reddedil­miştir. Türkiye'de teklifi reddeden dev­letler arasındadır. Bu sırada Türkiye Arap memleketlerinden ayrılmıştır. Halbuki Birmanya, Hindistan, Filipin­ler gibi memleketler de Arap .memleketlerini desteklemişlerdir. Böylece üç yüz milyon Müslüman nüfusu olan memleketler bu meselede Fransaya muhalif bir vaziyet almıştır.

İşte France - Univers bu hâdisede Türkiyenin üç yüz milyon nüfusu olan di-, ğer Müslüman memleketlerden ayrıl­mış olmasının sebebini izah ederken lâyik Türkiye diyecek yerde «Müslü­man olmayan Türkiye» gibi garip ve mânâsız bir ifade şekli kullanıyor.

Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi böyle üç yüz milyon Müslüman mem­leketlerini bir araya toplayan bir mese­lede Fransanın tarafında kalması hiç şüphesiz Faştaki Fransız idaresini tas­vip etmekte bulunmasından değildir. Ancak dünya hâdiselerinin bu günkü durumunda Fas idaresinin Birleşmiş Milletlerde bir mesele haline getirilme­sini doğru bulmamasındandır. Nitekim Amerika da Fransayı desteklemiştir. Fakat bizim burada asıl dikkati çekmek istediğimiz nokta Fransız dergisinin Birleşmiş Milletlerde Fransa tarafını tutan Türkiyeyi Fransız halk efkârına karşı medhetmek isterken kullandığı non Müslüman tâbiri ile bilâkis Müs­lümanlık dünyasına karşı Türkiye aleyhinde bir propaganda yapmış bulun­duğuna işaret etmektir. Türkiye Müs­lüman bir memlekettir; fakat din ile dünya işlerini ayıran ve umumî siyase­tinde vicdan hürriyeti prensibine daya­nan bir devlettir. (Laicisme) prensibi­ni pek iyi bilen ve memleketlerinde tat­bik eden Fransız dostlarımızın Türkiyeden bahsederken daha anlayışlı ol­malarını isteriz.

Amerika'nın emniyeti ve Tür­kiye...

Yazan: M.Fa'tkFenik

17 Ocak 1952 iarihli Zafer'dan

Birleşik Amerika Devletleri Ayan Mec­lisi Dışişleri Komisyonu, Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına alınma­sını, ittifakla kabul etmiştir. Bu kara­rın son zamanlarda iki devlet arasında inkişaf eden dostluk münasebetleri üze­rinde daha çok hayırlı bir tesir yapaca­ğı muhakkaktır.

Amerikan Dışişleri Bakanı Acheson ve Amerikan Kurmay HeyetleriBaşkanı Bradley, Komisyonda Türkiye ve Yu­nanistan'ın Atlantik Paktına alınması­nı müdafaa ederlerken bunun strate­jik ehemmiyeti üzerinde bilhassa dur­muşlardır. Hattâ Acheson ayrıca, bu kararın Birleşik" Amerika'nın emniye­tini de takviye edeceğini söyleyerek ha­kikate tercüman olmuştur.

Amerikan Dışişleri Bakanının bu söz­leri, şimdiye kadar bizim tuttuğumuz ve üzerinde ısrarla durduğumuz tezin de bir ifadesidir. Türkiye Atlantik Paktına girmeyi istemekle hiç bir za­man karşılıksız ve tek taraflı bir taviz talebinde bulunmamıştır. Vecibeler el­bette mütekabil olacaktır; ve bundan münhasıran bir devlet veya bir kaç devlet değil, belki müşterek barış cep­hesi faydalanacaktır. Bizim anlatmak istediğimiz, üzerinde ısrarla durduğu­muz nokta da esasen budur:. Türkiye Atlantik Paktına girmekle kendi emni­yetini garanti ettiği kadar, diğer Atlan­tik Paktı devletleri için de bir kuvvet­tir; ve Türkiye ile gerçekten bütün Pakt üyeleri devletlerinin emniyetleri tak­viye edilmiş olacaktır. İşte Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Acheson şim­di bu hakikati hemen ilk defa olarak, bütün mâna ve şümulü ile ifade etmiş ve vaziyeti Amerikan emniyeti çerçeve­sinde mühimsediğini göstermiştir.

Meselenin dikkate değer tarafı şudur: Dünya hâdiselerini yakından takip edenler hatırlarlar! Birleşik Amerika'nın müdafaasını dünya stratejisi bakımın­dan mütalâa eden bazı kimseler Türki­ye'den bahsederken, memleketimizi za­man zaman, Amerika için çok ileri bir karakol olarak vasıflandırmalardır. Hattâ içerisinde bu ileri karakolu ih­mal etmenin mümkün olduğunu söyleyenler dahi bulunmuştur. Onların ileri sürdükleri mütalâa şudur: Amerika ne­resi, Türkiye neresi? Bunun için Birle­şik Amerika doğrudan doğruya, kendi­sine en yakın görünen tehlikelere karşı tedbirlerini almalı, ve taahhütlerini bu. bölgelerde bulunan devletlere tevcih etmelidir.

Gariptir ki bu hem çok hodbin, hem de yanlış ve sakat düşünce, Amerika kıtasından daha çok bazı Avrupa muhit­lerinde revaç bulmuştur. Ama herkes pekâlâ bilir ki, böyle bir iddia bugü­nün ne stratejik ve ne de politik şartlarıyla asla telif edilmez. Bismarck'm sözü hâlâ kıymetinikaybetmemiştir:

Bir harbin nerede başladığı bilinir; fa­kat nerede ve ne zaman biteceği asla malûm değildir.

Türkiye'nin Batı Avrupa müdafaasının sağ kanadını teşkil ettiği muhakkaktır. Maazallah bu kanadın bir tehlikeye uğ­raması, doğrudan doğruya, Akdeniz müdafasını çökertebilir. Bir taraftan Arap devletlerini tecavüzün kucağına atarken Öbür taraftan da İtalya ve Fransa'nın cenuptan sarılmasını ve şi­mal Afrikanm tehlikeye düşmesini in­taç edebilir. Bu takdirde, Avrupa'ya yapılan Amerikan yardımlarının heba olması, ve o âna kadar yapılan bütün gayretlerin boşa gitmesi işten bile de­ğildir. Avrupa'nın, Afrika'nın ve Asya'­nın kilit noktasında bulunan Türkiye'­nin bu tehlikeleri önlemek bakımından, büyük ehemmiyeti olduğu aşikârdır. Aksi takdirde, düşman Dakar'da ve Amerika kıt'asının tâ karşısında olacak­tır.

Acheson'un Dışişleri Komisyonunda çok güzel ifade ettiği gibi, bu vaziyeti görüp anlamak için haritaya bakmak kâfidir. Ama bazı yabancı siyasiler, her nedense bu külfete dahi katlanmamış­lar, ve hem ters hem tehlikeli bir tez tutmuşlardır. Bereket versin ki, bunla­rın noktai nazarı yürümemiş ve Truman ve Acheson gibi basiretli devlet a-damlarının. gösterdikleri ışık altında müşterek barışı korumak için geçilecek yol bulunmuştur.

Biz şimdi Birleşik Amerika'yı Türkiyenin müttefiki görmekle hem Türkiye emniyetinin daha sağlamlaştığını hisse­diyor, hem de müşterek barış ülküsü­nün salâbetle yürüdüğüne inanıyoruz; öbür taraftan Türkiye ile hem bu cep­he kuvvetlenmiş, hem de diğer mütte­fiklerimiz kendilerini daha çok emniyet altında bulmak fırsatını elde etmişler­dir.

Meclisdeki hadîse...

Yazan; Ali Naci Karacan

18 Ocak 1252 tarihli MilUvei'ien

Büyük Millet Meclisinin evvelki günkü toplantısında cereyan eden bir hâdise demokratik bîr idarede gerçekten hür bir Meclise başkanlık etmenin ne ka­dar ağır, zor ve mesuliyetli bir iş oldu­ğunu göstermek bakımından dikkate alınacak ve üzerinde durulacak bir ma­hiyet göstermektedir. Milletlerarası İk­tisadî İşbirliği Teşkilâtının Devlet Ba­kanlığından alınarak Dışişleri Bakanlı­ğına bağlanması hakkındaki tasarının müzakeresi sırasında söz alan Demok­rat Partili bazı milletvekilleri hükümet teklifinin aleyhinde bulunmuşlar ve tasarının reddini istemişlerdir. Hükü­met noktayı nazarını müdafaa eden Dı­şişleri Bakanının devlet teşkilâtının ar­tık birbirinden duvarlarla ayrılmış kompartımanlar şeklinde olmadığını, bu işin her memlekette Dışişleri Bakan­larınca, görüldüğünü izah etmesine karşılık bazı milletvekilleri başka tür­lü düşünmüşler ve bunlardan bir kıs­mı Milletlerarası İktisadî İşbirliği Teş­kilâtından daha iyi randıman almak için. onun Ekonomi Bakanlığına, diğer bir kısmı ise Başbakanlığa bağlanması­nı muvafık görmüşlerdir. Bir hayli uzun süren ve hararetli geçen tartışma sonunda toplantıya başkanlık eden Ce­lâl Yardımcı hükümet tasarısının reddi­ni isteyen takriri reye koymuş ve «red­dedenler ellerini kaldırsın! , "Etme­yenler ellerini kaldırsın!diyerek aldı­ğı neticeyi "tereddüt var...» şeklinde ifade edince kalkan ve kalkmayan el­lerin gözle tâyin edilen miktarı bakı­mından takririn reddi taraftarı olanlar­la başkanlık divânı arasında gürültülü bir ihtilâf çıkmıştır. Demokrat Partili milletvekillerinden biri:

«Reis bey, bizimle alay mı ediyorsun?,.

Diye bağırmış, diğer bir kaç mebus ma­sa kapaklarını vurmuş, bir kişi de, yine reise hitaben:

«— Bize hakaret etmeğe hakkın yok­tur!"

Diye salonu terketmiş ve bulanık suda balık avlamak isteyen bir iki Halk Partili de o zatın arkasından bağırarak salonu terketmek fırsatını kaçırmak is­tememiştir.

Bu vaziyet üzerinedir ki Meclise ge­len Başbakan Menderes başkanlığın doğru veya yanlış takdirine karşı hak­lı veya haksız gürültü eden bir Meclis atmosferi içinde kürsüye gelerek ha­vayı güçlükle yumuşatmaya muvaffak olmuştur. Neticede Meclis, Başbakanın teklif ettiği gibi tasarının komisyona iadesini kabul etmiş, fakat hâdise, Mec­lis umumî heyetine başkanlık etmek vazifesinin ehemmiyet ve mesuliyetini

ve bu vazifenin iyi veya fena ifası key­fiyetinden doğabilecek neticeler üzeri­ne dikkati celbetmek bakımından da denebilir ki hattâ faydalı bir ders teş­kil eylemiştir.

Eskiden, yani milletvekillerini millet değil, Halk Partisi divânı seçtiği tarih­lerde Büyük Millet Meclisine riyaset etmek zevkli, eğlenceli, gösterişli, tatlı bir teşrifat işiydi. Tayin edilen ve ken­disini seçen fırka divânı ile onun hükü­metinin emir kulu vazifesini gören bir Meclisin içinde hükümet kararlarına itiraz veya herhangi bir murakabe bahis mevzuu olmadığından milletvekilleri için hemen hemen hiç bir tartışma ko­nusu mevcut değildi ve binaenaleyh böyle bir Mecliste başkanlık etmekle sütlimanda kaptanlık etmek arasında bir fark da yok gibiydi. Halbuki 14 Ma­yısta millet seçimlere topyekûn hâkim olarak Meclise ehlileştirilmiş mebusla­rın, koyunların yerine doğrudan doğru­ya seçtiği kendi vekillerini, bozkurtlan gönderdi. Binaenaleyh bu Meclise başkanlık etmek, böyle Meclisin müza­kerelerini idare etmek, meşrutiyet v salâhiyeti bu çapta bir Mecliste hükü­metle Meclis arasında, hükümetle mu­halif partiler arasında, hattâ Meclisteki muhtelif siyasî partiler arasında cere­yan edebilecek görüşme ve tartışmaları idare etmek, ayarlamak, konuşmaları salim ve memlekete hayırlı bir mecrada yürütmek, hulâsa netice itibariyle Mec­lisi memlekete faydalı kılmağa çalış­mak, eski Meclisleri idareden çok fark­lı, çok güç bir iştir. Onun içindir ki başkanlık divânını teşkil edenler ayrı ayrı büyük mesuliyetler altında olduk­ları gibi divânın terkibinde manevî ve siyasî vasıfların değeri bakımından da, Meclisin, seçimlerde çok titiz davran­ması birinci derecede mühim bir mese­ledir. Meclis başkanlık divânı seçimle­rinin alelade bir teşrifat işi olması to­taliter rejimin birçok bid'atleri gibi, ar­tık tarihe karışmış olmak gerekir.

Adnan Menderes'in ve onun başkanlık ettiği hükümetin en büyük kuvveti, muvaffakiyetinin başlıca sır ve hikme­ti, bazı ahmak gazetecilerin tahakküm iddialarına rağmen onun Demokrat Parti iktidarını herşeyden evvel Mec­lis çoğunluğuna istinad ettirmeğe bil­hassa dikkat etmesindedir. Hükümet başkanının herhangi bir münasebetle söylediği bütün nutuklarda hükümet otoritesinin başlıca mesnedi olarak Mec­lisin irşadına, müzaheretine, murakabe­sine birinci plânda ehemmiyet verildi­ği müşahede edilir. Bir demokraside ik­tidarda bulunan hükümeti yalnız mu­haliflerin murakabe edebileceğini, ~ mu­halifler olmazsa iktidarın murakabesi z kalacağını sanmak ancak Halk Partili bazı politikacıların ileri sürdükleri bir mugalâta, bir safsatadan ibarettir. Za­man zaman geçer akçe olduğu ümidiy­le piyasaya sürülen bu parolaya mille* ara seçimlerinde kullandığı reylerle «hayır!» cevabını vermiştir. Bugün Menderes hükümetinin en iyi muraka­becileri onun kendi partisi efradı, mil­letin büyük çoğunluğu, Meclisin ezici çoğunluğu, herşeyden evvel Meclisteki Demokrat Partili milletvekilleridir. Hükümeti murakabe, Halk Partisine mahsus bir inhisar değildir.

Halk Partililer olmasaydı, evvelki gün­kü Meclis toplantısında, İktisadî İşbirli­ği Teşkilâtına ait tartışmalar cereyan etmiyecek miydi? Halk Partililer olma­sa, Demokratlar, kendi hükümetlerinin getirdikleri tasarıdaki teklif yerine İk­tisadî İşbirliğinin o makama değil de bu makama, bu makama değil de o ma­kama bağlanmasının daha hayırlı oldu­ğuna inandıkları herhangi bir fikri ile­ri sürmiyecekler miydi? Samimî kana­atlerine bağlı olan milletvekillerinin velev kendi partilerinden olsun müza­kereye başkanlık eden bir zatı hatalı saydıkları hareketinden dolayı bu de­rece asabiyetle muahaze etmeleri dahi bu Meclisin kanaatlerine ne kadar sami­miyetle, heyecanla bağlı olduğunu gös­termeğe kâfi değil midir?

Kanaatimiz şudur ki eğer bugün ikti­dardaki hükümet dış ve iç politikasın­da, ziraî ve malî tutumunda hu derece muvaffak oluyorsa, bütün bu neticeler Menderes ve arkadaşlarının ilham kay­naklarını bilhassa Mecliste arayıp bul­mağa çalışmalarında, icraatlarını Halk Partisinden evvel Meclisteki Demokrat Partili milletvekillerinin murakabesine tâbi bulundurmalarında ve arkalarını böyle bir Meclise dayamaları sebeple­rinden ileri gelmektedir. Kendisini bu derece şiddetle murakabe etmek sure­tiyle self-controlun en mükemmeline sahip olan böyle bir teşriî müesseseden şimdiye kadar olduğu gibi bu mem­lekete ancak iyilik gelebilir. Böyle bir ufuktan memleket için, velev en çetin, en hararetli, en sert tartışmalar arasında, fakat ve ancak ikbal güneşi doğa­bilir..

Maksut bir amma..-

Yazan: Selim. Ragıp Emeç

20 Ocak 1952 iarihli Son Posta'dan

İlamaşallah hepimizin müşterek bir ka­rarı ve bir dileği var.

Memleketimizi hayra, selâmete götü­recek bir demokrasiye ulaşmaktır bu karar.

1946 dan evvel verilmiş olan bu kara­rın hâlâ iptidaî tatbik safhasında bu­lunduğunu gözönüne getirecek olursak, hedefte müşterek ve fakat bu hedefe ulaşmak bahsinde kullanılması lâzım gelen usullerin seçiminde ayrılmakta olduğumuzu kabul etmemiz icap eder. Diyorlar ki Demokrasi bir kitaptır. Onu, biz nasıl yazarsak kitap öyle yazı­lacaktır.

Meclis, hükümet, Devlet Başkanı, her­kes Anayasa ile teyid edilmiş olan va­zife ve rollerini ifa eylemelidirler. Bir kuvvetin diğerine tecavüzü veya tahak­kümü, asla bahis mevzuu olmamalıdır. İşte ciddî ve hakikî Demokrasi yoluî

Bedahet.

Fakat bir müessese Anayasanın kendi­sine ayırıp gösterdiği esas dahilinde va­zifesini yapar ve tauna rağmen, sadece ihtiras yüzünden ve kin ve garaz sebebile, o müessesenin doğru hareket et­mediği, Anayasa hükümleri dışına çık­tığı iddia edilirse, o zaman, nasü de­mokrasi kitabı doğru, dürüst yazılabi­lir?

Meseleâ, bugün, Anayasa hükümlerinin ihlâl edildiğini ve memlekette vatan­daş hak ve hürriyetlerinin tehlikede bulunduğunu iddia edenlerin 1946 se­çimlerinde oynadıkları rolü gözönü­ne getirerek, dün olduğu gibi bugün de, bunların, nasıl doğru konuştukları­nı ve samimî hareket ettiklerini kabul eyliyebiliriz?

1946 Umumî seçimleri, güya, bu mem­lekette demokrasinin tahakkuku uğ­runda atılmış ilk adım değil mi idi?

1946 seçimlerini Halk Partisi mi kazan­mıştı? Buna rağmen bu Parti, onu ka­zanmış gibi, Devlet başkanından tutunuz da partinin dümen neferine kadar, cümlesi, bu «gayri meşru kazançlın cümlesi, bu «gayri meşru kazanım (!) bir demokrasi anlayışı göstermemiş­ler mi idi?

Yine bugün, memlekete dün bu meşruiyetsizlik örneğini vermiş olan adam­lar değil midir ki, milletin hakikî reyile vazife ve mesuliyet kabul etmiş olan bir çoğunluğa karşı kazan kaldırmış va­ziyettedirler?

Yine ayni kimseler, her ne bahasına olursa olsun göze aldıkları bu, utanç ve­rici siyasî şekavetten bahsedilmemesi için, 1946 - 1950 devresini yaşayan seki­zinci Büyük Millet Meclisinin meşrui-yetsizliği hakkında dudak oynatılmamasını ağır baskılarla temin ve teyid etmemişler mi idi?

Ayni zamanda, şu sırada, müdafaa şam­piyonu kesildikleri matbuat hürriyeti adına, meselâ Celâl Bayarm, meselâ Adnan Menderesin, o devreye ait -nu­tuklarında bu taahse ait açık, kapalı te­maslarının gazetelere geçmemesi için ellerinden geleni yapmamışlar mı idî? Bunu, matbuatın taaşında daimî bir Demokles kılıcı gibi tutmamışlar mı idi?

Memleketin demokrasi hayatında (!) böyle bir gelenek yaratan insanların, bugün kalkıp, bir dâva olmaktan uzak ve sadece belli bir fikir bulantısı ya­ratmak için ortaya attıkları iddiaları nasıl iyi telâkki etmek mümkün olur? Bu kabil şartlar içinde ve böyle bir ha­va esintisine tâbi olan bir muhitte, Ana­yasa hükümleri yalnız bir taraf için mi muteber olmak gerekir.?

Yukarıdan aşağıya sıraladığım mahdut şu birkaç sualin mukadder olan cevap­ları müspet olarak verildiği zaman, ha­kikatin çehresi bir parça daha aydın­lanmış olur ve o vakit daha iyi anlaşılır ki, bu memlekette de bir gün özlendiği şekilde bir demokrasi eserinin vü­cuda getirilmesinin her şeyden evvel tek şartının, bir siyasî mevta olan Halk. Partisinin dairei akıl ve insafa gelme­sinden ibarettir.

Halbuki böyle tair netice' elde etmek muhal olduğuna göre, bu memleket ufuklarında demokrasi güneşinin açabil­mesi bir başka şarta bağlı kalıyor:

Önümüzde uzanıp yatan siyasî mevta­nın zaman zaman hortlamasını önleyecek tedbiri almak Çünkü eski köy kahvelerinde, zama,ne ihtiyarlarının anlattıkları masalların ■çocukluk hafızalarımızda bıraktığı te­sirlerle içimiz nasıl vaktile tirtir titremişse, bugün de, bu hortlağın çeşitli tezahürleri milletin huzurunu bozmak­ta ve kendine seçtiği hürriyet yolunda rahatça yürümesine mâni olmaktadır. Kördüğüm işte buradadır. Ve bunun bir çaresi bulunmak icap eder.

Radyoda tarafsızlık...

Yazan: M.FaikFenik

24 Ocak 1952 iarihli Zafer'den

Epey zaman'dan beri, radyo neşriyatı muhalefet çevrelerinde Demokrat Par­tiye sataşmak için bir dedikodu mev­zuu olarak ele alınmış bulunmakta ve mütemadiyen didiklenmektedir. Radyo bitaraf değil, Radyo iktidardaki parti­nin çığırtkanlığını yapıyor! Radyo, muhalefet milletvekillerinin Büyük Millet Meclisinde söyledikleri sözleri aksettir­miyor! Muhalif gazetelerin tenkidlerini halka bildirmiyor!İlâh...

Bir Devlet radyosunun hükümet icraatı hakkında zaman zaman vatandaşlara, bekledikleri malûmatı vermesi, onları hükümetin icraatından haberdar etme­si kadar tabiî bir şey olamaz. Bu pro­paganda değil, bilâkis günlük hâdise­lerin zarurî bir icabıdır.

Biz radyonun tek taraflı bir propagan­da vasıtası olarak kullanıldığına asıl Halk Partisi zamanında şahit olduk. Onlar, radyoyu istedikleri gibi istismar ediyorlardı. Demokrat Partiye karşı yapılmak istenen bütün hücumları rad­yo vasıtasiyle en ücra köylere kadar yaymağa çalışıyorlardı. Demokrat Par­tinin değil sesini ismini bile kimseye duyurmamak için azamî derecede itina gösteriyorlardı. Hattâ seçim zamanları dahi türlü türlü bahanelerle ve partili­lere ayrılan saatler dışında mütemadi­yen Halk Partisi propagandası yapılı­yordu. Nitekim o zamanki Başbakan Şemsettin Günaltay, her türlü taraf­sızlık endişelerini bir yana bırakarak radyonun mikrofonunu yetmiş iki. da­kika siyasî işgal altına almaktan çekin­memişti!

Bütün bu hareketlerin elbette bir tep­kisi olacaktı. Nitekim Demokrat Parti ilkiktidara geçtiğisıralardaradyoda konuşan bazı kimseler, zahir usul böy­le imiş, yoksa Halk Partisi bu şekilde hareket etmezdi diye düşünmüş ve o şekilde konuşmuş olabilirler. Fakat kı­sa bir zamanda yeni iktidar radyoda yi­ne Halk Partisi zamanından kalma ge­leneği ıslah etmek yoluna girdi. Ve rad­yo konuşmaları demokratik esaslara ir­ca olundu. Fakat muhalefet, bir defa radyo diye tutturmuştu; bunun üzerine her türlü spekülâsyonu yapmakta ken­disini serbest telâkki ediyordu. Demok­rat Parti iktidarı radyoda ne kadar ta­rafsız davranmağa kalkışırsa, onlar kendilerinden kalma itiyadın beheme­hal devam etmesi lazımmış gibi bir na­zarî sebebe dayanarak hükümete hü­cum ediyorlardı. İşte son günlere ka­dar devam edip gelen tenkid namı al­tındaki dedikoduların içyüzü budur.

Kendilerine bu vesile ile şunu hatırlat­mak isteriz: Radyo gerçi mühim bir tel­kin vasıtasıdır. Fakat Türk milleti bir defa hangi yolda yürüyeceğine karar verdikten sonra radyonun o kanaatleri değiştirmek hususunda esaslı bir rol oynamayacağı muhakkaktır. Sayın Adnan Menderes'in geçenlerde pek güzel ifade ettiği gibi 1950 seçimleri radyo sayesin­de kazanılmamıştır; ve hattâ radyoya rağmen kazanılmıştır. Çünkü radyo, en son dakikaya kadar Halk Partisinin propagandasını yapmıştır. Demokrat Parti bu hakikate pekâlâ vakıftır. Hat­tâ yine Başbakanımızın söylediği gibi, bazı Halk Partili hatiplerin sözlerini radyo vasıtasiyle yaymakta bunların ne şekilde konuştuklarının halk tara­fından bilinmesi bakımından fayda bi­le vardır. Bütün bunlar göz önüne alı­nacak olursa, radyoda tarafsızlığın Demokrat Parti iktidarının aleyhine değil, belki çok lehine olduğu kendiliğinden meydana çıkar. Fakat yeni iktidar ken­di lehinde olduğu için değil, prensip! bu olduğu için, radyoda tarafsızlığı te­min için bilhassa son aylar zarfında azamî dikkat sarfetmektedir.

Bütün bunların muhalefetin gözünden de kaçmadığı muhakkaktır. Fakat usulen bir defa radyo diye tutturmuşlar­dır; onda devam edeceklerdir.

Bu hal dahi muhalefetin memlekete tenkidedilecek başka mevzu bulamadı­ğına delâlet eder sanırız.

Vergi politikası ve vatandaş­lar...

Yazan: M. Nermi

24 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan

1950 seçimlerinin nasıl yapıldığını bi­liyoruz. Halk yığınları, eski iktidar par­tisinin, müspet yemişler vermeyen eko­nomik denemelerinden bezmiş bir hal­dedir. Sınırlarını genişlettikçe, Devlet­çilik, vatandaş hürriyetlerini konusuz bırakacak gelişmeler göstermiştir. Bü­tün iş kaynakları ya Devletin eline geç­miş veya kontrolü altına girmiştir. Böy­le bir durumda, vatandaşların yeni bir kurtuluş yolu aramaları anlaşılır bir şeydir. Millet benliğinde uyanan bu sezgi, hiç şüphesiz, büyük bir olgunluk belirtisidir. Çünkü; Türk Milleti, seçim propagandası yapılırken, çözülmesini istediği dâvanın, tam mânasiyle ekono­mik bir dâva olduğunu anlamıştır. Yeni iktidar partisi böyle bir dâvayı benim­sediği için kazanmıştır. Demek oluyor ki; Demokrat Partiye düşen vazife, ko­nuya sımsıkı bağlı kalmak, konu dışına çıkmamak ve seçimlerde verdiği sözle­ri, elinden geldiği ölçüde, yerine getir­mektir.

Biz, yeni iktidar partisini, henüz hiçbir şey becerememiş bir parti olarak dü­şünmüyoruz. Sayısı çok olmasa bile ya­pılmış müspet işler vardır. İki yıla yak­laşan faaliyet zamanında, bizim için, gerçekten önemli olmayan konulara da­lındığını ve bu yüzden verimsiz tartış­malara girişildiğini söylemeliyiz. İdeal­lerine yürekten bağlı Demokrat Parti aydınlarının da bundan azçok huzur­suzluk duyduklarını tahmin ediyoruz. Halk yığınlarına karşı benimsenen ko­nuların dışına çıkmak, yalnız Demok­rat Parti için değil, genel olarak, her parti için türlü türlü zorluklar yarata­bilir. Partililer asıl bunlardan kaçın­malıdır la. Biz, seçmen çoğunluğunda Demokrat Partiye karşı uyanan ümit­lerin gerçekleşmesini isteriz. Fakat bu­nun da asıl dâvalarımıza bağlılıkla el­de edileceğini biliriz. Bizi ilgilendiren konuların dışına çıkıldı mı, telâşımız, ister istemez, artar.

Demokrat Partiyi iş başına getiren se­çim propagandasının başlıca konuları açıksız bütçe, hayat ucuzluğu ve vergi politikasıdır. Hayat ucuzluğu noktasında fazla duracak değiliz. Çünkü; yeni iktidar partisi, dünyada fiyatlar yükse­lirken mucizeler yaratamazdı. Fakat başvurulması gereken birtakım tedbir­lerin de nedense düşünülmediğini söy­lemek lâzımdır. Açıksız bütçe de, hükü­met idaresi hünerinin mucizeleri ara­sında sayılabilir. Zamanımızın açıksız bütçeleri seyrek istisnalardandır. Hattâ bu istisnalardan bir çoğu bile, deftere göre bir istisnadır. Biz, onun için, muci­ze gösteremiyor diye, kültür hayatında mucizelere yer veren Demokrat Partiyi sorumlu tutmayı hiç düşünmüyoruz. Her parti gibi, Demokrat Parti de, yal­nız zamanın imkânları çerçevesi içinde çalışabilir.

Fakat vergi politikası böyle değildir. Demokrat Parti, köklü araştırmalara giriştikten sonra, bu alanda müspet iş­ler görebilir. Vergi sistemimiz, gerçek­ten, baştanbaşa yeniden ele alınması gereken bir durumdadır. Devlet ve ce­miyet hayatında, zamanımızın en başta gelen, en çetin dâvası da budur. Hattâ her demokraside, iç politikanın ağırlık noktası gene budur. Biz, burada, vergi politikasının tarihinden bahsetmek fik­rinde değiliz. Yalnız şunu söylemeli­yiz ki; vergi politikası, millet ve ekono­mik kudret oluşun bir ölçüsüdür. On üçüncü yüzyıldan beri, bu konuda beli­ren gelişmelerden bunu anlıyoruz biz.

Zamanımızın vergi politikası, düne gö­re, çok daha karışık konulara yayıl­maktadır. Bu bakımdan, vergi işlerin­de atılan her adımın çok ince hesaplara dayanması lâzımdır. Vergi Öyle dağıtıl­malıdır ki; iç ve dış pazar kımıldanış­larımız beklenilmeyen güçlüklerle kar­şılaşmış olmasın. Biz, bundan da vergi politikasının yurt kalkınmasındaki bü­yük önemini anlayabiliriz. Halbuki, ge­nel olarak, vergi anlayışımız, dün oldu­ğu gibi, bugün de değişmemiş gibidir. Bu ' vergiyi, yalnız bütçe deliğini kapayan bir gelir şeklinde düşü­nüyoruz. Yol vergisinin kaldırıla­rak, yerine başka vergilerin kon­ması -bunu gösterir. Eski bir vergi ekonomik tepkilerini yaptıktan sonra fiyat ayarlamaları şeklinde yatışarak maliyet hesaplarına temel saydığımız neticeleri vermiştir. Düşünülmeden ha zırlanmış vergilerde olduğu gibi, yol vergisinde de aksak yerler olabilir. Bunları yeni duruma göre düzeltmek mümkündür. Fakat fiyat dâvalarımızı çok yakından ilgilendiren yeni bir vergi sistemine geçilirken tekrar belirecek dalgalanmaları düşünmeli lâzımdır. Es­ki verginin aksaklıkları yeni fiyat sar-süişlariyle karşılaştırılırsa nasıl bir yol tutulması gerektiğini daha kolay anla­yabiliriz. Her iktidar, ne kadar kuvvet­li olursa olsun, yeni fiyat çalkanışları­nın yaratacağı ruh durumunu hesaba katmak zorundadır. Hele yeni Gelir Vergisinin tesirlerini denerken, alışıl­mış bir vergiyi kaldırarak yenilerine geçmek, gerçekten anlaşılmaz bir şey­dir.İktidar partisindeki son geliş­meler.».

Yazan: Hikmet Bayur

28 Ocak 1952 tarihlî Kudrei'den

Demokrat Parti Meclis Grupunun geçen Salı toplantısı hakkında gazetelerde bir takım haberler çıktı. Bunların hep­si partinin ve genel olarak iktidarın yüksek menfaatleri' bakımından çok faydalı, grup için de övünülecek şey­lerdi.

Parti üst kademelerinin bunlarla iftihar edecekleri yerde yalanlama yoluna sapmaları partide «büyüklerin» itibarı­nın parti ve yurt genel menfaatlerin­den önce geldiğini bir kere daha göster­miştir.

Grupta ileri sürülen veya sürüldüğü iddia edilen düşünce ve isteklerin başlıcalarını ele alalım.

Sözü geçen toplantıda en çok üzerinde durulan konu hükümetin programsız çalışması olmuştur. Bazı demokrat mil­letvekilleri çalışmaların programlaştı-rılmasmı istemişler, hükümet adına ko­nuşan B. Ağaoğlu ise buna lüzum ol­madığını, hattâ bunun millet parasını heba edeceğini söylemiştir.

Garip olan şudur ki dünkü Zafer ga­zetesinde bu esaslı sorum üzerinde durulmayıp B. Ağaoğlunun toplantı ye­rinde kalıp kalmaması ve görüşmelerde gergin bir hava olup olmaması gibi önemsiz yönlere yapışılmıştır.

İşin başka bir acaip tarafı da şudur. An­kara ajansınca adları anılan tenkitçi D.P. li milletvekillerinden yalnız biri, B. Hamdi Başar kendisine atfedilen sözleri Zafer gazatesinde yalanlamıştır. Buna göre halk efkârımız öbür Demok­rat milletvekillerine atfedilen ve ayrıca yalanlanmayan sözlerin doğruluğuna haklı olarak hükmedecektir.

Esasen daha önce dediğimiz gibi, yalan­lanmış olsun olmasın Salı günü konu­şan milletvekillerine atfedilen sözlerin hepsinin yurdumuz için çok faydalı dü­şüncelerle dolu olduğu apaçıktı.

Meselâ plânlı çalışmaların daha çok ve­rimli olduğu şüphe götürmez bîr ger­çektir. Hükümet sözcüsünün iddiasının tam tersine olarak plânlaşmak israfı değil, aynı miktar para ve emekle daha büyük ve Önemli sonuçlar elde edilme­sini muciptir. Bugün Amerika dahil bir çok ülkeler plânla çalışmaktadırlar.

Ancak şunu da gözden kaçırmamalıyız ki devlet çapında bir plân yapmak ve onu başarı ile yürütmek için büyük bir kabiliyet ister. Buna malik olmayanla­rın plânlı iş görme aleyhinde bulunma­ları tilkinin erişemediği asma üzüme acı demesine benzer.

B. Ağaoğlunun 1954 de gelecek olan Kamutayın plan değiştirmesi ihtimalini Öne sürmesi de son derece acaiptir. Dört yılda bir yapılacak değişiklik­ler mi daha zararlıdır, yoksa her an Ba­kanların dama taşı gibi yerlerinden oy­naması yüzünden işlerde yapılan deği­şiklikler mi? Hükümet üyeleri arasında mantığı bu kadar zayıf kimselerin bu­lunması şaşılacak yönlerdendir.

Başbakan Yardımcısının 1954 seçimle­rine ait sözleri D.P. nin bu tarihte ikti­dardan düşmesi ihtimaline ait ise şunu diyelim ki plansızlık bu düşüşü ancak kolaylaştırır.

Sözü geçen grup toplantısında üzerinde durulduğu söylenilen, fakat Zafer gaze­tesince -yalanlanan ikinci önemli sorum bu gazetenin Ankara Birinci Ağır Ceza mahkemesine ve onun başkanına yaptı­ğı saldırıların tel'İn veya tenkit edilmiş olduğudur.

Bu iş kadar mugalataya getirilmiş yön pek. azdır. Ağır Ceza kararındaki fıkra­ların bazıları doğru veya yanlış olabi­lir, onları beğenip beğenmemek herke­sin hakkıdır. Ancak kanun, bunları ilk olarak tenkit, tasvip veya red etmek yetkisini Yargıtaya vermiştir. Bu yapı­lıncaya kadar da herkesin bundan sa­kınmasını emretmiştir. Amaç Yargıtay Yargıçlarının vicdanı üzerinde herhangi bir baskının yapılmamasıdır. İktida­rı temsil eden bir gazete ile onun baş yazarının kanunun bu hükmünü açıkça çiğnemesi çok çirkin ve ayıp olmuştur ve herkese şunu göstermiştir: D.P. bü­yükleri nezdinde kanun hiçtir, kendi, kin, hırs, istek ve saireleri uğrunda her şey mubahtır.

Yazdıklarımızdan şu sonucu çıkarıyo­ruz: Eğer geçen Salı D.P. Meclis Grubunda genel olarak Anadolu ajansının verdiği haberlere uygun konuşma ve tartışmalar olmuşsa bu olay grupta yurtsever bir takım milletvekillerinin iktidarın yanlış ve zararlı gidişini dü­zeltmek için cesaretle ortaya atıldıkla­rına delildir. Bundan, D.P. li kütleler başta olmak üzere, herkes ve bu arada işbaşmdakiler sevinmelidir, çünkü doğ­ru yol ancak bu gibi tenkitler sayesin­de bulunabilir. Bizce en büyük mevkide bulunanlar, tenkitçileri adeta velinimet saymalıdırlar. Bunun aksini görerek müteessir olmamak elden gelmiyor.

Bu konuyu kapatırken D.P. Grup top­lantılarının gizli yapılmasına ve bunun ifade ettiği geri anlayışa esef etmeği de gerekli buluyoruz.

Yazımızı bitirmeden Önce önemli gör­düğümüz bir yöne daha işaret edeceğiz ve şuna eminiz ki pek çok D.P. li yurtdaşlarımız dahi bu işte bizim gibi dü­şünmektedir.

Kamutay başkanı B. R. Koraltan Ha­tay'da C.H.P. devrindeki Türk jandar­masının işgalci Fransız ve Ermeni jan­darmasından kötü olduğuna dair söyle­diği sözler yurtda en hafif tabiriyle de­rin bir teessür uyandırmış ve düşman­larımıza kendi aleyhimize silâh ver­miştir.

Zafer gazetesi ile onun başyazarının henüz kesinleşmemiş bir mahkeme hük­müne saldırmaları da açıkça kanuna tecavüzdür. Bu gazete Yazı İşleri Mü­dürünün Savcılığa çağrılması ise bu gerçeğin geç de olsa Adalet makamla­rınca takdir edildiğini gösterir.

Durum böyle iken Cumhurbaşkanının yurt içinde yaptığı resmî gezilerinde bu kimseleri birlikte götürmesi her bakım­dan yanlıştır ve onun buna hakkı yok­tur.

Devlet başkanına karşı yazılacak ve söylenecekleri Ağır Ceza müeyyideleri altında tutan kanunî hükümler onun günlük siyasal tartışmalar üstünde kalmasını ve taraf tutuyor duygusunu ver­mekten sakınmasını gerektirir. Halbuki o böyle yapmamıştır.

Hükümet olur mu?..

Yazan: Necmeddin Sadak

30 Ocak 1352 larihli Akşam'dan

Hükümetlerin bir iş plânı olur mu, ol­maz mı? Fikirler henüz bu noktada bi­le birleşmiş değildir. Geçenlerde De­mokrat Parti Meclis Grupunda bu me­sele konuşulurken, memleketin kalkın­ması için bir çalışma plânına ihtiyaç olduğunu ileri süren bazı milletvekille­rine karşı hükümet sözcüsü (galiba Devlet Başkam) böyle bir plânın lü­zumsuzluğundan, hattâ zararlı olaca­ğından bahsetmiş, hükümetin, önceden hazırlanmış, değişmez bir plâna bağla­narak hareket serbestliğini kaybedecek yerde, ahval ve şartlara göre kararlar alıp tatbik etmesinin daha elverişli olacağını söylemiş. Bazı hükûmeti gaze­te yazarları da bu görüşü müdafaa edi­yorlar. Hattâ, bunlar arasında, kalkın­ma plânlarının otoriter rejimlerin, dev­letçi sistemlerin çalışma tarzı olduğunu ve serbest rekabete dayanan liberal ik­tisat usullerinde plânlı çalışmanın yeri olamıyacağım iddia edenler de var.

Plân ne demektir?

Bazıları Devlet plânı ile Hükümet prog­ramını karıştırıyorlar. Bunlara göre, hükümetin ve Partinin bir programı ol­duğu için ayrıca İş plânına ihtiyaç yok­tur. Halbuki parti veya hükümet programlariyle İş plânları ayrı ayrı şeyler­dir. Program, sadece esasları, varılacak hedefleri kısaca ortaya koyar. Prog­ramdaki bu prensiplerin nasıl ve ne ka­dar zamanda gerçekleşeceği, bu hedef­lere ne şekilde varılacağı bir plânla tesbit edilir.

Otoriter rejimler plânlı çalışmaya çok ehemmiyet verirler. Fakat bundan do­layı «Plân» denilen çalışma tarzını a-foroz etmek çocukça bir hareket olur. Her türlü hükümet şeklinde istifadeli taraflar vardır. Kaldı ki iktisadî, malî kalkınma plânları Amerika, İngiltere, Fransa gibi memleketlerde da görülü­yor.

Plânların uzun vadeli olduğu, bir hükü­met ve bir parti tarafından hazırlana.rak tatbikma başlanan bir kalkınma plânının, sonradan iş başına geçen baş­ka bir hükümet, başka bir parti tarafın­dan yarıda bırakılarak yenisinin tasar­landığı söyleniyor. Doğrudur. Fakat memleketin büyük işlerine ait çalışma plânları Millî değerde olmak gerektir. Bunlar hakkında az çok görüş birliği elde edilmelidir. Meselâ C. Halk Parti­si iktidarı zamanında hazırlanıp başlan­mış olan yol inşası plânı, bugün devam etmektedir. Bu plânı yanda bırakmak Demokrat Parti iktidarının da aklından geçmiyor. Çünkü yol dâvası, memleke­tin can damarıdır ve bu mesele, dış yar­dım bakımından da partilerüstü bir ehemmiyet kazanmıştır. Limanların in­şası, yahut ziraat bahsinde memlekete getirilen traktör meselesi gene eski ik­tidarın başladığı işlerdir ki şimdi de pek güzel devam etmektedir. Yollar vesaire üzerinde partilerin, hükümetle­rin, Bakanların günlük politika menfa­atlerine, yahut sonradan daha iyi görü­lüp anlaşılmış ciddî memleket kaygı­larına göre ufak tefek değişiklikler ya­pılabilir. Bu da tabiîdir. Hiç bir plânda taş katılığı olamaz. Her plân, gün geç­tikçe, yeni şartlara ve daha iyi meyda­na çıkan ihtiyaçlara göre düzelir. Şu halde, masa başında hazırlanmış nazarî plânların, hükümetin elini kolunu bağ­ladığı iddiası tamamiyle yersizdir. Plânların, uzun incelemelere, deneme­lere, hesaplara dayanmaları, yani hem amelî tatbik kabiliyeti, hem ilmî değeri, hem de gerektiği zaman bazı değişik­liklere uğrama imkânları taşımaları lâ­zımdır. Bundan başka hiçbir plân üç, dört yıldan uzun vadeli olamaz. En güç ve en uzun inşa ve kalkınma plânları kısa ve tedrici merhalelere ayrılır. Bu merhaleler bizde dört yıl üzerine ayrı­labilir.

Memleketin bu derece geri kalması şimdiye kadar hiçbir işte sürekli bir plân tatbik edilmediği içindir. Cumhu­riyet devrinin büyük başarısı bir plâ­nın eseridir. Eğer yıllardır. bir plân tatbik edilseydi İstanbul bugünkü çir­kin, her bakımdan sıkıntı çeken bit şe­hir haline düşer miydi? Bu asırda plân­sız bir şehir kurulamıyor, plânsız bir apartman bile yapılamıyor da plânsız bir Devlet, plânsız bir kalkınma nasıl tasavvur edilebiliyor? C. Halk Partisi hükümetlerinin yirmi yedi yıllık hatası iktisadî bir plâna sahip olmamalarıdır.

Fakat gazetelerdeokuduğumuza göre hükümetçe, bölgeler üzerine tertiplen­miş bir kalkınma plânı hazırlamak için heyetler kurulmuştur. Böyle bir kal­kınma plânı hazırlamakta başarı göste­rirse hükümeti tebrik edeceğiz. Haber doğru ise, Parti Grupunda plân aley­hinde bulunan Devlet Bakam hüküme­tin bu kararını bilmiyordu demektir. Plansızlığa bundan acı örnek olur mu?

Yunan Dışişleri Bakanının zi­yareti dolay isiyle...

Yazan: Hikmet Bayur

30 Ocak 1952 tarihli Kudret'den

Türkiye ile Yunanistan barışsever kal­dıkça dost olmaya ve birbirine dayan­maya mecbur iki ülkedir. Bu dostluk ve dayanışma dün Faşist İtalya ile onun peyki olan Bulgaristana bugün ise Rusyanm önderliğini yaptığı komünist emperyalizmine karşı bir ölüm kalım sorumu olmuştur ve olmaktadır.

Esasen bu dostluk ve dayanışma son­suz Bulgar ihtirasları karşısında daha pek öncelerden, en az altmış yıldan beri zarurî idi, ancak takdir edilemedi veya onu yürütecek anlayışta kimseler aynı zamanda her iki ülkenin başında bulun­madılar..

Ancak en kanlı ve yıkıcı bir boğuşma­dan sonradır ki bundan yirmi yıl kadar önce Atatürkle birinci Venizelos geç­mişin yanlışlıklarını düzeltmek ve iki devleti birbirine yaklaştırmak zaruret: üzerinde düşünce birliği yapmışlar, dostluk ve dayanışma çığırını açmışlar­dır. Aynı izler üzerinde yürüyerek ül­kemize gelen Yunan Dışişleri Bakanını her Türk gibi biz de başarı dilekleri ile selâmlarız.

Birinci Venizelosun Türkiyeyi ziyareti sırasında Cumhurbaşkanlığı Umumî kâtibi bulunuyorduk. Görüşmemizde kendisi en çok Bulgar ihtirasları ve Sofya Hükümetinin Doğu ve Batı Trak­ya hakkındaki amaçları üzerinde dur­muş. Bulgar çalışma ve propagandalarını belirten bazı dikkat çekici örnekler vermişti.

Bu gün de başlıca müşterek dâva Bul­garistan'dan gelecek tehlikeleri önle­mek olacaktır. Şu farkla ki o-vakit Bul­garların destekleyici vekışkırtıcıFaşist İtalya idi, şimdi ise komünist Rus­ya'dır.

Dün olduğu gibi bu gün de her iki mil­let aradaki dostluk ve dayanışmanın yaşatılması ve elden geldiği kadar ge­liştirilmesi lüzumuna inanmaktadır. Bazı sinirli hareketler ve Öfkeler bu za­ruretin takdir edilmediğine işaret sayı­lamaz ve sayılmamalıdır. Bütün yurt­sever Türkler iki hükümetçe girişilecek görüşmelerden daha da büyük bir ya­kınlık ve işbirliği doğmasını candan alkışlayacaklardır.

Bu yönleri belirttikten sonra Yunan Dı­şişleri Bakanının ziyareti dolayısiyle Assosiyated Press ajansının verdiği tel­de Kıbrıs iğinin de görüşüleceğinin bil­dirilmiş olmasından faydalanarak bu konu ve aynı zamanda Yunanistandaki Türkler konusu üzerinde bir kaç söz söyliyeceğiz.

Eğer Yunan Hükümeti aradaki dostlu­ğun hükümetler arası münasebetlere hasredilmesini ve dolayısiyle temelinin nisbeten dar olmasını yeter bulmuyor­sa ve bu temelin genişliğine önem veri­yorsa yukarda andığımız konulara çok dikkat etmelidir. Şu yon de unutulma­malıdır ki hep aynı tarafın fedakârlık etmesini veya gördüğü zararlara göz yummasını istemek yanlış bir siyasadır ve günün birinde ulaşılması düşünülen amaçtan uzaklaştırabilir.

Hükümet unsurlarıncaa el altından ol­sun desteklenen ekonomik baskı Yuna­nistan'da kalmış olan Türkleri gitgide yoksullaştırıp en zenginlerinden bir çoklarını bil-e ellerinde hemen bir şey bırakılmamış olarak Türkiyeye göçme­ğe mecbur etmektedir.

Bunlar ister Yunanistanda, ister Türkiyede olsunlar sıkı bir ekonomik ve si­yasal dayanışma halindedirler. İş alan­larında da kendi Bankalarından gördük­leri borçlanma kolaylıkları sayesinde meselâ Batı Trakya'da aynı derecede kolaylıklara malik olmayan Türklerin durumunu boyuna güçleştirmekte, hat­tâ eritmektedirler.

Bizce Türk bankaları da Batı Trakyada gerektiği ölçüde çalışmalıdırlar ve Yu­nan Hükümeti bunu teşvik bile etme­lidir, çünkü ora Türklerinin hoşnutluk ve refahının Türk — Yunan dostluğu üzerinde sanıldığından fazla tesiri var­dır. Keza aynı hükümet oradaki soy­daşlarımıza hiç bir bakımdan üvey evlât muamelesi yapmamalıdır. Geçmişte bazan karşılıklı yanlış hareketlerde bu­lunulmuş olduğu unutularak samimî surette yeni bir devre açılmalıdır.

Kıbrıs sorumu da Türk - Yunan dost­luğu bakımından çok önemlidir. Türk gençliği ve halkı bu işte ne derece duy­gulu olduğunu bir kaç kere göstermiş­tir.

Bizce yapılacak esaslı iş herkesin Kıb­rıs sorumunu kurcalamaktan sakınma-sidir.

Adayı Yunanistana katmak lehindeki kurcalamalar iki yoldan yapılıyor. Bi­rincisi doğrudan doğruya Yunanistan'­ın eseridir ve Birleşmiş Milletlerdeki resmî Yunan murahhasının Kıbrıslı Rumların isteklerini ele alıp destekle­miş olması bunun açığa vurulan örnek­lerinden ancak biridir.

İkinci kurcalayış ameliyesi adadaki ki­lisenin ve yerli halkın eseridir. Fakat Yunan hükümeti ile Ruhanî makamla­rı bu işte k-esin olarak çekimser dav­ransalardı iş bugünkü gelişmeyi göre­mezdi ve bundan sonra da göremez.

Bütün bunları coğrafî ve siyasal duru­mun zarurî kıldığı Türk — Yunan dost­luk ve dayanışmasının içten gelen kar­şılıklı anlayış ve sevgi ile kuvvetleşmesini .sağlamak düşüncesi ile yazdığı­mıza inanılmasını isteriz.

Türk işçileri ve dâvaları...

Yazan: M. Nermi

30 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan

İzmir muhabirimiz hepimizi sevindire­cek bir haber veriyor: İzmirde, işçileri­miz için 300 yataklı bir hastahane kurulacakmış. Biz, verilen kararın kısa bir zamanda gerçekleşmesini yürekten dileriz. İş hayatımız, bir çok işlerimiz gibi, iyice araştırılmamış ve incelenme­miştir. Hastahanelere, her şeye büyük ihtiyacımız vardır. Vatandaşlarımızı, ağır ve sıkıntılı günlerinde, kendi hal­lerine bırakamayız. Hepimiz, böyle dü­şünüyoruz. Fakat aklımıza, ilkönce, ge­len şey paradır. Bu olmazsa hiçbir şey yapılamaz. Halbuki; istihsalimiz dar­dır. Gelirimizin ne kadar az olduğunu bundan anlayabiliriz. Elimizden ne gelirse, ancak, o kadarım yapacağız. Bu fikirler öteden beri, bildiğimiz fikirler­dir.

İstihsalimizi, hemen yoluna koyabilece­ğimizi iddia edemeyiz. Sanıldığı gibi kolay bir iş değildir bu.. İstihsalimizin artmasiyle türlü ihtiyaçlarımız artmış olacaktır. Onları da karşılamak zorun­dayız. Gelirimiz, gene, ihtiyaçlarımıza göre, önemli olmayacaktır. Yeni sıkın­tılar karşısında ne yapacağız? Gene paramız yok mu diyeceğiz? Bizim du­rumumuz, öteden beri bu.. Bir yandan haklıyız, Öte yandan da haksız.. Elimiz­deki para ile niçin verimli çalışmadığı­mızı öğrenmek zamanı gelmiştir artık. Gelirimizin ne kadar ufak olduğunu bi­liyoruz. Fakat biz bu paranın ne kadar plânsız harcandığını, şimdiye değin, henüz düşünmemişizdir. Gelirimizi ye­rinde kullanmak, başhbaşma bir hüner­dir. Henüz öğrenemediğimiz şey de bu­dur.

Az gelirli milletler, çok daha tutumlu yaşamak, parayı tam yerinde kullan­mak ve verimli çalışmak zorundadır­lar. Biz, yabancı devletlerden borç pa­ra aldığımız zamanlarda bile bunu yap­mamışızdır. Cumhuriyet kurulduktan sonra ise, millet gelirinin verimli kulla­nılması gerektiğini büsbütün unutmuş görünüyoruz. Bütçemizde yapılan mü­nakaleler, gelirin ne kadar plânsız kul­lanıldığını anlatır. Münakalenin Türkçesi, kasandaki parayı ver de, başka yerde kullanalım, bizim işimiz, daha önemlidir, ilerde bir kolayını buluruz, dernektir. Bellibaşlı bir yerde kullana­cağımız parayı başka yere harcarsak gelirimizi plânsız kullanmış oluruz. Bu yüzden bir çok teşebbüslerimiz yüzüs­tü kalmıştır. Gelirimizi nasıl kullana­cağımızı bilmiyoruz doğrusu.

Her millet, sosyal teşkilâtını hemen bol para ile kurmamıştır. Yabancı millet­lerde hayranlıkla gördüğümüz şeyler, bal petekleri gibi, sabırlı ve uzun ça­lışmaların minimini damlalariyle mey­dana gelmiştir. Biz, ilkönce, ne yap­mak istediğimizi iyice bilmeliyiz. On­dan sonra da, gelirin nasıl kullanılaca­ğını anlamaya çalışmalıyız. Bizi, hasre­tini çektiğimiz kalkınmaya ulaştıracak yol budur. Türk yurdunun nasıl, yük­sek politika amaçlarına göre, ayarlan­mış bir bütçesi varsa, her girişilecek işin de öyle bir bütçesi ve politikası ol­malıdır. İş dâvasını da başka türlü dü­şünemeyiz biz.

İstihsal hayatının belli başlı iki temeli vardır: 1. Mülkiyet (edinim) düzeni. 2. İş düzeni. Çağdaş anlamda bir istihsal yapabilmek için her iki konunun ihti­yaçlar çerçevesinde ve objektif bir su­rette ele alınması lâzımdır. Halbuki: e-dinim ve iş düzenlerimiz, eski cemiyet anlayışımızın tesirlerinden, henüz kur­tulamamış bir durumdadır. İlkönce bu durumu tasfiye etmek zorundayız. İş; hayatını yoluna koymak fikriyle birta­kım tedbirlere başvurmuş olduğumuzu söylemeliyiz. Yaptıklarımız, belki de ö-nemsiz sayılamaz. Fakat, işçi dâvası karşısındaki görüşümüz henüz çok bulanıktır. İşçi dâvası, işçi sınıfı dâvası değil, çalışan vatandaşlar da­vasıdır. Türk cemiyeti, işçinin du­rumunu, ancak böyle düşünebilir. Ne biz işçiden ayrı bir zümreyiz, ne de işçi bizden. Seçim zamanında aynı sandık başına gidiyoruz, aynı Millet Meclisinin yetkisini tanıyoruz ve tarihin karanlık günlerinde de, aynı yurt toprakları için kan döküyoruz. Sevincimiz birdir, ke­derimiz bir. Haklarımız da elbette ayrı ayrı olamaz.

Eski cemiyet, her şeyi olduğu gibi, iş hayatını da karanlık kısmetlerin eline bırakmıştı. Sıkıntıya düşen insanın beklediği şey sadaka idi. Yeni cemiye­tin vatandaşı, sadaka üzerine kurul­muş bir hayat düzeninin çerçevesi içi­ne giremez. Onun bir çalışmak ve ya­şamak hakkı vardır. İş davasını çözmek, vatandaşlara türlü türlü grev hak­ları dağıtmakla değil, sadaka zihniyeti­ni kaldırmakla olur. Sosyal ölçülerimi­zi geniş tutmak ve vatandaşların sıkın­tılarını azaltmak zorundayız. Bunlar, bir hamlede yapılacak işler değildir. Fakat iyi düşünülmüş ve sağlam bir Maliye tekniğine göre ayarlanmış bir plânla hemen işe başlanırsa büyük ba­şarılar elde edilebilir. Bunun ilk şartı da yepyeni bir cemiyette yaşadığımızı ve her vatandaşı yurt kalkınmasında olduğu gibi, yurt savunmasında da baş­h başına bir varlık olarak tanıdığımızı kabul etmektir. Demokrasimizin bu yolda önemli adımlar attığını görüyo­ruz. Plânlı çalıştıktan sonra güçlükleri­mizi yenmemek imkânsızdır.

Yeni ufuklara doğru...

Yazan: Ahmet Emin Yalman

30 Ocak 1952 tarihli Vatan'dan

Son yirmi yıl içinde, bir milyar lirayı çok aşan bir millî servet, devlet eliyle bir takım sınaî teşebbüslere yatırılmış­tır. Bu iş isabetle mi yapıldı, yoksa mahdut maddî imkânlarımız bir takım sabit fikirlerle ve yanlış ölçülerle don­duruldu mu? Devletin işletmeciliğe gi­rişmesi nazarî bakımdan doğru mu, de­ğil mi? Bütün bunlar ayrı dâvalar... Devlet İktisadî işletmeleri bir defa mevcut olduğuna göre bunların memle­ketin hayrına en uygun bir şekilde iş­lemesi ve âzami verimle çalışabilmesi lâzım...

Bu da nasıl olacak? İktisadî Devlet Te­şekküllerinin umumî heyeti dün Anka­ra'da toplanmış ve hükümet tarafından işte buna dair hazırlanan bir raporu tetkike koyulmuştur.

İleri sürülen teliflere bakılırsa, Demir­yolları ve P . T . T . İktisadî Devlet Te­şekkülleri haline getirilecek, bütün te­şekküllerin ticarî zihniyetle idare ve murakabeleri için yeni yollar arana­cak, bazıları hususî sermayenin iştira­kiyle Anonim Şirket şekline girecek, maaş ve ücret sistemi de ticarî esasla­ra göre ayarlanacak, İnhisarlar da zih­niyet ve sistem değişikliğinin şümulü içine girecek...

Bütün bunların söylemesi kolay.... Fa­kat tatbik safhasına geçilince, idarî ha­yatta çok esaslı bir zihniyet ve usul de­ğişikliğini göze almak icap edecektir. Bundan başka sırf İktisadî Devlet Te­şekküllerine mahsus bir maaş ve ücret sistemi kabul edilirse, bir ikilik yara­tılmış olur ve en kıymetli unsurların Devlet Dairelerinden İktisadî Teşek­küllere akmasına yol açılır. Bir defa i-şe başlanınca, doğrudan doğruya Dev­let hizmetindeki memurların geçim im­kânlarım da ayarlamak ve yol harçlığı sistemi gibi bugünkü şartlarla alâkası kalmayan usul ve kaideleri baştan aşa­ğı elden geçirmek lâzım gelecektir. Za­ten hükümet de raporunda işin buraya varacağını takdir ediyor ve bunu göze almağa hazır görünüyor.

Hükümet, bu muazzam dâvaya kapalı gözle, hazırlıksız bir halde atılmıyor. İşler, zaten münakaşalardan geçmiş, teşhis ve tetkik mevzuu olmuş, son yıllarda takım "takım ecnebî ihtisas adam­ları halimizi gözden geçirmişler, müsbet tavsiyelerde bulunmuşlardır. Şim­di mesele; haricî siyasette, askerî ısla­hatta, ziraat dâvasını yürütmekte gös­terilen cesaret ve geniş görüş, iktisadî ve idarî ıslahata temelli bir şekilde tat­bik etmektedir.

Demek ki ister istemez yeni ufuklara doğru umumî bir yürüyüşe geçilecek ve yeni vaziyetin icapları birer birer yerine getirilecektir. Dâva muazzam­dır, fakat hareket noktalarımızı ve he­deflerimizi iyi seçersek yolumuzu kay­betmeyiz.

Nereden nereye mi gideceğiz? Dört du­varı olmayan binaların kapısına binbir kilit vurup usul ve şekillere körükörüne uyarlık arayan dar bir vehim ve em­niyetsizlik sisteminden geniş bir emni­yet sistemine... Hatırlı tufeyliler besle­yen bir gidişten meziyet ve hizmete gö­re istifaya, değerlinin, çalışkanın, fera­gatlinin aranacağı ve el üstünde taşı­nacağı bir gidişe... Kısır bir merkezi­yetten mes'uliyet nisbetinde salâhiyet ve teşebbüs temin eden bir ademi mer­keziyete... Namuslu teşebbüs sahibinin emniyet duyabileceği, vurguncunun ve emek sahibini ezenin karşısında içtimaî hakkaniyetin temsilcisi sıfatıyle devleti bulacağı bir devre....

Güzide bir misafir: S. Veni-zelos...

Yazan: M.FaikFenik

30 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Yunan Başabakn Yardımcısı ve Dışiş­leri Bakanı sayın Sofokles Venizelos Türk hükümetinin misafiri olarak bu­gün Ankara'ya gelmektedir. Dost Yu­nanistan'ın değerli devlet adamını ha­raretle selâmlarız.

Hiç şüphe etmiyoruz ki, bu ziyaret iki devlet arasında Atatürk devrinde, bu­günkü Başbakan Yardımcısının muhte­rem pederi Venizelos'la birlikte kurul­muş olan samimî ve yakın dostulğu bir kat daha takviye edecek, ve ona daha yeni inkişaf imkânları sağlayacaktır. Biz Yunanistan'ın İkinci Cihan Harbin­de ne büyük ıstıraplar çektiğini, ve on­dan sonra memlekette komünist saldı­rışını önlemek için nasıl canla başla çalıştığmı çok yakından biliyoruz. Şimdi o karanlık devreler geçmiş ve bu kom­şu devlet mes'ut günlere kavuşmuştur. Yunanlıların kendi hudutları içinde, ik-tisaden yükselmesini ve kalkınmasını görmek bize ancak sevinç vermektedir.

Şimdi Türkiye ve Yunanistan, Atlan­tik Paktı camiasının barış cephesi için­de lâyık oldukları mevkii almaktadır­lar. Yunanlılarla birlikte, Atlantik Pak­tı Konseyinin şubatın on altısında Liz­bon'da yapacağı toplantıya iştirakimiz hemerr- yüzde yüz tahakkuk etmiş de­mektir. Akdeniz'in bu bölgesinde çok iyi komşuluk münasebetleri idame et­miş olan bu iki memleketin salahiyetli devlet adamları elbette kendilerini alâ­kadar eden meseleler üzerinde esaslı görüş teatilerinde bulunacaklar ve bun­dan muhakkak surette dünya barışı da faydalanacaktır.

Hep biliyoruz ki, Akdenizde durumun bazı fesatçı unsurların tahrikleri yü­zünden normal denecek vaziyetten, uzaklaşır gibi olduğu zamanlara rastlan­mıştır. Türkçede bir darbı mesel var­dır: Su uyur, düşman uyumaz, derler. Akdeniz'in suyu belki uyumakta, fakat düşman daima fırsat kollamaktadır. Bu­na karşı müteyakkız olmak, ve kuv­vetlerimizi birleştirmek ve eğer ara­mızda pürüzlü noktalar varsa onların izalesine çalışmak, hepimiz için bir in­sanlık borcudur. Biz Yunanistan'ı en i-yi komşularımızdan biri olarak tanıyo­ruz. Yunanistan'ın da bizden daima dostluk göreceğini kaydetmekten mem­nunluk duyuyoruz.

Şimdi Atlantik Paktına dahil olurken, barışın korunması için müşterek vazi­felerimiz olduğu asla unutulmamalıdır. Çünkü Akdeniz'in bu bölgesinde her hangi bir tecavüzden dolayı silâhlı bir ihtilâf patlak verecek olursa, en evvel Türkiye ve.Yunanistan'a terettüp eden bir çok vazifeler vardır.

Sayın Sofokles Venizelos'un Ankara zi­yaretinde bütün bunların etraflı bir su­rette gözden geçirileceği muhakkaktır.

Zaman zaman, iki devlet arasındaki . dostluğu çekemiyen bazı unsurların bir takım meseleler ortaya atıp bilvasıta ortalığı karıştırmağa yeltendiklerini bilmiyor değiliz. Fakat milletlerin sağ­duyusu daima galip gelmiş, kışkırtıcı­ların yüzünden maskelerini çıkarmış, ve daima iki devlet arasındaki dostlu­ğu en temiz kaynağına iysal etmiştir.

İşte sayın Sofokles Venizelos'u bugün bu hakikatleri anlıyan ve Türk - Yunan dostluğunun güzide devlet adamların­dan biri olarak selâmlamaktayız.

Bu bakımdan Ankara temaslarının müşterek barış cephesine büyük hiz­metler ifa edeceğini ve çok iyi netice­ler vereceğini şimdiden söyliyebiliriz.

Sayın misafirimize tekrar hoş geldiniz, deriz.

Türk - Yunan münasebetleri...

Yazan: Cavit Örtü

30 Ocak 1952 tarihli Hü-ses'len

Komşumuz ve dostumuz Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı M. Venizelos dünden-beri topraklarımızdadır ve bugün de Ankara'da olacaktır. Türkiye ve Yuna­nistan gibi kader birliği yapmış iki memleketin devlet adamlarının bu su­retle yan yana gelmeleri, iki milleti alâkadar eden meseleleri konuşmaları ve dünya siyasetinin gidişatı ve man­zarası hakkında fikir müdavelesinde bulunmaları elbette memnun olacak bir olaydır. Gerçi, konuşmaların mevzuu hakkında bir malûmatımız yoktur ve olamaz da. Ancak, şarkî Akdenizde müşterek bir tehlikeye karşı müşterek menfaatleri olan bu iki milletin mes'uliyetli şahsiyetlerinin görüşücekleri bir çok meseleler vardır ve bunlardan biri­si de Atlantik Paktıdır.

Türkiye ve Yunanistan'ın dostluk mü­nasebetlerinden evvelki devreyi hatır­lamak istemiyoruz. Kaderin acı cilvele­ri daima dost geçinmeleri icap eden bu iki milleti bir aralık karşılaştırmıştır. Fakat, tecrübeler ve hadiseler bütün bu hazin hatıraları unutturmuş ve rea­lite karşısında anlaşmak ve birleşmek zaruretini duyurmuştur. Lozan'dan son­ra başlayan bu dostluk zamanımıza kadar devam etmiş gelmiştir. Bundan sonrası için devam etmemsine bir sebep yoktur, bilâkis millî menfaatlarımız iki milletin daha sıkı, daha samimî ve daha mütesanid hareket etmelerini icap ettirir. Çünkü, komünist tahriklerinin ve komünizm afetinin ne demek oldu­ğunu ve bunların arkasında fırsat kol­layan Sovyet tehlikesinin ifade ettiği mânanın ne olabileceğini Yunanistanın geçirdiği kanlı tecrübelerle dahaiyi takdir etmesi lâzımgelir.Bu sebeple Türk - Yunan dostluğu tarihî ve coğrafî bir realitenin tabiî mahsulü olarak ortaya çıkmış ve iki milletin kaderini birleştirmiştir. Ümit ederiz ki M. Venizelos'un bu ziya reti bu dostluğu daha çok kuvvetlendir meye yarayacak ve böylelikle bulanık suda balık avlamak isteyen Moskovanın Akdeniz'deki busiyasîtesanüd ve kuvvet karşısında bütün tarih boyunca olduğu gibi hayalleri yine boşa çıkacaktır.

4 Ocak 1952

— Londra:

Bugün Londra hava alanından geçen Bir­leşik Amerikanın Türkiye Büyükelçisi George McGhee gazetecilere verdiği beya­natta Türkiye'nin Orta-doğu müdafaasının .kilid taşı olduğunu söylemiş ve şunları İlâve etmiştir:

«Türkler daima bir işbirliği ruhuna sahip olduklarını göstermişlerdir ve Orta-doğu Komutanlığı mevzuunda da tam bir işbir­liği yapacaklarını ümit etmekteyim.»

Evvelce Dışişleri Bakanlığı Orta-doğu ve Afrika İşleri Yardımcısı olan McGhee de­vamla demiştir ki:

«Tayinim Birleşik Amerikanın Türkiye'­nin Batı devletleriyle işbirliğine nekadar ehemmiyet verdiğini göstermektedir.»

Çarşamba günü Beyaz Sarayda Başkan Truman'a veda ettikten sonra gazetecilere verdiği demeçte McGhee her zaman oldu­ğu gibi şimdi de Başkan Truman'm Tür­kiye'nin müşterek emniyete yaptığı büyük yardımdan dolayı bu memlekete büyük bir alâka beslemekte olduğunu söylemiştir.

Büyükelçi Türkiye ile hususî hiçbir mese­lenin mevcut olmadığını ve iki memleket arasındaki münasebetlerin her zaman iyi ve gayesinin de bunları ayni şekilde muha­faza etmek olduğunu ilâve etmiştir.

15 Ocak 1952

—■ Washington:

Türkiye Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin şunlarısöylemiştir:

Amerikan hariciyesi. Türkiye'nin Atlantik Paktına kabulünü bir an evvel tasdik et­mesini Kongreden taleb etmekle. Türki­ye'ye bir kere daha dostluğunu göstermiş­tir.

Feridun Cemal, Dışişleri Bakanlığı Orta-Doğu Yardımcısı Burton Berrv ile yaptığı .son mülakatta.((Tasdik muamelesinin biran evvel ikmal edileceği» teminatını aldı­ğını gazetecilere beyan etmiştir.

19 Ocak 1952

—Washington:

Türkiye Maliye Bakanlığı memurlarından Sabahattin Alpat. Milletlerarası Para Fonu çalışmaları üzerinde eğitim görmek üze­re seçilen 10 genç arasındadır.,

Alpat ve diğer genç maliyeciler. Maliye Bakanlıkları ve Para Fon'un üye memle­ketlerin Merkez Bankaları tarafından su­nulmuş bir tavsiye listesinden seçilmişler­dir.

15 Ocak tarihinde başlıyan eğitim progra­mında konferanslar, seminerler ve Ame­rikanın malî teşekküllerinde bir inceleme gezisi vardır. Eğitim gören her maliyeci kendi memleketlerinin ihtiyaç ve menfaat­lerine uygun şekilde çalışmalarda buluna­caktır.

25 Ocak 1952

—La Haye:

Türk Hükümetini ve çiftçileri temsil eden 7 kişilik hayvan yetiştirme heyeti hâlen Hollanda'da bulunmaktadır.

Karşılıklı Güvenlik Bürosu Çiftlik Hay­vanları Müşaviri Mr. Burl Winchester'İn refakatinde Avrupa'da bir tetkik gezisine çıkmış olan heyet, sah günü Karşılıklı Güvenlik Bürosu Gıda ve Tarım mümes­sili Charles Fossum tarafından verilen zi­yafette hazır bulunduktan sonra Hollan­da Tarım. Balıkçılık ve Gıda Bakanlığına giderek temaslarda bulunmuştur.

Çarşamba günü Friesland'ı ziyaretle ora­daki Mandıra ve çiftliklerde tetkiklerde bulunan heyet dün Hooen'daki Tarım Araştırma istasyonunu ve Kuzey Hollan­dalı hayvan yetiştiricilerine ait çiftlikleri ziyaret etmiştir.

Heyet bu akşam Londra'ya hareket ede­cektir.

— New-York:

New-York Valisi Thomas Dewey, dün ge­ce bir ziyafette yaptığı konuşmada bir Pa­sifik Savunma Paktının derhal ihdasını ta­lep ederek sözlerine şöyle devam etmiş­tir:

«Pasifik hür kalmalıdır ve kanaatimce biz bu bölgenin hürriyetini sağlayacak tedbir­leri almadıkça, hür Pasifik kaybolacak ve Sovyet Rusya'nın hâkimiyeti altına gire­cektir.

Pasifikteki hür devletlerin bir Savunma-Paktı kurmaları için nasıl Çinlilerin Çin Hindin'e hücum etmelerini ve bilâhare me­seleyi Birleşmiş Milletlere aksettirmeyi beklersek bundan istifade edecek olan Rus­ya'dır. »

Dewey bu Pakta iştirak edecek olan hür Pasifik devletlerinin isimlerini zikretmemiştir.

Pasifik Savunma Paktının. Birleşik Ameri­ka, Batı Avrupa, Türkiye ve Yunanistan'ı birbirine bağlayan Pakt kadar mühim ol­duğuna işaret eden Dewey, gerekli tedbir­ler alınmazsa, Pasifik kaybolacaktır, de­miştir.

Uzak-Doğu'da sekiz haftalık bir seyahat yapmış olan New-York Valisi, Kızıl Çin­lilerin Güney-Doğu Asya'yı istilâ edebile­ceklerinden bahisle. «Şayet böyle bir te­cavüzü önlemek için hür dünya harekete geçmezse .dünya büyük bir felâket ile kar­şılaşacaktır» demiştir.

30 Ocak 1952

— Stockholm:

Türk güreşçileri dün akşam burada İsveç'in en seçme güreşçileriyle yaptıkları serbest stildeki karşılaşmalarının hepsini kazana­rak İsveç takımını 8—0 mağlûp etmişler­dir.

Salonu tıka basa dolduran 4000 kişiden fazla bir meraklı kütlesinin önünde yapılan açılış merasimini müteakip gecenin ilk mü­sabakası başladı. 52 kiloda Ali Yücel daha ilk dakikalarda üstünlüğü ele alarak has­mı Malte Moeller'i ezmeğe başlamıştır. Evvelâ burma ile hasmını çevirmeğe te­şebbüs eden Yücel, sonra taktığı boyun­duruk ile rakibini 2 dakika 53 saniyede tuşa getirerek gecenin ilk galibiyetini ka­zanmıştır.

67 kiloda güreşecek olan Nureddin Zaferin biraz rahatsız olması sebebiyle bu sıklet yerine 57 kiloda iki karşılaşma yapılmış­tır.İlkkarşılaşmada HalilKayaİsveçli Edwin Westeb'i ittifakla yendi. Halil Ka­ya güreşin başından sonuna kadar bariz bir üstünlük gösterdi ve bilhassa yerde İsveçli hasmını iyice ezdi.

62 kiloda Servet Meriç ekseriyetle kazan­dığı karşılaşmanın ilk dakikalarında. Henry Holmberg'in daha üstün güreştiği görülmekte idi. fakat Servet Meric'in ha­talı bir kafa-koîu dolayısiyle hakemin ken­disine ihtarda bulunması üzerine, Meriç daha dikkatli ve atak güreşmeye başladı ve puan durumunu lehine çevirmeğe mu­vaffak oldu. Meric'in daha ziyade minder­de İsveçliye faik olduğu Görülmekte idi.

Nureddin Zafer'in rahatsızlığı sebebiyle 57 kiloda yapılan İkinci karşılaşmada Ke­mal Demirsüren çok çekişmeli geçen ilk dakikalardan sonra İsveçli hasmını köprü­ye düşürerek basara bastıra köprüsünü kırmağa mecbur etti ve böylece Kurt Pettersen'i 3 dakika 41saniyede tuşa getirdi.

73 kiloda Avrupa minderlerinde ilk defa görülen Necati Morjjül ile İsveç'i Goesta Fraendfors arasındaki güreş gecenin en güzel müsabakası olmuştur. Fraendfors ilk devrenin ilk 3 dakikasında atak oyunu ve hafif üstünlüğü sayesinde puan toplamağa muvaffak oldu, fakat derhal kendisini toparlayan Necati Morgül. İsveçli "hasmına müşkül anlar yaşatmağa başladı. Ayakta geçen devrede vaziyeti lehine çeviren Mor­gül yerde İsveçliye fazla bir sey vapamadı. Bunun üzerine hakem müsabıklara gü­reşe ayakta devam etmelerini söyledi. Fraendfors kaybettiği puanları telâfi etmek için son devrede şiddetli ataklarda bulun­masına rağmen Morgül. bu teşebbüsleri daima akamete uğratmasını bildi ve ek­seriyetle galip ilân edildi.

79 kiloda Haydar Zafer. Carlsson Halfnelson'u biraz denedikten sonra, derhal hücuma geçti ve bir burgu almasına rağ­men, bunu neticelendirmeğe muvaffak olamadı. Zafer biraz sonra gene avm oyuna girdi, fakat İsveçli bundan da kurtulma­sını bildi. Haydar Zafer'in bariz üstün­lüğü ile geçen ilk devreyi müteakip yerde her iki güreşçi de fazla bir şev vapamadılar. Ayakta gecen son devrenin son daki­kalarında Haydar Zafer, Halfnelson'u alta almağa muvaffak olarak 14 dakika 10 saniyede tuşa getirdi ve böylece gece­nin üçüncü tuşla galibiyetini takımına ka­zandırdı.

S7 kiloda Bektaş Can meşhur İsveçli Vicking Palm'ı. daha ziyade çekingen bir güreş sonunda ittifakla yendi. Bektaş, bil­hassa yerde Palm'dan üstün güreşmiş ve bu arada sayı kazanmasını bilmiştir.

Ağırda İrfan Atan ve Bengt Fahlguiste arasındaki güreş karşılıklı hücumlarla baş­ladı, fakat İrfan hasmının, teşebbüslerini ustaca savuşturarak bilhassa yerde geçen devrede daha müessir güreşti ve puan top­ladı. İrfan Atan son devrede ihtiyatlı gü­reşmeyi tercih etti ve daha önceki faikı­yeti sayesinde kazandığı puanlarla ittifak­la salip ilân edildi.

Dün gece kıymetli İsveçli rakipleri karşı­sında serbest stilde 8-0 gibi mutlak bir üstünlük kazanan Türk takımbu gece de grekoromen tarzda müsabakalar yapacak­tır.

— Stockholm:

Dün İsveç güreş takımını serbest güreşte 8-0 mağlûp eden İstanbul Güreş Kulübü takımı, bu akşam-hıncahınç dolu Erikdols Hâilen kapalı salonunda İsveçli güreşçiler­le grekoromen stilinde karşılaşmıştır.

Müsabakalar başlamadan evvel Türkiye'nin Stockholm Elçisi Emin Ali Sipahi her iki lakıma birer buket vermiştir.

İlk karşılaşma 52 kiloda son dünya şam­piyonası birinci ve ikincisi İsveçli Johanson ve Ali Yücel arasında yapıldı. Güreş Şçayet cansız ve hareketsiz başladı. Ve her iki güreşçi de pasif çalışmalarından dolayı birer ihtar aldılar ve ilkdevre berabere neticelendi. Yerde cereyan eden güreşe da­ha hâkim olan Johanson neticede maçı 2/1 ekseriyetle kazandı.

İkinci karşılaşma 57 kiloda ve Halil Kaya ile Kurt Petterson arasında oldu. İlk dev­rede Halil Kaya daima hücumda ve hâkim -bulunmasına rağmen -hakemler devre "ne­ticesini berabere ilân ettiler. Yerde 'cere­yan'ederi güreşde Halil Kaya kurayı kay­bettiğinden alta düştü. İsveçli Halili bur­gu ile çevirmeğe çalıştı ise de muvaffak olamadı. Hali! Kaya ise mukabil oyunlarında daha ziyade serbest güreşe kaçmak­taydı. Neticede yerde ve son devre daha hâkim .güreşen Petterson hakemler tarafın­dan ittifakla galip ilân edildi.

62. kiloda Kemal Demirsüren Kurt Carlsson'u İttifakla ve sayı hesabile mağlûp et­miştir. Güreşin başlangıcında İsveçli daha iyi güreşmesine rağmen sonlara doğru açı­lan Kemal İsveçliyi bir kaç kere altına alarak-sayı toplamış-ve müsabakayı itti­fakla kazanmıştır.

Bundan sonra yapılan, müsabakalarda grekoromen. stilde daha iyi güreşen İsveçliler 4 galibiyet daha başlamışlardır.

Stockholm'de yapılan iki günlük müsaba­kalar sonunda Türk güreşçileri 10. İsveç­liler ise 6 galibiyet kazanmışlardır.


1 Ocak 1952

— Paris:

Noel tatilinden sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun yarın müşterek güven­lik meselesi müzakerelerine tekrar başla­ması sırasında Sovyet Rusya'nın şiddetli bir muhalefet göstereceğine muhakkak na­zariyle bakılmaktadır.

Yarın müzakere edilecek gündemin ilk maddesi 14 memleketten müteşekkil müş­terek tedbirler komitesinin hazırlamış ol­duğu rapordur. Komite bütün haftayı, Ko­re'de tecrübe edildiği veçhile ilerde vuku-bulacak bir tecavüze karşı takip edilecek hareket hakkında bir tasarı hazırlamakla geçirmiştir.

Tasanda şu hususlar ileri sürülmektedir:

1.— Bir tecavüz halinde bir Birleşmiş Mil­letler Başkomutanının komutası al­tında harekete geçmek üzere muhte­lif memleketlerin birliklerinden müte­şekkil bir milletlerarası ordunun ku­rulması ,

2.— Mütecaviz memleketin ve müttefik­lerinin etrafında müessir bir abluka­nın teşkilini mümkün kılacak iktisadî tedbirler sisteminin ihdası,

3.— Mütecavizin, diğer bütün devletler­den tamamen tecridini sağlayacak diplomatik ve siyasî müeyyidelerin tesbiti.

4 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonundaki Birleşik Amerika temsilcisi Benjamin Cohen, bugün yaptığı bir basın toplantısında ezcümle şöyle demiştir:

«Kore mütarekesinin Güvenlik Konseyin­de müzakere edilmesini isteyen Sovyet teklifi kabul edilecek olursa, bu hal sadece Kore'de devam etmekte bulunan görüşme­leri engelleyecektir.

Kore'deki askerî müzakerelerle, Paris'te 'cereyan eden yan askerî görüşmeleri dur­durmakta hiçbir sebep göremiyorum. Böyle çifte bir tertip ancak mütarekenin akdini geciktirir.

Sovyetlerin hakikaten gerginliğin azalması­nı halisane istediklerine dair ortada bir alâmet görününceye kadar. Birleşik Ame­rika, Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski'nin ileri sürdüğü şekilde, herhangi bir belirli toplantıya muarızdır.

Fikrimce. Vişinski'nin teklifi bu genel Asamblenin kollektif bir güvenlik teşkilâtı kurmak yolundaki gayretlerini Önlemeğe ve boğmaya matuf bir tedbirdir.

— Paris:

Bugün Siyasî Komisyonda söz alan Fransanın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegesi Jean Chanvel, Sovyet delegesinin sunmuş olduğu karar suretine şiddetle mu­halefet ederek ezcümle şöyle demiştir:

Vişinski Güvenlik Konseyinin toplanması-m teklif ediyor, bu böyle bir toplantıya, Güvenlik Konseyindeki daimî temsilcisinin bizi alıştırdığı anlayıştan başka, yeni bir anlayışla girecek mi demektir? Evvelki gün söylediği nutuk bizde ne bu intibaı ne de bu ümidi bıraktı.

Her şeyden önce Kore meselesi bahis mev­zuu ise. bize ümit vermekte olan Panmunjom müzakereleri, onların başka bir plâna alınmalarını icap ettirecek kadar Mosko­va'da çok fena durumda mı telâkki edili­yor, yoksa deva Panmunjom müzakereci­lerinin yetkilerini kaldırmak mıdır? Gü­venlik Konseyi onların islerini kolaylaştır­mak için halen devam eden müzakere sona erer ermez Kore meselesini ele alacak olan Komisyonumuzun yapacağından daha baş­ka ne yapabilir?

5 Ocak 1952

-— Paris:

Birleşmiş Milletler Vesayet Komisyonu, vesayetaltındakimemleketleryerlilerinin Vesayet Konseyi çalışmalarına, bilhassa senelik raporların incelenmesi işlerine işti­rak ettirilmelerim isteyen Hindistan, Mı­sır, Küba ve Ekuator'un verdikleri karar suretini kabul etmiştir.

7 Ocak 1952

— Paris:

Türkiye başdelegesİ ve( Özel Siyasî Komis­yon Başkanı Selim Sarper. gündemin Bir­leşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Ko­misyonunun raporu ve Filistin mültecileri­ne yardım meselelerine mütedair 5'inci maddesinin müzakeresine bu sabah başla­mıştır.

Fransız delegesi ve Uzlaştırma Komisyonu Başkanı Leon Marchal. rapotunu Komis­yona arzetmek üzere ilk olarak söz almış­tır.

Fransız delegesi. Komisyon çalışmalarının başarısızlığını belirterek Uzlaştırma Ko­misyonunun New-York'a nakledilmesini is­temiş ve bu suretle İcab ettiği zaman Ko­misyonun üyelerinden biri veya bir kaçını oradan Orta-Doğu'daki ilgili bölgelere gön­derebileceğini söylemiştir. İsrail ile Arap devletleri arasındaki rekabetten dolayı bu bölgede mevcud durumun «Birleşmiş Mil­letlere bir meydan okuma» mahiyetinde ol­duğunu belirttikten sonra Marchal. bu va­him meseleye Birleşmiş Milletlerin niha­yet bir hal çaresi bulacağı ümidini izhar etmiştir.

Müteakiben Uzlaştırma Komisyonuna üye üç memleket olan Türkiye. Fransa ve Bir­leşik Amerika temsilcileri İngiltere ile bir­likte hazırlamış oldukları bir karar sureti tasarısını tevdi etmek üzere söz almışlar­dır. Tasarı, «Aralarında ihtilâf mevzuu olan meselelerin halli için hemen bir an­laşma zemini aramak üzere ilgili hükümet­leri ısrarla davet etmekte» ve «Uzlaştır­ma Komisyonunun uhdesine tevdi edilen vazifeyi verine getirmek imkânını bula­mamış olmasından dolayı eseflerini bil­dirmektedir.)) Tasanda, tarafların askıda kalan meseleler üzerinde bir anlaşmaya varmalarına yardım için Uzlaştırma Ko­misyonunun herhalde bunların emrinde kalması gerektiği kanaati ifade edilmekte­dir.

listın Uzlaştırma Komisyonu merkezinin Birleşmiş Milletler merkezine, yani New-York'a nakli ve bir temsilcinin Kudüs'te kalması teklif olunmaktadır. Tasarıda ni­hayet Komisyonun uhdesine verilmiş bu­lunan vazifeyiyapabilmekiçinyardım maksadiyle dilediği şekilde bir veya bir­kaç temsilci tayin salâhiyeti de kendisine verilmektedir.

Daha sonra Lübnan temsilcisi, Lübnan Dışişleri Bakanı Charles Hellou. Filistin Uzlaştırma Komisyonunun raporuna itiraz etmiş ve İsrail'i. Birleşmiş Milletler tara­fından kabul edilen karar suretlerini, ez­cümle Arap mültecilerinin durumu hakkın­daki karar suretini dikkat nazarına alma­makla itham etmiştir.

Çin delegesinin kısa bir hitabesinden sonra, Fransız temsilcisi Pİerre Abelin. karşılıklı tâvizler ve Birleşmiş Milletlerce alınan prensip kararlarının tatbikine müstenİd bir uzlaşma yolu bulunmasının zarureti Üze­rinde ısrar etmiş ve demiştir ki:

«Taraflarca kabul edilecek tâvizler olma­dıkça Filistin meselesinin halline imkân yoktur.»

Fransız temsilcisi. Birleşmiş Milletler Fi­listin Uzlaştırma Komisyonunun kendile­rine yardımlarını arzetmek üzere daima ilgili tarafların emrinde bulunacağını, fa­kat buna karşılık barışın teessüsüne bir başlangıç olmak üzere anlaşma çaresini temin hususunda her iki taraftan yapıcı bir gayret sarfetmelerini taleb hakkını haiz bulunacağını söyleyerek sözlerine son vermiştir.

Müzakerelere yarın sabah devam edilecek­tir.

— Paris:

Sovyet Rusya, bugün Genel Kurul Hukuk Komisyonuna verdiği bir karar sureti tasa­rısında Birleşmiş Milletlere kendi görü­şüne göre tecavüzün tarifini yapmaktadır

Rusya tecavüzü şu şekilde tarif etmekte­dir:

«Mütecaviz devlet, diğer bir devlete harb ilân eden veya bu devletin topraklarını silâhlı kuvvetlerle istilâ eyliyendir. Bu is­tilâ, harb ilân etmeden de olabilir."

Rusya, tecavüz unsuru olarak şunları gös­termektedir :

I.— Diğer bir devletin topraklarını bom­bardıman etmek veya bu devlete ait gemi ve uçaklara taarruzda bulun­mak,

2.— Bir devletin topraklarına müsaade al­madan girmek ve müsaade verilmiş ise bunun hitamında adı geçen top­rakları terk etmemek,

3.— Liman ve sahilleri denizden abluka etmek.

4.-^ Bir memlekete hücum eden çeteleri desteklemek ve bu çetelere yardım­dan vazgeçilmesinin talebine /rağmen buna devam etmek.

Rusların Birleşmiş Milletlere tevdi ettiği bu vesikada hiçbir devletin siyasî, strate­jik ve iktisadî sebeplerle bir diğerine tecavüz etmeye hakkı olmadığı belirtil­mektedir. Bir memleketin geri kalmış ol­ması,, fena bir şekilde idare, edilmesi, ve ihtilâllere sahne olması bu memlekete te­cavüz için bir sebeb teşkil edemez.

Rusya'ya göre Milletlerarası andlaşmaların, ticaret andlaşmalarının ve iktisadî im­tiyazların ihlâli, tecavüz için kâfi sebeb sayılamaz. Diplomatik ve iktisadî müna­sebetlerin kesilmesi, muhaceretin tahdidi, diplomatlara tanınan hakların ihlâli, bir memleketin herhangi bir devlet silâhlı kuvvetlerini bir üçüncü memlekete hücum için topraklarından geçirmeye müsaade et­memesi, dinî veya din aleyhtarı tedbirler alınması, hudud hâdiseleri tecavüze maze­ret teşkil edemez. Komşu memleketlerin hudutlara büyük .sayıda silâhlı kuvvetler yığmasına mukabil askerî -tedbirler alına­bilir, fakat hudud geçilemez.

— Paris:

Siyasî Komisyonun Öğleden sonraki top­lantısında müdahalede bulunarak söz alan Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski ezcümle şöyle demiştir:

«Batı Güvenlik Paktı tasarısı hakkında uzun beyanatta bulunmak zorundayım.

Sön dakikalarda ortaya çıkan " karar su­reti, hakikati halde, Atlantik blokunun ele­başılığını kabullenmiş olan Birleşik Ame­rika tarafından teklif edilmiştir. İngiltere ile Fransa ise talî mevkilerde kalmışlardır. Tâdile uğrayan tasarı bize şunu göstermiş­tir ki esas teklifin en mühim kısmı orta­dan sır olmuştur.

Bu teklife önayak olanlar, Arap - Asya, Lâtin Amerika muhalefetinin karşısında cephe değiştirmiş ve alınacak tedbirlerin zorla kabul ettirilmesi veya hattâ tasvib edilmeleritaleplerinden vazgeçmişlerdir.

Bu karar sureti sadece milletlerarası ger­ginliği vahimleştirebilir. ve önayak olanlar­da dünya hâkimiyetini tesise çalışmakta­dırlar.

Mısır ve Kore'de olup bitenler, karar su­retine önayak olanların diğer memleket­leri yiyip yutmak'' istediklerini göstermiş­tir. Kollektif Tedbirler Komitesi. NapolyonunRusya'yakarşıkullanmışolduğu gibi engelleri, tavsiye- etmekle tamamiyle saldırıcı düşünceleridesteklemektedir.

İleriye sürülen Orta-Doğu Komutanlığıma Orta-Doğu memleketlerinin silâhlı kuv­vetlerini, Kuzey Atlantik Paktı -Teşkilâtı ile sıkı bir şekilde münasebette olarak Müttefik Komutanlığı emrine vermesi, millî istiklâl mefhumu ile telif edilebilir mi. sorarım. Bu teklif sadece Arap dev­letlerinin Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtı içine almak üzere girişilen bir teşebbüsün ifadesidir ve buraların İşgali ile müsavidir. Bahane de hazırdır. Orta-Doğu'yu Sovyet Rusya'nın tehdidinden korumak.

Türkiye hiç kimse için bir tehlike teşkil etmemektedir, fakat başlıca Batılı devlet­ler muhakkak ki böyle bir tehlike arzederler."

8 Ocak 1952

—Birleşmiş Milletler (Paris):

Siyasî "Komisyonun gündeminde «KoTe'nin istiklâli meselesi ve Kore'nin birleştiril­mesi ve kalkındırılması» başlığını taşıyan gelecek madde Birleşik Amerika delegesi Ernest Gross ile Sovyet delegesi Jacob Malik arasında Birleşmiş Milletler koridor­larında yapılan kısa bîr görüşmenin mev­zuunu teşkil etmiştir.

Gross, muhatabına Amerikan heyetinin Kore'deki mütareke müzakereleri bir ne­ticeye bağlanmaya kadar bu meselenin tedkikinin geri bırakılmasına taraftar ol­duğunu bildirmiştir. Amerikalılara' göre Panmunjonrda Kore meselesinin askerî veçheleri halledilmedikçe siyasî veçheleri müzakere etmek mevsimsiz olacaktır.

—Paris:

Filistin'de İsrail ile Arap devletleri ara­sında anlaşmazlığın halli için Birleşmiş Milletlerin gayretlerine . devam edilmesi hususunda bir teklif sunmuş olan dört dev­letarasında Türkiyede vardır:

Türkiye, İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika bu konuda dün Genel Kurulun özel Siyasî Komisyonuna bir karar sureti ta­sarısı sunmuşlardır. Özel Siyasî Komis­yon Filistin uzlaştırma Komisyonu tara­fından sunulan raporu müzakereye başla­mıştır.

Dörtlü tasarı Araplarla Yahudilere, arala­rındaki anlaşmazlıkları «Adalet ve rea­lizm havası içinde ve mütekabil bir fera­gat esası üzerinde)) halletmelerini tavsiye etmektedir.

Bu gayelerine erişmek için Birleşmiş Mil­letlerin sağladığı bütün kolaylıklardan İsti­fade etmeleri talep edilmektedir. Tasarı ay­ni zamanda Uzlaştırma Komisyonunun ça­lışmalarına devam etmesini İstemekte, fa­kat merkezinin Kulüs'den New-York'daki Birleşmiş Milletler Genel Merkezine nakli­ni tavsiye etmektedir. Maamafih Komis­yona, Kudüs'de temsiciler bulundurma yet­kisi de verilecektir.

Söz alan Türk delegesi İlhan Savut, bu bölgedeki istikrarsızlığın bir huzursuzluk doğurduğunu belirtmiş ve sulhun menfaati "bakımından anlaşmazlıkların halli yolunda bir gayretin gösterilmesi lâzım geldiğini söylemiştir.

Lübnan delegesi bu dörtlü tasarıya muha­lefet etmiş, memleketinin hiçbir tecavüz-kâr niyeti olmadığını söyleyerek daha son­ra kendi tasarısını sunacağını bildirmiştir.

Birleşmiş Milletler üyesi olmayan Ürdün de bu görüşmelerde müşahit sıfatiyle ha­zır bulunmuştur.

— Paris:

Dünden itibaren Birleşmiş Milletler Filistin Uzlaştırma Komisyonunun raporunu tetkike başhyan Özel Siyasî Komisyon müzakerelerinde Türkiye önemli bir rol oynamağa namzet bulunmaktadır. Filhaki­ka Birleşik Amerika. Fransa ve İngiltere Türkiye de bu Komisyonun üyelerin­den biri olup Birleşmiş Milletler Genel Ku­ruluna sunulmuş olan raporu, adı geçen devletlerle birlikte kaleme almıştır.

23 Ocak - 1Q Kasım 1951 devresine ait olan bu raporda Uzlaştırma Komİsvonu. Birleşmiş Milletler tarafından kendisine tevdi edilen ve Araplarla Yahudilere, ara­larındaki ihtilaflı bütün meseleleri halle­decek nihaî bir anlaşmaya varmaya yar­dım etmekten ibaret olan vazifede mem­nunluk verici bîr başarı elde edemediğini kaydetmektedir.

Fransa. Birleşik Amerika ve İngiltere temsilcilerile müştereken kaleme aldığı karar sureti tasarısını tevdi ederek Birleşik Amerika temsilcisi Tessup'tan sonra söz alan Türkiye temsilcisi İlhan Sayut demiştir "ki:

Her şeyden evvel şurası muhakkaktır ki, Orta-Doğu memleketleri, dünyanın bu böl­gesinde devamlı barış şartları kurulma­dıkça buranın iktisadî ve içtimaî kalkın­masına bütün gayret ve enerjilerini hassedemiyeceklerdir.

Bundan sonra Birleşmiş Milletler Filistin UzlaştırmaKomisyonununçalışmalarına temas eden Türkiye delegesi şöyle demiş­tir:

«Bu Komisyon, Birleşmiş Milletler tara­fından- kendisine tevdi olunan vazifeyi, mümkün olan bütün metod ve usulleri kul­lanarak ifa etmeye çalışmıştır. Ancak şu­nu esefle kaydetmek isterim ki müsait ol­mayan siyasî "şartlar dolayisiyle Komisyo­nun gayretleri akim kalmıştır.»

Müteakiben Özel Siyasî Komisyona sunul­muş olan karar sureti tasarısı mevzuuna geçen İlhan Savut demiştir ki:

((Türk heyeti. Fransa, İngiltere ve Birle­şik Amerika ile müştereken, Filistin me­selesinin âdilâne bir şekilde halli için Bir­leşmiş Milletlerce şimdiye kadar sarfedilen gayretlere devam edilmesi gayesini is­tihdaf eden kısa ve aynı zamanda basit bir karar sureti tasarısı sunmuş bulunmak­tadır.»

Filistin meselesinin halli yolunda halen tat­bik edilen metodların tasarıda bâzı tâdil­lere uğradığını kaydeden Türkiye delegesi ((Karar sureti tasarısında bilhassa Filistin meselesinin memnunluk verici ve âdilâne bir şekilde halli yolunda Genel Kurul tarafından evvelce vazedilen prensiplerin tek­rar teyidine çalışılmıştır» demiş ve şim­diye kadar yapılan çalışmaların bu hedefin tahakkukuna yardım edeceği ümidini izhar ederek sözlerine son vermiştir.

—Birleşmiş Milletler (Paris):

Siyasî Komisyon, U devlet tarafından su­nulan karar suretinin Müşterek Tedbirler Komisyonunun hizmet müddetini bir sene uzatan maddesini 1 müstenkif ve 5 muha­life karşı 53 reyle kabul etmiştir. Siyasî Komisyon bundan başka aynı takririn di­ğer bir maddesini de 8 muhalif ve" 2 müs­tenkife karşı 49 reyle kabul etmiştir. Bu maddede, ayni zamanda, diğer siyasî te­şekküllere mensur) olan Birleşmiş Milletler üyesi devletlere mütecavize karşı Birleş­miş Milletler tarafından alınabilecek olan müşterek tedbirler lehinde mensup olduk­ları teşekküllerin mümkün olan her türlü müzaheretini temine gayret etmeleri tav­siye olunmaktadır.

11 Ocak 1952

—Paris:

Birleşmiş Milletler Özel Siyasî Komisyo­nunda dün Filistin hakkında müzakereler cereyan ederken Yunan delegesi, Türk-Yunan münasebetlerinden sitayişle bahset­miştir:Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler nezdindeki daimî delegesi şunları söylemiştir:

«Arap devletleriyle İsrail arasındaki an­laşmazlığa sebebiyet veren âmillerin bir gün izale edileceği ve bu günün yakın ola­cağı ümidini beslemekteyiz. Bu husustaki ümitlerim Türk - Yunan münasebetlerinin hayırlı gelişmesinden mülhemdir. Filhaki­ka mazide Türkiye ile Yunanistan arasın­da çıkan ve birçok kanlı çatışmalara sebe­biyet veren ihtilâflara rağmen bu iki mem­leket münasebetlerinin bugün arzettiği manzaradan ibret almak gerektir.

Türk milletiyle Yunan milleti tarih ve ırk bakımından birbirlerinden tamamiyle ayrı olmalarına rağmen, bugün elele vererek aynı idealler uğruna aynı yolda yürümek­tedirler. Ankara'da ve Atina'da sırf göste­riş saikasiyle bu münasebetlere (dostane münasebetler) dönüşmemektedir.

Türk - Yunan münasebetlerinin bugünkü durumu milletlerarası teşekküllerde alınan kararların mahsulü olmadığı gibi millet­lerarası komisyonların da mahsulü değil­dir. Bu münasebetler, uzun senelerin ve çalışmaların muhassalasidır. Türkiye ile Yunanistan geçici anlaşmazlık sebepleri­nin tesiri altında kalmaksızın aralarında devamlı ve ahenkli münasebetler kurmağa ve bunları geliştirmeğe gayret edegelmişlerdir.»

12 Ocak1952

— Paris:

Sovyet Rusya Birleşmiş Milletler Siyasî Komisyonuna altı maddelik yeni bir sulh plânı vermiştir. Bu plânda Kore harbine derhal son verilmesi, atom bombasının kayıtsız şartsız kanun dışı edilmesi ve bir Dünya Silâhsızlanma Konferansının top­lanması istenmektedir.

Sovyet Dışişleri Bakanı Yişinski'nin bir karar sureti şeklinde verdiği bu plân «yeni bir dünya harbi tehdidile mücadele» baş­lığını taşımaktadır. Müşahitlerin belirttik­lerine göre, bu plân Komisyonda Sovyet Rusya'nın sulh taarruzunun bütün unsur­larını ortaya koyacaktır. Yine işaret edil­diği veçhile atom bombasının kanun dışı edilmesi başlığı altında, evvelce uzun boy­lu müzakere ve büyük bir çoğunluk tara­fından reddedilmiş bulunan Sovyet Silâh­sızlanma Programı tekrar ortaya atılacak­tır.

14 Ocak 1952

—Paris:

Birleşmiş Milletler özel Siyasî Komitesi Filistin Arabulma Komisyonunun duru­munu kararlaştırmak maksadiyle bugün, toplanacaktır.

Siyasî Komitenin bu hususta görüşeceği teklifler arasında Amerika. İngiltere, Fran­sa ve Türkiye tarafından yapılan bir tek­lif de vardır. Bu teklifte, dört devlet. Fi­listin Arabulma Komisyonunun devamım ve Komisyonun Filistin'den New-York"taki Birleşmiş Milletler merkezine naklini istemektedirler. Adı geçen Hükümetler bundan başka Kanada tarafından teklif edilen bazı açıklama ve tadilâtı da kabul etmişlerdir.

Tadil edilmiş bu. teklif Filistin Arabulma Komisyonunun vazifelerini başarmaya mu­vaffak olamadığını teessürle belirtmekte ve bir anlaşmaya varılmamış olmasında en büyük mesuliyeti alâkalı hükümetlere yük­lemektedir.

—Birleşmiş Milletler (Paris):

ingiliz - Mısır ihtilâfında Suudî Arabistanın Arabuluculuk teklifi resmî olmamakla beraber güvenilir bir Arap kaynağından öğrenildiğine göre. bu teklifte şunlar ileri sürülmektedir:

1.— İngiltere'nin prensip itibariyle Süveyş1 Kanalı bölgesindeki kuvvetlerinin tahliyesini kabul etmesi. Bu tahliye derhal olmayacak, fakat iki sene için­de kademe kademe yapılacaktır.

2.— İngiliz ve Amerikalıların Arap Bir­liği çerçevesi dahilinde tesis edilmiş olan Müdafaa Paktını. Orta - Doğu"nun müdafaa teşekkülü olarak tanı­maları.

3.— İngiliz ve Amerikalıların, bu teşek­kül ordularına, bu kesimin müdafaa­sını üzerine alacak bir kuvvetin mü­essir bir şekilde hazır bulundurulması için. lüzumlu silâh ve teçhizatı ver­meleri.

Ayni kaynağa göre. Suudî Arabistan tek­lifi Arap memleketleri .paktının Orta - Do­ğu Komutanlığına veya Atlantik Paktına bağlanmasından bahsetmemektedir.

—Paris:

özel Siyası Komisyonun bugünkü oturu­munda ilk olarak söz ajan Suriye delegesi Ahmet Sükeyri. Arap milletlerinin İsrail devletiveBirleşmişMilletlerinverdiği direktifleri ihlâl etmiş olan Uzlaştırma Komisyonu aleyhindeki iddia ve isnatları­nı bir saat süren beyanatında izah etmiş­tir.

uzlaştırma Komisyonunun lağvını isteyen bir karar sureti tasarısın] Özel Siyasî Ko­misyona tevdi etmiş bulunan Sovyet tem­silcisi Tserapkine müteakiben söz almış ve Uzlaştırma Komisyonunun istikbaline mütedair olarak Komisyona sunulmuş olan bütün karar sureti tasarılarını reddetmiş­tir.

Sovyet temsilcisi aynı zamanda Uzlaştırma Komisyonu yerine merkezi New-York'ta olacak ve aynı üyelerden mürekkep bulu­nacak bir Müşavere Komisyonunun ika­mesini derpiş eden İsrail karar sureti ta­sarısını da kabul etmemiştir.

Daha sonra kürsüye gelen İsrail delegesi Abbe Avan. İsrail heyetinin noktainazarını yeniden izah etmiş ve Arap mültecileri yü­zünden ortaya çıkan mesele üzerinde İs­rarla durmuştur.

Müteakiben Irak temsilcisi Fadıl Jamali söz almış ve İsrail delegesinin, daha top­lanmadan önce müzakere kapılarını kapa­mış bulunduğunu söyleyerek bir anlaşma zeminine ihtiyaç olduğunu beyan etmiştir.

— Paris(BirleşmişMilletler):

Siyasî Komisyon, bugün öğleden sonra müzakerelerine devam etmiş ve Silâhsız­lanma meselesi hakkında Sovyet Rusya adına cumartesi günü Vişinskv tarafından sunulan yeni teklifleri ele almıştır.

Birleşik Amerika. İngiltere ve Fransa tem­silcileri, Siyasî Komisyon Bürosuna tevdi ettikleri bir karar projesinde, yeni Sovyet tekliflerinin, Genel Kurul tarafından yeni ihdas edilen Silâhsızlanma Komisyonuna geri gönderilmesini istemişlerdir.

Proje Fransız murahhası Jean Chauvel ta­rafındanverilmiştir.

Fransız murahhası, pek uzun müddetten-beri münakaşa mevzuu olan iki nokta üze­rinde hissedilir bir yakınlık belirdiğini bil­dirdikten sonra, atom silâhının men'inin kontrolü lehinde olduğunu, daimî kontrol hakkının tasvibinin kâfi olmadığını, bu teftişlerin şekil ve suretlerinin tasrih edil­mesi lazım geldiğini söylemiştir.

Fransız murahhası, silâhsızlanma bahsin­den mâda. diğer Sovyet tekliflerini red­detmiş ve demiştir kî:

«Büyük devletler arasındaki barış paktı, anlaşma azmi olmadığı takdirde çekmekte olduğumuz dertleri iyileştirecek çare gibî görünmemektedir.»

Demecine devam eden Jean Chauvel, ya­pılmakta olan mütareke görüşmelerinin sonunu beklemeden Kore meselesinin Bir­leşmiş Milletlere şevki hakkındaki Sovyet arzusunun, bu görüşmeleri sekteye uğrata­cağını -söylemiştir.

Fransız murahhas!. Atlantik Paktı ve ec-nebî memleketlerde Batılıların askeri üs­lerinin Sovyet Rusya tarafından takbihi meselesine temas ederek Paktın tedafüi mahiyetini belirtmiş ve Sovyet Rusya'nın kendi komşusu olan memleketlerde sahip bulunduğu kolaylıkları hatırlatmıştır.

Hollanda, Haiti ve Brezilya temsilcileri de Batılıkarar suretinidesteklemişlerdir.

Müzakerelere yarın sabah devam edilecek­tir.

16 Ocak 1952

— Paris;

Türkiye delegesi Adnan Kural bugün Si­yasî Komisyonda, «yeni bir dünya harbi tehlikesini önlemek için tedbirler» hak­kındaki Sovyet teklifi mevzuunda söz alarak bir konuşma yapmıştır.

Fransızca konuşan Türkiye temsilcisi Sov­yet tasarısını şiddetle tenkid ederek de­miştir ki:

Böyle bir teklifi kabul etmek tamamiyle imkânsızdır.

Kural, bundan sonra Vişinski'nin Atlantik Paktı hakkındaki tenkitlerini cevaplandı­rarak şöyle konuşmuştur:

Gayesi sadece muhtemel bir tecavüzü ten­kil ve herhangi bir memlekete muhtemel bir mütecaviz tarafından yapılacak taar­ruzu önlemek olan Atlantik Paktından bir tecavüz vasıtası olarak bahsedilmesi kabul edilemez.

Türkiye delegesi bundan sonra Sovyet tek­lifinin üç esaslı noktası üzerinde durarak cevaplar vermiştir. Sovyet teklifi evvelâ bir tecavüz bloku teşkil edecek olan At­lantik Paktına dahil devletlerin takbihini istemektedir.

Kural bu noktaya şöyle cevap vermiştir: Halbuki Atlantik Paktının tedafüi bir ma­hiyet arzettiği gayet iyi bilinmektedir ve bundan başka Pakt Birleşmiş Milletler Anayasasına tamamiyle uygundur. Bu ci­hetle Türk heyeti Sovyet teklifinin bu maddesi aleyhinde rey verecektir.

Sovyet teklifinin ikinci esaslı noktası Ko­re'ye taallûk etmektedir."

Adnan Kural bir numaralı komisyonun Kore'deki mütareke müzakerelerinin sey­rini- bozmamak için bu meselenin tetkiki­nin müddetsiz olarak talike karar vermiş bulunduğunu hatırlatmıştır. Son olarak Sovyet teklifinin üçüncüden yedinciye kadar olan maddelerinin Silâh­sızlanma Komisyonu tarafından tetkik edilmesi gerektiğini, belirten Türk delegesi 3 devlet tarafından sunulan karar sureti tasarısını desteklemiştir.

17 Ocak 1952

— Paris:

Yichinsky, silâhsızlanma meselesi üzerinde Siyasî Komisyonda perşembe günü yeni bir demeç vereceğini vâdetmiştir. Bilindiği gibi, Sovyet Dışişleri Bakanı, mahiyeti hakkında hâlâ münakaşa edilen yeni tek­liflerde bulunmuştu. Sovyet Bakanı, Bir­leşmiş Milletler koridorlarında, demecinde Kore meselesine de temastan geri kalmaya­cağını, zira münakaşa mevzuu olan ve di­ğer .noktaları da silâhsızlanma meselesini alâkadar eden Sovyet karar suretinin Kore meselelerini de ihtiva ettiğini hatırlatmış­tır. Sovyet murahhas heyetine yakın çev­relerden alman malûmat. Vichinsky'nin. Kore meselesi üzerinde, şimdiye kadar kendisine reddedilen müzakereleri tekrar açmak isteyeceği yolundadır. Vichinsky, Kore hakkındaki müzakereleri tekrar aç­mak isterse, yabancı kuvvetlerin mütare­kenin imzasından kısa bir müddet sonra geri çekilmesini talep eden karar suretin­den başka bir noktainazarı müdafaa etme­lidir. Zira bu takdirde, Siyasî Komisyon çoğunluğu kendisine bu meselelerin Panmunjörn'da müzakerelerde bulunan askerî heyetlerin salâhiyeti dahilinde olduğu ve­ya. Komisyonun bunları murahhaslar mü­tarekeye vardıkları zaman müzakere edile­bileceği yolunda cevap verebilir. Binaen­aleyh Kore hakkında müzakerelere başla­mak İçin Vichinsky'nin, Rusların arzu eder göründükleri ve Amerikalıların da isteme­dikleri meselelerin müzakeresini zarurî kı­lacak yeni bir teklifte bulunması müm­kündür. Bu hususta hatırlatıldığına göre, müşterek güvenlik tedbirleri üzerinde ce­reyan eden müzakerelerde Vichinsky, Güvenlik Konseyinin muayyen tarihlerde top­lanması fikrini ileri sürmüştü ve daha sonra da, yeni bir harp tehdidini bertaraf etmek gayesi ile alınacak tedbirlerin mü­zakeresi sırasında müdahale ederek, bu Genel Kurultoplantısındaartıkmüzakere edileceği tahmin olunmayan müzakere­lere mevzu teşkil eden silâhsızlanma tekli­finde bulunmuştu. Birleşmiş Milletlerdeki müşahitlerin tahminlerine göre, Vichins­ky'nin bugün aynı tabiyeyi takip etmesi ve Kore meselesi üzerinde, çoğunluğun şimdilik arzu etmediği müzakereleri açma­ğa çalışması mümkündür.

Sovyet heyeti son haftalar zarfında. Ge­nel Kurulun Kore meselesini müzakere et­meden sona ermemesi keyfiyeti üzerinde o derece ısrar etmiştir ki, Rusların sadece askerlerin elinde bırakmamak azminde gö­ründükleri Kore müzakereleri meselesini Asamblenin arzusu hilâfına müzakereye mecbur etmek teşebbüsü için eline geçen son fırsatları kaçırmak istemeyeceği Bir­leşmiş.Milletlerdetahmin edilmektedir.

Vichinsky, muayyen tarihlerde toplanacak olan Güvenlik Konseyinin Kore meselele­rini müzakere etmesi yolundaki gayretleri­nin semeresiz kaldığını, bundan başka, gündemde mevcut olduğu zaman da Kore meselelerinin müzakeresinin reddedildiğini görmüştür.' Bugünkü müzakereler, bu işi tekrarele almasıfırsatınıverecektir. .

17 Ocak 1952

— New-York:

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı (Unesco) nun nezareti altında hazırlanacak olan 3.000.000 kelimelik in­sanlık tarihinin yazılmasına her kıtadan âlimler iştirak edecektir.

Bildirildiğine göre, tek bir devlet veya İnsanın başaramayacağı kadar geniş olan bu proje, tarihten önceki zamanlardan bu­güne kadar insanlığın geçirmiş olduğu te­kâmülükaydedecektir.

Bu yeni tarih kitabının 1957 yılında ta­mamlanacağı ümid edilmektedir. Bunu müteakip okul ve evlerde kullanılmak üze­re bu kitabın muhtasar nüshaları basıla­caktır.

Bu vazifeyi üzerlerine ajan tarihçiler bu hususta Sovyetler Birliği veya Demirper­de memleketlerinden işbirliği beklenemeyeceğini bildirdikleri için, komünist mem­leketlerin siyasetleri, hükümetleri ve hal­kı ile âşinâ âlimlerden bu tarih kitabının yazılmasında yardım istenecektir.

Bu işi idare etmek üzere Milletlerarası bir bilim, kültürel ve tarihî komisyon kurul­muştur. Bu komisyona (Unesco) daimî de­legesi Brezilyalı Paulo B Carnerie baş­kanlık etmektedir.

Vale Üniversitesi tarih Profesörü Dr. Ralph E. Turner, üç kişiden mürekkep bir Yazı İşleri Müdürleri Komitesine baş­kanlık edecektir.

Bu tarihin yazılmasına 1.000 den fazla meşhur tarihçi, ekonomist, antropolojisi filo­zof ve diğer sahalarda çalışan âlimler iş­tirak edecektir..

Tahrir heyetine Türkiye Dışişleri Bakanı Fuad Köprülü de dahildir.

—Paris (Birleşmiş Milletler):

Siyasî Komisyonun bugün öğleden sonraki toplantısında, Birleşik Amerika murahhası .söz alarak, silâhsızlanma hakkındaki Sov­yet teklifinin Silâhsızlanma Komisyonuna gönderilmesi hakkındaki tahririn tercih hakkı gözetilerek oya konulmasını teklif etmiştir.

Bunun üzerine teklif oya konulmuş ve 10 müstenkif, 5 muhalife (Sovyet grupu) kar­şı 45 oyla kabul edilmiştir.

—Birleşmiş Milletler (Paris):

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu sabah Fransa temsilcisi Jean Chauvel'in başkanlığında toplanmıştır. Yalnız Keşmir meselesini ihtiva eden gündem müzakeresiz kabul edilmiştir.'

Hindistan ve Pakistandaki Birleşmiş Mil­letler temsilcisi Frank Grahan, Jamnu ve Keşmir eyaletlerinin askerlikten tecrit edilmelerini temin için Hindistarda Pakis­tan arasında cereyan eden müzakerelerde elde edilen bazı terakkileri bildirmek için Konseye tevdi etmiş olduğu ikinci raporu izah etmiştir. Bu memleketlerin askerlik­ten tecrit edilmeleri, Keşmir'in Hindis­tan'a mı yoksa Pakistana mı bağlanacağını gösterecek olan plebisitin yapılması için mutlak şartlardan biridir.

Zafirullah Han, Hindistan'ın yerine Gü­venlik Konseyine üye seçilmiş olan Pakis­tan'ıtemsil etmekte idi.

Yeni üyelerden Yunanistan Alexis Kyrou ve Sili de fiernan Santa Cruz tarafından temsil edilmekte idiler. Yugoslavya ve Ekvator artık Konseyde üye bulunmamak­tadırlar.

Olurumun açılışında Başkan. 1052 senesi İçin Konseye seçilmiş olan yeni üye memle­ketlerin temsilcilerini selâmlamış ve bun­lar da teşekkür ederek vecibelerini en mü­kemmel bir şekilde yerine getireceklerini söylemişlerdir.

'Sovyet delegesi. İngiltere İle Birleşik Ame­rikanınİngiliz -Amerikan kuvvetlerini Keşmir'e sokmak ve Rus hudutları ya­kınlarında stratejik üsler tesis imkânını elde etmek için bu bölge halkının Birleşmiş Milletler Anayasası prensiplerine uygun olarak kendi kaderlerini tayine mâni ol­duklarını söylemiştir.

Malik, .sözlerine, son verirken, Birleşmiş Milletler kontrolü altında yapılacak olan plebisitin hakikatte İngilizler .ve Amerika­lılar tarafından kontrol edileceğini ve bu meselenin halledilmesi için yegâne hal ça­resinin İngilizlerin ve Amerikalıların mü­dahaleden vazgeçerek Keşmir halkına, meselâ demokratik prensiplere uygun ola­rak seçilecek bir meclis vasıtasiyle kendi kaderini tayine bırakmaları olduğunu söy­lemiştir.

İngiltere temsilcisi Sir Gladwyn Jebb, Sov­yet delegesinin hayalî ithamlarına itiraz etmiş ve bunların Sovyet Rusya'nın ken­disine karşı her yerde sinsi tertiplere ha­zırlandığını görmek âdetinin bir misali ol­duğunu söylemiştir.

İngiltere ve Birleşik Amerika delegeleri Graham'ın raporunu dikkatle tetkik edecek îerîni ilâve etmişlerdir.

Başkan oturumu tatil etmiş ve herhangi bir heyetin Keşmir meselesi hakkında ileri süreceği teklifler olduğu zaman Konseyi toplantıya çağırmağa karar vermiştir.

19 Ocak 1952

—- Paris;

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu­günkü toplantısında, Sovyet Rusya'nın en son yaptığı atom bombasını kontrol tek­lifinde samimî olup olmadığını tahkik et­mek hususunda yeni kurulan 12 millet Si­lâhsızlanma Komisyonuna talimat verilme­sine beş muhalif, üç çekimsere karşı kırk oyla karâr verilmiştir.

— Paris:

Birleşmiş Milletler Genel Asamblesinin bu­günkü toplantısında Sovyet Rusya'nın ('Atlantik Paktının» mütecaviz olarak tak­bih edilmesi talebi, 5 muhalif. 6 müsten­kife, karşı 45 oyla reddedilmiştir.

Bunu müteakip Genel Asamble, yine Sov­yet Rusya'nın ileri sürdüğü ve on gün zarfında 38'inci arz dairesinden çekilmek şartıyla Kore'de derhal mütareke yapıl­ması teklifi de 5 muhalif, 10 çekimsere karşı 35 oyla kabul etmemiştir.

Bundan başka gönüllüler de dahil bütün ecnebi kıtalarının 90 gün zarfında Kore yarımadasınıtahliyeetmelerinedair ek Sovyet teklifi de 7 muhalif, 11 müstenkife karşı 31 oyla reddedilmiştir.

20Ocak 1952

—Paris:

Libya Başbakanı Mahmud Mun,taser Bir­leşmiş Milletlere bir mektup göndererek Afrika savaşları sırasında vukua gelen ha­sar, hakkında yapılacak müzakerelere Lib­ya'nın da iştirakine müsaade edilmesini istemiştir.

Harbin sonundan beri müzakere edilmesi beklenen bu meselenin yarın Birleşmiş Milletler İktisadî Komisyonu tarafından ele alınması beklenmektedir.

21Ocak 1952

—Paris:

Birleşmiş Milletler hususî toplantısında Türkiye murahhası İlhan Savut yeni bir karar sureti tasarısı sunmuş ve şunları söylemiştir:

«Bu tasarı hassaten Orta-Doğu'da yüz bin­lerce mülteciyi ayakta tutmağa matuftur. Birleşik Amerika, Fransa ve İngiltere'nin desteklediği bu yeni tasarı siyasî mülâha­zalardan âridir».

Arap devletleri, geçen hafta teklif edilen esas tasarıya hükümranlık haklarını ihlâl ettiği iddiasiyîe itiraz etmişlerdi.

Yeni tasanda, üç yıllık, 250 milyon dolar­lık yardım ve iskân programı muhafaza edilmektedir, fakat bu bölgedeki hükümet­lerden, programın tatbiki yolunda yardım­larını isteyen paragrafa «bu devletlerin Anayasa usulleri gözönüne alınarak» cüm­lesi ilâve edilmiş bulunmaktadır.

Eski tasanda, yardım idaresinin, 1 Tem­muz 1952'den geç olmamak şartiyle, mül­tecilerin yaşamakta oldukları memleket hükümetlerine nakil ve devri lüzumu kay­dedilmiştir. Yeni tasarıda ise, sadece mümkün olduğu kadar yakın bir tarihte mesuliyetlerin devri talep edilmektedir.

Yeni tasarı. Birleşmiş Milletler. YakınDoğu memleketleri Kalkındırma ve İş bulma Şubesince yapılacak yardıma ait bütün tavsiyeleri İptal etmekte ve me­selenin sadece Birleşmiş Milletlerle mülte­cileri alâkadar ettiğini açıkça belirtmek­tedir.

Önayak olan dört devletle Arap temsilci­leri arasında yapılan müteaddit toplantı­lardan sonra meydana getirilen bu tasarıyı


teklif ederken Türkiye, murahhası İlhan. Savut şu ciheti de belirtmiştir:

«Birleşmiş Milletler,, bir müddet daha yi­yecek, barınak, sıhhî bakım ve buna ben­zer yollarda mültecilere doğrudan doğruya yardımda bulunmaya devam zorunda ka­lacaktır. Fakat nihayet bu mültecilere, ar­tık doğrudan doğruya yardıma muhtaç ol­mayacakları bir geçim yolu bulmak iktiza, etmektedir.»

—Paris(BirleşmişMilletler):

Siyasî Komisyon bugün öğleden sonra,. Birleşmiş Milletlere yeni üyelerin kaydı meselesi hakkındaki müzakeresine devam etmiştir.

Peru murahhas heyeti, tevdi ettiği karar projesinde aday bulunan devletlerin Gü­venlik Konseyi ve Genel Kurula, Milletler­arası Teşkilâta üye olmak sıfatını haiz bu­lunduklarına dair deliller ibraz etmelerini ileri sürmüştür.

İtalya ve Libya dahil olmak üzere aday bulunan 14 memleketin toptan kabulleri hakkında Arjantin ve Suriye tarafından diğer bir proje tevdi edileceği sanılmak­tadır.

İlk olarak söz alan Sovyet Rusya murah­hası Jakob Malik. Peru teklifinin kanun­suz olduğunu söylemiş ve bu hususda id­dialar ileri sürmüştür.

Küba, Milliyetçi Çin, Belçika ve Mısır murahasları. Birleşmiş Milletlere dahil olmak arzusunda bulunan barışsever dev­letlere bu hususda bir kaç seneden beri red cevabı verilmiş olduğunu' esefle kar­şıladıklarınıbildirmişlerdir.

Küba ve Belçika bilhassa İtalya'nın teş­kilât sinesinde oynayabileceği faydalı rolü belirtmişlerdir.

Mısır murahhası, Libya'nın lehinde bulun­muştur.

Müzakerelere yarın devam edilecektir. 22 Ocak 1952

—Paris:

Arap mültecileri hakkında Türkiye'nin' batılı devletlerle müştereken sunduğu ta­sarı hakkında konuşan Türk delegesi İl­han Savut, tasarı metninin Arap heyetiyle tasarı sahibi murahhaslar arasında cere­yan eden samimî ve devamlı müzakerelerin, bir neticesi olduğunu belirterek şunları söylemiştir:

«Tasan sahipleri tasarının kabul edilece­ğini ümit etmektedirler. Bu hususta sami­mî gayretler sarfetmişlerdir. Tasarının metni Arapların itirazlarına cevap ver­mektedir.»

İlhan Savut, Arap mültecilerine Birleşmiş. Milletler Yardım Programının hiçbir si­yasî mahiyet taşımadığını ve bilhassa va­tana iade ve tazminat bahsinde mültecilerin menfaatlerim haleldar edecek vasıfta ol­madığını tebarüz ettirdikten sonra, mülte­cilere yardım programının finansmanına yardım etmiş olan heyetlerden sitayişle bahsetmiş ve demiştir kî:

«Türkiye'ye gelince, biz mültecilerin ıstı­raplarını hafifletmek arzusunda olduğu­muzu gösterdik. Yardımımız mütevazı ol­muştur. Zira imkânlarımız son derece mahduttur ve memleketimiz mülteciler meselesinin ne kadar vahim bir mesele olduğunu bilmektedir. 1950 senesinden-beri 155,000 mülteci Türkiyeye gelmeğe çalışmıştır. Bunların 152.000 den fazlası Bulgaristan'dan gelen Türk asıllı Bul­gar mültecileri ve 2.500 kadarı da Milletlerarası Mülteci Teşkilâtı ile varı­lan anlaşmalar gereğince kabul edilmiş kimselerdir. Türkiye bunların İhtiyaçlarını karşı Uyabilmek için diğer milletlerden yar­dım talep etmek zorunda kalmıştır. Bun­dan başka, Türkiye. Arap mültecileri me­selesini çok müsait bir zaviyeden gör­mekle beraber, memleketimizin, bahis mevzuu tasarının sahibi olması keyfiyeti onun istikbaldeki yardımlara dair bir ta­ahhüde girdiği yolunda telâkki edilmeme­lidir.»

Türk delegesi, Arap mültecileri meselesi­nin müstaceliyeti üzerinde ısrar ettikten sonra alınması lâzım gelen şu iki tedbiri zikretmiştir:

1.— Birleşmiş Milletler, gıda, mesken ve ilâç bakımından doğrudan doğruva yardımda bulunmalıdır, fakat bu yardım geçicidir ve ilânihaye devam edemez,

2.— Birleşmiş Milletler. Arap mültecile­rine, kendi ihtiyaçlarını kendileri kar­şılamak imkânını sağlayacak şartlar yaratmalıdır.

Türk delegesi kavda değer nutkunu Bir­leşmiş Milletler Yardım Komitesinin ve diğer teşekküllerin Filistin'de yaptıkları işlerden sitayişle bahsederek bitirmiştir.

— Paris:

Birleşmiş Milletlerdeki Türkive daimî de­legesi Selim Sarper bu sabah, başkanı olduğu, Siyasi Komisyon toplantısında ha­raretli ve kuvvetli bir konuşma yapmış­tır.

İsrail delegesi Eban, Bağdat'ta iki Yahudinin asılmasına karşı protestoda bulun­mak üzere Komisyon toplantısını terketmek kararında olduğunu bildirince, Selim Sarper İsrail delegesinin sözünü keserek demiştir ki:

«Bîr insan hayatını kaybettiği zaman ben de herkes kadar ıstırap duyarım. Bununla beraber 1949 senesinde yine bu Komisyon­da buna benzer bir hâdise cereyan etmiş­tir. O tarihteki toplantıda İsrail delegesinin bugün yaptığı konuşmaya müşabih bir be­yanatın iki sebepten Ötürü kabulüne im­kân olmadığı kararlaştırılmıştı:

1.— Bîr kere böyle bir konuşma müzake­re mevzuuna girmez.

2.— Bundan başka bu gibi hâdiseler tamamıyla üye devletin iç adalet ciha­zına bağlıdır.

Bu itibarla, şahsî hislerini ne olursa ol­sun. İsrail delegesi Eban'ın beyanatının kabulüne imkân olmadığına karar vermek zorundayım.»»

Selim Sarper, bundan sonra hâdisenin ka­panmış olduğunu bildirmiştir.

Bunu müteakip söz alan Irak delegesi, hü­kümetinin adı geçen iki Yahudinin idamı hakkındaki kararını müdafaa etmeğe baş­layınca. Selim Sarper, Komisyondaki de­legeler bu mesele üzerinde söz almak için ısrar etmedikleri takdirde kendilerine son derece müteşekkir olacağını söylemiştir.

Toplantıdan sonra Birleşmiş Milletler Teş­kilâtı koridorlarında Selim Sarper'in bu azimkar hareketi övülmüş ve takdirle kar­şılanmıştır.

Bugünkü toplantının sonunda Birleşmiş Milletlerin Filistin Arap mültecilerine ya­pacağı yardım üzerinde müzakereler ya­pılmış ve üç Batılı devletle Türkiye'nin sunduğu ve Arap mültecilerine 250 milyon dolar tahsisini derpiş eden karar sureti 7 müstenkife karşı 44 oyla kabul edilmiş­tir.

25 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletlerdeki Türk delegesi İlhan Savut. dün Hususî Komisyonda Libya me­selesi hakkında tekrar söz almıştır. Türk temsilcisi demiştir ki:

«Birleşmiş Milletler Umumî Asamblesi iki sene evvel Libya'nın bağımsız ve hüküm­ran bir memleket olmasına karar vermişti. Bugün gayemize varmış olduğumuz için Türk heyeti memnundur.»

İlhan Savut, Birleşmiş Milletlerin Libya hadiseleriyle yakından alâkadar olduğunu ve bu devletin kuruluşuna yardım ettiğini hatırlattıktan sonra bu şerefin esas itiba­riyle Libya halkına ait olduğunu beyan etmiş ve demiştir ki:

«Libya'nın bağımsızlığı için çalışan Libya halkını. Kralını ve onlarla işbirliği yapa­rak yardım eden Birleşmiş Milletler Lib­ya komiseri ve Fransa, İngiltere temsilci­leriyle eski idare makamını tebrik ede­rim.»

Birleşmiş Milletlerin Libya'ya teknik ve ekonomik yardımını hatırlatan ve bunun her zaman kolay olmadığına işaret eden Savut. Libya'nın güvenliğine müteallik halledilmesi icap eden meselelerle ekono­mik ve malî müşkülâtla karşılaşacağını belirtmiş ve sözlerine şu mühim beyanatla son vermiştir:

«Libya bu meseleleri halletmeğe mukte­dirdir. Tabiatiyle Birleşmiş Milletler müm­kün olan her yardımı vapmalıdır. fakat Libyalılar gemilerini kendileri idare etme­lidir. Libya artık bağımsız ve hükümran bir devlettir, istikbali ve takip edeceği yol hakkında karar vermeğe muktedir olup si­yasî mevzuda nasihate ihtiyacı yoktur.

Türk heyeti Libya'nın Birleşmiş Milletlere üye olmasını teklif eden «Onikiler» in ka­rar sureti tasarısı lehinde oy verecektir.»

— Paris (Birleşmiş Milletler):

Libya hakkında verilen iki karar suretinin oya konulmasından evvel 13 hatip özel Siyasî Komisyonda söz alacaktır.

İlk defa Mısır delegesi Abdülmümin Mus­tafa Bey söz alarak Libva'nın her türlü fena yabancı tesirden uzak kalması ümi­dini izhar etmiş. Batılı devletlerin askeri kıtalar tutmak ve üsler inşa etmekle Libva'da yeni bir vesayet şekli ihdas etmiş olduklarını bildirmiştir.

Libya milletinin hür seçimlerle nabzı yoklanmamış olması keyfivetini teessürle kar­şılayan Mısır delegesi. Libya'nın iktisadî sistemini tenkid etmiş. 12 devlet karar su­retine tadil teklifinde bulunarak, hür ve demokratik olması lâzım sreldiğini tasrih etmiş. Limyava yapılacak her türlü ikti­sadî ve malî yardımın milletlerarası bir temele istinad etmesi ve bazı devletlerin müdahalesini bertaraf edecek şekilde Birleşmiş Milletler Teşkilâtı tarafından ya­pılması lüzumunu belirtmiştir.

Ukrayna delegesi yabancı kuvvetlerin çe­kilmesini ve yabancı üslerin tasfiyesini is­temiş, daha sonra söz alan Suriye murah­hası Ahmed Şükrü Bey, Fizan üzerindeki hükümranlığını terketmesinden dolayı Fransa'yı tebrik etmiş ve demiştir ki:

«Tunus. Cezayir ve Fas'ın istiklâlini iste­yen karar suretini sunduğu gün. Fransayı çok yakında tekrar tebrik etmek ümidin­deyim.)»

Arnavutluk. Moğolistan. Bulgaristan. Ru-manya. Macaristan, Finlandiya, İtalya, Portekiz. İrlanda, Ürdün, Avusturya, Sey­lân, Nepal ve Libya'dan mürekkep 14 üye­nin taleplerinin hep birden kabul veya hep birden reddedilmesine dair Sovyet Rusya'­nın ileri sürdüğü tez, Sovyet karar sure­tinde sarahaten mevcut değilse de. Sovyet murahhasının bu noktayı teyid etmesi ü-zerine Birleşik Amerika yemde itirazlar ileri sürmüştür.

Bu teklifin Güvenlik Konseyi askıda ka­lan kabul taleplerini inceleyeceği vakit mütalâası mümkündür. Binalenaevh hu sa­bah kaydedilen oyların, yeni üyeler kabu­lü meselesine derhal bir hal çaresi bula­mayacağına şimdiden hüküm verilebilir. Bu meselede vetonun kıymeti hakkında Milletlerarası Adalet Divanının fikrinin sorulmasını isteyen Orta Amerika memle­ketlerinin talebi bilâhare Siyasî Komisyon tarafından mütalâa edilecektir.

Komisyon varın. Rusya'nın Cin kıtasının toprak bütünlüğünü ve sivasî hükümran­lığını ihlâl ettiği hususundaki milliyetçi Çin'inşikâyetini inceleyecektir.

27 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletlerdeki Mısır heveti söz­cüsü Dr. Azmi Bey. bugün yaptığı basın toplantısında demeçte bulunarak üç hâdi­senin Mısır'ın pazar günü yahut pazartesi günü İngiltere ile sivasî münasebetlerini kesme kararını alacağını gösterdiğini bildirmiştir. Dr. Azmi Bey demiştir ki:

1.— Dün Bakanlar iîe görüşen Başbakan hu gibi tedbirlerin gözönünde bulun­durulmalarınıistemiştir.

2.— Nahas Paşa'nın başkanlığı altında bulunan ve Dışişleri Bakan vekili. İçişleri ve Savunma Bakanları, bu kararı bildiren metni hazırlamakla vazifelendirilmişlerdir.

,— Birleşik Amerika Büyükelçiliği münasebatın kesilmesi kararının 48 saat geri bırakılmasını cuma günü iste­mişti.

28 Ocak

— Paris:

Güvenlik Konseyi Keşmir meselesinin mü­zakeresine devam etmek üzere çarşamba günü toplanacaktır. Konsey ayni oturumda, kendi kadrosu içinde kurulmuş olup. va­zifeleri yeni bir Silâhsızlanma Komisyonu­na devredilmiş olan Klâsik Silâhlar ve Atom Enerjisi Komisyonlarını resmen feshedecektir.

29Ocak i 952

—Paris:

Dün Libya meselesini incelemekte olan Özel Siyasî Komisyonda başkanla Sovyet ve Yugoslav delegeleri arasında küçük bir hâdise cereyan etmiştir.

Yugoslav murahhası Kreşto Bulajic, Sov­yet Rusya'nın, peykleri toprakları üzerin­de mühim silâhlı kuvvetler tahşid ettiğini, binaenaleyh. Batılı devletlerin de Libya'da üsler kurmasına muhalefete manen hakkı olmadığını söylemesi üzerine Komisyon başkam Selim Sarper. hatibin sözünü kesmişse de murahhas, başkanın ve Sovyet murahhası Soldatov'un kürsüye vurduk­ları darbelere rağmen demecine devam et­miştir.

Başkan o zaman tercümanlara tercümeyi kesmelerini emretmiştir. Bulaüc sözlerine devam eylemiştir. Sovyet murahhası Solda­tov'un talebi üzerine Başkan Selim Sarper. Yugoslav temsilcisinin sözlerinin kesildiği andan İtibaren oturum zabtına geçmeyece­ğini bildirmiştir. Bunun üzerine bu sefer de Yugoslav murahhası kürsüsünün kapağını şiddetle vurarak demecinin tam metninin . zabta geçirilmesi yolundaki talebinin reye konmasını istemiştir.

Talep bire karşı 40 oyla reddedilmiştir. Beş çekimser oy verilmiştir.

30Ocak 1952

—Paris(BirleşmişMilletler):

Pakistan Dışişleri Bakanı Sir Zafirullah Han, Keşmir meselesi hakkında Güvenlik Konseyinde cereyan eden müzakereler sı­rasında söz alarak, Pakistan'ın Amerika­lılara askerî üsler verdiği hakkında, Keşmir ihtilâfımevzuundaKonseyin bundan evvelki celsesinde Jacob Malik tarafından ileri sürülmüş olan iddiaları kesin olarak reddetmiş ve demiştir ki:

Pakistan Birleşik Amerika'ya üs terketmediği gibi. böyle bir teklifte de bulun­mamış ve kimse de kendisinden böyle bir şey istememiştir.

31 Ocak 1952

— Paris:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Trygve Lie ilk defa olarak 1950 Temmuzunda sun­duğu 20 .yıl süreli sulh tasarısının tefer­ruatı hakkında bugün Genel Asamble'ye arzettiği raporu münasebetiyle beyanatta bulunarak ezcümle şöyle demiştir:

«Dünya Teşkilâtı, dünyanın maruz kaldığı zarurî ihtiyaçları karşılamak üzere gere­ken müsbet hareketler için gitgide Mil­letlerarası bir vasıta veçhesi takınmakta­dır.

Üyedevletlerin,BirleşmişMilletlerkaynaklarını kullanmak üzere yeni yeni gay­retler harcayacakları üç mesele vardır: 1.— Büyük devletler ihtilâfı.

2.— Eski menfaatlarla. Asya, Afrika ve bilhassa Orta-Doğu'da kabarmakta olan milliyetçi cereyanlar arasında sulhçu bir ayarlama.

3.— İktisadî gelişmeyi genişletmek yolun­da, saha müessir ve uzun vadeli bir planlama ve harekete geçme ihtiyacı.»

Büyük devletler ihtilâfına temas eden Lie. «Doğu ile Batı arasında ciddî müzakere­lere yol açacak yeni fırsat ve imkânlar sağlayan bir istikamette yürümekte oldu­ğumuz ihtimali vardır» demiş ve Genel Asamblenin, ne zaman olursa, faydalı gö­rüldüğü takdirde Güvenlik Konseyinin yüksek şahsiyetleri arasında toplantı ya­pılmasını tavsiye etmesine işarette bulu­narak sözlerine şunları ilâve etmiştir:

«Bu gibi toplantılar, anlaşma bölgelerini genişletebilirle imkânlarını araştırmak üzere hassaten gizli yapılmalıdır.

Şuna da inanıyorum ki. Güvenlik Konseyi camiası içinde ve dışındaki büyük devlet­lerle zamanında istişarelerde bulunmak esas bir şarttır. Yeni Silâhsızlanma Komis­yonu, manzara ne kadar ümitsiz görünürse görünsün, nihayette semereli olacaktır.

Bu Asamble Birleşmiş Milletler üyeliğinin cihanşümul bir mahiyet almasını gittikçe artan bir kuvvetle desteklediğini göster­miştir. Gelecek Asamblenin bu araya katılmak için müracaat eden memleketlerin hepsini de yeni âzası olarak selâmla yapabilmesini temenni ederim.

Orta-Doğu. Asya ve Afrika'nın diğer böl­gelerindeki siyasî güvenlik meseleleri de ancak sakin ve makul bir ruh ve hava için­de mütalâa edilmedikçe hiçbir hal çaresi bulunamaz.

Meşru millî emel ve arzualı tanımak, mil­letlerarası hukuk icaplarına hürmet, zor ve şiddet kullanılmasını red, mevcut hat ve şartları değiştirmeğe matuf sulhçu bir ayar­lama yolu bulmak hususunda karşılıklı tas-mim. dünyanın bu tarafında patlamaya müheyya tehlikeleri azaltmak için zarurî­dir.

— Paris (Birleşmiş Milletler):

Türk murahhas heyeti üyelerinden Adnan Kural, Keşmir meselesi hakkında bugün Güvenlik Konseyindeki müzakereler sıra­sında söz almış ve Birleşmiş Milletlerin Hindistan ve Pakistan arabulucusu Frank Graham'm bu memleketler nezdindekî ara­bulucu vazifesine devam etmesi ve 31 Marttan evvel Konseye rapor vermesi esa­sım gözönüne alan İngiliz teklifini hara­retle desteklemiştir.

Türk murahhası ezcümle şunları söylemiş­tir:

«Hindistan ve Pakistan arasındaki anlaş­mazlık çok uzun müddetten beri devam etmiştir. Bir anlaşma zemini bulmak için Graham'ın gayretleri teşci edici bir hare­kettir. Bu gayretler sayesinde iki taraf gö­rüşleri arasında bir yakınlık olmuştur. Graham iyi bir yoldadır. Bundan dolayı, ese­rini devam ettirmesi lâzım gelmektedir.»

Birleşmiş Milletler ve savun­ma politikası...

Yazan: M. .Nermİ

4 Ocak 1952 tarihlî Yeni İstanbul'­dan

Birleşmiş Milletler Kurultayının Pariste toplandığını biliyoruz. Bayram ve dinlenme günlerinin araya girmesiyle, bir müddet için, dinen çalışmalara ge­ne başlamıştır. Paristen gelen ha­berler bunu bildiriyor bize. Bir­leşmiş Milletler Kurultayının niçin top­landığını elbette hatırlarsınız. Kore ihtilâfına bir çıkar yol arayıp buluna­caktı. Ondan sonra da Demokrasilerle Sovyetler arasındaki geçimsizliğin pü­rüzleri birer birer giderilerek uzlaşma imkânları hazırlanmış olacaktı. Dâva­ların sıralanışından da bunu anlamak mümkündür.

Demokrasili diplomatların anlayışlarına göre, Kore ihtilâfı, bir sonuca bağlan­madan Batı ile Doğu arasında uzlaşma yolları bulunamazdı; biz, şimdi, eski yı­lın sonlarına doğru Birleşmiş Milletler Kurultayında yapılan tartışmalardan hiçbir şey çıkmadığını görüyoruz. Kore ihtilâfı bütün ağırlığı ile, olduğu gibi, durmaktadır. Batı ile Doğu arasındaki gerginlik tavsamamış ve uçurum, belki, biraz daha derinleşmiştir. Öyle anlaşı­lıyor ki: Birleşmiş Milletler, neticesizliklerin hangi kaynaklardan geldiğini henüz, gerektiği gibi, anlayamamışlar­dır. Sebepler iyice kavranılmadıktan sonra da, bütün tartışmaların tam mânasıyla konusuz kalacağına hükmet­mek lâzımdır. Bu yüzden, Birleşmiş Milletler, hem çok kısır bir yolda yü­rümektedir, hem de üstelik, boşyere, emek ve zaman harcamaktadır. Sovyet­ler dâvası, politika bakımından, yeşilmasa dâvası olmaktan çıkmıştır artık.

Birleşmiş Milletlerde görüşülen konu­lardan hiç bir şey çıkmaması, barışa ve hürriyete bağlı milletlerin güvenini arttıran bir belirti sayılamaz. Ya konu­lar bile bile yersiz seçiliyor, ya görüşme usulleri yanlıştır, ya teşkilâtın ak­sak tarafları vardır, veya üye milletle­rin politikaları, yüksek ideallere. göre henüz âyarlanamamıştır. Bu ihtimaller üst den bir tanasi bile bütün çalışma­ları altüst etmeye yeter.

Hele bu ihtimallerin hepsi de bir araya gelmişse, çarkın ne kadar boşuna döndüğünü düşünebilirsiniz. Milletler böyle karanlık bir gelişme karşısında sinirlenir ve telâşlanırlarsa haklıdırlar. Halbuki; ne yapılacağını bilmek, tedbirsiz bırakılmadığına inan­mak, milletler için, silâhlanmak kadar ehemmiyetlidir.

Birleşmiş Milletler kurulurken, politi­ka ölçüleri, aşırı derecede iyimser tu­tulmuş ve bu yüzden, verimli çalışma imkânları hemen hemen ortadan kalk­mıştır. Durumun inceliğini çoktan kav­rayan yüksek kaliteli politikacılar, Bir­leşmiş Milletlere yeni bir çalışma dü­zeni vermeye çalışıyorlar. Bu arada Türk Milletinin yapıcı hamlelerini, ay­rıca, belirtmek isteriz. Çünkü; Birleş­miş Milletler kurulurken, memleketi­miz, teşkilâtın aksaklıklarını, eksik­lerini çok iyi anlamış ve fikrini açıkça söylemekten çekinmemiştir. Pariste toplanan Kurultay, şimdi güçlüklerden sıyrılmak için, yeni bir yol arıyor ve bizim bir zamanlar, yürekten savundu­ğumuz görüşleri benimsemeye, daha doğrusu, benimsetmeye çalışıyor.

Açıkça söylemeliyiz ki: Birleşmiş Mil­letlerin politika Komisyonunda, birta­kım devletler tarafından öne sürülen SALDIRGANLIK ve VETO dâvası, ge­niş bir gerçeklik anlayışiyîe ele alınır ve çözülürse, yıllardan beri içinden çı­kamadığımız güçlükleri birer birer or­tadan kaldırmak imkânlarına, nihayet, erişmiş oluruz. Birleşmiş Milletler de; bu suretle, insanlık için, gerçekten, gü­venilir bir kudret haline gelebilir. Her teşkilâtın, mutlaka, bir kuruluş gayesi ve bu gayeyle ilgili sorumlulukları, va­zifeleri vardır. Teşkilât da bunlara bağ­lı kaldıkça yaşayabilir. Tarih: millet iradelerinîn hikâyesidir. Dünya mukadderatını eline alan Birleşmiş Milletler Kurulu gibi bir teşkilât, nasıl olur da, bir veto karşısında iradesizlenebilir? Formalitelerle, Şimdiye değin, hiçbir iş başarılamamıştır. Ortada bir veto var­sa, milletlere karşı girişilen taahhütler de vardır. Biz, bu taahhüt sezgisinin, Birleşmiş Milletler Kurultayında du­yulmuş olmasını, insanlık için, yapıcı bir kudret sayıyoruz. Ele 'alman konu­nun geniş tartışmalara yol açacak bir konu olduğunu biliyoruz. Fakat, ideal birliği olduktan sonra, güçlükleri yen­mek kolaydır. Başarılacak iş; aşılması gereken güçlüklerin en son tasfiyesidir. Ancak bu yapıldıktan sonra, gerçekliğe dayanan bir milletler arası savunma politikasından bahsedebiliriz. Birleşmiş Milletler, şimdi, büyük ölçüde sonuçlar müjdeleyen konuları ele almış bulunu­yor. İnsanlığın bahtı, Kurultayda kaza­nılacak çoğunluğa bağlıdır. Üyeler, dar görüş çerçevelerinden kurtularak, tam yerinde bir karar vermek sorumlulu­ğunu duyarlarsa, devamlı bir barış ça­ğı başlamış olabilir.

Vişinski'nin istediği...

Yazan: Mücahit Topalak

5 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Paris toplantısı, Noel ve Yılbaşı tatilin­den sonra çalışmalarının ikinci kısmı­na, Vişinski'nin ağır hücumları ve aşın istekleriyle girmiştir. Dün, siyasî ko­misyonda iki saat kadar süren itham ve iddialarla dolu nutkundan sonra. Sovyet Dışişleri Bakanı, komisyona sunduğu karar suretinde, ezcümle müş­terek tedbirler komisyonunun lağvını ve milletlerarası gerginliği izale etmek üzere alınacak tedbirleri gözden geçir­mek üzere Genel Kurulun Güvenlik Konseyini derhal toplantıya çağırması­nı istemektedir.

Sovyet Dışişleri Bakanının Kore ihti­lâfına hal çareleri ve Asya'da yeni.bir komünist teşebbüsünün başlayacağını düşündüren bir takım garip ithamlarla süslediği fikrin, esas itibariyle 950 yılı Kasım ayından beri Birleşmiş Milletler Teşkilâtı içinde beliren müşterek gü­venlik hareketine karşı yöneltilmiş ol­duğu aşikârdır. .

Hatırlarda olduğu gibi, Kore ihtilâfı ve bu ihtilâfa komünist Çin'in müdahalesi . üzerine, sulhun tesis ve idamesi ile va­zifeli başlıca organ olan Güvenlik Kon­seyinde Sovyet notası yüzünden esaslı bir karar alınamaması tehlikesi karşı­sında, Genel Kurul 1 Kasım 1950 tari­hinde, siyasî komisyonun sunmuş oldu­ğu «Sulh için birlik ve müşterek gü­venlik» adlı tasarı üzerinde üç gün sü­ren müzakereden sonra bu. tasarıyı Sov­yet blokunun. aleyhte oyu ve iki müs­tenkife karşı 52 oyla kabul etmişti.. Bu karara göre sulhu tehlikeye düşü­ren her hangi bir tehlikeli hal veya te­cavüz karşısında, Güvenlik Konseyi Ve­to hakkının istimali yüzünden vazife­sini yapamadığı takdirde, Genel Kurul 24 saat zarfında toplanarak üye devlet­lere, alınması gereken müşterek tedbirler hakkında tavsiyelerde bulunabile­cektir. Bu tedbirler, sulhun ihlâli veya bir tecavüz halinde, silâh istimali sure­tinde de tecelli edebilecektir.

Genel Kurul bu karar suretile beraber, dünya sulbünü tarsin ve idame etmek, için baş vurulacak tedbirleri tetkikle vazifeli ve 14 memleket mümessilinden müteşekkil bir «müşterek tedbirler» ko­misyonu ihdasını da kabul etmiştir ki, dün Vişinski'nin lağvını istediği ko­misyon bu komisyondur. Müşterek güvenlik esası ve bu esas da­hilinde alınacak tedbîrleri incelemekle vazifeli komisyonun ihdasına ait karar, bir kül halinde, Güvenlik Konseyinin daimî üyelerini teşkil eden büyük dev­letlere tanınmış olan Veto hakkının kö­tü tesirlerini tahfife ve sulhun tehlike­ye düşmesi halinde alınması gereken kararları Veto hakkının carî bulundu­ğu Güvenlik Konseyinden, çoğunlukla karar alman Genel Kurula nakletmeğe matuf demokratik ve realist bir teşeb­büstür. Ancak bu sayededir ki, Birleş­miş Milletler, tecavüzler ve ihlâller karşısında eli kolu bağlı kalmaktan kurtulacaktır.

Dün Vişinski,müşterek tedbirler ko­misyonunun lağvını ve gerginliği izale için alınacak tedbirleri görüşmek üze­re Güvenlik Konseyinin toplantıya da­vet edilmesini istemekle, bu hareketi Önlemenin ve meseleleri yeniden, Veto hakkiyle malûl Güvenlik Konseyine ia­de etmenin çarelerini araştırmağa- ça­lışmıştır.

Filhakika, Genel Kurul, 3 Kasım 1950 tarihli kararında, aynı zamanda Güvenik Konseyinin daimî üyelerine de, top­lanarak, sulhu tehdid edebilecek mese­leler üzerinde görüşmeyi tavsiye etmiş bulunmaktadır; fakat bunun, Genel Kurula kabul edilen tedbir alma hak­kının ilgası mânasına gelemiyeceği gibi, müşterek tedbirler» Komisyonunun lağvını müstelzim bir tavsiye de olma­dığı aşikârdır.

Vişinski'nin dünkü taleplerine karşı ilk reaksiyonlar hemen tamamen men­fi olmuştur. Bu menfi reaksiyonun de­vam etmesi ve Birleşmiş - Milletler teşkilâtının yaşayabilmesi için hemen tek ümid yolu olan bu demokratik ham­lenin geleceği üzerinde asla pazarlık kabul edilmemesi lâzımdır.

Azınlık çoğunluk..

Yazan:Mücahit ToPalak

6 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Sovyet Dışişleri Bakanı Vişinski, Bir­leşmiş - Milletler Genel Kurulunun Si­yasî Komisyonunda, «Sulh için birlik ve müşterek tedbirler» esasına karşı hücuma geçerken iddia ve ithamlarını başlıca şu noktaya istinat ettirmiştir: «Sulhu koruma ve idame ettirme va­zifesini yüklenmiş olan Güvenlik Kon­seyinin bu vazifesinin herhangi bir se­bep ve- bahane ile Genel Kurula devir ve havale edilmesi, tamamen siyasi mülâhazalarla başvurulmuş ve Birleş­miş - Milletler Anayasasına aykırı bir harekettir.»

Vişinski'nin bahsettiği ihlâl hareketi, sulhu koruma ve idame sadedinde Gü­venlik Konseyinin Veto hakkı yüzünden muattal kalması halinde Genel Kurula karar alma ve tavsiyede bulunma salâ­hiyetinin verilmesini derpiş eden ka­rardır. Vişinski, dünya umumî efkârına karşı, bu kararı, Amerika'nın maddî kuvvet ve nüfuzunun etrafında birle­şen ve Sovyet Rusya'ya karşı mütecaviz bir cephe tesis etmeye çalışan devletle­rin kötü niyetli bir kararı olarak ele almaktadır.

Sovyet Dışişleri Bakanının iddialarına esas teşkil eden siyasî mülâhazalar bir an için bertaraf edilerek düşünülecek olursa, Birleşmiş - Milletler Teşkilâtı Genel Kurulunun, sadece bir «mandat»île sulhu koruma ve idame vazifesini tahmil etmiş olduğu Güvenlik Konseyi­ni bu vazifeden affetmesi veya onun yerine geçerek, bazı muamelâtı ifa et­mesi, modern hukuk ve müessese anla-miyle asla gayri kabil telif değildir. Bir anayasa çerçevesi içinde, bu anayasayı vücude getirmiş ve onun icaplarına — hâdisede olduğu gibi, hükümranlıkla­rından az çok fedakârlık ederek — mu­tavaat etmiş olan devletlerin çoğunlu­ğu mevcut hukukî nizamın kaynağını teşkil ettiğine göre, bu çoğunluğun, gü­nün icap ve şartlarına uyarak, tevkil etmiş olduğu organın vaziyet ve salâhi­yetinin de ikinci derecede ve daima ka­bili iptal veya kabili tashih olacağı şüp­hesizdir.

Şu kadar var ki, Birleşmiş Milletlerin bu hukukî bünyesine, bidayette siyasî mülâhazalar karışmış bulunmaktadır. İkinci Dünya Harbinin zafer sarhoşluğu veya mağlûbiyet bitkinliği ile malûl bulunan devletler, gelecekteki sulhun korunma ve idame işini, sillesini yemiş veya himayesine mazhar olmuş bulun­dukları "Büyük» devletlerin himmetine terketmek, yani, sulhun idame ve mu­hafazası bahsinde alınacak kararların büyük devletlerin ittifakına iktiran et­mesine, diğer bir tâbirle Veto hakkının tesessüsüne müsarrat veya müsamaha etmekle bugünkü durumu yaratmışlar­dır.

Bugünkü durum, bir deyimle, vaktiyle birbirine karıştırılmış olan bu hukukî ve siyasî mülâhazaların çıkmazından başka bir şey değildir.

Bu. çıkmazın bu derece sıkıntıya sebep olmasının en mühim sebeplerinden bi­ri de, bugünkü çok mühim siyasî po­tansiyel farklarına rağmen, hakikî bir üstünlük sağlayacağı zannedilen tek­nik imkân ve vasıtaların, ilânihaye te­rakki ve inkişafından zaif bir siyasî üstünlüğün hiç bir zaman doğurmayacağı kanaatinin yavaş yavaş yerleşmekte olmasıdır.

Birleşmiş - Milletler, Vişinski'nin tale­bini reddetmek ve çoğunluğa meylet­mek suretiyle eski bir zihniyeti yık­mak ve hakikî selâmet yolunu aramak durumundadırlar.

Hür milletlerin güvenlik poli­tikası.»

10 Gcak 1952 tarifli Yeni İstanbul'­dan

PARİSTE tartışmalarına devam eden Birleşmiş Milletler Politika Komisyonu, savunma konusunda Önemli "bir adım atmış ve milletlerarası bir ordu kurul­masını kabul etmiştir. Gelen haberler­den, Sovyetlerin,, her zaman olduğu gi­bi, bu defa da, menfi davrandıklarını öğreniyoruz. Bunda hayret edilecek bir şey yoktur. Hür milletler yapıcı bir işe giriştiler mi, Sovyetler, hemen işkillen­mekte ve bunu kendi barışlarına karşı bir hareket saymaktadırlar. Sov­yetlerin katıldığı her toplantıda aynı politika oyunu tekrarlanır. Birleşmiş Milletlerin güvenlik dâvası konuşulur­ken Sovyet delegelerinden elbette baş­ka bir şey beklenemezdi.

Sovyetlerin dış politikası güvenlik fikri ve maksadı Üzerine kurulmamıştır. Bu hakikatin tam mânasiyle anlaşılması lâzımdır. Güvenlik dâvasının çözülü­şü, insanlık için, yeni bir barış çağı açabilir, Milletler arasındaki anlaşmaz­lıklar durulur, ekonomik güçlükler kal­dırılır ve her millet ne yapacağını an­layarak faaliyetlerini plânlaştırabilir. Böyle bir durumun, Sovyet politikası için,ne demek olduğunu bilmeden hü­küm vermek güçtür. Biz, kısaca, bu nokta üzerinde durmak isteriz.

Biliyoruz ki; her devlet gibi Sovyet Devletinin de bağlandığı bir fikir sis­temi vardır ve. bütün teşkilâtı ona göre ayarlanmıştır. Demokrasiler insanlar ve' milletler arasındaki hak eşiltiğini tanırlar ve şimdiki cemiyet düzenimizi yaratan fikirlere, değerlere, ideallere bağlıdırlar. Sovyet Devleti, burada de­mokrasilerden ayrılıyor. Bu son derece­de geniş fikir ayrılığı olmasaydı, zaten, Sovyet Devletinin kurulması imkânsız­dı. Demek oluyor ki; bütün görüş ayrı­lıkları, her iki devletçe cemiyet kurul­sunun zaruretlerinden ileri gelmekte­dir, Sovyetler demokrasileri ortadan kaldırmak fikrinden doğmuştur. De­mokrasi devlet tipini, ortadan kaldîrabilmek için de, şimdiki sosyal düdeni temelinden yıkmak şarttır. Yıkıcı bir ideali kılavuz edinen bir devlet şeklin­den yapıcı faaliyetler beklenemez.Onun için barış ve savunma politikası Sovyet ideallerinin ölümü demektir.Bunu bildikten sonra kızıl delegelerin niçin yırtındıklarını anlamak kolaylaş­mış olur.

Komünist ideolojisine göre, şimdiki ka­pitalist Cemiyet, ergeç kendiliğinden çökecektir!Fakat bu çöküş ne kadar hîzlandırılırsa o kadar iyi olur . Nasıl Dünya milletleri iki büyük savaş yüzünden yıpranmışlardır.Onlara bellerini doğrultmak imkânlarıverilmelidir. Buhranlar dinerse kapitalist cemiyet, bir müddet için, derlenebilir.Halbuki; yer yüzünde devamlı bir hu­zursuzluk yaratılır ve milletlersilâh­lanmak için gelirlerinin büyük bir kısmini harcarlarsa içlerinden erirler. Ko­münistliğin aradığı ideal durum da busuretle başgöstermiş olur! Sovyet Dev­letinin faaliyet programı, en geniş çiz­gileriyle budur ve bundan en ufak bir fedakârlıkta bulunamaz.

Pariste hür milletlerin güvenliğini sağ­lamak maksadiyle verilen karar,Sovyet dış politikasını, hiç şüphesiz telâş­landırmıştır. Fakat,hangi konuları içine aldığını henüz etraflıca bilmediğimiz bu karar, nihayet, bir komisyon kararıdır ve yürürlüğe girebilmesi için, Birleşmiş Milletlerce, genel toplantıda, uygun görülmesi lâzımdır.Komisyon kararının eşsiz önemi gozönünde tutulursa, Birleşik Amerika ile İngilterenin Washingtonda giriştiği konuşmalarda da yer alması ve bu yüzden birtakım hazırlıklar yapılması lâzımdır.Biz,onun için, Washington görüşmelerinin aynı zamana düşmesini hayırlı bir belirti sayabiliriz.

Zamanımızın en büyük zorlukları,dün­ya güvenliğini ihmal edercesine, Sovyetlerle uzlaşmaya aşırı ölçülerde önem verilmiş olmasından ileri gelmektedir. Milletler, ekonomik kalkınmalarını imkânsızlaştıran durumun, çok sağlam ve sarsılmaz bir güvenlik düzeni yarat­makla tasfiye edebilirler. Bu yapıldıktan sonra da Sovyetlerle her zaman temaslara girişmek imkânı yardır. Fakat şimdi, her şeyden önce, üstünde durulacak dâva, milletlerarası güvenliğin, sağlan­masıdır.Paristeki politika komisyonu, güvenlik dâvasının saldırganlık konusuna sımsıkı bağlı olduğunu belirtmek­le çok müspet bir adım atmıştır. Fakat saldırganlık tezinin çok aydın bir çerçeve içine alınması ve ilerde ihtilâflar yaratacak sisli sözlerden kurtarılması lâzımdır. Böyle bir aydınlığa erişilirse hür milletler, çok kısa bir zamanda ara­dıkları güvene kavuşmuş olabilirler. Milletleri, ekonomik buhranlar yarata­rak içinden yıkmak fikrine göre ayar­lanan Sovyet politikası da böylece teh­likesiz ;bir hale "getirilmiş olur.".

Güvenlik sağlanır sağlanmaz, hür mil­letlerde çok verimli bir kalkınma faa­liyeti başlayabilir. Çünkü istihsal ve geniş ekonomik kımıldanışlar, sağlam bir güvenlik düzeni ister. Sovyetlerin şimdiki sosyal düzeni ortadan kaldır­maya göre ayarlanmış bir politikası varsa, demokrasilerin de kendi düzen­lerini sağlamlaştıracak bir politikası ol­malıdır. Birleşmiş Milletlerin politika komisyonu, gerçekliği kavrayarak, çok iyi bir karar vermiştir. Bu kararı, bü­tün aydınlığı ile sonuçlandırmak ve yürürlüğe koymak, her milletin en baş­ta gelen bir dâvası sayılmalıdır.

Rusya'nın eli...

Yazan:Ömer Sami Coşar

13 Ocak. 1352 iarihli Yeni Sabah'-

tan

Birleşmiş Milletler hafta sonunda iki mühim hâdiseye sahne olmuştur. Genel Kurul, bundan evvel siyasî komsiyon tarafından tasdik edimiş olan Batılıla­rın silâhsızlanma plânı iîe kollektif em­niyet komisyonunun tasarısını geniş bir ekseriyetle kabul etmiştir. Böylelikle bir taraftan silâhsızlanma mevzuunda Sovyet Rusyaya açık kapı bırakılırken diğer taraftan da Bolşeviklerin tecavüz hareketlerine sed çekmek maksadile Genel kurulun salâhiyetleri genişletil­miş ve hür milletlerin müşterek bir or­du kurmaları yolunda kat'î bir adım atılmıştır.

Dün bu iki cephede mağlûb olduktan sonra Sovyet Dış İşleri Bakanı Vichİns-ky tarafından yapılan ve iki saat süren beyanat, bilhassa nazarı dikkati ceîbet-miş ve Kremlin temsilcisinin gerile-inekte olduğu hissini vermiştir. İlk na­zarda, Vichinsky'nin nutku, Sovyetlerin taviz yoluna saptıkları kanaatini de u-yandırmıştir.

Bu «taviz» leri şu şekilde sıralamak mümkündür:

- Şimdiye kadar yichinsky atom si­lâhlarının evvelâ kanun dışı ilân edil­mesini istiyor ve ancak bundan sonra kontrol sisteminin kurulması işile meş­gul olunmasını taleb ediyordu, Sovyet Dışişleri Bakanı dün bu sahada gerile­miş,, atom'silâhlarınınkanun dışı ilân edilmeleri ile birlikte kontrolün da baş­laması hususundaki Batı görüşüne ya­naştığını kaydetmiştir. Sovyet Dışişleri Bakanı kontrolün sıkı esaslara bağlan­ması îâzım geldiği noktai nazarına da iştirak etmiştir. Fakat Vichinsky gene, atomladiğersilâhlararasındatefrik yapmaktan kendini alamamıştır.

-Düne kadar Kremlin, atom fabri­kaları ile tesislerinin ancak tesbit edile­cek belirli zamanlarda teftiş edilmesini ileri sürmekteydi. Halbuki Batılılar bu tesislerin her zaman kontrol heyetlerine açık tutulmasınıistemekteydiler. Vi­chinsky dünkü nutkunda bu nokta üze­rinde de Batınınfikrineyanaştığını kaydetmiş, yalnız teftiş iç işlere müdahele yoluna gitmemelidir» demiştir.

Sovyet Dışişleri Bakanının nutku dik­katle incelendiği zaman, ilk nazarda "taviz» gibi görünen tekliflerin, mev­cut durumda pek büyük bir değişiklik husule getiremiyeceği anlaşılmaktadır. Her şeyden önce, Vichinsky'nin iki sa­atlik nutkunun büyük bir kısmında, Birleşik Amerika ile Batılılara gayet sı­ğır hücumlarda bulunması, her zaman­ki gibi kötü niyetle hareket etmekte ol­duğunu göstermiştir. Diğer taraftan Kremlin temsilcisi, şimdiye kadar orta­ya attığı ve hepsi de Genel Kurulda ek­seriyet tarafından reddedildiği, eski tekliflerini yeniden ileri sürmüş, böyle­likle anlaşma imkânlarını bile bile yok etmiştir. Bu teklifler şunlardır:

— Kuzey Atlantik Paktı üyeleri Bir­leşmiş Milletler üyesi olamazlar.

— Korede derhal ateş kesilmeli ve üç ay sonra da bütün yabancı kuvvetleri geri çekilmelidirler.

— Bütün devletler silâhlı kuvvetleri­ni üçte bir nisbetinde azaltmalıdırlar.

— Silâhsızlanmayı görüşmek üzere beynelmilel bir silâhsızlanma konferan­sı toplanmalıdır.

— Güvenlik Konseyinin Beş Büyük­leri aralarında bir«Beşler Barış Pak­tı» akdetmelidirler.İşte bu noktalar Kremimin, taviz yolunasaptığıhissiniuyandırmakiçin yenibirkampanyaaçtığım,bununla safdilleri avlamayaçalıştığını göstermektedir. Hedefi, Kuzey Atlantik Pak­tını dağıtmak, Korenin kendisine bira kılmasınısağlamak,silâhları üçte bir nisbetinde azaltarak hür muitleri ken- dilerini müdafaa edemez bir hale koymak, beş büyükleri bir araya getirerek küçük milletlerin mukadderatını tayine teşebbüs etmektir,dün geceki nutkunda, Vıchınsky, .Rusya işte elini uzatıyor» demiştir. Bu elin bir dost eli olmadığını anlamak için uzun uzadıya düşünmeye lüzum yoktur

- III - KORE MESELESİ.

OLAYLARIN TAKVİMİ

2 Ocak 1352

— Tokyo:

Esirlerin serbest bırakılması ve mübade­lesi hususunda bu sabah Amiral Libby ta­rafından yapılmış olan teklif makul bir uzlaşma mahiytetindedir.

Birleşmiş Milletlerin teklifi bir taraftan Kore'de, ayni zamanda milletlerarası ve sivil mahiyet taşıyan harbin muğlak ka­rakterini, diğer taraftan da Güney Kore Hükümeti ile komünistlerin arzularnı göz-Önünde tutmaktadır. Birleşmiş Milletler heyeti şüphesiz harb esirlerine mütedair Cenevre Milletlerarası Sözleşmelerine rücu ederek «harb kaidelerini» ileri sürmek ve harb esirlerini ordularına almaktan dolayı komünistleri itham eylemektedir. Fakat öteyandan aynı sözleşmelerin 118'incİ mad­desi, muhasamatın sona ermesini müteakip bütün esirlerin serbest bırakılacağını ve silâhlarını taşıdıkları memleketlere gönde-riceklerini derpiş eylemektedir. Bu sözleş­melerin aynen tatbiki, serbest bırakılan esirlere serbest bırakıldıkları memleket­lerde kalıp kalmamak hususunda tercih hakkı bahse demiyecektir. Fakat Kore'de bilhassa Koreliler, yani dahilî harb bahis konusudur ve bu suretle durum milletlera­rası sözleşmelerin dışında kalmaktadır.

Birleşmiş Milletler heyeti, bu vakıayı ka-tiyyen tanımamakta, fakat Cenevre Mil­letlerarası Sözleşmelerinin «bir kimse, ar­zusu hilâfına vatanına iade edilemez» diye İnsan Hakları Beyannamesinin prensiple­rine yerini terketmemek zaruretinde oldu­ğunu da anlatmaktadır. Vatana iade husu­sunda serbest bırakılmalarını müteakip esirlere tanınan tercih hakkı hiç şüphe yok ki, gerek Syngman Rhee, gerekse komünist­leri memnun edecektir.

Komünistlerin aralarından Güney Kore'de kalmak arzusunda bulunan ve iade edil­dikleri takdirde komünist askerî kudretine zayıf bir destek olacak kimseleri geri al­mağapekehemmiyetvermedikleri sanılmaktadır. Keza Önce komünistler tarafın­dan esir edilen, sonra da ordularına alman Güney Koreli askerlerin hiç değilse zan altında kalacakları Güney Kore'ye dönmek için pek ısrar etmiyecekleri anlaşılmakta­dır.

Amiral Libby!nin bu sabah yapmış olduğu ve esir grupları hakkında rakamlar veren beyanatının bahis konusu Güney Koreli­lerin sayısı hakkında hiçbir sarahat ihtiva etmemesi, halbuki Syngman hükümetinin bunların 50.000 kadar olduğunu iddia et­mesi alâka İle not edilmektedir.

Amiral Libby'nin teklif ettiği uzlaşma, ayni zamanda Çankayşek taraftarı olduklarını beyan eden Çinli esirler meselesini de hal­ledecektir. Bununla beraber komünistlerin itirazları ile karşılanacak bazı noktalar kalacaktır. Bu noktaların halli için Uzak-Doğu'daki ahval ve şeraiti ve bu bölgenin zihniyetini gözönünde tutarak biraz daha müsamaha göstermek icabedecektir.

—Londra:

Yetkili bir İngiliz kaynağından öğrenildi­ğine göre Kuzey Kore .komünistlerinin müta­rekenin imzasını müteakip ellerindeki Av­rupalı bütün sivilleri serbest bırakacakla­rını söylediklerine dair basında çıkan ha­berlerin resmî teyidi Dışişleri Bakanlığına gelmiştir.

4 Ocak 1952

—Panmunjom:

Mütareke Konferansı gündeminin 3'üncü noktası olan mütarekenin kontrolü" mese­lesini müzakere ile meşgul Tâli Komisyon, bugün iki toplantı yapmış ve görüşmelere mahallî saatle 15.30'da son verilmiştir. Bu hususta da herhangi, bir ilerleme kaydedil­memiştir.

Gündemin 3'üncü ve 4'üncü noktalarını müzakere eden Tâli Komisyonlar yarın mahallî saatle 11'de toplanacaklardır.

6 Ocak 1952

— Panmunjom:

Harp esirleri meselesini müzakere eden dört numaralı Tâli Komisyonun bu sabahki toplantısı bir saat 40 dakika sürmüştür. Bu toplantıda Müttefikler, komünistlere bir kere daha harp esirlerinin serbest bı­rakılmaları ve sivillerin memleketlerine ia­delerine dair tafsilât vermişlerdir.

Bu izahatı dinleyen komünistler, müzake-, relerin saat 14'de yeniden başlamasını tek­lif etmişlerdir!

Birleşmiş Milletler sözcüsü General Nuc-kols şu beyanâtta bulunmuştur:

((Komünist murahhaslar bugün, dün yap­tıkları gibi ağır sözler sarfetmemişlerdir ve. verilen izahata yakından alâkalı görünmüşlerdir. Dün alâka göstermemişlerdi, Bu­gün görünüşte alâkalı idiler.»

Öteyandan mütarekenin kontrol meselesini müzakere eden üç numaralı Tâli Komis­yon, hiçbir netice almadan toplantısını yarın sabaha talik etmiştir. Komünist delege­ler hava meydanları inşaatının tahdidine tekrar muhalefet etmişlerdir. General Howard Turner. komünistleri Kore'ye san­dıklar içinde uçak sokmakla itham etmiş ve bu keyfiyetin hava meydanlariyle bir­leştiği takdirde. Birleşmiş Milletler Ko­mutanlığı için bir tehdit teşkil edeceğini söylemiştir.

11 Ocak 1952

— Panmunjom:

Birleşmiş Milletler temsilcileri, bu sabah­ki mütareke müzakerelerinde komünistleri, kabule şayan olmayan teklifler ileri sür­mek suretiyle, görüşmelere sed çekmekle itham etmişlerdir.

Bu sabahki müzakereler başlar başlamaz, komünistler, mütareke esnasında hava meydanları inşa etmek hakkı üzerinde ıs­rar etmişlerdir.

Birleşmiş Milletler, bir radyo yayınında, komünistlerin, mütarekeden ziyade hava meydanları inşa etmek istediklerini teba­rüz ettirmiştir. Bu sabahki toplantıda ko­münist General Hsieh Feng, hava meydan­ları .meselesinin müzakeresini sureti katiyede reddetmiştir.

Diğer taraftan, esir mübadelesini tetkikle mükellef Tâli Komite, bu sabahki toplan­tısında hiçbir terakki kaydetmemiştir.

Maamafih, Komite yemek tatilinden sonra yine toplanacaktır. 15 Ocak 1952

—Kore (Sekizinci Ordu karargâhı):

8'ci Ordu karargâhından bugün yayınlanan tebliğde. Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin, Pukhsn nehrinin doğusundaki İleri mevzi­lere yapılan düşman taarruzlarını geri püs­kürttükleri bildirilmektedir.

Kansong'un Kuzeybatı ısında kızılların gi­riştiği hafif yoklama taarruzları da tarde-dilmiştir. Batı cephesinde kayda değer bir faaliyet olmamıştır.

17 Ocak 1952

—Panmunjom:

Mütareke Konferansı gündeminin dördün­cü maddesini teşkil eden harp esirleri me­selesini müzakere ile görevli Tâli Komis­yonun toplantısında Müttefik delegesi 14 Ocak akşamı Birleşmiş Milletler uçakları tarafından bombalandığını ileri sürdükleri esirler kampının belirtici işaretler taşıyıp taşımadığını komünistlerden sormuştur..

Kuzey Koreli -General Lee-Sang-Cho. şu cevabı yermiştir:

«Kamp gece saat 2 de bombalandığına nazaran belirtici işaret taşıyıp taşımaması bir fark yaratmaz. Esasen biz esir kamp­larına evvelce işaret koymakta idik, fakat buna rağmen kamplar müteaddit kereler taarruza uğradığı cihetle artık onları işa­retlemiyoruz.»

Komünistler yeniden Kangdong kampın­daki esirler arasında 20 ölü, 15 ağır ve 40 hafif yaralının bulunduğunu da söylemiş­lerdir.

19Ocak 1952

—Panmunjom:

Esirler meselesini müzakere etmekte olan Tali Komisyonun bu sabahki oturumunda, komünist delegeler, muhasamatın devamı müddetince esir kamplarının muhafazaları için lâzım gelen 'tedbirleri tespit ile vazifeli kurmay subaylardan müteşekkil bir komite kurulmasını prensip itibariyle kabul etmiş­lerdir.

20Ocak 1952

—Beşinci Hava Kuvvetleri Genel Karar­gâhı :

Kore'deki Beşinci Hava Kuvvetleri Komu­tan) General Frank Everest, bugün verdiği bir beyanatta, komünist hava kuvvetleri Yalu nehrini aştıkları takdirde, yarımadada emrinde bulunan Birleşmiş Milletler uçaklarını tahrip edemiyecekleri gibi, hattâ müşkül bir mevkie dahi düşüremiyeceklerini söylemiş ve şöyle devam etmiştir:

«Komünist Kore ve hava kuvvetleri ara­sındaki mevcut harekât birliği Birleşmiş Milletleri Kore'den çekilmeğe icbar ede­mez. Fakat komünist hava kuvvetlerinin daha müessir bir şekilde müdahalede bulu­nabilecekleri doğrudur. Ben şahsen komü­nist Çin ve Kuzey Kore hava ve kara kuvvetlerinin bizi Kore'den çekilmeğe mecbur edebilecek kudret ve faaliyette ol­madıkları gibi bundan uzak bulundukları kanaatindeyim.»

Daha sonra Beşinci Hava Kuvvetlerinin Kore'deki tâbiyevî rolüne temas eden Ge­neral E veresi ezcümle demiştir ki:

«Sovyet Rusya birinci sınıf ve çok.sayıda tepkili harp uçağı yapmağa muktedir ol­duğunu açıkça göstermiştir. Tepkili uçak-îar arasındaki çarpışmaların ehemmiyet kesbettiğİ şu sırada düşmanın havadan mukavemeti muvacehesinde Kuzey Koredeki tâbiyevî vazifemizi başarmamız bü­yük bir önem kazanmıştır.»

—Sekizinci Ordu Genel Karargâhı:

Birleşmiş Milletler kuvvetleri dün MunâungNi vadisinin batısındaki komünist mevzilerine aniden hücum ve kızılları ricate mecbur etmişlerdir.

Müttefik piyade kuvvetleri sıfırın altında 19 ile 42 derecede değişen şiddetli soğukta «Sahipsiz» bölgesine doğru ilerledikleri sı­rada, bütün cephe boyunca faaliyet hemen hemen durmuştu. 145 mil boyundaki cephe hattı sabahın erken saatlerinde başlayan karlatamamenörtülmüş bulunmaktadır.

Diğer iki Müttefik kuvveti Batı cephesin­de. Koran.epori'nin kuzeybatısındaki ko­münist mevzilerine bir yoklama taarruzun­da bulunmuşlardır.

Hafif bir mukavemetle karşılaşan bu bir­likler, hedeflerine eriştikten sonra Mütte­fik hatlarına avdet etmişlerdir.

22 Ocak 1352

—Panmuniom:

Mütareke gündeminin üçüncü maddesini teşkil eden «mütarekenin kontrolü» mese­lesini tetkikle meşgul bulunan Tâli Ko­misyonun bugünkü toplantısında Müttefik delegeler, mütareke müddetince askerî hava alanlarının inşaatının yasak edilmesini komünistler kabul ettikleri takdirde Mütte­fik Komutanlığının gündemin üçüncü mad­desine mütedair bütün komünist teklifleri­ni kabul edeceğini bildirmişlerdir.

Komünistler bu teklifi kat'î surette reddet­mişlerdir.

—Panmuniom:

Gündemin 4cü maddesini tetkikle meşgul Tâli Komisyonun bugünkü toplantısında kaydedilen yegâne ilerleme şu olmuştur:

(Gelecekte vukubulacak muhtemel hava hücumlarına karşı esir kamplarını koru­mak için gerekli tedbirler incelenmek üze­re her iki taraf kurmay subaylarından mü­teşekkil gruplar yarın öğleden sonra bir toplantı yapacaklardır.»

23 Ocak 1952

—Panmunjom:

Mütareke gündeminin 4'cü maddesini mü­zakere eden Tâîi Komisyondaki Müttefik delegesi Amiral Libby, bu sabahki toplan­tılardansonrayaptığıbeyanattademiştir

ki:

«Esirlerin mübadelesi meselesi üzerinde cereyan eden müzakereler tam bir çıkmaza gireceğe benzemektedir.» Bıkkın bir ta­vırla Amiral sözlerine şunları ilâve etmiş­tir:

«En ufak bir ehemmiyet veya alâkayı mu­cip bir emarenin bulunmadığını söylemek­le esef duymaktayım. Yarın tekrar saat ll'de neden tekrar toplanacağımızı bilmi­yorum.»

Maamafih Birleşmiş Milletler sözcüsü Ge­neral Nuckols, Birleşmiş Milletler murah­haslarının, ferdin hakkını tanıvan realist bir mütareke akdine çalışmağa devam ede­ceklerini bildirmiştir.

25 Ocak 1952

—Panmunjom:

Gündemin üçüncü maddesi olan mütareke­nin kontrolü meselesini müzakere ile görev­li Tâli Komisyonun bugünkü toplantısı so­na ermeden evvel, komünist delegeler. Müttefik delegeler tarafından ileri sürülen teklifleri tamamiyle incelemedikleri sebe­biyle bahis konusu teklifler hakkında fi­kirlerini henüz bildiremiyeceklerini söyle­mişlerdir.

— Kore (SekizinciOrduGenelKararsahi Bugün Kuzey-batı Kore semalarında yapı- landörthavamuharebesinde.Amerikan Sabretepkiliuçaklarıkomünistlerin10 tane MIG15 savaş uçağını düşürmüşler dir. Ayrıca11'inciMIGsavaşuçağımuhtemelen tahrip edilmiş, diğer üçü de hasara uğratılmıştır.

YANKILAR.


Mütareke görüşmeleri...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

16 Ocak 1952 tarihli Ulus'dan

Kore'de geçen yaz aylarından beri de­vam eden mütareke görüşmeleri ne müsbet bir netice veriyor, ne de kesili­yor. 27 Kasımda mütareke cephesi üzerinde şöyle bir anlaşmaya varılmıştı: O tarihte (27 Aralık) mevcut olan fiili savaş cephesi nihaî mütareke cephesi sayılacak : Şu şartla ki bir ay içinde yâni 27 Aralığa kadar mütarekenin di­ğer şartları üzerinde iki taraf anlaşma­lı idi. Anlaşamazlarsa, mütareke cep­hesi hakkındaki 27 Kasım anlaşması da hükümsüz kalacaktı.

Bundan sonra mütareke görüşmelerinin diğer maddelerine geçtiler: Mütarekeyi murakabe edecek bir komisyonun ku­rulmasını ve esirlerin mübadelesini ele aldılar. Bu görüşmeler uzun tsürdü. Fa­kat 27 Kasımdan sonra başlıyan ay için­de müsbet bir netice elde edilemedi. Bu şartlar altında 27 Kasım anlaşmasının suya düşmesi lâzımdı. Fakat her iki ta­raf da buna razı olmadığından anlaşma 15 gün daha uzatıldı.

Şimdi bu 15 gün de geçmiştir. Ve hâlâ ortada bir anlaşma yoktur.

Acaba mühletler tekrar mı uzatılacak Yoksa 27 Kasım anlaşmasının artık su­ya düşmüş olduğu mu ilân edilecek? Bu satırların yazıldığı saate kadar ne biri ne de öteki bildirilmemiştir.

Fiilî vaziyete gelince; her iki taraf da sanki 27 Kasım anlaşması mevcut ve yürürlükte imiş gibi hareket etmekte­dirler. Malûmdur ki 27 Kasım anlaşma­sı askerî hareketleri durdurmamış, fa­kat yavaşlatmıştı. Böyle yavaş halde hareketler devam etmektedir.

Bu arasa iki mesele üzerinde de görüş­meler devam ediyor: Esirlerin mübade­lesi ve mütarekenin kontrol ve mura­kabesi, Komünistler ellerinde 11.500 esir bulunduğunu bildirmişlerdi. Halbu­ki 65.000 esir aldıklarını övünerek daha önce iddia etmiş bulunuyorlardı. Müt­tefiklerin aradaki tezada işaret ederek geride kalan esirlerin ne olduğunu İs­rarla sorunca, bunların Güney Koreli sivil halk arasından alman ve göz al­tında tutulan esirler» olduğu anlaşıl­dı. Komünistler bu sivil esir kamplarım komünist yetiştirmek için bir mrfektep» saymaktadırlar.

Esirler nasıl mübadele edilecek? Komü­nistler iki tarafın elinde tutmakta oldu­ğu esir sayısına bakmıyarak hepsinin de serbest bırakılmasını istij'orlar. .Müt­tefikler ise önce asker esirlerin müba­dele edilmesini ileri sürmüşlerdir. Mü­badele asker başına asker şeklinde ola­caktır: Tâ ki taraflardan birinin elinde esir asker kalmasın. Ondan sonrada e-sîr askere mukabil sivil «esir» değişti­rilecektir. Böyle bir formül ile mütte­fikler birçok Koreliyi Kuzeyden Güne­ye nakletmeyi yâni bu zavallıları ko­münist zulmünden kurtarmayı ummak­tadırlar.

Fakat en büyük zorluk Mütareke Komisyonunun vazifeleri ve mura­kabe meselesi üzerinde çıkmıştır. Murakabenin ana hedefi iki taraf kuv­vetlerinin olduğu halde kalması­dır. Yâni taraflardan biri mütare­keden faydalanarak kuvvetlerini art-ürmamalıdır. Fakat bu nasıl temin edilecekti? Müttefikler mürakabe-faenim hudutsuz olmasında ısrar ediyor­lar. Komünistler murakabenin yalnız giriş limanlarında yapılmasına razıdır­lar. Müttefikler her ay askerî kuvvetle­rinden 30 bin kadarını değiştiriyorlar. Yâni yeni asker getirerek o kadar as­keri geri alıyorlar. Komünistler önce bu değişmeye hiç razı olmamışlar, sonra ayda 5 bin askerin değişmesine muvafa­kat etmişlerdir.

Şimdi üzerinde durulan mesele, müta­reke sırasında yeni uçak meydanlarının yapılmasıdır. Komünistler mütareke devrinde yeni meydanlar yapmakta de­vam etmek istiyorlar. Müttefikler bu meydanların «Hava Kuvvetine ilâve >olacağınıilerisürerekbunarazı değillerdir. Görüşmeler gelmiş, o nok­tada durmuştur. Müttefikler buna çok ehemmiyet verdiklerinden bir müsaadekârhkta bulunmuyorlar.

Öte yandan Müttefikler arasında mü­tareke görüşmeleri üzerinde görüş ay-rthkîarı vardır: Avrupa devletleri, bu işte o kadar ince elenip sık dokunma­masını istiyorlar. Amerikalıların fazla müşkülpesent olduklarına inanmakta­dırlar. Amerikalılara gelince; bilhassa askerl-ar ağır fedakârlıklarla kazanılmış olan vaziyetlerin terkedilmesine razı değillerdir.. Onlara göre, eğer mütareke, komünistlere askerî, vaziyetlerini kuv­vetlendirmek için fırsat hazırlarsa âti tehlikeli olabilir. Komünistler ise di­ğer devletlerin başka türlü düşündük­lerini bildiklerinden müttefiklerin ara­larını açmak ümidiyle görüşmeleri uzatmaktadırlar.

Kore meselesi...

Yazan: Mücahit Topalak

18 Ocak 1952 tarihlî Zafer'den

Kore'de Mütareke akdi için Pan-Mun-Jom'da cereyan eden. müzakereler hiç bir müsbet netice vermeden uzayıp gi­derken, Paris'te Birleşmiş Milletler Ge­nel Kurulunda Sovyet Murahhas Heye­tinin, Kore ihtilâfını Güvenlik Konse­yine nakletmek için sürekli gayret sar-fettiği görülmektedir.

Hatırlarda olduğu gibi; Sovyet Murah­has Heyeti Başkam Vişinski, Siyasî Ko­misyonda silâhsızlanma hakmdaki mu­kabil teklifini yaparken, Kore mesele­sini de bahis mevzuu etmiş; bundan başka müşterek güvenlik tedbirleri ü-zerinde müzakere cereyan ettiği sırada da, Güvenlik Konseyinin muayyen ta­rihlerde toplanması fikrini ve dolayısiyle Kore ihtilâfını ortaya atmıştır. Vişinski'ye cevap veren Batılı mümessil­ler, ezcümle Amerikan Murahhası Benjamin Cohen, Sovyet Murahhas Heyeti­nin, Kore ihtilâfını, Veto hakkının ca­rî bulunduğu Güvenlik Konseyine nak­lederek her zamanki oyalama taktiğine girişmek istediğini, bu itibarla Sovyet teklifinin, kabul ediemiyeceğini beyan etmişlerdir.

Esasen Vişinski'nin bu meseleyi bahis mevzuu ediş şekli de calibi dikkattir. Sovyet murahhası, Kore'de mütarekenin imzasından kısa bir zaman sonra yabancı kuvvetlerin geri almmasi lü­zumundan ve buna benzer kayıt ve şartlardan bahsetmek suretiyle ihtilâfı tamamen siyasî veçhesinden, mütalâa etmek temayülünü açığa vurmuş bu­lunmaktadır. Halbuki, Birleşmiş - Mil­letler kuvvetlerinin, Kore'de her şey­den evvel tahakkuk ettirmek istedikleri şey askerî bir mütarekedir ve mesele­nin şu sırada siyasî bakımdan ele alın­masının, Pan-Mun-Jom'daki askerî gö­rüşmelere tesir edeceği ve kumandan­ların işini güçleştireceği kanaat ve en^ dişesi mevcuttur.

Siyasi Komisyonda «Müşterek' Güven­lik tedbirleri» hakkında Batılı teklifi müzakere edilirken tekrar ortaya atı­lan bu m-asele, Batılı teklifinin kabulü üzerine bir müddet ikinci plâna geçmiş ve hattâ o sırada, Kore işine şimdilik temas edilmemesi için, Sovyet murah­hası Malik ile Amerikan murahhas he­yetinden Gross arasında zımnî bir an­laşma hasıl olduğuna dair şayialar ya­yılmıştı.

Fakat, Kore ihtilâfı el'an Siyasî Komis­yonun gündemindedir ve Vişinski'nin silâhsızlanma meselesi üzerinde komis­yonda bugün (dün) yeni bir teklif suna­cağını bildirmesi, Sovyet delegesinin Kore işini tekrar ele alacağı intibaın < uyandırmıştır; zira, silâhsızlanma hak­kındaki Sovyet takririnin mühim bir kısmı Kore ihtilâfı hakkındaki çare ve tavsiyelere hasredilmiş bulunmaktadır. Vişinski, Kore'yi bahis mevzu ederse, bu kere yeni bir müzakere usulü teklii edecek midir? Zira, öyle anlaşılıyor ki, bu meselenin müzakeresi yine Güven­lik Konseyi çerçevesine sokulmak iste­nirse, Batılıların menfi reaksiyonu de-ğişmiyecektir: Buna mukabil, komis­yonun gündeminde bulunan bu mese­lenin birinci plânda müzakere edilmesi hususunda bidayettenberi vâki Sovyet teklifleri, şimdi, hiç olmazsa zevahiri kurtaracak derecede yeni bir çerçeve içinde sunulacak olursa, umumî hava­dan az çok anlaşıldığına göre, bu tek­liflerin .mesmü olması ihtimali vardır; zira 1951 Temmuzundanberi, tamamen askerî bir mütareke akdi için Kore'de sarfedilen gayretler meselenin bugünkü şartlar ve ölçüler, içinde, sırf askerî bir hal tarzı bulamıyacağım, böyle bir hal tarzı bulunsa bile, bunun idamesi için siyasî faaliyet ve mukarrerata istinat etmesi lâzım geldiğini göstermiştir.


Birleşmiş - Milletler Geneli Kurulu iç­timainin son bulmasına bir ay kadar bir zaman kalmış olduğuna göre, Kore ihti­lâfının artık şu veya bu suretle her an bahis mevzuu olması mümkündür. Bu itibarla Vişinski'nin bugün Siyasî Ko­misyonda yapması beklenen konuşma­nın bu bahse ne derece, ne suretle temas edeceği ve nasıl bir reaksiyonla karşılaşacağı alâka ile beklenmektedir.

Kore'de mütareke niçin ola­mıyor?,,

Yazan: Diplomat

27 Ocak1952 tarihli Yeni Sabah'-

dan

Kore'de mütarekenin niçin yapılamadı­ğını gerek Amerikalıların, gerek Komü­nistlerin n-sden bir hal şekline yanaş­mak istemediklerini, Vaşington'dan İs­viçre'nin tarafsız gazetelerine akseden haberlerden aşağıdaki şekilde hulâsa etmek kabildir:

Cinlilerin mütarekeye yanaşmamaları­nın sebebi. Amerika malzeme ve harp vasıtalarını Korede tesbit ederek başka bir yere faraza bilhassa Hindiçini'ye nakledilmesine mâni olmak ve böylece günün birinde komünistler Hindicimde dahi bir cephe açmak isterlerse Ameri­kalıları ve Birleşmiş Milletleri o saha­ya da yeni malzeme ve kuvvetler sev-keylemeğe mecbur ederek kabil olduğu kadar yormak...

Amerikalıların mütareke hususunda zorluk çıkarmalarının illeti, mütareke olursa Koreyi terketmek icap eyliyeceğine göre komünist Çine havadan hü­cum için elde bulunan sıçrama tahtası­na veda etmek lâzım gelecektir. Halbu­ki komünist Çinin, Asyanın başka bir noktasında faraza Hindiçinî'de tecavüze geçtiği takdirde Cenup Kore, Birleşik Amerika hava ve deniz kuvvetlerinin en iyi hareket üsleri olacaktır. Şu hal­de bütün dâva Asyada umumî bir sulh ve mütarekeye bağlı kalıyor.

HİNDÎÇİNÎ'DE NE OLACAK

Kore mütarekesi böylece Hindicini du­rumuna bağlanınca umumî vaziyet hakkında, tanınmış siyasi muharrir (Lippeman) şu mütalâalarda bulunu­yor. Hindiçini'de bir mütareke ve sulha Fransız Hariciye Bakanı temas etmişti.Bunu yapmak için. en emin yol Hindi­cini ve Çinlilere Fransız ordusunu de­nize dö'kemiyeceklerini göstermekdir.Mukavemet takarrür ve tavazuh edin­ce komünist Çinlilere müsaadelerde bu­lunulmalı ve (Hochimin) komünist ida­resinin Hindiçinî'de kurulmasına mu­vafakat eylemelidir. Yani bir taraftan ve cenupta Fransanm himayesinde fBacday) hükümeti ve şimalde (Hochi­min) idaresiKorede dahi aynı usul tatbik edilmeli ve Şimal Kore komünist hükümetini tekrar kabul ederek faali­yette bulunmasına muvafakat edilmeli­dir. Korede de, muharebeden evvel ol­duğu gibi, Cenup ve Şimal Kore hükü­metleri mevcut olacak, cenup Amerikan ve şimal komünist nüfuzuna tâbi ola­caktır.

Komünist Çin böyle bir hal şekline ya­naşmaz da hem Korede hem Hindiçinî'­de tecavüze devam ederse o zaman (Truman - Çörçil) görüşmesinin kabul etti­ği, veçhile şiddetli mukabele lâzımdır. Bu da Çinin, Mançurinin mühim mer­kezlerinin bombalanması. Şanghay'ın hırpalanması ve bütün Çin sahillerinin sıkı ablukası şeklinde tecelli etmesi icap eder. Maamafih İngiliz Liberal Mançester Guardian gazetesi, dünkü yazısında, komünist Çin ile Amerika ve Avrupa devletleri bir harbe tutuşacak olurlarsa bu işten en ziyade memnun o-lacak devletin Sovyetler olacağını ve o zaman, harbin biraz uzamasından sonra Huşların Garbi Avrupaya hücum ede­rek Fransız Atlantik sahillerine kadar yanaşmaları mümkün olduğunu kayde­diyor ve komünist Çine taarruzdan ev­vel çok ihtiyatlı olmayı tavsiye ediyor. Çünkü böyle bir hareket geçen sene (Mac Arhur) un dediğini, bir sene te­ehhürle tahakkuk ettirmiş olmak mâ­nâsına gelecektir.

AMERİKANIN İLK MAĞLUBİYETİ:

Amerikanın bir teklifi, ilk defa olmak üzere, Birleşmiş Milletlerde mağlûbiye­te uğramış ve Sovyet teklifi galebe çal­mıştır. Mesele, siyasî Komitede, Birleş­miş Milletlere yeni âza devlet alınmak yüzünden çıkmıştır. Amerika, Sovyet Peyki devletlerden Kumanya, Macaris­tan, Bulgaristan ve Arnavutluğun üye olarak alınmalarına itiraz ederek men­fi rey vermiş, fakat Rusların (14) devle­tin aimması yani baş peyk devletle beraber peyk olmıyan dokuz diğer devle­tin yani İtalya, Portekiz,.İrlanda vesairenin kabulü yolundaki teklifi ekseri­yetin tasvibine uğramıştır. Takrir leh­te 24 rey toplamış ve (25) devlet mü­messili çekimser davranmıştır. Aleyhte ise ancak 12 rey verilmiştir. Bu on iki reyden biri Amerikanındır. Dikkati çe­kecek noktadır: İngiltere ve Fransa çe­kimser kalmışlar ve Amerika tarafın­dan reylerini kullanmamışlardır. Bilin­diği gibi Amerika, hiçbir peykin Birleş­miş Milletlere girmesine taraftar değil­dir ve Ruslar da Peykler alınmadıkça hür memleketleTİn alınmasına taraftar bulunmuyorlar. Bu vaziyette, birçok memleketler, peyklerin alınmasını ve böylece diğer dokuz hür memleketin de teşkilâta girmesinin sağlanmasını isti­yorlar. Amerika murahhası görüşünde İsrar etmiş ve ilk mağlûbiyete uğramış­tır. Birleşmiş Milletlere alınacakların dokuzu hür memleket olduğuna göre beş peykin girmesiyle ekseriyet Ameri­ka lehinde kalacak demektir. Bu vazi­yette de Amerikan İsrarının sebebi iyi anlaşılamamaktadır. İngiliz gazeteleri Vaşington'un politikasını tenkit ediyor­lar.

İV - AVUSTURYA BARIŞI MESELESİ

OLAYLARIN TAKVİMİ.

2 Ocak 1952

— Washington:

Washington'daki yetkili çevrelerden bildi­rildiğine göre Fransa, İngiltere ve Birleşik Amerika yeni bir Avusturya barış tasarısı kaleme almışlardır. Bu tasarı, dört Dışiş­leri Bakan Yardımcılarının yakında yapa­cakları toplantıda Sovyetler Birliğine su­nulacaktır.

Bu tasarıda evvelce dört devletin muta­bakata vardıkları 59 madde ile henüz as­kıda bulunan beş mesele için yeni hal ça­releri teklifi bulunduğu söylenmektedir. Bu meseleler arasında bilhassa şunlar bu­lunmaktadır:

1.— Yabancı devletlere aid silâhlı kuvvet­ler sayısı,

2.— Mültecilere tanınacak haklar.

Ayni çevrelerde belirtildiğine göre üç dev­let bir anlaşmaya varmak için bütün gay­retlerini sarfa karar vermişlerdir. Fakat şimdiki halde Sovyetler Birliği uzlaşma ka­bul etmez tavrını muhafaza ettiği takdirde, üç Batılı devletle Avusturya arasında ayrı bir barış andlaşması akdi düşünülmediği ilâveedilmektedir.

20 Ocak 1952

— Viyana:

Avusturya Sulh Andlaşması üzerinde Londra'da yapılacak olan müzakereler ari­fesinde Başbakan Leopold Fig, Sovyet kontrolü altında bulunan Viyana radyosun­da verdiği bir demeçte. Rusları ima ile, tavırlarında bir değişiklik olmadığı takdir­de, Avusturya'nın, en yüksek Milletlerarası Mahkemeye müracaatla, müdafaasız bir devlete karşı girişilen şiddet hareketini protesto etmiş ve Avusturya için adalet talebinde bulunmaktan başka çaresi kalma­yacağını bildirmiştir.

22Ocak 1952

—Londra:

Avusturya Sulh Andlaşmasını hazırlamakla meşgul Dışişleri Bakan Yardımcıları Kon-feransmdaki Amerikan temsilcisi Sam Rober dün akşam buradaki Amerikan Elçi­liğinde yaptığı basın konferansında, Sov­yetler arzu ettikleri takdirde gelecek gün­ler içinde Dışişleri Bakan Yardımcıları Konseyinin bir toplantı yapabileceğini be­lirtmiş ve Batılıların daha uzun müddet beklemiyeceklerini sözlerine ilâve etmiştir.

Sam Rober. Sovyet notasının az tatminkâr oluşunu Moskova'dan gelecek talimatın gecikmesine atfetmiş ve ikinci Sovyet no­tasının Büyükelçi Zaroubin yerine Sovyet maslahatgüzarı tarafından imzalanmış ol­masına da fazla bir ehemmiyet atfetmedi­ğini söylemiştir.

Batılı Dışişleri Bakan yardımcılarının ala­cakları tedbirler hakkında kendisine tevcih edilen suale cevaben. Sam Rober, bu ted­birleri tetkik için hafta içinde bir toplantı yapılacağını söylemiştir.

23Ocak 1952

—Viyana:

Avusturya Barış Andlaşmasının akdi için Dışişleri Bakan Yardımcıları Konferansı­nın Londra'da toplanması hususundaki ih­zari istişarelerin durumu Avusturya Dış­işleri Bakanı Kari Gruber'in Bakanlar Ku­rulunda uzun İzahatta bulunmasına vesile olmuştur.

Bakanlar Kurulunun toplantısını mütea­kip yayınlanan tebliğde Sovyet temsilcisi­nin Avusturya Andlaşmasmdan gayri me­seleleri halletmek için bu konferansı vesile ittihaz eylemeğe teşebbüsünden dolayı Avusturya Hükümetinin şiddetle esef ettiği beyan olunmakta ve şöyle denilmektedir:

Dışişleri Bakan Yardımcılarına 1949 yı­lında tevdi edilen vazife münhasıran Avus­turya Barış Andlaşması tasarısını hazır­lamaktan ibaretti. Paris Konferansı kararlarına tevfikan Sovyetler Birliği bu Andlaşmanın akdi için işbirliğinde bulunacağı­nı yazı ile taahhüt etmiştir.»

O zamanlar Trieste' meselesi diye bir me­selenin asla bahis konusu olmadığı hatır­latıldıktan sonra tebliğe şöyle devam edil­mektedir;

«Bu itibarla Sovyet Rusya'nın verdiği son cevap, Avusturya'nın hürriyete kavuşması gerektiğini derpiş eden İkinci Cihan Harbi sırasındakiMoskova deklarasvonunundeğil, fakat 19.49'da Pariste alman sarih ka­rarların da İhlâli demektir.»

Tebliğ şöyle sona ermektedir:

Londrada'ki ihzari müzakereler bir neti­ceye varmadığı takdirde memleketin ka­nunsuz işgaline mümkün olduğu kadar süratle son vermek maksadiyle ilgili bü­tün devletlerle derhal müzakerelere girmek hususunda Dışişleri Bakanlığı vazifelendirilmiştir.

3 Ocak1952

—Berlin:

Haber alındığına göre, Doğu Almanya hü­kümeti bütün Almanya'da serbest seçim­ler yapılabilmesi imkânlarını incelemek üzere Doğu Almanya'ya bir komisyon yol­lamasını derpiş eden Amerikan teklifini reddetmiştir.

Dün akşam Doğu Almanya istihbarat ser­visleri bir tebliğ yayınlamış ve böyle bir komisyon yollamanın Almanya'nın iç iş­lerine İngiliz ve' Amerikalılar tarafından bir müdahale teşkil edeceğini ileri sürmüş­lerdir. Tebliğde Doğu Almanya hükümetine bağlı komisyonun, bütün Almanya'da ge­nel seçimler yapılması ile ilgili bir Seçim Kanunu tasarısının hazırlanmakta olduğu bildirilmektedir, gayet Batı Almanya tem­silcileri seçimler tertiplenmeden önce bu tasarıyı incelemek isterlerse. Doğu Alman­ya temsilcileri bu maksatla her iki Al­manya temsilcilerini ihtiva edecek bir kar­ma komisyonun kurulmasında hiçbir mâni görmemektedirler.

Batı Berlin siyasî parti liderleri, seçmen­lere seçimin hakikaten serbest yapılacağı hakkında teminat verilmesi lüzumuna işaret etmekte ve bunun da ancak seçim mü­cadelesinincereyantarzınadairteminat verecekolan milletlerarasıbirkontrolî mümkünolabileceğihususundamüttefik­tirler.

18 Ocak 1952

— Bonn:

İyi haber alan Alman çevrelerinden bildi­rildiğine göre, işgal statüsünün yerine ika­me edilecek olan umumî sözleşmeye dair Müttefik ve Alman mütehassısları arasın­da cereyan eden müzakerelerde yeniden terakkiler kaydedilmiştir. Maamafih malî sahada iştirak nisbeti ve Almanya'nın silâh imâli meseleleri bazı güçlükler ortaya atmaktadır.

Ayni çevrelerden belirtildiğine göre AlmanAlman noktai nazarından, derpiş edilen hal çaresi. Sarr bölgesine Avrupa statüsünü temin eden bir sözleşme imzasından ibaret olacaktır. Bonn çevrelerindeki kanaate gö­re, Schuman Plânında derpiş edilen Avrupa Ağır Sanayii Birliğinin merkezini burada kurmak mümkün bir hal çaresi olarak te­lâkki edilmektedir.

Federal Hükümetin tasarısı,dış siyasette bir dönüm noktası teşkil edecek mahiyet­tedir. Filhakika şimdiye kadar Bonn Barış Andlaşrnası müzakeresinden evvel Saar sta­tüsü ürerinde konuşmalara girişmek tasav­vurunda değildi. Alman devlet adamları artık müstakbel barış andlasması hüküm­leri şimdiden havi bulunan bir anlaşmaya mümkün olduğu kadar sür'atle varmanın zarurî olduğu kanaatindedir,

-MüttefikmüzakerelerininLizbonKon­feransından evvel bitmesi lâzımdır. Hazır­lanacakolanumumîsözleşmehükümleri bu konferansa sunulacaktır.

23 Ocak 1952

—Bonn:

Üç yüksek komiserle Başbakan Adenauer arasında Bad Godesberg'deki Fransız Yük­sek Komiserliği merkezinde cereyan eden görüşmeyi müteakip yayınlanan tebliğde «Batı Almanya Cumhuriyetinin 1952-1953 malî yılında Batı savunmasına yapacağı malî yardım meblâğının yekûnu meselesi üzerinde üç müşavirlerin reyine müracaat edilmesi hususunda» Müttefik hükümetle­rin mutabık kaldığı belirtildikten sonra bu konudaki hazırlık müzakerelerine Bonn'da devam edileceği ve üç müşavirle yapılacak toplantının Şubattan önce mümkün olma­yacağı beyan edilerek şöyle denilmektedir:

«Federal Almanya Başbakanı ve Yüksek Komiserler ahdî anlaşmalara dahil buluna­cak malî ve maddî yardım sözleşmesinin teferruatı üzerindeki müzakerelerde ileri­de yeni başarılar gerçekleştirilebileceği ümidinİ İzhar etmişlerdir.

Berlin Belediye Başkanı Prof. Reuter, gün­demde Berlin'in ihtiyacı olan iktisadî ve malî yardımı gelecekte sağlamağa matuf usuller hakkında Federal Cumhuriyet ile Batılı hükümetlerin girişecekleri taahhüt­lere mütedair maddenin müzakeresinde hazır bulunmuştur.»

30 Ocak 1952

—Bonn :

Dün yarı resmî bir kaynaktan bildirildi­ğine göre, Federal Hükümet, Sarr mesele­sini halletmek üzere Fransız - Alman mü­zakereleri için görüşmelerde bulunmak ni­yetindedir.

Parlâmento çevrelerinde dolaşan bazı şayi­alara göre, bu hususta Fransız ve Alman temsilciler arasında şimdiden temasa ge­çilmiştir.

YANKILAR.


Almanyasız Avrupa...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

25 Ocak 1952 tarihli Ulus'dan

Uzakdoğu ve Avrupa'daki muvazene­sizliğin sebebi, Japonya'nın ve Almanyanın milletler arası münasebetlerde birer kuvvet halinden çıkarılmış olma­larıdır. Japonya'sız Uzakdoğu ve Al-manyasız da Avrupa nizamının kurula-mıyacağı anlaşılmıştır. Bunu anlıyan Birleşik Amerika Japonya'yı bir kuvvet olarak tekrar canlandırmak için teşeb­büse geçmiş ve geçen yılın sonbaharın­da San Fransisko'da imzalanmış olan Barış Anlaşması ile bu yolda en mühim adım atılmıştır.

Almanya'yı canlandırmak o kadar ko­lay değildir. Bir defa Almanya'nın bir kısmı Rusya'nın işgali altındadır. Do­ğu kısımları Polonyalıların elindedir. İşgal bölgelerine ayırma yüzünden, Al­manlar arasında birlik bozulmuştur. Rusya Almanya'nın Batılı devletlerle işbirliğine girişmesine engel olmak için her çareye başvurmaktadır. Bu zorluk­ların dışında bir de «canlanacak» bir Almanya hakkında Fransa tarafından duyulan korku vardır. İşte bu sebeple­dir ki Almanya'nın canlandırılması ameliyesi yavaş yürümektedir.

Fakat yavaş ta olsa, yürüyor. Şimdilik Almanya'nın birlik halinde canlandırıl­ması bahis mevzuu değildir. Batı dev­letleri, Batı Almanya'yı ihya etmeye çalışmaktadırlar. Filhakika Batı Al­manya Alman nüfusunun büyük çoğun­luğunu içine aldığı gibi endüstri bölge­leri de Batı Almanya'da toplanmıştır. Elli milyonu bulan nüfusu ile ve endüs­trisi ile Batı Almanya, Fransa'dan ve hattâ İngiltere'den daha büyük bir memleket halindedir. Böyle ikiye bö­lünmüş bir halde bile Almanya Batı Avrupa'nın en kuvvetli devleti vaziyetindedir.

Bu sebepledir ki canlandırılmasında ihtiyatla hareket edilmektedir, Çünkü böyle büyük bir kuvvetin muvazenede rol oynamaya başlamasından ne netice­ler doğurabileceği Batılı devletleri ve hele Fransa'yı haklı olarak korkutmak­tadır. Meselenin her tarafı hesaplanma­lıdır: Böyle bir Almanya, Rusya ile Ba­tı arasındaki rekabetten kendi namına faydalanmaya kalkışabilir. Batıya kar­şı şantaj yapar. Moskova ile birlik olur. Bunlar hep tarihte olmuş, görül­müş işlerdir.

Bu düşüncelerle, Batili devletler ve he­le Fransa, Almanya'yı Avrupa Birliği çerçevesi içinde canlandırmak kararını vermişler ve o yol üzerinde yürümekte­dirler. Yani canlanacak Almanya, Batı devletleriyle işbirliğiğine bağlı tutula­caktır. Bunca bir tedbiri, Almanya'nın kömür ve çelik sanayiini Fransa'nın, İtalya'nm ve Benelux devletlerinin kö­mür ve demir sanayileri içine alarak hepsini bir idareye bağlıyan Schuman Plânıdır. Bu plân ile Almanya iktisaden sıkı sıkıya Batıya bağlanmaktadır. Plânı önce Fransız Meclisi tasdik etmiş­ti. Geçenlerde Alman Meclisi de 143 oya karşı 232 oyla bu plânı tasdik etmiş­tir.

İkinci bir tedbir Batı Almanya'yı asker­lik bakımından Batıya bağlamaktır. Fransa Amerika'nın da yardımiyle, bu­nu Avrupa ordusu teşkilâtiyle yapma­ya çalışmaktadır. Avrupa Ordusu pro­jesi yavaş yürüyor. Bir takım siyasî, teknik ve malî zorluklarla karşılaşıl­mıştır.

Millî ordulardan bir milletlerarası ordu meydana getirmek kolay değildir. Pa­ris'te geçenlerde yapılan toplantılarda bir taraftan Fransa, diğer taraftan da Belçika ve Hollanda arasında ihtilâf çıkmıştı. Şimdi Almanlar da Avrupa Ordusu için ödeyecekleri para hakkın­da bir takım iddialar ileri atmışlardır. Avrupa Ordusunun Almanya ile ilgili olan maliye meselelerini Adenauer ile üç işgal kuvveti komiserleri Bonn şehrinde görüşmektedirler. Almanlar, bu Komiserlerle ordu masrafları üze­rinde anlaşamadıklarını söylîyerek me­seleyi doğrudan doğruya Atlantik Pakti devletleriyle görüşeceklerini bildir­mişlerdir.

Almanya ile Batılı devletler arasında iktisadî ve askerî sahalarda işbirliği ku­rulması gayesine matuf olan bu görüş­melerle muvazi olarak Almanya'ya hü­kümranlık haklarının verilmesi için de Bonn'da üç komiserle Adenauer arasın­da temaslar devam etmektedir. Alman­ya ile bir barış andlaşmasmm imzası mevcut şartlar altında mümkün değil­dir. Bunun içindir ki Almanya ile imzalanacak olan vesikaya «Barış andlaş-ması» değil de "Barış mukavelesi" (Contract) adı verilmektedir. Almanya'­ya temin edeceği hükümranlık da tam olmıyacak, kayıtlı olacaktır.

Bu çeşit münasebetlerin tarihte bir ör­neği yoktur. Fakat bugünkü vaziyetle­rin de tarihte bir örneği görülemez. Esas mesele Almanya'nın Batı ile işbirli­ğini temin etmektir. İşte Batılı devlet­ler yavaş ta olsa bu hedefe doğru yürü­mektedirler.

3 Ocak

—Paris:

Busun iyi haber alan bir kaynaktan öğre­nildiğine göre, önümüzdeki Şubatın ikisin­de Lizbon'da başlaması mukarrer olan At­lantik Konseyi toplantısının üç hafta geri bırakılması ihtimali vardır.

Bu toplantının üç hafta geri bırakılması sebebi Anlantik Paktı Teşkilâtı ve Avrupa ordusu tasarısı ile ilgili muhtelif meselele­rin tanziminin derpiş edildiğinden daha faz­la bir zamana ihtiyaç göstermesidir.

11 Ocak 1952

—Washington:

Başkan Truman'a göre. Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtının Türkiye ve Yunanis­tan'ı içine alacak şekilde genişlemesi, bu teşkilâtın gayelerinin tahakkuku hususunda lüzumlu bir adımdır.

Başkan Truman. Türkiye ve Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktına alınmaları hak­kındaki protokolün bir suretini resmen im­zalanmak üzere dün Amerikan Avan Mec­lisine sunmuş ve Meclisin protokolü en kısa bir zamanda tetkik etmesini istemiş­tir.

Başkan Truman, bu münasebetle gönderdi­ği bir rnesaiında demiştir ki:

((Sulh uğrunda dünyanın diğer hür mil­letleriyle birlikte çalışmakta olan Türkiye ve Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktına alınmaları bu teşkilâtın gayelerinin tam mânasiyle tatbiki bakımından lüzumlu bir harekettir. Bundan dolayı Ayan Meclisinin bu protokolü sür'atle ve müsbet bir şekilde nazarı itibara alacağını ümid ederim.»

—Londra:

Atlantik Paktı Bakan Yardımcıları Kon­seyi Başkanı Charles Spofford Washington ve Ottawa'daki istişarelerini müteakip bu­gün uçakla New-York'tan Londra'ya gel­miştir. Hava alanında verdiği beyanatta Spofford,ŞubatayındaLizbon'datoplanacak olan Atlantik Paktı Konseyinde ele alınacak meselelerin görüşmelerinin mev­zuunu teşkil ettiğini söylemiştir.

13Ocak 1952

—Paris:

Atlantik 'Paktı Kuvvetleri Başkomutanı General Eisenhower, dün Fransa'nın Fas Genel Valisini ve müteakiben de, Belçika ve Lüksemhurg Parlâmentolarına mensup heyetleri kabul etmiştir.

Belçika ve Lüksemburg delegeleriyle yapı­lan konferans, daha evvel. Fransa, İngil­tere ve Birleşik Amerika Parlâmento he­yetleriyle yapılan ve istİşarî mahiyette olan konferansın bîr devamıdır.

14Ocak 1952

—Ottawa:

Birleşik Amerika. İngiltere ve Kanada Atlantik Paktı Teşkilâtını sadeleştirmek ve Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konse­yine müşabih daimî bir Yüksek İstişare. Meclisi ihdas etmek hususunda mutabık kalmışlardır.

Churchill'in Washington ve Ottawa'da ileri sürdüğü belli başlı hususlardan bîri de bu iki projedir.

Henüz teeyyüd etmeyen bîr habere göre, Churchill, Kanada Umumî Valisi Vikont Aleksander'e, hâlen kendi uhdesinde bulu­nan Millî Savunma Bakanlığını teklif et­miştir.

Atlantik Paktının müstakbel teşkilâtına dair proje, Lizbon'da yapılacak olan top­lantıya sunulacaktır.

Lizbon toplantısının da gelecek ayın so­nuna taliki muhtemeldir.

15Ocak 1952

—Washington:

Türkiye ve Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktı tam üyeliğine kabulüne dair izahattabulunmak üzere Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson ve Müşterek Genel Kurmay Başkanı General Omar Bradley bugün Dış Münasebetler Komisyonunda hazır bulunacaklardır.

Komisyon Başkam Tom Connally, Türkiye ve Yunanistan'ın tam üyeliğe kabullerinin sür'atle tasdik edileceğini ümidini izhar et­miş ve mevzua muhalif hiç kimsenin söz almak üzere Komisyona müracaat etme­diğini sözlerine ilâve etmiştir.

Senatör Connally'nin açıkladığına göre. Dean Acheson Komisyonda üyeliklerin süratle tasdikini istemiş ve karşılıklı sa­vunma programı askerî ve iktisadî yardı­mının devamı lüzumuna İşaret etmiştir.

— Roma:

Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına davetlerine müteallik protokol, 11 Ocak tarihinde İtalya Mebusan Meclisi Harici­ye Encümeninde Başbakan ve Hariciye Nazırı hazır bulunduğu halde müzakere ve kabul edilmiştir. 15 âza lehte. 9 âza aleyhte rey vermiş ve bir kişi de müstenkif kalmıştır. Aleyhte rey verenler komünist­lerle sosyal komünistlerdir. .

19 Ocak 1952

— Washington:

Bilindiği gibi, Kuzey Atlantik Paktı Teş­kilâtı Deniz Komutanlığına Amerikalı bir Amiralin tayini hususunda Churchül ile Truman arasında anİaşmaya varılmıştır. Pasifik Filosu Komutanı Amiral Mynde McCormick'in bu yeni vazifeye tayin edi­leceği söylenmektedir.

Dün geç vakit 80 dakika süren bir görüş­me sonunda Churchill, Atlantik Paktı De­niz Komutanlığına Amerikalı bir Amiralin tayinini kabul etmiştir. Düknü toplantıyı müteakip yayınlanan resmî tebliğde bu vaziyet açıklanmıştır. Tebliğde ilâve edil­diğine göre, Başkan Truman ile Churchill. İngiltere Deniz Komutanlığının emrinde bulunan bölgenin genişletilmesi hususunda da bir anlaşmaya varmışlardır.

24 Ocak 1952

!— Paris:

Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına kabulleri hakkında Fransız Millî Mecli­sinde cereyan eden müzakerelerde, söz alan General de Mensabert, Türkiye ve Yu­nanistan'ın Atlantik Paktına katılmaların­da hiçbir gecikmeye meydan verilmemesi lâzım geldiğinisöylemiştir. General de Mesabert'ten sonra söz alait De Chambrun, Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktına .katılmalarının 1939 Türkiye - Fransa - İngiltere Andlaşmasma. atıfta bulunulmasına rağmen. Hükümet ta­rafından deruhte edilen taahhütlerin ge­nişletilmesinesebep olacağınısöylemiştir.

Bundan sonra konuşan General Billottev Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktı­na katılmalarına tamamiyle taraftar ol­duğunu söyledikten sonra, Fransa'nın bu iki memleket ile münasebetlerini hatırla­tarak, Türkiye ve Yunanistan'ın stratejik yardımlarının ehemmiyetini belirtmiş ve savunma teşkilât ve hazırlanmasında daha geniş bir birliğin temini gerektiğini ve Fas ile Tunus'un Pakta alınmamalarını esefle karşıladığını belirttikten sonra şunları söy­lemiştir:

Türkiye ve Yunanistan'a karşı hissettiğimiz, dostluk dolayısiyle bu devletlerin Pakta alınmalarını tasvib edeceğiz.- Fakat mun­zam protokol bize sunulduğu vakit bunu dikkatle tetkik edeceğiz.

Bu hatiplerden sonra söz alan Dışişleri Bakanı -Robert Schuman, Pakt imzacıları­na terettüp eden mesuliyetlerin genellenmesi tehlikelerine dair ileri sürülen bazı itirazları cevaplandırmış ve demiştir ki; Türkiye ve Yunanistan'ın bağımsızlık ve bütünlükleri, camiamız için hayatî bir ehemmiyeti haiz bulunmaktadır.

Munzam bir tehlikeyi göze almak değil, fakat iki milleti yalnız kendi kaynakla-riyle başbaşa terketmekten doğacak tehli­keyi önlemek bahis mevzuudur.

Schuman, Fransa'nın Türkiye ve Yunanis­tan'a eski dostlukla bağlı bulunduğunu, onların Atlantik camiasına katılmalarının Fransa için müstesna bir kıymet ifade et­tiğini belirttikten sonra, bu iki memleke­tin iç durumları hakkında ileri sürülen haksız tenkitleri şiddetle reddetmiştir.

29 Ocak 1952

-— Washington:

Türkiye ve Yunanistan'ın Atlantik Paktı Teşkilâtına kabulü protokolü Birleşik A-merika Ayan Meclisi tarafından müzakere edilirken, Ayan Meclisinin mümtaz bir üyesi ve aynı zamanda Birleşik Amerika Cumhurbaşkanlığı adayı Türkiye'den sita­yişle bahsetmiştir.

Geçen çarşamba günü, demokratların Tem­muz ayında Chicago'da yapacakları Kon­grede kendisinin aday gösterilmesine çalı­şacağınısöyliyenTennesseetemsilcisi Ayan üyesi Estes Kefauver, gazetecilerle yaptığı bir konuşmada, Orta-Doğu'ya yap­tığı son ziyaretinde. Boğazların bekçisi Türkiye'nin stratejik ehemmiyetinin ken­di Üzerinde «büyük» bir tesir icra ettiğini bildirmiştir.

Kefauver Ayan Meclisine seçilmeden ev­vel, Birleşik Amerika Temsilciler üyesi olarak iki sene evvel Orta-Doğu'ya bir se-lıayat yapmıştı.

Ayan üyesi konuşmasında, «Yaptığım in­celemeler ve ziyaretimden beri Türkiye'nin Amerikan yardımını kullanması hakkında almakta olduğum müsait malûmat, Türki­ye'nin şerefli ve dü/üst bir millet oldu­ğuna ve Birleşik Amerika ile aynı safta hürriyet sever demokrat memleketler ara­sında bulunduğuna beni inandırmıştır» de-mİşür.

Ayan Meclisi Tahkikat Komisyonu Ba­kanı olarak bütün memlekette büyük bîr şöhret kazanmış olan Ayan üyesi Kefauver, Demokrat Partinin kuvvetli bir.grupu ta­rafından Başkanlık için desteklenmekte­dir. Kefauver'in Başkanlık adayı hakkında lehinde cereyan Tennessee ve Californiada başlamış ve oradan bütün memlekete yayılmıştır.

— Washington:

Birleşik Amerika Ayan Meclisi, . Türkiye ve Yunanistan'ın Kuzey Atlantik Paktına kabulü hakkındaki anlaşmayı bugün tasdik etmiştir.

Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtına mensup diğer memleketler tarafından da bu anlaş­ma tasvip olunduğu takdirde, hür Batı memleketlerinin savunma sistemi oy birli­ğiyle, Türk - Rus hudutlarına kadar geniş­lemiş olacaktır.

Bugün Ayan Meclisinde oya başvurulma­dan önce cereyan eden kısa müzakereler esnasında bu karara muhalefet eden olma­mıştır.

Diplomatik lisanda nrotokol anlaşması adı yerilen bu metin. Ayan Meclisi Dışişleri Komisyonu tarafından bu av İçinde oy­birliğiyle kabul edilmişti.

Komisyon Başkanı demokrat Tom Connally bu tasvip kararından dolayı sön de­rece memnun ve mutmain olduğunu bildir­miş ve demiştir ki:

Türkiye ve Yunanistan. Akdenizde ehem­miyetli bir stratejik mevki işgal etmektedirler ve her iki memleket de bu bölgede komünizme karşı koymuştur.

Connally bundan sonra,kahraman ve iyi asker olan Türk milletini övmiis ve Yu­nanlıların da Amerikalıların yardımı ile komünist müstevliyi memleketlerinden kovduklarını ilâve etmiştir.

Protokol anlaşmasının tasvibi, Kuzey At­lantik Paktı Teşkilâtının kıymetini art­tıracak ve Türkiye ile Yunanistan'ın mu­kavemet sahasındaki kuvvet ve kudretiyle itibarını arttıracaktır.

Demokrat Ayan üyesi ve Dışişleri Komis­yonu mensuplarından Walter Kİng de. Türkiye ile Yunanistan'ın dünya barış ve güvenliğine yaptıkları fevkalâde hizmeti övmüştür.

Cumhuriyetçi Ayan üyesi Harry Cain ise, tasvip kararını müşterek güvenlik siste­minin ilerdeki büyük gayeleri uğruna atıl­mış muazzam bir adım diye vasıflandıra­rak Övmüştür.

Ayan üyesi bundan sonra, Amerika'nın dostu Türkiye ve Yunanistan'ın Kore har­binde yaptıkları ve tarihin bu unutulmaz ânında yapmayı düşündükleri mükemmel hizmetlerden dolayı bu iki memleketi tak­dirle anmıştır.

31 Ocak 1952

—- Londra:

Atlantik Paktı Bakan Yardımcıları Kon­feransında Fransa'nın daimî temsilcisi Herve Alphand dün. ecnebi meslekdaşlarına. Avrupa Topluluğu Konferansı delege­lerinin Paris'te kaydettikleri ilerlemeler hakkında malûmat vermiştir.

Büyükelçi, Bakan Yardımcılarına verdiği raporda. Avrupa Topluluğu memleketleri arasında başlıca bütün meseleler hakkında prensip anlaşmasına varıldığını bildirmiş­tir.

Bu meseleler şunlardır: Orduların tamam­lanması, müşterek bütçe, silâhlanma ve si­yasî, müesseseler.

Bunların plânlaşürılmalan kalmıştır, fakat Lizbon Konferansından evvel nihaî anlaş­maya varılması lâzımdır. Konferansta At­lantik Konseyi, kabul edilen tedbirler ve Avrupa Topluluğu ile Atlantik Paktı Teş­kilâtı arasındaki münasebetler hakkında karar verecektir.

Atlantik Paktında iyice açığa

Yazan:Necmeddin Sadak

4 Ocak 1952 iarihli Akşam'dan

Türkiye ile Yunanistan'ın Atlantik Paktı askerî tertipleri içinde alacakları yer hakkında Vaşington'dan gelen ha­berler memleketimizde kötü tesirler u-yandırdı. İleri sürülen şekilde Türki­ye'nin Atlantik Paktına girmiyeceği Ankara'dan ilk gelen tepkiler arasında­dır.

Türkiyeye Atlantik Paktı Teşkilâtı için­de büsbütün ayrı bir yer verilmek is­tendiğini ve böyle bir farklı yeri kabul etmenin doğru olamıyacağını bu sütun­larda birkaç kere anlatmaya çalıştık. Atlantik Paktına girerken böyle bir pü­rüzlü nokta karşısında kalacağımızı da­ha geçen yaz burada belirttiğimiz za­man bazı hükûmetçi muharrir arkadaş­ların tarizlerine uğradık. Dışişleri Ba­kam Fuat KöprÜlü'nün Meclisteki be­yanatından sonra hâdisenin en açık şe­kilde ortaya çıkması ve bilhassa, Tür­kiye Atlantik Paktını imzalamaya da­vet edilmeden önce bu durumun iyice anlaşılması hayırlı olmuştur. Bu mesele hakkında karar verecek olan devletler, bu suretle, Türk efkârının düşünceleri­ni daha önceden öğrenmek ve ona göre hareketetmek İmkânını bulmuşlardır.

Mesele malûmdur: Türkiyenin Atlan­tik Paktını imzalaması, fakat Atlantik Paktı Kuvvetleri Komutanlığı dışında kalması teklif ediliyor. Atlantik Paktı müdafaa kuvvetleri, Batı Avrupada General Eisenhower komutasında top­lanacak ordulardır. İsteniyor ki Türki­ye, Batı Avrupaya uzak olduğu İçin, bu müdafaa kuvvetlerinin, müdahele hududu dışında kalsın.

Yalnız bir değişiklik var. İlk zamanlar­da bu farklı yer yalnız Türkiye içindi.

YiyeBu teklifin sebeplerini burada anlat­mıştık: Bir harbde Avrupa karasından yahut Akdeniz yolundan Türkiyeye yardım etmek imkânsızdır, diyorlar. Şu halde, Atlantik Paktına girecek olan Türkiyeye, bir tecavüze uğradığı za­man, bu paktın müşterek müdafaa kuv­vetlerinden yardım göremiyecek, Mısır yolundan yardım görecekmiş. Bu tak­dirde Türkiye için Atlantik Paktına girmek faydalı değil, ancak zararlı ola­bilir. Çünkü Batı Avrupaya karşı bir tecavüz olursa Türkiyeden hemen har­be girmesi istenecek, fakat Türkiyeye tecavüz olursa Batı Avrupadan hiç yar­dım gelmiyecek...

Evvelki gün gazetelerde çıkan habere göre bu teklifi ısrarla destekliyen İn­giltere imiş. İngiltereye göre Türkiye Orta Doğuda kalmalı ve Türk ordusu ancak Ortadoğuyu müdafaa etmelidir.

Biz, daima itiraf ediyoruz ki Türkiye­nin Mısırdaki yirmi bin İngiliz askeri ile birlikte, Ortadoğuyu Arap memle­ketlerine rağmen nasıl müdafaa edebi­leceğimizi bir türlü anlamıyoruz. Bun­dan başka, Batı Avrupanin ve Atlantik ordularının yardım hududu dışında bı­rakılan bir Türkiye kime dayanarak Ortadoğunun, yani Arap memleketleri­nin bekçiliğini edecek?

Eğer denildiği gibi, İngiltere gerçekten,. Türkiyenin müşterek Atlantik Orduları dışında kaîarah Mısırın müdafaası işini yüklenmesini istiyorsa tarihinin en bü­yük siyasî ve askerî hatasını işliyor. Fakat, daima tekrarladığımız gibi, bu­günkü şeklinde, yani Amerika ve Fran­sa hiçbir kuvvet göndermek istemedik­leri halde Türkiyenin sadece küçük İn­giliz kuvvetleriyle birlikte, İngiltereye düşman olan memleketleri müdafaa et memizden ibaret bir Ortadoğu tertibini asla anlamadık. Bunda henüz bilmedi­ğimiz noktalar olsa gerektir.

Gazetelere göre İngiltere Türkiyenin Eisenhower komutası dışında kalmasını isterken, KmetYka 'ÎTİtkiyeTÖB Dileğini arkadaş olarak yanımızakoyuyorlar'.<A.P.»ajansının Londradan verdil

telgrafın tam tercümesi şöyledir: «Amerika, Ege denizinde Türkiye ile Yu­nanistan'a şamil bir tâli komutanlık ih­dasına taraftar görünüyor. Bu tâli ko­mutanlık Batı Akdenizde Amiral Car-ney'in tâli komutanlığına benziyecektir. »

Bizim bildiğimize göre Türkiyenin, kendi komutası hududu dışında kalma­sını bizzat General Eisenhower uygun görmektedir. İngilizler, General Eisenhower'in bu görüşüne dayanarak, Tür­kiyenin sadece bir Ortadoğu müdafaa küveti kalmasında ısrar ediyorlar.

Atlantik Paktı bir siyasî vesikadır. Bu vesikayı imzalamanın ehemmiyeti bü­yüktür. Bu vesika gereğince Amerika ile karşılıklı taahhüde girişiyoruz. Tür­kiye bir tecavüze uğrarsa Amerika har­be girecektir. Bu taahhüt, Türkiyeye karşı kolay kolay bir tecavüz olmama­sını temin eden çok kıymetli bir garan­tidir. Fakat, Türkiyeye tecavüz olursa dünya harbi patlaması muhakkak ol­makla beraber bize asıl lâzım olan, ne­reden, ne zaman, ne şekilde yardım gö­rerek düşmana dayanabileceğimizdir. Atlantik Paktına bunun için giriyoruz. İster Eisenhower komutası, ister başka­sı... Elverir ki ilk anda tesirli yardım göreceğimize emin olalım ve bizim yar­dımımıza koşacak kuvvetlerin, şimdi­den nerede bulunduklarını görelim. Bü­tün mesele, bîr tecavüz karşısında ve­ya taahhüt icabı harbe atıldığımız tak­dirde Mısırdaki beş on bin kişilik İngi­liz "ordusu ile baş başa kalmıyahm ve Ortadoğu müdafaası adı altında ölü doğmuş bir nazariyeye kurban gitmiye-lim.

Fakat eminiz, hükümetin dikkat ve ıs-rariyle her şey yoluna girecektir.Paktın şubesi oîabilir mi?.. 4 Ocak 1952 tarihli Milliyet'ten

İngiltere Başbakanı Churchill, iktidara gelmeden çok evvel, Atlantik Paktı de­niz Kuvvetleri Komutanlığına bir Ame­rikan Amirali tâyin edildiği zaman «İngiterede artık amiral kalmadı mı?» sualini sormaktan kendini alamamış, Müttefiklerarasi komutanlıklara İngi-terenin prestiji bakımından İngiliz ge­neral ve amirallerinin getirilmelerini Çok istediğinigöstermişti.Harpten sonra İngiltere, Amerikanın yanında, vaktiyle Almanya ve Avusturya münasebatı için kullanılan bir tâbirle, parlak ikinci mevkiinde kalmış, bu Yakın Şark'taki İngiliz menfaatleri ve presti­ji için hayırlı neticeler de vermemiştir.

Şüphesiz İngiltere Birinci hattâ İkinci Dünya Harplerinden evvelki kudret ve haşmetini muhafaza edebilmiş olsaydı, Abadan meselesi, Kanal meselesi gibi hâdiselerle karşılaşmazdı. Sebepleri ne olursa olsun İmparatorluk zayıflamış ve kudretten düşmüştür. Bazı Dominyon­lar bugün anavatandan ziyade Amerikaya yaklaşmış, hattâ ayrı bir siyaset takip eder vaziyetler almışlardır. Bü­tün bunlara rağmen İngiltere bugün de muazzam bir kudrettir. Batı Avrupada iyi hazırlanmış, malî ve iktisadî vaziye­ti en sağlam devlettir. Dünya siyasetin­de silik kalmak istememekte eski pres­tijinin yardımıiyle ve mevcut kuvvettini mahir bir kurnandan gibi muhtelif yerlerde göstererek İmparatorluktan bakiye kalan menfaatlerini muhafaza etmek niyetindedir. Akdeniz ve Yakın Şarkta da diğer mmtakalarda olduğu gibi ikinci plâna çekilmemek için. se­nelerdir mücadele halindedir. Unutul­mamalıdır ki Akdenizde hâkim rolünü muhafaza ettiği müddetçe İmparator­luğun bağları, iktisadî ve malî sebeple­rin de tesiriyle daha ziyade gevşemiycek, bugünkü vaziyetini hemen de müş-külâtsız idame mümkün olacaktır.

Orta Şark kumandanlığı meselesi işte bu düşüncelerin mahsulü olarak ortaya atılmıştır. Şimdiye kadar birinci plânda gelen bütün komutanlıkları Amerikalı­lara terketmek zorunda kaldıkları için İngilizler bu mmtakayı ikinci derecede ehemmiyeti haiz bir saha gibi göstere­rek buranın kendi komutanlıklarına terkini isterlerse Amerikalılar buna red cevabı vermiyecekleri kanaatindedirler. Hudutları bile sarahatle ifade edil­meyen bu mevhum bölgede bulunan İn­giliz askerleriyle Türk, belki de Yunan ordularından teşekkül edecek kuvvet, bir İngiliz generalinin emrinde bulunur­sa elbette İngiliz siyasetinin buralarda tekrar eski prestijini elde etmesine çok yardım edebilir. Vâkıâ İngiliz olmayan kuvvetlerin tecavüze maruz kalmayan herhangi bir yerde kullanılması elbette mümkün olamaz. Böyle olmakla bera­ber sevkü idareyi ellerine alırlarsa bun­dan büyük menfaatler temin eylemeleri de tabiîdir.


Amerika şimdiye kadar her mmtakada en büyük kuvveti topladığı için komu­tanlıkları deruhte etmişti. Askerî bir zaruret olarak bir Yakın Şark komu­tanlığı icap ettiğini bir an kabul eder­sek bunun sevkü idaresinin İngilizlerin uhdesine verilmesine Türkiyenin mu­vafakat edaceği mi zannediliyor? Böyle birşey mevzubahis olsaydı sayın Chur-chill'in sualini tekrar eder, İngiltere Yakın Şarkta hiç bir zaman Türk kuv­vetleri kadar, hattâ ona müsavî bir kuvvet toplayamıyacağı için, «Türki-yede komutan kalmadı mı?» derdik.

Kaldı ki Atlantik Paktı bizim nazarı­mızda taksim edilmez bir küldür. Teşki­linde maksat bir olduğuna göre sev­kü idaresi de ancak bir olabilir. Harp­lerde aynı devletin orduları arasında bile bazan geçimsizlikler, kıskançlıklar olduğunu İngilizler çok iyi bilirler. îki başkumandanlığı aynı hedefe tam bir ahenkle sevkedebileceğini, ikmal ve malzeme bakımından da bunda mahzur görülmiyeceğini elbet İngiliz dostları­mız iddia etmezler. Biz hissi sebeplerle müdafaa olunabilecek bu dâvadan vaz­geçmeleri onların Yakın Şark politika­ları için bir zaruret olduğunu pekâlâ takdir etmemelerini mümkün görmüyo­ruz. Bu itibarladır ki ajansların verdik­leri haberleredeinanmıyoruz.

Atlantik Paktı hakkında...

Yazan: Selim RagıP Emeç

7 Ocak 1952 tarihli Son Posta'dan

Atlantik Paktına girmemiz mevzuu, geçenlerde, Büyük Millet Meclisinde bir defa daha ele alınmıştı. Avrupadan yeni donen Dışişleri Bakanımız Fuad Köprülünün memleket dışındaki yaptığı temaslara ait intibaın tâbir caizse he­nüz çiçeği burnunda ikan Büyük Millet Meclisi tarafından dinlenmesi, bu ba­histe memleketimizin düşünce ve telâk­kilerine vuzuh vermek bakımından, son derece faydalı olmuştu.

Bu suretle memleket umumî efkârı ile beraber bütün cihan da öğrenmiştir ki, bugünkü dış tehlike karşısında kendi­mizi emniyette sayabilmemizin tek şar­tı, bizim için tam ve eşit haklar daire­sinde, Atlantik Paktına alınmamızdan ibarettir.

Bu arada, bahsi geçen Ortadoğu komu­tanlığı hakkında da şu kanaat belirtil­mişti:

Atlantik Paktının Ortadoğu mıntakasına kadar tesirle hükmünü icra edebil­mesi, bugün için, böyle bir komutanlı­ğın tesisi, Paktın, mesafe bakımından devamlılığını sağlıyacağı için lüzumlu­dur. Ve fakat bu komutanlık, bütün Pakt Devletleri tarafından değil de, bu mmtakada hassaten alâkadar bulunan Birleşik Amerika, İngiltere, Fransa ve Türkiye tarafından tesis ve teşkili icap ettiği için, ayrı bir hususiyet arzetmek-tedir vs şimdilik, etrafında herhangi fii­lî bir adım atılmamış bir tasarıdan iba­rettir. Bunun dışında, Atlantik Paktına girip girmememizle Ortadoğuda bir ko­mutanlık tesisi fikir ve kanaati arasın­da, şart sayılabilecek herhangi bir ir­tibat mevcut değildir.

Bundan birkaç gün evvel Londradan gelen bir Reuter haberi, şimdiye kadar berrak bir manzara arzeden bu mesele­nin bazı bulutlarla gölgelenmek istida­dını gösterdiğini belitmiştir. Filvaki bu haber, memleketimizle beraber Yunanistanın, Atlantik Paktı çerçevesi için­de alacağımız mevki ve rol hakkında Birleşik Amerika ile İngiltere arasında bir ihtilâf mevcut olduğunu kaydeylemekte idi.

Yine ayni haber, bu ihtilâfın mahiyeti­ni şöyle izah etmekte idi:

İngiltere Türkiye ile Yunanistanı, Ortadoğunun tabiî askerî sahasının bir kısmı olarak kabul etmektedir.

Vaşingtona giden İngiliz Bakanlarının, Türkiyenin, bu teşkilâta alınması için şiddetle ısrar edecekleri de muhakkak­tır, deniliyor ve ayrıca General Eisenhower'in de, bu fikre tarafdar olduğu ve Türk askerî teşkilâtının Ortadoğu komutanlığına iştirak ettirilmesinin da­ha faydalı olacağı fikrini benimsediği belirtiliyordu.

İngiliz ajansının bu malûmatı hangi kaynaklardan aldığını tahmin etmek müşkülse de, onun gibi yarı resmî bir ajansın bu ölçüde bir haberi durup dururkan yayması beklenemiyeceğine gö­re, İngiliz ajansının neşriyatı ile İngi­liz hükümetinin noktai nazarı arasında, oldukça yakın bir irtibat görmek zarurileşmektedir. Bu arada dikkati çeken nokta, Reuterin, General Eisenhower'e yaptığı ve onun da, İngiliz görüşünü haîin icaplarına uygun bulduğu hakkında­ki atıftır.

General Etsenhower Batı Atlantik Paktı Ordularının Başkomutanıdır. Bir asker olarak hükümeti ile, bazı nokta­larda, görüş beraberliğinde bulunmaya­bilir. Fakat Birleşik Amerika, açıkça bizim ve Yunanistanm Atlantik Paktı­na girmemizi desteklemektedir. Bir as­ker olarak hükümetinden ayrı bazı ka­naat farklarına sahip bulunması ihtima­line rağmen, böyle mühim bir hâdisede, bu zatm, hükümetine karşı vaziyet al­ması beklenemez. Şayet bu general hü­kümetinin şimdiye kadar gösterdiği si­yasî faaliyeti reddeder mahiyette ola­rak bizim ve Yunanistanm Atlantik Paktından uzak tutulmamızda ısrar edecek olursa, o zaman, garip bir durum hâsıl oluyor, demektir. Bu durum hak­kında, kelimeleri olduğu gibi kullana­rak şimdilik bir tavsifte bulunmak is­temeyiz. Amma, yalnız Dışişleri Baka­nımızın lisaniyle değil; bütün bir Mil­let Meclisinin sarih ısrariyle belirtmiş olduğumuz gibi, memleketimizin tam emniyetini içine girmekte görüp buldu­ğumuz Atlantik Paktının bir yanaşması şeklinde muameleye tâbi tutulmak­ta kendi hesabımıza bir fayda mülâhaza etmediğimizi de, şimdiden ifade etmeyi, bir defa daha, yerinde buluruz.

Dış siyaset hakkındaki açık­lama...

Yazan: Asım Us

9 Ocak 152 tarihli Vakıftan

Türkiyenin Atlantik Paktı içinde nasıl bir askerî rol alacağı meselesi etrafın­da yeniden dünya basınında çıkan de­dikodular nihayet Adnan Menderes hü­kümetini Büyük Millet Meclisinde bir açıklamaya mecbur etti. Eskişehir Mil­letvekili Abidin Potoğlu'nun bir sözlü sorusu üzerine Fuat Köprülü cevap verdi ve bu cevapta Türkiyenin Atlan­tik Paktı ile OrtaDoğu emniyeti me­seleleri karşısındaki hakîkî durumunu anlattı. Büyük Millet Meclisi kürsü­sünden bu resmî beyanat yapılırken ingiliz Başbakanı Çörçil ve Amerikan Cumhurbaşkanı Truman da Atlantik Paktı ile Ortadoğu emniyeti ile alâkalı bir takım askerî meseleleri konuşuyor­lar ve ihtimal ki Royter Ajansının haber verdiği şekilde Atlantik Paktına almayacak olan Türkiyenin üzerine alaca­ğı askerî rolün Avrupa müdafaasında mı, yoksa Ortadoğu müdafaa sistemin­de mi daha faydalı olacağı mevzuu üze­rinde fikir teatisinde bulunuyorlar. Bu itibarla Türkiye Dışişleri Bakanının dış siyaset hakkındaki son beyanatı yalnız Türkiye halk efkârı için değil, bütün Birleşmiş Milletler ve bütün Atlantik Devletleri için de dikkati çekecek ma­hiyette bir hâdise teşkil etmektedir.

Adnan Menderes Hükümeti Atlantik Paktı içinde Türkiyenin askerî rolü ne olacağı hakkındaki açıklamasını yap­makla Türkiyenin Pakta alınması işini bir senedenberi geciktiren gizli âmilin içyüzünü de ortaya koymuştur. Bilindi­ği gibi Demokrat Parti hükümeti 1950 Haziranında patlak veren Kore Harbin­de Birleşmiş Milletler emrine bir Türk Tugayı verdikten sonra resmî bir nota ile Türkiyenin Atlantik Paktına alın­masını istemişti. Bu talep iptida Atlan­tik konseyi tarafından red cevabile karşılandı. Fakat Birleşmiş Milletler anayasasma bağlılığını her memleket­ten fazla bir samimiyetle isbat etmiş olan bir devletin kendi emniyeti hak­kında Pakt Devletlerinin alâkasız kalamiyacaklarmı göstermek için Doğu Ak­deniz Başkomutanlığı ile Türkiye ara­sında bir işbirliği düşünüldüğü de bil­dirildi.

Bu şekilde bir cevap tabiî olarak Türkiyeyi tatmin etmedi, Israrlı teşebbüsle­rine devam etti. Bundan sonra yavaş yavaş Atlantik Devletleri arasında Türkiye lehinde bir temayül başladı vs 1951 senesinin ilk üç ayı içinde Türki­yenin Atlantik Paktına alınacağı hak­kında açıklamalar yapıldı. Fakat iş fii­liyata gelince hep leyte ve lealle gelip geçti ve ancak geçen Eylül iptidasında Ottavada toplanan Atlantik Konseyi Türkiyenin Pakta alınması hakkında prensip kararı verebildi. Fakat aynı za­manda bu prensip kararının yürürlüğe girmesi için Atlantik Devletleri Parlâ­mentolarından geçmesi de şart koşul­du. Bu şart bugüne kadar tamamlan­madığı için hâlâ prensip kararı yürür­lüğe girmemiştir.

Türkiyenin Pakta girmesini bu şekilde geciktiren bazı memleketlerin Parlâ­mentoları tatil halinde olmasıdır. Fakat asıl gizli ve mühim sebep Türkiyenin eşit haklarla Atlantik Paktına alınmasıkararlaşmış olduğu halde Türkiyenin Pakt içinde alacağı askerî rolü Avru-pada değil, Ortadoğu müdafaasında ifa etmesi daha doğru olacağı yolundaki düşüncedir. Bu fikir bilhassa İngiliz makamlarından gelmektedir. İngiltere Türkiyenin Pakta girmesini Parlâmen­tosundan geçirmiş olmakla beraber Başbakan Çörçilin hâlâ bu fikirde oldu­ğu Röyter Ajansı tarafından neşredi­lince Adnan Menderes hükümeti niha­yet artık bu meselede kesin bir durum almak lüzumunu hissetmiştir. Şimdi açıklama sırası İngiltereye gelmiştir.

Atlantik Pakiı ve Almanya...

Yazan: Mücahit Topalak

29 Ocak 1952 tarihli Zaîer'den

Atlantik Paktı Konseyinin 16 Şubatta yapması mukarrer toplantıya sunulmak üzere 6 Avrupalı Devlet tarafından in­celenmekte olan «Avrupa Ordusu» plâ­nı üzerinde terakkiler kaydedildiği ve Lizbon Konferansına bu konuda az çok müspet ve müşahhas neticeler vermek imkânının belirdiği bildirilirken, Pa­ris'te cereyan eden müzakerelerde Batı Almanya'yı temsil eden Profesör Hol-lestein, memleketinin de Kuzey Atlan­tik Paktına kabul edilmesini talep ede­rek, çalışmalarda bir duraklamaya se­bep olmuştur.

Alman askerî kuvvetlerinin Batı Sa­vunmasına katılmaları arzu ve zarure­tiyle Alman Militarizminin tekrar can­lanarak komşuları için tehlikeli olmasını önlemek mülâhazasının muhassalası olarak ve «Pleven plânı» adı ile Fransa tarafından ileri .sürülen bu «Avrupa Ordusu» nun, Alman askerî birliklerini milletler üstü bir otoriteye tâbi kılmağa matuf bir tasarı olduğu malûmdur. Bu plânın tahakkuku yolunda orduya ka­tılacak kuvvetlerin eşit hakları, birlik­lerin vüsati, emir ve kumanda, masraflardaki hisseler, yüksek otoritenin bünyesi ve saire bahislerinde bir çok güçlüklerle karşılaşılmış ve bunların kısmen halli yoluna gidilmiştir. Avrupa Ordusu ile Kuzey Atlantik Paktı Teşki­lâtı arasındaki müstakbelmünasebetler müzakere olunduğu sıradadır ki, Alman mümessilinin bahis mevzuu mü­dahalesi vaki olmuştur.

Filhakika, mutasavver Avrupa Ordusu, Atlantik savunma teşkilâtına bağlı ola­rak iş görecektir. Bu orduya katılacak olan Fransa, İtalya ve Benelux devlet­leri Atlantik Paktı üyesidirler. Yalnız Batı Almanya Pakta dahil değildir ve bu itibarla Batı Almanya toprakları da Pakttan doğan teminattan hukukan faydalanamamaktadır.

Bu vaziyet dahilinde, bir bakıma, Al­manya, Avrupa savunmasında yalnır mesuliyet deruhte edip buna karşılık hiç bir garanti sağlıyamamak gibi bir duruma düşüyor demektir.

Batı Almanya mümessili bu durumu ıslâh için memleketinin derhal Atlantik Paktına alınmasını taleb ederken, diğer yandan bunun güçlüklerini de takdir ederek, Almanya'nın ileride Pakta alın­ması esas itibariyle kabul edildiği tak­dirde bu hususun tahakkukuna intiza-ren şimdilik iki hal sureti gösterilmiş­tir. Bunlardan birincisi «Avrupa Ordu­su» nun tahakkukiyle meydana gelecek olan Batı Avrupa savunma camiasının Atlantik Paktına tek bir üye olarak iştirak etmesi; ikincisi ise, «Avrupa Ordusu» na iştirak eden devletlerin Pakt üyelikleri baki kalmakla beraber, Atlantik teşkilâtının Avrupa'yı ilgilen­diren bütün kararlarının, mutasavver Avrupa ordusu teşkilâtının Bakanlar Komitesince ve ittifakla tasdikine ikti­ran etmesidir.

Almanya, bu iki hal tarzımn ikisinde de, Atlantik Paktına tam üye olmakla beraber, bu Pakt teşkilâtının alacağı kararlara müessir olmanın ve bu suret­le Almanya lehinde bir teminat sağla­manın çarelerini araştırmaktadır.

Almanların, bidayettenberi savunmaya ancak eşit haklarla iştirak edebilecekle­ri tarzında ifade ettikleri fikrin ergeç böyle bir teklife müncer olması bekle­nebilirdi. Bununla beraber, Profesör Hollerstein'in bu fikri ileri sürmesi yi­ne de bir sürpriz tesiri yapmış ve me­selenin iyice incelenebilmesi için, Av­rupa ordusu hakkındaki müzakere ve çalışmaların muvakkaten tatili lüzumu hasıl olmuştur.

Batı Almanya'nın, bugün için Atlantik Paktına aslî üye olmanın güçlükleri he­men umumiyetle kabul edilmektedir. Nitekim Profesör Hollerstein'in teklifine karşı, "Avrupa Ordusu»çerçevesi haricinden gelen ilk İngiliz reaksiyonu menfidir. Lâkin,«Avrupa Ordusu" üyelerinin bu teklif üzerinde daha derin p düşünmeleri ve Avrupa hakkındaki bütün Atlantik teşkilâtı kararlarını Almanya'nın reyine baglamıya matuf bulunan bu teşebbüsü ciddiyetle incelemeleri lâzım gelmektedir.

10Ocak1952

—Paris:

Avrupa Ordusu Konferansı İcra Komitesi bu sabah Dışişleri Bakanlığında genel bir oturum yapmıştır.Müzakereler Avrupa camiasının üstün icra organı vazifesini görecek yüksek otoritenin teşekkül tarzı ve Yüksek Komiser veya Komiserlerin vazife müddetleri üzerinde yan etmiştir.

11Ocak 1952

—Paris:

Avrupa ordusu konferansının Silâhlanma Komitesi ile Malî Komitesi bu sabah Dış­işleri Bakanlığında toplanarak dün akşam Fransız heyeti tarafından ileri sürülen tek­lifleri müzakere etmişlerdir. Bu teklifler Benelux memleketleri tarafından ileri sü­rülen muhtelif fikirler hususunda bir anlaş­maya varılmasını temin edecek mahiyette­dir.

14 Ocak 1952

— Paris:

Umumiyetle inanmhr Fransız kaynakla­rından bildirildiğine göre, Avrupa ordusu mütehassısları konferansında 6 milletin katılacağı Avrupa ordusunun ilk malî ihti­yaçlarının ne ekilde karşılanacağı hususun­da uzlaştırıcı bir çareye varılmıştır.

Uzlaştırıcı hal şeklinin şu ana hatlardan müteşekkil olduğu belirtilmektedir:

İ.— Her üye devletin malî hissesi altı Dışişleri veya Savunma Bakanları tarafından tesbit edilecektir.

'2.— Her üye devletin Parlâmentosunda bundan böyle millî bir savunma büt­çesi değil, fakat memleketin müşterek savunma gayretine . iştiraki tasvibe sunulacaktır.

3.— Parlâmento iştirak hissesini tasvibi reddettiğitakdirde,daha önceki seneye ait savunma bütçesinin bazı hal­lerde otomatik olarak bir sene daha uzatılması mümkündür.

Altı memleketin Dışişleri Bakanları, mü­tehassısların tavsiyeleri mevzuunda nihaî bir anlaşmaya erişmek üzere bu ayın son­larında Paris'te toplanacaklardır. Bilindiği gibi, Avrupa ordusunun finansmanı mese­lesi ordunun ihdasını geciktiren fikir ay­rılıklarından başhcasmı teşkil etmekteydi.

21 Ocak 1952

—Paris:

Altı memleket Bakanının iştiraki ile açıla­cak Avrupa ordusu işinin görüşüleceği kon­feransın toplantı tarihi 26 Ocak olarak tes­bit edilmişti. İyi haber alan çevrelerden bildirildiğine göre, Paris'te teknik meselele­rin halline çalışan uzmanların iki, üç gün­lük munzam bir mühlet istemeleri ihtimali vardır.

24 Ocak 1952

—Paris:

Cumartesi günü Paris'te toplanan Avrupa ordusiyle alâkalı altı devlete mensup Ba­kanlar Konferansı bilhassa bu savunma camiasının müstakbel idare merkezlerinin yeri üzerinde cereyan etmiştir.

Teşkilâtın uzuvları Yüksek Komiserlik, Hususî Meclis, Adalet Divanı ve Bakanlar Komitesinden ibarettir.

Aynı mesele kömür-Çelik Birliği hususun­da da bahis konusu olmuş, fakat henüz resmen tanzim edilmemiştir. Prensip iti­bariyle aynı olması icabeden her iki Bir­liğin merkez idaresinin de tek olması ve gerek Schuman, gerekse Pîeven Plânları için aynı idare merkezi derpiş edilmesi isa­betli olacaktır.

27 Ocak 1952

—Paris:

Avrupa ordusu hakkındaki Bakanlar Konferansi bu sabah yeniden toplanmış ve dün tetkik edilen bir anlaşmaya zemin teş­kil ettiği sanılan iki nokta üzerinde çalış­malarına devam etmiştir.

— Paris:

Avrupa ordusu konferansına iştirak eden altı Bakan, bugün öğleden sonra yaptık­ları uzun bir toplantıyı müteakip müşte­rek meclisteki yerlerin aşağıda gösterildiği veçhile taksimine karar vermişlerdir:

Fransa. Almanya, İtalya 21'er yer. Belçika. Hollanda 10'ar yer. Lüksemburg 4 yer iş­gal edeceklerdir.

28 Ocak 1952

— Paris:

Batı Almanya dün gece Avrupa ordusu konferansında derhai Kuzey Atlantik Pak­tı üyeliğine kabulünü talep etmiştir.

Fransa, italya ve Benelux memleketleri Dışişleri Bakanları Avrupa ordusu ile Ku­zey Atlantik Tekîlâtı arasındaki müstak­bel münasebetlerimüzakere ettikleri sırada Batı Almanya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Waîter Hallstein bu talepte bu­lunmuş, fakat üyeliğin derhal elde edile­bilmesi mevzuunda bir hayli büyük zorluk­larla karşılaşacağını müdrik bulunduğuna sözlerine ilâve etmiştir.

29 Ocak 1952

— Bonn:

Batı Almanya Hükümeti evvelki gün Saar meselesi mevzuunda yaptığı beyanatı tâdil ederek Avrupa ordusu anlaşmasını Alman­ya'nın imzalaması ve Fransa ile mevcut Şaar ihtilâfının halli arasında doğrudan doğruya münasebet tesisine mütemayil ol­madığını belirtmiştir.

Daha ziyade hatalı şekilde mütalâa edilen resmî tebliğ üzerinde tefsirde bulunan bir hükümet sözcüsü evvelki gün, Saar ihtilâfı halledilmedikçe Başbakan Adenauer'in an­laşmayıimzalamayacağını söylemişti.

Alman gazeteleriyle Parlâmento üyelerin­den pek çoğu da beyanatı bu şekilde tefsir etmişlerdi.

Paris iebiiği...

Yazan: Mücahit Topalak

2 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Aralık ayının sonunda Paris'te topla­nıp Avrupa Ordusu bahsinde üç gün müddetle müzakerelerde bulunan Altı Avrupa memleketinin Dışişleri ve Ma­liye Bakanları, toplantı sonunda yayın­ladıkları tebliğde, bir çok. noktalarda mutabakata vararak mütehassısların çalışmalarına imkân ve mevzu hazırla­dıklarını belirtmişlerdir.

Bilindiği gibi, Avrupa Ordusunun teş­kili için bir buçuk yıla yakın bir za­mandır sarfedilen mesai sırasında, uz­manlar, teknik tarafları hazırlamakta ve kemale gelen mevzularda mutaba­kat için ilgili Devletler Bakanları za­man zaman buluşmaktadırlar. Bu cüm­leden olarak Strazburg'da 11 Aralıkta bir içtima akdetmek fırsatını bulan devlet adamları, başlıca iki mevzu üzerinde konuşmak için bu son Paris toplantısını tertibetmiş bulunuyorlardı. Müzakere konusu olan maddeler: 1) Avrupa ordusunun tâbi olacağı siyasî otorite; 2) Avrupa ordusunun müşterek bütçesi meselelerini ihtiva etmekte idi. Tebliğden anlaşıldığına göre, siyasî otorite bahsinde Bakanlar bir İcra orga­nı, bir Asamble, bir Bakanlar Kurulu ve bir de Adalet Divânı ihdasını derpiş eden Fransız tezini kabul etmişlerdir. Yalnız, Fransızların bir komiser olarak tasavvur ettikleri icra organı ile altı memleketin Bakanlarından teşekkül e-decek olan Bakanlar Konseyinin salâ­hiyetleri henüz iyice tefrik ve tayin edilmemiş ve bu husus bu ay içinde ya­pılacak yeni bir toplantıya yetiştirilmek üzere mütehassıslara havale olunmuş­tur.

Gündemin ikinci maddesini teşkil eden müşterek bütçe meselesine gelince, bu hususta bir prensip anlaşmasına varıl­makla beraber, Millî Savunma bütçele­rinin tamamen müşterek bütçeye ilha­kı meselesi üzerinde bir karar alınama­mış ve bu bahis de daha derin bir tetkike tâbi tutulmak üzere mütehassıs­lara terkedilmiştir.

Tebliğin bu umumî hatlarından, Bakan­ların pek müsbet işler gördükleri neti­cesini çıkarmak müşküldür. Bir çok meselelerde ortaya çıkan bu «esas» ve «teferruat» tâbirlerinin bilhassa Avru­pa ordusu çalışmalarında daimî çık­mazlar yarattığı ve esasta çok kere hiç bir ihtilaflı nokta bulunmadığı halde teferruatın bir türlü halledilmemesi gi­bi paradoksal durumların bir birini takibettiği malûmdur.

Bununla beraber, Paris tebliğinde dik­kati çeken oldukça mühim bir nokta vardır ki, o da, Bakanların, Avrupa'nın siyasî birliği meselesini mutasavver Sa­vunma Asamblesine havale etmiş olma­larıdır. Bu suretle evvelâ müşterek müdafaa sistemi mi? Yoksa siyasî bir­lik mi? Meselesine tekrar temas edilmiş ve buna kısmen de olsa bir hal tarzı bulunmuştur. Bakanlar, savunma teş­kilâtının gerçekleşmesinde hükümetle­rinin başlıca gayelerinden biri olarak kalan Avrupa'nın birleştirilmesine doğ­ru önemli bir merhale görmektedirler. Nitekim, müşterek savunmaya müteal­lik anlaşmanın kabuliyle meydana çı­kacak olan teşkilât dahilinde, Asamble, Avrupanm bir Federasyon veya Konfe­derasyon şeklinde birleştirilmesi mese­lesini derhal ele alacak ve bu hususta altı ay zarfında ilgili hükümetlere tek­liflerde bulunacaktır. Hükümetler, bu teklifleri tetkikten sonra, üç ay içinde milletlerarası bir konferans tertipedeceklerdir.

Bu suretle altı Devlet Bakanları, şimdi, Avrupa'nın siyasî birliğini, askerî bir­lik zaviyesinden mütalâaya meyyal bir görüşü kabul etmiş olmaktadırlar. Bu­na göre, Strazburg'da varılmak istenen gaye, savunma teşkilâtı yolundan geçi­lerek istihsal olunmıya çalışılacaktır. Fakat, bu suretle sağlanacak siyasî bir­liğin yalnız Avrupa ordusuna iştirak eden altı devlete mi şamil olacağı, yok­sa diğer Avrupalı devletlere de açık umumî bir teşekkül halinde mi tutula­cağı tasrih edilmemektedir.Bu vaziyet dahilinde, Paris toplantısı bir bakıma, siyasî birlik meselesinin halline bir yol açmış gibidir. Bununla beraber, bu yola gidilebilmesi için, he­nüz askıda olan savunma anlaşmasmm kabul ve tasdiki gerekmektedir ki bu suretle ihdas edilecek olan asamble me­seleyi ele alabilsin. Bu bakımdan da işin biraz daha uzatılmış olduğunu dü­şünmek mümkündür.

Avrupa ordusunun teşkili...

Yasan: Asım JJs

Tarihli Vakıi'Jari

Avrupa'nın Müdafaası için Atlantik Paktının kuruluşu üçüncü yılma yakla­şıyor. Fakat bu Paktın tatbikatına ait iş programlarının yürüdüğü görülmü­yor. İki buçuk yıldan beri Avrupanın müdafaası için birçok plân münakaşa­ları yapılmıştır. Plânlar da hazırlanmış­tır. Bu plânları tatbik edecek olan mü­dafaa Ordusunun teşkiline gelince bü­tün müzakereler prensip münakaşasın­dan ileriye gitmemiştir. İptida Avrupa Ordusu mu teşkil edimeli? Yoksa Av­rupa Federasyonu mu kurmalı? Avru­pa Ordusu ayrı ayrı Millî ordulardan mı teşkil olunmalı? Yoksa muhtelif memleketlerin müdafaa ordularını bü­yük bir Avrupa Ordusunun kadrosu içinde birleştirmeli mi?

Avrupa'yı müdafaa edecek olan ordula­rın Başkomutanlığına Amerikan Gene­rali Ayzenhover getirilmiştir. Fakat bir senedenberi Avrupa Ordusunu teşkil etmek için uğraşan Ayzenhoverin bu­gün komutası altında bulunan kuvvet­lerin yekûnu Türkiyenin silâh altında tuttuğu 400 bin kişilik bir müdafaa kuvvetinden fazla değildir.

Trumanla konuşmak için Londradan Vagington'a hareket eden İngiliz Baş­bakanı Çörçilin Amerika Cumhurbaş­kanı ile müzakere edeceği gündem içinde yine Avrupa ordusunun nasıl teş­kil edilmesi daha doğru olacağı meselesi vardır. Çünkü İngiltere Avrupa or­dusunun teşkili meselesinde Fransa ve Amerika gibi düşünmüyor. Avrupa bir­liğinin babası sayılan Çörçil de İşçi hü­kümeti gibi Avrupanın müdafaasına tahsis edeceği İngiliz kuvvetlerinin Av­rupa ordusu içerisine karıştırılmasına razı olmuyor.

Eğer İngiltere, Amerika, Fransa gibi memleketler daha dün denecek kadar yakın bir zamanda İkinci Dünya Harbi­nin tecrübelerini geçirmemiş olsalardı, hep birlikte Hitlerin istilâ ordularına karşı harbetmemiş bulunsalardı Avru-payı müdafaa için yapılan bu müna­kaşalar mazur görülebilirdi. Dünkü Hitlerin ordusu yerine bugün Stalinin istilâ kuvvetleri tehlikesi belirmiştir. Lâzım olan, bu tehlike karşısında bu-Junan her Avrupa devletinin nüfusu nisbetinde bir kuvveti toplaması değil midir? Avrupayı müdafaa edecek or­dular bir kere toplanacak olursa bunla­rı bir komuta altında birleştirmekten kolay bir şey yoktur. İşin mühim tarafı Atlantik Devletlerinin henüz bu kuv­vetleri toplamak yoluna girmemiş ve bu işin ağır masraflarım göze almamış olmalarıdır.

Son Paris müzakereleri sırasında Fran­sa, Almanya, İtalya ile üç Benelüks devletleri müşterek bir Avrupa ordusu teşkili esasında anlaşmışlar, bu ordu­nun idaresi için müşterek bir bütçe vü­cuda getirilmesini de kabul etmişlerdir. Fakat bu bütçenin idaresinde altı dev­letin oybirliği şartını da koymuşlardır. Halbuki altı devlet arasında müşterek bir bütçenin idaresinde oybirliği şartını ileriye sürmek meselâ Lüksenburg gibi ancak küçük bir Vilâyet kadar nüfusu olan bir Avrupa devletinin (Veto) su ile nüfusları iki yüz milyonu bulan di­ğer beş devletin büyük ekseriyetle ala­cağı kararı ibtal etmek demek olur.

İşte içerisine yeni girdiğimiz 1952 sene­sinden beklenen şey Millî bencilik duy­guları ile bugüne kadar tereddüt geçi­ren Avrupa memleketlerini tehlike karşısında müşterek bir siyasete getir­mektir.


VIII - TRUMAN - CHURCHSLL MÜLAKATI.

OLAYLARIN TAKVİMİ.

4 Ocak 1952

—Washington:

Başkan Truman basın toplantısında, Chur­chill ile görüşmek fırsatından dolayı mem­nuniyetini izhar etmiştir.

Bir muhabirin Londra'dan gelen haberleri­ne göre, Churchill'in ziyaretinin Amerika'­da iyi karşılanmadığına işaret etmesi üze­rine Başkan Truman şöyle demiştir:

((Churchill burada gayet iyi karşılanacak­tır. Bir ziyaretçiye yapılması lâzım gelen en mükemmel usullerle Churchiil'i karşı­layacağım. Bu şekildeki haberlerin nasıl çıktığını anlamıyorum.»

6 Ocak 1952

—Washington:

Truman ve Churchill arasında ilk müla­kat, cumartesi gecesi sona ermiştir. Baş­kan Truman mahallî saat 22.47'de Williamsbourg yatından ayrılmıştır. Churchill Truman'dan biraz evvel yattan ayrılarak, Washington'da kaldığı müddetçe ikamet edeceği İngiltere Büyükelçiliğine gitmiştir.

Beyaz Saray Basın Sekreteri Short, gaze­tecilerin ısrarla sordukları sualleri cevap­landırarak cumartesi bünkü müzakerelerin daha fazla İngiliz - Amerikan konuşmaları gündeminin hazırlanması etrafında cereyan ettiğini, bu görüşmelerin elçilikler kanalıyla itina ile hazırlanmış olduğunu bildirmiştir. Joseph Short, cumartesi günkü görüşmele­rin tamamiyle şifahî olduğunu, hiç bir ve­sikadan faydalanılmadığmı söylemiş, bu­nun kâğıt üzerinde bîr çalışma değil, geniş bir görüş teatisi olduğunu belirtmiştir.

Daha geniş izahatta bulunmasını isteyen gazetecilere Short nihayet şunları söyle­miştir :

«Bu görüşmelerde terakkiler kaydedilmiş­tir. Müzakereler çok samimî olmuştur.»

7 Ocak 1952

— Washington:

Truman - Churchill görüşmelerinden son­ra, Beyaz Saray tarafından yayınlanan teb­liğin metni aşağıdadır:

«Hür dünyanın savunması gayretlerine devam için gerekli o!an esaslı iktisadî me­seleler umumî bir mütalâanın mevzuunu teşkil etmiştir.

Savunma bahsinde bazı hususî istihsal me­seleleri, her iki hükümet için hususî bir ehemmiyet taşıdığından daha mahdud bir grupun tetkikine havale edilmiştir.

Kuzey Atlantik savunması Teşkilâtını ilgi­lendiren bazı meseleler üzerinde görüş tea­tisinde bulunulmuştur.»

Birleşik Amerika İngiltere tebliğinde zik­redilen mahdut grup, Birleşik Amerika adına, savunma için İstihsal Ofisi Müdürü Charles Wilson, İngiltere adına Başbaka­nın hususî müşaviri ve atom meseleleri mütehassısı Lord Cherweh"den müteşek­kildir.

Başbakanlık Sekreteri Joseph Short'un bil­dirdiğine göre, iktisadî meselelere memur müsteşar muavini Charles Willard Thorp ve millî istihsal idaresi Müdürü Manly Fleishman, Truman - Churchill görüşme­lerine iştirak eden Birleşik Amerika gurubuna katılmışlardır.

Joseph Short'un ayrıca bildirdiğine göre, mahalİî saatle 11.10 da başlayan görüş­meler saat 12.15 de sona ermiştir.

Başkan Truman konferans sona erdikten sonra bir çeyrek ve Churclıili'in de ya­rım saat kadar beyaz Sarayda kaldıkları bildirilmektedir. Short'un ilâve ettiğine göre, Bagbakan tebliğin kat'î metninin tah­ririne yardım etmiştir. Birleşik Amerika-İngiltere arasındaki konferansın gelecek toplantısı bugün saat 17-19 arasında Sarayda Başkan Trumanın bürosunda ya­pılacaktır.

8 Ocak 1952

—Washington:

Başkan Truman ve Başbakan Churchill arasında dün öğleden sonra cereyan eden görüşmeler mahallî saatle 18.38'de sona ermiştir, öğleden sonraki toplantıya işti­rak eden murahhas heyetleri sabahki gö­rüşmelerde hazır bulunanlardan ibaret kal­mıştır. İngiltere Dışişleri Bakanı Anthony Eden ve İngilterenin Washington Büyük­elçisi Sir Oliver Franks toplantıda hazır bulunmuşlardır. Birleşik Amerika Dış­işleri Bakanı Anthony Eden ve İngilternin Washington Büyükelçisi Sir Oliver Franks toplantıda hazır bulunmuşlardır. Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı Dean Acheson da Dışişleri Bakanlığı Avrupa iğleri yardımcısı George Perkİns refakat etmiştir.

Öğleden sonra müzakere edilen başlıca meselelerin savunma ve atom enerjisi ile ilgiliolduğu sanılmaktadır.

Toplantıyı müteakip gazetecilerin sorduk­ları suallere cevaben Başbakan Churchili sabahki toplantıyı müteakip olduğu gibi bir tebliğin yayınlanacağını bildirmiştir. Bunun üzerine, gazetecilerin, General Eisenhower'in başkanlık seçimlerine adaylı­ğını doyacağı hakkında herhangi birşey bilip bilmediğini sormaları üzerine, Chur­chill şu cevabı vermiştir :

«Zannedersem yakında sizde de seçimler yapılacaktır. Bildiğiniz gibi bundan bir müddet evvel İngİlterede de seçimler ya­pıldı.»

Başbakan Churchill her zaman olduğu gibi son derece neşeli idi ve gazetecilerle şa-kalaşıyordu.

Öğleden sonraki görüşmeleri müteakip yayınlanan resmî tebliğin metni şudur:

«Öğleden sonra cereyan eden görüşme­lerde Başkan Truman, Başbakan Churchill ve askerî müşavirler arasında muhtelif askerî meseleler müzakere edilmiştir.»

Müzakerelere bugün mahallî saatle 11'de devam edilecektir.

—Washington:

Churchill dün gece İngiltere Büyükelçili­ğinde Başkan Truman şerefine bir ziyafet vermiş, bu samimî toplantıda Birieşik Amerikalı ve İngiliz 14 şahsiyet bulun­muştur.

İngilizce konuşan milletlerin kardeşlikleri şerefinekadehkaldıranChurchill,Trumanla olan ve 1945 de başlıyan dostlu­ğundan bahsederek bu dostluğun o tarihtenberi derinleştiğini söylemiştir.

Başkan Truman da zamanımızın büyük adamı Churchill şerefine kadeh kaldırmış­tır. Truman yemekten sonra piyanoya oturup Chopin'den birkaç melodi çalmış, Churchill, elinde sigara Truman'ın çaldığı parçaları zevkle dinlemiştir.

—Washington:

Truman - Churchill müzakerelerinin bu­günkü kısmı hakkında bu akşam aşağıda­ki tebliğ neşredilmiştir:

«Başkan Truman ve Başbakan Chur­chill askeri meselelerin müzakeresine de­vam etmişler ve ayni zamanda Orta - Doğu ve Uzak - Doğuda halen mevcut mesele­leri de gözden geçirmişlerdir.»

Bu sabahki müzakereler mahallî saatle 1 den 12.45 e kadar devam etmiştir. Baş­kanlık Basın Sekreteri Joseph Short, Tru­man - Churchill müzakereleri hakkındaki nihaî tebliğin bugün neşredilmeyeceğim söylemiştir. Short bundan başka Başkan Truman'm çarşamba günkü kongre top­lantısında hazır bulunması yolunda yap­tığı daveti İngiliz Başbakanının kabul et­tiğini bildirmiştir. Başkan Truman bu top­lantıda Birleşik Amerika Parlâmento içti­ma devresinin açılması münasebetiyle iç ve dış politika prensiplerini belirterek «Birlik durumu» hakkındaki mesajım okuyacaktır.

W. Churchill Başkan Truman'm çalışma odasından çıkınca paltosunu giymesine yar­dım eden Zenci uşağın elini sıktıktan sonra; etrafının derhal gazeteciler tarafından sa­rıldığını görmüştür. Bir gazetecinin bütün işler yolunda mı şeklindeki sualine Chur­chill, işler daima yolunda gidiyor diyerek cevap vermiştir.

Churchill'in yanında Dışişleri Bakanı A.. Edenbulunmaktaidi.

—Washington:

Çok mevsuk bir kaynaktan öğrenildiğine göre Başkan Trumanla Churchill Mareşal Stalin ile görüşmekten bahsetmişlerdir. Bu bahise bir kere cumartesi günü Başbaka­nın yatında, bir kere de pazar gecesi İn­giltere Büyükelçiliğinde temas edilmiştir. Her iki seferinde de Trumanla Churchill bir çeyrek kadar başbaşa kalmışlardır, fa­kat görüştükleri mevzuların umumî sey­rini müşavirleri bilmektedir.

StalinlegörüşmekteklifiChurchill'den gelmiştir. Churchill, Truman'a İngiltere seçimleri sırasında bunu söylemiş olduğu­nu inkâr etmediğini açıklamıştır. Bilindiği gibi Churchill, iktidara geldiği takdirde, Batı ile Doğu arasındaki gerginliği izale etmek üzere Mareşal Stalİnle bir konfe­rans yapılmasına taraftar olduğunu söyle­mişti.

Başkan Truman Churchiü'e verdiği cevap­ta, Stalinin iştirak edeceği bir konferans toplanmasına esas itibariyle muhalif olma­dığım, ancak kendisinin almış olduğu açık vaziyetten dolayı, böyle bir buluşmayı biz­zat ileri süremiyeceğini ve her halde böyle bir toplantının Birleşik Amerika toprakla­rında yapılmasının şart olduğunu bildir­miştir.

Churchill deşöyîe mukabele etmiştir:

Aldığınız vaziyeti biliyor ve takdir ediyo­rum. Ben kendi hesabıma Moskovaya git­meği reddetmiyeceğimden mümkün olan tavassutta bulunabilirim.

—Washington:

Başkan Truman ile Başbakan Churchill dün öğleden sonra da görüşmelerine devam etmişlerdir. Churcnill'e her zamanki gibi Dişişleri Bakanı Eden ve Büyükelçi Sir Oliver Franks refakat etmişlerdir.

İngiltere Başbakanı her zaman olduğu gibi dün de son derece neşeliydi. Görüşmeler sonunda gazetecilerin sordukları sualleri cevaplandıran Başbakan Churchill Ameri­kan halkının yalnız kendi menfaatleri uğruna değil, fakat beşeriyetin iyiliği için çalıştığını belirtmiştir. Görüşmelere işti­rak eden mareşal William Slim, Truman-Churchill görüşmelerinin çok iyi bir hava içinde cereyan ettiğini gazetecilere bildir­miş, yeni bir toplantı yapılacağım san­madığını sözlerine ilâveetmiştir.

Öğleden sonraki görüşmeler sonunda ya­yınlanan resmî tebliğin metni şudur:

«Avrupanm savunması meselesi dün öğ­leden sonraki görüşmelerde Başkan Tru­man ile Başbakan Churchill arasında mü­zakere edilmiştir. Daha teferruatlı bir tebliğbilâhareneşredilecektir.»

Öğleden sonraki toplantıdan evvel Başkan Truman, Başbakan Churchill ve Dışişleri Bakanları Acheson ve Eden'in yarım saat­lik bir gizli görüşme yaptıkları öğrenilmiş­tir. Bahis mevzuu teferruatlı tebliğin bu­gün öğleden sonra neşri beklenmektedir.

—Washington:

Stalin ile Churchill'in buluşmaları ihtimali Washington'daki İngiliz - Amerikan müza­kerelerinin son gününde alâka merkezini teşkil etmiştir. İngiliz Başbakanının Truman'la yaptığı iki hususî konuşmasında bu mevzua temas ettiğine dair şayialar öğleye doğru etrafta dolaşmakta idi. Her iki dev­let adamına refakat eden şahsiyetler ga­zetecilerin sual yağmuruna tutulmuştur. İn­gilizler hiçbir şey söylememişlerdir, fakat Amerikalı diplomatlar, her iki hükümet Başkanının bu mevzua temas ettiklerini inkâr etmemişlerdir. Üç büyükler toplan­tısının bahis mevzuu olup olmadığını so­ran muhataplarının tâbirlerini tashih endişesi ile derhal, bu vaziyette üç değil dört büyüklerin bahismevzuu olacağını tasrih eylemişlerdir. Batı ile Doğu ara­sında istikbalde yapılması muhtemel bir konferansa Fransayı da iştirak ettirmek hususunda Amerikalıların izhar ettikleri endişe, ChurchillTruman müzakereleri­nin muhtelif safhalarında ve bilhassa bu müzakerelerin Güney Doğu Asyayı alâka­dar eden kısmında da müşahede edildiği için bilhassa dikkat nazarı celbetmiştir. Fakat Amerikalıların gösterdikleri bu kaydı ihtirazî, dört hükümet Başkanı konfe­ransının derhal akdi çarelerini araştırmak yolunda Washİngton'un müşahhas tasanlar ileri sürdüğünü ifade etmez.

İyi kaynaklardan elde edilen malûmata göre, Churchill muhatabına günün birinde Mareşal Stalinle buluşmak arzusunu hatır­latmıştır. Truman buna itiraz etmemekle beraber, böyle bir maksatla Amerikan top­raklarından aynlmıyacağina dair umumî efkâra teminat vermiş olduğunu hatırlat­mıştır. Mamafih, sanıldığına göre, buna rağmen Truman Ruslara karşı hükümetinin düşüncesinin belli başlı veçhelerini Churchill'e bildirmiştir.

— Washington :

Churchill ile Truman'ın sadece Dışişleri Bakanları refakatinde yaptıkları, mahdud çevreli müzakerelerde, İngilterede üslenen Amerikan uçaklarının atom bombası kul­lanmaları meselesi görüşüldüğü bildirilmek­tedir. Sanıldığına göre, Truman, Churchill'­in ısrarları karşısında, bir ihtilâf halinde Ingilteredeki hava meydanlarından kalka­cak Amerikan uçakları tarafından Atom bombası kullanılmadan evvel İngiliz hükü­meti ile istişare edeceğine dair teminat verilmiştir.

Churchill'e manevî bir tavizde bulunmak üzere, bu nokta üzerinde yapılan anlaş­manın bugün neşredilecek tebliğde belirtil­mesi beklenmektedir.

— Washington :

Bugün Ayan ve Temsilciler Meclisinin kar­ma bir oturumunda Başkan Truman önem­li bir hitabede bulunmuştur. Churchille'in de hazır bulunduğu toplantı Temsilciler Meclisinde yapılmış ve salon ile halka mahsus yerler hıncahınç dolmuştu.

Bu arada Churchill in beş gündenberi Truman'la yapmakta olduğu istişareler henüz sona ermişti. Tarihte ilk defa olmak üzere bir İngiliz Başvekili Amerika Cumhurbaş­kanını dinlemek üzere kongrenin böyle bir içtimamda hazır bulunuyordu. Churchill ise önümüzdeki hafta içinde Kongereye hitab edecektir.

Truman. Churchill ile yaptığı müzakereleri kasdederek «memnunluk verici müzakere­lerde bulunduk. İkimiz de, hür milletlerin İşbirliği sayesinde barış yolunda devamlı ilerlemeler kaydedileceğine kani bulunmak­tayız» demiştir.

Truman. 1952 yılının «bütün hür dünya­nın savunma hamlesinde son derece ehem­miyetli bir yıl» olacağını söyliyerek Ame­rikan milletinin bu yolda sarfettiği gayret­leri belirtmiş ve son aylarda istikbal için ümit ve cesaret verici işler başarıldığını kayıtla kendi memleketile diğer hür millet­lerin başarmaları gereken diğer işleri şöy­lece sıralamıştır:

Kore'de Birleşmiş Milletler kuvvetleri,Komünist Çin istilasına, harbin geniş­lemesine meydan bırakmadan sed çek­mişlerdir.

Avrupa'damüştereksavunmadatat­biksahasınageçilmişveüçdevlet, henüz icab ettiği nisbette kudretli ol­mamaklaberaberhakikîbirsavaş kuvveti meydana getirmiş bulunmak­tadır. Bu kuvvet daha şimdiden, Av­rupa'yı istilâya teşebbüs edecek her­hangi bir mütecaviz ordu için hakikî bir engel teşkil edecek hale gelmiştir,

Türkiye ile Yunanistan'ın Kuzey At­lantikPaktınakatılmaları ileAvrupa güvenliğinintakviyesiyolundabü­yük bir adım atılmıştır.

A— Japonya ile barış andlaşmasını im­zalamak ve Avusturalya, Yeni Zelan­da ve Filipinlerîe savunma hazırlık­larında bulunmak suretile Barış im­kânlarınıarttırmışdurumdayız.

5— Birleşmiş Milletler uzun ve tecrübe­lerle dolu bir yıldan daha da kuv­vetlenmiş olarak çıkmıştır.

Stalin'in temsilcisi Vichinsky'nin gül­mesine mâni olan ve onu konuşmaya sevkeden bir silâhsızlanma plânı tek­lif ettik. Bu plân kabul edildiği tak­dirde bütün dünya kaynaklan insan­lığın hayrına tahsis edilebilecektir.

BirleşikAmerikasilâhlıkuvvetleri­nebirmilyondanfazlaaskerkatıl­mışbulunmaktadır.Bu kuvvetler, Sovyetler Birliği sağlam esasları üze­rinde bir silâhsızlanma plânınıkabul ve barış yoluyla anlaşmaya yanaşma­dıkça arttırılmalı ve takviye olunma­lıdır.

Bundan maada Birleşik Amerika 16 milyar dolar kıymetinde askerî teçhi­zat istihsal etmiş ve atom silâhları sa­hasında ilerlemeler kaydetmiştir.

8—AyrıcaBirleşik Amerika'daiktisadî şartlar büyük ölçüde ıslâh edilmiş ve memleketin istihsal kabiliyeti arttırıl­mıştır.

Bundan sonra Truman, lehte olan bu noktalar yanında «Rusya'nın esasen büyük olan askerî kuvvetini arttırmak için sarfetti­ği gayretler» gibi aleyhte olan noktaları sayarak şöyle demiştir:

«Sovyet Rusya'nın gittikçe artan zorluk­larla karşılaştığı bir hakikattir. Fakat Sov­yet Rusya'nın tecavüzkâr siyasetinin dün­yanın hür insanlarının mukavemet azmini kamçıladığı da bir hakikattir. Demirperde gerisinde kuvvete dayanan Sovyet idaresi peyk memleketlerde günden güne artan si­yasî ve iktisadî baskılar yaratmaktadır.

Bununla beraber ortada acı bir hakikat ka­lıyor ki o da Sovyet Rusya'nın silâhlı kuv­vetlerini arttırdığıdır. Bu millet halen, hür milletlerden fazla savaş uçağı imaİ etmek­tedir. Bundan başka iki defa da atom bom­bası infilâk ettirdiği malûmdur.

İşte bundan dolayıdır ki üçüncü bir harp tehlikesi hâlâ dünyayı gölgelemektedir.

Birleşik Amerika'da savunma için yapılan istihsal ve sivil müdafaa tedbirleri bazı ba­kımlardan geri kalmış bulunmaktadır. Fakat Truman saydığı bu hâdiselerde ka­zançların kayıplara nisbetle daha çok oldu­ğu noktası üzerinde durarak şu tekliflerde bulunmuştur:

1— Kore'de, tecavüze son verecek ve kuv­vetlerimizin ve Kore Cumhuriyetinin emniyetini koruyacak bir mütareke­ye varılmadıkça savaşa devam etme­liyiz ve edeceğiz.

Bu arada dünyada hürriyeti savunan kuvvetlerintakviyesinedevam etme­liyiz.

JaponbarışandlaşmasmınPasifik devletleri ileolangüvenlikpaktımı­zın ve Türkiye ile Yunanistanın At­lantikPaktına dahil edilmeleri hu­susundakiandlaşmanmkanuniyet kesbetmeleri için Ayan Meclisinin biranevvelhareketegeçeceğiniümidederim.

4-—- Ayrıca Alman Federal Cumhuriyeti ile bir andlaşma aktedilmesi için mü­zakerelerde bulunmaktayız. Bu andlaşma gereğince Almanya Federal Cumhuriyeti hür milletler arasında şerefli ve eşit haklarla yer alacak ve Batı Avrupa'nın müdafaasına katı­lacaktır.

Avrupa'da ise askeri kuvvetlerini kurmaları ve teçhiz edebilmeleri için müttefiklerimize ve dostlarımıza yar­dımadevam etmeliyiz.Bilhassa Av­rupa'yasilâhyardımıkeyfiyetine rüchaniyet hakkı verilmesi içinemir verdim.Müşterekmüdafaamızda Avrupa'nınkuvvetli bir unsur hali­negelebilmesiiçin,muvaffakiyetve ademi muvaffakiyetarasındakifarkı kapatacakolan iktisadîyardımada devam etmek gerektir. Zamanla Av­rupa'nın yardımımıza muhtaç kalmıyacak bir halegelmesinigörmekis­teriz.Avrupalımüttefiklerimizin de bunu hiç dejjilse bizim kadar arzu et­tiklerinekaniiz.AvrupaBirliğini kurmakhususundahalenalınmakta olan tedbirler bu gayeye ulaşılmasına yardımedecek şekilde olmalıdır,bu aradaSchumanplânıgereğincebeş Avrupamemleketikömür ve çelik sanayilerinibirleştirmekte; ayrıca muhtelif millî orduların Avrupa kıta­sında tek bir ordu haline getirilmesi için çalışılmaktadır. Bu büvük proje­ler 1952 yılında kuvveden fiile çıka­rılmalıdır.Birleşik Amerika'ya gelin­ce, kuvvetli ve birleşik bir Avrupa'nın vücud bulması için elinden geldiği ka­dar yardım etmelidir.

Asya'da ise yeni bir Komünist İmpa­ratorluğutüremiş ve milyonlarca in­sanı tehdide bakmıştır. Asya millet­leri, diledikleri şekilde yaşamakta ser­best bırakılmalarım arzuetmektedir­ler. Bu milletlere yardımımızı arttırmalıyız.

7— Demirperde gerisinde yaşıyan insanla­rın acılarını unutmamalıyız. Bu in­sanlara ümit vadeden ve hakikatin ifa­desi olan haberlerimizi ulaştıran Ame­rika'nın sesi radyosunun yayınlarını genişletmemiz ve çoğaltmamız gerek­mektedir.

8— Simdi de Barış programının bir par­çasını teşkil eden ana vatan dâvaları­mızı gözden geçirelim:

Kendi memleketimizde yapmamız gereken işlerin başında savunma programımızı ik­mal yolunda azamî süratle ilerlemek gelir. Esas gayemiz, taarruza uğradığımız tak­dirde düşmanı fecî bir mağlûbiyete uğrata­cak ve tecavüzü akim bırakacak şekilde müttefiklerimizle birlikte iyi teçhiz edilmiş aktif bir savunma kuvvetine sahip bulunmaktır.»

Truman; bundan sonra yeni yıl içinde tat­bik edilecek dahilî programın ana hatları­nı çizmiştir :

a.— Savunma bahsindeBaşkanTruman

bilhassa hava kuvvetlerinin arttırıl­ması ve bir milyar 500 milyon dolar tutarındaki aylık silâh istihsal mas­raflarının iki misline çıkarılması ge­rektiğini söylemiştir.

b.— Enflâsyonu önlemekbahsindeTruman, fiyatların kontrol edileceğini ve ancak zarurî olan çalışma sahaların­da ücretlerin artırılabileceğini kay­detmiştir.

e.— Vergiler: Truman bu bahiste şöyle demiştir: «Hükümetin malî kudretini muhafazaya azmetmiş bulunmakta­yız. Bu ise ağır vergiler birkaç yıl devam edecek demektir.»

d. — Birleşik Amerika'nın refahı bahsinde Truman, memleket kudretinin Ameri­kan halkının manevî hürriyetine ve maddî refahına bağlı olduğunu söyle­miştir.

Truman. içtimaî hayatın her sahasında ya­pılması ve başarılması lâzım gelen işleri saymış ve ihtilas yapan hükümet memur­larına temasla bunların cezalandırılacakla­rını söylemiş ve sözlerine son vermiştir.

— Washington :

Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı ile İngil­tere Başbakanı müzakereleri sonunda bu­gün aşağıdaki tebliği yayınlamışlardır:

«İki gündenberi, dünyanın içinde bulundu­ğu bu nazik devreye ait meseleleri samimî ve şahsî esaslar üzerinde müzakere et­mek imkânını bulduk. Bu müzakereler dost­luk, saygı ve karşılıklı itimad havası içinde cereyan etmiştir. Bu suretle hükümetleri­miz karşılıklı olarak birbirinin düşünce ve maksatlarını mükemmelen anlamak imkân­larını bulmuşlardır.

Dünyadaki hür memleketler barış ve gü­venliği temmat altına almak için kuvvet ve azimlerini birleştirmeğe karar vermişlerdir. Biz de her iki hükümet ve milletimizin Bir­leşmiş Milletler anayasası prensiplerine uy­gun olarak bu maksatlara ulaşmağa azmet­miş bulunduğunu bildiririz.

Bütün modern silâhlariyle harbin insan nesli üzerine çökmesinin önleneceği ümidini biz de paylaşıyoruz. Dünya barışma karşı tehlikeleri arttırabilecek olan hâdiselerin gelişmesi hakkında daima istişare halinde bulunacağız. Harbin kaçınılmaz olduğuna inanıyoruz.

Birleşik Amerika hükümeti Paris'de Fran­sız - İngiliz müzakereleri sonunda 18 Aralık 1951 tarihinde yayınlanan müşterek be­yannamede ifade olunan görüşlerle tam mutabakat halindedir. Her iki hükümetimiz bir Avrupa Savunma camiası tesisi için ha­len sarfedilmekte olan gayretleri tam mânasiyle desteklemeğe devam edeceklerdir.

Piyade silâhlarının standardize edilmesi meselesi deele alınmış,fakatbu mevzuda her hangi bir karar verilmemiş­tir. Her iki memleket halihazır na­zik devrede, kullanılmakta olan, piyade si­lâhı tipini değiştirmeğe teşebbüs etmeği is­tememektedir.»

İki devlet adamı tebliğde aynı zamanda Mısır hâdiselerinin ancak dört devlet tara­fından girişilecek bir teşebbüs neticesinde halledileceğine itimadlan olduğunu da be­lirtmekte ve şöyle devam etmektedirler:

«Hükümetlerimiz Orta-Doğu memleketle­rinin istikrar, barış içinde gelişme ve refah imkânlarını kolaylaştırmağa azmetmişler­dir. Dünyanın bu bölgesi hakkında tam gö­rüş birliğine sahip bulunduğumuzu müşahade ettik, İki memleket Dışişleri Bakan­ları maksatlarımızın tahakkukuna imkân verecek müşterek bir politikayı birlikte in­celemeğe devam edeceklerdir. Müşterek maksatlarımızın geliştirilebilmesi için Orta-Doğuda bir Müttefik Komutanlığının mümkün olduğu kadar çabuk kurulmasına ziyadesiyle ehemmiyet verivoruz.»

Tebliğde son olarak Atlantik Komutanlığı meselesinin henüz halledilmediği fakat bu mevzu üzerinde görüş teatisinde bulunuldu­ğu belirtilmektedir. İki devlet adamı bun­dan başka bütün görüşmelerinde Kuzey Atlantik Paktı Teşkilâtını ellerindeki bü­tün imkânlarla ve diğer âkid memleketlerin muvafakatiyie takviye etmek ihtiyacını kuvvetle duyduklarım belirtmektedirler.

Churchill ile Truman..

Yazan:Ömer Sami Coşar

6 Ocak 1952 tarihli Cumhuriyetken

İngiltere Başbakanı ile Dışişleri Baka­nı dün Birleşik Amerikaya varmışlar ve Beyaz Sarayda Başkan Truman ile ilk temaslarını yapmışlardır. Londra'­dan hareket ettiği sırada basma verdi­ği beyanatta «Bu seyahatin hedefi, İngiliz-Amerikan münasebetlerini sağlam temellere oturtmaktır" diyen Winston Churchill dün sabah Queen Mary tran­satlantiğinden çıkarken gazetecilere, bu görüşmelerden sansasyonel neticeler beklenmesi lâzım geldiğini söylemiştir. Muhakkak ki Churchill'in hedefi, İkinci Cihan Harbi esnasında Londra ile Washington arasında kurulmuş olan sağlam işbirliği münasebetlerini yeni­den canlandırmaktır. İngiliz Başbakan: bu neticeye varabilecek midir?

Winston Churchill'in, İngiltere ve Av­rupa için tavizler ve yardımlar sağla­yarak bu işbirliği siyasetini kurmağa teşebbüs edeceği aşikârdır. Fakat Baş­kan Truman bugün İngiltereye ve Avrupaya tavizler verebilecek bir durum­da mıdır? 1952 senesi, Amerika için Başkan seçimi senesidir ve Amerikan idarecileri seçmenleri nazarı itibara alma keyfiyetine her zamandan daha fazla ehemmiyet vermek mecburiyetin­dedirler. Halbuki Batı Avrupanın son seneler zarfındaki faaliyeti Yeni Dün­yada müsbet tesirler uyandırmış değil­dir. Ne îngilterede, ne Fransada, ne AImanyada istihsal rakamları harbden evvelki seviyeye ulaşamamıştır. Bugün Avrupa memleketlerinin çoğu Amerikadan kömür getirtmektedirler, halbu­ki kendi madenlerinden bu kömürü el­de edebilecek bir durumda bulunmak­tadırlar,

Avrupanın bu tembelliğine mazeret a-rayan Batılı bir radyo tefsircisi dün ge­ce yaptığı bir konuşmada şöyle demiş­tir: «Biz Avrupalılar, ihtiyarlamış bir bünyeye sahibiz. Damarlarımızdaki kan, Amerikanmkİ gibi, sür'ale deveranetmeğe başlarsa buna belki de dayana­mayız. »

Amerikalıların bunu bir mazeret ola­rak kabul etmeleri şüphelidir. İngilte­re ile Avrupanın istihsal yolundaki ya­vaş yürüyüşü ve aynı zamanda kuvvet­li orduların kurulmasına doğru seri adımlar atamamaları, kendi aralarında sağlam bir birlik kurmamaları Churchill'in zayıf taraflarını teşkil etmekte­dir. Fakat bütün bunlara rağmen Ame­rikanın İngiltereyi ve Avrupayı da kendi haline bırakması, yardımını azaltması artık mümkün değildir. Sov­yetlerin tecavüz tehlikeleri karşısında her iki tarafın karşılıklı tavizlerde bu­lunarak sağlam bir işbirliği siyaseti kurmalarından başka çıkar yol görüle­memektedir.

Bu hedefe doğru ilk adım, Kuzey At­lantik Paktı sür'atie karar verir ve bu kararı derhal tatbik mevkiine koyar bir teşkilât haline getirildiği gün atılmış olacaktır. Churchill ile Truman'm bil­hassa bu meseleyi ele almalarına inti­zar edilmelidir. Türkiye ile Yunanista-nın Kuzey Atlantik Paktı dahilindeki vazifeleri etrafında Londra ile Was­hington arasında mevcut olan ihtilâfın halli bu sefer mümkün olacak mıdır? Atlantik Paktı Savunma teşkilâtında aylardanberi boş duran komutanlıkla­ra tayinler yapılabilecek midir?

Bu konferansta da bu sualler cevabsız bırakılırsa, daha şimdiden tehiri isten­miş olan Atlantik Paktı Konseyinin Lizbon toplantılarında beklenen müs­bet neticelere gene vanlamıyacaktır.

Washington görüşmelerinden sonra...

Yazan: M. Nermi

11 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan.

Washington görüşmeleri sona ermiştir artık. Zamanımızı baştanbaşa doldurangerginlik gÖzönünde tutulursa Birleşik Amerika ile İngiltere arasında girişilen görüşmelere ne büyük bir önem veril­diğini kavramak güç değildir. Birleşik Amrika Milleti de, öteki milletler gibi, hattâ, belki de onlardan daha çok, bir merak içindedir ve durumun aydınlan­masını beklemektedir.Bunun sebeple­rini sezebiliriz. Avrupanın ekonomik kalkınması, silâhlanması, daha geniş sosyal kaynaşmaları önlemek için geri kalmış milletlere para yardımı Amerikaya düşmektedir. Zengilik kudreti ne kadar büyük olursa olsun, bir millet için, ufak bir yük değildir bu. Karanlık politika gelişmeleri karşısında Birleşik Amerika vatandaşlarının kaygılanması­nı yersiz bulmamak lâzımdır. Halbuki: Sağlam ve verimli bir işbirliği, her şeyden önce, bellibaşk anlaşmazlıkların or­tadan kaldırılmasını emretmektedir. Washington görüşmelerinin, asıl amacı da, bize göre, budur.

Görüşmelerden sonra yayınlanan resmî açıklama, birçok noktalarda, tam bir görüş birliğine varıldığını bize bildiri­yor. Fakat henüz yenilememiş güçlük­ler de vardır, üstelik, gerçekten, çok önemli güçlükler. Bunların ne zaman giderileceğini henüz bilmiyoruz. Hal­buki; dünya barışı, dünya güvenliği bir bütündür. Her pürüzlü nokta, tarihin çok ciddî bir gününü de, hareket hürri­yetini kısırlaştıracak bir engel olabilir. Uzakdoğudaki durum, Birleşik Ameri­kanın, bu bölgede yaşayan milletlerle yaptığı anlaşmalardan sonra, geniş Öl­çüde durulmuş ve sağlamlaşmıştır. Av­rupanın savunma kudreti, bu yüzden, çok artmış sayılabilir. Savaş tehlikesi biraz azalmışsa, insanlık bunu, Birle­şik Amerikanın Uzakdoğu politikasına borçludur. Yalnız, bu son derecede ger­çekçi politika, Komünist Çin konusu üzerinde henüz bir anlaşmaya varıla­mamış olmakla eskiden olduğu gibi, şimdi de eksik kalmaktadır. Washing­ton görüşmelerinden sonra yayınlanan açıklama bunu öğretiyor bize.. Birleşik Amerika Milletinin en çok aydınlık aradığı nokta da bu..

Truman'm Amerikan Kongresinde söy­lediği sözler, çıkarılan yayınlamanın daha geniş bir yorumu sayılabilir. Bir­leşik Amerika, benimsediği politika yo­lundan ayrılmamaya ve milletlerin hür­riyeti uğrunda elinden gelen yardımı esirgememeye karar vermiştir. Komü~ nist Çin dâvasının henüz askıda kalmış olması ne kadar üzücü ise, Truman'm gerçekçi politikası da o kadar cesaret vericidir. Truman, Türk Milletinin At­lantik Paktı sistemine alınması konu­sunda da bütün şüpheleri dağıtacak açık bir dil kullanmıştır. Biz bunu dost bir anlayışla değerlendirdiğimizi söyle­mekten derin bir memnunluk duymak­tayız. Truman, Pakta alınmamızla Av­rupa savunmasının kuvvetlendiğinden bahsediyor. Bu anlatış şekli üzerinde biraz durmak faydasız değildir.

Birleşik Amerika - İngiltere görüşme­leri başlamadan önce, Reuter'in yay­dığı haberi hatırlarsınız. Bu haberin, şimdiye değin, yalanlanmamış olması, gerçekten, çok dikkate değer. Bu ha­berde, belirtilmek istenildiğine göre, Atlantik Ordusu Başkomutanı Eisenho-wer, Türkiyenin Avrupa savunması dı­şında kalmasını daha doğru bulmakta­dır! Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı ise, Türkiyenin Pakta girmesini, Avru­panın savunmasının kuvvetlenmesi şeklinde anlatıyor. Biz, bu suretle en yetkili bir ağızdan cevap almış oluyo­ruz. Dışişleri Bakanı Dean Acheson'un aynı zamanda söylediği sözler de Pakt çerçevesi içindeki durumumuzu biraz daha aydınlatmış oluyor. Öyle anlaşılı­yor ki; İngiltere, Washington görüşme­lerinde, Reuter'in haber verdiği fikri öne sürmüş, fakat, Uzakdoğu konusun­da direnmeyi kendi politikasına daha elverişli bulmuştur. Hakikatin içyüzü­nü, zamanla, daha iyi anlamış olacağız.

"Washington görüşmelerinin yapıcı ka­rarlarından biri de, hiç şüphesiz, bir Avrupa Ordusunun kurulmasıdır. Biz, çeşit çeşit ordular kurulmasını doğru bulanlardan değiliz. Dünya barışı ve dünya savunması için, en doğru yol, tek ordu sistemidir. Eğitim ve silâhlandır­ma bakımından da yapılması gereken şey budur. Fakat Fransa, Almanyanm silâhlanmasını düşünerek, böyle dolam­baçlı bir fikre saplanıp kalmıştır. Avru­pa ordusu kurulurken, herhalde, asıl barış ve savunma zaruretlerine göre, ayarlanması lâzımdır. Bu teşkilât dâ­vasının da, en uygun bir şekilde çözüle­ceğini umuyoruz. Şimdi bilmen bir şey varsa, o da, Alman işbirliğinin kabul edilmiş olmasıdır. Dünya durumunda­ki tehlikeli kuvvet denksizliğinin neden ileri geldiğini anlamak güç değildir: Japonyanm çöküşü ile Uzakdoğu, Al­man bozgunu ile de Orta Avrupa birer tehlike bölgesi haline girmiştir. Uzakdoğu, geçen yıl yapılan andlaşmalarla sağlam bir düzene erişmiştir. Washing­ton görüşmeleri ise, Orta Avrupa duru­munun düzenlenmesinde çok büyük bir adımdır. Şimdi bu politika sistemini, gerçekçi bir anlayışla, işlemek ve tam bir kudret haline getirmsk işi kalıyor. Truman'm Kongrede söylediği sözler, bu çok önemli işin nasıl sonuçlandırı­lacağını anlatıyor. Benimsenen yol, de­mokrasileri mutlaka zafere götürecek yoldur. Her millet, elinden gelen kolay­lığı, göstermekle bu büyük insanlık ve kültür hamlesini desteklemektedir.

Dörtlü toplantı iîkri...

Yazan: Mücahit Topalak

11 Ocak 1952 tasrihi! Cafer'den

Başkan Truman ile İngiltere Başbakanı Churchill arasında Vaşington'da cere­yan eden görüşmelerin son safhasında, Churchill'in Stalin ile görüşmek tasarı­sını tekrar ortaya attığı bildirilmekte­dir. Bu haber, resmî bir beyan veya tebliğe istinat etmemekle beraber, mü­zakereleri yakından takibetmiş olan kimselere atfolunmakta ve bu teklif karşısında Amerika'nın durmunun de­ğişmemiş olduğu da belirtilmektedir.

Bilindiği gibi, Stalin ile görüşmek tasa­rısının menşei, Mr. Churchill'in seçim kampanyasında söylemiş olduğu bir nutuktur. Muhafazakâr Lider, bu nut­kunda, iktidara geldiği takdirde, ger­ginliğe sebep olan meseleleri halletmek için Doğu bloku ile temasa geçmekte tereddüt etmiyeceğini söylemişti. Bu­nu müteakip, Birleşmiş - Milletler Ge­nel Kurulunun Paris toplantısının açılış nutkunda Fransız Cumhurbaşkanı Aurioî'un da dört büyükler arasında bir toplantı fikrini telkin etmiş olması ve buna karşılık Viginski'nin açıktan açı­ğa red cevabı mânasına gelmiyen müp­hem bir ifade kullanması, dörtler ara­sında mahdut kadrolu bir toplantı tasa­rısını günün mevzuu haline getirmiş­tir. Yalnız, bu mevzuda Başkan Tru­man, böyle bir toplantı fikrine esas iti­bariyle muarız olmadığını söylemekle beraber, bu toplantının ancak Ameri­ka'da yapılabileceğini ileri sürerek, Amerika'nm, Sovyet Rusya ile dar, çer­çeveli bir müzakere fikrini terviç etmediğini kâfi vge vuzuhla aydınlatmış ve Genel Kurulda cereyan eden müzakere­lerde iki blokun şiddetle birbirine hü­cumu neticesinde, bu fikir hemen ta­mamen terkedilmiştir.

Bununla beraber, İngilizlerin, Stalin ile görüşmek projesinden mutlak surette vazgeçmemiş oldukları İngiliz Dışişleri Bakanının. Kasım sonlarında Avam Kamarasında söylemiş olduğu nutuktan anlaşılmakta idi. Buna mukabil, hemen aynı tarihlerde Başkan Truman gele­cek seçim kampanyasının ilk nutku te­lâkki olunan beyanatında Amerika'nın, Sovyet Rusya ile müzakereyi ancak Birleşmiş Milletler zemini üzerinde ka­bul edebileceğini seçmenleri önünde te-yid ve temin etmiştir. Bu vaziyet dahi linde, Mr.Churchill'in Amerika'ya ya­pacağı seyahat ve Truman ile gireceği çok mühim müzakereler gözönünde tu­tularak, peşinen bir anlaşmazlık mev­zuu yaratmamak mülâhazasiyle İngiliz­lerin bu işten vazgeçmiş oldukları yo­lunda bir intiba uyandırılmış ve hattâ muhtelif vesilelerle. Churchill'in bu bahsi Truman'a açmıyacağı bildirilmiş­tir.

Bugün hâkim olan kanaat ise, Chur­chill'in bu fikri Truman'a açmış olduğu merkezindedir. Yine zannedildiğine gö­re Truman bu husustaki görüşünü de­ğiştirmemiş, Churchill ise, kendisinin, Stalin ile görüşmek için Moskova'ya gidebileceğiniaçıklamıştır.

İngiliz Başbakanının bu teşebbüse gi­rişmesi için hâdiseler kâfi derecede ol­gunlaşmış mıdır? Bugünkü şartlar da­hilinde İngiltere'nin bu çareye tevessü! etmesi herhangi bir müsbet netice ve­rebilir mi?

Öyle görülüyor ki, bu mahdut kadrolu görüşme fikrinin tekrar canlanması, da­ha çok, Cuhrehill - Truman müzakere­lerinden pek tatminkâr neticeler alın­madığına kanaaat getiren bazı müşa­hitlerin, şimdi yapılacak işin ne olduğu sualine mantık yoluyla cevap bulmak teşebbüslerinden ileri gelmiştir. Vaşington müzakereleri, zahirî kısırlığına rağ­men, henüz tamamen aydmlanmamış­tır. Mr.Churchill, Moskova'ya gitmek için hakikaten hazır olsa bile, hareket kararının verilebiemesi artık münhası­ran Churchill'in ihtiyarında olan bir sey değildir.

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

12 Ocak 1352 tarihli ülus'dan

İngiltere Başbakanı Amerikaya yapmış olduğu ziyareti nihayetlendirerek Ka-nada'ya gitmiştir. Kanada'daki temas­larından sonra tekrar Vaşington'a dö­nerek Amerikan Kongresi huzurunda bir nutuk söyliyecek ve ondan sonra da İngiltere'ye gidecektir.

İktidara geçer geçmez, Amerika'yı zi­yaret etmeye karar verdiği zaman Churchill'in Truman'la neleri görüşeceği bir sual olarak zihinlerde belirmiş­ti. Türlü tahminler yürütüldü: İngilte­re için yardım istiyeceği söylendi. Sta-lin'le görüşmek için Truman'ı ikna et­meye çalışacağı bildirildi. Daha birçok seyahat sebepleri ileri sürüldü. Chur­chill Amerika'ya gitmiş, 4 defa Truman'la görüşmüş. Görüşmelerden sonra da uzunca bir tebliğ yayınlanmıştır. Fa­kat Churchill'in neden Amerika'yı ziya­ret ettiği suali açık olarak cevaplanmış değildir.

Tebliğde görüşülen meseleler şöyle hü­lâsa edilmektedir: i— Almanya'nın tam ve eşit haklarla iştirak edeceği bir Avru­pa savunma camiasının desteklenmesi. 2 — Ker iki devlet liderinin dünya .sulh ve samimiyetini teinin etmek için bir­likte çalışmaları. 3 — Ortadoğu'nun ik-tisaden ilerlemesi, barış sever gelişme­si ve istikrarında işbirliği ile çalışılma­sı. 4 — Uzakdoğu üzerinde «geniş görüş ahengi» bulunduğu ve Komünislik teh­likesini karşılamak için müşterek hare­ket edildiği bildiriliyor s a da, Çin'in, ta­nınması meselesi üzerinde her iki dev­let te eski görüşlerini muhalaza etmek­tedirler. Yani İngiltere komünist Çin'i Amerika da Millî Çin’i tanımakta devam edeceklerdir. 5 — Dün­ya Bankasının petrol anlaşmazlığı­nı çözmek yolundaki gayretleri destek­lenecektir. 6 — Piyade tüfekleri mese­lesi üzerinde anlaşmaya varılamamıştır. Amerika kendi çapma İngiltere de ken­di çapma göre tüfek yapmakta devam edeceklerdir. 7 — Atlantik Paktı Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için de bir an­laşmaya varılamamıştır. Tebliğe göre mesele tetkik ediliyor. 8 — Mısır'daki Kargaşalık» ancak Kahire Hükümeti­nin 4 devlet teklifini kabul etmesiyle izale edilebileceğinde mutabık kalın­mıştır. İşte tebliğin hülâsası budur. Bi­lindiği gibi bunların bazıları üzerinde esasaen İngiltere ile Amerika anlaşmış vaziyette idiler. Komünist Çin'i tanı­mak, Atlantik Deniz Kuvvetlerine Ko­mutan tâyin etmek, bir silâh standardı kabul etmek gibi meselelerde iki dev­let arasında anlaşmazlık vardı. Bu an­laşmazlıklar halledilememiştir. Herhal­de ChurchiH'i Amerika'ya götüren me­seleler bunlar olmamak gerektir.

Churchill Amerika'ya başka düşünce­lerle gitmiştir. Bir defa harb içindeki alışkanlık vardır: Churchill İkinci Dün­ya Harbi içinde Roosevet ve Stalinle şahsî temas ve görüşme yollariyle bir­çok ş-ayler elde etmişti. Bilindiği gibi, seçim kampanyası sırasında böyle «bü­yükler» arasındaki şahsî temasların faydaları üzerinde çok durmuştur. Sta­linle görüşeceği de söylenmiştir. Bu meselede Truman'ın aldığı vaziyet üze­rine Stalin'i ziyaret etmekten Chur­chill'in vazgeçip geçmediği bilinemez. Fakat herhalde Truman'ı ziyaret et­mekten vazgeçemezdi.

Churchilİ'in kendisi bu ziyaretten bah­sederken muayyen meseleler üzerinde anlaşmalara varmayı düşünmediğini söylemişti. Bu sözler doğrudur ve şim­di çıkarılmış olan tebliğle de teyid edil­miştir. Churchill, daha ziyade, İngilte­re'yi eski «büyük devlet» vaziyetine i-ade etmek için Amerika'ya gitmiş ola­caktır. İkinci Dünya Harbi sırasında Churchill, eşit bir İngiltere'nin temsil­cisi olarak Roosevelt ile işbirliği yap­makta idi. Harpten sonra vaziyet değiş­miştir. Amerika, hele son yıllar içinde komünist tecavüzüne karşı komünist olmıyan dünyayı teşkilâtlandırırken, teşebbüsü yalnız olarak eline almıştır. Bu bahiste, yani komünist olmıyan âlemin teşkilâtlanmasında Amerika'nın görüsü şudur: Müteşebbis vaziyette o-lan ve teşkilâtlandıran bir Amerika var­dır. Bir de teşkilâta tâbi komünist olmayan dünya vardır. İngiltere ve Domin­yonları da bu İkinci sınıf içindedir. Bunun içindir ki Amerika, tngilterenin Batı Avrupa ile birleşmesinde ısrar ediyor. Amerika'ya göre taraflar ikidir. Churchill'e göre taraflar iki değil üç­tür: 1 — Amerika. 2 — İngiltere ve Do­minyonları. 3 — Batı Avrupa... İngilte­re de geçen harbte olduğu gibi Ameri­ka ile eşit şartlar altında işbirliği yap­mak istiyor.

Churchill'i Amerika'ya götüren bu va­ziyetin İngiliz Mîlleti için bir ıstırap mevzuu olduğu biliniyor. Fakat Churchill'in bu misyonunda muvaffak olma­sı beklenemez. Zira şunu hatırlamak gerektir ki devletler arasında hukukun nazarî olan «eşitliği» dışında Churchill'in aradığı mânadaki eşitlik, ancak kuvvetler arasında eşitlikle kurulabilir. Halbuki İngiltere harbten önceki İngil­tere olmadığı gibi Amerika da harbden önceki ve hattâ harp içindeki Amerika değildir. Karşılıklı münasebetlerin her adımında sırıtan bu nisbetsizliği anlaş­malarla tamir ve telâfi etmek mümkün olamaz.

8 Ocak 1952

— Paris :

Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa­ya göre, Orta - Doğu'da hiçbir muhasamat olmıyacaktır.

Azzam Paşa dün Birleşmiş Milletler gazete muhabirlerine hiçbir Arap devletinin teca­vüz niyeti olmadığını söylemiş ve demiş­tir ki :

«İsrail'e karşı ne şimdi ne de istikbalde hiçbir tecavüz olmıyacağına dair sizi temin ederim.Filistin meselesini halletmek için İsrail, Birleşmiş Milletlerin fikirlerine saygı göstermeli ve onun kararlarını yerine ge­tirmelidir.»

Mısır'ın Sovyetler Birliği ile olan münase­betlerinden bahseden Azzam Paşa demiş­tir ki :

«Sovyetler Birliği ile işbirliği yapmıya ha­zırız. Lâkin Sovyetler yalnız bir dine inan­maktadırlar. Komünizm... Eğer Rusya Ko­münizmi kabul ettirmek için şiddet ve cebir kullanmak isterse şüphesiz ki elimizde mev­cut bütün imkânlarla ona mukavemet ede­ceğiz.»

-2 Ocak 1952

— Paris :

Avrupa iktisadî İşbirliği Teşkilâtı Bakan­lar Kurulu Başkanı Stikker, teşkilâta da­hil 18 memleket temsilcileri 11 Ocak için Parise davete karar vermiştir.

Avrupadaki Kömür istihsali meselesi top­lantının başlıca mevzuunu teşkil edecektir.

3 Ocak İS52

— Washington :

1 Ocak 1952 tarihinden itibaren İktisadî İşbirliği Teşkilâtının bütün sıfat ve salâ­hiyetlerini üzerinde toplamış bulunan kar-şıhklı Güvenlik Teşkilâtından aşağıdaki yardımların tahsis edildiği dün bildirilmiş­tir:

Türkiye ve Yunanistan 300.000 dolar,

Yugoslavya 160.000 dolar.

Karşılıklı güvenlik...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

2 Ocak 1352 iarîhli Ulus'tan

1948 Yılında başlayan Marshall Yardı­mı, geçen gün nihayetlenmiş ve Mars­hall Yardımı sistemi yerine «Karşılıklı Güvenlik Teşkilâtı» sistemi geçmiştir. Marshall Yardımının yapılmasını icabettiren sebep şudur: Avrupa devletleri o sirada3 büyük bir iktisadî buhran için­de bulunuyorlardı. Bu buhran Avrupa' yi anarşiye götürüyor ve bu memleket­leri komünist tehlikesiyle karşı karşı­ya getiriyordu .

Amerika Marshall Yardımı Plânı ile bu tehlikeyi önlemek istemiştir. Projeye göre Amerika tarafından sağlanacak yardımla Avrupa memleketlerinin do­lar ihtiyacı karşılanacak istihsalleri ar­tacak ve neticede dolara olan ihtiyaç­ları da kalrmyacaktı. 1951 yılı sonunda Marshall Yardımı nihayetlenirken, bi­rinci neticenin elde edilmiş yâni istihsa­lin artmış olduğu doğrudur. Geçen gün verilen haberlerde de bildirildiğine gö­re Avrupa memleketlerinin istihsalleri vasati olarak 1938 yılma nazaran yüzde yirmi beş artmıştır. Yâni bugün Avru­pa İkinci Dünya Harbinden önceki yıla nazaran dörtte bir nisbetinde fazla is­tihsal yapıyor.

Fakat ikinci netice elde edilememiştir. Avrupa'nın dolara olan ihtiyacı kalk­mamış, hattâ belki de artmıştır. Bunun sebebi şudur: 1947 ve 1948 yıllarında görülmiyen bir vaziyet meydana gel­miştir. Sovyetlerin tecavüz politikası Marshall Yardımının tatbikinden son­ra, daha tehlikeli şekiller almağa baş­lamıştır. Bu tecavüz 1950 yılında, Ko­re'de kanlı bir savaşa varmıştır. Bu teh­like karşısında Avrupa Amerika'nın da israriyle silahlanmağa başlamış ve bu silâhlanmanın temposu gittikçe hızlan­mıştır.

Meselâ İngiltere'nin geçen yıl başında kabul ettiği üç yılık silâhlanma masrafı dört milyar İngiliz lirasına yakındır. Eğer silâhlanmanın ağır yükü olmasay­dı, İngiltere Marshall Yardımından müstağni kalacaktı. Nitekim geçen yıl bir aralık bu yardımı istemediğini A-merika'ya bildirmişti. Diğer Avrupa memleketleri de aynı vaziyettedirler.

İşte bu vaziyeti karşılamak için Ameri­ka Marshall Yardımı sistemi yerine «Karşılıklı Güvenlik» Teşkilâtım kur­muştur ki bu teşkilât 1 Ocaktanberi faaliyettedir. Eski Marshall Yardımım idare eden İktisadî İşbirliği İdaresi şim­di «Karşılıklı Güvenlik» yardımını ida­re edecektir. "Karşılıklı Güvenlik» sis­teminin, Marshall Yardımından farkı şudur: Marshall Yardımı İktisadî yar­dımdan ibaretti. Karşılıklı Güvenlik yardımının ağırlığı askerîdir. Meselâ ilk tahsisat olarak ayrılan yedi milyar doların 6 milyarı askerî bir milyar do­ları iktisadî yardıma tahsis edilmiştir.

Amerikan Kongresi iktisadî yardımın­dan ziyade askerî yardım teminine te­mayül etmektedir. Başkan Truman ik­tisadî yardım için iki milyar dolar iste­diği halde Kongre, ancak bunun yarı­sını vermiştir. Bu, Avrupa'da memnu­niyetsizlik doğurmuştur. Çünkü askerî masraflarla iktisadî vaziyet arasında sıkı bir bağlılık olduğu görülmüştür. Askerî yardımla iktisadî yardım ara­sında bir muvazene kurulmazsa askerî masrafların yükü iktisadî vaziyet üze­rinde menfi tesirlerini göstermekten geri kalmaz. İşte Avrupacıların şikâ­yetleri budur. Ve Churchill de bu me­seleyi görüşmek için Amerika'ya git­miştir.

Bu Amerikan yardım sistemleri içinde Türkiye'nin hususî vaziyeti vardır. Türkiye Marshall Yardımından önce de Truman Kaidesi» altında askerî yar­dım görüyordu. Sonra Marshall iktisadî yardımından da faydalandı. Marshall Yardımından faydalanmayı sağlamak o zaman Türkiye için bir başarı idi Çünkü bu yardım sistemi kurulurken de Türkiye vaziyetinde bulunan mem­leketler düşünülmemişti. Marshall Yar­dımı harbe fiilen iştirak eden ve yıkılan yakılan, endüstrisi harap olan memleketler içindi. Türkiye'ye teşmili Ame­rika'nın Türkiye hakkındaki dostluk duygusunun ifadesidir.

Ancak Türkiye'nin bu yardıma hakkı olduğu sonraki gelişmeler karşısında anlaşılmıştır. Çünkü yalnız askerî yar­dımla silâhlanmanın ve silâh altında büyük bir ordu tutmanın mümkün ol­madığı şimdi görülmüştür. Görüldüğü içindir ki «Karşılıklı Güvenlik» sistemi kurulmuştur. Türkiye yıllardanberi çok ağır askerî yük altındadır. Böyle oldu­ğu halde Marshall Sisteminden gördüğü yardım devede kulak kablindendir. Önümüzdeki istatistikler Hoffman'm idare başkanlığından çekildiği güne ka­dar yapılan taksimi göstermektedir ki, ondan sonra da bu nisbetm değişmediği söylenebilir. Buna nazaran Türkiye an­cak yüz üç milyon dolar yardım gör­müştür. İngiltere ve Fransa'nın milyar­lara varan rakamları bir tarafa bırakıl­sın meselâ Yunanistan bile o tarihte 365 milyon yardım görmüştür. Yeni sis­tem içinde Türkiye'ye de hak ve ada­lete uygun pay ayrılacağı umulmak­tadır.

11 Ocak 1952

—Londra :

Bugün burada öğrenildiğine göre, İngiliz gizli İstihbarat Servisi eski Direktörü Ge­neral Sîr Gerald Tempîer'in Malezyaya tayini katileşmiş gibidir.

73 yaşında bulunan General Başbakan Churchill ile bu mevzuda görüşmek üzere dün gece gizlice Londradan uçakla Kana-daya gitmiştir.

General Templer Malezyadaki Sivil ve askerî tedbirler komutanlığım deruhte edecek ve Sir Henry Gumey'in geçen Ekimde katledilmesin denberi münhal bu­lunan Yüksek Komiserlik mevkiini işgal edecektir.

Sir Gerald Templer İran ve Filistin'de vazife görmüş, işgal altındaki Almanyada da askerî vali sifatiyle enerjik bir rol oynamıştır.

General Templer .194Sden 1950 ye kadar Kraliyet Genelkurmay ikinci başkanı bulunmuştur.

—New-york :

Columbia Üniversitesinde bir hitabede bulunan İngiliz Dışişleri Bakanı Eden, Mısır meselesine de temasla şöyle demiş­tir:

«Ingiltereoin Mısırda takip ettiği siya­set, menfaat gözetmeyen gayelerini teyid eder. Süveyş Kanah, serbest geçidi dün­yayı alâkalandıran milletlerarası bir su yo­ludur. Bu kanalı yainız kendimiz için mu­hafaza etmiyoruz. Son zamanlarda Mısıra vaki olan teklif, Türkiye, Fransa ve Ame­rika ile müştereken yaptığımız bir teklif­tir ve Mısırı hepimizle birlikte eşit ortak­lığa davet etmektedir. Gerçekte, bu milletlerarası yolun serbetisini ve umumiyet itiba­riyle orta doğunun güvenliğini teminat al­tına almak maksadiyle müşterek bir anlaş­maya çalışıyoruz.İran meselesine gelince, İngiltere bu âna kadar İran ile bir işbirliği formülü bula­mamıştır. Fakat Öyle umuyorum ki, geçen­lerde Milletlerarası İmar Bankası tarafın­dan hazırlanan teklifler yapıcı müzakere­lere yol açacaktır. Bizler şahsen Bankanın hazırladığı prensipleri kabul ediyor ve ma­kûl olduklarına inanıyoruz.

İranda kurduğumuz büyük petrol sanayii­nin tekrar işlediğini, İran halkına refah ge­tirdiğini ve dünya ekonomisi kaynaklarını çoğalttığını görmek istiyoruz.»

14 Ocak 1952

— Londra :

Kral ailesiyle alâkalı mevzularda umumi­yetle ketum davranan Londra gazeteleri, bugünkü nüshalarında Prenses Margaret ile 28 yaşındaki «Earl Of Dalkeith» in yakın­da nişanlanmaları ihtimali üzerinde ısrarla durmaktadırlar.

News Chronicle gazetesi «Earl of Dalke­ith» in, Prensed Margaret'in İskoçyadaki ta­tilini kısa keserek Cumartesi günü gelmiş olduğu Sandrigham'a gitmek üzere Kuzey­deki malikânesinden ayrıldığını yazmakta ve şunları ilâve etmektedir:

((Earl Of Dalkeith» in seyahati, Prenses Margaret'in nişanlandığının yakında ilân edileceği yolundaki ısrarlı haberleri teyid eder görülmektedir.

Daily Herald gazetesi ise, birinci sahifesinde şu başlıklar altında genç namzedin res­mini neşretmektedir:

Margarat - Saray sükûtu muhafaza ediyor. Buckingham Sarayı bugün de cihanşümul söylentiler hakkında tefsirde bulunmaktan içtinap etmiştir. Bilindiği gibi son birkaç sene içinde Prenses Margaret'le alâkalı olarak birçok isimler bahis mevzuu edilmiş, fakat İskoçyah «Eârî Of Dalkeith» daima listenin ilk sıralarında yer almıştır.

Aynı mevzua sütunlarında yer veren DailyMirror, «Earl Of Dalkeith Güneye giden Margaret'i takip ediyor» başlığı altında şunları yazmaktadır:

«Genç İskoçyahnın, babasının 8 eyalete yayılmış bulunan arazisindeki işini terket-tiği nadir bir vakıadır.» Earl Of Dalkeith, zarif Prenses Margaret'e refakat etmek üzere davet edilmiş bulunmaktadır.

Mamafih, Earl Of Dalkeith' İngiliz Kralı­nın küçük kıziyle evleneceği şayialarım ya­lanlamıştır.

16Ocak İ952

—Londra :

Eden'in bugün Londra'ya dönünce karşıla­şacağı mesleler arasında İran meselesi de bulunmaktadır. Siyasî yazarlara göre Ba­kan, İran'ın salı gününe kadar İran'daki İngiliz konsolosluklarının kapatılmasını ta­lep etmesi üzerine hasıl olan vaziyeti der­hal inceliyecektir.

İran'daki İngiliz Büyükelçisi, İran Şahı ta­rafından kabul edilmiştir ve tahmin edil­diğine göre, mülakat konsoloslukların ka­patılması meselesi üzerinde cereyan etmiş­tir.

17Ocak 1952

—Londra :

Eden. kabineyi bugün Türkiye ayarı ile saat 19 da toplantıya davet etmiştir. Siyasî çevrelerin tahminine göre, Eden, İran ve Mısır gibi dış siyaset meselelerinden başka, mesai arkadaşlarına Washington görüşme­leri ve bilhassa ham maddelere mütedair İngiltere ile Birleşik Amerika arasında ya­pılmış olan yeni anlaşma hakkında izahat verecektir.

18Ocak 1952

—Londra :

Bu sabahki bütün Londra basını, Churchillin Birleşik Amerika Kongresinde söy­lediği nutku yorumlamaktadır.

Nutkun Orta - Doğu'dan bahseden kısmını inceleyen Times gazetesi, bu bölgede kurul­ması düşünülen komutanlığa ne şimdiden ve ne de Mısırla anlaşmaya varıldıktan sonra, diğer üç devletin iştirake davet edil­melerine mâna veremediğini yazıyor ve şunları ilâve ediyor:

«Birleşik Amerika bu daveti kabul etse bile, dört devletin bu bölgede asker bulundurması, Mısırın Orta-Doğu Paktına ka­tılmasını temin için daha iyi bir çare teş­kil etmiyecektir. Dört devlet elbirliği ya­parak bu tasarıya bizzat Orta-Doğu mil­letlerini iştirak ettirmenin çarelerini arar­larsa daha basiretli hareket etmiş olurlar,

Daily Telgraph gazetesinin kanaatine göre, Süveyş Kanalı bölgesinin milletlerarası mü­dafaa ve murakabeye tâbi tutulması yolun­daki cüretli teklif nutkun en mühim kıs­mıdır. Daily Telegraph diyor ki:

«Eğer bütün bu bölgenin kargaşalık içinde kalıp bunun neticesi Komünizmin pençesi­ne düşmesi istenmiyorsa, gerek Kanal böl­gesinde, gerekse bütün Orta - Doğuda İn­giltere ile Birleşik Amerika arasında işbir­liği yapılması çok ehemmiyetli ve hayatî­dir.»

Bağımsız sağcı Daily Express gazetesi bu fikirde değildir. Bu gazete şunları yazıyor: «Türkiye, Fransa ve Birleşik Amerika kı­talarının Kanal bölgesi murakabesine işti­rak etmeleri, bu memleketlerin, mahallî iş­lere müdahalelerini intaç etmeyecek midir? Orta - Doğu'da İngilterenin yükünü yalnız taşıması daha muvafıktır.»

— Londra :

Washington>dan bu sabah alman haberlere göre, Churchül'in dün kongrede verdiği nutuk çok müsait karşılanmıştır.

B.B.C.'nin Washington muhabiri şunları yazmaktadır:

«Kongrede yer alan her İki parti üyeleri tarafından yapılan yorumlar lehtedir. Bir­leşik Amerika Başkan yardımcısı nutkun fevkalâde olduğunu ve çok iyi karşılandı­ğını söylemiştir. Başkan Truman ve mil­yonlarca Amerikalı Churchill'in nutkunu televizyonla dinlemişlerdir. Nutkun kongre ve Basın çevrelerinde tar­tışmalara yol açan noktalarından biri, di­ğer memleketlerin kuvvetlerinin de Süveyş Kanal bölgesinde mevki almaları yolunda yapılan teklif olmuştur. Churchill Kanal statüsünün muhafazasının milletlerarası bir mesuliyet halini aldığını tebarüz ettir­miştir. Churchill'e göre, Orta - Doğu Savun­ma Paktı tasarısına katılmış bulunan dev­letler, yani Birleşik Amerika, Fransa ve Türkiye Kanal mıntakasına askerî birlik­ler yolladığı takdirde, Süveyş savunması­nın arzettiği müşkülât kendim hissettirecek derecede hafifliyecektîr.»

— Londra :

Londra radyosu B.B.C., Türkiyeye her gün saat 19.30 da yaptığı yayınlarından Pazartesi gûalerindeki yayınını Türk dinleyici­lerinin sorularına tahsis etmiştir.

19

—Londra :

Churchül'in Birleşik Amerikada söylediği nutkun, en mühim noktalarını tasrih eden yetkili bir yorum elde edebilmek için 24 saat beklemek lâzım geldi.

Yetkili bir kaynakta şöyle deniyor : Ya­pılmış olan tefsirler hilâfına İngiltere hü­kümeti Türkiye, Fransa ve Birleşik Amerikadan Süveyş Kanalı bölgesine daha şim­diden asker göndermelerini İstemek tasav­vurunda değildir. Bu bölgede asayiş temin edildikten ve Mısırla münasebetler normal­leştikten sonra bugün hüküm sürmekti olan karışıklıklar başlamadan önce dört devletin Mısıra yaptığı teklifin anlayışıdabilir.de Kanalın müşterek bir muhafaza alanında güvenliğinin sağlanması temenni edi­lebilir.

—Londra:

Daiiy Mail gazetesi şu suali soruyor: Churchillin Amerikan kongresinde söylediği nutkun en mühim noktası hangisidir? Bu suale iki büyük Amerikan gazetesi cevap veriyor. New-York Times şöyle diyor: «Büyük Biritanya bize muhtaçtır ve Churchill hakikati ikrar ederken gurur duymuş olamaz. Bununla beraber bizim de İngiltereye muhtaç olduğumuzu unutmamalıyız.»

Hera-ld Tribüne gazetesi ise şunları yazı­yor: (Churchill, Amerikaya eşitlik esasına dayanan bir Birlik imkânı araştırmak üzere gelmiştir, esasen ancak böyle bir Birlik devamlı ohir. Mukadderatımızın ve Ame­rikanın bize karşı olan itimadının kendi yolumuzda kendi kuvvetlerimizle yürüye­bilmek için göstereceğimiz gayretlere bağlı bulunduğunu anlayabilmek için daha baş­ka bir sebep aramağa lüzum yoktur.»

20 Qcak 1952

—Londra :

Manchester'de Sendika temsilcileri önünde konuşan eski Başbakan Attlee, Churchill'in VVachington'da yaptığı müzakerelerden bahsetmiş ve demiştir ki :

«Anladığıma göre, Churchill aşağı yukarı benim yaptığımı yapmağı tecrübe etmiş­tir. Benden daha çok mu. yoksa az mı mu­vaffak olduğunu bilemem)).

Muhafazakârları, iktidara dönmeden evvel yaptıktan valileri tutmamakla itham Attlee, muhalefette iken tenkiti eşttikieri şeyleri şimdi tasvibettiklerini söylemiş ve Churchill'in Atlantik deniz kuvvetleri ba­sma bir Amerikan Amiralinin getirilmesini kabul eylediğini belirtmiştir.

22 Ocak 1952

—Londra :

Bağımsız Time» gazetesi, Başkan Truman-ın bütçe hakkında kongreye verdiği mesajı yorumlayarak şunları yazmaktadır:

«iktisadî rapor ve bilâhara bütçe hakkın­da kongreye verilen mesaj, savunma gay­retlerinin Amerikan ekonomisi ve Ameri­kan halkına neye maİ olduğunu göster­mektedir. Filhakika Amerikan hükümetinin 1952-53 yılı masraf tutarı 30.000 milyon İngiliz lirasını bulmaktadır ki. bu, B(üyuk Britanya'nın senelik gelirinin 2,5 mislidir. Bu bütçenin dörtte üçünden fazlası millî güvenlik programlarına tahsis edilmiş olup. 4.000 milyon İngiliz lirası şu veya bu tarz­da ve bilhassa karşılıklı güvenlik kanu­nunda derpiş edilen yardım cümlesinden olmak .üzere Denizaşırı memleketlere gön­derilmektedir ve 5.000 milyon İngiliz lira­sını bulan açık vergilerin yükseltilmesi şavesinde kapatılacaktır. Bu. Amerikan mil­letinin katlanacağı fedakârlıkların çok ağır olduğunu göstermektedir. Gerçi Amerikan istihsal mekanizmasının kabiliyeti son de­rece fazladır, fakat açıklan yalnız başına kapatamaz. Amerikan vatandaşlarının da yardım etmesi lâzımdır ve bu da belki hayat seviyelerini bir miktar indirmekle mümkün olacaktır.»

—Londra :

İngiliz kabinesi bu sabah, Churchill'in sevahati esnasında Başbakanlık vekâletini deruhte eden Dışişleri Bakanı Eden'in Baş­kanlığında mühim bir toplantı yapmıştır. Siyasî çevrelerdeki kanaate göre, müzake­reler şu üç nokta üzerinde cereyan etmiş­tir :

CmırchüTin kongrede söylediği nutkun ve ham maddelere dair İngiliz - Ame­rikan anlaşmasının neticeleri,

İngilteredealınmasıdüşünülen yeni tahdid tedbirleri,

Mısır ve İranda durumun arzettiği son gelişmeler.

ChurchilPin nutku hakkında siyasî çevre­lerde henüz yeter derecede sarahat olma­makla beraber, bu demecin Orta - Doğu'da

İngiltere'nin güttüğü siyasetin Birleşik Amerikanınkine uydurulduğuna işaret edebileceği kayfiyeti Eden'e yakın çevrelerde resmen tekzip. edilmektedir. Zaten, siyasî çevrelerde Dışişleri Bakanının, Parise ya­kında yapacağı ziyaret esnasında Washing­ton görüşmelerinden Fransız hükümetini maîûmattar edeceği düşünülmektedir.

İktisadî sahaya gelince, siyasî çevrelerde, alınacak yeni tahdid tedbirlerinin her şey­den evvel bilhassa dolar bölgesi ve Batı yarım küresinden yapılan ithalâtı tahdid gayesini güdeceği kanaati hâkimdir.

25 Ocak 1952

— Londra :

Bu sabahki toplantısında İngiliz kabinesi, Süveyş Kanalı bölgesinde vaziyet vahimeştiği takdirde alınabilecek olan daha şid­detli tedbirleri prensip olarak kabul etmiş­tir.

Kabine, General George Ersk'in tarafından bugüne kadar alman ve bilhassa, asayişi muhafaza hususunda işbirliğinde buluna­cakları yerde tedhişçilerin işlerini dolaylaş-tirmış olan Mısırlı polislerin silâhlarının alınmasına mütedair kararları tamamiyle tasvip etmiştir.

Kabine, karışıklıklar artmağa devam ettiği takdirde, General Erskin'in sıkıyönetimi İlâna yetkili olduğunu kabul etmiştir.

Tedhişçilerin hareketlerine son vermeği Mı­sır hükümeti kararlaştırmadığı müddetçe, kendisiyle yemden müzakerelerde bulunma­mak hakkındaki Edenin teklifi kabine ta­rafından kabul edilmiştir.

Yani, İngilterenin hareket hattında sertlik .görülmeğe başlanmıştır.

Mısır kuvvetlerinin İngilizlere karşı hare­kete geçmek emrini alabilecekleri de gözönünde bulundurulmuştur.

3u.takdirde, vaziyetin fevkalâde vahamet peyda edeceği söylenmektedir.

2S Ocak 1952

-— Londra :

Bu sabahki İngiliz gazeteleri İsmailiye hâ­diselerini hep birlikte esefle kaydetmekte­dir. Birçok gazteler, Mısır hâdiselerinin ik­tisap edebileceği vahim mahiyetin kendi­lerine ilham ettiği endîşeyi saklamamakta ve İngiltere için, Orta - Doğudaki siyaseti­ni vazih olarak tesbit etmek zamanının gelmiş bulunduğu kanaatini izhar eylemekte­dirler.

Times gazetesinin fikrine göre. bu bölge­nin en yakın bir zamanda milletlerarası taahüdler bölgesi olarak tanınması, İngiltere­nin bu sahte durumdan o derece sur'atie kurtulmasını mümkün kılacaktır. Müstakil gazete yazısına şöyle son vermektedir:

İngilterenin Mısıra karşı gütmekte olduğu siyaset, Orta - Doğunun güvenlik ve terak­kisi için Batılı Müttefiklerle beraber itti­haz ettiği gayeden mülhem olmalıdır.

Muhafazakâr Daily Telegraph gazetesinin fikrine göre, İngiliz hükümeti siyasetini ye­niden nazarı itibara almalıdır. Gazete şöy­le demektedir:

Atlantik Paktının belli başlı müdafaa mev­zilerinden birini tutmak gibi bir yükü ta­şımakta İngiltere yalnız bırakılmamalıdır. Liberal News Chronicte gazetesi de Arap dünyası ile Batı arasında şimdi takip edi­len siyasetin gelişmesile her iki âlem ara­sında milletlerarası işbirliğinin âcil bir ma­hiyet iktisap ettiğini söylemekte ve İngiliz hükümetinin Orta - Doğudaki gaye ve ni­yetlerini ilân etmesini istemektedir.

— Londra :

İngiliz resmî şahsiyetlerinin bugün bildir­diklerine göre, hafta sonunda İngiltere ile Mısır arasında münasebetler kat'î surette kesilecek olursa hiç şaşmıyacaklardır.

Yine bu çevreler, Mısır kabinesinin tnisüleme yoluna giderek Kahiredeki İngiliz Büyükelçiliğinin kapanmasını, İngilizlerin memleketten çıkmasını ve İngiliz mallarına boykot edilmesini isteyeceklerdir.

Dışişleri Bakanlığı, Mısırın hattı hareketi karşısında bir intizar politikası takip eder gibidir. Anlaşıldığına göre Kahiredeki İn­giliz Büyükelçilimi anbean siyasî münase­betlerin kesilmesinin beklendiğini Dışişleri Bakanlığına bildirmiştir. Resmî şahsiyetler Süveyş Kanalı bölgesinde şimdilik derhal sıkı yönetime gidilmiyeceğini fakat son bir çare olarak böyle bir tedbire baş vurmak ihtimalinin bulunduğunu, bunun da bura­daki kuvvetlere «müthiş bir yük» olacağı­nı söylemişlerdir. Diğer taraftan, Amirallik dairesi, filo birliklerinin Maltadan Doğuya doğru hareket ettiklerini teyid etmiştir.

İngiliz Denizaşırı Uçak Seferleri Şirketi, tevkif edilen dört uçağı çok büyük bir güç­lükle Faruk Hava meydanından kaldırabilmiştir.


—Londra :

Başbakan Churchill bugün Queen Mary Transatlantiği ile Southampton'a varacak ve derhal trenle Londraya gelerek Mısır buhranı hakkında görüşmelere başlıyacak-tır.

ChurchiU gemiden çektiği bir telgrafta Londraya varır varmaz derhal Bakanların toplanmalarını istemiştir.

Kabine toplantısı yarın için tesbit edil­mişse de Başbakan Londraya vardığında yakın mesai arkadaşlariyle acele bîr görüş­me yapacaktır.

—Londra :

Nahas Paşanın çekilmesini bahis konusu eden tek İngiliz gazetesi Daily Mail şun­ları yasmaktadır:

AH Mahir Paşa bundan evvel bir buhran zamanında memleketine hizmet etmiş bir devlet adamıdır. Kendisi İngiltere'nin eski bir dostudur ve Kıral Faruk, Ali Mahir Paşayı seçmekle sağduyu eseri göstermiş­tir. Ali Mahir Pasa veni vazifesine çok nazik bir zamanda başlamaktadır. Kahire örfi idare altındadır. îsmaîliye'de İngiliz­lerle Mısırlılar hasım olarak birbirlerine cephe alırken Kahire'de Mısır askerleri ingiliz Büyükelçiliğini korumaktadır. İn­giltere azimli davranmalı ve İngiliz va­tandaşlarının can ve malını korumak üze-re gerekli tedbirlerin alınması hususunda ısrar etmelidir.

Times gazetesi Mısır hakkında yayınladı­ğı bir makalede İngiltere'nin Mısır'da takip ettiği siyasetin değişmemiş olduğunu yaz­makta ve İngiltere'nin Mısır'ı işgal veya kontrol gibi bir emeli olmadığını ve hatta milletlerarası mes'uliyet doğuracak olan Süveyş Kanalı mıntıkasında da temellük arzusunda olmadığını tebarüz ettirmekte­dir. Büyük Britanya'nın gayesi Orta - Do­ğuda müstakar bîr savunma bünyesi ya­ratmaktır ve bu gaye Mısır ve diğer Arap memleketlerinin işbirliğini icabettirmektedir. Şimdilik İngilizler, yerlerini alacak başka kuvvet olmadığına göre Süveyş'te kalmalıdır.

30 Ocak 1952

— Londra :

Bugün Avam Kamarasında Amerika seya­hati hakkında konuşan Başbakan Churchill ezcümle şöyle demiştir: Amerikalı müttefiklerimizle yaptığımız gö­rüşmelerde bilhassa Korede mütarekenin imzasından sonra tekrar ihlâli meselesini müzakere ettik. İngilterenin şimdilik mü­nasebette bulunmadığı, fakat hükümetini tanımış olduğu Komünist Çinlilere karşı durumu meselesi de mevzuubahis edilmiş­tir.»

Koredeki mütareke müzakereleri üzerinde konuşan Başbakan Churchill, bu müzakere­lerin ne kadar devam edeceği ve sonunda mütarekenin imzalanıp imzalanmıyacağını bilemiyeceğini söylemiştir.

Churchill konuşmasına şöyle devam et­miştir :

«Washingtondaki bütün konuşmalarımızın mevzuunu açıklamak düşmanlarımızın her şeyi öğrenebileceği mülâhazasiyle basiretli bir hareket olmaz. Bu itibarla kongrede verdiğim nutukta umumî tâbirlerle konuş­maya gayret ettim.»

Formozadan bahseden Churchill, Birleşmiş Milletler kuvvetleri dünyanın bu bölgesin­de aşikâr bir üstünlüğe sahip bulundukları sırada ne Formaza istilâ edilebilir, ne de Milliyetçi Çinliler adalarında katledilerek buradan kovulabilir, demiştir.

Churchill konuşmasına şöyle devam et­miştir:

«Washington görüşmeleri hiç bir bakım­dan İngiliz hükümeti için yeni kararlar alınmasını istilzam ettirmemektedir. Uzak Doğuda Komünist tecavüzleri Kremimin stratejisinde mühim bir yer tutmaktadır. Fransız Generali Alphonse Juin'in dediği gibi Komünistler Çin Hindinde taarruza geçmemiş olsalardı Fransız ordusu bu tü­menleri Avrupada bulundurabilecekti.

Kore, Çin Hindi ve Malezyada karışıklık­lar çıkmamış olsaydı, Avrupadaki Batılı tümenlerin sayısı 30 veya 35 olabilirdi. Halbuki halen Kuzey Atlantik Paktı Teş­kilâtı asker mevcudu bu miktarın çok al­tındadır. Kremlindeki idareciler Sovyet üniforması taşıyan bir tek asker kaybet­meksizin Batının Avrupada toplıyabileceği kuvvetlerden daha üstün sayıda askerleri Uzak - Doğuya çekerek burada tutmağa muvaffak olduklarından dolayı memnunluk duyabilirler.»

İngiltere yardım istiyor...

Yazan: Ömer Sami Coşar

15 Ocak 1952 tarihli Cumhuriyst'-

ten

İngiltere, Süveyş Kanalını açık tutmak bakımından ciddî güçlüklerle karşılaş­maya başlamıştır. Bu güçlükleri yene­bilmek için de, İngiliz hükümeti, Ame­rika, Hollanda, Fransa ve Norveçe baş­vurmuş ve kendisine teknik mahiyette yardım yapılmasını istemiştir.

Süveyş Kanalı, dünya gemiciliği bakı­mından hayatî önemi haiz bir geçiddir. Bu sebeple de ticaret gemiciliğini inki­şaf ettirmiş ve bunu bir gelir kaynağı haline getirmiş olan memleketleri ya­kından ilgilendirmektedir. Londranın yardımlarını istediği dört memleket bunlar arasında bulunmaktadır. Fakat Süveyş, daha çok İngiliz İmparatorlu­ğu için hahatî önemi haiz bir geçid yo­lunu teşkil etmektedir. Burasının ser-laest geçid olmaktan çıkması, İngiliz ge­milerine kapanması herkesten önce İn­giliz milletler camiasına mensub bütün milletleri ve bilhassa Londrayi gayet müşkül bir duruma sokacaktır.

İngiliz - Mısır ihtilâfı patlak vermeden Önce, Kanal bölgesinde muhtelif işlerde elli bine yakın Mısırlı işçi çalışmaktay­dı. Fakat ihtilâf hâd bir safhaya girdiği günlerde Mısır hükümeti bu işçilere İngiltere hesabına çalışmamak emrini göndermiş ve bunun, üzerine Kanalda sevkiyat işleri sekteye uğramağa başla­mıştı. Her ne kadar İngilizler Ortado­ğu'da yayılmış olan muhtelif karargâh­larından bu bölgeye alelacele askerî birlikler ve teknisyenler getirmişlerse de gene boşluğu tam mânasiyle kapatmamışlardır. Şimdi İngiltere, Kanalın kapanması ihtimallerinin be­lirdiğinden bahsetmekte, denizlerle ya-kmdan ilgisi olan bellibaşh dört devle­tin yardıma koşmalarını istemektedir.

Sod zamanlara kadar mevziî ve ufak Çapta çarpışmalara sahne olan Kanal bölgesinde yarın ciddî çatışmalara doğ­ru gidileceğini gösteren emareler çoğalmaktadır. Nahas Paşa kabinesi kontro­lü altına aîdığı «Kurtuluş taburları için 40.000 sterlinlik yeni tahsisatı kabul etmiş bulunmaktadır. Aynı zamanda Süveyşten gelen haberler, bu taburların yığmak yaptıklarından da bahsetmek­tedir.

İngiltere'nin yardım talebi, ciddî olabi­lecek karışıklıklar arifesinde yapılmış­tır. Bu talebin gayesi, Süveyş Kanalı­nın yalnız seyrüsefere açık tutulması hedefini mi gütmektedir? İngiliz millet­ler camiasına mensub devletlerden tek­nik yardım taîeb edilmemiş olması ve Amerika, Norveç, Fransa ile Hollanda'­ya başvurulması da manidardır. Bu dört memleketin harb gemileri, teknis­yenleri, dok işçileri, kılavuzları bu böl­geye giderek vazife aldıkları takdirde, düne kadar ingiliz - Mısır ihtilâfı adını taşıyan mesele, o andan itibaren Mısır -Batı ihtilâfım alacak, genişlemiyecek midir? Bu dört devletin, İngiliz - Mısır ihtilâfına bu şekilde bir müdahelede bulunmaları beklenebilir mi? Mısır hükümeti, Kanal bölgesinden çektiği işçilere yeni vazifeler vermemiş, bunlar, esasen kalabalık olan işsizler kütlesine katılmıştır. Bu hal, Mısırın zayıf iktisadî ve sosyal bünyesini biraz daha yıpratacaktır. Fakat İngilterenin dün yapmış olduğu taleb, bu hareket­ten yalnız Mısır'ın değil, faakt Londra­nın da mutazarrır olduğunu göstermek­tedir.

İranda olduğu gibi Mısırda da ihtilâf bir «mukavemet mücadelesi» halini al­maktadır? Karışıklıkları her gün biraz genişleten, husumet hislerini devamlı olarak derinleştiren böyle bir mücadele den vazgeçilmesi, mütekabil tâvizlerle anlaşmaya varılması ihtimalleri kaybol­muş mudur? Zannetmiyoruz.

İngiltere ve Avrupa Birliği*..

Yazan: M. Nermi

20 Ocak 1952 tarihli Yeni İstanbul'­dan

Büyük Britanyamn Dışişleri Bakanı Anthony Eden, sekiz gün önce, Colum-bia Üniversitesinde bir konferans ver­miştir. New-York'tan kısaltılarak gön­derilen ve Times (12 Ocak 1952) te çı­kan konferans metninden İngiliz dış politikasının anafikirlerini kavramak mümkündür. Eden, dinleyicilerinin bellibaşlı şüphelerini gidermek için, olduk­ça, açık ve anlaşılır bir dille konuşmuş ve politika olaylarını bir kaç bölüme ayırdıktan sonra, incelemelerine geç­miştir.

Bu konferansta ele alman dâvaların hiçbiri yeni değildir. Asıl yenilik üs­lûpta, sebeplerin daha genişçe belirtilmesindedir. Amerikada verilen bir kon­feransın da böyle olması, dinleyicilerin ruh durumlarını hesaba katması lâzım­dır.

Biliyoruz ki, Birleşik Amerika Devlet­lerinin vatandaşları İngiliz dış politika­sına karşı kuvvetli bir huzursuzluk duymaktadırlar, hele son zamanlarda.. "Washington görüşmelerinin, ne geniş halk yığınlarım, ne de sözleri geçen birçok politikacıları henüz yatıştırma­dığını söylıyebiliriz. Başlıca sebep de, Birleşik Amerika ve İngiltere arasında­ki konuşmaların umulan sonuçları ver­memiş olmasıdır. Gün gleçtikçe fikir ayrılıklarının ufak olmadığı anlaşılıyor. İngiltere, dün olduğu gibi bugün de, es­ki dış politikasına bağlıdır. Uzakdoğuda, Ortadoğuda Avrupa işlerinde Birle­şik Amerika gibi düşünmüyor.Anthony Eden,Coiumbia Üniversitesinde verdi­ği konferansta bu güç durumu yaratan politika şartlarını sayarak anlaşmazlığı dağıtmaya çalışıyor.

Son yılların bütün anlaşmaları, bildiği­miz gibi, dünya barışı ve dünya savun­ması kaygisiyle hızlanmıştır. Onun için, Eden de, ilkönce, bu konuyu ele ahyor. Ona göre, yeni bir dünya savaşı­nın patlaması ihtimali biraz daha hafif­lemiştir. Sovyetler, adımlarını ölçüp tarttıktan sonra atıyorlar. Batıya sal­dırmakla, kendileri için, ne karışık ve tehlikeli bir durum doğurabileceğini bilirler onlar. Bu bakımdan, Eden, Rus­ların da tıpkı öteki milletler gibi var­lıklarım düşündüklerine ve büyük bir ihtilâf yaratmaktan kaçındıklarına ina­nıyor. Onun için, ilgili milletlerin duru­mu belli oldukça ve saldırganın ceza­landırılmasına güçleri yettikçe (capab-le of punishig an agression) harp tehli­kesi önemini kaybetmiş sayılır. Hattâ yapılacak anlaşmalarladevamlıbir harp korkusu içinde yaşamaktan sıyrıl­ak bile mümkündür İngilterenin ba­rışı buna dayanıyor: Sovyetlerle anlaş­mak ve devamlı bir barış düzeni kur­mak mümkündür! Böyle bir politika görüşü başlangıç noktası olarak, ele ahndiktan sonra, İngilterenin Atlantik Paktı, Atlantik Ordusu, Uzak ve Orta­doğu dâvaları ve nihayet, Avrupa Bir­liği karşısındaki durumunu anlamak kolaylaşmış olur.

Eden, Batı Avrupaya bağlılığın her tür­lü delili verildiğini {.. every evidence of solidarity with ıvestern Europe), fa­kat İngiliz damarlarında saklı bir şey­ler yüzünden Avrupa Federasyonuna girilemiyeceğini söylüyor! İngilterenin yalnız Britanya adaları değil, bir Common Wealth dünyası olduğu bilinmeli­dir. İngilterenin tarihi, menfaatleri Av­rupa bölgesinin öteîerindedir. Her mil­letin, tarih olalyarından gelme bir duy­gusu, bir sezgisi vardır. Ondan ayrılır -sa kudretini kaybedebilir. Eden'e göre, Avrupanm en büyük ordusunu yaratan İngiltere, çizilen yoldan ayrılamaz. Fa­kat, Avrupaya arka çevirmek sayılma­malıdır bu. Eden, bundan sonra Ame­rikan yardımının şarta bağlı tutulması üzerine sözler işittiğini ve bunları yer­siz ve mantıksız bulduğunu belirtiyor.

Konferansın dayandığı fikir, en kısa sözle, özetlendirilecek olursa, geniş iş­birlikleri isteyen demokrasileri cesaret­lendirecek mahiyette değildir. Bir zamanlar, Avrupa birliği tezini ele almış olan, İngiliz politikacıları, şimdi çok başka türlü düşünüyorlar. Anthony Eden, Avrupa Federasyonu fikrini kesin olarak, reddetmekle, gerçekten önemli bir tezada düşmüş görünüyor. Avrupa milletleri, aşağı yukarı, Atlantik millet­leridir. Atlantikliler ise, Birleşmiş Mil­letler Teşkilâtının üyeleridir. İngiltere, kanından ve kemiklerinden sızan dev­let ve millet sezgisiyle bir Common Wealth memleketi ise, Avrupanm mu­kadderatına karşı daha yakın bîr ilgi gösteremiyorsa, Atlantik sistemine ni­çin katılmıştır? Bu sistem yarınki mil­letler savunmasının en önemli bir cep­hesi değil midir? Yarın kopacak bir alev kasırganın nerelere yayılacağım, herkesten önce, İngilizlerin bilmesi lâ­zımdır. Eden'in yaptığı politika felse­fesi, bu bakımdan, son derecede yanlış­tır. Milletler, bugün, dünden çok daha geniş ölçülerde, birbirininyardımına muhtaçtırlar. Dünya barışı ve savun­ması artık İngiliz Common Wealth'ine göre değil, ancak hür milletlerin irade­sini dirilten hürriyet kardeşliği imanı üzerine kurulabilir. İngiltere, dünya tarihinin en tehlikeli zamanlarında, Eden'in politika felsefesine sarılarak, Avrupadan ayrılmayı düşünmüş, fakat bi­raz sonra da gene Avrupa uğrunda gü­reşmekten başka bir yol olmadığını an­lamıştır. 1914 te böyle olmuştur. 1939 yılında da gene böyle.. İngilterenin Av­rupa işlerinden çekilir gibi oluşu, herzaman, tarihin büyük saldırganlarını ümitlere düşürmüştür. İngiltere, üçün­cü politika yoluna kaymış görünüyor. Biz, Üçüncü bir dünya felâketinde İngilterenin yapayalnız kalabileceğini ak­lımızdan bile geçirmiyoruz. Yalnız ta­rihteki örneklerine bakarsak, Eden'in Columbia Üniversitesinde söylediği söz­lerden, dünya barışı adına, telâşlandı­ğımızı belirtmek isteriz. Bu konferan­sın Amerikada yarattığı tepkileri de hiç şüphesiz yakında öğrenmiş olaca­ğız. 1 Ocak 1352

— Paris :

Başbakan Rene Pleven yılbaşı münasebe-tile Fransız milletine hitaben radyo ile bir mesajyayınlamıştır.

Bu mesajında Pleven. Fransa Birliği mem­leketleriyle Fransanm sulh içinde yaşama­yı arzu ettiği memleketlerin yeni yılım teb­rikten sonra ezcümle şöyle demektedir:

«Bütün aileler arasında herkesin birbirine iyi temennilerde bulunduğu bu yılbaşı gü­nünde dahi benden boş vaidler yahut hayal mahsulü tatlı sözler beklemeyiniz. Bundan bir yıl önce yine aynı saatte hep birlikte memleketimiz için ne yapmamız gerekti­ğini sade bir dil ile ifade etmiştim. O zaman haricî vaziyet çok karanlıktı. Bir taraftan Korede vukua gelen tecavüzün Avrupada doğurabileceği neticeleri endişe ile takip ederken, öte yandan en büyük komutan­larımızdan biri olan General De Lattre de Tassigny'nin emri altındaki kuvvetlerimiz Çİn Hindinde çetin mücadelelerde' bulunu­yorlardı.

Bu gece sona eren yıl içinde büyük terakki­ler kaydedilmiştir. İyi bir yol tuttuğumuza kaniim. Dış politikamız milletler arasında işbirliği zihniyetine ve demokrasiler ara­sında sıkı bîr tesanüde müstenid bulun­maktadır.»

Çeşitli sahalarda gerçekleştirilen gelişme­lerden bahsettikten sonra Pieven, şöyle devam etmektedir:

Yılbaşında bütçenin kabulü için ısrar et­tik. Muvazeneli bütçe sağlam bir hayatın ilk şartıdır. Munzam kaynaklar için esasen mahdut bîr meblâğ talep ediyorsak bunun sebebi milletin güvenliğini sağlamaktır. Ordumuzu kuvvetlendirmek için vapmamız icap eden malî fedakârlıklar yeni bir harbin tevlid edebileceği felâketlerin yanında pek hafif kalır. Barışı müdafaa etmek her za­manki endişemizdîr.»

»Pleven, mesajım söyle bitirmektedir:

(Fransız kadın ve erkekleri daima yüksek bir ideale hasret çekmişlerdir. Bu da Avrupayı devamlı bir barış sağlamak için Avrupalıların müşterek menfaatine müste­nid bir camia haline getirmek arzusudur.»

8 Ocak 1952

—Paris :

Cumhurbaşkanı V. Auriol, Pleven kabinesi­nin salı günü istifa etmesi üzerine husule gelen kabine buhranını neticelendirmek üzere ihzari istişarelerine devam etmekte­dir.

Sabahleyin müstakillerden Paul Reynaud ve Cumhuriyetçi Halk Hareketi Partisin­den R. Schumam kabul eden Cumhurbaş­kanı daha sonra müfrit sol cenah lideri Jacque Duclon'un başkanlığındaki komü­nist heyeti ile, Cumhuriyetçi Halk Hareketi Parlâmento gurubu başkanı François De Menthon başkanlığındaki heyeti kabul et­miştir.

Öğleden sonra da görüşmeler devam etmiş ve Cumhurbaşkanı evvelâ Radikallerden müteşekkil heyeti kabul etmiştir. Daha sonra Auriol Fransız Halk Topluluğu Par­tisine mensup heyetle görüşmüştür.

14 Ocak 1952

—Paris :

Üç büyük Batılı devlet temsilcileri bu sa­bah İngiliz murahhas heyetinin dairesinde toplanarak, Sovyet Rusyamn Atom bom­basına dair yapmış olduğu teklifi, önü­müzdeki 10 Şubattan evvel içtima edecek olan Birleşmiş Milletler silâhsızlanma ko­misyonuna sevkedilmesini siyasî komisyo­nun bugünkü oturumunda resmen teklife karar vermişlerdir.

18 Ocak 1952

—Paris :

Mısır Dışişleri Bakanı Salâhaddîn Paşanınsözcüsü bugün yaptığı Basın toplantısında ezcümle şöyle demiştir;

ChurchüTin Süveyş Kanalı bölgesinde Türk, Amerikan ve Fransız kuvvetlerinin bulundurulması teklifi kabul edildiği tak­dirde bu, Mısırın, yedi Arap devleti ara­sında karşılıklı bir güvenlik paktı kurul­masını tevlid edecektir.

Birleşmiş Milletlerdeki Mısır murahhas he­yetinin resmen yayınladığı tebliğde, Chur-chiîl'in perşembe günü Amerikan kongre­sinde ileri sürdüğü teklif Mısırın hüküm­ranlığına karşı yöneltilmiş bir tecavüzdür, denilmekte ve şöyle devam olunmaktadır. Süveyş Kanal bölgesine Türk. Amerikan ve Fransız kuvvetlerinin gönderilmesi Orta Doğu güvenliğini ciddî surette ihlâl ede­cektir.

ChurchilFin teklifi. Mısırda İngiliz kuv­vetlerinin kalması için bir bahanedir.

Mısır kendi topraklarından geçen Süveyş Kanalının «tabiî bekçisidir» ve bu su yo­lunun serbestisini muhafaza başkalarından çok titaha ziyade Mısın alâkadar eder.

19 Ocak 1952

—Paris :

Libya Başbakanı Mahmut Bey şerefine, dün aksanı Paris Camiinde bir ziyafet ve­rilmiştir. Başbakan, Maliye ve Adalet Ba­kanları i!e, yüksek memurlar refakat et­mekteydi. Ziyafet bir çok Arap devletleri­nin Birleşmiş Milletlerdeki delegeleri de bulunmuşlardır.

23 Ocak 1352

—Paris :

Sovyet Dışişleri Bakanı Vichinsky, hareketinden önce birkaç gazetecinin sorduğu su­allere cevap olarak, şu beyanatta bulun­muştur:

«Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ahnmış olan kararlar, İngiliz - Amerikan blokunu iltizam etmekte ve yeni bir harbî ha­zırlamak için ittihaz edilmiş bulunmakta­dır."

Dünyanın hakikî barışa yaklaşıp yaklaşma­dığı kendisine sorulunca. Vichinsky. şöyle cevap vermiştir:

«Ben barışa çok yakınım, zira bu akşam­dan itibaren Moskovaya yaklaşıvorum.» Müteakibensilâhsızlanmakomisvonunun gelecekteki çalışmaları hakkında sorulan suale cevaben Vichinsky demiştir kî:

«Komisyon oturumlarına başlayınca, ala­cağı ilk/neticeleri göreceğiz.»

Tİchmsky bu komisyona iştirak etmiyeceğîne dair hiçbir zaman birşey söylemediğini tasrih etmiştir.

—Paris:

Fransız Millî Meclisi dünkü oturumunda Türkiye ve Yunanistanm Kuzey Atlantik Paktına kabullerine ait protokolü perşem­be günü müzakere edilerek cuma gününden İtibaren beş Şubata kadar tatil yapılmasını kararlaştırmıştır.

—Paris :

Bugün Fransız Millî Meclisinde, 20-9-1051 günü Ottawa Konferansında karar verildi­ği gibi, Türkiye ve Yunanistanm Atlantik Paktına alınmaları meselesinin müzakeresi münasebeti ile Pariste çıkan «Le Monde» gazetesi, paktın bu suretle genişlemesi key­fiyetinin, bu pakta dahil 12 memleket Par­lâmentosu tarafından tasdik edilmesi ge­rektiğine işaret ederek, bu genişlemeyi in­taç eden müzakerelerin bir tarihçesini yap­maktadır.

Gazete. 3-1-1951 deki Sovyet tepkisini zik­rettikten sonra. Türkiye ile Yunanistanm ??.kta askerî bakımdan ithal edilmeleri me­selesinin kuzey atlantik paktı şefleri tara­fından müzakere edildiğini ve Mareşal S!İm ile General Bradley ve General Lecheres'in Ankara ve Atînaya gittiklerim hatırlatmak­ta :

«Türkiye ile Ynanistanm Washingtondaki daimî gurupa temsilciler göndermelerine ve Orta - Doğu Komutanlığı teşkilinin incelen­mesine karar verilmiştir» dedikten sonra şöyle devam etmektedir:

«Orta - Doğu bölgesi Arap memleketlerine şamil olacak az çok ayrı bir komutanlık mı derpiş ediliyor? Böyle bir teşekküle gir­meği Mısırın reddetmesi vaziyeti değiştir­miştir. Türkiye ile Yunanistanm iştirak şekilleri de henüz sarih değildir, fakat Dış­işleri Bakanlığının veni yayınladığı tebliğ­de, 12 üyenin tasdikini müteakip, Türkiye ile Yunanistanm paktın diğer imzacılarının ayni hak ve mesuliyetlerile Atlantik toplu­luğuna girecekleri bildirilmiştir. Gerek bu İkİ devlet ve gerek Kuzey Atlantik Paktı­nın Diğer üyelerini tatmin edecek anlaş­malar yapılabileceğini tahmin etmek için her türlü sebep vardır.

Fransa'da buhran mı?-.

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

6 Ocak Î952 tarihli Ulus'dan

Başbakan Pleven'in 1952 yılı bütçesini Fransız Meclisinden geçirmesi sporda «manialı koşu» ya benzemiye başlamış­tır. İtimat meselesini ileri sürerek atla­tılan bir engelden sonra yeni bir engeî çıkıyor. O da atlatıldıktan sonra koşuya başka engel geliyor. Geçen gün ancak yedi oy ekseriyetle bir engel atlatıl­mıştı. Şimdi Pleven itimat meselesini ileri sürerek pazartesi başka bir engeli atlatmıya çalışacaktır.

Kanuna göre bütçenin 1952 yılı girmez­den önce yani en geç geçen pazartesi gece yarısına kadar Mecüsten geçmesi lâzımdı. Fakat geçmemiştir. Böyle ol­makla beraber, yirmi yıldanberi Fran­sa'da böyle oluyor. Bütçe vaktinde Meclisten geçmez ve vaziyet aylık mu­vakkat bütçelerle idare edilir. Bu defa Maliye Komisyonu Eaşkanı Paul Rey-nauld bu usule başvurulmasını da kabul etmediğinden hükümet son derece zor bir vaziyete düşmüştür. Onun içindir ki Pleven mütemadiyen itimat mesele­sini ileri sürerek bütçeyi geçirmiye ça­lışmaktadır.

Başbakanın karşılaştığı zorlukları anlı-yabümek için Fransız Hükümetinin hangi partilere dayandığını hatırlamak gerektir. Malûmdur ki 17 haziran 1951 seçimleri Meclise başlıca dört grup ge­tirmiştir kî kuvvetleri şudur: 1 — Ko­münistler 100 üye, 2 — "Üçüncü kuv­vet» adı verilen üç siyasî parti arasın­dan Sosyalistler 104, Radikal Sosyalist­ler 25 ve Cumhuriyetçi Halk (M.K.P.) 81, 3 — Bağımsızlar 100 kadar, 4 — De Gaulle 120.

Pleven Hükümeti, 1947 yılmdanberi bü­tün Fransız hükümetleri gibi orta ce­nah koalisyonuna dayanmaktadır. Yal­nız Sosyalistler kabineye dahil olma­makla beraber, hükümeti desteklemek­tedirler. Kabineye dahil Bakanlar ya Radikal Sosyalist ve M.R.P. Partilerine mensupturlar veya müstakildirler. Ple­ven iktidarda tutunmak için Sosyalist­lerin de yardımını temine mecburdur.

Bu defa çıkan zorluk, bütçenin denk­leştirilmesi için birtakım vergilerin art­tırılması, demiryollarının ıslâhı ve İşçi Sigortası meselelerinin düzenlenmesi gibi tedbirlerden doğmuştur. Hükümet bütçeyi denkleştirmek için bazı vergi­leri yüzde on artırmak istemiş, fakat sağa meyleden partiler ve müstakiller buna itiraz etmişlerdir. Onlara göre vergiler artırılacağı yerde açık, tasar­rufla kapanmalıdır.

Öte yandan Sosyalistler demiryolları ve İşçi Sigortalan hakkındaki tedbirlere itiraz etmektedirler. Onlara göre böyle tedbir ahnacaksa bunlar ayrı kanun mevzulandir. Ve hükümet Meclisten alacağız yetkilere dayanarak çıkaracağı emirlerle bunu yapamaz. Sosyalistlerin İşçi Sigortası gibi mesele üzerinde ne derece hassas oldukları malûmdur. Ya­ni anlaşılıyor ki, Rene Pleven, dayan­makta olduğu siyasî zümrelerin menfa­atlerini ve görüşlerini telif etmekte zor­luk çekiyor. Bunu da tabiî görmelidir; çünkü Kabine Sosyalistlerden sağ ce­nah sayılacak müstakillere kadar varan geniş bir Koalisyona dayanmaktadır.

Geçen hafta ancak yedi ekseriyetle bir vartayı atlattı. Simdi pazartesi günü başka bir vartayı atlatmaya çalışacak­tır. -Bildirildiğine göre Başbakan Mec­listen itimat oyunu «Devletleştirilmiş demiryolu şebekesinin yeniden teşkilât­lanmasında hükümete tam yetki veril­mesi hususunda» istemiştir. Bu, Sosya­listleri çok yakından ilgilendiren mev­zudur. Eğer Sosyalistler itimat oyu ver­mezler ve hiç olmazsa müstenkif kal­mazlarsa, hükümet düşmelidir.

Neticenin ne olacağı belli değildir. Da­ha kuvvetli ihtimal Pleven'in bu engeli de atlatmasidır. Fakat atlatamaz: da düşerse ne olacak? Hatırlardadır ki, Pleven, Kabinesini kolay kurmuş de­ğildir. Seçim 17 haziranda yapılmış, .ye­ni Meclis 5 temmuzda toplanmış, fakat hükümet ancak ağustos ortasında kurulabilmişti. Ve oldukça derme çatma bir Koalisyona dayanıyor. Pleven dü­şerse, böyle bir Koalisyonu bir defa da­ha kurmak kolay olmiyacaktır.

Orta cenah Koalisyonu dışında bir şık De Gaulİe Partisinin yeni hükümeti kurmasıdır. Filhakika Sosyalistleri dışarda bırakarak böyle orta cenah ve sağcılar Koalisyonunun kurulması mümkündür. O zaman Sosyalistlerle komünistler, muhalefeti teşkil edecek­lerdir. Fakat De Gaulle, Fransız Ana­yasasını değiştirmek istediğine göre, Radikal Sosyalistler ve M.R.P. ile kolay kolay anlaşamaz. Pleven'in düşmesi, Fransa'da uzun ve neticesi tehlikeli bir buhran doğurabilir ki, milletlerarası münasebetlerin nazik bir safhaya gir­mek üzere bulunduğu sırada, böyle bir buhranın çıkması iyi olmaz.

Fransız buhranı».

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

14 Ocak1952 tarihli Uhıs'dan

Geçen haziranda yapılmış olan genel seçimlerden sonra ağustosta kurulan Pleven hükümeti geçen hafta Asamble'de ekalliyette kalarak düşmüş­tür. Başkan Auriol, Kabinenin teşkili vazifesini Sosyalistlere, Cumhuriyetçi Halkçılara (M.R.P.) ve Radikal Sosya­listlere vermiş ise de şimdiye kadar bu siyasî partiler mensuplarından hiç biri hükümet teşkiline muvaffak olmamış­tır.

Fransız Asamblesindeki Parti vaziyet­leri karşısında hükümet kurmak bugün kolay bir iş değildir. 17 haziran seçim­lerinden sonra da öyle olmuştu. Seçim­den sonra Asamble 5 temmuzda toplan­mış iken, Pleven Hükümeti ancak a-ğustos ortalarında kurulabilmişti. Şim­di de buhranın uzun süreceği sanılmak­tadır. Asamble'de siyasî partiler, altı eşit gruba ayrılmışlardır: 1 — Komü­nistler 100 mevcutlu. 2 — Sosyalistler 104 mevcutlu. 3 — Radikal Sosyalist­ler 95 mevcutlu. 4 — Cumhuriyetçi Halkçılar (M.R.P.) 81 mevcutlu. 5 — Bağımsızlar: 100 mevcutlu 6 — De Ga-ulle'cüler 120 mevcutlu.

1947 yılından sonra haziran 1951 seçim­lerine kadar Fransız hükümetleri, Sos­yalistler, Radikal Sosyalistler ve Cum­huriyetçi Halkçılardan terekküp edenorta cenah Koalisyonlarına dayanmış, bu hükümetleri, bazan Sosyalist, bazan Cumhuriyetçi Halkçı, bazan da Bağım­sız veya çok küçük Partiler mensupları Başbakanları kurmuştur. Fakat hükü­metler daima kuvvetlerini üç orta ce­nah Partisinden almışlardır.

Pleven'in Ağustosta kurduğu hükümet de aynı orta cenah Partilerine dayan­makta idi. Şu farkla ki, Sosyalistler kabineye girmekten kaçınmışlardır. Fa­kat hükümeti ellerinden geldiği kadar destekliyeceklerini vasdetmişlerdir. İş­te Pleven hükümetinin zaafı bu idi. Çünkü solunda kuvvetli bir komünist bloku, sağında da kuvvetli bir De Gauîle'cü bloku muhalefeti arasına sıkış­mış olan Pleven Sosyalistlerin yardımı­na mazhar olmalı idi. Hiç olmazsa Sos­yalistler muhaliflere katılmamalı, çe­kimser kalmalı idiler.

Sosyalistler çekimser de kalmıyarak, muhaliflere katıldıkları içindir ki Ple­ven hükümeti 243 oya karşı 341 oyla ekalliyette kalmış ve düşmüştür. Pleven'i düşüren mesele, demiryollarının ve İşçi Sigortalan sisteminin ıslâhı için hükümet tarafından Asambleye getiri­len ve yetki istiyen bir takım kanun­lardı. Demiryolları yılda 140 milyar frank zarar ediyor. îşçi Sigortaları da 70 milyar frank açık veriyor. Pleven bu işleri ıslâh için Asambleden selâhi-yet istemiştir.

Gerek demiryollarının ve gerek Sigor­ta sisteminin ıslâhı lüzumunu Sosyalist­ler esas itibariîe teslim etmekle bera­ber, hükümetin bu ıslâhı yapmak için Asambleye kanun getirmesini ve salâ­hiyet istememesini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre, bu derece ehemmiyetli meselelerde hükümete salâhiyet veril­mesi tehlikelidir. Öte yandan hükümet demiryolları hakkında 14 ay Önce Asambeleye kanun getirildiğini ve bu konunun çıkmadığını ileri sürerek selâ-hiyet almakta ısrar etmiş ve Pîeven, Kabinesinin kaderini karara bağlaya­rak Asambleden itimad istemiştir.

Komünistler her zaman ve De Gaullecüler de ekseriya olduğu gibi hüküme­tin aleyhine oy vermişlerdir. Onlara Sosyalistler de katılınca hükümet düş­müştür.

Şimdi yeni Fransız Hükümetini kim kuracak? Ve bu hükümetin rengi ne olacaktır? Bir çok ihtimaller akla gelir.

Fakat en kuvvetli görünen iki ihtimal şudur:

— Bu defa Sosyalistlerin de iştirak edecekleri bir orta cenah Koalisyonu­nun kurulmasıböylebirhükümet 1947 - 1951Koalisyonunadayanan orta cenah hükümetinidesteklemiyen Sosyalistleri hükümeteiştirakeimale etmektir.Belkihükümetikendileri kurarlarsa Sosyalistler buna razı olur­lar. O zaman tabiî, komünistler solda ve De Gaullcüler sağdamuhalefette kalacaklardır. Ağustostan geçen hafta­ya kadar olduğu gibi.

— De Gaulle'ün bir kısım orta cenah partileri ve Bağımsızlar taarfmdan ku­rulacak bir hükümeti desteklemesi. Bu takdirde de Sosyalistlermuhalefette kalacaklardır. Yalnız Radikal Sosyalistler ve hattâ Cumhuriyetçi Halkçılar De Gaulle ile nasıl işbirliği yapacaklardır? İç politikada orta cenahı De Gaulle'den ayıran bir uçurum vardır: De Gaulle Anayasayı değiştirmek istiyor. Radikal Sosyalis lideri Herriot'ya göre Faşistlik kurmak niyetindedir. Dış politikada da anlaşmazlıklar vardır. De Gaulle Atlan­tik Paktını prensip olarak kabul etmek­le beraber, andlaşma şartlarının değiş­mesini istiyor. Schuman plânına ve Av­rupa Ordusu fikrine aleyhtardır. Fran­sa'nın İngiltere ve Amerika ile giriştiği işbirliği hakkında kendine mahsus fi­kirleri vardır ki, bunların tatbikine kalmak Batı Devletleri arasındaki kar­şılıklı münasebetleri altüst edecektir.

Bakalım Fransızlar bu meseleleri nasıl halledeceklerdir. Başkalarının imkân­sız gördükleri kombinezonları Fransız­lar yapabilmişlerdir.

II Ocak 1952

— Brüksel :

Belçika Krah Baudouin,siyasîliderlerle istişarelerine bir gün ara vermiştir.

Siyasîmüşahedeler,Kralınİstişarelerini bugün,Paris'de yapılanAvrupaİktisadî

İşbirliği Teşkilâtı Konseyinin toplantısına iştirak etmiş olan Paul Van Zeelend'in Bröksele dönmesine talik ettiğini bildir­miştir.Belçika Dışişleri Bakanının bu gece uçak­la gelmesi beklenmekte ve yarın Kralm kendisini davetle istişarede bulunacağı sa­nılmaktadır.

1 Ocak 1952

— Madrid :

Yeni sene mesajında Batının müdafaası ko­nusuna temas eden General Franco. şöyle demiştir :

Bu coğrafî bölgenin müdafaasında İspan­ya'nın kıymeti inkâr edilemez. İki deniz arasında bir bağ teşkil eden İspanya, At­lantik memleketleriyle kapılarını koruduğu Lâtin medeniyetinin elski denizi arasında tabiî bir melce teşkil etmektedir.

İspanya'nın dışarıdaki vazifesinden bahse­den Franco, sözlerine şöyle son vermiştir:

Fikrimiz sorulduğu zaman her defasında savunma vasıtalarını tekemmül ettirmek ve tamamlamak yolunda kat'î azmimizi bil­dirdik. İspanya kendinden emindir. Hürri­yetinin kıymetini takdir etmektedir ve is­tikbaline güvenmektedir.

fiatı'nin savunması ve İspan­ya...

Yazan: Ahmet Şükrü Esmer

22 Ocak 1952 tarihli Ulus'dan

Batı savunma sisteminin çok yavaş bir tempo ile gelişmekte olduğu teslim e-dilmektedir. ingiltere birtaknn malî ve iktisadî zorluklar karşısında silâh­lanma programını tatbik edemiyor. Fransa'nın silâhlanma gayretleri tavsa-mıştır. 1951 yılı sonunda Eisenhower'in emrine 10 tümen verecek iken bunun ancak yarısını vermiştir. Batı Alman­ya'nın tek tümeni yoktur ve 1952 yıh sonuna kadar olacağa da benzemiyor.

Bu şartlar altında Batı Avrupa'nın sa­vunması için elde mevcut bütün kuv­vetlerden faydalanmak gerektir. Bu kuvvetlerin başlıcalarından biri de şüp­hesiz İspanya'dır. İspanya coğrafya ba­kımından ehemmiyetli stratejik bir mevki işgal ediyor. Doğrusu şudur ki Batı Avrupa'da «Kaîe» adı verilebile­cek iki memleket vardır: Manş Denizi'-nin ötesine çekilen İngiltere ve Prene Dağlarının arkasına çekilen İspanya. Bunların dışındaki Batı Avrupa mem­leketleri ilk Rus hamlesinde düşmeğe mahkûmdurlar. Bundan başka İspanya­nın iyi savaşan kahraman bir ordusu vardır ki dünyanın en mükemmel savaş kuvvetlerinden biri olması için yeni si­lâhlarla teçhiz edilmeğe muhtaçtır.

Böyle olduğu halde on yedi yıl önce bir ihtilâl ile iktidarı ele aldı diye Batı Av­rupa devletleri ve işin garibi yakın za­manlara kadar Amerika bile Franko İspanyasiyle işbirliğine girişmekten ka­çınmışlardır. İşin esasına bakılacak olursa komünistliğin tehlikesini ilk defa gören politika adamı Franko olmuştur. Hitler'in ve Mussolini'nin komünist düşmanlıkları oportünist birer politi­kadan ibaretmiş. Çünkü uzun zaman komünistlik aleyhine bağırıp çağırdık­tan sonra bir gün ansızın Stalin'le anlaşıverdiler. Franco İse komünistliğe karşı takındığı tavırdan hiçbir zaman ayrılmamıştır. İkinci Dünya Harbinden hemen sonra Franko müthiş bir komünist propagan­dasına hedef olmuş ve bu propaganda­nın tesiri altında Birleşmiş Mîlletler ü­ye devletlerin, İspanya'dan elçilerini geri almaları kararını vermişti. Fakat yavaş yavaş bu komünist komplosu meydana çıkmıştır. Birleşmiş Milletler üyeleri Madrit'e tekrar elçilerini yollamışlarsa da Franco hakkındaki afaroz kararı henüz kaldırılmış değildir. İngil­tere ve Fransa, İspanya'nın Atlantik Paktına alınmasına, hattâ Amerika ta­rafından bu devlete yardım yapılması­na razı değillerdir.

Fakat Amerika'nın İspanya hakkındaki siyaseti değişmektedir. Bu değişme üze­rine ilk defa müessir olan Amerikan askerleri ve denizcileri olmuşlardır. İs­panya'nın stratejik ehemmiyetini takdir eden esksrler, İspanya'nın işbirliğini te­min için hükümete telkinde bulunmuş­lar, aynı zamanda Kongrede buna ka­naat getirmiş ve 1950 yılında Truman istemediği halde Kongre İspanya'ya 62 miiyon dolar yardım tahsis etmişti. Ga­riptir ki Kongre kararma rağmen, Tru­man bu parayı İspanya'ya vermiyeceğini bildirdi. Bahane olarak da kararın kendisine salâhiyet verdiğini ve emir olmadığını söyledi.

Fakat bu sıralarda, Truman, Yugoslav­ya için Kongre'den yardım istemeğe ka­rar verdiğinden, Franko'dan yardım esirgerken Tito için yardım istiyemiyeceğini takdir etti ve İspanya hakkında­ki siyasetini değiştirdi.

Bu siyaset geçen yıl daha da değişmiş­tir. Geçen yıl Kongre İspanya için 100 milyon dolar ayırdı. Franko ile görüş­mek ve anlaşmaya varmak maksadı ile Amiral Sherman da Madrit'e gitti. Bu zat hatırlarda olduğu üzere İspanya'dan ayrıldıktan sonra Ölmüştür. Bunun ar­kasından Suffren adında bir profesör Amerika Hükümeti tarafından İspan­ya'ya yollanmış ve bu zat İspanya hak­kında Vaşington Hükümetine bir rapor vermiştir. Prof. Suffren Franko'ya yıl­da 150 milyon dolar verilmesini tavsiye etmektedir. Bu para yollara, demir­yollarına, elektrik tesislerine ve ziraa­tın verimini arttıracak işlere sarfedilecektir. İspanya da karşılık olarak A-merika'ya çeliğin sertleştirilmesinde kullanılan bazı madenler ve deniz ve hava üsleri verecektir.

Şimdi «Karşılıklı Emniyet Teşkilâtı» a-dını alan eski İktisadî İşbirliği İdaresi­nin Avrupa mümessili Paul Porter geÇen gün verdiği bir demeçte Amerika'­nın İspanya ile anlaşmak üzere bulun­duğunu bildirmiştir. Bu anlaşma Prof. Suffren'in raporundaki şartlara uygun olacaktır. Yâni İspanya Amerika'nın yılda 150 milyon dolar yardımına maz-har olacak ve karşılık olarak Amerikaya üsler verecektir. Bu Amerikan İspanyol anlaşmasiyle Batı Avrupa sa­vunmasının hayli sağlamlaşacağı mu­hakkaktır.

Gariptir ki, Fransa Amerikan — İspan­yol anlaşması hakkındaki haberden memnun kalmamıştır. Çünkü Fransız­lar Batı Avrupa müdafaa hattının Al­manya'dan Pirene Dağları gerisine alı­nacağından Ötedenberi korkmaktadır­lar. İspanya'nın Atlantik Paktı içine anlasma biraz da bu düşünce ile en­gel olmuşlardır. İspanya'yı Atlantik Paktı içine alamıyacağım gören Ame­rika da bu devletle ayrı anlaşmak ka­rarını vermiş Fransa buna mâni olama­mıştır.

2 Ocak 1952

— Londra:

Dün akşam bütün Sovyet gazeteleri, yeni sene münasebetiyle Stalin'in Japon halkına hitaben verdimi mesaja büyük bir yer ayirmışlardir.

Bu, harptenberi Stalin'in Japon milletine yaptığı ilk demeçtir.

Moskova'daki basın muhabirleri Stalin'in demecine, Rusyanm Japonya ile bilhassa ekonomik sahada bir yaklaşma arzusunda olduğu işaretini görmektedirler.

İşçi Daily Herald'm siyasî yazan bu sabah Stalin'in mesajı hakkında yayınladığı ma­kalesinde bunun, hiçbir Başbakanın şimdiye kadar yapmadığı en şayanı hayret bir ha­reket olarak vasıflandırmakta ve şöyle de­mektedir :

Bu hareket Amerikaya, Japon hükümetine ve Japon barışını imzalamış olan bütün devletlere karşı bir hakaret olarak hazırlan­mış gibidir. Ve Sovyet siyasetinin şimdiki hedefinin hür dünya ile bir yaklaşma ve uzlaşma olduğu yolundaki söylentilere şüp­he getirmektedir. Bununla beraber bu ace­mice teklifin muvaffak olması çok az muh­temeldir. Bilâkis Rusya tarafından elan tutulan 300.000 Japon esirinin mukadde­ratının bilinmemesi keyfiyetinin Japonlara tesir etmesi daha çok muhtemeldir.

— Moskova:

Eski Sovyet Dışişleri Bakanı Maksim Litvinof 31 Aralık 1951 günü 75 yaşında ölmüştür. Litvinof'un cenazesi bugün kal­dırılmıştır. Cenazede Dışişleri Bakan Ve­kili Gromyko ile Bakan Yardımcısı Zorin ve Gusev bulunmakta idiler.

Altı sene evvel Litvinof'un siyasî hayattan çekilmesile Rusya'nın Hitler'e karşı Batı ile bir ittifak yapmak için çalıştığı devre­nin sona erdiği belirtilmektedir.

Sîalin'in mesajı».

Yazan: Mücahit Topalak

3 Ocak 1952 iarihli Zafer'den

Stalin'in yılbaşı münasebetîyîe Japon milletine gönderdiği mesaj, Batılılar tarafından az çok endişe ifade eden bir lisanla yürumlanmaktadir. Mareşal'in mesajında «işgal altında bulunmanın acılarına katlanmakta olan Japon mil­letine sempatisini» izhar etmesi, Ame­rikan ve Japon hükümetlerine ve Japon Barış Andlaşmasmı imzalamış olan di­ğer memleketlere karşı kaba bir hareket telâkki olunmaktadır. Filhakika, geçen eylül basında Sanfransisko'da akdolu-nan Japon Barış Andlagmasını imzadan istintâf etmiş olan Sovyet Rusya bu barış andlaşması ve onun eki mesabesin­de olan Amerikan - Japon güvenlik Paktının tatbikatı hazırlıkları etrafın­da zuhur eden güçlükleri bir hayli za­mandır istismara ve bu yolda Japon umumî efkârının muayyen bir kesimi üzerinde müessir olabilecek bir nevi mülâzemete başlamıştır: ki, Stalin'in mesajı da bu umumî kampanyanın çerçe­vesi içinde mütalâa edilmek lâzımdır.

Sovyet manevrası, öyle görünüyor ki, Japon barış andlaşmasımn ve Güvenlik Paktının tatbikatından doğan başlıca ikî meseleyi İstihdaf etmektedir. Bunlar­dan birincisi, Güvenlik Faktı gereğince Japonya'nın silâhlanması ve Amerikan kuvvetlerine üs vermesinden doğan meseledir. Bu konuda gerekli "idarî anlaşmalar» m akdi için geçen Kasım ayıda Japonya'yı ziyaret eden Bakan Yardımcısı Dean Rusk'tan sonra, dün memleketine avdet etmiş bulunan si­yasî müşavir Foster Dulles'in de Yoşi-da hükümetiyle müzakerelerde bazı güçlüklerle karşılaşmış oldukları anla­şılmaktadır. Mecliste büyük bir Libe­ral çoğunluğa istinat eden Başbakan Yosida'nın sulh andlaşması ve Güvenlik Paktının akdi sırasında Japonya'nın silâhlanmasından çok uzak ve müphem bir ihtimal olarak bahsetmiş olduğu hatırlanacakolursa,geçenayortalarında kısmen açıklanan Japon si­lahlarına programının yavanlığı kar­asında eski militarist Japonların Başbaknını tazyika başladıkları ve hattâ Yoşida'nm istifaya mecbur bıra­kılması İhtimalleri hakkında yayılan haberleri hususî bir dikkatle mütalâa etmek lâzım gelir.

Stalin'in mesajı evvelemirde bu ihtilâ­fa müdahele eder mahiyettedir.

Diğer taraftan, Komünist Çin veya Mil­liyetçi Çin'den biriyle siyasî münase­betlere girmek hususunda barış andlaşmasmda Japonya'ya bahsedilmiş olan serbesti de .ayrı ve belki daha mühim bir meselenin canlanmasına sebep ol­muştur. Bilindiği gibi Amerika komü­nist Çin rejimini tanimarmştır ve Ja­ponya'nın da Mao Çe Tung ile değil Formoza'daki Milliyetçi Çin hüküme­tiyle münasebata girmesini istemekte­dir. Fakat durum Japonya için bu ka­dar kolay ve batit değildir. Çünkü Japonyayı, iktisadiyatı Kıta Çinine bağ­lamaktadır.

Amerika'lılar Japonya'nın komünist blokuna meyletmosini Önlemek maksadiyle, Japon mamulleri için, Çin pazar­larından vazgeçerek, Güney Doğu As­ya ve Afrika pazarlarını tavsiye etmiş­lerse de, bu bölgelerde Japon malları­nın rekabetinden korkan İngiltere'nin aksi istikamette bir tazyik yaptığı gö­rülmüştür. Bunun gibi, M. Churchill'in de iktidara geldikten sonra Avam Ka­marasında, İngiltere'nin komünist Çin'i tanıma muamelesinin iptal edilmesinin bahis mevzuu olmadığını söylemesi Japonlara Çin meselesinde Amerika'ya mukavemet İçin yeni bir vesile kazan­dırmıştır. Nitekim, Yoşida'nm, Formoza'yı sadece «mahallî" bir idare olarak tanımak ve diğer taraftan komünist Çin'le ticarî münasebetler tesis hakkını muhafaza etmek gibi bir formül teklif ettiği ve bunu takiben Sovyetlerin bir Japon iktisat heyetini Moskova'ya da­vet ettikleri haber alınmıştır. Her ne kadar bu davetin reddedildiği sonradan bildirilmiş ise de, Japonya'nın iktisaden komünist blokuna doğru bu tehlikeli temayülüne karşı ne gibi tedbirler alın­dığı öğrenilememiştir.

Stalin'in «işgal altındaki Japon milleti­ne sempati" sini bildiren mesajı böyle bir hava içinde gelmiştir.

Mesajın Japonya'da nasıl bir tesir uyandıracağı şimdiden kestirilemeze de. bu jestin Sovyet Rusya ile Batılılar arasındaki münasebetleri biraz daha gerginleştireceği şüphesizdir.

Rusya'yı buhran bekliyor...

Yazan: Ömer Sami Coşar

5 Ocak 1952 iarlhli Cumhıariyet'ten

Sovyetler Birliği için 1952 nin gayet buhranlı bir sene olması ihtimalleri, son zamanlarda artmış bulunmaktadır. Peyk memleketlerde karışıklıkların ya­yılmasından, silâhlı mukavemetin ge­nişlemesinden ziyade, üzerinde durulan en mühim nokta Stalin'ia hastalığıdır.

Kızıl diktatörün, tehlikeli günler geçir­mekte olduğu hakkındaki şayialar ço­ğalmaktadır. Uzun zamandanberi res­mi hiç bir toplantıda görülmiyen, sesi Sovyet radyolarında işitilmez olan Sta-lin, Karadeniz sahillerindeki nekahat odasından ayrılamamaktadır. Daha şim­diden vazifelerini Molotov, Malenkov ve Beria'dan müteşektil bir triumviraya teslim ettiği, bunların da aralarında icra kuvvetini paylaştıkları ileri sürül­mektedir. Bu üç Sovyet idarecisi de Başbakan Muavini rolünde görülmek­tedirler. Fakat bunlardan Beria gizii polisi ve orduyu elinde tutmaktadır. Bolşevik partisi ve bütün kolları da Malenkov'un emrindedir. Bunların ara­sında, Molotov'un mühim bir rol oyna­yabileceğini tahmin etmek hata olur. Bu ebepledir ki, Stalin'in Ölümü Rusyada tehlikeli olabilecek bir post kavgası­nın çıkmasına ve bütün memlekete ya­yılmasına yol açabilecektir.

Son zamanlarda Berîinden ve Viyanadan kalb mütehassıslarının Soçi şehri­ne götürüldükleri ve orada Kızıl dikta­törü muayene ettikleri de Öğrenilmiş­tir. İkinci Cihan Harbinden sonra bir kaç defa kalb krizi geçiren Stalin'in şu sırada yeni bir krizle karşılaşması­nın kendisi için gayet tehlikeli olacağı muhakkaktır. Bunun için de Moîotov Malenkov - Beria triumviransmm şim­diden Rusyanm idaresini ele aldığı zan­nedilmektedir.

Fakat bu üç kişi arasında tam bir fikir birliği olmadığı da aşikârdır. Son za­manlarda Sovyet dış siyasetinde vukua gelen âni değişikliklerin, aksaklıkların da diktatör namzetleri arasında mev­cut ihtilâftan doğduğu söylenebilir. Stalin'in ölümü ile bu ihtilâfın şiddet­lenmesi ve Rusya için buhranlı bir de­vir açması ihtimalleri her zaman vardir. Bu sebeple de bazı Sovyet idareci­lerinin, Stalin'in kaybolması ile husu­le gelecek buhranlı devreyi atlatınca-ya kadar Birleşik Amerika ile «iyi mü­nasebetler» güdülmesine, dahilde hu­sule gelecek post kavgası yatışmcaya, sarsıntılar duruncuya kadar Batıya karşı gayet yumuşak bir siyaset takib edilmesine taraftar oldukları belirtil­mektedir.

Tarih göstermiştir ki, dikta rejimine tâbi her memlekette dikatör ölünce da­hilî bir buhran çıkar, karışıklıklar pat­lak verir. Diktatörün eski muavinleri birbirlerini temizlemeye teşebbüs eder­ler. Lenin'in ölümünün de orduyu e-linden tutan Troçky'yi partiye hâkim Stalin tasfiyeye muvaffak olmuştu. Ya­rın bu mücadelenin Beria ile Malenkov arasında çıkması ihtimalleri her zaman variddir.

Sovyet notası...

Yazan: Ömer Sami Coşar

30 Ocak 1952 tarihli Cumhuriyetten

Sovyet hükümeti, Ortadoğu komutan­lığı projesi ile ilgili olarak bize ve bu projenin hazırlanmasında rol oynayan diğer üç devlete yeniden notalar gön­dermiştir. Bu yeni Sovyet notasının muhteviyatında yeniliklere rastlanma­makta, eski iddiaların ileri sürüldüğü görülmektedir. Fakat Kremlinin bu diplomatik teşebbüse girişmek için seç­miş olduğu zaman bilhassa nazarı dik­kati celbetmektedir.

Dost Yunanistan'ın Başbakan Yardım­cısı ve Dışişleri Bakanı Venizelos, iki memleketi ilgilendiren stratejik bölge­nin müdafaası üzerinde görüşmeler yapmak ve kararlara varmak maksadile Türkiyeye gelmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan Ortadoğu komutanlığı ile sıkı alâkası bulunan Mısırda birkaç gün evvel mevcut had buhran, Kral Faruğun nezdinde müdahalesi ile izale edil­miş, görüşmelere müsait bir havanın yaratılması imkânları yeniden belir­miştir.

Ortadoğunun savunması ile yakından ilgili bulunan bu iki hâdise, Sovyet hü­kümetinin notasını şu sırada vermesin­de rol oynamış mıdır? Bu ihtimal kuv­vetlidir.

Moskova, Ortadoğu komutanlığı proje­sine dair ilk notalarını bundan iki ay önce göndermişti. Türkiye, Birleşik Amerika, İngiltere ve Fransa araların­da istişarelerde bulunduktan sonra ce­vabî notalarını Moskovaya göndermiş­ler, Bolşeviklerin ileri sürdükleri iddia­ların ne kadar yersiz olduğunu belirt­mişlerdi senesininson ayındaKremline tevdiedilenbunotalardan şimdi, yani tam bir buçuk ay sonra bahse­dilmektedir. Kremlin, cevaba cevabın­da da aynıiddiaları ileri sürecek ol­duktan sonra neden bu kadar bekle­miştir? Mısırda karışıklıklar bastırıldı­ğı ve Yunan Başbakan Yardımcısı Ve-nizelos Ankaraya gittiği bir sırada Rusyanın gene tehditler savurma yoluna girmesi yalnız bir tesadüf eseri midir?

Hür milletlerin, savunma tedbirlerini sağlam temellere dayama ve müsfaet birleşme kararları alma yoluna girmiş olduklarından artık şüphe edilmemek­tedir. El'an mevcut anlaşmazlıkların da halledilmeleri artık imkân hudu&üa-rı dahiline girmiş bulunmaktadır. İşte bu hal, Bolşevik idarecileri ürkütmek­tedir.

1939 senesinden evvel, Hitler tarafın­dan tehdid edilmekte olan devletler demokrasilerden garanti istedikleri va­kit Nazi idarecileri de şimdi Moskovanın benimsediği sözleri sarfediyorîar. «Kuşatma plânları» hazırlandığından, bunun da Reich'i hedef ittihaz ettiğin­den bahsediyorlardı. Bugün Kremlin-'dekîter. Sovyetler Birliğinin etrafında bir çember kurulmakta olduğunu, Or­tadoğu Komutanlığının da bununla il­gili bulunduğunu iddia etmektedirler. Halbuki Atlantik Paktı olsun, Ortado­ğu komutanlığı olsun bu teşekküllerin ana gayeleri savunmayı temin etmek, tecavüzü önlemektir.

Nasıl ki, bundan evvel Kuzey Atlantik Paktına iştirakimizle ilgili olarak, Rus­ya tarafından verilmiş olan notalar, Stalin'in beklediği neticeleri vermemiş­tir. Dünkü notanın da Sovyet hariciye­sinin kullandığı kâğıdın dışına çıkması beklenmemelidir. Şimdi, yeniden ileri sürülmekte olan Sovyet iddiaları, ara­lık ayında cevaplandırılmış olduğun­dan, bunlara yeni bir cevab verilmesi de muhtemel değildir. Fakat bu arada Atlantik bölgesinin olduğu kadar, Or­tadoğunun da savunma plânları üzerin­deki çalışmalara devam olunacak ve bu çalışmalar, son Sovyet notalarına en îyi cevabı teşkil edecektir.

3 Ocak 1952

— New-York

Doğu Avrupa'da ve bilhassa Romanya. BulgaristanveMacaristan'daKomünist diktatörlüğüne

karşı halk baskaldırmağa başlamıştır.

Demirperde gerisinden gelen malûmata na­zaran bu millî mukavemet, bazı ahvalde silâhlı bir mücadele şekHnİ almaktadır. Bu mukavemet ekseriya kendini alenen gös­termekte ve canavarca yapılan mukabele bümesile rağmen sabotaj mabiyefinde ol­maktadır.

Komünistlerin bazen ekalliyet gruplarına kargı misilleme hareketlerinde buldukları, ayni emin kaynaklardan haber verilmekte­dir. Meselâ, geçenlerde Rumen makamla­rı, Yugoslav hudud bölgesinden yalnız biriçinde 14.000 kişi sürmüşlerdir.

Diğer taraftan ayni hudud civarında Bul­garlar 2000 aileyi ve Macarlar da yekûnu î 0.000 kişiyi bulan bir kütleyi başka yere mecburen nakletmişlerdir.

Geçen aylar zarfında Macaristan'da Ko­münist Merkez Komitesine mensup iki âza mahkemece idama mahkûm edilmişler ve karar infaz edilmiştir. Ayrıca bir âza da muhakeme dahi edilmeden idam olun­muştur.

Şimdi ise 17 eski Bakan ile Merkez Komi­tesi azalan, birçok Generalle birlikte ha­piste bulunmaktadır.

Bulgaristan'da ise Merkez Komitesine men­sup 8 âza ile 5 General ve birçok subay, mevkuf olup mahkeme gününü beklemekte-dirier.Ayrıca haber verildiğine göre Bulgar köy­lüleri devletlestirilen arazi ve msilanın ge­ri almak maksadıyla Devlet Çiftliklerine hücum ecmektedirier.

Romanya'da ise sabotaj hareketleri artık «Umuru âdiye» dendir.

15 Ocak IS52

— Washington:

Komünist Bulgaristan, Türk aslından gel­me büyük bîr grup muhaciri Türkiye'ye iade edeceği yerde onları soğuktan donarak ölüme mahkûm etmektedir.

Bu muhacirler Komünist Bulgaristan'ın 1950 yılında Bulgaristan'ı derhal terketmelerini istediği 250 bin muhacirin bir kısmı­dır. Bu kararın bu kadar ânı olmasına rağ­men Türkiye bu muhacirleri memlekete kabul etmek için hazırlıklar yapmış ve bunların vizelerinin sıhhatini kontrole za­man kalması için Bulgaristan'dan intizamlı bir şekilde çıkarılmalarını istemiştir.

Fakat Türkiye 1950 yılından beri zaman zaman muhacir adı altında memlekete sokmak istenen komünist casuslarıyla kar­şılaştığından bu hicreti muvakkat bir za­man için durdurmak mecburiyetinde kal­mıştı. Bu hususta en son karar Bulgaris­tan'ın geçen Kasım ayında sahte vize ile Türkiye'ye girmek isteyen Bulgarları kabul etmemesi üzerine alınmıştı.

Türkiye geçenlerde bu Türk aslından ge­len muhacirlerin soğuktan donup Ölmelerine mâni olmak için yeniden hududlarını açmıştır. Türk resmî şahsiyetlerinin bildir­diğine göre, Bulgar hudud nöbetçileri üstü başı perişan olan bu muhacirlerin birçoğunu huduttan uzaklaştırmışlardır.

Bulgar vahşeti...

Yazan: Cavit Of al

13 Ocak 1352 tarihlî Hürses'den

Şu Bulgaristan'ın Türk kardeşlerimize yapmadığı kalmıyor. Yülardanberi, Bulgaristan'da yaşayan, vatandaşlık hissi içinde devlet otoritesine azamı ri­ayet gösteren, çalışmakta, vergi ver­mekte, amme hizmetlerinde kendileri­ne düşen vazifeleri tamamiyle yerine getiren bu iyi insanlara, fenalık ve gay­ri insanî ne gibi, muamele varsa hepsi yapılmıştır ve her şey yapılmaktadır.

Geçen sene kış mevsiminde hicrete mecbur edilen bu kardeşlerimizin gör­mediği müşkülât, uğramadığı kötülük kalmamış gibidir. Ellerinden malları alınmış, mülkleri müsadere edilmiş ol­duğu halde büyük bir kısmı hududlarımıza sürülmüştür. Yokluk, perişanlık içinde anavatana iltica eden bu kardeş­lerimizin gördükleri millî şefkat bu de­fa da Bulgar idarecilerini sinirlendirmiş olacak ki, şimdi de başka şekilde bir imha siyaseti takibine girişmişlerdir. Çünkü Bulgar idarecileri kış ortasında çini çıplak yuvalarını terketmek zo­runda bırakılan bu kardeşlerimizin Türkiyede bu derece bir alâka bulamayacaklarını ve yetiştiremeyeceklerini zan ve tahmin etmiş ve bu suretle bir çoğunun ölüme mahkûm olacağını hesap eylemişlerdir. Fakat bekledikle ve istediklerini göremeyince meto­du değiştirdiler ve yeni bir imha siya­setine kalkıştılar.

Gazetelerin haber verdiklerine göre hududa kadar sürüdükleri Türk ço­cuklarım barınaksız ve açıkta bıraka­rak soğuktan öldürmek istiyorlar. Bu ne vahdet yarabbi. Şu medeniyet dev­rinde eşine rastlanmamış bir barbarlık.

Gerçi Bulgar milletinin başına musal­lat olmuş bir Kızıl çeteden normal bir muamele beklemeğe imkân yoktur. Zi­ra, bu şebekenin, kendi milletine karş; işlediği enva çeşit zulüm ve işkenceyi işittikten sonra, Türklere neler yapmı-yacagi herkesçe malûmdur. Bir idare tasavvur ediniz ki, Devlet mefhumiyle alâkalı değildir. Öyle kızıl bir rejim ki, Milletlerarası hak ve hukuk denilen şeylerle bir ilişiği yoktur. Böyle bir ida­reden ne beklenemez.

Hükümetimizin Türk kardeşlerimize karşı reva görülen bu zalimane hare­ketlere karşı çok ciddî ve titiz davran­dığına hiç şüphe etmiyoruz. Ancak bu faciaların vesikalara ve fotoğraflara istinad eden bir kitap şeklinde ve çeşitli lisanlarla bütün dünyaya yayılması ve bildirilmesini de çok faydalı buluruz. Çünkü böylelikle medeniyet dünyası, Avrupa'nın bir ucunda komünist çete­lerinin barbarlığını ve işlemekte olduk­ları cinayetleri daha iyi görmüş ve an­lamış olacaklardır.

1 Ocak 1952

—Atina:

Elen Kralı Paul iîe Kabinesi, 10 sün ev­vel Mareşal Papagos'un kuvvetli Halk Topluluğu Partisinin muhalefetine rağmen Yunan Parlâmentosunda kabul edilen yeni Anayasayı bugün imzalamışlardır.

Yenî Anayasa, 1911 tarihli Anayasanın ve­rine kaim olmakta ve sarayda icra edilen bir merasimden sonra yürürlüğe girmiş bu­lunmaktadır.

Yeni Anayasanın bir maddesi, harp halin­de veya Yunanistan'ın güvenliği tehlikeye uğradığı zaman Krala tehlike hali tedbir­leri selâhiyetini vermekte, diğer bir madde­si de hükümeti, toprak sahibi olmayanlar arasında taksim edilmek üzere büyük em­val ve araziyi istimlâke yetkili kılmakta, diğer bir madde ise Devlet memurlarına grevi yasak etmektedir.

2G Ocak 1952

—Atina:

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Venizeİos Türk hükümetinin davetini ka­bul etmiştir. Geliş tarihi ilkönce Ocak so­nu olarak tesbit edilmişti. Fakat Venizeİos

deha evvel Romaya davet edildiğinden ve Atlantik Paktının Lizbon Konferansıada bulunması gerektiğinden Ankara'ya yapa­cağı ziyaretin tarihini Türk hükümetinin tesbitine bırakmıştır. Bu vaziyete göre Venizelos önümüzdeki Mart başında Ankara'­da beklenebilir.

24 Ocak 1952

— Atina:

Ankara'ya gidecek olan Başbakan Yardım­cısı Venizelos'a refakat edecek 14 kişi arasında şu zevat vardır:

Eski Bakanlardan Liberal Parti üyesi Anastas Bakkalbaşı, Emekli Amiral Halkiopuîo, Genel Kurmaydan bir subay ve Dı­şişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Pumbura s.

Venizelos Ankara temaslarında Ekonomik meseleleri ve bilhassa Türk ve Yunan mah­sullerini Milletlerarası pazara sürmek üze­re düzenli bir politika tesisini ve bir Gümrük birliği kurulması hususundaki müzake­releri görüşecektir. Askerî meselelerin gö­rüşülmesi de muhtemeldir.

Venkelos dönüşte İstanbul'a uğrayarak Or­todoks Patriği Athenagoras'i ziyaret ede­cektir.

3 Ocak i 952

— Tahran:

Başbakan Dr. Musaddık. seçimlerde ser­bestiyi temin edecek tedbirleri müzakere et­mek üzere hususî surette İçtimaa çağrılan Meclisin bugünkü oturumunda hazır bu­lunmamıştır.

Muhalefet tarafından sunulan bir kanun tasarısında seçimlerin Meclisin murakabe ve kontrolüne bırakılması ileri sürülmekte­dir.

Bilindiği üzere Dr. Musaddık, Meclis Baş­kanının gönderdiği mektuba dün verdiği cevabda Meclis dahilinde emniyetin mev-cud olmadığını beyanla oturumda hazır bu­lunmaktan içtinab etmiştir.

Başbakanın cevabı üzerinde duran Meclis Başkanı, bugün ezcümle demiştir ki:

Dr. Musaddık Başbakan olduğu zaman ilk hareketi, dişanda emniyet aitında bu­lunmadığını beyanla Meciise sığmdak ol­muştu. Anlaşıldığına göre şimdi Başbakanın hâleti ruhiyesi tamamiyîe berakistir.

Başbakan Musaddik'm Mecliste son defa bulunduğu tarihten bu yana 27 gün gecmiş-tiı. Evvelce oy birliği ile Başbakana itimad beyan eden Ayan ve Mebusan Meclislerin­de durum sür'atle değişmektedir.

Ayrıca saray mahafilinde söylendiğine gö­re İran Sahi, Başbakanın kendisini ziyareti için taleb edilen müsaadeyi iki defa reddet­miştir.

İran Şahı ile Başbakan arasında halen mü­şahede edilen irtibat eksikliğine temas eden Başbakana yakın bir kaynaktan ezcümie şu tefsirde bulunulmuştur;

Sah'ı ziyaretten sarfınazar eden bizzat Dr. Musaddık'tır. Zİra Şah kendisinin bazı tav­siyelerini dinlemiyecekti.

14 Ocak i 952

—Tahran:

Seçimler esnasında nizamı temin etmek hu­susunda hükümetin beceriksizliğini ileri sü­ren muhalefete cevaben neşrettiği bir teb­liğde Başbakan Dr. Musaddık bütün seçim çevrelerinde, seçimler esnasında asayişi te­min etmek üzere yeter derecede kuvvet bu­lunacağını bildirmektedir.

Tebliğ söyle sona ermektedir; İcabettiği takdirde Valiler kanuna riayeti temin için her zaman takviye isteyebilirler.

20 Ocak 1952

—Tahran:

İran Dışişleri Bakanlığı, İran'daki İngiliz Konsolosluklarının kapatılmasını protesto eden notasına cevabım dün öğleden sonra İngiliz Büyükelçiliğine vermiştir. Notanın metni pazar günü neşredilecektir.

İran cevabı notasının muhtevası henüz bi­linmemekte olmakla beraber Tahran'da iyi haber alan çevrelerde ima edildiğine göre, İran hükümeti, bir asırdan beri şartlar ta­mamiyîe değişmiş olduğundan 1857 andlasmasını muteber sayamayacağını belirtmek­tedir.

İngiltere'nin Buşir ve Hürrem Sah'daki Konsolosluklarım muhafaza etmek arzusu hakkında, aynı çevreler, birçok Devletlerin bu limanlarda Konsoloslukları olmadan ge­mi gönderdikleri belirtilmektedir. Bittabi İngiltere Büyükelçisi Sir Francis Shepherdin anî olarak çağrılması şimdiki halde ön plânı İşgal etmekte ve birçok tefsirlere yol açmaktadır.

İran çevrelerindeki kanaate göre, petrol işinin fena neticelenmesinde İngiliz hükü­metinin Büyükelçiden ziyade mesuliyeti vardır.

Nihayet Sir Francis Shepherdin Tahran'ı terki keyfiyetinin İngiliz siyasetinde bîr deiişiklik yapıp yapmayacağı iyi haber alan çevrelerde merakla sorulmakla beraber, ar­tık vaktin geçtiği belirtilmektedir. Her ne olursa olsun. Shepherdin Dışişleri Bakanlı­ğı tarafından seri çağrılması, bu çevrelerde Dr. Mıısaddık'm yeni bir zaferi oîsrak te­lâkki edilmektedir.

30 Ocak 1952

— Tahran:

6 Aralık 1953. tarihinde cereyan eden hâdi­selerden beri İran Parlâmentosuna sığın­mış bulunan gazeteciler «59 gazete müdü­rü adına» bugün Trygve Lie'ye iki imza ta­şıyan bir mesaj göndermişlerdir. Gazete­ciler bu mesajlarında «İran basınının ma­ruz kaldığı tedhişçi rejim ile tecvizi kabil olmıyan durum» üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin dikkatini çekmektedir­ler. Gazetelerin maruz kaldığı yağma hareketini hart ırlattıktan sonra mesaj sahipleri «aile­lerinin tehlikede olduğunu» teyid etmekle ve İran'da şahsî hürriyete saygı göstermediğini» ifade eylemektedirler.

Gazeteciler diğer taraftan hükümetin de­mokratik seçimlere fesad karıştırdığını be­lirterek Trygve Lie ile Milletlerarası Basın Teşekküllerinden Birleşmiş Milletler Ana­yasası ve insan hakları beyannamesi ge­reğince derhal harekete geçmelerini talep etmektedirler.

Sazı mahfillerde belirtildiğine göre. muha­lefet basını neşriyatına devam etmekte ve hücumlarını Musaddık üzerine tevcihten seri durmamaktadır. Ayni mahfiller Par­lâmentoya sığınmış olan gazetecilerin pek nadir olarak ortada göründüklerini müşa­hede eylemektedirler.

Reuter ajansının İranlı muhabirinden başka hiç bir gazeteci hapsedilmiş değildi:.


iran'da yeni hâdiseler-..

tazen: E. T,

3 0cck 1952 iarihli Vataa'dan

İran, el'an sükûn ve huzura kavuşama­mıştır. Tahranda devamlı surette nü­mayişler yapılıyor. Başbakan Musad-dık'in taraftarları bir tedhiş havası ya­ratmak istiyorlar. Son günlerin en mü­him hâdisesi Şah ile Başbakan arasın­daki ihtilâftır. Bu ihtilâf Şahın annesi yüzünden çıkmıştır. Şahın annesi, Mu-saddık'ın gerek iç, gerek dış siyasetini tasvip etmiyor ve bunu her vesile île gösteriyor.

Anne Kraliçe, son zamanlarda Meclis binasına sığman, orada yatıp kalkar: muhalif mebuslara ve gazetecilere yi­yecek paketleri göndermek suretiyle onJara olan temayülünü bir kere daha açığa vurmuştur. Musaddık buna son derece kızmış, Şaha bir ültimatom ver­miştir. Ültimatomda Şah ailesi mensup­larından bir kısmını hıyanetle itham ederek Şah, annesini siyasi işlere karış­maktan menetmezse istifa edeogğini ve hanedana karşı şiddetli bîr mücadele­ye girişeceğini bildirmiştir.

Şah İngiltere ile ihtilâfın aldığı şekil­den şahsen memnun değildir, Bu itibar­la annesiyle aynı fikirdedir. Fakat şu güç devirde Başbakana karşı mücade­le açmak istememektedir. Bu itibarla annesi nezdinde teşebbüste bulunmuş, Saray Nazın Âlâyı Musaddık'a göndererek bütün Kral hanedanının Başba­kanın çalışmalarını takdir ettiğini, ve anne Kraliçenin, uzun müddet kalmak :, Avrupaya gideceğini bildirmiş­tir.

Son günler zarfında. Musaddık'm iş ba­şından uzaklaştırılacağı, Başbakanlığa Kıvamussaltananın getirileceği kuvvet­le söylenmişti. Bu şayia tahakkuk et­memiş, Kivamussaltana îsviçreye hare­ket etmiştir. Bu suretle hanedan ile Biisaddık arasında bir mütareke akde­dilmiştir. Maama'üih karışıklıkların art­ması, mali ve iktisadî güçlükler yüzündendir. Bunun uzun müddet devam e-demiyeceği tahmin olunuyor.

Amerika bu vaziyet karşısında daha vahim hâdiselere meydan vermemek için İrana malî yardımda bulunulmasına taraftardır. İngiltereye gelince, bu hü­kümetin kanaati şudur: İranda vaziye­te hâkim olan ordudur, Ordu ise Şaha sadıktır. Bu itibarla eninde sonunda Şahın görüşü galebe çalacaktır. Bu se­beple hükümete müzaheret mânasına gelecek yardımdan çekinmek lâzımdır.

Son haberlere göre İngilterenin Tahrandaki maslahatgüzarı Middleten Şah­la uzun müddet bir görüşme yapmış ve kendisini mukavemete teşvik etmiştir. Iranda bugünkü vaziyetin seçimlerin sonuna kadar devam edeceği tahmin ediliyor.

Koşânî Molla Koniercmsu. 5 Ocak 1952 iarihli Mîlliyei'ien

İran'ın meşhur Tragi - Comique şahsi­yeti Molla Ebül-Kasım Kâşani İslâm memleketlerinin siyasî ricaliyle tanın­mış din adamlarına birer davetiye gön­dererek Tahranda toplanacak İslâm Kongresine iştiraklerini istemiştir. Ta­biî içtimain riyasetini ev sahibi sıfatiy­le Molla Kâgani deruhte eyîiyecek, tel­kin edeceği ve ortaya alacağı fikirler kabul olunacak, ümmeti Muhammet hazretin direktifleri ile hareket eyliyerek istiklâle, istikbale her şeye kavu­şacaktır. Molla daha şimdiden fikirleri­ni işaede mahzur görmüyormuş.

Bu kongre her şeyden evvel İngiltere­ye cephe almak. Kâşaniyi İraktan kovan, hattâ İranda hapseden bu eski düşmanlarının Yakın Şarktaki kudretini yok etmek için kararlar alacak, demok­rasi âlemi ile komünistler arasında bir harp olursa İslâm devletlerin bitaraf kalmalarını isteyecekmiş. Anlaşılıyor ki Kâşani Molla Yakın Şark hükümet merkezlerindeki Dışişleri binalarının kapılarınabirernüshaasmaklabumemleketleriharpâfetinden kurtara­bileceği fikrindedir.

Konferans toplanır mı, yahut ciddî şah­siyetler böyle bir içtimaa giderler mi? Bilmiyoruz. Yaşadığımız günlerde bazı komşu memleketlerde ayak takımı sal­tanatı cari olduğu için Kâşaniye şirin görünmek arzusiyle onun davetini ka­bul eyliyecekler çıkabilir, hattâ hüküm­lerine boyun eğecek, hiç olmazsa öyle görünecek devlet ricali de bulunabilir. Çünkü. Molla bugün "Hasan Sabbah rolü oynamakta, emrinde sözünü din­leyen, ona inanan katiller kafilesi bu­lunmaktadır. İranda bazı büyük şahsi­yetlerin katlindeki rolü inkâr edilemez bir hakikattir. Başvekil General Raz-raarayı katledenleri o kurtarmağa kalk­mış ve sözü de tutulmuştu. Şehinşaha suikasdin, Mollanın kutsiyetine inanan bir bedbaht tarafından yapıldığı ma­lûmdur. Bu itibarla sözüne evet diye­cek kimseleri bulabilir. Fakat bir harp vukuunda bu gibi vaadlerin bir kıyme­ti olup olmadığı ise ayrı bir dâvadır.Mukadderatın yardımı ile bir sucu Af-ganistana hükümdar olmuştu. Molla Kâşani de bugün kendini İranın taçsız hükümdarı addedecek kadar megalo­maniye tutulmuştur. Geçenlerde ziya­retine giden bir İsviçreli gazeteciye Fedaiyinin İslâm çetelerinin yalnız kendi­sine itaat ettiklerini, İran komünistleri­nin kendisinden başka kimseden emir almağı kabul eylemiyeceklerini, sözü­nü dinlemiyenleri asıp keseceğini say­mış durmuş, bir operet kahramanı rolünü yapacak yaşta olmadığı için ih­tiyar Donkişot görünmekten çekinme­mişti. Muharrir kendisiyle yazılarında epey alay ediyor. İslâm âleminin bu gi­bi acezenin elinde kalması ihtimalini gözden geçirirken âdeta teessür duyu­yordu. Hıristiyan gazetecileri İslama acımağa mecbur eden bu gibi din câzıminin asrımızda yaşaması kadar, belki ondan fazla böyle adamları dinlemek zaafmda bulunanların mevcudiyeti ha­zindir.

8 Ocak İ352

— Kudüs:

Dün Parlâmento binası civarındaki nüma­yişler sırasında 140 polis ve 200 kadar si­vilin yaralanmasını müteakip bugün poiis ve Ordu takviye kuvvetleri şehrin sokak­larında devriye gezmektedir.

Dünkü nümayişlerde yaralananların isim­lerini bildiren tebliğde polisin 400 şüpheli şahsı tevkif ettiği belirtilmektedir.

Parlâmento üzerine yürümeğe teşebbüs eden 10.000 Yahudinin hareketine mâni ol­mak için polis dün sokaklara petrol dök­müş ve bilâhare ateşe vermiştir. Parlâmen­tonun İsrail'in Almanya'dan taleb edeceği harb tazminatım dün müzakere etmesi mu­karrer bulunuyordu. Fakat toplantı inkıtaa uğramış ve bu mevzudaki müzakereîer bu­gün saat 17'ye talik edilmiştir.

Bu sabah dolaşan ve fakat teyid edilmeyen haberlere göre Komünistler ve diğer soku srupîar Almanya ile görüşmeleri protesto maksadiyle bugün de nümayişier yapılması­nı kararlaştırmışlardır.

1Ocak 1952

— İsmailiye:

Süveyş Kanalı Bölgesindeki İngiliz ve Mı­sır Kuvvetleri, yılbaşı gecesini sahil boyun­da çarpışmakla ve barut kokulan arasında geçirmişlerdir. Müsademe 3 saat sürmüş­tür. İngilizlerden yaralanan yoktur. Mısırlı'lardaki vukuat henüz malûm değildir.

Gecenin tam yarısında Mısırlı tedhişçiler şehir dışındaki İngiliz mevzilerine ateş aç­mışlardır, ingilizler bu baskını bir sürpriz olarak karşılamışlardır.

İsmaiiiye'de şimdiye kadar makineli tüfek­lerin ve havan toplarının iştirakiyle bu derece şiddetli bir ateş teatisi vuku bulma­mıştır.

Müsademeden sonra bir İngiliz Erbaşı de­miştir ki:

Bu gece Mısırlılar hiçbir tertibatı ihmal etmemişlerdir.

2Ocak 1352

— Paris:

İngiHz-Amerikan Basın Birliğinin verdiği bir yemekte Arap Birliği Genel Sekreteri Azzam Paşa Mısır'daki hareketin zannedil­diğinden daha büyük olduğunu söylemiş ve şunları ilâve etmiştir:

«Bütün Ortadoğu yayılan bu umumî hare­kette Mısır başlıca rolü oynamaktadır. Ya­bancı kuvvetler Mısır'ı terketmelidirler. Müzakere teklifi bir cevap değildir. Mısır 70 senedenberî müzakere etmektedir ve ar­tık bunu istememektedir, ingilizler Mısırı dünya adına korudukların söylemektedir­ler. Harpten evvel ise bizi İtalyan'lara kar­şı koruduklarını iddia etmektedirler. Ne­den bir komünist tecavüzünden endişe duyanın Şimdiki düşmanımız Mısır'daki İn­giliz kuvvetleri komutanı General Erskinedir. Siyasetimiz bir sulh siyasetidir ve ko­münizme yakınlık duymuyoruz.»

Gazetecilerin Mısırlıların kendilerini Keçen harpte Alman'lara ve İtalyan'lara karşı ko­ruyan İngiliz'lere borçlu hissedip etmedik­lerini sormaları üzerine Azzam Paşa «Hiç kimseye bir şükran borcumuz yoktur» di­yerek cevap vermiştir.

4Ocak 1952

—Kahire:

Süveyş Kanal Bölgesinden alman haberlere göre dün Öğleden sonra bu bölgede Mısır' lı polislerle İngiliz askerî birlikleri arasın­da 3 saat süren silâhlı çarpışma sonunda 14 Mısırlı yaralanmış ve 1S İngiliz ölmüş­tür.Yaralanan Mısırlıların7si polistir.

—Kahire:

Süveyş. Kanal Bölgesinde dün vukubuian çarpışmalarda 15 İngiliz erinin öldüğü yo­lunda çıkan haberlerin asılsız olduğu İngi­liz askeri makamları taarfmdan bildirilmiş­tir.

— İsmailiye:

Dün tedhişçilerle iki saat süren ve iki İn­giliz subayının yaralanması iie neticelenen çarpışmalardan sonra, ingiliz ordusu bu­gün, Süveyş Kanalına giden bütün yolları kapatmıştır.

5Ocak 1952

—İsmailiye:

Dün gece öğrenildiğine göre, Kurtuluş Or­dusuna mensup birliklerin İsmaiiiyedeki İngiliz birliklerine ve askerî tesislerine kar­şı büyük bir taarruz hazırladıkları bildiril­miştir.

İngiliz Centurion tankları ordunun su tas­fiye tesislerini himaye etmek üzere hareke­te geçtikleri sırada civardaki evlerden gör­dükleri şiddetli ateşe mukabelede bulun­muşlar ve bunları susmağa mecbur etmiş­lerdir.


6 Ocak 1852

— İsmailiye:

Dün gece Mısır'h tedhişçiler İsmailiye ci­varındaki yollardan birinde İngiliz hava kuvvetlerine ait iki otomobili pusuya dü­şürmüşler ve iki makinistle birkaç askeri yaralamışlardır.

s Askerî sözcüsü bunun son 24 saat içinde İngiliz vasıtalarına yapılan altmci taarruz olduğunu söylemiştir. Vak'a mahal­line yetişen zırhlı arabalar tethişçileri ma-kinalı tüfek ateşine tutarak dağılmışlardır.

7 Ocak 1952

—Paris:

Suudî Arabistan Kralı İbnisuud, Önemü bir mesajı Kral Faruk'a arzetmefc üzere saray Mabeyincilerinden bîrini Kabire'ye gönder-mistir. Mabeyinci, Mısır Krallığı Özel ka­lem Şefi Hafız Afifî Paşa tarafından kabul oîunrn uçtur.

El Mısrî gazetesine göre Kral İbnisuud'un Mabeyincisi, Mısır meselesi hakkında Kra­lın Başkan Truman'a gönderdiği mektubun metnini Mısır Yüksek makamlarının ıttıla­ına arzeylemiştir.

Mısır Dışişleri Bakan Vekili İbrahim Fe­rağ Paşa, Suudî Arabistan'ın arabuluculu­ğunun bahis konusu ulamı yacağını beyan etmiştir, fakat tam mânasiyie bir arabulu­culuk olmasa dahi İngiliz-Mısır meselesini halletmek üzere «iyi niyetli yardımların» faydalı olacağı resmî çevrelerde belirtil­mektedir.

Aynı çevrelerde her türiü «Tavassutun» ih­tilâfta tarafları teşkil edenler arasında ön­ceden bir muvafakati istilzam ettiğine işa­ret olunmakta, halbuki mevcut buhranda böyle bir şeyin varid olmadığı ileri sürül­mektedir.

9 Ocak 1952

—İsmailiye:

Mısırlı tedhişçiler bu sabah bir İngiliz as­kerî kafilesini tuzağa düşürerek bir subay­la bir eri öldürmüşlerdir. Kafile İsmailiye ile Telelkebir arasındaki yolda tuzağa dü­şürülmüş ve bir sözcünün beyan ettiğine gö­re, devam eden çarpışmalarda ölenlerden başka birçok asker de yaralanmıştır.

öğle üzeri bir İngiliz askerî sözcüsü, birin­ci piyade tümenine mensup kıtaların Mı­sırlı tedhişçiler karşısında geri çekilmek zo­runda kaldıklarım söylemiştir.

—İsmailiye:

Üç kafilenin pusuya düşürülmesinden son­ra, bugün İngiliz kıtaları bir Mısır köyünü basmak üsere hücum kıtalariyle kanal? seçmişlerdir. Pusuya düşürülen bir İngiliz subayı bir er ölmüş bir diğeri de yaralan­mıştır. KEfHeler, kanal bölgesinde İngiliz ordusunun en çok kullanılan ve hayatî ulaştırma halkasını teşkil eden İsmailiye-Te-lelkebir yolunda durdurulmuşlar, El Ma-hasma köyünde kurulan pusu civarında şid­detli bir çarpışma cereyan etmiştir. Kuv­vetli İngiliz kıtaları bu sahada yayılmış ve yol her türlü seyrüsefere kapatılmıştır.

Bir İngiliz sözcüsü bu kıtaların mahsur ka­lan İngiliz birliklerini şiddetli ateş teati­sinden sonra kurtarmış olduklarını bildir­miştir.

10 Ocak 19S2

—Kahire:

Burada açıklandığına göre. İngiliz-Mısır ihtilâfına sür'atle bir hal çaresi bulmak için Kral îbnîssuud Londra ve Washington nezdinde teşebbüse geçmiştir.

Kral îbmssuud tarafından Mısır Kralı Fa­ruk ve Başbakan Nahas Paşaya gönderil­miş olan mesajlar Suudî Arabistan'ın ara­buluculuğundan elde edilen neticeleri izah etmektedir.

Resmî mahfillere göre. '(Suudî Arabistan» hükümdarının görüşlerinde meselenin in­ceden inceye tetkiki talep edilmektedir.

—Paris:

Washington'daki Churchill - Truman görüş­melerini müteakip Ortadoğu ve Mısır hak­kında neşredilen tebliği bugünkü basın top­lantısında kısmen yorumlayan Mısır heye­ti sözcüsü Dr. Azmi Bey demiştir ki:

«Dünyaşümul bir esasa müstenid müşte­rek güvenlik tedbirleri gibi önemli bir me­sele ile meşgul bulunan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Altıncı dönem toplantısın­daki Mısır heyeti Amerikan ve İngiliz şef­lerinin muayyen dört devlete inhisar eden Ortadoğu Komutanlığı üzerindeki İsrarla­rını anlayamamaktadır.»

Mısır heyeti sözcüsü beyanatına devamla şunları söyîıemiştir:

«Mısır hükümeti bu komutanlık hakkında kendisine yapılan teklifi kat'î surette red­dettiğini müteaddit defalar teyid eylemiş­tir ve bu husustaki hareket hattını da şu ana kadar değiştirmemiş bulunmaktadır.


Mısır hükümeti başka herhangi bir mü­lâhazanın ilk şartı olarak Nü Vadisinin fii­len tahliyesi ve birliğinin sağlanması üze­rinde ısrar etmektedir.

Dr. Azmi Bey sözlerine şöyle son vermiş­tir:

«'Güvenliğine gelince, Mısır bu hususta Arap Devletlerinin Müşterek Savunma Paktına güvenmektedir ve bunu da mün­hasıran Birleşmiş Milletler Teşkilât! ile doğrudan doğruya mütesanit olarak tatbik mevkiine koymak arzusundadır.»

—Kahire:

El Mısrî gazetesinin bugün bildirdiğine gö­re son 24 saat içinde Mısırlı çetecilerin giriştikleri hareket esnasında ikisi subay olmak üzere 22 İngiliz askeri öldürülmüş­tür.

Bu gazeteye göre çeteciler İngiliz'lere gün­düz kamplarında taarruz etmişler ve 2 su­bayla 10 askeri öldürmüşlerdir. Bu arada İngiliz Hava Kuvvetlerine ait bir otomobil de ateşe verilmiştir. Diğer taraftan gecele­yin de Abusultan hapisanesine hücum edil­miş ve çeteciler infilâk maddeleriyle dıvar-ları yıkarak içeri girmişler ve 6 İngiliz gar­diyanı Öldürdükten sonra 20'den fazla mahkûmu kurtarmışlardır. Yine ayni gaze­tenin ilâve ettiği veçhile bîr ingiliz motorlu Birliği Tussum bölgesinde çetecilere karşı mukabil taarruza seçmiş, fakat çetecilerin yangın bombaları kullanmaları üzerine 3 ZırhU otomobil tanrib edilmiş, 4 asker Öl­dürülmüş ve 9'u da yaralanmıştır.

14 Ocak 1952

—İsmailiye:

Süveyş Kanal mıntakasındaki İngiliz Kuv­vetleri. Elkebir ve îsmailiye'deki İngiliz iaşe depolarına giden yolun, tedhişçilerin iltica etmiş olduğu tahmin edilen güney kısmım dün de taramıştır. Harekât iki üç gündür devam etmektedir.

—Kahire:

Vaft Hükümetinin Parlâmento Grubu Baş­bakan Nahas Paşanın İngilİ2-Mısır anlaş­masını fesheden siyasetine, tam bir ittifak­la itimad reyi vermiştir. Aynı zamanda Partinin Meclis Grubu, Parti tarafından teçhizat ve masrafları temin ve deruhte e-diîmek üzere Vafdist bir kurtuluş birliğinin ihdasını kabul etmiştir.

Müzakere esnasında ilk adım olmak üzere 40.000 İngiliz lirası temin edilmiştir.

Çete harbi talim ve terbiyesi görecek olan bu birlik, Süveyş Bölgesinde İngilizlerle çarpışan diğer Kurtuluş Taburlarına ütihak edecektir.

15 Ocak 1952

—Kahire:

Mısır Başbakanı Nahas Paşa. Kral Faruk'­un hususî Müşaviri Saray Müdürü Afifi Paşa ile dün bir müiâkat yapmıştır. Bildi­rildiğine göre, bu mülakatta, Kral İbnissuud tarafından Kral Faruk'a yollanan mesala verilecek cevap hazırlanmıştır.

Kral İbnissuud'un İngiltere hükümetine bildirdiğine göre kendisinin Mısır Kralına yolladığı mesajda İngiliz - Mısır ihtilâfının hallini hedef tutan bazı teklifler bulun­maktadır.

Kahire'de dolaşan haberlere göre, Bakan­lardan müteşekkil bir Komite bugün sözü geçen demece bir cevap hazırlayacaktır.

—Kahire:

Îngiliz-Mısır ihtilâfında her türlü arabulu­culuğu protesto etmek maksadiyle bugün Kahire'de nümayişler yapan Orta Tedrisat Öğrencileri kalabalığını dağıtmak için polis havaya ateş etmiş ve göz yaşartıcı bomba­lar atmıştır. Öğrenciler ingiliz Kuvvetleri­nin Süveyş Kanalı Bölgesini derhal tahliye etmesini istemişlerdir. 500 kadar öğrenci Birleşik Amerika ve İngiltere Büyükelçilik­lerine doğru yürüdükleri ve bir tramvayı ateşe evrmek için yoldan çıkarmağa teşeb­büs ettikleri bir sırada polis sopalarla müdahele etmiştir. Bu bölfiede seyrüsefer ta­mamen durmuş ve bir çok öğrenci de yara­lanmıştır.

18 Ocak 1952

—Kahire:

Mısır Hükümeti, İngiltere Büyükelçiliği arabalannın bundan böyle Kahire ile Süveyş Kanalı arasında işlemelerine müsaade edil­meyeceğini Büyükelçiliğe bildirmiştir. Bu suretle Sir Ralph Stevenson ve mesai arka­daşları, İngiliz Kuvvetleri Komutanîarile buluşmak Üzere Süveyş Kanalı bölgesine gidemeyeceklerdir,

Öteyandan, iyi haber alan bir kaynaktan bildirildiğine göre, Mısır hükümeti İngiltere Büyükelçiliğinin Fayed ve Süveyş Kanalı maktan men'edecektir. Bu posta, İngiltere Büyükelçiliğinin Fayed ve Süveyş Kanalı sahillerindeki Genel Karargâhla doğrudan doğruya temasım sağlamaktadır.

—Kahire:

Suriye. 7'inci Devlet olarak, dün Kral Fa­ruk'un «Mısır ve Sudan Kralı» unvanın ı tanıdığını resmen bildirmiştir.

ürdün, Yemen, Endonezya, Lübnan, îran ve Libya bu unvanı daha önce kabul etmiş bulunmaktadırlar.

—îsmailiye:

Süveyş Kanalı mmtakasmdaki İngiliz aske­rî makamları, Kanal mintakasında tedhiş­çi faaliyetinin arttığını, bildirmektedir.

İngiliz Hükümeti, Mısır makamlarına yeni bir nota göndererek, İngiliz subaylarını öl­dürecek olanlara mükâfat vadeden Mısır gazetesi Yazı İşleri Müdürünü muaheze et­mekle yetinen Mısır hükümetinin hareket tarzı karşısında duyduğu hayreti bildirmiş­tir.

İngiliz Hükümeti, yolladığı notada, bunun Mısır Ceza Kanunlarına göre cezayı müs-telzim bir fiil sayılması icap ettiği hususu­nu ehemmiyetle kaydetmektedir.

—Kahire:

Mısır hükümeti İngiliz Umumî Valisi tara­fından Sudan için hazırlanmış bulunan A-nayasa tasarısını kat'î surette reddetmiştir.

Sudan isleri ile özel surette vazifeli bulunan Mısır Dışişleri Bakan Vekili İbrahim Ferat Paşa basına şu beyanatta bulunmuştur:

«Sudan hükümetinin teşekkülü Mısır Par­lâmentosunun geçen 17 Ekimde kabul et­miş olduğu bir kanun ile kat'î surette tesbit edilmiş bulunmaktadır. Bu kanun üyeleri Sudanlılar tarafından seçilmiş bulunan bir Kurucu Millî Meclisin Sudan Anayasasını hazırlayacağını derpiş etmektedir. Bu su­retle Kral Faruk'un tacı altında hakikî bir Muhtariyetin sağlam esasları tesbit edilmiş olacaktır.))

Mısır Dışişleri Bakan Vekili Anayasaları­nın İngilizler tarafından hazırlanmasını boykot etmeğe bizzat Sudanlıların karar vermiş olduklarını sözlerine ilâve etmiş­tir. Mısır Parlamentosunca kabul edilen kanun İngiliz Umumî Vaîisince tarafından hazırlanan Anayasa tasarısı ile mukayese­yi reddeden İbrahim Ferağ Paşa şunları söylemekle iktifa etmiştir: «Bu sistem U-mumi Valiliği gerek teşriî ve gerekse ic­ra kuvveti kayıtsızca kontrol edecek bir Devlet Balkanı haline getirecektir ki bunun eşine Faşist Devletlerde bile rastlanmamış­tır

19Ocak 1982

—Kahire:

Kahire'dekî İngiliz çevrelerinde. Churchillin Kana! Bölgesinde Türk, Amerikan ve Fransız kıt'alan bulundurulması telkinini tefsirde ihtiyatlı davranılmaktadır, Bu çev­relerde söylendiğine göre, bu teklif, Mısır basınının belirttiği gibi, derhal tatbiki iste­nen bir tekliften ziyade dörtlerin Akdenizin müdafaası plânı tatbik sahasına konduk­tan sonra tahakkuku istenen bir tekliftir.

Bu münasebetle Londra'da, el'an bu plânın. Mısır-İngiltere dâvasını halle matuf bir müzakereye en iyi esas telâkki edilmekte olduğu hatırlatılmaktadır.

20Ocak 1952

—Kahire:

Mısır İçişleri Bakanlığının âün gece ya-vmladığı tebliğde bildirildiğine göre, cu­martesi sabahı Süveyş Kanalı bölgesinde vukubulan çarpışma neticesinde iki İngiliz askeri Öldürülmüş üç tanesi de yaralanmış­tır.

Müsademe sivii kuvvetlerin (Tedhişçilerin) İngiliz Kuvvetlerinin nümayişte konakladı­ğı «Müselles» blokuna hücum etmeleri üze­rine başlamıştır.

Gene aynı tebliğde ilâve edildiğine göre. cuma gecesi saat sekizde Port Said tren is­tasyonu yakınlarında vuku bulan ve 15 da­kika devam eden karşılıklı ateş neticesin­de ise üç Mısırlı yaralanmış, yaralılardan bîri bilâhare ölmüştür.

—Kahire:

Mısır Dışişleri Bakanlığı, Kanal Bölgesin­de esir edilen Mısırlı tedhişçilere karşı İn­gilizlerin giriştiği «Nazilerinkine benzer gayri insanî ve vahşî hücumları»İngiliz

Büyükelçiliği nezdine cumartesi gecesi şid­detle protesto eden bir nota tevdi etmiştir.

Notada, bazı esir vatandaşların İngilz kamplarında Hitler'in Nazi rejimini teba­rüz ettiren temerküz kamplarındaki işken-çelerden daha fecî gayri insanî muamele­lere maruz bırakıldıklarından Mısır'h ma­kamların malûmattar olduğu belirtilmekte ve 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre sözleş­mesinin 4 'cü maddesi zikredilerek sözü ge­çen Mısır'la vatandaşların harp esiri telâk­ki edilmesine işaret ve insanî muameleye tâbi tutulmaları icap ettiği bildirilmekte­dir.

21 Ocak 1952

—Kahire:

Ravzelyusuf gazetesinin yazdığına göre, Su­udî Arabistan Kralı îbnissuud, Başkan Tnıman'a gönderdiği mahrem bir mektup­ta, Kral Faruk'la, Mısır Başbakanına bil­dirilmek üzere, înRİliz-Mısır anlaşmazlığı­nı halle matuf dört maddelik bir tasarı tek­lif etmiştir.

Maddeler şunlardır:

—İngilizkıtalarının Süveyş Kanalı Böl­gesini tahliyeleri,

— Mısır ve Sudan Krallığının tanınması,

— Amerika'nın 30 bin kişilik bir MısırZırhlı Birliğini bedelsiz olarak teçhiz etme­si.

—Mısır'ınOrtadoğu Komutanlığına il­tihakı, bilhassa Komünizmi tasfiye işinde Birleşik Amerika ile işbirliğini arttırması.

İbnissuud, Başkan Truman'a yolladığı me­sajda, Mısır'ın ileri sürdüğü talebler karşı­lanmadıkça Ortadoğu'da sulh ve sükûnetin ver bulamayacağını, Amerika'nın da petrol haklarının muhafaza edilemiyecegini bil-dirmşi. Başkan Truman'in da ona verdiği hususî cevabın muhteviyatı iki mahrem not ilişik olarak Kral Faruk ile Mısır Baş­bakanı Nahas Paşaya ulaştırılmıştır.

Diğer taraftan Ahir Lahza gazetesinin iddia sına göre de Birleşik Amerika resmî çevre­leri Suudî Arabistan tarafından ileri sürü­len tekliflerin Misır-tngjliz anlaşmazlığım hal için makul bir esas teşkil ettiği fikrin­dedirler.

—Süveyş:

Bugün geç vakit iki îngilk Paraşüt Taburu İsmaiîiye'nin merkezini iş#al etmiştir. Bu­na sebep Mısır'h tedhişçilerin Müslüman mezarlığında vukua gelen bir çarpışmada bir paraşütçü subayı öldürmeleridir.

Diğer taraftan 6 bin Uçaksavar mermisi bulunan bir depo ile cephane, dinamit ve yerli el bombaları İle dolu kabirler mey­dana çıkarılmıştır. Bu, şimdiye kadar mey­dana çıkarılan çetecilere ait en büyük de­podur.

İstihbarat subayları bu bölgede daha birçok silâh ve cephane saklı olduğuna kani bu­lunmaktadırlar.

22 Ocak 1352

—- Kahire:

Kahire'dekiİngilizBüyükelçiliğindenbildirildiğine göre. Rahibe Anthony'mn öldü­rülmesi münasebetiyle Birleşik Amerika Büyükelçiliği tarafından Kahire'deki İnr;-!iz temsilcisine hiç bir nota tevdi edilmiş değildir.

Büyük elçilikten tasrih edildiğine göre, A-merikah rahibenin nasıl öldürüldüğünü tes-bit için bugün îsmailiye'de İngiliz askerî kuvvetleri tahrikâta başlıyacaklardır.

Diğer taraftan iyi haber alan kaynaklar­dan, Süvey Kanal Bölgesinde tevkif edilen şahıslar sayısının 100'ü geçtiği bildirilmek­tedir. Kebirde girişilen temizleme hareketi sonunda tevkif edilen 160’ı bu vüz kişiye dahil değildir. Esasen tevkif edilenlerin sayısı hergün değişmektedir. Çünkü bunlardan çoğu sorguya çekildikten sonra serbest bırakılmaktadır.

26 Ocak 1952

—Kahire:

Yetkili bir kaynaktan bildirildi ğine göre. İngiltere ile Mısır arasındaki siyasî münâ­sebetlerin kesilmesi artık kat'ileçmiştir. Bu keyfiyet muhtemel olarak yarın resmen tebliğ edilecektir.

—Kahire:

Mısır ile İngiltere arasında siyasî münase­betler kesilmediği takdirde Mısır'daki İn­giliz menfaatleriyle Birleşik Amerika Bü­yükelçiliğinin meşgul olacağı iyi haber alan kaynaklardan bildirilmektedir. Mamafih bu işin Avustralya, Güney Afrika veya Pa­kistan gibi Dominyon memleketleri elçilik­lerinden birine, tevdii de bahis mevzuudur. Mısrî gazetesinin bildirdiğine göre, mü­nasebetlerin kesilmesi prensibi Bakanlar Kurulunda ittifakla kabul edilmiştir. Habe­rin yayınlanmasının geciktirilmesi sadece cümleden olarak alınacak pratik tedbirlerin bütününün tekemmül ettirilmesinden ileri etmektedir.

—Kahire:

Bugün 15 bin nümayişçi Başbakanlık bina­sının etrafını muhafaza altına almış olar. doiîs kordonunu yararak geçmişlerdir.

Nümayişçilerden biri. Sosyal İşler Bakan: Abdelfettah'a yaklaşarak, İngiltere ile siya­sî münasebetleri kesecek ve harp edecek misiniz? Diye sormuş, Bakan da: «Yarın bu hususda hükümetin alacağı kararlan öğreneceksiniz cevabım vermiştir.

—Kahire:

İngiliz aleyhtarı halk kitleleri bugün Kahiresokaklarında adetâ çılgına dönmüş bir hal­de nümayişlerde bulunarak İngilizlere ait her rastladıkları şeyi tahrip etmiş veya yak­mışlardır.

Polis küvetleri, nümayişçileri korkutmak maksadiyle havaya ateş etmiş, göz yaşartıcı bombalar kullanmışlar, bir seferinde hayatî merkezlere kamyonlarla polis kuvvetleri sevkedilmişür. Bu gibi hallerde polis kuvvetleri, nümayişçileri takım takım tev­kif ederek kamyonlara doldurup karakolla­ra götürmüşlerdir.

Mısır'h nümayişçiler kısmen İngilizlere ait olan Rivoli sinemasına zoria girerek, mo­bilyalarını parçalamış, buraya ateş vermiş­lerdir. Diğer nümayişçiler de Metro Goîd-wyn Mayer sinemasına dalarak bütün pen­cerelerini kırmış ve binayı yakmağa kalkış­mışlardır.


BirtalebekalabalığıOperaMeydanındaki


gazinoyagirmişsahiplerimdışarıyaatmve masa ve İskemleleri kırarak yakmışlar­dır.


Kahire'nin en meşhur ve Ekseriye İngiliz Emperyalizminin âbidesi diye anılan Shepherd oteli de nümayişçilerin hücumuna uğramıştır. Sahibi İngiliz olan Tonny Barı da yakılmış, buradan sıçrayan alevler biti­şiğindeki İsveç Konsoloslusuna sirayet ede­rek, orasını da tutuşturmuştur, İsveç Kon­solosluğu hâlâ yanmaktadır.

Yine İngilizlere ait Turf Kulübüne ve ha­zır elbise ve tuhafiye mağazaları, Pigaile sineması, Regent lokantası ve İngiliz Uçak Şirketinin bulunduğu bina da ateşe veril­miştir.

—Kahire:

Hükümet taraftan El Miga gazetesinin bu-şün haber verdiğine göre Mısır Kabinesi. İngiltere ile siyasî münasebetlerin kesil­mesi zaruretini ittifakla kabul etmiştir.

Dün gece dört saat süren olağanüstü top­lantıda, Kabine bu hususta derhal icrası mukarrer nihaî kararını vermeden önce, her Bakan-lığın kendi zaviyesinden alacağı ted­birleri tetkik ve mütalâa ile neticenin yarın yapılacak olan içtimaa arzını kabul etmiş­tir.

—Kahire:

Bugün burada cereyan eden kargaşalıkları önlemek maksadiyle Mısır Askerî kit'slan makineli tüfeklerle mücehhez olarak radyo evinde ve şehrin kilid noktalarında mevzi almışlardır. Bu suretle Ordu ilk defa ola­rak İngilizMısır ihtilâfında karışmış ol-

maktadır. Bugünkü nümayişlerde İnsiüz, Fransız ve diğer yabancılardan ölenlerin olduğu söylenmektedir.

27 Ocak 1952

—Kahire:

Dünkü hâdiselerden sonra Başbakan Na-hns Paşa Kahire radyosunda aşağıdaki ko­nulmayı yapmıştır:

"Bozguncu elemanların hazırladıkları düo-kü hâdiselerden sonra sükûneti muhafaza etmeniz memleketin menfaati icabıdır. Ha­inler, İngiliz tecavüzüne karşı olan hissiya­tınızdan istifade ederek aranıza karışmı ve korkunç suçlar islemişler, dükkânları müesseseleri ateşe vermişlerdir. Bu hâdise­ler memleket düşmanlarına yeni tecavüz fırsatları verebilir. Memleketin mevcudiye­tini tehdit eden bu fevkalâde ciddî duruma bir son vermek üzere muvakkaten bütün Mısır'da Sıkı Yönetim ilân ettik. Bu çekİÎ-de hükümet teşkilâtlı ihtilâle mâni olacak ve sükûnu iade edecektir.

Millî dâvamız adına bütün gayretlerinizde sükûnetle hareket etmenizi istiyoruz. Millî dâvamız olan Süveyş'in yabancıdan kurta­rılması ve Nü vadisinin birliğini tahakkuk ettirmek İçin müessir tedbirleri alacağız. Sîz de memleketin güvenliğini koruyarak hükümete yardım edebilirsiniz.

—Kahire:

Buradaki İngiltere Başkonsolosu dünkü hâ­diseler esnasında İngiliz kayıpları hakkın­da şimdilik bir rakam vermenin imkânsız olduğunu söylemiş, yalnız edindiği bazı ma­lûmatı açıklamıştır. Baş Konsolosa göre bir Mısır ha s ta ha nesin de dört îngilizin ceset­leri bulunmakta ise de bunların hüviyetle­ri bilinmemektedir.

Turf Kulübe yapılan taarruzda da bazı İn­gilizler kaybolmuşlardır. Bunlardan 83 ya­şındaki James Craİg'in evvelce öldürüldü­ğü bildirilmişse de sonradan kaçmak için birinci kat penceresinden kendini aşağı at­tığı öğrenilmiştir. Fakat bundan sonra Craig hakkında hiç bir malûmat alınama­mıştır. Ayrıca Turf Kulübde bulunan dört İngilizin de akıbetlerinden bir haber yok­tur.

—Kahire:

öğrenildiğine göre, İsveç ve Lübnan Kon­soloslukları cereyan eden kargaşalıklar sıra­sında yanan binalara dahil bulunmaktadır.

Her türlü toplulukları önlemek maksadiyle Önemli sayıda polis kuvvetleri şehrin merkezinde toplanmış olmakla beraber İngiliz Büyükelçiliği civarları hariç yabancı mü­messilliklerin bulunduğu mahallelerde müf­rezelerin pek nâdir dolaştıkları görülmek­tedir.

—Kahire:

Kral Faruk Başbakan Nahas Paşa Kabine­sini azletmiş ve eski Başbakanlardan ba­ğımsız Ali Mahir Paşayı Yeni Hükûmeii kurmağa davet etmiştir.

28 Ocak ÎS52

—Kahire:

Kral Faruk'un Yeni Kabineyi kurması için Ali Mahir Paşaya gönderdiği mektupta şöy­le denilmektedir:

Hayatımızı vakfettiğimiz en aziz ve en mukaddes arzumuz memleketimizin iyilik ve huzurudur. Mısır halen tarihînin bir dö­nüm noktasındadır. Karışıklıkları bertaraf etmek ve ileri gidip gayelerimizi ve Nüva­disinin istiklâlini tahakkuk ettirmek gaye­siyle sükûneti elde etmek için devamlı bîr çalışmaya ihtiyaç vardır.

Tecrübenizi ve salim muhakemenizi nazarı itibara alarak sizi yeni Kabineyi kurmakla va zi f elen diriyoruz.

—Kahire:

İstifasını imzalamak üzere bugün Abidİn Sarayına giden eski Mısır Başbakanı Mus­tafa Elnahas Paşa, Başmabeyinci Abdülla-tif Talât Paşaya, Millete ve Krala dürüst­lükle hizmet ettiği müddetçe hükümeti, des-teküyeceğîm, demiştir.

—Kahire:

Mısır'daki dünkü kargaşalıklar esnasında Mısır Atçılık kulübünde katledilen Avru­palılar için yapılan cenaze merasimine nok-sansız olarak bütün İngiliz Kolonisi, ya­bancı diplomatlar ve diğer bazı zevat işti­rak etmiştir.

Zırhlı arabalar ile bindirilmiş bir polis müf­rezesi, cenaze alayına, eski mezarlığa ka­dar refakat etmiştir.

29Ocak 1952

—îslamüye:

Dün Süveyş Kanal Bölgesinde demiryolu üzerine yerleştirilmiş mayinler yüzünden bir askerî tren hasara uğramış ve 4 İngiliz askeri ölmüştür.

—Kahire:

Mısır Başkenti sokağa çıkma yasağının i-kinci gecesini, bütün sokak başlarında nö­bet beklîyen silâhlı askerlerin sıkı mufa-zası altında geçirdi. Saat 21 den sonra yol­lardan geçmekte olan yüzlerce kişi devriye­ler tarafından yakalanıp karakollara götü­rüldü, saat 6 dan sonra serbest bırakıldılar. Şehrin belli başlı ana caddelerinden gün­düzleri de otomobillerin geçmesi yasağı de­vam ediyor. Oparlörlü polis otomobilleri bütün mahalleleri dolaşarak 5 kişiden faz­la bir araya toplanmanın ve saat 21 den sabah 6 ya kadar sokağa çıkmanm yasak olduğu halka hatırlatmaktadır.

30Ocak 1952

—- Kahire;

Türkiye, İngiltere, Amerika ve Fransa'nın teşkil ettikleri dört Orta-doğu müdafaa devletinin temsilcileri bugün Mısır Başba­kanı Ali Mahir Paşayı ziyaret etmişlerdir.

İngiliz temsilcisi Sir R. Stevenson, sadece bir nezaket ziyaretinde bulundum, demek­le iktifa etmiş, Batılı temsilcilerden diğer ikisi de herhangi bîr tefsirde bulunmamış­lardır.

Mısır'da Kabine değişikliği...

Yazan: Mücahit Topalak

28 Ocak 1952 tarihli Zafer'den

Son haberlerden anlaşıldığına göre, Mı­sır hâdiseleri yeni bir safhaya girmiş bulunmaktadır. Daha dün, Başbakanlık yetkilerine zamimeten Kahire umumî askerî valiliği vazifelerini de üzerine a-lan Nahas Paşa, bugün azledilerek, ye­rine Ali Mahir Paşa kabineyi kurmağa memur edilmiştir.

ilk bakışta, bu hareket. Mısırlıların, artan İngiliz tazyiki karşısında mülâ-yemet yoluna girdikleri intibaını uyan­dırmaktadır. Bununla beraber, kabineyi kurmağa memur edilmiş bulunan Ali Mahir Paşanın mazisi ve şahsiyeti na­zarı itibara alınacak olursa, mazûl Na­has Paşanın ve liderliğini ettiği. Vaft Partisinin iktidardan tamamen uzak­laştığını ve bu partinin temsil ettiği mücadele azminin yatıştığını düşünmek belki de biraz acele etmek olacaktır. Zira, Ali Mahir Paşa, umumiyetle ta­rafsız ve biraz İngiliz taraftarı olarak tanınmasına rağmen, bundan evvel, İn­gilizlerle mücadele ve

müzakere bah­sinde, daima Mısırlılara biraz nefes al­mak imkânını temin etmiş olan bir zat­tır.

Nitekim, son hâdiselere sebep olan mef­suh 1936 andlaşmasımn akline takad­düm eden devrelerde 1929- 1939 tarih­lerinde, Mahmut Paşa Henderson ve Nahas Paşa Henderson müzakerele­rinden esaslı bir netice alınmayıp bun­dan başka Mısır Anayasa buhranların­dan mustarip bir vaziyette Habeşistan Harbi devresine tehlikeli ihtimallerle girerken, bugün kabineyi kurmağa me­mur edilmiş olan Ali Mahir Paşaya baş­vurulmuştu.

1936 da, İngiltere hükümeti, Mussolini heyâîasmı Mısır'lılaırm başları üzerinde gezdirerek Mısır'ı tazyik etmekte idi. Bu vaziyet dahilinde, Nesim Paşa hükümeti, Nahas Paşa ile mutabık ka­larak istifa etmiş ve bütün partililerin iştirâkile bir Millî koalisyon hükümeti kurmak bugünkü gibi mümkün olmadığından Ali Mahir Paşa tarafsız bir hükümet kurmağa tavzif edilmişti.

Ali Mahir Paşa, zahiri tarafsızlığına rağmen, bütün partileri uzaklaştırmak­ta ve millî mesuliyeti partiler arasında taksim etmekte ustaîaşmış bir zat ola­rak tanınmaktadır. Nitekim, 1938 tarih­li Ali Mahir Kabinesi, İngilizlerle mü­zakere için teşkil etmiş olduğu heyetin başma Nahâs Paşayı getirmiş ve bu he­yettir ki, o zaman için bir zafer sayılan ve bu gün Mısır tarafından tek taraflı olarak feshedilmiş bulunan 1936 arılaş­masını İngilizlerle imzalamıştır .

İngiltere tarafından anlaşmayı imzala­yan heyetin başkanlığını bugünkü Dı­şişleri Bakanı Anthony Eden deruhte etmekte idi.

Bugün Mısırdaki kabine değişikliği bu zaviyeden mütalâa edilecek olursa, Ali Mahir Paşa kabinesini bir teslimiyet kabinesi olarak kabul etmek güçleşir. Bu, belki de, iktidarda çok yıpranmış olan ve olağanüstü hâdiseler içinde muvazenesini ve soğukkanlılığını tabia-tiyîe kaybetmiş bulunan Nahas Paşa hükümetine vakit kazandırmak ve bu hükümetin Öncülük ettiği dâvaya diğer parti ve umumî efkâr kesimlerini ilti­hak ettirmek için baş vurulmuş bir ça­redir. Filhakika, hâdisat artık ya kitle halinde bir millî harekete geçmek, ya­hut da tamamen teslim olmak için kâ­fi derecede olgunlaşmış bulunmakta­dır.

Nahas Paşanın tuttuğu yol, kolay kolay geri donülemiyecek kadar uzamış ve artık hiç bir parti ve cereyanın bu gidi­şi önleyemeyeceği bir vaziyet hadis ol­muş gibi göründüğüne göre, iktidara gelen Ali Mahir Paşanın bu cereyanı ancak kanalize etmeye memur olduğu düşünülebilir.


Niçin döğüşüyorlar...

Yazan: Ahmet Emin Yalman

28 Ocak 1952 tarihli Vaian'daa

Süveyş civarında İngilizlerle Mısırlılar çarpışma halindedir. Bir taraftan şu ka­dar, diğer taraftan şu miktar adamın öldüğü veya yaralandığı hakkın­da her gün haberler geliyor. Gözler dönen Mısırlı müfritler, mücadeleyi Kahirenin göbeğine götürmüşler, İngi­lizlere ve Amerikalılara ait binaları ve eşyaları yakmışlar, canlara kiymışlar-dır. Mısır hükümeti, her tarafta örfî idare ilânına ve orduyu vazifeye sev-ketmeğe mecbur kalmıştır.

Dünyanın her tarafında akisleri ve sar­sıntıları görülen bu dövüşten maksat ne? İngilizler nereye varmak istiyorlar? Mısırlıların emelleri nelerdir? İki mil­letin arasında kopan kanlı ihtilâftan kimler istifade edecektir?

Doğrusu aranırsa, her iki taraf şuurun haricine çıkmış, ipin ucunu elden ka­çırmıştır. Ortalıktaki dövüş, sadece bir kör dövüşüdür. Eğer tedbir alınamaz­sa, her karanlık durumda olduğu gibi bunun da parasını ancak Moskova toplayacaktır. İngilizler de, Mısırlılar da, hiç farkında olmadan habire Mos-koflarm hesabına çahgıyorlar.

İngilizler Süveyşte ve Sudanda kimi temsil ediyorlar? Kendi hayat sahala­rına ve İmparatorluk sistemlerine ait menfaatleri mi, yoksa bütün hür dün­yaya ait tesanüd ve istikrar emellerini mi? Bu noktanın malûm olmaması; mü­cadeleyi çıkmaza sokan ve bir hal ça­resi bulunmasını güçleştiren âmillerin en başında geliyor.

Hedef ne olursa olsun, iş fena tutul­muştur. Bugünkü dünya şartları hiç hesap edilmeden, dâvayı müdafaada nereye kadar gidileceği tasarlanmadan, zemin hazırlamadan her tarafta cinler ayaklandırılmıştır.

Diğer taraf ta Mısırlıların, istiklâlleri he­sabına hassasiyet duymaları çok yerin­dedir. Bütün hayat imkânları Nile bağ­lı olan bir memlekette yaşayan insan­ların, suyun musluğunun kimin elinde olduğunu düşünmelerinden ve bu nok­tada emniyete varmak istemelerinden tabiî bir şey olamaz. Fakat Mısır, veh­me kapılmadan ve sözün ayağa düşme­sine meydan vermeden bütünmeşru emellerini eîde edebilecek mevkidedir. Karanlık ve geri ifrat ve taassup kuv­vetlerinin ortalığa boşanmasına mey­dan bırakılması ve her hükümetin Us vazifesi olan huzur ve asayişi koruma vezifesinin hakkından gelinememesi, Mısır hesabına bir intihardır. Mısırda görülen manzara, Mısır hükümetinin hur dünyaya ait müşterek menfaatleri muhafaza etmeğe ehil olmadığı kanaa­tini yaratıyor.

Bundan başka Mısır Milletinin bir bu-çuk asırlık gayretler neticesinde elde ettiği medenî başarılar ve terakki ham­leleri tehlikeye düşürülmüştür. Mısır, bütün sakinlerine huzur temin eden bir çalışma sahası, Orta Şarkın küçük bir Amerikasî halinden çıkmış, ifrat ve ta­assup cereyanlarına kendini kaptıra­rak meçhule doğru sürüklenmeğe baş­lamıştır. Bu yolun sonunda ne istiklâl vardır, ne de beka ve inkişaf imkânı... Bütün iyi emellerine rağmen Mısır mil­letinin önüne tarihin kaydettiği tehli­kelerden en büyüğü dikilmiştir ki o da Moskovanm peyki ve esiri haline düş­mektir.

Bizim için İngiltere bir müttefiktir, Mısır her kara günümüzde yanıbaşt-mızda gördüğümüz dost bir millettir. Bunların arasındaki kör dövüşüne, kar­şılıklı intihara seyirci mi kalacağız.

Elbette kalmamalıyız. Her